<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 14 Sep 2026 17:32:56 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzun Ömür İçin Pahalı Takviyelerden Önce Bu 5 Alışkanlığa Bakın]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/uzun-omur-icin-pahali-takviyelerden-once-bu-5-aliskanliga-bakin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/uzun-omur-icin-pahali-takviyelerden-once-bu-5-aliskanliga-bakin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzun yaşam için pahalı takviyeler şart değil. Düzenli yürüyüş, bitki ağırlıklı beslenme, yeterli uyku, güçlü sosyal bağlar ve iyimser bakış sağlıklı yaşlanmayla ilişkilendiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uzun ve Sağlıklı Yaşamı Destekleyen 5 Basit Alışkanlık</p>

<p>Uzun yaşam denildiğinde akla pahalı takviyeler, özel diyetler ve yeni nesil “longevity” uygulamaları gelebiliyor. Ancak bilimsel çalışmaların daha güçlü biçimde desteklediği alışkanlıkların önemli bir bölümü oldukça temel: hareket etmek, iyi beslenmek, yeterli uyumak, sosyal bağları korumak ve psikolojik iyilik halini desteklemek.</p>

<p>Bu alışkanlıkların hiçbiri tek başına daha uzun yaşayacağınızı garanti etmiyor. Genetik yapı, mevcut hastalıklar, çevresel koşullar, sağlık hizmetlerine erişim ve sosyoekonomik faktörler de yaşam süresini etkiliyor. Buna rağmen geniş nüfus çalışmalarında bazı yaşam biçimi özellikleri daha düşük erken ölüm riski ve daha sağlıklı yaşlanmayla tekrar tekrar ilişkilendiriliyor.</p>

<p>1. Her gün biraz daha fazla hareket edin</p>

<p>Uzun yaşam için mutlaka ağır egzersiz yapmak gerekmiyor. Yürüyüş gibi günlük hareketlerin bile önemli olabileceğini gösteren güçlü veriler var.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analizde günlük adım sayısı arttıkça tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin azaldığı görüldü. Analizde yaklaşık her 1000 ek günlük adım, ortalama olarak daha düşük ölüm riskiyle ilişkilendirildi.</p>

<p>Bu sonuç “günde tam olarak şu kadar adım atarsanız ömrünüz uzar” anlamına gelmiyor. Ancak hareketsiz bir kişinin günlük hareket miktarını artırmasının sağlık açısından anlamlı olabileceğini destekliyor.</p>

<p>Pratik hedef; uzun süre oturmayı azaltmak, mümkün olduğunca yürümek, merdiven kullanmak ve haftanın çoğu günü fiziksel olarak aktif kalmak olabilir.</p>

<p>2. Beslenmenin temelini bitkisel ve az işlenmiş gıdalar oluşturabilir</p>

<p>Sağlıklı yaşlanmayla en sık ilişkilendirilen beslenme modelleri arasında Akdeniz tipi beslenme öne çıkıyor.</p>

<p>2026'da yayımlanan geniş bir meta-analizde, 1,8 milyondan fazla kişinin verileri değerlendirildi ve Akdeniz diyetine daha yüksek uyum daha düşük tüm nedenlere bağlı ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Bununla birlikte bu tür gözlemsel sonuçların doğrudan neden-sonuç kanıtı oluşturmadığını unutmamak gerekiyor.</p>

<p>2025 yılında Nature Medicine'da yayımlanan, 105 binden fazla kişinin yaklaşık 30 yıllık verilerini kullanan başka bir çalışma da sebze, meyve, tam tahıl, kuruyemiş, baklagil ve doymamış yağlardan zengin beslenme modellerini daha sağlıklı yaşlanmayla ilişkilendirdi.</p>

<p>Buradaki mesaj belirli bir “mucize gıda” aramak değil. Günlük beslenmede sebze, meyve, baklagil ve tam tahılların payını artırmak; aşırı işlenmiş ürünleri, şekerli içecekleri ve işlenmiş etleri sınırlamak daha gerçekçi bir yaklaşım.</p>

<p>3. Uykuyu yalnızca dinlenme olarak görmeyin</p>

<p>Uyku süresi ve uyku kalitesi metabolizma, bağışıklık sistemi, kalp-damar sağlığı ve zihinsel işlevlerle yakından ilişkili.</p>

<p>Yetişkinlerin çoğu için gecede yaklaşık 7-9 saat uyku genel sağlık önerileriyle uyumlu kabul ediliyor. Bununla birlikte yalnızca süre değil, uyku düzeninin devamlılığı ve uyku kalitesi de önemli.</p>

<p>2026'da yayımlanan 148 binden fazla yetişkinin değerlendirildiği bir çalışmada, daha sağlıklı uyku örüntüsüne sahip kişilerde daha düşük tüm nedenlere bağlı ölüm riski görüldü. Çalışma gözlemsel olduğu için iyi uykunun tek başına ömrü uzattığını kanıtlamıyor; ancak uyku ile uzun dönem sağlık arasındaki ilişkiyi güçlendiriyor.</p>

<p>Sürekli horlama, uykuda nefes durması, gündüz aşırı uyku hali veya uzun süren uykusuzluk varsa konuyu yalnızca “daha erken yatmak” düzeyinde değerlendirmemek gerekir.</p>

<p>4. Sosyal ilişkiler sağlık için düşündüğünüzden daha önemli olabilir</p>

<p>Uzun yaşam araştırmalarında daha az konuşulan konulardan biri sosyal bağlantılar.</p>

<p>90 kohort çalışmasını ve 2,2 milyondan fazla kişiyi kapsayan bir meta-analizde sosyal izolasyon, daha yüksek tüm nedenlere bağlı ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Yalnızlık için de daha küçük ancak anlamlı bir ilişki görüldü.</p>

<p>Bu sonuç çok sayıda arkadaş sahibi olmanın otomatik olarak ömrü uzattığı anlamına gelmez. İlişkilerin niteliği, karşılıklı destek, aidiyet hissi ve kişinin yalnızlık algısı da önem taşır.</p>

<p>Aile üyeleriyle düzenli görüşmek, arkadaşlıkları sürdürmek, gönüllü faaliyetlere katılmak veya ortak ilgi alanlarına dayalı topluluklarla bağ kurmak sosyal sağlığı güçlendirebilir.</p>

<p>5. İyimserlik de tabloya dahil olabilir</p>

<p>Psikolojik özelliklerle yaşam süresi arasındaki ilişki konusunda da dikkat çekici araştırmalar bulunuyor.</p>

<p>2019 yılında kadınlar ve erkeklerden oluşan iki büyük kohortun değerlendirildiği bir çalışmada, daha yüksek iyimserlik düzeyine sahip kişilerin daha uzun yaşam süresi ve 85 yaşına ulaşma olasılığının daha yüksek olduğu görüldü.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım var: Çalışma, “iyimser olun ve ömrünüz yüzde 15 uzasın” şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>İyimser kişiler daha fazla hareket ediyor, daha sağlıklı besleniyor, stresle farklı başa çıkıyor veya sağlık davranışlarına daha iyi uyum gösteriyor olabilir. Araştırmacılar bazı değişkenleri hesaba katsalar bile gözlemsel çalışmalar bütün olası etkileri ortadan kaldıramaz.</p>

<p>Bu nedenle iyimserliği bir tedavi değil, sağlıklı yaşam davranışlarını destekleyebilecek psikolojik faktörlerden biri olarak görmek daha doğru.</p>

<p>Uzun yaşam için hangisi daha önemli?</p>

<p>Araştırmalar tek bir alışkanlığın diğerlerinden bağımsız biçimde “uzun yaşamın sırrı” olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Aksine bu davranışlar birbirini etkiliyor. Düzenli hareket uyku kalitesini destekleyebilir. İyi uyku iştah kontrolünü ve fiziksel aktiviteyi kolaylaştırabilir. Sosyal destek stresle baş etmeye yardımcı olabilir. Sağlıklı beslenme ise kalp-damar ve metabolik hastalık riskini azaltmaya katkı sağlayabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle uygulanabilir en iyi yaklaşım mükemmel bir yaşam programı oluşturmak yerine birkaç temel alışkanlığı sürdürülebilir hale getirmek olabilir.</p>

<p>Başlangıç için ne yapılabilir?</p>

<p>Her gün mevcut düzeyinizden biraz daha fazla yürümek.</p>

<p>Ana öğünlerde sebze veya baklagil miktarını artırmak.</p>

<p>Uyku ve uyanma saatlerini mümkün olduğunca düzenli tutmak.</p>

<p>Haftalık olarak aile veya arkadaşlarla yüz yüze zaman planlamak.</p>

<p>Kontrol edilemeyen sorunlardan çok değiştirilebilen davranışlara odaklanmak.</p>

<p>Uzun yaşamın garantisi yok. Ancak mevcut kanıtlar, pahalı “anti-aging” ürünlerinden önce bu temel sağlık davranışlarının önemsenmesi gerektiğini güçlü biçimde destekliyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Kronik hastalığı olanlar, egzersiz veya beslenme düzeninde önemli değişiklik yapmadan önce sağlık profesyoneline danışmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Health</p>

<p>PubMed – Daily Steps and All-Cause Mortality: An Umbrella Review and Meta-Analysis</p>

<p>PubMed – Adherence to the Mediterranean Diet and All-Cause Mortality</p>

<p>Nature Medicine – Optimal Dietary Patterns for Healthy Aging</p>

<p>PubMed – Healthy Sleep Patterns, Mortality and Life Expectancy</p>

<p>PubMed – A Systematic Review and Meta-Analysis of Social Isolation, Loneliness and Mortality</p>

<p>Proceedings of the National Academy of Sciences – Optimism and Exceptional Longevity</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/uzun-omur-icin-pahali-takviyelerden-once-bu-5-aliskanliga-bakin</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0576.jpeg" type="image/jpeg" length="59965"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sitrat, Glisinat, Oksit, L-Treonat: Magnezyumda Hangisi Ne İşe Yarıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sitrat-glisinat-oksit-l-treonat-magnezyumda-hangisi-ne-ise-yariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sitrat-glisinat-oksit-l-treonat-magnezyumda-hangisi-ne-ise-yariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Magnezyum sitrat, glisinat, klorür ve bazı organik formlar genellikle iyi emilirken magnezyum oksidin biyoyararlanımı daha düşüktür. Ancak “uyku”, “beyin” veya “kalp” iddialarının kanıtı forma göre değişir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Magnezyum takviyelerinin üzerinde sitrat, glisinat, bisglisinat, oksit, malat, taurat veya L-treonat gibi farklı isimler görmek mümkün. Bunların hepsi vücuda magnezyum sağlar ancak çözünürlükleri, bağırsaktan emilimleri, içerdiği elemental magnezyum miktarı ve sindirim sistemi üzerindeki etkileri aynı değildir.</p>

<p>Genel kullanım açısından yalnızca ürünün ön yüzündeki “500 mg” veya “1000 mg” ifadesine bakmak doğru değildir. Asıl önemli değer, kişinin gerçekte ne kadar “elemental magnezyum” aldığıdır. Ayrıca bir formun iyi emilmesi, o formun belirli bir hastalık, uyku sorunu veya nörolojik durum için diğerlerinden üstün olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmez.</p>

<p>Magnezyumun hangi formu daha iyi emilir?</p>

<p>Magnezyumun bağırsaktan emilimi formun suda çözünürlüğünden etkilenir. NIH Office of Dietary Supplements verilerine göre magnezyum sitrat, laktat, klorür ve aspartat gibi daha iyi çözünen formlar genel olarak magnezyum oksit ve magnezyum sülfattan daha iyi emilir.</p>

<p>İnsanlarda yapılan doğrudan karşılaştırmalı çalışmalarda da magnezyum sitratın magnezyum okside göre daha yüksek biyoyararlanım gösterebildiği görülmüştür.</p>

<p>Ancak “en iyi magnezyum” şeklinde herkes için geçerli tek bir seçenek yoktur. Amaç, gastrointestinal tolerans, kişinin kullandığı ilaçlar, böbrek fonksiyonları ve takviyenin neden kullanıldığı seçimi değiştirebilir.</p>

<p>Magnezyum sitrat ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum sitrat, emilimi konusunda en fazla veriye sahip formlardan biridir.</p>

<p>Avantajları:<br />
• Suda iyi çözünür.<br />
• Magnezyum oksitten genellikle daha iyi emilir.<br />
• Magnezyum desteği amacıyla kullanılabilir.<br />
• Bağırsaklara su çekme özelliği nedeniyle dışkıyı yumuşatabilir.</p>

<p>Bu nedenle kabızlık sorunu olan kişilerde iki yönlü avantaj sağlayabilir. Buna karşılık ishal eğilimi bulunan kişilerde aynı özellik dezavantaja dönüşebilir.</p>

<p>Yüksek miktarlarda karın krampları ve ishale yol açabilir.</p>

<p>Magnezyum glisinat ve bisglisinat ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum glisinat veya bisglisinat, magnezyumun glisin aminoasidiyle oluşturduğu şelat formudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son yıllarda özellikle “uyku magnezyumu” olarak çok popüler hale gelmiştir.</p>

<p>En önemli avantajlarından biri gastrointestinal olarak genellikle iyi tolere edilmesidir. Bu nedenle sitrat kullandığında bağırsak sorunu yaşayan kişiler tarafından tercih edilebilir.</p>

<p>2025 yılında yayımlanan plasebo kontrollü bir çalışmada, 155 yetişkinde günlük 250 mg elemental magnezyum sağlayan magnezyum bisglisinatın kötü uyku bildiren kişilerde uykusuzluk belirtileri üzerinde küçük bir yarar sağlayabileceği bildirildi.</p>

<p>Ancak buradan “glisinat kesin olarak en iyi uyku magnezyumudur” sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Magnezyumun uyku üzerindeki genel klinik kanıtları hâlâ sınırlıdır ve glisinatın diğer iyi emilen magnezyum formlarına karşı açık üstünlüğü gösterilmiş değildir.</p>

<p>Özetle:<br />
Sindirim sistemi hassas olan ve uzun süreli destek arayan kişiler açısından mantıklı seçeneklerden biridir; ancak “uyku, anksiyete ve stres için özel magnezyum” şeklindeki pazarlama dili mevcut kanıttan daha güçlüdür.</p>

<p>Magnezyum oksit neden daha az tercih ediliyor?</p>

<p>Magnezyum oksit piyasadaki en yaygın ve genellikle en ucuz formlardan biridir.</p>

<p>Ağırlık başına yüksek miktarda elemental magnezyum içermesi önemli bir avantaj gibi görünür. Fakat çözünürlüğü düşüktür ve birçok çalışmada sitrat gibi formlara göre daha düşük biyoyararlanım göstermiştir.</p>

<p>Bu nedenle amaç vücudun magnezyum durumunu artırmak olduğunda genellikle ilk seçenek olarak düşünülmez.</p>

<p>Ancak bu “magnezyum oksit işe yaramaz” anlamına gelmez.</p>

<p>Bağırsakta kalan magnezyum su çekebildiğinden oksit formunun laksatif etkisi olabilir. Bu nedenle bazı antasit ve kabızlık ürünlerinde özellikle kullanılır.</p>

<p>Yani düşük emilim, bazı kullanım amaçlarında dezavantajken kabızlık açısından mekanizmanın bir parçası olabilir.</p>

<p>Magnezyum klorür ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum klorür iyi çözünebilen ve bağırsaktan nispeten iyi emilebilen formlardan biridir.</p>

<p>NIH verilerinde klorür, sitrat, laktat ve aspartatla birlikte okside göre daha iyi biyoyararlanabilen formlar arasında gösterilmektedir.</p>

<p>Oral magnezyum desteğinde kullanılabilir. Bununla birlikte bazı kişilerde yüksek miktarlarda ishal ve gastrointestinal rahatsızlık oluşturabilir.</p>

<p>Magnezyum laktat ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum laktat da iyi çözünen ve biyoyararlanımı görece yüksek formlar arasındadır.</p>

<p>Uzun süreli oral magnezyum replasmanında kullanılabilir ve bazı kişilerde gastrointestinal toleransı iyi olabilir.</p>

<p>Ancak piyasada sitrat ve glisinat kadar yaygın değildir.</p>

<p>Magnezyum malat ne işe yarar?</p>

<p>Malat formu magnezyum ile malik asidin birleşimidir. Emilimi iyi olabilen organik magnezyum formlarından biri olarak değerlendirilir.</p>

<p>İnternette özellikle:<br />
• enerji,<br />
• kas performansı,<br />
• kronik yorgunluk,<br />
• fibromiyalji</p>

<p>için önerildiği görülür.</p>

<p>Fakat burada önemli bir ayrım vardır.</p>

<p>Magnezyumun enerji metabolizmasındaki rolü biyolojik olarak gerçektir; buna karşılık magnezyum malatın diğer iyi emilen formlardan özellikle daha etkili olduğunu gösteren güçlü klinik kanıt bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle “enerji için özel magnezyum” şeklinde sunulması kanıtın önüne geçebilir.</p>

<p>Magnezyum taurat ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum taurat, magnezyum ile taurin içeren bir formdur.</p>

<p>Özellikle:<br />
• kalp sağlığı,<br />
• tansiyon,<br />
• ritim,<br />
• metabolik sağlık</p>

<p>başlıklarıyla pazarlanmaktadır.</p>

<p>Magnezyum ve taurinin ayrı ayrı kardiyovasküler fizyolojide ilgi çekici özellikleri bulunmasına rağmen magnezyum tauratın sağlıklı kişilerde veya kalp hastalarında diğer magnezyum formlarından daha üstün olduğunu kanıtlayan güçlü klinik çalışmalar yetersizdir.</p>

<p>Bu nedenle sırf “kalbe özel magnezyum” olduğu düşüncesiyle tercih edilmesi için güçlü kanıt yoktur.</p>

<p>Magnezyum L-treonat gerçekten beyne daha mı iyi ulaşır?</p>

<p>Son yılların en çok konuşulan formlarından biri magnezyum L-treonattır.</p>

<p>Özellikle:<br />
• hafıza,<br />
• bilişsel performans,<br />
• beyin sağlığı,<br />
• uyku</p>

<p>iddialarıyla pazarlanmaktadır.</p>

<p>Bu form üzerine hayvan deneylerinden başlayan ilgi, son dönemde insan çalışmalarına da taşındı.</p>

<p>2024 ve 2026'da yayımlanan küçük randomize kontrollü çalışmalarda uyku ve bazı bilişsel ölçümlerde olumlu sonuçlar bildirildi. Bununla birlikte sonuçların tamamı tutarlı değildi; bazı objektif uyku ölçümlerinde anlamlı fark bulunmadı.</p>

<p>Dolayısıyla L-treonat umut verici bir araştırma alanıdır ancak “beyin için kanıtlanmış en iyi magnezyum” demek için henüz erkendir.</p>

<p>Ayrıca L-treonat ürünleri genellikle daha pahalıdır ve tuz ağırlığına kıyasla sağladıkları elemental magnezyum miktarı görece düşüktür.</p>

<p>Magnezyum aspartat ne işe yarar?</p>

<p>Aspartat iyi çözünen ve biyoyararlanımı yüksek olabilen magnezyum formlarından biridir.</p>

<p>NIH tarafından okside göre daha iyi emilen formlar arasında gösterilmektedir.</p>

<p>Ancak diğer iyi emilen formlara göre belirli bir sağlık sorunu için üstünlüğü kanıtlanmış değildir.</p>

<p>Magnezyum sülfat günlük takviye için iyi seçim mi?</p>

<p>Magnezyum sülfat tıpta son derece önemli bir formdur ancak oral günlük takviye söz konusu olduğunda durum farklıdır.</p>

<p>Hastanelerde damar yoluyla magnezyum sülfat; belirli ciddi magnezyum eksiklikleri, gebelikte preeklampsi ve eklampsi gibi özel klinik durumlarda kullanılabilir.</p>

<p>Oral kullanımda ise biyoyararlanımı bazı diğer formlara göre daha düşüktür ve laksatif etkisi belirgindir.</p>

<p>Bu nedenle sıradan günlük oral magnezyum takviyesi seçiminde sitrat, klorür, laktat veya iyi tolere edilen diğer formlar varken genellikle öncelikli seçenek değildir.</p>

<p>Hangi magnezyum formları daha az avantajlı?</p>

<p>Amaç yalnızca magnezyum desteği ve iyi emilim ise en önemli soru işaretlerinden biri magnezyum oksittir.</p>

<p>Magnezyum oksit:<br />
• iyi çözünmez,<br />
• birçok karşılaştırmalı çalışmada sitrattan daha az emilmiştir,<br />
• bağırsakta kalan miktar nedeniyle gastrointestinal yan etki oluşturabilir.</p>

<p>Ancak ucuz olması, yüksek oranda elemental magnezyum içermesi ve laksatif etkisinin istendiği durumlarda kullanılabilmesi nedeniyle tamamen “kötü” bir ürün değildir.</p>

<p>Magnezyum sülfat da rutin oral destek amacıyla genellikle ilk tercih değildir.</p>

<p>Magnezyum karbonat ise mide asidiyle reaksiyona girebilir ve antasit ürünlerinde kullanılabilir. Emilim açısından iyi çözünen organik formlara göre daha az avantajlı olabilir.</p>

<p>Hangi form hangi amaçta öne çıkıyor?</p>

<p>Genel magnezyum desteği:<br />
Sitrat, klorür, laktat veya bazı şelatlı formlar düşünülebilir.</p>

<p>Hassas bağırsak:<br />
Glisinat/bisglisinat genellikle daha iyi tolere edilen seçeneklerden biridir.</p>

<p>Kabızlık eğilimi:<br />
Sitratın laksatif etkisi avantaj sağlayabilir.</p>

<p>Belirgin laksatif etki isteniyorsa:<br />
Oksit ve bazı diğer magnezyum tuzları bu amaçla kullanılabilir.</p>

<p>Uyku:<br />
Glisinat konusunda yeni klinik veriler bulunmakla birlikte kanıt henüz kesin değildir. Sadece “glisinat” yazması bir ürünün uyku ilacı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bilişsel performans:<br />
L-treonat konusunda erken dönem insan çalışmaları ilgi çekicidir ancak kanıt henüz sınırlıdır.</p>

<p>Kalp sağlığı:<br />
Taurat formuna yönelik pazarlama güçlüdür; forma özgü klinik kanıt ise çok daha zayıftır.</p>

<p>Yorgunluk ve enerji:<br />
Malat sık önerilse de diğer iyi emilen formlardan belirgin üstünlüğü kanıtlanmış değildir.</p>

<p>Magnezyum kas kramplarına iyi gelir mi?</p>

<p>Magnezyum denildiğinde en yaygın inanışlardan biri her kas krampının magnezyum eksikliğinden kaynaklandığıdır.</p>

<p>Bu doğru değildir.</p>

<p>Magnezyum eksikliğinde kas ve sinir sistemi belirtileri görülebilir ancak gece bacak krampları yaşayan herkesin magnezyum eksikliği bulunduğu söylenemez.</p>

<p>Randomize çalışmaların değerlendirildiği Cochrane incelemesinde, özellikle yaşlı yetişkinlerde görülen nedeni bilinmeyen gece kramplarında rutin magnezyum kullanımının klinik açıdan anlamlı bir koruma sağladığı gösterilememiştir.</p>

<p>Bu nedenle sık kramp yaşayan bir kişinin doğrudan yüksek doz magnezyum kullanmak yerine kramp nedeninin değerlendirilmesi daha doğru olabilir.</p>

<p>Magnezyum etiketi nasıl okunmalı?</p>

<p>Takviye seçiminde en sık yapılan hatalardan biri bileşiğin toplam ağırlığı ile elemental magnezyumu karıştırmaktır.</p>

<p>Örneğin ürünün üzerinde yüksek miktarda “magnezyum sitrat” yazması, bunun tamamının magnezyum olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Vücudun aldığı gerçek magnezyum miktarını değerlendirmek için “elemental magnezyum” miktarına bakılmalıdır.</p>

<p>Dolayısıyla iki ürünün ön yüzündeki “500 mg” ifadeleri aynı miktarda magnezyum sağladıkları anlamına gelmeyebilir.</p>

<p>Daha yüksek doz daha iyi mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Magnezyumun fazlası özellikle takviyelerden alındığında ishal, bulantı ve karın kramplarına neden olabilir.</p>

<p>ABD Ulusal Akademileri tarafından sağlıklı yetişkinlerde yalnızca takviye ve ilaçlardan gelen magnezyum için belirlenen üst sınır günlük 350 mg elemental magnezyumdur. Bu sınır yiyeceklerden doğal olarak alınan magnezyumu kapsamaz.</p>

<p>Bazı hastalıkların tedavisinde veya migren gibi durumlarda hekim kontrolünde bu miktarın üzerinde dozlar kullanılabilir.</p>

<p>Böbrek hastalığı olanlar özellikle dikkat etmeli</p>

<p>Fazla magnezyum esas olarak böbreklerden atılır.</p>

<p>Böbrek fonksiyonları ciddi şekilde bozulduğunda magnezyum vücutta birikebilir. Ağır hipermagnezemi düşük tansiyon, kas güçsüzlüğü, solunum sorunları ve kalp ritmi bozukluklarına kadar ilerleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle kronik böbrek hastalığı veya böbrek yetmezliği bulunan kişiler hekime danışmadan magnezyum takviyesi kullanmamalıdır.</p>

<p>Magnezyum ilaçlarla etkileşebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Magnezyum bazı ilaçları bağırsakta bağlayarak emilimlerini azaltabilir.</p>

<p>Özellikle:<br />
• tetrasiklin grubu antibiyotikler,<br />
• kinolon grubu antibiyotikler,<br />
• ağızdan kullanılan bazı osteoporoz ilaçları</p>

<p>ile zamanlama önemlidir.</p>

<p>Öte yandan uzun süre kullanılan proton pompa inhibitörleri ve bazı diüretikler de kişinin magnezyum düzeyini etkileyebilir.</p>

<p>Düzenli ilaç kullananların takviye başlamadan önce hekim veya eczacıya danışması gerekir.</p>

<p>Sonuç: En iyi magnezyum hangisi?</p>

<p>Tek bir “en iyi magnezyum” yoktur.</p>

<p>Sadece emilim açısından bakıldığında sitrat, laktat, klorür ve aspartat gibi iyi çözünen formlar okside göre avantajlı görünmektedir.</p>

<p>Sindirim sistemi toleransı önemliyse glisinat/bisglisinat mantıklı seçeneklerden biridir.</p>

<p>Kabızlık varsa sitratın bağırsak etkisi avantaj sağlayabilir.</p>

<p>Buna karşılık oksit, yalnızca günlük magnezyum düzeyini artırmak amacıyla kullanıldığında düşük çözünürlüğü nedeniyle daha az avantajlıdır; fakat laksatif amaçlı kullanımı farklıdır.</p>

<p>L-treonat, taurat ve malat gibi formların “beyin”, “kalp” veya “enerji” gibi belirli organlara özel üstünlük sağladığı iddialarında ise mevcut klinik kanıt, pazarlama söyleminden daha temkinli olmayı gerektiriyor.</p>

<p>Takviye seçerken form kadar elemental magnezyum miktarı, doz, gastrointestinal tolerans, böbrek fonksiyonları ve kişinin gerçekten magnezyum desteğine ihtiyacı olup olmadığı önemlidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Özellikle böbrek hastalığı bulunanlar, düzenli ilaç kullananlar, gebeler ve yüksek doz magnezyum kullanmayı düşünenler sağlık profesyoneline danışmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>NIH Office of Dietary Supplements — Magnesium: Fact Sheet for Health Professionals</p>

