<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 11 Oct 2026 07:47:00 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Harvard Uzun Yaşam İçin Reçeteyi Açıkladı: Egzersizden Uykuya 5 Temel Adım]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/harvard-uzun-yasam-icin-receteyi-acikladi-egzersizden-uykuya-5-temel-adim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/harvard-uzun-yasam-icin-receteyi-acikladi-egzersizden-uykuya-5-temel-adim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Harvard Medical School’ın yeni “Pathways to Longevity” raporu, sağlıklı ve uzun yaşam konusunda giderek büyüyen bilgi kalabalığını bilimsel kanıtlar üzerinden ele alıyor. 50 sayfalık rehberde hareket, beslenme, uyku, stres yönetimi ve sosyal ilişkiler öne çıkarken; uzun yaşam vaat eden ilaçlar ve takviyeler konusunda temkinli olunması gerektiği vurgulanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uzun Yaşamın Sırrı Bir Hap Değil: Harvard’ın Yeni Longevity Rehberi Ne Diyor?</p>

<p>İnsan ömrünü uzatabileceği iddia edilen takviyelerden “anti-aging” ilaçlarına, soğuk uygulamalardan özel diyetlere kadar longevity alanı son yıllarda hızla büyüdü. Harvard Medical School ise yeni yayımladığı özel sağlık raporuyla bu alandaki iddiaları bilimsel kanıtlar ışığında değerlendirdi.</p>

<p>Harvard Health Publishing tarafından hazırlanan “Pathways to Longevity: Science and Strategies in Pursuit of a Longer, Healthier Life” adlı rapor, 50 sayfa ve dokuz bölümden oluşuyor. Harvard, rehberin amacını yalnızca insan ömrünü uzatmak değil, daha fazla yılın sağlıklı ve bağımsız biçimde geçirilmesini sağlayabilecek yaklaşımları anlatmak olarak tanımlıyor.</p>

<p>Hedef sadece uzun yaşamak değil</p>

<p>Longevity tartışmalarında giderek daha fazla öne çıkan kavram “healthspan”, yani sağlıklı geçirilen yaşam süresi.</p>

<p>Harvard uzmanlarına göre mesele yalnızca yaşam süresine birkaç yıl eklemek değil; ilerleyen yaşlarda hareket edebilmek, zihinsel işlevleri koruyabilmek, günlük işleri bağımsız sürdürebilmek ve sosyal yaşamın içinde kalabilmek.</p>

<p>Harvard’ın longevity raporunun tıbbi editörü ve Harvard Medical School öğretim görevlisi Dr. David Barzilai de uzun yaşam açısından beş yaşam tarzı unsurunu öne çıkarıyor: hareket, beslenme, uyku, stres yönetimi ve sosyal bağlantılar.</p>

<p>Egzersiz neden bu kadar önemli?</p>

<p>Rehberin en güçlü mesajlarından biri fiziksel aktiviteyle ilgili.</p>

<p>Harvard’a göre kardiyorespiratuvar kondisyon, yani kalp, akciğer ve dolaşım sisteminin fiziksel aktivite sırasında organizmaya oksijen sağlayabilme kapasitesi, ölüm riskiyle ilişkili en güçlü göstergelerden biri.</p>

<p>Ancak sağlıklı yaşlanma için yalnızca yürümek ya da aerobik egzersiz yapmak yeterli görülmüyor. Kuvvet, dayanıklılık ve dengenin birlikte korunması önem taşıyor.</p>

<p>Harvard’ın yayımladığı öneriler, haftada en az iki kez direnç egzersizinin yanı sıra haftada yaklaşık 150 dakika orta şiddette veya 75 dakika yüksek şiddette aerobik aktiviteyi içeriyor. Uzun süre oturmayı birkaç dakikalık hareketlerle düzenli olarak bölmek de öneriler arasında.</p>

<p>10 bin adım şart mı?</p>

<p>Uzun yıllardır sağlıklı yaşam için “günde 10 bin adım” hedefi öne çıkarılsa da araştırmalar, yararın daha düşük adım sayılarında da belirginleşebildiğini gösteriyor.</p>

<p>Harvard Health’in değerlendirdiği geniş kapsamlı araştırmalardan birinde, günde yaklaşık 7 bin adım atan kişilerde, 2 bin adım atanlara kıyasla daha düşük kardiyovasküler hastalık ve tüm nedenlere bağlı ölüm riski görüldü. Bu bulgu, 7 bin adımın herkes için kesin bir eşik olduğu anlamına gelmiyor. Temel mesaj, günlük hareket miktarını artırmanın önemli olduğu.</p>

<p>FITBOOK’un Harvard raporuna ilişkin incelemesinde de 7 bin adım ve gün içine yayılan kısa hareket dönemleri pratik öneriler arasında gösteriliyor.</p>

<p>Beslenmede yeni bir “mucize diyet” yok</p>

<p>Harvard’ın yaklaşımı, beslenme konusunda da oldukça tanıdık ancak güçlü bilimsel dayanağa sahip ilkeleri öne çıkarıyor.</p>

<p>Sebze, meyve, baklagiller, kuruyemişler, tam tahıllar ve sağlıklı yağların ağırlıkta olduğu beslenme modelleri uzun dönemli sağlık açısından destekleniyor. Akdeniz tipi beslenme bu açıdan en fazla araştırılan modeller arasında bulunuyor.</p>

<p>Harvard Health, geleneksel Akdeniz tipi beslenmenin kalp-damar sağlığı ve uzun dönemli sağlık sonuçları açısından geniş bir bilimsel kanıt tabanına sahip olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Buradaki mesaj tek bir “süper besin” bulmak değil; yıllar boyunca sürdürülebilecek genel beslenme düzenini iyileştirmek.</p>

<p>Uyku da longevity’nin temel parçalarından</p>

<p>Uzun yaşam tartışmaları çoğu zaman beslenme ve egzersize yoğunlaşsa da Harvard, uykuya da temel bir rol veriyor.</p>

<p>Uyku sırasında beyin ve vücut birçok onarım ve düzenleme sürecini gerçekleştiriyor. Harvard uzmanları yetişkinler için genel olarak gecede yaklaşık yedi ila sekiz saat uyumayı ve düzenli uyku-uyanıklık saatlerini destekliyor.</p>

<p>Özellikle yıllarca süren yetersiz veya düzensiz uykunun metabolik ve kardiyovasküler sağlık üzerinde olumsuz etkileri bulunabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Unutulan faktör: Sosyal ilişkiler</p>

<p>Harvard’ın longevity yaklaşımının dikkat çekici bölümlerinden biri sosyal ilişkiler.</p>

<p>Dr. Barzilai, sosyal bağlantıyı uzun yaşamın en fazla göz ardı edilen unsurlarından biri olarak değerlendiriyor. Aile, arkadaşlıklar ve düzenli sosyal temas yalnızca psikolojik iyilik hali açısından değil, uzun dönemli sağlık açısından da önem taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle longevity yalnızca laboratuvar değerleri, spor programları veya beslenme tablolarından oluşan biyolojik bir proje olarak ele alınmıyor.</p>

<p>Peki longevity ilaçları?</p>

<p>Longevity alanında en fazla ilgi gören konuların başında rapamisin, metformin, GLP-1 grubu ilaçlar, senolitikler ve çeşitli peptitler geliyor.</p>

<p>Harvard’ın rapor tanıtımında ilaçlar ve takviyeler konusunda “ne umut veriyor, ne henüz belirsiz ve neye para harcamaya değmeyebilir?” ayrımının özellikle ele alındığı belirtiliyor.</p>

<p>FITBOOK’un rapora ilişkin ayrıntılı incelemesine göre Harvard, bugün için herhangi bir ilaç ya da yöntemin sağlıklı insanlarda yaşlanmayı durdurduğu veya tersine çevirdiği sonucuna varmak için yeterli kanıt bulunmadığının altını çiziyor.</p>

<p>Bu ayrım önemli. Bazı ilaçların diyabet, obezite veya başka hastalıkların tedavisinde kanıtlanmış yararlarının bulunması, sağlıklı kişiler tarafından “ömür uzatıcı ilaç” olarak kullanılmalarının kanıtlandığı anlamına gelmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Takviyelerde de aynı uyarı</p>

<p>Vitaminler, omega-3, kreatin, kolajen ve başka birçok ürün longevity pazarı içinde giderek daha fazla öne çıkarılıyor.</p>

<p>Ancak bir kişide kanıtlanmış vitamin veya mineral eksikliğinin tedavi edilmesiyle, herhangi bir eksiklik bulunmadan bir takviyenin “yaşam süresini uzatmak” amacıyla kullanılması birbirinden farklı durumlar.</p>

<p>Harvard’ın yaklaşımı, takviyeleri sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yerine koymamak gerektiği yönünde. Rehberin resmi tanıtımında da ilaçlar ve besin takviyeleri açısından kanıt ile pazarlama iddialarını birbirinden ayırmanın amaçlandığı açıkça belirtiliyor.</p>

<p>Harvard’ın longevity mesajı aslında oldukça sade</p>

<p>Longevity endüstrisi yeni moleküller, biyobelirteçler ve pahalı uygulamalar etrafında büyürken Harvard’ın ortaya koyduğu çerçeve çok daha temel görünüyor:</p>

<p>Düzenli hareket etmek, kas gücünü korumak, dengeli beslenmek, yeterli uyumak, kronik stresi yönetmek, sosyal ilişkileri sürdürmek ve koruyucu sağlık hizmetlerini ihmal etmemek.</p>

<p>Harvard uzmanlarının vurgusu, hangi unsurun “en önemli” olduğundan çok kişinin en zayıf olduğu alanı belirlemesi üzerinde yoğunlaşıyor. Hareketsiz biri için egzersiz, sürekli yetersiz uyuyan biri için uyku, sosyal açıdan izole biri için ise ilişkileri yeniden güçlendirmek daha büyük kazanım sağlayabilir.</p>

<p>Sonuç olarak Harvard’ın yeni longevity rehberi, uzun yaşam için sansasyonel bir formül sunmuyor. Tam tersine, bilimin bugün en güçlü biçimde desteklediği mesajı hatırlatıyor: Sağlıklı geçirilen yılları artırmanın temelinde hâlâ günlük yaşam alışkanlıkları ve koruyucu sağlık yaklaşımı bulunuyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ul>
 <li>Harvard Health Publishing, “Pathways to Longevity: Science and Strategies in Pursuit of a Longer, Healthier Life”</li>
 <li>Harvard Health Publishing, “The 5 Pillars of Longevity: Movement, Nutrition, Sleep, Stress Reduction and Social Connection”</li>
 <li>Harvard Health Publishing, “Just 7,000 Daily Steps Reduces Heart Disease Risk”</li>
 <li>Harvard Health Publishing, “The Diet That Adds Years to Your Life”</li>
 <li>FITBOOK, “Harvard Longevity Ratgeber”</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/harvard-uzun-yasam-icin-receteyi-acikladi-egzersizden-uykuya-5-temel-adim</guid>
      <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 06:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2243.jpeg" type="image/jpeg" length="59822"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[OMÜ Dermatoloji Anabilim Dalının Kurucusu Prof. Dr. Ahmet Yaşar Turanlı Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/omu-dermatoloji-anabilim-dalinin-kurucusu-prof-dr-ahmet-yasar-turanli-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/omu-dermatoloji-anabilim-dalinin-kurucusu-prof-dr-ahmet-yasar-turanli-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalının kurucusu ve emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Yaşar Turanlı hayatını kaybetti. Turanlı, dermatoloji eğitimi ve akademik yapılanmaya uzun yıllar katkı sundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesinin emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ahmet Yaşar Turanlı hayatını kaybetti.</p>

<p>Turanlı’nın vefatı, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörlüğü tarafından yayımlanan taziye mesajıyla duyuruldu.</p>

<p>Prof. Dr. Ahmet Yaşar Turanlı kimdir?</p>

<p>Prof. Dr. Ahmet Yaşar Turanlı, Dermatoloji Uzmanı ve tıp akademisyeni olarak uzun yıllar Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yaptı.</p>

<p>Turanlı, üniversitenin Dermatoloji Anabilim Dalının kurucusu olarak bölümün akademik ve klinik yapılanmasında önemli rol üstlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslek yaşamı boyunca dermatoloji alanında hekimlik hizmeti veren Turanlı, aynı zamanda tıp öğrencileri ve uzmanlık eğitimi alan hekimlerin yetişmesine katkıda bulundu.</p>

<p>OMÜ’de dermatoloji eğitiminin gelişimine katkı sundu</p>

<p>Prof. Dr. Ahmet Yaşar Turanlı, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesinde dermatoloji alanının gelişmesinde görev alan öncü akademisyenlerden biri oldu.</p>

<p>Anabilim dalının kuruluş sürecinden itibaren eğitim, klinik hizmet ve akademik çalışmaların şekillenmesine katkı sağlayan Turanlı, uzun yıllar öğretim üyeliğini sürdürdü.</p>

<p>Emekliliğine kadar üniversite bünyesinde çalışan Turanlı, farklı kuşaklardan hekimlerin ve dermatoloji uzmanlarının yetişmesinde rol aldı.</p>

<p>Tıp camiasında iz bıraktı</p>

<p>Uzun yıllara yayılan akademik kariyeri boyunca tıp eğitimi, hasta hizmetleri ve uzmanlık eğitimi alanlarında görev yapan Prof. Dr. Turanlı, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesinin hafızasında yer edinen akademisyenlerden biri oldu.</p>

<p>Vefatı, öğrencileri, meslektaşları ve üniversite camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Ankara’da son yolculuğuna uğurlanacak</p>

<p>Prof. Dr. Ahmet Yaşar Turanlı’nın cenazesinin 11 Ekim 2026 Pazar günü Ankara’da son yolculuğuna uğurlanacağı bildirildi.</p>

<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi de yayımladığı taziye mesajında Turanlı’nın ailesine, yakınlarına ve tıp camiasına başsağlığı dileklerini iletti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/omu-dermatoloji-anabilim-dalinin-kurucusu-prof-dr-ahmet-yasar-turanli-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 00:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2241.jpeg" type="image/jpeg" length="27535"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BUN Yüksek Ama Kreatinin Normal: Bu Sonuç Ne Anlama Geliyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bun-yuksek-ama-kreatinin-normal-bu-sonuc-ne-anlama-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bun-yuksek-ama-kreatinin-normal-bu-sonuc-ne-anlama-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[BUN (kan üre azotu), protein metabolizması sonucu oluşan ürenin kandaki azot miktarını gösterir. Yaklaşık 6–20 mg/dL sık kullanılan aralıktır; 5, 10, 20, 30 ve 50 sonuçları böbrek fonksiyonu, sıvı durumu ve kreatininle birlikte yorumlanır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>BUN NEDİR?</p>

<p>BUN, İngilizce “Blood Urea Nitrogen” ifadesinin kısaltmasıdır ve Türkçede kan üre azotu olarak adlandırılır. Proteinlerin parçalanması sonucunda karaciğerde oluşan ürenin içerdiği azot miktarını ölçer. Üre böbrekler aracılığıyla idrarla atılır.</p>

<p>BUN yüksekliği böbrek fonksiyonlarının bozulduğunu düşündürebilir ancak tek başına böbrek yetmezliği tanısı koydurmaz. Susuzluk, yüksek protein alımı, sindirim sistemi kanaması ve bazı ilaçlar da sonucu yükseltebilir. Düşük BUN ise yetersiz protein alımı veya karaciğer hastalıklarıyla ilişkili olabilir.</p>

<p>BUN KAÇ OLMALI?</p>

<p>Erişkinlerde sık kullanılan BUN referans aralığı yaklaşık 6–20 mg/dL’dir. Bazı laboratuvarlarda 7–20 mg/dL gibi farklı sınırlar kullanılabilir.</p>

<p>Yaş, beslenme ve laboratuvar yöntemi sonucu etkileyebilir. Kişinin kendi tahlil raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>BUN 5 NE DEMEK?</p>

<p>BUN 5 mg/dL birçok laboratuvarda hafif düşük kabul edilir.</p>

<p>Düşük protein alımı, yetersiz beslenme, karaciğerde üre üretiminin azalması veya aşırı sıvı yüklenmesiyle ilişkili olabilir.</p>

<p>Tek başına BUN 5 ciddi karaciğer hastalığı anlamına gelmez.</p>

<p>BUN 10 NE DEMEK?</p>

<p>BUN 10 mg/dL çoğu yetişkin referans aralığında normaldir.</p>

<p>Tek başına böbrek hastalığı veya protein metabolizması bozukluğu düşündürmez. Ancak normal BUN, böbrek hastalığını tamamen dışlamaz.</p>

<p>BUN 20 NE DEMEK?</p>

<p>BUN 20 mg/dL birçok laboratuvarda normal aralığın üst sınırına karşılık gelir.</p>

<p>Sıvı alımı, protein tüketimi ve böbrek fonksiyonları sonucu etkileyebilir. Kreatinin ve eGFR normal olduğunda tek başına 20 mg/dL genellikle böbrek yetmezliği anlamına gelmez.</p>

<p>BUN 30 NE DEMEK?</p>

<p>BUN 30 mg/dL çoğu yetişkin referans aralığının üzerindedir.</p>

<p>Susuzluk, yüksek protein alımı, böbreğe giden kan akımının azalması veya böbrek fonksiyon bozukluğu gibi nedenlerle görülebilir.</p>

<p>Kreatinin normal olduğu halde BUN 30 çıkması susuzluk gibi böbrek dışı nedenleri düşündürebilir ancak kesin nedeni göstermez.</p>

<p>BUN 50 NE DEMEK?</p>

<p>BUN 50 mg/dL belirgin yüksek bir sonuçtur ve nedeninin araştırılması gerekir.</p>

<p>Böbrek fonksiyon bozukluğu, ciddi sıvı kaybı, kalp yetmezliği veya sindirim sistemi kanaması gibi durumlarda görülebilir.</p>

<p>Ancak yalnızca BUN 50 sonucuna dayanarak böbrek yetmezliği tanısı konulmaz. Kreatinin, eGFR, elektrolitler ve hastanın klinik durumu birlikte değerlendirilir.</p>

<p>BUN YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>BUN yüksekliğinin başlıca nedenleri böbreklerin üreyi yeterince uzaklaştıramaması, vücudun sıvı kaybetmesi veya üre üretiminin artmasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Susuzluk, böbrek hastalıkları, kalp yetmezliği, idrar yollarında tıkanıklık, yüksek protein tüketimi, sindirim sistemi kanaması ve bazı ilaçlar BUN değerini artırabilir.</p>

<p>Bu nedenler farklı tedaviler gerektirdiğinden yalnızca yüksek BUN sonucuna bakılarak karar verilmez.</p>

<p>BUN YÜKSEK AMA KREATİNİN NORMAL NE DEMEK?</p>

<p>Bu kombinasyon özellikle susuzluk, yüksek protein tüketimi veya sindirim sistemi kanaması gibi durumlarda görülebilir.</p>

<p>BUN ve kreatinin farklı metabolik süreçlerden etkilendiği için her zaman birlikte yükselmez.</p>

<p>Ancak kreatininin normal olması böbrek hastalığını tamamen dışlamaz. Gerektiğinde eGFR ve idrar albumin/kreatinin oranı değerlendirilir.</p>

<p>BUN VE KREATİNİN İKİSİ DE YÜKSEKSE NE DEMEK?</p>

<p>Böbreklerin atık maddeleri uzaklaştırma kapasitesinde azalma olabileceğini düşündürür.</p>

<p>Akut böbrek hasarı, kronik böbrek hastalığı, ciddi sıvı kaybı veya böbreğe giden kan akımının azalması gibi nedenler değerlendirilir.</p>

<p>Yüksekliğin yeni mi geliştiği yoksa uzun süredir mi bulunduğu önemlidir.</p>

<p>BUN/KREATİNİN ORANI NEDİR?</p>

<p>BUN/kreatinin oranı, her iki test mg/dL birimiyle raporlandığında BUN değerinin kreatinine bölünmesiyle hesaplanır.</p>

<p>Yaklaşık 10–20 aralığı sık kullanılan bir referanstır. Oranın 20’nin üzerinde olması bazı durumlarda susuzluk veya böbreğe giden kan akımının azalmasını düşündürebilir.</p>

<p>Ancak bu oran tek başına tanı koydurmaz. Protein alımı, kas kütlesi ve sindirim sistemi kanaması gibi faktörler sonucu değiştirebilir.</p>

<p>BUN İLE ÜRE AYNI ŞEY Mİ?</p>

<p>Hayır. Aynı metabolik maddeyle ilişkili olmalarına rağmen aynı miktarı ifade etmezler.</p>

<p>BUN, ürenin yalnızca azot kısmını; üre testi ise üre molekülünün tamamını ifade eder.</p>

<p>Her iki sonuç mg/dL cinsinden verildiğinde yaklaşık dönüşüm:</p>

<p>Üre = BUN × 2,14</p>

<p>Örneğin BUN 20 mg/dL yaklaşık 42,8 mg/dL üreye karşılık gelir.</p>

<p>Bu nedenle BUN 20 ile üre 20 aynı laboratuvar sonucu değildir.</p>

<p>BUN YÜKSEKLİĞİ SUSUZLUKTAN OLUR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Vücut sıvı kaybettiğinde böbreğe ulaşan kan akımı azalabilir ve ürenin böbreklerden geri emilimi artabilir. Bunun sonucunda BUN yükselebilir.</p>

<p>Ancak her yüksek BUN susuzluk anlamına gelmez. Özellikle kalp veya böbrek hastalığı bulunan kişilerde sıvı alımı gelişigüzel artırılmamalıdır.</p>

<p>BUN YÜKSEKLİĞİ SİNDİRİM SİSTEMİ KANAMASIYLA İLİŞKİLİ Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Özellikle üst sindirim sistemi kanamalarında bağırsaklara geçen kan proteinlerinin parçalanması üre üretimini artırabilir.</p>

<p>Bu nedenle BUN yüksekliğine siyah dışkı, kanlı kusma, baş dönmesi veya hemoglobin düşüklüğü eşlik ediyorsa kanama olasılığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>BUN DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>BUN düşüklüğü yetersiz protein tüketimi, malnütrisyon, ağır karaciğer hastalığı veya aşırı sıvı yüklenmesiyle ilişkili olabilir.</p>

<p>Karaciğer üre üretiminde temel organ olduğu için ciddi karaciğer fonksiyon bozukluklarında BUN azalabilir.</p>

<p>Ancak tek bir düşük sonuçla karaciğer yetmezliği tanısı konulmaz.</p>

<p>BUN NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Amaç yalnızca laboratuvar rakamını düşürmek değil, yüksekliğin nedenini düzeltmektir.</p>

<p>Susuzluk varsa uygun sıvı desteği, böbrek hastalığı varsa böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesi, ilaç etkisi varsa tedavinin gözden geçirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Yalnızca BUN yüksek diye aşırı su içmek, protein tüketimini kesmek veya ilaç bırakmak doğru değildir.</p>

<p>BUN NE ZAMAN HIZLI DEĞERLENDİRİLMELİ?</p>

<p>BUN için herkese uygulanabilecek tek bir acil sınır yoktur.</p>

<p>Belirgin yüksekliğe idrar miktarında ciddi azalma, bilinç değişikliği, nefes darlığı, ciddi sıvı kaybı veya elektrolit bozuklukları eşlik ediyorsa hızlı değerlendirme gerekir.</p>

<p>Kanlı kusma veya siyah dışkı varsa sindirim sistemi kanaması açısından acil değerlendirme önemlidir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>BUN 5 düşük mü?</p>

<p>Birçok laboratuvarda hafif düşüktür. Düşük protein alımı, sıvı fazlalığı veya karaciğer hastalıklarıyla ilişkili olabilir.</p>

<p>BUN 20 normal mi?</p>

<p>Birçok yetişkin referans aralığında üst normal sınırdır. Kreatinin ve eGFR ile birlikte yorumlanmalıdır.</p>

<p>BUN 30 böbrek yetmezliği mi?</p>

<p>Hayır. Susuzluk, yüksek protein alımı veya başka nedenlerle de görülebilir. Tek başına böbrek yetmezliği tanısı koydurmaz.</p>

<p>BUN 50 tehlikeli mi?</p>

<p>Belirgin yüksektir ve nedeninin değerlendirilmesi gerekir. Ancak aciliyet yalnızca rakama değil, böbrek fonksiyonlarına, elektrolitlere ve belirtilere bağlıdır.</p>

<p>BUN yüksek, kreatinin normal olabilir mi?</p>

<p>Evet. Susuzluk, protein alımı veya sindirim sistemi kanaması gibi nedenlerle görülebilir. Gerektiğinde böbrek fonksiyonları ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>BUN yüksekliği tek başına böbrek yetmezliği tanısı değildir. Belirgin yüksekliğe idrar azalması, bilinç değişikliği, nefes darlığı, ciddi sıvı kaybı, kanlı kusma veya siyah dışkı eşlik ediyorsa hızlı tıbbi değerlendirme gerekir. Sıvı ve ilaç düzenlemeleri yalnızca BUN sonucuna göre yapılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>MedlinePlus Medical Encyclopedia — BUN - Blood Test. Güncelleme: 2025.</li>
 <li>American Kidney Fund — Blood Urea Nitrogen (BUN) Test for Kidney Disease. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bun-yuksek-ama-kreatinin-normal-bu-sonuc-ne-anlama-geliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 23:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/genel/kan-biyokimya-idrar-hormon-genetik-tahlilleri.jpg" type="image/jpeg" length="74267"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Geçmeyen Omuz Ağrısı ve Ses Kısıklığı: Akciğer Kanserinin Gözden Kaçabilen 7 Belirtisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gecmeyen-omuz-agrisi-ve-ses-kisikligi-akciger-kanserinin-gozden-kacabilen-7-belirtisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gecmeyen-omuz-agrisi-ve-ses-kisikligi-akciger-kanserinin-gozden-kacabilen-7-belirtisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akciğer kanseri yalnızca öksürükle belirti vermeyebilir; parmak uçlarında kalınlaşma, omuz ağrısı, ses kısıklığı ve yüzde şişlik de görülebilir. Bu bulgular tek başına kanser anlamına gelmez, ancak araştırılmalıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Akciğer kanseri çoğu zaman geçmeyen öksürük, nefes darlığı ve göğüs ağrısıyla ilişkilendirilse de hastalık bazen solunum sistemi dışında ortaya çıkan belirtilerle kendini gösterebiliyor. Parmak uçlarının kalınlaşması, açıklanamayan omuz ağrısı, uzun süren ses kısıklığı, yüzde şişlik ve kas güçsüzlüğü bu işaretler arasında yer alıyor. Bazı hastalarda belirgin bir öksürük bulunmaması da tanının gecikmesine yol açabiliyor.</p>

<p>Amerikan Kanser Derneği ve İngiltere Ulusal Sağlık Servisi tarafından yayımlanan tıbbi bilgiler, akciğer kanserinin erken dönemlerinde hiçbir belirti vermeyebileceğini ortaya koyuyor. Hastalığa eşlik eden bazı bulgular ise başka sağlık sorunlarıyla kolayca karıştırılabiliyor. Ancak bu belirtilerin görülmesi kişinin mutlaka kanser olduğu anlamına gelmiyor. Özellikle yeni başlayan, devam eden veya giderek ağırlaşan açıklanamayan değişikliklerin hekim tarafından değerlendirilmesi önem taşıyor.</p>

<p>1. PARMAK UÇLARINDA KALINLAŞMA VE TIRNAKLARDA ŞEKİL DEĞİŞİKLİĞİ</p>

<p>Akciğer kanserinin daha az bilinen fiziksel bulgularından biri parmaklarda çomaklaşma olarak adlandırılan değişikliktir.</p>

<p>Tıbbi adıyla dijital çomaklaşma, parmak uçlarının normalden daha yuvarlak ve geniş görünmesine neden olabilir. Tırnakların eğimi artabilir ve tırnak yatağının çevresindeki dokuların görünümü değişebilir.</p>

<p>Bu değişiklikler genellikle zaman içerisinde gelişir. Kişi başlangıçta parmaklarının farklılaştığını fark etmeyebilir.</p>

<p>Çomaklaşma bazı akciğer kanseri türleriyle ilişkili olabilmekle birlikte kronik akciğer hastalıkları, kalp hastalıkları ve başka sağlık sorunlarında da görülebilir.</p>

<p>Dolayısıyla parmak uçlarında kalınlaşma tek başına kanser tanısı koydurmaz. Ancak sonradan ortaya çıkan ve açıklanamayan şekil değişiklikleri tıbbi değerlendirmeyi gerektirir.</p>

<p>2. GEÇMEYEN OMUZ AĞRISI AKCİĞERLERDEN KAYNAKLANABİLİR</p>

<p>Omuz ağrısı çoğunlukla kas zorlanması, eklem hastalıkları veya boyun kaynaklı problemlerle ilişkilendirilir. Ancak nadiren akciğerin üst bölümünde gelişen tümörler de omuz ağrısına neden olabilir.</p>

<p>Pancoast tümörü olarak bilinen bazı akciğer tümörleri, akciğerin tepe bölgesinde yerleşerek çevredeki sinirleri ve dokuları etkileyebilir.</p>

<p>Böyle durumlarda ağrı yalnızca omuzda hissedilmeyebilir. Kolun iç tarafına doğru yayılabilir ve bazı hastalarda el ile parmaklarda uyuşma ya da güçsüzlük gelişebilir.</p>

<p>Bu tümörlere bağlı belirtiler arasında aynı taraftaki göz kapağında düşüklük, göz bebeğinde küçülme ve yüzün bir bölümünde terlemenin azalması da bulunabilir. Bu bulgular Horner sendromu olarak adlandırılır.</p>

