<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 06 Nov 2026 20:41:30 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Kurbağa Gebelik Testi Yapabilir mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-kurbaga-gebelik-testi-yapabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-kurbaga-gebelik-testi-yapabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ev tipi gebelik testlerinden onlarca yıl önce laboratuvarlar, idrar örneklerini değerlendirmek için Afrika pençeli kurbağalarını kullanıyordu. Dişi kurbağanın suya yumurta bırakması pozitif sonuç olarak kaydediliyordu. Cape Town’da geliştirilen yöntem, gebelik testini hızlandırdı ve laboratuvarların sonucu hayvanı öldürmeden okuyabilmesini sağladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>1934’te Cape Town Üniversitesi’nden Hillel Abbe Shapiro ve Henri Zwarenstein, Nature dergisinde sonucu su dolu bir kapta görülebilen bir gebelik testi yayımladı. Araştırmacılar, gebelik şüphesi olan bir kadından alınan idrar örneğini dişi Afrika pençeli kurbağasına enjekte ediyor, ardından hayvanın yumurta bırakıp bırakmadığını gözlüyordu. Farelerle yapılan testlerde sonucu okumak için hayvanın yumurtalıklarını incelemek gerekiyordu. Kurbağa suya yumurta bıraktığında ise laboratuvar çalışanı sonucu doğrudan görebiliyordu.</p>

<p>Kurbağadan önce fareler ve tavşanlar vardı</p>

<p>1920’lerin sonunda geliştirilen Aschheim–Zondek testinde, gebelik şüphesi olan kişiden alınan idrar henüz cinsel olgunluğa ulaşmamış dişi farelere enjekte ediliyordu. Birkaç gün sonra fareler öldürülüyor ve yumurtalıklarında hormonların yol açtığı değişiklikler aranıyordu. Daha sonra geliştirilen tavşan testi de benzer bir ilkeye dayanıyordu. Her iki yöntemde de laboratuvar çalışanları, idrar örneğindeki hormonun etkisini hayvanın verdiği tepki üzerinden değerlendiriyordu. Bu tür yöntemlere biyolojik test deniyordu.</p>

<p>1930’larda gebelik testine duyulan talep hızla arttı. Edinburgh’daki gebelik tanı merkezine 1929’da yaklaşık 840 idrar örneği gönderilmişti. 1939’da bu sayı 10 bini aştı. Örnekler hem hastanelerden hem de özel başvurulardan geliyordu. Hekimler biyolojik testleri gebelik şüphesini değerlendirmek ve gebelik dokusuyla ilişkili bazı hastalıkları araştırmak için kullanıyordu. Pozitif sonucun klinik anlamı, testin hangi nedenle istendiğine de bağlıydı.</p>

<p>Kurbağa neden yumurta bırakıyordu?</p>

<p>Gebeliğin erken döneminde gelişmekte olan plasentanın hücreleri, insan koryonik gonadotropini adı verilen bir hormon üretir. Kısaca hCG olarak bilinen bu hormon idrarda saptanabilir. Dişi Afrika pençeli kurbağasına (Xenopus laevis) enjekte edilen örnekte yeterli miktarda hCG varsa hormon, hayvanın yumurtalıklarını uyarabilir. Kurbağa yumurtalarını suya bıraktığında laboratuvar çalışanı bunu pozitif tepki olarak kaydederdi.</p>

<p>Yumurtalar suda görüldüğünde test sonucu hayvan canlıyken okunabiliyor, kurbağa uygun koşullarda yeniden kullanılabiliyordu. Erken deneylerde ise araştırmacılar başka ölçütler de kullanıyordu. Shapiro ve Zwarenstein her örnek için altı kurbağa kullandı ve gözlem süresini 18 saatle sınırladı. Bazı pozitif sonuçları ölüm sonrası incelemede yumurta görerek belirlediler. Britanya’da benzer bir yöntem üzerinde çalışan Charles W. Bellerby ise kendi protokolünde dokuz saatlik bir gözlem süresi belirledi. Bu süreler, iki araştırma ekibinin sonuçları hangi zaman aralığında değerlendirdiğini gösteriyordu.</p>

<p>Test neden Hogben’in adıyla anıldı?</p>

<p>Britanyalı zoolog Lancelot Hogben’in Cape Town’da yürüttüğü hormon araştırmaları, Afrika pençeli kurbağasının üreme tepkisinin laboratuvarda incelenmesinin yolunu açtı. Bellerby bu deneyleri Britanya’da sürdürürken Shapiro ve Zwarenstein, gebelik tanısına ilişkin ön bulgularını Ekim 1933’te Güney Afrika Kraliyet Cemiyetinin bir toplantısında sundu. Bellerby’nin Nature yazısı 1934’te önce yayımlandı. Cape Town ekibinin klinik denemelerini bildiren yazı ise aynı dergide 19 Mayıs 1934’te çıktı.</p>

<p>Yöntem Britanya’da Hogben testi adıyla yerleşti. Aberdeen’de Frank Walter Landgrebe, kurbağaların laboratuvar koşullarında bakımı ve testte kullanımı üzerine çalıştı. Edinburgh’daki gebelik tanı hizmetini yöneten Francis Albert Eley Crew da fare, tavşan ve kurbağa yöntemlerini karşılaştıran çalışmalara katıldı. Bu araştırmalar, Cape Town’da klinik örneklerle denenen yöntemin düzenli biçimde hasta örneği alan merkezlerde uygulanmasına yardımcı oldu.</p>

<p>Bir kurbağa salgını tanı hizmetini aksattı</p>

<p>Testi uygulayan merkezlerin kurbağaları temin etmesi, beslemesi ve yaşadıkları suyun koşullarını düzenlemesi gerekiyordu. Canlı kolonilere bağımlılığın sonuçları 1958’de Sheffield’da görüldü. Bakteriyel bir salgın koloniyi neredeyse yok edince merkez test hizmetine ara verdi. Bilim tarihçisi Jesse Olszynko-Gryn’in aktardığına göre merkez olağan çalışma düzeninde yaklaşık 4 bin kurbağa bulunduruyor ve yılda yaklaşık 20 bin test yapıyordu.</p>

<p>Örneklerini postayla gönderen kadınların bekleme süresine, idrarın laboratuvara ulaşması ve sonucun kendilerine bildirilmesi için geçen zaman da ekleniyordu. Telefonla bildirim dönüş süresini kısaltabiliyordu. Ev tipi kitlerin değiştireceği aşama ise örneğin nerede değerlendirildiği ve sonucu ilk kimin gördüğüydü.</p>

<p>Kurbağadan ev tipi gebelik testine geçiş</p>

<p>1960’ta Leif Wide ve Carl A. Gemzell, idrardaki hCG’yi antikorlar yardımıyla saptayan bir gebelik testi yayımladı. İmmünolojik testler, sonuç almak için canlı bir hayvanın üreme tepkisini bekleme gereğini ortadan kaldırdı. Ev tipi kitler bu dönüşümün ardından geldi.</p>

<p>ABD Ulusal Sağlık Enstitülerinin tarihçesine göre e.p.t. adlı kit 1977’nin sonunda Amerikan pazarı için hazırdı ve 1978’de büyük kadın dergilerinde tanıtıldı. Kitte bir deney tüpü, damlalık ve sonucu okumaya yarayan aynalı bir destek bulunuyordu. İşlem yaklaşık iki saat sürüyordu. Dönemin dergilerinde öne çıkan avantajlardan biri mahremiyetti. Kadınlar örneği kendileri alabiliyor, testi evde uygulayabiliyor ve sonucu orada okuyabiliyordu.</p>

<p>Cape Town’daki deneylerde laboratuvar çalışanı, gebeliğe ilişkin işareti kurbağanın suya bıraktığı yumurtalarda arıyordu. Onlarca yıl sonra bir kadın, aynı hormona dayanan sonucu kendi evinde, bir deney tüpüne bakarak okuyabiliyordu.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Shapiro HA, Zwarenstein H. A Rapid Test for Pregnancy on Xenopus lævis. Nature. 1934, 133, 762.<br />
2. Bellerby CW. A Rapid Test for the Diagnosis of Pregnancy. Nature. 1934, 133, 494–495.<br />
3. Robbins SL, Parker F Jr, Doyle WC. The Use of the South African Frog (Xenopus laevis) in the Diagnosis of Pregnancy. New England Journal of Medicine. 1946, 234, 784–787.<br />
4. Olszynko-Gryn J. A Woman’s Right to Know: Pregnancy Testing in Twentieth-Century Britain. MIT Press, 2023.<br />
5. Gurdon JB, Hopwood N. The Introduction of Xenopus laevis into Developmental Biology: Of Empire, Pregnancy Testing and Ribosomal Genes. International Journal of Developmental Biology. 2000, 44, 43–50.<br />
6. Wide L, Gemzell CA. An Immunological Pregnancy Test. Acta Endocrinologica. 1960, 35, 261–267.<br />
7. Office of NIH History and Stetten Museum. Thin Blue Line: A History of the Pregnancy Test.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-kurbaga-gebelik-testi-yapabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 19:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/file-00000000f5f481f4a993b9d1d7739c58.jpg" type="image/jpeg" length="81513"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanser Riskini Azaltan Besinler Hangileri? Bilim Ne Diyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kanser-riskini-azaltan-besinler-hangileri-bilim-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kanser-riskini-azaltan-besinler-hangileri-bilim-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hiçbir yiyecek kanseri tedavi edemiyor. Ancak bilimsel araştırmalar, mutfağımızda bulunan bazı besinlerin belirli kanser türlerinin gelişme riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini gösteriyor. Peki hangi besinlerin arkasında güçlü kanıt var, hangileri için araştırmalar henüz yeterli değil?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanseri önleyen veya tedavi eden mucize bir besin var mı? Sosyal medyada sık sık karşılaşılan sarımsak, brokoli, zerdeçal ve benzeri yiyeceklerle ilgili iddialar bu soruyu yeniden gündeme getiriyor. Bilimsel araştırmalar ise tek bir besinden çok, uzun yıllar boyunca sürdürülen beslenme alışkanlıklarına işaret ediyor.</p>

<p>ABD Ulusal Kanser Enstitüsüne (NCI) göre hiçbir yiyeceğin, özel diyetin veya besin takviyesinin kanseri tedavi ettiği, hastalığın ilerlemesini durdurduğu ya da tekrarlamasını önlediği kanıtlanmış değil.</p>

<p>Ancak kanserin tedavisi ile kanser gelişme riskinin azaltılması birbirinden farklı konular.</p>

<p>Dünya Kanser Araştırma Fonu (WCRF) ve diğer bilimsel kuruluşların değerlendirmeleri, bazı besin gruplarının özellikle kalın bağırsak kanseri başta olmak üzere belirli kanser türleriyle ilişkili riskleri azaltabileceğini ortaya koyuyor.</p>

<p>EN GÜÇLÜ KANIT TAM TAHILLAR VE LİFLİ BESİNLERDE</p>

<p>Bulgur, yulaf, tam buğday ekmeği, arpa ve diğer tam tahıllar, kanserden korunmaya yönelik beslenme araştırmalarında öne çıkıyor.</p>

<p>WCRF’nin kapsamlı değerlendirmelerine göre tam tahıl tüketiminin ve besinlerden alınan lifin kalın bağırsak kanseri riskini azaltabileceğine ilişkin güçlü kanıt bulunuyor.</p>

<p>Lifli besinler bağırsak hareketlerini destekliyor ve bağırsak bakterileri tarafından parçalandıklarında kısa zincirli yağ asitlerinin oluşumuna katkıda bulunuyor.</p>

<p>Bu maddelerden biri olan bütiratın bağırsak hücreleri üzerindeki etkileri bilimsel araştırmalarda inceleniyor.</p>

<p>Ancak önemli olan tek bir tahılı fazla miktarda tüketmek değil. Rafine tahılların bir bölümünü tam tahıllarla değiştirmek ve günlük lif alımını artırmak daha anlamlı bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>MERCİMEK, NOHUT VE KURU FASULYE NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Türk mutfağında sık tüketilen mercimek, nohut, kuru fasulye ve bezelye, bitkisel protein ve lif bakımından zengin besinler arasında yer alıyor.</p>

<p>Bu besinler bağırsak sağlığını destekleyen bir beslenme düzeninin önemli parçaları.</p>

<p>Araştırmalarda baklagillerin, sebzelerin ve tam tahılların ağırlıkta olduğu beslenme biçimlerinin daha düşük kanser riskiyle ilişkili olduğu görülüyor.</p>

<p>Bununla birlikte yalnızca nohut veya mercimek tüketmenin tek başına kanser riskini azalttığını kesin biçimde söylemek mümkün değil.</p>

<p>Bilimsel öneri, baklagilleri düzenli olarak çeşitli ve dengeli beslenmenin bir parçası hâline getirmek yönünde.</p>

<p>BROKOLİ, LAHANA VE YEŞİL SEBZELER GERÇEKTEN KORUYUCU MU?</p>

<p>Brokoli, karnabahar, lahana, roka ve diğer yeşil sebzeler, kanser araştırmalarında sık incelenen yiyecekler arasında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle brokoli ve lahana gibi turpgillerde bulunan glukozinolatlar, sindirim sırasında biyolojik olarak aktif çeşitli bileşiklere dönüşebiliyor.</p>

<p>Bu bileşiklerin hücresel süreçler üzerindeki etkileri laboratuvar çalışmalarında araştırılıyor.</p>

<p>Ancak laboratuvarda gözlenen etkiler, aynı yiyeceğin insanlarda kanseri önlediğinin kanıtı anlamına gelmiyor.</p>

<p>WCRF değerlendirmelerinde sebze tüketiminin bazı kanser türleriyle ilişkili riski azaltabileceği belirtiliyor. Bununla birlikte tek bir sebzenin diğerlerinden üstün olduğuna dair yeterli klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Dolayısıyla yalnızca brokoliye odaklanmak yerine farklı renklerde sebzeleri düzenli tüketmek daha doğru bir yaklaşım.</p>

<p>MEYVELER: TEK BİR MEYVEYE DEĞİL, ÇEŞİTLİLİĞE ODAKLANIN</p>

<p>Elma, portakal, mandalina, çilek, böğürtlen ve diğer meyveler; lif, vitamin ve çeşitli bitkisel bileşikler içeriyor.</p>

<p>Meyve ve sebze tüketiminin düşük olduğu beslenme biçimleriyle bazı kanser türlerinin daha yüksek riski arasında ilişki bulunuyor.</p>

<p>Özellikle ağız, yutak, gırtlak ve yemek borusuyla ilişkili bazı kanserlerde meyve ve sebze tüketiminin olası koruyucu etkilerine dair bulgular mevcut.</p>

<p>Ancak belirli bir meyvenin kanser hücrelerini yok ettiği veya kanseri kesin olarak önlediği yönündeki iddialar bilimsel olarak desteklenmiyor.</p>

<p>Uzman kuruluşlar meyve suyu yerine, mümkün olduğunda lif içeriği korunan bütün meyvelerin tercih edilmesini öneriyor.</p>

<p>SÜT VE YOĞURT HAKKINDA DİKKAT ÇEKEN BULGULAR</p>

<p>Süt ve yoğurt, özellikle kalsiyum içeriği nedeniyle kalın bağırsak kanseri araştırmalarında dikkat çekiyor.</p>

<p>WCRF, süt ürünlerinin tüketimi ile daha düşük kolorektal kanser riski arasında güçlü kanıt bulunduğunu bildiriyor.</p>

<p>Ocak 2025’te Nature Communications dergisinde yayımlanan geniş kapsamlı bir araştırma da bu ilişkiyi destekleyen sonuçlar ortaya koydu.</p>

<p>İngiltere’de 542 bin 778 kadının verilerinin incelendiği çalışmada, ortalama 16,6 yıllık takip boyunca 12 bin 251 yeni kolorektal kanser vakası kaydedildi.</p>

<p>Araştırmada günlük beslenmeden alınan her ilave 300 miligram kalsiyum, kolorektal kanserin göreli riskinde yaklaşık yüzde 17’lik düşüşle ilişkili bulundu.</p>

<p>Ancak bu sonuç, herkesin fazladan kalsiyum alması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Üstelik süt ürünleriyle ilgili bütün bulgular aynı yönde değil. Bazı araştırmalarda yüksek süt ürünü tüketimi ile prostat kanseri riski arasında olası bir ilişki de gündeme geliyor.</p>

<p>Bu nedenle bilimsel kuruluşlar, kanserden korunmak amacıyla süt ürünleri tüketiminin sınırsız artırılmasını önermiyor.</p>

<p>KAHVE İÇİN İLGİNÇ BULGULAR VAR</p>

<p>Kahve, kanser riskiyle ilişkisi en çok araştırılan içeceklerden biri.</p>

<p>WCRF değerlendirmelerine göre kahve tüketiminin karaciğer ve rahim iç zarı (endometrium) kanseri riskinin daha düşük olmasıyla ilişkili olduğuna dair güçlü kanıt bulunuyor.</p>

<p>Kahvede bulunan çeşitli bileşiklerin iltihaplanma ve metabolik süreçler üzerindeki etkileri olası açıklamalar arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>Bununla birlikte hangi kahve türünün, ne miktarda ve hangi hazırlama yöntemiyle tüketilmesinin en uygun olduğu konusunda yanıtlanmamış sorular var.</p>

<p>Bu nedenle kanserden korunmak için daha fazla kahve içilmesi gerektiği sonucuna varılamıyor.</p>

<p>Kafeine duyarlı bireyler, gebeler ve bazı sağlık sorunları bulunan kişiler için kahve tüketiminin ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>CEVİZ, FINDIK VE ZEYTİNYAĞI: ASIL ÖNEMLİ OLAN BESLENME DÜZENİ</p>

<p>Ceviz, fındık, badem ve zeytinyağı; sağlıklı yağlar ve farklı besin öğeleri açısından değerli seçenekler.</p>

<p>Bu yiyeceklerin yer aldığı, sebze ve tam tahıl bakımından zengin beslenme düzenleri bazı araştırmalarda daha düşük kanser riskiyle ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Ancak söz konusu ilişki, tek başına ceviz veya zeytinyağının kanseri önlediğini göstermiyor.</p>

<p>Özellikle sağlıklı besinlerin, işlenmiş et ve yüksek oranda rafine edilmiş ürünlerin yerine tercih edilmesi daha anlamlı olabilir.</p>

<p>PEKİ SARIMSAK VE ZERDEÇAL KANSERDEN KORUYOR MU?</p>

<p>Sarımsaktaki kükürtlü bileşikler ve zerdeçaldaki kurkumin, laboratuvar araştırmalarında dikkat çeken maddeler arasında.</p>

<p>Ancak bir maddenin laboratuvar ortamında kanser hücreleri üzerinde etki göstermesi, aynı etkinin insanlarda normal beslenmeyle sağlanacağını kanıtlamıyor.</p>

<p>Bugüne kadar sarımsak, zerdeçal veya benzeri tek bir yiyeceğin kanseri tedavi ettiğini gösteren yeterli klinik kanıt elde edilmiş değil.</p>

<p>Bu besinler normal öğünlerde kullanılabilir. Ancak yoğunlaştırılmış özütlerin ve yüksek doz takviyelerin tedavi amacıyla kullanılmasına yönelik iddialara temkinli yaklaşılması gerekiyor.</p>

<p>KANSER RİSKİNİ AZALTMAK İÇİN TABAKTA NE DEĞİŞMELİ?</p>

<p>Bilimsel veriler birlikte değerlendirildiğinde, günlük beslenme açısından uygulanabilecek öneriler öne çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>Beyaz ekmek ve rafine tahılların bir bölümünü tam tahıllarla değiştirmek.</li>
 <li>Mercimek, nohut ve kuru fasulye gibi baklagillere düzenli yer vermek.</li>
 <li>Öğünlerde farklı renklerde sebzeler tüketmek.</li>
 <li>Meyve suyu yerine bütün meyveleri tercih etmek.</li>
 <li>İşlenmiş et tüketimini mümkün olduğunca azaltmak.</li>
 <li>Şekerli içecekleri ve enerji yoğun, besin değeri düşük ürünleri sınırlamak.</li>
 <li>Beslenme ihtiyaçlarını öncelikle çeşitli ve dengeli öğünlerden karşılamak.</li>
</ul>

<p>WCRF, yetişkinler için günlük en az 30 gram lifin besinlerden alınmasını ve günde toplam en az 400 gram çeşitli sebze ve meyve tüketilmesini hedefler arasında gösteriyor.</p>

<p>Bu hedeflere bir anda ulaşmak yerine lif alımını kademeli artırmak, özellikle sindirim hassasiyeti bulunan kişilerde daha uygun olabilir.</p>

<p>BESLENME ÖNEMLİ AMA TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL</p>

<p>Kanser gelişme riskini belirleyen tek etken beslenme değil.</p>

<p>Sigara kullanımı, alkol tüketimi, fazla kilo, fiziksel hareketsizlik, bazı enfeksiyonlar, çevresel etkenler, yaş ve genetik yatkınlık da kanser riskini etkiliyor.</p>

<p>Alkol tüketiminin azaltılması veya bırakılması, tütün ürünlerinden uzak durulması, sağlıklı vücut ağırlığının korunması ve düzenli fiziksel aktivite kanserden korunma yaklaşımının önemli parçaları.</p>

<p>Uygun aşılama programları ve önerilen kanser taramalarına katılım da ihmal edilmemeli.</p>

<p>SONUÇ: MUCİZE YİYECEK DEĞİL, SAĞLIKLI BESLENME ALIŞKANLIĞI</p>

<p>Bilimsel araştırmaların ortak mesajı açık: Kanser riskini azaltmak için pahalı, egzotik veya mucize olarak pazarlanan yiyeceklerin peşinden gitmek gerekmiyor.</p>

<p>Bulgur, mercimek, nohut, sebzeler, meyveler ve diğer temel besinlerle de dengeli bir beslenme düzeni oluşturmak mümkün.</p>

<p>Önemli olan belirli bir yiyeceği fazla tüketmek değil; farklı besin gruplarını dengeli biçimde bir araya getirmek ve bu alışkanlığı uzun vadede sürdürebilmek.</p>

<p>Hiçbir besin kanserden kesin korunma sağlamıyor. Ancak sağlıklı beslenme, değiştirilebilir kanser risk faktörlerinin yönetilmesine katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu haber genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Hiçbir besin, bitkisel ürün veya takviye kanser tedavisinin yerine geçmez. Kanser tanısı bulunan kişiler, özellikle kemoterapi, immünoterapi veya diğer tedaviler sırasında beslenme değişikliklerini ve takviye kullanımını takip eden hekimleriyle görüşmelidir. Bazı takviyeler kanser ilaçlarıyla etkileşime girebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>World Cancer Research Fund (WCRF) — Kanserden korunma için beslenme önerileri ve besin gruplarına ilişkin bilimsel kanıt değerlendirmeleri.</li>
 <li>ABD Ulusal Kanser Enstitüsü (NCI) — Popular Diets, Supplements, and Cancer.</li>
 <li>Nature Communications (2025) — Diet-wide Analyses for Risk of Colorectal Cancer: Prospective Study of 12,251 Incident Cases Among 542,778 Women in the UK.</li>
</ol><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kanser-riskini-azaltan-besinler-hangileri-bilim-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 18:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3778.jpeg" type="image/jpeg" length="71793"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karadeniz'de Vampir Kelebeğe Doğal Mantar Darbesi: Kimyasalsız Mücadelede Dikkat Çeken Sonuç]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turk-bilim-insaninin-karadenizdeki-vampir-kelebek-arastirmasi-yabanci-basinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turk-bilim-insaninin-karadenizdeki-vampir-kelebek-arastirmasi-yabanci-basinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karadeniz'de çay, fındık, kivi ve sebze bahçelerini etkileyen vampir kelebek, doğal olarak yayılan bir mantarın etkisiyle büyük ölçüde baskılandı. Ondokuz Mayıs Üniversitesinin bilimsel derlemesi, kimyasal ilaç kullanılmadan gerçekleşen mücadelenin nasıl sonuç verdiğini ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Karadeniz'de yıllarca tarımsal üretimi tehdit eden ve halk arasında “vampir kelebek” olarak bilinen istilacı böcek, doğanın kendi savunma mekanizması sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alındı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kenevir Araştırmaları Enstitüsünden Doç. Dr. Kibar Ak'ın bilimsel derlemesi, zararlı böceğin popülasyonunun Beauveria bassiana adlı mantarın doğal olarak yayılmasıyla nasıl azaldığını ortaya koydu.</p>

<p>Egyptian Journal of Biological Pest Control dergisinde 6 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan çalışma, Karadeniz'de yaklaşık 15 yıllık mücadele deneyimini değerlendiriyor. Bulgular, doğru ekolojik koşullar altında doğal düşmanların korunmasının, istilacı tarım zararlılarıyla mücadelede önemli sonuçlar sağlayabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>KARADENİZ'DE YILLARCA SORUN OLMUŞTU</p>

<p>Bilimsel adı Orosanga japonica olan vampir kelebek, 2000'li yılların başında Gürcistan üzerinden Türkiye'nin Doğu Karadeniz Bölgesi'ne ulaştı.</p>

<p>İlk olarak 2008 yılında Artvin'in Kemalpaşa ilçesinde tespit edilen böcek, ilerleyen yıllarda Rize, Trabzon, Giresun ve Ordu'ya yayıldı. Daha sonra Sakarya, Düzce ve İstanbul dahil olmak üzere farklı bölgelerde de görüldü.</p>

<p>Özellikle 2010–2020 döneminde popülasyonu önemli ölçüde artan zararlı, kivi bahçelerinde, meyve ağaçlarında, sebzelerde ve çeşitli tarım bitkilerinde zarar oluşturdu.</p>

<p>Böceklerin yaz aylarında yoğunlaşması, tarımsal üretimin yanı sıra günlük yaşamı da etkiledi. Evlerin, parkların, bahçelerin ve işletmelerin çevresinde görülmeleri bölge halkının şikâyetlerine neden oldu.</p>

<p>VAMPİR KELEBEK ASLINDA KELEBEK DEĞİL</p>

<p>Halk arasında vampir kelebek veya yalancı kelebek olarak adlandırılan Orosanga japonica, bilimsel olarak gerçek bir kelebek türü değil.</p>

<p>Hemiptera takımına bağlı Ricaniidae familyasında yer alan bu böcek, genellikle 7–12 milimetre uzunluğunda ve koyu kahverengi renkte görülüyor.</p>

<p>Yetişkin bireylerin kanatları küçük kelebekleri andırdığı için halk arasında bu isim kullanılıyor.</p>

<p>Böcek, insanlardan kan emerek değil, bitkilerin özsuyuyla beslenerek yaşamını sürdürüyor.</p>

<p>Özellikle genç sürgünlerde ve yapraklarda beslenen erginler ile gelişme dönemindeki nimfler, bitki dokularında sararma, gelişme geriliği ve kurumaya yol açabiliyor.</p>

<p>Dişilerin yumurtalarını genç dalların kabuk altına bırakması da bitkilerde mekanik hasar oluşturabiliyor.</p>

<p>ASIL DÖNÜM NOKTASI 2019 YILINDA YAŞANDI</p>

<p>Vampir kelebeğe karşı mücadelenin seyrini değiştiren gelişme Ekim 2019'da Artvin'in Kemalpaşa ilçesinde ortaya çıktı.</p>

<p>Bir kivi bahçesinde araştırmacılar, zararlı böceğin hem ergin hem de genç bireylerinde doğal mantar enfeksiyonu tespit etti.</p>

<p>Enfeksiyona Beauveria bassiana adlı mantarın neden olduğu belirlendi.</p>

<p>Böceklerde hastalık oluşturabilen bu mantar, tarımsal zararlılarla biyolojik mücadelede değerlendirilen mikroorganizmalardan biri olarak biliniyor.</p>