<p>Walker AF ve ark. Magnesium Research — Magnesium citrate, amino-acid chelate ve magnesium oxide biyoyararlanım karşılaştırması</p>

<p>Lindberg JS ve ark. Journal of the American College of Nutrition — Magnesium citrate ve magnesium oxide biyoyararlanımı</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sitrat-glisinat-oksit-l-treonat-magnezyumda-hangisi-ne-ise-yariyor</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0575.jpeg" type="image/jpeg" length="17421"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[D Vitamini Düşük Çıktıysa Ne Anlama Geliyor? 10, 20 ve 30 Değerleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-dusuk-ciktiysa-ne-anlama-geliyor-10-20-ve-30-degerleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-dusuk-ciktiysa-ne-anlama-geliyor-10-20-ve-30-degerleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[D vitamini durumunu değerlendirmek için genellikle kandaki 25-OH D düzeyi ölçülür. Düşük değerler kemik ve kas sağlığını etkileyebilir; ancak “ideal” düzey konusunda tek bir evrensel eşik yoktur ve yüksek doz takviyeler aşırı yükselmeye yol açabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kan tahlilinde “D vitamini” olarak görülen test çoğunlukla 25-hidroksi vitamin D, yani 25-OH D ölçümüdür. Vücudun D vitamini durumunu değerlendirmek için tercih edilen temel kan testi budur.</p>

<p>D vitamini kalsiyum ve fosfor dengesinin sağlanmasına, kemiklerin korunmasına ve kasların normal çalışmasına katkıda bulunur. Düşüklüğü özellikle kemik sağlığı açısından önemlidir. Ancak son yıllarda önemli bir ayrım öne çıkmıştır: Her sağlıklı kişinin rutin olarak D vitamini ölçtürmesi gerektiği veya herkes için tek bir “ideal” kan düzeyi bulunduğu söylenemez.</p>

<p>D vitamini testi neyi ölçer?</p>

<p>D vitamini iki farklı kan testiyle karıştırılabilir.</p>

<p>Vücudun D vitamini durumunu değerlendirmek için çoğunlukla 25-OH D ölçülür. 1,25-dihidroksi vitamin D ise aktif formdur ve rutin D vitamini eksikliğini araştırmak için genellikle tercih edilmez; böbrek hastalıkları veya bazı kalsiyum bozuklukları gibi özel durumlarda kullanılabilir.</p>

<p>Bu nedenle e-Nabız sonucunda yalnızca “D vitamini” ifadesine değil, testin 25-OH D olup olmadığına da bakmak önemlidir.</p>

<p>D vitamini kaç olmalı?</p>

<p>Bu soru sanıldığından daha tartışmalıdır.</p>

<p>Birçok klinik kaynakta 20 ng/mL ve üzerindeki 25-OH D düzeyi çoğu insan için yeterli kabul edilirken, bazı laboratuvar ve uzmanlık yaklaşımlarında 30 ng/mL ve üzerindeki değerler hedeflenebilir.</p>

<p>2024 Endocrine Society kılavuzu ise sağlıklı kişilerde hastalıkları önlemek için herkese uygulanabilecek tek bir optimal 25-OH D kan düzeyinin klinik çalışmalarla belirlenemediğini vurguladı.</p>

<p>Bu nedenle “herkesin D vitamini mutlaka 30, 40 veya 50 olmalı” şeklindeki kesin ifadeler doğru değildir.</p>

<p>Sonuç ng/mL veya nmol/L ile verilebilir. Birimler karıştırılmamalıdır.</p>

<p>D vitamini 10, 20 ve 30 ne anlama gelir?</p>

<p>25-OH D sonucunun birimi ng/mL ise 10 ng/mL oldukça düşük bir düzeydir ve belirgin eksiklik açısından değerlendirilir.</p>

<p>20 ng/mL civarı birçok kaynakta kemik sağlığı açısından önemli bir karar noktasıdır. NIH kaynaklarında 20 ng/mL ve üzerindeki düzeylerin çoğu kişi için yeterli olduğu belirtilir.</p>

<p>30 ng/mL ise bazı laboratuvarlar ve klinik yaklaşımlarda yeterlilik sınırı olarak kullanılır. Ancak 30’un altındaki her değeri otomatik hastalık olarak kabul etmek veya herkes için 30’un üzerinde hedef belirlemek güncel kanıtlarla desteklenen evrensel bir kural değildir.</p>

<p>Kişinin yaşı, kemik hastalığı, emilim sorunu ve diğer klinik özellikleri yorumlamayı değiştirebilir.</p>

<p>D vitamini düşüklüğü neden olur?</p>

<p>D vitamini düzeyinin düşük olmasına birçok faktör katkıda bulunabilir:</p>

<ul>
 <li>Güneş ışığına sınırlı maruz kalma</li>
 <li>Beslenmeyle yetersiz D vitamini alınması</li>
 <li>İleri yaş</li>
 <li>D vitamininin bağırsaktan emilimini azaltan hastalıklar</li>
 <li>Çölyak ve Crohn hastalığı gibi bazı bağırsak hastalıkları</li>
 <li>Bariatrik cerrahi</li>
 <li>Karaciğer veya böbrekle ilgili bazı hastalıklar</li>
 <li>Bazı ilaçlar</li>
 <li>Obeziteyle ilişkili fizyolojik değişiklikler</li>
</ul>

<p>Tek bir düşük sonuçtan nedenin hangisi olduğu belirlenemez.</p>

<p>D vitamini düşüklüğünün belirtileri nelerdir?</p>

<p>Hafif D vitamini düşüklüğü hiçbir belirti vermeyebilir.</p>

<p>Belirgin ve uzun süreli eksiklikte kemik ağrısı, kas güçsüzlüğü ve kemik mineralizasyonunda bozulma görülebilir. Çocuklarda ciddi eksiklik raşitizme, yetişkinlerde osteomalaziye yol açabilir.</p>

<p>Halsizlik ve yorgunluk da düşük D vitaminiyle ilişkilendirilebilir; ancak bunlar çok sayıda başka sağlık durumunda görüldüğü için yalnızca D vitamini eksikliğine özgü belirtiler değildir.</p>

<p>D vitamini düşüklüğü saç dökülmesi, depresyon veya kilo aldırır mı?</p>

<p>D vitamini ile saç dökülmesi, ruh hali, metabolik hastalıklar, bağışıklık sistemi ve çok sayıda sağlık sonucu arasında ilişkiler araştırılmıştır.</p>

<p>Ancak kandaki düşük D vitamini ile bir hastalık arasında ilişki bulunması, D vitamini eksikliğinin o hastalığın doğrudan nedeni olduğunu veya takviye almanın hastalığı tedavi edeceğini göstermez.</p>

<p>Örneğin depresyon, saç dökülmesi veya kilo artışı yalnızca düşük D vitamini sonucuna bağlanmamalıdır. Bu yakınmaların çok sayıda başka nedeni olabilir.</p>

<p>Güneş D vitaminini yükseltir mi?</p>

<p>Cilt güneş ışığındaki UVB ışınlarının etkisiyle D vitamini üretebilir. Ancak üretim mevsim, saat, coğrafi konum, cilt özellikleri, yaş, giyim ve güneşten korunma davranışlarından etkilenir.</p>

<p>D vitamini elde etmek amacıyla kontrolsüz ve uzun süreli güneşlenmek önerilmez; ultraviyole ışınlarının cilt kanseri riskini artırdığı bilinmektedir.</p>

<p>D vitamini ayrıca yağlı balıklar, yumurta sarısı ve D vitaminiyle zenginleştirilmiş bazı gıdalardan alınabilir.</p>

<p>D vitamini yüksekliği ne anlama gelir?</p>

<p>D vitamininin aşırı yükselmesi çoğunlukla güneşten veya normal beslenmeden değil, gereğinden fazla D vitamini takviyesi kullanımından kaynaklanır.</p>

<p>Çok yüksek D vitamini, kandaki kalsiyumun aşırı yükselmesine yol açabilir. Bulantı, kusma, kas güçsüzlüğü, iştahsızlık, aşırı susama, sık idrara çıkma ve böbrek taşı görülebilir. Ağır durumlarda böbrek hasarı ve kalp ritmi sorunları gelişebilir.</p>

<p>NIH, 25-OH D’nin 150 ng/mL’nin üzerindeki çok yüksek düzeylerini toksisiteyle ilişkilendirir. Ancak toksisite yalnızca bir laboratuvar rakamıyla değil, özellikle kalsiyum yüksekliği ve klinik tabloyla birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle yüksek doz D vitamini “zararsız vitamin desteği” olarak görülmemelidir.</p>

<p>D vitamini takviyesi ne kadar kullanılmalı?</p>

<p>Herkes için geçerli tek bir tedavi dozu yoktur.</p>

<p>Takviyenin gerekip gerekmediği ve dozu; yaşa, D vitamini düzeyine, beslenmeye, gebeliğe, kemik sağlığına, emilim sorunlarına ve diğer hastalıklara göre değişebilir.</p>

<p>2024 Endocrine Society kılavuzu, sağlıklı 75 yaş altındaki yetişkinlerde önerilen günlük alımın üzerinde rutin yüksek doz takviyenin hastalıkları önlemek amacıyla kullanılmasını desteklemiyor. Tedavi gerektiren eksiklik ise ayrı bir klinik durumdur.</p>

<p>Özellikle uzun süre yüksek doz D vitamini kullanmak yerine dozun kişisel gereksinime göre belirlenmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>D vitamini ne kadar sürede yükselir?</p>

<p>25-OH D düzeyi takviyeye başlandıktan hemen sonra sabit bir seviyeye ulaşmaz. Kullanılan doz, başlangıç değeri, emilim, vücut ağırlığı ve tedaviye uyum değişimin hızını etkiler.</p>

<p>Bu nedenle tedavinin ertesi günü veya birkaç gün sonra test yaptırmak genellikle anlamlı değildir. Kontrol zamanlaması kişinin tedavi planına ve eksikliğin nedenine göre belirlenir.</p>

<p>Sağlıklı kişilerde sırf takviye dozunu ayarlamak amacıyla sürekli 25-OH D testi yapılması da güncel kılavuzlarda desteklenmemektedir.</p>

<p>Gebelikte D vitamini farklı mı değerlendirilir?</p>

<p>Gebelikte D vitamini gereksinimi önemlidir; ancak sağlıklı gebelerde herkes için geçerli bir 25-OH D hedef kan düzeyi belirlenmiş değildir.</p>

<p>2024 Endocrine Society kılavuzu gebelikte D vitamini desteğinin bazı gebelik sonuçları açısından yarar sağlayabileceğini belirtirken, sağlıklı gebelerde rutin 25-OH D taramasını önermemektedir.</p>

<p>Gebelikte kullanılacak takviyenin dozu prenatal vitaminler ve kişinin diğer özellikleri dikkate alınarak belirlenmelidir.</p>

<p>D vitamini testi için aç olmak gerekir mi?</p>

<p>25-OH D testi için genellikle açlık gerekmez. Ancak aynı kan örneğinde açlık gerektiren başka testler yapılacaksa laboratuvarın verdiği hazırlık talimatına uyulmalıdır.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>D vitamini 20’nin altında olursa ne olur?</p>

<p>20 ng/mL’nin altındaki değerler birçok kaynakta düşük kabul edilir; özellikle daha düşük düzeylerde kemik sağlığı açısından eksiklik daha belirgin hale gelebilir. Ancak sonuç kişinin klinik durumu ve laboratuvarın kullandığı yöntemle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>D vitamini 30’un üzerinde olmak zorunda mı?</p>

<p>Hayır. Her sağlıklı kişinin 25-OH D değerinin mutlaka 30 ng/mL üzerinde olması gerektiğini gösteren evrensel bir klinik hedef bulunmuyor. Güncel kılavuzlar hastalıkların önlenmesi için herkese uygulanabilecek tek bir optimal kan düzeyinin belirlenemediğini vurguluyor.</p>

<p>D vitamini fazla alınırsa zararlı olur mu?</p>

<p>Evet. Özellikle uzun süre yüksek doz takviye kullanılması D vitamini toksisitesine, kalsiyum yüksekliğine ve böbrek hasarı gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Takviye dozu kişisel gereksinime göre belirlenmelidir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Demay MB, Pittas AG, Bikle DD, et al. Vitamin D for the Prevention of Disease: An Endocrine Society Clinical Practice Guideline. The Journal of Clinical Endocrinology &amp; Metabolism, 2024.</li>
 <li>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements. Vitamin D Fact Sheet for Health Professionals.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. 25-Hydroxy Vitamin D Test. MedlinePlus Medical Encyclopedia, 2024.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. Vitamin D Test. MedlinePlus Medical Test.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-dusuk-ciktiysa-ne-anlama-geliyor-10-20-ve-30-degerleri</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 16:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0574.jpeg" type="image/jpeg" length="21700"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyin Tümörü Takibinde Tanıyı Güçlendirecek Yeni PET İlacı ABD’de Onaylandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-takibinde-taniyi-guclendirecek-yeni-pet-ilaci-abdde-onaylandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-takibinde-taniyi-guclendirecek-yeni-pet-ilaci-abdde-onaylandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, Pixclara’yı gliomlarda tümör nüksü veya ilerlemesini tedaviye bağlı değişikliklerden ayırt etmeye yardımcı PET görüntüleme için onayladı. İlaç 1 aylık ve üzerindeki hastalarda kullanılabilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, Pixclara adıyla pazarlanacak floretyrosine F 18’i gliomların PET ile görüntülenmesinde kullanmak üzere onayladı. Pixclara, ABD’de gliom görüntülemesi için onaylanan ilk FET-PET ilacı oldu.</p>

<p>Yeni görüntüleme ajanı, daha önce tedavi görmüş gliom hastalarında görüntülemelerde ortaya çıkan değişikliklerin aktif tümör ilerlemesine mi yoksa tedavinin oluşturduğu değişikliklere mi bağlı olduğunu ayırt etmeye yardımcı olmak amacıyla kullanılacak.</p>

<p>Onay yetişkinlerin yanı sıra 1 aylık ve üzerindeki çocukları da kapsıyor. Pixclara tek başına kesin tanı koyan bir test olarak değil, diğer klinik ve görüntüleme değerlendirmeleriyle birlikte kullanılacak.</p>

<p>Pixclara nedir?</p>

<p>Pixclara’nın etken maddesi floretyrosine F 18, diğer adıyla 18F-FET.</p>

<p>Bu madde flor-18 adlı radyoaktif izotopla işaretlenmiş bir aminoasit türevi. Damar yoluyla verildikten sonra PET tarayıcıyla görüntülenebilen radyoaktif sinyal oluşturuyor.</p>

<p>Pixclara özellikle hücre zarında bulunan LAT1 ve LAT2 adlı L-tipi aminoasit taşıyıcılarını hedefliyor.</p>

<p>Bu taşıyıcılar birçok tümör hücresinde ve özellikle bazı merkezi sinir sistemi tümörlerinde artmış düzeyde bulunabiliyor. Böylece FET-PET, tümör dokusundaki aminoasit taşınması ve metabolik aktivite hakkında ek bilgi sağlayabiliyor.</p>

<p>Neden klasik MR her zaman yeterli olmayabiliyor?</p>

<p>Gliom tedavisinden sonra MR görüntülerinde yeni veya büyüyen alanlar ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Ancak bu değişiklik her zaman kanserin ilerlediği anlamına gelmiyor. Radyoterapi, cerrahi veya diğer tedaviler dokuda inflamasyon, radyasyon nekrozu ve psödoprogresyon olarak adlandırılan değişikliklere yol açabiliyor.</p>

<p>Bu görüntüler bazı durumlarda gerçek tümör büyümesine benzeyebiliyor.</p>

<p>Bu ayrım önem taşıyor çünkü aktif tümör ilerlemesiyle tedaviye bağlı değişikliklerin yönetimi birbirinden farklı olabiliyor.</p>

<p>FET-PET burada ne sağlıyor?</p>

<p>FET-PET, tümör dokusunun aminoasit alımını görüntülüyor.</p>

<p>Tedavi sonrası değişikliklerde ve aktif gliom dokusunda metabolik özellikler farklı olabildiği için bu yöntem, MR ve diğer değerlendirmelerle birlikte kullanıldığında hekime ek bilgi sağlayabiliyor.</p>

<p>FDA’nın onayladığı endikasyon da tam olarak bu noktaya odaklanıyor: tekrarlayan veya ilerleyen gliom ile tedaviye bağlı değişikliklerin birbirinden ayrılmasına yardımcı olmak.</p>

<p>Bu nedenle Pixclara’nın “beyin tümörünü kesin olarak gösteren test” şeklinde tanımlanması doğru değil.</p>

<p>PET sonucu diğer görüntüleme bulguları, hastanın klinik durumu, önceki tedavileri ve gerektiğinde patolojik değerlendirmelerle birlikte yorumlanmalı.</p>

<p>Hangi hastalarda kullanılabilecek?</p>

<p>FDA onayına göre Pixclara, gliomu bulunan yetişkinlerde ve 1 aylık veya daha büyük pediatrik hastalarda kullanılabilecek.</p>

<p>Temel kullanım alanı, daha önce tedavi görmüş bir hastada tümörün tekrarladığı veya ilerlediği düşünülen durumların tedaviye bağlı değişikliklerden ayrılmasına yardımcı olmak.</p>

<p>Ürün damar yoluyla uygulanıyor ve ardından PET görüntülemesi gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Pixclara bir tedavi mi?</p>

<p>Hayır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Pixclara bir kemoterapi, hedefe yönelik kanser ilacı veya radyoterapi değil.</p>

<p>Floretyrosine F 18, tanısal amaçla kullanılan bir radyofarmasötik görüntüleme ajanı. Görevi tümörü tedavi etmek değil, gliom dokusunun görüntülenmesine yardımcı olmak.</p>

<p>Bu ayrım özellikle önem taşıyor çünkü “FDA beyin kanseri için yeni ilaç onayladı” ifadesi tek başına kullanıldığında ilacın kanseri tedavi ettiği izlenimi oluşturabilir.</p>

<p>Onayın öncesinde ne yaşandı?</p>

<p>Pixclara’nın FDA süreci birkaç aşamada ilerledi.</p>

<p>İlk yeni ilaç başvurusu sonrasında FDA, 2025 yılında etkinliği destekleyen tanısal kanıtların güçlendirilmesini istemiş ve başvuruyu mevcut haliyle onaylamamıştı.</p>

<p>Telix Pharmaceuticals daha sonra FDA ile yaptığı görüşmelerin ardından mevcut klinik veriler üzerinde ek doğrulayıcı analizler ve istatistiksel değerlendirmeler hazırladı.</p>

<p>Güncellenmiş başvuru Mart 2026’da yeniden sunuldu ve FDA tarafından Nisan 2026’da değerlendirmeye kabul edildi.</p>

<p>14 Eylül 2026’da açıklanan nihai kararla Pixclara ABD’de ruhsat aldı.</p>

<p>Neden önemli?</p>

<p>FET-PET görüntüleme Avrupa dahil bazı ülkelerde ve uluslararası nöro-onkoloji uygulamalarında uzun süredir kullanılıyor.</p>

<p>Ancak ABD’de gliom görüntülemesi için FDA tarafından onaylanmış ticari bir FET-PET ürünü bulunmuyordu.</p>

<p>Yeni onay, özellikle tedavi sonrası MR bulgularının belirsiz olduğu hastalarda FET-PET’e erişimin genişlemesine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Bununla birlikte yeni bir görüntüleme yönteminin bulunması, her şüpheli MR bulgusunda mutlaka FET-PET yapılması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Hangi hastada ek görüntülemenin gerekli olduğuna nöro-onkoloji, radyoloji ve nükleer tıp ekipleri hastanın klinik durumuna göre karar vermeli.</p>

<p>Beyin metastazları için de araştırılıyor</p>

<p>Pixclara’nın mevcut FDA onayı gliom görüntülemesini kapsıyor.</p>

<p>Telix ayrıca floretyrosine F 18’in beyin metastazlarının görüntülenmesindeki kullanımını araştırmak üzere ayrı bir Faz III geliştirme programı yürütüyor.</p>

<p>Bu olası kullanım henüz FDA tarafından onaylanmış değil.</p>

<p>Pixclara’nın gliom dışındaki beyin tümörlerinde rutin kullanımının mevcut onay kapsamına girdiği düşünülmemeli.</p>

<p>Yeni onay neyi değiştirebilir?</p>

<p>Gliom hastalarında tedavi sonrasında ortaya çıkan yeni görüntüleme bulguları hem hasta hem de tedavi ekibi açısından zor kararların verilmesine neden olabiliyor.</p>

<p>FET-PET’in FDA onaylı bir ürün olarak erişilebilir hale gelmesi, özellikle standart görüntülemelerin net yanıt vermediği durumlarda tanısal değerlendirmeye yeni bir seçenek ekliyor.</p>

<p>Bunun klinik kararları ne ölçüde değiştireceği ise gerçek yaşam kullanım verileri, erişilebilirlik ve merkezlerin FET-PET deneyimiyle daha net görülecek.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration, Pixclara yeni ilaç başvurusu ve düzenleyici değerlendirme belgeleri, 2025–2026</p>

<p>Telix Pharmaceuticals, Pixclara FDA Onay Duyurusu, 14 Eylül 2026</p>

<p>Telix Pharmaceuticals, Pixclara Yeniden Başvuru Duyurusu, Mart 2026</p>

<p>National Comprehensive Cancer Network, Merkezi Sinir Sistemi Kanserleri Klinik Uygulama Kılavuzu, 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-takibinde-taniyi-guclendirecek-yeni-pet-ilaci-abdde-onaylandi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 16:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0573.jpeg" type="image/jpeg" length="15655"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÇYDD 2026-2027 Burs Başvuruları Başladı: Kimler Başvurabilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cydd-2026-2027-burs-basvurulari-basladi-kimler-basvurabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cydd-2026-2027-burs-basvurulari-basladi-kimler-basvurabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin üniversite bursu başvuruları başladı. Devlet üniversitelerinde okuyan ve maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler için aylık 5 bin TL burs 10 ay boyunca ödenecek. Bölüm sınırlaması bulunmadığından tıp ve diğer sağlık bölümlerindeki öğrenciler de şartları sağlamaları halinde başvurabilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Üniversite Öğrencilerine Aylık 5 Bin TL Burs: Başvurular Başladı</p>

<p>Üniversite öğrencilerinin beklediği burs programlarından biri için başvurular açıldı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), yeni dönem üniversite bursu başvurularını almaya başladı.</p>

<p>Başvurular 14-20 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.</p>

<p>ÇYDD bursu ne kadar?</p>

<p>ÇYDD üniversite bursu aylık 5 bin TL olarak uygulanıyor.</p>

<p>Burs öğrencilere bir eğitim döneminde toplam 10 ay ödeniyor. Böylece aylık 5 bin TL üzerinden bursiyere toplam 50 bin TL eğitim desteği sağlanmış oluyor.</p>

<p>Burs karşılıksız olarak veriliyor.</p>

<p>Kimler ÇYDD bursuna başvurabilir?</p>

<p>ÇYDD üniversite bursuna Türkiye’deki devlet üniversitelerinde öğrenim gören ve maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler başvurabiliyor.</p>

<p>Öğrencinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerekiyor.</p>

<p>Bursiyer seçiminde öğrencinin ekonomik ihtiyacının yanı sıra eğitimine başarıyla devam etmesi de dikkate alınıyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>ÇYDD üniversite bursunda belirli bir fakülte veya bölüm sınırlaması bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle devlet üniversitelerinin tıp fakültelerinde öğrenim gören öğrenciler, diğer başvuru koşullarını karşılamaları halinde burs için başvurabiliyor.</p>

<p>Diş hekimliği, eczacılık ve hemşirelik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Devlet üniversitelerinde diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve diğer sağlık bilimleri programlarında öğrenim gören öğrenciler açısından da bölüm kaynaklı bir başvuru engeli bulunmuyor.</p>

<p>Vakıf üniversitesi öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>ÇYDD üniversite bursu devlet üniversitelerinde öğrenim gören öğrencileri kapsıyor.</p>

<p>Vakıf veya özel üniversitelerde öğrenim gören öğrenciler, yüzde 100 burslu olsalar dahi bu burs programına başvuramıyor.</p>

<p>Başka burs alan öğrenciler başvurabilir mi?</p>

<p>ÇYDD bursunda başka kurumdan burs alma konusunda sınırlama bulunuyor.</p>

<p>Başka bir kamu veya özel kurumdan burs alan öğrencilere ÇYDD bursu verilmiyor.</p>

<p>KYK bursu da bu kapsamda değerlendiriliyor.</p>

<p>Ancak geri ödemeli KYK öğrenim kredisi almak ÇYDD bursuna engel oluşturmuyor.</p>

<p>Başvuru nereye yapılacak?</p>

<p>ÇYDD burs başvuruları çevrim içi olarak gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin resmi internet sitesindeki burs başvuru sistemini kullanmaları gerekiyor.</p>

<p>Başvurular bireysel olarak yapılıyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru formundaki kişisel, akademik ve ekonomik durum bilgilerini doğru ve eksiksiz doldurması gerekiyor.</p>

<p>Hangi belgeler isteniyor?</p>

<p>Başvuru ve değerlendirme sürecinde öğrencinin eğitim ve ekonomik durumunu gösteren belgeler talep ediliyor.</p>

<p>Öğrenci belgesi, akademik başarı durumunu gösteren belgeler ile öğrencinin ve ailesinin ekonomik durumuna ilişkin bilgiler değerlendirmede kullanılabiliyor.</p>

<p>Adayların başvuru ekranında kendilerinden istenen güncel belgeleri esas almaları gerekiyor.</p>

<p>Burs ne zaman ödeniyor?</p>

<p>ÇYDD üniversite bursu bir eğitim döneminde toplam 10 ay ödeniyor.</p>

<p>Bursiyerliğin sonraki dönemlerde devam edebilmesi için öğrencinin eğitimine devam etmesi ve burs koşullarını koruması gerekiyor.</p>

<p>Başvuru için yalnızca 7 gün</p>

<p>ÇYDD’nin yeni dönem üniversite bursu başvuruları 14 Eylül’de başladı.</p>

<p>Başvurular 20 Eylül 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Devlet üniversitelerinde öğrenim gören ve maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrencilerin belirtilen tarihler arasında ÇYDD’nin çevrim içi burs başvuru sisteminden işlemlerini tamamlamaları gerekiyor.</p>

<p>Bölüm sınırlamasının bulunmaması nedeniyle devlet üniversitelerindeki tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve sağlık bilimleri öğrencileri de diğer koşulları karşılamaları halinde başvurabilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği<br />
ÇYDD Üniversite Bursları<br />
ÇYDD Burs Başvuru Koşulları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cydd-2026-2027-burs-basvurulari-basladi-kimler-basvurabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0570.jpeg" type="image/jpeg" length="57793"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[3-5 Kilo Vermek İçin Zayıflama İğnesi Kullanılır mı? Uzman Uyardı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/3-5-kilo-vermek-icin-zayiflama-ignesi-kullanilir-mi-uzman-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/3-5-kilo-vermek-icin-zayiflama-ignesi-kullanilir-mi-uzman-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zayıflama iğnelerine ilgi, yalnızca obezitesi olan kişilerle sınırlı değil. Diyetisyen Ecem Ortasarı, birkaç kilo vermek isteyenlerden de GLP-1 ilaçlarıyla ilgili sorular aldıklarını belirterek tedavi kararının hekim tarafından verilmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Yaz tatilinin ardından alınan birkaç kiloyu hızlı biçimde vermek isteyenlerin gündeminde yeni bir seçenek öne çıkıyor: “zayıflama iğneleri” olarak bilinen GLP-1 temelli ilaçlar.</p>

