<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 14 Sep 2026 18:34:23 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Takviyelerde İlk 15: Faydaları ve Tercih Edilebilecek Formları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/takviyelerde-ilk-15-faydalari-ve-tercih-edilebilecek-formlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/takviyelerde-ilk-15-faydalari-ve-tercih-edilebilecek-formlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hangi takviyeler gerçekten işe yarıyor? Bilimsel kanıtlarıyla öne çıkan 15 takviyeyi, kullanım alanlarını ve tercih edilebilecek formlarını inceleyin.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilime Göre Gerçekten İşe Yarayan 15 Takviye: Hangisinin Hangi Formu Daha İyi?</p>

<ol>
 <li>D Vitamini — D3 (kolekalsiferol)<br />
 Özellikle eksiklik/yetersizlikte kemik ve kas sağlığı açısından önemli. D3, D2’ye kıyasla kan düzeylerini genellikle daha etkili yükseltiyor.</li>
 <li>Omega-3 — EPA + DHA<br />
 Özellikle yüksek trigliserid düzeylerinde güçlü kanıt var. Trigliserid veya re-esterifiye trigliserid formları iyi seçenekler; etikette toplam balık yağından çok EPA+DHA miktarı önemli.</li>
 <li>Magnezyum — Sitrat / klorür; duruma göre diğer formlar<br />
 Eksiklikte önemli. NIH verilerinde sitrat, klorür, laktat ve aspartatın oksitten daha iyi emilebildiği belirtiliyor. Elemental magnezyum miktarı esas alınmalı.</li>
 <li>Kreatin — Kreatin monohidrat<br />
 Kas gücü, egzersiz performansı ve yağsız vücut kütlesi konusunda en iyi araştırılmış takviyelerden. Burada pahalı “özel kreatin” formlarını öne çıkarmaya gerek yok.</li>
 <li>B12 Vitamini — Siyanokobalamin / metilkobalamin<br />
 Veganlarda, ileri yaşta, bazı emilim bozukluklarında ve belirli ilaçların uzun süreli kullanımında özellikle önemli.</li>
 <li>Demir — Ferrous sulfate/fumarate; uygun kişide bisglisinat<br />
 Demir eksikliğinde çok etkili ama rastgele kullanılmaması gereken takviyelerden. Demirin hemoglobin oluşumu ve oksijen taşınmasında temel rolü var.</li>
 <li>Protein — Whey / whey isolate veya uygun bitkisel protein<br />
 Beslenmeyle yeterli protein alamayanlarda pratik. Özellikle direnç egzersizi yapanlarda ve ileri yaşta yararlı olabilir.</li>
 <li>Psyllium — Psyllium husk<br />
 Lif desteği açısından bence listelerin fazla göz ardı ettiği ürünlerden. Bağırsak düzeni ve LDL kolesterol kontrolü açısından ayrıca ele alınmalı.</li>
 <li>Folik Asit — Folik asit<br />
 Genel nüfus için “9. sıradaki takviye” olarak düşünülmemeli; gebelik planlayanlarda ise listenin en önemli ürünlerinden biri. USPSTF, gebelik planlayan veya gebe kalabilecek kişilere günlük 400–800 mikrogram folik asit öneriyor.</li>
 <li>Kalsiyum — Sitrat / karbonat<br />
 Beslenmeyle ihtiyaç karşılanamıyorsa anlamlı. Herkese gelişigüzel yüksek doz kalsiyum yaklaşımı doğru değil.</li>
 <li>Çinko — Asetat / glukonat<br />
 Eksiklikte önemli. Soğuk algınlığı başladıktan kısa süre sonra kullanılan bazı çinko pastilleri hastalık süresini azaltabilir; kanıtın kesinliği ise düşük-orta düzeyde ve sonuçlar değişken.</li>
 <li>Probiyotik — Suşa özgü ürün<br />
 Burada “en iyi probiyotik formu” demek yanıltıcı. Tür + suş + kullanım amacı birlikte değerlendirilmeli. NCCIH de etkilerin üründen ürüne ve kullanım alanına göre değiştiğini vurguluyor.</li>
 <li>Melatonin — Hızlı veya uzatılmış salım, amaca göre<br />
 Jet lag ve bazı sirkadiyen ritim sorunlarında yararlı olabilir. Ancak kronik uykusuzluk için birinci seçenek olarak sunulmamalı; uzun dönem güvenliğine ilişkin veriler sınırlı.</li>
 <li>Tiamin (B1) — Tiamin HCl<br />
 Normal beslenen herkese rutin bir “enerji takviyesi” değil; fakat eksiklik riski bulunan kişilerde klinik değeri çok yüksek.</li>
 <li>Elektrolit — Sodyum içeren dengeli formül<br />
 Uzun süreli yoğun egzersiz, aşırı terleme veya sıvı kaybında anlamlı. Masa başında çalışan sağlıklı bir kişinin her gün elektrolit içmesi gerektiği algısını kırmak iyi olur.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/takviyelerde-ilk-15-faydalari-ve-tercih-edilebilecek-formlari</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 18:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0589.jpeg" type="image/jpeg" length="80478"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Tıp’ın Acı Kaybı: Prof. Dr. Sumru Beder Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ankara-tipin-aci-kaybi-prof-dr-sumru-beder-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ankara-tipin-aci-kaybi-prof-dr-sumru-beder-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sumru Beder, 14 Eylül 2026 tarihinde hayatını kaybetti. Beder, 16 Eylül’de Ankara’da son yolculuğuna uğurlanacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara Tıp’ın Acı Kaybı: Prof. Dr. Sumru Beder Vefat Etti</p>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalının emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Sumru Beder hayatını kaybetti.</p>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan duyuruya göre Prof. Dr. Sumru Beder, 14 Eylül 2026 tarihinde vefat etti.</p>

<p>Uzun yıllar Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan Beder, göğüs hastalıkları alanındaki klinik ve akademik çalışmalarıyla tıp camiasında tanınan isimler arasında yer alıyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>PROF. DR. SUMRU BEDER KİMDİR?</p>

<p>Prof. Dr. Sumru Beder, akademik kariyerini göğüs hastalıkları alanında sürdüren hekim ve akademisyendi.</p>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Ana Bilim Dalında uzun yıllar öğretim üyesi olarak görev yaptı. Üniversitenin resmi emekli öğretim üyeleri kayıtlarına göre Prof. Dr. Beder, 1 Ocak 2008 tarihinde emekliye ayrıldı.</p>

<p>Beder, akademik yaşamı boyunca yalnızca hasta hizmetlerinde değil, tıp eğitimi ve bilimsel araştırmalarda da görev aldı. Uzmanlık öğrencilerinin yetişmesine katkıda bulundu ve tez danışmanlığı yaptı.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarında bronkoskopi, trakeobronşiyal anatomi ve varyasyonlar, hemoptizi, tüberküloz, endobronşiyal tedavi yöntemleri ve çeşitli akciğer hastalıkları öne çıktı.</p>

<p>Beder'in akademik çalışmalarından biri, Türk toplumundaki trakeobronşiyal varyasyonların araştırıldığı ve 2008 yılında Clinical Anatomy dergisinde yayımlanan çalışmaydı. Araştırmada 1.114 bronkoskopi hastasının verileri değerlendirilmişti.</p>

<p>Prof. Dr. Beder ayrıca hemoptiziye yaklaşım konusunda yayımlanan akademik çalışmalarda yer aldı. Daha eski yayınları arasında endobronşiyal tedavi yöntemlerine ilişkin çalışmaları da bulunuyor.</p>

<p>Akademik kayıtlarda Prof. Dr. Beder'in tüberküloz alanında uzmanlık tezlerine danışmanlık yaptığı da görülüyor. 1990 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde hazırlanan, Mycobacterium tuberculosis üzerine bir uzmanlık tezinin danışmanlığını Prof. Dr. Sumru Beder üstlendi.</p>

<p>Türkiye solunum hastalıkları camiasının akademik faaliyetlerinde de yer alan Beder, bilimsel toplantı ve çalışmalarda görev aldı.</p>

<p>PROF. DR. SUMRU BEDER’İN CENAZESİ NE ZAMAN?</p>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin duyurusuna göre Prof. Dr. Sumru Beder için 16 Eylül 2026 Çarşamba günü saat 11.00’de İbni Sina Hastanesi Hasan Ali Yücel Konferans Salonu’nda tören düzenlenecek.</p>

<p>Törenin ardından Prof. Dr. Beder’in cenazesi öğle namazını müteakip Karşıyaka Mezarlığı’nda defnedilecek.</p>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi yayımladığı taziye mesajında merhum öğretim üyesine Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve tüm tıp camiasına başsağlığı diledi.</p>

<p>Prof. Dr. Sumru Beder’e Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi camiasına başsağlığı diliyoruz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ankara-tipin-aci-kaybi-prof-dr-sumru-beder-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 18:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0587.jpeg" type="image/jpeg" length="43612"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[D Vitamini Eksikliği Ameliyat Sonrası Ağrıyla Bağlantılı Bulundu: 184 Hastadan Dikkat Çeken Sonuç]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-eksikligi-ameliyat-sonrasi-agriyla-baglantili-bulundu-184-hastadan-dikkat-ceken-sonuc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-eksikligi-ameliyat-sonrasi-agriyla-baglantili-bulundu-184-hastadan-dikkat-ceken-sonuc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meme kanseri nedeniyle ameliyat edilen 184 kadının değerlendirildiği araştırmada, ameliyat öncesinde D vitamini eksikliği bulunan hastalarda ilk 24 saat içinde orta-şiddetli ağrı bildirme odds'u yaklaşık 3,1 kat daha yüksek bulundu. Bu hastalar ameliyat sonrasında ortalama 112 mg daha fazla tramadol kullandı. Ancak çalışma gözlemsel olduğu için D vitamini eksikliğinin doğrudan ağrıya neden olduğu veya takviyenin ağrıyı azaltacağı henüz kanıtlanmış değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>D vitamini çoğunlukla kemik sağlığıyla ilişkilendiriliyor.<br />
Ancak son yıllarda D vitamininin bağışıklık sistemi, inflamasyon ve ağrının algılanması üzerinde de rol oynayabileceğine yönelik araştırmalar artıyor.<br />
Regional Anesthesia &amp; Pain Medicine dergisinde yayımlanan çalışma, bu olası ilişkinin ameliyat sonrası dönemde de önemli olabileceğini düşündürüyor.<br />
Araştırmacılar, meme kanseri nedeniyle tek taraflı modifiye radikal mastektomi uygulanacak 184 kadın hastayı ameliyat öncesi D vitamini düzeylerine göre değerlendirdi.<br />
184 hasta iki gruba ayrıldı<br />
Araştırma, Mısır'daki Fayoum University Hospital'da Eylül 2024 ile Nisan 2025 arasında gerçekleştirildi.<br />
Hastaların yarısında serum 25-hidroksivitamin D düzeyi 30 nmol/L'nin altında, diğer yarısında ise 30 nmol/L ve üzerindeydi.<br />
Böylece 92 hasta D vitamini eksikliği grubunda, 92 hasta ise D vitamini düzeyi yeterli kabul edilen grupta değerlendirildi.<br />
Hastaların bakımını yapan klinik ekipler D vitamini sonuçlarını bilmiyordu.<br />
Bu yaklaşım, ağrı tedavisinin hastanın D vitamini durumuna göre bilinçli veya bilinçsiz biçimde değiştirilme ihtimalini azaltmayı amaçlıyordu.<br />
Ağrı ilk 24 saat boyunca izlendi<br />
Hastaların ağrı düzeyleri ameliyatın hemen ardından ve daha sonra 6, 12, 18 ve 24. saatlerde değerlendirildi.<br />
Ameliyat sırasında akut ağrı kontrolü için fentanyl kullanıldı.<br />
Ameliyat sonrasında ise tüm hastalara sekiz saatte bir intravenöz parasetamol verildi.<br />
Bunun yanında hastalar ihtiyaç duyduklarında hasta kontrollü sistem aracılığıyla tramadol kullanabildi.<br />
D vitamini eksikliğinde ağrı odds'u yaklaşık 3,1 kat daha yüksekti<br />
Araştırmanın en dikkat çekici sonucu ilk 24 saatlik dönemde ortaya çıktı.<br />
Diğer değişkenler hesaba katıldıktan sonra D vitamini eksikliği ile ameliyat sonrası orta-şiddetli ağrı arasında anlamlı ilişki bulundu.<br />
Düzeltilmiş analizde odds oranı 3,12 olarak hesaplandı.<br />
Başka bir ifadeyle D vitamini eksikliği bulunan hastaların ilk 24 saat içinde orta-şiddetli ağrı bildirme odds'u, D vitamini düzeyi yeterli olanlara göre yaklaşık 3,1 kat daha yüksekti.<br />
Ancak burada önemli bir ayrıntı var.<br />
Araştırmada hiçbir hasta, 0–10 arasındaki ağrı ölçeğinde 7 veya üzeri olarak tanımlanan şiddetli ağrı bildirmedi.<br />
Gruplar arasındaki fark tamamen 4–6 puan arasındaki orta düzey ağrıdan kaynaklandı.<br />
Dolayısıyla sonuçları “D vitamini eksik olanlarda çok şiddetli ağrı görüldü” şeklinde yorumlamak doğru değil.<br />
12. saatte belirgin fark<br />
Çalışmanın dikkat çekici bulgularından biri ameliyat sonrası 12. saatte görüldü.<br />
Bu zaman noktasında orta-şiddetli ağrı:<br />
D vitamini eksikliği bulunan 92 hastanın 16'sında, yani yüzde 17,4'ünde,<br />
D vitamini düzeyi yeterli olan 92 hastanın ise 2'sinde, yani yüzde 2,2'sinde görüldü.<br />
Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı.<br />
Ancak bu sonuç da D vitamini eksikliğinin doğrudan ağrıya neden olduğunu kanıtlamıyor; iki durum arasındaki güçlü ilişkiyi gösteriyor.<br />
D vitamini düşük olanlar daha fazla tramadol kullandı<br />
Çalışmanın ikinci dikkat çekici sonucu ağrı kesici kullanımında görüldü.<br />
D vitamini eksikliği bulunan hastalar, ameliyattan sonraki ilk 24 saat içinde diğer gruba kıyasla ortalama 112,17 mg daha fazla tramadol kullandı.<br />
Tramadol, opioid grubu bir ağrı kesici ve çalışmada hasta kontrollü analjezi sistemiyle uygulanıyordu.<br />
Bu nedenle sonuç, D vitamini eksikliği olan hastaların toplam 112 mg tramadol aldığı anlamına gelmiyor.<br />
Gruplar arasındaki ortalama tüketim farkının yaklaşık 112 mg olduğu anlamına geliyor.<br />
Ameliyat sırasında da küçük bir fark vardı<br />
Ameliyat sırasında kullanılan fentanyl miktarında da gruplar arasında fark görüldü.<br />
D vitamini eksikliği bulunan hastalar ameliyat sırasında ortalama 8,04 mikrogram daha fazla fentanyl aldı.<br />
Araştırmacılar bu farkı nispeten küçük olarak değerlendirdi.<br />
Asıl daha belirgin farklılık ameliyat sonrası tramadol ihtiyacında görüldü.<br />
Bulantı daha sık görüldü<br />
Ameliyat sonrası bulantı, D vitamini eksikliği bulunan hastalarda daha sık görüldü.<br />
Kusma ise yalnızca D vitamini eksikliği grubunda kaydedildi.<br />
Ancak kusma açısından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi.<br />
Bu nedenle “D vitamini eksikliği ameliyat sonrası kusmaya neden oluyor” şeklinde bir sonuç çıkarmak mümkün değil.<br />
D vitamini ağrıyı nasıl etkileyebilir?<br />
D vitamininin ağrı üzerindeki olası etkisi henüz tam olarak açıklanmış değil.<br />
Bilim insanları özellikle D vitamininin inflamatuvar yanıt, bağışıklık sistemi ve ağrı sinyallerinin işlenmesi üzerindeki olası etkilerini araştırıyor.<br />
Bu mekanizmalar teorik olarak D vitamini düzeyi ile ağrı algısı arasında bağlantı kurulmasını mümkün kılabilir.<br />
Ancak mevcut araştırmada inflamasyon belirteçleri ölçülmedi.<br />
Dolayısıyla hangi biyolojik mekanizmanın rol oynadığı bu çalışma tarafından gösterilmiş değil.<br />
D vitamini takviyesi ameliyat ağrısını azaltır mı?<br />
Araştırmanın en önemli sorusu burada ortaya çıkıyor.<br />
Henüz bilmiyoruz.<br />
Çalışmada hastalara D vitamini verilmedi.<br />
Araştırmacılar yalnızca ameliyattan önce D vitamini düzeylerini ölçtü ve ardından hastaların ağrı düzeylerini ve ağrı kesici ihtiyaçlarını takip etti.<br />
Dolayısıyla araştırma:<br />
“Ameliyat öncesinde D vitamini alınırsa ameliyat sonrası ağrı azalır”<br />
sonucunu kanıtlamıyor.<br />
Araştırmacılar, D vitamini eksikliği bulunan meme kanseri hastalarında ameliyat öncesi takviyenin ağrı yönetiminde rol oynayıp oynayamayacağının araştırılması gerektiğini belirtiyor.<br />
Bunun gösterilebilmesi için randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç bulunuyor.<br />
Çalışmanın önemli sınırları var<br />
Araştırmanın sonuçları dikkat çekici olsa da bazı önemli sınırlamalar bulunuyor.<br />
Çalışma yalnızca tek merkezde gerçekleştirildi ve tüm katılımcılar Mısır'dandı.<br />
Ayrıca araştırma gözlemsel olduğu için neden-sonuç ilişkisi kurulamıyor.<br />
Araştırmacılar inflamasyon göstergelerini ölçmedi.<br />
Bunun yanında ameliyat sonrası ağrıyı etkileyebilecek anksiyete, depresyon, kanserin evresi, neoadjuvan tedavi ve ameliyat öncesi uyku bozuklukları gibi bazı faktörlere ilişkin veri toplanmadı.<br />
Takip süresinin yalnızca ilk 24 saati kapsaması da çalışmanın uzun dönem ağrı hakkında bilgi vermediği anlamına geliyor.<br />
Bu nedenle D vitamini eksikliğinin doğrudan daha fazla ağrıya neden olduğunu söylemek mümkün değil.<br />
Her ameliyat için aynı sonuç geçerli mi?<br />
Hayır.<br />
Araştırma yalnızca meme kanseri nedeniyle tek taraflı modifiye radikal mastektomi uygulanan kadınlarda gerçekleştirildi.<br />
Bu nedenle sonuçlar ortopedik cerrahi, kalp ameliyatı, sezaryen veya diğer operasyonlara doğrudan genellenemez.<br />
Aynı ilişkinin farklı cerrahi işlemlerde bulunup bulunmadığını göstermek için ayrı çalışmalara ihtiyaç var.<br />
Ameliyat öncesinde D vitamini ölçülmeli mi?<br />
Yeni araştırma, ameliyat öncesi D vitamini düzeyi ile ameliyat sonrası ağrı arasında dikkate değer bir ilişki olabileceğini gösteriyor.<br />
Ancak D vitamini düzeyinin klinik bir ağrı risk belirteci olarak kullanılabilmesi için bulguların farklı hasta gruplarında ve daha geniş çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.<br />
Tek bir gözlemsel çalışma, tüm ameliyat hastalarına rutin olarak D vitamini testi yapılması veya ameliyattan önce herkese D vitamini verilmesi gerektiğini göstermek için yeterli değil.<br />
D vitamini takviyesinin gerekliliği ve dozu kişinin laboratuvar sonuçları, sağlık durumu ve hekim değerlendirmesi doğrultusunda belirlenmeli.<br />
Tıbbiye Bülteni değerlendirmesi<br />
Araştırmanın en önemli sonucu, “D vitamini ağrı kesici gibi çalışıyor” değil.<br />
Asıl dikkat çekici bulgu şu:<br />
Ameliyattan önce D vitamini eksikliği bulunan meme kanseri hastalarında ameliyat sonrası orta düzey ağrı daha sık görüldü ve bu hastaların opioid ağrı kesici ihtiyacı daha yüksek oldu.<br />
Üstelik 12. saatte orta-şiddetli ağrı oranı yüzde 17,4'e karşı yüzde 2,2 gibi belirgin bir fark gösterdi.<br />
Bulgular başka çalışmalarla doğrulanırsa ameliyat öncesi D vitamini düzeyi, cerrahi sonrası ağrı riskinin değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek faktörlerden biri olabilir.<br />
Ancak bunu gösterecek kritik sonraki adım, D vitamini eksikliğini ameliyattan önce düzeltmenin gerçekten ağrı ve opioid ihtiyacını azaltıp azaltmadığını test eden randomize kontrollü çalışmalar olacak.<br />
KAYNAKLAR<br />
Regional Anesthesia &amp; Pain Medicine<br />
Association between preoperative vitamin D level and postoperative pain in patients undergoing breast cancer surgery: a prospective observational study. 2026.<br />
BMJ Group<br />
Low vitamin D levels linked to more pain after breast cancer surgery. 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-eksikligi-ameliyat-sonrasi-agriyla-baglantili-bulundu-184-hastadan-dikkat-ceken-sonuc</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0588.jpeg" type="image/jpeg" length="83199"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Evde En Çok Mikrop Birikebilen Eşyalar: Sandığınızdan Farklı Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/evde-en-cok-mikrop-birikebilen-esyalar-sandiginizdan-farkli-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/evde-en-cok-mikrop-birikebilen-esyalar-sandiginizdan-farkli-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Telefon, mutfak süngeri, uzaktan kumanda ve klavye gibi sık dokunulan eşyalar mikroorganizmaları taşıyabilir. Düzenli temizlik ve doğru el hijyeni, bulaşma riskini azaltmanın temel yollarındandır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Evde mikropların en çok bulunduğu yer denildiğinde akla ilk olarak tuvalet gelebilir. Ancak araştırmalar özellikle nemli kalan, yiyeceklerle temas eden veya gün boyunca birçok kez elle tutulan eşyaların da yoğun miktarda mikroorganizma barındırabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Mutfak süngeri, lavabo, diş fırçalık, kahve makinesinin su haznesi ve sık dokunulan elektronik cihazlar bu açıdan dikkat çeken yüzeyler arasında. Bununla birlikte bir yüzeyde bakteri veya başka mikroorganizmaların bulunması, o yüzeye dokunan kişinin mutlaka hastalanacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Asıl önemli olan mikroorganizmanın türü, miktarı, kişinin bağışıklık durumu ve mikropların el aracılığıyla ağız, burun, göz veya yiyeceklere taşınıp taşınmamasıdır.</p>

<p>Evde en çok mikrop nerede bulunabilir?</p>

<p>Ev içindeki mikrop dağılımı her evde aynı değildir. Temizlik alışkanlıkları, nem, evcil hayvan bulunması, yemek hazırlama şekli ve yüzeylerin ne sıklıkta kullanıldığı sonucu değiştirebilir.</p>

<p>NSF tarafından evlerde yapılan bir araştırmada en yüksek mikroorganizma yükünün bulunduğu noktaların önemli bölümünün mutfakta olduğu görüldü. Özellikle mutfak süngeri veya bezleri, lavabo ve kahve makinesi su haznesi dikkat çekti.</p>

<p>Bu nedenle “tuvalet evin kesinlikle en kirli yeridir” şeklindeki genel kabul her zaman doğru olmayabilir.</p>

