<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 25 Aug 2026 07:51:50 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bitlis Eren Üniversitesinin Öğrencisi Yunus Güneş Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bitlis-eren-universitesinin-ogrencisi-yunus-gunes-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bitlis-eren-universitesinin-ogrencisi-yunus-gunes-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bitlis Eren Üniversitesi Tatvan Meslek Yüksekokulu Deniz ve Liman İşletmeciliği Programı öğrencisi Yunus Güneş’in vefatı, ailesi ve üniversite camiasında üzüntüye neden oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bitlis Eren Üniversitesi Tatvan Meslek Yüksekokulu öğrencisi Yunus Güneş hayatını kaybetti.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, Deniz ve Liman İşletmeciliği Programı’nda öğrenim gören Güneş’in vefatının ardından Denizci Öğrenciler Derneği tarafından başsağlığı mesajı yayımlandı.</p>

<p>Derneğin açıklamasında, Yunus Güneş’in vefatının derin bir üzüntüyle öğrenildiği belirtilerek ailesine, yakınlarına ve üniversite camiasına başsağlığı dilekleri iletildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bitlis-eren-universitesinin-ogrencisi-yunus-gunes-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 06:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8989.jpeg" type="image/jpeg" length="35941"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Pirinçteki görünmeyen risk: Arseniği azaltan pişirme yöntemi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/pirincteki-gorunmeyen-risk-arsenigi-azaltan-pisirme-yontemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/pirincteki-gorunmeyen-risk-arsenigi-azaltan-pisirme-yontemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pirinç, yetişme koşulları nedeniyle diğer tahıllardan daha fazla arsenik biriktirebiliyor. Pirinci bol suda pişirip suyunu süzmek, inorganik arsenik miktarını yüzde 40 ila 60 azaltabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Pirinç sofradan kalkmalı mı? Arseniği azaltmanın yolları</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünyanın en fazla tüketilen tahıllarından biri olan pirinç, toprak ve sulama suyunda bulunan arseniği diğer birçok ürüne göre daha kolay bünyesinde biriktirebiliyor. Bu durum, her pirinç tüketiminin zehirlenmeye yol açtığı anlamına gelmiyor. Asıl kaygı, inorganik arseniğe uzun süre ve düzenli biçimde maruz kalınmasıyla ilgili.</p>

<p>Cleveland Clinic tarafından yayımlanan değerlendirmede; pirincin türü, yetiştirildiği bölge, tüketim sıklığı ve pişirme yönteminin alınan arsenik miktarını etkileyebileceği belirtildi. ABD Gıda ve İlaç Dairesi araştırmaları ise pirinci makarna gibi bol suda pişirip kalan suyu süzmenin inorganik arsenik düzeyini önemli ölçüde azaltabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Arsenik pirince nasıl geçiyor?</p>

<p>Arsenik, yer kabuğunda doğal olarak bulunan bir element. Toprakta ve yer altı sularında bulunabildiği gibi geçmişte kullanılan bazı tarım ilaçları ve endüstriyel faaliyetler de çevredeki düzeylerin artmasına katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Pirinç çoğunlukla suyla kaplı tarlalarda yetiştiriliyor. Bu koşullar, toprakta bulunan arseniğin bitki tarafından alınmasını kolaylaştırıyor. Pirinç bitkisi bu nedenle başka tahıllara kıyasla daha fazla arsenik biriktirebiliyor.</p>

<p>Arseniğin organik ve inorganik olmak üzere farklı kimyasal biçimleri bulunuyor. Sağlık bakımından daha fazla kaygı oluşturan tür, pirinç ve kirlenmiş içme suyunda karşılaşılabilen inorganik arsenik.</p>

<p>Her pirinç tüketimi zehirlenme anlamına gelmiyor</p>

<p>Pirinçte arsenik bulunması, bir tabak pilav yiyen kişinin akut olarak zehirleneceği anlamına gelmez. Sağlık riski; arseniğin türüne, miktarına, maruziyet süresine, kişinin yaşına ve toplam beslenme düzenine göre değişir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, uzun süreli ve yüksek düzeyde inorganik arsenik maruziyetini cilt lezyonları ile akciğer, mesane ve cilt kanserleri başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarıyla ilişkilendiriyor. Kalp-damar hastalıkları, diyabet ve gelişimsel etkilerle ilgili bağlantılar da araştırmalarda bildiriliyor.</p>

<p>Bu veriler, pirincin tamamen bırakılması gerektiğini göstermiyor. Temel yaklaşım, tek bir tahıla aşırı ölçüde bağımlı kalmamak ve azaltılabilir maruziyet kaynaklarını sınırlamak olmalı.</p>

<p>Pirinci bol suda pişirmek arseniği azaltabiliyor</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesinin değerlendirdiği çalışmalara göre pirinci, bir ölçü pirince altı ila 10 ölçü su kullanarak pişirmek ve pişirme sonunda fazla suyu süzmek inorganik arsenik miktarını yaklaşık yüzde 40 ila 60 azaltabiliyor. Azalma oranı pirincin çeşidine ve işlenme biçimine göre değişiyor.</p>

<p>Mutfakta şu yöntem uygulanabilir:</p>

<p>Pirinci temiz suyla birkaç kez durulayın.</p>

<p>Bir ölçü pirince en az altı ölçü su ekleyin.</p>

<p>Pirinci makarna pişirir gibi bol suda haşlayın.</p>

<p>Piştikten sonra kalan suyu tamamen süzün.</p>

<p>Yalnızca yıkamanın arsenik düzeyinde ne ölçüde azalma sağlayacağı ürüne ve yıkama biçimine göre değişebilir. Daha belirgin azalma, pirincin bol suda pişirilip suyunun uzaklaştırılmasıyla elde ediliyor.</p>

<p>Besin kaybı da hesaba katılmalı</p>

<p>Bol suyla pişirme yöntemi kusursuz değil. Fazla suyun süzülmesi, özellikle sonradan demir ve B grubu vitaminlerle zenginleştirilmiş beyaz pirinçte bazı besinlerin kaybolmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Araştırmalarda bu yöntemle zenginleştirilmiş beyaz ve yarı haşlanmış pirinçte folat, demir, niasin ve tiamin miktarlarının yüzde 50 ila 70 azalabildiği bildirildi. Bu nedenle yalnızca arseniğe odaklanmak yerine beslenmenin bütünü değerlendirilmeli.</p>

<p>Pirinç sık tüketiliyorsa bulgur, yulaf, karabuğday, arpa, kinoa ve darı gibi farklı tahıllara da sofrada yer vermek hem besin çeşitliliğini artırabilir hem de tek bir gıdadan sürekli arsenik alınmasını azaltabilir.</p>

<p>Esmer pirinç neden daha fazla arsenik içerebilir?</p>

<p>Esmer pirinç, lif, vitamin ve mineral bakımından beyaz pirince göre bazı üstünlüklere sahip. Ancak arsenik daha çok tanenin dış katmanlarında biriktiği için kepek tabakası korunan esmer pirinçte arsenik düzeyi genellikle beyaz pirinçten daha yüksek olabiliyor.</p>

<p>Bu bilgi, herkesin esmer pirinci bırakıp yalnızca beyaz pirinç tüketmesi gerektiği biçiminde yorumlanmamalı. Esmer pirincin besin değeri ile arsenik maruziyeti birlikte ele alınmalı; tüketim sıklığına ve toplam beslenme düzenine göre çeşitlilik sağlanmalı.</p>

<p>Pirinç türü ve yetiştirildiği bölge fark yaratıyor</p>

<p>Arsenik miktarı bütün pirinçlerde aynı değil. Ürünün yetiştirildiği toprağın ve sulama suyunun arsenik düzeyi, pirincin türü ve işlenme biçimi sonucu etkileyebiliyor.</p>

<p>Cleveland Clinic değerlendirmesine göre Hindistan menşeli basmati pirinci ile Tayland menşeli yasemin pirinci genellikle daha düşük arsenik içeren seçenekler arasında gösteriliyor. Ancak menşe bilgisi tek başına her ürün için kesin güvence sağlamaz. Aynı türün farklı üretim alanlarında yetiştirilen örnekleri arasında da fark bulunabilir.</p>

<p>Organik etiketinin bulunması da pirincin arsenik içermediği anlamına gelmez. Arsenik yalnızca tarım ilaçlarından kaynaklanmadığı, doğada da bulunduğu için organik pirinçte de tespit edilebilir.</p>

<p>Bebekler ve küçük çocuklar neden daha hassas?</p>

<p>Bebekler ve küçük çocuklar, vücut ağırlıklarına oranla daha fazla gıda tükettikleri ve gelişim döneminde oldukları için çevresel kirleticilere karşı daha hassas kabul ediliyor.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, bebek pirinç mamalarında inorganik arsenik için kilogram başına 100 mikrogramlık eylem düzeyi belirledi. Bu değer, üreticilerin ürün seçimi ve üretim süreçleriyle maruziyeti azaltmalarını amaçlayan bir ölçüt.</p>

<p>Pirinç unu veya pirinç gevreğinin bebeğin tek tahıl kaynağı hâline getirilmemesi öneriliyor. Yulaf, arpa ve farklı tahıllardan hazırlanmış uygun bebek ürünleriyle çeşitlilik sağlanabilir. Bebeğin beslenmesi, yaşı ve sağlık durumu dikkate alınarak çocuk hekimiyle planlanmalı.</p>

<p>Glütensiz beslenenler de çeşitliliğe dikkat etmeli</p>

<p>Çölyak hastalığı veya başka bir nedenle glütensiz beslenen kişiler pirinç, pirinç unu, pirinç makarnası ve pirinç bazlı atıştırmalıkları daha sık tüketebiliyor. Gün boyunca birden fazla pirinç ürünü kullanılması, toplam maruziyeti fark edilmeden yükseltebilir.</p>

<p>Glütensiz beslenmede karabuğday, kinoa, mısır, darı ve sertifikalı glütensiz yulaf gibi alternatiflere yer verilmesi tek bir tahıla bağımlılığı azaltabilir. Çölyak hastaları yulaf ürünlerinde çapraz bulaşma riskine karşı yalnızca glütensiz olarak etiketlenmiş ürünleri tercih etmeli.</p>

<p>Mutfakta uygulanabilecek temel önlemler</p>

<p>Pirinci beslenmeden tamamen çıkarmak yerine şu adımlar uygulanabilir:</p>

<p>Her öğünde veya her gün pirinç tüketmekten kaçının.</p>

<p>Pirinç, bulgur, yulaf, karabuğday ve diğer tahıllar arasında dönüşüm yapın.</p>

<p>Ürünün çeşidi ve menşei belirtilmiş seçenekleri tercih edin.</p>

<p>Pirinci temiz suyla duruladıktan sonra bol suda pişirip suyunu süzün.</p>

<p>Esmer pirincin besinsel avantajları kadar daha yüksek arsenik içerebilme ihtimalini de göz önünde bulundurun.</p>

<p>Bebeklerde pirinç gevreğini tek veya ilk tahıl olmak zorunda görmeyin.</p>

<p>Pirinç sütünü özellikle küçük çocuklarda temel süt alternatifi olarak kullanmadan önce hekime danışın.</p>

<p>Pişirme suyunun güvenli olması önemli</p>

<p>Pirinci bol suda pişirmek ancak kullanılan su düşük arsenik düzeyine sahipse yarar sağlar. Arsenik içeriği yüksek kuyu suyuyla yıkama veya pişirme yapılması, maruziyeti azaltmak yerine artırabilir.</p>

<p>Şebeke dışındaki özel kuyu suyunu kullananların, bölgesel risk bulunması hâlinde suyu yetkili laboratuvarlarda analiz ettirmesi gerekir. Arsenik suya tat, koku veya renk vermeyebileceği için yalnızca duyusal özelliklere bakılarak anlaşılmaz.</p>

<p>Pirinç yasaklanması gereken bir besin değil</p>

<p>Mevcut bilgiler, dengeli beslenen sağlıklı yetişkinlerin pirinci tamamen bırakmasını gerektirmiyor. Risk yönetiminde belirleyici olan; tüketim sıklığını ölçülü tutmak, farklı tahıllara yer vermek, pirincin türü ve kaynağına dikkat etmek ve uygun pişirme yöntemini kullanmak.</p>

<p>Özellikle her gün pirinç ve pirinç bazlı ürün tüketenler, bebekler, küçük çocuklar, gebeler ve glütensiz beslenme nedeniyle pirince yoğun şekilde başvuran kişiler açısından çeşitlilik daha büyük önem taşıyor.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. Cleveland Clinic Health Essentials – Arsenic in Rice: Should I Be Worried? – 18 Ağustos 2025<br />
2. ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Arseniğe maruziyeti azaltmak için tüketici önerileri – 27 Nisan 2022<br />
3. ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Bebek pirinç tahıllarında inorganik arsenik eylem düzeyi rehberi – Ağustos 2020<br />
4. Dünya Sağlık Örgütü – Arsenik bilgi notu – 7 Aralık 2022<br />
5. Gray ve arkadaşları – Bol suda pişirmenin pirinçte arsenik ve zenginleştirilmiş besin ögelerine etkisi – Food Additives &amp; Contaminants Part A – 2016<br />
6. Menon ve arkadaşları – Besin kaybını sınırlandırırken pirinçte arsenik azaltımını geliştiren pişirme yaklaşımı – Science of the Total Environment – 2021<br />
7. American Academy of Pediatrics – Bebek mamalarında ağır metal maruziyetini azaltma önerileri – 26 Eylül 2025 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/pirincteki-gorunmeyen-risk-arsenigi-azaltan-pisirme-yontemi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 05:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8985.jpeg" type="image/jpeg" length="16354"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hafıza ve Dikkat İçin Kahvaltı Tabağında Bunlar Bulunsun]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hafiza-ve-dikkat-icin-kahvalti-tabaginda-bunlar-bulunsun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hafiza-ve-dikkat-icin-kahvalti-tabaginda-bunlar-bulunsun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araştırmalar, kahvaltının çocuk ve gençlerde aynı sabah ölçülen dikkat ve hafıza performansını destekleyebileceğini gösteriyor. Ancak şekerli veya aşırı kalorili bir öğün beklenen yararı sağlamayabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kahvaltıyı Atlayan Öğrenciler Dikkat: Hafıza ve Odaklanma Etkilenebilir</p>

<p>Sabah telaşı, geç uyanma veya iştahsızlık nedeniyle kahvaltı yapmadan okula gitmek öğrenciler arasında sık görülen bir alışkanlık. Bilimsel araştırmalar, kahvaltı yapmanın özellikle çocuk ve ergenlerde aynı sabah ölçülen dikkat, hafıza ve yürütücü işlevlerin bazı alanlarını destekleyebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak araştırmalardan çıkan mesaj yalnızca “kahvaltı yapın” değil. Öğünün içeriği, miktarı ve çocuğun bireysel gereksinimleri de zihinsel performans üzerinde etkili olabiliyor. Çok şekerli, aşırı yağlı veya gereğinden büyük bir kahvaltı, bazı öğrencilerde tokluktan çok uyku hâli ve rehavet oluşturabiliyor.</p>

<p>KAHVALTININ ETKİSİ EN ÇOK AYNI SABAH GÖRÜLÜYOR</p>

<p>Çocuklar ve ergenler üzerinde yapılan çalışmaların değerlendirildiği bilimsel incelemeler, kahvaltının aç kalmaya kıyasla bilişsel performansın belirli alanlarında kısa süreli yarar sağlayabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Dikkat, hafıza ve planlama gerektiren görevlerde gözlenen bu etki çoğunlukla kahvaltının yapıldığı sabahla sınırlı. Beslenme yetersizliği bulunan çocuklarda yararın daha belirgin olabileceği bildiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte kahvaltı yapan her öğrencinin mutlaka daha yüksek not alacağını söylemek mümkün değil. Akademik başarı; uyku, aile ortamı, sosyoekonomik koşullar, okula devam, çalışma alışkanlıkları, fiziksel aktivite ve genel sağlık durumu gibi çok sayıda etkenden besleniyor.</p>

<p>Bu nedenle kahvaltıyla okul başarısı arasında ilişki bulunması, tek başına kesin bir neden-sonuç ilişkisi kurmaya yetmiyor.</p>

<p>AÇLIK DİKKATİ NEDEN ZORLAYABİLİR?</p>

<p>Gece boyunca süren açlığın ardından çocukların enerji gereksinimi devam ediyor. Kahvaltı yapılmadığında bazı öğrencilerde açlık hissi, baş ağrısı, huzursuzluk, halsizlik veya derse odaklanmada güçlük görülebiliyor.</p>

<p>Kahvaltının sağlayabileceği yarar yalnızca kan şekeriyle açıklanmıyor. Açlığın azalması, öğrencinin kendisini daha uyanık hissetmesi ve dikkatini yemek düşüncesinden derse yöneltebilmesi de etkili olabilir.</p>

<p>Buna karşılık sabah açlık hissetmeyen ve genel beslenmesi yeterli olan her birey aynı bilişsel yanıtı vermeyebilir. Bulgular çocuklar ve beslenme açısından kırılgan gruplarda daha belirgin görünürken sağlıklı yetişkinlerdeki sonuçlar daha değişken olabiliyor.</p>

<p>BEYİN DOSTU KAHVALTI NASIL OLMALI?</p>

<p>WebMD’nin aktardığı değerlendirmede, araştırmacıların kahvaltıda lif oranı yüksek tam tahıllar, süt ürünleri ve meyveleri öne çıkardığı belirtiliyor. Bu grupların protein ve sağlıklı yağ kaynaklarıyla tamamlanması daha dengeli bir öğün oluşturabilir.</p>

<p>Kahvaltıda şu seçeneklerden yararlanılabilir:</p>

<p>• Yumurta, peynir, yoğurt veya süt gibi protein kaynakları<br />
• Tam tahıllı ekmek ya da yulaf gibi lifli karbonhidratlar<br />
• Elma, armut, muz veya mevsim meyveleri<br />
• Ceviz, fındık veya badem gibi tuzsuz kuruyemişler<br />
• Domates, salatalık ve yeşillikler</p>

<p>Her gruptan çok miktarda yemek gerekmez. Amaç, çocuğun yaşına ve iştahına uygun ölçülü bir öğünde protein, lif ve sağlıklı yağları bir araya getirmektir.</p>

<p>PRATİK KAHVALTI ÖRNEKLERİ</p>

<p>Okula yetişme telaşı yaşayan öğrenciler için kahvaltının gösterişli ve çok çeşitli olması gerekmiyor. Hazırlaması kolay seçeneklerle dengeli bir öğün oluşturulabilir.</p>

<p>Yumurta, bir dilim tam tahıllı ekmek, domates ve süt; yoğurt, yulaf, meyve ve birkaç ceviz ya da peynirli tam tahıllı sandviç ile ayran pratik seçenekler arasında değerlendirilebilir.</p>

<p>Sabah iştahı düşük olan çocuklarda çok büyük bir tabak için ısrar etmek yerine daha küçük porsiyonlar denenebilir. Kahvaltının bir bölümü evde, uygun koşullar varsa kalan bölümü okulda tüketilebilir.</p>

<p>ŞEKERLİ KAHVALTI HIZLI ACIKTIRABİLİR</p>

<p>Şekerli gevrekler, çikolatalı sürülebilir ürünler, hamur işleri, paketli kekler ve tatlandırılmış içecekler enerji sağlar. Ancak bu ürünlerden oluşan bir kahvaltı genellikle lif ve protein bakımından yetersiz kalır.</p>

