<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 18 Sep 2026 02:43:39 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HOMA-IR Nedir, Kaç Olmalı? Yüksekliği Ne Anlama Gelir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/homa-ir-nedir-kac-olmali-yuksekligi-ne-anlama-gelir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/homa-ir-nedir-kac-olmali-yuksekligi-ne-anlama-gelir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[HOMA-IR, açlık glukozu ile açlık insülini kullanılarak hesaplanan ve insülin direncini tahmin etmeye yardımcı olan bir indekstir. Yüksek sonuç insülin direnciyle ilişkili olabilir ancak herkese uygulanabilecek tek bir HOMA-IR tanı sınırı yoktur.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>HOMA-IR, insülin direnci araştırılırken sık karşılaşılan hesaplanmış bir değerdir. Kan tahlilinde doğrudan ölçülmez; aynı açlık örneğindeki glukoz ve insülin sonuçlarından hesaplanır.</p>

<p>HOMA-IR yükseldikçe insülin direnci olasılığı artabilir. Ancak internette sık görülen “2,5 üzeri kesin insülin direnci” gibi tek bir eşik bütün insanlar için geçerli değildir. Kullanılan insülin ölçüm yöntemi, yaş, toplum, vücut yapısı, ergenlik ve gebelik gibi faktörler sonucu etkileyebilir.</p>

<p>HOMA-IR nedir?</p>

<p>HOMA, “Homeostatic Model Assessment” ifadesinin kısaltmasıdır.</p>

<p>HOMA-IR, açlık koşullarındaki glukoz ve insülin arasındaki ilişkiyi kullanarak vücudun insüline duyarlılığı hakkında dolaylı bir tahmin oluşturur.</p>

<p>İnsülin direncinde kas, karaciğer ve yağ dokusu insüline normalden daha az yanıt verir. Pankreas kan şekerini normal tutabilmek için daha fazla insülin salgılayabilir.</p>

<p>Bu nedenle kişi henüz normal açlık şekerine sahipken bile açlık insülini ve dolayısıyla HOMA-IR yüksek olabilir.</p>

<p>HOMA-IR nasıl hesaplanır?</p>

<p>Glukoz mg/dL ile ölçülmüşse yaygın kullanılan formül şöyledir:</p>

<p>HOMA-IR = Açlık insülini (µIU/mL) × Açlık glukozu (mg/dL) / 405</p>

<p>Glukoz mmol/L ile verilmişse:</p>

<p>HOMA-IR = Açlık insülini (µIU/mL) × Açlık glukozu (mmol/L) / 22,5</p>

<p>Örneğin açlık glukozu 90 mg/dL, açlık insülini 10 µIU/mL ise:</p>

<p>10 × 90 / 405 = yaklaşık 2,22</p>

<p>Ancak hesaplanan rakamın klinik yorumu yalnızca formüle bakılarak yapılmaz.</p>

<p>HOMA-IR kaç olmalı?</p>

<p>HOMA-IR için dünya çapında kabul edilmiş tek bir normal veya tanısal eşik bulunmamaktadır.</p>

<p>Araştırmalarda ve klinik uygulamalarda yaklaşık 2-2,5, 2,7 veya 3 gibi farklı sınırlar kullanılabilir. Bunun nedeni toplumların, yaş gruplarının ve insülin ölçüm yöntemlerinin birbirinden farklı olmasıdır.</p>

<p>Dolayısıyla “HOMA-IR 2,49 normal, 2,51 hastalık” şeklinde keskin bir biyolojik sınır yoktur.</p>

<p>Laboratuvarın kullandığı yöntem ve referans değer bulunuyorsa dikkate alınmalı; sonuç kişinin glukoz, HbA1c ve metabolik özellikleriyle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>HOMA-IR 2 veya 2.5 ne anlama gelir?</p>

<p>HOMA-IR 2 bazı toplumlarda normal sınırlarda değerlendirilebilir.</p>

<p>2,5 ise internette sık kullanılan insülin direnci sınırlarından biridir. Ancak 2,5 evrensel ve mutlak bir tanı eşiği değildir.</p>

<p>Bir kişinin HOMA-IR’sinin 2,6 olması tek başına hastalık tanısı koydurmadığı gibi 2,4 olması da metabolik açıdan tamamen sağlıklı olduğunu garanti etmez.</p>

<p>Bel çevresi, kilo, kan basıncı, trigliserit, HDL, açlık glukozu ve HbA1c gibi başka metabolik göstergeler de önemlidir.</p>

<p>HOMA-IR 3, 4 veya 5 çıkarsa ne demek?</p>

<p>HOMA-IR yükseldikçe açlık koşullarında daha fazla insülin gereksinimi bulunduğu düşünülebilir.</p>

<p>3, 4 veya 5 gibi değerler birçok çalışmada insülin direnciyle daha fazla ilişkilidir.</p>

<p>Ancak rakam yükseldikçe “insülin direncinin derecesi” şeklinde standart bir evreleme yapılmaz.</p>

<p>HOMA-IR 5 olan bir kişiye yalnızca bu rakama bakılarak diyabet tanısı da konmaz.</p>

<p>Diyabet tanısında açlık plazma glukozu, HbA1c ve gerektiğinde oral glukoz tolerans testi gibi doğrulanmış kriterler kullanılır.</p>

<p>HOMA-IR yüksek ama açlık şekeri normalse ne demek?</p>

<p>Bu durum mümkündür.</p>

<p>İnsülin direncinin erken dönemlerinde pankreas daha fazla insülin salgılayarak kan şekerini normal aralıkta tutabilir.</p>

<p>Örneğin kişinin açlık glukozu 90 mg/dL olabilir ancak açlık insülini yüksekse HOMA-IR da yüksek hesaplanabilir.</p>

<p>Bu tablo, glukozun henüz yükselmediği telafi edilmiş insülin direnciyle uyumlu olabilir.</p>

<p>Ancak yüksek açlık insülini ve HOMA-IR tek başına kesin tanı değildir.</p>

<p>HOMA-IR yüksekliği diyabet anlamına gelir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>İnsülin direnci Tip 2 diyabet gelişiminde önemli mekanizmalardan biridir ancak insülin direnci ile diyabet aynı şey değildir.</p>

<p>Pankreas insülin direncini yeterince telafi edebildiği sürece kan şekeri normal kalabilir.</p>

<p>Zamanla beta hücrelerinin insülin üretme kapasitesi yetersiz kalırsa prediyabet ve daha sonra Tip 2 diyabet gelişebilir.</p>

<p>Diyabet tanısı HOMA-IR sonucuna göre konmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HOMA-IR ile açlık insülini arasındaki fark nedir?</p>

<p>Açlık insülini doğrudan ölçülen laboratuvar değeridir.</p>

<p>HOMA-IR ise açlık insülini ile açlık glukozunu tek bir matematiksel indekste birleştirir.</p>

<p>Bu nedenle açlık insülini yükseldiğinde HOMA-IR da genellikle yükselir.</p>

<p>Ancak HOMA-IR’nin önemli sınırlamalarından biri de insülin ölçümlerinin laboratuvar yöntemleri arasında tam standardize olmamasıdır.</p>

<p>Bu durum farklı merkezlerde hesaplanan HOMA-IR değerlerinin birebir karşılaştırılmasını zorlaştırabilir.</p>

<p>HOMA-IR testi için kaç saat aç kalmak gerekir?</p>

<p>HOMA-IR doğru hesaplanabilmek için açlık glukozu ve açlık insülininin uygun açlık koşullarında ölçülmesini gerektirir.</p>

<p>Genellikle en az 8 saatlik gece açlığı kullanılır. Laboratuvarın verdiği özel hazırlık talimatı varsa ona uyulmalıdır.</p>

<p>Testten önce yemek yenmesi insülin ve glukozu yükselteceğinden HOMA-IR’nin açlık değerlendirmesi olarak yorumlanmasını bozabilir.</p>

<p>Kullanılan ilaçlar kendi kendine kesilmemeli; diyabet ilaçları ve diğer tedaviler test öncesinde sağlık profesyoneline bildirilmelidir.</p>

<p>Çocuklarda ve ergenlerde HOMA-IR aynı mı yorumlanır?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Ergenlik döneminde hormonal değişikliklere bağlı olarak fizyolojik insülin direnci artabilir.</p>

<p>Bu nedenle yetişkinler için kullanılan HOMA-IR eşiklerini çocuk ve ergenlere doğrudan uygulamak doğru değildir.</p>

<p>Yaş, cinsiyet, puberte evresi ve vücut ağırlığı değerlendirmeyi etkileyebilir.</p>

<p>Çocuklarda insülin direnci yalnızca internetten bulunan bir HOMA-IR sınırına göre teşhis edilmemelidir.</p>

<p>Gebelikte HOMA-IR nasıl değerlendirilir?</p>

<p>Gebelik sırasında insülin duyarlılığı fizyolojik olarak değişir ve özellikle gebeliğin ilerleyen dönemlerinde insülin direnci artar.</p>

<p>Bu nedenle gebe olmayan yetişkinlerde kullanılan HOMA-IR sınırlarını gebelere doğrudan uygulamak doğru değildir.</p>

<p>Gestasyonel diyabet taraması ve tanısında standart yaklaşım HOMA-IR değil, gebeliğe özgü glukoz tarama ve oral glukoz tolerans testleridir.</p>

<p>HOMA-IR neden yanlış yüksek çıkabilir?</p>

<p>HOMA-IR doğrudan ölçülen bir değer olmadığı için hem glukoz hem de insülin sonucunu etkileyen faktörlerden etkilenir.</p>

<p>Yetersiz açlık, akut hastalık, stres, bazı ilaçlar ve test öncesindeki metabolik koşullar sonucu değiştirebilir.</p>

<p>İnsülin analizlerinin laboratuvarlar arasında farklılık göstermesi de HOMA-IR’nin en önemli sınırlamalarından biridir.</p>

<p>Bu nedenle sınırda veya beklenmedik bir sonuç tek başına kesin hastalık gibi yorumlanmamalıdır.</p>

<p>HOMA-IR nasıl düşer?</p>

<p>Amaç yalnızca HOMA-IR rakamını düşürmek değil, insülin duyarlılığını ve genel metabolik sağlığı iyileştirmektir.</p>

<p>Fazla kilo bulunan kişilerde sürdürülebilir kilo kaybı insülin duyarlılığını belirgin şekilde iyileştirebilir.</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite kasların glukoz kullanımını artırabilir. Beslenmede enerji dengesinin sağlanması, liften zengin gıdaların artırılması ve aşırı rafine karbonhidrat tüketiminin azaltılması metabolik kontrolü destekleyebilir.</p>

<p>Prediyabet, diyabet veya polikistik over sendromu gibi durumlarda tedavi kişinin genel klinik tablosuna göre planlanır.</p>

<p>Sadece HOMA-IR yüksek bulunduğu için reçeteli ilaç veya takviye kendi kendine başlanmamalıdır.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>HOMA-IR 2.5 üzerindeyse kesin insülin direnci var mıdır?</p>

<p>Hayır. 2,5 sık kullanılan eşiklerden biridir ancak evrensel tanı sınırı değildir. Yaş, toplum, laboratuvar yöntemi ve kişinin diğer metabolik sonuçları değerlendirmeyi etkiler.</p>

<p>HOMA-IR yüksek ama HbA1c normalse insülin direnci olabilir mi?</p>

<p>Evet. Pankreas daha fazla insülin salgılayarak kan şekerini normal tutabildiği erken dönemde HOMA-IR yüksekken glukoz ve HbA1c normal kalabilir.</p>

<p>HOMA-IR yüksekliği diyabet demek midir?</p>

<p>Hayır. HOMA-IR insülin direncini tahmin etmeye yardımcı olur; diyabet tanısı için kullanılmaz. Diyabet tanısı glukoz, HbA1c veya uygun koşullarda OGTT sonuçlarına göre değerlendirilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Matthews DR, Hosker JP, Rudenski AS, et al. Homeostasis Model Assessment: Insulin Resistance and Beta-Cell Function from Fasting Plasma Glucose and Insulin Concentrations in Man. Diabetologia, 1985.</li>
 <li>Wallace TM, Levy JC, Matthews DR. Use and Abuse of HOMA Modeling. Diabetes Care, 2004.</li>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Diagnosis and Classification of Diabetes: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026.</li>
 <li>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Insulin Resistance and Prediabetes. National Institutes of Health. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/homa-ir-nedir-kac-olmali-yuksekligi-ne-anlama-gelir</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 00:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="60133"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Emniyet’te Büyük Atama: 39 İlin Emniyet Müdürü Değişti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/emniyette-buyuk-atama-39-ilin-emniyet-muduru-degisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/emniyette-buyuk-atama-39-ilin-emniyet-muduru-degisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan 2026/316 sayılı Atama Kararı ile Emniyet Genel Müdürlüğünde kapsamlı görev değişikliğine gidildi. Dört yeni Emniyet Genel Müdür Yardımcısı atanırken 39 ilin emniyet müdürlüğüne yeni isimler getirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Emniyet’te Büyük Atama: İşte İl İl Yeni Emniyet Müdürleri</p>

<p>Emniyet Genel Müdürlüğünde kapsamlı atamalar yapıldı.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasını taşıyan 17 Eylül 2026 tarihli ve 2026/316 sayılı Atama Kararı ile İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin yeni görevleri belirlendi.</p>

<p>Kararda, atamaların 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2’nci maddesi gereğince gerçekleştirildiği belirtildi.</p>

<p>Karar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü üst yönetiminde değişiklik yapılırken çok sayıda il emniyet müdürlüğüne de yeni atamalar gerçekleştirildi.</p>

<p>Dört yeni Emniyet Genel Müdür Yardımcısı</p>

<p>Güvenlik Daire Başkanı Emrullah Gölcük, Emniyet Genel Müdür Yardımcılığına atandı.</p>

<p>Tanık Koruma Daire Başkanı İsmail Hakkı Günay, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı oldu.</p>

<p>Polis Başmüfettişi Ali Karabağ, Emniyet Genel Müdür Yardımcılığına getirildi.</p>

<p>Polis Başmüfettişi Selçuk Doğuş da Emniyet Genel Müdür Yardımcılığına atandı.</p>

<p>Erzurum İl Emniyet Müdürü Onur Karaburun ise Özel Güvenlik Denetleme Başkanı olarak görevlendirildi.</p>

<p>39 ilin emniyet müdürü değişti</p>

<p>Atama Kararı ile bazı il emniyet müdürleri başka illere görevlendirilirken, çok sayıda Polis Başmüfettişi de İl Emniyet Müdürü olarak atandı.</p>

<p>Yeni görevlendirmeler şöyle:</p>

<p>İbrahim Kaba: Batman İl Emniyet Müdürü → Zonguldak İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Barış Erkol: Bayburt İl Emniyet Müdürü → Çorum İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Beyti Kalaycı: Bingöl İl Emniyet Müdürü → Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Aytekin Canıtez: Çankırı İl Emniyet Müdürü → Van İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Celal Özcan: Gaziantep İl Emniyet Müdürü → Kocaeli İl Emniyet Müdürü</p>

<p>İsmail Karasakal: Gümüşhane İl Emniyet Müdürü → Rize İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Faruk Karaduman: Kocaeli İl Emniyet Müdürü → Aydın İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Osman Elbir: Kütahya İl Emniyet Müdürü → Çankırı İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Recep Tecimer: Mardin İl Emniyet Müdürü → Sinop İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Serkan Karaman: Nevşehir İl Emniyet Müdürü → Balıkesir İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Ahmet Arıbaş: Samsun İl Emniyet Müdürü → İzmir İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Faruk Aydın: Tokat İl Emniyet Müdürü → Samsun İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Murat Mutlu: Van İl Emniyet Müdürü → Diyarbakır İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Sinan Ergen: Zonguldak İl Emniyet Müdürü → Kayseri İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Serdar Büyükleblebici: Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanı → Gaziantep İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Ali Süllü: Personel Başkanı → Denizli İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Gökhan Demirtola: Dış İlişkiler Daire Başkanı → Afyonkarahisar İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Yusuf Topcan: Terörle Mücadele Daire Başkanı → Yalova İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Ali Erkan Aktaşgül: Polis Başmüfettişi → Amasya İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Bülent Gürcan: Polis Başmüfettişi → Bartın İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Yusuf Fatih Atay: Polis Başmüfettişi → Batman İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Ayhan Karaduman: Polis Başmüfettişi → Bayburt İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Mehmet Darendeli: Polis Başmüfettişi → Bingöl İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Hikmet Ataman: Polis Başmüfettişi → Bitlis İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Gökhan Dedebağı: Polis Başmüfettişi → Burdur İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Esat Feryadi Doköz: Polis Başmüfettişi → Erzincan İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Mahmut Ay: Polis Başmüfettişi → Erzurum İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Mehmet Yüksel: Polis Başmüfettişi → Gümüşhane İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Nihat Özen: Polis Başmüfettişi → Hatay İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Eraslan Er: Polis Başmüfettişi → Iğdır İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Osman Tınmazol: Polis Başmüfettişi → Karabük İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Mustafa Çakır: Polis Başmüfettişi → Kırklareli İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Arslan Bağrıaçık: Polis Başmüfettişi → Kilis İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Arif Hakan Tandoğan: Polis Başmüfettişi → Kütahya İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Mustafa Varol: Polis Başmüfettişi → Mardin İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Cemal Dalman: Polis Başmüfettişi → Muş İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Sinan Dallı: Polis Başmüfettişi → Nevşehir İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Yavuz Doğan: Polis Başmüfettişi → Şırnak İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Kenan Şengül: Polis Başmüfettişi → Tokat İl Emniyet Müdürü</p>

<p>25 isim Emniyet Genel Müdürlüğü emrine alındı</p>

<p>Kararla Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mahmut Çorumlu, Emniyet Genel Müdürlüğü emrine alındı.</p>

<p>Ayrıca 24 il emniyet müdürünün görevi “Emniyet Genel Müdürlüğü emrine” olarak değiştirildi.</p>

<p>Bu isimler şöyle:</p>

<p>Ahmet Birtan Erol – Afyonkarahisar İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Ayhan Saraç – Amasya İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Armağan Adnan Erdoğan – Aydın İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Şükrü Yaman – Balıkesir İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Hüseyin Adatepe – Bartın İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Koray Şensoy – Bitlis İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Ahmet Kurt – Burdur İl Emniyet Müdürü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Arif Pehlivan – Çorum İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Yavuz Sağdıç – Denizli İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Nurettin Gökduman – Diyarbakır İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Zafer Baybaba – Erzincan İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Rüştü Yılmaz – Hatay İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Niyazi Turgay – Iğdır İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Celal Sel – İzmir İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Hasan Yiğit – Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Ahmet Canver – Karabük İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Atanur Aydın – Kayseri İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Sinan Çamuroğlu – Kırklareli İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Aykut Korkmaz – Kilis İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Melih Kuloğlu – Muş İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Murat Türesin – Rize İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Sibel Kılıçoğlu – Sinop İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Volkan Sazak – Şırnak İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Yılmaz Delen – Yalova İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Böylece kararın paylaştığınız ekindeki 69 kişilik listede; Emniyet Genel Müdürlüğü üst yönetimi, merkez teşkilatı ve il emniyet müdürlüklerini kapsayan geniş çaplı görev değişikliği gerçekleştirildi.</p>

<p>Karar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yürürlüğe girdi.</p>

<p>Kaynak: T.C. Resmî Gazete – 17 Eylül 2026 tarihli ve 2026/316 sayılı Atama Kararı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/emniyette-buyuk-atama-39-ilin-emniyet-muduru-degisti</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="59547"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Serviks Kanseri Nedir? Belirtileri, Tanısı, Tedavisi ve 2026’nın Umut Veren Yeni Tedavileri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/serviks-kanseri-nedir-belirtileri-tanisi-tedavisi-ve-2026nin-umut-veren-yeni-tedavileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/serviks-kanseri-nedir-belirtileri-tanisi-tedavisi-ve-2026nin-umut-veren-yeni-tedavileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Serviks kanseri erken dönemde belirti vermeyebilir. Ancak tarama ile kanser öncesi değişiklikler yakalanabilir. İmmünoterapi, hedefli ilaçlar ve hücre tedavileri ise ileri hastalıkta yeni seçenekler oluşturuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Serviks Kanseri Nedir? Belirtileri, Tanısı, Tedavisi ve Yeni Tedaviler</p>

<p>Serviks kanseri, rahmin vajinaya açılan alt bölümü olan servikste, yani rahim ağzında gelişen kanserdir.</p>

<p>Hastalığın en önemli özelliği, büyük ölçüde önlenebilir olmasıdır. Yüksek riskli insan papilloma virüsü (HPV) tipleriyle kalıcı enfeksiyon, serviks kanserinin temel nedenidir. HPV aşısı ve düzenli tarama, hastalığın önlenmesinde ve kanser öncesi değişikliklerin erken yakalanmasında kritik rol oynar.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, yüksek riskli HPV enfeksiyonlarının büyük bölümünün bağışıklık sistemi tarafından kontrol edildiğini ancak kalıcı enfeksiyonların zaman içinde hücresel değişikliklere ve kansere ilerleyebildiğini belirtiyor.</p>

<p>SERVİKS KANSERİ BELİRTİLERİ NELERDİR?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Serviks kanserinin önemli sorunlarından biri erken dönemde hiçbir belirti vermeyebilmesidir.</p>

<p>Belirti ortaya çıktığında en sık görülebilen bulgular şunlardır:</p>

<p>• Cinsel ilişki sonrasında vajinal kanama<br />
• Adet dönemleri arasında kanama<br />
• Menopoz sonrasında kanama<br />
• Normalden uzun veya yoğun adet kanaması<br />
• Sulu, kanlı veya alışılmadık vajinal akıntı<br />
• Pelvik bölgede ağrı<br />
• Cinsel ilişki sırasında ağrı</p>

<p>Hastalık ilerlediğinde idrar yaparken veya dışkılama sırasında ağrı, bel ağrısı, karın ağrısı, bacaklarda şişlik ve belirgin yorgunluk gibi belirtiler de ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu belirtilerin bulunması kişinin mutlaka serviks kanseri olduğu anlamına gelmez. Ancak özellikle ilişki sonrası veya menopoz sonrası kanama tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>SERVİKS KANSERİ NASIL TEŞHİS EDİLİR?</p>

<p>Burada tarama ile kesin tanıyı birbirinden ayırmak gerekir.</p>

<p>HPV testi ve servikal sitoloji, kanser veya kanser öncesi değişiklikleri yakalamaya yönelik tarama yöntemleridir. Anormal sonuç alınması doğrudan kanser tanısı anlamına gelmez.</p>

<p>Şüpheli durumlarda kolposkopi yapılabilir. Serviks büyütülerek incelenir ve gerekli görülen bölgeden doku örneği alınır.</p>

<p>Serviks kanserinin kesin tanısı biyopsi ve patolojik incelemeyle konur.</p>

<p>Tanı konulduktan sonra hastalığın yaygınlığını belirlemek için muayene ve gerektiğinde MR, BT veya PET-BT gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanılabilir.</p>

<p>EVRE TEDAVİYİ BELİRLİYOR</p>

<p>Serviks kanserinde tek bir tedavi yoktur.</p>

<p>Tedavi; tümörün evresine, büyüklüğüne, lenf nodu tutulumuna, uzak metastaz bulunup bulunmamasına, hastanın genel durumuna ve bazı durumlarda doğurganlığın korunması isteğine göre belirlenir.</p>

<p>Çok erken evrelerde konizasyon gibi sınırlı cerrahiler veya histerektomi uygulanabilir. Uygun seçilmiş erken evre hastalarda doğurganlığın korunmasını amaçlayan radikal trakelektomi de değerlendirilebilir.</p>

<p>Lokal ileri hastalıkta temel yaklaşımlardan biri radyoterapi ile eş zamanlı kemoterapidir. Brakiterapi de küratif tedavinin önemli parçalarından biridir.</p>

<p>Ancak son yıllardaki en önemli değişikliklerden biri immünoterapinin tedaviye daha erken aşamalarda girmesi oldu.</p>

<p>İMMÜNOTERAPİ SERVİKS KANSERİNDE TEDAVİYİ DEĞİŞTİRDİ</p>

<p>KEYNOTE-A18 Faz III çalışması bu alandaki önemli dönüm noktalarından biri oldu.</p>

<p>Yüksek riskli lokal ileri serviks kanserinde standart kemoradyoterapiye pembrolizumab eklenmesi genel sağkalımı artırdı.</p>

<p>Çalışmada üç yıllık genel sağkalım oranı pembrolizumab ve kemoradyoterapi alan grupta yüzde 82,6 iken, kemoradyoterapi grubunda yüzde 74,8 olarak bildirildi.</p>

<p>Bu sonuçlar yüksek riskli lokal ileri hastalıkta immünoterapinin tedavi yaklaşımındaki yerini güçlendirdi. Pembrolizumab, ABD’de FIGO 2014 evre III-IVA serviks kanserinde kemoradyoterapiyle birlikte onay aldı.</p>

<p>2026’da İngiltere Ulusal Sağlık Servisi de lokal ileri serviks kanserinde pembrolizumabın kemoradyoterapiyle birlikte kullanımını erişime açacağını duyurdu.</p>

<p>İLERİ VE TEKRARLAYAN HASTALIKTA TEDAVİ</p>

<p>Metastatik veya tekrarlayan serviks kanserinde tedavi hastanın daha önce aldığı ilaçlara ve tümörün biyolojik özelliklerine göre değişebilir.</p>

<p>Kemoterapi, bevacizumab ve uygun hastalarda pembrolizumab gibi immünoterapiler kullanılabilir.</p>

<p>Bir diğer önemli gelişme ise antikor-ilaç konjugatlarıdır.</p>

<p>Tisotumab vedotin, daha önce sistemik tedavi almış ve hastalığı ilerlemiş tekrarlayan veya metastatik serviks kanseri için kullanılan bir antikor-ilaç konjugatıdır.</p>

<p>Bu ilaçlar bir antikor aracılığıyla kanser hücresindeki hedefe bağlanıp güçlü bir hücre öldürücü yükü tümöre taşımayı amaçlar.</p>

<p>2026’NIN DİKKAT ÇEKEN ARAŞTIRMASI: TIL HÜCRE TEDAVİSİ</p>

<p>Serviks kanserindeki en ilginç araştırma alanlarından biri hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin tedavi amacıyla kullanılması.</p>

<p>2026 ASCO toplantısında açıklanan Faz I GT101 çalışmasında tekrarlayan veya metastatik serviks kanseri bulunan yalnızca 11 hasta değerlendirildi.</p>

<p>Hastalardan tümörü infiltre eden lenfositler, yani TIL hücreleri elde edildi. Bu bağışıklık hücreleri laboratuvarda çoğaltılarak yeniden hastaya verildi.</p>

<p>İlk sonuçlarda 11 hastanın 5’inde objektif yanıt bildirildi. Bir hastada tam yanıt görüldü.</p>

<p>Ancak bu sonuçlara temkinli yaklaşmak gerekiyor. Çalışma çok küçük, erken fazlı ve karşılaştırma grubu bulunmuyor. Dolayısıyla TIL tedavisi bugün serviks kanserinin standart tedavisi değil. Daha büyük çalışmalar sonuçların doğrulanıp doğrulanmayacağını gösterecek.</p>

<p>YENİ NESİL ADC’LER GELİYOR</p>

<p>2026 ASCO verilerinde bir başka dikkat çekici alan yeni antikor-ilaç konjugatları oldu.</p>

<p>TROP-2 hedefli BAT8008’in Faz I çalışmasında daha önce tedavi görmüş tekrarlayan veya metastatik serviks kanserli hastalarda araştırılan dozlardan birinde doğrulanmış objektif yanıt oranı yüzde 29,3 olarak bildirildi.</p>

<p>Nectin-4 hedefli CRB-701 de erken faz çalışmalarında tümör yanıtları gösterdi.</p>

<p>Her iki tedavi de araştırma aşamasında. Bu nedenle mevcut sonuçlar gelecekte standart tedavi olacakları anlamına gelmiyor.</p>

<p>Daha ileri aşamada araştırılan seçeneklerden biri de sacituzumab tirumotecan.</p>

<p>TROP-2’yi hedefleyen bu antikor-ilaç konjugatının pembrolizumab ve bazı hastalarda bevacizumab ile birlikte kullanıldığı Faz III TroFuse-036 çalışması sürüyor. Araştırmanın temel sorularından biri bu kombinasyonun hastalığın ilerlemesini geciktirip genel sağkalımı artırıp artırmayacağı.</p>

