<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 10 Sep 2026 12:50:01 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Saç Dökülmesi, Yorgunluk ve Kırılan Tırnaklar: Olası Nedenler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sac-dokulmesi-yorgunluk-ve-kirilan-tirnaklar-olasi-nedenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sac-dokulmesi-yorgunluk-ve-kirilan-tirnaklar-olasi-nedenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Saç dökülmesi, sürekli yorgunluk ve kırılgan tırnaklar bazen aynı dönemde görülebilir. Demir eksikliği ve tiroit sorunları olası nedenler arasındadır; ancak tek açıklama bunlar değildir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Saç dökülmesi, yorgunluk ve tırnakların kolay kırılması aynı dönemde ortaya çıktığında akla vitamin veya mineral eksiklikleri gelebilir. Özellikle demir eksikliği bu tabloya katkıda bulunabilir; tiroit hastalıkları da yorgunluk ve saçlarda incelmeyle seyredebilir. Ancak bu belirtilerin üçü de tek başına belirli bir hastalığın tanısını koydurmaz.</p>

<p>Saç dökülmesinin genetik yatkınlıktan hormonal değişikliklere, hastalık veya ameliyat sonrası geçici dökülmeden bazı besin öğelerinin yetersizliğine kadar çok sayıda nedeni vardır. Bu nedenle yalnızca belirtilere bakıp demir, B12, biotin veya başka bir takviyeye başlamak yerine nedenin belirlenmesi daha doğru bir yaklaşımdır.</p>

<p>DEMİR EKSİKLİĞİ YORGUNLUĞA NEDEN OLABİLİR</p>

<p>Demir, hemoglobinin yapımı için gereklidir. Demir depolarının azalması ilerlediğinde demir eksikliği anemisi gelişebilir ve kanın dokulara oksijen taşıma kapasitesi etkilenebilir.</p>

<p>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri Besin Takviyeleri Ofisi, demir eksikliği anemisinin yorgunluk, güçsüzlük, enerji azalması ve konsantrasyon sorunlarıyla seyredebildiğini belirtiyor.</p>

<p>Demir eksikliğinde tırnaklarda incelme, kırılganlık veya bazı vakalarda kaşık biçimini alan tırnak değişiklikleri de görülebilir.</p>

<p>Özellikle yoğun adet görenler, gebeler, sık kan bağışlayanlar ve demirin emilimini etkileyen bazı sindirim sistemi hastalıkları bulunan kişiler demir eksikliği açısından daha yüksek risk taşıyabilir.</p>

<p>SAÇ DÖKÜLMESİ DE DEMİR EKSİKLİĞİYLE İLİŞKİLİ OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Olabilir; ancak her saç dökülmesinin nedeni demir eksikliği değildir.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisi, demir, protein veya çinko gibi bazı besin öğelerinin yetersiz alınmasının belirgin saç kaybına katkıda bulunabileceğini bildiriyor. Saç dökülmesinin altında bir hastalık, besin eksikliği, hormonal dengesizlik veya enfeksiyon şüphesi varsa değerlendirmede kan testlerinden yararlanılabiliyor.</p>

<p>Buradaki ayrım önemli: Saç dökülmesi yaşayan herkese demir takviyesi verilmesi gerektiği anlamına gelmez.</p>

<p>Demir eksikliği saptanırsa yalnızca eksikliğin giderilmesi değil, neden geliştiğinin belirlenmesi de gerekir. Kan kaybı, yetersiz alım veya emilim bozuklukları olası nedenler arasındadır.</p>

<p>TİROİT SAÇLARI VE ENERJİYİ ETKİLEYEBİLİR</p>

<p>Tiroid bezinin yeterince hormon üretemediği hipotiroidide yorgunluk sık görülen belirtilerden biridir. Kuru cilt ve kuru ya da incelen saçlar da tabloya eşlik edebilir.</p>

<p>Kilo alma, soğuğa tahammülsüzlük, kabızlık, kas ve eklem ağrıları, adet düzensizlikleri ve kalp hızında yavaşlama gibi başka belirtiler de görülebilir.</p>

<p>Ancak yorgunluk veya saçlarda incelme tek başına tiroit hastalığı olduğu anlamına gelmez. ABD Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü de hipotiroidi tanısının yalnızca belirtilere dayanamayacağını; tanıda tıbbi öykü, muayene ve kan testlerinin kullanıldığını belirtiyor.</p>

<p>B12 EKSİKLİĞİ YORGUNLUK YAPABİLİR</p>

<p>Vitamin B12, sağlıklı kan ve sinir hücreleri için gereklidir. Eksikliği megaloblastik anemiye yol açabilir ve yorgunluk ile güçsüzlük görülebilir.</p>

<p>B12 eksikliğinde ayrıca solukluk, çarpıntı, iştah kaybı ve bazı kişilerde ellerde veya ayaklarda uyuşma-karıncalanma gibi nörolojik belirtiler ortaya çıkabilir.</p>

<p>B12 eksikliği bu nedenle özellikle yorgunluk açısından değerlendirmeye girebilir. Ancak saç dökülmesi ve kırılgan tırnakların birlikte bulunmasını otomatik olarak B12 eksikliğine bağlamak bilimsel açıdan doğru değildir.</p>

<p>FOLAT EKSİKLİĞİNDE DE HALSİZLİK GÖRÜLEBİLİR</p>

<p>Folat eksikliği de megaloblastik anemiye yol açabilir. Halsizlik, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, baş ağrısı, çarpıntı ve nefes darlığı görülebilen belirtiler arasındadır.</p>

<p>Folat eksikliği tek başına sık görülmeyebilir ve yetersiz beslenme veya emilim sorunları gibi durumlarda başka besin öğesi eksiklikleriyle birlikte bulunabilir.</p>

<p>SAÇ DÖKÜLMESİNİN ÇOK SAYIDA BAŞKA NEDENİ VAR</p>

<p>Saç kaybını yalnızca vitamin eksikliklerine indirgemek en sık yapılan hatalardan biridir.</p>

<p>Kalıtsal saç dökülmesi, alopesi areata, bazı tiroit hastalıkları, doğum sonrası hormonal değişiklikler, ciddi hastalık veya ameliyat sonrası gelişen telogen effluvium, hızlı kilo kaybı, bazı ilaçlar ve saçı sürekli geren saç modelleri farklı saç kaybı tiplerine yol açabilir.</p>

<p>Hızlı ve belirgin kilo kaybı veya çok düşük kalorili beslenme de saç dökülmesini tetikleyebilir.</p>

<p>TIRNAKLAR NEDEN KIRILIR?</p>

<p>Kırılgan tırnakların da tek bir nedeni yoktur.</p>

<p>Tırnağın sık ıslanıp kuruması, temizlik kimyasalları, travma, yaşla ortaya çıkan değişiklikler ve bazı cilt hastalıkları tırnak yapısını etkileyebilir. Demir eksikliği gibi sistemik nedenler de değerlendirmede dikkate alınabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca tırnakların kırılmasına bakarak vitamin veya mineral eksikliği tanısı konulamaz.</p>

<p>SAÇ İÇİN BİOTİN KULLANMAK DOĞRU MU?</p>

<p>Saç ve tırnak ürünlerinin önemli bir bölümü biotin içerir. Ancak saç dökülmesi yaşayan herkesin biotin eksikliği olduğu düşünülmemelidir.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisi, biotin, demir veya çinko gibi takviyelerin eksiklik saptandığında kullanılmasını öneriyor. Gereksiz takviye kullanımı fayda sağlamayabileceği gibi bazı besin öğelerinin aşırı alınması zarar verebilir.</p>

<p>Ayrıca yüksek doz biotin bazı laboratuvar testlerinin sonuçlarını etkileyebilir. Kullanılan takviyelerin kan testi öncesinde sağlık profesyoneline bildirilmesi gerekir.</p>

<p>HANGİ TESTLER İSTENEBİLİR?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Saç dökülmesi, yorgunluk ve tırnak değişiklikleri için herkese uygulanacak tek bir kan testi paketi yoktur.</p>

<p>Hekim belirtilerin süresi, saç dökülmesinin tipi, beslenme alışkanlıkları, kullanılan ilaçlar, adet kanamaları, yakın zamanda geçirilen hastalıklar, gebelik veya doğum öyküsü ve kilo değişiklikleri gibi bilgileri değerlendirir.</p>

<p>Kişinin öyküsüne göre tam kan sayımı, demir durumunu değerlendiren testler, tiroit fonksiyon testleri veya B12 ve folat gibi besin öğelerine yönelik incelemeler gündeme gelebilir.</p>

<p>Her testi herkese istemek yerine olası nedene göre inceleme yapılması daha anlamlıdır.</p>

<p>NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI?</p>

<p>Saç dökülmesi aniden başladıysa, belirgin biçimde arttıysa, bölgesel saçsız alanlar oluşuyorsa veya saçlı deride ağrı, kızarıklık, kabuklanma gibi değişiklikler varsa dermatolojik değerlendirme uygun olur.</p>

<p>Yorgunluğun haftalarca sürmesi, günlük yaşamı belirgin şekilde etkilemesi veya nefes darlığı, çarpıntı, baş dönmesi, açıklanamayan kilo değişimi, yoğun adet kanaması ya da başka kalıcı belirtilerle birlikte olması da tıbbi değerlendirmeyi gerektirir.</p>

<p>Göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı, bayılma veya hızla kötüleşen ciddi belirtilerde acil tıbbi yardım alınmalıdır.</p>

<p>TAKVİYEYE DEĞİL NEDENE ODAKLANMAK GEREKİYOR</p>

<p>Saç dökülmesi, yorgunluk ve kırılgan tırnakların aynı dönemde ortaya çıkması demir eksikliği gibi ortak bir nedeni düşündürebilir. Yine de bu belirtilerin her biri farklı nedenlerden kaynaklanabilir ve aynı kişide birden fazla etken bulunabilir.</p>

<p>Özellikle internetten alınan “saç vitamini” veya demir takviyelerini kanıtlanmış eksiklik olmadan kullanmak yerine saç dökülmesinin tipi ve eşlik eden belirtilerin değerlendirilmesi daha güvenlidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Saç dökülmesi, yorgunluk veya tırnak değişiklikleri devam ediyorsa sağlık profesyoneline başvurun. Demir, B12, biotin veya diğer takviyeleri yalnızca belirtilere bakarak yüksek dozda kullanmayın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institutes of Health, Office of Dietary Supplements — Iron Fact Sheet for Health Professionals, 2025</p>

<p>National Institutes of Health, Office of Dietary Supplements — Vitamin B12 Fact Sheet for Health Professionals, 2025</p>

<p>National Institutes of Health, Office of Dietary Supplements — Folate Fact Sheet for Health Professionals</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Hypothyroidism</p>

<p>American Academy of Dermatology Association — Hair Loss: Causes</p>

<p>American Academy of Dermatology Association — Hair Loss: Diagnosis and Treatment </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sac-dokulmesi-yorgunluk-ve-kirilan-tirnaklar-olasi-nedenler</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0188.jpeg" type="image/jpeg" length="88393"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Düşük AST ve ALT, 45 Yaş Altı Kolorektal Kanserle İlişkilendirildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dusuk-ast-ve-alt-45-yas-alti-kolorektal-kanserle-iliskilendirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dusuk-ast-ve-alt-45-yas-alti-kolorektal-kanserle-iliskilendirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rutin kan testlerindeki düşük AST ve ALT düzeyleri, 45 yaş altındaki yetişkinlerde kolorektal kanser tanısıyla ilişkilendirildi. Araştırmacılar bunun tek başına tarama gerekçesi olmadığını vurguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Rutin kan tahlillerinde sık görülen AST ve ALT değerleri, genç yaşta gelişen kolorektal kanserle ilgili beklenmedik bir araştırmanın merkezinde yer aldı. ABD’de 18–44 yaşındaki 11.469 yetişkinin sağlık kayıtlarının incelendiği analizde, AST veya ALT düzeyi 14 U/L’nin altında olan kişilerde erken başlangıçlı kolorektal kanser tanısı alma olasılığı daha yüksek bulundu.</p>

<p>AST değeri 14 U/L’nin altında olanlarda kolorektal kanser tanısı olasılığı, AST değeri 14–29 U/L aralığında olanlara göre yüzde 65 daha yüksekti. ALT için de benzer bir ilişki görüldü: ALT değeri 14 U/L’nin altında olanlarda tanı olasılığı yüzde 68 daha yüksekti.</p>

<p>Ancak araştırmanın verdiği mesaj “AST veya ALT düşükse kanser vardır” değil. Veriler yalnızca istatistiksel bir ilişki gösteriyor. Düşük AST ve ALT’nin kolorektal kansere neden olduğu gösterilmiş değil ve bu değerler mevcut durumda kolorektal kanser tarama testi olarak kullanılmıyor.</p>

<p>11 binden fazla yetişkinin sağlık kayıtları incelendi</p>

<p>Epic Research tarafından 9 Eylül 2026’da yayımlanan analizde, Ocak 2017 ile Mart 2025 arasında ilk kolorektal kanser taramasını yaptıran 18–44 yaşındaki 11.469 ABD’li yetişkin değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmaya alınan kişilerin taramadan önceki üç yıl içinde en az bir AST veya ALT sonucu bulunuyordu. Daha önce kanser tanısı bulunanlar, inflamatuvar bağırsak hastalığı veya Lynch sendromu bulunanlar ile belirlenen dönemde gebe olan kişiler çalışma dışında bırakıldı.</p>

<p>Kolorektal kanser taramasından sonraki bir yıl içerisinde kanser tanısı alan hastalar, kanser tanısı almayan kişilerle yaş, cinsiyet, tarama yılı ve laboratuvar testlerinin zamanlaması açısından karşılaştırıldı.</p>

<p>AST ve ALT nedir?</p>

<p>AST, yani aspartat aminotransferaz, karaciğerin yanı sıra kas ve başka dokularda da bulunan bir enzimdir. ALT, yani alanin aminotransferaz ise karaciğerle daha yakından ilişkili bir enzim olarak değerlendirilir.</p>

<p>Klinik uygulamada hekimler çoğunlukla AST ve ALT yüksekliğine odaklanır. Çünkü yüksek değerler karaciğer hücre hasarı başta olmak üzere çeşitli durumlarda görülebilir.</p>

<p>Bu araştırmada dikkat çeken taraf ise ilişkinin ters yönde bulunması oldu.</p>

<p>AST 14 U/L’nin altındaysa yüzde 65 daha yüksek olasılık</p>

<p>Araştırmacılar AST ve ALT değerlerini üç grupta değerlendirdi: 14 U/L’nin altı, 14–29 U/L ve 30 U/L veya üzeri.</p>

<p>AST düzeyi 14 U/L’nin altında olan yetişkinlerde erken başlangıçlı kolorektal kanser tanısı olasılığı, 14–29 U/L grubuna göre yüzde 65 daha yüksek bulundu.</p>

<p>ALT düzeyi 14 U/L’nin altında olanlarda ise tanı olasılığı yüzde 68 daha yüksekti.</p>

<p>Buradaki yüzdeler mutlak kanser riskini ifade etmiyor. Bir kişinin kanser olma ihtimalinin yüzde 65 veya yüzde 68 olduğu anlamına da gelmiyor. Bunlar araştırmadaki referans grupla karşılaştırılan göreceli tanı olasılıkları.</p>

<p>Yüksek AST ve ALT’de ters yönde ilişki görüldü</p>

<p>Analizde AST’nin 30 U/L veya üzerinde olması, 14–29 U/L aralığına kıyasla yüzde 22 daha düşük kolorektal kanser tanısı olasılığıyla ilişkilendirildi.</p>

<p>ALT’nin 30 U/L veya üzerinde olması ise yüzde 29 daha düşük olasılıkla ilişkiliydi.</p>

<p>Bu bulgunun “AST ve ALT’yi yükseltmek koruyucudur” şeklinde yorumlanması yanlış olur. Çalışma böyle bir neden-sonuç ilişkisini göstermiyor ve karaciğer enzimlerini yükseltmeye çalışmanın herhangi bir koruyucu etkisine ilişkin kanıt sunmuyor.</p>

<p>Üç yıllık değişim de araştırıldı</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca tek bir laboratuvar değerine değil, AST ve ALT’nin önceki üç yıldaki değişimine de baktı.</p>

<p>AST’nin üç yıllık dönemde yükselmesi, sabit kalan değerlere kıyasla yüzde 27 daha düşük kolorektal kanser tanısı olasılığıyla ilişkilendirildi. ALT yükseliğinde bu oran yüzde 26 olarak bulundu.</p>

<p>Buna karşılık AST veya ALT’nin zaman içinde düşmesi ile kolorektal kanser arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.</p>

<p>Bu ayrıntı önemli. Araştırma, “AST veya ALT zamanla düşüyorsa kanser gelişiyor” şeklinde yorumlanabilecek bir bulgu ortaya koymadı.</p>

<p>Diğer metabolik kan testlerinde aynı ilişki görülmedi</p>

<p>Analizde trigliserid, HDL kolesterol ve trigliserid/HDL oranı da incelendi. Araştırmacılar bu parametrelerin düzeyleri veya zaman içindeki değişimleriyle erken başlangıçlı kolorektal kanser arasında anlamlı bir ilişki saptamadı.</p>

<p>Karşılaştırma amacıyla değerlendirilen serum potasyumu da kolorektal kanserle ilişkili bulunmadı.</p>

<p>Düşük AST ve ALT neden kolorektal kanserle ilişkili olabilir?</p>

<p>Bunun cevabı henüz bilinmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AST yalnızca karaciğerde bulunmadığı için düşük değerlerin kas kütlesiyle ilişkili olabileceği biliniyor. Düşük AST ve ALT düzeyleri bazı kişilerde düşük kas kütlesi, beslenme durumu veya genel sağlık durumuyla bağlantılı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar, kolorektal kanserle görülen ilişkinin doğrudan AST veya ALT’den kaynaklanmak zorunda olmadığını belirtiyor. Enzimleri düşük tutan başka bir biyolojik veya metabolik durum aynı zamanda kanser olasılığıyla ilişkili olabilir.</p>

<p>Araştırmada vücut kitle indeksi, kilo değişimi, sigara kullanımı, alkol kullanım bozukluğu, diyabet, hipertansiyon, yağlı karaciğer hastalığı, yetersiz beslenme ile insülin ve statin kullanımı gibi çok sayıda değişken hesaba katıldı.</p>

<p>Buna rağmen gözlemsel araştırmalarda ölçülemeyen veya kayıtlara tam olarak yansımayan faktörlerin etkisini tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil.</p>

<p>AST veya ALT düşükse kolonoskopi yaptırmak gerekir mi?</p>

<p>Tek başına düşük AST veya ALT sonucu nedeniyle kolonoskopi yaptırılması gerektiğine dair bir öneri bulunmuyor.</p>

<p>Araştırma, bu iki enzimin kolorektal kanser taramasında kullanılabilecek bağımsız bir test olduğunu göstermedi. Bulguların önce başka hasta gruplarında ve tercihen ileriye dönük çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>ABD’de American Cancer Society’nin 2026 kılavuzu, ortalama risk taşıyan yetişkinlerde düzenli kolorektal kanser taramasına 45 yaşında başlanmasını öneriyor.</p>

<p>Ailesinde kolorektal kanser veya bazı polip türleri bulunanlar, Lynch sendromu gibi kalıtsal sendromlara sahip kişiler veya inflamatuar bağırsak hastalığı gibi yüksek risk oluşturan durumları bulunanlarda taramaya daha erken başlanması gerekebilir. Bu kişiler için zamanlama bireysel risk durumuna göre belirlenir.</p>

<p>45 yaşından küçükseniz belirtiler yine de önemli</p>

<p>Rutin taramanın belli bir yaşta başlaması, daha genç kişilerde belirtilerin bekletilmesi gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Erken başlangıçlı kolorektal kanser üzerine yapılan sistematik incelemelerde rektal kanama, karın ağrısı ve bağırsak alışkanlığındaki değişiklikler sık bildirilen yakınmalar arasında. Demir eksikliği anemisi de değerlendirilmesi gereken bulgulardan biri.</p>

<p>Dışkıda kan veya makattan kanama, açıklanamayan ve devam eden bağırsak alışkanlığı değişikliği, uzun süren karın ağrısı, nedeni açıklanamayan demir eksikliği anemisi veya istemsiz kilo kaybı varsa yaş nedeniyle belirtileri önemsiz kabul etmemek gerekir.</p>

<p>Araştırmanın önemli sınırlılıkları var</p>

<p>Epic Research analizi hakemli bir bilimsel dergide yayımlanmış çalışma değil. Elektronik sağlık kayıtlarından elde edilen veriler kullanılarak yapılan gözlemsel bir analiz.</p>

<p>Çalışmaya yalnızca kolorektal kanser taraması yaptırmış ve daha önce AST veya ALT testi yapılmış kişiler dahil edildi. Bu nedenle sonuçların genel 18–44 yaş nüfusuna aynı şekilde uygulanıp uygulanamayacağı bilinmiyor.</p>

<p>AST ve ALT değerleri ilaçlar, akut hastalıklar ve farklı fizyolojik koşullardan etkilenebilir. Araştırmacılar çok sayıda olası karıştırıcı faktör için istatistiksel düzeltme yapsa da bunların tamamının kontrol edilmesi mümkün değil.</p>

<p>En kritik nokta ise şu: araştırma bir ilişki saptadı, nedensellik göstermedi. AST veya ALT düşüklüğünün kolorektal kanserin erken belirtisi, nedeni ya da güvenilir bir biyobelirteci olduğu henüz kanıtlanmış değil.</p>

<p>Rutin kan tahlilleri gelecekte risk modellerine girebilir mi?</p>

<p>Çalışmanın bilimsel açıdan ilgi çekici tarafı burada yatıyor. Hastaların yıllar içinde zaten yaptırdığı rutin kan testlerinden elde edilen bilgiler, ileride yaş, aile öyküsü, belirtiler ve başka sağlık verileriyle birlikte risk tahmin modellerinin parçası olabilir.</p>

<p>Ancak bunun klinik uygulamaya geçebilmesi için AST ve ALT bulgusunun bağımsız araştırma gruplarında tekrarlanması, gerçek mutlak riskin belirlenmesi ve böyle bir modelin mevcut tarama yöntemlerinden ne kadar ek fayda sağladığının gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>Şimdilik düşük AST veya ALT sonucu tek başına kolorektal kanser göstergesi olarak kabul edilmiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgilendirmesi amacı taşır. AST veya ALT sonucunu tek başına kanser göstergesi olarak değerlendirmeyin. Süregelen bağırsak yakınmaları, kanama, demir eksikliği anemisi veya kişisel/ailevi risk faktörleri varsa hekime başvurun.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Epic Research — Low AST and ALT Levels Are Associated with Higher Likelihood of Early-Onset Colorectal Cancer in Adults Under 45, 2026</p>

<p>American Cancer Society — Colorectal Cancer Screening Guideline Update, 2026</p>

<p>Wolf AMD ve arkadaşları — Colorectal cancer screening: An update to the American Cancer Society guideline, CA: A Cancer Journal for Clinicians, 2026. DOI: 10.3322/caac.70083</p>

<p>JAMA Network Open — Red Flag Signs and Symptoms for Patients With Early-Onset Colorectal Cancer: A Systematic Review and Meta-Analysis, 2024</p>

<p>National Cancer Institute — Colorectal Cancer Screening and Early-Onset Colorectal Cancer kaynakları</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dusuk-ast-ve-alt-45-yas-alti-kolorektal-kanserle-iliskilendirildi</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0186.jpeg" type="image/jpeg" length="66301"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gece Işığı Kalp Sağlığını Etkileyebilir mi? Araştırma Ne Gösteriyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gece-isigi-kalp-sagligini-etkileyebilir-mi-arastirma-ne-gosteriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gece-isigi-kalp-sagligini-etkileyebilir-mi-arastirma-ne-gosteriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gece uyurken maruz kalınan ışık, kalbin yapısı ve işlevindeki olumsuz değişikliklerle ilişkilendirildi. Bulgular güçlü olsa da çalışma gözlemsel; ışığın doğrudan kalp hastalığına yol açtığını kanıtlamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gece uyurken maruz kalınan ışığın yalnızca uyku kalitesiyle değil, kalbin yapısı ve uzun vadeli kalp-damar sağlığıyla da ilişkili olabileceğine dair kanıtlar güçleniyor. European Heart Journal’da yayımlanan geniş kapsamlı bir çalışma, gece ışık maruziyeti yüksek olan kişilerde bazı olumsuz kalp yapısı ve işlev değişikliklerinin daha sık görüldüğünü bildirdi.</p>

<p>Araştırma ayrıca daha fazla gece ışığına maruz kalan kişilerde kalp yetmezliği, kalp krizi, atriyal fibrilasyon, inme ve kalp-damar kaynaklı ölüm risklerinin daha yüksek olduğunu gösterdi. Ancak bu sonuçlar bir neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor; çalışma gözlemsel olduğu için gece ışığının tek başına kalp hastalığına yol açtığı söylenemez.</p>

<p>Gece ışığı ve kalp arasındaki bağlantı nasıl araştırıldı?</p>

<p>Araştırmacılar UK Biobank verilerini kullandı. Katılımcılar 2013–2015 yılları arasında ışık sensörü bulunan bileklikleri yedi gün boyunca taşıdı.</p>

