<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 18 Sep 2026 20:58:43 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bağımlılıktan Kurtulmanın 5 Aşaması: İyileşme Süreci Nasıl İlerler?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bagimliliktan-kurtulmanin-5-asamasi-iyilesme-sureci-nasil-ilerler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bagimliliktan-kurtulmanin-5-asamasi-iyilesme-sureci-nasil-ilerler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bağımlılıktan kurtulma genellikle farkındalık, düşünme, hazırlık, eylem ve sürdürme aşamalarıyla açıklanır. Ancak iyileşme doğrusal değildir; kişi aşamalar arasında ileri veya geri hareket edebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bağımlılıktan Kurtulmanın 5 Aşaması: İyileşme Süreci Nasıl İlerler?</p>

<p>Bağımlılıktan kurtulma, yalnızca madde kullanımını bırakılan tek bir güne indirgenebilecek bir süreç değildir. İyileşme; kişinin sorunu fark etmesinden değişimi düşünmesine, tedaviye yönelmesinden uzun vadede kazanımlarını korumasına kadar uzanan bir değişim sürecidir.</p>

<p>Bu süreç çoğu zaman beş aşamalı değişim modeliyle açıklanır: ön düşünme, düşünme, hazırlık, eylem ve sürdürme. Ancak bu aşamalar kesin bir takvim değildir. Kişi bazı basamakları atlayabilir, önceki bir aşamaya dönebilir veya farklı dönemlerde farklı düzeylerde değişime hazır olabilir.</p>

<p>Bağımlılıktan kurtulmanın 5 aşaması nedir?</p>

<p>Cleveland Clinic, bağımlılıktan iyileşme sürecini açıklarken davranış değişikliği alanında kullanılan aşamalı değişim yaklaşımını beş temel bölüm üzerinden ele alıyor.</p>

<p>1. Ön düşünme: “Bir sorunum yok”</p>

<p>Bu aşamada kişi madde kullanımının yaşamındaki etkilerini henüz bir sorun olarak görmeyebilir.</p>

<p>Sağlık sorunları, aile içi çatışmalar, iş veya okul yaşamındaki güçlükler ortaya çıkmış olsa bile bunlarla madde kullanımı arasındaki bağlantı yeterince fark edilmeyebilir.</p>

<p>Bu nedenle çevreden gelen “bırakmalısın” mesajları her zaman değişimle sonuçlanmaz. Kişinin değişime hazır oluş düzeyi önemlidir.</p>

<p>2. Düşünme: “Belki bir şeyleri değiştirmeliyim”</p>

<p>İkinci aşamada kişi madde kullanımının olumsuz sonuçlarını daha fazla fark etmeye başlar.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ikilem vardır.</p>

<p>Kişi bir yandan bırakmayı düşünürken diğer yandan maddenin kaygıyı azalttığını, uyumasına yardımcı olduğunu veya sosyal yaşamının bir parçası olduğunu düşünebilir.</p>

<p>Bu kararsızlık, değişim sürecinin önemli parçalarından biridir. Kişi artık sorunu tamamen reddetmiyordur ancak henüz harekete geçmeye de hazır olmayabilir.</p>

<p>3. Hazırlık: Değişim somutlaşmaya başlıyor</p>

<p>Olumsuz sonuçların ağırlığı arttıkça kişi değişim için gerçek adımlar atmaya başlayabilir.</p>

<p>Bir sağlık profesyoneliyle görüşmek, tedavi seçeneklerini araştırmak, destek grupları hakkında bilgi almak veya güvendiği bir kişiye yaşadıklarını anlatmak bu dönemde görülebilecek adımlar arasındadır.</p>

<p>Bu aşamanın önemli farkı, değişimin yalnızca düşüncede kalmamasıdır.</p>

<p>Plan ortaya çıkmaya başlar.</p>

<p>4. Eylem: Tedavi ve değişim başlıyor</p>

<p>Eylem aşamasında kişi madde kullanımını bırakmak veya kontrol altına almak için aktif girişimlerde bulunur.</p>

<p>Profesyonel tedavi programına başlamak, psikoterapi almak, uygun durumlarda ilaç tedavisi kullanmak ve iyileşmeyi destekleyen yeni günlük düzenler oluşturmak bu dönemin parçaları olabilir.</p>

<p>Ancak bağımlılık tedavisi herkeste aynı değildir.</p>

<p>Kullanılan madde, bağımlılığın şiddeti, eşlik eden ruhsal veya fiziksel hastalıklar, önceki tedaviler ve kişinin sosyal koşulları tedavi planını değiştirebilir.</p>

<p>Bazı bağımlılıklarda ilaç tedavisi önemli</p>

<p>Bağımlılık tedavisinin yalnızca “iradeyle bırakmak” veya yalnızca psikoterapi görmek anlamına geldiği düşünülmemeli.</p>

<p>Örneğin opioid kullanım bozukluğunda buprenorfin, metadon ve naltrekson gibi kanıta dayalı ilaç seçenekleri bulunuyor.</p>

<p>Alkol kullanım bozukluğunda da uygun hastalarda naltrekson, akamprosat veya disülfiram gibi ilaçlardan yararlanılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hangi tedavinin uygun olduğuna kişinin klinik değerlendirmesi sonucunda sağlık profesyoneli karar verir.</p>

<p>Özellikle alkol, benzodiazepinler ve bazı diğer maddelerin yoğun veya uzun süreli kullanımından sonra kişinin kendi başına aniden bırakmaya çalışması güvenli olmayabilir. Yoksunluk bazı durumlarda ciddi, hatta yaşamı tehdit edici komplikasyonlara yol açabilir.</p>

<p>5. Sürdürme: Asıl hedef kazanımları korumak</p>

<p>Madde kullanımının bırakılması iyileşme sürecinin bittiği anlamına gelmez.</p>

<p>Sürdürme döneminde amaç, elde edilen değişiklikleri korumak ve yeniden kullanıma yol açabilecek durumları yönetebilmektir.</p>

<p>Kişinin tetikleyicilerini tanıması, destek sistemini koruması, gerektiğinde tedaviye devam etmesi ve günlük yaşamını yeniden yapılandırması önem taşıyabilir.</p>

<p>Bu nedenle iyileşme bazı kişiler için uzun süreli bir süreçtir.</p>

<p>Bağımlılıktan kurtulma neden doğrusal değildir?</p>

<p>Beş aşama, birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış basamaklar olarak düşünülmemeli.</p>

<p>Bir kişi değişimi planlarken yeniden kararsız hale gelebilir. Tedaviye başladıktan sonra zorlanabilir. Uzun bir iyileşme döneminin ardından tekrar madde kullanabilir.</p>

<p>Bu durum kişinin en başa döndüğü veya tedavinin bütünüyle başarısız olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Madde kullanımına dönüş, tedavi planının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösterebilir. Tetikleyicilerin belirlenmesi, tedavi yoğunluğunun değiştirilmesi veya ek psikososyal ve tıbbi desteğin devreye alınması gerekebilir.</p>

<p>İyileşme yalnızca maddeyi bırakmak değildir</p>

<p>Güncel bağımlılık yaklaşımında “iyileşme” daha geniş bir kavramdır.</p>

<p>SAMHSA iyileşmeyi, kişinin sağlık ve iyilik halini geliştirdiği, kendi yaşamını yönlendirdiği ve potansiyeline ulaşmaya çalıştığı bir değişim süreci olarak tanımlıyor.</p>

<p>Bu yaklaşım dört önemli alanı öne çıkarıyor:</p>

<p>Sağlık: Fiziksel ve ruhsal sağlığın korunması ve bağımlılığın yönetilmesi.</p>

<p>Güvenli yaşam alanı: İstikrarlı ve güvenli bir yerde yaşayabilmek.</p>

<p>Amaç: İş, eğitim, aile sorumlulukları veya başka anlamlı faaliyetlerle günlük yaşamı yeniden kurabilmek.</p>

<p>Topluluk: Destekleyici ilişkiler ve sosyal bağlar geliştirebilmek.</p>

<p>Dolayısıyla başarılı iyileşme yalnızca “kaç gündür kullanmıyor?” sorusuyla değerlendirilmez.</p>

<p>Kişinin yaşamının yeniden kurulması da sürecin önemli parçasıdır.</p>

<p>Yakınınız bağımlılıkla mücadele ediyorsa ne yapabilirsiniz?</p>

<p>Yakınınızdaki kişinin değişimin hangi aşamasında olduğunu anlamaya çalışmak yararlı olabilir.</p>

<p>Henüz madde kullanımını sorun olarak görmeyen bir kişiye sürekli tedavi programları sunmakla, tedavi aramaya başlamış bir kişiye seçenekleri araştırmasında yardımcı olmak aynı etkiyi yaratmayabilir.</p>

<p>Destek vermek, her davranışı kabul etmek anlamına da gelmez.</p>

<p>Aile üyeleri ve yakınlar kendi güvenliklerini ve ruhsal sağlıklarını koruyacak sınırlar koyabilir. Gerektiğinde kendileri de profesyonel destek alabilir.</p>

<p>Bağımlılık tedavisi kişiye özel olmalı</p>

<p>Madde kullanım bozuklukları tedavi edilebilir sağlık sorunlarıdır.</p>

<p>Tedavi; psikososyal müdahaleler, davranışçı terapiler, uygun durumlarda ilaçlar, eşlik eden ruhsal hastalıkların tedavisi, sosyal destek ve uzun dönem takip gibi farklı bileşenlerden oluşabilir.</p>

<p>Tek bir yöntemin herkes için doğru olması beklenmez.</p>

<p>En önemli noktalardan biri de değişime hazır oluşun sabit olmadığıdır.</p>

<p>Bugün tedaviyi reddeden bir kişi daha sonra yardım arayabilir. Tedaviye başlayan biri zorlanabilir. İyileşme yıllarca sürdükten sonra bile yeni desteğe ihtiyaç duyulabilir.</p>

<p>Bu nedenle bağımlılıktan kurtulmayı tek bir “bırakma anı” yerine, zaman içinde değişebilen ve profesyonel destekle güçlendirilebilen bir iyileşme süreci olarak görmek daha doğru bir çerçeve sunar.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Alkol, benzodiazepin veya başka maddelerin düzenli/yoğun kullanımının aniden kesilmesi bazı kişilerde tehlikeli yoksunluğa yol açabilir. Bırakma ve tedavi planı için sağlık profesyoneline başvurulmalıdır. Bilinç kaybı, nöbet, ciddi solunum güçlüğü veya aşırı doz şüphesinde acil tıbbi yardım alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Cleveland Clinic Health Essentials — The 5 Stages of Addiction Recovery, 18 Eylül 2026</p>

<p>Substance Abuse and Mental Health Services Administration (SAMHSA) — Recovery and Recovery Support</p>

<p>Substance Abuse and Mental Health Services Administration (SAMHSA) — Substance Use Disorder Treatment Options</p>

<p>National Institute on Drug Abuse (NIDA) — Substance Use Disorder Treatment Resources</p>

<p>American Society of Addiction Medicine (ASAM) — Clinical Guidelines </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bagimliliktan-kurtulmanin-5-asamasi-iyilesme-sureci-nasil-ilerler</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 18:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0867.jpeg" type="image/jpeg" length="92773"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Newsweek 2026 Listesi: Türkiye’nin En İyi 35 Hastanesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/newsweek-2026-listesi-turkiyenin-en-iyi-35-hastanesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/newsweek-2026-listesi-turkiyenin-en-iyi-35-hastanesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[World’s Best Hospitals 2026” değerlendirmesi, Newsweek ve Statista iş birliğiyle bu yıl dünya çapında 2.500’den fazla hastanenin performansını analiz etti. Türkiye bu yıl ilk kez listede yer alan ülkeler arasına girdi ve ülke genelinden birçok hastane sıralamaya dahil oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uluslararası yayın organı Newsweek tarafından açıklanan “Dünyanın En İyi Hastaneleri 2026” listesinde Türkiye’den 35 sağlık kurumu yer aldı. İşte sıralama ve puanları, hastane isimleri Türkçe karşılıklarıyla:<br />
1. Koç Üniversitesi Hastanesi – %91,80 – İstanbul<br />
2. Hacettepe Üniversitesi Hastanesi – %83,54 – Ankara<br />
3. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi – %82,10 – Gebze<br />
4. Medipol Mega Üniversite Hastanesi Kompleksi – %82,02 – İstanbul<br />
5. Acıbadem International Hastanesi (Uluslararası Hastane) – %79,66 – İstanbul<br />
6. Acıbadem Altunizade Hastanesi – %79,19 – İstanbul<br />
7. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi – %79,13 – İstanbul<br />
8. Amerikan Hastanesi – %78,54 – İstanbul<br />
9. Liv Hospital (İstanbul) – %77,97 – İstanbul<br />
10. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi – %77,79 – İstanbul<br />
11. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi – %77,25 – İstanbul<br />
12. Acıbadem Maslak Hastanesi – %76,46 – İstanbul<br />
13. Altınbaş Üniversitesi Medical Park Bahçelievler Hastanesi – %76,42 – İstanbul<br />
14. Acıbadem Kadıköy Hastanesi – %75,94 – İstanbul<br />
15. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi – %75,87 – İzmir<br />
16. Memorial Şişli Hastanesi – %75,37 – İstanbul<br />
17. Liv Hospital Ankara – %75,32 – Ankara<br />
18. Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi – %75,11 – İstanbul<br />
19. Memorial Ankara Hastanesi – %74,77 – Ankara<br />
20. Başkent Üniversitesi Hastanesi – %73,95 – Ankara<br />
21. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi – %73,43 – İstanbul<br />
22. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi – %73,17 – Ankara<br />
23. Medical Park Ankara Hastanesi – %73,14 – Ankara<br />
24. Memorial Bahçelievler Hastanesi – %72,25 – İstanbul<br />
25. Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi – %72,21 – İstanbul<br />
26. Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi – %71,73 – İzmir<br />
27. Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi – %71,71 – İstanbul<br />
28. Medipol İstanbul Hastanesi – %70,64 – İstanbul<br />
29. Acıbadem Bakırköy Hastanesi – %70,08 – İstanbul<br />
30. Medicana International Ankara Hastanesi – %69,81 – Ankara<br />
31. İstinye Üniversitesi Bahçeşehir Liv Hastanesi – %69,73 – İstanbul<br />
32. Acıbadem Ankara Hastanesi – %69,72 – Ankara<br />
33. Bahçeşehir Üniversitesi Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi – %69,57 – İstanbul<br />
34. Acıbadem Fulya Hastanesi – %69,53 – İstanbul<br />
35. Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi – %69,50 – İstanbul</p>

<p>İstanbul Zirvede, Ankara ve İzmir Takipte</p>

<p>Listede İstanbul merkezli hastaneler ağırlıkta yer alırken, Ankara ve İzmir’den de önemli üniversite ve şehir hastaneleri sıralamaya girdi. Özellikle Koç Üniversitesi Hastanesi’nin %91,80 ile zirvede yer alması dikkat çekti.</p>

<p>Değerlendirmeler dört veri kaynağına dayanmaktadır:</p>

<p>1. Hastane Kalite Ölçütleri : Çoğu ülke için çeşitli kamu kaynaklarından kalite ölçütleri toplandı. Kalite ölçütleri ülkeler arasında farklılık göstermektedir. Dahil edilen verilere örnek olarak, belirli tedaviler için bakım kalitesi, hijyen önlemleri ve doktor veya hemşire başına düşen hasta sayısı gibi ölçütler verilebilir.</p>

<p>2. Meslektaşlardan hastane önerileri : Newsweek ve Statista, 32 ülkeden on binlerce tıp uzmanını (doktorlar, hastane yöneticileri ve sağlık çalışanları) çevrimiçi bir ankete katılmaya davet etti. Katılımcılardan kendi ülkelerindeki ve diğer ülkelerdeki hastaneleri önermeleri istendi. Kendi işverenleri/hastaneleri için öneride bulunmalarına izin verilmedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Hasta Deneyimi : Hasta deneyimi anketlerinden elde edilen sonuçlar puanlama modeline dahil edildi. Hasta deneyimini analiz etmek için mevcut hasta anketlerinden elde edilen kamuya açık veriler kullanıldı. Hasta anketleri genellikle sigorta şirketleri tarafından hastaneden taburcu olduktan sonra hastalar arasında yapılır. Anket konularına örnek olarak hastaneden genel memnuniyet, hastanenin tavsiyesi ve tıbbi bakımdan memnuniyet verilebilir.</p>

<p>4. PROMs Uygulama Anketi : 2025 sonbahar ve kışında Newsweek ve Statista, hastanelerle iletişime geçerek PROMs'in uygulanması ve kullanımı hakkında bir anket gerçekleştirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/newsweek-2026-listesi-turkiyenin-en-iyi-35-hastanesi</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 14:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/02/i-m-g-2343.jpeg" type="image/jpeg" length="74457"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trigliserit Nasıl Düşürülür? Beslenmeden Yeni Tedavilere Güncel Rehber]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trigliserit-nasil-dusurulur-beslenmeden-yeni-tedavilere-guncel-rehber</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trigliserit-nasil-dusurulur-beslenmeden-yeni-tedavilere-guncel-rehber" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüksek trigliseritte en etkili yaklaşım değerin neden yükseldiğine ve ne kadar yüksek olduğuna göre değişiyor. Yeni 2026 kılavuzu kilo kaybı, şeker ve alkol kontrolünü öne çıkarırken, çok yüksek genetik trigliseritte APOC3’ü hedefleyen yeni ilaçlar tedavide yeni bir dönem açıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Trigliseriti düşürmenin tek bir yöntemi yok. Çünkü 180 mg/dL trigliseriti olan bir kişiyle 1200 mg/dL sonucu bulunan bir kişinin öncelikleri aynı değil.</p>

<p>Güncel yaklaşımda 150-499 mg/dL aralığında kalp-damar riskinin azaltılması öne çıkarken, 500 mg/dL’nin üzerinde pankreatit riski giderek daha fazla önem kazanıyor. 1000 mg/dL ve üzerindeki değerlerde ise trigliseritin hızlı ve güvenli biçimde kontrol altına alınması temel hedeflerden biri haline geliyor.</p>

<p>2026 dislipidemi kılavuzu bu ayrımı daha belirgin hale getiriyor. Bir başka önemli gelişme ise özellikle nadir genetik hipertrigliseridemi hastalarında APOC3 adlı proteini hedefleyen yeni ilaçların ortaya çıkması.</p>

<p>Trigliseriti düşürmenin ilk adımı: Neden yükseldi?</p>

<p>Trigliserit yüksekliğinde yalnızca “ne yememeliyim?” sorusuna odaklanmak eksik kalabilir.</p>

<p>Önce yüksekliğe katkıda bulunan nedenler değerlendirilir:</p>

<ul>
 <li>Fazla kilo ve abdominal obezite</li>
 <li>Kontrolsüz diyabet</li>
 <li>İnsülin direnci</li>
 <li>Fazla alkol tüketimi</li>
 <li>İlave şeker ve rafine karbonhidrat tüketimi</li>
 <li>Hipotiroidi</li>
 <li>Bazı böbrek ve karaciğer hastalıkları</li>
 <li>Bazı ilaçlar</li>
 <li>Gebelik</li>
 <li>Genetik trigliserit bozuklukları</li>
</ul>

<p>Örneğin kontrolsüz diyabet nedeniyle trigliseriti çok yükselmiş bir kişide yalnızca yağ tüketimini azaltmak yeterli olmayabilir. Kan şekerinin kontrol altına alınması trigliseritte belirgin düşüş sağlayabilir.</p>

<p>1. Fazla kilo varsa yüzde 5-10 kayıp bile etkili olabilir</p>

<p>2026 ACC/AHA dislipidemi kılavuzunun güçlü biçimde vurguladığı yöntemlerden biri kilo yönetimi.</p>

<p>Fazla kilolu veya obez kişilerde vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 5-10’unun kaybedilmesi trigliserit düzeyinde yaklaşık yüzde 20-30 azalmayla sonuçlanabilir.</p>

<p>Burada hedef hızlı ve sürdürülemeyen diyetler değil.</p>

<p>Kalıcı kilo kaybı; karaciğerde trigliserit üretiminin azalmasına, insülin duyarlılığının iyileşmesine ve metabolik risklerin birlikte düzelmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>2. Sadece yağı değil, ilave şekeri de azaltmak gerekiyor</p>

<p>Trigliseritle ilgili en sık yapılan hatalardan biri yalnızca yağlı yiyeceklere odaklanmak.</p>

<p>Vücut fazla karbonhidratı, özellikle fazla enerji alımıyla birlikte, trigliseride dönüştürebilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle:</p>

<ul>
 <li>Şekerli içecekler</li>
 <li>İlave şeker içeren ürünler</li>
 <li>Tatlılar</li>
 <li>Rafine tahıllar</li>
 <li>Aşırı işlenmiş karbonhidrat kaynakları</li>
</ul>

<p>yüksek trigliseritte önem kazanır.</p>

<p>2026 kılavuzu 150-499 mg/dL trigliseriti bulunan yetişkinlerde ilave şeker, rafine karbonhidrat ve doymuş yağdan düşük bir beslenme düzenini öneriyor.</p>

<p>3. Alkol bazı kişilerde düşündüğünüzden daha güçlü olabilir</p>

<p>Alkol karaciğerde trigliserit üretimini artırabilir.</p>

<p>Etkisi özellikle trigliseriti zaten yüksek olan kişilerde çok daha belirgin hale gelebilir.</p>

<p>Güncel yaklaşım burada trigliserit seviyesine göre değişiyor.</p>

<p>150-499 mg/dL aralığında alkolün en aza indirilmesi öneriliyor.</p>

<p>500-999 mg/dL düzeyinde alkolün bırakılması öne çıkıyor.</p>

<p>1000 mg/dL ve üzerindeki ciddi hipertrigliseridemide ise alkolün tamamen ortadan kaldırılması pankreatit riskini azaltmaya yönelik yaklaşımın bir parçası.</p>

<p>4. Trigliserit 1000’in üzerindeyse beslenme yaklaşımı değişiyor</p>

<p>Bu önemli bir ayrım.</p>

<p>Orta derecede trigliserit yüksekliği bulunan bir kişiye verilen genel “sağlıklı beslenme” önerileri, trigliseriti 1500 mg/dL olan bir kişi için yeterli olmayabilir.</p>

<p>1000 mg/dL ve üzerindeki ciddi hipertrigliseridemide güncel kılavuz çok düşük yağ içeren beslenme düzenini, rafine karbonhidratların ciddi şekilde azaltılmasını, ilave şeker ve alkolün ortadan kaldırılmasını öne çıkarıyor.</p>

<p>Amaç yalnızca uzun dönemli kalp-damar riskini azaltmak değildir.</p>

<p>Bu düzeylerde akut pankreatit riskini azaltmak öncelik kazanır.</p>

<p>5. Egzersiz neden işe yarıyor?</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite kasların enerji kullanımını artırır, insülin duyarlılığını iyileştirir ve trigliserit metabolizmasına olumlu katkı sağlayabilir.</p>

<p>Aerobik egzersiz ile direnç egzersizinin birlikte kullanılması metabolik sağlık açısından yararlı olabilir.</p>

<p>Ancak egzersizin etkisi beslenme, kilo kaybı ve diyabet kontrolünden bağımsız düşünülmemelidir.</p>