<p>Mutfak süngeri neden bu kadar çok mikrop barındırabilir?</p>

<p>Mutfak süngerleri sürekli nemli kalabilir ve üzerlerinde yiyecek kalıntıları birikebilir. Bu ortam bazı bakterilerin çoğalması için elverişlidir.</p>

<p>Üstelik sünger yalnızca mikropları üzerinde tutmakla kalmayabilir; tezgâh, lavabo veya başka yüzeyler silindiğinde mikroorganizmaların farklı alanlara taşınmasına da aracılık edebilir.</p>

<p>Kötü kokmaya başlayan, parçalanan veya uzun süredir kullanılan süngerlerin değiştirilmesi uygun olur. Süngerin kullanım ve temizlik yöntemi için üretici önerileri dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Mutfak lavabosu</p>

<p>Sebzeler, çiğ et ambalajları, kirli tabaklar ve eller aynı lavabo çevresinde buluşabilir. Bu nedenle lavabo ve özellikle gider çevresi mikroorganizmaların birikebileceği alanlar arasındadır.</p>

<p>Çiğ et veya kümes hayvanı suyu gibi potansiyel olarak kontamine materyallerle temas eden yüzeyler kullanımdan sonra uygun şekilde temizlenmelidir.</p>

<p>Telefon</p>

<p>Cep telefonu gün içinde evde, işte, toplu taşımada ve bazen banyoda bile kullanılabiliyor. Ellerle sürekli temas etmesi nedeniyle mikroorganizmaların bir yüzeyden diğerine taşınmasına aracılık edebilir.</p>

<p>Telefon temizliğinde gelişigüzel kimyasal kullanmak yerine cihaz üreticisinin temizlik önerilerine uyulmalıdır. Elektronik cihazlara zarar verebilecek sıvıların veya aşındırıcı ürünlerin doğrudan uygulanmasından kaçınılmalıdır.</p>

<p>Uzaktan kumanda</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Televizyon kumandaları evde birden fazla kişi tarafından sık sık kullanılır ancak çoğu zaman düzenli temizlik sırasında gözden kaçar.</p>

<p>Özellikle evde hasta biri varsa sık dokunulan ortak yüzeylerin temizlenmesi daha önemli hale gelir.</p>

<p>Bilgisayar klavyesi ve fare</p>

<p>Klavye ve fare gün boyunca ellerle temas eder. Klavye üzerinde yemek yemek, öksürmek veya hapşırmak da yüzeyde organik artıkların ve mikroorganizmaların birikmesini kolaylaştırabilir.</p>

<p>Temizlik sırasında elektronik cihazın üretici talimatlarına uyulmalı ve cihazın içine sıvı kaçırılmamalıdır.</p>

<p>Diş fırçalık</p>

<p>Diş fırçası tutucuları sürekli nemlenebildiği için gözden kaçan yüzeylerden biridir. NSF araştırmasında da evde yüksek mikroorganizma yükü tespit edilen alanlar arasında yer aldı.</p>

<p>Yıkanabilir modeller düzenli olarak sıcak su ve deterjanla temizlenebilir. Bulaşık makinesine uygun ürünlerde üretici talimatları izlenebilir.</p>

<p>Kahve makinesinin su haznesi</p>

<p>Kahve makinesinin görünen dış yüzeyi temiz olsa bile su haznesi nemli kalabilir. Nemli ve uzun süre temizlenmeyen bölümler maya, küf veya bakterilerin gelişmesi açısından uygun ortam oluşturabilir.</p>

<p>Kahve makinesi üreticisinin belirttiği temizlik ve kireç giderme programına uyulması önemlidir.</p>

<p>Kesme tahtası</p>

<p>Kesme tahtaları özellikle çiğ et, tavuk veya deniz ürünleriyle temas ettikten sonra çapraz bulaş açısından önem taşır.</p>

<p>FDA, her yiyecek hazırlama işleminden sonra kesme tahtaları, kaplar, mutfak gereçleri ve tezgâhların sıcak sabunlu suyla temizlenmesini öneriyor. Çok aşınmış veya derin çiziklere sahip kesme tahtalarının değiştirilmesi de yararlı olabilir.</p>

<p>Musluk ve kapı kolları</p>

<p>Eller yıkanmadan önce musluk koluna dokunulduğu için musluklar kolayca kontamine olabilir. Kapı kolları ve ışık düğmeleri de birçok kişinin gün içinde tekrar tekrar dokunduğu yüzeylerdir.</p>

<p>Bu nedenle sık dokunulan yüzeylerin düzenli olarak temizlenmesi önerilir.</p>

<p>Evcil hayvan mama ve su kapları</p>

<p>Mama artıkları, su, tükürük ve çevresel kirler evcil hayvan kaplarında mikroorganizmaların çoğalmasına uygun bir ortam oluşturabilir.</p>

<p>Bu kapların düzenli yıkanması ve tamamen kurutulması önemlidir. Evcil hayvanla veya mama kaplarıyla temas sonrasında el hijyenine dikkat edilmelidir.</p>

<p>Her yüzeyi sürekli dezenfekte etmek gerekir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Evde sağlıklı bireylerin bulunduğu normal koşullarda her yüzeyi sürekli güçlü dezenfektanlarla silmek gerekli değildir. Düzenli temizlik, kir ve mikroorganizmaların büyük bölümünün yüzeyden uzaklaştırılmasına yardımcı olur.</p>

<p>Dezenfeksiyon özellikle evde hasta bir kişi bulunduğunda veya hastalık yapabilecek mikroorganizmalarla kontaminasyon riski yüksek olduğunda daha anlamlıdır.</p>

<p>Önce temizlik, sonra gerekiyorsa dezenfeksiyon yapılmalıdır. Kirli bir yüzeye doğrudan dezenfektan uygulamak ürünün etkinliğini azaltabilir.</p>

<p>Temizlik ürünlerini birbirine karıştırmayın</p>

<p>Çamaşır suyu dahil olmak üzere temizlik ve dezenfeksiyon ürünleri yalnızca etiket talimatlarına göre kullanılmalıdır.</p>

<p>Farklı temizlik kimyasallarının karıştırılması tehlikeli gazların ortaya çıkmasına yol açabilir. Ürünler çocukların ve evcil hayvanların ulaşamayacağı yerde saklanmalıdır.</p>

<p>Mikroplara karşı en önemli önlemlerden biri hâlâ eller</p>

<p>Bir evin tamamen mikroorganizmalardan arındırılması ne mümkün ne de gereklidir.</p>

<p>Amaç steril bir ev yaratmak değil; hastalık yapabilecek mikroorganizmaların insanlara ulaşma ihtimalini azaltmaktır.</p>

<p>Özellikle yemek hazırlamadan önce ve sonra, tuvaleti kullandıktan sonra, evcil hayvanlarla temas ettikten sonra ve eller görünür biçimde kirlendiğinde sabun ve suyla el yıkamak korunmanın en etkili basamaklarından biridir.</p>

<p>Sık dokunulan yüzeyleri düzenli temizlemek, yiyecek hazırlarken çapraz bulaşı önlemek ve elleri doğru şekilde yıkamak çoğu ev için aşırı dezenfeksiyondan daha uygulanabilir bir hijyen yaklaşımıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgilendirmesi amacıyla hazırlanmıştır. Evde bağışıklık sistemi baskılanmış, ağır kronik hastalığı bulunan veya enfeksiyon açısından özel risk taşıyan kişiler varsa temizlik ve dezenfeksiyon gereksinimleri farklı olabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention (CDC) — Cleaning and Disinfecting</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration (FDA) — Safe Food Handling</p>

<p>World Health Organization (WHO) — Guidelines on Hand Hygiene in Community Settings</p>

<p>NSF — Germiest Places in the Home / Household Germ Study</p>

<p>WebMD — Germy Things You Touch Every Day </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/evde-en-cok-mikrop-birikebilen-esyalar-sandiginizdan-farkli-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0584.jpeg" type="image/jpeg" length="97716"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karadeniz Mutfağının Klasiği: Kara Lahana Sarması Tarifi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-mutfaginin-klasigi-kara-lahana-sarmasi-tarifi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-mutfaginin-klasigi-kara-lahana-sarmasi-tarifi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kara lahana sarması tarifi; haşlanmış kara lahana yaprakları, kıyma, pirinç, soğan ve baharatlarla hazırlanan klasik lezzetin ölçülerini ve püf noktalarını içeriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kara Lahana Sarması Tarifi: Kıymalı Tam Ölçülü Tarif</p>

<p>Kara lahana sarması, özellikle Karadeniz mutfağıyla özdeşleşen geleneksel yemeklerden biri. Hafifçe haşlanan kara lahana yaprakları; kıyma, pirinç, soğan, domates ve baharatlarla hazırlanan harcın etrafına sarılıyor ve tencerede kısık ateşte pişiriliyor.</p>

<p>İyi bir kara lahana sarmasında yaprak ne sert kalmalı ne de sararken parçalanacak kadar fazla haşlanmalı. İç harçta kullanılan pirincin miktarı, sarmaların büyüklüğü ve tencereye eklenecek su da sonucu doğrudan etkiliyor.</p>

<p>Bu tarifte yaprakların hazırlanmasından kıymalı iç harcın oranına kadar ölçüler dengeli tutuldu. Böylece pirinci lapa olmayan, içi sulu kalan ve yaprağı kolay kesilen bir sarma elde etmek hedefleniyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Kara lahana, koyu yeşil yapraklı sebzelerden biridir. Lifin yanı sıra C ve K vitaminleri, folat ve çeşitli karotenoidler gibi besin öğelerini içerir.</p>

<p>Kıyma yemeğin protein içeriğini artırırken pirinç karbonhidrat sağlar. Soğan, domates ve maydanoz da iç harcın sebze ve aroma çeşitliliğini artırır.</p>

<p>Tarifte ilave yağ miktarını ölçülü tutmak mümkündür. Ancak kıymanın yağ oranı, pirinç miktarı ve porsiyon büyüklüğü toplam enerji değerini etkiler.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 45 dakika<br />
Pişirme süresi: 45-55 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 1 saat 40 dakika<br />
Kaç kişilik: 6 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 7-8 orta boy sarma<br />
Zorluk: Orta<br />
Öğün: Öğle / akşam yemeği<br />
Kategori: Sağlıklı Tarifler</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 350 kcal<br />
Protein: 21 g<br />
Karbonhidrat: 32 g<br />
Yağ: 16 g<br />
Lif: 6 g</p>

<p>Değerler yaklaşık 1 kilogram ayıklanmış kara lahana, 500 gram orta yağlı dana kıyma, 150 gram kuru pirinç ve 30 ml zeytinyağı üzerinden altı porsiyon için yaklaşık hesaplanmıştır.</p>

<p>Kıymanın yağ oranı, yaprakların büyüklüğü, pirinç ve yağ miktarı ile gerçek porsiyon büyüklüğü besin değerlerini değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>Yaklaşık 1,2 kilogram kara lahana<br />
500 gram orta yağlı dana kıyma<br />
150 gram pirinç<br />
2 orta boy kuru soğan, yaklaşık 200 gram<br />
2 orta boy domates, yaklaşık 250 gram<br />
1 yemek kaşığı domates salçası<br />
2 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 30 ml<br />
Yarım demet maydanoz<br />
1 tatlı kaşığı kuru nane<br />
1 çay kaşığı karabiber<br />
Yarım çay kaşığı kimyon<br />
Yarım çay kaşığı kırmızı toz biber<br />
Kontrollü miktarda tuz</p>

<p>Pişirme suyu için:</p>

<p>1 yemek kaşığı domates salçası<br />
500-600 ml sıcak su<br />
1 yemek kaşığı zeytinyağı<br />
İsteğe göre birkaç damla limon suyu</p>

<p>Kara lahana sarması nasıl yapılır?</p>

<p>1. Kara lahana yapraklarını saplarından ayırın. Sararmış veya çok sert yaprakları kullanmayın.</p>

<p>2. Yaprakları bol soğuk su altında tek tek yıkayın. Özellikle kıvrımlı bölümlerde toprak kalmadığından emin olun.</p>

<p>3. Geniş bir tencerede bol miktarda su kaynatın.</p>

<p>4. Kara lahana yapraklarını büyüklüklerine göre birkaç parti halinde kaynar suya bırakın.</p>

<p>5. Yaprakları yaklaşık 2-4 dakika haşlayın. Amaç tamamen pişirmek değil, sarılabilecek kadar esnek hale getirmektir.</p>

<p>6. Yaprakların rengi koyulaşıp orta damarları hafifçe esnemeye başladığında kevgirle sudan çıkarın.</p>

<p>7. Yaprakları hemen süzgece alın ve soğumalarını bekleyin. Gereğinden uzun haşlamak yaprakların sarılırken parçalanmasına neden olabilir.</p>

<p>8. Soğuyan yaprakların kalın orta damarlarını bıçakla inceltin. Çok büyük yaprakları iki parçaya ayırabilirsiniz.</p>

<p>9. Pirinci soğuk su altında birkaç kez yıkayın ve süzün.</p>

<p>10. Soğanları mümkün olduğunca küçük doğrayın.</p>

<p>11. Domatesleri rendeleyin veya küçük küpler halinde doğrayın.</p>

<p>12. Geniş bir kapta kıyma, çiğ pirinç, soğan, domates ve salçayı birleştirin.</p>

<p>13. Zeytinyağı, ince kıyılmış maydanoz, nane, karabiber, kimyon, kırmızı toz biber ve kontrollü miktarda tuz ekleyin.</p>

<p>14. Harcı bütün malzemeler eşit dağılana kadar karıştırın. Köfte harcı gibi uzun süre yoğurmayın.</p>

<p>15. Bir kara lahana yaprağını tezgâha damar tarafı yukarı gelecek şekilde serin.</p>

<p>16. Yaprağın genişliğine göre alt bölümüne yaklaşık 1 yemek kaşığı kıymalı harç yerleştirin.</p>

<p>17. Yaprağın sağ ve sol kenarlarını içe doğru kapatın.</p>

<p>18. Alt bölümden başlayarak kontrollü şekilde rulo yapın.</p>

<p>19. Sarmayı gereğinden fazla sıkmayın. Pirincin pişerken genişleyebilmesi için iç harcın bir miktar hareket alanı bulunmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>20. Tencerenin tabanına kullanılmayan birkaç kara lahana yaprağı serin. Bu tabaka sarmaların doğrudan sıcak tencere tabanına temasını azaltır.</p>

<p>21. Hazırladığınız sarmaları birleşme yerleri aşağı gelecek şekilde tencereye yan yana dizin.</p>

<p>22. Katlar oluştururken sarmaların birbirini desteklemesini sağlayın ancak tencereye aşırı sıkıştırmayın.</p>

<p>23. Pişirme suyu için domates salçasını sıcak suyla iyice açın.</p>

<p>24. Zeytinyağını ekleyip karıştırın.</p>

<p>25. Salçalı sıcak suyu tencerenin kenarından yavaşça dökün. Sıvının sarmaların yaklaşık yarısına kadar ulaşması yeterlidir.</p>

<p>26. Sarmaların açılmasını azaltmak için üzerlerine ısıya dayanıklı düz bir tabak kapatabilirsiniz.</p>

<p>27. Tencerenin kapağını kapatın ve orta ateşte kaynama noktasına gelmesini bekleyin.</p>

<p>28. Kaynama başladıktan sonra ateşi kısın.</p>

<p>29. Kara lahana sarmalarını yaklaşık 45-55 dakika kısık ateşte pişirin.</p>

<p>30. Yaklaşık 40. dakikadan sonra bir sarmayı kontrol edin. Yaprak kolayca kesilebilmeli, pirinç tamamen yumuşamış olmalı ve kıymada çiğ görünüm kalmamalıdır.</p>

<p>31. Kıyma içeren harcın güvenli biçimde tamamen pişmesi gerekir. Mutfak termometresi kullanılıyorsa kıymalı harcın merkezinde yaklaşık 71 derece güvenli pişirme için temel referanslardan biridir.</p>

<p>32. Pirinç hâlâ sert ancak tenceredeki sıvı bitmek üzereyse kenardan az miktarda sıcak su ekleyin.</p>

<p>33. Sarmalar piştiğinde ocağı kapatın ve kapağını açmadan yaklaşık 10-15 dakika dinlendirin.</p>

<p>34. Sıcak veya ılık servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Kara lahana sarmasının en kritik aşaması yaprakları doğru haşlamaktır. Yaprak sert kalırsa sarılmaz; fazla haşlanırsa elinizde parçalanır. Yaprağın orta damarı bükülebilir hale geldiğinde sudan çıkarmak genellikle doğru noktadır.</p>

<p>Kalın orta damarları tamamen kesip yaprağı parçalamak yerine bıçakla inceltmek sarma sırasında daha düzgün sonuç verir.</p>

<p>İç harcı yaprağa fazla koymayın ve sarmayı çok sıkı yapmayın. Pirinç pişerken genişleyeceği için aşırı sıkı sarılan dolmalar açılabilir veya içleri yoğun kalabilir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Kıymanın yağ oranı toplam doymuş yağ miktarını etkileyebilir. Orta veya daha düşük yağ oranlı kıyma tercih edilebilir.</p>

<p>İlave zeytinyağını göz kararı kullanmak yerine ölçmek porsiyon başına düşen enerji miktarını kontrol etmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Tuz miktarını artırmadan lezzeti güçlendirmek için nane, karabiber, maydanoz, kimyon ve domatesten yararlanılabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Kıymalı kara lahana sarması, et tüketen kişiler için protein ve sebzeyi aynı yemekte buluşturan bir ana öğün olabilir.</p>

<p>Tarifin temel halinde buğday veya başka bir glutenli tahıl kullanılmaz. Ancak çölyak hastalığı bulunan kişilerin pirinç, salça, baharat ve diğer paketli ürünlerde çapraz bulaşma riskini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Standart tarif yumurta ve süt ürünü içermez.</p>

<p>Kara lahana sarması kaç kaloridir?</p>

<p>Bu tarif altı eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 350 kalori sağlayabilir. Kıymanın yağ oranı, pirinç ve zeytinyağı miktarı ile porsiyon büyüklüğü değeri değiştirebilir.</p>

<p>Kara lahana kaç dakika haşlanır?</p>

<p>Yaprağın kalınlığına göre yaklaşık 2-4 dakika yeterli olabilir. Burada dakikadan daha önemli olan yaprağın sarılabilecek kadar esnemesi ancak parçalanacak kadar yumuşamamasıdır.</p>

<p>Kara lahana sarmasının iç harcı çiğ mi hazırlanır?</p>

<p>Bu tarifte hem kıyma hem de pirinç çiğ olarak iç harca eklenir. Harç daha sonra yaprakların içinde tencerede tamamen pişer.</p>

<p>Kara lahana sarması neden sert olur?</p>

<p>Yaprakların yeterince ön haşlanmaması veya sarmaların kısa süre pişirilmesi başlıca nedenlerdir. Çok kalın orta damarların inceltilmemesi de ağızda sert bir doku bırakabilir.</p>

<p>Kara lahana sarmasının yanına ne gider?</p>

<p>Sade yoğurt veya sarımsaklı yoğurt kara lahana sarmasıyla iyi uyum sağlar. Yanında mevsim salatası da servis edilebilir.</p>

<p>Sarmanın içinde pirinç bulunduğundan yanında ayrıca büyük porsiyon pilav sunmak zorunlu değildir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Kıymalı kara lahana sarması piştikten sonra oda sıcaklığında uzun süre bırakılmamalıdır.</p>

<p>Artan sarmalar uygun şekilde soğutulduktan sonra kapalı bir kapta buzdolabında muhafaza edilmelidir.</p>

<p>Yeniden ısıtırken tencereye birkaç yemek kaşığı su ekleyip kısık ateşte kapaklı biçimde ısıtmak yaprakların kurumasını azaltabilir.</p>

<p>Kara lahana sarması; kendine özgü hafif buruk yaprak lezzetini kıyma, pirinç, domates ve baharatlarla bir araya getiren Karadeniz mutfağının karakteristik yemeklerinden biri.</p>

<p>Başarılı bir sarma için en önemli noktalar yaprakları gereğinden fazla haşlamamak, kalın damarları inceltmek, iç harcı ölçülü koymak ve sarmaları kısık ateşte yeterli süre pişirmek.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central<br />
USDA – Food Safety and Inspection Service </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-mutfaginin-klasigi-kara-lahana-sarmasi-tarifi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0583.jpeg" type="image/jpeg" length="47265"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıymalı Biber Dolması Tarifi: Tam Ölçülü Ev Usulü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kiymali-biber-dolmasi-tarifi-tam-olculu-ev-usulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kiymali-biber-dolmasi-tarifi-tam-olculu-ev-usulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kıymalı biber dolması tarifi; dolmalık biber, kıyma, pirinç, domates ve baharatlarla hazırlanan klasik ev yemeğinin tam ölçülerini ve püf noktalarını içeriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kıymalı Biber Dolması Tarifi: Tam Ölçülü Ev Usulü</p>

<p>Kıymalı biber dolması, dolmalık biberlerin kıyma, pirinç, soğan, domates ve baharatlarla hazırlanan harçla doldurulup tencerede ağır ağır pişirilmesiyle yapılan klasik ev yemeklerinden biri. İyi bir dolmada biber yumuşarken şeklini korumalı, pirinç tane tane pişmeli ve kıymalı iç harç kuru kalmamalıdır.</p>

<p>Tarifin en önemli noktası iç harcı biberlere gereğinden fazla doldurmamak. Pirinç pişerken hacim kazandığı için biberlerin üst bölümünde boşluk bırakılması gerekiyor. Kullanılan su miktarı da hem pirincin pişmesini hem de dolmanın lezzetini doğrudan etkiliyor.</p>

<p>Bu tarifte kıyma ve pirinç oranı dengeli tutuluyor; soğan, domates, maydanoz ve baharatlarla klasik dolma lezzeti tamamlanıyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Dolmalık biber sebze grubunda yer alır ve özellikle C vitamini başta olmak üzere çeşitli vitamin ve bitkisel bileşenler içerir.</p>

<p>Kıyma tarifin temel protein kaynaklarından biridir. Yağ oranı kullanılan kıymanın türüne göre önemli ölçüde değişebilir. Orta veya daha düşük yağ oranına sahip kıyma tercih edilmesi toplam yağ miktarının kontrol edilmesini kolaylaştırabilir.</p>

<p>Pirinç ise yemeğin temel karbonhidrat kaynağıdır. Kıymalı biber dolması; sebze, protein ve tahılı aynı yemekte bir araya getiren bir tariftir.</p>

<p>Bununla birlikte dolmanın porsiyon büyüklüğü, kıymanın yağ oranı, pirinç ve ilave yağ miktarı toplam enerji değerini belirler.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 30 dakika<br />
Pişirme süresi: 40-50 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 1 saat 20 dakika<br />
Kaç kişilik: 6 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: Kişi başı 2 orta boy dolma<br />
Zorluk: Orta<br />
Öğün: Öğle / akşam yemeği<br />
Kategori: Sağlıklı Tarifler</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 380 kcal<br />
Protein: 21 g<br />
Karbonhidrat: 38 g<br />
Yağ: 16 g<br />
Lif: 5 g</p>

<p>Değerler yaklaşık 12 orta boy dolmalık biber, 500 gram orta yağlı dana kıyma, 180 gram kuru pirinç ve 30 ml zeytinyağı üzerinden yaklaşık olarak hesaplanmıştır.</p>

<p>Biberlerin büyüklüğü, kıymanın gerçek yağ oranı, pirinç ve yağ miktarı ile porsiyon büyüklüğü besin değerlerini değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>12 adet orta boy dolmalık biber, yaklaşık 1 kilogram</p>