<p>Gece döneminde 3 lüksün üzerindeki ışık maruziyeti hesaplandı. Üç yıl kadar sonra kalp MR’ı yapılan 11.071 katılımcıda kalbin yapısı ve pompalama özellikleri ayrıntılı olarak değerlendirildi.</p>

<p>Kalp-damar hastalıkları ve ölüm sonuçlarına ilişkin analiz ise 73.286 kişiyi kapsadı. Katılımcılar yaklaşık 8–10 yıl boyunca takip edildi.</p>

<p>Kalp MR’larında hangi değişiklikler görüldü?</p>

<p>Gece ışığına yüksek düzeyde maruz kalan kişilerde, hiç maruz kalmayanlara kıyasla sol karıncık kas kütlesinin boya göre düzeltilmiş ölçümünde yüzde 2,4 artış görüldü.</p>

<p>Ortalama kalp duvarı kalınlığı yüzde 1,5 daha fazlaydı. Kalbin kasılma performansını yansıtan miyokardiyal kontraksiyon fraksiyonu ise yüzde 1,9 daha düşüktü.</p>

<p>Araştırmacılar sağ karıncık ve sol kulakçıkta da bazı yapısal ve işlevsel farklılıklar saptadı. Bu değişiklikler klinik olarak belirgin kalp hastalığı ortaya çıkmadan önce görülebilen “subklinik” değişimler olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Kalp hastalıklarıyla ilişkili risk ne kadar arttı?</p>

<p>Yüksek gece ışığı maruziyeti, hiç maruziyet olmayan grupla karşılaştırıldığında şu sonuçlarla ilişkilendirildi:</p>

<p>Kalp yetmezliği riskinde yüzde 29 artış</p>

<p>Atriyal fibrilasyon riskinde yüzde 15 artış</p>

<p>Kalp krizi riskinde yüzde 24 artış</p>

<p>İnme riskinde yüzde 33 artış</p>

<p>Kalp-damar kaynaklı ölüm riskinde yüzde 26 artış</p>

<p>Bu oranlar göreceli risk artışlarını ifade ediyor. Çalışmada her kişinin başlangıçtaki mutlak riskinin ne olduğu bu yüzdelerle doğrudan anlatılmadığı için “gece ışığı kalp krizi riskini yüzde 24 artırır” şeklinde kişisel bir tahmin yapmak doğru olmaz.</p>

<p>Uyku süresi bağlantının bir bölümünü açıklıyor olabilir</p>

<p>Araştırmacılar gece ışığı ile kalp yapısındaki değişiklikler arasındaki ilişkinin yaklaşık yüzde 24 ila yüzde 49’unun daha kısa uyku süresiyle istatistiksel olarak açıklanabildiğini bildirdi.</p>

<p>Gece ışığının biyolojik saati etkileyebildiği, melatonin salgısını baskılayabildiği ve uyku düzenini bozabildiği daha önceki deneysel çalışmalarla da biliniyor. Yeni çalışma, bu mekanizmaların uzun vadede kalp yapısına yansıyabileceği ihtimalini destekliyor.</p>

<p>Neden 3 lüks sınırı kullanıldı?</p>

<p>Araştırmada gece ışığı için 3 lüksün üzerindeki maruziyet dikkate alındı. Araştırmacılar bu eşiğin, düşük düzeylerdeki gece ışığının bile bazı kişilerde melatonin salgısını etkileyebildiğini gösteren önceki insan çalışmalarına dayandığını belirtti.</p>

<p>Ancak 3 lüks, “bu seviyenin altı tamamen güvenlidir, üstü zararlıdır” anlamına gelen klinik bir sınır değildir. Işığa biyolojik duyarlılık kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>Daha önceki çalışmalar da benzer bir bağlantı bulmuştu</p>

<p>2025 yılında JAMA Network Open’da yayımlanan başka bir UK Biobank araştırmasında yaklaşık 88.905 yetişkin incelenmişti.</p>

<p>En parlak gecelere maruz kalan grupta, en karanlık gecelerde bulunan gruba göre koroner arter hastalığı, kalp krizi, kalp yetmezliği, atriyal fibrilasyon ve inme riskleri daha yüksek bulunmuştu.</p>

<p>2026 yılında ABD’de 7.607 yetişkini inceleyen ayrı bir çalışma da gün içindeki parlak ışık ile gece karanlığı arasındaki fark arttıkça kalp-damar kaynaklı ölüm riskinin daha düşük olduğunu bildirdi.</p>

<p>Gece ışığını azaltmak mantıklı mı?</p>

<p>Mevcut kanıtlar yatak odasını olabildiğince karanlık tutmanın uyku açısından makul bir yaklaşım olduğunu destekliyor.</p>

<p>Uyku sırasında gerekli olmayan ışıkları kapatmak, güçlü gece lambalarından kaçınmak, dışarıdan gelen ışığı perdeyle azaltmak ve telefon ekranını uyku boyunca açık bırakmamak uygulanabilecek basit önlemler arasında.</p>

<p>Gece tuvalete kalkmak gibi güvenlik gerektiren durumlarda ise tamamen karanlık ortam herkes için uygun olmayabilir. Özellikle düşme riski bulunan kişilerde güvenli hareket etmeyi sağlayacak düşük düzeyli aydınlatma daha önemli olabilir.</p>

<p>Çalışmanın önemli sınırlılıkları var</p>

<p>Araştırmanın en önemli sınırlılığı gözlemsel olması. Bu nedenle ışığın doğrudan kalpteki değişikliklere veya kalp hastalığına neden olduğu kanıtlanmış değil.</p>

<p>Işık maruziyeti yalnızca yedi gün boyunca ölçüldü. Araştırmacılar daha küçük bir UK Biobank grubunda ışık alışkanlıklarının yıllar içinde görece kararlı olduğunu belirtse de bir haftalık ölçüm herkesin uzun vadeli alışkanlığını tam olarak yansıtmayabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bileklik sensörleri ışığın dalga boyunu da ölçmedi. Bu nedenle özellikle biyolojik saati etkileyebilen mavi ışığın ayrı etkisi değerlendirilemedi.</p>

<p>UK Biobank katılımcılarının genel nüfusa göre daha sağlıklı ve büyük ölçüde beyaz kökenli olması da sonuçların bütün toplumlara doğrudan genellenmesini sınırlıyor. Vardiyalı çalışanlar ana analizden çıkarıldığı için sonuçlar düzensiz çalışma saatlerine sahip kişiler için de aynı ölçüde geçerli olmayabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgisi amacıyla hazırlanmıştır. Gece ışığı kalp hastalığının tek nedeni değildir ve bu araştırma kişisel risk tahmini yapmaz. Kalp-damar hastalığı riskinizle ilgili değerlendirme için sağlık profesyoneline başvurun.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>European Heart Journal — Dai J, Dai W ve arkadaşları. Nighttime light exposure and cardiac structure and function, 2026. DOI: 10.1093/eurheartj/ehag563</p>

<p>JAMA Network Open — Windred DP, Burns AC, Rutter MK ve arkadaşları. Light Exposure at Night and Cardiovascular Disease Incidence, 2025. DOI: 10.1001/jamanetworkopen.2025.39031</p>

<p>European Journal of Preventive Cardiology — Dai J, Dai W ve arkadaşları. Objectively Measured Individual-Level Daytime Versus Nighttime Light Exposure and Cardiovascular Disease Mortality in U.S. Adults, 2026. DOI: 10.1093/eurjpc/zwag303</p>

<p>UK Biobank — Light Exposure at Night and Cardiovascular Disease Incidence </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gece-isigi-kalp-sagligini-etkileyebilir-mi-arastirma-ne-gosteriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 11:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0185.jpeg" type="image/jpeg" length="79760"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eylül Üzümleriyle 10 Dakikada Hazırlayın: Cevizli Yoğurt Bark Tarifi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/eylul-uzumleriyle-10-dakikada-hazirlayin-cevizli-yogurt-bark-tarifi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/eylul-uzumleriyle-10-dakikada-hazirlayin-cevizli-yogurt-bark-tarifi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üzümlü yoğurt bark tarifi; süzme yoğurt, taze üzüm ve cevizle hazırlanan, dondurucuda kolayca kıvam alan serin ve pratik bir atıştırmalık.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Üzümlü Yoğurt Bark Tarifi: Cevizli ve Pratik Atıştırmalık</p>

<p>Yoğurt bark, yoğurdun ince bir tabaka halinde dondurulup parçalara ayrılmasıyla hazırlanan pratik bir atıştırmalık. Bu tarifte süzme yoğurt; taze üzüm, ceviz ve tarçınla buluşuyor. Özellikle üzümün bol olduğu yaz sonu ve sonbahar başında mevsim meyvesini farklı şekilde değerlendirmek isteyenler için kolay bir seçenek sunuyor.</p>

<p>Aktif hazırlama süresi yaklaşık 10 dakika. Asıl bekleme süresi dondurucuda geçiyor. Akşamdan hazırlanıp ertesi gün tüketilebilmesi de tarifi önceden hazırlanan atıştırmalıklar arasına taşıyor.</p>

<p>Olgun üzüm doğal tatlılık sağladığı için tarife şeker eklemek zorunlu değil. Ancak üzüm ve yoğurdun doğal olarak şeker içerdiğini unutmamak gerekiyor. Bu nedenle tarif için “ilave şekersiz” ifadesi, “şekersiz” ifadesinden daha doğru bir tanımlama.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Sade süzme yoğurt tarifin temelini oluşturuyor ve protein ile kalsiyum gibi besin öğelerine katkı sağlıyor. Yoğurdun protein miktarı ürüne göre önemli ölçüde değişebildiğinden satın alırken besin etiketinin kontrol edilmesi yararlı olabilir.</p>

<p>Üzüm tarife doğal tatlılık kazandırırken meyve tüketimine katkı sağlıyor. Ceviz ise doymamış yağ asitleri içeren kuruyemişlerden biri ve yoğurt barkın daha kıtır bir doku kazanmasını sağlıyor.</p>

<p>Bu malzemelerin hiçbiri tek başına belirli bir sağlık sonucu sağlamaz. Tarif; porsiyon miktarı kişinin gereksinimine göre ayarlandığında çeşitli ve dengeli bir beslenme düzeninin parçası olabilir.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 10 dakika<br />
Dondurma süresi: 3-4 saat<br />
Toplam süre: Yaklaşık 3 saat 10 dakika<br />
Kaç kişilik: 4 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 3-4 küçük bark parçası<br />
Zorluk: Çok kolay<br />
Öğün: Ara öğün / atıştırmalık<br />
Kategori: Sağlıklı Atıştırmalıklar</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 170 kcal<br />
Protein: 10 g<br />
Karbonhidrat: 15 g<br />
Yağ: 8 g<br />
Lif: 1-2 g</p>

<p>Bu değerler yaklaşık değerlerdir. Kullanılan yoğurdun yağ ve protein oranı, üzüm çeşidi, ceviz miktarı ve porsiyon büyüklüğü sonuçları değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>400 gram sade süzme yoğurt<br />
160 gram çekirdeksiz taze üzüm<br />
40 gram ceviz içi<br />
Yarım çay kaşığı tarçın<br />
Yarım çay kaşığı doğal vanilya özütü, isteğe bağlı</p>

<p>Üzümlü yoğurt bark nasıl yapılır?</p>

<p>1. Üzümleri bol suyla yıkayın ve tamamen kurulayın. Üzerlerinde fazla su kalması dondurulduğunda buz kristallerinin artmasına neden olabilir.</p>

<p>2. Üzümleri uzunlamasına ikiye kesin. Küçük çocuklara servis edilecekse üzümü bütün halde kullanmayın; yaşa uygun şekilde daha küçük parçalara ayırın.</p>

<p>3. Süzme yoğurdu bir kaseye alın. Tarçın ve kullanacaksanız vanilyayı ekleyip karıştırın.</p>

<p>4. Yaklaşık 20 x 25 santimetrelik düz bir tepsi veya kabın üzerine pişirme kağıdı serin.</p>

<p>5. Yoğurdu kağıdın üzerine aktarın ve spatulayla yaklaşık 7-8 milimetre kalınlığında eşit bir tabaka halinde yayın. Çok ince yaymak barkın kolay kırılmasına, çok kalın bırakmak ise donma süresinin uzamasına neden olabilir.</p>

<p>6. İkiye kesilmiş üzümleri yoğurdun üzerine dağıtın ve hafifçe bastırın.</p>

<p>7. Cevizleri bıçakla iri parçalar halinde doğrayarak yüzeye serpiştirin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>8. Tepsiyi düz biçimde dondurucuya yerleştirin.</p>

<p>9. En az 3-4 saat veya yoğurt tamamen sertleşene kadar dondurun. Dondurucunun sıcaklığına ve yoğurdun kalınlığına göre süre değişebilir.</p>

<p>10. Tamamen donan yoğurdu pişirme kağıdından ayırın ve elinizle düzensiz, lokmalık parçalara kırın.</p>

<p>11. Bekletmeden servis edin veya tekrar dondurucuya kaldırın.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Sulu yoğurt yerine koyu kıvamlı süzme yoğurt kullanmak barkın daha yoğun ve kremsi bir yapıya sahip olmasını sağlar. Normal yoğurt kullanılacaksa fazla suyunun önceden süzülmesi daha iyi sonuç verir.</p>

<p>Üzümleri yıkadıktan sonra mutlaka kurulayın. Meyvenin yüzeyindeki su dondurucuda büyük buz kristallerine dönüşerek dokuyu olumsuz etkileyebilir.</p>

<p>Yoğurdu tepsiye mümkün olduğunca eşit kalınlıkta yayın. Böylece barkın bir bölümü taş gibi sertleşirken başka bir bölümünün yumuşak kalması önlenir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarif olgun üzüm kullanıldığında bal, şeker veya şurup eklenmeden hazırlanabilir. Böylece meyvenin doğal tatlılığından yararlanılır.</p>

<p>Hazır aromalı yoğurtlar yerine sade yoğurt kullanılması ilave şeker miktarını kontrol etmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Ceviz besleyici ancak enerji yoğun bir besindir. Bu nedenle miktarını göz kararı artırmak yerine ölçerek kullanmak porsiyon kontrolüne yardımcı olabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Üzümlü yoğurt bark, yumurta içermeyen ve yumurta tüketmeyen kişiler için uygun bir atıştırmalıktır. Yumurta ve et tüketmeyen ancak süt ürünlerini tüketen vejetaryen beslenme biçimine de uygundur.</p>

<p>Tarifin temel malzemelerinde gluten bulunmaz. Ancak çölyak hastalığı bulunan kişilerin yoğurt, baharat ve kullanılan diğer paketli ürünlerde çapraz bulaşma riskini ve ürün etiketlerini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Süt proteini alerjisi bulunan kişiler standart tarifi tüketmemelidir. Vegan versiyon hazırlanacaksa koyu kıvamlı, ilave şekersiz bitkisel yoğurt kullanılabilir; ancak bunun besin değerleri standart tariften farklı olacaktır.</p>

<p>Üzümlü yoğurt bark kaç kaloridir?</p>

<p>Tarif dört eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 170 kalori sağlayabilir. Kullanılan yoğurdun yağ oranı, üzüm miktarı ve özellikle ceviz porsiyonu toplam enerji değerini değiştirir.</p>

<p>Yoğurt bark kaç saatte donar?</p>

<p>Yaklaşık 7-8 milimetre kalınlığında hazırlanan yoğurt barkın çoğu ev tipi dondurucuda tamamen sertleşmesi için yaklaşık 3-4 saat gerekir. Tepsinin kalınlığı ve dondurucu sıcaklığı süreyi değiştirebilir.</p>

<p>Yoğurt bark normal yoğurtla yapılır mı?</p>

<p>Yapılabilir. Ancak normal yoğurdun su oranı süzme yoğurttan daha yüksek olduğu için donduğunda daha buzlu bir doku oluşabilir. Normal yoğurdu önceden süzmek sonucu iyileştirebilir.</p>

<p>Yoğurt barka hangi meyveler eklenebilir?</p>

<p>Çilek, yaban mersini, böğürtlen, şeftali ve küçük doğranmış incir gibi meyveler kullanılabilir. Meyve seçerken çok fazla su bırakmayan ve dondurulduğunda yenmesi kolay seçeneklere öncelik vermek iyi sonuç verir.</p>

<p>Yoğurt bark neden buzlanır?</p>

<p>Yoğurdun su oranının yüksek olması, meyvelerin ıslak eklenmesi veya barkın dondurucuda açık şekilde uzun süre saklanması buz kristallerinin artmasına neden olabilir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Yoğurt bark oda sıcaklığında hızla yumuşamaya başlar. Bu nedenle yalnızca tüketilecek miktarı dondurucudan çıkarmak en iyi sonucu verir.</p>

<p>Tamamen donduktan sonra parçaları pişirme kağıdından ayırıp dondurucuya uygun, hava geçirmeyen bir saklama kabına aktarabilirsiniz. Parçaların birbirine yapışmasını azaltmak için katların arasına pişirme kağıdı yerleştirilebilir.</p>

<p>Servisten hemen önce çıkarıldığında daha kıtır bir dokuya sahip olur. Birkaç dakika bekletildiğinde ise daha yumuşak ve kremsi hale gelir.</p>

<p>Üzümlü cevizli yoğurt bark, mevsim meyvesini klasik yoğurt kasesinden farklı biçimde değerlendirmek isteyenler için kolay bir tarif. Aktif hazırlama süresinin kısa olması ve önceden hazırlanabilmesi günlük atıştırmalık planlamasını kolaylaştırıyor.</p>

<p>Üzüm mevsimi sona erdiğinde temel yoğurt karışımı korunarak farklı mevsim meyveleriyle yeni versiyonlar hazırlanabilir. Böylece tarif yıl boyunca farklı malzemelerle kullanılabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/eylul-uzumleriyle-10-dakikada-hazirlayin-cevizli-yogurt-bark-tarifi</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 11:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0184.jpeg" type="image/jpeg" length="81571"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sürekli Yorgunluk Neden Olur? Uykudan Kansızlığa Olası Nedenler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/surekli-yorgunluk-neden-olur-uykudan-kansizliga-olasi-nedenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/surekli-yorgunluk-neden-olur-uykudan-kansizliga-olasi-nedenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sürekli yorgunluk yalnızca az uyumaktan kaynaklanmayabilir. Kansızlık, tiroit sorunları, uyku bozuklukları, diyabet, bazı ilaçlar ve ruhsal etkenler de halsizliğe yol açabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>SÜREKLİ YORGUNLUK NEDEN OLUR?</p>

<p>Yoğun bir günün ardından yorulmak olağandır. Ancak yeterince uyunmasına rağmen haftalar boyunca devam eden, günlük işleri zorlaştıran veya başka belirtilerle birlikte görülen yorgunluk farklı nedenlerin araştırılmasını gerektirebilir.</p>

<p>Yorgunluk tek başına bir hastalık değildir; çok sayıda durumun ortak belirtisidir. Uykusuzluk ve yoğun stres gibi günlük yaşamla ilişkili nedenlerin yanı sıra demir eksikliği ve anemi, tiroit hastalıkları, uyku apnesi, diyabet, enfeksiyonlar, kronik hastalıklar ve bazı ilaçlar da sürekli halsizliğe yol açabilir.</p>

<p>YORGUNLUK İLE UYKULULUK AYNI ŞEY Mİ?</p>

<p>Yorgunluk ve uykululuk sık karıştırılır.</p>

<p>Uykululuk, kişinin gün içinde uyuma ihtiyacı hissetmesi veya istemeden uyuklamaya eğilimli olmasıdır. Yorgunluk ise daha çok enerji, dayanıklılık ve motivasyon azalması şeklinde tarif edilir.</p>

<p>Bir kişi sekiz saat uyuduğunu söylediği halde sabah dinlenmemiş kalkabilir. Burada yalnızca uyku süresine değil, uykunun kalitesine de bakmak gerekir.</p>

<p>UYKU KALİTESİ BOZUKSA SABAH YORGUN UYANILABİLİR</p>

<p>Yetişkinlerin çoğu için gecelik yaklaşık 7–9 saat uyku genel bir referans aralığıdır. Ancak yeterli süre yatakta kalmak kaliteli uyku anlamına gelmez.</p>

<p>Uykunun sık bölünmesi, insomnia veya uyku sırasında solunumun tekrarlayan biçimde bozulduğu uyku apnesi kişinin sabah dinlenmemiş uyanmasına ve gündüz yorgun hissetmesine yol açabilir.</p>

<p>Özellikle yüksek sesle horlama, uykuda nefesin durduğunun fark edilmesi, boğulur gibi uyanma ve belirgin gündüz uykululuğu varsa uyku apnesi açısından değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>DEMİR EKSİKLİĞİ VE ANEMİ YORGUNLUK YAPABİLİR</p>

<p>Sürekli halsizlik araştırılırken sık karşılaşılan nedenlerden biri anemidir. Anemide kanın dokulara yeterli oksijeni taşıma kapasitesi azalabilir.</p>

<p>Demir eksikliği anemisinde yorgunluğa güçsüzlük, baş dönmesi, baş ağrısı, solukluk, çarpıntı veya eforla nefes darlığı eşlik edebilir.</p>

<p>Yoğun adet kanamaları, gebelik, yetersiz demir alımı veya sindirim sisteminden kan kaybı gibi farklı nedenler demir eksikliğine yol açabilir. Bu yüzden yalnızca belirtilere bakarak demir takviyesi başlamak doğru değildir; eksikliğin ve altta yatan nedenin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>B12 VE FOLAT DA KAN YAPIMINDA GÖREVLİ</p>

<p>Vitamin B12 ve folat, sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin oluşturulmasında görev alan besin öğeleridir. Eksiklikleri bazı anemi türlerine ve buna bağlı halsizliğe neden olabilir.</p>

<p>B12 eksikliğinde bazı kişilerde uyuşma, karıncalanma veya nörolojik yakınmalar da görülebilir.</p>

<p>Ancak yorgunluk yaşayan herkeste vitamin eksikliği bulunduğu söylenemez. Gereksiz ve yüksek doz takviye yerine değerlendirmeyi klinik bulgular ve gerektiğinde laboratuvar sonuçları yönlendirmelidir.</p>

<p>TİROİT YAVAŞ ÇALIŞIYOR OLABİLİR</p>

<p>Tiroid bezinin yeterince hormon üretemediği hipotiroidi de sürekli yorgunluğun olası nedenleri arasındadır.</p>

<p>Yorgunluğun yanı sıra soğuğa karşı hassasiyet, kilo alma, kabızlık, kuru cilt, saçlarda incelme, kas ve eklem yakınmaları veya kalp hızında yavaşlama görülebilir.</p>

<p>Bu belirtilerin herhangi biri tek başına hipotiroidi tanısı koydurmaz. Benzer şikâyetler pek çok farklı durumda ortaya çıkabileceğinden tanı için tıbbi değerlendirme ve uygun laboratuvar testleri gerekir.</p>

<p>ÇOK SUSAMA VE SIK İDRARA ÇIKMA VARSA</p>

<p>Diyabet de yorgunluğa neden olabilecek hastalıklar arasındadır.</p>

<p>Yorgunluğa normalden fazla susama, sık idrara çıkma, bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı veya tekrarlayan enfeksiyonlar eşlik ediyorsa kan şekeri açısından değerlendirme düşünülebilir.</p>

<p>Tip 2 diyabetin her zaman belirgin belirtiler vermediği de unutulmamalıdır. Risk faktörlerine göre tarama kararı sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>STRES, DEPRESYON VE ANKSİYETE DE ETKİLEYEBİLİR</p>

<p>Yorgunluğun nedeni yalnızca fiziksel hastalıklar değildir. Uzun süren stres, depresyon, anksiyete, yas ve yaşam koşullarındaki zorluklar kişinin enerjisini ve uyku kalitesini etkileyebilir.</p>

<p>Bu tür durumlarda yorgunluk; uyku değişiklikleri, isteksizlik, konsantrasyon güçlüğü veya günlük faaliyetlerden alınan keyfin azalması gibi başka yakınmalarla birlikte bulunabilir.</p>

<p>Ruhsal nedenlerin değerlendirilmesi, fiziksel nedenlerin önemsenmemesi anlamına gelmez. Bazı kişilerde birden fazla etken aynı anda bulunabilir.</p>

<p>BAZI İLAÇLAR YORGUNLUK YAPABİLİR</p>

<p>Bazı antihistaminikler, uyku ilaçları, bazı antidepresanlar, ağrı kesiciler ve farklı ilaç grupları kişide uykululuk veya halsizlik oluşturabilir.</p>

<p>Yorgunluğun bir ilaca başladıktan veya doz değişikliğinden sonra belirginleşmesi halinde bunu hekime veya eczacıya bildirmek uygun olur.</p>

<p>Reçeteli bir ilacı yalnızca yorgunluk yaptığı düşüncesiyle kendi kendine bırakmak veya dozunu değiştirmek güvenli değildir.</p>

<p>YORGUNLUĞUN DAHA AZ SIK GÖRÜLEN NEDENLERİ DE VAR</p>

<p>Uzun süren enfeksiyonlar, böbrek ve karaciğer hastalıkları, kalp yetmezliği, bazı otoimmün hastalıklar, kronik ağrı durumları ve başka birçok sağlık sorunu yorgunlukla seyredebilir.</p>

<p>Bu durumların büyük bölümü yalnızca yorgunluk belirtisine bakılarak düşünülemez. Eşlik eden belirtiler, tıbbi öykü ve muayene hangi incelemelerin gerekli olduğunu belirler.</p>