<p>Doğal olarak ortaya çıkan mantar enfeksiyonu, uygun iklim koşullarının da etkisiyle sonraki iki ila üç yıl içinde Doğu Karadeniz'in farklı kesimlerine yayıldı.</p>

<p>Bilimsel derlemeye göre zararlı böceğin popülasyonu belirgin biçimde azaldı ve tür, bölgede geçmiş yıllardaki kadar önemli bir tarımsal sorun olmaktan çıktı.</p>

<p>DOĞAL MANTAR BÖCEĞİ NASIL ETKİSİZ HÂLE GETİRDİ?</p>

<p>Beauveria bassiana, böceklerin vücut yüzeyine tutunarak enfeksiyon oluşturabilen bir mantar türü.</p>

<p>Mantar sporları uygun nem ve sıcaklık koşullarında böceğin dış yüzeyinde çimleniyor. Ardından böceğin koruyucu dış tabakasını aşarak dokularında gelişebiliyor.</p>

<p>Enfeksiyonun ilerlemesi, böceğin ölümüne yol açabiliyor.</p>

<p>Uygun koşullarda enfekte böcekler üzerinde oluşan yeni sporlar çevreye yayılarak başka bireylerin de enfekte olmasına katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Böylece doğadaki mantar enfeksiyonu, zararlı böcek popülasyonu üzerinde baskı oluşturabiliyor.</p>

<p>Karadeniz'deki süreçte de bu doğal mekanizmanın önemli rol oynadığı değerlendiriliyor.</p>

<p>KARADENİZ'İN YAĞIŞLI İKLİMİ MÜCADELEYE KATKI SAĞLADI</p>

<p>Araştırmaya göre doğal mantarın etkili olmasında Doğu Karadeniz'in nemli ve yağışlı iklimi belirleyici faktörlerden biri oldu.</p>

<p>Bölgenin bazı kıyı kesimlerinde yıllık yağış miktarı 2 bin milimetreyi aşıyor.</p>

<p>Bilimsel derlemede aktarılan iklim verilerine göre mayıs-eylül döneminde ortalama bağıl nem yüzde 75,8 düzeyinde bulunuyor.</p>

<p>Bu koşullar, Beauveria bassiana gibi bazı böceklerde hastalık oluşturan mantarların gelişmesini ve yayılmasını destekleyebiliyor.</p>

<p>Araştırmacı, bölgedeki yüksek nem ve sık yağışların doğal düşmanın zararlı böcek üzerindeki etkisini güçlendiren önemli çevresel faktörler olduğunu değerlendiriyor.</p>

<p>Ancak aynı mantarın daha kuru veya farklı iklim koşullarına sahip bütün bölgelerde benzer sonucu vereceği söylenemiyor.</p>

<p>KİMYASAL İLAÇ KULLANILMAMASI DOĞAL DENGEYİ KORUDU</p>

<p>Çalışmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de zararlıya karşı yaygın kimyasal böcek ilaçlamasına başvurulmaması oldu.</p>

<p>Doğu Karadeniz'de çay yetiştiriciliğinin yaygın olması ve çay bahçelerinde kimyasal böcek ilaçlarının kullanılmaması, doğal düşmanların korunmasına uygun bir ortam sağladı.</p>

<p>Zararlıyla mücadelede budama, bulaşık dalların uzaklaştırılması ve çeşitli tuzakların kullanılması gibi kimyasal olmayan yöntemlere öncelik verildi.</p>

<p>Bu uygulamalar, zararlı böcek popülasyonunu kısmen azaltırken doğal düşmanların varlığını sürdürmesine de imkân tanıdı.</p>

<p>Bununla birlikte araştırma, her tarımsal zararlıya karşı kimyasal mücadelenin tamamen terk edilmesi gerektiğini göstermiyor.</p>

<p>Bulgular, ekolojik koşulların uygun olduğu durumlarda doğal düşmanların korunmasının önemli bir mücadele stratejisi olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>BUDAMA YÖNTEMİYLE YÜZDE 86'YA VARAN AZALMA</p>

<p>Derlemede aktarılan önceki saha çalışmalarında kültürel mücadele yöntemlerinin etkisi de incelendi.</p>

<p>Vampir kelebek, kış dönemini bitki sürgünlerinin içinde bulunan yumurtalar hâlinde geçirebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yumurta taşıyan dalların uygun dönemde budanarak uzaklaştırılması, sonraki yıl ortaya çıkabilecek böcek sayısının azaltılmasına yardımcı oluyor.</p>

<p>Aktarılan bir araştırmada, bu yöntemle genç böceklerin popülasyonunda yüzde 71–86, yetişkin bireylerde ise yaklaşık yüzde 50 azalma sağlandığı bildirildi.</p>

<p>Ancak bu oranlar belirli uygulama alanlarında elde edildi.</p>

<p>Mücadelenin geniş bölgelerde etkili olabilmesi için üreticilerin koordineli hareket etmesinin önemli olduğu vurgulandı.</p>

<p>ZARARLI TAMAMEN ORTADAN KALKTI MI?</p>

<p>Araştırmanın en önemli ayrıntılarından biri, vampir kelebeğin tamamen yok olmadığının belirtilmesi.</p>

<p>Beauveria bassiana mantarının doğal yayılımı sayesinde zararlının popülasyonu büyük ölçüde baskılandı.</p>

<p>Ancak türün Türkiye'den tamamen ortadan kalktığına ilişkin bir sonuç bulunmuyor.</p>

<p>Böcek uygun çevresel koşulların oluşması durumunda yeniden çoğalabilir.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacı, zararlının yayılışının izlenmesini ve doğal düşmanlarla ilişkili çalışmaların sürdürülmesini öneriyor.</p>

<p>TÜRK BİLİM İNSANINDAN BİYOLOJİK MÜCADELE İÇİN ÖNEMLİ DEĞERLENDİRME</p>

<p>Doç. Dr. Kibar Ak'ın çalışması, Türkiye'de istilacı bir tarım zararlısının doğal düşmanları sayesinde baskılanmasını bütün yönleriyle ele alıyor.</p>

<p>Bilimsel derlemede istilacı türlerin erken tespiti, yayılış alanlarının izlenmesi, doğal düşmanlarının belirlenmesi ve kimyasal olmayan mücadele yöntemlerinin öncelikle değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.</p>

<p>Çalışma, yeni bir laboratuvar veya saha deneyi değil; önceki araştırmalardan elde edilen bulgularla bölgedeki mücadele deneyimlerini bir araya getiriyor.</p>

<p>Karadeniz'de yaşanan sürecin, benzer ekolojik koşullara sahip bölgelerdeki istilacı zararlılarla mücadelede örnek oluşturabileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Araştırmacı ayrıca zararlı popülasyonunun gelecekte yeniden artması durumunda Beauveria bassiana mantarının kontrollü üretim ve uygulama yöntemleriyle kullanılabileceğini, ancak bunun öncesinde olası ekolojik risklerin değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>DOĞAL DENGE TARIMSAL MÜCADELENİN PARÇASI OLABİLİR</p>

<p>Karadeniz'de vampir kelebeğe karşı elde edilen deneyim, tarımsal zararlılarla mücadelede yalnızca zararlıyı ortadan kaldırmaya odaklanmak yerine ekosistemin doğal dengesinin de dikkate alınması gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>Böcek popülasyonunun baskılanmasında doğal mantar enfeksiyonu, bölgenin nemli iklimi ve kimyasal olmayan mücadele uygulamaları birlikte rol oynadı.</p>

<p>Bu sonuçlar, biyolojik mücadelenin uygun koşullarda tarımsal üretimin korunmasına katkı sağlayabileceğini ortaya koyarken doğal düşmanların izlenmesinin ve bilimsel araştırmaların önemini de vurguluyor.</p>

<p>BİLİMSEL UYARI</p>

<p>Bu çalışma, daha önce gerçekleştirilen araştırmaları değerlendiren bilimsel bir derlemedir. Sonuçlar, Beauveria bassiana mantarının bütün zararlı böceklerde aynı etkiyi göstereceğini kanıtlamaz.</p>

<p>Biyolojik mücadele amacıyla mantar içeren ürünlerin kullanılmasında ürünün ruhsat durumu, hedef zararlı, uygulama koşulları ve hedef dışı canlılara olası etkiler dikkate alınmalıdır. Üreticilerin yetkili tarım kuruluşlarının önerileri doğrultusunda hareket etmesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Ak, Kibar. Current Status of the Invasive Species, Orosanga japonica, Under Natural Enemy Pressure in Türkiye. Egyptian Journal of Biological Pest Control, 36, Makale 12, 6 Şubat 2026.</p>

<p>2. Akıner ve arkadaşları. Natural Infection Potential and Efficacy of the Entomopathogenic Fungus Beauveria bassiana Against Orosanga japonica. Egyptian Journal of Biological Pest Control, 2020.</p>

<p>3. Altaş, K. ve Ak, K. Effect of Cultural Management Methods Against Fake Butterfly. Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, 2019. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turk-bilim-insaninin-karadenizdeki-vampir-kelebek-arastirmasi-yabanci-basinda</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 17:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3773.jpeg" type="image/jpeg" length="19512"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Rıdvan Alaca Gülhane’de Askerî Törenle Uğurlandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-ridvan-alaca-gulhanede-askeri-torenle-ugurlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-ridvan-alaca-gulhanede-askeri-torenle-ugurlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gülhane Askerî Tıp Akademisinin emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Rıdvan Alaca, uzun yıllar görev yaptığı Gülhane’de düzenlenen askerî törenle son yolculuğuna uğurlandı. Üniversite rektörleri, akademisyenler ve meslektaşlarının katıldığı törenin ardından Alaca’nın cenazesinin bugün Ankara Gölbaşı Mezarlığı’nda toprağa verileceği bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA) Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalının emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Rıdvan Alaca, uzun yıllar görev yaptığı Gülhane’de düzenlenen askerî törenle son yolculuğuna uğurlandı.</p>

<p>6 Kasım 2026 Cuma günü Ankara’da gerçekleştirilen törende, askerî tıp ve akademi camiası Prof. Dr. Rıdvan Alaca’ya veda etmek üzere bir araya geldi.</p>

<p>ÜNİVERSİTE REKTÖRLERİ VE SAĞLIK YÖNETİCİLERİ TÖRENE KATILDI</p>

<p>Prof. Dr. Rıdvan Alaca için Gülhane’de düzenlenen askerî törene Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, SBÜ Kurucu Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl, Yozgat Bozok Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Evren Yaşar, SBÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Gerek, SBÜ Gülhane Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emre Adıgüzel ve Ankara İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Ali Niyazi Kurtcebe katıldı.</p>

<p>Törende ayrıca Gülhane’de görev yapan akademisyenler, Alaca’nın uzun yıllar birlikte çalıştığı meslektaşları, hekimler ve sağlık çalışanları da yer aldı.</p>

<p>Uzun yıllar Gülhane Askerî Tıp Akademisinde akademik, klinik ve idari görevler üstlenen Alaca, meslek hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği Gülhane’den askerî törenle uğurlandı.</p>

<p>CENAZESİ GÖLBAŞI MEZARLIĞI’NA DEFNEDİLECEK</p>

<p>Prof. Dr. Rıdvan Alaca’nın cenazesi, bugün ikindi namazının ardından Ankara Gölbaşı Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p>

<p>ASKERÎ HEKİMLİKTEN PROFESÖRLÜĞE UZANAN MESLEK HAYATI</p>

<p>1987 yılında Gülhane Askerî Tıp Fakültesinden mezun olan Rıdvan Alaca, fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanlık eğitimini 1993 yılında GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde tamamladı.</p>

<p>Uzmanlık eğitiminin ardından 1993-1995 yılları arasında Girne Asker Hastanesinde, 1995-1997 yılları arasında ise Ankara Mevki Asker Hastanesinde görev yaptı.</p>

<p>1997-1998 yıllarında ABD’deki Medical College of Wisconsin bünyesinde mesleki çalışmalar yürüten Alaca, Türkiye’ye dönüşünün ardından Gülhane Askerî Tıp Akademisinde akademik kariyerini sürdürdü.</p>

<p>2003 yılında doçent, 2009 yılında profesör unvanını alan Alaca, GATA Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalında uzun yıllar öğretim üyesi olarak görev yaptı.</p>

<p>Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezinde nörolojik rehabilitasyon birim sorumluluğu üstlenen Alaca, 2012-2014 yılları arasında TSK Rehabilitasyon Merkezi Baştabip Yardımcılığı görevini yürüttü.</p>

<p>OMURİLİK VE BEYİN HASARI REHABİLİTASYONU ÜZERİNE ÇALIŞTI</p>

<p>Prof. Dr. Rıdvan Alaca, akademik kariyeri boyunca özellikle omurilik yaralanmaları, travmatik beyin hasarı, inme sonrası rehabilitasyon ve spastisite tedavisi üzerine yoğunlaştı.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarında omurilik yaralanması bulunan hastaların değerlendirilmesi, rehabilitasyon süreçleri ve bu süreçlerde ortaya çıkabilen komplikasyonların önlenmesi gibi konuları ele aldı.</p>

<p>2001 yılında ortak yazarları arasında bulunduğu bir araştırmada, omurilik yaralanması bulunan 70 hastada derin ven trombozunu önlemeye yönelik tedavi uygulamaları incelendi.</p>

<p>2015 yılında yayımlanan bilimsel derlemesinde ise omurilik yaralanmalarının nörolojik değerlendirmesinde kullanılan uluslararası ASIA sınıflamasının tarihsel gelişimini değerlendirdi.</p>

<p>Tıp eğitimine de katkıda bulunan Alaca, uzmanlık öğrencilerinin yetiştirilmesinde görev aldı ve akademik tezlere danışmanlık yaptı.</p>

<p>SPORCU SAĞLIĞI VE ENGELLİ SPORLARIYLA DA İLGİLENDİ</p>

<p>Rehabilitasyon alanındaki çalışmalarının yanı sıra sporcu sağlığına da katkı sunan Alaca, Türkiye Voleybol Federasyonu Sağlık Kurulunda görev aldı.</p>

<p>TSK Rehabilitasyon Merkezi Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımının yönetiminde ve çalışmalarında da sorumluluk üstlendi.</p>

<p>Kas-iskelet sistemi hastalıkları, spor yaralanmaları, kronik ağrı ve osteoporoz tedavisi, klinik ilgi alanları arasında yer aldı.</p>

<p>EMEKLİLİĞİNİN ARDINDAN HEKİMLİĞİ SÜRDÜRDÜ</p>

<p>Gülhane’deki akademik ve idari görevlerinin ardından Ankara’daki özel sağlık kuruluşlarında da çalışan Alaca, Bayındır Hastanesi, Liv Hospital Ankara ve Medicana International Ankara Hastanesinde mesleki faaliyetlerini sürdürdü.</p>

<p>Fenerbahçe Spor Kulübünün de kongre üyeleri arasında bulunan Prof. Dr. Rıdvan Alaca’nın vefatı dolayısıyla kulüp tarafından başsağlığı mesajı yayımlandı.</p>

<p>Gülhane’nin yetiştirdiği hekimler arasında yer alan Prof. Dr. Rıdvan Alaca, askerî hekimlikten akademik çalışmalara, nörolojik rehabilitasyondan sporcu sağlığına uzanan meslek yaşamının ardından, uzun yıllar hizmet verdiği Gülhane’den askerî törenle uğurlandı.</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-ridvan-alaca-gulhanede-askeri-torenle-ugurlandi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3764.jpeg" type="image/jpeg" length="83124"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beynin Temizlik Sistemi Uyanıkken Güçlendirilebilir mi? 29 Kişilik Araştırmadan Yeni Bulgular]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/beynin-temizlik-sistemi-uyanikken-guclendirilebilir-mi-29-kisilik-arastirmadan-yeni-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/beynin-temizlik-sistemi-uyanikken-guclendirilebilir-mi-29-kisilik-arastirmadan-yeni-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Finlandiya'da 29 sağlıklı yetişkinle yürütülen deneysel araştırmada, damar genişletici ilaç ve özel titreşim uygulamasının birlikte kullanılması, Alzheimer hastalığıyla ilişkili bazı proteinlerin kandaki düzeylerini artırdı. Bulgular, beynin atık uzaklaştırma mekanizmalarının uyanıklık sırasında da etkilenebileceğini düşündürüyor. Ancak bunun Alzheimer'ı önlediği veya tedavi ettiği henüz kanıtlanmadı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnsan beyni, gün boyunca gerçekleştirdiği faaliyetler sırasında ortaya çıkan metabolik ürünleri ve çeşitli proteinleri uzaklaştırmak zorunda. Beyin-omurilik sıvısı, damar çevresindeki boşluklar ve sıvı drenaj yolları bu süreçte önemli görevler üstleniyor.</p>

<p>Özellikle uyku sırasında etkinliği artabilen bu mekanizmaların bozulması, Alzheimer hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıklarla ilişkisi nedeniyle uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>Peki beynin doğal atık uzaklaştırma faaliyetleri, insan uyumadan da artırılabilir mi?</p>

<p>Finlandiya'daki Oulu Üniversitesi ve Oulu Üniversite Hastanesi araştırmacıları, bu sorunun yanıtını bulmak amacıyla deneysel bir yöntem geliştirdi.</p>

<p><i>Nature Communications</i> dergisinde 3 Kasım 2026'da yayımlanan araştırmada, damarları genişleten bir ilaç ile özel titreşim uygulamasının birlikte kullanılması sonucunda bazı beyinle ilişkili proteinlerin kandaki düzeylerinde artış gözlendi.</p>

<p>Çalışmanın bulguları, beynin sıvı hareketlerinin kontrollü müdahalelerle değiştirilebileceğine işaret ediyor. Bununla birlikte araştırma, beyindeki zararlı protein birikiminin kalıcı olarak azaldığını veya Alzheimer hastalığında klinik yarar sağlandığını göstermiyor.</p>

<p>Bu gelişmenin bilimsel önemini anlamak için beynin atık uzaklaştırma mekanizmalarına ilişkin araştırmaların geçmişine bakmak gerekiyor.</p>

<h2>Beynin Temizlik Sistemi Nasıl Keşfedildi?</h2>

<p>Beynin metabolik atıklardan nasıl kurtulduğu, sinir biliminin uzun süredir üzerinde çalıştığı konulardan biri.</p>

<p>Vücudun birçok bölgesinde lenfatik damarlar, dokular arasında biriken sıvıların ve çeşitli maddelerin taşınmasını sağlıyor. Beyinde ise sıvı ve atık maddelerin uzaklaştırılmasını sağlayan mekanizmalar daha karmaşık bir yapıya sahip.</p>

<p>2012 yılında Jeffrey Iliff, Maiken Nedergaard ve çalışma arkadaşlarının <i>Science Translational Medicine</i> dergisinde yayımladığı araştırma, bu konuda önemli bulgular ortaya koydu.</p>

<p>Fareler üzerinde gerçekleştirilen deneylerde, beyin-omurilik sıvısının damar çevresindeki yollar aracılığıyla beyin dokusuyla ilişkili boşluklara ulaşabildiği ve bazı maddelerin uzaklaştırılmasına katkıda bulunduğu gösterildi.</p>

<p>Araştırmacılar, Alzheimer hastalığıyla ilişkili amiloid-beta proteinlerinin de bu yollar üzerinden taşınabildiğini belirledi.</p>

<p>Bu araştırmalar, bilimsel literatürde glimfatik sistem olarak adlandırılan mekanizmanın anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası oluşturdu.</p>

<p>Glimfatik sistem kavramı, glia hücreleriyle ilişkili sıvı taşınma süreçlerini ve bunların lenfatik işlevlere benzeyen özelliklerini tanımlamak için kullanılıyor.</p>

<p>Ancak beynin bütün atık uzaklaştırma süreçlerinin tek bir mekanizma üzerinden gerçekleştiği düşünülmüyor. Bu yolların insanlarda nasıl işlediği ve birbirleriyle nasıl etkileştiği günümüzde de araştırılıyor.</p>

<h2>Uyku Beynin Temizlenmesine Nasıl Yardımcı Oluyor?</h2>

<p>2013 yılında Lulu Xie ve çalışma arkadaşlarının <i>Science</i> dergisinde yayımladığı araştırma, uyku ile beyin sıvılarının hareketleri arasında dikkat çekici bir bağlantı ortaya koydu.</p>

<p>Fareler üzerinde gerçekleştirilen deneylerde, uyku sırasında beyin hücreleri arasındaki sıvı dolu alanların genişlediği ve beyin-omurilik sıvısıyla doku sıvısı arasındaki madde alışverişinin arttığı gözlendi.</p>

<p>Aynı araştırma, amiloid-beta gibi maddelerin uzaklaştırılmasının uyku sırasında hızlanabildiğini gösterdi.</p>

<p>Bu bulgular, uykunun yalnızca dinlenme ve hafızayla değil, beyin dokusundaki metabolik dengenin korunmasıyla da ilişkili olabileceğini düşündürdü.</p>

<p>2015 yılında Antoine Louveau ve çalışma arkadaşlarının <i>Nature</i> dergisinde yayımladığı araştırmada ise beyin zarlarında işlevsel lenfatik damarların varlığı modern deneysel yöntemlerle gösterildi.</p>

<p>Bu gelişme, beyin sıvılarının drenajına ilişkin bilimsel anlayışı genişletti.</p>

<p>Ancak söz konusu çalışmaların önemli bir bölümü hayvan deneylerine dayanıyordu. İnsanlarda aynı mekanizmaların hangi koşullarda çalıştığını ve dışarıdan müdahalelerle değiştirilip değiştirilemeyeceğini belirlemek için yeni araştırmalara ihtiyaç vardı.</p>

<h2>Finlandiya'da 29 Sağlıklı Gönüllüyle Ne Yapıldı?</h2>

<p>Oulu Üniversitesi araştırmacılarının 2026 yılında yayımladığı çalışma, beynin sıvı hareketlerinin fizyolojik müdahalelerle değiştirilebilip değiştirilemeyeceğini incelemek amacıyla gerçekleştirildi.</p>

<p>Araştırmaya yaşları 27 ile 61 arasında değişen, yaş ortalaması yaklaşık 44 olan 29 sağlıklı yetişkin katıldı.</p>

<p>Çalışmada randomize çapraz geçişli bir araştırma tasarımı kullanıldı. Katılımcılara farklı günlerde, rastgele belirlenen sırayla iki müdahale uygulandı.</p>

<p>Bunlardan ilki, belirli frekanslarda düzenlenen bütün vücut titreşimiydi. İkinci müdahalede ise titreşim uygulaması, damarları genişleten nitrogliserin ilacıyla birleştirildi.</p>

<p>Birleşik müdahaleye 26, yalnızca titreşim uygulamasına 27 katılımcı katıldı. Ayrıca 12 kişilik bir alt grupta nitrogliserinin tek başına etkileri araştırıldı.</p>

<p>Bu son uygulama, ana randomize çapraz geçişli tasarımın dışında, keşif amaçlı bir alt çalışma olarak yürütüldü.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca 13 kişilik ayrı bir kontrol grubunda, aktif müdahale olmaksızın dinlenmenin belirli manyetik rezonans görüntüleme sonuçları üzerindeki etkisini inceledi. Bu grup, ana deneydeki 29 kişiden ayrıydı ve bütün klinik sonuçları karşılaştıran bir plasebo grubu değildi.</p>

<p>Çalışmada manyetik rezonans görüntüleme, beyin elektriksel aktivite ölçümleri, yakın kızılötesi ışıkla gerçekleştirilen fizyolojik ölçümler ve kan biyobelirteçlerinden yararlanıldı.</p>

<p>Nitrogliserin, nitrik oksit aracılığıyla kan damarlarının genişlemesini sağlıyordu.</p>

<p>Özel titreşim uygulaması ise mekanik kuvvetlere duyarlı Piezo1 iyon kanallarını etkilemek amacıyla tasarlanmıştı. Ancak insanlarda gözlenen bütün değişikliklerin doğrudan bu kanalların aktivasyonundan kaynaklandığı kesin olarak gösterilmiş değil.</p>

<p>Araştırmacılar, bu iki müdahalenin birlikte uygulanmasının beyin sıvılarının hareketlerinde değişiklik oluşturabileceği varsayımını test etti.</p>

<h2>Alzheimer ile İlişkili Proteinlerin Kandaki Düzeyi Arttı</h2>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, birleşik müdahale sonrasında bazı proteinlerin kandaki düzeylerinde artış görülmesiydi.</p>

<p>Bilim insanları özellikle amiloid-beta 40, amiloid-beta 42 ve glial fibriler asidik protein olarak bilinen GFAP üzerinde durdu.</p>

<p>Amiloid-beta proteinleri, Alzheimer hastalığının biyolojik süreçleriyle yakından ilişkili. Özellikle belirli amiloid-beta türlerinin beyinde birikmesi, hastalığın karakteristik özellikleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Araştırmada, müdahale öncesi ve sonrası kan örneklerinin karşılaştırılması şu sonuçları ortaya koydu:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Amiloid-beta 40:</strong> Ortalama 38,2 pg/mL'den 50,5 pg/mL'ye yükseldi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Amiloid-beta 42:</strong> Ortalama 2,6 pg/mL'den 3,5 pg/mL'ye çıktı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>GFAP:</strong> Ortanca değer 65,2 pg/mL'den 85,1 pg/mL'ye yükseldi.</p>
 </li>
</ul>

<p>Amiloid-beta 40 ve 42 düzeylerinde yaklaşık yüzde 32 ve yüzde 35 artış saptandı.</p>

<p>Bu sonuçlar, müdahale sırasında oluşan kanın seyrelmesi etkisi dikkate alınarak düzeltilmiş ölçümlere dayanıyor.</p>

<p>Ayrıca bütün katılımcılarda her biyobelirteç ölçümü mevcut değildi. Amiloid-beta 40 için 22, amiloid-beta 42 için 23 ve GFAP için 25 katılımcının eşleştirilmiş ölçümleri değerlendirildi.</p>

<p>GFAP'ın amiloid-beta ile aynı şekilde zararlı protein birikimi oluşturan bir madde olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. Bu protein, özellikle astrosit adı verilen glial hücrelerle ilişkili bir biyobelirteç ve kandaki düzeyi farklı biyolojik süreçlerden etkilenebiliyor.</p>

<p>Araştırmada ölçülen bütün proteinlerde de artış görülmedi. Fosforile tau-181 ve nörofilament hafif zinciri düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı değişiklik saptanmadı.</p>

<p>Bu farklılıklar, proteinlerin moleküler büyüklüğünün ve taşınma özelliklerinin sonuçlarda rol oynayabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Araştırmacılar, kan biyobelirteçleri ile görüntüleme bulgularını birlikte değerlendirerek bazı çözünür proteinlerin beyinle ilişkili sıvı alanlarından kan dolaşımına doğru hareketinin artmış olabileceği sonucuna ulaştı.</p>

<p>Özellikle beynin arka bölümündeki büyük toplardamarlarla ilişkili görüntüleme değişiklikleri dikkat çekti.</p>

<p>Ancak proteinlerin izlediği kesin yol ve gözlenen artışın bütün biyolojik nedenleri henüz açıklığa kavuşmuş değil.</p>

<h2>Kandaki Protein Artışı Beynin Temizlendiğini Kanıtlıyor mu?</h2>

<p>Araştırmanın en dikkatli değerlendirilmesi gereken noktası burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Kandaki amiloid-beta düzeylerinin artması, bu proteinlerin beyinden dolaşıma daha fazla taşındığı yorumuyla uyumlu olabilir. Ancak tek başına bu bulgu, beyin dokusundaki zararlı protein birikiminin azaldığını kanıtlamıyor.</p>

<p>Çalışmada beyindeki toplam amiloid yükünün uzun dönemde azaldığını gösteren doğrudan bir ölçüm yapılmadı.</p>

