<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 29 Oct 2026 15:22:13 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu, Aziz Sancar ve Selçuk Bayraktar gençlerle buluşacak]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bakan-memisoglu-aziz-sancar-ve-selcuk-bayraktar-genclerle-bulusacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bakan-memisoglu-aziz-sancar-ve-selcuk-bayraktar-genclerle-bulusacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Nobel ödüllü Aziz Sancar ve Selçuk Bayraktar, 30 Ekim’de İstanbul’da gençlerle buluşacak. Programda bilim, sağlık teknolojileri ve Türkiye’nin gelecek vizyonu konuşulacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ve BAYKAR Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, 12. Türk Tıp Dünyası Kurultayı kapsamında gençlerle bir araya gelecek. TÜSEB’in duyurusuna göre 30 Ekim 2026’da İstanbul’da gerçekleştirilecek “Gençlerle Buluşma” programında, bilimsel araştırmalar, sağlık teknolojileri ve gençlerin Türkiye’nin geleceğindeki rolü ele alınacak.

Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sağlık Bakanlığı ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı tarafından düzenlenen kurultay, 29–31 Ekim tarihlerinde Rixos Tersane İstanbul’da gerçekleştiriliyor. Gençlerle buluşma, üç günlük organizasyonun bilim, sağlık ve teknoloji alanlarını aynı gündemde birleştiren etkinlikleri arasında yer alıyor.

Bilimsel meraktan teknoloji üretimine

TÜSEB’in paylaştığı program duyurusunda; bilimsel çalışmalardan yenilikçi fikirlere, sağlık teknolojilerinden millî teknoloji hamlesine uzanan konuların buluşmada değerlendirileceği belirtildi.

Programda gençlerin, farklı alanlarda çalışan isimlerin bilgi ve deneyimlerinden yararlanması hedefleniyor. Türkiye’nin gelecek vizyonu ve yeni neslin bu vizyona nasıl katkı sunabileceği de görüşülecek başlıklar arasında bulunuyor.

Buluşmaya katılacağı açıklanan Selçuk Bayraktar, duyuruda BAYKAR Yönetim Kurulu Başkanlığının yanı sıra Cansağlığı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı unvanıyla da yer aldı.

Nobel’e uzanan araştırma birikimi

Programın katılımcılarından Aziz Sancar, hücrelerin hasar gören DNA’yı nasıl onardığını açıklayan çalışmalarıyla 2015 Nobel Kimya Ödülü’nü Tomas Lindahl ve Paul Modrich ile paylaşmıştı.

DNA onarım mekanizmalarının anlaşılmasına katkı sağlayan bu araştırmalar, hücrelerin genetik bilgiyi nasıl koruduğuna ilişkin temel bilimsel bilgiyi geliştirdi. Sancar’ın katılımı, gençlerle buluşmanın temel bilim ve araştırmacılık boyutunu öne çıkarıyor.

Kurultayda üç günlük program

TÜSEB’in açıkladığı takvimde 29 Ekim bilimsel oturumların başlangıcı, 30 Ekim ise kurultayın açılış töreni için ayrıldı. Gençlerle buluşma da 30 Ekim programı kapsamında gerçekleştirilecek.

Organizasyonun son günü olan 31 Ekim’de TÜSEB Aziz Sancar Bilim, TÜSEB Hizmet ve TÜSEB Teşvik Ödülleri Töreni düzenlenecek. Böylece kurultay, bilimsel görüşmelerin ve gençlerle deneyim paylaşımının ardından araştırma ve hizmet çalışmalarının ödüllendirileceği törenle devam edecek.<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Etkinlik</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bakan-memisoglu-aziz-sancar-ve-selcuk-bayraktar-genclerle-bulusacak</guid>
      <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 14:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3321.jpeg" type="image/jpeg" length="38159"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bilişsel bozukluk ile inme riski arasında ilişki bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bilissel-bozukluk-ile-inme-riski-arasinda-iliski-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bilissel-bozukluk-ile-inme-riski-arasinda-iliski-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çin’de daha önce inme geçirmemiş 3.875 yetişkinin izlendiği araştırmada, başlangıçta bilişsel bozukluğu bulunan kişilerde sonraki yıllarda inme riskinin daha yüksek olduğu belirlendi. Bulgular, bilişsel değerlendirmelerin damar sağlığı açısından risk taşıyan kişilerin belirlenmesine katkı sağlayabileceğini düşündürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çin’de Kaifeng Merkez Hastanesi ve Pekin Tiantan Hastanesinden araştırmacılar, bilişsel işlevlerle gelecekteki inme riski arasındaki ilişkiyi inceledi. Scientific Reports dergisinde 29 Ekim 2026’da yayımlanan gözlemsel araştırmaya, daha önce inme geçirmemiş 40 yaş ve üzerindeki 3.875 yetişkin katıldı.<br />
Katılımcılar yaklaşık 4,1 yıl takip edildi. Başlangıçtaki bilişsel durum, hafıza, dikkat ve yönelim gibi becerileri değerlendiren Mini Mental Durum Muayenesi ile ölçüldü. Testten 24 puanın altında alanlar, araştırmada bilişsel bozukluğu bulunan gruba dahil edildi. Bu sınıflandırma, tek başına Alzheimer hastalığı tanısı anlamına gelmiyor.<br />
Demografik özellikler ve damar hastalığı riskleri gibi etkenler hesaba katıldığında, bilişsel bozukluğu bulunan grupta damar tıkanıklığına bağlı gelişen iskemik inme için düzeltilmiş hazard oranı 2,55 bulundu. Herhangi bir inme için aynı ölçüt 2,32 olarak hesaplandı.<br />
Bu değerler, takip sırasında inmenin ortaya çıkma hızının karşılaştırma grubuna göre daha yüksek olduğunu gösteriyor. Ancak kişinin belirli bir sürede inme geçirme olasılığının doğrudan bu sayılarla çarpılabileceği anlamına gelmiyor. Yayın özetinde grupların mutlak inme oranları verilmediği için farkın her 100 kişide kaç ek vakaya karşılık geldiği hesaplanamıyor.<br />
Bulgular, bilişsel değerlendirmenin inme açısından risk taşıyan kişilerin belirlenmesine yardımcı olabileceğini düşündürüyor. Çalışma, bilişsel test yapılmasının inmeyi önlediğini veya testin tek başına kişisel risk tahmini için yeterli olduğunu göstermiyor.<br />
Araştırmanın gözlemsel olması nedeniyle bilişsel bozukluğun inmeye neden olduğu sonucuna varılamıyor. Sonuçlar, bilişsel bozukluğu bulunan herkesin inme geçireceği anlamına da gelmiyor. Çin’de elde edilen bulguların farklı toplumlarda doğrulanması gerekiyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• Scientific Reports — Zhaobo Shi ve çalışma arkadaşları, “Baseline cognitive impairment predicts cerebrovascular events in stroke-free chinese adults”, 29 Ekim 2026. Hakem değerlendirmesinden geçmiş erken yayın sürümü.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bilissel-bozukluk-ile-inme-riski-arasinda-iliski-bulundu</guid>
      <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 13:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/inme-bilissel-saglik-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="19914"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mesane Kanserinde 695 Hastalık Araştırma: Ölüm Riskinde Yüzde 42 Göreli Azalma]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mesane-kanserinde-695-hastalik-arastirma-olum-riskinde-yuzde-42-goreli-azalma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mesane-kanserinde-695-hastalik-arastirma-olum-riskinde-yuzde-42-goreli-azalma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanan, 25 ülkeden 695 hastanın değerlendirildiği VOLGA Faz 3 araştırmasında, mesane kanserine yönelik iki ilaçlı tedaviyle iki yıllık genel sağkalım yüzde 78,4'e ulaştı. Ameliyat odaklı karşılaştırma grubunda bu oran yüzde 69,4 olarak hesaplandı. Sisplatin kemoterapisine uygun olmayan hastalar için yeni bir tedavi seçeneğini gündeme getiren araştırmanın yazarları arasında SBÜ Adana Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Timuçin Çil de yer aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kas tabakasına ilerlemiş mesane kanserinin tedavisinde ameliyat öncesi ve sonrasında uygulanan ilaçların etkisini inceleyen uluslararası VOLGA araştırmasının sonuçları, 24 Ekim 2026'da <i>New England Journal of Medicine</i> dergisinde yayımlandı. Avrupa, Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Asya'dan 25 ülkedeki 182 merkezde yürütülen çalışma, sisplatin içeren kemoterapiye uygun olmayan veya bu tedaviyi kabul etmeyen hastalarda yeni ilaç kombinasyonlarının etkinliğini değerlendirdi.</p>

<p>Toplam 695 hastanın rastgele üç gruba ayrıldığı araştırmada, durvalumab ve enfortumab vedotin kombinasyonunun cerrahi tedaviye eklenmesiyle hem genel sağkalımda hem de hastalığın ilerlemesi veya tekrarlamasıyla ilişkili sonuçlarda anlamlı iyileşme sağlandı.</p>

<p>Araştırmada Türkiye'den de bir bilim insanı görev aldı. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Adana Tıp Fakültesi Dekanı ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Timuçin Çil, uluslararası çalışmanın ortak yazarları arasında yer aldı.</p>

<h3>İki Yıllık Sağkalım Yüzde 78,4'e Ulaştı</h3>

<p>VOLGA araştırmasının en önemli sonuçlarından biri, ameliyat öncesinde durvalumab ve enfortumab vedotin verilen, ameliyat sonrasında ise durvalumab tedavisine devam edilen hastalarda elde edildi.</p>

<p>Bu grupta iki yıllık tahmini genel sağkalım oranı yüzde 78,4 olarak hesaplandı.</p>

<p>Mesanenin cerrahi olarak çıkarılmasının temel tedavi olduğu karşılaştırma grubunda ise aynı oran yüzde 69,4 düzeyinde kaldı.</p>

<p>Böylece iki grup arasında 9 yüzde puanlık mutlak sağkalım farkı ortaya çıktı.</p>

<p>Araştırmanın genel sağkalım analizinde ölüm riskinin anlık düzeyini karşılaştıran istatistiksel ölçütte yüzde 42'lik göreli azalma saptandı.</p>

<p>Bu sonuç, tedaviyi alan her hastanın ölüm olasılığının yüzde 42 puan azaldığı anlamına gelmiyor. İki yıllık sağkalım oranları arasındaki gerçek mutlak fark 9 yüzde puanı olarak hesaplanıyor.</p>

<p>Genel sağkalım açısından elde edilen fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu.</p>

<h3>Hastalığın İlerlemesi ve Tekrarlamasıyla İlişkili Risk Yüzde 49 Azaldı</h3>

<p>Çalışmada hastaların yalnızca yaşam süresi değil, kanserin ilerlemesi, ameliyattan sonra yeniden ortaya çıkması veya ameliyatın gerçekleştirilememesi gibi gelişmeler de değerlendirildi.</p>

<p>Durvalumab ve enfortumab vedotin kombinasyonunun uygulandığı grupta, iki yıl boyunca hastalıkla ilişkili bir olay yaşamadan hayatta kalma oranı yüzde 63,5 olarak hesaplandı.</p>

<p>Karşılaştırma grubunda ise bu oran yüzde 45,1 oldu.</p>

<p>İki grup arasındaki mutlak fark 18,4 yüzde puanına ulaştı.</p>

<p>Araştırmada hastalıkla ilişkili olay veya ölüm riskinin anlık düzeyinde yüzde 49'luk göreli azalma belirlendi.</p>

<p>Bu ölçüt, hastalığın yalnızca tekrarlamasını kapsamıyor. Ameliyat öncesinde kanserin ilerlemesi, ameliyatın yapılamaması, ameliyat sonrasında hastalığın yeniden ortaya çıkması ve ölüm gibi gelişmeler birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Elde edilen bulgular, çalışmanın önceden belirlenen birincil başarı ölçütü açısından istatistiksel olarak anlamlı bulundu.</p>

<h3>Araştırmada Üç Farklı Tedavi Yaklaşımı Karşılaştırıldı</h3>

<p>VOLGA, ilaçların etkinliğini ve güvenliliğini değerlendirmek amacıyla yürütülen, çok merkezli, randomize ve açık etiketli bir Faz 3 klinik araştırması olarak tasarlandı.</p>

<p>Araştırmaya katılan 695 hasta üç gruba ayrıldı.</p>

<p>İlk gruptaki 233 hastaya ameliyat öncesinde üç kür durvalumab ve enfortumab vedotin verildi. Mesanenin cerrahi olarak çıkarılmasının ardından dokuz kür durvalumab tedavisi planlandı.</p>

<p>İkinci gruptaki 233 hastaya ameliyat öncesinde durvalumab, enfortumab vedotin ve tremelimumab kombinasyonu uygulandı. Bu tedavide tremelimumab ameliyat öncesinde iki kür, ameliyat sonrasında ise bir kür olarak planlandı. Ameliyat sonrasında durvalumab tedavisine de devam edildi.</p>

<p>Kontrol grubundaki 229 hastada temel yaklaşım, mesanenin cerrahi olarak çıkarılmasıydı. Uygun hastalarda ameliyat sonrasında onaylı ek tedavilerin uygulanmasına da izin verildi.</p>

<p>Üçlü ilaç kombinasyonunun değerlendirildiği grupta, iki yıl boyunca hastalıkla ilişkili olay yaşamadan hayatta kalma oranı yüzde 60,1 olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu grupta da ameliyat odaklı karşılaştırma grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı iyileşme elde edildi.</p>

<p>Ancak araştırma, iki ilaçlı ve üç ilaçlı kombinasyonların birbirlerine üstünlüğünü doğrudan karşılaştırmak amacıyla tasarlanmadı. Bu nedenle sonuçlar, üçlü tedavinin iki ilaçlı tedaviden daha etkili veya daha az etkili olduğu şeklinde yorumlanamıyor.</p>

<h3>Sisplatin Kullanamayan Hastalar İçin Yeni Tedavi Seçeneği</h3>

<p>Kas tabakasına ilerlemiş mesane kanserinde, hastalığın durumuna ve hastanın genel sağlık özelliklerine göre ameliyat ve ilaç tedavileri birlikte kullanılabiliyor.</p>

<p>Ancak sisplatin içeren kemoterapi her hasta için uygun olmayabiliyor.</p>

<p>Özellikle böbrek fonksiyonlarında bozulma veya eşlik eden bazı sağlık sorunları bulunan hastalarda bu tedavinin uygulanması güçleşebiliyor.</p>

<p>VOLGA araştırması, sisplatin kemoterapisi alamayan veya bu tedaviyi kabul etmeyen hastalara odaklandı.</p>

<p>Çalışmada kullanılan durvalumab, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerine karşı yanıtını güçlendirmeyi amaçlayan bir immünoterapi ilacı olarak biliniyor.</p>

<p>Enfortumab vedotin ise kanser hücrelerinin yüzeyindeki belirli bir proteini hedefleyerek hücre içine kanser karşıtı ilaç taşıyan, antikor ve ilaç birleşiminden oluşan bir tedavi.</p>

<p>Araştırmada bu iki ilacın ameliyat öncesinde birlikte kullanılması, durvalumabın ameliyat sonrasında da sürdürülmesiyle değerlendirildi.</p>

<p>Bulgular, farklı mekanizmalarla etki gösteren ilaçların cerrahi tedaviyle birleştirilmesinin belirli mesane kanseri hastalarında sağkalım avantajı sağlayabileceğini ortaya koydu.</p>

<h3>Ağır Yan Etkiler Tedavi Gruplarında Daha Sık Görüldü</h3>

<p>Araştırmanın olumlu sağkalım sonuçlarına karşın tedavilerin güvenlilik verileri de dikkatle değerlendirildi.</p>

<p>Üçüncü derece veya üzerindeki ağır istenmeyen olayların görülme oranı, durvalumab ve enfortumab vedotin grubunda yüzde 71,1 olarak bildirildi.</p>

<p>Üçlü ilaç kombinasyonunun kullanıldığı grupta bu oran yüzde 79,5'e yükseldi.</p>

<p>Kontrol grubunda ise üçüncü derece veya üzerindeki istenmeyen olayların oranı yüzde 50,2 olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu oranlar, nedeninden bağımsız olarak bildirilen ağır istenmeyen olayları kapsıyor.</p>

<p>Yalnızca uygulanan ilaç tedavisiyle ilişkili olduğu değerlendirilen üçüncü derece veya üzerindeki olaylar incelendiğinde oranlar, iki ilaçlı grupta yüzde 30,7 ve üçlü tedavi grubunda yüzde 44,5 oldu.</p>

<p>Bu veriler, sağkalımdaki iyileşmeye rağmen tedavilerin güvenlilik profilinin ve hastaların genel sağlık durumunun dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.</p>

<h3>Araştırmanın Yazarları Arasında Adana Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Timuçin Çil de Bulunuyor</h3>

<p>Uluslararası VOLGA araştırmasında Türkiye'den önemli bir akademik katılım da yer aldı.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Adana Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Timuçin Çil, <i>New England Journal of Medicine</i> dergisinde yayımlanan araştırmanın ortak yazarları arasında bulunuyor.</p>

<p>Aynı zamanda Tıbbi Onkoloji Uzmanı olan Prof. Dr. Çil, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Adana Tıp Fakültesindeki akademik görevlerinin yanı sıra Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesiyle ilişkili klinik ve bilimsel çalışmalarını sürdürüyor.</p>

<p>12 Şubat 2025 tarihinde Adana Tıp Fakültesi Dekanlığı görevine başlayan Prof. Dr. Çil'in adı, araştırmanın özgün bilimsel makalesinin yazar listesinde yer alıyor.</p>

<p>Çalışmanın ilk yazarı ise İngiltere'de Queen Mary University of London bünyesinde görev yapan ve uluslararası araştırmanın koordinasyonunu üstlenen Prof. Dr. Thomas Powles oldu.</p>

<p>Çok uluslu araştırma, mesane kanserinde ameliyat öncesi ve sonrası uygulanan tedavilerin hasta sonuçlarına etkisini değerlendiren geniş kapsamlı Faz 3 çalışmaları arasında yer alıyor.</p>

<h3>FDA Yeni İlaç Kombinasyonunu Öncelikli İncelemeye Aldı</h3>

<p>VOLGA araştırmasının bulguları, ABD'deki ilaç düzenleme sürecinde de değerlendiriliyor.</p>

<p>25 Eylül 2026'da yapılan açıklamaya göre ABD Gıda ve İlaç Dairesi, sisplatin kemoterapisine uygun olmayan veya bu tedaviyi kabul etmeyen kas tabakasına ilerlemiş mesane kanseri hastalarında durvalumab ve enfortumab vedotin kombinasyonuna ilişkin başvuruyu öncelikli incelemeye aldı.</p>

<p>Öncelikli inceleme, başvurunun daha kısa bir düzenleyici değerlendirme takviminde ele alınması anlamına geliyor.</p>

<p>Ancak bu karar, ilaç kombinasyonunun söz konusu hasta grubu için onaylandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Durvalumabın farklı mesane kanseri tedavi programlarında onaylı kullanımları bulunsa da VOLGA'da değerlendirilen durvalumab ve enfortumab vedotin kombinasyonunun ruhsat durumu ayrı bir düzenleyici süreç oluşturuyor.</p>

<h3>Uzun Dönem Sonuçlar İzlenmeye Devam Ediyor</h3>

<p>VOLGA araştırmasının yayımlanan bulguları, veri toplama sürecinde 2 Mart 2026 tarihinde yapılan kesime dayanan, önceden planlanmış bir ara analizi yansıtıyor.</p>

<p>Araştırmanın Faz 3 düzeyinde, rastgele hasta grupları oluşturularak yürütülmesi, tedavilerin etkinliğini karşılaştırmak açısından güçlü bilimsel kanıt sağlıyor.</p>

<p>Bununla birlikte çalışmanın açık etiketli olması, ağır yan etkilerin daha sık görülmesi ve uzun dönem takip sonuçlarına duyulan ihtiyaç, bulguların klinik uygulamaya aktarılmasında dikkate alınması gereken unsurlar arasında bulunuyor.</p>

<p>Araştırmanın AstraZeneca tarafından finanse edilmiş olması da bilimsel değerlendirmede göz önünde bulunduruluyor.</p>

<p>Mevcut sonuçlar, durvalumab ve enfortumab vedotin kombinasyonunun sisplatin kullanamayan belirli mesane kanseri hastalarında cerrahi tedaviye ek bir seçenek oluşturabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Tedavinin rutin kullanımdaki yeri, uzun dönem sonuçların değerlendirilmesi, yarar ve risk dengesinin belirlenmesi ve düzenleyici kurumların kararları doğrultusunda netleşecek.</p>