<p>HPV’YE KARŞI TEDAVİ EDİCİ İMMÜNOTERAPİ MÜMKÜN MÜ?</p>

<p>HPV aşıları bugün esas olarak enfeksiyonu ve HPV ile ilişkili kanserleri önlemek amacıyla kullanılıyor. Mevcut koruyucu aşılar gelişmiş kanseri tedavi etmiyor.</p>

<p>Ancak araştırmacılar HPV ile enfekte hücrelere karşı bağışıklık sistemini harekete geçirmeyi amaçlayan tedavi edici aşı ve immünoterapi teknolojileri üzerinde çalışıyor.</p>

<p>2026’da bildirilen erken Faz I AFN0328 çalışmasında HPV16/18 ile ilişkili yüksek dereceli servikal lezyonlarda mRNA tabanlı bir immünoterapi değerlendirildi. İlk 23 hastada bağışıklık yanıtları ve bazı hastalarda viral temizlenme gözlendi.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrım var: Bu çalışma invaziv serviks kanserinin tedavisini değil, HPV16/18 ile ilişkili yüksek dereceli kanser öncesi lezyonları araştırıyor. Bulgular erken aşamada ve daha büyük çalışmalarda doğrulanmaları gerekiyor.</p>

<p>SERVİKS KANSERİNDE GELECEK NEREYE GİDİYOR?</p>

<p>Serviks kanserinde araştırmalar üç önemli yönde ilerliyor.</p>

<p>Birincisi, immünoterapinin yalnızca ileri hastalıkta değil, kür sağlama amacı taşıyan kemoradyoterapinin parçası olarak daha erken kullanılması.</p>

<p>İkincisi, ADC’lerle güçlü kanser ilaçlarının doğrudan tümör hücresine taşınması.</p>

<p>Üçüncüsü ise hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin veya HPV’ye özgü bağışıklık yanıtının kanserle mücadele için programlanması.</p>

<p>Bunların bir bölümü artık klinik uygulamaya girmiş durumda. Bir bölümü ise henüz deneysel.</p>

<p>En önemli gerçek ise değişmedi: Serviks kanseri, kanser ortaya çıkmadan önce müdahale edilebilen nadir kanserlerden biri. HPV aşısı, HPV temelli tarama ve kanser öncesi lezyonların tedavisi hastalığın önlenmesinde yeni kanser ilaçlarından bile daha güçlü araçlar olabilir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Serviks kanseri tamamen iyileşebilir mi?</p>

<p>Özellikle erken evrede saptanan serviks kanseri küratif olarak tedavi edilebilir. Tedavi başarısı hastalığın evresi, tümör özellikleri ve hastanın genel durumu gibi birçok faktöre bağlıdır.</p>

<p>HPV pozitif olmak kanser olduğum anlamına gelir mi?</p>

<p>Hayır. HPV enfeksiyonu son derece yaygındır ve enfeksiyonların büyük bölümü bağışıklık sistemi tarafından kontrol edilir. Risk esas olarak yüksek riskli HPV tiplerinin kalıcı enfeksiyonu ve bunun oluşturduğu hücresel değişikliklerle ilişkilidir.</p>

<p>Pap smear normal ise serviks kanseri kesin olarak yok mudur?</p>

<p>Tek bir tarama sonucunu mutlak güvence olarak değerlendirmek doğru değildir. Tarama yöntemi, yaş, önceki sonuçlar ve HPV durumu birlikte değerlendirilmelidir. Belirti bulunan kişiler normal bir önceki tarama sonucuna güvenerek muayeneyi ertelememelidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Anormal vajinal kanama, ilişki sonrası kanama veya menopoz sonrası kanama gibi belirtilerde kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulmalıdır. Serviks kanseri tedavisi jinekolojik onkoloji başta olmak üzere multidisipliner ekip tarafından kişiye özel planlanmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Cancer Institute (NCI) – Cervical Cancer Treatment PDQ</p>

<p>National Cancer Institute – Cervical Cancer Diagnosis and Symptoms</p>

<p>World Health Organization – Human Papillomavirus and Cancer</p>

<p>World Health Organization – HPV DNA Genotyping Guideline, 2026</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration – Pembrolizumab with Chemoradiotherapy for Cervical Cancer</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration – Tisotumab Vedotin for Recurrent or Metastatic Cervical Cancer</p>

<p>The Lancet – KEYNOTE-A18 Phase III Overall Survival Results</p>

<p>ASCO 2026 – GT101 Autologous TIL Therapy Phase I Study</p>

<p>ASCO 2026 – BAT8008 TROP-2 Antibody-Drug Conjugate Study</p>

<p>ASCO 2026 – CRB-701 Nectin-4 Antibody-Drug Conjugate Study</p>

<p>ASCO 2026 – TroFuse-036 Phase III Study</p>

<p>ASCO 2026 – AFN0328 mRNA-based Immunotherapy Study </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/serviks-kanseri-nedir-belirtileri-tanisi-tedavisi-ve-2026nin-umut-veren-yeni-tedavileri</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 23:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0826.jpeg" type="image/jpeg" length="51499"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Diyabetten Önce Son Çıkış: İnsülin Direnci]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/diyabetten-once-son-cikis-insulin-direnci</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/diyabetten-once-son-cikis-insulin-direnci" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsülin direnci çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor; erken tanı ve güncel tedavi yaklaşımlarıyla diyabete giden yolun önü kesilebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnsülin direnci, vücudun insülini üretmesine rağmen hücrelerin bu hormona “kapıyı açmaması” ile ortaya çıkan metabolik bir sorun. Sorun büyüdükçe pankreas daha fazla insülin salgılıyor; bir süre sonra sistem yoruluyor ve kan şekeri yükselmeye başlıyor. Bu nedenle insülin direnci, tip 2 diyabetin en önemli habercilerinden biri kabul ediliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre tehlike, insülin direncinin “sessiz” ilerlemesi. Kişi kendini iyi hissedebilir; ancak içeride, metabolizmanın dişlileri zorlanmaya başlamıştır. Bu süreç yalnızca kan şekerini değil, karaciğer yağlanması, tansiyon, kolesterol dengesi, bel çevresi artışı ve kadınlarda hormonal düzensizlikler gibi pek çok alanı etkileyebilir.</p>

<h3><strong>Tanı: Basit Testlerle Yakalanabiliyor</strong></h3>

<p>İnsülin direnci tanısı, genellikle <strong>açlık kan şekeri</strong> ve <strong>açlık insülin</strong> düzeyinin birlikte değerlendirilmesiyle konuluyor. Bu iki değerle hesaplanan <strong>HOMA-IR</strong> gibi göstergeler, hekimlerin klinik tabloyla birlikte yorumladığı pratik araçlar arasında yer alıyor.<br />
Yemek sonrası halsizlik, tatlı isteği, bel çevresinde artış, kilo verememe, gün içinde enerji düşüşleri ve bazı kişilerde ciltte koyulaşma gibi belirtiler de şüpheyi güçlendirebiliyor.</p>

<hr />
<h2><strong>Derin Analiz: En Güncel Tedavi Yaklaşımı Neyi Hedefliyor?</strong></h2>

<p>Bugünün yaklaşımı “şekeri düşürmekten” daha geniş: Amaç, <strong>insülin direncinin kökünü</strong> zayıflatmak. Yani metabolizmayı yeniden “duyarlı” hale getirmek.</p>

<h3><strong>1) Tedavinin Temeli: Yaşam Tarzı, Ama Artık Daha Akıllı</strong></h3>

<p>Eskiden “az ye, çok yürü” cümlesiyle geçiştirilen alan, artık daha stratejik yönetiliyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Karbonhidrat kalitesi:</strong> Rafine un ve şekerin azaltılması tek başına bile insülin yükünü düşürür.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Öğün kurgusu:</strong> Protein ve lifin öğünde öne alınması, kan şekerindeki ani sıçramaları azaltır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kas odaklı hareket:</strong> Yürüyüş değerli; ama insülin direncini en çok geri iten şeylerden biri <strong>direnç egzersiziyle kas kütlesini artırmak</strong>. Çünkü kas, şekeri “yakıt” gibi kullanır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Uyku ve stres:</strong> Kötü uyku ve kronik stres, kortizol üzerinden insülin direncini alevlendirir. Bu yüzden tedavi planında uyku artık “ekstra” değil, <strong>çekirdek hedef</strong>.</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu çerçevede modern tedavi, kişinin hayatına “yasak listesi” asmak yerine, metabolizmanın düğmelerini doğru sırayla çevirmeyi hedefliyor.</p>

<h3><strong>2) İlaç Tedavisi: Herkese Değil, Doğru Kişiye Doğru Basamak</strong></h3>

<p>İlaç, yaşam tarzı düzenlemeleriyle hedefe ulaşılamayan veya yüksek risk taşıyan kişilerde gündeme geliyor.</p>

<p><strong>Metformin</strong><br />
Hâlâ en sık başvurulan seçeneklerden biri. İnsülin duyarlılığını artırmaya yardımcı olur ve özellikle diyabet öncesi dönemde, belirli risk profillerinde hekimlerce tercih edilebilir.</p>

<p><strong>GLP-1 temelli tedaviler (yeni nesil yaklaşım)</strong><br />
Güncel tedavi dünyasının “oyun değiştiren” sınıfı burada. Bu ilaçlar yalnızca iştahı azaltmakla kalmaz; kilo kaybı üzerinden ve hormonal etkilerle metabolik yükü düşürerek insülin direncine giden yolu zayıflatabilir.<br />
Önemli nokta: Bunlar “herkese zayıflama” yaklaşımı değildir; <strong>obezite, metabolik sendrom, diyabet riski</strong> gibi durumlarda hekim değerlendirmesiyle gündeme gelir.</p>

<p><strong>Çift etkili ajanlar (GLP-1 + GIP etkisi)</strong><br />
Son dönemin öne çıkan başlıklarından biri de iki farklı hormonal yol üzerinden çalışan tedaviler. Bazı kişilerde kilo ve metabolik parametrelerde daha güçlü sonuçlar görülebiliyor. Klinik karar, kişinin risklerine ve yan etki profiline göre veriliyor.</p>

<p><strong>Diğer seçenekler ve eşlik eden durumlar</strong><br />
İnsülin direnci tek başına gelmiyorsa (örneğin karaciğer yağlanması, PCOS, hipertansiyon, kolesterol bozukluğu gibi), tedavi planı “tek ilaç” mantığından çıkar; <strong>bütüncül risk yönetimine</strong> dönüşür. Burada hedef, sadece şekeri değil, “metabolik tabloyu” düzeltmektir.</p>

<h3><strong>3) Metabolik Cerrahi: Seçilmiş Olgularda En Güçlü Müdahalelerden Biri</strong></h3>

<p>Ciddi obezite ve yüksek metabolik risk varlığında, metabolik cerrahi bazı hastalarda insülin direncini dramatik biçimde geriletebilir. Bu, “son çare” değil; doğru endikasyonda, doğru merkezde uygulandığında güçlü bir tıbbi araçtır.</p>

<h3><strong>4) Teknoloji Destekli Takip: Tedavinin Görünmez Orkestra Şefi</strong></h3>

<p>Güncel yaklaşımda izlem de değişti. Bazı kişilerde sürekli veya aralıklı glukoz takibi, besinlerin kişide nasıl bir yanıt oluşturduğunu göstererek tedaviyi kişiselleştirmeye yardımcı olabiliyor. Bu, “daha az tahmin, daha çok veri” demek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>5) Ufuktaki Tedaviler: “Üçlü” Hormon Yaklaşımları ve Yeni Kombinasyonlar</strong></h3>

<p>Geliştirme aşamasındaki bazı tedaviler, birden fazla hormonal yolu aynı anda hedefleyerek kilo ve metabolik denge üzerinde daha güçlü etki amaçlıyor. Ancak bu başlıklar için en doğru çerçeve şu: <strong>umut satmadan, bilim olgunlaştıkça konuşmak</strong>.</p>

<hr />
<h2><strong>Uzman Uyarısı</strong></h2>

<p>“İnsülin direnci bir kader değil; erken tanı konulursa geri çevrilebilir. En büyük hata, kan şekeri yükselene kadar beklemek. En doğru hamle, ‘diyabet olmadan’ önce müdahale etmektir.”</p>

<p><strong>Not:</strong> Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi planı kişiye özeldir; ilaçlar mutlaka hekim değerlendirmesiyle kullanılmalıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/diyabetten-once-son-cikis-insulin-direnci</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/insulin-direnci.jpg" type="image/jpeg" length="98839"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnsülin Nedir, Kaç Olmalı? Açlık İnsülini Yüksekliği ve Düşüklüğü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/insulin-nedir-kac-olmali-aclik-insulini-yuksekligi-ve-dusuklugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/insulin-nedir-kac-olmali-aclik-insulini-yuksekligi-ve-dusuklugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsülin, pankreasın beta hücrelerinden salgılanan ve kan şekerinin hücrelere alınmasını düzenleyen hormondur. Açlık insülininin yüksek olması insülin direnciyle ilişkili olabilir ancak tek başına tanı koydurmaz; sonuç glukoz ve klinik durumla birlikte değerlendirilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Kan tahlilinde insülin yüksekliği özellikle insülin direnci konusunda endişe yaratabilir. Pankreas, dokular insüline yeterince yanıt vermediğinde kan şekerini normal tutabilmek için daha fazla insülin salgılayabilir. Bu nedenle bazı kişilerde açlık şekeri henüz normal olduğu halde insülin düzeyi yüksek bulunabilir.</p>

<p>Ancak açlık insülini için diyabet tanısında kullanılan glukoz veya HbA1c gibi evrensel bir karar sınırı yoktur. İnsülin testleri kullanılan laboratuvar yönteminden önemli ölçüde etkilenebilir ve tek bir rakamla insülin direnci tanısı konmamalıdır.</p>

<p>İnsülin nedir?</p>

<p>İnsülin, pankreastaki Langerhans adacıklarında bulunan beta hücreleri tarafından üretilen bir hormondur.</p>

<p>Yemek sonrasında kandaki glukoz yükseldiğinde pankreas insülin salgılar. İnsülin özellikle kas ve yağ hücrelerinin glukozu kullanmasına yardımcı olur ve karaciğerin glukoz üretimini düzenler.</p>

<p>Kan şekeri düştüğünde ise insülin salgısı azalır.</p>

<p>Bu nedenle insülin düzeyi gün boyunca sabit değildir. Yemek, açlık süresi ve kan şekeri düzeyi sonucu doğrudan etkiler.</p>

<p>Açlık insülini kaç olmalı?</p>

<p>Açlık insülini için herkese uygulanabilecek tek bir “ideal” veya “normal” değer yoktur.</p>

<p>Laboratuvarların kullandığı analiz yöntemlerine göre referans aralıkları belirgin şekilde değişebilir. Açlık serum insülini için yaklaşık 2-25 µIU/mL gibi geniş aralıklarla karşılaşılabilir; ancak bu sınırların tamamı evrensel metabolik hedef olarak kabul edilmemelidir.</p>

<p>Bu nedenle internette sık görülen “insülin mutlaka 5’in altında olmalı” veya “10’un üzeri kesin insülin direncidir” gibi ifadeler bilimsel olarak herkese uygulanabilecek tanı kuralları değildir.</p>

<p>Sonuç değerlendirilirken laboratuvarın referans aralığı, açlık süresi ve aynı anda ölçülen glukoz dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Açlık insülini yüksekliği ne anlama gelir?</p>

<p>Açlık insülininin yüksek bulunması pankreasın normalden daha fazla insülin salgıladığını düşündürebilir.</p>

<p>Olası nedenler arasında:</p>

<ul>
 <li>İnsülin direnci</li>
 <li>Fazla kilo ve özellikle abdominal obezite</li>
 <li>Prediyabetin bazı dönemleri</li>
 <li>Tip 2 diyabetin erken dönemleri</li>
 <li>Polikistik over sendromuyla ilişkili insülin direnci</li>
 <li>Bazı ilaçlar</li>
 <li>Daha nadiren aşırı insülin üretimine yol açan hastalıklar</li>
</ul>

<p>bulunabilir.</p>

<p>Ancak tek bir yüksek insülin sonucu bu hastalıklardan herhangi birini doğrulamaz.</p>

<p>İnsülin yüksek ama şeker normalse ne demek?</p>

<p>Bu durum özellikle insülin direncinin erken dönemlerinde görülebilir.</p>

<p>Dokular insüline daha az yanıt vermeye başladığında pankreas kan şekerini normal tutmak için daha fazla insülin üretebilir.</p>

<p>Bu telafi mekanizması sayesinde açlık glukozu uzun süre normal kalabilir.</p>

<p>Ancak yüksek insülin ile normal glukoz her zaman insülin direnci anlamına gelmez. Test koşulları, kullanılan ilaçlar ve laboratuvar yöntemi de dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle tek başına insülin rakamına değil, glukoz, HbA1c ve kişinin metabolik risklerine birlikte bakılır.</p>

<p>Hiperinsülinemi ile insülin direnci aynı şey mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Hiperinsülinemi kandaki insülin düzeyinin yüksek olmasını ifade eder.</p>

<p>İnsülin direnci ise kas, yağ ve karaciğer gibi dokuların insüline verdiği biyolojik yanıtın azalmasıdır.</p>

<p>İnsülin direnci hiperinsülinemiye yol açabilir; ancak iki kavram aynı değildir.</p>

<p>Ayrıca klinik pratikte insülin direncini doğrudan ölçmenin en doğru yöntemleri araştırma ortamında kullanılan özel testlerdir. Rutin açlık insülini bunların yerine geçen kusursuz bir tanı testi değildir.</p>

<p>Açlık insülini tek başına insülin direncini gösterir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>İnsülin ölçümlerinin laboratuvarlar arasında standardizasyonunun sınırlı olması nedeniyle tek bir evrensel açlık insülini sınırı bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle açlık insülini kişinin metabolik durumu hakkında yardımcı bilgi verebilir ancak tek başına insülin direnci tanısı koydurmaz.</p>

<p>HOMA-IR gibi hesaplamalar açlık insülini ve açlık glukozunu birlikte kullanır. Ancak HOMA-IR için de yaş, toplum ve laboratuvar yönteminden bağımsız tek bir evrensel tanı eşiği yoktur.</p>

<p>Açlık insülini 10, 20 veya 30 ne anlama gelir?</p>

<p>Bu rakamları tek başına sınıflandırmak doğru değildir.</p>

<p>Örneğin 10 µIU/mL bazı laboratuvarlarda normal referans aralığında olabilir.</p>

<p>20 µIU/mL de kullanılan yönteme göre laboratuvar sınırları içinde bulunabilir ancak aynı anda açlık glukozunun yüksek olması veya metabolik risklerin bulunması değerlendirmeyi değiştirebilir.</p>

<p>30 µIU/mL birçok laboratuvarda yüksek kabul edilebilir ve hiperinsülinemi açısından değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Ancak “10 normal, 20 insülin direnci, 30 diyabet” şeklinde bir sıralama yoktur.</p>

<p>Diyabet tanısı insülin rakamına göre değil; glukoz, HbA1c veya gerektiğinde oral glukoz tolerans testi gibi doğrulanmış kriterlerle konur.</p>

<p>İnsülin düşüklüğü ne anlama gelir?</p>

<p>Düşük insülin, test sırasında pankreasın az insülin salgıladığını gösterir ancak kan şekeri bilinmeden yorumlanamaz.</p>

<p>Kan şekeri düşük veya normal-düşükse insülinin baskılanması fizyolojik olabilir.</p>

<p>Buna karşılık kan şekeri yüksek olduğu halde insülin düşükse pankreasın yeterli insülin üretememesi gündeme gelebilir.</p>

<p>Tip 1 diyabet ve beta hücre fonksiyonunun ileri derecede azaldığı bazı diyabet tablolarında düşük insülin görülebilir.</p>

<p>Ancak dışarıdan insülin kullanan kişilerde serum insülin ölçümünün yorumlanması kullanılan insülin türüne ve laboratuvar testinin bu insülini ölçüp ölçmediğine bağlı olarak zorlaşabilir.</p>

<p>İnsülin ile C-Peptid arasındaki fark nedir?</p>

<p>Pankreas kendi insülinini ürettiğinde insülin ile C-peptid birlikte kana salgılanır.</p>

<p>Ancak enjeksiyonla verilen insülin C-peptid içermez.</p>

<p>Bu nedenle pankreasın kendi insülin üretimini değerlendirmek gerektiğinde C-peptid çoğu zaman serum insülininden daha yararlı olabilir.</p>

<p>C-peptidin kandaki ömrü de insülinden daha uzundur.</p>

<p>Özellikle insülin kullanan diyabetli kişilerde pankreasın ne kadar insülin üretmeye devam ettiğini değerlendirmek için C-peptid tercih edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hipoglisemide insülin neden ölçülür?</p>

<p>Nedeni açıklanamayan düşük kan şekeri ataklarında glukoz, insülin ve C-peptidin hipoglisemi sırasında birlikte ölçülmesi önemli bilgiler sağlayabilir.</p>

<p>Kan şekeri çok düşükken normal fizyolojik yanıt insülin salgısının baskılanmasıdır.</p>

<p>Hipoglisemi sırasında insülin uygunsuz şekilde yüksekse aşırı insülin etkisi araştırılır.</p>

<p>İnsülin yüksek ve C-peptid de yüksekse vücudun kendi insülin üretimi düşünülebilir.</p>

<p>İnsülin yüksek fakat C-peptid düşükse dışarıdan alınmış insülin olasılığı gündeme gelebilir.</p>

<p>Bu değerlendirme kontrollü klinik koşullarda yapılmalıdır.</p>

<p>İnsülinoma nedir ve insülin yüksekliğiyle anlaşılır mı?</p>

<p>İnsülinoma, pankreasın insülin üreten hücrelerinden gelişen nadir bir nöroendokrin tümördür.</p>

<p>En önemli özelliği uygunsuz insülin salgısına bağlı tekrarlayan hipoglisemi ataklarıdır.</p>

<p>Sadece normal kan şekeri sırasında yüksek insülin bulunması insülinoma tanısı koydurmaz.</p>

<p>Şüpheli durumlarda hipoglisemi sırasında glukoz, insülin, C-peptid ve başka testler birlikte değerlendirilir. Gerektiğinde kontrollü açlık testi uygulanabilir.</p>

<p>Açlık insülini testi nasıl yapılır?</p>

<p>Testin amacı açlık insülinini değerlendirmekse genellikle belirli bir süre açlık gerekir.</p>

<p>Aynı anda açlık glukozunun ölçülmesi sonucun yorumunu kolaylaştırır ve HOMA-IR hesaplaması yapılacaksa gereklidir.</p>

<p>Su dışındaki içecekler, yemek ve test öncesindeki bazı davranışlar ölçümü etkileyebileceğinden laboratuvarın hazırlık talimatına uyulmalıdır.</p>

<p>Kullanılan diyabet ilaçları veya insülin tedavisi de sağlık profesyoneline bildirilmelidir; ilaçlar kendi kendine kesilmemelidir.</p>

<p>İnsülin yüksekliği nasıl düşer?</p>

<p>Amaç yalnızca laboratuvardaki insülin rakamını düşürmek değildir.</p>

<p>İnsülin direnci ve fazla kilo bulunan kişilerde uygun beslenme düzeni, düzenli fiziksel aktivite ve gerektiğinde kilo kaybı insülin duyarlılığını iyileştirebilir.</p>

<p>Prediyabet veya diyabet varsa tedavi kişinin glukoz düzeyleri, HbA1c’si, kilosu ve diğer sağlık sorunlarına göre planlanır.</p>

<p>Yalnızca yüksek açlık insülini nedeniyle rastgele ilaç veya takviye kullanılmamalıdır.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>Açlık insülini yüksek ama şeker normalse insülin direnci var mıdır?</p>

<p>Olabilir ancak tek başına kesin değildir. Pankreas insülin direncini telafi etmek için daha fazla insülin salgılarken glukoz normal kalabilir; değerlendirme glukoz, HbA1c ve metabolik risklerle birlikte yapılır.</p>

<p>Açlık insülini kaç olursa insülin direnci vardır?</p>

<p>Herkese uygulanabilecek tek bir açlık insülini sınırı yoktur. Laboratuvar yöntemleri farklıdır ve insülin direnci yalnızca serum insülin rakamıyla teşhis edilmez.</p>

<p>İnsülin testi ile C-peptid aynı şeyi mi gösterir?</p>

<p>Hayır. İnsülin kandaki hormonu ölçerken C-peptid özellikle pankreasın kendi insülin üretimi hakkında bilgi verir ve dışarıdan insülin kullanan kişilerde bu ayrım yararlı olabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Diagnosis and Classification of Diabetes: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. Insulin in Blood. MedlinePlus Medical Test.</li>
 <li>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Insulin Resistance and Prediabetes. National Institutes of Health.</li>
 <li>Cryer PE, Axelrod L, Grossman AB, et al. Evaluation and Management of Adult Hypoglycemic Disorders: An Endocrine Society Clinical Practice Guideline. The Journal of Clinical Endocrinology &amp; Metabolism. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/insulin-nedir-kac-olmali-aclik-insulini-yuksekligi-ve-dusuklugu</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="34246"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[13. Yargı Paketi Ne Zaman Çıkacak? İnfaz, Nafaka ve Boşanma Düzenlemesinde Son Durum]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/13-yargi-paketi-ne-zaman-cikacak-infaz-nafaka-ve-bosanma-duzenlemesinde-son-durum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/13-yargi-paketi-ne-zaman-cikacak-infaz-nafaka-ve-bosanma-duzenlemesinde-son-durum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[13. Yargı Paketi ne zaman çıkacak, Meclis’e geldi mi? Ekim ayında gündeme gelmesi beklenen yeni yargı düzenlemesinde infaz, nafaka, boşanma davaları ve yargılama süreleri öne çıkıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<ol start="13">
 <li>YARGI PAKETİ NE ZAMAN ÇIKACAK? NAFAKA VE BOŞANMADA YENİ DÖNEM</li>
 <li>Yargı Paketi olarak kamuoyunda gündeme gelen yeni yargı düzenlemesi için gözler Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevrildi. Özellikle “13. Yargı Paketi ne zaman çıkacak?”, “13. Yargı Paketi maddeleri neler?”, “süresiz nafaka kalkacak mı?” ve “boşanma davalarında ne değişecek?” soruları araştırılıyor.</li>
</ol>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek’in son açıklamaları, aile hukukunda önemli değişikliklerin ekim ayında Meclis gündemine taşınmasının planlandığını gösteriyor. Ancak henüz TBMM’ye sunulmuş ve maddeleri kesinleşmiş nihai bir kanun teklifi bulunmadığından, kamuoyuna yansıyan ayrıntıların taslak aşamasında olduğu unutulmamalı.</p>

<ol start="13">
 <li>YARGI PAKETİ NE ZAMAN MECLİS’E GELECEK?</li>
</ol>

<p>Yeni düzenlemeler için işaret edilen tarih Ekim 2026.</p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin ekim ayında gündeme gelecek paket kapsamında hayata geçirilmesinin planlandığını açıkladı.</p>

<p>TBMM’nin yeni yasama yılının başlamasıyla birlikte düzenlemenin Meclis gündemine taşınması bekleniyor. Ancak teklifin hangi gün TBMM Başkanlığına sunulacağı ve ne zaman yasalaşacağı henüz kesinleşmiş değil.</p>

<p>Bir başka önemli ayrıntı ise paketin adlandırılması. Kamuoyundaki bazı haberlerde düzenlemeler “13. Yargı Paketi” olarak anılırken, Bakan Gürlek daha önce ekimde gündeme gelecek düzenlemelerden 12. Yargı Paketi’nin ikinci kısmı olarak söz etti. Nihai adlandırma, kanun teklifinin Meclis’e sunulmasıyla kesinleşecek.</p>

<ol start="13">
 <li>YARGI PAKETİ MADDELERİ NELER?</li>
</ol>

<p>Teklif metni henüz kesinleşmediği için şu aşamada “13. Yargı Paketi’nin kesin maddeleri” şeklinde bir liste vermek mümkün değil.</p>

<p>Bununla birlikte Bakanlığın açıklamaları ve kamuoyuna yansıyan çalışmalar incelendiğinde bazı başlıklar öne çıkıyor:</p>