<p>İç harcı için:</p>

<p>500 gram orta yağlı dana kıyma<br />
180 gram pirinç<br />
2 orta boy kuru soğan, yaklaşık 200 gram<br />
2 orta boy domates, yaklaşık 250 gram<br />
2 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 30 ml<br />
1 yemek kaşığı domates salçası, yaklaşık 20 gram<br />
Yarım demet maydanoz<br />
1 tatlı kaşığı kuru nane<br />
1 çay kaşığı karabiber<br />
Yarım çay kaşığı kimyon<br />
Yarım çay kaşığı kırmızı toz biber<br />
Kontrollü miktarda tuz</p>

<p>Üzeri için:</p>

<p>1 büyük domates</p>

<p>Pişirme suyu için:</p>

<p>1 yemek kaşığı domates salçası<br />
500 ml sıcak su<br />
İsteğe göre çok az tuz</p>

<p>Kıymalı biber dolması nasıl yapılır?</p>

<p>1. Dolmalık biberleri yıkayın. Saplarının çevresini küçük bir bıçakla dikkatlice keserek kapaklarını çıkarın.</p>

<p>2. Biberlerin içindeki çekirdekleri ve beyaz zarların gevşek kısımlarını temizleyin. Biberlerin gövdesini delmemeye dikkat edin.</p>

<p>3. Pirinci süzgece alın ve soğuk su altında birkaç kez yıkayın. Fazla suyunun süzülmesini bekleyin.</p>

<p>4. Soğanları mümkün olduğunca küçük küpler halinde doğrayın.</p>

<p>5. Domateslerin kabuklarını isteğe göre soyun ve küçük küpler halinde doğrayın veya iri rendeleyin.</p>

<p>6. Geniş bir karıştırma kabına kıyma, yıkanmış çiğ pirinç, soğan, domates ve domates salçasını alın.</p>

<p>7. Zeytinyağı, ince kıyılmış maydanoz, kuru nane, karabiber, kimyon, kırmızı toz biber ve kontrollü miktarda tuzu ekleyin.</p>

<p>8. Harcı temiz ellerinizle veya büyük bir kaşıkla bütün malzemeler eşit biçimde dağılana kadar karıştırın. Kıymayı köfte harcı gibi uzun süre yoğurmayın.</p>

<p>9. İç harcı yaklaşık 10 dakika dinlendirin.</p>

<p>10. Hazırlanan harcı biberlerin içine kaşıkla doldurun.</p>

<p>11. Biberleri ağzına kadar sıkıştırarak doldurmayın. Pirincin pişerken şişebilmesi için üst bölümde yaklaşık 1 santimetre boşluk bırakın.</p>

<p>12. Büyük domatesi ince dilimlere kesin ve her biberin üzerine kapak olacak şekilde bir parça yerleştirin.</p>

<p>13. Dolmaları geniş ve kalın tabanlı bir tencereye dik biçimde, birbirlerini destekleyecek şekilde yerleştirin.</p>

<p>14. Pişirme suyu için domates salçasını sıcak suyun içinde tamamen açın.</p>

<p>15. Salçalı suyu tencerenin kenarından yavaşça dökün. Su dolmaların yaklaşık yarısına kadar gelmelidir. Biberlerin içine doğrudan su doldurmayın.</p>

<p>16. Tencereyi orta ateşe alın ve suyun kaynama noktasına yaklaşmasını bekleyin.</p>

<p>17. Kaynama başladıktan sonra ateşi kısın ve tencerenin kapağını kapatın.</p>

<p>18. Dolmaları kısık ateşte yaklaşık 40 dakika kontrollü biçimde pişirin.</p>

<p>19. Yaklaşık 35. dakikadan itibaren bir dolmayı kontrol edin. Biber kolayca kesilebilecek kadar yumuşamış, pirinç tamamen pişmiş ve kıymada çiğ görünüm kalmamış olmalıdır.</p>

<p>20. Kıyma içeren dolmalarda gıda güvenliği açısından yalnızca pirincin pişmesine bakmak yeterli değildir. İç harcın merkezinde kıymanın tamamen piştiğinden emin olun; kıymalı karışımlar için yaklaşık 71 derece iç sıcaklık güvenli pişirme açısından kullanılan temel referanslardan biridir.</p>

<p>21. Pirinç hâlâ sert ancak tenceredeki su azalmışsa çok az sıcak su ekleyin. Soğuk su eklemek yerine sıcak su kullanın.</p>

<p>22. Dolmalar tamamen piştiğinde ocağı kapatın.</p>

<p>23. Tencerenin kapağını kapalı tutarak yaklaşık 10 dakika dinlendirin. Bu süre pirincin kalan nemi çekmesine ve dolmaların daha rahat servis edilmesine yardımcı olur.</p>

<p>24. Dolmaları sıcak veya ılık servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Dolmanın içini gereğinden fazla doldurmayın. Pirinç pişerken hacim kazanır. Harç sıkıştırılırsa pirinç yeterince genişleyemez; biber çatlayabilir veya dolmanın içi gereğinden yoğun olabilir.</p>

<p>İç harçta kullanılan pirinci önceden tamamen pişirmeyin. Bu tarif çiğ pirincin kıyma ve sebzelerle birlikte biberin içinde pişmesi üzerine dengelenmiştir.</p>

<p>Dolmaları çok büyük bir tencerede seyrek bırakmayın. Birbirlerini hafifçe desteklemeleri pişerken devrilmelerini azaltır.</p>

<p>Pişirme suyunu fazla kullanmayın. Biberleri tamamen suya gömmek dolmanın aromasını seyreltir ve biberlerin gereğinden fazla yumuşamasına neden olabilir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Kıymanın yağ oranını kontrol etmek tarifteki toplam doymuş yağ miktarını etkileyebilir. Orta yağlı veya daha düşük yağ oranlı dana kıyma kullanılabilir.</p>

<p>Zeytinyağını göz kararı dökmek yerine ölçerek kullanmak toplam enerji miktarını kontrol etmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Tuz miktarını artırmak yerine nane, karabiber, kimyon, maydanoz ve domates gibi aromatik malzemelerden yararlanılabilir.</p>

<p>Pirinç miktarını çok artırmak yerine iç harçta soğan, domates ve maydanozun korunması hem lezzet hem de malzeme dengesi açısından daha iyi sonuç verir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Kıymalı biber dolması et tüketen kişiler için protein içeren doyurucu bir ana yemek seçeneğidir.</p>

<p>Tarifin temel halinde buğday unu veya gluten içeren bir tahıl kullanılmaz. Ancak çölyak hastalığı bulunan kişiler salça, pirinç, baharat ve diğer paketli ürünlerde glutenle çapraz bulaşma riskini ve ürün etiketlerini kontrol etmelidir.</p>

<p>Standart tarif süt ürünü ve yumurta içermez.</p>

<p>Kıymalı biber dolması kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçülerle iki orta boy dolmadan oluşan bir porsiyon yaklaşık 380 kalori sağlayabilir.</p>

<p>Kıymanın yağ oranı, biberlerin büyüklüğü, pirinç ve zeytinyağı miktarı toplam enerji değerini değiştirebilir.</p>

<p>Kıymalı biber dolmasına pirinç çiğ mi konur?</p>

<p>Bu tarifte pirinç çiğ olarak kullanılır. Pirinç yıkandıktan sonra kıymalı harca eklenir ve dolmanın içinde pişer.</p>

<p>Bu nedenle biberlerin tamamen doldurulmaması ve pirincin genişleyebilmesi için boşluk bırakılması önemlidir.</p>

<p>Kıymalı biber dolması kaç dakikada pişer?</p>

<p>Orta boy dolmalık biberler kısık ateşte yaklaşık 40-50 dakikada pişebilir. Biberin büyüklüğü, pirincin çeşidi ve tencerenin yapısı süreyi değiştirebilir.</p>

<p>Pişirme süresini yalnızca saate göre değil; biberin yumuşaması, pirincin pişmesi ve kıymanın güvenli pişmişliğe ulaşması üzerinden değerlendirin.</p>

<p>Biber dolmasının içi neden çiğ kalır?</p>

<p>Dolmaların aşırı sıkı doldurulması, yetersiz pişirme suyu, çok kısa pişirme süresi veya ateşin yanlış ayarlanması pirincin sert kalmasına neden olabilir.</p>

<p>İç harcı gevşek biçimde doldurmak ve kısık ateşte yeterli süre pişirmek daha güvenilir sonuç verir.</p>

<p>Biber dolmasının yanına ne gider?</p>

<p>Sade yoğurt veya cacık kıymalı biber dolmasının en klasik eşlikçilerindendir. Büyük bir mevsim salatası da öğünü tamamlayabilir.</p>

<p>Dolmanın içinde zaten pirinç bulunduğu için yanında ayrıca büyük porsiyon pilav servis etmek zorunlu değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Kıymalı dolma piştikten sonra oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemelidir.</p>

<p>Artan dolmalar uygun şekilde soğutulduktan sonra kapalı bir saklama kabında buzdolabına kaldırılmalıdır.</p>

<p>Yeniden ısıtılırken yalnızca dışındaki biberin değil, kıymalı iç harcın merkezinin de tamamen ısındığından emin olun.</p>

<p>Servis sırasında üzerine taze maydanoz eklenebilir. Yoğurt tercih ediliyorsa ayrı servis etmek hem porsiyon kontrolünü hem de saklamayı kolaylaştırır.</p>

<p>Kıymalı biber dolması, sebze, kıyma ve pirinci aynı tencerede buluşturan klasik ev yemeklerinden biri. Başarılı sonuç için karmaşık tekniklerden çok doğru harç oranı, kontrollü su ve kısık ateşte yeterli pişirme gerekiyor.</p>

<p>Özellikle pirincin genişleyebilmesi için biberlerin ağzında boşluk bırakılması ve dolmaların piştikten sonra kısa süre dinlendirilmesi, hem kıvamı hem de sunumu belirgin biçimde iyileştiriyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central<br />
USDA – Food Safety and Inspection Service </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kiymali-biber-dolmasi-tarifi-tam-olculu-ev-usulu</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0581.jpeg" type="image/jpeg" length="18437"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnönü Üniversitesi’nin Acı Kaybı: Prof. Dr. Aslan Aksoy Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/inonu-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-aslan-aksoy-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/inonu-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-aslan-aksoy-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnönü Üniversitesi emekli öğretim üyesi ve eski Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aslan Aksoy hayatını kaybetti. Aksoy, üniversitede yöneticilik görevleri de üstlenmiş önemli akademisyenler arasında yer alıyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnönü Üniversitesi emekli öğretim üyesi ve eski Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aslan Aksoy hayatını kaybetti.</p>

<p>Prof. Dr. Aslan Aksoy’un vefatı, İnönü Üniversitesi ve Malatya akademi camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Akpolat tarafından yayımlanan taziye mesajında, Aksoy’un akademik birikimi, bilime sunduğu katkılar ve üniversiteye verdiği hizmetlere dikkat çekildi.</p>

<p>İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ’NDEN TAZİYE MESAJI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üniversite tarafından yapılan açıklamada Prof. Dr. Aslan Aksoy’un emekli öğretim üyesi ve eski Rektör Yardımcısı olduğu belirtilerek, üniversiteye uzun yıllar hizmet ettiği vurgulandı.</p>

<p>Rektör Prof. Dr. Nusret Akpolat da Aksoy’a Allah’tan rahmet, ailesine ve akademi camiasına başsağlığı dileklerini iletti.</p>

<p>PROF. DR. ASLAN AKSOY KİMDİR?</p>

<p>Prof. Dr. Aslan Aksoy, akademik kariyerinin önemli bölümünü İnönü Üniversitesi bünyesinde geçiren ve üniversitenin yönetim kademelerinde de sorumluluk üstlenen bir akademisyendi.</p>

<p>İnönü Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Aksoy, ilerleyen yıllarda üniversitenin Rektör Yardımcılığı görevini de üstlendi.</p>

<p>Aksoy’un üniversite bünyesindeki yöneticilik geçmişi Rektör Yardımcılığı ile sınırlı değildi.</p>

<p>MALATYA MESLEK YÜKSEKOKULU MÜDÜRLÜĞÜ YAPTI</p>

<p>İnönü Üniversitesi’nin kurumsal tarihçe kayıtlarına göre Prof. Dr. Aslan Aksoy, 1988-1991 yılları arasında Malatya Meslek Yüksekokulu Müdürü olarak görev yaptı.</p>

<p>Aksoy, bu görevi Öğr. Gör. Fethi Çavdar’dan devralırken, 1991 yılında görevi Prof. Dr. Ali Rıza Uluata’ya devretti.</p>

<p>Üniversitenin farklı birimlerinde akademik ve idari sorumluluklar üstlenen Aksoy, İnönü Üniversitesi’nin gelişim dönemlerine tanıklık eden akademisyenler arasında yer aldı.</p>

<p>ÜNİVERSİTENİN GELİŞİMİ İÇİN ÇALIŞTI</p>

<p>Prof. Dr. Aslan Aksoy’un üniversite yerleşkesinin geliştirilmesine yönelik çalışmalarda da aktif rol aldığı görülüyor.</p>

<p>2003 yılında İnönü Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Üniversite Yerleşke Planlaması ve Çevre Düzenlemesi Ulusal Çalıştayı’nda üniversitenin yerleşim alanının geliştirilmesi için yürütülen çalışmaları katılımcılara aktardı.</p>

<p>Aksoy’un akademik görevlerinin yanı sıra üniversitenin kurumsal ve fiziki gelişimine yönelik çalışmalarda sorumluluk üstlendiği biliniyor.</p>

<p>İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ’NDE İZ BIRAKAN İSİMLERDEN BİRİ OLDU</p>

<p>Öğretim üyeliğinden Meslek Yüksekokulu Müdürlüğüne ve Rektör Yardımcılığına uzanan görevleriyle Prof. Dr. Aslan Aksoy, uzun yıllar İnönü Üniversitesi’ne hizmet etti.</p>

<p>Üniversite yönetimi de vefatının ardından yayımladığı mesajda Aksoy’un akademik birikimine, bilime sunduğu katkılara ve üniversiteye verdiği hizmetlere özellikle vurgu yaptı.</p>

<p>Prof. Dr. Aslan Aksoy’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine, meslektaşlarına ve İnönü Üniversitesi camiasına başsağlığı diliyoruz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/inonu-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-aslan-aksoy-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0579.jpeg" type="image/jpeg" length="22972"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzun Ömür İçin Pahalı Takviyelerden Önce Bu 5 Alışkanlığa Bakın]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/uzun-omur-icin-pahali-takviyelerden-once-bu-5-aliskanliga-bakin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/uzun-omur-icin-pahali-takviyelerden-once-bu-5-aliskanliga-bakin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzun yaşam için pahalı takviyeler şart değil. Düzenli yürüyüş, bitki ağırlıklı beslenme, yeterli uyku, güçlü sosyal bağlar ve iyimser bakış sağlıklı yaşlanmayla ilişkilendiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uzun ve Sağlıklı Yaşamı Destekleyen 5 Basit Alışkanlık</p>

<p>Uzun yaşam denildiğinde akla pahalı takviyeler, özel diyetler ve yeni nesil “longevity” uygulamaları gelebiliyor. Ancak bilimsel çalışmaların daha güçlü biçimde desteklediği alışkanlıkların önemli bir bölümü oldukça temel: hareket etmek, iyi beslenmek, yeterli uyumak, sosyal bağları korumak ve psikolojik iyilik halini desteklemek.</p>

<p>Bu alışkanlıkların hiçbiri tek başına daha uzun yaşayacağınızı garanti etmiyor. Genetik yapı, mevcut hastalıklar, çevresel koşullar, sağlık hizmetlerine erişim ve sosyoekonomik faktörler de yaşam süresini etkiliyor. Buna rağmen geniş nüfus çalışmalarında bazı yaşam biçimi özellikleri daha düşük erken ölüm riski ve daha sağlıklı yaşlanmayla tekrar tekrar ilişkilendiriliyor.</p>

<p>1. Her gün biraz daha fazla hareket edin</p>

<p>Uzun yaşam için mutlaka ağır egzersiz yapmak gerekmiyor. Yürüyüş gibi günlük hareketlerin bile önemli olabileceğini gösteren güçlü veriler var.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analizde günlük adım sayısı arttıkça tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin azaldığı görüldü. Analizde yaklaşık her 1000 ek günlük adım, ortalama olarak daha düşük ölüm riskiyle ilişkilendirildi.</p>

<p>Bu sonuç “günde tam olarak şu kadar adım atarsanız ömrünüz uzar” anlamına gelmiyor. Ancak hareketsiz bir kişinin günlük hareket miktarını artırmasının sağlık açısından anlamlı olabileceğini destekliyor.</p>

<p>Pratik hedef; uzun süre oturmayı azaltmak, mümkün olduğunca yürümek, merdiven kullanmak ve haftanın çoğu günü fiziksel olarak aktif kalmak olabilir.</p>

<p>2. Beslenmenin temelini bitkisel ve az işlenmiş gıdalar oluşturabilir</p>

<p>Sağlıklı yaşlanmayla en sık ilişkilendirilen beslenme modelleri arasında Akdeniz tipi beslenme öne çıkıyor.</p>

<p>2026'da yayımlanan geniş bir meta-analizde, 1,8 milyondan fazla kişinin verileri değerlendirildi ve Akdeniz diyetine daha yüksek uyum daha düşük tüm nedenlere bağlı ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Bununla birlikte bu tür gözlemsel sonuçların doğrudan neden-sonuç kanıtı oluşturmadığını unutmamak gerekiyor.</p>

<p>2025 yılında Nature Medicine'da yayımlanan, 105 binden fazla kişinin yaklaşık 30 yıllık verilerini kullanan başka bir çalışma da sebze, meyve, tam tahıl, kuruyemiş, baklagil ve doymamış yağlardan zengin beslenme modellerini daha sağlıklı yaşlanmayla ilişkilendirdi.</p>

<p>Buradaki mesaj belirli bir “mucize gıda” aramak değil. Günlük beslenmede sebze, meyve, baklagil ve tam tahılların payını artırmak; aşırı işlenmiş ürünleri, şekerli içecekleri ve işlenmiş etleri sınırlamak daha gerçekçi bir yaklaşım.</p>

<p>3. Uykuyu yalnızca dinlenme olarak görmeyin</p>

<p>Uyku süresi ve uyku kalitesi metabolizma, bağışıklık sistemi, kalp-damar sağlığı ve zihinsel işlevlerle yakından ilişkili.</p>

<p>Yetişkinlerin çoğu için gecede yaklaşık 7-9 saat uyku genel sağlık önerileriyle uyumlu kabul ediliyor. Bununla birlikte yalnızca süre değil, uyku düzeninin devamlılığı ve uyku kalitesi de önemli.</p>

<p>2026'da yayımlanan 148 binden fazla yetişkinin değerlendirildiği bir çalışmada, daha sağlıklı uyku örüntüsüne sahip kişilerde daha düşük tüm nedenlere bağlı ölüm riski görüldü. Çalışma gözlemsel olduğu için iyi uykunun tek başına ömrü uzattığını kanıtlamıyor; ancak uyku ile uzun dönem sağlık arasındaki ilişkiyi güçlendiriyor.</p>

<p>Sürekli horlama, uykuda nefes durması, gündüz aşırı uyku hali veya uzun süren uykusuzluk varsa konuyu yalnızca “daha erken yatmak” düzeyinde değerlendirmemek gerekir.</p>

<p>4. Sosyal ilişkiler sağlık için düşündüğünüzden daha önemli olabilir</p>

<p>Uzun yaşam araştırmalarında daha az konuşulan konulardan biri sosyal bağlantılar.</p>

<p>90 kohort çalışmasını ve 2,2 milyondan fazla kişiyi kapsayan bir meta-analizde sosyal izolasyon, daha yüksek tüm nedenlere bağlı ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Yalnızlık için de daha küçük ancak anlamlı bir ilişki görüldü.</p>

<p>Bu sonuç çok sayıda arkadaş sahibi olmanın otomatik olarak ömrü uzattığı anlamına gelmez. İlişkilerin niteliği, karşılıklı destek, aidiyet hissi ve kişinin yalnızlık algısı da önem taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aile üyeleriyle düzenli görüşmek, arkadaşlıkları sürdürmek, gönüllü faaliyetlere katılmak veya ortak ilgi alanlarına dayalı topluluklarla bağ kurmak sosyal sağlığı güçlendirebilir.</p>

<p>5. İyimserlik de tabloya dahil olabilir</p>

<p>Psikolojik özelliklerle yaşam süresi arasındaki ilişki konusunda da dikkat çekici araştırmalar bulunuyor.</p>

<p>2019 yılında kadınlar ve erkeklerden oluşan iki büyük kohortun değerlendirildiği bir çalışmada, daha yüksek iyimserlik düzeyine sahip kişilerin daha uzun yaşam süresi ve 85 yaşına ulaşma olasılığının daha yüksek olduğu görüldü.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım var: Çalışma, “iyimser olun ve ömrünüz yüzde 15 uzasın” şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>İyimser kişiler daha fazla hareket ediyor, daha sağlıklı besleniyor, stresle farklı başa çıkıyor veya sağlık davranışlarına daha iyi uyum gösteriyor olabilir. Araştırmacılar bazı değişkenleri hesaba katsalar bile gözlemsel çalışmalar bütün olası etkileri ortadan kaldıramaz.</p>

<p>Bu nedenle iyimserliği bir tedavi değil, sağlıklı yaşam davranışlarını destekleyebilecek psikolojik faktörlerden biri olarak görmek daha doğru.</p>

<p>Uzun yaşam için hangisi daha önemli?</p>

<p>Araştırmalar tek bir alışkanlığın diğerlerinden bağımsız biçimde “uzun yaşamın sırrı” olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Aksine bu davranışlar birbirini etkiliyor. Düzenli hareket uyku kalitesini destekleyebilir. İyi uyku iştah kontrolünü ve fiziksel aktiviteyi kolaylaştırabilir. Sosyal destek stresle baş etmeye yardımcı olabilir. Sağlıklı beslenme ise kalp-damar ve metabolik hastalık riskini azaltmaya katkı sağlayabilir.</p>

<p>Bu nedenle uygulanabilir en iyi yaklaşım mükemmel bir yaşam programı oluşturmak yerine birkaç temel alışkanlığı sürdürülebilir hale getirmek olabilir.</p>

<p>Başlangıç için ne yapılabilir?</p>

<p>Her gün mevcut düzeyinizden biraz daha fazla yürümek.</p>

<p>Ana öğünlerde sebze veya baklagil miktarını artırmak.</p>

<p>Uyku ve uyanma saatlerini mümkün olduğunca düzenli tutmak.</p>

<p>Haftalık olarak aile veya arkadaşlarla yüz yüze zaman planlamak.</p>

<p>Kontrol edilemeyen sorunlardan çok değiştirilebilen davranışlara odaklanmak.</p>

<p>Uzun yaşamın garantisi yok. Ancak mevcut kanıtlar, pahalı “anti-aging” ürünlerinden önce bu temel sağlık davranışlarının önemsenmesi gerektiğini güçlü biçimde destekliyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Kronik hastalığı olanlar, egzersiz veya beslenme düzeninde önemli değişiklik yapmadan önce sağlık profesyoneline danışmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Health</p>

<p>PubMed – Daily Steps and All-Cause Mortality: An Umbrella Review and Meta-Analysis</p>