<h2>KAYNAKLAR</h2>

<ul>
 <li><i>The New England Journal of Medicine</i> – Durvalumab, Tremelimumab, and Enfortumab Vedotin in Muscle-Invasive Bladder Cancer. VOLGA Faz 3 araştırması, 24 Ekim 2026.</li>
 <li>Sağlık Bilimleri Üniversitesi – Adana Tıp Fakültesi Dekanlık ve yönetim bilgileri.</li>
 <li>Sağlık Bilimleri Üniversitesi – Adana Tıp Fakültesi tarihçesi ve dekan görevlendirme bilgileri.</li>
 <li>AstraZeneca – VOLGA Faz 3 araştırmasının genel sağkalım, hastalıkla ilişkili olay ve güvenlilik sonuçları, 24 Ekim 2026.</li>
 <li>AstraZeneca – Durvalumab ve enfortumab vedotin kombinasyonu için ABD'de öncelikli inceleme açıklaması, 25 Eylül 2026.</li>
</ul><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mesane-kanserinde-695-hastalik-arastirma-olum-riskinde-yuzde-42-goreli-azalma</guid>
      <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 12:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/volga-mesane-kanseri-manset-200-k-b.jpg" type="image/jpeg" length="64898"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DSÖ ve Lancet Açıkladı: 2023'te Sıcaklıkla İlişkili 710 Bin Ölüm Tahmin Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dso-ve-lancet-acikladi-2023te-sicaklikla-iliskili-710-bin-olum-tahmin-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dso-ve-lancet-acikladi-2023te-sicaklikla-iliskili-710-bin-olum-tahmin-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İngiltere'deki University College London öncülüğünde, Dünya Sağlık Örgütünün işbirliğiyle hazırlanan ve The Lancet'te 27 Ekim 2026'da yayımlanan uluslararası rapora göre, 2023 yılında dünya genelinde yaklaşık 710 bin ölümün ısıyla ilişkili olduğu tahmin edildi. Araştırmacılar, bu ölüm yükünün yüzde 71,5'ini insan kaynaklı iklim değişikliğine atfetti. Çalışma, artan sıcaklıkların insan sağlığı üzerindeki etkilerinin küresel ölçekte ağırlaştığını ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 28 Ekim 2026'da yaptığı açıklamada, The Lancet'te yayımlanan yeni iklim ve sağlık raporunun sonuçlarını duyurdu. University College London öncülüğündeki uluslararası araştırma ağı tarafından hazırlanan raporda, 2023 yılında dünya genelinde ısıyla ilişkili yaklaşık 710 bin ölüm meydana geldiği tahmin edildi. Bu rakam, araştırmada değerlendirilen 2006–2023 döneminin en yüksek yıllık tahmini ölüm sayısı oldu.</h2>

<p>İklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini izleyen Lancet Countdown araştırma ağının onuncu yıllık raporu, 30'dan fazla ülkeden 146 araştırmacının katkısıyla hazırlandı. Çalışmada sıcaklık artışı, kuraklık, bulaşıcı hastalıklar, sağlık sistemlerinin hazırlığı ve iklim politikalarının sağlık üzerindeki etkileri dahil 54 gösterge değerlendirildi.</p>

<h3>Ölümlerin yüzde 71,5'i iklim değişikliğine atfedildi</h3>

<p>Raporun ısıyla ilişkili ölümleri inceleyen bölümünde, 2023 yılı için hesaplanan ölüm yükünün yüzde 71,5'inin insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliğine atfedilebileceği belirlendi.</p>

<p>Bu oran, yaklaşık 710 bin ölümün tamamının doğrudan sıcak çarpması nedeniyle meydana geldiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmacılar, gerçekleşen sıcaklık koşullarında ortaya çıkan tahmini ölüm sayısını, insan kaynaklı iklim değişikliğinin yaşanmadığı varsayımsal koşullarda beklenen ölüm sayısıyla karşılaştırdı.</p>

<p>İki senaryo arasındaki fark kullanılarak küresel ısınmanın ısıyla ilişkili ölüm yüküne katkısı hesaplandı.</p>

<p>Elde edilen yüzde 71,5 oranı, tek tek kişilerin ölüm nedenlerinin incelenmesiyle değil, nüfus ve iklim verilerine dayalı istatistiksel modelleme yöntemiyle belirlendi.</p>

<h3>Isıya bağlı ortalama ölümlerde yüzde 36 artış</h3>

<p>Rapora göre, Paris Anlaşması'nın yürürlüğe girdiği 2016 yılından sonraki 2016–2023 döneminde ısıyla ilişkili yıllık ortalama ölüm sayısı, 2006–2015 dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 36 yükseldi.</p>

<p>Bu karşılaştırma, iki dönemde hesaplanan küresel ölüm yükü arasındaki değişimi gösteriyor. Artışın Paris Anlaşması'ndan kaynaklandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmacılar, özellikle sıcaklık artışının devam etmesi ve nüfusun yaşlanması nedeniyle ısıya maruz kalmanın sağlık üzerindeki etkilerinin giderek daha geniş kesimleri ilgilendirdiğine işaret ediyor.</p>

<h3>Küresel tahmin için 129 ülkenin ölüm verileri kullanıldı</h3>

<p>Araştırmanın ısıyla ilişkili ölüm hesaplamalarında, 129 ülkeyi kapsayan bir ölüm veri tabanından yararlanıldı.</p>

<p>Bilim insanları, sıcaklık ile ölüm riski arasındaki ilişkiyi belirlemek için geliştirdikleri istatistiksel tahmin modellerini, küresel sıcaklık kayıtları, nüfus bilgileri ve Küresel Hastalık Yükü Araştırması'nın ölüm tahminleriyle birleştirdi.</p>

<p>Bu yöntemle yalnızca veri tabanındaki ülkeler için değil, dünya genelinde ısıyla ilişkili ölüm yüküne yönelik tahminler oluşturuldu.</p>

<p>Araştırma, katılımcılara müdahale edilen bir klinik deney değil; nüfus, sıcaklık ve ölüm kayıtlarını kullanarak risk hesaplaması yapan bir modelleme çalışması niteliği taşıyor.</p>

<p>Dolayısıyla 710 bin rakamı, resmî ölüm belgelerinde sıcaklık nedeniyle kaydedilmiş kişilerin toplamını değil, sıcaklığa maruz kalmayla ilişkili olduğu hesaplanan tahmini ölüm sayısını ifade ediyor.</p>

<h3>Sıcaklık kalp ve böbrek hastalıklarını da etkiliyor</h3>

<p>Dünya Sağlık Örgütüne göre yüksek sıcaklıklar, yalnızca sıcak çarpması gibi doğrudan sağlık sorunlarına neden olmuyor. Vücudun sıcaklığı dengelemek için gösterdiği çaba, kalp ve böbrekler üzerinde ek yük oluşturabiliyor.</p>

<p>Kalp ve damar hastalıkları, diyabet, solunum yolu hastalıkları ve böbrek rahatsızlıkları bulunan kişiler, sıcak havanın olumsuz etkilerine karşı daha duyarlı olabiliyor.</p>

<p>Yaşlılar, bebekler, açık havada çalışanlar ve serin ortamlara erişimi sınırlı kişiler de yüksek sıcaklığa bağlı sağlık sorunları açısından daha fazla risk taşıyor.</p>

<p>Uzun süre yüksek sıcaklığa maruz kalmak, vücudun sıvı ve sıcaklık dengesini bozarak mevcut hastalıkların ağırlaşmasına yol açabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle sıcaklıkla ilişkili ölümler, yalnızca sıcak çarpması tanısıyla açıklanabilecek olaylarla sınırlı kalmıyor.</p>

<h3>Araştırmacılardan küresel sağlık acil durumu çağrısı</h3>

<p>Lancet Countdown araştırmacıları, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerinin mevcut önlemlerden daha hızlı arttığını belirterek, sorunun küresel bir sağlık acil durumu olarak resmen tanınması çağrısında bulundu.</p>

<p>Araştırma ağının yürütme direktörü Prof. Dr. Marina Romanello, rapora ilişkin değerlendirmesinde temiz enerji yatırımları, sağlık sistemlerinin hazırlığı ve sağlığı koruyan düzenlemelerde ilerleme sağlandığını, ancak mevcut çalışmaların artan riskleri karşılamakta yetersiz kaldığını bildirdi.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü de iklim değişikliğinin sağlık sistemleri üzerindeki baskısına karşı erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi, sağlık kuruluşlarının aşırı sıcak dönemlerine hazırlanması ve risk altındaki nüfusu koruyacak önlemlerin yaygınlaştırılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Örgütün değerlendirmesinde, iklim değişikliğine karşı yürütülen politikaların aynı zamanda hastalıkların ve erken ölümlerin önlenmesine katkı sağlayabileceği belirtildi.</p>

<h3>Ölüm tahminleri belirli varsayımlara dayanıyor</h3>

<p>Araştırmanın yöntemsel sınırlılıkları da bulunuyor.</p>

<p>Isıyla ilişkili ölüm yükünü hesaplayan model, sıcaklık ile ölüm riski arasındaki ilişkinin zaman içinde değişmediğini varsayıyor.</p>

<p>Oysa toplumların sıcak havaya uyum sağlaması, sağlık hizmetlerinin gelişmesi ve serinleme olanaklarının yaygınlaşması ölüm riskini azaltabilir. Ekonomik koşulların kötüleşmesi veya sıcaklığa karşı korunma imkânlarının yetersiz kalması ise riski artırabilir.</p>

<p>Bu değişimlerin modelde bütünüyle hesaba katılamaması, bazı dönemlerde tahmini ölüm sayısının gerçek yükten yüksek veya düşük hesaplanmasına neden olabilir.</p>

<p>Araştırmanın sonuçları ayrıca 2023 yılına ait sıcaklık ve ölüm verilerine dayanıyor. Bulguların 2026 yılında açıklanmış olması, 710 bin ölüm tahmininin 2026 yılına ait olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yeni rapor, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerini küresel ölçekte değerlendirmek için daha kapsamlı veriler sunarken, özellikle sıcaklık kaynaklı sağlık risklerinin azaltılmasına yönelik önlemlerin gerekliliğini ortaya koyuyor.</p>

<h2>KAYNAKLAR</h2>

<ul>
 <li>The Lancet – The 2026 Report of the Lancet Countdown on Health and Climate Change: A Decade of Escalating Health Harms and a Decisive Moment for All, 27 Ekim 2026.</li>
 <li>Lancet Countdown – 2026 Küresel Raporu, Isıyla İlişkili Ölümler Göstergesi 1.1.5, Eylül 2026 güncellemesi.</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – İklim Değişikliğinin Büyüyen Bir Sağlık Acil Durumu Olduğuna İlişkin Lancet Countdown Açıklaması, 28 Ekim 2026.</li>
 <li>University College London – İklim Değişikliğinin Küresel Sağlık Acil Durumu Olarak Tanınması Çağrısına İlişkin Açıklama, 27 Ekim 2026.</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – Sıcaklık ve Sağlık Bilgi Notu, 31 Temmuz 2026.</li>
</ul><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dso-ve-lancet-acikladi-2023te-sicaklikla-iliskili-710-bin-olum-tahmin-edildi</guid>
      <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 10:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/sicaklik-710-bin-olum-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="96251"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kabızlığa Karşı Lif Tek Başına Yeterli Olmayabilir: Su ve Hareket de Önemli]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kabizliga-karsi-lif-tek-basina-yeterli-olmayabilir-su-ve-hareket-de-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kabizliga-karsi-lif-tek-basina-yeterli-olmayabilir-su-ve-hareket-de-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şişkinlik ve kabızlık yaşayanlar için lif tüketimini bir anda artırmak yakınmaları artırabilir. Yeterli sıvı, hareket ve yavaş yemek sindirimi desteklerken probiyotik takviyesi herkese gerekli değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kabızlık ve şişkinlik gibi sindirim sorunlarını hafifletmek için yalnızca lifli besinler tüketmek yeterli olmayabilir. Lif miktarını kademeli artırmak, yeterli sıvı almak, düzenli hareket etmek ve yemekleri yavaş tüketmek bağırsakların daha düzenli çalışmasına yardımcı olabilir. Ancak bu alışkanlıkların etkisi, kişinin yaşadığı sindirim sorununa ve altta yatan nedenlere göre değişebilir.</p>

<p>Amerikan sağlık yayıncılığı platformu WebMD'nin 20 Şubat 2025 tarihinde tıbbi değerlendirmeden geçirilen, sindirim sağlığına yönelik 16 öneriyi içeren derlemesi, günlük alışkanlıkların önemine dikkat çekiyor.</p>

<p>ABD Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü (NIDDK) ile Amerikan Gastroenteroloji Derneğinin (AGA) bilgilendirmeleri de özellikle lif tüketimi, sıvı alımı, fiziksel aktivite ve probiyotik kullanımı konusunda önemli ayrıntılar ortaya koyuyor.</p>

<p>Bu bilgiler yeni bir klinik araştırmanın sonuçları değil, sindirim sağlığını desteklemeye yönelik mevcut önerilerin değerlendirilmesinden oluşuyor.</p>

<p>Bağırsaklar için lif önemli ama miktarı bir anda artırmayın</p>

<p>Sindirim sisteminin düzenli çalışmasında beslenmenin önemli bir yeri bulunuyor. Özellikle kabızlık yaşayan kişilerde yeterli lif tüketimi, dışkının daha kolay atılmasına yardımcı olabiliyor.</p>

<p>NIDDK'ye göre yetişkinlerin yaş ve cinsiyetlerine bağlı olarak günlük yaklaşık 22-34 gram lif tüketmesi öneriliyor.</p>

<p>Lif bakımından zengin besinler arasında şunlar bulunuyor:</p>

<p>Yulaf, bulgur ve tam tahıllı ekmekler.<br />
Mercimek, nohut, kuru fasulye ve diğer baklagiller.<br />
Elma, armut ve çeşitli meyveler.<br />
Brokoli, havuç ve yeşil yapraklı sebzeler.<br />
Badem, ceviz ve diğer kuruyemişler.</p>

<p>Ancak lif tüketimini bir anda artırmak, özellikle hassas bağırsakları bulunan kişilerde gaz, karında şişkinlik ve rahatsızlık oluşturabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle günlük lif miktarını aşamalı artırmak ve sindirim sisteminin yeni beslenme düzenine uyum sağlamasına fırsat vermek gerekiyor.</p>

<p>Özellikle irritabl bağırsak sendromu (huzursuz bağırsak sendromu) bulunan kişilerde lifin türü ve miktarı önem taşıyor. Her lif kaynağı herkeste aynı etkiyi göstermiyor.</p>

<p>Su tüketimi lifin etkisini tamamlıyor</p>

<p>Yeterli sıvı alınmadığında lif tüketimini artırmak beklenen rahatlamayı sağlamayabilir.</p>

<p>Lifin bazı türleri su tutarak dışkının yumuşamasına ve bağırsaktan geçişinin kolaylaşmasına yardımcı oluyor. Bu nedenle liften zengin beslenmeyle birlikte yeterli sıvı tüketilmesi öneriliyor.</p>

<p>Ancak herkesin mutlaka günde sekiz bardak su içmesi gerektiği yönündeki yaklaşım, kişisel ihtiyaçları tam olarak yansıtmıyor.</p>

<p>Günlük sıvı gereksinimi yaşa, fiziksel aktiviteye, hava sıcaklığına, beslenmeye ve sağlık durumuna göre değişiyor. Ayrıca sıvının bir bölümü besinlerden karşılanıyor.</p>

<p>Kalp veya böbrek hastalığı nedeniyle sıvı kısıtlaması uygulanan kişilerin su tüketimini hekim önerisine göre düzenlemesi gerekiyor.</p>

<p>Yemekleri hızlı tüketmek şişkinliği artırabilir</p>

<p>Sindirim sorunlarında yalnızca ne yendiği değil, yemeğin nasıl tüketildiği de önem taşıyor.</p>

<p>Hızlı yemek yemek, yeterince çiğnemeden büyük lokmalar yutmak ve içecekleri aceleyle tüketmek daha fazla hava yutulmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Yutulan havanın artması, özellikle geğirme ve karında dolgunluk hissini belirginleştirebiliyor.</p>

<p>Yemekleri daha yavaş tüketmek, lokmaları iyi çiğnemek ve kişinin ihtiyacına uygun porsiyonlarla beslenmek bu yakınmaların hafiflemesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Sakız çiğnemek ve sert şeker emmek de bazı kişilerde hava yutulmasını artırabiliyor. Bu nedenle geğirme ve şişkinlik yaşayan kişilerin belirtilerini artıran alışkanlıkları gözlemlemesi yararlı olabilir.</p>

<p>Şişkinlik yapan her besini tamamen bırakmak gerekmiyor</p>

<p>Baklagiller, bazı sebzeler ve süt ürünleri kimi kişilerde gaz veya karın rahatsızlığına yol açabiliyor.</p>

<p>Ancak bir besinin gaz oluşturabilmesi, herkes için zararlı olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Örneğin kuru fasulye, nohut ve mercimek lif bakımından zengin besinler arasında yer alırken bazı kişilerde bağırsak gazını artırabiliyor.</p>

<p>Bu durumda bütün baklagilleri beslenmeden çıkarmak yerine tüketilen miktar, hazırlama yöntemi ve kişisel tolerans değerlendirilebilir.</p>

<p>Süt içtikten sonra karında şişkinlik, gaz veya ishal yaşayan bazı kişilerde ise laktoz intoleransı bulunabilir.</p>

<p>Laktoz intoleransı, sütteki doğal şekerin sindirilmesinde güçlük yaşanmasıdır. Bu kişilerde laktozsuz süt ürünleri yakınmaları azaltabilir.</p>

<p>Ancak sindirim şikâyetlerinin yalnızca belirli bir besine bağlanması, altta yatan başka nedenlerin gözden kaçmasına yol açabilir.</p>

<p>Mide yanması yaşayanlarda porsiyonlar ve besin seçimi önemli</p>

<p>Reflü, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması sonucunda yanma ve rahatsızlık oluşturabilen bir durumdur.</p>

<p>Özellikle büyük porsiyonlarla beslenmek ve aşırı yağlı yemekler tüketmek bazı kişilerde reflü yakınmalarını artırabiliyor.</p>

<p>Kahve, domates, turunçgiller ve bazı baharatlı yiyecekler de duyarlı kişilerde belirtileri tetikleyebiliyor.</p>

<p>Ancak reflüsü olan herkesin aynı yiyeceklerden uzak durması gerekmiyor.</p>

<p>Önemli olan, yakınmaları artıran besinlerin kişisel olarak belirlenmesi ve gereksiz gıda kısıtlamalarından kaçınılmasıdır.</p>

<p>Fazla kilolu veya obezitesi bulunan bazı kişilerde kilo kaybı da reflü belirtilerinin hafiflemesine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Düzenli hareket bağırsakların çalışmasını destekliyor</p>

<p>Fiziksel aktivitenin yararları yalnızca kaslar ve kalp sağlığıyla sınırlı değil.</p>

<p>Düzenli hareket etmek, bağırsak hareketlerinin desteklenmesine ve kabızlık yakınmalarının azalmasına yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Yürüyüş, bisiklet veya kişinin sağlık durumuna uygun başka fiziksel aktiviteler günlük yaşamın parçası hâline getirilebilir.</p>

<p>Bununla birlikte egzersiz, her türlü sindirim sorununun tedavisi olarak görülmemeli. Uzun süren kabızlık veya sürekli tekrarlayan şişkinlikte başka nedenlerin araştırılması gerekebilir.</p>

<p>Stres bağırsak belirtilerini etkileyebilir</p>

<p>Beyin ile sindirim sistemi arasında çift yönlü bir iletişim bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle yoğun stres, kaygı ve uyku sorunları bazı kişilerde karın ağrısı, şişkinlik veya bağırsak alışkanlıklarında değişikliklerle ilişkili olabiliyor.</p>

<p>Özellikle huzursuz bağırsak sendromunda stres, mevcut yakınmaların şiddetini etkileyebiliyor.</p>

<p>Düzenli uyku, fiziksel aktivite ve kişiye uygun stres yönetimi yöntemleri belirtilerin kontrolüne katkı sağlayabilir.</p>

<p>Ancak sindirim şikâyetlerini yalnızca psikolojik nedenlerle açıklamak doğru değil. Sürekli veya yeni başlayan yakınmaların tıbbi açıdan değerlendirilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Probiyotik takviyesi herkes için gerekli değil</p>

<p>Bağırsak sağlığı denildiğinde en sık gündeme gelen ürünlerden biri probiyotikler.</p>

<p>Probiyotikler, yeterli miktarda alındıklarında belirli sağlık yararları sağlayabilen canlı mikroorganizmalardır. Bazı fermente gıdalarda ve takviyelerde bulunabilirler.</p>

<p>Ancak bütün probiyotiklerin aynı etkiye sahip olduğu düşünülmemeli.</p>

<p>Amerikan Gastroenteroloji Derneğinin değerlendirmesine göre probiyotiklerin yararı, kullanılan mikroorganizmanın türüne ve suşuna, yani o türün belirli alt çeşidine, ayrıca tedavi edilmek istenen hastalığa bağlı olarak değişiyor.</p>

<p>Dernek, huzursuz bağırsak sendromu, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi durumlarda probiyotiklerin rutin tedavi amacıyla kullanılmasını destekleyecek kanıtların yetersiz olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p>Buna karşılık belirli probiyotiklerin bazı özel klinik durumlarda yarar sağlayabileceğine ilişkin kanıtlar bulunuyor.</p>