<p>En güçlü sonuç genellikle bu faktörlerin birlikte düzeltilmesiyle elde edilir.</p>

<p>6. Statin trigliseriti düşürür mü?</p>

<p>Evet, ancak statinlerin asıl kullanım amacı trigliserit rakamını mümkün olduğunca aşağı çekmek değildir.</p>

<p>Statinler LDL kolesterolü düşürür ve uygun hastalarda kalp krizi ve inme gibi aterosklerotik kalp-damar olaylarının riskini azaltır. Trigliseritte de genellikle bir miktar düşüş sağlayabilir.</p>

<p>150-499 mg/dL arasında trigliseriti bulunan kişilerde tedavinin önemli sorularından biri kişinin toplam kalp-damar riskidir.</p>

<p>Bu nedenle “trigliseritim yüksek, bana hangi trigliserit ilacı lazım?” sorusundan önce LDL, non-HDL kolesterol, apoB, diyabet ve toplam kardiyovasküler risk değerlendirilir.</p>

<p>7. Fibratlar ne zaman gündeme geliyor?</p>

<p>Fenofibrat gibi fibrik asit türevleri trigliseriti belirgin şekilde düşürebilir.</p>

<p>Özellikle kalıcı trigliserit düzeyi 500-999 mg/dL olan ve daha da önemlisi 1000 mg/dL’ye ulaşan kişilerde pankreatit riskini azaltmak amacıyla ilaç tedavisinin bir parçası olabilir.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrım var:</p>

<p>Fibratların statine eklenmesinin herkeste ilave kalp-damar koruması sağladığı gösterilmiş değildir.</p>

<p>Bu nedenle “trigliserit yüksekse herkese fibrat” yaklaşımı doğru değildir.</p>

<p>8. Omega-3’te balık yağı ile reçeteli tedavi aynı şey değil</p>

<p>Omega-3 yağ asitleri trigliseriti düşürebilir.</p>

<p>Ancak marketten veya internetten alınan standart balık yağı takviyesi ile belirli doz ve içerikte kullanılan reçeteli omega-3 ürünleri aynı kabul edilmemelidir.</p>

<p>Ciddi hipertrigliseridemide reçeteli omega-3 preparatları trigliseriti azaltmak amacıyla kullanılabilir.</p>

<p>İkosapent etil ise daha farklı bir konuma sahip.</p>

<p>Kalp-damar hastalığı bulunan veya belirli yüksek risk özelliklerine sahip bazı kişilerde statin tedavisine rağmen trigliserit 150-499 mg/dL arasında kalıyorsa ikosapent etil kalp-damar riskini azaltmak amacıyla değerlendirilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burada amaç yalnızca trigliserit sayısını değiştirmek değildir.</p>

<p>9. Yeni dönem: APOC3 hedefleniyor</p>

<p>Trigliserit tedavisindeki en dikkat çekici bilimsel gelişmelerden biri APOC3 adlı proteinin hedeflenmesi.</p>

<p>APOC3, trigliseritten zengin lipoproteinlerin metabolizmasını düzenleyen önemli proteinlerden biridir.</p>

<p>Bu proteinin üretimini azaltan yeni ilaçlar özellikle trigliseritin binlerce mg/dL’ye çıkabildiği nadir genetik hastalıklarda çok güçlü düşüşler sağlayabiliyor.</p>

<p>Bu alan artık yalnızca deneysel değil.</p>

<p>Olezarsen: Yeni mekanizmayla ilk onay</p>

<p>Olezarsen, APOC3 üretimini azaltan antisens oligonükleotid sınıfında bir ilaç.</p>

<p>ABD’de ailesel şilomikronemi sendromu bulunan yetişkinlerde, diyete ek olarak trigliseriti düşürmek amacıyla onaylandı.</p>

<p>Ailesel şilomikronemi sendromu son derece nadir genetik bir hastalık. Hastaların trigliserit değerleri binlerce mg/dL’ye ulaşabiliyor ve tekrarlayan akut pankreatit gelişebiliyor.</p>

<p>Olezarsen bu nedenle sıradan 200-300 mg/dL trigliserit yüksekliği için geliştirilmiş genel bir ilaç olarak görülmemeli.</p>

<p>Yeni mekanizmanın klinik kullanıma ulaşmış olması ise trigliserit tedavisinin geleceği açısından önemli.</p>

<p>Plozasiran: Faz III çalışmasında yaklaşık yüzde 80 düşüş</p>

<p>Bir diğer dikkat çekici ilaç plozasiran.</p>

<p>Bu tedavi küçük girişimci RNA, yani siRNA teknolojisi kullanarak karaciğerde APOC3 üretimini azaltıyor.</p>

<p>Faz III PALISADE çalışmasında kalıcı şilomikronemisi bulunan 75 hasta incelendi.</p>

<p>Başlangıçta ortanca trigliserit yaklaşık 2044 mg/dL idi.</p>

<p>Onuncu ayda trigliseritteki ortanca değişim 25 mg plozasiran grubunda yaklaşık yüzde 80, 50 mg grubunda yüzde 78 azalma olurken plasebo grubunda yüzde 17 azalma görüldü.</p>

<p>Daha önemlisi çalışmada akut pankreatit olaylarında da azalma bildirildi.</p>

<p>Bu sonuçlar umut verici.</p>

<p>Ancak burada yüzde 80 rakamının genel trigliserit yüksekliği bulunan herkese uygulanamayacağının altını çizmek gerekiyor. Çalışma çok yüksek trigliseritle seyreden kalıcı şilomikronemi hastalarında yapıldı.</p>

<p>Gelecekte sıradan trigliserit yüksekliğinde de kullanılabilir mi?</p>

<p>Bilim dünyasının asıl ilgilendiği sorulardan biri bu.</p>

<p>APOC3 ve ANGPTL3 gibi trigliserit metabolizmasının merkezindeki proteinlerin genetik ve farmakolojik olarak hedeflenmesi, yalnızca nadir genetik hastalıklar için değil daha geniş hipertrigliseridemi grupları için de araştırılıyor.</p>

<p>Ancak yeni bir ilacın trigliseriti yüzde 50-80 düşürmesi tek başına yeterli değil.</p>

<p>Daha geniş hasta gruplarında kalp krizi, inme, pankreatit ve ölüm gibi klinik sonuçları gerçekten azaltıp azaltmadığının ve uzun dönem güvenliğinin gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle yeni ilaçların heyecan verici laboratuvar sonuçlarını bugünün standart tedavilerinin yerine koymak için henüz erken olabilir.</p>

<p>Trigliseriti en hızlı ne düşürür?</p>

<p>Bunun tek bir cevabı yok.</p>

<p>Trigliseriti 220 mg/dL olan fazla kilolu ve insülin dirençli bir kişide kilo kaybı, şeker ve rafine karbonhidratların azaltılması, fiziksel aktivite ve alkol kontrolü temel yaklaşım olabilir.</p>

<p>Trigliseriti 700 mg/dL olan kişide pankreatit riskinin azaltılması daha fazla önem kazanır ve ilaç tedavisi değerlendirilebilir.</p>

<p>Trigliseriti 1500 mg/dL olan bir kişide ise çok düşük yağlı beslenme, alkol ve ilave şekerin bırakılması, diyabet varsa hızla kontrol altına alınması ve uygun ilaç tedavisi çok daha acil bir klinik hedef haline gelir.</p>

<p>Genetik ailesel şilomikronemide ise yeni APOC3 hedefli tedaviler bambaşka bir seçenek oluşturabilir.</p>

<p>Yani trigliseriti düşürmenin en etkili yöntemi, önce “neden yüksek?” ve “ne kadar yüksek?” sorularını doğru yanıtlamaktan geçiyor.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>Trigliseriti en çok ne yükseltir?</p>

<p>Tek bir neden yoktur. Fazla kilo, kontrolsüz diyabet, insülin direnci, fazla alkol, ilave şeker ve rafine karbonhidrat tüketimi, bazı ilaçlar ve genetik bozukluklar önemli nedenler arasındadır.</p>

<p>Trigliserit 500’ün üzerindeyse yalnızca diyet yeterli mi?</p>

<p>Her zaman değil. 500 mg/dL ve özellikle 1000 mg/dL üzerindeki kalıcı değerlerde pankreatit riskini azaltmak amacıyla yaşam tarzının yanında fibrat veya reçeteli omega-3 gibi ilaç tedavileri değerlendirilebilir.</p>

<p>Yeni ilaçlar trigliseriti yüzde 80 düşürebiliyor mu?</p>

<p>Belirli çok yüksek riskli hasta gruplarında evet. Plozasiranın Faz III çalışmasında kalıcı şilomikronemisi bulunan hastalarda yaklaşık yüzde 80’e ulaşan ortanca düşüşler bildirildi. Bu sonuç sıradan trigliserit yüksekliği bulunan bütün hastalara genellenemez.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>American College of Cardiology/American Heart Association Joint Committee on Clinical Practice Guidelines. Guideline on the Management of Dyslipidemia. Journal of the American College of Cardiology, 2026.</li>
 <li>U.S. Food and Drug Administration. FDA Approves Drug to Reduce Triglycerides in Adult Patients with Familial Chylomicronemia Syndrome, 2024.</li>
 <li>Watts GF, Rosenson RS, Hegele RA, et al. Plozasiran for Managing Persistent Chylomicronemia and Pancreatitis Risk. New England Journal of Medicine, 2025.</li>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Cardiovascular Disease and Risk Management: Standards of Care in Diabetes. Diabetes Care, 2025. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trigliserit-nasil-dusurulur-beslenmeden-yeni-tedavilere-guncel-rehber</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0854.jpeg" type="image/jpeg" length="87306"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trigliserit Nedir, Kaç Olmalı? Yüksekliği Neden Olur?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trigliserid-kac-olmali-normal-degerler-ve-riskler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trigliserid-kac-olmali-normal-degerler-ve-riskler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trigliserit, kanda taşınan yağ türlerinden biridir. Yüksekliği kalp-damar riskiyle ilişkiliyken özellikle 500 mg/dL ve üzerindeki değerlerde pankreatit riski önem kazanır; 1000 mg/dL üzerindeki düzeylerde risk daha da artabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Kan tahlilinde trigliserit yüksekliği yalnızca “kolesterol yüksekliği” olarak düşünülmemelidir. Trigliserit, kolesterolden farklı bir yağ türüdür ve özellikle çok yüksek değerlere ulaştığında kalp-damar riskinin yanı sıra akut pankreatit açısından da önem kazanır.</p>

<p>Trigliserit sonucu son yenilen öğünden, alkol tüketiminden, kan şekeri kontrolünden, vücut ağırlığından ve bazı ilaçlardan etkilenebilir. Bu nedenle 160 mg/dL ile 1000 mg/dL aynı klinik anlamı taşımaz.</p>

<p>Trigliserit nedir?</p>

<p>Trigliseritler vücudun enerji depolamak için kullandığı başlıca yağ türlerinden biridir.</p>

<p>Yemeklerle alınan fazla enerji trigliseritlere dönüştürülebilir ve yağ dokusunda depolanabilir. Karaciğer de trigliserit üretir.</p>

<p>Kanda trigliseritler lipoproteinler içinde taşınır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Trigliserit yüksekliği sıklıkla obezite, insülin direnci, Tip 2 diyabet ve diğer metabolik sorunlarla birlikte görülür.</p>

<p>Trigliserit kaç olmalı?</p>

<p>Yetişkinlerde trigliserit için yaygın kullanılan sınıflandırma şöyledir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Trigliserit</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Genel değerlendirme</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>150 mg/dL’nin altı</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Normal</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>150-199 mg/dL</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Sınırda yüksek</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>200-499 mg/dL</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Yüksek</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>500 mg/dL ve üzeri</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Çok yüksek</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Bu sınıflandırma klinik değerlendirmeyi kolaylaştırır ancak kişinin toplam kalp-damar riski yalnızca trigliserit rakamına göre belirlenmez.</p>

<p>LDL kolesterol, HDL kolesterol, diyabet, tansiyon, sigara kullanımı ve başka risk faktörleri de önemlidir.</p>

<p>Trigliserit 150 veya 200 çıkarsa ne demek?</p>

<p>150 mg/dL trigliserit, geleneksel sınıflandırmada normal aralığın üst sınırına ulaşılması anlamına gelir.</p>

<p>150-199 mg/dL aralığı sınırda yüksek kabul edilir.</p>

<p>200 mg/dL ve üzerindeki değerler ise yüksek trigliserit kategorisine girer.</p>

<p>Bu düzeylerde temel konu genellikle pankreatit değil, kişinin metabolik ve kalp-damar riskinin değerlendirilmesidir.</p>

<p>Özellikle yüksek trigliseritle birlikte bel çevresi artışı, düşük HDL, yüksek kan şekeri veya yüksek tansiyon bulunması metabolik risk açısından önemlidir.</p>

<p>Trigliserit 300 veya 400 çıkarsa ne anlama gelir?</p>

<p>300 veya 400 mg/dL belirgin trigliserit yüksekliğidir.</p>

<p>Bu değerlerde Tip 2 diyabet veya kötü glukoz kontrolü, fazla kilo, beslenme, alkol kullanımı, hipotiroidi ve bazı ilaçlar gibi ikincil nedenler araştırılabilir.</p>

<p>Pankreatit riski trigliserit yükseldikçe artmaya başlasa da klinik açıdan özellikle 500 mg/dL ve üzerindeki değerlerde bu konu daha fazla önem kazanır.</p>

<p>Bu nedenle 300-400 mg/dL sonuçları “biraz yüksek” denilerek göz ardı edilmemelidir; ancak 1000 mg/dL ile aynı risk düzeyinde de değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Trigliserit 500 çıkarsa ne olur?</p>

<p>Trigliseritin 500 mg/dL veya üzerinde olması ciddi hipertrigliseridemi olarak değerlendirilir ve pankreatit riskinin önlenmesi tedavide önemli hedeflerden biri haline gelir.</p>

<p>Değer daha da yükseldikçe risk artar.</p>

<p>Bu düzeyde alkol kullanımı, kontrolsüz diyabet, beslenme, kullanılan ilaçlar ve genetik lipid bozuklukları gibi nedenler özellikle değerlendirilir.</p>

<p>Trigliserit yüksekliğinin nedeni yalnızca “yağlı yemek” olmayabilir.</p>

<p>Trigliserit 1000 çıkarsa ne anlama gelir?</p>

<p>1000 mg/dL ve üzerindeki trigliserit düzeylerinde akut pankreatit riski belirgin şekilde artar.</p>

<p>Bu kadar yüksek sonuçlar ciddi metabolik bozukluk, kontrolsüz diyabet, alkol, bazı ilaçlar veya genetik hipertrigliseridemi tablolarıyla ilişkili olabilir.</p>

<p>Ancak trigliserit 1000 olması kişinin mutlaka pankreatit geçireceği anlamına gelmez.</p>

<p>Şiddetli ve sürekli üst karın ağrısı, özellikle sırta yayılan ağrı, bulantı ve kusma gelişirse akut pankreatit açısından hızlı değerlendirme gerekir.</p>

<p>Buradaki önemli klinik ayrım şudur: Trigliserit yalnızca kalp-damar riskini ilgilendiren bir kan yağı değildir. Çok yüksek seviyelerde doğrudan pankreatit riski de gündeme gelir.</p>

<p>Trigliserit neden yükselir?</p>

<p>Trigliserit yüksekliğinin sık veya önemli nedenleri arasında:</p>

<ul>
 <li>Fazla kilo ve obezite</li>
 <li>İnsülin direnci</li>
 <li>Kontrolsüz Tip 2 diyabet</li>
 <li>Fazla alkol tüketimi</li>
 <li>Fazla enerji ve rafine karbonhidrat tüketimi</li>
 <li>Hipotiroidi</li>
 <li>Kronik böbrek hastalığı</li>
 <li>Bazı karaciğer hastalıkları</li>
 <li>Gebelik</li>
 <li>Bazı ilaçlar</li>
 <li>Genetik lipid bozuklukları</li>
</ul>

<p>bulunabilir.</p>

<p>Özellikle beklenmedik derecede yüksek trigliseritte ikincil nedenlerin araştırılması önemlidir.</p>

<p>Şeker trigliseriti yükseltir mi?</p>

<p>Evet. Trigliserit yalnızca yenilen yağlardan etkilenmez.</p>

<p>Fazla enerji ve özellikle yüksek miktarda rafine karbonhidrat ile ilave şeker tüketimi karaciğerde trigliserit üretimini artırabilir.</p>

<p>Kontrolsüz diyabette insülin etkisinin yetersizliği de trigliserit metabolizmasını bozabilir ve değerlerin çok yükselmesine yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle yüksek trigliseritte yalnızca “yağı azaltmak” yeterli bir yaklaşım olmayabilir. Kan şekeri kontrolü ve genel beslenme düzeni de değerlendirilir.</p>

<p>Alkol trigliseriti yükseltir mi?</p>

<p>Evet. Alkol bazı kişilerde trigliseriti belirgin biçimde artırabilir.</p>

<p>Özellikle zaten yüksek trigliseriti bulunan veya genetik yatkınlığı olan kişilerde etkisi daha belirgin olabilir.</p>

<p>Ciddi hipertrigliseridemide alkol pankreatit riskini artırabilecek ek bir faktör haline gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle çok yüksek trigliserit değerlendirilirken alkol tüketimi mutlaka dikkate alınır.</p>

<p>Trigliserit yüksek ama kolesterol normal olabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Total kolesterol, LDL, HDL ve trigliserit birbirinden farklı lipid ölçümleridir.</p>

<p>Bir kişinin total kolesterolü veya LDL’si laboratuvar sınırlarında görünürken trigliseriti yüksek olabilir.</p>

<p>Özellikle insülin direnci ve Tip 2 diyabetle ilişkili lipid bozukluklarında yüksek trigliserit ile düşük HDL birlikte görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle lipid panelindeki tek bir değere bakmak yeterli değildir.</p>

<p>Trigliserit yüksekken LDL sonucu doğru çıkar mı?</p>

<p>Çok yüksek trigliserit LDL hesaplamasını etkileyebilir.</p>

<p>LDL birçok laboratuvarda doğrudan ölçülmek yerine total kolesterol, HDL ve trigliserit kullanılarak matematiksel olarak hesaplanır.</p>

<p>Özellikle trigliserit çok yükseldiğinde bazı klasik LDL hesaplama yöntemlerinin doğruluğu azalabilir veya laboratuvar LDL’yi hesaplamayabilir.</p>

<p>Böyle durumlarda doğrudan LDL ölçümü veya farklı hesaplama yöntemleri kullanılabilir.</p>

<p>Bu nedenle ciddi hipertrigliseridemide “LDL normal görünüyor” sonucu tek başına yeterli olmayabilir.</p>

<p>Trigliserit testi aç mı tok mu yapılır?</p>

<p>Lipid profili birçok durumda açlık gerektirmeden ölçülebilir.</p>

<p>Ancak trigliserit yemekten diğer lipid değerlerine göre daha fazla etkilenir.</p>

<p>Özellikle yüksek veya çok yüksek trigliserit saptandığında, pankreatit riskinin değerlendirilmesi gerektiğinde veya önceki sonucun yorumlanmasında belirsizlik varsa açlık lipid profili istenebilir.</p>

<p>Açlık ölçümü gerekiyorsa genellikle 8-12 saatlik açlık uygulanır. Testin hangi koşulda yapılacağı laboratuvar veya sağlık profesyonelinin talimatına göre belirlenmelidir.</p>

<p>Trigliserit yüksekliği belirti verir mi?</p>

<p>Hafif ve orta trigliserit yüksekliği çoğu zaman belirti vermez.</p>

<p>Çok yüksek düzeylerde bazı kişilerde deri veya göz çevresinde yağ birikimleri görülebilir.</p>

<p>Asıl önemli akut belirti pankreatitle ilişkili olabilir.</p>

<p>Çok yüksek trigliseriti bulunan bir kişide şiddetli üst karın ağrısı, sırta yayılan ağrı, bulantı ve kusma gelişmesi pankreatit açısından önemlidir.</p>

<p>Trigliserit nasıl düşer?</p>

<p>Yaklaşım yüksekliğin derecesine ve nedenine göre değişir.</p>

<p>Fazla kilo bulunan kişilerde kilo kaybı trigliseriti azaltabilir. Düzenli fiziksel aktivite, ilave şeker ve rafine karbonhidratların azaltılması ve alkolün sınırlandırılması veya ciddi hipertrigliseridemide bırakılması önemli olabilir.</p>

<p>Kontrolsüz diyabet varsa kan şekerinin düzeltilmesi trigliseritte belirgin düşüş sağlayabilir.</p>

<p>500 mg/dL ve üzerindeki ciddi hipertrigliseridemide pankreatit riskini azaltmak amacıyla yaşam tarzının yanında ilaç tedavisi de gündeme gelebilir.</p>

<p>Tedavinin amacı yalnızca laboratuvar rakamını düşürmek değil, pankreatit ve kalp-damar riskini azaltmaktır.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>Trigliserit 200 çok mu yüksek?</p>

<p>200 mg/dL yüksek trigliserit kategorisinin başlangıcıdır. Genellikle acil bir durum değildir ancak metabolik ve kalp-damar riskleri açısından nedeninin ve diğer lipid değerlerinin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Trigliserit 500 olunca pankreatit olur mu?</p>

<p>Mutlaka olmaz. Ancak 500 mg/dL ve üzerindeki değerlerde pankreatit riski önem kazanmaya başlar ve trigliseritin daha fazla yükselmesinin önlenmesi tedavinin önemli hedeflerinden biridir.</p>

<p>Trigliserit 1000 tehlikeli midir?</p>

<p>1000 mg/dL ciddi hipertrigliseridemidir ve akut pankreatit riski belirgin şekilde artar. Özellikle şiddetli üst karın ağrısı, bulantı veya kusma varsa hızlı tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Virani SS, Morris PB, Agarwala A, et al. 2021 ACC Expert Consensus Decision Pathway on the Management of ASCVD Risk Reduction in Patients With Persistent Hypertriglyceridemia. Journal of the American College of Cardiology, 2021.</li>
 <li>Grundy SM, Stone NJ, Bailey AL, et al. Guideline on the Management of Blood Cholesterol. Circulation, 2019.</li>
 <li>Berglund L, Brunzell JD, Goldberg AC, et al. Evaluation and Treatment of Hypertriglyceridemia: An Endocrine Society Clinical Practice Guideline. Journal of Clinical Endocrinology &amp; Metabolism, 2012.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. Triglycerides. MedlinePlus Medical Test. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trigliserid-kac-olmali-normal-degerler-ve-riskler</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/02/i-m-g-1660.jpeg" type="image/jpeg" length="24002"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ağız Kokusu Nasıl Önlenir? Günlük Hayatta Uygulanabilecek Etkili Yöntemler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/agiz-kokusu-nasil-onlenir-gunluk-hayatta-uygulanabilecek-etkili-yontemler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/agiz-kokusu-nasil-onlenir-gunluk-hayatta-uygulanabilecek-etkili-yontemler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağız kokusunun en sık kaynakları ağız içindeki bakteriler, dil tabakası, diş ve diş eti sorunları ile ağız kuruluğudur. Gargara kokuyu azaltabilir ancak altta yatan nedeni her zaman ortadan kaldırmaz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ağız kokusu neden olur?</p>

