<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 15 Aug 2026 17:02:55 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vakfıkebir’i Yasa Boğan Ölüm: Mehmet Lermi Trafik Kazasında Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/vakfikebiri-yasa-bogan-olum-mehmet-lermi-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/vakfikebiri-yasa-bogan-olum-mehmet-lermi-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Vakfıkebir ilçesinin sevilen isimlerinden, esnaf ve eski futbolcu Mehmet Lermi, Erzurum’da geçirdiği trafik kazasının ardından hayatını kaybetti. Lermi’nin genç yaşta gelen ölümü ailesini, yakınlarını ve Vakfıkebir’i yasa boğdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Acı haber Erzurum’dan geldi</p>

<p>Vakfıkebir’de esnaflık yapan ve ilçe halkı tarafından yakından tanınan Mehmet Lermi’den acı haber geldi.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre arkadaşlarını ziyaret etmek amacıyla Erzurum’a giden Lermi, burada motosikletiyle trafik kazası geçirdi. Kazanın ardından sağlık ekipleri tarafından hastaneye kaldırılan Lermi, doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamadı.</p>

<p>37 yaşındaki Mehmet Lermi’nin hayatını kaybettiği haberinin Vakfıkebir’e ulaşması büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Futbol sahalarının da tanınan ismiydi</p>

<p>Mehmet Lermi yalnızca esnaf kimliğiyle değil, geçmişte futbol sahalarında verdiği mücadeleyle de tanınıyordu.</p>

<p>Türkiye Futbol Federasyonu kayıtlarına göre 5 Mayıs 1989 tarihinde Bafra’da dünyaya gelen Lermi, futbol kariyerinde Trabzon ve çevresindeki çok sayıda kulübün formasını giydi.</p>

<p>Beşikdüzüspor’da profesyonelliğe adım atan Lermi’nin futbol geçmişinde Akçaabat Sebatspor, Trabzon İdmanocağı, Ünyespor, Arhavispor, Çarşıbaşı Belediyespor, Düzköyspor ve Eynesil Belediyespor gibi kulüpler de yer aldı.</p>

<p>Futbolculuk döneminin ardından yaşamını Vakfıkebir’de sürdüren Lermi, ticaret hayatındaki faaliyetleriyle de ilçenin tanınan simalarından biri oldu.</p>

<p>Vakfıkebir’de büyük üzüntü</p>

<p>Mehmet Lermi’nin beklenmedik ölümü başta ailesi ve yakınları olmak üzere spor camiasında ve Vakfıkebir’de derin üzüntü yarattı. Acı haberin ardından çok sayıda kişi Lermi için taziye mesajları paylaşarak ailesine başsağlığı dileklerini iletti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Lermi’nin cenaze ve defin programına ilişkin ayrıntıların daha sonra açıklanması bekleniyor.</p>

<p>Merhum Mehmet Lermi’ye Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/vakfikebiri-yasa-bogan-olum-mehmet-lermi-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 16:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8231.jpeg" type="image/jpeg" length="39862"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vitiligo tedavisinde yeni dönem: Avrupa’dan ağızdan alınan ilaca onay]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/vitiligo-tedavisinde-yeni-donem-avrupadan-agizdan-alinan-ilaca-onay</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/vitiligo-tedavisinde-yeni-donem-avrupadan-agizdan-alinan-ilaca-onay" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avrupa Komisyonu, iki Faz 3 çalışmada toplam 614 yetişkin ve ergen üzerinde değerlendirilen upadacitinibi, sistemik tedaviye uygun 12 yaş ve üzerindeki non-segmental vitiligo hastaları için onayladı. Günde bir kez 15 mg ilaç alan hastaların yaklaşık dörtte birinde 48 haftada yüzdeki vitiligo tutulumunda en az yüzde 75 iyileşme sağlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Vitiligo tedavisinde dikkat çeken klinik araştırma sonuçlarının ardından Avrupa’da önemli bir düzenleyici adım atıldı. Avrupa Komisyonu, upadacitinib etken maddeli ilacın sistemik tedaviye uygun 12 yaş ve üzerindeki yetişkin ve ergen non-segmental vitiligo hastalarında kullanılmasını onayladı.</p>

<p>Karar, 29 Temmuz 2026’da duyuruldu. Böylece upadacitinib, Avrupa Birliği’nde non-segmental vitiligo için onaylanan ilk sistemik, yani yalnızca cilde sürülmeyip vücut genelinde etki gösteren ilaç oldu.</p>

<p>Onayın temelini Viti-Up adı verilen Faz 3 klinik araştırma programından elde edilen sonuçlar oluşturdu.</p>

<p>614 hasta iki Faz 3 çalışmada değerlendirildi</p>

<p>Viti-Up 1 ve Viti-Up 2 adı verilen iki ayrı, benzer tasarımlı Faz 3 çalışmaya toplam 614 yetişkin ve ergen katıldı.</p>

<p>Araştırmalara 12 yaş ve üzerindeki, sistemik tedavi için uygun non-segmental vitiligo hastaları dahil edildi.</p>

<p>Katılımcılar ilk 48 haftalık dönemde rastgele iki gruba ayrıldı. Hastaların yaklaşık üçte ikisi günde bir kez 15 mg upadacitinib, diğerleri ise etkin madde içermeyen plasebo aldı.</p>

<p>Çalışmalar çift kör olarak yürütüldü. Bu yöntemle hem hastaların hem de tedaviyi değerlendiren araştırmacıların kimin gerçek ilacı aldığını bilmemesi sağlanarak sonuçların mümkün olduğunca tarafsız değerlendirilmesi amaçlandı.</p>

<p>Yüz bölgesindeki iyileşme dikkat çekti</p>

<p>Araştırmanın en önemli ölçütlerinden biri, yüzdeki vitiligo tutulumunun ne ölçüde azaldığıydı.</p>

<ol start="48">
 <li>haftanın sonunda yüzdeki vitiligo tutulumunda en az yüzde 75 iyileşme sağlananların oranı Viti-Up 1 çalışmasında upadacitinib kullananlarda yüzde 25,2 olarak belirlendi. Plasebo grubunda bu oran yüzde 5,9’da kaldı.</li>
</ol>

<p>Viti-Up 2 çalışmasında ise aynı düzeyde iyileşme upadacitinib grubunun yüzde 23,4’ünde görülürken, plasebo grubunda yüzde 6,9 olarak kaydedildi.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, günde bir kez upadacitinib kullanan hastaların yaklaşık dörtte birinde 48 hafta sonunda yüzdeki vitiligo tutulumunda en az yüzde 75 iyileşme görüldü.</p>

<p>Bu sonuç, vitiligo lekelerinin her hastada tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Araştırmada kullanılan ölçüm sistemi, başlangıca göre pigment kaybındaki düzelmeyi değerlendiriyor.</p>

<p>Bazı hastalarda yüzde 90 düzeyine ulaştı</p>

<p>Daha yüksek iyileşme eşiğinde de dikkat çekici sonuçlar elde edildi.</p>

<p>Faz 3 verilerinde upadacitinib kullanan hastaların yaklaşık yüzde 12-15’inde, 48. haftada yüzdeki vitiligo tutulumunda en az yüzde 90 iyileşme düzeyine ulaşıldı.</p>

<p>Yüzde en az yüzde 50 iyileşme sağlayan hastaların oranı ise iki çalışmada upadacitinib grubunda yaklaşık yüzde 43-48 düzeyinde gerçekleşti.</p>

<p>Araştırmacılar, renk dönüşünün 48 haftalık takip boyunca artmaya devam ettiğini bildirdi. Bu durum, vitiligo tedavisinde etkinin değerlendirilmesi için uzun süreli tedavinin önemli olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Vücuttaki vitiligo alanlarında da fark görüldü</p>

<p>Çalışmalarda yalnızca yüz bölgesi değil, vücudun genelindeki vitiligo tutulumundaki değişim de değerlendirildi.</p>

<ol start="48">
 <li>haftada vücuttaki vitiligo tutulumunda en az yüzde 50 iyileşme Viti-Up 1 çalışmasında upadacitinib kullanan hastaların yüzde 19,4’ünde görüldü. Plasebo grubunda bu oran yüzde 5,9 oldu.</li>
</ol>

<p>Viti-Up 2’de ise aynı hedefe upadacitinib grubunun yüzde 21,5’i ulaşırken, plasebo grubunda oran yine yüzde 5,9’da kaldı.</p>

<p>Her iki Faz 3 çalışmada da temel etkinlik hedeflerinin istatistiksel olarak karşılandığı bildirildi.</p>

<p>Upadacitinib nasıl etki ediyor?</p>

<p>Upadacitinib, JAK inhibitörü olarak adlandırılan ilaç grubunda bulunuyor ve özellikle JAK1 adı verilen hücresel sinyal yolunu baskılıyor.</p>

<p>Vitiligo, bağışıklık sisteminin cilde rengini veren pigment hücrelerini hedef aldığı kronik bir otoimmün hastalık. JAK sinyal yolunun baskılanmasıyla bu bağışıklık yanıtının azaltılması ve pigment üreten hücrelerin yeniden çalışabilmesine uygun ortam oluşturulması hedefleniyor.</p>

<p>İlacın ağızdan alınması, gelişmeyi ayrıca önemli hale getiriyor. Avrupa’daki yeni onay, sistemik tedaviye ihtiyaç duyan non-segmental vitiligo hastalarını kapsıyor.</p>

<p>Güvenlik verileri de takip edildi</p>

<p>Faz 3 çalışmalarında upadacitinibin güvenlik profili, ilacın daha önce onay aldığı hastalıklarda bilinen güvenlik profiliyle genel olarak uyumlu bulundu ve yeni bir güvenlik sinyali bildirilmedi.</p>

<p>48 haftalık dönemde en sık bildirilen istenmeyen etkiler arasında üst solunum yolu enfeksiyonları, akne ve burun-boğaz enfeksiyonları yer aldı.</p>

<p>Bununla birlikte upadacitinib güçlü bir bağışıklık sistemi düzenleyici ilaç ve JAK inhibitörleri ciddi enfeksiyonlar ile bazı önemli sağlık riskleri açısından özel uyarılar taşıyor. Bu nedenle ilaç herkes için uygun değil ve tedavinin hekim tarafından hastanın bireysel riskleri değerlendirilerek planlanması gerekiyor.</p>

<p>Avrupa’da önemli bir düzenleyici eşik aşıldı</p>

<p>Avrupa İlaç Ajansı’nın Beşeri Tıbbi Ürünler Komitesi, 25 Haziran 2026’da upadacitinibin non-segmental vitiligo tedavisinde kullanılmasına yönelik olumlu görüş vermişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu tavsiyenin ardından Avrupa Komisyonu 29 Temmuz 2026’da yeni kullanım alanını onayladı.</p>

<p>Onay, sistemik tedavi için uygun olan 12 yaş ve üzerindeki non-segmental vitiligo hastalarını kapsıyor.</p>

<p>Upadacitinib böylece Avrupa Birliği’nde bu hasta grubu için onaylanan ilk sistemik ilaç konumuna geldi.</p>

<p>Araştırma henüz tamamen sona ermiş değil</p>

<p>48 haftalık kontrollü Faz 3 sonuçları güçlü bir klinik veri ortaya koysa da Viti-Up programının uzun dönemli takip bölümü devam ediyor.</p>

<p>İlk 48 haftayı tamamlayan katılımcılar, tüm hastaların upadacitinib aldığı 112 haftalık uzatma dönemine geçebiliyor. Böylece çalışmaların toplam takip süresi 160 haftaya ulaşıyor.</p>

<p>Uzun dönem sonuçların, tedaviyle elde edilen renk dönüşünün ne ölçüde devam ettiği ve ilacın uzun süreli güvenliği konusunda daha fazla bilgi sağlaması bekleniyor.</p>

<p>Avrupa’daki onay, vitiligonun tüm hastalarda tamamen ortadan kaldırıldığı anlamına gelmiyor. Ancak Faz 3 verileri ve ardından gelen düzenleyici karar, özellikle yaygın hastalığı nedeniyle sistemik tedaviye ihtiyaç duyan kişiler açısından vitiligo tedavisinde yeni bir seçeneğin ortaya çıktığını gösteriyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>Avrupa İlaç Ajansı (EMA)</li>
 <li>Avrupa Komisyonu</li>
 <li>Viti-Up Faz 3 Klinik Araştırma Programı</li>
 <li>Amerikan Dermatoloji Akademisi 2026 Yıllık Toplantısı</li>
 <li>AbbVie – Viti-Up Faz 3 Klinik Araştırma Programı </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/vitiligo-tedavisinde-yeni-donem-avrupadan-agizdan-alinan-ilaca-onay</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 16:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8227.jpeg" type="image/jpeg" length="34921"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Tıp Camiasının Acı Kaybı: Prof. Dr. Güzin Özelçi Kavas Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ankara-tip-camiasinin-aci-kaybi-prof-dr-guzin-ozelci-kavas-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ankara-tip-camiasinin-aci-kaybi-prof-dr-guzin-ozelci-kavas-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyopatoloji Bilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güzin Özelçi Kavas, 14 Ağustos 2026 tarihinde hayatını kaybetti. Uzun yıllar akademiye, tıp eğitimine ve fizyopatoloji alanına hizmet eden Kavas, 15 Ağustos Cumartesi günü Cebeci Asri Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlanacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara Tıp Camiasının Acı Kaybı: Prof. Dr. Güzin Özelçi Kavas Vefat Etti</p>

<p>Türk tıp camiasının değerli akademisyenlerinden, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyopatoloji Bilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güzin Özelçi Kavas, 14 Ağustos 2026 tarihinde hayatını kaybetti.</p>

<p>Prof. Dr. Kavas’ın vefatı, uzun yıllar görev yaptığı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi başta olmak üzere öğrencileri, meslektaşları ve yakınlarını üzüntüye boğdu.</p>

<p>Fizyopatoloji Bilim Dalı’na uzun yıllar hizmet etti</p>

<p>Prof. Dr. Güzin Özelçi Kavas, akademik yaşamının önemli bölümünü Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde geçirdi.</p>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyopatoloji Bilim Dalı’nın 1993 yılında yeniden yapılanması sürecinde önemli sorumluluk üstlenen Kavas, dönemin Doç. Dr. Güzin Özelçi Kavas’ı olarak bilim dalı başkanlığına getirildi.</p>

<p>Kavas, 1993-2008 yılları arasında Fizyopatoloji Bilim Dalı Başkanlığı görevini yürüttü.</p>

<p>Bu dönemde bilim dalının akademik yapılanmasının geliştirilmesi, lisansüstü eğitim faaliyetlerinin sürdürülmesi ve genç bilim insanlarının yetiştirilmesi çalışmalarında görev aldı.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarıyla akademiye katkı sundu</p>

<p>Prof. Dr. Güzin Özelçi Kavas’ın akademik çalışmalarında fizyopatolojinin yanı sıra oksidatif ve nitrozatif stres, antioksidan sistemler ve eser elementler gibi alanlar öne çıktı.</p>

<p>Bilimsel yayınları ve yetişmesine katkıda bulunduğu öğrencilerle uzun yıllar Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin akademik hayatında yer alan Kavas, tıp eğitimi ve araştırmalarına katkı sundu.</p>

<p>Kavas, akademik yaşamının ardından Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyopatoloji Bilim Dalı’ndan emekliye ayrıldı.</p>

<p>Cenazesi Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedilecek</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yayımlanan vefat duyurusunda, Prof. Dr. Güzin Özelçi Kavas’ın 14 Ağustos 2026 tarihinde vefat ettiği bildirildi.</p>

<p>Duyuruya göre Kavas’ın cenazesi, 15 Ağustos 2026 Cumartesi günü ikindi namazını müteakip Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedilecek.</p>

<p>Prof. Dr. Güzin Özelçi Kavas’ın ölüm nedenine ilişkin ise resmî duyuruda herhangi bir bilgi paylaşılmadı.</p>

<p>Tıp eğitimine ve akademiye uzun yıllar hizmet eden Prof. Dr. Güzin Özelçi Kavas’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi camiasına başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ankara-tip-camiasinin-aci-kaybi-prof-dr-guzin-ozelci-kavas-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8225.jpeg" type="image/jpeg" length="46596"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Darwin Núñez transferinde yeni aşama: Trabzonspor ile Al-Hilal anlaştı iddiası]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/darwin-nunez-transferinde-yeni-asama-trabzonspor-ile-al-hilal-anlasti-iddiasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/darwin-nunez-transferinde-yeni-asama-trabzonspor-ile-al-hilal-anlasti-iddiasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un forvet transferinde ses getirecek bir hamleye hazırlandığı öne sürüldü. Yabancı kaynaklarda yer alan son bilgilere göre bordo-mavililer, Al-Hilal forması giyen Uruguaylı yıldız Darwin Núñez’in bir sezonluğuna kiralanması konusunda anlaşmaya çok yaklaştı. Son iddia, oyuncunun transfer sürecini tamamlamak üzere Türkiye’ye geleceği yönünde.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’da Darwin Núñez bombası: Anlaşma tamam iddiası!</p>

<p>Trabzonspor’un uzun süredir üzerinde çalıştığı santrfor transferinde gündemi değiştirecek bir gelişme yaşandı.</p>

<p>Suudi Arabistan ekibi Al-Hilal’in Uruguaylı yıldızı Darwin Núñez için yürütülen görüşmelerde anlaşma aşamasına gelindiği öne sürüldü.</p>

<p>Belçikalı transfer gazetecisi Sacha Tavolieri kaynaklı son bilgilere göre Trabzonspor ile Al-Hilal arasında Núñez’in bir sezonluk kiralık transferi konusunda anlaşma sağlandı ve oyuncunun transfer işlemlerini tamamlamak üzere Türkiye’ye gelmesi bekleniyor. Aynı bilgi son 24 saat içerisinde farklı yabancı futbol mecralarına da yansıdı.</p>

<p>Al-Hilal cephesinde kiralık formülü</p>

<p>Transfer dosyasındaki en önemli ayrıntılardan biri operasyonun bonservis yerine kiralama formülü üzerinden ilerlemesi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Darwin Núñez, Ağustos 2025’te Liverpool’dan Al-Hilal’e transfer olmuştu. Ancak Uruguaylı santrforun Suudi Arabistan’daki geleceği kısa süre içerisinde tartışmaya açıldı. 2026’nın şubat ayında yabancı oyuncu kontenjanı nedeniyle Al-Hilal’in lig kadrosunun dışında kalması, ayrılık ihtimalini güçlendiren gelişmelerden biri oldu.</p>

<p>Arap basınında çıkan haberlerde de Al-Hilal’in oyuncuyu kiralık göndermesinin sportif ve ekonomik açıdan kulüp için bir çıkış yolu olabileceği değerlendiriliyor. Son haberlerde Trabzonspor seçeneği açık biçimde öne çıkmış durumda.</p>

<p>Oyuncu tarafıyla anlaşma iddiası</p>

<p>Dosyada yalnızca kulüpler arasındaki görüşmeler değil, Núñez cephesiyle yapılan temaslar da dikkat çekiyor.</p>

<p>Yabancı basına yansıyan ve Türk kaynaklarından aktarılan önceki bilgilerde Trabzonspor’un Uruguaylı golcüyle 2026-27 sezonu için kiralık transfer konusunda prensip anlaşmasına vardığı ileri sürülmüştü. Son gelişmeyle birlikte bu sürecin kulüpler arasındaki anlaşma aşamasına taşındığı iddia ediliyor.</p>

<p>Avrupa’ya dönmek istiyordu</p>

<p>İspanyol basınında ağustos ayının başında yayımlanan haberlerde Núñez’in Al-Hilal’den ayrılarak yeniden Avrupa futboluna dönmek istediği, bunun için kiralık ayrılığa ve ücretinde indirime sıcak baktığı belirtilmişti.</p>

<p>Mundo Deportivo’nun aktardığı bilgilere göre oyuncunun Haziran 2027’ye kadar kiralanması ve anlaşmaya satın alma seçeneği eklenmesi ihtimali de gündeme gelmişti.</p>

<p>Trabzonspor’un devreye girmesiyle birlikte Uruguaylı yıldızın Avrupa’ya dönüş rotasının Türkiye olması ihtimali güçlenmiş görünüyor.</p>