<p>Dolayısıyla probiyotik takviyesi almak, sindirim sağlığı için herkesin uygulaması gereken zorunlu bir alışkanlık değil.</p>

<p>Ayrıca bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde bazı probiyotiklerin enfeksiyon riski oluşturabileceği unutulmamalı.</p>

<p>Sigara, alkol ve gıda güvenliği de sindirim sağlığını etkiliyor</p>

<p>Sindirim sağlığını korumak yalnızca beslenme düzeniyle sınırlı değil.</p>

<p>Sigara kullanımı, yemek borusu ile mide arasındaki koruyucu mekanizmaları olumsuz etkileyerek reflü yakınmalarını artırabiliyor.</p>

<p>Alkol tüketimi de bazı kişilerde mide yanması ve ishal gibi şikâyetleri kötüleştirebiliyor.</p>

<p>Bunun yanında gıdaların güvenli hazırlanması ve saklanması, enfeksiyona bağlı sindirim sorunlarının önlenmesinde önem taşıyor.</p>

<p>Özellikle çiğ etlerle tüketilmeye hazır sebzeler için ayrı kesme tahtaları kullanılması, yiyeceklerin uygun sıcaklıklarda saklanması ve süt ürünlerinin güvenilir kaynaklardan seçilmesi gıda kaynaklı enfeksiyon riskini azaltmaya yardımcı oluyor.</p>

<p>Hangi sindirim belirtilerinde doktora başvurulmalı?</p>

<p>Ara sıra görülen şişkinlik, gaz veya kabızlık çoğu zaman günlük alışkanlıklarla ilişkili olabilir.</p>

<p>Ancak belirtilerin sürekli devam etmesi, sık tekrarlaması veya günlük yaşamı etkilemesi durumunda tıbbi değerlendirme gerekiyor.</p>

<p>Özellikle şu belirtiler önem taşıyor:</p>

<p>Dışkıda kan görülmesi veya dışkının siyah, katranımsı görünmesi.<br />
Açıklanamayan kilo kaybı.<br />
Yutma güçlüğü.<br />
Şiddetli veya geçmeyen karın ağrısı.<br />
Sürekli kusma.<br />
Kanlı kusma.<br />
Dışkı veya gaz çıkaramamayla birlikte gelişen belirgin karın şişliği ve ağrı.</p>

<p>Şiddetli yakınmalar veya kanama gibi belirtiler acil tıbbi değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Sindirim sisteminin sağlıklı çalışması için tek bir besine, takviyeye veya alışkanlığa odaklanmak yeterli olmayabilir. Lif, sıvı, fiziksel aktivite ve beslenme davranışları birlikte değerlendirilmeli; sürekli devam eden yakınmalarda ise yalnızca yaşam tarzı değişiklikleriyle yetinilmemelidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Sürekli veya şiddetli sindirim yakınmalarında hekime başvurulmalıdır. Sindirim sistemi hastalığı bulunan kişiler beslenme düzenlerini ve takviye kullanımlarını hekim önerisi doğrultusunda planlamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. WebMD. Super Steps to Boost Digestive Health. Wendy C. Fries. Tıbbi değerlendirme: Jabeen Begum, MD. 20 Şubat 2025.</p>

<p>2. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK). Eating, Diet, &amp; Nutrition for Constipation. National Institutes of Health. Son değerlendirme: Mayıs 2018.</p>

<p>3. American Gastroenterological Association (AGA). Probiotics. AGA GI Patient Center. Hasta bilgilendirme ve klinik rehber değerlendirmeleri. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kabizliga-karsi-lif-tek-basina-yeterli-olmayabilir-su-ve-hareket-de-onemli</guid>
      <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3305.jpeg" type="image/jpeg" length="38136"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FDA İki Ağrı Ürününde Etikette Olmayan Diklofenak ve Deksametazon Tespit Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fda-iki-agri-urununde-etikette-olmayan-diklofenak-ve-deksametazon-tespit-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fda-iki-agri-urununde-etikette-olmayan-diklofenak-ve-deksametazon-tespit-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA laboratuvar analizinde, ağrı ve eklem şikâyetleri için satılan RX7 Articulaciones ile Ort-Flx ürünlerinde etikette yer almayan diklofenak ve deksametazon; Ort-Flx’te ayrıca metokarbamol tespit etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, ağrı ve eklem şikâyetleri için internet üzerinden satılan iki üründe etikette belirtilmeyen ilaç etken maddeleri tespit edildiğini duyurdu.</p>

<p>FDA’nın 28 Ekim 2026 tarihli açıklamalarına göre RX7 Articulaciones adlı üründe diklofenak ve deksametazon, Ort-Flx adlı üründe ise diklofenak, deksametazon ve metokarbamol bulundu.</p>

<p>Kurum, sonuçların kendi laboratuvar analizleriyle doğrulandığını belirterek tüketicilere bu ürünleri satın almama veya kullanmama uyarısında bulundu.</p>

<p>RX7 Articulaciones eklem ve kas ağrısı için, Ort-Flx ise ağrı, artrit ve alerji şikâyetleri için pazarlanıyordu. FDA, ürünlerin çeşitli internet sitelerinde ve bazı perakende satış noktalarında bulunabileceğini bildirdi.</p>

<p>Etikette yazmayan üç ilaç maddesi</p>

<p>Diklofenak, steroid olmayan antiinflamatuvar ilaçlar olarak bilinen NSAİİ grubunda yer alan bir ağrı kesici ve iltihap giderici.</p>

<p>Deksametazon ise iltihabı baskılamak için kullanılan güçlü bir kortikosteroid.</p>

<p>Ort-Flx’te bunlara ek olarak metokarbamol adlı kas gevşetici ilaç da tespit edildi.</p>

<p>Sorunun temelinde bu maddelerin ilaç olması tek başına bulunmuyor. Asıl risk, tüketicinin bunları aldığını ürün etiketinden görememesi.</p>

<p>Bir kişi farkında olmadan aynı veya benzer etken maddeleri başka ilaçlarla birlikte kullanabilir, mevcut hastalıklarıyla uyumsuz bir madde alabilir veya beklenmedik yan etkiler yaşayabilir.</p>

<p>Diklofenak neden önemli?</p>

<p>FDA, diklofenak gibi NSAİİ’lerin kalp krizi ve inme dahil ciddi kardiyovasküler sorun riskini artırabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Bu ilaçlar aynı zamanda mide ve bağırsaklarda kanama, ülser ve nadiren yaşamı tehdit edebilen hasarlara neden olabiliyor.</p>

<p>Risk, özellikle başka NSAİİ içeren ilaçların aynı dönemde kullanılması halinde artabiliyor.</p>

<p>Bir tüketici üründe diklofenak bulunduğunu bilmiyorsa, örneğin ayrıca başka bir NSAİİ ağrı kesici kullanarak toplam ilaç maruziyetini farkında olmadan artırabilir.</p>

<p>Deksametazonun etikette olmaması neden risk taşıyor?</p>

<p>Deksametazon, bağışıklık ve iltihap yanıtını baskılayan bir kortikosteroid.</p>

<p>FDA, bu ilacın bağışıklık sistemini zayıflatabileceğini, kan şekerini yükseltebileceğini ve kas hasarı ile bazı ruhsal yan etkilere yol açabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Kortikosteroidlerin uzun süreli veya belirli dozlarda kullanımından sonra aniden bırakılması da bazı kişilerde sorun oluşturabileceği için FDA, bu ürünleri kullanan kişilerin bırakma sürecini bir sağlık profesyoneliyle görüşmesini öneriyor.</p>

<p>Bu nokta özellikle önemli: FDA’nın uyarısı, tüketicinin kendi başına kortikosteroid içeren bir ürün kullandığını bilmemiş olabileceği bir durumu kapsıyor.</p>

<p>Ort-Flx’te ayrıca kas gevşetici bulundu</p>

<p>Ort-Flx ürününde FDA laboratuvarları metokarbamol da tespit etti.</p>

<p>Metokarbamol kas gevşetici bir ilaç ve uyku hali, baş dönmesi ve tansiyon düşüklüğüne yol açabiliyor.</p>

<p>Bu etkiler araç veya ağır makine kullanımını da güvensiz hale getirebilir.</p>

<p>Etikette metokarbamol bulunmadığının belirtilmesi, tüketicinin bu tür etkileri beklememesine ve başka ilaçlarla olası etkileşimleri hesaba katmamasına neden olabilir.</p>

<p>“Doğal” ifadesi güvenlik garantisi değil</p>

<p>FDA’nın daha geniş ilaç sahteciliği ve gizli madde veri tabanında ağrı, artrit, kilo kaybı ve cinsel performans gibi amaçlarla pazarlanan çok sayıda üründe daha önce de etikette bulunmayan reçeteli ilaç maddeleri tespit edildi.</p>

<p>Kurum, bu tür ürünlerin bazen gıda, takviye veya “tamamen doğal” ürün olarak pazarlandığını belirtiyor.</p>

<p>FDA ayrıca piyasadaki bütün ürünleri test edemediğinin altını çiziyor.</p>

<p>Bu nedenle bir ürünün FDA’nın uyarı listesinde bulunmaması, tek başına güvenli olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Uyarı Türkiye için ne anlama geliyor?</p>

<p>FDA’nın 28 Ekim tarihli duyurusu ABD’de yürütülen laboratuvar analizlerine ve ABD pazarına yönelik tüketici uyarısına dayanıyor.</p>

<p>Bu nedenle haber Türkiye’de aynı ürünler için verilmiş resmî bir geri çağırma kararı gibi yorumlanmamalı.</p>

<p>Bununla birlikte bulgu, internet üzerinden satın alınan ve içeriği bağımsız biçimde doğrulanmamış ağrı veya eklem ürünlerinde etiket bilgisinin güvenilirliğinin neden önemli olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Özellikle “bitkisel”, “doğal” veya “takviye” ifadesi taşıyan bir ürünün reçeteli ilaç etken maddesi içermeyeceği varsayılmamalı.</p>

<p>Kullanıcılar ne yapmalı?</p>

<p>FDA, RX7 Articulaciones ve Ort-Flx ürünlerinin satın alınmamasını veya kullanılmamasını öneriyor.</p>

<p>Bu ürünleri kullanan kişilerin ise özellikle gizli deksametazon nedeniyle ürünü nasıl bırakacaklarını bir sağlık profesyoneliyle değerlendirmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>İlaç veya sağlık ürünü satın alırken güvenilir satış kanallarını tercih etmek, ürünün içeriğini kontrol etmek ve mevcut ilaçlarla olası etkileşimler konusunda hekim veya eczacıya danışmak önem taşıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Reçeteli ilaçlarınızı veya düzenli kullandığınız ürünleri kendi kendinize başlatmayın, bırakmayın ya da değiştirmeyin. Şüpheli bir ürün kullandıysanız sağlık profesyoneline danışın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>U.S. Food and Drug Administration. RX7 Articulaciones may be harmful due to hidden ingredients. 28 Ekim 2026.</li>
 <li>U.S. Food and Drug Administration. Ort-Flx may be harmful due to hidden ingredients. 28 Ekim 2026.</li>
 <li>U.S. Food and Drug Administration. Pain and Arthritis Products Containing Hidden Ingredients. 29 Ekim 2026.</li>
</ol><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fda-iki-agri-urununde-etikette-olmayan-diklofenak-ve-deksametazon-tespit-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3304.jpeg" type="image/jpeg" length="16384"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özden Özdemir Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/goz-hastaliklari-uzmani-prof-dr-ozden-ozdemir-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/goz-hastaliklari-uzmani-prof-dr-ozden-ozdemir-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Özden Özdemir, 28 Ekim’de hayatını kaybetti. Göz hastalıkları alanında çalışan Özdemir’in cenazesi 29 Ekim’de Ankara’da toprağa verilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalının emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Özden Özdemir, 28 Ekim 2026 Çarşamba günü hayatını kaybetti.</p>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yayımlanan duyuruda, Özdemir’in cenazesinin 29 Ekim Perşembe günü Cebeci İsmet Oğultürk Camii’nde öğle namazının ardından kılınacak cenaze namazı sonrasında Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verileceği bildirildi.</p>

<p>Fakülte yönetimi, resmî internet sitesinden yayımladığı mesajla emekli öğretim üyesi için başsağlığı dileklerini iletti.</p>

<p>Prof. Dr. Özden Özdemir kimdir?</p>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalında uzun yıllar öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Özden Özdemir, 3 Mart 2008 tarihinde emekliye ayrıldı.</p>

<p>Fakültenin 80. yılı dolayısıyla hazırlanan kurumsal yayında, Göz Hastalıkları Anabilim Dalı bünyesindeki Uvea Hastalıkları Kliniğinin ilk olarak Özdemir tarafından kurulduğu belirtiliyor. Klinik, gözün damar tabakasını etkileyen hastalıklar ve göz içi iltihaplarının tanı ve tedavisiyle ilgilenen birimlerden biri olarak faaliyet gösteriyor.</p>

<p>Özdemir’in akademik çalışmaları arasında üveit tedavileri, göz yüzeyi hastalıkları ve göz cerrahisiyle ilgili araştırmalar bulunuyor. Ankara Üniversitesi bünyesinde yürütülen çeşitli tıpta uzmanlık tezlerine danışmanlık yapan Özdemir, 2006 yılında yayımlanan ve üveitli hastalarda kortikosteroid tedavisinin sonuçlarını inceleyen bilimsel çalışmanın da yazarları arasında yer aldı. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/goz-hastaliklari-uzmani-prof-dr-ozden-ozdemir-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 08:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3303.jpeg" type="image/jpeg" length="48987"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[RSV’de Yeni Hesap: Bebek Yatışlarının Yüzde 61’i Önlenebilir mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/rsvde-yeni-hesap-bebek-yatislarinin-yuzde-61i-onlenebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rsvde-yeni-hesap-bebek-yatislarinin-yuzde-61i-onlenebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ECDC’nin yeni modellemesine göre yenidoğanların yüzde 90’ının uzun etkili antikorla korunması, 0–2 aylık bebeklerde RSV’ye bağlı hastane yatışlarının ortalama yüzde 61’ini önleyebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi, yenidoğanların respiratuvar sinsityal virüse karşı korunmasının hastane yatışları üzerindeki olası etkisini 10 farklı modelle değerlendirdi. 28 Ekim 2026’da yayımlanan rapora göre, yüzde 90 kapsama varsayımında uzun etkili monoklonal antikor uygulanması, 0–2 aylık bebeklerde RSV’ye bağlı hastane yatışlarının ortalama yüzde 61’ini önleyebilir.</p>

<p>Bu oran gerçek yaşamda doğrudan ölçülmüş bir yüzde 61’lik etkinlik sonucu değil. Çalışma, Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Alanı ülkeleri için farklı epidemiyolojik modeller kullanılarak oluşturulmuş bir projeksiyon.</p>

<p>Gebelik sırasında RSV aşılamasının yüzde 90 kapsama ulaştığı senaryoda ise aynı yaş grubundaki hastane yatışlarının ortalama yüzde 52 azalabileceği tahmin edildi.</p>

<p>10 farklı model aynı soruyu inceledi</p>

<p>ECDC değerlendirmesinde tek bir matematiksel modele dayanılmadı. Farklı araştırma gruplarının oluşturduğu 10 model, yenidoğanların RSV’ye karşı korunmasının hastane yüküne etkisini farklı varsayımlar altında hesapladı.</p>

<p>Uzun etkili monoklonal antikor için modellerin tahminleri yüzde 38 ile yüzde 85 arasında değişti. Bu modellerin ortalaması yüzde 61 oldu.</p>

<p>Gebelikte aşılama senaryosunda ise tahminler yüzde 29 ile yüzde 73 arasında değişirken ortalama azalma yüzde 52 olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu geniş aralık, sonuçların kesin bir gelecek tahmini olarak değil, farklı koşullar altında ortaya çıkabilecek olası etkileri gösteren model sonuçları olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.</p>

<p>En büyük kazanım yaşamın ilk aylarında</p>

<p>Raporun dikkat çeken bulgularından biri, önlenebilecek hastane yükünün yaşlara göre dağılımı.</p>

<p>ECDC modellerine göre bağışıklama sayesinde önlenebilecek toplam RSV hastane yükünün yaklaşık yüzde 80’i 0–2 aylık bebeklerde ortaya çıkıyor. Yaklaşık yüzde 15’lik ek bölümün ise 3–5 aylık bebeklerde önlenebileceği tahmin ediliyor.</p>

<p>Bu sonuç, RSV’ye karşı korumanın potansiyel faydasının özellikle yaşamın ilk aylarında yoğunlaşabileceğini gösteriyor.</p>

<p>RSV neden bebeklerde önemli?</p>

<p>Respiratuvar sinsityal virüs, çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarının önemli nedenlerinden biri. Hastalık birçok çocukta hafif seyredebilse de özellikle yaşamın ilk aylarındaki bebeklerde bronşiolit ve zatürre gibi daha ağır alt solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabiliyor.</p>

<p>ECDC’ye göre yenidoğanlar, RSV’ye bağlı hastane yatışlarında kişi başına en yüksek yükün görüldüğü gruplardan biri.</p>

<p>Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Alanı genelinde RSV ile ilişkili çocuk hastane yatışlarının yılda yaklaşık 250 bin olduğu tahmin ediliyor. Ülkeler arasında farklılık bulunmakla birlikte RSV’ye bağlı yatışlar çocuklardaki solunum yolu hastane yatışlarının önemli bir bölümünü oluşturabiliyor.</p>

<p>Monoklonal antikor ile aşı aynı şey değil</p>

<p>Raporda değerlendirilen iki korunma yöntemi aynı biyolojik mekanizmaya dayanmıyor.</p>

<p>Uzun etkili monoklonal antikor uygulamasında hazır antikor doğrudan bebeğe veriliyor. Böylece bebeğin kendi bağışıklık sisteminin antikor üretmesini beklemeden geçici pasif koruma sağlanması amaçlanıyor.</p>

<p>Gebelikte aşılama yönteminde ise annenin bağışıklık sistemi uyarılıyor. Annenin oluşturduğu antikorların plasenta yoluyla bebeğe geçmesi ve doğumdan sonraki ilk aylarda koruma sağlaması hedefleniyor.</p>

<p>Her iki yaklaşım da bebeğin ağır RSV hastalığı riskini azaltmayı amaçlasa da uygulama biçimleri ve biyolojik mekanizmaları farklı.</p>

<p>Bir hastane yatışını önlemek için kaç bebeğin korunması gerekiyor?</p>

<p>ECDC’nin yüksek kapsama senaryosunda, modellerin ortak ortalamasına göre uzun etkili monoklonal antikorla yaklaşık 37 yenidoğanın korunmasının bir RSV hastane yatışını önleyebileceği hesaplandı.</p>

<p>Gebelikte aşılama senaryosunda bu sayı ortalama 44 olarak tahmin edildi.</p>

<p>Ancak ECDC, yalnızca bu sayılara bakılarak iki yöntemin ekonomik açıdan karşılaştırılamayacağını özellikle belirtiyor. Ürün maliyetleri, uygulama giderleri, sağlık sistemi yapısı ve hastalık yükü ülkeden ülkeye değişebiliyor.</p>

<p>Modelleme klinik çalışma değil</p>

<p>Raporun en kolay yanlış anlaşılabilecek noktası yüzde 61 rakamı.</p>

<p>Bu sayı, yenidoğanlara uzun etkili antikor verilen yeni bir klinik çalışmada hastane yatışlarının yüzde 61 azaldığını göstermiyor. Araştırmacılar daha önce elde edilmiş etkinlik verileri ile RSV epidemiyolojisini modellere yerleştirerek farklı kapsama senaryolarında ne olabileceğini hesapladı.</p>

<p>Bu nedenle sonuç, yüksek bağışıklama oranına ulaşıldığında Avrupa’daki hastane yükünün ne ölçüde azalabileceğine ilişkin bilimsel bir projeksiyon olarak yorumlanmalı.</p>

<p>ECDC, model sonuçlarının RSV bağışıklama programlarını uygulamaya başlayan bazı ülkelerde ortaya çıkan gerçek yaşam verileriyle genel olarak uyumlu olduğunu da bildiriyor. Bununla birlikte gerçek etki; ülkenin RSV sezonuna, uygulanan programa, kapsama oranına ve nüfus yapısına göre değişebilir.</p>

<p>Türkiye için yüzde 61 denilebilir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Çalışma AB ve Avrupa Ekonomik Alanı ülkeleri için hazırlanmış bir modelleme değerlendirmesi. Yüzde 61’lik tahmini doğrudan Türkiye’deki bebeklere veya Türkiye sağlık sistemine ait bir sonuç gibi kullanmak bilimsel olarak doğru olmaz.</p>

<p>Türkiye’deki olası etkiyi değerlendirmek için ülkedeki RSV hastalık yükü, yaşlara göre hastane yatış oranları, korunma programlarının kapsamı, ürünlere erişim, maliyetler ve sağlık sistemi verilerinin ayrıca incelenmesi gerekir.</p>

<p>Raporun Türkiye açısından önemi ise farklı bir noktada bulunuyor: RSV’ye bağlı ağır hastalık yükünün yaşamın ilk aylarında yoğunlaşması, yenidoğan döneminde uygulanabilecek koruyucu stratejilerin sağlık politikaları açısından daha ayrıntılı değerlendirilmesini gündeme getiriyor.</p>

