<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 28 Oct 2026 15:40:47 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Öze Dönüş Platformu Kurucularından Diş Hekimi Mehmet İrfan Yargıcı Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/oze-donus-platformu-kurucularindan-dis-hekimi-mehmet-irfan-yargici-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/oze-donus-platformu-kurucularindan-dis-hekimi-mehmet-irfan-yargici-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diş Hekimi Mehmet İrfan Yargıcı hayatını kaybetti. Öze Dönüş Platformu kurucularından Yargıcı’nın cenaze programı İstanbul’da açıklandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Öze Dönüş Platformunun kurucularından ve Yüksek İstişare Kurulu üyelerinden Diş Hekimi Mehmet İrfan Yargıcı hayatını kaybetti.</p>

<p>Yargıcı’nın vefatı, 27 Ekim 2026 tarihinde kamuoyuna duyuruldu. Platform çevresinden yapılan paylaşımlarda, Mehmet İrfan Yargıcı’nın uzun yıllardır yürütülen istişare ve sivil toplum çalışmalarında yer aldığı belirtildi.</p>

<p>Yayımlanan cenaze programına göre Yargıcı’nın cenazesi, 28 Ekim 2026 Çarşamba günü öğle namazının ardından İstanbul’daki Fatih Camii’nde kılınacak cenaze namazı sonrası Edirnekapı Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p>

<p>Öze Dönüş Platformu Başkanı Emir Abi’nin açıklamasında, Yargıcı’nın platformun kuruluş sürecinde yer aldığı ve teşkilat çalışmalarına katkı sunduğu ifade edildi.</p>

<p>Diş Hekimi Mehmet İrfan Yargıcı, Öze Dönüş Platformunun kurucu isimleri arasında yer alıyordu. Platformun Yüksek İstişare Kurulunda görev yapan Yargıcı, kuruluşun fikir ve organizasyon çalışmalarında aktif rol üstlenen isimlerden biri olarak biliniyordu. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/oze-donus-platformu-kurucularindan-dis-hekimi-mehmet-irfan-yargici-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 14:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3277.jpeg" type="image/jpeg" length="23406"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÖSYM 2027 sınav takvimi açıklandı: YKS, KPSS, TUS ve MSÜ ne zaman?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/osym-2027-sinav-takvimi-aciklandi-yks-kpss-tus-ve-msu-ne-zaman</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/osym-2027-sinav-takvimi-aciklandi-yks-kpss-tus-ve-msu-ne-zaman" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ÖSYM, 2027 sınav takvimini yayımladı. YKS haziranda, KPSS A Grubu eylülde yapılacak. Üniversite, kamu, akademi ve sağlık alanında sınavlara hazırlanan adaylar için başvuru ve sonuç tarihleri de belli oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), 2027 yılında düzenleyeceği sınavların takvimini 28 Ekim 2026’da erişime açtı. Yeni takvim, adayların hazırlık programlarını oluştururken takip edecekleri sınav, başvuru, geç başvuru ve sonuç açıklama tarihlerini bir araya getiriyor. ÖSYM, güncel gelişmelere bağlı olarak takvimde değişiklik yapılabileceğini de duyurdu.</p>

<p>2027 YKS ne zaman, başvurular hangi tarihlerde?</p>

<p>Üniversiteye giriş için düzenlenen 2027 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS), 19–20 Haziran’da gerçekleştirilecek. Temel Yeterlilik Testi (TYT) 19 Haziran Cumartesi; Alan Yeterlilik Testleri (AYT) ve Yabancı Dil Testi (YDT) 20 Haziran Pazar günü yapılacak.</p>

<p>YKS başvuruları 4 Şubat–2 Mart 2027 tarihleri arasında alınacak. Sonuçların açıklanması için belirlenen tarih ise 21 Temmuz 2027. Böylece üniversite adaylarının hem sınav hazırlığı hem de sonuç sonrası planlaması için temel tarihler netleşmiş oldu.</p>

<p>2027 KPSS A Grubu sınavı ne zaman?</p>

<p>Kamu kariyeri hedefleyen adaylar için KPSS A Grubu oturumları eylül ayında düzenlenecek:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Oturum</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Sınav tarihi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Genel Yetenek–Genel Kültür</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>12 Eylül 2027</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Alan Bilgisi 1. gün</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>18 Eylül 2027</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Alan Bilgisi 2. gün</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>19 Eylül 2027</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Başvurular 8–19 Temmuz, geç başvurular 28–29 Temmuz 2027 tarihlerinde alınacak. Sonuçlar 13 Ekim 2027’de açıklanacak.</p>

<p>2027 MSÜ ve DGS tarihleri belli oldu</p>

<p>Millî Savunma Üniversitesi Askerî Öğrenci Aday Belirleme Sınavı (MSÜ), 20 Mart 2027’de yapılacak. Başvuru dönemi 13 Ocak’ta başlayıp 10 Şubat’ta sona erecek. Sonuçlar 15 Nisan’da duyurulacak.</p>

<p>Ön lisans eğitimini lisansa tamamlamak isteyen adayların katılacağı Dikey Geçiş Sınavı (DGS) ise 18 Temmuz 2027’de gerçekleştirilecek. DGS başvuruları 26 Mayıs–3 Haziran 2027 tarihleri arasında alınacak.</p>

<p>MEB-AGS ve ÖABT 2027’de hangi gün yapılacak?</p>

<p>Öğretmen adayları için Akademi Giriş Sınavı (AGS) 8 Mayıs, Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi (ÖABT) 9 Mayıs 2027’de uygulanacak.</p>

<p>MEB-AGS başvuruları 19–29 Mart 2027 tarihleri arasında alınacak. Sonuçların 11 Haziran 2027’de açıklanması planlanıyor.</p>

<p>Sağlık alanındaki sınavlar: TUS, DUS, YDUS ve EUS tarihleri</p>

<p>Tıp, diş hekimliği ve eczacılık alanında uzmanlık hedefleyen adayların takip edeceği sınavlar da takvimde yer aldı:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Sınav</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Sınav tarihi</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Başvuru tarihleri</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>TUS 1. Dönem</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>27 Mart 2027</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>2–10 Şubat</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>TUS 2. Dönem</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>22 Ağustos 2027</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>5–13 Temmuz</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>YDUS</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>2 Mayıs 2027</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>17–25 Mart</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>DUS</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>24 Ekim 2027</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>7–15 Eylül</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>EUS</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>6 Kasım 2027</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>22–30 Eylül</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Yayımlanan takvimde TUS için iki dönem, DUS ve YDUS için birer sınav tarihi bulunuyor.</p>

<p>2027 ALES ne zaman yapılacak?</p>

<p>Akademik kariyer ve lisansüstü eğitim planlayan adaylar için ALES yıl içinde üç kez uygulanacak:</p>

<ul>
 <li>ALES/1: 18 Nisan 2027</li>
 <li>ALES/2: 11 Temmuz 2027</li>
 <li>ALES/3: 28 Kasım 2027</li>
</ul>

<p>Spor bilimleri programlarına yönelik ÖZYES ise 21–24 Temmuz 2027’de yapılacak. Başvurular 1–10 Haziran’da alınacak, sonuçlar 18 Ağustos’ta açıklanacak.</p>

<p>YDS ve YÖKDİL 2027 sınav tarihleri</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Sınav</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Tarih</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>YÖKDİL/1</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>28 Şubat 2027</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>YDS/1</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>28 Mart 2027</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>YÖKDİL/2</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>25 Temmuz 2027</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>YDS/2</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>21 Kasım 2027</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Elektronik ortamda uygulanacak e-YÖKDİL İngilizce–Sağlık Bilimleri sınavı 30 Mayıs 2027’de yapılacak. Başvurular 4–12 Mayıs’ta alınacak.</p>

<p>ÖSYM 2027 sınav takvimine nereden ulaşılır?</p>

<p>Adaylar, sınavların başvuru, geç başvuru ve sonuç tarihlerini ÖSYM’nin resmî duyurularından inceleyebilir.</p>

<p>Takvimin açıklanması, başvuruların başladığı anlamına gelmiyor. Her sınav için ilgili başvuru döneminin ve duyurunun ayrıca takip edilmesi gerekiyor. ÖSYM’nin güncelleme yapabileceği dikkate alınarak hazırlık ve seyahat planlarının güncel takvim üzerinden kontrol edilmesi önem taşıyor.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/osym-2027-sinav-takvimi-aciklandi-yks-kpss-tus-ve-msu-ne-zaman</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3275.jpeg" type="image/jpeg" length="77844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zihinsel Yorgunluğun Belirtileri: Odaklanma Güçlüğü ve Uyku Sorunları da Görülebilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zihinsel-yorgunlugun-belirtileri-odaklanma-guclugu-ve-uyku-sorunlari-da-gorulebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zihinsel-yorgunlugun-belirtileri-odaklanma-guclugu-ve-uyku-sorunlari-da-gorulebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzun süreli zihinsel yük ve stres, yalnızca bitkinlik hissiyle sınırlı kalmayabiliyor. Dikkat hataları, tahammülsüzlük, uyku ve iştah değişiklikleri de tabloya eşlik edebiliyor; ancak tek başına tanı koydurmuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zihinsel yorgunluk, yalnızca uzun bir günün ardından hissedilen bitkinlikten ibaret olmayabiliyor. Odaklanmakta güçlük çekmek, küçük işlerde daha fazla hata yapmak, çabuk sinirlenmek ve uyku düzeninde değişiklikler yaşamak da yoğun zihinsel yükün belirtileri arasında bulunuyor. Özellikle uzun süreli stres ve kesintisiz dikkat gerektiren faaliyetler, kişinin düşüncelerini, duygularını ve günlük performansını etkileyebiliyor.</p>

<p>WebMD tarafından 20 Şubat 2026'da tıbbi değerlendirmeden geçirilen bilgilendirmede, zihinsel yorgunluğun davranışsal, duygusal ve fiziksel belirtilerine dikkat çekiliyor. İngiltere Ulusal Sağlık Servisi (NHS) de stresin yalnızca ruh hâlini değil, uyku düzenini, beslenme alışkanlıklarını ve bedensel sağlığı etkileyebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Zihinsel yorgunluk nasıl ortaya çıkıyor?</p>

<p>Zihinsel yorgunluk, uzun süre dikkat gerektiren görevlerle uğraşırken veya yoğun psikolojik baskı altında kalındığında ortaya çıkabilen bir durum.</p>

<p>İş yaşamındaki sorumluluklar, sınav hazırlığı, aile içindeki bakım yükü, ekonomik kaygılar ve sürekli tetikte olmayı gerektiren koşullar zihinsel yükü artırabiliyor.</p>

<p>Fiziksel yorgunlukta kaslarda güçsüzlük ve bedensel bitkinlik ön plandayken zihinsel yorgunlukta düşünme, dikkati sürdürme ve karar verme süreçlerinde zorlanma daha belirgin olabiliyor. Bununla birlikte iki durum bir arada da görülebiliyor.</p>

<p>Zihinsel yorgunluğun en belirgin işaretleri</p>

<p>1. Odaklanmak giderek zorlaşıyor</p>

<p>Zihinsel yorgunluğun dikkat çekici belirtilerinden biri, normalde kolaylıkla yapılabilen işlere odaklanmakta güçlük çekilmesi.</p>

<p>Bir metni tekrar tekrar okumak, konuşmaları takip etmekte zorlanmak veya basit görevleri tamamlamak için daha fazla çaba harcamak bu duruma eşlik edebiliyor.</p>

<p>Dikkatin kolay dağılması, çalışma süresinin uzamasına ve kişinin kendisini daha da yorgun hissetmesine yol açabiliyor.</p>

<p>2. Küçük hatalar daha sık yapılıyor</p>

<p>Zihinsel yorgunluk, dikkati sürdürmenin yanı sıra hataları fark etme ve düzeltme becerisini de olumsuz etkileyebiliyor.</p>

<p>Günlük işlerde ayrıntıları atlamak, unutkanlık yaşamak veya normalde yapılmayan hataları tekrarlamak bu süreçte görülebiliyor.</p>

<p>Özellikle araç kullanma, makine çalıştırma ve sürekli dikkat gerektiren görevlerde bu belirtiler güvenlik açısından önem taşıyor.</p>

<p>3. Tahammülsüzlük ve sinirlilik artıyor</p>

<p>Zihinsel olarak yorulan kişiler, daha önce kolayca karşılayabildikleri durumlara karşı sabırsız davranabiliyor.</p>

<p>Küçük aksiliklere aşırı tepki vermek, çevredeki insanlara karşı tahammülün azalması veya duyguları kontrol etmekte zorlanmak yoğun zihinsel yükle ilişkili olabiliyor.</p>

<p>Bu değişiklikler tek başına zihinsel yorgunluğun kanıtı değil. Ancak kişinin alışılmış davranışlarından belirgin biçimde farklılaşması, yaşadığı stresin değerlendirilmesi açısından anlam taşıyor.</p>

<p>4. Çok yorgun olunduğu hâlde uykuya dalmak zorlaşabiliyor</p>

<p>Zihinsel yorgunluk ile uyku arasında her zaman beklenen ilişki görülmüyor.</p>

<p>Kişi gün boyunca kendisini tükenmiş hissetmesine rağmen gece uykuya dalmakta veya uykusunu sürdürmekte zorlanabiliyor.</p>

<p>WebMD, zihinsel açıdan yoğun iş yükü ile uykusuzluk belirtileri arasında ilişki bildiren araştırmalara dikkat çekiyor.</p>

<p>Uyku yetersizliği de ertesi gün dikkat ve enerji sorunlarını artırabildiğinden, karşılıklı olarak birbirini besleyen bir döngü oluşabiliyor.</p>

<p>5. Motivasyon azalıyor, basit görevler bile zor gelebiliyor</p>

<p>Zihinsel yorgunluk yaşayan kişilerde işe başlama isteği azalabiliyor.</p>

<p>Daha önce kısa sürede tamamlanan günlük sorumluluklar gözde büyüyebiliyor. Erteleme davranışı artabiliyor veya kişi kendisini sürekli geride kalmış hissedebiliyor.</p>

<p>Bu durum her zaman isteksizlik ya da disiplin eksikliği anlamına gelmiyor. Uzun süren zihinsel yük, kişinin dikkatini ve çabasını sürdürmesini güçleştirebiliyor.</p>

<p>6. Kaygı ve olumsuz duygular yoğunlaşabiliyor</p>

<p>Sürekli endişelenmek, olayların olumsuz sonuçlarına odaklanmak veya kendisini baskı altında hissetmek de uzun süreli stresle birlikte görülebiliyor.</p>

<p>Bazı kişilerde keyifsizlik, duygusal donukluk ve umutsuzluk gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Ancak bu belirtilerin yalnızca zihinsel yorgunlukla açıklanması doğru değil. Özellikle uzun süren çökkünlük, günlük faaliyetlere yönelik ilgi kaybı ve belirgin işlev kaybı depresyon gibi ruh sağlığı sorunları açısından da değerlendirme gerektirebiliyor.</p>

<p>7. İştah ve beslenme alışkanlıkları değişebiliyor</p>

<p>Stres ve zihinsel yorgunluk bazı kişilerde daha sık atıştırmaya, bazılarında ise iştah azalmasına eşlik edebiliyor.</p>

<p>Özellikle yoğun çalışma dönemlerinde öğün atlamak, farkında olmadan fazla yemek veya beslenme düzenini sürdürmekte zorlanmak görülebiliyor.</p>

<p>İştah değişiklikleri tek başına zihinsel yorgunluğu göstermez. Bununla birlikte uyku, ruh hâli ve dikkat sorunlarıyla birlikte ortaya çıktığında genel stres yükünün değerlendirilmesinde dikkate alınabilir.</p>

<p>8. Baş ağrısı ve kas gerginliği yaşanabiliyor</p>

<p>Zihinsel yorgunluk yalnızca düşüncelerle sınırlı kalmayabiliyor.</p>

<p>NHS, stresin baş ağrısı, kas gerginliği, mide sorunları ve çeşitli bedensel yakınmalarla birlikte görülebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Bazı kişilerde boyun ve sırt ağrıları belirginleşebiliyor. Ancak bu yakınmaların başka tıbbi nedenleri de bulunabileceğinden, özellikle yeni başlayan veya devam eden belirtileri doğrudan strese bağlamak doğru değil.</p>

<p>9. Fiziksel aktiviteler daha yorucu hissedilebiliyor</p>

<p>Zihinsel açıdan yorucu bir günün ardından fiziksel aktiviteye başlamak daha güç gelebiliyor.</p>

<p>WebMD'nin aktardığı bilgilere göre zihinsel yorgunluk, kişinin egzersiz sırasında algıladığı çabayı etkileyebiliyor. Bu nedenle daha önce rahatlıkla yapılan bir aktivite normalden zor hissedilebiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte zihinsel yorgunluğun fiziksel performansı hangi mekanizmalarla etkilediği ve etkinin büyüklüğü her koşulda aynı değil.</p>

<p>10. Sosyal ilişkiler ve alışkanlıklar etkilenebiliyor</p>

<p>Uzun süreli stres altında bazı kişiler sosyal görüşmelerden uzaklaşabiliyor, daha az iletişim kurabiliyor veya daha önce keyif aldığı etkinliklere katılmak istemeyebiliyor.</p>

<p>Alkol ve sigara kullanımında artış gibi davranış değişiklikleri de stresle baş etme çabalarına eşlik edebiliyor.</p>

<p>NHS, stresle mücadele amacıyla alkol, sigara veya diğer maddelere yönelmenin ruh sağlığı sorunlarını ağırlaştırabileceği konusunda uyarıyor.</p>

<p>Zihinsel yorgunluk ile tükenmişlik sendromu aynı şey mi?</p>

<p>Zihinsel yorgunluk ve tükenmişlik günlük dilde birbirinin yerine kullanılabilse de aynı kapsamda değerlendirilmiyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tükenmişliği Uluslararası Hastalık Sınıflandırması'nın 11. revizyonunda (ICD-11) kronik iş yeri stresinin başarıyla yönetilememesi sonucunda ortaya çıkan mesleki bir olgu olarak tanımlıyor.</p>

<p>DSÖ'ye göre tükenmişlik üç temel boyutla karakterize ediliyor:</p>

<p>Enerji azalması veya bitkinlik hissi.</p>

<p>İşe karşı zihinsel uzaklaşma, olumsuzluk ya da alaycı tutum gelişmesi.</p>

<p>Mesleki yeterlilik ve verimlilik algısında azalma.</p>

<p>Tükenmişlik, ICD-11'de bağımsız bir hastalık olarak sınıflandırılmıyor ve DSÖ'nün tanımı özellikle iş yaşamıyla sınırlı tutuluyor.</p>

<p>Zihinsel yorgunluk ise iş dışında, örneğin uzun süreli bakım sorumluluklarında veya yoğun zihinsel çaba gerektiren başka durumlarda da ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Bu ayrım önem taşıyor. Çünkü her zihinsel yorgunluk belirtisi tükenmişlik sendromu anlamına gelmediği gibi, her yorgunluk yakınması da stres kaynaklı olmayabiliyor.</p>

<p>Zihinsel yorgunluğu azaltmak için neler yapılabilir?</p>

<p>Zihinsel yorgunlukla başa çıkmada temel yaklaşım, devam eden stres kaynaklarını değerlendirmek ve dinlenmeye yeterli alan açmak.</p>

<p>Uzun süreli dikkat gerektiren işlerde kısa aralar vermek, zihinsel yükün kesintisiz devam etmesini önlemeye yardımcı olabiliyor.</p>

<p>WebMD, zaman yönetimi için 25 dakikalık çalışma dönemlerini 5 dakikalık molalarla ayıran Pomodoro yöntemini uygulanabilecek seçeneklerden biri olarak aktarıyor. Ancak herkes için geçerli tek bir ideal mola süresi bulunmuyor.</p>

<p>NHS ise stres yönetiminde şu yaklaşımları öneriyor:</p>

<p>Büyük ve karmaşık görevleri daha küçük parçalara ayırmak.</p>

<p>Günlük sorumlulukları gerçekçi biçimde planlamak.</p>

<p>Düzenli fiziksel aktiviteye zaman ayırmak.</p>

<p>Nefes egzersizleri ve gevşeme tekniklerini denemek.</p>

<p>Güvenilen kişilerle duyguları ve yaşanan güçlükleri paylaşmak.</p>

<p>Bu uygulamalar stresle baş etmeyi kolaylaştırabilir. Ancak sürekli aşırı iş yükü, yetersiz dinlenme veya devam eden psikolojik baskı söz konusuysa yalnızca kısa molalar vermek sorunun çözülmesi için yeterli olmayabilir.</p>

<p>Ne zaman profesyonel yardım alınmalı?</p>

<p>Zihinsel yorgunluk belirtileri uzun süre devam ediyorsa, günlük yaşamı belirgin biçimde etkiliyorsa veya alınan dinlenme önlemlerine rağmen düzelmiyorsa bir sağlık uzmanına başvurulması uygun olabilir.</p>

<p>Özellikle sürekli bitkinlik, uyku sorunları, belirgin dikkat güçlüğü ve ruh hâlindeki değişikliklerin başka nedenlerle ilişkili olabileceği unutulmamalı.</p>

<p>Uyku bozuklukları, depresyon, kaygı bozuklukları ve bazı bedensel hastalıklar benzer yakınmalara yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle zihinsel yorgunluk, yalnızca belirtilerin varlığına bakılarak kişinin kendi kendine kesin olarak tanımlayabileceği bir hastalık değildir.</p>

<p>Belirtilerin ne kadar sürdüğü, ne ölçüde şiddetli olduğu, günlük yaşamı nasıl etkilediği ve başka sağlık sorunlarının bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi önerisi değildir. Süregelen yorgunluk, uyku sorunları, belirgin duygu durum değişiklikleri veya günlük yaşamı etkileyen yakınmalar için hekime ya da ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. WebMD. Signs You’re Mentally Exhausted. Yazar: Keri Wiginton. Tıbbi değerlendirme: Dr. Jabeen Begum. 20 Şubat 2026.</p>

<p>2. National Health Service (NHS). Stress. İngiltere Ulusal Sağlık Servisi. Sayfa değerlendirme tarihi: 6 Mart 2026.</p>

<p>3. World Health Organization (WHO). Burn-out an Occupational Phenomenon: International Classification of Diseases. 28 Mayıs 2019. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zihinsel-yorgunlugun-belirtileri-odaklanma-guclugu-ve-uyku-sorunlari-da-gorulebilir</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 14:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3274.jpeg" type="image/jpeg" length="36374"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İki gözde katarakt ameliyatı aynı gün yapılabiliyor, ancak herkese uygun değil]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/iki-gozde-katarakt-ameliyati-ayni-gun-yapilabiliyor-ancak-herkese-uygun-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/iki-gozde-katarakt-ameliyati-ayni-gun-yapilabiliyor-ancak-herkese-uygun-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Her iki göze aynı gün katarakt ameliyatı, uygun hastalarda farklı günlerdeki cerrahiye benzer sonuçlar verebiliyor. Ancak iki gözün ayrı ameliyat gibi hazırlanması ve komplikasyon riskinin değerlendirilmesi gerekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Her iki gözünde katarakt bulunan hastalar için ameliyatların mutlaka farklı günlerde yapılması gerekmiyor. Bilimsel araştırmalar, uygun hastalarda iki gözün aynı gün ameliyat edilmesinin, farklı tarihlerde gerçekleştirilen ameliyatlarla genel olarak benzer görme sonuçları sağlayabildiğini gösteriyor. Ancak bu yaklaşımın güvenliği, hastanın göz sağlığına, cerrahi koşullara ve enfeksiyondan korunma önlemlerine bağlı.</p>

<p>Amerikan Oftalmoloji Akademisinin (AAO) 2026 toplantısı kapsamında gündeme gelen yeni bulgular da aynı gün iki gözden katarakt ameliyatının uygulanabilirliğine ilişkin tartışmalara katkı sağladı.</p>

<p>Medscape'in 26 Ekim 2026 tarihli haberinde aktarılan çok merkezli bir olgu serisi, seçilmiş hastalarda anestezi uzmanı eşliği olmadan gerçekleştirilen aynı gün iki göz katarakt cerrahisinin güvenli biçimde uygulanabileceğine işaret etti.</p>

<p>Bununla birlikte olgu serilerinde elde edilen sonuçlar, yöntemin bütün hastalarda aynı güvenliği sağlayacağını veya anestezi uzmanı desteğinin her koşulda gereksiz olduğunu kanıtlamıyor. Ameliyatın hangi anestezi yöntemiyle ve hangi sağlık ekibiyle gerçekleştirileceği, hastanın tıbbi durumuna göre belirleniyor.</p>

<p>Milyonlarca gözün incelendiği araştırmada ne bulundu?</p>

<p>Aynı gün iki gözden katarakt ameliyatının güvenliğine ilişkin kanıtlar yalnızca yeni bildirilen olgu serileriyle sınırlı değil.</p>

<p>Journal of Cataract &amp; Refractive Surgery dergisinde 2023 yılında yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizde, toplam 11 milyon 68 bin 622 katılımcıyı ve 18 milyon 802 bin 43 gözü kapsayan 13 araştırmanın sonuçları değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmacılar, aynı gün yapılan iki göz ameliyatlarıyla farklı günlerde gerçekleştirilen ameliyatları karşılaştırdı.</p>

<p>Analizde ameliyat sonrası görme keskinliği, göz içi enfeksiyonu, kornea ödemi ve makula ödemi gibi sonuçlar açısından iki yaklaşım arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı.</p>

<p>Ancak randomize olmayan araştırmaların birleştirilmiş sonuçlarında, ameliyat sırasında gelişebilen arka kapsül yırtılması riskinin aynı gün cerrahi grubunda göreli olarak yüzde 34 daha yüksek olduğu belirlendi.</p>

<p>Bu bulgu, aynı gün ameliyatın bütün komplikasyonlar bakımından risksiz olmadığını gösteriyor. Ayrıca gözlemsel araştırmalardan elde edilen risk farklılıklarının hasta özellikleri ve cerrahi koşullardan etkilenebileceği dikkate alınıyor.</p>

<p>Avrupa katarakt cerrahisi önerileri ne söylüyor?</p>

<p>Avrupa Katarakt ve Refraktif Cerrahi Derneğinin (ESCRS) 2024 tarihli klinik önerileri, aynı gün iki gözden katarakt ameliyatını uygun hastalarda değerlendirilebilecek güvenli ve etkili bir seçenek olarak tanımlıyor.</p>

<p>Önerilere göre aynı gün ameliyatla farklı günlerde yapılan ameliyatların klinik sonuçları genel olarak karşılaştırılabilir düzeyde.</p>

<p>Aynı gün cerrahi, hastanın iki gözle daha erken işlevsel görmeye kavuşmasına ve ikinci ameliyatı beklerken yaşayabileceği görme dengesizliğinin azaltılmasına yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte uzun vadede hastaların kendi değerlendirdikleri görme işlevi açısından aynı gün ameliyatın ek bir üstünlüğü gösterilmiş değil.</p>

<p>Dolayısıyla yöntemin temel avantajı, herkes için daha iyi bir nihai görme sonucu sağlamasından çok, uygun kişilerde tedavi sürecini kısaltabilmesi.</p>

<p>İki gözün aynı gün ameliyat edilmesi nasıl gerçekleşiyor?</p>

<p>Tıpta bu yaklaşım, hemen ardışık iki taraflı katarakt cerrahisi olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Uygulamada iki göz aynı anda ameliyat edilmiyor. Önce bir gözün ameliyatı tamamlanıyor, ardından ikinci göz için ayrı bir cerrahi hazırlık yapılıyor.</p>

<p>Güvenlik açısından her gözün bağımsız bir ameliyat olarak ele alınması gerekiyor.</p>

<p>ESCRS önerilerinde, iki göz için kullanılan cerrahi aletlerin ayrı sterilizasyon süreçlerinden geçirilmesi ve ilk gözde ortaya çıkan komplikasyonların ikinci ameliyata geçilmeden önce değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.</p>

<p>İlk gözün ameliyatında ciddi bir sorun gelişmesi durumunda ikinci gözün ameliyatının ertelenmesi gündeme gelebiliyor.</p>

<p>Bu ayrım özellikle önem taşıyor. Çünkü katarakt ameliyatından sonra nadiren gelişebilen endoftalmi adı verilen göz içi enfeksiyonu, görmeyi tehdit edebilen ciddi bir komplikasyon.</p>

<p>Enfeksiyonun her iki gözü birden etkilemesi olasılığı, aynı gün cerrahide üzerinde durulan başlıca güvenlik konularından biri.</p>

<p>Bu nedenle ameliyatların aynı gün yapılması, sterilizasyon veya enfeksiyondan korunma önlemlerinin birleştirilmesi anlamına gelmiyor.</p>

<p>Aynı gün katarakt ameliyatı kimler için uygun?</p>

<p>İki gözünde de ameliyat gerektiren kataraktı bulunan ve ek komplikasyon riski düşük olan hastalar, aynı gün cerrahi açısından değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Ancak hastanın gözünde başka hastalıkların bulunması, ameliyatın teknik açıdan güç olması veya ameliyat sonrası komplikasyon olasılığının yüksek görülmesi durumunda farklı günlerde cerrahi tercih edilebiliyor.</p>

<p>ESCRS, özellikle ameliyat sırasında veya sonrasında komplikasyon gelişme riskini artıran eşlikçi göz hastalıklarının değerlendirilmesini öneriyor.</p>

<p>Karar verilirken yalnızca kataraktın derecesi değil, her iki gözün ayrıntılı muayenesi, göz içi mercek ölçümleri, hastanın genel sağlık durumu ve beklenen görme sonucu birlikte ele alınıyor.</p>

<p>Farklı günlerde yapılan ameliyatların önemli avantajlarından biri de ilk gözün iyileşmesinin ve görme sonucunun değerlendirilmesine zaman tanıması.</p>

<p>Bu bilgiler, gerektiğinde ikinci göz için planlanan göz içi mercek gücünün yeniden değerlendirilmesine yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Anestezi uzmanı olmadan ameliyat yapılması ne anlama geliyor?</p>

<p>Katarakt ameliyatlarında uygun hastalar için en yaygın yöntemlerden biri, göz yüzeyinin damlalarla uyuşturulduğu topikal anestezi.</p>

<p>Bu yöntemde hastanın genel anestezi altında uyutulması gerekmeyebiliyor.</p>

<p>Ancak anestezi uzmanının ameliyat sırasında bulunmaması ile ameliyatın anestezi uygulanmadan yapılması aynı şey değil.</p>

<p>ESCRS önerilerine göre anestezi yöntemi belirlenirken hastanın tıbbi geçmişi, kaygı düzeyi, konforu ve cerrahinin gereksinimleri değerlendirilmeli.</p>

<p>Bazı hastalarda yalnızca lokal anestezi yeterli olabilirken bazılarında ek sedasyon veya farklı anestezi yöntemleri gerekebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle anestezi ekibinin gerekliliği hakkında bütün hastaları kapsayan tek bir karar verilmesi uygun değil.</p>

<p>Ameliyat sonrası ilk gün için destek planı önemli</p>

<p>İki gözün aynı gün ameliyat edilmesi, hastane ziyaretlerini ve iki ayrı ameliyat için yapılan hazırlıkları azaltabilse de ameliyat sonrasındaki ihtiyaçları ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Özellikle ilk saatlerde bulanık görme, ışığa hassasiyet veya göz damlalarının uygulanmasında yardıma ihtiyaç duyulması mümkün.</p>

<p>Bu nedenle hastanın eve dönüşü, ameliyat sonrası göz bakımı ve kontrol randevuları önceden planlanmalı.</p>

<p>Ameliyat sonrasında giderek artan göz ağrısı, belirgin kızarıklık veya görmede ani azalma gelişmesi durumunda gecikmeden göz hekimine başvurulmalı.</p>

<p>Sonuç olarak mevcut bilimsel kanıtlar, aynı gün iki gözden katarakt ameliyatının uygun hastalarda makul bir seçenek olduğunu destekliyor. Ancak en doğru ameliyat zamanlaması, iki gözün birlikte değerlendirilmesi ve cerrahi risklerin kişiye özel olarak belirlenmesiyle kararlaştırılıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Katarakt ameliyatının zamanlaması, anestezi yöntemi ve cerrahi planı hakkında karar vermek için göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Medscape Medical News. Same-Day Cataract Surgery in Both Eyes: Safe, With Caveats. 26 Ekim 2026.</p>

<p>2. Aiello F. ve arkadaşları. Immediate sequential vs delayed sequential bilateral cataract surgery: systematic review and meta-analysis. Journal of Cataract &amp; Refractive Surgery. 2023;49(11):1168-1179. DOI: 10.1097/j.jcrs.0000000000001230.</p>