<p>Her omuz ağrısının akciğer kanseriyle ilişkili olduğu düşünülmemelidir. Bununla birlikte açıklanamayan, giderek şiddetlenen veya kol ve elde nörolojik değişikliklerin eşlik ettiği ağrılar araştırılmalıdır.</p>

<p>3. UZUN SÜREN SES KISIKLIĞI GÖZ ARDI EDİLMEMELİ</p>

<p>Ses kısıklığı genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları, sesin fazla kullanılması veya reflü gibi nedenlerle ortaya çıkar.</p>

<p>Ancak akciğer kanseri bazı durumlarda ses tellerinin hareketini kontrol eden sinirleri etkileyebilir. Bu durum sesin kısılmasına, güçsüzleşmesine veya kalıcı biçimde değişmesine yol açabilir.</p>

<p>Özellikle belirgin bir enfeksiyon olmadan başlayan ve düzelmeyen ses değişikliklerinin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Ses kısıklığının akciğer kanserine özgü olmadığı unutulmamalıdır. Gırtlak hastalıkları, iyi huylu ses teli problemleri ve çeşitli nörolojik rahatsızlıklar da benzer yakınmalara neden olabilir.</p>

<p>Üç haftaya yaklaşan veya bu süreyi aşan açıklanamayan ses kısıklığında hekim değerlendirmesi önemlidir. Solunum ya da yutma güçlüğü eşlik ediyorsa daha erken değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>4. YÜZDE VE BOYUNDA ŞİŞLİK ÖNEMLİ BİR DAMAR BASISININ İŞARETİ OLABİLİR</p>

<p>Akciğer kanserinin bazı türleri göğüs boşluğundaki büyük damarları etkileyebilir.</p>

<p>Üst ana toplardamar olarak bilinen superior vena kava, baş, boyun ve kollardan gelen kanın kalbe taşınmasında görev alır.</p>

<p>Göğüs içerisindeki bir tümörün veya büyümüş lenf bezlerinin bu damara baskı yapması, kanın kalbe dönüşünü zorlaştırabilir.</p>

<p>Bu durumda yüzde, boyunda, kollarda ve göğsün üst bölümünde şişlik gelişebilir. Boyun ve göğüs yüzeyindeki damarlar daha belirgin hale gelebilir.</p>

<p>Bazı hastalarda baş ağrısı, baş dönmesi ve nefes darlığı da ortaya çıkabilir.</p>

<p>Superior vena kava sendromu adı verilen bu durum yalnızca akciğer kanserine bağlı gelişmez. Başka tümörler ve damar hastalıkları da benzer tabloya neden olabilir.</p>

<p>Özellikle aniden gelişen yüz ve boyun şişliği, nefes darlığı veya bilinç değişikliğiyle birlikte ortaya çıkıyorsa acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>5. KAS GÜÇSÜZLÜĞÜ VE DENGE SORUNLARI NADİREN İLK BELİRTİ OLABİLİR</p>

<p>Akciğer kanserinin bazı türleri, tümörün doğrudan bulunduğu bölgenin dışında da vücudu etkileyebilir.</p>

<p>Bu durum paraneoplastik sendrom olarak adlandırılır.</p>

<p>Paraneoplastik sendromlar, kanserin oluşturduğu bağışıklık yanıtları veya salgıladığı bazı maddeler nedeniyle ortaya çıkabilen belirtiler topluluğudur.</p>

<p>Özellikle küçük hücreli akciğer kanserinde Lambert-Eaton miyastenik sendromu adı verilen nadir bir sinir-kas hastalığı görülebilir.</p>

<p>Bu hastalıkta kişi sandalyeden kalkarken, merdiven çıkarken veya bacak kaslarını kullanırken güçlük yaşayabilir.</p>

<p>Bazı paraneoplastik nörolojik sendromlarda ise denge bozukluğu, yürüme güçlüğü ve hareketlerin koordinasyonunda sorunlar gelişebilir.</p>

<p>Bu belirtiler birçok farklı nörolojik veya kas hastalığında da görülebildiğinden tek başına akciğer kanserine işaret etmez.</p>

<p>Ancak yeni gelişen ve açıklanamayan kas güçsüzlüğü ile denge bozukluklarının altında yatan nedenin araştırılması gerekir.</p>

<p>6. NEDENSİZ KİLO KAYBI VE İŞTAHSIZLIK</p>

<p>Akciğer kanseri her zaman solunumla ilgili yakınmalara neden olmaz.</p>

<p>Bazı hastalarda iştah azalması, istemsiz kilo kaybı, sürekli yorgunluk ve genel güçsüzlük ön planda olabilir.</p>

<p>Kanserle ilişkili metabolik değişiklikler, iltihabi yanıtlar ve beslenme durumundaki bozulmalar kilo kaybına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Ancak açıklanamayan kilo kaybının nedenleri yalnızca kanserle sınırlı değildir.</p>

<p>Tiroid hastalıkları, sindirim sistemi rahatsızlıkları, diyabet ve çeşitli kronik hastalıklar da istemsiz kilo kaybına yol açabilir.</p>

<p>Özellikle alışılmış beslenme veya fiziksel aktivite düzeninde belirgin değişiklik olmadan kilo verilmesi ve buna başka yakınmaların eşlik etmesi durumunda tıbbi değerlendirme önemlidir.</p>

<p>7. SIK TEKRARLAYAN AKCİĞER ENFEKSİYONLARI</p>

<p>Akciğer kanserinin gözden kaçabilen belirtilerinden biri de tekrarlayan veya beklenen şekilde düzelmeyen solunum yolu enfeksiyonlarıdır.</p>

<p>Bazı akciğer tümörleri bronşlarda daralmaya ya da tıkanmaya neden olabilir.</p>

<p>Hava yollarındaki bu değişiklikler akciğerin belirli bölgelerinde havalanmayı ve salgıların temizlenmesini bozarak enfeksiyon gelişmesine zemin hazırlayabilir.</p>

<p>Bu nedenle bazı hastalarda zatürre veya bronşit gibi değerlendirilen yakınmalar tekrar edebilir.</p>

<p>Özellikle aynı akciğer bölgesinde yineleyen zatürre ya da tedaviye rağmen tam olarak düzelmeyen akciğer enfeksiyonları altta yatan yapısal bir sorunun araştırılmasını gerektirebilir.</p>

<p>Bununla birlikte tekrarlayan enfeksiyonların çok sayıda farklı nedeni bulunur. Her enfeksiyon tekrarı kanser şüphesi anlamına gelmez.</p>

<p>AKCİĞER KANSERİ ÖKSÜRÜK OLMADAN ORTAYA ÇIKABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet. Akciğer kanseri bazı hastalarda belirgin öksürük olmadan gelişebilir.</p>

<p>Özellikle erken evrede hastalık hiçbir belirti vermeyebilir. Bazı kişilerde ise ilk yakınma omuz ağrısı, yorgunluk, açıklanamayan kilo kaybı veya başka bir organ sistemini ilgilendiren değişiklikler olabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca öksürük bulunmamasına dayanarak akciğer kanserinin dışlanması doğru değildir.</p>

<p>Bunun yanında en sık karşılaşılan belirtilerin de bilinmesi gerekir.</p>

<p>Geçmeyen veya giderek kötüleşen öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı, göğüs ağrısı, yeni başlayan hırıltılı solunum ve tekrarlayan akciğer enfeksiyonları akciğer kanseri açısından değerlendirilmesi gereken yakınmalar arasındadır.</p>

<p>KANLI BALGAM VE NEFES DARLIĞI NE ZAMAN CİDDİYE ALINMALI?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öksürükle kan gelmesi, miktarı az olsa bile geciktirilmeden tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Kanlı balgamın nedeni enfeksiyonlar, bronşektazi ve başka solunum sistemi hastalıkları olabilir. Ancak akciğer kanseri gibi ciddi nedenlerin de dışlanması gerekir.</p>

<p>Ani başlayan veya ağır nefes darlığı, şiddetli göğüs ağrısı, bayılma ya da bilinç değişikliği acil değerlendirme gerektiren belirtilerdir.</p>

<p>Üç haftadan uzun süren öksürük, mevcut kronik öksürüğün belirgin şekilde değişmesi veya açıklanamayan göğüs ve omuz ağrısı da hekim görüşü alınmasını gerektirir.</p>

<p>AKCİĞER KANSERİ ŞÜPHESİNDE HANGİ TETKİKLER YAPILIR?</p>

<p>Akciğer kanseri şüphesinde değerlendirme hastanın yakınmalarına, muayene bulgularına, yaşına, sigara ve diğer risk faktörlerine göre planlanır.</p>

<p>Hekim gerekli gördüğünde akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanabilir.</p>

<p>Akciğer grafisinin normal olması her durumda akciğer kanserini kesin olarak dışlamaz. Klinik şüphe devam ediyorsa ileri incelemeler gerekebilir.</p>

<p>Şüpheli bir oluşum saptandığında bronkoskopi veya uygun yöntemle biyopsi yapılarak doku örneği alınabilir.</p>

<p>Kesin kanser tanısı, gerekli durumlarda elde edilen hücre ya da doku örneklerinin patolojik incelenmesiyle konur.</p>

<p>Şikâyeti olmayan ve yüksek risk taşıyan bazı kişilerde uygulanan düşük doz bilgisayarlı tomografi taraması ise belirtileri araştırmak amacıyla yapılan tanısal incelemeden farklıdır.</p>

<p>Bu ayrım önemlidir. Belirti nedeniyle hekime başvuran bir kişinin değerlendirilmesi, yalnızca tarama programlarının yaş veya sigara kullanımı ölçütlerine göre sınırlandırılmaz.</p>

<p>SİGARA İÇMEYENLERDE DE AKCİĞER KANSERİ GÖRÜLEBİLİR Mİ?</p>

<p>Akciğer kanserinin en önemli risk faktörlerinden biri sigara kullanımıdır. Ancak hastalık yalnızca sigara içen kişilerde görülmez.</p>

<p>Hiç sigara kullanmamış kişilerde de akciğer kanseri gelişebilir.</p>

<p>Pasif sigara dumanı, radon gazı, asbest gibi bazı mesleki maruziyetler, hava kirliliği ve genetik etkenler riske katkıda bulunabilir.</p>

<p>Dolayısıyla sigara kullanmayan bir kişide devam eden veya açıklanamayan belirtilerin yalnızca sigara öyküsü bulunmadığı için göz ardı edilmemesi gerekir.</p>

<p>ERKEN TANI İÇİN EN ÖNEMLİ NOKTA NEDİR?</p>

<p>Akciğer kanserinde erken tanının önemi, hastalığın bazı kişilerde uzun süre belirti vermeden ilerleyebilmesinden kaynaklanır.</p>

<p>Erken evrede saptanan hastalıkta tedavi seçenekleri genellikle daha geniş olabilir.</p>

<p>Bununla birlikte parmaklardaki değişiklikler, omuz ağrısı veya ses kısıklığı gibi daha az bilinen belirtilerin mutlaka erken evre kanser göstergesi olduğu söylenemez.</p>

<p>Bu bulgular hastalığın farklı evrelerinde ortaya çıkabilir ve çok daha sık olarak kanser dışı nedenlerden kaynaklanabilir.</p>

<p>Önemli olan, vücutta ortaya çıkan yeni ve açıklanamayan değişiklikleri doğru değerlendirmek ve gerektiğinde tanısal incelemeyi geciktirmemektir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerikte açıklanan belirtiler akciğer kanserine özgü değildir ve tek başına tanı koydurmaz. Devam eden veya nedeni açıklanamayan yakınmalarda aile hekimliği ya da göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Kanlı balgam gecikmeden değerlendirilmelidir. Şiddetli nefes darlığı, ani göğüs ağrısı, bilinç değişikliği veya solunumu etkileyen yüz ve boyun şişliğinde acil sağlık hizmeti alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. American Cancer Society — Lung Cancer Signs and Symptoms</p>

<p>2. National Health Service (NHS) — Symptoms of Lung Cancer</p>

<p>3. National Cancer Institute — Non-Small Cell Lung Cancer Treatment (PDQ), Health Professional Version </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gecmeyen-omuz-agrisi-ve-ses-kisikligi-akciger-kanserinin-gozden-kacabilen-7-belirtisi</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 21:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2233.jpeg" type="image/jpeg" length="67989"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Omega-3 Zengini Besinler: Balık, Ceviz ve Tohumlar Arasındaki Önemli Fark]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/omega-3-zengini-besinler-balik-ceviz-ve-tohumlar-arasindaki-onemli-fark</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/omega-3-zengini-besinler-balik-ceviz-ve-tohumlar-arasindaki-onemli-fark" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Omega-3 açısından zengin besinler arasında somon, sardalya, uskumru, ceviz, chia ve keten tohumu bulunuyor. Ancak balıktaki EPA ve DHA ile bitkilerdeki ALA vücutta aynı şekilde kullanılmıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Omega-3 İçeren Besinler Hangileri? En Zengin Kaynaklar ve Miktarları</p>

<p>Omega-3 yağ asitleri bakımından en zengin besinler arasında somon, sardalya, uskumru, ringa balığı, ceviz, chia tohumu ve keten tohumu bulunuyor. Balıklar, özellikle EPA ve DHA adı verilen omega-3 yağ asitlerini sağlarken ceviz ve çeşitli tohumlar daha çok ALA olarak bilinen bitkisel omega-3 içeriyor.</p>

<p>Ancak bütün omega-3 kaynakları vücutta aynı şekilde kullanılmıyor. İnsan vücudu bitkisel kaynaklardan aldığı ALA'nın yalnızca sınırlı bir bölümünü EPA'ya, daha da küçük bir bölümünü DHA'ya dönüştürebiliyor. Bu nedenle besinleri yalnızca toplam omega-3 miktarlarına göre karşılaştırmak, beslenme açısından yanıltıcı olabiliyor.</p>

<p>Omega-3 Nedir, Vücutta Ne İşe Yarar?</p>

<p>Omega-3 yağ asitleri, hücre zarlarının yapısında bulunan ve vücudun normal işleyişinde görev alan çoklu doymamış yağlardır.</p>

<p>Özellikle beyin, göz ve kalp sağlığı açısından önem taşıyan bu yağ asitleri üç temel grupta inceleniyor:</p>

<p>ALA (Alfa-linolenik asit): Vücudun üretemediği ve besinlerle alınması gereken temel bir yağ asididir. Özellikle ceviz, keten tohumu, chia tohumu ve bazı bitkisel yağlarda bulunur.</p>

<p>EPA (Eikosapentaenoik asit): Başlıca balık ve deniz ürünlerinde bulunur. Vücuttaki çeşitli biyolojik süreçlerde ve iltihabi yanıtların düzenlenmesinde görev alır.</p>

<p>DHA (Dokosaheksaenoik asit): Özellikle beyin ve gözün retina dokusunda yoğun olarak bulunan yapısal bir yağ asididir. Balıklar ve bazı deniz kaynakları önemli DHA kaynaklarıdır.</p>

<p>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), ALA'nın vücutta EPA ve DHA'ya dönüşümünün sınırlı olduğuna dikkat çekiyor. Bu ayrım, özellikle balık tüketmeyen kişilerin beslenme planlarında önem taşıyor.</p>

<p>Omega-3 Açısından En Zengin 8 Besin</p>

<p>Omega-3 miktarı besinin türüne, yetiştirilme koşullarına, porsiyon büyüklüğüne ve hazırlanma şekline göre değişiyor.</p>

<p>NIH tarafından yayımlanan besin içerik verileri, hayvansal ve bitkisel kaynaklar arasındaki farkı ortaya koyuyor.</p>

<p>1. Somon</p>

<p>Somon, EPA ve DHA bakımından öne çıkan yağlı balıklardan biridir.</p>

<p>Yaklaşık 85 gram pişmiş çiftlik somonunda toplam 1,83 gram EPA ve DHA bulunabiliyor.</p>

<p>Somon aynı zamanda protein, B12 vitamini ve farklı miktarlarda D vitamini sağlayabiliyor.</p>

<p>İçerdiği omega-3 miktarı balığın türüne ve beslendiği yemlere bağlı olarak değişebiliyor.</p>

<p>2. Sardalya</p>

<p>Sardalya, omega-3 açısından zengin ve Türkiye'de de tüketilen balıklar arasında yer alıyor.</p>

<p>Yaklaşık 85 gram süzülmüş, domates soslu konserve sardalya 1,19 gram EPA ve DHA içeriyor.</p>

<p>Sardalya ayrıca protein ve B12 vitamini sağlıyor. Kılçıklarıyla tüketilebilen konserveler kalsiyum açısından da katkı sunabiliyor.</p>

<p>3. Uskumru</p>

<p>Uskumru, omega-3 içeriği yüksek yağlı balıklardan biri.</p>

<p>Yaklaşık 85 gram pişmiş Atlantik uskumrusunda 1,02 gram EPA ve DHA bulunuyor.</p>

<p>Ancak uskumru türleri arasında cıva miktarı bakımından önemli farklılıklar bulunabiliyor.</p>

<p>Örneğin Atlantik uskumrusu düşük cıvalı seçenekler arasında değerlendirilirken kral uskumru olarak bilinen tür, yüksek cıva içeriği nedeniyle özellikle gebelikte kaçınılması gereken balıklar arasında yer alıyor.</p>

<p>Bu nedenle balığın yalnızca uskumru adıyla satılması, türler arasında güvenlik açısından hiçbir fark bulunmadığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>4. Ringa balığı</p>

<p>Ringa balığı da güçlü EPA ve DHA kaynaklarından biri.</p>

<p>Yaklaşık 85 gram pişmiş Atlantik ringa balığında toplam 1,71 gram EPA ve DHA bulunabiliyor.</p>

<p>Ringa balığı, birçok ülkede taze, tütsülenmiş veya salamura edilmiş şekilde tüketiliyor.</p>

<p>Tuzlanmış ve işlenmiş çeşitlerinde sodyum miktarına dikkat edilmesi gerekiyor.</p>

<p>5. Chia tohumu</p>

<p>Chia tohumu, bitkisel omega-3 kaynakları arasında öne çıkıyor.</p>

<p>Yaklaşık 28 gram chia tohumu 5,06 gram ALA içeriyor.</p>

<p>Bu miktar yüksek görünse de chia tohumundaki omega-3, somon veya sardalyadaki EPA ve DHA ile aynı türde değil.</p>

<p>Chia tohumu ayrıca lif içeriyor. Yoğurt, yulaf ve çeşitli öğünlere eklenerek tüketilebiliyor.</p>

<p>6. Keten tohumu</p>

<p>Keten tohumu, ALA bakımından zengin bitkisel besinlerden biri.</p>

<p>Bir yemek kaşığı bütün keten tohumu yaklaşık 2,35 gram ALA içeriyor.</p>

<p>Keten tohumu yağının bir yemek kaşığında ise yaklaşık 7,26 gram ALA bulunabiliyor.</p>

<p>Öğütülmüş keten tohumu, bütün tohuma göre içindeki besin öğelerinin sindirim sırasında daha kolay kullanılmasını sağlayabiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte keten tohumu yağı, bütün tohumun içerdiği lifin yerini tutmuyor.</p>

<p>7. Ceviz</p>

<p>Ceviz, günlük beslenmede kolaylıkla yer verilebilen bitkisel omega-3 kaynaklarından biri.</p>

<p>Yaklaşık 28 gram İngiliz cevizi olarak sınıflandırılan yaygın ceviz türü 2,57 gram ALA içeriyor.</p>

<p>Ceviz ayrıca protein, lif ve doymamış yağlar sağlıyor.</p>

<p>Ancak cevizde bulunan ALA'nın tamamının EPA ve DHA'ya dönüşmediği unutulmamalı.</p>

<p>8. Kanola ve soya yağı</p>

<p>Bazı bitkisel yağlar da omega-3 alımına katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Bir yemek kaşığı kanola yağı yaklaşık 1,28 gram, aynı miktarda soya yağı ise yaklaşık 0,92 gram ALA içeriyor.</p>

<p>Bu yağlar bitkisel omega-3 kaynakları olmakla birlikte enerji bakımından yoğun besinlerdir.</p>

<p>Omega-3 alımını artırmak amacıyla mevcut beslenmeye kontrolsüz şekilde yağ eklemek yerine, uygun miktarlarda diğer yağların yerine kullanmak daha anlamlı olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Balıktaki Omega-3 ile Cevizdeki Omega-3 Aynı mı?</p>

<p>Balık ve ceviz omega-3 içerse de sağladıkları yağ asitleri arasında önemli bir fark bulunuyor.</p>

<p>Balıklarda EPA ve DHA doğrudan bulunurken ceviz, chia ve keten tohumunda ağırlıklı olarak ALA yer alıyor.</p>

<p>Vücut ALA'nın bir kısmını EPA ve DHA'ya dönüştürebiliyor. Ancak bu dönüşüm düşük ve kişiden kişiye değişken.</p>

<p>Dolayısıyla 5 gram ALA içeren bir besinin, 5 gram EPA ve DHA içeren bir balıkla aynı etkiyi sağlayacağı söylenemiyor.</p>

<p>Balık tüketmeyen kişiler için ceviz, keten tohumu ve chia önemli besin kaynakları olmaya devam ediyor.</p>

<p>Vegan veya vejetaryen beslenen bireylerde, doğrudan DHA ve EPA sağlayan mikroalg kaynaklı ürünler de özel beslenme gereksinimlerine göre değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Haftada Kaç Kez Balık Yemek Gerekir?</p>

<p>Balık tüketiminde yalnızca omega-3 miktarı değil, porsiyon büyüklüğü ve balık türü de önem taşıyor.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ile Çevre Koruma Ajansının (EPA) balık tüketimine ilişkin önerilerinde, sağlıklı beslenme düzeni kapsamında yetişkinler için haftada yaklaşık 227 gram veya daha fazla deniz ürünü tüketimi referans alınıyor.</p>

<p>Bu miktar, yaklaşık 110-115 gramlık iki porsiyon balığa karşılık geliyor.</p>

<p>Gebelik ve emzirme döneminde ise düşük cıvalı balıklardan haftada yaklaşık 227-340 gram tüketilmesi öneriliyor.</p>

<p>Somon, sardalya ve uygun türde uskumru gibi yağlı balıklar, EPA ve DHA alımını desteklemek açısından tercih edilebilecek seçenekler arasında bulunuyor.</p>

<p>Balık seçerken tazelik, güvenilir tedarik, pişirme yöntemi ve cıva riski de dikkate alınmalı.</p>

<p>Omega-3 Kalp ve Beyin Sağlığını Nasıl Etkiler?</p>

<p>Omega-3 yağ asitleri, hücre zarlarının yapısında yer alarak birçok normal biyolojik işlevde görev yapıyor.</p>

<p>DHA, özellikle beyin ve retina dokularının önemli yapısal bileşenlerinden biri.</p>

<p>EPA ve DHA'nın yüksek dozlarda kullanımı bazı kişilerde kandaki trigliserit düzeylerini düşürebiliyor. Ancak bu etki, her omega-3 ürününün kalp krizi veya felci önlediği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmalar, balık tüketiminin sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olabileceğini destekliyor. Buna karşılık omega-3 takviyelerinin bütün sağlıklı bireylerde kalp-damar hastalıklarını önlediğine ilişkin kanıtlar aynı derecede güçlü değil.</p>

<p>Besinlerden omega-3 almakla, belirli bir hastalığın tedavisi için yüksek doz omega-3 kullanmak farklı konular olarak değerlendirilmeli.</p>

<p>Omega-3 Takviyesi Herkes İçin Gerekli mi?</p>

<p>Omega-3 içeren besinleri düzenli tüketen herkesin ayrıca balık yağı kapsülü alması gerekmiyor.</p>

<p>Takviyelerin yararı kişinin beslenmesine, sağlık durumuna ve kullanım amacına göre değişebiliyor.</p>

<p>Özellikle yüksek trigliserit düzeylerinde kullanılan reçeteli omega-3 ürünleri ile marketlerde satılan genel amaçlı balık yağı takviyeleri aynı kabul edilmemeli.</p>

<p>Balık yağı kapsüllerinde yazan toplam yağ miktarı ile EPA ve DHA miktarı da farklı olabiliyor.</p>

<p>Örneğin üzerinde 1000 mg balık yağı yazan bir kapsülün 1000 mg EPA ve DHA içerdiği varsayılmamalı.</p>

<p>Yüksek doz omega-3 ürünleri bazı kişilerde kanama ile ilişkili sorunlara veya atriyal fibrilasyon olarak bilinen kalp ritim bozukluğuna ilişkin risklere katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle takviye seçimi yalnızca ürünün üzerinde yazan omega-3 miktarına göre yapılmamalı.</p>

<p>Omega-3 Alımında En Çok Yapılan Hata</p>

<p>Omega-3 bakımından zengin besinleri değerlendirirken yapılan temel hatalardan biri, bütün omega-3 türlerini birbirinin yerine geçebilen yağ asitleri olarak görmek.</p>

<p>Chia veya keten tohumu yüksek miktarda ALA sağlayabilir. Ancak bu durum doğrudan EPA ve DHA sağlayan balıklarla aynı biyolojik etkiyi oluşturacakları anlamına gelmez.</p>

<p>Bir diğer hata, yüksek omega-3 içeriğini herhangi bir besinin tek başına hastalıklardan koruduğunun kanıtı saymaktır.</p>

<p>Sağlıklı beslenmede asıl önemli olan, farklı besin gruplarını içeren dengeli bir düzen oluşturmak ve omega-3 kaynaklarını bu bütünün parçası olarak değerlendirmektir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Gebeler, emziren kadınlar, çocuklar, kan sulandırıcı ilaç kullananlar, kalp ritim bozukluğu bulunanlar ve balık veya deniz ürünü alerjisi olan kişiler omega-3 takviyesi kullanmadan önce sağlık uzmanına danışmalıdır. Balık seçiminde türe özgü cıva uyarıları dikkate alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. National Institutes of Health, Office of Dietary Supplements — Omega-3 Fatty Acids: Health Professional Fact Sheet</p>

<p>2. National Institutes of Health, Office of Dietary Supplements — Omega-3 Fatty Acids: Fact Sheet for Consumers</p>

<p>3. U.S. Food and Drug Administration ve Environmental Protection Agency — Advice About Eating Fish — 2021 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/omega-3-zengini-besinler-balik-ceviz-ve-tohumlar-arasindaki-onemli-fark</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 21:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2232.jpeg" type="image/jpeg" length="44159"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Patoloji Dünyasının Acı Kaybı: Prof. Dr. Gülçin Erseven Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turk-patoloji-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-gulcin-erseven-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turk-patoloji-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-gulcin-erseven-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü eski müdürlerinden, patoloji alanında uzun yıllar görev yapan Prof. Dr. Gülçin Erseven, ABD’nin Teksas eyaletinde hayatını kaybetti. Pankreas kanseri nedeniyle yaşamını yitirdiği bildirilen Erseven’in cenazesinin Türkiye’ye getirilmesi için yardım kampanyası başlatıldığı açıklandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk tıp camiası, patoloji ve kanser araştırmaları alanında uzun yıllar görev yapan önemli bir akademisyenini kaybetti. İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü eski müdürü Prof. Dr. Gülçin Erseven’in, Amerika Birleşik Devletleri’nin Teksas eyaletinde hayatını kaybettiği bildirildi.</p>

<p>Amerikalı Türkler tarafından sosyal medyada paylaşılan bilgilere göre Erseven, Teksas’ta yaşayan oğlunu ziyareti sırasında rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. Pankreas kanseri nedeniyle tedavi gördüğü belirtilen profesörün yaşamını yitirmesi, ailesi ve yakınlarının yanı sıra akademik çevrelerde de üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Müdürlüğü Yapmıştı</p>

<p>Prof. Dr. Gülçin Erseven, meslek hayatının önemli bir bölümünü İstanbul Üniversitesi bünyesinde geçirdi. Özellikle tümör patolojisi, kanser tanısı ve patolojik incelemeler üzerine çalışmalarıyla tanındı.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Patoloji Birimi’nde uzun yıllar görev yapan Erseven, akademik çalışmalarının yanı sıra idari sorumluluklar da üstlendi.</p>

<p>1993 yılında İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Müdürlüğüne atanan Erseven, 1994 yılına kadar bu görevi sürdürdü. Akademisyen, enstitünün kurumsal gelişim sürecinde görev alan isimler arasında yer aldı.</p>

<p>Kanser Tanısı ve Patoloji Alanında Çalışmalar Yürüttü</p>

<p>Prof. Dr. Gülçin Erseven’in bilimsel çalışmaları, özellikle kanserin patolojik tanısı ve tümörlerin değerlendirilmesi üzerine yoğunlaştı.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi akademik kayıtlarında Erseven’in bilimsel yayınları, araştırmaları ve lisansüstü tez danışmanlıkları bulunuyor.</p>

<p>Türk Onkoloji Dergisi’nde yayımlanan araştırmalarda da adı yer alan Erseven, farklı uzmanlık alanlarından hekimlerle birlikte kanser tanısı ve tedavisine ilişkin bilimsel çalışmalara katkı sundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzun akademik kariyeri boyunca patoloji eğitimi ve genç araştırmacıların yetiştirilmesinde de görev aldı.</p>

<p>Cenazesinin Türkiye’ye Getirilmesi İçin Yardım Çağrısı</p>

<p>Prof. Dr. Gülçin Erseven’in vefatının ardından cenazesinin Türkiye’ye nakledilmesi için yardım çağrısı yapıldı.</p>

