<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 15 Sep 2026 11:49:34 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AKSU Vakfı 2026-2027 Burs Başvuruları: Kimler Başvurabilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gumushane-vakfi-burs-basvurusu-2026-10-bin-tl-burs</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gumushane-vakfi-burs-basvurusu-2026-10-bin-tl-burs" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AKSU Vakfı’nın 2026-2027 üniversite bursu başvuruları başladı. Başarılı ve maddi desteğe ihtiyaç duyan lisans öğrencilerinin yararlanabildiği burs programı için başvurular 30 Ekim’e kadar sürecek. Bölüm sınırlaması açıklanmadığından tıp ve diğer sağlık bölümlerindeki öğrenciler de genel şartları sağlamaları halinde başvurabilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Üniversite Öğrencilerine Karşılıksız Burs: Başvurular Başladı</p>

<p>Üniversite öğrencilerine yönelik 2026-2027 eğitim öğretim yılı burs başvuruları devam ediyor. Öğrencilere eğitim desteği sağlayan kuruluşlardan AKSU Vakfı da yeni dönem burs başvurularını almaya başladı.</p>

<p>Başarılı ve maddi desteğe ihtiyaç duyan üniversite öğrencilerine yönelik burs için başvurular 15 Eylül’de başladı.</p>

<p>Son başvuru tarihi 30 Ekim 2026.</p>

<p>AKSU Vakfı bursuna kimler başvurabilir?</p>

<p>AKSU Vakfı burs programı, üniversitelerin lisans programlarında öğrenim gören ve maddi desteğe ihtiyaç duyan başarılı öğrencilere yönelik.</p>

<p>Bursiyer adaylarının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin eğitimini sürdürebilmek için maddi desteğe ihtiyaç duyması ve akademik açıdan başarılı olması temel koşullar arasında bulunuyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>AKSU Vakfı’nın açıklanan genel burs koşullarında tıp fakültesi öğrencilerini dışarıda bırakan bir bölüm sınırlaması bulunmuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle lisans düzeyinde tıp eğitimi gören öğrenciler, Vakfın diğer burs koşullarını sağlamaları halinde başvuruda bulunabilir.</p>

<p>Diş hekimliği, eczacılık ve hemşirelik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>AKSU Vakfı’nın burs koşullarında belirli fakülte veya bölümlerden oluşan sınırlayıcı bir liste açıklanmış değil.</p>

<p>Bu nedenle diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve diğer sağlık bilimleri lisans programlarında öğrenim gören öğrenciler de genel şartları karşılamaları halinde burs için başvurabilir.</p>

<p>Ön lisans öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>AKSU Vakfı’nın burs koşullarında destek programı lisans öğrencileri üzerinden tanımlanıyor.</p>

<p>Bu nedenle iki yıllık ön lisans programlarında öğrenim gören öğrencilerin lisans bursu kapsamında değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Üniversiteye yeni başlayanlar başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Üniversiteyi yeni kazanan öğrenciler de AKSU Vakfı bursuna başvurabiliyor.</p>

<p>Yeni kayıt yaptıran öğrencilerden üniversiteye yerleşme durumlarını gösteren ÖSYM belgesi ve öğrenci belgesi gibi belgeler talep ediliyor.</p>

<p>Ara sınıf öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Üniversitelerin ara sınıflarında öğrenim gören öğrenciler de burs başvurusunda bulunabiliyor.</p>

<p>Ara sınıftaki öğrencilerin akademik durumlarının değerlendirilmesi amacıyla transkript sunmaları gerekiyor.</p>

<p>Burs geri ödemeli mi?</p>

<p>AKSU Vakfı tarafından verilen eğitim desteği burs niteliğinde sağlanıyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru sürecinde Vakfın güncel burs koşulları ve taahhüt hükümlerini incelemeleri gerekiyor.</p>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>AKSU Vakfı’nın 2026-2027 burs başvuru koşullarında yeni dönemde öğrencilere ödenecek aylık burs miktarı açıklanmış değil.</p>

<p>Bu nedenle önceki eğitim dönemlerinde uygulanan burs rakamlarının 2026-2027 dönemi için geçerli olduğu varsayılmamalı.</p>

<p>Yeni dönem burs tutarı konusunda Vakfın yapacağı güncel açıklamalar esas alınmalı.</p>

<p>Başvuruda hangi belgeler isteniyor?</p>

<p>Burs başvurusu için öğrencilerin AKSU Vakfı tarafından hazırlanan başvuru formunu eksiksiz doldurması gerekiyor.</p>

<p>Üniversite öğrencilerinden öğrenci belgesi ve akademik başarı durumunu gösteren belgeler talep ediliyor.</p>

<p>Üniversiteyi yeni kazanan öğrencilerin ÖSYM sonuç ve yerleştirme belgelerini sunması gerekiyor.</p>

<p>Ara sınıflardaki öğrencilerden ise transkript isteniyor.</p>

<p>Öğrencinin ve ailesinin maddi durumunun değerlendirilebilmesi amacıyla gelir durumunu gösteren belgeler de başvuru dosyasında talep edilebiliyor.</p>

<p>Başvuru nereye yapılacak?</p>

<p>AKSU Vakfı bursunda öğrencilerin özellikle dikkat etmesi gereken noktalardan biri başvuru yöntemi.</p>

<p>Başvurular yalnızca internet üzerinden form doldurularak tamamlanmıyor.</p>

<p>Öğrencilerin Vakfın resmi internet sitesinde yayımlanan burs başvuru formunu temin ederek doldurması ve istenen belgelerle birlikte AKSU Vakfı’na ulaştırması gerekiyor.</p>

<p>Belgeler nasıl gönderilecek?</p>

<p>Başvuru formu ve gerekli belgeler kargo yoluyla Vakfa gönderiliyor.</p>

<p>Vakfın güncel başvuru bilgilendirmesinde Aras Kargo veya PTT Kargo aracılığıyla belge gönderimi yapılabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Öğrencilerin gönderim yaparken Vakfın güncel iletişim ve gönderim bilgilerini esas almaları gerekiyor.</p>

<p>Başvurular nasıl değerlendiriliyor?</p>

<p>Bursiyer seçiminde öğrencinin akademik başarısı ve maddi ihtiyaç durumu temel değerlendirme kriterleri arasında.</p>

<p>Başvuru formunda verilen bilgilerin doğru olması ve istenen belgelerle desteklenmesi gerekiyor.</p>

<p>Vakfın belirlediği koşulları karşılayan adaylar mevcut burs kontenjanları doğrultusunda değerlendiriliyor.</p>

<p>Yanlış veya eksik bilgi başvuruyu etkileyebilir</p>

<p>Öğrencilerin başvuru formundaki bilgileri doğru ve eksiksiz şekilde doldurması önem taşıyor.</p>

<p>Özellikle öğrencinin eğitim durumu ve ailesinin ekonomik koşullarına ilişkin beyanların talep edilen belgelerle uyumlu olması gerekiyor.</p>

<p>Eksik belgeyle yapılan veya burs koşullarını karşılamayan başvurular değerlendirme dışında kalabilir.</p>

<p>Son başvuru 30 Ekim</p>

<p>AKSU Vakfı’nın 2026-2027 eğitim öğretim dönemi burs başvuruları 15 Eylül’de başladı.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru formu ve gerekli belgelerini 30 Ekim 2026 tarihine kadar Vakfa ulaştırmaları gerekiyor.</p>

<p>Burs programında belirli bir bölüm sınırlaması açıklanmadığından tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve diğer sağlık bilimleri lisans öğrencileri de genel koşulları sağlamaları halinde başvuruda bulunabilir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gumushane-vakfi-burs-basvurusu-2026-10-bin-tl-burs</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 11:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebulteni.com/vendor/te/assets/images/placeholder.png" type="image/jpeg" length="53802"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gümüşhane Vakfı 2026-2027 Burs Başvuruları Başladı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gumushane-vakfi-2026-2027-burs-basvurulari-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gumushane-vakfi-2026-2027-burs-basvurulari-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gümüşhane Vakfı, 2026-2027 eğitim öğretim döneminde Gümüşhaneli üniversite öğrencilerine toplam 10 bin TL burs desteği sağlayacak. 15 Eylül’de başlayan başvurular 15 Ekim’e kadar çevrim içi alınacak. Burs, aralık-mart döneminde dört eşit taksitte öğrencilerin hesaplarına yatırılacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Üniversite Öğrencilerine 10 Bin TL Burs: Başvurular Başladı</p>

<p>Üniversite öğrencilerine yönelik 2026-2027 burs programlarına bir yenisi daha eklendi. Gümüşhane Vakfı, Gümüşhaneli yükseköğrenim öğrencilerine yönelik yeni dönem burs başvurularını almaya başladı.</p>

<p>Vakıf Yönetim Kurulunun aldığı karar doğrultusunda öğrencilere toplam 10 bin TL eğitim desteği sağlanacak.</p>

<p>Başvurular 15 Eylül 2026 tarihinde başladı ve 15 Ekim 2026 tarihine kadar devam edecek.</p>

<p>Burs miktarı 10 bin TL</p>

<p>Gümüşhane Vakfı’nın 2026-2027 eğitim öğretim dönemi için belirlediği toplam burs miktarı öğrenci başına 10 bin TL.</p>

<p>Ödeme tek seferde yapılmayacak.</p>

<p>Burs, dört eşit taksite bölünerek öğrencilerin hesaplarına aktarılacak. Buna göre her ödeme 2 bin 500 TL olacak.</p>

<p>Ödemeler hangi aylarda yapılacak?</p>

<p>Vakfın açıkladığı ödeme planına göre 10 bin TL’lik burs aralık, ocak, şubat ve mart aylarında ödenecek.</p>

<p>Ödemelerin her ayın 4’üncü günü yapılması planlanıyor.</p>

<p>Böylece burs almaya hak kazanan öğrencilere dört ay boyunca 2 bin 500’er TL olmak üzere toplam 10 bin TL eğitim desteği sağlanacak.</p>

<p>Kimler başvurabilir?</p>

<p>Gümüşhane Vakfı burs programı öncelikle Gümüşhaneli yükseköğrenim öğrencilerini desteklemeyi amaçlıyor.</p>

<p>Vakfın kuruluş amaçları arasında başta Gümüşhane il ve ilçe nüfusuna kayıtlı öğrenciler olmak üzere eğitim gören öğrencilere burs sağlanması yer alıyor.</p>

<p>Bursiyerlerin belirlenmesinde öğrencilerin ekonomik ve akademik durumları dikkate alınıyor.</p>

<p>Tıp ve sağlık öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>2026-2027 burs açıklamasında belirli bir fakülte veya bölüm sınırlaması belirtilmedi.</p>

<p>Bu nedenle Gümüşhaneli olup üniversitelerin tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik veya diğer sağlık bilimleri programlarında öğrenim gören öğrencilerin de genel burs şartlarını karşılamaları halinde başvuru yapabilmeleri bekleniyor.</p>

<p>Öğrencilerin kesin uygunluk açısından başvuru sistemindeki güncel koşulları esas almaları gerekiyor.</p>

<p>Türkiye’nin farklı şehirlerinde okuyanlar başvurabilir mi?</p>

<p>Gümüşhane Vakfı yalnızca Gümüşhane’deki üniversitelerde öğrenim gören öğrencileri destekleyen bir kuruluş değil.</p>

<p>Vakfın senedinde, başta Gümüşhane il ve ilçe nüfusuna kayıtlı öğrenciler olmak üzere Türkiye’nin farklı bölgelerinde ve yurt dışında eğitim gören öğrencilere burs verilmesi amaçlar arasında sayılıyor.</p>

<p>Dolayısıyla Gümüşhaneli bir öğrencinin başka bir şehirde üniversite okuması tek başına burs başvurusuna engel oluşturmuyor.</p>

<p>Başvurular nasıl değerlendiriliyor?</p>

<p>Gümüşhane Vakfı bursiyer seçiminde öğrencilerin yalnızca akademik durumlarını değerlendirmiyor.</p>

<p>Geçen dönemin bursiyer seçiminde öğrencilerin ailelerinin ekonomik durumları, ailede vefat eden kişilerin bulunup bulunmadığı, kardeş sayısı, ikamet durumu, not ortalaması ve ailenin mülk durumu gibi kriterler değerlendirmeye alınmıştı.</p>

<p>Yeni dönemde öğrencilerin başvuru formundaki bilgilerini doğru ve eksiksiz bildirmeleri bu nedenle önem taşıyor.</p>

<p>Geçen yıl 152 öğrenci burs aldı</p>

<p>Gümüşhane Vakfı geçen eğitim döneminde de öğrencilere burs desteği sağlamıştı.</p>

<p>2025-2026 döneminde lise, üniversite ve yüksek lisans öğrencilerinden oluşan toplam 152 öğrenci burs almaya hak kazanmıştı.</p>

<p>Geçen yıl öğrenci başına toplam 7 bin TL destek sağlanırken 2026-2027 döneminde açıklanan burs miktarı 10 bin TL’ye yükseldi.</p>

<p>Böylece burs tutarında geçen döneme göre 3 bin TL’lik artış gerçekleşmiş oldu.</p>

<p>Başvuru nereye yapılacak?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2026-2027 burs başvuruları tamamen dijital ortamda gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin Gümüşhane Vakfı’nın resmi internet sitesinde bulunan burs başvuru formunu kullanarak işlemlerini tamamlaması gerekiyor.</p>

<p>Başvuruların yalnızca Vakfın resmi internet sitesi üzerinden alınacağı açıklandı.</p>

<p>Son başvuru 15 Ekim</p>

<p>Gümüşhane Vakfı burs başvuruları 15 Eylül’de başladı ve 15 Ekim 2026 tarihine kadar devam edecek.</p>

<p>Burs almaya hak kazanan öğrencilere toplam 10 bin TL destek sağlanacak.</p>

<p>Ödemeler aralık, ocak, şubat ve mart aylarında dört eşit taksit halinde gerçekleştirilecek.</p>

<p>Gümüşhaneli üniversite öğrencilerinin başvuru şartlarını inceleyerek işlemlerini Gümüşhane Vakfı’nın resmi internet sitesindeki burs başvuru sistemi üzerinden tamamlamaları gerekiyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gumushane-vakfi-2026-2027-burs-basvurulari-basladi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="89248"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fırında Palamut Tarifi: Domatesli ve Soğanlı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/firinda-palamut-tarifi-domatesli-ve-soganli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/firinda-palamut-tarifi-domatesli-ve-soganli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fırında Palamut Tarifi: Domatesli ve Soğanlı

Palamut mevsiminde balığı kızartmadan hazırlamanın en pratik yollarından biri fırında palamut. Balık dilimleri; bol soğan, domates, biber, limon ve ölçülü zeytinyağıyla aynı tepsiye yerleştiriliyor ve sebzelerin suyuyla birlikte pişiyor.

Palamut yağ...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fırında Palamut Tarifi: Domatesli ve Soğanlı</p>

<p>Palamut mevsiminde balığı kızartmadan hazırlamanın en pratik yollarından biri fırında palamut. Balık dilimleri; bol soğan, domates, biber, limon ve ölçülü zeytinyağıyla aynı tepsiye yerleştiriliyor ve sebzelerin suyuyla birlikte pişiyor.</p>

<p>Palamut yağ içeren bir balık olduğu için tarife çok fazla ilave yağ eklemek gerekmiyor. Fırında pişirme yöntemi ayrıca kızartma sırasında kullanılabilecek yüksek miktardaki yağ ihtiyacını ortadan kaldırıyor.</p>

<p>İyi bir fırında palamudun püf noktası ise balığı gereğinden uzun süre pişirmemek. Fazla pişen balık kuruyabilir; sebzeleri kısa süre ön pişirmek bu nedenle daha dengeli sonuç verebilir.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Palamut protein içeren yağlı balıklardan biridir. Yağlı balıklar EPA ve DHA olarak bilinen uzun zincirli omega-3 yağ asitlerinin beslenmedeki kaynakları arasında yer alır.</p>

<p>Soğan, domates ve biber yemeğin sebze çeşitliliğini artırır. Zeytinyağının ölçülü kullanılması da toplam ilave yağ miktarının kontrol edilmesini sağlar.</p>

<p>Balık, sebze ve zeytinyağının aynı öğünde kullanılması Akdeniz tipi beslenme yaklaşımıyla uyumludur. Bununla birlikte tek bir yemeğin belirli bir hastalığı önlediği veya tedavi ettiği söylenemez.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 15 dakika<br />
Pişirme süresi: 25-30 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 45 dakika<br />
Kaç kişilik: 4 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: Kişi başı yaklaşık 180-200 gram temizlenmiş balık<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Akşam yemeği / ana yemek<br />
Kategori: Akdeniz Tipi Beslenme</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 390 kcal<br />
Protein: 38 g<br />
Karbonhidrat: 12 g<br />
Yağ: 22 g<br />
Lif: 3 g</p>

<p>Değerler balığın büyüklüğü ve yağ oranı, kullanılan zeytinyağı miktarı, yenilebilir balık miktarı ve porsiyonlamaya göre değişebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>Yaklaşık 1 kilogram temizlenmiş palamut, 2-3 santimetrelik dilimler halinde<br />
3 orta boy kuru soğan, yaklaşık 300 gram<br />
3 orta boy domates, yaklaşık 400 gram<br />
2 yeşil biber<br />
1 kırmızı kapya biber<br />
1 büyük limon<br />
2 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 30 ml<br />
2 diş sarımsak<br />
2 adet defne yaprağı, isteğe bağlı<br />
Yarım çay kaşığı karabiber<br />
1 çay kaşığı kekik<br />
Kontrollü miktarda tuz<br />
Yarım demet maydanoz</p>

<p>Fırında palamut nasıl yapılır?</p>

<p>1. Temizlenmiş palamut dilimlerini soğuk su altında gereksiz yere uzun süre tutmadan kontrol edin ve kağıt havluyla kurulayın.</p>

<p>2. Soğanları yaklaşık yarım santimetrelik halkalar halinde kesin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Domatesleri orta kalınlıkta dilimleyin.</p>

<p>4. Yeşil ve kapya biberleri iri şeritler halinde doğrayın.</p>

<p>5. Fırını 200 derece alt-üst ayarda önceden ısıtın.</p>

<p>6. Geniş fırın tepsisine soğan, biber ve domateslerin yaklaşık yarısını yayın.</p>

<p>7. Zeytinyağının yaklaşık yarısını sebzelerin üzerine gezdirin.</p>

<p>8. Sebzeleri 200 derece fırında yaklaşık 8-10 dakika ön pişirmeye alın. Amaç tamamen pişirmek değil, sertliklerini biraz azaltmaktır.</p>

<p>9. Tepsiyi fırından çıkarın.</p>

<p>10. Palamut dilimlerini sebzelerin üzerine tek kat halinde yerleştirin.</p>

<p>11. Balıkların arasına kalan domates ve soğanları dağıtın.</p>

<p>12. İnce dilimlenmiş sarımsakları ve kullanıyorsanız defne yapraklarını ekleyin.</p>

<p>13. Limonun yarısını ince dilimleyerek balıkların arasına yerleştirin.</p>

<p>14. Kalan yarısının suyundan yaklaşık 1 yemek kaşığını balıkların üzerine gezdirin.</p>

<p>15. Kalan zeytinyağını ölçülü biçimde ekleyin.</p>

<p>16. Kekik, karabiber ve kontrollü miktarda tuz serpin.</p>

<p>17. Tepsiyi yeniden 200 derece fırına yerleştirin.</p>

<p>18. Balık dilimlerinin kalınlığına göre yaklaşık 15-20 dakika pişirin.</p>

<p>19. Pişme süresini yalnızca saate göre değerlendirmeyin. Balığın eti opaklaşmalı ve çatalla bastırıldığında katmanlarına kolayca ayrılmaya başlamalıdır.</p>

<p>20. Gıda güvenliği açısından balığın en kalın bölümünde yaklaşık 63 derece iç sıcaklık temel referanslardan biridir.</p>

<p>21. Palamut piştiğinde tepsiyi hemen fırından çıkarın. Gereğinden uzun süre fırında tutmak balığın kurumasına neden olabilir.</p>

<p>22. Üzerine ince kıyılmış maydanoz serpin.</p>

<p>23. Taze limon dilimleriyle sıcak servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Palamut dilimlerini mümkün olduğunca eşit kalınlıkta hazırlayın. İnce ve kalın dilimler aynı tepside olduğunda küçük parçalar kururken büyük parçalar henüz pişmemiş olabilir.</p>

<p>Soğan ve biberlere kısa süre ön pişirme uygulamak, balığın fırında gereğinden uzun kalmasını önler.</p>

<p>Balığın üzerine çok fazla limon suyu dökmeyin. Fazla asit palamutun kendine özgü lezzetini baskılayabilir. Taze limonu servis sırasında ayrıca sunmak daha kontrollü sonuç verir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Palamut doğal olarak yağ içeren bir balık olduğundan çok fazla zeytinyağı eklemek gerekmez. Yaklaşık iki yemek kaşığı yağ bütün tepsi için yeterlidir.</p>

<p>Tuz miktarını artırmak yerine karabiber, kekik, maydanoz, limon ve sarımsaktan yararlanılabilir.</p>

<p>Sebze miktarı artırılmak istenirse kabak veya farklı mevsim sebzeleri eklenebilir; ancak pişme sürelerinin farklı olduğu dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Fırında sebzeli palamut, protein açısından zengin bir balık yemeği arayanlar için uygun bir ana öğün seçeneğidir.</p>

<p>Balık, sebze ve zeytinyağı ağırlıklı yapısıyla Akdeniz tipi beslenme yaklaşımına uygundur.</p>

<p>Tarifin temel malzemelerinde gluten içeren tahıl bulunmaz. Ancak çölyak hastalığı bulunan kişilerin baharat ve diğer paketli ürünlerde glutenle çapraz bulaşma riskini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Balık alerjisi bulunan kişiler için uygun değildir.</p>

<p>Fırında palamut kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçüler dört eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 390 kalori sağlayabilir. Palamudun büyüklüğü ve yağ oranı, kullanılan zeytinyağı miktarı ve gerçek yenilebilir balık miktarı sonucu değiştirebilir.</p>

<p>Palamut fırında kaç dakikada pişer?</p>

<p>Yaklaşık 2-3 santimetre kalınlığındaki palamut dilimleri, sebzeler önceden kısa süre pişirildikten sonra 200 derece fırında yaklaşık 15-20 dakikada pişebilir.</p>

<p>Ancak balığın kalınlığı ve fırının gerçek sıcaklığı değişebileceğinden yalnızca süreye güvenilmemelidir. Et opaklaşmalı ve çatalla hafifçe bastırıldığında katmanlarına ayrılmaya başlamalıdır.</p>

<p>Palamut fırında kaç derecede pişer?</p>

<p>Bu tarifte 200 derece alt-üst fırın kullanılıyor. Sebzeler önce yaklaşık 8-10 dakika, ardından palamutla birlikte yaklaşık 15-20 dakika pişiriliyor.</p>

<p>Palamutun kurumasını önlemek için piştiği an fırından çıkarmak önemlidir.</p>

<p>Fırında palamutun yanına ne gider?</p>

<p>Bol yeşillikli mevsim salatası, roka-soğan salatası veya limonlu sebze salatası iyi eşlikçiler arasındadır.</p>

<p>Daha doyurucu bir öğün istenirse kişinin gereksinimine uygun porsiyonda bulgur veya başka bir tam tahıl seçeneği eklenebilir.</p>

<p>Palamut fırında neden kuru olur?</p>

<p>En yaygın neden gereğinden uzun süre pişirmektir. Balık dilimlerinin çok ince olması veya sebzelerin tamamen çiğ halde balıkla aynı anda fırına verilmesi de palamudun fırında daha uzun kalmasına yol açabilir.</p>