<p>3. European Society of Cataract and Refractive Surgeons (ESCRS). ESCRS Recommendations for Cataract Surgery. 2024. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/iki-gozde-katarakt-ameliyati-ayni-gun-yapilabiliyor-ancak-herkese-uygun-degil</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3273.jpeg" type="image/jpeg" length="97193"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Günde 8 bardak sade su içmek şart değil: Çay ve kahve de sıvı sayılıyor mu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gunde-8-bardak-sade-su-icmek-sart-degil-cay-ve-kahve-de-sivi-sayiliyor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gunde-8-bardak-sade-su-icmek-sart-degil-cay-ve-kahve-de-sivi-sayiliyor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[NHS, günde 6–8 bardak sıvıyı genel rehber olarak öneriyor. Bu bardakların hepsinin sade su olması gerekmiyor; çay ve kahve de sayılıyor, besinlerdeki su ise toplam alıma katkı sağlıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlıklı kalmak için herkesin günde mutlaka 8 bardak sade su içmesi gerektiği düşüncesi, resmî beslenme rehberlerinin önerilerini tam olarak yansıtmıyor. İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS), günde 6–8 bardak sıvı tüketimini genel bir rehber olarak önermeye devam ediyor. Ancak bu miktarın tamamının sade sudan karşılanması gerekmiyor. Çay, kahve ve süt gibi içecekler günlük sıvı alımına dahil edilirken çorba, sebze ve meyvelerde bulunan su da vücudun toplam su ihtiyacına katkı sağlıyor.</p>

<p>Dolayısıyla değişen veya geçerliliğini yitiren bir sıvı tüketimi önerisinden söz etmek doğru değil. Asıl yanlış anlama, genel bir rehberin herkes için geçerli ve yalnızca sade suyla karşılanması gereken kesin bir miktar olarak yorumlanmasından kaynaklanıyor.</p>

<p>NHS hâlâ günde 6–8 bardak sıvı öneriyor</p>

<p>NHS'nin sağlıklı beslenmeye ilişkin Eatwell Guide rehberinde, günlük 6–8 bardak sıvı tüketimi genel bir hedef olarak yer alıyor.</p>

<p>Rehberde suyun yanı sıra daha düşük yağlı sütlerin, şekersiz veya düşük şekerli içeceklerin, çayın ve kahvenin de günlük sıvı alımına katkıda bulunduğu belirtiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte 6–8 bardak önerisi, her insanın her koşulda aynı miktarda sıvı tüketmesi gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>NHS, sıcak ortamda bulunanların, uzun süre fiziksel aktivite yapanların, hamilelerin, emzirenlerin ve hastalık geçirenlerin daha fazla sıvıya ihtiyaç duyabileceğini vurguluyor.</p>

<p>Burada dikkat edilmesi gereken ayrım, önerinin 6–8 bardak sade suyu değil, farklı içeceklerden alınabilen sıvıyı kapsaması. Besinlerin içerdiği su ise günlük toplam su alımına ayrıca katkıda bulunuyor.</p>

<p>Çay ve kahve içmek su tüketimi yerine geçer mi?</p>

<p>Çay ve kahve, içerdikleri su nedeniyle günlük sıvı tüketimine katkı sağlayan içecekler arasında bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle gün içinde çay veya kahve içen bir kişinin bu içeceklerden aldığı sıvıyı tamamen yok sayarak aynı miktarda sade su tüketmesi gerektiği söylenemez.</p>

<p>Ancak çay ve kahvenin sıvı alımına katkı sağlaması, sınırsız tüketilebilecekleri anlamına gelmiyor.</p>

<p>NHS, kafeinin ölçülü tüketilmesini öneriyor. Kafeine duyarlılık kişiden kişiye değişebiliyor. Hamilelik döneminde ise günlük toplam kafein tüketiminin 200 miligramı aşmaması tavsiye ediliyor.</p>

<p>İçeceklerin şeker içeriği de önem taşıyor. Şekerli çay ve kahve günlük sıvı alımına katkı sağlasa da beraberinde ilave şeker tüketimine neden olabiliyor.</p>

<p>NHS, meyve suyu ve smoothie tüketiminin de içerdikleri serbest şekerler nedeniyle günlük toplam 150 mililitre ile sınırlandırılmasını öneriyor.</p>

<p>Bu nedenle sıvı ihtiyacını karşılarken sade suyu temel içecek olarak tercih etmek, diğer içeceklerin katkısını hesaba katmak ve şeker ile kafein miktarına dikkat etmek daha uygun bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Çorba, sebze ve meyvelerdeki su da hesaba katılıyor</p>

<p>Vücudun günlük su alımı yalnızca bardakla tüketilen içeceklerden oluşmuyor.</p>

<p>Çorba, yoğurt, sebze ve meyve gibi besinler de farklı miktarlarda su içeriyor. Özellikle su içeriği yüksek besinler, gün boyunca alınan toplam su miktarına katkıda bulunuyor.</p>

<p>Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) tarafından 2010 yılında yayımlanan bilimsel değerlendirme, toplam su alımının hesaplanmasında içme suyunun, diğer içeceklerin ve besinlerin içerdiği suyun birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, günlük su ihtiyacının yalnızca kaç bardak sade su içildiğine bakılarak değerlendirilemeyeceğini gösteriyor.</p>

<p>Günlük 2 ve 2,5 litre önerileri ne anlama geliyor?</p>

<p>EFSA'nın bilimsel değerlendirmesinde yetişkin kadınlar için günlük 2 litre, yetişkin erkekler için ise 2,5 litre toplam su alımı yeterli alım düzeyi olarak belirleniyor.</p>

<p>Ancak bu rakamlar, yalnızca içilmesi gereken sade su miktarını ifade etmiyor.</p>

<p>Belirtilen miktarlara su, çay, kahve ve diğer içeceklerin yanı sıra besinlerde bulunan su da dahil ediliyor.</p>

<p>EFSA'nın bu referans değerleri, ılımlı çevre sıcaklığı ve orta düzey fiziksel aktivite koşulları için geçerli.</p>

<p>Burada iki farklı ölçütün birbirine karıştırılmaması gerekiyor. NHS'nin 6–8 bardaklık genel rehberi içeceklerle alınan sıvıya odaklanırken EFSA'nın litre cinsinden belirlediği değerler besinlerdeki suyu da kapsayan toplam alımı ifade ediyor.</p>

<p>Dolayısıyla bu rakamlar, birbirine eklenmesi gereken ayrı su tüketimi hedefleri olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Herkesin su ihtiyacı neden aynı değil?</p>

<p>Günlük sıvı ihtiyacı, vücudun kaybettiği su miktarına ve kişinin içinde bulunduğu koşullara göre değişebiliyor.</p>

<p>Örneğin sıcak havada terleme yoluyla daha fazla sıvı kaybeden biriyle serin bir ortamda dinlenen kişinin ihtiyacı aynı olmayabiliyor.</p>

<p>Uzun süreli egzersiz, ateş, kusma ve ishal gibi durumlarda da sıvı kaybı artabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca belirli bir bardak sayısına ulaşmaya odaklanmak, vücudun gerçek ihtiyacını değerlendirmek için her zaman yeterli değil.</p>

<p>Yeterli sıvı alındığı nasıl anlaşılır?</p>

<p>NHS, günlük sıvı alımını değerlendirmede idrar renginin pratik bir gösterge olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>İdrarın açık, soluk sarı renkte olması genellikle yeterli sıvı alımıyla uyumlu kabul ediliyor.</p>

<p>Buna karşılık koyu sarı idrar, normalden daha az idrara çıkma, ağız kuruluğu, baş dönmesi ve belirgin susuzluk hissi sıvı eksikliğine işaret edebiliyor.</p>

<p>Ancak idrar rengi tek başına kesin bir değerlendirme yöntemi değil. Özellikle yaşlılar ve küçük çocuklar susuz kalma açısından daha fazla risk taşıyabiliyor.</p>

<p>Sıvı kaybının belirgin olduğu veya kişinin yeterince sıvı alamadığı durumlarda tıbbi değerlendirme gerekebiliyor.</p>

<p>Günlük su tüketiminde asıl hedef ne olmalı?</p>

<p>Bilimsel rehberlerin ortak noktası, belirli miktarda sade su içmeyi herkes için değişmez bir zorunluluk olarak belirlemek değil, vücudun yeterli sıvı almasını sağlamak.</p>

<p>Sade su, şeker içermemesi ve kolay ulaşılabilir olması nedeniyle günlük sıvı tüketiminde iyi bir temel seçenek olmayı sürdürüyor.</p>

<p>Bununla birlikte gün içinde içilen çay, kahve ve diğer uygun içeceklerin yanı sıra besinlerin içerdiği su da toplam alıma katkıda bulunuyor.</p>

<p>Önemli olan, 8 bardak sade su hedefini katı bir kurala dönüştürmek yerine sıvı ihtiyacının kişiye, aktiviteye ve çevresel koşullara göre değişebileceğini dikkate almak.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Kalp veya böbrek hastalığı gibi nedenlerle sıvı alımı kısıtlanan kişiler, günlük sıvı miktarını hekimlerinin önerisine göre belirlemelidir. Belirgin susuzluk belirtilerinde tıbbi değerlendirme alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. National Health Service (NHS). Water, drinks and hydration. İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi, son değerlendirme: 17 Mayıs 2023.</p>

<p>2. EFSA Panel on Dietetic Products, Nutrition, and Allergies. Scientific Opinion on Dietary Reference Values for water. EFSA Journal, 2010; 8(3):1459. DOI: 10.2903/j.efsa.2010.1459.</p>

<p>3. National Health Service (NHS). Dehydration. İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi, sağlık bilgilendirme rehberi. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gunde-8-bardak-sade-su-icmek-sart-degil-cay-ve-kahve-de-sivi-sayiliyor-mu</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 13:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3271.jpeg" type="image/jpeg" length="61853"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HIV'e Karşı Deneysel Hücre Tedavisi Farelerde Etki Gösterdi, İnsan Çalışmaları Bekleniyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hive-karsi-deneysel-hucre-tedavisi-farelerde-etki-gosterdi-insan-calismalari-bekleniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hive-karsi-deneysel-hucre-tedavisi-farelerde-etki-gosterdi-insan-calismalari-bekleniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD'de Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles öncülüğünde gerçekleştirilen ve 27 Ekim 2026'da Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırmada, özel olarak programlanan bağışıklık hücrelerinin HIV'in yeniden çoğalmasını geciktirebildiği belirlendi. İnsan bağışıklık hücreleri taşıyan 41 fareyle yürütülen deneylerde, antiretroviral ilaçlar kesildikten sonra virüsün geri dönüş süresi uzadı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bulgular, HIV'in vücutta kalıcı olmasına neden olan enfekte hücreleri hedefleyen yeni tedavilerin geliştirilmesi açısından önem taşıyor. Ancak yöntem henüz insanlarda denenmedi ve virüsün tamamen ortadan kaldırıldığı gösterilemedi.</p>

<p>ABD'de Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles (UCLA) öncülüğünde çalışan bilim insanları, HIV'le enfekte hücreleri hedef almak üzere programladıkları bağışıklık hücreleriyle hayvan deneylerinde yeni sonuçlar elde etti. Yuan Shi, Izra Abbaali ve Jocelyn T. Kim'in de aralarında bulunduğu araştırmacıların çalışması, 27 Ekim 2026'da Nature Communications dergisinde yayımlandı. Araştırmada geliştirilen hücrelerin, HIV ilaçları kesildikten sonra virüsün yeniden çoğalmasını geciktirdiği belirlendi.</p>

<p>Henüz insanlarda test edilmeyen yöntem, HIV'in vücutta uzun süre saklı kalabilmesine ve ilaç tedavisi bırakıldığında yeniden etkinleşmesine yol açan hücresel süreçleri hedefliyor.</p>

<p>Bilim insanları, bağışıklık sisteminin doğal öldürücü hücreleri olarak bilinen NK hücrelerini, HIV taşıyan hücreleri daha kolay tanıyabilecek şekilde programladı. Laboratuvar deneylerinde enfekte hücrelere karşı etkili olan bu yaklaşım, daha sonra insan bağışıklık hücreleri taşıyan farelerde değerlendirildi.</p>

<h3>HIV'in Vücutta Saklanması Tedaviyi Zorlaştırıyor</h3>

<p>Günümüzde HIV enfeksiyonu, antiretroviral ilaçlarla uzun süre kontrol altında tutulabiliyor. Düzenli tedavi sayesinde kandaki virüs miktarı, kullanılan testlerin saptama sınırının altına indirilebiliyor.</p>

<p>Ancak virüsün kandaki miktarının saptanamayacak düzeye düşmesi, HIV'in vücuttan tamamen temizlendiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>HIV, bazı bağışıklık hücrelerinin genetik materyaline yerleşerek uzun süre sessiz kalabiliyor. Virüsün bu şekilde saklandığı hücreler, enfeksiyonun kalıcı olmasının başlıca nedenleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Antiretroviral ilaçlar virüsün çoğalmasını engellese de bu hücrelerin tamamını ortadan kaldıramıyor. Tedavi kesildiğinde sessiz durumdaki virüs yeniden etkinleşebiliyor.</p>

<p>Araştırmacıların geliştirdiği yöntem, özellikle yeniden etkinleşen enfekte hücreleri bağışıklık sistemi aracılığıyla hedef almayı amaçlıyor.</p>

<h3>Bağışıklık Hücreleri HIV'i Tanıyacak Şekilde Programlandı</h3>

<p>Araştırmada insanlardan elde edilen doğal öldürücü hücreler kullanıldı. NK olarak adlandırılan bu hücreler, bağışıklık sisteminin virüsle enfekte olmuş veya anormal özellikler kazanmış hücrelere karşı savunmasında görev yapıyor.</p>

<p>Bilim insanları, NK hücrelerine HIV'in yüzeyindeki belirli bir bölgeyi tanımalarını sağlayan yapay bir reseptör kazandırdı.</p>

<p>D1D2 CAR olarak adlandırılan bu yapı, hücrelerin HIV'le enfekte hedefleri daha kolay ayırt etmesine yardımcı oluyor.</p>

<p>İşlem sırasında hücrelere haberci RNA aktarıldı. Böylece hücreler, hedef tanımayı sağlayan özel proteini üretmek üzere geçici olarak programlandı. Bu yöntem, hücrelerin DNA'sında kalıcı bir gen değişikliği yapılmasını gerektirmiyor.</p>

<p>Geliştirilen hücreler, CAR-NK hücreleri olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Laboratuvar deneylerinde bu hücrelerin, HIV'le enfekte CD4 T hücrelerini hedef alarak ortadan kaldırabildiği görüldü. CD4 T hücreleri, bağışıklık sisteminin çalışmasında görev alan ve HIV'in başlıca hedefleri arasında bulunan hücreler olarak biliniyor.</p>

<p>Araştırmada enfekte olmayan CD4 T hücrelerinde belirgin bir azalma saptanmaması, deneysel yöntemin hedef seçiciliğine ilişkin olumlu bir bulgu olarak değerlendirildi.</p>

<h3>41 Fare Üç Ayrı Grupta İncelendi</h3>

<p>Bilim insanları, laboratuvar sonuçlarını değerlendirmek amacıyla insan bağışıklık hücreleri taşıyan farelerle deneyler gerçekleştirdi.</p>

<p>Toplam 41 fare üç gruba ayrıldı.</p>

<p>İlk gruptaki 15 fareye deneysel NK hücresi tedavisi verilmedi. İkinci gruptaki 13 fareye, HIV'i özel olarak tanıyacak şekilde programlanmamış kontrol NK hücreleri uygulandı. Üçüncü gruptaki 13 fareye ise geliştirilen D1D2 CAR-NK hücreleri verildi.</p>

<p>Deneylerde farelere önce HIV bulaştırıldı. Enfeksiyonun gelişmesi için dört hafta beklendikten sonra hayvanlara altı hafta boyunca antiretroviral ilaç tedavisi uygulandı.</p>

<p>Araştırmacılar, ilaç tedavisinin beşinci haftasında deneysel hücre uygulamasını başlattı.</p>

<p>Geliştirilen hücreleri alan farelere birer hafta arayla iki uygulama yapıldı. Her uygulamada yaklaşık beş milyon NK hücresi kullanıldı.</p>

<p>İkinci uygulama, antiretroviral ilaçların kesildiği gün gerçekleştirildi.</p>

<p>Ardından farelerden haftalık kan örnekleri alınarak HIV'in yeniden çoğalmaya başlama zamanı takip edildi. Virüsün geri dönüşü doğrulandıktan sonra, ilaçların kesilmesini izleyen iki ila dört haftalık dönemde hayvanlardan alınan örnekler incelendi.</p>

<h3>Virüsün Yeniden Çoğalması Gecikti</h3>

<p>Araştırmanın en önemli sonucu, D1D2 CAR-NK hücreleri verilen farelerde HIV'in geri dönüş süresinin diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı biçimde uzaması oldu.</p>

<p>Deneysel hücre tedavisi uygulanmayan farelerle kontrol NK hücreleri verilen hayvanlarda, antiretroviral ilaçlar kesildikten yaklaşık iki hafta sonra virüs yeniden tespit edildi.</p>

<p>HIV'i tanıyacak şekilde programlanan NK hücrelerini alan farelerde ise yeniden çoğalma daha geç başladı.</p>

<p>Kontrol NK hücreleri verilen hayvanlarla hiç NK hücresi almayanlar arasında virüsün geri dönüş zamanı açısından anlamlı bir farklılık bulunmadı.</p>

<p>Bu karşılaştırma, deneysel yöntemdeki etkinin yalnızca NK hücresi verilmesinden değil, hücrelere kazandırılan özel hedef tanıma özelliğinden kaynaklanmış olabileceğini gösterdi.</p>

<p>Ancak araştırmanın önemli bir sınırı da ortaya çıktı.</p>

<p><strong>Deneysel hücre tedavisi HIV'in geri dönüşünü tamamen engellemedi.</strong> Virüs yeniden çoğalmaya başladığında, grupların kandaki virüs düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı.</p>

<p>Bu nedenle çalışma, HIV'in ortadan kaldırıldığını değil, ilaç tedavisinin bırakılmasının ardından yeniden ortaya çıkmasının geciktirilebildiğini gösteriyor.</p>

<h3>Virüsün Geri Dönüşüne Katılan Hücrelerde Değişim Saptandı</h3>

<p>Araştırmacılar, deneysel tedavinin HIV'in vücutta saklı kaldığı hücreler üzerindeki olası etkisini de inceledi.</p>

<p>Bunun için genetik olarak işaretlenmiş HIV kullanıldı. Virüse eklenen küçük genetik işaretler sayesinde yeniden çoğalmaya katılan farklı virüs soyları takip edildi.</p>

<p>Analizlerde, D1D2 CAR-NK hücreleri verilen hayvanlarda yeniden ortaya çıkan virüs soylarının sayısının ve genetik çeşitliliğinin azaldığı belirlendi.</p>

<p>Ayrıca farklı organlarda ortak olarak tespit edilen, virüsün yeniden çoğalmasıyla ilişkili genetik işaretlerin daha az olduğu görüldü.</p>

<p>Bu bulgular, geliştirilen bağışıklık hücrelerinin HIV'in yeniden etkinleşmesine katkıda bulunan bazı enfekte hücreleri azaltmış olabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Araştırmada virüs taşıyan hücrelerin genetik özellikleri de değerlendirildi.</p>

<p>Deneysel tedavi uygulanan farelerde yeniden çoğalmayla ilişkili HIV genetik materyalinin, insan hücrelerinin daha aktif gen bölgelerinde bulunma olasılığının daha düşük olduğu saptandı.</p>

<p>Bu sonuç, tedavinin özellikle yeniden etkinleşmeye yatkın enfekte hücreler üzerinde seçici baskı oluşturmuş olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Yine de söz konusu analizler, vücuttaki bütün HIV depolarının temizlendiğini kanıtlamıyor. Uzun süre sessiz kalabilen enfekte hücrelerin ne ölçüde ortadan kaldırılabildiği henüz kesin olarak bilinmiyor.</p>

<h3>Geliştirilen Hücrelerin Vücutta Kalma Süresi Sınırlı</h3>

<p>Araştırmada değerlendirilen önemli konulardan biri, verilen NK hücrelerinin vücutta ne kadar süre varlığını koruduğuydu.</p>

<p>Deneysel hücre uygulaması yapılan hayvanlarda kandaki NK hücresi düzeylerinin, son uygulamadan sonraki bir ila üç hafta içerisinde başlangıç seviyelerine yaklaştığı görüldü.</p>

<p>Bu durum, geliştirilen hücrelerin etkisinin uzun süre devam etmesini güçleştirebilecek bir sınırlılık olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Bilim insanları, gelecekte hücrelerin vücutta daha uzun süre kalmasını sağlayabilecek yöntemlerin araştırılması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Ayrıca çalışmada kullanılan farelerin insan bağışıklık hücreleri taşımasına rağmen, insan bağışıklık sisteminin bütün özelliklerini yansıtmadığına dikkat çekiliyor.</p>

<p>HIV'in insan vücudunda farklı dokularda saklanabilmesi, bağışıklık sisteminin tepkileri ve uzun süreli enfeksiyonun özellikleri nedeniyle hayvan deneylerindeki sonuçların insanlara doğrudan aktarılması mümkün değil.</p>

<h3>HIV Tedavisinde Yeni Yöntemin İnsanlarda Etkisi Henüz Bilinmiyor</h3>

<p>Araştırma, HIV'le enfekte hücreleri hedef alan hücresel tedavilerin geliştirilmesi açısından yeni deneysel veriler sunuyor.</p>

<p>Ancak D1D2 CAR-NK yönteminin HIV tedavisindeki güvenliliği ve etkinliği insanlarda henüz değerlendirilmiş değil.</p>

<p>Bu araştırma kapsamında herhangi bir Faz 1, Faz 2 veya Faz 3 klinik çalışma sonucu bulunmuyor. Yöntem, HIV enfeksiyonunun tedavisi için onaylanmış bir uygulama niteliği de taşımıyor.</p>

<p>İnsanlarda kullanılabilecek bir tedaviye dönüşebilmesi için öncelikle ek güvenlilik çalışmalarının yapılması gerekiyor.</p>

<p>Özellikle programlanan hücrelerin uzun vadeli etkisi, tekrar uygulama gereksinimi, olası istenmeyen bağışıklık tepkileri ve HIV'in farklı dokularda saklı kalan hücrelerini hedefleme kapasitesinin araştırılması gerekiyor.</p>

<p>Araştırmacılar, geliştirilen yöntemin başka bağışıklık temelli tedavilerle birlikte uygulanmasının da gelecekte değerlendirilmesi gereken seçenekler arasında bulunduğunu belirtiyor.</p>

<h3>Mevcut HIV Tedavisinin Yerini Almıyor</h3>

<p>Deneysel yöntemin henüz hastalarda kullanılamaması nedeniyle HIV enfeksiyonunun kontrolünde antiretroviral ilaçlar temel tedavi olmayı sürdürüyor.</p>

<p>Düzenli kullanılan bu ilaçlar, virüsün çoğalmasını baskılayarak bağışıklık sisteminin korunmasını ve HIV'le yaşayan kişilerin uzun, sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlayabiliyor.</p>

<p>Etkili tedaviyle virüs yükünün kalıcı olarak saptanamayacak düzeyde tutulması, HIV'in cinsel yolla bulaşmasını da önlüyor.</p>

<p>Yeni araştırmanın sonuçları, mevcut ilaçların kesilmesini veya tedavi düzeninin değiştirilmesini gerektirmiyor.</p>

<p>Nature Communications'ta yayımlanan çalışma, HIV'in yeniden çoğalmasına katkıda bulunan bazı enfekte hücrelerin, özel olarak programlanmış bağışıklık hücreleriyle hedeflenebileceğini destekliyor.</p>

<p>Bunun HIV'le yaşayan kişilerde ilaçsız ve uzun süreli virüs kontrolüne dönüşüp dönüşemeyeceği ise henüz bilinmiyor. Araştırmanın klinik değeri, yöntemin insanlarda güvenliğinin ve kalıcı etkisinin gösterilmesine bağlı olacak.</p>

<h2>KAYNAKLAR</h2>

<ul>
 <li>
 <p>Nature Communications – Yuan Shi, Izra Abbaali, William Harvey ve çalışma arkadaşları. <i>NK cells engineered with a chimeric antigen receptor delay HIV rebound and reshape HIV reservoir composition.</i> 27 Ekim 2026.</p>
 </li>
</ul><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hive-karsi-deneysel-hucre-tedavisi-farelerde-etki-gosterdi-insan-calismalari-bekleniyor</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 13:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/hiv-tedavisinde-yeni-hucre-yontemi.jpg" type="image/jpeg" length="87050"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Canan Dağdeviren'in Ekibinden Beyin Tümörleri İçin Yeni İmplant Teknolojisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/canan-dagdevirenin-ekibinden-beyin-tumorleri-icin-yeni-implant-teknolojisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/canan-dagdevirenin-ekibinden-beyin-tumorleri-icin-yeni-implant-teknolojisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MIT'de Canan Dağdeviren'in ekibinin geliştirdiği 24 ultrasonik bileşenli beyin implantı, deneylerde verilen maddelerin dokuda daha geniş alana yayılmasını sağladı. Teknoloji, beyin tümörleri için araştırılıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>ABD’deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) araştırmacıları, beyin dokusuna verilen ilaçların daha geniş bir alana ulaşmasını sağlayabilecek yeni bir implant teknolojisi geliştirdi. Türk bilim insanı Doç. Dr. Canan Dağdeviren’in öncülüğündeki ekip tarafından tasarlanan sistem, özellikle agresif beyin tümörlerinin tedavisinde karşılaşılan önemli bir soruna çözüm üretmeyi hedefliyor.</p>

<p>LUCID adı verilen implant, 24 minyatür ultrasonik bileşeni ilaç iletim sistemiyle bir araya getiriyor. Laboratuvar ortamındaki doku modelleri ve farelerle gerçekleştirilen ilk deneyler, ultrason teknolojisinin verilen maddelerin beyin dokusundaki dağılımını artırabildiğini ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmanın sonuçları 26 Ekim 2026 tarihinde bilimsel yayın organı Device dergisinde yayımlandı.</p>

<p>Beyin tümörlerinin tedavisindeki önemli soruna odaklanıyor</p>

<p>Glioblastoma, hızlı büyümesi ve çevresindeki beyin dokusuna yayılabilmesi nedeniyle tedavisi güç beyin tümörlerinden biri olarak biliniyor.</p>

<p>Hastalığın tedavisinde genellikle cerrahi müdahale, radyoterapi ve ilaç tedavileri uygulanıyor. Ancak ameliyat sırasında tüm kanser hücrelerinin temizlenmesi her zaman mümkün olmuyor. Geride kalan tümör hücreleri hastalığın yeniden ortaya çıkmasına yol açabiliyor.</p>

<p>Tedavide karşılaşılan bir başka güçlük ise ilaçların beyin dokusuna yeterli miktarda ulaştırılması.</p>

<p>Beyni kandaki bazı zararlı maddelerden koruyan kan-beyin bariyeri, birçok ilacın hedef dokuya ulaşmasını da sınırlıyor. İlaçların doğrudan beyin dokusuna verilmesi bu sorunu kısmen aşabilse de ilacın çevre dokuya yeterince yayılması ayrı bir güçlük oluşturuyor.</p>

<p>MIT araştırmacıları tarafından geliştirilen implant, tam da bu noktada devreye giriyor.</p>

<p>24 ultrasonik bileşenle çalışıyor</p>

<p>LUCID sisteminin en dikkat çekici özelliği, ilaç iletimini ultrason dalgalarıyla birleştirmesi.</p>

<p>İnce ve esnek yapıdaki implantın üzerinde 24 küçük ultrasonik dönüştürücü bulunuyor. Üç boyutlu baskı teknolojisiyle üretilen ilaç iletim kanalı, bu bileşenlerle aynı yapıda birleştiriliyor.</p>

<p>Sistem, ilacı belirlenen bölgeye iletirken ultrason dalgalarıyla çevredeki dokuya yayılımını artırmayı amaçlıyor.</p>

<p>Yaklaşık 100 mikrolitrelik sıvı haznesine sahip cihazda, ilaç iletimi pasif bir ozmotik pompayla sağlanıyor. Ultrason uygulaması ise kablosuz olarak kontrol edilebiliyor.</p>

<p>Bu özellik, gelecekte ilaçların yalnızca belirli bir bölgeye verilmesini değil, uygulamanın zamanlamasının ve dağılımının da kontrol edilmesini mümkün kılabilir.</p>

<p>Deneylerde ne sonuç elde edildi?</p>

<p>Araştırmacılar öncelikle insan dokusunun bazı fiziksel özelliklerini taklit eden laboratuvar modellerinde sistemi değerlendirdi.</p>

<p>Ultrason desteğiyle verilen maddelerin, yalnızca sıvı infüzyonuyla verilenlere kıyasla daha geniş bir alana yayıldığı gözlendi.</p>

<p>Ardından farelerde gerçekleştirilen deneylerde, manyetik rezonans görüntülemede kullanılan bir kontrast maddeyle sistemin dağılım performansı incelendi.</p>

<p>Ultrason etkinleştirildiğinde kontrast maddenin beyin dokusunda daha geniş bir hacme ulaştığı belirlendi.</p>

<p>Araştırmada ayrıca doku benzeri deney düzeneğinde sistemin 20 saat boyunca kablosuz çalışabildiği gösterildi.</p>

<p>Bu sonuçlar teknolojinin uygulanabilirliği açısından önemli olmakla birlikte, deneylerde beyin tümörlerinin küçüldüğü veya kanserin tedavi edildiği gösterilmedi.</p>

<p>Ameliyat sonrasında kullanılabilir mi?</p>

<p>Araştırmacıların uzun vadeli hedeflerinden biri, implantın beyin tümörü ameliyatları sırasında uygun bölgeye yerleştirilmesi.</p>

<p>Böylece ameliyat sonrasında kalabilecek kanser hücrelerine yönelik ilaçların belirli aralıklarla doğrudan ilgili dokuya verilmesi mümkün olabilir.</p>

<p>Geliştirilmekte olan sistemin bir başka olası avantajı, ilaçların tüm vücuda yayılmasını azaltarak hedeflenen bölgede daha yüksek etkinlik sağlama potansiyeli.</p>

<p>Ancak bu avantajların hastalarda gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin klinik araştırmalarla gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>Gen tedavileri için de kullanılabilir</p>

<p>LUCID teknolojisinin araştırma potansiyeli yalnızca beyin tümörleriyle sınırlı değil.</p>

<p>Araştırmacılar, geliştirilen platformun gelecekte immünoterapiler, gen tedavileri ve farklı moleküler tedavilerin beyin dokusuna ulaştırılmasında kullanılabileceğini değerlendiriyor.</p>

<p>Özellikle büyük moleküllerin hedef dokuda dağıtılması, yeni nesil nörolojik tedavilerin geliştirilmesinde önemli bir araştırma alanı.</p>

<p>Bununla birlikte, sistemin farklı ilaç türleriyle güvenliği ve uzun süreli kullanım performansı henüz kapsamlı biçimde doğrulanmış değil.</p>

<p>İnsanlarda ne zaman kullanılabilecek?</p>

<p>Teknoloji şu aşamada klinik öncesi araştırma düzeyinde bulunuyor.</p>

<p>İmplantın insanlarda kullanılabilmesi için uzun dönem doku uyumu, ultrason uygulamasının güvenliği, cihazın dayanıklılığı, ilaç iletim performansı ve olası yan etkilerinin değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Ardından düzenleyici izinlerle yürütülecek insan araştırmalarında hem güvenlik hem de klinik yarar gösterilmeli.</p>

<p>Dolayısıyla LUCID, bugün hastanelerde kullanılan yeni bir beyin kanseri tedavisi değil; gelecekteki tedavi yöntemlerine katkı sağlayabilecek deneysel bir ilaç iletim teknolojisi olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Canan Dağdeviren’in araştırmalarında yeni aşama</p>

<p>MIT’de görev yapan Canan Dağdeviren, esnek elektronik sistemler ve vücuda uyum sağlayabilen tıbbi teknolojiler üzerine yürüttüğü çalışmalarla tanınıyor.</p>

<p>LUCID araştırması da bu yaklaşımın beyin dokusuna ilaç ulaştırılması alanındaki yeni uygulamalarından biri.</p>

<p>Jason Hou ve Sarah Ornellas’ın ilk yazarları arasında bulunduğu çalışma, minyatür ultrason teknolojileriyle kontrollü ilaç iletimini aynı platformda bir araya getiriyor.</p>