<p>Amerikalı Türkler adlı sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Diyanet Amerika tarafından cenaze nakli ve defin giderlerinin karşılanmasına yönelik bağış kampanyası başlatıldığı belirtildi.</p>

<p>Paylaşımda, destek olmak isteyenlerin Diyanet Amerika’nın resmî internet sitesi üzerinden bilgi alabileceği ifade edildi.</p>

<p>Cenaze töreninin tarihi ve Türkiye’de defnedileceği yere ilişkin henüz kesinleşmiş bir bilgi paylaşılmadı.</p>

<p>Prof. Dr. Gülçin Erseven’in vefatı dolayısıyla ailesine, yakınlarına ve Türk tıp camiasına başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turk-patoloji-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-gulcin-erseven-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 19:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2223.jpeg" type="image/jpeg" length="32475"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YÖK Başkanı Özvar'dan Üniversitelere Mesaj: Müfredatları Acilen Gözden Geçirin]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yok-baskani-ozvardan-universitelere-mesaj-mufredatlari-acilen-gozden-gecirin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yok-baskani-ozvardan-universitelere-mesaj-mufredatlari-acilen-gozden-gecirin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, üniversitelerde ders sayılarının azaltılması, müfredatların sadeleştirilmesi ve uygulamalı eğitimin güçlendirilmesi gerektiğini açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de üniversite eğitiminin içeriği ve ders yükü yeniden tartışmaya açıldı. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, yükseköğretim programlarında ders sayılarının fazlalığına dikkat çekerek üniversitelerden mevcut müfredatlarını gözden geçirmelerini istedi.</p>

<p>9 Ekim 2026 tarihinde Pamukkale Üniversitesi’nin 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Töreni’nde konuşan Özvar, eğitim programlarının yalnızca mevcut dersleri sürdürme anlayışıyla hazırlanamayacağını belirtti. Bölüm ve fakültelerin ihtiyaçlarını yeniden değerlendirmesi gerektiğini vurgulayan Özvar’ın açıklamaları, üniversitelerde ders planlamasının temel ölçütlerine ilişkin önemli mesajlar içerdi.</p>

<p>Üniversitelerde Ders Sayısı Neden Azaltılmak İsteniyor?</p>

<p>YÖK Başkanı’nın açıklamalarında öne çıkan konulardan biri, öğrencilerin karşı karşıya kaldığı yoğun ders programları oldu.</p>

<p>Özvar, üniversitelerdeki ders sayılarının yüksek olduğunu belirterek akademisyenlerden programların içeriklerini yeniden değerlendirmelerini istedi.</p>

<p>Bu yaklaşım, yalnızca haftalık ders saatlerinin azaltılmasından ibaret değil. Eğitim programlarında benzer içeriklerin tekrarlanıp tekrarlanmadığı, derslerin hangi yeterlilikleri kazandırdığı ve öğrencilerin öğrenme süreçlerine ne ölçüde katkı sağladığı da müfredat incelemelerinin temel başlıkları arasında yer alabilir.</p>

<p>Ders sayısının azaltılması ile eğitimin niteliğinin düşürülmesi aynı anlama gelmiyor. Özellikle birbirini tekrar eden içeriklerin birleştirilmesi, temel konuların daha kapsamlı işlenmesine ve uygulamalı öğrenmeye daha fazla zaman ayrılmasına imkân sağlayabilir.</p>

<p>Ancak böyle bir değişikliğin başarılı olabilmesi, yalnızca derslerin programdan çıkarılmasına değil, öğrenme kazanımlarının korunmasına da bağlı.</p>

<p>Dersler Öğretim Üyesine Göre Değil, Eğitim İhtiyacına Göre Belirlenecek</p>

<p>Özvar’ın konuşmasındaki en dikkat çekici mesajlardan biri, üniversitelerde derslerin oluşturulma biçimine ilişkindi.</p>

<p>YÖK Başkanı, mevcut akademik kadrolara göre ders planlama anlayışının sorgulanması gerektiğini belirterek şu ifadeyi kullandı:</p>

<p>“Artık hocaya göre ders değil, derse göre hocayı tasavvur etmemiz lazım.”</p>

<p>Bu açıklama, yükseköğretimde öğretim elemanı merkezli ders planlaması yerine programın hedeflediği bilgi ve becerileri esas alan bir yaklaşımı öne çıkarıyor.</p>

<p>Buna göre müfredat hazırlanırken öncelikle öğrencilerin mezuniyet aşamasında hangi yetkinliklere sahip olması gerektiğinin belirlenmesi önem kazanıyor. Derslerin kapsamı, içeriği ve öğretim elemanı ihtiyacı da bu hedefler doğrultusunda değerlendiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özvar, söz konusu çalışmaların doğrudan üniversiteler tarafından yürütülmesini isterken YÖK’ün de bu sürece destek verebileceğini ifade etti.</p>

<p>Öğrencilerin İş Yükü Yalnızca Ders Saatinden İbaret Değil</p>

<p>Müfredat tartışmasının bir başka boyutunu öğrencilerin haftalık çalışma yükü oluşturuyor.</p>

<p>Özvar, öğrencilerin eğitim için harcadıkları zamanın yalnızca sınıfta geçirilen saatlerle değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Üniversite öğrencilerinin akademik iş yükü; derslere katılımın yanı sıra bireysel çalışma, sınav hazırlığı, araştırma, proje, laboratuvar ve uygulama faaliyetlerini de kapsıyor.</p>

<p>Bu nedenle haftalık ders çizelgesinin yoğunluğu ile öğrencinin gerçek öğrenme yükü her zaman aynı olmayabiliyor.</p>

<p>Derslerin sadeleştirilmesine yönelik bir çalışma, bu iki unsurun birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor. Öğrencilerin bağımsız öğrenmeye, araştırmaya ve mesleki becerilerini geliştirmeye ayırabildikleri zaman da eğitim programlarının niteliği açısından önem taşıyor.</p>

<p>Uygulamalı Eğitime Daha Fazla Alan Açılması İsteniyor</p>

<p>YÖK Başkanı Özvar, teorik öğretimin yanında uygulamalı çalışmaların artırılması gerektiğini de vurguladı.</p>

<p>Bu yaklaşım özellikle laboratuvar, atölye, saha çalışması ve mesleki uygulama gerektiren programlar açısından önem taşıyor.</p>

<p>Üniversitelerde uygulamalı öğretimin geliştirilmesi, öğrencilerin öğrendikleri bilgileri gerçek çalışma ortamlarına aktarabilmelerini amaçlıyor.</p>

<p>Ancak uygulamalı eğitimin genişletilmesi yalnızca haftalık ders programının değiştirilmesiyle mümkün değil. Fiziki altyapı, öğretim elemanı kapasitesi, uygulama alanları ve kurumlar arası iş birliklerinin de programın ihtiyaçlarına uygun biçimde düzenlenmesi gerekiyor.</p>

<p>Tıp ve Sağlık Bilimleri Eğitimini Nasıl Etkileyebilir?</p>

<p>Müfredatların sadeleştirilmesi çağrısı, tıp fakülteleri, diş hekimliği ve eczacılık fakülteleri ile hemşirelik ve diğer sağlık bilimleri programları açısından ayrıca değerlendirilmeyi gerektiriyor.</p>

<p>Bu alanlarda öğrencilerin kazanması gereken bilgi ve beceriler, doğrudan hasta güvenliği ve mesleki yeterliliklerle ilişkili.</p>

<p>Dolayısıyla ders içeriklerinin yeniden düzenlenmesinde temel bilimler, klinik eğitim, laboratuvar çalışmaları ve mesleki uygulamalar arasındaki bütünlüğün korunması önem taşıyor.</p>

<p>Örneğin benzer konuların farklı derslerde tekrar edilmesi yerine disiplinler arası bütünleşik öğretim modellerinin değerlendirilmesi, eğitim programlarını daha verimli hâle getirebilir.</p>

<p>Bununla birlikte klinik uygulama saatleri, zorunlu stajlar ve mesleki yeterliliklerin yalnızca ders sayısını azaltmak amacıyla daraltılması eğitim kalitesi bakımından risk oluşturabilir.</p>

<p>Özvar’ın açıklamalarında tıp ve sağlık bilimleri programlarına yönelik özel bir müfredat değişikliği veya zorunlu ders azaltımı takvimi duyurulmadı. Bu nedenle söz konusu alanlarda değişiklik yapılacağına ilişkin kesin bir karar bulunduğunu söylemek için henüz yeterli bilgi yok.</p>

<p>Yapay Zekâ Çağında Üniversite Hocanın Rolü Değişiyor</p>

<p>Özvar’ın konuşmasında dijitalleşmenin yükseköğretime etkileri de önemli yer tuttu.</p>

<p>Bilgiye ulaşmanın geçmişe kıyasla kolaylaştığını belirten YÖK Başkanı, üniversite öğretim elemanlarının görevlerinin yalnızca öğrencilere bilgi aktarmakla sınırlı olmadığını ifade etti.</p>

<p>Özvar’a göre akademisyenler, bilimsel merakın geliştirilmesinde ve öğrencilerin kişilik oluşumunda da önemli sorumluluklar taşıyor.</p>

<p>Yapay zekâ sistemlerinden elde edilen bilgilerin sorgulanması gerektiğini vurgulayan Özvar’ın değerlendirmeleri, üniversite eğitiminde eleştirel düşünme ve bilimsel doğrulama becerilerinin önemine işaret ediyor.</p>

<p>Öğrencilerin hazır bilgiye erişmesi, o bilginin doğruluğunu değerlendirebildikleri anlamına gelmiyor. Bu nedenle kaynakları karşılaştırma, kanıtları değerlendirme ve bilimsel yöntemle düşünme becerileri yükseköğretim programlarında giderek daha fazla önem kazanıyor.</p>

<p>Müfredatlar Ne Zaman Değişecek?</p>

<p>Özvar’ın açıklamaları üniversitelere yönelik güçlü bir müfredat inceleme çağrısı niteliği taşısa da konuşmada tüm yükseköğretim kurumları için belirlenmiş ortak bir uygulama tarihi açıklanmadı.</p>

<p>Hangi derslerin kaldırılacağı, ders sayılarında ne ölçüde azaltmaya gidileceği veya yeni düzenlemelerin hangi akademik yıldan itibaren uygulanacağı konusunda da somut bir takvim paylaşılmadı.</p>

<p>Bu nedenle çağrının, bütün üniversitelerde müfredatların resmen değiştirildiği şeklinde değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Bundan sonraki süreçte üniversitelerin ilgili akademik kurullarında yapılacak değerlendirmeler ve YÖK tarafından açıklanabilecek yeni kararlar belirleyici olacak.</p>

<p>Gündemdeki temel mesele, üniversite öğrencilerinin daha az ders alması değil; mesleki ve akademik yeterliliklerini koruyarak daha nitelikli, uygulanabilir ve öğrenme odaklı bir eğitim programıyla mezun olmasını sağlamak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yok-baskani-ozvardan-universitelere-mesaj-mufredatlari-acilen-gozden-gecirin</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 19:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0344.jpeg" type="image/jpeg" length="97266"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Raporlu İlaçlarda Yeni Dönem: Doktora Gitmeden Eczaneden İlaç Alma Sistemi Geliyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/raporlu-ilaclarda-yeni-donem-doktora-gitmeden-eczaneden-ilac-alma-sistemi-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/raporlu-ilaclarda-yeni-donem-doktora-gitmeden-eczaneden-ilac-alma-sistemi-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kronik hastalıkları nedeniyle sürekli ilaç kullanan milyonlarca kişiyi ilgilendiren yeni bir düzenleme hazırlanıyor. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, geçerli ilaç raporu bulunan hastaların tedavileri değişmediği sürece tekrar reçete yazdırmadan ilaçlarını eczanelerden alabilmesini sağlayacak sistem üzerinde çalışıldığını açıkladı. Uygulamanın hayata geçirilmesiyle özellikle yaşlı ve birden fazla ilaç kullanan hastaların hastaneye gitme ihtiyacının azalması hedefleniyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan raporlu ilaçların temininde önemli bir değişikliğe hazırlanılıyor. Sağlık Bakanlığının üzerinde çalıştığı yeni model, hastaların yalnızca mevcut tedavilerini sürdürmek için belirli aralıklarla hastaneye başvurup yeniden reçete yazdırma zorunluluğunu ortadan kaldırmayı amaçlıyor.</p>

<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun 10 Ekim 2026 tarihinde duyurduğu çalışmaya göre, geçerli sağlık raporu kapsamında doktor tarafından reçete edilen ilaçlar, tedavide değişiklik yapılmadığı sürece raporun geçerlilik döneminde yeniden reçete düzenlenmesine gerek kalmadan eczanelerden temin edilebilecek.</p>

<p>Ancak düzenleme henüz hazırlık aşamasında. Sistemin başlayacağı tarih ve uygulamanın ayrıntıları kesinleşmiş değil.</p>

<p>Altı Aylık İlaç Raporu Olan Hasta Nasıl İlaç Alacak?</p>

<p>Planlanan sistemin en dikkat çekici yönü, sağlık raporuyla reçete arasındaki ilişkinin yeniden düzenlenmesi.</p>

<p>Örneğin, altı ay geçerli ilaç kullanım raporu bulunan bir hasta, doktorunun ilk reçeteyi düzenlemesinin ardından aynı tedaviye devam ettiği sürece yeni reçete için tekrar hastaneye gitmek zorunda kalmayabilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hasta, raporunda belirtilen tedavi ve doz çerçevesinde ilacını belirlenen dönemlerde doğrudan eczaneden temin edebilecek.</p>

<p>Böylece hastanın ilaca erişimi, her defasında yeni bir reçete düzenlenmesi işlemine bağlı olmaktan çıkarılacak.</p>

<p>Her Ay Reçete Yazdırmak Gerekmeyecek</p>

<p>Sağlık Bakanı Memişoğlu, Anadolu Ajansına yaptığı açıklamada, raporlu ilaç kullanan hastaların ilaçlarını yeniden reçete yazdırmadan alabilmesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile ortak çalışma yürütüldüğünü bildirdi.</p>

<p>Hazırlanan modele göre, doktorun başlattığı tedavi devam ettiği ve mevcut ilaç raporu geçerliliğini koruduğu sürece hastanın yeniden reçete yazdırmasına gerek kalmaması hedefleniyor.</p>

<p>Bu değişiklik, özellikle düzenli ilaç kullanan kişilerin sırf reçete yenilemek amacıyla sağlık kuruluşlarına başvurmasının önüne geçebilir.</p>

<p>İlaçlar Altı Aylık Toplu Şekilde mi Verilecek?</p>

<p>Yeni sistemin önemli ayrıntılarından biri, rapor süresi ile hastaya verilecek ilaç miktarının birbirinden farklı olması.</p>

<p>Altı aylık rapora sahip olmak, hastanın altı aylık ilacını tek seferde alacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bakanlığın üzerinde çalıştığı modelde, ilaçların raporun geçerlilik süresi boyunca belirlenen aylık dozlar üzerinden eczanelerden karşılanması öngörülüyor.</p>

<p>Dolayısıyla değişiklik, hastaya verilen toplam ilaç miktarından çok, ilaca ulaşmak için yeniden doktora başvurma ihtiyacını azaltmaya odaklanıyor.</p>

<p>En Büyük Kolaylık Yaşlı ve Birden Fazla İlaç Kullanan Hastalara</p>

<p>Düzenlemenin özellikle yaşlılar, hareket kısıtlılığı bulunan kişiler ve birden fazla kronik hastalığı nedeniyle düzenli ilaç kullanan hastalar açısından önemli bir kolaylık sağlaması bekleniyor.</p>

<p>Farklı hastalıkları nedeniyle birden fazla ilaç raporu bulunan kişiler, ilaçlarının bitiş tarihleri birbirinden farklı olduğunda reçete yenilemek için sağlık kuruluşlarına ayrı zamanlarda başvurabiliyor.</p>

<p>Yeni sistem, bu tür tekrarlayan başvuruların azaltılmasını hedefliyor.</p>

<p>Böylece yalnızca hastaların değil, yakınlarının ve bakım veren kişilerin de ilaç temini için harcadığı zamanın azalması mümkün olabilecek.</p>

<p>Reçetesiz İlaç Almak, Doktor Kontrolünün Kalkması Anlamına Gelmiyor</p>

<p>Yeni düzenlemede dikkat edilmesi gereken en önemli ayrım, reçete yenileme işlemi ile tıbbi takip arasındaki fark.</p>

<p>Bir hastanın aynı ilacı yeniden reçete yazdırmadan temin edebilmesi, tedavisinin artık doktor tarafından izlenmeyeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Özellikle diyabet, hipertansiyon, kalp yetersizliği ve diğer uzun süreli hastalıklarda ilaçların etkisinin, yan etkilerinin ve gerektiğinde dozlarının değerlendirilmesi önemini koruyor.</p>

<p>Yeni modelin amacı, tıbbi değerlendirme gerektirmeyen rutin reçete yenileme işlemlerini azaltmak. Hastaların gerekli muayene, tetkik ve kontrollerine devam etmesi ise sağlık açısından önem taşıyor.</p>

<p>Raporlu İlaç Kullananlar Şimdi Ne Yapmalı?</p>

<p>Yeni sistem henüz yürürlüğe girmediği için hastaların mevcut ilaç temin kurallarına uymaya devam etmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu aşamada hastaların ilaç raporlarının geçerlilik süresini kontrol etmesi, ilaçlarını zamanında temin etmesi ve doktorunun önerdiği tedaviyi sürdürmesi önem taşıyor.</p>

<p>Tedavide değişiklik yapılması, rapor süresinin dolması veya yeni bir sağlık değerlendirmesine ihtiyaç duyulması halinde doktor başvurusu gerekebilecek.</p>

<p>Uygulamanın hangi ilaç gruplarını kapsayacağı, eczanelerde işlemlerin nasıl yürütüleceği ve sistemin ne zaman başlayacağı ise ilgili kurumların yapacağı düzenlemelerle netleşecek.</p>

<p>Yeni Sistem Ne Zaman Başlayacak?</p>

<p>Sağlık Bakanı Memişoğlu, uygulamanın yakın zamanda vatandaşların hizmetine sunulmasının hedeflendiğini açıklasa da 10 Ekim 2026 itibarıyla kesin bir başlangıç tarihi duyurulmadı.</p>

<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile sürdürülen hazırlıkların tamamlanmasının ardından sistemin teknik ve idari ayrıntılarının açıklanması bekleniyor.</p>

<p>Planlanan değişiklik hayata geçirildiğinde, kronik hastalığı bulunan kişilerin ilaca erişiminde daha az bürokratik işlemle ilerleyen yeni bir dönem başlayabilecek. Düzenlemenin başarısında ise hastaların ilaçlarına kesintisiz erişiminin sağlanması kadar düzenli tıbbi takibin korunması da belirleyici olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/raporlu-ilaclarda-yeni-donem-doktora-gitmeden-eczaneden-ilac-alma-sistemi-geliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2217.jpeg" type="image/jpeg" length="22704"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yemek Yerken Lokmalar Takılıyorsa Nedeni Akalazya Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yemek-yerken-lokmalar-takiliyorsa-nedeni-akalazya-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yemek-yerken-lokmalar-takiliyorsa-nedeni-akalazya-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akalazya, yemek borusundaki kasların düzgün çalışmaması nedeniyle yutma güçlüğüne yol açan nadir bir hastalık. Reflüyle karıştırılabilen akalazyanın tanısında özel basınç ölçümleri kullanılırken POEM, balonla genişletme ve cerrahi tedaviler öne çıkıyor. Yeni araştırmalar, bu yöntemlerin uzun vadeli sonuçlarına ışık tutuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Akalazya, yemek borusunun besinleri mideye taşıma işlevinin bozulmasıyla ortaya çıkan, yutma güçlüğüyle kendini gösteren nadir bir hastalıktır. Yemek borusunun alt ucundaki kaslı kapak yeterince gevşeyemediği için yiyecekler ve içecekler mideye geçmekte zorlanır. Hastalar başlangıçta yalnızca bazı lokmaları yutmakta güçlük çekerken zamanla su içerken bile benzer sorunlar yaşayabilir.</p>

<p>Hastalık çoğu zaman yavaş ilerler. Göğüste takılma hissi, yenilen besinlerin ağza geri gelmesi, gece öksürükleri ve istemsiz kilo kaybı görülebilir. Belirtilerin reflü gibi daha yaygın hastalıklarla karıştırılması tanıyı geciktirebilir. Akalazyanın nedeni çoğu hastada kesin olarak bilinmese de günümüzde yemek borusunun geçişini kolaylaştıran etkili tedavi seçenekleri bulunmaktadır.</p>

<p>Akalazya hastalığı nedir?</p>

<p>Yemek borusu, ağızdan alınan yiyecek ve içecekleri mideye ulaştıran kaslı bir kanaldır. Normalde bu kanalın kasları düzenli hareketlerle besinleri aşağı doğru iter. Alt ucundaki kaslı kapak ise yutma sırasında açılarak besinlerin mideye geçmesini sağlar.</p>

<p>Akalazya hastalığında iki temel sorun ortaya çıkar. Yemek borusunun besinleri aşağı taşıyan düzenli kas hareketleri kaybolur ve mide girişindeki kaslı kapak yeterince gevşeyemez.</p>

<p>Bunun sonucunda besinler yemek borusunda birikebilir. Zamanla yemek borusunda genişleme gelişebilir ve yutma güçlüğü belirginleşebilir.</p>

<p>Akalazya, yemek borusunun hareket bozuklukları arasında yer alır. Hastalık üç ana tipe ayrılır.</p>

<p>Tip 1 akalazya: Yemek borusundaki normal kas hareketlerinin kaybolduğu ve belirgin basınç artışının görülmediği klasik tiptir.</p>

<p>Tip 2 akalazya: Yutma sırasında yemek borusunun büyük bölümünde aynı anda basınç artışı oluşur. Birçok tedavi yöntemine genellikle iyi yanıt verir.</p>

<p>Tip 3 akalazya: Yemek borusunda düzensiz, güçlü ve kasılma tarzında hareketler görülür. Spastik akalazya olarak da bilinir. Tedavi planı diğer tiplere göre farklılık gösterebilir.</p>

<p>Bu ayrım, hastalığın yalnızca tanımlanması için değil, hangi tedavinin daha uygun olacağının belirlenmesi açısından da önemlidir.</p>

<p>Akalazya neden olur?</p>

<p>Akalazyanın kesin nedeni çoğu hastada bilinmemektedir.</p>

<p>Hastalığın gelişiminde yemek borusunun kas hareketlerini ve mide girişindeki kapağın gevşemesini kontrol eden sinir hücrelerinin zarar görmesi önemli rol oynar.</p>

<p>Bu sinir hücrelerinin kaybıyla yemek borusunun düzenli hareketleri bozulur ve alt uçtaki kaslı kapak gerektiği gibi açılamaz.</p>

<p>Bazı araştırmalar bağışıklık sistemiyle ilişkili süreçlerin, genetik yatkınlığın ve geçirilmiş enfeksiyonların rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Ancak bu olasılıklar hastaların tamamında kanıtlanmış nedenler değildir.</p>

<p>Akalazya kadınlarda ve erkeklerde görülebilir. Çocukluk çağında da ortaya çıkabilmekle birlikte daha çok yetişkinlerde teşhis edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Stres, hızlı yemek yeme veya yanlış beslenme alışkanlıkları akalazyanın kanıtlanmış doğrudan nedenleri değildir. Bununla birlikte bazı yemek alışkanlıkları mevcut yutma güçlüğünü daha belirgin hâle getirebilir.</p>

<p>Akalazya belirtileri nelerdir?</p>

<p>Akalazyanın en belirgin belirtisi yutma güçlüğüdür. Hastalar yiyeceklerin boğazdan geçtikten sonra göğüs bölgesinde takıldığını hissedebilir.</p>

<p>Reflü ve bazı yemek borusu darlıklarından farklı olarak akalazyada hem katı hem de sıvı gıdaları yutmak zorlaşabilir.</p>

<p>Hastalığın yaygın belirtileri şunlardır:</p>

<p>- Katı yiyecekleri ve sıvıları yutmakta zorlanma<br />
- Lokmaların göğüste takılı kalması hissi<br />
- Yenilen yiyeceklerin sindirilmeden ağza geri gelmesi<br />
- Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi<br />
- Gece öksürükleri ve boğulma hissiyle uyanma<br />
- Yemek yerken uzun süre bekleme veya tekrar tekrar su içme ihtiyacı<br />
- İstemsiz kilo kaybı<br />
- Beslenmenin zorlaşmasına bağlı halsizlik</p>

<p>Bazı hastalarda ağıza geri gelen besinler nedeniyle ağız kokusu da gelişebilir.</p>

<p>Özellikle gece yatarken yemek borusunda birikmiş besinlerin geri gelmesi, bunların solunum yollarına kaçması riskini artırabilir. Bu durum tekrarlayan akciğer enfeksiyonlarına neden olabilir.</p>

<p>Akalazya belirtileri her hastada aynı şiddette görülmez. Bazı kişiler yıllarca hafif yakınmalar yaşarken bazılarında yutma güçlüğü daha hızlı belirginleşebilir.</p>

<p>Akalazya ile reflü arasındaki fark nedir?</p>

<p>Akalazya, özellikle hastalığın erken dönemlerinde reflüyle karıştırılabilir.</p>

<p>Reflüde mide içeriği yemek borusuna geri kaçar. Akalazyada ise temel sorun, yemek borusundaki besinlerin mideye yeterince geçememesidir.</p>

<p>Her iki durumda da göğüste yanma ve besinlerin ağza gelmesi görülebilir. Ancak akalazyada geri gelen içerik çoğu zaman yemek borusunda biriken, henüz mideye ulaşmamış besinlerden oluşur.</p>

<p>Reflü tedavisine rağmen düzelmeyen, özellikle hem katı hem de sıvı gıdalarda görülen yutma güçlüğü akalazya açısından değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Yutma güçlüğü tekrar ediyorsa, yemek yerken besinler göğüste takılıyorsa veya yiyecekler sık sık ağza geri geliyorsa gastroenteroloji uzmanına başvurulmalıdır.</p>

<p>Özellikle istemsiz kilo kaybı, beslenme güçlüğü ve gece öksürüklerinin eşlik ettiği durumlarda değerlendirme geciktirilmemelidir.</p>

<p>Akalazya belirtileri bazı yemek borusu darlıkları ve nadiren tümörlerle de karışabileceğinden tanının yalnızca şikâyetlere dayanarak konulması doğru değildir.</p>

<p>Aşağıdaki durumlarda ise acil sağlık değerlendirmesi gerekir:</p>

<p>- Yutulan lokmanın takılması nedeniyle tükürüğün bile yutulamaması<br />
- Şiddetli veya ani başlayan göğüs ağrısı<br />
- Nefes almada güçlük ya da belirgin boğulma<br />
- Sıvı alınamamasıyla birlikte ciddi susuzluk belirtileri</p>

<p>Özellikle ani ve şiddetli göğüs ağrısı akalazyaya bağlanmamalıdır. Kalp ve akciğer kaynaklı acil hastalıkların dışlanması gerekir.</p>

<p>Akalazya nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Akalazya tanısında hastanın şikâyetleri değerlendirilir ve yemek borusunun yapısını ve hareketlerini inceleyen testlerden yararlanılır.</p>

<p>Gastroskopi</p>

<p>Ucunda kamera bulunan ince ve esnek bir cihazla yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının başlangıç bölümü incelenir.</p>

<p>Gastroskopi akalazyayı taklit edebilen darlıkları, kitleleri ve diğer hastalıkları dışlamak açısından önemlidir.</p>

<p>Akalazya hastalarında yemek borusunda birikmiş besinler veya genişleme görülebilir. Ancak erken dönemde gastroskopi normal de olabilir.</p>

<p>Özofagus manometrisi</p>

<p>Yemek borusunun basıncını ve kas hareketlerini ölçen özel bir incelemedir.</p>

<p>Yüksek çözünürlüklü manometri adı verilen yöntemde, burundan yemek borusuna ilerletilen ince bir kateter yardımıyla yutma sırasında oluşan basınç değişiklikleri kaydedilir.</p>

<p>Akalazya tanısını doğrulamada temel testtir. Ayrıca hastalığın tip 1, tip 2 veya tip 3 olduğunun belirlenmesine yardımcı olur.</p>

<p>Baryumlu yemek borusu grafisi</p>

<p>Hastaya görüntülemede görülebilen özel bir sıvı içirilerek bu sıvının yemek borusundan mideye geçişi takip edilir.</p>

<p>Akalazyada yemek borusunda genişleme ve mideye geçiş noktasında daralma görülebilir. Bu görünüm bazen kuş gagasına benzetilir.</p>

<p>Zamanlı baryumlu incelemede ise sıvının belirli aralıklarla ne kadar boşaldığı değerlendirilir. Bu yöntem tedaviden sonraki geçiş durumunun incelenmesinde de kullanılabilir.</p>

<p>Bazı hastalarda yemek borusu ile mide arasındaki geçiş bölgesinin ne kadar açılabildiğini ölçen özel endoskopik yöntemlerden de yararlanılabilir.</p>

<p>İleri yaşta kısa sürede başlayan yutma güçlüğü ve belirgin kilo kaybı varsa, akalazyaya benzeyen farklı hastalıkları dışlamak için ek görüntüleme yapılması gerekebilir.</p>

<p>Akalazya nasıl tedavi edilir?</p>

<p>Akalazya tedavisinin temel amacı yemek borusunun alt ucundaki kaslı kapağın oluşturduğu direnci azaltarak besinlerin mideye daha kolay geçmesini sağlamaktır.</p>