<p>• Yoksulluk nafakasının süresine ilişkin yeni düzenleme<br />
• Boşanma davalarının daha kısa sürede sonuçlandırılması<br />
• Boşanma kararı ile nafaka, velayet ve diğer feri uyuşmazlıkların ayrıştırılması<br />
• Yargılama sürelerinin kısaltılması<br />
• Kira ve tahliye davalarının daha hızlı sonuçlandırılması<br />
• Avukatlara ilişkin bazı yasal düzenlemeler<br />
• Yargı hizmetlerinin daha hızlı ve etkin yürütülmesine yönelik değişiklikler</p>

<p>SÜRESİZ NAFAKA KALKACAK MI?</p>

<p>Paketin en fazla merak edilen başlığı nafaka.</p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, süresiz nafakaya ilişkin yeni bir yasal düzenleme üzerinde çalışıldığını ve bunun ekim ayında Meclis’e sunulacak pakette yer almasının planlandığını açıkladı.</p>

<p>Bakan Gürlek’in verdiği bilgilere göre üzerinde çalışılan model, bütün nafakalar için otomatik ve tek tip bir süre öngörmek yerine hâkime tarafların durumunu dikkate alabileceği bir takdir alanı bırakmayı amaçlıyor.</p>

<p>Buna göre hâkim; tarafların sosyal ve ekonomik koşullarını, olayın özelliklerini ve kusur durumunu değerlendirerek nafakayı belirli bir süreyle sınırlandırabilecek. Koşullar gerektiriyorsa süresiz nafakaya hükmedilmesi seçeneğinin de korunması üzerinde çalışılıyor.</p>

<p>Dolayısıyla yeni sistemin “bütün süresiz nafakalar tamamen kaldırılıyor” şeklinde yorumlanması doğru değil. Kesin model, teklif metninin TBMM’ye sunulmasıyla ortaya çıkacak.</p>

<p>BOŞANMA DAVALARINDA NE DEĞİŞECEK?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni düzenlemenin ikinci önemli ayağını boşanma davalarının süresinin kısaltılması oluşturuyor.</p>

<p>Bakan Gürlek’in açıklamalarına göre boşanma kararının nafaka, velayet ve benzeri uyuşmazlıklar nedeniyle yıllarca gecikmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Üzerinde çalışılan modele göre mahkeme, evliliğin artık sürdürülemeyeceğine kanaat getirdiğinde öncelikle boşanmaya karar verebilecek. Nafaka, velayet ve diğer feri konuların ise ayrılarak ayrıca karara bağlanması gündemde.</p>

<p>Bakan Gürlek, yapılması planlanan değişikliklerle boşanma davalarının 2-3 ay içerisinde karara bağlanabileceğine inandığını ifade etti. Bu süre şu aşamada yasal bir garanti veya kesin dava süresi değil, düzenlemeyle ulaşılması hedeflenen süre olarak değerlendirilmeli.</p>

<p>AĞIR KUSUR KONUSUNDA DA DEĞİŞİKLİK GÜNDEMDE</p>

<p>Bakan Gürlek’in açıklamalarındaki dikkat çekici başlıklardan biri de boşanma davalarında “ağır kusur” değerlendirmesine yönelik değişiklik.</p>

<p>Planlanan sistemde hâkimin tarafları dinledikten sonra evliliğin devam ettirilemeyeceği kanaatine ulaşması halinde boşanma yönünden karar verebilmesi; nafaka, velayet ve diğer konuların ise ayrı şekilde ele alınması amaçlanıyor.</p>

<p>Bu düzenlemenin nasıl formüle edileceği ve Türk Medeni Kanunu’nun hangi hükümlerinin değiştirileceği, teklif metni açıklandığında netleşecek.</p>

<p>KİRA VE TAHLİYE DAVALARI DA GÜNDEMDE</p>

<p>Yargı reformunun önemli hedeflerinden biri de uzun süren hukuk davalarının kısaltılması.</p>

<p>Kamuoyuna yansıyan açıklamalarda kira tespit ve tahliye davalarının daha kısa sürede tamamlanmasına yönelik çalışmalar da bulunuyor. Bu alanda mahkemelerin iş yükünün azaltılması ve yargılama takviminin daha öngörülebilir hale getirilmesi amaçlanıyor.</p>

<ol start="13">
 <li>YARGI PAKETİ MECLİS’E GELDİ Mİ?</li>
</ol>

<p>17 Eylül 2026 itibarıyla kamuoyunda 13. Yargı Paketi olarak anılan düzenlemelerin kesinleşmiş teklif metni TBMM’ye sunulmuş değil.</p>

<p>Bu nedenle sosyal medyada veya çeşitli yayınlarda paylaşılan madde listelerinin tamamını kesinleşmiş yasa hükümleri olarak değerlendirmemek gerekiyor.</p>

<p>Ekim ayında teklifin Meclis’e sunulması halinde önce komisyon süreci başlayacak. Ardından TBMM Genel Kurulundaki görüşmeler gerçekleştirilecek. Teklif kabul edilirse Cumhurbaşkanının yayımlama sürecinin ardından Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek.</p>

<ol start="13">
 <li>YARGI PAKETİNDE AF VE İNFAZ DÜZENLEMESİ VAR MI?</li>
</ol>

<p>Yeni paketle ilgili “genel af”, “infaz indirimi” ve “denetimli serbestlik” gibi aramalar da artmış durumda.</p>

<p>Ancak şu ana kadar açıklanan bilgiler, ağırlıklı olarak nafaka, boşanma ve hukuk yargılamalarının hızlandırılması üzerinde yoğunlaşıyor. Resmî teklif açıklanmadan pakette yeni bir genel af veya kapsamlı infaz düzenlemesi bulunduğunu söylemek mümkün değil.</p>

<ol start="13">
 <li>YARGI PAKETİNDE SON DURUM</li>
</ol>

<p>Mevcut takvime göre yeni yargı düzenlemelerinin ekim ayında TBMM gündemine taşınması planlanıyor.</p>

<p>Paketin en dikkat çekici başlıklarının başında nafaka sisteminin yeniden düzenlenmesi ve boşanma davalarının hızlandırılması geliyor.</p>

<p>Ancak nafakanın hangi koşullarda süreli veya süresiz olacağı, mevcut nafaka kararlarının nasıl etkileneceği ve boşanma davalarının ayrıştırılmasına ilişkin teknik ayrıntılar henüz kesinleşmiş kanun hükümleri değil.</p>

<p>Bu nedenle asıl tablo, teklif metninin TBMM’ye sunulmasıyla ortaya çıkacak. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/13-yargi-paketi-ne-zaman-cikacak-infaz-nafaka-ve-bosanma-duzenlemesinde-son-durum</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2025/12/i-m-g-7071.jpeg" type="image/jpeg" length="43928"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kirazdan Fasulyeye: Yanlış Tüketildiğinde Risk Taşıyan 10 Yiyecek]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kirazdan-fasulyeye-yanlis-tuketildiginde-risk-tasiyan-10-yiyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kirazdan-fasulyeye-yanlis-tuketildiginde-risk-tasiyan-10-yiyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı günlük yiyecekler doğal toksinler içerebilir; risk çoğunlukla çekirdek, yaprak, çiğ tüketim veya bozulma gibi durumlarda artar. Doğru hazırlama ve pişirme ise birçok riski azaltabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bazı yiyeceklerin doğal yapısında insan sağlığı açısından zararlı olabilecek maddeler bulunabilir. Ancak bu, söz konusu yiyeceklerin normal şekilde tüketildiğinde “zehirli” olduğu anlamına gelmez. Asıl önemli olan hangi kısmının yenildiği, nasıl hazırlandığı, ne miktarda tüketildiği ve bazı durumlarda kişinin sağlık durumudur.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), bitkilerin doğal savunma mekanizmalarının bir parçası olarak çeşitli toksik bileşikler üretebildiğine dikkat çekiyor. Bunların önemli bir bölümü doğru işleme, hazırlama ve pişirme yöntemleri sayesinde sorun oluşturmuyor.</p>

<p>WebMD'nin gündeme getirdiği listeyi güncel gıda güvenliği kaynaklarıyla birlikte değerlendirdiğimizde mutfakta özellikle şu yiyecek ve bölümlerine dikkat etmek gerekiyor.</p>

<p>KİRAZ ÇEKİRDEĞİ</p>

<p>Kirazın yenilebilir kısmı güvenlidir. Ancak sert çekirdeğin içinde siyanür açığa çıkarabilen siyanogenik bileşikler bulunur.</p>

<p>Buradaki önemli ayrıntı çekirdeğin bütünlüğüdür. Bir kiraz çekirdeğinin yanlışlıkla bütün olarak yutulması ile çekirdeğin kırılıp veya çiğnenip iç kısmının tüketilmesi aynı şey değildir.</p>

<p>Bütün halde yanlışlıkla yutulan bir çekirdek genellikle sindirilmeden geçerken çekirdeği kırmak veya çiğnemek siyanür açığa çıkarabilecek bileşiklere maruziyeti artırabilir.</p>

<p>Bu nedenle kiraz, kayısı ve benzeri sert çekirdekli meyvelerin çekirdekleri özellikle kırılarak veya öğütülerek tüketilmemelidir.</p>

<p>ELMA ÇEKİRDEĞİ</p>

<p>Elmanın kendisi sağlıklı bir besindir. Çekirdeklerinde ise amigdalin adı verilen siyanogenik bir bileşik bulunur.</p>

<p>Birkaç çekirdeğin kazara yutulması genellikle zehirlenme anlamına gelmez. Çekirdeğin dış tabakası da içeriğin açığa çıkmasını sınırlar. Buna karşılık çok sayıda çekirdeğin özellikle ezilerek veya çiğnenerek tüketilmesi gereksiz bir risktir.</p>

<p>Bu nedenle elma yerken birkaç çekirdeğin yanlışlıkla yutulmasıyla ilgili paniğe gerek yoktur; ancak çekirdeklerin bilinçli şekilde tüketilmesi önerilmez.</p>

<p>YEŞİLLENMİŞ VE FİLİZLENMİŞ PATATES</p>

<p>Patates ışığa maruz kaldığında yeşillenebilir. Yeşil rengin kendisi klorofilden kaynaklanır ve toksik değildir. Ancak yeşillenme, patateste glikoalkaloid miktarının da yükselmiş olabileceğinin görünür bir işaretidir.</p>

<p>Solanin ve chaconine gibi glikoalkaloidler özellikle filizlerde, gözlerde ve yeşillenmiş bölümlerde daha yüksek miktarlarda bulunabilir.</p>

<p>Fazla miktarda alınmaları bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishale; daha ciddi vakalarda nörolojik belirtilere yol açabilir.</p>

<p>Üstelik normal pişirme yöntemleri glikoalkaloidleri tamamen ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Belirgin biçimde yeşillenmiş, acı tat veren veya yoğun şekilde filizlenmiş patatesleri tüketmemek en güvenli yaklaşımdır. Patatesleri serin ve karanlık ortamda saklamak da yeşillenmeyi azaltır.</p>

<p>ÇİĞ VEYA YETERSİZ PİŞMİŞ KIRMIZI BARBUNYA/FASULYE</p>

<p>Kırmızı kidney bean olarak bilinen fasulye türü, çiğ halde yüksek miktarda fitohemaglutinin adlı bir lektin içerebilir.</p>

<p>Yetersiz pişmiş fasulye tüketildikten sonra bulantı, şiddetli kusma, karın ağrısı ve ishal görülebilir.</p>

<p>Buradaki kritik nokta pişirmedir. FDA da çiğ veya yetersiz pişirilmiş fasulyelerdeki fitohemaglutininin hastalığa yol açabileceğini, uygun şekilde pişirilmiş veya konserve fasulyelerde ise düzeylerin sorun oluşturmadığını belirtiyor.</p>

<p>Kuru fasulye türleri uygun biçimde hazırlanmalı ve iyice pişirilmelidir.</p>

<p>MUSKAT</p>

<p>Muskat mutfakta kullanılan miktarlarda sıradan bir baharattır. Ancak “doğalsa fazlası da zararsızdır” düşüncesi burada geçerli değildir.</p>

<p>Muskatta bulunan myristicin yüksek miktarlarda alındığında toksik etkilere yol açabilir. Zehirlenmelerde baş dönmesi, sersemlik, ajitasyon, bilinç değişiklikleri ve başka nörolojik belirtiler bildirilmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla yemeklere lezzet vermek amacıyla kullanılan küçük miktarlarla, kaşıklar dolusu muskat tüketmek birbirinden tamamen farklıdır.</p>

<p>Mürverin (ELDERBERRY) HER KISMI AYNI DEĞİL</p>

<p>Olgun mürver meyvelerinden hazırlanan bazı işlenmiş ürünler tüketilebilir. Ancak olgunlaşmamış meyveler ile bitkinin yaprak ve diğer bazı kısımları siyanogenik bileşikler içerebilir.</p>

<p>Uygun olmayan tüketim bulantı, kusma ve ishal gibi belirtilere yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle doğadan toplanan bitkilerde “meyvesi yeniyorsa bitkinin tamamı yenebilir” varsayımı yapılmamalıdır.</p>

<p>ACI BADEM</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tatlı badem ile acı badem aynı risk profiline sahip değildir.</p>

<p>Acı badem yüksek miktarda amigdalin içerebilir. Bu madde sindirim sırasında siyanür açığa çıkarabilir. WHO da bademleri siyanogenik glikozit içerebilen besinler arasında değerlendiriyor.</p>

<p>Ticari olarak tüketilen tatlı badem ile işlenmemiş acı bademi birbirinden ayırmak gerekir. Özellikle kayısı çekirdeği ve acı badem gibi ürünlerin “doğal tedavi” amacıyla yüksek miktarlarda tüketilmesi güvenli kabul edilmemelidir.</p>

<p>YILDIZ MEYVESİ: BÖBREK HASTALARI İÇİN FARKLI BİR RİSK</p>

<p>Karambola veya yıldız meyvesi sağlıklı böbreklere sahip kişiler ile ileri böbrek hastalığı bulunan kişilerde aynı şekilde değerlendirilmez.</p>

<p>Böbrek fonksiyonu ciddi derecede bozulmuş kişilerde yıldız meyvesindeki nörotoksik maddeler yeterince temizlenemeyebilir. Bu durum bilinç değişikliği, nöbet ve ciddi nörolojik komplikasyonlarla ilişkilendirilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle böbrek hastalarının yıldız meyvesinden kaçınması önerilir.</p>

<p>YABANİ MANTARLAR</p>

<p>Doğal gıdalar içindeki en ciddi zehirlenme risklerinden biri yabani mantarlardır.</p>

<p>Özellikle Amanita phalloides gibi amatoksin içeren mantarlar ağır karaciğer hasarına ve ölüme yol açabilir.</p>

<p>Tehlikeli noktalardan biri de zehirli mantarların yenilebilir türlerle karıştırılabilmesidir. Görünüş, renk, hayvanların mantarı yemesi veya halk arasında kullanılan ev testleri bir mantarın güvenli olduğunu kanıtlamaz.</p>

<p>Türünden emin olunmayan yabani mantarlar tüketilmemelidir.</p>

<p>KAJU: “ÇİĞ” ETİKETİ HER ZAMAN GERÇEKTEN ÇİĞ DEMEK DEĞİL</p>

<p>Kajunun kabuğu ve çevresindeki yapılar urushiol benzeri tahriş edici bileşikler içerir. Bu madde zehirli sarmaşıkla temas sonrası görülen reaksiyonlardan da sorumludur.</p>

<p>Marketlerde “çiğ kaju” olarak satılan ürünler çoğunlukla gerçek anlamda doğrudan ağaçtan çıkarılmış çiğ kaju değildir; güvenli tüketim için gerekli işlemlerden geçirilir.</p>

<p>Bu nedenle tüketicinin standart ticari kajudan korkmasına gerek yoktur. Risk daha çok işlenmemiş kaju ve kabuk yapılarıyla doğrudan temas veya tüketimle ilgilidir.</p>

<p>MANGO KABUĞU</p>

<p>Mango meyvesinin yenilebilir iç kısmı çoğu insan için güvenlidir. Ancak mango kabuğu ve bitkinin diğer kısımlarında urushiol ile ilişkili bileşikler bulunabilir.</p>

<p>Özellikle zehirli sarmaşığa güçlü temas alerjisi bulunan bazı kişilerde mango kabuğuyla temas cilt reaksiyonuna yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle burada söz konusu olan klasik anlamda bir “gıda zehirlenmesi” değil, duyarlı kişilerde gelişebilecek temas reaksiyonudur.</p>

<p>PEKİ GÜNLÜK YEDİĞİMİZ YİYECEKLERDEN KORKMALI MIYIZ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Doğal toksinlerin varlığı bir yiyeceğin bütünüyle tehlikeli olduğu anlamına gelmez. Risk çoğu zaman doz, yenilen bölüm ve hazırlama yöntemiyle belirlenir.</p>

<p>Örneğin kiraz yemekle çekirdeğini kırıp yemek, elma yemekle çok sayıda çekirdeğini öğütmek, normal patates yemekle yoğun biçimde yeşillenmiş ve filizlenmiş patates tüketmek aynı değildir.</p>

<p>Benzer şekilde uygun şekilde pişmiş fasulye normal bir besinken çiğ veya yetersiz pişmiş bazı fasulye türleri yüksek miktarda lektin içerebilir.</p>

<p>GIDA GÜVENLİĞİNDE 5 BASİT KURAL</p>

<p>Meyve çekirdeklerini özellikle kırarak veya öğüterek tüketmeyin.</p>

<p>Belirgin biçimde yeşillenmiş ve yoğun filizlenmiş patatesleri tüketmeyin.</p>

<p>Kuru fasulye ve benzeri baklagilleri uygun şekilde hazırlayıp iyice pişirin.</p>

<p>Tanımadığınız yabani mantarları kesinlikle tüketmeyin.</p>

<p>Bir besinin “doğal” veya “bitkisel” olmasının sınırsız miktarda güvenli olduğu anlamına gelmediğini unutmayın.</p>

<p>ZEHİRLENMEDEN ŞÜPHELENİLİRSE NE YAPILMALI?</p>

<p>Şüpheli bir yiyecek tüketildikten sonra şiddetli veya sürekli kusma, bilinç bulanıklığı, nöbet, solunum güçlüğü, belirgin halsizlik ya da hızla kötüleşen belirtiler ortaya çıkarsa acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Özellikle çocuklar, gebeler, ileri yaştaki kişiler, böbrek hastaları ve kronik hastalığı bulunan kişilerde bazı gıda kaynaklı risklerin sonuçları daha ciddi olabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Zehirlenme şüphesinde belirti gelişmesini beklemek yerine sağlık kuruluşuna veya zehir danışma merkezine başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>World Health Organization (WHO) — Natural Toxins in Food</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration (FDA) — Natural Toxins in Food</p>

<p>Poison Control — Cherry Pits and Green/Sprouted Potatoes</p>

<p>WebMD — Common Foods That Can Be Toxic </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kirazdan-fasulyeye-yanlis-tuketildiginde-risk-tasiyan-10-yiyecek</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0822.jpeg" type="image/jpeg" length="91807"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bipolar Bozukluk Sadece “Bir İyi Bir Kötü Hissetmek” Değil: Fark Nerede?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bipolar-bozukluk-sadece-bir-iyi-bir-kotu-hissetmek-degil-fark-nerede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bipolar-bozukluk-sadece-bir-iyi-bir-kotu-hissetmek-degil-fark-nerede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bipolar bozukluk yalnızca sık ruh hali değişimi değildir. Mani veya hipomani ile depresyon dönemleri; uyku, enerji, düşünce, davranış ve günlük işlevlerde belirgin değişikliklere yol açabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bipolar Bozukluk Belirtileri: Günlük Duygu Değişiminden Nasıl Ayrılır?</p>

<p>Bipolar bozukluk, kişinin yalnızca zaman zaman mutlu, üzgün veya öfkeli olması anlamına gelmez. Temel özellik; duygu durumuyla birlikte enerji, aktivite, uyku, düşünme biçimi ve davranışlarda kişinin olağan halinden belirgin şekilde farklı dönemlerin ortaya çıkmasıdır.</p>

<p>Bu dönemler mani veya daha hafif seyreden hipomani şeklinde olabileceği gibi depresif dönemler şeklinde de görülebilir. Bazı kişilerde belirtiler birbirine karışabilir. Tanıda tek bir belirti yerine belirtilerin şiddeti, süresi, birlikte ortaya çıkışı ve kişinin yaşamındaki değişiklikler değerlendirilir.</p>

<p>Bipolar bozukluk belirtileri nelerdir?</p>

<p>Bipolar bozukluğun belirtileri kişinin hangi duygu durum döneminde olduğuna göre önemli ölçüde değişebilir.</p>

<p>Mani veya hipomani dönemlerinde görülebilecek belirtiler arasında şunlar bulunabilir:</p>

<p>• Olağandan belirgin biçimde yüksek, coşkulu veya taşkın ruh hali<br />
• Belirgin sinirlilik veya huzursuzluk<br />
• Enerji ve aktivitede belirgin artış<br />
• Çok daha az uyumaya rağmen kendini dinlenmiş hissetme<br />
• Normalden fazla ve hızlı konuşma<br />
• Düşüncelerin hızlanması veya fikirlerin peş peşe gelmesi<br />
• Dikkatin kolay dağılması<br />
• Kendine güven veya kendini önemli görmede olağandışı artış<br />
• Aynı anda çok sayıda işe girişme<br />
• Sonuçlarını yeterince değerlendirmeden karar verme<br />
• Aşırı para harcama veya düşüncesiz yatırımlar yapma<br />
• Cinsel veya başka alanlarda riskli davranışlarda artış</p>

<p>Depresif dönemlerde ise tablo neredeyse tersine dönebilir:</p>

<p>• Sürekli üzgün, boş veya umutsuz hissetme<br />
• Daha önce zevk alınan etkinliklere ilginin azalması<br />
• Enerji kaybı ve belirgin yorgunluk<br />
• Çok az veya çok fazla uyuma<br />
• İştah veya kiloda değişiklik<br />
• Konsantrasyon ve karar vermede güçlük<br />
• Değersizlik veya aşırı suçluluk düşünceleri<br />
• Hareketlerde belirgin yavaşlama veya huzursuzluk<br />
• Ölüm veya intihar düşünceleri</p>

<p>Mani nedir?</p>

<p>Mani yalnızca kişinin çok neşeli veya enerjik olması değildir.</p>

<p>Kişinin normalinden belirgin şekilde farklı bir duygu durumu ve enerji artışı ortaya çıkar. Bu değişiklik günlük işlevleri ciddi biçimde bozabilir.</p>

<p>Kişi çok az uyuyabilir fakat kendisini yorgun hissetmeyebilir. Konuşması hızlanabilir, düşünceleri birbirini kovalayabilir ve aynı anda çok sayıda işe girişebilir.</p>

<p>Muhakeme de etkilenebilir. Normal koşullarda alınmayacak mali, sosyal veya cinsel riskler alınabilir.</p>

<p>Ağır mani sırasında gerçeklikle bağın bozulduğu psikotik belirtiler görülebilir ve hastanede tedavi gerekebilir.</p>

<p>Hipomani ile mani arasındaki fark nedir?</p>

<p>Hipomani, maniye benzeyen ancak daha düşük şiddette seyreden bir dönemdir.</p>

<p>Enerji artışı, daha az uyku ihtiyacı, konuşkanlık, kendine güven artışı ve hareketlilik görülebilir. Ancak hipomani genellikle manide görülen ağır işlev kaybına yol açmaz ve psikoz içermez.</p>

<p>Bu nedenle hipomani bazen kişinin kendisi tarafından hastalık belirtisi olarak algılanmayabilir.</p>

<p>Kişi kendisini daha üretken, sosyal veya enerjik hissedebilir. Çevresindekiler ise davranışının olağandan farklı olduğunu daha kolay fark edebilir.</p>

<p>Bipolar bozukluk neden depresyonla karıştırılabilir?</p>

<p>Bipolar bozukluğu bulunan bir kişi sağlık hizmetine ilk olarak depresif dönemde başvurabilir.</p>

<p>O sırada geçmişte yaşanan hipomani veya mani dönemleri fark edilmez ya da kişi bunları hastalık olarak görmezse tablo yalnızca depresyon gibi algılanabilir.</p>

<p>Bu nedenle değerlendirmede yalnızca kişinin o gün nasıl hissettiğine değil, geçmişte yaşadığı yüksek enerjili dönemlere de bakılması önemlidir.</p>

<p>Özellikle depresyon öyküsüne şu dönemler eşlik etmişse hekime anlatılması önem taşır:</p>

<p>Normalden çok daha az uyuma ihtiyacı,</p>

<p>olağandışı enerji artışı,</p>

<p>çok hızlı konuşma,</p>

<p>düşüncelerin belirgin hızlanması,</p>

<p>olağan dışı özgüven,</p>

<p>dürtüsel veya riskli davranışlar.</p>

<p>Bunların bulunması tek başına bipolar bozukluk tanısı anlamına gelmez. Ancak tanısal değerlendirmede önemli bilgiler sağlayabilir.</p>

<p>Her ruh hali değişimi bipolar bozukluk mudur?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>İnsanların neşeli, üzgün, öfkeli veya stresli hissetmesi yaşamın doğal bir parçasıdır. Gün içinde ruh halinin değişmesi de tek başına bipolar bozukluk anlamına gelmez.</p>

<p>Bipolar bozuklukta önemli olan yalnızca duygunun değişmesi değildir.</p>

<p>Değişimin süresi, şiddeti ve kişinin olağan halinden ne kadar farklı olduğu değerlendirilir. Uyku, enerji, konuşma, düşünce hızı, karar verme ve davranışlarda eşlik eden değişiklikler de önemlidir.</p>

<p>Bu dönemlerin okul, iş, aile ilişkileri, mali durum veya sosyal yaşam üzerindeki etkileri tanısal değerlendirmede dikkate alınır.</p>

<p>Az uyumak bipolar bozukluk belirtisi midir?</p>

<p>Tek başına değildir.</p>

<p>Stres, yoğun çalışma, uykusuzluk, kafein tüketimi ve çok sayıda başka durum uyku süresini azaltabilir.</p>

<p>Mani ve hipomanide ise önemli ayrıntılardan biri “uyuyamamak” ile “uyku ihtiyacının azalması” arasındaki farktır.</p>

<p>Örneğin kişi birkaç saat uyuduğu halde kendisini olağandışı derecede dinç ve enerjik hissedebilir. Buna hızlı konuşma, artmış aktivite, düşüncelerin hızlanması veya riskli davranışlar eşlik ediyorsa durum daha anlamlı hale gelir.</p>

<p>Bipolar I ve Bipolar II arasındaki fark nedir?</p>

<p>Bipolar I bozukluğun ayırt edici özelliği en az bir mani döneminin yaşanmış olmasıdır. Depresif dönemler sıklıkla görülse de Bipolar I tanısı için mutlaka majör depresyon dönemi geçirilmiş olması gerekmez.</p>

<p>Bipolar II bozuklukta ise en az bir hipomani dönemi ve en az bir majör depresif dönem bulunur; geçmişte mani dönemi yaşanmamıştır.</p>

<p>Bipolar II, Bipolar I'in basitçe “hafif hali” olarak değerlendirilmemelidir. Hipomani maniden daha hafif olsa da depresif dönemler ciddi ve uzun süreli olabilir.</p>

<p>Karma belirtiler görülebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Bazı dönemlerde depresif ve manik belirtiler aynı anda bulunabilir.</p>

<p>Örneğin kişi kendisini yoğun biçimde mutsuz veya umutsuz hissederken aynı zamanda düşüncelerinde hızlanma, huzursuzluk veya artmış enerji yaşayabilir.</p>

<p>Bu tür tablolar klinik değerlendirmeyi daha karmaşık hale getirebilir.</p>

<p>Bipolar bozukluk nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Bipolar bozukluğu kesin olarak gösteren tek bir kan testi veya görüntüleme yöntemi bulunmaz.</p>

<p>Tanı; kişinin belirtileri, geçmiş duygu durum dönemleri, bunların süre ve şiddeti, günlük yaşam üzerindeki etkileri ve gerektiğinde yakınlarından alınan bilgiler değerlendirilerek konur.</p>

<p>Hekim bazı durumlarda benzer belirtilere neden olabilecek başka hastalıkları veya maddeleri de araştırabilir.</p>

<p>Örneğin bazı tiroid hastalıkları, ilaçlar ve madde kullanımı duygu durum belirtilerini taklit edebilir veya ağırlaştırabilir.</p>