<p>Araştırmanın asıl bilimsel katkısı, yalnızca yeni bir implant geliştirilmesi değil, beyin dokusunda ilaç dağılımını artırmak için kontrol edilebilir ve uzun süreli kullanılabilecek bir teknoloji altyapısı sunması.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Hou J. F. ve arkadaşları. Long-term Ultrasound-enhanced Convective Injection Device for Neural Drug Delivery. Device, 2026.</li>
 <li>Massachusetts Institute of Technology. Implantable device uses ultrasound to improve drug delivery to the brain. 26 Ekim 2026.</li>
 <li>MIT Media Lab. LUCID: Implantable ultrasound technology improves drug delivery to the brain. 26 Ekim 2026. </li>
</ol><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/canan-dagdevirenin-ekibinden-beyin-tumorleri-icin-yeni-implant-teknolojisi</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 13:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3270.jpeg" type="image/jpeg" length="54523"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[28 Bin 557 Asistan, 68 Hastane: Türkiye’nin Uzman Hekim Geleceğinde SBÜ İmzası]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/28-bin-557-asistan-68-hastane-turkiyenin-uzman-hekim-geleceginde-sbu-imzasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/28-bin-557-asistan-68-hastane-turkiyenin-uzman-hekim-geleceginde-sbu-imzasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi, 21 ildeki 68 afiliye eğitim ve araştırma hastanesinde 28 bin 557 uzmanlık öğrencisiyle Türkiye’nin sağlık geleceğinde stratejik rol üstleniyor. Rektör Aydın, nitelikli uzman hekim yetiştirmenin önemine dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’nin uzman hekim yetiştirme kapasitesinde stratejik bir sorumluluk üstlenen Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ), ülke geneline yayılan geniş klinik eğitim ağıyla dikkat çekiyor. Türkiye’nin 21 ilindeki 68 afiliye eğitim ve araştırma hastanesinde 28 bin 557 uzmanlık öğrencisinin eğitim gördüğü üniversite, mezuniyet sonrası tıp eğitiminin en büyük aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı ile yürütülen birlikte kullanım modeli sayesinde akademik eğitim ile sağlık hizmetlerini aynı çatı altında buluşturan SBÜ, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Anadolu’nun farklı şehirlerindeki eğitim ve araştırma hastanelerinde uzman hekim yetiştirilmesine katkı sağlıyor.</p>

<p>Üniversitenin ulaştığı büyüklük, yalnızca eğitim verilen hastane ve uzmanlık öğrencisi sayısıyla değil, Türkiye’nin gelecek yıllardaki sağlık insan gücünün yetiştirilmesinde üstlendiği sorumlulukla da önem taşıyor.</p>

<p>21 ilde 68 hastane: Türkiye’nin dört bir yanında uzmanlık eğitimi</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesinin afiliye hastane modeli, yükseköğretim ile sağlık hizmetleri arasında güçlü bir akademik iş birliği oluşturuyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastaneleri, birlikte kullanım protokolleri kapsamında üniversitenin sağlık uygulama ve araştırma merkezleri olarak da faaliyet gösteriyor.</p>

<p>Bu sistemde uzmanlık öğrencileri, teorik ve akademik eğitimlerinin yanı sıra polikliniklerde, ameliyathanelerde, yoğun bakımlarda, acil servislerde ve farklı klinik birimlerde eğitim görevlilerinin gözetiminde uygulamalı deneyim kazanıyor.</p>

<p>Cerrahi ve dahili bilimlerden çocuk sağlığına, kadın hastalıkları ve doğumdan anesteziyolojiye, yoğun bakımdan acil tıbba kadar birçok alanda yürütülen eğitimler, Türkiye’nin gelecekte ihtiyaç duyacağı uzman insan gücünün yetişmesine katkı sağlıyor.</p>

<p>Uzmanlık öğrencisi sayısında yüzde 25’i aşan artış</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesinin 2024 Yılı İdare Faaliyet Raporu’nda, 63 sağlık uygulama ve araştırma merkezinde 22 bin 801 uzmanlık öğrencisinin eğitim gördüğü açıklanmıştı.</p>

<p>Güncel olarak bildirilen 28 bin 557 uzmanlık öğrencisi sayısı, 2024 yılına kıyasla 5 bin 756 kişilik artış anlamına geliyor.</p>

<p>Böylece üniversitenin uzmanlık öğrencisi sayısında yaklaşık yüzde 25,2 oranında büyüme gerçekleşti.</p>

<p>Afiliye eğitim ve araştırma hastanesi sayısının 68’e, eğitim ağının ise 21 ile ulaşması, üniversitenin Türkiye çapındaki akademik yapılanmasının ulaştığı ölçeği ortaya koyuyor.</p>

<p>Rektör Aydın: Türkiye’nin gelecek 30-40 yılının uzman hekimlerini yetiştiriyoruz</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, üniversitenin ulaştığı uzmanlık eğitimi kapasitesinin yalnızca akademik bir büyüklük olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, nitelikli hekim yetiştirmenin Türkiye’nin sağlık geleceği açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.</p>

<p>Bir ülkenin sağlık sisteminin gerçek gücünün, sahip olduğu hastanelerin büyüklüğünden önce yetiştirdiği hekimlerin niteliğiyle ölçüldüğünü belirten Prof. Dr. Aydın, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Sağlık Bilimleri Üniversitesi olarak 21 ilimizdeki 68 afiliye eğitim ve araştırma hastanesinde 28 bin 557 uzmanlık öğrencisinin eğitimine katkı sunuyoruz. Bu rakam bizim için yalnızca akademik bir istatistik değil, milletimizin sağlık geleceği adına üstlendiğimiz büyük bir sorumluluğun ifadesidir.</p>

<p>Bugün eğitim verdiğimiz her uzman hekim, yarın bir ameliyathanede hayat kurtaracak, bir yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren hastaya umut olacak, bir acil serviste zamana karşı yarışacak, ülkemizin farklı şehirlerinde insanımıza şifa dağıtacaktır.</p>

<p>Biz yalnızca bugünün hekimlerini yetiştirmiyoruz. Türkiye’nin gelecek 30-40 yılının sağlık sistemine nitelikli insan kaynağı hazırlıyoruz.”</p>

<p>“Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin mirası bize tarihî sorumluluk yüklüyor”</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesinin köklü tıp eğitimi geleneğine de değinen Rektör Aydın, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin mirasının bugünkü eğitim anlayışına yön verdiğini belirtti.</p>

<p>Prof. Dr. Aydın, açıklamasını şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’den devraldığımız köklü miras, bize yalnızca bilim üretme değil, milletimize karşı tarihî bir sorumluluk da yüklüyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığımızla birlikte yürüttüğümüz bu güçlü eğitim modelinde hedefimiz sadece sayısal büyüme değildir. Esas hedefimiz; bilimsel donanımı yüksek, klinik becerileri gelişmiş, meslek ahlakına bağlı, insan hayatını her şeyin üzerinde tutan uzman hekimler yetiştirmektir.</p>

<p>Türkiye’nin sağlık alanındaki gücünün ve sürdürülebilirliğinin temelinde nitelikli sağlık insan gücü bulunmaktadır. Bu anlayışla ülkemizin her köşesine bilimsel bilgi, akademik birikim ve nitelikli uzmanlık eğitimi taşımaya devam edeceğiz.</p>

<p>Çünkü biliyoruz ki bugün yetiştirdiğimiz hekimlerin niteliği, yarın milletimizin alacağı sağlık hizmetinin kalitesini belirleyecektir.”</p>

<p>Bugünün asistanları, Türkiye’nin gelecekteki sağlık sistemini şekillendirecek</p>

<p>Türkiye’de uzman hekim ihtiyacının karşılanması, yalnızca bugünün değil, önümüzdeki on yılların da en önemli sağlık insan gücü planlama başlıklarından birini oluşturuyor.</p>

<p>Nüfusun yaşlanması, kronik hastalıkların artması, ileri teknoloji gerektiren tanı ve tedavi yöntemlerinin yaygınlaşması ve sağlık hizmetlerine yönelik talebin büyümesi, uzmanlık eğitiminin niteliğini ve sürdürülebilirliğini daha önemli hâle getiriyor.</p>

<p>Özellikle cerrahi branşlar, anesteziyoloji ve reanimasyon, yoğun bakım, acil tıp, çocuk sağlığı ve diğer kritik uzmanlık alanlarında yeterli sayıda nitelikli hekim yetiştirilmesi, sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi açısından hayati önem taşıyor.</p>

<p>Bu bakımdan SBÜ’nün 28 bin 557 uzmanlık öğrencisine ulaşan eğitim kapasitesi, yalnızca üniversitenin akademik büyüklüğünü değil, Türkiye’nin uzun vadeli sağlık insan gücü ihtiyacının karşılanmasında üstlendiği rolü de ortaya koyuyor.</p>

<p>Akademik bilgi ile klinik deneyim aynı eğitim sisteminde buluşuyor</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesinin eğitim modelini farklı kılan temel özelliklerden biri, akademik eğitimin doğrudan sağlık hizmetinin sunulduğu merkezlerde yürütülmesi.</p>

<p>Üniversitenin akademik kadroları ile hastanelerde görev yapan deneyimli klinik ekiplerin aynı eğitim ortamında bulunması, uzmanlık öğrencilerinin bilimsel bilgi ile hasta başı uygulamaları birlikte öğrenmesine imkân sağlıyor.</p>

<p>Uzmanlık öğrencileri bu süreçte yalnızca tanı ve tedavi becerilerini geliştirmekle kalmıyor; klinik karar verme, bilimsel araştırma, hasta güvenliği, etik sorumluluk ve ekip çalışması gibi hekimliğin temel yetkinliklerini de kazanıyor.</p>

<p>Bu eğitim modelinin başarısında öğrenci sayısının yanı sıra eğitici niteliği, vaka çeşitliliği, uygulama olanakları, bilimsel üretim ve uzmanlık yeterlilikleri de belirleyici rol oynuyor.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin mirası 21 ilde yaşatılıyor</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesinin bugünkü eğitim yapılanmasının tarihsel arka planında, Türk tıp eğitiminin köklü kurumlarından Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin mirası bulunuyor.</p>

<p>1903 yılında Haydarpaşa’da hizmete açılan tarihî tıbbiye binası, bugün Sağlık Bilimleri Üniversitesinin Hamidiye Külliyesi olarak tıp ve sağlık bilimleri eğitimine ev sahipliği yapıyor.</p>

<p>Bir asrı aşan tıp eğitimi geleneğinin simgelerinden biri olan bu yapı, günümüzde Türkiye’nin farklı bölgelerine yayılan geniş akademik organizasyonun tarihsel merkezini oluşturuyor.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’den devralınan hekim yetiştirme anlayışı, bugün 21 ildeki 68 afiliye eğitim ve araştırma hastanesinde sürdürülen uzmanlık eğitimiyle yeni kuşaklara aktarılıyor.</p>

<p>Türkiye’nin uzman hekim geleceğinde stratejik güç</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesinin ulaştığı uzmanlık eğitimi kapasitesi, Türkiye’nin sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği ve gelecekteki uzman hekim ihtiyacının karşılanması açısından stratejik bir değer taşıyor.</p>

<p>Bugün üniversitenin afiliye hastanelerinde eğitimlerini sürdüren uzmanlık öğrencileri, önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin dört bir yanındaki hastanelerde tanı, tedavi, cerrahi girişim, yoğun bakım ve ileri uzmanlık hizmetlerinde görev üstlenecek.</p>

<p>21 il, 68 afiliye eğitim ve araştırma hastanesi, 28 bin 557 uzmanlık öğrencisi…</p>

<p>Bu rakamlar, Sağlık Bilimleri Üniversitesinin yalnızca bugünün sağlık eğitiminde değil, Türkiye’nin gelecek yıllardaki uzman hekim kadrolarının yetiştirilmesinde de üstlendiği büyük sorumluluğun somut göstergesi olarak öne çıkıyor.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/28-bin-557-asistan-68-hastane-turkiyenin-uzman-hekim-geleceginde-sbu-imzasi</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2697.jpeg" type="image/jpeg" length="11735"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye’de 4 Plastik Çay Poşeti Markası İncelendi: 3 Dakikalık Demlemede Binlerce Mikroplastik Tespit Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-4-plastik-cay-poseti-markasi-incelendi-3-dakikalik-demlemede-binlerce-mikroplastik-tespit-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-4-plastik-cay-poseti-markasi-incelendi-3-dakikalik-demlemede-binlerce-mikroplastik-tespit-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesinin çalışmasında, 95°C suda 3 dakika demlenen dört plastik çay poşeti ürününün tamamında mikroplastik bulundu. İncelenen parçacıklar 100 mikrometre ve üzerindeydi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de satılan plastik çay poşetleri üzerinde yapılan bilimsel araştırmada, 95 derece sıcaklıktaki suda üç dakika demlenen ürünlerden bir fincana 555 ile 2.498 arasında mikroplastik parçacık geçtiği belirlendi. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi araştırmacılarının çalışması, sıcak suyla temas eden plastik çay poşetlerinin içeceğe parçacık geçişinde rol oynayabildiğini ortaya koydu.</p>

<p>Necla Pehlivan ve Kenan Gedik tarafından yürütülen araştırma, 13 Ekim 2026’da uluslararası bilimsel dergi npj Science of Food’da yayımlandı. Çalışmada mikroplastiklerin yanı sıra bisfenol A (BPA) ve bazı plastikleştirici kimyasalların çaya geçişi de incelendi.</p>

<p>Araştırma, poşet çayların plastik içeren ambalajlarının içeceğe ne ölçüde parçacık bırakabildiğini göstermesi bakımından önem taşıyor. Ancak elde edilen sonuçlar bütün çay poşetlerine genellenemiyor ve tespit edilen parçacıkların insanlarda doğrudan hastalığa yol açtığını göstermiyor.</p>

<p>14 poşet çay ürünü tarandı, dördü ileri analize alındı</p>

<p>Araştırmacılar, Türkiye’nin Rize ilindeki marketlerden temin edilen 14 farklı poşet çay ürününün ambalaj malzemelerini inceledi. Bu ürünlerin dördünde sentetik polimer yapılı poşet, diğer 10 üründe ise selüloz temelli poşet bulunduğu belirlendi.</p>

<p>Çalışmanın mikroplastik geçişine ilişkin ileri analizleri, plastik yapılı olduğu belirlenen dört ürün üzerinde gerçekleştirildi.</p>

<p>Her markadan alınan örnekler, 150 mililitre suda yaklaşık 95°C sıcaklıkta üç dakika demlendi. Ardından demleme suyundaki parçacıklar laboratuvar yöntemleriyle incelendi.</p>

<p>Sonuçlar, araştırılan dört plastik poşet çay ürününün tamamında mikroplastik bulunduğunu gösterdi.</p>

<p>En yüksek ölçüm fincan başına 2.498 parçacığa ulaştı</p>

<p>Araştırmada plastik poşet çaylardan demleme suyuna geçen parçacık sayısı, ölçülen örneklerde fincan başına 555 ile 2.498 arasında değişti.</p>

<p>Dört ürün grubunun ortalama sonuçları ise şöyle kaydedildi:</p>

<p>Birinci ürün: 1.295 parçacık<br />
İkinci ürün: 1.511 parçacık<br />
Üçüncü ürün: 2.221 parçacık<br />
Dördüncü ürün: 740 parçacık</p>

<p>En yüksek ortalama mikroplastik geçişi üçüncü üründe, en düşük ortalama ise dördüncü üründe görüldü. İki ürün arasındaki fark yaklaşık üç kata ulaştı.</p>

<p>Bu sonuç, aynı tür plastik malzemeden üretilen çay poşetlerinde bile parçacık geçişinin ürünlere göre değişebildiğini gösteriyor.</p>

<p>Araştırmada ürünlerin ticari marka isimleri açıklanmadı. Bu nedenle sonuçların belirli bir çay markasına doğrudan atfedilmesi mümkün değil.</p>

<p>Çaya geçen parçacıkların yapısı da incelendi</p>

<p>Laboratuvar analizlerinde, kimyasal olarak tanımlanan mikroplastiklerin poliamid adı verilen sentetik polimerden oluştuğu belirlendi.</p>

<p>Poliamid, naylon türü malzemelerin üretiminde kullanılan bir plastik çeşidi. Özellikle ağ yapılı ve piramit biçimindeki bazı çay poşetlerinde kullanılabiliyor.</p>

<p>Araştırmada tanımlanabilen parçacıkların lif biçiminde olduğu görüldü. Araştırmacılar, bu bulguyu plastik poşet malzemesinin sıcak suyla teması sırasında liflerin ayrılmasıyla uyumlu olarak değerlendirdi.</p>

<p>Bununla birlikte çalışma, parçacıkların tamamının sıcak suyla temas anında yeni oluştuğunu kesin olarak kanıtlamıyor. Üretim sırasında malzeme yüzeyinde bulunan parçacıkların demleme suyuna geçmesi de olası kaynaklar arasında bulunuyor.</p>

<p>100 mikrometreden küçük parçacıklar kapsam dışında kaldı</p>

<p>Araştırmanın dikkat edilmesi gereken yönlerinden biri, kullanılan ölçüm yönteminin sınırları.</p>

<p>Mikroplastiklerin kimyasal olarak tanımlanmasında 100 mikrometre ve üzerindeki parçacıklara odaklanıldı. Bir mikrometre, milimetrenin binde birine karşılık geliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, her filtrede seçilen sınırlı sayıdaki parçacığı kızılötesi spektroskopi yöntemiyle kimyasal olarak doğruladı.</p>

<p>Dolayısıyla açıklanan parçacık sayıları, demleme suyunda bulunabilecek bütün mikroplastik ve nanoplastiklerin toplamını göstermiyor.</p>

<p>Daha küçük parçacıklar bu çalışmada kapsamlı biçimde ölçülmediği için gerçek toplam parçacık sayısının ne olduğu belirlenemedi. Bununla birlikte yalnızca bu sınırlamadan hareketle daha yüksek bir sayı tahmin etmek de mümkün değil.</p>

<p>Dökme çaylarda da mikroplastik bulundu</p>

<p>Araştırmada ayrıca 14 farklı dökme çay markasının kuru yaprakları incelendi.</p>

<p>Bu örneklerde kilogram başına 146 ile 1.178 arasında mikroplastik parçacık tespit edildi.</p>

<p>Dökme çay örneklerinde polietilen, polipropilen, polietilen tereftalat ve poliamid gibi farklı plastik türleri belirlendi.</p>

<p>Araştırmacılar, dökme çay yapraklarındaki parçacıkların tarımsal üretim, işleme, taşıma, ambalajlama veya çevresel bulaşma gibi farklı aşamalardan kaynaklanabileceğini değerlendirdi.</p>

<p>Ancak poşet çaylarla dökme çaylar aynı yöntemle analiz edilmedi.</p>

<p>Poşet çaylarda doğrudan demleme suyuna geçen parçacıklar ölçülürken dökme çaylarda kuru yapraklar kimyasal işlemden geçirildi. Bu nedenle iki grubun sonuçları, aynı koşullarda demlenen iki fincan çayın birebir karşılaştırması olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Çay poşetlerinden BPA ve plastikleştiriciler de geçti</p>

<p>Çalışmanın bir diğer bölümünde, plastik poşet çaylardan demleme suyuna geçebilen kimyasal maddeler araştırıldı.</p>

<p>Analizlerde bisfenol A (BPA) ve farklı plastikleştirici bileşikler tespit edildi.</p>

<p>BPA, bazı plastiklerin üretiminde kullanılan ve hormon sistemi üzerindeki olası etkileri nedeniyle gıda güvenliği açısından değerlendirilen kimyasal maddeler arasında yer alıyor.</p>

<p>Araştırmacıların hesaplamalarında, incelenen ürünlerden biri için tahmini günlük BPA maruziyeti Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesinin belirlediği tolere edilebilir günlük alım miktarının yüzde 21,7’sine ulaştı.</p>

<p>Bu oran, hesaplanan maruziyetin belirli bir sağlık değerlendirme ölçütüne göre düzeyini gösteriyor. Tek başına hastalık geliştiği veya belirli bir miktarda çay tüketiminin kesin olarak zararlı olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ayrıca BPA ve plastikleştirici ölçümleri yalnızca incelenen plastik poşet çayların demleme sularında gerçekleştirildi. Dökme çayların aynı kimyasallar bakımından doğrudan karşılaştırıldığı bir demleme deneyi yapılmadı.</p>

<p>Mikroplastiklerin insan sağlığına etkisi kesinleşti mi?</p>

<p>Mikroplastiklerin gıdalarda bulunması ile insanlarda hastalığa neden olması birbirinden farklı bilimsel sorular.</p>

<p>Bu araştırma, plastik çay poşetlerinden içeceğe parçacık ve bazı kimyasal maddelerin geçebildiğini gösteriyor. Ancak insan katılımcılar üzerinde yürütülmüş bir sağlık araştırması değil.</p>

<p>Bu nedenle bulgulardan doğrudan kanser, hormonal hastalık veya başka bir sağlık sorunu gelişeceği sonucu çıkarılamıyor.</p>

<p>Almanya Federal Risk Değerlendirme Enstitüsünün 2025 yılında yayımladığı değerlendirmede de mikroplastiklerin ağız yoluyla alınmasının insan sağlığı üzerindeki etkilerini kesin biçimde ortaya koymak için yeterli veri bulunmadığı belirtildi.</p>

<p>Enstitü, daha önce plastik çay poşetlerinden milyarlarca parçacık geçtiğini bildiren 2019 tarihli bir araştırmanın ölçüm yöntemine ilişkin önemli eleştiriler de yöneltti.</p>

<p>Bu nedenle farklı araştırmalardaki parçacık sayılarının, kullanılan ölçüm teknikleri ve incelenen parçacık boyutları dikkate alınmadan doğrudan karşılaştırılması doğru değil.</p>

<p>Çay tüketicileri için araştırma ne anlama geliyor?</p>

<p>Yeni araştırma, plastik içeren çay poşetlerinin sıcak suyla temasının içecekteki mikroplastik maruziyetine katkıda bulunabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Plastik poşet malzemesiyle teması azaltmak isteyen tüketiciler için dökme yaprak çayın metal süzgeç veya çaydanlık kullanılarak demlenmesi alternatif olabilir.</p>

<p>Bununla birlikte dökme çay yapraklarında da mikroplastik saptanmış olması, poşetsiz çayın tamamen mikroplastikten arınmış olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmadan, demleme sıcaklığını birkaç derece düşürmenin veya süresini kısaltmanın parçacık geçişini ne ölçüde değiştireceği konusunda da kesin bir sonuç çıkarılamıyor. Çünkü farklı sıcaklık ve sürelerin sistematik biçimde karşılaştırıldığı bir deney yapılmadı.</p>

<p>Çalışmanın ortaya koyduğu temel bulgu, plastik poşet malzemesinin sıcak içeceğe parçacık geçişinin kaynaklarından biri olabilmesi. Bu geçişin farklı ürünlerde nasıl değiştiği ve uzun süreli tüketimin insan sağlığı açısından ne anlama geldiği ise daha kapsamlı araştırmalar gerektiriyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgilendirmesi amacıyla hazırlanmıştır. Mikroplastik maruziyetine ilişkin laboratuvar bulguları, bireysel sağlık riskinin veya herhangi bir hastalığın doğrudan göstergesi olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Pehlivan, N. ve Gedik, K. Microplastic release from plastic tea bags versus bulk tea and migration of bisphenol A and plasticizer esters. npj Science of Food, 13 Ekim 2026. DOI: 10.1038/s41538-026-01175-x.</p>

<p>2. German Federal Institute for Risk Assessment (BfR). BfR assesses study on tea bags and microplastic particles. Communication No. 029/2025, 5 Ağustos 2025. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-4-plastik-cay-poseti-markasi-incelendi-3-dakikalik-demlemede-binlerce-mikroplastik-tespit-edildi</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3269.jpeg" type="image/jpeg" length="48720"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajları 2026: En güzel, kısa ve anlamlı kutlama sözleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/29-ekim-cumhuriyet-bayrami-mesajlari-2026-en-guzel-kisa-ve-anlamli-kutlama-sozleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/29-ekim-cumhuriyet-bayrami-mesajlari-2026-en-guzel-kisa-ve-anlamli-kutlama-sozleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti’nin 103. yılı için en güzel 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajları… Sevdiklerine bayram tebriği göndermek ve sosyal medya hesabında Cumhuriyet coşkusunu paylaşmak isteyenler için kısa, anlamlı, duygusal ve resmî kutlama mesajlarını derledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, bağımsızlığın ve millet egemenliğinin simgesi olan Cumhuriyet’in ilanının yıl dönümünde kutlanıyor. 29 Ekim 1923’te ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti, 2026 yılında 103. yaşına giriyor.</p>

<p>Bu özel günün gururunu bir mesajla paylaşmak isteyenler için farklı uzunluklarda ve farklı hitap biçimlerinde kutlama sözleri hazırladık. İşte WhatsApp, Instagram ve diğer sosyal medya hesaplarında paylaşılabilecek 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajları ve kutlama sözleri…</p>

<p>En güzel 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajları</p>

<p>* Cumhuriyet, bir milletin kendi geleceğine sahip çıkma iradesidir. Bu büyük emaneti aynı inanç ve kararlılıkla yaşatacağımız nice yıllara… 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.<br />
* Ay yıldızlı bayrağımızın altında, özgür ve bağımsız yaşamanın gururuyla… Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.<br />
* Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bağımsızlığımız uğruna mücadele eden bütün kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.<br />
* Dün bağımsızlık için verilen mücadele, bugün geleceğe duyduğumuz güvenin temelidir. Cumhuriyetimizin yeni yaşını gururla kutluyoruz.<br />
* Aynı bayrağın altında buluşmanın, aynı geleceğe umutla bakmanın mutluluğuyla… 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.</p>

<p>Kısa 29 Ekim mesajları</p>

<p>* Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun. Nice aydınlık yarınlara!<br />
* Bir bayrak, bir millet, ortak bir gelecek… 29 Ekim kutlu olsun!<br />
* Cumhuriyetimizin her yaşında aynı gurur, aynı heyecan!<br />
* Bağımsızlığımız daim, Cumhuriyetimiz payidar olsun.<br />
* Cumhuriyet, en kıymetli emanetimiz. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.<br />
* Bugün gururumuzun adı Cumhuriyet. Bayramımız kutlu olsun!</p>

<p>Anlamlı ve duygusal Cumhuriyet Bayramı mesajları</p>

<p>1. Bir çocuğun okul yolundaki heyecanında, bir öğretmenin emeğinde, bir bilim insanının merakında Cumhuriyet’in umudu var. Bu umudu büyüten herkesin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.</p>

<p>2. Bugün evlerimize astığımız her bayrak, geçmişe duyduğumuz minneti ve geleceğe verdiğimiz sözü taşıyor. Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.</p>

<p>3. Bu topraklarda özgürce kurduğumuz her hayalin ardında büyük bir mücadele var. O mücadelenin kahramanlarını minnetle anıyor, Cumhuriyet Bayramımızı gururla kutluyoruz.</p>

<p>4. Cumhuriyet’in kıymetini bilmek; çalışmak, üretmek ve çocuklara daha güzel bir ülke bırakmak için sorumluluk almaktır. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.</p>

<p>5. Büyüklerimizin hatıralarında, çocuklarımızın hayallerinde ve hepimizin yüreğinde aynı sevgi var. Cumhuriyetimizin nice yaşlarını birlikte kutlayalım.</p>

<p>Resmî ve kurumsal 29 Ekim kutlama mesajları</p>

<p>Kısa kurumsal mesaj</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 103. yıl dönümünü gururla kutluyor; Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve aziz şehitlerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.</p>

<p>Çalışma ve üretim vurgulu mesaj</p>

<p>Cumhuriyetimizin 103. yılında, ülkemizin geleceğine çalışarak, üreterek ve ortak değerlerimize sahip çıkarak katkı sunma kararlılığımızı sürdürüyoruz. Milletimizin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor, Cumhuriyetimizin kuruluşunda emeği olan bütün kahramanlarımızı minnetle anıyoruz.</p>

<p>Eğitim ve bilim vurgulu mesaj</p>

<p>Cumhuriyetimizin 103. yılını, eğitimde ve bilimde daha ileriye ulaşma sorumluluğuyla karşılıyoruz. Bilgisi, emeği ve üretimiyle ülkemizin yarınlarına katkı sunan herkesin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Millî Mücadele kahramanlarımızı saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Sosyal medyada paylaşılabilecek 29 Ekim sözleri</p>

<p>* 103 yıldır aynı gururla… Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun! 🇹🇷<br />
* Bugün kalbimizde Cumhuriyet, elimizde ay yıldızlı bayrağımız var.<br />
* Geçmişimize minnetle, geleceğimize umutla… Nice 29 Ekimlere!<br />
* Cumhuriyet’in yeni yaşında en güzel dileğimiz: Birlikte daha aydınlık yarınlara.<br />
* Bu gurur hepimizin. Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun!</p>

<p>Çocuklara ve gençlere Cumhuriyet Bayramı mesajları</p>

<p>Çocuklar için: Sevgili çocuklar, merak ettiğiniz her soru, öğrendiğiniz her bilgi ve kurduğunuz her güzel hayal ülkemizin geleceğine umut katıyor. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun!</p>

<p>Gençler için: Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını sizin fikirleriniz, emeğiniz ve cesaretiniz şekillendirecek. Kendinize inanın, öğrenmekten ve üretmekten vazgeçmeyin. Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun!</p>

<p>2026 yılında Cumhuriyet’in kaçıncı yılı kutlanıyor?</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti, 29 Ekim 1923’te ilan edildi. Bu nedenle 29 Ekim 2026’da Cumhuriyet’in 103. kuruluş yıl dönümü kutlanıyor.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/29-ekim-cumhuriyet-bayrami-mesajlari-2026-en-guzel-kisa-ve-anlamli-kutlama-sozleri</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3263.jpeg" type="image/jpeg" length="99995"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıl dönmesi nedir? Pilonidal sinüs belirtileri ve tedavisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kil-donmesi-nedir-pilonidal-sinus-belirtileri-ve-tedavisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kil-donmesi-nedir-pilonidal-sinus-belirtileri-ve-tedavisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kuyruk sokumunda ağrı, şişlik veya tekrarlayan akıntıyla ortaya çıkan kıl dönmesinde tedavi, apse bulunmasına ve hastalığın yaygınlığına göre değişiyor. Küçük girişimlerden doku kaydırma ameliyatlarına uzanan seçeneklerde, hızlı iyileşme kadar uzun vadeli tekrarlama riski de önem taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kıl dönmesi, tıbbi adıyla pilonidal sinüs, çoğunlukla kalçalar arasındaki oluğun kuyruk sokumuna yakın bölümünde gelişen, deri altında boşluk ve kanallar oluşturabilen bir durumdur. Bu kanallarda kıl ve doku artıkları birikebilir. Hastalık bazen küçük bir delik dışında belirti vermez; bazen de ağrılı apseye veya tekrarlayan akıntıya yol açar.</p>

<p>En önemli ayrım, o anda apse bulunup bulunmadığıdır. Ağrılı ve irin dolu bir şişliğin ilk tedavisi ile aylar boyunca aralıklı akıntı yapan bir sinüsün tedavisi aynı değildir. Belirti vermeyen her açıklık ameliyat gerektirmez; tekrarlayan hastalıkta ise kanalın yaygınlığına göre farklı yöntemler değerlendirilir.</p>

<p>Ağrılı şişlik varsa değerlendirmeyi ertelemeyin</p>

<p>Kuyruk sokumunda yeni başlayan, oturmayı zorlaştıran ağrılı şişlik; irin veya kan gelmesi kısa sürede hekim değerlendirmesi gerektirir. Özellikle ağrı ve şişlik hızla artıyorsa aynı gün sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Genel cerrahi, hastalığın tanı ve tedavisini yürüten temel uzmanlık alanıdır.</p>

<p>Şişliğe ateş, yayılan kızarıklık veya belirgin genel durum bozukluğu eşlik ediyorsa gecikmeden acil değerlendirme gerekir. Apseyi evde sıkmak ya da delmek güvenli bir çözüm değildir. Akıntı başlayıp basınç azaldığında ağrı hafifleyebilir; bu, deri altındaki hastalığın tamamen ortadan kalktığını göstermez.</p>

<p>Kıl dönmesi, sıradan bir batık kılla aynı şey mi?</p>

<p>Günlük dilde kullanılan “kıl dönmesi” ifadesi, pilonidal sinüs için yerleşmiş bir addır. Ancak tıraş sonrasında oluşan küçük bir batık kılla bu hastalık aynı değildir. Pilonidal sinüste deri altında bir veya birden fazla kanal ve boşluk bulunabilir.</p>

<p>“Sinüs” burada burun çevresindeki boşlukları değil, deriye açılan bir kanalı anlatır. Hastalık belirtisiz kalabilir, aniden apseleşebilir veya aralıklı akıntıyla kronikleşebilir. Bu görünümler birbirinden tamamen bağımsız hastalıklar değildir; aynı kişide farklı zamanlarda görülebilir.</p>

<p>Neden oluşur, kimlerde daha sık görülür?</p>

<p>Pilonidal sinüs günümüzde genellikle sonradan gelişen bir durum olarak kabul edilir. Kalçalar arasındaki olukta biriken kılların, sürtünme ve basıncın etkisiyle deriye girmesi oluşumunda rol oynar. Bu kıllar yalnızca o bölgede büyüyen kıllar olmayabilir; başka bölgelerden dökülen kıllar da oluğa taşınabilir.</p>

<p>Hastalık daha çok ergenlikten sonraki genç yaşlarda ve erkeklerde görülür. Yoğun kıllanma, fazla vücut ağırlığı ve uzun süre oturma gibi özellikler riski artırabilir. Ancak bunların hiçbiri tek başına hastalığın kesin nedeni değildir.</p>