<p>Mevcut tedaviler hasarlanmış sinir hücrelerini yeniden oluşturmaz. Ancak doğru seçilen yöntemlerle yutma güçlüğü büyük ölçüde azaltılabilir ve hastaların yaşam kalitesi iyileştirilebilir.</p>

<p>Tedavi seçiminde hastalığın tipi, kişinin yaşı, genel sağlık durumu, daha önce uygulanan tedaviler ve merkezin deneyimi dikkate alınır.</p>

<p>Balonla genişletme tedavisi</p>

<p>Pnömatik dilatasyon olarak adlandırılan yöntemde yemek borusunun alt ucundaki kaslı kapak, özel bir balon yardımıyla kontrollü şekilde genişletilir.</p>

<p>Amaç kapağın oluşturduğu direnci azaltmaktır.</p>

<p>Özellikle tip 1 ve tip 2 akalazyada etkili bir seçenek olabilir. Bazı hastalarda zaman içinde tekrar genişletme işlemi gerekebilir.</p>

<p>İşlemin önemli ancak seyrek görülen risklerinden biri yemek borusu duvarında yırtılma meydana gelmesidir.</p>

<p>POEM yöntemi</p>

<p>POEM, ağızdan endoskopla girilerek yemek borusunun alt bölümündeki kasların kontrollü olarak kesilmesi işlemidir.</p>

<p>Karın bölgesinde cerrahi kesi yapılmaz. Endoskop yardımıyla yemek borusu duvarının içinden ilerlenerek mide girişindeki kaslı kapağın direnci azaltılır.</p>

<p>POEM özellikle tip 3 akalazyada önemli bir tedavi seçeneğidir. Tip 1 ve tip 2 hastalarda da kullanılabilir.</p>

<p>İşlemin önemli sınırlılıklarından biri tedavi sonrasında mide asidinin yemek borusuna geri kaçması, yani reflü riskinin artabilmesidir.</p>

<p>Heller miyotomisi</p>

<p>Bu yöntemde yemek borusunun alt ucundaki kaslar cerrahi olarak kesilerek mideye geçiş kolaylaştırılır.</p>

<p>Günümüzde çoğunlukla kapalı ameliyat yöntemiyle uygulanır.</p>

<p>Ameliyat sırasında reflü riskini azaltmak amacıyla midenin üst kısmından yararlanılarak koruyucu bir işlem de yapılabilir. Bu işleme fundoplikasyon adı verilir.</p>

<p>Botulinum toksini uygulaması</p>

<p>Endoskopi sırasında mide girişindeki kaslı kapağa botulinum toksini enjekte edilerek kasın gevşemesi sağlanabilir.</p>

<p>Ancak etkisi genellikle geçicidir ve tekrarlayan uygulamalar gerekebilir.</p>

<p>Bu nedenle daha kalıcı girişimlere uygun olmayan, özellikle genel sağlık durumu nedeniyle yüksek risk taşıyan hastalarda değerlendirilir.</p>

<p>İlaç tedavisi</p>

<p>Bazı ilaçlar yemek borusunun alt ucundaki kas basıncını azaltabilir. Ancak etkileri genellikle sınırlı ve kısa sürelidir.</p>

<p>Baş ağrısı ve tansiyon düşüklüğü gibi yan etkiler görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle ilaçlar, uygun hastalarda uygulanan girişimsel tedavilerin yerini çoğunlukla tutmaz.</p>

<p>Akalazya tedavisinde güncel yaklaşım: POEM öne çıkıyor</p>

<p>Akalazya tedavisinde son yılların en önemli gelişmelerinden biri, POEM yönteminin uzun dönem etkinliğine ilişkin kanıtların güçlenmesidir.</p>

<p>POEM yeni ortaya çıkmış deneysel bir işlem değildir. Uzun yıllardır kullanılan bir girişimdir. Ancak klinik araştırmalar sayesinde hangi hastalarda daha yararlı olduğu ve uzun vadede hangi sorunların gelişebileceği daha iyi anlaşılmaktadır.</p>

<p>Amerikan Gastrointestinal ve Endoskopik Cerrahlar Derneğinin (SAGES) 2024 tarihli kılavuz güncellemesinde, yetişkinlerde tip 1 ve tip 2 akalazya için POEM veya reflü önleyici işlemle birlikte Heller miyotomisinin hastayla ortak karar verilerek seçilebileceği belirtilmiştir.</p>

<p>Aynı kılavuz, tip 3 akalazyada POEM yöntemini Heller miyotomisine tercih eden bir yaklaşım sunmaktadır.</p>

<p>POEM için balonla genişletmeye kıyasla koşullu bir tercih önerisi de bulunmaktadır. Bununla birlikte hangi yöntemin daha uygun olduğu hasta özelliklerine ve uzmanlık deneyimine göre değişebilir.</p>

<p>Güncel yaklaşım, yalnızca yutma güçlüğünü gidermeye değil, tedavi sonrasında ortaya çıkabilecek reflüyü belirlemeye ve yönetmeye de odaklanmaktadır.</p>

<p>Türkiye açısından POEM ve diğer girişimlerin hangi merkezlerde uygulanabildiği, hastanın sigorta ve geri ödeme koşulları ile tedaviye erişimi ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Uluslararası kılavuz önerileri Türkiye'de her hasta için aynı erişim veya geri ödeme koşullarının bulunduğu anlamına gelmez.</p>

<p>2025 araştırması: POEM ile cerrahinin beş yıllık sonuçları karşılaştırıldı</p>

<p>The Lancet Gastroenterology &amp; Hepatology dergisinde 2025 yılında yayımlanan çok merkezli randomize araştırma, akalazya tedavisinde POEM ile laparoskopik Heller miyotomisi ve reflü önleyici cerrahi işlemin uzun vadeli sonuçlarını karşılaştırdı.</p>

<p>Altı Avrupa ülkesindeki sekiz merkezde yürütülen çalışmada başlangıçta 241 hasta iki tedavi grubuna rastgele ayrıldı. Bunlardan 221'i kendisine atanan tedaviyi aldı.</p>

<p>Beş yıllık takip verilerine ulaşılan hastalarda klinik başarı oranı POEM grubunda yüzde 75, cerrahi grubunda ise yüzde 70,8 olarak bildirildi.</p>

<p>İki grup arasındaki 4,2 yüzde puanlık fark istatistiksel olarak kesin bir üstünlük göstermedi.</p>

<p>Araştırmada POEM, belirtilerin kontrolü açısından cerrahiye etkili bir alternatif olarak değerlendirildi.</p>

<p>Ancak reflü açısından önemli bir sonuç ortaya çıktı.</p>

<p>Beşinci yılda yapılan endoskopilerde yemek borusunda reflüye bağlı iltihaplanma POEM grubunda yüzde 41, cerrahi grubunda yüzde 31 oranında saptandı. Bu farkın istatistiksel belirsizliği bulunuyordu.</p>

<p>Asit ölçümü yapılan daha küçük hasta grubunda ise anormal asit maruziyeti POEM sonrasında daha sık görüldü.</p>

<p>Bu bulgular, tedavi seçiminde yutma güçlüğündeki iyileşmenin yanı sıra reflü riskinin de değerlendirilmesi gerektiğini gösterdi.</p>

<p>Araştırmanın sınırlılıkları arasında beş yıllık takipte tüm hastaların verilerine ulaşılamaması ve bazı reflü ölçümlerinin yalnızca daha küçük hasta gruplarında yapılması yer aldı.</p>

<p>2026 araştırması: Önceki ameliyatı başarısız olan hastalarda POEM</p>

<p>Clinical Gastroenterology and Hepatology dergisinin Temmuz 2026 sayısında yayımlanan bir araştırma, daha önce Heller miyotomisi geçirmiş ancak şikâyetleri tekrarlamış akalazya hastalarına odaklandı.</p>

<p>Hollanda, Belçika ve İtalya'da yürütülen randomize araştırmaya toplam 90 yetişkin hasta katıldı.</p>

<p>Hastaların 45'ine POEM, diğer 45'ine balonla genişletme uygulandı. Çalışma, 2014–2020 yılları arasında araştırmaya alınan hastaların beş yıllık sonuçlarını değerlendirdi.</p>

<p>Beş yıl sonunda araştırmada tanımlanan tedavi başarısı POEM grubunda yüzde 40, balonla genişletme grubunda yüzde 11 olarak bulundu.</p>

<p>Bu sonuç, POEM lehine 29 yüzde puanlık mutlak fark anlamına geliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, daha önce Heller ameliyatı olmuş ve belirtileri tekrarlamış hastalarda POEM'in balonla genişletmeye göre daha etkili olduğunu bildirdi.</p>

<p>Bununla birlikte POEM grubunda da beş yıllık başarı oranının yüzde 40 olması, hastaların önemli bölümünde yeniden tedavi ihtiyacının ortaya çıkabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Araştırmanın sonuçları özellikle önceki cerrahi tedaviden sonra hastalığı tekrarlayan yetişkinler için geçerlidir. İlk kez tedavi edilecek bütün akalazya hastalarına doğrudan genellenemez.</p>

<p>Çalışma, yeni bir tedavinin ruhsatlandırıldığını değil, mevcut iki yöntemin uzun dönem etkinlikleri arasındaki farkı ortaya koymaktadır.</p>

<p>Akalazya tamamen iyileşir mi?</p>

<p>Akalazya, altta yatan sinir hücresi kaybını tamamen ortadan kaldıran bir tedavisi henüz bulunmayan kronik bir hastalıktır.</p>

<p>Bununla birlikte balonla genişletme, POEM veya cerrahi girişim sonrasında hastaların önemli bölümünde yutma güçlüğü belirgin biçimde düzelebilir.</p>

<p>Bazı hastalar uzun yıllar ciddi yakınma yaşamadan hayatlarını sürdürebilirken bazılarında belirtiler yeniden ortaya çıkabilir.</p>

<p>Tedavinin başarılı olması, hastalığın bir daha kesinlikle tekrarlamayacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Bu nedenle tedavi sonrasında belirtilerin izlenmesi ve gerektiğinde yemek borusunun boşalma işlevinin yeniden değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>Akalazya hastaları nasıl beslenmeli?</p>

<p>Akalazyada beslenme önerileri tedavinin yerine geçmez. Ancak yutma güçlüğü yaşayan kişilerde yemek yemeyi kolaylaştırabilir.</p>

<p>Yemekleri küçük lokmalar hâlinde tüketmek, iyice çiğnemek ve yemek sırasında dik oturmak yararlı olabilir.</p>

<p>Hızlı yemek yemek veya büyük lokmaları yeterince çiğnemeden yutmak takılma hissini artırabilir.</p>

<p>Gece ağıza yiyecek gelmesi şikâyeti bulunan hastalarda yatmadan hemen önce yemek yememek ve yemek sonrasında bir süre dik pozisyonda kalmak uygun olabilir.</p>

<p>Bununla birlikte belirgin yutma güçlüğü olan kişilerin bol su içerek takılan lokmayı zorla aşağı itmeye çalışması güvenli değildir.</p>

<p>Kilo kaybı yaşayan veya yeterince beslenemeyen hastaların beslenme durumu ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Akalazya bulaşıcı bir hastalık mıdır?</p>

<p>Hayır. Akalazya kişiden kişiye bulaşan bir hastalık değildir. Yemek borusunun sinir ve kas işlevlerindeki bozuklukla ilişkilidir.</p>

<p>Akalazya kalıtsal mıdır?</p>

<p>Akalazya vakalarının büyük bölümü ailesel değildir. Nadir kalıtsal sendromlarla ilişkili akalazya tabloları bulunmakla birlikte ailede bir kişide hastalık olması diğer bireylerin mutlaka hastalanacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Akalazya kansere dönüşür mü?</p>

<p>Akalazya doğrudan kanser değildir. Uzun süreli hastalıkta yemek borusu kanseri riskinin arttığını gösteren araştırmalar bulunmaktadır. Ancak bu durum her hastanın kanser geliştireceği anlamına gelmez. Kanser taraması amacıyla bütün akalazya hastalarına aynı sıklıkta rutin endoskopi yapılmasını destekleyen kesin bir yaklaşım bulunmamaktadır. Takip kişisel risklere ve klinik bulgulara göre planlanır.</p>

<p>Akalazya hastaları spor yapabilir mi?</p>

<p>Belirtileri kontrol altında olan birçok kişi fiziksel aktivite yapabilir. Ancak yemeklerden hemen sonra yoğun egzersiz, eğilme veya uzanma bazı kişilerde besinlerin geri gelmesini artırabilir. Belirgin beslenme yetersizliği bulunan hastalarda egzersiz planı sağlık durumuna göre düzenlenmelidir.</p>

<p>Akalazya gebeliği etkiler mi?</p>

<p>Akalazya gebelik sırasında da beslenmeyi zorlaştırabilir. Yeterli sıvı ve besin alınamaması hem anne sağlığı hem de gebeliğin takibi açısından önem taşır. Gebelikte tanı ve tedavi seçenekleri kadın hastalıkları ve doğum ile gastroenteroloji uzmanlarınca birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Akalazya ameliyatından sonra reflü gelişir mi?</p>

<p>Evet. Mide girişindeki kaslı kapağın direnci azaltıldığında mide asidinin yemek borusuna geri kaçması kolaylaşabilir. Bu durum özellikle POEM sonrasında önemlidir. Reflü gelişen hastalarda asit azaltıcı ilaçlar ve gerektiğinde ek değerlendirmeler gündeme gelebilir.</p>

<p>Akalazya hastaları normal yaşamlarını sürdürebilir mi?</p>

<p>Evet. Etkili tedavi sonrasında birçok hasta beslenmesini ve günlük yaşamını büyük ölçüde normal şekilde sürdürebilir. Bununla birlikte bazı hastalarda ek tedavi veya uzun dönem takip gerekebilir.</p>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Akalazya tanısı ve tedavisi, gastroenteroloji uzmanı tarafından yapılacak kişisel değerlendirmeye göre planlanmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Vaezi MF ve arkadaşları. ACG Clinical Guidelines: Diagnosis and Management of Achalasia. American Journal of Gastroenterology, 2020.</p>

<p>2. Kohn GP ve arkadaşları. ASGE Guideline on the Management of Achalasia. Gastrointestinal Endoscopy, 2020.</p>

<p>3. Calabrese EC ve arkadaşları. 2024 Update to SAGES Guidelines for the Use of Peroral Endoscopic Myotomy (POEM) in the Treatment of Achalasia. Society of American Gastrointestinal and Endoscopic Surgeons.</p>

<p>4. Per-oral Endoscopic Myotomy versus Laparoscopic Heller's Myotomy plus Dor Fundoplication in Patients with Idiopathic Achalasia: 5-year Follow-up of a Multicentre, Randomised, Open-label, Non-inferiority Trial. The Lancet Gastroenterology &amp; Hepatology, 2025.</p>

<p>5. Wessels EM ve arkadaşları. Long-Term Outcomes of Peroral Endoscopic Myotomy vs Pneumatic Dilation After Prior Laparoscopic Heller Myotomy for Achalasia. Clinical Gastroenterology and Hepatology, 2026. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yemek-yerken-lokmalar-takiliyorsa-nedeni-akalazya-olabilir</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2211.jpeg" type="image/jpeg" length="81278"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kahramanmaraş’ta Görev Yapan Hekim Dr. Abdullah Abay Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kahramanmarasta-gorev-yapan-hekim-dr-abdullah-abay-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kahramanmarasta-gorev-yapan-hekim-dr-abdullah-abay-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesi Yörük Selim Ek Hizmet Binası’nda görev yapan 59 yaşındaki Dr. Abdullah Abay hayatını kaybetti. Vefatı sağlık camiasında üzüntüyle karşılanan Abay’ın cenaze ve defin programı açıklandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Kahramanmaraş’ta sağlık hizmeti veren hekimlerden Dr. Abdullah Abay, 59 yaşında hayatını kaybetti. Necip Fazıl Şehir Hastanesi Yörük Selim Ek Hizmet Binası’nda görev yapan Abay’ın vefatı, mesai arkadaşları ve yakınlarını yasa boğdu.</p>

<p>Dr. Abdullah Abay Kimdir?</p>

<p>1967 doğumlu olan Dr. Abdullah Abay, Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesi bünyesindeki Yörük Selim Ek Hizmet Binası’nda hekim olarak görev yapıyordu.</p>

<p>Hekim özgeçmişlerinin yer aldığı kaynaklarda Abay’ın 1992 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olduğu bilgisi bulunuyor.</p>

<p>Meslek hayatını Kahramanmaraş’ta sürdüren Dr. Abdullah Abay, 10 Ekim 2026 tarihinde yaşamını yitirdi.</p>

<p>Dr. Abdullah Abay’ın Cenazesi Ne Zaman ve Nerede?</p>

<p>Dr. Abdullah Abay’ın cenazesi, 10 Ekim 2026 Cumartesi günü ikindi namazının ardından Zekeriya Tanrıverdi Camii’nden kaldırılarak Kapıçam Şehir Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p>

<p>Abay ailesi, taziyeleri 10–12 Ekim 2026 tarihleri arasında Mü­zdelife Camii altında bulunan Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Mahmut Babuçcu Taziye Evi’nde kabul edecek.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kahramanmarasta-gorev-yapan-hekim-dr-abdullah-abay-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2205.jpeg" type="image/jpeg" length="95715"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Does the Stanford–Elsevier List Identify the Best Scientists?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/does-the-stanford-elsevier-list-identify-the-best-scientists</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/does-the-stanford-elsevier-list-identify-the-best-scientists" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[The Stanford–Elsevier “top 2%” list, frequently featured in universities’ announcements of academic achievement, sits at the center of a debate over how far scientific excellence can be measured numerically.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Analyses reporting the absence of some Nobel laureates from earlier versions, the inclusion of journalists and editors among researcher records, and criticism of the scoring method highlight the list’s limitations.</p>

<p>Two questions underpin the debate: Are citation data collected accurately and comprehensively? And can those data justify describing researchers as “the world’s best scientists”?</p>

<p>John P. A. Ioannidis, a Stanford University researcher and one of the database’s developers, draws an important distinction on the second question. In an interview published in the Indian Journal of Medical Research, he explains that the data were not intended to serve as awards or certificates of recognition. Inclusion does not necessarily establish that someone is a great scientist, nor does exclusion mean that someone conducts poor science.</p>

<p>Some Nobel laureates were reported missing from the list</p>

<p>One specific source behind this discussion is an analysis published by John Philip on Mendeley Data on November 17, 2023.</p>

<p>Examining the career-long list covering data through the end of 2022, Philip reported that 12 of the 71 physics laureates and two of the 66 chemistry laureates awarded Nobel Prizes between 1998 and 2022 were absent. All 62 medicine laureates examined were included.</p>

<p>The physicists identified as absent from the career-long list included Andrea Ghez, Rainer Weiss, Arthur B. McDonald, and Albert Fert.</p>

<p>An important distinction is necessary here: This work was published as an openly available analysis note, not as a peer-reviewed journal article. Its findings concern the historical version examined; they do not establish that the same individuals are absent from the 2026 list. The analysis alone also cannot conclusively determine why those names were missing.</p>

<p>Peer-reviewed research also shows that Nobel recognition and citation rankings do not coincide</p>

<p>A study by Marek Kosmulski, published in Scientometrics in 2020, assessed 97 Nobel laureates in physics, chemistry, medicine, and economics from 2010–2019 using several bibliometric indicators.</p>

<p>In the career-long data examined, 90 of these laureates ranked among the top 100,000 by composite citation score. Seven fell outside that threshold, while 45 ranked among the top 6,000.</p>

<p>This finding cannot be interpreted as showing that seven laureates are absent from today’s expanded “top 2%” database. The study used a different threshold and data period. It does, however, demonstrate that contributions recognized at Nobel level and citation rankings do not measure the same thing.</p>

<p>The Nobel Prize is not a perfect measure of scientific value either. Nevertheless, the comparison exposes the problems with treating a ranking position as a direct measure of scientific superiority.</p>

<p>How is the “top 2%” determined?</p>

<p>The resource commonly known as the Stanford–Elsevier list is a database of standardized citation indicators compiled from Scopus records.</p>

<p>Selection is based on placement among the overall top 100,000 by a composite indicator called the “c-score,” or within the top 2% of a researcher’s primary subfield. Career-long citation impact and citations received during a single year are presented in separate tables.</p>

<p>A researcher who places in the top 2% of their subfield may therefore rank much lower overall without this necessarily indicating a calculation error. The two rankings use different comparison groups.</p>

<p>The ninth version, released on October 7, 2026, includes career-long data through the end of 2025 and citations received during 2025. The label “2026 list” does not mean that all scientific work published in 2026 has been evaluated.</p>

<p>Six indicators do not necessarily provide six independent measurements</p>

<p>The c-score combines total citations, the h-index, the coauthorship-adjusted hm-index, and citations to publications in different authorship positions.</p>

<p>A 2025 study by Marta Kuc-Czarnecka and Andrea Saltelli in Scientometrics examined the relationships between these indicators. Combining variables that carry similar information can cause some characteristics to influence the score more strongly than others.</p>

<p>The study’s central criticism is that the weights assigned in a formula may not match the indicators’ actual influence on the result. A mathematical formula therefore does not produce a measure of scientific value independent of methodological choices.</p>

<p>A 2026 letter to the editor by Gangan Prathap in the same journal also raised concerns about the ability of such composite indicators to distinguish size-related effects from characteristics associated with intensity or quality.</p>

<p>Researcher records included 105 journalists and editors</p>

<p>Data quality concerns are not merely theoretical.</p>

<p>While examining citation and authorship patterns in the health sciences, a study by Thomas Perneger, published in Research Integrity and Peer Review in 2023, identified records for 105 journalists or editors. Their texts were reported to have been incorrectly classified as original research. These records were excluded from the study’s analysis.</p>

<p>This finding does not diminish the value of science journalism. The issue is the treatment of scientific research and science reporting as though they were the same activity.</p>

<p>Perneger’s analysis of 18,231 researchers also showed that the h-index and hm-index favored different authorship patterns. The h-index was more strongly associated with middle-author positions, while the hm-index displayed a more balanced pattern. The choice of indicator can therefore influence which forms of work are rewarded.</p>

<p>High citation impact can coexist with retracted publications</p>

<p>Research published by Ioannidis and colleagues in PLOS Biology in 2025 provided evidence that high citation impact cannot be treated as an assurance of research integrity.</p>

<p>Among researchers on the career-long list examined, 7,083—equivalent to 3.3%—had at least one retracted publication. The figure was 4% for the single-year list. Among the top 1,000 researchers in the career-long ranking, 13.8% had at least one retracted publication.</p>

<p>These figures concern earlier datasets used in the study, not the 2026 list.</p>

<p>Furthermore, a retraction is not proof of misconduct by every coauthor. The reason for the retraction, the individual’s responsibility, and their publication history must be examined together. The limitation demonstrated by the data is clearer: A high citation score does not certify that a researcher’s publications are free of problems.</p>

<p>Removing self-citations changes the list</p>

<p>Self-citation occurs when researchers refer to their own earlier work and can be a normal part of scientific practice. High rates, however, warrant separate examination when interpreting total citation scores.</p>

<p>In their 2020 PLOS Biology article, the database’s developers reported that 4.9% of researchers who placed in the top 2% of their subfield for career-long impact when self-citations were included fell outside that group when self-citations were removed.</p>

<p>This is why the database’s provision of indicators both with and without self-citations matters. Announcements that selectively use only the more favorable figure can give readers an incomplete picture. Nevertheless, a self-citation rate alone cannot establish improper intent.</p>

<p>Whom does reliance on a single database make less visible?</p>

<p>A study by Carl P. Lipo, Beau DiNapoli, and Benjamin Andrus, published in Scientometrics in August 2026, compared Scopus and OpenAlex using the records of 600 researchers selected from the 2024 list.</p>

<p>The analysis of 564 researchers for whom coverage could be calculated reported differences associated with publisher and publication type. It raised questions about the representation of book-oriented disciplines and the higher coverage of researchers publishing in Elsevier journals.</p>

<p>This suggests that the same body of scientific work can be measured differently depending on the database used. Elsevier’s position as both the owner of Scopus and a major publisher increases the importance of independent scrutiny of database coverage.</p>

<p>The study does not, however, prove deliberate favoritism. OpenAlex, the comparison database, also has matching, classification, and duplicate-record problems. The findings support caution against treating results from a single source as universally definitive.</p>

<p>Do these criticisms invalidate the entire list?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>An analysis published by Massimo Del Fabbro and colleagues in June 2026 identified problems involving document types, historical records, and retracted publications in the 2025 version.</p>

<p>Yet when the proposed filters were applied together, 99.30% of the top 1,000 researchers and 97.47% of the top 100,000 were retained. The findings demonstrate that some problems require correction, but they do not support the claim that the entire list is meaningless.</p>

<p>The database’s developer issues a clear warning to universities</p>

<p>Ioannidis’s message in his Indian Journal of Medical Research interview is brief: “These are not medals!”</p>

<p>He notes that some websites republish the data under grandiose titles and even sell certificates of recognition. He explains that these websites are not affiliated with his team and that the database was not created for that purpose.</p>

<p>Taken together, the research and these warnings indicate that the list can help assess citation impact, but cannot independently establish scientific quality, research integrity, or professional competence.</p>

<p>Instead of announcing that a researcher has been “named one of the world’s best scientists,” universities should specify which year’s citation table includes that researcher. Academic assessment should look beyond ranking positions to examine research methods, original contributions, reproducibility, and real-world impact. The foundational methodological paper behind the database also calls for citation indicators to be complemented by detailed qualitative assessment.</p>

<p>Sources</p>

<ul>
 <li>John P. A. Ioannidis interview in the Indian Journal of Medical Research: “Meta-research, metrics, gaming and top 2 per cent scientists”</li>
 <li>John Philip, analysis of Nobel laureates’ representation in the Stanford–Elsevier lists, Mendeley Data, November 17, 2023</li>
 <li>Marek Kosmulski, study comparing Nobel laureates using bibliometric indicators, Scientometrics, 2020</li>
 <li>Ioannidis and colleagues, methodological paper on the Stanford–Elsevier top 2% database, PLOS Biology, 2020</li>
 <li>Marta Kuc-Czarnecka and Andrea Saltelli, study of weighting in composite citation indicators, Scientometrics, 2025</li>
 <li>Gangan Prathap, letter to the editor on the limitations of composite indicators, Scientometrics, 2026</li>
 <li>Thomas Perneger, study addressing the classification of journalists and editors in researcher records, Research Integrity and Peer Review, 2023</li>
 <li>Ioannidis and colleagues, study of highly cited researchers and retracted publications, PLOS Biology, 2025</li>
 <li>Carl P. Lipo, Beau DiNapoli, and Benjamin Andrus, comparison of Scopus and OpenAlex, Scientometrics, 2026</li>
 <li>Massimo Del Fabbro and colleagues, analysis of data and classification problems in the Stanford–Elsevier list, 2026</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/does-the-stanford-elsevier-list-identify-the-best-scientists</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 11:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2199.jpeg" type="image/jpeg" length="82512"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Stanford–Elsevier listesi bilimin en iyilerini gösteriyor mu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/stanford-elsevier-listesi-bilimin-en-iyilerini-gosteriyor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/stanford-elsevier-listesi-bilimin-en-iyilerini-gosteriyor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üniversitelerin başarı duyurularında öne çıkan Stanford–Elsevier “ilk yüzde 2” listesi, bilimsel üstünlüğün ne ölçüde sayılarla belirlenebileceği tartışmasının merkezinde bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Geçmiş sürümlerde bazı Nobel ödüllü araştırmacıların yer almadığını bildiren analizler, gazeteci ve editörlerin araştırmacı kayıtları arasında görünmesi ve puanlama yöntemine yönelik eleştiriler, listenin sınırlarını ortaya koyuyor.</p>

<p>Tartışmanın temelinde iki ayrı soru var: Atıf verileri doğru ve yeterli biçimde toplanıyor mu? Bu verilerden “dünyanın en iyi bilim insanları” sonucu çıkarılabilir mi?</p>

<p>Listenin geliştiricilerinden Stanford Üniversitesi araştırmacısı John P. A. Ioannidis, ikinci soruya önemli bir sınır çiziyor. Indian Journal of Medical Research’te yayımlanan söyleşisinde, verilerin ödül veya tanınma belgesi olarak tasarlanmadığını belirtiyor. Listede bulunmanın bir kişinin mutlaka büyük bir bilim insanı olduğunu kanıtlamadığını, bulunmamanın da kötü bilim yaptığı anlamına gelmediğini vurguluyor.</p>

<p>Nobel ödüllü olup listede bulunmayan isimler bildirildi</p>

<p>Nobel tartışmasının somut kaynaklarından biri, John Philip’in 17 Kasım 2023’te Mendeley Data’da yayımladığı analiz.</p>

<p>Philip, 2022 sonuna kadarki verileri içeren kariyer listesini inceleyerek, 1998–2022 döneminde Nobel kazanan 71 fizikçiden 12’sinin ve 66 kimyacıdan ikisinin listede bulunmadığını bildirdi. İncelenen 62 tıp ödülü sahibinin tamamı ise listede yer alıyordu.</p>

<p>Analizde, kariyer listesinde bulunmadığı belirtilen fizikçiler arasında Andrea Ghez, Rainer Weiss, Arthur B. McDonald ve Albert Fert sayıldı.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım gerekiyor: Bu çalışma, hakemli dergi makalesi olarak değil, açık bir analiz notu olarak yayımlandı. Bulguları incelenen tarihsel sürüme ilişkin; aynı kişilerin 2026 listesinde de bulunmadığı sonucunu vermiyor. İsimlerin yokluğunun nedeni de yalnızca bu analizden kesinleştirilemiyor.</p>

