<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 21 Sep 2026 13:57:00 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Troponin Kaç Olmalı? 5, 14, 20, 50 ve 100 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/troponin-kac-olmali-5-14-20-50-ve-100-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/troponin-kac-olmali-5-14-20-50-ve-100-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Troponin kaç olmalı, 5, 14, 20, 50 ve 100 ne demek? Troponin yüksekliği kalp kası hasarını gösterebilir ancak her yükseklik kalp krizi değildir. Normal sınır hs-Troponin I/T testine ve laboratuvar yöntemine göre değişir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Troponin, kalp krizi şüphesinde kullanılan en önemli kan testlerinden biridir. Ancak troponinin yüksek çıkması ile kalp krizi aynı şey değildir.</p>

<p>Troponin yüksekliği kalp kası hücrelerinde hasar bulunduğunu düşündürür. Bu hasarın nedeni kalp krizi olabileceği gibi miyokardit, kalp yetersizliği, ciddi ritim bozukluğu, akciğer embolisi, ağır enfeksiyon ve başka hastalıklar da olabilir.</p>

<p>Kalp krizi tanısında ise troponin sonucunun yanı sıra hastanın belirtileri, EKG, seri troponin değişimi ve gerektiğinde görüntüleme bulguları birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Troponin nedir?</p>

<p>Troponin, kas kasılmasını düzenleyen protein kompleksinin bir parçasıdır.</p>

<p>Kalp kasına özgü değerlendirmede başlıca iki biyobelirteç kullanılır:</p>

<p>Kardiyak troponin I (cTnI)</p>

<p>Kardiyak troponin T (cTnT)</p>

<p>Günümüzde birçok hastanede yüksek duyarlılıklı testler kullanılmaktadır.</p>

<p>Bunlar:</p>

<p>hs-cTnI</p>

<p>ve</p>

<p>hs-cTnT</p>

<p>olarak raporlanabilir.</p>

<p>Yüksek duyarlılıklı testler çok küçük miktarlardaki kardiyak troponini ölçebildiği için kalp kası hasarının daha erken saptanmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Troponin kaç olmalı?</p>

<p>Troponinde bütün laboratuvarlara uygulanabilecek tek bir normal sayı yoktur.</p>

<p>Bu nokta son derece önemlidir.</p>

<p>Troponin sonucunun yorumlanması:</p>

<p>Hangi testin kullanıldığına</p>

<p>hs-Troponin I mı T mi olduğuna</p>

<p>Cihaz ve analiz yöntemine</p>

<p>Sonucun birimine</p>

<p>Laboratuvarın 99. persentil üst referans sınırına</p>

<p>Bazı testlerde cinsiyete özgü eşiklere</p>

<p>bağlıdır.</p>

<p>Bu nedenle internette sık görülen “troponin 14'ün altındaysa normaldir” ifadesi bütün troponin testlerine uygulanamaz.</p>

<p>14 ng/L bazı hs-cTnT yöntemleriyle ilişkilendirilen bir sınır olabilirken başka bir hs-cTnI testinde tamamen farklı üst referans değeri kullanılabilir.</p>

<p>Kişinin kendi laboratuvar raporundaki yöntem ve referans sınırı esas alınmalıdır.</p>

<p>99. persentil ne demek?</p>

<p>Troponin değerlendirmesinde önemli kavramlardan biridir.</p>

<p>Sağlıklı referans popülasyonunun yüzde 99'unun altında kaldığı troponin düzeyi belirlenir.</p>

<p>Bunun üzerindeki değer miyokard hasarı açısından üst referans sınırını aşmış kabul edilir.</p>

<p>Ancak 99. persentilin üzerinde troponin bulunması tek başına kalp krizi demek değildir.</p>

<p>Bu sonuç “miyokard hasarı var” şeklinde değerlendirilir.</p>

<p>Hasarın kalp krizinden kaynaklandığını söylemek için akut iskemi kanıtları gerekir.</p>

<p>Troponin 5 ne anlama gelir?</p>

<p>Troponin 5 ng/L yüksek duyarlılıklı birçok testte düşük bir sonuç olabilir.</p>

<p>Ancak hangi testin kullanıldığı bilinmeden “kesin normal” denilemez.</p>

<p>Bazı acil servis algoritmalarında çok düşük başlangıç hs-troponin düzeyleri, belirtilerin başlangıç zamanı ve EKG ile birlikte kullanılarak kalp krizinin erken dışlanmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak göğüs ağrısı çok kısa süre önce başladıysa ilk troponin henüz yükselmemiş olabilir.</p>

<p>Bu nedenle tek başına 5 rakamı bütün hastalarda kalp krizini dışlamaz.</p>

<p>Troponin 14 ne demek?</p>

<p>14 ng/L özellikle bazı yüksek duyarlılıklı troponin T testleri nedeniyle internette sık aranan bir değerdir.</p>

<p>Ancak 14'ü bütün troponin testlerinin evrensel normal sınırı olarak kullanmak doğru değildir.</p>

<p>Laboratuvar farklı hs-cTnI yöntemi kullanıyorsa üst referans sınırı farklı olabilir.</p>

<p>Ayrıca kadın ve erkek için farklı 99. persentil değerleri kullanan testler vardır.</p>

<p>Bu nedenle sonuç raporundaki referans değeri kontrol edilmelidir.</p>

<p>Troponin 20 ne anlama gelir?</p>

<p>Troponin 20 ng/L bazı yüksek duyarlılıklı testlerde üst referans sınırının üzerinde olabilirken başka bir testte farklı yorumlanabilir.</p>

<p>Eğer laboratuvarın 99. persentil sınırının üzerindeyse miyokard hasarı açısından pozitif kabul edilir.</p>

<p>Ancak burada asıl soru şudur:</p>

<p>Troponin 20'de sabit mi kalıyor?</p>

<p>Yoksa birkaç saat içinde 20'den 50'ye mi yükseliyor?</p>

<p>Akut yükselme veya düşme paterni yeni gelişen kalp kası hasarı açısından önemli bilgi sağlar.</p>

<p>Troponin 50 ne demek?</p>

<p>50 ng/L birçok yüksek duyarlılıklı testte üst referans sınırının üzerinde olacaktır.</p>

<p>Ancak yine kalp krizi tanısı değildir.</p>

<p>Göğüs ağrısı, EKG'de iskemi bulguları ve troponinde dinamik yükselme-düşme varsa akut miyokard enfarktüsü olasılığı güçlenir.</p>

<p>Buna karşılık kronik böbrek hastalığı veya kalp yetersizliği bulunan bir kişide troponin uzun süredir yüksek olabilir.</p>

<p>Bu durumda önceki sonuçlar ve seri değişim özellikle değerlidir.</p>

<p>Troponin 100 ne anlama gelir?</p>

<p>100 ng/L birçok modern yüksek duyarlılıklı troponin yönteminde belirgin yüksek bir sonuç olacaktır.</p>

<p>Kalp krizi olasılığı klinik tabloya göre ciddi biçimde değerlendirilir.</p>

<p>Ancak 100 ng/L dahi tek başına “kesin kalp krizi” anlamına gelmez.</p>

<p>Miyokardit, ciddi taşikardi, kalp yetersizliği, akciğer embolisi, sepsis ve başka ağır hastalıklar da bu düzeylerde troponin yüksekliğine yol açabilir.</p>

<p>Troponin 1000 ne demek?</p>

<p>Troponinin yüzlerce veya binlerce ng/L düzeyine ulaşması büyük miktarda kalp kası hasarı bulunduğunu düşündürebilir.</p>

<p>Akut miyokard enfarktüsü önemli nedenlerden biridir.</p>

<p>Ancak miyokardit, ciddi dolaşım bozukluğu ve başka büyük miyokard hasarı durumlarında da çok yüksek troponin görülebilir.</p>

<p>Rakamın büyüklüğü klinik ciddiyet açısından önemli bilgi sağlayabilir ancak kalp hasarının nedenini tek başına belirleyemez.</p>

<p>Troponin yüksekliği her zaman kalp krizi midir?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Troponin yüksekliği “miyokard hasarı” olduğunu gösterir.</p>

<p>Kalp krizi ise miyokard hasarının belirli bir nedenidir.</p>

<p>Güncel miyokard enfarktüsü tanımında kalp krizi için troponinin 99. persentilin üzerinde olması ve akut yükselme veya düşme göstermesinin yanında miyokard iskemisini destekleyen kanıt gerekir.</p>

<p>Bunlar arasında:</p>

<p>İskemik göğüs ağrısı</p>

<p>Yeni iskemik EKG değişiklikleri</p>

<p>Patolojik Q dalgaları</p>

<p>Görüntülemede yeni kalp kası kaybı veya bölgesel duvar hareket bozukluğu</p>

<p>Koroner trombüsün gösterilmesi</p>

<p>bulunabilir.</p>

<p>Dolayısıyla troponin yüksekliği ile kalp krizi aynı tanım değildir.</p>

<p>Miyokard hasarı nedir?</p>

<p>Troponinin 99. persentil üst referans sınırının üzerine çıkması miyokard hasarı olarak tanımlanır.</p>

<p>Seri ölçümlerde belirgin yükselme veya düşme varsa akut miyokard hasarı düşünülür.</p>

<p>Değer yüksek ancak zaman içinde görece sabitse kronik miyokard hasarı gündeme gelebilir.</p>

<p>Bu ayrım özellikle kronik böbrek hastalığı ve yapısal kalp hastalığı bulunan kişilerde önemlidir.</p>

<p>İlk troponin normal çıkarsa kalp krizi dışlanır mı?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Her zaman değil.</p>

<p>Göğüs ağrısının başlamasından hemen sonra alınan ilk örnekte troponin henüz yükselmemiş olabilir.</p>

<p>Yüksek duyarlılıklı testler eski testlere göre daha erken yükselmeyi saptayabilir ancak zamanlama yine önemlidir.</p>

<p>Bu nedenle klinik şüphe varsa seri troponin ölçümü yapılabilir.</p>

<p>Modern protokollerde 0 ve 1 saat veya 0 ve 2 saat gibi hızlandırılmış algoritmalar kullanılabilir.</p>

<p>Hangi algoritmanın uygulanacağı kullanılan troponin testine bağlıdır.</p>

<p>Troponin delta değeri nedir?</p>

<p>Delta, iki troponin ölçümü arasındaki değişimi ifade eder.</p>

<p>Örneğin ilk ölçüm 12 ng/L, ikinci ölçüm 35 ng/L ise yalnızca ikinci değerin yüksek olması değil, kısa sürede meydana gelen artış da önemlidir.</p>

<p>Akut kalp kası hasarında troponinin yükselme veya düşme göstermesi beklenir.</p>

<p>Kronik yüksekliği bulunan kişilerde ise değerler daha stabil olabilir.</p>

<p>Ancak “delta şu kadar olursa kesin kalp krizidir” şeklinde bütün testlere uygulanabilecek tek bir sayı yoktur.</p>

<p>Mutlak veya yüzdesel değişim için kullanılan eşikler kullanılan assay ve klinik algoritmaya göre değişebilir.</p>

<p>Troponin ne kadar sürede yükselir?</p>

<p>Yüksek duyarlılıklı troponin testleri miyokard hasarını belirtilerin başlamasından sonraki erken saatlerde saptayabilir.</p>

<p>Ancak çok erken başvuran kişilerde ilk test negatif olabilir.</p>

<p>Bu nedenle göğüs ağrısının ne zaman başladığı laboratuvar sonucunun yorumlanmasında önemlidir.</p>

<p>Troponin yükseldikten sonra günler boyunca yüksek kalabilir.</p>

<p>Bu özellik yakın zamanda geçirilmiş bir kalp krizinde yeni bir olayın değerlendirilmesini de karmaşıklaştırabilir.</p>

<p>hs-Troponin I ile hs-Troponin T arasındaki fark nedir?</p>

<p>İkisi de kalp kası hasarının güvenilir biyobelirteçleridir.</p>

<p>Ancak farklı proteinleri ölçerler ve farklı üreticilerin testlerinde farklı referans değerleri bulunur.</p>

<p>Bu nedenle hs-cTnI sonucu ile hs-cTnT sonucu aynı sayısal eşikle karşılaştırılamaz.</p>

<p>Bir hastanenin troponin üst sınırı 14 ng/L iken başka bir laboratuvarın hs-cTnI üst sınırı farklı olabilir.</p>

<p>Bu farklılık hata değildir; kullanılan test yöntemlerinin farklılığından kaynaklanabilir.</p>

<p>Troponin T ile Troponin I hangisi daha iyi?</p>

<p>Her ikisi de uygun yüksek duyarlılıklı yöntemlerle akut miyokard enfarktüsü değerlendirmesinde kullanılabilir.</p>

<p>Klinik uygulamada önemli olan laboratuvarın doğrulanmış yüksek duyarlılıklı testini ve o teste özgü karar algoritmasını kullanmaktır.</p>

<p>Bir hastada seri takip mümkünse aynı troponin yöntemiyle yapılmalıdır.</p>

<p>Troponin yüksekliği neden olur?</p>

<p>Kalp krizi dışında birçok neden troponini yükseltebilir.</p>

<p>Bunlar arasında:</p>

<p>Miyokardit</p>

<p>Akut veya kronik kalp yetersizliği</p>

<p>Çok hızlı veya çok yavaş ritim bozuklukları</p>

<p>Akciğer embolisi</p>

<p>Sepsis ve ağır enfeksiyon</p>

<p>Şok</p>

<p>Hipertansif aciller</p>

<p>Aort diseksiyonu gibi ağır kardiyovasküler durumlar</p>

<p>Böbrek hastalıkları</p>

<p>Kalp cerrahisi veya girişimleri</p>

<p>Yoğun ve uzun süreli egzersiz sonrası geçici yükselmeler</p>

<p>bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle troponin “kalp krizi testi” olarak bilinse de aslında daha doğru ifade “kalp kası hasarı biyobelirteci”dir.</p>

<p>Böbrek hastalığında troponin neden yüksek olur?</p>

<p>Kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde özellikle hs-cTnT kronik olarak yüksek olabilir.</p>

<p>Bunun nedeni yalnızca böbreklerin troponini temizleyememesi değildir.</p>

<p>Kronik kalp kası stresi, sol ventrikül hipertrofisi, mikrovasküler hastalık ve başka kardiyovasküler sorunlar da katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle böbrek hastasında tek bir yüksek troponinden çok:</p>

<p>Önceki troponin değerleri</p>

<p>Seri değişim</p>

<p>Belirtiler</p>

<p>EKG</p>

<p>önem kazanır.</p>

<p>Böbrek hastalığı bulunması gerçek kalp krizini dışlamaz.</p>

<p>Miyokarditte troponin yükselir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Miyokardit kalp kasının inflamasyonudur ve kalp hücrelerinde hasara neden olduğu için troponin yükselebilir.</p>

<p>Göğüs ağrısı ve troponin yüksekliği kalp krizine benzeyebilir.</p>

<p>EKG, ekokardiyografi, koroner değerlendirme ve özellikle kardiyak MR gibi yöntemler ayrımda kullanılabilir.</p>

<p>Troponinin ne kadar yüksek olduğu tek başına miyokardit ile kalp krizini ayırt edemez.</p>

<p>Akciğer embolisinde troponin yükselir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Büyük veya hemodinamik olarak önemli akciğer embolisinde sağ ventrikül üzerindeki ani basınç yükü kalp kası hasarına neden olabilir ve troponin yükselebilir.</p>

<p>Bu durumda troponin emboliyi teşhis etmek için değil, tanısı konmuş veya kuvvetle düşünülen embolide risk değerlendirmesine katkıda bulunmak için kullanılabilir.</p>

<p>Akciğer embolisi tanısında klinik olasılık, D-Dimer ve uygun görüntüleme yöntemleri farklı roller üstlenir.</p>

<p>Sepsiste troponin neden yükselir?</p>

<p>Ağır enfeksiyon ve sepsis sırasında kalp kası birçok mekanizmayla etkilenebilir.</p>

<p>Dolaşım bozukluğu, inflamasyon, oksijen arz-talep dengesizliği ve doğrudan miyokard stresi troponin salınımına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle yoğun bakım hastalarında troponin yüksekliği oldukça sık görülebilir.</p>

<p>Bu sonuç otomatik olarak koroner damarın pıhtıyla tıkandığı Tip 1 kalp krizi anlamına gelmez.</p>

<p>Tip 1 ve Tip 2 kalp krizi nedir?</p>

<p>Tip 1 miyokard enfarktüsü genellikle aterosklerotik plağın yırtılması veya erozyonu sonucu koroner arterde trombüs oluşmasıyla ilişkilidir.</p>

<p>Tip 2 miyokard enfarktüsünde ise akut aterotromboz olmadan kalbin oksijen ihtiyacı ile oksijen sunumu arasında ciddi dengesizlik gelişir.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>Ciddi anemi</p>

<p>Çok hızlı ritim</p>

<p>Şiddetli hipertansiyon veya hipotansiyon</p>

<p>Hipoksemi</p>

<p>gibi durumlar uygun klinik bağlamda Tip 2 miyokard enfarktüsüne yol açabilir.</p>

<p>Ancak her troponin yüksekliği Tip 2 kalp krizi de değildir.</p>

<p>İskemi kanıtı yoksa durum akut miyokard hasarı olarak sınıflandırılabilir.</p>

<p>Egzersiz troponini yükseltir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Özellikle maraton ve uzun süreli dayanıklılık egzersizleri sonrasında geçici troponin yükselmesi görülebilir.</p>

<p>Bu durum çoğunlukla kısa sürede geriler.</p>

<p>Ancak egzersiz sırasında veya sonrasında göğüs ağrısı, nefes darlığı, bayılma gibi belirtiler varsa troponin yüksekliğini yalnızca egzersize bağlamak güvenli değildir.</p>

<p>Klinik değerlendirme gerekir.</p>

<p>Troponin yüksekliği nasıl düşürülür?</p>

<p>Troponin doğrudan düşürülmesi gereken bağımsız bir hastalık değildir.</p>

<p>Tedavi kalp kası hasarının nedenine yöneliktir.</p>

<p>Akut koroner tıkanıklık varsa koroner kan akımının yeniden sağlanması gerekebilir.</p>

<p>Miyokarditte yaklaşım farklıdır.</p>

<p>Akciğer embolisinde uygun antikoagülan tedavi gerekebilir.</p>

<p>Sepsiste enfeksiyon ve dolaşım bozukluğu tedavi edilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca troponin rakamını düşürmek amacıyla aspirin veya kan sulandırıcı kullanılmaz.</p>

<p>Troponin yüksekken EKG normal olabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>EKG'nin normal olması miyokard hasarını veya bütün kalp krizlerini tek başına dışlamaz.</p>

<p>Özellikle NSTEMI olarak adlandırılan ST yükselmesiz miyokard enfarktüsünde ilk EKG normal veya tanısal olmayan değişiklikler gösterebilir.</p>

<p>Bu nedenle göğüs ağrısı veya başka şüpheli belirtiler bulunan bir kişide değerlendirme yalnızca tek EKG veya tek troponin sonucuna dayandırılmaz.</p>

<p>Gerektiğinde seri EKG, seri yüksek duyarlılıklı troponin ölçümleri ve klinik risk değerlendirmesi birlikte kullanılır.</p>

<p>Troponin normal ama kalp krizi olabilir mi?</p>

<p>Özellikle belirtilerin başlamasından çok kısa süre sonra alınan ilk troponin normal olabilir.</p>

<p>Kalp kası hasarı başladıktan sonra troponinin ölçülebilir düzeyde kana geçmesi zaman alabilir.</p>

<p>Yüksek duyarlılıklı testler bu süreyi önemli ölçüde kısaltmıştır ancak çok erken başvuruda tek negatif sonuç her hastada yeterli değildir.</p>

<p>Bu nedenle acil servislerde kullanılan doğrulanmış 0/1 saat veya 0/2 saat algoritmaları önemlidir.</p>

<p>İkinci ölçümde yalnızca laboratuvar üst sınırı değil, ilk sonuca göre meydana gelen değişim de değerlendirilir.</p>

<p>Troponin kaç olursa kalp krizi olur?</p>

<p>Kalp krizi tanısı için herkese uygulanabilecek “troponin şu rakamı geçerse kalp krizidir” değeri yoktur.</p>

<p>Örneğin troponin 20, 50, 100 veya 1000 ng/L olabilir.</p>

<p>Bu rakamların hiçbiri tek başına kalp krizi tanısı koydurmaz.</p>

<p>Tanıda:</p>

<p>Troponinin kullanılan teste özgü 99. persentilin üzerinde olması</p>

<p>Seri ölçümlerde yükselme veya düşme bulunması</p>

<p>ve miyokard iskemisini destekleyen klinik, EKG veya görüntüleme kanıtı</p>

<p>birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle çok yüksek troponin önemli bir kalp kası hasarını düşündürse de hasarın nedeni ayrıca belirlenmelidir.</p>

<p>Troponin ne kadar yükselirse kalp krizi o kadar büyük mü?</p>

<p>Genel olarak daha büyük miyokard hasarı daha yüksek troponin salınımıyla ilişkili olabilir.</p>

<p>Ancak tek bir maksimum troponin değerinden kalp krizinin büyüklüğünü veya kişinin prognozunu kesin olarak hesaplamak mümkün değildir.</p>

<p>Troponin düzeyini:</p>

<p>Kullanılan test</p>

<p>Kan örneğinin ne zaman alındığı</p>

<p>Kalp kası hasarının süresi</p>

<p>Böbrek fonksiyonları</p>

<p>Reperfüzyon</p>

<p>ve başka klinik faktörler etkileyebilir.</p>

<p>Kalp hasarının büyüklüğünün değerlendirilmesinde ekokardiyografi ve kardiyak MR gibi görüntüleme yöntemleri de önemli bilgiler sağlayabilir.</p>

<p>Troponin ne zaman normale döner?</p>

<p>Troponinin normale dönüş süresi hasarın nedenine, büyüklüğüne ve kullanılan troponin testine göre değişir.</p>

<p>Akut miyokard enfarktüsünden sonra troponin günler boyunca yüksek kalabilir.</p>

<p>Troponin T bazı durumlarda Troponin I'dan daha uzun süre yüksek kalabilir.</p>

<p>Bu nedenle yakın zamanda kalp krizi geçirmiş bir kişide yeni göğüs ağrısı ortaya çıktığında troponinin hâlâ yüksek olması değerlendirmeyi zorlaştırabilir.</p>

<p>Bu durumda tek rakam yerine yeni yükselme veya düşme paterni, belirtiler ve EKG önem kazanır.</p>

<p>Troponin yüksekliği tehlikeli mi?</p>

<p>Troponin yüksekliği kalp kası hasarı bulunduğunu gösterdiği için klinik olarak önemlidir.</p>

<p>Ancak tehlikenin derecesi yalnızca troponin rakamıyla belirlenemez.</p>

<p>Troponin 50 olan akut koroner sendromlu bir kişi ile aynı değere sahip kronik böbrek hastasının klinik durumu tamamen farklı olabilir.</p>

<p>Özellikle yeni başlayan göğüs ağrısı, nefes darlığı, soğuk terleme, bayılma veya ciddi ritim bozukluğu belirtileriyle birlikte troponin yüksekliği acil değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Troponin yüksekliği stresten olur mu?</p>

<p>Gündelik psikolojik stres tek başına belirgin troponin yüksekliğinin olağan açıklaması değildir.</p>

<p>Ancak çok ağır fiziksel veya fizyolojik stres kalp kasını etkileyebilir.</p>

<p>Takotsubo sendromu olarak bilinen stres kardiyomiyopatisinde troponin yükselebilir.</p>

<p>Bu tablo yoğun duygusal veya fiziksel stres sonrasında gelişebilir ve kalp krizine benzeyen göğüs ağrısı, EKG değişiklikleri ve kalp kası fonksiyon bozukluğu oluşturabilir.</p>

<p>Ancak Takotsubo tanısı yalnızca “stres yaşadım ve troponin yüksek” denilerek konmaz.</p>

<p>Koroner arter hastalığı ve diğer nedenlerin uygun şekilde değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Troponin yüksekliğinde koroner anjiyografi gerekir mi?</p>

<p>Her troponin yüksekliğinde otomatik olarak koroner anjiyografi yapılmaz.</p>

<p>Karar:</p>

<p>Göğüs ağrısının özellikleri</p>

<p>EKG bulguları</p>

<p>Troponinin yükselme-düşme paterni</p>

<p>Hemodinamik durum</p>

<p>Kişinin kalp-damar riski</p>

<p>ve diğer klinik bulgular</p>

<p>üzerinden verilir.</p>

<p>Akut koroner sendrom düşünülen yüksek riskli hastalarda erken invaziv değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Buna karşılık miyokardit, sepsis veya kronik miyokard hasarı gibi koroner tıkanıklık dışındaki nedenlerde yaklaşım farklıdır.</p>

<p>Troponin ile CK-MB arasındaki fark nedir?</p>

<p>Geçmişte kalp krizi tanısında CK-MB yaygın biçimde kullanılıyordu.</p>

<p>Günümüzde yüksek duyarlılıklı kardiyak troponinler miyokard hasarını saptamada daha duyarlı ve kalp kasına daha özgül oldukları için temel biyobelirteç haline gelmiştir.</p>

<p>Birçok klinik durumda hs-troponin mevcutken kalp krizi tanısı için rutin CK-MB ölçümüne ihtiyaç duyulmaz.</p>

<p>Ancak belirli özel klinik durumlarda başka biyobelirteçler ayrıca değerlendirilebilir.</p>

<p>Troponin sonucu tek başına yorumlanmalı mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Troponin özellikle bağlam gerektiren bir laboratuvar testidir.</p>

<p>Aynı 50 ng/L sonucu:</p>

<p>Yeni başlayan göğüs ağrısı ve iskemik EKG değişikliği bulunan bir kişide</p>

<p>kronik böbrek hastalığında</p>

<p>miyokarditte</p>

<p>akciğer embolisinde</p>

<p>ve sepsiste</p>

<p>tamamen farklı anlamlara gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle troponin için en önemli sorular yalnızca “kaç çıktı?” değildir.</p>

<p>Hangi troponin testi kullanıldı?</p>

<p>Laboratuvarın 99. persentil sınırı kaç?</p>

<p>İlk değer neydi?</p>

<p>İkinci değer ne oldu?</p>

<p>Belirtiler ne zaman başladı?</p>

<p>EKG nasıl?</p>

<p>soruları birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>Troponin 14 yüksek mi?</p>

<p>Tek başına söylenemez. 14 ng/L bazı hs-Troponin T yöntemlerinde üst referans sınırına yakın olabilir ancak farklı hs-Troponin I testlerinin referans değerleri farklıdır. Laboratuvarın kullandığı test ve 99. persentil sınırı esas alınmalıdır.</p>

<p>Troponin 50 kalp krizi mi?</p>

<p>Troponin 50 ng/L birçok yüksek duyarlılıklı testte yüksek olabilir ancak tek başına kalp krizi tanısı değildir. Seri değişim, göğüs ağrısı, EKG ve diğer iskemi bulguları birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Troponin 100 çok mu yüksek?</p>

<p>Birçok hs-troponin testinde 100 ng/L belirgin yüksek olacaktır ve kalp kası hasarını düşündürür. Ancak kalp krizi dışında miyokardit, akciğer embolisi, sepsis ve başka nedenler de bu düzeylere yol açabilir.</p>

<p>İlk troponin normal çıkarsa kalp krizi yok mudur?</p>

<p>Her zaman değil. Belirtiler çok yeni başladıysa ilk troponin henüz yükselmemiş olabilir. Klinik şüphe varsa kullanılan teste özgü seri ölçüm algoritmaları uygulanabilir.</p>