<p>Kıl dönmesini yalnızca “temizlik eksikliği” ile açıklamak doğru değildir. Kişinin anatomik yapısı ve bölgedeki mekanik etkiler de önemlidir. Hastalığın ortaya çıkması, kişinin bakımını ihmal ettiğinin göstergesi olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Hangi belirtiler kıl dönmesini düşündürür?</p>

<p>Kalçalar arasındaki orta hatta küçük delikler, tekrarlayan ıslaklık veya iç çamaşırında lekelenme dikkat çekebilir. Akıntı berrak, kanlı ya da irinli olabilir; enfeksiyon geliştiğinde kötü koku görülebilir.</p>

<p>Apse oluştuğunda tablo daha belirgindir: Hassasiyet, kızarıklık ve şişlik artar; oturmak veya günlük hareketler ağrılı hâle gelebilir. Kronik hastalıkta ise şikâyetler zaman zaman azalır ve yeniden başlar. Ağrının olmaması, akıntılı bir sinüsün bulunmadığı anlamına gelmez.</p>

<p>Bu belirtiler tek başına tanı koydurmaz. Özellikle makata yakın akıntılı açıklıkların başka nedenleri de olabileceğinden, bölgenin muayene edilmesi gerekir.</p>

<p>Tanı çoğunlukla muayeneyle konur</p>

<p>Hekim, şikâyetlerin süresini, önceki apseleri ve geçirilmiş işlemleri öğrenir. Ardından açıklıkların yerini, akıntıyı, şişliği ve hastalığın çevreye uzanımını değerlendirir. Tipik pilonidal sinüste tanı çoğunlukla bu değerlendirmeyle konur.</p>

<p>Her hastaya kan testi, ultrason veya MR istenmesi gerekmez. Açıklık makata yakınsa ya da görünüm tipik değilse anal fistül gibi başka hastalıkları ayırt etmek için ek inceleme yapılabilir. Anal fistül, makat kanalından çevredeki deriye uzanan farklı bir kanal hastalığıdır.</p>

<p>Koltuk altı veya kasıkta da tekrarlayan ağrılı şişlikler bulunması, hidradenitis suppurativa denilen başka bir deri hastalığının değerlendirilmesini gerektirebilir. Bu nedenle yalnızca görünen deliğe bakarak tedavi yöntemi seçmek yeterli değildir.</p>

<p>Apse tedavisinde öncelik irinin boşaltılması</p>

<p>Apse varsa temel yaklaşım, uygun bir kesiyle biriken irinin boşaltılmasıdır. İşlem, apsenin büyüklüğüne ve kişinin durumuna göre bölgesel uyuşturmayla veya farklı anestezi yöntemleriyle yapılabilir.</p>

<p>Antibiyotik, gerekli görülen hastalarda tedaviye eklenebilir; ancak boşaltılması gereken bir apseyi tek başına ortadan kaldıran bir yöntem olarak düşünülmemelidir. Özellikle çevre deride enfeksiyonun yayılması, ek tedavi gereksinimini etkileyebilir.</p>

<p>Apse boşaltıldıktan sonra iyileşme izlenir. Bazı kişilerde yalnızca bu işlem yeterli olabilir. Akıntı, kanal veya yeni ataklar devam ederse daha sonraki tedavi ayrıca planlanır. İlk başvuruda her hastaya geniş bir doku çıkarma ameliyatı yapılması gerekmez.</p>

<p>Kronik kıl dönmesinde tedavi nasıl seçilir?</p>

<p>Tedavinin amacı akıntıyı ve ağrıyı gidermek, yaranın iyileşmesini sağlamak ve yeni atak olasılığını azaltmaktır. Seçimde açıklıkların sayısı, kanalların yaygınlığı, önceki ameliyatlar ve kişinin yara bakımını sürdürebilmesi önem taşır.</p>

<p>Sınırlı hastalıkta küçük açıklıkların çıkarılması ve alttaki boşluğun temizlenmesi gibi daha küçük girişimler değerlendirilebilir. “Pit-picking” adı verilen işlem bu gruptadır. Endoskopik yöntemde ise ince bir kamera yardımıyla kanal içi görülür, kıllar ve hastalıklı dokular temizlenir.</p>

<p>Bu yöntemlerin küçük yaralarla uygulanabilmesi günlük yaşama dönüşü kolaylaştırabilir. Buna karşılık her yaygın veya tekrarlayan hastalık için uygun değildirler. İlk dönemde yaranın küçük olması, uzun vadede tekrarlamanın kesin olarak önlendiği anlamına gelmez.</p>

<p>Daha geniş hastalıkta sorunlu dokunun çıkarılması gerekebilir. Yara açık bırakılarak pansumanlarla iyileşebilir veya uygun teknikle kapatılabilir. Açık yara bakımının haftalar sürmesi, işe dönüş ve evde bakım planlamasında dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Ameliyatta yalnızca “açık mı, kapalı mı?” sorusu yeterli değil</p>

<p>Yara kapatılacaksa dikiş hattının yeri de önemlidir. Orta hattın dışına taşınan kapatma yöntemleri, yaranın kalçalar arasındaki oluğun tam dibinde kalmasını önlemeyi amaçlar.</p>

<p>Karydakis ve Limberg gibi yöntemlerde komşu sağlıklı doku kaydırılarak bölge kapatılır. Bunlar estetik amaçlı işlemler değil, yara yerleşimini ve bölgenin şeklini düzenleyen cerrahi tekniklerdir.</p>

<p>2024 tarihli Cochrane derlemesi, orta hat dışı kapatmanın geleneksel orta hat kapatmasına kıyasla bazı iyileşme ve tekrarlama sonuçlarında avantaj sağlayabildiğini gösteriyor. Bununla birlikte bütün kapatma teknikleri aynı değildir ve her karşılaştırmanın kanıt gücü eşit değildir. Tek bir yöntemi herkes için en iyi seçenek ilan etmek mümkün değildir.</p>

<p>Kanama, enfeksiyon, yaranın açılması, geç iyileşme ve hastalığın tekrarlaması cerrahi seçenekler konuşulurken değerlendirilmesi gereken risklerdir.</p>

<p>Tedavide güncel gelişmeler: 2026 kılavuzu ne söylüyor?</p>

<p>Almanya’da 2026’da yayımlanan S3 pilonidal sinüs kılavuzunun güncel sürümü, sınırlı ve karmaşık olmayan kronik hastalıkta küçük girişimleri ilk seçenekler arasında değerlendiriyor. Bununla birlikte bazı küçük girişimlerde, doku çıkarılan yöntemlere göre daha yüksek tekrarlama olasılığı bulunabileceğini vurguluyor.</p>

<p>Kılavuz, 22 yaşından küçük gençlerde cerrahi tedaviye ek lazer epilasyonu da öneriyor. Bu, bütün yetişkinlerde aynı uygulamanın zorunlu olduğu veya lazerin tek başına mevcut sinüsü ortadan kaldırdığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Buradaki gelişme bir ilaç ruhsatı değil, klinik kılavuz önerisidir. Türkiye’de belirli bir lazer cihazının kayıt durumu, merkezlerdeki güncel erişim ve SGK geri ödeme kapsamı bu taramada ayrı ayrı doğrulanamadı.</p>

<p>Lazer epilasyon ile sinüsün lazerle tedavisi farklı</p>

<p>Lazer epilasyon, bölgedeki kılları azaltmaya yöneliktir. Sinüs içine uygulanan lazerde ise kanalın içeriden işlem görmesi amaçlanır. Bu iki uygulamanın hedefleri ve kanıtları birbirinin yerine kullanılamaz.</p>

<p>Avrupa Koloproktoloji Derneğinin 2024 kılavuzu, sinüs kanalına lazer uygulanmasına ilişkin kanıtın kesinliğini çok düşük olarak değerlendiriyor. Bu nedenle “lazerle kesin çözüm” veya “bir daha tekrarlamaz” gibi ifadeler bilimsel verilerin taşıyabileceğinden daha güçlüdür.</p>

<p>Araştırmalar: Lazer epilasyon tekrarlamayı azaltabilir mi?</p>

<p>JAMA Surgery’de 2024 sayısında yayımlanan, çevrim içi olarak 8 Kasım 2023’te duyurulan rastgele gruplandırılmış araştırma, 11–21 yaşlarındaki 302 kişiyi değerlendirdi. Çalışmada standart bakım ile standart bakıma ek lazer epilasyon karşılaştırıldı.</p>

<p>Bir yıl içinde hastalığın tekrarlaması, lazer epilasyon grubunda 23,2 yüzde puan daha düşüktü. Ancak bir yıllık takip verisi lazer grubunda 151 kişinin 96’sında, karşılaştırma grubunda ise 151 kişinin 134’ünde mevcuttu. Gruplar arasındaki bu takip kaybı farkı, sonuçların yorumunda önemli bir sınırlılıktır.</p>

<p>Çalışmada yaşam kalitesi ve günlük faaliyetlerden uzak kalınan günler açısından belirgin grup farkı saptanmadı. Bulgular, seçilmiş genç hastalarda epilasyonun destekleyici rolünü güçlendiriyor; her yaş grubunda aynı yararı veya kalıcı iyileşmeyi kanıtlamıyor.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Ameliyattan sonra işe veya okula ne zaman dönülür?<br />
Dönüş süresi yapılan işleme, yaranın durumuna ve günlük faaliyetin yüküne bağlıdır. Bazı kişiler kısa sürede dönebilirken açık yara bakımı veya daha kapsamlı ameliyatlar daha uzun süre gerektirebilir. İşe dönmek, yaranın tamamen iyileştiği anlamına gelmez.</p>

<p>Ameliyattan sonra duş alınabilir mi?<br />
Duş zamanı, yaranın açık veya kapalı olmasına ve kullanılan pansumana göre belirlenir. Taburculukta verilen yara bakım talimatı esas alınmalıdır; başka bir hastanın duş veya pansuman programı doğrudan uygulanmamalıdır.</p>

<p>İyileşme döneminde yüzme ve bisiklete ne zaman başlanabilir?<br />
Yara tamamen iyileşmeden yüzmeye başlanmamalıdır. Bisiklet gibi bölgeye basınç uygulayan etkinliklere dönüş için cerrahi ekibin önerisi alınmalıdır; küçük bir yara bulunması tek başına yeterli ölçüt değildir.</p>

<p>Bölgedeki kılları jiletle almak gerekir mi?<br />
Herkes için geçerli bir jilet önerisi yoktur. Özellikle tahrişli veya iyileşmekte olan bölgede kendi kendine tıraşa başlanmamalı; kıl kontrolünün yöntemi ve zamanı tedavi ekibiyle belirlenmelidir.</p>

<p>Ameliyattan sonra yeniden akıntı olması mutlaka nüks mü demektir?<br />
Hayır. İyileşmekte olan yaranın akıntısı ile yeniden gelişen sinüs muayenede ayırt edilir. Akıntının artması, yeni şişlik, kötü koku veya artan ağrı değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel tanı ve tedavi seçimi, sağlık profesyonelinin muayenesi ve değerlendirmesini gerektirir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>NHS. Pilonidal sinus. Hasta bilgilendirme sayfası.</p>

<p>American Society of Colon and Rectal Surgeons. Pilonidal Disease. Hasta bilgilendirme sayfası.</p>

<p>Ojo D ve arkadaşları. European Society of Coloproctology guidelines for the management of pilonidal disease. British Journal of Surgery, 2024;111(10):znae237.</p>

<p>Cai Z ve arkadaşları. Midline and off-midline wound closure methods after surgical treatment for pilonidal sinus. Cochrane Database of Systematic Reviews, 16 Ocak 2024;1:CD015213.</p>

<p>Guy’s and St Thomas’ NHS Foundation Trust. Pilonidal sinus surgery: Types of surgery. Hasta bilgilendirme sayfası.</p>

<p>Guy’s and St Thomas’ NHS Foundation Trust. Pilonidal sinus surgery: After surgery. Hasta bilgilendirme sayfası.</p>

<p>Ommer A ve arkadaşları. S3-Leitlinie Sinus pilonidalis, Langfassung, Version 3.1, 2026. AWMF kayıt numarası 081-009.</p>

<p>Minneci PC ve arkadaşları. Laser Epilation as an Adjunct to Standard Care in Reducing Pilonidal Disease Recurrence in Adolescents and Young Adults: A Randomized Clinical Trial. JAMA Surgery, 2024;159(1):19–27. Çevrim içi yayın: 8 Kasım 2023.</p>

<p>Kaynak kontrol tarihi: 28 Ekim 2026</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kil-donmesi-nedir-pilonidal-sinus-belirtileri-ve-tedavisi</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3262.jpeg" type="image/jpeg" length="36304"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[80 Yaş Üstü Kalça Ameliyatlarında Ölüm Riski: Ankara Üniversitesinden 200 Hastalık Araştırma]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/80-yas-ustu-kalca-ameliyatlarinda-olum-riski-ankara-universitesinden-200-hastalik-arastirma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/80-yas-ustu-kalca-ameliyatlarinda-olum-riski-ankara-universitesinden-200-hastalik-arastirma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Üniversitesinin 80 yaş üstü 200 hastayı kapsayan araştırmasında, kalça kırığı ameliyatı çevresinde böbrek fonksiyonlarının bozulmasıyla hastane içi ölüm arasında anlamlı bir ilişki saptandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü bilimsel çalışma, ileri yaştaki hastalarda kalça kırığı ameliyatlarının ardından gelişen böbrek fonksiyon bozuklukları ile hastane içi ölüm arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Yaşları 80 ve üzerinde olan 200 hastanın değerlendirildiği araştırma, ameliyat öncesinde ve sonrasında böbrek fonksiyonlarının izlenmesinin önemine ilişkin yeni klinik veriler ortaya koydu.</p>

<p>Uluslararası hakemli bilimsel dergi BMC Geriatrics'te 27 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan araştırmada, kalça kırığı nedeniyle kısmi kalça protezi ameliyatı geçiren hastaların tıbbi kayıtları incelendi.</p>

<p>200 HASTANIN VERİLERİ İNCELENDİ</p>

<p>Araştırma kapsamında Ocak 2019 ile Mayıs 2026 arasında uyluk kemiği boyun kırığı nedeniyle ameliyat edilen 80 yaş ve üzerindeki 200 hastanın verileri değerlendirildi.</p>

<p>Hastaların yaş ortalaması 86,6 olarak belirlenirken, 143'ünün kadın olduğu bildirildi.</p>

<p>Çalışmada hastaların yaşlarının yanı sıra eşlik eden kronik hastalıkları, genel sağlık durumları, böbrek fonksiyon testleri ve hastanede yatış sürecindeki sonuçları incelendi.</p>

<p>Araştırmacılar özellikle ameliyat öncesinde ve ameliyatı izleyen ilk üç gün içerisinde böbrek fonksiyonlarında meydana gelen değişimlere odaklandı.</p>

<p>HER DÖRT HASTADAN BİRİNDE BÖBREK FONKSİYON BOZUKLUĞU ÖLÇÜTLERİ SAPTANDI</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, 200 hastanın 50'sinin çalışmada kullanılan akut böbrek fonksiyon bozulması ölçütlerini karşılaması oldu.</p>

<p>Bu sonuç, değerlendirilen hasta grubunun yüzde 25'inde ameliyat çevresindeki dönemde belirgin böbrek fonksiyon değişiklikleri bulunduğunu gösterdi.</p>

<p>Ancak araştırmacılar böbrek hasarını sınıflandırırken standart tanı ölçütlerinin tamamını değil, eldeki laboratuvar kayıtlarına dayanan çalışmaya özgü bir yöntem kullandı.</p>

<p>Dolayısıyla bu oran, standart klinik tanı ölçütleriyle kesinleştirilmiş akut böbrek hasarı sıklığı olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>ÖLEN HASTALARIN ÜÇTE İKİSİNDE BÖBREK FONKSİYONLARI BOZULMUŞTU</p>

<p>Araştırma süresince değerlendirilen 200 hastanın 12'si hastanede yaşamını yitirdi.</p>

<p>Hayatını kaybeden 12 hastanın 8'inde, yani yüzde 66,7'sinde, araştırmanın akut böbrek fonksiyon bozukluğu ölçütleri karşılandı.</p>

<p>Hastaneden sağ çıkan 188 hastada ise bu oran yüzde 22,3 olarak hesaplandı.</p>

<p>İki grup arasındaki farklılık istatistiksel açıdan anlamlı bulundu.</p>

<p>Araştırmacılar, hastaların eşlik eden hastalık yükünü de dikkate alan analizlerinde böbrek fonksiyon bozukluğuyla hastane içi ölüm arasında belirgin bir ilişki saptadı.</p>

<p>Kullanılan istatistiksel modelde bu ilişkinin odds oranı 5,47 olarak hesaplandı.</p>

<p>Bununla birlikte araştırmacılar, bu bulgunun yalnızca 12 ölüm olayı üzerinden elde edildiğini ve istatistiksel belirsizliğinin yüksek olduğunu vurguladı.</p>

<p>Sonuçlar, böbrek fonksiyon bozukluğunun tek başına ölüme neden olduğunu veya her hastanın ölüm riskini aynı oranda artırdığını kanıtlamıyor.</p>

<p>KANDAKİ KREATİNİN DEĞİŞİMİ ÖNE ÇIKTI</p>

<p>Araştırmada böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek amacıyla kandaki kreatinin ve üre azotu değerleri incelendi.</p>

<p>Kreatinin, kasların normal faaliyetleri sırasında oluşan ve büyük ölçüde böbrekler aracılığıyla vücuttan uzaklaştırılan bir atık madde olarak biliniyor.</p>

<p>Kandaki kreatinin düzeyinin yükselmesi, bazı durumlarda böbreklerin süzme işlevinde bozulmaya işaret edebiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar hastaların hastaneye kabulündeki ve ameliyat sonrasındaki kreatinin değerlerini karşılaştırdı.</p>

<p>Hastanede yaşamını yitiren hastalarda kreatinin düzeylerindeki artışın, sağ kalan hastalara göre daha belirgin olduğu görüldü.</p>

<p>İstatistiksel analizler, kreatinin değerlerinin zaman içindeki değişiminin iki hasta grubunda farklılaştığını gösterdi.</p>

<p>Üre azotu değerlerinde de bazı farklılıklar görülmesine rağmen bu bulgular ek analizlerde aynı derecede tutarlı değildi.</p>

<p>KRONİK HASTALIK YÜKÜ DE ÖNEMLİ BULUNDU</p>

<p>Araştırmanın bir başka önemli sonucu, hastaların mevcut kronik hastalıklarının hastane içi ölümle ilişkisi oldu.</p>

<p>Bilim insanları, hastalarda bulunan kronik hastalıkların toplam yükünü değerlendirmek için Charlson Komorbidite İndeksi adı verilen bir ölçüm kullandı.</p>

<p>Bu değerlendirmede kalp hastalıkları, diyabet, böbrek hastalıkları ve başka ciddi sağlık sorunları gibi eşlik eden hastalıkların toplam etkisi dikkate alınıyor.</p>

<p>Hastanede hayatını kaybedenlerin kronik hastalık yükü puanlarının, sağ kalan hastalardan daha yüksek olduğu belirlendi.</p>

<p>Çalışmada ayrıca yaşlı hastaların kırılganlık düzeyleri de değerlendirildi. Ancak kullanılan kırılganlık ölçeğinin puanları bakımından hayatını kaybedenlerle sağ kalanlar arasında anlamlı bir farklılık gösterilemedi.</p>

<p>Bu bulgu, ileri yaştaki kalça kırığı hastalarının değerlendirilmesinde kronik hastalık yükü ve böbrek fonksiyonlarındaki değişimlerin birlikte incelenmesinin önemini gündeme getirdi.</p>

<p>KALÇA KIRIĞI NEDEN YAŞLILARDA DAHA TEHLİKELİ?</p>

<p>Kalça kırıkları, özellikle ileri yaşta önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor.</p>

<p>Kemik yoğunluğunun azalması, denge sorunları ve düşmeler, yaşlı bireylerde kalça kırığı gelişme olasılığını artıran etkenler arasında bulunuyor.</p>

<p>Kalça kırığı sonrasında hareket kabiliyetinin azalması, uzun süre yatağa bağımlı kalma ve mevcut hastalıkların ağırlaşması gibi sorunlar yaşanabiliyor.</p>

<p>Cerrahi müdahale, hastanın yeniden hareket etmesini sağlayabilmek açısından önemli bir tedavi seçeneği olsa da ileri yaşta ameliyat çevresindeki komplikasyonların dikkatle yönetilmesi gerekiyor.</p>

<p>Böbrek fonksiyonlarındaki bozulmalar da bu süreçte karşılaşılabilecek önemli sorunlardan biri.</p>

<p>Böbrek fonksiyonları; sıvı kaybı, dolaşım bozuklukları, enfeksiyonlar, bazı ilaçlar ve hastanın mevcut sağlık sorunları gibi çeşitli faktörlerden etkilenebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle kalça kırığı geçiren ileri yaştaki hastaların ameliyat öncesinde ve sonrasında yalnızca ortopedik açıdan değil, genel sağlık durumları bakımından da değerlendirilmesi önem taşıyor.</p>

<p>ARAŞTIRMA TEDAVİ YAKLAŞIMLARINI DEĞİŞTİRECEK Mİ?</p>

<p>Ankara Üniversitesi araştırması, böbrek fonksiyonlarındaki değişimlerin ileri yaştaki kalça kırığı hastalarında önemli bir klinik gösterge olabileceğini ortaya koydu.</p>

<p>Bununla birlikte çalışma, böbrek fonksiyonlarının daha sık izlenmesinin ölüm oranlarını düşürdüğünü doğrudan araştırmadı.</p>

<p>Araştırmanın geriye dönük tasarlanmış olması, hasta sayısının sınırlı kalması ve yalnızca 12 hastane içi ölüm olayının bulunması sonuçların yorumlanmasında dikkat gerektiriyor.</p>

<p>Ayrıca araştırmada kullanılan böbrek hasarı sınıflandırması, standart tanı ölçütlerinin bütün koşullarını karşılamıyor.</p>

<p>Bu nedenle elde edilen sonuçların daha geniş hasta gruplarında ve ileriye dönük araştırmalarla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>ANKARA ÜNİVERSİTESİNDEN ÇOK DİSİPLİNLİ ARAŞTIRMA</p>

<p>Bilimsel çalışmanın yazarları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden Hakan Kocaoğlu, Çağla Beyza Çolakoğlu, Hakan Yılmaz ve Keziban Sanem Çakar Turhan, Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinden Merve Hayriye Kocaoğlu ve Tuzla Devlet Hastanesinden Çağatay Baltacı yer aldı.</p>

<p>Ortopedi, anesteziyoloji ve yoğun bakım alanlarıyla ilişkili klinik verilerin değerlendirildiği araştırma, ileri yaşta ameliyat geçiren hastalarda farklı uzmanlık alanlarının birlikte yürüttüğü hasta takibinin önemini bir kez daha gündeme taşıdı.</p>

<p>Araştırmadan çıkan temel sonuç, 80 yaş üzerindeki kalça kırığı hastalarında ameliyat çevresindeki böbrek fonksiyon bozukluğunun hastane içi ölümle ilişkili olabileceği ve bu bulgunun daha kapsamlı çalışmalarla incelenmesi gerektiği oldu.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Kocaoğlu H. ve arkadaşları. Association between perioperative acute kidney injury and in-hospital mortality in patients aged 80 years and older undergoing hemiarthroplasty for femoral neck fractures: a retrospective cohort study. BMC Geriatrics, 27 Ekim 2026. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/80-yas-ustu-kalca-ameliyatlarinda-olum-riski-ankara-universitesinden-200-hastalik-arastirma</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3260.jpeg" type="image/jpeg" length="34809"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Diş eti çekilmesi neden olur, geri gelir mi? Tedavi seçenekleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dis-eti-cekilmesi-neden-olur-geri-gelir-mi-tedavi-secenekleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dis-eti-cekilmesi-neden-olur-geri-gelir-mi-tedavi-secenekleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dişlerin daha uzun görünmesi ve soğukla sızlaması, diş eti çekilmesinin işaretleri olabilir. Tedavi, çekilmenin nedenine ve çevre dokuların durumuna göre değişir; doğru bakım ilerlemeyi sınırlamaya yardımcı olurken bazı kişilerde kök yüzeyini örten cerrahi gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Diş eti çekilmesi, diş etinin kenarının kök yönüne doğru yer değiştirmesi ve normalde örtülü olan kök yüzeyinin açığa çıkmasıdır. Tek bir dişte veya birden fazla bölgede görülebilir. Çekilen diş etinin yalnızca macun, gargara ya da evde uygulanan yöntemlerle kendiliğinden eski seviyesine dönmesi genellikle beklenmez.</p>

<p>Buna karşılık çekilmeye yol açan etkenler kontrol edilebilir, hassasiyet azaltılabilir ve uygun kişilerde açık kök yüzeyi cerrahiyle örtülebilir. Her çekilme aynı hastalığın sonucu değildir. Tedavi planı, yalnızca görünen açıklığa değil, dişi çevreleyen diş eti ve kemik desteğinin durumuna göre yapılır.</p>

<p>Diş eti çekilmesi ile diş eti hastalığı aynı şey mi?</p>

<p>Diş eti çekilmesi bir bulgudur. Dişi tutan dokularda iltihap ve kayıpla seyreden periodontitis nedeniyle gelişebileceği gibi, ince diş eti yapısı veya bölgesel mekanik etkilerle de ortaya çıkabilir. Bu nedenle çekilme görülmesi, tek başına periodontitis tanısı koydurmaz.</p>

<p>Diş eti iltihabı anlamına gelen gingivitiste kızarıklık, şişlik ve kanama görülebilir. Periodontitiste ise dişin çevresindeki bağ dokusu ve kemik desteği de zarar görür. Çekilmenin bu süreçle ilişkili olup olmadığını muayene ortaya koyar.</p>

<p>Bu ayrım önemlidir: Aktif iltihabı kontrol altına almak ile açığa çıkan kökü diş etiyle örtmek farklı tedavi hedefleridir. Birinin sağlanması, diğerinin de otomatik olarak gerçekleştiği anlamına gelmez.</p>

<p>Diş eti neden çekilir?</p>

<p>Çekilme çoğu zaman birden fazla etkenle ilişkilidir. Diş etinin doğal olarak ince olması, dişin çene içindeki konumu, diş eti bölgesini zedeleyen alışkanlıklar ve bazı restorasyonların kenarları değerlendirilir. Dudak veya dil piercinginin oluşturduğu tekrarlayan temas da bölgesel zarar verebilir.</p>

<p>Sert ve bastırarak fırçalama, muayenede özellikle sorgulanan alışkanlıklardandır. Bununla birlikte bütün çekilmeleri fırçalamaya bağlamak doğru değildir. Araştırmalarda fırçalama ile çekilme arasındaki ilişki aynı yönde bulunmamıştır; dokuyu zedeleyen bir teknik varsa düzeltilmesi gerekir.</p>

<p>Bakteri plağı ve diş taşıyla ilişkili iltihap, dişin destek dokularını etkileyebilir. Sigara kullanımı ve diyabet, özellikle periodontal hastalığın değerlendirilmesinde önemlidir. Bu etkenler bulunan herkeste çekilme gelişeceği söylenemez.</p>

<p>Diş eti çekilmesi, ağız bakımına özen gösteren kişilerde de görülebilir. Bu nedenle sorunu yalnızca “yetersiz temizlik” olarak açıklamak hem eksik hem yanıltıcıdır.</p>

<p>Hangi belirtiler fark edilebilir?</p>

<p>Dişin eskisinden uzun görünmesi, kök kısmında renk veya yüzey farkı oluşması ve diş eti çizgisinin değişmesi dikkat çekebilir. Bazı kişilerde ise çekilme herhangi bir ağrı oluşturmadan rutin kontrolde saptanır.</p>

<p>Açık kök yüzeyi sıcak, soğuk, tatlı veya dokunma karşısında hassas olabilir. Kök bölgesi, dişin görünen üst bölümünü kaplayan mineyle aynı korumaya sahip değildir. Alttaki dentin dokusundaki küçük kanallar, uyaranların dişin sinirine iletilmesini kolaylaştırabilir.</p>

<p>Ancak her sızlama çekilmeden kaynaklanmaz. Çürük, çatlak, aşınmış dolgu veya mine kaybı da benzer yakınmalar yapabilir. Hassasiyetin nedenini ayırmadan yalnızca ürün değiştirmek, asıl sorunun değerlendirilmesini geciktirebilir.</p>

<p>Ne zaman diş hekimine başvurulmalı?</p>

<p>Yeni fark edilen veya ilerlediği düşünülen çekilme için diş hekimi kontrolü planlanmalıdır. Tekrarlayan kanama, kalıcı ağız kokusu, çiğnerken ağrı veya dişlerde sallanma varsa değerlendirme ertelenmemelidir. Gerekirse diş eti ve çevre dokuların hastalıklarıyla ilgilenen periodontoloji uzmanına yönlendirme yapılır.</p>

<p>Şiddetli ağrıya şişlik, irin, kötü tat veya ateş eşlik ediyorsa aynı gün diş hekimine başvurmak gerekir. Bunlar basit çekilmenin tipik bulguları değildir; apse gibi başka bir sorun bulunabilir.</p>

<p>Ağız, yüz veya boyunda belirgin şişlikle birlikte nefes alma ya da yutma güçlüğü gelişirse acil sağlık hizmetlerine başvurulmalıdır. Böyle bir durumda rutin diş randevusu beklenmez.</p>

<p>Muayenede ne ölçülür, röntgen ne zaman gerekir?</p>

<p>Diş hekimi çekilmenin derinliğini, diş etinin kalınlığını, kanamayı ve diş çevresindeki ceplerin derinliğini değerlendirir. Bu cepler, diş ile diş eti arasındaki aralıklardır. Dişin sallanıp sallanmadığı ve kök yüzeyinde çürük veya aşınma bulunup bulunmadığı da incelenir.</p>

<p>Gerekli olduğunda röntgen, kemik desteğinin değerlendirilmesine yardımcı olur. Her çekilmede aynı sayıda görüntüleme veya aynı testler istenmez. Bulgular, kişinin sağlık öyküsü ve önceki kayıtlarıyla birlikte yorumlanır.</p>

<p>Dişler arasındaki dokuların durumu, cerrahiyle ne kadar kök örtülebileceğini etkiler. Bu yüzden aynada benzer görünen iki çekilmenin tedavisi ve beklenen sonucu farklı olabilir. Fotoğraf, değişimi fark etmeye yardımcı olsa da muayenenin yerini tutmaz.</p>

<p>Ameliyatsız tedavi ne sağlayabilir?</p>

<p>İlk adım, nedenin belirlenmesi ve kontrol edilmesidir. İltihap varsa profesyonel temizlik ve gerektiğinde diş eti altındaki birikimlerin uzaklaştırılması planlanır. Diş taşı evde fırçalamayla çıkarılamaz. Antibiyotik ise çekilen dokuyu yeniden oluşturan bir tedavi değildir ve her hastaya gerekmez.</p>

<p>Günlük bakımda yumuşak kıllı fırça, nazik teknik, florürlü macun ve kişiye uygun diş arası temizliği önemlidir. Amaç, diş eti kenarını zedelemeden plağı uzaklaştırmaktır. Fırçayı daha güçlü bastırmak, daha iyi temizlik anlamına gelmez.</p>

<p>Hassasiyet giderici macunlar veya hekim tarafından uygulanan florür ve benzeri ürünler yakınmayı azaltabilir. Etki hemen başlamayabilir. Bu uygulamalar hassasiyeti hedefler; kaybolan diş eti dokusunu yeniden büyütmez.</p>

<p>Kök yüzeyinde aşınma veya çürük varsa dolgu gibi ek işlemler gerekebilir. Küçük, ilerlemeyen ve sorun oluşturmayan çekilmelerde ölçümlere dayalı takip yeterli olabilir. Ameliyat kararı, yalnızca çekilmenin bulunmasına dayanmaz.</p>

<p>Diş eti grefti hangi durumlarda düşünülür?</p>

<p>İlerleyen çekilme, bakım yapmayı zorlaştıran hassasiyet, açık kökün korunması ihtiyacı veya kişinin görünümle ilgili belirgin rahatsızlığı cerrahi değerlendirme nedenleri olabilir. İşlem öncesinde iltihabın ve dokuyu zedeleyen etkenlerin kontrolü önemlidir.</p>

<p>Diş eti grefti, başka bir bölgeden alınan ya da uygun bir kaynaktan sağlanan dokunun çekilme bölgesine yerleştirilmesidir. Sıklıkla damaktan bağ dokusu alınır. Çevredeki diş eti de kökü örtecek şekilde konumlandırılabilir. Tek bir diş veya birden fazla bölge tedavi edilebilir.</p>

<p>Hedef, kökün örtülmesi, doku kalınlığının artırılması ve hassasiyetin azaltılması olabilir. Bütün kökün kapanacağı garanti edilemez. Başlangıçtaki doku kaybı ve dişin konumu sonucu etkiler. Ağrı, kanama, şişlik ve istenen örtünmenin sağlanamaması gibi olasılıklar görüşülmelidir.</p>