<p>Hakemli araştırma da Nobel ile atıf sırasının örtüşmediğini gösteriyor</p>

<p>Marek Kosmulski’nin 2020’de Scientometrics’te yayımlanan araştırması, 2010–2019 döneminde fizik, kimya, tıp ve ekonomi alanlarında Nobel kazanan 97 kişiyi farklı bibliyometrik göstergelerle değerlendirdi.</p>

<p>İncelenen kariyer verilerinde bu kişilerin 90’ı, birleşik atıf puanına göre ilk 100 bin içinde yer alıyordu. Yedisi bu eşiğin dışındaydı; ilk 6 bine girenlerin sayısı ise 45’ti.</p>

<p>Bu bulgu, yedi kişinin bugünkü genişletilmiş “ilk yüzde 2” veri tabanında bulunmadığı şeklinde yorumlanamaz. Araştırmanın değerlendirdiği eşik ve veri dönemi farklıdır. Ancak Nobel düzeyinde tanınmış bir katkıyla atıf sıralamasının aynı şeyi ölçmediğini gösterir.</p>

<p>Nobel de bilimsel değerin kusursuz ölçüsü değildir. Buna rağmen bu karşılaştırma, sıra numarasını doğrudan bilimsel üstünlük derecesine dönüştürmenin sorunlarını görünür kılar.</p>

<p>İlk yüzde 2 ifadesi nasıl oluşturuluyor?</p>

<p>Stanford–Elsevier adıyla bilinen çalışma, Scopus kayıtlarından oluşturulan standartlaştırılmış atıf göstergeleri veri tabanı.</p>

<p>Seçimde, “c-score” adı verilen birleşik puana göre genel ilk 100 bin içinde bulunmak veya araştırmacının temel alt alanında ilk yüzde 2’ye girmek esas alınıyor. Kariyer boyunca biriken etki ile tek yılda alınan atıflar ayrı tablolarda sunuluyor.</p>

<p>Bu nedenle alt alanında ilk yüzde 2’ye giren bir araştırmacının genel sıralamada çok daha geride olması, tek başına hesaplama hatası anlamına gelmiyor. İki sıralamanın karşılaştırma grupları farklı.</p>

<p>7 Ekim 2026’da yayımlanan dokuzuncu sürüm de 2025 sonuna kadarki kariyer verilerini ve 2025 yılında alınan atıfları içeriyor. “2026 listesi”, 2026 yılının bütün bilimsel çalışmalarının değerlendirildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Altı gösterge kullanılması altı bağımsız ölçüm anlamına gelmiyor</p>

<p>C-score; toplam atıf, h-indeksi, ortak yazarlığı hesaba katan hm-indeksi ve farklı yazar konumlarındaki yayınlara gelen atıfları birleştiriyor.</p>

<p>Marta Kuc-Czarnecka ve Andrea Saltelli’nin 2025’te Scientometrics’te yayımlanan çalışması, bu göstergelerin birbirleriyle ilişkisini sorguladı. Birbirine yakın bilgileri taşıyan değişkenlerin birlikte kullanılması, bazı özelliklerin puanı diğerlerinden daha fazla belirlemesine yol açabiliyor.</p>

<p>Araştırmanın temel itirazı, formülde verilen ağırlıkların göstergelerin sonuç üzerindeki gerçek etkisiyle aynı olmayabilmesi. Dolayısıyla matematiksel bir formül, yöntem tercihlerinden bağımsız bir bilimsel değer ölçüsü oluşturmuyor.</p>

<p>Gangan Prathap’ın 2026’da aynı dergide yayımlanan editöre mektubu da, bu tür bileşik göstergelerin büyüklüğe bağlı etkilerle yoğunluk veya kaliteye ilişkin özellikleri yeterince ayıramaması sorununu tartışmaya açtı.</p>

<p>Araştırmacı kayıtlarında 105 gazeteci ve editör</p>

<p>Veri kalitesi sorunu yalnızca teorik değil.</p>

<p>Thomas Perneger’in 2023’te Research Integrity and Peer Review dergisinde yayımlanan araştırması, sağlık bilimlerindeki atıf ve yazarlık örüntülerini incelerken 105 gazeteci veya editör kaydı belirledi. Bu kişilerin metinlerinin özgün araştırma olarak yanlış sınıflandırıldığı bildirildi. Söz konusu kayıtlar, araştırmanın analizinden çıkarıldı.</p>

<p>Bu bulgu, bilim gazeteciliğinin değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Sorun, bilimsel araştırmayla bilim haberciliğinin aynı faaliyetmiş gibi değerlendirilmesi.</p>

<p>Perneger’in 18.231 araştırmacıyı kapsayan incelemesi ayrıca h-indeksi ile hm-indeksinin farklı yazarlık örüntülerini öne çıkardığını gösterdi. H-indeksi ara sıralardaki ortak yazarlıkla daha güçlü ilişkiliyken hm-indeksi daha dengeli bir örüntü sergiliyordu. Bu nedenle hangi göstergenin seçildiği, hangi çalışma biçiminin ödüllendirildiğini de etkileyebiliyor.</p>

<p>Geri çekilmiş yayınlar yüksek atıf başarısıyla birlikte bulunabiliyor</p>

<p>Ioannidis ve çalışma arkadaşlarının 2025’te PLOS Biology’de yayımlanan araştırması, yüksek atıf etkisinin etik güvence sayılamayacağını gösteren veriler sundu.</p>

<p>İncelenen kariyer listesinde 7.083 araştırmacının, yani yüzde 3,3’ünün, en az bir geri çekilmiş yayını bulunuyordu. Tek yıllık listede bu oran yüzde 4’tü. Kariyer sıralamasının ilk bin kişisi içinde en az bir geri çekilmiş yayını bulunanların oranı yüzde 13,8’e ulaşıyordu.</p>

<p>Bu oranlar 2026 listesinin sonuçları değil, araştırmada kullanılan önceki veri setlerinin bulguları.</p>

<p>Ayrıca geri çekme, her ortak yazar için suistimal kanıtı değildir. Gerekçe, kişinin sorumluluğu ve yayın geçmişi birlikte incelenmelidir. Verilerin gösterdiği sınır daha nettir: Yüksek atıf puanı, yayınların sorunsuzluğunu onaylamaz.</p>

<p>Öz atıflar çıkarılınca liste değişiyor</p>

<p>Öz atıf, araştırmacının önceki çalışmasına gönderme yapmasıdır ve bilimsel çalışmanın doğal bir parçası olabilir. Ancak yüksek oranlar, toplam atıf puanını yorumlarken ayrıca incelenmelidir.</p>

<p>Veri tabanının geliştiricilerinin 2020 tarihli PLOS Biology makalesinde, öz atıflar dâhil edildiğinde kariyer etkisi bakımından alt alanının ilk yüzde 2’sinde bulunan araştırmacıların yüzde 4,9’unun, öz atıflar çıkarılınca bu grubun dışında kaldığı bildirildi.</p>

<p>Veri tabanının öz atıflı ve öz atıfsız göstergeleri birlikte sunması bu nedenle önemli. Yalnızca daha yüksek görünen değeri seçerek yapılan başarı duyuruları, okuyucuya eksik bir tablo verebilir. Bununla birlikte öz atıf oranından tek başına kötü niyet sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Tek veri tabanına bağımlılık kimi görünmez kılıyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Carl P. Lipo, Beau DiNapoli ve Benjamin Andrus’un Ağustos 2026’da Scientometrics’te yayımlanan araştırması, 2024 listesinden seçilen 600 araştırmacının kayıtları üzerinden Scopus ile OpenAlex’i karşılaştırdı.</p>

<p>Kapsam verisi hesaplanabilen 564 kişilik analizde, yayıncıya ve yayın türüne bağlı farklılıklar bildirildi. Kitap ağırlıklı alanların temsili ve Elsevier dergilerinde yayın yapan araştırmacıların daha yüksek kapsamla görünmesi tartışmaya açıldı.</p>

<p>Bu, aynı bilimsel üretimin kullanılan veri tabanına göre farklı ölçülebileceğine işaret ediyor. Elsevier’in hem Scopus’un sahibi hem de büyük bir yayıncı olması, bağımsız kapsam denetiminin önemini artırıyor.</p>

<p>Ancak çalışma kasıtlı kayırmayı kanıtlamıyor. Karşılaştırmada kullanılan OpenAlex’in de eşleştirme, sınıflandırma ve tekrar kayıt sorunları bulunuyor. Bulgular, tek kaynaktan elde edilen sonuçlara evrensel kesinlik atfetmemek gerektiğini destekliyor.</p>

<p>Eleştiriler listenin tamamını geçersiz kılıyor mu?</p>

<p>Massimo Del Fabbro ve çalışma arkadaşlarının Haziran 2026’da yayımlanan incelemesi; 2025 sürümünde belge türleri, tarihsel kayıtlar ve geri çekilmiş yayınlarla ilgili sorunlar belirledi.</p>

<p>Ancak önerilen filtreler birlikte uygulandığında ilk bin kişinin yüzde 99,30’u, ilk 100 bin kişinin yüzde 97,47’si korundu. Bu sonuç, düzeltme gerektiren sorunlar bulunduğunu gösterirken listenin tamamının anlamsız olduğu iddiasını desteklemiyor.</p>

<p>Listenin geliştiricisinden üniversitelere açık uyarı</p>

<p>Ioannidis’in Indian Journal of Medical Research söyleşisindeki ifadesi kısa: “Bunlar madalya değil!”</p>

<p>Ioannidis, bazı sitelerin verileri gösterişli başlıklarla yeniden yayımladığını, hatta tanınma sertifikaları sattığını belirtiyor. Bu sitelerin kendi ekibiyle ilişkili olmadığını ve veri tabanının böyle bir amaçla oluşturulmadığını açıklıyor.</p>

<p>Araştırmaların ve bu uyarıların ortak sonucu, listenin atıf etkisini değerlendirmede yardımcı olabileceği; bilimsel kalite, etik güvenilirlik veya mesleki yetkinlik için tek başına yeterli olmadığı.</p>

<p>Üniversite duyurularında “dünyanın en iyi bilim insanı seçildi” ifadesi yerine, araştırmacının hangi yılın hangi atıf tablosunda yer aldığı belirtilmeli. Akademik değerlendirmede ise sıra numarasının yanında çalışmaların yöntemine, özgün katkısına, tekrarlanabilirliğine ve gerçek etkisine bakılmalı. Listenin kendisini geliştiren temel yöntem makalesi de atıf göstergelerinin ayrıntılı niteliksel incelemeyle tamamlanmasını istiyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ul>
 <li>John P. A. Ioannidis ile Indian Journal of Medical Research söyleşisi: “Meta-research, metrics, gaming and top 2 per cent scientists”</li>
 <li>John Philip, Nobel ödüllü araştırmacıların Stanford–Elsevier listelerindeki görünürlüğüne ilişkin Mendeley Data analizi, 17 Kasım 2023</li>
 <li>Marek Kosmulski, Nobel ödüllü araştırmacıların bibliyometrik göstergelerle karşılaştırılması, Scientometrics, 2020</li>
 <li>Ioannidis ve çalışma arkadaşları, Stanford–Elsevier ilk yüzde 2 veri tabanının yöntem makalesi, PLOS Biology, 2020</li>
 <li>Marta Kuc-Czarnecka ve Andrea Saltelli, bileşik atıf göstergelerinin ağırlıklandırılmasına ilişkin çalışma, Scientometrics, 2025</li>
 <li>Gangan Prathap, bileşik göstergelerin sınırlılıklarına ilişkin editöre mektup, Scientometrics, 2026</li>
 <li>Thomas Perneger, araştırmacı kayıtlarında gazeteci ve editörlerin sınıflandırılması üzerine çalışma, Research Integrity and Peer Review, 2023</li>
 <li>Ioannidis ve çalışma arkadaşları, yüksek atıf alan araştırmacılar ve geri çekilmiş yayınlar üzerine çalışma, PLOS Biology, 2025</li>
 <li>Carl P. Lipo, Beau DiNapoli ve Benjamin Andrus, Scopus ile OpenAlex karşılaştırması, Scientometrics, 2026</li>
 <li>Massimo Del Fabbro ve çalışma arkadaşları, Stanford–Elsevier listesindeki veri ve sınıflandırma sorunları üzerine inceleme, 2026</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/stanford-elsevier-listesi-bilimin-en-iyilerini-gosteriyor-mu</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 09:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2194.jpeg" type="image/jpeg" length="47048"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sosyal Medyada 15 Yaş Sınırı Yönetmeliği Resmî Gazete’de Yayımlandı: Çocuk Hesaplarına Yeni Kurallar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sosyal-medyada-15-yas-siniri-basliyor-hesaplar-kapatilacak-e-devlet-ile-yas-dogrulamasi-yapilacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sosyal-medyada-15-yas-siniri-basliyor-hesaplar-kapatilacak-e-devlet-ile-yas-dogrulamasi-yapilacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin yeni dönem başlıyor. Sosyal ağ sağlayıcılarının 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunmasını engelleyen, 15-18 yaş grubundaki kullanıcılar için ise özel güvenlik kuralları getiren yönetmelik Resmî Gazete’de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Düzenleme 1 Kasım 2026’da yürürlüğe girecek. Mevcut hesapların yaş doğrulama sürecini tamamlaması için 31 Mart 2027’ye kadar süre tanındı.</p>

<p>Çocukların sosyal medya platformlarında karşılaşabileceği riskleri azaltmayı ve sosyal ağ sağlayıcılarının sorumluluklarını artırmayı amaçlayan yeni yönetmeliğin ayrıntıları belli oldu.</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığınca hazırlanan Sosyal Ağ Sağlayıcı Tarafından Çocuklara Özgü Ayrıştırılmış Hizmet Sunulmasına ve Yaş Doğrulamaya İlişkin Yönetmelik, 10 Ekim 2026 tarihli ve 33396 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı.</p>

<p>Yönetmelik, sosyal ağ sağlayıcılarının çocuk kullanıcıları tespit etmesine, yaş gruplarına göre farklı hizmet sunmasına ve çocukların hesaplarını daha güvenli hale getirecek teknik tedbirleri uygulamasına ilişkin esasları düzenliyor.</p>

<p>Düzenlemenin merkezinde iki yaş eşiği bulunuyor. Buna göre 15 yaşını doldurmamış çocukların sosyal ağ hizmetlerine erişimi engellenecek. 15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşına ulaşmamış kullanıcılar ise çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet kapsamında değerlendirilecek.</p>

<p>15 yaşından küçük çocuklara hesap açılamayacak</p>

<p>Yönetmeliğe göre sosyal ağ sağlayıcıları, 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunamayacak.</p>

<p>Yeni hesap oluşturulurken kullanıcının yaşının doğrulanması gerekecek. Yaş doğrulaması sonucunda kullanıcının 15 yaşından küçük olduğu belirlenirse hesap açma talebi kabul edilmeyecek.</p>

<p>Mevcut hesaplarda da aynı kural uygulanacak. Yaş doğrulaması sonucunda 15 yaşından küçük olduğu tespit edilen kullanıcıların hesapları kapatılacak. Ancak hesap kapatılmadan önce kullanıcıya bilgilendirme yapılması gerekecek.</p>

<p>Yönetmelik, yalnızca hesap açılışını değil, sosyal ağ hizmetinin sunulmasını da yaş şartına bağlıyor. Bu nedenle platformların mevcut kullanıcılarını da yaş gruplarına göre yeniden değerlendirmesi gerekecek.</p>

<p>15-18 yaş grubuna çocuklara özel hizmet sunulacak</p>

<p>15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşına ulaşmamış kullanıcılar, yetişkin kullanıcılarla aynı koşullarda hizmet alamayacak.</p>

<p>Bu yaş grubuna yönelik hesaplar, çocukların fiziksel, zihinsel, psikolojik, sosyal ve duygusal gelişimlerini gözeten özel güvenlik tedbirleriyle sunulacak.</p>

<p>Yönetmelikte çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet; çocuk kullanıcıların yaş ve gelişim özellikleri dikkate alınarak daha korumalı hesap ayarlarının, iletişim sınırlamalarının, içerik ve reklam tedbirlerinin uygulandığı hizmet modeli olarak düzenleniyor.</p>

<p>Platformlar, çocuk kullanıcıların tanımadıkları kişilerle iletişim kurmasını kolaylaştıran veya hesaplarının geniş kitlelere ulaşmasına neden olan özellikleri sınırlandırmak zorunda olacak.</p>

<p>Yaş doğrulaması e-Devlet üzerinden yapılacak</p>

<p>Yönetmeliğin en önemli hükümlerinden biri yaş doğrulamasına ilişkin.</p>

<p>Kullanıcıların yaş gruplarının belirlenmesi için e-Devlet Kapısı üzerinden yaş doğrulama belirteci oluşturulacak. Bu belirteç, kullanıcının 15 ve 18 yaş eşiklerinden hangilerini geçtiğini gösterecek.</p>

<p>Sosyal ağ sağlayıcıları, yaş doğrulama işlemi sırasında kullanıcının kesin doğum tarihine veya kimlik bilgilerinin tamamına erişmek zorunda olmayacak. Platformlara yalnızca yaş sınırının uygulanması için gerekli bilgi aktarılacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu sistemle bir yandan çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin yaş şartının uygulanması, diğer yandan sosyal ağ sağlayıcılarının gereğinden fazla kişisel veriye erişmemesi amaçlanıyor.</p>

<p>Yaş doğrulama yöntemlerinin güvenilir, teknik olarak uygulanabilir ve yanlış beyanlara karşı dayanıklı olması gerekecek. Platformlar, yaş doğrulama sisteminin aşılmasını önlemek için gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacak.</p>

<p>Mevcut hesaplar için son tarih 31 Mart 2027</p>

<p>Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce açılmış hesaplar için geçiş süreci öngörülüyor.</p>

<p>Mevcut hesapların, yaş doğrulama belirteciyle en geç 31 Mart 2027’ye kadar doğrulanması gerekecek. Bu tarihe kadar yaş doğrulaması yapılmayan hesaplar bakımından sosyal ağ sağlayıcılarının yönetmelikte öngörülen işlemleri uygulaması gerekecek.</p>

<p>Yaş doğrulaması sonucunda kullanıcının 15 yaşından küçük olduğu belirlenirse hesap kapatılacak. Kullanıcının 15 yaşını doldurduğu ancak 18 yaşına ulaşmadığı tespit edilirse hesap, çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet kapsamına alınacak.</p>

<p>Bu nedenle mevcut hesap sahiplerinin yalnızca yeni hesap açarken değil, mevcut hesaplarını kullanmaya devam ederken de yaş doğrulama sürecinden geçmesi gerekecek.</p>

<p>Çocuk hesapları varsayılan olarak gizli olacak</p>

<p>15-18 yaş grubundaki kullanıcıların hesapları varsayılan olarak gizli olacak.</p>

<p>Bu hesaplar kamuya açık hale getirilemeyecek. Çocuk kullanıcıların takipçi listeleri ve takip ettikleri hesaplar diğer kullanıcılar tarafından görüntülenemeyecek.</p>

<p>Çocuk hesaplarının başka kullanıcılara önerilmesi de sınırlandırılacak. Platformlar, çocuk kullanıcıların hesaplarını tanımadıkları kişilerin karşısına çıkaran öneri sistemlerini bu yaş grubuna göre düzenlemek zorunda olacak.</p>

<p>Çocuk hesaplarının iletişim rehberleri üzerinden bulunmasını sağlayan özellikler de sınırlandırılacak. Böylece telefon numarası veya rehber eşleşmesi yoluyla çocukların hesaplarına ulaşılması zorlaştırılacak.</p>

<p>Çocuklara kimler mesaj gönderebilecek?</p>

<p>Yönetmelik, çocuk kullanıcılarla doğrudan iletişime geçilmesine ilişkin de sınırlamalar getiriyor.</p>

<p>Çocuk kullanıcılar yalnızca takip ettikleri hesaplardan doğrudan mesaj alabilecek. Böylece çocukların tanımadıkları veya takip etmedikleri kişilerden mesaj almasının önüne geçilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>Çocuk hesaplarında mesajların okunup okunmadığını gösteren “görüldü” bilgisi de kullanılamayacak. Bu düzenlemeyle çocukların mesajlara yanıt vermeleri yönündeki sosyal baskının azaltılması hedefleniyor.</p>

<p>Platformların, çocuk kullanıcıların mesajlaşma özelliklerini yaş grubuna uygun biçimde sınırlandırması ve güvenli iletişim seçenekleri sunması gerekecek.</p>

<p>15-18 yaş grubunda canlı yayın yapılamayacak</p>

<p>Yönetmelik, çocuk kullanıcıların canlı yayın özelliklerine erişimini de sınırlandırıyor.</p>

<p>15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşına ulaşmamış kullanıcılar sosyal medya hesapları üzerinden canlı yayın açamayacak.</p>

<p>Canlı yayınlar, çocukların kişisel bilgilerinin, konumlarının veya günlük yaşamlarına ilişkin ayrıntıların geniş kitlelere ulaşmasına neden olabildiği için bu özellik çocuk hesaplarında kullanılamayacak.</p>

<p>Platformlar, çocuk kullanıcıların canlı yayınlara katılımı ve canlı yayınlarla etkileşimi bakımından da yönetmelikteki koruyucu tedbirleri uygulamak zorunda olacak.</p>

<p>Çocuklara kişiselleştirilmiş ticari reklam gösterilemeyecek</p>

<p>Çocuk kullanıcıların kişisel verilerinden davranış profili oluşturularak kişiselleştirilmiş ticari reklam gösterilmesine izin verilmeyecek.</p>

<p>Bu kapsamda platformlar, çocukların sosyal medya kullanım alışkanlıklarını, ilgi alanlarını veya davranışlarını analiz ederek onlara özel reklam hedeflemesi yapamayacak.</p>

<p>Düzenleme, çocukların ticari içeriklere karşı daha savunmasız olabileceği gerekçesiyle reklam uygulamalarına sınırlama getiriyor.</p>

<p>Çocuklara sunulan hizmetlerde reklamların yanıltıcı, manipülatif veya çocukların gelişimini olumsuz etkileyebilecek nitelikte olmaması gerekecek.</p>

<p>Sonsuz kaydırma ve kesintisiz içerik akışı sınırlandırılacak</p>

<p>Yönetmelik, sosyal medya platformlarının kullanıcıları uzun süre uygulamada tutmaya yönelik tasarım özelliklerini de kapsıyor.</p>

<p>Görsel içeriklerin kaydırma, dokunma veya benzeri hareketlerle sürekli ve ardışık biçimde sunulmasını sağlayan arayüz ve işlevler, çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet kapsamında kullanılamayacak.</p>

<p>Bu hüküm, sosyal medya platformlarında yaygın olarak kullanılan sonsuz kaydırma özelliğini doğrudan ilgilendiriyor.</p>

<p>Çocuk kullanıcıların bir içeriği görüntüledikten sonra herhangi bir bitiş noktası olmadan yeni içeriklere yönlendirilmesini sağlayan tasarımlar sınırlandırılacak.</p>

<p>Ayrıca çocuklarda bağımlılık geliştirme etkisi oluşturabilecek hizmetlerin sunulması da yasaklanacak. Platformların, çocukların kullanım süresini artırmaya veya onları sürekli etkileşimde tutmaya yönelik tasarım ve bildirim politikalarını gözden geçirmesi gerekecek.</p>

<p>Ebeveynlere kontrol araçları sunulacak</p>

<p>Sosyal ağ sağlayıcıları, ebeveynlerin çocukların hesaplarını ve kullanım alışkanlıklarını yönetebilmesi için ebeveyn kontrol araçları oluşturacak.</p>

<p>Anne, baba veya yasal temsilciler bu araçlar üzerinden çocukların hesap ayarlarını yönetebilecek. Sosyal medyada geçirilen süreye ilişkin sınırlamalar getirilebilecek.</p>

<p>Ebeveyn kontrol araçlarıyla çocukların belirli özelliklere erişimi kısıtlanabilecek, hesap gizlilik ayarları yönetilebilecek ve bazı işlemler için onay mekanizması kurulabilecek.</p>

<p>Ücretli üyelikler, uygulama içi satın almalar ve benzeri işlemler bakımından ebeveyn izni alınması ve harcama sınırı belirlenmesi mümkün olacak.</p>

<p>Bu araçların Türkçe dil desteğine sahip, kolay erişilebilir ve kullanıcıların rahatlıkla anlayabileceği şekilde tasarlanması gerekecek.</p>

<p>Ebeveyn kontrolü çocuğun tüm faaliyetlerini izleme anlamına gelmeyecek</p>

<p>Yönetmelik, ebeveynlere kontrol araçları sunarken çocukların kişisel verilerinin korunmasını da gözetiyor.</p>

<p>Ebeveyn kontrol araçlarının amacı, çocuğun hesabını ve kullanım süresini güvenli biçimde yönetmek olacak. Bu araçların çocukların tüm özel iletişim içeriklerine sınırsız erişim sağlayacak şekilde tasarlanmaması gerekecek.</p>

<p>Platformların, ebeveyn kontrolü ile çocuğun mahremiyeti arasında denge kurması ve yalnızca gerekli verileri işlemesi bekleniyor.</p>

<p>Sosyal ağ sağlayıcılarının yükümlülükleri artacak</p>

<p>Yönetmelik, sosyal ağ sağlayıcılarına yalnızca yaş doğrulama yükümlülüğü getirmiyor. Platformların çocuk kullanıcılar için teknik, idari ve içerik güvenliği tedbirleri alması da zorunlu hale geliyor.</p>

<p>Sosyal ağ sağlayıcılarının başlıca sorumlulukları şöyle sıralanıyor:</p>

<ul>
 <li>Yaş doğrulama sistemini uygulamak</li>
 <li>15 yaşından küçük çocuklara hesap açılmasını ve hizmet sunulmasını engellemek</li>
 <li>15-18 yaş grubuna çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet sunmak</li>
 <li>Çocuk hesaplarını varsayılan olarak gizli hale getirmek</li>
 <li>Çocukların tanımadıkları kişilerden mesaj almasını sınırlandırmak</li>
 <li>Çocuk kullanıcıların canlı yayın açmasını engellemek</li>
 <li>Kişiselleştirilmiş ticari reklam uygulamalarını sınırlandırmak</li>
 <li>Bağımlılık oluşturabilecek tasarım özelliklerini kullanmamak</li>
 <li>Ebeveyn kontrol araçları sunmak</li>
 <li>Yaş doğrulama ve çocuk güvenliği süreçlerine ilişkin gerekli teknik tedbirleri almak</li>
</ul>

<p>Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde ilgili mevzuat kapsamında idari ve diğer hukuki yaptırımlar gündeme gelebilecek.</p>

<p>Yönetmelik ne zaman yürürlüğe girecek?</p>

<p>10 Ekim 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik, 1 Kasım 2026’da yürürlüğe girecek.</p>

<p>Bu tarihten itibaren sosyal ağ sağlayıcılarının yeni hesap açılışlarında yaş doğrulama sistemini kullanması ve çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet kurallarını uygulaması gerekecek.</p>

<p>Mevcut hesapların yaş doğrulama sürecinin tamamlanması için ise 31 Mart 2027’ye kadar geçiş süresi tanındı.</p>

<p>Böylece düzenleme iki aşamalı olarak uygulanacak:</p>

<ol>
 <li>1 Kasım 2026: Yeni sistemin yürürlüğe girmesi</li>
 <li>31 Mart 2027: Mevcut hesapların yaş doğrulama sürecinin tamamlanması için son tarih</li>
</ol>

<p>Uygulamanın başarısı denetim ve teknik altyapıya bağlı</p>

<p>Yönetmelik, çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin kapsamlı kurallar getiriyor. Ancak düzenlemenin etkili olabilmesi, yaş doğrulama sisteminin güvenilir biçimde çalışmasına ve sosyal ağ sağlayıcılarının yükümlülüklere uyum sağlamasına bağlı olacak.</p>

<p>Özellikle yaş doğrulama sırasında kişisel verilerin korunması, yanlış yaş beyanlarının önlenmesi, çocuk hesaplarının yetişkin hesaplarından ayrıştırılması ve ebeveyn kontrol araçlarının kötüye kullanılmaması uygulamanın kritik başlıkları arasında yer alacak.</p>

<p>Platformların yeni kurallara uyum sağlamak için hesap açılış süreçlerini, öneri algoritmalarını, mesajlaşma sistemlerini, reklam modellerini ve ebeveyn kontrol panellerini yeniden düzenlemesi gerekecek.</p>

<p>1 Kasım 2026’da yürürlüğe girecek yönetmelik, Türkiye’de çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin yaş doğrulaması, hesap güvenliği, iletişim, reklam, canlı yayın ve ebeveyn denetimi bakımından yeni bir dönemi başlatacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hukuk</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sosyal-medyada-15-yas-siniri-basliyor-hesaplar-kapatilacak-e-devlet-ile-yas-dogrulamasi-yapilacak</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 09:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2198.jpeg" type="image/jpeg" length="75081"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sümerler İlaçları Nasıl Hazırlıyordu? Kil Tabletteki Reçeteler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sumerler-ilaclari-nasil-hazirliyordu-kil-tabletteki-receteler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sumerler-ilaclari-nasil-hazirliyordu-kil-tabletteki-receteler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antik Mezopotamya’nın Nippur kentinde bulunan yaklaşık 4 bin yıllık kil tablet, Sümerlerin ilaç hazırlama yöntemlerini günümüze taşıyor. Bitkiler, mineraller ve farklı maddelerle hazırlanan reçeteler, eski çağların eczacılık tarihine ışık tutuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugünkü Irak topraklarında bulunan antik Nippur kentinden çıkarılan bir kil tablet, Sümerlerin binlerce yıl önce ilaç hazırlama yöntemlerini yazılı olarak kaydettiğini gösteriyor. Üzerinde Sümerce çivi yazısıyla hazırlanmış reçeteler bulunan eser, tıp ve eczacılık tarihinin günümüze ulaşan en eski belgeleri arasında yer alıyor.</p>

