<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 05 Sep 2026 00:29:51 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığına Derya Örs Atandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ataturk-kultur-dil-ve-tarih-yuksek-kurumu-baskanligina-derya-ors-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ataturk-kultur-dil-ve-tarih-yuksek-kurumu-baskanligina-derya-ors-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan 2026/290 sayılı kararla, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığına Derya Örs atandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığına yeni atama gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan 2026/290 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile kurumun başkanlığına Derya Örs atandı.</p>

<p>Kararda, atamanın 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2, 3 ve 7’nci maddeleri gereğince gerçekleştirildiği belirtildi.</p>

<p>Derya Örs Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Oldu</p>

<p>4 Eylül 2026 tarihli kararda şu ifadeye yer verildi:</p>

<p>“Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığına, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2, 3 ve 7’nci maddeleri gereğince Derya ÖRS atanmıştır.”</p>

<p>Böylece Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı görevine Derya Örs getirilmiş oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>👔 Atamalar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ataturk-kultur-dil-ve-tarih-yuksek-kurumu-baskanligina-derya-ors-atandi</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 00:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="56172"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Büyükelçi ve Dışişleri Bakanlığı Atamaları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cumhurbaskani-erdogandan-buyukelci-ve-disisleri-bakanligi-atamalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cumhurbaskani-erdogandan-buyukelci-ve-disisleri-bakanligi-atamalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararlarıyla çok sayıda büyükelçilik ve Dışişleri Bakanlığı üst düzey görevine yeni atamalar yapıldı. Kararlarda Burundi Büyükelçiliği için de görev değişikliği yer aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Büyükelçiliklere yapılan atamalar</p>

<p>4 Eylül 2026 tarihli 2026/285 ve 2026/286 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararlarına göre atama ve görev değişiklikleri şöyle:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>Burundi Büyükelçiliği: Büyükelçi Alp Işıklı merkeze alındı. Yerine Teftiş Kurulu Üyesi Haydar Kerem Divanlıoğlu atandı.</li>
 <li>Kuzey Makedonya Büyükelçisi: Fatih Ulusoy merkeze alındı.</li>
 <li>Filipinler Büyükelçiliği: Kaan Esener</li>
 <li>Finlandiya Büyükelçiliği: Ayşe Hilal Sayan Koytak</li>
 <li>Bahreyn Büyükelçiliği: Necati Sancaktutan</li>
 <li>Umman Büyükelçiliği: Hüseyin Ergani</li>
 <li>Namibya Büyükelçiliği: Fikriye Aslı Güven</li>
 <li>Kore Cumhuriyeti Büyükelçiliği: Fatih Yıldız</li>
 <li>Sudan Büyükelçiliği: Fahri Türker Oba</li>
 <li>Kuzey Makedonya Büyükelçiliği: Alper Aktaş</li>
 <li>Somali Büyükelçiliği: Ferhat Alkan</li>
 <li>Gambiya Büyükelçiliği: Özgür Gökmen</li>
 <li>Mozambik Büyükelçiliği: Ayça Oşrafoğlu İnam</li>
</ul>

<p>Dışişleri Bakanlığında üst düzey atamalar</p>

<p>2026/287 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararıyla Dışişleri Bakanlığında da çok sayıda genel müdürlük ve başkanlık görevine atama gerçekleştirildi:</p>

<ul>
 <li>İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü (Batı ve Orta Afrika): Volkan Işıkcı</li>
 <li>İnsani ve Teknik Yardımlar Genel Müdürlüğü: Sadık Babür Girgin</li>
 <li>İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü (Güney ve Çok Taraflı Afrika): Yönet Can Tezel</li>
 <li>İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü (Suriye): Rıza Hakan Tekin</li>
 <li>Konsolosluk Hizmetleri ve Yurtdışında Yaşayan Vatandaşlar Genel Müdürlüğü: Esin Çakıl</li>
 <li>Protokol ve Diplomatik İşlemler Genel Müdürlüğü: Ertan Yalçın</li>
 <li>Yurtdışı Tanıtım ve Kültürel İşler Genel Müdürlüğü: Ülkü Kocaefe</li>
 <li>İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü (Kuzeydoğu Akdeniz): Levent Eler</li>
 <li>Personel Genel Müdürlüğü: Tufan Büyükuzun</li>
 <li>Kamu Diplomasisi ve Stratejik İletişim Genel Müdürlüğü: Polat Safi</li>
 <li>Göç Politikaları ve Vize İşlemleri Genel Müdürlüğü: Reyhan Özgür</li>
 <li>Strateji Geliştirme Başkanlığı: Burcu Aykut</li>
</ul>

<p>Kararlar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla 4 Eylül 2026 tarihinde alındı. Böylece Türkiye’nin farklı ülkelerdeki diplomatik temsilciliklerinin yanı sıra Dışişleri Bakanlığının merkez teşkilatında da kapsamlı bir görev değişimi gerçekleştirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>👔 Atamalar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cumhurbaskani-erdogandan-buyukelci-ve-disisleri-bakanligi-atamalari</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 00:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="69042"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İmzasıyla Diyanet’te Büyük Atama Kararı: Çok Sayıda İl Müftüsü Değişti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cumhurbaskani-erdoganin-imzasiyla-diyanette-buyuk-atama-karari-cok-sayida-il-muftusu-degisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cumhurbaskani-erdoganin-imzasiyla-diyanette-buyuk-atama-karari-cok-sayida-il-muftusu-degisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan 2026/279 sayılı karar kapsamında Diyanet İşleri Başkanlığında kapsamlı görev değişiklikleri yapıldı. Altı ilin müftüsü görevden alınırken çok sayıda ile yeni müftü atandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Diyanet İşleri Başkanlığında Kapsamlı Atama Kararı</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Diyanet İşleri Başkanlığına ilişkin geniş kapsamlı atama kararı yayımlandı.</p>

<p>3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2’nci maddesi gereğince alınan 2026/279 sayılı kararla bazı il müftüleri görevden alınırken, çok sayıda il müftülüğünde görev değişikliğine gidildi.</p>

<p>Karar 4 Eylül 2026 tarihini taşıyor.</p>

<p>6 İl Müftüsü Görevden Alındı</p>

<p>Karara göre görevden alınan il müftüleri şöyle:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>Bilecik İl Müftüsü Ahmet Dilek</li>
 <li>Karabük İl Müftüsü Ali Erhun</li>
 <li>Kocaeli İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu</li>
 <li>Nevşehir İl Müftüsü Kazım Güzel</li>
 <li>Zonguldak İl Müftüsü İbrahim Halil Demir</li>
 <li>Konya İl Müftüsü Ali Öge</li>
</ul>

<p>Yeni İl Müftüsü Atamaları</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı kararıyla yapılan atamalar ise şöyle:</p>

<ul>
 <li>Bilecik İl Müftülüğüne: Yusuf Dikmen</li>
 <li>Tunceli İl Müftülüğüne: Fethullah Yavuz</li>
 <li>Iğdır İl Müftülüğüne: Kilis İl Müftüsü Alettin Bozkurt</li>
 <li>Kilis İl Müftülüğüne: Iğdır İl Müftüsü Zahit Demirel</li>
 <li>Karabük İl Müftülüğüne: Mustafa Yavuz</li>
 <li>Kocaeli İl Müftülüğüne: Bolu İl Müftüsü Hüseyin Demirtaş</li>
 <li>Bolu İl Müftülüğüne: Giresun İl Müftüsü Selçuk Kılıçbay</li>
 <li>Giresun İl Müftülüğüne: Hakkari İl Müftüsü Hüseyin Okuş</li>
 <li>Hakkari İl Müftülüğüne: Recep Eren</li>
 <li>Niğde İl Müftülüğüne: Kars İl Müftüsü Yavuz Yıldız</li>
 <li>Kars İl Müftülüğüne: Selami Aykul</li>
 <li>Nevşehir İl Müftülüğüne: Gümüşhane İl Müftüsü Hayri Erenay</li>
 <li>Gümüşhane İl Müftülüğüne: Karaman İl Müftüsü Faruk Gürbüz</li>
 <li>Karaman İl Müftülüğüne: Isparta İl Müftüsü Muharrem Biçer</li>
 <li>Isparta İl Müftülüğüne: Kırklareli İl Müftüsü Yusuf Eviş</li>
 <li>Kırklareli İl Müftülüğüne: Aksaray İl Müftüsü Veysel Işıldar</li>
 <li>Aksaray İl Müftülüğüne: Ali Efe</li>
 <li>Zonguldak İl Müftülüğüne: Bayburt İl Müftüsü Bayram Danacı</li>
 <li>Bayburt İl Müftülüğüne: Basri Bektaş</li>
 <li>Konya İl Müftülüğüne: Diyarbakır İl Müftüsü Celal Büyük</li>
 <li>Diyarbakır İl Müftülüğüne: Erzincan İl Müftüsü İsmail Fakirullahoğlu</li>
 <li>Erzincan İl Müftülüğüne: Selim Yazıcı</li>
 <li>Yalova İl Müftülüğüne: Rize İl Müftüsü Naci Çakmakçı</li>
 <li>Rize İl Müftülüğüne: Yalova İl Müftüsü İlyas Yılmaztürk</li>
 <li>Şanlıurfa İl Müftülüğüne: Van İl Müftüsü Mehmet Sırrı Şık</li>
 <li>Van İl Müftülüğüne: Bitlis İl Müftüsü Kadir Koçak</li>
 <li>Bitlis İl Müftülüğüne: Bartın İl Müftüsü Ömer Keskin</li>
 <li>Bartın İl Müftülüğüne: Mehmet Çelebi</li>
 <li>Aydın İl Müftülüğüne: Samsun İl Müftüsü Seyfullah Çakır</li>
 <li>Samsun İl Müftülüğüne: Aydın İl Müftüsü Hasan Güneş</li>
 <li>Adana İl Müftülüğüne: Afyonkarahisar İl Müftüsü Lütfü İmamoğlu</li>
 <li>Afyonkarahisar İl Müftülüğüne: Burdur İl Müftüsü Ali Hayri Çelik</li>
 <li>Burdur İl Müftülüğüne: Sinop İl Müftüsü Paşa Bektaş</li>
 <li>Sinop İl Müftülüğüne: Mehmet Arslaner</li>
 <li>Kütahya İl Müftülüğüne: Hasan İzmirli</li>
</ul>

<p>Diyanet’te Çok Sayıda İlde Görev Değişimi</p>

<p>Kararla birlikte bazı il müftülerinin farklı illere atanması dikkat çekti. Kocaeli, Bolu, Giresun, Hakkari, Nevşehir, Gümüşhane, Karaman, Isparta, Kırklareli, Zonguldak, Konya, Diyarbakır, Rize, Yalova, Şanlıurfa, Van, Bitlis, Aydın, Samsun, Afyonkarahisar ve Burdur dahil birçok ilde müftülük görevlerinde değişiklik yapıldı.</p>

<p>Karar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>👔 Atamalar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cumhurbaskani-erdoganin-imzasiyla-diyanette-buyuk-atama-karari-cok-sayida-il-muftusu-degisti</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="92991"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sayıştay Başsavcılığına Recep Çevik Atandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sayistay-bassavciligina-recep-cevik-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sayistay-bassavciligina-recep-cevik-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan atama kararına göre, Sayıştay Başsavcılığı görevine Sayıştay Savcısı Recep Çevik atandı. Atama kararı 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sayıştay Başsavcılığına yeni atama yapıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan atama kararı, 5 Eylül 2026 Cumartesi tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.</p>

<p>Resmî Gazete’de yer alan 2026/277 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’na göre, Sayıştay Başsavcılığı görevine Sayıştay Savcısı Recep Çevik atandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Atama, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2, 3 ve 7’nci maddeleri gereğince gerçekleştirildi.</p>

<p>Kararda, “Sayıştay Başsavcılığına, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2, 3 ve 7’nci maddeleri gereğince Sayıştay Savcısı Recep Çevik atanmıştır” ifadelerine yer verildi.</p>

<p>4 Eylül 2026 tarihini taşıyan karar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalandı ve 5 Eylül 2026 tarihli, 33361 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak kamuoyuna duyuruldu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>👔 Atamalar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sayistay-bassavciligina-recep-cevik-atandi</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="33023"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bilkent Üniversitesi’nin Acı Kaybı: Prof. Dr. Duygu Bazoğlu Sezer Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bilkent-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-duygu-bazoglu-sezer-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bilkent-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-duygu-bazoglu-sezer-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilkent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünün kurucu bölüm başkanı Prof. Dr. Duygu Bazoğlu Sezer hayatını kaybetti. Sezer, 1986-2011 yılları arasında bölüm başkanlığı görevini yürütmüştü. Cenazesi 6 Eylül 2026 Pazar günü İstanbul’da defnedilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bilkent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünün kurucu bölüm başkanı Prof. Dr. Duygu Bazoğlu Sezer hayatını kaybetti.</p>

<p>Bilkent Üniversitesi tarafından 4 Eylül 2026 tarihinde yapılan duyuruda, Prof. Dr. Duygu Bazoğlu Sezer’in vefatından duyulan üzüntü kamuoyuyla paylaşıldı.</p>

<p>BİLKENT ÜNİVERSİTESİNDEN TAZİYE MESAJI</p>

<p>Üniversitenin açıklamasında, Uluslararası İlişkiler Bölümünün kurucu bölüm başkanı olan Sezer’in 1 Ekim 1986 ile 31 Mayıs 2011 tarihleri arasında bu görevi yürüttüğü belirtildi.</p>

<p>Bilkent Üniversitesi, Prof. Dr. Sezer’e rahmet dilerken ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve Bilkent camiasına başsağlığı dileklerini iletti.</p>

<p>PROF. DR. DUYGU BAZOĞLU SEZER’İN CENAZESİ NE ZAMAN?</p>

<p>Prof. Dr. Duygu Bazoğlu Sezer’in cenaze programı da Bilkent Üniversitesi tarafından açıklandı.</p>

<p>Cenaze Tarihi: 6 Eylül 2026 Pazar</p>

<p>Cenaze Namazı: İkindi namazının ardından</p>

<p>Cenaze Yeri: Zincirlikuyu Camii</p>

<p>Defin Yeri: Zincirlikuyu Mezarlığı</p>

<p>PROF. DR. DUYGU BAZOĞLU SEZER KİMDİR?</p>

<p>Prof. Dr. Duygu Bazoğlu Sezer, Türkiye’de uluslararası ilişkiler alanının akademik gelişimine katkıda bulunan akademisyenler arasında yer aldı.</p>

<p>Bilkent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi bünyesindeki Uluslararası İlişkiler Bölümünün kurucu bölüm başkanlığını üstlenen Sezer, 1 Ekim 1986’dan 31 Mayıs 2011’e kadar yaklaşık 25 yıl boyunca bölüm başkanı olarak görev yaptı.</p>

<p>Akademik çalışmalarında Türkiye’nin dış politikası, güvenlik politikaları, uluslararası ilişkiler disiplini, Türk-Rus ilişkileri ve Türkiye’nin uluslararası sistemdeki konumu gibi konular üzerinde durdu.</p>

<p>Sezer’in uluslararası ilişkiler literatüründe yer alan çalışmalarından biri, 1981 yılında International Institute for Strategic Studies tarafından yayımlanan “Turkey’s Security Policies” adlı çalışmasıydı.</p>

<p>Prof. Dr. Sezer ayrıca Türkiye’de uluslararası ilişkiler çalışmalarının bir bilim dalı olarak gelişimini ele alan akademik çalışmalara imza attı. 2005 yılında yayımlanan “Türkiye’de Uluslararası İlişkiler Çalışmalarının Bilim Dalı Olarak Gelişmesine Güncel ve Tarihsel Bir Bakış” başlıklı makalesi de bu alandaki çalışmalarından biri oldu.</p>

<p>KISA BİYOGRAFİ KARTI</p>

<p>Adı Soyadı: Prof. Dr. Duygu Bazoğlu Sezer</p>

<p>Akademik Alanı: Uluslararası İlişkiler</p>

<p>Kurumu: Bilkent Üniversitesi</p>

<p>Fakültesi: İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi</p>

<p>Bölümü: Uluslararası İlişkiler Bölümü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görevi: Kurucu Bölüm Başkanı</p>

<p>Bölüm Başkanlığı: 1 Ekim 1986 - 31 Mayıs 2011</p>

<p>Çalışma Alanları: Uluslararası ilişkiler, dış politika ve güvenlik politikaları</p>