<p>Tedavide güncel gelişmeler ne söylüyor?</p>

<p>10 Haziran 2025’te yayımlanan uluslararası uzlaşı raporu, uygun çekilme tiplerinde kişinin kendi bağ dokusuyla desteklenen kök örtme yöntemlerini güçlü kanıtı bulunan referans yaklaşımlar arasında değerlendiriyor. Bu rapor, bütün hastalara aynı ameliyatın yapılmasını önermiyor; çekilmenin tipi ve doku özelliklerine göre seçim yapılmasını vurguluyor.</p>

<p>7 Ocak 2026’da çevrimiçi yayımlanan bir derleme ise çekilmeye dişin boyun bölgesindeki çürük dışı aşınmaların eşlik ettiği durumlara odaklanıyor. Erişilebilen özetine göre bazı derin kusurlarda dolgu ile kök örtme cerrahisinin birlikte planlanması gerekebiliyor.</p>

<p>Bunlar yeni bir ilaç ruhsatı veya tekniğin herkese üstün olduğunu gösteren bulgular değil. Bu taramada diş eti çekilmesini ilaçla geri döndüren yeni bir onay doğrulanmadı.</p>

<p>Doku alternatifleriyle ilgili araştırmalar</p>

<p>Ocak 2026’da Scientific Reports’ta yayımlanan randomize bir araştırmada 40 yetişkin iki gruba ayrıldı. Birden fazla dişte, dişler arasındaki destek dokusunda da kayıp bulunan belirli bir çekilme tipi incelendi. Aynı cerrahi yaklaşımda hastanın kendi bağ dokusu, insan bağışçı dokusundan hazırlanmış hücresiz doku matriksiyle karşılaştırıldı.</p>

<p>On iki ay sonunda kök örtülmesi ve estetik değerlendirmede gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Kişinin kendi dokusu, diş eti kalınlığı ve dayanıklı doku genişliğinde daha fazla kazanım sağladı. Alternatif materyal grubunda ameliyat sonrası ağrı daha düşük bildirildi.</p>

<p>Fark bulunmaması, iki yöntemin her koşulda eşdeğer olduğunu kanıtlamaz. Çalışma küçük, tek merkezli ve belirli hastalarla sınırlıydı; bir yıllık izlem daha uzun dönem dayanıklılığı göstermez. Erişilen özet ve yayın kayıtlarında ilaç araştırmalarındaki gibi bir faz numarası bildirilmedi.</p>

<p>Bu sonuç, damaktan doku alma ihtiyacını azaltabilecek seçenekler açısından değerlidir. Ancak kullanılan materyalin Türkiye’deki ürün kayıt veya izin durumu, fiilî erişimi ve SGK geri ödemesi bu taramada ayrı ayrı doğrulanamadı; bunlardan hareketle Türkiye’de bulunmadığı sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Diş eti çekilmesi mutlaka diş kaybıyla mı sonuçlanır?<br />
Hayır. Dişin geleceği, kemik desteğine, varsa iltihabın kontrolüne ve takipteki değişime bağlıdır. Tek bir çekilme görüntüsüyle dişin kaybedileceği söylenemez.</p>

<p>Elektrikli diş fırçası kullanmak sakıncalı mı?<br />
Tek başına elektrikli olması sakınca oluşturmaz. Manuel ve elektrikli fırçalar etkili kullanılabilir; yumuşak kıl, uygun teknik ve aşırı basınç uygulamamak önemlidir.</p>

<p>Ortodontik tedavi yaptıran herkeste çekilme olur mu?<br />
Hayır. Dişin hareket yönü, çevresindeki kemik ve diş eti kalınlığı gibi etkenler önemlidir. Tedavi öncesi değerlendirme ve süreç içindeki takip kişisel riski belirlemeye yardımcı olur.</p>

<p>Diş eti greftinden sonra iyileşme ne kadar sürer?<br />
İlk iyileşme çoğu kişide yaklaşık iki hafta sürer; işlemin kapsamına göre değişebilir. Bu süre, dokunun tamamen olgunlaşmasıyla aynı değildir. Bölgenin temizliği ve beslenme konusunda cerrahın verdiği plana uyulur.</p>

<p>Hassasiyet varken diş beyazlatılabilir mi?<br />
Önce hassasiyetin nedeni değerlendirilmelidir. Beyazlatma geçici hassasiyete yol açabileceğinden, mevcut yakınması olan kişide işlem ve zamanlama diş hekimiyle planlanmalıdır.</p>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel tanı ve tedavi, diş hekimi veya periodontoloji uzmanının değerlendirmesini gerektirir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>National Institute of Dental and Craniofacial Research. Periodontal (Gum) Disease. Hasta bilgilendirme kaynağı.</p>

<p>American Academy of Periodontology. Surgical Procedures: Gum Graft Surgery. Hasta bilgilendirme kaynağı.</p>

<p>American Dental Association, MouthHealthy. Sensitive Teeth; Toothbrushes. Hasta bilgilendirme kaynakları.</p>

<p>Cleveland Clinic. Gum Recession: Causes, Prevention, Surgery &amp; Treatment. Son güncelleme: 14 Nisan 2022.</p>

<p>NHS. Dental abscess. Son değerlendirme: 18 Mart 2026.</p>

<p>Oral Health Foundation. Sensitive teeth. Hasta bilgilendirme kaynağı.</p>

<p>Tonetti M ve arkadaşları. Aesthetics and Patient-Reported Outcomes in Periodontology and Implant Dentistry: Consensus Report. Journal of Clinical Periodontology. 2025;52(9):1222–1244.</p>

<p>Santamaria MP ve arkadaşları. An updated evidence-based recommendation for the treatment of gingival recession associated with non-carious cervical lesions. Journal of Periodontology. 2026;97(5):1010–1025. Çevrimiçi yayın: 7 Ocak 2026. Özet ve sade dil açıklaması kullanıldı.</p>

<p>Yang J, Fan Z, Hao T ve arkadaşları. Allogeneic acellular dermal matrix versus connective tissue graft for multiple RT2 gingival recessions: a randomized controlled trial. Scientific Reports. 2026;16:4017. Özet ve erişilebilen yayın kayıtları kullanıldı.</p>

<p>Kaynak kontrol tarihi: 28 Ekim 2026 </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dis-eti-cekilmesi-neden-olur-geri-gelir-mi-tedavi-secenekleri</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3259.jpeg" type="image/jpeg" length="71210"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kasıkta her kızarıklık pişik değil: Mantarla karışabilen belirtiler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/pisik-her-zaman-mantar-degildir-intertrigoda-bakim-ve-tedavi-nedene-bagli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/pisik-her-zaman-mantar-degildir-intertrigoda-bakim-ve-tedavi-nedene-bagli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kasık, iç bacak, koltuk altı ve meme altında gelişen pişik, nem ve sürtünmeyle başlayabilir. Ancak benzer kızarıklıklara mantar veya başka cilt hastalıkları da yol açabilir; doğru bakım ve tedavi, tahrişin nedeninin ayırt edilmesine bağlıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yetişkinlerde pişik, çoğunlukla birbirine temas eden cilt yüzeylerinin nem ve sürtünme nedeniyle tahriş olmasıdır. Kasık, iç bacak, meme altı, koltuk altı ve karın kıvrımlarında görülebilir. Cilt kıvrımlarındaki bu iltihaplanmaya “intertrigo” denir. Bakımın temel amacı bölgedeki nemi ve sürtünmeyi azaltmak, hasarlı cildi korumaktır. [1,2]</p>

<p>Ancak kasıktaki veya meme altındaki her kızarıklık basit tahriş değildir. Mantar enfeksiyonları, bazı bakteriyel enfeksiyonlar, egzama ve sedef hastalığı benzer görünebilir. Bu nedenle geçmeyen döküntüde rastgele krem değiştirmek yerine nedenin belirlenmesi gerekir. Tedavi, yalnızca kızarıklığın bulunduğu yere göre seçilmez. [1,2]</p>

<p>Yetişkinlerde pişik neden olur?</p>

<p>Cildin birbirine değen yüzeylerinde hava dolaşımı azalır. Ter ve nem yeterince uzaklaşamadığında deri yumuşar; hareket sırasında oluşan sürtünmeye karşı daha hassas hâle gelir. Sıcak ve nemli hava, dar kıyafetler ve yoğun terleme bu süreci kolaylaştırır. [1,2]</p>

<p>Cildin koruyucu yüzeyi zarar gördüğünde, normalde ciltte bulunabilen bazı mikroorganizmalar çoğalabilir. Böylece başlangıçtaki tahrişe enfeksiyon eklenebilir. Bununla birlikte her pişikte mikrop bulunması veya antibiyotik kullanılması gerekmez. [1]</p>

<p>Pişik yalnızca kişisel temizlikle açıklanamaz. Cilt kıvrımlarının yapısı, terleme ve günlük hareket sırasında oluşan temas da önemlidir. Sorunu “yeterince temiz olmamak” şeklinde değerlendirmek hem eksik hem de yanıltıcıdır.</p>

<p>Kimlerde daha sık görülür?</p>

<p>Pişik her yetişkinde gelişebilir. Derin cilt kıvrımları bulunanlarda, fazla terleyenlerde ve sıcak ortamda çalışanlarda risk artabilir. Fazla kilo, birbirine temas eden yüzeyleri ve nemin tutulmasını artıran etkenlerden biridir; ancak pişik yalnızca fazla kilolu kişilerde görülmez. [1,2]</p>

<p>Diyabet ve bağışıklığı baskılayan hastalıklar veya tedaviler, özellikle Candida adı verilen maya türü mantarın neden olduğu enfeksiyonlara yatkınlığı artırabilir. Bu riskler hastalığın mutlaka gelişeceği anlamına gelmez. [3]</p>

<p>İdrar veya dışkı kaçırma da farklı bir tahriş kaynağıdır. Özellikle emici ürün kullanan kişilerde cildin idrar ve dışkıyla teması, kıvrım pişiğine ek olarak ayrı bir cilt hasarına yol açabilir. [4]</p>

<p>Pişik belirtileri nelerdir?</p>

<p>Sık görülen belirtiler kızarıklık, yanma, kaşıntı ve dokunmaya karşı hassasiyettir. Cilt nemli ve yumuşamış görünebilir; soyulma, yüzeysel çatlak veya sızıntı gelişebilir. İç bacaklarda yürümek, kasıkta hareket etmek ya da meme altında kıyafet teması rahatsızlığı artırabilir. [1,2]</p>

<p>Koku tek başına enfeksiyonun türünü göstermez. Ancak belirgin kötü kokuya akıntı, ağrı veya ilerleyen cilt hasarı eşlik ediyorsa değerlendirme gerekir. Belirtilerin görünümü ve şiddeti altta yatan nedene göre değişir. [1]</p>

<p>Pişik ile mantar nasıl ayırt edilir?</p>

<p>Pişik ve mantar birbirini dışlayan iki durum değildir; tahriş olmuş alana mantar enfeksiyonu eklenebilir.</p>

<p>Candida enfeksiyonunda nemli kızarıklığın çevresinde küçük kırmızı kabarıklıklar veya sivilce benzeri noktalar görülebilir. Kasık mantarında ise kenarı daha belirgin, pullu ve dışa doğru genişleyen bir döküntü bulunabilir. Yerleşim bazen iki tarafta eşit değildir. [3,5]</p>

<p>Bu ipuçları fotoğraftan veya aynaya bakarak kesin tanı koydurmaz. Kıvrım bölgelerini tutan sedef, temas alerjisi ve diğer döküntüler de benzer yakınmalar yapabilir. Özellikle kortizon kullanıldıktan sonra görünüm değişmişse ayrım zorlaşabilir. [2,5]</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Bakım önlemlerine rağmen düzelmeyen, giderek genişleyen veya aynı bölgede tekrarlayan döküntü için aile hekimi ya da dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Çatlak, açık yara, irinli akıntı veya günlük hareketi engelleyen ağrı varsa değerlendirme geciktirilmemelidir. Diyabeti veya bağışıklık baskılanması olan kişilerde enfeksiyon belirtileri daha dikkatli ele alınmalıdır. [2,3]</p>

<p>Hızla yayılan kızarıklık, belirgin sıcaklık ve şişlik ile ateş veya titreme, cildin daha derin tabakalarını etkileyen enfeksiyonu düşündürebilir; aynı gün tıbbi değerlendirme gerekir. [6]</p>

<p>Görünene göre çok şiddetli ağrı, morarma veya kararma, hızla gelişen su kabarcıkları, bilinç bulanıklığı ya da ağır genel durum bozukluğu varsa gecikmeden acil servise başvurulmalı veya 112 aranmalıdır. Bunlar sıradan pişiğin beklenen bulguları değildir. [7]</p>

<p>Yetişkinlerde pişik nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Hekim döküntünün yerini, sınırlarını ve ciltteki değişiklikleri değerlendirir. Yakınmanın süresi, kullanılan kremler, terleme, yeni bakım ürünleri ve eşlik eden hastalıklar tanıya yardımcı olur.</p>

<p>Mantar şüphesinde yüzeyden alınan küçük bir deri kazıntısı mikroskopta incelenebilir veya kültüre gönderilebilir. Bakteriyel enfeksiyon düşünüldüğünde sürüntü örneği alınabilir. Her hastada bu testlere ihtiyaç yoktur. Alışılmadık veya tedaviye dirençli döküntülerde nadiren küçük bir deri örneğiyle inceleme gerekebilir. [1,3,5]</p>

<p>Pişik nasıl geçer? Günlük bakımda temel yaklaşım</p>

<p>İlk adım cildin uzun süre nemli kalmasını ve birbirine sürtünmesini azaltmaktır. Egzersiz veya yoğun terleme sonrasında temizlenmek, kıvrımları nazikçe kurulamak ve terli kıyafetleri değiştirmek bu amaca hizmet eder. Bölgeyi ovalamak yerine tampon hareketlerle kurutmak daha az sürtünme oluşturur. [2,8]</p>

<p>Hafif, sıkmayan ve nemin uzaklaşmasına yardımcı olan kıyafetler tercih edilebilir. Kıvrımları kurutmak için sıcak hava kullanılmamalıdır; ihtiyaç duyulursa serin hava seçeneği değerlendirilebilir. Cildi tahriş eden uygulamalar iyileşmeyi zorlaştırabilir. [1,2]</p>

<p>Tekrarlamayı azaltmak için kişinin koşullarına uygun bir bakım düzeni gerekir. Aşırı terlemenin yönetimi, diyabeti olanlarda kan şekeri kontrolü ve uygun kişilerde sürdürülebilir kilo yönetimi tedaviyi destekleyebilir. Bunlar mevcut enfeksiyonun tedavisinin yerine geçmez. [2,3]</p>

<p>Yetişkinlerde hangi pişik kremi kullanılır?</p>

<p>Tek bir krem her pişik türüne uygun değildir. Özellikle idrar veya dışkı temasına bağlı tahrişte koruyucu bariyer ürünleri kullanılabilir. Bu ürünler cildi tahriş edici maddelerden ayırmayı amaçlar; mantar veya bakteriyel enfeksiyonu tek başına tedavi etmez. [4]</p>

<p>Mantar saptanırsa uygun mantar ilacı, bakteriyel enfeksiyon varsa nedene göre antibiyotik seçilir. Yaygın veya dirençli enfeksiyonlarda ağızdan tedavi gerekebilir; ilaç seçimi muayeneye ve gerektiğinde test sonuçlarına dayanır. [2,3]</p>

<p>Kortizonlu kremler neden dikkatli kullanılmalı?</p>

<p>Bazı durumlarda hekim kısa süreli, düşük güçlü kortizonlu krem önerebilir. Ancak cilt kıvrımlarında güçlü veya uzun süre kullanılan kortizonlar cilt incelmesine ve çatlaklara neden olabilir. [1]</p>

<p>Kasık mantarında kortizon, kızarıklığı geçici olarak azaltırken enfeksiyonun görünümünü değiştirip tanıyı zorlaştırabilir. Bu nedenle kortizon, mantar ilacı ve antibiyotiği birlikte içeren ürünler de “her pişiğe uygun” kabul edilmemelidir. [5]</p>

<p>Pudra pişiğe iyi gelir mi?</p>

<p>Pudra, pişik bakımının zorunlu bir parçası değildir. İngiltere’deki Primary Care Dermatology Society, talk ve mısır nişastası gibi emici tozların tahrişe yol açabileceğini belirterek kullanılmamasını önerir. Özellikle çatlamış veya sızıntılı ciltte kendi kendine ürün eklemek yerine değerlendirme yapılmalıdır. [2]</p>

<p>Yetişkinlerde bez kullanımına bağlı pişik farklı mı?</p>

<p>Evet. İdrar ve dışkının cilde temasıyla oluşan sorun “inkontinansla ilişkili dermatit” olarak adlandırılır. Bu tabloda uygun emici ürünün düzenli değiştirilmesi, nazik temizlik, cildin korunması ve kaçırmanın nedeninin değerlendirilmesi birlikte önem taşır. [4]</p>

<p>Uzun süre yatakta veya koltukta kalan kişilerde basınca bağlı yaralar da bulunabilir. Bunların yalnızca pişik kremiyle yönetilmeye çalışılması doğru değildir. Muayene, tahriş ile bası yarasının ayrılmasını sağlar. [4]</p>

<p>Tedavide güncel durum</p>

<p>Bu taramada yetişkinlerin kasık, meme altı ve diğer büyük cilt kıvrımlarındaki pişik için rutin yaklaşımı değiştiren yeni bir ilaç onayı doğrulanamadı. Nem ve sürtünmenin azaltılması, cildin korunması ve varsa enfeksiyonun nedenine yönelik tedavi temel yaklaşım olmayı sürdürüyor. [1,2,8]</p>

<p>2023’te yayımlanan, 55 yayını değerlendiren bir kapsam derlemesi de bakım konusunda ortak öneriler bulunduğunu, ancak tedavileri karşılaştıran kanıtların genel kalitesinin düşük kaldığını bildirdi. Bu nedenle bir ürünün bütün yetişkinlerde diğerlerinden üstün olduğu söylenemez. [8]</p>

<p>Nem uzaklaştıran kumaşlar üzerine araştırma</p>

<p>2025’te yayımlanan bir araştırmanın tedavi bölümünde, ağır obezitesi ve pişiği bulunan 40 yetişkin rastgele iki gruba ayrıldı. Gümüş içeren, nemi uzaklaştıran bir kumaş uygulaması geleneksel tedaviyle karşılaştırıldı. Yayın özetinde belirtilerin düzelme süresi kumaş grubunda ortalama 6 gün, karşılaştırma grubunda 11 gün olarak bildirildi. Değerlendirmeler beşinci veya onuncu günlerde yapıldı. [9]</p>

<p>Bu sonuç küçük ve belirli bir hasta grubundan geliyor. Uzun dönemde tekrarlamayı önlediğini veya bütün pişik türlerinde aynı yararı sağladığını göstermiyor. Haberde çalışmanın özeti değerlendirildi; tam metin incelenmedi. [9]</p>

<p>Bulgu yeni bir ilaç onayı olarak yorumlanmamalıdır. Araştırılan ürünün Türkiye’deki düzenleyici kayıt durumu, fiilî erişimi ve SGK geri ödemesi bu taramada ayrı ayrı doğrulanamadı.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Yetişkinlerde pişik bulaşıcı mı?<br />
Nem ve sürtünmeye bağlı tahriş bulaşıcı değildir. Ancak benzer döküntüye yol açan bazı mantar veya bakteriyel enfeksiyonlar bulaşabilir; bu nedenle tanı önemlidir. [1,5]</p>

<p>Kasıkta pişik cinsel yolla bulaşan hastalık anlamına mı gelir?<br />
Hayır. Kasıkta bulunması tek başına cinsel yolla bulaşan enfeksiyon göstergesi değildir. Genital yara veya farklı yakınmalar varsa bunlar ayrıca değerlendirilmelidir. [2,3]</p>

<p>Pişik varken spor tamamen bırakılmalı mı?<br />
Her zaman gerekmez. Hareketin sürtünmeyi ve ağrıyı artırdığı durumlarda etkinlik uyarlanabilir. Egzersiz sonrasında nemin uzaklaştırılması ve cildin kurutulması önemlidir. [2]</p>

<p>Pişik geçtikten sonra koyu renk kalabilir mi?<br />
Evet. Özellikle kasık mantarı gibi iltihaplı döküntüler sonrasında renk koyulaşması kalabilir. Tek başına renk değişikliği, enfeksiyonun hâlâ sürdüğünü kanıtlamaz. [5]</p>

<p>Ayak mantarı ile kasık döküntüsü bağlantılı olabilir mi?<br />
Evet. Kasık mantarına yol açan mantarlar ayak veya tırnaklardan başka bölgelere taşınabilir. Bu nedenle kasık mantarı değerlendirilirken ayak ve tırnakların da incelenmesi gerekebilir. [5,10]</p>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel tanı ve tedavi, sağlık profesyonelinin değerlendirmesini gerektirir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] DermNet. Intertrigo. Klinik bilgi sayfası; editoryal güncelleme: Ocak 2020.</p>

<p>[2] Primary Care Dermatology Society. Intertrigo. Son güncelleme: 25 Nisan 2023.</p>

<p>[3] DermNet. Candidal intertrigo. Güncelleyen: Thomas Stewart. Kasım 2017.</p>

<p>[4] Hilary Brown; DermNet. Incontinence-associated dermatitis. Eylül 2019.</p>

<p>[5] DermNet. Tinea cruris. Klinik bilgi sayfası.</p>

<p>[6] Centers for Disease Control and Prevention. About Cellulitis. Group A Strep hasta bilgilendirme sayfası.</p>

<p>[7] NHS. Necrotising fasciitis. Belirtiler ve acil başvuru bilgileri.</p>

<p>[8] The diagnosis, management and prevention of intertrigo in adults: a review. 2023. PubMed kayıt numarası: 37405940. Yayın özeti değerlendirildi.</p>

<p>[9] Franca Pera, Camilla Suman, Mioara Cosma, Silvia Mazza, Amelia Brunani, Raffaella Cancello. Intertrigo in Severe Obesity: Clinical Insights and Outcomes With a New Antimicrobial Silver-Infused Breathable Fabric. Journal of Cosmetic Dermatology. 2025;24(5):e70161. İlk çevrim içi yayın: 30 Nisan 2025. Yayın özeti değerlendirildi.</p>

<p>[10] DermNet. Fungal skin infections: Tinea cruris. Mesleki eğitim kaynağı. 2009.</p>

<p>Kaynak kontrol tarihi: 28 Ekim 2026 </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/pisik-her-zaman-mantar-degildir-intertrigoda-bakim-ve-tedavi-nedene-bagli</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3257.jpeg" type="image/jpeg" length="44118"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şizofreniyle Yaşamak: Tedavi, İş Hayatı ve İyileşme İmkânları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sizofreniyle-yasamak-tedavi-is-hayati-ve-iyilesme-imkanlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sizofreniyle-yasamak-tedavi-is-hayati-ve-iyilesme-imkanlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şizofreni yalnızca ses duymakla sınırlı değil. Erken belirtiler, tanı süreci, etkili tedaviler ve 2026'da öne çıkan ilaç ile dijital terapi araştırmaları bu kapsamlı rehberde anlaşılır biçimde açıklanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Şizofreni, kişinin düşüncelerini, duygularını, algılarını ve davranışlarını etkileyen ciddi bir ruh sağlığı hastalığıdır. Kimi zaman gerçekte bulunmayan seslerin duyulmasına, gerçek dışı düşüncelere güçlü biçimde inanılmasına ve günlük yaşamın belirgin ölçüde zorlaşmasına neden olabilir. Ancak ses duyan herkes şizofreni hastası değildir. Benzer belirtiler farklı psikiyatrik, nörolojik veya bedensel sağlık sorunlarında da ortaya çıkabilir.</p>

<p>Şizofreni, doğru tanı ve düzenli tedaviyle yönetilebilen bir hastalıktır. İlaç tedavileri, psikolojik destek, aile eğitimi ve sosyal rehabilitasyon birlikte uygulandığında birçok kişi eğitimini sürdürebilir, çalışabilir ve bağımsız bir yaşam kurabilir. Son yıllarda geliştirilen ilaçlar ve yeni araştırmalar tedavi seçeneklerini genişletirken erken müdahalenin önemi devam etmektedir.</p>

<p>Şizofreni Nedir?</p>

<p>Şizofreni, beynin bilgileri değerlendirme ve gerçeklikle ilişkilendirme süreçlerini etkileyen bir ruhsal bozukluktur.</p>

<p>Hastalığın en belirgin özelliklerinden biri psikoz adı verilen durumdur. Psikoz sırasında kişi, çevresindeki olayları gerçekte olduğundan farklı algılayabilir veya doğru olmayan bazı düşünceleri gerçek kabul edebilir.</p>

<p>Örneğin çevrede kimse konuşmadığı hâlde sesler duyabilir. Televizyondaki bir konuşmanın özellikle kendisine yönelik olduğunu düşünebilir ya da birilerinin kendisini takip ettiğine inanabilir.</p>

<p>Bununla birlikte her şizofreni hastasında aynı belirtiler görülmez. Bazılarında ses duyma ve gerçek dışı inanışlar ön plandayken bazılarında içe kapanma, isteksizlik, düşünceleri toparlayamama ve günlük işleri sürdürmekte zorlanma daha belirgindir.</p>

<p>Şizofreni, halk arasında zaman zaman karıştırıldığı çoklu kişilik bozukluğuyla aynı hastalık değildir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütünün Eylül 2026'da güncellenen verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 27 milyon kişi şizofreniyle yaşamaktadır. Hastalık çoğunlukla ergenliğin sonlarında veya genç yetişkinlik döneminde ortaya çıkar.</p>

<p>Şizofreni Neden Olur?</p>

<p>Şizofreninin tek ve kesin bir nedeni bulunmamaktadır. Güncel bilimsel yaklaşım, genetik yatkınlığın beyin gelişimi ve çevresel etkenlerle etkileşiminin hastalığın ortaya çıkmasında rol oynadığı yönündedir.</p>

<p>Ailede şizofreni bulunması riski artırabilir. Ancak ailesinde şizofreni bulunan herkes hastalanmaz. Hastalık, aile öyküsü olmayan kişilerde de görülebilir.</p>

<p>Araştırmalarda hastalıkla ilişkili çeşitli etkenler belirlenmiştir:</p>

<p>- Genetik yatkınlık ve aile öyküsü<br />
- Beynin gelişimi ve kimyasal haberleşmesindeki farklılıklar<br />
- Gebelik ve doğum dönemine ilişkin bazı biyolojik etkenler<br />
- Çocukluk dönemindeki ağır olumsuz yaşantılarla ilişkili riskler<br />
- Özellikle yoğun esrar kullanımıyla ilişkili artmış psikoz riski</p>

<p>Bunların hiçbiri tek başına kişinin mutlaka şizofreni geliştireceği anlamına gelmez.</p>

<p>Yoğun stres, uykusuzluk ve madde kullanımı bazı kişilerde mevcut belirtileri ağırlaştırabilir veya yeni bir atağın ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Ancak bu etkenlerin hastalığın kesin nedeni olduğu söylenemez.</p>

<p>Şizofreni Belirtileri Nelerdir?</p>

<p>Şizofreninin belirtileri üç ana grupta değerlendirilebilir.</p>

<p>1. Gerçeklik algısını etkileyen belirtiler</p>

<p>Bu grupta ses duyma, gerçek dışı inanışlar ve düşünce akışında bozulmalar bulunur.</p>

<p>Kişi, çevresinde bulunmayan birinin kendisiyle konuştuğunu duyabilir. Sesler bazen tanıdığı kişilerin seslerine benzeyebilir.</p>

<p>Duyulan sesler kişinin yaptıklarını yorumlayabilir, onun hakkında konuşuyormuş gibi gelebilir veya ona bazı şeyler söyleyebilir.</p>

<p>Bu deneyimler kişi açısından son derece gerçek hissedilebilir. Bazı kişiler duyduklarından kuşku duyarken bazıları seslerin gerçekten dışarıdan geldiğine inanabilir.</p>

<p>Bunun yanında kişinin takip edildiğine, zarar göreceğine veya düşüncelerinin başkaları tarafından bilindiğine ilişkin güçlü inanışlar gelişebilir.</p>

<p>2. İçe kapanma ve isteksizlik</p>

<p>Şizofreninin her belirtisi dışarıdan kolayca fark edilmez.</p>

<p>Kişi daha önce sevdiği etkinliklerden uzaklaşabilir, arkadaşlarıyla görüşmeyi azaltabilir ve günlük sorumluluklarını yerine getirmekte zorlanabilir.</p>

<p>Duygularını yüz ifadesiyle göstermesi azalabilir. Konuşmaları kısalabilir veya herhangi bir işe başlamak için gerekli isteği bulmakta zorlanabilir.</p>

<p>Bu durumlar bazen depresyon, aşırı yorgunluk veya kişilik özelliği sanılabilir.</p>

<p>3. Dikkat ve düşünme güçlükleri</p>

<p>Bazı kişilerde dikkatini toplama, konuşmaları takip etme, yeni bilgileri öğrenme ve günlük işlerini planlama becerileri etkilenebilir.</p>

<p>Düşünceler arasında bağlantı kurmak zorlaşabilir. Konuşurken konudan konuya geçme veya anlatmak istediğini toparlayamama görülebilir.</p>

<p>Şizofreni Nasıl Başlar? Erken Belirtiler Nelerdir?</p>

<p>Şizofreni her zaman aniden başlamaz. Bazı kişilerde belirgin bir psikoz atağından önce haftalar veya aylar boyunca çeşitli değişiklikler ortaya çıkabilir.</p>

<p>Dikkat çekebilen erken işaretler şunlardır:</p>

<p>- Okul veya iş performansında belirgin düşüş<br />
- Arkadaşlardan ve aile ortamından uzaklaşma<br />
- Uyku düzeninde ciddi değişiklik<br />
- Kişisel bakımın belirgin biçimde azalması<br />
- Açıklanması güç kuşkuculuk ve güvensizlik<br />
- Düşünceleri toparlamakta zorlanma<br />
- Günlük olaylara alışılmadık anlamlar yükleme</p>

<p>Bu belirtiler şizofreniye özgü değildir. Depresyon, kaygı bozuklukları, madde kullanımı ve başka sağlık sorunları da benzer değişikliklere neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca erken belirtilere dayanarak şizofreni tanısı koymak doğru değildir.</p>

<p>Ne Zaman Psikiyatri Uzmanına Başvurulmalı?</p>

<p>Gerçekte bulunmayan sesler duyulması, çevredeki olaylara ilişkin gerçek dışı inanışların gelişmesi veya düşünce ve davranışlarda günlük yaşamı etkileyen belirgin değişiklikler ortaya çıkması durumunda psikiyatri değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Özellikle ilk kez ses duyma, yoğun kuşkuculuk, belirgin içe kapanma ve işlev kaybının birlikte görülmesi geciktirilmemesi gereken bir değerlendirme nedenidir.</p>

<p>Bazı durumlarda ise acil yardım gerekir.</p>

<p>- Kişinin kendisine veya başkasına zarar verme düşüncesi ya da girişimi bulunması<br />
- Duyduğu seslerin zarar verici davranışlar yapmasını söylemesi ve bunlara uyma ihtimalinin bulunması<br />
- Ağır kafa karışıklığı veya kontrol edilemeyen ajitasyon gelişmesi<br />
- Kişinin uzun süre yemek, su veya temel bakım ihtiyaçlarını karşılayamaması<br />
- Tepki vermeme, belirgin hareketsizlik veya ciddi bilinç değişikliği ortaya çıkması</p>

<p>Bu durumlarda Türkiye'de 112 Acil Çağrı Merkezi üzerinden yardım istenmeli veya en yakın acil servise başvurulmalıdır.</p>

<p>Şizofreni Tanısı Nasıl Konur?</p>

<p>Şizofreni tanısını psikiyatri uzmanı koyar.</p>

<p>Tanıda kişinin yaşadığı belirtiler, bu belirtilerin ne kadar sürdüğü, günlük yaşam üzerindeki etkileri, önceki sağlık sorunları ve aile öyküsü birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Psikiyatri görüşmesinde ses duyma, düşünce değişiklikleri, uyku düzeni, duygu durumu ve günlük işlevler ayrıntılı biçimde ele alınabilir.</p>

<p>Gerektiğinde kan testleri, idrar incelemeleri, nörolojik değerlendirme veya beyin görüntüleme yöntemleri kullanılabilir.</p>

<p>Bu incelemelerin amacı çoğu zaman belirtilere neden olabilecek başka hastalıkları araştırmaktır.</p>

<p>Örneğin bazı madde veya ilaçların etkileri, nörolojik hastalıklar, ağır duygu durum bozuklukları ve çeşitli bedensel hastalıklar psikoz belirtileri oluşturabilir.</p>