<p>PubMed – Adherence to the Mediterranean Diet and All-Cause Mortality</p>

<p>Nature Medicine – Optimal Dietary Patterns for Healthy Aging</p>

<p>PubMed – Healthy Sleep Patterns, Mortality and Life Expectancy</p>

<p>PubMed – A Systematic Review and Meta-Analysis of Social Isolation, Loneliness and Mortality</p>

<p>Proceedings of the National Academy of Sciences – Optimism and Exceptional Longevity</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/uzun-omur-icin-pahali-takviyelerden-once-bu-5-aliskanliga-bakin</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0576.jpeg" type="image/jpeg" length="78667"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sitrat, Glisinat, Oksit, L-Treonat: Magnezyumda Hangisi Ne İşe Yarıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sitrat-glisinat-oksit-l-treonat-magnezyumda-hangisi-ne-ise-yariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sitrat-glisinat-oksit-l-treonat-magnezyumda-hangisi-ne-ise-yariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Magnezyum sitrat, glisinat, klorür ve bazı organik formlar genellikle iyi emilirken magnezyum oksidin biyoyararlanımı daha düşüktür. Ancak “uyku”, “beyin” veya “kalp” iddialarının kanıtı forma göre değişir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Magnezyum takviyelerinin üzerinde sitrat, glisinat, bisglisinat, oksit, malat, taurat veya L-treonat gibi farklı isimler görmek mümkün. Bunların hepsi vücuda magnezyum sağlar ancak çözünürlükleri, bağırsaktan emilimleri, içerdiği elemental magnezyum miktarı ve sindirim sistemi üzerindeki etkileri aynı değildir.</p>

<p>Genel kullanım açısından yalnızca ürünün ön yüzündeki “500 mg” veya “1000 mg” ifadesine bakmak doğru değildir. Asıl önemli değer, kişinin gerçekte ne kadar “elemental magnezyum” aldığıdır. Ayrıca bir formun iyi emilmesi, o formun belirli bir hastalık, uyku sorunu veya nörolojik durum için diğerlerinden üstün olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmez.</p>

<p>Magnezyumun hangi formu daha iyi emilir?</p>

<p>Magnezyumun bağırsaktan emilimi formun suda çözünürlüğünden etkilenir. NIH Office of Dietary Supplements verilerine göre magnezyum sitrat, laktat, klorür ve aspartat gibi daha iyi çözünen formlar genel olarak magnezyum oksit ve magnezyum sülfattan daha iyi emilir.</p>

<p>İnsanlarda yapılan doğrudan karşılaştırmalı çalışmalarda da magnezyum sitratın magnezyum okside göre daha yüksek biyoyararlanım gösterebildiği görülmüştür.</p>

<p>Ancak “en iyi magnezyum” şeklinde herkes için geçerli tek bir seçenek yoktur. Amaç, gastrointestinal tolerans, kişinin kullandığı ilaçlar, böbrek fonksiyonları ve takviyenin neden kullanıldığı seçimi değiştirebilir.</p>

<p>Magnezyum sitrat ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum sitrat, emilimi konusunda en fazla veriye sahip formlardan biridir.</p>

<p>Avantajları:<br />
• Suda iyi çözünür.<br />
• Magnezyum oksitten genellikle daha iyi emilir.<br />
• Magnezyum desteği amacıyla kullanılabilir.<br />
• Bağırsaklara su çekme özelliği nedeniyle dışkıyı yumuşatabilir.</p>

<p>Bu nedenle kabızlık sorunu olan kişilerde iki yönlü avantaj sağlayabilir. Buna karşılık ishal eğilimi bulunan kişilerde aynı özellik dezavantaja dönüşebilir.</p>

<p>Yüksek miktarlarda karın krampları ve ishale yol açabilir.</p>

<p>Magnezyum glisinat ve bisglisinat ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum glisinat veya bisglisinat, magnezyumun glisin aminoasidiyle oluşturduğu şelat formudur.</p>

<p>Son yıllarda özellikle “uyku magnezyumu” olarak çok popüler hale gelmiştir.</p>

<p>En önemli avantajlarından biri gastrointestinal olarak genellikle iyi tolere edilmesidir. Bu nedenle sitrat kullandığında bağırsak sorunu yaşayan kişiler tarafından tercih edilebilir.</p>

<p>2025 yılında yayımlanan plasebo kontrollü bir çalışmada, 155 yetişkinde günlük 250 mg elemental magnezyum sağlayan magnezyum bisglisinatın kötü uyku bildiren kişilerde uykusuzluk belirtileri üzerinde küçük bir yarar sağlayabileceği bildirildi.</p>

<p>Ancak buradan “glisinat kesin olarak en iyi uyku magnezyumudur” sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Magnezyumun uyku üzerindeki genel klinik kanıtları hâlâ sınırlıdır ve glisinatın diğer iyi emilen magnezyum formlarına karşı açık üstünlüğü gösterilmiş değildir.</p>

<p>Özetle:<br />
Sindirim sistemi hassas olan ve uzun süreli destek arayan kişiler açısından mantıklı seçeneklerden biridir; ancak “uyku, anksiyete ve stres için özel magnezyum” şeklindeki pazarlama dili mevcut kanıttan daha güçlüdür.</p>

<p>Magnezyum oksit neden daha az tercih ediliyor?</p>

<p>Magnezyum oksit piyasadaki en yaygın ve genellikle en ucuz formlardan biridir.</p>

<p>Ağırlık başına yüksek miktarda elemental magnezyum içermesi önemli bir avantaj gibi görünür. Fakat çözünürlüğü düşüktür ve birçok çalışmada sitrat gibi formlara göre daha düşük biyoyararlanım göstermiştir.</p>

<p>Bu nedenle amaç vücudun magnezyum durumunu artırmak olduğunda genellikle ilk seçenek olarak düşünülmez.</p>

<p>Ancak bu “magnezyum oksit işe yaramaz” anlamına gelmez.</p>

<p>Bağırsakta kalan magnezyum su çekebildiğinden oksit formunun laksatif etkisi olabilir. Bu nedenle bazı antasit ve kabızlık ürünlerinde özellikle kullanılır.</p>

<p>Yani düşük emilim, bazı kullanım amaçlarında dezavantajken kabızlık açısından mekanizmanın bir parçası olabilir.</p>

<p>Magnezyum klorür ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum klorür iyi çözünebilen ve bağırsaktan nispeten iyi emilebilen formlardan biridir.</p>

<p>NIH verilerinde klorür, sitrat, laktat ve aspartatla birlikte okside göre daha iyi biyoyararlanabilen formlar arasında gösterilmektedir.</p>

<p>Oral magnezyum desteğinde kullanılabilir. Bununla birlikte bazı kişilerde yüksek miktarlarda ishal ve gastrointestinal rahatsızlık oluşturabilir.</p>

<p>Magnezyum laktat ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum laktat da iyi çözünen ve biyoyararlanımı görece yüksek formlar arasındadır.</p>

<p>Uzun süreli oral magnezyum replasmanında kullanılabilir ve bazı kişilerde gastrointestinal toleransı iyi olabilir.</p>

<p>Ancak piyasada sitrat ve glisinat kadar yaygın değildir.</p>

<p>Magnezyum malat ne işe yarar?</p>

<p>Malat formu magnezyum ile malik asidin birleşimidir. Emilimi iyi olabilen organik magnezyum formlarından biri olarak değerlendirilir.</p>

<p>İnternette özellikle:<br />
• enerji,<br />
• kas performansı,<br />
• kronik yorgunluk,<br />
• fibromiyalji</p>

<p>için önerildiği görülür.</p>

<p>Fakat burada önemli bir ayrım vardır.</p>

<p>Magnezyumun enerji metabolizmasındaki rolü biyolojik olarak gerçektir; buna karşılık magnezyum malatın diğer iyi emilen formlardan özellikle daha etkili olduğunu gösteren güçlü klinik kanıt bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle “enerji için özel magnezyum” şeklinde sunulması kanıtın önüne geçebilir.</p>

<p>Magnezyum taurat ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum taurat, magnezyum ile taurin içeren bir formdur.</p>

<p>Özellikle:<br />
• kalp sağlığı,<br />
• tansiyon,<br />
• ritim,<br />
• metabolik sağlık</p>

<p>başlıklarıyla pazarlanmaktadır.</p>

<p>Magnezyum ve taurinin ayrı ayrı kardiyovasküler fizyolojide ilgi çekici özellikleri bulunmasına rağmen magnezyum tauratın sağlıklı kişilerde veya kalp hastalarında diğer magnezyum formlarından daha üstün olduğunu kanıtlayan güçlü klinik çalışmalar yetersizdir.</p>

<p>Bu nedenle sırf “kalbe özel magnezyum” olduğu düşüncesiyle tercih edilmesi için güçlü kanıt yoktur.</p>

<p>Magnezyum L-treonat gerçekten beyne daha mı iyi ulaşır?</p>

<p>Son yılların en çok konuşulan formlarından biri magnezyum L-treonattır.</p>

<p>Özellikle:<br />
• hafıza,<br />
• bilişsel performans,<br />
• beyin sağlığı,<br />
• uyku</p>

<p>iddialarıyla pazarlanmaktadır.</p>

<p>Bu form üzerine hayvan deneylerinden başlayan ilgi, son dönemde insan çalışmalarına da taşındı.</p>

<p>2024 ve 2026'da yayımlanan küçük randomize kontrollü çalışmalarda uyku ve bazı bilişsel ölçümlerde olumlu sonuçlar bildirildi. Bununla birlikte sonuçların tamamı tutarlı değildi; bazı objektif uyku ölçümlerinde anlamlı fark bulunmadı.</p>

<p>Dolayısıyla L-treonat umut verici bir araştırma alanıdır ancak “beyin için kanıtlanmış en iyi magnezyum” demek için henüz erkendir.</p>

<p>Ayrıca L-treonat ürünleri genellikle daha pahalıdır ve tuz ağırlığına kıyasla sağladıkları elemental magnezyum miktarı görece düşüktür.</p>

<p>Magnezyum aspartat ne işe yarar?</p>

<p>Aspartat iyi çözünen ve biyoyararlanımı yüksek olabilen magnezyum formlarından biridir.</p>

<p>NIH tarafından okside göre daha iyi emilen formlar arasında gösterilmektedir.</p>

<p>Ancak diğer iyi emilen formlara göre belirli bir sağlık sorunu için üstünlüğü kanıtlanmış değildir.</p>

<p>Magnezyum sülfat günlük takviye için iyi seçim mi?</p>

<p>Magnezyum sülfat tıpta son derece önemli bir formdur ancak oral günlük takviye söz konusu olduğunda durum farklıdır.</p>

<p>Hastanelerde damar yoluyla magnezyum sülfat; belirli ciddi magnezyum eksiklikleri, gebelikte preeklampsi ve eklampsi gibi özel klinik durumlarda kullanılabilir.</p>

<p>Oral kullanımda ise biyoyararlanımı bazı diğer formlara göre daha düşüktür ve laksatif etkisi belirgindir.</p>

<p>Bu nedenle sıradan günlük oral magnezyum takviyesi seçiminde sitrat, klorür, laktat veya iyi tolere edilen diğer formlar varken genellikle öncelikli seçenek değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hangi magnezyum formları daha az avantajlı?</p>

<p>Amaç yalnızca magnezyum desteği ve iyi emilim ise en önemli soru işaretlerinden biri magnezyum oksittir.</p>

<p>Magnezyum oksit:<br />
• iyi çözünmez,<br />
• birçok karşılaştırmalı çalışmada sitrattan daha az emilmiştir,<br />
• bağırsakta kalan miktar nedeniyle gastrointestinal yan etki oluşturabilir.</p>

<p>Ancak ucuz olması, yüksek oranda elemental magnezyum içermesi ve laksatif etkisinin istendiği durumlarda kullanılabilmesi nedeniyle tamamen “kötü” bir ürün değildir.</p>

<p>Magnezyum sülfat da rutin oral destek amacıyla genellikle ilk tercih değildir.</p>

<p>Magnezyum karbonat ise mide asidiyle reaksiyona girebilir ve antasit ürünlerinde kullanılabilir. Emilim açısından iyi çözünen organik formlara göre daha az avantajlı olabilir.</p>

<p>Hangi form hangi amaçta öne çıkıyor?</p>

<p>Genel magnezyum desteği:<br />
Sitrat, klorür, laktat veya bazı şelatlı formlar düşünülebilir.</p>

<p>Hassas bağırsak:<br />
Glisinat/bisglisinat genellikle daha iyi tolere edilen seçeneklerden biridir.</p>

<p>Kabızlık eğilimi:<br />
Sitratın laksatif etkisi avantaj sağlayabilir.</p>

<p>Belirgin laksatif etki isteniyorsa:<br />
Oksit ve bazı diğer magnezyum tuzları bu amaçla kullanılabilir.</p>

<p>Uyku:<br />
Glisinat konusunda yeni klinik veriler bulunmakla birlikte kanıt henüz kesin değildir. Sadece “glisinat” yazması bir ürünün uyku ilacı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bilişsel performans:<br />
L-treonat konusunda erken dönem insan çalışmaları ilgi çekicidir ancak kanıt henüz sınırlıdır.</p>

<p>Kalp sağlığı:<br />
Taurat formuna yönelik pazarlama güçlüdür; forma özgü klinik kanıt ise çok daha zayıftır.</p>

<p>Yorgunluk ve enerji:<br />
Malat sık önerilse de diğer iyi emilen formlardan belirgin üstünlüğü kanıtlanmış değildir.</p>

<p>Magnezyum kas kramplarına iyi gelir mi?</p>

<p>Magnezyum denildiğinde en yaygın inanışlardan biri her kas krampının magnezyum eksikliğinden kaynaklandığıdır.</p>

<p>Bu doğru değildir.</p>

<p>Magnezyum eksikliğinde kas ve sinir sistemi belirtileri görülebilir ancak gece bacak krampları yaşayan herkesin magnezyum eksikliği bulunduğu söylenemez.</p>

<p>Randomize çalışmaların değerlendirildiği Cochrane incelemesinde, özellikle yaşlı yetişkinlerde görülen nedeni bilinmeyen gece kramplarında rutin magnezyum kullanımının klinik açıdan anlamlı bir koruma sağladığı gösterilememiştir.</p>

<p>Bu nedenle sık kramp yaşayan bir kişinin doğrudan yüksek doz magnezyum kullanmak yerine kramp nedeninin değerlendirilmesi daha doğru olabilir.</p>

<p>Magnezyum etiketi nasıl okunmalı?</p>

<p>Takviye seçiminde en sık yapılan hatalardan biri bileşiğin toplam ağırlığı ile elemental magnezyumu karıştırmaktır.</p>

<p>Örneğin ürünün üzerinde yüksek miktarda “magnezyum sitrat” yazması, bunun tamamının magnezyum olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Vücudun aldığı gerçek magnezyum miktarını değerlendirmek için “elemental magnezyum” miktarına bakılmalıdır.</p>

<p>Dolayısıyla iki ürünün ön yüzündeki “500 mg” ifadeleri aynı miktarda magnezyum sağladıkları anlamına gelmeyebilir.</p>

<p>Daha yüksek doz daha iyi mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Magnezyumun fazlası özellikle takviyelerden alındığında ishal, bulantı ve karın kramplarına neden olabilir.</p>

<p>ABD Ulusal Akademileri tarafından sağlıklı yetişkinlerde yalnızca takviye ve ilaçlardan gelen magnezyum için belirlenen üst sınır günlük 350 mg elemental magnezyumdur. Bu sınır yiyeceklerden doğal olarak alınan magnezyumu kapsamaz.</p>

<p>Bazı hastalıkların tedavisinde veya migren gibi durumlarda hekim kontrolünde bu miktarın üzerinde dozlar kullanılabilir.</p>

<p>Böbrek hastalığı olanlar özellikle dikkat etmeli</p>

<p>Fazla magnezyum esas olarak böbreklerden atılır.</p>

<p>Böbrek fonksiyonları ciddi şekilde bozulduğunda magnezyum vücutta birikebilir. Ağır hipermagnezemi düşük tansiyon, kas güçsüzlüğü, solunum sorunları ve kalp ritmi bozukluklarına kadar ilerleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle kronik böbrek hastalığı veya böbrek yetmezliği bulunan kişiler hekime danışmadan magnezyum takviyesi kullanmamalıdır.</p>

<p>Magnezyum ilaçlarla etkileşebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Magnezyum bazı ilaçları bağırsakta bağlayarak emilimlerini azaltabilir.</p>

<p>Özellikle:<br />
• tetrasiklin grubu antibiyotikler,<br />
• kinolon grubu antibiyotikler,<br />
• ağızdan kullanılan bazı osteoporoz ilaçları</p>

<p>ile zamanlama önemlidir.</p>

<p>Öte yandan uzun süre kullanılan proton pompa inhibitörleri ve bazı diüretikler de kişinin magnezyum düzeyini etkileyebilir.</p>

<p>Düzenli ilaç kullananların takviye başlamadan önce hekim veya eczacıya danışması gerekir.</p>

<p>Sonuç: En iyi magnezyum hangisi?</p>

<p>Tek bir “en iyi magnezyum” yoktur.</p>

<p>Sadece emilim açısından bakıldığında sitrat, laktat, klorür ve aspartat gibi iyi çözünen formlar okside göre avantajlı görünmektedir.</p>

<p>Sindirim sistemi toleransı önemliyse glisinat/bisglisinat mantıklı seçeneklerden biridir.</p>

<p>Kabızlık varsa sitratın bağırsak etkisi avantaj sağlayabilir.</p>

<p>Buna karşılık oksit, yalnızca günlük magnezyum düzeyini artırmak amacıyla kullanıldığında düşük çözünürlüğü nedeniyle daha az avantajlıdır; fakat laksatif amaçlı kullanımı farklıdır.</p>

<p>L-treonat, taurat ve malat gibi formların “beyin”, “kalp” veya “enerji” gibi belirli organlara özel üstünlük sağladığı iddialarında ise mevcut klinik kanıt, pazarlama söyleminden daha temkinli olmayı gerektiriyor.</p>

<p>Takviye seçerken form kadar elemental magnezyum miktarı, doz, gastrointestinal tolerans, böbrek fonksiyonları ve kişinin gerçekten magnezyum desteğine ihtiyacı olup olmadığı önemlidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Özellikle böbrek hastalığı bulunanlar, düzenli ilaç kullananlar, gebeler ve yüksek doz magnezyum kullanmayı düşünenler sağlık profesyoneline danışmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>NIH Office of Dietary Supplements — Magnesium: Fact Sheet for Health Professionals</p>

<p>Walker AF ve ark. Magnesium Research — Magnesium citrate, amino-acid chelate ve magnesium oxide biyoyararlanım karşılaştırması</p>

<p>Lindberg JS ve ark. Journal of the American College of Nutrition — Magnesium citrate ve magnesium oxide biyoyararlanımı</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sitrat-glisinat-oksit-l-treonat-magnezyumda-hangisi-ne-ise-yariyor</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0575.jpeg" type="image/jpeg" length="18792"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[D Vitamini Düşük Çıktıysa Ne Anlama Geliyor? 10, 20 ve 30 Değerleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-dusuk-ciktiysa-ne-anlama-geliyor-10-20-ve-30-degerleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-dusuk-ciktiysa-ne-anlama-geliyor-10-20-ve-30-degerleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[D vitamini durumunu değerlendirmek için genellikle kandaki 25-OH D düzeyi ölçülür. Düşük değerler kemik ve kas sağlığını etkileyebilir; ancak “ideal” düzey konusunda tek bir evrensel eşik yoktur ve yüksek doz takviyeler aşırı yükselmeye yol açabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kan tahlilinde “D vitamini” olarak görülen test çoğunlukla 25-hidroksi vitamin D, yani 25-OH D ölçümüdür. Vücudun D vitamini durumunu değerlendirmek için tercih edilen temel kan testi budur.</p>

<p>D vitamini kalsiyum ve fosfor dengesinin sağlanmasına, kemiklerin korunmasına ve kasların normal çalışmasına katkıda bulunur. Düşüklüğü özellikle kemik sağlığı açısından önemlidir. Ancak son yıllarda önemli bir ayrım öne çıkmıştır: Her sağlıklı kişinin rutin olarak D vitamini ölçtürmesi gerektiği veya herkes için tek bir “ideal” kan düzeyi bulunduğu söylenemez.</p>

<p>D vitamini testi neyi ölçer?</p>

<p>D vitamini iki farklı kan testiyle karıştırılabilir.</p>

<p>Vücudun D vitamini durumunu değerlendirmek için çoğunlukla 25-OH D ölçülür. 1,25-dihidroksi vitamin D ise aktif formdur ve rutin D vitamini eksikliğini araştırmak için genellikle tercih edilmez; böbrek hastalıkları veya bazı kalsiyum bozuklukları gibi özel durumlarda kullanılabilir.</p>

<p>Bu nedenle e-Nabız sonucunda yalnızca “D vitamini” ifadesine değil, testin 25-OH D olup olmadığına da bakmak önemlidir.</p>

<p>D vitamini kaç olmalı?</p>

<p>Bu soru sanıldığından daha tartışmalıdır.</p>

<p>Birçok klinik kaynakta 20 ng/mL ve üzerindeki 25-OH D düzeyi çoğu insan için yeterli kabul edilirken, bazı laboratuvar ve uzmanlık yaklaşımlarında 30 ng/mL ve üzerindeki değerler hedeflenebilir.</p>

<p>2024 Endocrine Society kılavuzu ise sağlıklı kişilerde hastalıkları önlemek için herkese uygulanabilecek tek bir optimal 25-OH D kan düzeyinin klinik çalışmalarla belirlenemediğini vurguladı.</p>

<p>Bu nedenle “herkesin D vitamini mutlaka 30, 40 veya 50 olmalı” şeklindeki kesin ifadeler doğru değildir.</p>

<p>Sonuç ng/mL veya nmol/L ile verilebilir. Birimler karıştırılmamalıdır.</p>

<p>D vitamini 10, 20 ve 30 ne anlama gelir?</p>

<p>25-OH D sonucunun birimi ng/mL ise 10 ng/mL oldukça düşük bir düzeydir ve belirgin eksiklik açısından değerlendirilir.</p>

<p>20 ng/mL civarı birçok kaynakta kemik sağlığı açısından önemli bir karar noktasıdır. NIH kaynaklarında 20 ng/mL ve üzerindeki düzeylerin çoğu kişi için yeterli olduğu belirtilir.</p>

<p>30 ng/mL ise bazı laboratuvarlar ve klinik yaklaşımlarda yeterlilik sınırı olarak kullanılır. Ancak 30’un altındaki her değeri otomatik hastalık olarak kabul etmek veya herkes için 30’un üzerinde hedef belirlemek güncel kanıtlarla desteklenen evrensel bir kural değildir.</p>

<p>Kişinin yaşı, kemik hastalığı, emilim sorunu ve diğer klinik özellikleri yorumlamayı değiştirebilir.</p>

<p>D vitamini düşüklüğü neden olur?</p>

<p>D vitamini düzeyinin düşük olmasına birçok faktör katkıda bulunabilir:</p>

<ul>
 <li>Güneş ışığına sınırlı maruz kalma</li>
 <li>Beslenmeyle yetersiz D vitamini alınması</li>
 <li>İleri yaş</li>
 <li>D vitamininin bağırsaktan emilimini azaltan hastalıklar</li>
 <li>Çölyak ve Crohn hastalığı gibi bazı bağırsak hastalıkları</li>
 <li>Bariatrik cerrahi</li>
 <li>Karaciğer veya böbrekle ilgili bazı hastalıklar</li>
 <li>Bazı ilaçlar</li>
 <li>Obeziteyle ilişkili fizyolojik değişiklikler</li>
</ul>