<p>Cenaze Tarihi: 6 Eylül 2026 Pazar</p>

<p>Defin Yeri: Zincirlikuyu Mezarlığı</p>

<p>Bilkent Üniversitesi ayrıca Prof. Dr. Duygu Bazoğlu Sezer anısına taziye mesajlarının paylaşılabileceği dijital bir taziye defteri oluşturulduğunu duyurdu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bilkent-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-duygu-bazoglu-sezer-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 23:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9773.jpeg" type="image/jpeg" length="63657"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özbekistan Tıp Eğitiminde Büyük Reform: 6 Yıllık Model ve Hekimlere Devlet Sicili Geliyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ozbekistan-tip-egitiminde-buyuk-reform-6-yillik-model-ve-hekimlere-devlet-sicili-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ozbekistan-tip-egitiminde-buyuk-reform-6-yillik-model-ve-hekimlere-devlet-sicili-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özbekistan, tıp ve eczacılık eğitimini yeniden yapılandırmaya hazırlanıyor. Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’e sunulan reform paketinde 6 yıllık “Genel Tıp” programından hekimlerin bağımsız yeterlilik değerlendirmesine, zorunlu mesleki gelişim kredilerinden ulusal elektronik sağlık çalışanı siciline kadar kapsamlı değişiklikler yer alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Özbekistan sağlık sisteminde insan kaynağının yetiştirilmesi ve mesleki yeterliliklerin izlenmesine yönelik kapsamlı bir reform süreci başlatıyor.</p>

<p>Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, 4 Eylül 2026'da tıp ve eczacılık alanında personel yetiştirme, sağlık çalışanlarının devlet kayıt sistemine alınması ve sürekli mesleki eğitim modelinin geliştirilmesine ilişkin önerileri değerlendirdi.</p>

<p>Cumhurbaşkanlığının açıkladığı reform paketinin temel hedefi, tıp eğitiminde teorik bilgi ağırlığını azaltarak uygulamalı eğitim, mesleki yeterlilik ve klinik becerileri daha güçlü hale getirmek.</p>

<p>Hazırlanan önerilerde Cambridge, Pennsylvania ve Harvard üniversitelerinin tavsiyelerinden yararlanıldığı, çalışmaların uluslararası ve yerel uzmanların katılımıyla yürütüldüğü bildirildi.</p>

<p>6 YILLIK “GENEL TIP” PROGRAMI GELİYOR</p>

<p>Reformun en dikkat çekici başlıklarından biri tıp eğitiminin yapısındaki değişiklik olacak.</p>

<p>2027-2028 eğitim öğretim yılından itibaren mevcut tıp programının yerine 6 yıllık “Genel Tıp” lisans programının uygulanması öneriliyor.</p>

<p>Yeni modelde öğrencilerin ilk 5 yıllık eğitimlerinin ardından bir yıl boyunca tam zamanlı uygulamalı eğitim almaları planlanıyor.</p>

<p>Programı başarıyla tamamlayan mezunların aile hekimi olarak çalışabilmesi öngörülüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TIP FAKÜLTESİ KONTENJANLARI İHTİYACA GÖRE BELİRLENECEK</p>

<p>Yeni dönemde tıp fakültelerindeki öğrenci kontenjanlarının belirlenmesinde de farklı bir modele geçilmesi planlanıyor.</p>

<p>Kontenjanların bölgelerdeki sağlık kuruluşlarının gerçek personel ihtiyacı ve sağlık çalışanı açığı dikkate alınarak oluşturulması öngörülüyor. Alanlara göre devlet kontenjanlarının Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanması planlanıyor.</p>

<p>UZMANLIK EĞİTİMİNDE REZİDANSLIK ÖNE ÇIKACAK</p>

<p>Reform paketinin bir diğer önemli ayağını uzmanlık eğitimi oluşturuyor.</p>

<p>Dar uzmanlık alanlarında hekim yetiştirilmesinin aşamalı biçimde rezidans sistemine aktarılması, yüksek lisans programlarının ise ağırlıklı olarak bilimsel araştırma ve akademik personel yetiştirmeye yönelmesi hedefleniyor.</p>

<p>Aile hekimliği eğitiminde uygulamanın payı artırılacak. Rezidanların eğitimleri sırasında aile polikliniklerinde doğrudan klinik uygulamaya katılması planlanıyor.</p>

<p>HEMŞİRELERİN ROLÜ DE YENİDEN TANIMLANACAK</p>

<p>Değişiklikler yalnızca hekimleri kapsamıyor.</p>

<p>Yükseköğrenim görmüş hemşirelerin tanı, tedavi ve koruyucu sağlık hizmetlerinde hekime doğrudan destek veren profesyoneller olarak rollerinin güçlendirilmesi öngörülüyor.</p>

<p>ECZACILIK EĞİTİMİ ÜRETİMLE BÜTÜNLEŞECEK</p>

<p>Eczacılık eğitiminde ise üniversite ile ilaç endüstrisi arasındaki bağın güçlendirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Dual eğitim modelinin yaygınlaştırılması, uygulamalı eğitimin payının artırılması ve öğrencilerin ilaç geliştirmeden üretime, kalite kontrolünden standardizasyona kadar farklı aşamalarda deneyim kazanması planlanıyor.</p>

<p>TÜM SAĞLIK ÇALIŞANLARI İÇİN ELEKTRONİK SİCİL</p>

<p>Reformun en kapsamlı bölümlerinden biri sağlık ve eczacılık çalışanlarının devlet kayıt sistemine alınması olacak.</p>

<p>Tüm tıp ve eczacılık çalışanlarını kapsayacak tek bir elektronik sicil kurulması planlanıyor. Sistemin 16 ayrı bilgi veri tabanıyla entegre edilerek sağlık çalışanlarının eğitimi, mesleki yeterliliği ve çalışma geçmişine ilişkin bilgilerin tek noktada toplanması öngörülüyor.</p>

<p>2027'DE GÖNÜLLÜ, 2030'DA ZORUNLU</p>

<p>Devlet kayıt sisteminin 2027 yılında gönüllü olarak başlatılması, 2030 yılından itibaren ise zorunlu hale getirilmesi öneriliyor.</p>

<p>Planlanan modele göre zorunlu dönem başladıktan sonra devlet siciline kaydolmayan kişilerin tıbbi veya farmasötik mesleki faaliyette bulunmasına izin verilmeyecek.</p>

<p>HEKİMLERİN YETERLİLİĞİ BAĞIMSIZ OLARAK DEĞERLENDİRİLECEK</p>

<p>Sağlık çalışanlarının bilgi ve mesleki hazırlıklarının bağımsız biçimde değerlendirilmesini sağlayacak yeni bir sistem kurulması da gündemde.</p>

<p>Değerlendirmenin önce temel ve klinik bilimler, ardından ilgili uzmanlık alanı üzerinden aşamalı şekilde yapılması planlanıyor.</p>

<p>Bunun için ortak soru ve görev bankalarının yanı sıra modern simülasyon altyapılarının oluşturulması öngörülüyor.</p>

<p>Sınavı geçemeyen sağlık çalışanlarına yeniden sınava girme hakkı verilmesi de plan kapsamında.</p>

<p>SİSTEME ERKEN GİRENLERE MALİ TEŞVİK</p>

<p>Yeni sisteme gönüllü dönemde katılan sağlık çalışanlarına mali teşvik sağlanması da önerildi.</p>

<p>Sınavı başarıyla tamamlayarak devlet siciline giren yükseköğrenimli hekim ve eczacılık çalışanlarına asgari ücretin 5 katına kadar, orta düzey sağlık ve eczacılık personeline ise 2,5 katına kadar ek ödeme yapılması gündemde.</p>

<p>YILDA EN AZ 50 KREDİ ŞARTI</p>

<p>Reform, mezuniyet sonrasındaki mesleki gelişimi de yeniden düzenliyor.</p>

<p>Tüm sağlık ve eczacılık çalışanlarını kapsayan sürekli mesleki gelişim sisteminin kredi-modül esasına göre yürütülmesi planlanıyor.</p>

<p>Yükseköğrenimli tıp ve eczacılık çalışanlarının her yıl en az 50, orta düzey sağlık ve eczacılık çalışanlarının ise 28 kredi toplaması öngörülüyor.</p>

<p>Toplanan krediler, devlet kayıt işlemleri ve mesleki yeterliliğin doğrulanmasında dikkate alınacak.</p>

<p>ONLİNE EĞİTİMLER DE KREDİ KAZANDIRABİLECEK</p>

<p>Sağlık çalışanlarının eğitim sağlayıcısını, programı ve eğitim yöntemini belirli koşullar çerçevesinde kendilerinin seçebilmesi planlanıyor.</p>

<p>Geleneksel eğitimlerin yanı sıra uzaktan eğitim, çevrim içi kurslar, iş başında eğitim, seminer ve mesleki eğitim programları da sistem içerisinde değerlendirilebilecek.</p>

<p>Uluslararası akreditasyona sahip yabancı eğitim programlarından elde edilen kredilerin Özbekistan'da tanınmasına yönelik bir mekanizma kurulması da öneriler arasında.</p>

<p>KARDİYOLOJİ, ACİL TIP VE ONKOLOJİYE ÖZEL PROGRAMLAR</p>

<p>Sürekli mesleki eğitim programlarında toplumda sık görülen ve ölüm riski yüksek hastalıklara öncelik verilmesi planlanıyor.</p>

<p>Bu kapsamda özellikle kardiyoloji, acil tıbbi yardım ve onkoloji alanlarında önde gelen uluslararası ortaklarla modern eğitim programları hazırlanması hedefleniyor.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Mirziyoyev, tıp eğitimi, bağımsız yeterlilik değerlendirmesi, devlet sicili ve sürekli mesleki gelişimin birbirine bağlı tek bir sistem olarak yapılandırılmasının önemine dikkat çekti.</p>

<p>Yeni düzenlemelerin aşamalı şekilde hayata geçirilmesi, uluslararası standartlardan yararlanılması ve reformların temel olarak sağlık hizmetlerinin kalitesini ve hasta güvenliğini artırmaya hizmet etmesi yönünde talimat verildi.</p>

<p>Açıklanan düzenlemelerin önemli bölümünün henüz “öneri” ve planlama aşamasında bulunması dikkat çekiyor. Bu nedenle uygulamanın ayrıntıları, yürürlüğe girecek nihai mevzuat ve düzenlemelerle kesinleşecek. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Dünya</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ozbekistan-tip-egitiminde-buyuk-reform-6-yillik-model-ve-hekimlere-devlet-sicili-geliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 23:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9770.jpeg" type="image/jpeg" length="27063"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zayıflama İğnesi Kullanan Milyonları İlgilendiriyor: Tiroid Kanseri Riski Araştırıldı.]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ignesi-kullanan-milyonlari-ilgilendiriyor-tiroid-kanseri-riski-arastirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ignesi-kullanan-milyonlari-ilgilendiriyor-tiroid-kanseri-riski-arastirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zayıflama ve diyabet tedavisinde kullanılan GLP-1 ilaçları tiroid kanseri tartışmasının odağında. Yeni veriler papiller tiroid kanserinde rahatlatıcı, ancak medüller kanser için uyarı sürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zayıflama İğneleri Tiroid Kanserini Tetikliyor mu? Yeni Araştırma Ne Gösterdi?</p>

<p>Obezite ve tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan GLP-1 temelli ilaçların tiroid kanseriyle ilişkisi uzun süredir tartışılıyor. Güncel araştırmaların önemli bir bölümü genel tiroid kanseri riskinde belirgin bir artış göstermiyor. Düşük riskli papiller tiroid kanseri bulunan hastalardan elde edilen yeni veriler de tümör büyümesinin hızlandığına ilişkin bir işaret ortaya koymadı.</p>

<p>Ancak burada kritik bir ayrım bulunuyor. Papiller tiroid kanseri ile medüller tiroid kanseri aynı hücrelerden gelişmiyor ve GLP-1 ilaçlarına ilişkin güvenlik uyarılarının özellikle medüller tiroid kanseri açısından değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Papiller tiroid kanserinde ne bulundu?</p>

<p>Düşük riskli papiller tiroid kanseri nedeniyle aktif izlem altında bulunan hastaları değerlendiren araştırmada, GLP-1 tedavisi kullanan 18 hastadaki 19 tümör ile bu ilaçları kullanmayan 37 hastadaki 38 tümör karşılaştırıldı.</p>

<p>Hastalar ortalama 5,5 yıl takip edildi. GLP-1 ilaçlarına ortalama maruziyet süresi ise yaklaşık 25 ay olarak bildirildi.</p>

<p>Araştırmacılar, GLP-1 kullanan ve kullanmayan gruplar arasında kanser büyümesi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptamadı. İlaca başlanmasının veya ilacın bırakılmasının da tümörlerin büyüme hızında belirgin bir değişiklik oluşturmadığı görüldü.</p>

<p>Takip sırasında hastaların hiçbirinde kanserin tiroid veya boyun dışına yayıldığı bildirilmedi. Çalışmadaki hiçbir hasta takip süresinde ameliyat olmak zorunda kalmadı.</p>

<p>Bu sonuç neden önemli?</p>

<p>Papiller tiroid kanseri, tiroid kanserlerinin en sık görülen türüdür. Özellikle küçük ve düşük riskli bazı tümörlerde hemen ameliyat yerine düzenli ultrason kontrolleriyle aktif izlem uygulanabiliyor.</p>

<p>GLP-1 ilaçlarının giderek daha fazla kullanılması, tiroid kanseri tanısı bulunan hastalarda bu tedavilerin güvenli olup olmadığı sorusunu daha görünür hale getirdi.</p>

<p>Yeni çalışma düşük riskli papiller tiroid kanseri açısından rahatlatıcı bir sinyal verse de yalnızca 18 GLP-1 kullanıcısını kapsaması nedeniyle kesin güvenlik kanıtı olarak değerlendirilmemeli. Daha geniş hasta gruplarını ve daha uzun takip sürelerini içeren çalışmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Medüller tiroid kanserinde durum farklı</p>

<p>GLP-1 ilaçlarıyla ilgili tiroid tartışmasının temelinde hayvan deneyleri bulunuyor. Bu çalışmalarda bazı GLP-1 reseptör agonistlerinin tiroidin C hücrelerinde tümör gelişimine yol açabildiği görüldü.</p>

<p>C hücreleri, medüller tiroid kanserinin geliştiği hücrelerdir. İnsanlarda aynı etkinin oluşup oluşmadığı ise kesin olarak gösterilmiş değil.</p>

<p>Buna rağmen semaglutid içeren bazı ilaçların güvenlik bilgilerinde, kişisel veya ailevi medüller tiroid kanseri öyküsü bulunan kişiler ile Multipl Endokrin Neoplazi tip 2 adı verilen kalıtsal sendroma sahip kişiler için kullanılmaması yönündeki uyarılar sürüyor.</p>

<p>Bu nedenle “tiroid kanseri olan herkes GLP-1 kullanabilir” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru değil. Hastanın sahip olduğu tiroid kanserinin türü burada belirleyici hale geliyor.</p>

<p>Daha büyük araştırmalar ne gösteriyor?</p>

<p>GLP-1 ilaçları ile tiroid kanseri arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmaların sonuçları geçmişte birbiriyle tam olarak örtüşmedi.</p>

<p>Bazı gözlemsel araştırmalar risk artışı olabileceğine ilişkin sinyaller bildirdi. Buna karşılık İskandinav ülkelerinde 145 binden fazla GLP-1 kullanıcısının değerlendirildiği geniş bir araştırmada, ortalama 3,9 yıllık takipte tiroid kanseri riskinde belirgin bir artış görülmedi.</p>

<p>Daha sonra yüz binlerce hastanın verilerinin incelendiği başka geniş çaplı çalışmalar da GLP-1 kullanan kişilerde tiroid tümörü riskinin karşılaştırılan diğer diyabet ilaçlarını kullananlara göre yükseldiğini göstermedi.</p>

<p>2026 yılında yayımlanan ve 15 randomize kontrollü araştırmadan 84 binden fazla katılımcıyı değerlendiren bir meta-analizde de tiroid kanseri riskinde istatistiksel olarak anlamlı artış saptanmadı. Bununla birlikte tiroid kanserinin araştırmalarda çok seyrek görülmesi nedeniyle kanıtın kesinliği düşük olarak değerlendirildi.</p>

<p>Bir başka kapsamlı değerlendirmede liraglutid ve semaglutidle yürütülen 93 klinik çalışmadan 100 binden fazla katılımcının verileri incelendi. Araştırmacılar mevcut verilerin bu ilaçlarla tiroid kanseri arasında nedensel bir ilişkiyi desteklemediği sonucuna vardı.</p>

<p>Neden çalışmalar farklı sonuçlar verebiliyor?</p>

<p>Tiroid kanseri görece seyrek görüldüğü için ilaçların risk üzerindeki küçük etkilerini ortaya koyabilmek oldukça büyük hasta grupları ve uzun takip süreleri gerektiriyor.</p>

<p>Bir başka sorun da tanı sıklığı. GLP-1 tedavisine başlayan kişiler daha sık sağlık kontrolünden geçebiliyor ve bu durum daha önce fark edilmemiş küçük tiroid nodüllerinin veya kanserlerinin saptanmasını artırabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tedavi başladıktan kısa süre sonra daha fazla tiroid kanseri tanısı konulması, tek başına ilacın kansere neden olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Tiroid nodülü olanlar GLP-1 kullanabilir mi?</p>

<p>Tiroid nodülü bulunması tek başına medüller tiroid kanseri anlamına gelmez. Nodüllerin büyük bölümü iyi huyludur ve değerlendirme hastanın öyküsü, ultrason özellikleri ve gerektiğinde biyopsi gibi yöntemlerle yapılır.</p>