<p>Şizofreniyi tek başına kesin olarak gösteren bir kan testi ya da beyin filmi bulunmamaktadır.</p>

<p>Tanı, belirtilerin klinik özellikleri ve zaman içindeki seyri değerlendirilerek konur.</p>

<p>Şizofreni Nasıl Tedavi Edilir?</p>

<p>Şizofreni tedavisinin amacı yalnızca sesleri veya gerçek dışı inanışları azaltmak değildir.</p>

<p>Aynı zamanda yeni atakları önlemek, kişinin günlük yaşam becerilerini korumak, eğitim ve çalışma hayatına katılımını desteklemek ve yaşam kalitesini yükseltmek hedeflenir.</p>

<p>İlaç tedavisi</p>

<p>Şizofreni tedavisinin temel araçlarından biri antipsikotik adı verilen ilaçlardır.</p>

<p>Bu ilaçlar beynin haberleşme sistemlerini etkileyerek özellikle ses duyma, gerçek dışı inanışlar ve düşünce dağınıklığı gibi belirtilerin azaltılmasına yardımcı olur.</p>

<p>Risperidon, olanzapin, aripiprazol ve diğer antipsikotikler farklı klinik durumlarda kullanılabilen örneklerdir.</p>

<p>İlaç seçimi kişinin belirtilerine, önceki tedavi yanıtına, diğer hastalıklarına ve olası yan etkilere göre yapılır.</p>

<p>Antipsikotikler bazı kişilerde kilo artışı, uyku hâli, hareket bozuklukları veya metabolik değişikliklere yol açabilir. Bu nedenle tedavi sırasında kilo, kan şekeri, kan yağları ve gerektiğinde kalp sağlığı izlenir.</p>

<p>Uzun etkili enjeksiyonlar</p>

<p>Günlük tablet kullanımında güçlük yaşayan veya bu yöntemi tercih eden kişiler için uzun etkili enjeksiyonlar bir seçenek olabilir.</p>

<p>Bu ilaçlar belirli aralıklarla sağlık profesyoneli tarafından uygulanır. Kullanılan ürüne göre uygulama aralığı değişir.</p>

<p>Tedaviye dirençli şizofreni</p>

<p>Uygun süre ve dozlarda kullanılan en az iki farklı antipsikotiğe rağmen yeterli yanıt alınamadığında tedaviye dirençli şizofreni olasılığı değerlendirilir.</p>

<p>Bu durumda klozapin önemli bir tedavi seçeneğidir.</p>

<p>Klozapin, bazı hastalarda diğer ilaçların sağlayamadığı yararı sağlayabilir. Ancak ciddi yan etki riskleri nedeniyle düzenli kan sayımı ve başka sağlık kontrolleri gerektirir.</p>

<p>Psikolojik ve sosyal destek</p>

<p>İlaçların yanında psikoterapi, aile eğitimi ve psikososyal rehabilitasyon önemli yer tutar.</p>

<p>Bilişsel davranışçı terapi, kişinin rahatsız edici deneyimlerle baş etmesine ve düşüncelerini değerlendirmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Aileye yönelik eğitimler iletişimi güçlendirebilir ve kriz dönemlerinde daha etkili destek sağlanmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Mesleki rehabilitasyon ve destekli istihdam programları ise kişinin çalışma yaşamına katılımını kolaylaştırabilir.</p>

<p>Şizofreni Tedavisinde 2026'nın Güncel Gelişmeleri</p>

<p>Şizofreni tedavisinde son yıllarda önemli ilaç onayları ve yeni kullanım yaklaşımları gündeme gelmiştir.</p>

<p>Yeni etki mekanizması: Ksanomelin ve trospiyum</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 26 Eylül 2024'te ksanomelin ve trospiyum klorür birleşiminden oluşan Cobenfy adlı ilacı yetişkinlerde şizofreni tedavisi için onayladı.</p>

<p>Bu tedavinin önemi, klasik antipsikotiklerin çoğundan farklı bir biyolojik mekanizma üzerinden etki göstermesidir.</p>

<p>Ksanomelin, beynin asetilkolin adı verilen haberci maddesiyle ilişkili belirli alıcılarını etkiler. Trospiyum ise ilacın vücuttaki bazı istenmeyen etkilerini sınırlamak amacıyla kullanılır.</p>

<p>FDA değerlendirmesinde yer alan iki kısa süreli çalışmada toplam 470 yetişkinin etkinlik verileri incelendi. Beş haftalık tedavide belirtilerde plaseboya göre anlamlı düzelme görüldü.</p>

<p>Bununla birlikte bulantı, kusma, kabızlık, kalp hızında artış ve idrar yapma güçlüğü gibi yan etkiler görülebilir. Bazı karaciğer, böbrek ve göz hastalıklarında kullanımı sakıncalı olabilir.</p>

<p>Kısa süreli çalışmalardaki başarı, bütün hastalarda uzun süreli üstünlük sağlandığı anlamına gelmez.</p>

<p>2026'da onaylanan milsaperidon</p>

<p>FDA, 20 Şubat 2026'da Bysanti adlı milsaperidon tabletlerini yetişkinlerde şizofreni tedavisi için onayladı.</p>

<p>Milsaperidon, dopamin ve serotonin sistemleriyle ilişkili geleneksel antipsikotik etki yolunu kullanır.</p>

<p>Önemli bir ayrıntı, bu ilacın etkinliğine ilişkin ruhsat değerlendirmesinde daha önce kullanılan iloperidonun klinik çalışmalarından yararlanılmış olmasıdır. İki madde vücutta birbiriyle ilişkili biçimde dönüşmektedir.</p>

<p>Bu nedenle yeni onay, ilacın mevcut bütün antipsikotiklerden daha etkili olduğunun kanıtı değildir.</p>

<p>Kalp ritmi üzerinde etkiler ve tansiyon düşüklüğü gibi riskler tedavi seçiminde dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Ayda bir uygulanan yeni olanzapin enjeksiyonu</p>

<p>FDA, 8 Ekim 2026'da Weltruza adlı uzun etkili olanzapin enjeksiyonunu yetişkinlerde şizofreni tedavisi için onayladı.</p>

<p>Bu ürün, daha önce de kullanılan olanzapinin ayda bir deri altına uygulanabilen yeni bir biçimidir.</p>

<p>Özellikle günlük ilaç kullanımını sürdürmekte güçlük yaşayan bazı hastalar açısından farklı bir uygulama seçeneği sunabilir.</p>

<p>Ancak yeni uygulama biçimi, olanzapinin kilo artışı ve metabolik yan etki risklerini ortadan kaldırmaz. Enjeksiyon sonrası ciddi sersemlik ve bilinç değişikliğiyle ilişkili nadir bir sendromun bu yeni formdaki riski de henüz tam olarak bilinmemektedir.</p>

<p>Nükslerin önlenmesine ilişkin yeni veriler</p>

<p>Nisan 2026'da FDA, daha önce şizofreni tedavisinde onaylı olan lumateperonun uzun dönem nüks önleme verilerine dayalı ruhsat güncellemesini onayladı.</p>

<p>Bu gelişme yeni bir ilaç sınıfından çok, mevcut bir tedavinin uzun süreli etkisine ilişkin kanıtların genişlemesi anlamına geliyor.</p>

<p>Bu ilaçlar ve ürünler için belirtilen onaylar ABD'ye aittir. Türkiye'deki ruhsat, erişim ve SGK geri ödeme durumları bu incelemede kesin olarak doğrulanamamıştır. ABD onayı, Türkiye'de doğrudan kullanılabildikleri anlamına gelmez.</p>

<p>Şizofrenide Umut Vadeden Araştırmalar</p>

<p>Yeni bir araştırma ilacının geliştirilmesi</p>

<p>Nisan 2026'da JAMA Psychiatry dergisinde yayımlanan randomize bir faz II araştırmada LB-102 adlı ilaç incelendi.</p>

<p>ABD'de yürütülen çalışmaya akut şizofreni belirtileri bulunan 359 yetişkin katıldı.</p>

<p>Dört haftalık değerlendirmede belirtileri ölçen puanlama ölçeğinde plasebo grubunda ortalama 9,3 puan, LB-102'nin iki ana doz grubunda ise yaklaşık 14 puan iyileşme görüldü.</p>

<p>Bu sonuç, kısa dönemde plaseboya göre yaklaşık 5 puanlık ek düzelmeye karşılık geliyor.</p>

<p>Araştırma olumlu bir sinyal sunsa da dört haftalık süre uzun dönem güvenlilik, atakları önleme ve günlük yaşam üzerindeki kalıcı yarar konusunda yeterli değildir.</p>

<p>LB-102 henüz araştırma aşamasındadır; onaylı standart tedavi olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Akıllı telefon destekli dijital tedavi</p>

<p>Eylül 2026'da JAMA Network Open dergisinde yayımlanan bir başka çalışmada CT-155 adlı dijital terapi yöntemi araştırıldı.</p>

<p>ABD'deki 66 merkezde yürütülen faz III araştırmaya şizofreninin isteksizlik, zevk alamama ve sosyal ilişkilerden uzaklaşma gibi belirtilerini yaşayan 457 yetişkin katıldı.</p>

<p>Katılımcılar mevcut ilaç tedavilerine ek olarak 16 hafta boyunca CT-155 uygulamasını veya karşılaştırma amacıyla hazırlanmış başka bir dijital uygulamayı kullandı.</p>

<p>Tedavi grubunda motivasyon ve zevk alma belirtilerini ölçen puanlarda ortalama 6,8; karşılaştırma grubunda 4,2 puanlık iyileşme görüldü.</p>

<p>Gruplar arasındaki yaklaşık 2,6 puanlık fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Etkinin büyüklüğü küçük ile orta düzey arasındaydı.</p>

<p>Bu sonuçlar, dijital araçların ilaç tedavisine ek destek sağlayabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak çalışmaya akıllı telefon ve internet erişimi bulunan, ilaç tedavisi dengede olan kişiler alındı. Bulguların bütün hastalara genellenmesi için daha fazla araştırma gerekiyor.</p>

<p>CT-155, bu çalışmada araştırma aşamasındaki bir yöntem olarak değerlendirilmiştir. Rutin kullanıma girmiş onaylı bir şizofreni tedavisi olarak sunulamaz.</p>

<p>Şizofreni Tamamen İyileşir mi?</p>

<p>Şizofreninin seyri kişiden kişiye önemli ölçüde değişebilir.</p>

<p>Bazı kişilerde belirtiler belirli dönemlerde ağırlaşırken bazı kişiler uzun süre belirgin yakınma yaşamadan hayatını sürdürebilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, şizofreniyle yaşayan kişilerin en az üçte birinde belirtilerin tamamen düzelebileceğini bildirmektedir.</p>

<p>Ancak bu durum, herkesin aynı tedaviyle kalıcı olarak iyileşeceği veya bir daha atak geçirmeyeceği anlamına gelmez.</p>

<p>Erken müdahale, etkili tedavi, düzenli takip ve kişinin ihtiyaçlarına uygun sosyal destek iyileşme sürecinin önemli parçalarıdır.</p>

<p>Sık Sorulan Diğer Sorular</p>

<p>Şizofreni bulaşıcı mıdır?</p>

<p>Hayır. Şizofreni enfeksiyon hastalığı değildir. Aynı evde yaşamak, temas etmek veya konuşmak yoluyla başka bir kişiye bulaşmaz.</p>

<p>Şizofreni çoklu kişilik bozukluğu mudur?</p>

<p>Hayır. Şizofrenide gerçeklik algısı ve düşünce süreçleri etkilenebilir. Çoklu kişilik olarak bilinen dissosiyatif kimlik bozukluğu ise farklı özelliklere sahip ayrı bir ruhsal bozukluktur.</p>

<p>Şizofreni hastaları her zaman hastaneye yatırılır mı?</p>

<p>Hayır. Birçok kişi ayaktan psikiyatri takibiyle tedavisini sürdürebilir. Hastaneye yatış, ağır ataklar, ciddi güvenlik riskleri veya yoğun tedavi ve gözlem gerektiren durumlarda değerlendirilebilir.</p>

<p>Şizofreni ilaçları bağımlılık yapar mı?</p>

<p>Antipsikotik ilaçlar, alkol ve bazı uyuşturucu maddelerde görülen türde bir bağımlılık oluşturmak amacıyla kullanılan maddeler değildir. Ancak vücut ilaca uyum sağlayabilir; aniden bırakılması belirtilerin yeniden ortaya çıkmasına veya başka kesilme sorunlarına yol açabilir. Tedavi değişiklikleri hekim gözetiminde yapılmalıdır.</p>

<p>Şizofreni hastası evlenebilir veya çocuk sahibi olabilir mi?</p>

<p>Evet. Şizofreni tanısı, kişinin evlenmesine veya çocuk sahibi olmasına tek başına engel değildir. Gebelik planlanıyorsa kullanılan ilaçlar ve hastalığın durumu psikiyatri ve kadın hastalıkları uzmanlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Şizofreni hastasının ailesi nasıl davranmalı?</p>

<p>Sakin, saygılı ve yargılamayan bir iletişim önemlidir. Kişinin duyduğu sesleri gerçek olarak onaylamak da yaşadığı korkuyu küçümsemek de yardımcı olmayabilir. Yaşadığı sıkıntıyı anladığını göstermek ve profesyonel yardım almasını desteklemek daha yapıcı bir yaklaşımdır.</p>

<p>Şizofreni hastaları tehlikeli midir?</p>

<p>Şizofreni tanısı tek başına kişinin tehlikeli olduğu anlamına gelmez. Hastaların büyük çoğunluğu şiddet davranışı göstermez. Hastalıkla yaşayan kişiler damgalanma, ayrımcılık ve başkalarından zarar görme gibi sorunlarla da karşılaşabilir. Güvenlik değerlendirmesi tanıya değil, kişinin mevcut davranışlarına ve somut risklere dayanmalıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Şizofreni tanısı ve kişiye uygun tedavi planı psikiyatri uzmanı tarafından yapılacak değerlendirmeye dayanmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Dünya Sağlık Örgütü (WHO). Schizophrenia. Güncellenme tarihi: 11 Eylül 2026.</p>

<p>2. ABD Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü (NIMH). Schizophrenia. Hasta ve toplum bilgilendirme yayını.</p>

<p>3. National Institute for Health and Care Excellence (NICE). Psychosis and Schizophrenia in Adults: Prevention and Management. CG178, 2014; son gözden geçirme 2025.</p>

<p>4. American Psychiatric Association. The American Psychiatric Association Practice Guideline for the Treatment of Patients With Schizophrenia. 2020.</p>

<p>5. U.S. Food and Drug Administration (FDA). Cobenfy: Approval Information and Drug Trials Snapshot. 26 Eylül 2024.</p>

<p>6. U.S. Food and Drug Administration (FDA). Bysanti (Milsaperidone), Approved Prescribing Information. 2026.</p>

<p>7. U.S. Food and Drug Administration (FDA). Weltruza (Olanzapine), Approval Letter and Prescribing Information. 8 Ekim 2026.</p>

<p>8. U.S. Food and Drug Administration (FDA). Caplyta (Lumateperone), Updated Prescribing Information. 2026.</p>

<p>9. Eramo A, Correll CU, Walling DP ve arkadaşları. Antipsychotic Efficacy and Safety of LB-102 in the Treatment of Adults With Acute Schizophrenia: A Randomized Clinical Trial. JAMA Psychiatry, 2026.</p>

<p>10. Pratap A, Lakhan SE, Snipes C ve arkadaşları. A Digital Therapeutic Intervention for Negative Symptoms of Schizophrenia: A Randomized Clinical Trial. JAMA Network Open, 2026. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sizofreniyle-yasamak-tedavi-is-hayati-ve-iyilesme-imkanlari</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3255-1.jpeg" type="image/jpeg" length="97525"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göz Damlalarını Peş Peşe Kullanmayın: İkinci Damla İlk İlacın Etkisini Azaltabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/goz-damlalarini-pes-pese-kullanmayin-ikinci-damla-ilk-ilacin-etkisini-azaltabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/goz-damlalarini-pes-pese-kullanmayin-ikinci-damla-ilk-ilacin-etkisini-azaltabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Birden fazla göz damlasını art arda sıkmak ilk ilacın yeterince emilmesini engelleyebilir. Uzmanlar farklı damlalar arasında yaklaşık 5 dakika beklenmesini öneriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Glokom, göz kuruluğu, alerji veya ameliyat sonrası tedavi nedeniyle aynı anda birden fazla göz damlası kullananların dikkat etmesi gereken küçük ama önemli bir ayrıntı var: Damlaları peş peşe göze uygulamak doğru olmayabilir.</p>

<p>İlk damlanın ardından hemen ikinci bir damla sıkıldığında, gözde bulunan sıvı miktarı artıyor. Bunun sonucunda ilk ilaç seyrelerek gözden dışarı taşabiliyor veya yeterince emilmeden uzaklaşabiliyor.</p>

<p>Amerikan Oftalmoloji Akademisi, aynı zamanda birden fazla türde göz damlası kullanılması gerekiyorsa farklı ilaçlar arasında 3 ila 5 dakika beklenmesini öneriyor. Dünyanın önde gelen göz hastanelerinden Moorfields Eye Hospital ise farklı göz damlaları arasında en az 5 dakika bırakılmasını tavsiye ediyor.</p>

<p>İKİNCİ DAMLA İLKİNİ NEDEN ETKİLEYEBİLİR?</p>

<p>Gözün ilaç damlasını tutabileceği alan sınırlı.</p>

<p>Bu nedenle göze gereğinden fazla sıvı damlatıldığında fazlalık göz kapağından dışarı akabiliyor veya gözyaşı kanalı aracılığıyla uzaklaşabiliyor.</p>

<p>İlk damlanın hemen üzerine ikinci damlanın uygulanması da ilk ilacın göz yüzeyinde yeterince kalmasına fırsat vermeyebiliyor.</p>

<p>Moorfields Eye Hospital, ikinci damlanın çok erken uygulanmasının ilk damlayı gözden uzaklaştırabileceğini ve böylece tedavinin etkinliğinin azalabileceğini açıkça belirtiyor.</p>

<p>Bu nedenle yaklaşık 5 dakikalık bekleme süresi, ilk ilacın göz yüzeyinde kalıp emilmesine zaman tanıyor.</p>

<p>ÖZELLİKLE GLOKOM HASTALARI İÇİN ÖNEMLİ</p>

<p>Birden fazla göz damlasının birlikte kullanıldığı alanların başında glokom tedavisi geliyor.</p>

<p>Bazı hastalar göz içi basıncını kontrol altında tutabilmek için farklı etken maddeler içeren iki veya daha fazla damla kullanabiliyor.</p>

<p>Bu ilaçların reçete edildiği saatlerde düzenli kullanılması kadar doğru uygulanması da tedavinin önemli bir parçası.</p>

<p>Damlaların peş peşe uygulanması yerine doktorun verdiği kullanım sırasına uyulması ve farklı damlalar arasında uygun süre bırakılması gerekiyor.</p>

<p>GÖZE KAÇ DAMLA SIKILMALI?</p>

<p>“Bir damla yetmez, iki damla daha etkili olur” düşüncesi de doğru değil.</p>

<p>Moorfields Eye Hospital, klinisyen tarafından farklı bir talimat verilmedikçe genellikle tek damlanın yeterli olduğunu belirtiyor.</p>

<p>İkinci veya üçüncü damlayı art arda sıkmak ilacın etkisini mutlaka artırmıyor. Fazla sıvının önemli bir bölümü zaten gözden dışarı taşabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle reçetede veya ilaç kullanım talimatında belirtilen damla sayısının üzerine çıkılmaması önemli.</p>

<p>DAMLA GÖZE GELMEDİYSE NE YAPILMALI?</p>

<p>Göz damlasını uygulamak özellikle ileri yaştaki kişilerde veya el hareketlerini etkileyen hastalıklarda zor olabiliyor.</p>

<p>Damlanın göze ulaşmadığından emin olunamıyorsa Moorfields, bir kez daha damlatılmasının genellikle güvenli olduğunu belirtiyor. Fazla sıvı gözden dışarı akabiliyor.</p>

<p>Ancak sürekli olarak birkaç damla sıkmak yerine uygulama tekniğinin düzeltilmesi daha doğru.</p>

<p>Damlatmadan önce eller yıkanmalı, baş hafifçe geriye yatırılmalı ve alt göz kapağı aşağı çekilerek küçük bir cep oluşturulmalı.</p>

<p>Şişenin ucunun göze, kirpiklere veya cilde temas etmemesine dikkat edilmeli. Bu temas damlalığın kirlenmesine neden olabilir.</p>

<p>DAMLAYI SIKTIKTAN SONRA GÖZÜ HEMEN AÇMAK GEREKİYOR MU?</p>

<p>Damla uygulandıktan sonra gözün kısa süre kapalı tutulması ve buruna yakın iç köşesine hafifçe baskı uygulanması ilacın gözde daha uzun süre kalmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Bu yöntem aynı zamanda ilacın gözyaşı kanalı yoluyla buruna ve sistemik dolaşıma geçmesini azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Özellikle glokom ilaçları gibi düzenli kullanılan bazı damlalarda doğru uygulama tekniği önem taşıyor.</p>

<p>GÖZ DAMLASIYLA MERHEM BİRLİKTE KULLANILIYORSA SIRA ÖNEMLİ</p>

<p>Bazı tedavilerde göz damlasıyla birlikte göz merhemi de reçete edilebiliyor.</p>

<p>Moorfields Eye Hospital, böyle bir durumda önce göz damlasının uygulanmasını, ardından yaklaşık 5 dakika beklendikten sonra merhemin kullanılmasını öneriyor.</p>

<p>Merhem daha yoğun yapıda olduğu için önce sürülmesi, sonradan uygulanan damlanın göz yüzeyine ulaşmasını zorlaştırabilir.</p>

<p>“5 DAKİKA” HER GÖZ İLACI İÇİN DEĞİŞMEZ BİR KURAL MI?</p>

<p>Yaklaşık 5 dakikalık aralık genel bir uygulama önerisi.</p>

<p>Amerikan Oftalmoloji Akademisi farklı göz damlaları arasında 3 ila 5 dakika beklemeyi önerirken Moorfields en az 5 dakika tavsiye ediyor.</p>

<p>Ancak bazı özel hastalıklarda veya yoğun tedavi programlarında doktor farklı bir kullanım aralığı belirleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle reçetede veya hekimin verdiği kullanım planında farklı bir süre belirtilmişse o talimat esas alınmalı.</p>

<p>GÖZ DAMLASI KULLANANLAR İÇİN 6 BASİT KURAL</p>

<p>1. Damla uygulamadan önce ellerinizi yıkayın.</p>

<p>2. Şişenin ucunu göze, kirpiklere veya cilde değdirmeyin.</p>

<p>3. Doktor farklı bir miktar önermediyse gereksiz yere birkaç damla sıkmayın.</p>

<p>4. Farklı göz damlalarını aynı göze uygularken yaklaşık 5 dakika bekleyin.</p>

<p>5. Damla ve merhem birlikte kullanılacaksa genellikle önce damlayı uygulayın.</p>

<p>6. Kullanım sırası veya saatleri konusunda emin değilseniz doktorunuza veya eczacınıza danışın.</p>

<p>KÜÇÜK BİR BEKLEME SÜRESİ TEDAVİYİ DAHA DOĞRU HALE GETİREBİLİR</p>

<p>Göz damlası kullanırken yapılan hata çoğu zaman ilacı hiç kullanmamak kadar belirgin olmayabilir.</p>

<p>Hasta bütün ilaçlarını düzenli kullandığını düşünse bile iki farklı damlayı saniyeler içinde peş peşe uygulaması ilk ilacın gözde yeterince kalmasını engelleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle birden fazla göz damlası kullananların aklında tutabileceği en basit kural şu:</p>

<p>İlk damlayı uygulayın, yaklaşık 5 dakika bekleyin, ardından diğer damlaya geçin.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Göz damlalarının kullanım sırası ve zamanlaması hastalığa ve kullanılan ilaca göre değişebilir. Reçeteli göz ilaçlarının dozu veya kullanım sıklığı hekim önerisi olmadan değiştirilmemelidir. Ani görme kaybı, şiddetli göz ağrısı veya belirgin göz travması acil değerlendirme gerektirir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Academy of Ophthalmology — How to Put in Eye Drops</p>

<p>Moorfields Eye Hospital — How to Use Your Eye Drops</p>

<p>Moorfields Eye Hospital — Eye Drop Compliance Aids </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/goz-damlalarini-pes-pese-kullanmayin-ikinci-damla-ilk-ilacin-etkisini-azaltabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3253.jpeg" type="image/jpeg" length="18550"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Subay ve Astsubaylıkta Diş Eksikliği, İmplant ve Ortodonti Engel mi? 2026 Sağlık Şartları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/subay-ve-astsubaylikta-dis-eksikligi-implant-ve-ortodonti-engel-mi-2026-saglik-sartlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/subay-ve-astsubaylikta-dis-eksikligi-implant-ve-ortodonti-engel-mi-2026-saglik-sartlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diş eksikliği, implant ve diş teli subay veya astsubay olmaya engel mi? 2026 sağlık şartlarında 7 diş eşiği, çene bozuklukları ve askerî öğrenci–dış kaynak ayrımı belirleyici olabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Subay ve astsubay olmak isteyen adayların sağlık muayenesinde diş eksikliği, implant, diş teli ve çene bozuklukları da değerlendiriliyor. Ancak bir dişini kaybetmiş olmakla çok sayıda dişi eksik olmak aynı anlama gelmiyor. Benzer şekilde ağızda implant bulunması veya ortodontik tedavi görülmesi de her aday için otomatik elenme nedeni oluşturmuyor.</p>

<p>2026 yılında geçerli sağlık şartları, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği ile belirleniyor. Yönetmeliğin EK-C Hastalıklar Listesi'nin 26, 27 ve 28'inci maddeleri ağız, diş ve çene hastalıklarını düzenlerken, askerî öğrenci adayları ile dış kaynaktan alınacak subay ve astsubaylar için farklı değerlendirme hükümleri uygulanıyor.</p>

<p>Özellikle kaç dişin eksik olduğu, eksikliğin doğuştan bulunup bulunmadığı, dişlerin çekilme nedeni, çiğneme fonksiyonları ve çene kapanışının durumu sağlık kararını etkileyebiliyor.</p>

<p>Subay ve astsubaylıkta kaç diş eksikliği engel?</p>

<p>Yönetmeliğin Hastalıklar Listesi'nin 28/A-8 hükmü, diş eksikliği konusunda önemli bir sınır getiriyor.</p>

<p>Buna göre alt ve üst çenede toplam 7 veya daha fazla kısmi diş eksikliği, belirli koşullarda A diliminde değerlendiriliyor. İlgili hüküm, sabit protezle düzeltilebilen ve konuşma ile çiğneme fonksiyonlarını bozmayan diş eksikliklerini kapsıyor.</p>

<p>Ancak diş sayısı hesaplanırken önemli iki istisna bulunuyor.</p>

<p>Ortodontik tedavi amacıyla çekilen dişler ile üçüncü büyük azı dişler, yani yirmilik dişler, bu hükümdeki eksik diş hesabının dışında tutuluyor.</p>

<p>Dolayısıyla yirmilik dişi çekilmiş bir aday ile farklı nedenlerle çok sayıda kalıcı dişini kaybetmiş bir adayın durumu aynı şekilde değerlendirilmiyor.</p>

<p>Yönetmeliğin EK-D Personel Adaylarının Hastalıklara Göre Değerlendirme Çizelgesi'nde 28/A-8 hükmü, dış kaynaktan alınan subay ve astsubay adaylarının her iki değerlendirme sütununda da olumsuz işaret taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle söz konusu hüküm kapsamına giren diş eksikliği, dış kaynak subay ve astsubay adaylığına engel oluşturuyor.</p>

<p>Bir veya iki dişi eksik olanlar subay olabilir mi?</p>

<p>Tek bir dişin veya birkaç dişin eksik olması, 28/A-8 hükmündeki 7 diş sınırının aşıldığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bununla birlikte 7'den az diş eksikliği bulunan herkesin otomatik olarak kabul edileceği de söylenemez. Eksikliğin çene yapısını, konuşmayı, çiğnemeyi veya dişlerin kapanışını etkileyip etkilemediği ayrıca önem taşıyor.</p>

<p>Örneğin bir dişini travma nedeniyle kaybetmiş, diğer dişleri sağlıklı ve çiğneme fonksiyonu normal olan bir aday ile çene bozukluğu ve yaygın diş hastalıkları bulunan adayın sağlık durumu farklı olabilir.</p>

<p>Nihai değerlendirmede muayene bulguları ve adayın tabi olduğu sağlık şartları esas alınıyor.</p>

<p>İmplant yaptıranlar subay veya astsubay olabilir mi?</p>

<p>Diş implantı, kaybedilen dişin yerine çene kemiğine yerleştirilen yapay diş kökü üzerine protez uygulanmasını sağlayan bir tedavi yöntemi.</p>

<p>Sağlık Yeteneği Yönetmeliği'nde tek bir implant bulunmasını bütün subay ve astsubay adayları açısından otomatik ret nedeni sayan genel bir hüküm bulunmuyor.</p>

<p>Ancak bu durum, implant yaptıran her adayın sağlık muayenesinden geçeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Değerlendirmede implantın kendisinden çok, implant uygulanmasına neden olan diş kaybı, toplam eksik diş sayısı, çene kemiğinin durumu ve ağız fonksiyonları önem taşıyabiliyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 28/A-13 hükmünde ise daha farklı ve özel bir durum düzenleniyor.</p>

<p>Alt ve üst çenede tam diş noksanlığının, implant destekli sabit protezlerle belirlenen kapsamda düzeltildiği durumlar A diliminde yer alıyor. Bu hüküm de dış kaynak subay ve astsubay adaylarının her iki değerlendirme sütununda olumsuz işaret taşıyor.</p>

<p>Dolayısıyla tek diş implantı yaptırmış olmakla bütün dişleri implant destekli protezlerle tamamlanmış olmak aynı şekilde yorumlanmamalı.</p>

<p>İmplant tedavisinin tamamlanmış olması da ilgili hastalık hükmünün kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Diş teli olanlar MSÜ'ye girebilir mi?</p>

<p>Diş teli olarak bilinen ortodontik tedavi, çapraşıklıkların ve bazı kapanış bozukluklarının düzeltilmesi amacıyla uygulanıyor.</p>

<p>Burada askerî öğrenci adayları açısından önemli bir düzenleme bulunuyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 35'inci maddesinde harp okulları ve astsubay meslek yüksekokullarına alınacak öğrenci adayları için tam sağlam olma şartı aranırken hafif diş sıra bozukluklarının sağlam kabul edileceği açıkça belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle hafif derecede diş dizilim bozukluğu bulunan her adayın eleneceği yönündeki değerlendirme doğru değil.</p>

<p>Bununla birlikte diş teli kullanmak ile dişlerin ve çenenin sağlık durumunun uygun olması farklı konular.</p>

<p>Tedavi gerektiren bozukluğun derecesi, kaç dişi etkilediği ve çiğneme fonksiyonlarını bozup bozmadığı değerlendirmede önem taşıyor.</p>

<p>Yönetmelikte diş tellerinin tamamını kapsayan tek başına otomatik bir kabul veya ret hükmü bulunmuyor.</p>

<p>Ortodontik tedavi gören adayların güncel ağız ve diş sağlığı durumları, muayene sırasında ilgili hükümler kapsamında inceleniyor.</p>

<p>Diş çapraşıklığı hangi durumda engel oluşturuyor?</p>

<p>Yönetmeliğin 28/A-4 hükmünde, alt ve üst çenede toplam 16 dişte görülen çapraşıklıklar düzenleniyor.</p>

<p>Söz konusu hüküm, dış kaynak subay ve astsubay adaylarının her iki değerlendirme sütununda da olumsuz işaret taşıyor.</p>

<p>Ancak bu, birkaç dişteki hafif çapraşıklıkla aynı durum değil.</p>

<p>Askerî öğrenci adayları bakımından hafif diş sıra bozukluklarının sağlam kabul edilmesi, özellikle bu ayrımı önemli hâle getiriyor.</p>

<p>Dolayısıyla sağlık muayenesinde yalnızca dişlerin düzgün görünüp görünmediği değil, çapraşıklığın kapsamı ve ilgili hastalık listesi hükmü dikkate alınıyor.</p>

<p>Çene geriliği veya çene ileriliği subaylığa engel mi?</p>

<p>Çene yapısındaki bozukluklar da adayların merak ettiği konular arasında bulunuyor.</p>

<p>Alt çenenin geride olması retrognati, ileri konumda olması ise prognati olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 28/A-2 hükmünde alt ve üst dişler arasında 6 milimetre ve üzerindeki iskeletsel alt çene gerilikleri ile 3 milimetre ve üzerindeki iskeletsel alt çene ilerilikleri düzenleniyor.</p>

<p>Bu değerler her çene bozukluğuna uygulanabilecek genel bir ölçü değil; ilgili hükümde tanımlanan iskeletsel bozukluklar için belirlenmiş sınırlar.</p>