<p>Sebzeleri 8-10 dakika önceden pişirmek bu nedenle önemli bir püf noktasıdır.</p>

<p>Palamut ertesi gün yenir mi?</p>

<p>Pişmiş balık oda sıcaklığında uzun süre bırakılmamalıdır. Artan palamut uygun şekilde soğutulduktan sonra kapalı bir kapta buzdolabında muhafaza edilmelidir.</p>

<p>Balık en iyi doku ve lezzete pişirildiği gün sahip olduğundan mümkün olduğunca taze tüketmek tercih edilir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Fırından çıkan palamudu servis etmeden önce yalnızca birkaç dakika dinlendirmek yeterlidir. Uzun süre sıcak tepside bırakmak kalan ısıyla pişmenin devam etmesine ve balığın kurumasına neden olabilir.</p>

<p>Artan balığı sebzeleriyle birlikte uygun şekilde soğutup kapalı bir kapta buzdolabında saklayın.</p>

<p>Yeniden ısıtılması gerekiyorsa çok yüksek sıcaklıkta uzun süre ısıtmayın. Kontrollü sıcaklıkta yalnızca tamamen ısınana kadar bekletmek balığın dokusunu daha iyi korur.</p>

<p>Servis sırasında taze limon, maydanoz ve yanında roka-soğan salatası kullanılabilir.</p>

<p>Fırında domatesli ve soğanlı palamut, mevsim balığını kızartmadan hazırlamanın en pratik yöntemlerinden biri. Sebzelerin kısa süre önceden pişirilmesi, palamudun fırında gereğinden fazla kalmasını önleyerek daha sulu bir sonuç elde etmeye yardımcı oluyor.</p>

<p>Palamut mevsiminde temel tarif farklı sebzeler ve taze otlarla çeşitlendirilebilir. Ölçülü zeytinyağı, bol sebze ve balığı bir araya getiren yapısıyla da Akdeniz tipi bir akşam yemeğine kolayca uyarlanabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central<br />
U.S. Food and Drug Administration – Safe Food Handling </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/firinda-palamut-tarifi-domatesli-ve-soganli</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 10:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0651.jpeg" type="image/jpeg" length="85688"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Diz Kireçlenmesinde Dizlik ve Su Egzersizi Gerçekten İşe Yarıyor mu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/diz-kireclenmesinde-dizlik-ve-su-egzersizi-gercekten-ise-yariyor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/diz-kireclenmesinde-dizlik-ve-su-egzersizi-gercekten-ise-yariyor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diz ağrısı arttığında hareketi azaltmak ilk akla gelen çözüm olabiliyor. Ancak bilimsel veriler, diz osteoartritinde kişiye uygun egzersizin tedavinin temel parçalarından biri olduğunu gösteriyor. Yeni araştırmalar, su egzersizinin özellikle karada yük vermekte zorlanan kişiler için iyi tolere edilebilen bir seçenek olabileceğini; doğru seçilmiş dizliğin ise egzersiz ve eğitime eklendiğinde ağrı ve günlük işlevde sınırlı da olsa ek yarar sağlayabileceğini ortaya koyuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Merdiven çıkarken başlayan ağrı, sandalyeden kalkarken zorlanma, uzun yürüyüşlerden sonra dizin sızlaması ve bir süre oturduktan sonra hissedilen tutukluk…</p>

<p>Bunlar halk arasında <strong>“diz kireçlenmesi”</strong> olarak bilinen diz osteoartritinin sık görülen yakınmaları arasında.</p>

<p>Ağrı arttığında birçok kişi dizini mümkün olduğunca az kullanmanın daha doğru olduğunu düşünüyor.</p>

<p>Oysa güncel bilimsel yaklaşım farklı:</p>

<p><strong>Diz osteoartritinde kişiye uygun egzersiz, ağrı ve hareket kaybıyla mücadelede temel tedavilerden biri.</strong></p>

<p>Peki karada yürümek veya egzersiz yapmak ağrılıysa ne yapılabilir? Havuz egzersizi gerçekten avantajlı mı? Dizlik kullanmak ağrıyı azaltıyor mu?</p>

<p>Son araştırmalar bu sorulara önemli yanıtlar veriyor.</p>

<h2>Ağrı var diye hareketi tamamen bırakmak doğru değil</h2>

<p>Egzersizin amacı kireçlenmiş dizi daha fazla zorlamak değil.</p>

<p>Amaç; diz çevresindeki kasları güçlendirmek, hareket kabiliyetini korumak ve günlük yaşam sırasında ekleme binen yükün daha iyi yönetilmesini sağlamak.</p>

<p>Amerikan Ortopedik Cerrahlar Akademisi (AAOS), gözetimli egzersiz, kişinin uygun şekilde kendi yaptığı egzersizler ve su egzersizlerini, hiç egzersiz yapmamaya kıyasla ağrı ve fonksiyonun iyileştirilmesi için <strong>güçlü biçimde öneriyor.</strong></p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı var:</p>

<p><strong>Bilimsel veriler su egzersizinin herkes için kara egzersizinden üstün olduğunu göstermiyor.</strong></p>

<p>Önemli olan hastanın durumuna uygun ve sürdürebileceği bir egzersiz programının bulunması.</p>

<h2>Suyun avantajı: Dize binen yükü azaltarak hareketi kolaylaştırması</h2>

<p>Su egzersizinin önemli özelliklerinden biri, suyun kaldırma kuvveti sayesinde hareket sırasında ekleme binen yükün azalabilmesi.</p>

<p>Bu durum özellikle karada yürürken veya egzersiz yaparken ağrısı artan kişiler için avantaj sağlayabilir.</p>

<p>10 Ağustos 2026'da <i>Health Science Reports</i> dergisinde yayımlanan randomize kontrollü araştırmada diz osteoartriti bulunan 40–70 yaş arasındaki <strong>30 kadın</strong>, su ve kara egzersizi gruplarına ayrıldı.</p>

<p>Katılımcılar sekiz hafta boyunca haftada üç kez egzersiz yaptı. Çalışmayı 29 kişi tamamladı.</p>

<p>Her iki grupta da ağrı, fonksiyon, kas gücü, hareket korkusu ve diğer ölçümlerde iyileşme görüldü.</p>

<p>Ancak gruplar karşılaştırıldığında ağrı ve diğer temel klinik sonuçlarda <strong>su egzersizinin kara egzersizine anlamlı bir üstünlüğü gösterilemedi.</strong></p>

<p>40 metre yürüme testindeki gelişme ise kara egzersizi grubunda daha fazlaydı.</p>

<p>Araştırmanın yalnızca 30 kadınla yapılmış olması, sonuçların tüm diz osteoartriti hastalarına genellenirken dikkatli olunmasını gerektiriyor.</p>

<p>Bu nedenle çalışma, su egzersizini “daha üstün” bir tedavi olarak değil; hastanın tercihi, erişim imkânı ve ağırlık taşıma toleransına göre değerlendirilebilecek bir seçenek olarak destekliyor.</p>

<h2>Başka bir çalışmada su egzersizi daha güçlü sonuç verdi</h2>

<p>Su egzersizi konusunda dikkat çekici başka bir randomize araştırmada ise 60 diz osteoartriti hastası sekiz hafta boyunca kara veya su egzersizi programına alındı.</p>

<p>Çalışmanın sonunda WOMAC ağrı skorunda en az yüzde 20 iyileşme sağlayanların oranı kara egzersizi grubunda <strong>yüzde 33</strong>, su egzersizi grubunda ise <strong>yüzde 93</strong> olarak bildirildi.</p>

<p>Yürürken hissedilen ağrı kara egzersizi grubunda yüzde 14 azalırken su grubunda yüzde 37 azaldı.</p>

<p>Sertlik ve bazı günlük işlev ölçümlerinde de su egzersizi lehine sonuçlar elde edildi.</p>

<p>Ancak bu çalışma da yalnızca 60 kişiyi kapsıyordu.</p>

<p>Dolayısıyla bilimsel verilerin mesajı:</p>

<p><strong>“Havuz egzersizi kara egzersizinden kesinlikle daha iyidir” değil.</strong></p>

<p>Daha doğru yorum şu:</p>

<p><strong>Hem kara hem de su egzersizi yararlı olabilir. Su egzersizi özellikle karada yük vermekte zorlanan kişiler için daha iyi tolere edilebilen bir egzersiz seçeneği olabilir.</strong></p>

<h2>Peki dizlik gerçekten işe yarıyor mu?</h2>

<p>Dizlik konusunda 2026 yılında yayımlanan büyük bir araştırma önemli bilgiler sağladı.</p>

<p><i>BMJ</i>'de 26 Ocak 2026'da yayımlanan PROP OA çalışmasına diz osteoartriti belirtileri bulunan 45 yaş ve üzerindeki <strong>466 kişi</strong> katıldı.</p>

<p>Bir gruba tavsiye, yazılı bilgilendirme ve egzersiz eğitimi verildi.</p>

<p>Diğer gruba ise bunlara ek olarak osteoartritin dizde ağırlıklı olarak etkilediği bölgeye göre seçilmiş <strong>kişiye uygun dizlik</strong> verildi.</p>

<p>Altı ay sonunda dizlik kullanılan grupta genel diz sonuçları diğer gruba göre istatistiksel olarak daha iyi bulundu.</p>

<p>Özellikle ağrı ve günlük yaşam aktivitelerinde ek yarar görüldü.</p>

<p>Ancak sonuçların büyüklüğü dikkatli yorumlanmalı.</p>

<p>Araştırmanın temel ölçütü olan KOOS-5'te iki grup arasındaki fark <strong>3,39 puandı.</strong></p>

<p>Çalışma planlanırken klinik açıdan önemli kabul edilmesi için belirlenen fark ise <strong>8 puandı.</strong></p>

<p>Yani dizlik lehine istatistiksel bir yarar görülmesine rağmen temel sonuçtaki fark, araştırmacıların önceden belirlediği klinik önem eşiğine ulaşmadı.</p>

<p>Ağrı alt ölçeğinde dizlik lehine fark ise <strong>6,13 puan</strong> olarak ölçüldü.</p>

<ol start="12">
 <li>aya gelindiğinde genel KOOS-5 sonucunda iki grup arasındaki fark artık istatistiksel olarak anlamlı değildi.</li>
</ol>

<p>Buna karşılık ağrı ve günlük yaşam aktivitelerine ilişkin bazı ikincil sonuçlarda yararın devam ettiği görüldü.</p>

<p>Kısacası:</p>

<p><strong>Dizlik işe yaramıyor demek doğru değil; ancak etkisini büyük veya herkeste aynı sonucu veren bir tedavi gibi göstermek de doğru değil.</strong></p>

<h2>Her dizlik aynı değil</h2>

<p>PROP OA çalışmasında hastalara rastgele herhangi bir elastik dizlik verilmedi.</p>

<p>Dizde osteoartritin ağırlıklı olarak etkilediği bölgeye göre patellofemoral, tibiofemoral yük azaltıcı veya nötr stabilize edici dizlikler seçildi.</p>

<p>Hastanın fiziksel aktivitesi, dizliği takıp çıkarabilmesi, kullanmaya istekliliği ve ilk denemede verdiği yanıt da dikkate alındı.</p>

<p>Dolayısıyla araştırma:</p>

<p><strong>“Dizi ağrıyan herkes herhangi bir dizlik alsın”</strong></p>

<p>anlamına gelmiyor.</p>

<p>AAOS da dizlik kullanımının diz osteoartritinde ağrı, fonksiyon ve yaşam kalitesini iyileştirmek amacıyla düşünülebileceğini belirtiyor; ancak bu konudaki önerinin kanıt gücü egzersize ilişkin öneriden daha düşük.</p>

<h2>Bilim dünyasında onlarca farklı dizlik araştırıldı</h2>

<p>2024 yılında <i>Osteoarthritis and Cartilage</i> dergisinde yayımlanan kapsamlı inceleme, dizlik araştırmalarının neden farklı sonuçlar verebildiğini de gösterdi.</p>

<p>Araştırmacılar <strong>31 randomize kontrollü çalışmada 47 farklı dizlik uygulamasını</strong> değerlendirdi.</p>

<p>Valgus veya varus tipi yük azaltıcı dizliklerden patellofemoral dizliklere, elastik desteklerden menteşeli modellere kadar çok farklı ürünlerin kullanıldığı görüldü.</p>

<p>Dizliklerin ne kadar süre kullanıldığı ve hastaların tedaviye uyumunun nasıl sağlandığı da çalışmalar arasında büyük farklılık gösteriyordu.</p>

<p>Bu nedenle “dizlik işe yarar mı?” sorusunun tek bir cevabı olmayabilir.</p>

<p><strong>Dizliğin tipi, osteoartritin yeri, hastanın ihtiyacı ve ürünü düzenli kullanabilmesi sonucu etkileyebilir.</strong></p>

<h2>Dizlik kullanımında konfor da önemli</h2>

<p>PROP OA çalışmasında dizlik verilen hastaların yaklaşık üçte ikisi üç ve altı aylık dönemde araştırmacıların önceden belirlediği kullanım düzeyine ulaştı.</p>

<p>Dizliği yeterince kullanmayanların bildirdiği sorunlardan biri cihazın kıyafetlerin altına rahat biçimde sığmamasıydı.</p>

<p>Dizlik grubunda ciltte tahriş veya kızarıklık da görüldü; bu sorun üç aylık değerlendirmede katılımcıların yüzde 20'sine kadar bildirildi.</p>

<p>Bununla birlikte araştırmada dizlikle ilişkili beklenmeyen ciddi bir güvenlik sorunu saptanmadı.</p>

<p>Bu nedenle dizliğin yalnızca doğru seçilmesi değil, hastanın günlük yaşamda rahat biçimde kullanabileceği şekilde uygulanması da önemli.</p>

<h2>Dizlik egzersizin alternatifi değil</h2>

<p>2026'daki büyük araştırmanın en önemli ayrıntılarından biri bu.</p>

<p>Araştırmacılar dizliği egzersizin yerine kullanmadı.</p>

<p>Karşılaştırılan yaklaşımlar kabaca şöyleydi:</p>

<p><strong>Tavsiye + eğitim + egzersiz</strong></p>

<p>ve</p>

<p><strong>Tavsiye + eğitim + egzersiz + uygun dizlik.</strong></p>

<p>Dolayısıyla çalışma “dizlik mi egzersiz mi?” sorusuna cevap vermiyor.</p>

<p>Dizlik, uygun hastalarda temel tedavi yaklaşımına <strong>eklenen yardımcı bir seçenek</strong> olarak değerlendiriliyor.</p>

<h2>Fazla kilo varsa kilo kontrolü de tedavinin bir parçası</h2>

<p>Diz osteoartritinde vücut ağırlığı da önemli.</p>

<p>AAOS, fazla kilolu veya obez diz osteoartriti hastalarında sürdürülebilir kilo kaybını ağrı ve fonksiyonun iyileştirilmesi amacıyla öneriyor.</p>

<p>Karada egzersiz yapmak ağrı nedeniyle zorlaşıyorsa su egzersizi bazı hastalarda hareket programına katılımı kolaylaştırabilecek bir alternatif olabilir.</p>

<h2>Diz kireçlenmesinde asıl mesaj: Hareketsizlik çözüm değil</h2>

<p>Araştırmaların ortak mesajı oldukça açık:</p>

<p><strong>Egzersiz diz osteoartriti tedavisinin temel parçalarından biri.</strong></p>

<p>Su egzersizi özellikle karada yük taşımakta veya hareket etmekte zorlanan kişiler için uygun bir alternatif olabilir.</p>

<p>Doğru seçilmiş bir dizlik ise bazı hastalarda egzersiz ve eğitime eklendiğinde özellikle ağrı ve günlük yaşam aktivitelerinde ek fayda sağlayabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak ne havuz egzersizi ne de dizlik tek başına kireçlenmeyi ortadan kaldıran bir tedavi.</p>

<p>Bilimsel verilerin verdiği en doğru mesaj şu:</p>

<p><strong>Diz kireçlenmesinde hareketten kaçmak yerine kişiye uygun hareket biçimini bulmak gerekiyor. Su egzersizi ve doğru seçilmiş dizlik ise gerektiğinde bu süreci destekleyebilir.</strong></p>

<p>Ani başlayan çok şiddetli ağrı, belirgin kızarıklık veya sıcaklık artışı, ateş, ciddi travma sonrası ağrı, hızla gelişen şişlik ya da dizin kilitlenmesi durumunda ise yakınmalar doğrudan “kireçlenme” olarak kabul edilmeden hekim değerlendirmesi gerekir.</p>

<p><strong>Kaynaklar</strong></p>

<p>Mohammadi M, Gandomi F, Soufivand P, Assar S. <i>Effects of Aquatic-Based vs Land-Based Closed Kinetic Chain Exercises on Pain, Functional Performance, Knee Proprioception, Muscle Strength, and Kinesiophobia in Women Aged 40–70 Years With Knee Osteoarthritis: A Randomized Controlled Trial.</i> Health Science Reports. 2026;9(8).</p>

<p>Holden MA, Nicholls E, Abdali Z ve ark. <i>Provision of knee bracing for knee osteoarthritis (PROP OA): multicentre, parallel group, superiority, statistician blinded, randomised controlled trial.</i> BMJ. 2026;392.</p>

<p>Slouma M, Abbes M, Kharrat L ve ark. <i>Aquatic versus land-based exercise for knee osteoarthritis: a randomized controlled trial.</i> Korean Journal of Family Medicine. 2025;46(5):341–348.</p>

<p>Holden MA, Murphy M, Simkins J ve ark. <i>Knee braces for knee osteoarthritis: A scoping review and narrative synthesis of interventions in randomised controlled trials.</i> Osteoarthritis and Cartilage. 2024;32(11):1371–1396.</p>

<p>American Academy of Orthopaedic Surgeons. <i>Management of Osteoarthritis of the Knee (Non-Arthroplasty), Third Edition.</i> Clinical Practice Guideline. 2021.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/diz-kireclenmesinde-dizlik-ve-su-egzersizi-gercekten-ise-yariyor-mu</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/diz-kireclenmesi-dizlik-su-egzersizi.jpg" type="image/jpeg" length="33163"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[PLT Nedir, Kaç Olmalı? Trombosit Yüksekliği ve Düşüklüğü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/plt-nedir-kac-olmali-trombosit-yuksekligi-ve-dusuklugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/plt-nedir-kac-olmali-trombosit-yuksekligi-ve-dusuklugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[PLT, kanın pıhtılaşmasına yardımcı olan trombositlerin sayısını gösterir. Trombosit düşüklüğünde kanama, bazı yüksek trombosit durumlarında ise pıhtı riski artabilir; ancak tek bir PLT sonucu nedenin ne olduğunu göstermez.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Kan tahlilindeki PLT, kandaki trombosit sayısını gösterir. Trombositler bir damar hasar gördüğünde kanamanın durdurulmasına yardımcı olur. Bu nedenle çok düşük trombosit sayısı kanama riskini artırabilir; yüksek değerler ise nedenine göre farklı anlamlar taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>PLT sonucunun yalnızca yüksek veya düşük olması tanı koydurmaz. Enfeksiyon, demir eksikliği, ilaçlar, gebelik, bağışıklık sistemi hastalıkları ve kemik iliği bozuklukları dahil çok farklı durumlar trombosit sayısını değiştirebilir.</p>

<p>PLT nedir ve kaç olmalı?</p>

<p>PLT, İngilizce “platelet” sözcüğünün kısaltmasıdır ve trombosit sayısını ifade eder.</p>

<p>Yetişkinlerde yaygın kullanılan referans aralıklarından biri yaklaşık 150.000-400.000 trombosit/µL, yani 150-400 × 10⁹/L’dir. Bazı laboratuvarlarda üst sınır yaklaşık 450 × 10⁹/L olabilir.</p>

<p>Bu nedenle e-Nabız veya laboratuvar raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>PLT’nin 150.000/µL’nin altında olması genel olarak trombositopeni olarak adlandırılır. Yüksek trombosit sayısı ise trombositoz olarak tanımlanır.</p>

<p>PLT düşüklüğü neden olur?</p>

<p>Trombosit düşüklüğünün nedenleri üç temel mekanizmada düşünülebilir: kemik iliğinin yeterince trombosit üretememesi, trombositlerin normalden hızlı tüketilmesi veya yok edilmesi ve trombositlerin dalakta tutulması.</p>

<p>Olası nedenler arasında:</p>

<ul>
 <li>Bazı viral enfeksiyonlar</li>
 <li>İmmün trombositopeni</li>
 <li>Bazı ilaçlar</li>
 <li>Kemoterapi ve radyoterapi</li>
 <li>B12 veya folat eksikliği</li>
 <li>Karaciğer hastalıkları ve dalak büyümesi</li>
 <li>Bazı otoimmün hastalıklar</li>
 <li>Ağır enfeksiyonlar</li>
 <li>Gebelikle ilişkili bazı durumlar</li>
 <li>Kemik iliğini etkileyen hastalıklar</li>
</ul>

<p>bulunabilir.</p>

<p>Tek bir düşük sonuçla neden belirlenemez.</p>

<p>Ayrıca bazen kan tüpünde trombositlerin kümelenmesi, gerçek bir trombosit düşüklüğü olmadığı halde cihazın PLT’yi düşük ölçmesine yol açabilir. Beklenmedik sonuçlarda tekrar test veya periferik yayma gerekebilmesinin nedenlerinden biri budur.</p>

<p>PLT 100, 50 veya 20 ne anlama gelir?</p>

<p>Sonuç ×10⁹/L şeklinde veriliyorsa PLT 100, yaklaşık 100.000 trombosit/µL anlamına gelir ve normalin altındadır.</p>

<p>PLT 50 yaklaşık 50.000/µL’dir. Bu seviyenin altında travma veya girişimler sırasında kanama riski daha fazla önem kazanır.</p>

<p>PLT 20 yaklaşık 20.000/µL’dir. Bu düzeylerde kendiliğinden kanama riski belirginleşebilir.</p>

<p>Trombosit sayısı yaklaşık 5.000/µL gibi çok düşük düzeylere indiğinde ciddi ve yaşamı tehdit edebilen spontan kanama riski çok daha yüksektir.</p>

<p>Ancak kanama riski yalnızca PLT rakamına bağlı değildir. Trombositlerin işlevi, kullanılan aspirin veya antikoagülan gibi ilaçlar, eşlik eden hastalıklar ve aktif kanama bulunup bulunmaması değerlendirmeyi değiştirir.</p>

<p>PLT düşüklüğünün belirtileri nelerdir?</p>

<p>Hafif trombosit düşüklüğü hiçbir belirti vermeyebilir.</p>

<p>Değer azaldıkça:</p>

<ul>
 <li>Kolay morarma</li>
 <li>Deride küçük kırmızı-mor noktalar</li>
 <li>Burun kanaması</li>
 <li>Diş eti kanaması</li>
 <li>Adet kanamasında artış</li>
 <li>Kesiklerden kanamanın uzun sürmesi</li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Çok düşük trombosit düzeylerinde sindirim sistemi veya beyin gibi bölgelerde ciddi kanamalar gelişebilir.</p>

<p>Özellikle düşük PLT ile birlikte durdurulamayan kanama, siyah veya kanlı dışkı, kanlı kusma, idrarda kan ya da yeni gelişen şiddetli baş ağrısı gibi belirtiler varsa hızlı tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>PLT yüksekliği neden olur?</p>

<p>Trombosit yüksekliğinin önemli bir bölümü “reaktif trombositoz” olarak adlandırılan, başka bir duruma yanıt olarak gelişen yükselmelerdir.</p>