<p>Tek bir düşük sonuçtan nedenin hangisi olduğu belirlenemez.</p>

<p>D vitamini düşüklüğünün belirtileri nelerdir?</p>

<p>Hafif D vitamini düşüklüğü hiçbir belirti vermeyebilir.</p>

<p>Belirgin ve uzun süreli eksiklikte kemik ağrısı, kas güçsüzlüğü ve kemik mineralizasyonunda bozulma görülebilir. Çocuklarda ciddi eksiklik raşitizme, yetişkinlerde osteomalaziye yol açabilir.</p>

<p>Halsizlik ve yorgunluk da düşük D vitaminiyle ilişkilendirilebilir; ancak bunlar çok sayıda başka sağlık durumunda görüldüğü için yalnızca D vitamini eksikliğine özgü belirtiler değildir.</p>

<p>D vitamini düşüklüğü saç dökülmesi, depresyon veya kilo aldırır mı?</p>

<p>D vitamini ile saç dökülmesi, ruh hali, metabolik hastalıklar, bağışıklık sistemi ve çok sayıda sağlık sonucu arasında ilişkiler araştırılmıştır.</p>

<p>Ancak kandaki düşük D vitamini ile bir hastalık arasında ilişki bulunması, D vitamini eksikliğinin o hastalığın doğrudan nedeni olduğunu veya takviye almanın hastalığı tedavi edeceğini göstermez.</p>

<p>Örneğin depresyon, saç dökülmesi veya kilo artışı yalnızca düşük D vitamini sonucuna bağlanmamalıdır. Bu yakınmaların çok sayıda başka nedeni olabilir.</p>

<p>Güneş D vitaminini yükseltir mi?</p>

<p>Cilt güneş ışığındaki UVB ışınlarının etkisiyle D vitamini üretebilir. Ancak üretim mevsim, saat, coğrafi konum, cilt özellikleri, yaş, giyim ve güneşten korunma davranışlarından etkilenir.</p>

<p>D vitamini elde etmek amacıyla kontrolsüz ve uzun süreli güneşlenmek önerilmez; ultraviyole ışınlarının cilt kanseri riskini artırdığı bilinmektedir.</p>

<p>D vitamini ayrıca yağlı balıklar, yumurta sarısı ve D vitaminiyle zenginleştirilmiş bazı gıdalardan alınabilir.</p>

<p>D vitamini yüksekliği ne anlama gelir?</p>

<p>D vitamininin aşırı yükselmesi çoğunlukla güneşten veya normal beslenmeden değil, gereğinden fazla D vitamini takviyesi kullanımından kaynaklanır.</p>

<p>Çok yüksek D vitamini, kandaki kalsiyumun aşırı yükselmesine yol açabilir. Bulantı, kusma, kas güçsüzlüğü, iştahsızlık, aşırı susama, sık idrara çıkma ve böbrek taşı görülebilir. Ağır durumlarda böbrek hasarı ve kalp ritmi sorunları gelişebilir.</p>

<p>NIH, 25-OH D’nin 150 ng/mL’nin üzerindeki çok yüksek düzeylerini toksisiteyle ilişkilendirir. Ancak toksisite yalnızca bir laboratuvar rakamıyla değil, özellikle kalsiyum yüksekliği ve klinik tabloyla birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle yüksek doz D vitamini “zararsız vitamin desteği” olarak görülmemelidir.</p>

<p>D vitamini takviyesi ne kadar kullanılmalı?</p>

<p>Herkes için geçerli tek bir tedavi dozu yoktur.</p>

<p>Takviyenin gerekip gerekmediği ve dozu; yaşa, D vitamini düzeyine, beslenmeye, gebeliğe, kemik sağlığına, emilim sorunlarına ve diğer hastalıklara göre değişebilir.</p>

<p>2024 Endocrine Society kılavuzu, sağlıklı 75 yaş altındaki yetişkinlerde önerilen günlük alımın üzerinde rutin yüksek doz takviyenin hastalıkları önlemek amacıyla kullanılmasını desteklemiyor. Tedavi gerektiren eksiklik ise ayrı bir klinik durumdur.</p>

<p>Özellikle uzun süre yüksek doz D vitamini kullanmak yerine dozun kişisel gereksinime göre belirlenmesi gerekir.</p>

<p>D vitamini ne kadar sürede yükselir?</p>

<p>25-OH D düzeyi takviyeye başlandıktan hemen sonra sabit bir seviyeye ulaşmaz. Kullanılan doz, başlangıç değeri, emilim, vücut ağırlığı ve tedaviye uyum değişimin hızını etkiler.</p>

<p>Bu nedenle tedavinin ertesi günü veya birkaç gün sonra test yaptırmak genellikle anlamlı değildir. Kontrol zamanlaması kişinin tedavi planına ve eksikliğin nedenine göre belirlenir.</p>

<p>Sağlıklı kişilerde sırf takviye dozunu ayarlamak amacıyla sürekli 25-OH D testi yapılması da güncel kılavuzlarda desteklenmemektedir.</p>

<p>Gebelikte D vitamini farklı mı değerlendirilir?</p>

<p>Gebelikte D vitamini gereksinimi önemlidir; ancak sağlıklı gebelerde herkes için geçerli bir 25-OH D hedef kan düzeyi belirlenmiş değildir.</p>

<p>2024 Endocrine Society kılavuzu gebelikte D vitamini desteğinin bazı gebelik sonuçları açısından yarar sağlayabileceğini belirtirken, sağlıklı gebelerde rutin 25-OH D taramasını önermemektedir.</p>

<p>Gebelikte kullanılacak takviyenin dozu prenatal vitaminler ve kişinin diğer özellikleri dikkate alınarak belirlenmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>D vitamini testi için aç olmak gerekir mi?</p>

<p>25-OH D testi için genellikle açlık gerekmez. Ancak aynı kan örneğinde açlık gerektiren başka testler yapılacaksa laboratuvarın verdiği hazırlık talimatına uyulmalıdır.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>D vitamini 20’nin altında olursa ne olur?</p>

<p>20 ng/mL’nin altındaki değerler birçok kaynakta düşük kabul edilir; özellikle daha düşük düzeylerde kemik sağlığı açısından eksiklik daha belirgin hale gelebilir. Ancak sonuç kişinin klinik durumu ve laboratuvarın kullandığı yöntemle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>D vitamini 30’un üzerinde olmak zorunda mı?</p>

<p>Hayır. Her sağlıklı kişinin 25-OH D değerinin mutlaka 30 ng/mL üzerinde olması gerektiğini gösteren evrensel bir klinik hedef bulunmuyor. Güncel kılavuzlar hastalıkların önlenmesi için herkese uygulanabilecek tek bir optimal kan düzeyinin belirlenemediğini vurguluyor.</p>

<p>D vitamini fazla alınırsa zararlı olur mu?</p>

<p>Evet. Özellikle uzun süre yüksek doz takviye kullanılması D vitamini toksisitesine, kalsiyum yüksekliğine ve böbrek hasarı gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Takviye dozu kişisel gereksinime göre belirlenmelidir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Demay MB, Pittas AG, Bikle DD, et al. Vitamin D for the Prevention of Disease: An Endocrine Society Clinical Practice Guideline. The Journal of Clinical Endocrinology &amp; Metabolism, 2024.</li>
 <li>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements. Vitamin D Fact Sheet for Health Professionals.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. 25-Hydroxy Vitamin D Test. MedlinePlus Medical Encyclopedia, 2024.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. Vitamin D Test. MedlinePlus Medical Test.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-dusuk-ciktiysa-ne-anlama-geliyor-10-20-ve-30-degerleri</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 16:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0574.jpeg" type="image/jpeg" length="60624"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyin Tümörü Takibinde Tanıyı Güçlendirecek Yeni PET İlacı ABD’de Onaylandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-takibinde-taniyi-guclendirecek-yeni-pet-ilaci-abdde-onaylandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-takibinde-taniyi-guclendirecek-yeni-pet-ilaci-abdde-onaylandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, Pixclara’yı gliomlarda tümör nüksü veya ilerlemesini tedaviye bağlı değişikliklerden ayırt etmeye yardımcı PET görüntüleme için onayladı. İlaç 1 aylık ve üzerindeki hastalarda kullanılabilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, Pixclara adıyla pazarlanacak floretyrosine F 18’i gliomların PET ile görüntülenmesinde kullanmak üzere onayladı. Pixclara, ABD’de gliom görüntülemesi için onaylanan ilk FET-PET ilacı oldu.</p>

<p>Yeni görüntüleme ajanı, daha önce tedavi görmüş gliom hastalarında görüntülemelerde ortaya çıkan değişikliklerin aktif tümör ilerlemesine mi yoksa tedavinin oluşturduğu değişikliklere mi bağlı olduğunu ayırt etmeye yardımcı olmak amacıyla kullanılacak.</p>

<p>Onay yetişkinlerin yanı sıra 1 aylık ve üzerindeki çocukları da kapsıyor. Pixclara tek başına kesin tanı koyan bir test olarak değil, diğer klinik ve görüntüleme değerlendirmeleriyle birlikte kullanılacak.</p>

<p>Pixclara nedir?</p>

<p>Pixclara’nın etken maddesi floretyrosine F 18, diğer adıyla 18F-FET.</p>

<p>Bu madde flor-18 adlı radyoaktif izotopla işaretlenmiş bir aminoasit türevi. Damar yoluyla verildikten sonra PET tarayıcıyla görüntülenebilen radyoaktif sinyal oluşturuyor.</p>

<p>Pixclara özellikle hücre zarında bulunan LAT1 ve LAT2 adlı L-tipi aminoasit taşıyıcılarını hedefliyor.</p>

<p>Bu taşıyıcılar birçok tümör hücresinde ve özellikle bazı merkezi sinir sistemi tümörlerinde artmış düzeyde bulunabiliyor. Böylece FET-PET, tümör dokusundaki aminoasit taşınması ve metabolik aktivite hakkında ek bilgi sağlayabiliyor.</p>

<p>Neden klasik MR her zaman yeterli olmayabiliyor?</p>

<p>Gliom tedavisinden sonra MR görüntülerinde yeni veya büyüyen alanlar ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Ancak bu değişiklik her zaman kanserin ilerlediği anlamına gelmiyor. Radyoterapi, cerrahi veya diğer tedaviler dokuda inflamasyon, radyasyon nekrozu ve psödoprogresyon olarak adlandırılan değişikliklere yol açabiliyor.</p>

<p>Bu görüntüler bazı durumlarda gerçek tümör büyümesine benzeyebiliyor.</p>

<p>Bu ayrım önem taşıyor çünkü aktif tümör ilerlemesiyle tedaviye bağlı değişikliklerin yönetimi birbirinden farklı olabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>FET-PET burada ne sağlıyor?</p>

<p>FET-PET, tümör dokusunun aminoasit alımını görüntülüyor.</p>

<p>Tedavi sonrası değişikliklerde ve aktif gliom dokusunda metabolik özellikler farklı olabildiği için bu yöntem, MR ve diğer değerlendirmelerle birlikte kullanıldığında hekime ek bilgi sağlayabiliyor.</p>

<p>FDA’nın onayladığı endikasyon da tam olarak bu noktaya odaklanıyor: tekrarlayan veya ilerleyen gliom ile tedaviye bağlı değişikliklerin birbirinden ayrılmasına yardımcı olmak.</p>

<p>Bu nedenle Pixclara’nın “beyin tümörünü kesin olarak gösteren test” şeklinde tanımlanması doğru değil.</p>

<p>PET sonucu diğer görüntüleme bulguları, hastanın klinik durumu, önceki tedavileri ve gerektiğinde patolojik değerlendirmelerle birlikte yorumlanmalı.</p>

<p>Hangi hastalarda kullanılabilecek?</p>

<p>FDA onayına göre Pixclara, gliomu bulunan yetişkinlerde ve 1 aylık veya daha büyük pediatrik hastalarda kullanılabilecek.</p>

<p>Temel kullanım alanı, daha önce tedavi görmüş bir hastada tümörün tekrarladığı veya ilerlediği düşünülen durumların tedaviye bağlı değişikliklerden ayrılmasına yardımcı olmak.</p>

<p>Ürün damar yoluyla uygulanıyor ve ardından PET görüntülemesi gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Pixclara bir tedavi mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Pixclara bir kemoterapi, hedefe yönelik kanser ilacı veya radyoterapi değil.</p>

<p>Floretyrosine F 18, tanısal amaçla kullanılan bir radyofarmasötik görüntüleme ajanı. Görevi tümörü tedavi etmek değil, gliom dokusunun görüntülenmesine yardımcı olmak.</p>

<p>Bu ayrım özellikle önem taşıyor çünkü “FDA beyin kanseri için yeni ilaç onayladı” ifadesi tek başına kullanıldığında ilacın kanseri tedavi ettiği izlenimi oluşturabilir.</p>

<p>Onayın öncesinde ne yaşandı?</p>

<p>Pixclara’nın FDA süreci birkaç aşamada ilerledi.</p>

<p>İlk yeni ilaç başvurusu sonrasında FDA, 2025 yılında etkinliği destekleyen tanısal kanıtların güçlendirilmesini istemiş ve başvuruyu mevcut haliyle onaylamamıştı.</p>

<p>Telix Pharmaceuticals daha sonra FDA ile yaptığı görüşmelerin ardından mevcut klinik veriler üzerinde ek doğrulayıcı analizler ve istatistiksel değerlendirmeler hazırladı.</p>

<p>Güncellenmiş başvuru Mart 2026’da yeniden sunuldu ve FDA tarafından Nisan 2026’da değerlendirmeye kabul edildi.</p>

<p>14 Eylül 2026’da açıklanan nihai kararla Pixclara ABD’de ruhsat aldı.</p>

<p>Neden önemli?</p>

<p>FET-PET görüntüleme Avrupa dahil bazı ülkelerde ve uluslararası nöro-onkoloji uygulamalarında uzun süredir kullanılıyor.</p>

<p>Ancak ABD’de gliom görüntülemesi için FDA tarafından onaylanmış ticari bir FET-PET ürünü bulunmuyordu.</p>

<p>Yeni onay, özellikle tedavi sonrası MR bulgularının belirsiz olduğu hastalarda FET-PET’e erişimin genişlemesine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Bununla birlikte yeni bir görüntüleme yönteminin bulunması, her şüpheli MR bulgusunda mutlaka FET-PET yapılması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Hangi hastada ek görüntülemenin gerekli olduğuna nöro-onkoloji, radyoloji ve nükleer tıp ekipleri hastanın klinik durumuna göre karar vermeli.</p>

<p>Beyin metastazları için de araştırılıyor</p>

<p>Pixclara’nın mevcut FDA onayı gliom görüntülemesini kapsıyor.</p>

<p>Telix ayrıca floretyrosine F 18’in beyin metastazlarının görüntülenmesindeki kullanımını araştırmak üzere ayrı bir Faz III geliştirme programı yürütüyor.</p>

<p>Bu olası kullanım henüz FDA tarafından onaylanmış değil.</p>

<p>Pixclara’nın gliom dışındaki beyin tümörlerinde rutin kullanımının mevcut onay kapsamına girdiği düşünülmemeli.</p>

<p>Yeni onay neyi değiştirebilir?</p>

<p>Gliom hastalarında tedavi sonrasında ortaya çıkan yeni görüntüleme bulguları hem hasta hem de tedavi ekibi açısından zor kararların verilmesine neden olabiliyor.</p>

<p>FET-PET’in FDA onaylı bir ürün olarak erişilebilir hale gelmesi, özellikle standart görüntülemelerin net yanıt vermediği durumlarda tanısal değerlendirmeye yeni bir seçenek ekliyor.</p>

<p>Bunun klinik kararları ne ölçüde değiştireceği ise gerçek yaşam kullanım verileri, erişilebilirlik ve merkezlerin FET-PET deneyimiyle daha net görülecek.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration, Pixclara yeni ilaç başvurusu ve düzenleyici değerlendirme belgeleri, 2025–2026</p>

<p>Telix Pharmaceuticals, Pixclara FDA Onay Duyurusu, 14 Eylül 2026</p>

<p>Telix Pharmaceuticals, Pixclara Yeniden Başvuru Duyurusu, Mart 2026</p>

<p>National Comprehensive Cancer Network, Merkezi Sinir Sistemi Kanserleri Klinik Uygulama Kılavuzu, 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-takibinde-taniyi-guclendirecek-yeni-pet-ilaci-abdde-onaylandi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 16:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0573.jpeg" type="image/jpeg" length="33825"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÇYDD 2026-2027 Burs Başvuruları Başladı: Kimler Başvurabilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cydd-2026-2027-burs-basvurulari-basladi-kimler-basvurabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cydd-2026-2027-burs-basvurulari-basladi-kimler-basvurabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin üniversite bursu başvuruları başladı. Devlet üniversitelerinde okuyan ve maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler için aylık 5 bin TL burs 10 ay boyunca ödenecek. Bölüm sınırlaması bulunmadığından tıp ve diğer sağlık bölümlerindeki öğrenciler de şartları sağlamaları halinde başvurabilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Üniversite Öğrencilerine Aylık 5 Bin TL Burs: Başvurular Başladı</p>

<p>Üniversite öğrencilerinin beklediği burs programlarından biri için başvurular açıldı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), yeni dönem üniversite bursu başvurularını almaya başladı.</p>

<p>Başvurular 14-20 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.</p>

<p>ÇYDD bursu ne kadar?</p>

<p>ÇYDD üniversite bursu aylık 5 bin TL olarak uygulanıyor.</p>

<p>Burs öğrencilere bir eğitim döneminde toplam 10 ay ödeniyor. Böylece aylık 5 bin TL üzerinden bursiyere toplam 50 bin TL eğitim desteği sağlanmış oluyor.</p>

<p>Burs karşılıksız olarak veriliyor.</p>

<p>Kimler ÇYDD bursuna başvurabilir?</p>

<p>ÇYDD üniversite bursuna Türkiye’deki devlet üniversitelerinde öğrenim gören ve maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler başvurabiliyor.</p>

<p>Öğrencinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bursiyer seçiminde öğrencinin ekonomik ihtiyacının yanı sıra eğitimine başarıyla devam etmesi de dikkate alınıyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>ÇYDD üniversite bursunda belirli bir fakülte veya bölüm sınırlaması bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle devlet üniversitelerinin tıp fakültelerinde öğrenim gören öğrenciler, diğer başvuru koşullarını karşılamaları halinde burs için başvurabiliyor.</p>

<p>Diş hekimliği, eczacılık ve hemşirelik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Devlet üniversitelerinde diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve diğer sağlık bilimleri programlarında öğrenim gören öğrenciler açısından da bölüm kaynaklı bir başvuru engeli bulunmuyor.</p>

<p>Vakıf üniversitesi öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>ÇYDD üniversite bursu devlet üniversitelerinde öğrenim gören öğrencileri kapsıyor.</p>

<p>Vakıf veya özel üniversitelerde öğrenim gören öğrenciler, yüzde 100 burslu olsalar dahi bu burs programına başvuramıyor.</p>

<p>Başka burs alan öğrenciler başvurabilir mi?</p>

<p>ÇYDD bursunda başka kurumdan burs alma konusunda sınırlama bulunuyor.</p>

<p>Başka bir kamu veya özel kurumdan burs alan öğrencilere ÇYDD bursu verilmiyor.</p>

<p>KYK bursu da bu kapsamda değerlendiriliyor.</p>

<p>Ancak geri ödemeli KYK öğrenim kredisi almak ÇYDD bursuna engel oluşturmuyor.</p>

<p>Başvuru nereye yapılacak?</p>

<p>ÇYDD burs başvuruları çevrim içi olarak gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin resmi internet sitesindeki burs başvuru sistemini kullanmaları gerekiyor.</p>

<p>Başvurular bireysel olarak yapılıyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru formundaki kişisel, akademik ve ekonomik durum bilgilerini doğru ve eksiksiz doldurması gerekiyor.</p>

<p>Hangi belgeler isteniyor?</p>

<p>Başvuru ve değerlendirme sürecinde öğrencinin eğitim ve ekonomik durumunu gösteren belgeler talep ediliyor.</p>

<p>Öğrenci belgesi, akademik başarı durumunu gösteren belgeler ile öğrencinin ve ailesinin ekonomik durumuna ilişkin bilgiler değerlendirmede kullanılabiliyor.</p>

<p>Adayların başvuru ekranında kendilerinden istenen güncel belgeleri esas almaları gerekiyor.</p>

<p>Burs ne zaman ödeniyor?</p>

<p>ÇYDD üniversite bursu bir eğitim döneminde toplam 10 ay ödeniyor.</p>

<p>Bursiyerliğin sonraki dönemlerde devam edebilmesi için öğrencinin eğitimine devam etmesi ve burs koşullarını koruması gerekiyor.</p>

<p>Başvuru için yalnızca 7 gün</p>

<p>ÇYDD’nin yeni dönem üniversite bursu başvuruları 14 Eylül’de başladı.</p>

<p>Başvurular 20 Eylül 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Devlet üniversitelerinde öğrenim gören ve maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrencilerin belirtilen tarihler arasında ÇYDD’nin çevrim içi burs başvuru sisteminden işlemlerini tamamlamaları gerekiyor.</p>

<p>Bölüm sınırlamasının bulunmaması nedeniyle devlet üniversitelerindeki tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve sağlık bilimleri öğrencileri de diğer koşulları karşılamaları halinde başvurabilecek.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği<br />
ÇYDD Üniversite Bursları<br />
ÇYDD Burs Başvuru Koşulları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cydd-2026-2027-burs-basvurulari-basladi-kimler-basvurabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0570.jpeg" type="image/jpeg" length="46723"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[3-5 Kilo Vermek İçin Zayıflama İğnesi Kullanılır mı? Uzman Uyardı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/3-5-kilo-vermek-icin-zayiflama-ignesi-kullanilir-mi-uzman-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/3-5-kilo-vermek-icin-zayiflama-ignesi-kullanilir-mi-uzman-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zayıflama iğnelerine ilgi, yalnızca obezitesi olan kişilerle sınırlı değil. Diyetisyen Ecem Ortasarı, birkaç kilo vermek isteyenlerden de GLP-1 ilaçlarıyla ilgili sorular aldıklarını belirterek tedavi kararının hekim tarafından verilmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Yaz tatilinin ardından alınan birkaç kiloyu hızlı biçimde vermek isteyenlerin gündeminde yeni bir seçenek öne çıkıyor: “zayıflama iğneleri” olarak bilinen GLP-1 temelli ilaçlar.</p>

<p>Geçmişte tatil sonrası kilo vermek isteyenlerin detoks ve kısa süreli diyet programlarına yöneldiğini belirten Wellbees beslenme danışmanlarından Diyetisyen Ecem Ortasarı, son dönemde GLP-1 ilaçlarına yönelik soruların belirgin biçimde arttığını söyledi.</p>

<p>Üstelik bu sorular yalnızca obezitesi bulunan kişilerden gelmiyor.</p>

<p>“3-5 kilo vermek isteyenler de soruyor”</p>

<p>Ortasarı, herhangi bir kronik hastalığı bulunmayan ve yalnızca birkaç kilo vermek isteyen kişilerin de “Ben kullanabilir miyim?” sorusunu yönelttiğini belirtti.</p>