<p>Troponin yüksek ama EKG normalse kalp krizi olabilir mi?</p>

<p>Evet. Normal EKG bütün kalp krizlerini dışlamaz. NSTEMI'de ilk EKG normal veya tanısal olmayan bulgular gösterebilir. Troponinin seri değişimi ve klinik tablo önemlidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Troponin yüksekliği evde yorumlanarak tedavi edilecek bir laboratuvar bulgusu değildir. Yeni başlayan veya devam eden göğüs ağrısı, göğüste baskı, nefes darlığı, soğuk terleme, bayılma, çeneye veya kola yayılan ağrı gibi belirtiler varsa troponin rakamından bağımsız olarak acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Troponin için internetten bulunan tek bir “normal değer” kullanılmamalıdır. hs-cTnI ve hs-cTnT testlerinin 99. persentil üst referans sınırları kullanılan cihaz ve yönteme göre değişir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Thygesen K, Alpert JS, Jaffe AS, et al. Fourth Universal Definition of Myocardial Infarction. European Heart Journal.</p>

<p>2. European Society of Cardiology. Guidelines for the Management of Acute Coronary Syndromes. European Heart Journal, 2023.</p>

<p>3. Gulati M, Levy PD, Mukherjee D, et al. Guideline for the Evaluation and Diagnosis of Chest Pain. Circulation, 2021.</p>

<p>4. Sandoval Y, Jaffe AS. Using High-Sensitivity Cardiac Troponin T for Acute Cardiac Care. American Journal of Medicine. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/troponin-kac-olmali-5-14-20-50-ve-100-ne-demek</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 13:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0973.jpeg" type="image/jpeg" length="45746"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alzheimer’da Yeni Dönem: 158 İlaç 192 Klinik Çalışmada Araştırılıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alzheimerda-yeni-donem-158-ilac-192-klinik-calismada-arastiriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alzheimerda-yeni-donem-158-ilac-192-klinik-calismada-arastiriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[21 Eylül Dünya Alzheimer Günü’nde yayımlanan 2026 Dünya Alzheimer Raporu klinik araştırmaları odağına aldı. ADI’ye göre demans için 158 ilaç, 192 klinik çalışmada araştırılıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dünya Alzheimer Günü 2026: 158 İlaç 192 Klinik Çalışmada Araştırılıyor</p>

<p>Alzheimer ve diğer demans türleriyle mücadelede bilim dünyası yeni bir döneme giriyor. Her yıl 21 Eylül’de düzenlenen Dünya Alzheimer Günü’nde yayımlanan 2026 Dünya Alzheimer Raporu, bu kez doğrudan demans klinik araştırmalarına odaklandı.</p>

<p>Alzheimer’s Disease International’ın (ADI) açıkladığı verilere göre halen demans alanında 158 ilaç, 192 klinik çalışmada araştırılıyor. Ancak yeni ilaçların geliştirilmesi kadar bu çalışmaların kimlere ulaşabildiği, hastaların araştırmalara nasıl katıldığı ve klinik çalışmaların dünyanın farklı bölgelerine ne ölçüde yayıldığı da giderek önem kazanıyor.</p>

<p>2026 Dünya Alzheimer Raporu bu nedenle “Demans Klinik Araştırmalarında Yeni Bir Dönem” başlığını taşıyor.</p>

<p>158 İLAÇ, 192 KLİNİK ÇALIŞMA</p>

<p>ADI, Alzheimer ve diğer demans türlerinde yeni tanı ve tedavi yöntemlerinin hastalara ulaşmasının klinik araştırmalardan geçtiğini vurguluyor.</p>

<p>Bugün araştırma hattında bulunan 158 ilacın 192 klinik çalışmada değerlendiriliyor olması, alandaki bilimsel hareketliliğin boyutunu gösteriyor.</p>

<p>Ancak bu sayıların tamamı gelecekte onaylanacak tedaviler anlamına gelmiyor. Klinik araştırmalardaki ilaçların önemli bir bölümü etkinlik veya güvenlik sorunları nedeniyle geliştirme sürecini tamamlayamayabilir.</p>

<p>Bu nedenle araştırma hattındaki ilaç sayısı “158 yeni Alzheimer ilacı geliyor” şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>2026 RAPORUNUN MERKEZİNDE HASTALAR VAR</p>

<p>Yeni rapor yalnızca deneysel ilaçlara odaklanmıyor.</p>

<p>Klinik araştırmalara hasta alımından araştırma etiğine, farklı toplumların çalışmalarda temsil edilmesinden araştırmalara erişimdeki eşitsizliklere kadar geniş bir alan inceleniyor.</p>

<p>Raporda öne çıkan temel sorulardan biri şu:</p>

<p>Alzheimer araştırmalarındaki hızlı bilimsel ilerleme dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan hastalara eşit biçimde ulaşabilecek mi?</p>

<p>ADI, gelecekteki tedavilerin geliştirilebilmesi için demansın erken, orta ve ileri dönemlerinde bulunan binlerce kişinin dünya genelinde klinik araştırmalara katılımına ihtiyaç olduğunu belirtiyor.</p>

<p>ERKEN TANI NEDEN DAHA ÖNEMLİ HALE GELDİ?</p>

<p>2026 Dünya Alzheimer Ayı kampanyasının teması da bu değişimi yansıtıyor:</p>

<p>“Ne kadar erken bilirseniz, o kadar çok şey yapabilirsiniz: Demans tanısı önemlidir.”</p>

<p>Erken tanı yalnızca hastalığın adını daha erken koymak anlamına gelmiyor.</p>

<p>Tanı alan kişinin uygun bakım ve destek hizmetlerine ulaşması, geleceğe ilişkin planlama yapabilmesi, uygun hastalarda mevcut tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi ve klinik araştırmalara katılım fırsatlarının araştırılması açısından da önem taşıyor.</p>

<p>ADI, araştırmalar ilerledikçe erken evredeki hastaların yanı sıra hastalık açısından yüksek risk taşıyan ve henüz belirti göstermeyen kişilerin de bilimsel çalışmalar açısından giderek daha fazla gündeme geleceğini belirtiyor.</p>

<p>DSÖ: DEMANS RİSKİNİN YÜZDE 45’İ DEĞİŞTİRİLEBİLİR FAKTÖRLERLE İLİŞKİLİ OLABİLİR</p>

<p>2026’nın Alzheimer ve demans alanındaki bir diğer önemli gelişmesi Dünya Sağlık Örgütü’nden geldi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DSÖ, temmuz ayında bilişsel gerileme ve demans riskinin azaltılmasına ilişkin rehberinin ikinci baskısını yayımladı.</p>

<p>DSÖ’ye göre dünya genelinde 57 milyondan fazla kişi demansla yaşıyor ve her yıl yaklaşık 10 milyon yeni tanı konuluyor. Alzheimer hastalığının demans vakalarının yaklaşık yüzde 60–70’ini oluşturduğu tahmin ediliyor.</p>

<p>Yeni rehberde, demans riskinin yüzde 45’e kadar olan bölümünün değiştirilebilir risk faktörleriyle ilişkili olabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Bunlar arasında sigara kullanımı, alkol tüketimi, fiziksel hareketsizlik, sosyal izolasyon, hava kirliliği ile hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklar bulunuyor.</p>

<p>Bu ifade önemli bir ayrım gerektiriyor.</p>

<p>Risk faktörlerinin değiştirilmesi Alzheimer hastalığının kesin olarak önleneceği anlamına gelmiyor. Ancak toplum düzeyinde bu faktörlerin azaltılması, bazı demans vakalarının önlenmesine veya başlangıcının geciktirilmesine katkı sağlayabilir.</p>

<p>ALZHEIMER’IN İLK BELİRTİLERİ NELER?</p>

<p>Alzheimer hastalığının en bilinen belirtisi yakın dönem hafızasında yaşanan bozulmadır.</p>

<p>Ancak hastalık yalnızca unutkanlıktan ibaret değildir.</p>

<p>Yeni öğrenilen bilgileri tekrar tekrar unutmak, aynı soruları sık sık sormak, günlük işleri planlamakta zorlanmak, tanıdık yerlerde yön bulma güçlüğü yaşamak, zaman ve tarih konusunda karışıklık, kelime bulmakta giderek artan zorluk ve davranış değişiklikleri değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında olabilir.</p>

<p>Bununla birlikte zaman zaman isim veya randevu unutmak tek başına Alzheimer hastalığı anlamına gelmez.</p>

<p>Belirtilerin sürekliliği, giderek kötüleşmesi ve günlük yaşamı etkilemeye başlaması önemlidir.</p>

<p>ALZHEIMER İLE NORMAL YAŞLANMA AYNI ŞEY DEĞİL</p>

<p>Yaş ilerledikçe bilgiye ulaşma hızının bir miktar yavaşlaması veya zaman zaman bir ismin hatırlanmasının gecikmesi görülebilir.</p>

<p>Demans ise günlük yaşamı etkileyebilecek düzeyde bilişsel işlev kaybıyla seyreden bir klinik tablodur.</p>

<p>Bu nedenle kişinin para yönetimi, ilaçlarını kullanma, yemek hazırlama, yol bulma veya daha önce rahatlıkla gerçekleştirdiği günlük görevlerde belirgin güçlük yaşamaya başlaması tıbbi değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>2026’NIN MESAJI: TANIYI GECİKTİRMEMEK</p>

<p>Alzheimer hastalığının halen kesin bir tedavisi bulunmuyor.</p>

<p>Ancak tanı yöntemlerindeki gelişmeler, hastalığın biyolojik süreçlerini hedefleyen tedaviler ve hızla büyüyen klinik araştırma programları nedeniyle erken ve doğru tanının önemi geçmiş yıllara göre daha fazla gündemde.</p>

<p>2026 Dünya Alzheimer Raporu da bu değişimin önemli bir göstergesi.</p>

<p>Bilim dünyası artık yalnızca “Alzheimer nasıl tedavi edilir?” sorusunu sormuyor.</p>

<p>Yeni dönemin soruları daha geniş:</p>

<p>Hastalık ne kadar erken saptanabilir?</p>

<p>Yeni tedaviler kimlere fayda sağlayabilir?</p>

<p>Klinik araştırmalara kimler ulaşabiliyor?</p>

<p>Farklı ülkeler ve toplumlar araştırmalarda yeterince temsil ediliyor mu?</p>

<p>Ve bilimsel ilerleme gerçek yaşamda hastalara ne kadar hızlı ulaşabilecek?</p>

<p>21 Eylül Dünya Alzheimer Günü’nün 2026 mesajı bu nedenle yalnızca farkındalık değil.</p>

<p>Erken tanı, araştırmaya erişim ve bilimsel gelişmelerin toplumun tamamına ulaşabilmesi artık Alzheimer mücadelesinin temel başlıkları arasında.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Unutkanlık tek başına Alzheimer hastalığı anlamına gelmez. Depresyon, uyku bozuklukları, bazı ilaçlar, tiroid hastalıkları, vitamin eksiklikleri ve başka sağlık sorunları da bilişsel yakınmalara yol açabilir. Yeni başlayan, ilerleyen veya günlük yaşamı etkileyen unutkanlık ve diğer bilişsel değişikliklerde hekim değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Alzheimer’s Disease International – World Alzheimer Report 2026: A New Era in Dementia Clinical Trials</p>

<p>Alzheimer’s Disease International – World Alzheimer’s Month 2026</p>

<p>World Health Organization – Risk Reduction of Cognitive Decline and Dementia: WHO Guidelines, Second Edition, 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alzheimerda-yeni-donem-158-ilac-192-klinik-calismada-arastiriliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 13:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1059.jpeg" type="image/jpeg" length="15815"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alzheimer Belirti Vermeden Önce Kanda İz Bırakıyor Olabilir: 1.350 Kişilik Araştırma]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alzheimer-belirti-vermeden-once-kanda-iz-birakiyor-olabilir-1350-kisilik-arastirma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alzheimer-belirti-vermeden-once-kanda-iz-birakiyor-olabilir-1350-kisilik-arastirma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[The Lancet’te yayımlanan 1.350 kişilik araştırmada, yaş ortalaması 61 olan yetişkinlerde Alzheimer ile ilişkili p-tau217 ve amiloid-beta kan biyobelirteçleri bilişsel gerilemeyle bağlantılı bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Alzheimer hastalığının beyindeki biyolojik izleri, belirgin unutkanlık ve demans ortaya çıkmadan yıllar önce kanda saptanabilir mi?</p>

<p>The Lancet’te yayımlanan geniş kapsamlı bir çalışma, bu soruya dikkat çekici verilerle yanıt verdi. Araştırmacılar, 50’li ve 60’lı yaşlarındaki yetişkinlerin kanında Alzheimer hastalığıyla ilişkili amiloid-beta ve fosforile tau proteinlerini inceledi.</p>

<p>Sonuçlar, Alzheimer nöropatolojisiyle ilişkili kan biyobelirteçlerinin orta yaş döneminde bazı kişilerde saptanabildiğini ve bu bulguların belirli bilişsel alanlardaki daha düşük performans ve hızlanmış gerilemeyle ilişkili olduğunu gösterdi.</p>

<p>1.350 kişi incelendi</p>

<p>Araştırma, ABD’de uzun yıllardır sürdürülen CARDIA çalışmasının katılımcıları üzerinden gerçekleştirildi.</p>

<p>Nihai analizde 1.350 kişi yer aldı. Katılımcıların yaş ortalaması 61’di ve yaşları 53 ile 69 arasında değişiyordu.</p>

<p>Katılımcıların yüzde 58’i kadın, yüzde 42’si erkekti.</p>

<p>Araştırmanın önemli özelliklerinden biri de klinik Alzheimer hastalarından ziyade toplumdan seçilmiş orta yaş grubundaki yetişkinlerin incelenmesiydi. Olası demansı bulunan kişiler analiz dışında bırakıldı.</p>

<p>Kanda hangi Alzheimer belirteçlerine bakıldı?</p>

<p>Araştırmacılar özellikle üç ölçümü değerlendirdi:</p>

<p>Aβ42/Aβ40 oranı,</p>

<p>p-tau217,</p>

<p>p-tau217/Aβ42 oranı.</p>

<p>Amiloid-beta ve fosforile tau, Alzheimer hastalığının biyolojik sürecinde merkezi öneme sahip proteinler arasında bulunuyor.</p>

<p>Araştırmacılar kandaki değerleri, amiloid PET görüntüleme yöntemleriyle doğrulanmış eşik değerler üzerinden sınıflandırdı.</p>

<p>Katılımcıların yüzde 4 ila 15’inde pozitiflik saptandı</p>

<p>Sonuçlar kullanılan biyobelirtece göre değişti.</p>

<p>p-tau217/Aβ42 ölçümüne göre katılımcıların yaklaşık yüzde 6’sında Alzheimer nöropatolojisiyle uyumlu pozitiflik görüldü.</p>

<p>Aβ42/Aβ40 ölçümünde bu oran yüzde 15’e ulaştı.</p>

<p>Tek başına p-tau217 ölçümünde ise yaklaşık yüzde 4 olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu rakamların doğrudan “katılımcıların yüzde 4–15’inde Alzheimer hastalığı vardı” şeklinde yorumlanmaması gerekiyor.</p>

<p>Araştırılan konu klinik Alzheimer tanısı değil, hastalıkla ilişkili biyolojik değişikliklerin kan biyobelirteçleriyle saptanmasıydı.</p>

<p>Düşünme hızında farklılık ortaya çıktı</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri bilişsel testlerde görüldü.</p>

<p>Alzheimer nöropatolojisi açısından biyobelirteçleri pozitif bulunan kişiler, bilgi işleme hızını değerlendiren testlerde daha düşük performans gösterdi.</p>

<p>Yürütücü işlevlerde de benzer bir ilişki saptandı.</p>

<p>Yürütücü işlev; planlama, organize olma, dikkati yönetme, karar verme ve bir görevi sürdürebilme gibi günlük yaşam açısından kritik zihinsel becerileri kapsıyor.</p>

<p>Buna karşılık araştırmada genel biliş ve sözel akıcılık açısından aynı düzeyde bir ilişki gösterilemedi.</p>

<p>Beş yıllık değişim daha da dikkat çekici</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca tek bir zamandaki bilişsel performansa bakmadı.</p>

<p>Katılımcıların bilişsel testlerinin beş yıllık değişimi de değerlendirildi.</p>

<p>Alzheimer biyobelirteçleri pozitif olan bazı gruplarda sözel hafızada hızlanmış gerileme olasılığının belirgin biçimde yükseldiği görüldü.</p>

<p>Aβ42/Aβ40 pozitifliği, hızlanmış sözel hafıza gerilemesi açısından yaklaşık 4,3 kat daha yüksek olasılıkla ilişkiliydi.</p>

<p>p-tau217/Aβ42 pozitifliğinde ise bu olasılık yaklaşık 2,4 kat daha yüksekti.</p>

<p>İşlem hızındaki gerilemeyle de bağlantı bulundu</p>

<p>Benzer sonuçlar bilgi işleme hızında görüldü.</p>

<p>p-tau217 pozitifliği hızlanmış işlem hızı gerilemesinin yaklaşık 4 kat daha yüksek olasılığıyla ilişkiliydi.</p>

<p>p-tau217/Aβ42 pozitifliğinde ise yaklaşık 3,4 katlık bir ilişki saptandı.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var.</p>

<p>Bu değerler bir kişinin kesin olarak Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin “4 kat arttığı” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bunlar araştırmada tanımlanan hızlanmış bilişsel gerileme ölçütüyle elde edilen istatistiksel ilişkilerdir.</p>

<p>Alzheimer gerçekten yıllar önce mi başlıyor?</p>

<p>Alzheimer hastalığının biyolojik sürecinin klinik belirtilerden yıllar önce başlayabildiği uzun süredir biliniyor.</p>

<p>Asıl sorun, bu sessiz dönemin kolay, güvenilir ve uygulanabilir yöntemlerle nasıl tespit edileceği.</p>

<p>Beyin omurilik sıvısı incelemeleri ve PET görüntüleme önemli bilgiler sağlayabiliyor ancak maliyet, erişilebilirlik ve invazivlik gibi nedenlerle geniş toplum taraması açısından sınırlamalar taşıyor.</p>

<p>Kan biyobelirteçleri bu nedenle Alzheimer araştırmalarının en hızlı gelişen alanlarından biri haline geldi.</p>

<p>p-tau217 neden önemli?</p>

<p>Son yıllarda özellikle p-tau217, Alzheimer hastalığıyla ilişkili beyin patolojisinin belirlenmesinde güçlü biyobelirteç adaylarından biri olarak öne çıktı.</p>

<p>Yeni çalışma ise tartışmayı farklı bir noktaya taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çünkü araştırmacılar yalnızca ileri yaştaki veya bilişsel yakınmaları bulunan hastaları değil, 53–69 yaş aralığındaki toplum temelli bir grubu değerlendirdi.</p>

<p>Bulgular, Alzheimer ile ilişkili biyolojik değişikliklerin orta yaş döneminde kan yoluyla araştırılmasının gelecekte önemli olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Bu testler sağlıklı herkese yapılmalı mı?</p>

<p>Hayır. Çalışmadan böyle bir sonuç çıkarılamaz.</p>

<p>Araştırma gözlemsel bir kohort çalışmasıdır ve biyobelirteçler tek bir zaman noktasında ölçülmüştür.</p>

<p>Kan testinde Alzheimer ile ilişkili biyobelirteçlerin yüksek çıkması tek başına klinik Alzheimer hastalığı tanısı anlamına gelmez.</p>

<p>Yanlış pozitif sonuçlar, kullanılan eşik değerleri, kişinin yaşı ve testin hangi klinik grupta kullanıldığı gibi faktörlerin dikkate alınması gerekir.</p>

<p>NIH de çalışmayı değerlendirirken, bu testlerin orta yaşta rutin klinik kullanıma girebilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç bulunduğunun altını çiziyor.</p>

<p>Asıl hedef belirtileri beklemeden müdahale etmek olabilir</p>

<p>Çalışmanın uzun vadeli önemi burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Eğer Alzheimer hastalığının biyolojik süreci güvenilir biçimde çok erken dönemde belirlenebilirse, gelecekte müdahaleler hafıza kaybının belirginleşmesini beklemeden başlayabilir.</p>

<p>Bu müdahaleler yalnızca ilaçlardan oluşmak zorunda değil.</p>

<p>Kalp-damar sağlığının korunması, fiziksel aktivite, sigaradan uzak durulması, bilişsel ve sosyal aktivitenin sürdürülmesi ve diğer değiştirilebilir demans risk faktörlerinin yönetilmesi de erken dönemde önem taşıyor.</p>

<p>Araştırmanın kıdemli yazarı Prof. Dr. Kristine Yaffe ve ekibi de erken belirlemenin değiştirilebilir risk faktörlerinin daha erken ele alınmasına kapı açabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Alzheimer tanısında kan testlerinin dönemi başlıyor mu?</p>

<p>Araştırmanın sonuçları umut verici ancak henüz son söz değil.</p>

<p>Çalışma, kan biyobelirteçlerinin orta yaşta Alzheimer ile ilişkili nöropatolojik değişiklikler ve bazı bilişsel gerileme ölçütleri arasında bağlantı kurabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Bunun, semptomsuz milyonlarca insanın rutin olarak taranması gerektiği anlamına gelip gelmediğini ise gelecekteki çalışmalar belirleyecek.</p>

<p>Ancak elde edilen bulgular Alzheimer araştırmalarındaki yön değişikliğini açık biçimde gösteriyor:</p>

<p>Hedef artık yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tanı koymak değil, beyindeki biyolojik süreci mümkün olduğunca erken yakalamak.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu haber bilimsel araştırma sonuçlarını aktarmaktadır ve kişisel tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Alzheimer hastalığı tanısı yalnızca tek bir kan biyobelirteci sonucuna dayanılarak konulamaz. Unutkanlık veya bilişsel yakınması bulunan kişilerin nöroloji veya ilgili sağlık uzmanına başvurması gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>The Lancet — Jiang X, Hoang TD, Shaw LM ve ark. Alzheimer’s disease neuropathology plasma biomarkers and cognition in midlife: a community-based cohort study. 2026.</p>

<p>National Institutes of Health (NIH) — Alzheimer’s proteins in blood linked to midlife cognition.</p>

<p>NIH News in Health — Blood Tests May Flag Early Alzheimer’s. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji, Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alzheimer-belirti-vermeden-once-kanda-iz-birakiyor-olabilir-1350-kisilik-arastirma</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1058.jpeg" type="image/jpeg" length="78510"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin acı kaybı: Uzm. Dr. Semih Lütfi Mirapoğlu hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/umraniye-egitim-ve-arastirma-hastanesinin-aci-kaybi-uzm-dr-semih-lutfi-mirapoglu-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/umraniye-egitim-ve-arastirma-hastanesinin-aci-kaybi-uzm-dr-semih-lutfi-mirapoglu-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Uzm. Dr. Semih Lütfi Mirapoğlu, 61 yaşında hayatını kaybetti. Mirapoğlu’nun kalp krizi sonucu yaşamını yitirdiği öğrenildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Çocuk Cerrahisi Uzmanı olarak görev yapan Uzm. Dr. Semih Lütfi Mirapoğlu hayatını kaybetti.</p>

<p>61 yaşındaki Mirapoğlu’nun kalp krizi sonucu yaşamını yitirdiği öğrenildi. Acı haberin ardından sağlık camiasından peş peşe taziye mesajları geldi.</p>

<p>İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü de Mirapoğlu’nun vefatını yayımladığı taziye mesajıyla duyurdu.</p>

<p>Semih Lütfi Mirapoğlu kimdir?</p>

<p>Uzm. Dr. Semih Lütfi Mirapoğlu, çocuk cerrahisi uzmanıydı. Mesleki yaşamının son döneminde Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği’nde görev yapıyordu. Güncel akademik kayıtlarda da Mirapoğlu’nun Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi bünyesinde çalışmalarını sürdürdüğü görülüyor.</p>

<p>Mirapoğlu daha önce Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile de ilişkilendirilen mesleki kayıtlara sahipti. Hekim profilindeki hasta değerlendirmeleri 2013 yılına kadar uzanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilimsel çalışmaları bulunuyor</p>

<p>Mirapoğlu yalnızca klinik hekimliğiyle değil, çocuk cerrahisi alanındaki akademik çalışmalarıyla da biliniyordu.</p>

<p>2026 yılında Ümraniye Pediatri Dergisi’nde yayımlanan çocuklarda akut apandisit ile reaktif lenfoid hiperplazinin ayırıcı tanısında hematolojik belirteçleri inceleyen araştırmanın yazarları arasında yer aldı.</p>

<p>Uluslararası bilimsel etkinliklerde de çalışmaları bulunan Mirapoğlu, 2025 Dünya Çocuk Cerrahları Dernekleri Federasyonu (WOFAPS) kongre programında Ümraniye Eğitim ve Araştırma Merkezi Çocuk Cerrahisi bünyesinde araştırmacı olarak yer aldı.</p>

<p>Çocuk cerrahisi alanında kitap bölümü çalışmalarına da katkı sağladı; Akademisyen Yayınevi kayıtlarında 2021 tarihli Yeni Nesil Cerrahi kitabının yazarları arasında adı bulunuyor.</p>

<p>Sağlık camiasını üzen vefat</p>

<p>Uzun yıllar çocuk hastaların tedavisinde görev alan Uzm. Dr. Semih Lütfi Mirapoğlu’nun 61 yaşındaki vefatı, meslektaşları, hastaları ve yakınları arasında üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Mirapoğlu’na Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve sağlık camiasına başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/umraniye-egitim-ve-arastirma-hastanesinin-aci-kaybi-uzm-dr-semih-lutfi-mirapoglu-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 12:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1057.jpeg" type="image/jpeg" length="30387"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Pankreas Kanserinde Yeni Kan Testi: Erken Evrede Yüzde 86,8 Duyarlılık]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanserinde-yeni-kan-testi-erken-evrede-yuzde-868-duyarlilik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanserinde-yeni-kan-testi-erken-evrede-yuzde-868-duyarlilik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Medicine’da yayımlanan 1.785 kişilik çalışmada mikroRNA ve CA19-9’u birleştiren PANXEON, evre I–II pankreas kanserinde yüzde 86,8 duyarlılık gösterdi. Test henüz rutin tarama için onaylı değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Pankreas kanserini henüz erken evredeyken kan örneğinden yakalamaya yönelik yeni bir yöntem umut verici sonuçlar verdi. Nature Medicine’da yayımlanan uluslararası çalışmada mikroRNA imzasını CA19-9 ile birleştiren PANXEON yaklaşımı, evre I ve II pankreas kanserinde yüzde 86,8 duyarlılığa ulaştı.</p>

<p>Araştırmaya dört ülkeden toplam 1.785 kişi katıldı. Bununla birlikte PANXEON bugün için rutin pankreas kanseri taramasında kullanılan veya FDA ya da EMA tarafından bu amaçla onaylanmış bir test değil.</p>

<p>Çalışma ayrıca testin pankreas kanserinden ölümleri azalttığını göstermedi. Sonuçlar, daha büyük ve gerçek tarama popülasyonlarında doğrulanması gereken bir biyobelirteç yaklaşımına işaret ediyor.</p>

<p>Pankreas kanserinde erken tanı neden önemli?</p>

<p>Pankreas kanseri, erken dönemde belirgin şikâyetlere neden olmayabilen kanserlerden biri.</p>

<p>Belirtiler ortaya çıktığında hastalık bazı kişilerde pankreas dışına yayılmış olabiliyor. Bu durum cerrahi gibi potansiyel olarak küratif tedavi seçeneklerinin uygulanabileceği hasta sayısını azaltabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle pankreas kanserini henüz evre I veya II aşamasındayken yakalayabilecek güvenilir yöntemler uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>Ancak genel nüfusta pankreas kanseri taraması için bugün yaygın biçimde kullanılan basit bir kan testi bulunmuyor.</p>

<p>PANXEON nedir?</p>

<p>PANXEON, araştırmacıların pankreas kanserinin erken tespiti amacıyla geliştirdiği kan temelli çoklu biyobelirteç yaklaşımı.</p>

<p>Sistem iki farklı biyolojik bilgiyi bir araya getiriyor.</p>

<p>Bunlardan ilki kanda ölçülen 10 mikroRNA’dan oluşan moleküler imza.</p>

<p>İkincisi ise pankreas kanserinin klinik değerlendirmesinde uzun süredir kullanılan CA19-9 biyobelirteci.</p>