<p>Resmî açıklama bekleniyor</p>

<p>Bununla birlikte transferin tamamlandığını gösteren Trabzonspor veya Al-Hilal kaynaklı resmî bir açıklama henüz bulunmuyor. Bu nedenle anlaşmanın kesinleştiğini değil, yabancı kaynakların anlaşmanın sağlandığı yönündeki iddiasını esas almak gerekiyor.</p>

<p>Tarafların son prosedürleri tamamlaması ve Núñez’in Türkiye’ye gelmesi halinde Trabzonspor, transfer döneminin en dikkat çekici operasyonlarından birine imza atmış olacak.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Sacha Tavolieri</li>
 <li>Mundo Deportivo</li>
 <li>WinWin</li>
 <li>Al-Hilal ve Darwin Núñez kariyer kayıtları</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/darwin-nunez-transferinde-yeni-asama-trabzonspor-ile-al-hilal-anlasti-iddiasi</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 15:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8215.jpeg" type="image/jpeg" length="81784"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rafael Leão transferinde dengeler değişti: Milan’dan Galatasaray’a açık kapı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/rafael-leao-transferinde-dengeler-degisti-milandan-galatasaraya-acik-kapi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rafael-leao-transferinde-dengeler-degisti-milandan-galatasaraya-acik-kapi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın transfer gündemindeki Rafael Leão için İtalya’dan dikkat çeken yeni bilgiler geldi. Milan’ın Portekizli yıldız için daha önce telaffuz edilen 50-60 milyon euroluk beklentisini 40-45 milyon euro bandına indirmeye hazır olduğu, Galatasaray’ın ise pazarlıkta yeniden hamle yapabileceği bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’a Rafael Leão fırsatı: Milan fiyatı aşağı çekti</p>

<p>Galatasaray’ın uzun süredir transfer gündeminde bulunan Rafael Leão konusunda İtalya’dan sarı-kırmızılıların elini güçlendirebilecek yeni bir gelişme geldi.</p>

<p>İtalyan spor gazetesi La Gazzetta dello Sport’un 15 Ağustos tarihli haberine göre Milan yönetimi, Portekizli yıldız için bonservis beklentisini aşağı çekti.</p>

<p>Daha önce Leão’nun transferi için 50-60 milyon euro seviyelerinde rakamların konuşulduğu Milan cephesinde yeni eşik 40-45 milyon euro olarak gösteriliyor.</p>

<p>Galatasaray 35 milyon euro seviyesine çıktı</p>

<p>Haberde Galatasaray’ın transfer görüşmelerine ilişkin önemli bir ayrıntıya da yer verildi.</p>

<p>Sarı-kırmızılıların bir aracı vasıtasıyla Milan’a bonuslar dahil yaklaşık 35 milyon euro seviyesinde bir teklif sunduğu, ancak bu rakamın İtalyan kulübünü ikna etmek için yeterli olmadığı belirtildi.</p>

<p>Milan’ın beklentisini aşağı çekmesiyle taraflar arasındaki ekonomik makasın önemli ölçüde daralmış olması transfer açısından yeni bir kapı açtı.</p>

<p>Galatasaray’ın önündeki kritik soru artık Milan’ın yeni beklentisine yaklaşacak bir teklif yapıp yapmayacağı.</p>

<p>Leão cephesinde yıllık 12 milyon euroluk paket</p>

<p>İtalyan gazetesinin aktardığı bir başka önemli ayrıntı ise oyuncuyla yapılacak sözleşmenin mali boyutu.</p>

<p>Galatasaray’ın Rafael Leão cephesinin taleplerini karşılayabilecek bir ekonomik paket üzerinde çalıştığı, bonuslarla birlikte Portekizli yıldızın yıllık kazancının yaklaşık 12 milyon euro net seviyesine ulaşabileceği öne sürüldü.</p>

<p>Bu bilgi, transferde yalnızca Milan ile bonservis pazarlığının değil, oyuncu tarafıyla yürütülen temasların da önemli bir aşamaya geldiğine işaret ediyor.</p>

<p>Amorim faktörü dengeleri değiştirdi</p>

<p>Milan’daki teknik yapılanma da Leão’nun geleceğini doğrudan etkiliyor.</p>

<p>İtalyan basınındaki son haberlere göre teknik direktör Ruben Amorim, Portekizli yıldızın performansından tam anlamıyla ikna olmuş değil.</p>

<p>Leão, Milan’da kadro dışı bırakılması gündeme gelen oyuncular arasında gösterilmese de kulübün uygun teklif gelmesi halinde yıldız futbolcunun ayrılığına kapıyı kapatmadığı belirtiliyor.</p>

<p>Bu tablo, birkaç gün öncesine kıyasla transferin ekonomik şartlarını Galatasaray açısından daha ulaşılabilir hale getiriyor.</p>

<p>Birkaç gün içinde tablo tamamen değişti</p>

<p>Transferdeki değişimin boyutu İtalya’dan gelen haberler karşılaştırıldığında daha net görülüyor.</p>

<p>Kısa süre önce Milan’ın Leão için 60 milyon euro istediği ve Galatasaray’ın teklifini yeterli bulmadığı aktarılıyordu.</p>

<p>Şimdi ise Milan’ın 40-45 milyon euro bandındaki rakamları değerlendirebileceği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dolayısıyla Galatasaray ile Milan arasındaki pazarlıkta yaklaşık 15-20 milyon euroluk beklenti değişimi oluşmuş durumda.</p>

<p>Gözler Galatasaray’ın yeni teklifinde</p>

<p>Transferin bundan sonraki kritik aşamasını Galatasaray yönetiminin vereceği karar belirleyecek.</p>

<p>Milan’ın bonservis beklentisindeki düşüşün ardından sarı-kırmızılıların mevcut teklifini yükseltip yükseltmeyeceği İtalya’da da yakından takip ediliyor.</p>

<p>Henüz kulüpler arasında tamamlanmış bir anlaşma bulunmuyor. Ancak son gelişmeler, Rafael Leão transferinde daha önce oldukça geniş görünen mali mesafenin ciddi biçimde daraldığını ortaya koyuyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>La Gazzetta dello Sport</li>
 <li>MilanNews</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/rafael-leao-transferinde-dengeler-degisti-milandan-galatasaraya-acik-kapi</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 15:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8214.jpeg" type="image/jpeg" length="90142"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gemlik’in “Yardımsever Şule Öğretmeni” Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gemlikin-yardimsever-sule-ogretmeni-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gemlikin-yardimsever-sule-ogretmeni-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa’nın Gemlik ilçesinde uzun yıllar öğretmenlik yapan ve özellikle ihtiyaç sahibi öğrenciler ile kız çocuklarının eğitimine verdiği desteklerle tanınan Şule Ertürk, 42 yaşında hayatını kaybetti. Yaklaşık 20 yıllık meslek yaşamında çok sayıda öğrencinin hayatına dokunan Ertürk’ün vefatı, eğitim camiasında ve ilçede büyük üzüntüye neden oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gemlik, Şule Öğretmen’e veda ediyor</p>

<p>Bursa’nın Gemlik ilçesinde öğretmenliği kadar öğrencilerine verdiği destek ve yardımseverliğiyle de tanınan Şule Ertürk’ten acı haber geldi. Uzun süredir hastalıkla mücadele eden 42 yaşındaki Ertürk hayatını kaybetti.</p>

<p>Özdilek İmam Hatip Lisesi’nde görev yapan ve bir dönem okul yöneticiliği görevini de üstlenen Şule Ertürk, yaklaşık 20 yıllık eğitim hayatı boyunca çok sayıda öğrencinin yetişmesine katkı sağladı.</p>

<p>Ertürk, yalnızca sınıftaki çalışmalarıyla değil, eğitime erişmekte güçlük yaşayan öğrencilere verdiği desteklerle de çevresinde tanınıyordu.</p>

<p>Kız öğrencilerin eğitimine özel önem verdi</p>

<p>Şule Ertürk’ü Gemlik’te farklı kılan yönlerinden biri, özellikle kız öğrencilerin eğitim hayatlarını sürdürebilmeleri için gösterdiği çabaydı.</p>

<p>İhtiyaç sahibi öğrencilerin yanında olmaya çalışan Ertürk, eğitimin önündeki ekonomik ve sosyal engellerin aşılmasına katkı sunması nedeniyle çevresinde “Yardımsever Şule Öğretmen” olarak anılıyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öğretmenlik yaşamı boyunca öğrencileriyle kurduğu güçlü bağ, güler yüzü ve fedakârlığıyla hatırlanan Ertürk’ün vefatı, meslektaşları ve öğrencileri arasında derin üzüntü oluşturdu.</p>

<p>Dört yıldır hastalıkla mücadele ediyordu</p>

<p>Yaklaşık dört yıldır ciddi bir hastalıkla mücadele ettiği belirtilen Şule Ertürk’ün yaşamını yitirmesi, Gemlik eğitim camiasını yasa boğdu.</p>

<p>Onu tanıyanlar, Ertürk’ün hastalığına rağmen öğrencilerine ve eğitime olan ilgisini sürdürdüğünü, çevresindeki insanlara desteğini eksik etmediğini ifade etti.</p>

<p>Son yolculuğuna Gemlik’ten uğurlanacak</p>

<p>Şule Ertürk için düzenlenecek cenaze töreninin öğle namazının ardından Merkez Asım Kocabıyık Camii’nde gerçekleştirileceği belirtildi.</p>

<p>Kılınacak cenaze namazının ardından Ertürk’ün Gemlik Yeni Mezarlığı’nda toprağa verileceği bildirildi.</p>

<p>Şule Ertürk’ün ardından öğrencilerinin hafızasında yalnızca ders anlatan bir öğretmen değil, ihtiyaç duydukları anda yanlarında olan bir eğitimci kaldı.</p>

<p>20 yıllık meslek yaşamında dokunduğu öğrenciler ve eğitime kazandırdığı gençler, Şule Öğretmen’in geride bıraktığı en kıymetli miras oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gemlikin-yardimsever-sule-ogretmeni-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 14:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8210.jpeg" type="image/jpeg" length="64178"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM Kararı Ortada: 4/D İşçilerin Tayin Düzenlemesi İçin Neden 9 Aralık Bekleniyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/aym-karari-ortada-4d-iscilerin-tayin-duzenlemesi-icin-neden-9-aralik-bekleniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/aym-karari-ortada-4d-iscilerin-tayin-duzenlemesi-icin-neden-9-aralik-bekleniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, 4/D işçilerin yer değişikliğini kategorik olarak engelleyen düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı buldu. İptal hükmü 9 Aralık 2026’da yürürlüğe girecek. Ancak önümüzdeki dört ayın yalnızca takvim yapraklarının düşmesini bekleyerek geçirilmesi gerekmiyor. Eş durumu, sağlık, engellilik ve diğer haklı mazeretleri kapsayan açık, adil ve uygulanabilir bir yer değişikliği sisteminin şimdiden hazırlanması bekleniyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>AYM Kararı Ortada: 4/D İşçilerin Tayin Düzenlemesi İçin Neden 9 Aralık Bekleniyor?</p>

<p>Kamuda yıllardır tartışılan 4/D sürekli işçilerin yer değişikliği meselesinde hukuki tablo artık eskisi gibi değil.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, 696 sayılı KHK sürecinde taşerondan sürekli işçi kadrosuna geçirilen çalışanların görev yaptıkları teşkilat ve birime adeta “çakılı” kalmasına yol açan düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı buldu.</p>

<p>Yüksek Mahkeme kararını verdi.</p>

<p>Gerekçesini ortaya koydu.</p>

<p>Mutlak yer değişikliği yasağının Anayasa ile bağdaşmadığını tespit etti.</p>

<p>Şimdi milyonların değilse bile çok geniş bir kamu işçisi kitlesinin önündeki temel soru şu:</p>

<p>Madem yasak Anayasa’ya aykırı bulundu, yeni sistemin hazırlanması için neden son gün bekleniyor?</p>

<p>AYM’nin iptal ettiği hüküm ne?</p>

<p>Meselenin hukuki düğümü 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinde bulunuyor.</p>

<p>696 sayılı KHK ile taşeron işçiler için başlatılan kadroya geçiş sürecinin ardından kanunlaşan düzenlemede, sürekli işçi kadrosuna geçirilenlerin “çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde” istihdam edilmelerini öngören bir hüküm bulunuyordu.</p>

<p>Uygulamada bu ifade, söz konusu çalışanların başka bir il veya bölgeye yer değişikliği taleplerinin önündeki en önemli hukuki engellerden birine dönüştü.</p>

<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi önüne gelen bir uyuşmazlıkta konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.</p>

<p>AYM de 26 Kasım 2025 tarihli kararında söz konusu ibareyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.</p>

<p>Karar 9 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.</p>

<p>AYM çok açık konuştu: Mutlak yasak olmaz</p>

<p>Kararın en önemli tarafı yalnızca birkaç kelimenin kanundan çıkarılması değil.</p>

<p>Mahkemenin gerekçesi çok daha önemli.</p>

<p>AYM, sürekli işçi kadrosuna geçirilen çalışanların hayatları boyunca yer değişikliğini gerektirebilecek çeşitli durumlarla karşılaşabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>İşçinin makul bir gerekçeye dayanan yer değişikliği talebinin, kurumun iş ve kadro durumu da dikkate alınarak değerlendirilmesinin mümkün olması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Başka bir ifadeyle yüksek mahkeme, “Bu çalışan hiçbir şart altında yer değiştiremez” anlayışını Anayasa’ya uygun bulmadı.</p>

<p>İşverenin talebi değerlendirebilmesi, işçiyi gözetme yükümlülüğünün dikkate alınması ve verilen kararın hukuki denetime açık olması gerektiği ortaya konuldu.</p>

<p>AYM, mutlak yasağın devletin çalışanları koruma yükümlülüğüyle bağdaşmadığı sonucuna vardı ve düzenlemeyi Anayasa’nın 49. maddesine aykırı buldu.</p>

<p>Kritik tarih: 9 Aralık 2026</p>

<p>Burada çok önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor.</p>

<p>AYM’nin kararı yayımlandığı gün yürürlüğe girmedi.</p>

<p>Mahkeme, iptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.</p>

<p>Karar 9 Mart 2026’da yayımlandığı için mevcut düzenlemedeki iptal edilen ibare 9 Aralık 2026 tarihinde hukuk düzeninden çıkacak.</p>

<p>Dolayısıyla bugün itibarıyla “4/D kapsamındaki bütün işçilere tayin hakkı başladı” demek hukuken doğru değil.</p>

<p>Aynı şekilde AYM’nin bütün işçilere otomatik, koşulsuz ve istedikleri ile atanabilecekleri bir hak tanıdığını söylemek de doğru olmaz.</p>

<p>Mahkemenin ortadan kaldırdığı şey, yer değişikliğinin önündeki mutlak ve kategorik yasal engel.</p>

<p>Tam da bu nedenle 9 Aralık sonrası için nasıl bir sistem kurulacağı büyük önem taşıyor.</p>

<p>Dokuz aylık süre “dokuz ay hiçbir şey yapılmasın” anlamına gelmiyor</p>

<p>Asıl tartışılması gereken nokta da burada başlıyor.</p>

<p>AYM’nin yürürlüğü dokuz ay ertelemesi, kamu kurumlarının dokuz ay boyunca hiçbir hazırlık yapmadan beklemesini gerektirmiyor.</p>

<p>Tam tersine bu süre, ortaya çıkabilecek hukuki ve idari boşluğun giderilmesi için bir hazırlık dönemi olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>9 Aralık sabahı geldiğinde kamu kurumlarının önünde cevapsız onlarca soru bulunmamalı.</p>

<p>Kimler yer değişikliği isteyebilecek?</p>

<p>Eş durumu hangi şartlarda kabul edilecek?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık mazereti nasıl belgelendirilecek?</p>

<p>Engelli çalışanlar için hangi öncelikler uygulanacak?</p>

<p>Can güvenliği gibi olağanüstü durumlar nasıl ele alınacak?</p>

<p>Boş kadro şartı aranacak mı?</p>

<p>İl içi ve iller arası yer değişikliği birbirinden ayrılacak mı?</p>

<p>Başvurular yılda kaç kez alınacak?</p>

<p>Aynı yere birden fazla başvuru yapılması durumunda hangi kriter uygulanacak?</p>

<p>Hizmet süresi veya kıdem dikkate alınacak mı?</p>

<p>Talebi reddedilen işçiye gerekçe bildirilmesi zorunlu olacak mı?</p>

<p>Bunların tamamının 9 Aralık’tan önce belirlenmesi mümkün.</p>

<p>En hassas başlık aile birliği</p>

<p>4/D işçilerin yıllardır dile getirdiği en önemli sorunların başında eş durumu geliyor.</p>

<p>Bir kamu çalışanının Ankara’da, eşinin Samsun’da; birinin İstanbul’da, ailesinin başka bir şehirde yaşadığı örneklerde sorun yalnızca bir “personel hareketliliği” meselesi değil.</p>

<p>Ortada aile hayatını doğrudan etkileyen sosyal bir gerçeklik bulunuyor.</p>

<p>Üstelik AYM’nin gerekçesi de yer değişikliği ihtiyacının hayatın olağan akışı içerisinde ortaya çıkabileceğini kabul ediyor.</p>

<p>Bu nedenle hazırlanacak düzenlemede aile birliği mazeretinin açık ve objektif kriterlerle ele alınması önem taşıyor.</p>

<p>Sağlık mazereti de görmezden gelinemez</p>

<p>Bir başka önemli başlık sağlık.</p>

<p>Çalışanın kendisinin, eşinin, çocuğunun veya bakmakla yükümlü olduğu yakınlarının ciddi sağlık ihtiyaçlarının bulunması halinde, mevcut çalışma yerinin değiştirilememesi son derece ağır sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<p>Benzer şekilde engellilik ve can güvenliği gibi özel durumlar da sıradan isteğe bağlı yer değişikliği başvurularıyla aynı kefeye konulmamalı.</p>

<p>Nitekim Kamu Denetçiliği Kurumu da geçmiş değerlendirmelerinde katı uygulamanın özellikle engellilik ve can güvenliği gibi özel durumlarda mağduriyet yaratabileceğine dikkat çekmişti.</p>

<p>Memurla işçinin statüsü aynı değil ama aile aynı aile</p>

<p>Bu tartışmada sık yapılan bir hata var.</p>

<p>4/D sürekli işçi ile 657 sayılı Kanun’a tabi memurun hukuki statüsü aynı değildir.</p>

<p>Dolayısıyla memurların tayin sisteminin hiçbir değişiklik yapılmadan işçilere uygulanması hukuken zorunlu değildir.</p>

<p>Fakat statünün farklı olması, sosyal gerçekliği ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Memurun eşi de eş, işçinin eşi de.</p>

<p>Memurun çocuğu da çocuk, işçinin çocuğu da.</p>

<p>Sağlık sorunu, engellilik, aile bütünlüğü veya can güvenliği, bordrodaki personel statüsüne göre önem kazanıp kaybetmiyor.</p>

<p>İşte kurulacak yeni sistemin hukuki statü farklılığını korurken insan hayatının bu gerçeklerini de gözetmesi gerekiyor.</p>

<p>AYM “herkesi tayin edin” demedi</p>

<p>Beklentilerin yanlış yönlendirilmemesi açısından bu nokta özellikle vurgulanmalı.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararı, her 4/D işçinin istediği zaman istediği şehre atanacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>AYM’nin gerekçesi de iş ve kadro durumuna dikkat çekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla yeni sistemde kamu hizmetinin devamlılığı, personel ihtiyacı, boş pozisyon, meslek veya görev unvanı gibi kriterlerin bulunması mümkün.</p>

<p>Ancak artık tartışmanın merkezindeki temel ilke değişiyor:</p>

<p>Mutlak yasak yerine değerlendirme.</p>

<p>İşçinin talebi daha baştan kapının dışında bırakılmamalı.</p>

<p>Makul bir gerekçesi varsa kurum bunu değerlendirebilmeli; kabul veya ret kararını objektif kriterlere dayandırabilmeli.</p>