<p>Asıl mesaj yüzde 61’den daha geniş</p>

<p>ECDC’nin yeni çalışması, RSV’ye karşı erken korumanın özellikle yaşamın ilk aylarındaki hastane yatışlarını belirgin biçimde azaltma potansiyeline işaret ediyor.</p>

<p>Ancak model sonuçları tek başına hangi programın uygulanması gerektiğini belirlemiyor. Gerçek yaşam etkinliği, güvenlik, maliyet etkinliği, sağlık sisteminin kapasitesi, toplumun kabulü ve ulusal hastalık yükü birlikte değerlendirilmeli.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Bebeklerde RSV’den korunma yöntemleri ve uygulanabilecek ürünler konusunda çocuk sağlığı uzmanının ve ilgili sağlık otoritelerinin önerileri esas alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>European Centre for Disease Prevention and Control. Multi-model assessment of the impact of newborn RSV immunisation on hospitalisation burden in the EU/EEA. Stockholm: ECDC; 28 Ekim 2026. DOI: 10.2900/9312789.</li>
 <li>European Centre for Disease Prevention and Control. As the cold season nears, immunisation of newborns against RSV could significantly reduce infant hospitalisations across Europe. 28 Ekim 2026.</li>
 <li>European Centre for Disease Prevention and Control. Rapid scientific advice on protecting infants against respiratory syncytial virus disease for the European 2025/26 winter season. 13 Kasım 2025.</li>
</ol><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/rsvde-yeni-hesap-bebek-yatislarinin-yuzde-61i-onlenebilir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3301.jpeg" type="image/jpeg" length="36436"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nikotinli Elektronik Sigara Kullanan Gençlerde Damar İşlevi Daha Düşük Bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/nikotinli-elektronik-sigara-kullanan-genclerde-damar-islevi-daha-dusuk-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/nikotinli-elektronik-sigara-kullanan-genclerde-damar-islevi-daha-dusuk-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[58 genç yetişkinin incelendiği çalışmada, nikotinli elektronik sigara kullananlarda damar yanıtı ve egzersizde oksijen kullanımı daha düşük bulundu. Bulgular, tek başına neden-sonuç ilişkisi göstermiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Nikotinli elektronik sigara kullanan genç yetişkinlerde damarların genişleme yanıtı ve egzersiz sırasında ulaşılan en yüksek oksijen kullanımı, bu ürünleri ve tütünü kullanmayanlara göre daha düşük bulundu. JAMA Cardiology’de 21 Ekim 2026’da yayımlanan araştırma, bu farklılıkların elektronik sigaradan kaynaklandığını kanıtlamıyor.</p>

<p>Üç grup karşılaştırıldı</p>

<p>Temmuz 2023–Nisan 2025 döneminde yürütülen tek merkezli, kesitsel araştırmaya yaş ortalaması 26 olan 58 kişi katıldı. Katılımcıların 17’si yalnızca nikotinli elektronik sigara, 19’u geleneksel sigara kullanıyordu; 22’si iki ürünü de kullanmıyordu.</p>

<p>Yayımlanan özete göre akıma bağlı damar genişlemesi elektronik sigara grubunda ortalama yüzde 5,5, sigara grubunda yüzde 4,4, kullanmayanlarda yüzde 8,3 ölçüldü. Bu yüzdeler kalp krizi olasılığını değil, damar yanıtını ifade ediyor.</p>

<p>Benzer damar bulguları, eşit zarar demek değil</p>

<p>Çalışmayı Science Media Centre için değerlendiren University College London araştırmacısı Dr. Harry Tattan-Birch, küçük gruplar arasında anlamlı fark bulunmamasının iki ürünün etkilerinin eşit olduğunu göstermediğini belirtti.</p>

<p>Dolayısıyla sonuçlardan “elektronik sigara, sigarayla aynı ölçüde kalp hastalığına yol açıyor” yargısı çıkarılamaz. Araştırma, sigaradan elektronik sigaraya geçen kişilerin sağlık sonuçlarını izleyen bir bırakma çalışması da değil.</p>

<p>Ölçülen farklılıkların nedeni henüz belirlenmiş değil</p>

<p>Aynı değerlendirmede Prof. Dr. Lion Shahab, katılımcıların bir hafta içindeki iki ziyarette değerlendirildiğini vurguladı. Bu tasarım, ölçülen farklılıkların ürün kullanımından önce var olup olmadığını ortaya koyamıyor.</p>

<p>Shahab’a göre fiziksel aktivite, vücut yapısı ve diğer bireysel farklılıkların yeterince hesaba katılmaması da yorumları sınırlıyor. Küçük ve gönüllü katılımcılardan oluşan örneklem, sonuçların bütün gençlere genellenmesini güçleştiriyor.</p>

<p>Damar işlevindeki ölçümler doğrudan kalp hastalığı tanısı anlamına gelmiyor. Bulguların gelecekteki hastalıklarla ilişkisini ve kullanımın bırakılmasıyla değişip değişmediğini anlamak için daha büyük, uzun süreli araştırmalar gerekiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Tütün veya nikotin kullanımını bırakmaya yönelik kişisel destek için hekiminize başvurun.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Boidin M, Degens H, Junejo RT ve diğerleri. Vascular Function and Cardiorespiratory Fitness in Adults Who Use Nicotine Vapes. JAMA Cardiology. 21 Ekim 2026. Araştırma özeti.<br />
2. Science Media Centre. Expert reaction to study of vascular function and cardiorespiratory fitness in young adults who vape. 21 Ekim 2026.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/nikotinli-elektronik-sigara-kullanan-genclerde-damar-islevi-daha-dusuk-bulundu</guid>
      <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3300.jpeg" type="image/jpeg" length="11706"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yağ hücrelerini hedefleyen deneysel enjeksiyon, karın içi yağda yüzde 12 azalma sağladı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yag-hucrelerini-hedefleyen-deneysel-enjeksiyon-karin-ici-yagda-yuzde-12-azalma-sagladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yag-hucrelerini-hedefleyen-deneysel-enjeksiyon-karin-ici-yagda-yuzde-12-azalma-sagladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yağ hücrelerinin programlı ölümünü hedefleyen CBL-514, küçük bir insan çalışmasında karın içi yağ hacmini azalttı. Ancak kalıcı kilo kaybı ve diyabetten korunma sağladığı henüz gösterilmiş değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yağ hücrelerinin programlanmış ölümünü hedefleyen deneysel CBL-514 enjeksiyonu, iki faz 2 araştırmasının küçük bir alt grup analizinde karın içi yağ hacmini azalttı. Son uygulamadan dört hafta sonra başlangıca göre ortalama yüzde 12,01 azalma bildirildi. Bulgular, Milano’daki 2026 Avrupa Diyabet Araştırmaları Derneği toplantısında sunuldu.</p>

<p>Yüzde 12 azalma hangi ölçümde görüldü?</p>

<p>Analiz, başlangıçta 23’ü CBL-514, 18’i plasebo grubunda bulunan 41 katılımcıyı kapsadı. Son takipte 40 kişinin verisi mevcuttu. Vücut kitle indeksleri 22–30 aralığındaydı.</p>

<p>Plasebo grubunda dört haftalık değerlendirmede yağ hacmi yüzde 5,68 arttı. Böylece gruplar arasındaki değişim farkı 17,69 yüzde puan oldu. Son enjeksiyondan 8–12 hafta sonraki ölçümlerde CBL-514 grubundaki azalma yüzde 10,45 düzeyindeydi.</p>

<p>Buradaki dört hafta, tedavinin toplam süresi değil, son uygulamadan sonraki değerlendirme zamanıdır. Enjeksiyonlar üç haftalık aralıklarla, 12 haftaya kadar uzanan bir süreçte yapıldı.</p>

<p>Ölçüm, manyetik rezonans görüntülemeyle ikinci ve üçüncü bel omurları düzeyindeki karın içi yağ bölgesinde gerçekleştirildi. Dolayısıyla yüzde 12’lik sonuç, vücut ağırlığının veya bütün vücut yağının aynı oranda azaldığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>İştah yerine yağ hücresini hedefleyen yaklaşım</p>

<p>CBL-514, yağ hücrelerinde apoptoz adı verilen programlanmış hücre ölümünü tetiklemek üzere geliştiriliyor. Bu yaklaşım, iştahı azaltan GLP-1 temelli ilaçlardan mekanizma bakımından ayrılıyor.</p>

<p>Ancak insanlarda görüntülemeyle yağ hacminin azalması, karın içindeki hücrelerin hangi mekanizmayla azaldığını tek başına kanıtlamaz. Hücresel etki ile uzun vadeli klinik yarar ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Deri altı yağ bulguları daha önce yayımlanmıştı</p>

<p>2025’te Aesthetic Surgery Journal’da yayımlanan, 76 katılımcılı randomize ve plasebo kontrollü başka bir faz 2 araştırması, karın bölgesindeki deri altı yağı değerlendirdi. Son tedaviden sekiz hafta sonraki değerlendirmede CBL-514 grubunda en az 150 mililitre yağ azalmasına ulaşanların oranı yüzde 69,6 olarak bildirildi; plasebo grubunda bu eşiğe ulaşan olmadı.</p>

<p>Bu çalışma, organların çevresindeki viseral yağdan farklı bir dokuyu inceliyordu. Katılımcıların kilolarını sabit tutmaları istenmişti ve gruplardaki ortalama kilo değişimleri küçüktü. Ayrıca çalışmayı tamamlamama oranının yüzde 49,3 olması, sonuçların yorumlanmasında dikkate alınması gereken bir sınırlılıktı.</p>

<p>Kilo geri alımını önlediği insanlarda gösterilmedi</p>

<p>CBL-514’ün tirzepatid bırakıldıktan sonra kilo geri alımını azaltabileceğine ilişkin bulgu sıçan deneylerinden geliyor. Bu sonuç, insanlarda kalıcı kilo kontrolü sağlandığı şeklinde sunulamaz.</p>

<p>Cambridge Üniversitesi’nden kilo yönetimi araştırmacısı Dr. Marie Spreckley, Science Media Centre değerlendirmesinde insan verilerinin kilo kaybını veya sağlıkta iyileşmeyi henüz ortaya koymadığını belirtiyor. Karın içi yağ analizinin kongre sunumu düzeyinde olduğunu ve açıklama tarihinde tam bir dergi makalesinin bulunmadığını vurguluyor.</p>

<p>Yağ dokusunun azalması, diyabet ve hipertansiyonun önlendiği anlamına da gelmiyor. Kan şekeri, kan yağları ve karaciğer yağlanması üzerindeki etkilerin ayrıca araştırılması gerekiyor.</p>

<p>Güvenlik ve kalıcılık için daha uzun takip gerekiyor</p>

<p>Açıklanan çalışmalarda çoğunlukla enjeksiyon yerinde ağrı, şişlik ve kızarıklık gibi geçici, hafif veya orta şiddette reaksiyonlar bildirildi; ciddi advers olay bildirilmedi. Küçük örneklem ve kısa takip süresi ise seyrek ya da geç ortaya çıkan riskleri dışlamaya yetmiyor.</p>

<p>CBL-514’ün obezite tedavisindeki olası yerini belirleyecek soru, yağ hacmindeki azalmanın ne kadar sürdüğü ve bunun ölçülebilir sağlık kazanımlarına dönüşüp dönüşmediği olacak.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>CBL-514 deneysel bir ilaç adayıdır. Bu haber kişiye özel tedavi önerisi değildir; mevcut kilo yönetimi veya diyabet tedavinizi kendi kendinize değiştirmeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. European Association for the Study of Diabetes. “New weight-loss injection targets fat cells.” Basın açıklaması, 1 Ekim 2026; Caliway Biopharmaceuticals tarafından 2 Ekim 2026’da yeniden yayımlanan metin.</p>

<p>2. “Efficacy and Safety of CBL-514 Injection in Reducing Abdominal Subcutaneous Fat: A Randomized, Single-Blind, Placebo-Controlled Phase II Study.” Aesthetic Surgery Journal, 2025. DOI: 10.1093/asj/sjaf032.</p>

<p>3. Science Media Centre. CBL-514 faz 2 araştırmasının EASD kongre özetine ilişkin Justin Rochford ve Marie Spreckley değerlendirmeleri. 1 Ekim 2026. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yag-hucrelerini-hedefleyen-deneysel-enjeksiyon-karin-ici-yagda-yuzde-12-azalma-sagladi</guid>
      <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 07:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3299.jpeg" type="image/jpeg" length="36881"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kafanın içindeki sesler konuşuyor, yorum yapıyor: Nedeni ne, tedavisi var mı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kafanin-icinde-konusan-sesler-duymak-tek-basina-sizofreni-belirtisi-sayilmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kafanin-icinde-konusan-sesler-duymak-tek-basina-sizofreni-belirtisi-sayilmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kişiyle konuşan, yaptıklarını yorumlayan veya emir veren sesler farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Ses duymak tek başına şizofreni tanısı koydurmuyor; tedavi, altta yatan nedene göre planlanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Başkalarının duymadığı konuşmaları işitmek, kişinin kendisi hakkında yorum yapıldığını veya kendisine talimat verildiğini duyması, işitsel halüsinasyon olarak adlandırılan bir algı deneyimi olabilir. Ses duymak tek başına şizofreni anlamına gelmez. Tedavisi vardır; ancak uygulanacak yöntem, seslerin hangi nedenle ortaya çıktığına göre belirlenir.</p>

<p>Sesler neden duyuluyor?</p>

<p>Şizofreni ve bipolar bozukluk gibi ruhsal hastalıkların yanı sıra ağır depresyon, bazı ilaçların yan etkileri, alkol veya madde kullanımı ve belirgin uykusuzluk halüsinasyonlarla ilişkili olabilir. Bu nedenle yalnızca seslerin söylediklerinden yola çıkarak tanı konulamaz.</p>

<p>Uykuya dalarken veya uyanırken kısa süreli ses duyma deneyimleri de yaşanabilir. Bunların değerlendirilmesinde ortaya çıktığı zaman, tekrarlayıp tekrarlamadığı ve günlük yaşamı etkileyip etkilemediği önemlidir.</p>

<p>Psikiyatri değerlendirmesinde ne araştırılıyor?</p>

<p>Seslerin başlangıcı, sıklığı ve kişide oluşturduğu sıkıntı değerlendirilir. Kullanılan ilaçlar, uyku düzeni, madde kullanımı ve eşlik eden sağlık sorunları araştırılır. Tanının gözden geçirilmesi, özellikle tedaviye rağmen belirtileri süren kişilerde önem taşır.</p>

<p>Psikoz, gerçek olanla olmayanı ayırt etmenin zorlaşabildiği bir belirtiler bütünüdür. Şizofreni bunun olası nedenlerinden biridir; bütün ses duyma deneyimleri aynı hastalığa bağlanamaz.</p>

<p>Sesler ilaçla azalabilir mi?</p>

<p>Psikotik bir bozuklukla ilişkili seslerde antipsikotik ilaçlar temel tedavi seçenekleri arasındadır. Amaç, halüsinasyonları ve diğer psikotik belirtileri azaltmaktır. Tedavi yanıtı kişiden kişiye değişir; seslerin tamamen kaybolması herkes için garanti edilemez.</p>

<p>İlaç seçimi, beklenen yararla olası yan etkiler birlikte değerlendirilerek yapılır. Kilo, kan şekeri, kan yağları ve hareketle ilişkili yan etkiler gibi alanlarda takip gerekebilir. Etkinlik değerlendirilirken ilacın uygun dozda ve yeterli süre kullanılmış olması dikkate alınır.</p>

<p>Terapi yalnızca konuşup rahatlamak değil</p>

<p>Psikoza yönelik bilişsel davranışçı terapi, kişinin yaşadığı deneyimleri nasıl yorumladığını ve bunlarla nasıl baş ettiğini ele alır. Seslerin oluşturduğu sıkıntıyı azaltmak ve günlük yaşamı sürdürmeyi kolaylaştırmak hedeflenir.</p>

<p>İlk psikoz döneminde ilaç tedavisiyle birlikte bireysel bilişsel davranışçı terapi ve aile müdahaleleri önerilir. Yakınların bilgilendirilmesi, tedavi sürecinin önemli bir parçasıdır.</p>

<p>İlk ilaç yeterli gelmezse seçenekler bitmiyor</p>

<p>Yanıt yetersizse tanı, düzenli kullanım, tedavinin süresi ve eşlik eden sorunlar yeniden değerlendirilir. Gerekirse farklı bir tedavi planlanır. Uygun kişilerde, tercih ve düzenli kullanım ihtiyacı dikkate alınarak uzun etkili enjeksiyonlar da düşünülebilir.</p>

<p>Şizofreni tanısı bulunan ve yeterli dozlarda kullanılan en az iki farklı antipsikotiğe yeterli yanıt vermeyen kişilerde klozapin önerilen seçeneklerden biridir. Bu yaklaşım, her ses duyan kişinin klozapin kullanması gerektiği anlamına gelmez.</p>

<p>Klozapin neden özel takip gerektiriyor?</p>

<p>Klozapin, diğer antipsikotiklerin yeterli yarar sağlamadığı bazı kişilerde etkili olabilir. Ancak beyaz kan hücrelerinde ciddi azalma gibi yan etkiler açısından düzenli kan sayımı ve yakın takip gerektirir. Tedavinin uygunluğu psikiyatrist tarafından belirlenir.</p>

<p>Seslerin sürmesi, kişinin kendi kendine ilaç eklemesi veya doz artırması için gerekçe değildir. Tedaviye direnç değerlendirmesi, önceki uygulamaların ayrıntılı incelenmesini gerektirir.</p>

<p>Ne zaman acil değerlendirme gerekiyor?</p>

<p>Seslerin kendine ya da başkasına zarar vermeyi söylemesi, ani kafa karışıklığı, belirgin ajitasyon veya belirtilerin hızla ağırlaşması durumunda acil servise başvurulmalıdır. Acil durum bulunmasa da yeni başlayan ya da tekrarlayan ses duyma deneyimleri sağlık değerlendirmesini gerektirir.</p>

<p>Tedavinin hedefi yalnızca sesleri azaltmak değildir. Kişinin ilişkilerini, eğitimini ve çalışma hayatını sürdürebilmesi de iyileşmenin önemli bir parçasıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekime başvurun; ilaçlarınızı kendi kendinize başlatmayın, bırakmayın veya değiştirmeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. NHS. Hallucinations and hearing voices.<br />
2. National Institute for Health and Care Excellence. Psychosis and schizophrenia in adults: prevention and management. Klinik rehber CG178.<br />
3. Royal College of Psychiatrists. Psychosis. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kafanin-icinde-konusan-sesler-duymak-tek-basina-sizofreni-belirtisi-sayilmiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 29 Oct 2026 01:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3298.jpeg" type="image/jpeg" length="65219"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KTÜ’nün Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fahrettin Murtazaoğlu Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ktunun-emekli-ogretim-uyesi-prof-dr-fahrettin-murtazaoglu-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ktunun-emekli-ogretim-uyesi-prof-dr-fahrettin-murtazaoglu-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünün emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Fahrettin Murtazaoğlu hayatını kaybetti. Hukuk alanında çalışan Murtazaoğlu, Türkiye ve Orta Asya’daki üniversitelerde akademik ve idari görevler üstlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>KTÜ’de hukuk ve Rusça dersleri veren, bir dönem Kamu Yönetimi Bölüm Başkanlığı görevini yürüten Murtazaoğlu, 2 Kasım 2004 tarihinde yaş haddinden emekliye ayrıldı.</p>

<p>Prof. Dr. Fahrettin Murtazaoğlu kimdir?</p>

<p>Hukuk eğitimini Tomsk Üniversitesinde tamamlayan Murtazaoğlu, 1969 yılında mezuniyetinin ardından aynı üniversitede asistan olarak akademik çalışmalara başladı. Hukuk doktorasını 1979’da tamamladı, 1983’te doçent oldu.</p>

<p>Türkiye’ye 1993 yılında yerleşen Murtazaoğlu, bir süre Ankara’da hukuk müşavirliği yaptıktan sonra 1995’te KTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümüne doçent olarak atandı. Akademik çalışmalarını Trabzon’da sürdürürken bölüm başkanlığı sorumluluğunu da üstlendi.</p>

<p>Murtazaoğlu’nun meslek yaşamında Orta Asya’daki üniversiteler de yer aldı. 1999–2000 yıllarında Ahmet Yesevi Üniversitesinde Hukuk Fakültesi Dekanlığı yaptı. KTÜ’den emekliliğinin ardından Kırgızistan’da Celalabad’daki hukuk fakültesinde dekan olarak çalıştı.</p>

<p>Akademik yayınlarında siyasi özerklik, azınlık hakları ve Acara’nın hukuki statüsü gibi konuları ele aldı. Bilig dergisinde yayımlanan çalışmasında, Acaralıların siyasi özerklik kazanma sürecini ve Türkiye’nin bu süreçteki etkisini inceledi. Araştırmasında Moskova ve Kars antlaşmaları ile bölgedeki dinî ve kültürel hakların hukuki çerçevesini değerlendirdi.</p>