<p>Bu nedenle internetteki belirti listeleri kişinin kendisine bipolar bozukluk tanısı koyması için yeterli değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bipolar bozukluk hangi yaşlarda başlayabilir?</p>

<p>Belirtiler herhangi bir yaşta ortaya çıkabilse de bipolar bozukluk sıklıkla ergenliğin sonları veya erken yetişkinlik döneminde başlar.</p>

<p>Çocuk ve ergenlerde de görülebilir ancak bu yaş grubundaki duygu ve davranış değişikliklerinin değerlendirilmesi daha karmaşık olabilir.</p>

<p>Bipolar bozukluk tedavi edilebilir mi?</p>

<p>Bipolar bozukluk genellikle uzun süreli takip gerektiren bir hastalıktır ancak etkili tedavi seçenekleri vardır.</p>

<p>Tedavi kişinin hastalık dönemine, bipolar bozukluk tipine, önceki ataklarına, eşlik eden hastalıklarına ve bireysel özelliklerine göre planlanır.</p>

<p>Duygu durum dengeleyici ilaçlar ve bazı antipsikotik ilaçlar tedavide kullanılabilir. Psikoeğitim ve çeşitli psikoterapi yaklaşımları da tedavinin önemli parçaları olabilir.</p>

<p>Düzenli uyku, stresin azaltılması, fiziksel aktivite, alkol ve madde kullanımından kaçınma ve kişinin duygu durum değişikliklerini takip etmesi tedavi planını destekleyebilir.</p>

<p>İlaçların hekim önerisi olmadan başlanması, dozunun değiştirilmesi veya aniden bırakılması uygun değildir.</p>

<p>Ne zaman profesyonel yardım alınmalı?</p>

<p>Duygu durumundaki değişiklikler kişinin işini, okulunu, ilişkilerini, mali kararlarını veya günlük yaşamını belirgin biçimde etkilemeye başladıysa psikiyatri değerlendirmesi uygun olabilir.</p>

<p>Özellikle birkaç gün boyunca çok az uykuya rağmen olağandışı enerji artışı, kontrol edilmesi güç davranışlar, aşırı harcama, ciddi risk alma veya gerçeklikle bağın bozulması gibi belirtiler gecikmeden değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kişide intihar düşüncesi, kendisine veya başkasına zarar verme riski, ağır ajitasyon ya da gerçeklikle bağın kaybolması varsa acil profesyonel yardım gerekir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgisi amacıyla hazırlanmıştır ve psikiyatrik değerlendirme veya tanının yerini tutmaz. Bipolar bozukluk tanısı belirti listelerine bakılarak kişinin kendisi tarafından konulmamalıdır. İntihar düşüncesi, kendine veya başkasına zarar verme riski ya da ağır mani/psikoz belirtileri varsa acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institute of Mental Health (NIMH) — Bipolar Disorder</p>

<p>World Health Organization (WHO) — Bipolar Disorder</p>

<p>Mayo Clinic — Bipolar Disorder: Symptoms and Causes</p>

<p>American Psychiatric Association — DSM-5-TR, Bipolar and Related Disorders</p>

<p>WebMD — Bipolar Disorder Symptoms</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bipolar-bozukluk-sadece-bir-iyi-bir-kotu-hissetmek-degil-fark-nerede</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 21:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0821.jpeg" type="image/jpeg" length="42314"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Polislikte Göz A Dilimi Şartları 2026: Göz Derecesi Kaç Olmalı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/polislikte-goz-a-dilimi-sartlari-2026-goz-derecesi-kac-olmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/polislikte-goz-a-dilimi-sartlari-2026-goz-derecesi-kac-olmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Polis adaylarında miyop, hipermetrop ve astigmat için hangi sınırlar uygulanıyor? Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’ndeki göz A dilimi kriterlerini madde madde inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Polislikte Göz A Dilimi Şartları 2026: Göz Derecesi Kaç Olmalı?</p>

<p>Polis olmak isteyen adayların en çok araştırdığı sağlık kriterlerinden biri göz derecesi. Özellikle “Miyop polisliğe engel mi?”, “Astigmat sınırı kaç?”, “Gözlük kullanan polis olabilir mi?” ve “İki gözün derecesi toplanıyor mu?” soruları öne çıkıyor.</p>

<p>Polis okullarına alınacak adayların Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’ndeki A dilimi sağlık şartlarına uygun olması gerekiyor. Göz hastalıkları da EK-3 kapsamında ayrıca değerlendiriliyor.</p>

<p>Peki göz için A dilimi ne anlama geliyor?</p>

<p>MİYOPTA SINIR KAÇ?</p>

<p>Okullara alınacak öğrencilerde her iki göz ayrı ayrı değerlendiriliyor.</p>

<p>Miyoplarda sferik ve silindirik değerlerin toplamı her bir göz için –2 diyoptriyi geçemiyor.</p>

<p>Buradaki önemli ayrıntı şu:</p>

<p>–2 sınırı iki gözün derecelerinin birbiriyle toplanması anlamına gelmiyor. Yönetmelik her iki gözün ayrı ayrı değerlendirilmesini öngörüyor.</p>

<p>Ayrıca yalnızca “miyop derecesine” bakılması yeterli değil. Sferik ve silindirik değer birlikte hesaba katılıyor.</p>

<p>HİPERMETROP SINIRI KAÇ?</p>

<p>Hipermetroplarda da sferik ve silindirik değerlerin toplamı dikkate alınıyor.</p>

<p>Her bir göz için bu değer +1 diyoptriyi geçemiyor.</p>

<p>Dolayısıyla hipermetropisi bulunan bir aday açısından yalnızca gözlük reçetesindeki sferik değere bakarak kesin sonuca ulaşmak doğru olmayabilir. Silindirik değer de değerlendirmeye dahil ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ASTİGMAT POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Astigmat bulunması tek başına otomatik olarak polisliğe engel anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yönetmelikte miyop ve hipermetrop için belirtilen sınırlar sferik ve silindirik değerlerin toplamı üzerinden düzenlenmiş durumda.</p>

<p>Mikst astigmatlarda ise transpozisyon sonrasında elde edilen değerlere göre değerlendirme yapılıyor.</p>

<p>Bu nedenle özellikle astigmatı bulunan adayların yalnızca “astigmatım 0,75” gibi tek bir rakam üzerinden kendileri hakkında kesin karar vermeleri doğru değil.</p>

<p>GÖZLÜK KULLANAN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet, gözlük kullanmak tek başına polisliğe engel olarak tanımlanmıyor.</p>

<p>Asıl belirleyici olan refraksiyon kusurunun yönetmelikte belirtilen sınırlar içerisinde bulunması ve diğer göz sağlığı kriterlerinin karşılanması.</p>

<p>Bu nedenle “Gözlük kullanan polis olamaz” şeklindeki yaygın bilgi doğru değil.</p>

<p>GÖRME KESKİNLİĞİ KAÇ OLMALI?</p>

<p>Yönetmelik yalnızca göz numarasını sınırlamıyor. Düzeltme sonrasındaki görme gücü için de kriter getiriyor.</p>

<p>Düzeltmeden sonra iki gözün görme güçleri toplamının en az 20’de 16 olması gerekiyor.</p>

<p>Gözlerden birinin düzeltilmiş görme gücü 10’da 7 düzeyinde olabilir. Ancak böyle bir durumda diğer gözün düzeltilmiş görme gücünün 10’da 10, yani tam olması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle göz numarası yönetmelikteki sınırlar içerisinde olsa bile görme keskinliği şartının ayrıca karşılanması gerekiyor.</p>

<p>KONTAKT LENSLERLE MUAYENE OLUNABİLİR Mİ?</p>

<p>Yönetmeliğin göz hastalıkları A dilimi düzenlemesinde görme ve diskromatopsi muayenesinde lens kullanılmasına izin verilmediği belirtiliyor.</p>

<p>Bu hüküm özellikle renk görme ve görme değerlendirmesi bakımından önemli.</p>

<p>KATARAKT POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Her katarakt bulgusu aynı şekilde değerlendirilmiyor.</p>

<p>Yönetmelikte izole, periferik ve noktasal kataraktın “sağlam” kabul edileceği belirtiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla yalnızca “katarakt tespit edildi” ifadesinden hareketle adayın kesin olarak eleneceği sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>KORNEADAKİ LEKE POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmelik bu konuda da bir istisna getiriyor.</p>

<p>Periferik, yüzeysel ve küçük korneal nefelyonların sağlam kabul edileceği belirtiliyor.</p>

<p>Bunun dışındaki kornea hastalıklarında ise bulgunun niteliği ve yönetmeliğin diğer hükümleri dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerekiyor.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ NASIL DEĞERLENDİRİLİYOR?</p>

<p>Göz A dilimi hükümlerinde diskromatopsi, yani renk görme bozukluğu açısından da muayene öngörülüyor.</p>

<p>Bu değerlendirmede kontakt lens kullanılmasına izin verilmiyor.</p>

<p>Adayın renk görme durumunun yönetmelikteki sağlık şartlarına uygunluğu resmi muayenede belirleniyor.</p>

<p>KERATOKONUS, ŞAŞILIK VE DİĞER GÖZ HASTALIKLARI NE OLACAK?</p>

<p>Polis adaylarının değerlendirilmesi yalnızca göz numarasından ibaret değil.</p>

<p>Yönetmeliğin temel yaklaşımına göre adayların göz hastalıkları yönünden A dilimi koşullarını karşılaması gerekiyor. B, C veya D dilimlerinde tanımlanan göz hastalıkları öğrenci adaylığı açısından engel oluşturuyor.</p>

<p>Yönetmelikte bire bir karşılığı bulunmayan veya sınırda kalan sağlık durumlarında ise hastalığın seyri ve ağırlığı dikkate alınıyor ve uygun sağlık dilimine sağlık kurulu tarafından karar veriliyor.</p>

<p>Bu nedenle keratokonus, şaşılık, retina hastalıkları, kornea hastalıkları veya başka bir göz rahatsızlığında yalnızca internet üzerindeki “olur/olamaz” listelerine göre hareket edilmemeli.</p>

<p>POLİSLİK GÖZ ŞARTLARINDA EN ÖNEMLİ 5 NOKTA</p>

<ol>
 <li>Miyoplarda sferik ve silindirik değerlerin toplamı her bir gözde ayrı ayrı –2 diyoptriyi geçmemeli.</li>
 <li>Hipermetroplarda sferik ve silindirik değerlerin toplamı her bir gözde ayrı ayrı +1 diyoptriyi geçmemeli.</li>
 <li>Mikst astigmatta transpozisyon sonrası değerler esas alınıyor.</li>
 <li>Düzeltme sonrasında iki gözün görme güçleri toplamının en az 20/16 olması gerekiyor.</li>
 <li>Bir gözün düzeltilmiş görmesi 7/10 ise diğer gözün 10/10 olması gerekiyor.</li>
</ol>

<p>Dolayısıyla polis adaylarında yalnızca gözlük kullanıp kullanmamak veya tek başına göz numarası belirleyici değil. Refraksiyon değerleri, düzeltilmiş görme keskinliği ve gözde bulunan diğer hastalıklar birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>1,50 miyop polisliğe engel mi?</p>

<p>Yalnızca “1,50 miyop” bilgisiyle kesin uygunluk kararı verilemez. Yönetmelikte miyop için her göz ayrı değerlendirilerek sferik ve silindirik değerlerin toplamının –2 diyoptriyi geçmemesi öngörülüyor. Görme keskinliği ve diğer göz bulgularının da uygun olması gerekiyor.</p>

<p>Astigmatı olan polis olabilir mi?</p>

<p>Astigmatın bulunması tek başına otomatik engel anlamına gelmez. Sferik-silindirik değerler ve astigmatın türüne göre yönetmelikteki hesaplama uygulanır.</p>

<p>Gözlük kullanan POMEM veya PMYO adayı olabilir mi?</p>

<p>Gözlük kullanmak tek başına engel değildir. Adayın göz bulgularının Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’ndeki A dilimi kriterlerine uygun olması gerekir.</p>

<p>ÖNEMLİ UYARI</p>

<p>Bu içerik adayın polisliğe sağlık açısından uygun olup olmadığına ilişkin kişisel karar yerine geçmez. Gözlük reçetesindeki rakamlar üzerinden tek başına kesin “olur” veya “olamaz” sonucu çıkarılmamalıdır. Resmi değerlendirmede güncel mevzuat, göz muayenesi, tetkikler ve yetkili sağlık kurulunun kararı esas alınır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği EK-3 – Göz Hastalıkları</p>

<p>Resmî Gazete, 29 Eylül 2019, Sayı 30903 – Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/polislikte-goz-a-dilimi-sartlari-2026-goz-derecesi-kac-olmali</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 21:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0819.jpeg" type="image/jpeg" length="60586"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[En İyi Magnezyum Kaynakları Hangileri? Besinler ve Takviye Formları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/en-iyi-magnezyum-kaynaklari-hangileri-besinler-ve-takviye-formlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/en-iyi-magnezyum-kaynaklari-hangileri-besinler-ve-takviye-formlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Magnezyumun en iyi kaynakları kabak çekirdeği, chia, badem, ıspanak, baklagiller ve tam tahıllardır. Takviye gerektiğinde ise magnezyumun kimyasal formu ve elemental miktarı önem taşır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>En İyi Magnezyum Kaynakları Hangileri? Besinler ve Takviye Formları</p>

<p>Magnezyum ihtiyacını karşılamak için ilk seçenek çoğu sağlıklı kişide besinlerdir. Kabak çekirdeği, chia tohumu, badem, kaju, ıspanak, fasulye, tam tahıllar ve bazı soya ürünleri magnezyum açısından güçlü kaynaklar arasında bulunuyor. Takviye gerekiyorsa ise ürünün yalnızca üzerinde yazan “magnezyum” miktarına değil, hangi magnezyum formunu ve ne kadar elemental magnezyum içerdiğine bakmak gerekiyor.</p>

<p>Takviye formları arasında da emilim açısından farklılıklar bulunuyor. ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri'nin (NIH) değerlendirmesine göre magnezyum sitrat, aspartat, laktat ve klorür gibi suda daha iyi çözünen bazı formlar genel olarak magnezyum oksitten daha iyi emilebiliyor. Ancak bu, herkes için tek bir “en iyi magnezyum takviyesi” bulunduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Magnezyum neden önemli?</p>

<p>Magnezyum vücutta yüzlerce enzimatik reaksiyonda görev alan temel minerallerden biri. Protein sentezi, enerji üretimi, kas ve sinir fonksiyonları, kan şekeri kontrolü ve kan basıncının düzenlenmesi gibi süreçlerde rol oynuyor.</p>

<p>Aynı zamanda kemik yapısına katkıda bulunuyor ve normal kalp ritmi açısından önemli olan kalsiyum ve potasyumun hücre zarları üzerinden taşınmasında görev alıyor.</p>

<p>Günlük magnezyum ihtiyacı ne kadar?</p>

<p>NIH verilerine göre yetişkin erkeklerde önerilen günlük magnezyum miktarı yaklaşık 400–420 mg, yetişkin kadınlarda ise 310–320 mg düzeyinde.</p>

<p>Gebelikte gereksinim yaşa göre değişmekle birlikte yetişkin kadınlarda yaklaşık 350–360 mg'a çıkabiliyor.</p>

<p>Bu rakamlar yalnızca takviyeden alınması gereken miktarı değil, gün boyunca yiyecek ve içeceklerden alınan toplam magnezyumu ifade ediyor.</p>

<p>Magnezyum açısından en zengin besinler hangileri?</p>

<p>Magnezyum yalnızca tek bir “süper besinde” bulunmuyor. Çeşitli bitkisel gıdalar günlük ihtiyaca önemli katkı sağlayabiliyor.</p>

<p>NIH'nin seçilmiş porsiyon değerlerine göre:</p>

<p>Kabak çekirdeği, yaklaşık 28 gram: 156 mg</p>

<p>Chia tohumu, yaklaşık 28 gram: 111 mg</p>

<p>Badem, yaklaşık 28 gram: 80 mg</p>

<p>Pişmiş ıspanak, yarım su bardağı: 78 mg</p>

<p>Kaju, yaklaşık 28 gram: 74 mg</p>

<p>Yer fıstığı, çeyrek su bardağı: 63 mg</p>

<p>Soya sütü, bir su bardağı: 61 mg</p>

<p>Pişmiş siyah fasulye, yarım su bardağı: 60 mg</p>

<p>Edamame, yarım su bardağı: 50 mg</p>

<p>Fıstık ezmesi, iki yemek kaşığı: 49 mg</p>

<p>Kabuklu fırınlanmış patates, yaklaşık 100 gram: 43 mg</p>

<p>Pişmiş esmer pirinç, yarım su bardağı: 42 mg</p>

<p>Bu değerler ürün, porsiyon ve hazırlanma biçimine göre değişebilir.</p>

<p>Özellikle tohumlar, kuruyemişler, baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve tam tahıllar magnezyum açısından öne çıkıyor.</p>

<p>Neden yeşil yapraklı sebzelerde magnezyum bulunuyor?</p>

<p>Bunun ilginç bir biyolojik nedeni var. Magnezyum, bitkilerin ışık enerjisini kullanmasını sağlayan klorofil molekülünün merkezinde bulunur. Bu nedenle ıspanak gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler magnezyum kaynakları arasında yer alır.</p>

<p>Ancak “en iyi kaynak” değerlendirilirken yalnızca 100 gramdaki mineral miktarına bakmak yeterli değildir. Gerçekte tüketilen porsiyon, besinin enerji yoğunluğu ve kişinin toplam beslenme düzeni de önemlidir.</p>

<p>Besinlerden alınan magnezyumun tamamı emiliyor mu?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>NIH'ye göre yiyecek ve içeceklerden alınan magnezyumun yaklaşık yüzde 30–40'ı tipik olarak bağırsaklardan emiliyor.</p>

<p>Emilim oranı kişinin magnezyum durumu, alınan miktar ve beslenmenin diğer bileşenlerinden etkilenebilir.</p>

<p>Bu nedenle bir yiyeceğin içerdiği toplam magnezyum miktarı ile vücudun gerçekten kullanabildiği miktar birebir aynı değildir.</p>

<p>Takviye mi, besin mi?</p>

<p>Sağlıklı kişilerde temel yaklaşım magnezyumu çeşitli besinlerden karşılamaktır.</p>

<p>Besinler yalnızca magnezyum sağlamaz; aynı zamanda lif, protein, vitaminler, diğer mineraller ve çok sayıda biyolojik bileşeni birlikte sunar.</p>

<p>Takviyeler ise belirli durumlarda hekim veya diyetisyen değerlendirmesiyle gündeme gelebilir. Yetersiz beslenme, bazı gastrointestinal hastalıklar, bazı ilaçların uzun süreli kullanımı veya belirli klinik durumlar magnezyum durumunu etkileyebilir.</p>

<p>Magnezyum sitrat mı, magnezyum oksit mi?</p>

<p>Bu soru takviye arayanların en sık karşılaştığı konulardan biri.</p>

<p>Magnezyum oksit, yüksek miktarda elemental magnezyum içerebilmesi ve yaygın kullanılması nedeniyle birçok üründe bulunuyor. Ancak yüksek elemental içerik, alınan magnezyumun tamamının iyi emildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>NIH, sıvıda daha iyi çözünen magnezyum formlarının bağırsaktan daha iyi emilme eğiliminde olduğunu belirtiyor. Küçük çalışmalar magnezyum sitrat, aspartat, laktat ve klorürün magnezyum oksit ve sülfata göre daha yüksek biyoyararlanım gösterebildiğini bildiriyor.</p>

<p>Magnezyum sitrat ile oksidi doğrudan karşılaştıran klinik araştırmaların bir bölümünde de sitratın daha yüksek biyoyararlanım gösterdiği bulundu.</p>

<p>Ancak literatür tamamen tek yönlü değil. Farklı ölçüm yöntemleri kullanan bazı araştırmalarda magnezyum oksitle de biyolojik göstergelerde artış saptandı. Bu nedenle yalnızca “organik form iyidir, diğerleri işe yaramaz” şeklindeki kesin genelleme bilimsel verileri aşar.</p>

<p>Takviye seçerken “elemental magnezyum” neden önemli?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Takviye etiketlerindeki en önemli ayrıntılardan biri budur.</p>

<p>Örneğin “magnezyum sitrat” bileşiğinin toplam ağırlığı ile bu bileşiğin sağladığı gerçek magnezyum miktarı aynı değildir.</p>

<p>Takviye etiketinde belirtilen magnezyum miktarı genellikle elemental magnezyumu ifade eder. Farklı formları karşılaştırırken yalnızca bileşiğin adına veya tabletin toplam ağırlığına bakmak yanıltıcı olabilir.</p>

<p>Magnezyum glisinat veya bisglisinat daha mı iyi?</p>

<p>Magnezyum bisglisinat son yıllarda popülerleşmiş durumda. Ancak belirli bir magnezyum formunun bütün insanlar ve bütün kullanım amaçları için diğerlerinden üstün olduğunu söylemeye yetecek güçlü klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Bir ürünün bağırsaktan emilmesi ile belirli bir sağlık sorununu tedavi ettiğinin gösterilmesi de aynı şey değildir.</p>

<p>Örneğin bir formun biyoyararlanımının daha yüksek olması, onun uyku, kas krampları, migren veya anksiyete için otomatik olarak daha etkili olduğu anlamına gelmez. Bu iddiaların her biri ayrıca klinik çalışmalarla değerlendirilmelidir.</p>

<p>Magnezyum takviyesi herkese gerekli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Magnezyum önemli bir mineral olsa da bu durum herkesin magnezyum takviyesi kullanması gerektiği anlamına gelmez.</p>

<p>Beslenmesi yeterli ve çeşitli olan birçok kişi ihtiyacının önemli bölümünü yiyeceklerden karşılayabilir.</p>

<p>Gerçek magnezyum eksikliği ise yalnızca “kramp oluyor” veya “kendimi yorgun hissediyorum” gibi özgül olmayan belirtilerden hareketle güvenilir biçimde teşhis edilemez.</p>

<p>Magnezyum takviyesinin fazlası zararlı olabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Besinlerde doğal olarak bulunan magnezyum sağlıklı kişilerde genellikle sorun oluşturmaz; böbrekler fazla miktarın uzaklaştırılmasına yardımcı olur.</p>

<p>Ancak takviye ve magnezyum içeren ilaçlardan yüksek miktarda alınması ishal, bulantı ve karın kramplarına yol açabilir.</p>

<p>NIH'ye göre yetişkinler için yalnızca takviye ve ilaçlardan gelen magnezyum açısından tolere edilebilir üst alım düzeyi günlük 350 mg'dır. Bu sınır yiyeceklerden doğal olarak alınan magnezyumu kapsamaz.</p>

<p>Çok yüksek miktarlar ciddi magnezyum toksisitesine neden olabilir. Böbrek fonksiyonları bozulmuş kişilerde risk özellikle önemlidir çünkü fazla magnezyumun vücuttan uzaklaştırılması zorlaşabilir.</p>

<p>Magnezyum ilaçlarla etkileşebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Magnezyum bazı antibiyotiklerin ve osteoporoz tedavisinde kullanılan oral bisfosfonatların emilimini azaltabilir.</p>

<p>Diüretikler magnezyum kaybını artırabilir veya azaltabilir. Proton pompası inhibitörlerinin uzun süre kullanılması da bazı kişilerde düşük magnezyum düzeyleriyle ilişkilendirilebilir.</p>

<p>Bu nedenle düzenli ilaç kullananların magnezyum takviyesini sıradan bir gıda ürünü gibi değerlendirmemesi gerekir.</p>

<p>Peki en iyi magnezyum kaynağı hangisi?</p>

<p>Tek bir yiyeceği veya takviye formunu herkes için “en iyi magnezyum kaynağı” ilan etmek doğru değil.</p>

<p>Beslenme açısından bakıldığında kabak çekirdeği, chia, badem, kaju, baklagiller, ıspanak ve tam tahıllar güçlü seçeneklerdir. Günlük ihtiyacı tek bir besinden karşılamak yerine bu kaynakları dengeli bir beslenme düzenine yaymak daha gerçekçi bir yaklaşımdır.</p>

<p>Takviye gerektiğinde ise durum farklıdır. Emilim çalışmalarında sitrat gibi iyi çözünen bazı formlar okside göre avantaj gösterebilir; ancak kullanılacak form ve miktar kişinin ihtiyacına, toleransına, böbrek fonksiyonlarına, kullandığı ilaçlara ve takviyenin kullanım amacına göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kısacası magnezyum söz konusu olduğunda “en pahalı form” veya “en popüler form” otomatik olarak en iyi seçenek değildir. Çoğu kişi için ilk bakılması gereken yer takviye rafı değil, günlük beslenme düzenidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Bu içerik genel sağlık bilgisi amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Böbrek hastalığı bulunanlar, düzenli ilaç kullananlar, gebeler ve magnezyum eksikliğinden şüphelenen kişiler takviye kullanmadan önce sağlık profesyoneline danışmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
NIH Office of Dietary Supplements — Magnesium: Fact Sheet for Health Professionals<br />
NIH Office of Dietary Supplements — Magnesium: Fact Sheet for Consumers<br />
Lindberg JS ve ark. Journal of the American College of Nutrition — Magnesium Bioavailability from Magnesium Citrate and Magnesium Oxide<br />
Walker AF ve ark. Magnesium Research — Mg Citrate Found More Bioavailable Than Other Mg Preparations in a Randomised, Double-Blind Study<br />
Werner T ve ark. Magnesium Research — Assessment of Bioavailability of Mg from Mg Citrate and Mg Oxide </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/en-iyi-magnezyum-kaynaklari-hangileri-besinler-ve-takviye-formlari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 20:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0817.jpeg" type="image/jpeg" length="48725"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1850’de Tıbbiye’de Kanser Hastası Ameliyatı Reddetti: 175 Yıllık Bir Hasta Kararı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/1850de-tibbiyede-kanser-hastasi-ameliyati-reddetti-175-yillik-bir-hasta-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/1850de-tibbiyede-kanser-hastasi-ameliyati-reddetti-175-yillik-bir-hasta-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mekteb-i Tıbbiye’nin 1850-1851 cerrahi kayıtlarında iki kanser hastasının önerilen ağır ameliyatları reddettiği görülüyor. Hekimler operasyonları yapmadı ve hastalar taburcu edildi. Kayıtlar, Osmanlı tıbbında hasta iradesine ilişkin dikkat çekici bir pencere açıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>1850’de Tıbbiye’de Kanser Hastası Ameliyatı Reddetti: 175 Yıllık Bir Hasta Kararı</p>

<p>İstanbul, 1850.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin cerrahi kliniğinde kanserli bir hasta bulunuyordu.</p>

<p>Hastalığın yeri sol testisti.</p>

<p>Klinik kayıtlarında lezyon “sarkosel” olarak tarif ediliyordu ve dönemin hekimlerinin önerdiği tedavi ağırdı:</p>

<p>Kastrasyon.</p>

<p>Ancak hasta ameliyat olmak istemedi.</p>

<p>Ve ameliyat yapılmadı.</p>

<p>Aynı dönemin kayıtlarında ikinci bir kanser hastası daha bulunuyordu.</p>

<p>Bu hastanın sağ elinin sırtında kanserli oluşumlar vardı.</p>

<p>Hekimler ekstremite amputasyonu önerdi.</p>

<p>O da ameliyatı reddetti.</p>

<p>Operasyon gerçekleştirilmedi ve hasta taburcu edildi. [1][2]</p>

<p>Yaklaşık 175 yıl önce Mekteb-i Tıbbiye’nin cerrahi servisinde kayda geçirilen bu iki kısa vaka, yalnız Osmanlı cerrahisinin değil, hekim-hasta ilişkisinin tarihi açısından da dikkat çekici.</p>

<p>Çünkü dönemin cerrahi tablosunda yalnız hastalık ve önerilen ameliyat yazmıyor.</p>

<p>Hastanın ameliyatı kabul etmediği de kayda geçiriliyor.</p>

<p><br />
BELGE MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN KENDİ KLİNİĞİNDEN</p>

<p>Vakalar sonradan oluşturulmuş bir tarih anlatısından gelmiyor.</p>

<p>Kaynağın arkasında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin 1850-1851 öğretim dönemindeki cerrahi klinik faaliyetleri bulunuyor.</p>

<p>Dönemin bilimsel yayın organlarından Gazette Médicale de Constantinople, Tıbbiye çevresinde Fransızca yayımlanıyordu.</p>