<p>9 Aralık’ta mevzuat boşluğu yaşanmamalı</p>

<p>Takvim hızla ilerliyor.</p>

<p>9 Aralık 2026 geldiğinde iptal hükmü yürürlüğe girecek.</p>

<p>O gün kamu kurumlarının önüne binlerce başvurunun gelmesi ihtimal dahilinde.</p>

<p>Bu nedenle merkezi ve kurum bazlı düzenlemelerin son haftalara bırakılması hem çalışanlar hem de idare açısından yeni uyuşmazlıklar doğurabilir.</p>

<p>Hazırlık bugünden yapılırsa başvuru takvimi, mazeretler, öncelikler, kadro kriterleri, değerlendirme komisyonları ve itiraz mekanizmaları önceden belirlenebilir.</p>

<p>Böylece AYM kararının yürürlüğe girdiği gün bir belirsizlik değil, hazır bir sistem karşılanmış olur.</p>

<p>Artık mesele tayin hakkının tartışılması değil, adil sistemin kurulması</p>

<p>AYM kararı sonrasında tartışmanın ekseni değişmiş durumda.</p>

<p>Yıllarca konuşulan “4/D sürekli işçiler yer değiştirebilmeli mi?” sorusunun yerine artık daha somut bir soru var:</p>

<p>Yer değişikliği hangi objektif ve adil kurallarla yapılacak?</p>

<p>Kamu hizmetinin aksamasına izin vermeyen ancak insanı da görev yaptığı binaya mahkûm etmeyen bir sistem kurulabilir.</p>

<p>Eş durumu, sağlık, engellilik ve can güvenliği gibi güçlü mazeretler önceliklendirilebilir.</p>

<p>İsteğe bağlı yer değişikliği için boş kadro, kıdem ve hizmet süresi gibi objektif kriterler getirilebilir.</p>

<p>Başvurular elektronik ortamda alınabilir ve boş pozisyonlar çalışanların görebileceği şekilde ilan edilebilir.</p>

<p>Ret kararlarının gerekçeli olması sağlanabilir.</p>

<p>Böyle bir sistem hem idareyi korur hem çalışanı.</p>

<p>Beklemek yerine hazırlanmak gerekiyor</p>

<p>9 Aralık’a yaklaşık dört ay kaldı.</p>

<p>Dört ay kısa bir süre değil.</p>

<p>Mevzuat hazırlamak, kurumların ihtiyaçlarını belirlemek, boş kadroları çıkarmak, başvuru sistemini oluşturmak ve objektif kriterleri belirlemek için kullanılabilecek önemli bir zaman dilimi.</p>

<p>Bu nedenle 4/D sürekli işçilerin beklentisi bugün “bizi koşulsuz tayin edin” şeklinde okunmamalı.</p>

<p>Beklenti daha temel:</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin ortadan kaldırdığı mutlak yasağın yerine öngörülebilir, adil, insanı ve kamu hizmetini birlikte gözeten bir sistem kurulsun.</p>

<p>Çünkü 9 Aralık bir sürpriz tarih değil.</p>

<p>Aylar öncesinden belli.</p>

<p>Karar belli.</p>

<p>Gerekçe belli.</p>

<p>Sorun belli.</p>

<p>Çözüm için gerekli hazırlık süresi de var.</p>

<p>Şimdi yapılması gereken, takvim yapraklarının 9 Aralık’ı göstermesini beklemek değil; 9 Aralık geldiğinde sistemin hazır olmasını sağlamak.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Anayasa Mahkemesi, E.2025/100, K.2025/242, 26 Kasım 2025</li>
 <li>Resmî Gazete, 9 Mart 2026, Sayı 33191</li>
 <li>Anayasa Mahkemesi Norm Denetimi Basın Duyurusu, 9 Mart 2026</li>
 <li>375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, Geçici Madde 23</li>
 <li>7079 sayılı Kanun</li>
 <li>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi</li>
 <li>Kamu Denetçiliği Kurumu 2024 Yıllık Raporu</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/aym-karari-ortada-4d-iscilerin-tayin-duzenlemesi-icin-neden-9-aralik-bekleniyor</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 13:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8207.jpeg" type="image/jpeg" length="71840"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Sağlıkta Yeni Bir Çağa Taşındı: İşte 2002’den Bugüne Büyük Değişim]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-saglikta-yeni-bir-caga-tasindi-iste-2002den-bugune-buyuk-degisim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/istanbul-saglikta-yeni-bir-caga-tasindi-iste-2002den-bugune-buyuk-degisim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, kentin sağlık altyapısında 2002’den bugüne yaşanan değişimi rakamlarla ortaya koydu. İstanbul’da hasta yatağı sayısı 19 bin 715’ten 46 bin 3’e, 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu sayısı 44’ten 384’e yükselirken; kamudaki uzman hekim ve hemşire sayısında da dikkat çekici artış sağlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul’un sağlık altyapısında büyük dönüşüm</p>

<p>İstanbul’da son 24 yılda sağlık yatırımlarından insan kaynağına, birinci basamak hizmetlerinden acil sağlık kapasitesine kadar birçok alanda önemli bir büyüme yaşandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde hayata geçirilen Sağlıkta Dönüşüm Programı ve Türkiye Yüzyılı vizyonuyla İstanbul’un sağlık altyapısının önemli ölçüde güçlendirildiğini belirtti.</p>

<p>Güner’in paylaştığı verilere göre, İstanbul’da 2002 yılında 19 bin 715 olan hasta yatağı sayısı bugün 46 bin 3’e ulaştı. Mevcut yatak kapasitesinin 30 bin 726’sını nitelikli yataklar oluşturuyor.</p>

<p>Bu artış, yalnızca sayısal kapasitenin büyümesini değil, hastaların daha modern koşullarda sağlık hizmetine ulaşabilmesini sağlayan altyapının gelişimini de ortaya koyuyor.</p>

<p>Aile hekimliği İstanbul’un dört bir yanına yayıldı</p>

<p>Dönüşümün en dikkat çekici alanlarından biri de birinci basamak sağlık hizmetleri oldu.</p>

<p>2002 yılında İstanbul’da 217 sağlık ocağında 762 hekim görev yaparken, bugün 1.121 Aile Sağlığı Merkezinde 5 bin 78 aile hekimi vatandaşlara hizmet veriyor.</p>

<p>Böylece koruyucu sağlık hizmetlerinden kronik hastalıkların takibine, anne ve çocuk sağlığından rutin muayenelere kadar sağlık sisteminin ilk başvuru noktasındaki kapasite önemli ölçüde genişledi.</p>

<p>112 istasyonu sayısı yaklaşık 9 katına çıktı</p>

<p>Acil sağlık hizmetlerindeki büyüme de rakamlara yansıdı.</p>

<p>İstanbul’da 2002 yılında 44 olan 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu sayısı bugün 384’e yükseldi.</p>

<p>İstasyon ağının genişlemesi, milyonlarca kişinin yaşadığı İstanbul’da acil vakalara müdahale kapasitesinin güçlendirilmesi açısından kritik önem taşıyor.</p>

<p>Uzman hekim sayısı 11 bini, hemşire sayısı 28 bini geçti</p>

<p>Sağlık altyapısındaki büyümeye sağlık insan gücündeki artış da eşlik etti.</p>

<p>Kamuda görev yapan uzman hekim sayısı 4 bin 141’den 11 bin 688’e yükseldi. Aynı dönemde hemşire sayısı 7 bin 104’ten 28 bin 672’ye ulaştı.</p>

<p>Böylece İstanbul’un yalnızca fiziki sağlık kapasitesi değil, bu kapasiteyi hizmete dönüştüren sağlık insan gücü de önemli ölçüde büyüdü.</p>

<p>Rakamlarla İstanbul’da sağlık dönüşümü</p>

<p>Hasta yatağı<br />
2002: 19.715<br />
Bugün: 46.003</p>

<p>Nitelikli yatak<br />
Bugün: 30.726</p>

<p>Birinci basamak<br />
2002: 217 sağlık ocağı / 762 hekim<br />
Bugün: 1.121 Aile Sağlığı Merkezi / 5.078 aile hekimi</p>

<p>112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu<br />
2002: 44<br />
Bugün: 384</p>

<p>Kamuda uzman hekim<br />
2002: 4.141<br />
Bugün: 11.688</p>

<p>Kamuda hemşire<br />
2002: 7.104<br />
Bugün: 28.672</p>

<p>“Bu dönüşümün merkezinde insanımız var”</p>

<p>İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, ortaya çıkan tablonun yalnızca rakamlardan ibaret olmadığına işaret ederek, artan kapasitenin daha güçlü hastaneler, daha hızlı müdahale ve daha erişilebilir sağlık hizmeti anlamına geldiğini vurguladı.</p>

<p>İstanbul’un modern hastaneleri, gelişen sağlık altyapısı, yetişmiş insan gücü ve ileri teknolojik imkânlarıyla Türkiye’nin sağlık vizyonunun en önemli merkezlerinden biri haline geldiğini belirten Güner, şu mesajı verdi:</p>

<p>“Güçlü sağlık altyapısı, güçlü insan kaynağı ve güçlü Türkiye demektir. Bu büyük dönüşümün merkezinde insanımız var. Daha erişilebilir, daha kaliteli ve daha güçlü bir sağlık sistemi için çalışmaya devam ediyoruz.”</p>

<p>Güner, İstanbul’un sağlık alanında ulaştığı noktayı ise şu ifadeyle özetledi:</p>

<p>“Sağlığın Başkenti, Şifanın Adresi: İstanbul.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-saglikta-yeni-bir-caga-tasindi-iste-2002den-bugune-buyuk-degisim</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8204.jpeg" type="image/jpeg" length="73111"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TEM Otoyolu’nda Acı Olay: Dr. Erkut Karaca Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tem-otoyolunda-aci-olay-dr-erkut-karaca-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tem-otoyolunda-aci-olay-dr-erkut-karaca-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Düzce’de özel bir hastanede görev yaptığı belirtilen Dr. Erkut Karaca, TEM Otoyolu’nun Düzce kesiminde viyadükten düşerek hayatını kaybetti. Olayın intihar olabileceği yönünde iddialar gündeme gelirken, ölümün kesin nedeni yapılacak incelemelerin ardından netlik kazanacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TEM Otoyolu’nun Düzce kesiminde meydana gelen olayda Dr. Erkut Karaca hayatını kaybetti.</p>

<p>Edinilen ilk bilgilere göre Karaca, 81 EK 200 plakalı aracını emniyet şeridine çekerek araçtan indi. Bir süre viyadük üzerinde bulunduğu belirtilen Karaca, daha sonra viyadükten düştü.</p>

<p>Olayı gören vatandaşların Düzce 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarda bulunması üzerine bölgeye jandarma, itfaiye ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrollerde Dr. Erkut Karaca’nın hayatını kaybettiği belirlendi.</p>

<p>İNTİHAR İDDİASI ARAŞTIRILIYOR</p>

<p>Olayın ardından Dr. Erkut Karaca’nın yaşamına son vermiş olabileceği yönünde iddialar gündeme geldi. Ancak bu iddia henüz yetkili makamlar tarafından kesin olarak doğrulanmış değil.</p>

<p>Karaca’nın viyadükten nasıl düştüğü, olay öncesinde yaşananlar ve ölümün kesin nedeni yürütülen inceleme kapsamında araştırılıyor. Bu nedenle olayın intihar olduğuna ilişkin kesin bir ifade kullanmak için resmi soruşturmanın sonucunun beklenmesi gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DÜZCE’DE GÖREV YAPIYORDU</p>

<p>Dr. Erkut Karaca’nın Düzce’de özel bir hastanede görev yaptığı öğrenildi. Karaca’nın hayatını kaybetmesi yakınları ve sağlık camiasında büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Olayla ilgili başlatılan inceleme sürüyor. Yetkili makamların yapacağı açıklamalar ve inceleme sonuçlarının ardından ölümün nedeni ile olayın ayrıntılarının netleşmesi bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tem-otoyolunda-aci-olay-dr-erkut-karaca-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 13:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8202.jpeg" type="image/jpeg" length="88886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hücrelerin Demiri Kontrol Eden Yeni Savunması Ortaya Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hucrelerin-demiri-kontrol-eden-yeni-savunmasi-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hucrelerin-demiri-kontrol-eden-yeni-savunmasi-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cell dergisinde yayımlanan yeni araştırma, hücrelerde doğal olarak bulunan poliaminlerin kimyasal olarak aktif demiri kontrol altında tutan bir tampon sistemi gibi çalıştığını gösterdi. Poliamin düzeyi azaldığında reaktif demir arttı ve hücreler ferroptoz adı verilen demire bağlı hücre ölümüne karşı daha savunmasız hâle geldi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD’deki Whitehead Institute for Biomedical Research ve Massachusetts Institute of Technology (MIT) öncülüğündeki uluslararası araştırma ekibi, hücrelerin demirin zararlı kimyasal etkilerine karşı nasıl korunduğuna ilişkin yeni bir mekanizma ortaya çıkardı. İnsan hücrelerinde yapılan deneyler, genom çapında genetik taramalar, biyokimyasal çalışmalar ve canlı hücre görüntüleme yöntemleri, poliamin adı verilen küçük moleküllerin hücre içindeki reaktif demiri kontrol altında tutan doğal tamponlardan biri olduğunu gösterdi. Araştırma bir hasta tedavisi denemesi değil, temel ve translasyonel hücre biyolojisi çalışması niteliğinde. [1]<br />
Demir gerekli ama kontrolsüz kaldığında hücreye zarar verebilir<br />
Demir, insan vücudu ve hücrelerin normal çalışması için vazgeçilmez elementlerden biri. Enerji üretiminden bazı enzimlerin çalışmasına kadar çok sayıda biyolojik süreçte görev alıyor.<br />
Ancak hücre içinde kolayca kimyasal reaksiyona girebilen demir miktarı arttığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Bilim insanlarının “labile iron” olarak adlandırdığı bu hareketli ve reaktif demir havuzu, zararlı oksidasyon reaksiyonlarını tetikleyebiliyor.<br />
Bu reaksiyonlar özellikle hücre zarındaki yağ moleküllerine zarar verebiliyor. Hasar belirli bir düzeyi aştığında ise hücre, ferroptoz adı verilen özel bir ölüm sürecine girebiliyor. [1]<br />
Yeni çalışma, poliaminlerin bu reaktif demirin erişilebilirliğini sınırlandırarak hücrenin savunmasına katkı sağladığını ortaya koydu.<br />
Poliaminlerin yeni görevi ortaya çıktı<br />
Poliaminler; spermin, spermidin ve putresin gibi hücrelerde doğal olarak bulunan küçük moleküllerden oluşuyor. Bu maddelerin hücre büyümesi, bölünmesi, RNA yapısı ve metabolizma gibi çok sayıda süreçte görev aldığı uzun süredir biliniyor.<br />
Yeni araştırma ise poliaminlere bir görev daha ekledi.<br />
Bulgular, poliaminlerin kimyasal olarak aktif demirin erişilebilirliğini sınırlayan endojen, yani hücrenin kendi ürettiği demir tamponlarından biri olarak görev yaptığını gösterdi. [1]<br />
Başka bir ifadeyle poliaminler, demirin hücre içinde tamamen serbest ve yüksek derecede reaktif hâlde bulunmasını azaltan doğal bir kontrol mekanizmasının parçası olabilir.<br />
CRISPR taramasında GPX4 bağlantısı ortaya çıktı<br />
Araştırmacılar çalışmada genom çapında CRISPR-Cas9 taraması kullandı. Bu yöntem, binlerce genin tek tek etkisini inceleyerek hücrenin belirli bir koşul altında hangi genlere daha fazla ihtiyaç duyduğunu belirlemeye yardımcı oluyor.<br />
Poliamin düzeyi azaltıldığında araştırmacıların karşısına özellikle GPX4 adlı protein çıktı.<br />
GPX4, hücre zarındaki yağların aşırı oksitlenmesini engelleyen önemli savunma proteinlerinden biri. Poliaminler azaldığında hücrelerin yaşamını sürdürebilmek için GPX4’e çok daha fazla bağımlı hâle geldiği görüldü. [1]<br />
Bu sonuç, poliaminler ile ferroptoz arasında doğrudan bir biyolojik bağlantı bulunduğuna işaret etti.<br />
Ferroptoz ne anlama geliyor?<br />
Ferroptoz, demire bağımlı gelişen özel bir hücre ölümü biçimi.<br />
Bu süreçte reaktif demirin tetiklediği kimyasal reaksiyonlar, hücre zarındaki yağların oksitlenmesine neden oluyor. Hücrenin koruyucu sistemleri bu hasarı durduramazsa hücre zarı giderek bozuluyor ve hücre yaşamını sürdüremiyor.<br />
Ferroptoz son yıllarda özellikle kanser, nörodejeneratif hastalıklar ve yaşlanma araştırmalarında yakından inceleniyor.<br />
Yeni çalışmada poliamin miktarının azalmasıyla hücrelerin ferroptoza daha duyarlı hâle gelmesi, poliaminlerin bu ölüm mekanizmasına karşı doğal savunmanın parçalarından biri olduğunu gösterdi. [1]<br />
Canlı hücrelerde reaktif demiri izleyen sensör geliştirildi<br />
Çalışmanın dikkat çekici bölümlerinden biri de araştırmacıların canlı hücrelerin içindeki reaktif demir değişimini takip edebilmek için genetik olarak kodlanmış floresan bir sensör geliştirmesi oldu.<br />
Bu sistem sayesinde araştırmacılar hücre içindeki kolay reaksiyona girebilen demir miktarındaki değişimleri canlı hücrelerde izleyebildi.<br />
Sonuçlar belirgindi: Poliamin düzeyi düştükçe reaktif demir miktarı arttı. [1]<br />
Hücreler buna karşılık demiri daha güvenli biçimde depolayan ferritin sistemini devreye sokmaya çalıştı. Bu sonuçlar, poliaminlerin hücresel demir dengesinin korunmasında doğrudan rol oynadığı görüşünü güçlendirdi. [1]<br />
Kanser araştırmaları açısından neden önemli?<br />
Araştırmanın olası uygulama alanlarından biri kanser biyolojisi.<br />
Birçok kanser hücresinin hızlı büyüme ve çoğalma sırasında poliamin metabolizmasını yoğun biçimde kullandığı biliniyor. Bu nedenle poliamin üretimini veya kullanımını hedefleyen yaklaşımlar uzun süredir kanser araştırmalarında inceleniyor.<br />
Yeni çalışma farklı bir olasılığı gündeme getiriyor. Poliamin düzeyi azaltıldığında hücrelerin GPX4 savunmasına daha fazla bağımlı hâle gelmesi, gelecekte bu iki sistemin birlikte hedeflenmesinin bazı kanser hücrelerini ferroptoza daha duyarlı hâle getirip getirmeyeceğinin araştırılabileceğini düşündürüyor. [1]<br />
Ancak çalışma yeni bir kanser tedavisinin bulunduğunu göstermiyor. İnsan hastalarda tedavi etkinliği veya güvenliği test edilmedi. Bu nedenle laboratuvar bulgularından doğrudan klinik tedavi sonucu çıkarmak mümkün değil.<br />
Parkinson hastalığıyla olası bağlantı araştırılabilir<br />
Bulgular nörodejeneratif hastalıklar açısından da yeni araştırma soruları doğuruyor.<br />
Poliaminlerin hücre içinde taşınmasını etkileyen bazı genetik değişiklikler, nadir görülen erken başlangıçlı Parkinson hastalığı biçimleriyle ilişkilendirilmiş durumda. Parkinson hastalığında beynin bazı bölgelerinde demir birikimi de uzun süredir araştırılıyor.<br />
Poliaminlerin reaktif demiri tamponlayabildiğinin gösterilmesi, bu iki biyolojik olay arasında bir bağlantı bulunup bulunmadığının araştırılmasına yeni bir mekanistik zemin sağlayabilir.<br />
Ancak mevcut çalışma Parkinson hastalarında yapılmadı. Bu nedenle bulgular Parkinson hastalığının nedeni, tanısı veya tedavisi konusunda doğrudan bir sonuç ortaya koymuyor. [1]<br />
Sonuçlar günlük yaşam için ne anlama geliyor?<br />
Araştırmanın sonuçları, insanların poliamin içeren yiyecekleri daha fazla veya daha az tüketmesi gerektiği anlamına gelmiyor.<br />
Çalışma aynı zamanda spermidin veya başka bir poliamin takviyesinin kanserden, Parkinson hastalığından ya da başka bir hastalıktan koruduğunu da göstermiyor.<br />
Cell dergisinde 14 Ağustos 2026’da çevrim içi yayımlanan araştırma, esas olarak hücrelerin demir dengesini nasıl koruduğuna ilişkin temel biyolojiye yeni bir mekanizma ekliyor. Poliaminlerin gelecekte hastalık tedavisinde hedeflenip hedeflenemeyeceğini anlamak için önce hayvan çalışmaları ve ardından iyi tasarlanmış insan araştırmaları gerekiyor. [1]<br />
Kaynaklar<br />
[1] Sharma P, Keys HR, Mansell RP, Stark J, Girard L, Ausler C, ve ark. Polyamines buffer labile iron to suppress ferroptosis. Cell. 2026. DOI: 10.1016/j.cell.2026.07.040.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hucrelerin-demiri-kontrol-eden-yeni-savunmasi-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/hucrelerin-demiri-yeni-savunma-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="17740"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kan Testi Akciğer Kanseri Sinyalini Arıyor: FDA Süreci Hızlandırdı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kan-testi-akciger-kanseri-sinyalini-ariyor-fda-sureci-hizlandirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kan-testi-akciger-kanseri-sinyalini-ariyor-fda-sureci-hizlandirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, Freenome’un akciğer kanseri için geliştirdiği yapay zekâ destekli SimpleScreen Lung kan testine Breakthrough Device statüsü verdi. DNA metilasyonu ve protein verilerini birleştiren deneysel testin klinik geçerliliği geniş PROACT LUNG çalışmasında araştırılıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Akciğer Kanserini Kandan Arayan Yapay Zekâ Testine FDA’dan Kritik Statü</p>