<p>Geçmişte tatil sonrası kilo vermek isteyenlerin detoks ve kısa süreli diyet programlarına yöneldiğini belirten Wellbees beslenme danışmanlarından Diyetisyen Ecem Ortasarı, son dönemde GLP-1 ilaçlarına yönelik soruların belirgin biçimde arttığını söyledi.</p>

<p>Üstelik bu sorular yalnızca obezitesi bulunan kişilerden gelmiyor.</p>

<p>“3-5 kilo vermek isteyenler de soruyor”</p>

<p>Ortasarı, herhangi bir kronik hastalığı bulunmayan ve yalnızca birkaç kilo vermek isteyen kişilerin de “Ben kullanabilir miyim?” sorusunu yönelttiğini belirtti.</p>

<p>Sosyal medyada paylaşılan hızlı kilo kaybı sonuçlarının bu ilaçların isteyen herkes tarafından kullanılabileceği algısını güçlendirebildiğine dikkat çeken Ortasarı, kararın verilmek istenen kilo miktarına göre alınamayacağını vurguladı.</p>

<p>Kişinin mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar, sağlık geçmişi ve klinik bulgularının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. İlacın kişiye uygun olup olmadığına ve tedavinin gerekli olup olmadığına ise hekim karar vermeli.</p>

<p>GLP-1 ilaçları herkes için uygun mu?</p>

<p>GLP-1 temelli ilaçların bir bölümü başlangıçta Tip 2 diyabet tedavisi amacıyla geliştirilirken, bu ilaç sınıfındaki bazı ürünler daha sonra obezite ve kilo yönetimi için de kullanılmaya başlandı.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü de Aralık 2025’te yayımladığı kılavuzda GLP-1 tedavilerini yetişkinlerde obezitenin uzun dönemli tedavi seçeneklerinden biri olarak ele aldı.</p>

<p>Ancak bu durum, birkaç kilo vermek isteyen herkesin GLP-1 tedavisine uygun olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ortasarı, sosyal medyada görülen sonuçlar veya çevredeki kişilerin deneyimleri üzerinden ilaç kullanmaya karar verilmemesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>

<p>Kilo verirken kas kaybına dikkat</p>

<p>GLP-1 tedavisinde yalnızca tartıdaki rakamın değişmesine odaklanmak da önemli bir hataya dönüşebilir.</p>

<p>Bu ilaçlar iştahı ve besin alımını azaltabildiği için kişi günlük ihtiyacı olan protein, vitamin ve mineralleri yeterince alamayabilir. Kilo kaybı sırasında yalnızca yağ dokusu değil, yağsız vücut kütlesi de azalabilir.</p>

<p>Ortasarı bu nedenle kilo kaybının niteliğinin de takip edilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, “Kaç kilo verdim?” sorusu kadar “Verdiğim kilo nereden gitti?” sorusu da önem taşıyor.</p>

<p>Beslenme desteğinin amacı ne?</p>

<p>GLP-1 tedavisinde beslenme uzmanının görevi ilaca karar vermek veya ilaç tedavisini yönetmek değil.</p>

<p>Ortasarı, ilaç kullanımına ve tedavi planına hekimin karar verdiğini; beslenme uzmanlarının ise hekim tarafından planlanan süreçte yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülmesine yardımcı olduğunu ifade ediyor.</p>

<p>Bu süreçte özellikle protein ve sıvı alımı, öğün düzeni ve kas kütlesinin korunmasını destekleyen beslenme ve hareket alışkanlıkları önem kazanıyor.</p>

<p>İğne bırakılınca kilo geri gelir mi?</p>

<p>GLP-1 tedavilerinde tartışılan konulardan biri de tedavi sonrasında kilo kontrolünün nasıl sürdürüleceği.</p>

<p>İştahın azalması kilo vermeyi kolaylaştırabilse de tedavi sırasında sürdürülebilir beslenme ve yaşam alışkanlıkları oluşturulmazsa eski alışkanlıklara dönüş kilo yönetimini zorlaştırabilir.</p>

<p>Bu nedenle GLP-1 tedavisini yalnızca daha az yemek yemeyi sağlayan geçici bir yöntem olarak görmek yerine, hekim gözetimindeki tedavinin yaşam tarzı düzenlemeleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Ortasarı’nın mesajı ise özellikle birkaç kilo vermek amacıyla bu ilaçlara yönelmeyi düşünenler açısından net: Başkasında işe yaraması, aynı tedavinin sizin için de gerekli veya uygun olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. GLP-1 ilaçları reçeteli tedavilerdir. İlaca başlama, bırakma, doz değiştirme veya kişisel uygunluk konusunda hekime danışılmalıdır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/3-5-kilo-vermek-icin-zayiflama-ignesi-kullanilir-mi-uzman-uyardi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0568.jpeg" type="image/jpeg" length="43814"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akciğer Kanserinde Yapay Zekâ: 2.396 Hastada İmmünoterapi Sonuçlarını Öngördü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserinde-yapay-zeka-2396-hastada-immunoterapi-sonuclarini-ongordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserinde-yapay-zeka-2396-hastada-immunoterapi-sonuclarini-ongordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Altı ülkedeki 2.396 ileri evre küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastasının gerçek yaşam verilerinin incelendiği uluslararası I³LUNG araştırmasında, yapay zekâ modelleri immünoterapiyle ilişkili klinik sonuçları öngörmede PD-L1, performans durumu ve bazı kan temelli tekil göstergelerden daha iyi performans gösterdi. Açıklanabilir yapay zekâ desteği hekimlerin bazı öngörülerini de geliştirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ancak dış doğrulamada performansın düşmesi, sistemin henüz hangi hastaya hangi tedavinin verilmesi gerektiğini belirleyen doğrulanmış bir klinik araç olmadığını gösteriyor.</p>

<h2>Akciğer kanserinde yapay zekâ 2.396 hastada test edildi</h2>

<p>İleri evre akciğer kanserinde immünoterapi önemli tedavi seçeneklerinden biri haline gelirken, hangi hastaların tedaviden daha iyi klinik sonuçlar elde edeceğini önceden tahmin etmek hâlâ önemli bir sorun.</p>

<p>PD-L1 düzeyi, hastanın genel performans durumu ve bazı kan değerleri bu değerlendirmede kullanılıyor. Ancak tek bir biyobelirteç hastanın tedavi sonucunu kesin biçimde öngöremiyor.</p>

<p><i>Nature Medicine</i>’da 13 Eylül 2026’da yayımlanan uluslararası <strong>I³LUNG araştırması</strong>, farklı klinik bilgileri yapay zekâ aracılığıyla birlikte değerlendirmenin bu öngörüyü geliştirip geliştiremeyeceğini araştırdı.</p>

<p>Çalışmada altı ülkedeki merkezlerden <strong>2.396 ileri evre küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastasının</strong> gerçek yaşam verileri kullanıldı.</p>

<h2>Altı ülkeden gerçek yaşam verileri</h2>

<p>Araştırmaya evre IIIC–IVB küçük hücreli dışı akciğer kanseri bulunan ve immünoterapi veya immünoterapi ile kemoterapi kombinasyonu uygulanmış hastalar dahil edildi.</p>

<p>Veriler İtalya, Almanya, Yunanistan, İspanya, ABD ve İsrail’deki altı merkezden elde edildi.</p>

<p>Bu yönüyle çalışma yalnız kontrollü klinik araştırmalardaki seçilmiş hasta gruplarına değil, günlük onkoloji pratiğinde tedavi edilmiş gerçek yaşam hastalarına odaklandı.</p>

<p>Ana prediktif modelleme kohortunda <strong>2.075 hasta</strong> değerlendirildi. Ayrı bir dış doğrulama grubunda ise <strong>251 hasta</strong> yer aldı.</p>

<h2>Dört farklı veri alanı birlikte değerlendirildi</h2>

<p>I³LUNG projesinin dikkat çekici yönlerinden biri yalnız tek bir biyobelirtece veya tek bir görüntüleme yöntemine dayanmamasıydı.</p>

<p>Araştırmacılar klinik ve kan verilerinin yanı sıra bilgisayarlı tomografi, genomik ve dijital patoloji verilerini de değerlendirdi.</p>

<p>Klinik ve kan verileri <strong>2.396</strong>, genomik veriler <strong>1.723</strong>, BT görüntüleri <strong>1.705</strong>, dijital patoloji verileri ise <strong>936 hastada</strong> mevcuttu.</p>

<p>Ancak bütün veri türlerinin aynı anda bulunduğu hasta sayısı yalnızca <strong>339</strong> idi.</p>

<p>Bu durum çalışmanın önemli sınırlamalarından biri oldu. Büyük bir gerçek yaşam veri seti bulunmasına rağmen, tam multimodal veriye sahip hasta grubunun çok daha küçük olması karmaşık modellerin değerlendirilmesini sınırladı.</p>

<h2>Rutin klinik veriler güçlü sonuç verdi</h2>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, yalnız günlük klinik uygulamada zaten elde edilen bilgiler ve kan testleriyle geliştirilen yapay zekâ modellerinin gösterdiği performanstı.</p>

<p>Modeller PD-L1 ekspresyonu, ECOG performans durumu, sigara öyküsü, metastaz özellikleri ve çeşitli kan parametreleri gibi bilgileri birlikte değerlendirdi.</p>

<p>Bazı klinik sonlanımların öngörülmesinde bu modellerin bağımsız test grubundaki performansı <strong>AUC 0,77 düzeyine kadar ulaştı.</strong></p>

<p>Araştırmacılar yapay zekâ modellerinin PD-L1, ECOG performans durumu, nötrofil-lenfosit oranı, LDH ve Lung Immune Prognostic Index gibi tek başına kullanılan klasik göstergelerden daha iyi öngörü performansı gösterdiğini bildirdi.</p>

<h2>PD-L1’in yerini aldığı anlamına gelmiyor</h2>

<p>Bu sonuç, yapay zekânın PD-L1 testinin veya diğer biyobelirteçlerin yerini aldığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Modelin kendisi de PD-L1 dahil çok sayıda klinik özelliği birlikte kullanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla çalışmanın gösterdiği temel nokta, tek bir belirtece bakmak yerine farklı hasta özelliklerinin birlikte değerlendirilmesinin daha güçlü öngörü sağlayabileceği.</p>

<p>Bu nedenle sistem mevcut biyobelirteçlerin alternatifi değil, onları başka klinik bilgilerle birlikte değerlendiren bir <strong>karar destek yaklaşımı</strong> olarak ele alınmalı.</p>

<h2>Açıklanabilir yapay zekâ hekimlerle birlikte test edildi</h2>

<p>Araştırma yalnız algoritmanın istatistiksel performansını ölçmekle kalmadı.</p>

<p>Açıklanabilir yapay zekâ sisteminin hekimlerin öngörülerine katkısı da değerlendirildi.</p>

<p>Bu bölümde <strong>20 medikal onkolog</strong>, 100 hastaya ait klinik bilgileri inceledi.</p>

<p>Hekimlerin <strong>10’u akciğer kanseri konusunda uzman</strong>, diğer <strong>10’u ise akciğer kanseri alanında uzman olmayan onkologlardan</strong> oluşuyordu.</p>

<p>İlk aşamada hastalar yapay zekâ desteği olmadan değerlendirildi.</p>

<p>Daha sonra hekimlere modelin tahmini ile bu tahmini etkileyen değişkenleri gösteren açıklanabilir yapay zekâ bilgileri sunuldu.</p>

<h2>Hastalık kontrolü tahmininde duyarlılık yükseldi</h2>

<p>Açıklanabilir yapay zekâ desteğiyle hekimlerin bazı öngörülerinde iyileşme görüldü.</p>

<p>Özellikle <strong>hastalık kontrolünü öngörmeye yönelik değerlendirmede duyarlılık 0,72’den 0,87’ye yükseldi.</strong></p>

<p>Ancak bu bulgu, yapay zekânın bütün klinik kararları aynı ölçüde iyileştirdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Çalışma aynı zamanda yapay zekâ kullanan hekimlerin hastalara daha doğru tedavi verdiğini veya hastaların sağkalımını artırdığını da göstermedi.</p>

<h2>Dış doğrulamada performans geriledi</h2>

<p>Araştırmanın en önemli uyarılarından biri dış doğrulama sonuçlarında ortaya çıktı.</p>

<p>Bağımsız test grubunda daha güçlü sonuçlar gösteren modellerin performansı coğrafi olarak farklı dış doğrulama grubunda <strong>AUC 0,55 ile 0,72</strong> aralığına geriledi.</p>

<p>Bu sonuç tıbbi yapay zekâ sistemlerinin temel sorunlarından birini yeniden ortaya koydu.</p>

<p>Bir algoritma geliştirildiği hasta grubunda başarılı olsa bile farklı ülkelerde, farklı sağlık sistemlerinde veya farklı hasta profillerinde aynı başarıyı göstermeyebilir.</p>

<p>Bu nedenle dış doğrulama, tıbbi yapay zekâ sistemlerinin gerçek klinik kullanıma geçişindeki en önemli sınavlardan biri.</p>

<h2>Daha fazla veri her zaman daha iyi sonuç vermedi</h2>

<p>I³LUNG’un önemli amaçlarından biri klinik bilgilerin BT, dijital patoloji ve genomik verilerle birleştirilmesinin model performansını artırıp artırmadığını değerlendirmekti.</p>

<p>Bazı geliştirme analizlerinde multimodal modeller daha yüksek performans gösterdi.</p>

<p>Ancak bu üstünlük bağımsız test ve dış doğrulama aşamalarında tutarlı biçimde devam etmedi.</p>

<p>Bulgular, tıbbi yapay zekâda <strong>daha fazla veri türünün her zaman daha iyi model anlamına gelmediğini</strong> gösterdi.</p>

<p>Tam multimodal veriye yalnız 339 hastada ulaşılabilmesi de bu değerlendirmeyi sınırlayan faktörlerden biri oldu.</p>

<h2>Yapay zekâ hangi ilacın verileceğine karar vermedi</h2>

<p>Çalışmanın yorumlanmasında en kritik ayrım burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>I³LUNG araştırmasındaki hastalar zaten immünoterapi veya immünoterapi-kemoterapi kombinasyonu almış kişilerdi.</p>

<p>Araştırmacılar bu hastaların geçmiş klinik verilerini kullanarak tedaviyle ilişkili sonuçları öngören modeller geliştirdi.</p>

<p>Dolayısıyla çalışma:</p>

<p><strong>“Yapay zekâ hastaya en doğru immünoterapiyi seçti”</strong></p>

<p>veya</p>

<p><strong>“Yapay zekâ hekimden daha doğru tedavi kararı verdi”</strong></p>

<p>sonucunu göstermiyor.</p>

<p>Aynı şekilde yapay zekâ destekli tedavi kararlarının hastaların yaşam süresini veya tedavi yanıtını artırdığı da henüz kanıtlanmış değil.</p>

<h2>Yapay zekâ henüz klinik karar verici değil</h2>

<p>I³LUNG sistemi mevcut aşamada hekimin yerini alan veya tedaviyi tek başına belirleyen bir araç değil.</p>

<p>Daha doğru tanımlamayla sistem, farklı hasta özelliklerini birlikte değerlendirerek hekime ek bilgi sunabilecek <strong>açıklanabilir bir klinik karar destek sistemi</strong> olarak geliştiriliyor.</p>

<p>Bir modelin geçmiş hasta verilerinde sonucu tahmin edebilmesiyle, aynı model kullanıldığında yeni hastaların tedavi sonuçlarının gerçekten iyileşmesi aynı şey değil.</p>

<p>İkinci sorunun yanıtlanması için prospektif ve randomize klinik çalışmalara ihtiyaç var.</p>

<h2>Yaklaşık 2.000 hastada prospektif doğrulama sürüyor</h2>

<p>Araştırmacılar sistemin bir sonraki aşamasında <strong>yaklaşık 2.000 hastada sessiz prospektif doğrulamanın</strong> sürdüğünü bildiriyor.</p>

<p>Bu aşamada yapay zekâ yeni gelen hasta verileri üzerinde çalışacak ancak klinik kararları doğrudan değiştirmeyecek.</p>

<p>Amaç, modelin geçmiş veriler dışında gerçek zamanlı klinik uygulamada ne kadar güvenilir olduğunu görmek.</p>

<p>Araştırma programında daha sonraki aşamada pragmatik randomize klinik çalışma yapılması da planlanıyor.</p>

<p>Bu aşama kritik önem taşıyor.</p>

<p>Çünkü yapay zekânın gerçek klinik değeri yalnız tahmin performansıyla değil, kullanıldığında <strong>hastaların tedavi sonuçlarını gerçekten iyileştirip iyileştirmediğiyle</strong> ölçülecek.</p>

<h2>Çalışmanın önemli sınırlılıkları var</h2>

<p>Araştırmanın temel sınırlamalarından biri retrospektif tasarımı.</p>

<p>Altı ülkedeki merkezler arasında hasta özellikleri, tedavi uygulamaları ve veri toplama standartları açısından farklılıklar bulunabiliyor.</p>

<p>Bütün hastalarda görüntüleme, genomik ve dijital patoloji verileri mevcut değildi.</p>

<p>Tam multimodal veri yalnız sınırlı sayıdaki hastada bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca dış doğrulamadaki performans kaybı, modelin farklı hasta popülasyonlarında yeniden doğrulanmasının gerekli olduğunu gösterdi.</p>

<p>Bu nedenle mevcut sonuçlar sistemin klinik kullanıma hazır olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<h2>Akciğer kanserinde yapay zekâ için önemli bir adım</h2>

<p>I³LUNG araştırmasını dikkat çekici yapan noktalardan biri, yapay zekâyı yalnız laboratuvar ortamındaki bir algoritma olarak değerlendirmemesi.</p>

<p>Çalışma gerçek yaşam verileri, farklı ülkelerden hasta grupları, dış doğrulama ve hekimlerin doğrudan katıldığı açıklanabilir yapay zekâ değerlendirmelerini aynı araştırma programında bir araya getirdi.</p>

<p>Üstelik günlük klinikte zaten elde edilen rutin klinik ve kan verileriyle oluşturulan modellerin güçlü performans göstermesi, gelecekte daha erişilebilir karar destek sistemlerinin geliştirilebileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak en önemli soru henüz yanıtlanmış değil:</p>

<p><strong>Yapay zekâ destekli karar sistemi gerçek klinik uygulamada kullanıldığında hastaların tedavi sonuçlarını gerçekten iyileştirecek mi?</strong></p>

<p>Bunun gösterilebilmesi için prospektif ve randomize klinik doğrulama gerekiyor.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p><i>Nature Medicine</i> — <i>Clinical usability of an explainable AI decision support tool and evaluation of multimodal models in NSCLC</i> — 13 Eylül 2026</p>

<p>I³LUNG Uluslararası Çok Merkezli Araştırması</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserinde-yapay-zeka-2396-hastada-immunoterapi-sonuclarini-ongordu</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/immunoterapi-yapay-zeka.webp" type="image/jpeg" length="79266"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp Dünyasının Acı Kaybı: Prof. Dr. Can Polat Eyigün Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-can-polat-eyigun-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-can-polat-eyigun-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk tıp camiasının önemli isimlerinden, GATA Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalının eski başkanlarından Prof. Dr. Can Polat Eyigün hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gülhane Camiasının Acı Kaybı: Prof. Dr. Can Polat Eyigün Vefat Etti</p>

<p>Türk tıp dünyasının önemli isimlerinden Prof. Dr. Can Polat Eyigün hayatını kaybetti.</p>

<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji alanında uzun yıllar hekimlik, akademisyenlik ve yöneticilik yapan Eyigün, özellikle Gülhane Askeri Tıp Akademisindeki görevleriyle tanınıyordu.</p>

<p>GATA’da uzun yıllar görev yaptı</p>

<p>Prof. Dr. Can Polat Eyigün, 5 Kasım 1960 tarihinde Eskişehir’in Çifteler ilçesinde dünyaya geldi.</p>

<p>1978 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde tıp eğitimine başlayan Eyigün, daha sonra Gülhane Askeri Tıp Akademisi Askeri Tıp Fakültesine geçti ve 1984 yılında mezun oldu.</p>

<p>Eskişehir’deki kıta hekimliği görevinin ardından 1988 yılında GATA Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalında uzmanlık eğitimine başladı.</p>

<p>1993 yılında uzman olan Eyigün, akademik kariyerini sürdürerek 1995 yılında doçent, 2003 yılında ise profesör unvanını aldı.</p>

<p>GATA’da Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı</p>

<p>Prof. Dr. Eyigün, 2005 yılında GATA Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanlığı görevine atandı.</p>

<p>Yaklaşık dokuz yıl boyunca bu görevi sürdüren Eyigün, 30 Ağustos 2014 tarihinde GATA’dan emekliye ayrıldı.</p>

<p>Akademik yaşamı boyunca çok sayıda hekim ve uzmanlık öğrencisinin yetişmesine katkıda bulunan Eyigün; enfeksiyon hastalıkları, hepatitler, bruselloz ve klinik mikrobiyoloji başta olmak üzere farklı alanlarda bilimsel çalışmalar yürüttü.</p>

<p>ABD’de hepatit ve karaciğer transplantasyonu üzerine çalıştı</p>

<p>Prof. Dr. Eyigün, 1996-1997 yıllarında bir yıl süreyle Amerika Birleşik Devletleri’nde akademik çalışmalar gerçekleştirdi.</p>

<p>Bu dönemde kronik hepatitler ve karaciğer transplantasyonu alanlarında çalışmalar yaptı.</p>

<p>Türkiye’ye dönüşünün ardından Gülhane’deki akademik ve klinik çalışmalarına devam etti.</p>

<p>SANKO Üniversitesinde rektör yardımcılığı yaptı</p>

<p>GATA’dan emekli olmasının ardından akademik çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Can Polat Eyigün, 1 Ekim 2014 tarihinde SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalında göreve başladı.</p>

<p>Eyigün, burada Rektör Yardımcılığı görevini de üstlendi.</p>

<p>Daha sonraki dönemde İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalının akademik kadrosunda yer aldı.</p>

<p>Tıp camiasında iz bıraktı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzun meslek yaşamında hekimlik, akademisyenlik ve yöneticilik görevlerini birlikte sürdüren Prof. Dr. Can Polat Eyigün, enfeksiyon hastalıkları alanındaki bilimsel çalışmaları ve yetişmesine katkıda bulunduğu hekimlerle tıp camiasında iz bıraktı.</p>

<p>Prof. Dr. Can Polat Eyigün’e Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine, meslektaşlarına ve tıp camiasına başsağlığı diliyoruz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-can-polat-eyigun-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 12:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0566.jpeg" type="image/jpeg" length="20201"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanser Aileden Geçer mi? Aile Öykünüz Riskiniz Hakkında Ne Söylüyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kanser-aileden-gecer-mi-aile-oykunuz-riskiniz-hakkinda-ne-soyluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kanser-aileden-gecer-mi-aile-oykunuz-riskiniz-hakkinda-ne-soyluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ailede kanser öyküsü kişinin riskini artırabilir ancak kanserlerin çoğu doğrudan kalıtsal değildir. Kanser türü, tanı yaşı ve aynı aile kolundaki vaka örüntüsü genetik değerlendirmede önem taşır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ailede kanser görülmesi, kişinin de mutlaka kansere yakalanacağı anlamına gelmez. Kanserlerin yalnızca yaklaşık yüzde 5–10’unun anne veya babadan aktarılan zararlı gen değişiklikleriyle ilişkili olduğu tahmin ediliyor. Kanserlerin büyük bölümünde ise yaşla birlikte ortaya çıkan genetik değişiklikler, çevresel etkenler ve yaşam biçimi dahil birçok faktör rol oynuyor.</p>

<p>Bununla birlikte ailede kanser öyküsü önemli bir sağlık bilgisidir. Özellikle aynı aile kolunda belirli kanserlerin tekrarlanması, kanserin beklenenden genç yaşta ortaya çıkması veya aynı kişide birden fazla kanser gelişmesi kalıtsal kanser yatkınlığı açısından daha ayrıntılı değerlendirmeyi gerektirebilir.</p>

<p>Kanser genetik mi, kalıtsal mı?</p>

<p>Kanser genlerde meydana gelen değişikliklerle gelişen bir hastalıktır. Ancak bu, bütün kanserlerin anne veya babadan çocuklara geçtiği anlamına gelmez.</p>

<p>Kanser hücrelerinde bulunan gen değişikliklerinin büyük bölümü kişinin yaşamı boyunca ortaya çıkar. Bunlara edinilmiş veya somatik değişiklikler denir. Bu değişiklikler genellikle çocuklara aktarılmaz.</p>

<p>Kalıtsal kanser yatkınlığında ise kişi kansere yakalanma olasılığını artırabilen belirli bir gen değişikliğini ebeveynlerinden birinden almış olabilir.</p>

<p>Bu nedenle “kanser genetik bir hastalıktır” ile “kanser kalıtsaldır” ifadeleri aynı anlama gelmez.</p>

<p>Ailede kanser olması riski artırır mı?</p>

<p>Bazı kanserlerde aile öyküsü kişinin riskini artırabilir. Ancak riskin ne kadar değiştiği kanser türüne, etkilenen akrabanın yakınlığına, tanı yaşına ve ailedeki diğer vakalara göre farklılık gösterir.</p>

<p>Örneğin anne, baba, kardeş veya çocuk gibi birinci derece akrabalarda belirli kanserlerin bulunması risk değerlendirmesinde önem taşır.</p>

<p>Aynı ailede birden fazla kanser görülmesinin ise tek açıklaması kalıtım değildir.</p>

<p>Aile üyeleri sigara kullanımı, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite veya bazı çevresel maruziyetler gibi ortak risk faktörlerini paylaşabilir. Kanserin toplumda yaygın olması nedeniyle bazı vakalar aynı ailede tesadüfen de bir araya gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “Ailemde kaç kişide kanser var?” sorusu yeterli değildir.</p>

<p>Hangi kanserin görüldüğü, kimin hastalandığı ve hastalığın kaç yaşında ortaya çıktığı çok daha anlamlı bilgiler sağlayabilir.</p>

<p>Hangi aile öyküsü daha dikkat çekici?</p>

<p>Bazı aile öyküsü özellikleri kalıtsal kanser yatkınlığı olasılığını artırabilir.</p>

<p>Özellikle aynı aile kolundaki birden fazla yakın akrabada aynı veya birbiriyle ilişkili kanserlerin görülmesi önemlidir.</p>

<p>Kanserin alışılmıştan genç yaşta ortaya çıkması da dikkat çeken işaretlerden biridir.</p>

<p>Aynı kişide iki veya daha fazla bağımsız kanser gelişmesi, çift organların her ikisinde kanser görülmesi veya erkeklerde meme kanseri gibi daha nadir durumların ortaya çıkması da genetik değerlendirmeyi gündeme getirebilir.</p>

<p>Ailede daha önce kansere yatkınlık oluşturan patojenik bir gen değişikliğinin saptanmış olması ise özellikle önemlidir.</p>