<p>1849-1852 arasında çıkan yayın; İstanbul ve Osmanlı coğrafyasındaki tıbbi ve cerrahi uygulamaları, vaka sunumlarını, halk sağlığı konularını ve Avrupa tıp dünyasındaki gelişmeleri okuyucularına aktarıyordu. [1][6]</p>

<p>1850-1851 cerrahi kliniğinin kayıtları da bu bilimsel yayın dünyasının içerisinde yer aldı.</p>

<p><br />
KLİNİĞİN BAŞINDA KONSTANTİN KARATEODORİ VARDI</p>

<p>Cerrahi kliniğinin başında Prof. Konstantin Karateodori bulunuyordu.</p>

<p>Karateodori, 19. yüzyıl Osmanlı tıbbının önemli cerrahlarından biriydi ve Mekteb-i Tıbbiye’nin modernleşme döneminde öğretim üyeliği yaptı. [3]</p>

<p>1850-1851 dönemine ait klinik tablo yalnız birkaç ilginç vakayı değil, servisin faaliyetlerini sayılarla görmemize de imkân sağlıyor.</p>

<p>Araştırmaya göre cerrahi serviste o yıl 34 ameliyat gerçekleştirildi.</p>

<p>Bunların:</p>

<p>19’unu Prof. Konstantin Karateodori,</p>

<p>9’unu Cerrahi Kliniği Şefi Dr. Stefan Bey,</p>

<p>5’ini 10. sınıf öğrencileri,</p>

<p>1’ini ise Cerrahlık Sınıfı öğrencisi Osman gerçekleştirdi. [2]</p>

<p>Öğrencilerin de ameliyat yapmış olması Mekteb-i Tıbbiye’de klinik öğretimin uygulamalı niteliğini göstermesi açısından ayrıca dikkat çekici.</p>

<p><br />
195 HASTA KAYIT ALTINDAYDI</p>

<p>Cerrahi tablonun verdiği rakamlar, 19. yüzyıl ortasındaki bir Osmanlı cerrahi kliniğini istatistiksel olarak görmemizi sağlıyor.</p>

<p>Cerrahi endikasyonu bulunan toplam 195 hasta kaydedilmişti.</p>

<p>Bunlardan:</p>

<p>151’i şifa buldu.</p>

<p>23 hastada düzelme görüldü.</p>

<p>15 hasta iyileşmedi veya sakat kaldı.</p>

<p>Biri intihar olmak üzere 6 hasta hayatını kaybetti. [2]</p>

<p>Araştırmada klinik mortalite oranı yüzde 3,07 olarak hesaplanıyor. [2]</p>

<p>Ancak bu rakamı günümüz hastanelerinin mortalite oranlarıyla karşılaştırmak doğru olmaz.</p>

<p>Hasta seçimi, tanı yöntemleri, hastalık sınıflandırmaları, ameliyat endikasyonları ve takip süreleri tamamen farklıydı.</p>

<p>Bununla birlikte rakamların kendisi önemli bir şeyi gösteriyor:</p>

<p>Tıbbiye yalnız hastaları tedavi etmiyor, sonuçları sistematik biçimde kaydediyordu.</p>

<p><br />
İLK HASTA: SOL TESTİSTE “SARKOSEL”</p>

<p>Kayıtlardaki en dikkat çekici hastalardan birinde sol testiste “sarkosel” bulunuyordu. [2]</p>

<p>Burada terminolojik bir ayrım önemli.</p>

<p>“Sarkosel”, 19. yüzyıl tıp dilinde testisin etli veya solid büyümelerini tarif etmek için kullanılan tarihsel bir terimdi.</p>

<p>Bu nedenle hastalığı bugünkü patoloji sınıflamasındaki belirli bir testis kanseri türüyle birebir eşitlemek doğru değildir.</p>

<p>Dönemin hekimleri hastaya kastrasyon önerdi.</p>

<p>Bu, hastalıklı testisin cerrahi olarak çıkarılmasını gerektiren ciddi bir girişimdi.</p>

<p>Fakat hasta kabul etmedi.</p>

<p>Ameliyat gerçekleştirilmedi. [1][2]</p>

<p><br />
İKİNCİ HASTAYA AMPUTASYON ÖNERİLDİ</p>

<p>İkinci vakada hastanın sağ elinin dorsal, yani sırt yüzünde kanseröz oluşumlar bulunuyordu.</p>

<p>Tıp etiği araştırmasında bunlar dönemin terminolojisiyle “mantarsı hematodlar şeklinde kanserli oluşumlar” olarak aktarılıyor. [1]</p>

<p>Hekimlerin önerisi bu kez daha ağırdı:</p>

<p>Ekstremite amputasyonu.</p>

<p>Hasta bunu da kabul etmedi.</p>

<p>Ameliyat gerçekleştirilmedi ve hasta taburcu edildi. [1][2]</p>

<p>İşte klinik tablodaki bu birkaç satır, dosyayı yalnız cerrahi tarihinden çıkarıp tıp etiği tarihine taşıyor.</p>

<p><br />
BU, 1850’DE “AYDINLATILMIŞ ONAM” MIYDI?</p>

<p>Burada tarihsel sınırı dikkatle çizmek gerekiyor.</p>

<p>Bugünkü anlamıyla aydınlatılmış onam; hastaya tanısı, önerilen girişim, yararlar, riskler, alternatifler ve tedavisiz kalmanın olası sonuçları hakkında bilgi verilmesini ve kişinin özgür iradesiyle karar vermesini gerektiren modern bir tıp etiği ve hukuk kurumudur.</p>

<p>1850’de Mekteb-i Tıbbiye’de bugünkü biçimiyle kurulmuş bir aydınlatılmış onam sisteminin bulunduğunu söyleyemeyiz.</p>

<p>Bu iki hastaya ameliyatın risklerinin tam olarak nasıl anlatıldığını gösteren ayrıntılı bir onam formu da elimizde yok.</p>

<p>Dolayısıyla:</p>

<p>“Osmanlı’da 1850’de modern hasta hakları uygulanıyordu”</p>

<p>sonucuna varmak doğru olmaz.</p>

<p>Fakat klinik kaydın gösterdiği somut durum son derece önemlidir:</p>

<p>Cerrahi girişim önerildi.</p>

<p>Hasta kabul etmedi.</p>

<p>Hekimler operasyonu gerçekleştirmedi.</p>

<p>Ret kararı klinik kayda geçti. [1][2]</p>

<p>Bu nedenle vakalar, 19. yüzyıl ortası Osmanlı tıbbında hasta iradesinin klinik uygulamada nasıl karşılık bulabildiğini incelemek için son derece değerli örneklerdir.</p>

<p><br />
OSMANLI’DA HASTA RIZASININ DAHA ESKİ İZLERİ</p>

<p>Hekim ile hasta arasındaki rıza ilişkisi Osmanlı toplumunda 1850’den önce de farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor.</p>

<p>Şer‘iyye sicilleri üzerine yapılan tarih araştırmalarında özellikle riskli cerrahi girişimler öncesinde hasta veya yakınlarının hekimin müdahalesine izin verdiğini gösteren kayıtlar tespit edilmiştir. [4]</p>

<p>Bunları bugünün hastanelerindeki aydınlatılmış onam belgeleriyle eşitlemek doğru değildir.</p>

<p>Fakat cerrahi müdahale öncesinde rızanın hukuki önem taşıdığını gösteren tarihsel örneklerdir.</p>

<p><br />
1897’DE “HÜSN-İ RIZA SENETLERİ”</p>

<p>Yaklaşık yarım yüzyıl sonra çok daha somut belgelerle karşılaşıyoruz.</p>

<p>1897 Osmanlı-Yunan Savaşı sırasında ameliyat edilecek bazı yaralı askerler için “Hüsn-i Rıza Senetleri” düzenlendi.</p>

<p>Tıp tarihçisi Nuran Yıldırım’ın incelediği bu belgeler, Osmanlı tıp tarihinde hasta rızasının yazılı belgeler üzerinden takip edilebildiği önemli örnekler arasında bulunuyor. [5]</p>

<p>Böylece ilginç bir tarihsel hat ortaya çıkıyor:</p>

<p>1850-1851:</p>

<p>Tıbbiye cerrahi kayıtlarında “hasta ameliyatı reddetti.”</p>

<p>1897:</p>

<p>Ameliyat öncesinde yazılı rıza belgeleri.</p>

<p>Ancak bu iki nokta arasındaki gelişimi bugünkü aydınlatılmış onama doğru ilerleyen kesintisiz ve doğrusal bir süreç olarak değerlendirmek de doğru değildir.</p>

<p><br />
ÖĞRENCİLER DE AMELİYAT YAPIYORDU</p>

<p>1850-1851 cerrahi tablosunun en şaşırtıcı ayrıntılarından biri, ameliyatların yalnız profesörler tarafından yapılmamış olması.</p>

<p>Beş operasyonun son sınıf öğrencileri tarafından gerçekleştirildiği kaydediliyor.</p>

<p>Bunlar arasında:</p>

<p>Ahmed Ali,</p>

<p>Konstantin Bélisaire,</p>

<p>Marc Apostoli,</p>

<p>Miltiade Konstantin,</p>

<p>Spiro Yani</p>

<p>gibi öğrenciler bulunuyordu. [2]</p>

<p>Cerrahlık Sınıfı öğrencisi Osman’ın gerçekleştirdiği bir ameliyat da ayrıca kayıtlıydı.</p>

<p>Bu tablo Mekteb-i Tıbbiye’de öğrencinin yalnız sınıfta ders dinlemediğini gösteriyor.</p>

<p>Öğrenci klinikteydi.</p>

<p>Hastayı muayene ediyordu.</p>

<p>Vakayı izliyordu.</p>

<p>Ve hocaların gözetimindeki uygulamalı cerrahi eğitimin parçasıydı.</p>

<p><br />
13 YAŞINDAKİ TIBBİYELİNİN DOSYASI</p>

<p>Aynı dönem kayıtlarında başka bir çarpıcı hasta daha bulunuyor.</p>

<p>13 yaşında bir Tıbbiye öğrencisi.</p>

<p>Çocuk sınıfta dirseğinin üzerine düşüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ertesi sabah hastane vizitinde kolunda belirgin şişlik, dirseğinde kızarıklık ve şiddetli ağrı görülüyor.</p>

<p>Tedavi ise bugünün okuyucusuna oldukça yabancı:</p>

<p>Sülük uygulanıyor.</p>

<p>Yakı konuyor.</p>

<p>Antifilojistik tedavi veriliyor.</p>

<p>Tedavi haftalar boyunca sürüyor.</p>

<p>Kazadan sonraki 25. günde öğrencinin kolunu hâlâ yukarı kaldıramadığı ve dirseğini normal biçimde bükemediği kaydediliyor. [1]</p>

<p>Bu vaka 1850’de yalnız hangi hastalıkların görüldüğünü değil, bir hastanın nasıl muayene edildiğini ve hangi tedavilerin uygulandığını da gösteriyor.</p>

<p><br />
TIBBİYE ÖĞRENCİLERİ VAKA DA YAZIYORDU</p>

<p>Gazette Médicale de Constantinople’un başka bir dikkat çekici özelliği öğrencilerin bilimsel yayın faaliyetlerine katılmasıydı.</p>

<p>1850-1851 döneminde Ahmed Ali, Andon Ohannes, Christophe Patrocle, Constantine Bélisaire, A. Davud, Marc Apostoli Pizipio, Memiş Süleyman, Militiade Konstantin, Osman, Rıfat İsmail ve Spiro Yanni gibi öğrencilerin isimleri yayınlarda görülüyor. [6]</p>

<p>Bazıları gerçek hastaların klinik seyirlerini vaka olarak yayımlıyordu.</p>

<p>Bazı çalışmalar ise otopsi ve diseksiyon bulgularını içeriyordu.</p>

<p>Bu nedenle Gazette Médicale de Constantinople yalnız bir gazete değildi.</p>

<p>19. yüzyıl ortasında Tıbbiye’nin hasta kayıtlarının, klinik gözlemlerinin ve bilimsel düşünme biçiminin izlenebildiği önemli bir tarih kaynağıdır.</p>

<p><br />
175 YIL ÖNCEKİ KLİNİĞE AÇILAN PENCERE</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye’nin 1850-1851 cerrahi kayıtlarının asıl değeri burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bugün bir hastanenin elektronik sisteminde gördüğümüz:</p>

<p>Tanı.</p>

<p>Tedavi.</p>

<p>Ameliyat.</p>

<p>Sonuç.</p>

<p>Taburculuk.</p>

<p>gibi bilgilerin tarihsel karşılıklarını bu kayıtlarda görebiliyoruz.</p>

<p>Ve bazen tek bir bilgi bütün hikâyeyi değiştiriyor:</p>

<p>Hasta kabul etmedi.</p>

<p>Sol testisindeki hastalık nedeniyle kastrasyon önerilen hasta reddetti.</p>

<p>Elindeki kanseröz oluşum nedeniyle amputasyon önerilen hasta reddetti.</p>

<p>Hekimler ameliyatları gerçekleştirmedi.</p>

<p><br />
TIP TARİHİ BAZEN BİR HASTANIN “HAYIR” DEMESİNDE SAKLIDIR</p>

<p>Tıp tarihini çoğu zaman büyük keşiflerle anlatıyoruz.</p>

<p>Yeni ilaçlar.</p>

<p>Yeni ameliyatlar.</p>

<p>Ünlü hekimler.</p>

<p>Yeni hastaneler.</p>

<p>Fakat tıbbın tarihi aynı zamanda hastanın tarihidir.</p>

<p>1850-1851’de Mekteb-i Tıbbiye’nin cerrahi kliniğinde isimlerini bugün bilmediğimiz iki hasta kendilerine önerilen ağır cerrahi girişimleri kabul etmedi.</p>

<p>Neden reddettiklerini bilmiyoruz.</p>

<p>Korkmuş olabilirler.</p>

<p>Riskleri fazla bulmuş olabilirler.</p>

<p>Başka bir tedavi istemiş olabilirler.</p>

<p>Fakat kaynak bunların hiçbirini söylemiyor.</p>

<p>Bu nedenle nedenleri tahmin etmek doğru olmaz.</p>

<p>Bildiklerimiz daha sınırlı ama daha değerlidir:</p>

<p>Ameliyat önerildi.</p>

<p>Hasta reddetti.</p>

<p>Operasyon yapılmadı.</p>

<p>Ret kararı kayda geçirildi.</p>

<p>Yaklaşık 175 yıl sonra o kayıt hâlâ okunabiliyor.</p>

<p>Ve Mekteb-i Tıbbiye’nin ameliyathanelerinden tarihe yalnız cerrahların yaptıkları değil, hastaların vermediği izinler de kalmış durumda.</p>

<p><br />
KAYNAKLAR</p>

<p>[1] Yeşim Işıl Ülman, “Tarihimizde Tıbbi Etik: Geçen Yüzyıl Tıp Pratiğinde Tıbbi Etik Vaka Örnekleri”, Hastane, Yıl 7, Sayı 38, Ocak-Şubat 2006, s. 24-26. Gazette Médicale de Constantinople kayıtlarından seçilen Mekteb-i Tıbbiye vaka örnekleri.</p>

<p>[2] Yeşim Işıl Ülman, “Mekteb-i Tıbbiye Cerrahi Kliniği Olguları (1850-1851) / The Surgical Clinical Cases at the Imperial School of Medicine during the Ottoman Empire in 1850-1851”, Hastane, Kasım-Aralık 2006, s. 30-31. Cerrahi servisinin hasta ve ameliyat tabloları ile operasyonu reddeden hastalar.</p>

<p>[3] Constantinos Trompoukis, John Lascaratos, “Greek Professors of the Medical School of Constantinople during a Period of Reformation (1839–76)”, Journal of Medical Biography, 2003; 11:226-231.</p>

<p>[4] Osmanlı şer‘iyye sicilleri üzerinden cerrahi müdahale, hekim sorumluluğu ve hasta rızasını inceleyen Osmanlı tıp tarihi çalışmaları.</p>

<p>[5] Nuran Yıldırım, “Aydınlatılmış Onamın Osmanlı Devleti’ndeki Öncülleri ve 1897 Türk-Yunan Savaşı Yaralılarına Ait Onam Belgeleri: Hüsn-i Rıza Senetleri”, Toplumsal Tarih, Sayı 202, 2010, s. 46-53.</p>

<p>[6] Yeşim Işıl Ülman, Gazette Médicale de Constantinople’un Tıp Tarihimizdeki Önemi, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı, İstanbul, 1999. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/1850de-tibbiyede-kanser-hastasi-ameliyati-reddetti-175-yillik-bir-hasta-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 19:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0816.jpeg" type="image/jpeg" length="89364"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Siyah pirinç kan şekerini daha az mı yükseltiyor? Pirinç ve diyabette yeni veriler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/siyah-pirinc-kan-sekerini-daha-az-mi-yukseltiyor-pirinc-ve-diyabette-yeni-veriler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/siyah-pirinc-kan-sekerini-daha-az-mi-yukseltiyor-pirinc-ve-diyabette-yeni-veriler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siyah ve yeşil pirinç son dönemde beyaz pirince alternatif olarak dikkat çekiyor. Özellikle siyah pirinç için yayımlanan yeni araştırmalar, bazı çeşitlerin kan şekerini daha yavaş yükseltebileceğini gösteriyor. Ancak bilimsel verilerin verdiği mesaj net: Pirincin rengi tek başına yeterli değil; çeşidi, işlenme biçimi ve tüketilen miktar da önemli.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Pirinç, dünyanın en yaygın tüketilen temel besinlerinden biri. Ancak içerdiği yüksek miktardaki nişasta nedeniyle özellikle diyabeti veya prediyabeti olan kişilerde hangi pirincin tercih edilmesi gerektiği sıkça tartışılıyor.<br />
Son araştırmalar bu konuda özellikle siyah pirinci öne çıkarıyor.<br />
Siyah pirinçte dikkat çekici sonuç<br />
2026 yılında Scientific Reports dergisinde yayımlanan bir araştırmada siyah, kırmızı ve beyaz pirincin glisemik indeksleri doğrudan insanlarda karşılaştırıldı.<br />
Çalışmaya 10 sağlıklı yetişkin katıldı. Araştırılan siyah pirincin glisemik indeksi 49, kırmızı pirincin 69, beyaz pirincin ise 71 olarak hesaplandı.<br />
Buna göre çalışmada kullanılan siyah pirinç düşük glisemik indeks kategorisinde yer alırken beyaz pirinç yüksek glisemik indeks grubundaydı. Ancak araştırma yalnızca üç belirli pirinç çeşidini ve az sayıda sağlıklı kişiyi kapsıyordu. Sonuçların diyabetli bireylere veya bütün siyah pirinç çeşitlerine doğrudan genellenmesi mümkün değil.<br />
“Siyah pirincin glisemik indeksi 49’dur” demek doğru değil<br />
Çalışmadan çıkarılması gereken en önemli sonuçlardan biri bu.<br />
49 değeri bütün siyah pirinçlerin ortak özelliği değil, araştırmada kullanılan Ominio adlı siyah pirinç çeşidine ait.<br />
Nitekim 2026'da sekiz farklı siyah pirinç çeşidini inceleyen başka bir laboratuvar çalışmasında tahmini glisemik indeks değerleri yaklaşık 49 ile 68 arasında değişti.<br />
Aynı araştırma işleme ve pişirme yöntemlerinin de nişastanın sindirim hızını değiştirebildiğini gösterdi.<br />
Siyah pirincin farkı ne?<br />
Siyah pirincin koyu rengini büyük ölçüde antosiyanin adı verilen bitkisel bileşikler oluşturuyor.<br />
Ayrıca kepek tabakasını koruyan siyah pirinç çeşitleri, cilalanmış beyaz pirince kıyasla daha fazla lif ve çeşitli fenolik bileşikler içerebiliyor.<br />
Bu özellikler nişastanın sindirim ve emilim hızını etkileyebilir. Fakat siyah pirincin “diyabeti önlediği” ya da “kan şekerini düşürdüğü” şeklinde bir sonuç çıkarmak mevcut kanıtların ötesine geçer.<br />
Peki yeşil pirinç?<br />
Burada daha temkinli olmak gerekiyor.<br />
Hokkaido Üniversitesi araştırmacılarının Food Research International dergisinde yayımlanan çalışmasında Japonya'dan 56 japonica pirinç çeşidinin lipid yapısı incelendi. Kahverengi, siyah, kırmızı ve yeşil pigmentli çeşitler arasında belirgin farklılıklar bulundu.<br />
Araştırmacılar ayrıca seçilmiş bazı pirinç örneklerinde laboratuvar ortamında nişasta sindirimini ölçerek tahmini glisemik indeks hesapladı. Siyah pirinç örnekleri bu değerlendirmede en düşük tahmini glisemik indeksle öne çıktı.<br />
Yeşil pigmentli pirinçlerin ise bazı dikkat çekici lipid bileşenleri açısından zengin olduğu saptandı. Ancak buradan “yeşil pirinç kan şekerini düşürür” veya “diyabet için daha iyidir” sonucu çıkarmak doğru değil.<br />
Üstelik çalışmadaki glisemik indeks hesabı insanlar üzerinde yapılan klinik bir kan şekeri testi değil, in vitro yani laboratuvar ortamında yapılmış tahmini bir değerlendirmeydi.<br />
Renk tek başına yeterli değil<br />
Bir pirincin siyah, kırmızı veya yeşil olması onun otomatik olarak düşük glisemik indeksli olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Kan şekeri üzerindeki etkiyi;<br />
pirincin çeşidi, amiloz ve nişasta yapısı, lif miktarı, ne kadar işlendiği, pişirme yöntemi ve tüketilen porsiyon birlikte belirliyor.<br />
Örneğin geçmişte yapılan insan çalışmalarında bazı yapışkan siyah pirinçlerin yüksek glisemik yanıt oluşturabildiği de gösterildi.<br />
Diyabeti olanlar pirinç yiyebilir mi?<br />
Amerikan Diyabet Derneğinin 2026 standartları diyabetli kişiler için tek bir besini tamamen yasaklayan yaklaşım yerine bireyselleştirilmiş beslenme planını öneriyor.<br />
Önerilerde mümkün olduğunca az işlenmiş, liften zengin karbonhidrat kaynakları ve tam tahıllar öne çıkarılırken rafine tahılların sınırlandırılması tavsiye ediliyor. Porsiyon miktarı da özellikle önem taşıyor.<br />
Bu nedenle bazı siyah pirinç çeşitleri beyaz pirince göre kan şekeri açısından avantaj sağlayabilir.<br />
Ancak siyah pirinç de karbonhidrat ve nişasta içeren bir besindir.<br />
Renginin koyu olması sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmez.<br />
Sonuç: Siyah pirinç umut verici, ancak tek ölçüt renk değil<br />
Yeni çalışmalar özellikle bazı siyah pirinç çeşitlerinin beyaz pirince göre daha düşük glisemik yanıt oluşturabileceğini gösteriyor.<br />
Ancak bütün siyah pirinçler aynı değil.<br />
Yeşil pigmentli pirinçler konusunda ise besin bileşimi açısından ilgi çekici sonuçlar bulunmakla birlikte, kan şekeri üzerindeki üstünlüğünü gösterecek insan çalışmalarına ihtiyaç var.<br />
Bugünkü bilimsel verilerle en doğru mesaj şu: Kan şekeri açısından pirincin renginden çok çeşidi, işlenme biçimi, pişirilmesi ve porsiyonu birlikte değerlendirilmelidir.<br />
Tıbbi uyarı<br />
Diyabet veya prediyabeti bulunan kişilerde karbonhidrat gereksinimi ve öğün planlaması kullanılan ilaçlar, insülin tedavisi, kan şekeri hedefleri ve kişisel metabolik yanıta göre değişebilir. Beslenme düzeninde önemli değişiklikler hekim veya diyabet konusunda deneyimli diyetisyenle birlikte planlanmalıdır.<br />
Kaynaklar<br />
Bayaga CLT ve ark. Scientific Reports, 2026.<br />
Determination of glycemic index and load of commercially available non-pigmented and pigmented rice varieties in the Philippines.<br />
Nath LR ve ark. Food Research International, 2026.<br />
Lipidomic profiling of 56 japonica rice cultivars and identification of novel fatty acid esters of hydroxy fatty acids.<br />
Wang D ve ark. Foods, 2026.<br />
Effects of Chemical Composition and Intramolecular Structural Characteristics of Black Rice Varieties on Glycemic Index and Their Regulation Under Different Processing Conditions.<br />
American Diabetes Association Professional Practice Committee.<br />
Standards of Care in Diabetes—2026.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/siyah-pirinc-kan-sekerini-daha-az-mi-yukseltiyor-pirinc-ve-diyabette-yeni-veriler</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 19:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/siyah-pirinc-kan-sekeri-200kb.webp" type="image/jpeg" length="15251"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Elazığ Sağlık Camiasının Acı Kaybı: Dr. Necmettin Toptaş Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/elazig-saglik-camiasinin-aci-kaybi-dr-necmettin-toptas-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/elazig-saglik-camiasinin-aci-kaybi-dr-necmettin-toptas-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde görev yapan Dr. Necmettin Toptaş vefat etti. Hastane yönetimi, Toptaş’ın vefatını duyurarak ailesine ve sevenlerine başsağlığı ve sabır diledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Elazığ sağlık camiasını üzen bir vefat haberi geldi. Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde görev yapan Dr. Necmettin Toptaş hayatını kaybetti.</p>

<p>DR. NECMETTİN TOPTAŞ’IN VEFATINI HASTANE DUYURDU</p>

<p>Dr. Necmettin Toptaş’ın vefatı, görev yaptığı Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi tarafından kamuoyuna duyuruldu.</p>

<p>Hastanenin duyurusunda, kurumda görev yapan Dr. Necmettin Toptaş’ın vefat ettiği belirtilerek merhuma rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı ve sabır dilendi.</p>

<p>DR. NECMETTİN TOPTAŞ NEREYE DEFNEDİLECEK?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Necmettin Toptaş’ın vefatının ardından cenaze ve defin bilgileri de kayıtlara yansıdı.</p>

<p>17 Eylül 2026 tarihli Elazığ cenaze kayıtlarında “Necmettin TOPTAŞ” adına yer verilen kayıtta, Elazığ Merkez’de kayıtlı olan Toptaş’ın cenazesinin Harput Mezarlığı’na defnedileceği belirtildi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/elazig-saglik-camiasinin-aci-kaybi-dr-necmettin-toptas-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 19:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/doktor-vefat.jpg" type="image/jpeg" length="62963"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alerjiyi Ne Tetikler? Evde ve Dışarıda Karşılaştığımız 10 Yaygın Neden]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alerjiyi-ne-tetikler-evde-ve-disarida-karsilastigimiz-10-yaygin-neden</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alerjiyi-ne-tetikler-evde-ve-disarida-karsilastigimiz-10-yaygin-neden" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alerjiyi polen, ev tozu akarları, küf, hayvan kaynaklı alerjenler, bazı gıdalar, ilaçlar, lateks ve böcek sokmaları tetikleyebilir. Tetikleyiciyi bulmak belirtileri kontrol etmenin önemli bir parçasıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Alerjiyi Ne Tetikler? Evde ve Dışarıda Karşılaştığımız 10 Yaygın Neden</p>

<p>Alerji, bağışıklık sisteminin normalde zararsız olan bir maddeye karşı aşırı tepki vermesiyle ortaya çıkar. Polen en iyi bilinen nedenlerden biri olsa da alerjinin tek kaynağı değildir. Ev tozu akarları, küf, hayvanlardan yayılan alerjenler, bazı gıdalar, ilaçlar, lateks, böcek zehirleri ve hamam böceği kaynaklı parçacıklar da reaksiyon başlatabilir.</p>

<p>Üstelik tetikleyiciye göre tablo değişebilir. Bazı kişilerde hapşırma, burun akıntısı ve gözlerde kaşıntı ön plandayken bazılarında kurdeşen, dudak veya dilde şişme, kusma, hırıltı ya da nefes almada güçlük görülebilir. Ağır reaksiyonlar ise anafilaksiye ilerleyebilir.</p>

<p>Alerji neden olur?</p>

<p>Bağışıklık sisteminin temel görevi vücudu zararlı etkenlere karşı korumaktır. Alerjide ise bağışıklık sistemi normalde zararsız olan belirli maddeleri tehdit olarak algılar.</p>