<p>Akciğer kanserinin erken yakalanmasını kolaylaştırabilecek yeni nesil kan testlerinde önemli bir düzenleyici gelişme yaşandı.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Freenome tarafından geliştirilen SimpleScreen Lung adlı deneysel kan testine Breakthrough Device, yani Çığır Açan Cihaz statüsü verdi.</p>

<p>Yapay zekâ ve çoklu biyolojik veri analizini bir araya getiren test, özellikle akciğer kanseri açısından yüksek risk taşıdığı halde mevcut tarama programlarına katılmayan kişilerin belirlenmesine yardımcı olmak amacıyla geliştiriliyor.</p>

<p>Ancak karar, testin FDA tarafından kullanım için onaylandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Breakthrough Device statüsü, ciddi hastalıklarda önemli avantaj sağlayabilecek yeni teknolojilerin geliştirme ve değerlendirme sürecinde FDA ile daha yoğun iletişim kurulmasına olanak sağlayan bir düzenleyici mekanizma olarak kullanılıyor.</p>

<p>Tek tüp kandaki farklı kanser sinyallerini birleştiriyor</p>

<p>SimpleScreen Lung’ın temelinde klasik tek biyobelirteç yaklaşımından farklı bir teknoloji bulunuyor.</p>

<p>Test, kandaki DNA metilasyon özelliklerini ve proteinlerden elde edilen biyolojik sinyalleri birlikte değerlendiriyor.</p>

<p>DNA metilasyonu, genlerin çalışma biçimini değiştirebilen kimyasal işaretleri ifade ediyor. Kanser hücrelerinde bu işaretlerin düzeni sağlıklı hücrelerden farklılaşabiliyor.</p>

<p>Freenome’un geliştirdiği sistem bu moleküler bilgileri protein verileriyle bir araya getiriyor.</p>

<p>Ardından yapay zekâ ve makine öğrenmesi tabanlı sınıflandırıcı, elde edilen çok sayıda verinin içinde akciğer kanseriyle ilişkili bir sinyal bulunup bulunmadığını değerlendiriyor.</p>

<p>Bu yaklaşım bilim dünyasında multiomik, yani birden fazla biyolojik veri katmanını aynı analizde birleştiren yöntemler arasında yer alıyor.</p>

<p>Hedef BT’nin yerine geçmek değil</p>

<p>Yeni testle ilgili en önemli ayrıntılardan biri kullanım amacında bulunuyor.</p>

<p>SimpleScreen Lung, mevcut durumda akciğer kanseri taramasında kullanılan düşük doz bilgisayarlı tomografinin yerine geçmek için geliştirilmiyor.</p>

<p>Hedef, akciğer kanseri açısından yüksek risk taşıdığı halde önerilen taramaya katılmayan kişilere daha kolay uygulanabilecek bir ilk değerlendirme sunmak.</p>

<p>Testte kanserle ilişkili sinyal saptanan kişilerin daha sonra düşük doz BT gibi standart görüntüleme yöntemlerine yönlendirilmesi öngörülüyor.</p>

<p>Böylece basit bir kan örneğinin, tarama sistemine girmeyen yüksek riskli kişileri yakalayabilecek bir köprü işlevi görmesi amaçlanıyor.</p>

<p>673 kan örneğinde test edildi</p>

<p>SimpleScreen Lung için açıklanan geliştirme verileri, 2026 Amerikan Kanser Araştırmaları Derneği yıllık toplantısında bilim dünyasıyla paylaşıldı.</p>

<p>Testin performansı 673 plazma örneğinde değerlendirildi.</p>

<p>Bunların 363’ü farklı evrelerde akciğer kanseri bulunan kişilerden, 310’u ise kanser saptanmayan kontrol grubundan elde edildi.</p>

<p>Araştırma popülasyonu, özellikle 50-80 yaş arasındaki ve sigara kullanım öyküsü nedeniyle akciğer kanseri açısından yüksek risk taşıyan tarama grubunu temsil edecek biçimde seçildi.</p>

<p>Yapay zekâ modelinin geliştirilmesinde ise binlerce plazma ve doku örneğinden elde edilen veriler kullanıldı.</p>

<p>Duyarlılık yüzde 90’ın üzerine çıktı</p>

<p>İlk geliştirme verilerinde testin performansı farklı özgüllük eşiklerinde değerlendirildi.</p>

<p>Yüzde 50 özgüllük düzeyinde SimpleScreen Lung’ın akciğer kanserlerini yakalama duyarlılığı yüzde 90,7 olarak bildirildi.</p>

<p>Özgüllük yüzde 75’e yükseltildiğinde duyarlılık yüzde 80,4 düzeyinde gerçekleşti.</p>

<p>Bu sonuçlar testin biyolojik olarak güçlü bir kanser sinyali yakalayabildiğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak rakamların yorumlanmasında önemli bir nokta bulunuyor.</p>

<p>Daha yüksek duyarlılık uğruna özgüllüğün düşürülmesi, kanser olmadığı halde pozitif sonuç alan kişi sayısını artırabilir.</p>

<p>Bir tarama testinin gerçek klinik değerini yalnızca kaç kanseri yakaladığı değil, aynı zamanda ne kadar yanlış pozitif sonuç ürettiği de belirliyor.</p>

<p>Büyük klinik doğrulama sınavı başladı</p>

<p>SimpleScreen Lung’ın FDA tarafından gerçek klinik kullanım için değerlendirilmesinde en kritik aşamalardan biri PROACT LUNG araştırması olacak.</p>

<p>Prospektif ve çok merkezli olarak yürütülen çalışma, kan testinin gerçek tarama koşullarındaki performansını doğrulamayı amaçlıyor.</p>

<p>Araştırmaya akciğer kanseri açısından yüksek risk taşıyan ve standart olarak düşük doz BT taramasına uygun kişiler dahil ediliyor.</p>

<p>Katılımcılardan kan örneği alınırken aynı zamanda mevcut standartlara uygun düşük doz BT taraması gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Böylece kan testinin sonuçları gerçek klinik tarama bulgularıyla karşılaştırılabilecek.</p>

<p>Çalışmaya 20 bine kadar kişinin dahil edilmesi planlanıyor.</p>

<p>FDA statüsü ne anlama geliyor?</p>

<p>Breakthrough Device statüsü özellikle yanlış yorumlanmaması gereken bir düzenleyici karar.</p>

<p>Bu statünün verilmesi, FDA’nın testin etkinliğini kanıtladığı veya piyasaya sürülmesine izin verdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Program, ciddi veya yaşamı tehdit eden hastalıkların daha etkili tanı ya da tedavisini sağlayabilecek teknolojilerin geliştirme sürecini desteklemek amacıyla kullanılıyor.</p>

<p>Freenome, klinik doğrulama çalışmaları tamamlandıktan sonra gerekli verileri FDA değerlendirmesine sunmak zorunda.</p>

<p>Testin gerçek tarama programlarına girip girmeyeceğini bu sonuçlar belirleyecek.</p>

<p>Akciğer kanserinde en büyük sorunlardan biri geç tanı</p>

<p>Akciğer kanseri dünya genelinde kanser ölümlerinin önde gelen nedenleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Hastalığın erken evrede yakalanması tedavi seçeneklerini ve uzun dönem sağkalım ihtimalini önemli ölçüde artırabiliyor.</p>

<p>Buna rağmen tarama kriterlerini karşılayan kişilerin önemli bir bölümü düşük doz BT taramasına düzenli olarak katılmıyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar yıllardır akciğer kanserinin basit bir kan örneğinden yakalanmasını sağlayabilecek yöntemler üzerinde çalışıyor.</p>

<p>Kan testlerinin kolay uygulanabilmesi, rutin sağlık kontrollerine dahil edilebilmesi ve hastaların erişimini kolaylaştırması bu teknolojilerin en önemli potansiyel avantajları arasında bulunuyor.</p>

<p>Yapay zekâ tek başına tanı koymuyor</p>

<p>SimpleScreen Lung’ın yapay zekâ kullanması, sistemin bağımsız biçimde akciğer kanseri tanısı koyduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yapay zekânın görevi kandaki çok sayıdaki moleküler sinyali birlikte analiz ederek kanserle ilişkili bir örüntü bulunup bulunmadığını hesaplamak.</p>

<p>Pozitif sonuç alınması halinde kişinin standart klinik değerlendirme ve görüntüleme yöntemlerine yönlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle teknoloji, hekimin ve görüntüleme yöntemlerinin yerini alan bir sistemden çok tarama zincirinin ilk basamaklarından biri olarak tasarlanıyor.</p>

<p>Türkiye açısından neden önemli?</p>

<p>Türkiye açısından gelişmenin önemini artıran temel unsurlardan biri tütün kullanımına bağlı akciğer kanseri yükü.</p>

<p>Kan temelli tarama teknolojilerinin klinik olarak doğrulanması halinde aile hekimliği, göğüs hastalıkları ve kanser tarama merkezleri üzerinden yüksek riskli kişilere ulaşmak için gelecekte yeni modeller geliştirilebilir.</p>

<p>Bununla birlikte böyle bir testin Türkiye’de kullanılabilmesi için yalnızca uluslararası düzenleyici onay yeterli olmayacak.</p>

<p>TİTCK süreçlerinin yanı sıra testin maliyeti, yanlış pozitif sonuçların sağlık sistemine getireceği ek BT ve biyopsi yükü, hangi yaş ve risk grubunda kullanılacağı ve mevcut tarama programlarına sağlayacağı ek yarar değerlendirilmek zorunda.</p>

<p>Asıl sınav henüz önünde</p>

<p>SimpleScreen Lung’ın şimdiye kadarki sonuçları dikkat çekici olsa da mevcut veriler henüz rutin akciğer kanseri taramasını değiştirmek için yeterli değil.</p>

<p>Geliştirme çalışmasında görülen yüksek duyarlılığın prospektif gerçek yaşam popülasyonunda korunup korunmadığı belirleyici olacak.</p>

<p>Özellikle erken evre kanserlerde performans, yanlış pozitif sonuçlar, taramaya katılım üzerindeki etkisi ve kanser kaynaklı ölümleri azaltıp azaltamayacağı gelecekte yanıtlanması gereken temel sorular arasında bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>FDA’nın Breakthrough Device statüsü bu nedenle bir son noktadan çok, yapay zekâ destekli kan testinin büyük klinik sınava geçişinde önemli bir düzenleyici eşik olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı veya tedavi önerisi niteliği taşımaz. Akciğer kanseri taraması kişinin yaşı, sigara öyküsü ve bireysel risk faktörleri dikkate alınarak sağlık profesyonelleri tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Freenome</li>
 <li>ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Breakthrough Devices Programı</li>
 <li>PROACT LUNG klinik araştırması</li>
 <li>Amerikan Kanser Araştırmaları Derneği</li>
 <li>Patient Care Online </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kan-testi-akciger-kanseri-sinyalini-ariyor-fda-sureci-hizlandirdi</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 12:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8199.jpeg" type="image/jpeg" length="35569"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ameliyat Edilemeyen Nadir Eklem Tümörüne Yeni İlaç Onayı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ameliyat-edilemeyen-nadir-eklem-tumorune-yeni-ilac-onayi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ameliyat-edilemeyen-nadir-eklem-tumorune-yeni-ilac-onayi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu, semptomatik tenosinovyal dev hücreli tümörü bulunan ve cerrahiye uygun olmayan yetişkinler için vimseltinibi onayladı. Faz III çalışmada hastaların yüzde 40’ında objektif tümör yanıtı elde edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İngiltere’de nadir görülen ve eklem çevresindeki dokuları etkileyerek ağrı, şişlik, sertlik ve hareket kısıtlılığına yol açabilen tenosinovyal dev hücreli tümörün (TGCT) tedavisinde yeni bir ilaç kullanım için onaylandı.</p>

<p>İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu (MHRA), 14 Ağustos 2026’da vimseltinib etken maddeli Romvimza’ya pazarlama izni verdi. Karar, semptomları bulunan ve hastalığın hareket kabiliyetini etkilediği ya da cerrahinin uygun olmadığı yetişkin hastaları kapsıyor.</p>

<p>Nadir görülen tümör eklem çevresinde gelişiyor</p>

<p>Tenosinovyal dev hücreli tümör, eklem ve tendonların çevresinde gelişen nadir bir tümör olarak biliniyor. Hastalık çoğunlukla diz ve ayak bileği gibi tek bir eklemi etkiliyor.</p>

<p>TGCT genellikle kanserli olmayan bir tümör olarak sınıflandırılsa da bulunduğu bölgede agresif davranabiliyor. Büyüyen tümör ağrı, şişlik ve sertliğe neden olabiliyor, eklem hareketlerini önemli ölçüde sınırlayabiliyor.</p>

<p>Bazı hastalarda cerrahi temel tedavi seçeneği olurken, tümörün konumu veya yaygınlığı nedeniyle ameliyat ciddi fonksiyon kaybı ve morbidite riski oluşturabiliyor.</p>

<p>Yeni onay özellikle bu hasta grubuna sistemik bir tedavi seçeneği sunması açısından önem taşıyor.</p>

<p>Tümörün büyümesindeki önemli mekanizmayı hedefliyor</p>

<p>Vimseltinib, CSF1R adı verilen reseptörü hedefleyen oral bir tirozin kinaz inhibitörü olarak geliştirildi.</p>

<p>TGCT’de CSF1-CSF1R sinyal yolunun tümör mikroçevresinin oluşmasında önemli rol oynadığı biliniyor. Vimseltinib bu mekanizmayı baskılayarak tümörün büyümesini destekleyen hücresel sürece müdahale etmeyi amaçlıyor.</p>

<p>İlacın dikkat çeken özelliklerinden biri kullanım sıklığı. MHRA’nın verdiği bilgiye göre kapsül formundaki tedavi haftada iki kez uygulanıyor.</p>

<p>Faz III çalışmada yüzde 40 objektif yanıt</p>

<p>Ruhsat kararının arkasındaki temel klinik kanıtlardan biri uluslararası MOTION Faz III çalışması oldu.</p>

<p>Randomize, çift kör ve plasebo kontrollü araştırma, 13 ülkedeki 35 uzman merkezde gerçekleştirildi. Çalışmaya cerrahi girişimin fonksiyon kaybını kötüleştirebileceği veya ciddi morbidite yaratabileceği düşünülen semptomatik TGCT hastaları dahil edildi.</p>

<p>Araştırmada hastalar vimseltinib veya plasebo almak üzere ayrıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ol start="25">
 <li>haftada RECIST kriterlerine göre objektif yanıt oranı vimseltinib verilen 83 hastada yüzde 40 olarak belirlendi. Plasebo verilen 40 hastanın ise hiçbirinde objektif yanıt görülmedi.</li>
</ol>

<p>Başka bir ifadeyle vimseltinib grubundaki 83 hastanın 33’ünde ölçülebilir objektif tümör yanıtı saptandı.</p>

<p>Yalnızca tümör küçülmesi değil, hareket de değerlendirildi</p>

<p>Araştırmanın klinik açıdan dikkat çeken tarafı yalnızca görüntüleme yöntemleriyle ölçülen tümör yanıtının incelenmemesiydi.</p>

<p>Hastaların aktif eklem hareket açıklığı, fiziksel fonksiyonları, sertlik, ağrı ve genel sağlık durumları da değerlendirildi.</p>

<p>The Lancet’ta yayımlanan sonuçlarda vimseltinibin primer sonlanım noktasının yanı sıra temel ikincil sonlanım noktalarında da plaseboya kıyasla anlamlı ve klinik açıdan önemli iyileşmeler sağladığı bildirildi.</p>

<p>Bu durum TGCT açısından özellikle önem taşıyor. Hastalıkta tedavinin amacı yalnızca tümörü küçültmek değil, hastanın etkilenen eklemini daha rahat kullanabilmesini ve günlük yaşamını sürdürebilmesini sağlamak.</p>

<p>Yan etkiler de yakından izlenecek</p>

<p>Tedavinin yararlarının yanında güvenlilik profili de önem taşıyor.</p>

<p>MHRA’ya göre vimseltinib kullanan hastalarda sık görülebilen yan etkiler arasında yorgunluk, göz çevresi ile ayak ve ayak bileklerinde şişlik, kaşıntı, döküntü ve yüksek tansiyon bulunuyor.</p>

<p>Karaciğer enzimleri, kolesterol ve kreatinin düzeylerinde artış ile nötrofil adı verilen beyaz kan hücrelerinde azalma da bildirilen etkiler arasında.</p>

<p>İlaç ek güvenlilik izlemesine tabi tutulacak ve gebelik döneminde kullanılmaması gerekiyor.</p>

<p>Cerrahinin zor olduğu hastalarda yeni seçenek</p>

<p>Vimseltinibin asıl klinik önemi, ameliyatın uygulanamadığı veya cerrahinin hastada ciddi fonksiyon kaybına yol açabileceği TGCT vakalarında ortaya çıkıyor.</p>

<p>Nadir görülmesine rağmen hastalık özellikle genç ve orta yaş grubundaki kişilerde uzun süreli ağrı ve hareket kısıtlılığı oluşturabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle bilim insanlarına göre tümör hacmini azaltmanın yanında ağrı, sertlik ve fiziksel fonksiyonda iyileşme sağlayabilen sistemik tedavilerin geliştirilmesi önemli.</p>

<p>Vimseltinibin İngiltere’de ruhsatlandırılması, bu alandaki tedavi seçeneklerinin genişlediğini gösteren yeni bir düzenleyici adım oldu.</p>

<p>Türkiye açısından neden önemli?</p>

<p>TGCT’nin nadir görülmesi nedeniyle Türkiye’deki kesin hasta sayısını ortaya koyan kapsamlı ulusal veriler sınırlı.</p>

<p>Bununla birlikte yeni tedavi özellikle ortopedi ve travmatoloji, ortopedik onkoloji, medikal onkoloji, radyoloji ve patoloji ekiplerinin birlikte değerlendirdiği ileri merkezler açısından önem taşıyor.</p>

<p>İlacın Türkiye’deki hastalara rutin olarak ulaşabilmesi için TİTCK ruhsatlandırması ve ardından geri ödeme koşullarının ayrıca değerlendirilmesi gerekecek.</p>

<p>İngiltere’deki yeni kararın ardından ilacın farklı ülkelerdeki ruhsat ve geri ödeme süreçleri Türkiye açısından da yakından izlenecek.</p>