<p>GLP-1 tedavisi planlanan kişinin daha önce tiroid kanseri geçirmiş olması durumunda ise kanserin patolojik türünün bilinmesi özellikle önemlidir. Medüller tiroid kanseri öyküsü ile papiller tiroid kanseri öyküsü aynı biçimde değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Boyunda kitle, giderek artan ses kısıklığı, yutma güçlüğü veya boyunda kalıcı şişlik gibi belirtiler varsa kişinin hekime başvurması gerekir. Bu belirtilerin bulunması mutlaka kanser anlamına gelmez ancak değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>İlaç kendi kendine bırakılmamalı</p>

<p>GLP-1 tedavisi kullanan kişilerin tiroid kanseri haberları nedeniyle ilacı kendi kararlarıyla kesmeleri uygun değildir. Tedavinin devamı veya değiştirilmesi hastanın kanser öyküsü, diyabet ve obezite durumu, kullandığı ilaç ve kişisel riskleri birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.</p>

<p>Bugünkü bilimsel tablo, GLP-1 ilaçlarının genel olarak tiroid kanserine yol açtığını kanıtlamıyor. Düşük riskli papiller tiroid kanserine ilişkin yeni çalışma da tümör büyümesinin hızlandığını göstermedi.</p>

<p>Bununla birlikte medüller tiroid kanseri ve Multipl Endokrin Neoplazi tip 2 açısından mevcut ilaç güvenliği uyarıları devam ediyor. Bu ayrım, zayıflama iğneleri ile tiroid kanseri tartışmasının en önemli noktalarından biri olmaya devam ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>American Thyroid Association, Clinical Thyroidology for the Public, Mayıs 2026.</li>
 <li>Patrizio A ve arkadaşları, Journal of the Endocrine Society, 2025. DOI: 10.1210/jendso/bvaf182</li>
 <li>Scandinavian Cohort Study, British Medical Journal, 2024.</li>
 <li>Diabetes Care, GLP-1 Reseptör Agonistleri ve Tiroid Tümörü Riski, 2025.</li>
 <li>Incretin-Based Therapy and Thyroid Cancer Risk, randomize kontrollü çalışmaların sistematik derlemesi ve meta-analizi, 2026.</li>
 <li>Vilsbøll T ve arkadaşları, Diabetes, Obesity and Metabolism, 2026. DOI: 10.1111/dom.70291</li>
 <li>ABD Gıda ve İlaç İdaresi, semaglutid klinik ve güvenlik değerlendirmeleri.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ignesi-kullanan-milyonlari-ilgilendiriyor-tiroid-kanseri-riski-arastirildi</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 22:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9766.jpeg" type="image/jpeg" length="60767"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Halil Akkurt Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fizik-tedavi-ve-rehabilitasyon-uzmani-dr-halil-akkurt-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fizik-tedavi-ve-rehabilitasyon-uzmani-dr-halil-akkurt-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Maltepe Üniversitesi Hastanesi’nde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı olarak görev yapan Uzm. Dr. Halil Akkurt hayatını kaybetti. Akkurt’un vefatının ardından Maltepe Üniversitesi Kurucusu Hüseyin Şimşek tarafından başsağlığı mesajı yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Maltepe Üniversitesi Hastanesi’nde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı olarak görev yapan Uzm. Dr. Halil Akkurt hayatını kaybetti.</p>

<p>Dr. Halil Akkurt’un vefatı, yayımlanan başsağlığı mesajıyla duyuruldu.</p>

<p>MALTEPE ÜNİVERSİTESİ KURUCUSU HÜSEYİN ŞİMŞEK’TEN TAZİYE MESAJI</p>

<p>Maltepe Üniversitesi Kurucusu Hüseyin Şimşek tarafından yayımlanan mesajda, Uzm. Dr. Halil Akkurt’un kaybından duyulan üzüntü dile getirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mesajda, “T.C. Maltepe Üniversite Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Halil Akkurt’u kaybetmenin üzüntüsü içerisindeyiz. Merhuma Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve yakınlarına sabır, metanet ve başsağlığı dileriz” ifadelerine yer verildi.</p>

<p>UZM. DR. HALİL AKKURT KİMDİR?</p>

<p>Uzm. Dr. Halil Akkurt, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon alanında uzman hekim olarak görev yapıyordu.</p>

<p>Görev Yeri: Maltepe Üniversitesi Hastanesi</p>

<p>Unvanı: Uzman Doktor</p>

<p>Uzmanlık Alanı: Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon</p>

<p>Uzm. Dr. Halil Akkurt’un vefatı dolayısıyla ailesine, yakınlarına ve sağlık camiasına başsağlığı dilekleri iletildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fizik-tedavi-ve-rehabilitasyon-uzmani-dr-halil-akkurt-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 20:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9763.jpeg" type="image/jpeg" length="16411"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hatay Defne Hastanesi Hekimi Opr. Dr. Okan Derin Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hatay-defne-hastanesi-hekimi-opr-dr-okan-derin-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hatay-defne-hastanesi-hekimi-opr-dr-okan-derin-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hatay Defne Hastanesi’nde Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi alanında görev yapan Opr. Dr. Okan Derin, tedavi gördüğü Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Derin için 5 Eylül 2026’da tören düzenlenecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hatay Defne Hastanesi hekimlerinden Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Opr. Dr. Okan Derin hayatını kaybetti. Hatay İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan duyuruda, Derin’in tedavi gördüğü Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde vefat ettiği bildirildi.</p>

<p>Hatay İl Sağlık Müdürlüğünden Okan Derin için taziye mesajı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Opr. Dr. Okan Derin’in vefatının ardından Hatay İl Sağlık Müdürlüğü tarafından taziye mesajı yayımlandı.</p>

<p>Mesajda, Derin’e Allah’tan rahmet dilenirken ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarına ve sevenlerine sabır ve başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>Opr. Dr. Okan Derin’in cenazesi ne zaman?</p>

<p>Hatay İl Sağlık Müdürlüğünün paylaştığı programa göre Opr. Dr. Okan Derin için 5 Eylül 2026 Cumartesi günü saat 13.30’da Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tören düzenlenecek.</p>

<p>Opr. Dr. Okan Derin’in cenazesi, aynı gün ikindi namazının ardından İskenderun Çankaya Mezarlığı’nda defnedilecek.</p>

<p>Opr. Dr. Okan Derin kimdir?</p>

<p>Opr. Dr. Okan Derin, Hatay Defne Hastanesi’nde Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi alanında görev yapan bir hekimdi.</p>

<p>Paylaşılan resmi taziye duyurusunda Derin’in eğitim hayatı, uzmanlık eğitimi ve önceki görev yerlerine ilişkin ayrıntılı bilgilere yer verilmedi.</p>

<p>Opr. Dr. Okan Derin hakkında bilinen temel bilgiler</p>

<p>Unvanı: Opr. Dr.</p>

<p>Adı Soyadı: Okan Derin</p>

<p>Mesleği: Hekim</p>

<p>Uzmanlık Alanı: Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi</p>

<p>Görev Yeri: Hatay Defne Hastanesi</p>

<p>Vefat Ettiği Yer: Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi</p>

<p>Tören Tarihi: 5 Eylül 2026 Cumartesi</p>

<p>Tören Saati: 13.30</p>

<p>Tören Yeri: Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi</p>

<p>Defin Yeri: İskenderun Çankaya Mezarlığı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hatay-defne-hastanesi-hekimi-opr-dr-okan-derin-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 20:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9759.jpeg" type="image/jpeg" length="62059"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Astım ve KOAH Tedavisinde Yeni Yaklaşım: Hastalığa Değil Hastaya Bakılıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/astim-ve-koah-tedavisinde-yeni-yaklasim-hastaliga-degil-hastaya-bakiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/astim-ve-koah-tedavisinde-yeni-yaklasim-hastaliga-degil-hastaya-bakiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Astım ve KOAH aynı tanıyı taşıyan herkeste aynı seyretmiyor. Yeni yaklaşım; belirtiler, alevlenmeler, biyobelirteçler, inhaler kullanımı ve eşlik eden sorunlara göre tedaviyi kişiselleştirmeyi hedefliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Astım ve KOAH’ta Kişiye Özel Tedavi Neden Önem Kazanıyor?</p>

<p>Astım veya kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan iki kişinin tanısı aynı olsa bile hastalıklarının seyri, belirtileri ve tedaviye verdikleri yanıt birbirinden oldukça farklı olabilir. Solunum hastalıklarında giderek güçlenen kişiselleştirilmiş bakım anlayışı da tam olarak bu farklılıklara odaklanıyor.</p>

<p>Bu yaklaşımın temelinde yalnızca hastalığın adına değil, kişide tedavi edilebilecek özelliklerin tamamına bakmak bulunuyor. Sık alevlenme, belirli bir iltihaplanma tipi, sigara kullanımı, yanlış inhaler tekniği, tedaviye uyumsuzluk, fiziksel hareketsizlik veya eşlik eden başka hastalıklar tedavi planını değiştirebiliyor.</p>

<p>Aynı Tanı Neden Aynı Tedavi Anlamına Gelmiyor?</p>

<p>Astım ve KOAH tek tip hastalıklar değil. Hastalığın ortaya çıkış biçimi, hava yollarındaki iltihabın özellikleri, çevresel maruziyetler ve eşlik eden sağlık sorunları kişiden kişiye değişebiliyor.</p>

<p>Örneğin bazı hastalarda alevlenmeler ön plandayken bir başkasında sürekli nefes darlığı veya balgam yakınması baskın olabilir. Bazı kişilerde ise kan eozinofil düzeyi gibi biyolojik göstergeler belirli tedavilerden yararlanma olasılığı konusunda hekime ek bilgi sağlayabilir.</p>

<p>Bu nedenle modern solunum tıbbındaki yaklaşım, yalnızca “Astımı var mı?” veya “KOAH tanısı aldı mı?” sorularıyla sınırlı kalmıyor. “Bu hastada hastalığı kötüleştiren ve değiştirilebilecek hangi özellikler var?” sorusu giderek daha fazla önem kazanıyor.</p>

<p>“Tedavi Edilebilir Özellik” Ne Demek?</p>

<p>Bilimsel literatürde “treatable traits” olarak tanımlanan yaklaşım, Türkçede “tedavi edilebilir özellikler” şeklinde ifade edilebilir. Amaç, hastada saptanabilen ve uygun müdahaleyle değiştirilebilen sorunları tek tek belirlemek.</p>

<p>Bu özellikler yalnızca akciğerlerle sınırlı değil. Solunum yollarına ait sorunların yanı sıra eşlik eden hastalıklar, yaşam tarzı, tedaviyi doğru kullanıp kullanmama ve çevresel maruziyetler de değerlendirmeye alınabiliyor.</p>

<p>İnhaler Tekniği Bile Tedavinin Başarısını Değiştirebilir</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir ilacın reçete edilmiş olması, ilacın akciğere doğru biçimde ulaştığı anlamına gelmiyor. İnhaler cihazın yanlış kullanılması, tedavinin beklenen etkiyi göstermemesinin nedenlerinden biri olabilir.</p>

<p>Bu nedenle kontrol sağlanamayan bir hastada doğrudan daha güçlü bir ilaca geçmeden önce inhaler tekniğinin ve tedaviye uyumun değerlendirilmesi önem taşıyor. İlacın düzenli kullanılıp kullanılmadığı da tedavi kararının ayrılmaz parçalarından biri.</p>

<p>Kan Testleri Tedaviyi Yönlendirebilir mi?</p>

<p>Bazı hastalarda kan eozinofil düzeyi gibi biyobelirteçler, hava yollarındaki iltihabın tipi hakkında hekime yardımcı bilgiler verebilir. Biyobelirteç, vücuttaki biyolojik bir süreci veya hastalık özelliğini ölçmeye yardımcı olan göstergedir.</p>

<p>Özellikle belirli astım ve KOAH gruplarında bu tür veriler, inhaler kortikosteroidler veya uygun hastalarda biyolojik tedaviler gibi seçeneklerin değerlendirilmesinde kullanılabiliyor.</p>

<p>Ancak tek bir kan değerinin bütün tedaviyi belirlemesi doğru değil. Sonuçların belirtiler, alevlenme geçmişi, solunum fonksiyonları ve diğer klinik bulgularla birlikte hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Sık Alevlenme Önemli Bir İpucu</p>

<p>Astım veya KOAH nedeniyle sık sık kötüleşme yaşayan, acil servise başvuran ya da kurtarıcı ilaç ihtiyacı artan hastalarda mevcut tedavinin yeniden değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Alevlenmenin arkasında yetersiz hastalık kontrolünden enfeksiyonlara, sigara kullanımından yanlış inhaler tekniğine kadar farklı nedenler bulunabilir. Kişiselleştirilmiş bakımın amacı bu nedenleri ayırmak ve mümkün olanları hedeflemektir.</p>

<p>Sadece Akciğere Bakmak Yeterli Olmayabilir</p>

<p>Kronik solunum hastalıkları kişinin yaşamını yalnızca nefes alıp verme üzerinden etkilemez. Fiziksel hareketsizlik, kas kaybı, fazla kilo, uyku sorunları, kaygı ve depresyon gibi durumlar hastanın nefes darlığı algısını ve günlük yaşam kapasitesini etkileyebilir.</p>

<p>Kalp ve damar hastalıkları, osteoporoz ve bazı üst solunum yolu hastalıkları da tabloya eşlik edebilir. Bu nedenle kişiye özel solunum bakımında hastanın bütün olarak değerlendirilmesi önem kazanıyor.</p>

<p>Sigara ve Hava Kirliliği Tedavinin Bir Parçası</p>

<p>Sigara kullanımının bırakılması özellikle KOAH bakımının temel unsurlarından biri olmaya devam ediyor. Pasif sigara dumanı, mesleki maruziyetler ve iç ya da dış ortam hava kirliliği de hastanın solunum sağlığını etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle kişiselleştirilmiş tedavi yalnızca ilaç seçimi anlamına gelmiyor. Hastanın günlük yaşamında maruz kaldığı risklerin belirlenmesi ve mümkün olduğunca azaltılması da bakım planının parçası.</p>

<p>Solunum Fonksiyon Testi Neden Önemli?</p>

<p>Uzun süren öksürük, balgam veya nefes darlığı her zaman aynı hastalığın belirtisi değildir. Özellikle risk faktörleri bulunan kişilerde spirometri adı verilen solunum fonksiyon testi, hava yollarındaki daralmayı değerlendirmeye yardımcı olabilir.</p>

<p>Doğru tanı, kişiselleştirilmiş tedavinin başlangıç noktasıdır. Çünkü yanlış veya eksik tanı üzerine kurulan tedavi planı, hastanın gerçek ihtiyacını karşılamayabilir.</p>

<p>Pulmoner Rehabilitasyon İlaç Kadar Konuşulmalı</p>

<p>Özellikle KOAH ve bazı kronik akciğer hastalıklarında pulmoner rehabilitasyon önemli bir tedavi bileşenidir. Bu programlarda egzersiz, solunum eğitimi ve kişinin günlük yaşam kapasitesini artırmaya yönelik uygulamalar birlikte yürütülebilir.</p>

<p>Amaç yalnızca test sonuçlarını değiştirmek değildir. Hastanın daha rahat hareket edebilmesi, günlük işlerini sürdürebilmesi ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi de tedavinin temel hedefleri arasındadır.</p>

<p>Dijital Teknolojiler Kişiselleştirilmiş Bakımı Güçlendirebilir</p>

<p>Dijital inhalerler, evde kullanılan solunum ölçüm cihazları ve belirti takip sistemleri astım yönetiminde yeni olanaklar sunuyor. Bu teknolojiler ilaç kullanımını, hava akımındaki değişiklikleri ve hastalığın kötüleşmesine yol açabilecek bazı tetikleyicileri daha yakından izlemeye yardımcı olabilir.</p>

<p>Bilimsel çalışmalar dijital verilerin tanıdan uzun dönemli takibe kadar kişiselleştirilmiş astım bakımında kullanılabileceğini gösteriyor. Bununla birlikte bu araçların hekim değerlendirmesinin yerine değil, onu destekleyecek şekilde kullanılması gerekiyor.</p>

<p>Biyolojik Tedaviler Her Astım veya KOAH Hastası İçin Değil</p>

<p>Solunum hastalıklarındaki en dikkat çekici gelişmelerden biri biyolojik ilaçların belirli hasta gruplarında kullanılmaya başlanması oldu. Bu tedaviler, bağışıklık sistemindeki belirli iltihap yollarını hedefleyen özel ilaçlardır.</p>

<p>Özellikle ağır astımda biyobelirteçlerle tanımlanan bazı hasta gruplarında biyolojik tedaviler alevlenmelerin azaltılmasına yardımcı olabiliyor. KOAH’ta da belirli biyolojik özellikleri taşıyan seçilmiş hasta grupları için benzer kişiselleştirilmiş seçenekler gelişiyor.</p>

<p>Bu ilaçların varlığı, standart inhaler tedavilerin gereksiz olduğu anlamına gelmiyor. Biyolojik tedaviler ancak uygun hasta seçimi, ayrıntılı değerlendirme ve uzman hekim kararıyla gündeme geliyor.</p>