<p>HER YORGUNLUKTA ÇOK SAYIDA KAN TESTİ GEREKİR Mİ?</p>

<p>Hayır. Yorgunluk için herkese uygulanabilecek tek bir standart test paketi yoktur.</p>

<p>Hekim genellikle yorgunluğun ne zaman başladığını, uyku düzenini, beslenmeyi, kullanılan ilaçları, adet ve kanama öyküsünü, kilo değişikliklerini ve eşlik eden diğer belirtileri değerlendirir.</p>

<p>Gerekli görülürse anemi, kan şekeri, tiroit fonksiyonları, böbrek ve karaciğer fonksiyonları veya başka olası nedenlere yönelik kan ve idrar testleri istenebilir. Test seçiminin kişinin öyküsüne göre yapılması gereksiz incelemelerin önüne geçebilir.</p>

<p>YORGUNLUĞU AZALTMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR?</p>

<p>Belirgin bir tıbbi neden bulunmayan veya yaşam biçimiyle ilişkili yorgunlukta bazı temel alışkanlıklar yardımcı olabilir:</p>

<p>Düzenli uyku ve uyanma saatleri oluşturmak</p>

<p>Yeterli ve dengeli beslenmek</p>

<p>Gün içinde yeterli sıvı almak</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenli fiziksel aktivite yapmak</p>

<p>Aşırı alkol tüketiminden kaçınmak</p>

<p>Özellikle geç saatlerde fazla kafein tüketmemek</p>

<p>Uzun süren stres kaynaklarını mümkün olduğunca yönetmek</p>

<p>Ancak bunlar nedeni bilinmeyen ve devam eden yorgunluğun tıbbi değerlendirmesinin yerine geçmez.</p>

<p>NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI?</p>

<p>Yorgunluk birkaç haftadır sürüyorsa, yeterli dinlenmeye rağmen düzelmiyorsa veya günlük yaşamı belirgin biçimde etkiliyorsa sağlık profesyoneline başvurmak uygun olur.</p>

<p>Açıklanamayan kilo kaybı, belirgin nefes darlığı, sürekli çarpıntı, tekrarlayan ateş, alışılmadık kanama veya başka yeni ve kalıcı belirtilerin eşlik etmesi de değerlendirmeyi gerektirir.</p>

<p>Göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı, bayılma, ani bilinç değişikliği veya hızla kötüleşen ciddi belirtilerde rutin randevu beklemek yerine acil tıbbi yardım alınmalıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgisi sunar; kişisel tanı veya tedavi yerine geçmez. Uzun süren veya günlük yaşamınızı etkileyen yorgunlukta sağlık profesyoneline başvurun. İlaç veya takviyeleri kendi kendinize başlatmayın, bırakmayın ya da dozunu değiştirmeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>U.S. National Library of Medicine, MedlinePlus — Fatigue, tıbbi içerik güncellemesi 2025</p>

<p>U.S. National Library of Medicine, MedlinePlus — Anemia</p>

<p>U.S. National Library of Medicine, MedlinePlus — Hypothyroidism</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Symptoms &amp; Causes of Diabetes</p>

<p>U.S. National Library of Medicine, MedlinePlus — Sleep Disorders</p>

<p>NHS — Tiredness and Fatigue </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/surekli-yorgunluk-neden-olur-uykudan-kansizliga-olasi-nedenler</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0178.jpeg" type="image/jpeg" length="79221"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ailede Bir Kişide Kanser Olması Yüksek Risk Anlamına Gelir mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ailede-bir-kiside-kanser-olmasi-yuksek-risk-anlamina-gelir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ailede-bir-kiside-kanser-olmasi-yuksek-risk-anlamina-gelir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ailede kanser görülmesi kişisel riski artırabilir ancak her aile öyküsü kalıtsal kanser anlamına gelmez. Kanserin türü, akrabalık derecesi, tanı yaşı ve ailede kaç kişide görüldüğü önemlidir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ailede kanser olması büyük risk mi?</p>

<p>Ailede bir kişide kanser görülmesi, sizin de kanser olacağınız anlamına gelmez. Aile öyküsü bazı kanserlerde kişisel riski artırabilir; ancak riskin büyüklüğü kanserin türüne, hangi akrabada görüldüğüne, tanı yaşına ve ailede benzer kanserlerin ne sıklıkta tekrarlandığına göre değişir.</p>

<p>Kanserlerin büyük çoğunluğu doğrudan anne veya babadan geçen tek bir zararlı gen değişikliğinden kaynaklanmaz. National Cancer Institute'a göre tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 5–10'unun kalıtsal zararlı gen değişiklikleriyle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle “ailemde kanser var, benim de olma ihtimalim çok yüksek” şeklinde genel bir çıkarım yapmak doğru değildir.</p>

<p>Ailede kanser neden yine de önemli?</p>

<p>Aile sağlık geçmişi, kişinin ortalama toplum riskinden farklı bir grupta olup olmadığını anlamaya yardımcı olabilir. Çünkü aile bireyleri yalnızca genleri değil; sigara kullanımı, beslenme alışkanlıkları, çevresel maruziyetler ve benzeri bazı ortak risk faktörlerini de paylaşabilir.</p>

<p>Bazı ailelerde ise BRCA1, BRCA2, APC veya DNA onarımında görev alan Lynch sendromuyla ilişkili genlerdeki kalıtsal değişiklikler gibi belirli genetik özellikler kanser yatkınlığını artırabilir.</p>

<p>Bu iki durum birbirinden farklıdır. Bir ailede birkaç kanser vakasının bulunması mutlaka kalıtsal kanser sendromu olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>En önemli soru: Kanser kimde ve kaç yaşında görüldü?</p>

<p>Aile öyküsü değerlendirilirken yalnızca “ailemde kanser var” bilgisi yeterli değildir. Hangi kanserin kimde görüldüğü ve kişinin kaç yaşında tanı aldığı çok daha değerlidir.</p>

<p>Örneğin anne, baba, kardeş veya çocuk gibi birinci derece akrabalardaki kanser öyküsü genellikle daha yakından değerlendirilir. Teyze, hala, amca, dayı ve büyükanne-büyükbaba gibi diğer akrabaların öyküsü de ailedeki genel örüntünün anlaşılmasına katkı sağlar.</p>

<p>Özellikle beklenenden daha genç yaşta ortaya çıkan kanserler kalıtsal yatkınlık açısından daha fazla dikkat çekebilir.</p>

<p>Kalıtsal kanseri düşündürebilen aile örüntüleri</p>

<p>American Cancer Society ve National Cancer Institute, ailede belirli örüntülerin kalıtsal kanser yatkınlığını düşündürebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Bunlar arasında şunlar bulunabilir:</p>

<p>Aynı veya birbiriyle ilişkili kanserlerin birkaç yakın akrabada görülmesi</p>

<p>Kanserin alışılmıştan daha genç yaşlarda ortaya çıkması</p>

<p>Aynı kişide birden fazla ayrı primer kanser gelişmesi</p>

<p>Nadir görülen bazı kanserlerin aile içinde ortaya çıkması</p>

<p>Kanser vakalarının birkaç nesilde görülmesi</p>

<p>Erkekte meme kanseri gibi olağan dışı bir kanser örüntüsünün bulunması</p>

<p>Ailede daha önce hastalıkla ilişkili kalıtsal bir gen değişikliğinin saptanmış olması</p>

<p>Bu özelliklerden birinin bulunması tek başına kalıtsal sendrom tanısı koydurmaz. Birkaç özelliğin bir araya gelmesi genetik değerlendirme ihtiyacını daha anlamlı hale getirebilir.</p>

<p>Birinci derece akrabada kanser varsa risk kesin olarak iki kat mı?</p>

<p>Hayır. “Birinci derece akrabada kanser varsa risk iki katına çıkar” şeklinde bütün kanserler için geçerli tek bir kural yoktur.</p>

<p>Aile öyküsünün etkisi kanser türüne göre değişir. Meme, yumurtalık, prostat, pankreas ve kolorektal kanser gibi bazı kanserlerde aile geçmişi risk değerlendirmesinde özellikle önem taşırken, her kanser için aynı risk oranı kullanılamaz.</p>

<p>Ayrıca bir akrabanın ileri yaşta sık görülen bir kansere yakalanması ile aynı kanserin birkaç aile üyesinde genç yaşlarda ortaya çıkması aynı risk profili değildir.</p>

<p>Anne tarafı mı baba tarafı mı daha önemli?</p>

<p>Her ikisi de önemlidir.</p>

<p>Kalıtsal kanser yatkınlığına yol açabilen gen değişiklikleri yalnızca anne tarafından geçmez. Baba tarafından gelen aile öyküsü de risk değerlendirmesine dahil edilmelidir.</p>

<p>Bu nedenle aile geçmişi alınırken hem anne hem baba tarafındaki kanserlerin türünün ve tanı yaşlarının kaydedilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Genetik test herkese gerekli mi?</p>

<p>Hayır. Ailesinde kanser bulunan herkesin doğrudan genetik test yaptırması önerilmez.</p>

<p>Genetik testten önce aile öyküsünün değerlendirilmesi ve gerektiğinde genetik danışmanlık alınması daha doğru bir yaklaşımdır. Çünkü hangi genlerin araştırılacağı, testin gerçekten gerekli olup olmadığı ve çıkan sonucun nasıl yorumlanacağı kişinin aile öyküsüne göre değişebilir.</p>

<p>Ailede kalıtsal kanserden şüpheleniliyorsa ve mümkünse genetik incelemeye önce kanser tanısı almış aile bireyinden başlanması daha bilgilendirici olabilir. Hasta akrabada belirli bir patojenik gen değişikliği saptanırsa diğer aile üyeleri daha hedefli biçimde değerlendirilebilir.</p>

<p>Evde yapılan genetik testler yeterli mi?</p>

<p>Tüketiciye doğrudan satılan sınırlı genetik testler, kalıtsal kanser riskinin tamamını değerlendiremeyebilir. Negatif bir sonuç da kişinin tüm kalıtsal kanser yatkınlıklarının dışlandığı anlamına gelmez.</p>

<p>Güçlü bir aile öyküsü söz konusuysa test seçiminin ve sonucunun klinik genetik veya bu konuda eğitimli bir sağlık profesyoneliyle değerlendirilmesi daha güvenlidir.</p>

<p>Ailede kanser varsa ne yapmak gerekir?</p>

<p>İlk adım, mümkün olduğunca doğru bir aile sağlık öyküsü oluşturmaktır.</p>

<p>Anne ve baba tarafında;</p>

<p>Kimde kanser olduğu</p>

<p>Kanserin hangi organda başladığı</p>

<p>Tanının kaç yaşında konduğu</p>

<p>Bir kişide birden fazla primer kanser bulunup bulunmadığı</p>

<p>Varsa genetik test sonucunun ne olduğu</p>

<p>gibi bilgiler kaydedilebilir.</p>

<p>Bu bilgiler hekimin kişinin standart kanser tarama programına mı devam edeceğine, bazı taramaların daha erken veya farklı sıklıkta yapılmasının gerekip gerekmediğine ya da genetik danışmanlığın uygun olup olmadığına karar vermesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Ailede tek bir kanser vakası ne kadar kaygı verici?</p>

<p>Tek bir aile bireyinde, özellikle toplumda sık görülen bir kanserin ileri yaşta ortaya çıkması tek başına kalıtsal kanser sendromunu göstermez.</p>

<p>Buna karşılık aynı veya ilişkili kanserlerin birden fazla akrabada ortaya çıkması, genç yaşta tanı, bir kişide birden fazla primer kanser veya bilinen kalıtsal bir gen değişikliği daha ayrıntılı değerlendirmeyi gerektirebilir.</p>

<p>Aile öyküsü tarama planını değiştirebilir mi?</p>

<p>Evet. Bazı kanserlerde güçlü aile öyküsü kişinin ne zaman ve hangi yöntemle taranacağına ilişkin önerileri değiştirebilir.</p>

<p>Ancak taramaya kaç yaşında başlanacağı konusunda bütün kanserlere uygulanabilecek tek bir “ailede kanser varsa şu kadar yıl erken başlayın” kuralı bulunmaz. Uygun program; kanser türü, aile öyküsü, yaş, cinsiyet, kişisel sağlık geçmişi ve varsa genetik test sonuçlarına göre belirlenir.</p>

<p>Kanser aileden geçer mi?</p>

<p>Doğrudan kanserin kendisi anne veya babadan çocuğa geçmez. Kalıtsal olabilen şey, belirli kanserlere yakalanma olasılığını artıran bazı gen değişiklikleridir.</p>

<p>Böyle bir gen değişikliğini taşımak da kişinin mutlaka kansere yakalanacağı anlamına gelmez. Genetik değişikliğin hangi gende olduğu ve o genin kanser geliştirme olasılığını ne ölçüde artırdığı önemlidir.</p>

<p>Bu nedenle ailede kanser öyküsünü ne küçümsemek ne de otomatik olarak “yüksek kanser riski” şeklinde yorumlamak gerekir. Ailenin tamamındaki kanser örüntüsü, tek bir vakadan daha fazla bilgi verir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgisi vermek amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel kanser risk değerlendirmesinin yerine geçmez. Ailenizde genç yaşta veya birden fazla kişide kanser öyküsü varsa hekiminizle veya genetik danışmanlık konusunda yetkin bir sağlık profesyoneliyle görüşün.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Cancer Institute — The Genetics of Cancer</p>

<p>National Cancer Institute — Genetic Testing for Inherited Cancer Risk</p>

<p>American Cancer Society — Family Cancer Syndromes</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention — Family Health History and Cancer</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention — Genetic Counseling</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention — Hereditary Breast and Ovarian Cancer</p>

<p>U.S. Preventive Services Task Force — BRCA-Related Cancer: Risk Assessment, Genetic Counseling, and Genetic Testing</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ailede-bir-kiside-kanser-olmasi-yuksek-risk-anlamina-gelir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 09:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0175.jpeg" type="image/jpeg" length="85655"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DSÖ Açıkladı: Sigara İçen Kadınlarda Kısırlık Riski Yüzde 40 Daha Yüksek]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dso-acikladi-sigara-icen-kadinlarda-kisirlik-riski-yuzde-40-daha-yuksek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dso-acikladi-sigara-icen-kadinlarda-kisirlik-riski-yuzde-40-daha-yuksek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[WHO’nun güncel kanıt özeti, sigaranın kadınlarda infertilite riskini artırabildiğini; erkeklerde sperm kalitesi ve cinsel işlev üzerinde olumsuz etkilerle ilişkili olduğunu gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 8 Eylül 2026’da yayımladığı “Tobacco and infertility” başlıklı kanıt özeti, sigara ve diğer tütün ürünlerinin üreme sağlığı üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıdı. En dikkat çekici bulgulardan biri, halen tütün kullanan kadınlarda infertilite riskinin sigara içmeyen kadınlara göre yaklaşık yüzde 40 daha yüksek bulunması oldu.</p>

<p>Bu sayı, sigara içen her kadının infertil olacağı anlamına gelmiyor. Bulgular, topluluk düzeyinde sigara kullanımı ile hamile kalmakta güçlük arasında daha yüksek risk bulunduğunu gösteriyor. İnfertilitenin yaş, yumurtlama bozuklukları, tüplerle ilgili sorunlar, sperm faktörleri, genetik ve farklı sağlık sorunları dahil çok sayıda nedeni bulunabiliyor.</p>

<p>Sigara kadınlarda doğurganlığı nasıl etkileyebilir?</p>

<p>WHO’nun değerlendirmesine göre, 2000–2026 yılları arasındaki çalışmaları inceleyen sistematik derlemede halen sigara içen kadınlarda infertilite riski sigara içmeyenlere göre yaklaşık yüzde 40 daha yüksek bulundu.</p>

<p>Sigara dumanındaki nikotin ve çok sayıdaki toksik madde; yumurtalık dokusu, yumurta hücreleri, hormonal işleyiş ve üreme sisteminin farklı basamaklarını etkileyebilir. Amerikan Üreme Tıbbı Derneği de sigara kullanımını kadınlarda azalmış doğurganlıkla ilişkilendirilen değiştirilebilir risk faktörlerinden biri olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Araştırmalar sigara içen kadınlarda gebeliğe ulaşma süresinin uzayabildiğini gösteriyor. Bazı çalışmalarda günlük içilen sigara sayısı arttıkça etkinin daha belirgin hale gelebildiği bildirilmiş durumda.</p>

<p>Yumurtalık rezervini ve menopoz yaşını etkileyebilir mi?</p>

<p>Sigara kullanımının yumurtalık fonksiyonlarının daha hızlı azalmasıyla ilişkili olabileceğine dair uzun süredir biriken kanıtlar bulunuyor.</p>

<p>Amerikan Üreme Tıbbı Derneği’nin 2024 tarihli komite görüşüne göre sigara içen kadınlarda menopoz, sigara içmeyenlere kıyasla ortalama 1–4 yıl daha erken görülebiliyor. Bazı araştırmalarda yumurtalık rezervini değerlendirmede kullanılan AMH düzeylerinin de aktif sigara kullanıcılarında daha düşük olduğu saptandı.</p>

<p>Bu bulgular tek başına bir kişinin yumurtalık rezervi veya doğurganlığı hakkında kesin tahmin yapmak için kullanılamaz. Yaş başta olmak üzere birçok faktör bireysel sonucu etkiler.</p>

<p>Erkeklerde sperm kalitesi de etkilenebilir</p>

<p>Sigaranın üreme sağlığı üzerindeki etkileri yalnızca kadınlarla sınırlı değil.</p>

<p>WHO’nun aktardığı güncel değerlendirmelerden biri, 60 binden fazla erkeği kapsayan 44 çalışmayı ele aldı. Sigara kullanımı; sperm hareketliliğinde azalma, sperm şekil bozuklukları, bazı semen anormallikleri, erektil disfonksiyon ve boşalma sorunları gibi üreme sistemi sorunlarıyla ilişkilendirildi.</p>

<p>Bununla birlikte erkeklerde “sigara doğrudan infertiliteye yol açar” şeklinde kesin bir nedensellik kurmak daha güç. Amerikan Üreme Tıbbı Derneği, sigara içen erkeklerde sperm yoğunluğu, hareketliliği ve morfolojisinin daha düşük olabildiğini ancak değerlerin bazı erkeklerde yine de normal referans aralıklarında kalabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Bu nedenle sperm testi normal çıkan bir kişinin sigaranın üreme sağlığı üzerindeki etkilerinden tamamen korunmuş olduğu söylenemez; aynı şekilde anormal bir semen analizinin nedeni de otomatik olarak sigara olarak kabul edilemez.</p>

<p>Tüp bebek başarısını da etkileyebilir</p>

<p>Sigara kullanımı doğal yolla gebelik dışında yardımcı üreme tedavilerinin başarısıyla da ilişkilendiriliyor.</p>

<p>WHO’nun değerlendirmesinde yer verilen 21 çalışmalık önceki araştırmalar, sigara kullanımının tüp bebek ve diğer yardımcı üreme yöntemlerinden sonra daha az gebelik ve canlı doğumla ilişkili olduğunu gösterdi. Bazı analizlerde başarılı sonuç olasılığının sigara içenlerde yaklaşık yarıya kadar düşebileceği bildirildi.</p>

<p>Bu oran, her tüp bebek hastasında başarının tam olarak yüzde 50 azalacağı anlamına gelmez. Yaş, embriyo özellikleri, infertilite nedeni, yumurtalık rezervi, tedavi protokolü ve sigara miktarı gibi pek çok değişken sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Pasif içicilik de önemli</p>

<p>Sigara içmeyen kişinin çevresel tütün dumanına maruz kalması da üreme sağlığı açısından tamamen risksiz kabul edilmiyor.</p>

<p>WHO, pasif sigara dumanına maruz kalan kadınlarda infertilite riskinin artabileceğini ve her adet döngüsünde gebe kalma olasılığının azalabileceğini bildiriyor. ASRM’nin değerlendirmeleri de yoğun pasif duman maruziyetinin bazı üreme sonuçlarında aktif sigara kullanımına yaklaşan olumsuzluklarla ilişkili olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Gebelik planlayan çiftlerde yalnızca kişinin kendisinin sigara içmemesi değil, ev ve araç gibi kapalı ortamlarda tütün dumanından korunması da önem taşıyor.</p>

<p>Sigarayı bırakmak fark yaratabilir mi?</p>

<p>WHO’nun yayımladığı özette, geçmişte sigara içmiş ancak artık kullanmayan kadınlarda infertilite riskinin sigaraya devam eden kadınlara göre yaklaşık yüzde 25 daha düşük bulunduğu belirtiliyor.</p>

<p>Bu veri sigarayı bıraktıktan sonra doğurganlığın belirli bir sürede tamamen normale döneceği anlamına gelmiyor. Ancak sigarayı bırakmanın üreme sağlığı açısından da olumlu olabileceğini destekleyen önemli bir bulgu olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>ASRM de sigaraya bağlı azalmış doğurganlığın en azından bir bölümünün bırakma sonrasında düzelebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Elektronik sigara daha güvenli mi?</p>

<p>Elektronik sigara ve benzeri nikotin ürünleri söz konusu olduğunda kanıtlar klasik sigaraya göre daha sınırlı.</p>

<p>WHO, elektronik sigara, nargile ve dumansız tütün ürünlerinin doğurganlığa etkisine ilişkin araştırmaların devam ettiğini belirtiyor. Mevcut kanıtların en güçlü olduğu ürün yanmalı sigara olsa da diğer nikotin ve tütün ürünlerinin üreme sağlığı açısından güvenli olduğu sonucuna varmak mümkün değil.</p>

<p>ASRM de elektronik nikotin sistemlerinin geleneksel sigaraya güvenli bir üreme sağlığı alternatifi olarak kabul edilmesini destekleyecek yeterli veri bulunmadığını bildiriyor.</p>

<p>İnfertilite ne zaman değerlendirilir?</p>

<p>WHO infertiliteyi, düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen 12 ay veya daha uzun sürede gebelik elde edilememesi olarak tanımlıyor. Dünya genelinde üreme çağındaki yaklaşık her 6 kişiden biri yaşamının bir döneminde infertilite yaşayabiliyor.</p>

<p>Yaşa ve tıbbi geçmişe göre değerlendirmeye daha erken başlanması gerekebilir. Özellikle bilinen üreme sistemi hastalığı, düzensiz veya olmayan adetler, geçirilmiş bazı ameliyatlar, ciddi sperm problemi veya hekimin önemli gördüğü başka riskler varsa standart 12 aylık süre beklenmeyebilir.</p>

<p>İnfertilite yalnızca kadınlara ait bir sorun değildir. Değerlendirmede gerektiğinde her iki partnerin de ele alınması gerekir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgilendirmesi amacı taşır ve kişisel infertilite değerlendirmesinin yerine geçmez. Gebelik planı, infertilite veya sigarayı bırakma konusunda size uygun yaklaşım için sağlık profesyoneline başvurun.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü — Tobacco and infertility, Tobacco Knowledge Summary, 2026</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünya Sağlık Örgütü — Tobacco smoking may be harming your chances of having a baby, 8 Eylül 2026</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü — Infertility Fact Sheet, 2025</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü — Guideline for the prevention, diagnosis and treatment of infertility, 2025</p>

<p>American Society for Reproductive Medicine Practice Committee — Tobacco or marijuana use and infertility: a committee opinion, Fertility and Sterility, 2024</p>

<p>DOI: 10.1016/j.fertnstert.2023.12.029 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dso-acikladi-sigara-icen-kadinlarda-kisirlik-riski-yuzde-40-daha-yuksek</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 07:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0170.jpeg" type="image/jpeg" length="98115"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CA 15-3 Nedir, Kaç Olmalı? Yüksekliği Meme Kanseri Belirtisi mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ca-15-3-nedir-kac-olmali-yuksekligi-meme-kanseri-belirtisi-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ca-15-3-nedir-kac-olmali-yuksekligi-meme-kanseri-belirtisi-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CA 15-3, özellikle ileri evre meme kanserinde tedavinin seyrini değerlendirmeye yardımcı olabilen bir tümör belirtecidir. Ancak yüksek CA 15-3 tek başına meme kanseri tanısı koydurmaz; sonuç diğer klinik bulgular ve incelemelerle birlikte değerlendirilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Kan tahlilinde CA 15-3 değerinin yüksek görülmesi, testin meme kanseriyle ilişkilendirilmesi nedeniyle endişeye yol açabilir. Ancak CA 15-3 bir “meme kanseri var-yok testi” değildir. Yüksek bir sonuç tek başına kanser tanısı koydurmadığı gibi normal bir değer de meme kanserini kesin olarak dışlamaz.</p>

<p>CA 15-3’ün en önemli kullanım alanlarından biri, özellikle metastatik meme kanseri bulunan bazı hastalarda tedavinin seyrinin değerlendirilmesine yardımcı olmaktır. Böyle bir durumda tek ölçümden çok değerin zaman içindeki değişimi anlam kazanabilir.</p>

<p>Kısaca CA 15-3</p>

<p>CA 15-3, MUC1 adlı proteinle ilişkili ve kanda ölçülebilen bir tümör belirtecidir.</p>

<p>En çok meme kanseriyle ilişkilendirilir. Ancak temel kullanım alanı sağlıklı kişilerde meme kanseri aramak değil, belirli hastalarda tedavi ve hastalık seyrinin değerlendirilmesine yardımcı olmaktır.</p>