<p>Murtazaoğlu’nun yaşam öyküsü, çocukluk döneminde yaşadığı sürgün nedeniyle akademik bir araştırmaya da konu oldu. 1937’de Sohum yakınlarında doğan Murtazaoğlu, 1949 yılında ailesiyle Sibirya’ya sürgün edildi. Çocukluk yıllarından Türkiye’ye yerleşmesine uzanan hayatı, 2013’te yayımlanan “Sürgün ve Göç — Bir Sürgünün Hikâyesi: Fahrettin Murtazaoğlu” başlıklı çalışmada ele alındı.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ktunun-emekli-ogretim-uyesi-prof-dr-fahrettin-murtazaoglu-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 22:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3291.jpeg" type="image/jpeg" length="90263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zayıflama ilaçları tip 2 diyabette böbrek riskini azaltabiliyor: Çalışmalar ne gösteriyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclari-tip-2-diyabette-bobrek-riskini-azaltabiliyor-calismalar-ne-gosteriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclari-tip-2-diyabette-bobrek-riskini-azaltabiliyor-calismalar-ne-gosteriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GLP-1 ilaçlarıyla yapılan çalışmalar, tip 2 diyabette böbrek yararını destekliyor. Semaglutid verileri ise mevcut böbrek hastalığının ilerlemesiyle ilgili; herkeste hastalığı önleme anlamına gelmiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>GLP-1 reseptör agonistleri, tip 2 diyabetli kişilerde ciddi böbrek sorunlarının riskini azaltabiliyor. Klinik çalışmaların ortak değerlendirmesi böbrek yetmezliği açısından yarara işaret ederken, semaglutidle yürütülen FLOW araştırması diyabet ve kronik böbrek hastalığı birlikte bulunan kişilerde hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılabileceğini gösteriyor.</p>

<p>11 araştırmanın ortak sonucu ne söylüyor?</p>

<p>Ocak 2025’te The Lancet Diabetes &amp; Endocrinology’de yayımlanan meta-analiz, toplam 85.373 kişinin katıldığı 11 randomize kontrollü araştırmayı birleştirdi. Tip 2 diyabetli 67.769 katılımcının değerlendirmesinde, GLP-1 ilaçları plaseboya kıyasla böbrek yetmezliğinin göreli riskini yüzde 16 azalttı.</p>

<p>Böbrek yetmezliği, böbreğin süzme işlevinde belirgin ve kalıcı kayıp veya böbrek yetmezliğine bağlı ölümün birlikte değerlendirildiği sonuçta ise göreli azalma yüzde 18’di. Bu oranlar, tedavi alan her 100 kişiden 16’sının ya da 18’inin hastalıktan kurtulduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Semaglutid çalışmasına kimler katıldı?</p>

<p>24 Mayıs 2024’te yayımlanan FLOW, idrarla albümin adlı proteinin atılımı artmış, tip 2 diyabetli ve kronik böbrek hastalığı olan 3.533 kişide yürütüldü. Çift kör araştırmada katılımcılar rastgele semaglutid veya plasebo grubuna ayrıldı; ortanca takip 3,4 yıldı.</p>

<p>Böbrek yetmezliği, tahmini süzme hızında en az yüzde 50 kalıcı düşüş veya böbrek ya da kalp-damar nedenli ölümün birlikte değerlendirildiği ana sonuçta göreli risk yüzde 24 azaldı. Bu nedenle bulguyu yalnızca “diyaliz riski yüzde 24 düştü” diye aktarmak doğru değil.</p>

<p>Yüzde 24 azalma günlük dilde ne anlama geliyor?</p>

<p>Ana sonuç kapsamındaki olaylar semaglutid grubunda 1.767 kişinin 331’inde, plasebo grubunda 1.766 kişinin 410’unda görüldü. Gözlenen oranlar yüzde 18,7 ve yüzde 23,2; aradaki mutlak fark yaklaşık 4,5 yüzde puanıydı.</p>

<p>Yüzde 24’lük göreli azalma, olayların gerçekleşme zamanını da hesaba katan analizden geliyor. Mutlak fark ise çalışmadaki olay oranlarının arasındaki mesafeyi gösteriyor; ikisi aynı ölçü değil.</p>

<p>Bulgular herkese uygulanabilir mi?</p>

<p>FLOW, sağlıklı kişilerde böbrek hastalığının başlamasını önleme araştırması değildi. Sonuçları diyabeti olmayan herkese veya bütün GLP-1 ilaçlarına aynı büyüklükte yarar varmış gibi genellemek mümkün değil. Araştırma, önceden belirlenen ara değerlendirme sonrasında erken sonlandırıldı ve Novo Nordisk tarafından finanse edildi.</p>

<p>Meta-analiz farklı ilaçlardan gelen kanıtı bir araya getiriyor; ancak grubun ortalama etkisi, her ilacın her hasta için eşdeğer olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Böbrek yararı, yan etki olasılığını ortadan kaldırmıyor</p>

<p>Semaglutidin ABD reçete bilgisinde bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı ve kabızlık sık görülen yan etkiler arasında yer alıyor. Özellikle kusma ve ishalin yol açtığı sıvı kaybı, akut böbrek hasarıyla ilişkili olabiliyor. Süren yakınmaların sağlık ekibine bildirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Meta-analizde de yan etkiler nedeniyle tedaviyi bırakma, GLP-1 grubunda daha sıktı. Dolayısıyla böbrek açısından yarar gösterilmiş olması, ilacın kişisel değerlendirme ve takip gerektirmediği anlamına gelmiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Tedavinin uygunluğunu hekiminizle değerlendirin; ilaçlarınızı kendi kendinize başlatmayın, bırakmayın veya dozunu değiştirmeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Perkovic V ve arkadaşları. Effects of Semaglutide on Chronic Kidney Disease in Patients with Type 2 Diabetes. New England Journal of Medicine. Çevrim içi yayın: 24 Mayıs 2024; 391:109–121. DOI: 10.1056/NEJMoa2403347.</p>

<p>2. Badve SV ve arkadaşları. Effects of GLP-1 receptor agonists on kidney and cardiovascular disease outcomes: a meta-analysis of randomised controlled trials. The Lancet Diabetes &amp; Endocrinology. Ocak 2025; 13(1):15–28. DOI: 10.1016/S2213-8587(24)00271-7.</p>

<p>3. DailyMed. OZEMPIC — semaglutide injection, solution. ABD reçete bilgisi; klinik çalışmalar, yan etkiler ve sıvı kaybına bağlı akut böbrek hasarı bölümleri. Güncelleme: 1 Haziran 2026. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclari-tip-2-diyabette-bobrek-riskini-azaltabiliyor-calismalar-ne-gosteriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 21:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3285.jpeg" type="image/jpeg" length="14876"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yüksek tansiyon belirti vermeden organ hasarına yol açabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yuksek-tansiyon-belirti-vermeden-organ-hasarina-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yuksek-tansiyon-belirti-vermeden-organ-hasarina-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kontrol altına alınmayan hipertansiyon, şikâyet olmasa da damarları etkileyerek kalp, beyin, böbrek ve gözlerde hasara yol açabilir. Riski fark etmek için belirtileri beklemek yerine tansiyonu ölçmek gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yüksek tansiyon, uzun süre kontrol altında tutulmadığında kalp, beyin, böbrek ve gözleri besleyen damarlara zarar verebilir. Bu süreç her zaman baş ağrısı, çarpıntı veya başka bir şikâyetle kendini göstermez. Kişinin kendisini iyi hissetmesi, kan basıncının normal olduğu ya da organların etkilenmediği anlamına gelmez.</p>

<p>Hipertansiyonun etkileri çoğunlukla zaman içinde gelişir. Bu nedenle tansiyon takibinin amacı yalnızca ölçümdeki sayıyı düşürmek değil, kalp krizi, inme ve böbrek hastalığı gibi sonuçların riskini azaltmaktır.</p>

<p>Damarların içindeki yüksek basınç organları nasıl etkiliyor?</p>

<p>Kan basıncının uzun süre yüksek kalması damar duvarlarına zarar verebilir ve damarların daralmasına katkıda bulunabilir. Organlara ulaşan kanın azalması, dokuların oksijen ve besin ihtiyacının karşılanmasını güçleştirir.</p>

<p>Aynı damar sorunu, bulunduğu yere göre farklı sonuçlar doğurur. Kalbi besleyen damarlarda geliştiğinde kalp hastalığına, böbrek damarlarında oluştuğunda süzme işlevinin bozulmasına yol açabilir. Ancak hipertansiyon tanısı, bu hasarların mutlaka gelişeceği anlamına gelmez.</p>

<p>Kalbin iş yükü artıyor, beyin damarları etkileniyor</p>

<p>Yüksek basınca karşı kan pompalayan kalp daha fazla çalışır. Zamanla kalp kası kalınlaşabilir ve kalbin vücuda yeterli kan gönderme yeteneği bozulabilir. Bu süreç kalp yetersizliğine zemin hazırlayabilir.</p>

<p>Kalbi besleyen damarların daralması veya tıkanması ise kalp krizi riskini artırır. Kalp krizi ile kalp yetersizliği aynı durum değildir: Birinde kalp kasına kan akışı kesilir, diğerinde kalbin pompalama işlevi vücudun ihtiyacını karşılayamaz.</p>

<p>Beyni besleyen damarların tıkanması ya da yırtılması inme ile sonuçlanabilir. Dolayısıyla hipertansiyon, yalnızca kalbe ilişkin bir sorun olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Böbreklerin süzme işlevi ve görme yetisi zarar görebilir</p>

<p>Böbrekler, kandaki atıkları ve fazla sıvıyı uzaklaştırmak için sağlıklı damarlara ihtiyaç duyar. Yüksek tansiyon bu damarlara zarar verdiğinde böbreklerin kanı süzme kapasitesi azalabilir; ileri hasar böbrek yetersizliğine kadar ilerleyebilir.</p>

<p>Gözün arkasındaki ışığa duyarlı retina tabakası ve görme sinirinin kanlanması da etkilenebilir. Bunun sonucunda bulanık görme, bazı durumlarda ise görme kaybı gelişebilir. Her görme sorunu hipertansiyondan kaynaklanmaz; ani görme değişikliği değerlendirilmelidir.</p>

<p>Belirtiler yerine ölçümle takip gerekiyor</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, hipertansiyonu olan kişilerin çoğunda belirti bulunmadığını vurguluyor. Bu yüzden yalnızca baş ağrısı olduğunda tansiyon ölçmek, yüksekliğin fark edilmesini geciktirebilir.</p>

<p>Tek bir yüksek ölçüm, kalıcı hipertansiyon tanısını tek başına koydurmaz. Ölçümlerin tekrarı ve sağlık profesyonelinin değerlendirmesi gerekir. Bununla birlikte çok yüksek değerler, özellikle yeni belirtilerle birlikteyse rutin kontrol beklenerek geçiştirilmemelidir.</p>

<p>Çok yüksek tansiyon ne zaman acildir?</p>

<p>Büyük tansiyonun 180 veya küçük tansiyonun 120 mmHg’nin üzerinde olmasıyla birlikte göğüs ağrısı, nefes darlığı, uyuşma, güçsüzlük, görme değişikliği ya da konuşma güçlüğü varsa acil yardım istenmelidir. Türkiye’de 112 aranmalı; tansiyonun kendiliğinden düşmesi beklenmemelidir.</p>

<p>Belirti yoksa en az bir dakika sonra ölçüm tekrarlanabilir. Değer hâlâ bu düzeydeyse sağlık profesyoneliyle gecikmeden iletişime geçilmelidir. Bu eşikler, daha düşük değerlerde ortaya çıkan ciddi belirtilerin önemsiz olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Tedavinin hedefi uzun vadeli hasar riskini azaltmak</p>

<p>Tuz tüketimini azaltmak, dengeli beslenmek, düzenli hareket etmek, tütünden uzak durmak ve gerektiğinde kilo vermek kan basıncının kontrolüne yardımcı olabilir. Ancak yaşam tarzı değişiklikleri herkes için tek başına yeterli olmayabilir.</p>

<p>Hekimin belirlediği tedaviye uyum ve düzenli takip, organ hasarı riskini azaltmanın temel parçalarıdır. Hedef tansiyon değeri; eşlik eden hastalıklar ve kişinin genel sağlık durumuna göre belirlenir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurun; tansiyon ilaçlarınızı kendi kendinize bırakmayın veya dozunu değiştirmeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Paul Frysh. What High Blood Pressure Can Do to Your Body. WebMD. Tıbbi değerlendirme: Poonam Sachdev, 14 Ekim 2024.<br />
2. Dünya Sağlık Örgütü. Hypertension. Bilgi notu.<br />
3. American Heart Association. Health Threats from High Blood Pressure. Son değerlendirme: 14 Ağustos 2025. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yuksek-tansiyon-belirti-vermeden-organ-hasarina-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 21:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3284.jpeg" type="image/jpeg" length="28003"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hem Komutan Hem Hekim: Sangun Otacı Akgün’ün Kurgandan Çıkan Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hem-komutan-hem-hekim-sangun-otaci-akgunun-kurgandan-cikan-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hem-komutan-hem-hekim-sangun-otaci-akgunun-kurgandan-cikan-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kuray Kurganı’yla ilişkilendirilen Akgün, bir tarih araştırmasında hem komutan hem hekim olarak tanımlanıyor. Bu kimlik, kemer yazıtındaki sözcüklerin okunmasına ve arkeolojik buluntuların yorumuna dayanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Altay’daki bir mezardan çıkan kemer, Göktürk dönemi tıp tarihine ilişkin dikkat çekici bir yorumun merkezinde yer alıyor. Tilla Deniz Baykuzu’nun 2023’te yayımlanan araştırması, Kuray Kurganı’nın sahibi olarak tanımladığı Akgün’ü hem komutan hem hekim kimliğiyle ele alıyor.<br />
Çalışmada “Akkün” adıyla da anılan kişinin hikâyesi, gümüş toka ve plakalarla donatılmış bir kemerdeki yazıya uzanıyor. Baykuzu’nun aktardığı okumada kişinin adı, askerî unvanı ve hekimlikle ilişkilendirilen bir sözcük birlikte değerlendiriliyor.<br />
Yazıdaki “sengün” veya “sangun”, komutan ya da general anlamında açıklanıyor. Hekim kimliğinin dayanağı ise “otçı” sözcüğü. Makaleye göre Kiselev bu kelimeyi “efendi, bey” biçiminde anlamlandırırken Emel Esin, sözcüğün “otacı”, yani hekim olarak anlaşılması gerektiğini savunuyor.<br />
Bu nedenle Akgün’ün hekimliği, yazıtın belirli bir yorumuna dayanıyor. Gümüş kemer donanımı da araştırmada yüksek toplumsal ve askerî konumun göstergesi olarak ele alınıyor. Komutan ve hekim portresi, bu değerlendirmelerin bir araya getirilmesiyle oluşuyor. <br />
dergipark.org.tr<br />
Araştırmanın sunduğu bilgiler, Akgün’ün eğitimini, tedavi ettiği hastaları veya uyguladığı yöntemleri ayrıntılı biçimde ortaya koymuyor. Tarihsel bir hekimlik unvanını, bugünkü tıp eğitimi ve uzmanlık sistemiyle eşitlemek de mümkün değil.<br />
Akgün’ün hikâyesi, yeni bir kazı duyurusundan değil, eski buluntuların akademik değerlendirmesinden geliyor. Kemer üzerindeki sınırlı yazı, askerî görev ile şifacılığın aynı kişide buluşmuş olabileceğine ilişkin bir iz sunuyor; yaşamının ayrıntıları ise belirsizliğini koruyor.<br />
Kaynaklar<br />
Baykuzu, Tilla Deniz. “İslamiyet Öncesi Dönemde İlk Türk Hekimleri⁠.” Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi, 2023; 5(9):83–90. Özellikle s. 87. DOI: 10.53718/gttad.1180997.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hem-komutan-hem-hekim-sangun-otaci-akgunun-kurgandan-cikan-hikayesi</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 20:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/kuray-kurgani-200kb-3.jpg" type="image/jpeg" length="74226"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Timurlu şehirlerinde salgınların izinde: Semerkant ve Herat’ın sağlık tarihi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/timurlu-sehirlerinde-salginlarin-izinde-semerkant-ve-heratin-saglik-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/timurlu-sehirlerinde-salginlarin-izinde-semerkant-ve-heratin-saglik-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Timurlu dönemini inceleyen araştırmalar, salgınların şehir hayatına etkisini kronikler ve sağlık kurumları üzerinden ele alıyor. Herat’ın 1435 salgınında şehirden ayrılan halk, ölümleri saymaya çalışan görevliler ve içeriği gizlenen mektuplar öne çıkarken, yüzyılın sonlarına ait şifahane kayıtları yoksulların bakımına ışık tutuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Semerkant ve Herat’ın tarihini anlatan kaynaklar, sarayların ve bilim çevrelerinin yanında salgınların sarsıntısını da kayda geçiriyor. Şehirden kaçışlar, cenazelerin sayılması ve hastalara sunulan bakım, Timurlu dünyasının sağlık tarihini farklı yönleriyle görünür kılıyor. Ancak bu anlatıların sunduğu tabloyu anlamak için olayların tarihini, kayıtların niteliğini ve her şehrin kendine özgü koşullarını birlikte değerlendirmek gerekiyor.<br />
Fergana Devlet Üniversitesinden O. B. Abdunosirova’nın 7 Aralık 2025’te Tarixiy Tadqiqotlar dergisinde yayımlanan çalışması, Timur ve Timurlular dönemindeki bulaşıcı hastalıkları tarihsel kaynaklar üzerinden inceliyor. Hekimlerin, sağlık kurumlarının ve yönetimin hastalıklar karşısındaki tutumlarını ele alan makale, salgınların toplumsal ve kültürel hayatla ilişkisine de odaklanıyor. Çalışma, yeni bir klinik bulguyu değil, geçmişin yazılı tanıklıklarının değerlendirilmesini içeriyor. [1]<br />
Kronikler ne anlatıyor?<br />
Araştırmanın yararlandığı eserler arasında Abdürrezzak Semerkandî, İsfizârî ve Ali Şîr Nevâî’nin metinleri bulunuyor. Bu kayıtlar, hastalıkların yalnızca hekimlerin uğraştığı bir mesele olarak görülmediğini; yönetimin kararlarına, şehirde kalma veya ayrılma tercihlerine ve bakım hizmetlerine de yansıdığını gösteriyor. [1]<br />
Kronikler okunurken tanıklık ile ölçüm arasındaki ayrım önem taşıyor. Bir yazarın salgını ağır bir felaket olarak anlatması, o olayın toplumdaki izini anlamaya yardımcı olabilir. Aynı anlatı, kaç kişinin hastalandığını veya hangi tedavinin ne ölçüde işe yaradığını belirlemek için tek başına yeterli değildir. Tarihsel kayıtların gücü ile cevaplayamadıkları sorular bu noktada birbirinden ayrılıyor.<br />
Herat’ta dört ayı aşan salgın<br />
Batman Üniversitesinden Ahmet Özturhan’ın 2022 tarihli incelemesi, 1435’te Herat’ta yaşanan salgına yoğunlaşıyor. Kroniklerde ateş, baş ağrısı ve vücudun çeşitli yerlerinde beliren kabarıklıklar anlatılıyor. Özturhan bu tasvirleri hıyarcıklı vebayı düşündüren belirtiler olarak değerlendiriyor; ancak bunlar, olay için kesin tanı sağlayan laboratuvar veya biyolojik bulgu niteliğinde değil. [2]<br />
İsfizârî’ye dayanan tarihlendirme, salgını 6 Şubat–12 Haziran 1435 arasına yerleştiriyor. Hasan-ı Rumlu ise ocak–mayıs aralığını veriyor. Dolayısıyla dört ayı aşan bir krizden söz edilirken, başlangıç ve bitiş tarihlerinde kaynakların tam olarak örtüşmediği de görülüyor. [2]<br />
Şehirden kaçış ve gizlenen haberler<br />
Salgın sırasında halkın bir bölümü Herat’tan ayrıldı. Muhtesip Mevlâna Celaleddin Muhammed el-Kâinî bu hareketi engellemeye çalıştı; ölümleri saymak amacıyla şehir kapılarına görevliler de yerleştirildi. Bu uygulamalar idari müdahaleyi gösterse de bunlardan modern anlamda bir karantina sistemi bulunduğu sonucu çıkarılamıyor. [2]<br />
Şahruh’un ise halkın ve askerlerin endişesini önlemek amacıyla Herat’tan gelen mektupların içeriğini gizletmek istediği aktarılıyor. Özturhan, bestekâr Abdülkadir Merâgî’yi de salgında ölenler arasında sayıyor. Kaynaklardaki farklı ölüm toplamları, bağımsız nüfus verileriyle doğrulanmış kesin bir bilanço oluşturmuyor. [2]<br />
Bu ayrıntılar, salgının yönetimini incelerken bakım kadar bilgi akışına da bakılması gerektiğini düşündürüyor. Şehir kapısındaki sayım ile saraya ulaşan haberin denetlenmesi farklı amaçlar taşıyan işlemlerdi. Bunları tek bir sağlık politikası içinde birleştirmek, mevcut kayıtların gösterdiğinin ötesine geçmek olur.<br />
Şifahaneler ve yoksulların bakımı<br />
Abdunosirova’nın çalışması, Herat’taki Şifâiyye hastanesi ile İhlâsiyye medresesini de ele alıyor. Makalede 1480–1482 yıllarına tarihlenen bu kurumlar çevresinde tedavi ile eğitimin birlikte yürütüldüğü; Nevâî’nin deneyimli hekimleri davet ettiği ve yoksul hastalara ücretsiz bakım sağlandığı aktarılıyor. Şifâiyye, tıp eğitiminin uygulama alanı olarak da tanımlanıyor. [1]<br />
Bu bilgiler, sağlık hizmetlerine erişim ve hekim yetiştirilmesi açısından dikkat çekiyor. Bununla birlikte kurumlar, 1435 salgınından onlarca yıl sonraki döneme ait. Daha geç tarihli bakım ve eğitim faaliyetlerini, önceki salgına verilen yanıtın bir parçası olarak sunmak kronolojiyi bozuyor. Ayrıca kurumların varlığı ve ücretsiz hizmet anlatıları, salgın ölümlerindeki etkilerini hesaplamaya olanak veren karşılaştırmalı hasta verileri içermiyor. [1]<br />
Semerkant ve Herat ayrı ayrı incelenmeli<br />
Ahmad Fazlinejad ve Farajollah Ahmadi’nin 2018’de Journal of Persianate Studies’te yayımlanan araştırması, bölgedeki salgın kayıtlarını daha geniş bir tarihsel çerçevede değerlendiriyor. Çalışmada Herat’ın yanı sıra Semerkant’a ilişkin anlatılar da bulunuyor. Yazarlar, büyük şehirlerin ve ticaret bağlantılarının önemine dikkat çekerken kayıtların belirli merkezlerde yoğunlaşmasının tarih yazımındaki seçicilikle de ilişkili olabileceğini belirtiyor. [3]<br />
Bu nedenle bir şehir hakkında çok sayıda anlatı bulunması, tek başına orada hastalığın her yerden daha ağır yaşandığını kanıtlamıyor. Benzer biçimde Herat’ın 1435 salgınına ait ayrıntılar, Semerkant’ta aynı tarihte aynı uygulamaların yürütüldüğünü göstermiyor. Karşılaştırma yapabilmek için her iki şehre ait kayıtların tarihleri ve içerikleri ayrı ayrı ortaya konmalı.<br />
Hastalık adı, kesin tanı anlamına gelmiyor<br />
Fazlinejad ve Ahmadi, tarihsel metinlerde salgınları adlandıran kelimelerin kullanımındaki belirsizlikleri de tartışıyor. Eski bir hastalık adını doğrudan bugünkü tanıya çevirmek, farklı olayların aynı hastalık gibi değerlendirilmesine yol açabiliyor. Bu nedenle adlandırmaların belirtilerle, zamanla ve coğrafi bağlamla birlikte okunması gerekiyor. [3]<br />
Timurlu şehirlerinin salgın geçmişi, bu sınırlar gözetildiğinde sağlık tarihinin önemli sorularını gündeme getiriyor: Hastalara kim bakıyordu, yoksullar hizmete nasıl ulaşıyordu, insanlar şehirden neden ayrılıyordu ve yönetim salgın haberlerini nasıl karşılıyordu? Kronikler bu soruların tümünü yanıtlamasa da hastalığın şehir hayatını hangi yönlerden değiştirdiğini araştırmak için bir başlangıç sunuyor.<br />
Kaynaklar<br />
Abdunosirova, O. B. (2025). Fight Against Infectious Diseases in the Era of Amir Temur and the Temurids. Tarixiy Tadqiqotlar, 5(11), 9–14. Yayın sayfası · Tam metin.<br />
Özturhan, A. (2022). 1435 Herat Veba Salgını ve Salgının Seyri. Türk İslâm Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi, 17(33), 85–93. DOI: 10.5281/zenodo.6526385 · Tam metin.<br />
Fazlinejad, A. ve Ahmadi, F. (2018). The Black Death in Iran, according to Iranian Historical Accounts from the Fourteenth through Fifteenth Centuries. Journal of Persianate Studies, 11(1), 56–71. DOI: 10.1163/18747167-12341321.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/timurlu-sehirlerinde-salginlarin-izinde-semerkant-ve-heratin-saglik-tarihi</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 20:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/semerkant-herat-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="74346"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kırmızı Pancarın Faydaları Nelerdir? Tansiyonu Düşürür mü?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kirmizi-pancarin-faydalari-nelerdir-tansiyonu-dusurur-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kirmizi-pancarin-faydalari-nelerdir-tansiyonu-dusurur-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüksek tansiyonlu 68 kişinin yer aldığı kontrollü araştırmada, nitrat içeren pancar suyu dört haftada büyük tansiyonu ortalama 7,7 mmHg düşürdü. Daha geniş analizler, etkinin sınırlı olabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kırmızı pancar, doğal nitrat içeriği sayesinde kan basıncı üzerindeki etkileri araştırılan sebzeler arasında yer alıyor. Yüksek tansiyonu bulunan 68 yetişkinle yürütülen kontrollü bir araştırmada, dört hafta boyunca nitrat içeren pancar suyu tüketen kişilerde büyük tansiyon ortalama 7,7 mmHg azaldı. Daha geniş kapsamlı bilimsel değerlendirmeler de pancar suyunun büyük tansiyonu düşürebileceğini gösteriyor. Ancak bu etki her araştırmada aynı düzeyde görülmüyor ve pancar suyu tansiyon ilaçlarının yerine geçmiyor.</p>