<p>Kan şekerinin hızlı yükselip ardından düşmesi bazı kişilerde erken acıkma, yorgunluk veya dikkat dalgalanmasıyla ilişkilendirilebilir. Bu nedenle kahvaltının temelini yalnızca ilave şeker içeriği yüksek ürünlerin oluşturması önerilmez.</p>

<p>Meyve suyu da bütün meyvenin yerini tam olarak tutmaz. Meyvenin kendisi lif içerirken meyve suyunda şeker daha hızlı alınabilir ve kısa sürede fazla miktarda tüketilebilir.</p>

<p>AŞIRI KALORİLİ KAHVALTI DA İYİ BİR SEÇENEK DEĞİL</p>

<p>Daha fazla yemek, daha güçlü hafıza veya daha uzun süreli dikkat anlamına gelmiyor. WebMD’de aktarılan bilgilere göre yüksek kalorili kahvaltılar konsantrasyonu zorlaştırabilir.</p>

<p>Çok büyük porsiyonlar ile ağır, yağlı ve kızartılmış yiyecekler bazı öğrencilerde sindirim rahatsızlığı ve rehavet oluşturabilir. Özellikle sınav sabahında çocuğun alışık olmadığı kadar büyük bir öğün hazırlamak ters etki yaratabilir.</p>

<p>En uygun porsiyon; yaşa, vücut yapısına, fiziksel aktiviteye, sabah iştahına ve gün içindeki diğer öğünlere göre değişir. Çocuğu tabağını bitirmeye zorlamak yerine açlık ve tokluk sinyallerini dikkate almak daha doğru olur.</p>

<p>SINAV SABAHI YENİ BESİNLER DENENMEMELİ</p>

<p>Sınav sabahı kahvaltının amacı mucizevi biçimde zihinsel kapasiteyi artırmak değil; açlığı önlemek ve öğrencinin kendisini rahat hissetmesini sağlamaktır.</p>

<p>Daha önce tüketmediği yiyecekleri ilk kez sınav sabahı denemek mide ve bağırsak yakınmalarına yol açabilir. Aşırı çay, kahve veya enerji içeceği tüketimi ise çarpıntı, titreme, kaygı ve sık idrara çıkma gibi sorunlar oluşturabilir.</p>

<p>Öğrencinin alışık olduğu, ölçülü, protein ve lif içeren bir kahvaltı daha güvenli bir seçimdir. Yeterli su tüketimi de unutulmamalıdır.</p>

<p>KAHVALTI UYKUNUN YERİNİ TUTMAZ</p>

<p>İyi hazırlanmış bir kahvaltı, yetersiz uykunun etkilerini ortadan kaldıramaz. Gece geç saatlere kadar ekran karşısında kalan veya yeterince uyumayan bir öğrencide dikkat, öğrenme ve hatırlama güçlüğü görülebilir.</p>

<p>Kahvaltının bilişsel performansa olası katkısı; düzenli uyku, yeterli sıvı tüketimi, hareketlilik ve günün diğer öğünlerinde dengeli beslenmeyle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>DİKKAT SORUNUNU YALNIZCA KAHVALTIYA BAĞLAMAYIN</p>

<p>Konsantrasyon güçlüğü sürekli hâle gelmişse, ders başarısını belirgin biçimde etkiliyorsa veya evde de gözleniyorsa sorun yalnızca kahvaltı alışkanlığıyla açıklanmamalıdır.</p>

<p>Uyku bozuklukları, demir veya B12 vitamini eksikliği, tiroit hastalıkları, görme ve işitme sorunları, kaygı, depresyon, kullanılan ilaçlar ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu gibi durumların değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Kahvaltı sağlıklı yaşamın değerli bir parçası olabilir; ancak herhangi bir hastalığın veya dikkat bozukluğunun tek başına tedavisi değildir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. WebMD – Brain Foods That Help You Concentrate – Erişim tarihi: 25 Ağustos 2026<br />
2. Adolphus K, Lawton CL, Dye L – The Effects of Breakfast and Breakfast Composition on Cognition in Children and Adolescents – Advances in Nutrition – 2016<br />
3. Hoyland A, Dye L, Lawton CL – A Systematic Review of the Effect of Breakfast on the Cognitive Performance of Children and Adolescents – Nutrition Research Reviews – 2009<br />
4. Adolphus K, Lawton CL, Champ CL, Dye L – The Effects of Breakfast and Breakfast Composition on Cognition in Adults – Advances in Nutrition – 2016<br />
5. World Health Organization – Healthy Diet – Güncelleme tarihi: 26 Ocak 2026<br />
6. World Health Organization Regional Office for Europe – Food and Nutrition Policy for Schools – Erişim tarihi: 25 Ağustos 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hafiza-ve-dikkat-icin-kahvalti-tabaginda-bunlar-bulunsun</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 05:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8983.jpeg" type="image/jpeg" length="76741"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ağzınızı Yakan Çayı İçmeyin: Kanser Riskiyle İlişkili Bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/agzinizi-yakan-cayi-icmeyin-kanser-riskiyle-iliskili-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/agzinizi-yakan-cayi-icmeyin-kanser-riskiyle-iliskili-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çayın kendisi değil, çok yüksek sıcaklıkta tüketilmesi endişe yaratıyor. Araştırmalar, yemek borusunu tekrar tekrar yakan içeceklerle belirli bir kanser türü arasında ilişki bulunduğunu gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnce belli bardağa doldurulan çayın soğumasını beklemeden ilk yudumu almak, pek çok kişi için günün sıradan alışkanlıklarından biri. Dilin ya da damağın yanması çoğu zaman önemsenmiyor. Bilimsel çalışmaların dikkat çektiği nokta ise çayın türünden çok, yemek borusundan geçerken taşıdığı sıcaklık.</p>

<p>Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı, 65 derecenin üzerindeki içecekleri “çok sıcak” kabul ediyor. Bu sıcaklıktaki içeceklerin düzenli tüketilmesi, yemek borusu kanseriyle bağlantılı olabilecek bir alışkanlık olarak değerlendiriliyor. Kurum, çok sıcak içecek tüketimini insanlar için “muhtemelen kanserojen” anlamına gelen Grup 2A sınıfına yerleştiriyor.</p>

<p>Bu sınıflandırma, kaynar çay içen herkesin kanser olacağı anlamına gelmiyor. Bir maddenin ya da alışkanlığın bu grupta bulunması, kanserle ilişkiyi destekleyen bilimsel kanıtların gücünü anlatıyor; kişinin karşı karşıya olduğu riskin büyüklüğünü veya kaç fincanın hastalığa yol açacağını göstermiyor.</p>

<p>Risk Çayın İçeriğinden Çok Sıcaklığıyla İlgili</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Çay kanser yapar” ifadesi bilimsel açıdan yanıltıcıdır. Mevcut bulgular, asıl meselenin siyah çay, yeşil çay, kahve ya da başka bir içecek olmasından ziyade tüketim sıcaklığı olduğunu düşündürüyor. Aynı nedenle çok sıcak çorba ve diğer yiyecekler de araştırmalara konu oluyor.</p>

<p>Ağız ile mide arasında uzanan yemek borusunun iç yüzeyi hassas bir doku tabakasıyla kaplıdır. Yakıcı sıcaklıktaki sıvının bu yüzeyle tekrar tekrar temas etmesi hücrelerde hasara ve iltihabi süreçlere yol açabilir. Doku kendisini onarmaya çalışırken hücre yenilenmesinin sürekli hızlanmasının, uzun yıllar içinde kansere zemin hazırlayabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Bu mekanizma makul görünse de insanlarda tüm ayrıntılarıyla açıklanmış değil. Kanıtların önemli bölümü gözlemsel araştırmalardan geliyor. Bu çalışmalar sıcak içecek alışkanlığı ile kanser arasında ilişki gösterebilir, ancak tek başına neden-sonuç bağını kesin biçimde kuramaz.</p>

<p>Özellikle Bir Yemek Borusu Kanseri Türüyle İlişkili</p>

<p>Yemek borusu kanseri tek bir hastalık değildir. Başlıca iki türü bulunur. Skuamöz hücreli karsinom, yemek borusunun iç yüzeyini oluşturan yassı hücrelerden gelişir. Adenokarsinom ise daha çok yemek borusunun alt bölümündeki salgı yapan hücrelerden kaynaklanır.</p>

<p>Çok sıcak içeceklerle ilgili ilişkinin ağırlıklı olarak skuamöz hücreli yemek borusu kanserinde görüldüğü bildiriliyor. Adenokarsinom için aynı yönde ve tutarlılıkta bir bağlantı gösterilebilmiş değil.</p>

<p>İran’ın kuzeydoğusunda 50 binden fazla yetişkinin izlendiği geniş bir araştırmada çayın sıcaklığı termometreyle ölçüldü. Çayı daha sıcak içmek, daha kısa beklemek ve yüksek miktarda sıcak çay tüketmek skuamöz hücreli yemek borusu kanseri riskinin artmasıyla ilişkili bulundu. Araştırma ileriye dönük tasarımı ve sıcaklığı doğrudan ölçmesi nedeniyle önemliydi; yine de gözlemsel olması, tek başına kesin nedensellik kurmasına izin vermiyor.</p>

<p>Gözlemsel araştırmaların bir araya getirildiği çalışmalar da sıcak çay tüketimi ile bu kanser türü arasında benzer bir ilişkiye işaret ediyor. Bununla birlikte “sıcak” ve “çok sıcak” tanımları araştırmalar arasında değişebiliyor. Bazı çalışmalarda gerçek sıcaklık ölçülürken bazılarında katılımcıların kendi tanımları kullanılıyor.</p>

<p>Kaynar Su ile İçme Sıcaklığı Aynı Şey Değil</p>

<p>Çayın kaynar suyla demlenmesi ile kaynama sıcaklığına yakınken içilmesi birbirinden farklıdır. Su yaklaşık 100 derecede kaynasa da çay bardağa döküldüğü anda çevre sıcaklığına, bardağın yapısına ve miktarına bağlı olarak soğumaya başlar. Risk değerlendirmesinde esas alınan, demlikteki suyun sıcaklığı değil sıvının ağızdan içildiği andaki sıcaklıktır.</p>

<p>Bardağa döküldükten sonra kaç dakika beklenmesi gerektiğine dair herkese uyan kesin bir süre vermek mümkün değil. Bardağın kalınlığı, çayın miktarı, ortam sıcaklığı ve süt ya da soğuk su eklenmesi soğuma hızını değiştirir.</p>

<p>En somut yaklaşım, içeceğin 65 derecenin altına inmesini beklemektir. Termometre kullanılmıyorsa çayın dili, dudağı veya boğazı yakacak kadar sıcak olmaması pratik bir ölçü olabilir. Küçük bir yudum bile ağızda yanma hissi bırakıyorsa içmeye devam etmek yerine biraz daha beklemek daha uygundur. Çayı yudum yudum ve yavaş içmek de dokunun yoğun ısıyla temasını azaltabilir.</p>

<p>Bir Kez Ağzın Yanması Kanser Anlamına Gelmez</p>

<p>Tek seferde çok sıcak çay içmek veya ağzın yanması, kişide kanser geliştiği anlamına gelmez. Araştırmaların üzerinde durduğu durum, yakıcı sıcaklıktaki içeceklerin yıllar boyunca alışkanlık halinde tüketilmesidir.</p>

<p>Kanser oluşumu genellikle tek bir etkene bağlı değildir. Yaş, genetik özellikler, tütün kullanımı, yoğun alkol tüketimi, beslenme koşulları ve ağız sağlığı gibi birçok unsur birlikte rol oynayabilir. Bu nedenle sıcak çay alışkanlığının oluşturduğu risk de kişinin diğer özelliklerinden bağımsız düşünülmemelidir.</p>

<p>Sigara ve Alkol Varsa Tehlike Daha Fazla</p>

<p>Tütün ve yoğun alkol kullanımı, skuamöz hücreli yemek borusu kanserinin iyi bilinen risk faktörleri arasındadır. Çok sıcak içeceklerin oluşturduğu tekrarlayan doku hasarının, yemek borusunu tütün ve alkolle ilişkili zararlı etkilere karşı daha savunmasız bırakabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Bazı büyük araştırmalarda sıcak çayı sigara ve alkolle birlikte tüketen kişilerde ilişkinin daha güçlü olduğu görüldü. Ancak buradan “sıcak çay yalnızca sigara içenleri etkiler” sonucu çıkarılmamalı. Tütünden uzak durmak, alkol tüketimini sınırlamak ve içecekleri yakıcı sıcaklıkta içmemek birbirinden bağımsız koruyucu tercihlerdir.</p>

<p>Çaydan Vazgeçmek Gerekmiyor</p>

<p>Mevcut bulgular çayın tamamen bırakılmasını gerektirmiyor. Çayı içilebilir bir sıcaklığa kadar soğutmak, basit ve uygulanabilir bir önlem. Bardağa döküldükten sonra beklemek, küçük yudumlarla içmek ve ağzı yakıyorsa tüketmemek yeterli olabilir.</p>

<p>Çaya süt veya bir miktar daha serin su eklemek sıcaklığı düşürebilir; ancak herkesin çay tercihi aynı değildir. Temel amaç belirli bir tarif uygulamak değil, sıcaklığın dokuyu yakmayacak düzeye gelmesini sağlamaktır.</p>

<p>Çayın antioksidan içeriği hakkında pek çok çalışma bulunmasına rağmen bu özellikler, çok yüksek sıcaklığın oluşturabileceği fiziksel hasarı ortadan kaldırmaz. Bir içeceğin olası yararlı bileşenleri ile tüketilme biçiminin doğurduğu riskler ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Hangi Belirtilerde Doktora Başvurulmalı?</p>

<p>Yutma sırasında takılma hissi, katı gıdaları yutmakta giderek artan güçlük, yutarken ağrı, açıklanamayan kilo kaybı, sürekli ses kısıklığı, geçmeyen göğüs veya sırt ağrısı ve kanlı kusma gibi yakınmalar tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Bu belirtilerin pek çok farklı nedeni olabilir ve görülmeleri mutlaka kanser anlamına gelmez. Özellikle yutma güçlüğü ilerliyorsa ya da kilo kaybı eşlik ediyorsa gecikmeden hekime başvurulmalıdır. Kanlı kusma, siyah dışkılama, şiddetli göğüs ağrısı veya nefes darlığı gelişmesi halinde acil sağlık hizmeti alınmalıdır.</p>

<p>Çay, gündelik hayatın vazgeçilmezlerinden biri olmayı sürdürebilir. Değiştirilmesi gereken çayın kendisi değil, ağzı ve boğazı yakacak kadar sıcak içme alışkanlığıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. The Lancet Oncology – Carcinogenicity of drinking coffee, mate, and very hot beverages – Loomis D, Guyton KZ, Grosse Y ve IARC Monographs Working Group – 2016 – DOI: 10.1016/S1470-2045(16)30239-X<br />
2. International Journal of Cancer – A prospective study of tea drinking temperature and risk of esophageal squamous cell carcinoma – Islami F, Poustchi H, Pourshams A ve arkadaşları – 2020 – DOI: 10.1002/ijc.32220<br />
3. Frontiers in Nutrition – Hot Tea Consumption and Esophageal Cancer Risk: A Meta-Analysis of Observational Studies – Chen Y, Tong Y, Yang C ve arkadaşları – 2022 – DOI: 10.3389/fnut.2022.831567<br />
4. International Agency for Research on Cancer – IARC Monographs on the Evaluation of Carcinogenic Risks to Humans, Volume 116: Drinking Coffee, Mate, and Very Hot Beverages – IARC Working Group – 2018</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/agzinizi-yakan-cayi-icmeyin-kanser-riskiyle-iliskili-bulundu</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 21:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8977.jpeg" type="image/jpeg" length="46814"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ordu’da Fındık bahçesine gittiler, eve dönemediler: Fatma Gümüş ve Melehat Gümüş kardeşlerin acı sonu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/orduda-findik-bahcesine-gittiler-eve-donemediler-fatma-gumus-ve-melehat-gumus-kardeslerin-aci-sonu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/orduda-findik-bahcesine-gittiler-eve-donemediler-fatma-gumus-ve-melehat-gumus-kardeslerin-aci-sonu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ordu’nun Çamaş ilçesinde bahçeye giden Fatma ve Melehat Gümüş kardeşlerden haber alınamayınca arama başlatıldı. İki kardeşin cansız bedenleri dere yatağında bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ordu’da Fındık Bahçesinde Facia: İki Kız Kardeş Hayatını Kaybetti</p>

<p>Ordu’nun Çamaş ilçesinde bahçeye giden Fatma Gümüş ile kardeşi Melehat Gümüş, uçurumdan dere yatağına düşerek hayatını kaybetti.</p>

<p>Olay, ilçeye bağlı Sarıyakup Mahallesi’nin Domşu Küme Evleri mevkisinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre Fatma Gümüş ile Melehat Gümüş, fındık bahçesine gitmek üzere evlerinden ayrıldı.</p>

<p>EVE DÖNMEYİNCE ARAMA BAŞLATILDI</p>

<p>İki kardeşten bir süre haber alamayan yakınları ve mahalle sakinleri bölgede arama çalışması başlattı. Bahçe ile çevresinde yürütülen aramalar sonucunda kardeşlerin cansız bedenlerine dere içerisinde ulaşıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İhbar üzerine bölgeye sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde Fatma ve Melehat Gümüş’ün hayatını kaybettiği belirlendi.</p>

<p>DERE YATAĞINA DÜŞTÜKLERİ DEĞERLENDİRİLİYOR</p>

<p>İlk değerlendirmelere göre iki kardeşin bahçede bulundukları sırada dengelerini kaybederek uçurumdan dere yatağına düşmüş olabilecekleri üzerinde duruluyor. Kazanın nasıl meydana geldiğine ilişkin kesin bulguların yürütülen incelemeyle ortaya çıkarılması bekleniyor.</p>

<p>HAYATLARI BOYUNCA BİRBİRLERİNDEN AYRILMADILAR</p>

<p>Yerel kaynakların aktardığına göre hayatları boyunca yakın bir bağ kuran Fatma ve Melehat Gümüş, Ali ve Mehmet Gümüş isimli iki kardeşle evlenerek aynı aileye gelin gitti. Birlikte fındık bahçesine giden iki kardeşin aynı olayda yaşamını yitirmesi, aileleri ile mahalle sakinlerini yasa boğdu.</p>

<p>KESİN ÖLÜM NEDENİ OTOPSİYLE BELİRLENECEK</p>

<p>Olay yeri inceleme ekipleri ile Cumhuriyet savcısının çalışmalarının ardından kardeşlerin cenazeleri, otopsi işlemleri için hastane morguna kaldırıldı.</p>

<p>Kesin ölüm nedenlerinin yapılacak incelemelerin ardından belirlenmesi beklenirken, olayla ilgili soruşturma devam ediyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/orduda-findik-bahcesine-gittiler-eve-donemediler-fatma-gumus-ve-melehat-gumus-kardeslerin-aci-sonu</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 21:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/06/genel/adli-tip-1.jpg" type="image/jpeg" length="81471"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor’dan Dünya Çapında Transfer: Fabinho Trabzon’a Geldi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-dunya-capinda-transfer-fabinho-trabzona-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-dunya-capinda-transfer-fabinho-trabzona-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un prensip anlaşmasına vardığı Brezilyalı yıldız Fabinho, transfer işlemlerini tamamlamak üzere Trabzon’a geldi. Deneyimli orta saha, havalimanında bordo-mavili taraftarların yoğun ilgisiyle karşılandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor, transfer döneminin en dikkat çekici hamlelerinden birinde sona yaklaştı. Bordo-mavililerin anlaşmaya vardığı Brezilyalı orta saha Fabinho, transfer işlemlerini tamamlamak üzere Trabzon’a geldi.</p>