<p>Tıbbi adı halitozis olan ağız kokusunun kaynağı çoğu zaman ağız içidir. Dil yüzeyinde biriken bakteriler, diş plağı, diş eti hastalıkları, çürükler, yetersiz ağız hijyeni ve ağız kuruluğu en önemli nedenler arasındadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle sürekli ağız kokusunu yalnızca naneli şeker veya gargara ile bastırmaya çalışmak sorunun kaynağını çözmeyebilir. Özellikle haftalarca devam eden ağız kokusunda ağız ve diş sağlığının değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>Ağız kokusu neden olur?</p>

<p>Ağız kokusuna yol açabilecek tek bir neden yoktur. Yiyecek parçacıklarının parçalanması, dişler üzerinde biriken plak ve özellikle dil yüzeyindeki bakteriler kötü kokulu bileşiklerin oluşmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Ağızdaki bakterilerin ürettiği uçucu kükürt bileşikleri ağız kaynaklı kötü kokunun önemli bileşenlerindendir.</p>

<p>Sarımsak, soğan ve bazı baharatlar geçici ağız kokusu oluşturabilir. Sigara kullanımı da hem doğrudan ağız kokusuna hem de diş eti hastalıklarına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Dişlerinizi fırçaladığınız halde koku neden geçmeyebilir?</p>

<p>Diş fırçalamak ağız hijyeninin temelidir ancak tek başına her bölgeyi temizleyemez.</p>

<p>Diş aralarında kalan plak ve yiyecek artıkları için diş ipi veya uygun ara yüz temizleyicileri gerekebilir. Dil yüzeyi de önemli bir noktadır. Dilin girintili yapısı bakteriler, hücre artıkları ve yiyecek kalıntıları için uygun bir ortam oluşturabilir.</p>

<p>Özellikle dilin arka bölümündeki birikimler ağız kokusuna katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle düzenli diş fırçalamanın yanında diş aralarının ve dilin uygun biçimde temizlenmesi de ağız hijyeninin bir parçasıdır.</p>

<p>Ağız kuruluğu neden kötü nefese yol açabilir?</p>

<p>Tükürük ağız sağlığında önemli bir savunma mekanizmasıdır. Ağızdaki yiyecek parçacıklarının uzaklaştırılmasına yardımcı olur ve ağız ortamının korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p>Tükürük azaldığında ağız kuruluğu gelişebilir ve ağız kokusu belirginleşebilir.</p>

<p>Sabahları görülen ağız kokusunun nedenlerinden biri de uyku sırasında tükürük üretiminin azalmasıdır. Ağzı açık uyumak ve ağızdan nefes almak kuruluğu daha da artırabilir.</p>

<p>Bazı ilaçlar da ağız kuruluğuna yol açabilir. Sürekli ağız kuruluğu yaşayan kişilerin kullandıkları ilaçları kendi kendilerine bırakmak yerine hekim veya diş hekimiyle görüşmeleri gerekir.</p>

<p>Gargara ağız kokusunu geçirir mi?</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var: Her gargara aynı değildir.</p>

<p>Amerikan Diş Hekimleri Birliği, ağız gargaralarını genel olarak kozmetik ve terapötik ürünler şeklinde ayırıyor. Kozmetik gargaralar kötü kokuyu geçici olarak maskeleyebilir ve ağızda ferah bir tat bırakabilir; ancak kötü kokuya neden olan bakteriler veya uçucu kükürt bileşikleri üzerinde mutlaka etkili değildir.</p>

<p>Bazı terapötik gargaralarda ise kötü kokuyla ilişkili bakterileri veya bileşikleri kontrol etmeye yönelik aktif maddeler bulunabilir.</p>

<p>Dolayısıyla “gargara ağız kokusunu geçirir” şeklinde bütün ürünleri kapsayan bir sonuç doğru değildir.</p>

<p>Gargara ağız kokusunu daha kötü yapabilir mi?</p>

<p>Daily Mail haberinde öne çıkarılan “gargara ağız kokusunu kötüleştirebilir” iddiası önemli bir ayrımla değerlendirilmelidir.</p>

<p>Gargaraların tamamının ağız kokusunu artırdığı söylenemez. Aksine uygun terapötik ürünler ağız kokusunun kontrolüne yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak ağız kuruluğu bulunan kişilerde alkol içeren ağız gargaraları kuruluğu ve tahrişi artırabilir. Mayo Clinic ve NHS, ağız kuruluğu yaşayan kişilere alkol içermeyen gargara seçeneklerini önermektedir.</p>

<p>Bu nedenle sorun gargarayı bütünüyle kötü ilan etmek değil; kişinin ağız sağlığına ve ürünün içeriğine uygun seçimi yapmaktır.</p>

<p>Ağız kokusu diş eti hastalığından kaynaklanabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Diş eti hastalıklarında diş ile diş eti arasında bakterilerin birikebildiği cepler oluşabilir. Bu durum kalıcı ağız kokusuna katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bilimsel çalışmalar da periodontitis ile halitozis arasında ilişki bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ağız kokusuna kanayan veya şişmiş diş etleri, sallanan dişler ya da diş ağrısı eşlik ediyorsa diş hekimi değerlendirmesi özellikle önemlidir.</p>

<p>Ağız kokusu mideden mi gelir?</p>

<p>Toplumda ağız kokusunun çoğunlukla “mideden geldiği” düşünülse de ağız içindeki nedenler çok daha önemlidir.</p>

<p>Bununla birlikte ağız dışındaki sorunlar da ağız kokusuna katkıda bulunabilir. Bademcik taşları, burun ve sinüs sorunları, geniz akıntısı ve gastroözofageal reflü bunlardan bazılarıdır.</p>

<p>Diş hekimi ağız kaynaklı bir neden bulamazsa kişinin belirtilerine göre başka tıbbi nedenlerin değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Ağız kokusunu azaltmak için ne yapılabilir?</p>

<p>Temel yaklaşım kokuyu parfümlemek değil, nedenini azaltmaktır.</p>

<p>Dişlerin florürlü diş macunuyla düzenli olarak fırçalanması, diş aralarının temizlenmesi ve dilin nazikçe temizlenmesi ağız hijyeninin temelini oluşturur.</p>

<p>Yeterli sıvı tüketmek ağız kuruluğunun azaltılmasına yardımcı olabilir. Şekersiz sakız çiğnemek de bazı kişilerde tükürük üretimini artırabilir.</p>

<p>Sigara kullanımı ağız kokusunu ve ağız-diş sağlığı sorunlarını artırabileceğinden bırakılması önemlidir.</p>

<p>Gargara ise diş fırçalama ve diş arası temizliğinin yerine geçmemelidir.</p>

<p>Ağız kokusu ne zaman ciddiye alınmalı?</p>

<p>Yiyeceklere veya sabah ağız kuruluğuna bağlı geçici kötü nefes oldukça yaygındır.</p>

<p>Ancak iyi ağız hijyenine rağmen ağız kokusu birkaç hafta boyunca devam ediyorsa diş hekimine başvurmak uygun olur.</p>

<p>Özellikle diş eti kanaması veya şişliği, diş ağrısı, sallanan dişler ya da belirgin ağız kuruluğu eşlik ediyorsa değerlendirme ertelenmemelidir.</p>

<p>Kalıcı ağız kokusunda amaç yalnızca kokuyu gidermek değil, kokuyu oluşturan nedeni belirlemektir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve tanı veya tedavi önerisi değildir. Sürekli ağız kokusu, ağız kuruluğu, diş eti kanaması, ağrı veya başka belirtiler varsa diş hekimi ya da hekime başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Dental Association (ADA) – Mouthrinse (Mouthwash)</p>

<p>Mayo Clinic – Bad Breath: Symptoms and Causes</p>

<p>Mayo Clinic – Bad Breath: Diagnosis and Treatment</p>

<p>Mayo Clinic – Dry Mouth: Symptoms and Causes</p>

<p>NHS – Bad Breath</p>

<p>NHS – Dry Mouth</p>

<p>Clinical Oral Investigations – The Association Between Halitosis and Periodontitis: A Systematic Review and Meta-analysis</p>

<p>PubMed – Perspectives on Tongue Coating: Etiology, Clinical Management, and Associated Diseases  </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/agiz-kokusu-nasil-onlenir-gunluk-hayatta-uygulanabilecek-etkili-yontemler</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0853.jpeg" type="image/jpeg" length="12181"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[“Hocaların Hocası” Prof. Dr. Uğur Ersoy Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hocalarin-hocasi-prof-dr-ugur-ersoy-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hocalarin-hocasi-prof-dr-ugur-ersoy-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk yapı ve deprem mühendisliğinin önde gelen akademisyenlerinden Prof. Dr. Uğur Ersoy hayatını kaybetti. 1932 doğumlu Ersoy, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki çalışmalarıyla kuşaklar boyunca mühendis yetiştirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’nin inşaat mühendisliği ve akademi dünyasının önemli isimlerinden Prof. Dr. Uğur Ersoy hayatını kaybetti.</p>

<p>TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO), Ersoy’un vefatını 18 Eylül 2026 tarihinde duyurdu. İMO tarafından yayımlanan mesajda Ersoy, mesleğin “duayen ismi” ve “hocaların hocası” olarak anıldı. Ersoy’un Odanın çok sayıda bilimsel etkinliğinde görev aldığı, kongre ve sempozyumların düzenleme kurullarında bulunduğu, mesleki rapor ve görüşlere önemli katkılar sunduğu belirtildi.</p>

<p>Uğur Ersoy kimdir?</p>

<p>Prof. Dr. Uğur Ersoy, 1932 yılında Mersin’de doğdu. Ortaokul ve lise eğitimini Tarsus Amerikan Koleji’nde tamamladı. 1955 yılında Robert Kolej İnşaat Mühendisliği Bölümünden mezun oldu. Ardından lisansüstü eğitimi için ABD’ye gitti.</p>

<p>University of Texas at Austin kayıtlarına göre Ersoy, yüksek lisans derecesini 1956’da, doktorasını ise 1965’te aldı. Üniversite, Ersoy’u Türkiye’de deprem mühendisliğinin gelişimine öncülük eden isimlerden biri olarak tanımlıyor.</p>

<p>47 yıl ODTÜ’de görev yaptı</p>

<p>Ersoy, 1959 yılında ODTÜ’ye katıldı. Üniversitedeki akademik yaşamı 2006 yılına kadar devam etti.</p>

<p>Bu dönemde yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetleri yürütmedi; üniversite yönetiminde de çeşitli sorumluluklar üstlendi. İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanlığı, rektör yardımcılığı ve ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsünde yöneticilik görevlerinde bulundu.</p>

<p>University of Texas at Austin’in biyografisine göre Ersoy, ODTÜ’de Türkiye’nin ilk yapı araştırma laboratuvarını kurdu ve deneysel yapı mühendisliği araştırmalarının gelişmesinde önemli rol oynadı. Akademik yaşamı boyunca yaklaşık 5 bin inşaat mühendisinin eğitimine katkı sağladı.</p>

<p>Deprem mühendisliğine önemli katkılar</p>

<p>Uğur Ersoy’un bilimsel çalışmalarının merkezinde betonarme yapılar, yapı mühendisliği ve deprem davranışı bulunuyordu.</p>

<p>Özellikle betonarme ve prefabrik yapıların deprem davranışı ile deprem açısından yetersiz binaların güçlendirilmesine yönelik deneysel araştırmalar yürüttü. Ersoy ve çalışma arkadaşlarının geliştirdiği bazı güçlendirme yöntemleri, Türkiye’de depremden zarar gören yüzlerce yapının rehabilitasyonunda kullanıldı.</p>

<p>Ersoy ayrıca Türkiye ve Avrupa’daki betonarme ve deprem tasarım kurallarının geliştirilmesine yönelik çalışmalara katkıda bulundu.</p>

<p>Toronto ve Boğaziçi Üniversitelerinde ders verdi</p>

<p>Prof. Dr. Ersoy’un akademik çalışmaları ODTÜ ile sınırlı kalmadı.</p>

<p>Toronto Üniversitesinde 1980-1981 yıllarında, Boğaziçi Üniversitesinde ise 1992-1994 yılları arasında konuk profesör olarak görev yaptı. 2006 yılında ODTÜ’deki uzun akademik döneminin ardından Boğaziçi Üniversitesinde görev yapmaya başladı.</p>

<p>Uluslararası ödüllere layık görüldü</p>

<p>Ersoy’un yapı ve betonarme mühendisliğindeki çalışmaları çeşitli ödüllerle karşılık buldu.</p>

<p>1969 yılında American Concrete Institute tarafından Wason Medal for Research ödülüne layık görüldü. 1985’te ODTÜ Parlar Vakfı Fen Ödülü’nü aldı. Daha sonraki yıllarda Türk Prefabrik Birliği ve İnşaat Mühendisleri Odası tarafından da ödüllendirildi.</p>

<p>2005 yılında University of Texas at Austin’in Academy of Distinguished Alumni topluluğuna kabul edildi.</p>

<p>Mühendisliğin yanında edebiyatla da ilgilendi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uğur Ersoy yalnızca teknik çalışmalarıyla tanınmıyordu. Mesleki kitaplarının yanı sıra anı, anlatı ve öykü türlerinde eserler kaleme aldı. İnşaat Mühendisleri Odası, Ersoy’un mühendislik ile tarih, edebiyat ve kültürü bir araya getiren yönüne de dikkat çekiyordu.</p>

<p>Ersoy’un son dönem çalışmalarından biri de “Belleğimden Silinmeyenler” oldu. Kitap, İnşaat Mühendisleri Odası tarafından Şubat 2026’da yayımlandı.</p>

<p>Prof. Dr. Uğur Ersoy; yaklaşık yedi on yıla yayılan meslek yaşamı, yetiştirdiği mühendisler, deprem ve yapı mühendisliği alanındaki araştırmaları ve eserleriyle Türkiye mühendislik tarihinin önemli akademisyenleri arasında yer aldı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hocalarin-hocasi-prof-dr-ugur-ersoy-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 12:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0851.jpeg" type="image/jpeg" length="20252"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karahanlılarda Tıp: 1066’da Semerkant’ta Hastane, Maaşlı Hekim ve Vakıfla Sağlık Hizmeti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/karahanlilarda-tip-1066da-semerkantta-hastane-maasli-hekim-ve-vakifla-saglik-hizmeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/karahanlilarda-tip-1066da-semerkantta-hastane-maasli-hekim-ve-vakifla-saglik-hizmeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaklaşık bin yıl önce Semerkant’ta hastaların tedavi edildiği, hekime ücret ayrıldığı, ilaçların satın alındığı, hastaların yemeklerinin karşılandığı ve bütün bu giderlerin vakıf gelirleriyle finanse edildiği bir sağlık kurumu bulunuyordu. 1066 tarihli vakfiye, Karahanlıların sağlık tarihine dair şaşırtıcı ayrıntılar taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Karahanlılar denildiğinde çoğunlukla Satuk Buğra Han, İslamiyet’in kabulü, Yusuf Has Hacib’in <i>Kutadgu Bilig</i>’i ve Kaşgarlı Mahmud’un <i>Divânü Lügati’t-Türk</i>’ü hatırlanır.</p>

<p>Oysa Karahanlı çağının daha az bilinen bir başka yüzü vardır:</p>

<p><strong>Hastaneler, hekimler, ilaçlar, sağlık hizmetleri ve tıp bilgisi.</strong></p>

<p>Özellikle Semerkant’tan günümüze ulaşan 11. yüzyıla ait bir vakıf belgesi, dönemin sağlık anlayışını tahminlerin ötesine taşıyor.</p>

<p>Çünkü bu belgede yalnızca bir hastaneden söz edilmiyor.</p>

<p>Hekimin ücretinden hastanın yemeğine, ilaç alımından yakacağa, temizlikten aydınlatmaya kadar sağlık kurumunun giderleri tek tek düşünülüyor.</p>

<h2>7 Haziran 1066: Semerkant’taki hastanenin belgesi</h2>

<p>Karahanlı tıp tarihinin en önemli kaynaklarından biri, <strong>10 Receb 458 / 7 Haziran 1066</strong> tarihli vakfiyedir.</p>

<p>Belge, Batı Karahanlı hükümdarı Tamgaç Han İbrahim b. Nasr döneminde Semerkant’ta oluşturulan sağlık kurumunun nasıl işletileceğine ilişkin ayrıntılar içerir.</p>

<p>Kaynaklarda kurum <strong>Dârü’l-Merdâ</strong>, yani kabaca “Hastalar Evi” adıyla anılmaktadır.</p>

<p>Karşımızda yalnızca bir tarihçinin yüzyıllar sonra aktardığı “hükümdar hastane yaptırdı” şeklinde kısa bir bilgi yoktur.</p>

<p>Hastanenin gelir kaynakları, giderleri ve görevlilerine ayrılacak payların düzenlendiği bir vakıf belgesi vardır.</p>

<p>Bu nedenle Semerkant Dârü’l-Merdâ’sı, Karahanlı sağlık tarihini anlamamız açısından olağanüstü değer taşır.</p>

<h2>Hekime ücret ayrılmıştı</h2>

<p>Vakfiyenin en dikkat çekici bölümlerinden biri sağlık çalışanlarına ayrılan paylardır.</p>

<p>Hastaları sürekli tedavi etmekle görevli <strong>hekime vakıf gelirinden belirli bir pay ayrılmıştı.</strong></p>

<p>Dönemin yaygın tedavi uygulamalarından biri olan kan alma işlemini gerçekleştiren görevli için de ayrıca kaynak öngörülüyordu.</p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı vardır:</p>

<p>1066 tarihli belge, hastanede bir hekimin görev yaptığını açıkça göstermesine rağmen <strong>hekimin adını bize söylemez.</strong></p>

<p>Dolayısıyla elimizde Karahanlı hastanesinde görev yapan kişinin mesleği ve finansmanı hakkında bilgi vardır; fakat kimliği konusunda kesin bir kayıt yoktur.</p>

<p>Bu tarihsel sınırı korumak gerekir.</p>

<h2>Hastanın yalnız hastalığı değil, yemeği de düşünülüyordu</h2>

<p>Vakfiyede yalnız tedavi masrafları yer almıyordu.</p>

<p>Hastaların yiyecekleri için de kaynak ayrılmıştı.</p>

<p>Yemeklerde kullanılacak et, yakacak, aşçı, temizlik ve aydınlatma gibi kalemlerin giderleri vakıf sistemi içinde planlanmıştı.</p>

<p>Bu durum dönemin sağlık anlayışına ilişkin önemli bir ipucu verir:</p>

<p><strong>Hasta yalnızca ilaç verilerek gönderilecek biri olarak görülmüyordu.</strong></p>

<p>Tedavi sürecinde barınması, beslenmesi ve bakımının devam edebilmesi de kurumun görevleri arasındaydı.</p>

<p>Bugünün hastane hizmetleriyle doğrudan karşılaştırmak elbette doğru olmaz.</p>

<p>Ancak yaklaşık bin yıl önce sağlık hizmetinin yalnız hekim-hasta ilişkisinden ibaret görülmediği açıktır.</p>

<h2>İlaçlar önceden alınıp saklanıyordu</h2>

<p>Vakfiyenin belki de en çarpıcı ayrıntılarından biri ilaçlarla ilgilidir.</p>

<p>Gelirlerden artan paranın bir bölümünün <strong>sık kullanılan ilaç ve merhemlerin satın alınarak hazır bulundurulmasına</strong> ayrılması öngörülüyordu.</p>

<p>Belgelerde bunun için bir defada <strong>1000 dirheme kadar</strong> kaynak kullanılabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>Bu ayrıntı küçümsenmemelidir.</p>

<p>Çünkü hastane yalnızca hekimi bulunan bir yapı değildir.</p>

<p>Tedavide kullanılacak ilaçların tedarik edilmesi ve stoklanması da düşünülmüştür.</p>

<p>Başka bir ifadeyle sağlık kurumunun devamlılığı yalnız personele değil, <strong>ilaç teminine de bağlanmıştır.</strong></p>

<h2>Hastaneden kimler yararlanıyordu?</h2>

<p>Vakfiye ve belgeyi inceleyen çalışmalar, hastanenin özellikle toplumun yardıma muhtaç kesimlerine yönelik bir hayır kurumu niteliği taşıdığını göstermektedir.</p>

<p>Yoksullar, kimsesizler, yabancılar, güçsüzler ve bakıma ihtiyaç duyan hastalar bu hizmetin merkezindeydi.</p>

<p>Ancak dönemin belgelerinden hareketle günümüz sağlık sistemindeki gibi herkesi kapsayan standart ve merkezi bir hasta kabul sistemi bulunduğunu söylemek doğru değildir.</p>

<p>Bu nedenle Karahanlılardaki uygulamayı bugünkü anlamda “genel sağlık sigortası” veya “devlet hastanesi sistemi” olarak tanımlamak tarihsel açıdan yanıltıcı olur.</p>

<p>Daha doğru ifade şudur:</p>

<p><strong>Vakıf gelirleriyle finanse edilen, özellikle muhtaç hastalara tedavi ve bakım sağlamayı amaçlayan kurumsal bir sağlık hizmeti bulunuyordu.</strong></p>

<h2>Karahanlılarda bir sağlık sistemi var mıydı?</h2>

<p>Bugünkü anlamıyla Sağlık Bakanlığına benzeyen merkezi bir teşkilattan söz etmek için yeterli kanıt bulunmamaktadır.</p>

<p>Karahanlı şehirlerindeki sağlık hizmetleri daha çok hükümdarların, yöneticilerin ve vakıfların oluşturduğu kurumlar üzerinden yürüyordu.</p>

<p>Semerkant örneğinin önemi de burada ortaya çıkar.</p>

<p>Hastanenin devamlılığı yalnız hükümdarın kişisel hazinesine bırakılmamıştı.</p>

<p>Gelir getiren mallar vakfedilmiş, böylece sağlık kurumunun masraflarının sürekliliği sağlanmaya çalışılmıştı.</p>

<p>Hükümdar değişse bile kurumun gelir üretmeye devam etmesi hedefleniyordu.</p>

<p>Bu, İslam dünyasının sağlık tarihinde önemli bir yere sahip olacak <strong>hastane-vakıf ilişkisinin Orta Asya’daki dikkat çekici örneklerinden biridir.</strong></p>

<h2>Peki tıp eğitimi nasıl yapılıyordu?</h2>

<p>Karahanlılarda tıp eğitimi konusunda hastane kadar ayrıntılı belgelere sahip değiliz.</p>

<p>Bu nedenle 11. yüzyıl Semerkant’ında modern anlamda bir “tıp fakültesi” bulunduğunu kesin bir ifadeyle söylemek doğru olmaz.</p>

<p>Tamgaç Han’ın Semerkant’ta medrese ve hastane yaptırdığı bilinmektedir.</p>

<p>Bazı araştırmacılar hastane çevresindeki eğitim faaliyetlerini <strong>“tıp okulu niteliğinde”</strong> değerlendirmiş ve tıp öğretiminin hastane ortamıyla ilişkili olabileceğini öne sürmüştür.</p>

<p>Ancak elimizde ders programını, öğrencilerin eğitim süresini, sınav sistemini veya hangi tıp kitaplarının hangi sırayla okutulduğunu ayrıntılarıyla gösteren bir tıp fakültesi müfredatı bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle en güvenli değerlendirme şudur:</p>