<p>Geleceğin Sorusu: “Hangi İlaç?” Değil, “Hangi Hastaya?”</p>

<p>Kişiselleştirilmiş solunum bakımındaki değişimin özü burada yatıyor. Aynı hastalık adı altında farklı biyolojik mekanizmalar, riskler ve yaşam koşulları bulunabileceği için tedavinin hastanın özelliklerine göre şekillendirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, herkese daha fazla ilaç verilmesi anlamına gelmiyor. Tam tersine, doğru hastaya doğru müdahaleyi seçmek ve yarar sağlamayacak gereksiz tedavilerden kaçınmak kişiselleştirilmiş bakımın temel amaçlarından biri.</p>

<p>Astım veya KOAH kontrol altında değilse kişinin kendi kendine ilaç eklemesi, doz değiştirmesi ya da mevcut tedavisini bırakması uygun değildir. Sık alevlenme, artan nefes darlığı veya kurtarıcı ilaç ihtiyacındaki belirgin artış, tedavi planının hekim tarafından yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Medscape Education, Personalized Respiratory Care: A Path to Better Health for Patients.</li>
 <li>Respiratory Research, Toward Precision Medicine in COPD: Phenotypes, Endotypes, Biomarkers, and Treatable Traits, 2025.</li>
 <li>EClinicalMedicine, Digitally Mapping the Asthma Journey: From Diagnosis to Remission, 2025. DOI: 10.1016/j.eclinm.2025.103204</li>
 <li>Journal of Allergy and Clinical Immunology, Personalized Therapeutic Approaches for Asthma, 2025. DOI: 10.1016/j.jaci.2025.03.025</li>
 <li>BMJ Medicine, Biological Treatments for Asthma and Chronic Obstructive Pulmonary Disease, 2026.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/astim-ve-koah-tedavisinde-yeni-yaklasim-hastaliga-degil-hastaya-bakiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 20:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9755.jpeg" type="image/jpeg" length="30909"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sık idrara çıkmak basit bir alışkanlık mı, hastalık belirtisi mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sik-idrara-cikmak-basit-bir-aliskanlik-mi-hastalik-belirtisi-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sik-idrara-cikmak-basit-bir-aliskanlik-mi-hastalik-belirtisi-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sık idrara çıkmak bazen fazla sıvı tüketimiyle ilişkili olsa da diyabet, idrar yolu enfeksiyonu, prostat sorunları veya aşırı aktif mesane belirtisi olabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sık idrara çıkmak neden olur? Hangi hastalıkların belirtisi olabilir?</p>

<p>Gün içinde normalden daha fazla tuvalete gitmek veya gece idrar yapmak için uyanmak, pek çok kişinin yaşadığı yaygın şikâyetlerden biri. “Sık idrara çıkmak neden olur?”, “Gece sık idrara çıkmak normal mi?” ve “Sık idrara çıkmak şeker hastalığı belirtisi mi?” soruları da sağlık alanında sık araştırılıyor.</p>

<p>Sık idrara çıkmanın nedeni bazen fazla su, çay ya da kahve tüketimi kadar basit olabilir. Ancak bu şikâyet idrar yolu enfeksiyonu, diyabet, aşırı aktif mesane, erkeklerde prostat büyümesi ve bazı böbrek-mesane hastalıklarıyla da ilişkili olabilir. [1][2][3]</p>

<p>Sık idrara çıkmanın en yaygın nedenleri</p>

<p>Sık idrara çıkmaya yol açabilecek durumlar arasında fazla sıvı tüketimi, kafeinli içecekler, idrar yolu enfeksiyonu, diyabet, gebelik, aşırı aktif mesane, idrar söktürücü ilaçlar ve erkeklerde prostat büyümesi yer alır. [1][2][3]</p>

<p>Burada yalnızca tuvalete kaç kez gidildiği değil, her seferinde çıkan idrar miktarı da önemlidir. Yanma, ağrı, ateş, aşırı susama, kilo kaybı veya gece uykudan sık uyanma gibi belirtiler nedenin anlaşılmasında yol gösterici olabilir.</p>

<p>Sık idrara çıkmak şeker hastalığı belirtisi mi?</p>

<p>Sık idrara çıkmak diyabetin belirtilerinden biri olabilir. Kan şekeri yükseldiğinde böbrekler fazla şekeri idrarla atmaya çalışır. Bu durum idrar miktarını artırabilir ve kişide sık tuvalete gitme ihtiyacı doğurabilir. [2]</p>

<p>Sık idrara çıkmaya aşırı susama, ağız kuruluğu, halsizlik, bulanık görme ve açıklanamayan kilo kaybı eşlik ediyorsa diyabet açısından değerlendirme yapılması gerekir. Ancak tek başına sık idrara çıkma diyabet tanısı koydurmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İdrar yaparken yanma varsa ne anlama gelir?</p>

<p>Sık idrara çıkmaya idrar yaparken yanma, alt karın bölgesinde ağrı, ani sıkışma hissi, bulanık veya kötü kokulu idrar eşlik ediyorsa idrar yolu enfeksiyonu akla gelebilir. [1]</p>

<p>Ateş, titreme, bulantı, kusma, bel veya yan ağrısı gelişmesi durumunda enfeksiyonun böbreklere ilerleme ihtimali değerlendirilmelidir. Bu belirtilerde sağlık kuruluşuna başvurmak geciktirilmemelidir.</p>

<p>Erkeklerde sık idrara çıkmanın nedeni prostat olabilir mi?</p>

<p>Özellikle ileri yaşlardaki erkeklerde iyi huylu prostat büyümesi idrar yakınmalarına neden olabilir. Prostat büyüdüğünde idrar kanalına baskı yapabilir ve mesanenin tam boşalmasını zorlaştırabilir. [3]</p>

<p>Bu durumda gece sık idrara kalkma, idrara başlamakta zorlanma, idrar akımında zayıflama, kesik kesik idrar yapma ve mesanenin tam boşalmadığı hissi görülebilir.</p>

<p>Bu belirtilerin varlığı doğrudan prostat kanseri anlamına gelmez. Ancak benzer yakınmalar farklı ürolojik hastalıklarda da görülebildiği için hekim değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Gece sık idrara çıkmak normal mi?</p>

<p>Gece idrar yapmak için sık sık uyanmak tıpta noktüri olarak adlandırılır. Yaş ilerledikçe daha sık görülebilir ancak uykuyu bölecek ve yaşam kalitesini düşürecek düzeye geldiyse araştırılmalıdır. [4]</p>

<p>Akşam saatlerinde fazla sıvı veya kafein tüketmek gece idrarını artırabilir. Bunun yanında diyabet, prostat sorunları, aşırı aktif mesane, uyku apnesi, bazı kalp-damar hastalıkları ve kullanılan ilaçlar da gece sık idrara çıkmaya yol açabilir.</p>

<p>Ne zaman doktora gidilmeli?</p>

<p>Belirgin bir neden olmadan başlayan, uzun süren veya günlük yaşamı etkileyen sık idrara çıkma şikâyeti değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özellikle idrarda kan, idrar yaparken ağrı veya yanma, ateş, titreme, bel ya da yan ağrısı, idrar yapamama, aşırı susama, açıklanamayan kilo kaybı, idrar kaçırma ve gece uykusunun sık bölünmesi durumunda doktora başvurulmalıdır.</p>

<p>İdrar yapamama, şiddetli ağrı, yüksek ateş veya idrarda kan görülmesi gibi durumlarda daha hızlı tıbbi değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Sık idrara çıkmayı azaltmak için ne yapılabilir?</p>

<p>Tedavi, sık idrara çıkmanın nedenine göre değişir. Bu nedenle yalnızca suyu azaltarak sorunu çözmeye çalışmak doğru değildir.</p>

<p>Akşam saatlerinde aşırı sıvı ve kafein tüketimini azaltmak, yatmadan hemen önce fazla su içmemek ve kullanılan ilaçları hekimle değerlendirmek bazı kişilerde yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak sıvı tüketimini aşırı kısıtlamak susuz kalmaya yol açabilir. Bu nedenle özellikle yaşlılar, kronik hastalığı olanlar ve ilaç kullanan kişiler kendi kendine keskin değişiklikler yapmamalıdır.</p>

<p>Sık idrara çıkmak her zaman hastalık anlamına gelir mi?</p>

<p>Hayır. Fazla su içmek, çay-kahve tüketmek veya soğuk havalarda daha sık tuvalete gitmek geçici olarak normal olabilir.</p>

<p>Ancak sık idrara çıkma yeni başladıysa, giderek arttıysa, gece uykuyu bölüyorsa veya yanma, ağrı, ateş, aşırı susama ve kilo kaybı gibi belirtilerle birlikte görülüyorsa altta yatan neden araştırılmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases – Bladder Infection in Adults<br />
2. Centers for Disease Control and Prevention – Symptoms of Diabetes<br />
3. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases – Enlarged Prostate<br />
4. International Continence Society – Nocturia<br />
5. Mayo Clinic – Frequent Urination Causes </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sik-idrara-cikmak-basit-bir-aliskanlik-mi-hastalik-belirtisi-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 17:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9753.jpeg" type="image/jpeg" length="95063"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[64 Bin Kişilik Araştırma: İlk 1000 Gündeki Şeker Maruziyeti Kanserle İlişkili Bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/64-bin-kisilik-arastirma-ilk-1000-gundeki-seker-maruziyeti-kanserle-iliskili-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/64-bin-kisilik-arastirma-ilk-1000-gundeki-seker-maruziyeti-kanserle-iliskili-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çin Tarım Üniversitesi ve Cambridge Üniversitesi araştırmacılarının Birleşik Krallık Biyobankası verileriyle yürüttüğü ve Proceedings of the National Academy of Sciences’ta Ağustos 2026’da yayımlanan doğal deney araştırması, yaşamın ilk 1000 gününü şeker kısıtlaması altında geçiren kişilerde karaciğer ve intrahepatik safra yolu, rektum, akciğer, prostat ve meme kanserlerinin görülme hızlarının onlarca yıl sonra yüzde 36 ile yüzde 69 arasında daha düşük olduğunu gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>64.761 kişiyi kapsayan çalışma güçlü bir ilişkiye işaret ederken, sonuçların bireysel düzeyde “şeker kanseri önler” biçiminde yorumlanmaması gerekiyor.</p>

<p>İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere’de uygulanan şeker karne sistemi, yaklaşık 70 yıl sonra erken yaşam beslenmesi ile yetişkinlikte kanser arasındaki ilişkiyi inceleyen büyük bir araştırmaya veri sağladı. Çin Tarım Üniversitesi ve Cambridge Üniversitesinden araştırmacılar, 1951-1956 yılları arasında doğan 64.761 kişinin sağlık kayıtlarını inceleyerek anne karnından başlayıp yaklaşık iki yaşına kadar uzanan ilk 1000 gündeki şeker kısıtlamasının uzun dönem sonuçlarını değerlendirdi.</p>

<p>Proceedings of the National Academy of Sciences’ta 4 Ağustos 2026’da çevrim içi yayımlanan çalışmada, İngiltere’de şeker karnesinin Eylül 1953’te sona ermesi doğal deney olarak kullanıldı.</p>

<p>Araştırmanın temel bulgusu, ilk 1000 gününün daha büyük bölümünü şeker kısıtlaması altında geçiren kişilerde beş önemli kanser türünün yetişkinlik dönemindeki görülme hızlarının daha düşük olmasıydı.</p>

<h3>64.761 kişinin verileri incelendi</h3>

<p>Araştırmaya Birleşik Krallık Biyobankasında kayıtlı ve Ekim 1951 ile Mart 1956 arasında doğmuş 64.761 kişi dahil edildi.</p>

<p>Bunların 40.979’u anne karnında veya doğum sonrasında şeker karnesi uygulamasına maruz kalırken, 23.782 kişi kısıtlamaya maruz kalmayan grupta yer aldı.</p>

<p>Araştırmacılar katılımcıları, ilk 1000 gün içinde şeker kısıtlamasına ne kadar süre maruz kaldıklarına göre sınıflandırdı. Böylece yalnızca iki grubun karşılaştırılması yerine, maruziyet süresinin uzamasıyla sağlık sonuçlarının nasıl değiştiği de değerlendirildi.</p>

<p>İncelenen temel sonuçlar karaciğer ve intrahepatik safra yolu, rektum, akciğer, prostat ve meme kanserlerinin yetişkinlik dönemindeki görülme sıklığıydı.</p>

<h3>Beş kanser türünde yüzde 36 ile 69 arasında fark</h3>

<p>Yaşamın ilk 1000 gününün büyük bölümünü şeker kısıtlaması altında geçirenlerle kısıtlamaya maruz kalmayanlar karşılaştırıldığında beş kanser türünün tamamında daha düşük insidans oranları hesaplandı.</p>

<p>En belirgin fark karaciğer ve intrahepatik safra yolu kanserlerinde görüldü. Bu grupta tehlike oranı 0,31 olarak hesaplandı. Bu değer, araştırmadaki karşılaştırma koşullarında yaklaşık yüzde 69 daha düşük göreceli insidansa karşılık geliyor.</p>

<p>Rektum kanseri için tehlike oranı 0,60 oldu; göreceli fark yaklaşık yüzde 40’tı.</p>

<p>Akciğer kanserinde oran 0,59 olarak hesaplandı ve yaklaşık yüzde 41 daha düşük insidansla ilişkilendirildi.</p>

<p>Prostat kanserinde tehlike oranı 0,48’di. Bu sonuç yaklaşık yüzde 52 daha düşük göreceli insidans anlamına geliyor.</p>

<p>Meme kanseri için hesaplanan 0,64’lük oran ise yaklaşık yüzde 36 daha düşük göreceli insidansa karşılık geldi.</p>

<p>Bu yüzdeler mutlak kanser riskini göstermiyor. Örneğin yüzde 69’luk sonuç, bir kişinin karaciğer ve intrahepatik safra yolu kanserine yakalanma ihtimalinin otomatik olarak yüzde 69 azalacağı anlamına gelmiyor. Rakamlar, araştırmada karşılaştırılan gruplardaki hastalık görülme hızlarının göreceli farkını ifade ediyor.</p>

<h3>Maruziyet süresi uzadıkça ilişki güçlendi</h3>

<p>Araştırmanın önemli yönlerinden biri, yalnızca şeker karnesine maruz kalıp kalmamanın değil, kısıtlamanın ne kadar sürdüğünün de incelenmesiydi.</p>

<p>Anne karnından başlayarak doğumdan sonraki dönemde şeker kısıtlamasının daha uzun sürdüğü gruplarda kanser görülme oranlarının kademeli olarak daha düşük seyrettiği bildirildi.</p>

<p>Şeker karnesi ülke genelinde belirli bir tarihte sona erdiği için birbirine yakın dönemlerde doğan ancak ilk 1000 günlerinde farklı sürelerle kısıtlamaya maruz kalan kişilerin karşılaştırılması mümkün oldu.</p>

<p>Bu doğal deney yaklaşımı, klasik gözlemsel araştırmalardaki bazı karıştırıcı etkenlerin etkisini azaltmayı amaçlıyor. Yine de çalışma, kişilerin çocukluk dönemindeki gerçek günlük şeker tüketimini tek tek ölçen randomize kontrollü bir deney değildi.</p>

<h3>Şeker tüketimi kısıtlamanın ardından hızla arttı</h3>

<p>İngiltere’de savaş sonrası karne döneminde şeker erişimi sınırlandırılmıştı. Kısıtlamanın 1953’te kaldırılmasının ardından toplumdaki şeker tüketimi kısa sürede neredeyse iki katına çıktı.</p>

<p>Bu ani değişiklik araştırmacılara, aynı ülkede ve birbirine oldukça yakın dönemlerde doğmuş kişileri karşılaştırabilecek sıra dışı bir tarihsel ortam sağladı.</p>

<p>Araştırma çocukların şeker tüketiminin tamamen ortadan kaldırıldığı bir dönemi incelemiyor. Asıl karşılaştırma, eklenmiş şekere erişimin sınırlı olduğu bir beslenme ortamı ile kısıtlamaların kaldırılmasının ardından şekerin çok daha kolay ulaşılabilir hale geldiği dönem arasında yapılıyor.</p>

<h3>Beslenme alışkanlığında yıllar sonra da fark görüldü</h3>

<p>Araştırmada yalnızca kanser kayıtlarına bakılmadı. Bilim insanları erken dönemdeki beslenme ortamının yetişkinlikteki beslenme tercihleriyle ilişkili olup olmadığını da inceledi.</p>

<p>Şeker kısıtlamasına maruz kalan grupların yaklaşık yarım yüzyıl sonra daha az şeker tüketme, daha küçük porsiyonlar tercih etme ve daha çeşitli bir beslenme düzenine sahip olma eğilimi gösterdiği bildirildi.</p>

<p>Araştırmacılar bu bulguyu, erken çocukluk döneminde şekillenen tat tercihlerinin daha sonraki yaşamda da iz bırakabileceğine ilişkin olası bir davranışsal mekanizma olarak değerlendirdi.</p>