<p>Fabinho’yu taraftarlar karşıladı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özel uçakla kente gelen deneyimli futbolcu, Trabzon Havalimanı Dış Hatlar Terminali önünde kendisini bekleyen bordo-mavili taraftarlarla buluştu.</p>

<p>Trabzonspor formasıyla yolculuk yaptığı görüntüler daha önce kulüp tarafından paylaşılırken, Fabinho’nun şehre gelişiyle transfer sürecinde önemli bir aşama daha geride bırakıldı.</p>

<p>Havalimanında basın mensuplarına konuşan Brezilyalı futbolcu, Trabzon’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Fabinho, bir an önce takım arkadaşları, taraftarlar ve şehirle tanışmak istediğini belirterek çok mutlu olduğunu söyledi.</p>

<p>Bonservis bedeli ödenmeyecek</p>

<p>Fabinho, Suudi Arabistan temsilcisi Al-Ittihad’dan ayrılmasının ardından serbest oyuncu statüsüne geçmişti. Bu nedenle Trabzonspor’un deneyimli orta saha için bonservis bedeli ödememesi bekleniyor.</p>

<p>32 yaşındaki futbolcu kariyerinde Monaco, Liverpool ve Al-Ittihad gibi önemli kulüplerin formasını giydi. Özellikle Liverpool döneminde Avrupa futbolunun önde gelen ön liberolarından biri haline gelen Fabinho, İngiliz ekibiyle Premier League ve UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonlukları yaşadı.</p>

<p>Salah ile yolları yeniden kesişti</p>

<p>Transferin dikkat çeken ayrıntılarından biri de Mohamed Salah ile Fabinho’nun yeniden aynı takımda buluşması oldu.</p>

<p>Trabzonspor’un bu ay kadrosuna kattığı Salah ile Fabinho, Liverpool’da uzun yıllar birlikte forma giymişti. İki futbolcu İngiliz ekibinin Jürgen Klopp yönetimindeki başarılı döneminin önemli parçaları arasında yer aldı.</p>

<p>Fabinho’nun Trabzonspor’a gelirken yaptığı “Trabzon’da tanıdık bir yüz beni bekliyor” paylaşımı da Salah ile yeniden buluşmasına gönderme olarak yorumlandı.</p>

<p>Sağlık kontrolünün ardından imza</p>

<p>Trabzon’a ulaşan Fabinho’nun transfer prosedürleri kapsamında sağlık kontrollerinden geçmesi ve gerekli işlemlerin tamamlanmasının ardından bordo-mavili kulüple sözleşme imzalaması bekleniyor.</p>

<p>Trabzonspor böylece orta sahasına Avrupa futbolunun en tecrübeli isimlerinden birini eklemeye hazırlanırken, Salah’ın ardından bir başka eski Liverpool yıldızını da Süper Lig’e getirmiş olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-dunya-capinda-transfer-fabinho-trabzona-geldi</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 20:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8972.jpeg" type="image/jpeg" length="11820"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ordu’da Fatma Gümüş ve Melehat Gümüş’ün cansız bedenleri dere yatağında bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/orduda-findik-bahcesinde-aci-olay-iki-kiz-kardes-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/orduda-findik-bahcesinde-aci-olay-iki-kiz-kardes-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ordu’nun Çamaş ilçesinde fındık toplamak için bahçeye giden Fatma Gümüş ile kardeşi Melehat Gümüş’ün cansız bedenleri dere yatağında bulundu. Olayın kesin nedeni araştırılıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ordu’da fındık bahçesine gittiler, eve dönemediler: İki kız kardeşten acı haber</p>

<p>ORDU – Ordu’nun Çamaş ilçesinde fındık toplamak için bahçeye giden ve kendilerinden haber alınamayan iki kız kardeş, dere yatağında ölü bulundu. Fatma Gümüş ile Melehat Gümüş’ün kesin ölüm nedeninin yapılacak incelemelerin ardından netleşeceği bildirildi.</p>

<p>Olay, Çamaş ilçesine bağlı Sarıyakup Mahallesi Domşu Küme Evleri mevkisinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre Fatma Gümüş (65) ve kız kardeşi Melehat Gümüş (60), sabah saatlerinde fındık toplamak üzere bahçeye gitti.</p>

<p>İKİ KARDEŞ EVE DÖNMEDİ</p>

<p>Akşam saatlerine kadar eve dönmeyen iki kardeşe ulaşamayan yakınları endişelenerek bölgede arama başlattı. Çevrede yapılan arama sırasında Fatma ve Melehat Gümüş, dere yatağında hareketsiz halde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Durumun 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirilmesi üzerine bölgeye jandarma ve sağlık ekipleri yönlendirildi. Sağlık görevlilerinin yaptığı kontrolde iki kardeşin de hayatını kaybettiği belirlendi.</p>

<p>DÜŞMÜŞ OLABİLECEKLERİ DEĞERLENDİRİLİYOR</p>

<p>İlk değerlendirmelerde kardeşlerin bahçede bulundukları sırada dengelerini kaybederek uçurumdan dere yatağına düşmüş olabilecekleri üzerinde duruldu. Ancak olayın oluş biçimi ve kesin ölüm nedeni konusunda henüz resmî bir tespit açıklanmadı.</p>

<p>CENAZELERİ MORGA KALDIRILDI</p>

<p>Olay yeri inceleme ekipleri ile savcılığın bölgedeki çalışmalarının tamamlanmasının ardından Fatma ve Melehat Gümüş’ün cenazeleri, otopsi yapılmak üzere hastane morguna kaldırıldı.</p>

<p>Jandarma ekipleri iki kardeşin ölümüyle ilgili geniş çaplı inceleme başlattı. Olayın kesin nedeni, adli inceleme ve otopsi sonuçlarıyla belirlenecek.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/orduda-findik-bahcesinde-aci-olay-iki-kiz-kardes-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 20:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/06/genel/adli-tip-1.jpg" type="image/jpeg" length="57153"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Genç Futbolcu Melek Ancın’dan Acı Haber: Üniversite Hayali Yarım Kaldı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/genc-futbolcu-melek-ancindan-aci-haber-universite-hayali-yarim-kaldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/genc-futbolcu-melek-ancindan-aci-haber-universite-hayali-yarim-kaldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alanya Doğu Çevre Yolu üzerindeki Dim Tüneli’nde motosikletin bariyerlere çarptığı kazada, üniversiteye başlamaya hazırlanan 18 yaşındaki genç futbolcu Melek Ancın hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ALANYA’YI YASA BOĞAN KAZA: MELEK ANCIN HAYATINI KAYBETTİ</p>

<p>Antalya’nın Alanya ilçesinde meydana gelen motosiklet kazası, henüz 18 yaşındaki bir gencin yaşamını yitirmesiyle sonuçlandı. Alanya Demirspor Kadın Futbol Takımı oyuncusu Melek Ancın, Dim Tüneli’nde geçirdiği kazada hayatını kaybetti.</p>

<p>KAZA DİM TÜNELİ’NDE MEYDANA GELDİ</p>

<p>Edinilen bilgilere göre kaza, gece saatlerinde Alanya Doğu Çevre Yolu üzerindeki Dim Tüneli’nde yaşandı. Melek Ancın’ın kullandığı motosiklet, henüz belirlenemeyen bir nedenle kontrolden çıkarak tünel içerisindeki bariyerlere çarptı.</p>

<p>Kazada ağır yaralanan genç sporcu yaşamını yitirdi. Olayın ardından kazanın kesin nedeninin belirlenmesi amacıyla inceleme başlatıldığı bildirildi.</p>

<p>ÜNİVERSİTEYE BAŞLAMAYA HAZIRLANIYORDU</p>

<p>Hasan Çolak Anadolu Lisesinden mezun olan Melek Ancın’ın üniversite sınavının ardından Dokuz Eylül Üniversitesini kazandığı öğrenildi.</p>

<p>Yeni eğitim döneminde üniversite yaşamına adım atmaya hazırlanan genç kızın ölümü, ailesi ve yakınlarının yanı sıra eğitim ve spor camiasında da büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>ALANYA DEMİRSPOR’UN GENÇ FUTBOLCUSUYDU</p>

<p>Melek Ancın’ın Alanya Demirspor Kadın Futbol Takımı’nda forma giydiği belirtildi. Genç futbolcunun vefatının ardından kulüp tarafından yayımlanan mesajda, Ancın’ın elim bir kaza sonucu hayatını kaybetmesinden duyulan üzüntü dile getirildi; ailesine, sevenlerine ve Alanya Demirspor camiasına başsağlığı dilendi.</p>

<p>KAZAYLA İLGİLİ İNCELEME SÜRÜYOR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Motosikletin neden kontrolden çıktığına ilişkin ayrıntıların teknik ve adli incelemelerin ardından kesinlik kazanması bekleniyor.</p>