<p>Yüksek CA 15-3 kanser tanısı değildir. Normal CA 15-3 de kanseri kesin olarak dışlamaz.</p>

<p>CA 15-3 nedir?</p>

<p>CA 15-3, bazı epitel hücrelerinin yüzeyinde bulunan MUC1 adlı büyük proteinin bir parçasıyla ilişkili antijendir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı meme kanseri hücreleri MUC1 ile ilişkili maddeleri daha fazla üretebilir ve bunların kandaki düzeyi CA 15-3 testiyle ölçülebilir.</p>

<p>Bu nedenle CA 15-3 “tümör belirteci” olarak adlandırılır.</p>

<p>Ancak tümör belirteci ifadesi, maddenin yalnızca kanser hücrelerinde bulunduğu veya yüksekliğinin mutlaka kanser anlamına geldiği şeklinde yorumlanmamalıdır.</p>

<p>CA 15-3 neyi gösterir?</p>

<p>CA 15-3 özellikle meme kanseri tanısı bulunan bazı hastalarda hastalığın ve tedaviye yanıtın izlenmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Metastatik meme kanseri tedavisi sırasında seri ölçümler yapılması halinde CA 15-3’ün zaman içindeki değişimi ek bilgi sağlayabilir.</p>

<p>Ancak tedavinin değiştirilmesi veya sonlandırılması gibi önemli kararlar yalnızca CA 15-3 sonucuna dayanılarak verilmez.</p>

<p>Hastanın şikâyetleri, muayenesi, görüntüleme sonuçları ve diğer klinik bilgiler temel değerlendirmeyi oluşturur.</p>

<p>CA 15-3 testi neden istenir?</p>

<p>CA 15-3 testi klinik duruma göre şu amaçlarla istenebilir:</p>

<ul>
 <li>İleri veya metastatik meme kanseri bulunan bazı hastalarda tedavi yanıtının değerlendirilmesine yardımcı olmak</li>
 <li>Başlangıçta CA 15-3 yüksek olan uygun hastalarda değerin zaman içindeki değişimini takip etmek</li>
 <li>Meme kanserinin seyri hakkında diğer klinik değerlendirmelere ek bilgi sağlamak</li>
 <li>Bazı hastalarda hastalığın ilerlemesi veya tekrarlaması şüphesinde diğer incelemelere yardımcı olmak</li>
</ul>

<p>CA 15-3’ün hangi hastada ve hangi sıklıkta kullanılacağı hastalığın evresine, tedavi planına ve hekimin klinik değerlendirmesine bağlıdır.</p>

<p>CA 15-3 normal değeri nedir?</p>

<p>CA 15-3 için tek ve bütün laboratuvarlarda geçerli evrensel bir referans üst sınırı yoktur.</p>

<p>Örneğin bazı laboratuvar yöntemlerinde 30 U/mL’nin altındaki sonuçlar referans aralığında kabul edilirken başka yöntemlerde üst sınır 25 U/mL civarında olabilir.</p>

<p>Bu fark önemlidir.</p>

<p>CA 15-3 farklı ölçüm yöntemleriyle çalışılabilir ve laboratuvarlar arasında sonuçlar ile referans aralıkları değişebilir. Bu nedenle kişinin kendi raporunda belirtilen referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>Özellikle seri takip yapılan hastalarda sonuçların mümkün olduğunca aynı yöntemle karşılaştırılması önem taşır.</p>

<p>CA 15-3 sonucu nasıl yorumlanır ve e-Nabız raporu nasıl okunur?</p>

<p>e-Nabız veya laboratuvar raporunda CA 15-3 sonucunun yanında H işareti görülmesi, değerin o laboratuvarın referans üst sınırının üzerinde olduğunu gösterir.</p>

<p>H işareti “meme kanseri pozitif” anlamına gelmez.</p>

<p>CA 15-3 sonucu değerlendirilirken testin neden istendiği özellikle önemlidir. Daha önce meme kanseri tanısı almamış bir kişiyle metastatik meme kanseri tedavisi gören bir hastadaki aynı rakamın klinik anlamı aynı değildir.</p>

<p>Takip amacıyla kullanılan CA 15-3’te tek bir değerden çok seri sonuçların seyri dikkate alınabilir.</p>

<p>Ayrıca kullanılan test yönteminin değişmesi sonuçların doğrudan karşılaştırılmasını güçleştirebilir.</p>

<p>CA 15-3 yüksekliği neden olur?</p>

<p>CA 15-3 en çok meme kanseriyle ilişkilendirilir ancak yalnızca meme kanserinde yükselmez.</p>

<p>Yüksek CA 15-3 bazı:</p>

<ul>
 <li>Meme kanserlerinde</li>
 <li>Akciğer kanserlerinde</li>
 <li>Kolorektal kanserlerde</li>
 <li>Pankreas kanserlerinde</li>
 <li>Karaciğer kanserlerinde</li>
 <li>Yumurtalık kanserlerinde</li>
 <li>Rahim ağzı ve endometrium kanserlerinde</li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Kanser dışı bazı hastalık ve fizyolojik durumlarda da CA 15-3 artışı bildirilmiştir. Bu nedenle yüksek sonuç tek başına kanserin varlığını veya hangi organdan kaynaklandığını belirleyemez.</p>

<p>CA 15-3 yüksekliği her zaman meme kanseri mi?</p>

<p>Hayır. CA 15-3 yüksekliği her zaman meme kanseri anlamına gelmez.</p>

<p>Testin meme kanseriyle güçlü biçimde ilişkilendirilmesi bu yanlış anlaşılmaya yol açabilir. Oysa CA 15-3’ün özgüllüğü ve duyarlılığı, tek başına meme kanseri tanısı koymak için yeterli değildir.</p>

<p>Meme kanseri bulunmayan kişilerde yüksek sonuç görülebilir. Meme kanseri bulunan bazı kişilerde ise CA 15-3 hiç yükselmeyebilir.</p>

<p>Dolayısıyla yüksek CA 15-3 meme kanserini doğrulamaz; normal CA 15-3 de meme kanserini dışlamaz.</p>

<p>CA 15-3 başka kanserlerde yükselir mi?</p>

<p>Evet. CA 15-3 meme kanseri dışında bazı başka kanserlerde de yükselebilir.</p>

<p>Akciğer, kolon, pankreas, karaciğer, yumurtalık, rahim ağzı ve endometrium kanserlerinde yüksek CA 15-3 sonuçları bildirilmiştir.</p>

<p>Ancak yüksek sonuca bakılarak kanserin hangi organdan kaynaklandığı söylenemez.</p>

<p>Bu nedenle CA 15-3, “vücudun neresinde kanser var?” sorusunu yanıtlayan bir test değildir.</p>

<p>CA 15-3 meme kanserini gösterir mi?</p>

<p>CA 15-3 bazı meme kanserlerinde yükselir ancak tek başına meme kanserini göstermez.</p>

<p>Özellikle erken evre meme kanserlerinin önemli bir bölümünde CA 15-3 yüksek olmayabilir. Bu nedenle test, mamografi veya diğer kabul edilmiş meme değerlendirme yöntemlerinin yerine kullanılamaz.</p>

<p>Meme kanseri tanısı şüpheli görüntüleme bulguları ve gerektiğinde biyopsi gibi yöntemlerle konur.</p>

<p>CA 15-3’ün asıl değeri, uygun seçilmiş ve daha önce tanı almış hastalarda takip sürecine yardımcı olabilmesidir.</p>

<p>CA 15-3 meme kanseri tarama testi midir?</p>

<p>Hayır. CA 15-3 sağlıklı kişilerde meme kanseri taraması yapmak için uygun bir test değildir.</p>

<p>Testin normal olması meme kanserini dışlamadığı gibi yüksek olması da meme kanserini doğrulamaz.</p>

<p>Bu nedenle “kanser var mı?” sorusuna cevap almak amacıyla tek başına CA 15-3 ölçümü yapılması doğru bir tarama yaklaşımı değildir.</p>

<p>Meme kanseri taramasında yaş ve bireysel risk durumuna göre önerilen görüntüleme yöntemleri kullanılır.</p>

<p>Meme kanseri tedavisi bittikten sonra CA 15-3 rutin takipte kullanılır mı?</p>

<p>Her meme kanseri hastasında rutin CA 15-3 takibi yapılması gerekli değildir.</p>

<p>Özellikle erken evre meme kanseri için küratif tedavisini tamamlamış, herhangi bir belirti veya muayene bulgusu olmayan kişilerde yalnızca nüksü daha erken yakalamak amacıyla rutin tümör belirteci ölçümü standart takip yaklaşımının temelini oluşturmaz.</p>

<p>Güncel takip yaklaşımında öykü, fizik muayene ve uygun mamografik takip öne çıkar.</p>

<p>Buna karşılık ileri veya metastatik meme kanserinde CA 15-3, bazı hastalarda diğer değerlendirmelere ek bir belirteç olarak kullanılabilir.</p>

<p>CA 15-3 sonucu tek başına ne ifade etmez?</p>

<p>Tek bir CA 15-3 sonucu:</p>

<ul>
 <li>Meme kanseri tanısı koydurmaz</li>
 <li>Kanserin hangi organda bulunduğunu göstermez</li>
 <li>Kanserin evresini tek başına belirlemez</li>
 <li>Metastaz bulunduğunu tek başına kanıtlamaz</li>
 <li>Tedavinin başarısız olduğunu tek başına göstermez</li>
 <li>Normal olduğunda meme kanserini dışlamaz</li>
</ul>

<p>CA 15-3 diğer klinik ve görüntüleme bulgularına yardımcı bir test olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>CA 15-3 kaç olursa tehlikeli?</p>

<p>CA 15-3 için herkese uygulanabilecek tek bir “tehlikeli değer” yoktur.</p>

<p>Laboratuvarın referans üst sınırının aşılması ile kanser tanısı veya acil tıbbi tehlike aynı kavram değildir.</p>

<p>CA 15-3 değeri belirgin şekilde yükselmiş olsa bile tek başına kanserin varlığı, yaygınlığı veya hastalığın ilerlediği sonucuna varılamaz.</p>

<p>Özellikle bilinen meme kanseri nedeniyle takip edilen hastalarda değerin zaman içindeki değişimi, görüntüleme ve klinik durumla birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle “CA 15-3 şu rakamın üzerindeyse kesin kanserdir” şeklinde evrensel bir eşik yoktur.</p>

<p>CA 15-3 düşmesi ne anlama gelir?</p>

<p>Metastatik meme kanseri nedeniyle tedavi gören ve başlangıçta CA 15-3 değeri yüksek olan bir hastada seviyenin zaman içinde düşmesi hastalığın gerilemesi veya tedavi yanıtıyla uyumlu olabilir.</p>

<p>Ancak CA 15-3 düşüşü tek başına tedavinin başarılı olduğunu kanıtlamaz.</p>

<p>Tedavi yanıtı hastanın klinik durumu ve görüntüleme sonuçlarıyla birlikte değerlendirilir.</p>

<p>CA 15-3 yükselmeye devam ederse ne anlama gelir?</p>

<p>Takip edilen bir hastada seri CA 15-3 ölçümlerinin yükselmesi hastalığın ilerlemesi açısından ek değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Ancak yalnızca tümör belirtecinin yükselmesine dayanarak tedaviyi değiştirmek doğru değildir.</p>

<p>Metastatik meme kanserinde tedavi değişikliği; klinik değerlendirme, hastalığın görüntülemedeki seyri, hastanın genel durumu ve tedavi hedefleriyle birlikte planlanır.</p>

<p>CA 15-3 nasıl düşer?</p>

<p>CA 15-3’ü doğrudan düşürmek için kullanılan özel bir diyet, vitamin veya takviye yoktur.</p>

<p>Amaç laboratuvar rakamını düşürmek değil, yüksekliğin nedenini belirlemektir.</p>

<p>Meme kanseri nedeniyle yüksek CA 15-3 bulunan uygun hastalarda değerin seyri uygulanan kanser tedavisi sırasında izlenebilir.</p>

<p>Sadece CA 15-3 değerini düşürmek amacıyla doktor önerisi olmadan ilaç, bitkisel ürün veya takviye kullanılmamalıdır.</p>

<p>Biotin CA 15-3 testini etkiler mi?</p>

<p>Evet, bazı CA 15-3 ölçüm yöntemlerinde yüksek doz biotin içeren takviyeler test sonucunu etkileyebilir.</p>

<p>Özellikle saç, cilt ve tırnak için pazarlanan bazı multivitamin veya takviyelerde yüksek miktarda biotin bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle kullanılan vitamin ve takviyeler test öncesinde hekime veya laboratuvara bildirilmelidir. Takviyeyi ne kadar süre bırakmak gerektiği kullanılan laboratuvar yöntemine göre değişebileceğinden kendi kendine karar verilmemelidir.</p>

<p>CA 15-3 testi için hangi doktora gidilir?</p>

<p>Bilinen meme kanseri nedeniyle CA 15-3 takibi yapılıyorsa sonuçlar hastayı takip eden tıbbi onkoloji ekibi tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Daha önce kanser tanısı olmayan bir kişide tesadüfen yüksek CA 15-3 saptanmışsa tek başına bu test üzerinden kanser sonucuna varılmamalıdır. Testi isteyen hekim kişinin öyküsü ve bulgularına göre gerekli değerlendirmeyi planlayabilir.</p>

<p>Meme ile ilgili yeni bir kitle, meme başından kanlı akıntı, ciltte çekilme veya başka kalıcı değişiklikler varsa tümör belirteci sonucundan bağımsız olarak klinik değerlendirme gerekir.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>CA 15-3 yüksek çıktı, meme kanseri miyim?</p>

<p>Hayır. Yüksek CA 15-3 tek başına meme kanseri tanısı koydurmaz. Kanser dışı durumlarda ve başka kanser türlerinde de yükselebilir; meme kanseri bulunan bazı kişilerde ise normal kalabilir.</p>

<p>CA 15-3 normal çıkarsa meme kanseri olmadığı kesin midir?</p>

<p>Hayır. Normal CA 15-3 meme kanserini dışlamaz. Bu nedenle CA 15-3 mamografi, klinik muayene veya gerektiğinde biyopsinin yerine geçen bir test değildir.</p>

<p>CA 15-3 testi için aç olmak gerekir mi?</p>

<p>CA 15-3 için genel olarak açlık temel bir gereklilik değildir. Ancak kullanılan test yöntemine ve aynı anda istenen diğer testlere göre laboratuvarın hazırlık talimatları uygulanmalıdır.</p>

<p>CA 15-3 ile meme kanseri taraması yapılır mı?</p>

<p>Hayır. CA 15-3 sağlıklı kişilerde rutin meme kanseri tarama testi olarak kullanılmaz. Temel kullanım alanlarından biri ileri meme kanserinde tedavinin seyrini değerlendirmeye yardımcı olmaktır.</p>

<p>CA 15-3 yükselmesi tedavinin işe yaramadığı anlamına mı gelir?</p>

<p>Tek başına hayır. Seri ölçümlerde yükselme hastalığın ilerlemesi açısından değerlendirme gerektirebilir, ancak tedaviyi değiştirme kararı yalnızca CA 15-3 sonucuna dayanılarak verilmez.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>National Cancer Institute. CA 15-3. NCI Dictionary of Cancer Terms.</li>
 <li>National Cancer Institute. Tumor Marker Tests in Common Use. CA 15-3/CA 27.29.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. Tumor Marker Tests. MedlinePlus Medical Test.</li>
 <li>Mayo Clinic </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ca-15-3-nedir-kac-olmali-yuksekligi-meme-kanseri-belirtisi-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 06:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="54255"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Asgari Ücret Gündemde: 2027 Zammı Sağlık Çalışanlarını Nasıl Etkileyebilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/asgari-ucret-gundemde-2027-zammi-saglik-calisanlarini-nasil-etkileyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/asgari-ucret-gundemde-2027-zammi-saglik-calisanlarini-nasil-etkileyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2027 asgari ücreti için ilk hesaplamalar yapılmaya başladı. Yeni Orta Vadeli Program’da 2026 yıl sonu enflasyon tahmininin yüzde 28,4 olarak açıklanması, net asgari ücretin 34-36 bin TL bandına çıkabileceği senaryolarını gündeme taşıdı. Peki olası artış özel hastane, tıp merkezi, eczane ve diğer sağlık kuruluşlarında çalışanların ücretlerini nasıl etkileyebilir?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>2027 ASGARİ ÜCRET ZAMMI SAĞLIK ÇALIŞANLARINI NASIL ETKİLEYEBİLİR?</p>

<p>Milyonlarca çalışanı ilgilendiren 2027 asgari ücreti için tartışmalar şimdiden başladı. Yeni Orta Vadeli Program’da 2026 yıl sonu enflasyon tahmininin yüzde 28,4 olarak açıklanması, gelecek yıl uygulanacak asgari ücret konusunda farklı hesaplamaları da beraberinde getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2026 yılında net asgari ücret 28.075,50 TL, brüt asgari ücret ise 33.030 TL olarak uygulanıyor. 2025’e göre net asgari ücretteki artış yaklaşık yüzde 27 olmuştu.</p>

<p>2027 İÇİN 34-36 BİN TL SENARYOLARI</p>

<p>Henüz 2027 yılı için belirlenmiş resmi bir asgari ücret bulunmuyor.</p>

<p>Ancak mevcut 28.075,50 TL üzerinden yapılan matematiksel hesaplamalar farklı senaryolar ortaya çıkarıyor.</p>

<p>Asgari ücretin yüzde 21 artırılması halinde net ücret yaklaşık 33.972 TL’ye çıkıyor.</p>

<p>Artışın OVP’deki yüzde 28,4’lük 2026 yıl sonu enflasyon tahmini kadar olması halinde ise net ücret yaklaşık 36.049 TL’ye ulaşıyor.</p>

<p>Bu nedenle kamuoyunda yaklaşık 34 bin TL ile 36 bin TL arasındaki rakamlar konuşulmaya başladı.</p>

<p>Ancak bu rakamların hiçbiri kesinleşmiş ücret değil. Türkiye’de asgari ücretin enflasyona otomatik olarak endekslendiği bir sistem bulunmuyor. Nihai rakam Asgari Ücret Tespit Komisyonu sürecinin ardından belli olacak.</p>

<p>SAĞLIK ÇALIŞANLARININ TAMAMINI AYNI ŞEKİLDE ETKİLEMEYECEK</p>

<p>Asgari ücrette yapılacak artışın sağlık sektöründeki etkisini değerlendirirken kamu ve özel sektör ayrımının yapılması gerekiyor.</p>

<p>Kamuda görev yapan hekim, hemşire, ebe, sağlık teknikeri ve diğer kamu personelinin maaşları doğrudan asgari ücrete göre belirlenmiyor. Dolayısıyla asgari ücrette yapılacak bir artış, kamu sağlık çalışanlarının maaşlarına aynı oranda otomatik zam yapılacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Özel sağlık sektöründe ise tablo farklı.</p>

<p>Özel hastaneler, tıp merkezleri, laboratuvarlar, bakım kuruluşları, eczaneler ve sağlık sektörünün diğer alanlarında asgari ücretle veya asgari ücrete yakın ücretlerle çalışan personel açısından yeni rakam doğrudan önem taşıyor.</p>

<p>ASGARİ ÜCRETİN ÜZERİNDE MAAŞ ALANLAR NE OLACAK?</p>

<p>Asıl dikkat çekici konulardan biri de asgari ücretin üzerinde maaş alan sağlık çalışanlarının durumu.</p>

<p>Bir çalışanın mevcut maaşı yeni asgari ücretin üzerinde kalıyorsa işverenin ücretini asgari ücretteki artış oranında yükseltmesini zorunlu kılan genel bir otomatik zam kuralı bulunmuyor.</p>

<p>Bununla birlikte asgari ücretteki yüksek artışlar işyerlerindeki ücret dengelerini değiştirebiliyor.</p>

<p>Örneğin deneyim, eğitim veya sorumluluk nedeniyle asgari ücretin üzerinde maaş alan bir sağlık çalışanının ücreti sabit kalırken asgari ücret yükselirse iki ücret arasındaki fark daralabilir.</p>

<p>Bu durum özel sağlık sektöründe yalnızca taban ücretleri değil; nitelikli çalışanların ücret beklentilerini, personel maliyetlerini ve kurumların ücret politikalarını da gündeme getirebilir.</p>

<p>ECZANELERDE ASGARİ ÜCRETE BAĞLI ÖZEL BİR DURUM VAR</p>

<p>Sağlık sektöründe asgari ücretle doğrudan bağlantılı dikkat çekici örneklerden biri eczacılık alanında görülüyor.</p>

<p>İstanbul Eczacı Odası’nın 2026 mali rehberinde yardımcı eczacı için 1,5 asgari ücret, ikinci eczacı için ise 3 asgari ücret üzerinden ödeme bilgisi yer alıyor.</p>

<p>Dolayısıyla asgari ücretteki değişiklik, asgari ücrete bağlı olarak belirlenen bu tür ücretlerde doğrudan yeni hesaplamalar ortaya çıkarabiliyor.</p>

<p>İŞVEREN MALİYETİ DE ARTACAK</p>

<p>Tartışmanın diğer tarafında sağlık kuruluşlarının personel maliyetleri bulunuyor.</p>

<p>2026 yılında 33.030 TL olan brüt asgari ücretin işverene toplam maliyeti, uygulanan prim indirimine göre değişiyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre diğer sektörlerde iki puanlık SGK prim indirimi uygulandığında aylık maliyet 40.214,03 TL seviyesinde bulunuyor. Prim indirimi uygulanmaması halinde maliyet 40.874,63 TL’ye çıkıyor.</p>

<p>Dolayısıyla 2027 asgari ücretindeki artış yalnızca çalışanların eline geçen net ücreti değil, özel hastane, tıp merkezi, eczane ve diğer sağlık işletmelerinin personel giderlerini de etkileyecek.</p>

<p>SAĞLIK SEKTÖRÜNDE ÜCRET MAKASI GÜNDEME GELEBİLİR</p>

<p>Yeni asgari ücret belirlenirken sağlık sektörü açısından takip edilmesi gereken konulardan biri de nitelikli çalışanlarla asgari ücret arasındaki ücret farkı olacak.</p>

<p>Sağlık hizmetleri; eğitim, mesleki yeterlilik, deneyim ve yüksek sorumluluk gerektiren çok sayıda meslek grubunu bünyesinde barındırıyor.</p>

<p>Asgari ücret yükselirken asgari ücretin üzerinde çalışan personelin maaşlarında benzer bir güncelleme yapılmaması halinde ücretler arasındaki farkın daralması, özel sağlık kuruluşlarında ücret politikalarının yeniden değerlendirilmesine yol açabilir.</p>

<p>KESİN RAKAM İÇİN KOMİSYON BEKLENECEK</p>

<p>Bugün itibarıyla 2027 asgari ücretinin 34 bin, 35 bin veya 36 bin TL olacağı yönünde kesinleşmiş bir karar bulunmuyor.</p>

<p>OVP’de 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 28,4 olarak açıklanırken 2027 enflasyon tahmini yüzde 21 seviyesinde bulunuyor. Bu oranlar üzerinden yapılan hesaplamalar yalnızca olası senaryoları gösteriyor.</p>

<p>2027 yılında uygulanacak kesin asgari ücret, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun yapacağı görüşmeler sonucunda belirlenecek.</p>

<p>Sağlık sektörü açısından ise yalnızca açıklanacak net rakam değil; yeni ücretin özel sağlık kuruluşlarının personel politikalarına, asgari ücretin üzerinde çalışan sağlık personelinin maaşlarına ve asgari ücrete bağlı ücret düzenlemelerine nasıl yansıyacağı da yakından takip edilecek.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/asgari-ucret-gundemde-2027-zammi-saglik-calisanlarini-nasil-etkileyebilir</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 06:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0169.jpeg" type="image/jpeg" length="16020"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üniversite Öğrencilerine Aylık 8 Bin TL Burs: Başvurular Başlıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/universite-ogrencilerine-aylik-8-bin-tl-burs-basvurular-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/universite-ogrencilerine-aylik-8-bin-tl-burs-basvurular-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Eğitim Vakfı’nın 2026-2027 Üniversite Eğitim Bursu başvuruları 14 Eylül’de başlayacak. Başarılı ve maddi desteğe ihtiyaç duyan üniversite öğrencilerine yönelik burs kapsamında, şartları sağlayan öğrencilere Ekim-Haziran döneminde 9 ay boyunca aylık 8.000 TL destek verilecek. Son başvuru tarihi 8 Ekim 2026.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TEV ÜNİVERSİTE BURS BAŞVURULARI 14 EYLÜL’DE BAŞLIYOR</p>

<p>Üniversite öğrencilerinin yeni akademik yıl öncesinde yakından takip ettiği burs programlarından Türk Eğitim Vakfı Üniversite Eğitim Bursu için 2026-2027 dönemi başvuru takvimi belli oldu.</p>

<p>Türk Eğitim Vakfı’nın açıkladığı takvime göre Üniversite Eğitim Bursu başvuruları 14 Eylül 2026 tarihinde başlayacak ve 8 Ekim 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Burs almaya hak kazanan öğrencilere aylık 8.000 TL ödeme yapılacak.</p>

<p>TEV ÜNİVERSİTE BURSU NE KADAR?</p>

<p>Türk Eğitim Vakfı, 2026-2027 akademik yılı için Üniversite Eğitim Bursu tutarını aylık 8.000 TL olarak belirledi.</p>