<p>Kırmızı pancarın bilimsel adı Beta vulgaris. Kök kısmı tüketilen bu sebze; folat, potasyum, lif ve betalain adı verilen doğal renk pigmentleri içeriyor. Ancak son yıllarda damar sağlığı açısından üzerinde en fazla durulan bileşenlerinden biri, doğal olarak içerdiği inorganik nitrat.</p>

<p>Nitratın vücutta nitrik okside dönüşebilmesi, kırmızı pancarın kan basıncı üzerindeki olası etkilerini açıklayan temel mekanizmalardan biri.</p>

<p>Pancar suyu tansiyonu gerçekten düşürüyor mu?</p>

<p>Bilimsel araştırmalar, nitrat bakımından zengin pancar suyunun özellikle yüksek tansiyonu bulunan bazı yetişkinlerde kan basıncını azaltabileceğini gösteriyor.</p>

<p>2015 yılında Hypertension dergisinde yayımlanan randomize, çift kör ve plasebo kontrollü araştırma, bu konudaki önemli klinik çalışmalardan biri.</p>

<p>Londra Queen Mary Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilen araştırmaya, 18–85 yaş aralığında yüksek tansiyonu bulunan 68 yetişkin alındı.</p>

<p>Katılımcıların 34'ü tansiyon ilacı kullanmıyordu. Diğer 34 kişi ise yüksek tansiyon nedeniyle ilaç tedavisi görüyordu.</p>

<p>Araştırmacılar katılımcıları iki gruba ayırdı.</p>

<p>Birinci gruba dört hafta boyunca her gün 250 mililitre nitrat bakımından zengin pancar suyu verildi.</p>

<p>İkinci gruba ise görünümü benzer ancak nitratı uzaklaştırılmış 250 mililitre pancar suyu verildi.</p>

<p>Böylece araştırmacılar, gözlenen etkinin yalnızca pancar suyunun tüketilmesinden mi yoksa içindeki nitratın etkisinden mi kaynaklandığını değerlendirebildi.</p>

<p>Araştırmayı 64 katılımcı tamamladı.</p>

<p>Dört haftada tansiyonda ne kadar düşüş görüldü?</p>

<p>Araştırmanın sonunda nitrat içeren pancar suyu tüketen grupta, başlangıç değerlerine göre klinikte ölçülen büyük tansiyon ortalama 7,7 mmHg, küçük tansiyon ise 2,4 mmHg azaldı.</p>

<p>Büyük tansiyondaki düşüş istatistiksel olarak anlamlıydı. Küçük tansiyondaki değişim ise istatistiksel anlamlılık sınırındaydı.</p>

<p>Günlük yaşam sırasında yapılan 24 saatlik tansiyon ölçümlerinde de büyük tansiyonda ortalama 7,7 mmHg, küçük tansiyonda 5,2 mmHg azalma görüldü.</p>

<p>Evde yapılan ölçümlerde büyük tansiyon ortalama 8,1 mmHg düşerken küçük tansiyonda 3,8 mmHg azalma kaydedildi.</p>

<p>Plasebo grubunda aynı yönde belirgin bir değişim görülmedi.</p>

<p>Araştırmada damarların iç yüzeyini oluşturan endotel tabakasının işlevinde de iyileşme gözlendi.</p>

<p>Ancak bu sonuçlar, pancar suyu tüketen her kişinin tansiyonunun aynı miktarda düşeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Çalışmanın yalnızca dört hafta sürmesi ve görece sınırlı sayıda katılımcı içermesi, uzun dönem sonuçların değerlendirilmesini güçleştiriyor.</p>

<p>349 hastayı kapsayan daha geniş analiz ne gösterdi?</p>

<p>Pancar suyunun tansiyon üzerindeki etkileri yalnızca 2015 yılında gerçekleştirilen araştırmayla sınırlı değil.</p>

<p>Nutrition, Metabolism and Cardiovascular Diseases dergisinde 2024 yılında yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizde, toplam 349 hipertansiyon hastasını kapsayan 11 randomize kontrollü araştırmanın sonuçları bir arada değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmacılar, nitrat içeren pancar suyunun klinikte ölçülen büyük tansiyon üzerindeki etkisini inceledi.</p>

<p>Birleştirilmiş sonuçlarda, pancar suyu tüketen grupların büyük tansiyon değerleri karşılaştırma gruplarına göre ortalama 5,31 mmHg daha düşük bulundu.</p>

<p>Buna karşılık küçük tansiyon ve 24 saatlik tansiyon ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir azalma gösterilemedi.</p>

<p>Araştırmacılar, çalışmalar arasında önemli farklılıklar bulunduğunu ve kanıtın kesinlik düzeyinin düşük olduğunu belirtti.</p>

<p>Bu sonuç, kırmızı pancarın tansiyon üzerindeki olası etkisinin bilimsel dayanağı bulunduğunu, ancak etkinin büyüklüğü ve sürekliliği konusunda belirsizliklerin devam ettiğini gösteriyor.</p>

<p>Üstelik kan basıncındaki değişimin uzun vadede kalp krizi, inme veya ölüm riskini azaltıp azaltmadığı, bu araştırmalardan doğrudan anlaşılamıyor.</p>

<p>Kırmızı pancar damarları nasıl etkiliyor?</p>

<p>Kırmızı pancardaki doğal nitrat, sindirim ve metabolizma süreçlerinde önce nitrite, ardından nitrik okside dönüşebiliyor.</p>

<p>Bu dönüşümde ağız içerisindeki bazı bakteriler de rol oynuyor.</p>

<p>Nitrik oksit, damar duvarındaki düz kasların gevşemesine yardımcı olan ve damar genişliğinde görev alan önemli bir molekül.</p>

<p>Damarların gevşemesi, kan akışına karşı oluşan direncin azalmasına katkı sağlayabiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, nitrat bakımından zengin pancar suyunun bazı kişilerde tansiyonu düşürmesini bu mekanizmayla ilişkilendiriyor.</p>

<p>Ancak kırmızı pancarın doğal nitrat içermesi, tüketilen her porsiyonun aynı miktarda nitrat sağlayacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Nitrat miktarı yetiştirilme koşullarına, ürünün çeşidine ve hazırlanma yöntemine göre değişebiliyor.</p>

<p>Ayrıca araştırmalarda kullanılan standartlaştırılmış pancar suyu ile evde hazırlanan pancar suyunun nitrat miktarı aynı olmayabilir.</p>

<p>Kırmızı pancarın besin değerleri nelerdir?</p>

<p>ABD Tarım Bakanlığının (USDA) besin bileşimi verilerine göre 100 gram çiğ kırmızı pancarın yenilebilir kısmı yaklaşık olarak şu değerleri içeriyor:</p>

<p>Kalori: 43 kcal<br />
Karbonhidrat: 9,6 gram<br />
Doğal şeker: 6,8 gram<br />
Besin lifi: 2,8 gram<br />
Protein: 1,6 gram<br />
Yağ: 0,2 gram<br />
Potasyum: 325 miligram<br />
Folat: 109 mikrogram<br />
Magnezyum: 23 miligram<br />
Demir: 0,8 miligram</p>

<p>Bu değerler çiğ kırmızı pancara ait. Haşlama, fırınlama, turşu hazırlama veya suyunu çıkarma gibi işlemler ürünün su içeriğini ve besin bileşimini değiştirebiliyor.</p>

<p>Kırmızı pancarın sağlığa faydaları nelerdir?</p>

<p>Kırmızı pancarın sağlık açısından en fazla araştırılan özelliği, doğal nitrat içeriğinin kan basıncı üzerindeki olası etkisi.</p>

<p>Bunun yanında sebzenin içerdiği lif, folat ve potasyum da dengeli beslenmeye katkıda bulunuyor.</p>

<p>Ancak bu besin öğelerinin vücuttaki bilinen görevleriyle kırmızı pancarın belirli bir hastalığı doğrudan önlediğine ilişkin klinik kanıtlar birbirinden ayrılmalı.</p>

<p>Bağırsakların normal çalışmasına katkıda bulunabilir</p>

<p>Kırmızı pancar, besin lifi içeren sebzelerden biri.</p>

<p>Lif, dışkı hacminin düzenlenmesine ve bağırsak hareketlerinin normal şekilde sürdürülmesine yardımcı olabiliyor.</p>

<p>100 gram çiğ pancardaki yaklaşık 2,8 gram lif, günlük lif alımına katkı sağlıyor.</p>

<p>Ancak kırmızı pancarın kabızlığı tek başına tedavi ettiğini gösteren güçlü klinik kanıtlar bulunmuyor.</p>

<p>Bağırsak sağlığında toplam lif tüketimi, yeterli sıvı alımı ve fiziksel hareket birlikte önem taşıyor.</p>

<p>Hücrelerin normal işlevleri için folat sağlıyor</p>

<p>Kırmızı pancar, B9 vitamini olarak da bilinen folat içeriyor.</p>

<p>Folat, DNA sentezi ve hücre bölünmesi gibi temel biyolojik süreçlerde görev alıyor.</p>

<p>Özellikle hızlı hücre yenilenmesinin gerçekleştiği dönemlerde yeterli folat alınması önem taşıyor.</p>

<p>Ancak pancarın folat içermesi, tek başına kansızlığı tedavi ettiği veya gebelikte önerilen folik asit takviyesinin yerine geçebileceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kas ve sinir işlevlerine katkı sağlayan potasyum içeriyor</p>

<p>Potasyum, normal sinir iletimi ve kas kasılmaları için gerekli minerallerden biri.</p>

<p>Ayrıca vücudun sıvı dengesinin korunması ve kan basıncının düzenlenmesinde rol oynuyor.</p>

<p>Kırmızı pancarın içerdiği potasyum, dengeli beslenme içinde bu mineralin alınmasına katkı sağlayabiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte böbrek hastalığı nedeniyle potasyum kısıtlaması gereken bireylerin tüketim miktarını kişisel beslenme planlarına göre değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<p>Kırmızı pancar kan yapar mı?</p>

<p>Kırmızı pancarın koyu kırmızı rengi nedeniyle halk arasında kan yapıcı bir besin olduğu düşünülüyor.</p>

<p>Ancak pancarın kırmızı rengi, yüksek miktarda demir içerdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>USDA verilerine göre 100 gram çiğ kırmızı pancarda yaklaşık 0,8 miligram demir bulunuyor.</p>

<p>Pancar folat da içeriyor ve bu iki besin öğesi normal kan hücresi üretimi açısından önem taşıyor.</p>

<p>Bununla birlikte demir eksikliği anemisi veya B12 vitamini eksikliğine bağlı kansızlık, yalnızca pancar tüketimiyle tedavi edilemez.</p>

<p>Kansızlığın nedeni kan tetkikleriyle belirlenmeli ve tedavi buna göre planlanmalı.</p>

<p>Kırmızı pancar mı, pancar suyu mu daha faydalı?</p>

<p>Bu sorunun yanıtı hangi sağlık etkisinin değerlendirildiğine bağlı.</p>

<p>Tansiyon üzerindeki kontrollü klinik araştırmaların önemli bir bölümü, nitrat miktarı belirlenmiş pancar suyuyla gerçekleştirildi.</p>

<p>Bu nedenle çalışmalarda gözlenen tansiyon düşüşünün aynı miktarda haşlanmış veya çiğ pancar tüketildiğinde de ortaya çıkacağını kesin olarak söylemek mümkün değil.</p>

<p>Buna karşılık bütün pancar, doğal yapısındaki besin lifini koruyor.</p>

<p>Suyu sıkılarak posası ayrılan pancarda ise lif miktarı azalabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle bütün pancarın tüketilmesi, lif alımı açısından avantaj sağlayabiliyor.</p>

<p>Pancar suyu tüketirken de ürünün içeriğine dikkat edilmeli. Hazır ürünlerde ilave şeker veya farklı meyve suları bulunabiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla pancar suyunu bütün pancardan her koşulda daha sağlıklı kabul etmek doğru değil.</p>

<p>Pancar suyu günde ne kadar içilmeli?</p>

<p>Herkes için geçerli, bilimsel olarak belirlenmiş standart bir günlük pancar suyu miktarı bulunmuyor.</p>

<p>2015 yılında yayımlanan araştırmada günde 250 mililitre nitrat bakımından zengin pancar suyu kullanıldı.</p>

<p>Ancak bu miktar, bütün bireyler için önerilen günlük tüketim ölçüsü değil.</p>

<p>Çünkü araştırmada kullanılan ürünün nitrat miktarı belirlenmişti ve katılımcılar çalışma kapsamında takip ediliyordu.</p>

<p>Evde hazırlanan pancar suyunun nitrat içeriği aynı olmayabilir.</p>

<p>Ayrıca araştırmalarda yarar gösterilen nitrat miktarını sağlayabilmek amacıyla gelişigüzel yüksek miktarda pancar suyu tüketmek doğru bir yaklaşım değil.</p>

<p>Pancar suyu tansiyon ilacıyla birlikte içilir mi?</p>

<p>Tansiyon ilacı kullanan bireylerde pancar suyu tüketimi, kişisel sağlık durumuna göre değerlendirilmeli.</p>

<p>Çünkü pancar suyunun bazı kişilerde kan basıncını düşürebilmesi, mevcut tansiyon tedavisiyle birlikte değerlendirildiğinde önem taşıyabiliyor.</p>

<p>Özellikle tansiyonu düşük seyreden, ayağa kalkınca baş dönmesi yaşayan veya birden fazla tansiyon ilacı kullanan kişilerin düzenli ve yüksek miktarda pancar suyu tüketmeden önce hekimlerine danışması uygun olur.</p>

<p>Pancar suyu kullanmaya başlamak için tansiyon ilaçlarının azaltılması veya bırakılması doğru değil.</p>

<p>Pancar tüketimi diyabet hastaları için uygun mu?</p>

<p>Kırmızı pancar doğal şeker ve diğer karbonhidratları içeriyor.</p>

<p>USDA verilerine göre 100 gram çiğ pancarda yaklaşık 9,6 gram toplam karbonhidrat bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle pancar tüketimi kan şekerini etkileyebilir.</p>

<p>Ancak doğal şeker içermesi, diyabetli bireylerin pancarı tamamen beslenmelerinden çıkarması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Tüketilen porsiyon, toplam karbonhidrat miktarı ve pancarın hazırlanma şekli önem taşıyor.</p>

<p>Özellikle posası ayrılmış pancar suyu ile bütün pancarın lif içeriği aynı olmayabilir.</p>

<p>Diyabetli bireylerde uygun porsiyon, kişinin kan şekeri kontrolüne ve beslenme planına göre belirlenmeli.</p>

<p>Pancar turşusu tansiyona iyi gelir mi?</p>

<p>Kırmızı pancar turşusu, pancarın farklı bir tüketim biçimi olsa da tansiyon araştırmalarında kullanılan nitrat bakımından zengin pancar suyuyla aynı ürün değil.</p>

<p>Özellikle tuzla hazırlanan turşularda sodyum miktarı yüksek olabiliyor.</p>

<p>Yüksek tansiyonu bulunan bireylerde aşırı sodyum tüketimi kan basıncı kontrolünü olumsuz etkileyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle pancar turşusunu, yalnızca pancardan üretildiği için tansiyonu düşüren bir besin olarak değerlendirmek doğru değil.</p>

<p>Kırmızı pancar idrarın rengini değiştirir mi?</p>

<p>Kırmızı pancarda bulunan betalain pigmentleri, bazı kişilerde tüketimden sonra idrarın pembe veya kırmızı görünmesine neden olabiliyor.</p>