<p><img alt="Sümerler İlaçları Nasıl Hazırlıyordu? 4 Bin Yıllık Tablet" class="detail-photo img-fluid" height="1072" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2183.jpeg" width="1320" /></p>

<p>CBS14221 envanter numarasıyla Pennsylvania Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Müzesi’nde (Penn Museum) korunan tablet, müze kataloğunda yaklaşık MÖ 2200 yılına tarihleniyor. Çivi Yazılı Dijital Kütüphane Girişimi (CDLI) ise eseri daha erken bir dönem olan MÖ 2500–2340 aralığında sınıflandırıyor.</p>

<p>Tarihlendirmedeki bu farklılığa rağmen tabletin önemi değişmiyor. Eser, Antik Mezopotamya’da çeşitli maddelerin ilaç hazırlamak amacıyla nasıl işlendiğini anlatan çok eski bir yazılı kaynak niteliği taşıyor.</p>

<p>NİPPUR’DA BULUNAN KİL TABLET</p>

<p>Nippur, Sümer dünyasının önemli dini ve kültürel merkezlerinden biriydi. Kentte yapılan arkeolojik kazılarda edebiyat, eğitim, hukuk, ekonomi ve gündelik yaşamla ilgili binlerce çivi yazılı tablet ortaya çıkarıldı.</p>

<p>Bunların arasında tıbbi reçeteler içeren CBS14221 numaralı tablet de bulunuyordu.</p>

<p>Eser, Pennsylvania Üniversitesi’nin 1888–1900 yılları arasında Nippur’da yürüttüğü kazılar sırasında çıkarıldı.</p>

<p><img alt="Sümerler İlaçları Nasıl Hazırlıyordu? 4 Bin Yıllık Tablet-1" class="detail-photo img-fluid" height="1609" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2185.jpeg" width="1032" /></p>

<p>Yaklaşık 15,4 santimetre yüksekliğinde, 9,3 santimetre genişliğinde ve 2,8 santimetre kalınlığındaki tablet, üç sütun hâlinde düzenlenmiş Sümerce metin taşıyor.</p>

<p>Ön yüzünün önemli bir bölümü zarar görmüş durumda. Arka yüzündeki yazılar ise daha iyi korunmuş.</p>

<p>Tablet bugün Penn Museum’un Orta Doğu galerilerinde sergileniyor.</p>

<p>SÜMERLER İLAÇLARI NASIL HAZIRLIYORDU?</p>

<p>Kil tablette yer alan tarifler, farklı maddelerin belirli işlemlerden geçirilerek hazırlanmasını anlatıyor.</p>

<p>Metinde bitkiler, bitki kökleri, tohumlar, yağlar ve başka doğal malzemelerle ilgili ifadeler bulunuyor.</p>

<p>Bazı reçetelerde maddelerin ezilmesi veya öğütülmesi isteniyor.</p>

<p>Ardından elde edilen karışımın bira gibi sıvılarla hazırlanması tarif ediliyor.</p>

<p>Bazı uygulamalarda hazırlanan karışımın içilmesi, bazılarında ise vücuda sürülmesi öngörülüyor.</p>

<p>Bu ayrıntılar, reçetelerin yalnızca kullanılacak maddelerin isimlerinden oluşmadığını gösteriyor.</p>

<p>Tablet, maddelerin nasıl işleneceğini ve hangi yolla uygulanacağını da açıklıyor.</p>

<p>İLAÇ HAZIRLAMADA BİRA KULLANILIYORDU</p>

<p>Tablet üzerindeki dikkat çekici ayrıntılardan biri, bira kullanımına ilişkin tarifler.</p>

<p>Sümer toplumunda bira, gündelik beslenme ve ekonomik yaşamda önemli bir yere sahipti.</p>

<p>Ancak Nippur tabletindeki bazı reçetelerde bira, içecek olmasının dışında ilaç hazırlanırken kullanılan bir sıvı olarak karşımıza çıkıyor.</p>

<p>Örneğin metnin yayımlanmış çevirilerinde bazı bitkisel maddelerin ezildikten sonra bira içinde hazırlanması ve elde edilen karışımın içilmesi tarif ediliyor.</p>

<p>Bu tür ifadeler, bira gibi günlük yaşamda kullanılan maddelerin tıbbi reçetelerde de yer alabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak metindeki bitki adlarının tamamı kesin olarak tanımlanabilmiş değil. Bu nedenle her reçetenin bugünkü bitki adlarıyla eksiksiz bir listesini oluşturmak mümkün olmuyor.</p>

<p>YAĞLAR, BİTKİLER VE FARKLI MALZEMELER</p>

<p>Penn Museum’un 1940 yılında yayımladığı Nippur Old Drugstore başlıklı incelemede, tablette geçen çeşitli malzemeler ele alınıyor.</p>

<p>Araştırmada bitkiler, tohumlar, tahıllar, tuz, susam yağı, sedir yağı ve farklı bitkisel maddelerden söz ediliyor.</p>

<p>Metnin bazı bölümlerinde malzemelerin dövülmesi, ısıtılması, karıştırılması, dökülmesi veya vücuda uygulanması gibi işlemler tarif ediliyor.</p>

<p>Bu ifadeler, Antik Mezopotamya’da ilaç hazırlamanın farklı aşamalardan oluşabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Tablet, yalnızca hangi maddelerin kullanıldığını değil, bunların hazırlanma biçimlerini de kayda geçiriyor.</p>

<p>TABLETTE HANGİ HASTALIKLAR ANLATILIYOR?</p>

<p>Nippur tabletinin en önemli özelliklerinden biri, reçetelerin hangi hastalıklar için hazırlandığının çoğu durumda açıkça belirtilmemesi.</p>

<p>Metinde belirtileri ayrıntılı biçimde açıklanan hastalar veya belirli bir hastalığın bütün aşamalarını anlatan vaka kayıtları bulunmuyor.</p>

<p>Bunun yerine ilaçların hazırlanması ve uygulanmasına ilişkin talimatlar öne çıkıyor.</p>

<p>Bu nedenle tabletin bütün tariflerini belirli hastalıklarla eşleştirmek doğru değil.</p>

<p>Örneğin bir karışımın içilmek üzere hazırlanması, onun hangi rahatsızlık için kullanıldığını tek başına açıklamıyor.</p>

<p>Aynı şekilde vücuda sürülmesi tarif edilen bir maddenin hangi hastalığı tedavi etmek amacıyla hazırlandığı da her zaman belirlenemiyor.</p>

<p>Bu belirsizlik, tabletin tarihsel değerini azaltmıyor. Aksine metnin neyi anlattığını ve hangi bilgileri vermediğini birbirinden ayırmayı gerekli kılıyor.</p>

<p>REÇETELER BİR DÜZEN İÇİNDE YAZILMIŞTI</p>

<p>Nippur tabletinde dikkat çeken başka bir özellik, tariflerin gelişigüzel sıralanmış kelimelerden oluşmaması.</p>

<p>Metinde kullanılacak malzemeler ile bunlara uygulanacak işlemler belirli bir düzen içinde aktarılıyor.</p>

<p>Bazı reçetelerde önce maddelerin hazırlanması, ardından sıvıyla karıştırılması ve son olarak uygulanması tarif ediliyor.</p>

<p>Bu yapı, tıbbi bilginin yazılı talimatlar hâlinde aktarılabildiğini gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak tabletin kim tarafından yazıldığı ve hangi kurumda kullanıldığı kesin olarak bilinmiyor.</p>

<p>Dolayısıyla eserin doğrudan bir hekim okuluna veya belirli bir tedavi merkezine ait olduğunu söylemek mümkün değil.</p>

<p>SÜMERLERİN HEKİMLİK ANLAYIŞI</p>

<p>Antik Mezopotamya’da hastalıklar yalnızca bedensel belirtiler üzerinden değerlendirilmezdi.</p>

<p>Dini inançlar, tanrılarla ilişkiler, koruyucu ritüeller ve çeşitli tedavi uygulamaları aynı kültürel dünyanın parçalarıydı.</p>

<p>Daha sonraki Mezopotamya metinlerinde ilaç tarifleriyle ritüel uygulamalarının yan yana bulunduğu çok sayıda örnek görülüyor.</p>

<p>Nippur tıp tabletinde ise özellikle maddelerin hazırlanmasına ilişkin talimatlar öne çıkıyor.</p>

<p>Bu durum, metni dönemin ilaç hazırlama bilgisi açısından önemli kılıyor.</p>

<p>Bununla birlikte tek bir tablet üzerinden bütün Sümer hekimlik anlayışını açıklamak mümkün değil.</p>

<p>TABLETİN ÜZERİNDE BÜYÜSEL İFADELER VAR MI?</p>

<p>Nippur tabletinin yayımlanmış tıbbi reçetelerinde, sonraki bazı Mezopotamya metinlerinde görülen uzun büyüsel yakarışlar ve tanrılara yönelik çağrılar belirgin bir yer tutmuyor.</p>

<p>Metnin ağırlıklı olarak maddeler ve hazırlama işlemleri üzerinde durması dikkat çekiyor.</p>

<p>Ancak bu durum, Sümer toplumunda dini ve büyüsel uygulamaların hekimlikten tamamen ayrı olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Antik Mezopotamya’nın farklı dönemlerinden günümüze ulaşan belgeler, tedavi ve dini uygulamaların çoğu zaman aynı kültürel çerçevede yer aldığını gösteriyor.</p>

<p>KİL TABLET NASIL OKUNDU?</p>

<p>Nippur’da bulunan çivi yazılı belgelerin okunması, Sümerce dilinin çözülmesi ve metinlerin karşılaştırılmasıyla mümkün oldu.</p>

<p>Tıp tabletinin bilimsel inceleme tarihi de uzun bir sürece dayanıyor.</p>

<p>Penn Museum’un 1940 yılında yayımladığı çalışma, eserin reçetelerine ve içerdiği malzemelere dikkat çekti.</p>

<p>Daha sonraki araştırmalarda Sümerce ifadeler yeniden incelendi ve bazı malzeme adlarının okunmasına ilişkin farklı değerlendirmeler yapıldı.</p>

<p>Bu nedenle tabletin erken dönem çevirilerinde kullanılan her bitki veya madde adının kesin kabul edilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Eski Mezopotamya tıp metinlerinin yorumlanması, dil bilimciler ve tıp tarihçileri açısından hâlâ önemli bir araştırma alanı.</p>

<p>DÜNYANIN İLK REÇETESİ Mİ?</p>

<p>Nippur tableti, tıp tarihinin bilinen en eski reçete koleksiyonlarından biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Ancak onu kesin biçimde dünyanın ilk ilaç reçetesi olarak tanımlamak ihtiyat gerektiriyor.</p>

<p>Çünkü Antik Mezopotamya’da tıbbi bilgilerin sözlü olarak aktarıldığı daha eski dönemler de bulunuyordu.</p>

<p>Ayrıca henüz keşfedilmemiş veya günümüze ulaşmamış yazılı belgelerin varlığı dışlanamaz.</p>

<p>Bu nedenle Nippur tabletinin önemi, bilinen en eski tıbbi reçete belgeleri arasında yer almasında bulunuyor.</p>

<p>4 BİN YILI AŞAN BİR ECZACILIK BELGESİ</p>

<p>CBS14221 numaralı kil tablet, Antik Mezopotamya’nın ilaç hazırlama geleneklerine ilişkin önemli bilgiler taşıyor.</p>

<p>Üzerindeki tariflerde bitkiler ve başka maddeler kullanılıyor, bunların öğütülmesi, sıvılarla karıştırılması ve farklı yollarla uygulanması anlatılıyor.</p>

<p>Metin, belirli hastalıkların ayrıntılı öykülerini vermese de ilaç hazırlama işlemlerinin yazılı olarak aktarılabildiğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Bugün Philadelphia’daki Penn Museum’da korunan bu küçük kil tablet, yaklaşık dört bin yılı aşkın bir geçmişten gelen tıbbi bilgi birikiminin somut tanıklarından biri.</p>

<p>Tıp tarihi açısından taşıdığı değer de burada yatıyor.</p>

<p>Nippur’da bir zamanlar kil üzerine yazılan reçeteler, binlerce yıl sonra Sümerlerin ilaç hazırlama dünyasını anlamamıza yardımcı oluyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Penn Museum — Medical Tablet, CBS14221. Nippur’da bulunan Sümerce tıp tabletinin resmî koleksiyon kaydı, tarihlendirmesi ve fiziksel özellikleri.</p>

<p>Penn Museum Bulletin — Nippur Old Drugstore. 1940. Kil tablette yer alan reçetelerin, kullanılan malzemelerin ve hazırlama yöntemlerinin tarihsel incelemesi.</p>

<p>Cuneiform Digital Library Initiative (CDLI) — P269190, RA 054, 058–059. CBS14221 numaralı Sümerce tıp tabletinin katalog kaydı, dönemi ve metin sınıflandırması.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sumerler-ilaclari-nasil-hazirliyordu-kil-tabletteki-receteler</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2187.jpeg" type="image/jpeg" length="71628"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Subay ve Astsubaylıkta Kalp Hastalıkları ve Ritim Bozuklukları Engel mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/subay-ve-astsubaylikta-kalp-hastaliklari-ve-ritim-bozukluklari-engel-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/subay-ve-astsubaylikta-kalp-hastaliklari-ve-ritim-bozukluklari-engel-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp çarpıntısı, ekstrasistol, üfürüm, sağ dal bloğu, mitral kapak prolapsusu veya yüksek tansiyon subay ve astsubay adaylarının sağlık muayenesinde en fazla endişe ettiği bulgular arasında. Ancak güncel mevzuatta her EKG değişikliği veya ritim farklılığı otomatik elenme nedeni değil. Bulguyu oluşturan kalp hastalığı, ritim bozukluğunun türü ve adayın tabi olduğu değerlendirme sütunu sonucu değiştirebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Subay ve astsubay adaylarının sağlık muayenesinde en çok merak ettiği alanlardan biri kardiyoloji.</p>

<p>“Kalbimde çarpıntı var, elenir miyim?”</p>

<p>“EKG’de sağ dal bloğu çıktı.”</p>

<p>“Ekstrasistol subaylığa engel mi?”</p>

<p>“Kalbimde minimal kaçak var.”</p>

<p>“Tansiyonum muayenede yüksek çıktı.”</p>

<p>“WPW olan biri astsubay olabilir mi?”</p>

<p>Bu soruların hiçbirine yalnızca EKG kâğıdına veya tek bir tansiyon ölçümüne bakılarak cevap verilemez.</p>

<p>Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği; kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarını hastalığın türü, oluşturduğu fonksiyon bozukluğu, ritim üzerindeki etkisi ve Hastalıklar Listesindeki karşılığı üzerinden değerlendiriyor.</p>

<p>HER KALP BULGUSU SUBAY VE ASTSUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Yönetmeliğin kalp hastalıklarını düzenleyen 42’nci maddesinin A diliminde dahi birçok farklı durum bulunuyor.</p>

<p>Bunlar arasında;</p>

<p>organik kalp hastalığına bağlı olmayan fizyolojik üfürümler,</p>

<p>sinüzal taşikardi ve sinüzal bradikardi,</p>

<p>bazı preeksitasyon durumları,</p>

<p>fonksiyon bozukluğu yapmayan bazı kalp yerleşim anomalileri,</p>

<p>organik nedene bağlı olmadığı gösterilmiş sağ dal blokları,</p>

<p>bazı seyrek ekstrasistoller,</p>

<p>hemodinamik bozukluk oluşturmayan bazı doğuştan anomaliler,</p>

<p>minimal kapak yetersizlikleri</p>

<p>ve başarıyla tedavi edilmiş bazı ritim bozuklukları yer alıyor.</p>

<p>Ancak burada çok önemli bir ayrıntı bulunuyor:</p>

<p>Bir rahatsızlığın A diliminde olması, subay veya astsubay adayının otomatik olarak kabul edileceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>A DİLİMİ NEDEN TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL?</p>

<p>Dış kaynaktan alınacak subay ve astsubay adaylarında Personel Adaylarının Hastalıklara Göre Değerlendirme Çizelgesi yani EK-D uygulanıyor.</p>

<p>Çizelgede iki ayrı subay ve astsubay aday değerlendirme sütunu bulunuyor:</p>

<p>(1) numaralı sütun.</p>

<p>(2) numaralı sütun.</p>

<p>Adayın sınıf ve branşına göre hangi sütunun uygulanacağı belirleniyor.</p>

<p>Madde 42’nin A dilimindeki bazı kalp durumları (1) numaralı sütunda eksi, (2) numaralı sütunda ise artı karşılık taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle aynı kardiyolojik bulgu farklı sınıf veya branştaki iki aday açısından farklı sonuç doğurabilir.</p>

<p>ÇARPINTI SUBAY VE ASTSUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Çarpıntı bir hastalık adı değil, belirtidir.</p>

<p>Heyecan, kafein tüketimi, uykusuzluk, tiroit hastalığı, kansızlık veya fizyolojik nedenler çarpıntıya yol açabileceği gibi ritim bozuklukları da aynı şikâyeti oluşturabilir.</p>

<p>Bu nedenle sağlık değerlendirmesinde esas olan “çarpıntım var” ifadesi değil, çarpıntının altında hangi ritim veya kalp hastalığının bulunduğudur.</p>

<p>Örneğin sinüzal taşikardi yönetmelikte A diliminde yer alırken daha ciddi ve tekrarlayan taşikardiler farklı dilimlerde değerlendirilebiliyor.</p>

<p>SİNÜZAL TAŞİKARDİ ENGEL Mİ?</p>

<p>Sinüzal taşikardi Madde 42/A-2 içerisinde düzenleniyor.</p>

<p>Aynı fıkrada sinüzal bradikardi, labil hipertansiyon, postural hipotansiyon, vazovagal senkop ve nörosirkülatuvar asteni gibi durumlar da bulunuyor.</p>

<p>Ancak 42/A-2 için adayın değerlendirme sütunu önem taşıyor.</p>

<p>EK-D’de bu fıkra (1) numaralı subay ve astsubay aday değerlendirme sütununda eksi, (2) numaralı sütunda ise artı olarak gösteriliyor.</p>

<p>Dolayısıyla yalnızca “sinüzal taşikardi A dilimidir, kesin geçer” denilemez.</p>

<p>SİNÜZAL BRADİKARDİ ENGEL Mİ?</p>

<p>Sinüzal bradikardi de aynı 42/A-2 fıkrasında.</p>

<p>Özellikle düzenli spor yapan gençlerde düşük istirahat nabzı fizyolojik olabiliyor.</p>

<p>Ancak adaylık değerlendirmesinde bradikardinin yalnızca rakamına değil, altında organik bir kalp hastalığı bulunup bulunmadığına ve adayın tabi olduğu EK-D sütununa bakılıyor.</p>

<p>EKSTRASİSTOL SUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Ekstrasistol konusunda “var veya yok” şeklinde değerlendirme yapılmıyor.</p>

<p>Yönetmelikte kalp hastalığı tespit edilmeyen;</p>

<p>seyrek unifokal ventriküler prematüre atımlar,</p>

<p>seyrek atriyal ekstrasistoller,</p>

<p>seyrek nodal ekstrasistoller</p>

<p>A diliminde düzenlenmiş durumda.</p>

<p>Ancak bunların yer aldığı 42/A-6 fıkrası da (1) ve (2) numaralı aday sütunlarında farklı değerlendiriliyor.</p>

<p>(1) numaralı sütunda eksi, (2) numaralı sütunda artı karşılığı bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle “bir tane ekstrasistol çıktı, kesin elenirim” demek de “seyrek ekstrasistol hiçbir zaman sorun değildir” demek de doğru değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>SIK EKSTRASİSTOLDE DURUM DEĞİŞİYOR</p>

<p>Sık gelen ve tedaviye dirençli ritim bozuklukları daha ağır değerlendiriliyor.</p>

<p>Couplet, bigemine veya salvo biçiminde sık gelen ventriküler ya da supraventriküler prematüre atımlar yönetmeliğin B diliminde bulunuyor.</p>

<p>B dilimindeki hastalıklar dış kaynaktan alınacak subay ve astsubay adayları açısından kabul edilmiyor.</p>

<p>Dolayısıyla ekstrasistolün sayısı, şekli ve eşlik eden kalp hastalığı önem taşıyor.</p>

<p>SAĞ DAL BLOĞU SUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmelikte organik bir nedene bağlı olmadığı girişimsel veya girişimsel olmayan incelemelerle gösterilmiş tam sağ dal blokları A diliminde yer alıyor.</p>

<p>Üstelik bu fıkra EK-D’de adaylar için ayrıca eksi olarak gösterilen fıkralar arasında bulunmuyor.</p>

<p>EK-D açıklamasına göre A diliminde olup tabloda ayrıca belirtilmeyen fıkralar artı kabul ediliyor.</p>

<p>Bu nedenle organik kalp hastalığının bulunmadığı gösterilmiş sağ dal bloğu ile sol dal bloğunun aynı şekilde değerlendirilmesi doğru değil.</p>

<p>SOL DAL BLOĞUNDA DURUM FARKLI</p>

<p>Nedeni bulunamayan ve başka kalp hastalığıyla birlikte olmayan sol dal blokları B diliminde düzenleniyor.</p>

<p>B dilimi dış kaynak subay ve astsubay adayları açısından olumsuz.</p>

<p>Dolayısıyla “dal bloğu” ifadesi tek başına yeterli değil.</p>

<p>Bloğun sağ mı sol mu olduğu ve altında organik kalp hastalığının bulunup bulunmadığı büyük önem taşıyor.</p>

<p>KALPTE ÜFÜRÜM SUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Her üfürüm kalp hastalığı anlamına gelmez.</p>

<p>Sebebi bulunmayan ve organik kalp hastalığına bağlı olmayan fizyolojik üfürümler 42/A-1 kapsamında.</p>

<p>Bu fıkra EK-D’de ayrıca eksi olarak gösterilmediğinden A dilimindeki genel kabul kuralı kapsamında değerlendiriliyor.</p>

<p>Ancak üfürümün fizyolojik olduğunun ortaya konulması gerekiyor.</p>

<p>Üfürümün altında kalp kapak hastalığı bulunması halinde değerlendirme tamamen değişebilir.</p>

<p>MİTRAL KAPAK PROLAPSUSU ENGEL Mİ?</p>

<p>Her mitral kapak prolapsusu aynı değil.</p>

<p>Gradient oluşturmayan, önemli yetmezlik gelişmemiş ve hemodinamik fonksiyon bozukluğu yapmamış mitral kapak prolapsusu A dilimi içerisinde düzenleniyor.</p>

<p>Ancak mitral kapak prolapsusuna ciddi ritim bozukluğu veya daha belirgin kapak yetersizliği eşlik ederse durum daha ağır dilime geçebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca EKO raporunda “MVP” yazması üzerinden kesin sonuç çıkarılamaz.</p>

<p>KALP KAPAĞINDA MİNİMAL KAÇAK ENGEL Mİ?</p>

<p>Ekokardiyografide minimal mitral, triküspit veya diğer kapak yetersizliklerine oldukça sık rastlanabiliyor.</p>

<p>Yönetmelikte kalp kapak yapısının normal olduğu, 1’inci dereceyi aşmayan minimal kapak yetersizlikleri A diliminde sayılıyor.</p>

<p>Buna karşılık orta dereceli kapak yetersizlikleri B diliminde.</p>

<p>İleri dereceli veya önemli komplikasyon oluşturan organik kapak hastalıkları ise daha ağır değerlendirmelere tabi.</p>

<p>Yani EKO’da “kaçak” kelimesinin görülmesi tek başına elenme anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kaçağın derecesi ve kapağın yapısal durumu önemli.</p>

<p>PFO SUBAY VE ASTSUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Patent foramen ovale yani PFO da yönetmelikte özel olarak sayılan kalp bulgularından.</p>

<p>Hemodinamik fonksiyon bozukluğu yapmayan PFO, bazı diğer doğuştan anomalilerle birlikte 42/A-7 içerisinde değerlendiriliyor.</p>

<p>EK-D’de bu fıkra adaylar için ayrıca olumsuz olarak listelenmediğinden A dilimindeki genel kabul kuralı uygulanıyor.</p>

<p>Ancak PFO’nun komplikasyon oluşturduğu veya başka kardiyak sorunlarla birlikte bulunduğu durumlar ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>BİKÜSPİT AORT KAPAĞI ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmelik biküspit aort kapağını da tek başına otomatik olumsuz kabul etmiyor.</p>

<p>Gradient yapmamış, kapak yetersizliği oluşturmamış ve aort çapı normal sınırlar içerisinde bulunan biküspit aorta A diliminde tanımlanıyor.</p>

<p>Ancak kapakta darlık, önemli yetmezlik veya aort genişlemesi gelişmesi durumunda aynı değerlendirme geçerli olmayabilir.</p>

<p>WPW SUBAY VE ASTSUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Wolff-Parkinson-White yani WPW sendromu yönetmelikte B diliminde açıkça yer alıyor.</p>

<p>B dilimindeki hastalıklar dış kaynaktan subay ve astsubay adaylarında “olamaz” kararı verilen grupta.</p>

<p>Burada aritmiye neden olmayan bazı preeksitasyon bulgularıyla gerçek WPW sendromunun birbirine karıştırılmaması gerekiyor.</p>

<p>ABLASYON OLMAK ENGEL Mİ?</p>

<p>Ritim bozukluklarında ablasyonun sonucu önem taşıyor.</p>

<p>Yönetmelikte elektrofizyolojik çalışma ve kateter ablasyonu ile komplikasyonsuz şekilde tedavi edilmiş ve nüks görülmemiş bazı aritmiler 42/A-8 içerisinde yer alıyor.</p>

<p>Bu fıkra EK-D’de ayrıca olumsuz olarak işaretlenmediğinden A dilimindeki genel kabul kuralı kapsamında değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Ancak ablasyondan sonra ritim bozukluğu tekrar etmişse durum farklı.</p>

<p>Kateter ablasyonu uygulanmasına rağmen sonradan nüks eden ventriküler taşikardi dışındaki aritmiler B diliminde düzenleniyor.</p>

<p>Yaşamı tehdit eden ventriküler taşikardi veya ventriküler fibrilasyon gibi ritim bozuklukları ise çok daha ağır hükümler kapsamında.</p>

<p>SVT SUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Supraventriküler taşikardinin türü ve sıklığı belirleyici.</p>

<p>Sık gelen ve kişinin çalışmasına engel olan paroksismal supraventriküler taşikardiler B diliminde yer alıyor.</p>

<p>Buna karşılık başarılı ablasyon sonrası komplikasyonsuz ve nükssüz bazı aritmiler A diliminde değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle “SVT tanısı aldım” bilgisi tek başına kesin sonucu göstermez.</p>

<p>ATRİYAL FİBRİLASYON ENGEL Mİ?</p>

<p>Kronik atriyal fibrilasyon, sık tekrarlayan paroksismal atriyal fibrilasyon ve benzeri önemli ritim bozuklukları D diliminde değerlendirilen ciddi kardiyak hastalıklar arasında.</p>

<p>D dilimindeki durumlar dış kaynak subay ve astsubay adaylığı açısından kabul edilmiyor.</p>

<p>BRUGADA VE UZUN QT SENDROMU</p>

<p>Uzun QT, kısa QT ve Brugada sendromu gibi ani kardiyak ölüm riski yüksek hastalıklar yönetmeliğin D diliminde açıkça düzenleniyor.</p>

<p>Bu hastalıklar basit EKG varyasyonlarıyla aynı kategoriye konulmuyor.</p>

<p>TANSİYON YÜKSEKLİĞİ SUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Tansiyon değerlendirmesinde tek bir ölçümden sonuç çıkarmamak gerekiyor.</p>

<p>Yönetmelikte labil hipertansiyon A diliminde yer alıyor.</p>

<p>Buna karşılık bazal koşullarda 40 yaşına kadar, 40 yaş dahil, 150/95 mmHg’nin üzerinde olup belirli bir dinlenme süresinden sonra da yüksek kalmaya devam eden komplikasyonsuz hipertansiyon B diliminde değerlendiriliyor.</p>

<p>40 yaşından sonra bu yönetmelik eşiği 160/100 mmHg.</p>

<p>Buradaki rakamların günlük tıpta hipertansiyon tanısı koymak için kullanılan genel klinik eşikler olmadığı özellikle vurgulanmalı.</p>

<p>Bunlar Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin hastalıkları sınıflandırmak için kullandığı idari sağlık kriterleri.</p>

<p>TEK SEFER 150/95 ÇIKMASI ELENME NEDENİ Mİ?</p>

<p>Hayır, yönetmelik yalnızca tek bir ölçümden bahsetmiyor.</p>

<p>Kan basıncının bazal şartlarda yüksek olması ve belirli bir süre dinlenmeye rağmen yüksekliğin sürmesi esas alınıyor.</p>

<p>Ayrıca labil hipertansiyon ayrı bir A-dilimi başlığı altında değerlendiriliyor.</p>