<p>Nedenler arasında:</p>

<ul>
 <li>Enfeksiyonlar</li>
 <li>Kronik inflamasyon</li>
 <li>Demir eksikliği</li>
 <li>Akut kan kaybı</li>
 <li>Travma veya büyük ameliyat</li>
 <li>Dalağın alınmış olması</li>
 <li>Bazı kanserler</li>
</ul>

<p>bulunabilir.</p>

<p>Daha nadiren kemik iliğinin kendisinden kaynaklanan miyeloproliferatif hastalıklar trombosit üretimini artırabilir. Esansiyel trombositemi bunlardan biridir.</p>

<p>Bu ayrım önemlidir çünkü reaktif trombosit yüksekliği ile kemik iliği kaynaklı trombositozun pıhtı ve kanama riskleri aynı değildir.</p>

<p>PLT 450, 500 veya 1000 ne anlama gelir?</p>

<p>PLT’nin yaklaşık 450 × 10⁹/L’nin üzerinde olması birçok klinik yaklaşımda trombositoz olarak değerlendirilir.</p>

<p>500 × 10⁹/L civarında bir değer yüksek olmakla birlikte tek başına kemik iliği hastalığı anlamına gelmez. Enfeksiyon, inflamasyon veya demir eksikliği gibi reaktif nedenler araştırılabilir.</p>

<p>PLT’nin 1000 × 10⁹/L yani yaklaşık 1 milyon/µL gibi çok yüksek düzeylere ulaşması daha ayrıntılı değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı vardır: Çok yüksek trombosit sayısı her zaman “kan daha fazla pıhtılaşır” anlamına gelmez. Bazı miyeloproliferatif hastalıklarda aşırı yüksek trombosit sayısı paradoksal biçimde kanama riskini de artırabilir.</p>

<p>Bu nedenle trombosit sayısını tek başına pıhtı riski ölçer gibi kullanmak doğru değildir.</p>

<p>PLT yüksekliği kanser veya lösemi belirtisi mi?</p>

<p>Yüksek PLT bazı kanserlerde görülebilir ancak trombosit yüksekliği bir kanser testi değildir.</p>

<p>Enfeksiyon, inflamasyon ve özellikle demir eksikliği gibi kanser dışı nedenler reaktif trombositozun sık nedenleri arasındadır.</p>

<p>Bazı kemik iliği hastalıklarında da trombosit sayısı yükselebilir. Ancak yalnızca PLT sonucuna bakılarak lösemi, kanser veya esansiyel trombositemi tanısı konamaz.</p>

<p>Kalıcı ve açıklanamayan trombosit yüksekliğinde diğer hemogram değerleri, demir testleri, periferik yayma ve klinik duruma göre ileri hematolojik incelemeler değerlendirilebilir.</p>

<p>Benzer şekilde trombosit düşüklüğü de tek başına lösemi anlamına gelmez.</p>

<p>PLT ile MPV birlikte nasıl yorumlanır?</p>

<p>MPV, trombositlerin ortalama büyüklüğünü gösteren bir hemogram parametresidir.</p>

<p>Bazı durumlarda PLT ve MPV’nin birlikte değerlendirilmesi trombosit üretimi ve tüketimi hakkında yardımcı ipuçları sağlayabilir. Ancak MPV tek başına trombosit düşüklüğünün veya yüksekliğinin nedenini belirleyen bir test değildir.</p>

<p>MPV sonuçları laboratuvar yöntemlerinden ve numunenin bekleme süresinden de etkilenebilir.</p>

<p>Bu nedenle “PLT düşük, MPV yüksek = kesin şu hastalık” gibi yorumlardan kaçınılmalıdır.</p>

<p>PLT testi için aç olmak gerekir mi?</p>

<p>PLT, tam kan sayımının bir parçasıdır ve testin kendisi için genellikle açlık gerekmez.</p>

<p>Ancak aynı kan örneğinde açlık gerektiren glukoz veya lipid testleri gibi başka tetkikler yapılacaksa laboratuvarın hazırlık talimatına uyulmalıdır.</p>

<p>Trombosit nasıl normale döner?</p>

<p>PLT değerini doğrudan yükseltmek veya düşürmek yerine nedenin belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Demir eksikliğine bağlı trombositozda demir eksikliğinin düzeltilmesiyle trombositler normale dönebilir. Enfeksiyon veya inflamasyona bağlı yükseklik altta yatan süreç düzeldikçe azalabilir.</p>

<p>Trombosit düşüklüğünde ise yaklaşım nedenine göre tamamen değişir. İmmün trombositopeni, ilaç kaynaklı trombositopeni veya kemik iliği hastalığının tedavileri birbirinden farklıdır.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca PLT rakamını değiştirmek amacıyla aspirin, vitamin, demir veya başka bir ilaç kendi kendine başlanmamalıdır.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>PLT 50 olması tehlikeli midir?</p>

<p>PLT’nin yaklaşık 50.000/µL olması belirgin trombosit düşüklüğüdür ve kanama riski açısından değerlendirilmelidir. Risk yalnızca sayıya değil, aktif kanama, kullanılan ilaçlar ve kişinin klinik durumuna da bağlıdır.</p>

<p>PLT 1000 çıkması kanser anlamına gelir mi?</p>

<p>Hayır. Yaklaşık 1 milyon/µL trombosit çok yüksek bir değerdir ve nedeninin araştırılması gerekir; ancak tek başına kanser veya kemik iliği hastalığı tanısı koydurmaz.</p>

<p>Trombosit düşüklüğünde ne zaman hızlı değerlendirme gerekir?</p>

<p>Çok düşük trombosit sayısına aktif kanama eşlik ediyorsa hızlı değerlendirme gerekir. Özellikle durdurulamayan kanama, kanlı kusma veya dışkı, idrarda kan ya da yeni ve şiddetli baş ağrısı gibi belirtiler önemlidir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>U.S. National Library of Medicine. Platelet Count. MedlinePlus Medical Encyclopedia, reviewed 2025.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. Platelet Tests. MedlinePlus Medical Test.</li>
 <li>Kuter DJ. Overview of Thrombocytopenia. Merck Manual, reviewed 2026.</li>
 <li>Merck Manual Professional Edition. Platelet Count and Bleeding Risk, 2026. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/plt-nedir-kac-olmali-trombosit-yuksekligi-ve-dusuklugu</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="48362"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[610 Beyin Örneği İncelendi: 1.067 Mikroprotein Haritalandı, Bazıları Alzheimer’da Değişti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/610-beyin-ornegi-incelendi-1067-mikroprotein-haritalandi-bazilari-alzheimerda-degisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/610-beyin-ornegi-incelendi-1067-mikroprotein-haritalandi-bazilari-alzheimerda-degisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan beynindeki bazı proteinler o kadar küçük ki yıllardır büyük ölçekli araştırmaların dışında kalıyor. Nature Aging’de yayımlanan yeni çalışma, yüzlerce ölüm sonrası beyin örneğini inceleyerek gözden geçirilmiş protein kataloglarında bulunmayan 1.067 yüksek güvenli mikroproteini ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2>Bunların bir bölümünün Alzheimer hastalığında farklı düzeylerde bulunması, hastalığın biyolojisinde bugüne kadar yeterince araştırılmamış yeni bir alanı gündeme taşıdı.</h2>

<p>Alzheimer araştırmalarında yıllardır amiloid ve tau gibi iyi bilinen proteinler ön planda. Ancak insan beyninde çok daha küçük, saptanması zor ve bu nedenle bugüne kadar yeterince araştırılmamış proteinler de bulunuyor.</p>

<p>Bilim insanları şimdi bu büyük ölçüde gözden kaçan protein dünyasının önemli bir bölümünü görünür hale getirdi.</p>

<p><strong>Nature Aging</strong> dergisinde <strong>14 Eylül 2026’da</strong> yayımlanan araştırmada, yaşlanan insan beynindeki mikroproteinleri incelemek amacıyla Alzheimer hastalığı bulunan ve bulunmayan kişilere ait ölüm sonrası beyin dokuları analiz edildi.</p>

<h3>610 beyin örneği incelendi</h3>

<p>Araştırmanın ana proteomik çalışmasında beynin <strong>dorsolateral prefrontal korteks</strong> adı verilen bölgesinden alınan <strong>610 örnek</strong> proteogenomik analiz sürecine dahil edildi.</p>

<p>Bunların 608’i kalite kontrol eşiklerini geçti. Alzheimer ile ilişkili protein farklılıklarının değerlendirildiği ileri analizlerde ise 480 beyin örneği kullanıldı.</p>

<p>Araştırmacılar transkriptomik verileri, kütle spektrometrisini ve derin öğrenmeyle tahmin edilen spektrumları bir araya getirerek çok küçük proteinlerin izini sürdü.</p>

<p>Mikroprotein olarak adlandırılan bu yapılar <strong>150 aminoasit veya daha kısa proteinlerden</strong> oluşuyor. Küçük olmaları nedeniyle klasik protein araştırmalarında saptanmaları oldukça zor olabiliyor.</p>

<h3>1.067 yüksek güvenli mikroprotein</h3>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, <strong>UniProtKB’nin gözden geçirilmiş Swiss-Prot bölümünde yer almayan 1.067 mikroprotein için yüksek güvenli spektrometrik kanıt elde edilmesi</strong> oldu.</p>

<p>Ancak burada çok önemli bir ayrım var:</p>

<p><strong>Bu 1.067 mikroproteinin tamamı Alzheimer’a özgü değil.</strong></p>

<p>Araştırmacılar bunların bir alt grubunun Alzheimer hastalığında farklı düzeylerde bulunduğunu belirledi.</p>

<p>Dolayısıyla çalışma “Alzheimer’a ait 1.067 yeni protein bulundu” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Asıl bulgu, insan beyninde bugüne kadar yeterince incelenmemiş çok sayıda mikroproteinin doğrudan protein düzeyinde gösterilmesi ve bunların bir bölümünün Alzheimer ile bağlantılı değişiklikler sergilemesi.</p>

<h3>63 aminoasitlik mikroprotein özellikle dikkat çekti</h3>

<p>Araştırmanın en ilginç bulgularından biri <strong>MKKS</strong> gen bölgesinden üretilen ve yalnızca <strong>63 aminoasitten oluşan micro-MKKS63</strong> adlı mikroprotein oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar bu küçük proteinin, MKKS gen bölgesinden insan beyninde saptanan baskın protein ürünü olduğunu gösterdi.</p>

<p>Daha da önemlisi, <strong>micro-MKKS63 düzeyinin semptomatik Alzheimer hastalarının beyinlerinde daha düşük olduğu</strong> belirlendi.</p>

<p>Bilim insanları daha sonra insan mikroglia hücrelerinde micro-MKKS63’ü üreten gen bölgesini CRISPR-Cas9 yöntemiyle devre dışı bıraktı.</p>

<p>Sonuç dikkat çekiciydi.</p>

<p>Mikroproteinin kaybı, hücrelerin <strong>mitokondriyal solunumunu ve oksidatif fosforilasyonunu azalttı.</strong></p>

<p>Başka bir ifadeyle, yalnızca 63 aminoasitten oluşan bu küçük proteinin mikroglia hücrelerinin enerji metabolizmasında işlevsel bir rolü olabileceği görüldü.</p>

<h3>Beynin bağışıklık hücreleriyle bağlantısı</h3>

<p>Mikroglialar beynin bağışıklık sisteminin temel hücrelerinden biri.</p>

<p>Araştırmada micro-MKKS63’ün mitokondriyle ilişkili olduğu ve mikroglialardaki enerji üretim süreçlerinde rol oynadığına ilişkin deneysel bulgular elde edilmesi bu nedenle dikkat çekiyor.</p>

<p>Ancak bu noktada çalışmanın sınırlarını doğru çizmek gerekiyor.</p>

<h3>Alzheimer’ın yeni nedeni mi bulundu?</h3>

<p><strong>Hayır.</strong></p>

<p>Araştırma Alzheimer hastalığının yeni bir nedenini ortaya koymuş değil.</p>

<p>Yeni bir Alzheimer ilacı geliştirilmedi.</p>

<p>Micro-MKKS63 düzeyindeki azalmanın Alzheimer’a yol açtığı da gösterilmiş değil.</p>

<p>Araştırmacılar şimdilik bu mikroproteinin Alzheimer’da azaldığını ve hücresel deneylerde mitokondriyal enerji metabolizmasında işlev gördüğünü ortaya koyuyor.</p>

<p>Bu ilişkinin Alzheimer hastalığının gelişiminde nasıl bir rol oynadığı ise gelecekte yapılacak çalışmalarla anlaşılabilecek.</p>

<h3>Bu proteinler neden daha önce görülmedi?</h3>

<p>İnsan proteomuna ilişkin geleneksel araştırmalar büyük ve iyi tanımlanmış proteinleri ortaya çıkarmakta oldukça başarılı.</p>

<p>Mikroproteinler ise çok kısa oldukları ve genellikle küçük açık okuma çerçevelerinden üretildikleri için klasik yöntemlerle tespit edilmeleri daha zor.</p>

<p>Bu nedenle genomdaki bazı küçük protein üreten bölgeler uzun yıllar büyük ölçekli biyolojik araştırmaların dışında kaldı.</p>

<p>Yeni nesil proteogenomik yöntemler, gelişmiş kütle spektrometrisi ve hesaplamalı analizler artık bu görünmeyen protein dünyasını daha ayrıntılı incelemeyi mümkün hale getiriyor.</p>

<h3>Alzheimer araştırmalarına yeni bir katman</h3>

<p>Çalışmanın önemi yalnızca micro-MKKS63 adlı tek bir proteinden kaynaklanmıyor.</p>

<p>Araştırmacılar, yaşlanan insan beyninde daha önce yeterince tanımlanmamış yüzlerce mikroproteini içeren geniş bir atlas oluşturdu.</p>

<p>Bu atlas sayesinde bilim insanları bundan sonra şu soruların peşine düşebilecek:</p>

<p>Hangi mikroproteinler normal beyin yaşlanmasıyla değişiyor?</p>

<p>Hangileri Alzheimer hastalığında farklılaşıyor?</p>

<p>Bu değişiklikler hastalığın nedeni mi, yoksa sonucu mu?</p>

<p>Bu mikroproteinlerden herhangi biri gelecekte biyobelirteç veya tedavi hedefi olabilir mi?</p>

<p>Bu soruların yanıtları henüz bilinmiyor.</p>

<h3>Küçük proteinler, büyük bir araştırma alanı</h3>

<p>Alzheimer konusunda yeni bir molekül bulunduğunda bunun hızla “çare bulundu” şeklinde yorumlanması mümkün.</p>

<p>Bu çalışma böyle okunmamalı.</p>

<p>Ancak bilimsel açıdan son derece önemli başka bir şey yapıyor:</p>

<p><strong>İnsan beyninde uzun süre büyük ölçüde gözden kaçan bir protein dünyasını görünür hale getiriyor.</strong></p>

<p>Yüzlerce insan beyni örneğinin incelenmesi, 1.067 yüksek güvenli mikroproteinin ortaya çıkarılması ve micro-MKKS63 gibi bazı mikroproteinlerin Alzheimer ile bağlantılı değişiklikler göstermesi, araştırmacıların yaşlanan beyne ve Alzheimer hastalığına farklı bir pencereden bakmasına imkân sağlıyor.</p>

<p>Belki bugün için yeni bir Alzheimer tedavisi değil.</p>

<p>Ancak çalışma önemli bir soruyu gündeme getiriyor:</p>

<p><strong>Alzheimer’ın biyolojisini anlamaya çalışırken beynin en küçük proteinlerinin bir bölümünü bugüne kadar gözden kaçırmış olabilir miyiz?</strong></p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>Miller B, Vieira de Souza E, Lau C ve ark. <i>A microprotein atlas of the human frontal cortex in Alzheimer’s disease.</i> Nature Aging. 14 Eylül 2026. DOI: 10.1038/s43587-026-01207-x.</p>

<p>Nature Aging. <i>Large-scale mapping of microproteins in the aged human brain.</i> Research Briefing. 14 Eylül 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/610-beyin-ornegi-incelendi-1067-mikroprotein-haritalandi-bazilari-alzheimerda-degisti</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/alzheimer-mikroprotein-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="43616"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Lenfoma Belirtileri Nelerdir? Ağrısız Şişlikten Gece Terlemesine İlk İşaretler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/lenfoma-belirtileri-nelerdir-agrisiz-sislikten-gece-terlemesine-ilk-isaretler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/lenfoma-belirtileri-nelerdir-agrisiz-sislikten-gece-terlemesine-ilk-isaretler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lenfoma, lenfosit adı verilen bağışıklık sistemi hücrelerinden gelişen kanserlerin genel adıdır. Ağrısız lenf bezi büyümesi, gece terlemesi, ateş, halsizlik ve açıklanamayan kilo kaybıyla ortaya çıkabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Lenfoma nedir?</p>

<p>Lenfoma, bağışıklık sisteminin önemli parçalarından olan lenfositlerden gelişen kanserlerin genel adıdır. Tek bir hastalık değildir; çok sayıda farklı alt tipi vardır. En temel sınıflandırmada Hodgkin lenfoma ve non-Hodgkin lenfoma olmak üzere iki büyük gruba ayrılır.</p>

<p>Lenfoma denildiğinde en sık akla gelen belirti büyümüş lenf bezleridir. Özellikle boyun, koltuk altı veya kasıkta fark edilen ağrısız şişlikler görülebilir. Ancak büyüyen her lenf bezi kanser anlamına gelmez. Enfeksiyonlar ve başka birçok hastalık da lenf bezlerinde büyümeye yol açabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Lenfoma belirtileri nelerdir?</p>

<p>Lenfomanın belirtileri hastalığın türüne, yerleştiği bölgeye ve yaygınlığına göre değişebilir.</p>

<p>Görülebilecek belirtiler arasında şunlar bulunur:</p>

<p>• Boyun, koltuk altı veya kasıkta ağrısız lenf bezi büyümesi<br />
• Açıklanamayan ateş<br />
• Yoğun, kıyafet veya çarşaf değiştirmeyi gerektirebilen gece terlemeleri<br />
• İstem dışı kilo kaybı<br />
• Sürekli veya belirgin halsizlik<br />
• Kaşıntı<br />
• Karında şişkinlik veya ağrı<br />
• Göğüste baskı veya ağrı<br />
• Öksürük veya nefes darlığı</p>

<p>Bu yakınmaların hiçbiri tek başına lenfoma tanısı koydurmaz. Özellikle lenf bezi büyümelerinin çok büyük bölümü kanser dışı nedenlerle ortaya çıkabilir.</p>

<p>Lenf bezi şişliği nasıl olabilir?</p>

<p>Lenfomada büyüyen lenf bezleri sıklıkla ağrısız bir kitle şeklinde fark edilir. Boyun, koltuk altı ve kasık kolay fark edilen bölgeler arasındadır.</p>

<p>Bununla birlikte yalnızca kitlenin ağrısız olması, sertliği veya elle hissedilen başka bir özelliği üzerinden lenfoma tanısı koymak mümkün değildir.</p>

<p>Yeni ortaya çıkan, açıklanamayan, büyümeye devam eden veya geçmeyen lenf bezi şişlikleri hekim tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Gece terlemesi lenfoma belirtisi midir?</p>

<p>Olabilir, ancak gece terlemesi tek başına lenfomaya özgü değildir.</p>

<p>Lenfomada özellikle yoğun gece terlemeleri görülebilir. Ateş ve açıklanamayan kilo kaybıyla birlikte bu bulgular klasik olarak “B semptomları” olarak adlandırılan klinik tablonun parçaları olabilir.</p>

<p>Gece terlemesinin enfeksiyonlardan hormonal değişikliklere ve kullanılan bazı ilaçlara kadar çok sayıda başka nedeni de vardır.</p>

<p>Lenfomada kilo kaybı görülür mü?</p>

<p>Açıklanamayan ve istemsiz kilo kaybı lenfomanın olası belirtilerinden biridir. Ancak kilo kaybının da tek başına lenfoma anlamına gelmediği unutulmamalıdır.</p>

<p>Beslenme veya egzersiz düzeninde belirgin bir değişiklik olmamasına rağmen devam eden kilo kaybı tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Hodgkin ve non-Hodgkin lenfoma arasındaki fark nedir?</p>

<p>Her ikisi de lenfositlerden gelişen kanserlerdir ancak aynı hastalık değildir.</p>

<p>Hodgkin lenfomada tanımlayıcı patolojik özelliklerden biri Reed-Sternberg hücrelerinin bulunmasıdır. Non-Hodgkin lenfoma ise çok sayıda farklı B hücreli ve T hücreli lenfomayı kapsayan geniş bir hastalık grubudur.</p>

<p>Non-Hodgkin lenfomaların davranışları da birbirinden oldukça farklı olabilir. Bazıları yavaş seyirliyken bazıları hızlı büyüyebilir. Bu nedenle yalnızca “lenfoma” tanısı tedavinin nasıl olacağını söylemeye yetmez; alt tipin doğru belirlenmesi kritik önem taşır.</p>

<p>Lenfoma neden olur?</p>

<p>Çoğu hastada lenfomanın neden geliştiğini tek bir nedene bağlamak mümkün değildir.</p>

<p>Hastalık, lenfositlerde ortaya çıkan genetik ve hücresel değişikliklerin hücrelerin kontrolsüz çoğalmasına ve yaşamaya devam etmesine yol açmasıyla gelişir.</p>

<p>Bazı lenfoma türlerinde ileri yaş, bağışıklık sisteminin baskılanması, belirli enfeksiyonlar, bazı otoimmün hastalıklar ve aile öyküsü gibi faktörler riskle ilişkili olabilir.</p>

<p>Risk faktörüne sahip olmak kişinin mutlaka lenfoma olacağı anlamına gelmez. Benzer şekilde hiçbir bilinen risk faktörü bulunmayan kişilerde de lenfoma gelişebilir.</p>

<p>Lenfoma kan tahlilinde belli olur mu?</p>

<p>Kan testleri değerlendirmede önemli bilgiler sağlayabilir ancak normal veya anormal bir kan sonucu tek başına lenfomayı kesin olarak göstermez ya da dışlamaz.</p>

<p>Tam kan sayımı ve çeşitli biyokimyasal testler hastanın genel durumunun değerlendirilmesinde kullanılabilir. LDH gibi bazı değerler de klinik değerlendirmeye katkıda bulunabilir ancak bunlar lenfomaya özgü testler değildir.</p>

<p>Lenfoma tanısı nasıl konur?</p>

<p>Şüpheli bir lenf bezinden veya başka bir dokudan biyopsi alınması, lenfomanın kesin tanısı ve alt tipinin belirlenmesinde temel yöntemdir.</p>

<p>Patolojik incelemede hücrelerin yapısı ve belirli yüzey proteinleri değerlendirilir; gerekli durumlarda moleküler ve genetik testler de yapılabilir.</p>

<p>Tanı konulduktan sonra hastalığın vücuttaki yaygınlığını değerlendirmek amacıyla hastalığın türüne göre PET/BT, bilgisayarlı tomografi veya başka görüntüleme yöntemlerinden yararlanılabilir. Her hastada aynı testlerin yapılması gerekmez.</p>

<p>Lenfomanın evreleri nelerdir?</p>

<p>Birçok lenfomada hastalığın yaygınlığını tanımlamak için evreleme sistemleri kullanılır. Genel olarak evre I’den evre IV’e kadar sınıflandırma yapılabilir.</p>

<p>Ancak lenfomada “ileri evre” kavramı bazı solid tümörlerdekiyle aynı anlamı taşımayabilir. Tedavi başarısı yalnızca evreye bağlı değildir. Lenfomanın alt tipi, biyolojik özellikleri, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve tedaviye verdiği yanıt da önemlidir.</p>