<p><strong>Semerkant’taki hastane çevresinde hekimlik bilgisinin aktarılmasına ve uygulamalı tıp eğitimine imkân veren bir bilim ortamının bulunmuş olması güçlü bir ihtimaldir; ancak modern anlamdaki bağımsız bir tıp fakültesinden söz etmek için kanıtlarımız sınırlıdır.</strong></p>

<p>İslam tıp geleneğinde hekim adaylarının kitaplardan teorik bilgiler edinmesi ve tecrübeli hekimlerin yanında hastaları gözlemlemesi önemli bir eğitim yöntemiydi.</p>

<p>Semerkant’ın da dönemin önemli bilim merkezlerinden biri olması, tıbbi bilginin burada aktarılmasını kolaylaştırmış olmalıdır.</p>

<h2>Karahanlı Türkçesinde hastalık, hekim ve ilaç</h2>

<p>Karahanlı döneminin tıp tarihini yalnız hastanelerden okumak eksik olur.</p>

<p>Dönemin iki büyük eseri, Türkçenin sağlık ve tıp alanındaki zenginliğini de göstermektedir.</p>

<p>Bunlardan ilki Yusuf Has Hacib’in 1069-1070 yıllarında tamamladığı <strong>Kutadgu Bilig</strong>’dir.</p>

<p>Eserde insan sağlığı, beslenme, beden dengesi, hastalık ve yaşam düzenine ilişkin çok sayıda değerlendirme bulunur.</p>

<p>Dönemin İslam tıbbında yaygın olan dört hılt teorisinin de eserde izleri görülmektedir.</p>

<p>Kan, balgam, sarı safra ve kara safra üzerinden açıklanan bu yaklaşım, yüzyıllar boyunca İslam ve Avrupa tıbbını etkileyen temel teorilerden biriydi.</p>

<p>Bugün bilimsel geçerliliğini yitirmiş olsa da dönemin tıp düşüncesini anlamamız bakımından önemlidir.</p>

<p>Kaşgarlı Mahmud’un <strong>Divânü Lügati’t-Türk</strong> adlı eseri ise Karahanlı dünyasındaki sağlık dilini görmemizi sağlar.</p>

<p>Dönemin Türkçesinde:</p>

<p><strong>“em”</strong> ilaç,</p>

<p><strong>“emçi”</strong> tedaviyle uğraşan kişi,</p>

<p><strong>“otaçı”</strong> hekim veya tedavi eden kişi,</p>

<p><strong>“ig”</strong> ise hastalık</p>

<p>gibi anlamlarda kullanılabiliyordu.</p>

<p>Kaynaklarda hastalıklar, tedaviler ve ilaçlara ilişkin başka birçok Türkçe kelimeyle de karşılaşılır.</p>

<p>Bu durum önemli bir gerçeği gösterir:</p>

<p>Karahanlı dünyasında sağlık bilgisi yalnız Arapça veya Farsça bilim dilinin içinde yaşamıyordu.</p>

<p><strong>Türkçe de hastalığı, tedaviyi ve ilacı anlatabilecek güçlü bir sağlık söz varlığına sahipti.</strong></p>

<h2>Karahanlıların ünlü hekimleri kimlerdi?</h2>

<p>Bu soruya cevap verirken dikkatli olmak gerekir.</p>

<p>Karahanlı döneminde yaşamış veya Semerkant-Buhara bilim çevresiyle ilişkili her hekimi doğrudan “Karahanlı hekimi” olarak tanımlamak doğru değildir.</p>

<h3>Bedreddin el-Kalânisî es-Semerkandî</h3>

<p>Karahanlı çağının sonlarına doğru Semerkant tıp çevresiyle ilişkilendirilebilecek önemli isimlerden biri <strong>Bedreddin Muhammed b. Behrâm el-Kalânisî es-Semerkandî</strong>’dir.</p>

<ol start="12">
 <li>yüzyılın sonlarında yaşamış olan Kalânisî, özellikle hekimlik ve eczacılık alanında tanınmıştır.</li>
</ol>

<p>Yaklaşık 1194 civarında kaleme aldığı düşünülen farmakoloji eseri, bileşik ilaçların hazırlanması ve kullanılmasına ilişkin geniş bilgiler içerir.</p>

<p>Ancak onu Semerkant’taki 1066 tarihli Dârü’l-Merdâ’nın hekimi veya doğrudan Karahanlı saray hekimi olarak gösterecek bir belge bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle onu <strong>Karahanlı çağının sonlarında Semerkant’ın tıp ve eczacılık geleneğinin temsilcilerinden biri</strong> olarak değerlendirmek daha doğrudur.</p>

<h3>İbn Sînâ Karahanlı hekimi miydi?</h3>

<p>Hayır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İbn Sînâ’nın adı Karahanlı tıp tarihi anlatılırken coğrafi yakınlık nedeniyle sıkça gündeme gelir.</p>

<p>Buhara yakınlarında doğmuş, gençliğini bölgede geçirmiş ve tıp tarihinin en büyük eserlerinden bazılarını vermiştir.</p>

<p>Ancak İbn Sînâ’nın eğitim hayatı ve ilk hekimlik yılları <strong>Sâmânîler dönemine</strong> aittir.</p>

<p>Karahanlılar 999 yılında Buhara’yı ele geçirip Sâmânî Devleti’ne son verdikten sonraki süreçte İbn Sînâ bölgeden ayrılmıştır.</p>

<p>Dolayısıyla onu <strong>“Karahanlı hekimi”</strong> olarak tanımlamak doğru değildir.</p>

<p>Bununla birlikte aynı Orta Asya bilim havzasının dünya tıp tarihine kazandırdığı en büyük isimlerden biri olduğu açıktır.</p>

<h3>Necîbüddin es-Semerkandî</h3>

<p>Semerkant tıp geleneğinin bir diğer büyük ismi <strong>Necîbüddin es-Semerkandî</strong>’dir.</p>

<p>Ancak onun ölüm tarihi 1221-1222 civarındadır.</p>

<p>Karahanlı Devleti’nin Semerkant’taki hâkimiyeti ise 1212 yılında sona ermiştir.</p>

<p>Bu nedenle Necîbüddin es-Semerkandî’yi doğrudan “Karahanlı hekimi” olarak sınıflandırmak doğru olmaz.</p>

<p>Onu, <strong>Karahanlılar döneminde gelişen Semerkant bilim ve tıp geleneğinin sonraki önemli temsilcilerinden biri</strong> olarak değerlendirmek daha isabetlidir.</p>

<h2>Belge var, hekimin adı yok</h2>

<p>Burada tıp tarihi açısından ilginç bir durum ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Bugün Karahanlı Semerkant’ındaki hastanenin nasıl finanse edildiğini, hekime ne şekilde kaynak ayrıldığını, ilaçların nasıl satın alınacağını ve hastaların yemeklerinin nasıl karşılanacağını biliyoruz.</p>

<p>Ama 1066 yılında o hastanede çalışan hekimin adını bilmiyoruz.</p>

<p>Tarih bazen böyledir.</p>

<p>Bir insanın adını kaybeder ama yaptığı işin izlerini korur.</p>

<p>Yaklaşık bin yıl sonra elimizde kalan vakfiye, ismini bilmediğimiz bir hekimin Semerkant’ta hastaları tedavi ettiğini bize hâlâ anlatmaktadır.</p>

<h2>Bin yıl önce Semerkant’ta ne vardı?</h2>

<p>Bugünün kavramlarını geçmişe taşımadan baktığımızda bile ortaya oldukça çarpıcı bir tablo çıkmaktadır.</p>

<p>1066 yılında Semerkant’ta:</p>

<p>Hastaların tedavi edildiği bir kurum vardı.</p>

<p>Hekim görev yapıyordu.</p>

<p>Hekimin ücreti için kaynak ayrılıyordu.</p>

<p>Kan alma işlemi yapan görevli bulunuyordu.</p>

<p>Hastalara yemek hazırlanıyordu.</p>

<p>İlaç ve merhem satın alınıp saklanıyordu.</p>

<p>Yakacak, temizlik ve aydınlatma giderleri düşünülüyordu.</p>

<p>Ve bütün bunların devam edebilmesi için gelir getiren mallar vakfedilmişti.</p>

<p>Karahanlı tıp tarihinin önemini “ilk hastane” gibi kanıtlanması zor bir iddiada aramaya gerek yok.</p>

<p>Asıl dikkat çekici nokta zaten önümüzde duruyor:</p>

<p><strong>Yaklaşık bin yıl önce Semerkant’ta hekimi, ilacı, hastanın yemeğini ve hastanenin günlük giderlerini aynı vakıf düzeni içinde finanse eden kurumsal bir sağlık anlayışı oluşturulmuştu.</strong></p>

<p>Bugünkü anlamıyla sosyal devlet değildi.</p>

<p>Modern bir sağlık sigortası sistemi değildi.</p>

<p>Bugünün üniversite hastanesi de değildi.</p>

<p>Ama hasta tedavisinin sürekliliğini sağlayabilmek için insanı, hekimi, ilacı ve finansmanı aynı yapı içerisinde düşünmeye çalışan önemli bir sağlık kurumuydu.</p>

<p>Ve belki de Karahanlıların tıp tarihindeki en önemli mirası tam olarak buydu.</p>

<h2>Tarihsel doğruluk notu</h2>

<p>Semerkant Dârü’l-Merdâ’sının varlığı ve vakıf sistemiyle finanse edilmesi yazılı tarihî belgelere dayanmaktadır. Bununla birlikte “tıp fakültesi”, “modern hastane”, “sağlık bakanlığı” veya günümüzde kullanılan bazı sağlık meslekleri gibi kavramların 11. yüzyıla aynen aktarılması anakronizme yol açabilir. Bu nedenle dönemin sağlık kurumları kendi tarihsel şartları içerisinde değerlendirilmelidir.</p>

<h2>Tıbbi uyarı</h2>

<p>Yazıda geçen kan alma, dört hılt teorisi ve tarihsel ilaç uygulamaları yalnızca tıp tarihi bağlamında aktarılmıştır. Günümüzde hastalıkların tanı veya tedavisine yönelik öneri olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>Mohamed Khadr, <i>Deux actes de waqf d’un Qarahanide d’Asie Centrale</i>, Journal Asiatique, 1967.</p>

<p>Saffet Bilhan, <i>Tıp Okulu Niteliğinde, 10 Yüzyıllık Türk Hastanesi: Vakıf Belgesi II</i>, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 1982.</p>

<p>Kamil Şahin, <i>Karahanlılar Dönemi Dâru'l-Merdâ Hastanesi, Vakfiyesi</i>, Vakıflar Dergisi, 2008.</p>

<p>Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, <strong>Karahanlılar, Tamgaç Han, Kutadgu Bilig ve Divânü Lügati’t-Türk</strong> maddeleri.</p>

<p>UNESCO, <i>Samarkand – Crossroads of Cultures</i> belgeleri.</p>

<p>U.S. National Library of Medicine, İslam tıbbı ve Necîbüddin es-Semerkandî kayıtları.</p>

<p>British Library koleksiyonları, Bedreddin el-Kalânisî es-Semerkandî kayıtları.</p>

<p>Encyclopaedia Iranica, <strong>Avicenna</strong> maddesi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/karahanlilarda-tip-1066da-semerkantta-hastane-maasli-hekim-ve-vakifla-saglik-hizmeti</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/karahanlilarda-tip-ve-saglik-sistemi.jpg" type="image/jpeg" length="47578"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kan Tahlillerindeki Değişim Kanser Riskinin Değerlendirilmesine Yardımcı Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kan-tahlillerindeki-degisim-kanser-riskinin-degerlendirilmesine-yardimci-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kan-tahlillerindeki-degisim-kanser-riskinin-degerlendirilmesine-yardimci-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oxford Üniversitesi araştırmacılarının İngiltere'deki birinci basamak sağlık kayıtları üzerinde yürüttüğü geniş kapsamlı çalışma, açıklanamayan kilo kaybı bulunan 275 binden fazla kişinin rutin kan testlerini inceledi. Bulgular, bazı kan değerlerinin yalnızca tek bir ölçümde normal veya anormal olmasının değil, zaman içinde gösterdiği değişimin de kanser riskinin değerlendirilmesinde ek bilgi sağlayabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Açıklanamayan kilo kaybıyla sağlık kuruluşuna başvuran kişilerde kanser riskinin daha doğru belirlenmesine yönelik yeni bir araştırma, rutin kan testlerinin geçmiş sonuçlarının da klinik değerlendirmede yararlı olabileceğini ortaya koydu.</p>

<p>Oxford Üniversitesi araştırmacıları, İngiltere'de birinci basamak sağlık hizmetlerine başvuran 275 bin 234 kişinin elektronik sağlık kayıtlarını değerlendirdi. Çalışma, tek bir kan testinin kanseri teşhis edip edemeyeceğini değil, tekrarlanan testlerdeki değişimlerin mevcut değerlendirmeye ek bilgi sağlayıp sağlayamayacağını araştırdı.</p>

<h3>Tek sonuç yerine zaman içindeki değişim incelendi</h3>

<p>Hekimler rutin kan testlerini değerlendirirken sonucun laboratuvarın referans aralığının içinde veya dışında bulunmasını dikkate alıyor. Yeni araştırmada ise farklı bir yöntem kullanıldı.</p>

<p>Araştırmacılar 26 rutin kan testinin geçmiş sonuçlarını inceleyerek değerlerin zaman içindeki değişimini hesapladı. Ardından bu yaklaşımın kanser riskini ayırt etme performansı, test sonucunun yalnızca normal veya anormal kabul edildiği yöntemle karşılaştırıldı.</p>

<p>Çalışmada 26 testin 20'sinde, yani yaklaşık yüzde 77'sinde, zaman içindeki değişimin kullanıldığı yaklaşımın kanser riskini ayırt etme performansının tek bir normal-anormal değerlendirmesinden daha yüksek olduğu belirlendi.</p>

<p>Bu sonuç, kişinin geçmiş laboratuvar verilerinin bazı durumlarda mevcut test sonucuna ek bilgi sağlayabileceğini düşündürüyor.</p>

<h3>CRP değerindeki değişim öne çıktı</h3>

<p>Araştırmada incelenen göstergeler arasında C-reaktif protein de yer aldı. CRP, vücutta iltihabi süreçlerin değerlendirilmesinde kullanılan ve birçok farklı durumda değişebilen bir kan değeridir.</p>

<p>CRP'nin zaman içindeki değişimi kullanıldığında kanser için pozitif öngörü değeri yüzde 11,9 olarak hesaplandı. Yalnızca yüksek CRP sonucunun dikkate alındığı değerlendirmede ise bu oran yüzde 8,2 oldu.</p>

<p>Bu bulgu, yüksek CRP'nin kanser anlamına geldiğini göstermiyor. Enfeksiyonlar ve iltihabi hastalıklar başta olmak üzere çok sayıda durum CRP düzeyini etkileyebilir. Araştırmada incelenen konu, açıklanamayan kilo kaybı bulunan kişilerde CRP'nin zaman içindeki seyrinin risk değerlendirmesine ek katkısıydı.</p>

<h3>Bazı kan değerlerinde kanser türlerine göre farklılık görüldü</h3>

<p>Araştırmacılar genel kanser riskinin yanı sıra belirli kanser türleriyle ilişkili kan testi eğilimlerini de değerlendirdi.</p>

<p>Beyaz kan hücresi ve nötrofil değerlerindeki değişimlerin akciğer kanseri açısından ek bilgi sağlayabildiği; kırmızı kan hücreleri, hematokrit ve trombosit-lenfosit oranındaki değişimlerin ise prostat kanseriyle ilişkili risk değerlendirmesinde öne çıktığı bildirildi.</p>

<p>Bu ilişkiler tanı anlamına gelmiyor. Kan değerlerindeki değişikliklerin kanser dışında çok sayıda nedeni bulunuyor.</p>

<h3>Normal aralıktaki sonuç da geçmiş değerlerle birlikte değerlendirilebilir</h3>

<p>Çalışmanın klinik açıdan öne çıkan yönlerinden biri, bir laboratuvar değerinin yalnızca belirlenen referans sınırlarını geçip geçmediğine odaklanmaması.</p>

<p>Bir kişinin test sonucu laboratuvarın normal kabul ettiği sınırlar içerisinde kalabilirken önceki değerlerine göre belirgin biçimde değişmiş olabilir.</p>

<p>Araştırma, özellikle açıklanamayan kilo kaybı gibi kanser açısından araştırılması gerekebilen bir belirti bulunduğunda bu değişim eğiliminin ek bilgi taşıyabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak çalışma, referans aralığındaki her değişikliğin hastalık belirtisi olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<h3>Kan testi tek başına kanser tanısı koymuyor</h3>

<p>Araştırmanın sonuçları rutin kan testlerinin tek başına kanser tanısında kullanılabileceği şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Çalışma gözlemsel sağlık kayıtlarına dayanıyor ve kan testlerindeki değişimlerle daha sonra belirlenen kanser riski arasındaki ilişkileri inceliyor. Bulgular neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor.</p>

<p>Açıklanamayan kilo kaybının da kanser dışında çok sayıda nedeni bulunuyor. Tiroid hastalıkları, sindirim sistemi sorunları, enfeksiyonlar, kronik hastalıklar, bazı ilaçlar ve ruhsal durumlar istemsiz kilo kaybıyla ilişkili olabiliyor.</p>

<p>Araştırmanın klinik açıdan asıl mesajı, açıklanamayan kilo kaybı bulunan kişilerde mevcut kan sonucunun geçmiş sonuçlarla birlikte değerlendirilmesinin risk sınıflandırmasını geliştirme potansiyeli taşıması.</p>

<p>Bu yaklaşımın günlük sağlık hizmetlerinde nasıl kullanılabileceğinin ve kanser tanısında gecikmeyi azaltıp azaltamayacağının belirlenmesi için ek araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Tıbbi uyarı:</strong> Kan testlerindeki değişiklikler tek başına kanser tanısı koydurmaz ve birçok farklı sağlık durumundan kaynaklanabilir. Açıklanamayan, istem dışı veya devam eden kilo kaybı yaşayan kişilerin kendi laboratuvar sonuçlarından hastalık çıkarımı yapmak yerine sağlık profesyoneline başvurması gerekir.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>• PLOS Medicine – açıklanamayan kilo kaybı bulunan hastalarda rutin kan testlerinin zaman içindeki değişimleri ve kanser riskine ilişkin araştırma</p>

<p>• Oxford Üniversitesi Nuffield Birinci Basamak Sağlık Bilimleri Bölümü – kan testi eğilimleri ve kanser riskinin belirlenmesine yönelik araştırma</p>

<p>• İngiltere Klinik Uygulama Araştırma Veri Bağlantısı – birinci basamak elektronik sağlık kayıtları</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kan-tahlillerindeki-degisim-kanser-riskinin-degerlendirilmesine-yardimci-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/275-bin-kisilik-kanser-arastirmasi.jpg" type="image/jpeg" length="71585"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TOG Bilime Adanan Hayatlar Bursu 2026-2027: Kimler Başvurabilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tog-bilime-adanan-hayatlar-bursu-2026-2027-kimler-basvurabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tog-bilime-adanan-hayatlar-bursu-2026-2027-kimler-basvurabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın Bilime Adanan Hayatlar Burs Fonu için 2026-2027 başvuruları başladı. Biyoloji, biyokimya, moleküler biyoloji ve genetik, biyomühendislik ile temel bilimlerin farklı alanlarında öğrenim gören başarılı öğrenciler programa başvurabiliyor. Karşılıksız burs desteği 12 ay boyunca devam ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Biyoloji ve Biyokimya Öğrencilerine 12 Ay Karşılıksız Burs</p>

<p>Bilim ve yaşam bilimleri alanlarında öğrenim gören üniversite öğrencilerine yönelik dikkat çeken burs programlarından biri için 2026-2027 başvuruları başladı.</p>

<p>Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG), Bilime Adanan Hayatlar Burs Fonu kapsamında lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine karşılıksız eğitim desteği sağlıyor.</p>

<p>Programın dikkat çeken özelliklerinden biri burs ödemelerinin eğitim dönemindeki 9 ayla sınırlı olmaması. Burs desteği 12 ay boyunca devam ediyor.</p>

<p>Kimler başvurabilir?</p>

<p>Bilime Adanan Hayatlar Burs Fonu özellikle temel bilimler ve bilimle ilişkili belirli mühendislik alanlarında öğrenim gören öğrencilere yönelik.</p>

<p>Başvuru yapılabilecek alanlar arasında Matematik, Fizik, Kimya ve Biyoloji bulunuyor.</p>

<p>Matematik Mühendisliği, Fizik Mühendisliği, Kimya Mühendisliği ve Kimya-Biyoloji Mühendisliği öğrencileri de programa başvurabiliyor.</p>

<p>Sağlık ve yaşam bilimleriyle yakından ilişkili Moleküler Biyoloji ve Genetik, Biyomühendislik, Nanobilim ve Nanomühendislik ile Biyokimya öğrencileri de burs kapsamına açıkça dahil edilmiş durumda.</p>

<p>Biyoloji öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Biyoloji, Bilime Adanan Hayatlar Burs Fonunun doğrudan desteklediği temel bilim alanlarından biri.</p>

<p>Öğrencinin diğer akademik ve maddi koşulları da karşılaması gerekiyor.</p>

<p>Moleküler Biyoloji ve Genetik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Moleküler Biyoloji ve Genetik programı burs başvurusuna açık bölümler arasında açıkça belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yaşam bilimleri ve biyomedikal araştırmalarla ilgilenen Moleküler Biyoloji ve Genetik öğrencileri programın önemli hedef gruplarından birini oluşturuyor.</p>

<p>Biyokimya öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Biyokimya da TOG’un açıkladığı burs kapsamındaki alanlar arasında yer alıyor.</p>

<p>Biyomühendislik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Biyomühendislik öğrencileri de genel not ortalaması ve diğer başvuru şartlarını sağlamaları halinde burs programına başvurabiliyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Bilime Adanan Hayatlar Burs Fonu genel bir sağlık öğrencisi bursu değil.</p>

<p>TOG’un açıkladığı bölüm listesinde Tıp Fakültesi ayrıca sayılmıyor.</p>

<p>Bu nedenle tıp öğrencilerinin bu özel burs fonunun doğrudan kapsamında olduğu varsayılmamalı.</p>

<p>Tıp öğrencileri TOG’un bölüm sınırlaması bulunmayan genel Gençlik Bursunu ayrıca değerlendirebilir.</p>

<p>Diş hekimliği, eczacılık ve hemşirelik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>TOG’un Bilime Adanan Hayatlar Burs Fonu sayfasında diş hekimliği, eczacılık ve hemşirelik programları da açıkça başvuru alanları arasında sayılmıyor.</p>

<p>Dolayısıyla bu programı sağlık öğrencilerinin tamamına açık genel bir burs olarak değerlendirmek doğru değil.</p>

<p>Buna karşılık Biyoloji, Biyokimya, Moleküler Biyoloji ve Genetik ve Biyomühendislik gibi sağlık araştırmalarıyla yakın ilişkili bilim alanları açıkça kapsamda bulunuyor.</p>

<p>Lisans öğrencilerinde sınıf şartı var mı?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Lisans öğrencilerinin 2. sınıfta veya daha üst bir sınıfta öğrenim görüyor olması gerekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla üniversite hazırlık ve 1. sınıf öğrencileri Bilime Adanan Hayatlar Burs Fonunun lisans başvuru şartını karşılamıyor.</p>