<p>Meme ve yumurtalık kanserlerinin ya da kolon ve endometrium kanserlerinin aynı ailede kümelenmesi de belirli kalıtsal kanser sendromları açısından değerlendirme nedeni olabilir.</p>

<p>Kanserin genç yaşta görülmesi neden önemli?</p>

<p>Kanser genel olarak yaş ilerledikçe daha sık görülür. Bu nedenle bazı kanserlerin beklenenden çok daha erken yaşlarda ortaya çıkması kalıtsal yatkınlık açısından önemli bir ipucu olabilir.</p>

<p>Örneğin 50 yaşından önce gelişen kolorektal kanser, kişinin kişisel ve aile öyküsüyle birlikte genetik değerlendirmeyi gündeme getirebilecek durumlardan biridir.</p>

<p>Yumurtalık kanseri, erkek meme kanseri ve pankreas kanseri gibi bazı kanserlerde de genetik değerlendirme daha geniş bir hasta grubunda düşünülebilir.</p>

<p>Ancak genç yaşta kanser görülmesi tek başına kalıtsal kanser sendromu bulunduğunu kanıtlamaz.</p>

<p>Anne tarafı mı, baba tarafı mı önemli?</p>

<p>Her ikisi de önemlidir.</p>

<p>Kanser yatkınlığı oluşturan bazı gen değişiklikleri anneden veya babadan aktarılabilir. Bu nedenle aile öyküsü değerlendirilirken yalnızca anne tarafındaki kanserlere bakılması önemli bilgilerin gözden kaçmasına yol açabilir.</p>

<p>Örneğin baba tarafında görülen meme, yumurtalık, prostat, pankreas veya kolon kanserleri de kişinin genetik risk değerlendirmesi açısından anlam taşıyabilir.</p>

<p>Aile öyküsü bu nedenle hem anne hem de baba tarafı için ayrı ayrı incelenmelidir.</p>

<p>BRCA1 ve BRCA2 ne anlama geliyor?</p>

<p>BRCA1 ve BRCA2, kalıtsal kanser yatkınlığı konusunda en iyi bilinen genler arasındadır.</p>

<p>Bu genlerde bulunan belirli zararlı kalıtsal değişiklikler özellikle meme ve yumurtalık kanseri riskini artırabilir. Ayrıca prostat ve pankreas kanseri dahil başka kanserlerle de ilişkilidir.</p>

<p>Ancak BRCA1 veya BRCA2’de patojenik bir değişiklik taşıyan herkes kanser olmaz.</p>

<p>Genetik yatkınlık, kanserin kesin gelişeceği anlamına gelmez. Kişinin belirli kanserlere yakalanma olasılığının arttığını gösterir.</p>

<p>Bu ayrım kalıtsal kanser riskini anlamanın en önemli noktalarından biridir.</p>

<p>Lynch sendromu nedir?</p>

<p>Lynch sendromu en sık görülen kalıtsal kanser sendromlarından biridir.</p>

<p>Özellikle kolorektal ve endometrium kanseri riskindeki artışla ilişkilidir. Bunun yanında yumurtalık, mide, ince bağırsak, üriner sistem, pankreas ve bazı diğer kanserlerin riski de artabilir.</p>

<p>Aynı ailede genç yaşta kolon kanseri ve endometrium kanseri gibi belirli kanserlerin tekrarlanması Lynch sendromu açısından değerlendirme yapılmasına neden olabilir.</p>

<p>Genetik test kimlere yapılmalı?</p>

<p>Kanser açısından genetik test herkesin rutin olarak yaptırması gereken bir tarama değildir.</p>

<p>İlk adım kişinin kendi kanser öyküsü ile ailesindeki kanserlerin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesidir.</p>

<p>Güçlü aile öyküsü, beklenenden genç yaşta kanser gelişmesi, aynı kişide birden fazla kanser bulunması, belirli nadir kanserler veya ailede bilinen patojenik bir gen değişikliğinin bulunması genetik danışmanlığı gündeme getirebilir.</p>

<p>Genetik test düşünülüyorsa mümkün olduğunda ailede kanser geçirmiş bir kişiden başlanması özellikle yararlı olabilir.</p>

<p>Kanser gelişmiş kişide hastalıkla ilişkili gen değişikliği bulunursa, diğer aile üyelerinin hangi değişiklik açısından test edilmesi gerektiği daha açık hale gelebilir.</p>

<p>Genetik test pozitif çıkarsa kanser kesin mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bu, genetik kanser testleri konusunda en sık yanlış anlaşılan noktalardan biridir.</p>

<p>Kanser yatkınlığıyla ilişkili patojenik bir gen değişikliğinin bulunması, kişinin belirli kanserlere yakalanma olasılığının toplum ortalamasından daha yüksek olabileceğini gösterir.</p>

<p>Ancak bu sonuç kişinin mutlaka kanser olacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Bazı genlerde risk artışı oldukça yüksek olabilirken bazılarında daha sınırlıdır. Risk ayrıca yaş, biyolojik cinsiyet, aile öyküsü ve başka faktörlerden de etkilenebilir.</p>

<p>Dolayısıyla pozitif genetik test sonucu kanser tanısı değildir.</p>

<p>Sonucun en önemli yararlarından biri, kişiye özel tarama ve risk azaltma seçeneklerinin değerlendirilmesine yardımcı olmasıdır.</p>

<p>Genetik test negatif çıkarsa risk biter mi?</p>

<p>Her zaman değil.</p>

<p>Özellikle ailede belirgin bir kanser kümelenmesi bulunmasına rağmen bilinen bir patojenik gen değişikliğinin saptanamaması, kişinin riskinin otomatik olarak toplum ortalamasına indiği anlamına gelmez.</p>

<p>Henüz bilinmeyen genetik faktörler bulunabilir veya ailedeki kanser kümelenmesinde ortak çevresel ve yaşam biçimi faktörleri etkili olabilir.</p>

<p>Bu nedenle genetik test sonucu aile öyküsünden bağımsız değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Evde yapılan DNA testleri yeterli mi?</p>

<p>Tüketiciye yönelik DNA testleri, kapsamlı bir tıbbi genetik değerlendirmesinin yerine geçmez.</p>

<p>Kanser yatkınlığının değerlendirilmesinde hangi genlerin incelendiği, testin hangi değişiklikleri tespit edebildiği ve sonucun kişinin aile öyküsüyle nasıl örtüştüğü önemlidir.</p>

<p>Testlerde ayrıca “önemi belirsiz varyant” olarak adlandırılan sonuçlarla karşılaşılabilir.</p>

<p>Bu tür bir sonuç, söz konusu gen değişikliğinin kansere neden olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmez. Bu nedenle yalnızca önemi belirsiz bir varyanta dayanılarak büyük tıbbi kararlar verilmemelidir.</p>

<p>Genetik danışmanlık, test sonucunun doğru yorumlanması açısından önemli bir aşamadır.</p>

<p>Ailenizde kanser varsa hangi bilgileri öğrenmelisiniz?</p>

<p>Ailede kanser öyküsü bulunan kişilerin mümkün olduğunca ayrıntılı bir aile sağlık geçmişi oluşturması yararlı olabilir.</p>

<p>Sadece “dedemde kanser vardı” bilgisini bilmek çoğu zaman yeterli değildir.</p>

<p>Hangi akrabada kanser görüldüğü, kanserin türü, tanının kaç yaşında konulduğu ve aynı kişide başka bir kanser gelişip gelişmediği öğrenilmelidir.</p>

<p>Vakanın anne veya baba tarafında olduğu da kaydedilmelidir.</p>

<p>Ailede daha önce genetik test yapılmışsa test sonucu ve saptanan gen değişikliği mümkünse öğrenilmelidir.</p>

<p>Bu bilgiler hekimin kişinin genetik danışmanlık veya daha farklı bir tarama programına ihtiyaç duyup duymadığını değerlendirmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Ailede genetik değişiklik bulunursa diğer akrabalar ne yapmalı?</p>

<p>Bazı yaygın kalıtsal kanser sendromlarında patojenik gen değişiklikleri otozomal dominant biçimde aktarılır.</p>

<p>Böyle bir durumda değişikliği taşıyan kişinin çocuklarının aynı değişikliği kalıtma olasılığı her gebelik için yüzde 50 olabilir. Birinci derece akrabaların risk değerlendirmesi de bu nedenle önem kazanır.</p>

<p>Ancak bütün kalıtsal kanser sendromları aynı şekilde aktarılmaz.</p>

<p>Bu nedenle ailede patojenik bir gen değişikliği bulunduğunda hangi akrabaların test edilmesi gerektiği tıbbi genetik değerlendirmeyle belirlenmelidir.</p>

<p>Aile öyküsü kanser taramalarını değiştirebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Kişinin aile öyküsü veya bilinen kalıtsal kanser yatkınlığı bazı kanser taramalarının toplumdaki standart önerilerden daha erken başlatılmasına veya daha sık yapılmasına neden olabilir.</p>

<p>Bazı yüksek riskli kişilerde farklı görüntüleme yöntemleri, ilaçla risk azaltma veya risk azaltıcı cerrahi seçenekleri de değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak bu uygulamalar herkese aynı şekilde önerilmez.</p>

<p>Karar; saptanan gen değişikliğine, kanser türüne, kişinin yaşına, kişisel sağlık öyküsüne ve hesaplanan risk düzeyine göre verilmelidir.</p>

<p>Ailenizde kanser varsa ilk ne yapmalısınız?</p>

<p>İlk adım korkmak veya doğrudan genetik test satın almak değildir.</p>

<p>Önce aile öyküsünü doğru biçimde oluşturmak gerekir.</p>

<p>Özellikle kanser türleri, tanı yaşları ve vakaların aile ağacındaki dağılımı öğrenilmelidir.</p>

<p>Bu bilgiler aile hekimi, ilgili uzman hekim veya tıbbi genetik uzmanıyla paylaşılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Değerlendirme sonucunda gerekli görülürse genetik danışmanlık ve uygun genetik test planlanabilir.</p>

<p>Aile öyküsü ne olursa olsun tütün ürünlerinden uzak durmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, fiziksel olarak aktif olmak, alkolü sınırlamak ve yaş ile kişisel riske uygun kanser taramalarını yaptırmak kanserden korunma açısından önemini korur.</p>

<p>Ailede kanser varsa en önemli mesaj ne?</p>

<p>Ailede kanser görülmesi önemli bir sağlık bilgisidir ancak kişinin geleceğini tek başına belirlemez.</p>

<p>Kanserlerin yalnızca küçük bir bölümü doğrudan kalıtsal zararlı gen değişiklikleriyle ilişkilidir.</p>

<p>Buna karşılık aynı veya ilişkili kanserlerin aynı aile kolunda tekrarlaması, kanserin genç yaşta ortaya çıkması, aynı kişide birden fazla kanser gelişmesi veya ailede bilinen patojenik bir gen değişikliğinin bulunması daha ayrıntılı değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “Ailemde kanser var mı?” sorusuna odaklanmak yerine şu bilgiler önemlidir:</p>

<p>Hangi kanser görüldü?</p>

<p>Hangi akrabada görüldü?</p>

<p>Kaç yaşında tanı konuldu?</p>

<p>Anne tarafında mı, baba tarafında mı?</p>

<p>Aynı veya ilişkili kanserler başka yakın akrabalarda da görüldü mü?</p>

<p>Ailede genetik test yapıldı mı?</p>

<p>Bu bilgiler, kişinin gerçek kanser riskinin değerlendirilmesinde genetik testten önce gelen en önemli adımlardan biridir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgilendirmesi amacıyla hazırlanmıştır. Kişisel kanser riskinin hesaplanması, tarama programının değiştirilmesi veya genetik test kararı için hekim ve gerektiğinde tıbbi genetik uzmanı değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Cancer Institute — Genetic Testing for Inherited Cancer Risk</p>

<p>National Cancer Institute — The Genetics of Cancer</p>

<p>National Cancer Institute — BRCA Gene Changes: Cancer Risk and Genetic Testing</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention — Family Health History and Cancer</p>

<p>American Cancer Society — Family Cancer Syndromes</p>

<p>The Washington Post — Aile öyküsü ve kanser riski üzerine sağlık içeriği </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kanser-aileden-gecer-mi-aile-oykunuz-riskiniz-hakkinda-ne-soyluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0563.jpeg" type="image/jpeg" length="32098"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul FTR Hastanesi Başhekimliğine Doç. Dr. Tuğba Aydın Atandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-ftr-hastanesi-bashekimligine-doc-dr-tugba-aydin-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/istanbul-ftr-hastanesi-bashekimligine-doc-dr-tugba-aydin-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliğine Doç. Dr. Tuğba Aydın atandı. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanı Aydın, uzun süredir aynı hastanede görev yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliğine Doç. Dr. Tuğba Aydın atandı.</p>

<p>Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon alanında uzun yıllardır klinik ve akademik çalışmalar yürüten Aydın, İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde görev yapıyordu.</p>

<p>Doç. Dr. Tuğba Aydın kimdir?</p>

<p>Doç. Dr. Tuğba Aydın, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden 2006 yılında mezun oldu.</p>

<p>Tıp eğitiminin ardından Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon alanında uzmanlaşan Aydın’ın akademik kayıtlarında, 2015 yılından itibaren İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi’nde görev yaptığı bilgisi yer alıyor.</p>

<p>Aydın’ın bilimsel çalışmalarında fiziksel tıp ve rehabilitasyonun farklı alanları öne çıkıyor. Akademik yayınları arasında inme rehabilitasyonu, osteoporoz, D vitamini, kas-iskelet sistemi hastalıkları ve rehabilitasyon uygulamalarına yönelik çalışmalar bulunuyor.</p>

<p>Doç. Dr. Tuğba Aydın, mesleki çalışma gruplarında da görev aldı. Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği bünyesindeki Vertigo Rehabilitasyonu Çalışma Grubu’nun yürütme kurulunda yer aldı.</p>

<p>Ulusal ve uluslararası bilimsel yayınlarda araştırmacı olarak bulunan Aydın’ın akademik çalışmalarının fiziksel tıp ve rehabilitasyonun yanı sıra kas-iskelet sistemi sağlığı ve rehabilitasyon uygulamaları üzerinde yoğunlaştığı görülüyor.</p>

<p>İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon EAH</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi ile afiliye İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi; fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında sağlık hizmetinin yanı sıra uzmanlık eğitimi ve akademik faaliyetlerin yürütüldüğü önemli merkezlerden biri olarak faaliyet gösteriyor.</p>

<p>Doç. Dr. Tuğba Aydın, yeni göreviyle birlikte hastanenin başhekimlik görevini yürütecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-ftr-hastanesi-bashekimligine-doc-dr-tugba-aydin-atandi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0562.jpeg" type="image/jpeg" length="67331"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üniversitelere Çağrı: TSEDAD Değerlendirici Havuzu Başvuruları Başlıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/universitelere-cagri-tsedad-degerlendirici-havuzu-basvurulari-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/universitelere-cagri-tsedad-degerlendirici-havuzu-basvurulari-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp ve Sağlık Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TSEDAD), değerlendirme ve akreditasyon çalışmalarında görev alacak değerlendirici havuzunu oluşturuyor. Türkiye genelindeki üniversitelerden akademisyenler, ilgili idari personel ve öğrenciler için başvurular 16 Eylül 2026’da başlayacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ÜNİVERSİTELERE AÇIK ÇAĞRI: TSEDAD DEĞERLENDİRİCİ HAVUZUNU OLUŞTURUYOR</p>

<p>Türkiye’de tıp ve sağlık eğitiminin niteliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürüten Tıp ve Sağlık Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TSEDAD), değerlendirme ve akreditasyon süreçlerinde görev üstlenecek değerlendirici havuzunun oluşturulması için başvuru sürecini başlatıyor.</p>

<p>Başvurular 16 Eylül 2026 tarihi itibarıyla alınmaya başlanacak.</p>

<p>Çağrı, Türkiye genelindeki üniversitelerde görev yapan ve program değerlendirme süreçlerine katkı sunmak isteyen geniş bir akademik ve kurumsal kesimi kapsıyor.</p>

<p>TÜRKİYE GENELİNDEKİ ÜNİVERSİTELERE ÇAĞRI</p>

<p>TSEDAD’ın değerlendirici havuzu çalışması yalnızca belirli bir üniversite veya kurumla sınırlı tutulmuyor.</p>

<p>Türkiye’nin farklı bölgelerindeki devlet ve vakıf üniversitelerinde görev yapan, ilgili alanlarda deneyime sahip adayların sürece katılımı hedefleniyor.</p>

<p>Bu yönüyle çağrı; farklı üniversitelerin bilgi birikiminin, akademik deneyiminin ve kalite kültürünün ortak bir değerlendirme zemini içerisinde buluşmasına imkân sağlayacak.</p>

<p>KİMLER BAŞVURABİLECEK?</p>

<p>TSEDAD tarafından yapılan duyuruya göre süreç; tıp, sağlık ve sosyal bilimler alanlarında program değerlendirme çalışmalarında görev almak isteyen öğretim üyelerine açık olacak.</p>

<p>Bunun yanında eğitim yönetimi ve kalite güvencesi süreçlerinde deneyim sahibi idari personel de değerlendirici adaylığı için başvurabilecek.</p>

<p>Öğrenci değerlendirici adayları da oluşturulacak havuzun önemli bileşenlerinden biri olacak.</p>

<p>Böylece değerlendirme süreçlerinde akademik bakışın yanı sıra kurumsal kalite deneyiminin ve öğrenci perspektifinin de temsil edilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>AKREDİTASYON SÜREÇLERİNDE GÖREV ALACAKLAR</p>

<p>Değerlendirici havuzuna kabul edilen adaylar doğrudan değerlendirme görevine başlamadan önce TSEDAD tarafından düzenlenecek değerlendirici eğitimlerini tamamlayacak.</p>

<p>Eğitim sürecinin ardından adayların ilerleyen değerlendirme dönemlerinde program değerlendirme takımlarında görev alması planlanıyor.</p>

<p>Bu yapı, değerlendiricilerin ortak standartlar ve değerlendirme ilkeleri doğrultusunda sürece hazırlanması açısından önem taşıyor.</p>

<p>TSEDAD DEĞERLENDİRİCİ HAVUZU NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Program değerlendirme ve akreditasyon süreçlerinin en önemli unsurlarından biri, değerlendirmeyi gerçekleştiren uzmanların yetkinliği ve farklı kurumlardan gelen deneyimlerin sürece yansıtılmasıdır.</p>

<p>Geniş bir değerlendirici havuzu; farklı üniversitelerden akademisyenlerin, kalite süreçlerinde görev alan uzmanların ve öğrencilerin değerlendirme sistemine katkı sağlamasına olanak tanıyabilir.</p>

<p>Aynı zamanda üniversiteler arasında kalite kültürünün yaygınlaşması, iyi uygulamaların görünür hâle gelmesi ve programların sürekli gelişiminin desteklenmesi bakımından da önemli bir insan kaynağı oluşturabilir.</p>

<p>ÖĞRETİM ÜYELERİ İÇİN AKADEMİK KATKI FIRSATI</p>

<p>Çağrının önemli hedef gruplarından birini öğretim üyeleri oluşturuyor.</p>

<p>Tıp, sağlık ve sosyal bilimler alanlarında görev yapan akademisyenler, sahip oldukları eğitim ve program deneyimini değerlendirme süreçlerine taşıma fırsatı bulabilecek.</p>

<p>Farklı kurumların eğitim modellerini ve kalite uygulamalarını değerlendirme deneyimi, değerlendiricilerin kendi kurumlarındaki eğitim ve kalite çalışmalarına da yeni perspektifler kazandırabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KALİTE GÜVENCESİ ALANINDA ÇALIŞAN İDARİ PERSONEL DE BAŞVURABİLECEK</p>

<p>Değerlendirici havuzu yalnızca akademisyenlerden oluşturulmayacak.</p>

<p>Üniversitelerde eğitim yönetimi, kalite koordinatörlükleri, kalite güvencesi ve benzeri süreçlerde deneyim sahibi idari personel de değerlendirici adaylığına başvurabilecek.</p>

<p>Böylece yükseköğretimde kalite süreçlerinin hem akademik hem de kurumsal yönetim boyutunun değerlendirmelere yansıtılması hedefleniyor.</p>

<p>ÖĞRENCİLER DE DEĞERLENDİRME SÜRECİNDE YER ALACAK</p>

<p>TSEDAD’ın çağrısında öğrenci değerlendirici adaylarına da yer verilmesi dikkat çekiyor.</p>

<p>Öğrencilerin eğitim programlarının doğrudan paydaşlarından biri olması nedeniyle öğrenci görüşünün program değerlendirme süreçlerine dahil edilmesi, kalite güvencesi yaklaşımının önemli bileşenlerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>BAŞVURULAR 16 EYLÜL 2026’DA BAŞLIYOR</p>

<p>TSEDAD Değerlendirici Havuzu için başvurular 16 Eylül 2026 tarihi itibarıyla alınmaya başlanacak.</p>

<p>Başvuru koşulları, adaylardan talep edilecek belgeler ve sürece ilişkin ayrıntılı adımlar TSEDAD tarafından ilan edilecek.</p>

<p>Adayların güncel başvuru duyurularını derneğin Duyurular bölümünden takip etmeleri gerekiyor.</p>

<p>TÜM ÜNİVERSİTELERE KATILIM ÇAĞRISI</p>

<p>Değerlendirici havuzunun farklı üniversitelerden, disiplinlerden ve kurumsal deneyimlerden gelen adaylarla oluşturulması; tıp ve sağlık eğitiminin kalite güvencesi açısından önemli bir insan kaynağı oluşturma potansiyeli taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle Türkiye genelindeki üniversitelerin ilgili akademik ve idari birimlerinin çağrıyı kendi öğretim üyeleri, kalite ekipleri, ilgili idari personeli ve öğrencileriyle paylaşması önem taşıyor.</p>

<p>Tıp ve sağlık eğitiminde kalite kültürünün güçlendirilmesi yalnızca değerlendirilen kurumların değil, yükseköğretim sisteminin bütün paydaşlarının ortak sorumluluğu.</p>

<p>TSEDAD’ın oluşturacağı değerlendirici havuzu da farklı üniversitelerin deneyim ve birikimini bu ortak hedef etrafında buluşturmayı amaçlıyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/universitelere-cagri-tsedad-degerlendirici-havuzu-basvurulari-basliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0558.jpeg" type="image/jpeg" length="81505"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Atopik Egzamada 2026: Yeni İlaç, Yeni Çocuk Rehberi, Yeni Küresel Plan]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/atopik-egzamada-2026-yeni-ilac-yeni-cocuk-rehberi-yeni-kuresel-plan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/atopik-egzamada-2026-yeni-ilac-yeni-cocuk-rehberi-yeni-kuresel-plan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Eylül Dünya Atopik Egzama Günü’nde bu yıl hastalığın “görünmeyen yükü” öne çıkarılıyor. 2026; yeni bir topikal ilacın onayı, çocuklara özel ilk AAD rehberi ve DSÖ’nün küresel deri hastalıkları planıyla dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>DÜNYA ATOPİK EGZAMA GÜNÜ: 2026’DA ATOPİK DERMATİTTE NELER DEĞİŞTİ?</p>

<p>Her yıl 14 Eylül’de düzenlenen Dünya Atopik Egzama Günü’nün 2026 teması “#BreakTheInvisibleBurden” yani “Görünmeyen Yükü Kır” oldu.</p>

<p>Bu yılki kampanyanın temel mesajı açık: Atopik egzama yalnızca ciltte kızarıklık ve kaşıntıyla sınırlı bir hastalık değil.</p>

<p>Kronik kaşıntı, ağrı, uyku bozukluğu, okul ve iş yaşamında güçlük, sosyal geri çekilme, ruhsal yük ve tedavi maliyetleri hastalığın görünmeyen tarafını oluşturuyor.</p>

<p>GlobalSkin ve Avrupa Alerji ve Havayolu Hastalıkları Hasta Dernekleri Federasyonu tarafından hazırlanan 2026 kampanyasında, atopik egzamanın dünya genelinde 230 milyondan fazla kişiyi etkilediği belirtiliyor.</p>

<p>2026’DA EN ÖNEMLİ GELİŞME: DERİ HASTALIKLARI KÜRESEL GÜNDEME GİRDİ</p>

<p>Bu yılki Dünya Atopik Egzama Günü’nü önceki yıllardan ayıran gelişmelerden biri Dünya Sağlık Örgütü cephesinde yaşanıyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Asamblesi, Mayıs 2025’te kabul ettiği WHA78.15 sayılı kararla deri hastalıklarını küresel bir halk sağlığı önceliği olarak tanıdı.</p>

<p>Bu kararın ardından DSÖ, 2026–2035 dönemini kapsayacak Küresel Deri Hastalıkları Eylem Planı üzerinde çalışmaya başladı.</p>

<p>Temmuz 2026’da yayımlanan taslak belgelerde; erken tanı, tedaviye erişim, sağlık çalışanlarının eğitimi, ruh sağlığı, damgalanmanın azaltılması, hastalık sürveyansı ve araştırmalar temel başlıklar arasında yer aldı.</p>

<p>Planın üye ülkeler tarafından değerlendirilme süreci 2026 boyunca devam ediyor.</p>

<p>Bu gelişme atopik dermatit açısından önemli. Çünkü hastalığın yalnızca dermatolojik bir sorun değil, yaşam kalitesi ve sağlık sistemi üzerinde yük oluşturan kronik bir hastalık olarak ele alınmasının önünü açıyor.</p>

<p>ÇOCUKLAR İÇİN İLK ÖZEL AAD REHBERİ YAYIMLANDI</p>

<p>2026’nın dikkat çeken gelişmelerinden biri de çocukluk çağı atopik dermatiti konusunda geldi.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisi, Nisan 2026’da çocuk ve ergenlerde atopik dermatitin önlenmesi ve tedavisine yönelik tarihindeki ilk kapsamlı pediatrik kılavuzu yayımladı.</p>

<p>Rehberde nemlendiriciler ve uygun hastalarda topikal kortikosteroidler ile topikal kalsinörin inhibitörleri temel tedaviler arasında yer almaya devam ediyor.</p>

<p>Bunun yanında son yıllarda kullanıma giren roflumilast, ruxolitinib ve tapinarof gibi topikal tedaviler ile orta-ağır hastalıkta kullanılan bazı biyolojik ilaçlar ve JAK inhibitörleri de tedavi seçenekleri arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>Rehberin dikkat çekici mesajlarından biri de sistemik kortikosteroidlerin rutin tedavide kullanılmaması yönündeki güçlü öneri.</p>

<p>Uzun süreli veya tekrarlayan sistemik kortizon kullanımının yan etkileri ve tedavi bırakıldıktan sonra hastalığın yeniden alevlenebilmesi bu yaklaşımın temel nedenleri arasında.</p>

<p>“EGZAMAYI ÖNLEMEK İÇİN” HER ÖNERİNİN KANITI YOK</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni pediatrik rehber, ailelerin sık karşılaştığı bazı önerilere de açıklık getiriyor.</p>

<p>AAD; atopik dermatiti önlemek amacıyla belirli gıdaların erken verilmesi, yalnızca anne sütüyle beslenme, probiyotik kullanımı veya D vitamini takviyesi konusunda yeterli kanıt bulunmadığını belirtiyor.</p>

<p>Bu durum, atopik dermatiti olan çocuklarda gereksiz diyet kısıtlamalarından kaçınılmasının önemini bir kez daha gündeme getiriyor.</p>