<p>Vimseltinib, nadir bir hastalıkta yalnızca tümörü küçültmeye değil, hastanın hareket kabiliyeti ve günlük yaşamını iyileştirmeye odaklanan yeni nesil hedefe yönelik tedavilerin dikkat çekici örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı veya tedavi önerisi niteliği taşımaz. Tedavi kararları hastanın klinik durumuna göre uzman hekim tarafından verilmelidir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ul>
 <li>İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu (MHRA)</li>
 <li>The Lancet</li>
 <li>MOTION Faz III Araştırması</li>
 <li>ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi</li>
</ul>

<p>DOI: 10.1016/S0140-6736(24)00885-7<br />
PMID: <a href="tel:38843860">38843860</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>💊 İlaç</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ameliyat-edilemeyen-nadir-eklem-tumorune-yeni-ilac-onayi</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 12:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8198.jpeg" type="image/jpeg" length="71556"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anne Sütündeki Bir Protein Erken Yaşam Bağışıklığını Etkileyebilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/anne-sutundeki-bir-protein-erken-yasam-bagisikligini-etkileyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/anne-sutundeki-bir-protein-erken-yasam-bagisikligini-etkileyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cell dergisinde yayımlanan yeni çalışma, anne sütündeki osteopontin adlı proteinin bağırsak mikrobiyotasını değiştirerek akciğer bağışıklığının gelişimini destekleyebileceğini gösterdi. Ancak temel mekanizma insan bebeklerde değil, yenidoğan farelerde ortaya kondu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>QIMR Berghofer Medical Research Institute araştırmacılarının da yer aldığı uluslararası bir ekip, anne sütünde ve özellikle kolostrumda yüksek düzeyde bulunan osteopontin adlı proteinin erken yaşam bağışıklığı üzerindeki etkisini araştırdı. Cell dergisinde yayımlanan çalışmada, süt kaynaklı osteopontinin bulunmadığı yenidoğan farelerin ağır viral ve bakteriyel alt solunum yolu enfeksiyonlarına daha yatkın olduğu görüldü. Araştırmacılar bu etkinin bağırsak bakterileri ile akciğer bağışıklığı arasında uzanan biyolojik bir bağlantıyla ilişkili olduğunu ortaya koydu. [1]<br />
Osteopontin nedir?<br />
Osteopontin, insan vücudunda farklı dokularda bulunan ve bağışıklık sistemi, hücreler arası iletişim ve doku gelişimi gibi birçok süreçte görev alan bir proteindir.<br />
Bu protein anne sütünde de bulunur. Özellikle doğumdan sonraki ilk günlerde salgılanan kolostrumda yüksek düzeyde bulunması, araştırmacıların osteopontinin erken yaşam dönemindeki görevlerine odaklanmasına neden oluyor.<br />
Daha önceki araştırmalar süt osteopontininin bağırsak gelişimi, bağışıklık sistemi ve nörogelişimle ilişkili olabileceğini düşündürmüştü. Yeni çalışma ise bağırsak mikrobiyotası ile akciğer bağışıklığının gelişimi arasında daha ayrıntılı bir deneysel mekanizma ortaya koyuyor. [1][2]<br />
Osteopontin olmayınca enfeksiyon daha ağır seyretti<br />
Araştırmacılar, süt yoluyla osteopontin alamayan yenidoğan farelerde viral ve bakteriyel ağır alt solunum yolu enfeksiyonlarının daha ciddi seyrettiğini belirledi.<br />
Bu tablonun arkasındaki önemli değişikliklerden biri dendritik hücrelerde görüldü.<br />
Dendritik hücreler, bağışıklık sisteminin adeta “erken uyarı ve yönlendirme ekibi” gibi çalışan hücreleridir. Mikroplardan gelen işaretleri algılar ve bağışıklık sisteminin diğer hücrelerinin nasıl yanıt vereceğinin belirlenmesine yardımcı olur.<br />
Çalışmada süt osteopontininin bulunmaması, gelişmekte olan karaciğer ve akciğerde dendritik hücrelerin oluşum sürecinin, yani hematopoezin bozulmasıyla ilişkiliydi. [1]<br />
Bağırsaktaki bakteriler akciğer bağışıklığını etkileyebilir<br />
Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, etkinin yalnızca bağırsakta kalmadığını göstermesi oldu.<br />
Farelere ağız yoluyla osteopontin verildiğinde bağırsaklarda Lactobacillaceae ailesine ait bakterilerin miktarı arttı. Aynı zamanda kanda 3-fenillaktik asit, kısaca PLA adı verilen bir mikrobiyal metabolitin düzeyi yükseldi. [1]<br />
Metabolit, bakterilerin veya insan hücrelerinin gerçekleştirdiği kimyasal işlemler sonucunda ortaya çıkan küçük moleküllere verilen genel isimdir.<br />
Araştırmacılar PLA’nın yalnızca birlikte değişen bir gösterge olup olmadığını incelemekle yetinmedi. Bu molekülün bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerini de deneysel olarak sınadı.<br />
Bağırsaktan akciğere uzanan biyolojik zincir<br />
Deneyler sonucunda araştırmacılar osteopontin ile akciğer bağışıklığı arasında birkaç basamaktan oluşan bir mekanizma tanımladı.<br />
Osteopontin bağırsak mikrobiyotasını etkiliyor, Lactobacillaceae bakterilerindeki artış PLA düzeyinin yükselmesiyle birlikte görülüyor ve PLA da PPARγ adı verilen hücresel bir düzenleyici yol üzerinden etkisini gösterebiliyor. [1]<br />
Araştırmacılar ayrıca PLA verilmesinin veya PPARγ yolunun rosiglitazon adlı bir ilaçla uyarılmasının, hava yolu epitelinden kaynaklanan CCL25 adlı sinyal molekülü aracılığıyla lenfoid-miyeloid öncül hücrelerin akciğere çekilmesini desteklediğini gösterdi.<br />
Bu süreç, akciğerde dendritik hücrelerin gelişebileceği daha uygun bir biyolojik ortamın oluşmasına katkıda bulundu. [1]<br />
Başka bir ifadeyle araştırma, anne sütündeki bir proteinin doğrudan yalnızca akciğere etki etmesinden daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor: Sütteki osteopontin önce bağırsak mikrobiyotasını etkiliyor, bakterilerin oluşturduğu metabolitler dolaşıma geçiyor ve bu biyolojik sinyaller gelişmekte olan akciğer bağışıklığını şekillendirebiliyor.<br />
Rosiglitazonla elde edilen sonuçlar da bu biyolojik yolun deneysel olarak doğrulanmasına yardımcı oldu. Ancak bu bulgu, ilacın bebeklerde kullanılması gerektiği anlamına gelmiyor; çalışma bu amaçla yapılmış bir insan tedavi araştırması değil. [1]<br />
Amaç mikrobu tamamen yok etmek değil<br />
Araştırmada öne çıkan kavramlardan biri de “hastalık toleransı” oldu.<br />
Bağışıklık sisteminin görevi yalnızca virüs veya bakterileri ortadan kaldırmak değildir. Vücudun enfeksiyon sırasında oluşabilecek doku hasarını sınırlandırabilmesi de önemlidir.<br />
Hastalık toleransı, vücudun mikropla karşılaşmasına rağmen enfeksiyonun oluşturduğu zararı mümkün olduğunca sınırlayabilme yeteneğini ifade eder.<br />
Araştırmacılar süt osteopontininin desteklediği bağırsak-bağışıklık ilişkisinin bu toleransın gelişmesine katkıda bulunabileceğini düşünüyor. [1]<br />
Bulgular anne sütü için ne anlama geliyor?<br />
Çalışma, anne sütünün yalnızca protein, yağ ve karbonhidrat sağlayan bir besin olmadığını bir kez daha gösteriyor. Anne sütünde bebeğin bağırsak mikrobiyotasını ve gelişmekte olan bağışıklık sistemini etkileyebilecek çok sayıda biyolojik olarak aktif madde bulunuyor.<br />
Osteopontin bunlardan yalnızca biri.<br />
Daha önce yayımlanan bilimsel değerlendirmelerde de insan sütünün osteopontin açısından zengin olduğu ve bu proteinin bağırsak gelişimi ile bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde rol oynayabileceği bildirilmişti. [2]<br />
Yeni araştırmanın farkı ise bağırsak bakterileri, bakterilerin oluşturduğu metabolitler ve akciğerdeki bağışıklık hücrelerinin gelişimi arasındaki bağlantıyı deneysel olarak daha ayrıntılı biçimde ortaya koyması.<br />
Sonuçlar insan bebeklere doğrudan uygulanamaz<br />
Araştırmanın en önemli sınırlılığı, haberin yorumlanmasında gözden kaçırılmamalı.<br />
Mekanizmayı ve solunum yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu etkiyi gösteren temel deneyler yenidoğan farelerde gerçekleştirildi. Bu nedenle sonuçlardan “osteopontin takviyesi bebeklerde solunum yolu enfeksiyonlarını önler” şeklinde bir klinik sonuç çıkarmak doğru değil.<br />
Aynı şekilde PLA veya PPARγ yolunu etkileyen ilaçlarla elde edilen sonuçlar da şu aşamada insan bebekler için bir tedavi önerisi anlamına gelmiyor.<br />
Araştırma ayrıca anne sütündeki tek bir bileşenin izole edilerek anne sütünün bütün etkilerini açıklayabileceği anlamına da gelmiyor. Anne sütü; antikorlar, proteinler, yağlar, oligosakkaritler ve çok sayıda başka biyolojik bileşenin birlikte bulunduğu son derece karmaşık bir yapı.<br />
Bununla birlikte Cell’de yayımlanan çalışma, erken yaşamda bağırsak mikrobiyotası ile akciğer bağışıklığının birbirinden bağımsız sistemler olmadığını gösteren önemli deneysel kanıtlar sunuyor. Bundan sonraki kritik soru, farelerde ortaya çıkarılan osteopontin–mikrobiyota–PLA–PPARγ–CCL25 zincirinin insan bebeklerde ne ölçüde geçerli olduğu ve bunun solunum yolu enfeksiyonlarının önlenmesinde klinik bir karşılığının bulunup bulunmadığı olacak.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Howard DR, Rashid RB, Ahmed T, Namubiru P, Rana MS, Wilkins T, Morrow J, Creek DJ, Franco RA, Allenby MC, Turner DL, Werder RB, Manna S, Satzke C, Lim Y, Sun J, Dennis PG, Yadav A, Kueh AJ, Chung CK, Forbes-Blom E, Noti M, O’Regan J, Coelho LP, Brown CC, Morrison M, Phipps S. Milk osteopontin alters the infant microbiome to drive DC hematopoiesis and disease tolerance. Cell. 2026. DOI: 10.1016/j.cell.2026.07.022.<br />
[2] Sørensen ES, Christensen B. Milk Osteopontin and Human Health. Nutrients. 2023;15(11):2423. DOI: 10.3390/nu15112423.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/anne-sutundeki-bir-protein-erken-yasam-bagisikligini-etkileyebilir</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 12:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/osteopontin-kapali-dekolte-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="28989"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kilo artışının beyinden kaynaklanabileceğini gösteren hekim]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kilo-artisinin-beyinden-kaynaklanabilecegini-gosteren-hekim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kilo-artisinin-beyinden-kaynaklanabilecegini-gosteren-hekim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alfred Fröhlich, 1901’de incelediği genç bir hastada beyin tabanındaki tümör ile hızlı kilo artışı ve ergenlik gecikmesi arasında bağlantı kurdu. Bu vaka, beynin iştahı, enerji kullanımını ve hormonları yönettiğini gösteren nöroendokrinoloji alanının gelişmesine katkı sağladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Avusturyalı nörolog ve farmakolog Alfred Fröhlich, Viyana Üniversitesinde görev yaptığı dönemde 14 yaşındaki bir erkek hastayı inceleyerek hipofiz bezi çevresindeki tümörün kilo artışı, büyüme ve cinsel gelişim üzerindeki etkilerini tanımladı. Tek bir insan vakasına dayanan gözlemler, 1901’de Avusturya’da yayımlanan Wiener Klinische Rundschau adlı tıp dergisinde yer aldı. [1]<br />
Bugün “Fröhlich sendromu” veya “Babinski-Fröhlich sendromu” olarak bilinen tarihî tablo, beyindeki hipotalamus ve hipofiz çevresinde oluşan hasarın vücut ağırlığı ile hormon düzenini değiştirebileceğini gösterdi. Fröhlich’in çalışması, bütün kilo artışlarının aşırı yemekten veya hareketsizlikten kaynaklanmadığını düşündüren erken klinik örneklerden biri oldu.<br />
Beyin iştahı ve enerji tüketimini yönetiyor<br />
Hipotalamus, beynin küçük olmasına rağmen yaşamsal görevler üstlenen bir bölümüdür. Açlık, tokluk, susama, uyku, vücut sıcaklığı ve enerji harcaması gibi süreçlerin düzenlenmesine katkı sağlar.<br />
Hipofiz ise beynin tabanında bulunan, bezelye büyüklüğünde bir hormon bezidir. Büyüme, tiroit, üreme ve stresle ilgili birçok hormonun çalışmasını denetler. Hipotalamus ile hipofiz birbirine çok yakın konumda bulunur ve birlikte çalışan bir kontrol merkezi oluşturur.<br />
Bu bölgedeki bir tümör veya hasar, beynin vücuttan gelen “enerji yeterli” ve “artık yemek gerekmiyor” sinyallerini doğru değerlendirmesini engelleyebilir. Kişinin iştahı artabilir, tokluk hissi gecikebilir ve vücudun dinlenirken harcadığı enerji azalabilir.<br />
Böyle bir durumda kilo artışını yalnızca irade eksikliğiyle açıklamak bilimsel açıdan doğru değildir. Beyindeki kontrol devrelerinin zarar görmesi, kişinin aynı miktarda yemek yese bile daha az enerji harcamasına ve daha kolay kilo almasına yol açabilir.<br />
1901’deki hasta ne gösterdi?<br />
Fröhlich’in izlediği genç hastada alışılmadık yağlanma, büyüme ve ergenlik sorunları ile görme belirtileri bulunuyordu. Beyin tabanında, hipofiz çevresinde gelişen bir tümörden şüphelenildi.<br />
Fröhlich, hastada akromegali olmamasına özellikle dikkat çekti. Akromegali, büyüme hormonunun yetişkinlik döneminde aşırı salgılanması sonucu el, ayak ve yüz kemiklerinde büyümeye yol açan hastalıktır. Hastadaki tablo ise farklıydı: Büyümenin hızlanması yerine ergenlik gelişiminde gecikme ve belirgin kilo artışı görülüyordu. [1]<br />
Bu gözlem yalnızca bir hastaya dayanıyordu. Modern klinik araştırmalardaki kontrol grupları, beyin görüntüleme yöntemleri, hormon testleri ve genetik incelemeler o dönemde bulunmuyordu. Bu nedenle Fröhlich, hipotalamus ile hipofizin görevlerini bugünkü ayrıntılarıyla açıklayamamıştı.<br />
Fransız nörolog Joseph Babinski benzer bir tabloyu 1900’de bildirdi. Fröhlich’in 1901’de yayımladığı ayrıntılı vaka incelemesi ve daha sonra Harvey Cushing’in çalışmaları, beyin tabanındaki yapıların büyüme, üreme ve vücut ağırlığı üzerindeki etkisinin anlaşılmasına katkı sağladı. [2]<br />
Fröhlich sendromu bugün nasıl değerlendiriliyor?<br />
“Adipozogenital distrofi” adı verilen tarihî hastalık tanımı, günümüzde tek ve kesin bir hastalıktan çok, hipotalamus veya hipofiz çevresindeki bozuklukların oluşturduğu belirtiler bütünü olarak değerlendiriliyor. “Adipozogenital”, yağlanma ile üreme sistemindeki gelişim sorunlarının birlikte görülmesini ifade ediyor.<br />
Bu tabloya sahip kişilerde kilo artışının yanında büyüme geriliği, ergenliğin gecikmesi, görme bozukluğu, baş ağrısı, aşırı susama veya sık idrara çıkma gibi belirtiler görülebilir. Belirtiler, hasarın yerine ve hangi hormonların etkilendiğine göre değişir.<br />
Günümüzde benzer bir hızlı ve dirençli kilo artışı “hipotalamik obezite” olarak adlandırılabiliyor. Hipotalamik obezite, iştahı ve enerji harcamasını düzenleyen beyin bölgesinin hasar görmesi sonucu ortaya çıkan kilo artışıdır.<br />
Bu durum özellikle kraniyofarenjiyom adı verilen, hipofiz ve hipotalamusa yakın bölgede gelişen nadir bir beyin tümörüyle ilişkilendiriliyor. Tümörün kendisi, ameliyat veya ışın tedavisi hipotalamustaki kontrol yollarını etkileyebiliyor. Travma, inflamasyon ve bazı genetik hastalıklar da benzer bir tablo oluşturabiliyor. [3]<br />
Her kilo artışı beyin hastalığı anlamına gelmiyor<br />
Fröhlich’in çalışması, fazla kilosu bulunan herkeste beyin tümörü olduğu anlamına gelmez. Toplumdaki kilo artışının büyük bölümü genetik özellikler, beslenme düzeni, fiziksel hareket, uyku, kullanılan ilaçlar, ruhsal durum ve yaşanılan çevrenin ortak etkisiyle ortaya çıkar.<br />
Beyin veya hipofiz kaynaklı nedenler çok daha seyrektir. Buna karşılık kısa sürede açıklanamayan belirgin kilo artışına görme kaybı, şiddetli veya sürekli baş ağrısı, aşırı susama, büyüme geriliği ya da ergenlik gecikmesi eşlik ediyorsa hormon ve sinir sistemi açısından değerlendirme gerekebilir.<br />
Tanıda beyin manyetik rezonans görüntülemesi, yani MR; hormon testleri, büyüme ölçümleri ve görme alanı incelemeleri kullanılabilir. Tek başına tartıdaki değişim, hipotalamik obezite tanısı koymak için yeterli değildir.<br />
Tedavisi neden güç?<br />
Hipotalamik obezitede yalnızca daha az yemek ve daha fazla hareket etmek her zaman yeterli sonuç vermeyebilir. Çünkü sorun yalnızca alınan kalori miktarı değildir; tokluk hissi, enerji harcaması, uyku düzeni ve otonom sinir sistemi de etkilenebilir. Otonom sinir sistemi, kalp atışı ve sindirim gibi istem dışı çalışan vücut işlevlerini yönetir.<br />
Tedavide öncelikle tümör veya başka bir beyin hastalığı varsa bunun yönetilmesi gerekir. Eksik hormonlar uygun şekilde yerine konabilir. Beslenme planı, uyku düzeni, fiziksel hareket ve metabolik risklerin takibi de tedavinin parçalarıdır.<br />
İngiltere’de Sheffield Üniversitesi ve Sheffield Çocuk Hastanesi ile ABD’de Washington Üniversitesi ve Seattle Çocuk Araştırma Enstitüsünden bilim insanlarının hazırladığı güncel bir inceleme, hipotalamik obezitede GLP-1 reseptör agonistleri olarak bilinen ilaçlarla yapılmış araştırmaları değerlendirdi. Journal of the Endocrine Society dergisinde yayımlanan inceleme; yedi vaka bildirimi, beş vaka serisi ve iki klinik çalışmayı kapsadı. [4]<br />
Bazı hastalarda kilo ve metabolik değerlerde iyileşme bildirilse de sonuçlar bütün araştırmalarda aynı değildi. Çalışmaların çoğunda katılımcı sayısı azdı; kullanılan ölçütler ve tedavi süreleri de birbirinden farklıydı. Araştırmacılar, bu ilaçların hipotalamik obezitedeki etkisini belirlemek için daha büyük ve kontrollü çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguladı. [4]<br />
Nöroendokrinolojinin yolunu açtı<br />
Alfred Fröhlich, 15 Ağustos 1871’de Viyana’da doğdu. Nöroloji, farmakoloji ve hormon bilimi üzerinde çalışan Fröhlich, merkezi sinir sistemi ile iç organların çalışmasını düzenleyen sinir yollarını araştırdı.<br />
Yahudi kökenli bir bilim insanı olan Fröhlich, Nazi yönetiminin Avusturya’yı ilhak etmesinin ardından ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Araştırmalarını ABD’de Cincinnati’deki Jewish Hospital bünyesinde bulunan May Institute of Medical Research’te sürdürdü. [2]<br />
Fröhlich’in 1901 tarihli yayını, bugünün ölçütleriyle küçük ve tanımlayıcı bir vaka bildirimiydi. Ancak bu tek hasta, beynin yalnızca düşünce ve hareketi değil; açlığı, büyümeyi, üremeyi ve enerji dengesini de yönettiğinin anlaşılmasına yardım etti. Günümüzdeki bilgiler, onun gözlemini genişletirken önemli bir sınırı da ortaya koyuyor: Beyin kaynaklı kilo artışı gerçektir, fakat nadirdir ve yalnızca vücut ağırlığına bakılarak teşhis edilemez.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Fröhlich A. Ein Fall von Tumor der Hypophysis Cerebri ohne Akromegalie. Wiener Klinische Rundschau. 1901;15:883-886, 906-908.<br />
[2] Triarhou L. C. The Pioneer Neuropharmacologist Alfred Fröhlich (1871-1953) and the Origins of Neuroendocrinology: A Sesquicentennial Remembrance. The Neuroscientist. 2023;29(1):19-29. DOI: 10.1177/10738584211016777<br />
[3] Kim J. H., Choi J. H. Pathophysiology and Clinical Characteristics of Hypothalamic Obesity in Children and Adolescents. Annals of Pediatric Endocrinology &amp; Metabolism. 2013;18(4):161-167. DOI: 10.6065/apem.2013.18.4.161<br />
[4] Dimitri P., Roth C. L. Treatment of Hypothalamic Obesity With GLP-1 Analogs. Journal of the Endocrine Society. 2025;9(1):bvae200. DOI: 10.1210/jendso/bvae200</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kilo-artisinin-beyinden-kaynaklanabilecegini-gosteren-hekim</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/alfred-frohlich-haber-gorseli-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="19215"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kilo vermeye çalışanlar dikkat: Meyveyi öğünden önce yemek daha fazla tokluk sağlayabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kilo-vermeye-calisanlar-dikkat-meyveyi-ogunden-once-yemek-daha-fazla-tokluk-saglayabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kilo-vermeye-calisanlar-dikkat-meyveyi-ogunden-once-yemek-daha-fazla-tokluk-saglayabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meyvenin yalnızca türü ve miktarı değil, öğünün hangi aşamasında tüketildiği de kilo kontrolü ve kan şekeri açısından önem taşıyabilir. İnsanlarda yapılan küçük klinik çalışmalar ve daha geniş bilimsel değerlendirmeler, özellikle bütün meyvenin öğünden önce tüketilmesinin tokluğu artırabileceğine ve bazı durumlarda yemek sonrası kan şekeri yükselişini sınırlayabileceğine işaret ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Meyve tüketiminde yıllardır “hangi meyve daha sağlıklı?” sorusu öne çıkarken, bilimsel çalışmalar başka bir ayrıntıya daha dikkat çekiyor: Meyvenin ne zaman ve öğünün hangi aşamasında yenildiği.</p>