<p>Lenfoma tedavi edilebilir mi?</p>

<p>Evet. Lenfomanın birçok türünde etkili tedaviler bulunmaktadır ve bazı lenfoma türlerinde tam iyileşme mümkün olabilir.</p>

<p>Ancak “lenfoma” çok farklı hastalıkları kapsadığı için herkese uygulanabilecek tek bir tedavi bulunmaz.</p>

<p>Tedavi seçenekleri arasında hastalığın alt tipine göre:</p>

<p>• Kemoterapi<br />
• İmmünoterapi<br />
• Hedefe yönelik tedaviler<br />
• Radyoterapi<br />
• Kök hücre nakli<br />
• CAR-T hücre tedavisi</p>

<p>yer alabilir.</p>

<p>Bazı yavaş seyirli lenfomalarda ise tanı konmasına rağmen hemen tedavi başlanmayabilir. Belirti oluşturmayan seçilmiş hastalarda düzenli takip altında “izle ve bekle” yaklaşımı uygulanabilir.</p>

<p>Bu durum hastalığın tedavisiz bırakıldığı anlamına gelmez; uygun hastalarda gereksiz tedavi ve yan etkilerden kaçınmayı amaçlayan kontrollü bir takip stratejisidir.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Özellikle açıklanamayan ve geçmeyen lenf bezi büyümesi varsa veya buna tekrarlayan/açıklanamayan ateş, yoğun gece terlemesi, istemsiz kilo kaybı ya da belirgin halsizlik eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme uygun olur.</p>

<p>Belirtilerin bulunması kişinin lenfoma olduğu anlamına gelmez. Benzer yakınmalar enfeksiyonlar dahil çok daha sık görülen hastalıklarda da ortaya çıkabilir. Tanı belirtilere bakılarak değil, gerekli klinik değerlendirme ve testlerle konur.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgisi vermek amacıyla hazırlanmıştır ve tanı veya kişisel tedavi önerisi yerine geçmez. Açıklanamayan ya da devam eden lenf bezi büyümesi ve diğer belirtiler için hekime başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Cancer Institute (NCI) — Adult Non-Hodgkin Lymphoma Treatment (PDQ)</p>

<p>National Cancer Institute (NCI) — Adult Hodgkin Lymphoma Treatment (PDQ)</p>

<p>Mayo Clinic — Lymphoma</p>

<p>American Cancer Society — Non-Hodgkin Lymphoma</p>

<p>NHS — Non-Hodgkin Lymphoma </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/lenfoma-belirtileri-nelerdir-agrisiz-sislikten-gece-terlemesine-ilk-isaretler</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0641.jpeg" type="image/jpeg" length="92183"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Muzlu Yulaf Krep Tarifi: İlave Şekersiz Kolay Kahvaltı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/muzlu-yulaf-krep-tarifi-ilave-sekersiz-kolay-kahvalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/muzlu-yulaf-krep-tarifi-ilave-sekersiz-kolay-kahvalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Muzlu yulaf krep tarifi; olgun muz, yulaf, yumurta ve yoğurtla yaklaşık 10 dakikada hazırlanan, ilave şeker gerektirmeyen pratik bir kahvaltı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Muzlu Yulaf Krep Tarifi: İlave Şekersiz Kolay Kahvaltı</p>

<p>Kahvaltıda krep isteyen ancak klasik beyaz unlu ve şekerli tariflerden farklı bir seçenek arayanlar için muzlu yulaf krep oldukça pratik. Olgun muz, yulaf, yumurta ve yoğurt aynı hamurda buluşuyor; ince krepler yapışmaz tavada birkaç dakika içinde pişiriliyor.</p>

<p>Tarifin tatlılığı olgun muzdan geliyor. Sofra şekeri, bal veya şurup eklemek gerekmiyor. Ancak muz ve yoğurt doğal olarak şeker içerdiği için tarifin doğru tanımı “şekersiz” değil, “ilave şekersiz”.</p>

<p>Muzun hamura yalnızca tatlılık değil, nem ve bağlayıcılık da kazandırması tarifin az malzemeyle hazırlanmasını sağlıyor. Krep hamurunun birkaç dakika dinlendirilmesi ise yulafın sıvıyı emerek daha dengeli kıvam kazanmasına yardımcı oluyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Yulaf, beta-glukan adı verilen çözünür lif içeren bir tam tahıldır. Yumurta ve yoğurt tarifin protein içeriğine katkı sağlar.</p>

<p>Muz doğal olarak karbonhidrat ve şeker içerirken aynı zamanda lif, potasyum ve farklı mikro besinler sağlar. Olgun muzun tatlılığından yararlanılması ayrıca şeker ekleme ihtiyacını azaltabilir.</p>

<p>Tarifin pişirilmesi için çok az yağ yeterlidir. Bununla birlikte bir tarifte şeker kullanılmaması onu otomatik olarak düşük kalorili yapmaz. Muz, yulaf, yumurta ve servis malzemelerinin tamamı toplam enerji miktarına katkıda bulunur.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 5 dakika<br />
Pişirme süresi: 6-8 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 10-15 dakika<br />
Kaç kişilik: 2 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: Kişi başı 3 küçük krep<br />
Zorluk: Çok kolay<br />
Öğün: Kahvaltı / ara öğün<br />
Kategori: Sağlıklı Kahvaltılar</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 310 kcal<br />
Protein: 14 g<br />
Karbonhidrat: 42 g<br />
Yağ: 10 g<br />
Lif: 5 g</p>

<p>Değerler 100 gram yulaf, yaklaşık 120 gram muz, 2 büyük yumurta, 80 gram sade yoğurt ve 5 ml zeytinyağı üzerinden iki porsiyon için yaklaşık olarak hesaplanmıştır.</p>

<p>Muzun büyüklüğü, yumurtaların gramajı, yoğurdun yağ oranı, kullanılan yulaf ve pişirme sırasında tavada kalan yağ miktarı gerçek değerleri değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>100 gram yulaf ezmesi<br />
1 büyük ve iyice olgunlaşmış muz, yaklaşık 120 gram<br />
2 adet büyük yumurta<br />
80 gram sade yoğurt<br />
40-60 ml süt<br />
Yarım çay kaşığı tarçın<br />
Yarım çay kaşığı kabartma tozu<br />
1 çay kaşığı doğal vanilya özütü, isteğe bağlı<br />
Bir tutam tuz<br />
Tavayı yağlamak için 1 çay kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 5 ml</p>

<p>Servis için isteğe bağlı:</p>

<p>Taze muz dilimleri<br />
Sade yoğurt<br />
Tarçın<br />
Çilek, yaban mersini veya mevsim meyvesi<br />
Az miktarda ceviz veya fındık</p>

<p>Muzlu yulaf krep nasıl yapılır?</p>

<p>1. Yulaf ezmesini mutfak robotuna alın ve ince un kıvamına gelene kadar çekin.</p>

<p>2. Olgun muzu geniş bir kaseye alın ve çatalla tamamen püre haline getirin. Muzda büyük parçalar kalmaması krep hamurunun daha düzgün yayılmasını sağlar.</p>

<p>3. Yumurtaları muzun üzerine kırın ve çırpın.</p>

<p>4. Yoğurdu ve başlangıçta 40 ml sütü ekleyerek karıştırın.</p>

<p>5. Öğütülmüş yulafı, tarçını, kabartma tozunu, bir tutam tuzu ve kullanıyorsanız vanilyayı ekleyin.</p>

<p>6. Malzemeleri pürüzsüz hale yaklaşana kadar karıştırın.</p>

<p>7. Hamuru yaklaşık 5 dakika dinlendirin. Yulaf sıvıyı emdikçe karışım koyulaşacaktır.</p>

<p>8. Dinlenme sonrasında kıvamı kontrol edin. Hamur kepçeden akmalı ancak su gibi olmamalıdır.</p>

<p>9. Hamur gereğinden koyuysa kalan sütü azar azar ekleyin. Sütün tamamına ihtiyaç olmayabilir.</p>

<p>10. Geniş yapışmaz tavayı orta-kısık ateşte ısıtın.</p>

<p>11. Zeytinyağını tavaya ekleyip kağıt havlu veya fırçayla çok ince bir tabaka halinde yayın.</p>

<p>12. Her küçük krep için yaklaşık 2-3 yemek kaşığı hamuru tavaya dökün.</p>

<p>13. Kaşığın arkasıyla hamuru yaklaşık 10-12 santimetre çapında hafifçe yayın.</p>

<p>14. İlk yüzü yaklaşık 1,5-2 dakika pişirin. Kenarlar matlaşmaya, üst yüzeyde küçük kabarcıklar oluşmaya başladığında çevirmeye hazırdır.</p>

<p>15. İnce bir spatulayla krebi dikkatlice çevirin.</p>

<p>16. İkinci yüzünü yaklaşık 1 dakika daha pişirin.</p>

<p>17. Kalan hamuru aynı yöntemle hazırlayın. Tava fazla ısınırsa ateşi düşürün.</p>

<p>18. Pişen krepleri üst üste yığmak yerine servis tabağına hafifçe aralıklı yerleştirin. Böylece buhar nedeniyle fazla yumuşamaları azalır.</p>

<p>19. İsteğe göre sade yoğurt, taze meyve ve tarçınla servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Muzlu yulaf krebin en önemli noktası hamurun kıvamı. Yulaf sıvıyı bekledikçe emdiği için hamuru hazırladıktan hemen sonra fazla koyu olduğunu düşünüp gereğinden çok süt eklemeyin.</p>

<p>Önce 5 dakika dinlendirin, ardından süt miktarını ayarlayın.</p>

<p>Krepleri klasik ince Fransız krepleri kadar büyük hazırlamak yerine 10-12 santimetrelik küçük krepler yapmak çevirmeyi kolaylaştırır. Muzlu ve yulaflı hamur buğday unlu klasik krep hamurundan daha hassastır.</p>

<p>Orta-kısık ateş kullanın. Muz doğal şeker içerdiğinden yüksek ateşte krebin yüzeyi, iç kısmı pişmeden hızla koyulaşabilir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarif olgun muzla yeterince tatlı olabileceği için ayrıca şeker, bal veya şurup kullanmak zorunlu değildir.</p>

<p>Servis sırasında çikolata kreması veya şekerli sos yerine sade yoğurt, taze meyve ve tarçın kullanılabilir.</p>

<p>Kuruyemiş eklemek istenirse miktarını ölçmek önemlidir. Ceviz ve fındık besleyici olmakla birlikte enerji yoğunluğu yüksek besinlerdir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Muzlu yulaf krep, ilave şeker kullanmadan tatlı lezzette kahvaltı isteyenler için uygun bir alternatif olabilir.</p>

<p>Et tüketmeyen ancak yumurta ve süt ürünlerini tüketen vejetaryen beslenme biçimine uygundur.</p>

<p>Yulaf doğal olarak gluten içermese de üretim ve paketleme sırasında buğday, arpa veya çavdarla temas edebilir. Çölyak hastalığı bulunan kişiler yalnızca sertifikalı glutensiz yulaf kullanmalı ve diğer paketli malzemelerin etiketlerini kontrol etmelidir.</p>

<p>Standart tarif yumurta ve süt ürünü içerdiğinden bu besinlere alerjisi bulunan kişiler için uygun değildir.</p>

<p>Muzlu yulaf krep kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçüler iki eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 310 kalori sağlayabilir. Serviste kullanılan yoğurt, kuruyemiş, meyve veya diğer malzemeler bu değere ayrıca eklenir.</p>

<p>Muzlu yulaf krep neden dağılıyor?</p>

<p>Hamurun fazla sıvı olması, kreplerin çok büyük hazırlanması veya ilk yüz tamamen toparlanmadan çevrilmesi başlıca nedenlerdir.</p>

<p>Hamuru birkaç dakika dinlendirmek ve küçük krepler hazırlamak daha güvenilir sonuç verir.</p>

<p>Yulaflı krep blender olmadan yapılır mı?</p>

<p>Evet. Yulaf ezmesi yerine hazır yulaf unu kullanılabilir. Yulaf unu kullanıldığında hamurun kıvamı yine dinlendirme sonrasında kontrol edilmelidir.</p>

<p>Muzlu krep için muz ne kadar olgun olmalı?</p>

<p>Kabuğında kahverengi benekler oluşmuş, kolay ezilebilen olgun muzlar tarif için idealdir. Olgunluk arttıkça muzun tatlılığı ve hamura karışması da belirginleşir.</p>

<p>Muzlu yulaf krep akşamdan hazırlanabilir mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Krepler önceden pişirilebilir ancak hamurun tamamını gece boyunca bekletmek yulafın çok fazla sıvı emmesine ve kıvamın belirgin biçimde değişmesine neden olabilir.</p>

<p>En iyi sonuç için hamuru pişirmeye yakın hazırlamak daha uygundur.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Artan krepleri tamamen soğuttuktan sonra kapalı bir saklama kabında buzdolabında muhafaza edin.</p>

<p>Kreplerin arasına küçük parçalar halinde pişirme kağıdı yerleştirmek birbirlerine yapışmalarını azaltabilir.</p>

<p>Yeniden servis ederken kuru tavada veya düşük sıcaklıktaki fırında kısa süre ısıtılabilir.</p>

<p>Taze meyve ve yoğurt gibi servis malzemelerini kreplerden ayrı saklamak daha iyi sonuç verir.</p>

<p>Muzlu yulaf krep; olgun muzları değerlendirmek, kahvaltıyı kısa sürede hazırlamak ve ilave şeker kullanmadan tatlı bir lezzet elde etmek için pratik bir seçenek.</p>

<p>Tarifin iyi sonuç vermesi için çok sayıda malzemeye ihtiyaç yok. Doğru hamur kıvamı, küçük krep boyutu ve kontrollü tava sıcaklığı, yumuşak ve kolay çevrilebilen yulaf krepler elde etmek için yeterli.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/muzlu-yulaf-krep-tarifi-ilave-sekersiz-kolay-kahvalti</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0638.jpeg" type="image/jpeg" length="30392"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyin-Bilgisayar Arayüzü Felçli Hastalarda Konuşma ve Jestleri Birlikte Çözümledi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/beyin-bilgisayar-arayuzu-felcli-hastalarda-konusma-ve-jestleri-birlikte-cozumledi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/beyin-bilgisayar-arayuzu-felcli-hastalarda-konusma-ve-jestleri-birlikte-cozumledi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Neuroscience’da yayımlanan erken aşama çalışmada beyin-bilgisayar arayüzü, üç felçli katılımcının konuşma ve jestlerle ilişkili beyin sinyallerini birlikte çözümledi. İki katılımcıda bu sinyaller konuşan ve jest yapan sanal avatara aktarıldı. Teknoloji henüz deneysel aşamada.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>FELÇLİ HASTALARDA BEYİN SİNYALLERİ KONUŞMA VE JESTLERE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ</p>

<p>Konuşma yetisini ciddi ölçüde kaybetmiş kişilerin daha doğal iletişim kurabilmesini amaçlayan beyin-bilgisayar arayüzlerinde yeni bir adım atıldı.</p>

<p>Nature Neuroscience’da yayımlanan ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından 14 Eylül 2026’da duyurulan erken aşama çalışmada araştırmacılar, beyin sinyallerinden yalnızca konuşmayı değil, iletişim sırasında kullanılan bazı jestleri de çözümleyebilen bir sistem geliştirdi.</p>

<p>Çalışmaya ağır felç nedeniyle konuşma yeteneğini kaybetmiş üç kişi katıldı.</p>

<p>Araştırmanın dikkat çeken yönü, konuşma ve bedensel iletişimin aynı beyin-bilgisayar arayüzü içerisinde birlikte ele alınması oldu.</p>

<p>BEYİN-BİLGİSAYAR ARAYÜZÜ NEDİR?</p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzleri, beyindeki elektriksel aktiviteyi kaydederek bu sinyalleri bilgisayar komutlarına dönüştürmeyi amaçlayan teknolojiler.</p>

<p>Özellikle felç, ALS ve bazı nörolojik hastalıklar nedeniyle konuşma veya hareket yetisini kaybeden kişiler için bu sistemler önemli bir araştırma alanı.</p>

<p>Son yıllardaki deneysel çalışmalar, kişinin konuşmaya çalışırken oluşan beyin sinyallerinden kelimelerin veya seslerin tahmin edilebileceğini göstermişti.</p>

<p>Yeni çalışma ise bu yaklaşımı konuşmanın ötesine taşıyor.</p>

<p>KONUŞMAYA JESTLER DE EKLENDİ</p>

<p>İnsan iletişimi yalnızca kelimelerden oluşmuyor.</p>

<p>Baş hareketleri, yüz ifadeleri ve el-kol jestleri konuşmanın anlamını ve duygusal içeriğini güçlendirebiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar bu nedenle konuşmayla ilişkili beyin sinyallerinin yanında iletişimsel jestlerle ilişkili sinyallerin de çözümlenip çözümlenemeyeceğini araştırdı.</p>

<p>Katılımcıların beyin aktivitesi, konuşmaya ve farklı hareketleri gerçekleştirmeye çalıştıkları sırada kaydedildi.</p>

<p>Elde edilen sinyaller yapay zekâ ve makine öğrenmesi yöntemleriyle analiz edildi.</p>

<p>KONUŞAN VE JEST YAPAN SANAL AVATAR</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici aşamalarından biri iki katılımcıda gerçekleştirildi.</p>

<p>Beyin sinyallerinden çözümlenen bilgiler sanal bir avatara aktarıldı.</p>

<p>Avatar yalnızca sentezlenmiş konuşma üretmekle kalmadı; aynı zamanda katılımcının gerçekleştirmeye çalıştığı bazı iletişimsel hareketleri de yansıtabildi.</p>

<p>Böylece kişinin niyet ettiği sözlü ve sözsüz iletişimin aynı dijital temsil içerisinde birleştirilmesi amaçlandı.</p>

<p>NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Mevcut yardımcı iletişim teknolojilerinde kişinin vermek istediği mesaj aktarılabilse bile doğal insan iletişimindeki jest, ritim ve beden dili büyük ölçüde kaybolabiliyor.</p>

<p>Araştırmacıların uzun vadeli hedeflerinden biri, konuşma yetisini kaybetmiş kişilerin yalnızca ne söylemek istediklerini değil, bunu nasıl ifade etmek istediklerini de dijital ortamda aktarabilmek.</p>

<p>Bu nedenle konuşma ile jestlerin aynı sistem tarafından çözümlenebilmesi daha doğal iletişim sağlayabilecek gelecekteki nöroprotezler açısından önemli olabilir.</p>

<p>BEYİN SİNYALLERİ NASIL OKUNDU?</p>

<p>Çalışmada katılımcıların beynindeki hareket ve konuşmayla ilişkili bölgelerden elektriksel aktivite kaydedildi.</p>

<p>Katılımcılardan belirli sözcükleri söylemeye veya belirli hareketleri gerçekleştirmeye çalışmaları istendi.</p>

<p>Araştırmacılar daha sonra farklı iletişim girişimleri sırasında ortaya çıkan sinyal örüntülerini karşılaştırdı.</p>

<p>Bilgisayar modelleri, bu örüntülerden kişinin gerçekleştirmeye çalıştığı iletişim davranışını tahmin etmek üzere eğitildi.</p>

<p>SİSTEM ZİHİN OKUYOR MU?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzleri kamuoyunda zaman zaman “zihin okuma” teknolojileri şeklinde yorumlanabiliyor.</p>

<p>Ancak bu sistemler kişinin bütün düşüncelerini serbest biçimde okumuyor.</p>

<p>Çalışmada sistem, katılımcıların belirli konuşma ve hareket görevlerini gerçekleştirmeye çalışırken oluşan sinyaller üzerinde eğitildi.</p>

<p>Dolayısıyla araştırmanın sonucu “insanların düşünceleri okunabiliyor” anlamına gelmiyor.</p>

<p>FELCİ TEDAVİ EDİYOR MU?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Beyin implantı felcin nedenini ortadan kaldıran veya hasarlı sinir sistemini iyileştiren bir tedavi değil.</p>

<p>Araştırılan teknoloji bir iletişim nöroprotezi.</p>

<p>Amaç, hareket veya konuşma yeteneği ciddi ölçüde kısıtlanan kişinin beyin sinyallerini kullanarak dış dünyayla daha etkili iletişim kurabilmesine yardımcı olmak.</p>

<p>Bu nedenle “implant felçli hastayı konuşturdu” ifadesi de tek başına yanıltıcı olabilir.</p>

<p>Daha doğru ifade, konuşma girişimine ait beyin sinyallerinin bilgisayar tarafından çözümlenerek sentezlenmiş iletişime dönüştürülmesi.</p>

<p>SADECE 3 KİŞİDE DENENDİ</p>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlamalarından biri örneklem büyüklüğü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmaya yalnızca üç kişi katıldı.</p>

<p>Bu nedenle elde edilen sonuçlar geniş bir hasta grubunda aynı performansın sağlanacağını göstermiyor.</p>

<p>Çalışma bir proof-of-concept, yani bir teknolojik yaklaşımın uygulanabilirliğini göstermek amacıyla gerçekleştirilen erken aşama araştırma niteliğinde.</p>

<p>Daha fazla katılımcıyla yapılacak çalışmalar sistemin doğruluğunu, kullanım kolaylığını ve uzun dönem performansını değerlendirmek açısından gerekli.</p>

<p>HER FELÇLİ HASTAYA UYGULANABİLİR Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Felç tek bir hastalık değil ve beyin hasarının yeri ile derecesi kişiden kişiye büyük farklılık gösterebiliyor.</p>

<p>Ayrıca çalışmada kullanılan sistem invaziv bir beyin-bilgisayar arayüzü.</p>

<p>Bu, beyin aktivitesini kaydetmek amacıyla cerrahi olarak elektrot yerleştirilmesini gerektiriyor.</p>

<p>Dolayısıyla bu teknoloji bugün rutin hastane uygulamasında bütün felçli hastalara sunulan bir yöntem değil.</p>

<p>HENÜZ KLİNİK KULLANIMA HAZIR DEĞİL</p>

<p>Araştırmanın sonuçları beyin-bilgisayar arayüzlerinin gelecekte daha doğal iletişim sağlayabileceğini gösteren önemli bir teknik adım.</p>

<p>Ancak teknoloji halen araştırma aşamasında.</p>

<p>Sistemin daha fazla kişide doğrulanması, uzun dönem güvenilirliğinin değerlendirilmesi ve gerçek yaşam ortamında ne kadar işlevsel olduğunun gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bunun yanında invaziv beyin implantlarında cerrahi riskler, cihaz dayanıklılığı, veri güvenliği ve hasta mahremiyeti gibi konular da önem taşıyor.</p>

<p>GELECEKTE NEREYE GİDEBİLİR?</p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzlerinin uzun vadeli hedefi yalnızca ekranda kelime yazdırmak değil.</p>

<p>Araştırmacılar kişinin konuşma hızını, ses tonunu, yüz ifadelerini ve jestlerini mümkün olduğunca doğal biçimde yeniden oluşturabilecek iletişim sistemleri üzerinde çalışıyor.</p>

<p>Yeni çalışma, sözlü ve sözsüz iletişimin aynı nöroprotez içerisinde birleştirilebileceğine dair erken bir kanıt sunuyor.</p>