<p>Manyetik rezonans görüntülemelerinde gözlenen değişiklikler de belirli bir proteinin beyinden ne kadar uzaklaştırıldığını kesin olarak ortaya koymuyor. Görüntüleme sinyalleri, sıvı miktarı ve dokuların fiziksel özellikleri gibi farklı etkenlerden etkilenebiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, sonuçları beyin sıvılarıyla ilişkili proteinlerin kan dolaşımına doğru geçici olarak yeniden dağılımıyla uyumlu bulgular şeklinde yorumladı.</p>

<p>Bunun kalıcı bir biyolojik yarara dönüşüp dönüşmeyeceği bilinmiyor.</p>

<p>Üstelik deney, Alzheimer hastalarında değil, sağlıklı yetişkinlerde gerçekleştirildi.</p>

<p>Çalışmada hafıza performansında iyileşme, bilişsel işlevlerde artış, demans riskinde azalma veya Alzheimer hastalığının ilerlemesinin yavaşlaması gösterilmedi.</p>

<p>Beyin-kan bariyerinin geçirgenliğindeki olası değişikliklerin sonuçlara katkısı da henüz kesin olarak açıklanmış değil.</p>

<p>Dolayısıyla araştırma, Alzheimer hastalığının tedavisinde etkili olduğu kanıtlanmış yeni bir yöntemin geliştirildiği anlamına gelmiyor.</p>

<h2>Kan Basıncı ve Beyin Sıvıları Arasındaki Bağlantı</h2>

<p>Araştırmacıların üzerinde durduğu bir başka konu, kan damarlarının hareketleriyle beyin sıvılarının dolaşımı arasındaki ilişkiydi.</p>

<p>Birleşik müdahale sırasında katılımcıların ortalama kan basıncı yaklaşık 134/79 mmHg'den 114/67 mmHg'ye geriledi.</p>

<p>Araştırmada, kan basıncındaki düşüşün büyüklüğüyle bazı proteinlerin kandaki düzeylerindeki artış arasında istatistiksel ilişki saptandı.</p>

<p>Ayrıca damar genişlemesi sırasında beyin sıvılarının hareketlerinde ve yavaş fizyolojik ritimlerde değişiklikler gözlendi.</p>

<p>Araştırmacılar, özellikle nitrogliserinin tek başına uygulandığı ölçümlerde, damar hareketlerinin ve solunumla ilişkili beyin titreşimlerinin bazı özelliklerinin uyku sırasında görülen fizyolojik değişikliklere benzediğini belirtti.</p>

<p>Ancak bu benzerlik, deneysel yöntemin uykunun bütün biyolojik işlevlerini taklit ettiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ayrıca kan basıncının düşmesiyle proteinlerin kandaki düzeyleri arasında ilişki saptanması, kan basıncını düşürmenin herkes için beyin temizliğini artıracağı şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Kan basıncındaki gereksiz veya aşırı düşüşler, özellikle kalp ve damar hastalıkları bulunan bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.</p>

<h2>Deneysel Yöntem Güvenli mi?</h2>

<p>Araştırma, tıbbi gözetim altında ve kontrollü koşullarda gerçekleştirildi.</p>

<p>Çalışmada ciddi bir istenmeyen olay bildirilmedi. Bununla birlikte nitrogliserin uygulamasından sonra dört katılımcıda baş ağrısı, üç katılımcıda bulantı görüldü.</p>

<p>Bir katılımcının deney süreci ise kusma nedeniyle sonlandırıldı.</p>

<p>Bildirilen belirtiler gözlem süresi içinde düzeldi. Titreşim uygulamasına bağlı rahatsızlık bildirilmedi.</p>

<p>Bu sonuçlar, seçilmiş sağlıklı yetişkinlerde kısa süreli uygulamanın genel olarak tolere edildiğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak araştırmanın küçük örneklemli olması, nadir yan etkiler veya uzun dönem güvenlik hakkında kesin sonuçlara ulaşılmasını engelliyor.</p>

<p>Yöntemin ileri yaştaki bireylerde ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkları bulunan kişilerde nasıl sonuçlar vereceği de bilinmiyor.</p>

<p>Nitrogliserin, bu araştırmadaki amaçla Alzheimer hastalığı için onaylanmış bir tedavi değil. Benzer şekilde, herhangi bir titreşim cihazının aynı biyolojik etkileri sağlayacağına ilişkin yeterli bilimsel kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle yöntemin evde taklit edilmeye çalışılması veya kan basıncını etkileyen ilaçların hekim önerisi olmadan bu amaçla kullanılması ciddi sağlık riskleri doğurabilir.</p>

<h2>Alzheimer Araştırmaları İçin Yeni Bir Yol Açılabilir mi?</h2>

<p>Alzheimer hastalığı, yalnızca tek bir proteinin birikmesiyle açıklanabilecek basit bir süreç değil.</p>

<p>Amiloid-beta ve tau proteinleriyle ilişkili değişikliklerin yanı sıra sinir hücreleri arasındaki iletişim bozuklukları, bağışıklık sistemi yanıtları, damar sağlığı ve yaşlanmayla bağlantılı birçok biyolojik mekanizma hastalığın gelişiminde rol oynuyor.</p>

<p>Bu nedenle beynin sıvı dolaşımını ve protein uzaklaştırma yollarını hedefleyen çalışmalar, gelecekte tamamlayıcı araştırma alanları oluşturabilir.</p>

<p>Oulu Üniversitesi araştırmacıları da sonraki aşamada yöntemin erken dönem hafıza sorunları bulunan bireylerde incelenmesini planladıklarını açıkladı.</p>

<p>Ancak yöntemin klinik değerinin belirlenebilmesi için daha geniş örneklemli, uygun kontrol grupları içeren araştırmalara ihtiyaç var.</p>

<p>Bu çalışmalarda beyindeki amiloid birikiminin doğrudan değerlendirilmesi, olası etkilerin ne kadar sürdüğünün belirlenmesi ve bilişsel işlevlerde anlamlı bir iyileşme meydana gelip gelmediğinin araştırılması gerekiyor.</p>

<p>Ayrıca yöntemin uzun dönem güvenliği ve farklı hasta gruplarındaki etkileri de açıklığa kavuşturulmalı.</p>

<h2>Beynin Temizlik Sisteminin Bilimsel Hikâyesi Devam Ediyor</h2>

<p>2012 yılında farelerde incelenen beyin sıvısı taşıma yolları, 2013'te uyku ve metabolik atık uzaklaştırma arasındaki ilişkinin araştırılmasıyla yeni bir anlam kazandı.</p>

<p>2015 yılında beyin zarlarındaki lenfatik damarların modern yöntemlerle gösterilmesi ise beynin sıvı drenajına ilişkin bilimsel anlayışı genişletti.</p>

<p>2026 yılında Finlandiya'da yayımlanan insan araştırması, bu bilimsel birikimin üzerine yeni bir soru ekledi: Beynin sıvı ve protein hareketleri dışarıdan uygulanan kontrollü müdahalelerle değiştirilebilir ve bu değişiklikler zaman içerisinde sağlık açısından yararlı sonuçlar doğurabilir mi?</p>

<p>Araştırma, ilk soruya ilişkin dikkat çekici fizyolojik bulgular sunuyor. İkinci sorunun yanıtı ise henüz bilinmiyor.</p>

<p>Bilim insanları bazı proteinlerin kandaki düzeylerinin artırılabildiğini ve bunun beyin sıvılarının hareketlerindeki değişikliklerle birlikte gerçekleştiğini gösterdi.</p>

<p>Ancak bu sonuçların beyindeki zararlı protein birikimini kalıcı biçimde azaltıp azaltmadığı ve Alzheimer hastalığı bulunan kişilerde klinik yarar sağlayıp sağlamayacağı henüz kanıtlanmış değil.</p>

<p><strong>Bu araştırmanın gerçek önemi, Alzheimer için yeni bir tedavinin bulunduğunu göstermesinde değil, beynin doğal atık uzaklaştırma mekanizmalarının insanlarda nasıl etkilenebileceğini anlamaya yönelik yeni bir deneysel yaklaşım sunmasında yatıyor.</strong></p>

<hr />
<h2>Kaynaklar</h2>

<ol start="1">
 <li>
 <p>Tuunanen J. ve ark. (2026). <i>Vasomechanic treatment is associated with increased efflux of human brain proteins.</i> Nature Communications, 17, 11164. <a href="https://doi.org/10.1038/s41467-026-78894-y" rel="nofollow">https://doi.org/10.1038/s41467-026-78894-y</a></p>
 </li>
 <li>
 <p>University of Oulu (2026). <i>Treatment developed by University of Oulu researchers boosts brain clearance and opens up new possibilities for preventing neurodegenerative diseases.</i> Üniversite haber arşivi: 3 Kasım 2026; basın bülteni dağıtımı: 4 Kasım 2026. <a href="https://www.oulu.fi/en/news" rel="nofollow">https://www.oulu.fi/en/news</a></p>
 </li>
 <li>
 <p>Iliff JJ. ve ark. (2012). <i>A paravascular pathway facilitates CSF flow through the brain parenchyma and the clearance of interstitial solutes, including amyloid β.</i> Science Translational Medicine, 4(147), 147ra111. <a href="https://doi.org/10.1126/scitranslmed.3003748" rel="nofollow">https://doi.org/10.1126/scitranslmed.3003748</a></p>
 </li>
 <li>
 <p>Xie L. ve ark. (2013). <i>Sleep drives metabolite clearance from the adult brain.</i> Science, 342(6156), 373–377. <a href="https://doi.org/10.1126/science.1241224" rel="nofollow">https://doi.org/10.1126/science.1241224</a></p>
 </li>
 <li>
 <p>Louveau A. ve ark. (2015). <i>Structural and functional features of central nervous system lymphatic vessels.</i> Nature, 523, 337–341. <a href="https://doi.org/10.1038/nature14432" rel="nofollow">https://doi.org/10.1038/nature14432</a></p>
 </li>
</ol><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/beynin-temizlik-sistemi-uyanikken-guclendirilebilir-mi-29-kisilik-arastirmadan-yeni-bulgular</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 14:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/uyku-5.jpg" type="image/jpeg" length="77119"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gülhane, Doç. Dr. Gökhan Arslan’ı Askerî Törenle Uğurladı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gulhane-doc-dr-gokhan-arslani-askeri-torenle-ugurladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gulhane-doc-dr-gokhan-arslani-askeri-torenle-ugurladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Arslan, uzun yıllar görev yaptığı Gülhane’de düzenlenen askerî törenle uğurlandı. Üniversite rektörleri, akademisyenler ve sağlık yöneticilerinin katıldığı törenin ardından Arslan’ın cenazesinin 7 Kasım Cumartesi günü İstanbul Edirnekapı Şehitliği’nde toprağa verileceği bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gülhane Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Arslan, 6 Kasım 2026 Cuma günü Ankara’da düzenlenen askerî törenle son yolculuğuna uğurlandı.</p>

<p>Askerî hekimlikten akademisyenliğe uzanan meslek hayatının önemli bölümünü Gülhane’de geçiren Arslan için Gülhane Camii’nde düzenlenen törende, askerî ve akademik camia bir araya geldi.</p>

<p>ÜNİVERSİTE REKTÖRLERİ VE SAĞLIK YÖNETİCİLERİ TÖRENE KATILDI</p>

<p>Doç. Dr. Gökhan Arslan için düzenlenen törene Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, SBÜ Kurucu Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl, Yozgat Bozok Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Evren Yaşar, SBÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Gerek, SBÜ Gülhane Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emre Adıgüzel, Ankara İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Ali Niyazi Kurtcebe ve Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Durdu Mehmet Köş katıldı.</p>

<p>Törende ayrıca üniversite yöneticileri, öğretim üyeleri, hekimler, sağlık çalışanları ve Arslan’ın meslektaşları da yer aldı.</p>

<p>Gülhane’nin askerî tıp geleneği içinde yetişen ve uzun yıllar aynı kurumda hizmet veren Arslan, meslek hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği Gülhane’den askerî törenle uğurlandı.</p>

<p>CENAZESİ EDİRNEKAPI ŞEHİTLİĞİ’NE DEFNEDİLECEK</p>

<p>Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneğinin duyurusuna göre Doç. Dr. Gökhan Arslan’ın cenazesi, 7 Kasım 2026 Cumartesi günü İstanbul Fatih Camii’nde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazı ve düzenlenecek askerî törenin ardından Edirnekapı Şehitliği’nde toprağa verilecek.</p>

<p>ASKERÎ HEKİMLİKTEN AKADEMİK HAYATA UZANAN BİR MESLEK YAŞAMI</p>

<p>1978 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Gökhan Arslan, 1995 yılında Kuleli Askerî Lisesinden mezun oldu. Tıp eğitimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi Askerî Tıp Fakültesinde tamamlayarak 2002 yılında hekimlik mesleğine adım attı.</p>

<p>Mezuniyetinin ardından Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde görev yapan Arslan, 2003-2005 yılları arasında savaş gemilerinde pratisyen hekim olarak hizmet verdi.</p>

<p>Kalp ve damar cerrahisi uzmanlık eğitimini 2005-2011 yılları arasında GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde tamamladı. Uzmanlık tezinde erişkin kalp cerrahisinde kullanılan farklı sternotomi yöntemlerini karşılaştırdı.</p>

<p>2011 yılında kalp ve damar cerrahisi uzmanı olan Arslan, Ankara’daki Gülhane Askerî Tıp Akademisinde mesleki çalışmalarını sürdürdü.</p>

<p>Askerî hekimlik kariyeri boyunca Nusaybin, Şırnak ve Hakkâri’deki askerî sağlık kuruluşlarında da görev yapan Arslan, farklı bölgelerde sağlık hizmeti sundu.</p>

<p>GÜLHANE’DE AKADEMİSYEN OLARAK GÖREV YAPTI</p>

<p>2017 yılında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalında doktor öğretim üyesi olarak akademik görev üstlenen Arslan, daha sonra doçent unvanını aldı.</p>

<p>Akademik çalışmalarını erişkin kalp cerrahisi, periferik arter hastalıkları, damar tıkanıklıkları ve toplardamar hastalıklarının cerrahi ve endovasküler tedavileri üzerinde yoğunlaştırdı.</p>

<p>Ulusal ve uluslararası bilimsel yayınlara katkıda bulunan Arslan, Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği, Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği, Türk Kardiyoloji Derneği, Fleboloji Derneği ile Minimal İnvaziv ve Robotik Kalp Damar Cerrahisi Derneğinin üyeleri arasında yer aldı.</p>

<p>TIP EĞİTİMİNİN YANI SIRA SOSYOLOJİ DE OKUDU</p>

<p>Doç. Dr. Gökhan Arslan, cerrahi alandaki çalışmalarının yanı sıra sosyal bilimlere duyduğu ilgiyle de dikkat çekti.</p>

<p>2016 yılında başladığı Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümündeki ikinci lisans eğitimini 2020 yılında tamamlayan Arslan, tıp alanının dışındaki toplumsal meseleler üzerine de araştırma ve değerlendirmeler yaptı.</p>

<p>Tıp, toplum, eğitim ve sosyal bilimler üzerine çeşitli yazılar kaleme alan Arslan, hekimlik ve akademisyenlik görevlerini Gülhane Tıp Fakültesinde sürdürüyordu.</p>

<p>Doç. Dr. Gökhan Arslan’ın vefatı, uzun yıllar görev yaptığı Gülhane başta olmak üzere sağlık ve akademi camiasında üzüntüyle karşılandı.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gulhane-doc-dr-gokhan-arslani-askeri-torenle-ugurladi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3760.jpeg" type="image/jpeg" length="52157"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanser Aşılarında 1.689 Klinik Araştırma: İlk Sırada Melanom Var]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kanser-asilarinda-1689-klinik-arastirma-ilk-sirada-melanom-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kanser-asilarinda-1689-klinik-arastirma-ilk-sirada-melanom-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kanser aşılarına yönelik 1.689 klinik araştırmanın haritası çıkarıldı. En fazla çalışma melanomda yürütülürken 101 araştırmanın üçüncü fazda olduğu bildirildi; çoğu yöntem hâlâ deneysel.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser aşılarına yönelik dünya genelindeki klinik araştırmaları inceleyen yeni bir analiz, 1.689 araştırma programı bulunduğunu ortaya koydu. En fazla çalışma melanom, akciğer ve meme kanserlerine odaklanırken, 101 araştırmanın üçüncü faz aşamasında olduğu bildirildi.</p>

<p>Bilim insanı Samuel Hume tarafından hazırlanan ve 4 Kasım 2026'da duyurulan “The Complete Cancer Vaccine Landscape” başlıklı analiz, kanser aşıları alanındaki uluslararası araştırma faaliyetlerini mercek altına aldı.</p>

<p>Breakthrough platformunda yayımlanan çalışmaya ilişkin paylaşılan veriler, hem mevcut kanserlerin tedavisine hem de hastalığın gelişmesini önlemeye yönelik yeni aşı yaklaşımlarının araştırıldığını gösteriyor.</p>

<p>Ancak 1.689 sayısı, etkili olduğu kanıtlanmış aşıların değil, araştırma programlarının sayısını ifade ediyor. Analiz, farklı aşıların klinik başarılarını karşılaştıran bir etkinlik araştırması niteliğinde değil.</p>

<p>101 ARAŞTIRMA ÜÇÜNCÜ FAZA ULAŞTI</p>

<p>Analizde açıklanan verilere göre kanser aşılarıyla ilgili araştırmaların önemli bir bölümü erken ve orta klinik geliştirme aşamalarında bulunuyor.</p>

<p>Birinci fazda 640, ikinci fazda 786 ve üçüncü fazda 101 araştırma bildirildi.</p>

<p>Bu üç kategorinin toplamı 1.527 olduğundan açıklanan faz dağılımı, bildirilen 1.689 programın tamamını kapsamıyor. Kalan programların hangi kategorilerde yer aldığına ilişkin ayrıntı, erişilebilen açıklamalarda belirtilmiyor.</p>

<p>Klinik araştırmalarda birinci faz genellikle güvenlilik ve uygun dozun belirlenmesine, ikinci faz olası etkinliğin değerlendirilmesine, üçüncü faz ise daha geniş hasta gruplarında tedavinin karşılaştırmalı olarak incelenmesine odaklanıyor.</p>

<p>Üçüncü faza ulaşılması önemli bir aşama olsa da tek başına tedavinin ruhsat alacağı veya bütün hastalarda etkili olacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>EN FAZLA KANSER AŞISI ARAŞTIRMASI HANGİ HASTALIKTA?</p>

<p>Analizde kanser türlerine göre en fazla araştırmanın melanomda yürütüldüğü belirtildi.</p>

<p>Açıklanan sayılara göre:</p>

<p>Melanom: 263 araştırma<br />
Akciğer kanseri: 216 araştırma<br />
Meme kanseri: 176 araştırma</p>

<p>Melanom, bağışıklık sistemini hedefleyen tedavilerde önemli ilerlemelerin sağlandığı kanser türlerinden biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Araştırmacılar, mevcut immünoterapilerden elde edilen başarıyı kanser aşılarıyla geliştirmeyi ve özellikle ameliyat sonrasında hastalığın tekrarlama riskini azaltmayı hedefliyor.</p>

<p>Akciğer ve meme kanserlerindeki çalışmalar da farklı hastalık evrelerinde bağışıklık sisteminin kanser hücrelerine karşı daha etkili yanıt vermesini sağlamaya odaklanıyor.</p>

<p>Bununla birlikte araştırma sayısının yüksekliği, belirli bir kanser türünde aşının daha etkili olduğunun kanıtı olarak değerlendirilemiyor.</p>

<p>ABD İLK SIRADA, ÇİN VE JAPONYA TAKİP EDİYOR</p>

<p>Kanser aşılarına yönelik araştırmaların finansmanında ABD merkezli kuruluşlar ilk sırada bulunuyor.</p>

<p>Analizde ABD kuruluşlarının desteklediği 601 araştırma bildirildi. Çin 215, Japonya ise 141 araştırmayla ABD'yi izledi.</p>

<p>Bu veriler, araştırmaların gerçekleştirildiği ülkelerden ziyade finansman sağlayan kurumların dağılımını gösteriyor.</p>

<p>Kanser aşılarının geliştirilmesi; genetik analiz, biyoteknolojik üretim, klinik araştırma altyapısı ve ileri laboratuvar kapasitesi gerektiriyor.</p>

<p>Özellikle kişiye özel aşıların üretimi, her hastanın tümörünün ayrı ayrı incelenmesini gerektirdiğinden bu alan teknolojik açıdan da önem taşıyor.</p>

<p>KANSER AŞISI NASIL ÇALIŞIYOR?</p>

<p>Tedavi amaçlı kanser aşılarının temel hedefi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanımasını ve onlara karşı yanıt geliştirmesini sağlamak.</p>

<p>Kanser hücreleri, normal hücrelerden farklı bazı proteinler ve genetik değişiklikler taşıyabiliyor. Ancak tümörler çeşitli mekanizmalarla bağışıklık sisteminden kaçabiliyor.</p>

<p>Araştırılan aşılar, kanser hücrelerine ait belirli hedefleri bağışıklık sistemine tanıtarak özellikle T hücrelerinin tümöre karşı harekete geçmesini amaçlıyor.</p>

<p>Bu alanda mRNA aşıları, protein ve peptit temelli aşılar, dendritik hücre aşıları ve kişiye özel neoantijen aşıları gibi farklı teknolojiler üzerinde çalışılıyor.</p>

<p>Neoantijen, kanser hücrelerindeki mutasyonlardan kaynaklanabilen ve bağışıklık sistemi tarafından tanınabilecek yeni bir moleküler hedefi ifade ediyor.</p>

<p>Bununla birlikte bağışıklık yanıtı oluşması, her durumda tümörün küçüleceği veya hastanın daha uzun yaşayacağı anlamına gelmiyor. Klinik yararın ayrıca gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>KİŞİYE ÖZEL mRNA AŞILARI NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Kanser aşıları alanındaki önemli araştırma başlıklarından biri, hastanın kendi tümörünün genetik özelliklerine göre hazırlanan kişiselleştirilmiş aşılar.</p>

<p>Bu yöntemde tümörden ve hastanın normal dokularından alınan örnekler analiz ediliyor. Kanser hücrelerine özgü değişiklikler belirlenerek bağışıklık sisteminin tanıyabileceği hedefler seçiliyor.</p>

<p>Ardından seçilen hedeflere yönelik bağışıklık yanıtı oluşturmayı amaçlayan bir mRNA tedavisi hazırlanıyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, aynı kanser türüne sahip hastaların tümörlerinin birbirinden farklı olabileceği gerçeğine dayanıyor.</p>

<p>Ancak her mutasyon uygun bir aşı hedefi oluşturmuyor. Ayrıca kişiye özel üretimin güvenilir, hızlı ve geniş hasta gruplarında uygulanabilir olması gerekiyor.</p>

<p>MELANOMDA ÜÇÜNCÜ FAZ ARAŞTIRMASINDAN DİKKAT ÇEKEN SONUÇ</p>

<p>Kanser aşılarının klinik potansiyeline ilişkin önemli gelişmelerden biri, Moderna ve Merck tarafından geliştirilen kişiye özel mRNA temelli intismeran autogene tedavisiyle elde edildi.</p>

<p>INTerpath-001 adlı randomize üçüncü faz araştırmasına, ameliyatla tümörü tamamen çıkarılmış yüksek riskli 1.137 melanom hastası dahil edildi.</p>

<p>Araştırmada kişiye özel mRNA tedavisinin pembrolizumab adlı immünoterapi ilacıyla birlikte uygulanması, yalnızca pembrolizumab verilmesiyle karşılaştırıldı.</p>

<p>Ekim 2026'da Avrupa Tıbbi Onkoloji Derneği Kongresi'nde sunulan sonuçlara göre, ortanca 24,6 aylık takip süresinde kombinasyon tedavisi hastalığın tekrarlaması veya ölüm riskini göreceli olarak yüzde 42 azalttı.</p>

<p>Açıklanan tehlike oranı 0,58 olarak bildirildi. Bu sonuç, araştırmadaki iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunduğunu gösterdi.</p>

<p>Ancak yüzde 42'lik azalma, hastaların yüzde 42'sinin tamamen iyileştiği anlamına gelmiyor. Ayrıca bu bulgu, genel yaşam süresinin aynı oranda uzadığını da göstermiyor.</p>

<p>Tedavinin uzun dönem genel sağkalım üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi sürüyor. Kişiselleştirilmiş mRNA tedavisi henüz rutin kullanım için onaylanmış değil.</p>

<p>KANSER ORTAYA ÇIKMADAN AŞIYLA ÖNLENEBİLİR Mİ?</p>

<p>Analizde dikkat çeken bir başka alan, kanser öncesi değişikliklerin kansere dönüşmesini engellemeyi amaçlayan araştırmalar oldu.</p>

<p>Samuel Hume'un paylaştığı verilere göre dünya genelinde bu yaklaşıma odaklanan 51 araştırma bulunuyor.</p>

<p>Kanser gelişmeden müdahale etmeyi amaçlayan bu stratejide, yüksek riskli bireylerde veya kanser öncesi değişikliklerin bulunduğu dokularda bağışıklık sisteminin belirli moleküler hedeflere karşı harekete geçirilmesi araştırılıyor.</p>

<p>Ancak bu çalışmalar, bütün kanserleri önleyen genel bir aşının geliştirildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Günümüzde HPV ve hepatit B aşıları, ilgili virüslerin neden olabildiği bazı kanserlerin önlenmesine katkı sağlayan kanıtlanmış uygulamalar arasında bulunuyor.</p>

<p>Yeni nesil araştırmalar ise virüs kaynaklı olmayan bazı kanserlerin gelişim süreçlerine müdahale etmenin mümkün olup olmadığını inceliyor.</p>

<p>Bu aşıların gerçekten kanser gelişimini önleyip önlemediğinin anlaşılması için insanlarda uzun dönem sonuçların değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>KANSER AŞILARI KEMOTERAPİNİN YERİNİ ALACAK MI?</p>

<p>Güncel araştırmalar, kanser aşılarının birçok durumda mevcut tedavilerin yerine geçmesinden çok, onlarla birlikte kullanılmasını değerlendiriyor.</p>

<p>Analizde kanser aşılarıyla en sık birlikte araştırılan immünoterapi ilaçlarından birinin pembrolizumab olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Bu ilaç, bağışıklık hücrelerinin faaliyetini sınırlayan PD-1 adlı kontrol mekanizmasını hedefliyor.</p>

<p>Aşıyla tümöre karşı bağışıklık yanıtı oluşturulması ve eş zamanlı immünoterapiyle bu yanıtın üzerindeki baskının azaltılması amaçlanıyor.</p>

<p>Ancak kombinasyonun yararı kanser türüne, hastalığın evresine ve kullanılan tedavilere göre değişebiliyor.</p>

<p>Kanser aşılarının kemoterapi, radyoterapi veya cerrahinin genel olarak yerini alacağını gösteren bir kanıt bulunmuyor.</p>

<p>KANSER AŞISI NE ZAMAN KULLANILABİLECEK?</p>

<p>Kanser aşılarının tamamı araştırma aşamasında değil.</p>

<p>ABD'de belirli ileri evre prostat kanseri hastalarının tedavisi için onaylanmış sipuleucel-T adlı hücresel immünoterapi, tedavi amaçlı kanser aşılarının mevcut örneklerinden biri.</p>

<p>Bununla birlikte gündemdeki kişiye özel mRNA kanser aşılarının büyük bölümü henüz deneysel aşamada bulunuyor.</p>

<p>Yeni tedavilerin yaygın kullanıma geçebilmesi için klinik yararlarının, güvenliliklerinin ve üretim süreçlerinin düzenleyici kurumlar tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Özellikle hangi hastaların bu tedavilerden yarar göreceği, bağışıklık yanıtının ne kadar süreceği ve hastalığın tekrarlamasını önleyen etkinin uzun dönem yaşam süresine nasıl yansıyacağı önemli araştırma soruları arasında.</p>