<p>Bu nedenle sınav heyecanıyla tek sefer yüksek tansiyon ölçülmesi ile kalıcı hipertansiyon aynı şey değil.</p>

<p>Bununla birlikte kesin değerlendirmeyi sağlık kurulu yapar.</p>

<p>KOMPLİKASYONLU HİPERTANSİYONDA DURUM DAHA CİDDİ</p>

<p>Yüksek tansiyon;</p>

<p>böbrek,</p>

<p>beyin,</p>

<p>göz</p>

<p>veya kalpte</p>

<p>önemli komplikasyona yol açmışsa D diliminde değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca tansiyon rakamları değil, hipertansiyonun organ hasarı oluşturup oluşturmadığı da önemli.</p>

<p>DOĞUŞTAN KALP HASTALIĞI ENGEL Mİ?</p>

<p>Doğuştan kalp hastalıklarında tek bir kural yok.</p>

<p>Fonksiyon bozukluğu yapmayan bazı küçük anomaliler A diliminde yer alabiliyor.</p>

<p>Buna karşılık ameliyatla tam olarak düzeltilmiş bazı asiyanotik konjenital kalp hastalıkları bile B diliminde düzenlenmiş durumda.</p>

<p>Ameliyat olmamış veya ameliyatla tam düzeltilmemiş konjenital kalp hastalıkları ise daha ağır kategorilerde değerlendiriliyor.</p>

<p>Bu nedenle “doğuştan kalp deliğim ameliyatla kapatıldı” ifadesi tek başına adayın sağlık sonucunu belirlemiyor.</p>

<p>KALP AMELİYATI GEÇİREN ADAYLAR</p>

<p>Kalp ameliyatlarında önceki haberimizde anlattığımız genel “ameliyat oldum ama iyileştim” yaklaşımı özellikle yetersiz.</p>

<p>Koroner damar hastalıkları, kalp kapağı ameliyatları, doğumsal kalp hastalıklarının cerrahisi, pacemaker ve diğer kardiyak girişimlerin her biri yönetmelikte farklı hükümlere tabi.</p>

<p>Bazı başarılı işlemler bile Hastalıklar Listesinin B veya D diliminde yer alabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle kardiyak ameliyat geçmişinde operasyonun türünün mutlaka bilinmesi gerekiyor.</p>

<p>PACEMAKER ENGEL Mİ?</p>

<p>Organik veya nedeni bilinmeyen atriyoventriküler ya da ventrikül içi ritim bozuklukları nedeniyle pacemaker takılması B diliminde düzenleniyor.</p>

<p>Daha ağır ritim bozuklukları nedeniyle kardiyoverter defibrilatör cihazı takılmış olması ise D dilimindeki ciddi durumlar arasında.</p>

<p>KALP KRİZİ GEÇİRMİŞ OLMAK</p>

<p>Miyokard enfarktüsü yani kalp krizi geçmişi de yönetmelikte ayrı ve ağır hükümlerle ele alınıyor.</p>

<p>Kalp krizinden sonra belirti kalmasa bile EKG sekeli bulunan durumlar ile önemli kardiyovasküler komplikasyonların devam ettiği tablolar D diliminde düzenlenmiş durumda.</p>

<p>KARDİYOMİYOPATİLER</p>

<p>EKG, ekokardiyografi, görüntüleme, kateter veya biyopsi gibi yöntemlerle saptanan kardiyomiyopatiler de D diliminde.</p>

<p>Dolayısıyla kalp kasının yapısal hastalıkları basit çarpıntı veya fizyolojik ritim değişiklikleriyle aynı şekilde değerlendirilmiyor.</p>

<p>EKG’DE BİR ŞEY ÇIKMASI KESİN ELENME Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>EKG bir tanı aracıdır.</p>

<p>Sinüzal taşikardi, bradikardi, dal bloğu, ekstrasistol veya preeksitasyon gibi birçok farklı bulgu gösterebilir.</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinde EKG bulgusunun;</p>

<p>organik kalp hastalığına bağlı olup olmadığı,</p>

<p>ne sıklıkta görüldüğü,</p>

<p>semptom oluşturup oluşturmadığı,</p>

<p>kalbin pompalama fonksiyonunu etkileyip etkilemediği,</p>

<p>ekokardiyografide yapısal bozukluk bulunup bulunmadığı</p>

<p>önem kazanır.</p>

<p>Gerekli durumlarda kardiyoloji uzmanı ekokardiyografi, ritim takibi, efor testi veya ileri tetkiklerle bulgunun niteliğini ortaya koyabilir.</p>

<p>EKO’DA MİNİMAL BULGU ÇIKMASI NE ANLAMA GELİYOR?</p>

<p>Ekokardiyografi günümüzde çok küçük anatomik ve fonksiyonel farklılıkları gösterebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle EKO raporunda bir bulgu bulunması her zaman klinik olarak önemli kalp hastalığı anlamına gelmez.</p>

<p>Yönetmelikte de hemodinamik bozukluk oluşturmayan bazı anomaliler ve minimal kapak yetersizlikleri ile orta veya ileri dereceli kapak hastalıkları birbirinden açık şekilde ayrılıyor.</p>

<p>“Kalpte kaçak var” şeklindeki genel bir ifade bu nedenle yeterli değil.</p>

<p>Kaçağın derecesinin bilinmesi gerekiyor.</p>

<p>(1) VE (2) NUMARALI ADAY SÜTUNLARI NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Kalp hastalıkları bu ayrımın aday açısından ne kadar önemli olduğunu gösteren en açık örneklerden biri.</p>

<p>Madde 42/A’nın;</p>

<p>sinüzal taşikardi ve bradikardiyi de içeren 2’nci,</p>

<p>aritmi oluşturmayan bazı preeksitasyonları içeren 3’üncü,</p>

<p>fonksiyon bozukluğu yapmayan bazı kalp yerleşim anomalilerini içeren 4’üncü,</p>

<p>seyrek ekstrasistolleri içeren 6’ncı</p>

<p>fıkraları (1) numaralı aday değerlendirme sütununda eksi, (2) numaralı sütunda artı karşılığa sahip.</p>

<p>Buna karşılık A diliminde olup EK-D’de ayrıca yer almayan fıkralar yönetmeliğin açıklaması gereğince artı kabul ediliyor.</p>

<p>Dolayısıyla adayın yalnızca hastalık maddesini değil, hangi değerlendirme sütununa tabi olduğunu da bilmesi gerekiyor.</p>

<p>B VE D DİLİMİNDEKİ KALP HASTALIKLARI NE OLUR?</p>

<p>Dış kaynaktan alınacak subay ve astsubay adaylarında bu konuda kural net.</p>

<p>Hastalıklar Listesinin B veya D dilimine giren hastalıklar hakkında “Muvazzaf/Sözleşmeli Subay veya Astsubay Olamaz” kararı veriliyor.</p>

<p>Bu nedenle A dilimindeki bir fizyolojik veya hafif bulguyla B ya da D dilimindeki yapısal veya ciddi ritim hastalığını birbirine karıştırmamak gerekiyor.</p>

<p>KISA CEVAPLAR</p>

<p>Fizyolojik üfürüm: Organik kalp hastalığı yoksa A diliminde.</p>

<p>Sinüzal taşikardi/bradikardi: A diliminde ancak aday sütununa göre sonuç değişebilir.</p>

<p>Seyrek ekstrasistol: Organik kalp hastalığı yoksa A diliminde; aday sütunu önemlidir.</p>

<p>Sık ve tedaviye dirençli ekstrasistol: B diliminde.</p>

<p>Organik nedene bağlı olmayan sağ dal bloğu: A diliminde.</p>

<p>Sol dal bloğu: Yönetmelikte B dilimindeki durumlar arasında.</p>

<p>Minimal kapak yetersizliği: Belirlenen şartlarda A diliminde.</p>

<p>Orta dereceli kapak yetersizliği: B diliminde.</p>

<p>Hemodinamik bozukluk oluşturmayan PFO: A diliminde.</p>

<p>Komplikasyonsuz belirli biküspit aort: A diliminde.</p>

<p>WPW sendromu: B diliminde.</p>

<p>Başarılı ve nükssüz bazı ablasyonlar: A diliminde değerlendirilebilir.</p>

<p>Nüks eden bazı ritim bozuklukları: B diliminde.</p>

<p>Atriyal fibrilasyonun ciddi ve tekrarlayan biçimleri: D diliminde.</p>

<p>Brugada, uzun QT ve kısa QT: D diliminde.</p>

<p>Komplikasyon oluşturmuş hipertansiyon: D diliminde.</p>

<p>Kardiyomiyopati: D diliminde.</p>

<p>EN ÖNEMLİ SONUÇ</p>

<p>Subay ve astsubay adaylarında kardiyoloji değerlendirmesi “EKG normal mi, değil mi?” sorusundan ibaret değil.</p>

<p>Bir adayda görülen hafif bir ritim farklılığı fizyolojik veya A diliminde olabilirken, benzer bir şikâyetin altında adaylığa engel ciddi bir ritim veya yapısal kalp hastalığı bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle üç bilgi birlikte değerlendirilmelidir:</p>

<p>Tanının tam adı.</p>

<p>Hastalıklar Listesindeki madde, dilim ve fıkrası.</p>

<p>Adayın tabi olduğu EK-D değerlendirme sütunu.</p>

<p>Kesin sağlık kararı bunların yetkili sağlık kurulu tarafından birlikte değerlendirilmesiyle verilir.</p>

<p>TIBBİ VE İDARİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı, bayılma, ciddi nefes darlığı veya eforla ortaya çıkan kardiyak yakınmalar yalnızca mesleğe giriş açısından değil, kişinin sağlığı açısından da değerlendirilmelidir. Adaylık uğruna ilaç bırakılması, tanının gizlenmesi veya hekim önerisi olmadan tedavinin değiştirilmesi doğru değildir. Subay ve astsubay adaylığı açısından bağlayıcı karar yürürlükteki Sağlık Yeteneği Yönetmeliği, adayın tabi olduğu EK-D sütunu ve yetkili sağlık kurulunun değerlendirmesidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği.</p>

<p>Personel Adaylarının Hastalıklara Göre Değerlendirme Çizelgesi (EK-D).</p>

<p>Millî Savunma Bakanlığı Personel Temin Sistemi – Hukuki Mevzuat. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/subay-ve-astsubaylikta-kalp-hastaliklari-ve-ritim-bozukluklari-engel-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 08:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/genel/subay-ve-astsubay-saglik-sartlari.jpg" type="image/jpeg" length="46663"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Glokom Tedavisinde Yeni Umut: ER-100 Gen Tedavisinin İlk İnsan Sonuçları Açıklandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/glokom-tedavisinde-yeni-umut-er-100-gen-tedavisinin-ilk-insan-sonuclari-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/glokom-tedavisinde-yeni-umut-er-100-gen-tedavisinin-ilk-insan-sonuclari-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz sinirindeki hasarı onarmayı hedefleyen ER-100 adlı deneysel gen tedavisinin ilk klinik sonuçları açıklandı. Üç glokom hastasının ikisinde görme alanı testlerinde iyileşme gözlenirken, tedaviye bağlı ciddi bir güvenlik sorunu bildirilmedi. Bilim insanları, bulguların umut verici ancak henüz kesin sonuç çıkarmak için yetersiz olduğunu vurguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yaşa bağlı görme kaybı ve glokom tedavisinde yeni bir yaklaşım olarak geliştirilen ER-100 adlı deneysel gen tedavisinden ilk insan verileri geldi. ABD merkezli biyoteknoloji şirketi Life Biosciences, 8 Ekim 2026 tarihinde açıkladığı Faz 1 araştırmasının ara sonuçlarında, tedavi uygulanan üç hastanın ikisinde görme alanı ölçümlerinde iyileşme saptandığını duyurdu.</p>

<p>Hücrelerin yaşlanmayla değişen gen faaliyetlerini yeniden düzenlemeyi amaçlayan tedavi, hasar görmüş göz siniri hücrelerinin işlevlerini geri kazanıp kazanamayacağını araştırıyor.</p>

<p>İlk sonuçlar, yalnızca mevcut görmeyi korumaya değil, kaybedilmiş görme fonksiyonlarının bir bölümünü geri kazandırmaya yönelik tedaviler geliştirilmesi açısından dikkat çekiyor. Ancak araştırmanın henüz erken aşamada olması, sonuçların temkinli değerlendirilmesini gerektiriyor.</p>

<p>Üç Hastanın İkisinde Görme Alanı İyileşti</p>

<p>ER-100'ün ilk klinik değerlendirmesinde açık açılı glokom tanısı bulunan üç hasta yer aldı.</p>

<p>Hastalara göz içine tek doz gen tedavisi uygulandı. Ardından tedavinin hedeflenen genleri etkinleştirmesi amacıyla 56 gün boyunca ağızdan doksisiklin verildi.</p>

<p>Araştırmanın ilk 56 günlük değerlendirmesinde, üç hastada da ER-100'e doğrudan bağlanan ciddi bir yan etki veya doz sınırlayıcı toksisite bildirilmedi.</p>

<p>Görme alanı testleri ise iki hastada olumlu değişiklikler ortaya koydu.</p>

<p>Humphrey görme alanı testiyle yapılan değerlendirmede, bu iki hastanın her birinde ölçülen noktaların en az yüzde 28'inde ışık duyarlılığının 4 desibelden fazla arttığı belirlendi.</p>

<p>Bu sonuç, hastaların görme alanının tamamının yüzde 28 oranında düzeldiği anlamına gelmiyor. Bulgular, görme alanında incelenen belirli noktalarda ölçülebilir duyarlılık artışını gösteriyor.</p>

<p>Söz konusu değişimin kalıcı olup olmadığı ve günlük görme işlevine ne ölçüde yansıdığı henüz bilinmiyor.</p>

<p>ER-100 Nedir, Nasıl Çalışıyor?</p>

<p>ER-100, kısmi epigenetik yeniden programlama olarak adlandırılan bilimsel yaklaşıma dayanan deneysel bir gen tedavisi.</p>

<p>Epigenetik mekanizmalar, hücrelerde DNA dizisini değiştirmeden genlerin ne zaman ve ne ölçüde çalışacağını düzenliyor.</p>

<p>Yaşlanma ve çeşitli hastalık süreçlerinde bu düzenin değişmesi, hücrelerin normal işlevlerini sürdürmesini zorlaştırabiliyor.</p>

<p>ER-100, OCT4, SOX2 ve KLF4 adı verilen üç genetik düzenleyicinin kontrollü biçimde çalıştırılmasını hedefliyor. OSK olarak adlandırılan bu üç faktör, hücrelerin gen faaliyetlerini daha genç hücrelerde görülen örüntülere yaklaştırmayı amaçlıyor.</p>

<p>Tedavide, genetik materyalin göz hücrelerine taşınması için AAV2 adı verilen viral vektör kullanılıyor.</p>

<p>Araştırmacılar, bu yöntemle hasar görmüş retina ganglion hücrelerinin işlevlerini iyileştirmenin mümkün olup olmadığını inceliyor.</p>

<p>Ancak insanlarda hücresel gençleşmenin gerçekleştiği henüz kanıtlanmış değil. İlk klinik veriler, tedavinin uygulanabilirliği ve kısa dönem güvenliği konusunda bilgi sağlıyor.</p>

<p>Glokomda Neden Önemli?</p>

<p>Glokom, gözden beyne görsel bilgileri taşıyan görme sinirinin ilerleyici biçimde hasarlandığı hastalıklar grubunu oluşturuyor.</p>

<p>Hastalık çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebiliyor. Özellikle çevresel görme alanında başlayan kayıplar, ileri evrelerde ciddi görme bozukluğuna yol açabiliyor.</p>

<p>Günümüzde kullanılan göz damlaları, lazer uygulamaları ve cerrahi yöntemler ağırlıklı olarak göz içi basıncını düşürerek hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı amaçlıyor.</p>

<p>Ancak mevcut tedaviler, kaybedilmiş görme siniri fonksiyonlarını güvenilir biçimde geri kazandıramıyor.</p>

<p>ER-100'ü farklı kılan nokta da burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Araştırmacılar, yalnızca yeni hasarı önlemek yerine, daha önce zarar görmüş sinir hücrelerinin işlevlerini yeniden iyileştirmeyi hedefliyor.</p>

<p>Bu yaklaşımın başarılı olması halinde glokom ve bazı diğer optik nöropatiler için yeni tedavi seçenekleri geliştirilebilir.</p>

<p>Araştırmanın Temelinde Daha Önce Yapılan Deneyler Var</p>

<p>ER-100 araştırmasının bilimsel temeli, hücrelerin epigenetik düzeninin yeniden programlanmasına yönelik deneysel çalışmalara dayanıyor.</p>

<p>Harvard Üniversitesi araştırmacılarının 2020 yılında Nature dergisinde yayımladığı çalışma, OSK faktörlerinin farelerde retina sinir hücrelerinin işlevleri üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceğini göstermişti.</p>

<p>Deneysel modellerde gözlenen bu sonuçlar, kısmi epigenetik yeniden programlamanın görme siniri hasarını onarmada kullanılabileceği düşüncesini güçlendirdi.</p>

<p>Daha sonraki klinik öncesi araştırmaların ardından ER-100, insanlarda değerlendirilmek üzere geliştirildi.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Ocak 2026'da tedavinin klinik araştırmalarda incelenmesine izin verdi.</p>

<p>Bu izin, ilacın etkinliğinin kanıtlandığı veya rutin hasta kullanımına onaylandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmada Yeni Doz Aşamasına Geçiliyor</p>

<p>İlk üç hastaya 200 milyar viral genom içeren ER-100 dozu uygulandı.</p>

<p>Çalışmanın güvenlik verilerini değerlendiren bağımsız izleme kurulunun önerisiyle araştırmanın daha yüksek doz aşamasına ilerlemesi kararlaştırıldı.</p>

<p>Yeni hasta grubunda dozun üç katına çıkarılarak 600 milyar viral genom düzeyine yükseltilmesi planlanıyor.</p>

<p>Araştırmacılar, daha yüksek dozun güvenlik profilini ve görme fonksiyonları üzerindeki olası etkilerini inceleyecek.</p>

<p>Life Biosciences Bilim Direktörü Sharon Rosenzweig-Lipson, erken güvenlik bulgularının ve iki hastada gözlenen görme alanı değişikliklerinin araştırmanın devamı açısından cesaret verici olduğunu belirtti.</p>

<p>Klinik araştırma, açık açılı glokomun yanı sıra göz sinirine kan akışının bozulmasıyla ortaya çıkan arteritik olmayan anterior iskemik optik nöropatiyi (NAION) de kapsıyor.</p>

<p>Görme Kaybının Geri Döndüğü Kanıtlandı mı?</p>

<p>İlk bulgular dikkat çekici olsa da ER-100'ün glokom nedeniyle kaybedilen görmeyi geri kazandırdığı sonucuna henüz ulaşılamıyor.</p>

<p>Araştırmanın bu aşamasında yalnızca üç hastanın değerlendirilmiş olması önemli bir sınırlılık oluşturuyor.</p>

<p>Çalışmada karşılaştırma yapılabilecek bir kontrol grubu da bulunmuyor. Bu nedenle görme alanındaki değişikliklerin doğrudan ilaçtan kaynaklandığını kesin olarak söylemek mümkün değil.</p>

<p>Ayrıca görme alanı testlerinde zaman içinde ölçüm farklılıkları ortaya çıkabiliyor. Tedavinin gerçek etkisinin anlaşılması için daha geniş hasta gruplarından, tekrarlanan ölçümlerden ve uzun dönem takiplerden elde edilecek verilere ihtiyaç duyuluyor.</p>

<p>Faz 1 araştırmasının öncelikli amacı da tedavinin etkinliğini kanıtlamak değil, güvenliğini ve tolere edilebilirliğini değerlendirmek.</p>

<p>Klinik araştırma kaydına göre katılımcıların uzun dönem güvenlik ve görme sonuçları beş yıla kadar takip edilecek.</p>

<p>Hücresel Gençleşme Tedavilerinde Yeni Bir Dönem Başlayabilir mi?</p>

<p>ER-100 çalışmasının önemi yalnızca glokom tedavisiyle sınırlı değil.</p>

<p>Araştırma, yaşlanmayla ilişkili hücresel değişikliklerin insanlarda terapötik amaçla yeniden düzenlenip düzenlenemeyeceğini sorgulayan yeni bir araştırma alanının klinik aşamaya taşınması açısından önem taşıyor.</p>

<p>Bununla birlikte gözde yapılan sınırlı bir araştırmanın sonuçları, tüm vücutta yaşlanmanın tersine çevrilebileceği şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>ER-100'ün diğer yaşa bağlı hastalıklarda etkili olup olmayacağı da bilinmiyor.</p>

<p>Önümüzdeki süreçte elde edilecek veriler, tedavinin güvenliği kadar görme alanındaki iyileşmelerin tekrarlanabilirliği ve kalıcılığı açısından da belirleyici olacak.</p>

<p>İlk insan sonuçları umut verici bir araştırma sinyali sunuyor. Ancak ER-100'ün glokom tedavisinde kullanılabilmesi için daha kapsamlı klinik çalışmalarla güvenlik ve etkinliğinin gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Life Biosciences — ER-100 Faz 1 Klinik Araştırması İlk İnsan Ara Sonuçları, 8 Ekim 2026.</p>

<p>ClinicalTrials.gov — NCT07290244, ER-100 Güvenlik ve Tolerabilite Araştırması.</p>

<p>Lifespan Magazine — Kelly Rich, Encouraging Preliminary First Results From Phase I Trial of ER-100, Ekim 2026.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nature — Reprogramming to Recover Youthful Epigenetic Information and Restore Vision, 2020.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/glokom-tedavisinde-yeni-umut-er-100-gen-tedavisinin-ilk-insan-sonuclari-aciklandi</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 08:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2182.webp" type="image/jpeg" length="24929"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Meyve ve Sebzeler Nasıl Saklanmalı? Tazeliği Koruyan 13 Yöntem]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/meyve-ve-sebzeler-nasil-saklanmali-tazeligi-koruyan-13-yontem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/meyve-ve-sebzeler-nasil-saklanmali-tazeligi-koruyan-13-yontem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meyve ve sebzelerin daha uzun süre taze kalması, doğru sıcaklık, nem ve saklama koşullarına bağlı. Domates, muz, çilek ve yeşillikler için farklı yöntemler uygulanması gıda israfını azaltabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Meyve ve sebzelerin daha uzun süre taze kalması için her ürünü aynı koşullarda saklamamak gerekiyor. Bazı besinler buzdolabında daha iyi korunurken bazıları oda sıcaklığında olgunlaşıyor. Nem, hava dolaşımı ve meyvelerin salgıladığı doğal gazlar da bozulma süresini etkiliyor.</p>

<p>Özellikle domates, muz, salatalık, çilek ve yeşilliklerin yanlış saklanması, ürünlerin beklenenden erken yumuşamasına, solmasına veya küflenmesine neden olabiliyor. WebMD tarafından yayımlanan gıda saklama rehberi, farklı ürünlerin tazeliğini korumaya yönelik 13 yöntemi ele alıyor. Ancak tazeliğin korunması, gıdanın her koşulda güvenle tüketilebileceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>MEYVE VE SEBZELER NEDEN ÇABUK BOZULUR?</p>

<p>Meyve ve sebzeler hasat edildikten sonra da biyolojik süreçlerini sürdürüyor. Solunum, su kaybı ve olgunlaşma gibi süreçler ürünlerin görünümünü, dokusunu ve dayanıklılığını etkiliyor.</p>

<p>Bozulma hızında sıcaklık, nem ve hava dolaşımı belirleyici rol oynuyor. Bazı meyvelerin salgıladığı etilen gazı ise yakınlarında bulunan başka ürünlerin olgunlaşmasını ve yaşlanmasını hızlandırabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle bütün meyve ve sebzeleri aynı poşete koymak veya buzdolabının tek bir bölümünde toplamak her zaman doğru bir yöntem değil.</p>

<p>1. DOMATES VE SALATALIĞI AYNI YERDE SAKLAMAYIN</p>

<p>Domates, elma, armut, muz ve avokado gibi ürünler etilen gazı salgılıyor. Bu doğal gaz, bazı meyve ve sebzelerde olgunlaşma sürecini hızlandırıyor.</p>

<p>Salatalık, patlıcan ve kuşkonmaz gibi etilene duyarlı ürünler, yüksek miktarda etilen salgılayan meyvelerin yakınında daha hızlı kalite kaybına uğrayabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle domates ve salatalığın özellikle kapalı saklama kaplarında uzun süre birlikte tutulmaması öneriliyor.</p>

<p>Olgunlaşmamış domateslerin oda sıcaklığında olgunlaşması sağlanabilir. Tamamen olgunlaşmış domatesler ise daha uzun süre saklanmaları gerektiğinde buzdolabına alınabilir. Soğuk ortamın domatesin dokusunu ve lezzetini etkileyebileceği unutulmamalı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. YEŞİLLİKLERİ NEMLİ BIRAKMAYIN</p>

<p>Marul, ıspanak ve diğer yapraklı sebzeler, yüksek su içerikleri nedeniyle saklama koşullarına oldukça duyarlı.</p>

<p>Fazla yüzey nemi, yaprakların bozulmasını ve bazı mikroorganizmaların çoğalmasını kolaylaştırabiliyor. Aşırı kuruluk ise solmaya neden olabiliyor.</p>

<p>Yeşilliklerin hasarlı ve çürümüş yaprakları ayıklanmalı. Yıkanarak saklanacak ürünlerin yüzeyindeki fazla su iyice uzaklaştırılmalı.</p>

<p>Temiz kâğıt havlu kullanılarak hazırlanan uygun saklama kapları, yüzeyde su birikmesini azaltmaya yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Hazır yıkanmış ve paketlenmiş salatalarda ise ürün etiketindeki saklama ve tüketim talimatları esas alınmalı.</p>

<p>3. MEYVELERİN KORUYUCU YÜZEYİNİ ERKEN TEMİZLEMEYİN</p>

<p>Elma, limon, portakal ve bazı sebzelerin yüzeyinde doğal veya gıda kullanımına uygun koruyucu mumsu tabakalar bulunabiliyor.</p>

<p>Bu tabaka, ürünün su kaybını azaltmasına ve dış etkenlere karşı korunmasına katkıda bulunuyor.</p>

<p>Meyvelerin tüketimden günler önce yıkanması ve ıslak şekilde saklanması, bazı ürünlerde raf ömrünü kısaltabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle birçok meyve ve sebzenin tüketimden hemen önce yıkanması tercih edilebilir.</p>

<p>Yıkama sırasında temiz akan su kullanılmalı. Sabun, deterjan ve ev tipi temizlik kimyasalları meyve ve sebzeleri temizlemek amacıyla kullanılmamalı.</p>

<p>4. HAVUÇLARIN YEŞİL YAPRAKLARINI AYIRIN</p>

<p>Yapraklarıyla satılan havuçlarda, yeşil üst bölümler saklama sırasında su kaybının artmasına katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Bu durum havucun zamanla yumuşamasına ve diriliğini kaybetmesine neden olabiliyor.</p>

<p>Havuçların yeşil yaprakları saklamadan önce ayrılmalı. Kök kısmı, uygun ambalajla buzdolabının sebzelik bölümüne yerleştirilmeli.</p>

<p>Bu yöntem havuçların daha uzun süre sertliğini korumasına yardımcı olabiliyor.</p>

<p>5. OLGUNLAŞMIŞ MUZLARI BUZDOLABINA ALIN</p>

<p>Muzların sıcak ve güneş alan ortamlarda tutulması olgunlaşma sürecini hızlandırabiliyor.</p>

<p>Henüz olgunlaşmamış muzlar oda sıcaklığında bekletilebilir. İstenilen olgunluğa ulaşan muzların buzdolabına alınması ise yumuşamayı geciktirebiliyor.</p>

<p>Soğuk ortamda muzun kabuğu kısa sürede kahverengi veya siyah renge dönüşebilir. Ancak kabuk rengindeki bu değişim, meyvenin iç kısmının mutlaka bozulduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Muzun iç kısmında küf, kötü koku veya belirgin bozulma bulunuyorsa tüketilmemeli.</p>

<p>6. ZENCEFİLİ DONDURUCUDA SAKLAYIN</p>

<p>Taze zencefil buzdolabında uygun koşullarda birkaç hafta dayanabiliyor. Daha uzun süre saklanması gerektiğinde dondurulması değerlendirilebilir.</p>

<p>Zencefil bütün halde, dilimlenmiş veya rendelenmiş şekilde dondurulabiliyor.</p>

<p>Hava geçirmeyen dondurucu ambalajları, ürünün kurumasını ve koku değişimini azaltmaya yardımcı oluyor.</p>

<p>Dondurulan zencefil, ihtiyaç duyulan miktarda yemeklere ve içeceklere eklenebiliyor.</p>

<p>7. KURU SOĞANLARIN HAVA ALMASINI SAĞLAYIN</p>

<p>Kuru soğanların kapalı plastik poşetlerde tutulması, nem birikimini artırarak çürümeyi hızlandırabiliyor.</p>

<p>Bütün ve kuru soğanlar için serin, kuru, karanlık ve iyi havalandırılan ortamlar tercih edilmeli.</p>

<p>File torbalar veya hava dolaşımına izin veren saklama kapları bu amaçla kullanılabiliyor.</p>

<p>Kesilmiş soğanların saklama koşulları ise farklı. Soyulmuş veya doğranmış soğanlar kapalı bir kap içerisinde buzdolabında muhafaza edilmeli.</p>