<p>Söz konusu hüküm, dış kaynak subay ve astsubay adayları açısından her iki değerlendirme sütununda da olumsuz.</p>

<p>Çene anomalilerinin başka türleri ve tedaviyle düzeltilebilen durumlar ise Hastalıklar Listesi'nin 26 ve 27'nci maddelerinde ayrıca düzenleniyor.</p>

<p>Bu nedenle çene bozukluğunun türü, ölçüsü ve tedavi edilebilirliği doğru belirlenmeden kesin uygunluk kararı verilmesi mümkün değil.</p>

<p>Diş çürüğü olanlar astsubay olabilir mi?</p>

<p>Diş çürüğü bulunan adayların tamamı aynı kapsamda değerlendirilmiyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 28/A-9 hükmü, dolgu ve kanal tedavisi gibi endodontik yöntemlerle kurtarılması mümkün olmayan 5'ten fazla çürük dişi kapsıyor.</p>

<p>Buradaki önemli ayrıntı, yalnızca çürük diş sayısı değil, bu dişlerin tedaviyle korunmasının mümkün olup olmadığı.</p>

<p>Tedavi edilebilir bir çürük ile artık kurtarılamayan bir diş aynı durum değil.</p>

<p>İlgili 28/A-9 hükmü de dış kaynak subay ve astsubay adaylarının değerlendirme çizelgesinde her iki sütunda olumsuz işaret taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle adayların yalnızca çürük sayılarını değil, dişlerin tedavi edilebilirliğini ve mevcut ağız sağlıklarını da dikkate almaları gerekiyor.</p>

<p>Diş eti hastalıkları sağlık muayenesini etkiler mi?</p>

<p>Diş eti ve dişi destekleyen dokuların hastalıkları da yönetmelik kapsamında bulunuyor.</p>

<p>28/A-10 hükmünde, alveol kemiğinde 6 milimetreye kadar kemik kaybına yol açan ve 5'ten fazla dişi ilgilendiren belirli periodontal hastalıklar düzenleniyor.</p>

<p>Ayrıca 28/A-11 hükmünde 5'ten fazla dişte üçüncü derecede, 3 milimetrelik diş hareketliliğinin bulunması yer alıyor.</p>

<p>Bu hükümler de dış kaynaktan subay ve astsubay adaylığı bakımından olumsuz değerlendiriliyor.</p>

<p>Ancak diş eti kanaması veya hafif diş eti iltihabı görülmesi, tek başına bu maddelerde tanımlanan ileri periodontal hastalıkların bulunduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Diş eti hastalığının kapsamı, kemik kaybı ve diş hareketliliği muayeneyle değerlendiriliyor.</p>

<p>Doğuştan diş eksikliği olanlar için şartlar farklı mı?</p>

<p>Bazı kişilerde kalıcı dişlerin bir kısmı doğuştan gelişmeyebiliyor. Konjenital diş eksikliği olarak adlandırılan bu durum, sonradan çekilen dişlerden farklı bir tıbbi geçmişe sahip.</p>

<p>Yönetmeliğin 28/A-12 hükmünde 5'ten fazla doğuştan diş eksikliği ayrıca düzenleniyor.</p>

<p>Dolayısıyla doğuştan diş eksikliği bulunan adaylarda yalnızca sonradan kaybedilen dişler için geçerli olan 7 diş eşiğine bakılması yeterli değil.</p>

<p>Doğuştan eksik diş sayısının da kendi hükmüne göre değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Yirmilik diş eksikliği subaylığa engel mi?</p>

<p>Yirmilik dişler, üçüncü büyük azı dişler olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 28/A-8 hükmünde bu dişler, 7 veya daha fazla kısmi diş eksikliği hesabının dışında tutuluyor.</p>

<p>Bu nedenle yirmilik dişlerin çekilmiş olması, söz konusu sayısal eksiklik hesabında diğer kalıcı dişlerle aynı şekilde değerlendirilmiyor.</p>

<p>Ancak yirmilik dişin çekilmesine neden olan hastalık, devam eden enfeksiyon veya iyileşme sorunu varsa bunlar ayrıca tıbbi değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>MSÜ adayları ile dış kaynak subay ve astsubay adayları arasında ne fark var?</p>

<p>Askerî öğrenci adayları, harp okullarına veya astsubay meslek yüksekokullarına eğitim almak üzere başvuran kişileri kapsıyor.</p>

<p>Bu adaylar Yönetmeliğin 35'inci maddesi çerçevesinde değerlendirilirken, hafif diş sıra bozuklukları gibi açıkça sağlam kabul edilen durumlar bulunuyor.</p>

<p>Üniversite mezuniyetinden sonra dış kaynaktan muvazzaf veya sözleşmeli subay ve astsubay olmak isteyenler için ise 71'inci madde ve EK-D değerlendirme çizelgesi esas alınıyor.</p>

<p>EK-D çizelgesinde bazı hastalıkların A dilimindeki karşılığı artı, bazılarının ise eksi işareti taşıyor. Ayrıca bir ve iki numaralı aday sütunlarında farklı sonuçlar bulunabiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte diş eksikliği ve diş hastalıklarına ilişkin 28'inci maddenin A dilimindeki 1–13'üncü fıkraları, dış kaynak subay ve astsubay adayları için her iki sütunda da olumsuz işaretlenmiş durumda.</p>

<p>Bu ayrımın bilinmesi önemli. Çünkü zorunlu askerlik bakımından askerliğe elverişli olmak, askerî öğrenci veya profesyonel subay ve astsubay adaylığına mutlaka uygun olmak anlamına gelmiyor.</p>

<p>Sağlık muayenesinden önce nelere dikkat edilmeli?</p>

<p>Başvuru yapmayı planlayan adayların ağız ve diş sağlığı muayenesini son aşamaya bırakmaması yararlı olabilir.</p>

<p>Diş eksikliklerinin sayısı, bunların doğuştan mı yoksa sonradan mı oluştuğu, çekim nedenleri, implant ve protez uygulamaları ile devam eden ortodontik tedavilerin belgelenmesi değerlendirmeyi kolaylaştırabilir.</p>

<p>Gerektiğinde panoramik diş röntgeni, ortodontik değerlendirme ve geçmiş tedavi kayıtları üzerinden ağız sağlığı durumu açıklığa kavuşturulabilir.</p>

<p>Bununla birlikte yalnızca adaylık şartlarını karşılamak amacıyla aceleyle implant yaptırmak, diş çektirmek veya devam eden ortodontik tedaviyi durdurmak doğru bir yaklaşım değil.</p>

<p>Tedavi kararları diş hekimi tarafından tıbbi gerekliliklere göre verilmeli.</p>

<p>2026 sağlık şartlarında adayların bilmesi gereken sonuç</p>

<p>Diş eksikliği, implant veya diş teli bulunan bütün adaylar için tek bir kabul ya da ret kuralı yok.</p>

<p>Yönetmelikte belirli koşullardaki 7 veya daha fazla kısmi diş eksikliği, 5'ten fazla doğuştan diş eksikliği, 5'ten fazla kurtarılamayan çürük diş ve belirli ağır çene bozuklukları ayrı ayrı düzenleniyor.</p>

<p>Hafif diş sıra bozukluklarının askerî öğrenci adaylarında sağlam kabul edilmesi ise önemli bir istisna oluşturuyor.</p>

<p>Başvuru öncesinde en önemli konu, kişinin hangi askerî statüye müracaat ettiği ve mevcut ağız-diş bulgularının yönetmelikte hangi hükme karşılık geldiği.</p>

<p>Kesin sağlık uygunluğu, başvurulan statünün yürürlükteki hükümlerine göre yetkili sağlık kurulu tarafından belirleniyor.</p>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu haber genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kişiye özel sağlık uygunluğu kararı niteliği taşımaz. Diş eksikliği, implant, ortodonti ve çene hastalıklarına ilişkin nihai değerlendirmede yürürlükteki sağlık mevzuatı, ilgili alım kılavuzu ve yetkili sağlık kurulunun kararı esas alınır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği; 35 ve 71'inci maddeler, EK-C Hastalıklar Listesi'nin 26, 27 ve 28'inci maddeleri ile EK-D Personel Adaylarının Hastalıklara Göre Değerlendirme Çizelgesi.</p>

<p>2. Millî Savunma Bakanlığı, Personel Temin Sistemi; Harp Okulları ve Astsubay Meslek Yüksekokulları Öğrenci Temini ve Seçim Aşamaları.</p>

<p>3. Millî Savunma Bakanlığı, Sıkça Sorulan Sorular; Muvazzaf Subay ve Muvazzaf Astsubay Temini. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/subay-ve-astsubaylikta-dis-eksikligi-implant-ve-ortodonti-engel-mi-2026-saglik-sartlari</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/genel/subay-ve-astsubay-saglik-sartlari.jpg" type="image/jpeg" length="76252"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tip 2 diyabet belirti vermeyebilir: Tanıda kan testleri belirleyici]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-2-diyabet-belirti-vermeyebilir-tanida-kan-testleri-belirleyici</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-2-diyabet-belirti-vermeyebilir-tanida-kan-testleri-belirleyici" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tip 2 diyabet, susama ve sık idrara çıkmanın yanı sıra bulanık görme ve geç iyileşen yaralarla kendini gösterebilir. Ancak hiçbir belirti olmaması hastalığı dışlamaz; tanı için kan testleri gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tip 2 diyabet her zaman belirgin yakınmalarla başlamaz. Belirtiler yıllar içinde yavaş gelişebilir, hafif kalabilir veya hiç fark edilmeyebilir. Bu nedenle susama, sık idrara çıkma ve yorgunluk gibi değişiklikler değerlendirilirken, şikâyet olmamasının diyabeti dışlamadığı da bilinmelidir. Tanı, belirtilerin sayısına göre değil, kan testleri ve hekim değerlendirmesiyle konur.</p>

<p>Susama ve sık idrara çıkma neden birlikte görülür?</p>

<p>Kan şekeri yükseldiğinde böbrekler fazla şekeri idrarla uzaklaştırmaya çalışır. Bununla birlikte sıvı kaybı artabilir; kişi daha sık idrara çıkar ve daha fazla susar. Ağız kuruluğu da bu tabloya eşlik edebilir.</p>

<p>Yemek yenmesine rağmen açlık hissinin sürmesi, alışılmışın dışında yorgunluk ve istemeden kilo verme de görülebilir. Ancak bu yakınmalardan birinin bulunması tek başına diyabet tanısı anlamına gelmez.</p>

<p>Görme değişiklikleri ve iyileşmeyen yaralar da değerlendirilir</p>

<p>Bulanık görme, yaraların geç iyileşmesi ve tekrarlayan idrar yolu, cilt veya mantar enfeksiyonları diyabetle birlikte görülebilen diğer sorunlardır. El ve ayaklarda uyuşma ya da karıncalanma ise bazı kişilerde hastalığın sinirler üzerindeki etkileriyle ilişkili olabilir.</p>

<p>Bu bulguların tamamının aynı kişide bulunması gerekmez. Ayrıca belirtiler yalnızca tip 2 diyabete özgü değildir; diyabetin türü de sadece yakınmalara bakılarak belirlenemez.</p>

<p>Belirti yoksa kimler test yaptırmalı?</p>

<p>Ailede tip 2 diyabet bulunması, fazla kilo veya obezite, hareketsizlik, daha önce prediyabet saptanması ve gebelik diyabeti öyküsü değerlendirmede önem taşır. Risk yaşla birlikte de artar.</p>

<p>Tarama, henüz yakınma yokken hastalığı araştırmayı amaçlar. Risk faktörleri bulunan kişiler, test gerekip gerekmediğini ve tekrar aralığını hekimleriyle görüşmelidir. Yeni başlayan veya devam eden belirtilerde ise rutin kontrol tarihini beklemeden başvurmak uygundur.</p>

<p>Açlık şekeri ve HbA1c farklı bilgileri gösterir</p>

<p>Açlık plazma glukozu, en az sekiz saatlik açlık sonrasındaki kan şekerini ölçer. HbA1c ise yaklaşık son üç aylık ortalama kan şekeri hakkında bilgi verir ve açlık gerektirmez.</p>

<p>Gebelik dışındaki değerlendirmelerde açlık plazma glukozunun 126 mg/dL veya üzerinde, HbA1c’nin yüzde 6,5 veya üzerinde olması diyabet tanı eşiklerindendir. Tanının doğrulanması için çoğu durumda ikinci bir test gerekir.</p>

<p>Evde kullanılan şeker ölçüm cihazı tek başına tanı koydurmaz. Ayrıca bazı kansızlık türleri ve kanla ilgili durumlar HbA1c sonucunu etkileyebilir; sonuçlar kişinin sağlık durumuyla birlikte yorumlanır.</p>

<p>Hangi belirtilerde acil yardım gerekir?</p>

<p>Susama ve sık idrara çıkmaya kusma, karın ağrısı, nefes almada güçlük veya bayılma eşlik ediyorsa acil değerlendirme gerekir. Bunlar, tip 2 diyabette de gelişebilen diyabetik ketoasidoz gibi acil tabloların işareti olabilir. Böyle bir durumda açlık testi için ertesi sabahı beklemek uygun değildir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Belirtiler üzerinden kendi kendinize tanı koymayın; test ve tedavi kararları için hekime başvurun. Acil belirtilerde 112’yi arayın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. WebMD. Signs and Symptoms of Type 2 Diabetes.<br />
2. ABD Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü (NIDDK). Symptoms &amp; Causes of Diabetes.<br />
3. ABD Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü (NIDDK). Diabetes Tests &amp; Diagnosis. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-2-diyabet-belirti-vermeyebilir-tanida-kan-testleri-belirleyici</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 23:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3250.jpeg" type="image/jpeg" length="59818"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye'de Pnömokok Araştırması: 462 Örneğin Yüzde 54,3'ünde Çoklu Antibiyotik Direnci]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-pnomokok-arastirmasi-462-ornegin-yuzde-543unde-coklu-antibiyotik-direnci</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-pnomokok-arastirmasi-462-ornegin-yuzde-543unde-coklu-antibiyotik-direnci" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de incelenen 462 pnömokok izolatının yüzde 54,3’ünde çoklu antibiyotik direnci saptandı. Araştırma, direnç oranlarıyla aşıların hedeflediği bakteri tiplerini birlikte değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de gerçekleştirilen yeni bir bilimsel araştırmada, zatürre, menenjit ve kan dolaşımı enfeksiyonlarına neden olabilen pnömokok bakterisinin antibiyotiklere karşı direnç özellikleri incelendi. Ankara'da hastalardan alınan klinik örneklerden elde edilen 462 bakteriyel izolatın 251'inde birden fazla antibiyotik sınıfına direnç saptandı. Çoklu antibiyotik direnci oranı yüzde 54,3 olarak hesaplandı.</p>

<p>Uluslararası hakemli BMC Microbiology dergisinde 26 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan araştırma, pnömokok bakterisinin antibiyotik duyarlılığını ve farklı pnömokok aşılarının hedeflediği bakteri tiplerini birlikte değerlendirdi. Bulgular, enfeksiyonların tedavisinde güncel direnç verilerinin ve düzenli mikrobiyolojik izlemin önemine işaret ediyor. Ancak sonuçlar tek bir sağlık merkezinden elde edildiği için Türkiye genelindeki antibiyotik direnci oranı olarak yorumlanamıyor.</p>

<p>462 Bakteri Örneği İki Yıllık Dönemde İncelendi</p>

<p>Araştırma, Ankara Etlik Şehir Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı ile Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ulusal Solunum Yolu Patojenleri Referans Laboratuvarından araştırmacıların iş birliğiyle gerçekleştirildi.</p>

<p>Çalışmaya Sağlık Bilimleri Üniversitesi bağlantılı araştırmacılar da katkı sundu.</p>

<p>Bilim insanları, Ocak 2024 ile Aralık 2025 arasında klinik örneklerden izole edilen 462 Streptococcus pneumoniae bakterisinin antibiyotik duyarlılık sonuçlarını geriye dönük olarak değerlendirdi.</p>

<p>Streptococcus pneumoniae, halk arasında pnömokok olarak bilinen ve solunum yolu enfeksiyonlarının yanı sıra bazı ciddi sistemik enfeksiyonlara neden olabilen bir bakteri türü.</p>

<p>Araştırmada incelenen örneklerin 112'si invaziv, 350'si ise invaziv olmayan grupta sınıflandırıldı.</p>

<p>İnvaziv grup, normal koşullarda mikroorganizma bulunmaması beklenen kan ve beyin omurilik sıvısı gibi bölgelerden elde edilen bakterileri kapsıyor.</p>

<p>İnvaziv olmayan grup ise solunum yolları gibi normalde steril olmayan bölgelerden alınan klinik örnekleri içeriyor.</p>

<p>Araştırmacılar, bu iki gruptaki antibiyotik direnç özelliklerini karşılaştırırken çocuk ve yetişkin hastalardan elde edilen bakteriler arasındaki farklılıkları da değerlendirdi.</p>

<p>Pnömokok Örneklerinin Yüzde 54,3'ünde Çoklu Direnç Bulundu</p>

<p>Araştırmanın en önemli sonucu, incelenen bakterilerin yarısından fazlasında çoklu antibiyotik direnci saptanması oldu.</p>

<p>Toplam 462 izolatın 251'i çoklu dirençli olarak sınıflandırıldı.</p>

<p>Bu oran yüzde 54,3'e karşılık geliyor.</p>

<p>Çalışmada çoklu direnç, bakterinin en az üç farklı antibiyotik sınıfından en az birer ilaca direnç göstermesi olarak tanımlandı.</p>

<p>Bu sonuç, bakterilerin mevcut bütün antibiyotiklere dirençli olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bir bakterinin bazı antibiyotik gruplarına direnç göstermesi, başka ilaçların da mutlaka etkisiz kalacağını kanıtlamıyor.</p>

<p>Enfeksiyonun türüne, hastanın klinik özelliklerine ve laboratuvar sonuçlarına göre uygun tedavi seçenekleri farklılaşabiliyor.</p>

<p>Araştırmada çoklu direnç oranı, invaziv olmayan grupta yüzde 57,4 olarak hesaplandı.</p>

<p>İnvaziv grupta ise bu oran yüzde 44,6 oldu.</p>

<p>İki grup arasındaki bu farklılık, pnömokok bakterisinin antibiyotik direnç özelliklerinin elde edildiği klinik örneğe göre değişebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak araştırma, bu farklılığın hangi nedenlerle ortaya çıktığını kesin biçimde açıklayan bir çalışma değil.</p>

<p>Eritromisin Direnci Yüzde 52,8'e Ulaştı</p>

<p>Araştırmacılar pnömokok bakterisinin farklı antibiyotiklere karşı duyarlılığını da değerlendirdi.</p>

<p>En dikkat çekici bulgulardan biri eritromisin direnciyle ilgiliydi.</p>

<p>Makrolid grubundaki antibiyotiklerden biri olan eritromisine karşı direnç, değerlendirilen 460 izolatın 243'ünde saptandı.</p>

<p>Bu sonuç yüzde 52,8'lik direnç oranına karşılık geliyor.</p>

<p>Makrolidler, farklı bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılabilen antibiyotik gruplarından biri.</p>

<p>Ancak bakterilerin bu ilaçlara karşı direnç geliştirmesi, bazı enfeksiyonların tedavisinde kullanılabilecek seçenekleri sınırlandırabiliyor.</p>

<p>Araştırmada florokinolon grubundaki antibiyotiklere direnç oranları ise yüzde 10'un altında bulundu.</p>

<p>Bununla birlikte düşük direnç oranı, belirli bir antibiyotiğin bütün pnömokok enfeksiyonlarında ilk tercih olması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Antibiyotiklerin seçimi; hastalığın türü, enfeksiyonun bulunduğu bölge, hastanın yaşı, eşlik eden sağlık sorunları ve ilacın güvenlilik özellikleri dikkate alınarak gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Çocuklarda Klindamisin Direnci Daha Yüksek Bulundu</p>

<p>Araştırmada çocuklardan ve yetişkinlerden elde edilen pnömokok bakterilerinin direnç özellikleri de karşılaştırıldı.</p>

<p>Klindamisin direnci çocuk grubunda yüzde 55,2 olarak hesaplandı.</p>

<p>Yetişkin grubunda ise bu oran yüzde 36,2 oldu.</p>

<p>İki grup arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulundu.</p>

<p>Araştırmacılar, karşılaştırılan antibiyotik direnç oranları içerisinde çocuklar ve yetişkinler arasında anlamlı farklılığın klindamisinde ortaya çıktığını bildirdi.</p>

<p>Bu bulgu, pnömokok bakterisinin direnç özelliklerinin farklı yaş gruplarında ayrıca değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak sonuçlardan çocukların pnömokok enfeksiyonlarını daha ağır geçirdiği veya klindamisin tedavisinin bütün çocuklarda etkisiz olduğu çıkarılamaz.</p>

<p>Araştırma, bakterilerin laboratuvar ortamındaki duyarlılık özelliklerini inceliyor. Hastaların tedavi sonuçlarını karşılaştıran bir klinik araştırma niteliği taşımıyor.</p>

<p>Menenjit ve Zatürrede Direnç Sonuçları Neden Farklı Olabiliyor?</p>

<p>Çalışmanın önemli bulgularından biri, antibiyotik duyarlılığının enfeksiyonun bulunduğu bölgeye göre farklı sınır değerlerle değerlendirilmesi oldu.</p>

<p>Pnömokok bakterisi akciğerlerde zatürreye neden olabildiği gibi, beyin ve omuriliği çevreleyen zarların enfeksiyonu olan menenjite de yol açabiliyor.</p>

<p>Bu iki hastalıkta antibiyotiklerin ulaşması gereken dokular ve ilaçların farmakolojik özellikleri farklılık gösterebiliyor.</p>

<p>Özellikle merkezi sinir sistemi enfeksiyonlarında antibiyotiğin beyin omurilik sıvısına yeterli düzeyde ulaşabilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle laboratuvarlarda bazı antibiyotiklerin duyarlılık sonuçları, menenjit ve menenjit dışı enfeksiyonlar için farklı sınır değerler kullanılarak yorumlanıyor.</p>

<p>Araştırmada menenjit dışı değerlendirme ölçütleri kullanıldığında penisilin direnci yüzde 32 olarak hesaplandı.</p>

<p>İnvaziv izolatlara menenjite özgü sınır değerler uygulandığında ise direnç oranı yüzde 57,8 olarak belirlendi.</p>

<p>Benzer biçimde sefotaksim ve meropenem direnç oranları da kullanılan değerlendirme ölçütlerine göre değişti.</p>

<p>Bu farklılık, bakterilerin zaman içerisinde birdenbire daha dirençli hâle geldiğini göstermiyor.</p>

<p>Aynı antibiyotiğin farklı klinik enfeksiyonlarda değerlendirilmesine ilişkin sınır değerlerin değişmesi, laboratuvar sonucunun sınıflandırılmasını da etkileyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle antibiyotik duyarlılık raporlarının enfeksiyonun klinik özellikleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Pnömokok Bakterisi Hangi Hastalıklara Neden Oluyor?</p>

<p>Pnömokok bakterisi, insanlarda farklı organ sistemlerini etkileyebilen enfeksiyonlara neden olabiliyor.</p>

<p>Başlıca pnömokok enfeksiyonları arasında zatürre, orta kulak iltihabı, sinüzit, menenjit ve kan dolaşımı enfeksiyonları bulunuyor.</p>

<p>Bakteri bazı kişilerde burun ve boğaz bölgesinde herhangi bir belirti oluşturmadan da taşınabiliyor.</p>

<p>Ancak belirli koşullarda vücudun farklı bölgelerine yayılması ciddi hastalıklara yol açabiliyor.</p>

<p>Özellikle küçük çocuklar, ileri yaştaki kişiler ve bağışıklık sistemi zayıflamış bireylerde ağır pnömokok enfeksiyonları açısından risk daha yüksek olabiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte her zatürre vakasının pnömokok kaynaklı olmadığı unutulmamalı.</p>

<p>Akciğer enfeksiyonlarına farklı bakteriler, virüsler ve başka mikroorganizmalar neden olabiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla ateş, öksürük veya balgam gibi belirtiler tek başına pnömokok enfeksiyonunun varlığını göstermiyor.</p>

<p>Araştırmada Pnömokok Aşılarının Kapsamı da Değerlendirildi</p>

<p>Araştırmanın ikinci önemli bölümünü pnömokok bakterisinin serotip dağılımı oluşturdu.</p>

<p>Serotip, aynı bakteri türünün kapsül yapısındaki farklılıklara göre tanımlanan alt tiplerini ifade ediyor.</p>

<p>Pnömokok bakterisinin çok sayıda serotipi bulunuyor.</p>

<p>Pnömokok aşıları da bu serotiplerin belirli bir bölümünü hedef alacak şekilde geliştiriliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, invaziv gruptaki 79 izolatı serotiplendirme değerlendirmesine aldı.</p>

<p>Bu örneklerin 41'inde kesin serotip belirlenebildi.</p>

<p>Serotipi kesin tanımlanan 37 yetişkin izolatında en sık görülen tip, yüzde 21,6 ile serotip 3 oldu.</p>

<p>Serotip 8 yüzde 13,5 oranında saptanırken serotip 14 ve serotip 9N yüzde 10,8'er oranında bulundu.</p>

<p>Bu bulgular, incelenen merkezdeki bakterilerin serotip dağılımını ortaya koyuyor.</p>

<p>Ancak Türkiye genelinde dolaşan bütün pnömokok serotiplerinin aynı oranlarda bulunduğunu göstermiyor.</p>

<p>Aşıların Olası Serotip Kapsamı Karşılaştırıldı</p>

<p>Bilim insanları, belirlenen pnömokok serotiplerinin farklı aşılarda bulunan tiplerle ne ölçüde örtüştüğünü de değerlendirdi.</p>

<p>Serotipi kesin olarak belirlenen 37 yetişkin izolatında, 23 değerlikli polisakkarit pnömokok aşısının kapsadığı tiplerin oranı yüzde 86,5 olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu oran 20 değerlikli konjuge aşı için yüzde 67,6, 21 değerlikli konjuge aşı için ise yüzde 64,9 olarak belirlendi.</p>

<p>Burada önemli bir bilimsel ayrım bulunuyor.</p>

<p>Bu yüzdeler aşıların hastalığı önleme başarısını veya kişilerde sağladığı koruyuculuğu göstermiyor.</p>

<p>Araştırmada hesaplanan değerler, incelenen bakterilerin hangi aşıların içerdiği serotiplerle örtüştüğünü ifade ediyor.</p>

<p>Gerçek yaşamda aşıların sağladığı koruma; yaş, bağışıklık durumu, aşının özellikleri ve klinik etkinlik verileri gibi farklı etkenlere bağlı.</p>

<p>Ayrıca hesaplamaların yalnızca 37 yetişkin izolatına dayanması, sonuçların genellenebilirliğini sınırlandırıyor.</p>

<p>Bu nedenle çalışma, belirli bir pnömokok aşısının bütün yaş gruplarında diğerlerinden üstün olduğunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Antibiyotik Direnci Neden Düzenli İzlenmeli?</p>

<p>Antibiyotik direnci, bakterilerin belirli antibiyotiklerin etkisine karşı dayanıklılık geliştirmesi anlamına geliyor.</p>

<p>Bu durum, enfeksiyonların tedavisini güçleştirebiliyor ve bazı hastalarda farklı ilaçların kullanılmasını gerektirebiliyor.</p>

<p>Dirençli bakterilerin yayılması, yalnızca bireysel tedavi kararları açısından değil, hastanelerin enfeksiyon kontrol uygulamaları ve toplum sağlığı bakımından da önem taşıyor.</p>

<p>Antibiyotiklerin gereksiz veya uygun olmayan biçimde kullanılması, dirençli bakterilerin seçilmesine katkıda bulunabilen etkenler arasında bulunuyor.</p>

<p>Bununla birlikte antibiyotik direnci saptanması, enfeksiyonun tedavi edilemeyeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bakterinin hangi antibiyotiklere duyarlı olduğu, hastalığın klinik özellikleri ve güncel tedavi önerileri birlikte değerlendirilerek uygun tedavi planlanabiliyor.</p>

<p>Türkiye'deki sağlık kuruluşlarından düzenli olarak elde edilen mikrobiyolojik veriler, antibiyotiklerin etkisini korumaya yönelik çalışmaların planlanmasında önemli rol oynuyor.</p>

<p>Çalışmayı Türkiye'deki Araştırmacılar Gerçekleştirdi</p>

<p>BMC Microbiology dergisinde yayımlanan araştırma, Yasemin Genç Bahçe, Elvan Hortaç İştar, Erensu Öztürk, Oğuz Alp Gürbüz, Nuriye Ünal Şahin ve Yasemin Coşgun tarafından gerçekleştirildi.</p>

<p>Araştırmacılardan Yasemin Genç Bahçe, Elvan Hortaç İştar, Erensu Öztürk, Oğuz Alp Gürbüz ve Yasemin Coşgun'un bilimsel yayında belirtilen kurumsal adresi Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Etlik Şehir Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı.</p>

<p>Nuriye Ünal Şahin ise Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ulusal Solunum Yolu Patojenleri Referans Laboratuvarından çalışmaya katkıda bulundu.</p>

<p>Araştırmanın etik kurul onayı Ankara Etlik Şehir Hastanesi 1 No'lu Bilimsel Araştırmaları Değerlendirme ve Etik Kurulundan 25 Mart 2026 tarihinde alındı.</p>

<p>Bilimsel makale 8 Ekim 2026 tarihinde kabul edildi ve 26 Ekim 2026 tarihinde erken erişim olarak yayımlandı.</p>

<p>Çalışma, antibiyotik direnç verileriyle pnömokok serotiplerini aynı araştırmada incelemesi bakımından Türkiye'deki mikrobiyolojik sürveyans çalışmalarına güncel veriler kazandırdı.</p>

<p>Araştırmanın Sınırlılıkları Neler?</p>

<p>Çalışmada 462 bakteriyel izolatın değerlendirilmesi önemli bir laboratuvar veri kaynağı oluşturuyor.</p>

<p>Ancak araştırma tek bir sağlık merkezinin klinik örneklerine dayanıyor.</p>

<p>Bu nedenle bulgular, Türkiye'deki bütün hastanelerin veya toplumdaki bütün pnömokok enfeksiyonlarının direnç özelliklerini temsil etmiyor.</p>

<p>Çalışmaya alınan örneklerin klinik gereklilik nedeniyle laboratuvara gönderilmiş olması da önem taşıyor.</p>

<p>Laboratuvara örnek gönderilen hastalar, pnömokok taşıyan veya enfeksiyon geçiren bütün bireylerle aynı özelliklere sahip olmayabilir.</p>

<p>Ayrıca araştırma geriye dönük gerçekleştirildi.</p>

<p>Hastaların antibiyotik tedavilerine yanıtları, iyileşme durumları ve uzun dönemli sonuçları doğrudan karşılaştırılmadı.</p>

<p>Çoklu direnç oranı, hastalarda tedavi başarısızlığının veya ölüm riskinin aynı oranda arttığını göstermiyor.</p>

<p>Serotip analizlerinde de örnek sayısı sınırlı kaldı.</p>

<p>İnvaziv örneklerin tamamında kesin serotip belirlenememesi, aşıların olası serotip kapsamına ilişkin sonuçların yorumlanmasında dikkate alınmalı.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar, farklı sağlık merkezlerinden daha geniş verilerle pnömokok direnç özelliklerinin ve serotip dağılımının düzenli biçimde izlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Türkiye'de Pnömokok Enfeksiyonlarının İzlenmesine Bilimsel Katkı</p>

<p>Araştırmanın temel sonucu, incelenen pnömokok izolatlarının yarısından fazlasında çoklu antibiyotik direnci bulunması oldu.</p>

<p>Eritromisin direncinin yüksek düzeyde saptanması, klindamisin direncinin çocuklarda yetişkinlerden daha yüksek olması ve menenjit ile menenjit dışı enfeksiyonlarda antibiyotik duyarlılık değerlendirmelerinin farklılaşması çalışmanın önemli bulguları arasında yer aldı.</p>

<p>Bunun yanında pnömokok serotiplerinin aşıların içerdiği tiplerle karşılaştırılması, antibiyotik direnci ve aşılama araştırmalarının birlikte değerlendirilmesine imkân sağladı.</p>

<p>Çalışma yeni bir antibiyotik geliştirilmesini veya yeni bir aşının klinik başarısını ortaya koymuyor.</p>