<p>Ancak üç katılımcıyla elde edilen sonuçların klinik bir tedavi başarısı olarak değil, gelecekteki iletişim teknolojileri için umut verici bir araştırma adımı olarak değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik bilimsel bir araştırmayı haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Beyin-bilgisayar arayüzleri ve invaziv beyin implantları halen özel araştırma protokolleri kapsamında değerlendirilen deneysel teknolojilerdir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Nature Neuroscience<br />
National Institutes of Health (NIH)<br />
University of California, San Francisco<br />
Beyin-Bilgisayar Arayüzü Araştırma Ekibi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/beyin-bilgisayar-arayuzu-felcli-hastalarda-konusma-ve-jestleri-birlikte-cozumledi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0637.jpeg" type="image/jpeg" length="63114"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FDA, Yüzeyel Bazal Hücreli Karsinomda Ameluz Fotodinamik Tedavisini Onayladı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fda-yuzeyel-bazal-hucreli-karsinomda-ameluz-fotodinamik-tedavisini-onayladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fda-yuzeyel-bazal-hucreli-karsinomda-ameluz-fotodinamik-tedavisini-onayladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, Ameluz adlı aminolevulinik asit jelinin BF-RhodoLED kırmızı ışık sistemiyle birlikte erişkinlerde yüzeyel bazal hücreli karsinom tedavisinde kullanılmasını onayladı. 187 hastalık Faz III çalışmada klinik ve histolojik tam yanıt oranı aktif tedavide yüzde 66, kontrol grubunda yüzde 5 bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>CİLT KANSERİNDE KIRMIZI IŞIKLA FOTODİNAMİK TEDAVİYE FDA ONAYI</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), en sık görülen cilt kanseri türlerinden bazal hücreli karsinomun belirli bir alt tipi için yeni bir tedavi seçeneğine onay verdi.</p>

<p>Ameluz adıyla kullanılan yüzde 10 aminolevulinik asit hidroklorür jelinin BF-RhodoLED kırmızı ışık sistemiyle birlikte erişkinlerde yüzeyel bazal hücreli karsinom tedavisinde kullanılması onaylandı.</p>

<p>Yeni endikasyon, ameliyat dışı tedavi seçeneklerinin uygun olduğu bazı hastalar açısından dikkat çekiyor.</p>

<p>AMELUZ DAHA ÖNCE DE KULLANILIYORDU</p>

<p>Ameluz tamamen yeni geliştirilmiş bir ilaç değil.</p>

<p>İlaç, fotodinamik tedavi kapsamında aktinik keratoz adı verilen kanser öncüsü cilt lezyonlarının tedavisinde daha önce FDA onayına sahipti.</p>

<p>Yeni FDA kararı ise kullanım alanını yüzeyel bazal hücreli karsinoma genişletiyor.</p>

<p>Böylece Ameluz ve BF-RhodoLED sistemi ABD'de bir cilt kanserinin tedavisi için FDA onayı alan ilk fotodinamik tedavi oldu.</p>

<p>FOTODİNAMİK TEDAVİ NASIL ÇALIŞIYOR?</p>

<p>Fotodinamik tedavide temel olarak iki bileşen birlikte kullanılıyor:</p>

<p>Işığa duyarlılığı artıran bir ilaç ve belirli dalga boyunda ışık.</p>

<p>Ameluz, aminolevulinik asit hidroklorür içeriyor.</p>

<p>Jel tedavi edilecek bölgeye uygulandıktan sonra hücrelerde ışığa duyarlı moleküllerin oluşmasına yol açıyor.</p>

<p>Daha sonra bölge BF-RhodoLED cihazından verilen kırmızı ışığa maruz bırakılıyor.</p>

<p>Işıkla aktive olan moleküller hücre içerisinde reaktif oksijen türlerinin oluşmasını sağlıyor.</p>

<p>Bunun sonucunda hedeflenen anormal hücrelerin hasarlanması ve ortadan kaldırılması amaçlanıyor.</p>

<p>187 HASTALIK FAZ III ÇALIŞMA</p>

<p>FDA onayının temelini çok merkezli, randomize, çift kör ve kontrollü Faz III çalışma oluşturdu.</p>

<p>Araştırmaya histolojik olarak yüzeyel bazal hücreli karsinom tanısı doğrulanmış 187 erişkin katıldı.</p>

<p>Katılımcıların 145'i Ameluz fotodinamik tedavi grubuna, 42'si ise kontrol grubuna dahil edildi.</p>

<p>Çalışmanın ana hedefi yalnızca lezyonun dışarıdan kaybolup kaybolmadığını değerlendirmek değildi.</p>

<p>Araştırmacılar hem klinik hem de histolojik olarak tam yanıt elde edilmesini birlikte değerlendirdi.</p>

<p>YÜZDE 66'YA KARŞI YÜZDE 5</p>

<p>Sonuçlar iki grup arasında belirgin fark gösterdi.</p>

<p>Ameluz fotodinamik tedavisi uygulanan 145 hastanın 95'inde, yani yüzde 66'sında ana hedef lezyonda hem klinik hem histolojik tam yanıt elde edildi.</p>

<p>Kontrol grubunda ise 42 hastanın yalnızca 2'si bu sonlanım noktasına ulaştı.</p>

<p>Bu oran yüzde 5'e karşılık geliyor.</p>

<p>HİSTOLOJİK TEMİZLENME YÜZDE 76</p>

<p>Araştırmada lezyonun mikroskobik olarak temizlenip temizlenmediği ayrıca değerlendirildi.</p>

<p>Ana hedef lezyonda histolojik temizlenme Ameluz grubunda yüzde 76 olarak bildirildi.</p>

<p>Kontrol grubunda ise oran yüzde 19'du.</p>

<p>Bunun yanında hastaların sahip olduğu tüm hedef lezyonların klinik olarak tamamen temizlenme oranı aktif tedavi grubunda yüzde 83'e ulaştı.</p>

<p>Kontrol grubunda bu oran yüzde 21 olarak gerçekleşti.</p>

<p>BU SONUÇLAR NE ANLAMA GELİYOR?</p>

<p>Faz III sonuçları Ameluz ile kırmızı ışık fotodinamik tedavisinin yüzeyel bazal hücreli karsinomda etkili olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak yüzde 66'lık sonuç "cilt kanserlerinin yüzde 66'sını iyileştiriyor" şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Bu oran çalışmada belirlenmiş hasta grubunda, belirlenmiş tedavi protokolü sonrasında ana hedef lezyonda hem klinik hem de histolojik tam yanıt sağlayan katılımcıların oranı.</p>

<p>Ayrıca onay bütün cilt kanseri türlerini kapsamıyor.</p>

<p>HANGİ CİLT KANSERİ İÇİN ONAYLANDI?</p>

<p>FDA onayı yüzeyel bazal hücreli karsinom için verildi.</p>

<p>Bazal hücreli karsinom, derinin bazal hücrelerinden gelişen ve en sık görülen cilt kanseri türü.</p>

<p>Genellikle yavaş büyüyor ve uzak organlara yayılması nadir görülüyor.</p>

<p>Ancak tedavi edilmediğinde bulunduğu bölgede büyüyerek çevredeki dokulara zarar verebiliyor.</p>

<p>Yüzeyel bazal hücreli karsinom ise hastalığın daha yüzeysel büyüme gösteren alt tiplerinden biri.</p>

<p>Genellikle gövde ve ekstremitelerde kırmızı, pullu veya plak benzeri lezyon şeklinde görülebiliyor.</p>

<p>HER BAZAL HÜCRELİ KANSERDE KULLANILABİLİR Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>FDA onayının yüzeyel bazal hücreli karsinomla sınırlı olması önemli.</p>

<p>Bazal hücreli karsinomun nodüler, infiltratif ve morfeaform gibi farklı alt tipleri bulunuyor.</p>

<p>Tümörün tipi, büyüklüğü, derinliği, bulunduğu bölge, daha önce tedavi edilip edilmediği ve hastanın özellikleri tedavi seçimini etkiliyor.</p>

<p>Bu nedenle "bazal hücreli kanser artık kırmızı ışıkla tedavi ediliyor" şeklinde genelleme yapmak doğru değil.</p>

<p>AMELİYATIN YERİNİ Mİ ALACAK?</p>

<p>Yeni FDA onayı cerrahinin bazal hücreli karsinom tedavisindeki önemini ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Cerrahi eksizyon ve uygun hastalarda Mohs mikrografik cerrahisi bazal hücreli karsinom tedavisinde önemli seçenekler olmaya devam ediyor.</p>

<p>Fotodinamik tedavi ise özellikle uygun yüzeyel lezyonlarda ameliyat dışı seçeneklerden biri olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Hangi yöntemin kullanılacağı dermatoloji uzmanının tümör özelliklerini ve hastanın durumunu değerlendirmesiyle belirleniyor.</p>

<p>YAN ETKİLER NELERDİ?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Faz III çalışmada en sık görülen yan etkiler tedavinin uygulandığı bölgede ortaya çıkan lokal reaksiyonlardı.</p>

<p>Bunlar Ameluz fotodinamik tedavisinin daha önce bilinen güvenlilik profiliyle uyumlu bulundu.</p>

<p>Fotodinamik tedavi sırasında veya sonrasında uygulama bölgesinde ağrı, yanma, kızarıklık ve benzeri lokal reaksiyonlar görülebiliyor.</p>

<p>Hastaların tedavi öncesinde olası yan etkiler konusunda bilgilendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>"KIRMIZI IŞIK CİLT KANSERİNİ TEDAVİ EDİYOR" DENEBİLİR Mİ?</p>

<p>Tek başına böyle söylemek yanıltıcı olur.</p>

<p>FDA'nın onayladığı tedavi sıradan bir kırmızı ışık uygulaması değil.</p>

<p>Onay, Ameluz adlı fotosensitize edici ilacın belirli BF-RhodoLED cihazlarıyla birlikte, belirli bir protokol altında uygulanmasına ilişkin.</p>

<p>Ev tipi kırmızı ışık cihazları veya kozmetik amaçlı ışık uygulamalarının cilt kanserini tedavi ettiği sonucu bu FDA kararından çıkarılamaz.</p>

<p>Bu ayrım özellikle sosyal medyada oluşabilecek yanlış anlamaların önüne geçmek açısından önemli.</p>

<p>AKTİNİK KERATOZ İLE BAZAL HÜCRELİ KARSİNOM AYNI ŞEY Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Aktinik keratoz uzun süreli güneş ve ultraviyole ışınlarına maruziyet sonucunda gelişebilen kanser öncüsü bir cilt lezyonu.</p>

<p>Bazal hücreli karsinom ise doğrudan bir cilt kanseri.</p>

<p>Ameluz daha önce aktinik keratoz tedavisi için kullanılıyordu.</p>

<p>Yeni FDA kararı kullanım alanına yüzeyel bazal hücreli karsinomu da eklemiş oldu.</p>

<p>CİLTTEKİ HER YARA VEYA LEKE KANSER Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Ciltte ortaya çıkan lekelerin, yaraların veya kabuklanmaların büyük bölümü kanser değildir.</p>

<p>Ancak iyileşmeyen yara, tekrarlayan kanama, giderek büyüyen parlak veya inci görünümündeki kabarıklık, uzun süre kalan kırmızı-pullu alan ya da belirgin biçimde değişen bir cilt lezyonu dermatolojik değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Bazal hücreli karsinom tanısı yalnızca görüntüye bakılarak kesinleştirilmez.</p>

<p>Gerekli durumlarda biyopsi ve histopatolojik inceleme yapılır.</p>

<p>FDA KARARI NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Yeni onay yüzeyel bazal hücreli karsinomda ilaç ve kırmızı ışığı birleştiren, klinik olarak değerlendirilmiş yeni bir ameliyat dışı seçenek sunuyor.</p>

<p>Faz III çalışmada aktif tedaviyle elde edilen yüzde 66'lık klinik ve histolojik tam yanıt oranının kontrol grubundaki yüzde 5'e karşılık gelmesi onayın temel bilimsel dayanaklarından biri oldu.</p>

<p>Bununla birlikte tedavinin hangi hastaya uygun olduğuna tümörün özellikleri ve hastanın klinik durumu değerlendirilerek karar verilmesi gerekiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik güncel bir ilaç ve tedavi onayını haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Şüpheli cilt lezyonlarının dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration (FDA)<br />
Ameluz Güncel Reçeteleme Bilgisi<br />
Biofrontera<br />
Faz III Yüzeyel Bazal Hücreli Karsinom Çalışması </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fda-yuzeyel-bazal-hucreli-karsinomda-ameluz-fotodinamik-tedavisini-onayladi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0636.jpeg" type="image/jpeg" length="27609"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[15 Eylül Resmî Gazete’de Üniversite Kadroları Değişti: Sağlık Unvanları da Listede]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/15-eylul-resmi-gazetede-universite-kadrolari-degisti-saglik-unvanlari-da-listede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/15-eylul-resmi-gazetede-universite-kadrolari-degisti-saglik-unvanlari-da-listede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[15 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de bazı üniversitelerin memur ve öğretim elemanı kadrolarında değişiklik yapıldı. Düzenlemelerde hemşire, ebe, sağlık teknikeri, laborant, biyolog ve fizyoterapist gibi sağlık unvanları da yer aldı. Kararlar doğrudan personel alım ilanı anlamına gelmiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>RESMÎ GAZETE’DE ÜNİVERSİTE KADROLARI DEĞİŞTİ</p>

<p>15 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de devlet üniversitelerinin kadro yapılarını ilgilendiren yeni Cumhurbaşkanı kararları yayımlandı.</p>

<p>2026/312 ve 2026/313 sayılı kararlarla bazı yükseköğretim kurumlarına ait memur ve öğretim elemanı kadrolarında değişiklik yapıldı.</p>

<p>Düzenlemelerin ekli listelerinde sağlık alanıyla ilişkili unvanların da bulunması özellikle sağlık çalışanlarının dikkatini çekti.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor:</p>

<p>Resmî Gazete’de yayımlanan bu kararlar doğrudan bir personel alım ilanı değil.</p>

<p>SAĞLIK UNVANLARI DA LİSTEDE</p>

<p>Yayımlanan kadro düzenlemelerinde üniversitelerin farklı hizmet sınıflarına ilişkin çok sayıda unvan bulunuyor.</p>

<p>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesiyle ilgili listelerde sağlık alanından dikkat çeken unvanlar arasında hemşire, ebe, sağlık teknikeri, laborant, biyolog ve fizyoterapist de yer alıyor.</p>

<p>Bunun yanında mühendis, tekniker, teknisyen, programcı, çözümleyici ve çeşitli idari unvanlara ilişkin kadro değişiklikleri de bulunuyor.</p>

<p>PERSONEL ALIMI BAŞLADI MI?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Resmî Gazete’de bir üniversite için kadro ihdası veya kadro değişikliği yapılması, o üniversitenin aynı anda bu kadrolara personel alım ilanına çıktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kadro düzenlemesi kurumun teşkilat ve personel yapısında ilgili unvan için kadro oluşturulması, mevcut kadronun değiştirilmesi veya farklı bir kadro düzenlemesinin yapılması anlamına gelebiliyor.</p>

<p>Fiilen personel alınabilmesi için ayrıca ilgili mevzuat çerçevesinde ilan ve başvuru sürecinin yürütülmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle “Resmî Gazete’de hemşire kadrosu çıktı” ifadesi ile “hemşire alımı başladı” ifadesi aynı anlama gelmiyor.</p>

<p>SAĞLIK ÇALIŞANLARI NEDEN BU KARARLARI TAKİP EDİYOR?</p>

<p>Üniversiteler yalnızca eğitim kurumları değil.</p>

<p>Özellikle tıp fakülteleri, diş hekimliği fakülteleri, sağlık bilimleri fakülteleri, üniversite hastaneleri ve araştırma merkezleri nedeniyle çok sayıda sağlık meslek grubunun istihdam edildiği kurumlar.</p>

<p>Bu nedenle üniversitelerin kadro yapısında hemşire, ebe, sağlık teknikeri, biyolog veya fizyoterapist gibi unvanlarda yapılan değişiklikler gelecekteki insan kaynağı planlaması açısından önem taşıyabiliyor.</p>

<p>Ancak kadronun bulunması, mutlaka kısa süre içerisinde alım yapılacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>KADRO İHDASI NEDİR?</p>

<p>Kadro ihdası, kamu kurumunun teşkilat yapısında belirli bir unvan ve derece için kadro oluşturulması anlamına geliyor.</p>

<p>Basit ifadeyle kurumun personel organizasyonunda o pozisyona hukuki olarak yer açılıyor.</p>

<p>Fakat kadronun ihdas edilmesi ile kadronun doldurulması iki ayrı işlem.</p>

<p>Kadro oluşturulduktan sonra personelin hangi yöntemle ve ne zaman alınacağı ayrıca belirleniyor.</p>

<p>KADRO DEĞİŞİKLİĞİ NEDİR?</p>

<p>Kamu kurumlarında ihtiyaçlar zaman içerisinde değişebiliyor.</p>

<p>Bir kurumda ihtiyaç azalan bir unvana ait kadronun iptal edilip ihtiyaç artan başka bir unvan için yeni kadro oluşturulması mümkün.</p>

<p>Bu nedenle Resmî Gazete’de yayımlanan kadro kararlarında “iptal” ve “ihdas” listeleri birlikte görülebiliyor.</p>

<p>Bu işlem tek başına yeni personel alımı duyurusu niteliği taşımıyor.</p>

<p>ÜNİVERSİTE PERSONEL ALIMI NASIL DUYURULUR?</p>

<p>Bir devlet üniversitesi personel alımı yapacağında ayrıca ilan yayımlanması gerekiyor.</p>

<p>Alımın niteliğine göre duyurular üniversitenin resmî internet sitesi, Resmî Gazete, Kariyer Kapısı veya ilgili diğer resmî kanallar üzerinden yayımlanabiliyor.</p>

<p>İlanda;</p>

<p>başvuru tarihleri,</p>

<p>aranan öğrenim şartları,</p>

<p>KPSS koşulu,</p>

<p>nitelik kodları,</p>

<p>kadro veya pozisyon sayısı,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>başvuru yöntemi</p>

<p>gibi bilgiler ayrıca açıklanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla sağlık çalışanlarının başvuru yapabilmesi açısından asıl takip edilmesi gereken belge personel alım ilanı.</p>

<p>“HEMŞİRE ALIMI AÇILDI” ŞEKLİNDE YORUMLANMAMALI</p>

<p>Özellikle sosyal medyada Resmî Gazete’deki kadro listelerinin ekran görüntülerinin paylaşılması, zaman zaman “yeni personel alımı geliyor” veya “başvurular başladı” şeklinde yorumlanabiliyor.</p>

<p>15 Eylül tarihli kararlar açısından da aynı ayrımı yapmak gerekiyor.</p>

<p>Listelerde sağlık meslek unvanlarının bulunması önemli bir kadro düzenlemesi.</p>

<p>Ancak bu durum bugün itibarıyla bu unvanların tamamında başvuru alınmaya başlandığını göstermiyor.</p>

<p>BAŞVURU YAPMAK İSTEYENLER NEYİ TAKİP ETMELİ?</p>

<p>Hemşire, ebe, fizyoterapist, sağlık teknikeri, laborant, biyolog ve diğer sağlık meslek mensuplarının ilgili üniversitelerin yayımlayacağı resmî personel ilanlarını takip etmesi gerekiyor.</p>

<p>Yeni bir personel ilanı yayımlandığında kontenjan, KPSS puan türü, mezuniyet şartı ve başvuru tarihleri de kesinleşmiş olacak.</p>

<p>Tıbbiye Bülteni, sağlık alanındaki üniversite personel ilanları yayımlandıkça gelişmeleri ayrıca haberleştirecek.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/15-eylul-resmi-gazetede-universite-kadrolari-degisti-saglik-unvanlari-da-listede</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6170.jpeg" type="image/jpeg" length="88684"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ünlü Maden Suları Gerçekten Yasaklandı mı? Resmî Belgeler Ne Diyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/unlu-maden-sulari-gercekten-yasaklandi-mi-resmi-belgeler-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/unlu-maden-sulari-gercekten-yasaklandi-mi-resmi-belgeler-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Perrier, Vittel, Contrex ve Hépar hakkında “yasaklandı, tüketmeyin” başlıkları yeniden gündeme geldi. Fransa’daki resmî belgeler geçmişte mevzuata aykırı arıtma uygulamalarını doğruluyor; ancak markaların tamamının bugün topluca yasaklandığını gösteren yeni bir karar bulunmuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>PERRIER VE VITTEL GERÇEKTEN YASAKLANDI MI?</p>

<p>Türkiye’de “maden suyu” aramalarının hızla yükselmesiyle birlikte Perrier, Vittel, Contrex ve Hépar markaları hakkında dikkat çekici iddialar yeniden gündeme geldi.</p>

<p>Bazı haberlerde dünyaca bilinen maden sularının “yasaklandığı” ve tüketicilere “tüketmeyin” uyarısı yapıldığı ileri sürüldü.</p>

<p>Peki gerçekten yeni bir yasak kararı mı alındı?</p>

<p>Tıbbiye Bülteni, Fransa Senatosunun konuyla ilgili raporlarını ve güncel resmî kayıtları inceledi.</p>

<p>Ortaya çıkan tablo, sosyal medyada ve bazı haberlerde kullanılan “markalar yasaklandı” ifadesinden daha farklı.</p>

<p>SORUN YENİ DEĞİL</p>

<p>Fransa’daki şişelenmiş su tartışması 2026’da ortaya çıkmış yeni bir olay değil.</p>

<p>Fransa Senatosunun resmî belgelerine göre konu Ocak 2024’te Le Monde ve Radio France tarafından yapılan araştırmayla kamuoyunun gündemine taşındı.</p>

<p>Ancak yetkililerin bazı uygulamalardan daha önce haberdar olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Senato raporlarında Nestlé Waters’ın 2021 yılında Fransız makamlarına Vittel, Hépar, Contrex ve Perrier tesislerinde aktif karbon filtreleri ve ultraviyole işlemleri kullandığını bildirdiği aktarılıyor.</p>

<p>NEDEN TARTIŞMA ÇIKTI?</p>

<p>Sorunun merkezinde “doğal maden suyu” tanımı bulunuyor.</p>

<p>Doğal maden sularının kaynağından gelen özgün özelliklerinin korunması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle sıradan içme suyunda kullanılabilen bazı dezenfeksiyon ve arıtma işlemleri, doğal maden suyu olarak pazarlanan ürünlerde aynı şekilde kullanılamıyor.</p>

<p>Fransa Senatosunun araştırmasına göre bazı şişelenmiş sularda yıllar boyunca mevzuata uygun olmayan işlemler uygulandı.</p>

<p>Bunlar arasında aktif karbon filtreleri ve ultraviyole dezenfeksiyonu gibi yöntemler bulunuyordu.</p>

<p>Dolayısıyla tartışmanın önemli bir bölümü “su içildiğinde zehirli mi?” sorusundan ziyade, ürünün mevzuat açısından gerçekten “doğal maden suyu” olarak satılıp satılamayacağıyla ilgili.</p>

<p>SAĞLIK RİSKİ SAPTANDI MI?</p>

<p>Bu konuda da önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.</p>

<p>Fransa Senatosunun 2024 tarihli değerlendirmesinde, mevzuata uygun olmayan işlemlerin ürünlerin “doğal maden suyu” niteliğini tartışmalı hale getirdiği belirtilirken, bitmiş ürünlerin sağlık güvenliğinin sorgulanmadığı ifade edildi.</p>

<p>Raporda 2022 yılında şişeleme noktasında yapılan analizlerin yüzde 99,8’inin sağlık gerekliliklerine uygun olduğu bilgisi yer aldı.</p>

<p>Bu nedenle “mevzuata aykırı arıtma yapıldı” ile “ürünün tüketilmesi sağlık açısından tehlikeli bulundu” aynı anlama gelmiyor.</p>