<p>Burs, eğitim döneminde Ekim-Haziran ayları arasında toplam 9 ay süreyle veriliyor.</p>

<p>Bu tutar üzerinden bir eğitim dönemindeki toplam destek 72.000 TL’ye ulaşıyor.</p>

<p>TEV BURS BAŞVURULARI NE ZAMAN?</p>

<p>2026-2027 TEV Üniversite Eğitim Bursu başvuru tarihleri şöyle:</p>

<p>Başlangıç: 14 Eylül 2026</p>

<p>Son başvuru: 8 Ekim 2026</p>

<p>Öğrencilerin başvurularını belirtilen süre içerisinde tamamlamaları gerekiyor.</p>

<p>TEV ÜNİVERSİTE BURSUNA NASIL BAŞVURULUR?</p>

<p>Başvurular çevrim içi olarak gerçekleştiriliyor.</p>

<p>TEV’in güncel duyurularına göre Üniversite Eğitim Bursu başvuruları Obigenç mobil uygulaması üzerinden alınıyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru sırasında istenen bilgileri eksiksiz doldurması ve gerekli belgeleri belirtilen şekilde sisteme yüklemesi gerekiyor.</p>

<p>TEV BURSU KİMLERE VERİLİYOR?</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursu, başarılı ancak maddi desteğe ihtiyaç duyan üniversite öğrencilerine yönelik bir eğitim desteği.</p>

<p>Vakfın genel burs koşullarında öğrencinin eğitim ve başarı durumu ile maddi ihtiyaç kriterleri birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Başvuru yapmak, doğrudan burs almaya hak kazanıldığı anlamına gelmiyor. Başvurular TEV tarafından belirlenen değerlendirme sürecinden geçiriliyor.</p>

<p>NOT ORTALAMASI KAÇ OLMALI?</p>

<p>Ara sınıfta öğrenim gören öğrenciler için başvuru aşamasında genel not ortalamasının en az 2,50/4,00 olması gerekiyor.</p>

<p>Notların 100 üzerinden değerlendirildiği üniversitelerde ise alt sınır 65 olarak belirtiliyor.</p>

<p>DGS ile lisans programına yerleşen öğrenciler için iki yıllık ön lisans mezuniyet ortalamasının en az 2,80 olması şartı bulunuyor.</p>

<p>Hazırlık sınıfını tamamlayan öğrencilerin ise bir üst sınıfa geçmiş olması gerekiyor.</p>

<p>YENİ ÜNİVERSİTEYE BAŞLAYANLAR BAŞVURABİLİR Mİ?</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursu yalnızca ara sınıf öğrencilerine yönelik değil.</p>

<p>Üniversiteye yeni yerleşen ve diğer burs koşullarını sağlayan öğrenciler de başvuru sürecinde değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Yeni öğrenciler açısından ara sınıflar için geçerli üniversite not ortalaması koşulu doğal olarak uygulanmıyor.</p>

<p>TIP VE SAĞLIK BİLİMLERİ ÖĞRENCİLERİ BAŞVURABİLİR Mİ?</p>

<p>Üniversitelere gönderilen 2026-2027 TEV burs duyurularında kontenjan ayrılan fakülteler arasında Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Eczacılık Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi gibi sağlık alanındaki fakülteler de bulunuyor.</p>

<p>Ancak kontenjanların üniversite ve fakülte bazında değişebilmesi nedeniyle öğrencilerin kendi üniversitelerinin burs duyurularını ve TEV’in güncel başvuru ekranındaki koşulları kontrol etmesi önemli.</p>

<p>KYK BURSU ALANLAR TEV BURSU ALABİLİR Mİ?</p>

<p>Öğrencilerin en fazla merak ettiği konulardan biri de KYK bursu veya öğrenim kredisi alanların TEV bursuna başvurup başvuramayacağı.</p>

<p>TEV’in 2026-2027 dönemi sıkça sorulan sorular bölümünde yer alan bilgiye göre KYK öğrenim kredisi veya bursu almak TEV Üniversite Eğitim Bursu almaya engel değil.</p>

<p>Dolayısıyla KYK desteği alan bir öğrenci, diğer TEV koşullarını sağlıyorsa başvuruda bulunabiliyor.</p>

<p>BURS KAÇ AY ÖDENİYOR?</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursu eğitim döneminde 9 ay süreyle ödeniyor.</p>

<p>Ödeme dönemi Ekim ayında başlayıp Haziran ayında sona eriyor.</p>

<p>Bursun sonraki eğitim dönemlerinde devam edebilmesi ise TEV tarafından belirlenen devam ve başarı koşullarının karşılanmasına bağlı.</p>

<p>BURSUN DEVAM ETMESİ İÇİN ORTALAMA KAÇ OLMALI?</p>

<p>Başvuru koşuluyla bursun devam koşulunun birbirinden farklı olduğuna dikkat etmek gerekiyor.</p>

<p>TEV’in güncel açıklamasına göre ara sınıftaki mevcut bursiyerlerin bursunun devamı için genel not ortalamasının 4,00 üzerinden en az 2,40 olması gerekiyor.</p>

<p>Hazırlık sınıfındaki bursiyerlerin ise bir üst sınıfa geçmiş olması isteniyor.</p>

<p>TEV’İN DİĞER 2026-2027 BURS TUTARLARI NE KADAR?</p>

<p>Türk Eğitim Vakfı yalnızca üniversite lisans öğrencilerine burs vermiyor.</p>

<p>Vakfın 2026-2027 akademik yılı için açıkladığı aylık burs tutarları şöyle:</p>

<p>Mesleki Ortaöğretim Bursu: 3.500 TL</p>

<p>Üniversite Eğitim Bursu: 8.000 TL</p>

<p>Yüksek Lisans Bursu: 12.000 TL</p>

<p>Doktora Bursu: 14.000 TL</p>

<p>Üstün Başarı Bursu: 16.000 TL</p>

<p>Üstün Başarı Sanat Bursu: 16.000 TL</p>

<p>Yurt Cep Harçlığı: 6.500 TL</p>

<p>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ İÇİN KRİTİK TARİH 14 EYLÜL</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursuna başvurmayı planlayan öğrenciler için süreç 14 Eylül’de başlayacak.</p>

<p>Başvuruların son günü ise 8 Ekim 2026.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle yeni akademik yılın başlamasıyla birlikte burs başvurularının yoğunlaşması beklendiğinden öğrencilerin son güne kalmadan koşulları ve gerekli belgeleri incelemesi yararlı olabilir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/universite-ogrencilerine-aylik-8-bin-tl-burs-basvurular-basliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 06:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="76089"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akciğer Kanserini Kan Testiyle Erken Yakalamak Mümkün mü?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserini-kan-testiyle-erken-yakalamak-mumkun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserini-kan-testiyle-erken-yakalamak-mumkun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kandaki tümör DNA’sı ve metilasyon izlerini inceleyen testler erken akciğer kanserini saptamada umut verici sonuçlar veriyor. Ancak bu testler henüz düşük doz BT’nin yerine geçmiş değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Akciğer kanserinin henüz belirti vermeden basit bir kan testiyle saptanması, kanser araştırmalarının en önemli hedeflerinden biri. Son yıllarda kandaki hücresiz DNA, tümör DNA’sı, DNA metilasyonu ve proteinleri inceleyen sıvı biyopsi yöntemleri bu hedefe giderek yaklaşıyor.</p>

<p>Araştırmalarda bazı kan testleri erken evre akciğer kanserini yüksek duyarlılık ve özgüllük değerleriyle ayırt edebildi. Fakat bu sonuçlar, bugün herhangi bir kişinin rutin kan tahlili yaptırarak akciğer kanseri taraması yaptırabileceği anlamına gelmiyor. Testlerin büyük bölümünün geniş ve gerçek yaşam tarama gruplarında doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Kandaki kanser izleri nasıl aranıyor?</p>

<p>Kan dolaşımında yalnızca kan hücreleri bulunmuyor. Hücrelerden salınan küçük DNA parçaları da plazmada dolaşıyor. Bunlara hücresiz DNA, yani cfDNA adı veriliyor.</p>

<p>Tümör hücrelerinden kaynaklanan bölüm ise dolaşımdaki tümör DNA’sı, kısaca ctDNA olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca DNA dizisindeki mutasyonları değil, DNA üzerindeki kimyasal düzenlemeleri de incelemeye başladı. Bunların başında metilasyon geliyor.</p>

<p>Kanser hücrelerinde belirli DNA bölgelerinin metilasyon düzenleri sağlıklı hücrelerden farklılaşabiliyor. Bu moleküler farklılıkların yeterince hassas biçimde saptanması, kanserin nerede olduğuna dair ipuçları sağlayabilecek kan testlerinin geliştirilmesine imkân veriyor.</p>

<p>2026 çalışmasında dikkat çeken sonuçlar</p>

<p>2026 yılında yayımlanan LedX çalışmasında araştırmacılar, hücresiz DNA üzerindeki metilasyon bölgelerini ölçen bir kan testi geliştirdi.</p>

<p>Model 325 örnek üzerinde eğitildi ve bağımsız 317 örnek üzerinde test edildi. Test grubunda genel duyarlılık yaklaşık yüzde 70,9, özgüllük ise yüzde 91 olarak bildirildi.</p>

<p>Duyarlılık, kanseri bulunan kişilerin ne kadarının test tarafından yakalanabildiğini; özgüllük ise kanseri olmayan kişilerin ne kadarının doğru biçimde negatif sınıflandırıldığını ifade ediyor.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca LedX ile düşük doz bilgisayarlı tomografinin birlikte kullanımını değerlendirdi. Birlikte kullanımın özellikle evre I akciğer kanserinin saptanmasında tek başına yöntemlere göre daha yüksek duyarlılık gösterebildiği bildirildi.</p>

<p>Bulgular umut verici olsa da bu çalışma, testin toplum çapında taramada ölüm oranlarını azalttığını göstermiyor. Böyle bir kan testinin rutin tarama programlarına girmesi için daha büyük, ileriye dönük ve gerçek yaşam koşullarındaki çalışmalar gerekiyor.</p>

<p>Başka bir yöntemde yüzde 93 duyarlılık bildirildi</p>

<p>2026 Amerikan Klinik Onkoloji Derneği yıllık toplantısında sunulan bir başka çalışmada araştırmacılar, DNA metilasyonundaki heterojenliği tek molekül düzeyinde inceleyen REM-DREAMing adlı yöntemi değerlendirdi.</p>

<p>Çalışma yalnızca 48 düşük hacimli plazma örneğini içeriyordu.</p>

<p>Beş genlik panel, erken evre küçük hücreli dışı akciğer kanserini saptamada yüzde 93 duyarlılık ve yüzde 90 özgüllük gösterdi. Eğri altında kalan alan olarak bilinen AUC değeri 0,96 olarak bildirildi.</p>

<p>Bu rakamlar etkileyici görünse de örneklem oldukça küçük. Ayrıca çalışma tam hakemli klinik uygulama çalışması değil, kongre bildirisi niteliğinde. Bu nedenle sonuçların çok daha büyük ve bağımsız topluluklarda doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Tek bir başarılı çalışma yeterli değil</p>

<p>Kan temelli erken akciğer kanseri testleri uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>Örneğin DNA metilasyonunu inceleyen 33 çalışmanın değerlendirildiği sistematik derleme ve meta-analizde, metillenmiş ctDNA testlerinin ortalama duyarlılığı yüzde 46,9, özgüllüğü ise yüzde 92,9 olarak hesaplandı.</p>

<p>Çalışmalar arasındaki performans farklarının geniş olması, teknolojinin temel sorunlarından birini gösteriyor: Bir test belirli bir araştırma grubunda çok başarılı olabilirken farklı bir toplumda aynı sonucu vermeyebilir.</p>

<p>Erken evre kanserde kandaki tümör DNA’sının miktarının son derece düşük olması da işi zorlaştırıyor. Tümör küçüldükçe kana bıraktığı kanser kaynaklı materyal miktarı azalabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar yalnızca tek mutasyonu aramak yerine metilasyon, DNA parçalarının uzunluğu ve dağılımı, proteinler ve başka biyolojik işaretleri aynı model içinde birleştirmeye yöneliyor.</p>

<p>2026'da çoklu-omik yaklaşım da araştırıldı</p>

<p>2026 Amerikan Kanser Araştırmaları Derneği toplantısında açıklanan başka bir geliştirme çalışması, hücresiz DNA metilasyonu ile plazma proteinlerini aynı testte birleştiren çoklu-omik yaklaşımı değerlendirdi.</p>

<p>Çalışmada, özgüllük yüzde 75 olarak ayarlandığında testin genel duyarlılığı yüzde 80,4 olarak bildirildi. Aynı koşullarda evre I hastalık için ayarlanmış duyarlılık yüzde 63,5 düzeyindeydi.</p>

<p>Bu ayrıntı önemli. Bir kan testinin bütün akciğer kanserlerini yüksek oranda yakalaması, en küçük ve en erken tümörleri aynı başarıyla saptadığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Erken tanı testlerinin asıl sınavı evre I kanserlerde ortaya çıkıyor.</p>

<p>Kan testi düşük doz BT’nin yerini aldı mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Mevcut klinik kanıtlara göre akciğer kanseri taramasında ölüm riskini azalttığı gösterilmiş yöntem düşük doz bilgisayarlı tomografidir.</p>

<p>ABD Önleyici Hizmetler Görev Gücü, belirli yüksek risk grubundaki kişilere yıllık düşük doz BT taraması önermektedir. Bu önerinin merkezinde yaş ve sigara kullanım öyküsü bulunuyor.</p>

<p>Kan temelli sıvı biyopsi testleri ise henüz standart akciğer kanseri taramasının yerine geçmiş değil.</p>

<p>Gelecekte iki yöntem birlikte kullanılabilir</p>

<p>Kan testlerinin en olası kullanım alanlarından biri BT'yi tamamen ortadan kaldırmak yerine onu tamamlamak olabilir.</p>

<p>Düşük doz BT çok küçük akciğer nodüllerini gösterebilir ancak görüntülenen her nodül kanser değildir. Bu nedenle bazı hastalarda takip görüntülemeleri, PET incelemeleri, bronkoskopi veya biyopsi gibi ek değerlendirmeler gerekebilir.</p>

<p>Güvenilir bir kan biyobelirteci, gelecekte BT'de bulunan bir nodülün kötü huylu olma olasılığının değerlendirilmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Bir başka olası senaryo ise önce kan testiyle risk sınıflaması yapılıp, yüksek riskli kişilerin görüntülemeye yönlendirilmesi. Bunların hangisinin gerçek klinik fayda sağladığının anlaşılması için ileriye dönük tarama çalışmalarına ihtiyaç var.</p>

<p>Sıvı biyopsi ile rutin kan tahlili aynı şey değil</p>

<p>Tam kan sayımı, CRP, sedimentasyon, karaciğer enzimleri veya rutin biyokimya testleri akciğer kanserini güvenilir biçimde taramak amacıyla kullanılmaz.</p>

<p>Araştırılan sıvı biyopsiler çok daha farklı teknolojilere dayanıyor. DNA metilasyonu, ctDNA, DNA parçalanma örüntüleri veya belirli proteinlerin analiz edilmesi için özel laboratuvar ve hesaplama yöntemleri gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle “akciğer kanseri kan tahlilinde çıkar” şeklindeki genel ifade doğru değildir.</p>

<p>Kan testi pozitif çıkarsa kanser kesin midir?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bir tarama veya biyobelirteç testinin pozitif olması tek başına kanser tanısı anlamına gelmez.</p>

<p>Özgüllüğü yüzde 90 olan bir testte bile kanseri olmayan bazı kişiler pozitif sonuç alabilir. Bunun toplum taramasındaki etkisi, hastalığın test edilen gruptaki gerçek sıklığına da bağlıdır.</p>

<p>Bu nedenle herhangi bir gelecekteki kan testinin gerçek klinik değeri yalnızca duyarlılık ve özgüllük rakamlarıyla değil; yanlış pozitif sonuçlar, gereksiz girişimler, yakalanan erken kanser sayısı ve en önemlisi kanserden ölümleri azaltıp azaltmadığıyla değerlendirilecek.</p>

<p>Araştırmalar neden önemli?</p>

<p>Akciğer kanserinde erken evrede tanı, tedavi seçeneklerinin daha geniş olduğu bir dönemde hastalığın yakalanmasını sağlayabilir.</p>

<p>Kan örneğinin kolay alınabilmesi ise sıvı biyopsiyi özellikle cazip hale getiriyor. Araştırmacıların hedefi, çok küçük miktardaki tümör kaynaklı biyolojik sinyali güvenilir biçimde ayırt edebilen ve yanlış pozitifleri kabul edilebilir düzeyde tutan testler geliştirmek.</p>

<p>2026 verileri bu hedefe doğru önemli teknik ilerlemeler olduğunu gösteriyor. Fakat klinik uygulama açısından belirleyici soru yalnızca “test kanseri görebiliyor mu?” değil.</p>

<p>Asıl soru, bu testin binlerce veya yüz binlerce belirti göstermeyen kişide kullanıldığında erken teşhisi artırıp gereksiz işlemleri sınırlayarak akciğer kanserine bağlı ölümleri azaltıp azaltamayacağı.</p>

<p>Bu soru henüz kesin yanıtlanmış değil.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgisi amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Akciğer kanseri riski veya tarama gereksinimi kişinin yaşı, sigara öyküsü ve diğer riskleriyle birlikte hekim tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Chinese Medical Journal, LedX: A Novel Blood-Based Early Lung Cancer Detection Approach With Exceptional Accuracy and Robustness, 2026</p>

<p>Journal of Clinical Oncology, Use of Multiplex Digital Profiling of DNA Methylation Heterogeneity to Enable Sensitive Early Detection of Non-Small Cell Lung Cancer From Low-Volume Liquid Biopsies, 2026<br />
DOI: 10.1200/JCO.2026.44.16_suppl.10557</p>

<p>American Association for Cancer Research Annual Meeting, Development and Performance of a Multiomics Lung Cancer Screening Blood Test, 2026</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Methylated Circulating Tumor DNA in Blood as a Tool for Diagnosing Lung Cancer: A Systematic Review and Meta-Analysis, 2023</p>

<p>National Cancer Institute, Lung Cancer Screening PDQ</p>

<p>U.S. Preventive Services Task Force, Lung Cancer Screening Recommendation Statement </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserini-kan-testiyle-erken-yakalamak-mumkun-mu</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 06:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0168.jpeg" type="image/jpeg" length="52005"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2026-2027 Burs Başvuruları: Öğrencilere Burs Veren Kurumlar ve Tarihler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/2026-2027-burs-basvurulari-ogrencilere-burs-veren-kurumlar-ve-tarihler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/2026-2027-burs-basvurulari-ogrencilere-burs-veren-kurumlar-ve-tarihler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026-2027 eğitim öğretim yılının başlamasıyla öğrencilerin en çok araştırdığı konulardan biri burs başvuruları oldu. Türkiye genelinde vakıflar, dernekler, kamu kurumları ve özel kuruluşlar ortaöğretimden üniversiteye kadar farklı eğitim düzeylerindeki öğrencilere yönelik burs programlarını devreye alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Eylül ve ekim ayları burs başvuruları açısından yılın en hareketli dönemlerinden biri. Bazı kuruluşlar 2026-2027 dönemi başvuru takvimini resmen açıklarken, bazı kurumların yeni dönem duyuruları ise henüz yayımlanmadı.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin sosyal medyada paylaşılan burs listeleri yerine başvuru yapacakları kurumların güncel duyurularını kontrol etmeleri önem taşıyor.</p>

<p>TEV BURS BAŞVURULARI 14 EYLÜL’DE BAŞLIYOR</p>

<p>Türk Eğitim Vakfı (TEV), 2026-2027 akademik yılı burs takvimini açıkladı.</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursu için başvurular 14 Eylül-8 Ekim 2026 tarihleri arasında yapılabilecek. Üniversite Eğitim Bursu aylık 8.000 TL olarak açıklandı ve ödemelerin ekim-haziran döneminde 9 ay yapılacağı bildirildi.</p>

<p>TEV Üstün Başarı Bursu için de başvurular 14 Eylül-8 Ekim tarihleri arasında alınacak. Bu bursun aylık tutarı ise 16.000 TL.</p>

<p>Mesleki ortaöğretim öğrencileri için başvurular daha erken başladı. TEV Mesleki Ortaöğretim Bursu başvuruları 1 Eylül-8 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Yüksek lisans ve doktora burslarında başvuru dönemi 28 Eylül-15 Ekim, Üstün Başarı Sanat Bursu’nda ise 19 Ekim-5 Kasım olarak belirlendi.</p>

<p>ÇYDD BAŞVURULARI 14-20 EYLÜL ARASINDA</p>

<p>Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) de 2026-2027 eğitim öğretim yılı burs takvimini duyurdu.</p>

<p>Ortaöğretim ve üniversite öğrencilerinin yeni burs başvuruları 14-20 Eylül 2026 tarihleri arasında çevrim içi olarak alınacak.</p>

<p>ÇYDD’nin açıkladığı güncel tutarlara göre üniversite öğrencilerine aylık 5.000 TL, ortaöğretim öğrencilerine ise aylık 2.500 TL karşılıksız burs veriliyor. Ödemeler 10 aylık eğitim dönemini kapsıyor.</p>

<p>SABANCI VAKFI BURS BAŞVURULARI</p>

<p>Sabancı Vakfı, 2026 YKS sonuçlarına göre belirlenen üniversitelere ve puan türlerine yerleşen öğrencilere burs sağlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burslarda öğrencilerin akademik başarılarının yanı sıra maddi desteğe ihtiyaç durumları da dikkate alınıyor. Vakıf bursları karşılıksız olarak veriliyor ve geri ödeme ya da hizmet yükümlülüğü bulunmuyor.</p>

<p>Sabancı Vakfı’nın bazı burslarında başvurular doğrudan üniversitelerin burs birimleri üzerinden yürütülürken bazı üniversitelerde çevrim içi başvuru sistemi kullanılıyor. Bu nedenle öğrencilerin kendi üniversitelerinin burs duyurularını ayrıca takip etmeleri gerekiyor.</p>

<p>VGM BURS BAŞVURULARI NE ZAMAN?</p>

<p>Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM), ihtiyaç sahibi ortaöğretim ve yükseköğrenim öğrencilerine karşılıksız eğitim yardımı sağlıyor.</p>

<p>2026 yılı itibarıyla VGM’nin ortaöğretim eğitim yardımı aylık 1.750 TL, yükseköğrenim bursu ise aylık 4.000 TL.</p>

<p>Ancak 2026-2027 eğitim öğretim yılı için yeni başvuru tarihleri henüz resmi burs başvuru sayfasında ilan edilmiş değil. VGM, başvuru tarihlerini kendi internet sitesinden duyuruyor.</p>

<p>Bu nedenle sosyal medyada yer alan “ekim ayında başlayacak” şeklindeki tarihler kesin başvuru tarihi olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>KYK BURS VE ÖĞRENİM KREDİSİ DE TAKİP EDİLİYOR</p>

<p>Üniversite öğrencilerinin en fazla takip ettiği desteklerden biri Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından yürütülen KYK burs ve öğrenim kredisi başvuruları.</p>

<p>2026-2027 dönemi için resmi başvuru takvimi ilan edildiğinde öğrencilerin Bakanlık ve e-Devlet üzerinden yapılan duyuruları takip etmesi gerekiyor.</p>

<p>“Ekimin ikinci haftasında başlayacak” gibi tahmini tarihler, resmi açıklama yapılmadan kesin tarih olarak kabul edilmemeli.</p>

<p>2026-2027 DÖNEMİNDE TAKİP EDİLEBİLECEK BURS VEREN KURUMLAR</p>

<p>Yeni eğitim döneminde burs arayan öğrencilerin takip edebileceği kurum ve kuruluşlar arasında şu isimler bulunuyor:</p>

<p>TENMAK<br />
DASEV<br />
Türk Eğitim Vakfı (TEV)<br />
Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı<br />
Sütaş<br />
ETİ<br />
Özdilek Vakfı<br />
İbrahim Çeçen Vakfı<br />
TEMA Vakfı<br />
Türkiye Milli Kültür Vakfı<br />
Şahinler Vakfı<br />
Bir Adım Var Vakfı<br />
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD)<br />
Sancaklar Vakfı<br />
Yeni Dünya Vakfı<br />
Milli Eğitim Vakfı (MEV)<br />
Sabancı Vakfı<br />
Süzer Vakfı<br />
Ozancan Akkuş Vakfı<br />
İBEV<br />
Ergün Vakfı<br />
Atlas Vakfı<br />
KEV<br />
İstanbul Ticaret Odası<br />
Türkiye Diyanet Vakfı (TDV)<br />
Spor Yazarları ve Spor Kulübü Derneği (SSYD)<br />
Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM)<br />
TEKİNDER<br />
Bayraktar/T3 Vakfı<br />
Bulgurcu Vakfı<br />
Borusan Kocabıyık Vakfı<br />
YEKÜV<br />
YEKAV<br />
İstanbul Büyükşehir Belediyesi<br />
Sayra ve Çınar Vakfı<br />
Hızaroğlu Vakfı<br />
ASKEV Binnaz Melin Eğitim Vakfı<br />
Gençlik ve Spor Bakanlığı KYK burs ve öğrenim kredisi</p>