<p>Beslenme araştırmalarından elde edilen bulgular, özellikle kilo kontrolü hedefleyen kişilerde bütün meyvenin ana öğünden önce tüketilmesinin tokluk hissini artırabileceğini ve ardından yenilen yemek miktarını azaltabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Kan şekeri açısından ise tablo daha ayrıntılı. Meyvenin türü, porsiyonu, bütün veya işlenmiş olması ve yanında tüketilen diğer besinler kan şekerinin ne kadar hızlı yükseleceğini etkileyebiliyor.</p>

<p>Öğünden önce elma tüketenler daha az kalori aldı</p>

<p>Bu konuda dikkat çeken insan çalışmalarından birinde 17 sağlıklı genç erkeğin 120 gram kırmızı elmayı öğünden önce veya sonra tüketmesinin etkileri karşılaştırıldı.</p>

<p>Elmanın yemekten önce tüketildiği durumda katılımcıların tokluk hissinin daha yüksek olduğu belirlendi.</p>

<p>Daha dikkat çekici sonuç ise daha sonra yenilen yemekte ortaya çıktı. Meyveyi öğünden önce tüketen katılımcıların sonraki enerji alımı, meyve tüketilmeyen duruma kıyasla yüzde 18,5, yaklaşık 166 kalori daha düşük bulundu.</p>

<p>Araştırmada kan şekeri açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Bu nedenle sonuçlar, “meyveyi yemekten önce tüketmek kan şekerini mutlaka düşürür” şeklinde yorumlanamıyor.</p>

<p>Bununla birlikte çalışma, ana öğünden önce bütün meyve tüketmenin iştah kontrolüne yardımcı olabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Kivi çalışmasında kan şekeri zirvesi dikkat çekti</p>

<p>Meyvenin tüketim zamanını inceleyen başka bir küçük araştırmada ise 20 sağlıklı yetişkin değerlendirildi.</p>

<p>Katılımcılara kivi ve tahıl içeren farklı öğünler verilerek kivinin tahıldan 90 veya 30 dakika önce, aynı anda ya da 30 dakika sonra tüketilmesinin kan şekeri üzerindeki etkisi incelendi.</p>

<p>Kivinin nişastalı besinden yaklaşık 30 dakika önce tüketildiği durumda kan şekerindeki en yüksek yükselişin belirgin biçimde daha düşük olduğu görüldü.</p>

<p>Ancak bu araştırmanın yalnızca 20 kişiyle ve belirli bir meyve-öğün kombinasyonuyla yapılmış olması önemli bir sınırlılık oluşturuyor. Sonucun bütün meyvelere ve herkese doğrudan uygulanması mümkün değil.</p>

<p>Daha geniş inceleme de “yeme sırasına” işaret ediyor</p>

<p>Besinlerin tüketilme sırasını değerlendiren yakın tarihli bir sistematik incelemede de benzer yönde sonuçlar bildirildi.</p>

<p>Toplam 107 sağlıklı yetişkinin yer aldığı altı araştırmayı değerlendiren bilim insanları, sebze, meyve veya protein açısından zengin besinlerin karbonhidrat ağırlıklı yiyeceklerden önce tüketilmesinin yemek sonrası kan şekeri yükselişini azaltabildiğini bildirdi.</p>

<p>Ancak araştırmacılar, mevcut çalışmaların katılımcı sayılarının küçük olduğuna dikkat çekerek daha büyük ve uzun süreli klinik araştırmalara ihtiyaç bulunduğunu vurguladı.</p>

<p>Bu nedenle besin sıralaması umut verici bir yaklaşım olarak görülse de tek başına kan şekeri kontrol yöntemi olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Diyabeti olanların meyveyi tamamen bırakması gerekmiyor</p>

<p>Meyvenin doğal şeker içermesi, diyabeti olan kişilerin meyveden tamamen uzak durması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Diyabetli kişilerde yapılan 19 randomize kontrollü araştırmayı ve toplam 888 katılımcıyı kapsayan bir meta-analizde, meyve tüketiminin açlık kan şekerinde düşüşle ilişkili olduğu bildirildi. Buna karşılık uzun dönem kan şekeri kontrolünü gösteren HbA1c değerinde anlamlı bir değişiklik saptanmadı.</p>

<p>Bu sonuç da meyvenin kan şekeri üzerindeki etkisinin “meyve şekerdir, yenmemelidir” şeklinde basit bir yaklaşımla açıklanamayacağını gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Porsiyon büyüklüğü, meyvenin türü ve kişinin kullandığı ilaçlar dahil olmak üzere birçok faktör önem taşıyor.</p>

<p>Bütün meyve tercih etmek neden önemli?</p>

<p>Meyvenin nasıl tüketildiği de zamanlaması kadar önemli.</p>

<p>Bütün meyvede bulunan lif, sindirim ve emilim sürecini etkiliyor. Meyve suyu haline getirildiğinde ise meyvenin doğal yapısı değişiyor ve kısa sürede daha fazla karbonhidrat tüketmek kolaylaşabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle kilo ve kan şekeri kontrolü açısından genel yaklaşım, meyve suyu yerine mümkün olduğunca bütün meyvenin tercih edilmesi yönünde.</p>

<p>Meyveyi yoğurt, kuruyemiş veya benzeri protein ve yağ içeren besinlerle birlikte tüketmek de öğünün sindirim hızını ve tokluk hissini etkileyebilir.</p>

<p>“Gece meyve yenmez” iddiasını destekleyen güçlü kanıt yok</p>

<p>Meyve tüketimiyle ilgili yaygın inanışlardan biri de akşam veya gece meyve yemenin doğrudan kilo aldırdığı yönünde.</p>

<p>Mevcut bilimsel veriler, belirli bir saatten sonra tüketilen meyvenin tek başına kilo artışına neden olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Kilo değişiminde günün tek bir saatinden çok toplam enerji alımı, beslenme düzeninin bütünü, fiziksel aktivite ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları önem taşıyor.</p>

<p>Benzer şekilde meyvenin mutlaka aç karnına ve diğer bütün yiyeceklerden ayrı tüketilmesi gerektiğini gösteren güçlü bilimsel kanıt da bulunmuyor.</p>

<p>En güçlü mesaj: Saatten çok bütün beslenme düzeni önemli</p>

<p>Araştırmaların ortaya koyduğu tablo, meyve tüketiminde herkese uygulanabilecek tek bir “mükemmel saat” bulunmadığını gösteriyor.</p>

<p>Kilo kontrolü hedefleyen kişilerde ana öğünden kısa süre önce bütün meyve tüketmek tokluğu artırarak sonraki öğünde daha az yemek yenmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Kan şekeri kontrolünde ise meyvenin porsiyonu, türü ve öğündeki diğer besinlerle birlikte nasıl tüketildiği daha önemli hale geliyor.</p>

<p>Özellikle diyabet tedavisi gören kişilerin meyve tüketimini yalnızca saat üzerinden planlamak yerine kişisel beslenme programları ve tedavileriyle birlikte değerlendirmeleri gerekiyor.</p>

<p>Bilimsel çalışmaların önemli bölümü küçük katılımcı gruplarıyla gerçekleştirildiğinden, meyvenin tüketim zamanının uzun vadede kilo kaybı veya diyabet kontrolü üzerinde ne ölçüde fark oluşturduğunu belirlemek için daha büyük klinik araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>International Journal of Environmental Research and Public Health</li>
 <li>Frontiers in Endocrinology</li>
 <li>American Society for Nutrition</li>
 <li>Nutrition Reviews</li>
 <li>Health</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kilo-vermeye-calisanlar-dikkat-meyveyi-ogunden-once-yemek-daha-fazla-tokluk-saglayabilir</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8195.jpeg" type="image/jpeg" length="78575"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[مانشستر سيتي يتوصل إلى اتفاق مع القادسية بشأن انتقال تيجاني ريندرز]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/manshstr-syty-ytosl-al-atfak-maa-alkadsy-bshan-antkal-tygany-ryndrz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/manshstr-syty-ytosl-al-atfak-maa-alkadsy-bshan-antkal-tygany-ryndrz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[توصل مانشستر سيتي إلى اتفاق مع نادي القادسية السعودي بشأن انتقال لاعب الوسط الهولندي تيجاني ريندرز، في صفقة تقترب من مراحلها النهائية بعد تقدم المفاوضات بين الأطراف المعنية.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>توصل نادي مانشستر سيتي الإنجليزي إلى اتفاق مع القادسية السعودي بشأن انتقال لاعب الوسط الهولندي تيجاني ريندرز، في واحدة من أبرز تحركات سوق الانتقالات.</p>

<p>وبحسب التقارير المتداولة في وسائل الإعلام البريطانية، نجح القادسية في التوصل إلى اتفاق مع مانشستر سيتي على الشروط المتعلقة بالصفقة، بينما بات انتقال اللاعب إلى الدوري السعودي قريباً من الاكتمال.</p>

<p>وتشير التقارير إلى أن قيمة الصفقة تدور حول 51 إلى 52 مليون جنيه إسترليني، أي ما يقارب 60 إلى 61 مليون يورو.</p>

<p>كما أفادت المعلومات بأن ريندرز وافق على الانتقال، على أن تستكمل الإجراءات النهائية التي تشمل الفحوصات الطبية وتوقيع العقود والوثائق الرسمية قبل الإعلان عن الصفقة.</p>

<p>ريندرز يقترب من مغادرة مانشستر سيتي</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>كان تيجاني ريندرز قد انتقل إلى مانشستر سيتي قادماً من ميلان الإيطالي، إلا أن رحلته مع النادي الإنجليزي تتجه الآن نحو نهايتها في ظل الاتفاق الذي تم التوصل إليه مع القادسية.</p>

<p>ويُعد اللاعب الهولندي من لاعبي خط الوسط القادرين على أداء أدوار متعددة، سواء في بناء الهجمات أو التقدم إلى المناطق الهجومية، وهو ما جعله هدفاً مهماً للنادي السعودي.</p>

<p>القادسية يعزز صفوفه</p>

<p>ويأتي التحرك لضم ريندرز ضمن مساعي القادسية لتعزيز تشكيلته بعناصر دولية ذات خبرة في البطولات الأوروبية الكبرى.</p>

<p>وفي حال استكمال الفحص الطبي والإجراءات التعاقدية دون أي عقبات، من المنتظر أن يصبح ريندرز لاعباً جديداً في صفوف القادسية، لتنتهي بذلك واحدة من أبرز ملفات الانتقالات بين الدوري الإنجليزي والدوري السعودي. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/manshstr-syty-ytosl-al-atfak-maa-alkadsy-bshan-antkal-tygany-ryndrz</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8194.jpeg" type="image/jpeg" length="58764"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Manchester City agree deal for Tijjani Reijnders to join Al-Qadsiah]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/manchester-city-agree-deal-for-tijjani-reijnders-to-join-al-qadsiah</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/manchester-city-agree-deal-for-tijjani-reijnders-to-join-al-qadsiah" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Manchester City have reportedly reached an agreement with Saudi Arabian club Al-Qadsiah over the transfer of Dutch midfielder Tijjani Reijnders.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>The deal is understood to be worth around £51–52 million, with Reijnders also reportedly agreeing personal terms with the Saudi Pro League side.</p>

<p>The 28-year-old midfielder is now expected to undergo a medical before completing the remaining formalities and signing his contract.</p>

<p>The latest developments suggest the move has progressed beyond the initial negotiation stage, although an official announcement from the clubs remains the final confirmation.</p>

<p>Reijnders joined Manchester City from AC Milan and has since attracted interest from Saudi Arabia. Al-Qadsiah’s move for the Netherlands international represents another significant investment as the club continues to strengthen its squad.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>The Dutch midfielder is known for his ability to carry the ball through midfield, contribute in attacking areas and operate in several central roles.</p>

<p>If completed, the transfer would give Al-Qadsiah an experienced midfielder with Premier League, Serie A and international experience.</p>

<p>For Manchester City, the reported fee would also represent a significant return on Reijnders.</p>