<p>Araştırmacılar bu iki veri grubunu birlikte değerlendirerek tek başına CA19-9 veya mikroRNA imzasından daha güçlü bir erken tanı modeli oluşturmayı amaçladı.</p>

<p>MikroRNA nedir?</p>

<p>MikroRNA’lar, protein üretmeyen ancak genlerin ne ölçüde aktif olacağını düzenlemeye katkıda bulunan çok küçük RNA molekülleri.</p>

<p>Kanser hücrelerinin biyolojisi değiştiğinde bazı mikroRNA'ların üretim ve dolaşımdaki düzeyleri de değişebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle kandaki mikroRNA profilleri farklı kanser türlerinde erken tanı biyobelirteci olarak uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>PANXEON çalışmasında araştırmacılar pankreas kanseriyle ilişkili olabilecek 10 mikroRNA’dan oluşan özel bir imza geliştirdi.</p>

<p>Araştırmaya 1.785 kişi katıldı</p>

<p>Çalışma uluslararası ve çok merkezli olarak gerçekleştirildi.</p>

<p>Dört ülkeden toplam 1.785 katılımcının kan örnekleri değerlendirildi.</p>

<p>Araştırma popülasyonu yalnız pankreas kanseri hastalarından oluşmadı.</p>

<p>Kanser tanısı bulunan kişilerle birlikte düşük riskli kontrol grupları ve pankreas kanseri açısından yüksek risk taşıyan kişiler de değerlendirmeye dahil edildi.</p>

<p>Bu tasarım, testin yalnız kanseri saptama kapasitesini değil, kanseri olmayan kişilerde ne sıklıkla yanlış pozitif sonuç üretebileceğini de incelemeye olanak sağladı.</p>

<p>İlk mikroRNA modeli ne gösterdi?</p>

<p>Araştırmacıların geliştirdiği 10 mikroRNA'lık imza, bağımsız test kohortunda pankreas kanserini ayırt etmede güçlü performans gösterdi.</p>

<p>Modelin ROC eğrisi altında kalan alanı, yani AUC değeri yaklaşık yüzde 88,6 olarak bildirildi.</p>

<p>AUC, bir testin hastalığı bulunan ve bulunmayan kişileri birbirinden ayırma performansını değerlendirmede kullanılan istatistiksel ölçütlerden biri.</p>

<p>Değer 1'e yaklaştıkça ayırt etme performansı yükseliyor.</p>

<p>MikroRNA imzasının tek başına erken evre pankreatik duktal adenokarsinom için duyarlılığı yüzde 83,8 olarak hesaplandı.</p>

<p>CA19-9 eklenince duyarlılık yüzde 86,8’e ulaştı</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonucu mikroRNA imzasıyla CA19-9’un birleştirilmesinden sonra ortaya çıktı.</p>

<p>PANXEON olarak adlandırılan birleşik yaklaşım, evre I ve II pankreatik duktal adenokarsinomda yüzde 86,8 duyarlılık gösterdi.</p>

<p>Duyarlılık, hastalığı gerçekten bulunan kişilerin ne kadarının test tarafından pozitif olarak yakalanabildiğini ifade ediyor.</p>

<p>Dolayısıyla yüzde 86,8 rakamı testin doğruluğunun yüzde 86,8 olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Aynı şekilde pankreas kanserlerinin yüzde 86,8’inin toplum taramasında kesin olarak bulunacağı anlamına da gelmiyor.</p>

<p>Gerçek tarama performansının anlaşılabilmesi için özgüllük, yanlış pozitif sonuçlar, hastalığın toplumdaki sıklığı ve pozitif öngörü değeri gibi başka ölçütlerin de birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Yanlış pozitiflik oranı neydi?</p>

<p>Kanser tarama testlerinde en önemli sorunlardan biri yanlış pozitif sonuçlar.</p>

<p>Bir test kanseri olmayan kişiye kanser şüphesi verirse, kişi gereksiz görüntüleme, endoskopik işlemler, biyopsiler ve psikolojik kaygıyla karşılaşabilir.</p>

<p>PANXEON araştırmasında düşük riskli kontrol grubundaki yanlış pozitiflik oranı yüzde 3,2 olarak bildirildi.</p>

<p>Ancak pankreas kanseri açısından yüksek risk taşıyan kontrol grubunda yanlış pozitiflik oranı yüzde 15,6’ya yükseldi.</p>

<p>Bu fark özellikle önemli.</p>

<p>Çünkü gelecekte böyle bir testin kullanılabileceği grupların başında ailesel veya genetik nedenlerle pankreas kanseri riski yüksek kişiler gelebilir.</p>

<p>Bu popülasyonda yanlış pozitif sonuçların nasıl yönetileceği daha büyük prospektif çalışmalarda değerlendirilmek zorunda.</p>

<p>Pankreas kistlerinde de araştırıldı</p>

<p>Araştırmacılar PANXEON yaklaşımını pankreas kisti bulunan yüksek riskli kişilerde de değerlendirdi.</p>

<p>Pankreas kistlerinin tamamı kansere dönüşmüyor.</p>

<p>Bu nedenle hangi kistin düşük riskli, hangisinin yüksek dereceli displazi veya kanserleşme potansiyeli taşıdığını belirlemek klinikte önemli bir sorun.</p>

<p>Çalışmada yüksek riskli pankreas kistlerinde yüksek dereceli displaziyi belirleme duyarlılığı yüzde 64,3 olarak bildirildi.</p>

<p>Bu sonuç erken bir sinyal olmakla birlikte tek başına mevcut kist takip yöntemlerinin yerini alacak düzeyde bir kanıt oluşturmuyor.</p>

<p>Tedaviden sonra mikroRNA sinyali değişti</p>

<p>Araştırmanın ilginç bölümlerinden biri de hastaların zaman içinde izlendiği küçük longitudinal analizdi.</p>

<p>Bu bölüm yalnız 19 kişiyi kapsıyordu.</p>

<p>Araştırmacılar mikroRNA sinyalinin neoadjuvan kemoterapi ve cerrahi sonrasında azaldığını gözlemledi.</p>

<p>Bazı hastalarda hastalık tekrar ortaya çıkmadan önce mikroRNA sinyalinin yeniden yükseldiği bildirildi.</p>

<p>Bu bulgu, yaklaşımın gelecekte yalnız erken tanı için değil, tedavi yanıtının veya nüksün izlenmesinde de araştırılabileceğini düşündürüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak 19 kişilik analiz bu kullanım alanını kanıtlamak için yeterli değil.</p>

<p>CA19-9 neden tek başına yeterli değil?</p>

<p>CA19-9 pankreas kanserinde en yaygın kullanılan kan biyobelirteçlerinden biri.</p>

<p>Ancak genel nüfusta pankreas kanseri taraması için tek başına yeterince güvenilir değil.</p>

<p>CA19-9 pankreatit, safra yolu tıkanıklığı ve bazı başka iyi huylu durumlarda da yükselebiliyor.</p>

<p>Ayrıca bazı insanlar genetik özellikleri nedeniyle CA19-9’u yeterli miktarda üretmiyor.</p>

<p>Erken evre pankreas kanserlerinde de CA19-9 her zaman yüksek olmayabiliyor.</p>

<p>Araştırmacıların mikroRNA imzasını CA19-9 ile birleştirmesinin temel gerekçelerinden biri bu sınırlılıkları azaltmaya çalışmak.</p>

<p>PANXEON pankreas kanserini kesin teşhis ediyor mu?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Kan testindeki pozitif sonuç tek başına pankreas kanseri tanısı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Pankreas kanserinin tanısında klinik değerlendirme, bilgisayarlı tomografi, MR, endoskopik ultrasonografi ve gerektiğinde doku örneklemesi gibi yöntemler kullanılıyor.</p>

<p>PANXEON bugün bu yöntemlerin yerine geçen bir tanı testi değil.</p>

<p>Araştırılan temel fikir, kan testinin riskli kişileri daha ileri inceleme için belirleyip belirleyemeyeceği.</p>

<p>Test rutin kullanıma hazır mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>PANXEON şu anda araştırma aşamasında.</p>

<p>FDA veya EMA tarafından genel nüfusta pankreas kanseri taraması için onaylanmış rutin bir test değil.</p>

<p>Nature Medicine çalışmasının güçlü yönlerinden biri 1.785 kişilik uluslararası veri seti kullanması ve bağımsız doğrulama gruplarını içermesi.</p>

<p>Ancak bir biyobelirteç testinin gerçek bir kanser tarama programına dönüşmesi için bundan daha fazlası gerekiyor.</p>

<p>Testin kanser belirtisi olmayan binlerce veya on binlerce kişide prospektif olarak değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Kaç kanseri gerçekten erken yakaladığı, kaç kişide yanlış alarm oluşturduğu ve en önemlisi erken tanının pankreas kanserinden ölüm oranını azaltıp azaltmadığı gösterilmeli.</p>

<p>Yüzde 86,8 ne anlama geliyor?</p>

<p>Araştırmanın en kolay yanlış yorumlanabilecek sonucu bu rakam.</p>

<p>Yüzde 86,8 duyarlılık, araştırmada erken evre pankreas kanseri bulunan kişilerin yaklaşık yüzde 86,8'inin PANXEON tarafından pozitif olarak sınıflandırılabildiğini ifade ediyor.</p>

<p>Bu rakam:</p>

<p>“Test yüzde 86,8 kesin sonuç veriyor”</p>

<p>veya</p>

<p>“Pankreas kanserini yüzde 86,8 doğrulukla teşhis ediyor”</p>

<p>anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bir tarama testinin gerçek hayattaki değerini belirleyen önemli faktörlerden biri hastalığın taranan toplumdaki sıklığı.</p>

<p>Pankreas kanseri genel toplumda görece nadir olduğu için özgüllükte küçük bir kayıp bile çok sayıda yanlış pozitif sonuca yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle gelecekteki büyük tarama çalışmalarının yalnız duyarlılığa değil, pozitif öngörü değerine ve gereksiz girişim oranlarına da odaklanması gerekecek.</p>

<p>Araştırma neden önemli?</p>

<p>Pankreas kanserinde tedavi sonuçlarını iyileştirmenin en önemli yollarından biri hastalığı cerrahi uygulanabilecek erken evrede yakalayabilmek.</p>

<p>Ancak hastalığın erken dönemde çoğu zaman belirti vermemesi bu hedefi zorlaştırıyor.</p>

<p>Kan örneğinden ölçülebilen mikroRNA imzasının mevcut CA19-9 biyobelirteciyle birleştirilerek evre I–II hastalıkta yüzde 86,8 duyarlılığa ulaşması bu nedenle dikkat çekici.</p>

<p>Ayrıca araştırmanın dört ülkeden 1.785 kişiyi içermesi, sonuçları küçük tek merkezli biyobelirteç çalışmalarından daha güçlü hale getiriyor.</p>

<p>Buna karşılık yüksek riskli kontrol grubundaki yüzde 15,6 yanlış pozitiflik oranı, testin rutin kullanıma geçmeden önce çözülmesi gereken önemli sorunlardan birini gösteriyor.</p>

<p>Bir sonraki kritik aşama, PANXEON’un kanser belirtisi olmayan yüksek riskli bireylerin ileriye dönük olarak takip edildiği büyük prospektif çalışmalarda değerlendirilmesi olacak.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik bilimsel bir araştırmayı haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. PANXEON rutin kullanıma girmiş veya pankreas kanseri taraması için onaylanmış bir test değildir. Pankreas kanseri riski veya belirtileri bulunan kişiler değerlendirme için hekime başvurmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Xu C ve arkadaşları. A circulating microRNA signature combined with CA19-9 for early detection of pancreatic ductal adenocarcinoma. Nature Medicine, 2026.</p>

<p>Nature Medicine, PANXEON Uluslararası Prospektif Biyobelirteç Araştırması, 2026</p>

<p>ClinicalTrials NCT06388967 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji, Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanserinde-yeni-kan-testi-erken-evrede-yuzde-868-duyarlilik</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1052.jpeg" type="image/jpeg" length="72437"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocukluk Çağı MS’inde Dikkat Çeken Sonuç: Aktif Beyin Lezyonları Yüzde 87 Azaldı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cocukluk-cagi-msinde-dikkat-ceken-sonuc-aktif-beyin-lezyonlari-yuzde-87-azaldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cocukluk-cagi-msinde-dikkat-ceken-sonuc-aktif-beyin-lezyonlari-yuzde-87-azaldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[OPERETTA 2 Faz III çalışmasında Ocrevus, 10–17 yaşındaki MS hastalarında fingolimoda kıyasla nüksleri yüzde 48, gadolinyum tutan aktif beyin lezyonlarını ise yüzde 87 azalttı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çocukluk ve ergenlik döneminde başlayan multipl sklerozun tedavisinde dikkat çekici Faz III sonuçları açıklandı. Ocrelizumab etken maddeli Ocrevus, aktif karşılaştırıcı fingolimoda kıyasla klinik nüksleri ve beyindeki yeni hastalık aktivitesini belirgin biçimde azalttı.</p>

<p>OPERETTA 2 Faz III çalışmasında 10–17 yaşındaki 187 çocuk ve ergen değerlendirildi. Ocrevus ile yıllık MS nükslerinde yüzde 48, yeni veya büyüyen T2 beyin lezyonlarında yüzde 48 ve gadolinyum tutan aktif T1 lezyonlarında yüzde 87 azalma bildirildi.</p>

<p>Sonuçların ardından Avrupa İlaç Ajansı’nın beşeri ilaçlar komitesi CHMP, Ocrevus’un aktif relapsing multipl sklerozu bulunan 10 yaş ve üzerindeki çocuk ve ergenlerde kullanılmasını tavsiye etti.</p>

<p>Ancak bu karar henüz Avrupa Komisyonu tarafından verilmiş nihai ruhsat değil.</p>

<p>Çocukluk çağı multipl sklerozu nedir?</p>

<p>Multipl skleroz, bağışıklık sisteminin merkezi sinir sistemindeki miyelin ve diğer sinir dokusu yapılarına zarar verdiği kronik inflamatuvar bir hastalık.</p>

<p>Hastalık çoğunlukla genç erişkinlik döneminde ortaya çıksa da çocuklarda ve ergenlerde de başlayabiliyor.</p>

<p>Pediatrik başlangıçlı MS, tüm MS olgularının küçük bir bölümünü oluşturuyor ancak bu hastalarda inflamatuvar hastalık aktivitesi yüksek olabiliyor.</p>

<p>Çocuklarda klinik nükslerin erişkin başlangıçlı hastalığa göre daha sık görülebilmesi, yaşamın erken döneminde beyinde daha fazla inflamatuvar hasar birikmesi açısından önem taşıyor.</p>

<p>OPERETTA 2 çalışmasına 187 çocuk ve ergen katıldı</p>

<p>OPERETTA 2, pediatrik relapsing multipl sklerozda yürütülen global Faz III klinik çalışma.</p>

<p>Araştırmaya 10 ile 17 yaş arasında aktif relapsing MS tanısı bulunan toplam 187 çocuk ve ergen dahil edildi.</p>

<p>Çalışma randomize, çift kör ve çift dummy aktif kontrollü olarak tasarlandı.</p>

<p>Bu ayrıntı önemli.</p>

<p>Çünkü Ocrevus yalnız plaseboyla değil, pediatrik MS tedavisinde kullanılan aktif bir hastalık değiştirici tedavi olan fingolimodla doğrudan karşılaştırıldı.</p>

<p>Katılımcılar vücut ağırlığına göre intravenöz ocrelizumab veya günlük oral fingolimod almak üzere randomize edildi.</p>

<p>Çalışmanın çift dummy tasarımı nedeniyle her iki gruptaki hastalar ayrıca karşılaştırmalı plasebo uygulamalarını aldı.</p>

<p>Ocrevus nasıl etki ediyor?</p>

<p>Ocrevus’un etken maddesi ocrelizumab.</p>

<p>Ocrelizumab, bağışıklık sistemindeki CD20 proteinini taşıyan belirli B hücrelerini hedefleyen insanlaştırılmış monoklonal antikor.</p>

<p>B hücrelerinin MS’te miyelin hasarı ve nöroinflamasyona katkıda bulunduğu biliniyor.</p>

<p>Ocrelizumab, CD20-pozitif B hücrelerini azaltarak merkezi sinir sistemindeki inflamatuvar hastalık aktivitesini baskılamayı amaçlıyor.</p>

<p>Fingolimod ise bağışıklık hücrelerinin lenf düğümlerinden dolaşıma çıkmasını azaltan sfingozin-1-fosfat reseptör modülatörü.</p>

<p>Dolayısıyla OPERETTA 2, iki farklı güçlü immünolojik mekanizmayı doğrudan karşılaştırdı.</p>

<p>MS nüksleri yüzde 48 azaldı</p>

<p>Çalışmanın temel klinik ölçütlerinden biri yıllık nüks oranıydı.</p>

<p>Ocrevus, fingolimoda kıyasla yıllık MS nüks oranını yüzde 48 azalttı.</p>

<p>Araştırmada Ocrevus’un yıllık nüks oranı açısından fingolimoda karşı önceden belirlenmiş non-inferiority, yani aşağı kalmama kriterini karşıladığı bildirildi.</p>

<p>Bunun ötesinde klinik nükslerde gözlenen yüzde 48’lik azalma Ocrevus lehine güçlü bir etkinlik sinyali oluşturdu.</p>

<p>Ancak yüzde 48 rakamı “çocukların yüzde 48’i tamamen iyileşti” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu değer iki tedavi grubundaki yıllık nüks oranlarının göreceli karşılaştırmasını ifade ediyor.</p>

<p>Beyindeki aktif lezyonlar yüzde 87 azaldı</p>

<p>Çalışmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri beyin MR görüntülerinde ortaya çıktı.</p>

<p>Gadolinyum tutan T1 lezyonları, kan-beyin bariyerinin bozulduğu aktif inflamatuvar MS lezyonlarını gösteren önemli görüntüleme bulgularından biri.</p>

<p>Ocrevus kullanan çocuk ve ergenlerde bu aktif lezyonların sayısı fingolimod grubuna kıyasla yüzde 87 daha düşük bulundu.</p>

<p>Bu sonuç “MS yüzde 87 azaldı” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yüzde 87 rakamı özellikle MR’da gadolinyum tutan aktif T1 lezyonlarının sayısındaki göreceli azalmayı ifade ediyor.</p>

<p>Yeni veya büyüyen T2 lezyonlarında yüzde 48 azalma</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca yeni oluşan veya büyüyen T2 lezyonlarını değerlendirdi.</p>

<p>T2 lezyonları MS’in beyinde zaman içerisinde oluşturduğu toplam inflamatuvar lezyon yükünü izlemekte kullanılan temel MR ölçütlerinden biri.</p>

<p>Ocrevus ile yeni veya büyüyen T2 lezyonlarının sayısı fingolimoda kıyasla yüzde 48 azaldı.</p>

<p>Klinik nüksler ve iki farklı MR ölçütünün aynı yönde sonuç vermesi, tedavinin pediatrik MS hastalık aktivitesini farklı düzeylerde baskıladığına ilişkin kanıtı güçlendiriyor.</p>

<p>Güvenlik sonuçları nasıldı?</p>

<p>OPERETTA 2 çalışmasında Ocrevus’un güvenlik profili erişkin MS çalışmalarında bilinen güvenlik özellikleriyle genel olarak uyumlu bulundu.</p>

<p>Advers olaylar iki tedavi grubunda da yaygındı ancak ciddi advers olaylar ve ciddi enfeksiyonlar seyrek görüldü.</p>

<p>Ocrevus grubunda advers olay nedeniyle tedaviyi bırakan hasta olmadığı bildirildi.</p>

<p>Ocrelizumabın bilinen önemli güvenlik başlıkları arasında infüzyon reaksiyonları ve enfeksiyonlar bulunuyor.</p>

<p>CD20 hedefli tedaviler B hücrelerini baskıladığı için immünoglobulin düzeyleri ve enfeksiyon riski uzun dönem kullanımda ayrıca izleniyor.</p>

<p>Pediatrik hastalarda uzun yıllar sürebilecek tedavi söz konusu olduğundan uzun dönem güvenlik takibi özellikle önem taşıyor.</p>

<p>Avrupa’dan olumlu görüş geldi</p>

<p>Faz III sonuçlarının ardından CHMP, Ocrevus’un Avrupa Birliği’ndeki kullanım alanının aktif relapsing MS bulunan 10 yaş ve üzerindeki çocuk ve ergenleri kapsayacak şekilde genişletilmesi yönünde olumlu görüş verdi.</p>

<p>Bu, Avrupa ruhsat sürecinin en önemli bilimsel aşamalarından biri.</p>

<p>Ancak CHMP görüşü Avrupa Komisyonu’nun nihai pazarlama ruhsatı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Avrupa Komisyonu’nun olumlu görüşü değerlendirmesinin ardından nihai karar vermesi bekleniyor.</p>

<p>ABD’de çocuklarda kullanım onaylandı</p>

<p>Ocrevus’un pediatrik MS kullanımı açısından ABD süreci Avrupa’dan daha ileride.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, Mayıs 2026’da Ocrevus ve deri altından uygulanan Ocrevus Zunovo’nun kullanımını 10 yaş ve üzerindeki relapsing multipl skleroz hastalarını kapsayacak şekilde genişletti.</p>

<p>Dolayısıyla ilaç ABD’de bu yaş grubunda onaylı durumda.</p>

<p>Avrupa’daki yeni gelişme ise aynı pediatrik kullanımın Avrupa Birliği ruhsatına eklenmesine yönelik CHMP tavsiyesi.</p>

<p>Sonuçlar neden önemli?</p>

<p>Çocukluk çağında başlayan MS uzun bir hastalık süresi anlamına geliyor.</p>

<p>Bu nedenle erken yaşta ortaya çıkan inflamatuvar aktivitenin mümkün olduğunca etkili kontrol edilmesi, ilerleyen yıllarda birikebilecek nörolojik hasarın azaltılması açısından önemli bir araştırma konusu.</p>

<p>OPERETTA 2 çalışmasının güçlü yönlerinden biri Ocrevus’un plaseboyla değil, aktif ve etkili bir MS tedavisi olan fingolimodla karşılaştırılması.</p>

<p>Nükslerde yüzde 48, yeni veya büyüyen T2 lezyonlarında yüzde 48 ve aktif gadolinyum tutan T1 lezyonlarında yüzde 87 azalma görülmesi bu nedenle klinik açıdan dikkat çekici.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte MR lezyonlarının azalması ile uzun dönem engelliliğin önlenmesi aynı şey değil.</p>

<p>Pediatrik hastaların onlarca yıl yaşayabileceği düşünüldüğünde, tedavinin bilişsel gelişim, enfeksiyon riski, immün sistem üzerindeki uzun dönem etkileri ve kalıcı engellilik üzerindeki sonuçlarının uzun süreli takiplerle değerlendirilmesi gerekecek.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik yeni klinik araştırma ve düzenleyici gelişmeleri haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Multipl skleroz tedavisi hastanın yaşı, hastalık aktivitesi ve klinik özelliklerine göre nöroloji uzmanı tarafından planlanmalıdır. Mevcut tedaviler hekim değerlendirmesi olmadan değiştirilmemeli veya bırakılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>European Medicines Agency, Committee for Medicinal Products for Human Use, Ocrevus Pediatrik Endikasyon Genişletme Görüşü, Eylül 2026</p>

<p>OPERETTA 2 Faz III Klinik Çalışması</p>

<p>ClinicalTrials.gov, NCT05123703</p>

<p>Roche, OPERETTA 2 Faz III Pediatrik Multipl Skleroz Sonuçları, 2026</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration, Ocrevus Pediatrik Relapsing Multipl Skleroz Endikasyon Genişletmesi, Mayıs 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cocukluk-cagi-msinde-dikkat-ceken-sonuc-aktif-beyin-lezyonlari-yuzde-87-azaldi</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 11:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1051.jpeg" type="image/jpeg" length="95058"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kronik Ürtikerde Yeni Antikor: Hastaların Yüzde 54’ünde Kurdeşen Tamamen Kayboldu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kronik-urtikerde-yeni-antikor-hastalarin-yuzde-54unde-kurdesen-tamamen-kayboldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kronik-urtikerde-yeni-antikor-hastalarin-yuzde-54unde-kurdesen-tamamen-kayboldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antihistaminiklere rağmen kontrol edilemeyen kronik ürtikerli 145 hastanın katıldığı Faz II çalışmada CUE-221’in en yüksek dozuyla 12. haftada hastaların yüzde 54’ünde kurdeşen tamamen kayboldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kronik spontan ürtiker tedavisi için geliştirilen yeni nesil anti-IgE antikoru CUE-221, randomize Faz II çalışmasında dikkat çekici sonuçlar verdi. Antihistaminik tedaviye rağmen hastalığı kontrol altına alınamayan kişilerde en yüksek CUE-221 dozunu alanların yüzde 54’ünde 12. haftada kurdeşen tamamen ortadan kalktı.</p>

<p>Plasebo grubunda aynı sonuca ulaşanların oranı yüzde 11’de kaldı. Bununla birlikte CUE-221 henüz onaylanmış bir ürtiker tedavisi değil. Bulgular şirket tarafından açıklanan topline Faz II verilerine dayanıyor ve çalışmanın tam sonuçları henüz hakemli bilimsel makale olarak yayımlanmış değil.</p>

<p>Kronik spontan ürtiker nedir?</p>

<p>Kronik spontan ürtiker, bilinen belirgin bir dış tetikleyici olmaksızın tekrarlayan kurdeşen, kızarıklık ve yoğun kaşıntıyla seyreden inflamatuvar bir deri hastalığı.</p>

<p>Belirtilerin altı haftadan uzun sürmesi veya tekrar tekrar ortaya çıkması kronik hastalık açısından temel özelliklerden biri.</p>

<p>Tedavide genellikle ikinci kuşak H1 antihistaminikler kullanılıyor. Ancak bazı hastalarda uygun antihistaminik tedaviye rağmen belirtiler yeterince kontrol altına alınamıyor.</p>

<p>Bu hastalarda IgE’yi hedefleyen biyolojik tedaviler dahil daha ileri tedavi seçenekleri gündeme gelebiliyor.</p>

<p>CUE-221 nedir?</p>

<p>CUE-221, daha önce UB-221 adıyla da geliştirilen insanlaştırılmış IgG1 sınıfı deneysel bir anti-IgE monoklonal antikor.</p>

<p>IgE, alerjik hastalıkların biyolojisinde önemli rol oynayan bir immünoglobulin.</p>

<p>CUE-221 serbest IgE’yi güçlü biçimde nötralize etmek üzere tasarlandı. Ancak geliştiricileri ilacın mevcut bazı anti-IgE tedavilerinden farklı ikinci bir özelliğinin bulunduğunu belirtiyor.</p>

<p>Antikor, IgE’nin B hücrelerinin yüzeyindeki CD23 reseptörüne bağlanabilmesini koruyacak şekilde tasarlandı. Bu mekanizmanın yeni IgE üretimini azaltabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Dolayısıyla CUE-221’in yalnız dolaşımdaki serbest IgE’yi azaltmak değil, yeni IgE üretimini de baskılamak üzere çift mekanizmayla çalışması hedefleniyor.</p>

<p>Ancak bu mekanizmanın mevcut tedavilere karşı klinik üstünlük sağlayıp sağlamadığı henüz doğrulanmış değil.</p>

<p>Çalışmaya 145 hasta katıldı</p>

<p>Faz II çalışma Çin’de gerçekleştirildi.</p>

<p>Araştırmaya H1 antihistaminik kullanılmasına rağmen hastalığı yeterince kontrol altına alınamayan orta-ağır kronik spontan ürtikerli toplam 145 hasta dahil edildi.</p>

<p>Çalışma çok merkezli, randomize, çift kör, plasebo ve aktif karşılaştırıcılı olarak tasarlandı.</p>

<p>Katılımcılar beş gruba ayrıldı.</p>

<p>CUE-221 gruplarında ilaç dört haftada bir 4 mg/kg, 2 mg/kg veya 1 mg/kg dozlarında deri altından uygulandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir grup dört haftada bir plasebo aldı.</p>