<p>Duyarlı kişilerde alerjenle karşılaşma bağışıklık yanıtını ve histamin gibi kimyasal aracıların salınmasını tetikleyebilir. Bunun sonucunda burun akıntısı, hapşırma, kaşıntı, gözlerde sulanma, cilt belirtileri veya solunum yakınmaları gelişebilir.</p>

<p>Alerjiyi tetikleyen 10 yaygın neden</p>

<p>1. Polen</p>

<p>Ağaçlar, çimenler ve yabani otların polenleri mevsimsel alerjik rinitin başlıca tetikleyicilerindendir.</p>

<p>Polen alerjisinde en sık:</p>

<p>Hapşırma<br />
Burun akıntısı<br />
Burun tıkanıklığı<br />
Burun ve damakta kaşıntı<br />
Gözlerde kaşıntı ve sulanma</p>

<p>görülebilir.</p>

<p>Belirtilerin yılın belirli dönemlerinde tekrarlaması polen alerjisi açısından önemli bir ipucudur. Ancak polen mevsimi bitmesine rağmen şikâyetlerin devam etmesi başka alerjenlerin de araştırılmasını gerektirebilir.</p>

<p>2. Ev tozu akarları</p>

<p>Alerjinin en kolay gözden kaçabilen kaynaklarından biri ev tozu akarlarıdır.</p>

<p>Bu mikroskobik canlılar özellikle yatak, yastık, döşemeli mobilya, halı ve tekstil ürünlerinin bulunduğu ortamlarda yaşayabilir. Nemli ortamlar çoğalmalarını kolaylaştırabilir.</p>

<p>Ev tozu akarı alerjisinde şikâyetlerin yalnızca belirli bir mevsimde değil, yıl boyunca görülmesi mümkündür.</p>

<p>Özellikle yatakta geçirilen saatlerin ardından burun tıkanıklığı, hapşırma veya göz yakınmalarının artması olası bir ipucu olabilir. Ancak yalnızca belirtilere bakılarak kesin tanı konulamaz.</p>

<p>3. Hayvan kaynaklı alerjenler</p>

<p>Yaygın bir yanlış inanış, evcil hayvan alerjisinin doğrudan hayvanın tüyüne karşı geliştiğidir.</p>

<p>Asıl sorun çoğu zaman hayvanın deri döküntülerinde, tükürüğünde ve diğer salgılarında bulunan proteinlerdir. Bunlar tüylere ve ev içerisindeki yüzeylere taşınabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “az tüy döken” bir hayvan seçmek alerjen maruziyetini mutlaka ortadan kaldırmaz.</p>

<p>4. Küf</p>

<p>Küf sporları da solunum yolu alerjilerini tetikleyebilir.</p>

<p>Küf özellikle nemli alanlarda gelişebilir. Banyo, bodrum, su sızıntısı bulunan bölgeler ve yetersiz havalandırılan alanlar bunun için uygun ortam oluşturabilir.</p>

<p>Dış ortamda ise çürüyen yapraklar, bitki artıkları ve nemli organik materyaller küf sporlarının kaynağı olabilir.</p>

<p>Nem kontrolü ve su sızıntılarının giderilmesi maruziyeti azaltmada önemlidir.</p>

<p>5. Gıdalar</p>

<p>Gıda alerjisi, gıda intoleransıyla aynı şey değildir.</p>

<p>Gıda alerjisinde bağışıklık sistemi belirli bir gıda proteinine karşı reaksiyon oluşturur. Süt, yumurta, yer fıstığı, ağaç yemişleri, balık, kabuklu deniz ürünleri, buğday, soya ve susam iyi bilinen gıda alerjenleri arasındadır.</p>

<p>Belirtiler arasında:</p>

<p>Kurdeşen<br />
Kaşıntı<br />
Dudak, dil veya boğazda şişme<br />
Kusma<br />
Karın ağrısı<br />
İshal<br />
Hırıltı<br />
Nefes almada güçlük</p>

<p>bulunabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gıda alerjisinin şiddeti kişiden kişiye değişebilir ve bazı reaksiyonlar anafilaksiye ilerleyebilir.</p>

<p>6. Böcek sokmaları</p>

<p>Arı, eşek arısı ve benzeri sokucu böceklerin zehirleri bazı kişilerde ciddi alerjik reaksiyona neden olabilir.</p>

<p>Sokulan bölgede ağrı ve sınırlı şişlik tek başına sistemik alerji anlamına gelmez. Ancak yaygın kurdeşen, boğaz veya dil şişmesi, solunum güçlüğü, baş dönmesi ya da bayılma gibi bulgular ciddi reaksiyonu düşündürür.</p>

<p>Daha önce böcek sokmasına karşı ciddi sistemik reaksiyon yaşayanların alerji uzmanı tarafından değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>7. İlaçlar</p>

<p>İlaçlara bağlı her yan etki alerji değildir.</p>

<p>Ancak bazı ilaçlar gerçek aşırı duyarlılık reaksiyonlarına yol açabilir. Penisilin ve diğer bazı antibiyotikler bu açıdan sık gündeme gelir; bazı ağrı kesicilerle de aşırı duyarlılık reaksiyonları görülebilir.</p>

<p>Daha önce bir ilaca reaksiyon gelişmiş olması, ilacın ömür boyu kesin biçimde “alerjik” kabul edilmesi gerektiği anlamına gelmeyebilir. Özellikle penisilin alerjisi gibi kayıtlarda uzman değerlendirmesi ve uygun testler tanıyı netleştirebilir.</p>

<p>Şüpheli bir ilacı kendi kendinize yeniden denemek ise güvenli değildir.</p>

<p>8. Lateks</p>

<p>Doğal kauçuk lateks bazı kişilerde alerjik reaksiyona yol açabilir.</p>

<p>Lateks içeren eldivenler ve bazı tıbbi ürünlerle temas sonrasında kaşıntı, kurdeşen, burun ve göz belirtileri veya solunum yakınmaları ortaya çıkabilir.</p>

<p>Nadir durumlarda ağır sistemik reaksiyon gelişebilir.</p>

<p>9. Hamam böceği kaynaklı alerjenler</p>

<p>Ev içindeki alerjen kaynaklarından biri de hamam böcekleridir.</p>

<p>Böceklerin vücut parçaları ve dışkılarındaki proteinler havaya ve ev tozuna karışarak duyarlı kişilerde alerjik belirtileri tetikleyebilir.</p>

<p>Özellikle kalıcı iç ortam alerjilerinde yalnızca ev tozu akarları ve evcil hayvanlar değil, hamam böceği alerjenleri de değerlendirilmelidir.</p>

<p>10. Çevresel irritanlar: Her tetikleyici gerçek alerjen değildir</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var.</p>

<p>Sigara dumanı, yoğun parfüm, hava kirliliği ve keskin kokular burun veya astım belirtilerini artırabilir; ancak bunların oluşturduğu reaksiyon her zaman klasik IgE aracılı alerji değildir.</p>

<p>Bu nedenle “bana alerji yapıyor” şeklinde tarif edilen her çevresel etken gerçek bir alerjen olmayabilir.</p>

<p>Alerjinin kaynağı nasıl anlaşılır?</p>

<p>Belirtilerin ne zaman başladığını izlemek oldukça değerlidir.</p>

<p>Örneğin yalnızca ilkbaharda ortaya çıkan yakınmalar poleni düşündürebilirken yıl boyunca, özellikle evde devam eden şikâyetlerde ev tozu akarları, hayvan alerjenleri veya küf gibi iç ortam kaynakları gündeme gelebilir.</p>

<p>Belirtilerin yemek sonrasında başlaması ise gıda alerjisi açısından farklı bir değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Şu ayrıntıların kaydedilmesi tetikleyiciyi bulmaya yardımcı olabilir:</p>

<p>Belirti ne zaman başladı?<br />
Nerede ortaya çıktı?<br />
Ne kadar sürdü?<br />
O sırada ne yenildi?<br />
Yeni bir ilaç kullanıldı mı?<br />
Hayvanla temas oldu mu?<br />
Belirli bir ortamda artıyor mu?<br />
Yılın aynı dönemlerinde tekrarlıyor mu?</p>

<p>Ancak belirtiler üzerinden kendi kendine kesin alerji tanısı koymak doğru değildir.</p>

<p>Alerji testi ne zaman gerekir?</p>

<p>Tetikleyicinin belirlenemediği, belirtilerin sık tekrarladığı, günlük yaşamı etkilediği veya ciddi reaksiyon öyküsü bulunduğu durumlarda hekim değerlendirmesi gerekebilir.</p>

<p>Öyküye göre deri prik testi veya belirli alerjenlere karşı IgE antikorlarını değerlendiren kan testleri kullanılabilir.</p>

<p>Buradaki önemli nokta şudur: Pozitif bir alerji testi tek başına mutlaka klinik alerji anlamına gelmez. Sonucun kişinin belirtileri ve maruziyet öyküsüyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Alerjenlerden tamamen kaçınmak mümkün mü?</p>

<p>Her zaman değil.</p>

<p>Polen gibi dış ortam alerjenlerinden tamamen uzaklaşmak gerçekçi değildir. Buna karşılık kişinin gerçekten duyarlı olduğu alerjen belirlendiğinde hedefli önlemler maruziyeti azaltabilir.</p>

<p>Örneğin ev tozu akarına duyarlı kişilerde yatak ve yastık için alerjen geçirmeyen kılıflar, uygun temizlik yöntemleri ve iç ortam neminin kontrol edilmesi yararlı olabilir.</p>

<p>Polen alerjisinde yüksek polen dönemlerinde dış ortam maruziyetinin azaltılması ve eve giren polenin kontrol edilmesi düşünülebilir.</p>

<p>Tedavi ise alerjinin türüne ve şiddetine göre antihistaminikler, burun spreyleri veya uygun hastalarda alerjen immünoterapisi gibi seçenekleri içerebilir. Tedavi seçimi kişinin hastalığına göre yapılmalıdır.</p>

<p>Alerji ne zaman acildir?</p>

<p>Alerjik reaksiyonların büyük bölümü yaşamı tehdit etmez. Ancak anafilaksi acil müdahale gerektirir.</p>

<p>Özellikle şu belirtiler ciddi kabul edilmelidir:</p>

<p>Nefes almada güçlük<br />
Boğazda sıkışma veya şişme<br />
Dil şişmesi<br />
Bayılma veya belirgin bilinç değişikliği<br />
Şiddetli baş dönmesi<br />
Birden fazla organ sistemini etkileyen hızla gelişen reaksiyon</p>

<p>Anafilaksi riski nedeniyle adrenalin reçete edilmiş kişiler, hekimlerinin hazırladığı acil eylem planına uymalı ve adrenalini geciktirmemelidir. Acil tıbbi yardım da sağlanmalıdır.</p>

<p>Alerjide en önemli adım: Tetikleyiciyi doğru tanımak</p>

<p>Sürekli hapşırmanın nedeni polen olabilir; ancak aynı belirtileri yataktaki ev tozu akarları, evcil hayvan kaynaklı proteinler veya küf de oluşturabilir.</p>

<p>Bu nedenle alerjiyi kontrol etmenin temel basamaklarından biri, yalnızca belirtileri baskılamak değil, gerçekten hangi alerjenin reaksiyonu tetiklediğini belirlemektir.</p>

<p>Özellikle yıl boyunca süren veya nedeni açıklanamayan yakınmalarda belirtilerin zamanı ve maruziyetlerle ilişkisi önemli ipuçları sağlar. Gerektiğinde alerji değerlendirmesi bu tabloyu netleştirebilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve tanı veya kişisel tedavi önerisi yerine geçmez. Nefes darlığı, boğaz veya dilde şişme, bayılma ya da hızla ilerleyen ciddi alerjik reaksiyon belirtilerinde acil tıbbi yardım alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Academy of Allergy, Asthma &amp; Immunology (AAAAI) — Allergic Rhinitis / Hay Fever</p>

<p>American College of Allergy, Asthma &amp; Immunology (ACAAI) — Allergies and Allergic Conditions</p>

<p>WebMD — Common Allergy Triggers </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alerjiyi-ne-tetikler-evde-ve-disarida-karsilastigimiz-10-yaygin-neden</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 19:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0810.jpeg" type="image/jpeg" length="42139"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Retinol Nedir, Ne İşe Yarar ve Nasıl Kullanılır?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/retinol-nedir-ne-ise-yarar-ve-nasil-kullanilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/retinol-nedir-ne-ise-yarar-ve-nasil-kullanilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Retinol, kırışıklık ve cilt lekelerine karşı en popüler kozmetik içeriklerden biri. Retinoidlerin foto-yaşlanma üzerindeki etkisini destekleyen güçlü bilimsel veriler var; ancak retinol ile reçeteli tretinoin aynı şey değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Retinol Gerçekten Kırışıklıkları Azaltıyor mu? Bilim Ne Diyor?</p>

<p>Kırışıklık karşıtı bir serum aradığınızda karşınıza çıkma ihtimali en yüksek içeriklerden biri retinol.</p>

<p>Sosyal medyada kimi zaman “yaşlanma karşıtı mucize” olarak sunuluyor. Bazı kullanıcılar ise birkaç gün içinde kızarıklık ve soyulma yaşayıp ürünü tamamen bırakıyor.</p>

<p>Peki retinol gerçekten işe yarıyor mu?</p>

<p>Kısa cevap: Retinoid ailesinin cilt yaşlanması üzerindeki etkisi dermatolojide en fazla araştırılmış topikal yaklaşımlardan biri. Ancak önemli bir ayrıntı var.</p>

<p>Retinol, retinal ve tretinoin aynı madde değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle reçeteli tretinoinin güneşe bağlı cilt yaşlanması ve kırışıklıklar üzerindeki kanıtları çok daha güçlü. Kozmetik retinol ürünleri için de olumlu klinik çalışmalar bulunuyor ancak ürünlerin formülasyonu ve konsantrasyonu ciddi biçimde değişebiliyor.</p>

<p>RETİNOL NEDİR?</p>

<p>Retinol, A vitamini türevlerinden oluşan retinoid ailesinin bir üyesidir.</p>

<p>Cilde uygulandıktan sonra biyolojik olarak aktif retinoik aside ulaşabilmesi için dönüşüm basamaklarından geçmesi gerekir.</p>

<p>Basitleştirirsek:</p>

<p>Retinol → Retinaldehit (retinal) → Retinoik asit</p>

<p>Tretinoin ise retinoik asidin kendisidir.</p>

<p>Bu nedenle tretinoinin ciltte önce retinolden dönüşmesine gerek yoktur.</p>

<p>Bu fark, ürünlerin etkinliği ve tahriş potansiyeli açısından önem taşır.</p>

<p>RETİNOL GERÇEKTEN KIRIŞIKLIKLARI AZALTIYOR MU?</p>

<p>Retinoidler için cevap genel olarak evet; fakat kanıt gücü kullanılan moleküle göre değişiyor.</p>

<p>2025 yılında yayımlanan ve sekiz randomize çalışmadaki 1.361 hastayı değerlendiren sistematik derleme ve meta-analiz, topikal tretinoinin güneş hasarına bağlı hem ince hem de daha belirgin yüz kırışıklıklarında anlamlı iyileşme sağladığını bildirdi.</p>

<p>2024 tarihli başka bir sistematik derlemede de tretinoin foto-yaşlanmanın tedavisinde referans tedavilerden biri olarak değerlendirildi.</p>

<p>Retinol için de olumlu veriler var.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan ve altı kontrollü klinik çalışmayı birleştiren analizde yüzde 0,1 stabilize retinol kullanan 237 kişi, taşıyıcı ürün kullanan 234 kişiyle karşılaştırıldı. Retinol grubunda foto-yaşlanma belirtilerinde 4. haftadan itibaren daha fazla iyileşme bildirildi.</p>

<p>Ancak bu sonuç “piyasadaki her retinol kremi aynı etkiyi gösterir” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Formülasyon, stabilite, konsantrasyon ve kullanım süresi sonucu etkileyebilir.</p>

<p>RETİNOL CİLTTE NE YAPIYOR?</p>

<p>Retinoidler cilt hücrelerinin yenilenme ve farklılaşma süreçlerini etkileyebilir.</p>

<p>Ayrıca kollajen metabolizması üzerinde etkileri bulunur.</p>

<p>Güneşe bağlı yaşlanmada kollajen yapısındaki bozulma kırışıklıkların oluşmasında önemli rol oynar.</p>

<p>Tretinoin üzerinde yapılan insan çalışmalarında epidermal değişikliklerin yanı sıra dermal kollajenle ilişkili olumlu etkiler gösterildi.</p>

<p>Bu nedenle retinoidlerin etkisi yalnızca yüzeydeki ölü hücreleri uzaklaştırmaktan ibaret değildir.</p>

<p>Ancak kozmetik retinol ürünleriyle reçeteli tretinoinin biyolojik gücü aynı kabul edilmemelidir.</p>

<p>RETİNOL LEKELERE İYİ GELİR Mİ?</p>

<p>Bazı pigment düzensizliklerinde yardımcı olabilir.</p>

<p>Retinoidler hücre yenilenmesini ve pigment dağılımını etkileyebildiğinden güneşe bağlı renk eşitsizliklerinin görünümünde iyileşme sağlayabilir.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisi de retinolün hafif pigment düzensizlikleri, cilt dokusu ve ince çizgiler için kullanılabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Ancak her kahverengi leke aynı değildir.</p>

<p>Melazma, güneş lentigoları, postinflamatuvar hiperpigmentasyon ve şüpheli pigmente lezyonların birbirinden ayrılması gerekir.</p>

<p>Özellikle yeni ortaya çıkan, büyüyen veya renk ve şekil değiştiren bir lekeye yalnızca “retinol sürmek” doğru yaklaşım değildir.</p>

<p>RETİNOL GÖZENEKLERİ KÜÇÜLTÜR MÜ?</p>

<p>Gözeneklerin fiziksel olarak açılıp kapanan kapılar gibi küçülmesi mümkün değildir.</p>

<p>Ancak retinoidler hücre döngüsünü ve foliküler keratinizasyonu etkilediğinden gözeneklerin tıkanmasını azaltabilir.</p>

<p>Cilt dokusunun daha düzgün hale gelmesi de gözeneklerin daha az belirgin görünmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla “gözenekleri tamamen yok eder” değil, görünümünü azaltabilir demek daha doğru.</p>

<p>RETİNOL NE ZAMAN ETKİ ETMEYE BAŞLAR?</p>

<p>Retinol birkaç gecede cildi gençleştiren bir ürün değildir.</p>

<p>Bazı kontrollü çalışmalarda ilk değişiklikler yaklaşık dört hafta içerisinde saptanmış olsa da kırışıklık, pigmentasyon ve cilt dokusundaki daha belirgin sonuçlar için haftalar veya aylar gerekebilir.</p>

<p>Tretinoin çalışmalarında tedaviler üç aydan iki yıla kadar uzanan sürelerde incelendi.</p>

<p>Bu nedenle bir hafta kullanıp “işe yaramadı” demek kadar, birkaç uygulamadan sonra dramatik değişiklik beklemek de gerçekçi değildir.</p>

<p>RETİNOL HER GECE KULLANILIR MI?</p>

<p>Yeni başlayan biri için doğrudan her gece kullanmak gerekmeyebilir.</p>

<p>Retinoidlerin en bilinen sorunlarından biri irritasyondur.</p>

<p>Kızarıklık, kuruluk, yanma, hassasiyet ve soyulma görülebilir.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisi özellikle başlangıçta daha düşük yoğunluklu bir ürünün gün aşırı kullanılması ve cildin toleransına göre kullanım sıklığının kademeli artırılması yaklaşımını öneriyor.</p>

<p>Hassas cilde sahip kişilerde daha yavaş başlamak özellikle önemli olabilir.</p>

<p>RETİNOL NASIL KULLANILIR?</p>

<p>Basit bir başlangıç rutini çoğu kişi için yeterlidir.</p>

<p>Akşam:</p>

<p>Yüzü nazik bir temizleyiciyle temizleyin.</p>

<p>Cildin kurumasını bekleyin.</p>

<p>Ürünün talimatına uygun küçük miktarda retinol uygulayın.</p>

<p>Gerekiyorsa nemlendirici kullanın.</p>

<p>Başlangıçta haftada birkaç gece veya gün aşırı kullanım düşünülebilir.</p>

<p>Cilt tolerans gösterdikçe kullanım sıklığı artırılabilir.</p>

<p>Ancak ürünlerin retinol konsantrasyonları ve formülasyonları farklı olduğundan ürünün kendi kullanım talimatı da dikkate alınmalıdır.</p>

<p>“DAHA ÇOK RETİNOL = DAHA HIZLI SONUÇ” MU?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Retinolün fazla kullanılması daha hızlı gençleşme sağlamaz.</p>

<p>Bunun yerine cilt bariyerinin bozulmasına, yoğun kuruluğa, kızarıklığa ve yanmaya yol açabilir.</p>

<p>Tahriş özellikle koyu cilt tonlarında sonrasında hiperpigmentasyona neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle retinoid kullanımında amaç cildi mümkün olduğunca fazla soymak değildir.</p>

<p>Cildin yanması veya sürekli pul pul dökülmesi ürünün daha iyi çalıştığının göstergesi değildir.</p>

<p>“RETİNOL PURGING” GERÇEK Mİ?</p>

<p>Retinoidler hücre döngüsünü etkilediği için akneye yatkın bazı kişilerde başlangıç döneminde sivilcelerde geçici artış görülebilir.</p>

<p>Ancak retinol kullandıktan sonra oluşan her kızarıklık, kabarıklık veya döküntüyü “purging” diye kabul etmek yanlış.</p>

<p>İrritan kontakt dermatit veya ürünün başka bir bileşenine karşı reaksiyon da gelişebilir.</p>

<p>Şiddetli yanma, belirgin şişlik, yoğun kızarıklık veya uzun süren tahriş varsa ürüne ara verilmesi ve gerektiğinde dermatolojik değerlendirme uygun olur.</p>

<p>RETİNOL İLE C VİTAMİNİ BİRLİKTE KULLANILIR MI?</p>

<p>Teknik olarak birçok modern formülasyonda bu iki içeriğin aynı bakım düzeninde bulunması mümkündür.</p>

<p>Ancak özellikle yeni başlayanlarda çok sayıda aktif ürünü aynı anda kullanmak irritasyon riskini artırabilir.</p>

<p>Pratik bir yaklaşım C vitaminini sabah, retinolü akşam kullanmaktır.</p>

<p>Bu ayrım kimyasal olarak mutlaka birbirlerini “etkisiz hale getirdikleri” için değil, rutini sadeleştirmek ve tahrişi azaltmak açısından yararlı olabilir.</p>

<p>RETİNOL İLE AHA VE BHA KULLANILIR MI?</p>

<p>Glikolik asit, laktik asit veya salisilik asit gibi eksfolyanlarla retinol aynı bakım rutininde bulunabilir.</p>

<p>Ancak bunları aynı gece üst üste kullanmak özellikle hassas veya retinoide yeni başlayan ciltlerde tahrişi artırabilir.</p>

<p>Başlangıç döneminde farklı günlere ayırmak daha tolere edilebilir bir yaklaşım olabilir.</p>

<p>Cildin ihtiyacı olmayan beş aktif maddeyi aynı anda kullanmak daha iyi bir bakım rutini anlamına gelmez.</p>

<p>RETİNOL KULLANIRKEN GÜNEŞ KORUYUCU ŞART MI?</p>

<p>Güneşten korunma retinoid kullanan veya kullanmayan herkes için foto-yaşlanmayı önlemenin temel yollarından biridir.</p>

<p>Retinoid kullanırken ise özellikle önemlidir.</p>

<p>Sabah geniş spektrumlu en az SPF 30 güneş koruyucu kullanılması, gölge ve koruyucu giysiler gibi diğer güneşten korunma yöntemleriyle desteklenmesi önerilir.</p>

<p>Bir yandan foto-yaşlanmayı azaltmaya çalışırken diğer yandan cildi yoğun UV maruziyetine bırakmak mantıklı değildir.</p>

<p>RETİNOL GÖZ ÇEVRESİNE SÜRÜLÜR MÜ?</p>

<p>Göz çevresindeki cilt daha hassastır.</p>

<p>Göz çevresi için özel formüle edilmiş bazı retinol ürünleri kullanılabilir; ancak ürünün göze ve kirpik diplerine kaçırılmaması gerekir.</p>

<p>Yeni başlayanlarda göz çevresi, burun kenarları ve ağız çevresi tahrişe daha yatkın olabilir.</p>

<p>Ürünün kullanım talimatı esas alınmalıdır.</p>

<p>RETİNOL KAÇ YAŞINDA KULLANILMAYA BAŞLANMALI?</p>

<p>Retinole başlanması gereken evrensel bir yaş yok.</p>

<p>Bir kişinin 25'inci doğum gününde mutlaka retinol kullanmaya başlaması gerektiğine ilişkin tıbbi bir kural bulunmuyor.</p>

<p>Retinoidler akne, pigmentasyon veya foto-yaşlanma gibi farklı nedenlerle farklı yaşlarda kullanılabilir.</p>

<p>Kırışıklıkların önlenmesi söz konusu olduğunda ise en temel yaklaşım hâlâ güneşten korunmadır.</p>

<p>Dolayısıyla sosyal medyadaki “20 yaşında başlamazsan geç kalırsın” mesajları bilimsel bir zorunluluk olarak görülmemeli.</p>

<p>RETİNOL, RETİNAL VE TRETİNOİN ARASINDAKİ FARK NE?</p>

<p>Bu üç isim sık karıştırılıyor.</p>

<p>Retinol:<br />
Kozmetik ürünlerde yaygın olarak bulunan A vitamini türevidir. Ciltte aktif retinoik aside dönüşmesi gerekir.</p>

<p>Retinal veya retinaldehit:<br />
Retinolden retinoik aside giden dönüşüm zincirinde bir sonraki basamaktadır. Kozmetik ürünlerde giderek daha sık kullanılıyor.</p>

<p>Tretinoin:<br />
Retinoik asidin kendisidir. Reçeteli bir ilaçtır ve foto-yaşlanma konusunda en güçlü klinik kanıtlardan bazılarına sahiptir.</p>

<p>“Daha güçlü” her zaman “benim için daha iyi” anlamına gelmez.</p>

<p>Daha güçlü retinoidler daha fazla irritasyon da oluşturabilir.</p>

<p>2024 tarihli sistematik derleme tretinoini foto-yaşlanma için güçlü referans tedavi olarak değerlendirirken bazı retinoid öncüllerinin daha iyi tolere edilebildiğini, ancak alternatiflerin kanıt kalitesinin genel olarak daha sınırlı olduğunu bildirdi.</p>

<p>HAMİLELİKTE RETİNOL KULLANILIR MI?</p>

<p>Bu konu önemli.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisi gebelik sırasında retinoidlerin kullanılmamasını öneriyor.</p>

<p>Reçeteli veya reçetesiz retinoid içeren bir ürün kullanan ve hamile olan ya da hamilelik planlayan kişilerin ürünü hekimleriyle değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Emzirme dönemindeki kullanım için de kişisel tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.</p>

<p>RETİNOL GERÇEKTEN GENÇLEŞTİRİYOR MU?</p>

<p>Retinol zamanı geri çevirmiyor ve yüz yaşlanmasının bütün bileşenlerini ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Ancak retinoid ailesinin foto-yaşlanma üzerindeki bilimsel kanıtı, kozmetik dünyasındaki pek çok popüler içerikten daha güçlü.</p>

<p>Özellikle tretinoin için kırışıklıklar, pigment düzensizlikleri ve güneş hasarına bağlı cilt değişikliklerinde güçlü klinik veri bulunuyor.</p>

<p>Retinol için de olumlu çalışmalar mevcut ancak bütün kozmetik retinol ürünlerinin aynı etkinliğe sahip olduğunu varsayamayız.</p>

<p>Başarılı kullanımın sırrı çoğu zaman en yüksek konsantrasyonu bulmak değil;</p>