<p>Yüksek lisans öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Burs programı yalnızca lisans öğrencileriyle sınırlı değil.</p>

<p>Kapsamdaki bilim alanlarında yüksek lisans öğrenimine devam eden öğrenciler de programa başvurabiliyor.</p>

<p>Doktora öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Bilime Adanan Hayatlar Burs Fonu doktora öğrencilerine de açık.</p>

<p>Böylece program lisans eğitiminden doktora düzeyine kadar bilim alanında eğitimini sürdüren gençleri desteklemeyi amaçlıyor.</p>

<p>Not ortalaması kaç olmalı?</p>

<p>Burs programında yüksek bir akademik başarı kriteri bulunuyor.</p>

<p>Lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin genel not ortalamasının 4 üzerinden en az 3,50 olması gerekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla program yalnızca belirlenen bilim alanlarında okumayı değil, güçlü bir akademik başarı düzeyini de şart koşuyor.</p>

<p>Maddi ihtiyaç şartı var mı?</p>

<p>Evet.</p>

<p>TOG, burs programının maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrencilere yönelik olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Akademik başarının yanı sıra öğrencinin maddi destek ihtiyacı da değerlendirmede dikkate alınıyor.</p>

<p>Öğrencinin öğrenim gördüğü bilim alanına ilgi ve merakla bağlı olması da programın aday profilinde özellikle vurgulanıyor.</p>

<p>Burs geri ödemeli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bilime Adanan Hayatlar Burs Fonu karşılıksız olarak veriliyor.</p>

<p>Öğrenciden aldığı bursu mezuniyet sonrasında kredi gibi geri ödemesi istenmiyor.</p>

<p>Burs kaç ay ödeniyor?</p>

<p>Programın önemli avantajlarından biri ödeme süresi.</p>

<p>Bilime Adanan Hayatlar Burs Fonu bursiyerlere 12 ay boyunca destek sağlıyor.</p>

<p>Bu yönüyle yalnızca akademik eğitim aylarında ödeme yapan birçok üniversite bursundan ayrılıyor.</p>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>Bilime Adanan Hayatlar Burs Fonunda öğrencinin eğitim düzeyine göre farklı burs tutarları uygulanıyor.</p>

<p>2026-2027 dönemi için lisans öğrencilerine aylık 6 bin TL, yüksek lisans öğrencilerine aylık 7 bin 500 TL, doktora öğrencilerine ise aylık 10 bin TL burs desteği sağlanıyor.</p>

<p>Buna göre 12 aylık toplam destek lisans öğrencisinde 72 bin TL, yüksek lisans öğrencisinde 90 bin TL, doktora öğrencisinde ise 120 bin TL’ye ulaşabiliyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>Başvurular çevrim içi gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın Bilime Adanan Hayatlar Burs Fonu için oluşturduğu 2026-2027 başvuru formunu doldurması gerekiyor.</p>

<p>Başvuru formunda öğrencinin eğitim durumu, akademik başarısı ve ekonomik koşullarına ilişkin bilgiler talep ediliyor.</p>

<p>Son başvuru ne zaman?</p>

<p>2026-2027 burs başvuruları TOG’un çevrim içi burs sistemi üzerinden alınıyor.</p>

<p>Bilime Adanan Hayatlar Burs Fonu için son başvuru tarihi 2 Ekim 2026.</p>

<p>Bursu değerlendiren öğrencilerin işlemlerini son güne bırakmadan tamamlamaları önem taşıyor.</p>

<p>Biyoloji, Moleküler Biyoloji ve Genetik, Biyokimya ve Biyomühendislik başta olmak üzere burs kapsamındaki alanlarda 2. sınıf ve üzerinde lisans eğitimi gören veya yüksek lisans ve doktora yapan öğrenciler, 3,50/4,00 akademik başarı şartını ve diğer koşulları sağlamaları halinde başvurabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Toplum Gönüllüleri Vakfı<br />
TOG Bilime Adanan Hayatlar Burs Fonu<br />
TOG 2026-2027 Burs Başvuruları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tog-bilime-adanan-hayatlar-bursu-2026-2027-kimler-basvurabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="28129"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mercimek Köftesi Tarifi: Tam Ölçülü ve Kolay]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mercimek-koftesi-tarifi-tam-olculu-ve-kolay</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mercimek-koftesi-tarifi-tam-olculu-ve-kolay" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mercimek köftesi tarifi; kırmızı mercimek, ince bulgur, soğan, salça ve yeşilliklerle hazırlanan klasik tarifin tam ölçülerini ve kıvam sırlarını içeriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mercimek Köftesi Tarifi: Tam Ölçülü ve Kolay</p>

<p>Mercimek köftesi, kırmızı mercimek ile ince bulgurun soğan, salça, baharat ve bol yeşillikle bir araya geldiği klasik tariflerden biri. Et ve yumurta kullanılmadan hazırlanmasına rağmen mercimek ve bulgur sayesinde oldukça doyurucu bir yapıya sahip.</p>

<p>İyi bir mercimek köftesinde kıvam ne kuru ve çatlayan ne de ele yapışacak kadar yumuşak olmalı. Bunun için mercimeğin pişirme sonunda ne kadar su tuttuğu ve bulgurun ne zaman eklendiği büyük önem taşıyor.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 20 dakika<br />
Pişirme süresi: 25 dakika<br />
Dinlendirme süresi: 25 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 1 saat 10 dakika<br />
Kaç kişilik: 8 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 5-6 adet<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Akşam / gün içi / meze<br />
Kategori: Sağlıklı Tarifler</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 260 kcal<br />
Protein: 10 g<br />
Karbonhidrat: 42 g<br />
Yağ: 7 g<br />
Lif: 9 g</p>

<p>Değerler gerçek porsiyon büyüklüğüne, mercimek, bulgur ve zeytinyağı miktarına göre değişebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>250 gram kırmızı mercimek<br />
180 gram köftelik ince bulgur<br />
1 litre su<br />
2 orta boy kuru soğan<br />
3 yemek kaşığı zeytinyağı<br />
1 yemek kaşığı domates salçası<br />
1 yemek kaşığı biber salçası<br />
5 adet taze soğan<br />
Yarım demet maydanoz<br />
1 tatlı kaşığı kimyon<br />
1 tatlı kaşığı pul biber<br />
Karabiber<br />
1 limonun suyu<br />
Kontrollü miktarda tuz</p>

<p>Mercimek köftesi nasıl yapılır?</p>

<p>1. Mercimeği birkaç kez yıkayın ve geniş tencereye alın.</p>

<p>2. Suyu ekleyerek orta ateşte kaynatın.</p>

<p>3. Kaynama başladıktan sonra ateşi azaltın ve mercimek tamamen yumuşayana kadar pişirin.</p>

<p>4. Pişirme sonunda tencerede az miktarda koyu kıvamlı sıvı kalmalıdır. Mercimeği tamamen kupkuru hale getirmeyin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5. Ocağı kapatın.</p>

<p>6. İnce bulguru sıcak mercimeğin üzerine ekleyip karıştırın.</p>

<p>7. Tencerenin kapağını kapatarak yaklaşık 15-20 dakika bekletin.</p>

<p>8. Bu sırada kuru soğanları çok küçük doğrayın.</p>

<p>9. Zeytinyağını tavaya alın ve soğanları orta-kısık ateşte yumuşatın.</p>

<p>10. Domates ve biber salçasını ekleyerek yaklaşık 1-2 dakika kavurun.</p>

<p>11. Kimyon, pul biber ve karabiberi ekleyip ocağı kapatın.</p>

<p>12. Salçalı soğan karışımını mercimek ve bulgurun üzerine ekleyin.</p>

<p>13. Karışım el yakmayacak sıcaklığa geldiğinde kontrollü şekilde yoğurun.</p>

<p>14. Limon suyunu ekleyin.</p>

<p>15. İnce kıyılmış taze soğan ve maydanozu karışım ılıdıktan sonra ekleyin.</p>

<p>16. Tuz miktarını salçaların tuzluluğunu dikkate alarak ayarlayın.</p>

<p>17. Harcı yaklaşık 10 dakika dinlendirin.</p>

<p>18. Ceviz büyüklüğünde parçalar alıp avuç içinde klasik mercimek köftesi şeklini verin.</p>

<p>19. Marul yaprakları ve limon dilimleriyle servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Mercimeği pişirdikten sonra tencerede hiç su bırakmamak köftenin kuru olmasına yol açabilir. Ancak fazla su da bulgurun ardından yumuşak ve şekil almayan bir karışım oluşturur.</p>

<p>Bulguru sıcak mercimeğin içine ekleyip kapağı kapalı şekilde şişirmek kıvamın temel aşamasıdır.</p>

<p>Maydanoz ve taze soğanı çok sıcak karışıma eklemeyin. Isı yeşilliklerin rengini ve taze aromasını azaltabilir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Zeytinyağını ölçerek kullanmak toplam enerji miktarını kontrol etmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Tuz miktarını artırmak yerine limon, kimyon, pul biber ve taze yeşilliklerden yararlanılabilir.</p>

<p>Serviste marul, roka, maydanoz ve farklı çiğ sebzeler kullanılabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Mercimek köftesi hayvansal ürün içermediği için vegan ve vejetaryen beslenmeye uygundur.</p>

<p>Kırmızı mercimek bitkisel protein ve lif sağlar.</p>

<p>Standart ince bulgur buğdaydan üretildiği için tarif glutensiz değildir ve çölyak hastalığı bulunan kişiler için klasik hali uygun değildir.</p>

<p>Mercimek köftesi kaç kaloridir?</p>

<p>Bu tarif sekiz eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 260 kalori sağlayabilir.</p>

<p>Mercimek köftesi neden cıvık olur?</p>

<p>Mercimeğin pişirme sonunda fazla sulu kalması en yaygın nedenlerden biridir. Bulguru eklemeden önce mercimeğin koyu kıvamda olması gerekir.</p>

<p>Mercimek köftesi neden kuru olur?</p>

<p>Mercimeğin tamamen susuz bırakılması veya gereğinden fazla bulgur kullanılması kuru ve çatlayan köftelere neden olabilir.</p>

<p>Mercimek köftesi hangi bulgurla yapılır?</p>

<p>Köftelik ince bulgur kullanılmalıdır. Pilavlık iri bulgur aynı dokuyu sağlamaz.</p>

<p>Mercimek köftesi akşamdan yapılır mı?</p>

<p>Evet. Önceden hazırlanabilir ancak uygun şekilde soğutulduktan sonra kapalı kapta buzdolabında muhafaza edilmelidir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Hazırlanan mercimek köftesini oda sıcaklığında uzun süre bekletmeyin.</p>

<p>Buzdolabında kapalı bir kapta saklayın. Servis sırasında taze marul ve limonu ayrıca eklemek daha iyi sonuç verir.</p>

<p>Mercimek köftesi, mercimek ve bulguru bol yeşillikle bir araya getiren doyurucu bir klasik. Başarılı kıvam için en önemli nokta mercimeğin pişirme sonunda tuttuğu su ile bulgur miktarı arasındaki denge.</p>

<p>Doğru oran sağlandığında ekstra bulgur eklemeye gerek kalmadan kolay şekil alan, kurumayan mercimek köfteleri hazırlanabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mercimek-koftesi-tarifi-tam-olculu-ve-kolay</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0842.jpeg" type="image/jpeg" length="65968"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Subay Olmak İçin Sağlık Şartları 2026: Hangi Hastalıklar Subaylığa Engel?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/subay-olmak-icin-saglik-sartlari-2026-hangi-hastaliklar-subayliga-engel</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/subay-olmak-icin-saglik-sartlari-2026-hangi-hastaliklar-subayliga-engel" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Subay olmak için hangi sağlık şartları aranıyor? Göz, boy-kilo, ortopedi, psikiyatri ve diğer hastalıklar TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliği ile temin türüne göre değerlendiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Subay Olmak İçin Sağlık Şartları 2026: Hangi Hastalıklar Subaylığa Engel?</p>

<p>Subay olmak isteyen adayların en çok araştırdığı konuların başında sağlık şartları geliyor.</p>

<p>“Gözlük kullanan subay olabilir mi?”, “Miyop subaylığa engel mi?”, “Skolyoz sorun olur mu?”, “Psikiyatri geçmişi subaylığa engel mi?” ve “Subay olmak için boy-kilo sınırı nedir?” soruları adayların yanıt aradığı başlıklar arasında.</p>

<p>Ancak subaylıkta sağlık şartlarını değerlendirirken önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>Adayın Harp Okuluna girecek askerî öğrenci mi, yoksa dış kaynaktan muvazzaf veya sözleşmeli subay adayı mı olduğu önem taşıyor. Ayrıca adayın sınıfı ve yapacağı görev de sağlık değerlendirmesini değiştirebiliyor.</p>

<p>SUBAY ADAYLARINDA HANGİ YÖNETMELİK UYGULANIYOR?</p>

<p>Sağlık işlemlerinde temel mevzuat, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği.</p>

<p>Dış kaynaktan muvazzaf ve sözleşmeli subay adayları, seçim aşamalarında başarılı olmalarının ardından sağlık raporu işlemleri için yetkili sağlık kuruluşlarına sevk ediliyor.</p>

<p>Adayın, ilgili temin kılavuzunda belirtilen sağlık raporunu alması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle internette bulunan tek bir “subaylığa engel hastalıklar listesi” bütün adaylar için aynı şekilde uygulanabilecek bir liste olarak görülmemeli.</p>

<p>SUBAYLIKTA SAĞLIK MUAYENESİNDE NELERE BAKILIYOR?</p>

<p>Sağlık değerlendirmesi yalnızca genel muayeneden oluşmuyor.</p>

<p>Adaylar göz, kulak-burun-boğaz, ortopedi, dahiliye, kardiyoloji, göğüs hastalıkları, nöroloji, psikiyatri ve diğer ilgili branşlar açısından değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Adayın mevcut hastalıkları, geçirilmiş operasyonları ve muayenede tespit edilen bulgular ilgili yönetmelik hükümleriyle karşılaştırılıyor.</p>

<p>Görev ve sınıfa özgü ilave sağlık şartları da bulunabiliyor.</p>

<p>GÖZLÜK KULLANAN SUBAY OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Subay adaylarının en çok merak ettiği konulardan biri göz sağlığı.</p>

<p>Burada yalnızca “gözlük kullanıyor” veya “gözlük kullanmıyor” şeklinde bir değerlendirme yapılması doğru değil.</p>

<p>Miyop, hipermetrop, astigmat, görme keskinliği, renk görme bozuklukları, şaşılık, kornea ve retina hastalıkları gibi durumlar yönetmelikteki ilgili kriterlere göre değerlendirilir.</p>

<p>Ayrıca bazı görevler için genel subaylık sağlık şartlarının ötesinde özel kriterler bulunabilir.</p>

<p>Örneğin uçucu yetiştirilecek adaylarda ayrıca uçuculuğa ilişkin sağlık şartları uygulanır.</p>

<p>BOY VE KİLO ŞARTI VAR MI?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Subay adaylarında boy ve kilo değerlendirmesi de sağlık ve seçim sürecinin önemli başlıklarından biri.</p>

<p>MSB Personel Temin sistemi, adayların Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinde belirtilen boy ve kilo sınırlarını taşımaları gerektiğini açıkça belirtiyor.</p>

<p>Ancak adayların güncel temin ilanındaki boy-kilo tablosunu esas alması gerekiyor. Çünkü başvurulan temin türüne göre kılavuzda ayrıntılı şartlar bulunabiliyor.</p>

<p>SKOLYOZ VE ORTOPEDİK HASTALIKLAR SUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Skolyoz, kifoz, bel ve boyun problemleri, eklem hareket kısıtlılıkları, geçirilmiş kırıklar ve diğer kas-iskelet sistemi sorunları adayların yoğun olarak araştırdığı başlıklar arasında.</p>

<p>Burada hastalığın yalnızca adına bakılarak “subay olabilir” veya “olamaz” sonucu çıkarılması doğru değil.</p>

<p>Hastalığın derecesi, fonksiyon kaybı oluşturup oluşturmadığı, muayene ve görüntüleme bulguları ile adayın başvurduğu sınıfın sağlık kriterleri birlikte değerlendirilir.</p>

<p>PSİKİYATRİ GEÇMİŞİ SUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Psikiyatri alanındaki tanı ve tedaviler de sağlık değerlendirmesinin önemli bölümlerinden.</p>

<p>Depresyon, anksiyete bozuklukları, panik bozukluk, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi tanılar ile geçmiş psikiyatrik tedaviler konusunda yalnızca hastalığın adına bakılarak genel bir hüküm verilmemeli.</p>

<p>Adayın sağlık geçmişi, tanısı, tedavisi ve mevcut durumu ilgili yönetmelik hükümleri kapsamında değerlendirilir.</p>

<p>AMELİYAT GEÇİREN SUBAY OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Geçmişte ameliyat geçirmiş olmak da tek başına bütün adaylar açısından otomatik engel anlamına gelmez.</p>

<p>Ameliyatın nedeni ve adayda bıraktığı mevcut anatomik veya fonksiyonel sonuç önem taşır.</p>

<p>Örneğin ortopedik bir operasyon sonrasında hareket kısıtlılığı bulunup bulunmadığı veya başka bir ameliyatın kalıcı sağlık problemi oluşturup oluşturmadığı değerlendirmede önem kazanabilir.</p>

<p>ASTIM VE SOLUNUM HASTALIKLARI NASIL DEĞERLENDİRİLİYOR?</p>

<p>Astım ve diğer solunum sistemi hastalıkları da yönetmelik kapsamında değerlendirilen sağlık durumları arasında.</p>

<p>Tanının niteliği, mevcut klinik durum ve gerekli solunum sistemi değerlendirmeleri dikkate alınır.</p>

<p>Bu nedenle geçmişte “astım” tanısı bulunmasıyla ilgili kişisel uygunluk değerlendirmesi, yalnızca internet üzerindeki genel bilgiler üzerinden yapılmamalı.</p>

<p>KALP VE TANSİYON HASTALIKLARI</p>

<p>Kalp hastalıkları, ritim bozuklukları, hipertansiyon ve doğumsal kalp hastalıkları da subay adaylarının sağlık değerlendirmesinde önem taşıyor.</p>

<p>Burada da hastalığın türü ve mevcut bulgular belirleyici.</p>

<p>Adayın sağlık durumunun başvurulan personel kategorisi ve sınıf için yönetmelikte öngörülen kriterleri karşılaması gerekiyor.</p>

<p>ASKERÎ ÖĞRENCİ İLE DIŞ KAYNAKTAN SUBAY ADAYI AYNI MI?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bu ayrım özellikle internet üzerinden sağlık şartlarını araştıran adayların dikkat etmesi gereken noktalardan biri.</p>

<p>Harp Okullarına girmek isteyen adaylar askerî öğrenci statüsünde değerlendiriliyor.</p>

<p>2026 MSÜ seçim sürecinde ikinci seçim aşamalarını başarıyla tamamlayan adaylar sağlık muayenesi için hastaneye sevk ediliyor. Harp Okulu adaylarının “MSÜ’de Askerî Öğrenci Olur” kararlı sağlık raporu alması gerekiyor.</p>

<p>Dış kaynaktan muvazzaf veya sözleşmeli subay temininde ise adayların kendi temin kılavuzlarında belirtilen sağlık şartları ve rapor kararları uygulanıyor.</p>

<p>UÇUCU SUBAY ADAYLARINDA EK ŞART VAR MI?</p>

<p>Bazı sınıflarda özel sağlık kriterleri bulunuyor.</p>

<p>Örneğin Hava Harp Okulu adayları açısından genel askerî öğrenci sağlık değerlendirmesine ek olarak uçuculuk yönünden ayrıca sağlık değerlendirmesi yapılıyor.</p>

<p>2026 MSÜ bilgilendirmesinde Hava Harp Okulu adaylarından “Kategori-1 Hava Aracında Uçucu Yetiştirilmeye Elverişlidir” sağlık raporu istendiği belirtiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla “subay sağlık şartları” bütün sınıflar için tek bir sağlık standardından ibaret değil.</p>

<p>SAĞLIK RAPORUNU ADAY KENDİSİ ALABİLİR Mİ?</p>

<p>Personel temin sürecinde adayların kendi tercih ettikleri herhangi bir hastaneden önceden rapor alıp bunu doğrudan kullanabilecekleri varsayılmamalı.</p>

<p>MSB’nin yayımladığı bilgilere göre seçim aşamalarında başarılı adaylar sağlık işlemleri için yetkili sağlık kuruluşlarına sevk ediliyor.</p>

<p>Adayların kendileri için yayımlanan güncel temin kılavuzu ve resmi sevk sürecini takip etmeleri gerekiyor.</p>

<p>SUBAYLIĞA ENGEL HASTALIKLAR NASIL BELİRLENİYOR?</p>

<p>Subay adayları açısından en önemli nokta, tek bir hastalık listesinden sonuç çıkarmamak.</p>

<p>Adayın;</p>

<p>başvurduğu temin türü,</p>

<p>muvazzaf veya sözleşmeli statüsü,</p>

<p>askerî öğrenci olup olmadığı,</p>

<p>kuvveti,</p>

<p>sınıfı,</p>

<p>görevin özel sağlık gereklilikleri,</p>

<p>hastalığın niteliği ve derecesi</p>

<p>birlikte önem taşıyabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle aynı sağlık sorunu farklı personel veya görev kategorilerinde farklı hükümlere tabi olabilir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Gözlük kullanan subay olabilir mi?</p>

<p>Gözlük kullanımı tek başına bütün subay adayları için otomatik ret nedeni olarak değerlendirilmemelidir. Refraksiyon kusuru, görme fonksiyonları, diğer göz bulguları ve başvurulan sınıfın sağlık kriterleri birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Ameliyat geçiren subay olabilir mi?</p>

<p>Geçirilmiş ameliyat tek başına kesin sonuç vermez. Ameliyatın nedeni, mevcut bulgular ve fonksiyon kaybı ile ilgili yönetmelik hükümleri değerlendirilir.</p>

<p>Her subay adayında aynı sağlık şartları mı uygulanıyor?</p>

<p>Hayır. Askerî öğrenci ile dış kaynaktan subay adayı arasında farklı değerlendirme ve rapor süreçleri bulunabildiği gibi bazı sınıf ve görevlerde özel sağlık kriterleri uygulanabilir.</p>

<p>ÖNEMLİ UYARI</p>

<p>Bu içerik bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Bir adayın subaylığa sağlık açısından uygun olup olmadığı konusunda kişisel sağlık kurulu kararı yerine geçmez. Başvurulan yılın güncel temin kılavuzu, yürürlükteki Sağlık Yeteneği Yönetmeliği, resmi muayene ve yetkili sağlık kurulu kararı esas alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>T.C. Millî Savunma Bakanlığı Personel Temin Sistemi</p>