<p>Dünya genelindeki 1.689 araştırma programı, kanser aşılarının bilimsel geliştirme alanında ne kadar geniş bir yer tuttuğunu gösteriyor. Bu araştırmaların hastaların yaşamını değiştiren tedavilere dönüşüp dönüşmeyeceğini ise gelecek klinik sonuçlar belirleyecek.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Araştırma aşamasındaki kanser aşıları, mevcut onkolojik tedavilerin yerine kullanılabilecek onaylı seçenekler olarak değerlendirilmemelidir. Kanser hastalarının tedavilerini değiştirme veya klinik araştırmaya katılma kararlarını kendilerini takip eden onkoloji uzmanıyla birlikte vermeleri gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Hume, Samuel. The Complete Cancer Vaccine Landscape. Breakthrough, 4 Kasım 2026. Araştırma haritası ve yazarın kamuya açık veri açıklamaları.</p>

<p>2. American Association for Cancer Research. Cancer Progress Report 2026: Envisioning the Future of Cancer Research. 2026.</p>

<p>3. Moderna. IR Insights: Recapping the Phase 3 INTerpath-001 Results. 24 Ekim 2026. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kanser-asilarinda-1689-klinik-arastirma-ilk-sirada-melanom-var</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 13:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3752.jpeg" type="image/jpeg" length="40407"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yenidoğan Sağlığının Geleceği SBÜ’de Masaya Yatırılacak]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yenidogan-sagliginin-gelecegi-sbude-masaya-yatirilacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yenidogan-sagliginin-gelecegi-sbude-masaya-yatirilacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi, 28 Kasım 2026’da yenidoğan sağlığının geleceğine ışık tutacak önemli bir bilimsel toplantıya ev sahipliği yapacak. Alanında uzman hekimleri buluşturacak NEONATAL-İST programında, doğumdan sonraki ilk dakikalardan yapay zekâ destekli yenidoğan yoğun bakım uygulamalarına kadar pek çok konu ele alınacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ), yenidoğan sağlığında koruyucu tıp uygulamalarını, güncel bilimsel yaklaşımları ve geleceğin teknolojilerini ele alan kapsamlı bir bilimsel toplantıya ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.</p>

<p>“Yenidoğan Sağlığında Gelecek ve Koruyucu Tıp Uygulamaları (NEONATAL-İST)” başlıklı program, 28 Kasım 2026 Cumartesi günü Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörlük Kampüsü Hamidiye Tıp Fakültesi Amfi I’de gerçekleştirilecek.</p>

<p>Çocuk Dostları Derneğinin de yer aldığı bilimsel organizasyonda, yenidoğan bebeklerin sağlığının korunması, prematüre bebeklerin takibi, enfeksiyonların önlenmesi ve yenidoğan yoğun bakım hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik güncel yaklaşımlar değerlendirilecek.</p>

<p>Açılışta Murat Elevli ve Ali Bülbül yer alacak</p>

<p>Bilimsel programın açılışında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcısı Murat Elevli ile Çocuk Dostları Derneği Başkanı Ali Bülbül yer alacak.</p>

<p>Ali Bülbül ve Derya Büyükkayhan’ın moderatörlüğünde yürütülecek toplantıda, yenidoğan sağlığının farklı alanlarında çalışan çok sayıda uzman hekim bilgi ve deneyimlerini paylaşacak.</p>

<p>Doğumdan sonraki ilk dakikalar ele alınacak</p>

<p>Programın ilk oturumlarında, doğumdan sonraki ilk 10 dakika ve ilk bir saatte uygulanan tıbbi yaklaşımlar üzerinde durulacak.</p>

<p>Duygu Açar, doğumda kordon klemplenmesi ve bebeğin vücut sıcaklığının korunmasını; Nazan Neslihan Doğan ise yenidoğanın solunuma uyumu, anne ile bebek arasındaki gereksiz ayrılıkların önlenmesi ve ilk beslenme süreçlerini ele alacak.</p>

<p>Burcu Cebeci, anne sütünün bağışıklık sistemi ve bağırsak mikrobiyotası üzerindeki etkilerini değerlendirecek. Özlem Şahin ise kanguru bakımı ile ailenin yenidoğan yoğun bakım sürecine katılımının önemini anlatacak.</p>

<p>Prematüre bebeklerde erken müdahale ve enfeksiyon yönetimi</p>

<p>Toplantının öğleden sonraki bölümünde prematüre bebeklerin izlemi, erken müdahale uygulamaları ve yenidoğan enfeksiyonları gündeme gelecek.</p>

<p>Nursu Kara, prematüre bebeklerde izlem ve tarama programlarını değerlendirecek. Tuba Kasapbaşı Gök ise antibiyotik yönetimi, artan antibiyotik direnci ve kültür negatif sepsis konularında sunum yapacak.</p>

<p>Emre Dinçer, yenidoğan yoğun bakımında nörogelişimsel bakımın önemine dikkat çekerek ağrı yönetimi, gürültü ve ışık kontrolü ile uyku düzeninin korunmasına yönelik yaklaşımları ele alacak.</p>

<p>Yenidoğan yoğun bakımında yapay zekâ dönemi</p>

<p>Bilimsel programın dikkat çekici başlıklarından birini dijital neonatoloji ve yapay zekâ uygulamaları oluşturacak.</p>

<p>Alper Divarcı tarafından gerçekleştirilecek sunumda, yapay zekâ destekli hasta monitörizasyonu, sepsis tahmini, nekrotizan enterokolit (NEC) öngörüsü, prematüre retinopatisi (ROP) taraması ve klinik karar destek sistemleri değerlendirilecek.</p>

<p>Bu oturumda, dijital teknolojilerin yenidoğan yoğun bakımında erken risk belirleme ve klinik karar süreçlerine nasıl katkı sağlayabileceği bilimsel açıdan ele alınacak.</p>

<p>Yenidoğan yoğun bakımında kalite ve hasta güvenliği</p>

<p>Programda hasta güvenliği ve sağlık hizmetlerinde kalite iyileştirme uygulamalarına da geniş yer verilecek.</p>

<p>Bülent Güzel, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde santral kateter ilişkili kan dolaşımı enfeksiyonlarının azaltılması, ventilatör ilişkili enfeksiyonların önlenmesi, kontrol listeleri ve standart bakım paketleri üzerine sunum gerçekleştirecek.</p>

<p>Ayrıca Gülşen Acar, yenidoğanda pulmoner hipertansiyon olgularını; Zeynep Alp Ünkar, hipotermiye ilişkin klinik yaklaşımları değerlendirecek. Ali Bülbül ise yenidoğanlarda çinko kullanımı hakkında bilgi verecek.</p>

<p>Program kapsamında ayrıca solunum sinsityal virüsüne (RSV) karşı koruyucu uygulamaların ele alınacağı bir uydu sempozyumu düzenlenecek.</p>

<p>Koruyucu hekimliğin geleceğine bilimsel katkı</p>

<p>Doğumdan itibaren sağlığın korunmasını merkeze alan NEONATAL-İST toplantısının, yenidoğan bakımında güncel bilimsel bilgilerin paylaşılmasına ve farklı merkezlerde çalışan uzmanların deneyim alışverişine katkı sağlaması hedefleniyor.</p>

<p>Koruyucu hekimlik, erken tanı, aile merkezli bakım, hasta güvenliği ve dijital sağlık teknolojilerini bir araya getiren toplantı, 28 Kasım Cumartesi günü saat 09.45’te başlayacak ve 16.45’te sona erecek.</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Etkinlik</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yenidogan-sagliginin-gelecegi-sbude-masaya-yatirilacak</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 11:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3750.jpeg" type="image/jpeg" length="87859"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Potasyumlu Tuz Yılda Yaklaşık 3 Milyon Ölümü Önleyebilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/potasyumlu-tuz-yilda-yaklasik-3-milyon-olumu-onleyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/potasyumlu-tuz-yilda-yaklasik-3-milyon-olumu-onleyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[193 ülkeyi kapsayan yeni bir modelleme, normal tuzun bir bölümünün potasyum klorürle değiştirilmesiyle yılda 2,96 milyon ölümün önlenebileceğini hesapladı. Ancak bu tuz herkes için güvenli değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Normal sofra tuzunun potasyumla zenginleştirilmiş alternatiflerle değiştirilmesi, dünya genelinde kalp-damar ve kronik böbrek hastalıklarına bağlı yılda yaklaşık 3 milyon ölümün önlenmesine katkı sağlayabilir. Nature Health dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, 193 ülkede tuz tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesinin olası sağlık sonuçlarını ortaya koydu.</p>

<p>4 Kasım 2026 tarihinde yayımlanan çalışmada, The George Institute for Global Health öncülüğündeki araştırmacılar, sofra tuzunda kullanılan sodyum klorürün bir bölümünün potasyum klorürle değiştirilmesinin küresel etkilerini hesapladı.</p>

<p>Araştırmaya göre hem evlerde hem de gıda üretiminde potasyumla zenginleştirilmiş tuza geçilmesi durumunda yılda yaklaşık 2,96 milyon ölüm ve 10,17 milyon yeni kalp-damar ve kronik böbrek hastalığı vakası önlenebilir.</p>

<p>Ancak araştırmacılar bu sonuçlara gerçek yaşamda milyonlarca insanı izleyerek değil, mevcut bilimsel verileri kullanan bir modelleme çalışmasıyla ulaştı. Rakamlar, belirli koşullar altında gerçekleşebilecek olası sağlık kazanımlarını gösteriyor.</p>

<p>Normal Tuzla Potasyumlu Tuz Arasındaki Fark Ne?</p>

<p>Günlük hayatta kullanılan sofra tuzunun temel bileşeni sodyum klorürdür. Sodyumun gereğinden fazla tüketilmesi kan basıncını yükselterek kalp krizi, felç ve böbrek hastalıkları riskini artırabilir.</p>

<p>Potasyum ise kan basıncının düzenlenmesinde görev alan önemli bir mineraldir. Yeterli potasyum tüketimi, sodyumun kan basıncı üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Potasyumla zenginleştirilmiş tuz, normal tuzdaki sodyum klorürün bir bölümünün potasyum klorürle değiştirilmesiyle elde edilir.</p>

<p>Yeni araştırmada değerlendirilen ürünün bileşimi yüzde 75 sodyum klorür ve yüzde 25 potasyum klorür olarak belirlendi.</p>

<p>Bu değişiklik sayesinde aynı miktarda tuz kullanıldığında daha az sodyum, daha fazla potasyum alınması hedefleniyor.</p>

<p>Araştırmacılar, bu tuzların görünüm ve kullanım bakımından normal sofra tuzuna benzediğini, çoğu tüketici tarafından tat açısından da kabul edilebilir bulunduğunu belirtiyor.</p>

<p>Sadece Evlerdeki Tuz Değişse 1,85 Milyon Ölüm Önlenebilir</p>

<p>Araştırmacılar, farklı kullanım alanları için ayrı senaryolar oluşturdu.</p>

<p>Yalnızca evlerde yemek hazırlarken ve sofrada kullanılan normal tuzun potasyumla zenginleştirilmiş tuzla değiştirilmesi halinde yılda yaklaşık 1,85 milyon ölümün önlenebileceği hesaplandı.</p>

<p>Bu senaryoda önlenebilecek yeni kalp-damar ve kronik böbrek hastalığı vakalarının sayısı ise 6,19 milyon olarak tahmin edildi.</p>

<p>Sadece işlenmiş gıdalarda ve restoran yemeklerinde kullanılan tuzun değiştirilmesi durumunda yılda 1,56 milyon ölümün önlenebileceği öngörüldü.</p>

<p>Her iki alanda birlikte geçiş sağlanması halinde ise yıllık ölüm tahmini 2,96 milyona ulaştı.</p>

<p>Çalışmada bu senaryoların etkileri ayrı ayrı hesaplandığından, tekil senaryolardaki sayıların doğrudan toplanması toplam etkiyi vermiyor.</p>

<p>En Büyük Kazanç Çin ve Hindistan'da Bekleniyor</p>

<p>Araştırmanın ülkelere göre yapılan hesaplamalarında, nüfus büyüklüğü ve hastalık yükü nedeniyle Çin ile Hindistan öne çıktı.</p>

<p>Normal tuzun bütün kullanım alanlarında değiştirilmesi senaryosunda Çin'de yılda yaklaşık 1,08 milyon, Hindistan'da ise yaklaşık 400 bin ölümün önlenebileceği tahmin edildi.</p>

<p>ABD için hesaplanan sayı yaklaşık 105 bin oldu.</p>

<p>Araştırmacılar, ülkeler arasındaki farklılıkların yalnızca tüketilen toplam tuz miktarından kaynaklanmadığını belirtiyor.</p>

<p>Tuzun ne kadarının evlerde, ne kadarının hazır gıdalarda ve restoranlarda tüketildiği de beklenen sağlık kazanımını etkiliyor.</p>

<p>Özellikle sanayileşmiş ülkelerde işlenmiş gıdalardan alınan sodyumun yüksek olması, gıda üreticilerinin kullanacağı tuzun bileşimini önemli hale getiriyor.</p>

<p>Potasyumlu Tuz Tansiyonu Düşürür mü?</p>

<p>Bilimsel kanıtlar, uygun kişilerde sodyumun azaltılıp potasyum alımının artırılmasının kan basıncını düşürmeye yardımcı olabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Potasyumla zenginleştirilmiş tuzlarla yürütülen önceki klinik araştırmalarda da kan basıncında düşüş ve bazı önemli kalp-damar olaylarında azalma bildirilmişti.</p>

<p>Yeni araştırma ise bu klinik verileri kullanarak uygulamanın bütün dünyaya yayılması halinde ne kadar büyük bir sağlık kazanımı sağlanabileceğini hesaplıyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2024 yılında 30-79 yaş aralığında yaklaşık 1,4 milyar yetişkin hipertansiyonla yaşıyordu.</p>

<p>Aşırı sodyum tüketimi ve yetersiz potasyum alımı, yüksek tansiyonun beslenmeyle ilişkili önemli risk etkenleri arasında bulunuyor. Bununla birlikte hipertansiyonun gelişiminde yaş, genetik özellikler, kilo, fiziksel aktivite ve başka sağlık sorunları da rol oynuyor.</p>

<p>Potasyumlu Tuz Böbrek Hastaları İçin Güvenli mi?</p>

<p>Araştırmanın en önemli güvenlik konusu, böbrek fonksiyonları bozulmuş kişilerde potasyumun kanda aşırı yükselmesi riski oldu.</p>

<p>Hiperkalemi adı verilen bu durum, ağırlaştığında tehlikeli kalp ritim bozukluklarına neden olabiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, ileri düzey kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde bütün tuzun potasyumla zenginleştirilmiş ürünlerle değiştirilmesinin yılda yaklaşık 100 bin hiperkalemi kaynaklı ölüme yol açabileceğini modelledi.</p>

<p>Buna karşılık, aynı hasta grubunda kan basıncının düşürülmesi sayesinde yaklaşık 750 bin kalp-damar ölümünün önlenebileceği hesaplandı.</p>

<p>Böylece toplumsal düzeyde tahmin edilen yarar, olası zararın yedi katından fazla çıktı.</p>

<p>Ancak bu sonuç, ileri evre böbrek hastalarının potasyumlu tuzu güvenle kullanabileceği anlamına gelmiyor. Bulgular nüfus düzeyindeki toplam etkiyi gösteriyor; bireysel hastalar açısından potasyum yüksekliği riski devam ediyor.</p>

<p>Araştırmacılar da böbrek hastalarının belirlenmesi, ürünlerde açık uyarıların bulunması ve uygun hastalarda tıbbi değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü Ne Öneriyor?</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, Ocak 2025'te yayımladığı rehberde, uygun yetişkinlerde normal sofra tuzu yerine potasyum içeren düşük sodyumlu tuz alternatiflerinin kullanılmasını koşullu olarak önerdi.</p>

<p>Ancak bu öneri, böbrek fonksiyon bozukluğu bulunanları ve vücuttan potasyum atılımını azaltabilecek sağlık sorunları veya ilaç kullanımı olan kişileri kapsamıyor.</p>

<p>Rehberin önerisi çocuklar ve hamile kadınlar için de geçerli değil.</p>

<p>Ayrıca potasyumla zenginleştirilmiş tuz kullanılması, tüketilen toplam tuz miktarının artırılabileceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlerin günlük toplam tuz tüketimini 5 gramın altında tutmasını öneriyor. Bu miktara yalnızca yemeklere eklenen tuz değil, ekmek, peynir, hazır gıda ve diğer besinlerle alınan tuz da dahil.</p>

<p>Yeni Araştırma Ne Kadar Kesin?</p>

<p>Çalışma, 193 ülkeyi kapsaması ve önceki klinik araştırmalardan elde edilen verileri değerlendirmesi bakımından önemli bir küresel sağlık analizi sunuyor.</p>

<p>Bununla birlikte sonuçlar, potasyumla zenginleştirilmiş tuza yaygın geçişin gerçekleştiği varsayımsal senaryolara dayanıyor.</p>

<p>Gerçek hayatta ürün fiyatları, tüketicilerin tercihleri, gıda sanayisinin uyumu, sağlık hizmetlerine erişim ve böbrek hastalarının güvenliği gibi etkenler sonuçları değiştirebilir.</p>

<p>Araştırmacılar, dünya genelinde tam geçişin uzun yıllar alabileceğini ve hesaplanan kazanımların bu koşullara bağlı olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Dolayısıyla çalışma, potasyumla zenginleştirilmiş tuzun önemli bir halk sağlığı aracı olabileceğini destekliyor; ancak her bireyin hemen tuzunu değiştirmesi gerektiği sonucunu ortaya koymuyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Potasyumla zenginleştirilmiş tuz, böbrek fonksiyon bozukluğu bulunanlarda ve kandaki potasyum düzeyini artırabilen bazı ilaçları kullananlarda ciddi risk oluşturabilir. Bu gruplardaki kişiler hekim değerlendirmesi olmadan potasyumlu tuza geçmemelidir. Potasyumlu tuz, tansiyon ilaçlarının yerine geçmez ve daha fazla tuz tüketmek için gerekçe oluşturmaz.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Huang L, Xu X, Matsushita K ve arkadaşları. Global health outcomes from replacing dietary sodium chloride with potassium-enriched salt. Nature Health, 4 Kasım 2026. DOI: 10.1038/s44360-026-00216-9.</p>

<p>2. The George Institute for Global Health. A healthier form of salt could prevent millions of deaths from stroke and heart disease. Araştırma duyurusu, 4 Kasım 2026.</p>

<p>3. World Health Organization. Use of lower-sodium salt substitutes: WHO guideline. 27 Ocak 2025. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/potasyumlu-tuz-yilda-yaklasik-3-milyon-olumu-onleyebilir</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3749.jpeg" type="image/jpeg" length="52704"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üniversite Öğrencisi Rabia Kapancı Trafik Kazasında Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/universite-ogrencisi-rabia-kapanci-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/universite-ogrencisi-rabia-kapanci-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği üçüncü sınıf öğrencisi Rabia Kapancı hayatını kaybetti. Üniversite, Kapancı’nın cenazesinin 6 Kasım’da Bafra’da defnedileceğini duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi Rabia Kapancı, geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.</p>

<p>Üniversite yönetimi, 5 Kasım 2026 tarihinde yayımladığı duyuruyla öğrencisinin vefatını açıkladı.</p>

<p>Kapancı’nın cenazesinin 6 Kasım 2026 Cuma günü Samsun’un Bafra ilçesinde defnedileceği bildirildi.</p>

<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi, yayımladığı taziye mesajında Rabia Kapancı’ya Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve üniversite camiasına başsağlığı ve sabır diledi. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/universite-ogrencisi-rabia-kapanci-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/i-m-g-7815.jpeg" type="image/jpeg" length="24424"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cerrahi Enfeksiyonlarda Multidisipliner Yaklaşım SBÜ’de Ele Alınacak]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cerrahi-enfeksiyonlarda-multidisipliner-yaklasim-sbude-ele-alinacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cerrahi-enfeksiyonlarda-multidisipliner-yaklasim-sbude-ele-alinacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Tıp Fakültesi tarafından 12–13 Aralık 2026 tarihlerinde düzenlenecek Cerrahi Enfeksiyonlar Sempozyumu, farklı uzmanlık alanlarından hekimleri İstanbul’da buluşturacak. İki gün sürecek bilimsel toplantıda cerrahi enfeksiyonların önlenmesi, tanısı ve tedavisindeki güncel yaklaşımlar 10 oturumda ele alınacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Hamidiye Tıp Fakültesi, cerrahi enfeksiyonların tanı ve tedavisinde disiplinler arası iş birliğini güçlendirmek amacıyla kapsamlı bir bilimsel sempozyum düzenliyor.</p>

<p>12–13 Aralık 2026 tarihlerinde İstanbul’daki tarihî Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Külliyesinde gerçekleştirilecek Cerrahi Enfeksiyonlar Sempozyumu, enfeksiyon hastalıkları uzmanları ile farklı cerrahi branşlardan hekimleri aynı bilimsel platformda bir araya getirecek.</p>

<p>Cerrahi Enfeksiyonlar 10 Bilimsel Oturumda Tartışılacak</p>

<p>İki gün boyunca gerçekleştirilecek 10 bilimsel oturumda, cerrahi enfeksiyonların önlenmesinden tedavi süreçlerine, antibiyotik kullanımından cerrahi müdahale kararlarına kadar geniş bir konu yelpazesi değerlendirilecek.</p>

<p>Sempozyumda; cerrahi alan enfeksiyonları, antibiyotik profilaksisi, ortopedik enfeksiyonlar, cerrahi yoğun bakım enfeksiyonları, nöroşirürji ve ürolojik cerrahi enfeksiyonları, diyabetik ayak, yumuşak doku enfeksiyonları, derin doku apseleri, kalp-damar cerrahisi enfeksiyonları ve acil servislerde enfeksiyon yönetimi ele alınacak.</p>

<p>Doğru Tedavi, Doğru Zamanlama ve Ortak Karar</p>

<p>Bilimsel programda özellikle enfeksiyonların erken tanısı, cerrahi müdahalenin zamanlaması, akılcı antibiyotik kullanımı ve enfeksiyon kaynağının kontrolü üzerinde durulacak.</p>

<p>Güncel bilimsel kılavuzlar ve klinik deneyimler ışığında gerçekleştirilecek sunumlarda, farklı uzmanlık alanlarının aynı hastaya yönelik ortak karar süreçlerinin önemi vurgulanacak.</p>

<p>Sempozyumun, hekimler arasındaki bilgi ve deneyim paylaşımını artırması, multidisipliner çalışma kültürünü güçlendirmesi ve günlük klinik uygulamalara katkı sağlaması hedefleniyor.</p>

<p>Alanında Uzman Akademisyenler Bir Araya Gelecek</p>

<p>SBÜ Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın’ın da açılış konuşmaları programında yer aldığı sempozyumun başkanlığını Prof. Dr. Ayşe Batırel üstleniyor.</p>

<p>Sempozyum başkan yardımcılıklarını Prof. Dr. Kadriye Kart Yaşar ve Prof. Dr. Ercan Yenilmez yürütürken, sempozyum sekreterliği görevini Doç. Dr. Semiha Çelik Ekinci üstleniyor.</p>

<p>Farklı tıp disiplinlerinden çok sayıda akademisyen ve uzman hekimin konuşmacı ve oturum başkanı olarak görev alacağı etkinlikte, bilimsel sunumların ardından soru-cevap ve tartışma bölümleri gerçekleştirilecek.</p>

<p>Tüm Hekimlere Katılım Daveti</p>

<p>Sempozyuma öğretim üyeleri, uzman hekimler ve asistan hekimler davet edildi.</p>

<p>Organizasyon ve salon düzenlemelerinin katılımcı sayısına göre planlanabilmesi amacıyla, toplantıya katılacak hekimlerin çevrim içi başvuru formunu doldurmaları istendi.</p>

<p>Sempozyum Bilgileri</p>

<p>Tarih: 12–13 Aralık 2026</p>

<p>Yer: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane (Haydarpaşa) Külliyesi, İstanbul</p>

<p>Düzenleyen: SBÜ Hamidiye Tıp Fakültesi</p>

<p>Katılım Başvuru Formu:<br />
https://forms.gle/J9AUg8e5s5Z1NL2J7</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Etkinlik</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cerrahi-enfeksiyonlarda-multidisipliner-yaklasim-sbude-ele-alinacak</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3748.jpeg" type="image/jpeg" length="58621"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KYK Burs ve Kredi Sonuçları 2026: e-Devlet Sorgulama Ekranı, Burs Miktarları ve Ödeme Tarihleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kyk-burs-ve-kredi-sonuclari-2026-e-devlet-sorgulama-ekrani-burs-miktarlari-ve-odeme-tarihleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kyk-burs-ve-kredi-sonuclari-2026-e-devlet-sorgulama-ekrani-burs-miktarlari-ve-odeme-tarihleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026-2027 eğitim öğretim yılı KYK burs ve öğrenim kredisi başvuru sonuçlarının açıklandığı bildirildi. Üniversite öğrencileri, burs veya kredi almaya hak kazanıp kazanmadıklarını e-Devlet üzerinden sorgulayabilecek. Sonuçların ardından gözler taahhütname onay süresine ve ilk ödemelerin yapılacağı tarihe çevrildi. İşte KYK burs sonucu sorgulama işlemleri, 2026 burs miktarları ve öğrencilerin dikkat etmesi gereken ayrıntılar.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Üniversite öğrencilerinin merakla beklediği 2026-2027 eğitim öğretim yılı Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) burs ve öğrenim kredisi başvuru sonuçlarının açıklandığı bildirildi. Öğrenciler, başvuru sonuçlarını e-Devlet üzerinden kontrol edebilecek.</p>

<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı (GSB) tarafından 12-16 Ekim 2026 tarihleri arasında alınan burs ve öğrenim kredisi başvurularının ardından öğrenciler, burs veya kredi hakkı kazanıp kazanmadıklarını öğrenmeye odaklandı.</p>

<p>KYK BURS SONUÇLARI 2026 NEREDEN ÖĞRENİLİR?</p>

<p>KYK burs ve öğrenim kredisi sonuçları, e-Devlet Kapısı üzerinden Gençlik ve Spor Bakanlığının ilgili hizmeti kullanılarak sorgulanıyor.</p>

<p>Öğrencilerin sonuçlarını öğrenmek için şu işlemleri yapması gerekiyor:</p>

<ol>
 <li>e-Devlet sistemine giriş yapın.</li>
 <li>Arama bölümüne “Burs / Öğrenim Kredisi Başvuru Sonucu Sorgulama” yazın.</li>
 <li>Gençlik ve Spor Bakanlığının ilgili hizmetini açın.</li>
 <li>Başvuru durumunuzu kontrol edin.</li>
</ol>

<p>Sorgulama ekranında öğrencinin burs veya öğrenim kredisi almaya hak kazanıp kazanmadığı görüntülenebiliyor.</p>

<p>KYK BURSU KAZANANLAR NE YAPMALI?</p>

<p>Burs veya öğrenim kredisi almaya hak kazanan öğrencilerin, e-Devlet üzerinden taahhütname onay işlemini tamamlaması gerekiyor.</p>

<p>Taahhütname onayı, öğrenciye tahsis edilen bursun veya öğrenim kredisinin kabul edilmesini sağlıyor.</p>

<p>Belirlenen süre içerisinde taahhütname onayı yapmayan öğrencilere ödeme gerçekleştirilmiyor.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin sonuç ekranında belirtilen son onay tarihini dikkatle kontrol etmesi önem taşıyor.</p>

<p>18 YAŞINDAN KÜÇÜK ÖĞRENCİLER İÇİN VELİ ONAYI GEREKİYOR</p>

<p>18 yaşından küçük olup burs veya kredi almaya hak kazanan öğrenciler için farklı bir işlem uygulanıyor.</p>