<p>Besin alerjisi şüphesi bulunan çocuklarda değerlendirme kişiye özel yapılmalı ve hekim önerisi olmadan geniş kapsamlı besin kısıtlamalarına gidilmemeli.</p>

<p>2026’DA YENİ BİR TOPİKAL İLAÇ DA ONAYLANDI</p>

<p>Tedavi alanındaki bir diğer yeni gelişme ABD’den geldi.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, 12 Şubat 2026’da difamilast içeren topikal tedaviyi hafif ve orta şiddette atopik dermatit için onayladı.</p>

<p>Fosfodiesteraz-4 inhibitörü olan ilaç, iki yaş ve üzerindeki çocuklar ile yetişkinlerde kullanılmak üzere onay aldı.</p>

<p>Bu gelişme, özellikle sistemik tedavi gerektirmeyen hastalarda steroid dışı topikal seçeneklerin giderek çeşitlendiğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak ABD’de bir ilacın onaylanmış olması, ilacın Türkiye’de ruhsat aldığı veya kullanıma sunulduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>BİYOLOJİK TEDAVİLER VE HEDEFE YÖNELİK İLAÇLAR ARTIYOR</p>

<p>Son birkaç yılda atopik dermatitin tedavi yaklaşımında önemli bir dönüşüm yaşandı.</p>

<p>Eskiden tedavinin büyük bölümü nemlendiriciler, kortizonlu kremler, fototerapi ve bağışıklık sistemini genel olarak baskılayan ilaçlara dayanırken bugün hastalığın belirli bağışıklık yollarını hedefleyen tedaviler bulunuyor.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisinin güncel yetişkin rehberlerinde dupilumab ve tralokinumab gibi biyolojik ilaçların yanı sıra JAK inhibitörleri güçlü öneriler arasında bulunuyor.</p>

<p>2025 odaklı güncellemesinde ise lebrikizumab ve nemolizumab gibi daha yeni biyolojik tedaviler ile tapinarof ve roflumilast gibi topikal seçenekler de önerilere eklendi.</p>

<p>AAD ayrıca atopik dermatit kılavuzunu 2026 boyunca yeniden güncelliyor. Yeni bölümlerin 2026’nın ikinci ve dördüncü çeyrekleri arasında aşamalı olarak yayımlanması planlanıyor.</p>

<p>ATOPİK EGZAMA NEDİR?</p>

<p>Atopik dermatit veya yaygın adıyla atopik egzama, deri bariyerinin bozulması ve bağışıklık sistemindeki düzensizliklerle ilişkili kronik, inflamatuvar bir deri hastalığıdır.</p>

<p>En karakteristik belirtilerden biri yoğun kaşıntıdır.</p>

<p>Hastalarda ayrıca:</p>

<p>Kuru cilt,<br />
kızarıklık,<br />
kabuklanma,<br />
çatlaklar,<br />
tekrarlayan egzama atakları<br />
ve gece artabilen kaşıntı görülebilir.</p>

<p>Hastalık çoğunlukla çocukluk döneminde başlasa da yetişkinlikte devam edebilir veya bazı kişilerde ilk kez erişkin yaşta ortaya çıkabilir.</p>

<p>“SADECE KAŞINTI” OLARAK GÖRÜLMEMELİ</p>

<p>2026 Dünya Atopik Egzama Günü kampanyasının en önemli mesajı da burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Atopik dermatitte deri üzerindeki lezyonlar görülebilirken uykusuzluk, yorgunluk, okul ve iş performansındaki düşüş, sosyal izolasyon ve psikolojik yük çoğu zaman dışarıdan fark edilmiyor.</p>

<p>Bu nedenle güncel yaklaşım yalnızca döküntünün ne kadar geniş olduğuna değil, kaşıntının şiddetine, uyku üzerindeki etkisine ve hastanın günlük yaşamına da odaklanıyor.</p>

<p>Tedavi ise hastanın yaşı, hastalığın şiddeti, tutulan vücut bölgeleri, önceki tedavilere yanıtı ve eşlik eden hastalıklarına göre dermatoloji uzmanı tarafından kişiselleştiriliyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Atopik dermatitin tedavisi kişiden kişiye değişebilir. Kortizonlu kremler, bağışıklık sistemini etkileyen ilaçlar veya biyolojik tedaviler hekim değerlendirmesi olmadan başlanmamalı ya da bırakılmamalıdır. Özellikle yaygın kızarıklık, akıntılı yaralar, ateş veya hızla kötüleşme durumunda sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>International Alliance of Dermatology Patient Organizations (GlobalSkin) – World Atopic Eczema Day 2026</p>

<p>World Health Organization – WHA78.15, Skin Diseases as a Global Public Health Priority</p>

<p>World Health Organization – Global Action Plan on Skin Diseases 2026–2035 taslak belgeleri</p>

<p>American Academy of Dermatology – Pediatric Atopic Dermatitis Guidelines, 2026</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration – Difamilast (Adquey) Prescribing Information, 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/atopik-egzamada-2026-yeni-ilac-yeni-cocuk-rehberi-yeni-kuresel-plan</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0515.jpeg" type="image/jpeg" length="22060"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp Bilgisini Latinceden Çıkaran Öncü Dergi: 1679’da Başlayan Büyük Yayıncılık Deneyi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-bilgisini-latinceden-cikaran-oncu-dergi-1679da-baslayan-buyuk-yayincilik-deneyi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-bilgisini-latinceden-cikaran-oncu-dergi-1679da-baslayan-buyuk-yayincilik-deneyi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[17. yüzyılda Avrupa’da bilimsel ve tıbbi bilginin büyük bölümü Latince yazılıyor, üniversitelerin ve dar bir akademik çevrenin içinde dolaşıyordu. 1679’da Paris’te Nicolas de Blégny tarafından yayımlanmaya başlayan Les Nouvelles découvertes sur toutes les parties de la médecine ise bu düzeni sarsan yayınlardan biri oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2>Yalnızca üç yıl yayımlanan dergi, Avrupa’nın ilk yerel dilde tıp dergisi olarak kabul ediliyor. Fransızca başlayan yayın kısa süre içinde Almanca ve Latinceye çevrildi; hatta Galileo’nun ünlü eserinin ilk yerel dil çevirilerinden biri de bu yayın çevresinden çıktı.</h2>

<h3>Ondan önce de bir tıp-bilim dergisi vardı</h3>

<p>Blégny’nin dergisini “dünyanın ilk tıp dergisi” olarak tanımlamak tam olarak doğru değildir.</p>

<p>Alman bilim akademisi Leopoldina’nın öncülü olan <i>Academia Naturae Curiosorum</i>, <strong>1670 yılında</strong> <i>Miscellanea Curiosa Medico-Physica Academiae Naturae Curiosorum</i> adlı Latince bir tıp ve doğa bilimleri dergisi yayımlamaya başlamıştı. Leopoldina bu yayını dünyanın ilk tıp-doğa bilimleri dergisi olarak tanımlıyor.</p>

<p>Blégny’nin 1679’daki girişimini farklı kılan ise başka bir özellikti:</p>

<p><strong>Tıp bilgisini üniversitelerin Latince dünyasının dışına çıkararak yerel dilde yayımlaması.</strong></p>

<p>Bu nedenle güncel bilim tarihi araştırmalarında <i>Les Nouvelles découvertes</i>, <strong>Avrupa’nın ilk yerel dilde tıp dergisi</strong> olarak tanımlanıyor.</p>

<h3>1679’da Paris’te başladı</h3>

<p>Derginin kurucusu ve yayın yönetmeni Fransız cerrah <strong>Nicolas de Blégny</strong> idi.</p>

<p>İlk sayıların amacı yeni tıbbi keşifleri, tedavileri, klinik gözlemleri ve uygulayıcıların deneyimlerini düzenli olarak okuyucuya ulaştırmaktı.</p>

<p>Fransa Millî Kütüphanesi kayıtlarına göre yayın <strong>aylık</strong> olarak hazırlanıyordu. Blégny’ye 2 Şubat 1679 tarihinde altı yıllık yayın ayrıcalığı da verilmişti.</p>

<p>Bu yaklaşım dönemi için önemliydi. Çünkü hekimlerin yanı sıra cerrahlar ve diğer sağlık uygulayıcıları da yeni gözlemlerini paylaşabiliyor; bilginin yalnızca Paris’in büyük akademik çevrelerinden gelmesi gerekmiyordu.</p>

<h3>Üç yıl içinde dört farklı ad kullandı</h3>

<p>Derginin yayın hayatı kısa fakat oldukça hareketliydi.</p>

<p><strong>1679:</strong><br />
<i>Les Nouvelles découvertes sur toutes les parties de la médecine</i></p>

<p><strong>Ocak-Mayıs 1680:</strong><br />
<i>Le Temple d’Esculape</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Haziran-Ekim 1680:</strong><br />
<i>Nouveautez Journalieres concernant les Sciences et les Arts, qui font parties de la Médecine</i></p>

<p><strong>1681:</strong><br />
<i>Journal des Nouvelles découvertes</i></p>

<p>Böylece yayın <strong>1679–1681 arasında üç cilt halinde ancak dört farklı adla</strong> okuyucuya ulaştı.</p>

<h3>Neden bu kadar kısa sürdü?</h3>

<p>Blégny yalnızca yayıncı değildi; dönemin yerleşik tıp düzeniyle açık biçimde mücadele eden tartışmalı bir isimdi.</p>

<p>Paris Tıp Fakültesi ile cerrahlar, eczacılar ve üniversite dışındaki tıp uygulayıcıları arasında ciddi yetki ve statü çatışmaları bulunuyordu. Blégny’nin yayıncılığı da bu mücadelenin bir parçası haline geldi.</p>

<p>Buna <i>Journal des Sçavans</i> çevresiyle yaşanan yayın rekabeti de eklendi.</p>

<p>Sonuçta derginin yayın ayrıcalığı <strong>24 Mart 1682’de geri çekildi.</strong> Fransızca ana yayın böylece sona erdi.</p>

<h3>Ünlü yazarları kimlerdi?</h3>

<p>Bugünkü bilimsel dergilerde olduğu gibi tanınmış akademisyenlerden oluşan düzenli bir “yazar kadrosu” yoktu.</p>

<p>Derginin merkezindeki kişi kuşkusuz <strong>Nicolas de Blégny</strong> idi. Hem editörlük yapıyor hem içerik üretiyor hem de başka uygulayıcılardan gelen gözlemleri bir araya getiriyordu.</p>

<p>Yayınla bağlantılı en dikkat çekici isimlerden biri ise <strong>Alexandre Tinelis de Castelet</strong> oldu.</p>

<p>Castelet 1681’de Galileo Galilei’nin <i>Sidereus Nuntius</i> adlı ünlü eserini Fransızcaya çevirdi. Araştırmacılar bu çalışmayı Galileo’nun eserinin <strong>Avrupa’da yayımlanan ilk yerel dil çevirisi</strong> olarak değerlendiriyor. Üstelik bu astronomi metni Blégny’nin tıp dergisi yayın projesinin parçası olarak çıktı.</p>

<h3>Bir tıp dergisinde Galileo ne arıyordu?</h3>

<p>Bu durum bugünün okuyucusuna şaşırtıcı gelebilir.</p>

<p>Ancak 17. yüzyılda tıp, astronomi, kimya ve doğa bilimleri arasındaki sınırlar bugünkü kadar kesin değildi.</p>

<p>Daha önemlisi Galileo, <strong>gözlem ve deney üzerine kurulan yeni bilim anlayışının</strong> sembollerinden biriydi.</p>

<p>Blégny ve çevresi de tıbbın yalnız eski otoritelerin kitaplarına dayanmasına karşı çıkıyordu. Güncel bilim tarihi araştırmalarına göre Galileo’nun çalışması, özellikle Paris’in geleneksel tıp anlayışına ve astrolojinin tıptaki konumuna karşı yürütülen tartışmada bilinçli biçimde kullanıldı.</p>

<h3>Fransızca başladı, Avrupa’ya yayıldı</h3>

<p>Orijinal derginin dili <strong>Fransızcaydı</strong>.</p>

<p>Bu tercih yayın tarihinin en önemli özelliklerinden biriydi. Çünkü dönemin üniversite ve bilim dünyasında Latince hâkimdi.</p>

<p>Blégny’nin dergisi ise tıbbi bilgiyi Fransızca okuyabilen cerrahların ve diğer uygulayıcıların erişimine açıyordu.</p>

<p>Derginin etkisi kısa süre içinde Fransa dışına çıktı.</p>

<p>Almanca çevirisi, <i>Monatliche neu eröffnete Anmerckungen über alle Theile der Artzney-Kunst</i> adıyla <strong>1680–1683</strong> arasında dört cilt halinde yayımlandı.</p>

<p>Latince versiyonu <i><i><strong>Zodiacus medico-gallicus</strong></i></i> ise <strong>1680–1685</strong> arasında yayımlandı. Fransa Millî Kütüphanesi kayıtlarında ünlü Cenevreli hekim <strong>Théophile Bonet</strong>, bu Latince yayının çevirmeni olarak gösteriliyor.</p>

<p>Dolayısıyla Fransızca ana dergi yalnız üç yıl yaşamış olsa da içerikleri Avrupa’da birkaç yıl daha dolaşmaya devam etti.</p>

<h3>Bilimsel etkisi neydi?</h3>

<p>Bu dergiyi bugünkü anlamda “hakemli bilimsel dergi” olarak değerlendirmek doğru olmaz.</p>

<p>Bağımsız hakemlik, etik kurul onayı, klinik araştırma protokolleri, istatistiksel değerlendirme ve çıkar çatışması bildirimi gibi modern bilimsel yayıncılığın temel mekanizmaları henüz mevcut değildi.</p>

<p>Derginin tarihsel önemi yayımladığı her bilginin doğru olmasından çok, <strong>bilginin nasıl dolaşıma sokulduğunda</strong> yatıyordu.</p>

<p>Yeni gözlemler toplanıyor, yazılı hale getiriliyor, düzenli aralıklarla basılıyor ve başka sağlık uygulayıcılarına ulaştırılıyordu.</p>

<p>Üstelik Almanca ve Latince çevirilerin ortaya çıkması, derginin yalnız Paris çevresinde okunmadığını gösteriyor. Güncel araştırmacılar da bu çevirileri Blégny’nin Avrupa çapındaki etkisinin önemli göstergelerinden biri olarak değerlendiriyor.</p>

<h3>Bugünkü tıp dergilerine bıraktığı miras</h3>

<p>1679’daki bu dergiden doğrudan <i>The Lancet</i>, <i>BMJ</i>, <i>JAMA</i> veya <i>New England Journal of Medicine</i>e uzanan kesintisiz bir kurumsal soy çizgisi bulunduğunu söylemek doğru değildir.</p>

<p>Ancak kullandığı temel model bugün oldukça tanıdık:</p>

<p><strong>Gözlem → kayıt → yayın → paylaşım → tartışma → yeni bilgi.</strong></p>

<p>Modern bilimsel dergicilik, yüzyıllar içinde bu sistemi hakem değerlendirmesi, araştırma etiği, istatistik, standartlaştırılmış makale yapıları ve uluslararası veri tabanlarıyla çok daha ileri bir düzeye taşıdı.</p>

<p>Blégny’nin Fransızca dergisi yalnız <strong>1679’dan 1681’e kadar</strong> yayımlandı.</p>

<p>Fakat tıbbi bilginin Latincenin ve kapalı akademik çevrelerin dışına çıkarılarak düzenli bir süreli yayın aracılığıyla daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaştırılabileceğini gösterdi.</p>

<p>Belki de derginin tıp tarihindeki en önemli mirası tam olarak buydu:</p>

<p><strong>Tıbbi bilgi yalnız üretilmemeli, dolaşıma da girmeliydi.</strong></p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>Bibliothèque nationale de France (BnF), <i>Les Nouvelles descouvertes sur toutes les parties de la medecine</i> ve devam yayınları katalog kayıtları.</p>

<p>Deutsche Akademie der Naturforscher Leopoldina, <i>Miscellanea Curiosa Medico-Physica</i> tarihçesi ve akademi arşiv kayıtları.</p>

<p>Gipper A, Stefanelli D. <i>Galileo as a Battering Ram Against the Fortress of Parisian Orthodox Medicine: Periodical Culture and Translation in Seventeenth Century France.</i> 2025.</p>

<p>Nicholls AG. <i>Nicolas de Blegny and the First Medical Periodical.</i> Canadian Medical Association Journal. 1934.</p>

<p>Kronick DA. <i>“Devant le Déluge” and Other Essays on Early Modern Scientific Communication.</i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-bilgisini-latinceden-cikaran-oncu-dergi-1679da-baslayan-buyuk-yayincilik-deneyi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/tip-dergiciliginin-350-yillik-oncusu.jpg" type="image/jpeg" length="41654"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hangi Meyvelerde Şeker Daha Fazla? Meyve Şekeri Hakkında Bilmeniz Gerekenler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hangi-meyvelerde-seker-daha-fazla-meyve-sekeri-hakkinda-bilmeniz-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hangi-meyvelerde-seker-daha-fazla-meyve-sekeri-hakkinda-bilmeniz-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı meyveler diğerlerinden daha fazla doğal şeker içeriyor. Ancak sağlıklı seçim yaparken yalnızca şeker gramına değil; porsiyon, lif, meyvenin bütün halde tüketilmesi ve kişisel kan şekeri yanıtına da bakmak gerekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Meyvelerin şeker miktarı aynı değildir. Mango, üzüm, kiraz, armut ve muz gibi bazı meyveler porsiyon başına daha fazla doğal şeker sağlayabilirken; çilek, ahududu, guava ve kavun gibi seçeneklerde miktar daha düşük olabilir.</p>

<p>Ancak bundan “şekeri yüksek meyve sağlıksızdır” sonucu çıkarmak doğru değil. Bütün meyve; doğal şekerin yanında su, lif, vitaminler, mineraller ve çeşitli bitkisel bileşikler de sağlar. Özellikle meyve suyuyla bütün meyveyi aynı değerlendirmemek gerekir.</p>

<p>Meyvelerde şeker miktarı ne kadar?</p>

<p>WebMD’nin güncel meyve karşılaştırmasında kullanılan porsiyonlara göre bazı örnekler şöyle:</p>

<p>Mango: Bir bütün mango yaklaşık 46 gram şeker içerebilir.</p>

<p>Üzüm: Bir fincan üzümde yaklaşık 23 gram şeker bulunabilir.</p>

<p>Kiraz: Bir fincan kiraz yaklaşık 18 gram şeker sağlayabilir.</p>

<p>Armut: Orta boy bir armutta yaklaşık 17 gram şeker bulunabilir.</p>

<p>Muz: Orta boy bir muz yaklaşık 14 gram şeker içerir.</p>

<p>Ahududu: Bir fincan ahudududa yaklaşık 5 gram şeker bulunur.</p>

<p>Çilek: Bir fincan bütün çilek yaklaşık 7 gram şeker sağlar.</p>

<p>Buradaki rakamları doğrudan bir “en sağlıklıdan en sağlıksıza” sıralaması olarak okumamak gerekir. Çünkü örneklerin porsiyonları aynı değildir. Bir bütün mango ile bir fincan çileğin gram ağırlıkları ve tüketilen miktarları farklıdır.</p>

<p>Meyvedeki şeker neden tatlıyla aynı değerlendirilmemeli?</p>

<p>Meyvedeki temel şekerler arasında fruktoz, glukoz ve sakkaroz bulunur. Bunlar kimyasal olarak şekerdir; ancak bütün meyvenin beslenmedeki etkisi yalnızca içerdiği şeker gramından ibaret değildir.</p>

<p>Bütün meyvedeki lif ve su, yiyeceğin daha yavaş tüketilmesine ve daha fazla tokluk sağlamasına yardımcı olur. Lif ayrıca karbonhidratların sindirimi ve kana geçiş hızını etkileyebilir.</p>

<p>Bu yüzden bir elma yemek ile benzer miktarda şekeri şekerli bir içecekten almak metabolik ve beslenme açısından aynı durum değildir.</p>

<p>Harvard’ın beslenme değerlendirmelerinde de bütün meyve tüketimi genel olarak tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları ve yüksek tansiyon açısından olumsuz bir beslenme alışkanlığı olarak görülmüyor. Buna karşılık yüksek miktarda eklenmiş şeker içeren içeceklerin sağlık riskleri çok daha iyi belgelenmiş durumda.</p>

<p>Meyve suyu neden farklı?</p>

<p>Meyve tüketiminde kritik ayrımlardan biri burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bütün meyveyi çiğnemek zaman alır ve meyvenin lif yapısının önemli bölümü korunur. Meyve suyunda ise kısa sürede birkaç meyvenin suyunu içmek mümkün olabilir.</p>

<p>Böylece daha fazla karbonhidrat ve doğal şeker çok daha kısa sürede alınabilir. Meyve suyunun tokluk etkisi de bütün meyve kadar güçlü olmayabilir.</p>

<p>Harvard tarafından değerlendirilen büyük gözlemsel çalışmalarda daha fazla bütün meyve tüketimi daha düşük tip 2 diyabet riskiyle ilişkilendirilirken, daha fazla meyve suyu tüketiminde ters yönde bir ilişki görülmüştür. Bu çalışmalar gözlemsel olduğu için tek başına neden-sonuç kanıtlamaz.</p>

<p>Diyabeti olanlar meyve yiyebilir mi?</p>

<p>Evet. Diyabet tanısı meyvenin tamamen beslenmeden çıkarılması gerektiği anlamına gelmez.</p>

<p>American Diabetes Association, taze, dondurulmuş veya ilave şeker içermeyen konserve meyveleri uygun seçenekler arasında değerlendiriyor.</p>

<p>Burada porsiyon miktarı önem kazanıyor. Kuruma göre küçük bir bütün meyve veya yaklaşık yarım fincan dondurulmuş ya da konserve meyve çoğu durumda yaklaşık 15 gram karbonhidrat sağlayabilir. Meyvenin çeşidine göre gerçek miktar değişir.</p>

<p>Kurutulmuş meyvelerde ise aynı karbonhidrat miktarı çok daha küçük hacme sığabilir. Bu nedenle kuru üzüm, kuru kiraz veya diğer kurutulmuş meyvelerde porsiyonu fark etmeden büyütmek daha kolaydır.</p>

<p>Kan şekerine etkisi herkeste aynı mı?</p>

<p>Hayır. Aynı meyve farklı kişilerde aynı kan şekeri yanıtını oluşturmayabilir.</p>

<p>Tüketilen miktar, meyvenin olgunluğu, aynı öğünde yenilen diğer yiyecekler, kişinin metabolik durumu, kullanılan ilaçlar ve fiziksel aktivite gibi birçok etken sonucu değiştirebilir.</p>

<p>Özellikle diyabeti olan kişiler açısından yalnızca “bu meyvenin şekeri yüksek” yaklaşımı yerine toplam karbonhidrat miktarını ve porsiyonu değerlendirmek daha anlamlıdır.</p>

<p>Şekeri daha düşük meyve seçmek isteyenler ne yapabilir?</p>

<p>Çilek ve ahududu gibi bazı orman meyveleri porsiyon başına görece düşük şeker miktarı ve dikkate değer lif içerikleriyle iyi seçenekler olabilir.</p>

<p>Ancak mango, üzüm veya muzun daha fazla şeker içermesi bunların “yasak” olduğu anlamına gelmez. Porsiyon büyüklüğü özellikle kan şekeri kontrolü gereken kişilerde daha belirleyici hale gelir.</p>

<p>Meyvenin yoğurt, kuruyemiş veya başka protein ve yağ içeren yiyeceklerle birlikte tüketilmesi de öğünün sindirim hızını ve kan şekeri yanıtını değiştirebilir.</p>

<p>Şeker miktarı tek başına meyvenin sağlık değerini belirlemez</p>

<p>Meyveleri yalnızca kaç gram şeker içerdiklerine göre değerlendirmek beslenme tablosunun önemli bölümünü kaçırır.</p>

<p>Lif miktarı, porsiyon büyüklüğü, toplam karbonhidrat, enerji miktarı, tüketim biçimi ve kişinin sağlık durumu birlikte düşünülmelidir.</p>

<p>Çoğu kişi için esas ayrım, “yüksek şekerli meyve–düşük şekerli meyve” ayrımından çok; bütün meyve ile meyve suyu, şeker eklenmiş meyve ürünleri ve büyük porsiyonlar arasındadır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Diyabet, insülin direnci veya kan şekeriyle ilgili başka bir sağlık sorununuz varsa meyve ve karbonhidrat miktarını kişisel tedavi planınıza göre sağlık profesyonelinizle değerlendirin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>WebMD — Which Fruits Have the Most Sugar? Medically Reviewed, 25 Haziran 2025</p>

<p>American Diabetes Association — Fruit: Best Fruit Choices for Diabetes</p>

<p>Harvard T.H. Chan School of Public Health, The Nutrition Source — Common Questions About Fruits and Vegetables</p>

<p>Harvard T.H. Chan School of Public Health, The Nutrition Source — Vegetables and Fruits </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hangi-meyvelerde-seker-daha-fazla-meyve-sekeri-hakkinda-bilmeniz-gerekenler</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0513.jpeg" type="image/jpeg" length="34145"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şizofreni İçin Hastaları İnsülin Komalarına Sokuyorlardı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sizofreni-icin-hastalari-insulin-komalarina-sokuyorlardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sizofreni-icin-hastalari-insulin-komalarina-sokuyorlardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1930’lardan itibaren bazı psikiyatri hastanelerinde şizofreni tanısı alan hastalara, kan şekerini tehlikeli derecede düşürecek miktarda insülin veriliyor ve bilinçli olarak hipoglisemik koma oluşturuluyordu. Haftalar boyunca tekrarlanabilen bu yöntem bir dönem psikiyatrinin en umut verici tedavilerinden biri sayıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ancak yıllar ilerledikçe bilimsel kanıtlar sorgulandı, ciddi komplikasyonlar ortaya çıktı ve insülinin şizofreni üzerinde özgül bir tedavi etkisi bulunduğu iddiası kontrollü çalışmalarla giderek desteklenemez hale geldi.</p>

<p>Bugün insülin, milyonlarca diyabet hastasının yaşamını sürdürebilmesini sağlayan temel ilaçlardan biri.</p>

<p>Ancak yaklaşık 90 yıl önce aynı hormon, psikiyatri hastanelerinde bambaşka bir amaçla kullanılıyordu.</p>

<p>Hedef kan şekerini düzenlemek değildi.</p>

<p>Tam tersine kan şekeri, hastanın bilincini kaybetmesine yol açacak kadar düşürülüyordu.</p>

<p>Şizofreni tanısı alan hastalara yüksek dozlarda insülin veriliyor; ağır hipoglisemi oluşturuluyor ve hasta komaya sokuluyordu.</p>

<p>Bu uygulamanın adı <strong>“insülin koma tedavisi”</strong> ya da dönemin yaygın ifadesiyle <strong>“insülin şok tedavisi”</strong> idi.</p>

<p>Bugün son derece sert görünen bu yöntem, 1930’lardan itibaren Avrupa ve Kuzey Amerika'daki birçok psikiyatri kurumunda modern ve bilimsel bir tedavi olarak kabul gördü.</p>

<p>Üstelik yalnızca birkaç yıl değil, yaklaşık bir kuşak boyunca kullanıldı.</p>

<h2>Hikâyenin merkezinde Manfred Sakel vardı</h2>

<p>İnsülin koma tedavisi Avusturyalı psikiyatrist <strong>Manfred Sakel</strong> ile özdeşleşti.</p>