<p>Aktif karşılaştırma grubundaki hastalara ise dört haftada bir 300 mg omalizumab uygulandı.</p>

<p>Tedavi dönemi 16 hafta sürdü. Hastalar tedavi bittikten sonra 20 hafta daha takip edilerek toplam 36 haftalık değerlendirme yapıldı.</p>

<p>En yüksek dozda yüzde 54 tam kurdeşen düzelmesi</p>

<p>Çalışmanın birincil sonlanım noktası 12. haftada HSS7 skorunun sıfıra düşmesiydi.</p>

<p>HSS7’nin sıfır olması, hastanın değerlendirilen hafta boyunca kurdeşen yaşamaması anlamına geliyor.</p>

<p>CUE-221’in 4 mg/kg dozunu alan 35 hastanın yüzde 54’ünde bu sonuca ulaşıldı.</p>

<p>Yüzde 95 güven aralığı yüzde 37 ile yüzde 71 arasındaydı.</p>

<p>Plasebo grubundaki 18 hastada ise oran yüzde 11 olarak gerçekleşti.</p>

<p>En yüksek dozun plaseboya karşı farkı istatistiksel olarak anlamlıydı; p değeri 0,005’in altında bildirildi.</p>

<p>Daha düşük dozlarda da olumlu sonuç görüldü</p>

<p>Sonuçlar yalnız en yüksek dozla sınırlı değildi.</p>

<p>2 mg/kg CUE-221 alan 36 hastanın yüzde 53’ünde 12. haftada kurdeşen tamamen ortadan kalktı.</p>

<p>Yüzde 95 güven aralığı yüzde 36 ile yüzde 70 arasındaydı ve plaseboya karşı p değeri 0,005’in altındaydı.</p>

<p>1 mg/kg kullanan 37 hastada ise oran yüzde 43 oldu.</p>

<p>Bu grupta yüzde 95 güven aralığı yüzde 27 ile yüzde 61 arasındaydı ve plaseboya karşı p değeri 0,05’in altında bildirildi.</p>

<p>Böylece araştırmanın birincil sonlanım noktası test edilen üç CUE-221 dozunda da karşılandı.</p>

<p>Kaşıntı da tamamen kayboldu mu?</p>

<p>Araştırmacılar yalnız kurdeşen sayısını değil, kurdeşen ve kaşıntıyı birlikte değerlendiren UAS7 skorunu da inceledi.</p>

<p>UAS7’nin sıfır olması, değerlendirilen hafta boyunca hastanın hem kurdeşen hem de kaşıntı yaşamaması anlamına geliyor.</p>

<p>Bu daha katı tam yanıt ölçütüne 12. haftada 4 mg/kg CUE-221 grubundaki hastaların yüzde 46’sı ulaştı.</p>

<p>Plaseboda oran yüzde 11’di.</p>

<p>En yüksek doz için fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu; p değeri 0,05’in altındaydı.</p>

<p>2 mg/kg grubunda tam UAS7 yanıtı yüzde 39, 1 mg/kg grubunda yüzde 38 olarak bildirildi.</p>

<p>Omalizumab grubunda ne bulundu?</p>

<p>Çalışmaya mevcut anti-IgE tedavilerinden omalizumabın kullanıldığı aktif karşılaştırma kolu da dahil edildi.</p>

<p>Omalizumab grubunda 17 hasta bulunuyordu.</p>

<p>12. haftada HSS7=0, yani kurdeşenin tamamen ortadan kalkması omalizumab kullananların yüzde 41’inde görüldü.</p>

<p>CUE-221’in 4 mg/kg grubunda bu oran yüzde 54’tü.</p>

<p>Ancak burada çok önemli bir bilimsel ayrım bulunuyor.</p>

<p>Çalışma CUE-221 ile omalizumab arasında istatistiksel üstünlük göstermek üzere tasarlanmadı. Omalizumab kolu karşılaştırmalı klinik bilgi sağlamak amacıyla çalışmaya eklendi ve 12. haftadaki iki tedavi arasında planlanmış bir üstünlük testi yapılmadı.</p>

<p>Bu nedenle mevcut verilerden “CUE-221 omalizumabdan daha etkili” sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Tedavi bittikten sonra da etki sürdü</p>

<p>Çalışmanın dikkat çekici sonuçlarından biri tedavi sonrası takip döneminde ortaya çıktı.</p>

<p>CUE-221 ve diğer çalışma tedavilerinin son dozu 16. haftada verildi.</p>

<p>Buna rağmen 4 mg/kg CUE-221 grubunda kurdeşenin tamamen ortadan kalktığı hastaların oranı 22. haftada yüzde 69’a kadar yükseldi.</p>

<p>28. haftada, yani son dozdan 12 hafta sonra, bu oran yüzde 60 olarak bildirildi.</p>

<p>Aynı zaman noktasında omalizumab grubunda oran yüzde 24’tü.</p>

<p>Şirket tarafından yapılan post-hoc analizde 28. haftadaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu.</p>

<p>Ancak bu analiz önceden belirlenmiş temel karşılaştırmalardan biri değildi.</p>

<p>Post-hoc analizler yeni hipotezler oluşturmak açısından değerli olsa da doğrulayıcı randomize bir üstünlük çalışmasının yerine geçmez.</p>

<p>Yan etkiler nasıldı?</p>

<p>Şirket tarafından açıklanan ilk güvenlik sonuçlarında CUE-221 ile ilişkili ciddi advers olay bildirilmedi.</p>

<p>Anafilaksi dahil aşırı duyarlılık reaksiyonu görülmediği açıklandı.</p>

<p>Enjeksiyon bölgesi reaksiyonlarının seyrek olduğu ve yalnızca bir reaksiyonun derece 1’in üzerinde bulunduğu bildirildi.</p>

<p>Hiçbir hasta enjeksiyon bölgesi reaksiyonu nedeniyle çalışmadan ayrılmadı.</p>

<p>Bununla birlikte 145 hastalık Faz II çalışma, özellikle nadir veya uzun dönemde ortaya çıkabilecek güvenlik sorunlarını belirlemek için yeterince büyük değil.</p>

<p>Daha geniş Faz IIb/III ve Faz III çalışmalarında güvenlik profilinin doğrulanması gerekecek.</p>

<p>CUE-221 onaylandı mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>CUE-221 kronik spontan ürtiker tedavisi için henüz FDA, EMA veya diğer büyük düzenleyici kurumlar tarafından onaylanmış bir ilaç değil.</p>

<p>Mevcut sonuçlar Faz II klinik araştırmadan geliyor.</p>

<p>Geliştirici şirket sonuçların ardından kronik spontan ürtikerde Faz IIb/III çalışmasına geçmeyi planladığını açıkladı.</p>

<p>CUE-221 ayrıca gıda alerjisinde de Faz II düzeyinde araştırılmak üzere geliştiriliyor.</p>

<p>Sonuçlar neden önemli?</p>

<p>Kronik spontan ürtiker bazı hastalarda yıllarca devam edebiliyor ve yoğun kaşıntı, tekrarlayan kurdeşen, uyku bozukluğu ve yaşam kalitesinde ciddi düşüşe neden olabiliyor.</p>

<p>H1 antihistaminiklere rağmen belirtileri devam eden hastalarda daha etkili ve uzun süreli kontrol sağlayabilecek yeni biyolojik tedavilere ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>CUE-221’in üç farklı dozunun da plaseboya karşı birincil sonlanımı karşılaması ve en yüksek dozda hastaların yüzde 54’ünde 12. haftada kurdeşenin tamamen ortadan kalkması bu nedenle dikkat çekici.</p>

<p>Tedavi kesildikten 12 hafta sonra 4 mg/kg grubunda hastaların yüzde 60’ında tam kurdeşen kontrolünün devam etmesi de ilacın biyolojik etkisinin uzun sürebileceğine dair önemli bir sinyal oluşturuyor.</p>

<p>Ancak çalışma halen Faz II düzeyinde.</p>

<p>Sonuçlar Çin’de 145 hastada elde edildi, omalizumab karşılaştırması üstünlük göstermek üzere tasarlanmadı ve tam çalışma verileri henüz bağımsız hakem değerlendirmesinden geçmiş bir bilimsel makale olarak yayımlanmadı.</p>

<p>Bu nedenle CUE-221 için bugün söylenebilecek en güçlü ifade, kronik spontan ürtikerde randomize Faz II çalışmasının temel etkinlik hedefini karşılayan ve daha büyük doğrulayıcı çalışmalara geçmeyi destekleyen umut verici bir anti-IgE tedavi adayı olduğudur.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik yeni bir klinik araştırmayı haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. CUE-221 araştırma aşamasındadır ve onaylı bir kronik ürtiker tedavisi değildir. Ürtiker tedavisi hekim değerlendirmesine göre planlanmalı; mevcut ilaçlar kişisel olarak bırakılmamalı veya değiştirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Cue Biopharma, CUE-221 Faz II Kronik Spontan Ürtiker Topline Sonuçları, 20 Eylül 2026</p>

<p>Genesis Life Sciences, CUE-221/UB-221 Faz II Klinik Araştırması</p>

<p>Cue Biopharma, CUE-221 Klinik Geliştirme Programı</p>

<p>Kuo ve arkadaşları, CUE-221/UB-221 Faz I Anti-IgE Araştırması, Journal of Clinical Investigation, 2022 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kronik-urtikerde-yeni-antikor-hastalarin-yuzde-54unde-kurdesen-tamamen-kayboldu</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1050.jpeg" type="image/jpeg" length="88119"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TEV 2026-2027 Üniversite Bursu: Sağlık Öğrencilerine Aylık 8 Bin TL]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tev-2026-2027-universite-bursu-saglik-ogrencilerine-aylik-8-bin-tl</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tev-2026-2027-universite-bursu-saglik-ogrencilerine-aylik-8-bin-tl" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Eğitim Vakfı’nın 2026-2027 Üniversite Eğitim Bursu başvuruları devam ediyor. Aylık 8 bin TL olarak belirlenen karşılıksız burs ekim-haziran döneminde 9 ay ödenecek. Üniversite bazında ayrılan kontenjanlara göre tıp, diş hekimliği, eczacılık ve hemşirelik öğrencileri de programa başvurabiliyor. Son başvuru tarihi 8 Ekim 2026.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Tıp, Diş, Eczacılık ve Hemşirelik Öğrencilerine 8 Bin TL Burs</p>

<p>Üniversite öğrencilerinin yakından takip ettiği Türk Eğitim Vakfı bursunda 2026-2027 başvuruları devam ediyor.</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursu yeni dönemde aylık 8 bin TL olarak uygulanacak.</p>

<p>Burs ekim-haziran döneminde toplam 9 ay ödenecek. Böylece bursiyer olmaya hak kazanan bir üniversite öğrencisi bir akademik yılda toplam 72 bin TL eğitim desteği alabilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başvurular 8 Ekim 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Sağlık öğrencileri TEV bursuna başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursunda başvuru süreci üniversite ve ilgili kontenjanlar doğrultusunda yürütülüyor.</p>

<p>2026-2027 döneminde yayımlanan üniversite kontenjanlarında tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve farklı sağlık alanlarındaki öğrencilerin başvurabileceği fakülteler bulunuyor.</p>

<p>Öğrencilerin kendi üniversitelerinde TEV bursu için kontenjan ayrılıp ayrılmadığını kontrol etmeleri gerekiyor.</p>

<p>İstanbul Tıp öğrencileri başvurabiliyor</p>

<p>İstanbul Üniversitesi’nin 2026-2027 TEV bursu için açıkladığı güncel fakülte listesinde İstanbul Tıp Fakültesi açıkça bulunuyor.</p>

<p>Dolayısıyla İstanbul Tıp Fakültesinde öğrenim gören ve TEV’in diğer burs koşullarını sağlayan öğrenciler başvuruda bulunabiliyor.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencileri de kapsamda</p>

<p>İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi de 2026-2027 TEV burs kontenjanı ayrılan fakülteler arasında.</p>

<p>Bu fakültede öğrenim gören öğrenciler de genel koşulları sağlamaları halinde burs başvurusu yapabiliyor.</p>

<p>Eczacılık öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi de TEV Üniversite Eğitim Bursu için kontenjan ayrılan fakülteler listesinde bulunuyor.</p>

<p>Hemşirelik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi de 2026-2027 burs kontenjanı kapsamına açıkça dahil edilmiş durumda.</p>

<p>Sağlık bilimleri öğrencileri üniversitelerini kontrol etmeli</p>

<p>TEV bursunda tüm üniversiteler ve fakülteler için tek bir merkezi bölüm listesi üzerinden hareket edilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Üniversitelere ayrılan kontenjanlar ve kapsamdaki fakülteler değişebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle sağlık bilimleri alanında öğrenim gören öğrencilerin kendi üniversitelerinin 2026-2027 TEV burs duyurusunu ayrıca kontrol etmeleri önemli.</p>

<p>Kimler TEV Üniversite Eğitim Bursuna başvurabilir?</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursu maddi desteğe ihtiyaç duyan başarılı üniversite öğrencilerine yönelik.</p>

<p>Başvuru yapacak öğrencinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin devlet üniversitesinde örgün öğretimde öğrenim görmesi ve üniversiteye YKS sonucuyla yerleşmiş olması temel koşullar arasında bulunuyor.</p>

<p>25 yaş sınırı var</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursunda yaş koşulu bulunuyor.</p>

<p>Başvuru yapacak öğrencinin 25 yaşını aşmamış olması gerekiyor.</p>

<p>Ara sınıflarda not ortalaması kaç olmalı?</p>

<p>Ara sınıf öğrencilerinin genel not ortalamasının 4 üzerinden en az 2,50 veya 100 üzerinden en az 70 olması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin akademik açıdan başarılı olması ve öğrenimine devam etmesi burs değerlendirmesinde dikkate alınıyor.</p>

<p>DGS öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>DGS ile lisans programına yerleşen öğrenciler için ayrıca akademik kriter bulunuyor.</p>

<p>Bu öğrencilerin iki yıllık ön lisans mezuniyet ortalamasının 4 üzerinden en az 2,80 veya 100 üzerinden en az 71 olması gerekiyor.</p>

<p>Burs miktarı 8 bin TL</p>

<p>Türk Eğitim Vakfı 2026-2027 akademik yılı Üniversite Eğitim Bursu tutarını aylık 8 bin TL olarak açıkladı.</p>

<p>Burs ekim-haziran döneminde 9 ay ödenecek.</p>

<p>Bu durumda bir bursiyerin yıllık toplam desteği 72 bin TL’ye ulaşıyor.</p>

<p>Üstün Başarı Bursu aylık 16 bin TL</p>

<p>TEV’in akademik başarısı çok yüksek öğrenciler için ayrı bir burs programı da bulunuyor.</p>

<p>2026-2027 Üstün Başarı Bursu aylık 16 bin TL.</p>

<p>Bu burs da ekim-haziran döneminde 9 ay ödeniyor. Böylece yıllık toplam destek 144 bin TL’ye ulaşabiliyor.</p>

<p>Kimler 16 bin TL Üstün Başarı Bursuna başvurabilir?</p>

<p>Üstün Başarı Bursunda daha yüksek akademik kriterler uygulanıyor.</p>

<p>YKS’de SAY, SÖZ veya EA puan türünde yerleştiği puan türünde ilk 5 bine giren hazırlık, 1. sınıf veya 2. sınıf öğrencileri başvurabiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla YKS sayısal sıralamasında ilk 5 bine girerek tıp fakültesine yerleşen ve sınıf koşulunu sağlayan öğrenciler açısından da bu burs önemli bir seçenek.</p>

<p>Üstün Başarı Bursu için başvurular da 8 Ekim’de sona erecek.</p>

<p>TEV bursuna nasıl başvurulur?</p>

<p>2026-2027 Üniversite Eğitim Bursu başvuruları dijital ortamda gerçekleştiriliyor.</p>

<p>TEV, başvuruları Obigenç mobil uygulaması üzerinden kabul ediyor.</p>

<p>Öğrencilerin uygulamada üyelik oluşturarak burs başvuru formunu tamamlaması ve istenen belgeleri sisteme yüklemesi gerekiyor.</p>

<p>Başvurular 8 Ekim’de sona erecek</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursu başvuruları 14 Eylül’de başladı.</p>

<p>Son başvuru tarihi 8 Ekim 2026.</p>

<p>Üniversite Eğitim Bursu aylık 8 bin TL, Üstün Başarı Bursu ise aylık 16 bin TL olarak uygulanacak.</p>

<p>Tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve diğer sağlık alanlarında öğrenim gören öğrencilerin kendi üniversiteleri için ayrılan TEV kontenjanlarını kontrol ederek başvurularını belirtilen süre içerisinde tamamlamaları gerekiyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Türk Eğitim Vakfı<br />
TEV Üniversite Eğitim Bursu<br />
TEV Üstün Başarı Bursu<br />
İstanbul Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tev-2026-2027-universite-bursu-saglik-ogrencilerine-aylik-8-bin-tl</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="83235"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cerenler Vakfı 2026-2027 Bursu: Aylık 10 Bin TL]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cerenler-vakfi-2026-2027-bursu-aylik-10-bin-tl</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cerenler-vakfi-2026-2027-bursu-aylik-10-bin-tl" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cerenler Vakfı’nın 2026-2027 üniversite bursu başvuruları devam ediyor. Başarılı ve maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrencilere aylık 10 bin TL olmak üzere 9 ayda toplam 90 bin TL burs verilecek. Bölüm sınırlaması bulunmadığından tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve sağlık bilimleri öğrencileri de koşulları sağlamaları halinde 24 Eylül’e kadar başvurabilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Üniversite Öğrencilerine Aylık 10 Bin TL Burs</p>

<p>Üniversite öğrencilerine yönelik 2026-2027 eğitim öğretim yılı burs başvuruları devam ediyor.</p>

<p>Cerenler Vakfı, başarılı ve maddi desteğe ihtiyaç duyan üniversite öğrencilerine aylık 10 bin TL karşılıksız burs sağlayacak.</p>

<p>Burs 9 ay boyunca ödenecek. Böylece bursiyer olmaya hak kazanan bir öğrenci bir eğitim öğretim döneminde toplam 90 bin TL destek alabilecek.</p>

<p>Başvurular 24 Eylül 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Cerenler Vakfı bursuna kimler başvurabilir?</p>

<p>Burs programına Türkiye’deki üniversitelerde öğrenim gören ve belirlenen akademik ve ekonomik koşulları sağlayan öğrenciler başvurabiliyor.</p>

<p>Öğrencinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerekiyor.</p>

<p>Bursiyer seçiminde akademik başarının yanı sıra öğrencinin ve ailesinin ekonomik durumu da dikkate alınıyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Cerenler Vakfı’nın 2026-2027 burs koşullarında tıp öğrencilerini kapsam dışında bırakan bir bölüm sınırlaması bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle tıp fakültesinde öğrenim gören öğrenciler diğer başvuru şartlarını sağlamaları halinde burs için başvurabiliyor.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Diş hekimliği fakültesi öğrencileri açısından da bölüm kaynaklı bir başvuru engeli bulunmuyor.</p>

<p>Öğrencinin akademik başarı, maddi ihtiyaç ve diğer genel burs koşullarını karşılaması gerekiyor.</p>

<p>Eczacılık, hemşirelik ve sağlık bilimleri öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Eczacılık, hemşirelik ve diğer sağlık bilimleri lisans programlarında öğrenim gören öğrenciler de Cerenler Vakfı bursuna başvurabiliyor.</p>

<p>Burs programının sağlık alanına özgü ayrı bir kontenjanı açıklanmış değil.</p>

<p>Vakıf üniversitesi öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet, ancak önemli bir koşul bulunuyor.</p>

<p>Vakıf veya özel üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerin yüzde 100 burslu olması gerekiyor.</p>

<p>Ücretli veya kısmi burslu olarak vakıf üniversitesinde öğrenim gören öğrenciler başvuru koşulunu karşılamıyor.</p>

<p>Ara sınıflarda not ortalaması kaç olmalı?</p>

<p>Ara sınıftaki öğrenciler için akademik başarı kriteri bulunuyor.</p>

<p>Öğrencinin genel not ortalamasının 4 üzerinden en az 2,50 veya 100 üzerinden en az 65 olması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin eğitimine başarılı biçimde devam etmesi burs değerlendirmesinde dikkate alınıyor.</p>

<p>Üniversiteye yeni başlayanlar başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üniversiteye yeni yerleşen öğrenciler de burs programına başvurabiliyor.</p>

<p>Yeni öğrencilerde henüz üniversite not ortalaması bulunmadığından üniversiteye giriş ve yerleştirme bilgileri değerlendirme sürecinde kullanılıyor.</p>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>Cerenler Vakfı’nın 2026-2027 eğitim öğretim dönemi burs miktarı aylık 10 bin TL.</p>

<p>Burs bir eğitim öğretim yılında toplam 9 ay ödenecek.</p>

<p>Böylece bursiyerin alabileceği toplam destek 90 bin TL’ye ulaşıyor.</p>

<p>Burs geri ödemeli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Cerenler Vakfı’nın öğrencilere sağladığı eğitim bursu karşılıksız.</p>

<p>Bursiyerden mezuniyet sonrasında aldığı bursu kredi gibi geri ödemesi istenmiyor.</p>

<p>Başka burs alanlar başvurabilir mi?</p>

<p>Öğrencilerin başka kurumlardan aldıkları burs ve eğitim desteklerini başvuru sırasında doğru şekilde beyan etmeleri gerekiyor.</p>

<p>Başka bursların Cerenler Vakfı bursuyla birlikte alınıp alınamayacağı konusunda öğrencilerin başvuru dönemindeki güncel burs sözleşmesi ve koşullarını esas almaları gerekiyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>Cerenler Vakfı burs başvuruları çevrim içi gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin Vakfın resmi internet sitesinde bulunan burs başvuru formunu doldurarak işlemlerini tamamlaması gerekiyor.</p>

<p>Başvuru formunda öğrencinin kişisel bilgileri, üniversitesi, bölümü, akademik durumu ve ailesinin ekonomik koşullarına ilişkin bilgiler talep ediliyor.</p>

<p>Başvuruda hangi belgeler isteniyor?</p>

<p>Başvuru sürecinde öğrencinin verdiği bilgileri doğrulayan belgeler talep edilebiliyor.</p>

<p>Öğrenci belgesi ve ara sınıflardaki öğrenciler için transkript akademik değerlendirmede kullanılabilecek temel belgeler arasında.</p>

<p>Üniversiteye yeni başlayan öğrencilerden YKS sonuç ve yerleştirme bilgileri istenebiliyor.</p>

<p>Ailenin ekonomik durumunu gösteren gelir ve sosyal güvenlik belgeleri de bursiyer seçiminde kullanılabiliyor.</p>

<p>Başvurular nasıl değerlendirilecek?</p>

<p>Başvuru döneminin tamamlanmasının ardından adayların bilgileri Vakıf tarafından değerlendirilecek.</p>

<p>Öğrencinin akademik başarısı ve maddi ihtiyaç durumu değerlendirmedeki temel unsurlar arasında bulunuyor.</p>

<p>Başvuru yapmak tek başına burs hakkı kazanıldığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Burs kontenjanları doğrultusunda uygun adaylar belirleniyor.</p>

<p>Son başvuru 24 Eylül</p>

<p>Cerenler Vakfı’nın 2026-2027 burs başvuruları 24 Eylül 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Başarılı ve maddi desteğe ihtiyaç duyan üniversite öğrencilerinin başvurularını Vakfın çevrim içi burs sistemi üzerinden tamamlamaları gerekiyor.</p>

<p>Bölüm sınırlaması bulunmadığından tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve diğer sağlık bilimleri öğrencileri de genel koşulları sağlamaları halinde programa başvurabilecek.</p>

<p>Burs almaya hak kazanan öğrencilere aylık 10 bin TL olmak üzere 9 ayda toplam 90 bin TL karşılıksız eğitim desteği sağlanacak.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Cerenler Vakfı<br />
Cerenler Vakfı Burs Başvurusu<br />
Cerenler Vakfı Burs Başvuru Koşulları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cerenler-vakfi-2026-2027-bursu-aylik-10-bin-tl</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="14465"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İÜC Geliştirme Vakfı 2026-2027 Burs Başvuruları Başladı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/iuc-gelistirme-vakfi-2026-2027-burs-basvurulari-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/iuc-gelistirme-vakfi-2026-2027-burs-basvurulari-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Geliştirme Vakfı’nın 2026-2027 Öğrenim Bursu başvuruları başladı. Cerrahpaşa Tıp, Diş Hekimliği, Eczacılık, Florence Nightingale Hemşirelik ve Sağlık Bilimleri fakülteleri dahil İÜC’nin belirlenen fakültelerinde öğrenim gören öğrenciler 2 Ekim’e kadar başvurabilecek. Vakfın mevcut aylık Öğrenim Bursu tutarı 5 bin TL.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Tıp, Diş, Eczacılık ve Hemşirelik Öğrencilerine Burs Başvurusu Açıldı</p>

<p>Sağlık alanında üniversite eğitimi gören öğrenciler için dikkat çeken burs programlarından birinde 2026-2027 başvuruları başladı.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Geliştirme Vakfı’nın yeni dönem Öğrenim Bursu başvuruları 21 Eylül 2026 tarihinde açıldı.</p>

<p>Öğrenciler 2 Ekim 2026 tarihine kadar başvurularını tamamlayabilecek.</p>

<p>Vakfın mevcut Öğrenim Bursu tutarı aylık 5 bin TL olarak uygulanıyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencileri Vakfın Öğrenim Bursu kapsamında bulunuyor.</p>

<p>Başvuru koşullarını sağlayan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi lisans öğrencileri yeni dönem bursuna başvurabiliyor.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Diş Hekimliği Fakültesi öğrencileri de burs programının kapsadığı fakülteler arasında bulunuyor.</p>

<p>Eczacılık öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Eczacılık Fakültesinde lisans eğitimi gören öğrenciler de Vakfın burs programına başvurabiliyor.</p>

<p>Hemşirelik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi öğrencileri burs kapsamındaki sağlık öğrencileri arasında.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencileri de kapsamda</p>

<p>Burs programı yalnızca Tıp, Diş Hekimliği, Eczacılık ve Hemşirelik öğrencileriyle sınırlı değil.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Sağlık Bilimleri Fakültesinde lisans eğitimi gören öğrenciler de başvuru yapabiliyor.</p>

<p>Hangi fakülteler kapsamda?</p>

<p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Geliştirme Vakfı’nın burs ve eğitim desteklerinde yer alan fakülteler arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, Orman Fakültesi, Veteriner Fakültesi, Hasan Âli Yücel Eğitim Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi, Spor Bilimleri Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi ve Eczacılık Fakültesi bulunuyor.</p>

<p>Dolayısıyla sağlık alanındaki çok sayıda bölüm aynı burs programı kapsamında değerlendiriliyor.</p>

<p>Ara sınıflarda not ortalaması kaç olmalı?</p>

<p>Ara sınıf öğrencilerinin akademik başarıları burs değerlendirmesinde dikkate alınıyor.</p>

<p>Vakfın yayımladığı burs koşullarında ara sınıf öğrencileri için genel not ortalamasının en az 2,50 olması isteniyor.</p>

<p>Öğrencinin akademik durumunun yanı sıra disiplin durumu da değerlendirme sürecinde dikkate alınıyor.</p>

<p>Maddi ihtiyaç da değerlendiriliyor</p>

<p>İÜC Geliştirme Vakfı Öğrenim Bursu yalnızca akademik başarıya göre verilen bir destek değil.</p>

<p>Öğrencinin ve ailesinin ekonomik durumu da bursiyer seçiminde önemli bir kriter.</p>

<p>Başvuru formunda öğrencinin aile gelirine, sosyal güvenlik durumuna, ikamet ve barınma koşullarına ilişkin bilgiler istenebiliyor.</p>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Geliştirme Vakfı Öğrenim Bursu tutarı Ocak 2026 itibarıyla aylık 5 bin TL’ye yükseltildi.</p>