<p>Bu öğrencilerin öncelikle anne veya babalarının e-Devlet hesapları üzerinden veli onayı vermesi, ardından kendi e-Devlet hesaplarından taahhütname onayını tamamlaması gerekiyor.</p>

<p>15 yaşından küçük öğrenciler için ise kanuni temsilciler aracılığıyla ilgili gençlik ve spor il müdürlüğünde işlem yapılması gerekebiliyor.</p>

<p>KYK BURS VE KREDİ MİKTARLARI 2026 NE KADAR?</p>

<p>Gençlik ve Spor Bakanlığının Ocak 2026’da yürürlüğe koyduğu yüzde 33’lük artışın ardından aylık burs ve öğrenim kredisi miktarları şöyle belirlendi:</p>

<ul>
 <li>Ön lisans ve lisans öğrencileri: 4.000 TL</li>
 <li>Yüksek lisans öğrencileri: 8.000 TL</li>
 <li>Doktora öğrencileri: 12.000 TL</li>
</ul>

<p>Bu tutarlar 2026 yılı için açıklanan aylık ödeme miktarlarıdır. 2027 yılında uygulanacak olası yeni tutarlar ayrıca duyurulacaktır.</p>

<p>KYK BURS VE KREDİ ÖDEMELERİ NE ZAMAN YATACAK?</p>

<p>Öğrencilerin en çok merak ettiği konular arasında ilk burs ve öğrenim kredisi ödemelerinin yapılacağı tarih bulunuyor.</p>

<p>Gençlik ve Spor Bakanlığının genel uygulamasına göre, ilk kez burs veya öğrenim kredisi almaya hak kazanan öğrencilerin ödemeleri eğitim öğretim yılının ekim ayından itibaren hesaplanıyor.</p>

<p>Taahhütname işlemlerinin tamamlanmasının ardından ilk ödemelere ilişkin takvim Bakanlık tarafından duyuruluyor.</p>

<p>Düzenli burs ve öğrenim kredisi ödemeleri ise öğrencilerin T.C. kimlik numaralarının son rakamına göre her ayın 6’sı ile 10’u arasında Ziraat Bankası hesaplarına yatırılıyor.</p>

<p>Yeni hak kazanan öğrenciler için ilk ödemenin kesin tarihi ayrıca açıklanacak.</p>

<p>KYK BURSU İLE ÖĞRENİM KREDİSİ ARASINDAKİ FARK NEDİR?</p>

<p>KYK bursu, belirlenen şartları sağlayan öğrencilere verilen karşılıksız eğitim desteğidir.</p>

<p>Öğrenim kredisi ise öğrencilerin eğitimleri sırasında yararlanabildiği, daha sonra mevzuatta belirtilen koşullarla geri ödenmesi gereken maddi destektir.</p>

<p>Öğrenim kredisi almaya hak kazanan öğrencilerin taahhütnameyi onaylamadan önce geri ödeme yükümlülüklerini incelemesi önem taşıyor.</p>

<p>KYK KREDİSİ ÇIKAN ÖĞRENCİ KREDİYİ ALMAK ZORUNDA MI?</p>

<p>Öğrenim kredisi tahsis edilen öğrencilerin krediyi kabul etme zorunluluğu bulunmuyor.</p>

<p>Kredi almak istemeyen öğrenciler taahhütname onayı vermeyerek kendilerine tahsis edilen krediden yararlanmayabiliyor.</p>

<p>Ancak kredi kullanmak isteyenlerin belirtilen süre içerisinde gerekli onay işlemlerini tamamlaması gerekiyor.</p>

<p>KYK SONUÇ SORGULAMA EKRANI AÇILMIYORSA NE YAPILMALI?</p>

<p>Sonuç sorgulama sırasında erişim sorunu yaşayan öğrenciler, bir süre sonra yeniden giriş yaparak işlemlerini kontrol edebilir.</p>

<p>Başvuru ve burs işlemleriyle ilgili destek almak isteyen öğrenciler, ALO GSB 444 0 472 iletişim hattından bilgi alabilir.</p>

<p>Öğrencilerin kişisel bilgilerini korumak amacıyla yalnızca resmî e-Devlet ve Gençlik ve Spor Bakanlığı hizmetlerini kullanmaları öneriliyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı (GSB)<br />
Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü (KYGM)<br />
e-Devlet Kapısı</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kyk-burs-ve-kredi-sonuclari-2026-e-devlet-sorgulama-ekrani-burs-miktarlari-ve-odeme-tarihleri</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3747.jpeg" type="image/jpeg" length="81628"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye'de 422 Hastayla Araştırma: Sağlık Okuryazarlığı ve Hekim İletişimi Arasında İlişki]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-422-hastayla-arastirma-saglik-okuryazarligi-ve-hekim-iletisimi-arasinda-iliski</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-422-hastayla-arastirma-saglik-okuryazarligi-ve-hekim-iletisimi-arasinda-iliski" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk üniversitelerinin 422 kronik hastayla yaptığı araştırmada, katılımcıların yüzde 79,6'sının sağlık okuryazarlığı yetersiz veya sorunlu bulundu. Tedaviye uyum ve sağlık okuryazarlığı yükseldikçe hekimlerle iletişime ilişkin değerlendirmeler daha olumlu oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TÜRKİYE'DE 422 HASTAYLA ARAŞTIRMA: SAĞLIK BİLGİSİ HEKİM İLETİŞİMİNİ ETKİLİYOR MU?</p>

<p>Türkiye'de 12 aile sağlığı merkezinde gerçekleştirilen yeni bir araştırma, kronik hastalıkları bulunan bireylerin sağlık okuryazarlığı, tedaviye uyumu ve hekimleriyle iletişimlerine ilişkin dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Hitit Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi bağlantılı akademisyenlerin 422 yetişkin hastayı kapsayan çalışmasında, katılımcıların yaklaşık yüzde 80'inin sağlık okuryazarlığının yetersiz veya sorunlu düzeyde olduğu belirlendi.</p>

<p>Uluslararası hakemli BMC Primary Care dergisinde 5 Kasım 2026 tarihinde yayımlanan araştırma, bir gün sonra İngilizce bilim yayını Scienmag'da da haberleştirildi.</p>

<p>Araştırmada, sağlık okuryazarlığı ve tedaviye uyum düzeyleri yüksek olan hastaların hekimleriyle iletişimlerini daha etkili değerlendirdikleri saptandı. İnternetten edindikleri sağlık bilgilerinin tedavi kararlarını etkilediğini belirten katılımcılarda ise hekim iletişimine ilişkin değerlendirme puanları daha düşük bulundu.</p>

<p>Ancak araştırma, bu ilişkilerin neden-sonuç bağlantısı taşıdığını kanıtlamıyor.</p>

<p>TÜRKİYE'DE 12 AİLE SAĞLIĞI MERKEZİNDE İNCELENDİ</p>

<p>Araştırma, 23 Haziran ile 13 Temmuz 2026 tarihleri arasında Türkiye'deki 12 aile sağlığı merkezinde gerçekleştirildi.</p>

<p>Çalışmaya en az bir kronik hastalığı bulunan 422 yetişkin dahil edildi.</p>

<p>Katılımcıların ortanca yaşı 48 olarak hesaplanırken yüzde 55,5'ini kadınlar oluşturdu.</p>

<p>Araştırma grubunda en sık bildirilen kronik hastalıklar şöyle sıralandı:</p>

<p>Hipertansiyon: Yüzde 54</p>

<p>Diyabet: Yüzde 38,2</p>

<p>Astım veya kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH): Yüzde 34,4</p>

<p>Bazı katılımcılarda birden fazla kronik hastalık bulunduğundan bu oranların toplamı yüzde 100'ü aşıyor.</p>

<p>Çalışmada hastaların sağlık bilgilerine ulaşabilme, bu bilgileri anlayabilme ve kullanabilme düzeyleri ile tedaviye uyumları ve hekimleriyle iletişimlerine ilişkin değerlendirmeleri standart ölçeklerle ölçüldü.</p>

<p>HASTALARIN YAKLAŞIK YÜZDE 80'İNDE SAĞLIK OKURYAZARLIĞI SORUNU</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, sağlık okuryazarlığı düzeylerine ilişkin sonuçlar oldu.</p>

<p>Katılımcıların:</p>

<p>Yüzde 14,7'sinde yetersiz sağlık okuryazarlığı,</p>

<p>Yüzde 64,9'unda sorunlu sağlık okuryazarlığı,</p>

<p>Yüzde 20,4'ünde yeterli sağlık okuryazarlığı saptandı.</p>

<p>Böylece araştırmaya katılan hastaların yüzde 79,6'sı, kullanılan ölçeğe göre sağlık okuryazarlığı açısından yetersiz veya sorunlu kategorisinde yer aldı.</p>

<p>Bu sonuçlar, sağlık bilgilerinin anlaşılması ve değerlendirilmesinde önemli güçlükler bulunabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak söz konusu oran Türkiye'deki bütün kronik hastaların veya genel nüfusun sağlık okuryazarlığı düzeyini göstermiyor. Bulgular yalnızca araştırmaya katılan 422 kişilik örneklemi temsil ediyor.</p>

<p>SAĞLIK OKURYAZARLIĞI NEDİR?</p>

<p>Sağlık okuryazarlığı, bireyin sağlığıyla ilgili bilgilere ulaşabilmesi, bu bilgileri anlayabilmesi, güvenilirliğini değerlendirebilmesi ve sağlık kararlarında kullanabilmesi olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Örneğin bir hastanın ilaç kullanım talimatlarını anlaması, kan tahlili sonuçları hakkında doğru sorular sorabilmesi veya internette karşılaştığı bir sağlık iddiasının güvenilirliğini değerlendirebilmesi sağlık okuryazarlığıyla ilişkili.</p>

<p>Bu beceri yalnızca kişinin eğitim düzeyiyle sınırlı değil.</p>

<p>Hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının bilgileri anlaşılır bir dille sunması, sağlık sisteminin erişilebilirliği ve hastaya verilen yazılı materyallerin açıklığı da sağlık okuryazarlığını etkileyebilen unsurlar arasında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalıkları gibi uzun süreli takip gerektiren durumlarda sağlık bilgilerinin doğru anlaşılması önem taşıyor.</p>

<p>HEKİMLE İLETİŞİMDE EN GÜÇLÜ İLİŞKİ TEDAVİYE UYUMDA</p>

<p>Araştırmacılar, hastaların sağlık okuryazarlığı ile tedaviye uyum düzeylerinin hekimleriyle iletişimlerini nasıl değerlendirdikleriyle ilişkisini istatistiksel yöntemlerle inceledi.</p>

<p>Yaş, cinsiyet ve çeşitli klinik özelliklerin de dikkate alındığı analizlerde hem sağlık okuryazarlığının hem de tedaviye uyumun hekim iletişimine ilişkin olumlu değerlendirmelerle bağlantılı olduğu görüldü.</p>

<p>Tedaviye uyum için hesaplanan standartlaştırılmış ilişki katsayısı 0,448, sağlık okuryazarlığı için ise 0,196 olarak bulundu.</p>

<p>Bu sonuçlar, kullanılan istatistiksel modelde tedaviye uyumun hekim iletişimi değerlendirmeleriyle daha güçlü bir ilişki gösterdiğine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak bu bulgu, tedaviye uyumun hekim iletişimini doğrudan iyileştirdiği veya iyi iletişimin mutlaka tedaviye uyumu artırdığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>İlişkinin yönü ve olası nedenleri için farklı araştırma yöntemlerine ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>İNTERNETTEN ALINAN SAĞLIK BİLGİLERİ DİKKAT ÇEKTİ</p>

<p>Araştırmanın önemli sonuçlarından biri de internet üzerinden edinilen sağlık bilgileriyle ilgili oldu.</p>

<p>İnternetten ulaştıkları bilgilerin tedavi kararlarını etkilediğini bildiren hastaların, hekimleriyle iletişimlerinin etkililiğine ilişkin puanları diğer katılımcılara göre daha düşük bulundu.</p>

<p>Bu ilişki, diğer demografik ve klinik değişkenler dikkate alındığında da istatistiksel anlamlılığını korudu.</p>

<p>Ancak araştırma internetten sağlık bilgisi edinmenin doğrudan hekim-hasta iletişimini bozduğunu göstermiyor.</p>

<p>Ayrıca internet kullanan bütün hastalarda benzer bir sorun bulunduğu da söylenemez.</p>

<p>Çalışmada değerlendirilen durum, internetten edinilen bilgilerin hastaların tedavi kararlarını etkilemesiyle ilgiliydi.</p>

<p>Araştırma sonuçları, dijital sağlık bilgilerinin hekimle birlikte değerlendirilmesinin ve hastaların merak ettikleri konuları açıkça sorabilmesinin önemini gündeme getiriyor.</p>

<p>KRONİK HASTALIK SÜRESİ DE İLETİŞİMLE İLİŞKİLİ BULUNDU</p>

<p>Çalışmada on yıldan uzun süredir kronik hastalıkla yaşayan katılımcıların, hekimleriyle iletişimlerinin etkililiğine ilişkin puanlarının daha yüksek olduğu da belirlendi.</p>

<p>Bu sonuç, uzun süreli hastalık deneyiminin sağlık sistemiyle iletişime ilişkin bazı becerilerle bağlantılı olabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak araştırma, hastalık süresi uzadıkça iletişimin kendiliğinden iyileştiğini kanıtlamıyor.</p>

<p>Hastaların önceki sağlık hizmeti deneyimleri, takip sıklıkları ve bireysel özellikleri gibi farklı etkenler de sonuçlarda rol oynayabilir.</p>

<p>ARAŞTIRMA HASTALARIN HEKİMLERİYLE İLETİŞİMİNİ NASIL ÖLÇTÜ?</p>

<p>Araştırmada hekim-hasta iletişimi doğrudan ses veya görüntü kayıtları üzerinden değerlendirilmedi.</p>

<p>Bunun yerine katılımcıların hekimleriyle iletişimlerinin ne kadar etkili olduğunu düşündüklerini ölçen standart bir anket kullanıldı.</p>

<p>Dolayısıyla sonuçlar, doktorların iletişim becerilerine ilişkin bağımsız bir performans puanı veya sağlık kuruluşlarının hizmet kalitesini gösteren doğrudan bir ölçüm olarak yorumlanmamalı.</p>

<p>Araştırma hastaların kendi algılarına dayanan değerlendirmeleri ele alıyor.</p>

<p>Bu ayrım, bilimsel sonuçların doğru anlaşılması bakımından önem taşıyor.</p>

<p>TÜRK ÜNİVERSİTELERİNDEN DÖRT ARAŞTIRMACI</p>

<p>Çalışma, Hitit Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Ankara Üniversitesi bağlantılı dört araştırmacı tarafından hazırlandı.</p>

<p>Araştırmanın yazarları Gülay Yılmazel, İbrahim Doğan, Hilal Demirhan Keleş ve Emre Keleş.</p>

<p>Gülay Yılmazel ve Emre Keleş halk sağlığı ve hemşirelik alanlarıyla, İbrahim Doğan ve Hilal Demirhan Keleş ise sağlık yönetimiyle ilişkili akademik birimlerde görev yapıyor.</p>

<p>İbrahim Doğan'ın ayrıca Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sağlık Yönetimi Anabilim Dalı bağlantısı bulunuyor.</p>

<p>Araştırma, Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulunun 22 Haziran 2026 tarihli onayıyla gerçekleştirildi.</p>

<p>BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİ İÇİN NE ANLAMA GELİYOR?</p>

<p>Araştırmacılar, kronik hastalık yönetiminde hastaların sağlık bilgilerini daha iyi anlayabilmesini ve tedaviye katılımını destekleyecek uygulamalara ihtiyaç olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Özellikle aile sağlığı merkezlerinde tıbbi bilgilerin sade bir dille aktarılması, ilaç kullanım talimatlarının anlaşılır biçimde açıklanması ve hastaların soru sormasının teşvik edilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Hastanın kendisine verilen bilgiyi doğru anlayıp anlamadığının kontrol edilmesi de iletişimin niteliğini geliştirmeye yardımcı olabilir.</p>

<p>Bu amaçla sağlık çalışanları, hastadan verilen bilgiyi kendi sözleriyle açıklamasını isteyebilir.</p>

<p>Bu yaklaşım, hastayı sınamak yerine sağlık çalışanının açıklamasının yeterince anlaşılır olup olmadığını değerlendirmeye yöneliktir.</p>

<p>Kronik hastalıkların uzun süreli yönetiminde sağlık okuryazarlığını destekleyen programların geliştirilmesi, sağlık hizmetleri açısından üzerinde durulması gereken alanlar arasında bulunuyor.</p>

<p>ARAŞTIRMANIN SINIRLARI NELER?</p>

<p>Çalışma kesitsel bir araştırma olarak tasarlandı. Başka bir ifadeyle hastaların sağlık okuryazarlığı, tedaviye uyumu ve iletişim değerlendirmeleri belirli bir dönemde ölçüldü.</p>

<p>Bu nedenle bir değişkenin diğerine doğrudan neden olduğu sonucuna ulaşılamıyor.</p>

<p>Katılımcılar Türkiye'deki 12 aile sağlığı merkezinden seçildiği için sonuçların bütün ülkeye genellenmesi de mümkün değil.</p>

<p>Ayrıca hekim iletişiminin etkililiği hastaların kendi değerlendirmelerine dayanıyor.</p>

<p>Araştırma tedavi başarısı, hastaneye yatış, ölüm oranı veya tıbbi komplikasyonlar gibi klinik sonuçları doğrudan incelemedi.</p>

<p>Bununla birlikte çalışma, kronik hastalık yönetiminde sağlık bilgilerini anlama, tedaviye uyum ve hekimle iletişim arasındaki ilişkilerin anlaşılmasına katkı sağlıyor.</p>

<p>HASTALAR İÇİN HANGİ DERSLER ÇIKARILABİLİR?</p>

<p>Araştırma, hastaların hekimleriyle kurdukları iletişimde sağlık bilgilerini anlamalarının ve tedavi sürecine katılmalarının önemli olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>İlaçların nasıl kullanılacağı, olası yan etkiler, kontrol muayeneleri ve tedavinin hedefleri gibi konularda soruların açıkça dile getirilmesi, hastaların kendi sağlık durumlarını anlamalarına yardımcı olabilir.</p>

<p>İnternetten veya sosyal medyadan edinilen bilgiler ise bilimsel güvenilirlik açısından değerlendirilmeli ve mevcut tedaviyi değiştirmeden önce ilgili sağlık uzmanıyla görüşülmeli.</p>

<p>Türk araştırmacıların çalışması, kronik hastalıklarda etkili sağlık hizmetinin yalnızca doğru tanı ve tedaviyle sınırlı olmadığını; hastanın bilgileri anlayabilmesi ve sağlık çalışanlarıyla nitelikli iletişim kurabilmesinin de önemli olduğunu gündeme taşıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu haber gözlemsel bir araştırmanın bulgularını aktarmaktadır. Sonuçlar, herhangi bir iletişim yönteminin veya sağlık okuryazarlığı müdahalesinin kesin klinik yarar sağladığını kanıtlamaz.</p>

<p>Diyabet, hipertansiyon, KOAH ve diğer kronik hastalıkları bulunan kişiler ilaçlarını veya tedavi planlarını internette okudukları bilgilere dayanarak değiştirmemelidir.</p>

<p>Tedaviyle ilgili belirsizliklerde aile hekimine veya hastayı takip eden ilgili uzman hekime başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Yılmazel G., Doğan İ., Demirhan Keleş H., Keleş E. Associations of Health Literacy and Patient Adherence with Perceived Effectiveness of Patient–Physician Interaction Among Patients with Chronic Diseases in Primary Care. BMC Primary Care, 5 Kasım 2026.</p>

<p>2. Scienmag. Health Literacy and Adherence Linked to Perceived Doctor Interaction Effectiveness. 6 Kasım 2026. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-422-hastayla-arastirma-saglik-okuryazarligi-ve-hekim-iletisimi-arasinda-iliski</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3745.jpeg" type="image/jpeg" length="43780"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Heyet Raporu Nasıl Hesaplanır? Hastalık Oranları Neden Toplanmıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/heyet-raporu-nasil-hesaplanir-hastalik-oranlari-neden-toplanmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/heyet-raporu-nasil-hesaplanir-hastalik-oranlari-neden-toplanmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Engelli sağlık kurulu raporunda birden fazla hastalığı bulunan kişilerin engellilik oranı nasıl hesaplanıyor? Doktorların verdiği yüzdeler neden doğrudan toplanmıyor? Balthazard formülüyle yapılan hesaplamada yaş da sonucu etkileyebiliyor. İşte heyet raporu oranının belirlenmesi, örnek hesaplama ve bilinmesi gereken ayrıntılar.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Birden fazla kronik hastalığı veya kalıcı sağlık sorunu bulunan kişilerin en çok merak ettiği konulardan biri, sağlık kurulu raporunda toplam engellilik oranının nasıl belirlendiği. Halk arasında “heyet raporu” olarak bilinen engelli sağlık kurulu raporunda, her hastalık için belirlenen oranlar doğrudan toplanmıyor.</p>

<p>Türkiye’de erişkinlerin engellilik değerlendirmesi, ilgili yönetmelik kapsamında yapılıyor. Birden fazla hastalık veya fonksiyon kaybı nedeniyle farklı engellilik oranları belirlenmişse toplam oran, Balthazard yöntemi kullanılarak hesaplanıyor.</p>

<p>Bu yöntem nedeniyle iki ayrı hastalıktan yüzde 40 ve yüzde 30 oran alan bir kişinin toplam engellilik oranı yüzde 70 değil, yüzde 58 oluyor.</p>

<p>Heyet raporu nedir, nasıl alınır?</p>

<p>Heyet raporu, kişinin sağlık durumunun birden fazla uzman hekim tarafından değerlendirildiği ve sağlık kurulunca karara bağlandığı resmî sağlık raporudur.</p>

<p>Engellilik değerlendirmesi için düzenlenen raporlarda kişinin hastalıkları, organ ve fonksiyon kayıpları, günlük yaşam üzerindeki etkileri ve ilgili mevzuatta belirlenen ölçütler dikkate alınır.</p>

<p>Başvuru sonrasında kişi, sağlık durumuna göre ilgili uzmanlık dallarında muayene edilir. Gerekli tetkikler ve tıbbi belgeler değerlendirilir. Ardından sağlık kurulu, raporun sonucuna karar verir.</p>

<p>Ancak her heyet raporu aynı amaçla düzenlenmez. Engellilik raporu, maluliyet raporu ve istirahat raporu farklı işlemlere ve kurallara tabidir.</p>

<p>Heyet raporu yüzdesi nasıl hesaplanır?</p>

<p>Engelli sağlık kurulu raporlarında birden fazla hastalık veya fonksiyon kaybı için belirlenen engellilik oranlarının birleştirilmesinde Balthazard formülü kullanılır.</p>

<p>Hesaplama şu şekilde yapılır:</p>

<ol>
 <li>Öncelikle ilgili hastalık ve fonksiyon kayıplarına ait engellilik oranları belirlenir.</li>
 <li>Oranlar büyükten küçüğe sıralanır.</li>
 <li>En yüksek oran 100’den çıkarılır.</li>
 <li>Kalan değer, ikinci engellilik oranıyla çarpılıp 100’e bölünür.</li>
 <li>Bulunan sonuç, ilk engellilik oranına eklenir.</li>
 <li>Üçüncü veya daha fazla oran varsa aynı işlem tekrarlanır.</li>
</ol>

<p>Böylece kişinin toplam engellilik oranı hesaplanır.</p>

<p>Örnek heyet raporu hesaplaması: Yüzde 40 ve yüzde 30 kaç eder?</p>

<p>İki farklı hastalık nedeniyle yüzde 40 ve yüzde 30 engellilik oranı belirlendiğini düşünelim.</p>

<p>İlk oran yüzde 40 olduğunda, 100’den 40 çıkarılır. Kalan 60’ın yüzde 30’u alınır.</p>

<p>60 × 30 / 100 = 18</p>

<p>Bu değer ilk orana eklenir:</p>

<p>40 + 18 = 58</p>

<p>Sonuç: Yüzde 40 ve yüzde 30 engellilik oranlarının Balthazard yöntemiyle birleşimi yüzde 58’dir.</p>

<p>Bu örnekte iki oran doğrudan toplansaydı sonuç yüzde 70 olacaktı. Ancak yönetmelikteki hesaplama yöntemi farklı bir sonuç ortaya çıkarıyor.</p>

<p>Üç farklı hastalık varsa heyet raporu nasıl hesaplanır?</p>

<p>Bir kişinin üç farklı sağlık sorunu nedeniyle yüzde 40, yüzde 30 ve yüzde 20 engellilik oranı aldığını varsayalım.</p>

<p>Öncelikle yüzde 40 ve yüzde 30 birleştirilir. Sonuç yüzde 58 olur.</p>

<p>Daha sonra üçüncü oran olan yüzde 20 hesaplamaya katılır.</p>

<p>100 - 58 = 42</p>

<p>42 × 20 / 100 = 8,4</p>

<p>58 + 8,4 = 66,4</p>

<p>Böylece üç ayrı oranın matematiksel birleşimi yüzde 66,4 olur. Resmî rapordaki sonuç, yönetmeliğin hesaplama tablosu ve ilgili uygulama kuralları çerçevesinde belirlenir.</p>

<p>Bu örnek, Balthazard formülünün nasıl çalıştığını göstermek amacıyla hazırlanmıştır.</p>

<p>65 yaş üstü heyet raporunda engellilik oranı artıyor mu?</p>

<p>Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik, 65 yaş ve üzerindeki kişiler için ayrıca bir hesaplama öngörüyor.</p>

<p>Yönetmeliğe göre bu yaş grubunda, belirlenen engellilik oranına yüzde 10’luk oran Balthazard formülüyle birleştirilerek ekleniyor.</p>

<p>Örneğin toplam engellilik oranı yüzde 40 olan, 65 yaşını doldurmuş bir kişi için hesaplama şöyledir:</p>

<p>100 - 40 = 60</p>

<p>60 × 10 / 100 = 6</p>

<p>40 + 6 = 46</p>

<p>Böylece matematiksel sonuç yüzde 46 oluyor.</p>

<p>Burada önemli ayrıntı, yaş nedeniyle uygulanacak yüzde 10’luk oranın doğrudan 10 puan olarak eklenmemesidir.</p>

<p>Hangi hastalığa yüzde kaç heyet raporu verilir?</p>

<p>Heyet raporu almak isteyen kişilerin sıkça sorduğu sorulardan biri de şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp hastalıkları, görme kaybı, işitme kaybı ve ortopedik rahatsızlıkların hangi oranlarla değerlendirildiğidir.</p>

<p>Ancak yalnızca hastalığın adını bilmek, engellilik oranını belirlemek için yeterli değildir.</p>

<p>Aynı hastalığa sahip iki kişiye farklı oranlar verilebilir. Çünkü değerlendirmede hastalığın ağırlığı, organ ve fonksiyon kaybı, tedavi durumu ve yönetmelikte belirtilen tıbbi ölçütler dikkate alınır.</p>

<p>Örneğin diyabet tanısı bulunan herkesin aynı engellilik oranını alması beklenmez. Hastalığın neden olduğu komplikasyonlar ve kişinin sağlık durumu değerlendirmede etkili olabilir.</p>

<p>Benzer şekilde kalp, böbrek, göz ve hareket sistemi hastalıklarında da yalnızca tanıya bakılarak kesin bir yüzde söylenemez.</p>

<p>Ayrıca aynı fonksiyon kaybının farklı hastalık başlıkları altında tekrar değerlendirilmemesi ve ilgili kılavuzun özel kuralları önem taşır.</p>