<p>Ancak bu sonuç, çocuklukta tüketilen şekerin yetişkinlik davranışlarını tek başına belirlediğini göstermiyor. Yaşam boyunca ekonomik koşullar, aile yapısı, eğitim, çevre ve kişisel tercihler dahil çok sayıda faktör beslenme davranışlarını etkileyebiliyor.</p>

<h3>Biyolojik yaşlanmaya ilişkin bulgular da elde edildi</h3>

<p>Çalışmada kanser dışında hücresel yaşlanmayla ilişkili bazı biyolojik göstergeler de değerlendirildi.</p>

<p>İlk 1000 günde şeker kısıtlamasına maruz kalanlarda beyaz kan hücrelerindeki telomerlerin bir miktar daha uzun olduğu görüldü. Telomerler, kromozomların uçlarında yer alan ve yaşlanma süreciyle birlikte kısalma eğilimi gösteren yapılardır.</p>

<p>Araştırmacılar gözlenen farkı yaklaşık 2,2 yıllık daha düşük biyolojik yaşlanmaya karşılık gelebilecek düzeyde hesapladı.</p>

<p>Aynı grupta bağışıklık sisteminin uzun süreli aktivasyonuyla ilişkili Granzyme B düzeylerinin de daha düşük olduğu bildirildi.</p>

<p>Bu biyolojik göstergeler olası mekanizmalara ilişkin ipuçları sunuyor. Ancak telomer uzunluğu veya tek bir bağışıklık belirtecindeki farklılık, şeker kısıtlamasının kanseri hangi mekanizmayla etkilediğini tek başına kanıtlamıyor.</p>

<h3>İkinci çalışma erken başlangıçlı kanserleri inceledi</h3>

<p>İlk 1000 gündeki şeker maruziyetini ele alan bir başka hakemli araştırma da 2026’da yayımlandı.</p>

<p>The American Journal of Clinical Nutrition’da yayımlanan bu bağımsız çalışmada 63.819 Birleşik Krallık Biyobankası katılımcısının verileri kullanıldı ve özellikle 50 yaşından önce tanı alan kanserler incelendi.</p>

<p>Araştırmada 40.397 kişi şeker karnesine maruz kalan, 23.422 kişi ise maruz kalmayan gruptaydı.</p>

<p>Gebelik döneminin yanı sıra doğumdan sonraki yaklaşık iki yılı da şeker kısıtlaması altında geçirenlerde 50 yaşından önce kanser tanısı alma açısından tehlike oranı 0,66 olarak hesaplandı. Bu yaklaşık yüzde 34’lük göreceli fark anlamına geliyor.</p>

<p>Yalnızca anne karnında kısıtlamaya maruz kalınan gruptaki fark ise istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşmadı. Doğum sonrası maruziyet süresi uzadıkça ilişkinin güçlenmesi, ilk 1000 günün tamamının değerlendirilmesinin önemine işaret etti.</p>

<p>Bu araştırmada kanserden ölüm açısından anlamlı bir fark bulunmadı.</p>

<p>İki çalışma aynı tarihsel şeker karne uygulamasından ve Birleşik Krallık Biyobankasından yararlansa da farklı araştırma soruları, örneklem seçimleri ve istatistiksel yöntemler kullandı. Bu nedenle sonuçların tek bir araştırmanın tekrarı gibi değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<h3>Daha önce diyabet ve hipertansiyonla ilişki bulunmuştu</h3>

<p>İngiltere’deki şeker karnesinin sona ermesi daha önce de uzun dönemli sağlık sonuçlarını araştırmak için kullanılmıştı.</p>

<p>Science’ta 2024 yılında yayımlanan bir doğal deney araştırmasında, gebelikten başlayarak yaşamın ilk 1000 gününde şeker kısıtlamasına maruz kalanlarda tip 2 diyabet riskinin yaklaşık yüzde 35, hipertansiyon riskinin ise yaklaşık yüzde 20 daha düşük olduğu bildirildi.</p>

<p>Araştırmada diyabet başlangıcının ortalama yaklaşık dört yıl, hipertansiyon başlangıcının ise yaklaşık iki yıl daha geç olduğu hesaplandı.</p>

<p>2026’daki kanser araştırmaları, aynı tarihsel dönemin etkisini farklı hastalık sonuçları üzerinden inceleyerek erken yaşam beslenmesi ile ileriki yıllardaki sağlık arasındaki olası bağlantıya yeni veriler ekledi.</p>

<h3>Bulgular “şeker kanser yapar” şeklinde yorumlanmamalı</h3>

<p>Araştırmanın sonuçları, şeker tüketen bir çocuğun ileride kansere yakalanacağı veya şekeri azaltmanın belirli bir kanseri kesin biçimde önleyeceği anlamına gelmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışma güçlü bir doğal deney tasarımından yararlansa da katılımcılara araştırmacılar tarafından farklı miktarlarda şeker verilmiş randomize kontrollü bir klinik çalışma değil.</p>

<p>Doğum tarihi, kişinin kısıtlamaya ne kadar süre maruz kaldığını tahmin etmek için kullanıldı. Ailelerin gerçekte ne kadar şeker tükettiği bireysel düzeyde ölçülmedi.</p>

<p>Karaborsa ürünler, evde üretilen gıdalar, aileler arasındaki paylaşım ve karne dışındaki besinlere yönelme gibi faktörler gerçek şeker tüketiminin kişiden kişiye değişmesine yol açmış olabilir.</p>

<p>Şeker karnesinin sona erdiği yıllarda toplumda başka ekonomik ve sosyal değişikliklerin yaşanmış olması da tüm uzun dönem farklarının yalnızca şekere bağlanmasını zorlaştırıyor.</p>

<p>Araştırmacılar yaş, eğitim, cinsiyet, doğum yeri, doğulan ay ve diğer bazı faktörleri istatistiksel modellerde hesaba kattı. Buna rağmen ölçülmeyen bütün yaşam koşullarını tamamen dışlamak mümkün değil.</p>

<h3>İlk 1000 gün neden öne çıkıyor?</h3>

<p>İlk 1000 gün, gebeliğin başlangıcından çocuğun yaklaşık iki yaşına kadar geçen dönemi ifade ediyor.</p>

<p>Organların geliştiği, metabolik sistemlerin şekillendiği ve beslenme alışkanlıklarının temellerinin atıldığı bu dönem uzun süredir çocuk sağlığı araştırmalarının önemli alanlarından biri.</p>

<p>Yeni araştırmalar, bu dönemdeki beslenmenin etkilerinin yalnızca çocukluk yıllarıyla sınırlı kalmayabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak mevcut veriler çocuklar için yeni bir tedavi veya kişiye özel şeker sınırı belirlemiyor. Bulguların farklı ülkelerde, günümüz beslenme ortamında ve farklı sosyoekonomik gruplarda tekrarlanması gerekiyor.</p>

<p>Mevcut kanıtın en güvenli yorumu, yaşamın ilk 1000 gününde daha düşük şeker maruziyetinin bazı kanserlerin yetişkinlikte daha düşük görülme oranlarıyla ilişkili olduğu yönünde.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>• Proceedings of the National Academy of Sciences – Early-life Sugar Restriction Causally Reduces Adult Cancer Incidence and Slows Biological Aging, 4 Ağustos 2026</p>

<p>• Çin Tarım Üniversitesi ve Cambridge Üniversitesi – İlk 1000 günde şeker kısıtlaması, yetişkinlik dönemi kanserleri ve biyolojik yaşlanma araştırması</p>

<p>• The American Journal of Clinical Nutrition – Sugar Rationing During the First 1000 Days and Early-Onset Cancer: A Natural Experiment, 27 Temmuz 2026</p>

<p>• Beijing Hospital, Çin Ulusal Gerontoloji Merkezi, Çin Tıp Bilimleri Akademisi ve araştırma ortakları – İlk 1000 günde şeker kısıtlaması ve erken başlangıçlı kanser araştırması</p>

<p>• Science – Exposure to Sugar Rationing in the First 1000 Days of Life Protected Against Chronic Disease, 2024</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/64-bin-kisilik-arastirma-ilk-1000-gundeki-seker-maruziyeti-kanserle-iliskili-bulundu</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 14:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/seker-arastirmasi-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="76537"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Endometriozis ve Meme Kanseri Olanlar Hangi Gıdalara Dikkat Etmeli?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/endometriozis-ve-meme-kanseri-olanlar-hangi-gidalara-dikkat-etmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/endometriozis-ve-meme-kanseri-olanlar-hangi-gidalara-dikkat-etmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Soya, keten tohumu, alkol ve işlenmiş ürünler hormon dengesini farklı yollarla etkileyebilir. Ancak bu besinler herkes için yasak değildir; risk, kişinin tanısı ve tüketim miktarıyla değişir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Östrojen İçeren Gıdalar: Kimler Dikkatli Olmalı?</p>

<p>“Östrojen içeren gıda” ifadesi ilk bakışta korkutucu görünebilir. Oysa bu başlık altında çoğu zaman fitoöstrojenler, yani bitkilerde bulunan ve östrojene benzer zayıf etkiler gösterebilen bileşikler anlatılır. Bunlar vücudun kendi ürettiği östrojenle aynı güçte değildir.</p>

<p>Bu nedenle soya, keten tohumu veya bazı baklagilleri tüketen herkesin hormon sorunu yaşayacağı söylenemez. Asıl dikkat edilmesi gereken grup; endometriozis, miyom, polikistik over sendromu, hormon duyarlı meme kanseri öyküsü, aktif kanser tedavisi veya açıklanamayan adet düzensizliği bulunan kişilerdir.</p>

<p>Soya Ürünleri</p>

<p>Tofu, soya sütü, edamame, tempeh ve yoğun soya proteini içeren ürünler izoflavon adı verilen fitoöstrojenler taşır. İzoflavonlar bazı dokularda östrojene benzer, bazı dokularda ise daha zayıf ya da karşıt etki gösterebilir.</p>

<p>Güncel araştırmalar, bütün soya gıdalarının makul miktarlarda tüketilmesinin çoğu kişi için güvenli olduğunu gösteriyor. Ancak yüksek doz soya izoflavonu içeren takviyeler, soya proteini ağırlıklı tek tip beslenme veya özel hastalık öyküsü olan kişiler için aynı şekilde değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Keten Tohumu</p>

<p>Keten tohumu lignan adı verilen fitoöstrojenlerden zengindir. Lif, bitkisel omega yağ asitleri ve bağırsak sağlığı açısından değerli bir besin olsa da hormon duyarlı hastalığı bulunan kişilerde miktar konusu kişisel olarak ele alınmalıdır.</p>

<p>Keten tohumu yüksek lif içerdiği için hızlı ve fazla tüketildiğinde şişkinlik, gaz ve bağırsak hareketlerinde değişiklik yapabilir. Kan sulandırıcı ilaç kullananlar, gebeler, emzirenler veya hormon tedavisi alanlar düzenli kullanımı hekimine danışmalıdır.</p>

<p>Et ve Süt Ürünleri</p>

<p>Hayvansal gıdalarda doğal hormon izleri bulunabilir. Fakat günlük beslenmede daha belirleyici nokta genellikle sık kırmızı et, işlenmiş et, fazla doymuş yağ ve düşük lifli beslenme düzenidir.</p>

<p>Bu nedenle süt ürünlerini ya da eti herkes için tamamen yasaklamak doğru bir yaklaşım değildir. Daha dengeli seçenek; işlenmiş etleri azaltmak, kırmızı eti ölçülü tüketmek, protein kaynaklarını balık, baklagil, yumurta ve yoğurt gibi farklı besinlerle çeşitlendirmektir.</p>

<p>Alkol</p>

<p>Hormon dengesi açısından en dikkat edilmesi gereken başlıklardan biri alkoldür. Alkol, östrojen metabolizmasını etkileyebilir ve özellikle meme kanseri riskiyle ilişkili olduğu gösterilen faktörler arasında yer alır.</p>

<p>Risk miktarla artar; ancak “az içmek tamamen zararsızdır” demek de bilimsel açıdan doğru değildir. Hormon duyarlı meme kanseri öyküsü olanlar, ailesel riski yüksek kişiler ve karaciğer hastalığı bulunanlar alkol tüketimini mutlaka hekimleriyle değerlendirmelidir.</p>

<p>İşlenmiş Gıdalar ve Ambalaj Maruziyeti</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ultra işlenmiş gıdalar tek başına “östrojen bombası” değildir. Ancak bazı ambalaj materyalleri, plastikler ve katkı maddeleri endokrin bozucu kimyasallarla gündeme gelir. Endokrin bozucular, hormon sisteminin işleyişini taklit edebilen veya bozabilen maddelerdir.</p>

<p>Bu alanda insan verileri her madde için aynı güçte değildir. Yine de pratik önlem olarak yiyecekleri plastik kapta ısıtmamak, çok paketli ve raf ömrü uzun ürünleri azaltmak, cam veya çelik saklama kaplarını tercih etmek ve taze besinlere ağırlık vermek makul bir yaklaşımdır.</p>

<p>Kimler Daha Dikkatli Olmalı?</p>

<p>Hormon duyarlı meme kanseri tanısı almış kişiler, endometriozis ve miyom nedeniyle takip edilenler, polikistik over sendromu olanlar, doğurganlık tedavisi görenler, açıklanamayan adet düzensizliği yaşayanlar ve erkeklerde meme büyümesi ya da hormon bozukluğu şüphesi bulunanlar beslenme değişikliğini rastgele yapmamalıdır.</p>

<p>Bu gruplarda amaç bütün besinleri yasaklamak değil, kişinin tanısına, ilaçlarına, kan değerlerine ve yaşam biçimine göre güvenli sınırları belirlemektir. Özellikle takviyeler, yoğunlaştırılmış bitkisel ürünler ve tek tip diyetler bu nedenle daha dikkatli ele alınmalıdır.</p>

<p>Ne Yapılmalı?</p>

<p>Hormon dengesi için en güvenli yol, tek bir besinden korkmak yerine genel beslenme düzenini düzeltmektir. Liften zengin sebzeler, meyveler, baklagiller, tam tahıllar, yeterli protein, düzenli hareket ve sağlıklı kilo yönetimi östrojen metabolizmasını destekleyen temel başlıklardır.</p>

<p>D vitamini eksikliği, insülin direnci, tiroid hastalıkları ve karaciğer yağlanması da hormon dengesini etkileyebilir. Bu nedenle belirgin yakınması olan kişiler yalnızca besin listeleriyle çözüm aramak yerine tıbbi değerlendirme almalıdır.</p>

<p>Kısacası soya, keten tohumu veya süt ürünleri herkes için uzak durulması gereken gıdalar değildir. Fakat alkol, işlenmiş etler, ultra işlenmiş ürünler ve yüksek doz takviyeler söz konusu olduğunda daha dikkatli, kişiye özel ve bilimsel bir yaklaşım gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Health, 5 Estrogen-Rich Foods To Limit for Hormonal Balance<br />
2. National Cancer Institute, Alcohol and Cancer Risk Fact Sheet<br />
3. American Cancer Society, Soy and Cancer Risk: Our Expert’s Advice<br />
4. American Institute for Cancer Research, Soy and Cancer, Studies Indicate No Increased Risk<br />
5. Mayo Clinic, Does Soy Really Affect Breast Cancer Risk?<br />
6. National Institute of Environmental Health Sciences, Endocrine Disruptors<br />
7. Nutrients, Effects of Dietary Phytoestrogens on Hormones throughout a Lifetime </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/endometriozis-ve-meme-kanseri-olanlar-hangi-gidalara-dikkat-etmeli</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 12:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9748.jpeg" type="image/jpeg" length="58722"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gençlerbirliği’nden Mohamed Bayo Bombası: Fransız Basını Görüşmeleri Duyurdu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/genclerbirliginden-mohamed-bayo-bombasi-fransiz-basini-gorusmeleri-duyurdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/genclerbirliginden-mohamed-bayo-bombasi-fransiz-basini-gorusmeleri-duyurdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gençlerbirliği, geçen sezon Gaziantep FK formasıyla Süper Lig’de dikkat çeken Mohamed Bayo için harekete geçti. Fransız basını Lille ile görüşmelerin sürdüğünü bildirirken, Lille Başkanı Olivier Létang da 28 yaşındaki golcünün kalıcı transferinin yakın olduğunu açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gençlerbirliği’nden Mohamed Bayo Bombası: Fransız Basını Görüşmeleri Duyurdu</p>

<p>Gençlerbirliği, transfer döneminin son saatlerinde hücum hattı için Fransa’da dikkat çekici bir operasyona girişti. Başkent ekibinin Lille’in Gineli santrforu Mohamed Bayo için görüşmelere başladığı Fransa’da gündeme geldi.</p>

<p>Lille’i yakından takip eden Le Petit Lillois, RMC Sport’un bilgisine dayanarak Gençlerbirliği ile Mohamed Bayo transferi için görüşmeler yürütüldüğünü aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyayı daha önemli hale getiren gelişme ise Lille Başkanı Olivier Létang’ın oyuncunun geleceğine ilişkin yaptığı açıklama oldu.</p>

<p>Lille Başkanı: Kalıcı transfer günler meselesi</p>

<p>Fransa’da transfer dönemi kapanmasına rağmen Lille, transfer penceresi açık ülkelerdeki kulüplere oyuncu göndermeye devam edebiliyor.</p>