<p>Benzer şekilde dışkı renginde de geçici değişiklikler görülebiliyor.</p>

<p>Bu durum pancar tüketimiyle ilişkili olabilse de idrarda veya dışkıda görülen her kırmızı renk değişikliğinin pancardan kaynaklandığı varsayılmamalı.</p>

<p>Özellikle renk değişikliği pancar tüketimiyle ilişkili değilse, devam ediyorsa veya başka belirtiler eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme gerekiyor.</p>

<p>Kırmızı pancar kalp krizini önler mi?</p>

<p>Pancar suyu araştırmalarında kan basıncında görülen azalma, damar sağlığı açısından üzerinde durulan bir bulgu.</p>

<p>Ancak kan basıncındaki değişim ile kalp krizi veya inmenin önlenmesi aynı sonuç değil.</p>

<p>Kırmızı pancar ya da pancar suyunun doğrudan kalp krizlerini, inmeleri veya kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümleri azalttığını gösteren yeterli uzun dönem klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan 11 araştırmalık meta-analiz de bu ayrımın önemini ortaya koyuyor.</p>

<p>Büyük tansiyonda ortalama 5,31 mmHg azalma saptanmasına rağmen kanıtın kesinlik düzeyi düşük bulundu ve 24 saatlik tansiyon ölçümlerinde anlamlı bir genel etki gösterilemedi.</p>

<p>Bu nedenle pancar suyunun olası yararlarını, hipertansiyon tedavisinin yerine geçen kesin bir çözüm gibi sunmak bilimsel açıdan doğru değil.</p>

<p>Kırmızı pancarın beslenmedeki değeri yalnızca nitrat içeriğinden kaynaklanmıyor. Lif, folat ve potasyum sağlaması da bu sebzeyi çeşitli ve dengeli beslenmenin bir parçası hâline getiriyor.</p>

<p>Bununla birlikte bugün için en güçlü ve doğrudan araştırılmış klinik sonuç, nitrat bakımından zengin pancar suyunun bazı hipertansiyon hastalarında büyük tansiyonu azaltabilmesi. Bu etkinin uzun dönemde hastalık sonuçlarını değiştirip değiştirmediği ise daha kapsamlı araştırmalar gerektiriyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Yüksek veya düşük tansiyonu bulunan, tansiyon ilacı kullanan, böbrek hastalığı ya da özel beslenme gereksinimi olan kişiler düzenli pancar suyu tüketimini hekimleriyle değerlendirmelidir. Pancar ve pancar suyu ilaç tedavisinin yerine geçmez. İlaçlar hekim önerisi olmadan değiştirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Kapil V, Khambata RS, Robertson A, Caulfield MJ, Ahluwalia A. Dietary Nitrate Provides Sustained Blood Pressure Lowering in Hypertensive Patients: A Randomized, Phase 2, Double-Blind, Placebo-Controlled Study. Hypertension. 2015;65(2):320–327. DOI: 10.1161/HYPERTENSIONAHA.114.04675.</p>

<p>2. Grönroos R, Eggertsen R, Bernhardsson S, Björk MP. Effects of Beetroot Juice on Blood Pressure in Hypertension According to European Society of Hypertension Guidelines: A Systematic Review and Meta-Analysis. Nutrition, Metabolism and Cardiovascular Diseases. 2024;34(10):2240–2256. DOI: 10.1016/j.numecd.2024.06.009.</p>

<p>3. U.S. Department of Agriculture (USDA), Agricultural Research Service. FoodData Central, SR Legacy. Beets, Raw. Besin bileşimi kaydı: FDC ID 169145, NDB No. 11080. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kirmizi-pancarin-faydalari-nelerdir-tansiyonu-dusurur-mu</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 17:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3281.jpeg" type="image/jpeg" length="46125"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Burun Eğriliği Subaylığa Engel mi? 2026 Sağlık Şartlarında Kritik Ayrım]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/burun-egriligi-subayliga-engel-mi-2026-saglik-sartlarinda-kritik-ayrim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/burun-egriligi-subayliga-engel-mi-2026-saglik-sartlarinda-kritik-ayrim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Burun eğriliği, alerjik rinit, sinüzit ve burun ameliyatı subay veya astsubaylığa engel mi? 2026 sağlık şartlarında solunumun etkilenmesi, hastalığın derecesi ve adaylık statüsü önem taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Subay ve astsubay olmak isteyen adayların sağlık muayenelerinde burun eğriliği, alerjik rinit, kronik sinüzit, burun polipleri ve geçirilmiş ameliyatlar da değerlendiriliyor. Ancak burnunda hafif eğrilik bulunan bir adayla sürekli burun tıkanıklığı yaşayan, ileri derecede yapısal bozukluğu veya kronik hastalığı bulunan aday aynı sağlık şartlarına tabi tutulmuyor.</p>

<p>2026 yılında uygulanan sağlık değerlendirmelerinin temelini Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği oluşturuyor. Yönetmeliğin EK-C Hastalıklar Listesi’nin 22’nci maddesi, burun boşlukları ve sinüs hastalıklarına ilişkin önemli hükümler içeriyor.</p>

<p>Özellikle nefes almayı ve konuşmayı güçleştirmeyen septum deviasyonunun sağlam kabul edilmesi, birçok aday açısından dikkat çekici bir ayrıntı. Buna karşılık belirgin solunum güçlüğüne neden olan burun eğrilikleri, burun polipleri ve bazı diğer hastalıklar farklı sağlık değerlendirmelerine konu olabiliyor.</p>

<p>Burun eğriliği subay ve astsubaylığa engel mi?</p>

<p>Burun eğriliği, tıbbi adıyla nazal septum deviasyonu, iki burun boşluğunu birbirinden ayıran duvarın orta hattan sapması anlamına geliyor.</p>

<p>Bu durum bazı kişilerde herhangi bir şikâyete yol açmazken bazılarında tek veya çift taraflı burun tıkanıklığı, ağızdan nefes alma ve uyku sırasında solunum güçlüğü gibi sorunlara neden olabiliyor.</p>

<p>Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin EK-C Hastalıklar Listesi’nin 22/A-1 hükmü, nefes almayı ve konuşmayı güçleştiren septum deviasyonlarını düzenliyor.</p>

<p>Aynı hükümde nefes almayı ve konuşmayı güçleştirmeyen septum deviasyonlarının sağlam kabul edileceği açıkça belirtiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla yalnızca burun kemiğinde veya burun içindeki septumda eğrilik bulunması, bütün adaylar için otomatik elenme nedeni değil.</p>

<p>Burada önemli olan eğriliğin işlevsel etkisi. Eğrilik nedeniyle burun hava yolunun ne ölçüde daraldığı ve adayın normal solunumunun etkilenip etkilenmediği muayenede değerlendiriliyor.</p>

<p>MSÜ askerî öğrenci adaylarında burun eğriliği şartı</p>

<p>Millî Savunma Üniversitesi harp okulları ile astsubay meslek yüksekokullarına başvuran adaylar açısından Yönetmeliğin 35’inci maddesi önem taşıyor.</p>

<p>Bu maddede askerî öğrenci adaylarının tam sağlam olması gerektiği belirtilirken bazı hafif sağlık bulguları için istisnalar tanımlanıyor.</p>

<p>Bu istisnalar arasında solunum sıkıntısı yapmayan nazal septum deviasyonları da bulunuyor.</p>

<p>Böylece burun eğriliği olan ancak solunum sıkıntısı bulunmayan askerî öğrenci adaylarının sağlam kabul edilebilmesine mevzuatta açıkça imkân tanınıyor.</p>

<p>Ancak nefes almayı veya konuşmayı güçleştiren belirgin deviasyonlar aynı istisna kapsamında değerlendirilmiyor.</p>

<p>Dış kaynak subay ve astsubay adaylarında şartlar farklı mı?</p>

<p>Üniversite mezuniyetinden sonra dış kaynaktan subay veya astsubay olarak alınacak adaylar için Yönetmeliğin 71’inci maddesi ve EK-D Personel Adaylarının Hastalıklara Göre Değerlendirme Çizelgesi uygulanıyor.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>Hastalıklar Listesi’nin 22/A-1 ve 22/A-2 hükümleri, EK-D çizelgesinde bir numaralı subay ve astsubay adayları değerlendirme sütununda olumsuz, iki numaralı sütunda ise olumlu işaret taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle aynı hastalık diliminde değerlendirilen iki adayın sonucu, başvurdukları sınıfın hangi değerlendirme sütununa tabi olduğuna göre değişebiliyor.</p>

<p>İki numaralı sütunda olumlu işaret bulunması ise bütün adayların koşulsuz kabul edildiği anlamına gelmiyor. Diğer sağlık şartları ve varsa özel görev kriterleri de karşılanmalı.</p>

<p>Alerjik rinit subaylığa engel mi?</p>

<p>Alerjik rinit, halk arasında saman nezlesi olarak bilinen, burun mukozasının alerjenlere verdiği tepki sonucunda gelişen bir hastalık.</p>

<p>Hapşırma, burun akıntısı, kaşıntı ve tıkanıklık en sık görülen belirtileri arasında bulunuyor.</p>

<p>Bazı kişilerde yalnızca polen mevsiminde ortaya çıkarken, ev tozu akarları gibi alerjenlere duyarlılığı olan kişilerde yıl boyunca devam edebiliyor.</p>

<p>Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nde hafif alerjik rinit tanısının bütün subay ve astsubay adayları için otomatik ret nedeni olduğunu belirleyen genel bir hüküm bulunmuyor.</p>

<p>Ancak alerjik rinite eşlik eden belirgin burun tıkanıklığı, konka büyümesi, burun polibi veya başka bir kronik hastalık bulunması değerlendirmeyi değiştirebiliyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 22’nci maddesinde konka hipertrofisi olarak bilinen burun eti büyümeleri ve burun polipleri ayrıca düzenleniyor.</p>

<p>Alerjik rinit ile atrofik rinitin de karıştırılmaması gerekiyor. Yönetmelikte B diliminde düzenlenen bazı atrofik rinit tabloları, sıradan mevsimsel alerjik rinitten farklı hastalıklar.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca geçmişte alerji tanısı konulmuş olması üzerinden kesin adaylık kararı verilemez.</p>

<p>Sürekli alerji ilacı kullananlar astsubay olabilir mi?</p>

<p>Alerjik rinit tedavisinde antihistaminikler, burun içine uygulanan kortikosteroid spreyler ve bazı hastalarda alerjen immünoterapisi kullanılabiliyor.</p>

<p>Ancak adayların sağlık durumları yalnızca kullandıkları ilacın adına göre değerlendirilmiyor.</p>

<p>İlacın hangi hastalık için kullanıldığı, hastalığın şiddeti, kontrol altında olup olmadığı ve solunum fonksiyonunu etkileyen başka bir rahatsızlık bulunup bulunmadığı önem taşıyor.</p>

<p>Örneğin hafif mevsimsel alerji nedeniyle dönemsel tedavi kullanan bir aday ile yıl boyunca ciddi burun tıkanıklığı yaşayan ve burun polipleri bulunan aday aynı durumda değil.</p>

<p>Öte yandan bazı özel askerî görevlerde genel adaylık koşullarından daha sıkı sağlık şartları uygulanabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle adayların sırf sağlık muayenesinden geçebilmek amacıyla ilaçlarını kendi kararlarıyla bırakmaları doğru değil.</p>

<p>Sinüzit subay ve astsubaylığa engel mi?</p>

<p>Sinüzit, burun çevresindeki hava boşluklarının iç yüzeyinde gelişen iltihaplanma olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Kısa süreli akut sinüzit ile uzun süre devam eden kronik rinosinüzit farklı hastalık tabloları.</p>

<p>Akut sinüzit çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonlarını izleyerek ortaya çıkabiliyor. Kronik rinosinüzitte ise belirtiler genellikle 12 haftadan uzun sürüyor ve tanının muayene veya görüntüleme bulgularıyla desteklenmesi gerekiyor.</p>

<p>Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin 22/A-1 hükmünde akut enfeksiyonların ve sinüslerin havalı boşluklarının yarısından azını kaplayan belirli iyi huylu kistik lezyonların ve mukozal kalınlaşmaların sağlam kabul edileceği belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle geçmişte sinüzit geçirmiş olmak veya görüntüleme raporunda hafif mukozal kalınlaşma saptanması, tek başına bütün adaylar için ret anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ancak kronik sinüzitin yaygınlığı, eşlik eden burun polipleri, sinüslerin havalanma durumu, komplikasyonlar ve kalıcı yapısal bozukluklar sağlık değerlendirmesini etkileyebiliyor.</p>

<p>Her sinüzit tanısının aynı yönetmelik hükmüne girdiği düşünülmemeli.</p>

<p>Kronik sinüzit ameliyatı olanlar askerî öğrenci olabilir mi?</p>

<p>Kronik sinüzit nedeniyle ameliyat olan adaylar da mevcut sağlık durumlarına göre değerlendiriliyor.</p>

<p>Endoskopik sinüs cerrahisi, sinüslerin doğal drenaj yollarını açmak ve hastalıklı dokuları tedavi etmek amacıyla uygulanabiliyor.</p>

<p>Ancak geçirilmiş sinüs ameliyatlarının tamamı için tek başına otomatik kabul veya ret sonucu öngören genel bir kural bulunmuyor.</p>

<p>Ameliyat sonrasında hastalığın devam edip etmediği, polip bulunup bulunmadığı, burun solunumunun durumu ve geride kalan anatomik değişiklikler önem taşıyor.</p>

<p>Özellikle ameliyat sonrası takip raporlarının incelenmesi, hastalığın güncel durumunun anlaşılmasına yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Burun ameliyatı olanlar subay veya astsubay olabilir mi?</p>

<p>Septoplasti, burun içindeki eğri septumun düzeltilmesi amacıyla yapılan ameliyatın adı. Rinoplasti ise burnun dış yapısını değiştirmek amacıyla uygulanıyor. Bazı ameliyatlarda hem estetik hem fonksiyonel düzeltme birlikte gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinde bu ameliyatların birbirinden ayrılması gerekiyor.</p>

<p>Geçmişte septoplasti geçirmiş olmak, tek başına adayın mutlaka eleneceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ameliyattan sonra nefes alma işlevinin düzelmiş olması, kalıcı komplikasyon gelişmemesi ve burun yapısının mevcut durumu değerlendirmede önem taşıyor.</p>

<p>Ancak geçmiş ameliyatın başarılı geçmesi de otomatik kabul hakkı sağlamıyor.</p>

<p>Özellikle uçucu personel gibi özel ihtisas alanlarında burun ve sinüslerin basınç değişimlerine uyumu açısından ayrıca sağlık şartları bulunuyor.</p>

<p>Bu özel düzenlemelerin bütün subay ve astsubay adayları için geçerli olduğu düşünülmemeli.</p>

<p>Burun eti büyümesi astsubaylığa engel mi?</p>

<p>Burun eti büyümesi olarak bilinen konka hipertrofisi, burun içindeki konkaların normalden daha büyük olması anlamına geliyor.</p>

<p>Bu büyüme burun tıkanıklığına yol açabiliyor ve alerjik rinit gibi hastalıklarla birlikte görülebiliyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 22/A-1 hükmünde konka hipertrofileri açıkça yer alıyor.</p>

<p>Dış kaynak adaylarında bu hükmün bir numaralı değerlendirme sütunundaki karşılığı olumsuzken iki numaralı sütundaki karşılığı olumlu.</p>

<p>Bununla birlikte sağlık kurulu değerlendirmesinde eşlik eden hastalıklar, mevcut muayene bulguları ve özel görev koşulları da dikkate alınıyor.</p>

<p>Burun polibi subaylığa engel mi?</p>

<p>Burun polipleri, burun ve sinüslerin iç yüzeyinden gelişen, genellikle iyi huylu doku oluşumları.</p>

<p>Polipler koku alma güçlüğü, sürekli burun tıkanıklığı ve kronik sinüzit belirtileriyle birlikte görülebiliyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 22/A-1 hükmünde burun polipleri de sayılıyor.</p>

<p>Bu nedenle burun polibi bulunan adayların değerlendirmesinde hastalığın ilgili hükmü ve başvurulan statünün EK-D karşılığı önem taşıyor.</p>

<p>Polibin cerrahi tedaviyle alınmış olması da tek başına kesin kabul veya ret sonucu belirlemiyor. Mevcut hastalık bulguları ve ameliyat sonrası durum ayrıca inceleniyor.</p>

<p>Burun septumunda delik bulunması engel mi?</p>

<p>Nazal septum perforasyonu, burun boşluklarını ayıran duvarda delik bulunması anlamına geliyor.</p>

<p>Bu durum geçmiş ameliyatlar, travma, bazı enfeksiyonlar veya başka hastalıklar nedeniyle ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 22/A-1 hükmünde 1 santimetrekareden büyük veya belirti veren nazal septum perforasyonları düzenleniyor.</p>

<p>Dolayısıyla burada yalnızca deliğin varlığı değil, yüzey alanı ve belirti oluşturup oluşturmadığı da önem taşıyor.</p>

<p>Burun kanaması, kabuklanma, tıkanıklık veya başka şikâyetler muayenede dikkate alınabiliyor.</p>

<p>Burun estetiği yaptıranlar MSÜ’ye girebilir mi?</p>

<p>Burun estetiği yaptırmış olmak ile ameliyat sonrasında kalıcı burun solunumu bozukluğu bulunması aynı durum değil.</p>

<p>Estetik ameliyat geçirmiş bir adayda güncel burun yapısı ve solunum işlevleri normal olabilir. Ancak ameliyata bağlı komplikasyon veya kalıcı şekil bozukluğu gelişmişse değerlendirme değişebilir.</p>

<p>Yönetmelikte burun şekil bozuklukları ve tedaviyle giderilemeyen ileri derecedeki sorunlar ayrıca düzenleniyor.</p>

<p>Bu nedenle estetik ameliyatın türü, ameliyat sonrası mevcut fonksiyon ve adayın başvurduğu statü birlikte ele alınmalı.</p>

<p>Sağlık kurulunda hangi incelemeler yapılabilir?</p>

<p>Burun ve sinüs hastalıklarında değerlendirme kulak burun boğaz uzmanının muayenesiyle başlıyor.</p>

<p>Gerektiğinde burun içini ayrıntılı inceleyen nazal endoskopi kullanılabiliyor. Kronik sinüzit veya yapısal bozukluk şüphesinde bilgisayarlı tomografi de gerekli görülebiliyor.</p>

<p>Bu incelemelerle septum eğriliği, konka büyümesi, polipler ve sinüslerin durumu değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Ancak her adaya mutlaka tomografi çekilmesi gerektiği anlamı çıkarılmamalı. İncelemeler klinik gerekliliğe göre belirleniyor.</p>

<p>Sağlık muayenesinden önce ameliyat olmak gerekir mi?</p>

<p>Burun eğriliği, sinüzit veya alerjik riniti bulunan adayların yalnızca askerî başvuru amacıyla ameliyat kararı vermemesi gerekiyor.</p>

<p>Hafif ve solunumu etkilemeyen burun eğrilikleri zaten yönetmelikte sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>Diğer taraftan, belirgin yakınması bulunan bazı hastalarda cerrahi tedavi yararlı olabiliyor. Ancak ameliyatın gerekli olup olmadığına kulak burun boğaz uzmanı tarafından karar verilmeli.</p>

<p>Adaylık amacıyla yapılan bir ameliyatın mutlaka olumlu sağlık kurulu kararı sağlayacağı düşünülmemeli.</p>

<p>Özellikle ameliyat sonrası iyileşme, devam eden hastalık ve komplikasyonların bulunup bulunmadığı değerlendirmeyi etkileyebilir.</p>

<p>2026 sağlık şartlarında dikkat edilmesi gereken temel ayrım</p>

<p>Alerjik rinit, sinüzit, burun eğriliği veya geçirilmiş burun ameliyatı bulunan bütün adaylar için tek bir kabul ya da ret kuralı bulunmuyor.</p>

<p>Sağlık mevzuatında solunumu etkilemeyen septum deviasyonu sağlam kabul edilirken nefes almayı güçleştiren deviasyonlar ve burun polipleri ayrı hükümler kapsamında değerlendiriliyor.</p>

<p>MSÜ askerî öğrenci adayları için tam sağlam olma şartı ve açıkça tanımlanan istisnalar önem taşırken dış kaynaktan alınan subay ve astsubaylar için EK-D değerlendirme çizelgesi kullanılıyor.</p>

<p>Burun hastalıklarında belirleyici olan yalnızca tanının adı değil, hastalığın derecesi, mevcut sağlık bulguları ve adayın hangi görev statüsüne başvurduğu.</p>

<p>Kesin uygunluk kararı, yetkili sağlık kurulunun yürürlükteki mevzuata göre yaptığı değerlendirmeyle belirleniyor.</p>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu haber genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kişisel tanı, tedavi veya kesin askerî adaylık kararı niteliğinde değildir. Güncel alım kılavuzu, özel görev şartları ve yetkili sağlık kurulunun kararı esas alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği; 35 ve 71’inci maddeler, EK-C Hastalıklar Listesi’nin 22’nci maddesi ve EK-D değerlendirme çizelgesi. 2016/9431 sayılı Yönetmelik ve sonraki değişiklikleri.</p>