<p>Yüzde 40 heyet raporu alan herkes aynı haklardan yararlanabilir mi?</p>

<p>Engellilik oranının yüzde 40 veya üzerinde olması, bazı hak ve uygulamalar bakımından önem taşıyabilir. Ancak raporda belirlenen yüzde, kişiye bütün sosyal hakların otomatik olarak tanınacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Engelli istihdamı, vergi uygulamaları, sosyal yardımlar, bakım hizmetleri ve diğer desteklerde ilgili mevzuatın ayrıca aradığı koşullar bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle rapor oranının yanında raporun türü, geçerlilik süresi, bağımlılık değerlendirmesi ve başvurulacak kurumun şartları da incelenmelidir.</p>

<p>Engelli raporu ile malulen emeklilik raporu aynı mı?</p>

<p>Hayır. Engelli sağlık kurulu raporunda kullanılan hesaplama ile Sosyal Güvenlik Kurumunun maluliyet değerlendirmesi aynı değildir.</p>

<p>Maluliyet değerlendirmesinde farklı mevzuat ve tıbbi ölçütler uygulanır. Bir kişinin engellilik raporundaki toplam oranının yüksek olması, tek başına malulen emekli olabileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Maluliyet konusunda son değerlendirme, ilgili mevzuat kapsamında SGK sağlık kurulları tarafından yapılır.</p>

<p>Dolayısıyla Balthazard yöntemiyle hesaplanan engellilik oranından hareketle kişinin malulen emekliliğe hak kazanacağı sonucuna varılmamalıdır.</p>

<p>Heyet raporu sürekli mi, süreli mi verilir?</p>

<p>Engelli sağlık kurulu raporları kişinin sağlık durumuna bağlı olarak süreli veya sürekli düzenlenebilir.</p>

<p>Hastalığın tedavi, ameliyat veya rehabilitasyon sonrasında değişme ihtimali bulunuyorsa süreli rapor verilebilir.</p>

<p>Fonksiyon kaybının sabit kalmasının ya da artmasının beklendiği durumlarda ise sürekli rapor düzenlenebilir.</p>

<p>Raporun geçerlilik süresi sağlık kurulunca belirlenir ve raporda belirtilir.</p>

<p>Heyet raporu sonucuna itiraz edilebilir mi?</p>

<p>Engelli sağlık kurulu raporundaki oranı veya değerlendirmeyi uygun bulmayan kişiler, ilgili il sağlık müdürlüğüne başvurarak itiraz edebilir.</p>

<p>Bireysel itirazların raporun tesliminden itibaren 30 gün içerisinde yapılması gerekir.</p>

<p>İtiraz sonrasında farklı bir yetkili sağlık kuruluşunda yeniden değerlendirme yapılabilir. Raporlar arasında uyuşmazlık bulunması ve itirazın devam etmesi durumunda hakem hastane süreci işletilir.</p>

<p>Heyet raporu hesaplamasında en önemli ayrıntı</p>

<p>Engelli sağlık kurulu raporunda toplam oranı belirleyen iki temel unsur bulunuyor: Hastalık ve fonksiyon kayıpları için ilgili yönetmeliğe göre belirlenen oranlar ile bu oranların birleştirilmesinde kullanılan hesaplama yöntemi.</p>

<p>Balthazard formülü matematiksel olarak hesaplanabilse de kişinin hangi hastalıktan ne kadar oran alacağı yalnızca hastalık adı üzerinden kesinleştirilemez.</p>

<p>Bu nedenle internet üzerinden yapılan hesaplamalar tahmini sonuç verir. Resmî engellilik oranı, yetkili sağlık kurulunun değerlendirmesiyle kesinleşir.</p>

<p>BİLGİLENDİRME NOTU</p>

<p>Bu haber, erişkin engellilik sağlık kurulu raporlarının hesaplama esasları hakkında genel bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Örnek oranlar varsayımsaldır. Kişisel sağlık durumuna ilişkin engellilik oranı, yalnızca yetkili sağlık kurulu tarafından belirlenebilir. Çocukların özel gereksinim değerlendirmeleri ile maluliyet ve iş göremezlik işlemleri farklı düzenlemelere tabidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>T.C. Resmî Gazete – Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik, 20 Şubat 2019, Sayı: 30692.</li>
 <li>T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı – Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü, engellilik değerlendirmesine ilişkin mevzuat.</li>
 <li>Sosyal Güvenlik Kurumu – Maluliyet Tespit İşlemleri ve Malullük hakkında resmî bilgilendirmeler.</li>
</ol><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/heyet-raporu-nasil-hesaplanir-hastalik-oranlari-neden-toplanmiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Nov 2026 07:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3743.jpeg" type="image/jpeg" length="68297"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Maden suyu seçerken etikette neye bakmalı? Bir şişedeki mineral miktarı farklı olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/maden-suyu-secerken-etikette-neye-bakmali-bir-sisedeki-mineral-miktari-farkli-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/maden-suyu-secerken-etikette-neye-bakmali-bir-sisedeki-mineral-miktari-farkli-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Maden sularının mineral içeriği aynı değil. Etiketteki sodyum, kalsiyum ve magnezyum değerlerini şişe hacmiyle birlikte okumak, ne kadar mineral aldığınızı anlamanızı ve ürünleri karşılaştırmanızı sağlıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Maden suyu alırken yalnızca markaya veya “zengin mineralli” ifadesine bakmak yeterli değil. Şişenin üzerindeki analiz bilgileri, içeceğin mineral içeriğini gösteriyor. Ancak bu değerlerin hangi hacim için verildiği gözden kaçırıldığında, tüketilen miktar yanlış hesaplanabiliyor.</p>

<p>Etikette görülen “mg/L”, bir litre sudaki mineral miktarını ifade ediyor. Dolayısıyla 200 mililitrelik bir şişeden alınan miktar, litre için yazılan değerin beşte biri oluyor.</p>

<p>ETİKETTEKİ SAYI HER ZAMAN BİR ŞİŞEYİ GÖSTERMEZ</p>

<p>Şişe başına mineral miktarını hesaplamak için etiketteki mg/L değerini, şişenin litre cinsinden hacmiyle çarpmak gerekiyor.</p>

<p>200 mililitrelik şişe için değer 0,2 ile; 250 mililitrelik şişe için 0,25 ile çarpılıyor.</p>

<p>Örneğin aşağıdaki değerlerin yazdığı varsayımsal bir ürünü düşünelim:</p>

<p>Sodyum: 100 mg/L<br />
Kalsiyum: 150 mg/L<br />
Magnezyum: 50 mg/L</p>

<p>Bu ürünün 200 mililitrelik bir şişesinde 20 mg sodyum, 30 mg kalsiyum ve 10 mg magnezyum bulunur.</p>

<p>Bu rakamlar herhangi bir markanın analiz sonucu değildir; etiketin nasıl okunacağını göstermek için hazırlanmış hesaplama örneğidir.</p>

<p>İKİ ÜRÜNÜ AYNI HACİM ÜZERİNDEN KARŞILAŞTIRIN</p>

<p>Bir ürünün 200, diğerinin 250 mililitrelik şişede satılması karşılaştırmayı zorlaştırabilir. Mineral yoğunluğunu karşılaştırmak için iki etiketteki mg/L değerlerine bakılmalı. Gerçekte ne kadar mineral tüketildiğini anlamak içinse içilen hacim ayrıca hesaplanmalı.</p>

<p>Aynı mineral yoğunluğuna sahip iki üründen daha büyük hacimde tüketilen, daha fazla mineral alımı sağlar. Bu nedenle yalnızca şişe üzerindeki büyük sayıya bakmak yanıltıcı olabilir.</p>

<p>SODYUM NEDEN AYRI DEĞERLENDİRİLMELİ?</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlerde günlük toplam sodyum tüketiminin 2 bin miligramın altında tutulmasını öneriyor. Bu miktar yaklaşık 5 gram tuza karşılık geliyor.</p>

<p>Burada söz konusu olan yalnızca sofrada eklenen tuz değil; gün boyunca yiyecek ve içeceklerden alınan toplam sodyum.</p>

<p>Maden suyundan gelen sodyum da bu toplama dahil edilmeli. Ancak bütün maden sularını sodyum açısından aynı kabul etmek doğru değil; değerlendirme ürünün etiketi ve tüketilen miktar üzerinden yapılmalı.</p>

<p>SODYUM KISITLAMASI OLANLAR NELERE BAKMALI?</p>

<p>Hekim tarafından sodyum kısıtlaması önerilen kişiler için etiketteki sodyum satırı özellikle önem taşıyor. Günlük beslenme planında yalnızca tek bir içeceğin değil, bütün öğünlerin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Kalp yetersizliği gibi kişiye özel beslenme veya sıvı planı gerektiren durumlarda genel nüfusa yönelik öneriler doğrudan uygulanmamalı. Ürünün mineral içeriği kadar tüketilecek hacim de kişisel plana uygun olmalı.</p>

<p>“ZENGİN MİNERALLİ” İFADESİ TEK BAŞINA SEÇİM ÖLÇÜTÜ DEĞİL</p>

<p>Toplam mineral miktarı, sodyum, kalsiyum ve magnezyumun ayrı ayrı ne kadar bulunduğunu tek başına anlatmaz. Bu nedenle ürünleri karşılaştırırken yalnızca toplam değere değil, ilgilenilen mineralin kendi satırına bakmak daha açıklayıcıdır.</p>

<p>Örneğin magnezyum içeriğini öğrenmek isteyen bir okur, toplam mineral sayısından hareketle sonuç çıkaramaz. Magnezyum değerini bulmalı ve içeceği miktara göre hesaplamalıdır.</p>

<p>MARKETTE ÜÇ ADIMDA ETİKET OKUMA</p>

<p>Önce değerlerin hangi birimle verildiğini kontrol edin. Ardından sodyum, kalsiyum ve magnezyum miktarlarını ayrı ayrı okuyun. Son olarak şişe hacmini kullanarak tükettiğiniz miktarı hesaplayın.</p>

<p>Böylece ürünün üzerinde yazan mineral yoğunluğu ile bir şişeden alınan gerçek miktar birbirine karıştırılmaz.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Sodyum veya sıvı kısıtlaması uygulanıyorsa maden suyu tüketimi kişisel tedavi ve beslenme planına göre değerlendirilmelidir. Etiket bilgisi, hekim tarafından belirlenen planın yerini tutmaz.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Sağlık Bakanlığı. Gıda, Su ve Beslenme Konusunda Sıkça Sorulan Sorular.<br />
2. Sağlık Bakanlığı. Doğal Mineralli Sular Hakkında Yönetmelik.<br />
3. Dünya Sağlık Örgütü. Sodium reduction; Guideline: Sodium Intake for Adults and Children. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/maden-suyu-secerken-etikette-neye-bakmali-bir-sisedeki-mineral-miktari-farkli-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 23:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3737.jpeg" type="image/jpeg" length="13111"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ağızdan Alınan Obezite İlacı Orforglipronun 72 Haftalık Faz 3 Sonuçları Açıklandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/agizdan-alinan-obezite-ilaci-orforglipronun-72-haftalik-faz-3-sonuclari-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/agizdan-alinan-obezite-ilaci-orforglipronun-72-haftalik-faz-3-sonuclari-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Japonya'da 238 yetişkinle yürütülen ATTAIN-J faz 3 araştırmasında günlük orforglipron kullanan gruplarda 72 haftalık ortalama kilo kaybı %5,9–8,7 oldu. Plasebo grubunda bu oran %0,6'da kaldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ağızdan alınan GLP-1 grubu obezite ilacı orforglipronun Japonya'da yürütülen ATTAIN-J faz 3 araştırmasının sonuçları açıklandı. Toplam 238 yetişkinin katıldığı çalışmada, 72 haftalık tedavi sonunda orforglipron kullanan gruplarda ortalama vücut ağırlığı kaybı %5,9 ile %8,7 arasında değişti. İlaç içermeyen plasebo grubunda ise ortalama kilo kaybı %0,6 olarak kaydedildi.</p>

<p>The Lancet Diabetes &amp; Endocrinology dergisinde 30 Ekim 2026'da yayımlanan araştırma, ağızdan kullanılan orforglipronun obeziteyle ilişkili sağlık sorunları bulunan Japon yetişkinlerdeki etkinliğini ve güvenliğini değerlendirdi.</p>

<p>238 yetişkinin katıldığı araştırmada üç farklı doz incelendi</p>

<p>ATTAIN-J, Japonya'daki 16 araştırma merkezi ve hastanede yürütülen, çift kör, randomize ve plasebo kontrollü bir faz 3 klinik araştırması olarak tasarlandı.</p>

<p>Çalışmaya, obeziteye eşlik eden sağlık sorunları bulunan 18 yaş ve üzerindeki yetişkinler alındı. Katılımcılar arasında hipertansiyon, kan yağlarında bozukluk veya tip 2 diyabet gibi rahatsızlıkları bulunan kişiler yer aldı.</p>

<p>Araştırmaya katılan 238 kişinin yaş ortalaması 54,1'di. Katılımcılar rastgele dört gruba ayrıldı.</p>

<p>Birinci gruptaki 61 kişi günlük 6 mg, ikinci gruptaki 57 kişi 12 mg, üçüncü gruptaki 60 kişi ise 36 mg orforglipron aldı. Dördüncü gruptaki 60 kişiye plasebo verildi.</p>

<p>Toplam 214 katılımcı, yani araştırmaya alınanların yaklaşık %90'ı çalışmayı tamamladı.</p>

<p>72 haftada kilo kaybı ne kadar oldu?</p>

<p>Araştırmanın sonunda ortalama vücut ağırlığı değişimi şu şekilde gerçekleşti:</p>

<p>6 mg orforglipron: %5,9 kilo kaybı</p>

<p>12 mg orforglipron: %8,7 kilo kaybı</p>

<p>36 mg orforglipron: %7,9 kilo kaybı</p>

<p>Plasebo: %0,6 kilo kaybı</p>

<p>Her üç orforglipron grubunda da ortalama kilo kaybı plasebo grubundan istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha yüksekti.</p>

<p>Dikkat çeken ayrıntılardan biri, sayısal olarak en yüksek ortalama kilo kaybının 36 mg yerine 12 mg grubunda görülmesiydi. Ancak bu sonuç, 12 mg dozunun 36 mg dozundan daha etkili olduğunu tek başına kanıtlamıyor. Araştırmanın temel karşılaştırması, her bir ilaç grubunun plaseboyla karşılaştırılmasıydı.</p>

<p>100 kilogram üzerinden düşünülürse %8,7'lik kayıp, 8,7 kilogramlık ağırlık azalmasına karşılık geliyor. Bununla birlikte araştırmada açıklanan değerler grup ortalamalarını gösteriyor; her katılımcının aynı miktarda kilo verdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Katılımcıların ne kadarı en az %5 kilo verdi?</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca ortalama kilo değişimini değil, başlangıç ağırlığının en az %5'ini kaybeden katılımcıların oranını da değerlendirdi.</p>

<p>Bu hedefe ulaşanların oranı:</p>

<p>6 mg grubunda %45,6</p>

<p>12 mg grubunda %60,8</p>

<p>36 mg grubunda %58,8</p>

<p>Plasebo grubunda %15,2 olarak hesaplandı.</p>

<p>Böylece orforglipron verilen gruplarda, başlangıç kilosunun en az %5'ini kaybeden katılımcıların oranı plaseboya göre anlamlı ölçüde yüksek bulundu.</p>

<p>Orforglipron nasıl etki ediyor?</p>

<p>Orforglipron, GLP-1 reseptör agonisti adı verilen ilaç grubunda yer alıyor.</p>

<p>GLP-1, vücutta yemek sonrasında salgılanan ve iştah, tokluk hissi, mide boşalması ve kan şekeri düzenlenmesinde rol oynayan bir hormon.</p>

<p>Orforglipron bu hormonun etkilerini taklit ederek iştahın ve besin alımının düzenlenmesine yardımcı oluyor.</p>

<p>İlacın dikkat çeken özelliği ağızdan kullanılabilmesi. Orforglipron, peptit yapıda olmayan küçük moleküllü bir GLP-1 reseptör agonisti olarak geliştirildi.</p>

<p>Bu özellik, enjeksiyon gerektiren bazı obezite tedavilerine kıyasla farklı bir uygulama seçeneği sunuyor. Ancak ağızdan alınması, ilacın yan etkisiz olduğu veya herkes için uygun olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>En sık görülen yan etkiler nelerdi?</p>

<p>ATTAIN-J araştırmasında orforglipronla ilişkili yan etkilerin çoğu hafif veya orta şiddette sindirim sistemi yakınmalarıydı.</p>

<p>Bulantı ve kusma, bazı katılımcıların araştırma tedavisini bırakmasına neden oldu.</p>

<p>Bulantı nedeniyle tedaviyi bırakanların sayısı 6 mg ve 12 mg gruplarında birer kişi, 36 mg grubunda ise beş kişiydi.</p>

<p>Kusma nedeniyle tedaviyi bırakan iki kişi 12 mg grubunda, bir kişi de 36 mg grubunda bulunuyordu.</p>

<p>Araştırmacılar, gözlenen güvenlilik profilinin diğer GLP-1 reseptör agonistleriyle genel olarak uyumlu olduğunu bildirdi.</p>

<p>Bununla birlikte GLP-1 grubu ilaçlarda pankreatit, ciddi sindirim sistemi sorunları ve safra kesesi hastalıkları gibi klinik açıdan önemli riskler de değerlendiriliyor.</p>

<p>ABD'deki ürün etiketinde ayrıca tiroit C hücreli tümörlerine ilişkin uyarı bulunuyor. Bu uyarının dayandığı hayvan bulgularının insanlara ne ölçüde uygulanabileceği kesin olarak bilinmiyor.</p>

<p>İlaç ABD'de onay aldı mı?</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), orforglipronu 1 Nisan 2026 tarihinde Foundayo ticari adıyla onayladı.</p>

<p>Onay, obezitesi bulunan veya fazla kilolu olup kiloyla ilişkili en az bir sağlık sorunu taşıyan yetişkinlerde, düşük kalorili beslenme ve fiziksel aktiviteyle birlikte uzun süreli kilo yönetimini kapsıyor.</p>

<p>FDA kararının temel dayanağını ATTAIN-1 ve ATTAIN-2 adlı daha geniş kapsamlı faz 3 araştırmaları oluşturdu.</p>

<p>Japonya'daki ATTAIN-J çalışması ise farklı bir katılımcı grubundan elde edilen ek klinik verileri ortaya koydu.</p>

<p>Bu nedenle ATTAIN-J sonuçları, ilacın ilk kez onaylandığı anlamına gelmiyor. Çalışma, daha önce başka popülasyonlarda araştırılmış bir tedavinin Japon yetişkinlerdeki sonuçlarını gösteriyor.</p>

<p>Araştırmanın sınırları neler?</p>

<p>ATTAIN-J, randomize ve plasebo kontrollü tasarımı sayesinde ilaç ile kilo değişimi arasındaki nedensel ilişkiyi değerlendirmek açısından güçlü bir klinik araştırma.</p>

<p>Bununla birlikte çalışmaya yalnızca Japonya'da yaşayan, belirli obezite ölçütlerini karşılayan ve obeziteye eşlik eden sağlık sorunları bulunan yetişkinler alındı.</p>

<p>Dolayısıyla sonuçlar, fazla kilosu bulunan bütün bireylere doğrudan genellenemez.</p>

<p>Ayrıca araştırmada orforglipron başka bir obezite ilacıyla doğrudan karşılaştırılmadı. Bu nedenle sonuçlar, enjeksiyonla kullanılan tedavilere üstünlük gösterdiği biçiminde yorumlanamaz.</p>

<p>72 haftalık veriler de ilacın çok daha uzun süreli kullanımındaki bütün yarar ve riskleri tek başına ortaya koymuyor.</p>

<p>Araştırma Eli Lilly and Company tarafından finanse edildi.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Orforglipron reçeteli bir ilaçtır. Uygunluğu, olası yan etkileri, diğer ilaçlarla etkileşimleri ve kullanılmaması gereken durumlar hekim tarafından değerlendirilmelidir. Araştırmada kullanılan dozlar kişisel tedavi önerisi değildir. Hekim değerlendirmesi olmadan obezite ilacı kullanılmamalı veya mevcut tedavi değiştirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Yokote K, Yamauchi T, Shingaki T ve diğerleri. Efficacy and safety of oral orforglipron in Japanese participants with obesity disease (ATTAIN-J): a double-blind, randomised, placebo-controlled, parallel-group, phase 3 trial. The Lancet Diabetes &amp; Endocrinology. 30 Ekim 2026. DOI: 10.1016/S2213-8587(26)00232-9.</p>

<p>2. U.S. Food and Drug Administration (FDA). FDA Approves First New Molecular Entity Under National Priority Voucher Program. 1 Nisan 2026. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/agizdan-alinan-obezite-ilaci-orforglipronun-72-haftalik-faz-3-sonuclari-aciklandi</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 23:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3736.jpeg" type="image/jpeg" length="13472"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Pergamon’un Şifa Merkezi: Roma Dünyasının Hastaları Neden Buraya Geliyordu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/pergamonun-sifa-merkezi-roma-dunyasinin-hastalari-neden-buraya-geliyordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/pergamonun-sifa-merkezi-roma-dunyasinin-hastalari-neden-buraya-geliyordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antik Roma dünyasında hastalıklarına çare arayan insanlar, bugünkü Bergama'da bulunan Pergamon Asklepionu'na yöneliyordu. Burada kutsal sulardan yararlanılıyor, hastalar rüyalarında şifa tanrısı Asklepios'tan yardım bekliyordu. Ünlü hatip Aelius Aristides'in tanıklıkları, inançla hekimliğin iç içe geçtiği bu sıra dışı merkezin neden ün kazandığını ortaya koyuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h1>Roma Dünyasında Hastaların Yöneldiği Şifa Merkezi</h1>

<p>Roma İmparatorluğu'nun en parlak dönemlerinden biri olan MS 2. yüzyılda, Anadolu'nun batısındaki Pergamon kenti hastalıklarına çare arayan insanların önemli duraklarından biriydi.</p>

<p>Bugünkü İzmir'in Bergama ilçesinde bulunan kent, yalnızca görkemli yapıları, kültürel hayatı ve yetiştirdiği hekimlerle tanınmıyordu. Kentin dışında, sağlık tanrısı Asklepios'a adanmış büyük bir kutsal alan bulunuyordu.</p>

<p>Asklepion adı verilen bu merkeze gelen ziyaretçiler, modern anlamda bir hastaneye başvurmuyordu. Burada bedensel rahatsızlıklar, dinî inançlar ve iyileşme beklentisi birbirine bağlıydı.</p>

<p>Hastalar kutsal su kaynaklarından yararlanıyor, belirli ritüellere katılıyor ve rüyalarında tanrısal bir yönlendirme almayı umuyordu.</p>

<p>Pergamon Asklepionu'nun ziyaretçileri arasında dönemin tanınmış hatiplerinden Aelius Aristides de bulunuyordu. Aristides, uzun yıllar devam eden sağlık sorunlarını ve burada yaşadığı deneyimleri kendi eserlerinde anlattı.</p>

<p>Onun bıraktığı metinler, bugün antik insanların hastalık karşısında ne düşündüğünü, hangi yöntemlere başvurduğunu ve iyileşme umudunu nasıl sürdürdüğünü anlamamızı sağlıyor.</p>

<p>Peki Pergamon'u dönemin dikkat çeken şifa merkezlerinden biri hâline getiren neydi?</p>

<h2>Asklepion'un Kökeni: Bir Av Kazasından Doğan Gelenek</h2>

<p>Pergamon Asklepionu'nun geçmişi Roma İmparatorluğu'ndan önceye, Helenistik döneme ve daha eski dinî geleneklere uzanır.</p>

<p>MS 2. yüzyılda yaşamış Yunan gezgin ve coğrafyacı Pausanias, <i>Yunanistan'ın Tasviri</i> adlı eserinde Pergamon'daki Asklepios kültünün kuruluşuna ilişkin bir anlatı aktarır.</p>

<p>Pausanias'a göre Archias adlı bir kişi, Pindasos yakınlarında avlanırken geçirdiği bir sakatlanmanın ardından Epidauros'taki Asklepios kutsal alanında iyileşmişti. Daha sonra bu tanrıya yönelik ibadet geleneğini Pergamon'a taşımıştı.</p>

<p>Bu hikâye, Pergamon'un şifa geleneğinin Yunanistan'daki ünlü Epidauros merkeziyle ilişkilendirildiğini gösterir.</p>

<p>Ancak Pausanias'ın aktardığı olay, bağımsız belgelerle bütün ayrıntıları doğrulanmış bir kuruluş kaydı değildir. Daha çok kutsal alanın kökenini açıklayan antik bir gelenek olarak değerlendirilmelidir. [1]</p>

<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın tarihsel açıklamalarında Asklepion'un gelişimi MÖ 4. yüzyıla kadar götürülmektedir. Buna karşılık Alexandra Katevaini ve Christina Williamson'ın 2025 yılında yayımlanan arkeolojik araştırması, Asklepios kültüne ilişkin kesin maddi kanıtların MÖ 3. yüzyıldan itibaren görüldüğünü belirtmektedir. [2]</p>

<p>Bu iki bilgi mutlaka birbiriyle çelişmez. Dinî bir geleneğin ortaya çıkışı ile arkeolojik olarak güvenilir biçimde belgelenmesi aynı tarihe rastlamayabilir.</p>

<p>Pergamon'un Helenistik dönemde Attalos Hanedanı yönetiminde önemli bir siyasi ve kültürel merkez hâline gelmesi, Asklepion'un gelişmesine de katkıda bulundu.</p>

<p>Özellikle II. Eumenes döneminde kutsal alanın mimari düzeni genişletildi. Böylece Pergamon'daki şifa geleneği, krallık yönetiminin desteklediği büyük bir dinî kurumun parçasına dönüştü.</p>

<p>MÖ 133 yılında Pergamon Krallığı'nın Roma'ya bırakılması ve ardından Roma yönetiminin kurulmasıyla şehir yeni bir siyasi döneme girdi. Asklepion da ilerleyen yüzyıllarda bu imparatorluk dünyasının önemli kutsal alanlarından biri hâline gelecekti.</p>

<h2>Hastalar Kutsal Bir Yoldan Geçerek İçeri Giriyordu</h2>

<p>Roma dönemindeki Pergamon Asklepionu, mimari büyüklüğü ve ziyaretçilere sunduğu mekânlarla dikkat çekiyordu.</p>

<p>Kutsal alana ulaşmak için <i>Via Tecta</i> adı verilen, yaklaşık bir kilometre uzunluğunda bir yol kullanılıyordu. Yolun bazı kesimleri örtülüydü; kutsal alana yaklaşan bölümü ise sütunlu bir düzenlemeye sahipti.</p>

<p>Bu yol, Pergamon'un kent yaşamıyla Asklepion arasında bağlantı kuruyordu.</p>

<p>Ziyaretçiler anıtsal girişten geçtiklerinde geniş bir avluya ulaşıyordu. Avlunun çevresinde sütunlu galeriler, tapınaklar ve farklı amaçlarla kullanılan yapılar bulunuyordu.</p>

<p>Komplekste yaklaşık 3.500 kişi kapasiteli bir tiyatro, kütüphane olarak tanımlanan bir mekân, kutsal su kaynakları, dinî tören alanları ve uyku ritüelleriyle ilişkili yapılar yer alıyordu. [8]</p>

<p>Bütün bunlar Asklepion'un yalnızca hastalıklarla ilgilenilen bir yer olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Burası aynı zamanda toplumsal ilişkilerin kurulduğu, dinî törenlerin gerçekleştirildiği ve kültürel faaliyetlerin yürütüldüğü bir merkezdi.</p>

<p>Roma İmparatoru Hadrianus döneminde önemli mimari değişiklikler yaşandığı bilinmektedir. Ancak günümüze ulaşan bütün yapıların onun emriyle ve aynı yıllarda inşa edildiğini söylemek doğru değildir.</p>