<p>Létang, Mohamed Bayo için kulübün elinde teklifler bulunduğunu doğrularken oyuncunun kalıcı transferle ayrılmasının günler içerisinde gerçekleşebileceğini söyledi.</p>

<p>Bu açıklama Gençlerbirliği iddiasından bağımsız olarak Bayo’nun Lille’den ayrılmasına yönelik somut bir sürecin bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ancak Lille Başkanı, teklif veren kulüplerin isimlerini açıklamadı. Bu nedenle Gençlerbirliği ile yürütülen görüşmeler konusunda ana kaynak Fransız RMC Sport’un aktardığı bilgi olmaya devam ediyor.</p>

<p>Lille yalnızca bonservisli ayrılık istiyor</p>

<p>Transferin şartları açısından en önemli ayrıntılardan biri de Lille’in Bayo için tercih ettiği model.</p>

<p>Fransız kulübünü yakından takip eden yerel kaynaklar, sözleşmesinin son yılına giren Bayo için yeni bir kiralama yerine kalıcı transfer arandığını daha önce bildirmişti. Oyuncunun Lille ile sözleşmesi Haziran 2027’ye kadar devam ediyor.</p>

<p>Dolayısıyla Gençlerbirliği’nin operasyonu sonuçlandırması halinde masadaki temel formülün bonservisli transfer olması bekleniyor.</p>

<p>Bayo maç kadrosuna da alınmadı</p>

<p>Fransa’dan gelen bir başka gelişme transfer ihtimalini güçlendirdi.</p>

<p>Mohamed Bayo, Lille’in Toulouse ile oynadığı karşılaşmanın kadrosunda yer almadı. Yerel kaynak, oyuncunun yokluğunu doğrudan ayrılık süreciyle ilişkilendirdi.</p>

<p>Bu durum, Bayo’nun Lille’deki geleceğine ilişkin belirsizliğin sportif tercihten daha ileri bir noktaya ulaştığını gösteriyor.</p>

<p>Türkiye’yi yakından tanıyor</p>

<p>Mohamed Bayo açısından Gençlerbirliği seçeneğinin önemli bir avantajı bulunuyor: Süper Lig tecrübesi.</p>

<p>28 yaşındaki santrfor geçen sezon Gaziantep FK’da kiralık olarak forma giydi. Fransa’daki yerel kaynakların verilerine göre Bayo, Türkiye’deki dönemini 32 maçta 15 golle tamamladı. Le Petit Lillois ayrıca 3 asistlik katkısını da aktarıyor.</p>

<p>Dolayısıyla olası Gençlerbirliği transferinde oyuncunun yeni bir lige adaptasyon sürecinden ziyade, daha önce başarılı olduğu Süper Lig’e dönüşü söz konusu olacak.</p>

<p>Kritik saatler</p>

<p>Türkiye’de yaz transfer döneminin kapanışına gelinmesi nedeniyle görüşmelerde zaman faktörü belirleyici durumda.</p>

<p>Fransız kaynaklar Lille’in Bayo’yu göndermek istediğini, kulüp başkanının elinde teklifler bulunduğunu ve oyuncunun maç kadrosuna alınmadığını doğruluyor. Gençlerbirliği bağlantısının ise RMC Sport üzerinden ortaya çıkması transfer kulisini güçlendiriyor.</p>

<p>Bununla birlikte şu aşamada Gençlerbirliği ile Lille arasında anlaşma sağlandığı veya oyuncunun Türkiye’ye geleceği yönünde resmi bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Dosyada bundan sonraki kritik eşik, kulüpler arasında bonservis anlaşmasının sağlanıp sağlanmayacağı olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/genclerbirliginden-mohamed-bayo-bombasi-fransiz-basini-gorusmeleri-duyurdu</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 12:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9747.jpeg" type="image/jpeg" length="48991"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Özkan Karaman Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-ozkan-karaman-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-ozkan-karaman-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üniversitenin Fen Fakültesinden emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Özkan Karaman hayatını kaybetti. Üniversite tarafından yayımlanan taziye mesajında Karaman için rahmet, ailesi ve yakınları için başsağlığı dilekleri iletildi. Cenazesinin 4 Kasım 2025 Salı günü ikindi namazının ardından Ankara Ortaköy Mezarlığı’na defnedileceği bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Üniversitenin Fen Fakültesinden emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Özkan Karaman’ın vefat ettiği açıklandı.</p>

<p>Üniversite tarafından yayımlanan taziye mesajında, Prof. Dr. Özkan Karaman’ın vefatından duyulan üzüntü dile getirilerek merhuma Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı dilendi.</p>

<p>“Üniversitemiz Fen Fakültesinden emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özkan Karaman vefat etmiştir. Merhuma Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileriz.”</p>

<p>Cenaze Programı</p>

<p>Prof. Dr. Özkan Karaman’ın cenazesi, 4 Kasım 2025 Salı günü ikindi namazını müteakip Ankara Ortaköy Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Prof. Dr. Özkan Karaman Kimdir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Özkan Karaman, üniversitenin Fen Fakültesinde görev yapmış emekli öğretim üyesidir. Akademik yaşamı boyunca Fen Fakültesi çatısı altında eğitim ve bilimsel çalışmalara katkı sunmuştur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-ozkan-karaman-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9746.jpeg" type="image/jpeg" length="13403"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fırın Sütlaç Nasıl Yapılır? Tam Ölçülü Geleneksel Tarif]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/firin-sutlac-nasil-yapilir-tam-olculu-geleneksel-tarif</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/firin-sutlac-nasil-yapilir-tam-olculu-geleneksel-tarif" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pirinç, süt ve şekerle hazırlanan fırın sütlaç; kontrollü nişasta, doğru kaynatma ve yüksek ısıda kısa fırınlamayla kıvam alıyor. Dibi tutmayan, üstü beneklenen ölçülü tarifin tüm ayrıntıları burada.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>FIRIN SÜTLAÇ NASIL YAPILIR? TAM ÖLÇÜLÜ GELENEKSEL TARİF</p>

<p>Fırın sütlaç; pirinç, süt ve şekerle hazırlanan klasik sütlacın ısıya dayanıklı kâselere paylaştırılarak üzeri kızarıncaya kadar fırınlanmasıyla yapılan geleneksel tatlılardan biri. Soğuk servis edilen tatlı, az malzemesine rağmen kıvam ve pişirme tekniği açısından dikkat istiyor.</p>

<p>Pirincin yeterince yumuşamaması sütlaçta sert taneler bırakabiliyor. Nişastanın doğrudan sıcak süte eklenmesi topaklanmaya, yüksek ateşte kontrolsüz kaynatma ise sütün dibinin tutmasına yol açabiliyor. Üzerinin benek benek kızarması için sütlaç fırına girmeden önce sıcak olmalı ve kâseler fırının üst bölümüne yerleştirilmelidir.</p>

<p>TARİF KARTI</p>

<p>Kaç kişilik: 8 kişilik<br />
Porsiyon: 8 küçük fırın kâsesi<br />
Hazırlık süresi: 15 dakika<br />
Ocakta pişirme süresi: 40–45 dakika<br />
Fırınlama süresi: 10–15 dakika<br />
Soğutma süresi: En az 3 saat<br />
Toplam süre: Yaklaşık 4 saat 15 dakika<br />
Pişirme yöntemi: Tencerede ve fırında<br />
Fırın sıcaklığı: 220 derece<br />
Zorluk düzeyi: Orta<br />
Temel ekipman: Kalın tabanlı tencere, çırpıcı, kepçe, ısıya dayanıklı kâseler ve derin fırın tepsisi</p>

<p>FIRIN SÜTLAÇ İÇİN MALZEMELER</p>

<p>- 100 g baldo veya Osmancık pirinç<br />
- 400 ml su<br />
- 1,5 litre pastörize tam yağlı süt<br />
- 220 g toz şeker<br />
- 30 g buğday nişastası<br />
- 100 ml soğuk su<br />
- 1 büyük yumurta sarısı<br />
- 5 ml vanilya özütü veya 5 g vanilin; isteğe bağlı<br />
- Bir tutam tuz</p>

<p>FIRIN SÜTLAÇ NASIL YAPILIR?</p>

<p>1. Pirinci süzgece alın ve akan su altında kısa süre yıkayın. Nişastanın tamamını uzaklaştıracak kadar uzun süre ovalamayın.</p>

<p>2. Yıkanmış pirinci 400 ml suyla kalın tabanlı tencereye alın. Kaynamaya başlayınca ateşi kısın.</p>

<p>3. Pirinci kapağı hafif aralık bırakarak 20–25 dakika pişirin. Pirinç tamamen yumuşamalı, suyun büyük bölümünü çekmeli ve hafifçe dağılmaya başlamalıdır.</p>

<p>4. Sütün yaklaşık 1,4 litresini ayrı bir tencerede veya aynı tencerenin boş bölümünde ılıtın. Sütü kaynatmanız gerekmez.</p>

<p>5. Ilık sütü yumuşayan pirince yavaşça ekleyin. Orta-kısık ateşte, ara sıra karıştırarak yaklaşık 15 dakika pişirin.</p>

<p>6. Toz şekeri ve bir tutam tuzu ekleyin. Şeker tamamen eriyinceye kadar karıştırın ve 5 dakika daha pişirin.</p>

<p>7. Buğday nişastasını 100 ml soğuk suyla ayrı bir kâsede pürüzsüzleşinceye kadar karıştırın.</p>

<p>8. Tenceredeki sıcak sütlaçtan bir kepçe alıp nişastalı karışıma azar azar ekleyin. Isıları eşitlemek için sürekli karıştırın.</p>

<p>9. Ilınan nişastalı karışımı tencereye ince bir akış hâlinde dökün. Bu sırada sütlacı çırpıcıyla kesintisiz karıştırın.</p>

<p>10. Sütlacı orta-kısık ateşte 4–5 dakika daha pişirin. Karışım hafifçe koyulaşmalı; ancak tencerede muhallebi kadar katı olmamalıdır.</p>

<p>11. Kullanıyorsanız vanilyayı ekleyin ve ocağı kapatın. Sütlacın soğudukça koyulaşacağını hesaba katın.</p>

<p>12. Üst karışım için yumurta sarısını temiz bir kâsede çırpın. Kalan 100 ml sütü ekleyerek karıştırın.</p>

<p>13. Tenceredeki sıcak sütlaçtan bir kepçeyi yumurtalı karışıma azar azar ekleyip hızla çırpın. Böylece yumurtanın aniden pişerek topaklanmasını önleyin.</p>

<p>14. Hazırladığınız yumurtalı karışımı tencereye dökün ve hızla karıştırın. Karışımı tekrar uzun süre kaynatmayın.</p>

<p>15. Isıya dayanıklı sütlaç kâselerini derin bir fırın tepsisine dizin. Sıcak sütlacı kâselere, üstte yaklaşık 1 cm boşluk kalacak şekilde paylaştırın.</p>

<p>16. Tepsiye, kâselerin yaklaşık üçte bir yüksekliğine ulaşacak kadar sıcak su dökün. Suyun sütlaçların içine kaçmamasına dikkat edin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>17. Kâseleri önceden ısıtılmış 220 derece fırının üst rafına yerleştirin. Üstleri benek benek kızarıncaya kadar 10–15 dakika kontrollü biçimde pişirin.</p>

<p>18. Fırınınızda yalnızca üst ısı veya ızgara ayarı kullanacaksanız sütlaçları sürekli izleyin. Yüksek ısıda kızarma birkaç dakika içinde gerçekleşebilir.</p>

<p>19. Tepsiyi fırından dikkatlice çıkarın. Kâseleri sıcak suyun içinden maşa veya fırın eldiveni yardımıyla alın.</p>

<p>20. Sütlaçları oda sıcaklığında en fazla 1 saat kadar ilk sıcaklıkları geçinceye dek bekletin. Ardından üzerlerini kapatmadan buzdolabına kaldırın.</p>

<p>21. Tamamen soğuyan kâselerin üzerini kapatın. Sütlaçları en az 3 saat dinlendirdikten sonra soğuk servis edin.</p>

<p>FIRIN SÜTLACIN PÜF NOKTALARI</p>

<p>- Pirinci tamamen yumuşatmadan sütü eklemeyin. Sütün içinde pirincin yumuşaması daha uzun sürebilir.<br />
- Tam yağlı süt daha kremamsı bir kıvam verir. Sütün taze ve pastörize olmasına dikkat edin.<br />
- Şekeri pirinç yumuşadıktan sonra ekleyin. Şekerin erken eklenmesi pirincin pişmesini geciktirebilir.<br />
- Nişastayı mutlaka soğuk suyla açın. Sıcak sıvıya doğrudan eklenen nişasta topaklanabilir.<br />
- Sütlaç ocaktan alınırken hafif akışkan kalmalıdır. Soğudukça pirinç ve nişasta sıvıyı çekerek kıvamı yoğunlaştırır.<br />
- Tencerenin dibini düzenli olarak spatulayla kontrol edin. Sütlü karışımlar özellikle son bölümde kolayca tutabilir.<br />
- Üzerinin iyi kızarması için sütlacı fırına sıcak gönderin. Tamamen soğuyan sütlaç daha zor renk alır.<br />
- Su banyosu, kâselerin tabanının aşırı ısınmasını ve sütlacın kenarlardan kurumasını azaltır.<br />
- Fırına dayanıklı olduğu belirtilmeyen cam kâseleri kullanmayın. Ani sıcaklık değişimi çatlamaya yol açabilir.<br />
- Izgara ayarında kâseleri fırından uzaklaşmadan izleyin. Yüzey kısa sürede yanabilir.<br />
- Kızaran sütlaçların üzerini sıcakken kapatmayın. Biriken buhar yüzeyin sulanmasına neden olabilir.</p>

<p>UYGUN MALZEME İKAMELERİ</p>

<p>Buğday nişastası yerine aynı miktarda pirinç unu kullanılabilir. Pirinç unu daha geleneksel bir tat verir; ancak sütlacın dokusu biraz daha yoğun ve mat olabilir.</p>

<p>Baldo pirinç yerine Osmancık pirinç kullanılabilir. Uzun taneli pirinçler de kullanılabilse de pişme süresi ve sütlaç dokusu değişebilir.</p>

<p>Tam yağlı süt yerine yarım yağlı süt tercih edilebilir. Sonuç daha hafif fakat daha az kremamsı olur.</p>

<p>Yumurta sarısı kullanılmadan da fırın sütlaç yapılabilir. Bu durumda yüzeyin kızarması biraz daha uzun sürebilir ve rengi daha açık kalabilir.</p>

<p>Vanilya zorunlu değildir. Geleneksel süt aromasını öne çıkarmak için tariften tamamen çıkarılabilir.</p>

<p>SERVİS ÖNERİSİ</p>

<p>Fırın sütlacı tamamen soğuttuktan sonra doğrudan kendi kâsesinde servis edin. Üzerine ölçülü miktarda çekilmiş fındık, Antep fıstığı veya tarçın eklenebilir.</p>

<p>Yoğun aromalı soslar sütlacın süt ve pirinç tadını bastırabileceğinden meyve sosu ya da çikolata kullanılması gerekli değildir. Yanında sade Türk kahvesi veya çay sunulabilir.</p>

<p>SAKLAMA VE GIDA GÜVENLİĞİ</p>

<p>Fırın sütlaç; süt ve yumurta içerdiği için oda sıcaklığında iki saatten, sıcak ortamlarda ise bir saatten uzun bekletilmemelidir.</p>

<p>İlk sıcaklığı geçen sütlaçlar buzdolabına kaldırılmalı, tamamen soğuduktan sonra üzerleri kapatılmalıdır. Buzdolabında 3 gün içinde tüketilmesi önerilir.</p>

<p>Servis edilen ve uzun süre dışarıda bekleyen sütlaç yeniden ana saklama alanına konulmamalıdır. Ekşi koku, aşırı sulanma, gazlanma, küflenme veya alışılmadık tat fark edilirse tüketilmemelidir.</p>

<p>Dondurma önerilmez. Çözülen sütlacın yapısı ayrışabilir, pirinç taneleri sertleşebilir ve kremamsı kıvam kaybolabilir.</p>

<p>SIK YAPILAN HATALAR</p>

<p>Sütlacın sulu kalması: Pirincin yeterince pişmemesi, nişastanın az kullanılması veya karışımın nişasta eklendikten sonra yeterince kaynatılmaması kıvamı inceltebilir.</p>

<p>Sütlacın fazla koyu olması: Gereğinden fazla nişasta kullanmak ya da sütlacı uzun süre kaynatmak soğuduğunda katı bir yapı oluşturabilir.</p>

<p>Nişastanın topaklanması: Nişastayı sıcak sütlaca doğrudan dökmek yerine önce soğuk suyla açın ve sıcak karışımla ılıştırın.</p>

<p>Sütün dibinin tutması: İnce tabanlı tencere kullanmak, yüksek ateşte pişirmek ve karıştırmayı ihmal etmek yanık tat oluşmasına yol açabilir.</p>