<p>Sosyal medyada paylaşılan hızlı kilo kaybı sonuçlarının bu ilaçların isteyen herkes tarafından kullanılabileceği algısını güçlendirebildiğine dikkat çeken Ortasarı, kararın verilmek istenen kilo miktarına göre alınamayacağını vurguladı.</p>

<p>Kişinin mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar, sağlık geçmişi ve klinik bulgularının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. İlacın kişiye uygun olup olmadığına ve tedavinin gerekli olup olmadığına ise hekim karar vermeli.</p>

<p>GLP-1 ilaçları herkes için uygun mu?</p>

<p>GLP-1 temelli ilaçların bir bölümü başlangıçta Tip 2 diyabet tedavisi amacıyla geliştirilirken, bu ilaç sınıfındaki bazı ürünler daha sonra obezite ve kilo yönetimi için de kullanılmaya başlandı.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü de Aralık 2025’te yayımladığı kılavuzda GLP-1 tedavilerini yetişkinlerde obezitenin uzun dönemli tedavi seçeneklerinden biri olarak ele aldı.</p>

<p>Ancak bu durum, birkaç kilo vermek isteyen herkesin GLP-1 tedavisine uygun olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ortasarı, sosyal medyada görülen sonuçlar veya çevredeki kişilerin deneyimleri üzerinden ilaç kullanmaya karar verilmemesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>

<p>Kilo verirken kas kaybına dikkat</p>

<p>GLP-1 tedavisinde yalnızca tartıdaki rakamın değişmesine odaklanmak da önemli bir hataya dönüşebilir.</p>

<p>Bu ilaçlar iştahı ve besin alımını azaltabildiği için kişi günlük ihtiyacı olan protein, vitamin ve mineralleri yeterince alamayabilir. Kilo kaybı sırasında yalnızca yağ dokusu değil, yağsız vücut kütlesi de azalabilir.</p>

<p>Ortasarı bu nedenle kilo kaybının niteliğinin de takip edilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, “Kaç kilo verdim?” sorusu kadar “Verdiğim kilo nereden gitti?” sorusu da önem taşıyor.</p>

<p>Beslenme desteğinin amacı ne?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>GLP-1 tedavisinde beslenme uzmanının görevi ilaca karar vermek veya ilaç tedavisini yönetmek değil.</p>

<p>Ortasarı, ilaç kullanımına ve tedavi planına hekimin karar verdiğini; beslenme uzmanlarının ise hekim tarafından planlanan süreçte yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülmesine yardımcı olduğunu ifade ediyor.</p>

<p>Bu süreçte özellikle protein ve sıvı alımı, öğün düzeni ve kas kütlesinin korunmasını destekleyen beslenme ve hareket alışkanlıkları önem kazanıyor.</p>

<p>İğne bırakılınca kilo geri gelir mi?</p>

<p>GLP-1 tedavilerinde tartışılan konulardan biri de tedavi sonrasında kilo kontrolünün nasıl sürdürüleceği.</p>

<p>İştahın azalması kilo vermeyi kolaylaştırabilse de tedavi sırasında sürdürülebilir beslenme ve yaşam alışkanlıkları oluşturulmazsa eski alışkanlıklara dönüş kilo yönetimini zorlaştırabilir.</p>

<p>Bu nedenle GLP-1 tedavisini yalnızca daha az yemek yemeyi sağlayan geçici bir yöntem olarak görmek yerine, hekim gözetimindeki tedavinin yaşam tarzı düzenlemeleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Ortasarı’nın mesajı ise özellikle birkaç kilo vermek amacıyla bu ilaçlara yönelmeyi düşünenler açısından net: Başkasında işe yaraması, aynı tedavinin sizin için de gerekli veya uygun olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. GLP-1 ilaçları reçeteli tedavilerdir. İlaca başlama, bırakma, doz değiştirme veya kişisel uygunluk konusunda hekime danışılmalıdır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/3-5-kilo-vermek-icin-zayiflama-ignesi-kullanilir-mi-uzman-uyardi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0568.jpeg" type="image/jpeg" length="57483"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akciğer Kanserinde Yapay Zekâ: 2.396 Hastada İmmünoterapi Sonuçlarını Öngördü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserinde-yapay-zeka-2396-hastada-immunoterapi-sonuclarini-ongordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserinde-yapay-zeka-2396-hastada-immunoterapi-sonuclarini-ongordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Altı ülkedeki 2.396 ileri evre küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastasının gerçek yaşam verilerinin incelendiği uluslararası I³LUNG araştırmasında, yapay zekâ modelleri immünoterapiyle ilişkili klinik sonuçları öngörmede PD-L1, performans durumu ve bazı kan temelli tekil göstergelerden daha iyi performans gösterdi. Açıklanabilir yapay zekâ desteği hekimlerin bazı öngörülerini de geliştirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ancak dış doğrulamada performansın düşmesi, sistemin henüz hangi hastaya hangi tedavinin verilmesi gerektiğini belirleyen doğrulanmış bir klinik araç olmadığını gösteriyor.</p>

<h2>Akciğer kanserinde yapay zekâ 2.396 hastada test edildi</h2>

<p>İleri evre akciğer kanserinde immünoterapi önemli tedavi seçeneklerinden biri haline gelirken, hangi hastaların tedaviden daha iyi klinik sonuçlar elde edeceğini önceden tahmin etmek hâlâ önemli bir sorun.</p>

<p>PD-L1 düzeyi, hastanın genel performans durumu ve bazı kan değerleri bu değerlendirmede kullanılıyor. Ancak tek bir biyobelirteç hastanın tedavi sonucunu kesin biçimde öngöremiyor.</p>

<p><i>Nature Medicine</i>’da 13 Eylül 2026’da yayımlanan uluslararası <strong>I³LUNG araştırması</strong>, farklı klinik bilgileri yapay zekâ aracılığıyla birlikte değerlendirmenin bu öngörüyü geliştirip geliştiremeyeceğini araştırdı.</p>

<p>Çalışmada altı ülkedeki merkezlerden <strong>2.396 ileri evre küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastasının</strong> gerçek yaşam verileri kullanıldı.</p>

<h2>Altı ülkeden gerçek yaşam verileri</h2>

<p>Araştırmaya evre IIIC–IVB küçük hücreli dışı akciğer kanseri bulunan ve immünoterapi veya immünoterapi ile kemoterapi kombinasyonu uygulanmış hastalar dahil edildi.</p>

<p>Veriler İtalya, Almanya, Yunanistan, İspanya, ABD ve İsrail’deki altı merkezden elde edildi.</p>

<p>Bu yönüyle çalışma yalnız kontrollü klinik araştırmalardaki seçilmiş hasta gruplarına değil, günlük onkoloji pratiğinde tedavi edilmiş gerçek yaşam hastalarına odaklandı.</p>

<p>Ana prediktif modelleme kohortunda <strong>2.075 hasta</strong> değerlendirildi. Ayrı bir dış doğrulama grubunda ise <strong>251 hasta</strong> yer aldı.</p>

<h2>Dört farklı veri alanı birlikte değerlendirildi</h2>

<p>I³LUNG projesinin dikkat çekici yönlerinden biri yalnız tek bir biyobelirtece veya tek bir görüntüleme yöntemine dayanmamasıydı.</p>

<p>Araştırmacılar klinik ve kan verilerinin yanı sıra bilgisayarlı tomografi, genomik ve dijital patoloji verilerini de değerlendirdi.</p>

<p>Klinik ve kan verileri <strong>2.396</strong>, genomik veriler <strong>1.723</strong>, BT görüntüleri <strong>1.705</strong>, dijital patoloji verileri ise <strong>936 hastada</strong> mevcuttu.</p>

<p>Ancak bütün veri türlerinin aynı anda bulunduğu hasta sayısı yalnızca <strong>339</strong> idi.</p>

<p>Bu durum çalışmanın önemli sınırlamalarından biri oldu. Büyük bir gerçek yaşam veri seti bulunmasına rağmen, tam multimodal veriye sahip hasta grubunun çok daha küçük olması karmaşık modellerin değerlendirilmesini sınırladı.</p>

<h2>Rutin klinik veriler güçlü sonuç verdi</h2>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, yalnız günlük klinik uygulamada zaten elde edilen bilgiler ve kan testleriyle geliştirilen yapay zekâ modellerinin gösterdiği performanstı.</p>

<p>Modeller PD-L1 ekspresyonu, ECOG performans durumu, sigara öyküsü, metastaz özellikleri ve çeşitli kan parametreleri gibi bilgileri birlikte değerlendirdi.</p>

<p>Bazı klinik sonlanımların öngörülmesinde bu modellerin bağımsız test grubundaki performansı <strong>AUC 0,77 düzeyine kadar ulaştı.</strong></p>

<p>Araştırmacılar yapay zekâ modellerinin PD-L1, ECOG performans durumu, nötrofil-lenfosit oranı, LDH ve Lung Immune Prognostic Index gibi tek başına kullanılan klasik göstergelerden daha iyi öngörü performansı gösterdiğini bildirdi.</p>

<h2>PD-L1’in yerini aldığı anlamına gelmiyor</h2>

<p>Bu sonuç, yapay zekânın PD-L1 testinin veya diğer biyobelirteçlerin yerini aldığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Modelin kendisi de PD-L1 dahil çok sayıda klinik özelliği birlikte kullanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla çalışmanın gösterdiği temel nokta, tek bir belirtece bakmak yerine farklı hasta özelliklerinin birlikte değerlendirilmesinin daha güçlü öngörü sağlayabileceği.</p>

<p>Bu nedenle sistem mevcut biyobelirteçlerin alternatifi değil, onları başka klinik bilgilerle birlikte değerlendiren bir <strong>karar destek yaklaşımı</strong> olarak ele alınmalı.</p>

<h2>Açıklanabilir yapay zekâ hekimlerle birlikte test edildi</h2>

<p>Araştırma yalnız algoritmanın istatistiksel performansını ölçmekle kalmadı.</p>

<p>Açıklanabilir yapay zekâ sisteminin hekimlerin öngörülerine katkısı da değerlendirildi.</p>

<p>Bu bölümde <strong>20 medikal onkolog</strong>, 100 hastaya ait klinik bilgileri inceledi.</p>

<p>Hekimlerin <strong>10’u akciğer kanseri konusunda uzman</strong>, diğer <strong>10’u ise akciğer kanseri alanında uzman olmayan onkologlardan</strong> oluşuyordu.</p>

<p>İlk aşamada hastalar yapay zekâ desteği olmadan değerlendirildi.</p>

<p>Daha sonra hekimlere modelin tahmini ile bu tahmini etkileyen değişkenleri gösteren açıklanabilir yapay zekâ bilgileri sunuldu.</p>

<h2>Hastalık kontrolü tahmininde duyarlılık yükseldi</h2>

<p>Açıklanabilir yapay zekâ desteğiyle hekimlerin bazı öngörülerinde iyileşme görüldü.</p>

<p>Özellikle <strong>hastalık kontrolünü öngörmeye yönelik değerlendirmede duyarlılık 0,72’den 0,87’ye yükseldi.</strong></p>

<p>Ancak bu bulgu, yapay zekânın bütün klinik kararları aynı ölçüde iyileştirdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Çalışma aynı zamanda yapay zekâ kullanan hekimlerin hastalara daha doğru tedavi verdiğini veya hastaların sağkalımını artırdığını da göstermedi.</p>

<h2>Dış doğrulamada performans geriledi</h2>

<p>Araştırmanın en önemli uyarılarından biri dış doğrulama sonuçlarında ortaya çıktı.</p>

<p>Bağımsız test grubunda daha güçlü sonuçlar gösteren modellerin performansı coğrafi olarak farklı dış doğrulama grubunda <strong>AUC 0,55 ile 0,72</strong> aralığına geriledi.</p>

<p>Bu sonuç tıbbi yapay zekâ sistemlerinin temel sorunlarından birini yeniden ortaya koydu.</p>

<p>Bir algoritma geliştirildiği hasta grubunda başarılı olsa bile farklı ülkelerde, farklı sağlık sistemlerinde veya farklı hasta profillerinde aynı başarıyı göstermeyebilir.</p>

<p>Bu nedenle dış doğrulama, tıbbi yapay zekâ sistemlerinin gerçek klinik kullanıma geçişindeki en önemli sınavlardan biri.</p>

<h2>Daha fazla veri her zaman daha iyi sonuç vermedi</h2>

<p>I³LUNG’un önemli amaçlarından biri klinik bilgilerin BT, dijital patoloji ve genomik verilerle birleştirilmesinin model performansını artırıp artırmadığını değerlendirmekti.</p>

<p>Bazı geliştirme analizlerinde multimodal modeller daha yüksek performans gösterdi.</p>

<p>Ancak bu üstünlük bağımsız test ve dış doğrulama aşamalarında tutarlı biçimde devam etmedi.</p>

<p>Bulgular, tıbbi yapay zekâda <strong>daha fazla veri türünün her zaman daha iyi model anlamına gelmediğini</strong> gösterdi.</p>

<p>Tam multimodal veriye yalnız 339 hastada ulaşılabilmesi de bu değerlendirmeyi sınırlayan faktörlerden biri oldu.</p>

<h2>Yapay zekâ hangi ilacın verileceğine karar vermedi</h2>

<p>Çalışmanın yorumlanmasında en kritik ayrım burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>I³LUNG araştırmasındaki hastalar zaten immünoterapi veya immünoterapi-kemoterapi kombinasyonu almış kişilerdi.</p>

<p>Araştırmacılar bu hastaların geçmiş klinik verilerini kullanarak tedaviyle ilişkili sonuçları öngören modeller geliştirdi.</p>

<p>Dolayısıyla çalışma:</p>

<p><strong>“Yapay zekâ hastaya en doğru immünoterapiyi seçti”</strong></p>

<p>veya</p>

<p><strong>“Yapay zekâ hekimden daha doğru tedavi kararı verdi”</strong></p>

<p>sonucunu göstermiyor.</p>

<p>Aynı şekilde yapay zekâ destekli tedavi kararlarının hastaların yaşam süresini veya tedavi yanıtını artırdığı da henüz kanıtlanmış değil.</p>

<h2>Yapay zekâ henüz klinik karar verici değil</h2>

<p>I³LUNG sistemi mevcut aşamada hekimin yerini alan veya tedaviyi tek başına belirleyen bir araç değil.</p>

<p>Daha doğru tanımlamayla sistem, farklı hasta özelliklerini birlikte değerlendirerek hekime ek bilgi sunabilecek <strong>açıklanabilir bir klinik karar destek sistemi</strong> olarak geliştiriliyor.</p>

<p>Bir modelin geçmiş hasta verilerinde sonucu tahmin edebilmesiyle, aynı model kullanıldığında yeni hastaların tedavi sonuçlarının gerçekten iyileşmesi aynı şey değil.</p>

<p>İkinci sorunun yanıtlanması için prospektif ve randomize klinik çalışmalara ihtiyaç var.</p>

<h2>Yaklaşık 2.000 hastada prospektif doğrulama sürüyor</h2>

<p>Araştırmacılar sistemin bir sonraki aşamasında <strong>yaklaşık 2.000 hastada sessiz prospektif doğrulamanın</strong> sürdüğünü bildiriyor.</p>

<p>Bu aşamada yapay zekâ yeni gelen hasta verileri üzerinde çalışacak ancak klinik kararları doğrudan değiştirmeyecek.</p>

<p>Amaç, modelin geçmiş veriler dışında gerçek zamanlı klinik uygulamada ne kadar güvenilir olduğunu görmek.</p>

<p>Araştırma programında daha sonraki aşamada pragmatik randomize klinik çalışma yapılması da planlanıyor.</p>

<p>Bu aşama kritik önem taşıyor.</p>

<p>Çünkü yapay zekânın gerçek klinik değeri yalnız tahmin performansıyla değil, kullanıldığında <strong>hastaların tedavi sonuçlarını gerçekten iyileştirip iyileştirmediğiyle</strong> ölçülecek.</p>

<h2>Çalışmanın önemli sınırlılıkları var</h2>

<p>Araştırmanın temel sınırlamalarından biri retrospektif tasarımı.</p>

<p>Altı ülkedeki merkezler arasında hasta özellikleri, tedavi uygulamaları ve veri toplama standartları açısından farklılıklar bulunabiliyor.</p>

<p>Bütün hastalarda görüntüleme, genomik ve dijital patoloji verileri mevcut değildi.</p>

<p>Tam multimodal veri yalnız sınırlı sayıdaki hastada bulundu.</p>

<p>Ayrıca dış doğrulamadaki performans kaybı, modelin farklı hasta popülasyonlarında yeniden doğrulanmasının gerekli olduğunu gösterdi.</p>

<p>Bu nedenle mevcut sonuçlar sistemin klinik kullanıma hazır olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<h2>Akciğer kanserinde yapay zekâ için önemli bir adım</h2>

<p>I³LUNG araştırmasını dikkat çekici yapan noktalardan biri, yapay zekâyı yalnız laboratuvar ortamındaki bir algoritma olarak değerlendirmemesi.</p>

<p>Çalışma gerçek yaşam verileri, farklı ülkelerden hasta grupları, dış doğrulama ve hekimlerin doğrudan katıldığı açıklanabilir yapay zekâ değerlendirmelerini aynı araştırma programında bir araya getirdi.</p>

<p>Üstelik günlük klinikte zaten elde edilen rutin klinik ve kan verileriyle oluşturulan modellerin güçlü performans göstermesi, gelecekte daha erişilebilir karar destek sistemlerinin geliştirilebileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak en önemli soru henüz yanıtlanmış değil:</p>

<p><strong>Yapay zekâ destekli karar sistemi gerçek klinik uygulamada kullanıldığında hastaların tedavi sonuçlarını gerçekten iyileştirecek mi?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bunun gösterilebilmesi için prospektif ve randomize klinik doğrulama gerekiyor.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p><i>Nature Medicine</i> — <i>Clinical usability of an explainable AI decision support tool and evaluation of multimodal models in NSCLC</i> — 13 Eylül 2026</p>

<p>I³LUNG Uluslararası Çok Merkezli Araştırması</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserinde-yapay-zeka-2396-hastada-immunoterapi-sonuclarini-ongordu</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/immunoterapi-yapay-zeka.webp" type="image/jpeg" length="28030"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp Dünyasının Acı Kaybı: Prof. Dr. Can Polat Eyigün Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-can-polat-eyigun-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-can-polat-eyigun-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk tıp camiasının önemli isimlerinden, GATA Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalının eski başkanlarından Prof. Dr. Can Polat Eyigün hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gülhane Camiasının Acı Kaybı: Prof. Dr. Can Polat Eyigün Vefat Etti</p>

<p>Türk tıp dünyasının önemli isimlerinden Prof. Dr. Can Polat Eyigün hayatını kaybetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji alanında uzun yıllar hekimlik, akademisyenlik ve yöneticilik yapan Eyigün, özellikle Gülhane Askeri Tıp Akademisindeki görevleriyle tanınıyordu.</p>

<p>GATA’da uzun yıllar görev yaptı</p>

<p>Prof. Dr. Can Polat Eyigün, 5 Kasım 1960 tarihinde Eskişehir’in Çifteler ilçesinde dünyaya geldi.</p>

<p>1978 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde tıp eğitimine başlayan Eyigün, daha sonra Gülhane Askeri Tıp Akademisi Askeri Tıp Fakültesine geçti ve 1984 yılında mezun oldu.</p>

<p>Eskişehir’deki kıta hekimliği görevinin ardından 1988 yılında GATA Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalında uzmanlık eğitimine başladı.</p>

<p>1993 yılında uzman olan Eyigün, akademik kariyerini sürdürerek 1995 yılında doçent, 2003 yılında ise profesör unvanını aldı.</p>

<p>GATA’da Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı</p>

<p>Prof. Dr. Eyigün, 2005 yılında GATA Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanlığı görevine atandı.</p>

<p>Yaklaşık dokuz yıl boyunca bu görevi sürdüren Eyigün, 30 Ağustos 2014 tarihinde GATA’dan emekliye ayrıldı.</p>

<p>Akademik yaşamı boyunca çok sayıda hekim ve uzmanlık öğrencisinin yetişmesine katkıda bulunan Eyigün; enfeksiyon hastalıkları, hepatitler, bruselloz ve klinik mikrobiyoloji başta olmak üzere farklı alanlarda bilimsel çalışmalar yürüttü.</p>

<p>ABD’de hepatit ve karaciğer transplantasyonu üzerine çalıştı</p>

<p>Prof. Dr. Eyigün, 1996-1997 yıllarında bir yıl süreyle Amerika Birleşik Devletleri’nde akademik çalışmalar gerçekleştirdi.</p>

<p>Bu dönemde kronik hepatitler ve karaciğer transplantasyonu alanlarında çalışmalar yaptı.</p>

<p>Türkiye’ye dönüşünün ardından Gülhane’deki akademik ve klinik çalışmalarına devam etti.</p>

<p>SANKO Üniversitesinde rektör yardımcılığı yaptı</p>

<p>GATA’dan emekli olmasının ardından akademik çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Can Polat Eyigün, 1 Ekim 2014 tarihinde SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalında göreve başladı.</p>

<p>Eyigün, burada Rektör Yardımcılığı görevini de üstlendi.</p>

<p>Daha sonraki dönemde İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalının akademik kadrosunda yer aldı.</p>

<p>Tıp camiasında iz bıraktı</p>

<p>Uzun meslek yaşamında hekimlik, akademisyenlik ve yöneticilik görevlerini birlikte sürdüren Prof. Dr. Can Polat Eyigün, enfeksiyon hastalıkları alanındaki bilimsel çalışmaları ve yetişmesine katkıda bulunduğu hekimlerle tıp camiasında iz bıraktı.</p>

<p>Prof. Dr. Can Polat Eyigün’e Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine, meslektaşlarına ve tıp camiasına başsağlığı diliyoruz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-can-polat-eyigun-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 12:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0566.jpeg" type="image/jpeg" length="18720"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanser Aileden Geçer mi? Aile Öykünüz Riskiniz Hakkında Ne Söylüyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kanser-aileden-gecer-mi-aile-oykunuz-riskiniz-hakkinda-ne-soyluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kanser-aileden-gecer-mi-aile-oykunuz-riskiniz-hakkinda-ne-soyluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ailede kanser öyküsü kişinin riskini artırabilir ancak kanserlerin çoğu doğrudan kalıtsal değildir. Kanser türü, tanı yaşı ve aynı aile kolundaki vaka örüntüsü genetik değerlendirmede önem taşır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ailede kanser görülmesi, kişinin de mutlaka kansere yakalanacağı anlamına gelmez. Kanserlerin yalnızca yaklaşık yüzde 5–10’unun anne veya babadan aktarılan zararlı gen değişiklikleriyle ilişkili olduğu tahmin ediliyor. Kanserlerin büyük bölümünde ise yaşla birlikte ortaya çıkan genetik değişiklikler, çevresel etkenler ve yaşam biçimi dahil birçok faktör rol oynuyor.</p>

<p>Bununla birlikte ailede kanser öyküsü önemli bir sağlık bilgisidir. Özellikle aynı aile kolunda belirli kanserlerin tekrarlanması, kanserin beklenenden genç yaşta ortaya çıkması veya aynı kişide birden fazla kanser gelişmesi kalıtsal kanser yatkınlığı açısından daha ayrıntılı değerlendirmeyi gerektirebilir.</p>

<p>Kanser genetik mi, kalıtsal mı?</p>

<p>Kanser genlerde meydana gelen değişikliklerle gelişen bir hastalıktır. Ancak bu, bütün kanserlerin anne veya babadan çocuklara geçtiği anlamına gelmez.</p>