<p>Sakel’in insülinle ilk çalışmaları doğrudan şizofreniyle başlamadı. 1930 yılında morfin bağımlılarındaki yoksunluk belirtilerini hafifletmek amacıyla insülin kullanımına ilişkin çalışmalar yayımladı.</p>

<p>Daha sonra insülinin yol açtığı hipoglisemik durumların bazı ruhsal belirtiler üzerinde değişiklik oluşturabileceğini düşündü ve yöntemi şizofreni tanısı alan hastalarda denemeye yöneldi.</p>

<p>1933 yılında Viyana Tıp Cemiyeti'ne şizofreni hastalarına insülin verilmesiyle elde ettiğini düşündüğü olumlu sonuçları bildirdi.</p>

<p>1937'de yayımladığı çalışması yöntemin uluslararası ölçekte tanınmasında önemli rol oynadı.</p>

<p>Sakel'in ilk hasta serileri dikkat çekiciydi.</p>

<p>Yeni başlangıçlı şizofreni tanısı bulunan 100'den fazla hastadan oluşan ilk grubunda yaklaşık yüzde 88 oranında belirgin iyileşme, yüzde 70 oranında ise tam iyileşme bildirdi.</p>

<p>Rakamlar olağanüstü görünüyordu.</p>

<p>Ancak yıllar sonra bu sonuçların elde edildiği çalışmaların modern klinik araştırma standartlarından oldukça uzak olduğu anlaşılacaktı.</p>

<p>Hastaların seçimi, karşılaştırma gruplarının bulunmaması, “iyileşme” kavramının standart olmaması ve şizofreninin doğal seyrinin yeterince hesaba katılmaması sonuçların yorumlanmasını güçleştiriyordu.</p>

<h2>Hasta sabah insülin alıyor, ardından koma bekleniyordu</h2>

<p>Tedavinin temelinde son derece basit fakat tehlikeli bir mekanizma bulunuyordu:</p>

<p><strong>İnsülin kan şekerini düşürüyordu.</strong></p>

<p>Doz yeterince artırıldığında hasta ağır hipoglisemiye giriyor ve bilincini kaybediyordu.</p>

<p>Uygulama hastaneden hastaneye değişebilse de klasik protokollerde hastalara sabah saatlerinde insülin veriliyordu.</p>

<p>Kan şekeri düştükçe terleme, huzursuzluk, titreme, davranış değişiklikleri ve bilinç bulanıklığı ortaya çıkabiliyordu.</p>

<p>Doz artırıldığında hasta bilinçsiz ya da yarı bilinçli hale geliyor ve hipoglisemik komaya giriyordu.</p>

<p>Bazı protokollerde bu durum yaklaşık <strong>üç saat</strong> devam ettiriliyordu.</p>

<p>Ardından hastaya şekerli sıvı veya yiyecek veriliyor; gerektiğinde damar yoluyla yoğun glukoz uygulanarak koma sonlandırılıyordu.</p>

<p>Ve çoğu zaman bütün bunlar ertesi gün yeniden yapılıyordu.</p>

<h2>Bir tedavi kürü yaklaşık 30 koma içerebiliyordu</h2>

<p>İnsülin koma tedavisi tek seferlik bir işlem değildi.</p>

<p>Dönemin bazı standart uygulamalarında hasta, pazar günleri dışında yaklaşık <strong>30 gün boyunca</strong> her sabah aynı sürece alınabiliyordu.</p>

<p>Başka bir ifadeyle bir kişi, psikiyatrik hastalığını tedavi etmek amacıyla birkaç hafta içinde tekrar tekrar ağır hipoglisemiye ve bilinç kaybına maruz bırakılabiliyordu.</p>

<p>İşlem o kadar karmaşık ve riskliydi ki bazı büyük psikiyatri hastanelerinde özel <strong>“insülin üniteleri”</strong> oluşturuldu.</p>

<p>Bu bölümlerde doktor ve hemşirelerden oluşan ekipler hastaları yakından takip ediyor, olası komplikasyonlara karşı glukoz ve acil müdahale araçlarını hazır bulunduruyordu.</p>

<p>Bazı tarihçiler, bu yoğun tıbbi ortamın yöntemin prestij kazanmasına da katkıda bulunduğunu düşünüyor.</p>

<p>Psikiyatri, uzun yıllar boyunca etkili biyolojik tedavilerin çok sınırlı olduğu bir alandı. İnsülin koma üniteleri ise yakın tıbbi gözetimi, özel personeli ve komplikasyonlara yönelik müdahaleleriyle psikiyatriyi dönemin diğer tıp dallarındaki yoğun tedavilere yaklaştırıyor gibi görünüyordu.</p>

<h2>Komaya girmek tedavinin “başarısızlığı” değil hedefiydi</h2>

<p>Bugün ağır hipoglisemi, insülin tedavisinin engellenmesi gereken ciddi komplikasyonlarından biridir.</p>

<p>O dönemde ise durum tamamen farklıydı.</p>

<p>Hipogliseminin ilerlemesi ve hastanın komaya girmesi, çoğu protokolde istenmeyen bir yan etki değil, tedavinin hedeflenen aşamasıydı.</p>

<p>Hastalarda ajitasyon, yoğun terleme, bilinç bozukluğu, nöbetler ve uzamış koma görülebiliyordu.</p>

<p>Akciğer ödemi gibi ağır komplikasyonlar da bildirilmişti.</p>

<p>Dönemin yayınları tedavinin ölümle de sonuçlanabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Tarihsel kaynaklarda bildirilen ölüm oranları merkeze ve döneme göre büyük farklılık gösteriyor; bazı çağdaş yayınlarda yaklaşık <strong>yüzde 0,5 ile yüzde 4,5 arasında</strong> oranlardan söz ediliyordu.</p>

<p>1950 tarihli önemli bir psikiyatri ders kitabında ise deneyimli ekiplerin elinde ölüm oranının yaklaşık yüzde 1 olduğu ifade ediliyordu.</p>

<p>Bugünkü tıp açısından son derece yüksek kabul edilecek bu risk, o yıllarda ağır şizofreniye karşı kullanılabilecek etkili seçeneklerin son derece sınırlı olması nedeniyle farklı değerlendiriliyordu.</p>

<h2>Peki neden böyle bir tedaviye ihtiyaç duyuldu?</h2>

<p>Bunu anlayabilmek için 1930'ların psikiyatrisine bakmak gerekiyor.</p>

<p>Bugün kullanılan modern antipsikotik ilaçlar henüz yoktu.</p>

<p>Şizofreni ağır seyredebildiğinde hastalar yıllarca, hatta yaşamlarının büyük bölümünü psikiyatri hastanelerinde geçirebiliyordu.</p>

<p>Hekimlerin tedavi seçenekleri son derece sınırlıydı.</p>

<p>Bu nedenle ruhsal hastalıklarda belirgin değişiklik oluşturduğu düşünülen yeni biyolojik yöntemlere büyük umut bağlanıyordu.</p>

<p>Aynı dönem psikiyatride başka “şok tedavilerinin” de ortaya çıktığı yıllardı.</p>

<p>Metrazol ile nöbet oluşturulması, elektrokonvülsif tedavinin geliştirilmesi ve psikoşirürjinin yükselişi aynı tarihsel atmosfer içinde değerlendirilebilir.</p>

<p>İnsülin koma tedavisi de bu arayışın en dikkat çekici örneklerinden biri haline geldi.</p>

<h2>İlk sonuçlar neden bu kadar başarılı görünüyordu?</h2>

<p>En önemli sorunlardan biri buydu.</p>

<p>Sakel'in ve yöntemin diğer savunucularının yayımladığı ilk sonuçlarda bazı hastalarda son derece yüksek iyileşme oranları görülüyordu.</p>

<p>Ancak klinik araştırma biliminin gelişmesiyle bu sonuçlar sorgulanmaya başladı.</p>

<p>Örneğin hastalığı kısa süredir devam eden ve zaten iyileşme olasılığı daha yüksek olan hastaların tedavi için seçilmesi sonuçları olduğundan olumlu gösterebilirdi.</p>

<p>Üstelik hastalar insülin ünitesine alındıklarında yalnızca insülin almıyordu.</p>

<p>Aynı zamanda haftalar boyunca yoğun hemşirelik bakımı görüyor, düzenli besleniyor, sürekli takip ediliyor, yapılandırılmış faaliyetlere katılıyor ve sağlık personeliyle yakın ilişki kuruyordu.</p>

<p>Dolayısıyla gözlenen iyileşmenin ne kadarının insülinden, ne kadarının <strong>yoğun hastane bakımı ve hemşirelik ilgisinden</strong> ya da hastalığın doğal seyrinden kaynaklandığını belirlemek zordu.</p>

<p>Bu soru yıllar geçtikçe daha yüksek sesle sorulmaya başlandı.</p>

<h2>Yöntem daha ilk yıllardan itibaren tartışılıyordu</h2>

<p>İnsülin koma tedavisinin hiçbir eleştiri görmeden onlarca yıl kullanıldığı düşüncesi de tam olarak doğru değil.</p>

<p>Daha 1930'ların sonlarından itibaren tedavinin gerçekten işe yarayıp yaramadığı konusunda psikiyatristler arasında tartışmalar vardı.</p>

<p>1940'larda bazı çalışmalar insülin verilen hastalarla verilmeyenler arasında beklenen düzeyde fark bulamadı.</p>

<p>Araştırmacılar özellikle hasta seçiminin, şizofreni tanısındaki farklılıkların ve kontrol grubu bulunmamasının sonuçları bozabileceğini vurgulamaya başladı.</p>

<p>Buna rağmen yöntem yaygınlığını korudu.</p>

<p>Çünkü doktorların bir bölümü klinikte gözleriyle gördükleri iyileşmelere güçlü biçimde inanıyordu.</p>

<p>Modern tıp tarihinin önemli derslerinden biri tam da burada ortaya çıkıyordu:</p>

<p><strong>Bir tedavinin işe yarıyor gibi görünmesi, gerçekten o tedavinin işe yaradığını kanıtlamıyordu.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>1953: “İnsülin miti”ne meydan okuyan makale</h2>

<p>1953 yılında genç psikiyatrist <strong>Harold Bourne</strong>, dünyanın en önemli tıp dergilerinden <i>The Lancet</i>'te dikkat çekici bir makale yayımladı.</p>

<p>Başlığı oldukça iddialıydı:</p>

<p><strong>“The Insulin Myth” — “İnsülin Miti.”</strong></p>

<p>Bourne, yaklaşık 20 yıldır kullanılan yönteme ilişkin bilimsel kanıtları inceledi.</p>

<p>İnsülin koma tedavisiyle ilgili çalışmaların çoğunda uygun kontrol gruplarının bulunmadığını, hasta gruplarının karşılaştırılabilir olmadığını ve şizofrenide “iyileşmenin” standart şekilde tanımlanmadığını vurguladı.</p>

<p>Temel sorusu basitti:</p>

<p>Hastalar gerçekten insülin nedeniyle mi düzeliyordu?</p>

<p>Yoksa aynı iyileşme iyi bir hastane bakımı altında zaten meydana gelebilir miydi?</p>

<p>Makale psikiyatri dünyasında ciddi tartışmaya yol açtı.</p>

<p>Yöntemin güçlü savunucuları Bourne'a karşı çıktı.</p>

<p>Fakat artık insülin koma tedavisinin etkinliğini yalnızca klinik deneyimlerle savunmak giderek zorlaşıyordu.</p>

<h2>1957'de kritik deney yapıldı</h2>

<p>Tartışmayı değiştiren en önemli araştırmalardan biri 1957 yılında yayımlandı.</p>

<p>Brian Ackner, Arthur Harris ve A. J. Oldham tarafından yürütülen kontrollü çalışmada şizofreni hastaları rastgele iki farklı koma tedavisine ayrıldı.</p>

<p>Bir grupta koma insülinle oluşturuluyordu.</p>

<p>Diğer grupta ise barbitürat kullanılıyordu.</p>

<p>Araştırmanın mantığı çok önemliydi.</p>

<p>Eğer iyileşmeyi sağlayan şey gerçekten insüline özgü biyolojik bir etkiyse, insülin komasının diğer koma yönteminden daha başarılı olması gerekiyordu.</p>

<p>Ancak çalışma iki grup arasında anlamlı bir üstünlük göstermedi.</p>

<p>Bu sonuç, insülinin şizofreni üzerinde özel bir tedavi etkisine sahip olduğu düşüncesine ciddi darbe vurdu.</p>

<p>Araştırmacılar da bulguların insülinin “özgül tedavi edici ajan” olmadığı görüşünü desteklediğini belirtti.</p>

<h2>Aynı yıllarda psikiyatriye yeni bir ilaç girdi</h2>

<p>İnsülin koma tedavisinin düşüşü yalnızca bilimsel eleştiriler nedeniyle olmadı.</p>

<p>1950'lerde psikiyatride çok daha büyük bir değişim yaşanıyordu.</p>

<p><strong>Klorpromazin</strong> ve ardından diğer antipsikotik ilaçlar klinik kullanıma girmeye başladı.</p>

<p>Şizofreni belirtilerinin ilaçla kontrol altına alınabilmesi, her sabah hastayı ağır hipoglisemiye sokmayı gerektiren zahmetli ve riskli tedavilere duyulan ihtiyacı hızla azalttı.</p>

<p>1956'da insülin koma tedavisiyle klorpromazini karşılaştıran bir çalışma yayımlandı.</p>

<p>Sonuçlar klorpromazin lehine küçük bir avantaj gösterse de fark istatistiksel olarak kesin değildi. Buna rağmen araştırmacılar, daha güvenli ve uygulanması daha kolay olması nedeniyle klorpromazinin tercih edilmesini öneriyordu.</p>

<p>Sonraki çalışmalar da insülin komasının beklenen özgül üstünlüğünü gösteremedi.</p>

<p>1960'lara gelindiğinde yöntem giderek terk ediliyordu.</p>

<p>1960'ların sonlarında ise dünyanın büyük bölümünde psikiyatrinin standart tedavileri arasından çıkmıştı.</p>

<h2>Tıp tarihinin asıl dersi insülinden daha büyük</h2>

<p>İnsülin koma tedavisinin öyküsünü yalnızca “geçmişte doktorlar hastaları komaya sokuyordu” şeklinde okumak eksik olur.</p>

<p>Hikâyenin asıl önemi başka yerde.</p>

<p>Bu dönem, tıpta <strong>kanıt kavramının nasıl değiştiğini</strong> gösteriyor.</p>

<p>Bir hekimin onlarca hastasında iyileşme gördüğünü söylemesi bir zamanlar güçlü bilimsel kanıt kabul edilebiliyordu.</p>

<p>Bugün ise aynı iddianın karşılaştırmalı ve mümkün olduğunca iyi tasarlanmış çalışmalarla sınanması gerekiyor.</p>

<p>Çünkü hastalar tedavi olmadan da düzelebilir.</p>

<p>Hastalıklar doğal olarak dalgalanabilir.</p>

<p>Hasta seçimi sonuçları değiştirebilir.</p>

<p>Doktorun tedaviye inanması değerlendirmeyi etkileyebilir.</p>

<p>Yoğun ilgi ve bakım başlı başına fayda sağlayabilir.</p>

<p>Modern klinik araştırmaların kontrol grubu, randomizasyon ve standart sonuç ölçümleri gibi yöntemleri tam da bu sorunları azaltmak için geliştirildi.</p>

<p>İnsülin koma tedavisinin yükselişi ve düşüşü bu nedenle yalnızca psikiyatri tarihinin değil, <strong>kanıta dayalı tıp tarihinin de çarpıcı örneklerinden biri</strong> olarak görülüyor.</p>

<p>Yaklaşık bir kuşak boyunca <strong>çok sayıda hastaya</strong> uygulanan, özel hastane üniteleri kurulan ve dönemin önde gelen psikiyatristleri tarafından savunulan bir tedavi sonunda çok temel bir soruyla karşı karşıya kaldı:</p>

<p><strong>Gerçekten insülin mi tedavi ediyordu?</strong></p>

<p>1950'lerde daha kontrollü çalışmalar yapılmaya başladığında bu soruya verilen yanıt giderek daha belirgin hale geldi.</p>

<p>İnsülinin şizofreni üzerinde iddia edildiği gibi özgül bir tedavi etkisi gösterilemiyordu.</p>

<p>Bir zamanların “modern” psikiyatri tedavisi böylece tıp tarihinin tartışmalı sayfalarından birine dönüştü.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<ul>
 <li>Freudenthal R, Moncrieff J. “‘A landmark in psychiatric progress’? The role of evidence in the rise and fall of insulin coma therapy.” <i>History of Psychiatry</i>, 2022;33(1):65–78.</li>
 <li>Doroshow DB. “Performing a Cure for Schizophrenia: Insulin Coma Therapy on the Wards.” <i>Journal of the History of Medicine and Allied Sciences</i>, 2007;62(2):213–243.</li>
 <li>Sakel M. “The Origin and Nature of the Hypoglycemic Therapy of the Psychoses.” <i>Bulletin of the New York Academy of Medicine</i>, 1937;13(3):97–109.</li>
 <li>Bourne H. “The Insulin Myth.” <i>The Lancet</i>, 1953;265(6793):964–968.</li>
 <li>Ackner B, Harris A, Oldham AJ. “Insulin Treatment of Schizophrenia: A Controlled Study.” <i>The Lancet</i>, 1957;272(6969):607–611.</li>
 <li>Jones K. “Insulin Coma Therapy in Schizophrenia.” <i>Journal of the Royal Society of Medicine</i>, 2000;93(3):147–149.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sizofreni-icin-hastalari-insulin-komalarina-sokuyorlardi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/sizofreni-insulin-koma-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="58968"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kibrit Fabrikalarının Korkunç Hastalığı: “Phossy Jaw”]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kibrit-fabrikalarinin-korkunc-hastaligi-phossy-jaw</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kibrit-fabrikalarinin-korkunc-hastaligi-phossy-jaw" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19. yüzyılda sıradan bir kibrit, onu üreten bazı işçiler için çene kemiğinin ölümüne kadar ilerleyebilen korkunç bir meslek hastalığının kaynağıydı. Beyaz fosforla çalışan ve bu maddeye tekrarlayan biçimde maruz kalan kibrit işçilerinde; diş ağrısıyla başlayıp irinli yaralara, kronik enfeksiyona, çene kemiği nekrozuna ve ağır yüz deformitelerine kadar ilerleyebilen bir tablo ortaya çıkıyordu. Hastalığın dönemdeki ürkütücü adı “Phossy jaw”dı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<ol start="19">
 <li>yüzyılda kibrit, günlük hayatı değiştiren küçük ama önemli buluşlardan biri hâline geldi. Ateş yakmak artık çok daha kolaydı. Bu başarının arkasında kullanılan maddelerden biri ise son derece tehlikeli olan <strong>beyaz fosfordu</strong>.</li>
</ol>

<p>Beyaz fosfor, “herhangi bir yüzeye sürtülerek yakılabilen” kibritlerin üretiminde büyük avantaj sağlıyordu. Ancak fabrikalarda bu maddeyle çalışan insanların ödediği bedel çok ağırdı.</p>

<p>Kibrit çöpleri fosfor içeren karışımlara batırılıyor, kurutuluyor ve paketleniyordu. Üretimin farklı aşamalarındaki işçiler fosfor buharlarına, fosfor içeren karışımlara ve henüz kurumamış kibritlere tekrar tekrar maruz kalabiliyordu.</p>

<p>Özellikle genç kadınların ve çocukların yoğun biçimde çalıştırıldığı bazı kibrit fabrikalarında zamanla ağır bir hastalık ortaya çıktı.</p>

<p>Tıbbın ona verdiği isim <strong>fosfor nekrozu</strong>ydu.</p>

<p>İşçilerin kullandığı isim ise çok daha kısa ve ürkütücüydü:</p>

<p><strong>Phossy jaw.</strong></p>

<h3>Önce sıradan bir diş ağrısı gibi başlıyordu</h3>

<p>Phossy jaw çoğu zaman diş ağrısıyla başlıyordu.</p>

<p>Diş etinde hassasiyet, çenede ağrı, yüzde şişlik ve ağız içinde iyileşmeyen yaralar ortaya çıkabiliyordu. Bazı vakalarda ağrıyan diş çekiliyor ancak çekim bölgesi normal biçimde iyileşmiyordu.</p>

<p>Ardından enfeksiyon ilerliyor, irinli akıntılar ortaya çıkıyor ve çene kemiğinde nekroz gelişebiliyordu.</p>

<p>Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ölü kemik parçaları canlı dokudan ayrılabiliyor, fistüller oluşabiliyor ve kronik osteomiyelit gelişebiliyordu.</p>

<p>Bazı hastalarda çenenin bir bölümünün, ağır vakalarda ise çok daha geniş kısımlarının cerrahi olarak çıkarılması gerekiyordu.</p>

<p>Phossy jaw'ın temel klinik özellikleri bugün <strong>çene kemiği nekrozu ve kronik osteomiyelit</strong> olarak tanımlanıyor. Bununla birlikte hastalığın biyolojik mekanizmasının bütün ayrıntıları hâlâ kesin olarak açıklanabilmiş değil.</p>

<p>Beyaz fosfor maruziyetinin hastalıkla ilişkisi güçlü biçimde ortaya konmuş olsa da, yalnızca fosfor buharının solunmasının tek başına bütün vakaları açıkladığını söylemek doğru değil. Fosforlu maddelerin ağız dokularıyla teması, diş hastalıkları, enfeksiyonlar ve dönemin kötü çalışma koşulları da hastalığın gelişiminde rol oynamış olabilir.</p>

<h3>Karanlıkta parlayan çeneler</h3>

<p>Phossy jaw'ın tıp tarihindeki en ürpertici ayrıntılarından biri, dönemin bazı gözlem ve kayıtlarında anlatılan <strong>fosforesan parıltıydı</strong>.</p>

<p>Bazı vakalarda hastaların nefesinde veya hastalıklı çene dokusunda karanlıkta soluk bir parıltı görüldüğü bildirildi. Royal College of Surgeons kayıtlarında diş etlerinde yeşilimsi-beyaz bir parlaklıktan da söz edilir.</p>

<p>Bu görüntü, hastalığın işçiler arasında neden korkutucu bir ün kazandığını anlamayı kolaylaştırıyor.</p>

<p>“Phossy” sözcüğü de zaten İngilizce “phosphorus” kelimesinden türemişti.</p>

<p>Ancak asıl korkunç olan bu sıra dışı görüntü değildi.</p>

<p>Asıl korkunç olan, yaşayan bir insanın çene kemiğinin giderek canlılığını kaybetmesiydi.</p>

<h3>16 yaşındaki Cornelia'nın çenesi çıkarıldı</h3>

<p>Phossy jaw'ın insan vücudunda yol açabileceği yıkımı gösteren en çarpıcı tarihsel vakalardan biri <strong>Cornelia</strong> adlı genç bir işçiye aittir.</p>

<p>Cornelia henüz 16 yaşındaydı.</p>

<p>New York'taki bir kibrit fabrikasının paketleme bölümünde yaklaşık iki buçuk yıl çalışmıştı.</p>

<p>1855 yılında diş ağrısı ve sağ alt çenesinde şişlik başladı. Önce diş eti açıldı, ardından bir dişi çekildi.</p>

<p>Ancak yara iyileşmedi.</p>

<p>Şişlik büyüdü ve çenenin altında sürekli irin boşaltan bir açıklık oluştu.</p>

<p>Cornelia bütün bunlara rağmen fabrikada çalışmaya devam etti.</p>

<p>17 Aralık 1855'te Bellevue Hospital'a yatırıldığında çene kemiğinde ciddi hasar vardı.</p>

<p>Cerrah James Rushmore Wood, 19 Ocak 1856'da ölü kemiği çıkarmak için ameliyat yaptı.</p>

<p>Royal College of Surgeons kayıtlarına göre operasyon <strong>anestezi kullanılmadan</strong> gerçekleştirildi.</p>

<p>Cerrah sonunda sağ alt çenenin tamamına yakın bölümünü çıkarmak zorunda kaldı.</p>

<p>Fakat hastalık burada durmadı.</p>

<p>Sol tarafta da hastalık gelişti ve 16 Şubat 1856'da alt çenenin kalan bölümü de çıkarıldı.</p>

<p>Cornelia hayatta kaldı.</p>

<p>Ancak bir kibrit fabrikasında çalışmanın bedeli, henüz 16 yaşındaki bir genç kız için alt çenesini kaybetmek olmuştu.</p>

<h3>Yoksulların ve kadın işçilerin hastalığı</h3>

<p>Phossy jaw toplumun bütün kesimlerini eşit biçimde etkileyen bir hastalık değildi.</p>

<p>Bu, büyük ölçüde <strong>sanayi işçilerinin hastalığıydı</strong>.</p>

<p>Kibrit fabrikalarında düşük ücretlerle çalışan kadınlar ve gençler, fosforla en yoğun temas eden gruplar arasındaydı.</p>

<p>Fabrikalarda çalışma saatleri uzundu. Havalandırma ve hijyen koşulları bugünün standartlarından son derece uzaktı. İşçiler sağlık sorunları yaşadığında işlerini kaybetme korkusuyla çalışmaya devam edebiliyordu.</p>

<p>Bu nedenle phossy jaw yalnızca tıp tarihinin değil, <strong>işçi sağlığı, kadın emeği ve sanayi tarihi</strong>nin de önemli konularından biri hâline geldi.</p>

<h3>1888: Kibritçi kızlar greve çıktı</h3>

<p>1888 yılında Londra'nın East End bölgesindeki <strong>Bryant &amp; May kibrit fabrikasında çalışan kadın işçiler greve çıktı.</strong></p>

<p>Tarihe “Match Girls' Strike” olarak geçen bu hareketin temelinde düşük ücretler, uzun çalışma saatleri, işçilere uygulanan para cezaları ve kötü çalışma koşulları bulunuyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Grevi yalnızca “beyaz fosfora karşı yapılmış bir grev” olarak tanımlamak doğru değildir.</p>

<p>Ancak fosforun yol açtığı sağlık sorunları, fabrikadaki çalışma koşullarının ne kadar ağır olduğunu gösteren önemli unsurlardan biriydi. Grev ve sonrasında gelişen kamuoyu baskısı, kibrit işçilerinin maruz kaldığı sağlık risklerinin daha fazla tartışılmasını sağladı.</p>

<p>Buna rağmen beyaz fosfor hemen ortadan kalkmadı.</p>

<p>Bryant &amp; May fabrikası beyaz fosfor kullanımını ancak <strong>1901 yılında</strong> bıraktı.</p>

<p>Bu ayrıntı, işçi sağlığı tarihinin en önemli gerçeklerinden birini gösteriyor:</p>

<p><strong>Bir tehlikenin bilinmesi, her zaman o tehlikenin hemen ortadan kaldırılması anlamına gelmiyordu.</strong></p>

<h3>Daha güvenli alternatif vardı</h3>

<p>Üstelik beyaz fosforun alternatifi bulunmuştu.</p>

<p><strong>Kırmızı fosfor</strong>, beyaz fosfora göre çok daha güvenli biçimde kibrit üretiminde kullanılabiliyordu.</p>

<p>Ancak ekonomik maliyetler, üretim teknikleri, patentler ve uluslararası rekabet nedeniyle geçiş hemen gerçekleşmedi.</p>