<p>Üzerinin kızarmaması: Sütlacın fırına soğuk girmesi, kâselerin alt rafta bulunması veya fırının yeterince ısınmaması yüzeyin açık kalmasına neden olabilir.</p>

<p>Yüzeyin yanması: Izgara ayarında sütlaçları kontrolsüz bırakmak birkaç dakika içinde siyah ve acı bir tabaka oluşturabilir. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/firin-sutlac-nasil-yapilir-tam-olculu-geleneksel-tarif</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9739.jpeg" type="image/jpeg" length="45261"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Balıkesir Üniversitesi Öğrencisi Tuba Iştın Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/balikesir-universitesi-ogrencisi-tuba-istin-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/balikesir-universitesi-ogrencisi-tuba-istin-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Anabilim Dalı öğrencisi Tuba Iştın hayatını kaybetti. Acil Tıp Teknisyeni ve iki çocuk annesi olduğu öğrenilen Iştın’ın vefatı üniversite camiasında büyük üzüntü yarattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı öğrencisi Tuba Iştın hayatını kaybetti.</p>

<p>Üniversite camiasını yasa boğan vefatın ardından Balıkesir Üniversitesi ve Necatibey Eğitim Fakültesi tarafından başsağlığı mesajı yayımlandı. Mesajda, Tuba Iştın’ın vefatından duyulan derin üzüntü dile getirilerek ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına ve üniversite camiasına sabır temennisinde bulunuldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Acil Tıp Teknisyeni olarak görev yaptığı belirtilen Tuba Iştın’ın, ikinci üniversite kapsamında müzik öğretmenliği eğitimi aldığı öğrenildi. İki çocuk annesi olan Iştın’ın bir süredir kanser tedavisi gördüğü aktarıldı.</p>

<p>Tuba Iştın’ın vefatı, ailesi ve yakınlarının yanı sıra sağlık ve eğitim camiasında da büyük üzüntüye neden oldu. Iştın’ın cenazesinin Hafız Mehmet Arabacıoğlu Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Çınarlıdere Mezarlığı’nda defnedildiği bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/balikesir-universitesi-ogrencisi-tuba-istin-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9737.jpeg" type="image/jpeg" length="20537"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Roma Lejyonlarının Gizli Gücü: 2 Bin Yıl Önce Askerî Hastaneleri Vardı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/roma-lejyonlarinin-gizli-gucu-2-bin-yil-once-askeri-hastaneleri-vardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/roma-lejyonlarinin-gizli-gucu-2-bin-yil-once-askeri-hastaneleri-vardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Roma İmparatorluğu’nun kalıcı lejyon üslerinde “valetudinarium” adı verilen askerî hastaneler bulunuyordu. Augustus döneminde belirginleşen sistemde hekimler ve sağlık yardımcıları görev yapıyordu. İsviçre’deki Vindonissa’da ortaya çıkarılan yaklaşık 4 bin 500 metrekarelik hastanenin 60 hasta odasına sahip olduğu ve yaklaşık 300 askere bakım sağlayabildiği değerlendiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Augustus döneminde Roma ordusunda hekimler, sağlık yardımcıları ve “valetudinarium” adı verilen askerî hastaneleri içeren daha örgütlü bir sağlık sistemi ortaya çıktı.</p>

<p>Kalıcı lejyon üslerinin yayılmasıyla birlikte hasta ve yaralı askerlerin bakımı yalnızca sefer koşullarında kurulan geçici alanlara bağlı kalmadı. Büyük askerî garnizonlarda sağlık hizmeti için özel yapılar ayrıldı.</p>

<h3>Hastane lejyon kampının parçasıydı</h3>

<p>Valetudinariumlar sıradan bir kışla bölümü değildi.</p>

<p>Arkeolojik örneklerde hasta odaları, koridorlar ve geniş iç avlular görülüyor. Bazı yapılarda su temini, ısıtma ve bina hijyeniyle ilişkili altyapının bulunduğu da tespit edildi.</p>

<p>Bu düzen, hasta ve yaralı askerlerin kamp içinde ayrı bir alanda takip edilmesini sağlıyordu.</p>

<h3>Vindonissa’da 60 hasta odası</h3>

<p>En iyi bilinen örneklerden biri, günümüzde İsviçre sınırları içinde bulunan Vindonissa lejyon kampında ortaya çıkarıldı.</p>

<p>Buradaki askerî hastane yaklaşık 4 bin 500 metrekarelik bir alan kaplıyordu. Yapıda 60 hasta odası bulunuyor ve rekonstrüksiyonlara göre aynı anda yaklaşık 300 askere bakım verilebiliyordu.</p>

<p>Hastane önce ahşaptan, daha sonra taştan inşa edildi. Hasta odaları geniş bir iç avluyu çevreleyen koridorların iki yanında sıralanıyordu.</p>

<p>Bu ölçek, sağlık hizmetinin büyük bir lejyon kampında ayrı bir lojistik alan olarak planlandığını gösteriyor.</p>

<h3>Sadece savaş yaraları tedavi edilmiyordu</h3>

<p>Valetudinariumlar yalnızca savaş meydanından getirilen kılıç veya mızrak yaralıları için kullanılmıyordu.</p>

<p>Binlerce askerin bir arada yaşadığı garnizonlarda günlük hastalıklar, iş kazaları, kemik ve eklem yaralanmaları ile çeşitli travmalar da sağlık hizmetinin parçasıydı.</p>

<p>Vindonissa’daki bulgular, hekimlerin savaş yaralanmalarının yanı sıra garnizondaki günlük sağlık sorunlarıyla da ilgilendiğini gösteriyor.</p>

<h3>Roma ordusunun kendi hekimleri vardı</h3>

<p>Yazıtlar, Roma askerî birliklerinde “medicus” olarak adlandırılan hekimlerin görev yaptığını ortaya koyuyor.</p>

<p>Roma ordusuna ait 100’den fazla epigrafik belgeyi inceleyen araştırmalar, sağlık personeli için farklı unvanların kullanıldığını ve hekimlerin birlik teşkilatında belirgin bir yere sahip olduğunu gösterdi.</p>

<p>Hekimlerin yanında <strong>capsarii</strong> olarak anılan askerî sağlık yardımcıları da görev yapıyordu. Adlarının, bandaj ve tıbbi malzemelerin taşındığı “capsa” adı verilen kutuyla ilişkili olduğu kabul ediliyor.</p>

<p>Yazıtlarda <strong>optio valetudinarii</strong> unvanına da rastlanıyor. Bu görev askerî hastanenin idari gözetimiyle ilişkilendiriliyor; tıbbi tedavi uygulayan bir hekimlik unvanı olarak değerlendirilmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Novae’de büyük bir lejyon hastanesi</h3>

<p>Roma askerî tıbbının en önemli arkeolojik merkezlerinden biri, bugün Bulgaristan sınırları içinde bulunan Novae.</p>

<p>Tuna kıyısındaki lejyon üssünde yürütülen kazılarda iyi korunmuş bir askerî hastane ortaya çıkarıldı.</p>

<p>Arkeolojik değerlendirmelere göre hastanenin bulunduğu alanda daha önce bir lejyon hamamı vardı. Yapı yaklaşık MS 70-101 yılları arasında kullanıldı.</p>

<p>Traianus dönemindeki Daçya savaşları sırasında alan yeniden düzenlendi ve burada büyük bir valetudinarium inşa edildi.</p>

<p>Bu değişim, Daçya savaşlarının askerî sağlık altyapısına duyulan ihtiyacı artırmış olabileceğini gösteren önemli arkeolojik örneklerden biri.</p>

<h3>Hastanenin içinde şifa kültü</h3>

<p>Novae’deki hastanenin iç avlusunda Asklepios ve Hygieia ile ilişkili bir kutsal alan da bulundu.</p>

<p>Adaklar ve yazıtlar, Roma dünyasında tıbbi tedavi ile şifa inançlarının aynı ortamda var olabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Hekimlik, cerrahi ve ilaç uygulamaları gelişirken dinsel şifa anlayışı tamamen ortadan kalkmış değildi.</p>

<h3>Hadrian Duvarı’nda da izleri bulundu</h3>

<p>Roma askerî sağlık sisteminin izleri Britanya’ya kadar uzanıyordu.</p>

<p>Hadrian Duvarı üzerindeki Housesteads Roma Kalesi’nde bulunan geniş avlulu yapılardan biri, arkeologlar tarafından muhtemel bir askerî hastane olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Yapının işlevi kesin biçimde kanıtlanmış değil. Ancak planı, başka Roma garnizonlarında bilinen valetudinariumlarla benzerlik taşıyor.</p>

<p>Bu örnek, askerî sağlık hizmetinin imparatorluğun merkezinden uzak sınır garnizonlarında da örgütlenmiş olabileceğini gösteriyor.</p>

<h3>Modern hastanenin aynısı değildi</h3>

<p>Valetudinariumları bugünkü hastanelerin doğrudan karşılığı olarak görmek doğru değil.</p>

<p>Roma dünyasında mikrop teorisi, antibiyotikler, modern anestezi, kan transfüzyonu ve yoğun bakım gibi uygulamalar bilinmiyordu.</p>

<p>Cerrahi sonuçlar yaranın türüne, kan kaybına ve enfeksiyon gelişip gelişmemesine bağlıydı. Hekimlik eğitimi de günümüzdeki gibi standart bir diploma ve uzmanlık sistemiyle yürütülmüyordu.</p>

<p>Bu yapıların tarihsel önemi, modern tıbbın araçlarına sahip olmalarından değil; hasta asker için özel mekân, personel ve bakım düzeninin askerî teşkilat içinde oluşturulmuş olmasından kaynaklanıyor.</p>

<h3>Halk için kurulmuş hastaneler değildi</h3>

<p>Valetudinariumlar genel halka açık hastaneler değildi.</p>

<p>Öncelikle askerî birliklerin ihtiyaçlarına hizmet ediyordu. Roma dünyasında büyük çiftliklerde kölelerin bakımı için de benzer adı taşıyan yapılar bulunabiliyordu.</p>

<p>Halka açık kurumsal hastanelerin gelişimi ise daha geç, Geç Antik Çağ’da belirginleşti.</p>

<p>Bu nedenle bir Roma lejyonerinin yataklı sağlık hizmetine erişebilmesi, aynı bölgede yaşayan sivil nüfusun da benzer bir sisteme sahip olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<h3>Arkeoloji her odayı açıklamıyor</h3>

<p>Roma askerî hastanelerini yorumlarken önemli bir sınır bulunuyor.</p>

<p>Bir binanın planı, içindeki cerrahi araçlar veya yazıtlar yapının hastane olduğunu güçlü biçimde düşündürebilir. Ancak her odanın işlevini kesin olarak belirlemek çoğu zaman mümkün değil.</p>

<p>Bugünkü anlamıyla “ameliyathane”, “acil servis” veya “eczane” gibi bölümleri iki bin yıl öncesindeki yapılara doğrudan uyarlamak bilimsel açıdan hatalı olur.</p>

<p>Roma askerî tıbbı hakkında çok sayıda yazılı, epigrafik ve arkeolojik kanıt bulunmasına rağmen sistemin işleyişine ilişkin bazı ayrıntılar hâlâ tartışmalı.</p>

<h3>Lejyonların sağlık altyapısı</h3>

<p>Vindonissa, Novae ve Britanya’daki Roma garnizonları, hasta bakımının askerî kamp düzenine nasıl yerleştirildiğini bugün de göstermeye devam ediyor.</p>

<p>Duvarlar, avlular, hasta odaları ve koridorlar yalnızca mimari kalıntılar değil; Roma ordusunun asker sağlığını korumaya yönelik yaklaşımının da izleri.</p>

<p>Valetudinariumların kalıcı garnizonların içine yerleştirilmesi, hasta ve yaralı bakımının Roma ordusunun kamp düzeninin kurumsal bir parçasına dönüştüğünü gösteriyor.</p>

<p>Bu yapılar modern hastaneler değildi. Ancak özel binalar, hekimler ve sağlık yardımcılarıyla birlikte değerlendirildiğinde, antik dünyadaki en iyi belgelenmiş askerî sağlık örgütlenmelerinden birini oluşturuyor.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>• Clio Medica – The Physician in the Roman Army in the Early Period and at the Height of the Empire, 1995</p>

<p>• Studies in Ancient Medicine – The Identity, Legal Status and Origin of the Roman Army’s Medical Staff in the Imperial Age, 2014</p>

<p>• Collegium Antropologicum – Roma Askerî Tıbbı ve Arkeolojik Bulgular, 2016</p>

<p>• Curationis – Medical Practice in Graeco-Roman Antiquity, 2006</p>

<p>• Würzburger Medizinhistorische Mitteilungen – Römische Valetudinaria an der Rheinfront, 2010</p>

<p>• English Heritage – Housesteads Roma Kalesi Arkeolojik Araştırmaları ve Yapı Tanımları</p>

<p>• Varşova Üniversitesi Arkeoloji Fakültesi – Novae Lejyon Kalesi ve Valetudinarium Araştırmaları</p>

<p>• Museum Aargau – Vindonissa Lejyon Kampı Askerî Hastanesi Araştırmaları</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/roma-lejyonlarinin-gizli-gucu-2-bin-yil-once-askeri-hastaneleri-vardi</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 06:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/roma-askeri-hastaneleri-200kb-1.jpg" type="image/jpeg" length="55803"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sakız Çiğnemek Sağlıklı mı, Diş ve Mide İçin Ne İfade Ediyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sakiz-cignemek-saglikli-mi-dis-ve-mide-icin-ne-ifade-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sakiz-cignemek-saglikli-mi-dis-ve-mide-icin-ne-ifade-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sakız çiğnemek özellikle şekersiz tercih edildiğinde tükürük salgısını artırarak dişleri destekleyebilir. Ancak şekerli sakız, uzun süreli çiğneme ve bazı tatlandırıcılar farklı sorunlara yol açabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sakız Çiğnemek Faydalı mı Zararlı mı? Diş, Mide ve Çene İçin Bilinmesi Gerekenler</p>

<p>Sakız çiğnemek tek başına sağlıklı ya da zararlı bir alışkanlık olarak görülemez. Belirleyici olan sakızın şeker içerip içermediği, ne kadar süre çiğnendiği ve kişinin diş, mide ya da çene eklemiyle ilgili mevcut sorunlarının bulunup bulunmadığıdır.</p>

<p>Uzmanlara göre şekersiz sakız, özellikle yemeklerden sonra kısa süre çiğnendiğinde tükürük akışını artırabilir. Tükürük, ağızdaki asitleri seyreltmeye, yemek artıklarının uzaklaşmasına ve diş minesinin korunmasına yardımcı olur. Bu nedenle şekersiz sakız, diş fırçalamanın yerine geçmese de ağız bakımını destekleyen küçük bir alışkanlık olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şekerli sakızda tablo değişir. Ağızdaki bakteriler şekeri kullanarak asit üretir; bu asitler zamanla diş minesine zarar verebilir. Bu yüzden sık sakız çiğneyen kişilerin şekerli ürünler yerine şekersiz seçeneklere yönelmesi daha doğru kabul edilir.</p>

<p>Şekersiz sakızlarda ksilitol, sorbitol, mannitol veya aspartam gibi tatlandırıcılar bulunabilir. Ksilitol içeren sakızların diş çürüğüne yol açan bazı bakterilerin çoğalmasını azaltabileceğine dair bulgular vardır. Ancak bu, sakızın diş fırçası, diş ipi ve düzenli diş hekimi kontrolünün yerini alabileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Sakızın mide üzerindeki etkisi kişiden kişiye değişebilir. Çiğneme hareketi tükürüğü artırdığı için bazı kişilerde yemekten sonra reflü şikayetini hafifletebilir. Tükürük, yemek borusuna kaçan mide asidinin temizlenmesine destek olabilir. Buna rağmen reflüsü olan herkes için aynı etki beklenmez.</p>

<p>Bazı kişilerde sakız çiğnerken hava yutma artar. Bu durum şişkinlik, geğirme ve karında rahatsızlık hissini belirginleştirebilir. Nane aromalı sakızlar da bazı reflü hastalarında şikayetleri artırabilir. Bu nedenle mide yanması olan kişilerin kendi tetikleyicilerini dikkatle izlemesi gerekir.</p>

<p>Aşırı sakız çiğnemek çene kaslarını yorabilir. Çene ekleminde ağrı, klik sesi, baş ağrısı veya diş sıkma alışkanlığı olan kişilerde uzun süreli çiğneme mevcut yakınmaları artırabilir. Bu grupta sakızı alışkanlık haline getirmek yerine süreyi sınırlamak daha güvenli bir yaklaşımdır.</p>

<p>Tatlandırıcılar da herkes tarafından aynı şekilde tolere edilmez. Özellikle sorbitol ve bazı şeker alkolleri fazla tüketildiğinde gaz, kramp, şişkinlik veya ishale neden olabilir. İrritabl bağırsak sendromu olan kişiler bu etkilere daha hassas olabilir.</p>

<p>Pratik yaklaşım şudur: Şekersiz sakız tercih edilmeli, çiğneme süresi kısa tutulmalı ve özellikle yemeklerden sonra 15-20 dakika ile sınırlanmalıdır. Gün boyu sürekli sakız çiğnemek, beklenen faydayı artırmak yerine çene ve sindirim şikayetlerini öne çıkarabilir.</p>