<p>Kanser hücrelerinde bulunan gen değişikliklerinin büyük bölümü kişinin yaşamı boyunca ortaya çıkar. Bunlara edinilmiş veya somatik değişiklikler denir. Bu değişiklikler genellikle çocuklara aktarılmaz.</p>

<p>Kalıtsal kanser yatkınlığında ise kişi kansere yakalanma olasılığını artırabilen belirli bir gen değişikliğini ebeveynlerinden birinden almış olabilir.</p>

<p>Bu nedenle “kanser genetik bir hastalıktır” ile “kanser kalıtsaldır” ifadeleri aynı anlama gelmez.</p>

<p>Ailede kanser olması riski artırır mı?</p>

<p>Bazı kanserlerde aile öyküsü kişinin riskini artırabilir. Ancak riskin ne kadar değiştiği kanser türüne, etkilenen akrabanın yakınlığına, tanı yaşına ve ailedeki diğer vakalara göre farklılık gösterir.</p>

<p>Örneğin anne, baba, kardeş veya çocuk gibi birinci derece akrabalarda belirli kanserlerin bulunması risk değerlendirmesinde önem taşır.</p>

<p>Aynı ailede birden fazla kanser görülmesinin ise tek açıklaması kalıtım değildir.</p>

<p>Aile üyeleri sigara kullanımı, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite veya bazı çevresel maruziyetler gibi ortak risk faktörlerini paylaşabilir. Kanserin toplumda yaygın olması nedeniyle bazı vakalar aynı ailede tesadüfen de bir araya gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “Ailemde kaç kişide kanser var?” sorusu yeterli değildir.</p>

<p>Hangi kanserin görüldüğü, kimin hastalandığı ve hastalığın kaç yaşında ortaya çıktığı çok daha anlamlı bilgiler sağlayabilir.</p>

<p>Hangi aile öyküsü daha dikkat çekici?</p>

<p>Bazı aile öyküsü özellikleri kalıtsal kanser yatkınlığı olasılığını artırabilir.</p>

<p>Özellikle aynı aile kolundaki birden fazla yakın akrabada aynı veya birbiriyle ilişkili kanserlerin görülmesi önemlidir.</p>

<p>Kanserin alışılmıştan genç yaşta ortaya çıkması da dikkat çeken işaretlerden biridir.</p>

<p>Aynı kişide iki veya daha fazla bağımsız kanser gelişmesi, çift organların her ikisinde kanser görülmesi veya erkeklerde meme kanseri gibi daha nadir durumların ortaya çıkması da genetik değerlendirmeyi gündeme getirebilir.</p>

<p>Ailede daha önce kansere yatkınlık oluşturan patojenik bir gen değişikliğinin saptanmış olması ise özellikle önemlidir.</p>

<p>Meme ve yumurtalık kanserlerinin ya da kolon ve endometrium kanserlerinin aynı ailede kümelenmesi de belirli kalıtsal kanser sendromları açısından değerlendirme nedeni olabilir.</p>

<p>Kanserin genç yaşta görülmesi neden önemli?</p>

<p>Kanser genel olarak yaş ilerledikçe daha sık görülür. Bu nedenle bazı kanserlerin beklenenden çok daha erken yaşlarda ortaya çıkması kalıtsal yatkınlık açısından önemli bir ipucu olabilir.</p>

<p>Örneğin 50 yaşından önce gelişen kolorektal kanser, kişinin kişisel ve aile öyküsüyle birlikte genetik değerlendirmeyi gündeme getirebilecek durumlardan biridir.</p>

<p>Yumurtalık kanseri, erkek meme kanseri ve pankreas kanseri gibi bazı kanserlerde de genetik değerlendirme daha geniş bir hasta grubunda düşünülebilir.</p>

<p>Ancak genç yaşta kanser görülmesi tek başına kalıtsal kanser sendromu bulunduğunu kanıtlamaz.</p>

<p>Anne tarafı mı, baba tarafı mı önemli?</p>

<p>Her ikisi de önemlidir.</p>

<p>Kanser yatkınlığı oluşturan bazı gen değişiklikleri anneden veya babadan aktarılabilir. Bu nedenle aile öyküsü değerlendirilirken yalnızca anne tarafındaki kanserlere bakılması önemli bilgilerin gözden kaçmasına yol açabilir.</p>

<p>Örneğin baba tarafında görülen meme, yumurtalık, prostat, pankreas veya kolon kanserleri de kişinin genetik risk değerlendirmesi açısından anlam taşıyabilir.</p>

<p>Aile öyküsü bu nedenle hem anne hem de baba tarafı için ayrı ayrı incelenmelidir.</p>

<p>BRCA1 ve BRCA2 ne anlama geliyor?</p>

<p>BRCA1 ve BRCA2, kalıtsal kanser yatkınlığı konusunda en iyi bilinen genler arasındadır.</p>

<p>Bu genlerde bulunan belirli zararlı kalıtsal değişiklikler özellikle meme ve yumurtalık kanseri riskini artırabilir. Ayrıca prostat ve pankreas kanseri dahil başka kanserlerle de ilişkilidir.</p>

<p>Ancak BRCA1 veya BRCA2’de patojenik bir değişiklik taşıyan herkes kanser olmaz.</p>

<p>Genetik yatkınlık, kanserin kesin gelişeceği anlamına gelmez. Kişinin belirli kanserlere yakalanma olasılığının arttığını gösterir.</p>

<p>Bu ayrım kalıtsal kanser riskini anlamanın en önemli noktalarından biridir.</p>

<p>Lynch sendromu nedir?</p>

<p>Lynch sendromu en sık görülen kalıtsal kanser sendromlarından biridir.</p>

<p>Özellikle kolorektal ve endometrium kanseri riskindeki artışla ilişkilidir. Bunun yanında yumurtalık, mide, ince bağırsak, üriner sistem, pankreas ve bazı diğer kanserlerin riski de artabilir.</p>

<p>Aynı ailede genç yaşta kolon kanseri ve endometrium kanseri gibi belirli kanserlerin tekrarlanması Lynch sendromu açısından değerlendirme yapılmasına neden olabilir.</p>

<p>Genetik test kimlere yapılmalı?</p>

<p>Kanser açısından genetik test herkesin rutin olarak yaptırması gereken bir tarama değildir.</p>

<p>İlk adım kişinin kendi kanser öyküsü ile ailesindeki kanserlerin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesidir.</p>

<p>Güçlü aile öyküsü, beklenenden genç yaşta kanser gelişmesi, aynı kişide birden fazla kanser bulunması, belirli nadir kanserler veya ailede bilinen patojenik bir gen değişikliğinin bulunması genetik danışmanlığı gündeme getirebilir.</p>

<p>Genetik test düşünülüyorsa mümkün olduğunda ailede kanser geçirmiş bir kişiden başlanması özellikle yararlı olabilir.</p>

<p>Kanser gelişmiş kişide hastalıkla ilişkili gen değişikliği bulunursa, diğer aile üyelerinin hangi değişiklik açısından test edilmesi gerektiği daha açık hale gelebilir.</p>

<p>Genetik test pozitif çıkarsa kanser kesin mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bu, genetik kanser testleri konusunda en sık yanlış anlaşılan noktalardan biridir.</p>

<p>Kanser yatkınlığıyla ilişkili patojenik bir gen değişikliğinin bulunması, kişinin belirli kanserlere yakalanma olasılığının toplum ortalamasından daha yüksek olabileceğini gösterir.</p>

<p>Ancak bu sonuç kişinin mutlaka kanser olacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Bazı genlerde risk artışı oldukça yüksek olabilirken bazılarında daha sınırlıdır. Risk ayrıca yaş, biyolojik cinsiyet, aile öyküsü ve başka faktörlerden de etkilenebilir.</p>

<p>Dolayısıyla pozitif genetik test sonucu kanser tanısı değildir.</p>

<p>Sonucun en önemli yararlarından biri, kişiye özel tarama ve risk azaltma seçeneklerinin değerlendirilmesine yardımcı olmasıdır.</p>

<p>Genetik test negatif çıkarsa risk biter mi?</p>

<p>Her zaman değil.</p>

<p>Özellikle ailede belirgin bir kanser kümelenmesi bulunmasına rağmen bilinen bir patojenik gen değişikliğinin saptanamaması, kişinin riskinin otomatik olarak toplum ortalamasına indiği anlamına gelmez.</p>

<p>Henüz bilinmeyen genetik faktörler bulunabilir veya ailedeki kanser kümelenmesinde ortak çevresel ve yaşam biçimi faktörleri etkili olabilir.</p>

<p>Bu nedenle genetik test sonucu aile öyküsünden bağımsız değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Evde yapılan DNA testleri yeterli mi?</p>

<p>Tüketiciye yönelik DNA testleri, kapsamlı bir tıbbi genetik değerlendirmesinin yerine geçmez.</p>

<p>Kanser yatkınlığının değerlendirilmesinde hangi genlerin incelendiği, testin hangi değişiklikleri tespit edebildiği ve sonucun kişinin aile öyküsüyle nasıl örtüştüğü önemlidir.</p>

<p>Testlerde ayrıca “önemi belirsiz varyant” olarak adlandırılan sonuçlarla karşılaşılabilir.</p>

<p>Bu tür bir sonuç, söz konusu gen değişikliğinin kansere neden olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmez. Bu nedenle yalnızca önemi belirsiz bir varyanta dayanılarak büyük tıbbi kararlar verilmemelidir.</p>

<p>Genetik danışmanlık, test sonucunun doğru yorumlanması açısından önemli bir aşamadır.</p>

<p>Ailenizde kanser varsa hangi bilgileri öğrenmelisiniz?</p>

<p>Ailede kanser öyküsü bulunan kişilerin mümkün olduğunca ayrıntılı bir aile sağlık geçmişi oluşturması yararlı olabilir.</p>

<p>Sadece “dedemde kanser vardı” bilgisini bilmek çoğu zaman yeterli değildir.</p>

<p>Hangi akrabada kanser görüldüğü, kanserin türü, tanının kaç yaşında konulduğu ve aynı kişide başka bir kanser gelişip gelişmediği öğrenilmelidir.</p>

<p>Vakanın anne veya baba tarafında olduğu da kaydedilmelidir.</p>

<p>Ailede daha önce genetik test yapılmışsa test sonucu ve saptanan gen değişikliği mümkünse öğrenilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bilgiler hekimin kişinin genetik danışmanlık veya daha farklı bir tarama programına ihtiyaç duyup duymadığını değerlendirmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Ailede genetik değişiklik bulunursa diğer akrabalar ne yapmalı?</p>

<p>Bazı yaygın kalıtsal kanser sendromlarında patojenik gen değişiklikleri otozomal dominant biçimde aktarılır.</p>

<p>Böyle bir durumda değişikliği taşıyan kişinin çocuklarının aynı değişikliği kalıtma olasılığı her gebelik için yüzde 50 olabilir. Birinci derece akrabaların risk değerlendirmesi de bu nedenle önem kazanır.</p>

<p>Ancak bütün kalıtsal kanser sendromları aynı şekilde aktarılmaz.</p>

<p>Bu nedenle ailede patojenik bir gen değişikliği bulunduğunda hangi akrabaların test edilmesi gerektiği tıbbi genetik değerlendirmeyle belirlenmelidir.</p>

<p>Aile öyküsü kanser taramalarını değiştirebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Kişinin aile öyküsü veya bilinen kalıtsal kanser yatkınlığı bazı kanser taramalarının toplumdaki standart önerilerden daha erken başlatılmasına veya daha sık yapılmasına neden olabilir.</p>

<p>Bazı yüksek riskli kişilerde farklı görüntüleme yöntemleri, ilaçla risk azaltma veya risk azaltıcı cerrahi seçenekleri de değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak bu uygulamalar herkese aynı şekilde önerilmez.</p>

<p>Karar; saptanan gen değişikliğine, kanser türüne, kişinin yaşına, kişisel sağlık öyküsüne ve hesaplanan risk düzeyine göre verilmelidir.</p>

<p>Ailenizde kanser varsa ilk ne yapmalısınız?</p>

<p>İlk adım korkmak veya doğrudan genetik test satın almak değildir.</p>

<p>Önce aile öyküsünü doğru biçimde oluşturmak gerekir.</p>

<p>Özellikle kanser türleri, tanı yaşları ve vakaların aile ağacındaki dağılımı öğrenilmelidir.</p>

<p>Bu bilgiler aile hekimi, ilgili uzman hekim veya tıbbi genetik uzmanıyla paylaşılabilir.</p>

<p>Değerlendirme sonucunda gerekli görülürse genetik danışmanlık ve uygun genetik test planlanabilir.</p>

<p>Aile öyküsü ne olursa olsun tütün ürünlerinden uzak durmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, fiziksel olarak aktif olmak, alkolü sınırlamak ve yaş ile kişisel riske uygun kanser taramalarını yaptırmak kanserden korunma açısından önemini korur.</p>

<p>Ailede kanser varsa en önemli mesaj ne?</p>

<p>Ailede kanser görülmesi önemli bir sağlık bilgisidir ancak kişinin geleceğini tek başına belirlemez.</p>

<p>Kanserlerin yalnızca küçük bir bölümü doğrudan kalıtsal zararlı gen değişiklikleriyle ilişkilidir.</p>

<p>Buna karşılık aynı veya ilişkili kanserlerin aynı aile kolunda tekrarlaması, kanserin genç yaşta ortaya çıkması, aynı kişide birden fazla kanser gelişmesi veya ailede bilinen patojenik bir gen değişikliğinin bulunması daha ayrıntılı değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “Ailemde kanser var mı?” sorusuna odaklanmak yerine şu bilgiler önemlidir:</p>

<p>Hangi kanser görüldü?</p>

<p>Hangi akrabada görüldü?</p>

<p>Kaç yaşında tanı konuldu?</p>

<p>Anne tarafında mı, baba tarafında mı?</p>

<p>Aynı veya ilişkili kanserler başka yakın akrabalarda da görüldü mü?</p>

<p>Ailede genetik test yapıldı mı?</p>

<p>Bu bilgiler, kişinin gerçek kanser riskinin değerlendirilmesinde genetik testten önce gelen en önemli adımlardan biridir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgilendirmesi amacıyla hazırlanmıştır. Kişisel kanser riskinin hesaplanması, tarama programının değiştirilmesi veya genetik test kararı için hekim ve gerektiğinde tıbbi genetik uzmanı değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Cancer Institute — Genetic Testing for Inherited Cancer Risk</p>

<p>National Cancer Institute — The Genetics of Cancer</p>

<p>National Cancer Institute — BRCA Gene Changes: Cancer Risk and Genetic Testing</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention — Family Health History and Cancer</p>

<p>American Cancer Society — Family Cancer Syndromes</p>

<p>The Washington Post — Aile öyküsü ve kanser riski üzerine sağlık içeriği </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kanser-aileden-gecer-mi-aile-oykunuz-riskiniz-hakkinda-ne-soyluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0563.jpeg" type="image/jpeg" length="79036"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul FTR Hastanesi Başhekimliğine Doç. Dr. Tuğba Aydın Atandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-ftr-hastanesi-bashekimligine-doc-dr-tugba-aydin-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/istanbul-ftr-hastanesi-bashekimligine-doc-dr-tugba-aydin-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliğine Doç. Dr. Tuğba Aydın atandı. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanı Aydın, uzun süredir aynı hastanede görev yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliğine Doç. Dr. Tuğba Aydın atandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon alanında uzun yıllardır klinik ve akademik çalışmalar yürüten Aydın, İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde görev yapıyordu.</p>

<p>Doç. Dr. Tuğba Aydın kimdir?</p>

<p>Doç. Dr. Tuğba Aydın, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden 2006 yılında mezun oldu.</p>

<p>Tıp eğitiminin ardından Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon alanında uzmanlaşan Aydın’ın akademik kayıtlarında, 2015 yılından itibaren İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi’nde görev yaptığı bilgisi yer alıyor.</p>

<p>Aydın’ın bilimsel çalışmalarında fiziksel tıp ve rehabilitasyonun farklı alanları öne çıkıyor. Akademik yayınları arasında inme rehabilitasyonu, osteoporoz, D vitamini, kas-iskelet sistemi hastalıkları ve rehabilitasyon uygulamalarına yönelik çalışmalar bulunuyor.</p>

<p>Doç. Dr. Tuğba Aydın, mesleki çalışma gruplarında da görev aldı. Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği bünyesindeki Vertigo Rehabilitasyonu Çalışma Grubu’nun yürütme kurulunda yer aldı.</p>

<p>Ulusal ve uluslararası bilimsel yayınlarda araştırmacı olarak bulunan Aydın’ın akademik çalışmalarının fiziksel tıp ve rehabilitasyonun yanı sıra kas-iskelet sistemi sağlığı ve rehabilitasyon uygulamaları üzerinde yoğunlaştığı görülüyor.</p>

<p>İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon EAH</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi ile afiliye İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi; fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında sağlık hizmetinin yanı sıra uzmanlık eğitimi ve akademik faaliyetlerin yürütüldüğü önemli merkezlerden biri olarak faaliyet gösteriyor.</p>

<p>Doç. Dr. Tuğba Aydın, yeni göreviyle birlikte hastanenin başhekimlik görevini yürütecek.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-ftr-hastanesi-bashekimligine-doc-dr-tugba-aydin-atandi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0562.jpeg" type="image/jpeg" length="32998"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üniversitelere Çağrı: TSEDAD Değerlendirici Havuzu Başvuruları Başlıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/universitelere-cagri-tsedad-degerlendirici-havuzu-basvurulari-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/universitelere-cagri-tsedad-degerlendirici-havuzu-basvurulari-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp ve Sağlık Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TSEDAD), değerlendirme ve akreditasyon çalışmalarında görev alacak değerlendirici havuzunu oluşturuyor. Türkiye genelindeki üniversitelerden akademisyenler, ilgili idari personel ve öğrenciler için başvurular 16 Eylül 2026’da başlayacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ÜNİVERSİTELERE AÇIK ÇAĞRI: TSEDAD DEĞERLENDİRİCİ HAVUZUNU OLUŞTURUYOR</p>

<p>Türkiye’de tıp ve sağlık eğitiminin niteliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürüten Tıp ve Sağlık Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TSEDAD), değerlendirme ve akreditasyon süreçlerinde görev üstlenecek değerlendirici havuzunun oluşturulması için başvuru sürecini başlatıyor.</p>

<p>Başvurular 16 Eylül 2026 tarihi itibarıyla alınmaya başlanacak.</p>

<p>Çağrı, Türkiye genelindeki üniversitelerde görev yapan ve program değerlendirme süreçlerine katkı sunmak isteyen geniş bir akademik ve kurumsal kesimi kapsıyor.</p>

<p>TÜRKİYE GENELİNDEKİ ÜNİVERSİTELERE ÇAĞRI</p>

<p>TSEDAD’ın değerlendirici havuzu çalışması yalnızca belirli bir üniversite veya kurumla sınırlı tutulmuyor.</p>

<p>Türkiye’nin farklı bölgelerindeki devlet ve vakıf üniversitelerinde görev yapan, ilgili alanlarda deneyime sahip adayların sürece katılımı hedefleniyor.</p>

<p>Bu yönüyle çağrı; farklı üniversitelerin bilgi birikiminin, akademik deneyiminin ve kalite kültürünün ortak bir değerlendirme zemini içerisinde buluşmasına imkân sağlayacak.</p>

<p>KİMLER BAŞVURABİLECEK?</p>

<p>TSEDAD tarafından yapılan duyuruya göre süreç; tıp, sağlık ve sosyal bilimler alanlarında program değerlendirme çalışmalarında görev almak isteyen öğretim üyelerine açık olacak.</p>

<p>Bunun yanında eğitim yönetimi ve kalite güvencesi süreçlerinde deneyim sahibi idari personel de değerlendirici adaylığı için başvurabilecek.</p>

<p>Öğrenci değerlendirici adayları da oluşturulacak havuzun önemli bileşenlerinden biri olacak.</p>

<p>Böylece değerlendirme süreçlerinde akademik bakışın yanı sıra kurumsal kalite deneyiminin ve öğrenci perspektifinin de temsil edilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>AKREDİTASYON SÜREÇLERİNDE GÖREV ALACAKLAR</p>

<p>Değerlendirici havuzuna kabul edilen adaylar doğrudan değerlendirme görevine başlamadan önce TSEDAD tarafından düzenlenecek değerlendirici eğitimlerini tamamlayacak.</p>

<p>Eğitim sürecinin ardından adayların ilerleyen değerlendirme dönemlerinde program değerlendirme takımlarında görev alması planlanıyor.</p>

<p>Bu yapı, değerlendiricilerin ortak standartlar ve değerlendirme ilkeleri doğrultusunda sürece hazırlanması açısından önem taşıyor.</p>

<p>TSEDAD DEĞERLENDİRİCİ HAVUZU NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Program değerlendirme ve akreditasyon süreçlerinin en önemli unsurlarından biri, değerlendirmeyi gerçekleştiren uzmanların yetkinliği ve farklı kurumlardan gelen deneyimlerin sürece yansıtılmasıdır.</p>

<p>Geniş bir değerlendirici havuzu; farklı üniversitelerden akademisyenlerin, kalite süreçlerinde görev alan uzmanların ve öğrencilerin değerlendirme sistemine katkı sağlamasına olanak tanıyabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aynı zamanda üniversiteler arasında kalite kültürünün yaygınlaşması, iyi uygulamaların görünür hâle gelmesi ve programların sürekli gelişiminin desteklenmesi bakımından da önemli bir insan kaynağı oluşturabilir.</p>

<p>ÖĞRETİM ÜYELERİ İÇİN AKADEMİK KATKI FIRSATI</p>

<p>Çağrının önemli hedef gruplarından birini öğretim üyeleri oluşturuyor.</p>

<p>Tıp, sağlık ve sosyal bilimler alanlarında görev yapan akademisyenler, sahip oldukları eğitim ve program deneyimini değerlendirme süreçlerine taşıma fırsatı bulabilecek.</p>

<p>Farklı kurumların eğitim modellerini ve kalite uygulamalarını değerlendirme deneyimi, değerlendiricilerin kendi kurumlarındaki eğitim ve kalite çalışmalarına da yeni perspektifler kazandırabilir.</p>

<p>KALİTE GÜVENCESİ ALANINDA ÇALIŞAN İDARİ PERSONEL DE BAŞVURABİLECEK</p>

<p>Değerlendirici havuzu yalnızca akademisyenlerden oluşturulmayacak.</p>

<p>Üniversitelerde eğitim yönetimi, kalite koordinatörlükleri, kalite güvencesi ve benzeri süreçlerde deneyim sahibi idari personel de değerlendirici adaylığına başvurabilecek.</p>

<p>Böylece yükseköğretimde kalite süreçlerinin hem akademik hem de kurumsal yönetim boyutunun değerlendirmelere yansıtılması hedefleniyor.</p>

<p>ÖĞRENCİLER DE DEĞERLENDİRME SÜRECİNDE YER ALACAK</p>

<p>TSEDAD’ın çağrısında öğrenci değerlendirici adaylarına da yer verilmesi dikkat çekiyor.</p>

<p>Öğrencilerin eğitim programlarının doğrudan paydaşlarından biri olması nedeniyle öğrenci görüşünün program değerlendirme süreçlerine dahil edilmesi, kalite güvencesi yaklaşımının önemli bileşenlerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>BAŞVURULAR 16 EYLÜL 2026’DA BAŞLIYOR</p>