<p>Arkeolog Volker Michael Strocka'nın araştırmaları, Roma dönemi yapılarının farklı tarihlerde ve yerel seçkinlerin katkılarıyla meydana geldiğine işaret etmektedir. [6]</p>

<p>Bu durum, Asklepion'un büyümesinde yalnızca imparatorluk himayesinin değil, Pergamonlu varlıklı ailelerin ve kent seçkinlerinin de etkili olduğunu ortaya koymaktadır.</p>

<h2>Hastalar Neden Uykuya Yatırılıyordu?</h2>

<p>Pergamon Asklepionu'nun en dikkat çekici uygulamalarından biri, uyku sırasında tanrısal yönlendirme alma inancıydı.</p>

<p>Antik dünyada <i>enkoimesis</i> veya <i>incubatio</i> olarak adlandırılan bu ritüelde ziyaretçiler, belirli dinî hazırlıkların ardından kutsal alanla bağlantılı mekânlarda uyuyordu.</p>

<p>Amaç, Asklepios'un rüyada görünmesi ya da kişinin hastalığıyla ilgili bir işaret vermesiydi.</p>

<p>Bu uygulamanın temelinde dönemin hastalık ve iyileşme anlayışı bulunuyordu.</p>

<p>Antik Yunan ve Roma dünyasında insanlar bedensel rahatsızlıklarının nedenlerini açıklamak için yalnızca hekimlerin görüşlerine başvurmuyordu. Tanrıların yardımı ve dinî ritüeller de iyileşme arayışının parçası olabiliyordu.</p>

<p>Pergamon'da gerçekleştirilen arkeolojik kazılar, kutsal alanda uyku ritüellerine ayrılan mekânların erken dönemlerden itibaren bulunduğunu göstermektedir.</p>

<p>2025 tarihli arkeolojik araştırma, MÖ 3. yüzyılda uyku ritüelleriyle ilişkili yapıların bulunduğunu ve bu alanların daha sonraki dönemlerde genişletildiğini ortaya koymaktadır. [2]</p>

<p>Bununla birlikte bu ritüelleri modern psikoterapi, hipnoz veya bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış herhangi bir tedavi yöntemiyle özdeşleştirmek mümkün değildir.</p>

<p>Rüyaların hastalıklara çare sunduğu inancı, uygulamanın tarihsel bağlamını açıklar; gerçek bir tıbbi etkinliği kanıtlamaz.</p>

<p>Asklepion'da uyku ritüellerinin nasıl deneyimlendiğini anlamamızı sağlayan en önemli kişilerden biri ise bizzat burada tedavi arayan Aelius Aristides'tir.</p>

<h2>Aelius Aristides: Hastalığını ve Rüyalarını Yazıya Döken Hatip</h2>

<p>Aelius Aristides, MS 2. yüzyılda yaşamış, Roma dünyasının doğu eyaletlerinde ün kazanmış bir hatipti.</p>

<p>İyi eğitim görmüş, hitabet yeteneğiyle tanınmış ve dönemin entelektüel çevrelerinde önemli bir yer edinmişti.</p>

<p>Ancak yetişkinlik yıllarında başlayan uzun süreli sağlık sorunları yaşamını derinden etkiledi.</p>

<p>Aristides, hastalıklarından kurtulmak amacıyla farklı uygulamalara başvurdu ve Pergamon Asklepionu'nda uzun süre bulundu.</p>

<p>Sağlık sorunlarını, gördüğü rüyaları ve gerçekleştirdiği uygulamaları <i>Hieroi Logoi</i> adıyla bilinen <i>Kutsal Anlatılar</i> eserinde aktardı.</p>

<p>Bu metinlerin tıp tarihi açısından değeri büyüktür.</p>

<p>Çünkü Aristides yalnızca bir hastalıktan söz etmez. Hastalık deneyimini, tedavi arayışını ve Asklepios ile kurduğuna inandığı ilişkiyi kendi bakış açısından anlatır. [3, 4]</p>

<p>Eserinde rüyalar aracılığıyla çeşitli yönlendirmeler aldığını ve bunlara uygun davranmaya çalıştığını belirtir.</p>

<p>Bu yönlendirmeler arasında suya girme, çamurla temas, hareket etme, beslenme düzenini değiştirme ve başka bedensel uygulamalar bulunuyordu.</p>

<p>Bazıları oldukça zorlayıcı olan bu uygulamalar, Aristides'in yaşamında önemli bir yer tutmuştu.</p>

<p>Ancak onun anlattığı belirtilerden yola çıkarak bugün kesin bir hastalık tanısı koymak mümkün değildir.</p>

<p>Ayrıca Aristides'in anlatıları, modern bir klinik dosya gibi değerlendirilmemelidir. Bunlar aynı zamanda yazarın dinî inançlarını, kişisel deneyimlerini ve kendisini nasıl ifade etmek istediğini yansıtan edebî metinlerdir.</p>

<p>Tıp tarihi araştırmacısı Georgia Petridou'nun 2016 yılında yayımlanan çalışması, Aristides'in tamamen edilgen ve yalnızca tanrısal emirlere uyan bir hasta olarak görülmesine karşı çıkar.</p>

<p>Petridou'ya göre Aristides, kendi sağlık durumuyla ilgilenen ve tedavi sürecinde kararlar alan daha karmaşık bir kişiliktir. [5]</p>

<p>Bu değerlendirme önemli bir noktayı ortaya koyar.</p>

<p>Pergamon'a gelen bir hasta, dinî inançlara bağlı olduğu için dönemin bütün tıbbi bilgisinden uzak değildi.</p>

<p>Aristides'in hikâyesi, Roma dünyasında inanç ve hekimliğin aynı kişinin sağlık arayışında nasıl bir araya gelebildiğini göstermektedir.</p>

<h2>Kutsal Suların İyileştirici Olduğuna İnanılıyordu</h2>

<p>Asklepion'un diğer önemli özelliği su kaynaklarıydı.</p>

<p>Pergamon'daki kutsal alanın doğal kaynakları, kuyuları ve suyla bağlantılı yapıları arkeolojik araştırmalarda belgelenmiştir.</p>

<p>Su, gündelik ihtiyaçların karşılanmasının ötesinde dinî anlam taşıyordu.</p>

<p>Aelius Aristides'in kutsal kuyuya ilişkin söylevi, dönemin insanlarının bu suya yüklediği iyileştirici anlamı gösterir.</p>

<p>Aristides, çeşitli rahatsızlıklar için suyun kullanıldığını anlatır. <i>Kutsal Anlatılar</i> eserinde ise kendisine rüyalar yoluyla bildirildiğine inandığı su uygulamalarından söz eder. [3]</p>

<p>Antik dünyada banyo, beslenme düzenlemeleri ve bedensel faaliyetler sağlık arayışının farklı biçimleri arasında bulunuyordu.</p>

<p>Ancak Asklepion'daki bütün ziyaretçilerin aynı uygulamalardan geçtiğini gösteren eksiksiz hasta kayıtları mevcut değildir.</p>

<p>Dahası, kutsal suyun veya çamur uygulamalarının belirli hastalıkları iyileştirdiğine ilişkin antik tanıklıklar, günümüz bilimsel ölçütlerine göre etkinlik kanıtı sayılmaz.</p>

<p>Burada tarihsel bakımdan önemli olan, suyun hastaların umutları, dinî ritüeller ve bedensel bakım anlayışı içindeki yeridir.</p>

<h2>Galenos da Pergamon'da Yetişmişti</h2>

<p>Pergamon'un tıp tarihindeki ünü Asklepion'la sınırlı değildir.</p>

<p>Antik çağın en etkili hekimlerinden Galenos, MS 129 yılında bu şehirde doğmuştur.</p>

<p>Galenos, varlıklı ve eğitimli bir ailede yetişti. Felsefe ve matematikle ilgilendikten sonra tıp öğrenimine yöneldi.</p>

<p>Kendi yaşam öyküsünde aktarılan bir anlatıya göre babası, Asklepios'tan geldiğine inandığı bir rüya üzerine oğlunun hekimlik öğrenimi görmesini istemişti.</p>

<p>Bu anlatı, dönemin dinî düşüncesinin Galenos'un yaşam öyküsündeki yerini göstermektedir; bağımsız biçimde doğrulanmış tanrısal bir olay değildir.</p>

<p>Galenos, Pergamon'daki ilk eğitiminden sonra Smyrna, Korinthos ve İskenderiye'de öğrenimini sürdürdü.</p>

<p>MS 157 yılında memleketine döndüğünde gladyatörlerin hekimi olarak görev aldı. Yaralanmaların tedavisi ve anatomi konularında deneyim kazandı.</p>

<p>MS 162 yılında Roma'ya gitti ve zamanla imparatorluk çevresinin tanınan hekimlerinden biri oldu. [7]</p>

<p>Galenos'un Pergamonlu olması, kentin hekimlik tarihi açısından taşıdığı önemi göstermektedir.</p>

<p>Ancak onun gladyatörlere uyguladığı tedaviler ile Asklepion'daki dinî şifa ritüelleri aynı kurumsal faaliyet olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Galenos'un Aristides'i Asklepion'da tedavi ettiği veya burada uygulanan bütün yöntemleri yönettiği yönündeki anlatılar da yeterli tarihsel kanıtlarla desteklenmemektedir.</p>

<p>Dolayısıyla Pergamon'un tıp tarihi incelenirken Galenos'un mesleki hekimliği ile Asklepion'un kutsal şifa geleneği birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<h2>Roma Dünyasında Pergamon Neden Bu Kadar İlgi Görüyordu?</h2>

<p>Pergamon Asklepionu'nun ününü açıklayan tek bir neden bulunmuyor.</p>

<p>İlk etken, kutsal alanın köklü geçmişiydi.</p>

<p>Asklepios kültünün yüzyıllar boyunca varlığını sürdürmesi, Pergamon'u bu tanrıya yönelik dinî ziyaretlerin önemli merkezlerinden biri hâline getirmişti.</p>

<p>İkinci etken, kentin siyasi ve ekonomik gücüydü.</p>

<p>Pergamon, Helenistik krallık döneminden itibaren önemli bir yönetim ve kültür merkezi olmuştu. Roma döneminde de varlıklı aileler, yöneticiler ve eğitimli seçkinler kent yaşamında etkiliydi.</p>

<p>Asklepion'un gelişimine katkıda bulunan bu çevreler, kutsal alanın mimari bakımdan büyümesini ve imparatorluk dünyasında tanınmasını kolaylaştırdı.</p>

<p>Üçüncü etken ise Asklepion'un yalnızca hastalara yönelik bir mekân olmamasıydı.</p>

<p>Burada dinî törenler gerçekleştiriliyor, ziyaretçiler bir araya geliyor ve kültürel faaliyetler düzenleniyordu.</p>

<p>Asklepion'un mimari büyüklüğü ile sosyal işlevleri, onu farklı amaçlarla ziyaret edilen önemli bir kutsal alan hâline getiriyordu.</p>

<p>Katevaini ve Williamson'ın 2025 tarihli araştırması da Pergamon Asklepionu'nu yalnızca tedavi faaliyetleri üzerinden değil, siyasi ilişkiler, dinî uygulamalar ve toplumsal yaşamın bir arada şekillendiği tarihsel bir mekân olarak değerlendirmektedir. [2]</p>

<p>Bununla birlikte bütün ziyaretçilerin hasta olduğu veya buraya gelen her tanınmış kişinin tedavi gördüğü söylenemez.</p>

<p>Aelius Aristides, kendi anlatıları sayesinde sağlık sorunlarıyla Asklepion'a başvurduğunu açık biçimde bildiğimiz en önemli kişilerden biridir.</p>

<p>Merkezin ünü, kanıtlanmamış imparator tedavileri veya olağanüstü iyileşme hikâyeleri üzerinden değil, belgelenmiş kültürel, toplumsal ve dinî konumu üzerinden açıklanmalıdır.</p>

<h2>Asklepion Antik Dünyanın Hastanelerinden Biri miydi?</h2>

<p>Pergamon Asklepionu, günümüzde sıklıkla antik bir hastane olarak tanıtılır.</p>

<p>Ancak bu tanım tarihsel açıdan eksiktir.</p>

<p>Asklepion, hastalıklarına çare arayan insanların ziyaret ettiği bir kutsal alandı. Modern hastanelerde bulunan klinik organizasyonun, bilimsel tedavi standartlarının ve hasta izleme sistemlerinin aynı biçimde burada uygulandığını gösteren kanıtlar bulunmamaktadır.</p>

<p>Üstelik bazı yapıların tam olarak hangi amaçlarla kullanıldığı konusunda da akademik görüş ayrılıkları vardır.</p>

<p>Örneğin kompleksin güneydoğusundaki yuvarlak yapı bazı tanıtımlarda tedavi binası olarak adlandırılmaktadır.</p>

<p>Buna karşılık Strocka'nın mimari incelemesi, söz konusu yapının dinî şölenler ve toplu yemeklerle bağlantılı bir mekân olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. [6]</p>

<p>Benzer şekilde Asklepion'da bir tiyatro bulunması, burada modern anlamda müzik terapisi uygulandığını tek başına kanıtlamaz.</p>

<p>Bu ayrımlar, tarihsel yapıların işlevleri hakkında kesin sonuçlara ulaşırken yalnızca mimari görünümden veya popüler anlatılardan hareket edilmemesi gerektiğini göstermektedir.</p>

<p>Pergamon Asklepionu'nu en doğru biçimde tanımlamak için onun dinî şifa ritüellerini, bedensel uygulamaları ve toplumsal faaliyetleri bir araya getiren büyük bir antik sağlık kutsal alanı olduğunu söylemek gerekir.</p>

<h2>Pergamon'dan Günümüze Kalan Tıp Tarihi Mirası</h2>

<p>Pergamon Asklepionu, bugün yalnızca antik bir yapı topluluğu olarak değer taşımıyor.</p>

<p>Burası insanların hastalık karşısında nasıl düşündüğünü, hangi otoritelere güvendiğini ve iyileşmek için neler yapmaya hazır olduğunu gösteren önemli bir tarihsel araştırma alanıdır.</p>

<p>Asklepion'un mimari kalıntıları, yazıtları ve Aelius Aristides gibi kişilerin eserleri, bu sağlık arayışının farklı yönlerini günümüze ulaştırmaktadır.</p>

<p>Pergamon ve çok katmanlı kültürel peyzajı, 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır. Asklepion da alanın Roma dönemi tarihini yansıtan önemli yapıları arasında bulunmaktadır. [9]</p>

<p>Bugün Pergamon'a bakıldığında birbirinden farklı iki tarihsel gerçek görülür.</p>

<p>Bir yanda Galenos gibi hekimlerin geliştirdiği tıbbi bilgi ve uygulamalar, diğer yanda Asklepios kültü etrafında şekillenen dinî şifa arayışı bulunmaktadır.</p>

<p>Bu iki alanın aynı kentte var olması, antik dünyada hekimlik ile dinî inancın her zaman birbirini dışlamadığını göstermektedir.</p>

<p>Pergamon Asklepionu'nun gerçek tarihsel önemi, bütün hastalarını iyileştirmiş olmasında değildir. Böyle bir sonucu doğrulayan kanıtlar bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>Asıl önemi, insanların hastalıkla mücadele ederken bilgiye, inanca, bedensel uygulamalara ve iyileşme umuduna nasıl birlikte başvurduklarını gösteren güçlü bir tarihsel miras bırakmış olmasıdır.</strong></p>

<hr />
<h2>Kaynaklar</h2>

<ol>
 <li>
 <p><strong>Pausanias.</strong> <i>Description of Greece (Yunanistan'ın Tasviri).</i> Kitap II, 26.8–9. Pergamon'daki Asklepios kültünün kökenine ilişkin antik anlatı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Katevaini, Alexandra ve Christina Williamson.</strong> “Deep Mapping the Asklepieion of Pergamon: Charting the Path Through Challenges, Choices, and Solutions.” <i>Open Archaeology</i>, 11(1), 2025, makale no. 20250037.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Aelius Aristides.</strong> <i>Hieroi Logoi (Sacred Tales / Kutsal Anlatılar)</i> ve kutsal kuyuya ilişkin söylev. Antik birincil kaynaklar; ilgili anlatılar akademik çalışmalar aracılığıyla değerlendirilmiştir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Petsalis-Diomidis, Alexia.</strong> <i>Truly Beyond Wonders: Aelius Aristides and the Cult of Asklepios.</i> Oxford University Press, 2010.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Petridou, Georgia.</strong> “Aelius Aristides as Informed Patient and Physician.” <i>Studies in Ancient Medicine</i>, 45, Brill, 2016, s. 451–470.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Strocka, Volker Michael.</strong> “Bauphasen des kaiserzeitlichen Asklepieions von Pergamon.” <i>Istanbuler Mitteilungen</i>, 62 (2012), s. 199–287. Çevrim içi yayın kaydı: 2024.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Boudon-Millot, Véronique.</strong> “Galen: Life and Works.” <i>The Oxford Handbook of Galen.</i> Oxford University Press, 2024, s. 23–42.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı.</strong> <i>Bergama Asklepion Örenyeri.</i> Resmî örenyeri tanıtımı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>UNESCO World Heritage Centre.</strong> <i>Pergamon and its Multi-Layered Cultural Landscape.</i> Dünya Mirası alanı açıklaması.</p>
 </li>
</ol><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/pergamonun-sifa-merkezi-roma-dunyasinin-hastalari-neden-buraya-geliyordu</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 22:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/pergamon-asklepionu-200kb.webp" type="image/jpeg" length="30820"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dünyanın İlk Kadın Anestezistlerinden Roopabai Ferdunji’nin Unutulan Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dunyanin-ilk-kadin-anestezistlerinden-roopabai-ferdunjinin-unutulan-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dunyanin-ilk-kadin-anestezistlerinden-roopabai-ferdunjinin-unutulan-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19. yüzyılın sonunda Hindistan'da tıp eğitimi alan Roopabai Ferdunji, ameliyatlarda kloroform anestezisi uygulayan öncü kadın hekimlerden biriydi. 1891 tarihli bir rapor, onun uzun süren bir ameliyatta anesteziyi bağımsız olarak yönettiğini belgeliyor. Günümüze ulaşan mektuplar, eğitim kayıtları ve fotoğraflar, yaşamının büyük bölümü bilinmeyen bu kadının hikâyesini aydınlatıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>1891 yılında yayımlanan bir tıp raporunda, yaklaşık bir buçuk saat süren anestezi uygulamasından sorumlu bir kadının adı geçiyordu. Edward Lawrie'nin aktardığı olayda hasta, rahim ve eklerinin sarkom nedeniyle çıkarıldığı bir ameliyat geçiriyordu. Anesteziyi uygulayan kişi ise Haydarabad'da eğitim almış Roopabai Ferdunji'ydi.</p>

<p>Lawrie'nin özellikle vurguladığı ayrıntı, Ferdunji'nin kloroform anestezisini başka birinin yardımına veya müdahalesine gerek duymadan yürütmesiydi.</p>

<p>O dönemde anestezi henüz bağımsız bir tıp uzmanlığı olarak gelişmemişti. Ameliyatlarda hastanın bilincini ve ağrısını ortadan kaldırmak için kullanılan maddelerin tehlikeleri ise hararetli bilimsel tartışmalara konu oluyordu.</p>

<p>Kadınların tıp eğitimine kabul edilmesi de dünyanın birçok yerinde oldukça sınırlıydı.</p>

<p>Ferdunji, bütün bu koşulların ortasında anestezi uygulamasını meslek yaşamının önemli bir parçası hâline getirdi. Adı dönemin tıbbi kayıtlarına girdi, ancak yaşamının ayrıntıları büyük ölçüde unutuldu.</p>

<p>Bugün onun hikâyesini yeniden kurabilmemizi sağlayan belgeler, aynı zamanda tıp tarihinin kimleri hatırladığı ve kimleri görünmez bıraktığı sorusunu gündeme getiriyor.</p>

<h2>Haydarabad'da tıp eğitimi alan beş kadından biri</h2>

<p>Roopabai Ferdunji'nin meslek yaşamı, 19. yüzyılın sonlarında Hindistan'ın Haydarabad kentinde başladı.</p>

<p>O yıllarda Haydarabad, Nizam adı verilen hükümdarlar tarafından yönetilen yerel bir devletti. Hindistan'daki İngiliz sömürge düzeni içinde önemli bir siyasi ve idari konuma sahipti.</p>

<p>Bölgenin hükümdarı Mir Mahbub Ali Han döneminde tıp eğitimi ve sağlık kurumları gelişmeye devam ediyordu.</p>

<p>1846 yılında kurulan Haydarabad Tıp Okulu, bölgede modern Batı tıbbının öğretildiği başlıca kurumlardan biriydi.</p>

<p>Okulda anatomi, fizyoloji, cerrahi, dahiliye, doğum bilgisi ve ilaçlarla ilgili dersler veriliyordu. Başlangıçta Urduca yürütülen eğitimde daha sonra İngilizce kullanılmaya başlandı.</p>

<p>1885 yılında okulun yönetiminde önemli bir değişim yaşandı.</p>

<p>İngiliz cerrah Edward Lawrie'nin girişimleriyle kadın öğrencilerin tıp eğitimine katılması teşvik edildi. Aynı yıl beş kadın öğrenci öğrenime başladı.</p>

<p>Roopabai Ferdunji bu öğrencilerden biriydi.</p>

<p>1885–1889 yılları arasında dört yıllık tıp eğitimini tamamlayan Ferdunji, dönemin kurumsal terminolojisinde <i>Hakeem</i> olarak adlandırılan bir yeterlilik elde etti.</p>

<p>Bu unvanın tarihsel anlamı önemlidir. Günümüzde daha çok geleneksel hekimlikle ilişkilendirilen kelime, Haydarabad Tıp Okulunda Batı tıbbı eğitimi alan mezunlar için de kullanılıyordu.</p>

<p>Dolayısıyla Ferdunji'nin aldığı eğitimi yalnızca geleneksel hekimlik olarak değerlendirmek doğru değildir.</p>

<p>Bununla birlikte dönemin yeterlilik sistemi, bugünkü tıp fakültesi diplomalarıyla veya uzmanlık belgeleriyle doğrudan eşitlenemez.</p>

<p>Ferdunji'nin Parsi topluluğuna mensup olduğu biliniyor. Ancak çocukluk yılları, ailesinin yaşam koşulları ve tıp eğitimine yönelmesinde etkili olan kişisel nedenler hakkında güvenilir bilgiler oldukça sınırlı.</p>

<p>Onun yaşam öyküsü, esas olarak mesleki kayıtların başladığı 1885 yılından itibaren izlenebiliyor.</p>

<h2>Ameliyathanede hayati bir görev üstlendi</h2>

<p>Ferdunji'nin eğitim gördüğü yıllarda genel anestezi, cerrahinin gelişimini hızlandıran ancak önemli riskler taşıyan bir uygulamaydı.</p>

<p>1846 yılında Boston'da eter anestezisinin kamuya açık gösterimi, cerrahi tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştu. Ardından kloroform da yaygın kullanılan anestezik maddelerden biri hâline geldi.</p>

<p>Fakat bu ilaçların nasıl uygulanması gerektiği ve hangi koşullarda ölümcül sonuçlara yol açabileceği tam olarak anlaşılamamıştı.</p>

<p>Anestezi uygulamak, hastayı yalnızca uyutmak anlamına gelmiyordu.</p>

<p>Ameliyat boyunca solunumun devam etmesi, anestezinin yeterli derinlikte tutulması ve tehlikeli belirtilerin fark edilmesi gerekiyordu.</p>

<p>Günümüzde ameliyathanelerde kullanılan gelişmiş izlem cihazları, yapay solunum sistemleri ve standart güvenlik uygulamaları henüz mevcut değildi.</p>

<p>Anestezi çoğu zaman cerrahlar tarafından başlatılıyor, hastanın takibi ise başka hekimlere, hemşirelere veya tıp öğrencilerine bırakılıyordu.</p>

<p>Edward Lawrie, Haydarabad'da kloroform anestezisi üzerine çalışan hekimlerin başında geliyordu. Öğrencilerine kloroform uygulamasını öğretiyor ve özellikle solunumun izlenmesine önem veriyordu.</p>

<p>Ferdunji, bu ortamda anestezi konusunda deneyim kazandı.</p>

<p>2010 yılında <i>Indian Journal of Anaesthesia</i> dergisinde yayımlanan tarihsel araştırmaya göre 1889–1917 yılları arasında Haydarabad'daki İngiliz Rezidans Hastanesi, Afzalgunj Hastanesi ve kadın hastalara hizmet veren Zenana Hastanesinde anestezi uyguladı.</p>

<p>Bu kayıtlar, onun anesteziyi yalnızca eğitim döneminde öğrenilen bir işlem olarak değil, uzun yıllar boyunca sürdürülen klinik bir faaliyet olarak yürüttüğünü gösteriyor.</p>

<h2>1891 tarihli rapor: Bir buçuk saat süren anestezi</h2>

<p>Ferdunji'nin mesleki yetkinliğini gösteren en önemli tarihsel kanıtlardan biri, 1891 yılında yayımlanan <i>Report of the Hyderabad Chloroform Commission</i> adlı eserde bulunuyor.</p>

<p>Edward Lawrie'nin klinik dersinde aktardığı olay, rahim ve eklerinin sarkom nedeniyle çıkarıldığı bir ameliyatla ilgiliydi.</p>

<p>Lawrie'nin anlatımına göre Ferdunji, ameliyat boyunca hastanın kloroform anestezisini yaklaşık doksan dakika süreyle sürdürmüş ve bu görevi herhangi bir yardım almadan gerçekleştirmişti.</p>

<p>Bu kayıt, Ferdunji'nin ameliyathanede yalnızca gözlemci veya yardımcı olarak bulunmadığını ortaya koyuyor.</p>

<p>Doğrudan anestezi uygulamasından sorumlu olması, mesleki konumunu değerlendirmek açısından son derece önemli.</p>

<p>2026 yılında Anestezi Tarihi Müzesi tarafından yayımlanan tarihsel değerlendirmede de Lawrie'nin bu anlatımına dikkat çekiliyor.</p>

<p>Ancak belgenin anlamı doğru yorumlanmalıdır.</p>

<p>Bir ameliyatta anestezinin bağımsız yürütülmüş olması, uygulanan yöntemin bütün hastalarda güvenli olduğunu göstermez. Ayrıca bu kayıt, Ferdunji'nin dünyanın hiçbir yerinde kendisinden önce başka bir kadın tarafından anestezi uygulanmadığını da kanıtlamaz.</p>

<p>Belgenin ortaya koyduğu temel gerçek, 19. yüzyılın sonunda tıp eğitimi almış bir kadının uzun bir ameliyatta anestezi sorumluluğunu üstlenmiş olmasıdır.</p>

<p>Ferdunji'nin tarihsel önemini belirleyen en güçlü kanıtlardan biri budur.</p>

<h2>Kloroform tartışması Haydarabad'ı dünya tıp gündemine taşıdı</h2>

<p>Ferdunji'nin çalıştığı yıllarda Haydarabad, kloroformun güvenliğine ilişkin uluslararası bir bilimsel tartışmanın merkezlerinden biri hâline geldi.</p>

<p>Temel soru, anestezi sırasında meydana gelen ölümlerin hangi mekanizmayla gerçekleştiğiydi.</p>

<p>Kloroform doğrudan kalbi etkileyerek mi ölüme neden oluyordu, yoksa öncelikle solunumu durdurarak mı ölümcül sonuçlar doğuruyordu?</p>

<p>Edward Lawrie, solunumun dikkatle izlenmesi durumunda kloroformun güvenli biçimde uygulanabileceği görüşünü savunuyordu.</p>

<p>Bu düşünce, dönemin başka hekimleri tarafından eleştiriliyordu.</p>

<p>Haydarabad yönetiminin desteğiyle 1888 yılında ilk Kloroform Komisyonu oluşturuldu. Komisyonun deneyleri, özellikle solunum ve dolaşım üzerindeki etkileri araştırmayı amaçlıyordu.</p>