<p>Millî Savunma Üniversitesi 2026 Askerî Öğrenci Temini Bilgilendirmesi</p>

<p>Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>11 Kasım 2016 tarihli ve 29885 sayılı Resmî Gazete</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/subay-olmak-icin-saglik-sartlari-2026-hangi-hastaliklar-subayliga-engel</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0841.jpeg" type="image/jpeg" length="35942"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FDA menopozda testosteronu gündemine aldı: Tedavinin sınırları tartışılıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fda-menopozda-testosteronu-gundemine-aldi-tedavinin-sinirlari-tartisiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fda-menopozda-testosteronu-gundemine-aldi-tedavinin-sinirlari-tartisiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Gıda ve İlaç Dairesi, 17 Eylül 2026’da menopozdaki kadınlarda testosteron kullanımını ele alan bilimsel bir toplantı düzenledi. Güncel araştırmalar ve uluslararası öneriler, testosteronun özellikle menopoz sonrası dönemde belirgin sıkıntıya yol açan düşük cinsel istek bozukluğu bulunan bazı kadınlarda değerlendirilebileceğini gösteriyor. Ancak her cinsel isteksizlik testosteron eksikliği anlamına gelmiyor ve tedavinin uzun dönem güvenliği konusunda önemli veri boşlukları sürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Menopoz dönemindeki kadınlarda testosteron kullanımı, son yıllarda giderek daha fazla tartışılan başlıklardan biri haline geldi. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 17 Eylül 2026’da düzenlediği bilimsel toplantıda menopozdaki kadınlarda testosteron kullanımına ilişkin mevcut kanıtları, olası yararları ve halen yanıt bekleyen güvenlilik sorularını değerlendirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplantının gündeminde testosteronun cinsel işlev üzerindeki etkilerinin yanı sıra ruh hali, bilişsel işlevler, kas-iskelet sistemi sağlığı ve uzun dönem güvenlilik verileri de yer aldı.</p>

<p>FDA özellikle kalp-damar hastalıkları ve meme sağlığı açısından uzun dönem verilerin yetersiz olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p>Bu toplantı, testosteronun menopozdaki kadınlar için yeni bir kullanım alanında onaylandığı anlamına gelmiyor. Amaç, mevcut bilimsel kanıtların değerlendirilmesi ve gelecekte yapılması gereken araştırmaların belirlenmesi.</p>

<h3>En güçlü kanıt cinsel isteksizlik için</h3>

<p>Kadınlarda testosteron tedavisi konusunda en güçlü bilimsel kanıt, menopoz sonrası dönemde görülen <strong>hipoaktif cinsel istek bozukluğu</strong> için bulunuyor.</p>

<p>Bu durum yalnızca zaman zaman cinsel isteğin azalması anlamına gelmiyor. Cinsel istekteki azalmanın kalıcı olması, kadında belirgin sıkıntı oluşturması ve başka nedenlerle daha iyi açıklanamaması klinik değerlendirmede önem taşıyor.</p>

<p>2026 yılında The Journal of Sexual Medicine’da yayımlanan sistematik derlemede kadınlarda testosteron tedavisini inceleyen 33 çalışma değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmada en güçlü kanıtların menopoz sonrası kadınlarda bulunduğu bildirildi. Özellikle deri yoluyla uygulanan testosteronu değerlendiren randomize kontrollü çalışmalarda cinsel istek ve cinsel doyum gibi bazı sonuçlarda iyileşme görüldü.</p>

<p>Ancak çalışmaların kullanılan dozlar, uygulama yöntemleri, tedavi süreleri ve cinsel işlevi değerlendirme biçimleri açısından birbirinden farklı olması sonuçların tüm kadınlara genellenmesini güçleştiriyor.</p>

<h3>Her cinsel isteksizlik testosteron eksikliği değil</h3>

<p>Uluslararası Menopoz Derneği’nin 2026 önerileri bu konuda önemli bir ayrım yapıyor.</p>

<p>Kadınlarda testosteron düzeyleri yaşla birlikte değişiyor ancak doğal menopoz geçişinin testosteronda ani ve belirgin bir düşüş oluşturduğu gösterilmiş değil.</p>

<p>Daha da önemlisi, cinsel isteksizlik yaşayan bir kadında yalnızca kan testosteron düzeyine bakılarak “testosteron eksikliği” tanısı konulamıyor.</p>

<p>Kadınlarda cinsel isteği belirleyen süreç yalnızca hormonlardan oluşmuyor.</p>

<p>Vajinal kuruluk ve ağrılı cinsel ilişki, depresyon, bazı ilaçların yan etkileri, kronik hastalıklar, uyku sorunları, psikolojik etkenler ve ilişki sorunları da cinsel isteği etkileyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle güncel öneriler, testosteron tedavisi düşünülmeden önce biyolojik, psikolojik ve sosyal nedenlerin birlikte değerlendirilmesini öneriyor.</p>

<h3>Testosteron bir “gençleşme hormonu” değil</h3>

<p>Testosteron son yıllarda bazı çevrelerde enerji artışı, kas gücü, zihinsel performans veya “gençleşme” amacıyla da gündeme getiriliyor.</p>

<p>Ancak mevcut bilimsel veriler, kadınlarda testosteronun bu amaçlarla rutin kullanılmasını desteklemiyor.</p>

<p>Uluslararası Menopoz Derneği, testosteron tedavisi için en güçlü kanıtın menopoz sonrası dönemde tanı konulmuş hipoaktif cinsel istek bozukluğu bulunan kadınlarda olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Yorgunluk, enerji düşüklüğü, kilo değişikliği, hafıza yakınmaları veya genel yaşlanma belirtileri tek başına testosteron başlanması için kanıta dayalı bir gerekçe oluşturmuyor.</p>

<h3>Kan testi neden tek başına yeterli değil</h3>

<p>Kadınlarda testosteron düzeyleri erkeklere göre çok daha düşük olduğu için laboratuvar ölçümleri ve sonuçların yorumlanması daha karmaşık olabiliyor.</p>

<p>Üstelik cinsel istek ile kandaki testosteron miktarı arasında doğrudan ve basit bir ilişki bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle testosteron testi, düşük cinsel isteğin nedenini tek başına belirleyen bir tanı testi olarak kullanılmıyor.</p>

<p>Tedavi düşünülüyorsa ölçümler daha çok başlangıç düzeyinin belirlenmesi ve tedavi sırasında testosteronun kadınlardaki fizyolojik sınırların üzerine çıkmasını önlemek amacıyla kullanılıyor.</p>

<h3>Tedavi başlanırsa yanıt izlenmeli</h3>

<p>Güncel uluslararası önerilere göre testosteron tedavisi uygun bulunan bir kadında uygulama bir tedavi denemesi olarak ele alınmalı.</p>

<p>Fizyolojik dozlarda yarar genellikle ilk haftalardan itibaren değerlendirilmeye başlanıyor.</p>

<p>Yaklaşık altı aylık uygun tedaviye rağmen anlamlı bir iyileşme görülmezse tedavinin sürdürülmesi önerilmiyor.</p>

<p>Amaç testosteron düzeylerini kadınların normal fizyolojik aralığının üzerine çıkarmak değil.</p>

<h3>Yan etkiler göz ardı edilmemeli</h3>

<p>Testosteron düzeylerinin fizyolojik sınırların üzerine çıkması akne, ciltte yağlanma ve kıllanmada artış gibi androjenik yan etkilerin görülme ihtimalini artırabiliyor.</p>

<p>Uzun dönem kullanımla ilgili en önemli soru ise güvenlilik.</p>

<p>Mevcut kısa ve orta dönem çalışmalar bazı güven verici sonuçlar sunsa da kalp-damar sistemi ve meme sağlığı açısından uzun süreli veriler henüz yeterli değil.</p>

<p>FDA’nın 17 Eylül toplantısında ele alınan temel araştırma boşluklarından biri de bu uzun dönem güvenlilik konusu oldu.</p>

<h3>2026 verilerinin verdiği mesaj</h3>

<p>Güncel bilimsel yaklaşım testosteron tedavisini menopozdaki bütün kadınlara uygulanabilecek genel bir hormon desteği olarak görmüyor.</p>

<p>Mevcut kanıtlar, tedavinin özellikle menopoz sonrası dönemde belirgin sıkıntıya yol açan hipoaktif cinsel istek bozukluğu bulunan ve diğer olası nedenleri değerlendirilmiş kadınlarda hekim gözetiminde düşünülebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Testosteronun enerji artırıcı, yaşlanmayı geciktirici veya genel bir “kadınlık hormonu desteği” olarak kullanılması ise mevcut bilimsel kanıtlarla desteklenmiyor.</p>

<p><strong>Tıbbi uyarı:</strong> Cinsel isteksizlik tek başına testosteron tedavisi başlanması için yeterli değildir. Testosteron reçeteli bir hormon tedavisidir ve kişisel değerlendirme yapılmadan kullanılmamalıdır. İnternet üzerinden temin edilen hormon ürünleri, yüksek doz testosteron uygulamaları, enjeksiyonlar veya kontrolsüz hormon takviyeleri ciddi yan etkilere yol açabilir. Tedavi kararı; kişinin mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar, menopoz durumu ve cinsel sağlık yakınmaları birlikte değerlendirilerek hekim tarafından verilmelidir.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>• ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Menopozdaki Kadınlarda Testosteron Kullanımı Bilimsel Toplantısı, 17 Eylül 2026</p>

<p>• Uluslararası Menopoz Derneği – Kadınların Orta Yaş Sağlığı ve Menopoz İçin 2026 Önerileri, Androjen Tedavisi Bölümü</p>

<p>• The Journal of Sexual Medicine – Kadın Cinsel İşlev Bozukluğunda Testosteron Tedavisine İlişkin Sistematik Derleme, 10 Temmuz 2026</p>

<p>• The Journal of Sexual Medicine – Kadınlarda Testosteron Tedavisinin Kanıtlarının Genellenebilirliğine İlişkin Bilimsel Yazışma ve Araştırmacı Yanıtı, 14 Eylül 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fda-menopozda-testosteronu-gundemine-aldi-tedavinin-sinirlari-tartisiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 10:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/menopoz-testosteron.webp" type="image/jpeg" length="11076"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sakarya Üniversitesi’nden Sağlık Eğitiminde Yeni Model: Doğum Sonrası Kanama “Ciddi Oyun” ile Öğretildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sakarya-universitesinden-saglik-egitiminde-yeni-model-dogum-sonrasi-kanama-ciddi-oyun-ile-ogretildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sakarya-universitesinden-saglik-egitiminde-yeni-model-dogum-sonrasi-kanama-ciddi-oyun-ile-ogretildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sakarya Üniversitesi araştırmacıları, hemşirelik öğrencilerinin doğum sonrası kanama yönetimini güvenli bir dijital ortamda çalışabilmesi için dallanan senaryolu “ciddi oyun” geliştirdi. 120 öğrenciyle yürütülen randomize kontrollü araştırmada dikkat çekici sonuçlar elde edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sakarya Üniversitesi’nden sağlık eğitiminde dikkat çekici bir çalışma geldi.</p>

<p>Araştırmacılar, doğumdan sonra ortaya çıkabilen en ciddi obstetrik acillerden biri olan postpartum kanamanın yönetimini hemşirelik öğrencilerine öğretmek amacıyla web tabanlı bir “ciddi oyun” geliştirdi.</p>

<p>Ancak buradaki oyun, klasik soru-cevap veya puan toplama mantığıyla çalışmıyor.</p>

<p>Öğrenci kendisini gelişen bir klinik tablonun içinde buluyor.</p>

<p>Karar veriyor.</p>

<p>Hasta bu karara göre değişiyor.</p>

<p>Ve öğrenci, gerçek bir hastayı riske atmadan verdiği kararın olası fizyolojik sonuçlarını görebiliyor.</p>

<p>120 hemşirelik öğrencisi katıldı</p>

<p>17 Eylül 2026’da BMC Medical Education’da yayımlanan randomize kontrollü araştırmaya Sakarya Üniversitesi’nde öğrenim gören 120 üçüncü sınıf hemşirelik öğrencisi dahil edildi.</p>

<p>Öğrenciler 60’ar kişilik iki gruba ayrıldı.</p>

<p>Her iki grup da postpartum kanamanın tanınması ve yönetimine ilişkin üç oturumdan oluşan teorik eğitim aldı.</p>

<p>Müdahale grubundaki öğrenciler ise teorik eğitime ek olarak araştırmacıların geliştirdiği web tabanlı ciddi oyunu kullandı.</p>

<p>Oyundaki klinik senaryonun tamamlanması yaklaşık 30–50 dakika sürdü.</p>

<p>Hasta her öğrencide aynı yolu izlemiyor</p>

<p>Modelin dikkat çeken tarafı senaryonun dallanan yapısı.</p>

<p>Öğrencinin karşısına önceden belirlenmiş tek bir soru dizisi çıkarılmıyor.</p>

<p>Klinik durum sunuluyor ve öğrenciden karar vermesi bekleniyor.</p>

<p>Verilen karar bir sonraki aşamayı etkiliyor.</p>

<p>Doğru bir klinik yaklaşım farklı bir gelişmeye yol açarken hatalı veya uygun olmayan bir seçim başka bir sonuç oluşturabiliyor.</p>

<p>Böylece öğrenci yalnızca “doğru cevap hangisi?” sorusuna yanıt vermiyor.</p>

<p>Bir klinik kararın hastanın seyri açısından ne anlama gelebileceğini de takip ediyor.</p>

<p>Bu özellik, ciddi oyunları klasik dijital sınavlardan ayıran önemli noktalardan biri.</p>

<p>Neden doğum sonrası kanama seçildi?</p>

<p>Postpartum kanama hızlı tanınması ve doğru yönetilmesi gereken obstetrik aciller arasında bulunuyor.</p>

<p>Öğrencinin teorik olarak hangi müdahalelerin yapılacağını bilmesi önemli. Ancak gerçek klinik ortamda karşısına çıkan bir durumda bilgiyi doğru sırayla uygulayabilmesi farklı bir beceri gerektiriyor.</p>

<p>Üstelik öğrencilere gerçek bir acil durum üzerinde tekrar tekrar pratik yaptırmak mümkün değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Simülasyon tam olarak bu boşluğu doldurmaya çalışıyor.</p>

<p>Dijital ortamda öğrenci aynı klinik problemi güvenli biçimde deneyimleyebiliyor, karar verebiliyor ve hata yapabiliyor.</p>

<p>Gerçek hasta açısından bunun bir bedeli bulunmuyor.</p>

<p>Bilgi puanında fark görüldü</p>

<p>Araştırma sonunda ciddi oyun grubundaki öğrencilerin postpartum kanama yönetimine ilişkin bilgi puanları kontrol grubundan daha yüksek bulundu.</p>

<p>İstatistiksel düzeltmenin ardından ortalama bilgi puanı ciddi oyun grubunda 13,27, kontrol grubunda ise 11,78 olarak hesaplandı.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca öz yeterlilik ve klinik hemşirelikte öz düzenlemeli öğrenme ölçümlerinde de ciddi oyun grubunun lehine farklılıklar bildirdi.</p>

<p>Bulgular, teorik eğitime eklenen dallanan dijital senaryonun öğrencilerin eğitim çıktılarıyla ilişkili olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir sınır var.</p>

<p>“İlaç gibi oyun oynattılar, klinik başarı arttı” denemez</p>

<p>Araştırmanın sonuçları gerçek hasta bakımındaki performansı ölçmedi.</p>

<p>Öğrencilerin postpartum kanaması bulunan gerçek hastalarda daha doğru karar verip vermediği veya hasta sonuçlarının iyileşip iyileşmediği araştırılmadı.</p>

<p>Ölçümler eğitimden hemen sonra gerçekleştirildi.</p>

<p>Dolayısıyla kazanılan bilginin aylar sonra ne kadarının korunduğu da bu çalışmayla bilinmiyor.</p>

<p>Kontrol grubunun ciddi oyun grubuyla eşit süreli başka bir ek eğitim almaması da sonuçların yorumlanmasında dikkate alınması gereken noktalar arasında.</p>

<p>Bu nedenle araştırmayı “oyun geleneksel eğitimin yerini aldı” şeklinde okumak doğru değil.</p>

<p>Çalışmanın ortaya koyduğu daha önemli fikir başka:</p>

<p>Teorik bilgi ile gerçek hasta arasına güvenli bir karar verme alanı yerleştirilebilir.</p>

<p>Simülasyon laboratuvarı artık bilgisayar ekranında da olabilir</p>

<p>Sağlık eğitiminde simülasyon denildiğinde çoğu zaman yüksek teknolojili mankenlerin, monitörlerin ve klinik odaların bulunduğu büyük merkezler akla geliyor.</p>

<p>Bunlar eğitim açısından son derece değerli olmakla birlikte önemli altyapı, eğitici ve zaman gerektiriyor.</p>

<p>Web tabanlı ciddi oyunların avantajı ise farklı.</p>

<p>Öğrenci bir bilgisayar veya uygun cihaz üzerinden aynı klinik senaryoya tekrar erişebiliyor.</p>

<p>Bir fakültedeki yüzlerce öğrenciye aynı standart klinik durum sunulabiliyor.</p>

<p>Senaryo gerektiğinde yeniden oynanabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle dijital simülasyon, fiziksel simülasyon merkezlerinin rakibi olmaktan çok onların arasındaki pratik boşluğunu doldurabilecek bir eğitim katmanı olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Sakarya Üniversitesi’nde ikinci dikkat çekici proje</p>

<p>Sakarya Üniversitesi’nde oyun tabanlı sağlık eğitimi konusunda başka çalışmalar da yürütülüyor.</p>

<p>Üniversite 2026 yılının başında, hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin gebelikte hipertansif bozuklukların yönetimini öğrenmesine yönelik TÜBİTAK 1001 destekli bir ciddi oyun projesini duyurmuştu.</p>

<p>Bu projede 10 farklı sanal hasta senaryosunun oluşturulması ve öğrencilerin klinik karar süreçlerinin öğrenme analitiği kullanılarak incelenmesi planlandı.</p>

<p>İki çalışma birlikte değerlendirildiğinde Sakarya Üniversitesi’nde ciddi oyunların tek bir ders materyali olmaktan çıkarılarak sağlık eğitiminde klinik karar verme amacıyla araştırılan bir alana dönüştüğü görülüyor.</p>

<p>Türkiye’deki sağlık bilimleri fakülteleri için örnek olabilir mi?</p>

<p>Asıl önemli soru burada başlıyor.</p>

<p>Doğum sonrası kanama bu yöntemin uygulanabileceği klinik durumlardan yalnızca biri.</p>

<p>Benzer dallanan senaryolar teorik olarak hipoglisemi, anafilaksi, sepsis, kardiyak arrest, ilaç uygulama hataları veya hastanın aniden kötüleştiği başka klinik tablolar için de tasarlanabilir.</p>

<p>Her senaryonun bilimsel olarak doğrulanması, eğitim hedefleriyle uyumlu hazırlanması ve sonuçlarının araştırılması gerekir.</p>

<p>Ancak modelin önemli bir avantajı var:</p>

<p>Öğrenciye yanlış karar verme hakkı tanıyor.</p>

<p>Sağlık eğitiminde hata gerçek hastanın yanında yapılmadan önce fark edilebiliyorsa, simülasyonun temel amaçlarından biri gerçekleşmiş oluyor.</p>

<p>Sakarya Üniversitesi’nden yayımlanan çalışma bu nedenle yalnız “eğitimde oyun kullanıldı” haberi değil.</p>

<p>Daha büyük bir dönüşümün Türkiye’den örneklerinden biri:</p>

<p>Öğrenci artık yalnızca doğru cevabı öğrenmiyor; verdiği klinik kararın ardından ne olabileceğini de deneyimliyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>BMC Medical Education — Web-based serious game for postpartum hemorrhage management, randomize kontrollü çalışma, 17 Eylül 2026.</p>

<p>ClinicalTrials — NCT07229573.</p>

<p>Sakarya Üniversitesi — TÜBİTAK 1001 destekli oyun tabanlı sağlık eğitimi projesi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sakarya-universitesinden-saglik-egitiminde-yeni-model-dogum-sonrasi-kanama-ciddi-oyun-ile-ogretildi</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 09:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0840.jpeg" type="image/jpeg" length="50955"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beynin 148 Yıllık Hafızası: Brain Dergisi Nörolojinin Tarihini Nasıl Yazdı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/beynin-148-yillik-hafizasi-brain-dergisi-norolojinin-tarihini-nasil-yazdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/beynin-148-yillik-hafizasi-brain-dergisi-norolojinin-tarihini-nasil-yazdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsiden afaziye, beynin işlevlerinin haritalanmasından Wilson hastalığına… 1878’de yayımlanmaya başlayan Brain, yalnızca bilimsel makaleler yayımlayan bir dergi olmadı; modern nörolojinin gelişimine de tanıklık etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün beynin belirli bölgeleriyle konuşma, hareket, hafıza ya da duyular arasındaki ilişkiden söz etmek bize sıradan gelebilir. Oysa 19. yüzyılın sonlarında insan beyninin nasıl çalıştığı, sinir sistemi hastalıklarının nasıl ortaya çıktığı ve beynin farklı bölgelerinin hangi görevleri üstlendiği büyük ölçüde cevap bekleyen sorulardı.</p>

<p>İşte böyle bir dönemde, <strong>Nisan 1878’de</strong> İngiltere’de yeni bir bilimsel derginin ilk sayısı yayımlandı:</p>

<p><strong>Brain: A Journal of Neurology.</strong></p>

<p>Derginin ilk editörleri dönemin nöroloji tarihine damga vuracak dört isimdi: <strong>John Charles Bucknill, James Crichton-Browne, David Ferrier ve John Hughlings Jackson.</strong></p>

<p>Brain, nörolojinin henüz bugünkü sınırlarına kavuşmadığı bir çağda beyin ve sinir sistemi üzerine çalışan hekim ve araştırmacılara yeni bir bilimsel alan açtı.</p>

<h2>Dünyanın ilk nörobilim dergisi miydi?</h2>

<p>Brain, bilim tarihi literatüründe <strong>genellikle dünyanın ilk nörobilim dergisi</strong> olarak anılıyor. Ancak bu tanımın önemli bir tarihsel ayrıntısı var.</p>

<p>Brain’den önce, <strong>1871-1876 yılları arasında West Riding Lunatic Asylum Medical Reports</strong> yayımlanmıştı. Bu yayının sayfalarında da beyin, sinir sistemi ve deneysel nöroloji üzerine önemli çalışmalar bulunuyordu.</p>

<p>Üstelik Brain’in gelecekteki editörlerinden Crichton-Browne, Ferrier ve Hughlings Jackson da bu bilimsel çevreyle bağlantılıydı.</p>

<p>Bu nedenle bazı tıp tarihçileri <i>West Riding Lunatic Asylum Medical Reports</i>'u Brain’in yalnızca öncülü değil, adeta onun doğduğu bilimsel zemin olarak kabul ediyor.</p>

<p>Brain ise daha geniş kapsamı ve uluslararası yazarlarıyla zaman içinde modern nöroloji yayıncılığının temel dergilerinden biri haline geldi.</p>

<h2>Hughlings Jackson: Nöbetlerden konuşmanın sırlarına</h2>

<p>Brain’in kuruluşundaki en önemli isimlerden biri <strong>John Hughlings Jackson</strong> idi.</p>

<p>Jackson; epilepsi, hareket bozuklukları ve beynin işlevsel organizasyonu üzerine yaptığı klinik gözlemlerle modern nörolojinin öncüleri arasında yer aldı.</p>

<p>Derginin henüz ilk cildinde, <strong>Ekim 1878’de</strong>, Jackson’ın <strong>“On Affections of Speech from Disease of the Brain”</strong> başlıklı çalışması yayımlandı.</p>