<p>Vakfın güncel Öğrenim Bursu sayfasında da mevcut burs miktarı 5 bin TL olarak yer alıyor.</p>

<p>Vakıf, burs miktarı ve ödeme süresinin Yönetim Kurulu tarafından belirlendiğini ve burs almaya hak kazanan öğrenciye bildirildiğini belirtiyor.</p>

<p>Burs geri ödemeli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Geliştirme Vakfı Öğrenim Bursu karşılıksız olarak veriliyor.</p>

<p>Vakıf, bursiyerlerinden mezuniyet sonrasında aldıkları bursu geri ödemelerini istemiyor.</p>

<p>Bunun yerine mezun bursiyerlerin çalışma hayatına başladıktan sonra imkânları ölçüsünde Vakfa destek olarak gelecekte daha fazla öğrenci ve akademisyene katkı sağlamalarını beklediğini belirtiyor.</p>

<p>Başvuruda hangi belgeler istenebilir?</p>

<p>Başvuru değerlendirmesinde öğrencinin beyan ettiği bilgileri kanıtlayan belgeler önem taşıyor.</p>

<p>Önceki güncel burs kılavuzunda aynı hanede yaşayan kişileri gösteren belge, adli sicil kaydı, sosyal güvenlik kayıt belgeleri ve ailede eğitim gören diğer kardeşlerin öğrenci belgeleri istenen evraklar arasında bulunuyor.</p>

<p>Ailenin ikamet ettiği adresi gösteren belge ve kirada oturan aileler için kira kontratı da talep edilebiliyor.</p>

<p>Çalışmayan anne veya baba bulunması halinde SGK kaydı olmadığını gösteren belgelerin sunulması gerekiyor.</p>

<p>Çalışan aile bireylerinin gelir durumunu gösteren belgeler de ekonomik değerlendirmede kullanılabiliyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>Başvurular çevrim içi sistem üzerinden gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’nın burs ve eğitim desteği başvuru sistemindeki formu doldurması ve kendilerinden istenen belgeleri sisteme yüklemesi gerekiyor.</p>

<p>Şahsen, posta veya e-posta yoluyla yapılan başvurular yerine çevrim içi başvuru sistemi kullanılıyor.</p>

<p>Başvurular nasıl değerlendirilecek?</p>

<p>Başvuru döneminin tamamlanmasının ardından öğrencilerin beyanları ve belgeleri ön değerlendirmeye alınacak.</p>

<p>Vakfın burs uygulamasında öğrencinin ekonomik ihtiyacı ile akademik durumu birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Ön değerlendirmeyi geçen öğrenciler gerektiğinde mülakata davet edilebiliyor.</p>

<p>Mülakatlar çevrim içi veya yüz yüze gerçekleştirilebiliyor.</p>

<p>Burs almaya hak kazanan öğrenciler kendilerine bildirilen banka hesabı işlemlerini tamamladıktan sonra ödeme sürecine dahil ediliyor.</p>

<p>Başvurular 2 Ekim’de sona erecek</p>

<p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Geliştirme Vakfı 2026-2027 Öğrenim Bursu başvuruları 21 Eylül’de başladı.</p>

<p>Son başvuru tarihi 2 Ekim 2026.</p>

<p>Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Eczacılık Fakültesi, Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören ve diğer burs koşullarını karşılayan öğrenciler yeni dönem için başvuruda bulunabilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Geliştirme Vakfı<br />
İÜC Geliştirme Vakfı Öğrenim Bursu<br />
İÜC Geliştirme Vakfı Burs Başvuru Kılavuzu </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/iuc-gelistirme-vakfi-2026-2027-burs-basvurulari-basladi</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 11:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="48550"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuklukta Psikiyatri İlacı Kullanmak Polisliğe Engel mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cocuklukta-psikiyatri-ilaci-kullanmak-polislige-engel-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cocuklukta-psikiyatri-ilaci-kullanmak-polislige-engel-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuklukta psikiyatri ilacı kullanmak polisliğe engel mi? Eski psikiyatri kaydı, antidepresan ve DEHB ilacı geçmişi, POMEM’de 2 yıl kriteri ve epikriz sürecini inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>ÇOCUKLUKTA PSİKİYATRİ İLACI KULLANMAK POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Polislik hayali kuran bazı adayların karşısına yıllar önce, henüz çocukluk veya ergenlik döneminde oluşmuş psikiyatri muayenesi ve ilaç kayıtları çıkabiliyor. “Çocukken psikiyatri ilacı kullandım, polis olabilir miyim?”, “Eski psikiyatri kaydı POMEM’e engel mi?”, “DEHB ilacı kullanan polis olabilir mi?” ve “Psikiyatri kaydı kaç yıl sonra sorun olmaz?” soruları bu nedenle adayların en çok araştırdığı konular arasında.</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği incelendiğinde önemli bir ayrıntı ortaya çıkıyor: Geçmişte psikiyatri muayenesi veya psikotrop ilaç kaydının bulunması ile adayın bugün polisliğe engel aktif bir psikiyatrik hastalığının bulunması aynı şey değil.</p>

<p>Ancak eski kayıtların hiçbir öneminin olmadığı da söylenemez.</p>

<p>Adayın tanısı, ilacın neden verildiği, tedavi süresi, son yıllardaki klinik durumu ve tanının yönetmelikte hangi sağlık diliminde değerlendirildiği birlikte önem taşıyor.</p>

<p>PSİKİYATRİYE GİTMEK POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Hayatının herhangi bir döneminde psikiyatri polikliniğine başvurmuş olmak tek başına “polis olamaz” sonucu çıkarmak için yeterli değil.</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinde yalnızca hastane başvurusunun bulunup bulunmadığına değil, başvurunun nedenine ve sonucuna da bakılıyor.</p>

<p>Adaya psikiyatrik bir tanı konulup konulmadığı, ilaç başlanıp başlanmadığı, tedavinin ne kadar sürdüğü ve kişinin sonraki sağlık durumu önem taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle çocukluk dönemindeki kayıtların bu nedenle kendi klinik bağlamı içerisinde değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>ÇOCUKLUKTA PSİKİYATRİ İLACI KULLANMAK POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Tek başına geçmişte ilaç kullanılmış olması üzerinden kesin “engel” kararı verilemez.</p>

<p>Çocukluk ve ergenlik döneminde DEHB, anksiyete, depresif belirtiler, uyum sorunları veya başka nedenlerle psikiyatri değerlendirmesi yapılmış ve ilaç reçete edilmiş olabilir.</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinde kritik konulardan biri, geçmişte kullanılan ilacın hangi nedenle reçete edildiğidir.</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinin ruh sağlığı hükümleri, son iki yıl içerisinde psikiyatrik muayene veya psikotrop ilaç kullanım kaydı görülmesi halinde bu kayıtların ayrıntılarının araştırılmasına imkân veriyor.</p>

<p>Gerekli durumda ilacın reçete edildiği sağlık kuruluşundan epikriz istenebiliyor.</p>

<p>EPİKRİZ NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?</p>

<p>Eski bir ilaç kaydında yalnızca ilacın ismi görülebilir.</p>

<p>Fakat bu kayıt tek başına o kişinin hangi klinik nedenle tedavi edildiğini her zaman açıklamaz.</p>

<p>Epikriz ise ilgili dönemdeki muayene bulgularını, tanıyı, tedaviyi ve ilacın hangi nedenle reçete edildiğini ortaya koyabilir.</p>

<p>Yönetmelikte psikotrop ilaçların psikiyatrik hastalık dışında başka bir klinik durumun tedavisine destek amacıyla kullanılabileceği ihtimali de dikkate alınıyor.</p>

<p>Bu nedenle eski psikiyatri veya ilaç kaydı bulunan aday açısından doğru yaklaşım kaydı gizlemeye çalışmak değil, kaydın gerçek klinik nedenini belgeleyebilmektir.</p>

<p>POMEM’DE PSİKİYATRİ İÇİN 2 YIL KURALI NEDİR?</p>

<p>Adayların özellikle dikkat etmesi gereken hükümlerden biri son iki yılla ilgili.</p>

<p>Yönetmeliğin ruh sağlığı A dilimi hükümlerinde son iki yılın semptomsuz ve tedavisiz geçirilmesinin psikiyatrik yönden sağlam kabul edilme açısından önemi bulunuyor.</p>

<p>Burada yalnızca “son reçetenin üzerinden iki yıl geçti” şeklinde basit bir tarih hesabı yapılmamalı.</p>

<p>İki kavram birlikte önem taşıyor:</p>

<p>Semptomsuz olmak.</p>

<p>Tedavisiz olmak.</p>

<p>Dolayısıyla iki yıllık dönemde psikiyatrik belirtilerin ve tedavinin bulunup bulunmadığı önem kazanıyor.</p>

<p>Ancak çok önemli bir istisna var.</p>

<p>C ve D sağlık dilimlerinde değerlendirilen psikiyatrik tanılarda süre ayrımı bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle “Psikiyatri kaydının üzerinden iki yıl geçtiyse kesin polis olunur” bilgisi doğru değil.</p>

<p>ESKİ PSİKİYATRİ KAYDI KAÇ YIL SONRA SORUN OLMAZ?</p>

<p>Bu soruya “tam olarak iki yıl” şeklinde herkes için geçerli bir cevap vermek doğru olmaz.</p>

<p>İki yıllık semptomsuz ve tedavisiz dönem önemli olmakla birlikte geçmiş tanının niteliği de belirleyici.</p>

<p>Tanı C veya D sağlık diliminde değerlendirilen bir hastalıksa süre farklı bir sonuç doğurmayabilir.</p>

<p>Bu nedenle adayın yalnızca kayıt tarihine değil, geçmişte kendisine hangi tanının konulduğuna da bakması gerekiyor.</p>

<p>ANTİDEPRESAN KULLANMIŞ OLMAK POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Antidepresan kullanımı da tek başına bütün adaylar için otomatik elenme anlamına gelmez.</p>

<p>Önemli olan ilacın hangi nedenle reçete edildiği, psikiyatrik tanı bulunup bulunmadığı, tedavinin ne kadar sürdüğü ve adayın sonraki klinik durumudur.</p>

<p>Son iki yılda psikotrop ilaç kaydı bulunması halinde reçetenin nedeni ve ilgili muayenenin ayrıntıları incelenebilir.</p>

<p>Bu nedenle “Bir kez antidepresan yazıldı, artık polis olunamaz” şeklindeki genelleme doğru değildir.</p>

<p>DEHB İLACI KULLANAN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Çocuklukta en fazla gündeme gelen konulardan biri dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, yani DEHB.</p>

<p>Bazı adayların çocukluk veya ergenlik döneminden DEHB tanısı ve ilaç kullanım kayıtları bulunabiliyor.</p>

<p>Bu durumda yalnızca ilaç adına bakılarak sonuç çıkarılması doğru değil.</p>

<p>Tanının niteliği, tedavi geçmişi, kişinin sonraki klinik seyri ve mevcut ruhsal durumu ilgili yönetmelik hükümleriyle birlikte değerlendirilir.</p>

<p>AİLENİN ÇOCUĞU PSİKİYATRİYE GÖTÜRMÜŞ OLMASI NE ANLAMA GELİYOR?</p>

<p>Çocukluk döneminde sağlık hizmetlerine başvuru kararını çoğunlukla ebeveynler verir.</p>

<p>Bu nedenle kişinin çocukluk dönemindeki psikiyatri başvurusunu yetişkinlik döneminde kendi verdiği bir tedavi kararı gibi değerlendirmek her zaman doğru olmayabilir.</p>

<p>Ancak sağlık kurulu açısından belirleyici olan “Ailesi götürdü” açıklamasından ziyade o dönemdeki tıbbi kayıtlardır.</p>

<p>Hangi yakınmayla başvuruldu?</p>

<p>Hangi tanı konuldu?</p>

<p>İlaç hangi nedenle verildi?</p>

<p>Tedavi ne kadar sürdü?</p>

<p>Sonraki yıllarda belirtiler devam etti mi?</p>

<p>Yeni tedavi gerekti mi?</p>

<p>Bu soruların yanıtları çok daha önemlidir.</p>

<p>Bu nedenle çocukluk döneminden psikiyatri kaydı bulunan aday açısından eski epikriz ve tıbbi belgeler değer kazanıyor.</p>

<p>E-NABIZ’DA PSİKİYATRİ İLACI GÖRÜNÜRSE NE OLUR?</p>

<p>Adayların yaptığı önemli hatalardan biri e-Nabız veya sağlık kayıtlarında bir ilaç gördüklerinde doğrudan “eleneceğim” sonucuna varmaları.</p>

<p>Oysa ilaç kaydı ile kesin psikiyatrik hastalık tanısı aynı şey değildir.</p>

<p>Yönetmelik de bu nedenle gerekli durumlarda ilacın neden reçete edildiğinin araştırılmasını öngörüyor.</p>

<p>Son iki yıldaki psikiyatri muayenesi veya psikotrop ilaç kaydı açısından geçmiş muayene ve tedavi ayrıntıları incelenebilir ve gerektiğinde epikriz talep edilebilir.</p>

<p>ESKİ PSİKİYATRİ KAYDINI SİLDİRMEK ÇÖZÜM MÜ?</p>

<p>Adayların odaklanması gereken konu kayıt “sildirmek” değil, gerçek sağlık geçmişini doğru biçimde belgelemektir.</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinin amacı yalnızca ekranda bir kayıt bulunup bulunmadığını görmek değil, adayın gerçek sağlık durumunu belirlemektir.</p>

<p>Sağlık bilgi formunun doğru doldurulması ve geçmiş sağlık bilgilerinin eksiksiz bildirilmesi gerekir.</p>

<p>Yanlış veya eksik beyanda bulunmak aday açısından ayrıca sorun oluşturabilir.</p>

<p>POLİS OKULUNA GİRDİKTEN SONRA ESKİ KAYIT TEKRAR KARŞIYA ÇIKABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Sağlık değerlendirmesi yalnızca POMEM veya PMYO kapısından girildiği gün sona ermiyor.</p>

<p>Yönetmelik öğrencilerin sağlık durumlarının eğitim sürecinde takip edilmesine ilişkin hükümler içeriyor.</p>

<p>Öğrenciler eğitim-öğretim dönemlerinde sağlık yönünden yeniden değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Ruh sağlığı açısından ilgili sağlık dilimlerinde bir hastalık şüphesi oluşması halinde sağlık kurulu değerlendirmesi istenebiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla “Okula girdim, bundan sonra geçmiş sağlık kayıtları hiçbir şekilde karşıma çıkmaz” düşüncesi doğru değil.</p>

<p>MEZUNİYETE YAKIN PSİKİYATRİ KAYDI SORUN OLUR MU?</p>

<p>Emniyet sağlık mevzuatı yalnızca okula giriş sürecinden ibaret değil.</p>

<p>Öğrencilik sürecindeki sağlık değerlendirmeleri ve Emniyet Teşkilatı kadrolarına ilk atama aşaması da sağlık mevzuatı kapsamında önem taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle konuyu üç ayrı aşamada düşünmek gerekiyor:</p>

<p>Adaylık.</p>

<p>Öğrencilik.</p>

<p>Memuriyete ilk atama.</p>

<p>Her aşamada adayın veya öğrencinin statüsüne göre uygulanacak sağlık hükümleri farklılaşabilir.</p>

<p>OKULDA PSİKİYATRİK SORUN ORTAYA ÇIKARSA NE OLUR?</p>

<p>Okula girişte adaylardan A dilimi sağlık şartları aranıyor.</p>

<p>Ancak öğrenci olduktan sonraki sağlık değerlendirmeleri farklı hükümlere tabi olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle okula girişte uygulanan kriterlerle öğrencilik sırasında ortaya çıkan bir hastalığın değerlendirilmesini birbirine karıştırmamak gerekiyor.</p>

<p>Özellikle ruh sağlığı konusunda yeni ortaya çıkan veya tekrar eden bir klinik durum, öğrencilik sırasında yeniden sağlık kurulu değerlendirmesine neden olabilir.</p>

<p>ESKİ PSİKİYATRİ KAYDI BULUNAN ADAY NE YAPMALI?</p>

<p>Öncelikle paniğe kapılarak yalnızca e-Nabız’daki ilaç adına göre kendi hakkında karar vermemeli.</p>

<p>Geçmiş kaydın hangi sağlık kuruluşunda oluştuğunu belirlemeli.</p>

<p>Mümkünse o döneme ait epikriz ve muayene belgelerini edinmeli.</p>

<p>İlacın hangi tanı veya klinik nedenle reçete edildiğini öğrenmeli.</p>

<p>Tedavinin başlangıç ve bitiş tarihlerini doğru şekilde belgelemeli.</p>

<p>Sonraki dönemde başka psikiyatri muayenesi veya tedavisi bulunuyorsa bunları da dikkate almalı.</p>

<p>Sağlık bilgi formunda doğru beyanda bulunmalı.</p>

<p>Ve en önemlisi, kişisel uygunluk konusunda internet yorumlarından değil yürürlükteki yönetmelik ve resmi sağlık kurulu değerlendirmesinden hareket etmeli.</p>

<p>ÇOCUKLUK KAYDI OLAN ADAYLAR İÇİN EN ÖNEMLİ NOKTA</p>

<p>Bir kişinin 10 veya 15 yıl önce çocukken psikiyatri polikliniğine götürülmüş olması, geçmişte bir ilaç reçetesi bulunması ve bugün aktif psikiyatrik hastalığının bulunması birbirinden farklı durumlardır.</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinde bu ayrımın belgeler üzerinden ortaya konulması önemlidir.</p>

<p>Bu nedenle eski psikiyatri kaydı bulunan adayların en büyük hatası kayıtlarını araştırmadan başvuru sürecine girmek olabilir.</p>

<p>Doğru yaklaşım geçmişi gizlemek değil, geçmişin ne anlama geldiğini başvurudan önce öğrenmek ve mümkün olduğunca belgelendirmektir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Çocukken psikiyatriye gitmek polisliğe engel mi?</p>

<p>Tek başına çocukluk döneminde psikiyatri başvurusunun bulunması üzerinden kesin sonuç çıkarılamaz. Tanı, tedavi, sonraki klinik seyir ve mevcut sağlık durumu önemlidir.</p>

<p>Çocukken psikiyatri ilacı kullandım, POMEM’e girebilir miyim?</p>

<p>Yalnızca geçmiş ilaç kaydı üzerinden kesin karar verilemez. İlacın neden verildiği, tanı, tedavi süresi ve yönetmelikteki sağlık dilimi değerlendirilir.</p>

<p>Psikiyatri kaydı kaç yıl sonra polisliğe engel olmaz?</p>

<p>Yönetmelikte son iki yılın semptomsuz ve tedavisiz geçirilmesine ilişkin önemli bir kriter bulunuyor. Ancak bu bütün psikiyatrik tanılar için otomatik iki yıllık af anlamına gelmez. C ve D dilimindeki tanılarda süre ayrımı bulunmaz.</p>

<p>Antidepresan kullanmış olmak polisliğe engel mi?</p>

<p>İlacın yalnızca adına bakılarak karar verilmez. Reçete nedeni, tanı, tedavi geçmişi ve mevcut sağlık durumu değerlendirilir.</p>

<p>DEHB ilacı kullanmak polisliğe engel mi?</p>

<p>DEHB ve tedavi geçmişi ruh sağlığı hükümleri kapsamında değerlendirilir. Çocukluk dönemindeki ilaç kaydı tek başına kişisel uygunluk kararını belirlemez.</p>

<p>Epikriz neden istenir?</p>

<p>Epikriz geçmişteki muayenenin nedenini, klinik bulguları, tanıyı ve ilacın hangi amaçla verildiğini açıklamaya yardımcı olur. Özellikle eski ilaç kayıtlarının değerlendirilmesinde önem taşıyabilir.</p>

<p>Polis okuluna girdikten sonra eski psikiyatri kaydı sorun olabilir mi?</p>

<p>Öğrencilerin sağlık durumları eğitim sürecinde de takip edilebilir. Gerekli görülmesi halinde yeniden sağlık kurulu değerlendirmesi yapılabilir.</p>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu haber genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Geçmiş psikiyatri tanısı veya ilaç kaydı bulunan bir adayın polisliğe uygun olup olmadığına ilişkin kişisel sağlık kurulu kararı yerine geçmez. Tanının niteliği, tedavi geçmişi, güncel sağlık durumu, yürürlükteki Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği ve yetkili sağlık kurulu/sağlık komisyonu değerlendirmesi esas alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği EK-3 – Ruh Sağlığı ve Hastalıkları</p>

<p>Polis Akademisi Başkanlığı</p>

<p>Danıştay 8. Daire – Polis eğitim kurumlarının sağlık şartlarına ilişkin kararları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cocuklukta-psikiyatri-ilaci-kullanmak-polislige-engel-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 10:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1048.jpeg" type="image/jpeg" length="39774"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Psikiyatri İlaç Kaydı Polisliğe Engel mi? Yönetmelik Ne Diyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/psikiyatri-ilac-kaydi-polislige-engel-mi-yonetmelik-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/psikiyatri-ilac-kaydi-polislige-engel-mi-yonetmelik-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[POMEM’de psikiyatri geçmişi nasıl değerlendiriliyor? Yönetmelikte son iki yılın semptomsuz ve tedavisiz geçirilmesi, belirli durumlarda psikiyatrik yönden sağlam kabul ediliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>POMEM Psikiyatri Şartları: Psikiyatri Geçmişi ve İlaç Kullanımı Engel mi?</p>

<p>POMEM adaylarının sağlık şartları konusunda en fazla araştırdığı konulardan biri psikiyatri geçmişi.</p>

<p>“Psikiyatriye gitmek polisliğe engel mi?”, “Antidepresan kullanan polis olabilir mi?”, “Anksiyete POMEM’e engel mi?”, “Depresyon polisliğe engel mi?”, “DEHB tanısı olan polis olabilir mi?” ve “Psikiyatri kaydı kaç yıl sonra sorun olmaz?” soruları adayların yanıt aradığı başlıklar arasında.</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği, öğrenci adaylarının ruh sağlığı şartlarını EK-3’ün “Ruh Sağlığı ve Hastalıkları” bölümünde ayrıntılı olarak düzenliyor.</p>

<p>Burada adayların özellikle bilmesi gereken bir süre bulunuyor:</p>

<p>Son iki yıl.</p>

<p>POMEM’DE PSİKİYATRİ İÇİN 2 YIL KURALI NEDİR?</p>

<p>Yönetmeliğin A dilimi hükümlerinde ruh sağlığı yönünden adayın sağlam olması gerektiği belirtiliyor.</p>

<p>Aynı düzenlemede “son iki yılın semptomsuz ve tedavisiz geçirilmesi” psikiyatrik yönden sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>Buradaki iki ifade önemli:</p>

<p>Semptomsuz.</p>

<p>Tedavisiz.</p>

<p>Dolayısıyla yalnızca son psikiyatri muayenesinin üzerinden iki yıl geçmiş olması üzerinden otomatik sonuç çıkarılması doğru değil.</p>

<p>Yönetmelikte belirtilen değerlendirmede bu sürenin semptomsuz ve tedavisiz geçirilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Ancak bu kural bütün psikiyatrik hastalıklar için geçerli değil.</p>

<p>C ve D diliminde geçen tanılar açısından süre ayrımı bulunmuyor ve bu tanılar öğrenciliğe engel kabul ediliyor.</p>

<p>PSİKİYATRİYE GİTMEK POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Yalnızca bir kişinin hayatının herhangi bir döneminde psikiyatri polikliniğine başvurmuş olması üzerinden “kesinlikle polis olamaz” sonucu çıkarılması doğru değil.</p>

<p>Yönetmelik özellikle son iki yıldaki psikiyatrik muayene ve psikotrop ilaç kayıtlarının nasıl değerlendirileceğine ilişkin ayrıntılı hükümler içeriyor.</p>

<p>Adayın geçmiş muayene ve tedavi ayrıntıları ile ilaç kayıtlarının bulunduğu sistemler incelenebiliyor.</p>

<p>Son iki yıl içerisinde psikiyatrik muayene veya psikotrop ilaç kullanım kaydı görülmesi halinde kaydın nedeni araştırılıyor.</p>

<p>Dolayısıyla “psikiyatriye bir kez gittim, otomatik elenirim” şeklindeki genelleme doğru bir değerlendirme yöntemi değil.</p>

<p>ANTİDEPRESAN KULLANAN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Bu sorunun yanıtı yalnızca ilacın adına bakılarak verilemez.</p>

<p>Yönetmelik, son iki yılda psikotrop ilaç kaydı görülmesi halinde ilacın neden reçete edildiğinin araştırılmasını öngörüyor.</p>

<p>İlacın reçete edildiği sağlık kuruluşundan, o tarihteki muayene ayrıntılarını, klinik bulguları ve ilacın hangi nedenle reçete edildiğini açıklayan epikriz raporu istenebiliyor.</p>

<p>Bunun nedeni önemli.</p>

<p>Bazı psikotrop ilaçlar yalnızca psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılmıyor. Başka branşlardaki bazı klinik durumlarda da destek amacıyla reçete edilebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle sistemde yalnızca bir ilaç kaydının bulunması ile psikiyatrik bir hastalık tanısının bulunması aynı şey olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>İLACIN NEDEN YAZILDIĞINA BAKILIYOR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Yönetmelikteki değerlendirme sistemi tam olarak bunu amaçlıyor.</p>

<p>Psikotrop ilaç kaydı görüldüğünde epikriz üzerinden kişinin o tarihte psikiyatrik tanı kriterlerini karşılayacak düzeyde bir psikopatolojisinin bulunup bulunmadığı değerlendiriliyor.</p>

<p>İlacın psikiyatrik tanı ve tedavi amacı dışında başka bir branştaki patolojik sürece destek amacıyla verilip verilmediği de araştırılabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle adayların yalnızca e-Nabız’da gördükleri ilaç adına bakarak kendi kendilerine “elenirim” veya “sorun olmaz” kararı vermeleri doğru değil.</p>

<p>DEPRESYON POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Depresyon bozuklukları yönetmeliğin ruh sağlığı bölümünde yer alan tanı gruplarından biri.</p>

<p>Ancak değerlendirmede tanının hangi sağlık diliminde karşılık bulduğu, hastalığın geçmişi, tedavi durumu ve adayın mevcut sağlık durumu önem taşıyor.</p>

<p>Yönetmeliğin A dilimindeki iki yıllık semptomsuz ve tedavisiz dönem hükmü de bu değerlendirmede önem taşıyor.</p>

<p>Buna karşılık C ve D diliminde değerlendirilen tanılarda iki yıllık süre istisnası uygulanmıyor.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “geçmişte depresyon tanısı aldım” bilgisiyle kişisel uygunluk konusunda kesin karar verilemez.</p>

<p>ANKSİYETE POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Anksiyete bozuklukları da yönetmelikte ruhsal bozukluklar arasında düzenleniyor.</p>

<p>Burada da hastalığın geçmişte bulunup bulunmadığının yanı sıra mevcut durum, tedavi geçmişi ve sağlık dilimi değerlendirmesi önem taşıyor.</p>

<p>Nitekim yargıya taşınan bazı polis eğitim kurumu uyuşmazlıklarında geçmiş anksiyete tanısı ve ilaç kullanımı bulunan adayların son iki yıllık sağlık durumlarının ayrıca değerlendirildiği görülüyor.</p>

<p>Dolayısıyla anksiyete için de bütün adaylara uygulanabilecek tek cümlelik “engel olur” veya “engel olmaz” cevabı vermek doğru değil.</p>

<p>DEHB POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu da yönetmelikte ruh sağlığı kapsamında adı geçen tanılar arasında.</p>

<p>Adayın tanısının niteliği, tedavi geçmişi, ilaç kullanımı ve mevcut sağlık durumu değerlendirmede önem taşıyor.</p>