<p>Çocuklarda sakız kullanımı yaşa ve yutma riskine göre değerlendirilmelidir. Sakızı yutma alışkanlığı olan küçük çocuklarda dikkatli olunmalı, şekerli sakızlar ise diş sağlığı açısından mümkün olduğunca sınırlandırılmalıdır.</p>

<p>Kısacası sakız, doğru seçildiğinde ve ölçülü kullanıldığında ağız sağlığına küçük bir destek sağlayabilir. Ancak çürükleri önleyen tek başına bir yöntem değildir; reflü, çene ağrısı, baş ağrısı, gaz veya ishal gibi şikayetleri artırıyorsa bırakmak ya da azaltmak gerekir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. WebMD - What to Know About Chewing Gum<br />
2. Harvard Health Publishing - Is Constant Gum-Chewing a Bad Idea?<br />
3. American Dental Association - Chewing Gum Oral Health Topic<br />
4. Mayo Clinic - Gastroesophageal Reflux Disease Symptoms and Causes </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sakiz-cignemek-saglikli-mi-dis-ve-mide-icin-ne-ifade-ediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9730.jpeg" type="image/jpeg" length="35109"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Roma Döneminde 2 Bin Yıl Önce Katarakt Ameliyatı Yapılıyordu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/roma-doneminde-2-bin-yil-once-katarakt-ameliyati-yapiliyordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/roma-doneminde-2-bin-yil-once-katarakt-ameliyati-yapiliyordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Roma döneminin en önemli tıp yazarlarından Aulus Cornelius Celsus, yaklaşık iki bin yıl önce kaleme aldığı De Medicina adlı eserinde katarakt için uygulanan cerrahi girişimi ayrıntılarıyla anlattı. “Couching” olarak bilinen yöntemde bulanıklaşmış doğal göz merceği çıkarılmıyor, ince bir iğneyle görüş ekseninin dışına itiliyordu. Roma dönemine tarihlenen cerrahi aletler de bu tür göz girişimlerinin yalnızca yazılı metinlerde kalmadığını gösteren arkeolojik bulgular arasında yer alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yaklaşık iki bin yıl önce Roma dünyasında görmesini katarakt nedeniyle kaybeden bazı hastalara cerrahi müdahale uygulanıyordu.</p>

<p>Roma döneminde yaşayan tıp yazarı ve ansiklopedist Aulus Cornelius Celsus, De Medicina adlı eserinin cerrahiye ayrılan yedinci kitabında bu girişimi hastanın nasıl oturtulacağından iğnenin göze girişine kadar ayrıntılı biçimde anlattı.</p>

<p>Uygulama bugünkü katarakt ameliyatından çok farklıydı. Bulanıklaşmış doğal göz merceği çıkarılmıyor, gözün içinde normal konumundan uzaklaştırılarak görüş yolunun dışına itiliyordu.</p>

<p>Tıp tarihinde “couching” adıyla bilinen bu girişim, katarakt cerrahisinin bilinen en eski yöntemlerinden biri olarak kabul ediliyor.</p>

<h3>Kataraktı çıkarmıyor, görüş alanından uzaklaştırıyorlardı</h3>

<p>Katarakt, gözün doğal merceğinin zamanla saydamlığını kaybetmesi sonucu görmenin bulanıklaşmasına yol açıyor.</p>

<p>Modern cerrahide bulanıklaşan mercek gözden çıkarılıyor ve çoğu hastada yerine yapay bir göz içi merceği yerleştiriliyor.</p>

<p>Antik yöntemin mantığı ise farklıydı.</p>

<p>Cerrah, sivri ve ince bir aletle gözün dış bölümünden içeri giriyor, bulanıklaşmış doğal merceği normal konumundan uzaklaştırarak görüş ekseninin altına doğru itiyordu.</p>

<p>Mercek gözün dışına çıkarılmıyordu.</p>

<p>Görüş yolunu kapatan yapının yer değiştirmesiyle ışığın yeniden gözün arkasındaki algılayıcı tabakaya ulaşması hedefleniyordu.</p>

<p>Bu yöntem modern katarakt ameliyatına göre son derece sınırlı ve riskliydi; ancak görmenin ciddi biçimde azaldığı bazı hastalarda belirli ölçüde görsel iyileşme sağlama potansiyeline sahipti.</p>

<h3>Celsus operasyonu adım adım anlattı</h3>

<p>Celsus’un yaklaşık iki bin yıl önce yaptığı tarif, girişimin rastgele uygulanmadığını gösteriyor.</p>

<p>Hastanın iyi aydınlatılmış bir ortamda cerrahın karşısına oturtulması öneriliyordu.</p>

<p>Cerrah hastadan biraz daha yüksek bir konumda bulunuyor, bir yardımcı ise hastanın başını arkadan sabit tutuyordu.</p>

<p>Başın hareket etmemesi özellikle önemliydi. Çünkü gözün içine ilerletilen ince bir cerrahi alet sırasında küçük bir hareket bile ciddi yaralanmaya neden olabilirdi.</p>

<p>Celsus ameliyat edilmeyen gözün kapatılmasını da tarif ediyordu.</p>

<p>Sağ göz üzerinde çalışılırken sol elin, sol göz üzerinde çalışılırken ise sağ elin kullanılmasını öneriyordu. Bu yaklaşım cerrahın elinin çalışma alanını daha az kapatmasını amaçlıyordu.</p>

<p>Bugünün cerrahi standartlarıyla karşılaştırıldığında son derece ilkel koşullarda gerçekleştirilen bu işlemde bile el pozisyonu, ışık, hastanın başının sabitlenmesi ve giriş noktasının seçimi üzerinde durulması dikkat çekiyor.</p>

<h3>İğne gözün içine ilerletiliyordu</h3>

<p>Operasyonun en hassas bölümü cerrahi aletin göze girişiydi.</p>

<p>Celsus, kullanılacak iğnenin dokuyu geçebilecek kadar sivri ancak kontrol edilemeyecek kadar ince olmaması gerektiğini belirtiyordu.</p>

<p>Alet gözün dış tarafındaki belirli bir noktadan içeri ilerletiliyor, görülebilen damarların yaralanmamasına dikkat ediliyordu.</p>

<p>İğne daha sonra Celsus’un “suffusio” olarak tanımladığı görme engelinin bulunduğu bölgeye yönlendiriliyordu.</p>

<p>Cerrah, bu yapıyı yavaş hareketlerle aşağı doğru bastırarak göz bebeğinin önündeki görüş yolundan uzaklaştırmaya çalışıyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eğer yapı yeniden yukarı çıkarsa parçalanması ve parçaların görüş alanından uzaklaştırılması da tarif edilen yöntemler arasındaydı.</p>

<p>Modern anatomi bilgisiyle değerlendirildiğinde yapılan işlem, katarakt nedeniyle bulanıklaşmış doğal merceğin normal anatomik konumundan uzaklaştırılmasıydı.</p>

<h3>Hastalığı açıklama biçimleri bugünkünden farklıydı</h3>

<p>Roma dönemi hekimleri gözün anatomisini ve kataraktın oluşum mekanizmasını bugünkü anlamıyla bilmiyordu.</p>

<p>Celsus da kataraktı doğal göz merceğinin bulanıklaşması şeklinde açıklamıyordu.</p>

<p>Dönemin anlayışında görmeyi engelleyen bir maddenin gözün içinde oluştuğu ve zamanla yoğunlaştığı düşünülüyordu.</p>

<p>Bu açıklama modern tıp açısından doğru değildi.</p>

<p>Ancak yapılan cerrahi girişimin mekanik sonucu, bulanıklaşmış doğal merceğin görüş ekseninden uzaklaşmasına yol açabiliyordu.</p>

<p>Bu durum, antik tıpta hastalığın nedeni yanlış yorumlansa bile uzun klinik gözlemler sonucunda bazı etkili mekanik müdahalelerin geliştirilebildiğini gösteriyor.</p>

<h3>Her görme kaybına müdahale edilmiyordu</h3>

<p>Celsus’un tarifinde hasta seçimine ilişkin değerlendirmeler de bulunuyor.</p>

<p>Her görme kaybının cerrahi müdahaleye uygun olmadığı düşünülüyordu.</p>

<p>Gözdeki bulanıklığın görünümü, hastanın yaşı ve hastalığın gelişim aşaması değerlendirmede kullanılan unsurlar arasındaydı.</p>

<p>Celsus, çocukluk ve ileri yaşı daha elverişsiz dönemler olarak değerlendiriyor, orta yaş grubunu daha uygun görüyordu.</p>

<p>Ayrıca kataraktın belirli bir aşamaya gelmesini beklemek gerektiğini düşünüyordu.</p>

<p>Bu ölçütler günümüz oftalmolojisinin bilimsel hasta seçimi kriterleri değil.</p>

<p>Yine de cerrahiden önce hastanın müdahaleden yarar görüp göremeyeceğini değerlendirme düşüncesinin oldukça eskiye dayandığını ortaya koyuyor.</p>

<h3>Operasyondan sonra göz kapatılıyordu</h3>

<p>Celsus ameliyat sonrasındaki bakımı da tarif etti.</p>

<p>Cerrahi alet çıkarıldıktan sonra gözün üzerine yumuşak materyaller uygulanıyor ve göz kapatılarak bandajlanıyordu.</p>

<p>Hastanın dinlenmesi ve gözü zorlamaması öneriliyordu.</p>

<p>Bu uygulamaları bugünkü ameliyat sonrası tedavilerle karşılaştırmak mümkün değil.</p>

<p>Antisepsi, mikroorganizmalar, antibiyotikler ve modern steril cerrahi tekniklerin bilinmediği bir dönemde göz içine metal bir alet sokulması ciddi enfeksiyon ve doku hasarı riski taşıyordu.</p>

<h3>Roma döneminden katarakt iğnesi günümüze ulaştı</h3>

<p>Celsus’un anlattığı yöntemin arkeolojik karşılığı olabilecek cerrahi aletler de günümüze ulaştı.</p>

<p>British Museum koleksiyonunda Roma dönemine, MS 1. yüzyıla tarihlenen bronz bir alet “katarakt iğnesi” olarak kataloglanıyor.</p>

<p>Yaklaşık 14,1 santimetre uzunluğundaki eser için köken bilgisinde ihtiyatlı biçimde İtalya’dan geldiğinin söylendiği belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle aletin kesin olarak belirli bir ameliyatta kullanıldığını söylemek mümkün değil.</p>

<p>Ancak yapısı, dönemin tıbbi metinleri ve benzer arkeolojik bulgularla birlikte değerlendirildiğinde Roma dünyasında göz cerrahisinin uygulandığına ilişkin güçlü tarihsel kanıtlar arasında yer alıyor.</p>

<h3>Roma dönemi Britanyası’nda da izlerine rastlandı</h3>

<p>Roma egemenliğinin Britanya’ya kadar uzandığı döneme ait bazı arkeolojik eserler de araştırmacılar tarafından göz cerrahisiyle ilişkilendirildi.</p>

<p>2021 yılında yayımlanan tarihsel bir oftalmoloji araştırması, Roma dönemi Britanyası’nda bulunan bazı cerrahi aletlerin couching yönteminin bölgede uygulanmış olabileceğini düşündürdüğünü bildirdi.</p>

<p>Bu bulgular doğrudan belirli bir ameliyatın kesin kanıtı değil.</p>

<p>Ancak Roma İmparatorluğu’nun farklı bölgelerinde benzer cerrahi bilgilerin ve aletlerin dolaşımda olabileceğini gösteren tarihsel işaretler sağlıyor.</p>

<h3>Tekniğin kökeni Roma olmayabilir</h3>

<p>Couching yönteminin Roma’da icat edildiğini söylemek mümkün değil.</p>

<p>Katarakt cerrahisinin en eski kökenleri konusunda tıp tarihçileri arasında tartışmalar sürüyor.</p>

<p>Hindistan’daki eski tıp metinlerinde katarakt cerrahisine ilişkin tarifler bulunurken Mısır ve Greko-Romen dünyasında da erken dönem göz cerrahisine dair kanıtlar mevcut.</p>

<p>Bu nedenle tekniğin ilk olarak nerede ortaya çıktığını kesin biçimde belirlemek güç.</p>

<p>Celsus’un tıp tarihindeki önemi, yöntemin mucidi olması değil; Roma döneminde bilinen cerrahi girişimi ayrıntılı, sistemli ve günümüze ulaşan bir metin içinde tarif etmiş olması.</p>

<h3>Görme geri gelebiliyordu ancak risk yüksekti</h3>

<p>Bulanıklaşmış doğal merceğin görüş ekseninden uzaklaştırılması bazı hastalarda yeniden ışığı veya büyük nesneleri algılayacak ölçüde görme sağlayabiliyordu.</p>

<p>Ancak göz doğal merceğinin normal optik işlevinden mahrum kalıyordu.</p>

<p>Bugünkü cerrahide kullanılan yapay göz içi mercekleri bulunmadığı için hastanın görme kalitesinin modern katarakt ameliyatı sonrasındaki düzeye ulaşması beklenemezdi.</p>

<p>Couching yönteminin yakın dönemde de uygulandığı bazı bölgelerde yapılan araştırmalarda glokom, kornea hasarı, retina dekolmanı, maküler hasar, optik sinir hasarı ve kalıcı görme kaybı gibi ciddi komplikasyonlar bildirildi.</p>

<p>Bu çağdaş veriler Roma dönemindeki başarı veya komplikasyon oranlarını göstermez.</p>

<p>Ancak aynı temel cerrahi mekanizmanın neden yüksek risk taşıdığını anlamaya yardımcı olur.</p>

<p>Antik Roma dönemine ait güvenilir başarı oranları bulunmadığından “Romalılar kataraktı başarıyla tedavi ediyordu” şeklinde genel bir yargıya varmak mümkün değil.</p>

<h3>Modern katarakt ameliyatıyla aynı işlem değildi</h3>

<p>Günümüz katarakt ameliyatlarıyla Roma dönemindeki couching yöntemi arasında temel bir fark bulunuyor.</p>

<p>Modern cerrahide bulanıklaşmış doğal mercek çıkarılıyor ve çoğunlukla yerine hastanın gözünün optik özelliklerine göre seçilen yapay bir göz içi merceği yerleştiriliyor.</p>

<p>Couching yönteminde ise doğal mercek çıkarılmıyor.</p>

<p>Yalnızca normal konumundan uzaklaştırılıyordu.</p>

<p>Bu nedenle “Romalılar iki bin yıl önce bugünkü katarakt ameliyatını yapıyordu” demek bilimsel açıdan doğru değil.</p>

<p>Daha doğru ifade, <strong>Roma döneminde katarakt için gözün içine cerrahi aletle girilen gerçek bir cerrahi müdahalenin uygulanmış ve ayrıntılı biçimde kayda geçirilmiş olmasıdır.</strong></p>

<h3>İki bin yıl önce göz cerrahisi</h3>

<p>Celsus’un metninin tıp tarihi açısından en ilginç yönlerinden biri, cerrahi işlemin ayrıntı düzeyi.</p>

<p>Yaklaşık iki bin yıl önce bir hastanın ışığa göre konumlandırılması, başının sabitlenmesi, ameliyat edilmeyen gözün kapatılması, cerrahın hangi elini kullanacağının belirlenmesi, damarların görülerek giriş noktasının seçilmesi ve ince metal bir aletin kontrollü biçimde göz içine ilerletilmesi tarif ediliyordu.</p>

<p>Roma tıbbı modern anatomi, mikrobiyoloji, anestezi ve steril cerrahiden çok uzaktı.</p>

<p>Buna rağmen Celsus’un aktardığı yöntem, bazı cerrahi girişimlerin uzun klinik gözlemler ve teknik deneyim sonucunda sistematik hâle getirildiğini gösteriyor.</p>

<p>Bugünkü katarakt ameliyatıyla antik couching yöntemi arasında bilimsel ve teknolojik açıdan büyük bir mesafe bulunuyor.</p>

<p>Yine de Celsus’un yaklaşık iki bin yıllık anlatımı ve Roma döneminden günümüze ulaşan cerrahi aletler, insanın kaybolan görmeyi cerrahi yollarla geri kazanma arayışının çok eski olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>• Aulus Cornelius Celsus – De Medicina, Kitap VII</p>

<p>• Annals of Translational Medicine – The History of Cataract Surgery: From Couching to Phacoemulsification, 2020</p>

<p>• American Journal of Ophthalmology – The First Cataract Surgeons in the British Isles, 2021</p>

<p>• Malaysian Journal of Medical Sciences – The Dangers of Couching in Southwest Nigeria, 2014</p>

<p>• Survey of Ophthalmology – Couching for Cataracts in China, 2010</p>

<p>• British Museum – MS 1. yüzyıla tarihlenen Roma dönemi bronz katarakt iğnesi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/roma-doneminde-2-bin-yil-once-katarakt-ameliyati-yapiliyordu</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 05:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/roma-katarakt-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="37700"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="52031"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="89250"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22967"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96095"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19386"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="89564"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