<p>Millî Savunma Bakanlığı; Personel Temin Sistemi, askerî öğrenci ve dış kaynak subay–astsubay alım koşulları.</p>

<p>American Academy of Otolaryngology–Head and Neck Surgery Foundation; Clinical Practice Guideline: Adult Sinusitis (Update), 2025.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/burun-egriligi-subayliga-engel-mi-2026-saglik-sartlarinda-kritik-ayrim</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 16:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/genel/subay-ve-astsubay-saglik-sartlari.jpg" type="image/jpeg" length="44306"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karabük SSK Hastanesinin Eski Hekimi Dr. Alaattin Özbek Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/karabuk-ssk-hastanesinin-eski-hekimi-dr-alaattin-ozbek-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/karabuk-ssk-hastanesinin-eski-hekimi-dr-alaattin-ozbek-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karabük’te uzun yıllar hekimlik yapan ve SSK Hastanesinde görev alan Dr. Alaattin Özbek hayatını kaybetti. Özbek’in cenazesi için 28 Ekim Çarşamba günü İstanbul’da tören düzenleneceği duyuruldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Karabük’te uzun yıllar hekimlik yapan ve Karabük SSK Hastanesinde görev alan Dr. Alaattin Özbek hayatını kaybetti.</p>

<p>Özbek’in vefatı, 28 Ekim 2026 Çarşamba günü yerel basında yayımlanan haberle duyuruldu. Karabük’te özellikle 1980’li yıllarda görev yapan Özbek, SSK Hastanesindeki meslek hayatı boyunca doğum süreçlerinde görev alan hekimler arasında bulunuyordu.</p>

<p>Yayımlanan cenaze programına göre Dr. Alaattin Özbek’in cenazesinin, 28 Ekim Çarşamba günü öğle namazının ardından İstanbul Ortaköy Büyük Mecidiye Camii’nde kılınacak cenaze namazı sonrasında Yeni Bahçeköy Mezarlığı’nda toprağa verilmesi planlandı.</p>

<p>Dr. Alaattin Özbek kimdir?</p>

<p>Dr. Alaattin Özbek, Karabük’te uzun yıllar hekimlik yaptı. Meslek hayatının bir bölümünü Karabük SSK Hastanesinde geçiren Özbek, özellikle 1980’li yıllarda kentte verilen sağlık hizmetlerinde görev aldı.</p>

<p>O dönemde Karabük’te dünyaya gelen çok sayıda bebeğin doğum sürecinde görev aldığı belirtilen Özbek, hastanenin eski hekimleri arasında yer alıyordu.</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/karabuk-ssk-hastanesinin-eski-hekimi-dr-alaattin-ozbek-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 16:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3280.jpeg" type="image/jpeg" length="34384"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Moğol İmparatorluğu'nda Çin-İran Tıp Alışverişi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mogol-imparatorlugunda-cin-iran-tip-alisverisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mogol-imparatorlugunda-cin-iran-tip-alisverisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çin’deki Güneybatı Üniversitesinden araştırmacı Ehsan Doostmohammadi’nin 24 Nisan 2026’da Journal of the History of Medicine and Allied Sciences dergisinde yayımlanan tarihî incelemesi, Moğol egemenliği döneminde Çin ile İran arasında gerçekleşen tıbbi bilgi alışverişini ele aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Araştırma, İpek Yolu üzerinden taşınan ilaçların, tedavi reçetelerinin ve hekimlik bilgilerinin iki bölgenin tıp gelenekleri arasındaki etkileşimi güçlendirdiğini ortaya koyuyor. İstanbul’da korunan 1313 tarihli bir tıp yazması da Çin tıbbına ait bilgilerin İran’a ulaştığını gösteren önemli belgeler arasında bulunuyor.</p>

<p>Cengiz Han’ın 1206 yılında temellerini attığı Moğol İmparatorluğu, askerî fetihlerin yanı sıra Avrasya’nın farklı bölgeleri arasında gerçekleşen bilimsel bilgi alışverişiyle de tıp tarihinde iz bıraktı. Çin’deki Güneybatı Üniversitesinden Ehsan Doostmohammadi’nin 24 Nisan 2026’da yayımlanan akademik incelemesi, 13. ve 14. yüzyıllarda Çin ile İran arasında ilaçların, tedavi reçetelerinin ve hekimlik bilgilerinin nasıl dolaşıma girdiğini tarihî kaynaklar üzerinden değerlendirdi.</p>

<p><i>Journal of the History of Medicine and Allied Sciences</i> dergisinde yayımlanan çalışma, Çin’deki Yuan Hanedanı ile İran merkezli İlhanlı Devleti arasındaki tıbbi ilişkileri inceliyor.</p>

<p>Araştırmacı, Orta Çağ Çin ve İran tıp literatüründen yararlanarak iki bölge arasındaki bilgi aktarımının izlerini değerlendirdi. İncelemede, hekimlerin farklı tıp geleneklerinden yararlandığını ve ilaç bilgisinin karşılıklı olarak aktarıldığını gösteren tarihî kayıtlar ele alındı.</p>

<p>Söz konusu araştırma, günümüzde yeni bir tedavi yönteminin geliştirildiğini bildiren klinik bir çalışma değil. Moğol egemenliğinin tıp tarihindeki etkilerini açıklamayı amaçlayan tarihî bir metin incelemesi niteliği taşıyor.</p>

<h3>Moğol İmparatorluğu tıp bilgisinin dolaşımını kolaylaştırdı</h3>

<p>Cengiz Han’ın ölümünden sonra farklı hanlıklara ayrılan Moğol İmparatorluğu, geniş bir coğrafyada ticari, diplomatik ve kültürel bağlantıların gelişmesine katkıda bulundu.</p>

<p>Tarihçilerin <i>Pax Mongolica</i> olarak adlandırdığı dönemde, Moğol yönetimindeki ticaret yollarının bazı bölümlerinde ulaşım ve haberleşme imkânları güçlendi.</p>

<p>Ancak Pax Mongolica, bütün Avrasya’da savaşların sona erdiği kesintisiz bir barış dönemi anlamına gelmiyordu. Moğol fetihlerinin yol açtığı yıkım ve sonraki siyasi mücadeleler devam ederken, belirli güzergâhlarda ticaret ve bilimsel iletişim gelişmişti.</p>

<p>Bu dönemde İpek Yolu üzerinden yalnızca ipek, baharat ve değerli madenler taşınmadı. İlaçlar, tıbbi metinler ve hekimlik bilgileri de uzak merkezlere ulaştı.</p>

<p>Moğol yönetiminin sağladığı siyasi bağlantılar, farklı coğrafyalardaki hekimlerin ve bilim insanlarının birbirlerinin çalışmalarından haberdar olmasını kolaylaştırdı.</p>

<h3>Çin ve İran arasında iki yönlü tıp alışverişi</h3>

<p>Moğol egemenliği sırasında tıbbi bilgi aktarımının en belirgin örneklerinden biri Çin ile İran arasındaki ilişkilerde görüldü.</p>

<p>Kubilay Han tarafından kurulan Yuan Hanedanı, 1271-1368 yılları arasında Çin’de hüküm sürerken, Hülagû Han’ın kurduğu İlhanlı Devleti İran ve çevresindeki bölgeleri yönetiyordu.</p>

<p>Bu iki siyasi yapı arasındaki ilişkiler, farklı tıp geleneklerinden gelen bilgilerin karşılıklı olarak aktarılmasına imkân sağladı.</p>

<p>İran ve İslam dünyasında kullanılan bazı ilaçlar ile tedavi reçeteleri Çin’e ulaşırken, Çin tıbbına ait eserler ve geleneksel uygulamalar da İran’daki bilim çevrelerinde tanınmaya başladı.</p>

<p>Doostmohammadi’nin 2026 tarihli incelemesinde, iki bölge arasındaki alışverişin yalnızca ilaç ticaretiyle sınırlı kalmadığı belirtiliyor.</p>

<p>Tıp metinleri, reçeteler ve tedavi uygulamaları, farklı hekimlik gelenekleri arasında dolaşıma giriyordu.</p>

<p>Bu etkileşim, iki bölgenin tıp sistemlerinin bütünüyle birleştiği anlamına gelmiyordu. Aktarılan bilgiler, yerel tıp anlayışları doğrultusunda değerlendirilerek kullanılabiliyordu.</p>

<h3>Moğol saraylarında farklı tıp gelenekleri buluştu</h3>

<p>Moğol hükümdarlarının farklı bölgelerden hekimlerle çalışması, tıbbi bilgi alışverişinin gelişmesine katkıda bulunan etkenlerden biriydi.</p>

<p>Tarihçi Thomas T. Allsen’in <i>Culture and Conquest in Mongol Eurasia</i> adlı çalışmasında, Moğol yöneticilerinin Çin, Tibet, Hindistan, Uygur bölgeleri ve İslam dünyası gibi farklı coğrafyaların tıp geleneklerinden yararlandıkları anlatılıyor.</p>

<p>Hanedan çevrelerinde görev yapan hekimler, hükümdarların ve yönetici ailelerin sağlık sorunlarıyla ilgileniyordu.</p>

<p>Aynı siyasi çevre içinde farklı tıp geleneklerinden gelen uzmanların bulunması, hastalıkların değerlendirilmesi, ilaç hazırlanması ve tedavi uygulamalarına ilişkin bilgilerin karşılaşmasını sağlıyordu.</p>

<p>Moğol yöneticilerinin uygulamaya dönük bilimsel bilgilerden yararlanma yaklaşımı yalnızca tıpla sınırlı değildi. Astronomi, haritacılık ve eczacılık gibi alanlarda da farklı bölgelerden gelen uzmanların bilgi birikiminden yararlanılıyordu.</p>

<h3>İstanbul’da korunan 1313 tarihli tıp yazması</h3>

<p>Moğol dönemindeki tıbbi bilgi alışverişinin en önemli belgelerinden biri, İlhanlı Devleti’nin veziri ve hekimi Reşîdüddin Fazlullah’ın emriyle Çince kaynaklardan Farsçaya çevrilen <i>Tansuknâme-i İlhânî</i> adlı eserdir.</p>

<p>Çin tıbbına ait bilgilerin İran’daki bilim çevrelerine aktarılmasını amaçlayan eser, insan bedenine ilişkin açıklamalar ve anatomi çizimleri içeriyor.</p>

<p>Bugün bilinen, muhtemelen tek yazma nüshası İstanbul Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesinin Ayasofya Koleksiyonu'nda 3596 numarayla korunuyor.</p>

<p>Eserin tarihine ilişkin önemli ayrıntılar, 2023 yılında <i>Belleten</i> dergisinde yayımlanan bir araştırmada ele alındı.</p>

<p>Ahmet Acıduman, Şehriyar Şems, Berna Arda ve Gürhan Kırilen tarafından hazırlanan araştırmaya göre, eser İlhanlı hükümdarı Olcaytu'nun 1304 yılında tahta çıkmasından sonra Reşîdüddin Fazlullah’ın emriyle tercüme edildi.</p>

<p>Günümüze ulaşan nüsha ise 10 Aralık 1313 tarihinde Tebriz’de Muhammed bin Ahmed bin Mahmud Kıvam el-Kirmanî tarafından kopyalandı.</p>

<p>Bu nedenle 1313 tarihi, eserin ilk kez yazıldığı veya tercümesinin tamamlandığı tarih olarak değil, eldeki nüshanın kopyalanma tarihi olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Araştırmada ayrıca eserin dört kitaptan oluştuğu, ancak günümüze yalnızca ilk kitabının ulaştığı belirtildi.</p>

<p>Korunan bölümde Çin kaynaklarına dayanan insan anatomisi açıklamaları ve çizimleri bulunuyor.</p>

<p>Bu yazma, Çin tıbbına ait bilgilerin 14. yüzyıl başlarında Farsçaya aktarılabildiğini gösteren somut bir tarihî belge niteliği taşıyor.</p>

<h3>Çin’deki tıp kitabında 517 ilaç kaydı</h3>

<p>Tıbbi bilgi alışverişinin yalnızca Çin’den İran’a doğru gerçekleşmediğini gösteren önemli belgelerden biri de Yuan Hanedanı dönemine ait <i>Hui Hui Yao Fang</i> adlı ilaç ve tedavi derlemesidir.</p>

<p>İslam tıp geleneğine ait reçeteleri içeren bu eser, Arapça ve Farsça kökenli ilaç adlarının Çincedeki karşılıklarıyla kaydedildiği tarihî bir kaynak olarak biliniyor.</p>

<p><i>Journal of Ethnopharmacology</i> dergisinde Kasım 1996’da yayımlanan Y. C. Kong ve D. S. Chen imzalı araştırmada, eserin günümüze ulaşan üç bölümünde Arapça veya Farsça adlar taşıyan 517 ilaç kaydı bulunduğu bildirildi.</p>

<p>Araştırmacılar, bu kayıtların yer aldığı derlemeyi dilbilimsel, botanik ve ilaç bilgisi açısından inceledi.</p>

<p>Çalışmada, geleneksel olarak belirli hastalık gruplarıyla ilişkilendirilen bir bölümdeki 199 ilaç maddesinden 129'unun botanik veya biyolojik karşılığı tanımlandı.</p>

<p>Bu inceleme, İslam dünyasında kullanılan ilaç bilgisinin Çin’de nasıl kayda geçirildiğine ilişkin somut veriler sağlıyor.</p>

<p>Ancak tarihî reçetelerde yer alan maddelerin kaydedilmiş olması, bunların günümüz tıbbında etkili veya güvenli olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kayıtların önemi, farklı coğrafyalar arasında gerçekleşen ilaç bilgisi aktarımını belgelemesinden kaynaklanıyor.</p>

<h3>Moğol döneminin cerrahi bilgiye etkisi</h3>

<p>Moğol egemenliği sırasında gerçekleşen bilimsel ilişkilerin cerrahi bilgi üzerindeki olası etkileri de tarih araştırmalarına konu oldu.</p>

<p>Cerrah Jakob Köstenbauer’in 24 Ocak 2017’de çevrim içi yayımlanan ve daha sonra <i>ANZ Journal of Surgery</i> dergisinin Mart sayısında yer alan <i>Surgical Wisdom and Genghis Khan’s Pax Mongolica</i> başlıklı çalışması, Moğol İmparatorluğu döneminde tıbbi ve cerrahi bilgilerin yayılmasını değerlendirdi.</p>

<p>Tarihî belgeler, el yazmaları ve daha önce yayımlanmış araştırmalara dayanan incelemede, Çin, İran, Arap coğrafyası ve Avrupa arasındaki bilimsel temaslar ele alındı.</p>

<p>Çalışmada kırık ve çıkıkların tedavisi, anatomi bilgisi ve cerrahi uygulamalar gibi alanlarda farklı merkezler arasında bilgi dolaşımının gerçekleştiği aktarıldı.</p>

<p>Köstenbauer, Moğol dönemindeki iletişim ağlarının cerrahi bilgilerin yayılmasına ve farklı tıp geleneklerinin karşılaşmasına katkıda bulunmuş olabileceğini değerlendirdi.</p>

<p>Ancak bu tarihî değerlendirme, Avrupa’da geliştirilen belirli cerrahi tekniklerin doğrudan Moğol hekimlerinden alındığını veya modern cerrahinin Moğol İmparatorluğu sayesinde ortaya çıktığını kesin biçimde kanıtlamıyor.</p>

<p>Tıbbî bilginin bir coğrafyaya ulaşması ile o bilginin yerel hekimler tarafından benimsenip uygulanması farklı süreçler olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Dolayısıyla Moğol döneminin cerrahi tarihindeki etkisi, doğrudan bir teknik aktarım zincirinden çok, bilimsel temasların gelişmesini sağlayan tarihî koşullar çerçevesinde ele alınıyor.</p>

<h3>Tıp gelenekleri birbirinden etkilendi ancak birleşmedi</h3>

<p>Moğol dönemindeki bilimsel ilişkileri inceleyen tarihçiler Morris Rossabi ve Robert G. Morrison, <i>The Cambridge History of the Mongol Empire</i> adlı eserin 2023 yılında basılan bölümünde Çin ile İslam dünyası arasındaki bilimsel alışverişin özelliklerini değerlendirdi.</p>

<p>Araştırmacılara göre iki bölge arasındaki temaslar özellikle ilaç bilgisi ve uygulamalı bilimlerde kalıcı izler bıraktı.</p>

<p>Buna karşılık Çin ve İran’daki bilimsel geleneklerin temel kuramsal yapıları büyük ölçüde kendi özelliklerini korudu.</p>

<p>Bu bulgu, Moğol dönemindeki tıbbi ilişkilerin niteliğini anlamak açısından önemli bir ayrım ortaya koyuyor.</p>

<p>Hekimler farklı bölgelerde kullanılan ilaçları ve tedavi uygulamalarını öğrenebiliyor, ancak bu bilgileri kendi tıp anlayışları içinde değerlendirebiliyordu.</p>

<p>Tıp tarihçisi Paul D. Buell’in 2007 yılında <i>Asian Medicine</i> dergisinde yayımlanan incelemesi de Çin tıbbına ilişkin bilgilerin batıya, İslam tıbbına ait bilgilerin ise doğuya taşınmasında Reşîdüddin Fazlullah ve dönemin diğer bilim insanlarının faaliyetlerini ele aldı.</p>

<p>Bu çalışmalar birlikte değerlendirildiğinde, Moğol dönemindeki tıbbi bilgi alışverişinin tek yönlü bir aktarım olmadığı görülüyor.</p>

<h3>Pax Mongolica’nın tıp tarihindeki mirası</h3>

<p>Moğol İmparatorluğu’nun oluşturduğu geniş siyasi bağlantılar, 13. ve 14. yüzyıllarda Çin, Orta Asya ve İran arasında tıbbi metinlerin, ilaçların ve hekimlik bilgilerinin dolaşmasına katkı sağladı.</p>

<p>Bugün İstanbul’da korunan <i>Tansuknâme-i İlhânî</i>, Çin’de hazırlanan <i>Hui Hui Yao Fang</i> ve dönemin diğer tarihî kayıtları, bu etkileşimin somut belgeleri arasında yer alıyor.</p>

<p>2026 yılında yayımlanan akademik inceleme de söz konusu tarihî ilişkileri yeniden ele alarak Yuan Hanedanı ile İlhanlı Devleti arasındaki karşılıklı tıbbi bilgi alışverişini değerlendiriyor.</p>

<p>Mevcut belgeler, bu dönemde farklı tıp geleneklerinin birbiriyle temas ettiğini gösterse de aktarılan her bilginin uygulamada ne ölçüde benimsendiğini veya hastaların tedavi sonuçlarını nasıl değiştirdiğini ortaya koymuyor.</p>

<p>Moğol İmparatorluğu’nun tıp tarihindeki etkisi bu nedenle yeni tedaviler keşfetmiş olmasından değil, farklı coğrafyalardaki bilgilerin dolaşmasına imkân sağlayan bağlantıları güçlendirmesinden kaynaklanıyor.</p>

<p>Cengiz Han ve haleflerinin kurduğu siyasi düzenin bıraktığı tarihî miras, yalnızca savaşlar ve fetihlerle değil, tıbbi bilginin kıtalar arasında taşınmasında oynadığı rolle de araştırılmaya devam ediyor.</p>

<h2>KAYNAKLAR</h2>

<ul>
 <li>Journal of the History of Medicine and Allied Sciences – Ehsan Doostmohammadi, Chinese–Iranian Medical Exchanges During the Yuan Dynasty: A Historical Perspective, 24 Nisan 2026.</li>
 <li>Belleten – Ahmet Acıduman, Şehriyar Şems, Berna Arda ve Gürhan Kırilen, Resimli Bir Farsça Tıp Kitabındaki İnsan Anatomisi ile İlgili Bölümler Üzerine Bir Ön Çalışma: Tānksūḳnāme-i Īlḫān Der Funūn-i ʿUlūm-i Ḫaṭāʾī, Ağustos 2023.</li>
 <li>Journal of Ethnopharmacology – Y. C. Kong ve D. S. Chen, Elucidation of Islamic Drugs in Hui Hui Yao Fang: A Linguistic and Pharmaceutical Approach, Kasım 1996.</li>
 <li>ANZ Journal of Surgery – Jakob Köstenbauer, Surgical Wisdom and Genghis Khan’s Pax Mongolica, 2017.</li>
 <li>The Cambridge History of the Mongol Empire – Morris Rossabi ve Robert G. Morrison, Scientific Exchange, 2023.</li>
 <li>Culture and Conquest in Mongol Eurasia – Thomas T. Allsen, Medicine, 2001.</li>
 <li>Asian Medicine – Paul D. Buell, How Did Persian and Other Western Medical Knowledge Move East, and Chinese West? A Look at the Role of Rashīd al-Dīn and Others, 2007.</li>
</ul><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mogol-imparatorlugunda-cin-iran-tip-alisverisi</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 16:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/cengiz-han-tibbi-miras-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="24314"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10679"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="52402"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90904"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36815"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98889"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="85003"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