<p>PERRIER BUGÜN YASAK MI?</p>

<p>Resmî kayıtlara göre Perrier markasının tamamının bugün yasaklandığını söylemek doğru değil.</p>

<p>Fransa Senatosunda Haziran 2026’da yayımlanan resmî yanıtta, Perrier kaynağına ilişkin işletme izninin 18 Aralık 2025 tarihli valilik kararıyla yenilendiği belirtiliyor.</p>

<p>Ancak önemli bir değişiklik var.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Perrier kaynağında geçmişte yedi kuyu bulunurken, bunlardan yalnızca ikisinin devlet tarafından “doğal maden suyu” olarak tanınmaya devam ettiği aktarılıyor.</p>

<p>Yetkililer bu iki kuyu için daha sıkı sağlık kontrollerinin sürdürüldüğünü belirtiyor.</p>

<p>Kontroller kapsamında kuyularda haftalık sağlık denetimleri ile virolojik göstergeler açısından güçlendirilmiş aylık kontroller uygulanıyor.</p>

<p>DİĞER KUYULARA NE OLDU?</p>

<p>Perrier tesisindeki bazı kuyular doğal maden suyu statüsünden çıkarıldı.</p>

<p>Senato belgelerinde Romaine III ve Romaine V isimli iki kuyunun doğal maden suyu üretiminde kullanılamadığı ve farklı bir içme suyu kategorisine geçirildiği belirtiliyor.</p>

<p>Bu sulardan üretilen ürünler “Maison Perrier” adı altında farklı bir kategoride pazarlanabiliyor.</p>

<p>Bu ayrıntı önemli.</p>

<p>Bir kuyunun “doğal maden suyu” statüsünü kaybetmesi, bütün Perrier ürünlerinin yasaklandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>VITTEL, CONTREX VE HÉPAR İÇİN NE OLDU?</p>

<p>Fransa Senatosunun belgelerinde Vittel, Contrex ve Hépar tesislerinde geçmişte mevzuata uygun olmayan arıtma işlemlerinin kullanıldığı da yer alıyor.</p>

<p>Nestlé Waters Supply East ile Fransız savcılığı arasında Eylül 2024’te bir adli kamu yararı anlaşması yapıldı.</p>

<p>Bu süreçte Vittel, Contrex ve Hépar ile bağlantılı yanıltıcı ticari uygulamalar ve çeşitli çevresel ihlaller ele alındı.</p>

<p>Dolayısıyla bu markalarla ilgili geçmişte ciddi bir mevzuat ve tüketici güveni sorunu yaşandığı resmî kayıtlara yansımış durumda.</p>

<p>Ancak bu durum, 15 Eylül 2026 itibarıyla dört markanın tamamının yeni bir kararla piyasadan yasaklandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>NEDEN HABERLER ŞİMDİ YENİDEN ÇIKTI?</p>

<p>Fransa’daki şişelenmiş su tartışmasının önemli aşamaları 2024 ve 2025 yıllarında yaşandı.</p>

<p>14 Mayıs 2025’te Fransa Senatosu şişelenmiş su endüstrisi ve kamu otoritelerinin denetimindeki aksaklıkları ele alan kapsamlı araştırma raporunu yayımladı.</p>

<p>Bu raporda Nestlé Waters dahil çeşitli üreticilerin geçmiş uygulamaları ayrıntılı biçimde incelendi.</p>

<p>Konu 2026 Eylül ayında Türkçe internet sitelerinde yeniden dolaşıma girince, eski bulgular bazı başlıklarda yeni bir yasak kararı alınmış gibi sunuldu.</p>

<p>Oysa resmî kaynaklarda 15 Eylül 2026’da Perrier, Vittel, Contrex ve Hépar’ın tamamını kapsayan yeni ve toplu bir yasak kararına rastlanmıyor.</p>

<p>“YASAKLI ARITMA” NE DEMEK?</p>

<p>Buradaki “yasaklı” kelimesi de yanlış anlaşılabiliyor.</p>

<p>Söz konusu işlemler mutlaka insan sağlığı açısından tehlikeli oldukları için yasaklanmış değil.</p>

<p>Sorun, doğal maden suyunun yasal tanımıyla ilgili.</p>

<p>Bir suyun doğal maden suyu olarak satılabilmesi için kaynağındaki doğal özelliklerini koruması ve mevzuatta izin verilmeyen dezenfeksiyon işlemlerine ihtiyaç duymaması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle ultraviyole dezenfeksiyonu veya aktif karbon gibi uygulamaların kullanılması, suyun “doğal maden suyu” statüsü açısından ciddi bir mevzuat problemi oluşturabiliyor.</p>

<p>TÜKETİCİ İÇİN ASIL MESELE NE?</p>

<p>Bu olay iki farklı konuyu birbirinden ayırmanın önemini gösteriyor:</p>

<p>Birincisi ürünün mikrobiyolojik ve kimyasal açıdan tüketim güvenliği.</p>

<p>İkincisi ise ürünün etikette belirtilen “doğal maden suyu” tanımını gerçekten karşılayıp karşılamadığı.</p>

<p>Fransa’daki tartışmanın önemli bölümü ikinci başlık üzerinde yoğunlaşıyor.</p>

<p>Bu nedenle “yasaklı işlem kullanılmış” bilgisinden doğrudan “bu su zehirli” veya “içilmemeli” sonucuna ulaşmak bilimsel açıdan doğru değil.</p>

<p>SONUÇ: MARKALAR YASAKLANDI MI?</p>

<p>15 Eylül 2026 itibarıyla erişilebilen resmî belgeler şu tabloyu ortaya koyuyor:</p>

<p>Perrier, Vittel, Contrex ve Hépar üretiminde geçmişte mevzuata uygun olmayan arıtma yöntemlerinin kullanıldığı resmî raporlarda yer alıyor.</p>

<p>Bu uygulamalar doğal maden suyu statüsü ve tüketicinin doğru bilgilendirilmesi açısından ciddi tartışmalara yol açtı.</p>

<p>Perrier tesisindeki bazı kuyular doğal maden suyu statüsünü kaybetti.</p>

<p>Ancak Perrier’in iki kuyusu için doğal maden suyu işletme izni Aralık 2025’te yenilendi ve güçlendirilmiş kontroller uygulanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla dört markanın tamamının 15 Eylül 2026’da yeni bir kararla “yasaklandığı” şeklindeki ifade mevcut resmî kayıtlarla desteklenmiyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/unlu-maden-sulari-gercekten-yasaklandi-mi-resmi-belgeler-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 06:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0635.jpeg" type="image/jpeg" length="75813"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alerji Sanılabilir: Bazı Tansiyon İlaçları Yüz ve Dili Şişirebilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alerji-sanilabilir-bazi-tansiyon-ilaclari-yuz-ve-dili-sisirebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alerji-sanilabilir-bazi-tansiyon-ilaclari-yuz-ve-dili-sisirebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı tansiyon ilaçları nadiren yüz, dudak, dil veya boğazda anjiyoödeme yol açabiliyor. Üstelik bu ciddi yan etki, ilaç yıllardır sorunsuz kullanılıyor olsa bile ortaya çıkabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tansiyon ilacınızı yıllardır sorunsuz kullanıyor olmanız, bazı nadir yan etkilerin artık ortaya çıkmayacağı anlamına gelmiyor. ACE inhibitörü olarak bilinen ilaç grubunda yüz, dudak, dil veya boğazın aniden şişmesine yol açabilen anjiyoödem, tedavinin başlamasından haftalar hatta yıllar sonra görülebiliyor.</p>

<p>İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu MHRA, Haziran 2026'da bu gecikmiş risk nedeniyle tüm ACE inhibitörlerinin ürün bilgilerindeki uyarıların güçlendirileceğini açıkladı. Dil, dudak, yüz veya gırtlakta şişme; özellikle nefes alma ya da yutma güçlüğüyle birlikteyse hava yolunu tehdit edebileceği için acil değerlendirme gerektiriyor.</p>

<p>Hangi tansiyon ilaçlarından söz ediliyor?</p>

<p>Uyarı bütün tansiyon ilaçlarını kapsamıyor. Söz konusu grup, anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri olarak bilinen ACE inhibitörleri.</p>

<p>Bu grupta yaygın kullanılan etken maddeler arasında:</p>

<p>Ramipril</p>

<p>Perindopril</p>

<p>Lisinopril</p>

<p>Enalapril</p>

<p>bulunuyor.</p>

<p>ACE inhibitörleri yalnızca yüksek tansiyonda kullanılmıyor. Kalp yetersizliği, kalp krizi sonrası tedavi ve bazı böbrek hastalıklarında da reçete edilebiliyor.</p>

<p>İlaç isimlerinde sıklıkla “-pril” eki görülmesi hastaların kendi ilaçlarını tanımalarına yardımcı olabilir. Ancak yalnızca isimden hareketle ilaç değiştirilmemeli; etken madde kutu veya reçeteden doğrulanmalıdır.</p>

<p>Yıllar sonra nasıl ortaya çıkabiliyor?</p>

<p>ACE inhibitörleri, kan damarlarını daraltan sistemlerden birini baskılayarak tansiyonun düşürülmesine yardımcı olur. Aynı enzim bradikinin adı verilen bir maddenin parçalanmasında da görev yapar.</p>

<p>ACE baskılandığında bazı kişilerde bradikinin birikebilir. Damar geçirgenliğinin artmasıyla dokulara sıvı geçer ve anjiyoödem adı verilen derin şişlik gelişebilir.</p>

<p>Bu reaksiyonun sıra dışı taraflarından biri zamanlamasının öngörülememesidir.</p>

<p>MHRA, anjiyoödemin tedavinin herhangi bir aşamasında ortaya çıkabileceğini ve haftalar ile yıllar sonra başlayan vakaların bulunduğunu belirtiyor. Dolayısıyla “Bu ilacı beş yıldır kullanıyorum, bende böyle bir yan etki olmaz” düşüncesi güvenilir değil.</p>

<p>Vakaların önemli bölümü ilk aydan sonra bildirilmiş</p>

<p>MHRA'nın 10 Haziran 2026'ya kadar Birleşik Krallık Yellow Card sistemine yapılan bildirimleri değerlendirmesinde, başlangıç zamanı bildirilen anjiyoödem vakalarının yaklaşık yarısının ACE inhibitörü tedavisine başlandıktan 30 gün veya daha sonra ortaya çıktığı görüldü.</p>

<p>Üretici verilerinde de bildirilen vakaların yaklaşık yüzde 20–30'unun en az 30 günlük tedaviden sonra gerçekleştiği belirtildi.</p>

<p>Bu rakamlar ACE inhibitörü kullanan kişilerin yarısında anjiyoödem geliştiği anlamına gelmez. Veriler yalnızca anjiyoödem bildirilmiş vakalar arasındaki başlangıç zamanını gösteriyor.</p>

<p>Anjiyoödem, ACE inhibitörlerinin bilinen ancak seyrek görülen bir yan etkisi.</p>

<p>Hangi belirtiler önemli?</p>

<p>ACE inhibitörüne bağlı anjiyoödem en sık yüz ve üst solunum yollarındaki dokuları etkileyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında:</p>

<p>Dudaklarda ani şişme</p>

<p>Dilde şişme</p>

<p>Yüzde şişme</p>

<p>Boğaz veya gırtlak bölgesinde şişme</p>

<p>Yutma güçlüğü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nefes almada güçlük</p>

<p>yer alıyor.</p>

<p>Bazı vakalarda karın ağrısı ve kramplar gibi sindirim sistemi belirtileri de görülebiliyor.</p>

<p>Özellikle dil veya boğaz şişmesi ilerlediğinde hava yolunu daraltabileceğinden acil durum oluşturabilir.</p>

<p>Her anjiyoödem alerji değildir</p>

<p>Bu ayrım tedavi açısından özellikle önemli.</p>

<p>Kurdeşenle birlikte gelişen birçok alerjik anjiyoödem histamin aracılıdır. ACE inhibitörlerinin yol açtığı vakaların önemli bir bölümünde ise bradikinin mekanizması rol oynar.</p>

<p>Bradikinin aracılı anjiyoödemde çoğu zaman kaşıntı veya kurdeşen bulunmaz.</p>

<p>Daha önemlisi, bu tür anjiyoödem standart alerjik reaksiyon tedavilerine aynı şekilde yanıt vermeyebilir. MHRA, bradikinin aracılı vakaların adrenalin dahil standart anafilaksi tedavilerine yanıt vermeyebileceğini özellikle vurguluyor.</p>

<p>Bu ayrımı hastanın kendi başına yapması beklenmez. Acil değerlendirmede kullanılan ilaçların sağlık ekibine bildirilmesi tanının düşünülmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Dudak veya dil şişerse ne yapılmalı?</p>

<p>ACE inhibitörü kullanan bir kişide yüz, dudak, dil veya boğazda ani şişme gelişirse özellikle nefes alma ya da yutma güçlüğü varsa acil tıbbi yardım alınmalıdır.</p>

<p>MHRA'nın hasta bilgilendirmesinde, ACE inhibitörüyle ilişkili anjiyoödemden şüphelenildiğinde başka doz alınmaması ve derhal sağlık profesyoneline bilgi verilmesi isteniyor.</p>

<p>Bu durum, hiçbir belirti yaşamayan kişilerin ACE inhibitörlerini kendi kendine bırakması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>ACE inhibitörleri yüksek tansiyon, kalp yetersizliği ve bazı böbrek hastalıklarında önemli tedavi seçenekleri. Yan etki yaşamayan hastaların yalnızca bu riski okuyarak tedavilerini kesmesi doğru değildir.</p>

<p>Daha önce böyle bir şişlik yaşadıysanız söyleyin</p>

<p>Daha önce yüz, dudak, dil veya boğaz şişmesi yaşayan kişilerin bunu doktorlarına bildirmeleri önemli.</p>

<p>Şişliğin nedeni her zaman ACE inhibitörü olmayabilir. Besinler, başka ilaçlar, alerjik reaksiyonlar ve bazı kalıtsal veya edinilmiş hastalıklar da anjiyoödeme yol açabilir.</p>

<p>Ancak ACE inhibitörü kullanan bir hastada açıklanamayan anjiyoödem geliştiğinde kullanılan ilacın değerlendirmeye dahil edilmesi gerekir.</p>

<p>Neden bu uyarı güçlendirildi?</p>

<p>MHRA, gecikmiş başlangıçlı vakaların tanınmasının zor olabileceğine dikkat çekiyor. İlaç yıllardır kullanılıyorsa hasta da sağlık çalışanı da yeni ortaya çıkan şişliği kullanılan tansiyon ilacıyla ilişkilendirmeyebilir.</p>

<p>Düzenleyici kurum bu nedenle ACE inhibitörlerinin ürün bilgilerini gecikmiş anjiyoödem riskini daha açık anlatacak şekilde güncelliyor.</p>

<p>Verilerde nadir de olsa hava yolu tıkanıklığıyla ilişkili ölümcül vakaların uzun süreli ACE inhibitörü kullanımından sonra da görüldüğü bildirildi.</p>

<p>Bu nedenle en kritik mesaj ilacı korkuyla bırakmak değil, doğru belirtiyi tanımak: Yıllardır sorunsuz kullanılan bir ACE inhibitörü bile anjiyoödem olasılığını tamamen ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. ACE inhibitörleri reçeteli ilaçlardır; herhangi bir belirti yokken tedavinizi kendi kendinize kesmeyin veya değiştirmeyin. Yüz, dudak, dil ya da boğazda ani şişme veya nefes ve yutma güçlüğü gelişirse acil tıbbi yardım alın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency — ACE Inhibitors: Delayed-Onset Angioedema Drug Safety Update, 16 June 2026</p>

<p>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency — MHRA Safety Roundup, June 2026</p>

<p>American Academy of Allergy, Asthma and Immunology — Drug Allergy: An Updated Practice Parameter</p>

<p>American Academy of Allergy, Asthma and Immunology — Angioedema Clinical Information </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alerji-sanilabilir-bazi-tansiyon-ilaclari-yuz-ve-dili-sisirebilir</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 06:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0634.jpeg" type="image/jpeg" length="93955"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Baldo ve Basmatiyi Geride Bıraktı: Besin Değeriyle Öne Çıkan Pirinç]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/baldo-ve-basmatiyi-geride-birakti-besin-degeriyle-one-cikan-pirinc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/baldo-ve-basmatiyi-geride-birakti-besin-degeriyle-one-cikan-pirinc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Baldo ve basmati sofralarda daha sık görülse de beslenme açısından başka bir seçenek dikkat çekiyor. Kepek ve ruşeym tabakaları korunan esmer pirinç, beyaz pirince göre daha fazla lif ve çeşitli mikro besin ögeleri sağlayabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Pirinç denildiğinde Türkiye’de akla ilk gelen çeşitlerden biri baldo. Son yıllarda basmati pirinç de özellikle tane yapısı ve farklı kullanım alanları nedeniyle mutfaklarda daha fazla yer bulmaya başladı. Ancak pirincin besin değerini değerlendirirken yalnızca çeşidine değil, nasıl işlendiğine de bakmak gerekiyor.</p>

<p>Bu noktada esmer pirinç önemli bir avantaj sağlıyor.</p>

<p>ESMER PİRİNCİN FARKI NEREDE?</p>

<p>Bir pirinç tanesi temel olarak kepek, ruşeym ve nişastadan zengin endosperm bölümlerinden oluşuyor.</p>

<p>Beyaz pirinç elde edilirken dıştaki kepek ve ruşeym tabakalarının önemli bölümü uzaklaştırılıyor. Esmer pirinçte ise bu bölümler büyük ölçüde korunuyor.</p>

<p>Bu nedenle esmer pirinç bir tam tahıl olarak kabul ediliyor ve beyaz pirince kıyasla genellikle daha fazla lif ile magnezyum başta olmak üzere çeşitli vitamin ve mineraller içeriyor.</p>

<p>KALORİDEN ÇOK BESİN İÇERİĞİNE BAKMAK GEREKİYOR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Esmer pirincin avantajı, beyaz pirince göre dramatik biçimde daha az kalori içermesinden kaynaklanmıyor.</p>

<p>Temel fark; tahılın dış katmanlarının korunması nedeniyle lif ve bazı mikro besin ögelerinin daha fazla kalmasında ortaya çıkıyor.</p>

<p>Lif içeriğinin yüksek olması sindirim sisteminin normal işleyişine katkıda bulunurken öğünün daha doyurucu olmasına da yardımcı olabilir.</p>

<p>KAN ŞEKERİ AÇISINDAN DA FARK OLABİLİR</p>

<p>Pirinç karbonhidrat açısından zengin bir besin. Ancak pirincin çeşidi, işlenme düzeyi, pişirme yöntemi ve yanında tüketilen diğer besinler kan şekeri yanıtını değiştirebilir.</p>

<p>Esmer pirincin daha fazla lif içermesi, rafine beyaz pirince kıyasla karbonhidratların sindirim ve emilim hızının farklılaşmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bununla birlikte “esmer pirinç kan şekerini yükseltmez” demek doğru değildir. Esmer pirinç de karbonhidrat içerir ve özellikle diyabeti bulunan kişilerin porsiyon miktarını dikkate alması gerekir.</p>

<p>PEKİ BALDO VE BASMATİ SAĞLIKSIZ MI?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bir pirincin beyaz olması onu tek başına “sağlıksız” yapmaz. Basmati gibi bazı pirinç çeşitlerinin glisemik özellikleri diğer beyaz pirinçlerden farklı olabilir. Ayrıca toplam beslenme düzeni, porsiyon büyüklüğü ve pirincin hangi yiyeceklerle birlikte tüketildiği en az pirincin çeşidi kadar önemlidir.</p>

<p>Bu nedenle “en sağlıklı pirinç” şeklinde tek bir kazanan ilan etmek bilimsel açıdan fazla kesin bir yaklaşım olur.</p>

<p>RENKLİ PİRİNÇLER DE DİKKAT ÇEKİYOR</p>

<p>Üstelik seçenekler esmer pirinçle sınırlı değil.</p>

<p>Siyah, kırmızı ve mor pirinç gibi pigmentli çeşitler üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar; bu pirinçlerin antosiyaninler, flavonoidler ve diğer fenolik bileşikler açısından dikkat çekici olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Özellikle siyah ve mor pirinçte bulunan antosiyaninler güçlü antioksidan özellikleri nedeniyle araştırılıyor. Ancak bu bulgular, bu pirinçlerin tek başına hastalıkları önlediği veya tedavi ettiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>SONUÇ: PİRİNÇTE “ÇEŞİT” KADAR İŞLENME ŞEKLİ DE ÖNEMLİ</p>

<p>Sofrada daha besleyici bir pirinç seçmek isteyenler için esmer pirinç güçlü seçeneklerden biri.</p>

<p>Bunun temel nedeni özel bir “süper gıda” olması değil; tahılın kepek ve ruşeym bölümlerinin korunması.</p>

<p>Dolayısıyla pirinç seçerken yalnızca “baldo mu, basmati mi?” sorusuna odaklanmak yerine tam tahıl olup olmadığına, porsiyon büyüklüğüne ve öğünün genel içeriğine bakmak daha anlamlı.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Diyabet, böbrek hastalığı veya özel beslenme gerektiren bir sağlık sorunu bulunan kişilerin beslenme tercihlerini hekim veya diyetisyen önerisi doğrultusunda düzenlemesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Sözcü<br />
Rice – The Science of Colour in Rice, 2026<br />
Comprehensive Reviews in Food Science and Food Safety – Pigmented Rice Systematic Review, 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/baldo-ve-basmatiyi-geride-birakti-besin-degeriyle-one-cikan-pirinc</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 06:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0633.jpeg" type="image/jpeg" length="77871"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Magnezyum Takviyesinden Sonra İshal veya Karın Krampları Yaşıyorsanız Aldığınız Doz Sandığınızdan Fazla Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/magnezyum-takviyesinden-sonra-ishal-veya-karin-kramplari-yasiyorsaniz-aldiginiz-doz-sandiginizdan-fazla-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/magnezyum-takviyesinden-sonra-ishal-veya-karin-kramplari-yasiyorsaniz-aldiginiz-doz-sandiginizdan-fazla-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fazla magnezyum özellikle takviye ve magnezyum içeren ilaçlardan alındığında ishal, bulantı ve karın kramplarına yol açabilir. Böbrek fonksiyonu bozuk kişilerde ciddi toksisite riski daha yüksektir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fazla Magnezyum Almak Zararlı mı? Takviyelerde Güvenli Sınır Ne?</p>

<p>Magnezyum vücudun kas ve sinir fonksiyonlarından kan şekeri ve kan basıncının düzenlenmesine kadar birçok süreçte kullandığı temel minerallerden biri. Ancak “gerekliyse fazlası daha iyidir” düşüncesi magnezyum için doğru değil.</p>

<p>Özellikle takviye ve magnezyum içeren bazı ilaçlardan yüksek miktarda magnezyum alınması ishal, bulantı ve karın kramplarına yol açabilir. Çok yüksek miktarlarda ise ciddi magnezyum toksisitesi gelişebilir. Böbrek fonksiyonları bozulmuş kişiler daha yüksek risk taşır.</p>

<p>Magnezyum için günlük üst sınır kaç mg?</p>

<p>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri Besin Takviyeleri Ofisi (NIH ODS), yetişkinler için takviye ve ilaçlardan alınan magnezyumun tolere edilebilir üst alım düzeyini günlük 350 mg olarak bildiriyor.</p>

<p>Buradaki en önemli ayrıntı şu:</p>

<p>350 mg sınırı gün boyunca yediğiniz yiyeceklerde doğal olarak bulunan magnezyumu kapsamıyor.</p>

<p>Bu değer esas olarak besin takviyeleri ve magnezyum içeren ilaçlardan alınan magnezyum için belirlenmiş durumda.</p>