<p>Melek Ancın’ın genç yaşta hayatını kaybetmesi Alanya’da derin üzüntüye yol açtı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/genc-futbolcu-melek-ancindan-aci-haber-universite-hayali-yarim-kaldi</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 19:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8967.jpeg" type="image/jpeg" length="12231"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[60 Yaşından Sonra Uzun Süre Aç Kalmak Sağlıklı mı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/60-yasindan-sonra-uzun-sure-ac-kalmak-saglikli-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/60-yasindan-sonra-uzun-sure-ac-kalmak-saglikli-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzun süre yemek yememek son yıllarda sağlıklı yaşamın popüler yöntemlerinden biri. Ancak 60 yaş üzerindeki yaklaşık 3 bin kişiyi izleyen yeni çalışma, özellikle ileri yaşlarda farklı bir tabloya işaret ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Akşam yemeğini erken yiyip ertesi gün öğlene kadar hiçbir şey yememek bazı kişiler için bilinçli bir beslenme tercihi. Kimileri bunu kilo kontrolü, kimileri metabolik sağlık, kimileri de “uzun yaşam” amacıyla uyguluyor. Peki genç ve orta yaşlı yetişkinlerde araştırılan uzun açlık dönemleri, 60 yaşından sonra da aynı şekilde değerlendirilebilir mi?<br />
20 Ağustos 2026’da Journal of Internal Medicine’da yayımlanan yeni bir çalışma bu soruya önemli fakat temkinli yaklaşılması gereken bir yanıt veriyor.<br />
İsveç’te 60 yaş ve üzerindeki 2.981 kişinin verilerini kullanan araştırmada, günlük öğünleri arasında daha uzun süre bulunan kişilerde kronik hastalıkların yıllar içinde daha hızlı biriktiği görüldü. İlişki özellikle 78 yaş ve üzerindeki grupta belirgindi.<br />
Ancak çalışmanın sonucu “60 yaşından sonra aralıklı oruç zararlıdır” anlamına gelmiyor. Araştırma gözlemsel ve uzun açlığın hastalıkların doğrudan nedeni olduğunu kanıtlamıyor.<br />
Araştırma 15 yıla kadar takip yaptı<br />
Çalışmanın verileri Stockholm’de yürütülen Swedish National Study on Aging and Care in Kungsholmen araştırmasından alındı.<br />
Başlangıçta 60 yaş veya üzerinde olan ve çoğunluğu toplum içinde bağımsız yaşayan 2.981 kişi 15 yıla kadar takip edildi.<br />
Araştırmacılar katılımcıların tipik bir gün içinde hangi saatlerde yemek yediklerine ilişkin kendi bildirimlerini kullandı. Ardından 24 saat içindeki iki yeme zamanı arasındaki en uzun süreyi hesapladı.<br />
Burada önemli bir ayrım var: Çalışma yalnızca bilinçli olarak “aralıklı oruç” yapan insanları incelemedi.<br />
Dolayısıyla araştırmadaki uzun açlık süresi; bilinçli diyet uygulamasından, iştah azalmasına veya kişinin günlük yaşam düzenine kadar farklı nedenlerle ortaya çıkmış olabilir.<br />
14–24 saatlik en uzun aralık dikkat çekti<br />
Katılımcılar yemekler arasındaki en uzun süreye göre gruplara ayrıldı.<br />
En kısa aralığa sahip grupta bu süre yaklaşık 6–11,5 saat, en uzun aralığa sahip grupta ise 14–24 saat arasındaydı.<br />
En uzun açlık aralığı bulunanlarda yıllar içinde toplam kronik hastalık sayısının artış hızı daha yüksekti.<br />
Benzer ilişki kalp-damar hastalıkları ile nöropsikiyatrik hastalıkların birikiminde de görüldü. Kas ve iskelet sistemi hastalıklarında ise aynı ilişki saptanmadı.<br />
Buradaki rakamları “14 saat aç kalırsanız hastalanırsınız” şeklinde okumak doğru değil. Bunlar araştırmada grupları birbirinden ayırmak için kullanılan gözlemsel kategoriler ve kişisel sağlık önerisi niteliğinde değiller.<br />
En belirgin ilişki 78 yaş ve üzerinde görüldü<br />
Araştırmanın longevity açısından belki de en önemli sonucu yaş grupları arasındaki fark.<br />
Katılımcılar 78 yaşın altındakiler ile 78 yaş ve üzerindekiler olarak ayrıca değerlendirildiğinde, daha uzun açlık süresi ile toplam kronik hastalıkların daha hızlı birikmesi arasındaki ilişki 78 yaş ve üzerindeki kişilerde görüldü.<br />
78 yaşın altındaki grupta ise aynı ilişki belirgin değildi.<br />
Bu sonuç, yalnız takvim yaşına bakarak herkese aynı beslenme modelini önermenin neden sorunlu olabileceğini gösteriyor.<br />
Yaş ilerledikçe vücudun enerji ve besin gereksinimleri, kas kütlesi, iştah, sindirim sistemi, kronik hastalıklar ve kullanılan ilaçlar değişebiliyor.<br />
Peki uzun açlık ileri yaşlarda neden farklı olabilir?<br />
Yeni çalışma bunun mekanizmasını doğrudan araştırmadı. Bu nedenle “nedeni budur” demek mümkün değil.<br />
Ancak yaşlılıkta beslenmenin bazı özellikleri konuya önemli bir çerçeve sunuyor.<br />
İleri yaşlarda yetersiz beslenme riski genç yetişkinlere göre daha fazla önem kazanıyor. İştah azalması, çiğneme veya yutma sorunları, hastalıklar, ilaç kullanımı ve sosyal faktörler yeterli enerji ve besin alımını zorlaştırabiliyor.<br />
Kas sağlığı da önemli. Yaş ilerledikçe kas kütlesinin ve fiziksel işlevlerin korunması için yeterli enerji ve protein alımı daha büyük önem taşıyor. Avrupa Klinik Beslenme ve Metabolizma Derneğinin geriatrik beslenme rehberi, yaşlı bireylerde protein alımının genel olarak günde en az kilogram başına 1 gram düzeyinde olmasını ve miktarın kişinin sağlık durumu, beslenme durumu, fiziksel aktivitesi ve toleransına göre bireyselleştirilmesini öneriyor.<br />
Aynı rehber, yaşlılarda yetersiz beslenme ve sıvı kaybı riskinin erken fark edilmesini, beslenme yaklaşımının kişiselleştirilmesini ve gereksiz diyet kısıtlamalarından kaçınılmasını da vurguluyor.<br />
Bu noktalar uzun süreli açlığın neden bazı ileri yaş gruplarında sorun yaratabileceğine ilişkin olası açıklamalar sunuyor; ancak yeni araştırma bunların mekanizma olduğunu kanıtlamadı.<br />
Bu çalışma aralıklı orucun faydalarını çürütüyor mu?<br />
Hayır.<br />
Aralıklı oruç farklı yöntemleri içeren geniş bir kavram. Günün belirli saatlerinde yemek yemek, haftanın bazı günlerinde enerji alımını azaltmak ve alternatif günlerde açlık uygulamak aynı yöntem değil.<br />
Nisan 2026’da yayımlanan ve 60 yaş üzerindeki kişilerde aralıklı oruç çalışmalarını değerlendiren sistematik derleme 31 araştırmayı inceledi. Bunların 9’u randomize kontrollü çalışma, 12’si kontrolsüz öncesi-sonrası çalışma ve 10’u gözlemsel araştırmaydı. Dokuz randomize çalışmanın yedisi, vücut ağırlığı ve beden kitle indeksi sonuçlarının değerlendirildiği ağ meta-analizine dahil edilebildi.<br />
Bazı zaman kısıtlı beslenme yöntemleri kısa dönemde vücut ağırlığında mütevazı azalmalarla ilişkili bulundu.<br />
Ancak araştırmacılar uzun dönem güvenlik, kas sağlığı, bilişsel sonuçlar ve farklı ileri yaş grupları konusunda kanıtların hâlâ yetersiz olduğunu vurguladı.<br />
Dolayısıyla bilimsel tablo “aralıklı oruç iyidir” veya “aralıklı oruç kötüdür” kadar basit değil.<br />
Kimin uyguladığı, yaşı, sağlık durumu, beslenme kalitesi, toplam enerji ve protein alımı, açlık süresi ve uygulamanın ne kadar sürdüğü sonucu değiştirebilir.<br />
60 yaşından sonra kaç saat aç kalmak gerekir?<br />
Yeni çalışma bu soruya bir sınır koymuyor.<br />
Araştırmadaki 6–11,5 saatlik grup “ideal”, 14 saat ise “tehlikeli eşik” olarak yorumlanamaz. Çalışma böyle bir klinik sınır belirlemek üzere tasarlanmadı.<br />
Bu nedenle sonuçlardan hareketle “60 yaşından sonra en fazla şu kadar saat aç kalınmalı” şeklinde bir öneri üretmek bilimsel olarak doğru olmaz.<br />
Asıl önemli mesaj, ileri yaşlarda uzun açlık programlarının genç ve sağlıklı yetişkinlere yönelik önerilerden otomatik olarak kopyalanmaması gerektiği.<br />
Özellikle istemsiz kilo kaybı, düşük iştah, kırılganlık, yetersiz beslenme riski, birden fazla kronik hastalık veya düzenli ilaç kullanımı bulunan kişilerde öğün düzeninde büyük değişikliklerin kişisel sağlık durumu dikkate alınarak değerlendirilmesi daha güvenli bir yaklaşım.<br />
Çalışmanın önemli bir sınırlılığı var<br />
Araştırmanın en güçlü taraflarından biri yaklaşık 3 bin kişinin 15 yıla kadar takip edilmesi.<br />
Araştırmacılar ters nedensellik, ölçüm hataları ve ölçülemeyen başka etkenlerin etkisini azaltmak amacıyla farklı duyarlılık analizleri de gerçekleştirdi ve temel sonuçlar büyük ölçüde korundu.<br />
Yine de önemli sınırlılıklar bulunuyor.<br />
Öğün saatleri katılımcıların kendi bildirimlerine dayanıyordu. Ayrıca gözlemsel bir araştırmada, uzun süre yemek yememenin mi hastalıkların artmasına katkıda bulunduğunu, yoksa sağlık sorunları gelişen kişilerin iştahının ve yemek düzeninin mi değiştiğini kesin biçimde ayırmak mümkün değil.<br />
Başka yaşam tarzı ve sağlık faktörleri de ilişkinin bir bölümünü açıklıyor olabilir.<br />
Bu nedenle araştırma neden-sonuç ilişkisi kanıtlamıyor.<br />
Uzun yaşam için yalnız “ne kadar aç kaldığımıza” bakmak yetmez<br />
Longevity tartışmasında beslenme çoğu zaman tek bir sayıya indirgeniyor: kaç saat açlık, kaç kalori, kaç öğün?<br />
Oysa sağlıklı yaşlanma bundan daha karmaşık.<br />
Yeterli ve dengeli beslenme, kas gücünün korunması, hareketlilik, uyku, sigaradan uzak durma, kronik hastalıkların iyi yönetilmesi ve sosyal yaşam gibi faktörlerin bütünü önem taşıyor.<br />
Yeni çalışma da longevity açısından önemli bir hatırlatma yapıyor:<br />
Genç yaşta yararlı olabilecek bir beslenme stratejisinin ileri yaşlarda aynı yarar–risk dengesine sahip olduğunu varsaymak doğru olmayabilir.<br />
60 yaşından sonra uzun süre aç kalmanın “sağlıklı” veya “sağlıksız” olduğuna tek bir çalışmayla karar verilemez. Ancak özellikle çok ileri yaşlarda, beslenme penceresini mümkün olduğunca daraltmanın otomatik olarak daha sağlıklı veya daha uzun bir yaşam sağlayacağı düşüncesini destekleyen güçlü kanıt da bulunmuyor.<br />
6. KAYNAKLAR<br />
Journal of Internal Medicine – Habitual fasting duration and accelerated multimorbidity in older adults – Luis Kalmbach, David Abbad-Gomez, Giorgi Beridze, Fernando Rodríguez-Artalejo, Davide Liborio Vetrano, Amaia Calderón-Larrañaga, Adrián Carballo-Casla – 2026 – DOI: 10.1111/joim.70150<br />
Nutrients – Intermittent Fasting and Healthy Aging in Older Adults: A Systematic Review of Cardiometabolic, Mental Health and Cognitive Outcomes with a Network Meta-Analysis of Anthropometric Measures – Sergio Couto-Alfonso, María Carmen Cenit, Cristina María Sanz-Pérez, Isabel Iguacel – 2026 – DOI: 10.3390/nu18091450<br />
Clinical Nutrition – ESPEN practical guideline: Clinical nutrition and hydration in geriatrics – Dorothee Volkert ve arkadaşları – 2022 – DOI: 10.1016/j.clnu.2022.01.024</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/60-yasindan-sonra-uzun-sure-ac-kalmak-saglikli-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 18:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/60-yasindan-sonra-uzun-sure-ac-kalmak-1200x750-200kb-1.webp" type="image/jpeg" length="94591"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gece İyi Uyumak İçin Akşam Ne Yemeli? Günlük Beslenme Uykuyu Nasıl Etkiliyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gece-iyi-uyumak-icin-aksam-ne-yemeli-gunluk-beslenme-uykuyu-nasil-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gece-iyi-uyumak-icin-aksam-ne-yemeli-gunluk-beslenme-uykuyu-nasil-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günlük beslenmenin içeriği ve yemeklerin gün içindeki zamanlaması, aynı geceki uyku özellikleriyle ilişkili olabilir. Yeni veriler özellikle lif ve bitkisel çeşitliliğe dikkat çekiyor]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Akşam yemeğini yediniz, birkaç saat sonra yatağa girdiniz ama gece boyunca sık uyandınız ya da sabah dinlenmemiş kalktınız. Böyle bir gecenin nedeni yalnız stres, oda sıcaklığı veya yatma saati olmayabilir. Gün boyunca ne yediğimiz ve yemeklerimizi hangi saatlere yaydığımız da uykuyla ilişkili görünüyor.<br />
19 Ağustos 2026’da Nature Health’te yayımlanan yeni araştırma, insanların günlük yaşamlarında yedikleriyle aynı geceki uyku özelliklerini birlikte inceleyerek bu ilişkiye yeni veriler ekledi.<br />
Ancak araştırmanın verdiği mesaj “uyumak için akşam şu yiyeceği yiyin” kadar basit değil. Çalışma belirli bir akşam menüsünü test etmedi. Bulgular daha çok günlük beslenmenin genel kalitesi, lif miktarı, bitkisel çeşitlilik ve yemek zamanlamasının uyku özellikleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini düşündürüyor.<br />
3.598 yetişkinin yemekleri ve uykuları birlikte incelendi<br />
Araştırmacılar, İsrail’de yürütülen Human Phenotype Project kapsamında 3.598 yetişkinden elde edilen 4.793 kişi-gecelik veriyi değerlendirdi.<br />
Katılımcılar ne yediklerini ve yemek saatlerini gerçek zamanlı olarak bir mobil uygulamaya kaydetti. Uyku ise ev ortamında kullanılan giyilebilir bir cihazla takip edildi. Araştırmacılar toplam uyku süresinin yanı sıra derin uyku, REM uykusu, hafif uyku, uykuya dalma süresi ve gece kalp hızı gibi ölçümleri değerlendirdi.<br />
İncelenen 25 beslenme ve yemek zamanı özelliğinden yalnızca altısı, çoklu istatistiksel düzeltmeler sonrasında en az bir uyku göstergesiyle anlamlı ilişki gösterdi.<br />
Öne çıkanlar arasında lif yoğunluğu, farklı bitkisel gıdaların tüketilmesi, bütün hâline yakın bitkisel besinlerin payı ve yemek zamanlaması vardı.<br />
Lif açısından daha zengin günlerin ardından uyku yapısı farklıydı<br />
Araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri lifle ilgiliydi.<br />
Lif yoğunluğunun daha yüksek olduğu günlerde derin uykunun oranı yaklaşık 0,59 yüzde puan, REM uykusunun oranı ise yaklaşık 0,76 yüzde puan daha yüksekti. Hafif uyku oranı yaklaşık 1,35 yüzde puan daha düşüktü.<br />
Aynı zamanda ortalama gece kalp hızında dakikada yaklaşık 1,14 atımlık düşüş görüldü.<br />
Bunlar büyük değişimler değil. Bu nedenle sonuçları “lif uykusuzluğu tedavi ediyor” biçiminde yorumlamak doğru olmaz. Fakat bulgular, daha önce yapılan küçük kontrollü çalışmalar ve beslenme örüntülerini inceleyen araştırmalarla aynı yönde bir sinyal veriyor.<br />
2016’da yayımlanan küçük bir kontrollü çalışmada da daha yüksek lif tüketimi daha fazla yavaş dalga uykusuyla ilişkilendirilirken, daha fazla doymuş yağ ve şeker tüketimi daha hafif veya daha fazla bölünen uyku özellikleriyle bağlantılı bulunmuştu.<br />
Tek tek besinlerden çok günlük beslenmenin bütünü önemli olabilir<br />
Yeni araştırmanın dikkat çekici taraflarından biri de yalnız lif değil, bitkisel çeşitliliğin öne çıkması.<br />
Gün içinde daha fazla farklı bitkisel besin tüketilmesi ve beslenmede bütün bitkisel gıdaların daha fazla yer alması, daha düşük gece kalp hızıyla ilişkiliydi.<br />
Bu bulgu “herkes vejetaryen beslenmeli” anlamına gelmiyor. Araştırma böyle bir karşılaştırma yapmadı.<br />
Pratik karşılığı daha basit olabilir: Günlük beslenmede sebze, baklagil, tam tahıl, meyve, kuruyemiş ve diğer bitkisel besinlere çeşitlilik içinde yer vermek, genel beslenme kalitesini artıran bir yaklaşım olabilir.<br />
2024 yılında yayımlanan ve 23 araştırmayı inceleyen sistematik derlemede de Akdeniz tipi beslenmeye daha yüksek uyum, çalışmaların çoğunda daha iyi uyku kalitesi ve daha uygun uyku süresiyle ilişkili bulundu. Ancak bu çalışmaların önemli bir bölümü gözlemseldi; dolayısıyla daha sağlıklı beslenen kişilerin başka sağlıklı yaşam alışkanlıkları da sonuçları etkiliyor olabilir.<br />
Peki akşam yemeğini erken yemek şart mı?<br />
Burada tablo daha karmaşık.<br />
Yeni araştırmada yatmadan önceki altı saat içinde günlük enerjisinin daha büyük bölümünü tüketenlerde toplam uyku süresi yaklaşık 7,7 dakika daha uzundu. Fakat aynı kişilerde gece kalp hızı dakikada yaklaşık 0,73 atım daha yüksekti.<br />
Daha erken akşam yemeği ise daha düşük gece kalp hızıyla bağlantılıydı ancak daha kısa toplam uyku süresiyle ilişkili bulundu.<br />
Yani yalnızca “daha uzun uyudu” sonucuna bakarak yatmadan önceki saatlerde daha fazla enerji tüketmenin uyku için yararlı olduğunu söylemek mümkün değil.<br />
Nitekim 20 sağlıklı yetişkinde yapılan randomize çapraz çalışmanın post-hoc analizinde, yatmadan beş saat önce yemek ile yatmadan bir saat önce yemek karşılaştırılmış ve temel uyku evreleri açısından belirgin bir olumsuzluk gösterilememişti.<br />
Bu nedenle bilim bugün için herkese uyan kesin bir “akşam yemeği saati” vermiyor.<br />
Gece iyi uyumak isteyen biri beslenmede neye dikkat edebilir?<br />
Mevcut kanıtlar tek bir “uyku menüsü” tanımlamıyor. Yeni çalışma da belirli besinlerin özellikle akşam tüketildiğinde uykuyu iyileştirdiğini göstermedi.<br />
Daha güvenli yaklaşım, tek bir yiyeceğe odaklanmak yerine günün tamamındaki beslenme düzenine bakmak.<br />
Kanıtların genel yönü dikkate alındığında:<br />
Günlük beslenmede yeterli lif kaynaklarına yer vermek,<br />
Sebze, meyve, baklagil, tam tahıl ve kuruyemiş gibi bitkisel besinleri çeşitlendirmek,<br />
Çok büyük ve çok ağır öğünleri yatma saatine çok yaklaştırmamak,<br />
Kişinin kendi sindirim toleransını ve uyku düzenini dikkate almak<br />
makul bir çerçeve oluşturabilir.<br />
Buna karşılık “muz uyutur”, “şu kuruyemiş melatonini artırır” veya “şu besini yatmadan önce yerseniz derin uykuya geçersiniz” gibi tek gıdaya dayalı kesin öneriler mevcut bilimsel kanıtın sınırlarını aşar.<br />
Kahve ve alkolü de hesaba katmak gerekiyor<br />
Uyku üzerindeki beslenme etkisi yalnız tabağa konan yiyeceklerden ibaret değil.<br />
Kafein bazı kişilerde saatler boyunca uyarıcı etki gösterebilir. Bu nedenle özellikle uykuya dalmakta güçlük yaşayanlarda öğleden sonra ve akşam saatlerindeki kahve, çay, enerji içeceği ve diğer kafein kaynakları önem taşıyabilir.<br />
Alkol ise başlangıçta uyku getiriyor gibi hissedilebilse de gecenin ilerleyen bölümünde uykunun daha parçalı hâle gelmesine yol açabilir.<br />
ABD Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü de sağlıklı uyku alışkanlıkları arasında yatmadan birkaç saat önce büyük ve ağır öğünlerden kaçınmayı, yatmaya yakın alkol tüketmemeyi ve kafeini sınırlamayı öneriyor.<br />
Bu araştırma neden önemli, neden temkinli yorumlanmalı?<br />
Yeni çalışmanın güçlü tarafı, binlerce gerçek yaşam gecesinde beslenme kayıtları ile objektif uyku ölçümlerini bir araya getirmesi.<br />
Araştırmacılar önceki günün beslenme ve uyku özelliklerini hesaba katan gelişmiş istatistiksel yöntemler kullandı. Yine de çalışma gözlemsel verilerden oluşuyor.<br />
Bu nedenle sonuçlar güçlü bir ilişki sinyali verse de insanların beslenmesini veya yemek saatlerini değiştirmesinin aynı ölçüde derin uyku veya REM uykusu artışı sağlayacağını kesin olarak kanıtlamıyor.<br />
Ayrıca katılımcıların yaş ortalaması yaklaşık 53’tü ve çoğu görece sağlıklı yetişkinlerden oluşuyordu. Bulguların çocuklara, çok yaşlı kişilere veya belirli hastalıkları bulunanlara doğrudan genellenmesi doğru olmaz.<br />
Araştırmanın çıkar çatışması bildiriminde iki yazarın biyomedikal veri bilimi şirketi Pheno.AI çalışanı olduğu, iki yazarın da şirkete ücretli danışmanlık yaptığı belirtildi. Bu durum çalışmayı geçersiz kılmaz ancak araştırmanın değerlendirilmesinde şeffaf biçimde dikkate alınmalıdır.<br />
İyi uyku yalnız akşam tabağıyla açıklanamaz<br />
Beslenme, uyku yapbozunun yalnız bir parçası.<br />
Düzenli yatma ve kalkma saatleri, gün içindeki fiziksel aktivite, stres, ışık maruziyeti, kafein ve alkol tüketimi, kullanılan bazı ilaçlar ve uyku ortamı da gece uykusunu etkileyebilir.<br />
Horlamayla birlikte nefes durması, sürekli gündüz uykululuğu, haftalarca süren uykuya dalma veya uykuyu sürdürme güçlüğü gibi sorunlar varsa çözümü yalnız beslenmede aramak doğru olmayabilir.<br />
Yeni araştırmadan çıkarılabilecek en ölçülü mesaj şu: İyi bir gece uykusu için mucize bir akşam yiyeceği bulunmuş değil. Günlük beslenmede liften zengin, çeşitli ve mümkün olduğunca az işlenmiş bitkisel gıdalara yer vermek ve yatmaya çok yakın büyük öğünlerden kaçınmak, genel sağlık ve sağlıklı uyku alışkanlıklarının bir parçası olabilir.<br />
6. KAYNAKLAR<br />
Nature Health – Impact of daily diet on sleep quality – Mariya Shkolnik, Gal Sapir, Smadar Shilo, Yeela Talmor-Barkan, Eran Segal, Hagai Rossman – 2026 – DOI: 10.1038/s44360-026-00182-2<br />
Nutrients – Mediterranean Diet and Sleep Features: A Systematic Review of Current Evidence – Justyna Godos ve arkadaşları – 2024 – DOI: 10.3390/nu16020282<br />
Journal of Clinical Sleep Medicine – Fiber and Saturated Fat Are Associated with Sleep Arousals and Slow Wave Sleep – Marie-Pierre St-Onge, Amy Roberts, Ari Shechter, Arindam Roy Choudhury – 2016 – DOI: 10.5664/jcsm.5384<br />
Nature and Science of Sleep – Effects of Dinner Timing on Sleep Stage Distribution and EEG Power Spectrum in Healthy Volunteers – Daisy Duan, Chenjuan Gu, Vsevolod Y. Polotsky, Jonathan C. Jun, Luu V. Pham – 2021 – DOI: 10.2147/NSS.S301113<br />
National Heart, Lung, and Blood Institute – Sleep Deprivation and Deficiency: Healthy Sleep Habits – Güncelleme 2022</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gece-iyi-uyumak-icin-aksam-ne-yemeli-gunluk-beslenme-uykuyu-nasil-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 18:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-20260823-w-a01191.jpg" type="image/jpeg" length="77019"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Soğan Bir Altın Olsa da Hastaya Verilecekti”: Gureba Hastanesi’nin Şaşırtıcı Vakfiyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-sogan-bir-altin-olsa-da-hastaya-verilecekti-gureba-hastanesinin-sasirtici-vakfiyesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-sogan-bir-altin-olsa-da-hastaya-verilecekti-gureba-hastanesinin-sasirtici-vakfiyesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaklaşık iki asır önce İstanbul’da kurulan Gureba Hastanesi’nde yoksullar ücretsiz tedavi ediliyor, hasta yemeğinden tasarruf edilmemesi isteniyordu. Bir soğanla anlatılan hüküm, dönemin sağlık anlayışına çarpıcı bir pencere açıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir hastanın iyileşmesi için soğan gerekiyorsa ne yapılmalı?</p>

<p>Bugün bu soru sıradan görünebilir. Fakat yaklaşık iki asır önce hazırlanmış bir hastane düzeninde verilen cevap şaşırtıcı derecede açıktı: Fiyatı olağanüstü yükselse bile hastanın ihtiyacı olan yiyecekten tasarruf edilmeyecekti.</p>

<p>Osmanlı tıp tarihinin önemli kurumlarından Gureba-i Müslimin Hastanesi’ne ilişkin vakfiye ve nizamname kayıtlarında, hasta beslenmesine verilen önemi anlatan dikkat çekici bir hüküm bulunuyordu. Günümüz Türkçesine aktarılan anlatımlarda, hastanın ihtiyacı varsa <strong>soğanın tanesi bir altın değerine ulaşsa bile temin edilmesi gerektiği</strong> belirtiliyordu.</p>

<p>Bu hükmün arkasında yalnızca bir mutfak kuralı yoktu. Yoksul ve kimsesiz bir hastanın tedavisi sırasında ihtiyaç duyduğu besinden maddi gerekçelerle vazgeçilmemesini isteyen bir sağlık ve vakıf anlayışı vardı.</p>

<p>Hikâyenin merkezinde ise Sultan Abdülmecid’in annesi Bezmiâlem Valide Sultan bulunuyordu.</p>

<h2>İstanbul’un yoksulları için yeni bir hastane</h2>

<ol start="19">
 <li>yüzyılın ortalarında İstanbul hızla değişiyordu.</li>
</ol>

<p>Şehrin nüfusu artıyor, salgın hastalıklar önemli bir sorun oluşturuyor ve mevcut sağlık kurumları ihtiyacı karşılamakta zorlanıyordu. Özellikle maddi imkânı bulunmayan ve kendisine bakacak yakını olmayan insanların hastalandıklarında düzenli sağlık hizmetine ulaşması kolay değildi.</p>

<p>Bezmiâlem Valide Sultan bu ortamda, Yenibahçe çevresinde yoksul ve kimsesiz Müslüman erkeklerin ücretsiz tedavi edileceği büyük bir hastane yaptırdı.</p>

<p>Yapımı 1845’te tamamlanan Gureba-i Müslimin Hastanesi, idari ve hasta kabul düzenlemelerinin şekillenmesinin ardından <strong>12 Mart 1847’de hasta kabulüne başladı</strong>.</p>

<p>Kurum <strong>200 yataklı bir erkek hastanesi olarak yaptırılmıştı</strong>. Hasta koğuşlarının yanı sıra eczane, hekim ve cerrah odaları, mutfak, hamam ve çamaşırhane gibi bölümler bulunuyordu.</p>

<p>Gureba, Osmanlı’nın klasik darüşşifa geleneği ile 19. yüzyılın modern hastane yapılanması arasındaki önemli geçiş örneklerinden biri oldu.</p>

<p>Adındaki “gureba” kelimesi de kuruluş amacını anlatıyordu: Garipler, kimsesizler ve yoksullar.</p>

<h2>Hastaneye gelen yoksuldan para alınmayacaktı</h2>

<p>Bezmiâlem Valide Sultan’ın vakıflarını kapsayan 1847 tarihli vakfiyede hastanenin “gureba-i müslimîn” için kurulduğu özellikle vurgulandı.</p>