<p>Bazı ülkelerde ve fabrikalarda işçi sağlığını koruyacak teknolojiler mevcut olduğu hâlde beyaz fosfor kullanılmaya devam etti.</p>

<p>Böylece küçük bir tüketim ürününün ucuz üretimiyle işçilerin sağlığı arasında uzun yıllar süren bir mücadele ortaya çıktı.</p>

<h3>Dünya sonunda beyaz fosfora karşı harekete geçti</h3>

<ol start="20">
 <li>yüzyılın başlarında beyaz fosforlu kibritlere yönelik uluslararası baskı giderek arttı.</li>
</ol>

<p>Önemli dönüm noktalarından biri, <strong>26 Eylül 1906'da kabul edilen Bern Sözleşmesi</strong> oldu.</p>

<p>Sözleşmeyle taraf devletler beyaz ya da sarı fosfor içeren kibritlerin üretimini, ithalatını ve satışını yasaklama yönünde yükümlülük üstlendi.</p>

<p>Birleşik Krallık da 1908 yılında <strong>White Phosphorus Matches Prohibition Act</strong> adlı yasayı çıkardı.</p>

<p>Yasanın beyaz fosforun kibrit üretiminde kullanılmasını yasaklayan temel hükümleri <strong>1 Ocak 1910'da</strong> yürürlüğe girdi. Perakende satışa ilişkin yasak ise <strong>1 Ocak 1911'de</strong> uygulanmaya başladı.</p>

<p>Beyaz fosforun kibrit endüstrisinden uzaklaştırılmasıyla birlikte phossy jaw vakaları da giderek azaldı.</p>

<h3>Phossy jaw kanser değildi</h3>

<p>Tarihsel bazı popüler anlatımlarda phossy jaw için zaman zaman “kemik kanseri” benzeri ifadeler kullanılmıştır.</p>

<p>Ancak bu tanımlama tıbbi açıdan doğru değildir.</p>

<p>Phossy jaw bir kanser değil; beyaz fosfor maruziyetiyle ilişkili <strong>çene kemiği nekrozu ve kronik osteomiyelit tablosudur.</strong></p>

<p>Bu ayrım önemlidir çünkü hastalığın tarihsel korkunçluğu, onu olduğundan farklı bir hastalık gibi tanımlamaya gerek bırakmayacak kadar çarpıcıdır.</p>

<h3>Tıp tarihinin verdiği ders</h3>

<p>Phossy jaw bugün büyük ölçüde tarihe karışmış bir meslek hastalığıdır.</p>

<p>Ancak ardında bıraktığı ders hâlâ günceldir.</p>

<p>Bir kimyasalın sağlık riskleri bilindiği hâlde ekonomik gerekçelerle kullanılmaya devam edilmesi, hastalıkların yeterince bildirilmemesi, işçilerin sağlığı ile üretim maliyetlerinin karşı karşıya gelmesi ve en ağır bedeli toplumun düşük gelirli kesimlerinin ödemesi yalnızca 19. yüzyıla özgü sorunlar değildir.</p>

<p>Phossy jaw aynı zamanda modern iş sağlığı ve güvenliği anlayışının neden gerekli olduğunu gösteren tarihsel örneklerden biridir.</p>

<p>Bir zamanlar milyonlarca insanın hayatını kolaylaştıran küçücük bir kibrit, onu üreten bazı işçiler için ağrı, enfeksiyon, yüz deformitesi ve çene kaybı anlamına geliyordu.</p>

<p><strong>Phossy jaw'ın tıp tarihine bıraktığı en önemli ders belki de şudur: Bir teknolojinin başarısı yalnızca kullanıcıya sağladığı kolaylıkla değil, onu üreten insanların ödediği bedelle de değerlendirilmelidir.</strong></p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>British Dental Journal — <i>A historical review of “phossy jaw”</i><br />
Royal College of Surgeons of England — <i>“Phossy jaw” and the matchgirls: a nineteenth-century industrial disease</i><br />
The National Archives — <i>The 1888 Match Girls’ Strike</i><br />
International Labour Organization — Bern Convention / White Phosphorus düzenlemeleri<br />
UK Legislation — <i>White Phosphorus Matches Prohibition Act 1908</i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kibrit-fabrikalarinin-korkunc-hastaligi-phossy-jaw</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/phossy-jaw-v6-2-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="20683"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gençlik Aşısı Gerçekten Gençleştiriyor mu? Bilim Ne Diyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/genclik-asisi-gercekten-genclestiriyor-mu-bilim-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/genclik-asisi-gercekten-genclestiriyor-mu-bilim-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Gençlik aşısı” adı son yıllarda estetik uygulamalarda sık duyuluyor. Ancak bu ifade tek bir standart tedaviyi tanımlamıyor. Hyalüronik asitten polinükleotidlere kadar farklı enjeksiyonlar bu isimle sunulabiliyor. Peki bilim gerçekten ne söylüyor?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gençlik Aşısı Gerçekten Gençleştiriyor mu? Bilim Ne Diyor?</p>

<p>“Cildi içeriden gençleştiriyor.”</p>

<p>“Kollajen üretimini yeniden başlatıyor.”</p>

<p>“Yüzü doldurmadan yılları geri alıyor.”</p>

<p>Son yıllarda “gençlik aşısı” adı altında sunulan estetik uygulamalar hakkında buna benzer çok sayıda iddiayla karşılaşmak mümkün.</p>

<p>Peki gerçekten gençlik aşısı diye bir aşı var mı?</p>

<p>İlk bilinmesi gereken nokta şu:</p>

<p>“Gençlik aşısı” tıpta tek bir standart ilacın veya yöntemin adı değil.</p>

<p>Bu ifade estetik uygulamalarda farklı enjekte edilebilir ürünler için kullanılan popüler bir tanımlama.</p>

<p>Hyalüronik asit içeren skin booster ürünlerinden polinükleotid enjeksiyonlarına kadar birbirinden farklı içerikler zaman zaman “gençlik aşısı” veya “gençlik serumu” adıyla sunulabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle bir kliniğin “gençlik aşısı” dediği ürün ile başka bir merkezin aynı isimle sunduğu ürün aynı olmayabilir.</p>

<p>Ve ürün değiştiğinde bilimsel kanıt da değişiyor.</p>

<p>GENÇLİK AŞISI GERÇEK BİR AŞI MI?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Buradaki “aşı” kelimesi klasik tıbbi anlamıyla kullanılmıyor.</p>

<p>Grip, HPV veya hepatit aşılarında olduğu gibi bağışıklık sistemine belirli bir mikroorganizmaya karşı koruma kazandıran bir aşılama söz konusu değil.</p>

<p>Estetik amaçlı “gençlik aşıları” çoğunlukla cildin farklı noktalarına küçük enjeksiyonlarla uygulanan ürünlerden oluşuyor.</p>

<p>Dolayısıyla bu terimi duyduğunuzda ilk sorulması gereken soru şu olmalı:</p>

<p>“İçinde tam olarak ne var?”</p>

<p>GENÇLİK AŞISININ İÇİNDE NE VAR?</p>

<p>Tek bir formül yok.</p>

<p>En sık karşılaşılan gruplardan biri hyalüronik asit içeren enjekte edilebilir cilt kalitesi ürünleri.</p>

<p>Hyalüronik asit insan vücudunda doğal olarak bulunan ve su tutabilen bir molekül.</p>

<p>Estetik uygulamalarda kullanılan bazı hyalüronik asit ürünleri yüzün belirli bölgelerine hacim kazandıran klasik dolgular şeklinde tasarlanırken bazıları daha çok cilt kalitesi ve nem düzeyini iyileştirmeyi hedefleyen “skin booster” ürünleri olarak kullanılıyor.</p>

<p>Bunun dışında bazı uygulamalarda;</p>

<p>polinükleotidler,</p>

<p>PDRN,</p>

<p>aminoasitler,</p>

<p>vitaminler,</p>

<p>peptitler</p>

<p>ve farklı bileşenlerden oluşan karışımlar kullanılabiliyor.</p>

<p>İşte bu nedenle bütün “gençlik aşılarını” aynı bilimsel başlık altında değerlendirmek doğru değil.</p>

<p>HYALÜRONİK ASİT ENJEKSİYONLARI GERÇEKTEN İŞE YARIYOR MU?</p>

<p>Bu alanda en fazla bilimsel verinin bulunduğu gruplardan biri hyalüronik asit bazlı enjeksiyonlar.</p>

<p>2023 yılında yayımlanan sistematik bir derlemede yüz cilt kalitesini iyileştirmek amacıyla kullanılan enjekte edilebilir hyalüronik asit ürünleri değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmacılar 2 bin 996 yayını taradı ve kriterleri karşılayan 13 klinik çalışmayı incelemeye aldı.</p>

<p>Sonuçlar özellikle hyalüronik asidin tek başına kullanıldığı uygulamalarda cilt nemi, sıkılık, parlaklık, doku ve elastikiyet gibi bazı parametrelerde iyileşme olabileceğini gösterdi.</p>

<p>Ancak önemli bir sorun vardı:</p>

<p>Çalışmaların çoğu küçük ve metodolojik açıdan sınırlıydı.</p>

<p>Araştırmacılar bu nedenle sonuçları “umut verici” olarak değerlendirdi ancak daha büyük ve iyi tasarlanmış randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguladı.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan sistematik derleme ve meta-analiz ise tabloyu biraz daha netleştirdi.</p>

<p>Toplam 12 çalışma değerlendirildi ve bunların altısı meta-analize dahil edilebildi.</p>

<p>Sonuç:</p>

<p>Hyalüronik asit enjeksiyonlarından sonra cilt neminde ve parlaklığında anlamlı iyileşme saptandı.</p>

<p>Ancak elastikiyet açısından kontrol gruplarına göre anlamlı bir fark gösterilemedi.</p>

<p>Melanin indeksinde de anlamlı değişiklik bulunmadı.</p>

<p>Yani bilimsel tablo “gençlik aşısı cildi tamamen gençleştiriyor” kadar basit değil.</p>

<p>Daha doğru ifade şu olabilir:</p>

<p>Bazı hyalüronik asit enjeksiyonları özellikle cildin nemini ve parlak görünümünü iyileştirebilir.</p>

<p>Ancak bütün yaşlanma belirtilerini ortadan kaldırdığı gösterilmiş değil.</p>

<p>KIRIŞIKLIKLARI YOK EDİYOR MU?</p>

<p>Burada beklentinin doğru belirlenmesi önemli.</p>

<p>Cilt yaşlanması yalnızca nem kaybından oluşmaz.</p>

<p>Yaş ilerledikçe;</p>

<p>kollajen yapısı değişir,</p>

<p>elastikiyet azalabilir,</p>

<p>güneş hasarı birikir,</p>

<p>deri altındaki yağ dokusunun dağılımı değişir,</p>

<p>kemik ve diğer destek yapılarında değişiklikler meydana gelir.</p>

<p>Dolayısıyla cilde hyalüronik asit enjekte ederek bütün bu yaşlanma mekanizmalarını geri çevirmek mümkün değildir.</p>

<p>Cildin daha nemli ve parlak görünmesi ince çizgilerin görünümünü bir miktar iyileştirebilir.</p>

<p>Ancak derin mimik çizgileri, belirgin hacim kaybı veya ciddi cilt gevşekliği farklı mekanizmalarla oluşur.</p>

<p>GENÇLİK AŞISI BOTOKS MU?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Botulinum toksini ile “gençlik aşısı” olarak pazarlanan cilt enjeksiyonları farklı mekanizmalarla çalışır.</p>

<p>Botulinum toksini belirli kaslara giden sinir sinyallerini geçici olarak azaltır.</p>

<p>Bu nedenle özellikle mimikle ortaya çıkan alın, kaş arası ve kaz ayağı çizgilerinde kullanılır.</p>

<p>Skin booster tipi uygulamalarda ise amaç kas hareketini azaltmak değildir.</p>

<p>Daha çok cildin nemi, dokusu ve genel kalitesinin iyileştirilmesi hedeflenir.</p>

<p>Dolayısıyla biri diğerinin yerine geçen iki yöntem değildir.</p>

<p>GENÇLİK AŞISI DOLGU MU?</p>

<p>Bu sorunun cevabı kullanılan ürüne bağlı.</p>

<p>Bazı skin booster ürünleri de hyalüronik asit içerir.</p>

<p>Ancak klasik dolgu ile amaç ve ürün özellikleri aynı olmayabilir.</p>

<p>Klasik dermal dolgular belirli bir bölgeye hacim kazandırmak, kontur oluşturmak veya hacim kaybını düzeltmek amacıyla kullanılabilir.</p>

<p>Skin booster uygulamalarında ise ürün genellikle cildin farklı noktalarına daha yüzeysel ve yaygın biçimde uygulanarak cilt kalitesinin iyileştirilmesi hedeflenir.</p>

<p>Bu nedenle “hyalüronik asit içeriyor” demek bütün ürünlerin aynı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>POLİNÜKLEOTİD VE PDRN UYGULAMALARI NE DURUMDA?</p>

<p>Son dönemde estetik dünyasında en fazla ilgi gören gruplardan biri polinükleotidler.</p>

<p>PN ve PDRN içeren ürünler özellikle “rejeneratif”, “biyostimülan” veya “cilt yenileyici” ifadeleriyle tanıtılıyor.</p>

<p>Laboratuvar ve yara iyileşmesi alanındaki biyolojik mekanizmalar bu ürünlere yönelik ilgiyi artırmış durumda.</p>

<p>Peki estetikte kanıt güçlü mü?</p>

<p>2024 sonunda yayımlanan sistematik bir derleme bu soruyu değerlendirdi.</p>

<p>Araştırmacılar polinükleotidlerin estetik kullanımına ilişkin yalnızca dokuz çalışma bulabildi.</p>

<p>Toplam hasta sayısı 219'du.</p>

<p>Çalışmaların bazıları kırışıklıklarda azalma, cilt dokusunda iyileşme ve elastikiyet artışı yönünde olumlu sonuçlar bildirdi.</p>

<p>Ancak araştırmaların kalitesi düşük veya orta düzeydeydi.</p>

<p>Uygulama teknikleri ve protokoller de birbirinden oldukça farklıydı.</p>

<p>Derlemenin vardığı sonuç dikkat çekici:</p>

<p>Polinükleotidler umut verici görünüyor ancak etkinliklerini ve güvenliklerini kesin biçimde ortaya koymak için daha kaliteli araştırmalara ihtiyaç var.</p>

<p>Dolayısıyla “PDRN kesin olarak cildi yeniler” veya “polinükleotid enjeksiyonları yaşlanmayı tersine çevirir” demek mevcut kanıtların önüne geçmek olur.</p>

<p>KOLLAJENİ GERÇEKTEN ARTIRIYOR MU?</p>

<p>Estetik uygulamaların pazarlanmasında en sık kullanılan kelimelerden biri “kollajen”.</p>

<p>Ancak “kollajen üretimini artırıyor” ifadesinin kullanılması için yalnızca cildin daha parlak görünmesi yeterli bilimsel kanıt değildir.</p>

<p>Bazı enjekte edilebilir ürünlerin fibroblast aktivitesi ve hücre dışı matriks üzerinde biyolojik etkileri olabileceğine ilişkin laboratuvar ve klinik bulgular bulunuyor.</p>

<p>Buna rağmen ürünlerin birbirinden farklı olması nedeniyle bütün “gençlik aşıları” için aynı kollajen iddiasını kullanmak doğru değil.</p>

<p>Daha da önemlisi:</p>

<p>Kollajen artışı gösterilse bile bunun yüzün bütün yaşlanma belirtilerini geri çevirdiği anlamına gelmez.</p>

<p>“GENÇLEŞTİRİYOR” DEMEK DOĞRU MU?</p>

<p>Bu noktada kelime seçimi önemli.</p>

<p>Bir kişinin cildi uygulama sonrasında daha nemli, parlak veya düzgün görünebilir.</p>

<p>Bu kişi kendisini daha genç görünüyor olarak değerlendirebilir.</p>

<p>Ancak biyolojik yaşlanmayı geri çevirmek çok daha büyük bir iddiadır.</p>

<p>Mevcut çalışmalar skin booster uygulamalarının bazı cilt kalitesi parametrelerini iyileştirebildiğini gösteriyor.</p>

<p>Bunları “cildi yıllarca gençleştiriyor” veya “yaşlanmayı geri döndürüyor” şeklinde yorumlamak için yeterli kanıt yok.</p>

<p>GENÇLİK AŞISININ ETKİSİ NE ZAMAN BAŞLAR?</p>

<p>Tek bir cevap yok.</p>

<p>Çünkü yine aynı noktaya dönüyoruz:</p>

<p>“Gençlik aşısı” tek bir ürün değil.</p>

<p>Kullanılan maddenin yapısı, konsantrasyonu, enjeksiyon tekniği, seans sayısı ve kişinin cilt özellikleri sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Bazı uygulamalarda cildin nemli görünümü kısa sürede fark edilebilirken daha uzun vadeli olduğu öne sürülen değişikliklerin değerlendirilmesi haftalar sürebilir.</p>

<p>Bu nedenle bütün ürünler için “üçüncü günde başlar” veya “altı ay kesin kalır” gibi tek bir süre vermek doğru değildir.</p>

<p>KAÇ SEANS YAPILIR?</p>

<p>Bu da ürüne göre değişir.</p>

<p>Bazı ürünler tek uygulama veya belirli aralıklarla iki seans şeklinde kullanılabilirken başka protokollerde daha fazla seans önerilebilir.</p>

<p>Ancak ticari protokol ile bilimsel olarak kanıtlanmış ideal protokol aynı şey olmayabilir.</p>

<p>Özellikle polinükleotidler konusunda yayımlanan sistematik derleme, çalışmalar arasında enjeksiyon bölgeleri ve uygulama yöntemleri açısından önemli farklılıklar bulunduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla “herkes üç seans yaptırmalıdır” şeklinde evrensel bir kural bulunmuyor.</p>

<p>YAN ETKİLERİ VAR MI?</p>

<p>Evet.</p>

<p>İğneyle yapılan her işlemde olduğu gibi enjeksiyon bölgesinde;</p>

<p>kızarıklık,</p>

<p>şişlik,</p>

<p>morarma,</p>

<p>hassasiyet</p>

<p>ve geçici kabarıklıklar görülebilir.</p>

<p>Hyalüronik asit skin booster çalışmalarında bildirilen yan etkilerin büyük bölümü hafif ve geçici nitelikteydi.</p>

<p>Ancak “doğal içerik” veya “vücutta zaten bulunan madde” ifadeleri bir enjeksiyonun tamamen risksiz olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Enfeksiyon, nodül ve inflamatuvar reaksiyonlar gibi komplikasyonlar görülebilir.</p>

<p>Hyalüronik asit içeren ürünlerin damar içine istemeden enjekte edilmesi ise kullanılan ürün ve enjeksiyon bölgesine bağlı olarak çok daha ciddi komplikasyonlara yol açabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle bu işlemler güzellik salonunda yapılan sıradan cilt bakımı gibi değerlendirilmemeli.</p>

<p>KİMLER DİKKATLİ OLMALI?</p>

<p>Hamilelik veya emzirme döneminde olanlar, aktif cilt enfeksiyonu bulunanlar, bağışıklık sistemiyle ilgili hastalıkları veya belirli ilaç kullanımları bulunanlar işlem öncesinde mutlaka tıbbi değerlendirmeden geçmeli.</p>

<p>Daha önce dolgu, botulinum toksini veya başka enjeksiyon işlemleri yaptırılmışsa bunların da uygulayıcıya bildirilmesi gerekir.</p>

<p>Kişiye özel risk değerlendirmesi kullanılan ürüne göre değişebilir.</p>

<p>YAPTIRMADAN ÖNCE SORULMASI GEREKEN 5 SORU</p>

<p>“Gençlik aşısı yaptıracağım” demek yerine önce şu soruların cevabını öğrenmek daha doğru:</p>

<p>1. Uygulanacak ürünün tam adı nedir?</p>

<p>2. İçindeki aktif madde nedir?</p>

<p>3. Bu ürünün benim cilt problemimde etkili olduğunu gösteren klinik çalışma var mı?</p>

<p>4. Kaç seans öneriliyor ve bunun bilimsel dayanağı nedir?</p>

<p>5. Olası komplikasyon gelişirse kim ve nasıl müdahale edecek?</p>

<p>Özellikle ilk iki soru önemli.</p>

<p>Çünkü “gençlik aşısı” yazan bir reklam, gerçekte hangi ürünün uygulanacağını söylemez.</p>

<p>SONUÇ: GENÇLİK AŞISI GERÇEKTEN GENÇLEŞTİRİYOR MU?</p>

<p>Bilimin bugünkü cevabı siyah veya beyaz değil.</p>

<p>Hyalüronik asit bazlı enjekte edilebilir skin booster uygulamalarına ilişkin çalışmalar özellikle cilt nemi ve parlaklığında iyileşme olabileceğini destekliyor.</p>

<p>Bununla birlikte daha güçlü araştırmalara hâlâ ihtiyaç var.</p>

<p>Polinükleotid ve PDRN uygulamalarında da umut verici sonuçlar bulunuyor ancak mevcut klinik kanıt daha sınırlı ve çalışmaların kalitesi yeterince güçlü değil.</p>

<p>Dolayısıyla “gençlik aşısı yaşlanmayı geri çeviriyor” demek doğru değil.</p>

<p>Daha gerçekçi ifade şu:</p>

<p>Doğru ürün, doğru kişi ve uygun uygulamayla bazı enjekte edilebilir tedaviler cildin nem, parlaklık, doku ve görünümünün bazı özelliklerinde iyileşme sağlayabilir.</p>

<p>Ancak hiçbir enjeksiyon biyolojik yaşlanmayı durdurmuyor.</p>

<p>Ve “gençlik aşısı” adı altında sunulan her ürünün aynı derecede bilimsel kanıta sahip olduğu da söylenemez.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Enjekte edilebilir estetik uygulamalar tıbbi işlemlerdir ve komplikasyon riski taşır. İşlem öncesinde uygulanacak ürünün tam içeriği, kişinin tıbbi durumu, beklenen yarar, alternatifler ve olası riskler yetkin bir sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Journal of Cosmetic Dermatology — The Effect of Local Hyaluronic Acid Injection on Skin Aging: A Systematic Review and Meta-Analysis</p>

<p>Clinical, Cosmetic and Investigational Dermatology — The Effectiveness of Injectable Hyaluronic Acid in the Improvement of Facial Skin Quality: A Systematic Review</p>

<p>Aesthetic Plastic Surgery — The Effectiveness of Polynucleotides in Esthetic Medicine: A Systematic Review </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/genclik-asisi-gercekten-genclestiriyor-mu-bilim-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0508.jpeg" type="image/jpeg" length="83827"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avokado Tost Tarifi: Yumurtalı Sağlıklı Kahvaltı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/avokado-tost-tarifi-yumurtali-saglikli-kahvalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/avokado-tost-tarifi-yumurtali-saglikli-kahvalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avokado tost tarifi; tam tahıllı ekmek, avokado ve yumurtayla yaklaşık 10 dakikada hazırlanan, protein ve lif içeren pratik bir kahvaltı seçeneği.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Avokado Tost Tarifi: Yumurtalı Sağlıklı Kahvaltı</p>

<p>Sabah uzun süre mutfakta kalmadan doyurucu bir kahvaltı hazırlamak isteyenler için yumurtalı avokado tost oldukça pratik bir seçenek. Çıtır tam tahıllı ekmeğin üzerine limonla ezilmiş avokado sürülüyor ve yumurta eklenerek yaklaşık 10 dakikada servis edilebiliyor.</p>

<p>Tarif yalnızca üç temel malzemeye dayanıyor: ekmek, avokado ve yumurta. Domates, roka, pul biber veya farklı baharatlar ise damak tadına göre eklenebiliyor.</p>

<p>Avokadonun kremamsı dokusu sayesinde tereyağı veya mayonez gibi ilave sürülebilir yağlara ihtiyaç duyulmuyor. Yumurtanın pişirme biçimi değiştirilerek de aynı temel tarif farklı kahvaltılara dönüştürülebiliyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Yumurta protein içeren besinlerden biridir. Avokado ise ağırlıklı olarak doymamış yağ asitleri ve lif sağlar.</p>

<p>Tam tahıllı ekmek tercih edildiğinde beyaz ekmeğe kıyasla daha fazla lif içeren bir tahıl seçeneği kullanılabilir. Domates ve roka gibi sebzelerin eklenmesi de kahvaltıdaki sebze çeşitliliğini artırır.</p>

<p>Bununla birlikte avokado enerji yoğunluğu düşük bir besin değildir. Sağlıklı yağlar içermesi sınırsız miktarda tüketilebileceği anlamına gelmez. Bu nedenle bu tarifte yarım avokado kullanılması porsiyon açısından yeterlidir.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 5 dakika<br />
Pişirme süresi: 5 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 10 dakika<br />
Kaç kişilik: 1 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 2 küçük tost<br />
Zorluk: Çok kolay<br />
Öğün: Kahvaltı<br />
Kategori: Sağlıklı Kahvaltılar</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 390 kcal<br />
Protein: 17 g<br />
Karbonhidrat: 34 g<br />
Yağ: 22 g<br />
Lif: 10 g</p>

<p>Değerler 2 küçük dilim tam tahıllı ekmek, 1/2 orta boy avokado, 2 yumurta ve çok az zeytinyağı üzerinden yaklaşık hesaplanmıştır.</p>

<p>Ekmeğin gramajı, avokadonun büyüklüğü, yumurtaların boyutu ve kullanılan yağ miktarı gerçek besin değerlerini değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>2 küçük dilim tam tahıllı ekmek, toplam yaklaşık 70 gram<br />
Yarım orta boy olgun avokado, yaklaşık 80 gram yenilebilir kısım<br />
2 adet yumurta<br />
1 tatlı kaşığı taze limon suyu<br />
1 çay kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 5 ml<br />
Bir tutam karabiber<br />
İsteğe göre az miktarda pul biber<br />
Gerektiği kadar tuz</p>

<p>Servis için isteğe bağlı:</p>

<p>4-5 adet cherry domates<br />
Bir avuç roka<br />
Taze maydanoz<br />
Susam veya çörek otu</p>

<p>Yumurtalı avokado tost nasıl yapılır?</p>

<p>1. Avokadoyu uzunlamasına ikiye kesin ve çekirdeğini çıkarın.</p>

<p>2. Yarım avokadonun içini kaşıkla küçük bir kaseye alın.</p>

<p>3. Limon suyu ve karabiberi ekleyerek çatalla ezin. Tamamen pürüzsüz hale getirmek yerine küçük avokado parçalarının kalması daha iyi bir doku sağlar.</p>

<p>4. Tuz kullanacaksanız kontrollü miktarda ekleyin ve avokado karışımını bir kenara alın.</p>

<p>5. Tam tahıllı ekmekleri tost makinesinde, kuru tavada veya ekmek kızartma makinesinde yüzeyleri çıtırlaşana kadar kızartın.</p>

<p>6. Yumurtalar için yapışmaz tavayı orta-kısık ateşte ısıtın.</p>

<p>7. Zeytinyağını tavaya ekleyip yüzeye ince biçimde yayın.</p>

<p>8. Yumurtaları tavaya kırın. Sarıların dağılmamasına dikkat edin.</p>

<p>9. Tavayı kapakla kapatıp beyazlar tamamen katılaşana kadar kontrollü biçimde pişirin.</p>