<p>TSEDAD Değerlendirici Havuzu için başvurular 16 Eylül 2026 tarihi itibarıyla alınmaya başlanacak.</p>

<p>Başvuru koşulları, adaylardan talep edilecek belgeler ve sürece ilişkin ayrıntılı adımlar TSEDAD tarafından ilan edilecek.</p>

<p>Adayların güncel başvuru duyurularını derneğin Duyurular bölümünden takip etmeleri gerekiyor.</p>

<p>TÜM ÜNİVERSİTELERE KATILIM ÇAĞRISI</p>

<p>Değerlendirici havuzunun farklı üniversitelerden, disiplinlerden ve kurumsal deneyimlerden gelen adaylarla oluşturulması; tıp ve sağlık eğitiminin kalite güvencesi açısından önemli bir insan kaynağı oluşturma potansiyeli taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle Türkiye genelindeki üniversitelerin ilgili akademik ve idari birimlerinin çağrıyı kendi öğretim üyeleri, kalite ekipleri, ilgili idari personeli ve öğrencileriyle paylaşması önem taşıyor.</p>

<p>Tıp ve sağlık eğitiminde kalite kültürünün güçlendirilmesi yalnızca değerlendirilen kurumların değil, yükseköğretim sisteminin bütün paydaşlarının ortak sorumluluğu.</p>

<p>TSEDAD’ın oluşturacağı değerlendirici havuzu da farklı üniversitelerin deneyim ve birikimini bu ortak hedef etrafında buluşturmayı amaçlıyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/universitelere-cagri-tsedad-degerlendirici-havuzu-basvurulari-basliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0558.jpeg" type="image/jpeg" length="79242"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Atopik Egzamada 2026: Yeni İlaç, Yeni Çocuk Rehberi, Yeni Küresel Plan]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/atopik-egzamada-2026-yeni-ilac-yeni-cocuk-rehberi-yeni-kuresel-plan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/atopik-egzamada-2026-yeni-ilac-yeni-cocuk-rehberi-yeni-kuresel-plan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Eylül Dünya Atopik Egzama Günü’nde bu yıl hastalığın “görünmeyen yükü” öne çıkarılıyor. 2026; yeni bir topikal ilacın onayı, çocuklara özel ilk AAD rehberi ve DSÖ’nün küresel deri hastalıkları planıyla dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>DÜNYA ATOPİK EGZAMA GÜNÜ: 2026’DA ATOPİK DERMATİTTE NELER DEĞİŞTİ?</p>

<p>Her yıl 14 Eylül’de düzenlenen Dünya Atopik Egzama Günü’nün 2026 teması “#BreakTheInvisibleBurden” yani “Görünmeyen Yükü Kır” oldu.</p>

<p>Bu yılki kampanyanın temel mesajı açık: Atopik egzama yalnızca ciltte kızarıklık ve kaşıntıyla sınırlı bir hastalık değil.</p>

<p>Kronik kaşıntı, ağrı, uyku bozukluğu, okul ve iş yaşamında güçlük, sosyal geri çekilme, ruhsal yük ve tedavi maliyetleri hastalığın görünmeyen tarafını oluşturuyor.</p>

<p>GlobalSkin ve Avrupa Alerji ve Havayolu Hastalıkları Hasta Dernekleri Federasyonu tarafından hazırlanan 2026 kampanyasında, atopik egzamanın dünya genelinde 230 milyondan fazla kişiyi etkilediği belirtiliyor.</p>

<p>2026’DA EN ÖNEMLİ GELİŞME: DERİ HASTALIKLARI KÜRESEL GÜNDEME GİRDİ</p>

<p>Bu yılki Dünya Atopik Egzama Günü’nü önceki yıllardan ayıran gelişmelerden biri Dünya Sağlık Örgütü cephesinde yaşanıyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Asamblesi, Mayıs 2025’te kabul ettiği WHA78.15 sayılı kararla deri hastalıklarını küresel bir halk sağlığı önceliği olarak tanıdı.</p>

<p>Bu kararın ardından DSÖ, 2026–2035 dönemini kapsayacak Küresel Deri Hastalıkları Eylem Planı üzerinde çalışmaya başladı.</p>

<p>Temmuz 2026’da yayımlanan taslak belgelerde; erken tanı, tedaviye erişim, sağlık çalışanlarının eğitimi, ruh sağlığı, damgalanmanın azaltılması, hastalık sürveyansı ve araştırmalar temel başlıklar arasında yer aldı.</p>

<p>Planın üye ülkeler tarafından değerlendirilme süreci 2026 boyunca devam ediyor.</p>

<p>Bu gelişme atopik dermatit açısından önemli. Çünkü hastalığın yalnızca dermatolojik bir sorun değil, yaşam kalitesi ve sağlık sistemi üzerinde yük oluşturan kronik bir hastalık olarak ele alınmasının önünü açıyor.</p>

<p>ÇOCUKLAR İÇİN İLK ÖZEL AAD REHBERİ YAYIMLANDI</p>

<p>2026’nın dikkat çeken gelişmelerinden biri de çocukluk çağı atopik dermatiti konusunda geldi.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisi, Nisan 2026’da çocuk ve ergenlerde atopik dermatitin önlenmesi ve tedavisine yönelik tarihindeki ilk kapsamlı pediatrik kılavuzu yayımladı.</p>

<p>Rehberde nemlendiriciler ve uygun hastalarda topikal kortikosteroidler ile topikal kalsinörin inhibitörleri temel tedaviler arasında yer almaya devam ediyor.</p>

<p>Bunun yanında son yıllarda kullanıma giren roflumilast, ruxolitinib ve tapinarof gibi topikal tedaviler ile orta-ağır hastalıkta kullanılan bazı biyolojik ilaçlar ve JAK inhibitörleri de tedavi seçenekleri arasında değerlendiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Rehberin dikkat çekici mesajlarından biri de sistemik kortikosteroidlerin rutin tedavide kullanılmaması yönündeki güçlü öneri.</p>

<p>Uzun süreli veya tekrarlayan sistemik kortizon kullanımının yan etkileri ve tedavi bırakıldıktan sonra hastalığın yeniden alevlenebilmesi bu yaklaşımın temel nedenleri arasında.</p>

<p>“EGZAMAYI ÖNLEMEK İÇİN” HER ÖNERİNİN KANITI YOK</p>

<p>Yeni pediatrik rehber, ailelerin sık karşılaştığı bazı önerilere de açıklık getiriyor.</p>

<p>AAD; atopik dermatiti önlemek amacıyla belirli gıdaların erken verilmesi, yalnızca anne sütüyle beslenme, probiyotik kullanımı veya D vitamini takviyesi konusunda yeterli kanıt bulunmadığını belirtiyor.</p>

<p>Bu durum, atopik dermatiti olan çocuklarda gereksiz diyet kısıtlamalarından kaçınılmasının önemini bir kez daha gündeme getiriyor.</p>

<p>Besin alerjisi şüphesi bulunan çocuklarda değerlendirme kişiye özel yapılmalı ve hekim önerisi olmadan geniş kapsamlı besin kısıtlamalarına gidilmemeli.</p>

<p>2026’DA YENİ BİR TOPİKAL İLAÇ DA ONAYLANDI</p>

<p>Tedavi alanındaki bir diğer yeni gelişme ABD’den geldi.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, 12 Şubat 2026’da difamilast içeren topikal tedaviyi hafif ve orta şiddette atopik dermatit için onayladı.</p>

<p>Fosfodiesteraz-4 inhibitörü olan ilaç, iki yaş ve üzerindeki çocuklar ile yetişkinlerde kullanılmak üzere onay aldı.</p>

<p>Bu gelişme, özellikle sistemik tedavi gerektirmeyen hastalarda steroid dışı topikal seçeneklerin giderek çeşitlendiğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak ABD’de bir ilacın onaylanmış olması, ilacın Türkiye’de ruhsat aldığı veya kullanıma sunulduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>BİYOLOJİK TEDAVİLER VE HEDEFE YÖNELİK İLAÇLAR ARTIYOR</p>

<p>Son birkaç yılda atopik dermatitin tedavi yaklaşımında önemli bir dönüşüm yaşandı.</p>

<p>Eskiden tedavinin büyük bölümü nemlendiriciler, kortizonlu kremler, fototerapi ve bağışıklık sistemini genel olarak baskılayan ilaçlara dayanırken bugün hastalığın belirli bağışıklık yollarını hedefleyen tedaviler bulunuyor.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisinin güncel yetişkin rehberlerinde dupilumab ve tralokinumab gibi biyolojik ilaçların yanı sıra JAK inhibitörleri güçlü öneriler arasında bulunuyor.</p>

<p>2025 odaklı güncellemesinde ise lebrikizumab ve nemolizumab gibi daha yeni biyolojik tedaviler ile tapinarof ve roflumilast gibi topikal seçenekler de önerilere eklendi.</p>

<p>AAD ayrıca atopik dermatit kılavuzunu 2026 boyunca yeniden güncelliyor. Yeni bölümlerin 2026’nın ikinci ve dördüncü çeyrekleri arasında aşamalı olarak yayımlanması planlanıyor.</p>

<p>ATOPİK EGZAMA NEDİR?</p>

<p>Atopik dermatit veya yaygın adıyla atopik egzama, deri bariyerinin bozulması ve bağışıklık sistemindeki düzensizliklerle ilişkili kronik, inflamatuvar bir deri hastalığıdır.</p>

<p>En karakteristik belirtilerden biri yoğun kaşıntıdır.</p>

<p>Hastalarda ayrıca:</p>

<p>Kuru cilt,<br />
kızarıklık,<br />
kabuklanma,<br />
çatlaklar,<br />
tekrarlayan egzama atakları<br />
ve gece artabilen kaşıntı görülebilir.</p>

<p>Hastalık çoğunlukla çocukluk döneminde başlasa da yetişkinlikte devam edebilir veya bazı kişilerde ilk kez erişkin yaşta ortaya çıkabilir.</p>

<p>“SADECE KAŞINTI” OLARAK GÖRÜLMEMELİ</p>

<p>2026 Dünya Atopik Egzama Günü kampanyasının en önemli mesajı da burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Atopik dermatitte deri üzerindeki lezyonlar görülebilirken uykusuzluk, yorgunluk, okul ve iş performansındaki düşüş, sosyal izolasyon ve psikolojik yük çoğu zaman dışarıdan fark edilmiyor.</p>

<p>Bu nedenle güncel yaklaşım yalnızca döküntünün ne kadar geniş olduğuna değil, kaşıntının şiddetine, uyku üzerindeki etkisine ve hastanın günlük yaşamına da odaklanıyor.</p>

<p>Tedavi ise hastanın yaşı, hastalığın şiddeti, tutulan vücut bölgeleri, önceki tedavilere yanıtı ve eşlik eden hastalıklarına göre dermatoloji uzmanı tarafından kişiselleştiriliyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Atopik dermatitin tedavisi kişiden kişiye değişebilir. Kortizonlu kremler, bağışıklık sistemini etkileyen ilaçlar veya biyolojik tedaviler hekim değerlendirmesi olmadan başlanmamalı ya da bırakılmamalıdır. Özellikle yaygın kızarıklık, akıntılı yaralar, ateş veya hızla kötüleşme durumunda sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>International Alliance of Dermatology Patient Organizations (GlobalSkin) – World Atopic Eczema Day 2026</p>

<p>World Health Organization – WHA78.15, Skin Diseases as a Global Public Health Priority</p>

<p>World Health Organization – Global Action Plan on Skin Diseases 2026–2035 taslak belgeleri</p>

<p>American Academy of Dermatology – Pediatric Atopic Dermatitis Guidelines, 2026</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration – Difamilast (Adquey) Prescribing Information, 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/atopik-egzamada-2026-yeni-ilac-yeni-cocuk-rehberi-yeni-kuresel-plan</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0515.jpeg" type="image/jpeg" length="34647"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp Bilgisini Latinceden Çıkaran Öncü Dergi: 1679’da Başlayan Büyük Yayıncılık Deneyi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-bilgisini-latinceden-cikaran-oncu-dergi-1679da-baslayan-buyuk-yayincilik-deneyi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-bilgisini-latinceden-cikaran-oncu-dergi-1679da-baslayan-buyuk-yayincilik-deneyi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[17. yüzyılda Avrupa’da bilimsel ve tıbbi bilginin büyük bölümü Latince yazılıyor, üniversitelerin ve dar bir akademik çevrenin içinde dolaşıyordu. 1679’da Paris’te Nicolas de Blégny tarafından yayımlanmaya başlayan Les Nouvelles découvertes sur toutes les parties de la médecine ise bu düzeni sarsan yayınlardan biri oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2>Yalnızca üç yıl yayımlanan dergi, Avrupa’nın ilk yerel dilde tıp dergisi olarak kabul ediliyor. Fransızca başlayan yayın kısa süre içinde Almanca ve Latinceye çevrildi; hatta Galileo’nun ünlü eserinin ilk yerel dil çevirilerinden biri de bu yayın çevresinden çıktı.</h2>

<h3>Ondan önce de bir tıp-bilim dergisi vardı</h3>

<p>Blégny’nin dergisini “dünyanın ilk tıp dergisi” olarak tanımlamak tam olarak doğru değildir.</p>

<p>Alman bilim akademisi Leopoldina’nın öncülü olan <i>Academia Naturae Curiosorum</i>, <strong>1670 yılında</strong> <i>Miscellanea Curiosa Medico-Physica Academiae Naturae Curiosorum</i> adlı Latince bir tıp ve doğa bilimleri dergisi yayımlamaya başlamıştı. Leopoldina bu yayını dünyanın ilk tıp-doğa bilimleri dergisi olarak tanımlıyor.</p>

<p>Blégny’nin 1679’daki girişimini farklı kılan ise başka bir özellikti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Tıp bilgisini üniversitelerin Latince dünyasının dışına çıkararak yerel dilde yayımlaması.</strong></p>

<p>Bu nedenle güncel bilim tarihi araştırmalarında <i>Les Nouvelles découvertes</i>, <strong>Avrupa’nın ilk yerel dilde tıp dergisi</strong> olarak tanımlanıyor.</p>

<h3>1679’da Paris’te başladı</h3>

<p>Derginin kurucusu ve yayın yönetmeni Fransız cerrah <strong>Nicolas de Blégny</strong> idi.</p>

<p>İlk sayıların amacı yeni tıbbi keşifleri, tedavileri, klinik gözlemleri ve uygulayıcıların deneyimlerini düzenli olarak okuyucuya ulaştırmaktı.</p>

<p>Fransa Millî Kütüphanesi kayıtlarına göre yayın <strong>aylık</strong> olarak hazırlanıyordu. Blégny’ye 2 Şubat 1679 tarihinde altı yıllık yayın ayrıcalığı da verilmişti.</p>

<p>Bu yaklaşım dönemi için önemliydi. Çünkü hekimlerin yanı sıra cerrahlar ve diğer sağlık uygulayıcıları da yeni gözlemlerini paylaşabiliyor; bilginin yalnızca Paris’in büyük akademik çevrelerinden gelmesi gerekmiyordu.</p>

<h3>Üç yıl içinde dört farklı ad kullandı</h3>

<p>Derginin yayın hayatı kısa fakat oldukça hareketliydi.</p>

<p><strong>1679:</strong><br />
<i>Les Nouvelles découvertes sur toutes les parties de la médecine</i></p>

<p><strong>Ocak-Mayıs 1680:</strong><br />
<i>Le Temple d’Esculape</i></p>

<p><strong>Haziran-Ekim 1680:</strong><br />
<i>Nouveautez Journalieres concernant les Sciences et les Arts, qui font parties de la Médecine</i></p>

<p><strong>1681:</strong><br />
<i>Journal des Nouvelles découvertes</i></p>

<p>Böylece yayın <strong>1679–1681 arasında üç cilt halinde ancak dört farklı adla</strong> okuyucuya ulaştı.</p>

<h3>Neden bu kadar kısa sürdü?</h3>

<p>Blégny yalnızca yayıncı değildi; dönemin yerleşik tıp düzeniyle açık biçimde mücadele eden tartışmalı bir isimdi.</p>

<p>Paris Tıp Fakültesi ile cerrahlar, eczacılar ve üniversite dışındaki tıp uygulayıcıları arasında ciddi yetki ve statü çatışmaları bulunuyordu. Blégny’nin yayıncılığı da bu mücadelenin bir parçası haline geldi.</p>

<p>Buna <i>Journal des Sçavans</i> çevresiyle yaşanan yayın rekabeti de eklendi.</p>

<p>Sonuçta derginin yayın ayrıcalığı <strong>24 Mart 1682’de geri çekildi.</strong> Fransızca ana yayın böylece sona erdi.</p>

<h3>Ünlü yazarları kimlerdi?</h3>

<p>Bugünkü bilimsel dergilerde olduğu gibi tanınmış akademisyenlerden oluşan düzenli bir “yazar kadrosu” yoktu.</p>

<p>Derginin merkezindeki kişi kuşkusuz <strong>Nicolas de Blégny</strong> idi. Hem editörlük yapıyor hem içerik üretiyor hem de başka uygulayıcılardan gelen gözlemleri bir araya getiriyordu.</p>

<p>Yayınla bağlantılı en dikkat çekici isimlerden biri ise <strong>Alexandre Tinelis de Castelet</strong> oldu.</p>

<p>Castelet 1681’de Galileo Galilei’nin <i>Sidereus Nuntius</i> adlı ünlü eserini Fransızcaya çevirdi. Araştırmacılar bu çalışmayı Galileo’nun eserinin <strong>Avrupa’da yayımlanan ilk yerel dil çevirisi</strong> olarak değerlendiriyor. Üstelik bu astronomi metni Blégny’nin tıp dergisi yayın projesinin parçası olarak çıktı.</p>

<h3>Bir tıp dergisinde Galileo ne arıyordu?</h3>

<p>Bu durum bugünün okuyucusuna şaşırtıcı gelebilir.</p>

<p>Ancak 17. yüzyılda tıp, astronomi, kimya ve doğa bilimleri arasındaki sınırlar bugünkü kadar kesin değildi.</p>

<p>Daha önemlisi Galileo, <strong>gözlem ve deney üzerine kurulan yeni bilim anlayışının</strong> sembollerinden biriydi.</p>

<p>Blégny ve çevresi de tıbbın yalnız eski otoritelerin kitaplarına dayanmasına karşı çıkıyordu. Güncel bilim tarihi araştırmalarına göre Galileo’nun çalışması, özellikle Paris’in geleneksel tıp anlayışına ve astrolojinin tıptaki konumuna karşı yürütülen tartışmada bilinçli biçimde kullanıldı.</p>

<h3>Fransızca başladı, Avrupa’ya yayıldı</h3>

<p>Orijinal derginin dili <strong>Fransızcaydı</strong>.</p>

<p>Bu tercih yayın tarihinin en önemli özelliklerinden biriydi. Çünkü dönemin üniversite ve bilim dünyasında Latince hâkimdi.</p>

<p>Blégny’nin dergisi ise tıbbi bilgiyi Fransızca okuyabilen cerrahların ve diğer uygulayıcıların erişimine açıyordu.</p>

<p>Derginin etkisi kısa süre içinde Fransa dışına çıktı.</p>

<p>Almanca çevirisi, <i>Monatliche neu eröffnete Anmerckungen über alle Theile der Artzney-Kunst</i> adıyla <strong>1680–1683</strong> arasında dört cilt halinde yayımlandı.</p>

<p>Latince versiyonu <i><i><strong>Zodiacus medico-gallicus</strong></i></i> ise <strong>1680–1685</strong> arasında yayımlandı. Fransa Millî Kütüphanesi kayıtlarında ünlü Cenevreli hekim <strong>Théophile Bonet</strong>, bu Latince yayının çevirmeni olarak gösteriliyor.</p>

<p>Dolayısıyla Fransızca ana dergi yalnız üç yıl yaşamış olsa da içerikleri Avrupa’da birkaç yıl daha dolaşmaya devam etti.</p>

<h3>Bilimsel etkisi neydi?</h3>

<p>Bu dergiyi bugünkü anlamda “hakemli bilimsel dergi” olarak değerlendirmek doğru olmaz.</p>

<p>Bağımsız hakemlik, etik kurul onayı, klinik araştırma protokolleri, istatistiksel değerlendirme ve çıkar çatışması bildirimi gibi modern bilimsel yayıncılığın temel mekanizmaları henüz mevcut değildi.</p>

<p>Derginin tarihsel önemi yayımladığı her bilginin doğru olmasından çok, <strong>bilginin nasıl dolaşıma sokulduğunda</strong> yatıyordu.</p>

<p>Yeni gözlemler toplanıyor, yazılı hale getiriliyor, düzenli aralıklarla basılıyor ve başka sağlık uygulayıcılarına ulaştırılıyordu.</p>

<p>Üstelik Almanca ve Latince çevirilerin ortaya çıkması, derginin yalnız Paris çevresinde okunmadığını gösteriyor. Güncel araştırmacılar da bu çevirileri Blégny’nin Avrupa çapındaki etkisinin önemli göstergelerinden biri olarak değerlendiriyor.</p>

<h3>Bugünkü tıp dergilerine bıraktığı miras</h3>

<p>1679’daki bu dergiden doğrudan <i>The Lancet</i>, <i>BMJ</i>, <i>JAMA</i> veya <i>New England Journal of Medicine</i>e uzanan kesintisiz bir kurumsal soy çizgisi bulunduğunu söylemek doğru değildir.</p>

<p>Ancak kullandığı temel model bugün oldukça tanıdık:</p>

<p><strong>Gözlem → kayıt → yayın → paylaşım → tartışma → yeni bilgi.</strong></p>

<p>Modern bilimsel dergicilik, yüzyıllar içinde bu sistemi hakem değerlendirmesi, araştırma etiği, istatistik, standartlaştırılmış makale yapıları ve uluslararası veri tabanlarıyla çok daha ileri bir düzeye taşıdı.</p>

<p>Blégny’nin Fransızca dergisi yalnız <strong>1679’dan 1681’e kadar</strong> yayımlandı.</p>

<p>Fakat tıbbi bilginin Latincenin ve kapalı akademik çevrelerin dışına çıkarılarak düzenli bir süreli yayın aracılığıyla daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaştırılabileceğini gösterdi.</p>

<p>Belki de derginin tıp tarihindeki en önemli mirası tam olarak buydu:</p>

<p><strong>Tıbbi bilgi yalnız üretilmemeli, dolaşıma da girmeliydi.</strong></p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>Bibliothèque nationale de France (BnF), <i>Les Nouvelles descouvertes sur toutes les parties de la medecine</i> ve devam yayınları katalog kayıtları.</p>

<p>Deutsche Akademie der Naturforscher Leopoldina, <i>Miscellanea Curiosa Medico-Physica</i> tarihçesi ve akademi arşiv kayıtları.</p>

<p>Gipper A, Stefanelli D. <i>Galileo as a Battering Ram Against the Fortress of Parisian Orthodox Medicine: Periodical Culture and Translation in Seventeenth Century France.</i> 2025.</p>

<p>Nicholls AG. <i>Nicolas de Blegny and the First Medical Periodical.</i> Canadian Medical Association Journal. 1934.</p>

<p>Kronick DA. <i>“Devant le Déluge” and Other Essays on Early Modern Scientific Communication.</i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-bilgisini-latinceden-cikaran-oncu-dergi-1679da-baslayan-buyuk-yayincilik-deneyi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/tip-dergiciliginin-350-yillik-oncusu.jpg" type="image/jpeg" length="29692"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15255"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="20805"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23714"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93332"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92649"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="62364"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