<p>Temel anlayış, maddi imkânı bulunmayan hastaların ücretsiz bakılmasıydı.</p>

<p>Bu yalnızca “bir bina yaptırmak” anlamına gelmiyordu. Hastanenin faaliyetini gelecekte de sürdürebilmesi için gelir getiren mülkler ve başka vakıf kaynakları tahsis edilmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başka bir ifadeyle sistem şöyle düşünülmüştü:</p>

<p>Hastanın parası olmayabilir; fakat hastanenin onun tedavisini sürdürebilecek düzenli bir ekonomik kaynağı olmalıydı.</p>

<p>Bu yaklaşım, Osmanlı vakıf sağlık hizmetlerinin en dikkat çekici özelliklerinden biriydi.</p>

<h2>“Bir soğan bir altın olsa bile” ne anlama geliyordu?</h2>

<p>Bugün hikâyenin en çarpıcı bölümü hasta yemekleriyle ilgili hükümler.</p>

<p>Hastaların iaşesinde tasarruf yapılmaması, doktorların hastanın beslenmesine ilişkin tavsiyelerinin dikkate alınması ve gerekli yiyeceklerin maliyeti yükselse bile temin edilmesi isteniyordu.</p>

<p>Tarihsel kaynakların günümüz Türkçesine aktardığı anlatımlarda bunun sembolü haline gelen örnek soğandı.</p>

<p>Bir hastanın iyileşmesi için soğan gerekiyorsa, tanesi bir altın değerine kadar yükselse bile alınması gerektiği belirtiliyordu.</p>

<p>Burada asıl mesele soğanın özel bir tıbbi tedavi olması değildi.</p>

<p><strong>Soğan bir semboldü: Hastanın ihtiyacı olan besinden para kazanmak veya tasarruf etmek amacıyla vazgeçilmemesi gerektiğini anlatıyordu.</strong></p>

<p>Dolayısıyla bu tarihsel ifadeyi “Osmanlı’da soğanla hastalık tedavi ediliyordu” şeklinde yorumlamak yanlış olur.</p>

<p>Asıl dikkat çekici olan, beslenmenin hasta bakımının bir parçası olarak görülmesi ve hekimin bu konudaki kararının ekonomik gerekçelerle kolayca göz ardı edilmemesinin istenmesiydi.</p>

<h2>180 yıl önce hasta beslenmesi neden bu kadar önemliydi?</h2>

<ol start="19">
 <li>yüzyılın ortasında modern antibiyotiklerin, günümüzdeki yoğun bakım olanaklarının ve bugün kullanılan çok sayıda etkili ilacın hiçbiri yoktu.</li>
</ol>

<p>Bu nedenle iyi bakımın temel bileşenleri çok daha büyük önem taşıyordu.</p>

<p>Hastanın dinlenmesi, temizliği, yeterli yemek yiyebilmesi ve temel ihtiyaçlarının karşılanması tedavinin önemli parçalarıydı.</p>

<p>Gureba Hastanesi’nin düzenlemelerinde mutfaktan ilaç ve tıbbi malzemeye, çalışanların görevlerinden hasta kabulüne kadar ayrıntılı kurallar bulunması bu nedenle tesadüf değildi.</p>

<p>Hastane yalnızca hastanın yatırıldığı bir bina olarak değil, belirli kurallarla işlemesi gereken bir kurum olarak tasarlanıyordu.</p>

<h2>Fakat bugünün “herkese sağlık hizmeti” anlayışı değildi</h2>

<p>Bu hikâyeyi anlatırken dönemin sınırlarını da gözden kaçırmamak gerekiyor.</p>

<p>Gureba-i Müslimin Hastanesi başlangıçta herkese açık evrensel bir devlet hastanesi değildi. Vakfiye şartları doğrultusunda özellikle <strong>yoksul, kimsesiz Müslüman erkeklere</strong> yönelikti.</p>

<p>Ayrıca dönemin hasta kabul kurallarında tedavi edilebileceği veya hastalığı hafifletilebileceği düşünülen kişilere öncelik veriliyor; bazı kronik, ağır veya tedavisi mümkün görülmeyen durumlara sahip hastalar kabul edilmiyordu.</p>

<p>Dolayısıyla 19. yüzyıldaki bu sistemi bugünün eşitlik, hasta hakları veya evrensel sağlık hizmeti ölçütleriyle birebir aynı görmek doğru olmaz.</p>

<p>Tarihsel önem başka yerdeydi:</p>

<p>Maddi gücü olmayan bir insan için özel olarak sağlık kurumu kurulmuş, bunun finansmanı vakıf gelirlerine bağlanmış ve hastanın bakımından ekonomik gerekçelerle tasarruf edilmemesi gerektiği yazılı kurallarla güvence altına alınmaya çalışılmıştı.</p>

<h2>Hastane 1845’te mi, 1847’de mi açıldı?</h2>

<p>Gureba Hastanesi’nin tarihini incelerken kaynaklarda farklı tarihlerle karşılaşmak mümkün.</p>

<p>Bazı yayınlarda 1845 yılı hastanenin kuruluş veya açılış yılı olarak veriliyor. Bunun temel nedeni binanın 1845’te tamamlanması ve Sultan Abdülmecid’in aynı yıl yapıyı ziyaret etmiş olması.</p>

<p>Ancak daha ayrıntılı arşiv araştırmaları, iç nizamname ve kadroların oluşturulmasının ardından <strong>düzenli hasta kabulünün 12 Mart 1847’de başladığını</strong> gösteriyor.</p>

<p>Bu nedenle tarihsel açıdan en güvenli kronoloji şöyle:</p>

<p><strong>Hastane binası 1845’te tamamlandı; kurum 12 Mart 1847’de hasta kabulüne başladı.</strong></p>

<p>Bu ayrıntı, tıp tarihi haberlerinde tek bir tarih vermenin bazen geçmişin karmaşıklığını gizleyebileceğini de gösteriyor.</p>

<h2>Gureba yalnız hastane olarak kalmadı</h2>

<p>Kurum zaman içinde gelişti.</p>

<p>1890’larda göz ve cerrahi alanları ayrıldı. 20. yüzyılın başlarında modern ameliyathane, laboratuvar ve daha sonra radyoloji gibi yeni tıbbi hizmetler kuruma eklendi.</p>

<p>Gureba Hastanesi kültürel hafızada da önemli bir yer edindi.</p>

<p>Peyami Safa’nın hastalık, yalnızlık ve hastane atmosferini anlattığı <strong>Dokuzuncu Hariciye Koğuşu</strong>, çeşitli tarihsel ve edebî çalışmalarda Gureba Hastanesi ile ilişkilendiriliyor. Ancak eserde anlatılan koğuşun kurum içindeki kesin yeri konusunda kaynaklar sınırlı olduğundan bu bağlantıyı kesin bir tarihsel hüküm olarak değerlendirmemek gerekiyor.</p>

<p>Böylece 19. yüzyılda yoksullar için kurulmuş bir vakıf hastanesi, yalnız tıp tarihinin değil İstanbul’un toplumsal ve kültürel tarihinin de parçasına dönüştü.</p>

<h2>Bir soğan neden hâlâ önemli?</h2>

<p>Bugünün sağlık sistemini 1840’ların koşullarıyla karşılaştırmak elbette mümkün değil.</p>

<p>Tıp tamamen değişti. Hastalıkların nedenlerini, enfeksiyonları, beslenmeyi ve tedavileri çok daha farklı bir bilimsel çerçevede değerlendiriyoruz.</p>

<p>Fakat Gureba Hastanesi’nin kayıtlarında kalan “bir soğan” örneği hâlâ güçlü bir mesaj taşıyor.</p>

<p>Çünkü mesele soğan değil.</p>

<p>Mesele, hastanın ihtiyaç duyduğu şeyin maliyet hesabından önce gelmesi gerektiği düşüncesi.</p>

<p>Yaklaşık iki asır önce hazırlanan bir hastane düzeninin satırlarından bugüne kalan en çarpıcı düşünce belki de buydu:</p>

<p><strong>Yoksul bir insanın parası olmayabilirdi; ama hastalandığında değeri eksilmemeliydi.</strong></p>

<h2>6. KAYNAKLAR</h2>

<ol start="1">
 <li>TDV İslâm Ansiklopedisi – Gureba Hastahanesi – Asaf Ataseven – 1996</li>
 <li>Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü – Sosyo-Ekonomik Yönleriyle Bezm-i Âlem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi – Kenan Göçer – Doktora Tezi – 2012</li>
 <li>Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü Dergisi – Gureba Hastanesi’nin “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” – Turan Aslan – 2016 – Sayı 38</li>
 <li>Bezmialem Vakıf Üniversitesi – Bezmiâlem’i Keşfet: Gureba-i Müslimin Hastanesi Tarihçesi – Kurumsal tarih kaydı</li>
 <li>TDV İslâm Ansiklopedisi – Bezmiâlem Vâlide Sultan – M. Hüdai Şentürk – 1992</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-sogan-bir-altin-olsa-da-hastaya-verilecekti-gureba-hastanesinin-sasirtici-vakfiyesi</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/gureba-hastanesi-1200x750-200kb-1.webp" type="image/jpeg" length="96724"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[38 Hastayla Eski Bir Kışlada Başladı: Bakırköy’de Modern Psikiyatrinin Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/38-hastayla-eski-bir-kislada-basladi-bakirkoyde-modern-psikiyatrinin-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/38-hastayla-eski-bir-kislada-basladi-bakirkoyde-modern-psikiyatrinin-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1924’te Toptaşı Bimarhanesi’nden 38 hasta, harap durumdaki Reşadiye Kışlası’na götürüldü. Yıllar süren bu taşınma, Türkiye’de ruh sağlığı hizmetlerinin kurumsallaşmasında önemli bir dönüm noktasına dönüştü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>1924 yılında İstanbul’un şehir dışı sayılabilecek Bakırköy bölgesinde eski bir askerî kışla vardı.</p>

<p>Binaların önemli bölümü bakımsızdı. Burası modern bir hastaneden çok, yeniden kullanılmayı bekleyen büyük bir askerî yerleşkeyi andırıyordu.</p>

<p>Sonra bir gün buraya <strong>38 hasta</strong> getirildi.</p>

<p>Bu küçük grubun ardından başlayan taşınma birkaç yıl sürecek; Reşadiye Kışlası zamanla Türkiye’nin ruh sağlığı tarihindeki en önemli kurumlardan birine dönüşecekti.</p>

<p>Bugünkü Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin hikâyesinin kritik dönüm noktalarından biri böyle başladı.</p>

<p>Fakat bu tarih yalnız bir hastanenin kuruluş hikâyesi değil.</p>

<p>Aynı zamanda ruhsal hastalıkların toplumdan uzaklaştırılması gereken bir “sorun” olarak görülmesinden, psikiyatrinin tıbbın ayrı bir uzmanlık alanı olarak kurumsallaşmasına uzanan uzun ve sancılı dönüşümün de hikâyesi.</p>

<h2>Her şey Toptaşı’nın artık yetmemesiyle başladı</h2>

<p>Bakırköy’den önce İstanbul’un en büyük resmî ruh sağlığı kurumu Üsküdar’daki Toptaşı Bimarhanesi idi.</p>

<p>Toptaşı, 1873’ten itibaren uzun yıllar Osmanlı Devleti’nin başlıca ruh sağlığı kurumlarından biri olarak hizmet verdi.</p>

<p>Ancak zamanla binanın fiziksel koşulları ve kapasitesi yetersiz hale geldi.</p>

<p>Daha 20. yüzyılın başlarında hekimler yeni bir ruh sağlığı hastanesine ihtiyaç olduğunu tartışıyordu. Dönemin kurumlarında yalnız bina ve kalabalık problemi değil, hasta bakımı, hijyen, eğitimli personel ve tedavi anlayışı konusunda da ciddi sorunlar bulunuyordu.</p>

<p>Mazhar Osman da henüz genç bir hekimken bu mesele üzerine yazan isimlerden biriydi.</p>

<p>1914’te yayımladığı bimarhanelerin yönetimine ilişkin küçük kitabında, ruhsal hastalığı bulunan kişinin öncelikle <strong>hasta olarak görülmesi gerektiğini</strong> savunuyor; hastalara şiddet uygulanmasına ve kötü muameleye açık biçimde karşı çıkıyordu.</p>

<p>Bu yaklaşım bugünün hasta hakları standartlarıyla aynı değildi. Ancak kendi döneminin kurum kültürü düşünüldüğünde önemli bir zihniyet değişiminin işaretlerinden biriydi.</p>

<h2>15 Ekim 1924’te önemli karar</h2>

<p>Cumhuriyet’in kurulmasının ardından Toptaşı’nın geleceği yeniden gündeme geldi.</p>

<p>Mazhar Osman’ın girişimleriyle Bakırköy’de bulunan Reşadiye Kışlasının ruh sağlığı hastanesine dönüştürülmesi önerildi.</p>

<p>15 Ekim 1924 tarihli Bakanlar Kurulu kararında Toptaşı’nın fiziksel ve sağlık koşullarındaki yetersizlik gerekçe gösterilerek hastaların Reşadiye Kışlası’na taşınması uygun bulundu.</p>

<p>Fakat bu, hastaların bir gün içinde başka binaya götürüldüğü sıradan bir hastane taşınması değildi.</p>

<p>Kışlanın önemli bölümleri harap durumdaydı.</p>

<p>Binaların onarılması, servislerin oluşturulması ve yüzlerce kişinin yeni kuruma taşınması gerekiyordu.</p>

<h2>İlk kafilede yalnız 38 hasta vardı</h2>

<p>Hastanenin resmî tarihçesine göre taşınmanın öncülüğünü Mazhar Osman’ın öğrencilerinden Fahrettin Kerim Gökay yaptı.</p>

<p>Gökay, Toptaşı’ndan <strong>38 hastayla birlikte</strong> Bakırköy’deki eski Reşadiye Kışlası binalarına yerleşti.</p>

<p>İlk 38 hasta bütün kurumun bir anda taşındığı anlamına gelmiyordu.</p>

<p>Toptaşı’ndan Bakırköy’e geçiş aşamalı biçimde sürdü ve taşınma <strong>1927 yılının sonlarına kadar</strong> devam etti.</p>

<p>Yeni kurum İstanbul Emraz-ı Akliye ve Asabiye Hastanesi adıyla gelişmeye başladı.</p>

<p>Bugünkü Türkçeyle bu isim kabaca “Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi” anlamına geliyordu.</p>

<h2>Eski kışla bir anda modern hastane olmadı</h2>

<p>Bakırköy hikâyesini yalnız bir başarı öyküsü gibi anlatmak tarihsel gerçeği eksik bırakır.</p>

<p>Reşadiye Kışlasının hastaneye dönüştürülmesi yıllar aldı.</p>

<p>1933 yılına kadar yaklaşık 20 bina onarılabildi. Yönetim bölümleri, nöroloji ve psikiyatri servisleri, gözlem alanları, mutfak, çamaşırhane ve başka hizmet birimleri zaman içinde oluşturuldu.</p>

<p>Hasta sayısı ise hızla yükseldi.</p>

<p>1933 yılında kurumda yaklaşık <strong>1.400 hasta</strong> bulunuyordu.</p>

<p>1940’lı yıllarda hasta sayısının birkaç bine yükselmesi ciddi kapasite ve bakım sorunlarını beraberinde getirdi.</p>

<p>Dolayısıyla Bakırköy tarihi, yalnız modernleşmenin değil; kalabalıklaşma, kaynak yetersizliği ve ruh sağlığı hizmetlerinin ağır kurumsal yükünün de tarihidir.</p>

<h2>Mazhar Osman neden bu kadar önemliydi?</h2>

<p>Mazhar Osman, Türkiye’de psikiyatri tarihinin en etkili isimlerinden biri oldu.</p>

<p>1904’te Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’den mezun olduktan sonra Gülhane’de çalıştı. Almanya’da dönemin önde gelen psikiyatri merkezlerinde incelemelerde bulundu; Emil Kraepelin ve Alois Alzheimer gibi isimlerin bulunduğu bilim çevresini yakından tanıdı.</p>

<p>Türkiye’ye döndüğünde psikiyatri ve nörolojinin tıbbın ciddi uzmanlık alanları olarak kabul edilmesi için çalıştı.</p>

<p>Ancak Bakırköy’ün kuruluşunu yalnız tek bir hekimin hikâyesine indirgemek de doğru değil.</p>

<p>Fahrettin Kerim Gökay, Şükrü Hazım Tiner, Ahmet Şükrü Emet, İhsan Şükrü Aksel ve çok sayıda hekim, hemşire, hasta bakıcı ve çalışan kurumun gelişiminde rol aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakırköy zamanla yalnız hastaların yatırıldığı bir kurum değil, yeni psikiyatristlerin yetiştirildiği önemli bir eğitim merkezi haline geldi.</p>

<h2>1933 Üniversite Reformu Bakırköy’ü değiştirdi</h2>

<p>Bir başka önemli dönüm noktası 1933 Üniversite Reformu oldu.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinin psikiyatri ve nöroloji kliniklerinin Bakırköy’e taşınmasıyla tıp öğrencileri ve uzmanlık eğitimi alan hekimler hastanede klinik eğitim görmeye başladı.</p>

<p>Böylece Bakırköy’ün rolü genişledi.</p>

<p>Kurum yalnız ruhsal hastalığı bulunan insanların kaldığı büyük bir hastane değil; <strong>psikiyatri, nöroloji ve daha sonra beyin cerrahisinin geliştiği bir eğitim ve araştırma merkezi</strong> haline geliyordu.</p>

<p>Hastanenin müze kayıtları, 1930’lu yıllarda burada beyin ameliyatlarının da yapılmaya başladığını gösteriyor.</p>

<h2>Hastayı yalnız kapalı bir koğuşta tutmak yeterli görülmüyordu</h2>

<p>Bakırköy’de zaman içinde hastaların gündelik yaşama katılımını sağlayacak çeşitli uygulamalar da geliştirildi.</p>

<p>Dikiş, nakış, marangozluk, çiçekçilik ve maket gibi uğraşlara yönelik atölyeler açıldı. Spor faaliyetleri gerçekleştirildi ve bazı hastaların daha açık servis düzenlerinde yaşamasını sağlayan modeller geliştirildi.</p>

<p>Bunları doğrudan bugünkü modern ergoterapi veya psikososyal rehabilitasyon uygulamalarıyla eşitlemek doğru olmaz.</p>

<p>Ancak tarihsel açıdan önemli olan fikir şuydu:</p>

<p><strong>Ruhsal hastalığı bulunan insan yalnız kapatılacak veya gözetilecek biri değil, tedavi ve rehabilitasyon ihtiyacı bulunan bir hastaydı.</strong></p>

<p>Bu düşüncenin yerleşmesi yıllar aldı.</p>

<h2>Tarihte kullanılan dil de değişti</h2>

<p>Eski belgelerde bugün kullanılmaması gereken pek çok sözcükle karşılaşmak mümkün.</p>

<p>“Mecnun”, “deli”, “tımarhane” ve benzeri ifadeler tarihsel belgelerde dönemin resmî veya gündelik dili olarak kullanılıyordu.</p>

<p>Bugün ise ruhsal hastalığı olan kişileri hastalıklarıyla tanımlamak veya aşağılayıcı ifadeler kullanmak sağlık haberciliği ve tıp etiği açısından doğru kabul edilmiyor.</p>

<p>Bu nedenle psikiyatri tarihini anlatırken eski terimleri ancak dönemin belgelerini açıklamak gerektiğinde ve tarihsel bağlamıyla kullanmak önemli.</p>

<p>Çünkü ruh sağlığı tarihindeki değişim yalnız binaların ve tedavilerin değişimi değildir.</p>