<p>With an agreement between the clubs reportedly in place and personal terms understood to have been settled, the medical, final paperwork and official announcement are now expected to determine when the transfer is completed.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/manchester-city-agree-deal-for-tijjani-reijnders-to-join-al-qadsiah</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 11:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8193.jpeg" type="image/jpeg" length="68142"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gerty Cori: Vücudun şeker döngüsünü çözen bilim insanı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gerty-cori-vucudun-seker-dongusunu-cozen-bilim-insani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gerty-cori-vucudun-seker-dongusunu-cozen-bilim-insani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gerty Cori, kasların kullandığı şekerin karaciğerde nasıl yeniden üretilebildiğini ortaya koydu. Metabolizma hastalıklarının anlaşılmasına katkı sağlayan çalışmaları, 1947 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü getirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD’de Roswell Park’taki araştırma enstitüsü ile Washington Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışan Gerty Cori ve eşi Carl Cori, kas ile karaciğer arasındaki şeker döngüsünü açıkladı. İnsanlar üzerinde yapılmış bir klinik deney olmayan çalışmalar; deney hayvanları, hayvan dokuları ve laboratuvarda incelenen enzimler üzerinde yürütüldü. Bulgular, bugün “Cori döngüsü” olarak bilinen temel metabolizma sürecinin anlaşılmasını sağladı.<br />
Gerty Cori’nin doğum tarihi konusunda tarihî kaynaklar arasında farklılık bulunuyor. Nobel Foundation kayıtları 15 Ağustos 1896’yı, ABD National Academy of Sciences tarafından yayımlanan biyografi ise 8 Ağustos 1896’yı gösteriyor. Her iki kaynak da Cori’nin dönemin Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırlarındaki Prag’da doğduğu konusunda birleşiyor. [1] [2]<br />
Tıp eğitimi alan ve araştırmalarını ABD’de sürdüren Cori, 1947’de Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazanan ilk kadın oldu. Ödülü eşi Carl Cori ve Arjantinli fizyolog Bernardo Houssay ile paylaştı. [3]<br />
Vücut şekeri nasıl enerjiye çeviriyor?<br />
Besinlerle alınan karbonhidratlar sindirim sırasında büyük ölçüde glikoza, yani vücudun temel yakıtlarından biri olan basit şekere dönüşür. Hemen kullanılmayan glikozun bir bölümü, özellikle karaciğer ve kaslarda glikojen adı verilen depo şekeri biçiminde saklanır.<br />
Hızlı koşmak, ağır kaldırmak veya merdivenleri aceleyle çıkmak gibi yoğun hareketlerde kasların kısa sürede daha fazla enerjiye ihtiyacı olur. Kas hücreleri, glikozu parçalayarak hücrenin kullanabileceği enerji moleküllerini üretir. Enerji ihtiyacının hızla arttığı yoğun egzersiz sırasında laktat üretimi de belirgin biçimde artar.<br />
Laktat yalnızca oksijen yetersizliğinde oluşan zararlı bir atık değildir. Vücut dinlenirken ve yeterli oksijen bulunurken de laktat üretilebilir. Kalp, beyin ve kaslar bu maddeyi yakıt olarak kullanabilir.<br />
Cori döngüsü, kaslarda oluşan laktatın nasıl yeniden değerlendirildiğini açıklar. Laktat kana geçer, karaciğere taşınır ve burada yeniden glikoza çevrilir. Glikoz daha sonra kana verilebilir ve tekrar kaslar tarafından kullanılabilir. Böylece kas ile karaciğer arasında bir enerji geri dönüşüm hattı kurulur. [1]<br />
Bu sistem şehirdeki bir geri dönüşüm ağına benzetilebilir. Kaslar, çalışırken artan laktatın bir bölümünü dolaşıma verir; karaciğer bu maddeyi işler ve yeniden kullanılabilecek şekere dönüştürür. Ancak bu dönüşüm bedelsiz değildir. Karaciğer, laktattan glikoz üretirken enerji harcar.<br />
Keşif tek bir deneyle ortaya çıkmadı<br />
Cori döngüsü, sağlıklı gönüllüler üzerinde yapılan tek bir araştırmanın sonucu değildi. Gerty ve Carl Cori, 1920’li yıllarda ABD’nin Buffalo kentindeki New York Eyaleti Kötücül Hastalıkları Araştırma Enstitüsünde, daha sonra Roswell Park adıyla anılan merkezde çalıştı.<br />
Araştırmacılar, deney hayvanlarına verilen şekerin ve kaslarda depolanan glikojenin vücutta nasıl değiştiğini inceledi. Journal of Biological Chemistry dergisinde 1929’da yayımlanan çalışmalarında, laktatın karaciğerde yeniden glikojen oluşumuna katılabildiğine ilişkin deneysel veriler sundular. [4]<br />
Çalışmalarını ABD’nin St. Louis kentindeki Washington Üniversitesi Tıp Fakültesinde sürdüren çift, glikojenin parçalanması sırasında ortaya çıkan glikoz-1-fosfat adlı ara maddeyi de belirledi. “Cori esteri” olarak da bilinen bu madde, depo şekerinin hücreler tarafından kullanılabilir hâle getirilmesindeki önemli basamaklardan biridir.<br />
Bu bulgular yalnızca vücudun şeker kullanımını açıklamadı. Enzimlerin, yani vücuttaki kimyasal işlemleri hızlandıran proteinlerin metabolizmadaki görevlerini ortaya koyan araştırmalara da temel hazırladı.<br />
Nobel Komitesi, 1947’de verilen ödülün yarısını “glikojenin katalitik dönüşüm sürecini keşfetmeleri” nedeniyle Gerty ve Carl Cori arasında paylaştırdı. Ödülün diğer yarısını, hipofiz bezinin şeker metabolizmasındaki rolünü araştıran Bernardo Houssay aldı. [3]<br />
Bugünkü tıp açısından neden önemli?<br />
Cori döngüsü bugün egzersiz fizyolojisi, yoğun bakım, diyabet ve bazı kalıtsal metabolizma hastalıklarının anlatılmasında kullanılan temel bilgiler arasında yer alıyor. Bununla birlikte keşif, diyabet için tek başına bir ilaç veya doğrudan tedavi anlamına gelmiyordu.<br />
Diyabette kan şekerini düzenleyen sistem bozulur. Cori çiftinin çalışmaları, karaciğerin kan şekerinin korunmasındaki görevini ve hormonların glikoz ile glikojen arasındaki dönüşümü nasıl etkilediğini anlamaya katkı sağladı. Bu temel bilgiler, metabolizma araştırmalarının ilerlemesine yardımcı oldu.<br />
Gerty Cori daha sonraki yıllarda glikojen depo hastalıklarına yöneldi. Bu kalıtsal hastalıklarda glikojeni üreten veya parçalayan enzimlerden biri gerektiği gibi çalışmaz. Sonuç olarak karaciğer ve kas gibi dokularda olağan dışı miktarda veya yapıda glikojen birikebilir.<br />
Cori ve çalışma arkadaşları, bütün glikojen depo hastalıklarının aynı olmadığını; farklı enzim kusurlarının farklı hastalık tablolarına yol açabildiğini gösterdi. Hasta dokularından alınan örneklerin laboratuvarda incelenmesine dayanan bu çalışmalar, hastalıkların moleküler düzeyde sınıflandırılmasına katkıda bulundu. [2]<br />
Laktat kas ağrısının tek nedeni değil<br />
Cori döngüsü anlatılırken laktatın egzersiz sonrasındaki kas ağrısının doğrudan nedeni olduğu sıkça söyleniyor. Ancak bu açıklama güncel bilimsel bilgilerle örtüşmüyor. Egzersiz sırasında artan laktat, hareket sona erdikten sonra büyük ölçüde dokular tarafından kullanılıyor veya başka maddelere dönüştürülüyor.<br />
Yoğun egzersizden bir veya iki gün sonra hissedilen ağrı daha çok kas liflerindeki küçük çaplı hasarla ve buna karşı gelişen inflamasyonla ilişkilendiriliyor. İnflamasyon, vücudun doku hasarına verdiği iltihabi yanıttır.<br />
Bu nedenle egzersiz sırasında ortaya çıkan yanma hissi, ertesi gün başlayan kas ağrısı ve kandaki laktat düzeyi aynı durum olarak değerlendirilmemeli. Laktat, vücudun enerji üretimi ve dokular arasındaki enerji paylaşımı içinde görev alan bir ara maddedir.<br />
Bilimde eşitlik mücadelesinin simgesi oldu<br />
Gerty Cori, Carl Cori ile aynı araştırmalarda çalışmasına rağmen uzun süre daha düşük akademik unvan ve ücretle görev yaptı. Washington Üniversitesine geldiklerinde Carl Cori profesör olurken Gerty Cori’ye araştırma görevlisi düzeyinde bir görev verildi.<br />
Bilimsel üretimine rağmen Gerty Cori, profesörlüğe ancak 1947’de, Nobel Ödülü’nü aldığı yıl yükselebildi. Yaşamı, bilimsel başarının her zaman eşit çalışma koşulları içinde ortaya çıkmadığını gösteren örneklerden biri oldu. [1] [2]<br />
Cori döngüsü insan metabolizmasının tamamını tek başına açıklayan bir model değil. Vücudun enerji kullanımı; hareketin şiddetine, beslenme durumuna, hormonlara, oksijen düzeyine ve hastalıklara göre değişiyor. Yine de 1929’da tanımlanan bu döngü, kas ile karaciğerin ortak bir enerji ağı içinde çalıştığını göstererek modern biyokimyanın temel taşlarından birini oluşturdu.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Rubin R. P. Carl and Gerty Cori: A Collaboration That Changed the Face of Biochemistry. Journal of Medical Biography. 2021;29(3):143-148. DOI: 10.1177/0967772019866954<br />
[2] Larner J. Gerty Theresa Cori. Biographical Memoirs, Volume 61. National Academy of Sciences. 1992;110-134. DOI: 10.17226/2037<br />
[3] Nobel Assembly at the Karolinska Institute. The Nobel Prize in Physiology or Medicine 1947: Carl Ferdinand Cori, Gerty Theresa Cori and Bernardo Alberto Houssay. Nobel Foundation. 1947.<br />
[4] Cori C. F., Cori G. T. Glycogen Formation in the Liver from d- and l-Lactic Acid. Journal of Biological Chemistry. 1929;81(2):389-403.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gerty-cori-vucudun-seker-dongusunu-cozen-bilim-insani</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/gerty-cori-haber-gorseli-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="67255"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gözler neden kızarır? Masum tahrişten ciddi hastalıklara 10 neden]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gozler-neden-kizarir-masum-tahristen-ciddi-hastaliklara-10-neden</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gozler-neden-kizarir-masum-tahristen-ciddi-hastaliklara-10-neden" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz kızarıklığı çoğu zaman kuruluk, alerji veya tahrişten kaynaklanıyor. Ancak ağrı, ışığa hassasiyet ve görme değişikliği eşlik ettiğinde daha ciddi göz hastalıklarının işareti olabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gözler neden kızarır? Kırmızı gözün arkasında farklı nedenler olabilir</p>

<p>Sabah aynaya baktığınızda gözünüzün beyaz kısmında belirgin damarlar görmek veya gözün bir bölümünün aniden kıpkırmızı olduğunu fark etmek endişe yaratabilir. İlk akla gelen nedenler çoğu zaman uykusuzluk, yorgunluk veya uzun süre ekrana bakmaktır.</p>

<p>Ancak “kırmızı göz” tek başına bir hastalık değildir. Göz yüzeyindeki küçük damarların genişlemesi, iltihaplanması veya bazen küçük bir damarın çatlaması sonucunda ortaya çıkan bir bulgudur.</p>

<p>Basit bir göz kuruluğu da kızarıklığa neden olabilir, alerji veya enfeksiyon da. Daha seyrek olarak kornea hastalıkları, üveit veya göz içi basıncının hızla yükseldiği akut açı kapanması glokomu gibi daha ciddi durumlar da kırmızı gözle kendini gösterebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “Gözüm neden kırmızı?” sorusunun değil, “Kızarıklığa hangi belirtiler eşlik ediyor?” sorusunun cevabı önem taşıyor.</p>

<p>Göz kızarıklığı neden olur?</p>

<p>Gözün beyaz bölümünü ve göz kapaklarının iç yüzünü örten ince zarın çevresinde çok sayıda küçük kan damarı bulunur. Normal koşullarda fazla dikkat çekmeyen bu damarlar tahriş veya iltihap geliştiğinde genişleyerek daha görünür hale gelir.</p>

<p>Göz kızarıklığının sık karşılaşılan nedenleri arasında şunlar bulunur:</p>

<ul>
 <li>Göz kuruluğu</li>
 <li>Alerjiler</li>
 <li>Viral veya bakteriyel konjonktivit</li>
 <li>Uzun süre ekrana bakma</li>
 <li>Uykusuzluk ve göz yorgunluğu</li>
 <li>Duman, toz, rüzgâr veya hava kirliliği</li>
 <li>Kontakt lens kullanımı</li>
 <li>Göz kapağı iltihabı</li>
 <li>Gözün sık veya sert biçimde ovuşturulması</li>
 <li>Kornea çizilmesi veya göze yabancı cisim kaçması</li>
 <li>Göz yüzeyindeki küçük bir damarın çatlaması</li>
 <li>Üveit</li>
 <li>Kornea enfeksiyonları</li>
 <li>Göz yaralanmaları</li>
 <li>Akut açı kapanması glokomu</li>
</ul>

<p>Kızarıklığın bir gözde mi yoksa iki gözde mi olduğu; kaşıntı, ağrı, akıntı, bulanık görme veya ışığa hassasiyet bulunup bulunmadığı olası neden konusunda önemli ipuçları verebilir.</p>

<p>Kaşıntı ön plandaysa alerji düşünülebilir</p>

<p>İki gözde birden kızarıklıkla birlikte belirgin kaşıntı ve sulanma varsa alerjik konjonktivit olasılığı akla gelebilir.</p>

<p>Polen, ev tozu akarları, küf ve hayvanlardan kaynaklanan alerjenler gözlerde reaksiyona yol açabilir.</p>

<p>Alerjik göz kızarıklığında kaşıntı genellikle dikkat çekici belirtilerden biridir. Burun akıntısı, hapşırma veya burun kaşıntısının eşlik etmesi de alerjik bir nedeni destekleyebilir.</p>

<p>Ancak her kaşıntılı ve kızarık gözün nedeni alerji değildir. Özellikle yakınmalar uzun sürüyor veya giderek şiddetleniyorsa göz muayenesi gerekebilir.</p>

<p>Yanma, batma ve kumlanma hissi göz kuruluğundan olabilir</p>

<p>“Gözüme kum kaçmış gibi” hissi, yanma, batma, kızarıklık ve zaman zaman bulanık görme göz kuruluğunda görülebilir.</p>

<p>Göz kuruluğu yalnızca gözyaşının az üretilmesinden kaynaklanmaz. Gözyaşının çok hızlı buharlaşması veya yapısının göz yüzeyini yeterince koruyamaması da kuruluğa yol açabilir.</p>

<p>Uzun süre ekran karşısında kalmak bazı kişilerde yakınmaları artırabilir. Bunun nedenlerinden biri ekrana yoğunlaşırken göz kırpma davranışının değişmesidir.</p>

<p>Yaşın ilerlemesi, kontakt lens kullanımı, bazı ilaçlar ve bazı romatizmal veya bağışıklık sistemi hastalıkları da göz kuruluğuyla ilişkili olabilir.</p>

<p>Akıntı ve çapaklanma varsa konjonktivit olabilir</p>

<p>Göz kızarıklığına sulanma, yanma, kaşıntı, akıntı veya sabahları kirpiklerin birbirine yapışmasına neden olabilecek çapaklanma eşlik ediyorsa konjonktivit olasılığı gündeme gelir.</p>

<p>Konjonktivit, gözün beyaz bölümünü ve göz kapaklarının iç yüzünü örten ince zarın iltihaplanmasıdır.</p>

<p>Virüsler sık görülen nedenler arasındadır. Bakteriler de konjonktivite yol açabilir. Alerji ve çeşitli tahriş edici maddeler ise bulaşıcı olmayan konjonktivite neden olabilir.</p>

<p>Burada önemli nokta şudur: Her kırmızı göz bakteriyel enfeksiyon değildir ve her konjonktivitte antibiyotik gerekmez.</p>

<p>Özellikle viral konjonktivitlerde antibiyotikler virüslere karşı etkili değildir. Tedavi kızarıklığın gerçek nedenine göre belirlenmelidir.</p>

<p>Gözün beyazında aniden kan lekesi oluşması ne anlama gelir?</p>

<p>Bazen gözün tamamı damar damar kızarmak yerine beyaz kısmında sınırları belirgin, parlak kırmızı bir alan ortaya çıkar.</p>

<p>Bunun nedeni “subkonjonktival kanama” adı verilen, göz yüzeyindeki küçük bir damarın çatlaması olabilir.</p>

<p>Görüntüsü ürkütücü olsa da ağrıya veya görme kaybına yol açmayan basit subkonjonktival kanamalar çoğunlukla ciddi değildir ve genellikle kendiliğinden düzelir.</p>

<p>Şiddetli öksürme, hapşırma, kusma, ıkınma, ağır kaldırma veya gözü sert biçimde ovuşturma sonrasında gelişebilir. Bazen belirgin bir neden de bulunamayabilir.</p>

<p>Ancak kanamanın sık tekrarlaması, vücudun başka bölgelerinde kolay morarma veya kanama bulunması ya da göz travmasının ardından ortaya çıkması durumunda değerlendirme önemlidir. Tekrarlayan vakalarda tansiyon, kullanılan ilaçlar ve kanama-pıhtılaşma sorunları gibi olası nedenler araştırılabilir.</p>

<p>Kontakt lens kullananlar kızarıklığa daha dikkatli yaklaşmalı</p>

<p>Kontakt lens kullanan kişilerde kırmızı göz sıradan bir tahriş olarak görülmemelidir.</p>

<p>Özellikle kızarıklığa ağrı, ışığa hassasiyet, bulanık görme, aşırı sulanma veya akıntı eşlik ediyorsa lensin çıkarılması ve gözün değerlendirilmesi önem taşır.</p>

<p>Çünkü kontakt lens kullanımı bazı kornea enfeksiyonlarının riskini artırabilir. Kornea, gözün önündeki saydam tabakadır ve burada gelişen ciddi enfeksiyonlar görmeyi tehdit edebilir.</p>

<p>Lensle uyumak, lensi önerilenden uzun süre kullanmak veya hijyen kurallarına uymamak riski artırabilir.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Banu Açıkalın: “Her kırmızı göz konjonktivit değildir”</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Açıkalın, göz kızarıklığının tek başına bir hastalık değil, farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilen bir bulgu olduğuna dikkat çekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıkalın’a göre kaşıntının ön planda olması alerjiyi, çapaklanma ve akıntı enfeksiyonu, yanma ve batma hissinin özellikle gün sonunda artması ise göz kuruluğunu düşündürebiliyor. Ancak yalnızca belirtilere bakılarak kesin tanıya varılması doğru değil.</p>

<p>Özellikle kızarıklığa şiddetli ağrı, görmede azalma veya bulanıklık, belirgin ışık hassasiyeti, yabancı cisim hissi, travma ya da kimyasal madde teması eşlik ediyorsa beklenmemesi gerektiğini belirten Açıkalın, bu belirtilerin görmeyi tehdit edebilecek bazı göz hastalıklarında da ortaya çıkabileceğini vurguluyor.</p>

<p>Her kırmızı göz için kan tahlili gerekir mi?</p>

<p>Prof. Dr. Açıkalın, göz kızarıklığında herkese standart biçimde uzun bir kan tahlili listesi yapılmasının gerekli olmadığını, temel değerlendirmede ayrıntılı göz muayenesinin belirleyici olduğunu ifade ediyor.</p>

<p>Görme keskinliğinin ölçülmesi, kornea, konjonktiva ve göz kapaklarının değerlendirilmesi; gerekli durumlarda korneanın özel boya yardımıyla incelenmesi ve göz içi basıncının ölçülmesi kızarıklığın nedeninin belirlenmesine yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Göz kuruluğundan şüphelenildiğinde ise gözyaşının miktarı ve göz yüzeyindeki davranışını değerlendiren farklı testlerden yararlanılabiliyor.</p>

<p>Kan tetkikleri ise her hastaya rutin olarak yapılmak yerine, tekrarlayan veya ağır göz kuruluğunda romatolojik ya da başka sistemik bir hastalıktan şüphelenilmesi gibi özel durumlarda kişinin öyküsüne göre planlanabiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla göz kızarıklığında asıl mesele çok sayıda test yaptırmak değil, doğru göz muayenesinin yapılmasıdır.</p>

<p>Ağrılı kırmızı göz neden daha önemlidir?</p>

<p>Göz kızarıklığında en önemli ayrımlardan biri ağrının bulunup bulunmamasıdır.</p>

<p>Hafif tahriş ve kaşıntı başka, belirgin göz ağrısıyla birlikte gelişen yoğun kızarıklık başka bir tablodur.</p>

<p>Ağrı, ışığa bakmakta zorlanma ve bulanık görme; kornea hastalıkları veya üveit gibi daha ciddi sorunlarda görülebilir.</p>

<p>Üveit, gözün iç kısmındaki dokularda gelişen iltihaplanmadır. Kızarıklığın yanı sıra ağrı, ışığa hassasiyet, bulanık görme ve görüş alanında uçuşan noktalar görülebilir.</p>

<p>Tedavi edilmediğinde bazı üveit türleri görmeyi etkileyebildiği için bu belirtiler geciktirilmemelidir.</p>

<p>Kırmızı göz ve şiddetli baş ağrısı birlikteyse dikkat</p>

<p>Kırmızı göze ani ve şiddetli göz ağrısı, bulanık görme, baş ağrısı, bulantı veya kusma eşlik ediyorsa akut açı kapanması glokomu açısından acil değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Bu durumda göz içindeki sıvının dışarı akışı aniden engellenebilir ve göz içi basıncı hızla yükselebilir.</p>

<p>Akut açı kapanması glokomu görme açısından acil bir durumdur. Böyle bir belirti tablosunda evde göz damlası deneyerek beklemek doğru değildir.</p>

<p>Kızarıklık giderici damlalara dikkat</p>

<p>Gözü kısa sürede daha beyaz gösteren bazı kızarıklık giderici damlalar, göz yüzeyindeki damarları geçici olarak daraltarak etki gösterebilir.</p>

<p>Ancak bu ürünler kızarıklığın altında yatan nedeni ortadan kaldırmaz. Bazı damar daraltıcı damlaların sık kullanılması, etkileri geçtiğinde kızarıklığın yeniden belirginleşmesine yol açabilir.</p>

<p>Prof. Dr. Banu Açıkalın da rastgele kullanılan kızarıklık giderici damlalara karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Daha önemlisi, kızarıklığın görüntüsünü ortadan kaldırmak gerçek nedeni tedavi etmek anlamına gelmez. Sürekli tekrarlayan göz kızarıklığını damlayla gizlemek yerine nedeninin belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Göz kızarıklığında evde neler yapılabilir?</p>

<p>Hafif tahriş veya kuruluğa bağlı olduğu düşünülen ve ağrı ya da görme bozukluğu bulunmayan durumlarda gözü dinlendirmek, ovuşturmamak ve tahriş edici etkenlerden uzaklaşmak yardımcı olabilir.</p>

<p>Soğuk kompres bazı alerjik yakınmaları rahatlatabilir. Göz kuruluğunda uygun yapay gözyaşlarından yararlanılabilir.</p>

<p>Uzun süre ekran kullananların düzenli aralar vermesi ve göz kırpmayı hatırlaması da göz yüzeyinin kurumasını azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Klimanın doğrudan yüze gelmesinden kaçınmak ve yeterli uyku da özellikle kuruluğa bağlı yakınmalarda yararlı olabilir.</p>

<p>Ancak nedeni bilinmeyen bir kızarıklıkta rastgele antibiyotikli veya kortizonlu göz damlası kullanmak doğru değildir. Özellikle kortizon içeren göz damlaları hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>Vitaminler göz kızarıklığını geçirir mi?</p>

<p>Göz kızarıklığı için internette vitamin ve takviye önerilerine sıkça rastlanıyor. Ancak kızarık gözü ortadan kaldırdığı kanıtlanmış, herkese uygulanabilecek özel bir vitamin veya takviye reçetesi bulunmuyor.</p>

<p>Prof. Dr. Açıkalın; yeterli sıvı, dengeli protein, sebze, meyve ve omega-3 kaynaklarını içeren genel olarak sağlıklı bir beslenme düzeninin göz sağlığını destekleyebileceğini, ancak bunun göz kızarıklığının nedenini araştırmanın veya gerekli tedavinin yerini tutmadığını vurguluyor.</p>

<p>Göz kızarıklığında ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Göz kızarıklığının görünümünden çok ona eşlik eden belirtiler önem taşır.</p>