<p>10. Yumurtayı rafadan veya akışkan sarılı tercih ediyorsanız gıda güvenliği açısından kullanılan yumurtanın güvenilir kaynaktan geldiğinden emin olun. Özellikle hamileler, küçük çocuklar, ileri yaştakiler ve bağışıklığı baskılanmış kişiler için yumurtanın sarısı ve beyazının tamamen pişirilmesi daha güvenli bir yaklaşımdır.</p>

<p>11. Kızarmış ekmeklerin üzerine avokado karışımını eşit şekilde yayın.</p>

<p>12. Her ekmek diliminin üzerine bir yumurta yerleştirin.</p>

<p>13. İsteğe göre pul biber, karabiber, susam veya çörek otu serpin.</p>

<p>14. Yanına cherry domates ve roka ekleyerek bekletmeden servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Avokado tostun başarısını en fazla etkileyen unsur avokadonun olgunluğu. Avokado hafifçe bastırıldığında nazikçe esnemeli ancak içi kahverengileşmiş veya aşırı yumuşamış olmamalıdır.</p>

<p>Ekmeği mutlaka belirgin biçimde kızartın. Kremamsı avokado, yumuşak ekmek üzerinde kısa sürede ağır bir doku oluşturabilir. Çıtır ekmek ise avokado ve yumurtayla daha iyi bir kontrast sağlar.</p>

<p>Avokadoyu servis zamanına yakın ezin. Limon kararmayı yavaşlatmaya yardımcı olsa da hazırlanmış avokado bekledikçe rengini ve taze görünümünü kaybedebilir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarifin temel yapısını değiştirmek gerekmez. Tam tahıllı ekmek, yumurta, avokado ve sebzeler birlikte kullanılabilir.</p>

<p>Avokado zaten yağ içeren bir meyve olduğundan yumurtayı pişirmek için çok miktarda yağ kullanmaya gerek yoktur. Yapışmaz tavada yaklaşık 1 çay kaşığı zeytinyağı yeterlidir.</p>

<p>Tuz miktarını artırmak yerine limon, karabiber, pul biber, maydanoz veya farklı taze otlardan yararlanılabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Yumurtalı avokado tost, yumurta tüketen vejetaryen beslenme biçimine uygun bir kahvaltıdır.</p>

<p>Standart tarif buğday içeren ekmekle hazırlandığından glutensiz değildir. Çölyak hastalığı bulunan kişilerin sertifikalı glutensiz ekmek kullanması ve diğer malzemelerde çapraz bulaşma riskini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Yumurta alerjisi bulunan kişiler için standart tarif uygun değildir.</p>

<p>Avokado tost kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçülerle hazırlanan iki küçük yumurtalı avokado tost yaklaşık 390 kalori sağlayabilir.</p>

<p>En büyük değişkenlerden biri avokado ve ekmek miktarıdır. Büyük bir avokadonun tamamının ve kalın ekmek dilimlerinin kullanılması toplam enerjiyi belirgin biçimde yükseltebilir.</p>

<p>Avokado tost kilo verme döneminde yenir mi?</p>

<p>Avokado tost, kişinin toplam enerji ve besin gereksinimine uygun porsiyonlandığında dengeli bir beslenme planının parçası olabilir.</p>

<p>Ancak hiçbir tek tarif kilo vermeyi sağlamaz. Avokado besleyici olmakla birlikte enerji yoğun bir besindir; bu nedenle porsiyon miktarı önemlidir.</p>

<p>Avokado tostun üzerine hangi yumurta yapılır?</p>

<p>Sahanda, poşe veya haşlanmış yumurta kullanılabilir. Evde en pratik seçeneklerden biri tavada pişmiş yumurtadır.</p>

<p>Tamamen pişmiş yumurta isteyenler yumurtayı iki taraflı pişirebilir veya haşlanmış yumurtayı dilimleyerek avokadonun üzerine ekleyebilir.</p>

<p>Avokadonun kararmaması için ne yapılır?</p>

<p>Avokado kesildikten sonra havayla temas ettiğinde renk değiştirir. Taze limon suyu eklemek bu süreci yavaşlatabilir.</p>

<p>En iyi yöntem ise avokadoyu çok önceden hazırlamak yerine tüketmeye yakın ezmektir.</p>

<p>Avokado tostun yanına ne gider?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Domates, salatalık, roka ve diğer taze sebzeler kahvaltıyı tamamlamak için kullanılabilir.</p>

<p>Daha yüksek enerji gereksinimi olan kişiler öğüne yoğurt, kefir veya uygun başka bir eşlikçi ekleyebilir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Avokado tost en iyi sonucu hazırlandıktan hemen sonra verir. Önceden hazırlanıp buzdolabında bekletildiğinde ekmek yumuşar ve avokado renk değiştirebilir.</p>

<p>Hazırlık yapmak gerekiyorsa ekmek, avokado ve yumurtayı ayrı tutun. Avokadoyu mümkünse servis zamanında kesin ve ezin.</p>

<p>Pişmiş yumurta oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemeli ve uygun gıda güvenliği kurallarına göre muhafaza edilmelidir.</p>

<p>Yumurtalı avokado tost, yaklaşık 10 dakikada hazırlanabilmesi ve yalnızca birkaç temel malzeme gerektirmesi sayesinde yoğun sabahlara uygun bir kahvaltı alternatifi.</p>

<p>Tarifin en önemli avantajlarından biri kolayca kişiselleştirilebilmesi. Domates, roka, farklı baharatlar veya taze otlarla temel tarif değiştirilmeden farklı lezzetler oluşturulabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central<br />
U.S. Food and Drug Administration – Egg Safety </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/avokado-tost-tarifi-yumurtali-saglikli-kahvalti</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0507.jpeg" type="image/jpeg" length="83086"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yüksek Karbonhidratlı Yiyecekler: Sağlıklı Olanlarla Olmayanları Ayırın]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yuksek-karbonhidratli-yiyecekler-saglikli-olanlarla-olmayanlari-ayirin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yuksek-karbonhidratli-yiyecekler-saglikli-olanlarla-olmayanlari-ayirin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karbonhidrat miktarı tek başına bir yiyeceğin sağlıklı olup olmadığını göstermiyor. Lif, eklenmiş şeker, işlenme düzeyi ve porsiyon; doğru karbonhidrat seçerken çok daha anlamlı ipuçları veriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Karbonhidratı Yüksek 10 Yiyecek: Hangileri Daha İyi Seçim?</p>

<p>Karbonhidratlar ekmekten pirince, meyveden baklagillere kadar günlük beslenmenin büyük bölümünde bulunuyor. Ancak “karbonhidratı yüksek” ifadesi tek başına bir yiyeceğin sağlıksız olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Bir tabak mercimek ile şekerli bir içecek karbonhidrat içerebilir; fakat besin değerleri aynı değildir. Dünya Sağlık Örgütü, karbonhidratların öncelikle tam tahıllar, sebzeler, meyveler ve baklagillerden alınmasını öneriyor. Bu yaklaşımda karbonhidratın miktarı kadar kalitesi de öne çıkıyor.</p>

<p>Karbonhidrat nedir?</p>

<p>Karbonhidrat; protein ve yağla birlikte beslenmenin üç temel makro besin grubundan biridir. Sindirilebilir karbonhidratların önemli bir bölümü vücutta glikoza dönüştürülür ve enerji üretiminde kullanılır.</p>

<p>Karbonhidratlar kabaca şekerler, nişastalar ve lifler şeklinde düşünülebilir. Ancak bu sınıflandırmanın günlük hayattaki karşılığı daha önemlidir.</p>

<p>Tam tahıllı ekmek, yulaf, mercimek ve meyve karbonhidrat içerir. Şekerli gazlı içecek, kek ve şekerleme de karbonhidrat içerir. Aradaki büyük fark; lif, vitamin ve mineral içeriği, eklenmiş şeker miktarı ve gıdanın ne kadar işlendiğidir.</p>

<p>Karbonhidratı yüksek 10 yaygın yiyecek</p>

<p>Beyaz ekmek ve rafine unlu ürünler</p>

<p>Beyaz ekmek, simit, bazı poğaçalar, sandviç ekmekleri ve rafine undan yapılmış benzer ürünler günlük beslenmede önemli miktarda karbonhidrat sağlayabilir.</p>

<p>Rafine tahıllarda tahılın kepek ve ruşeym gibi bölümlerinin bir kısmı işlem sırasında uzaklaştırılır. Bu nedenle tam tahıllı karşılıklarına göre lif miktarları genellikle daha düşüktür.</p>

<p>Mümkün olduğunda içindekiler bölümünde tam tahıl veya tam buğdayın öne çıktığı ürünlere yönelmek daha besleyici bir tercih olabilir.</p>

<p>Beyaz pirinç</p>

<p>Pirinç önemli bir nişasta ve karbonhidrat kaynağıdır. Beyaz pirinç işlenmiş bir tahıldır; esmer pirinç gibi tam tahıllı seçeneklerde tahılın daha fazla kısmı korunur.</p>

<p>Bu, beyaz pirincin hiç yenmemesi gerektiği anlamına gelmez. Porsiyon büyüklüğü, öğündeki sebze miktarı ve yanında protein veya baklagil bulunması öğünün genel yapısını değiştirir.</p>

<p>Makarna</p>

<p>Makarna da karbonhidrat açısından zengin temel gıdalardan biridir. Özellikle büyük tabaklar tüketildiğinde öğündeki toplam karbonhidrat miktarı hızla yükselebilir.</p>

<p>Tam buğdaylı makarnalar genellikle daha fazla lif sağlar. Makarnanın sebze, baklagil veya uygun bir protein kaynağıyla birlikte tüketilmesi de daha dengeli bir öğün oluşturabilir.</p>

<p>Şekerli kahvaltılık gevrekler</p>

<p>Kahvaltılık gevreklerin besin profili birbirinden oldukça farklıdır. Bazıları tam tahıl ve lif açısından iyi olabilirken bazı ürünler yüksek miktarda eklenmiş şeker ve rafine tahıl içerebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca paketin ön yüzündeki “tahıllı” veya benzeri ifadeler yeterli değildir. Eklenmiş şeker ve lif miktarını karşılaştırmak daha anlamlıdır.</p>

<p>Şekerli içecekler</p>

<p>Gazlı içecekler, şeker eklenmiş soğuk çaylar, enerji içecekleri ve bazı aromalı içecekler önemli miktarda karbonhidratı şeker biçiminde sağlayabilir.</p>

<p>Buradaki temel sorun karbonhidratın kendisinden çok şekerin sıvı biçimde ve lif olmadan alınmasıdır. Bu içecekler aynı zamanda günlük enerji alımını fark edilmeden artırabilir.</p>

<p>Şekerlemeler</p>

<p>Jelibon, lokum, şekerleme ve benzeri ürünlerde karbonhidratın büyük bölümü şekerlerden gelir.</p>

<p>Protein, lif, vitamin ve mineral açısından zengin temel besinlerle karşılaştırıldığında besleyici değerleri daha sınırlıdır. Günlük bir besin kaynağı yerine daha seyrek tüketilen yiyecekler olarak düşünülmeleri daha uygundur.</p>

<p>Kek, kurabiye ve hamur işleri</p>

<p>Kek, kruvasan, kurabiye, bazı pastane ürünleri ve paketli tatlı atıştırmalıklar yalnızca karbonhidrat açısından değil; eklenmiş şeker, doymuş yağ ve enerji açısından da yoğun olabilir.</p>

<p>Bir yiyeceği değerlendirirken yalnızca “kaç gram karbonhidrat var?” sorusuna bakmanın neden yetersiz olduğunun iyi örneklerinden biridir.</p>

<p>Patates kızartması ve cips</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Patates doğal olarak nişastalı bir sebzedir. Haşlanmış veya fırınlanmış patates ile patates kızartması ya da cipsin beslenmedeki yeri ise aynı değildir.</p>

<p>Kızartma ve yoğun işleme; enerji yoğunluğunu, yağ ve bazı ürünlerde tuz miktarını artırabilir. Bu nedenle pişirme şekli en az yiyeceğin kendisi kadar önem taşır.</p>

<p>Meyve suyu</p>

<p>Meyve sağlıklı beslenmenin değerli bir parçasıdır ancak meyve ile meyve suyu aynı şey değildir.</p>

<p>Bütün meyvede bulunan lif yapısının önemli bölümü meyve suyunda bulunmaz veya miktarı azalır. Meyve suyu ayrıca kısa sürede birkaç meyveye karşılık gelebilecek miktarda doğal şeker tüketilmesini kolaylaştırabilir.</p>

<p>Bu yüzden çoğu durumda meyvenin suyunu içmek yerine kendisini yemek daha avantajlıdır.</p>

<p>Şekerli yoğurtlar</p>

<p>Yoğurdun kendisinde süt şekeri olan laktoz doğal olarak bulunur. Fakat aromalı ve tatlandırılmış bazı yoğurtlarda buna ek olarak önemli miktarda eklenmiş şeker bulunabilir.</p>

<p>Sade yoğurdu taze meyveyle tüketmek, eklenmiş şekeri kontrol etmek isteyenler için daha basit bir seçenek olabilir.</p>

<p>Peki yüksek karbonhidratlı her yiyecek kötü mü?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Yulaf, bulgur, tam tahıllar, mercimek, nohut, kuru fasulye, meyveler ve bazı nişastalı sebzeler de karbonhidrat açısından zengin olabilir.</p>

<p>Fakat bunlar aynı zamanda lif ve çeşitli mikro besinleri sağlayabilir. Baklagiller ayrıca bitkisel protein açısından da değerlidir.</p>

<p>Bu nedenle “yüksek karbonhidrat = sağlıksız” denklemi doğru değildir.</p>

<p>Karbonhidrat seçerken hangi özelliklere bakılmalı?</p>

<p>En pratik yaklaşım dört noktaya bakmaktır:</p>

<p>Ne kadar işlenmiş?</p>

<p>Lif içeriyor mu?</p>

<p>Eklenmiş şeker miktarı yüksek mi?</p>

<p>Porsiyon ne kadar?</p>

<p>Örneğin yulaf ezmesi de şekerli gevrek de karbonhidrat sağlayabilir. Ancak lif ve eklenmiş şeker bakımından aralarında büyük fark bulunabilir.</p>

<p>Aynı şekilde bütün portakal ile portakal suyunu yalnızca toplam karbonhidrat üzerinden karşılaştırmak besinin yapısını gözden kaçırır.</p>

<p>Lif neden önemli?</p>

<p>Lif, bitkisel gıdalarda bulunan ve sindirim sisteminde diğer karbonhidratlardan farklı davranan bir karbonhidrat türüdür.</p>

<p>Tam tahıllar, sebzeler, meyveler ve baklagiller doğal lif kaynaklarıdır. Dünya Sağlık Örgütü yetişkinlerde gıdalardan gelen doğal lif için günlük en az 25 gram alımı öneriyor.</p>

<p>Lif içeriği yüksek besinlerin tercih edilmesi yalnızca bağırsak sağlığı açısından değil, sağlıklı beslenme düzeninin bütünü açısından da değerlidir.</p>

<p>Meyvedeki şeker ile gazlı içecekteki şeker aynı mı?</p>

<p>Kimyasal açıdan ortak şeker türleri bulunabilir; fakat tüketildiği besinin yapısı büyük fark yaratır.</p>

<p>Bütün meyve su, lif, vitaminler ve mineraller içeren bir gıdadır. Şekerli gazlı içecek ise genellikle eklenmiş şeker sağlar ve lif içermez.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca etiketteki toplam karbonhidrat rakamını görmek besinin kalitesini anlamaya yetmez.</p>

<p>Karbonhidrat tamamen kesilmeli mi?</p>

<p>Sağlıklı yetişkinlerin çoğu için karbonhidratı tamamen ortadan kaldırmak gerekli değildir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel sağlıklı beslenme yaklaşımında, çoğu kişi için rafine edilmemiş karbonhidrat kaynaklarının beslenmenin anlamlı bir bölümünü oluşturabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Asıl hedef karbonhidratı sıfırlamak değil; tam tahıl, sebze, meyve ve baklagil gibi kaynakların ağırlığını artırıp eklenmiş şeker ve yoğun biçimde işlenmiş rafine karbonhidratları sınırlamaktır.</p>

<p>Etikette neye bakabilirsiniz?</p>

<p>Paketli bir ürün alırken yalnızca “toplam karbonhidrat” satırına odaklanmayın.</p>

<p>Lif miktarına, eklenmiş şekere, porsiyon büyüklüğüne ve içindekiler listesine birlikte bakın. Benzer iki ürün arasında daha fazla lif ve daha az eklenmiş şeker içeren seçenek çoğu zaman daha iyi bir tercih olabilir.</p>

<p>Diyabeti olanlarda durum farklı olabilir</p>

<p>Diyabet, insülin direnci veya kan şekeri kontrolünü etkileyen başka bir sağlık sorunu bulunan kişilerde karbonhidratın miktarı, öğünlere dağılımı ve kullanılan ilaçlarla ilişkisi daha fazla önem kazanabilir.</p>

<p>Bu durumda internetteki genel bir karbonhidrat listesine göre beslenmeyi değiştirmek yerine kişisel sağlık durumu dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Karbonhidrata değil, tabağın tamamına bakın</p>

<p>Karbonhidrat söz konusu olduğunda tek bir rakam çoğu zaman bütün hikâyeyi anlatmaz.</p>

<p>Mercimek, yulaf ve meyve de karbonhidrat içerir; şekerli içecek, şekerleme ve beyaz unlu tatlılar da. Aralarındaki farkı belirleyen temel özelliklerden biri besinin ne kadar işlendiği ve beraberinde ne kadar lif ve besin öğesi getirdiğidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel beslenme bilgisi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Diyabet, böbrek hastalığı veya başka bir sağlık sorunu nedeniyle özel beslenme gereksiniminiz varsa karbonhidrat alımınızı sağlık profesyoneliyle birlikte planlayın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>World Health Organization — Carbohydrate Intake for Adults and Children Guideline</p>

<p>World Health Organization — Healthy Diet</p>

<p>American Heart Association — Carbohydrates</p>

<p>American Heart Association — Whole Grains and Dietary Fiber</p>

<p>American Heart Association — 2026 Dietary Guidance to Improve Cardiovascular Health</p>

<p>WebMD — Foods High in Carbs and Calories </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yuksek-karbonhidratli-yiyecekler-saglikli-olanlarla-olmayanlari-ayirin</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0506.jpeg" type="image/jpeg" length="98189"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Her Gün Burun Spreyi Kullanıyorsanız Bu Riski Bilin]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-burun-spreyi-kullaniyorsaniz-bu-riski-bilin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/her-gun-burun-spreyi-kullaniyorsaniz-bu-riski-bilin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Burun açıcı spreyler kısa sürede rahatlatabilir; ancak oksimetazolin ve ksilometazolin içeren ürünlerin uzun süre kullanılması, tıkanıklığın geri dönmesine ve giderek kötüleşmesine yol açabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Burun tıkanıklığında birkaç dakika içinde rahatlama sağlayabilen bazı burun spreyleri, önerilenden uzun kullanıldığında beklenenin tam tersini yapabilir. Özellikle oksimetazolin ve ksilometazolin gibi damar daraltıcı maddeler içeren spreyler, uzun süreli kullanımda “geri tepme tıkanıklığı” olarak bilinen tabloya yol açabilir.</p>

<p>Kişi spreyi sıktığında burun içindeki damarlar daralır ve şişlik azalır. Etki geçtikten sonra burun yeniden, hatta bazı kişilerde öncekinden daha fazla tıkanabilir. Spreyin tekrar tekrar kullanılması bu döngünün sürmesine neden olabilir.</p>

<p>Hangi burun spreylerinden söz ediyoruz?</p>

<p>Bu uyarı bütün burun spreyleri için geçerli değil.</p>

<p>Risk özellikle hızlı burun açıcı etki gösteren, damarları daraltan topikal dekonjestanlarla ilişkilidir. Bunların başlıcaları:</p>

<p>Oksimetazolin</p>

<p>Ksilometazolin</p>

<p>Bazı diğer alfa-adrenerjik burun açıcı maddeler</p>

<p>Tuzlu su spreyleri ile alerji tedavisinde kullanılan kortikosteroid burun spreyleri aynı mekanizmayla çalışmaz ve “burun spreyi” adı altında bu ürünlerle aynı şekilde değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Neden 5 gün sınırı gündeme geldi?</p>

<p>Birleşik Krallık İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu MHRA, 30 Nisan 2026 tarihinde oksimetazolin ve ksilometazolin içeren burun açıcı sprey ve damlaların önerilen kullanım süresini en fazla beş günle sınırlandırdı.</p>

<p>Kararın gerekçesi, uzun veya aşırı kullanım sonrasında görülebilen geri tepme tıkanıklığı, ilaç kaynaklı rinit ve ilacın zamanla aynı etkiyi göstermemesi olarak açıklandı.</p>

<p>Farklı ülkelerde ürün etiketleri daha kısa kullanım süreleri önerebilir. Örneğin bazı oksimetazolin ürünlerinin ABD'deki güncel etiketlerinde üç günden uzun kullanılmaması, sık veya uzun kullanımın burun tıkanıklığının yeniden başlamasına ya da kötüleşmesine yol açabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tek bir evrensel süre yerine kullanılan ürünün prospektüsü ve sağlık otoritesinin önerisi esas alınmalıdır.</p>

<p>Sprey burnu nasıl daha fazla tıkayabilir?</p>

<p>Oksimetazolin ve ksilometazolin burun mukozasındaki damarları daraltır. Böylece şişmiş dokunun hacmi azalır ve hava yolu geçici olarak açılır.</p>

<p>Sorun, bu etkinin uzun süre tekrarlanmasıyla ortaya çıkabilir.</p>

<p>Damarların sürekli ilaçla daraltılması sonrasında burun dokusunun ilaca verdiği yanıt azalabilir. Spreyin etkisi geçtiğinde damarlar tekrar genişler ve burun mukozası şişebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kişi yeniden rahatlamak için spreyi tekrar kullanır. Bir süre sonra daha sık kullanma ihtiyacı hissedilebilir.</p>

<p>Bu tablo “rhinitis medicamentosa”, yani ilaç kullanımına bağlı rinit olarak adlandırılır.</p>

<p>Burnunuz sprey olmadan açılmıyorsa</p>

<p>Geri tepme tıkanıklığının en karakteristik hikâyelerinden biri, başlangıçta soğuk algınlığı veya alerji nedeniyle kullanılan spreyin haftalar boyunca devam ettirilmesidir.</p>

<p>İlk başta günde birkaç kez kullanılan ürün zamanla vazgeçilmez hale gelebilir. Spreyin etkisi geçer geçmez burun yeniden tıkanır ve kişi başka türlü nefes alamadığını düşünmeye başlayabilir.</p>

<p>Bu durum klasik anlamda madde bağımlılığıyla aynı değildir. Ancak ilacın yarattığı geri tepme etkisi nedeniyle kullanımın devam ettiği bir kısır döngü oluşabilir.</p>

<p>Başka hangi sorunlar görülebilir?</p>

<p>Topikal burun açıcıların uzun veya uygunsuz kullanımında yalnızca tıkanıklık görülmeyebilir.</p>

<p>Burunda yanma</p>

<p>Kuruluk</p>

<p>Tahriş</p>

<p>Burun kanaması</p>

<p>Mukozada hassasiyet</p>

<p>gibi yakınmalar da ortaya çıkabilir.</p>

<p>Uzun süreli ve aşırı kullanım burun içindeki dokular üzerinde daha belirgin değişikliklere yol açabilir.</p>

<p>Her burun tıkanıklığında sprey çözüm mü?</p>

<p>Hayır. Burun tıkanıklığı tek başına bir hastalık değildir; farklı nedenlerle ortaya çıkabilir.</p>

<p>Soğuk algınlığı, alerjik rinit, sinüzit, burun kemiği eğriliği, burun polipleri ve başka yapısal sorunlar tıkanıklığa neden olabilir.</p>

<p>Bir burun açıcı sprey geçici rahatlama sağlayabilir ancak altta yatan nedeni ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Örneğin alerjik rinitte uzun dönem tedavi yaklaşımı burun açıcı spreyleri sürekli kullanmak değildir. Klinik kılavuzlarda intranazal kortikosteroidler kalıcı alerjik rinitte temel tedavi seçeneklerinden biri olarak yer alır.</p>

<p>Tuzlu su spreyi de aynı riski taşır mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Serum fizyolojik veya tuzlu su içeren burun spreyleri damar daraltıcı değildir ve oksimetazolin ya da ksilometazolinle aynı geri tepme mekanizmasına sahip değildir.</p>

<p>Bu ayrım özellikle önemlidir çünkü tüketiciler çoğu zaman “burun spreyi” ifadesini bütün ürünleri kapsayan tek bir ilaç grubu gibi algılayabilir.</p>

<p>Aynı şekilde kortikosteroid içeren alerji spreyleri de farklı bir ilaç grubudur. Bu ürünlerin kendi kullanım kuralları ve yan etkileri vardır ancak dekonjestan spreylerde görülen klasik geri tepme tıkanıklığıyla aynı şekilde değerlendirilmezler.</p>

<p>Uzun zamandır kullanıyorsanız ne yapmalı?</p>

<p>Haftalardır veya aylardır damar daraltıcı bir burun spreyi kullanan kişilerin tedaviyi kendi kendine değiştirmek yerine sağlık profesyoneline danışması daha güvenlidir.</p>

<p>Sprey bırakıldığında tıkanıklık geçici olarak daha kötü hissedilebilir. Bu durum kişinin yeniden spreye başlamasına yol açabilir.</p>

<p>Tedavi yaklaşımı kullanılan ürünün türüne, kullanım süresine ve tıkanıklığın altında yatan nedene göre değişebilir. Bazı kişilerde kulak burun boğaz veya alerji değerlendirmesi gerekebilir.</p>

<p>Etikette etken maddeyi kontrol edin</p>

<p>Bir spreyin yalnızca marka adına bakarak hangi gruba girdiğini anlamak her zaman kolay değildir.</p>

<p>Etikette veya prospektüste “oksimetazolin” ya da “ksilometazolin” yazıyorsa ürün damar daraltıcı bir burun açıcıdır ve kullanım süresi konusunda özellikle dikkatli olunmalıdır.</p>

<p>Günlerdir burun spreyi kullanmanıza rağmen tıkanıklık devam ediyor, sprey olmadan nefes almak giderek zorlaşıyor veya ürünü önerilenden daha sık kullanma ihtiyacı hissediyorsanız altta yatan nedenin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tedavi önerisi değildir. Burun spreylerinin etken maddeleri ve kullanım süreleri farklıdır. İlacı hekime danışmadan değiştirmeyin; uzun süren veya giderek kötüleşen burun tıkanıklığında sağlık profesyoneline başvurun.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency — Nasal Decongestant Sprays and Drops Safety Update, 30 April 2026</p>

<p>U.S. National Library of Medicine DailyMed — Oxymetazoline Hydrochloride Nasal Decongestant Drug Label, 2026</p>

<p>The Journal of Allergy and Clinical Immunology — Rhinitis 2020: A Practice Parameter Update</p>

<p>Turkish Guideline for Diagnosis and Treatment of Allergic Rhinitis — Medication-Induced Rhinitis and Nasal Decongestants</p>

<p>International Consensus Statement on Allergy and Rhinology — Allergic Rhinitis </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-burun-spreyi-kullaniyorsaniz-bu-riski-bilin</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0505.jpeg" type="image/jpeg" length="61725"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24891"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="45859"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89138"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48325"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68238"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="11305"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