<p><strong>İnsana bakışın ve kullanılan dilin değişimi de bu tarihin bir parçasıdır.</strong></p>

<h2>38 kişiden Türkiye’nin psikiyatri merkezlerinden birine</h2>

<p>1924’te eski bir askerî kışlaya götürülen 38 insan, kendilerinden sonra gelecek büyük kurumsal değişimin başlangıcında olduklarını muhtemelen bilmiyordu.</p>

<p>Toptaşı’ndan başlayan taşınma üç yıl boyunca devam etti.</p>

<p>Harap kışla binaları onarıldı.</p>

<p>Yeni servisler açıldı.</p>

<p>Öğrenciler burada eğitim almaya başladı.</p>

<p>Psikiyatri, nöroloji ve beyin cerrahisi gelişti.</p>

<p>Fakat aynı zamanda kurum yıllar boyunca aşırı kalabalık, kaynak eksikliği ve büyük ölçekli hastane modelinin doğurduğu sorunlarla da mücadele etti.</p>

<p>Bakırköy’ün tarihsel önemi belki tam olarak burada yatıyor.</p>

<p>Bu hikâye yalnız bir hastanenin büyümesini değil, Türkiye’de ruh sağlığına ilişkin düşüncenin yaklaşık bir asır içinde ne kadar değiştiğini gösteriyor.</p>

<p><strong>Her şey ise eski bir askerî kışlada, ilk 38 hastayla başlamıştı.</strong></p>

<h2>6. KAYNAKLAR</h2>

<ol start="1">
 <li>Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi – Hastane Tarihçesi – T.C. Sağlık Bakanlığı</li>
 <li>Düşünen Adam Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi – Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin Kısa Tarihi – Şahap Erkoç, Fulya Kardeş, Fatih Artvinli – 2010 – s. 1–11</li>
 <li>Atatürk Ansiklopedisi – Mazhar Osman Uzman (1884–1951) – Kurumsal biyografi</li>
 <li>Osmanlı Bilimi Araştırmaları – “Mecnuna ne urulur, ne sövülür!”: Mazhar Osman ve Yönetilemeyen Bimarhaneler – Fatih Artvinli – 2017 – Cilt 19, Sayı 1, s. 13–42</li>
 <li>Fatih Artvinli – Delilik, Siyaset ve Toplum: Toptaşı Bimarhanesi (1873–1927) – Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi – 2013</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/38-hastayla-eski-bir-kislada-basladi-bakirkoyde-modern-psikiyatrinin-hikayesi</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 18:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/bakirkoy-modern-psikiyatri-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="59292"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kan Gerektiğinde Nereden Bulunuyordu? Türkiye’nin Kan Bankacılığına Geçişi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kan-gerektiginde-nereden-bulunuyordu-turkiyenin-kan-bankaciligina-gecisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kan-gerektiginde-nereden-bulunuyordu-turkiyenin-kan-bankaciligina-gecisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün kan gerektiğinde büyük bir bağış ve dağıtım sistemi devreye giriyor. Oysa Türkiye’de bir zamanlar kan hastanelerin kendi imkânlarıyla sağlanıyordu. Modern kan bankacılığına giden yol nasıl açıldı?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir ameliyat sırasında hasta çok kan kaybetti.</p>

<p>Bugün böyle bir durumda hastanenin transfüzyon merkezi, kan grubu uygunluğu, laboratuvar testleri, kan bileşenleri ve kanın güvenli biçimde hastaya ulaştırıldığı ayrıntılı bir sistem devreye giriyor.</p>

<p>Peki bundan 80–90 yıl önce aynı durum yaşansaydı?</p>

<p>Türkiye’de ülke çapına yayılan organize kan bağışı ağı henüz yoktu. Kan transfüzyonu sınırlı sayıda merkezde yapılıyor, sonraki yıllarda büyük hastanelerin kendi kan üniteleri ve istasyonları kuruluyordu.</p>

<p>Modern kan bankacılığına geçiş ise bir anda gerçekleşmedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye’deki hikâye 1920’lerde başlayan çalışmalar, 1930’larda farklı hastanelerde kayda geçen transfüzyon uygulamaları, 1940’lardan itibaren oluşturulan küçük kan üniteleri ve nihayet 1957’de Ankara ile İstanbul’da açılan modern Kızılay Kan Merkezleri üzerinden ilerledi.</p>

<h2>Kanı hastaya vermek kadar saklayabilmek de sorundu</h2>

<p>Kan transfüzyonunun bugünkü biçimine ulaşması yalnız bir insandan kan alıp başka bir insana vermeyi öğrenmekle mümkün olmadı.</p>

<p>Önce kan gruplarının anlaşılması gerekiyordu.</p>

<p>Karl Landsteiner’ın 1901’de ABO kan grubu sistemini ortaya koyması, uyumsuz kan verilmesi sonucunda gelişebilecek tehlikelerin anlaşılmasında büyük dönüm noktalarından biri oldu.</p>

<p>Ardından kanın pıhtılaşmasını önleyen maddelerin geliştirilmesi ve soğukta saklama yöntemlerinin ilerlemesi, bağışlanan kanın hemen kullanılmak zorunda kalmadan belirli koşullarda muhafaza edilebilmesini mümkün hale getirdi.</p>

<p>Böylece “kan veren kişi ile hastayı aynı anda buluşturma” anlayışından, kanın önceden toplanabildiği ve gerektiğinde kullanılabildiği modern kan bankacılığına geçişin bilimsel zemini oluştu.</p>

<p>Türkiye de bu değişimi takip etmeye başladı.</p>

<h2>Türkiye’de sistemli çalışmalar 1921’de başladı</h2>

<p>Türk Kızılay ve transfüzyon tıbbı kaynaklarına göre Türkiye’de kan transfüzyonuyla ilgili sistemli çalışmalar <strong>1921 yılında Prof. Dr. Burhanettin Toker tarafından</strong> başlatıldı.</p>

<p>Ancak bu çalışmaların başlaması, düzenli bir kan bankacılığı sisteminin bulunduğu anlamına gelmiyordu.</p>

<p>Türkiye’deki “ilk transfüzyon” konusunda ise tarihsel kaynaklarda farklı kayıtlar bulunuyor.</p>

<p>Bazı transfüzyon tarihi kaynakları <strong>1932 yılında Haydarpaşa’da kan transfüzyonu yapıldığını</strong> bildiriyor. Kızılay ve Türk Hematoloji Derneği kaynaklarında ise <strong>1938 yılında Cerrahpaşa’da Burhanettin Toker tarafından gerçekleştirilen uygulama</strong>, Türkiye’deki ilk başarılı kan transfüzyonlarından biri ve bazı kaynaklarda ilk başarılı transfüzyon olarak aktarılıyor.</p>

<p>Bu nedenle tek bir tarihi tartışmasız “Türkiye’de yapılan ilk kan transfüzyonu” olarak kabul etmek yerine, 1930’larda farklı merkezlerde başlayan uygulamaların modern transfüzyon hizmetlerinin gelişiminde önemli basamaklar olduğunu söylemek daha doğru.</p>

<h2>Hastanelerin kendi kan üniteleri vardı</h2>

<p>1940–1945 arasında üniversitelerde ve bazı büyük hastanelerde küçük kan üniteleri kurulmaya başladı.</p>

<p>Cerrahpaşa, Haydarpaşa Numune ve İstanbul’daki başka büyük hastanelerde sonraki yıllarda hastane kontrollü kan hizmetleri gelişti.</p>

<p>Kan ihtiyacı giderek artıyordu.</p>

<p>Cerrahi ilerliyor, büyük ameliyatlar daha sık yapılabiliyor ve ağır kan kaybında transfüzyonun değeri daha iyi anlaşılıyordu.</p>

<p>Bu tablo önemli bir şeyi gösteriyor:</p>

<p>Türkiye’de 1957’den önce de kan transfüzyonu yapılıyor ve hastanelerde kan üniteleri bulunuyordu.</p>

<p>Dolayısıyla “1957’den önce Türkiye’de kan bankacılığı veya kan hizmeti hiç yoktu” demek tarihsel olarak doğru değil.</p>

<p>Eksik olan, <strong>geniş ölçekli ve merkezi biçimde örgütlenmiş gönüllü kan bağışı sistemiydi.</strong></p>

<h2>1953’te kritik karar alındı</h2>

<p>Kan ihtiyacının yalnız hastanelerin kendi imkânlarıyla karşılanmasının sürdürülebilir olmadığı giderek daha belirgin hale geldi.</p>

<p>1953 yılında Kızılay Kongresi’nde dönemin Genel Başkanı Prof. Dr. Reşat Belger’in önerisiyle <strong>Kan Yardım Teşkilatının kurulmasına karar verildi.</strong></p>

<p>Ardından yalnız bina yapmakla yetinilmedi.</p>

<p>1954 yılında Kızılay, kan transfüzyonu ve kan bankacılığı konusunda eğitim almaları amacıyla hekimleri İngiltere ve ABD’ye gönderdi.</p>

<p>Başka bir deyişle amaç yalnız kan toplamak değil; bunun nasıl alınacağı, saklanacağı, test edileceği ve gerektiğinde hastanelere nasıl ulaştırılacağı konusunda modern bir sistem kurmaktı.</p>

<p>Hazırlıkların ardından tarihî dönüm noktası geldi.</p>

<h2>1957: Modern Kızılay Kan Merkezleri açıldı</h2>

<p>1957 yılında Ankara ve İstanbul’da ilk modern Kızılay Kan Merkezleri faaliyete geçti.</p>

<p>Kızılayın tarih kayıtlarında bu iki merkez, Türkiye’de modern ve örgütlü kan bankacılığı hizmetlerinin önemli başlangıç noktalarından biri olarak yer alıyor.</p>

<p>Böylece kan ihtiyacının yalnızca hastanın tedavi gördüğü kurumun çevresinde çözülmesi yerine, bağışçılardan kanın sistemli biçimde toplanması, saklanması ve ihtiyaç bulunan sağlık kuruluşlarına ulaştırılması yönünde yeni bir dönem başladı.</p>

<p>Kızılayın tarih çalışmalarında kanın gerektiğinde kara yolu, demir yolu ve hava yoluyla farklı bölgelere ulaştırılmaya çalışıldığı da aktarılıyor.</p>

<p>Kan artık yalnız bir hastanenin meselesi olmaktan çıkıp ulusal ölçekte planlanması gereken bir sağlık hizmetine dönüşüyordu.</p>

<h2>Kan bağışı nasıl toplumsal bir sisteme dönüştü?</h2>

<p>Kan merkezlerinin açılması tek başına yeterli değildi.</p>

<p>Çünkü kan üretilebilen sıradan bir ilaç değildi.</p>

<p>Kaynağı insandı.</p>

<p>Bu nedenle sistemin çalışabilmesi için toplumda düzenli kan bağışı kültürünün oluşturulması gerekiyordu.</p>

<p>1974 yılında Kızılay bünyesinde kan bağışı organizasyonunun oluşturulmasıyla bu yöndeki çalışmalar hızlandı. Halkın bilgilendirilmesi ve gezici kan bağışı kampanyaları yaygınlaştırıldı.</p>

<p>1981’de Kızılay Kan Merkezlerinde plastik kan torbalarının kullanımına geçildi.</p>

<p>1983’te Kan Hizmetleri Müdürlüğü kuruldu ve aynı yıl kan ve kan ürünlerini düzenleyen kapsamlı yasal düzenleme yürürlüğe girdi.</p>

<p>Sonraki yıllarda enfeksiyon tarama testleri ve laboratuvar güvenliği de sistemin giderek daha önemli parçaları haline geldi.</p>

<h2>Bir torba kan artık neden tek hastaya gitmek zorunda değil?</h2>

<p>Modern kan bankacılığının en önemli değişikliklerinden biri de “tam kan” anlayışından kan bileşenlerine geçiş oldu.</p>

<p>Bağışlanan kan gerektiğinde farklı bileşenlere ayrılabiliyor.</p>

<p>Eritrositler, trombositler ve plazma farklı klinik ihtiyaçlarda kullanılabiliyor.</p>

<p>Böylece her hastaya ihtiyacı olmayan bütün kanın verilmesi yerine, gerekli kan bileşeninin kullanılması mümkün hale geliyor.</p>

<p>Bu değişim hem tıbbi kullanımın daha hedefli olmasını hem de bağışlanan kanın daha verimli değerlendirilmesini sağladı.</p>

<p>Modern transfüzyon tıbbı bu nedenle yalnız “kan alma ve verme” işlemi değil; bağışçı seçiminden laboratuvar testlerine, kan bileşenlerinin hazırlanmasından uygun hastaya güvenli biçimde verilmesine kadar uzanan ayrıntılı bir süreç.</p>

<h2>Gönüllü kan bağışı neden bu kadar önemli?</h2>

<p>Kan bankacılığının yaklaşık bir asırlık tarihinde teknoloji çok değişti.</p>

<p>Torba sistemleri gelişti.</p>

<p>Kan grubu testleri gelişti.</p>

<p>Enfeksiyon taramaları gelişti.</p>

<p>Soğuk zincir ve laboratuvar yöntemleri gelişti.</p>

<p>Fakat sistemin değiştiremediği bir gerçek var:</p>

<p><strong>Kan hâlâ insandan geliyor.</strong></p>

<p>Bu nedenle düzenli, gönüllü ve karşılık beklemeyen bağışçılar güvenli ve sürdürülebilir kan temininin temel unsurlarından biri olmaya devam ediyor.</p>

<p>Bir zamanlar hastanelerin sınırlı kan ünitelerinde çözülmeye çalışılan ihtiyaç, bugün bağışçıdan başlayıp hastanın yatağına kadar uzanan büyük bir organizasyonun parçası.</p>

<p>Türkiye’de bu dönüşümün ilk adımları 1921’de başlayan çalışmalar ve 1930’larda kayda geçen transfüzyon uygulamalarıyla atıldı.</p>

<p>En önemli kurumsal dönüm noktalarından biri ise <strong>1957’de Ankara ve İstanbul’da açılan modern Kızılay Kan Merkezleri</strong> oldu.</p>

<p>Bugün acil bir durumda hazır bulunan bir ünite kan, yalnız o gün yapılan bağışın değil; <strong>yaklaşık bir asır boyunca kurulan sistemin de sonucu.</strong></p>

<h2>6. KAYNAKLAR</h2>

<ol start="1">
 <li>Türk Kızılay Kan Hizmetleri – Tarihçemiz</li>
 <li>Türkiye Klinikleri – Türkiye’de Kan Temini ve Türk Kızılay: Dün-Bugün-Yarın – Aziz Karaca, Levent Sağdur, Kerem Kınık – Kan Bankacılığı ve Transfüzyon – 2021 – s. 14–19</li>
 <li>Türkiye Klinikleri – Dünyada ve Ülkemizde Kan Bankacılığı Tarihçesi – Nigar Ertuğrul Örüç – Kan Bankacılığı ve Transfüzyon Tıbbı Tanı ve Tedavisi – 2025 – s. 1–8</li>
 <li>Türk Hematoloji Derneği – Kan Bankacılığı ve Transfüzyon Tıbbı Tanı ve Tedavi Kılavuzu – 2024</li>
 <li>Kan Merkezleri ve Transfüzyon Derneği – Ulusal Kan Merkezleri ve Transfüzyon Tıbbı Kongresi Bildiri ve Eğitim Kitabı – Türkiye’de transfüzyon tarihine ilişkin bölüm – 2011</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kan-gerektiginde-nereden-bulunuyordu-turkiyenin-kan-bankaciligina-gecisi</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 18:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/turkiye-kan-bankaciligi-1.webp" type="image/jpeg" length="15599"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[New Jersey Türk Toplumunun Acı Kaybı: Hadi Yalçın Endaz Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/new-jersey-turk-toplumunun-aci-kaybi-hadi-yalcin-endaz-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/new-jersey-turk-toplumunun-aci-kaybi-hadi-yalcin-endaz-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’nin New Jersey eyaletindeki Türk toplumunun yakından tanıdığı, uzun yıllardır mortgage sektöründe çalışan Hadi Yalçın Endaz, geçirdiği beyin kanamasının ardından 56 yaşında hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>New Jersey Türk Toplumunun Acı Kaybı: Hadi Yalçın Endaz Hayatını Kaybetti</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin New Jersey eyaletinde yaşayan Türk toplumunun tanınan isimlerinden Hadi Yalçın Endaz’dan acı haber geldi. Mortgage sektöründe uzun yıllardır çalışan Endaz, 56 yaşında yaşamını yitirdi.</p>

<p>Community Abroad America tarafından paylaşılan bilgilere göre Hadi Yalçın Endaz, 17 Ağustos Pazartesi günü beyin kanaması geçirmesinin ardından tedavi altına alındı. Yapılan bütün müdahalelere rağmen kurtarılamayan Endaz’ın 21 Ağustos Cuma günü hayatını kaybettiği bildirildi.</p>

<p>Vefatı büyük üzüntü yarattı</p>

<p>New Jersey’de mortgage sektörünün deneyimli ve saygın isimleri arasında gösterilen Hadi Yalçın Endaz’ın vefatı; ailesi, yakınları, çalışma arkadaşları ve bölgedeki Türk toplumu arasında büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Endaz’ın uzun yıllardır bölgede yaşadığı, mesleki çalışmaları ve sosyal çevresiyle geniş bir kesim tarafından tanındığı belirtildi.</p>

<p>Paterson’da son yolculuğuna uğurlandı</p>

<p>Hadi Yalçın Endaz için cenaze namazının 23 Ağustos Pazar günü saat 12.00’de Paterson Ulu Camii’nde kılındığı bildirildi. Cenaze namazının ardından Endaz’ın naaşı Marlboro Memorial Cemetery’de toprağa verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/new-jersey-turk-toplumunun-aci-kaybi-hadi-yalcin-endaz-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8960.jpeg" type="image/jpeg" length="10436"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Harvard Açıkladı: Uzun ve Sağlıklı Yaşamın 5 Temel Dayanağı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/harvard-acikladi-uzun-ve-saglikli-yasamin-5-temel-dayanagi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/harvard-acikladi-uzun-ve-saglikli-yasamin-5-temel-dayanagi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Harvard Tıp Fakültesinin raporu; beslenme, hareket, uyku, stres yönetimi ve sosyal ilişkileri sağlıklı yaşlanmanın beş temel dayanağı olarak öne çıkarıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uzun yaşam arayışı artık biyolojik yaş testleri, pahalı takviyeler ve deneysel uygulamalarla yan yana anılıyor. Oysa yıllar ilerlerken merdiven çıkabilmek, alışveriş poşetini taşıyabilmek ve sevilen insanlarla bağımsız bir hayat sürdürebilmek çok daha tanıdık alışkanlıklarla bağlantılı.</p>

<p>Harvard Tıp Fakültesine bağlı Harvard Health Publishing tarafından hazırlanan “Pathways to Longevity: Science and Strategies in Pursuit of a Longer, Healthier Life” başlıklı rapor, uzun yaşamı yalnızca doğumdan ölüme kadar geçen süre olarak değerlendirmiyor. Asıl hedef, hastalık ve işlev kaybıyla geçirilen dönemi azaltarak sağlıklı yaşam süresini desteklemek.</p>

<p>Raporda bu amaçla beş alan öne çıkarılıyor: beslenme, hareket, uyku, stresin yönetilmesi ve sosyal bağlar. Bunlar ömrü belirleyen kesin bir formül değil. Genetik yapı, gelir, eğitim, çalışma koşulları, yaşanılan çevre, kronik hastalıklar ve sağlık hizmetlerine erişim de insanların nasıl yaşlandığını etkiliyor.</p>