<p>Özellikle DEHB nedeniyle kullanılan bazı ilaçların reçete kayıtlarının bulunabileceği dikkate alındığında sağlık geçmişinin eksiksiz değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>PANİK ATAK POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>“Panik atak” günlük kullanımda sık kullanılan bir ifade olmakla birlikte sağlık değerlendirmesinde esas olan uzman hekim tarafından konulmuş tanı ve bu tanının yönetmelikteki karşılığıdır.</p>

<p>Panik belirtilerinin hangi psikiyatrik tanı kapsamında ortaya çıktığı, tedavi gerektirip gerektirmediği ve adayın mevcut sağlık durumu birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca geçmişte bir kez panik benzeri yakınma yaşanmış olması üzerinden kesin POMEM uygunluk kararı verilemez.</p>

<p>PSİKOLOGA GİTMEK POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Psikolog görüşmesi ile psikiyatri uzmanı tarafından konulmuş bir hastalık tanısı veya uygulanan ilaç tedavisi aynı şey değildir.</p>

<p>POMEM sağlık değerlendirmesinde önemli olan adayın ruh sağlığı durumu ve yönetmelikteki kriterlerdir.</p>

<p>Dolayısıyla yalnızca “psikoloğa gittim” bilgisinden otomatik bir elenme sonucu çıkarmak doğru değildir.</p>

<p>Ancak adayın sağlık geçmişinde psikiyatrik tanı veya tedavi bulunuyorsa bunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>E-NABIZ’DAKİ PSİKİYATRİ KAYITLARINA BAKILIYOR MU?</p>

<p>Yönetmelik geçmiş muayene ve tedavi ayrıntıları ile geçmiş ilaç kayıtlarını gösteren sistemler üzerinden inceleme yapılmasını öngörüyor.</p>

<p>Son iki yıl içerisinde psikiyatrik muayene veya psikotrop ilaç kullanım kaydı görülürse kaydın ayrıntılarının araştırılması mümkün.</p>

<p>Bu noktada epikriz raporu önem kazanıyor.</p>

<p>Adaydan ilacın reçete edildiği sağlık kuruluşundaki muayenenin ayrıntılarını ve ilacın neden verildiğini gösteren epikriz raporunu temin etmesi istenebiliyor.</p>

<p>PSİKİYATRİ KAYDI SİLİNİRSE SORUN ÇÖZÜLÜR MÜ?</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinin amacı yalnızca ekranda bir kaydın görünüp görünmediğini kontrol etmek değildir.</p>

<p>Adayın gerçek sağlık geçmişi ve mevcut sağlık durumu değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle bir sağlık kaydını gizlemeye, sildirmeye veya eksik beyan etmeye çalışmak yerine sağlık geçmişinin doğru biçimde bildirilmesi gerekir.</p>

<p>Nihai değerlendirme sağlık kurulu ve ilgili sağlık komisyonunca yapılır.</p>

<p>İKİ YIL GEÇİNCE KESİN POLİS OLUNABİLİR Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>“İki yıl geçti, artık kesin sorun olmaz” şeklinde bir sonuç yönetmelikten çıkarılamaz.</p>

<p>Yönetmelik son iki yılın semptomsuz ve tedavisiz geçirilmesini psikiyatrik yönden sağlam kabul etme bakımından bir kriter olarak düzenliyor.</p>

<p>Ancak adayın tanısının hangi sağlık diliminde bulunduğu önem taşıyor.</p>

<p>C ve D diliminde yer alan tanılarda süre ayrımı bulunmuyor.</p>

<p>Ayrıca sağlık kurulu adayın bütün psikiyatrik geçmişini, mevcut muayenesini ve ilgili kayıtlarını birlikte değerlendiriyor.</p>

<p>POMEM PSİKİYATRİ ŞARTLARINDA EN ÖNEMLİ 5 NOKTA</p>

<ol>
 <li>Öğrenci adayının ruh sağlığı yönünden A dilimi şartlarını karşılaması gerekiyor.</li>
 <li>Son iki yılın semptomsuz ve tedavisiz geçirilmesi psikiyatrik yönden sağlam kabul edilme açısından önemli.</li>
 <li>C ve D dilimindeki tanılarda iki yıllık süre ayrımı bulunmuyor.</li>
 <li>Son iki yıldaki psikiyatri muayenesi ve psikotrop ilaç kayıtları ayrıntılı olarak değerlendirilebiliyor.</li>
 <li>İlaç kaydı görülmesi halinde ilacın hangi nedenle reçete edildiğini açıklayan epikriz istenebiliyor.</li>
</ol>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Bir kez psikiyatriye gittim, POMEM’e engel mi?</p>

<p>Tek başına bir psikiyatri başvurusunun varlığından kesin sonuç çıkarılamaz. Muayenenin nedeni, konulan tanı, tedavi ve mevcut sağlık durumu önemlidir.</p>

<p>Antidepresan kullandım, polis olabilir miyim?</p>

<p>Yalnızca ilaç adına bakılarak karar verilemez. İlacın hangi nedenle reçete edildiği, psikiyatrik tanı bulunup bulunmadığı ve adayın sağlık geçmişi değerlendirilir.</p>

<p>Psikiyatri ilacı kullanmayı bıraktıktan sonra iki yıl geçmesi yeterli mi?</p>

<p>Yönetmelik son iki yılın hem semptomsuz hem tedavisiz geçirilmesini psikiyatrik yönden sağlam kabul edilme bakımından düzenliyor. Ancak C ve D dilimindeki tanılarda süre ayrımı bulunmuyor. Bu nedenle iki yılın dolması her aday için otomatik uygunluk anlamına gelmez.</p>

<p>Anksiyete tanısı polisliğe engel mi?</p>

<p>Tanının geçmişi, derecesi, tedavi durumu, mevcut ruh sağlığı ve yönetmelikte karşılık geldiği sağlık dilimi birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Depresyon geçmişi polisliğe engel mi?</p>

<p>Geçmiş depresyon tanısı tek başına kişisel uygunluk kararını belirlemek için yeterli değildir. Yönetmelikteki sağlık dilimi, tedavi geçmişi ve mevcut durum değerlendirilir.</p>

<p>DEHB polisliğe engel mi?</p>

<p>DEHB yönetmelikte ruh sağlığı kapsamında değerlendirilen tanılardan biridir. Tanının ve tedavinin niteliği ile adayın mevcut sağlık durumu üzerinden resmi değerlendirme yapılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Bir kişinin POMEM öğrenciliğine ruh sağlığı açısından uygun olup olmadığı konusunda kişisel sağlık kurulu kararı yerine geçmez. Tanı, reçete veya e-Nabız kaydı üzerinden tek başına kesin “olur” ya da “olamaz” sonucu çıkarılmamalıdır. Yürürlükteki Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği, resmi muayene ve yetkili sağlık kurulu/sağlık komisyonu değerlendirmesi esas alınır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği EK-3 – Ruh Sağlığı ve Hastalıkları</p>

<p>Polis Akademisi Başkanlığı</p>

<p>Danıştay 8. Daire – Polis eğitim kurumları sağlık şartlarına ilişkin kararlar </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/psikiyatri-ilac-kaydi-polislige-engel-mi-yonetmelik-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 10:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1047.jpeg" type="image/jpeg" length="87576"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2 Numara Miyop POMEM’e Engel mi? Göz Şartları Ne Diyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/2-numara-miyop-pomeme-engel-mi-goz-sartlari-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/2-numara-miyop-pomeme-engel-mi-goz-sartlari-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[POMEM göz şartlarında miyop için −2, hipermetrop için +1 diyoptri sınırı öne çıkıyor. Astigmat, gözlük, görme keskinliği ve renk körlüğü kriterlerini inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>POMEM Göz Şartları: Miyop, Astigmat ve Gözlük Polisliğe Engel mi?</p>

<p>POMEM adaylarının sağlık şartları konusunda en fazla araştırdığı konuların başında göz derecesi geliyor.</p>

<p>“2 numara miyop polisliğe engel mi?”, “Astigmatı olan POMEM’e girebilir mi?”, “Gözlük kullanan polis olabilir mi?”, “İki gözün numarası toplanıyor mu?” ve “Renk körlüğü POMEM’e engel mi?” soruları özellikle öne çıkıyor.</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği, polis eğitim kurumlarına alınacak adaylarda göz sağlığı kriterlerini EK-3’ün Göz Hastalıkları bölümünde düzenliyor.</p>

<p>POMEM adaylarının A dilimi sağlık şartlarını karşılaması gerekiyor.</p>

<p>POMEM’DE MİYOP SINIRI KAÇ?</p>

<p>Yönetmeliğe göre okullara alınacak öğrencilerde her iki göz ayrı ayrı değerlendiriliyor.</p>

<p>Miyoplarda her bir göz için sferik ve silindirik değerlerin toplamı −2 diyoptriyi geçemiyor.</p>

<p>Burada iki önemli ayrıntı var.</p>

<p>Birincisi, −2 diyoptri iki gözün numaralarının birbirine eklenmesi anlamına gelmiyor.</p>

<p>Her göz ayrı değerlendiriliyor.</p>

<p>İkincisi, yalnızca reçetede görülen sferik miyop değerine bakmak her durumda yeterli değil. Yönetmelik sferik ve silindirik değerlerin toplamını esas alıyor.</p>

<p>2 NUMARA MİYOP POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmelikte kullanılan ifade “−2 diyoptriyi geçemez” şeklinde.</p>

<p>Dolayısıyla tam −2,00 diyoptri sınır değer olarak önem taşıyor.</p>

<p>Ancak adayın yalnızca “miyopum −2,00” demesi kesin uygunluk kararı vermek için yeterli değil.</p>

<p>Çünkü sferik ve silindirik değer birlikte değerlendiriliyor. Ayrıca görme keskinliği ve gözde başka bir hastalık bulunup bulunmadığı da önem taşıyor.</p>

<p>Örneğin yalnızca reçetedeki SPH değerine bakılarak kesin “POMEM’e girer” sonucu çıkarılmamalı.</p>

<p>ASTİGMAT POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Astigmat bulunması tek başına otomatik olarak POMEM’e engel anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ancak astigmatın değerlendirilmesinde silindirik değer önem taşıyor.</p>

<p>Miyoplarda yönetmeliğin öğrenci adayları için belirlediği hesaplamada sferik ve silindirik değerlerin toplamı dikkate alınıyor.</p>

<p>Mikst astigmatlarda ise transpozisyon sonrasındaki değerler üzerinden işlem yapılıyor.</p>

<p>Bu nedenle “Astigmatım 0,75, geçer miyim?” sorusuna yalnızca tek rakam üzerinden kesin yanıt vermek doğru değil.</p>

<p>Göz reçetesinin tamamının ve resmi göz muayenesinin değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>HİPERMETROP SINIRI KAÇ?</p>

<p>Hipermetrop adaylar açısından sınır daha farklı.</p>

<p>Yönetmeliğe göre her göz ayrı ayrı değerlendirilmek üzere hipermetroplarda ilgili değer +1 diyoptriyi geçemiyor.</p>

<p>Burada da sferik ve silindirik değerlerin toplamı dikkate alınıyor.</p>

<p>Dolayısıyla hipermetropisi bulunan adayın yalnızca SPH değerine bakması yeterli olmayabilir.</p>

<p>GÖZLÜK KULLANAN POMEM’E GİREBİLİR Mİ?</p>

<p>Gözlük kullanmak tek başına POMEM’e engel değil.</p>

<p>Yönetmelik “gözlük kullanan aday öğrenci olamaz” şeklinde genel bir yasak koymuyor.</p>

<p>Belirleyici olan adayın refraksiyon değerlerinin, görme keskinliğinin ve diğer göz bulgularının A dilimi kriterlerine uygun olması.</p>

<p>Bu nedenle gözlük kullanan bir aday, gerekli göz şartlarını karşılıyorsa yalnızca gözlük kullandığı gerekçesiyle otomatik olarak elenmiş sayılmaz.</p>

<p>GÖRME KESKİNLİĞİ KAÇ OLMALI?</p>

<p>Göz numarasının sınırlar içerisinde olması tek başına yeterli değil.</p>

<p>Düzeltmeden sonra her iki gözün görme güçleri toplamının en az 20’de 16 olması gerekiyor.</p>

<p>Ayrıca gözlerden birinin düzeltilmiş görme gücü en az 10’da 7 olabilir.</p>

<p>Ancak bir göz 10’da 7 seviyesindeyse diğer gözün düzeltmeden sonra 10’da 10, yani tam görmesi gerekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla POMEM göz muayenesinde yalnızca diyoptri değerleri değil, adayın düzeltilmiş görme keskinliği de önem taşıyor.</p>

<p>İKİ GÖZÜN NUMARASI TOPLANIYOR MU?</p>

<p>Bu konuda adaylar arasında önemli bir kafa karışıklığı bulunuyor.</p>

<p>Öğrenci adayları için A dilimi hükmünde “her iki gözde ayrı ayrı” ifadesi kullanılıyor.</p>

<p>Dolayısıyla sağ göz ile sol gözün numaralarını birbirine ekleyip “toplam göz numarası” üzerinden hesaplama yapmak doğru değil.</p>

<p>Ancak her gözün kendi içinde sferik ve silindirik değerlerinin değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu iki hesap birbirinden farklı.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ POMEM’E ENGEL Mİ?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Evet, yönetmeliğin öğrenci adaylarına ilişkin A dilimi göz hükümlerinde parsiyel veya total diskromatopsi, yani renk görme bozukluğu öğrenciliğe engel durumlar arasında sayılıyor.</p>

<p>Renk görme muayenesinde lens kullanılmasına da izin verilmiyor.</p>

<p>Bu nedenle renk körlüğü POMEM adayları açısından önemli göz kriterlerinden biri.</p>

<p>ŞAŞILIK POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmeliğin A dilimi göz hükümlerinde şaşılık da öğrenciliğe engel durumlar arasında sayılıyor.</p>

<p>Göz kapağı düşüklüğü, göz kasları veya sinirlerindeki fonksiyon kaybı ve nistagmus da aynı bölümde değerlendirilen durumlar arasında.</p>

<p>KERATOKONUS POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Keratokonus da A dilimindeki öğrenciliğe engel göz hastalıkları arasında açık biçimde yer alıyor.</p>

<p>Aynı düzenlemede glokom ve belirli retina patolojileri de öğrenciliğe engel durumlar arasında sayılıyor.</p>

<p>KATARAKT VE KATARAKT AMELİYATI POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmelikte katarakt, katarakt cerrahisi ve psödofaki öğrenciliğe engel durumlar arasında düzenleniyor.</p>

<p>Ancak göz hastalıkları bölümündeki bütün hükümler birlikte değerlendirilmeli ve adayın kişisel sağlık durumu resmi sağlık kurulunca belirlenmeli.</p>

<p>POMEM GÖZ ŞARTLARINDA EN ÖNEMLİ RAKAMLAR</p>

<p>Miyop: Her gözde sferik + silindirik değer −2 diyoptriyi geçmemeli.</p>

<p>Hipermetrop: Her gözde sferik + silindirik değer +1 diyoptriyi geçmemeli.</p>

<p>Mikst astigmat: Transpozisyon sonrası değerler esas alınıyor.</p>

<p>Görme keskinliği: Düzeltmeden sonra iki gözün görme güçleri toplamı en az 20/16 olmalı.</p>

<p>Tek göz: Gözlerden biri en az 7/10 olabilir; bu durumda diğer göz 10/10 olmalı.</p>

<p>Bu rakamların tamamı diğer göz sağlığı şartlarıyla birlikte değerlendirilir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>0,50 miyop POMEM’e engel mi?</p>

<p>Tek başına 0,50 miyop değeri yönetmelikte belirtilen −2 diyoptri sınırının üzerinde değildir. Ancak sferik ve silindirik değerlerin birlikte değerlendirilmesi, gerekli görme keskinliğinin sağlanması ve başka bir engel göz hastalığının bulunmaması gerekir.</p>

<p>1 numara miyop POMEM’e engel mi?</p>

<p>−1,00 miyopi tek başına −2 sınırını aşmaz. Ancak adayın silindirik değeri, görme keskinliği ve diğer göz bulguları da değerlendirilir.</p>

<p>2 numara miyop POMEM’e engel mi?</p>

<p>Yönetmelikte miyoplar için “−2 diyoptriyi geçemez” hükmü bulunuyor. Bu nedenle −2,00 sınır değerdir. Ancak sferik ve silindirik değerlerin toplamı ile diğer göz kriterleri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>2,25 miyop POMEM’e engel mi?</p>

<p>−2,25 diyoptri, öğrenci adayları için belirtilen −2 diyoptri sınırının üzerindedir. Kişisel sağlık kararı ise resmi muayene ve yetkili sağlık kurulu tarafından verilir.</p>

<p>Gözlük takmak POMEM’e engel mi?</p>

<p>Hayır. Gözlük kullanımı tek başına engel değildir. Adayın göz değerlerinin ve görme fonksiyonlarının A dilimi şartlarına uygun olması gerekir.</p>

<p>Renk körlüğü POMEM’e engel mi?</p>

<p>Yönetmeliğin A dilimi göz hükümlerinde parsiyel veya total diskromatopsi öğrenciliğe engel olarak belirtiliyor.</p>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel sağlık uygunluğu kararı değildir. Gözlük reçetesindeki tek bir değer üzerinden “POMEM’e girer” veya “giremez” kararı verilmemelidir. POMEM başvurularında yürürlükteki Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği, resmi göz muayenesi ve yetkili sağlık kurulunun değerlendirmesi esas alınır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği EK-3 – Göz Hastalıkları</p>

<p>Polis Akademisi Başkanlığı </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/2-numara-miyop-pomeme-engel-mi-goz-sartlari-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 10:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1046.jpeg" type="image/jpeg" length="55314"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rektör Aydın, Sultan II. Abdülhamid Han’ı Doğumunun 184. Yılında Andı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/rektor-aydin-sultan-ii-abdulhamid-hani-dogumunun-184-yilinda-andi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rektor-aydin-sultan-ii-abdulhamid-hani-dogumunun-184-yilinda-andi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Sultan II. Abdülhamid Han’ı doğumunun 184. yıl dönümünde andı. Aydın, Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne ve Gülhane’nin banisi olan Sultan Abdülhamid’in Osmanlı coğrafyasına kazandırdığı sağlık ve eğitim kurumlarına dikkat çekti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Osmanlı Devleti’nin 34. padişahı Sultan II. Abdülhamid Han’ın doğumunun 184. yıl dönümü dolayısıyla bir anma mesajı yayımladı.</p>

<p>Rektör Aydın’ın mesajında, Sultan II. Abdülhamid’in yalnızca bir hükümdar olarak değil, sağlık hizmetlerinin kurumsallaşması ve modern tıp eğitiminin gelişmesi bakımından bıraktığı tarihî miras öne çıktı.</p>

<p>Prof. Dr. Kemalettin Aydın mesajında şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne ve Gülhane’nin banisi; Osmanlı coğrafyasına 300’ü aşkın hastane ve yüzlerce eğitim müessesesi kazandıran Sultan II. Abdülhamid Han’ı, doğumunun 184. yıl dönümünde rahmet, minnet ve saygıyla yâd ediyorum.”</p>

<p>II. Abdülhamid döneminde sağlıkta kurumsallaşma</p>

<p>Sultan II. Abdülhamid’in 1876-1909 yıllarını kapsayan saltanat dönemi, Osmanlı sağlık sisteminin kurumsallaşmasının hızlandığı önemli dönemlerden biri oldu.</p>

<p>Döneme ilişkin akademik çalışmalarda hastanelerin yanı sıra bakteriyoloji laboratuvarları, aşı kurumları, doğumhaneler, karantina yapıları, tıp ve veterinerlik okulları gibi çok sayıda sağlık kuruluşunun faaliyete geçirildiği görülüyor. Bu tablo, sağlık politikasının yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi sunan bir anlayışla sınırlı kalmadığını; eğitim, laboratuvar, salgınlarla mücadele ve koruyucu sağlık hizmetlerinin de gelişmekte olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Özellikle 19. yüzyılın sonlarında mikrobiyoloji ve bakteriyolojide yaşanan büyük bilimsel dönüşüm, Osmanlı sağlık kurumlarına da yansıdı. 1887’de Askerî Tıbbiye bünyesinde kuduz müessesesi, 1888’de aşı evi ve 1893’te bakteriyolojihane açılması bu dönüşümün önemli örnekleri arasında yer aldı.</p>

<p>Böylece hekim yetiştirmek ile hastane kurmak, laboratuvar kapasitesini artırmak ve salgın hastalıklarla mücadele etmek giderek birbirini tamamlayan bir sağlık yapılanmasının parçaları hâline geldi.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne bu vizyonun simge kurumlarından oldu</p>

<p>II. Abdülhamid döneminin tıp eğitimi açısından en görünür eserlerinden biri Haydarpaşa’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne oldu.</p>

<p>Modern Osmanlı tıp eğitiminin kökleri II. Mahmud dönemine kadar uzanmasına rağmen, Haydarpaşa’daki büyük Tıbbiye binasının yapımı II. Abdülhamid döneminde gerçekleştirildi. Binanın inşasına 1894 yılında başlandı. Alexandre Vallaury ve Raimondo D’Aronco tarafından tasarlanan yapı 1903 yılında tamamlandı ve 6 Kasım 1903’te eğitime açıldı.</p>

<p>Yapının yalnızca büyüklüğü ve mimarisi değil, tıp eğitimi için tasarlanan fonksiyonları da dönemin yaklaşımını yansıtıyordu.</p>

<p>Tıbbiye bünyesinde cerrahi eğitim imkânlarının yanı sıra botanik bahçesi ve tıbbi bitkiler bulunuyor, eczacı yetiştirilmesine de katkı sağlanıyordu. Haydarpaşa Asker Hastanesi ise öğrencilerin klinik eğitimi açısından Tıbbiye ile ilişkilendirilmişti.</p>

<p>Bu yönüyle Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne, yalnızca ders verilen bir okul olmaktan öte; teorik bilgi, klinik uygulama ve sağlık hizmetinin aynı ekosistem içerisinde buluştuğu bir tıp eğitimi merkezi niteliği taşıyordu.</p>

<p>Gülhane ile klinik tıp eğitiminde yeni dönem</p>

<p>Sultan II. Abdülhamid’in sağlık eğitimi mirasının ikinci büyük ayağını ise Gülhane oluşturdu.</p>

<p>Osmanlı tıp eğitim sisteminin geliştirilmesi amacıyla 1897 yılında Almanya ile yapılan protokolün ardından Bonn Üniversitesi profesörlerinden Dr. Robert Rieder ile Dr. Georg Deycke İstanbul’a geldi.</p>

<p>Amaçlardan biri tıp eğitimini geliştirmek, diğeri ise çağdaş klinik uygulamaların gerçekleştirilebileceği örnek bir sağlık kurumu oluşturmaktı.</p>

<p>Topkapı Sarayı yakınındaki Gülhane Askerî Rüştiye binası bu amaç doğrultusunda hastaneye dönüştürüldü ve Gülhane Seririyat Hastanesi 30 Aralık 1898 tarihinde hizmete açıldı.</p>

<p>Gülhane böylece hekimlerin yalnızca teorik bilgi edinmelerini değil, hasta başında eğitim almalarını ve klinik tecrübe kazanmalarını sağlayan önemli bir merkez hâline geldi.</p>

<p>Bugün Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesinin kurumsal tarihçesi de Gülhane’nin temellerinin Sultan II. Abdülhamid tarafından 1898 yılında atıldığını belirtiyor.</p>

<p>Hastane, laboratuvar ve okul aynı sağlık anlayışının parçalarıydı</p>

<p>II. Abdülhamid dönemindeki sağlık yatırımlarına bütüncül bakıldığında dikkat çekici bir model ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bir tarafta hastaneler kurulurken diğer tarafta bu hastanelerde görev yapacak hekimlerin eğitimi geliştiriliyor; laboratuvarlar açılıyor, aşı ve bakteriyoloji alanındaki yeni bilimsel yöntemlerin Osmanlı sağlık sistemine aktarılmasına çalışılıyordu.</p>

<p>Darülaceze, bakteriyolojihane, cüzamhane, doğumhane, telkihhane, karantinahane, hastaneler ile tıp ve veterinerlik okulları dönemin sağlık altyapısının farklı bileşenlerini oluşturuyordu.</p>

<p>Bu nedenle II. Abdülhamid döneminin sağlık mirasını yalnızca “kaç hastane yapıldı?” sorusuyla değerlendirmek eksik kalıyor.</p>

<p>Asıl önemli noktalardan biri, sağlık hizmeti, tıp eğitimi, klinik uygulama, laboratuvar bilimi ve koruyucu hekimliğin aynı modernleşme sürecinin içerisinde ele alınmasıydı.</p>

<p>Avrupa’daki tıp eğitimi yakından takip edildi</p>

<p>Dönemin önemli özelliklerinden biri de Avrupa’daki bilimsel ve tıbbi gelişmelerin takip edilmesiydi.</p>

<p>Gülhane’nin kuruluşunda Alman hekimlerin görev alması bunun somut örneklerinden biriydi. Robert Rieder ve Georg Deycke’nin çalışmaları, Osmanlı tıp eğitiminin klinik uygulama boyutunun geliştirilmesine katkı sağladı.</p>

<p>Dönemin önemli hekimlerinden Besim Ömer Paşa’nın sağlık yıllıkları üzerine yapılan akademik araştırmalar da Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne’deki müfredat, sağlık birimleri, yerli ve yabancı öğretim kadrosu ile eğitim altyapısının dönemin tıp eğitimindeki modernleşmeyi yansıttığını ortaya koyuyor.</p>

<p>Bu nedenle Haydarpaşa Tıbbiye ve Gülhane, yalnızca iki tarihî yapı değil; Osmanlı’nın modern tıp bilimini kurumsallaştırma çabasının en önemli merkezleri arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>Bir asrı aşan Tıbbiye mirası</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne 1903-1909 yılları arasında Askerî Tıp Mektebi olarak faaliyet gösterdi. Daha sonra askerî ve sivil tıp eğitiminin birleşmesiyle Haydarpaşa’daki yapı tıp eğitiminin merkezi olmaya devam etti. Bina 1933 Üniversite Reformu’na kadar Tıbbiye olarak kullanıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aradan geçen uzun yılların ardından tarihî yapı yeniden asli işlevine döndü.</p>

<p>2015 yılında kurulan Sağlık Bilimleri Üniversitesine tahsis edilen Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne, bugün Hamidiye Külliyesi olarak yeniden sağlık bilimleri eğitiminin merkezlerinden biri durumunda.</p>

<p>Gülhane’nin akademik ve eğitim misyonu da bugün Sağlık Bilimleri Üniversitesi çatısı altında devam ediyor.</p>

<p>Böylece Haydarpaşa’daki Tıbbiye ile Gülhane’nin tarihî çizgileri, bir asrı aşan sürenin ardından aynı üniversitenin çatısı altında yeniden buluşmuş durumda.</p>

<p>Rektör Aydın’dan tarihî sürekliliğe vurgu</p>

<p>SBÜ Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın’ın Sultan II. Abdülhamid Han’ın doğumunun 184. yıl dönümündeki mesajı da bu tarihsel sürekliliğe dikkat çekiyor.</p>

<p>Aydın daha önce Gülhane’nin kuruluş yıl dönümünde yaptığı açıklamada da kurumun Sultan II. Abdülhamid tarafından 30 Aralık 1898’de açıldığını hatırlatarak Gülhane’nin Türk tıp tarihindeki yerine vurgu yapmıştı.</p>

<p>Bugün İstanbul’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne ile Ankara’daki Gülhane Külliyesi sağlık bilimleri eğitimini sürdürürken, bu iki kurumun tarihsel kökleri de Sultan II. Abdülhamid döneminin sağlık ve tıp eğitimi politikalarında kesişiyor.</p>