<p>8. ÇİLEK VE DİĞER HASSAS MEYVELERİ ÖNCEDEN YIKAMAYIN</p>

<p>Çilek, ahududu, böğürtlen ve yaban mersini gibi hassas meyveler fazla yüzey neminden olumsuz etkilenebiliyor.</p>

<p>Bu ürünlerin yıkandıktan sonra ıslak şekilde bekletilmesi, yumuşamayı ve küf oluşumunu hızlandırabiliyor.</p>

<p>Çilek ve benzeri meyveler buzdolabında saklanmalı, mümkünse tüketimden hemen önce yıkanmalı.</p>

<p>Paket içerisindeki ezilmiş veya belirgin şekilde bozulmuş meyveler kontrol edilmeli.</p>

<p>Küf gelişen yumuşak meyvelerde yalnızca görünen küflü kısmın çıkarılması güvenli bir çözüm değil. Küflenmiş yumuşak meyveler tüketilmemeli.</p>

<p>9. KEREVİZ SAPLARININ SU KAYBINI AZALTIN</p>

<p>Kereviz saplarının büyük bölümü sudan oluşuyor. Saklama sırasında su kaybettiklerinde gevreklikleri azalıyor.</p>

<p>WebMD'nin önerileri arasında kereviz saplarının alüminyum folyoya sarılarak buzdolabının sebzelik bölümünde tutulması da bulunuyor.</p>

<p>Alternatif olarak uygun saklama ambalajları ve kâğıt havlu kullanılabiliyor.</p>

<p>Amaç, kerevizin aşırı nem biriktirmeden su kaybını sınırlandırmak.</p>

<p>10. LİMONLARI UZUN SÜRE TEZGÂHTA BEKLETMEYİN</p>

<p>Limonların oda sıcaklığında uzun süre bırakılması, zamanla su kaybetmelerine ve sertleşmelerine neden olabiliyor.</p>

<p>Kısa sürede tüketilecek limonlar uygun ortamda dışarıda tutulabilir. Daha uzun süre muhafaza edilecek limonların buzdolabında saklanması ise tazeliklerinin korunmasına yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Limonların temiz ve uygun bir saklama poşetine yerleştirilmesi, kuruma hızını azaltabiliyor.</p>

<p>Kesilmiş limonlar mutlaka soğukta muhafaza edilmeli.</p>

<p>11. MAYDANOZ VE NANEYİ SU İÇİNDE SAKLAYIN</p>

<p>Maydanoz, kişniş ve nane gibi yumuşak saplı otlar, kesildikten sonra hızla su kaybedebiliyor.</p>

<p>Bu otların sapları az miktarda temiz su bulunan bir kavanoza yerleştirilebilir.</p>

<p>Yaprakların suyun içinde kalmaması, kavanozun uygun koşullarda buzdolabında tutulması ve suyun düzenli değiştirilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Fesleğen gibi soğuğa duyarlı bazı bitkiler ise oda sıcaklığında daha iyi korunabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle bütün taze otlar için aynı saklama yöntemi uygulanmamalı.</p>

<p>12. MANTARLARI KÂĞIT TORBADA MUHAFAZA EDİN</p>

<p>Mantarlar, hava dolaşımının yetersiz olduğu ve nemin biriktiği ambalajlarda kısa sürede kalite kaybedebiliyor.</p>

<p>Özellikle kapalı plastik poşetlerde yoğunlaşan nem, mantar yüzeyinde kayganlaşmaya neden olabiliyor.</p>

<p>Mantarların buzdolabında, hava geçirgenliği bulunan kâğıt torbalarda saklanması uygun seçeneklerden biri.</p>

<p>Mantarlar kullanılmadan önce temizlenmeli. Yapışkan yüzey, kötü koku ve belirgin bozulma belirtileri bulunan mantarlar tüketilmemeli.</p>

<p>13. BUZDOLABINI AŞIRI DOLDURMAYIN</p>

<p>Meyve ve sebzelerin tazeliğini korumak için yalnızca uygun ambalaj seçmek yeterli değil. Buzdolabının sıcaklığı ve temizliği de önemli.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), buzdolabı sıcaklığının 4 derece veya altında tutulmasını öneriyor.</p>

<p>Buzdolabının aşırı doldurulması, soğuk havanın raflar arasında dolaşmasını engelleyebiliyor.</p>

<p>Dökülen yiyecekler ve kirlenen yüzeyler bekletilmeden temizlenmeli. Sebzelik bölümleri de düzenli olarak kontrol edilmeli.</p>

<p>Çiğ et, tavuk ve balık gibi ürünler, meyve ve sebzelere bulaşmayı önleyecek şekilde ayrı tutulmalı.</p>

<p>HANGİ MEYVE VE SEBZELER BUZDOLABINDA SAKLANMALI?</p>

<p>Bütün meyve ve sebzelerin buzdolabına konulması gerekmiyor. Ürünün olgunluk durumu, kesilmiş olup olmaması ve saklama süresi önem taşıyor.</p>

<p>Genel olarak çilek, böğürtlen, marul, ıspanak, taze mantar ve birçok yapraklı yeşillik buzdolabında saklanmalı.</p>

<p>Henüz olgunlaşmamış muz, avokado ve domates gibi ürünler ise oda sıcaklığında olgunlaştırılabilir.</p>

<p>Bütün kuru soğanlar serin ve havalandırılan bir ortamda saklanabilirken doğranmış soğanların buzdolabına alınması gerekiyor.</p>

<p>Kesilmiş kavun, karpuz ve diğer hazır doğranmış meyveler ise oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemeli.</p>

<p>MEYVE VE SEBZELERİ YIKAYIP SAKLAMAK DOĞRU MU?</p>

<p>Meyve ve sebzelerin ne zaman yıkanacağı, ürünün yapısına ve saklama koşullarına bağlı.</p>

<p>Çilek ve böğürtlen gibi hassas meyvelerde tüketimden hemen önce yıkama genellikle daha uygun.</p>

<p>Yapraklı yeşillikler önceden yıkanacaksa yüzeylerinde su birikmemesi sağlanmalı.</p>

<p>FDA, meyve ve sebzelerin temiz akan su altında yıkanmasını öneriyor. Sert kabuklu ürünlerde temiz bir sebze fırçası kullanılabiliyor.</p>

<p>Yıkama işlemi, gıdaların yüzeyindeki kirlerin ve bazı mikroorganizmaların uzaklaştırılmasına yardımcı oluyor. Ancak bütün hastalık yapıcı mikroorganizmaların tamamen ortadan kaldırılacağını garanti etmiyor.</p>

<p>BOZULAN MEYVE VE SEBZELER TÜKETİLEBİLİR Mİ?</p>

<p>Meyve ve sebzelerde renk değişimi, yumuşama ve su kaybı her zaman aynı anlama gelmiyor.</p>

<p>Örneğin muz kabuğunun kararması veya marulun hafifçe solması, tek başına ürünün tüketilemeyeceğini göstermiyor.</p>

<p>Buna karşılık küf oluşumu, kötü koku, çürüme ve kayganlaşma gibi belirtiler bozulmaya işaret edebiliyor.</p>

<p>Özellikle çilek, şeftali ve domates gibi yumuşak ürünlerde görülen küf, yalnızca yüzeyle sınırlı olmayabiliyor.</p>

<p>Bir gıdanın normal görünmesi de tamamen güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Hastalık yapıcı bazı mikroorganizmalar belirgin görünüm veya koku değişikliği oluşturmadan bulunabiliyor.</p>

<p>GIDA GÜVENLİĞİNDE İKİ SAAT KURALI</p>

<p>Meyve ve sebzeleri uzun süre taze tutmak ile güvenli biçimde saklamak birbirinden farklı konular.</p>

<p>FDA'ya göre soğukta saklanması gereken kolay bozulabilir gıdalar oda sıcaklığında iki saatten uzun süre bekletilmemeli.</p>

<p>Ortam sıcaklığı 32 derecenin üzerine çıktığında bu süre bir saate düşüyor.</p>

<p>Özellikle kesilmiş meyveler, hazırlanmış salatalar ve önceden doğranmış sebzelerde uygun soğuk zincirin korunması önem taşıyor.</p>

<p>Meyve ve sebzelerin doğru saklanması, evlerde gıda kaybını azaltmaya yardımcı olabiliyor. Ancak hiçbir saklama yöntemi bozulmuş veya güvenli olmayan bir ürünü yeniden tüketilebilir hale getirmiyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>WebMD — Scientific Tips to Keep Your Produce Fresher Longer — 31 Ağustos 2024</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) — Selecting and Serving Produce Safely</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) — Are You Storing Food Safely? </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/meyve-ve-sebzeler-nasil-saklanmali-tazeligi-koruyan-13-yontem</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 07:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2181-1.jpeg" type="image/jpeg" length="99815"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eklem Sağlığı İçin Kullanılan Glukozamin, Demansın İlerlemesiyle İlişkilendirildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/eklem-sagligi-icin-kullanilan-glukozamin-demansin-ilerlemesiyle-iliskilendirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/eklem-sagligi-icin-kullanilan-glukozamin-demansin-ilerlemesiyle-iliskilendirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eklem sağlığı için kullanılan glukozamin, hafif bilişsel bozukluğu olan kişilerde demansa ilerleme olasılığının yüzde 25 daha yüksek olmasıyla ilişkilendirildi. Araştırma, doğrudan neden-sonuç kanıtı sunmuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Eklem ağrısı ve kireçlenme nedeniyle kullanılan glukozamin takviyeleri, Alzheimer hastalığı ve diğer demans türlerinin ilerlemesiyle olası ilişkisi nedeniyle bilimsel incelemeye alındı. Nature Metabolism dergisinde 9 Haziran 2026'da yayımlanan araştırmada, hafif bilişsel bozukluğu bulunan ve glukozamin kullanan kişilerde demansa ilerleme olasılığının, kullanmayanlara göre yaklaşık yüzde 25 daha yüksek olduğu belirlendi.</p>

<p>Araştırmada, hâlihazırda Alzheimer hastalığı veya ilişkili demans tanısı bulunan glukozamin kullanıcılarında ölüm riskinin de yüzde 25 daha yüksek olduğu saptandı. Ancak bu sonuçlar, glukozaminin demansa neden olduğunu, hastalığı doğrudan hızlandırdığını veya ölümleri artırdığını kanıtlamıyor. İnsanlara ilişkin bulgular, geçmiş hasta kayıtlarının incelenmesine dayanıyor.</p>

<p>41 BİNDEN FAZLA HAFİF BİLİŞSEL BOZUKLUK HASTASI İNCELENDİ</p>

<p>Florida Üniversitesi araştırmacıları, 2012-2024 yılları arasında sağlık sistemine kaydedilen hasta verilerini değerlendirdi.</p>

<p>Çalışmada yaklaşık 42 bin hafif bilişsel bozukluk hastası ile Alzheimer ve ilişkili demans tanısı bulunan 24 binden fazla kişinin sağlık kayıtları incelendi.</p>

<p>Hafif bilişsel bozukluk grubunda 2.750, demans grubunda ise 1.896 kişinin glukozamin kullandığı belirlendi. Bu sayılar, her iki hasta grubunun yaklaşık yüzde 8'ine karşılık geliyordu.</p>

<p>Yaş, cinsiyet ve demografik özellikler gibi değişkenler dikkate alındığında iki önemli ilişki ortaya çıktı.</p>

<p>Hafif bilişsel bozukluğu olan glukozamin kullanıcılarında demansa ilerleme olasılığı yaklaşık yüzde 25 daha yüksekti.</p>

<p>Alzheimer hastalığı ve ilişkili demans tanısı bulunan glukozamin kullanıcılarında ise ölüm riski yaklaşık yüzde 25 daha yüksek bulundu.</p>

<p>Hafif bilişsel bozukluğu olan kişilerde aynı ölüm riski ilişkisi saptanmadı.</p>

<p>Yüzde 25'lik artış, glukozamin kullanan her dört kişiden birinin demans geliştireceği anlamına gelmiyor. Bu oran, karşılaştırılan hasta grupları arasındaki göreli risk farkını ifade ediyor.</p>

<p>GLUKOZAMİN BEYİNDE NEYİ DEĞİŞTİREBİLİR?</p>

<p>Araştırmacılar, hasta kayıtlarının yanı sıra insan beyin dokularını ve Alzheimer hastalığını modelleyen deney hayvanlarını da inceledi.</p>

<p>Çalışmanın merkezinde glikozilasyon adı verilen biyolojik süreç bulunuyor.</p>

<p>Glikozilasyon, şeker yapılarının proteinlere bağlanmasını sağlayan doğal bir hücresel mekanizma. Proteinlerin yapısının korunması, hücre içindeki taşınması ve çeşitli biyolojik görevlerini yerine getirmesi açısından önem taşıyor.</p>

<p>Ancak araştırmacılar, Alzheimer hastalığı bulunan beyinlerde bu sürecin normalden fazla gerçekleştiğine ilişkin bulgular elde etti.</p>

<p>Hiperglikozilasyon olarak adlandırılan bu artışın, hastalık sürecine katkıda bulunabileceği değerlendirildi.</p>

<p>Glukozamin, vücutta glikozilasyon süreçlerinde kullanılabilen bir madde. Kan-beyin bariyerini geçebilmesi nedeniyle araştırmacılar, dışarıdan alınan glukozaminin hastalıkla ilişkili metabolik değişiklikleri etkileyip etkilemediğini araştırdı.</p>

<p>FARE DENEYLERİNDE BELLEK PERFORMANSI KÖTÜLEŞTİ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alzheimer hastalığını modelleyen farelerde yapılan deneylerde, ağız yoluyla verilen glukozaminin beyindeki glikozilasyonu artırdığı görüldü.</p>

<p>Glukozamin verilen Alzheimer modeli farelerde sosyal bellek performansı kötüleşti.</p>

<p>Araştırmanın başka bir bölümünde ise glikozilasyonla ilişkili belirli enzimlerin etkinliğinin azaltılması, farelerin bilişsel performansında iyileşmeyle sonuçlandı.</p>

<p>Bu sonuçlar, aşırı glikozilasyonun Alzheimer hastalığındaki sinir hücresi işlev bozukluğuna katkıda bulunabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak deney hayvanlarında elde edilen bulguların insanlarda aynı şekilde ortaya çıkacağı kabul edilemez.</p>

<p>Özellikle takviye dozları, hastalığın evresi ve bireysel metabolik farklılıklar, insanlara yönelik sonuçların değerlendirilmesinde önem taşıyor.</p>

<p>GLUKOZAMİN ALZHEIMER HASTALIĞINA NEDEN OLUR MU?</p>

<p>Mevcut araştırma, glukozaminin sağlıklı kişilerde Alzheimer hastalığını başlattığını göstermiyor.</p>

<p>Çalışmada esas olarak hafif bilişsel bozukluğu veya önceden tanı almış demansı bulunan kişiler incelendi.</p>

<p>Hafif bilişsel bozukluk, kişinin hafıza ve düşünme becerilerinde yaşına göre beklenenden daha belirgin değişiklikler bulunması anlamına geliyor. Ancak bu durum, günlük yaşamı demans düzeyinde etkilemeyebilir.</p>

<p>Hafif bilişsel bozukluğu olan herkes demans geliştirmez. Bazı kişilerin bilişsel durumu uzun süre sabit kalabilir.</p>

<p>Bu nedenle araştırmada saptanan ilişki, genel toplumda glukozamin kullanan herkes için aynı riskin geçerli olduğu şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Ayrıca glukozamin kullanan kişilerle kullanmayanlar arasında, araştırmada tam olarak kontrol edilemeyen sağlık farklılıkları bulunabilir.</p>

<p>Eklem hastalıklarının şiddeti, hareketlilik düzeyi, eşlik eden hastalıklar ve diğer tedaviler sonuçları etkileyebilir.</p>

<p>Neden-sonuç ilişkisinin açıklığa kavuşması için kontrollü insan çalışmalarına ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>EKLEM KİREÇLENMESİNDE GLUKOZAMİN GERÇEKTEN ETKİLİ Mİ?</p>

<p>Glukozamin, özellikle diz osteoartriti olarak bilinen eklem kireçlenmesinde ağrı ve hareket kısıtlılığını azaltmak amacıyla kullanılan ürünler arasında yer alıyor.</p>

<p>Tek başına veya kondroitin ile birlikte pazarlanabiliyor.</p>

<p>Ancak glukozaminin eklem hastalıklarındaki etkinliğine ilişkin bilimsel sonuçlar uzun süredir tartışılıyor.</p>

<p>ABD Ulusal Tamamlayıcı ve Bütünleştirici Sağlık Merkezi, glukozamin ve kondroitinin diz osteoartritindeki etkilerine ilişkin araştırmaların tutarsız sonuçlar verdiğini belirtiyor.</p>

<p>Bazı çalışmalarda ağrı üzerinde yarar bildirilirken, diğerlerinde belirgin bir klinik fayda gösterilemedi.</p>

<p>Üstelik farklı glukozamin formülasyonlarının birbirinin yerine değerlendirilmesi de doğru değil.</p>

<p>Bu nedenle eklem sağlığı için kullanılan bir takviyenin faydası ve olası riskleri, kişinin sağlık durumuyla birlikte ele alınmalı.</p>

<p>DEMANS HASTALARI GLUKOZAMİN KULLANMALI MI?</p>

<p>Yeni araştırma, özellikle hafif bilişsel bozukluk veya demans tanısı bulunan kişilerde kullanılan takviyelerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.</p>

<p>Glukozaminin reçetesiz temin edilebilmesi, her hasta için risksiz olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bununla birlikte mevcut araştırma, demans tanısı bulunan bütün hastalarda glukozaminin kesin olarak zararlı olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Takviyenin hangi amaçla kullanıldığı, sağladığı olası yarar, kullanılan diğer ilaçlar ve hastanın genel durumu birlikte değerlendirilmeli.</p>

<p>Glukozamin ve kondroitin içeren ürünlerin varfarin gibi kan sulandırıcı ilaçlarla etkileşebilmesi de dikkate alınması gereken ayrı bir güvenlik konusu.</p>

<p>Alzheimer araştırmasında ortaya çıkan yüzde 25'lik ilişki ise tek başına yeni bir tedavi yasağı veya klinik uygulama önerisi oluşturmak için yeterli değil.</p>

<p>ALZHEIMER TEDAVİSİNDE YENİ BİR ARAŞTIRMA ALANI AÇILABİLİR</p>

<p>Çalışmanın dikkat çeken diğer yönü, Alzheimer hastalığında proteinlere bağlanan şeker yapılarının metabolizmasına odaklanması oldu.</p>

<p>Araştırmacılar, aşırı glikozilasyonu düzenleyen mekanizmaların gelecekte yeni tedavi hedefleri arasında değerlendirilebileceğini bildirdi.</p>

<p>Ancak hayvan deneylerinde elde edilen olumlu sonuçlar, insanlarda etkili ve güvenli bir tedavi geliştirildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu yaklaşımın klinik yarara dönüşebilmesi için daha kapsamlı araştırmalar gerekiyor.</p>

<p>Araştırmanın ortaya koyduğu temel ayrım ise glukozaminin sağlıklı bireylerde demans oluşturduğunun gösterilmemesi, buna karşılık mevcut bilişsel bozukluğu bulunan kişilerde hastalığın ilerlemesiyle ilişkili bir bulgunun saptanması.</p>

<p>Bu ilişkinin gerçekten glukozamin kullanımından kaynaklanıp kaynaklanmadığı henüz açıklığa kavuşmuş değil.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Hafif bilişsel bozukluk, Alzheimer hastalığı veya başka bir demans tanısı bulunan kişilerin kullandıkları glukozamin ve diğer takviyeleri takip eden hekimle değerlendirmesi önerilir. Araştırma sonuçları, kişilerin kendi başlarına tedavi veya takviye kullanımını değiştirmeleri için yeterli kanıt oluşturmaz.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Nature Metabolism — Hawkinson TR ve arkadaşları, Hyperglycosylation is a metabolic driver of Alzheimer's disease — 9 Haziran 2026.</p>

<p>2. Nature Neuroscience — Wiseman S, Glycosylation in Alzheimer's disease — 6 Temmuz 2026.</p>

<p>3. ABD Ulusal Tamamlayıcı ve Bütünleştirici Sağlık Merkezi (NCCIH) — Glucosamine and Chondroitin for Osteoarthritis: What You Need To Know. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/eklem-sagligi-icin-kullanilan-glukozamin-demansin-ilerlemesiyle-iliskilendirildi</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 06:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2176.jpeg" type="image/jpeg" length="29056"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ODTÜ’lü Akademisyen Doç. Dr. Uğur Özdinçer Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/odtulu-akademisyen-doc-dr-ugur-ozdincer-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/odtulu-akademisyen-doc-dr-ugur-ozdincer-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümünde uzun yıllar görev yapan Doç. Dr. Uğur Özdinçer hayatını kaybetti. Fizik alanında akademik çalışmalar yürüten ve lisansüstü öğrenciler yetiştiren Özdinçer, Ankara’da son yolculuğuna uğurlanacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ) uzun yıllar görev yapan akademisyenlerinden Doç. Dr. Uğur Özdinçer hayatını kaybetti.</p>

<p>Fizik alanındaki akademik çalışmaları ve üniversitedeki eğitim faaliyetleriyle tanınan Özdinçer’in vefatı, ailesi, öğrencileri ve akademi camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Doç. Dr. Uğur Özdinçer kimdir?</p>

<p>Doç. Dr. Uğur Özdinçer, akademik yaşamını fizik alanında sürdüren bir bilim insanıydı.</p>

<p>Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimlerini Orta Doğu Teknik Üniversitesinde tamamlayan Özdinçer, daha sonra aynı üniversitenin Fizik Bölümünde akademik kariyerini sürdürdü.</p>

<p>ODTÜ’nün akademik kayıtlarında Özdinçer’in uzun yıllar Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümünde doçent olarak görev yaptığı görülüyor.</p>

<p>Fizik alanında öğrenciler yetiştirdi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doç. Dr. Uğur Özdinçer, üniversitedeki görevi boyunca lisans ve lisansüstü düzeyde eğitim faaliyetlerinde bulundu.</p>

<p>Özdinçer’in özellikle yoğun madde fiziği ve düşük boyutlu sistemlerle ilişkili akademik çalışmalarda yer aldığı biliniyor.</p>

<p>Lisansüstü öğrencilerin tez çalışmalarında danışmanlık yapan Özdinçer, genç fizikçilerin yetişmesine katkı sağladı.</p>

<p>1990’lı yılların başında tamamlanan kuantum kuyuları ve sınırlı polaron sistemleri üzerine bazı yüksek lisans ve doktora çalışmalarında tez danışmanı olarak görev aldı.</p>

<p>ODTÜ’de uzun yıllar görev yaptı</p>

<p>Doç. Dr. Uğur Özdinçer’in akademik yaşamının önemli bölümü ODTÜ Fizik Bölümünde geçti.</p>

<p>Üniversitenin farklı dönemlere ait akademik kayıtlarında öğretim üyesi olarak yer alan Özdinçer, fizik eğitimi ve araştırma faaliyetlerini uzun yıllar sürdürdü.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarının yanı sıra öğrencilerin akademik gelişimine katkıda bulunan Özdinçer, ODTÜ Fizik Bölümünün farklı kuşaklarından öğrencilerin eğitiminde görev aldı.</p>

<p>Ankara’da son yolculuğuna uğurlanacak</p>

<p>Doç. Dr. Uğur Özdinçer’in cenazesinin 10 Ekim 2026 tarihinde Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verileceği bildirildi.</p>

<p>Özdinçer’in vefatı ailesi, yakınları, öğrencileri ve meslektaşları tarafından üzüntüyle karşılandı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/odtulu-akademisyen-doc-dr-ugur-ozdincer-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sat, 10 Oct 2026 06:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/i-m-g-4215.jpeg" type="image/jpeg" length="94689"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hipofiz Tümörü Her Zaman Ameliyat Gerektirmiyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hipofiz-tumoru-her-zaman-ameliyat-gerektirmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hipofiz-tumoru-her-zaman-ameliyat-gerektirmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hipofiz tümörlerinin çoğu kanser değildir; ancak hormon dengesini ve görmeyi etkileyebilir. Tedavi kararı yalnızca boyuta değil, hormon üretimine ve çevre dokulara yaptığı baskıya göre verilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hipofiz tümörü, beynin tabanındaki hormon üreten hipofiz bezinde gelişen oluşumdur. Bu tümörlerin çoğu kanser değildir. Bazıları düzenli kontrollerle izlenebilirken bazıları ilaç, ameliyat veya radyoterapi gerektirir.</p>

<p>Tedaviyi belirleyen yalnızca MR görüntüsündeki büyüklük değildir. Tümörün hormon üretmesi, normal hormon salgısını azaltması ve görme yollarına baskı yapması da değerlendirilir. Bu nedenle küçük bir tümör belirgin yakınmalara yol açabilir; belirti vermeyen başka bir oluşum ise incelemeler sonrasında izleme alınabilir.</p>

<p>Hipofiz adenomu kanser anlamına gelir mi?</p>

<p>Hipofiz adenomu, genellikle kanser olmayan bir tümörü ifade eder. Ancak “iyi huylu” tanımı, hiçbir sağlık sorunu oluşturmayacağı anlamına gelmez. Hormon değişiklikleri ve çevre yapılara baskı, tedavi gerektirebilir.</p>

<p>Çapı 1 santimetreden küçük adenomlar mikroadenom, 1 santimetre ve üzerindekiler makroadenom olarak adlandırılır. Bu sınıflandırma boyutu anlatır; tek başına kanser göstergesi değildir.</p>

<p>Belirtiler hormon etkisine ve baskıya göre değişir</p>

<p>Baş ağrısı ve özellikle yanları görmede azalma, çevre yapılara baskıyla ilişkili olabilir. Hormon etkileri ise tümörün türüne göre farklılaşır:</p>

<p>• Prolaktin fazlalığı adet düzensizliği, memeden süt gelmesi, cinsel istekte azalma ve üreme sorunlarıyla ortaya çıkabilir.<br />
• Büyüme hormonu fazlalığı el ve ayaklarda büyüme, yüz hatlarında değişme ve aşırı terlemeye yol açabilir.<br />
• ACTH fazlalığına bağlı kortizol artışı kilo alma, kolay morarma ve kas güçsüzlüğüyle kendini gösterebilir.<br />
• Normal hormon üretiminin azalması halsizlik, üşüme ve cinsel işlev sorunları oluşturabilir.</p>

<p>Bu yakınmaların farklı nedenleri de vardır. Tek bir belirtiyle hipofiz tümörü tanısı konulamaz.</p>

<p>Tanıda MR, hormon testleri ve görme değerlendirmesi birlikte kullanılır</p>

<p>Hipofize yönelik MR, oluşumun yerini ve çevre yapılarla ilişkisini gösterir. Kan testleri hormon etkisini, gerektiğinde yapılan görme alanı testi ise görmenin etkilenip etkilenmediğini değerlendirir.</p>

<p>Örneğin yüksek prolaktin sonucu tek başına prolaktinoma tanısı değildir. Gebelik, emzirme, bazı ilaçlar ve tiroidin yetersiz çalışması da prolaktini yükseltebilir. Sonuçlar kişinin yakınmaları ve kullandığı ilaçlarla birlikte yorumlanır.</p>

<p>Her hipofiz tümörü ameliyat gerektirmez</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Belirti oluşturmayan, hormon fazlalığı yapmayan ve çevre yapılara yönelik risk taşımayan bazı tümörlerde düzenli izlem seçilebilir. İzlem, kontrollerin bırakılması anlamına gelmez; takip planı kişiye göre belirlenir.</p>

<p>Prolaktin üreten tümörlerde çoğunlukla ilaç tedavisi kullanılır. Dopamin agonisti adı verilen ilaçlar prolaktin düzeyini düşürebilir ve tümörü küçültebilir. İlaçların etkisiz kaldığı veya tolere edilemediği durumlarda ameliyat değerlendirilebilir.</p>

<p>Ameliyat ve radyoterapi hangi durumlarda gündeme gelir?</p>

<p>Görme yollarına baskı yapan tümörlerde veya bazı hormon üreten adenomlarda cerrahi gerekebilir. Uygun hastalarda tümöre burun yoluyla ulaşılır. Kullanılacak yöntem, tümörün yerleşimi ve çevre dokularla ilişkisine göre seçilir.</p>

<p>Ameliyat sonrasında kalan ya da yeniden büyüyen tümörlerde ek tedaviler değerlendirilebilir. Radyoterapi bunlardan biridir. Hormon eksikliği gelişmişse ayrıca hormon yerine koyma tedavisi gerekebilir.</p>

<p>Ani baş ağrısı ve görme kaybı bekletilmemeli</p>

<p>Aniden başlayan çok şiddetli baş ağrısına görme kaybı, çift görme veya bilinç değişikliği eşlik ediyorsa acil değerlendirme gerekir. Nadir görülen hipofiz apopleksisi, bezdeki tümörün kanaması veya kanlanmasının bozulmasıyla ortaya çıkabilir. Bu belirtiler başka acil hastalıkların da işareti olabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik kişisel tanı ve tedavi yerine geçmez. Hormon ilaçları hekim önerisi olmadan başlanmamalı, bırakılmamalı veya değiştirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Mayo Clinic — Pituitary tumors and adenomas: Symptoms and causes.<br />
2. Leeds Teaching Hospitals NHS Trust — Leeds Pituitary Centre Patient Handbook.<br />
3. ABD Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü (NIDDK) — Prolactinoma. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hipofiz-tumoru-her-zaman-ameliyat-gerektirmiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 23:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2173.jpeg" type="image/jpeg" length="16485"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79670"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="64844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97249"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66946"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43281"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="98990"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