<p>Bitkilerin Ağırlıkta Olduğu Dengeli Bir Sofra</p>

<p>Sağlıklı beslenme denildiğinde birbirinden farklı diyetler gündeme gelse de güçlü bilimsel desteğe sahip modellerin ortak yönleri bulunuyor. Sebze, meyve, kuru baklagil, tam tahıl, kuruyemiş ve sağlıklı yağlara daha fazla; işlenmiş etlere, şekerli içeceklere ve yoğun biçimde işlenmiş ürünlere daha az yer veriliyor.</p>

<p>Harvard’ın Sağlıklı Beslenme Tabağı modelinde tabağın yaklaşık yarısını sebze ve meyveler, dörtte birini tam tahıllar, kalan bölümünü ise balık, tavuk, yumurta veya kuru baklagiller gibi protein kaynakları oluşturuyor. Su temel içecek olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Bu yaklaşım tek bir besine olağanüstü anlam yüklemiyor. Sebze çeşitliliği, yeterli protein, liften zengin yiyecekler ve doymamış yağlar birlikte değerlendiriliyor. Protein gereksinimi yaş, vücut ağırlığı, fiziksel etkinlik, böbrek işlevleri ve mevcut hastalıklara göre değişebileceğinden özellikle ileri yaştaki kişiler için kişisel değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Hareket Yalnızca Spor Salonunda Başlamıyor</p>

<p>Düzenli fiziksel hareket kalp ve akciğer kapasitesini, kas gücünü, kemik sağlığını, kan şekeri kontrolünü ve zihinsel iyilik halini destekliyor. Dünya Sağlık Örgütü yetişkinlere haftada en az 150–300 dakika orta şiddette hareket veya 75–150 dakika yüksek şiddette hareket öneriyor. Haftada en az iki gün kas güçlendirici egzersiz yapılması da tavsiyeler arasında.</p>

<p>Bu hedeflere ilk günden ulaşmak şart değil. Kısa yürüyüşler, merdiven kullanmak, ev işleri ve uzun oturma dönemlerini birkaç dakikalık hareketlerle bölmek de toplam etkinliğe katkı sağlıyor. Uzun süredir hareketsiz olanların ya da kalp, akciğer ve eklem hastalığı bulunanların egzersiz düzeyini sağlık durumlarına uygun biçimde planlaması gerekiyor.</p>

<p>Uyku Süresi Kadar Düzeni de Önemli</p>

<p>Uyku sırasında beyin, bağışıklık sistemi ve metabolizma günün yükünü işler. Yetişkinlerin çoğu için düzenli olarak en az yedi saat uyku öneriliyor; ancak ihtiyaç kişiden kişiye ve yaşa göre değişebiliyor.</p>

<p>Yalnızca yatakta geçirilen süreye bakmak yeterli değil. Her gün birbirine yakın saatlerde yatmak ve kalkmak, sabah gün ışığından yararlanmak, akşam saatlerinde parlak ışığı azaltmak ve geç saatlerde ağır öğünlerden kaçınmak uyku düzenini destekleyebilir.</p>

<p>Horlama, uykuda nefesin durması, boğulur gibi uyanma, yeterli süre uyunmasına rağmen gündüz aşırı uyku hali veya haftalarca süren uykusuzluk varsa tıbbi değerlendirme gerekir. Bu belirtiler uyku apnesi ya da başka bir sağlık sorunuyla ilişkili olabilir.</p>

<p>Stresi Yok Etmek Değil Yönetebilmek</p>

<p>Kısa süreli stres, insanın bir güçlük karşısında tepki vermesine yardım eder. Sorun, bu tepkinin uzun süre kapanmamasıdır. Süreğen stres; uyku, kan basıncı, beslenme davranışları, ruh sağlığı ve bağışıklık işlevleri üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir.</p>

<p>Stres yönetimi yalnızca meditasyon uygulamalarından ibaret değil. Düzenli hareket, gün ışığı, yeterli uyku, güvende hissedilen insanlarla geçirilen zaman ve gün içinde kısa molalar da bu yükü azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Kaygı, çökkünlük, öfke veya tükenmişlik günlük hayatı bozuyor, haftalar boyunca sürüyor ya da kişinin işlevlerini belirgin biçimde etkiliyorsa bir hekimden veya ruh sağlığı uzmanından destek alınması uygun olur.</p>

<p>Sosyal Bağlar Sağlığın Sessiz Bileşeni</p>

<p>Beslenme ve adım sayısı kolayca ölçülebiliyor; dostlukların sağlık üzerindeki karşılığı ise çoğu zaman hesaba katılmıyor. Buna karşın araştırmalar, sosyal yalnızlık ve izolasyonun kalp-damar hastalıkları, depresyon, bilişsel gerileme ve erken ölüm riskindeki artışla ilişkili olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Burada belirleyici olan kalabalık bir çevreye sahip olmak değil; güvenilen, konuşulabilen ve karşılıklı destek sunan ilişkilerin bulunması. Haftalık bir telefon görüşmesi, düzenli yürüyüş arkadaşı, kurs, gönüllü çalışma veya aile buluşması sosyal bağları canlı tutabilir.</p>

<p>Gözlemsel araştırmalar bu ilişkilerin yönünü her zaman kesin biçimde gösteremez. Sağlık sorunları insanı yalnızlaştırabileceği gibi yalnızlık da sağlığı etkileyebilir. Yine de sosyal ilişkiler, sağlıklı yaşlanma planının göz ardı edilmemesi gereken parçalarından biri kabul ediliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu: “Tek Bir Ürün Sağlıklı Yaşlanmayı Açıklayamaz”</p>

<p>Longevity, yani sağlıklı yaşlanma alanındaki çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, uzun yaşam arayışının yalnızca takviyeler veya yeni teknolojiler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek şu görüşleri paylaştı:</p>

<p>“Uzun yaşam tartışmalarında çoğu zaman tek bir molekül, besin, takviye ya da teknolojik uygulama öne çıkarılıyor. Oysa insanın nasıl yaşlandığı; genetik özelliklerin, çevresel koşulların, metabolik sağlığın, ruhsal iyilik halinin ve yıllar boyunca sürdürülen davranışların birlikte şekillendirdiği çok katmanlı bir süreçtir. Bu nedenle sağlıklı yaşlanmayı tek bir ürüne veya yönteme bağlamak bilimsel açıdan doğru değildir.</p>

<p>Harvard Tıp Fakültesinin raporunda beslenme, fiziksel hareket, uyku, stres yönetimi ve sosyal ilişkilerin birlikte ele alınması bu bakımdan değerlidir. Bu beş alan birbirinden bağımsız çalışmaz. Yetersiz uyku iştahı ve kan şekeri düzenini etkileyebilir; uzun süre hareketsiz kalmak kas kaybını hızlandırabilir; süreğen stres hem uyku kalitesini hem beslenme davranışlarını bozabilir. Sosyal yalnızlık ise kişinin hareket etme, düzenli beslenme ve sağlık kontrollerini sürdürme isteğini azaltabilir. Bir alandaki bozulma zamanla diğer alanları da etkileyebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beslenmede belirleyici olan, dönemsel olarak popülerleşen katı diyetler değil; uzun yıllar sürdürülebilecek dengeli bir düzen kurabilmektir. Sebze, meyve, kuru baklagil, tam tahıl, kuruyemiş ve uygun protein kaynaklarının ağırlıkta olduğu bir beslenme modeli; lif, vitamin, mineral ve yararlı yağların alınmasına katkı sağlar. Buna karşılık şekerli içeceklerin, işlenmiş etlerin, aşırı tuz içeren ürünlerin ve yoğun biçimde işlenmiş yiyeceklerin sık tüketilmesi metabolik sağlığı olumsuz etkileyebilir. Burada da herkes için geçerli tek bir liste bulunmaz. Yaş, fiziksel etkinlik düzeyi, böbrek ve karaciğer işlevleri, kullanılan ilaçlar ve mevcut hastalıklar beslenme gereksinimlerini değiştirebilir.</p>

<p>Fiziksel hareket yalnızca kilo kontrolü için düşünülmemelidir. Düzenli hareket kas gücünün ve kemik yoğunluğunun korunmasına, insülin duyarlılığının desteklenmesine, kalp-damar kapasitesinin geliştirilmesine ve zihinsel iyilik halinin güçlenmesine yardımcı olur. Özellikle yaş ilerledikçe kas dokusunu korumak bağımsız yaşam açısından büyük değer taşır. Gün içinde uzun süre oturan bir kişinin birkaç dakikalık hareket araları vermesi, kısa yürüyüşler yapması ve sağlık durumu uygunsa kas güçlendirici egzersizlere yer vermesi anlamlı bir başlangıç olabilir. Kişinin yapabildiği ve sürdürebildiği hareket, kısa süreli fakat ağır programlardan daha değerlidir.</p>

<p>Uyku da sağlıklı yaşlanmanın pasif bir dönemi değil, vücudun kendisini düzenlediği temel bir biyolojik süreçtir. Sürekli yetersiz veya düzensiz uyku; metabolizma, bağışıklık sistemi, dikkat, hafıza ve ruh hali üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir. Yalnızca toplam uyku süresi değil, uyku saatlerinin düzeni ve sabah dinlenmiş uyanıp uyanmamak da önemlidir. Şiddetli horlama, uykuda nefes kesilmesi, sabah baş ağrısı veya gündüz kontrol edilemeyen uyku hali sıradan yorgunluk kabul edilmemeli; uyku apnesi gibi tedavi edilebilir durumlar açısından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Stresi tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Asıl mesele, stres yanıtının sürekli açık kalmasını önleyecek yöntemler geliştirebilmektir. Hareket etmek, düzenli uyumak, gün ışığından yararlanmak, kişinin kendisini güvende hissettiği insanlarla zaman geçirmesi ve gerektiğinde profesyonel destek alması stres yükünün yönetilmesine katkıda bulunabilir. Süreğen kaygı, çökkünlük veya tükenmişlik kişinin günlük işlevlerini bozuyorsa bunu yalnızca irade eksikliği olarak görmek doğru değildir.</p>

<p>Sosyal ilişkiler ise sağlıklı yaşlanmanın en sık ihmal edilen parçalarından biridir. Burada önemli olan çok sayıda insan tanımak değil; güvene, karşılıklılığa ve aidiyet duygusuna dayanan bağlara sahip olmaktır. Düzenli bir aile görüşmesi, dostla yapılan yürüyüş, gönüllü çalışma ya da kişinin kendisini ait hissettiği bir toplulukla kurduğu temas sağlık davranışlarını da destekleyebilir. Yalnızlık ile sağlık sorunları arasındaki ilişki çift yönlüdür: Yalnızlık sağlığı etkileyebildiği gibi hastalıklar ve hareket kısıtlılığı da insanı sosyal çevresinden uzaklaştırabilir.</p>

<p>Bu beş başlığın herkeste aynı sırayla ele alınması gerekmez. Sağlıklı yaşlanma planı, kişinin en fazla zorlandığı alanın belirlenmesiyle başlamalıdır. Çok az hareket eden biri için yürüyüşe başlamak, uykusu sürekli bölünen biri için uyku sorununu değerlendirmek, yalnız yaşayan biri için düzenli sosyal temas kurmak ilk adım olabilir. Aynı anda bütün yaşamı değiştirmeye çalışmak yerine küçük, ölçülebilir ve sürdürülebilir değişiklikler daha gerçekçi bir yaklaşım sunar.</p>

<p>Bununla birlikte bu alışkanlıklar tıbbi izlemin yerine geçmez. Sigaradan uzak durmak, alkol kullanımını sınırlamak, tansiyon, kan şekeri ve kolesterol değerlerini takip ettirmek, yaşa ve risk durumuna uygun taramaları yaptırmak, aşıları ihmal etmemek ve kronik hastalıkların tedavisini sürdürmek sağlıklı yaşlanmanın ayrılmaz parçalarıdır. Herhangi bir takviyenin, hormonun veya ‘yaşlanma karşıtı’ ürünün bu temel uygulamaların yerini aldığı düşünülmemelidir.</p>

<p>Sağlıklı yaşlanma, yalnızca yaşamın sonuna daha fazla yıl eklemek anlamına gelmez. Amaç; kişinin hareket kabiliyetini, zihinsel işlevlerini, üretkenliğini, sosyal bağlarını ve bağımsızlığını mümkün olduğu kadar uzun süre koruyabilmesidir. Bilimin gösterdiği yol çoğu zaman gösterişli değildir. Değerli olan, doğru alışkanlıkları kişinin kendi koşullarına uygun biçimde kurması ve bunları yıllar boyunca sürdürebilmesidir.”</p>

<p>Herkesin Başlangıç Noktası Farklı</p>

<p>Beş alanın her biri değerli olsa da herkeste aynı önceliğe sahip değil. Günün çoğunu oturarak geçiren bir kişi için hareketi artırmak; geceleri beş saat uyuyan biri için uyku düzenini iyileştirmek; sosyal olarak yalıtılmış biri içinse yeniden güvenli bağlar kurmak daha anlamlı bir ilk adım olabilir.</p>

<p>Bu alışkanlıklar sigaradan uzak durmanın, alkolü sınırlamanın, aşıların, kanser taramalarının, tansiyon ve kolesterol takibinin ya da kronik hastalık tedavisinin yerine geçmez. Uzun ve sağlıklı yaşam tek bir ürünle, besinle veya yöntemle garanti edilemez.</p>

<p>Daha gerçekçi yaklaşım, kişinin sürdürebileceği küçük bir değişiklik seçmesi ve bunu zaman içinde korumasıdır. Sağlıklı yaşlanmada gösterişli bir kısa yol bulunmuyor; bilimsel desteği en güçlü kazanımlar çoğu kez günlük hayatın bilinen fakat ihmal edilen ayrıntılarında yatıyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Harvard Health Publishing – Pathways to Longevity: Science and Strategies in Pursuit of a Longer, Healthier Life – Harvard Medical School – 2026<br />
2. Dünya Sağlık Örgütü – WHO Guidelines on Physical Activity and Sedentary Behaviour – 2020<br />
3. Journal of Clinical Sleep Medicine – Recommended Amount of Sleep for a Healthy Adult: A Joint Consensus Recommendation of the American Academy of Sleep Medicine and Sleep Research Society – Nathaniel F. Watson ve çalışma arkadaşları – 2015 – DOI: 10.5664/jcsm.4758<br />
4. ABD Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Surgeon General – Our Epidemic of Loneliness and Isolation: The U.S. Surgeon General’s Advisory on the Healing Effects of Social Connection and Community – 2023<br />
5. Dünya Sağlık Örgütü – Healthy Diet – 2024 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/harvard-acikladi-uzun-ve-saglikli-yasamin-5-temel-dayanagi</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 14:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8957.jpeg" type="image/jpeg" length="72607"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mansur Yavaş İçin “Bağımsız Kalacak” İddiası]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mansur-yavas-icin-bagimsiz-kalacak-iddiasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mansur-yavas-icin-bagimsiz-kalacak-iddiasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın CHP ile Yeni Parti arasındaki çekişmede taraf olmayacağı öne sürüldü. Kulislerde Yavaş’ın CHP’den ayrılmayı düşünmediği, olası bir kopuşta ise başka bir partiye geçmek yerine bağımsız kalabileceği konuşuluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mansur Yavaş’ın Siyasi Yol Haritasına İlişkin Yeni Kulis</p>

<p>Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın siyasi geleceğine ilişkin yeni iddialar gündeme geldi. Kulislerde Yavaş’ın, Cumhuriyet Halk Partisi ile Yeni Parti arasında yaşanan gerilimden uzak durmayı ve çalışmalarını Ankara’daki belediye hizmetlerine yoğunlaştırmayı planladığı öne sürüldü.</p>

<p>Söz konusu bilgiler, Yavaş’ın kendisi tarafından duyurulmuş resmî bir karar niteliği taşımıyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, kısa süre önce hakkında ortaya atılan parti değiştirme senaryolarına tepki göstererek bir gelişme olması hâlinde açıklamayı bizzat yapacağını belirtmişti.</p>

<p>Şimdilik CHP’den ayrılmayı düşünmediği öne sürüldü</p>

<p>Siyaset kulislerine yansıyan değerlendirmelere göre Yavaş’ın kısa vadede CHP’den ayrılma planı bulunmuyor. Bununla birlikte parti içindeki tartışmalarda belirli bir tarafın yanında görünmemeye ve farklı seçmen gruplarıyla arasındaki dengeyi korumaya çalıştığı ileri sürülüyor.</p>

<p>Yavaş’ın, olası bir ayrılık senaryosunda Yeni Parti’ye katılmak yerine siyasi yaşamını bağımsız sürdürmeye daha yakın olduğu da iddialar arasında yer aldı.</p>

<p>Adaylık için geniş mutabakat arayışı</p>

<p>Kulislerde gündeme getirilen bir diğer başlık ise Yavaş’ın olası cumhurbaşkanlığı adaylığı oldu. Yavaş’ın seçim takvimi netleşmeden adaylık tartışmalarına girmek istemediği ve toplumun farklı kesimlerini kapsayan geniş bir mutabakat aradığı savunuluyor.</p>

<p>Bu kapsamda yalnızca belirli bir partinin desteğinin değil, seçimi kazanabilecek yüzde 50+1 çoğunluğa ulaşmanın belirleyici olacağı ifade ediliyor. Yavaş’ın yeterli siyasi ve toplumsal desteğin oluşmadığını düşünmesi hâlinde adaylık yarışına girmeyebileceği ileri sürülüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Siyaseti bırakabileceği de iddialar arasında</p>

<p>Yavaş’ın ikinci belediye başkanlığı döneminin ardından aktif siyaseti bırakabileceği yönünde de değerlendirmeler bulunuyor. Ancak bu konuda Yavaş’tan yapılmış doğrudan ve kesin bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle kamuoyuna yansıyan “bağımsız kalma”, “aday olma” veya “siyaseti bırakma” senaryoları, resmî karar değil siyasi kulis bilgisi olarak değerlendiriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📰 Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mansur-yavas-icin-bagimsiz-kalacak-iddiasi</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8956.jpeg" type="image/jpeg" length="17500"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nin Acı Kaybı: Öğretim Görevlisi Mehmet Karakaş Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mugla-sitki-kocman-universitesinin-aci-kaybi-ogretim-gorevlisi-mehmet-karakas-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mugla-sitki-kocman-universitesinin-aci-kaybi-ogretim-gorevlisi-mehmet-karakas-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Muğla Meslek Yüksekokulunda görev yapan Öğretim Görevlisi Mehmet Karakaş hayatını kaybetti. Yerel basında Karakaş’ın kalp krizi geçirdiği belirtildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Muğla Meslek Yüksekokulunda görev yapan Öğretim Görevlisi Mehmet Karakaş’tan acı haber geldi.</p>

<p>Üniversite tarafından yayımlanan başsağlığı duyurusunda Mehmet Karakaş’ın hayatını kaybettiği açıklandı. Yerel basında yer alan bilgilere göre Karakaş, geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Üniversitenin resmî duyurusunda ise ölüm nedenine ilişkin ayrıntı paylaşılmadı.</p>

<p>Karakaş’ın vefatı ailesi, yakınları, öğrencileri ve çalışma arkadaşları arasında büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Ankara’da toprağa verilecek</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mehmet Karakaş’ın cenazesinin 24 Ağustos 2026 Pazartesi günü ikindi namazının ardından kılınacak cenaze namazını müteakip Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verileceği bildirildi.</p>