<p>Prof. Dr. Kemalettin Aydın’ın 184. doğum yıl dönümü mesajı bu nedenle yalnızca tarihî bir şahsiyetin anılması değil; Türkiye’nin modern sağlık ve tıp eğitimi hafızasının önemli kurumlarının kuruluş dönemine yapılan bir gönderme niteliği taşıyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/rektor-aydin-sultan-ii-abdulhamid-hani-dogumunun-184-yilinda-andi</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 08:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1042.jpeg" type="image/jpeg" length="89279"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid’in Sağlık ve Tıp Eğitimi Vizyonu: Hastaneden Laboratuvara, Osmanlı Tıbbının Bilimsel Dönüşümü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sultan-ii-abdulhamidin-saglik-ve-tip-egitimi-vizyonu-hastaneden-laboratuvara-osmanli-tibbinin-bilimsel-donusumu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sultan-ii-abdulhamidin-saglik-ve-tip-egitimi-vizyonu-hastaneden-laboratuvara-osmanli-tibbinin-bilimsel-donusumu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[21 Eylül 1842’de dünyaya gelen Sultan II. Abdülhamid’in saltanat yılları, Osmanlı tıp tarihinin en dikkat çekici dönüşüm dönemlerinden birine karşılık gelir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Bu dönemi yalnızca “hastaneler yaptırılan yıllar” olarak okumak eksik kalır. Çünkü 1876–1909 arasındaki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde çok daha kapsamlı bir sağlık modernleşmesi görülür: tıp eğitiminin yeniden düzenlenmesi, klinik uygulamanın güçlendirilmesi, bakteriyolojinin kurumsallaşması, Avrupa’daki bilimsel gelişmelerin yakından izlenmesi, aşı ve serum çalışmalarının desteklenmesi ve ihtisaslaşmış sağlık kurumlarının oluşturulması.[1–3]</p>

<p>Başka bir ifadeyle II. Abdülhamid döneminin sağlık politikasında yalnızca “hasta tedavi etmek” değil, hastalığı bilimsel yöntemlerle tanımak, salgını önlemek ve bunu yapabilecek hekimi yetiştirmek de giderek daha görünür hâle gelmiştir.</p>

<p>Mikrop teorisinin yükseldiği çağda Osmanlı tıbbı</p>

<p>II. Abdülhamid’in saltanatı, dünya tıp tarihinde son derece kritik bir döneme rastladı.</p>

<p>Louis Pasteur, Robert Koch ve dönemin diğer bilim insanlarının çalışmaları bulaşıcı hastalıkların anlaşılmasını kökten değiştiriyordu. Mikrobiyoloji ve bakteriyoloji modern tıbbın merkezine yerleşirken aşı, serum, dezenfeksiyon ve laboratuvar tanısı gibi kavramlar sağlık sistemlerinin temel unsurları hâline gelmeye başlıyordu.</p>

<p>Osmanlı Devleti bu bilimsel dönüşümün dışında kalmadı.</p>

<p>Pasteur’ün 1885’te kuduz aşısını başarıyla uygulamasından kısa süre sonra II. Abdülhamid’in iradesiyle Zoeros Paşa başkanlığındaki bir Osmanlı heyeti Paris’e gönderildi. Heyetin amacı yalnızca gelişmeleri gözlemlemek değildi. Yeni yöntemi öğrenmek ve Osmanlı ülkesine aktarmaktı.[3,4]</p>

<p>Padişah ayrıca Pasteur’e 1.000 altın ve Mecidi Nişanı gönderdi. Paris’te eğitim ve incelemelerde bulunan heyetin dönüşünün ardından 1887’de İstanbul’da Dâülkelp Tedavihanesi faaliyete geçti.[3,4]</p>

<p>Bu gelişmenin bilim tarihi açısından önemli bir tarafı vardır.</p>

<p>Osmanlı yönetimi yeni bir bilimsel keşfi yalnızca takip etmekle yetinmemiş, bilgiyi kaynağından öğrenmek üzere insan göndermiş ve edinilen bilgiyi kurumsal yapıya dönüştürmeye çalışmıştır.</p>

<p>Bugünün diliyle bu yaklaşım bir tür bilim ve teknoloji transferidir.</p>

<p>Bakteriyolojihane-i Şahane: Tedaviden önce etkeni bulmak</p>

<p>1890’lı yıllarda kolera başta olmak üzere bulaşıcı hastalıklar Osmanlı coğrafyasının ciddi sağlık sorunları arasındaydı.</p>

<p>1893’te Bakteriyolojihane-i Şahane’nin kurulması bu nedenle önemli bir dönüm noktasıdır.[5]</p>

<p>Pasteur Enstitüsü çevresinden Maurice Nicolle İstanbul’a getirildi. Kurumda yalnızca hastalık etkenlerinin araştırılması değil, bakteriyoloji eğitimi ve uygulamalı çalışmalar da yürütüldü.[5]</p>

<p>Böylece laboratuvar, sağlık hizmetinin giderek daha önemli bir parçasına dönüşmeye başladı.</p>

<p>Su analizleri yapılması, bulaşıcı hastalıkların mikrobiyolojik olarak incelenmesi, aşı ve serum çalışmalarının yürütülmesi, hekimlerin yeni bakteriyoloji bilgisiyle yetiştirilmesi aynı bilimsel dönüşümün parçalarıydı.[5,6]</p>

<p>Bu gelişme, II. Abdülhamid döneminin sağlık anlayışının en dikkat çekici yönlerinden birini gösterir:</p>

<p>Hastalık ortaya çıktıktan sonra yalnızca tedavi etmek yerine hastalığın nedenini belirlemek ve yayılmasını önlemek.</p>

<p>Nitekim kolera salgınları sırasında dezenfeksiyon amacıyla tebhirhanelerin kurulması da koruyucu sağlık yaklaşımının kurumsallaşmasının örneklerinden biri oldu.[6]</p>

<p>Gülhane: Hekimlik eğitimini hasta başına taşımak</p>

<p>II. Abdülhamid döneminin tıp eğitimi açısından belki de en kalıcı adımlarından biri Gülhane’dir.</p>

<p>1898 yılında Gülhane’de Tatbikat Mektebi ve Hastanesi’nin oluşturulması, Osmanlı tıp eğitiminde uygulamalı klinik eğitimin güçlendirilmesi açısından kritik bir gelişmeydi.[1,7]</p>

<p>Almanya’dan getirilen Prof. Dr. Robert Rieder ve Dr. Georg Deycke bu dönüşümde önemli rol oynadı.</p>

<p>Buradaki temel düşünce son derece moderndi:</p>

<p>Hekim yalnızca ders dinleyerek yetişmemeliydi. Hasta görmeli, klinikte çalışmalı, uygulama yapmalı ve bilimsel tıbbı doğrudan hasta başında öğrenmeliydi.</p>

<p>Bu nedenle Gülhane’yi yalnızca bir hastane olarak değerlendirmek doğru değildir.</p>

<p>Gülhane aynı zamanda bir eğitim modeli oluşturdu.</p>

<p>Teorik tıp bilgisinin klinik uygulamayla bütünleştirilmesi, genç hekimlerin mezuniyet sonrasında uygulamalı eğitimden geçirilmesi ve uzmanlaşmış kliniklerin gelişmesi açısından önemli bir merkez hâline geldi.[1,7]</p>

<p>Modern tıp eğitiminde bugün kullandığımız “eğitim ve araştırma hastanesi” anlayışının tarihsel kökleri açısından Gülhane özel bir yere sahiptir.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane: Bir bina değil, bilim projesi</p>

<p>II. Abdülhamid döneminin tıp eğitimi vizyonunun en görkemli sembollerinden biri ise Haydarpaşa’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’dir.</p>

<p>Yapımına 1890’ların ortalarında başlanan ve Alexandre Vallaury ile Raimondo D’Aronco’nun mimari çalışmalarıyla yükselen yapı 1903 yılında hizmete girdi.[1,2]</p>

<p>Ancak Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’yi yalnızca anıtsal mimarisi üzerinden değerlendirmek yanıltıcıdır.</p>

<p>Asıl önemli olan, binanın nasıl bir tıp eğitimi için tasarlandığıdır.</p>

<p>Dönemin kaynaklarında okulun derslikleri, laboratuvarları, klinik alanları, sağlık üniteleri ve eğitim düzeni ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır. Besim Ömer Paşa’nın Nevsâl-i Âfiyet’te aktardığı bilgiler, dönemin tıp çevrelerinin Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye yalnızca yeni bir okul olarak değil, Osmanlı tıbbının Avrupa’daki bilimsel gelişmelerle rekabet edebileceği bir merkez olarak baktığını göstermektedir.[8]</p>

<p>Dolayısıyla Haydarpaşa’daki yapı aslında dönemin sağlık politikasının fiziksel ifadesidir:</p>

<p>Mektep, laboratuvar ve klinik aynı bilimsel ekosistemin parçaları olmalıdır.</p>

<p>Bu yaklaşım bugün akademik tıp merkezlerinin temel mantığıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hamidiye Etfal: İhtisaslaşmış hastane düşüncesi</p>

<p>II. Abdülhamid dönemindeki bir başka önemli gelişme çocuk sağlığı alanında yaşandı.</p>

<p>Padişahın küçük yaşta difteri nedeniyle kaybettiği kızı Hatice Sultan’ın ardından kurulan Hamidiye Etfal Hastanesi 1899 yılında hasta kabulüne başladı.[9]</p>

<p>Türkiye tıp tarihinde ilk çocuk hastanesi olarak kabul edilen kurum, pediatrinin ayrı bir klinik alan olarak gelişmesinde önemli bir aşamayı temsil etti.[9]</p>

<p>Burada dikkat çekici olan yalnızca çocuklara ayrılmış bir hastanenin kurulması değildir.</p>

<p>Hastanenin döneminin modern tıbbi cihazlarıyla donatılması, Avrupa’da eğitim veya ihtisas görmüş hekimlerin görevlendirilmesi ve bakteriyoloji laboratuvarının bulunması, kurumun aynı zamanda bilimsel tıp anlayışının bir uygulama alanı olarak tasarlandığını göstermektedir.[10]</p>

<p>Bu yaklaşım, modern sağlık sistemlerinin temel özelliklerinden biri olan ihtisaslaşmanın Osmanlı tıbbındaki önemli örneklerinden biridir.</p>

<p>Sağlık politikasının görünmeyen ayağı: Eğitimli insan</p>

<p>II. Abdülhamid döneminde yapılan sağlık yatırımlarının yalnızca bina sayıları üzerinden değerlendirilmesi bu nedenle yanıltıcıdır.</p>

<p>Bir hastane yapılabilir.</p>

<p>Fakat onu yaşatacak hekim yoksa bina tek başına sağlık sistemi oluşturmaz.</p>

<p>Bir laboratuvar kurulabilir.</p>

<p>Fakat mikroorganizmayı tanıyacak, kültür yapacak, aşı ve serum teknolojisini anlayacak bilim insanları yetişmemişse laboratuvarın sürdürülebilirliği sınırlı kalır.</p>

<p>Abdülhamid dönemindeki dikkat çekici özelliklerden biri, kurumlaşmayla insan yetiştirme çabasının birlikte ilerlemesidir.</p>

<p>Hekimlerin ve bilim insanlarının Avrupa’ya gönderilmesi, yabancı bilim insanlarının Osmanlı kurumlarına davet edilmesi, yeni bilim dallarının tıp müfredatına girmesi, laboratuvarların kurulması ve klinik uygulamanın güçlendirilmesi bu bütünlüğün parçalarıdır.[1,3,5]</p>

<p>Bu nedenle dönemin sağlık modernleşmesini yalnızca “hastane yapımı” olarak değil, bilgi–insan–laboratuvar–klinik–hastane zincirinin kurulması olarak okumak daha açıklayıcıdır.</p>

<p>Koruyucu hekimlik düşüncesinin güçlenmesi</p>

<p>Dönemin sağlık politikalarında bir başka dönüşüm daha görülür.</p>

<p>Sağlık hizmeti giderek yalnızca bireysel hastanın tedavisinden ibaret görülmemeye başlamıştır.</p>

<p>Karantina uygulamaları, tebhirhaneler, bakteriyolojik incelemeler, su analizleri, aşı üretimi ve salgın hastalıklarla mücadele bunun örnekleridir.[5,6]</p>

<p>Bu kurumların tümü aynı soruya cevap arıyordu:</p>

<p>İnsanlar hastalanmadan önce ne yapılabilir?</p>

<p>Bugün buna koruyucu hekimlik ve halk sağlığı diyoruz.</p>

<p>Elbette Osmanlı sağlık sisteminin dönemin ekonomik, coğrafi ve idari şartlarından kaynaklanan ciddi kapasite sorunları vardı. Sağlık hizmetlerinin bütün nüfusa bugünkü anlamıyla eşit ve yaygın biçimde ulaştığını söylemek tarihsel olarak doğru olmaz.</p>

<p>Ancak kurulan kurumların yönü önemlidir.</p>

<p>Yön; laboratuvar bilimine, uzmanlaşmaya, aşılama çalışmalarına, salgın kontrolüne ve modern tıp eğitimine doğrudur.</p>

<p>Bir sağlık sistemi vizyonu olarak Abdülhamid dönemi</p>

<p>II. Abdülhamid’in sağlık mirasını değerlendirirken iki aşırı yorumdan kaçınmak gerekir.</p>

<p>Birincisi, dönemin bütün sağlık modernleşmesini tek bir kişinin eseri gibi göstermektir. Osmanlı tıbbındaki dönüşüm Tanzimat’tan başlayan uzun bir modernleşme sürecinin devamıdır. Bu süreçte hekimler, bilim insanları, bürokratlar ve farklı ülkelerden uzmanlar önemli roller üstlenmiştir.</p>

<p>İkincisi ise Abdülhamid döneminde gerçekleştirilen kurumsal atılımı görmezden gelmektir.</p>

<p>Tarihsel veriler birlikte değerlendirildiğinde 1876–1909 dönemi; mikrobiyolojinin kurumsallaştığı, klinik eğitimin güçlendiği, modern tıp okullarının geliştiği, çocuk sağlığı gibi ihtisas alanlarının kurumsal karşılık bulduğu ve Avrupa’daki bilimsel gelişmelerin Osmanlı sağlık sistemine aktarılmaya çalışıldığı önemli bir dönemdir.[1–10]</p>

<p>Pasteur’ün laboratuvarından İstanbul’daki kuduz tedavihanesine…</p>

<p>Bakteriyolojihane-i Şahane’den salgınlarla mücadeleye…</p>

<p>Gülhane’nin kliniklerinden Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin derslik ve laboratuvarlarına…</p>

<p>Hamidiye Etfal’den modern çocuk sağlığı anlayışına uzanan çizginin ortak noktası budur.</p>

<p>Bilimsel bilgiyi takip etmek, onu ülkeye taşımak, kurumlaştırmak ve bu bilgiyi kullanabilecek insan yetiştirmek.</p>

<p>Belki de II. Abdülhamid döneminin sağlık ve tıp eğitimi tarihimiz açısından en kalıcı mirası burada aranmalıdır.</p>

<p>Bugün, 21 Eylül’de, doğumunun 184. yılında Sultan II. Abdülhamid’i anarken geriye yalnızca tarihî hastane binaları kalmadığını görmek gerekir.</p>

<p>Geriye bir düşünce de kalmıştır:</p>

<p>Güçlü bir sağlık sistemi yalnızca hastane inşa ederek değil; bilim üreterek, laboratuvar kurarak, hekim yetiştirerek ve dünyadaki tıbbi gelişmeleri zamanında takip ederek kurulabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi. İstanbul Tıp Fakültesi Tarihi. Tıbbiye, Dâülkelp Tedavihanesi, Bakteriyolojihane, Gülhane ve Haydarpaşa Tıbbiyesi tarihçesi.</p>

<p>[2] Sağlık Bilimleri Üniversitesi. Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane ve tarihçesi. Haydarpaşa’daki tıp mektebinin yapım ve eğitim tarihi.</p>

<p>[3] Uyanıker A. Sultan II. Abdülhamid Döneminde Osmanlı Devleti’nde Sağlık Alanında Yapılan Çalışmalar (1876–1909). Doktora Tezi, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, 2014.</p>

<p>[4] Uyanıker A. “II. Abdülhamid Döneminde Açılan Sağlık Kurumu Kuduz Tedavihanesi (Dâûlkelp Ameliyathanesi).” Asia Minor Studies.</p>

<p>[5] Yıldırım N. “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Koruyucu Sağlık Uygulamaları.” Türkiye’de sağlık ve tıp tarihi çalışmaları; ayrıca Bakteriyolojihane-i Şahane tarihine ilişkin çalışmalar.</p>

<p>[6] İkinci Abdülhamid Döneminde Koruyucu Hekimlik ve Bazı Vesikalar. Türk Tarih Kurumu, Belgeler.</p>

<p>[7] Ergin ON ve ilgili tarihsel çalışmalar. Gülhane Tatbikat Mektebi ve Hastanesi; Robert Rieder ve Georg Deycke dönemindeki tıp eğitimi reformları.</p>

<p>[8] Besim Ömer Akalın. Nevsâl-i Âfiyet. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye ilişkin dönem kaynakları; ayrıca Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hemşirelik Dergisi’nde yayımlanan tarihsel inceleme.</p>

<p>[9] İlker F. Şişli Çocuk Hastanesi (Hamîdiye Etfâl Hastanesi) Tarihi. İstanbul, 1976; Türkiye’de pediatri ve çocuk hastaneleri tarihine ilişkin akademik çalışmalar.</p>

<p>[10] Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Hamidiye Etfal Hastanesi ve Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı tarihçesi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sultan-ii-abdulhamidin-saglik-ve-tip-egitimi-vizyonu-hastaneden-laboratuvara-osmanli-tibbinin-bilimsel-donusumu</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1036.jpeg" type="image/jpeg" length="43672"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hayatta Bir Amaca Sahip Olmak Uzun Yaşamla İlişkili mi? 488 Bin Kişilik Analiz Ne Söylüyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hayatta-bir-amaca-sahip-olmak-uzun-yasamla-iliskili-mi-488-bin-kisilik-analiz-ne-soyluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hayatta-bir-amaca-sahip-olmak-uzun-yasamla-iliskili-mi-488-bin-kisilik-analiz-ne-soyluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hayatta güçlü bir amaç duygusuna sahip olmak, araştırmalarda daha düşük erken ölüm riskiyle ilişkilendiriliyor. 488 binden fazla kişiyi kapsayan güncel analiz, önceki bulguları büyük ölçüde destekledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hayatta bir amaca sahip olmak yalnızca psikolojik iyi oluşla değil, daha uzun yaşamla da ilişkili olabilir. Yüz binlerce kişinin yıllara yayılan verilerini bir araya getiren güncel bilimsel kanıtlar, yaşamında güçlü bir amaç duygusu bildiren yetişkinlerde erken ölüm riskinin daha düşük olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrım var: Bu çalışmalar, “hayatta amaç sahibi olmak ömrü uzatır” şeklinde doğrudan bir neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor. Bulgular gözlemsel verilere dayanıyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları, sosyal ilişkiler, mevcut hastalıklar ve ruh sağlığı gibi birçok unsur ilişkinin bir bölümünü açıklayabilir.</p>

<p>2019'daki çalışma 6.985 kişiyi incelemişti</p>

<p>Konunun dikkat çeken araştırmalarından biri 2019 yılında JAMA Network Open'da yayımlandı.</p>

<p>ABD'deki Health and Retirement Study verilerinden yararlanan araştırmacılar, 50 yaş üzerindeki 6.985 kişiyi değerlendirdi. Katılımcıların ortalama yaşı 68,6 idi.</p>

<p>Yaşam amacı, psikolojik iyi oluşu değerlendiren yedi maddelik bir ölçek kullanılarak ölçüldü. Katılımcılar amaç duygusu puanlarına göre farklı gruplara ayrıldı ve 2006-2010 dönemindeki ölümler incelendi.</p>

<p>Sonuç dikkat çekiciydi.</p>

<p>Yaşam amacı puanı en düşük gruptakilerin herhangi bir nedene bağlı ölüm tehlikesi, en yüksek puana sahip grupla karşılaştırıldığında kapsamlı düzeltmelerden sonra 2,43 kat daha yüksekti.</p>

<p>Araştırmacılar yaş, cinsiyet, eğitim, medeni durum, sigara, fiziksel aktivite, alkol kullanımı, vücut kitle indeksi, kronik hastalıklar ve çeşitli psikolojik faktörler dahil çok sayıda değişkeni hesaba katmıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kalp ve dolaşım sistemi ölümlerinde de ilişki görüldü</p>

<p>2019 araştırmasında yalnızca toplam ölüm oranları değerlendirilmedi.</p>

<p>Yaşam amacı en düşük ve en yüksek gruplar karşılaştırıldığında kalp, dolaşım ve kan hastalıklarına bağlı ölüm açısından da anlamlı bir ilişki saptandı.</p>

<p>Bununla birlikte nedenlere göre ölüm analizlerinde olay sayıları daha az olduğundan bu sonuçların, tüm nedenlere bağlı ölüm bulgularından daha ihtiyatlı yorumlanması gerekiyor.</p>

<p>2026'da çok daha büyük bir analiz yayımlandı</p>

<p>2019 araştırması önemliydi ancak bugün elimizde çok daha geniş bir veri seti bulunuyor.</p>

<p>Psychological Medicine'da 2026 yılında yayımlanan güncel sistematik değerlendirme ve meta-analiz, yaşam amacı ile ölüm riski arasındaki ilişkiyi 25 farklı örneklem üzerinden değerlendirdi.</p>

<p>Toplam 488.765 kişi analiz edildi.</p>

<p>İzlem süreleri bazı çalışmalarda 32 yıla kadar ulaştı ve toplam 48.928 ölüm kaydedildi.</p>

<p>Ana analizde daha güçlü yaşam amacı, daha düşük ölüm riskiyle ilişkiliydi. Meta-analitik hazard oranı 0,76 olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu değer, yüksek yaşam amacı ile yaklaşık yüzde 24 daha düşük ölüm hazardı arasındaki ilişkiye karşılık geliyor. Araştırmacılar bunu ters yönden ifade ederek yaklaşık yüzde 30'luk bir fark olarak da tanımladı.</p>

<p>Ancak asıl önemli ayrıntı bundan sonra geliyor.</p>

<p>Sağlıklı yaşam davranışları ve hastalıklar hesaba katıldığında ne oldu?</p>

<p>İlişkinin tamamının yaşam amacının kendisinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için araştırmacılar davranışsal ve klinik risk faktörlerini dikkate aldı.</p>

<p>Bu düzeltmelerden sonra ilişki zayıfladı ancak tamamen ortadan kalkmadı.</p>

<p>Davranışsal ve klinik risk faktörleri hesaba katıldığında meta-analitik hazard oranı 0,85 oldu. Depresyon için düzeltme yapıldığında ise 0,91 olarak hesaplandı.</p>

<p>Başka bir ifadeyle yaşam amacı yüksek insanların daha sağlıklı davranışlara sahip olması veya psikolojik açıdan daha iyi durumda olması bağlantının bir bölümünü açıklıyor olabilir; fakat mevcut veriler ilişkinin tamamını bunlarla açıklayamıyor.</p>

<p>Yaşam amacı neden sağlıkla ilişkili olabilir?</p>

<p>Bilim insanlarının üzerinde durduğu olası açıklamalardan biri davranışlar.</p>

<p>Yaşamında yön ve amaç duygusu daha güçlü olan kişiler ortalamada fiziksel olarak daha aktif olabilir, sigaradan uzak durabilir veya koruyucu sağlık hizmetlerinden daha fazla yararlanabilir.</p>

<p>Sosyal ilişkiler de önemli olabilir.</p>

<p>Bir işe, aileye, topluma, gönüllü faaliyete, öğrenmeye veya kişisel hedeflere bağlılık kişinin sosyal yaşamını ve günlük davranışlarını etkileyebilir.</p>

<p>Psikolojik süreçlerin stres yanıtları ve dolayısıyla fizyolojik sağlık üzerinde etkili olabileceği de araştırılan mekanizmalar arasında.</p>

<p>Fakat bunların hiçbiri tek başına kanıtlanmış bir açıklama olarak görülmemeli.</p>

<p>“Hayat amacı” tam olarak ne demek?</p>

<p>Bilimsel araştırmalardaki yaşam amacı kavramı, kişinin mutlaka büyük veya sıra dışı bir hedefinin olması anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kavram daha çok kişinin yaşamını yönlendiren hedeflere sahip olması, hayatında bir yön bulunduğunu hissetmesi ve günlük yaşamını anlamlı bulmasıyla ilişkili psikolojik bir yapıyı ifade ediyor.</p>

<p>Dolayısıyla bunun tek bir biçimi yok.</p>

<p>Aile, meslek, öğrenme, üretme, sosyal ilişkiler, gönüllülük, sanat, bakım verme veya kişisel gelişim farklı insanlar için amaç duygusunun parçaları olabilir.</p>

<p>Peki amaç sahibi olmak gerçekten ömrü uzatıyor mu?</p>

<p>Bugünkü kanıtlarla bunu kesin biçimde söylemek mümkün değil.</p>

<p>Araştırmaların önemli bölümü gözlemsel. Bu nedenle iki olgu arasında güçlü ve tekrarlanan bir ilişki bulunması, birinin diğerine doğrudan neden olduğunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Ters nedensellik de önemli bir olasılık.</p>

<p>Örneğin sağlık durumu kötüleşen bir kişinin sosyal yaşamı ve bağımsızlığı azalabilir; bunun sonucunda yaşam amacı puanı da düşebilir. Bu durumda düşük amaç duygusu kötü sağlığın nedeni değil, kısmen sonucu olabilir.</p>

<p>Araştırmacılar bu ihtimali azaltmak için başlangıçtaki sağlık durumunu ve çeşitli risk faktörlerini istatistiksel olarak hesaba katıyor. Yine de gözlemsel araştırmalarda tüm karıştırıcı etkenleri ortadan kaldırmak mümkün değil.</p>

<p>Güncel meta-analizde çalışmalar arasında yüksek düzeyde heterojenlik bulunması ve yayın yanlılığına ilişkin istatistiksel işaret saptanması da sonuçların ölçülü yorumlanmasını gerektiriyor.</p>

<p>Bulgular neden yine de önemli?</p>

<p>Tek bir araştırmaya bakıldığında yaşam amacı ile ölüm arasındaki bağlantının tesadüfi veya belirli bir topluma özgü olması düşünülebilirdi.</p>

<p>Ancak güncel analiz ABD, Avrupa ve Asya'dan yüz binlerce katılımcıyı içeren farklı örneklemlerde benzer ilişkinin tekrarlandığını gösteriyor.</p>

<p>Üstelik bu konu yeni değil.</p>

<p>2016 yılında yayımlanan ve 136.265 kişiyi kapsayan daha eski bir meta-analizde de yüksek yaşam amacı, daha düşük tüm nedenlere bağlı ölüm ve daha düşük kardiyovasküler olay riskiyle ilişkili bulunmuştu.</p>

<p>2019'daki 6.985 kişilik ABD araştırması bu bağlantıyı destekledi.</p>

<p>2026'da yayımlanan 488.765 kişilik geniş analiz ise bilimsel literatürün önemli bölümünü bir araya getirerek ilişkinin farklı toplumlarda da görülebildiğini ortaya koydu.</p>

<p>Bütün kanıtların ortak mesajı bu nedenle “amaç sahibi olmak ömrü uzatır” şeklinde okunmamalı.</p>

<p>Daha doğru ifade şu:</p>

<p>Güçlü bir yaşam amacı, farklı toplumlarda ve uzun takip sürelerinde daha düşük ölüm riskiyle tutarlı biçimde ilişkili görünüyor. Bu ilişkinin ne kadarının doğrudan nedensel olduğu ise henüz kesinleşmiş değil.</p>

<p>Uzun yaşam yalnızca biyolojik bir mesele olmayabilir</p>

<p>Uzun ömür araştırmaları çoğunlukla sigara, egzersiz, beslenme, tansiyon, kolesterol, diyabet ve vücut ağırlığı gibi iyi bilinen faktörlere odaklanıyor.</p>

<p>Bunlar sağlık açısından temel önemini koruyor.</p>

<p>Fakat giderek büyüyen araştırma alanı, insanın psikolojik ve sosyal yaşamının da sağlıklı yaşlanma çalışmalarının dışında bırakılamayacağını gösteriyor.</p>