<p>Bu çalışma, beyin hastalıkları ile konuşma bozuklukları arasındaki ilişkiyi anlamaya yönelik dönemin önemli araştırmalarından biriydi.</p>

<p>Bugün nöroloji terminolojisinde kullanılan <strong>Jackson tipi nöbet</strong> kavramının ardında da onun nöbetlerin vücudun belirli bir bölgesinden başlayıp zamanla başka bölgelere yayılmasını gösteren klinik gözlemleri bulunuyor.</p>

<h2>Beynin haritası çıkarılırken</h2>

<p>Brain’in bir diğer kurucu editörü <strong>David Ferrier</strong>, beynin farklı bölgelerinin farklı işlevlerle ilişkisini araştıran deneysel nörolojinin öncü isimlerindendi.</p>

<p>Ferrier’in çalışmaları, beynin tek ve bölünmez bir yapı gibi ele alındığı eski anlayıştan, belirli bölgelerin belirli işlevlerde özel roller üstlendiği görüşüne geçişte önemli bir yere sahipti.</p>

<p><strong>1889 yılında</strong> Brain’de yayımlanan <strong>“Cerebral Localisation in its Practical Relations”</strong> başlıklı makalesi, beyin işlevlerinin yerleşimi konusundaki bu tarihsel tartışmanın önemli belgelerinden biri oldu.</p>

<p>Bugün beynin işlevsel haritasından söz edebiliyorsak, bunun arkasında böylesine uzun bir gözlem, deney ve tartışma tarihi bulunuyor.</p>

<h2>Bir hastalığa adını veren makale: Wilson</h2>

<p>Brain tarihinin en dikkat çekici yayınlarından biri <strong>1912 yılında</strong> çıktı.</p>

<p>İskoç nörolog <strong>Samuel Alexander Kinnier Wilson</strong>, <strong>“Progressive Lenticular Degeneration: A Familial Nervous Disease Associated with Cirrhosis of the Liver”</strong> başlıklı kapsamlı çalışmasında gençlerde ortaya çıkan ilerleyici nörolojik belirtiler ile karaciğer sirozu arasındaki birlikteliği ayrıntılı biçimde tanımladı.</p>

<p>Makale Brain’in 34. cildinin 4. sayısında yayımlandı ve özgün çalışma <strong>295-507. sayfalar</strong> arasında yer aldı.</p>

<p>Bugün bu hastalığı <strong>Wilson hastalığı</strong> olarak biliyoruz.</p>

<p>Bir hekimin dikkatli gözlemleriyle başlayan bu çalışma, yıllar sonra genetik ve bakır metabolizması hakkındaki bilgilerle çok daha ayrıntılı biçimde açıklanabilecek bir hastalığın tıp tarihindeki temel tanımlarından biri oldu.</p>

<h2>Sherrington, Head ve nörolojinin büyük isimleri</h2>

<p>Brain’in sayfalarından yalnızca Jackson, Ferrier ya da Wilson geçmedi.</p>

<p>Sinir sistemi fizyolojisinin en önemli isimlerinden <strong>Charles Sherrington</strong> ile duyu ve afazi araştırmalarının öncülerinden <strong>Henry Head</strong> gibi bilim insanlarının çalışmaları da derginin bilimsel mirasında yer aldı.</p>

<p>Böylece Brain’in eski ciltleri, yalnız bir derginin arşivi olmaktan çıktı; nörolojinin hangi soruları sorarak bugüne ulaştığını gösteren tarihsel bir kayda dönüştü.</p>

<h2>1878’den bugüne</h2>

<p>Aradan <strong>148 yıl</strong> geçti.</p>

<p>Brain’in ilk sayılarında konuşma bozuklukları, epilepsi, beyin lokalizasyonu ve sinir sistemi yaralanmaları tartışılıyordu.</p>

<p>Bugün ise Alzheimer ve Parkinson hastalıklarından multipl skleroza, epilepsiden nörogenetiğe; hastalık mekanizmalarından biyobelirteçlere, nörogörüntülemeye ve yeni klinik araştırmalara kadar çok geniş bir bilimsel alan derginin sayfalarında yer alıyor.</p>

<p>Brain’in resmî tanımına göre dergi, <strong>1878’den bu yana klinik nöroloji ve translasyonel nörobilim alanlarında önemli çalışmalar yayımlıyor.</strong></p>

<p>Derginin baş editörlüğünü Oxford Üniversitesi Nöroloji ve Bilişsel Nörobilim Profesörü <strong>Masud Husain</strong> yürütüyor.</p>

<p>Brain’in <strong>2025 etki faktörü 12,6</strong>. Aynı yılın Clarivate verilerine göre dergi, Klinik Nöroloji kategorisinde 296 dergi arasında 6.; Neurosciences kategorisinde ise 330 dergi arasında 11. sırada bulunuyor.</p>

<h2>Bir dergiden daha fazlası</h2>

<p>Bir bilim dergisinin değeri yalnızca kaç makale yayımladığı ya da kaç kez atıf aldığıyla ölçülmez.</p>

<p>Bazı dergiler zaman içinde bir bilim dalının hafızasına dönüşür.</p>

<p>Brain’in eski ciltlerini açtığınızda yalnızca geçmişte yazılmış makalelerle karşılaşmazsınız.</p>

<p>Epilepsinin nasıl anlaşılmaya başladığını, konuşmanın beyindeki izlerinin nasıl arandığını, beynin işlevlerinin nasıl haritalandırıldığını ve nörolojinin bağımsız bir bilim dalına dönüşürken hangi soruların peşinden koştuğunu da görürsünüz.</p>

<p>Bir zamanlar hekimler hastanın yatağının başında gördükleri küçük bir belirtiden beynin sırlarına ulaşmaya çalışıyordu.</p>

<p>Bugün elimizde ileri görüntüleme teknikleri, genetik analizler ve moleküler yöntemler var.</p>

<p>Ama bilim insanının temel sorusu değişmedi:</p>

<p><strong>Beyin nasıl çalışıyor ve hastalandığında ne oluyor?</strong></p>

<p>Belki Brain’in 148 yıllık hikâyesini anlatan asıl cümle de budur:</p>

<p><strong>Beyni anlamaya çalışan kuşaklar değişti, yöntemler değişti, bilgiler değişti; fakat insanın beynin sırlarını çözme merakı hiç değişmedi.</strong></p>

<h3>Kaynaklar</h3>

<p>Oxford Academic – <i>Brain: About the Journal</i></p>

<p>Oxford Academic – <i>Brain Editorial Board</i></p>

<p>Brain – <i>West Riding Lunatic Asylum Medical Reports: the precursor of Brain?</i></p>

<p>J. Hughlings Jackson – <i>On Affections of Speech from Disease of the Brain</i>, Brain, 1878</p>

<p>David Ferrier – <i>Cerebral Localisation in its Practical Relations</i>, Brain, 1889</p>

<p>S. A. Kinnier Wilson – <i>Progressive Lenticular Degeneration: A Familial Nervous Disease Associated with Cirrhosis of the Liver</i>, Brain, 1912</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bilgilendirme notu:</strong> Bu içerik tıp tarihi ve bilimsel yayıncılık hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Tanı veya tedavi önerisi içermez.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/beynin-148-yillik-hafizasi-brain-dergisi-norolojinin-tarihini-nasil-yazdi</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 08:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/brain-beynin-bilimsel-hafizasi.jpg" type="image/jpeg" length="21533"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbuprofen, Setirizin ve Prednizon Diyabetik Göz Hastalığı Riskini Azaltabilir mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ibuprofen-setirizin-ve-prednizon-diyabetik-goz-hastaligi-riskini-azaltabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ibuprofen-setirizin-ve-prednizon-diyabetik-goz-hastaligi-riskini-azaltabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tip 2 diyabetli yetişkinleri inceleyen yeni araştırmada setirizin, ibuprofen ve prednizon kullanımı; diyabetik makula ödemi ve proliferatif diyabetik retinopati riskinin daha düşük olmasıyla ilişkilendirildi. Ancak araştırma bu ilaçların koruyucu olduğunu henüz kanıtlamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tip 2 diyabetin en ciddi komplikasyonlarından biri olan diyabetik retinopati konusunda dikkat çekici yeni veriler yayımlandı. Ophthalmology dergisinde 10 Eylül 2026’da çevrim içi yayımlanan araştırma, yaygın olarak kullanılan üç ilacın görmeyi tehdit eden diyabetik göz komplikasyonlarının daha düşük görülmesiyle ilişkili olabileceğini ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmanın merkezindeki ilaçlar setirizin, ibuprofen ve prednizon. Setirizin yaygın kullanılan bir antihistaminik, ibuprofen nonsteroid antiinflamatuvar (NSAİİ), prednizon ise kortikosteroid sınıfında yer alıyor. Üç ilacın ortak noktalarından biri inflamatuvar süreçleri farklı mekanizmalarla etkileyebilmeleri.</p>

<p>115 milyon kişilik sağlık ağı incelendi</p>

<p>Araştırmacılar ABD’deki TriNetX Collaborative Network verilerini kullandı. Bu veri ağı 67 sağlık kuruluşundan yaklaşık 115 milyon kişinin kayıtlarını kapsıyordu.</p>

<p>Çalışmaya tip 2 diyabeti bulunan, göz sağlığı takibi yapılmış ve 1 Ocak 2005 ile 1 Mart 2025 arasında incelenen ilaçlardan en az iki belgelenmiş kullanımı bulunan yetişkinler dahil edildi.</p>

<p>Araştırmacılar ilaç kullananlarla kullanmayanları yaş, hastalıklar ve diğer özellikler dahil toplam 44 değişken açısından eşleştirdi. Eşleştirilmiş grupların büyüklüğü ilaca göre 18 bin 762 ile 86 bin 846 çift arasında değişti. Sonuçlar üç yıllık dönem için değerlendirildi.</p>

<p>İbuprofen kullananlarda risk daha düşük bulundu</p>

<p>En dikkat çekici sonuçlardan biri ibuprofen grubunda görüldü.</p>

<p>İbuprofen kullanımı, diyabetik makula ödemi gelişme oranının yüzde 37 daha düşük olmasıyla ilişkiliydi. Proliferatif diyabetik retinopati için ise göreli risk yaklaşık yüzde 52 daha düşüktü.</p>

<p>Setirizin kullanımında diyabetik makula ödemi için yüzde 38, proliferatif diyabetik retinopati için yaklaşık yüzde 41 daha düşük göreli risk saptandı.</p>

<p>Prednizon grubundaki ilişki daha da güçlüydü. Diyabetik makula ödemi yaklaşık yüzde 54, proliferatif diyabetik retinopati ise yüzde 64 daha düşük görüldü.</p>

<p>Sonuçlar şöyleydi:</p>

<p>Setirizin:<br />
Diyabetik makula ödemi HR: 0,62<br />
Proliferatif diyabetik retinopati HR: 0,59</p>

<p>İbuprofen:<br />
Diyabetik makula ödemi HR: 0,63<br />
Proliferatif diyabetik retinopati HR: 0,48</p>

<p>Prednizon:<br />
Diyabetik makula ödemi HR: 0,46<br />
Proliferatif diyabetik retinopati HR: 0,36</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca sonuçların ne kadar sağlam olduğunu değerlendirmek amacıyla dokuz farklı duyarlılık analizi gerçekleştirdi. Genel bulgular bu analizlerde de korundu.</p>

<p>Neden inflamasyon üzerinde duruluyor?</p>

<p>Diyabetik retinopati yalnızca yüksek kan şekerinin küçük damarlar üzerindeki etkisiyle açıklanmıyor. Retinadaki kronik inflamasyonun da hastalığın başlaması ve ilerlemesinde önemli rol oynadığına ilişkin giderek büyüyen bilimsel kanıt bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle araştırmacılar, sistemik inflamasyonun baskılanmasının diyabetik göz hastalığının ilerlemesini etkileyip etkileyemeyeceğini araştırıyor. Nitekim 2026’da yayımlanan ayrı bir çalışma da sistemik IL-6 inhibitörü kullanımını diyabetik retinopati ve bazı ciddi retinal komplikasyonların daha düşük görülmesiyle ilişkilendirdi.</p>

<p>Fenofibrat önemli bir karşılaştırma sağladı</p>

<p>Yeni araştırmanın dikkat çekici yönlerinden biri de fenofibratın pozitif kontrol olarak kullanılmasıydı.</p>

<p>Fenofibrat grubunda diyabetik makula ödemi için HR 0,57, proliferatif diyabetik retinopati için HR 0,59 bulundu. Araştırmacılar, incelenen üç ilacın gözlenen ilişkilerinin fenofibratla benzer büyüklükte olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Bu karşılaştırma önemli. Amerikan Diyabet Derneği’nin 2026 bakım standartlarında da dislipidemisi bulunan kişilerde fenofibrat eklenmesinin, özellikle başlangıçta erken diyabetik retinopatisi bulunanlarda hastalığın ilerlemesini yavaşlatabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Bu sonuçlar “ibuprofen gözleri koruyor” anlamına gelmiyor</p>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlaması, geriye dönük gözlemsel araştırma olması. Araştırmacılar çok sayıda değişkeni eşleştirmiş ve sonuçları farklı analizlerle test etmiş olsa da gözlemsel veriler neden-sonuç ilişkisini kesin olarak gösteremez.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, “ibuprofen kullananlarda risk daha düşük bulundu” ile “ibuprofen diyabetik retinopatiyi önler” aynı şey değil.</p>

<p>Özellikle prednizon gibi kortikosteroidlerin kan şekeri üzerinde önemli etkileri bulunabilir. İbuprofen gibi NSAİİ’lerin de gastrointestinal, böbrek ve kardiyovasküler yan etkileri olabilir. Bu nedenle söz konusu ilaçların diyabetik retinopatiden korunmak amacıyla doktor önerisi olmadan kullanılması doğru değildir.</p>

<p>Araştırmacılar da sonuçları yeni bir tedavi önerisi olarak değil, bu ilaçların ileriye dönük kontrollü çalışmalarda değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden bir bulgu olarak yorumluyor.</p>

<p>Yeni hedef inflamasyon olabilir</p>

<p>Çalışmanın bilimsel açıdan en önemli mesajı tek tek ilaçlardan daha geniş olabilir. Bulgular, inflamasyonun diyabetik retinopatinin önlenmesinde gelecekte hedeflenebilecek mekanizmalardan biri olabileceği düşüncesini güçlendiriyor.</p>

<p>Ancak mevcut aşamada diyabet hastalarının gözlerini korumak için düzenli göz muayenelerini sürdürmeleri ve kan şekeri, kan basıncı ve diğer metabolik risk faktörlerinin kontrolüne yönelik mevcut tedavilerini uygulamaları önemini koruyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu çalışma setirizin, ibuprofen veya prednizonun diyabetik retinopatiyi önlediğini kanıtlamamaktadır. Bu ilaçlar diyabetik göz hastalığından korunmak amacıyla hekim önerisi olmadan başlanmamalıdır. Özellikle uzun süreli NSAİİ ve kortikosteroid kullanımı ciddi yan etkilere yol açabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Bison HS ve ark. Association of Common Anti-Inflammatory Medications with Reduced Risk of Vision-Threatening Diabetic Retinopathy in Type 2 Diabetes. Ophthalmology. 2026.</p>

<p>PubMed – Association of Common Anti-Inflammatory Medications with Reduced Risk of Vision-Threatening Diabetic Retinopathy in Type 2 Diabetes.</p>

<p>American Diabetes Association. Standards of Care in Diabetes—2026. Retinopathy, Neuropathy, and Foot Care.</p>

<p>Ophthalmology. Systemic Interleukin-6 Inhibition and Risk of Diabetic Retinopathy Development and Progression. 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ibuprofen-setirizin-ve-prednizon-diyabetik-goz-hastaligi-riskini-azaltabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 08:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0838.jpeg" type="image/jpeg" length="41437"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FDA’dan İki Yeni Onay: Tip 1 Diyabette Finerenon, Sanfilippo’da İlk Gen Tedavisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fdadan-iki-yeni-onay-tip-1-diyabette-finerenon-sanfilippoda-ilk-gen-tedavisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fdadan-iki-yeni-onay-tip-1-diyabette-finerenon-sanfilippoda-ilk-gen-tedavisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Gıda ve İlaç Dairesi aynı gün iki dikkat çekici tedavi kararına imza attı. Finerenon, tip 1 diyabete bağlı kronik böbrek hastalığında yeni bir kullanım alanı kazanırken; Sanfilippo sendromu tip A için geliştirilen Fayuvi, hastalığın nörolojik belirtilerine yönelik ilk FDA onaylı tedavi oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Biri dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen diyabetin önemli komplikasyonlarından biri.</p>

<p>Diğeri ise çocukluk çağında başlayıp zaman içinde konuşma, bilişsel yetiler ve kazanılmış becerilerin kaybına yol açabilen çok nadir bir genetik hastalık.</p>

<p>17 Eylül 2026’da bu iki farklı hastalık alanından peş peşe iki önemli haber geldi.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, <strong>finerenonun tip 1 diyabete bağlı kronik böbrek hastalığındaki kullanımını onayladı.</strong></p>

<p>Aynı gün <strong>Sanfilippo sendromu tip A için ilk FDA onaylı tedavi olan Fayuvi gen tedavisine</strong> de onay verildi.</p>

<p>İki tedavinin mekanizması, hedeflediği hastalık ve uygulanma şekli birbirinden tamamen farklı.</p>

<p>Ancak ikisi de modern tıbbın giderek hastalıkların altında yatan biyolojik mekanizmalara yöneldiğini gösteren dikkat çekici örnekler.</p>

<h2>Tip 1 diyabete bağlı böbrek hastalığında yeni seçenek</h2>

<p>İlk gelişme <strong>finerenon</strong>, ticari adıyla <strong>Kerendia</strong> ile ilgili.</p>

<p>Finerenon, steroidal olmayan seçici bir mineralokortikoid reseptör antagonisti.</p>

<p>FDA’nın yeni kararıyla ilacın kullanım alanı, <strong>tip 1 diyabetle ilişkili kronik böbrek hastalığı bulunan yetişkinleri</strong> de kapsayacak şekilde genişletildi.</p>

<p>İlacın üreticisi Bayer, bunu bu hasta grubu için ABD’de 30 yılı aşkın süredir FDA tarafından onaylanan ilk yeni tedavi seçeneği olarak tanımlıyor.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var:</p>

<p><strong>Finerenon tip 1 diyabeti tedavi eden bir ilaç değil ve insülinin yerine geçmiyor.</strong></p>

<p>Yeni endikasyon, tip 1 diyabete eşlik eden kronik böbrek hastalığını hedefliyor.</p>

<h2>242 hastalık Faz 3 çalışması</h2>

<p>Onayın temel bilimsel dayanaklarından biri <strong>FINE-ONE Faz 3 çalışması</strong>.</p>

<p><i>New England Journal of Medicine</i>’da yayımlanan araştırmaya tip 1 diyabet, kronik böbrek hastalığı ve albüminürisi bulunan <strong>242 yetişkin</strong> dahil edildi.</p>

<p>Katılımcılar finerenon veya plasebo almak üzere rastgele iki gruba ayrıldı.</p>

<p>Altı aylık dönemde idrar albümin/kreatinin oranı, yani <strong>UACR</strong>, finerenon grubunda yüzde 34, plasebo grubunda ise yüzde 12 azaldı.</p>

<p>İki grup istatistiksel olarak karşılaştırıldığında finerenonla <strong>UACR’de plaseboya göre yüzde 25 daha fazla göreli azalma</strong> görüldü.</p>

<p>Bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı.</p>

<h2>Bu yüzde ne anlama geliyor?</h2>

<p>Çalışmanın en kolay yanlış yorumlanabilecek noktası burası.</p>

<p>Araştırma:</p>

<p><strong>“Finerenon böbrek yetmezliği riskini yüzde 25 azalttı”</strong></p>

<p>sonucunu göstermedi.</p>

<p>FINE-ONE’ın temel sonlanım noktası böbrek yetmezliği, diyaliz ihtiyacı veya böbrek nakli değildi.</p>

<p>Temel ölçüt <strong>UACR’deki değişimdi.</strong></p>

<p>UACR, idrarda ne kadar albümin bulunduğunu değerlendiren önemli bir böbrek hasarı göstergesi.</p>

<p>Sağlıklı böbrekler albümin gibi büyük proteinlerin önemli bölümünü kanda tutarken, böbreğin filtreleme yapısı zarar gördüğünde albümin idrara geçmeye başlayabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle UACR’nin azalması olumlu kabul ediliyor.</p>

<p>Yeni FDA endikasyonu da UACR’nin azaltılmasına dayanıyor; bunun kalıcı böbrek fonksiyon kaybı ve son dönem böbrek hastalığı riskini azaltması bekleniyor.</p>

<p>Ancak bunun uzun dönemde klinik olaylara ne ölçüde yansıyacağı daha uzun takiplerle değerlendirilecek.</p>

<h2>Potasyum açısından dikkat gerekiyor</h2>

<p>Finerenon tamamen risksiz bir ilaç değil.</p>

<p>FINE-ONE çalışmasında dikkat çeken güvenlilik başlıklarından biri <strong>hiperkalemi</strong>, yani kandaki potasyum düzeyinin yükselmesiydi.</p>

<p>Hiperkalemi:</p>

<p><strong>finerenon grubunda yüzde 10,1,<br />
plasebo grubunda yüzde 3,3</strong> oranında görüldü.</p>

<p>Finerenon kullanan katılımcıların yüzde 1,7’si hiperkalemi nedeniyle tedaviyi bıraktı.</p>

<p>Bu nedenle finerenon hekim kontrolünde kullanılıyor ve böbrek fonksiyonlarıyla birlikte serum potasyumunun izlenmesi önem taşıyor.</p>

<h2>İkinci onay çocukluk çağının ağır bir nadir hastalığı için</h2>

<p>Aynı gün gelen ikinci gelişme ise <strong>Sanfilippo sendromu tip A</strong> ile ilgili.</p>

<p>Hastalığın tıbbi adı:</p>

<p><strong>Mukopolisakkaridoz tip IIIA — MPS IIIA.</strong></p>

<p>Sanfilippo tip A, <strong>SGSH genindeki hastalık yapıcı değişikliklerden</strong> kaynaklanan nadir ve ilerleyici bir genetik hastalık.</p>

<p>SGSH geni, sulfamidase adlı enzimin üretimi için gerekli bilgiyi taşıyor.</p>

<p>Enzim yeterince üretilemediğinde <strong>heparan sülfat</strong> hücrelerin lizozomlarında birikiyor.</p>

<p>Bu birikim özellikle beyin ve sinir sisteminde zaman içinde ilerleyici hasara yol açabiliyor.</p>

<p>Çocuklar yaşamlarının ilk dönemlerinde bazı gelişim basamaklarını normal şekilde kazanabilirken daha sonra gelişim yavaşlayabiliyor; konuşma, bilişsel yetiler ve diğer kazanılmış beceriler giderek kaybedilebiliyor.</p>

<h2>Sanfilippo için ilk FDA onaylı tedavi</h2>

<p>FDA, <strong>Fayuvi (rebisufligene etisparvovec-hopf)</strong> adlı gen tedavisini onayladı.</p>