<p>Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, yayımladığı mesajda Karakaş’a Allah’tan rahmet; ailesine ve yakınlarına sabır ve başsağlığı diledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mugla-sitki-kocman-universitesinin-aci-kaybi-ogretim-gorevlisi-mehmet-karakas-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8954.jpeg" type="image/jpeg" length="18727"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beşiktaş Ghedjemis İçin Teklifi Yükseltti: İtalya’dan 16 Milyon Euroluk Yeni Rakam]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/besiktas-ghedjemis-icin-teklifi-yukseltti-italyadan-16-milyon-euroluk-yeni-rakam</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/besiktas-ghedjemis-icin-teklifi-yukseltti-italyadan-16-milyon-euroluk-yeni-rakam" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş’ın Farès Ghedjemis transferindeki girişimi sürüyor. İtalya’dan gelen son bilgiye göre siyah-beyazlılar, Frosinone’ye sunduğu paketi 11 milyon euro garanti ücret ve 5 milyon euro bonus seviyesine yükseltti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beşiktaş’ın hücum hattını güçlendirmek için gündemine aldığı Farès Ghedjemis transferinde pazarlığın ekonomik boyutuna ilişkin yeni bir gelişme yaşandı.</p>

<p>İtalya’dan gelen son haber, siyah-beyazlıların Frosinone’ye daha önce ilettiği teklifin bonus bölümünde artışa gittiğini ortaya koyuyor.</p>

<p>SportMediaset transfer muhabiri Orazio Accomando’nun aktardığı bilgiye göre Beşiktaş, 23 yaşındaki kanat oyuncusu için teklifini 11 milyon euro bonservis ve 5 milyon euro bonus şeklinde güncelledi.</p>

<p>Bonusların tamamının gerçekleşmesi halinde transfer paketinin toplam büyüklüğü 16 milyon euroya ulaşabilecek.</p>

<p>Önce 11+3 milyon euro gündeme gelmişti</p>

<p>Ghedjemis dosyasında daha önce Fransa’dan gelen haberlerde Beşiktaş’ın Frosinone’ye 11 milyon euro garanti bedel ve 3 milyon euro bonus içeren resmi bir teklif sunduğu belirtilmişti.</p>

<p>Son İtalyan bilgisi doğruysa siyah-beyazlılar garanti bedeli değiştirmeden bonus bölümünü 2 milyon euro artırmış durumda.</p>

<p>Böylece önceki 14 milyon euroluk potansiyel paket, 16 milyon euroya kadar çıkabilecek yeni bir yapıya dönüşüyor.</p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: 16 milyon euro rakamının tamamının garanti bonservis bedeli olduğu söylenemez. Aktarılan formüle göre bunun 11 milyon euroluk bölümü ana bedel, 5 milyon euroluk bölümü ise çeşitli bonuslardan oluşuyor.</p>

<p>Beşiktaş transferde hızlanmak istiyor</p>

<p>Accomando’nun verdiği bilgiye göre Beşiktaş cephesi Ghedjemis transferini ilerletmek amacıyla girişimlerini hızlandırmaya çalışıyor.</p>

<p>Teklifteki bonus artışı da siyah-beyazlı yönetimin Frosinone ile arasındaki ekonomik farkı azaltma girişimi olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak şu aşamada Frosinone’nin 11+5 milyon euroluk yeni paketi kabul ettiğine ilişkin resmi bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Dolayısıyla gelişmenin “transfer tamamlandı” veya “kulüpler anlaşmaya vardı” şeklinde değerlendirilmesi için henüz erken.</p>

<p>Frosinone cephesinden peş peşe açıklamalar</p>

<p>Ghedjemis’in geleceği son günlerde Frosinone cephesinin de önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.</p>

<p>Oyuncunun Juventus karşılaşmasında kullanılmaması transfer ihtimalini daha da güçlendirmişti.</p>

<p>Frosinone Sportif Direktörü Renzo Castagnini, Ghedjemis’in transfer gündeminden etkilendiğini ve bu nedenle karşılaşmada görev almadığını açıklamıştı.</p>

<p>Maç sonrasında ise Teknik Direktör Massimiliano Alvini daha farklı bir mesaj verdi.</p>

<p>Alvini, Ghedjemis’i hâlâ kendi oyuncusu olarak gördüğünü belirterek, “Benim için burada kalıyor. Salı günü onu antrenmanda bekliyorum” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İtalyan teknik adam aynı zamanda Ghedjemis’in seviyesine ilişkin oldukça iddialı konuşarak oyuncuyu “Şampiyonlar Ligi seviyesinde” gördüğünü söyledi.</p>

<p>Alvini, çok yüksek bir teklif gelmesi halinde ise nihai kararın kulüp yönetimine ait olacağını ifade etti.</p>

<p>Yeni teklif neden önemli?</p>

<p>Beşiktaş’ın teklifini 11+3 milyon eurodan 11+5 milyon euro seviyesine çıkardığı bilgisi, transfer pazarlığının sürdüğünü göstermesi açısından önem taşıyor.</p>

<p>Garanti bedelin aynı kalmasına karşın bonus miktarının artırılması, Beşiktaş’ın toplam paketi Frosinone açısından daha cazip hale getirmeye çalıştığına işaret ediyor.</p>

<p>Bununla birlikte bonusların hangi sportif veya bireysel koşullara bağlı olduğu henüz bilinmiyor. Bu nedenle Frosinone açısından teklifin gerçek ekonomik değerini belirleyecek unsurlardan biri de söz konusu bonusların gerçekleşme şartları olacak.</p>

<p>Ghedjemis için rekabet var</p>

<p>Transfer sürecindeki bir diğer önemli unsur ise Ghedjemis’e yönelik ilginin yalnızca Beşiktaş’la sınırlı olmaması.</p>

<p>Oyuncunun performansı Avrupa kulüplerinin dikkatini çekerken, transfer haberlerinde Monaco da Ghedjemis ile ilgilenen ekiplerden biri olarak gösteriliyor.</p>

<p>Bu tablo, Frosinone’nin pazarlık pozisyonunu güçlendirebilecek bir unsur olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Beşiktaş’ın teklif paketini yükselttiğine ilişkin son bilgi de siyah-beyazlıların transfer yarışında geri adım atmadığını gösteriyor.</p>

<p>Gözler Frosinone’nin cevabında</p>

<p>Ghedjemis transferinde bundan sonraki kritik aşama Frosinone yönetiminin yeni pakete vereceği yanıt olacak.</p>

<p>Mevcut bilgiler, Beşiktaş’ın oyuncuya yönelik ilgisinin somut bir teklif aşamasına geçtiğini ve ekonomik şartları geliştirdiğini gösteriyor. Buna karşılık İtalyan kulübünün yeni teklifi kabul ettiğine veya transfer için kesin izin verdiğine ilişkin doğrulanmış bir bilgi henüz bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle dosyada şu an için en güçlü ifade, “Beşiktaş teklifini yükseltti, Frosinone’nin yanıtı bekleniyor” şeklinde görünüyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Orazio Accomando – SportMediaset, 23 Ağustos 2026</li>
 <li>L’Équipe – Farès Ghedjemis transfer dosyası</li>
 <li>Massimiliano Alvini – Frosinone maç sonu açıklamaları</li>
 <li>Frosinone yerel basını / TuttoFrosinone</li>
 <li>DZFoot</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/besiktas-ghedjemis-icin-teklifi-yukseltti-italyadan-16-milyon-euroluk-yeni-rakam</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8930.jpeg" type="image/jpeg" length="86095"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fahri Trafik Müfettişlerinden 7 Ayda 487 Bin Tutanak: En Fazla İhlal Cep Telefonunda]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fahri-trafik-mufettislerinden-7-ayda-487-bin-tutanak-en-fazla-ihlal-cep-telefonunda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fahri-trafik-mufettislerinden-7-ayda-487-bin-tutanak-en-fazla-ihlal-cep-telefonunda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fahri trafik müfettişleri tarafından yılın ilk 7 ayında 487 bin 270 trafik kural ihlali tutanağı düzenlendiği bildirildi. Listenin ilk sırasında araç kullanırken cep telefonuyla konuşmak yer aldı. Peki fahri trafik müfettişi nedir, kimler başvurabilir ve hangi yetkilere sahiptir?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fahri müfettişlerin tuttuğu tutanak sayısı 487 bini aştı</p>

<p>Türkiye genelinde trafik denetimlerine gönüllü olarak destek veren fahri trafik müfettişlerinin düzenlediği tutanaklara ilişkin veriler açıklandı.</p>

<p>Paylaşılan bilgilere göre fahri trafik müfettişleri, yılın ilk 7 ayında toplam 487 bin 270 trafik kural ihlali tespit tutanağı düzenledi.</p>

<p>En fazla tutanak, sürüş sırasında cep telefonu kullanılması nedeniyle tutuldu. Bu ihlali kırmızı ışık, tehlikeli şerit değiştirme, trafik işaretlerine uymama, emniyet şeridini kullanma, emniyet kemeri takmama ve ters yönde ilerleme izledi.</p>

<p>En fazla tutanak düzenlenen ihlaller</p>

<p>İlk 7 aylık dönemde öne çıkan ihlaller şöyle sıralandı:</p>

<p>* Araç kullanırken cep telefonu kullanmak: 76 bin 371<br />
* Kırmızı ışık kuralına uymamak: 55 bin 407<br />
* Trafiği tehlikeye düşürecek şekilde şerit değiştirmek: 51 bin 150<br />
* Trafik işaret ve işaretlemelerine uymamak: 33 bin 158<br />
* Emniyet şeridini ihlal etmek: 25 bin 293<br />
* Emniyet kemeri kullanmamak: 22 bin 748<br />
* Ters yönde araç kullanmak: 21 bin 357</p>

<p>Paylaşımda, ilk 10 sıradaki trafik ihlallerinin toplam tutanakların yaklaşık yüzde 70’ini oluşturduğu belirtildi.</p>

<p>Fahri trafik müfettişi nedir?</p>

<p>Fahri trafik müfettişleri, sürücülerin trafik kurallarına uyup uymadığını denetleyen polis ve jandarma birimlerine yardımcı olmak amacıyla görevlendirilen gönüllülerdir.</p>

<p>Bu kişiler polis, jandarma ya da kadrolu kamu görevlisi değildir. Görev karşılığında maaş veya ücret almazlar. Trafikte karşılaştıkları ve kendilerine tanınan yetki kapsamına giren ihlaller hakkında tespit tutanağı düzenleyebilirler.</p>

<p>Halk arasında “ceza yazmak” şeklinde ifade edilse de fahri trafik müfettişinin işlemi, kural ihlalini tespit ederek tutanağa bağlamaktır. Tutanaklar elektronik sistem üzerinden ilgili trafik birimine iletilir ve idari yaptırım işlemleri yetkili birimler tarafından yürütülür.</p>

<p>Her trafik ihlali için tutanak düzenleyebilirler mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fahri trafik müfettişlerinin yetkisi sınırsız değildir. Hangi ihlaller hakkında tutanak düzenlenebileceği Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından belirlenir.</p>

<p>Kırmızı ışık ihlali, tehlikeli şerit değiştirme, emniyet şeridinin amacı dışında kullanılması, ters yönde ilerleme, bazı geçiş ve kavşak kurallarına uymama ile engellilere ayrılan park yerlerinin işgal edilmesi bu kapsamdaki ihlaller arasında bulunuyor.</p>

<p>Müfettişler araç durduramaz, sürücüden belge isteyemez ve trafik polisi gibi kimlik kontrolü yapamaz. Görevlerini yerine getirirken araç veya sürücüyü takip ederek trafik güvenliğini tehlikeye düşürecek davranışlarda da bulunamazlar.</p>

<p>Fahri trafik müfettişi nasıl olunur?</p>

<p>Fahri Trafik Müfettişliği Görev ve Çalışma Yönetmeliği’ne göre başvuracak kişilerde genel olarak şu koşullar aranıyor:</p>

<p>* Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak<br />
* En az 40 yaşında olmak<br />
* En az yüksekokul mezunu olmak<br />
* En az 10 yıllık sürücü belgesine sahip olmak<br />
* Asli kusurlu olarak ölümlü veya yaralanmalı trafik kazasına neden olmamış olmak<br />
* Başvurudan önceki 5 yıl içinde 100 ceza puanı nedeniyle sürücü belgesi geri alınmamış olmak<br />
* Sürücü belgesi geçici olarak geri alınmamış veya iptal edilmemiş olmak<br />
* Kamu hizmetlerinden yasaklı bulunmamak<br />
* Yönetmelikte belirtilen adli sicil koşullarını taşımak</p>

<p>Başvuru şartları Emniyet Genel Müdürlüğünün resmî sayfasında ve yürürlükteki yönetmelikte ayrıntılı olarak düzenleniyor. Emniyet Genel Müdürlüğü⁠, Fahri Trafik Müfettişliği Yönetmeliği⁠</p>

<p>Başvurular nereye yapılır?</p>

<p>Şartları taşıyanlar, Fahri Trafik Müfettişliği Müracaat Formu ile ikamet ettikleri ilin valiliğine başvurabilir. Formda kimlik ve iletişim bilgileriyle birlikte sürücü belgesi, öğrenim durumu, meslek ve adli sicile ilişkin beyanlar yer alır.</p>

<p>Başvurunun yapılması görevin doğrudan verileceği anlamına gelmez. Dosyalar ilgili birimler tarafından incelenir; uygun görülen adaylar onay ve eğitim süreçlerinin ardından görevlendirilir.</p>

<p>Eğitimlere katılmak zorunlu</p>

<p>2024 yılında yapılan düzenlemeyle fahri trafik müfettişlerine yönelik eğitim ve değerlendirme sistemi güçlendirildi. Müfettişlerin yılda iki dönem düzenlenen yüz yüze veya uzaktan eğitimlerden gerekli olanlara katılması gerekiyor. Eğitime katılmayanların tutanak düzenleme yetkisi, ilk katılacakları toplantıya kadar askıya alınabiliyor. İstanbul Valiliği⁠</p>

<p>Maaş ya da ceza payı alıyorlar mı?</p>

<p>Fahri trafik müfettişliği tamamen gönüllülük esasına dayanıyor. Müfettişlere maaş, huzur hakkı veya düzenlenen tutanak üzerinden pay ödenmiyor. Sistemin temel amacı, trafik kolluğunun bulunmadığı noktalarda da kural ihlallerinin tespit edilmesine katkı sağlamak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📰 Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fahri-trafik-mufettislerinden-7-ayda-487-bin-tutanak-en-fazla-ihlal-cep-telefonunda</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 11:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8929.jpeg" type="image/jpeg" length="72953"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Altın Fiyatları 3 Ayın Zirvesinde: Gram Altında Yeni Yükseliş]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/altin-fiyatlari-3-ayin-zirvesinde-gram-altinda-yeni-yukselis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/altin-fiyatlari-3-ayin-zirvesinde-gram-altinda-yeni-yukselis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SPOT

Altın fiyatları, ons altındaki güçlü yükseliş ve doların küresel piyasalarda değer kaybetmesiyle son üç ayın en yüksek seviyelerine çıktı. Gram altın 7 bin 200 liraya yaklaştı.

Piyasalarda ABD enflasyon verileri ile Fed Başkanı Kevin Warsh’ın vereceği mesajlar izleniyor. Fiyatlar gün içinde piyasa koşullarına göre değişebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Altın fiyatları 24 Ağustos 2026 Pazartesi günü yükselişini sürdürdü. Ons altın 4 bin 643 dolar civarına çıkarak üç ayı aşkın sürenin zirvesini görürken, gram altın iç piyasada 7 bin 200 lira sınırına yaklaştı. Çeyrek altının satış fiyatı ise 11 bin 700 liranın üzerine çıktı.</p>

<p>Ons altın üç ayın zirvesini aştı</p>

<p>Uluslararası piyasalarda ons altın, haftanın ilk işlem gününde 4 bin 643 dolar seviyesine kadar yükseldi. Değerli metal, önceki haftayı yüzde 5’in üzerinde kazançla tamamlamasının ardından yeni haftaya da yükselişle başladı.</p>

<p>Ons altının 24 Ağustos’taki işlemlerde günlük değer kazancı yüzde 1’e yaklaştı. Böylece fiyatlar mayıs ayının ortasından bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaştı.</p>

<p>Gram altın 7 bin 200 liraya yaklaştı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ons altındaki yükseliş ve dolar/TL kurundaki hareketlilik, yurt içindeki altın fiyatlarına da yansıdı. Gram altının satış fiyatı sabah saatlerinde 7 bin 178 lira civarında kaydedildi.</p>

<p>Aynı saatlerde piyasalarda görülen yaklaşık fiyatlar şöyle sıralandı:</p>

<ul>
 <li>Gram altın: 7 bin 178 lira</li>
 <li>Çeyrek altın: 11 bin 700 lira</li>
 <li>Yarım altın: 23 bin 400 lira</li>
 <li>Tam altın: 46 bin 500 lira</li>
 <li>Cumhuriyet altını: 47 bin 400 lira</li>
 <li>Ons altın: 4 bin 643 dolar</li>
</ul>

<p>Altın fiyatları banka, kuyumcu ve serbest piyasa işlemlerinde alış-satış farkları nedeniyle değişiklik gösterebiliyor.</p>

<p>Altın fiyatları neden yükseliyor?</p>

<p>Küresel piyasalarda doların değer kaybetmesi, altının diğer para birimleriyle işlem yapanlar açısından daha erişilebilir hâle gelmesini sağladı. ABD’nin uzun vadeli tahvil geri alımlarını artıracağı yönündeki gelişmeler de dolar ve tahvil piyasalarındaki hareketliliği güçlendirdi.</p>

<p>Ekonomik belirsizlikler ve ABD Merkez Bankasının para politikasına ilişkin beklentiler, değerli metallere yönelik talebi destekleyen diğer başlıklar arasında yer aldı.</p>

<p>ABD enflasyonu ve Fed mesajları izlenecek</p>

<p>Piyasaların bu haftaki gündeminde ABD’de açıklanacak kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi bulunuyor. Fed’in enflasyon göstergeleri arasında yakından takip ettiği verinin, faiz politikasına ilişkin beklentileri etkileyebileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Fed Başkanı Kevin Warsh’ın Jackson Hole toplantısında yapacağı konuşma da faizlerin seyri konusunda yeni işaretler aranacak gelişmeler arasında gösteriliyor.</p>

<p>SON DURUM</p>

<p>Altın fiyatları, 24 Ağustos 2026 itibarıyla ons piyasasındaki yükselişin desteğiyle üç ayı aşkın sürenin zirvesinde seyrediyor. Gram altın 7 bin 200 lira sınırına yaklaşırken, ons altın 4 bin 600 doların üzerinde işlem görüyor.</p>

<p>Piyasalarda bundan sonraki yön üzerinde doların seyri, ABD enflasyon verileri ve Fed’den gelecek açıklamalar etkili olacak. Haberdeki rakamlar anlık piyasa verilerini yansıttığından gün içerisinde değişebilir. Bu içerik yatırım tavsiyesi niteliği taşımaz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ekonomi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/altin-fiyatlari-3-ayin-zirvesinde-gram-altinda-yeni-yukselis</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 11:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/02/i-m-g-2347.jpeg" type="image/jpeg" length="79619"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79549"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="38020"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="78550"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65712"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42161"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="20874"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