<p>HER KURUMUN ŞARTI FARKLI</p>

<p>Burs başvurularında yalnızca son başvuru tarihine bakmak yeterli değil. Kurumların burs kriterleri önemli ölçüde farklılaşabiliyor.</p>

<p>Öğrencinin eğitim gördüğü okul veya üniversite, sınıfı, akademik başarı düzeyi, ailesinin ekonomik durumu, başka bir kurumdan burs alıp almaması ve ikamet ettiği şehir başvuru sonucunu etkileyebiliyor.</p>

<p>Bazı burslar yalnızca belirli üniversitelere veya bölümlere verilirken bazıları lise ve ortaöğretim öğrencilerini de kapsıyor. Yüksek lisans ve doktora öğrencilerine özel burs programları da bulunuyor.</p>

<p>BAŞVURUDA DOLANDIRICILIK UYARISI</p>

<p>Burs dönemlerinde öğrencileri hedef alan sahte başvuru sayfaları ve sosyal medya hesaplarına karşı da dikkatli olunması gerekiyor.</p>

<p>Öğrenciler başvurularını mümkün olduğunca bursu veren kurumun resmi internet sitesi veya kurum tarafından açıkça belirtilen başvuru platformu üzerinden gerçekleştirmeli.</p>

<p>Özellikle banka şifresi, kart bilgisi veya e-Devlet şifresi isteyen; bursun çıkması için önceden para yatırılmasını talep eden kişi ve hesaplara karşı dikkatli olunmalı.</p>

<p>BORUSAN Kocabıyık Vakfı da burs duyurularında, vakfın ismini ve logosunu izinsiz kullanarak burs veya sosyal yardım vadeden üçüncü kişilere karşı öğrencileri açıkça uyarıyor.</p>

<p>BAŞVURULARI SON GÜNE BIRAKMAYIN</p>

<p>Eylül ayının ikinci yarısından ekim ayı sonuna kadar çok sayıda burs programının başvuru süreci yürütülüyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvurmayı düşündükleri burslar için öğrenci belgesi, transkript, gelir durumunu gösteren belgeler ve kurum tarafından talep edilebilecek diğer evrakları önceden hazırlaması süreci kolaylaştırabilir.</p>

<p>Başvuru tarihleri ve burs tutarları yıldan yıla değişebildiği için başvuru yapılmadan hemen önce ilgili kurumun 2026-2027 dönemine ait resmi duyurusunun kontrol edilmesi gerekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/2026-2027-burs-basvurulari-ogrencilere-burs-veren-kurumlar-ve-tarihler</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 22:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="50536"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Antalya Şehir Hastanesi’nin Acı Kaybı: Uzm. Dr. Sevinç Akkoyun Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/antalya-sehir-hastanesinin-aci-kaybi-uzm-dr-sevinc-akkoyun-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/antalya-sehir-hastanesinin-aci-kaybi-uzm-dr-sevinc-akkoyun-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya Şehir Hastanesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı olarak görev yapan Uzm. Dr. Sevinç Akkoyun vefat etti. Trakya Üniversitesi’nde uzmanlık eğitimini tamamlayan Akkoyun, hastane enfeksiyonları alanındaki akademik çalışmalarıyla da mesleki kayıtlarda yer aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Antalya Şehir Hastanesi’nde görev yapan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Sevinç Akkoyun vefat etti.</p>

<p>Akkoyun, Antalya Şehir Hastanesi’nin Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji bölümünde uzman hekim olarak görev yapıyordu.</p>

<p>SEVİNÇ AKKOYUN KİMDİR?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzm. Dr. Sevinç Akkoyun, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanıydı.</p>

<p>Trakya Üniversitesi kayıtlarına göre Akkoyun, tıpta uzmanlık eğitimini Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalında tamamladı.</p>

<p>2006 yılında hazırladığı tıpta uzmanlık tezinde hastane kaynaklı üriner sistem enfeksiyonlarında risk faktörleri, enfeksiyona neden olan mikroorganizmalar ve antibiyotik duyarlılıklarını araştırdı.</p>

<p>Akkoyun’un akademik çalışmalarından biri de 2008 yılında yayımlandı. Sevinç Akkoyun, Figen Kuloğlu ve Burcu Tokuç imzalı çalışmada hastane kaynaklı üriner sistem enfeksiyonlarının etkenleri ve risk faktörleri ele alındı. Çalışma Mikrobiyoloji Bülteni’nde yayımlandı ve uluslararası tıp veri tabanı PubMed’de indekslendi.</p>

<p>KISA BİLGİ KARTI</p>

<p>Adı Soyadı: Sevinç Akkoyun</p>

<p>Uzmanlık Alanı: Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji</p>

<p>Uzmanlık Eğitimi: Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi</p>

<p>Görev Yeri: Antalya Şehir Hastanesi</p>

<p>MESLEKİ YAŞAMI</p>

<p>Sevinç Akkoyun’un mesleki çalışmalarında enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji alanı öne çıktı.</p>

<p>Trakya Üniversitesi’ndeki uzmanlık çalışmasında hastane enfeksiyonlarına odaklanan Akkoyun, ilerleyen yıllarda Antalya’da hekimlik görevini sürdürdü.</p>

<p>Antalya Şehir Hastanesi’nin resmî hekim kadrosunda Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı olarak yer alan Akkoyun, mesleki yaşamının son döneminde Antalya’da sağlık hizmeti sunmaya devam etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/antalya-sehir-hastanesinin-aci-kaybi-uzm-dr-sevinc-akkoyun-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 22:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0163.jpeg" type="image/jpeg" length="87908"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzun Süre Ayakta Çalışmak Masum Değil: Prof. Dr. Ulvi Saran Kasiyerlerin Çalışma Koşullarını Gündeme Taşıdı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/uzun-sure-ayakta-calismak-masum-degil-prof-dr-ulvi-saran-kasiyerlerin-calisma-kosullarini-gundeme-tasidi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/uzun-sure-ayakta-calismak-masum-degil-prof-dr-ulvi-saran-kasiyerlerin-calisma-kosullarini-gundeme-tasidi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Ulvi Saran, indirim marketlerinde kasiyerlerin sürekli ayakta çalıştırılmasına dikkat çekerek Avrupa’daki oturarak çalışma örneklerini gündeme taşıdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Peki uzun süre ayakta çalışmak vücudu nasıl etkiliyor? Bilimsel çalışmalar, özellikle bel ve alt ekstremite yakınmaları, bacaklarda rahatsızlık ve yorgunluk açısından önemli bulgular ortaya koyuyor.</p>

<p>Kasiyerlerin uzun çalışma saatleri boyunca ayakta kalması, bu kez çalışan sağlığı ve işyeri ergonomisi açısından gündemde.</p>

<p>Prof. Dr. Ulvi Saran, indirim marketlerinde kasiyerlerin ayakta çalıştırılmasına ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Avrupa ve Asya’daki farklı uygulamalara dikkat çekti.</p>

<p>Saran, indirim marketi modelinin Avrupa’daki bilinen örneklerinden Aldi’de kasiyerlerin oturarak görev yaptığını, Lidl’de de benzer uygulamanın bulunduğunu belirtti. Japonya ve Güney Kore’den de örnek veren Saran, çalışanların sürekli ayakta tutulmasının verimlilik gerekçesiyle açıklanmasını eleştirdi.</p>

<p>Saran mesajında şu ifadeyi kullandı:</p>

<p>“İnsanın dayanma gücünün de bir sınırı var.”</p>

<p>Tartışmayı gündeme taşıyan isimlerden Fikri Akyüz de kasiyerlerin yalnızca kasada çalışmadığını; raf düzenleme, etiketleme ve gün sonu işlemleri gibi farklı görevleri yerine getirdiğine dikkat çekerek kasada oturma imkânı bulunmamasını sorguladı.</p>

<p>Uzun süre ayakta çalışmak vücudu nasıl etkiliyor?</p>

<p>Meselenin önemli bir de sağlık boyutu bulunuyor.</p>

<p>İş sağlığı ve ergonomi literatüründe uzun süre kesintisiz ayakta çalışma; alt ekstremitelerde rahatsızlık ve yorgunluk, bel ağrısı ve bacaklarda şişlik gibi sorunlarla ilişkilendiriliyor. Özellikle hareket imkânının sınırlı olduğu, kişinin uzun süre aynı pozisyonda kaldığı çalışma düzenleri ergonomik açıdan önem taşıyor.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var: Ayakta durmak başlı başına sağlıksız değildir. Sorun, kişinin uzun süre aynı pozisyonda kalması ve çalışma düzeninin yeterli pozisyon değişikliğine izin vermemesidir.</p>

<p>Bu nedenle çalışan sağlığı açısından çözümün bütün mesainin oturarak geçirilmesi şeklinde değerlendirilmesi de doğru değil. Ergonomik yaklaşım; yapılan işin niteliğine göre çalışanların oturma, ayakta durma ve hareket etme arasında pozisyon değiştirebilmesine imkân sağlayan bir çalışma düzenini öne çıkarıyor.</p>

<p>Bacaklarda ağrı ve yorgunluk görülebiliyor</p>

<p>Uzun süre ayakta kalındığında özellikle bacak ve ayaklarda yorgunluk ve rahatsızlık gelişebiliyor. Hareketsiz biçimde ayakta durmak, alt ekstremitelerde kanın göllenmesini kolaylaştırarak bazı çalışanlarda şişlik ve ağırlık hissini artırabiliyor.</p>

<p>Bel ve kas-iskelet sistemi üzerindeki yük de çalışma süresi, zemin, ayakkabı, kişinin pozisyon değiştirme sıklığı ve işin fiziksel gereksinimlerine göre değişebiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla çalışan sağlığı açısından yalnızca “kaç saat ayakta kalındığı” değil, ne kadar süre kesintisiz aynı pozisyonda kalındığı ve çalışanın hareket özgürlüğünün bulunup bulunmadığı da önem taşıyor.</p>

<p>Ergonomi neden önemli?</p>

<p>Modern iş sağlığı yaklaşımının temel hedeflerinden biri işi çalışana uygun hâle getirmek.</p>

<p>Kasiyerlik gibi hem müşteri hizmeti hem de farklı fiziksel görevleri içerebilen mesleklerde çalışma istasyonunun yüksekliği, ekran ve ekipmanların konumu, uzanma mesafesi, zemin koşulları, mola düzeni ve oturma-ayakta çalışma seçenekleri birlikte değerlendirilmesi gereken unsurlar arasında.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle kasaya yalnızca bir sandalye koymak tek başına bütün ergonomi sorunlarını çözmeyebilir. Ancak çalışanın işi elverdiğinde oturabilmesi ve gerektiğinde pozisyon değiştirebilmesi, ergonomik çalışma tasarımının önemli parçalarından biri olabilir.</p>

<p>Saran’ın çağrısı çalışan sağlığı tartışmasına dönüştü</p>

<p>Ulvi Saran’ın açıklaması böylece marketlerdeki bir çalışma alışkanlığının ötesinde daha geniş bir soruyu gündeme getiriyor:</p>

<p>Bir iş hem oturarak hem de ayakta yapılabiliyorsa, çalışan neden saatler boyunca tek bir pozisyonda kalmak zorunda olsun?</p>

<p>Çalışma hayatında verimlilik kadar çalışanların fiziksel sağlığının korunması da önemli. Kasiyerler üzerinden başlayan tartışma; güvenlik görevlileri, satış danışmanları, üretim çalışanları ve uzun süre ayakta görev yapan diğer meslek grupları açısından da işyeri ergonomisinin önemini yeniden hatırlatıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/uzun-sure-ayakta-calismak-masum-degil-prof-dr-ulvi-saran-kasiyerlerin-calisma-kosullarini-gundeme-tasidi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 22:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0161.jpeg" type="image/jpeg" length="42746"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2026 DGS Yerleştirme Sonuçları Açıklandı: 15 Bin 873 Kontenjan Boş Kaldı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/2026-dgs-yerlestirme-sonuclari-aciklandi-15-bin-873-kontenjan-bos-kaldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/2026-dgs-yerlestirme-sonuclari-aciklandi-15-bin-873-kontenjan-bos-kaldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026-DGS yerleştirme sonuçları açıklandı. 103 bin 600 adayın tercih yaptığı süreçte 72 bin 693 kontenjanın 56 bin 820’sine yerleştirme yapılırken, 15 bin 873 kontenjan boş kaldı. Toplam kontenjanların yaklaşık yüzde 78,16’sı doldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), 2026 Dikey Geçiş Sınavı (DGS) yerleştirme sonuçlarını açıkladı. Yerleştirme verileri, binlerce adayın lisans eğitimine geçiş yaptığı süreçte önemli sayıda kontenjanın ise boş kaldığını gösterdi.</p>

<p>2026-DGS kapsamında 103 bin 600 aday tercih yaptı. Yükseköğretim programlarında toplam 72 bin 693 kontenjan bulunurken, bu kontenjanların 56 bin 820’sine aday yerleşti. Yerleştirme sonrasında 15 bin 873 kontenjan boş kaldı.</p>

<p>DGS’de kontenjanların yaklaşık yüzde 78,16’sı dolarken, boş kontenjanların toplam kontenjanlara oranı yüzde 21,84 olarak hesaplandı.</p>

<p>Örgün öğretimde 5 bin 7 kontenjan boş kaldı</p>

<p>Program türlerine göre bakıldığında örgün öğretim programlarında toplam 20 bin 343 kontenjan bulunuyordu. Bu kontenjanlara 15 bin 336 aday yerleşirken, 5 bin 7 kontenjan boş kaldı.</p>

<p>Buna göre örgün öğretim programlarındaki doluluk oranı yaklaşık yüzde 75,39 olarak gerçekleşti.</p>

<p>Uzaktan eğitimde 624 aday yerleşti</p>

<p>Uzaktan eğitim programları için ayrılan 800 kontenjanın 624’ü doldu. Bu programlarda 176 kontenjana yerleştirme yapılamadı.</p>

<p>Uzaktan eğitim programlarındaki doluluk oranı yüzde 78 olarak hesaplandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıköğretimde 40 bin 860 yerleştirme</p>

<p>DGS kontenjanlarının en büyük bölümünü açıköğretim programları oluşturdu. Açıköğretimdeki 51 bin 550 kontenjana 40 bin 860 aday yerleşirken, 10 bin 690 kontenjan boş kaldı.</p>

<p>Açıköğretimdeki doluluk oranı yaklaşık yüzde 79,26 oldu.</p>

<p>Her 5 kontenjandan yaklaşık biri boş kaldı</p>

<p>Genel tabloya bakıldığında 2026-DGS kapsamında ayrılan 72 bin 693 kontenjanın 15 bin 873’ünün boş kaldığı görülüyor. Bu sayı toplam kontenjanların yüzde 21,84’üne karşılık geliyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle DGS kapsamında açılan her 5 kontenjandan yaklaşık biri yerleştirme sonunda boş kaldı.</p>

<p>Tercih yapan her aday yerleşemedi</p>

<p>2026-DGS’de 103 bin 600 aday tercih yaparken 56 bin 820 aday bir programa yerleşti. Buna göre tercih yapan aday sayısı ile yerleşen aday sayısı arasında 46 bin 780 kişilik fark oluştu.</p>

<p>Ancak bu fark doğrudan “yeterli kontenjan bulunmadığı için yerleşemeyen aday sayısı” şeklinde yorumlanmamalı. Yerleştirmelerde adayların DGS puanları, tercih sıralamaları, programların özel koşulları ve kontenjanları birlikte belirleyici oluyor.</p>

<p>Sonuçlar ÖSYM üzerinden görüntülenebiliyor</p>

<p>ÖSYM, 2026-DGS yerleştirme sonuçlarını 8 Eylül 2026 tarihinde adayların erişimine açtı. Adaylar bireysel yerleştirme sonuçlarını ÖSYM’nin Sonuç Açıklama Sistemi üzerinden görüntüleyebiliyor.</p>

<p>Yerleşen adayların bundan sonraki süreçte kayıt işlemleri için yerleştirildikleri yükseköğretim kurumlarının duyurularını ve ÖSYM tarafından açıklanan takvimi takip etmeleri önem taşıyor.</p>

<p>2026 DGS yerleştirme tablosu</p>

<p>Tercih yapan aday: 103.600</p>

<p>Toplam kontenjan: 72.693</p>

<p>Yerleşen aday: 56.820</p>

<p>Boş kontenjan: 15.873</p>

<p>Genel doluluk oranı: %78,16</p>

<p>Boş kontenjan oranı: %21,84</p>

<p>Örgün öğretim: 20.343 kontenjan / 15.336 yerleşen / 5.007 boş</p>

<p>Uzaktan eğitim: 800 kontenjan / 624 yerleşen / 176 boş</p>

<p>Açıköğretim: 51.550 kontenjan / 40.860 yerleşen / 10.690 boş</p>

<p>Kaynaklar:<br />
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM)<br />
2026-DGS Yerleştirme Sonuçları<br />
2026-DGS Yerleştirme Sayısal Bilgileri</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/2026-dgs-yerlestirme-sonuclari-aciklandi-15-bin-873-kontenjan-bos-kaldi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 21:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0152.jpeg" type="image/jpeg" length="66685"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Apple’dan iPhone’da tarihi değişim: İlk katlanabilir model tanıtıldı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/appledan-iphoneda-tarihi-degisim-ilk-katlanabilir-model-tanitildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/appledan-iphoneda-tarihi-degisim-ilk-katlanabilir-model-tanitildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Apple, akıllı telefon stratejisinde önemli bir dönüm noktasına imza atarak ilk katlanabilir iPhone modelini tanıttı. Kitap gibi açılarak daha büyük bir ekrana dönüşen yeni cihaz, Apple’ın hızla büyüyen katlanabilir telefon pazarındaki ilk modeli oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Apple, iPhone tarihinde yeni bir sayfa açtı. Şirket, 9 Eylül 2026’da Cupertino’da düzenlediği ürün etkinliğinde ilk katlanabilir iPhone modelini sahneye çıkardı.</p>

<p>Yeni cihaz, Apple’ın 2007’de ilk iPhone’u piyasaya sürmesinden bu yana ürün ailesinde yapılan en dikkat çekici tasarım değişikliklerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Apple katlanabilir telefon pazarına girdi</p>

<p>Samsung, Huawei, Motorola ve Google gibi üreticiler yıllardır katlanabilir telefon pazarında yer alırken Apple bu teknolojiye daha geç dahil olmayı tercih etti.</p>

<p>Apple’ın pazara girişinin zamanlaması da dikkat çekiyor. Katlanabilir telefonların ilk dönemlerinde ekran dayanıklılığı, menteşe mekanizması, ekranın katlandığı noktada oluşan iz, pil ömrü ve yüksek fiyat gibi sorunlar öne çıkıyordu.</p>

<p>Son yıllarda ekran ve menteşe teknolojilerindeki gelişmeler bu sorunların bir bölümünü azaltırken Apple da ilk katlanabilir iPhone ile pazara giriş yaptı.</p>

<p>Reuters’ın aktardığı Counterpoint verilerine göre Samsung, 2026 itibarıyla küresel katlanabilir telefon pazarının yaklaşık yüzde 40’ını, Huawei ise yaklaşık yüzde 30’unu elinde bulunduruyor. IDC ise katlanabilir telefon sevkiyatlarının 2026’da yaklaşık yüzde 30 artmasını bekliyor.</p>

<p>Telefon açıldığında küçük tablete dönüşüyor</p>

<p>Yeni iPhone’un en önemli özelliği kitap biçiminde açılabilen tasarımı.</p>

<p>Cihaz kapalıyken klasik bir akıllı telefon gibi kullanılabiliyor. Açıldığında ise ekran alanı genişleyerek küçük bir tablete yaklaşan kullanım deneyimi sunuyor.</p>

<p>Etkinlik öncesindeki güvenilir kaynaklı bilgiler cihazın yaklaşık 5,5 inç dış ekran ve yaklaşık 7,8 inç katlanabilir iç ekranla geleceğini gösteriyordu. Ancak bu ölçülerin nihai ürün teknik özellikleriyle birebir eşleşip eşleşmediği Apple’ın ayrıntılı teknik sayfasıyla kesinleştirilmeli.</p>

<p>“iPhone Duo” adı gündemde</p>

<p>Cihaz için etkinlik öncesinde uzun süre “iPhone Fold” ve “iPhone Ultra” gibi isimler kullanılmıştı.</p>

<p>Tanıtımdan hemen önce yayımlanan Bloomberg kaynaklı bilgiler ise Apple’ın katlanabilir model için “iPhone Duo” adını tercih edeceğini bildirdi. The Verge ve MacRumors da aynı bilgiyi aktardı.</p>

<p>Bu nedenle “iPhone Duo” ismi haberlerde yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. Bununla birlikte yayın açısından en güvenli yaklaşım, Apple’ın resmi ürün sayfası tamamen erişilebilir hale gelene kadar başlıkta “ilk katlanabilir iPhone” ifadesini kullanmak.</p>

<p>A20 Pro ve Apple Pencil iddiası</p>

<p>Etkinlik öncesinde ortaya çıkan bilgilere göre katlanabilir iPhone’un Apple’ın yeni nesil A20 Pro işlemcisini ve şirketin C2 modemini kullanması bekleniyordu.</p>

<p>Aynı kaynaklarda Apple Pencil desteği, yan yana uygulama çalıştırma ve iPad benzeri çoklu görev özelliklerinden de söz edildi.</p>

<p>Kamera tarafında ise iki adet 48 megapiksel arka kameraya ilişkin bilgiler yayımlandı.</p>

<p>Bu ayrıntıların bir bölümü tanıtım öncesi sızıntılara dayandığından, kesin teknik özellikler açıklanırken Apple’ın nihai teknik dokümanlarının esas alınması gerekiyor.</p>

<p>Fiyatı 2 bin dolar seviyesinde olabilir</p>

<p>Katlanabilir iPhone, Apple’ın en pahalı telefonlarından biri olmaya hazırlanıyor.</p>

<p>Etkinlik öncesinde Bloomberg kaynaklı olarak yayımlanan bilgilere göre cihazın 256 GB depolama kapasitesine sahip giriş sürümünün ABD fiyatının yaklaşık 2.000 dolar seviyesinden başlaması bekleniyordu. Daha yüksek depolama kapasitesine sahip modellerin fiyatının 3.000 dolara yaklaşabileceği öne sürüldü.</p>

<p>Wall Street Journal ise yeni katlanabilir model için yaklaşık 2.200 dolar seviyesinde bir başlangıç fiyatı beklentisini aktardı. Dolayısıyla kesin fiyatlandırmada Apple’ın ülkelere göre açıklayacağı satış listelerinin dikkate alınması gerekiyor.</p>

<p>Türkiye fiyatının ise ayrıca açıklanması bekleniyor.</p>

<p>Satışların ekim ayında başlaması bekleniyor</p>

<p>Katlanabilir iPhone’un iPhone 18 Pro modellerinden biraz daha geç satışa çıkabileceği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tanıtım öncesindeki bilgilere göre sevkiyatların Ekim 2026 itibarıyla başlaması planlanıyor. İlk etapta beyaz ve koyu mavi renk seçeneklerinin sunulacağı öne sürülmüştü.</p>

<p>Apple neden katlanabilir telefon için bekledi?</p>

<p>Apple’ın katlanabilir telefon pazarına rakiplerinden yıllar sonra girmesi şirketin geçmişte uyguladığı stratejiyle benzerlik gösteriyor.</p>

<p>Forrester analisti Dipanjan Chatterjee, Apple’ın yaklaşımını teknolojinin sorunlarının azalmasını ve pazarın uygulanabilir hale gelmesini bekleyip ardından kategoriye girme stratejisi olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Katlanabilir telefonların toplam akıllı telefon pazarındaki payı hâlâ sınırlı. Buna rağmen Apple’ın pazara girmesi, bu cihazların daha geniş kullanıcı kitlesine ulaşmasını hızlandırabilecek önemli gelişmelerden biri olarak görülüyor.</p>

<p>Reuters’ın aktardığı IDC tahminlerine göre katlanabilir telefon sevkiyatlarının 2026’da yaklaşık yüzde 30 büyümesi beklenirken geleneksel akıllı telefon sevkiyatlarında yaklaşık yüzde 1,4 düşüş öngörülüyor.</p>

<p>Apple’ın ilk katlanabilir iPhone’u bu nedenle yalnızca yeni bir iPhone modeli değil, katlanabilir telefon pazarının geleceğini etkileyebilecek önemli bir ürün olarak değerlendiriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/appledan-iphoneda-tarihi-degisim-ilk-katlanabilir-model-tanitildi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 21:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0147.jpeg" type="image/jpeg" length="42644"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yapay Zekâ Hekimlerin Klinik Performansını Artırabilir mi? 249 Hekimle Randomize Çalışma]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yapay-zeka-hekimlerin-klinik-performansini-artirabilir-mi-249-hekimle-randomize-calisma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yapay-zeka-hekimlerin-klinik-performansini-artirabilir-mi-249-hekimle-randomize-calisma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Endonezya, Kenya ve Hollanda’dan 249 hekimin katıldığı randomize kontrollü araştırmada, GPT-4o erişimi verilen hekimler standartlaştırılmış klinik vakalarda yapay zekâ desteği olmayan gruba göre daha yüksek performans gösterdi. En büyük fark Kenya’da görüldü. Araştırmacılar ise sonuçların gerçek hasta bakımından değil, kontrollü klinik vaka ortamından elde edildiğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yapay zekânın hekimlerin klinik kararlarını gerçekten iyileştirip iyileştiremeyeceği tıp dünyasının en önemli tartışmalarından biri haline geldi.</p>