<p>Dolayısıyla bir kişinin yiyeceklerden 300–400 mg magnezyum almasıyla, buna ek olarak yüksek doz magnezyum takviyesi kullanması aynı şey değil.</p>

<p>350 mg günlük magnezyum ihtiyacı mı?</p>

<p>Hayır. En sık karıştırılan noktalardan biri bu.</p>

<p>“Günlük önerilen miktar” ile “takviyelerden alınabilecek üst sınır” farklı kavramlardır.</p>

<p>Yetişkinlerde günlük önerilen magnezyum miktarı yaş ve cinsiyete göre değişirken, 350 mg değeri takviye ve ilaçlardan alınan magnezyum için belirlenmiş üst alım düzeyidir.</p>

<p>Bu nedenle bir takviye etiketinde 350 mg görülmesi, herkesin her gün bu miktarda takviye kullanması gerektiği anlamına gelmez.</p>

<p>Fazla magnezyumun ilk belirtileri neler olabilir?</p>

<p>Takviye veya ilaçlardan fazla miktarda magnezyum alındığında en sık karşılaşılan sorunlardan biri bağırsaklarla ilgilidir.</p>

<p>Yüksek miktarlar:</p>

<p>İshal</p>

<p>Bulantı</p>

<p>Karın krampları</p>

<p>gibi yakınmalara neden olabilir.</p>

<p>Özellikle bazı magnezyum tuzları bağırsakta su tutulmasını artırarak laksatif etki gösterebilir. Bu nedenle magnezyum takviyesine başladıktan sonra gelişen ishal her zaman tesadüf olmayabilir.</p>

<p>Magnezyum zehirlenmesi olur mu?</p>

<p>Olabilir ancak sağlıklı böbreklere sahip bir kişinin yalnızca normal beslenmeyle tehlikeli düzeyde magnezyum biriktirmesi beklenen bir durum değildir.</p>

<p>Sağlıklı böbrekler fazla magnezyumun önemli bölümünü idrarla uzaklaştırabilir.</p>

<p>Asıl ciddi risk, çok yüksek miktarlarda magnezyum içeren takviye veya ilaçların kullanılması ve özellikle böbreklerin magnezyumu yeterince uzaklaştıramadığı durumlarda ortaya çıkar.</p>

<p>Ağır magnezyum toksisitesinde:</p>

<p>Tansiyon düşüklüğü</p>

<p>Kusma</p>

<p>Belirgin halsizlik ve uyuşukluk</p>

<p>Kas güçsüzlüğü</p>

<p>Solunum güçlüğü</p>

<p>Kalp ritminde bozulma</p>

<p>gibi ciddi bulgular gelişebilir.</p>

<p>Çok ağır vakalarda kalp durmasına kadar ilerleyebilen tablolar bildirilmiştir.</p>

<p>Böbrek hastalığı olanlar neden daha dikkatli olmalı?</p>

<p>Magnezyumun vücuttan uzaklaştırılmasında böbrekler önemli rol oynar.</p>

<p>Böbrek fonksiyonu belirgin şekilde azaldığında fazla magnezyumun atılması güçleşebilir ve kandaki magnezyum seviyesi yükselebilir.</p>

<p>Bu nedenle böbrek hastalığı bulunan kişilerin magnezyum takviyesini gelişigüzel kullanmaması özellikle önemlidir.</p>

<p>Magnezyum yalnızca takviye kutusunda bulunmayabilir</p>

<p>Toplam magnezyum miktarı hesaplanırken yalnızca üzerinde büyük harflerle “magnezyum” yazan takviyelere bakmak yeterli olmayabilir.</p>

<p>Bazı multivitamin ve mineral ürünlerinde magnezyum bulunabilir. Ayrıca bazı antasit ve laksatif ilaçlar da önemli miktarda magnezyum içerebilir.</p>

<p>Birden fazla ürün kullanan kişiler bu nedenle farkında olmadan farklı kaynaklardan magnezyum alabilir.</p>

<p>Etikette hangi miktara bakılmalı?</p>

<p>Takviye seçerken yalnızca ürünün ön yüzündeki büyük rakama bakmak yanıltıcı olabilir.</p>

<p>Önemli olan günlük kullanım sonucunda alınan elementel magnezyum miktarını ve aynı gün kullanılan diğer magnezyum içeren ürünleri birlikte değerlendirmektir.</p>

<p>Ayrıca farklı magnezyum formları aynı miktarda elementel magnezyum sağlamayabilir.</p>

<p>Besinlerdeki magnezyumdan korkmak gerekir mi?</p>

<p>Genellikle hayır.</p>

<p>NIH ODS, sağlıklı kişilerde yiyecek ve içeceklerde doğal olarak bulunan magnezyumun sağlık riski oluşturmadığını belirtiyor. Fazla miktar böbrekler tarafından uzaklaştırılabiliyor.</p>

<p>Ispanak ve diğer yeşil yapraklı sebzeler, kuruyemişler, tohumlar, baklagiller ve tam tahıllar magnezyumun doğal besin kaynakları arasında bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle “350 mg üst sınır” bilgisini görüp magnezyum açısından zengin yiyecekleri azaltmaya çalışmak doğru bir yorum değil.</p>

<p>Herkes magnezyum takviyesi kullanmalı mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Magnezyum temel bir mineral olsa da bu durum herkesin takviye kullanması gerektiği anlamına gelmez. Takviye gereksinimi kişinin beslenmesi, sağlık durumu, kullandığı ilaçlar ve varsa eksiklik riskine göre değişebilir.</p>

<p>Özellikle yüksek doz kullanım düşünülüyorsa veya böbrek hastalığı, düzenli ilaç kullanımı ya da başka kronik hastalıklar varsa sağlık profesyoneline danışılması daha güvenli bir yaklaşım olur.</p>

<p>Magnezyum ilaçlarla etkileşebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Magnezyum takviyeleri bazı antibiyotiklerin ve osteoporoz tedavisinde kullanılan bisfosfonatların emilimini etkileyebilir. Bazı diüretikler ise vücuttaki magnezyum düzeylerini artırabilir veya azaltabilir.</p>

<p>Bu nedenle düzenli ilaç kullanan kişiler açısından yalnızca “kaç miligram magnezyum?” sorusu değil, “hangi ilaçlarla birlikte kullanılıyor?” sorusu da önemlidir.</p>

<p>350 mg sınırı aşılırsa zehirlenme olur mu?</p>

<p>Hayır. Bu rakamı bir “zehirlenme eşiği” gibi yorumlamak doğru değildir.</p>

<p>350 mg, sağlıklı yetişkinlerde takviye ve ilaç kaynaklı magnezyum için belirlenmiş tolere edilebilir üst alım düzeyidir. Bu değerin aşılması, kişinin mutlaka magnezyum zehirlenmesi yaşayacağı anlamına gelmez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üst sınırın oluşturulmasında özellikle ishal gibi gastrointestinal yan etkiler dikkate alınmıştır. Ciddi magnezyum toksisitesi genellikle çok daha yüksek maruziyetlerle ilişkilidir ve böbrek fonksiyon bozukluğu riski önemli ölçüde artırır.</p>

<p>Bu ayrım neden önemli?</p>

<p>Çünkü magnezyum konusunda internette üç farklı sayı sıklıkla birbirine karıştırılıyor:</p>

<p>Vücudun günlük magnezyum gereksinimi,</p>

<p>Besinlerden alınan magnezyum,</p>

<p>Takviye ve ilaçlardan alınan magnezyum için üst sınır.</p>

<p>Bunlar aynı şeyi ifade etmiyor.</p>

<p>Magnezyumdan yeterli miktarda almak sağlık için gereklidir. Ancak takviyelerde ihtiyaçtan fazla doz kullanmak ek fayda sağlayacağı anlamına gelmediği gibi özellikle yüksek miktarlarda yan etki riskini artırabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel tıbbi öneri veya tedavi yerine geçmez. Böbrek hastalığı olanlar, düzenli ilaç kullananlar veya yüksek doz magnezyum kullananlar sağlık profesyoneline danışmalıdır. Şiddetli halsizlik, solunum güçlüğü, belirgin tansiyon düşüklüğü veya ritim bozukluğu gibi ciddi belirtilerde acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
NIH Office of Dietary Supplements — Magnesium Fact Sheet for Health Professionals<br />
NIH Office of Dietary Supplements — Magnesium Fact Sheet for Consumers<br />
National Academies — Dietary Reference Intakes for Magnesium<br />
National Library of Medicine — Dietary Reference Intakes for Calcium, Phosphorus, Magnesium, Vitamin D, and Fluoride<br />
Health </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/magnezyum-takviyesinden-sonra-ishal-veya-karin-kramplari-yasiyorsaniz-aldiginiz-doz-sandiginizdan-fazla-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 06:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0632.jpeg" type="image/jpeg" length="14371"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Motorine 6,62 TL Zam: Yeni Fiyatlar Gece Yarısı Pompaya Yansıdı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/motorine-662-tl-zam-yeni-fiyatlar-gece-yarisi-pompaya-yansidi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/motorine-662-tl-zam-yeni-fiyatlar-gece-yarisi-pompaya-yansidi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Motorin kullanan araç sahiplerini yakından ilgilendiren yeni fiyat artışı yürürlüğe girdi. Motorinin litre fiyatına 6 lira 62 kuruş zam yapıldı. Yeni tarifenin 15 Eylül 2026 itibarıyla geçerli olduğu bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Akaryakıt fiyatlarında yeni haftaya yüksek oranlı motorin zammıyla girildi.</p>

<p>Motorinin litre fiyatına 6 lira 62 kuruşluk artış yapıldı. Yeni fiyat tarifesi 15 Eylül 2026 itibarıyla pompaya yansıdı. Benzin grubunda ise aynı tarih için yeni bir fiyat değişikliği bildirilmedi.</p>

<p>Zam öncesinde motorinin litre fiyatı İstanbul Avrupa Yakası’nda yaklaşık 89,01 TL, Ankara’da 90,16 TL, İzmir’de ise 90,43 TL seviyesindeydi. 6,62 TL’lik artışın aynı şekilde yansımasıyla litre fiyatı İstanbul’da yaklaşık 95,63 TL, Ankara’da 96,78 TL ve İzmir’de 97,05 TL seviyelerine ulaşıyor. İstasyon ve dağıtım şirketine göre fiyatlarda küçük farklılıklar görülebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son artışla birlikte motorinin litre fiyatı bazı kentlerde 100 TL sınırına daha da yaklaşmış oldu.</p>

<p>Akaryakıt fiyatları; uluslararası petrol ve ürün fiyatları, döviz kuru, vergiler ve dağıtım maliyetlerindeki değişimlere bağlı olarak farklılaşabiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/motorine-662-tl-zam-yeni-fiyatlar-gece-yarisi-pompaya-yansidi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6841-1.jpeg" type="image/jpeg" length="72527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[17 Milyon Öğrenci Dersbaşı Yaptı: SBÜ’de İlk Ders Heyecanı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/17-milyon-ogrenci-dersbasi-yapti-sbude-ilk-ders-heyecani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/17-milyon-ogrenci-dersbasi-yapti-sbude-ilk-ders-heyecani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026-2027 eğitim öğretim yılı Türkiye genelinde yaklaşık 17 milyon öğrencinin dersbaşı yapmasıyla başladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde de Hamidiye ve Gülhane Külliyelerinden Adana, Bursa, Erzurum, İzmir ve Kayseri’deki tıp fakültelerine uzanan geniş eğitim ağı içinde yeni akademik yılın ilk ders heyecanı yaşandı.</p>

<p>Türkiye’de milyonlarca öğrenci için yeni bir eğitim dönemi başladı. Okullarda ilk zil çalarken üniversitelerde de kampüsler yeniden öğrencilerle buluştu.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) de yeni akademik yıla farklı şehirlerdeki fakülte ve eğitim birimlerinde eş zamanlı yaşanan ilk ders heyecanıyla başladı.</p>

<p>İstanbul’daki Hamidiye Külliyesi ve Ankara’daki Gülhane Külliyesi başta olmak üzere Adana, Bursa, Erzurum, İzmir ve Kayseri’deki fakültelerde öğrenciler 2026-2027 Akademik Yılı’nın ilk dersleri için sınıflardaki yerlerini aldı.</p>

<p>Gülhane’de ilk derse Rektör Aydın da katıldı</p>

<p>Yeni akademik yılın ilk gününde SBÜ Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mustafa Gerek ve Prof. Dr. Mehmet Ali Gülçelik ile birlikte Gülhane Külliyesi’nde öğrencilerle buluştu.</p>

<p>Üniversite yönetimi; Gülhane Sağlık Bilimleri Fakültesi, Gülhane Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Fakültesi, Gülhane Hemşirelik Fakültesi, Gülhane Eczacılık Fakültesi ve Sağlık Meslek Yüksekokulunu ziyaret ederek akademik yılın ilk derslerine katıldı.</p>

<p>Sınıflarda öğrencilerle sohbet eden Rektör Aydın ve beraberindeki heyet, yeni döneme ilişkin değerlendirmelerde bulunarak öğrencilere başarı dileklerini iletti.</p>

<p>Rektör Aydın: “Bu sıralardan yalnızca diploma alarak ayrılmayın”</p>

<p>Geleceğin sağlık profesyonellerine seslenen Rektör Prof. Dr. Kemalettin Aydın, sağlık eğitiminin yalnızca mesleki bilgi edinmekten ibaret olmadığını vurguladı:</p>

<p>“Bugün yalnızca yeni bir akademik yıla başlamıyorsunuz. İnsan hayatına dokunacağınız uzun bir meslek yolculuğunun da yeni bir adımını atıyorsunuz. Sizlerden beklentimiz bu sıralardan yalnızca diploma alarak ayrılmanız değil; bilgisi güçlü, vicdanı güçlü, ülkesine ve insanlığa karşı sorumluluk taşıyan sağlık profesyonelleri olarak yetişmenizdir.”</p>

<p>“Sorgulayın, araştırın, üretin”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık bilimlerinde bilginin sürekli yenilendiğine dikkat çeken Aydın, öğrencilere eğitim hayatları boyunca bilimsel meraklarını canlı tutmaları çağrısında bulundu:</p>

<p>“Sağlık alanında bilgi sürekli gelişiyor. Bu nedenle öğrenmeyi hiçbir zaman bırakmayın. Sorgulayın, araştırın, üretin. Bilginizi insanlığın hizmetine sunun. Mesleğiniz ne olursa olsun, yaptığınız işin merkezinde daima insan olduğunu unutmayın.”</p>

<p>Gülhane’den Hamidiye’ye, farklı şehirlerde aynı heyecan</p>

<p>SBÜ’de akademik yılın başlangıcı yalnızca Gülhane ile sınırlı kalmadı. Hamidiye Külliyesi ile Adana, Bursa, Erzurum, İzmir ve Kayseri’deki fakültelerde de öğrenciler ve akademisyenler yeni dönemin ilk derslerinde buluştu.</p>

<p>Farklı şehirlerde aynı eğitim anlayışı etrafında buluşan Sağlık Bilimleri Üniversitesi öğrencileri için ilk dersler, yeni bir akademik dönemin yanı sıra geleceğin sağlık profesyonelleri olma yolculuğunda yeni bir başlangıç anlamına geldi.</p>

<p>“Geleceğin sağlık sistemini sizler inşa edeceksiniz”</p>

<p>Rektör Aydın, Gülhane’de öğrencilerle gerçekleştirdiği buluşmada genç sağlık profesyonellerinin Türkiye’nin geleceğindeki önemine de dikkat çekti:</p>

<p>“Bugün bu sıralarda yarının hekimleri, eczacıları, hemşireleri, fizyoterapistleri, sağlık bilimcileri ve akademisyenleri var. Geleceğin sağlık sistemini sizler inşa edeceksiniz. Kendinize büyük hedefler koyun. Bilimin peşinden gidin, çok çalışın ve mesleğinizin merkezinden insanı hiçbir zaman çıkarmayın.”</p>

<p>Gülhane’nin köklü eğitim geleneğinden Hamidiye’ye, İstanbul’dan Ankara’ya ve Türkiye’nin farklı şehirlerindeki fakültelere uzanan Sağlık Bilimleri Üniversitesi ailesi, 2026-2027 Akademik Yılına “İlk Ders, İlk Heyecan, Yeni Bir Başlangıç” mesajıyla başladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/17-milyon-ogrenci-dersbasi-yapti-sbude-ilk-ders-heyecani</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 23:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0628.jpeg" type="image/jpeg" length="74329"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Yükseköğretimde Yeni Bir Koridor Açıyor: Rota Pakistan]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiye-yuksekogretimde-yeni-bir-koridor-aciyor-rota-pakistan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiye-yuksekogretimde-yeni-bir-koridor-aciyor-rota-pakistan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye, yükseköğretimde uluslararasılaşma hedefini Pakistan’a taşıyor. YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar ve 10 üniversitenin rektörünün katıldığı temasların odağında ortak diploma, araştırma, öğrenci ve akademisyen hareketliliği bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye, yükseköğretimde uluslararasılaşmayı yalnızca yabancı öğrenci hareketliliği üzerinden değil; ortak eğitim, bilimsel üretim ve araştırma ortaklıkları üzerinden büyütmeye hazırlanıyor. Bu yaklaşımın yeni adreslerinden biri Pakistan olacak.</p>

<p>Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Türkiye’nin önde gelen 10 üniversitesinin rektöründen oluşan heyetle 13-16 Eylül 2026 tarihlerinde Pakistan’da temaslarda bulunacak.</p>

<p>Heyetin genişliği ve gündemdeki başlıklar, ziyareti rutin bir akademik temasın ötesine taşıyor. Masada öğrenci değişiminden ortak diplomaya, araştırmadan staja kadar üniversitelerin doğrudan birlikte üretmesini sağlayabilecek modeller bulunuyor.</p>

<p>TÜRKİYE’NİN 10 ÜNİVERSİTESİ AYNI HEYETTE</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Pakistan temaslarına Boğaziçi Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi rektörleri katılıyor.</p>

<p>Farklı akademik geleneklere ve güçlü araştırma altyapılarına sahip üniversitelerin aynı heyette buluşması, kurulacak ilişkilerin yalnızca öğrenci değişimiyle sınırlı kalmayabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>HEDEF SADECE ÖĞRENCİ DEĞİŞİMİ DEĞİL</p>

<p>Türkiye-Pakistan akademik hattında dikkat çeken başlıklardan biri ortak diploma programları.</p>

<p>İki ülkenin üniversiteleri arasında oluşturulabilecek bu programlarla öğrencilerin eğitimlerinin belirli bölümlerini farklı ülkelerde sürdürmesi ve üniversitelerin müfredat düzeyinde daha yakın çalışması hedefleniyor.</p>

<p>Gündemde ayrıca müfredatların karşılıklı incelenmesi, ortak derslerin belirlenmesi, öğrenci ve akademisyen değişim programları, staj olanakları ile yaz programlarının oluşturulması bulunuyor.</p>

<p>Böylece üniversiteler arasındaki ilişki, protokol imzalamanın ötesine geçerek doğrudan öğrencinin ve akademisyenin eğitim hayatına dokunan bir modele dönüşebilir.</p>

<p>BİLİMSEL ÜRETİM İÇİN YENİ ORTAKLIKLAR</p>

<p>Ziyaretin bir başka önemli boyutunu araştırma oluşturuyor.</p>

<p>Türk ve Pakistan üniversitelerinin ortak bilimsel araştırmalar ve yayınlar gerçekleştirmesi, çalıştay ve konferanslar düzenlemesi değerlendirilecek.</p>

<p>Bu modelin kalıcı hale gelmesi halinde iki ülkenin araştırmacılarının ortak bilimsel problemlere yönelmesi, araştırma ekipleri oluşturması ve üniversiteler arasında sürdürülebilir akademik ağlar kurulması mümkün olabilir.</p>

<p>TÜRKİYE-PAKİSTAN ÜNİVERSİTELER FORUMU</p>

<p>Programın merkezinde 14 Eylül’de gerçekleştirilecek Türkiye-Pakistan Üniversiteler Forumu bulunuyor.</p>

<p>Forum, iki ülkenin üniversite yöneticilerini aynı masa etrafında buluşturacak. Burada öğrenci ve akademisyen hareketliliğinden ortak programlara, araştırma projelerinden bilimsel etkinliklere kadar geniş bir iş birliği gündemi değerlendirilecek.</p>

<p>YÖK Başkanı Özvar’ın ayrıca Pakistan Yükseköğretim Komisyonu Başkanı Niaz Ahmad Akhtar ve Pakistan Federal Eğitim ve Mesleki Eğitim Bakanı Halid Makbul Siddiqui ile görüşmesi planlanıyor.</p>

<p>Heyet Pakistan’daki bazı üniversiteleri de ziyaret edecek.</p>

<p>YÜKSEKÖĞRETİMDE YENİ BİR COĞRAFYA VİZYONU</p>

<p>Pakistan açılımının asıl önemi, Türkiye’nin yükseköğretimde uluslararasılaşmasının yönünü çeşitlendirme potansiyelinde yatıyor.</p>

<p>Dünyada üniversiteler artık yalnızca öğrenci kabul eden eğitim kurumları olarak değil; araştırma, teknoloji, insan kaynağı ve bilim diplomasisinin merkezleri olarak konumlanıyor.</p>

<p>Türkiye açısından da uluslararasılaşmanın bir sonraki aşaması, daha fazla yabancı öğrenciye ulaşmanın yanında Türk üniversitelerinin farklı ülkelerde güçlü ve kalıcı akademik ortaklıklar kurabilmesi olacak.</p>

<p>Pakistan ile geliştirilecek model bu nedenle önemli bir sınav niteliğinde.</p>

<p>Ortak diploma programlarının hayata geçirilmesi, araştırma ekiplerinin kurulması, öğrenci ve akademisyen hareketliliğinin düzenli hale gelmesi ve ortak bilimsel üretimin artması durumunda bu ziyaret, iki ülke arasında yeni bir yükseköğretim koridorunun başlangıç noktalarından biri olabilir.</p>