<p>cildin tolere edebileceği uygun ürünü seçmek,</p>

<p>yavaş başlamak,</p>

<p>düzenli kullanmak,</p>

<p>cilt bariyerini korumak</p>

<p>ve her gün güneşten korunmak.</p>

<p>Retinol konusunda “daha fazla” değil, sürdürülebilir kullanım daha önemli olabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Şiddetli akne, rosacea, egzama, belirgin cilt hassasiyeti veya başka dermatolojik hastalığı bulunan kişilerin retinoid kullanımını dermatoloji uzmanıyla değerlendirmesi uygun olur. Gebelikte retinoid kullanımı önerilmez. <br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/retinol-nedir-ne-ise-yarar-ve-nasil-kullanilir</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 17:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0804.jpeg" type="image/jpeg" length="84690"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[C-Peptid Nedir, Kaç Olmalı? Yüksekliği ve Düşüklüğü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/c-peptid-nedir-kac-olmali-yuksekligi-ve-dusuklugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/c-peptid-nedir-kac-olmali-yuksekligi-ve-dusuklugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[C-Peptid, pankreasın kendi ürettiği insülin miktarı hakkında bilgi veren bir kan testidir. Düşük değerler insülin üretiminin azaldığını, yüksek değerler ise fazla insülin üretimini düşündürebilir; ancak kan şekeri ve böbrek fonksiyonlarıyla birlikte yorumlanmalıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>C-Peptid, pankreasın ne kadar insülin üretebildiğini değerlendirmek için kullanılan önemli testlerden biridir. Özellikle diyabetin tipinin belirlenmesine yardımcı olmak, pankreasın kalan beta hücre fonksiyonunu değerlendirmek ve dışarıdan insülin kullanan bir kişinin kendi insülin üretimini anlamak gerektiğinde yararlı olabilir.</p>

<p>Ancak C-peptid tek başına “Tip 1 diyabet” veya “Tip 2 diyabet” tanısı koydurmaz. Sonucun anlamı, test sırasında kan şekerinin kaç olduğu, kişinin açlık durumu, kullanılan ilaçlar ve böbrek fonksiyonlarıyla birlikte değerlendirilir.</p>

<p>C-Peptid nedir?</p>

<p>Pankreasın beta hücreleri önce proinsülin adı verilen bir öncü molekül üretir.</p>

<p>Proinsülin parçalandığında iki ürün ortaya çıkar:</p>

<ul>
 <li>İnsülin</li>
 <li>C-Peptid</li>
</ul>

<p>Bu iki madde kana yaklaşık eşit miktarlarda salınır.</p>

<p>İnsülin kan şekerini düzenleyen hormondur. C-Peptid ise kan şekerini doğrudan düşürmez ancak pankreasın ne kadar insülin ürettiğini anlamak için kullanılabilecek bir işaret bırakır.</p>

<p>Bu nedenle C-peptid, pankreasın kendi insülin üretiminin bir göstergesi olarak kullanılabilir.</p>

<p>C-Peptid neden insülinden farklıdır?</p>

<p>İnsülin düzeyi kandaki insülin miktarını gösterirken C-peptid özellikle vücudun kendi ürettiği insülin hakkında bilgi verir.</p>

<p>Dışarıdan enjeksiyonla alınan insülin C-peptid içermez.</p>

<p>Bu nedenle insülin tedavisi kullanan bir kişide yüksek insülin düzeyinin ne kadarının enjeksiyondan, ne kadarının pankreastan geldiğini yalnızca insülin testiyle anlamak zor olabilir.</p>

<p>C-peptid bu ayrımda daha kullanışlıdır.</p>

<p>Ayrıca C-peptidin kandaki ömrü insülinden daha uzundur ve düzeyi daha kararlı olabilir.</p>

<p>C-Peptid kaç olmalı?</p>

<p>C-peptid için herkese uygulanabilecek tek bir normal değer yoktur.</p>

<p>Referans aralıkları laboratuvar yöntemine, testin açlık veya uyarılmış koşullarda yapılmasına ve kullanılan birime göre değişir.</p>

<p>Yaygın laboratuvar referanslarından biri açlıkta yaklaşık 0,5-2,0 ng/mL civarındadır; bazı laboratuvarlarda daha geniş veya farklı sınırlar kullanılabilir.</p>

<p>Sonuç ng/mL veya nmol/L gibi farklı birimlerle raporlanabilir.</p>

<p>Bu nedenle e-Nabız veya laboratuvar sonucundaki C-peptid rakamı internette bulunan tek bir aralıkla değil, rapordaki referans değer ve test sırasında ölçülen glukozla birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>C-Peptid düşüklüğü ne anlama gelir?</p>

<p>Düşük C-peptid pankreasın az miktarda insülin ürettiğini düşündürebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu durum özellikle:</p>

<ul>
 <li>Tip 1 diyabette</li>
 <li>Uzun süredir devam eden bazı Tip 2 diyabet olgularında</li>
 <li>Pankreasın önemli bölümünün çıkarıldığı ameliyatlardan sonra</li>
 <li>Kronik pankreas hastalıklarının ileri dönemlerinde</li>
 <li>Beta hücrelerinin ciddi şekilde azaldığı başka durumlarda</li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Ancak C-peptid sonucu kan şekerinden bağımsız yorumlanmamalıdır.</p>

<p>Örneğin test sırasında kan şekeri düşükse pankreasın insülin üretimini azaltması normal fizyolojik yanıttır ve C-peptid de düşük olabilir.</p>

<p>Buna karşılık kan şekeri yüksek olduğu halde C-peptidin çok düşük olması pankreasın yeterli insülin üretemediği yönünde daha anlamlı bir bulgudur.</p>

<p>Tip 1 diyabette C-Peptid nasıl olur?</p>

<p>Tip 1 diyabette bağışıklık sistemi pankreasın insülin üreten beta hücrelerini hedef alır.</p>

<p>Beta hücreleri azaldıkça vücudun kendi insülin üretimi ve dolayısıyla C-peptid düzeyi düşer.</p>

<p>Uzun süreli Tip 1 diyabette C-peptid çok düşük veya ölçülemeyecek düzeyde olabilir.</p>

<p>Ancak yeni tanı döneminde bazı kişilerde kalan beta hücreleri hâlâ insülin üretebildiği için ölçülebilir C-peptid bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle tek bir C-peptid sonucuyla Tip 1 diyabet tanısı konmaz. Gerektiğinde diyabetle ilişkili otoantikorlar da değerlendirilir.</p>

<p>Tip 2 diyabette C-Peptid nasıl olur?</p>

<p>Tip 2 diyabetin erken dönemlerinde insülin direnci nedeniyle pankreas kan şekerini kontrol altında tutabilmek için daha fazla insülin üretebilir.</p>

<p>Bu nedenle C-peptid normal veya yüksek bulunabilir.</p>

<p>Hastalık yıllar içinde ilerledikçe beta hücrelerinin insülin üretme kapasitesi azalabilir. Bu durumda Tip 2 diyabetli bir kişide C-peptid zamanla düşebilir.</p>

<p>Dolayısıyla “yüksek C-peptid Tip 2, düşük C-peptid Tip 1” şeklinde kesin bir kural yoktur.</p>

<p>C-Peptid yüksekliği ne anlama gelir?</p>

<p>Yüksek C-peptid pankreasın fazla miktarda insülin salgıladığını gösterebilir.</p>

<p>Olası nedenler arasında:</p>

<ul>
 <li>İnsülin direnci</li>
 <li>Tip 2 diyabetin bazı dönemleri</li>
 <li>Obeziteyle ilişkili hiperinsülinemi</li>
 <li>Böbrek fonksiyonlarının azalması</li>
 <li>İnsülinoma gibi nadir insülin üreten pankreas tümörleri</li>
 <li>Bazı kan şekeri düşürücü ilaçların etkisi</li>
</ul>

<p>bulunabilir.</p>

<p>Yüksek C-peptid tek başına insülinoma veya başka bir pankreas tümörü anlamına gelmez.</p>

<p>Yüksek C-Peptid insülin direnci midir?</p>

<p>İnsülin direncinde C-peptid yüksek bulunabilir çünkü pankreas dokuların insüline verdiği azalmış yanıtı telafi etmek için daha fazla insülin salgılar.</p>

<p>Ancak yüksek C-peptid tek başına insülin direnci tanısı değildir.</p>

<p>Kan şekeri, HbA1c, klinik özellikler ve gerektiğinde diğer metabolik değerlendirmeler dikkate alınır.</p>

<p>C-peptid esas olarak insülin direncini taramak için kullanılan rutin bir test değildir.</p>

<p>C-Peptid ve kan şekeri neden birlikte değerlendirilir?</p>

<p>Çünkü aynı C-peptid değeri farklı glukoz düzeylerinde farklı anlam taşıyabilir.</p>

<p>Kan şekeri yüksekse pankreasın insülin salgılaması beklenir. Bu sırada C-peptidin düşük olması beta hücrelerinin yeterince yanıt veremediğini düşündürebilir.</p>

<p>Kan şekeri düşükken C-peptidin de baskılanması ise normal olabilir.</p>

<p>Özellikle hipoglisemi araştırılırken glukoz, insülin ve C-peptidin aynı anda ölçülmesi önemli bilgiler sağlayabilir.</p>

<p>Hipoglisemide C-Peptid ne anlatır?</p>

<p>Nedeni açıklanamayan düşük kan şekeri ataklarında C-peptid önemli bir ayırıcı test olabilir.</p>

<p>Hipoglisemi sırasında hem insülin hem C-peptid yüksekse pankreasın kendi insülin üretiminin devam ettiği düşünülebilir.</p>

<p>İnsülin yüksek ancak C-peptid baskılıysa dışarıdan alınmış insülin olasılığı değerlendirmeye girebilir.</p>

<p>İnsülinoma gibi nadir pankreas tümörlerinde ise hipoglisemi sırasında uygunsuz şekilde yüksek insülin ve C-peptid görülebilir.</p>

<p>Bu değerlendirme tek başına bir laboratuvar rakamıyla yapılmaz; kontrollü klinik protokoller gerekebilir.</p>

<p>Böbrek hastalığı C-Peptidi yükseltir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>C-peptidin vücuttan temizlenmesinde böbrekler önemli rol oynar. Böbrek fonksiyonları azaldığında kandaki C-peptid düzeyi yükselebilir.</p>

<p>Bu nedenle yüksek C-peptid sonucunda kreatinin ve eGFR gibi böbrek fonksiyon göstergelerinin bilinmesi önemlidir.</p>

<p>Böbrek hastalığı bulunan bir kişide yüksek C-peptidi yalnızca “pankreas çok insülin üretiyor” şeklinde yorumlamak hatalı olabilir.</p>

<p>C-Peptid testi aç karnına mı yapılır?</p>

<p>C-peptid açlıkta veya belirli bir uyarı sonrasında ölçülebilir.</p>

<p>Hangi yöntemin kullanılacağı testin neden istendiğine bağlıdır.</p>

<p>Açlık C-peptidi pankreasın bazal insülin üretimi hakkında bilgi verir. Bazı durumlarda yemek, glukagon veya başka uyarılar sonrasında “uyarılmış C-peptid” ölçümü beta hücre rezervini değerlendirmede daha yararlı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle test öncesinde laboratuvarın ve testi isteyen hekimin hazırlık talimatına uyulmalıdır.</p>

<p>C-Peptid nasıl yükseltilir veya düşürülür?</p>

<p>C-peptid doğrudan tedavi edilmesi gereken bir hedef değildir.</p>

<p>Düşük C-peptid pankreasın insülin üretiminin azaldığını gösteriyorsa yaklaşım altta yatan diyabet veya pankreas hastalığına göre belirlenir.</p>

<p>Yüksek C-peptid insülin direnciyle ilişkiliyse metabolik risklerin yönetilmesi önem kazanabilir.</p>

<p>Amaç C-peptid rakamını değiştirmek değil, bu rakamın neden değiştiğini anlamaktır.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>Düşük C-Peptid Tip 1 diyabet demek midir?</p>

<p>Tek başına hayır. Düşük C-peptid pankreasın insülin üretiminin azaldığını düşündürür ancak test sırasındaki kan şekeri, diyabet süresi ve gerektiğinde otoantikor sonuçlarıyla birlikte değerlendirilir.</p>

<p>C-Peptid yüksekliği insülin direnci anlamına gelir mi?</p>

<p>Her zaman değil. İnsülin direncinde C-peptid yüksek olabilir ancak böbrek fonksiyon bozukluğu ve başka durumlar da değeri artırabilir.</p>

<p>İnsülin kullananlarda C-Peptid neden ölçülür?</p>

<p>Enjekte edilen insülin C-peptid içermediği için C-peptid kişinin pankreasının hâlâ ne kadar kendi insülinini ürettiğini değerlendirmeye yardımcı olabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>U.S. National Library of Medicine. C-Peptide Test. MedlinePlus Medical Test.</li>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Diagnosis and Classification of Diabetes: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026.</li>
 <li>Jones AG, Hattersley AT. The Clinical Utility of C-Peptide Measurement in the Care of Patients with Diabetes. Diabetic Medicine, 2013.</li>
 <li>Leighton E, Sainsbury CAR, Jones GC. A Practical Review of C-Peptide Testing in Diabetes. Diabetes Therapy, 2017. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/c-peptid-nedir-kac-olmali-yuksekligi-ve-dusuklugu</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 16:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="10570"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kaymakam Kızılgüneş’e “İtibar Suikastı” İddiası: Olayın Öncesine Ait Görüntüler Ortaya Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kaymakam-kizilgunese-itibar-suikasti-iddiasi-olayin-oncesine-ait-goruntuler-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kaymakam-kizilgunese-itibar-suikasti-iddiasi-olayin-oncesine-ait-goruntuler-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Palandöken Kaymakamı Yunus Kızılgüneş’in köpeğe tekme attığı iddiasıyla gündeme gelen olayın öncesine ilişkin yeni görüntüler ortaya çıktı. Kızılgüneş’in daha önce fiziki müdahaleye uğradığı, site sakinlerinin ise köpeğin uzaklaştırılması için ortak dilekçe verdiği bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kaymakam Kızılgüneş’e “İtibar Suikastı” İddiası: Olayın Öncesine Ait Görüntüler Ortaya Çıktı</p>

<p>Erzurum’da Palandöken Kaymakamı Yunus Kızılgüneş’in bir köpeğe tekme attığı iddiasıyla kamuoyuna yansıyan olayda, tartışmanın öncesine ilişkin yeni görüntüler ve bilgiler gündeme geldi.</p>

<p>Ortaya çıkan güvenlik kamerası kayıtları ve site sakinlerinin daha önce yaptığı başvurular, olayın kamuoyuna ilk yansıyan kısa görüntülerden çok daha eskiye dayanan bir geçmişi bulunduğunu gösterdi.</p>

<p>Kaymakam Kızılgüneş’in daha önce aynı köpeğin sahibiyle yaşadığı tartışmada fiziki müdahaleye maruz kaldığı ve yere düştüğü anların güvenlik kamerasına yansıdığı bildirildi. Kızılgüneş’in bu olayın ardından hastaneye başvurarak rapor aldığı ancak komşuluk ilişkilerini gözeterek o aşamada şikâyetçi olmadığı belirtildi.</p>

<p>KÖPEKLE İLGİLİ ŞİKÂYETLER KAYMAKAMDAN ÖNCE DE VARMIŞ</p>

<p>Olayın dikkat çeken ayrıntılarından biri, köpekle ilgili şikâyetlerin Yunus Kızılgüneş’in siteye taşınmasından önceye uzandığı yönündeki bilgiler oldu.</p>

<p>Altı bloktan oluşan Kardelen Sitesi’nde yaşayan bazı vatandaşların, köpeğin ortak alanlarda ağızlıksız gezdirilmesinden rahatsız olduğu ve özellikle çocuklu aileler ile yaşlıların güvenlik endişelerini dile getirdiği bildirildi.</p>

<p>İlerleyen süreçte site yönetiminin köpeğin siteden uzaklaştırılması amacıyla imza topladığı, altı blokta yaşayan site sakinlerinin ortak iradesiyle hazırlanan dilekçenin Yakutiye Kaymakamlığına teslim edildiği belirtildi.</p>

<p>Kızılgüneş’in de site sakinlerinin ortak girişiminin ardından dilekçeye imza attığı aktarıldı.</p>

<p>KÜÇÜK OĞLU YANINDAYKEN TARTIŞMA YAŞANDI</p>

<p>Haberlere yansıyan bilgilere göre Kızılgüneş ile köpeğin sahibi arasındaki ilk gerilimlerden biri, Kaymakamın 3,5 yaşındaki oğluyla birlikte evine döndüğü sırada yaşandı.</p>

<p>Kızılgüneş’in asansörde ağızlıksız köpeği görmesi üzerine küçük oğluyla aynı asansöre binmediği ve köpeğin sahibini ağızlık kullanması konusunda uyardığı belirtildi.</p>

<p>Daha sonraki karşılaşmada ise tartışmanın büyüdüğü bildirildi.</p>

<p>GÜVENLİK KAMERASI ÖNCEKİ FİZİKİ MÜDAHALEYİ KAYDETTİ</p>

<p>Olayın geçmişine ilişkin ortaya çıkan güvenlik kamerası görüntülerinde Kızılgüneş ile köpeğin sahibi arasında yaşanan tartışmanın fiziki müdahaleye dönüştüğü görülüyor.</p>

<p>Görüntülerde Kızılgüneş’in müdahalenin ardından yere düştüğü ve karşılık vermediği görülüyor.</p>

<p>Kızılgüneş’in olay sonrasında boğazındaki ağrı nedeniyle sağlık kuruluşuna başvurarak rapor aldığı bildirildi.</p>

<p>Basına yansıyan bilgilere göre köpek sahibinin babası daha sonra Kızılgüneş ile görüşerek oğlunun davranışları nedeniyle özür diledi ve şikâyetçi olmamasını istedi.</p>

<p>Kızılgüneş’in de bu görüşmenin ardından komşuluk ilişkilerini gözeterek olayın üzerine gitmediği belirtildi.</p>

<p>SON GÖRÜNTÜLER NASIL ORTAYA ÇIKTI?</p>

<p>Tartışmanın kamuoyuna yansımasına neden olan son olay ise Kızılgüneş’in sabah işe gitmek üzere makam aracına yöneldiği sırada yaşandı.</p>

<p>İlk yayımlanan görüntülerde Kızılgüneş’in köpeğe doğru ayağıyla hamle yaptığı görülmüş ve bu görüntüler “Kaymakam köpeğe tekme attı” iddiasıyla gündeme taşınmıştı.</p>

<p>Olayın geçmişine ilişkin yeni bilgilerde ise ağızlıksız köpeğin Kızılgüneş’in üzerine yöneldiği ve Kaymakamın hareketinin kendisini korumaya yönelik refleks olduğu savunuldu.</p>

<p>Olay sırasında araya giren koruma polisinin de köpek tarafından ısırıldığı bildirildi. Koruma görevlisinin hastaneye başvurduğu ve tedavi gördüğü belirtildi.</p>

<p>“İTİBAR SUİKASTI” İDDİASI GÜNDEME GELDİ</p>

<p>Yeni görüntü ve bilgilerin ortaya çıkmasının ardından olayın kamuoyuna sunuluş biçimi de tartışmaya açıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kızılgüneş’in daha önce fiziki müdahaleye uğraması, köpekle ilgili şikâyetlerin yalnızca kendisine ait olmaması ve altı blokta yaşayan site sakinlerinin ortak dilekçe hazırlaması, tartışmanın kişisel bir anlaşmazlıktan ibaret olmadığı yönündeki anlatımı güçlendiren unsurlar olarak gündeme geldi.</p>

<p>Daha önce oğlunun davranışları nedeniyle özür dilediği belirtilen babanın, site sakinlerinin ortak imza girişiminin ardından Kızılgüneş’i bu süreçten sorumlu tuttuğu ve kendisini basına vermekle tehdit ettiği de ileri sürüldü.</p>

<p>Bu gelişmelerin ardından Kızılgüneş’in kamuoyu önündeki itibarını hedef alan bir girişimde bulunulduğu iddiası gündeme taşındı.</p>

<p>SORUŞTURMA OLAYIN TAMAMINI AYDINLATACAK</p>

<p>Olayla ilgili kamuoyuna yansıyan ilk görüntüler kadar, daha sonra ortaya çıkan kamera kayıtları ve olayın geçmişine ilişkin bilgiler de soruşturma dosyası açısından önem taşıyor.</p>

<p>Erzurum Valiliği olay hakkında idari inceleme başlatırken, adli makamlar tarafından da süreç yürütülüyor.</p>

<p>Kamera kayıtlarının tamamı, sağlık raporları, site sakinlerinin başvuruları, tarafların ifadeleri ve diğer delillerin değerlendirilmesiyle olayın hukuki boyutu netlik kazanacak.</p>

<p>Ancak ortaya çıkan son görüntüler, kamuoyunun ilk etapta gördüğü kısa görüntülerin olayın geçmişini ve taraflar arasında daha önce yaşananları içermediğini ortaya koyuyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kaymakam-kizilgunese-itibar-suikasti-iddiasi-olayin-oncesine-ait-goruntuler-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 15:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0803.jpeg" type="image/jpeg" length="82028"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tip 2 Diyabette Böbrekleri Hangi İlaçlar Daha İyi Koruyor? Albuminüri Önemli Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-2-diyabette-bobrekleri-hangi-ilaclar-daha-iyi-koruyor-albuminuri-onemli-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-2-diyabette-bobrekleri-hangi-ilaclar-daha-iyi-koruyor-albuminuri-onemli-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tip 2 diyabette GLP-1 ve SGLT2 grubu ilaçların böbrek koruyucu etkisi, idrarda albumin bulunan kişilerde daha belirgin görüldü. 75 bin kişilik çalışma tedavide albuminürinin önemine işaret ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tip 2 Diyabette Böbrekleri Hangi İlaçlar Daha İyi Koruyor? Albuminüri Önemli Olabilir</p>

<p>Tip 2 diyabette kullanılan ilaçların böbrek üzerindeki etkileri herkeste aynı olmayabilir. The BMJ'de yayımlanan 75 bin 455 kişilik büyük bir araştırma, GLP-1 reseptör agonistleri ve SGLT2 inhibitörlerinin böbrek fonksiyonundaki kötüleşmeye karşı sağladığı yararın özellikle idrarında albumin bulunan kişilerde daha belirgin olduğunu gösterdi.</p>

<p>Çalışmanın önemli mesajlarından biri, oldukça basit bir idrar testinin taşıdığı bilgi. Albuminüri, yani idrarda normalden fazla albumin bulunması, böbrek hasarının önemli göstergelerinden biri. Yeni çalışma, bu bulgunun yalnızca böbrek riskini göstermeyebileceğini; farklı diyabet ilaçlarının böbrek üzerindeki sonuçlarını değerlendirirken de önemli olabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>75 BİNDEN FAZLA KİŞİNİN VERİLERİ İNCELENDİ</p>

<p>Araştırmacılar ABD'de tip 2 diyabeti bulunan 75 bin 455 kişinin sağlık kayıtları ve sigorta verilerini analiz etti.</p>

<p>Katılımcıların yaş ortalaması yaklaşık 60'tı ve yüzde 48'i kadındı. Araştırmaya alınan kişilerin orta düzeyde kardiyovasküler riski bulunuyordu ve metformin sonrasında ek diyabet tedavisine başlanmıştı.</p>

<p>Toplam 13 bin 872 kişide albuminüri bulunurken, 61 bin 583 kişide yani katılımcıların yaklaşık yüzde 82'sinde albuminüri yoktu.</p>

<p>Araştırmacılar 2014-2022 dönemindeki verileri kullanarak GLP-1 reseptör agonisti veya SGLT2 inhibitörü kullananlarla sulfonilüre ya da DPP-4 inhibitörü kullananları karşılaştırdı.</p>

<p>Ortalama takip süresi yaklaşık 32 aydı. Analiz, beş yıla kadar böbrek fonksiyonlarında kötüleşme riskini tahmin etti.</p>

<p>ALBUMİNÜRİ VARSA FARK DAHA BELİRGİN</p>

<p>En dikkat çekici sonuç albuminürisi bulunan grupta ortaya çıktı.</p>

<p>Bu kişilerde beş yıllık tahmini böbrek fonksiyonu kötüleşme riski:</p>

<p>GLP-1 reseptör agonisti veya SGLT2 inhibitörü kullananlarda yüzde 3,2,</p>

<p>sulfonilüre kullananlarda yüzde 4,6,</p>

<p>DPP-4 inhibitörü kullananlarda ise yüzde 5,4 olarak hesaplandı.</p>

<p>GLP-1 reseptör agonistleri veya SGLT2 inhibitörleri, DPP-4 inhibitörleriyle karşılaştırıldığında böbrek fonksiyonlarında kötüleşme açısından yaklaşık yüzde 40 daha düşük göreli riskle ilişkiliydi.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var: Yüzde 40 ifadesi mutlak riskin yüzde 40 puan azalması anlamına gelmiyor. Çalışmadaki tahmini beş yıllık risk yüzde 5,4'ten yüzde 3,2'ye düşüyordu; mutlak fark yaklaşık 2,2 yüzde puandı.</p>

<p>ALBUMİNÜRİ YOKSA SONUÇ AYNI DEĞİLDİ</p>

<p>Araştırmanın belki de en ilginç bulgusu albuminürisi olmayan kişilerden geldi.</p>

<p>Bu grupta beş yıllık tahmini böbrek fonksiyonu kötüleşme riski:</p>

<p>GLP-1 reseptör agonisti veya SGLT2 inhibitörü kullananlarda yüzde 2,4,</p>

<p>sulfonilüre kullananlarda yüzde 2,8,</p>

<p>DPP-4 inhibitörü kullananlarda yüzde 2,1 olarak bulundu.</p>

<p>Başka bir ifadeyle araştırmacılar, çalışma süresi içinde albuminürisi olmayan kişilerde GLP-1 reseptör agonistleri veya SGLT2 inhibitörleri için DPP-4 inhibitörlerine kıyasla belirgin bir böbrek avantajına ilişkin güçlü kanıt saptamadı.</p>

<p>Buna karşılık sulfonilüre kullanımı bu grupta DPP-4 inhibitörlerine göre böbrek fonksiyonlarında kötüleşme açısından yaklaşık yüzde 31 daha yüksek göreli riskle ilişkili bulundu.</p>

<p>Bu sonuç, "GLP-1 veya SGLT2 ilaçları albuminürisi olmayan kişilerde böbreği korumaz" şeklinde yorumlanmamalı. Çalışmanın tasarımı ve takip süresi böyle kesin bir sonuç çıkarmaya uygun değil.</p>

<p>ALBUMİNÜRİ NEDİR?</p>

<p>Albumin, normalde kanda bulunan önemli bir proteindir. Sağlıklı böbrekler albuminin büyük bölümünün idrara geçmesini engeller.</p>

<p>Böbreğin filtreleme sisteminde hasar gelişmeye başladığında albumin idrara sızabilir. Bu nedenle idrardaki albumin miktarının ölçülmesi, özellikle diyabetli kişilerde böbrek hasarının erken değerlendirilmesinde kullanılan temel yöntemlerden biridir.</p>

<p>Albuminüri çoğu zaman belirti vermeden ortaya çıkabilir. Kişi kendisini tamamen iyi hissederken idrar testi böbreklerdeki risk hakkında bilgi sağlayabilir.</p>

<p>DİYABETTE BÖBREK TAKİBİNDE İKİ ÖNEMLİ ÖLÇÜM</p>

<p>Diyabetli bir kişinin böbrek sağlığını değerlendirirken yalnızca kreatinin değerine bakılmaz.</p>

<p>İki ölçüm özellikle önemlidir:</p>

<p>İdrar albumin/kreatinin oranı (UACR), idrara ne kadar albumin geçtiğini gösterir.</p>

<p>Tahmini glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) ise böbreklerin kanı ne kadar iyi süzdüğü hakkında bilgi verir.</p>

<p>Bir kişinin eGFR değeri korunmuş görünürken albuminürisi bulunabilir. Tersine, albuminüri olmadan da böbrek fonksiyonlarında azalma görülebilir. Bu nedenle iki göstergenin birlikte değerlendirilmesi önem taşır.</p>

<p>ARAŞTIRMA NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>SGLT2 inhibitörlerinin kronik böbrek hastalığının ilerlemesini azaltabildiğine ilişkin güçlü randomize klinik çalışma kanıtları zaten bulunuyor. GLP-1 reseptör agonistleri için de özellikle kardiyovasküler ve böbrek sonuçlarına ilişkin kanıtlar giderek güçleniyor.</p>

<p>2026 Amerikan Diyabet Derneği standartları da tip 2 diyabet ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde, uygun hastalarda kanıtlanmış yararı bulunan SGLT2 inhibitörlerinin veya GLP-1 reseptör agonistlerinin kullanılmasını öneriyor.</p>

<p>Yeni BMJ çalışmasının katkısı biraz farklı.</p>

<p>Araştırma, "Bu ilaçlar böbreğe yararlı mı?" sorusundan çok, "Böbrek üzerindeki göreli yarar kimlerde daha belirgin olabilir?" sorusuna odaklanıyor.</p>