<p>9 Eylül 2026’da npj Digital Medicine dergisinde yayımlanan yeni bir randomize kontrollü çalışma, bu soruya üç farklı ülkeden dikkat çekici veriler sundu.</p>

<p>Endonezya, Kenya ve Hollanda’da gerçekleştirilen araştırmaya toplam 249 hekim katıldı.</p>

<p>Hekimler rastgele iki gruba ayrıldı. Bir gruba klinik vakaları değerlendirirken GPT-4o tabanlı büyük dil modeline erişim sağlandı. Kontrol grubundaki hekimler ise yapay zekâ desteği olmadan vakaları değerlendirdi.</p>

<p>Sonuçlar üç ülkede de yapay zekâ desteği alan hekimlerin klinik vaka performansının daha yüksek olduğunu gösterdi.</p>

<p>EN BÜYÜK FARK KENYA’DA GÖRÜLDÜ</p>

<p>Yapay zekâ desteğinin etkisi ülkeler arasında aynı büyüklükte değildi.</p>

<p>Araştırmacıların bildirdiği sonuçlara göre yapay zekâ erişimi olan ve olmayan hekimler arasındaki performans farkı Kenya’da 18 yüzde puanı olarak ölçüldü.</p>

<p>Endonezya’da fark 10,7 yüzde puanı, Hollanda’da ise 7,2 yüzde puanıydı.</p>

<p>Her üç ülkedeki fark da istatistiksel olarak anlamlı bulundu.</p>

<p>Araştırmacılar, en büyük farkın Kenya’da görülmesinin özellikle düşük ve orta gelirli sağlık sistemlerinde yapay zekâ destekli karar araçlarının potansiyeli açısından araştırılması gereken önemli bir bulgu olduğunu belirtti.</p>

<p>Ancak sonuçların sağlık hizmetlerindeki eşitsizliklerin yapay zekâyla giderilebileceğini kanıtladığını söylemek için henüz erken.</p>

<p>GERÇEK HASTALAR ÜZERİNDE YAPILMADI</p>

<p>Araştırmanın en önemli ayrıntılarından biri çalışma ortamı.</p>

<p>Hekimler gerçek hastaları tedavi ederken karşılaştırılmadı. Bunun yerine standartlaştırılmış klinik vakalar üzerinden değerlendirildi.</p>

<p>Bu ayrım önemli.</p>

<p>Çünkü kontrollü bir klinik vakada doğru tanı veya tedavi yaklaşımına ulaşmak ile yoğun bir hastane veya poliklinik ortamında gerçek bir hastanın bakımını yürütmek aynı şey değil.</p>

<p>Gerçek klinik uygulamada hasta öyküsünün eksik olması, fizik muayene bulguları, zaman baskısı, laboratuvar ve görüntüleme sonuçları, hastanın tercihleri ve eşlik eden hastalıklar gibi çok sayıda değişken karar sürecini etkiliyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmanın sonuçları “yapay zekâ kullanan hekimler daha iyi doktor oluyor” şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Çalışmanın gösterdiği daha sınırlı ancak önemli sonuç şu:</p>

<p>Kontrollü koşullarda büyük dil modeli desteğine erişimi bulunan hekimler, değerlendirilen klinik vakalarda daha yüksek performans gösterdi.</p>

<p>KONTROL GRUBUNDA İNTERNET VE KLİNİK KILAVUZ YOKTU</p>

<p>Araştırmayı yorumlarken dikkat edilmesi gereken başka bir nokta daha bulunuyor.</p>

<p>Kontrol grubundaki hekimlere internet veya klinik kılavuzlar gibi geleneksel bilgi kaynaklarına erişim sağlanmadı.</p>

<p>Yapay zekâ grubundaki hekimlerin ise GPT-4o’ya erişimi vardı.</p>

<p>Dolayısıyla çalışma doğrudan “yapay zekâ mı, günümüzde hekimin kullandığı bütün geleneksel dijital kaynaklar mı daha iyi?” sorusunu yanıtlamıyor.</p>

<p>Bu durum, yapay zekâ grubunda görülen performans farkının günlük klinik uygulamaya aktarılmasında dikkatli olunmasını gerektiriyor.</p>

<p>HASTA GÜVENLİĞİ İÇİN HENÜZ CEVAP YOK</p>

<p>Çalışmanın bir diğer önemli sınırlaması hasta güvenliğiyle ilgili.</p>

<p>Araştırmacılar çalışmada olası zararların değerlendirilmediğini açıkça belirtti.</p>

<p>Bu nedenle yapay zekânın yanlış önerisinin hekimin kararını nasıl etkileyebileceği veya sistemin hatalı bir klinik kararın oluşmasına katkıda bulunup bulunamayacağı bu araştırmadan anlaşılamıyor.</p>

<p>Tıbbi yapay zekâ sistemleri açısından yalnızca doğru cevapların sayısını artırmak yeterli değil.</p>

<p>Yanlış önerilerin sıklığı, hekimin yapay zekâya ne ölçüde güvendiği, hatalı öneriyi fark edip edemediği ve bunun hasta güvenliğine etkisi de değerlendirilmek zorunda.</p>

<p>GERÇEK KLİNİK ARAŞTIRMALAR DAHA TEMKİNLİ BİR TABLO ÇİZİYOR</p>

<p>Yapay zekânın kontrollü vakalarda gösterdiği başarı ile gerçek klinik uygulamadaki etkisini birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>2026 yılında Nature Medicine’da yayımlanan başka bir pragmatik randomize çalışma, Kenya’daki 16 birinci basamak sağlık kuruluşunda 9 binden fazla hasta karşılaşmasını değerlendirmişti.</p>

<p>Elektronik sağlık kaydına entegre yapay zekâ destekli klinik karar sistemi kullanılan grupla standart bakım grubu karşılaştırıldığında, 14 günlük tedavi başarısızlığı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gösterilememişti.</p>

<p>Bu sonuç iki araştırmanın birbiriyle çeliştiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Aksine tıbbi yapay zekâ araştırmalarındaki önemli bir ayrımı ortaya koyuyor:</p>

<p>Yapay zekâ kontrollü klinik problemlerde hekimin performansını artırabilirken, bunun gerçek hastalarda daha iyi sağlık sonuçlarına dönüşüp dönüşmediğini ayrıca göstermek gerekiyor.</p>

<p>HEKİMİN YERİNİ ALMAK DEĞİL, HEKİME DESTEK OLMAK</p>

<p>Yeni araştırmanın önemli yönlerinden biri de yapay zekâyı hekimin rakibi olarak değil, hekimin kullandığı bir karar destek aracı olarak değerlendirmesi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tıbbi yapay zekâ tartışmalarında uzun süredir “yapay zekâ doktorların yerini alacak mı?” sorusu öne çıkıyor.</p>

<p>Ancak klinik uygulama açısından daha gerçekçi soru farklı olabilir:</p>

<p>“Yapay zekâyı kullanan bir hekim, kullanmayan bir hekime göre bazı klinik görevlerde daha iyi karar verebilir mi?”</p>

<p>Üç ülkeden 249 hekimle gerçekleştirilen yeni çalışma, kontrollü klinik vakalar açısından bu soruya olumlu bir işaret veriyor.</p>

<p>Ancak yapay zekânın gerçek sağlık hizmetinde hastalara daha iyi sonuçlar sağlayıp sağlamadığı, güvenliği nasıl etkilediği ve hangi klinik ortamlarda en fazla yarar sağladığı henüz çok daha büyük ve gerçek yaşam çalışmalarında yanıtlanmayı bekliyor.</p>

<p>Kaynaklar:<br />
Rounding N, Arif LS, Berg J, et al. Impact of LLM assistance on physician decision-making: a multi-country randomized controlled trial. npj Digital Medicine. 2026. DOI: 10.1038/s41746-026-03111-5.<br />
AEA RCT Registry: AEARCTR-0013399.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yapay-zeka-hekimlerin-klinik-performansini-artirabilir-mi-249-hekimle-randomize-calisma</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 20:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0142.jpeg" type="image/jpeg" length="55753"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp Bu İki Doktorun Adını Neden Terk Etti? Hallervorden–Spatz Hastalığının Nazi Geçmişi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-bu-iki-doktorun-adini-neden-terk-etti-hallervorden-spatz-hastaliginin-nazi-gecmisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-bu-iki-doktorun-adini-neden-terk-etti-hallervorden-spatz-hastaliginin-nazi-gecmisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir zamanlar “Hallervorden–Spatz hastalığı” adıyla anılan nadir nörodejeneratif hastalıklar, modern genetik sınıflandırmayla bugün daha farklı ve daha doğru biçimde tanımlanıyor. PANK2 genindeki patojenik varyantlarla ilişkili tablo “Pantotenat Kinaz İlişkili Nörodejenerasyon”, yani PKAN olarak adlandırılıyor ve beyinde demir birikimiyle seyreden nörodejenerasyonların oluşturduğu NBIA grubunun bir alt tipini oluşturuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Eski eponimin terk edilmesinde yalnızca genetik gelişmeler değil, Julius Hallervorden ve Hugo Spatz’ın Nazi döneminde öldürülen hastaların beyin dokularının kullanıldığı araştırmalarla bağlantılarının belgelenmesi de etkili oldu. Ancak kritik bir ayrıntı var: Hastalığın 1922’deki ilk tanımı Nazi kurbanları üzerinde yapılan araştırmalara dayanmıyordu. Karanlık hikâye daha sonra başladı.</p>

<h1>Bir hastalığın adından çok daha fazlası</h1>

<p>Tıp tarihinde bazı hastalıklar onları ilk tanımlayan hekimlerin isimleriyle anılır.</p>

<p>Alzheimer, Parkinson, Hodgkin ve Behçet hastalıkları bunun bilinen örnekleri arasındadır.</p>

<p>Fakat bazen bir ismin arkasındaki tarih, bilimsel keşfin önüne geçebilir.</p>

<p>Hallervorden–Spatz hastalığı bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu.</p>

<p>Nadir görülen ve beyinde demir birikimiyle seyreden bazı nörodejeneratif hastalıklar yaklaşık bir asır boyunca iki Alman nöropatoloğun, Julius Hallervorden ile Hugo Spatz’ın soyadlarıyla anıldı.</p>

<p>Bugün ise bu isim giderek tıp tarihine bırakılıyor.</p>

<p>Modern terminolojide PANK2 genindeki patojenik varyantlarla ilişkili hastalık <strong>Pantotenat Kinaz İlişkili Nörodejenerasyon — PKAN</strong> olarak adlandırılıyor.</p>

<p>PKAN, <strong>NBIA — Neurodegeneration with Brain Iron Accumulation</strong>, yani beyinde demir birikimiyle seyreden nörodejenerasyon hastalıklarının oluşturduğu daha geniş grubun alt tiplerinden biridir.</p>

<p>Bu ayrım önemlidir.</p>

<p>Tarihsel olarak “Hallervorden–Spatz hastalığı” adı altında değerlendirilen her olgunun bugün mutlaka PKAN olarak sınıflandırılması doğru değildir.</p>

<p>Genetik araştırmalar, beyinde demir birikimiyle seyreden hastalıkların tek bir hastalık olmadığını, farklı genlerle ilişkili çok sayıda alt tipten oluştuğunu ortaya koymuştur.</p>

<p>Peki yaklaşık 80 yıl kullanılan bir hastalık adı neden terk edildi?</p>

<p>Yanıt yalnızca genetikte değil, 20. yüzyıl tıp tarihinin en karanlık dönemlerinden birinde saklı.</p>

<h1>Hikâye 1922’de başladı</h1>

<p>Julius Hallervorden ve Hugo Spatz 1922 yılında aynı aileden beş kız kardeşte ilerleyici bir nörolojik hastalık tanımladı.</p>

<p>Ailede toplam 12 çocuk bulunuyordu ve bu çocuklardan beş kız kardeş benzer nörolojik tablo gösteriyordu.</p>

<p>Çocuklarda hareket bozuklukları, konuşma güçlüğü ve giderek ağırlaşan nörolojik belirtiler bulunuyordu.</p>

<p>Ölümlerinden sonra yapılan incelemelerde beynin özellikle <strong>globus pallidus</strong> ve <strong>substantia nigra</strong> bölgelerinde dikkat çekici kahverengimsi renk değişiklikleri görüldü.</p>

<p>Bu görünümün yüksek demir içeriğiyle ilişkili olduğu anlaşıldı.</p>

<p>Böylece beyin dokusunda anormal demir birikimiyle seyreden bir nörodejeneratif hastalık tıp literatürüne girmiş oldu.</p>

<p>Yıllar içinde hastalık “Hallervorden–Spatz hastalığı” veya “Hallervorden–Spatz sendromu” adıyla tanınmaya başladı.</p>

<p>Ancak burada önemli bir tarihsel ayrım yapılması gerekiyor.</p>

<p><strong>1922’de tanımlanan ilk hastaların Nazi “ötenazi” programıyla bağlantısı yoktu.</strong></p>

<p>Hastalığın ilk bilimsel tanımı, Nazi rejiminin Almanya’da iktidara gelmesinden yaklaşık 11 yıl önce yapılmıştı.</p>

<p>Hallervorden ve Spatz’ın adlarını etik açıdan tartışmalı hâle getiren olaylar daha sonraki yıllarda yaşandı.</p>

<h1>Nazi Almanyası’nda “ötenazi” adı verilen cinayet programı</h1>

<p>1939’dan itibaren Nazi Almanyası zihinsel, nörolojik ve fiziksel engelleri bulunan insanları sistematik biçimde öldürmeye başladı.</p>

<p>Rejimin kullandığı “ötenazi” kelimesi yanıltıcıydı.</p>

<p>Burada söz konusu olan hastaların kendi istekleriyle veya acılarını sonlandırmak amacıyla gerçekleştirilen bir tıbbi uygulama değildi.</p>

<p>Engelli, psikiyatrik veya nörolojik hastalığı bulunan insanların devlet tarafından organize edilen biçimde öldürülmesiydi.</p>

<p>Programın en bilinen bölümü <strong>Aktion T4</strong> adıyla yürütüldü.</p>

<p>Ocak 1940 ile Ağustos 1941 arasındaki merkezi T4 gazla öldürme döneminde <strong>70 binden fazla insan öldürüldü</strong>.</p>

<p>Nazi “ötenazi” programının savaş boyunca devam eden farklı aşamalarında hayatını kaybedenlerin toplam sayısının ise yaklaşık <strong>250 bine ulaştığı</strong> tahmin ediliyor.</p>

<p>Kurbanların önemli bir bölümünü psikiyatri hastaları, nörolojik hastalığı bulunan kişiler, zihinsel veya fiziksel engelliler ve çocuklar oluşturuyordu.</p>

<p>Fakat suç yalnızca öldürmelerle sınırlı kalmadı.</p>

<p>Öldürülen insanların bedenleri ve organları bazı bilim insanları için araştırma materyaline dönüştürüldü.</p>

<h1>Öldürülen insanların beyinleri araştırma merkezlerine gönderildi</h1>

<p>Berlin-Buch’taki <strong>Kaiser Wilhelm Beyin Araştırmaları Enstitüsü</strong>, Nazi döneminin önemli nörobilim merkezlerinden biriydi.</p>

<p>Hugo Spatz enstitünün yöneticileri arasında yer aldı.</p>

<p>Julius Hallervorden ise burada nöropatoloji çalışmalarını yürütüyordu.</p>

<p>Günümüzde Max Planck Beyin Araştırmaları Enstitüsü’nün kurumsal tarihçesinde, Nazi rejiminin öldürdüğü hastalardan elde edilen beyin dokularının 1940–1945 yılları arasında araştırmalarda kullanıldığı açıkça belirtiliyor.</p>

<p>Hallervorden’in bu materyallerle ilişkisi özellikle güçlü biçimde belgelenmiştir.</p>

<p>Tarihsel araştırmalar, Nazi “ötenazi” programı kurbanlarından elde edilen yaklaşık <strong>698 beyin örneğinin Hallervorden tarafından Kaiser Wilhelm Beyin Araştırmaları Enstitüsü’nde incelendiğini</strong> bildiriyor.</p>

<p>Daha sonraki arşiv araştırmaları Hallervorden koleksiyonunun izini sürmeye devam etti.</p>

<p>Çalışmalar, Hallervorden’in Nazi öldürme merkezlerinden yüzlerce beyin örneğine eriştiğini ve bu materyallerin bir bölümünü savaş sonrasında da bilimsel çalışmalarında kullandığını gösterdi.</p>

<h1>Hugo Spatz’ın rolü neydi?</h1>

<p>Hallervorden’in Nazi “ötenazi” programından elde edilen beyin dokularıyla ilişkisi, tarihsel belgelerde daha açık biçimde ortaya konmuştur.</p>

<p>Spatz’ın doğrudan rolü ise daha dikkatli değerlendirilmesi gereken bir konudur.</p>

<p>2021 yılında yayımlanan bir araştırmada, <strong>Spatz’a atfedilen 1940–1945 dönemine ait 305 otopsi indeks kartı</strong>, Nazi “ötenazi” programında öldürülen kişilere ait arşiv kayıtlarıyla karşılaştırıldı.</p>

<p>Araştırmacılar, Nazi “ötenazi” programında öldürüldüğü belirlenen dört kişinin Spatz’ın kayıtlarıyla eşleştiğini tespit etti.</p>

<p>Bu bulgu, Spatz’ın çalışmaları ile Nazi “ötenazi” programından elde edilen insan materyalleri arasında bilimsel bir bağlantı bulunduğuna ilişkin kanıtları güçlendirdi.</p>

<p>Ancak mevcut belgeler, Spatz’ın bu kişilerin öldürülmesini bizzat talep ettiğini veya söz konusu materyalleri doğrudan kendisinin istediğini kesin biçimde göstermiyor.</p>

<p>Bu nedenle Hallervorden ile Spatz’ın tarihsel sorumluluklarının aynı düzeyde ve aynı kesinlikle ifade edilmesi doğru değildir.</p>

<p>Buna karşın modern tıp etiği literatüründe her iki ismin de eski eponimde kullanılmasının uygunluğu ciddi biçimde sorgulanmıştır.</p>

<h1>Savaş bitti ama beyin örnekleri ortadan kalkmadı</h1>

<p>Hikâyenin belki de en rahatsız edici bölümlerinden biri savaş sonrasında yaşandı.</p>

<p>Nazi rejimi 1945’te sona ermesine rağmen kurbanlardan veya Nazi döneminde ölen hastalardan elde edilen histolojik preparatların bir bölümü bilimsel koleksiyonlarda onlarca yıl saklanmaya devam etti.</p>

<p>Hallervorden ve Spatz da savaş sonrasında bilimsel çalışmalarını sürdürdüler.</p>

<p>Kaiser Wilhelm sisteminin yerini alan Max Planck kurumlarında Nazi döneminden kalan çok sayıda histolojik preparat bulunduğu daha sonraki yıllarda ortaya çıktı.</p>

<p><strong>1990 yılında yaklaşık 4 bin kişiden geldiği düşünülen yaklaşık 150 bin beyin preparatı Münih’teki Waldfriedhof Mezarlığı’nda toprağa verildi.</strong></p>

<p>Ancak bu materyallerin tamamının Nazi “ötenazi” programı kurbanlarına ait olduğu kesin olarak belirlenmiş değildi.</p>

<p>Koleksiyonların kökenleri uzun süre tam olarak aydınlatılamadı.</p>

<p><strong>25 Mayıs 1990’da</strong> Münih’teki Waldfriedhof Mezarlığı’nda düzenlenen törenle bu materyaller defnedildi ve kurbanların anısına bir anıt taşı dikildi.</p>

<p>Daha sonraki yıllarda Max Planck Topluluğu, Kaiser Wilhelm kurumlarının Nazi dönemindeki faaliyetlerini ve koleksiyonların kökenini araştırmak amacıyla kapsamlı tarih projeleri başlattı.</p>

<h1>Bilim hastalığın moleküler nedenlerinden birini buldu</h1>

<p>Bu sırada nörogenetik alanındaki gelişmeler hastalığın bilimsel kimliğini de değiştirmeye başlamıştı.</p>

<p>2001 yılında <i>Nature Genetics</i> dergisinde yayımlanan önemli bir çalışmada, bugün PKAN olarak tanımlanan hastalıkla <strong>PANK2 genindeki patojenik değişiklikler</strong> arasında ilişki kuruldu.</p>

<p>PANK2 geni, pantotenat kinaz 2 adlı enzimi kodlar.</p>

<p>Bu enzim, hücre metabolizması açısından kritik öneme sahip olan <strong>koenzim A sentez yolunda</strong> görev yapar.</p>

<p>PANK2 genindeki iki hastalık yapıcı varyantın bulunması, bugün PKAN olarak adlandırılan hastalığın moleküler tanısının temelini oluşturdu.</p>

<p>Böylece hastalığı iki hekimin soyadıyla tanımlamak yerine biyolojik mekanizmasını esas alan yeni bir isim kullanılmaya başlandı:</p>

<p><strong>Pantothenate Kinase-Associated Neurodegeneration — PKAN</strong></p>

<p>Türkçesiyle:</p>

<p><strong>Pantotenat Kinaz İlişkili Nörodejenerasyon.</strong></p>

<p>Ancak PKAN, bütün NBIA hastalıklarının yeni adı değildir.</p>

<p>NBIA daha geniş bir hastalık grubudur.</p>

<p>PKAN ise bu grubun genetik olarak tanımlanmış alt tiplerinden yalnızca biridir.</p>

<h1>Beyinde “kaplan gözü” görüntüsü</h1>

<p>PKAN’ın en dikkat çekici özelliklerinden biri beynin belirli bölgelerinde demir birikmesidir.</p>

<p>Özellikle <strong>globus pallidus</strong> etkilenir.</p>

<p>Manyetik rezonans görüntülemede bazı hastalarda karakteristik bir görünüm ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu görüntü literatürde <strong>“eye-of-the-tiger sign” — kaplan gözü bulgusu</strong> olarak bilinir.</p>

<p>T2 ağırlıklı MR görüntülerinde globus pallidus içinde merkezi hiperintens alanın çevresindeki hipointens bölge bu görüntüyü oluşturabilir.</p>

<p>Ancak kaplan gözü bulgusu tek başına PKAN tanısı koydurmaz.</p>

<p>PANK2 mutasyonu doğrulanmış bazı hastalarda erken dönemde görülmeyebilir ve benzer görüntüler başka nörolojik hastalıklarda da bildirilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle günümüzde klinik değerlendirme, görüntüleme ve genetik incelemeler birlikte ele alınır.</p>

<h1>Hastalık çocuklukta başlayabiliyor</h1>

<p>Klasik PKAN çoğunlukla çocukluk çağında başlayan ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır.</p>

<p>Belirtiler arasında:</p>

<ul>
 <li>distoni,</li>
 <li>konuşma güçlüğü,</li>
 <li>kas sertliği,</li>
 <li>istemsiz hareketler,</li>
 <li>yürüme bozukluğu,</li>
 <li>spastisite</li>
 <li>ve bazı hastalarda pigmenter retina dejenerasyonu</li>
</ul>

<p>yer alabilir.</p>

<p>Daha geç başlayan atipik PKAN ise daha yavaş ilerleyebilir.</p>

<p>Bu hastalarda konuşma bozuklukları, distoni ve bazı nöropsikiyatrik belirtiler ön planda olabilir.</p>

<p>PKAN bugün tek başına bütün “beyinde demir birikimi” hastalıklarını ifade etmiyor.</p>

<p>Aksine, <strong>NBIA</strong> adı verilen daha geniş bir genetik hastalık grubunun alt tiplerinden birini oluşturuyor.</p>

<p>Bu grupta PANK2 dışında PLA2G6, C19orf12, WDR45, COASY ve FA2H gibi farklı genlerle ilişkili hastalıklar da bulunuyor.</p>

<p>Bu bilimsel gelişmeler eski Hallervorden–Spatz teriminin neden hem genetik hem de sınıflandırma açısından yetersiz kaldığını gösteriyor.</p>

<h1>Bir hastalığın adını değiştirmek tarihi değiştirebilir mi?</h1>

<p>Elbette bir hastalığın adını değiştirmek geçmişte yaşananları ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Fakat tıbbi terminoloji yalnızca teknik bir sınıflandırma sistemi değildir.</p>

<p>Bir hastalığın her söylenişinde ona adı verilen kişinin bilim tarihindeki yeri de yeniden üretilir.</p>

<p>Bu nedenle Nazi dönemiyle bağlantılı hekimlerin adlarını taşıyan hastalıkların, anatomik yapıların ve tıbbi terimlerin yeniden adlandırılması uzun yıllardır tıp etiğinde tartışılıyor.</p>

<p>Hallervorden–Spatz örneğinde iki ayrı gerekçe aynı noktada birleşti.</p>

<p><strong>Bilimsel gerekçe:</strong></p>

<p>PANK2 geninin bulunması ve NBIA hastalıklarının farklı genetik alt tiplere ayrılması, daha doğru ve mekanizmaya dayalı bir sınıflandırmayı mümkün kıldı.</p>