<p>Bunun yerine Türkiye'deki pnömokok bakterilerinin direnç özelliklerinin izlenmesine, enfeksiyonların tedavi planlamasına ve aşıyla önlenebilir hastalıklara yönelik bilimsel değerlendirmelere katkı sağlayabilecek veriler sunuyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Antibiyotik direncine ilişkin araştırma sonuçları, kişilerin kendi kullandıkları ilaçları değiştirmeleri veya bırakmaları için gerekçe değildir. Antibiyotik seçimi hastalığın türüne, klinik değerlendirmeye ve gerektiğinde laboratuvar sonuçlarına göre hekim tarafından yapılmalıdır. Ense sertliği, bilinç değişikliği veya belirgin solunum güçlüğü gibi ciddi belirtilerde acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>BMC Microbiology — Antimicrobial resistance profiles of clinical Streptococcus pneumoniae isolates and serotype distribution among invasive isolates: a single-center retrospective study from Türkiye, 2024–2025 — 26 Ekim 2026. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-pnomokok-arastirmasi-462-ornegin-yuzde-543unde-coklu-antibiyotik-direnci</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 20:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3241.jpeg" type="image/jpeg" length="68114"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İmparatorların Doktorları: Roma Sarayında Hekimlik Nasıl İşliyordu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/imparatorlarin-doktorlari-roma-sarayinda-hekimlik-nasil-isliyordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/imparatorlarin-doktorlari-roma-sarayinda-hekimlik-nasil-isliyordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Roma imparatorlarının doktorları yalnızca hastalıkları tedavi etmiyordu. Bazıları büyük servetler kazanıyor, hükümdarların en özel anlarına tanıklık ediyor, bazıları ise siyasi entrikaların odağına yerleşiyordu. Galen'den Antonius Musa'ya uzanan saray hekimliği, Antik Roma'da tıp ile iktidar arasındaki dikkat çekici ilişkiyi ortaya koyuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h1>Roma İmparatorlarının Sağlığı Neden Devlet Meselesiydi?</h1>

<p>Roma İmparatorluğu'nda bir hükümdarın hastalanması, yalnızca kişisel bir sağlık sorunu değildi. İmparatorun sağlık durumu, devlet yönetiminin devamlılığını, askerî seferleri ve iktidarın geleceğini doğrudan etkileyebiliyordu.</p>

<p>Özellikle tahtın kime geçeceğinin belirsiz olduğu dönemlerde, imparatorun ciddi bir hastalık geçirmesi saray çevresinde siyasi gerilimlere neden olabilecek bir gelişmeydi.</p>

<p>Bu nedenle hükümdarları tedavi eden hekimler, Roma toplumunda oldukça özel bir konuma sahipti.</p>

<p>İmparatorun bulunduğu özel mekânlara girebiliyor, sağlık durumunu yakından gözlemleyebiliyor ve sarayın diğer görevlilerinin erişemediği bilgilere tanıklık edebiliyorlardı.</p>

<p>Ancak hükümdara yakın olmak her zaman güvence sağlamıyordu. Başarılı bir tedavi hekime büyük saygınlık kazandırabilirken, beklenmedik bir ölüm veya başarısız tedavi siyasi şüphelerin doğmasına yol açabiliyordu.</p>

<p>Roma tarihinin önemli hekimleri arasında bulunan Antonius Musa, Galen, Andromakhos ve Xenophon hakkında aktarılan olaylar, saray hekimliğinin birbirinden farklı yönlerini anlamamıza yardımcı oluyor.</p>

<h2>İmparatorun Başucunda Üç Doktor: Galen'in Dikkat Çeken Muayenesi</h2>

<p>Roma sarayında hekimler arasındaki rekabeti ortaya koyan en ilginç anlatılardan biri, ünlü hekim Galen'in İmparator Marcus Aurelius'u muayene etmesiyle ilgilidir.</p>

<p>Galen'in <i>Prognosis</i> adlı eserinin ikinci bölümünde anlattığına göre Marcus Aurelius, rahatsızlandığı bir sırada üç hekim tarafından muayene edilmişti.</p>

<p>Bu hekimler imparatorun nabzını incelemiş ve ateşli bir hastalık atağının başlamakta olabileceğini düşünmüşlerdi.</p>

<p>Galen ise başlangıçta muayeneye katılmadan beklemeyi tercih etti.</p>

<p>İmparator, diğer doktorlar nabzını kontrol ettiği hâlde Galen'in neden aynı işlemi yapmadığını sordu.</p>

<p>Galen, hükümdarı uzun süredir takip eden hekimlerin onun normal nabız özelliklerini daha iyi bilebileceklerini söyleyerek beklemesini açıkladı.</p>

<p>Bunun üzerine Marcus Aurelius, Galen'den de nabzını kontrol etmesini istedi.</p>

<p>Muayene sonrasında Galen, bulguların yaklaşan bir ateşli hastalık atağına işaret etmediğini, rahatsızlığın aşırı yemek tüketimiyle ilişkili olabileceğini değerlendirdi.</p>

<p>Bu olay, Antik Roma'da hekimlerin hastalıkları değerlendirirken nabız özelliklerinden nasıl yararlandığını gösteren önemli örneklerden biridir. Aynı zamanda saray ortamındaki mesleki rekabetin dikkat çekici bir yansımasıdır.</p>

<p>Bununla birlikte anlatının doğrudan Galen'in kendi eserinden geldiği unutulmamalıdır. Galen'in mesleki başarısını öne çıkarma amacı taşıyabileceği göz önünde bulundurulmalı; olay, bağımsız olarak doğrulanmış bir klinik kayıt gibi değerlendirilmemelidir.</p>

<h2>İmparatorların Doktorları Nasıl Seçiliyordu?</h2>

<p>Roma İmparatorluğu'nun ilk dönemlerinde saray hekimliği, günümüzdeki gibi standart eğitim koşulları ve merkezi atama süreçleri bulunan tek tip bir mesleki kurum değildi.</p>

<p>Hekimlerin saraya ulaşmasında mesleki ünleri, başarılı tedavileri, seçkin ailelerle kurdukları ilişkiler ve güçlü kişilerin himayesi önemli rol oynayabiliyordu.</p>

<p>Roma tıbbında Yunan dili ve tıp geleneği güçlü bir etkiye sahipti. İmparatorluk döneminde görev yapan hekimlerin arasında özellikle Yunanca konuşulan eyaletlerden gelen kişiler bulunuyordu. Ancak Roma hekimlerinin tamamının Yunan kökenli olduğu söylenemez.</p>

<p>Hekimler farklı hukuki ve toplumsal statülere sahip olabiliyordu. Özgür doğmuş kişiler, azat edilmiş köleler ve seçkin ailelerin himayesinde çalışan hekimler aynı meslek alanında yer alabiliyordu.</p>

<p>İmparatorluk ailesinin hekimi olmak, mesleki itibar ve toplumsal yükselme bakımından önemli fırsatlar sağlayabiliyordu.</p>

<p>Bununla birlikte sarayda çalışan bütün doktorların aynı yetkilere, maaşlara veya ayrıcalıklara sahip olduğu düşünülmemelidir. Roma'nın farklı dönemlerinde hekimlik görevlerinin niteliği ve idari yapılanması değişti.</p>

<h2>Augustus'u İyileştiren Doktora Heykel Dikildi</h2>

<p>Roma saray hekimliğinin en dikkat çekici isimlerinden biri, İmparator Augustus'un doktoru Antonius Musa'dır.</p>

<p>Romalı tarihçi Suetonius'un aktardığına göre Augustus, yaşamı boyunca çeşitli sağlık sorunları geçirdi. Bunlardan biri sırasında oldukça ağır bir hastalığa yakalandı.</p>

<p>Suetonius'un anlatısında, uygulanan sıcak tedavilerden beklenen sonuç alınamadığı ve Antonius Musa'nın soğuk uygulamalara dayanan farklı bir tedavi önerdiği belirtilmektedir.</p>

<p>Augustus'un iyileşmesi, Musa'nın mesleki ününü artırdı.</p>

<p>Öyle ki Suetonius, halkın katkılarıyla Antonius Musa için bir heykel yaptırıldığını ve heykelin sağlık tanrısı Asklepios'un heykeli yakınına yerleştirildiğini anlatır.</p>

<p>Bu olay, bir hükümdarın iyileştirilmesinin doktor açısından nasıl olağanüstü bir toplumsal itibara dönüşebildiğini göstermektedir.</p>

<p>Ancak tarihsel anlatıdaki hastalık belirtilerini günümüz tıbbının tanı ölçütleriyle kesin bir hastalığa bağlamak mümkün değildir.</p>

<p>Ayrıca Augustus'un iyileşmesinin yalnızca soğuk uygulamalardan kaynaklandığı bilimsel olarak kanıtlanamaz.</p>

<p>Buna rağmen Antonius Musa'nın kazandığı ün, Roma toplumunda başarılı bir hekimin imparatorluk çevresinde ne kadar saygın bir konuma ulaşabildiğini ortaya koymaktadır.</p>

<h2>Saray Doktorları Ne Kadar Kazanıyordu? Yıllık 500 Bin Sestertiusluk Gelir</h2>

<p>Roma İmparatorluğu'nda saray hekimlerinin kazançları hakkında dikkat çekici bilgiler bulunmaktadır.</p>

<p>Bu konuda en önemli antik kaynaklardan biri, Yaşlı Plinius'un <i>Naturalis Historia</i> adlı eseridir.</p>

<p>Plinius, eserinin 29. kitabında bazı ünlü hekimlerin yüksek gelirlerinden söz etmektedir.</p>

<p>Bunlardan biri, imparatorluk çevresiyle ilişkili olan Quintus Stertinius'tur.</p>

<p>Plinius'un aktardığına göre Stertinius, imparatorların hizmetinde yıllık 500 bin sestertiusluk gelirle yetindiğini ileri sürmüştü.</p>

<p>Üstelik hekim, Roma'daki özel hekimlik faaliyetleri sayesinde yılda 600 bin sestertius kazanabileceğini savunuyordu.</p>

<p>Aynı kaynakta Stertinius'un kardeşinin de İmparator Claudius tarafından yüksek miktarda ödüllendirildiği belirtilmektedir.</p>

<p>Plinius, bu hekim ailesiyle ilişkili servet konusunda 30 milyon sestertiusluk bir mirastan da söz etmektedir.</p>

<p>Ancak bu rakamlar, dönemin bütün hekimlerinin gelir düzeyini yansıtmamaktadır. Plinius'un özellikle çok zengin ve tanınmış doktorlar üzerinden verdiği örneklerdir.</p>

<p>Ayrıca antik kaynaklarda bildirilen mali büyüklüklerin günümüzdeki satın alma gücüyle doğrudan karşılaştırılması oldukça güçtür.</p>

<p>Buna rağmen anlatı, Roma'nın seçkin çevrelerinde çalışan bazı hekimlerin olağanüstü ekonomik imkânlara ulaşabildiğini göstermektedir.</p>

<p>Saray hekimliği, başarılı bir doktor için yalnızca mesleki prestij değil, ciddi bir servet edinme fırsatı da sunabiliyordu.</p>

<h2>Galen: Gladyatörlerin Hekimliğinden İmparatorluk Sarayına</h2>

<p>Roma tıp tarihinin en etkili isimlerinden biri olan Galen, MS 129 yılında Pergamon'da, bugünkü Bergama'da doğdu.</p>

<p>İlk eğitimini doğduğu şehirde alan Galen, daha sonra farklı merkezlere giderek tıp ve felsefe alanındaki bilgisini geliştirdi.</p>

<p>MS 157 yılında Pergamon'a döndüğünde gladyatörlerin hekimi olarak görevlendirildi. Bu görevi yaklaşık dört yıl sürdürdü.</p>

<p>Gladyatörlerin yaralanmalarıyla ilgilenmek, Galen'in özellikle travmalar, yaralar ve bedensel yapıların işleyişi hakkında önemli klinik deneyimler kazanmasını sağladı.</p>

<p>MS 162 yılında Roma'ya giden Galen, hekimlik uygulamaları, anatomik gösterileri ve bilimsel tartışmalarıyla dikkat çekti.</p>

<p>Üst düzey Romalı ailelerle kurduğu ilişkiler sayesinde mesleki ünü giderek arttı.</p>

<p>Ancak Roma'daki hekimlik çevrelerinde rekabet oldukça yoğundu. Galen'in diğer hekimlerin görüşlerine yönelttiği eleştiriler, zaman zaman ciddi mesleki anlaşmazlıklara neden oldu.</p>

<p>MS 166 yılında Roma'dan ayrılarak yeniden Pergamon'a döndü.</p>

<p>Roma'dan ayrılışının Antoninus Salgını'yla veya mesleki rekabetle ilişkili olabileceği düşünülmekle birlikte, bu kararının kesin nedeni konusunda tarihçiler arasında tam bir görüş birliği bulunmamaktadır.</p>

<h3>Galen Ne Zaman Saray Hekimi Oldu?</h3>

<p>Galen'in imparatorluk sarayıyla kurduğu ilişkinin kronolojisi, tarihsel kaynaklarda belirli aşamalar hâlinde izlenebilmektedir.</p>

<p>MS 168-169 döneminde Marcus Aurelius ve Lucius Verus'un çağrısı üzerine yeniden İtalya'ya gitti.</p>

<p>Bu dönemde imparatorlar, Roma'nın kuzey sınırlarındaki askerî harekâtla ilgileniyordu.</p>

<p>Galen, imparatorluk ordusuyla uzun süreli sefere katılmak yerine Roma'ya dönerek imparatorluk hanesinde görev yapma imkânı buldu.</p>

<p><strong>MS 169 yılından itibaren imparatorluk hanesinde ücretli hekim olarak çalışmaya başladı.</strong></p>

<p>Marcus Aurelius döneminde saray çevresindeki konumunu güçlendiren Galen, imparator için teriyak adı verilen ilaç karışımını da hazırladı.</p>

<p>Marcus Aurelius'un MS 180 yılındaki ölümünden sonra Galen'in imparatorluk hanesiyle ilişkisi bütünüyle sona ermedi.</p>

<p>Commodus döneminde saray hayatından kısmen uzaklaşmış olabileceği değerlendirilmekle birlikte, Septimius Severus döneminde de imparatorluk hekimi olarak hizmet etmeyi sürdürdüğü kabul edilmektedir.</p>

<p>Ancak Galen'in mesleki yaşamı yalnızca saray hekimliğinden ibaret değildi.</p>

<p>Farklı toplumsal kesimlerden hastaları tedavi ediyor, klinik gözlemler yapıyor ve tıp üzerine kapsamlı eserler hazırlıyordu.</p>

<p>Galen'in saraydaki görevi, oldukça geniş bir hekimlik ve bilimsel çalışma hayatının yalnızca bir bölümünü oluşturuyordu.</p>

<h2>Sarayda Günlük Muayeneler Nasıl Yapılıyordu?</h2>

<p>Roma imparatorlarının sağlık hizmetleri, bugünkü anlamda modern hastanelerde yürütülen standart bir sistemin parçası değildi.</p>

<p>Hekimler, hükümdarın veya ailesinin bulunduğu saray ve konut ortamında muayene yapabiliyordu.</p>

<p>Gerektiğinde hastanın bulunduğu yere çağrılıyor, askerî seferler sırasında da imparatorluk çevresine eşlik edebiliyorlardı.</p>

<p>Antik tıpta hastalığın değerlendirilmesi büyük ölçüde hekimin gözlemine ve dönemin tıbbi teorilerine dayanıyordu.</p>

<p>Hastanın nabzı, vücut sıcaklığı, solunumu, ağrıları, idrarı ve diğer bedensel belirtileri dikkate alınabiliyordu.</p>

<p>Beslenme düzeni, uyku, dinlenme, hareket ve günlük alışkanlıklar da tedavinin önemli unsurları arasındaydı.</p>

<p>Dönemin hekimleri bitkisel, mineral ve hayvansal kökenli maddelerden hazırlanan ilaçlar kullanabiliyor; uygun gördükleri durumlarda kan alma, dıştan uygulamalar ve çeşitli cerrahi müdahalelere başvurabiliyorlardı.</p>

<p>Ancak bu uygulamalar modern tıbbın bilimsel yöntemleriyle aynı değildi.</p>

<p>Özellikle dört hılt teorisi, yani kan, balgam, sarı safra ve kara safra arasındaki dengeye dayanan açıklama modeli, hastalıkların anlaşılmasında önemli bir yere sahipti.</p>

<p>Bugün bu teori bilimsel geçerliliğini kaybetmiştir.</p>

<p>Roma saray hekimliğinin değerlendirilmesinde, dönemin gözlemsel tıp birikimi ile modern tıbbi bilgiler arasındaki ayrımın korunması gerekmektedir.</p>

<h2>İmparatorları Zehirlenmeden Korumak İçin Hazırlanan İlaçlar</h2>

<p>Roma saraylarında zehirlenme korkusu, tıp ve siyasetin kesiştiği konulardan biriydi.</p>

<p>Antik tarih yazıcılığında hükümdarların ve üst düzey yöneticilerin zehirlenerek öldürülmesine ilişkin çok sayıda anlatı bulunmaktadır. Ancak bunların tamamı tarihsel olarak kanıtlanmış olaylar değildir.</p>

<p>Zehirlenmeye ilişkin kaygılar, panzehir olarak kullanılan karmaşık ilaç karışımlarına duyulan ilgiyi de artırdı.</p>

<p>Bu alanda adı öne çıkan hekimlerden biri, İmparator Nero döneminde görev yapan Yaşlı Andromakhos'tur.</p>

<p>Andromakhos, daha sonra teriyak adıyla tanınan çok bileşenli ilaç karışımının geliştirilmesiyle ilişkilendirilmektedir.</p>

<p>Teriyakın Andromakhos'tan önce de çeşitli biçimleri bulunuyordu. Ancak Andromakhos'un formülü, özellikle engerek yılanı etinin karışıma eklenmesiyle tarihsel önem kazandı.</p>

<p>Bu karışımın farklı formüllerinde çeşitli bitkisel maddeler, bal, afyon ve engerek yılanından elde edilen içerikler kullanılabiliyordu.</p>

<p>Antik dünyada teriyakın zehirlenmeye karşı koruyucu olduğu ve çeşitli hastalıkların tedavisinde yarar sağlayabileceği düşünülüyordu.</p>

<p>Galen de Marcus Aurelius için Andromakhos'un formülüyle ilişkili teriyak hazırlayan hekimler arasındaydı.</p>

<p>Ancak teriyakın uzun süre kullanılmış olması, bu karışıma atfedilen etkilerin modern klinik araştırmalarla doğrulandığı anlamına gelmemektedir.</p>

<p>Özellikle afyon gibi güçlü farmakolojik etkileri bulunan maddeleri içeren tarihsel formüllerin günümüzde güvenli tedaviler olarak değerlendirilmesi doğru değildir.</p>

<p>Teriyak örneği, Roma dünyasının ilaç hazırlama kültürünü ve hükümdarların güvenlik kaygılarını birlikte yansıtmaktadır.</p>

<h2>İmparator Claudius'un Ölümü: Bir Saray Hekimi Zehirlenmeye Karıştı mı?</h2>

<p>Roma saray hekimliğinin siyasi risklerini gösteren en dikkat çekici olaylardan biri, İmparator Claudius'un MS 54 yılındaki ölümüyle ilgilidir.</p>

<p>Romalı tarihçi Tacitus, <i>Annales</i> adlı eserinde Claudius'un ölümüne ilişkin zehirlenme iddialarını aktarmaktadır.</p>

<p>Tacitus'un anlatısına göre imparatorun eşi Agrippina, Claudius'u öldürmek amacıyla bir girişimde bulunmuş olabilir.</p>

<p>Bu anlatıda, hekim Xenophon'un da olaya karıştığı ileri sürülmektedir.</p>

<p>Tacitus, zehirli mantar aracılığıyla gerçekleştirildiği iddia edilen ilk girişimin beklenen sonucu hemen vermemesi üzerine Xenophon'un yardımına başvurulduğunu aktarır.</p>

<p>İddiaya göre hekim, Claudius'un kusmasına yardımcı olma bahanesiyle boğazına zehirli bir madde sürülmüş tüy sokmuştur.</p>

<p>Ancak burada son derece önemli bir tarihsel ayrım bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Xenophon'un Claudius'u öldürdüğü kesin olarak kanıtlanmış değildir.</strong></p>

<p>Tacitus'un anlatısı, olaydan yıllar sonra kaleme alınmış bir tarihsel kaynaktır. Bu suçlamayı doğrulayan bağımsız adli veya tıbbi kanıt bulunmamaktadır.</p>

<p>Üstelik Tacitus da tüy aracılığıyla gerçekleştirildiği ileri sürülen müdahaleyi kesinleşmiş bir bulgu olarak değil, inanılan veya aktarılan bir olay olarak ifade etmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla Xenophon hakkında aktarılanlar, kanıtlanmış bir cinayet vakası olarak değil, Roma tarih yazıcılığında yer alan ciddi bir suçlama olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bununla birlikte olay, saray hekimlerinin hükümdara yakınlıkları nedeniyle siyasi kuşkuların merkezine yerleşebilme ihtimalini göstermektedir.</p>

<p>İmparatorun en özel anlarında yanında bulunabilmek, hem büyük bir ayrıcalık hem de tehlikeli bir sorumluluk olabiliyordu.</p>

<h2>Roma İmparatorlarıyla Sefere Çıkan Doktorlar</h2>

<p>Roma saray hekimleri her zaman başkentte çalışmıyordu.</p>

<p>İmparatorların askerî seferlere katılması, hekimlerin de Roma dışına çıkmasını gerektirebiliyordu.</p>

<p>Bu konuda dikkat çeken isimlerden biri Scribonius Largus'tur.</p>

<p>MS 43 yılında İmparator Claudius'un Britanya seferine katılan Scribonius, Roma tıp tarihinde özellikle ilaç reçeteleriyle tanınmaktadır.</p>

<p><i>Compositiones</i> adlı eseri, çeşitli hastalıklar için hazırlanan ilaç karışımlarını ve tedavi yöntemlerini içermektedir.</p>

<p>Scribonius'un imparatorluk çevresiyle bağlantıları belirgindir.</p>

<p>Ancak Claudius'un sürekli kişisel hekimi olduğu kesin biçimde söylenememektedir.</p>

<p>Bu nedenle onu, imparatorluk çevresinde bulunan ve Claudius'un askerî seferine katılmış önemli bir hekim olarak tanımlamak daha doğrudur.</p>

<p>Scribonius'un eserinde hekimlik etiğine ilişkin düşüncelerin de bulunması, Roma tıbbında mesleki sorumluluk anlayışının gelişimine ilişkin önemli bilgiler sunmaktadır.</p>

<h2>Antoninus Salgını Saray Hekimlerini de Sınadı</h2>

<p>MS 2. yüzyılda Roma İmparatorluğu'nu etkileyen Antoninus Salgını, antik dünyanın en dikkat çekici sağlık krizlerinden biriydi.</p>

<p>Salgın, MS 165-166 yıllarından itibaren imparatorluğun çeşitli bölgelerinde etkili oldu ve sonraki yıllarda yeni dalgalar hâlinde devam etti.</p>

<p>Roma ordularının hareketliliği ve imparatorluğun geniş ulaşım ağı, hastalığın farklı bölgelere yayılmasında etkili olmuş olabilir.</p>

<p>Galen, salgın dönemini yaşamış ve hastalığa ilişkin bazı belirtileri eserlerinde aktarmış bir hekimdi.</p>

<p>Ancak onun anlatımları, günümüzde kesin bir mikrobiyolojik tanı koymak için yeterli değildir.</p>

<p>Salgının çiçek hastalığıyla ilişkili olabileceği uzun süre savunulmuştur.</p>

<p>Buna karşılık modern paleogenetik ve tarihsel epidemiyoloji araştırmaları, bu tanının kesin olmadığını ve yeni kanıtlar ışığında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Özellikle <i>Journal of Roman Archaeology</i> dergisinde 2022 yılında yayımlanan bir araştırma, çiçek hastalığının antik dönemdeki varlığına ilişkin kabul gören bazı görüşleri sorgulamıştır.</p>

<p>Bu nedenle Antoninus Salgını'nın etkenini kesin olarak çiçek hastalığı şeklinde tanımlamak doğru değildir.</p>

<p>Salgının Roma dünyası üzerindeki etkileri, saray hekimlerinin bilgi ve deneyimlerinin de belirli sınırları bulunduğunu göstermektedir.</p>

<p>Galen gibi dönemin en tanınmış hekimlerinden birinin varlığı, geniş çaplı bulaşıcı hastalıkların durdurulmasını sağlayamıyordu.</p>

<p>Antik tıp, klinik gözlemler bakımından önemli bir birikime sahip olmakla birlikte hastalık etkenleri ve bulaşma mekanizmaları konusunda modern mikrobiyolojinin bilgilerine sahip değildi.</p>

<h2>Saray Hekimliği Nasıl Resmî Bir Kuruma Dönüştü? Archiatri</h2>

<p>Roma İmparatorluğu'nun ilerleyen dönemlerinde hekimlik hizmetlerinin idari yapısı daha belirgin bir nitelik kazandı.</p>

<p>Özellikle geç antik çağda <i>archiatri</i> adı verilen hekimler, farklı resmî görevler ve toplumsal statülerle ilişkilendirildi.</p>

<p>Bu kapsamda imparatorluk sarayında görev yapan hekimler için <i>archiatri sacri palatii</i> veya <i>archiatri palatini</i> gibi adlandırmalar kullanılıyordu.</p>

<p>Ancak <i>archiatri</i> unvanı yalnızca saray hekimleri için kullanılmıyordu.</p>

<p>Şehirlerde kamu hizmeti veren hekimler de bu unvanla anılabiliyordu.</p>

<p>Dolayısıyla Roma'nın farklı dönemlerinde ve farklı bölgelerinde kullanılan hekimlik unvanlarını tek bir kurumun değişmeyen parçaları olarak değerlendirmek doğru değildir.</p>

<p>Geç Roma dönemindeki saray hekimleri ile şehirlerde görev yapan kamu hekimlerinin konumu, sorumlulukları ve ayrıcalıkları farklılaşabiliyordu.</p>

<p>Bazı saray hekimleri yüksek toplumsal mevkilere ulaşabiliyor ve imparatorluk yönetimi içinde saygın bir konum elde edebiliyordu.</p>

<p>Ancak Augustus dönemindeki kişisel hekimlik ilişkileri ile MS 4. ve 5. yüzyılların daha belirgin idari yapıları aynı değildi.</p>

<p>Bu tarihsel değişim, Roma saray hekimliğinin zaman içinde kişisel himaye ilişkilerinin ötesine geçerek daha kurumsal görevlendirme biçimleri kazandığını göstermektedir.</p>

<h2>İmparatorun Doktoru Olmak Ayrıcalık mıydı, Tehlike mi?</h2>

<p>Roma İmparatorluğu'nda hükümdarın doktoru olmak, döneminin en güçlü insanlarından biriyle doğrudan ilişki kurabilmek anlamına geliyordu.</p>

<p>Bu yakınlık, bazı hekimler için olağanüstü mesleki fırsatlar oluşturdu.</p>

<p>Antonius Musa, Augustus'un iyileşmesinin ardından büyük toplumsal saygınlık kazandı.</p>

<p>Quintus Stertinius'un gelirlerine ilişkin anlatı, bazı ünlü hekimlerin önemli servetlere ulaşabildiğini gösterdi.</p>

<p>Galen, imparatorluk hanesinde hekimlik yaparken tıp bilgisini geliştirmeyi ve kapsamlı eserler üretmeyi sürdürdü.</p>

<p>Andromakhos'un hazırladığı teriyak, yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalarda tanınan bir ilaç formülüne dönüştü.</p>

<p>Buna karşılık Xenophon hakkında aktarılan suçlamalar, hükümdarın sağlığıyla ilgilenen bir hekimin siyasi tartışmaların odağına nasıl yerleşebileceğini ortaya koydu.</p>

<p>Bu örneklerden hareketle Roma'daki bütün saray hekimlerinin siyasi entrikalara karıştığını veya devlet yönetimini doğrudan etkilediğini söylemek mümkün değildir.</p>

<p>Ancak imparatora fiziksel olarak yakın olmak, hekimlerin mesleki yaşamlarını diğer doktorlardan farklı hâle getirebiliyordu.</p>

<h2>Roma Saray Hekimliği Tıp Tarihini Nasıl Etkiledi?</h2>

<p>Roma imparatorlarının doktorları, farklı alanlarda tıp tarihine katkılarda bulundu.</p>

<p>Bazıları tedavi uygulamalarıyla ün kazandı. Bazıları ilaç formülleri geliştirdi. Bazıları ise gözlemlerini kaleme alarak sonraki yüzyıllara ulaşan eserler bıraktı.</p>

<p>Özellikle Galen'in çalışmaları, antik tıp bilgisinin aktarılmasında önemli bir rol üstlendi.</p>

<p>Galen'in anatomi, fizyoloji, farmakoloji ve hastalık teorilerine ilişkin eserleri, sonraki yüzyıllarda hem İslam dünyasında hem de Avrupa'da tıp düşüncesini etkiledi.</p>

<p>Eserlerinin Süryanice ve Arapçaya çevrilmesi, bu bilgilerin daha geniş bir coğrafyada değerlendirilmesine katkıda bulundu.</p>

<p>Orta Çağ'da İslam dünyasındaki hekimler, Galen'in çalışmalarından yararlanmakla birlikte onun görüşlerini tartıştı ve bazı alanlarda eleştirdi.</p>

<p>Daha sonraki dönemlerde Latinceye yapılan çeviriler aracılığıyla Galen'in eserleri Avrupa tıp eğitiminde de etkili oldu.</p>

<p>Ancak bu tarihsel etki, Galen'in bütün görüşlerinin doğru olduğu anlamına gelmemektedir.</p>

<p>Modern anatomi, fizyoloji, mikrobiyoloji ve farmakoloji araştırmaları, antik tıbbın çok sayıda açıklamasının geçerliliğini yitirdiğini göstermiştir.</p>

<p>Roma saray hekimliği bu nedenle yalnızca büyük doktorların yaşam öyküleri olarak değil, tıbbi bilginin siyasi güç, ekonomik imkânlar ve toplumsal ilişkiler içinde nasıl geliştiğini gösteren tarihsel bir alan olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>İmparatorların doktorları, bir yandan hükümdarların yaşamlarını korumaya çalışırken diğer yandan tıp tarihinin gelişimine katkıda bulundular. Onların hikâyesi, Antik Roma'da bir hastanın kimliğinin bazen hastalığın kendisi kadar önemli olabildiğini gösteriyor.</strong></p>

<hr />
<h2>KAYNAKLAR</h2>

<h3>Birincil Tarihsel Kaynaklar</h3>

<p><strong>1. Suetonius.</strong> <i>De Vita Caesarum – Divus Augustus</i>, 59 ve 81. bölümler. Antonius Musa'nın Augustus'u tedavisi ve kendisine heykel dikilmesi.</p>

<p><strong>2. Galen.</strong> <i>De Praecognitione (On Prognosis)</i>, II. bölüm. Marcus Aurelius'un muayenesi ve hekimler arasındaki değerlendirme farklılıkları.</p>

<p><strong>3. Tacitus.</strong> <i>Annales</i>, XII. kitap, 66-67. bölümler. Claudius'un ölümü ve Xenophon'a ilişkin suçlamalar.</p>

<p><strong>4. Plinius Maior (Yaşlı Plinius).</strong> <i>Naturalis Historia</i>, XXIX. kitap. Quintus Stertinius ve Roma hekimlerinin gelirleri.</p>

<p><strong>5. Scribonius Largus.</strong> <i>Compositiones</i>. Roma tıbbında ilaç reçeteleri ve hekimlik etiği.</p>

<h3>Akademik Araştırmalar</h3>

<p><strong>6. Singer, P. N. ve Rosen, R. M. (Ed.).</strong> <i>The Oxford Handbook of Galen</i>. Oxford University Press, 2024.</p>

<p><strong>7. Mattern, Susan.</strong> <i>Galen's Clinical Practice</i>. The Oxford Handbook of Galen, Oxford University Press, 2024, s. 342-360.</p>

<p><strong>8. Nutton, Vivian.</strong> <i>Archiatri and the Medical Profession in Antiquity</i>. Papers of the British School at Rome, 45, 1977, s. 191-226.</p>

<p><strong>9. Boudon-Millot, Véronique.</strong> <i>Aux origines de la thériaque: la recette d'Andromaque</i>. Revue d'histoire de la pharmacie, sayı 367, 2010, s. 261-270.</p>

<p><strong>10. Scarborough, John.</strong> <i>Scribonius Largus and Friends</i>. The Oxford Handbook of Science and Medicine in the Classical World, Oxford University Press, 2018, s. 699-720.</p>

<p><strong>11. Newfield, Timothy P., Duggan, Ana T. ve Poinar, Hendrik.</strong> <i>Smallpox's Antiquity in Doubt</i>. Journal of Roman Archaeology, 35(2), 2022, s. 897-913.</p>

<p><strong>12. Vallance, J. T.</strong> <i>Antonius Musa</i>. Oxford Classical Dictionary, Oxford University Press, 2015.</p>

<p><strong>13. Nutton, Vivian.</strong> <i>Scribonius Largus, Roman Physician, c. 1–50 CE</i>. Oxford Classical Dictionary, Oxford University Press, 2016.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/imparatorlarin-doktorlari-roma-sarayinda-hekimlik-nasil-isliyordu</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 20:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/roma-sarayinda-tip-ve-iktidar-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="76057"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88407"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="67017"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="95844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24683"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11936"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="96360"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