<p>Yaşam amacı bu alanın dikkat çeken başlıklarından biri.</p>

<p>Şimdilik bilimsel kanıtların söylediği, hayat amacı duygusunun reçeteyle verilecek bir “uzun yaşam yöntemi” olmadığı; ancak sağlıklı yaşlanmayla ilişkili psikososyal faktörlerden biri olabileceği.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Yaşam amacı ile ölüm riski arasındaki bulgular büyük ölçüde gözlemsel araştırmalardan gelmektedir ve bireysel yaşam süresini tahmin etmek için kullanılamaz. Sağlıklı yaşam için kanıtlanmış koruyucu sağlık uygulamalarının yerine geçmez.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Psychological Medicine — Purpose in life and mortality: A meta-analysis of the published literature and individual-participant data of 488,765 participants followed for up to 32 years (2026)</p>

<p>JAMA Network Open — Association Between Life Purpose and Mortality Among US Adults Older Than 50 Years (2019)</p>

<p>Psychosomatic Medicine — Purpose in Life and Its Relationship to All-Cause Mortality and Cardiovascular Events: A Meta-Analysis (2016) </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hayatta-bir-amaca-sahip-olmak-uzun-yasamla-iliskili-mi-488-bin-kisilik-analiz-ne-soyluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1030.jpeg" type="image/jpeg" length="11166"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hava Durumu İstanbul: Sıcaklık Sert Düşecek, Kuvvetli Yağış Geliyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hava-durumu-istanbul-sicaklik-sert-dusecek-kuvvetli-yagis-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hava-durumu-istanbul-sicaklik-sert-dusecek-kuvvetli-yagis-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul hava durumu bugün ve haftalık tahminleri merak ediliyor. 21 Eylül’de sıcaklık 18-26 derece arasında olacak. Peki İstanbul’da bugün yağmur yağacak mı, hafta boyunca hava nasıl olacak?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul’da bugün hava nasıl olacak? 21 Eylül 2026 Pazartesi günü için “İstanbul hava durumu”, “bugün yağmur yağacak mı?” ve “İstanbul’da hava kaç derece?” soruları araştırılıyor.</p>

<p><img alt="Hava Durumu istanbul" class="detail-photo img-fluid" height="1501" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1028.jpeg" width="1205" /></p>

<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) saatlik tahminlerine göre sıcaklık sabah saatlerinde 18 derece civarında başlayacak ve gün içinde kademeli olarak artacak. Saat 09.00’da 21 derece olması beklenen sıcaklık, 12.00’de 23, 15.00’te 24 ve 18.00’de 26 dereceye ulaşacak.</p>

<p>İstanbul’da bugün hava kaç derece?</p>

<p>MGM’nin 21 Eylül için yayımladığı saatlik tahminler şöyle:</p>

<p>06.00: 18°C<br />
09.00: 21°C<br />
12.00: 23°C<br />
15.00: 24°C<br />
18.00: 26°C<br />
21.00: 24°C<br />
00.00: 22°C</p>

<p>Hissedilen sıcaklığın da ölçülen değerlere yakın olması bekleniyor.</p>

<p>İstanbul’da bugün yağmur yağacak mı?</p>

<p>Kent genelinde günün büyük bölümünde sakin bir hava öngörülüyor. Ancak özellikle kuzey ilçelerinde kısa süreli ve yerel sağanak görülebilir.</p>

<p>Sıcaklıkların öğleden sonra yükselerek akşamüstü 26 dereceye ulaşması bekleniyor.</p>

<p>İstanbul saatlik hava durumu</p>

<p>Sabah saatlerinde nem oranı yüksek seyredecek. MGM verilerine göre nemin 06.00’da yüzde 83, 09.00’da yüzde 77 olması bekleniyor. Öğle saatlerinde sıcaklık artarken nem azalacak.</p>

<p>Nem oranı 12.00’de yüzde 69, 15.00 ve 18.00’de yaklaşık yüzde 63 seviyesinde olacak. Akşam saatlerinde yeniden yükselerek 21.00’de yüzde 75’e çıkacak.</p>

<p>İstanbul’da akşam hava nasıl olacak?</p>

<p>Günün en yüksek sıcaklığı 18.00 civarında görülecek. Bu saatte 26 dereceye ulaşması beklenen sıcaklık, 21.00’de 24 dereceye, gece yarısına doğru ise 22 dereceye düşecek.</p>

<p>Gece saatlerinde nem oranının yüzde 80’in üzerine çıkabileceği tahmin ediliyor.</p>

<p>İstanbul 1 haftalık hava durumu</p>

<p>Önümüzdeki hafta sıcaklıkların kademeli olarak düşmesi ve bazı günlerde yağış görülmesi bekleniyor. “İstanbul 7 günlük hava durumu”, “İstanbul haftalık hava durumu” ve “İstanbul’da bu hafta yağmur yağacak mı?” aramalarında öne çıkan tahminler şöyle:</p>

<p>Salı günü İstanbul hava durumu</p>

<p>Salı günü sıcaklıkların bugüne göre düşmesi bekleniyor. Parçalı ve çok bulutlu havanın etkili olacağı kentte, özellikle sabah ve öğle saatlerinde yerel yağış görülebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çarşamba günü İstanbul hava durumu</p>

<p>Çarşamba günü sağanak ihtimalinin artacağı tahmin ediliyor. Sıcaklıkların düşmesiyle birlikte hava daha serin hissedilecek.</p>

<p>Perşembe günü İstanbul hava durumu</p>

<p>Yağışların aralıklarla sürmesi bekleniyor. Bulutlu havanın etkili olacağı kentte sıcaklıkların mevsim normalleri civarında seyretmesi öngörülüyor.</p>

<p>Cuma günü İstanbul hava durumu</p>

<p>Cuma günü yağış ihtimalinin azalması, parçalı bulutlu havanın ise devam etmesi bekleniyor. Sabah saatleri serin, öğle saatleri daha ılıman geçebilir.</p>

<p>Cumartesi günü İstanbul hava durumu</p>

<p>Cumartesi günü parçalı bulutlu bir hava bekleniyor. Gün içinde kısa süreli yerel yağış ihtimali bulunurken sıcaklıkların yeniden yükselmesi öngörülüyor.</p>

<p>Pazar günü İstanbul hava durumu</p>

<p>Pazar günü genel olarak parçalı bulutlu hava etkili olacak. Bazı ilçelerde kısa süreli yağış görülebilir. Sıcaklıkların hafta ortasına göre daha yüksek olması bekleniyor.</p>

<p>Pazartesi günü İstanbul hava durumu</p>

<p>Yeni haftanın ilk gününde bulutlanmanın artması ve yerel yağış ihtimalinin görülmesi bekleniyor. Sıcaklıkların mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor.</p>

<p>İstanbul’da bu hafta yağmur yağacak mı?</p>

<p>Haftanın ilk günlerinde yağış ihtimali daha yüksek görünüyor. Özellikle salı, çarşamba ve perşembe günlerinde yerel sağanak beklenirken hafta sonuna doğru yağışların azalması ve parçalı bulutlu havanın etkili olması öngörülüyor.</p>

<p>Tahminler değişebildiği için ilçe bazlı hava durumu ve saatlik yağış bilgileri MGM’nin güncel verilerinden takip edilebilir.</p>

<p>İstanbul’da hava değişiyor</p>

<p>İstanbul’da bugün ılık ve sıcak bir hava beklenirken hafta ortasında daha serin ve yağışlı koşullar etkili olabilir. Sıcaklık düşüşünün özellikle sabah ve akşam saatlerinde hissedilmesi bekleniyor.</p>

<p>İşe, okula veya yolculuğa çıkmadan önce “İstanbul hava durumu bugün”, “İstanbul yarın hava durumu” ve “İstanbul 7 günlük hava durumu” tahminlerinin kontrol edilmesi öneriliyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) – İstanbul Saatlik Hava Tahmini<br />
Meteoroloji Genel Müdürlüğü – İstanbul 5 Günlük Hava Tahmini<br />
Meteoroloji Genel Müdürlüğü – Günlük Meteorolojik Görünüm</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hava-durumu-istanbul-sicaklik-sert-dusecek-kuvvetli-yagis-geliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 06:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/05/i-m-g-8764.jpeg" type="image/jpeg" length="50148"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adana’da Korkutan Deprem: Sarsıntı 5 İlde Hissedildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/adanada-korkutan-deprem-sarsinti-5-ilde-hissedildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/adanada-korkutan-deprem-sarsinti-5-ilde-hissedildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adana’nın Saimbeyli ilçesinde saat 04.02’de 5,0 büyüklüğünde deprem meydana geldi. AFAD, 7 kilometre derinlikteki depremin Adana’nın yanı sıra Kahramanmaraş, Osmaniye, Kayseri ve Gaziantep’te hissedildiğini açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Adana’nın Saimbeyli ilçesinde 21 Eylül 2026 Pazar günü saat 04.02’de 5,0 büyüklüğünde deprem meydana geldi. AFAD’ın açıkladığı ilk verilere göre depremin derinliği 7 kilometre olarak ölçüldü.</p>

<p>Gece saatlerinde meydana gelen deprem yalnızca Adana’da değil, çevre illerde de hissedildi. AFAD, sarsıntının Adana ile birlikte Kahramanmaraş, Osmaniye, Kayseri ve Gaziantep’te hissedildiğini bildirdi.</p>

<p>Adana depremi saat kaçta oldu?</p>

<p>Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın verilerine göre deprem 21 Eylül 2026 tarihinde saat 04.02.01’de meydana geldi.</p>

<p>Depremin merkez üssü Adana’nın Saimbeyli ilçesi olarak belirlenirken büyüklüğü 5,0 Mw olarak kaydedildi. Depremin yerin 7 kilometre derinliğinde gerçekleştiği açıklandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Saimbeyli depremi kaç büyüklüğünde?</p>

<p>AFAD, Saimbeyli merkezli depremin büyüklüğünü 5,0 olarak duyurdu.</p>

<p>İlk verilere göre depremin temel bilgileri şöyle:</p>

<p>Büyüklük: 5,0 Mw<br />
Merkez üssü: Saimbeyli, Adana<br />
Tarih: 21 Eylül 2026<br />
Saat: 04.02.01<br />
Derinlik: 7 kilometre</p>

<p>Kandilli Rasathanesi 4,8 olarak ölçtü</p>

<p>Depreme ilişkin Kandilli Rasathanesi tarafından açıklanan ölçüm ise AFAD verilerinden bir miktar farklı oldu.</p>

<p>Kandilli Rasathanesi, merkez üssünü Topallar-Saimbeyli olarak kaydettiği depremin büyüklüğünü 4,8, derinliğini ise 5 kilometre olarak açıkladı.</p>

<p>Deprem büyüklüğü ve derinliği konusunda farklı kurumların kullandığı ölçüm ve hesaplama yöntemleri nedeniyle ilk veriler arasında küçük farklılıklar görülebiliyor.</p>

<p>Deprem hangi illerde hissedildi?</p>

<p>Saimbeyli merkezli deprem geniş bir bölgede hissedildi.</p>

<p>AFAD tarafından yapılan açıklamaya göre 5 büyüklüğündeki deprem Adana’nın yanı sıra Kahramanmaraş, Osmaniye, Kayseri ve Gaziantep’te de hissedildi.</p>

<p>Özellikle gece saatlerinde meydana gelmesi nedeniyle sarsıntı bölgede yaşayan vatandaşlar tarafından belirgin şekilde hissedildi.</p>

<p>AFAD: Olumsuz bir durum bulunmuyor</p>

<p>Depremin ardından gözler bölgede herhangi bir hasar veya can kaybı olup olmadığına çevrildi.</p>

<p>AFAD’ın deprem sonrasında yaptığı ilk açıklamada, mevcut bilgiler doğrultusunda olumsuz bir durumun bulunmadığı bildirildi.</p>

<p>Bölgede saha tarama çalışmalarının sürdüğü açıklandı. Deprem sonrasında resmi kurumlardan gelecek yeni açıklamalar önem taşıyor.</p>

<p>Adana’da deprem mi oldu?</p>

<p>Evet. Adana’nın Saimbeyli ilçesinde 21 Eylül 2026 saat 04.02’de deprem meydana geldi. AFAD depremin büyüklüğünü 5,0, derinliğini ise 7 kilometre olarak açıkladı.</p>

<p>21 Eylül Adana depremi nerede oldu?</p>

<p>Depremin merkez üssü Saimbeyli ilçesi olarak açıklandı. AFAD kayıtlarında depremin koordinatları 37.83067 kuzey enlemi ve 36.206 doğu boylamı olarak yer aldı.</p>

<p>Sarsıntının ardından bölgedeki gelişmeler ve meydana gelebilecek artçı depremler resmi kurumların güncel deprem kayıtlarından takip ediliyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/adanada-korkutan-deprem-sarsinti-5-ilde-hissedildi</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 06:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6918-1.jpeg" type="image/jpeg" length="65697"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kahve Yasak mı, Spor Serbest mi? Atriyal Fibrilasyonda Doğru Bilinen Yanlışlar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kahve-yasak-mi-spor-serbest-mi-atriyal-fibrilasyonda-dogru-bilinen-yanlislar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kahve-yasak-mi-spor-serbest-mi-atriyal-fibrilasyonda-dogru-bilinen-yanlislar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Atriyal fibrilasyonda yalnızca ilaçlar değil; egzersiz, kilo, uyku, alkol ve tansiyon kontrolü de önem taşıyor. Peki AF hastaları kahve içebilir mi, spor yapabilir mi?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Atriyal fibrilasyon, kalbin üst odacıklarının düzenli kasılmak yerine düzensiz elektriksel aktivite göstermesiyle ortaya çıkan önemli bir ritim bozukluğudur. Bazı kişilerde belirgin çarpıntıya yol açarken bazı hastalarda uzun süre fark edilmeyebilir.</p>

<p>Ancak atriyal fibrilasyonda asıl mesele yalnızca kalbin düzensiz atması değildir. Kalpte kanın göllenmesi pıhtı oluşumuna zemin hazırlayabilir ve bunun sonucunda inme riski artabilir. Bu nedenle AF tanısı alan kişilerin günlük yaşam alışkanlıkları da tedavinin önemli bir parçasıdır.</p>

<p>KAHVEYİ TAMAMEN BIRAKMAK GEREKİYOR MU?</p>

<p>Atriyal fibrilasyon hakkında en yaygın inanışlardan biri kahvenin tamamen yasak olduğudur. Güncel bilimsel yaklaşım bunu desteklemiyor.</p>

<p>Normal miktarda kafein tüketiminin AF ataklarını önlemek amacıyla tamamen kesilmesinin genel olarak bir yarar sağladığı gösterilmiş değil. Amerikan Kalp Derneği de çoğu yetişkin için günlük 400 mg’a kadar kafeinin genel olarak güvenli kabul edildiğini bildiriyor.</p>

<p>Ancak burada kişisel farklılık önemli. Kahve veya başka kafeinli içeceklerden sonra belirgin çarpıntı yaşayan kişiler kendi tetikleyicilerini takip etmeli ve bunu hekimleriyle görüşmeli.</p>

<p>ALKOL KONUSUNDA DAHA DİKKATLİ OLMAK GEREKİYOR</p>

<p>Kafeinden farklı olarak alkol ile atriyal fibrilasyon arasındaki ilişki daha belirgin.</p>

<p>Özellikle ritim kontrolü hedeflenen AF hastalarında alkol tüketiminin azaltılması veya bırakılması, AF’nin tekrarlamasını ve hastalık yükünü azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle “kahveyi bırakıp alkole devam etmek” AF açısından doğru bir risk değerlendirmesi olmayabilir.</p>

<p>EGZERSİZ YAPMAKTAN KORKMAYIN</p>

<p>AF tanısı almak kişinin hareketsiz kalması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite kalp-damar sağlığı, kilo kontrolü ve tansiyon açısından önemli. Güncel kılavuzlarda fiziksel aktivite, atriyal fibrilasyon yönetiminin temel parçalarından biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Ancak egzersizin türü ve yoğunluğu kişinin kalp hastalığına, belirtilerine ve genel sağlık durumuna göre belirlenmeli. Özellikle yeni tanı alan veya egzersiz sırasında çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığı ya da baş dönmesi yaşayan kişilerin egzersiz programını hekimleriyle değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<p>FAZLA KİLO SADECE TARTI MESELESİ DEĞİL</p>

<p>Fazla kilo ve obezite atriyal fibrilasyonun ortaya çıkması ve ilerlemesiyle ilişkili önemli değiştirilebilir risk faktörleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle uygun hastalarda kilo kaybı yalnızca genel sağlık için değil, AF yönetiminin bir parçası olarak da değerlendiriliyor.</p>

<p>Beslenmede ise kalp dostu bir model öne çıkıyor. Tuzun, doymuş ve trans yağların sınırlandırılması; sebze, meyve, tam tahıl ve dengeli protein kaynaklarının ağırlık kazanması kalp-damar sağlığını destekliyor.</p>

<p>UYKU APNESİ GÖZDEN KAÇMAMALI</p>

<p>Gece yüksek sesle horlayan, uykuda nefesi durduğu söylenen veya yeterince uyumasına rağmen gündüz aşırı uykulu olan AF hastalarında uyku apnesi ihtimali değerlendirilmelidir.</p>

<p>Obstrüktif uyku apnesi ile atriyal fibrilasyon arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Bu nedenle AF yönetiminde yalnızca kalbe değil, uyku kalitesine ve eşlik eden hastalıklara da bakılması gerekiyor.</p>

<p>TANSİYON VE DİYABET KONTROLÜ ÖNEMLİ</p>

<p>Yüksek tansiyon, diyabet ve diğer kalp-damar hastalıkları atriyal fibrilasyonla birlikte bulunabilir ve komplikasyon riskini etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle tansiyonun düzenli izlenmesi, kan şekeri kontrolünün sağlanması ve eşlik eden hastalıkların tedavi edilmesi AF yönetiminin önemli parçalarıdır.</p>

<p>SİGARAYI BIRAKMAK TEDAVİNİN BİR PARÇASI</p>

<p>Sigara kullanımı yalnızca akciğerleri etkilemez. Kalp-damar sistemi üzerinde de ciddi etkileri vardır.</p>

<p>AF hastalarında sigaranın bırakılması, güncel kılavuzların özellikle üzerinde durduğu yaşam tarzı müdahalelerinden biridir.</p>

<p>İLAÇLAR “KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM” DİYE BIRAKILMAMALI</p>

<p>Atriyal fibrilasyon zaman zaman belirti vermeyebilir. Ancak kişinin çarpıntı hissetmemesi, pıhtı ve inme riskinin ortadan kalktığı anlamına gelmez.</p>

<p>Özellikle pıhtı oluşumunu önlemek amacıyla antikoagülan verilen hastaların ilaçlarını kendi kararlarıyla kesmemeleri son derece önemlidir.</p>

<p>Hekimler antikoagülan gereksinimini değerlendirirken yaş, hipertansiyon, diyabet, geçirilmiş inme ve damar hastalıkları gibi çeşitli faktörleri dikkate alan klinik risk değerlendirmelerinden yararlanabilir.</p>

<p>KAN SULANDIRICI KULLANANLAR AĞRI KESİCİLERE DİKKAT</p>

<p>Antikoagülan kullanan kişilerin reçetesiz ilaçları gelişigüzel kullanması sakıncalı olabilir.</p>

<p>Örneğin warfarin kullananlarda ibuprofen ve naproksen gibi bazı ağrı kesiciler kanama riskini artırabilir. Vitaminler, bitkisel ürünler ve diğer ilaçlar da kullanılan antikoagülanla etkileşime girebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle yeni bir ilaç veya takviye başlamadan önce hekim ya da eczacıya danışılması önemlidir.</p>

<p>AF İLE NORMAL HAYAT MÜMKÜN MÜ?</p>

<p>Çoğu hasta için cevap evet.</p>

<p>Uygun tedavi, düzenli takip ve risk faktörlerinin kontrolüyle atriyal fibrilasyonu olan birçok kişi çalışmaya, seyahat etmeye, egzersiz yapmaya ve günlük yaşamını sürdürmeye devam edebilir.</p>

<p>Buradaki kritik nokta AF’yi yalnızca “çarpıntı hastalığı” olarak görmemektir. Günümüzde tedavinin hedefleri kalp hızını veya ritmini kontrol etmenin yanında pıhtı ve inme riskini azaltmayı, hastalığın ilerlemesini sınırlamayı ve yaşam kalitesini korumayı da kapsıyor.</p>

<p>Bu nedenle AF tedavisi artık yalnızca reçetedeki ilaçlardan ibaret görülmüyor. Kilo, tansiyon, uyku, sigara, alkol ve fiziksel aktivite de tedavi planının parçaları arasında yer alıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Atriyal fibrilasyon tedavisi kişiye göre değişir. Antikoagülan veya ritim ilaçları başta olmak üzere reçeteli ilaçlar hekime danışılmadan başlanmamalı, bırakılmamalı veya dozları değiştirilmemelidir. Ani göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı, bayılma veya inme belirtileri acil değerlendirme gerektirir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>WebMD — Living With Atrial Fibrillation</p>

<p>American Heart Association — Lifestyle Strategies for Atrial Fibrillation</p>

<p>ACC/AHA/ACCP/HRS — Guideline for the Diagnosis and Management of Atrial Fibrillation </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kahve-yasak-mi-spor-serbest-mi-atriyal-fibrilasyonda-dogru-bilinen-yanlislar</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 06:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/04/i-m-g-7978.jpeg" type="image/jpeg" length="51876"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Saçınızı Bir Kez mi, İki Kez mi Şampuanlıyorsunuz? Dermatologların Önerisi Var]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sacinizi-bir-kez-mi-iki-kez-mi-sampuanliyorsunuz-dermatologlarin-onerisi-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sacinizi-bir-kez-mi-iki-kez-mi-sampuanliyorsunuz-dermatologlarin-onerisi-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Saçı aynı duşta iki kez şampuanlamak yağ, ter ve ürün kalıntılarının temizlenmesine yardımcı olabilir. Ancak dermatologlara göre bu yöntem herkes için uygun değil; özellikle sık yıkayanlarda kuruluk ve kırılma riskini artırabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Saçları yıkarken şampuanı bir kez kullanmak yeterli mi, yoksa durulayıp ikinci kez şampuanlamak mı gerekiyor? Saç bakımında uzun süredir uygulanan “yıka, durula, tekrarla” yöntemi yeniden gündemde. Dermatologlara göre yanıt, kişinin saç ve saç derisi özelliklerine göre değişiyor.</p>

<p>İki kez şampuanlama; özellikle saç derisinde yoğun yağlanma, ter veya saç şekillendirici ürün birikimi bulunan kişilerde daha etkili bir temizlik sağlayabiliyor. Ancak her saç yıkamada bu yöntemi uygulamak gerekli değil.</p>

<p>İKİ KEZ ŞAMPUANLAMAK NE İŞE YARIYOR?</p>

<p>Çift şampuanlama olarak bilinen yöntemde saç önce şampuanlanıp tamamen durulanıyor. Ardından daha küçük miktarda şampuanla ikinci temizlik yapılıyor.</p>

<p>Dermatologların değerlendirmesine göre bu yöntem saç ve saç derisinde biriken sebum, ter, kir ve şekillendirici ürün kalıntılarının uzaklaştırılmasına yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Özellikle saçını birkaç günde bir yıkayan kişilerde, ilk şampuanlama yüzeydeki yoğun birikimi azaltırken ikinci uygulama saç derisinin daha etkili temizlenmesini sağlayabiliyor.</p>

<p>KİMLERDE DAHA FAYDALI OLABİLİR?</p>

<p>Çift şampuanlama özellikle yağlı saç derisine sahip kişilerde düşünülebilir. Yoğun egzersiz nedeniyle sık terleyenler ve jöle, sprey, kuru şampuan ya da benzeri şekillendirici ürünleri yoğun kullanan kişiler de zaman zaman ikinci şampuanlamadan fayda görebilir.</p>

<p>Saçını uzun aralıklarla yıkayan kişilerde de yağ ve ürün birikimi daha fazla olabileceğinden tek şampuanlama yeterli gelmeyebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı özel durumlarda ikinci yıkama farklı amaçla kullanılan bir şampuan için de değerlendirilebilir. Örneğin doktor önerisiyle kullanılan medikal şampuanlarda uygulama biçimi ürünün içeriğine ve tedavi edilen saç derisi sorununa göre değişebilir.</p>

<p>HERKES İÇİN DOĞRU DEĞİL</p>

<p>Daha fazla şampuan kullanmak her zaman daha sağlıklı saç anlamına gelmiyor.</p>

<p>Saçını her gün veya gün aşırı yıkayan bir kişinin her seferinde iki kez şampuan kullanması, saç ve saç derisindeki doğal yağların gereğinden fazla uzaklaştırılmasına neden olabilir.</p>

<p>Bunun sonucunda saç derisinde kuruluk, hassasiyet ve pullanma görülebilir. Saç telleri de kuruyarak kırılmaya ve özellikle ısıyla şekillendirme sırasında hasara daha yatkın hale gelebilir.</p>

<p>Hassas veya zaten kuru bir saç derisine sahip kişilerde çift şampuanlama konusunda daha dikkatli olunması gerekiyor.</p>

<p>SAÇINIZIN VERDİĞİ SİNYALE BAKIN</p>

<p>Saçınızı yıkadıktan sonra kökler hâlâ belirgin biçimde yağlı veya ağır hissediliyorsa, yoğun ürün kullandıysanız ya da birkaç gündür saçınızı yıkamadıysanız ikinci bir şampuanlama düşünülebilir.</p>

<p>Buna karşılık tek yıkamanın ardından saç derisi temiz hissediliyorsa ikinci uygulamanın ek bir fayda sağlaması şart değil.</p>

<p>Uzmanların üzerinde durduğu temel nokta, herkese uygulanabilecek tek bir saç yıkama programının bulunmaması. Saç derisinin yağlanma düzeyi, saçın düz veya kıvırcık olması, kullanılan ürünler, egzersiz sıklığı ve kişinin günlük yaşamı ideal yıkama sıklığını değiştirebilir.</p>

<p>SAÇ KREMİNİ DE İKİ KEZ KULLANMAK GEREKİYOR MU?</p>

<p>Hayır. Şampuanın iki kez uygulanabildiği bazı durumlarda bile saç kremini iki kez kullanmanın belirgin bir avantajı bulunmuyor.</p>

<p>Uzmanlar, saç kremini art arda iki kez sürmek yerine tek uygulamada ürünün önerilen süre boyunca saçta tutulmasını daha uygun buluyor. Bazı ürünlerde bu süre yaklaşık 3–5 dakika olabiliyor.</p>

<p>SONUÇ: İKİNCİ ŞAMPUAN HERKES İÇİN ŞART DEĞİL</p>

<p>Çift şampuanlama bir saç bakım kuralı değil, ihtiyaç halinde kullanılabilecek bir yöntem olarak görülmeli.</p>

<p>Yağlı saç derisi, yoğun terleme, uzun yıkama aralıkları veya fazla miktarda şekillendirici ürün kullanımı varsa ikinci şampuanlama daha iyi temizlik sağlayabilir.</p>

<p>Ancak saçını sık yıkayan, kuru veya hassas saç derisine sahip kişilerde sürekli çift şampuanlama ters etki yaratabilir. Kısacası önemli olan şampuanın kaç kez kullanıldığı değil, saç ve saç derisinin ihtiyacına uygun bir temizlik düzeninin oluşturulmasıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Sürekli kaşıntı, belirgin kepeklenme, kızarıklık, yara, kabuklanma veya saç dökülmesi bulunuyorsa yalnızca şampuanlama alışkanlığını değiştirmek yerine dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Health<br />
American Academy of Dermatology Association<br />
PubMed / International Journal of Trichology ve saç-saç derisi bakım literatürü </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sacinizi-bir-kez-mi-iki-kez-mi-sampuanliyorsunuz-dermatologlarin-onerisi-var</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 06:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1027.jpeg" type="image/jpeg" length="53407"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55191"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="25128"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11001"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23271"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43943"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="80794"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