<p>İlk araştırmanın sonuçları tartışmalara yol açınca 1889 yılında ikinci komisyon kuruldu.</p>

<p>Bu kez araştırmalara, İngiliz tıp dergisi <i>The Lancet</i> tarafından seçilen tanınmış farmakolog Thomas Lauder Brunton da katıldı.</p>

<p>İkinci komisyon, Ekim–Aralık 1889 döneminde hayvanlar üzerinde deneyler yürüttü. Çalışmalar, kloroformun solunum, kan basıncı ve kalp üzerindeki etkilerini açıklamaya odaklandı.</p>

<p>Sonuçlar uluslararası tıp çevrelerinde geniş biçimde tartışıldı. <i>Nature</i> dergisinin 30 Ocak 1890 tarihli yayınında da komisyonun bulguları değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmaların kapsamlı raporu 1891 yılında yayımlandı.</p>

<p>Ferdunji'nin adı, komisyon çalışmalarıyla bağlantılı tarihsel anlatımlarda ve dönemin grup fotoğraflarında yer alıyor.</p>

<p>Bununla birlikte onu komisyonun resmî üyelerinden biri olarak tanımlamak doğru değildir. Mevcut belgeler, onun Lawrie'nin öğrencisi ve anestezi uygulayıcısı olarak bu bilimsel çevreyle ilişkisini destekliyor.</p>

<p>Komisyonların sonuçları günümüz bilgisiyle değerlendirilirken de dikkatli olunmalıdır.</p>

<p>Modern tıp, kloroformun hem solunum hem de kalp üzerinde ciddi toksik etkileri olabileceğini kabul etmektedir.</p>

<p>Bu nedenle Lawrie'nin kloroformun güvenliği hakkındaki görüşleri modern tıbbın doğrulanmış sonuçları olarak sunulamaz.</p>

<p>Haydarabad araştırmalarının tarihsel önemi, anestezi sırasında ortaya çıkan tehlikelerin deneysel yöntemlerle incelenmesine ve uluslararası bilimsel tartışmaya konu edilmesine katkı sağlamalarıdır.</p>

<h2>1909'da Edinburgh'a uzanan eğitim yolculuğu</h2>

<p>Ferdunji'nin meslek yaşamı yalnızca Haydarabad'la sınırlı kalmadı.</p>

<p>1909 yılında anestezik maddeler hakkında daha ileri bilgi edinmesi amacıyla İskoçya'nın Edinburgh kentine gönderildi.</p>

<p>O dönemde günümüzdeki anlamıyla bağımsız bir anesteziyoloji uzmanlık eğitimi bulunmadığından, anestezik maddelerin kimyasal ve fiziksel özelliklerine ilişkin eğitim önem taşıyordu.</p>

<p>Ferdunji'nin Edinburgh Üniversitesinde fizik ve kimya alanlarında öğrenim gördüğü, sonraki biyografik araştırmalarda belirtiliyor.</p>

<p>Bu konuda 1992 yılında yayımlanan bir anestezi tarihi araştırması özellikle dikkat çekici.</p>

<p>Momin Ali ve Asrit Ramachari'nin çalışmasında, Ferdunji'ye ait belgeler arasında Edinburgh Üniversitesinden alınmış, 1910 yılında kimya alanındaki ilk mesleki sınavı geçtiğini gösteren bir kayıt bulunduğu aktarılıyor.</p>

<p>2010 yılında yayımlanan biyografik araştırmada ise onun fizik ve kimya diploması elde ettiği ifade ediliyor.</p>

<p>Bu iki bilgi birbirini bütünüyle dışlamasa da aynı belgeyi tanımlamıyor. Dolayısıyla Ferdunji'nin Edinburgh'daki eğitimi tarihsel kaynaklarla desteklenirken elde ettiği nihai yeterliliğin ayrıntıları ayrıca araştırılmayı gerektiriyor.</p>

<p>Edinburgh yolculuğuna ilişkin bir başka önemli belge, Annie Besant'ın 27 Nisan 1909 tarihli tavsiye mektubu.</p>

<p>Hindistan'daki siyasi, eğitimsel ve toplumsal faaliyetleriyle tanınan Besant'ın Ferdunji ile aynı gemide yolculuk yaptığı ve Edinburgh'daki Bayan Drummond'a onun için bir tanıtım mektubu yazdığı aktarılıyor.</p>

<p>Bu mektubun görüntüsü 2010 tarihli akademik makalede yayımlandı.</p>

<p>Ferdunji'nin dönüş yolculuğuyla ilgili başka bir yazışmada ise Aden'deki İngiliz yetkililerin onun mesleki hizmetlerinden yararlanmak istediği belirtiliyor.</p>

<p>Söz konusu kayıtlar, Ferdunji'nin Haydarabad dışında da mesleki bağlantılar kurduğunu gösteriyor.</p>

<p>Bazı yayınlarda onun Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Johns Hopkins Üniversitesinde tıp eğitimi aldığı ve diploma elde ettiği de ileri sürülüyor. Ancak bu bilginin ayrıntıları, doğrudan bir öğrenci dosyası veya mezuniyet kaydı üzerinden yeterince doğrulanmış değil.</p>

<p>Bu nedenle Johns Hopkins'e ilişkin anlatım, kesinleşmiş bir biyografik olgu olarak değerlendirilemez.</p>

<h2>Bir fotoğrafın ve saklanan mektupların ortaya çıkardıkları</h2>

<p>Roopabai Ferdunji'nin yaşam öyküsünün günümüze ulaşmasında, yıllarca korunan kişisel belgelerin önemli bir rolü bulunuyor.</p>

<p>1992 ve 2010 yıllarında yayımlanan tıp tarihi araştırmaları, Haydarabadlı Harmus Kausji'nin Ferdunji'ye ait belgeleri ve bazı yazışmaları muhafaza ettiğini anlatıyor.</p>

<p>1988 yılında araştırmacı Asrit Ramachari ile kurulan bağlantı, bu belgelerin yeniden incelenmesini sağladı.</p>

<p>Saklanan belgeler arasında tıp eğitimi ve Edinburgh'daki öğrenimiyle ilişkili kayıtlar bulunuyordu.</p>

<p>Bunlar daha sonra Haydarabad'daki Hindistan Tıp Tarihi Enstitüsünün koleksiyonuna kazandırıldı.</p>

<p>Ayrıca Haydarabad Kloroform Komisyonu'yla ilişkili bir grup fotoğrafında Ferdunji'nin kimliğinin belirlenmesi de bu araştırmalar sayesinde mümkün oldu.</p>

<p>Fotoğrafta Ferdunji, Edward Lawrie ile Thomas Lauder Brunton'un arasında ayakta görülüyor.</p>

<p>Bu fotoğraf, kadınların tarihsel bilimsel kurumlarda oynadığı rollerin anlaşılması açısından değerli.</p>

<p>Çünkü Ferdunji'nin varlığı yalnızca sonraki yıllarda yazılmış biyografilerle değil, dönemin tıp çevresini gösteren görsel bir belgeyle de destekleniyor.</p>

<p>Buna rağmen yaşamının tamamı hâlâ bilinmiyor.</p>

<p>Yaklaşık 1920 yılında Haydarabad'daki Chaderghat Hastanesinin yöneticiliği görevinden emekliye ayrıldığı aktarılıyor.</p>

<p>Doğum ve ölüm tarihleri ise güvenilir biçimde belirlenememiş durumda.</p>

<p>Edinburgh Üniversitesiyle ilişkili bir tarih araştırmasında da Ferdunji'nin yaşamına ilişkin kaynakların önemli boşluklar içerdiğine dikkat çekiliyor.</p>

<p>Bu durum, onun meslek yaşamının bilinen bölümleriyle kişisel yaşamının büyük ölçüde bilinmeyen bölümleri arasında belirgin bir ayrım oluşturuyor.</p>

<h2>Dünyanın ilk kadın anestezisti miydi?</h2>

<p>Roopabai Ferdunji birçok yayında dünyanın ilk kadın anestezisti olarak tanıtılıyor.</p>

<p>Ancak bu unvanın tarihsel açıdan kesin biçimde kullanılması sorunlu.</p>

<p>Çünkü Ferdunji'den önce anestezi uygulayan kadınlara ilişkin kayıtlar bulunuyor.</p>

<p>Amerikan Hemşire Anestezistleri Birliğinin tarihçesine göre Sister Mary Bernard, 1877 yılında Pennsylvania'daki St. Vincent Hastanesinde anestezi alanında uzmanlaşan ilk hemşire olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Bu kayıt, kadınların Ferdunji'den önce de anestezi uygulamalarında görev aldığını gösteriyor.</p>

<p>Bununla birlikte 19. yüzyıldaki hemşire anestezi uygulayıcılarıyla tıp eğitimi almış hekimler aynı mesleki kategoriye yerleştirilemez.</p>

<p>Ferdunji'nin ayırt edici özelliği, tıp eğitimi görmüş bir kadın olarak anestezi uygulamasında uzun süreli ve belgelenmiş bir mesleki faaliyet yürütmesidir.</p>

<p>1992 tarihli bir bilim tarihi araştırmasında onun dünyanın ilk kadın hekim anestezisti olabileceği değerlendirilirken, bu öncelik kesin bir hüküm olarak ortaya konmamıştı.</p>

<p>Dolayısıyla mevcut kanıtlar ışığında Ferdunji'yi dünyanın ilk kadın anestezistlerinden biri olarak nitelendirmek daha doğru.</p>

<p>Onun önemini anlamak için mutlaka tartışmasız bir 'ilk' unvanına sahip olması gerekmiyor.</p>

<p>Kadınların tıp eğitimine erişiminin sınırlı olduğu bir dönemde yetişmiş, anesteziyi mesleki çalışmalarının merkezine almış, uzun yıllar hastanelerde görev yapmış ve bilgisini geliştirmek için başka bir ülkeye gitmişti.</p>

<p>Üstelik dönemin önemli bir tıbbi raporunda anestezi uygulama yetkinliği açıkça kaydedilmişti.</p>

<p>Buna rağmen yaşamının büyük bölümü hâlâ bilinmiyor.</p>

<p>Roopabai Ferdunji'nin hikâyesi, tıp tarihinin yalnızca ünlü cerrahların ve büyük keşiflerin tarihi olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Ameliyat masasında hastanın yaşamını korumakla sorumlu olan, ancak çoğu zaman adları ön plana çıkmayan sağlık çalışanları da bu tarihin bir parçasıydı.</p>

<p>Ferdunji'nin bugün yeniden hatırlanmasını sağlayan şey, yalnızca öncü konumu değil; bir ameliyat kaydı, birkaç eğitim belgesi, korunmuş mektuplar ve eski bir fotoğraf aracılığıyla mesleki yaşamının izlenebilmesidir.</p>

<p>Onun unutulan hikâyesi, tıp tarihindeki kadınların katkılarını araştırırken yalnızca kimin ilk olduğunu değil, kimin çalışmalarının belgelendiğini ve kimin yaşamının kayıtlarda eksik kaldığını da sorgulamamız gerektiğini hatırlatıyor.</p>

<hr />
<h2>Kaynaklar</h2>

<ol>
 <li>
 <p>Hyderabad Chloroform Commission. <i>Report of the Hyderabad Chloroform Commission, with a Preface by Sir Asman Jah.</i> Bombay: Times of India Steam Press, 1891.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ali M, Ramachari A. About the Participants in the Hyderabad Chloroform Commissions (1888–1889). İçinde: Fink BR, Morris LE, Stephen CR, editörler. <i>The History of Anesthesia: Third International Symposium Proceedings.</i> Wood Library-Museum of Anesthesiology, 1992:28–31.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ala N, Bharathi K, Subhaktha PKJP, Gundeti M, Ramachari A. Dr. (Miss) Rupa Bai Furdoonji: World's First Qualified Lady Anaesthetist. <i>Indian Journal of Anaesthesia.</i> 2010;54(3):259–261. DOI: 10.4103/0019-5049.65371.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Taylor E. Leading Ladies: Pioneering Women in Anaesthesia. <i>Museum of Anaesthesia, Association of Anaesthetists.</i> 8 Mart 2026.</p>
 </li>
 <li>
 <p>The Hyderabad Chloroform Commission. <i>Nature.</i> 1890;41:289–290.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Osmania Medical College. <i>About OMC – History of Hyderabad Medical School and the Hyderabad Chloroform Commission.</i> Kurumsal tarihçe.</p>
 </li>
 <li>
 <p>American Association of Nurse Anesthesiology. <i>History of AANA.</i> Kurumsal tarihçe.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yechareddy S. <i>Reckoning with Remembrance: The Life of Rupa Bai Furloonji.</i> University of Edinburgh, UncoverED araştırma metni.</p>
 </li>
</ol><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dunyanin-ilk-kadin-anestezistlerinden-roopabai-ferdunjinin-unutulan-hikayesi</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 22:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/roopabai-ferdunji-200kb-final.jpg" type="image/jpeg" length="86807"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Hayri Özbek Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/algoloji-uzmani-prof-dr-hayri-ozbek-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/algoloji-uzmani-prof-dr-hayri-ozbek-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalının emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Hayri Tevfik Özbek vefat etti. Türk Algoloji-Ağrı Derneğinin 2022-2024 döneminde başkanlığını yürüten Özbek, Balcalı Hastanesinde ağrı tedavisi, klinik hizmetleri ve uzmanlık eğitimi alanlarında görev yapmıştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalının emekli öğretim üyesi, anesteziyoloji ve reanimasyon ile algoloji uzmanı Prof. Dr. Hayri Tevfik Özbek hayatını kaybetti.</p>

<p>Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Mezunları Derneği, yayımladığı taziye mesajıyla Prof. Dr. Hayri Özbek'in vefatını duyurdu. Dernek, Özbek'in ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı dileklerini iletti.</p>

<p>Uzun yıllar Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde görev yapan Özbek, Algoloji Bilim Dalı Başkanlığının yanı sıra Türk Algoloji-Ağrı Derneğinin 2022-2024 döneminde yönetim kurulu başkanlığını üstlenmişti.</p>

<p>Özbek, özellikle akut ve kronik ağrıların değerlendirilmesi, girişimsel ağrı tedavileri ve algoloji uzmanlık eğitimi alanlarında akademik ve klinik çalışmalar yürüttü.</p>

<p>Prof. Dr. Hayri Tevfik Özbek kimdir?</p>

<p>1956 yılında Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinde doğan Hayri Tevfik Özbek, ilk ve ortaöğrenimini Ankara'da, lise eğitimini Adana'da tamamladı.</p>

<p>Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1983 yılında mezun olan Özbek, hekimlik mesleğine Bursa'nın Gemlik ilçesinde Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlı sağlık hizmetlerinde başladı.</p>

<p>Askerlik görevinin ardından 1987 yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinde anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlık eğitimine başlayan Özbek, 1991 yılında uzmanlığını tamamladı. Akademik çalışmalarını aynı üniversitede sürdürdü.</p>

<p>2004 yılında doçent unvanını alan Özbek, ortopedik anestezi ve ağrı tedavisi alanlarında görev yaptı. 2010 yılında profesörlüğe yükseldi ve Algoloji Bilim Dalı Başkanlığını üstlendi. Algoloji yan dal uzmanlığı 2011 yılında onaylandı.</p>

<p>Çukurova Üniversitesinde algolojinin gelişimine katkı sağladı</p>

<p>Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde ağrı tedavisine yönelik hizmetler 1985 yılında diğer kliniklerden gelen konsültasyonlarla başladı. Prof. Dr. Abdulkadir Geylan Işık'ın çalışmalarıyla 1987 yılında bağımsız bir algoloji polikliniği oluşturuldu.</p>

<p>Prof. Dr. Hayri Özbek, 1992 yılında bu klinik yapılanmaya katıldı. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinde 1994 yılında Algoloji Bilim Dalı kuruldu.</p>

<p>Özbek, sonraki yıllarda bilim dalının klinik hizmetlerinde ve eğitim faaliyetlerinde görev aldı. Balcalı Hastanesi Algoloji Kliniği, 2014 yılından itibaren yan dal uzmanlık eğitimi vermeye başladı.</p>

<p>Klinik, 16 Aralık 2021 tarihinde Türk Algoloji-Ağrı Derneğinin akreditasyon değerlendirmesi sonucunda yeterlilik koşullarını sağlayarak akredite edildi. Dernek, bu süreçte katkısı bulunan isimler arasında Prof. Dr. Hayri Tevfik Özbek ve Prof. Dr. Geylan Işık'ı özellikle belirtti.</p>

<p>Türk Algoloji-Ağrı Derneği Başkanlığı yaptı</p>

<p>Mesleki çalışmalarını ağrı bilimi üzerinde yoğunlaştıran Özbek, Türk Algoloji-Ağrı Derneğinde yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu.</p>

<p>2022 yılında derneğin yönetim kurulu başkanlığına seçilen Özbek, bu görevi 2024 yılına kadar sürdürdü.</p>

<p>Başkanlığı döneminde algoloji alanındaki bilimsel toplantılar, mesleki eğitim faaliyetleri ve klinik uygulamalara yönelik organizasyonlarda görev aldı.</p>

<p>Mayıs 2022'de Balcalı Hastanesinde düzenlenen baş ve yüz ağrılarına ilişkin bilimsel toplantıda, Türk Algoloji-Ağrı Derneği Başkanı ve Algoloji Bilim Dalı Başkanı olarak açılış konuşması yaptı. Toplantıda ağrı tedavisindeki güncel yaklaşımlar ve girişimsel uygulamalar değerlendirildi.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarında kronik ağrıya odaklandı</p>

<p>Prof. Dr. Hayri Tevfik Özbek'in akademik çalışmaları arasında bel ağrıları, nöropatik ağrılar, girişimsel ağrı tedavileri ve radyofrekans uygulamaları yer aldı.</p>

<p>2019 yılında Çukurova Medical Journal'da yayımlanan ve ortak yazarları arasında bulunduğu araştırmada, bel ağrısı tedavisinde darbeli ve geleneksel radyofrekans uygulamaları ele alındı.</p>

<p>Özbek, 2023 yılında Çukurova Anestezi ve Cerrahi Bilimler Dergisi'nde yayımlanan başka bir çalışmanın da yazarları arasında yer aldı. Araştırmada, torakal dorsal kök gangliyonuna uygulanan darbeli radyofrekans tedavisinin zona sonrası gelişen sinir ağrısı ve göğüs cerrahisi sonrası görülen ağrı sendromları üzerindeki etkileri karşılaştırıldı.</p>

<p>Akademik yaşamında anesteziyoloji ve algoloji alanlarında klinik hizmetleri, bilimsel araştırmalar ve tıpta uzmanlık eğitimi kapsamında çalışmalar yürüten Özbek, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesindeki görevlerinden emekli olmuştu.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/algoloji-uzmani-prof-dr-hayri-ozbek-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 22:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3735.jpeg" type="image/jpeg" length="31628"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ev İçi Hava Kirliliği: DSÖ'ye Göre 2021'de 2,9 Milyon Ölüm]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ev-ici-hava-kirliligi-dsoye-gore-2021de-29-milyon-olum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ev-ici-hava-kirliligi-dsoye-gore-2021de-29-milyon-olum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütünün 2021 verilerine dayanan tahminine göre, kirletici yakıtlarla yemek pişirilmesinden kaynaklanan ev içi hava kirliliği 2,9 milyon erken ölümle ilişkili. Çocuklar da risk altında.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), evlerde kullanılan kirletici pişirme yakıtlarından kaynaklanan hava kirliliğine 2021 yılında dünya genelinde yaklaşık 2,9 milyon erken ölümün atfedildiğini bildirdi. Bu ölümlerin 309 binden fazlasının beş yaşın altındaki çocuklarda meydana geldiği tahmin ediliyor.</p>

<p>DSÖ'nün 16 Aralık 2025 tarihinde güncellenen bilgi notu, özellikle odun, kömür, hayvan gübresi, tarımsal atıklar ve gazyağı gibi yakıtların açık ateşlerde veya verimsiz ocaklarda kullanılmasının oluşturduğu sağlık yüküne dikkat çekiyor.</p>

<p>Dünya genelinde yaklaşık 2 milyar insan, yemek pişirmek için hâlâ kirletici yakıt ve teknolojilere bağımlı durumda. DSÖ'nün Küresel Sağlık Gözlemevi verileri, 2024 yılında temiz pişirme olanaklarına erişemeyen nüfusun büyüklüğünü ortaya koyuyor.</p>

<p>Ev içi hava kirliliği neden oluşuyor?</p>

<p>Ev içi hava kirliliği, evlerde yakıtların yanması sırasında ortaya çıkan zararlı gaz ve parçacıkların solunan havaya karışmasıyla oluşabiliyor.</p>

<p>Özellikle odun, kömür, tarımsal atık ve hayvan gübresi gibi katı yakıtların tam olarak yanmaması, havaya insan sağlığı açısından zararlı maddeler salıyor.</p>

<p>Bunlar arasında ince partikül maddeler ve karbonmonoksit bulunuyor.</p>

<p>PM2,5 olarak adlandırılan ince partikül maddeler, çapı 2,5 mikrometre veya daha küçük olan parçacıklardan oluşuyor. Bu parçacıklar solunum yoluyla akciğerlerin derin bölgelerine ulaşabiliyor ve bir bölümü kan dolaşımına geçebiliyor.</p>

<p>DSÖ'ye göre yeterince havalandırılmayan ve kirletici yakıtların kullanıldığı bazı konutlarda, ince parçacık yoğunluğu kabul edilebilir düzeylerin 100 katına kadar çıkabiliyor.</p>

<p>Ancak 2,9 milyon ölüm tahmininin kapsamını doğru değerlendirmek gerekiyor. Bu sayı, evlerdeki bütün hava kirleticilerinin toplam etkisini değil, özellikle kirletici evsel yakıtların kullanımından kaynaklanan hava kirliliğine atfedilen ölümleri ifade ediyor.</p>

<p>Kalp hastalıkları ve felç önemli yer tutuyor</p>

<p>Ev içi hava kirliliğinin etkileri yalnızca akciğerlerle sınırlı değil.</p>

<p>DSÖ'nün 2021 yılına ilişkin tahmininde, ev içi hava kirliliğine atfedilen erken ölümlerin yaklaşık yüzde 32'si iskemik kalp hastalığından, yüzde 23'ü ise inmeden kaynaklanıyor.</p>

<p>İskemik kalp hastalığı, kalbi besleyen damarların daralması veya tıkanması nedeniyle kalp kasının yeterli kan ve oksijen alamamasıyla ortaya çıkıyor.</p>

<p>Hava kirleticilerine uzun süre maruz kalmak, solunum yollarında ve akciğerlerde iltihabi süreçleri tetikleyebiliyor. İnce parçacıkların dolaşım sistemi üzerindeki etkileri de kalp ve damar hastalıklarının gelişimine katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>DSÖ'nün değerlendirmesinde ev içi hava kirliliğine atfedilen ölümlerin yaklaşık yüzde 21'ini alt solunum yolu enfeksiyonları, yüzde 19'unu kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), yüzde 6'sını ise akciğer kanseri oluşturuyor.</p>

<p>Bu oranlar, kirletici yakıtlardan kaynaklanan hava kirliliğine atfedilen ölüm yükünün farklı hastalıklar arasındaki dağılımını gösteriyor.</p>

<p>Çocuklar neden daha fazla etkileniyor?</p>

<p>Ev içi hava kirliliğinin sağlık yükü toplumun bütün kesimlerine eşit dağılmıyor.</p>

<p>Kirletici yakıtların yaygın kullanıldığı bölgelerde kadınlar ve çocuklar, yemek hazırlama ve ev içindeki diğer faaliyetler nedeniyle dumana daha uzun süre maruz kalabiliyor.</p>

<p>Çocukların gelişmekte olan solunum sistemleri, hava kirliliğinin oluşturduğu sağlık riskleri açısından ayrıca önem taşıyor.</p>

<p>DSÖ, ev içi hava kirliliğine maruz kalmanın çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonu riskini yaklaşık iki katına çıkarabildiğini bildiriyor.</p>

<p>Kuruluşun 2021 yılına ilişkin değerlendirmesine göre, beş yaşın altındaki çocuklarda 309 binden fazla ölüm ev içi hava kirliliğine atfediliyor.</p>

<p>Bu ölümler, özellikle temiz yakıtlara ve güvenli pişirme teknolojilerine erişimin sınırlı olduğu düşük ve orta gelirli ülkelerde önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor.</p>

<p>Her ev aynı düzeyde risk taşıyor mu?</p>

<p>Hayır. Ev içi hava kirliliği tek tip bir maruziyet değil.</p>

<p>Kullanılan yakıtın türü, ocağın yanma verimliliği, bacanın durumu, havalandırma koşulları ve kişinin dumana ne kadar süre maruz kaldığı riskin düzeyini etkiliyor.</p>

<p>DSÖ'nün 2,9 milyon ölüm tahmini, evde yemek pişirmenin kendisinin aynı düzeyde tehlikeli olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Özellikle açık ateşte veya verimsiz ocaklarda katı yakıt yakılmasıyla oluşan yoğun duman, bu küresel sağlık yükünün temel kaynaklarından birini oluşturuyor.</p>

<p>Temiz yakıtlarla çalışan ve uygun biçimde kullanılan modern pişirme sistemleri, kirletici katı yakıtlarla çalışan sistemlere göre daha düşük düzeyde zararlı emisyon oluşturabiliyor.</p>

<p>Ev içi hava kirliliği nasıl azaltılabilir?</p>

<p>DSÖ, ev içi hava kirliliğini azaltmanın en etkili yollarından birinin temiz pişirme yakıtlarına ve teknolojilerine geçiş olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Kuruluşun kullanım noktasındaki emisyon ölçütlerine göre daha temiz seçenekler arasında elektrik, güneş enerjisi, biyogaz, sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG), doğal gaz ve belirlenmiş emisyon standartlarını karşılayan bazı biyokütle ocakları bulunuyor.</p>

<p>Kirletici yakıtların kullanıldığı evlerde daha iyi havalandırma, uygun baca sistemleri ve konut tasarımının iyileştirilmesi de maruziyetin azaltılmasına yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte yalnızca pencere açmak veya havalandırmayı artırmak, yoğun kirletici emisyon oluşturan yakıtların daha temiz alternatiflerle değiştirilmesinin yerini her zaman tutmuyor.</p>

<p>Temiz enerjiye geçiş neden küresel bir sağlık meselesi?</p>

<p>Sorunun önemli bir bölümü ekonomik ve altyapısal koşullardan kaynaklanıyor.</p>

<p>Özellikle düşük gelirli topluluklarda aileler, daha temiz pişirme sistemlerine ulaşamadıkları için odun, kömür veya diğer kirletici yakıtları kullanmayı sürdürebiliyor.</p>

<p>DSÖ'nün mevcut ilerleme hızına ilişkin projeksiyonuna göre, 2030 yılında yaklaşık 1,8 milyar insanın hâlâ temiz pişirme olanaklarından yoksun kalması bekleniyor.</p>

<p>Bu nedenle kuruluş, temiz yakıtların yaygınlaştırılmasını yalnızca bireysel bir tercih olarak değil; enerjiye erişim, konut koşulları ve sağlık eşitsizlikleriyle birlikte ele alınması gereken bir halk sağlığı önceliği olarak değerlendiriyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. World Health Organization (WHO). Household air pollution. Dünya Sağlık Örgütü bilgi notu. Güncelleme: 16 Aralık 2025.</p>

<p>2. World Health Organization (WHO). Global Health Observatory: Air pollution. Küresel hava kirliliği veri portalı; 2024 yılı hane halkı yakıt kullanımı verileri.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ev-ici-hava-kirliligi-dsoye-gore-2021de-29-milyon-olum</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Nov 2026 22:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/ev-ici-hava-kirliligi-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="53708"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20780"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="36221"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13919"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27683"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10932"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="45493"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