<p>Sonuçlar albuminürinin bu ayrımda önemli bir gösterge olabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>BU ÇALIŞMA İLAÇLARI BİRBİRİNE KARŞI KESİN OLARAK ÜSTÜN İLAN ETMİYOR</p>

<p>Araştırmanın yorumlanmasında önemli bir sınırlama bulunuyor: Bu çalışma randomize kontrollü bir klinik araştırma değil.</p>

<p>Araştırmacılar "target trial emulation" adı verilen yöntemle gerçek yaşam sağlık verilerinden, randomize bir çalışmaya mümkün olduğunca benzeyen karşılaştırmalar oluşturmaya çalıştı.</p>

<p>Bu yöntem klasik gözlemsel analizlerin bazı yanlılıklarını azaltabilir ancak tamamen ortadan kaldıramaz.</p>

<p>Hangi ilacın reçete edildiğini etkileyen ve araştırmacıların ölçemediği başka özellikler sonuçları etkilemiş olabilir. Ortalama takip süresinin yaklaşık 32 ay olması da uzun dönem böbrek sonuçları açısından dikkate alınması gereken bir sınırlama.</p>

<p>Dolayısıyla çalışma ilaçlar arasında kesin bir neden-sonuç ilişkisi kanıtlamıyor.</p>

<p>GLP-1 VE SGLT2 İLAÇLARI AYNI ŞEY DEĞİL</p>

<p>Çalışmada GLP-1 reseptör agonistleri ile SGLT2 inhibitörlerinin bazı analizlerde birlikte değerlendirilmiş olması da okuyucu açısından önemli bir ayrıntı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bunlar farklı mekanizmalarla çalışan iki ayrı ilaç sınıfıdır.</p>

<p>SGLT2 inhibitörleri böbrek ve kalp koruması açısından geniş klinik çalışma verilerine sahipken, GLP-1 reseptör agonistleri kan şekeri kontrolünün yanı sıra kilo, kardiyovasküler risk ve belirli hasta gruplarında böbrek sonuçları üzerinde yararlar gösterebilir.</p>

<p>Bu nedenle yeni araştırmanın sonuçları "iki ilaç grubu tamamen eşdeğerdir" şeklinde yorumlanmamalıdır.</p>

<p>BASİT İDRAR TESTİ NEDEN DAHA FAZLA ÖNEM KAZANIYOR?</p>

<p>Çalışmanın günlük klinik uygulama açısından dikkat çekici tarafı burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Diyabet tedavisinde HbA1c ve kan şekeri kontrolü önemli olmaya devam ediyor. Ancak modern tedavi yaklaşımında kalp, böbrek, kilo, hipoglisemi riski ve eşlik eden hastalıklar da ilaç seçimini etkiliyor.</p>

<p>Albuminüri değerlendirmesi bu tabloya önemli bir bilgi daha ekliyor.</p>

<p>İdrar albumin/kreatinin oranı gibi rutin bir ölçüm, kişinin böbrek riskinin değerlendirilmesine yardımcı olurken hangi tedavilerden daha fazla kardiyorenal fayda beklenebileceğinin belirlenmesine de katkı sağlayabilir.</p>

<p>Ancak tek bir idrar testi tek başına ilaç seçmek için yeterli değildir.</p>

<p>Böbrek fonksiyonları, kalp hastalığı, kullanılan diğer ilaçlar, kan şekeri düzeyi, hipoglisemi riski, kilo, yan etkiler, yaş ve kişinin genel klinik durumu birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>SONUÇ: KAN ŞEKERİNDEN DAHA FAZLASINA BAKMAK GEREKİYOR</p>

<p>BMJ'de yayımlanan çalışma, tip 2 diyabet tedavisinin giderek daha kişiselleştirilmiş hale geldiğini gösteren yeni kanıtlardan biri.</p>

<p>75 binden fazla kişinin verilerinde GLP-1 reseptör agonistleri ve SGLT2 inhibitörleri, albuminürisi bulunan kişilerde böbrek fonksiyonlarının kötüleşmesi açısından DPP-4 inhibitörlerinden daha düşük riskle ilişkiliydi.</p>

<p>Albuminürisi olmayanlarda ise çalışma süresi boyunca aynı düzeyde belirgin bir böbrek avantajı gösterilemedi.</p>

<p>Bu sonuçların mevcut randomize klinik çalışma kanıtlarının yerine geçmediği özellikle vurgulanmalı. Bulgular daha çok, tip 2 diyabette böbrek riskini değerlendirirken idrar albumininin göz ardı edilmemesi gerektiğine dair önemli bir ek veri sağlıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgilendirmesi amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tedavi önerisi değildir. Diyabet ilaçları yalnızca hekim değerlendirmesiyle başlanmalı, değiştirilmeli veya bırakılmalıdır. Mevcut ilacınızı bu araştırmaya dayanarak değiştirmeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>The BMJ — Turchin A ve ark. Renal outcomes in people with type 2 diabetes with and without albuminuria treated with SGLT-2 inhibitors and GLP-1 receptor agonists: target trial emulation. 2026. DOI: 10.1136/bmj-2026-100574</p>

<p>American Diabetes Association — Standards of Care in Diabetes 2026: Chronic Kidney Disease and Risk Management</p>

<p>American Diabetes Association — Standards of Care in Diabetes 2026: Pharmacologic Approaches to Glycemic Treatment</p>

<p>The Lancet — GLP-1 receptor agonists and next-generation incretin-based medications: metabolic, cardiovascular, and renal benefits </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-2-diyabette-bobrekleri-hangi-ilaclar-daha-iyi-koruyor-albuminuri-onemli-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0797.jpeg" type="image/jpeg" length="62150"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YÖK 2026 Araştırma Üniversiteleri Sıralamasını Açıkladı: Koç Üniversitesi İlk Sırada]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yok-2026-arastirma-universiteleri-siralamasini-acikladi-koc-universitesi-ilk-sirada</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yok-2026-arastirma-universiteleri-siralamasini-acikladi-koc-universitesi-ilk-sirada" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YÖK’ün 2026 Araştırma Üniversiteleri performans değerlendirmesinde Koç Üniversitesi ilk sırada yer aldı. Sabancı Üniversitesi ikinci, ODTÜ üçüncü olurken 23 araştırma üniversitesi ile 10 aday üniversite açıklandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>YÖK 2026 Araştırma Üniversiteleri Sıralamasını Açıkladı: Koç Üniversitesi İlk Sırada</p>

<p>Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Araştırma Üniversiteleri 2026 Yılı Performans Değerlendirme sonuçlarını açıkladı. ODTÜ’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda 23 araştırma üniversitesinin performans sıralaması ile izlemeye alınan 10 aday araştırma üniversitesi kamuoyuyla paylaşıldı.</p>

<p>YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın paylaştığı sonuçlara göre 2026 sıralamasının ilk sırasında Koç Üniversitesi bulunuyor. Koç Üniversitesi’ni Sabancı Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi takip ediyor.</p>

<p>İstanbul Teknik Üniversitesi dördüncü, Yıldız Teknik Üniversitesi beşinci, Boğaziçi Üniversitesi ise altıncı sırada yer aldı.</p>

<p>2026 araştırma üniversiteleri sıralaması</p>

<p>YÖK tarafından paylaşılan 23 üniversitelik performans sıralaması şöyle:</p>

<p>1. Koç Üniversitesi<br />
2. Sabancı Üniversitesi<br />
3. Orta Doğu Teknik Üniversitesi<br />
4. İstanbul Teknik Üniversitesi<br />
5. Yıldız Teknik Üniversitesi<br />
6. Boğaziçi Üniversitesi<br />
7. İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi<br />
8. Ankara Üniversitesi<br />
9. İstanbul Üniversitesi<br />
10. Hacettepe Üniversitesi<br />
11. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa<br />
12. Gazi Üniversitesi<br />
13. Atatürk Üniversitesi<br />
14. Erciyes Üniversitesi<br />
15. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü<br />
16. Ege Üniversitesi<br />
17. Sakarya Üniversitesi<br />
18. Gebze Teknik Üniversitesi<br />
19. Marmara Üniversitesi<br />
20. Fırat Üniversitesi<br />
21. Karadeniz Teknik Üniversitesi<br />
22. Bursa Uludağ Üniversitesi<br />
23. Çukurova Üniversitesi</p>

<p>10 üniversite izlemeye alındı</p>

<p>YÖK, mevcut araştırma üniversitelerinin yanı sıra araştırma kapasitesi ve performansı takip edilen 10 aday üniversiteyi de açıkladı.</p>

<p>Aday üniversiteler devlet ve vakıf üniversiteleri olmak üzere iki grupta sıralandı.</p>

<p>İzlemeye alınan devlet üniversiteleri:</p>

<p>1. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi<br />
2. Akdeniz Üniversitesi<br />
3. Dokuz Eylül Üniversitesi<br />
4. Kocaeli Üniversitesi<br />
5. Ondokuz Mayıs Üniversitesi<br />
6. Selçuk Üniversitesi</p>

<p>İzlemeye alınan vakıf üniversiteleri:</p>

<p>1. Özyeğin Üniversitesi<br />
2. İstanbul Medipol Üniversitesi<br />
3. İstinye Üniversitesi<br />
4. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi</p>

<p>Toplantı ODTÜ’de gerçekleştirildi</p>

<p>Araştırma Üniversiteleri 2026 Yılı Performans Değerlendirme Toplantısı, Orta Doğu Teknik Üniversitesinin ev sahipliğinde gerçekleştirildi.</p>

<p>Toplantıya Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel de katıldı.</p>

<p>YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, sonuçların açıklanmasının ardından sıralamasını yükselten üniversiteleri tebrik etti.</p>

<p>Özvar, araştırma üniversitelerinden yalnızca kendi performanslarını yükseltmelerinin değil, birbirlerinin imkân ve bilimsel birikimlerinden daha fazla yararlanmalarının ve ulusal ile uluslararası iş birliklerini artırmalarının beklendiğini vurguladı.</p>

<p>Hedef: Rekabet ederken birlikte büyüyen üniversiteler</p>

<p>YÖK’ün araştırma üniversiteleri yaklaşımında üniversiteler arasındaki rekabet kadar bilimsel iş birliği de öne çıkıyor.</p>

<p>Özvar, üniversitelerin rekabet ederken birlikte büyüdüğü, bilimsel birikimin daha nitelikli ve etkili çıktılara dönüştürüldüğü bir araştırma ekosisteminin hedeflendiğini belirtti.</p>

<p>Araştırma üniversitesi ne demek?</p>

<p>Araştırma üniversitesi modeli, yüksek araştırma kapasitesine sahip üniversitelerin bilimsel üretim, araştırma kalitesi, proje geliştirme, doktora eğitimi, uluslararasılaşma ve üniversite-sanayi iş birliği gibi alanlardaki performanslarını güçlendirmeyi amaçlıyor.</p>

<p>Model yalnızca üniversitelerin sıralanmasından ibaret değil. Araştırma üniversitelerinin performansları belirli göstergeler üzerinden takip ediliyor ve kurumların araştırma kapasitelerinin geliştirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>YÖK’ün son dönemde araştırma üniversitelerini stratejik insan kaynağı programlarına da dahil etmesi bu modelin önemini artırıyor. Türkiye Stratejik Teknoloji İnsan Kaynağı Programı kapsamında 23 araştırma üniversitesinde doktora eğitimi alacak genç araştırmacıların aynı zamanda araştırma görevlisi olarak istihdam edilmesi planlanıyor.</p>

<p>ADEP kapsamında 548 projeye destek</p>

<p>2026 değerlendirmesinin yalnızca sıralama açısından değil, araştırma finansmanı bakımından da önemli bir boyutu bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, toplantıda Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) kapsamında 2026 yılında yaklaşık 1,9 milyar lira bütçeli 548 projenin destekleneceğini açıkladı.</p>

<p>Bu çerçevede araştırma üniversitelerinin bilimsel üretimlerinin ekonomik ve toplumsal çıktılara dönüştürülmesi, stratejik alanlardaki araştırma kapasitesinin güçlendirilmesi ve üniversiteler arasındaki iş birliklerinin artırılması hedefleniyor.</p>

<p>2026 tablosunda ilk üç</p>

<p>Açıklanan performans tablosunun zirvesinde iki vakıf üniversitesi ile bir devlet üniversitesi bulunuyor.</p>

<p>Koç Üniversitesi: 1.<br />
Sabancı Üniversitesi: 2.<br />
Orta Doğu Teknik Üniversitesi: 3.</p>

<p>Böylece Koç Üniversitesi 2026 Araştırma Üniversiteleri Performans Sıralaması’nın ilk sırasında yer alırken ODTÜ devlet üniversiteleri arasında en üst sırada bulunuyor.</p>

<p>YÖK’ün açıkladığı liste, genel bir “Türkiye’nin en iyi üniversiteleri” sıralaması olarak değerlendirilmemeli. Açıklanan tablo, Araştırma Üniversiteleri Programı kapsamındaki kurumların araştırma performansının değerlendirilmesine dayanıyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yok-2026-arastirma-universiteleri-siralamasini-acikladi-koc-universitesi-ilk-sirada</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0796.jpeg" type="image/jpeg" length="60148"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Astral Seyahat Gerçek mi? Bilimin Bildikleri ve Hâlâ Cevaplayamadıkları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/astral-seyahat-gercek-mi-beden-disi-deneyimler-hakkinda-bilim-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/astral-seyahat-gercek-mi-beden-disi-deneyimler-hakkinda-bilim-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Astral seyahatte anlatılan beden dışı deneyimler bilimsel olarak belgelenmiş durumda. Ancak bilincin bedenden ayrılıp başka bir yerden doğrulanabilir bilgi alabildiği henüz gösterilemedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Astral Seyahat Gerçek mi? Bilim Ne Biliyor, Hangi Sorular Hâlâ Açık?</p>

<p>Astral seyahat gerçekten mümkün mü? Bu soruya bilimin bugün verebildiği en doğru cevap basit bir “evet” ya da “hayır” değil. Çünkü insanların bedenlerinden ayrılmış gibi hissetmeleri bilimsel literatürde iyi belgelenmiş bir fenomen. Ancak bilincin gerçekten bedenden ayrılarak başka bir yerde dolaşabildiği ve oradan doğrulanabilir bilgi getirebildiği henüz güvenilir ve tekrarlanabilir deneylerle gösterilmiş değil.</p>

<p>Buradaki kritik ayrım şu:</p>

<p>“Bedenimin dışındaydım” şeklindeki deneyim gerçek olabilir.</p>

<p>Fakat bu deneyimin nedeni olarak “bilincim gerçekten bedenimi terk etti” sonucuna ulaşmak ayrı bir bilimsel iddiadır ve ayrıca kanıt gerektirir.</p>

<p>Dolayısıyla astral seyahat konusunda iki uç yorum da mevcut bilimsel tabloyu olduğundan daha kesin gösteriyor.</p>

<p>“Astral seyahat bilimsel olarak kanıtlandı” demek için yeterli veri yok.</p>

<p>“Astral seyahatin imkânsız olduğu bilim tarafından kanıtlandı” demek de doğru değil.</p>

<p>Bilimin çok daha güçlü biçimde açıklayabildiği şey, beden dışı deneyimin kendisi.</p>

<p>Beden dışı deneyim gerçekten var mı?</p>

<p>Evet, bir öznel deneyim olarak var.</p>

<p>Bilimsel literatürde “out-of-body experience” yani OBE olarak tanımlanan durumda kişi benliğinin fiziksel bedeninin dışında bulunduğunu hissedebiliyor.</p>

<p>Kimi insanlar kendilerini yukarıdan gördüklerini, kimi yükseldiklerini veya süzüldüklerini, kimi de bulundukları odayı bedenlerinden farklı bir noktadan algıladıklarını anlatıyor.</p>

<p>2025 yılında yayımlanan kapsamlı bir tarama, altı bilimsel veri tabanında 1987-2024 döneminden seçilen 87 yayını değerlendirdi.</p>

<p>Çalışmaya göre beden dışı deneyimler kendiliğinden ortaya çıkabiliyor, bazı kişiler tarafından istemli biçimde oluşturulabiliyor veya farklı koşullarda tetiklenebiliyor. Uyku felci ve lucid rüya gibi deneyimlerle de bağlantılar bildiriliyor.</p>

<p>Araştırmanın dikkat çektiği bir başka nokta, bu deneyimlerin kişiden kişiye oldukça değişmesine rağmen sıklıkla güçlü bir “gerçeklik hissi” taşıması.</p>

<p>Yani “Bana tamamen gerçek geldi” ifadesi OBE anlatılarında sıra dışı değil.</p>

<p>Fakat bir deneyimin çok gerçek hissedilmesi, dış dünyada algılandığı biçimde gerçekleştiğinin bağımsız kanıtı değildir.</p>

<p>Beyin beden dışı deneyim oluşturabilir mi?</p>

<p>Bu sorunun cevabı için nörobilimin oldukça güçlü verileri var.</p>

<p>Nature'da 2002 yılında yayımlanan klasik bir vakada, epilepsi cerrahisi öncesinde değerlendirilen bir hastanın sağ angular girus bölgesine elektriksel uyarım uygulandı.</p>

<p>Araştırmacılar beden dışı algıya benzeyen deneyimleri tekrar tekrar ortaya çıkarabildi.</p>

<p>Aynı bölgenin uyarılması sırasında kol ve bacaklarla ilgili algısal değişiklikler ve bütün bedenin hareket ettiği hissi gibi vestibüler deneyimler de oluştu.</p>

<p>Araştırmacılar bulguların, beynin somatosensoriyel ve vestibüler bilgileri bütünleştirmesindeki bozulmayla ilişkili olabileceğini değerlendirdi.</p>

<p>Bu çalışma çok önemli.</p>

<p>Çünkü insanın “Ben bedenimin neresindeyim?” hissinin değiştirilebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Fakat çalışmanın kanıtlamadığı bir şey de var.</p>

<p>Bir kişide beyin uyarımıyla beden dışı deneyim oluşturulabilmesi, tarihte bildirilmiş bütün beden dışı deneyimlerin aynı mekanizmayla meydana geldiğini tek başına kanıtlamaz.</p>

<p>Nörobilim neyi açıklayabiliyor?</p>

<p>Beyin normal yaşamda çok sayıda duyusal bilgiyi aynı anda birleştiriyor.</p>

<p>Görme, dokunma, denge ve bedenin uzaydaki konumuna ilişkin sinyaller sayesinde yalnızca çevremizi değil, kendi bedenimizin nerede bulunduğunu da algılıyoruz.</p>

<p>Beden dışı deneyimlerle ilgili nörolojik çalışmalar özellikle temporoparietal bileşke çevresindeki çoklu duyusal bütünleşmenin önemine işaret ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu sistemlerdeki sıra dışı işleyiş, kişinin kendisini fiziksel bedeninin bulunduğu noktadan farklı bir yerde algılamasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu açıklama, doğaüstü bir mekanizmaya başvurmadan OBE'nin nasıl meydana gelebileceğine ilişkin test edilebilir bir model sunuyor.</p>

<p>Fakat astral seyahatin daha güçlü iddiasını sınamak için başka bir deney gerekiyor.</p>

<p>Asıl soru: Bedenin dışındayken bilinmeyen bilgi görülebilir mi?</p>

<p>Astral seyahat iddiasını bilimsel açıdan gerçekten sınayabilecek soru budur.</p>

<p>Bir kişinin bedeninden ayrıldığı hissini yaşaması tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Eğer bilinç gerçekten bedenden bağımsız biçimde başka bir noktaya gidebiliyorsa, kişinin normal duyularıyla ulaşamayacağı bilgiyi elde edebilmesi beklenebilir.</p>

<p>Örneğin başka ve erişilemeyen bir odada bilgisayar tarafından rastgele seçilmiş bir resim gösterilebilir.</p>

<p>Ne katılımcı ne de deney sırasında onunla ilgilenen araştırmacılar hedefin ne olduğunu bilmelidir.</p>

<p>Beden dışı deneyim yaşadığını söyleyen kişiden daha sonra bu hedefi tarif etmesi istenir.</p>

<p>Deney çok sayıda kez tekrarlanır.</p>

<p>Sonuç tesadüften anlamlı derecede yüksek çıkar ve bağımsız araştırma ekipleri de aynı sonucu elde ederse, bilimsel tablo çok farklı hale gelir.</p>

<p>Peki böyle bir deney yapıldı mı?</p>

<p>Evet.</p>

<p>2026'da doğrudan astral seyahat iddiasını sınayan deney</p>

<p>2026 yılında yayımlanan bir araştırma tam olarak bu soruya yöneldi.</p>

<p>Çalışmaya beden dışı deneyim konusunda eğitim veren bir kurumla bağlantılı 21 kişi katıldı.</p>

<p>Katılımcılardan, ayrı ve erişilemeyen bir odada bulunan rastgele seçilmiş görsel hedefi beden dışı deneyim sırasında algılamaya çalışmaları istendi.</p>

<p>Hedefler standartlaştırılmış bir veri tabanından seçildi.</p>

<p>Üstelik hangi görüntünün hedef olduğu hem katılımcılardan hem de araştırmacılardan gizlendi.</p>

<p>Bu tasarım son derece önemliydi.</p>

<p>Çünkü istemeden bilgi aktarılması ihtimalini azaltmayı amaçlıyordu.</p>

<p>Katılımcıların deneyim sonrasında yaptıkları tariflerle gerçek hedefler bilgisayar destekli anlamsal benzerlik yöntemi kullanılarak karşılaştırıldı.</p>

<p>Sonuç astral algı lehine çıkmadı.</p>

<p>Analize alınabilen hedef tarifleri gizlenmiş görsellerle tesadüfün üzerinde güvenilir bir eşleşme göstermedi.</p>

<p>Başka bir ifadeyle çalışma, kişinin beden dışı deneyim sırasında erişemediği odadaki görüntüyü gerçekten algılayabildiğine ilişkin kanıt üretmedi.</p>

<p>Bu önemli bir negatif sonuç.</p>

<p>Ancak tek bir küçük çalışma bütün sorunu nihai olarak çözmez.</p>

<p>Çalışmanın katılımcı sayısı sınırlıydı ve herkes deney sırasında OBE yaşayamadı. Dolayısıyla daha büyük örneklemli, önceden kayıtlı ve bağımsız araştırma grupları tarafından tekrarlanan deneyler bilimsel güveni artıracaktır.</p>

<p>2025'te 87 yayın incelendi: Bilimsel tartışma tamamen bitmiş değil</p>

<p>2025 yılında yayımlanan kapsam taramasının önemi burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Araştırmacılar beden dışı deneyimlere ilişkin açıklamaları fizyolojik, psikolojik ve “non-local consciousness” başlıkları altında literatürde bulunan farklı hipotezler olarak ele aldı.</p>

<p>Burada çok önemli bir ayrıntı var:</p>

<p>Bir hipotezin bilimsel literatürde tartışılması, doğrulandığı anlamına gelmez.</p>

<p>Bugün fizyolojik ve nöropsikolojik modeller doğrudan deneysel ve klinik verilerle desteklenirken, bilincin bedenden bağımsız olarak başka bir konumdan bilgi alabildiği iddiası aynı düzeyde deneysel doğrulamaya sahip değil.</p>

<p>Dolayısıyla “bilim insanları non-local consciousness teorisini kabul ediyor” sonucuna ulaşmak yanlış olur.</p>

<p>Fakat beden dışı deneyimlerin bütün yönlerinin tamamen açıklanmış olduğunu söylemek de mevcut araştırmaların önüne geçmek olur.</p>

<p>“Henüz kanıtlanmadı” ne anlama geliyor?</p>

<p>Astral seyahat tartışmasındaki en önemli bilimsel ayrım belki de burada.</p>

<p>Bir iddianın henüz kanıtlanmamış olması, onun imkânsız olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmez.</p>

<p>Fakat bunun tam tersi de geçerlidir:</p>

<p>Bir iddianın kesin olarak çürütülmemiş olması, onun doğru olduğuna kanıt oluşturmaz.</p>

<p>Bilimsel yöntemde olağanüstü bir iddia ortaya atıldığında iddiayı destekleyen pozitif ve tekrarlanabilir kanıt aranır.</p>

<p>Dolayısıyla bugün bilimsel olarak savunulabilecek ifade şudur:</p>

<p>İnsanların bedenlerinden ayrılmış gibi hissetmeleri gerçek ve araştırılabilir bir bilinç fenomenidir.</p>

<p>Bunun bazı biçimlerini açıklayabilecek nörolojik mekanizmalar için güçlü kanıtlar bulunmaktadır.</p>

<p>Fakat bilincin fiziksel bedenden bağımsız biçimde uzak bir konuma giderek normal duyularla erişilemeyecek bilgiyi elde edebildiği henüz güvenilir ve bağımsız biçimde tekrarlanmış deneylerle gösterilememiştir.</p>

<p>Peki gelecekte kanıtlanabilir mi?</p>

<p>Bilimin buna vereceği cevap prensip olarak “evet, test edilebilir” olur.</p>

<p>Çünkü astral seyahatin güçlü iddiası yalnızca felsefi bir düşünce değildir.</p>

<p>Dış dünya hakkında bilgi edinildiği ileri sürülüyorsa ölçülebilir sonuç üretmesi gerekir.</p>

<p>Gelecekte yüzlerce deneyimli katılımcıyla gerçekleştirilen, hedeflerin bilgisayar tarafından rastgele belirlendiği, araştırmacıların ve katılımcıların hedefleri bilmediği, deney protokolünün ve istatistiksel analizlerin önceden kaydedildiği çalışmalar yapılabilir.</p>

<p>Eğer insanlar tekrar tekrar şans düzeyinin çok üzerinde doğru hedefleri tarif ederse mevcut bilimsel açıklamalar ciddi biçimde yeniden değerlendirilmek zorunda kalır.</p>

<p>Tersi durumda, iyi tasarlanmış çalışmalar sürekli olarak tesadüf düzeyinde sonuç verirse bedenden bağımsız algı hipotezi giderek daha az desteklenir.</p>

<p>Bilimin güzelliği de burada.</p>

<p>Sonuç önceden belirlenmez.</p>

<p>Hipotez teste sokulur.</p>

<p>Astral seyahatin asıl bilimsel gizemi başka olabilir</p>

<p>Belki de bu konunun en ilginç tarafı astral beden fikrinden bile daha temel.</p>

<p>İnsan neden kendisini bedeninin tam içinde hissediyor?</p>

<p>“Ben buradayım” dediğimizde beynimiz bunu nasıl biliyor?</p>

<p>Neden dünyaya gözlerimizin bulunduğu noktadan bakıyormuşuz gibi hissediyoruz?</p>

<p>Ve bu sistem birkaç saniyeliğine değiştiğinde neden kendimizi tavanda, yatağın yanında veya bedenimizin üzerinde hissedebiliyoruz?</p>

<p>Beden dışı deneyimler, benlik duygusunun düşündüğümüz kadar basit olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Bugünkü kanıtlarla astral seyahati doğrulanmış bir gerçek olarak kabul etmek için bilimsel temel bulunmuyor.</p>

<p>Ancak insanların yaşadığı sıra dışı deneyimleri “saçmalık” diyerek geçmek de bilinç araştırmalarının son derece ilginç bir alanını gözden kaçırmak anlamına geliyor.</p>

<p>Şimdilik bildiğimiz en sağlam şey şu:</p>

<p>Deneyim gerçek olabilir.</p>

<p>Deneyimin “bilincin bedenden ayrılması” şeklindeki açıklaması ise hâlâ kanıt bekliyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Beden dışı deneyim tek başına hastalık anlamına gelmez. Ancak tekrarlayan deneyimlere bilinç kaybı, nöbet, şiddetli uyku bozukluğu, halüsinasyonlar veya günlük yaşamı etkileyen başka belirtiler eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
Nature — Blanke O, Ortigue S, Landis T, Seeck M. Stimulating illusory own-body perceptions. 2002.</p>

<p>Brain Research Reviews — Blanke O, Mohr C. Out-of-body experience: precipitating factors and neural correlates. 2005.</p>

<p>EXPLORE — Moix J, Baldaccini S, Isern M. Out of body experiences: Scoping review. 2025.</p>

<p>EXPLORE — Assessing Correspondence Between Subjective Reports and Visual Targets During Attempted Out-of-Body Experiences. 2026. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/astral-seyahat-gercek-mi-beden-disi-deneyimler-hakkinda-bilim-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 12:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0792.jpeg" type="image/jpeg" length="90173"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15560"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="59186"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65018"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96058"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59405"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="71260"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