<p><strong>Etik gerekçe:</strong></p>

<p>Hallervorden’in Nazi rejimi tarafından öldürülen insanların beyin dokularını kullanan araştırmalarla güçlü biçimde belgelenmiş bağlantısı ve Spatz’ın çalışmalarında da Nazi “ötenazi” programı kurbanlarına ait materyallerle bağlantılar bulunduğunun gösterilmesi, bu iki ismi yaşatan eponimin kullanılmasını etik açıdan tartışmalı hâle getirdi.</p>

<h1>En önemli tarihsel ayrıntı</h1>

<p>Hallervorden–Spatz hikâyesi anlatılırken yapılabilecek en ciddi hata, hastalığın Nazi kurbanlarının beyinleri üzerinde keşfedildiğini söylemektir.</p>

<p>Bu doğru değildir.</p>

<p>Hastalık <strong>1922’de</strong>, Nazi rejimi Almanya’da iktidara gelmeden yaklaşık 11 yıl önce tanımlandı.</p>

<p>Hallervorden ve Spatz’ın Nazi dönemiyle ilgili etik tartışmaları, hastalığın ilk tanımından değil; daha sonraki yıllarda Nazi rejimi tarafından öldürülen hastaların beyin dokularının bilimsel araştırmalarda kullanılmasından kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Bu ayrım tarihsel gerçeği korumak açısından son derece önemlidir.</p>

<p>Çünkü tıp tarihinin karanlık sayfalarını anlatmak, olayları olduğundan daha sansasyonel hâle getirmeyi değil; belgelerin izin verdiği sınırlar içinde olabildiğince doğru aktarmayı gerektirir.</p>

<h1>Tıp tarihinin bıraktığı soru</h1>

<p>Bugün bir nörolog, PANK2 genindeki patojenik varyantlarla ilişkili hastalık için büyük olasılıkla “Hallervorden–Spatz hastalığı” yerine <strong>PKAN</strong> tanımını kullanacaktır.</p>

<p>Bu değişim yalnızca tıbbi terminolojide yapılan küçük bir düzeltme değildir.</p>

<p>Bir yanda beynin neden demir biriktirdiğini anlamaya çalışan bilimsel ilerleme vardır.</p>

<p>Diğer yanda ise bilimsel araştırma adına insan onurunun nasıl yok sayılabildiğini gösteren tarihsel bir uyarı.</p>

<p>Hallervorden–Spatz’tan PKAN’a uzanan yaklaşık yüz yıllık hikâye, tıp tarihinin en önemli sorularından birini yeniden hatırlatıyor:</p>

<p><strong>Bilimsel bilgi, nasıl elde edildiği sorusundan bağımsız düşünülebilir mi?</strong></p>

<p>Modern tıbbın verdiği yanıt giderek daha açık:</p>

<p><strong>Bilimsel değer, etik sorumluluğun yerine geçemez.</strong></p>

<hr />
<h1>KISA BİLGİ KUTUSU</h1>

<p><strong>Tarihsel adı:</strong> Hallervorden–Spatz hastalığı / sendromu</p>

<p><strong>Günümüzde PANK2 ile ilişkili hastalığın adı:</strong> Pantotenat Kinaz İlişkili Nörodejenerasyon — PKAN</p>

<p><strong>Hastalık grubu:</strong> NBIA — Beyinde demir birikimiyle seyreden nörodejenerasyonlar</p>

<p><strong>PKAN ile ilişkili gen:</strong> PANK2</p>

<p><strong>Kalıtım:</strong> Otozomal resesif</p>

<p><strong>Önemli beyin bölgesi:</strong> Globus pallidus</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Karakteristik fakat tek başına tanı koydurmayan MR bulgusu:</strong> “Kaplan gözü” bulgusu</p>

<p><strong>İlk klasik tanımlama:</strong> Hallervorden ve Spatz, 1922</p>

<p><strong>PANK2 ilişkisinin ortaya konması:</strong> 2001</p>

<p><strong>Eski eponimin terk edilmesinin başlıca nedenleri:</strong> Genetik sınıflandırmanın gelişmesi ve isim sahiplerinin Nazi dönemindeki etik sorunlarla bağlantılarının belgelenmesi</p>

<hr />
<h1>Kaynaklar</h1>

<ol start="1">
 <li>Max Planck Institute for Brain Research. Kurumsal tarih ve Nazi dönemi beyin araştırmaları kayıtları.</li>
 <li>Max Planck Society. Kaiser Wilhelm Society ve Nazi dönemi araştırmalarının tarihsel incelemeleri.</li>
 <li>United States Holocaust Memorial Museum. Nazi “Euthanasia Program” ve Aktion T4 arşivleri.</li>
 <li>Hughes JT. <i>Neuropathology in Germany during World War II: Julius Hallervorden and the Nazi programme of “euthanasia”</i>. Journal of Medical Biography. 2007.</li>
 <li>Wässle H. <i>A Collection of Brain Sections of “Euthanasia” Victims: The Series H of Julius Hallervorden</i>. Endeavour. 2017.</li>
 <li>Krauss JK ve ark. <i>Renaming of Hallervorden–Spatz disease: the second man behind the name of the disease</i>. Journal of Neural Transmission. 2021.</li>
 <li>Gregory A, Hayflick SJ. <i>Pantothenate Kinase-Associated Neurodegeneration</i>. GeneReviews.</li>
 <li>Zhou B ve ark. <i>A novel pantothenate kinase gene (PANK2) is defective in Hallervorden-Spatz syndrome</i>. Nature Genetics. 2001.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-bu-iki-doktorun-adini-neden-terk-etti-hallervorden-spatz-hastaliginin-nazi-gecmisi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 20:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-20260909-w-a0039.jpg" type="image/jpeg" length="57606"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özvar’dan yasa dışı bahis ve kumar uyarısı: “Gençlerimizi korumak ortak sorumluluğumuz”]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ozvardan-yasa-disi-bahis-ve-kumar-uyarisi-genclerimizi-korumak-ortak-sorumlulugumuz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ozvardan-yasa-disi-bahis-ve-kumar-uyarisi-genclerimizi-korumak-ortak-sorumlulugumuz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen “Bağımlılığa Dur De: Yasa Dışı Bahis ve Kumar Bağımlılığıyla Mücadele” panelinin ardından yaptığı paylaşımda üniversitelerin sorumluluğuna dikkat çekti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Prof. Dr. Özvar, gençlere yalnızca “uzak durun” demenin yeterli olmadığını belirterek bilim, spor, sanat, öğrenci kulüpleri ve akran eğitimlerinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Özvar: Üniversitelerin kurumsal ve bilimsel sorumluluğu var</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından Ankara’da “Bağımlılığa Dur De: Yasa Dışı Bahis ve Kumar Bağımlılığıyla Mücadele” paneli düzenlendi.</p>

<p><img alt="Erol Özvar’dan Üniversitelere Bağımlılıkla Mücadele Çağrısı-1" class="detail-photo img-fluid" height="778" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0141.jpeg" width="1320" /></p>

<p>Panelde dijital teknolojilerle giderek daha erişilebilir hâle gelen yasa dışı bahis ve kumarın özellikle gençler açısından oluşturduğu riskler; sağlık, eğitim, güvenlik, hukuk, finansal denetim, sosyal politika ve stratejik iletişim boyutlarıyla ele alındı.</p>

<p>Programa Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran ve YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın yanı sıra kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarından temsilciler katıldı.</p>

<p>Panelin ardından değerlendirmelerini paylaşan Özvar, üniversitelerin bağımlılıkla mücadelede üstlenmesi gereken kurumsal ve bilimsel sorumluluğa dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Akademik dünyamız bilimsel çözümler üretmeli”</p>

<p>Özvar, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın değerlendirmelerine de atıfta bulunarak akademik dünyanın Türkiye’nin temel meselelerine bilimsel çözümler üretmesinin önemini vurguladı.</p>

<p>Başta gençleri tehdit eden bağımlılıklar olmak üzere toplumsal sorunların nedenlerini doğru anlamak ve etkili çözüm yolları geliştirmek amacıyla çalışmaların sürdürülmesi gerektiğini belirten Özvar, bağımlılıkla mücadelenin nitelikli bir üniversite ortamı ve sağlıklı kampüs ikliminden ayrı düşünülemeyeceğini ifade etti.</p>

<p><img alt="Erol Özvar’dan Üniversitelere Bağımlılıkla Mücadele Çağrısı-2" class="detail-photo img-fluid" height="745" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0140.jpeg" width="1320" /></p>

<p>Özvar’ın paneldeki açıklamalarında da yasa dışı bahis ve kumar bağımlılığıyla mücadelenin dönemsel kampanyalarla sınırlı kalamayacağı ve tek bir kurumun sorumluluğuna bırakılamayacağı vurgulandı. Aileden üniversitelere, kamu kurumlarından medyaya, dijital platformlardan sivil topluma kadar geniş bir iş birliğine ihtiyaç bulunduğuna dikkat çekildi.</p>

<p>Gençlere yalnızca “uzak durun” demek yetmez</p>

<p>Özvar’ın paylaşımındaki en dikkat çekici mesajlardan biri ise gençlere yönelik koruyucu yaklaşım oldu.</p>

<p>Gençlerin bağımlılık riskleri karşısında yalnızca yasaklarla veya “uzak durun” mesajıyla korunamayacağını belirten Özvar, gençlere alternatif ve üretken alanlar oluşturulmasının önemine işaret etti.</p>

<p>Bilim, spor, sanat ve üretim imkânlarının artırılması; öğrenci kulüplerinin güçlendirilmesi ve akran eğitimlerinin yaygınlaştırılması, gençlerin bağımlılıkla mücadelenin aktif bir parçası hâline gelmesini sağlayabilecek başlıklar arasında gösterildi.</p>

<p>YÖK’ün bu kapsamda yürüttüğü Spor Dostu Kampüs Programı ile hareketli yaşamın ve öğrencilerin spor faaliyetlerine katılımının teşvik edilmesi hedefleniyor. Sağlık Bakanlığı ve Yeşilay iş birliğiyle hazırlanan Dumansız Kampüs Uygulama Rehberi ise farkındalık, eğitim, danışmanlık, yönlendirme ve izlemeyi içeren daha geniş bir kurumsal çerçeve sunuyor.</p>

<p>“Güçlü bir geleceğe hazırlamak hepimizin ortak sorumluluğu”</p>

<p>Özvar paylaşımını, gençlerin sahte kazanç vaatleri ve bağımlılıkların etkisinden korunmasının ortak bir toplumsal sorumluluk olduğuna dikkat çekerek tamamladı.</p>

<p>Bilimin, emeğin, sabrın ve üretmenin gençler için güçlü bir gelecek oluşturmadaki önemini vurgulayan Özvar’ın mesajı, yasa dışı bahis ve kumarla mücadelede üniversitelere yalnızca eğitim veren kurumlar olarak değil; araştırma yapan, önleyici modeller geliştiren ve sağlıklı sosyal ortamlar oluşturan aktörler olarak da görev düştüğünü ortaya koydu.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da panelde yasa dışı bahis ve kumarın bireysel sonuçların ötesinde aile yapısı, sosyal ilişkiler, ekonomik güvenlik ve kamu düzeni açısından riskler taşıdığını belirterek mücadelenin güvenlikten sağlığa ve eğitimden finansa kadar koordineli yürütülmesi gerektiğini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ozvardan-yasa-disi-bahis-ve-kumar-uyarisi-genclerimizi-korumak-ortak-sorumlulugumuz</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 20:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0138.jpeg" type="image/jpeg" length="43752"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnsanları Buzlu Suya Soktular: Dachau’daki Hipotermi Deneylerinin Karanlık Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/insanlari-buzlu-suya-soktular-dachaudaki-hipotermi-deneylerinin-karanlik-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/insanlari-buzlu-suya-soktular-dachaudaki-hipotermi-deneylerinin-karanlik-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nazi Almanyası’nda 1942’de Dachau toplama kampındaki mahkûmlar, soğuk sulara düşen Luftwaffe personelinin hayatta kalma sınırlarını ve ağır hipotermiden sonra yeniden ısıtma yöntemlerini araştırmak amacıyla zorla deneylere maruz bırakıldı. Savaş sonrası Nürnberg tanıklıklarına göre yaklaşık 280–300 kişi, tekrarlarla birlikte 360–400 kadar deneyde kullanıldı ve yaklaşık 80–90 kişi yaşamını yitirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ancak kayıtların eksik ve çelişkili olması nedeniyle kesin sayı bilinmiyor. Daha sonraki bilimsel incelemeler, deneylerin yalnızca ağır etik ihlaller içermediğini, elde edilen verilerin bilimsel güvenilirliğinin de ciddi biçimde sorunlu olduğunu ortaya koydu.</p>

<h2>Alman pilotlarını kurtarmak için başlatıldı</h2>

<p>İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Hava Kuvvetleri Luftwaffe, özellikle Kuzey Denizi gibi soğuk sularda düşürülen uçakların mürettebatının karşı karşıya kaldığı hipotermi sorununa çözüm arıyordu.</p>

<p>Bu askeri amaç doğrultusunda Dachau toplama kampındaki mahkûmlar üzerinde insan deneyleri gerçekleştirildi.</p>

<p>Dönemin kayıtlarına göre Dachau’daki sistematik hipotermi deneyleri 15 Ağustos 1942’de başladı. Nürnberg belgeleri, çalışmaların farklı biçimlerde 1943 yılının ilk yarısına kadar sürdüğünü göstermektedir.</p>

<p>Programın temel amacı, soğuk suya düşen bir insanın ne kadar süre yaşayabildiğini, vücut sıcaklığının hangi düzeye kadar düşebildiğini ve ağır hipotermi gelişen kişilerin hangi yöntemlerle yeniden ısıtılabileceğini araştırmaktı.</p>

<p>Ancak bu sorular gönüllü araştırma katılımcıları üzerinde değil, özgür iradeleri ellerinden alınmış toplama kampı mahkûmları üzerinde araştırıldı.</p>

<h2>Mahkûmlar buzlu su tanklarına sokuldu</h2>

<p>Nürnberg’de delil olarak sunulan dönemin raporlarına göre mahkûmlar, bazı deneylerde uçuş kıyafetleri giydirilerek, bazı deneylerde ise farklı koşullar altında soğuk su tanklarına yerleştirildi.</p>

<p>Sigmund Rascher’in 1942 tarihli ara raporunda su sıcaklıklarının yaklaşık 2,5 ile 12 derece arasında değiştiği belirtiliyordu.</p>

<p>Araştırmacılar vücut sıcaklığını, klinik bulguları ve bazı biyokimyasal ve fizyolojik ölçümleri kaydetmeye çalışıyordu.</p>

<p>Ancak daha sonraki incelemeler, deneylerde ölçüm yöntemlerinin standart olmadığını, bazı temel fizyolojik parametrelerin yetersiz biçimde izlendiğini ve deney kayıtlarının bilimsel açıdan ciddi eksiklikler içerdiğini ortaya koydu.</p>

<p>Deneyler yalnızca buzlu su tanklarıyla sınırlı değildi. Savaş sonrası ifadelerde bazı mahkûmların kış koşullarında açık havada uzun süre soğuğa maruz bırakıldığı da anlatıldı.</p>

<p>Bu uygulamaların hiçbirinde günümüzde tıbbi araştırmaların temel şartlarından biri olan özgür ve bilgilendirilmiş onam bulunmuyordu.</p>

<h2>Amaç yalnızca dayanma süresini ölçmek değildi</h2>

<p>Dachau programının ikinci önemli bölümünü yeniden ısıtma deneyleri oluşturuyordu.</p>

<p>Ağır biçimde soğutulan kişilerin hangi yöntemlerle yeniden ısıtılabileceği araştırıldı. Sıcak su banyoları ve farklı ısıtma yöntemleri karşılaştırıldı.</p>

<p>Nürnberg belgeleri, SS lideri Heinrich Himmler’in de bu deneylerle yakından ilgilendiğini ve yeniden ısıtma yöntemleri hakkında araştırmacılarla yazıştığını gösteriyor.</p>

<p>Hipotermi deneylerinin en çok adı geçen isimlerinden biri SS doktoru Sigmund Rascher oldu.</p>

<p>United States Holocaust Memorial Museum arşivlerinde 1942’de Dachau’da çekilen bir fotoğrafta Rascher’in, soğuk su tankındaki bir mahkûm üzerinde yürütülen deneyi izlediği görülmektedir.</p>

<h2>Kaç kişi kullanıldı, kaç kişi öldü?</h2>

<p>Dachau hipotermi deneyleriyle ilgili en tartışmalı konulardan biri kesin sayılardır.</p>

<p>Belgelerin bir kısmının savaş sırasında yok edilmesi, aynı kişilerin birden fazla deneye maruz bırakılması ve savaş sonrası tanıklıklar arasındaki farklılıklar nedeniyle rakamlar kaynaklara göre değişmektedir.</p>

<p>New England Journal of Medicine’da 1990 yılında yayımlanan Robert L. Berger imzalı tarihsel incelemede, savaş sonrası ifadelerin yaklaşık 280–300 kişinin 360–400 kadar deneyde kullanılmış olabileceğine işaret ettiği belirtilmektedir.</p>

<p>Aynı değerlendirmede bazı savaş sonrası tanıklıkların yaklaşık 80–90 ölümden söz ettiği aktarılmaktadır.</p>

<p>Nürnberg’de görülen Pohl Davası kayıtlarında da yaklaşık 300 mahkûmun deneylere maruz bırakıldığı ve 80’den fazla kişinin öldüğü ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle Dachau hipotermi deneyleriyle ilgili rakamları kesin tarihsel sayılar olarak vermek yerine, “savaş sonrası tanıklıklara göre yaklaşık 280–300 kişi ve yaklaşık 80–90 ölüm” şeklinde ifade etmek daha doğru kabul edilmektedir.</p>

<h2>Deneylerin bilimsel değeri de ciddi biçimde sorgulandı</h2>

<p>Dachau deneyleriyle ilgili tartışma savaş sonrasında yalnızca etik suçlar üzerinden yürütülmedi.</p>

<p>Bazı araştırmacılar, yöntemler insanlık dışı olsa da elde edilen kimi verilerin hipotermi tıbbında kullanılabileceğini savundu.</p>

<p>Ancak daha sonraki bilimsel incelemeler bu görüşe ciddi itirazlar getirdi.</p>

<p>Robert Berger’in 1990 yılında New England Journal of Medicine’da yayımlanan kapsamlı değerlendirmesi, Dachau hipotermi çalışmalarında düzenli bir deney protokolünün bulunmadığını, temel değişkenlerin yeterince kaydedilmediğini ve yöntemlerin standartlaştırılmadığını ortaya koydu.</p>

<p>Berger ayrıca deney raporlarında tutarsızlıklar bulunduğuna, bazı verilerin değiştirilmiş veya uydurulmuş olabileceğine ilişkin göstergeler olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Bu nedenle Dachau deneylerini “etik dışı fakat bilimsel açıdan başarılı araştırmalar” şeklinde tanımlamak tarihsel ve bilimsel açıdan sorunlu kabul edilmektedir.</p>

<p>Sorun yalnızca insanların zorla denek yapılması ve ölümler değildi; elde edilen verilerin güvenilirliği de ciddi biçimde tartışmalıydı.</p>

<h2>Dachau verilerinin modern hipotermi tedavisinin temeli olduğu iddiası desteklenmiyor</h2>

<p>Dachau deneyleri hakkında zaman zaman ortaya çıkan iddialardan biri, günümüzde hipotermi tedavisinde kullanılan bilgilerin önemli bir bölümünün bu çalışmalardan elde edildiğidir.</p>

<p>Ancak bilimsel literatürde bu görüşü destekleyen güçlü bir temel bulunmamaktadır.</p>

<p>Berger’in değerlendirmesi, deneylerin yöntemsel sorunları ve veri güvenilirliğindeki ciddi eksiklikler nedeniyle Dachau sonuçlarının bilimsel açıdan güvenilir kabul edilemeyeceğini savunmuştur.</p>

<p>Modern hipotermi bilgisi; kontrollü fizyoloji araştırmaları, kazara hipotermi vakaları, dağ ve deniz kurtarma tıbbı, yoğun bakım deneyimleri ve sonraki dönemlerde gerçekleştirilen etik araştırmaların birikimiyle gelişmiştir.</p>

<p>Bu ayrım önemlidir. Nazi döneminde gerçekleştirilen tıbbi suçların sonradan “modern tıbbın temelini oluşturduğu” biçiminde sunulması, hem bilimsel gerçekliği hem de tarihsel bağlamı çarpıtabilmektedir.</p>

<h2>Dachau yalnızca hipotermi deneylerinin merkezi değildi</h2>

<p>Dachau’da mahkûmlar üzerinde başka insan deneyleri de gerçekleştirildi.</p>

<p>Bunların arasında düşük basınç odalarında yapılan yüksek irtifa deneyleri, deniz suyunun içilebilir hâle getirilmesine yönelik çalışmalar ve sıtmayla ilgili deneyler bulunuyordu.</p>

<p>Bu araştırmaların önemli bir bölümü mahkûmların özgür iradesi ve rızası dışında yürütüldü.</p>

<p>Dachau böylece Nazi döneminde tıp, askeri araştırmalar ve toplama kampı sisteminin kesiştiği başlıca merkezlerden biri hâline geldi.</p>

<h2>Doktorlar Nürnberg’de yargılandı</h2>

<p>İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Nazi dönemindeki tıbbi suçlar Nürnberg’de ayrı bir davanın konusu oldu.</p>

<p>Doktorlar Davası 9 Aralık 1946’da başladı.</p>

<p>Amerikan askeri mahkemesinde 23 Alman doktor ve yönetici savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve diğer ağır suçlamalarla yargılandı.</p>

<p>Yargılama sonucunda 16 sanık suçlu bulundu. Bunlardan yedisi idama mahkûm edildi.</p>

<p>Dava, Nazi döneminde gerçekleştirilen insan deneylerinin hukuki olarak değerlendirilmesi kadar, gelecekte insanlar üzerinde yapılacak araştırmaların hangi etik sınırlar içinde yürütülmesi gerektiğinin belirlenmesi açısından da tarihsel önem taşıdı.</p>

<h2>Nürnberg Kodu’nun merkezinde gönüllü onam vardı</h2>

<p>Mahkeme 19 Ağustos 1947 tarihli kararında, insanlar üzerinde kabul edilebilir tıbbi deneylerin uyması gereken 10 temel ilkeyi “Permissible Medical Experiments” başlığı altında ortaya koydu.</p>

<p>Bu ilkeler daha sonra Nürnberg Kodu adıyla anılmaya başlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kodun ilk ve en temel ilkesi, araştırmaya katılan kişinin gönüllü onamının kesinlikle gerekli olmasıydı.</p>

<p>Nürnberg Kodu ayrıca gereksiz fiziksel ve zihinsel acının önlenmesini, ölüm veya kalıcı sakatlık beklenen deneylerden kaçınılmasını, risklerin araştırmanın insani önemini aşmamasını ve katılımcının istediği zaman deneyden ayrılabilmesini öngörüyordu.</p>

<p>Nürnberg Kodu tek başına bugünkü araştırma etiği sisteminin tamamını oluşturmasa da, insan araştırmaları etiğinin tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri kabul edilmektedir.</p>

<h2>Dachau’nun bıraktığı asıl tarihsel ders</h2>

<p>Dachau hipotermi deneyleri, tıp tarihinde yalnızca Nazi rejiminin işlediği suçların örneklerinden biri olarak kalmadı.</p>

<p>Aynı zamanda bilimsel araştırmanın etik sınırlarının neden vazgeçilmez olduğunu gösteren en çarpıcı tarihsel vakalardan biri hâline geldi.</p>

<p>Dachau örneği, araştırmanın amacı yararlı olsa bile kullanılan yöntemin insan haklarını ihlal etmesi hâlinde bilimin meşruiyetini kaybedebileceğini gösterdi.</p>

<p>Bugün gönüllü ve bilgilendirilmiş onam, bağımsız etik kurul değerlendirmesi, araştırmacının katılımcıyı koruma yükümlülüğü ve risk–yarar değerlendirmesi gibi ilkelerin modern tıbbi araştırmaların merkezinde bulunmasında bu tarihsel deneyimlerin önemli payı vardır.</p>

<p><strong>Dachau deneylerinin bıraktığı en önemli tarihsel ders, hipotermiye ilişkin veriler değil; insan üzerinde yapılan araştırmalarda bilimin etik sınırlar olmadan ne kadar tehlikeli hâle gelebileceğini gösteren uyarıdır.</strong></p>

<h1>Kaynaklar</h1>

<p>United States Holocaust Memorial Museum – Holocaust Encyclopedia, Dachau.</p>

<p>United States Holocaust Memorial Museum – Nazi Medical Experiments.</p>

<p>United States Holocaust Memorial Museum – The Nuremberg Code.</p>

<p>Harvard Law School – Nuremberg Trials Project, Dachau Freezing Experiments ve ilgili mahkeme kayıtları.</p>

<p>Berger RL. Nazi Science — The Dachau Hypothermia Experiments. New England Journal of Medicine. 1990;322:1435–1440.</p>

<p>Angell M. The Nazi Hypothermia Experiments and Unethical Research Today. New England Journal of Medicine. 1990;322:1462–1464.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/insanlari-buzlu-suya-soktular-dachaudaki-hipotermi-deneylerinin-karanlik-hikayesi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 19:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-20260909-w-a0033.jpg" type="image/jpeg" length="25332"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76262"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="35487"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19329"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23011"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59139"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="24003"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