<p>Şu durumlarda gecikmeden tıbbi değerlendirme gerekir:</p>

<ul>
 <li>Şiddetli veya yeni başlayan göz ağrısı</li>
 <li>Ani bulanık görme veya görme kaybı</li>
 <li>Işığa bakmakta belirgin güçlük</li>
 <li>Kırmızı gözle birlikte şiddetli baş ağrısı ve bulantı</li>
 <li>Göz bebeğinin diğerinden farklı büyüklükte görünmesi</li>
 <li>Göz yaralanması veya göze yabancı cisim kaçması</li>
 <li>Kimyasal maddenin göze temas etmesi</li>
 <li>Kontakt lens kullanırken ağrılı kırmızı göz gelişmesi</li>
 <li>Kızarıklığın hızla kötüleşmesi</li>
</ul>

<p>Göze kimyasal madde temasında değerlendirmeyi beklemeden gözün bol temiz suyla yıkanması ve acil sağlık hizmetine başvurulması önemlidir.</p>

<p>Kırmızı gözün anahtarı rengi değil, eşlik eden belirtilerdir</p>

<p>Aynı “kırmızı göz” görüntüsünün arkasında birbirinden oldukça farklı durumlar bulunabilir.</p>

<p>Kaşıntı alerjiyi, yanma ve kumlanma kuruluğu, çapaklı akıntı konjonktiviti düşündürebilir. Gözün beyazında ağrısız ve keskin sınırlı kan lekesi ise küçük bir damar çatlamasından kaynaklanabilir.</p>

<p>Fakat ağrı, ışığa hassasiyet veya görme değişikliği tabloya eklendiğinde daha hızlı değerlendirme gerekir.</p>

<p>Prof. Dr. Banu Açıkalın’ın dikkat çektiği temel nokta da burada öne çıkıyor: Göz küçük bir organ olabilir ancak verdiği işaretler küçümsenmemelidir. Kızarıklığa ağrı ve görme değişikliği eklendiğinde mesele artık yalnızca “kırmızı göz” değildir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Cleveland Clinic – Red Eye: Causes, Treatment &amp; Prevention – Tıbbi inceleme</li>
 <li>Cleveland Clinic – Why Are My Eyes Always Red? – 2026</li>
 <li>National Eye Institute – Dry Eye – Hasta bilgilendirme rehberi</li>
 <li>National Eye Institute – Uveitis – Hasta bilgilendirme rehberi</li>
 <li>NHS – Red Eye – Güncelleme 2025</li>
 <li>NHS – Eye Pain – Güncelleme 2025</li>
 <li>Prof. Dr. Banu Açıkalın – Göz Kızarıklığını Hafife Almayın: Bazen Gözün Verdiği İlk Alarmdır – 2026</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gozler-neden-kizarir-masum-tahristen-ciddi-hastaliklara-10-neden</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8191-1.jpeg" type="image/jpeg" length="63296"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kulak çınlamasında (tinnitus) umut diye satılan her şey işe yaramıyor: Kanıtı güçlü yöntemler neler?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kulak-cinlamasinda-tinnitus-umut-diye-satilan-her-sey-ise-yaramiyor-kaniti-guclu-yontemler-neler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kulak-cinlamasinda-tinnitus-umut-diye-satilan-her-sey-ise-yaramiyor-kaniti-guclu-yontemler-neler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kulak çınlamasını (tinnitus) tamamen ortadan kaldırdığı kanıtlanmış tek bir tedavi henüz yok. Ancak bazı yöntemler çınlamanın günlük yaşam, uyku ve ruh hali üzerindeki yükünü belirgin biçimde azaltabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gece yatağa girdiniz. Ev sessiz. Fakat kulağınızda ince bir ıslık, uğultu, vızıltı ya da hiç durmayan tiz bir ses var. Çevrede bu sesi çıkaran hiçbir şey olmadığı halde siz onu duyuyorsunuz.</p>

<p>Bu durum tinnitus, halk arasında bilinen adıyla kulak çınlaması olabilir.</p>

<p>Kulak çınlaması sanıldığından çok daha yaygın. JAMA Neurology’de yayımlanan geniş kapsamlı sistematik derleme ve meta-analiz, dünya genelinde 740 milyondan fazla yetişkinin bir tür tinnitus yaşadığını tahmin ediyor. Araştırmada yetişkinlerde herhangi bir tinnitusun yaygınlığı yüzde 14,4, şiddetli tinnitusun yaygınlığı ise yüzde 2,3 olarak hesaplandı.</p>

<p>Çınlama bazı kişiler için hafif ve zaman zaman fark edilen bir sesken, bazı kişilerde uyku, konsantrasyon, iş yaşamı ve ruh sağlığını ciddi biçimde etkileyebiliyor.</p>

<p>Asıl sorun şu: İnternette kulak çınlamasını geçirdiği öne sürülen takviyelerden ses cihazlarına kadar çok sayıda yöntem bulunuyor.</p>

<p>Bilimsel kanıt ise hepsine aynı şeyi söylemiyor.</p>

<p>Kulak çınlaması aslında nedir?</p>

<p>Tinnitus, dışarıda gerçek bir ses kaynağı olmadığı halde kişinin ses algılamasıdır.</p>

<p>Adında “çınlama” geçse de herkes aynı sesi duymaz. Ses;</p>

<ul>
 <li>zil sesi,</li>
 <li>ıslık,</li>
 <li>uğultu,</li>
 <li>vızıltı,</li>
 <li>tıslama,</li>
 <li>elektrik sesi,</li>
 <li>motor uğultusu</li>
</ul>

<p>şeklinde tarif edilebilir.</p>

<p>Bir veya iki kulakta hissedilebilir. Bazı kişiler sesi başının içinde duyduğunu söyler.</p>

<p>Kısa süreli tinnitus özellikle yüksek sese maruz kaldıktan sonra ortaya çıkabilir ve kaybolabilir. Ancak bazı kişilerde aylarca, hatta yıllarca devam edebilir.</p>

<p>Kulak çınlaması neden olur?</p>

<p>Tinnitus tek başına belirli bir hastalık adı değildir. Farklı durumlarla ilişkili ortaya çıkabilen bir belirtidir.</p>

<p>En önemli ilişkilerden biri işitme kaybıdır.</p>

<p>Yaşa bağlı işitme kaybı ve uzun süre yüksek sese maruz kalmak tinnitusla birlikte görülebilir. İşitme sisteminden beyne ulaşan ses bilgisinin azalması sonrasında beynin bu değişime verdiği yanıtın tinnitus algısının oluşmasında rol oynadığı düşünülüyor.</p>

<p>Ancak her kulak çınlamasının nedeni aynı değildir.</p>

<p>Kulak kiri, kulak enfeksiyonları, iç kulak hastalıkları, baş ve boyun yaralanmaları, çene eklemi sorunları ve bazı damar problemleri de tinnitusla ilişkili olabilir.</p>

<p>Bazı ilaçlar da işitme sistemi üzerinde olumsuz etkiye yol açabilir. Özellikle bazı kemoterapi ilaçları ve aminoglikozid grubu antibiyotikler bu açıdan bilinen örnekler arasındadır.</p>

<p>Bu nedenle yeni başlayan veya devam eden tinnitusun yalnızca “kulak çınlaması işte” denilerek geçiştirilmemesi önemlidir.</p>

<p>Kulak çınlamasının kesin tedavisi var mı?</p>

<p>Kronik tinnitusun tamamını ortadan kaldırdığı kanıtlanmış, herkes için etkili tek bir tedavi henüz bulunmuyor.</p>

<p>Bu durum “yapılabilecek hiçbir şey yok” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Modern tinnitus tedavisinin önemli hedeflerinden biri, kişinin sesi ne kadar yüksek algıladığından çok, bu sesin yaşamını ne ölçüde etkilediğini azaltmak.</p>

<p>Başka bir ifadeyle amaç bazı hastalarda sesi tamamen susturmak değil, beynin sese verdiği dikkat ve rahatsızlık yanıtını azaltmak olabiliyor.</p>

<p>Zaman içinde bazı kişiler tinnituslarını daha az fark etmeye başlayabiliyor. Bu süreç “habituasyon”, yani alışma olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Kanıtı en güçlü seçeneklerden biri: Bilişsel davranışçı terapi</p>

<p>Kulak çınlamasına bağlı sıkıntının azaltılmasında bilimsel kanıtı en güçlü yaklaşımlardan biri bilişsel davranışçı terapi, kısa adıyla BDT.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var.</p>

<p>BDT’nin temel amacı kulağın duyduğu sesi fiziksel olarak susturmak değildir. Kişinin tinnitus karşısında geliştirdiği kaygı, korku, sürekli kontrol etme davranışı ve olumsuz düşünce döngüsünü azaltmaya çalışır.</p>

<p>Cochrane tarafından yayımlanan sistematik derleme, BDT’nin tinnitusun yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkisini azaltabileceğini gösteriyor.</p>

<p>İngiltere’deki NICE rehberi de tinnitusun duygusal, sosyal ve günlük yaşam üzerindeki etkisi devam eden yetişkinlerde tinnitus odaklı psikolojik tedavilerin değerlendirilmesini öneriyor.</p>

<p>Dijital BDT, grup terapileri ve bireysel BDT bu yaklaşımlar arasında yer alıyor.</p>

<p>İşitme kaybı varsa işitme cihazı önemli olabilir</p>

<p>Tinnitus ile işitme kaybı sıklıkla birlikte görülüyor.</p>

<p>İşitme kaybı kişinin iletişimini etkiliyorsa işitme cihazları yalnızca konuşmaları daha iyi duymasına yardımcı olmakla kalmayabilir, bazı kişilerde tinnitusun daha az fark edilmesine de katkıda bulunabilir.</p>

<p>NICE, tinnitusla birlikte iletişimi etkileyen işitme kaybı bulunan kişilere işitmeyi güçlendiren cihazların sunulmasını öneriyor.</p>

<p>Ancak işitme kaybı bulunmayan herkese yalnızca tinnitus nedeniyle işitme cihazı verilmesi önerilmiyor.</p>

<p>Bu nedenle tinnitus değerlendirmesinin önemli parçalarından biri işitme testi.</p>

<p>Beyaz gürültü ve doğa sesleri işe yarar mı?</p>

<p>Tinnitus özellikle sessiz ortamlarda daha belirgin hale gelebilir.</p>

<p>Bunun nedeni çevrede dikkati başka yöne çekecek seslerin azalmasıdır.</p>

<p>Düşük düzeyde arka plan sesi, bazı kişilerde tinnitusun daha az fark edilmesini sağlayabilir. Beyaz gürültü, hafif doğa sesleri, sakin müzik veya benzeri sesler özellikle uykuya geçiş sırasında bazı kişilerin rahatlamasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak burada “rahatlatmak” ile “tedavi etmek” arasındaki fark önemli.</p>

<p>Ses terapilerinin tinnitusun kendisini kalıcı olarak ortadan kaldırdığına ilişkin güçlü ve kesin kanıt bulunmuyor. NICE da yalnızca ses terapisi konusunda genel bir uygulama önerisi oluşturmak için mevcut kanıtları yeterli görmüyor.</p>

<p>Tinnitus retraining therapy gerçekten işe yarıyor mu?</p>

<p>Tinnitus retraining therapy, yani tinnitus yeniden eğitim terapisi, danışmanlık ile ses terapisini bir araya getirerek kişinin zamanla tinnitusa alışmasını hedefleyen bir yaklaşım.</p>

<p>Fakat bu yönteme ilişkin sonuçlar sanıldığı kadar net değil.</p>

<p>JAMA Otolaryngology–Head &amp; Neck Surgery’de yayımlanan randomize klinik araştırmada 151 kişi 18 aya kadar takip edildi.</p>

<p>Tinnitusla ilişkili sıkıntı araştırmadaki bütün gruplarda azaldı. Ancak klasik tinnitus yeniden eğitim terapisi, plasebo ses üreteci kullanılan yaklaşım veya standart bakım arasında klinik açıdan anlamlı üstünlük gösterilemedi.</p>

<p>Bu nedenle yöntemin etkisi değerlendirilirken “kesin çözüm” söylemlerine temkinli yaklaşmak gerekiyor.</p>

<p>Dil uyarımı ve ses birlikte kullanılıyor: Yeni cihazlar ne vaat ediyor?</p>

<p>Son yılların dikkat çeken araştırma alanlarından biri bimodal nöromodülasyon.</p>

<p>Bu yöntemde iki farklı duyusal sistem aynı anda uyarılıyor.</p>

<p>Üzerinde en fazla çalışma yapılan cihazlardan biri, kulaklıkla verilen sesleri dil üzerine uygulanan hafif elektriksel uyarıyla birleştiriyor.</p>

<p>Nature Communications’da yayımlanan TENT-A3 çalışmasına 112 kişi katıldı. Araştırmada katılımcılar önce yalnızca ses uyarımı, ardından ses ile dil uyarımının birlikte uygulandığı tedaviyi aldı.</p>

<p>Başlangıçta en az orta derecede tinnitus yükü bulunan grupta, ses ve dil uyarımının birlikte kullanıldığı dönemde klinik yanıt oranı yalnızca ses kullanılan döneme göre daha yüksek bulundu.</p>

<p>Ancak önemli bir sınırlılık var: Araştırma klasik anlamda bağımsız, paralel gruplu ve kör bir randomize çalışma değildi. Katılımcılar kendi kontrolleri olarak değerlendirildi.</p>

<p>Bu nedenle sonuçlar umut verici olsa da yöntemin uzun dönem etkinliğini ve hangi hastaların en fazla yarar göreceğini belirlemek için daha fazla bağımsız araştırmaya ihtiyaç var.</p>

<p>Yeni teknolojiler “kulak çınlamasının kesin tedavisi bulundu” şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Ginkgo biloba, çinko ve diğer takviyeler işe yarıyor mu?</p>

<p>Kulak çınlaması internette takviye ürünlerinin en yoğun pazarlandığı sağlık sorunlarından biri.</p>

<p>Ginkgo biloba, çinko, magnezyum ve farklı vitamin kombinasyonları tinnitus için sıkça öneriliyor.</p>

<p>Ancak mevcut bilimsel kanıtlar bu ürünlerin kronik tinnitusun rutin tedavisinde güvenilir biçimde etkili olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Amerikan Kulak Burun Boğaz Baş ve Boyun Cerrahisi Akademisi’nin klinik rehberi, kalıcı ve rahatsız edici tinnitusun tedavisi amacıyla Ginkgo biloba, melatonin, çinko veya diğer besin takviyelerinin rutin olarak önerilmemesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>“Doğal” olması da bir ürünün etkili veya risksiz olduğu anlamına gelmiyor. Bazı takviyeler kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir.</p>

<p>Kahve, tuz veya belirli yiyecekleri kesmek gerekir mi?</p>

<p>Tinnitus yaşayan kişiler bazen kahve, tuz, alkol veya belirli yiyeceklerin çınlamayı artırdığını fark ettiklerini söylüyor.</p>

<p>Kişisel farklılıklar mümkün.</p>

<p>Ancak bütün tinnitus hastalarına uygulanabilecek, belirli bir yiyeceği kesmenin tinnitusun genel olarak düzelmesini sağladığını gösteren güçlü bilimsel kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle gereksiz ve aşırı kısıtlayıcı diyetlere yönelmek yerine kişinin kendi belirtilerindeki değişiklikleri gözlemlemesi daha anlamlı olabilir.</p>

<p>Stres çınlamayı artırabilir mi?</p>

<p>Tinnitus ile stres arasında karmaşık bir ilişki bulunuyor.</p>

<p>Stres ve kaygı kişinin sese daha fazla odaklanmasına ve sesi daha rahatsız edici algılamasına yol açabilir. Tinnitus da uyku bozukluğu, kaygı ve ruhsal sıkıntıyı artırabilir.</p>

<p>Böylece bir döngü oluşabilir.</p>

<p>Meditasyon, gevşeme uygulamaları, yoga veya benzeri yöntemler tinnitusun kaynağını ortadan kaldıran tedaviler olarak görülmemeli.</p>

<p>Ancak kişinin stresini azaltıyor ve uykuya geçişini kolaylaştırıyorsa tinnitusla yaşamayı kolaylaştıran destekleyici yöntemler olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kulak çınlamasında ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Her tinnitus aynı anlamı taşımaz.</p>

<p>Özellikle tek kulakta sürekli tinnitus, işitme kaybıyla birlikte çınlama veya kişinin günlük yaşamını ciddi biçimde etkileyen tinnitus değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kalp atışıyla aynı ritimde duyulan nabız şeklindeki tinnitus da farklı nedenlerin araştırılmasını gerektirebilir.</p>

<p>Kulak çınlamasıyla birlikte aniden ortaya çıkan işitme kaybı ise daha önemlidir. Ani işitme kaybı erken değerlendirme ve tedavi gerektirebilen bir durumdur.</p>

<p>Baş dönmesi, belirgin dengesizlik veya nörolojik belirtilerin eşlik ettiği yeni tinnitus da tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Her kulak çınlamasında MR gerekir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Kulak çınlaması yaşayan herkese rutin olarak görüntüleme yapılması önerilmiyor.</p>

<p>Değerlendirme tinnitusun tek veya çift taraflı olması, nabızla ilişkisi, işitme kaybının bulunup bulunmaması ve eşlik eden diğer belirtilere göre planlanıyor.</p>

<p>Özellikle iki taraflı, nabızla ilişkili olmayan ve başka şüpheli bulgu bulunmayan tinnitus vakalarında gereksiz görüntülemeden kaçınılabiliyor.</p>

<p>Kulak çınlamasında en önemli hata: “Hiçbir şey yapılamaz” düşüncesi</p>

<p>Kronik tinnitus için herkeste sesi tamamen susturacak bir tedavi bulunmaması, kişinin çaresiz olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Önce tinnitusun altında tedavi edilebilir bir neden bulunup bulunmadığı araştırılmalı. İşitme değerlendirmesi yapılmalı. İşitme kaybı varsa bunun yönetimi planlanmalı.</p>

<p>Tinnitus günlük yaşamı ciddi biçimde etkiliyorsa bilişsel davranışçı terapi gibi kanıtı daha güçlü yaklaşımlar değerlendirilebilir.</p>

<p>Uyku, stres, işitme ve ruhsal durum da tedavinin parçaları olabilir.</p>

<p>Yeni nöromodülasyon teknolojileri umut verici bir araştırma alanı oluşturuyor, ancak bunları henüz herkes için kesin çözüm olarak görmek doğru değil.</p>

<p>Belki de tinnitus tedavisindeki en önemli ayrım burada yatıyor:</p>

<p>Sesi tamamen ortadan kaldırmak her zaman mümkün olmayabilir; fakat o sesin hayat üzerindeki hakimiyetini azaltmak mümkün olabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>JAMA Neurology – Global Prevalence and Incidence of Tinnitus: A Systematic Review and Meta-analysis – Carlotta M. Jarach, Alessandra Lugo, Marco Scala ve arkadaşları – 2022 – DOI: 10.1001/jamaneurol.2022.2189</li>
 <li>Cochrane Database of Systematic Reviews – Cognitive behavioural therapy for tinnitus – Thomas Fuller, Rilana Cima, Berthold Langguth, Birgit Mazurek, Johan W. S. Vlaeyen, Derek J. Hoare – 2020 – DOI: 10.1002/14651858.CD012614.pub2</li>
 <li>National Institute for Health and Care Excellence – Tinnitus: assessment and management – NICE Guideline NG155 – 2020</li>
 <li>Otolaryngology–Head and Neck Surgery – Clinical Practice Guideline: Tinnitus – David E. Tunkel ve arkadaşları – 2014 – DOI: 10.1177/0194599814545325</li>
 <li>JAMA Otolaryngology–Head &amp; Neck Surgery – Effect of Tinnitus Retraining Therapy vs Standard of Care on Tinnitus-Related Quality of Life: A Randomized Clinical Trial – Tinnitus Retraining Therapy Trial Research Group – 2019 – DOI: 10.1001/jamaoto.2019.0821</li>
 <li>Nature Communications – Combining sound with tongue stimulation for the treatment of tinnitus: a multi-site single-arm controlled pivotal trial – Michael Boedts ve arkadaşları – 2024 – DOI: 10.1038/s41467-024-50473-z</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kulak-cinlamasinda-tinnitus-umut-diye-satilan-her-sey-ise-yaramiyor-kaniti-guclu-yontemler-neler</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 07:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8183.jpeg" type="image/jpeg" length="60617"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13359"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="98585"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48142"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13219"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11714"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="10230"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