<p>Türkiye’nin yükseköğretimde küresel etkisini artıracak asıl unsur da imzalanan protokollerin sayısından çok, bu protokollerin kaç öğrenciye, kaç akademisyene ve kaç ortak bilimsel çalışmaya dönüştüğü olacak.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiye-yuksekogretimde-yeni-bir-koridor-aciyor-rota-pakistan</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 22:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0344.jpeg" type="image/jpeg" length="49928"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1844’te “American Journal of Insanity” Adıyla Doğdu: Psikiyatrinin 182 Yıllık Dergisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/1844te-american-journal-of-insanity-adiyla-dogdu-psikiyatrinin-182-yillik-dergisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/1844te-american-journal-of-insanity-adiyla-dogdu-psikiyatrinin-182-yillik-dergisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün psikiyatrinin en köklü bilimsel yayınlarından biri olan American Journal of Psychiatry, 1844 yılında çok farklı bir adla yayın hayatına başladı:]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>American Journal of Insanity.<br />
Bir psikiyatri hastanesinde doğan dergi; kurum merkezli ruh sağlığı anlayışından modern psikiyatriye, psikofarmakolojiden nörobilime uzanan yaklaşık iki yüzyıllık değişimin önemli yazılı tanıklarından biri oldu.<br />
Derginin iki farklı adı bile psikiyatrinin geçirdiği büyük dönüşümü anlatmaya yetiyor.<br />
Hikâye Utica’daki bir psikiyatri hastanesinde başladı<br />
Derginin kurucusu, New York eyaletindeki New York State Lunatic Asylumun yöneticisi Dr. Amariah Brighamdı.<br />
Brigham, ruhsal hastalıkların nedenleri, önlenmesi ve tedavisi hakkında hekimler arasında bilgi paylaşımını geliştirmek amacıyla 1844 yılında American Journal of Insanityyi yayımlamaya başladı.<br />
Derginin ilk sayısında altı makalenin yanı sıra ABD’deki ruh sağlığı kurumlarına ilişkin bir liste ve Fransa’daki psikiyatri gelişmelerini ele alan notlar bulunuyordu.<br />
Tarihsel kaynaklarda ilk sayının tamamının Brigham tarafından yazıldığı da belirtiliyor. Ancak bu bilgi, kesinliği sınırlı bir tarihsel aktarım olarak değerlendirilmelidir.<br />
Bugün uluslararası bir bilimsel dergi olan AJP’nin temelleri böylece 19. yüzyıldaki bir psikiyatri hastanesinde atılmış oldu.<br />
İlk sayılarda psikiyatri neyi tartışıyordu?<br />
1840’ların psikiyatrisi bugünkünden oldukça farklıydı.<br />
Ruhsal hastalıkların nasıl sınıflandırılacağı, hastaların nerede ve nasıl tedavi edilmesi gerektiği, psikiyatri kurumlarının yapısı, adli psikiyatri ve farklı ruhsal hastalık tabloları derginin ilk yıllarındaki temel tartışmalar arasındaydı.<br />
1844 tarihli erken sayılarda “insanity” kavramının tanımı, monomani, çeşitli psikiyatrik vakalar ve ruhsal hastalıkların hukuki boyutları gibi konular ele alınıyordu.<br />
Bugünden bakıldığında eski görünen bu kavramlar, psikiyatrinin bağımsız bir tıp disiplini hâline gelme sürecinin önemli basamaklarını oluşturuyordu.<br />
19. yüzyıl psikiyatrisinin öne çıkan yaklaşımı: “Moral Treatment”<br />
yüzyıl psikiyatrisinin dikkat çekici yaklaşımlarından biri “moral treatment”, yani “moral tedavi” olarak adlandırılan anlayıştı.<br />
Buradaki “moral” sözcüğü, hastaların ahlaki olarak düzeltilmesi anlamına gelmiyordu.<br />
Yaklaşım; hastaların daha düzenli ve insancıl ortamlarda yaşaması, günlük faaliyetlere katılması, sosyal ilişkilerinin desteklenmesi ve dönemin ağır fiziksel müdahalelerinin azaltılması düşüncesine dayanıyordu.<br />
Brigham da aşırı ilaç kullanımına, kan alma gibi dönemin yaygın uygulamalarına ve gereksiz fiziksel müdahalelere eleştirel yaklaşıyor; psikososyal ve çevresel yöntemlere önem veriyordu.<br />
Ancak 19. yüzyıl psikiyatrisini bugünkü standartlarla idealize etmemek gerekiyor.<br />
Brigham dönemindeki kurumlarda da mekanik kısıtlama araçları tamamen ortadan kalkmış değildi. “Moral treatment”, dönemine göre daha insancıl bir yaklaşımı temsil etse de modern hasta hakları anlayışından oldukça uzaktı.<br />
Amerikan psikiyatrisinin örgütlenmesiyle aynı yıllarda<br />
1844 yılı yalnızca derginin kuruluş yılı değildi.<br />
Aynı yıl ABD’deki 13 psikiyatri hastanesinin yöneticileri bir araya gelerek Association of Medical Superintendents of American Institutions for the Insane adlı meslek örgütünü kurdu.<br />
Bu kuruluş daha sonra çeşitli isim değişikliklerinden geçerek bugünkü American Psychiatric Association – APA hâline gelecekti.<br />
American Journal of Insanity, başlangıçta Utica State Hospital’ın mülkiyetindeydi ve aynı zamanda dönemin psikiyatri meslek örgütünün resmî yayını olarak hizmet veriyordu.<br />
Dergi 1892 yılında bu meslek örgütü tarafından satın alındı. Aynı yıl örgütün adı da American Medico-Psychological Association olarak değiştirildi.<br />
Böylece Amerikan psikiyatrisinin kurumsal tarihi ile derginin tarihi giderek iç içe geçti.<br />
1921: “Insanity” adı tarihe karıştı<br />
Derginin tarihindeki en önemli kırılma noktalarından biri 1921 yılıydı.<br />
Meslek örgütü o yıl American Psychiatric Association adını benimsedi.<br />
Aynı dönemde derginin adı da değiştirildi:<br />
American Journal of Insanity → American Journal of Psychiatry<br />
Bu değişiklik yalnızca eski bir kelimenin yerine daha modern bir kelime konulması değildi.<br />
Psikiyatri artık yalnızca büyük akıl hastanelerinde ağır ruhsal hastalıklarla ilgilenen bir alan olmaktan çıkıyor; tıp içindeki yerini genişletiyor ve toplumdaki ruh sağlığı sorunlarına daha kapsamlı biçimde yöneliyordu.<br />
Bu nedenle “Insanity”den “Psychiatry”ye geçiş, psikiyatrinin kurumsal ve bilimsel kimliğindeki dönüşümün sembollerinden biri oldu.<br />
Aslında değişen yalnızca derginin adı değildi<br />
Derginin yaklaşık iki yüzyıllık arşivi yan yana incelendiğinde psikiyatrinin değişimi de açık biçimde görülebiliyor.<br />
İlk dönemlerde psikiyatri hastaneleri, kurum bakımı ve “moral treatment” öne çıkarken zamanla yeni hastalık tanımları, psikanalitik yaklaşımlar, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, epidemiyoloji, genetik ve nörobilim derginin sayfalarında daha fazla yer almaya başladı.<br />
Derginin tarihsel seçkilerinde bazı önemli dönüm noktaları özellikle dikkat çekiyor:<br />
1877: Katatoni üzerine tartışmalar<br />
1933: Şizoaffektif psikoz kavramının erken tanımlamalarından biri<br />
1948: Beyin kan akımını ölçmeye yönelik öncü çalışmalar<br />
1949: ABD Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsünün kuruluş dönemine ilişkin gelişmeler<br />
1955: Klorpromazin ve yeni psikiyatrik ilaçların yükselişi<br />
1966: Lityumun psikiyatrik tedavideki etkinliğine ilişkin çalışmalar<br />
Bu tarihsel sıralama, psikiyatrinin kurum merkezli bir uzmanlık alanından biyoloji, psikoloji ve sosyal bilimlerin kesiştiği modern bir tıp disiplinine dönüşümünü de gösteriyor.<br />
Bilimin karanlık sayfaları da arşivde<br />
American Journal of Psychiatry arşivi yalnızca bilimsel başarıları kaydetmedi.<br />
yüzyıl psikiyatrisi, bugün terk edilmiş ya da ciddi bilimsel ve etik eleştirilere konu olmuş tedavi yöntemlerine de sahne oldu.<br />
İnsülin koma tedavisi ve prefrontal lökotomi gibi uygulamalar bir dönem ağır ruhsal hastalıkların tedavisinde umut verici yöntemler olarak değerlendirildi.<br />
Nörosifilize bağlı genel paralizi tedavisinde ise hastalara sıtma bulaştırılarak yüksek ateş oluşturulmasına dayanan malarya tedavisi uygulandı.<br />
Bu yöntemlerin bir kısmı kendi dönemlerinde önemli tıbbi ilerlemeler olarak görülüyordu. Ancak bilimsel bilgi arttıkça, yeni tedaviler geliştikçe ve etik standartlar değiştikçe bu uygulamalar terk edildi veya ciddi biçimde sorgulandı.<br />
AJP’nin tarihsel arşivi, yalnızca psikiyatrinin başarılarını değil, tıbbın kendi uygulamalarını zaman içinde nasıl yeniden değerlendirdiğini de gösteriyor.<br />
Bilim tarihinin önemli derslerinden biri burada ortaya çıkıyor:<br />
Bir dönemin modern tedavisi, başka bir dönemde tıp tarihinin tartışmalı uygulaması hâline gelebiliyor.<br />
ABD’de kesintisiz yayımlanan en eski tıbbi uzmanlık dergisi<br />
American Journal of Psychiatrynin tarihsel önemini artıran unsurlardan biri de yayın sürekliliği.<br />
Dergi, kendi kurumsal tarih kayıtlarında ABD’de kesintisiz yayımlanan en eski tıbbi uzmanlık dergisi olarak tanımlanıyor.<br />
İlk 77 cildi 1844–1921 arasında American Journal of Insanity adıyla yayımlandı.<br />
1921’den itibaren ise yayın hayatına American Journal of Psychiatry adıyla devam etti.<br />
Dergi bugün American Psychiatric Association’ın resmî bilimsel dergisi olarak yayımlanıyor ve ABD Ulusal Tıp Kütüphanesinin MEDLINE veri tabanında indeksleniyor.<br />
Bir isim değişikliğinde saklı psikiyatri tarihi<br />
American Journal of Psychiatrynin öyküsünün belki de en çarpıcı tarafı şu:<br />
Psikiyatrinin yaklaşık iki yüzyıllık değişimi derginin iki isminde bile görülebiliyor.<br />
1844’teki American Journal of Insanity, dönemin kurum merkezli psikiyatrisinin dilini temsil ediyordu.<br />
1921’deki American Journal of Psychiatry ise artık bağımsız ve giderek modernleşen bir tıp uzmanlığını ifade ediyordu.<br />
Takip eden yıllarda psikiyatri; hastane gözlemlerinden kontrollü klinik araştırmalara, psikanalitik teorilerden psikofarmakolojiye, oradan genetik araştırmalara ve modern nörobilime kadar uzanan büyük bir dönüşüm geçirdi.<br />
Derginin sayfaları da bu değişimin kayıtlarını tuttu.<br />
1844’te başlayan bilimsel hafıza<br />
American Journal of Psychiatry bugün yalnızca güncel psikiyatri araştırmalarının yayımlandığı bir bilimsel dergi değil.<br />
Aynı zamanda tıbbın insan zihnini ve ruhsal hastalıkları anlamak için yaklaşık iki yüzyıldır sürdürdüğü arayışın önemli arşivlerinden biri.<br />
Bir zamanlar başlığında “insanity” kelimesini taşıyan bir derginin bugün nörobilimden genetiğe, epidemiyolojiden yeni tedavi araştırmalarına kadar uzanan çalışmalar yayımlaması, psikiyatrinin geçirdiği dönüşümün güçlü bir özeti.<br />
Derginin adı değişti. Psikiyatrinin dili değişti. Tanılar ve tedaviler değişti. Fakat 1844’te başlayan bilimsel tartışma hâlâ devam ediyor.<br />
Kaynaklar<br />
American Journal of Psychiatry – Historical Archive<br />
American Psychiatric Association – AJP at 175: Remembering Our Past as We Envision Our Future<br />
U.S. National Library of Medicine – Diseases of the Mind<br />
National Library of Medicine Catalog – The American Journal of Psychiatry<br />
American Psychiatric Association – Sesquicentennial Anniversary 1844–1994</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/1844te-american-journal-of-insanity-adiyla-dogdu-psikiyatrinin-182-yillik-dergisi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 22:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/american-journal-of-psychiatry-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="35533"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mekteb-i Tıbbiye’de Kadavra Eğitimi Nasıl Başladı? 1841’in Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mekteb-i-tibbiyede-kadavra-egitimi-nasil-basladi-1841in-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mekteb-i-tibbiyede-kadavra-egitimi-nasil-basladi-1841in-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mekteb-i Tıbbiye’de modern anatomi eğitiminin önündeki en büyük sorunlardan biri insan kadavrası üzerinde diseksiyon yapılamamasıydı. 1841’de alınan izin yalnız anatomi derslerini değil, Osmanlı tıp eğitiminin geleceğini de değiştirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mekteb-i Tıbbiye’de Kadavra Eğitimi Nasıl Başladı? 1841’in Bilinmeyen Hikâyesi</p>

<p>Bugün bir tıp fakültesinde anatomi eğitimi denildiğinde akla kadavra laboratuvarları, anatomik modeller ve ayrıntılı görüntüleme yöntemleri geliyor. Ancak Osmanlı’da modern tıp eğitiminin kuruluş yıllarında öğrencilerin önünde önemli bir problem vardı: İnsan vücudunun anatomisini gerçek bir kadavra üzerinde incelemek son derece sınırlıydı.</p>

<p><img alt="Mekteb-i Tıbbiye’de Kadavra Eğitimi Nasıl Başladı? 1841’in Bilinmeyen Hikâyesi" class="detail-photo img-fluid" height="512" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0623.jpeg" width="640" /></p>

<p>Bu durum 1841’de değişmeye başladı.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin tarihinde fazla bilinmeyen bu gelişme, Türkiye’de modern anatomi eğitiminin en önemli dönüm noktalarından biri oldu.</p>

<p><img alt="Mekteb-i Tıbbiye’de Kadavra Eğitimi Nasıl Başladı?" class="detail-photo img-fluid" height="973" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0619.jpeg" width="1320" /></p>

<p>AVRUPA TIBBI ÖĞRETİLİYORDU AMA ÖNEMLİ BİR PARÇA EKSİKTİ</p>

<p>14 Mart 1827’de Tıphâne-i Âmire’nin açılmasıyla modern askerî tıp eğitiminin kurumsal temelleri atılmıştı. Kurum 1830’ların sonunda Galatasaray’a taşındı ve Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane adıyla yeniden yapılandırıldı.</p>

<p>Avrupa’daki tıp okullarına benzer bir eğitim sistemi kurulmak isteniyordu.</p>

<p>Fakat anatomi konusunda önemli bir eksiklik vardı.</p>

<p>Öğrenciler insan vücudunu kitaplardan, anatomik çizimlerden, modellerden ve elde bulunan diğer eğitim materyallerinden öğrenebiliyor; insan kadavrası üzerinde sistemli diseksiyon eğitimi ise yapılamıyordu.</p>

<p>Avrupa’da modern anatominin gelişiminde insan vücudunun doğrudan incelenmesi yüzyıllardır önemli bir yere sahipti. Mekteb-i Tıbbiye’nin Avrupa standartlarında hekim yetiştirebilmesi için aynı yöntemin İstanbul’da da uygulanması gerektiği düşünülüyordu.</p>

<p>VİYANA’DAN İSTANBUL’A GELEN HEKİM: KARL AMBROS BERNARD</p>

<p>Bu dönüşümün merkezindeki isimlerden biri Avusturyalı hekim Karl Ambros Bernard’dı.</p>

<p>Bernard, Osmanlı tıp eğitimini yeniden düzenlemek amacıyla İstanbul’a getirilen Avusturyalı hekimlerden biriydi. Mekteb-i Tıbbiye’de yöneticilik ve öğretim görevleri üstlendi.</p>

<p>İstanbul’a geldiğinde anatomi öğretimindeki eksikliği fark etti.</p>

<p>Bernard’a göre hekim adaylarının insan anatomisini yalnız modeller üzerinden öğrenmesi yeterli değildi. Öğrencinin organları, dokuları, damarları ve vücuttaki anatomik ilişkileri doğrudan görebilmesi gerekiyordu.</p>

<p>Bunun yolu kadavra diseksiyonundan geçiyordu.</p>

<p>Ancak mesele yalnız bilimsel değildi.</p>

<p>Ölü bedenine müdahale edilmesi toplumsal ve dinî hassasiyetleri beraberinde getiriyordu. Ayrıca kullanılacak kadavraların nereden ve hangi hukuki yetkiyle temin edileceği de çözülmesi gereken bir devlet meselesiydi.</p>

<p>BERNARD DEVLETİN KAPISINI ÇALDI</p>

<p>Bernard, dönemin hekimbaşısının desteğiyle kadavra üzerinde eğitim yapılabilmesi için girişimlerde bulundu.</p>

<p>Bu girişimlerin sonucunda Sultan Abdülmecid döneminde 1841 yılında insan kadavrası üzerinde diseksiyon yapılabilmesinin önünü açan resmî izin çıktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tıp tarihi araştırmaları 1841’i Türkiye’de eğitim amaçlı kadavra diseksiyonunun resmen başlaması açısından temel dönüm noktası kabul ediyor.</p>

<p>Fakat izin alınması problemin yalnızca yarısını çözmüştü.</p>

<p>Şimdi başka bir soru ortaya çıkmıştı:</p>

<p>Kadavra nereden bulunacaktı?</p>

<p>TIBBİYE’NİN KADAVRA ARAYIŞI</p>

<p>Arşiv belgelerine dayanan çalışmalar bu konuda şaşırtıcı ayrıntılar ortaya koyuyor.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye öğrencilerinin anatomi eğitimi için gerekli cesetlerin temininde Tersane çevresindeki mahkûm ve kimsesizlerin defnedildiği mezarlıkların gündeme geldiği görülüyor.</p>

<p>1841 tarihli bir belgede Hekimbaşı Abdülhak Molla ile devlet makamları arasında yapılan yazışmalar, meselenin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Tıbbiye’nin yeni düzenlenen anatomi bölümünde öğrencilerin eğitim görebilmesi için kadavra gerektiği belirtiliyor ve Tersane’de prangada bulunan mahkûmlardan ölenlerin cesetlerinin okula gönderilmesi konusunda izin isteniyordu.</p>

<p>Cesetlerin gelişigüzel taşınması da söz konusu değildi. Mektebin sağlayacağı sandıklarla nakledilmeleri planlanıyordu.</p>

<p>Bir başka ilginç ayrıntı Çürüklük Mezarlığı çevresinde yaşandı.</p>

<p>Kaynaklarda, mezarlık görevlisinin kadavraların alınması konusunda yetkili makamdan resmî izin talep ettiği anlatılıyor. Bunun üzerine mesele Kaptanpaşa ve merkezî devlet makamlarına kadar taşındı.</p>

<p>Yani bugün sıradan bir anatomi laboratuvarı işlemi olarak düşündüğümüz kadavra temini, 1840’ların İstanbul’unda devletin en üst makamlarının ilgilendiği bürokratik bir mesele haline gelmişti.</p>

<p>İZİN ÇIKTI AMA KADAVRA SORUNU BİTMEDİ</p>

<p>1841’deki izin modern anatomi eğitiminin kapısını açtı fakat yeterli sayıda kadavra bulunması yıllarca sorun olmaya devam etti.</p>

<p>Bazı araştırmalarda ilk aşamada gayrimüslimlerin veya mahkûmların cesetlerinden yararlanılması yönünde uygulamalar bulunduğu, daha sonraki yıllarda kadavra temini yetersiz kaldıkça farklı çözümler arandığı belirtiliyor.</p>

<p>Bu noktada dönemin toplumsal hassasiyetleri nedeniyle uygulamaların zaman zaman büyük gizlilik içinde yürütüldüğünü bildiren çalışmalar da bulunuyor.</p>

<p>1846 yılına ilişkin kayıtlarda Galatasaray’daki Mekteb-i Tıbbiye’de iki siyahi köle kadının cesedinin diseksiyon amacıyla kullanıldığına ilişkin bilgiler de yer alıyor.</p>

<p>Bu ayrıntı, tıp tarihinin ilerleme hikâyesinin aynı zamanda dönemin toplumsal eşitsizlikleri ve insan bedeni üzerindeki güç ilişkileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>ANATOMİ DERSLERİ ARTIK DEĞİŞECEKTİ</p>

<p>1841’deki kararın asıl önemi burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Tıp öğrencisi artık insan vücudunu yalnızca bir anatomi kitabındaki çizimden öğrenmek zorunda değildi.</p>

<p>Kasların birbirleriyle ilişkisini, damarların seyrini, organların konumlarını ve insan bedeninin üç boyutlu yapısını gerçek beden üzerinde inceleyebilecekti.</p>

<p>Bu, ezbere dayalı anatomi bilgisinden uygulamalı anatomi eğitimine geçiş açısından büyük bir adımdı.</p>

<p>Avusturyalı anatomist Sigmund Spitzer’in de Mekteb-i Tıbbiye’de anatomi eğitiminin geliştirilmesinde önemli rol oynadığı biliniyor.</p>

<p>Böylece İstanbul’daki tıp eğitimi Viyana ve diğer Avrupa tıp merkezlerindeki uygulamalı eğitim anlayışına biraz daha yaklaşmış oldu.</p>

<p>AYNI DÖNEMDE ADLİ TIP DA DOĞUYORDU</p>

<p>1841’in başka bir önemi daha vardı.</p>

<p>Bernard aynı dönemde Mekteb-i Tıbbiye’de “Tıbb-ı Kanunî” adı altında adli tıp dersleri vermeye başladı.</p>

<p>Kadavra diseksiyonu ile ölüm nedenini belirlemeye yönelik otopsi birbirinden farklı işlemler olmakla birlikte, her ikisinin gelişmesi de insan bedeninin doğrudan bilimsel yöntemlerle incelenmesinin önünü açtı.</p>

<p>Kaynaklarda Bernard’ın gerçekleştirdiği ilk modern adli otopsinin tarihi konusunda 1841 ve 1843 şeklinde farklı tarihlendirmeler bulunuyor. Bununla birlikte olayın ayrıntısı büyük ölçüde ortak:</p>

<p>Başına ağır bir sırık veya benzeri bir cismin düşmesi sonucu hayatını kaybeden bir işçinin ölüm nedeni, bedeninin açılarak incelenmesi yoluyla araştırılmıştı.</p>

<p>Bu olay Türkiye’de modern adli tıp ve patolojik inceleme tarihinin erken örneklerinden biri kabul ediliyor.</p>

<p>BİR KADAVRADAN ÇOK DAHA FAZLASI</p>

<p>1841’de yaşananları yalnızca “Osmanlı’da ilk kez kadavra üzerinde ders yapıldı” şeklinde okumak eksik kalır.</p>

<p>Asıl değişim tıp eğitiminin yöntemindeydi.</p>

<p>İnsan vücudu artık yalnız eski otoritelerin kitaplarından öğrenilecek bir bilgi nesnesi değildi. Öğrenci görecek, inceleyecek, karşılaştıracak ve kendi gözlemi üzerinden öğrenecekti.</p>

<p>Bu yaklaşım modern bilimsel tıbbın temel düşüncelerinden biriydi.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin sonraki yıllarda klinik eğitim, patoloji, bakteriyoloji ve laboratuvar bilimlerinin gelişmesinde oynayacağı rol düşünüldüğünde, 1841’de açılan anatomi masasını büyük dönüşümün sembollerinden biri olarak görmek mümkün.</p>

<p>Bugün tıp öğrencilerinin “ilk öğretmeni” olarak da nitelendirilen kadavranın Türkiye’deki modern tıp eğitimi serüveni yaklaşık iki asır önce, Mekteb-i Tıbbiye’nin koridorlarında verilen bu mücadeleyle yeni bir döneme girdi.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Akkin SM, Dinc G. A Glimpse Into the Process of Gaining Permission for the Educational Dissection of Human Cadavers in the Ottoman Empire. Clinical Anatomy. 2014;27:964–971.</p>

<p>Şehsuvaroğlu BN. Bizde Disseksiyon Ne Zaman ve Nasıl Başladı. Belleten.</p>

<p>Osmanlılarda Otopsi. Belleten, Türk Tarih Kurumu.</p>

<p>Turamanlar O. Türkiye’de İlk Kadavra Temini ve Disseksiyon Çalışmaları ile Günümüze Yansımaları. Black Sea Journal of Health Science. 2024.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye ve Osmanlı tıp eğitiminde anatomi, adli tıp ve diseksiyon tarihini inceleyen Türk tıp tarihi araştırmaları.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mekteb-i-tibbiyede-kadavra-egitimi-nasil-basladi-1841in-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 22:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0620.jpeg" type="image/jpeg" length="67370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24133"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="40729"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13301"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93561"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66505"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="30188"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