<p>Bu karar, Sanfilippo sendromu tip A için <strong>ilk FDA onaylı tedavi</strong> anlamına geliyor.</p>

<p>Tedavinin en dikkat çekici özelliklerinden biri de <strong>tek seferlik damar içi infüzyon</strong> şeklinde uygulanması.</p>

<p>Fayuvi, değiştirilmiş ve enfeksiyon oluşturmayan <strong>AAV9 adlı adeno-ilişkili viral vektörü</strong> taşıyıcı olarak kullanıyor.</p>

<p>Bu taşıyıcıyla hücrelere çalışan bir <strong>SGSH geni</strong> ulaştırılıyor.</p>

<p>Amaç, hücrelerin yeniden sulfamidase enzimi üretebilmesini sağlamak ve hastalıkta biriken heparan sülfatın parçalanmasını artırmak.</p>

<h2>Çocukların bilişsel işlevleri değerlendirildi</h2>

<p>Fayuvi’nin güvenlilik ve etkinliği <strong>açık etiketli, tek kollu ve çok merkezli</strong> bir klinik araştırmada değerlendirildi.</p>

<p>Çalışmada özellikle <strong>2–5 yaşındaki çocukların bilişsel skorlarındaki değişim</strong> incelendi.</p>

<p>Burada önemli bir metodolojik ayrıntı bulunuyor:</p>

<p>Çalışmada eşzamanlı plasebo grubu yoktu.</p>

<p>Tedavi alan çocukların sonuçları, hastalığın doğal seyrini gösteren <strong>tedavi almamış tarihsel kontrol grubuyla</strong> karşılaştırıldı.</p>

<p>FDA’ya göre Fayuvi alan çocuklarda bilişsel işlev korundu veya iyileşti.</p>

<p>Bu sonuç, Sanfilippo tip A’nın doğal seyrinde bu yaş döneminde beklenen durağanlaşma ve ardından gelen gerilemeden farklıydı.</p>

<p>Bu bulgu tedavinin hastalığın nörolojik seyrini değiştirebilme potansiyelini destekliyor.</p>

<p>Ancak sonuçlar değerlendirilirken çalışmanın randomize ve eşzamanlı kontrollü olmaması da dikkate alınmalı.</p>

<h2>Her Sanfilippo hastası için uygun mu?</h2>

<p>Hayır.</p>

<p>FDA’nın resmî onay metnindeki ifade özellikle önemli.</p>

<p>Fayuvi:</p>

<p><strong>nörogelişimsel işlevi korunmuş pediatrik MPS IIIA hastalarında nörolojik belirtilerin tedavisi</strong></p>

<p>için onaylandı.</p>

<p>Bu nedenle “Sanfilippo tip A bulunan bütün çocuklara uygulanabilir” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru değil.</p>

<p>Hastalığın evresi ve çocuğun mevcut nörogelişimsel durumu tedavi değerlendirmesinde önem taşıyor.</p>

<h2>Tek uygulama olması risksiz olduğu anlamına gelmiyor</h2>

<p>Fayuvi’nin yalnızca bir kez uygulanması tedavinin basit olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Gen tedavisi, infüzyon reaksiyonlarının yönetilebildiği uygun sağlık merkezlerinde uygulanıyor.</p>

<p>FDA’nın bildirdiği ve hastaların yüzde 5’inden fazlasında görülen yan etkiler arasında:</p>

<p>karaciğer enzimi AST’de yükselme,<br />
bulantı ve kusma,<br />
ateş,<br />
iştah azalması,<br />
beyaz kan hücreleri ve trombositlerde azalma<br />
ve amilaz düzeyinde yükselme</p>

<p>bulunuyor.</p>

<p>Önemli güvenlilik uyarılarından biri de <strong>trombotik mikroanjiyopati</strong> riski.</p>

<p>FDA ayrıca diğer AAV tabanlı gen tedavilerinde olduğu gibi verilen genetik materyalin genomla bütünleşmesine bağlı teorik uzun dönem tümör riskine dikkat çekiyor.</p>

<p>Tedavi öncesinde başlayan ve sonrasında en az sekiz hafta devam eden kortikosteroid kullanımı da uygulama protokolünün bir parçası.</p>

<h2>İki tedavinin ortak noktası ne?</h2>

<p>Finerenon ve Fayuvi birbirinden çok farklı iki tedavi.</p>

<p>Finerenon, mineralokortikoid reseptörünün aşırı aktivasyonuyla ilişkili süreçleri hedefleyen ağızdan kullanılan bir ilaç.</p>

<p>Fayuvi ise eksik işlev gören genetik talimatı çalışan bir SGSH geniyle tamamlamayı amaçlayan tek uygulamalık gen tedavisi.</p>

<p>Ancak bu iki onay aynı eğilimi ortaya koyuyor:</p>

<p><strong>Modern tıp yalnız hastalık belirtilerini kontrol etmeye değil, hastalığın altında yatan mekanizmalara müdahale etmeye giderek daha fazla yöneliyor.</strong></p>

<p>Birinde böbrek hasarına katkıda bulunan biyolojik bir sinyal yolu hedefleniyor.</p>

<p>Diğerinde hastalığın temelindeki genetik bozukluğa müdahale ediliyor.</p>

<h2>Türkiye’deki hastalar için ne anlama geliyor?</h2>

<p>Her iki gelişme de <strong>ABD FDA kararı</strong>.</p>

<p>Bu nedenle finerenonun yeni tip 1 diyabet endikasyonunun veya Fayuvi gen tedavisinin Türkiye’de otomatik olarak aynı koşullarda ruhsatlandırıldığı ya da geri ödeme kapsamına girdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Türkiye’de ruhsatlandırma, kullanım endikasyonu, erişim ve geri ödeme süreçleri ayrıca değerlendiriliyor.</p>

<p>Hastaların mevcut tedavilerini bu haberler doğrultusunda değiştirmemeleri ve özellikle gen tedavileri konusunda uzman merkezlerin değerlendirmesi dışında bir girişimde bulunmamaları gerekiyor.</p>

<h2>Tıbbiye Bülteni değerlendirmesi</h2>

<p>17 Eylül 2026’da verilen iki karar farklı nedenlerle önemli.</p>

<p><strong>Finerenon</strong>, tip 1 diyabete bağlı kronik böbrek hastalığında tedavi seçeneklerine yeni bir yaklaşım ekliyor.</p>

<p><strong>Fayuvi</strong> ise bugüne kadar FDA onaylı bir tedavisi bulunmayan Sanfilippo sendromu tip A’da hastalığın genetik temelini hedefleyen ilk onaylı tedaviyi getiriyor.</p>

<p>Ancak iki gelişmede de bilimin sınırlarını doğru çizmek gerekiyor.</p>

<p>Finerenon için uzun dönemde böbrek yetmezliği ve diyaliz gibi klinik sonuçlar üzerindeki etkinin daha uzun süreli verilerle netleşmesi gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fayuvi için ise etkinin ne kadar süre devam edeceği ve uzun dönem güvenlilik profilinin nasıl şekilleneceği yıllar sürecek takiplerle anlaşılacak.</p>

<p>Bu nedenle iki FDA kararı da bir “son nokta” değil.</p>

<p><strong>Biri kronik böbrek hastalığında, diğeri nadir bir çocukluk hastalığında açılan yeni bir tedavi kapısı.</strong></p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>U.S. Food and Drug Administration</p>

<p>New England Journal of Medicine</p>

<p>FINE-ONE Investigators</p>

<p>Bayer</p>

<p>FDA FAYUVI BLA Approval Letter</p>

<p>Ultragenyx Pharmaceutical</p>

<h2>SEO BAŞLIĞI</h2>

<p><strong>FDA’dan İki Yeni Onay: Finerenon ve Sanfilippo Gen Tedavisi</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fdadan-iki-yeni-onay-tip-1-diyabette-finerenon-sanfilippoda-ilk-gen-tedavisi</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 08:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/fda-iki-onay.webp" type="image/jpeg" length="53999"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[OGTT Nedir, Nasıl Yapılır? 140, 199 ve 200 Ne Anlama Gelir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ogtt-nedir-nasil-yapilir-140-199-ve-200-ne-anlama-gelir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ogtt-nedir-nasil-yapilir-140-199-ve-200-ne-anlama-gelir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[OGTT, belirli miktarda glukoz içildikten sonra vücudun şekeri ne kadar iyi işlediğini ölçen şeker yükleme testidir. Gebe olmayan yetişkinlerde 75 gram OGTT’nin 2. saatinde 140-199 mg/dL bozulmuş glukoz toleransı, 200 mg/dL ve üzeri ise diyabet tanı kriterlerinden biridir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>OGTT, açlık kan şekeri veya HbA1c’nin tek başına ortaya koyamadığı glukoz metabolizması bozukluklarını gösterebilen bir testtir. Özellikle açlık şekeri normal veya sınıra yakın olduğu halde diyabet ya da prediyabet şüphesi bulunan kişilerde kullanılabilir.</p>

<p>Gebe olmayan yetişkinlerde standart tanısal OGTT genellikle 75 gram glukozla yapılır. Testin ikinci saatindeki plazma glukozunun 140 mg/dL’nin altında olması normal glukoz toleransıyla uyumluyken 140-199 mg/dL aralığı bozulmuş glukoz toleransı, 200 mg/dL ve üzeri ise diyabet tanı kriterlerinden biridir.</p>

<p>Gebelikte yapılan OGTT’nin eşikleri farklıdır. Bu nedenle gebelikteki “şeker yükleme testi” sonuçları gebe olmayan yetişkinlerin 140 ve 200 mg/dL sınırlarıyla yorumlanmamalıdır.</p>

<p>OGTT nedir?</p>

<p>OGTT, “Oral Glucose Tolerance Test” yani oral glukoz tolerans testidir.</p>

<p>Test, vücudun belirli miktarda glukoz yüküne nasıl yanıt verdiğini ölçer.</p>

<p>Kişi glukoz çözeltisini içtikten sonra kan şekeri yükselir. Pankreas insülin salgılar ve dokular glukozu kullanmaya başlar. Glukoz metabolizması sağlıklı çalışıyorsa kan şekeri belirli süre içinde düşer.</p>

<p>İnsülin direnci veya insülin salgısında yetersizlik varsa glukoz daha uzun süre yüksek kalabilir.</p>

<p>75 gram şeker yükleme testi nasıl yapılır?</p>

<p>Gebe olmayan yetişkinlerde diyabet tanısı için kullanılan standart OGTT’de genellikle 75 gram susuz glukoza eşdeğer glukoz içeren çözelti kullanılır.</p>

<p>Önce açlık kan örneği alınır.</p>

<p>Ardından kişi glukoz çözeltisini belirlenen süre içinde içer.</p>

<p>Tanısal 75 gram OGTT’de glukoz içildikten 2 saat sonra tekrar kan örneği alınır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Test boyunca kişinin sakin şekilde oturması ve laboratuvarın verdiği talimatlara uyması önemlidir.</p>

<p>OGTT için kaç saat aç kalmak gerekir?</p>

<p>OGTT öncesinde en az 8 saat açlık gerekir. Açlığın gereksiz yere çok uzatılması da uygun değildir.</p>

<p>Testten önceki günlerde kişinin olağan beslenmesini sürdürmesi önemlidir. Test sonucunu “daha iyi çıkarmak” amacıyla günler öncesinden karbonhidratı ciddi biçimde kısıtlamak doğru değildir.</p>

<p>Akut hastalık, kullanılan bazı ilaçlar ve test koşulları glukoz yanıtını etkileyebilir.</p>

<p>Test öncesi ilaçlar kendi kendine kesilmemeli; laboratuvar veya sağlık profesyonelinin hazırlık talimatı uygulanmalıdır.</p>

<p>OGTT’de 2. saat şekeri kaç olmalı?</p>

<p>Gebe olmayan yetişkinlerde 75 gram OGTT’nin ikinci saatindeki plazma glukozu genel olarak şöyle değerlendirilir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>2. saat plazma glukozu</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Değerlendirme</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>140 mg/dL’nin altı</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Normal glukoz toleransı</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>140-199 mg/dL</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Bozulmuş glukoz toleransı / prediyabet</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>200 mg/dL ve üzeri</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Diyabet tanı kriterlerinden biri</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Bu değerler venöz plazma glukozuna dayalı klinik karar sınırlarıdır.</p>

<p>Evde kullanılan glukometreyle yapılan ölçümler tanısal OGTT’nin yerine geçmez.</p>

<p>OGTT 140 çıkarsa ne anlama gelir?</p>

<p>İkinci saat glukozunun tam 140 mg/dL olması bozulmuş glukoz toleransı aralığının başlangıcıdır.</p>

<p>Bu sonuç diyabet değildir ancak prediyabet kategorisindedir.</p>

<p>Kişinin gelecekte Tip 2 diyabet geliştirme riski artabilir. Kilo, bel çevresi, aile öyküsü, fiziksel aktivite, kan basıncı ve diğer metabolik faktörler gerçek riski etkiler.</p>

<p>OGTT 160 veya 180 çıkarsa ne demek?</p>

<p>İkinci saat glukozunun 160 veya 180 mg/dL olması 140-199 mg/dL arasındaki bozulmuş glukoz toleransı aralığındadır.</p>

<p>Bu değerler diyabet tanı eşiğinin altında olsa da normal kabul edilmez.</p>

<p>Ancak “160 hafif, 180 ağır prediyabet” şeklinde standart bir klinik evreleme bulunmaz.</p>

<p>Sonuç kişinin diğer glukoz değerleri ve risk faktörleriyle birlikte değerlendirilir.</p>

<p>OGTT 199 çıkarsa diyabet midir?</p>

<p>Gebe olmayan yetişkinlerde 75 gram OGTT’nin ikinci saatinde 199 mg/dL, teknik olarak bozulmuş glukoz toleransı aralığındadır.</p>

<p>Diyabet için kullanılan eşik 200 mg/dL’dir.</p>

<p>Ancak bu, 199 mg/dL’nin metabolik olarak önemsiz olduğu ve 200 mg/dL ile arasında keskin bir biyolojik duvar bulunduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Tanı eşikleri klinik karar vermeyi standartlaştırmak için kullanılır.</p>

<p>OGTT 200 çıkarsa diyabet midir?</p>

<p>75 gram OGTT’nin ikinci saatinde plazma glukozunun 200 mg/dL veya üzerinde olması diyabet için kullanılan tanı kriterlerinden biridir.</p>

<p>Ancak belirgin hiperglisemi bulunmayan bir kişide tek bir anormal sonuç genellikle doğrulanır.</p>

<p>Başka bir günde tekrarlanan anormal test veya HbA1c ya da açlık plazma glukozu gibi ikinci bir test tanıyı destekleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle tek bir 200 mg/dL sonucu kişinin bütün klinik durumu dikkate alınmadan yorumlanmamalıdır.</p>

<p>Açlık şekeri normal ama OGTT yüksek olabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Açlık glukozu karaciğerin gece boyunca glukoz üretimi ve bazal insülin etkisi hakkında bilgi verirken OGTT vücudun büyük bir glukoz yükünü nasıl yönettiğini test eder.</p>

<p>Bazı kişilerde açlık glukozu 100 mg/dL’nin altında olduğu halde ikinci saat glukozu 140-199 mg/dL arasında olabilir.</p>

<p>Bu durum bozulmuş glukoz toleransı olarak değerlendirilir.</p>

<p>Dolayısıyla normal açlık şekeri prediyabet veya diyabeti her koşulda dışlamaz.</p>

<p>OGTT ile HbA1c arasındaki fark nedir?</p>

<p>OGTT, vücudun belirli bir glukoz yüküne birkaç saat içindeki yanıtını gösterir.</p>

<p>HbA1c ise önceki yaklaşık 2-3 aylık glisemik durumu yansıtır.</p>

<p>Bu nedenle iki test aynı kişide farklı sonuç kategorileri gösterebilir.</p>

<p>Örneğin HbA1c normal veya sınırda olduğu halde OGTT’de bozulmuş glukoz toleransı saptanabilir.</p>

<p>HbA1c’nin kırmızı kan hücrelerinin yaşam süresinden etkilendiği durumlarda OGTT ayrıca yararlı olabilir.</p>

<p>OGTT sırasında su içilir mi?</p>

<p>Test sırasında laboratuvarın talimatı esas alınmalıdır. Genellikle az miktarda sade suya izin verilebilir.</p>

<p>Ancak yemek yenmemeli ve kalori içeren içecek tüketilmemelidir.</p>

<p>Sigara, yoğun hareket ve egzersiz glukoz metabolizmasını etkileyebileceğinden test süresince bunlardan kaçınılır.</p>

<p>Kişinin mümkün olduğunca sakin şekilde oturması istenir.</p>

<p>Kusma meydana gelirse testin geçerliliği etkilenebilir ve laboratuvar personeline bildirilmelidir.</p>

<p>Gebelikte OGTT kaç olmalı?</p>

<p>Gebelikte OGTT tamamen farklı eşiklerle değerlendirilir.</p>

<p>75 gram OGTT kullanılan gebelik protokollerinden birinde gestasyonel diyabet için şu eşiklerden herhangi birinin karşılanması tanı açısından yeterli olabilir:</p>

<ul>
 <li>Açlık: 92 mg/dL veya üzeri
 <ol>
  <li>saat: 180 mg/dL veya üzeri</li>
  <li>saat: 153 mg/dL veya üzeri</li>
 </ol>
 </li>
</ul>

<p>Ancak gebelikte kullanılan tarama ve tanı protokolleri ülkeye ve sağlık sistemine göre farklılaşabilir. Bazı merkezlerde önce 50 gram tarama, ardından gerektiğinde 100 gram OGTT uygulanır.</p>

<p>Bu nedenle gebe bir kişinin 2. saat sonucu 160 mg/dL ise “200’ün altında, normal” denemez. Gebelikte farklı eşikler geçerlidir.</p>

<p>Gebelikte şeker yükleme testi bebeğe zarar verir mi?</p>

<p>OGTT, gestasyonel diyabetin tanısında uzun yıllardır kullanılan standart yöntemlerden biridir.</p>

<p>Tanısal amaçla kullanılan glukoz yükünün gebelikte anne veya bebeğe zarar verdiğini gösteren güvenilir kanıt bulunmamaktadır.</p>

<p>Buna karşılık tanınmamış ve kontrolsüz gestasyonel diyabet anne ve bebek açısından çeşitli risklerle ilişkilidir.</p>

<p>Testin gerekip gerekmediği ve hangi protokolün uygulanacağı gebelik takibini yapan sağlık ekibi tarafından belirlenir.</p>

<p>OGTT sonucu nelerden etkilenebilir?</p>

<p>Test koşullarına uyulmaması sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Akut hastalık, ciddi stres, yetersiz veya aşırı uzun açlık, bazı ilaçlar, test sırasında fiziksel aktivite ve glukoz çözeltisinin tamamının içilememesi sonucu değiştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle OGTT’nin standart koşullarda yapılması önemlidir.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>OGTT 199 çıkarsa diyabet midir?</p>

<p>Hayır. Gebe olmayan yetişkinlerde 75 gram OGTT’nin ikinci saatinde 199 mg/dL bozulmuş glukoz toleransı yani prediyabet aralığındadır. Diyabet eşiği 200 mg/dL’dir.</p>

<p>Açlık şekeri normalken OGTT yüksek çıkabilir mi?</p>

<p>Evet. Bazı kişilerde açlık glukozu normal olduğu halde glukoz yükünden iki saat sonra şeker yeterince düşmez ve bozulmuş glukoz toleransı saptanabilir.</p>

<p>Gebelikte OGTT’nin 2. saati 160 ise normal midir?</p>

<p>75 gram gebelik OGTT’sinde 2. saat için kullanılan eşik 153 mg/dL’dir; bu protokolde 160 mg/dL yüksek kabul edilir. Gebelik sonuçları gebe olmayan yetişkinlerin 200 mg/dL sınırıyla değerlendirilmez.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Diagnosis and Classification of Diabetes: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026.</li>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Management of Diabetes in Pregnancy: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026.</li>
 <li>World Health Organization. Diagnostic Criteria and Classification of Hyperglycaemia First Detected in Pregnancy. World Health Organization.</li>
 <li>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Diabetes Tests &amp; Diagnosis. National Institutes of Health. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ogtt-nedir-nasil-yapilir-140-199-ve-200-ne-anlama-gelir</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 08:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="29557"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Açlık Kan Şekeri Kaç Olmalı? 100, 110, 125 ve 126 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/aclik-kan-sekeri-kac-olmali-100-110-125-ve-126-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/aclik-kan-sekeri-kac-olmali-100-110-125-ve-126-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Açlık kan şekeri, en az 8 saat kalori alınmadıktan sonra ölçülen glukoz düzeyidir. 100-125 mg/dL prediyabet aralığı, 126 mg/dL ve üzeri ise uygun koşullarda diyabet tanı kriterlerinden biridir; belirgin hiperglisemi yoksa tanının doğrulanması gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Kan tahlilinde açlık kan şekeri, diyabet ve prediyabet değerlendirmesinde kullanılan temel testlerden biridir. Açlık plazma glukozunun 100-125 mg/dL arasında olması prediyabet aralığında değerlendirilirken 126 mg/dL ve üzeri diyabet için kullanılan tanı eşiklerinden biridir.</p>

<p>Ancak tek bir 126 mg/dL sonucu her koşulda “kesin diyabet” anlamına gelmez. Belirgin hiperglisemi belirtileri bulunmayan kişilerde tanının genellikle başka bir gün yapılan test veya ikinci bir anormal glukoz testiyle doğrulanması gerekir.</p>

<p>Açlık kan şekeri nedir?</p>

<p>Glukoz vücudun temel enerji kaynaklarından biridir. Kandaki glukoz düzeyi başta pankreastan salgılanan insülin ve glukagon olmak üzere birçok hormon tarafından düzenlenir.</p>

<p>Açlık plazma glukozu, kişinin en az 8 saat boyunca kalori almamasının ardından ölçülen kan şekeridir.</p>

<p>Su içilebilir; ancak çay, kahve, meyve suyu ve kalori içeren diğer içecekler gerçek açlık koşulunu bozabilir.</p>

<p>Açlık kan şekeri kaç olmalı?</p>

<p>Diyabet tanısı bulunmayan gebe olmayan yetişkinlerde yaygın kullanılan değerlendirme şöyledir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Açlık plazma glukozu</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Genel değerlendirme</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>70-99 mg/dL</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Normal aralık</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>100-125 mg/dL</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Prediyabet aralığı</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>126 mg/dL ve üzeri</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Diyabet tanı kriterlerinden biri</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Buradaki 100 ve 126 mg/dL değerleri yalnızca laboratuvar referans sınırları değil, klinik karar eşikleridir.</p>

<p>Ayrıca bu değerler venöz plazma glukozuna dayalı tanı kriterleridir. Evde parmak ucundan ölçülen glukometre sonuçları diyabet tanısı koymak için laboratuvar testinin yerine kullanılmaz.</p>

<p>Açlık şekeri 100 ne anlama gelir?</p>

<p>Açlık plazma glukozunun 100 mg/dL olması prediyabet aralığının başlangıcıdır.</p>

<p>100-125 mg/dL arasındaki durum “bozulmuş açlık glukozu” olarak da adlandırılır.</p>

<p>Bu, kişinin diyabet olduğu anlamına gelmez. Ancak gelecekte Tip 2 diyabet gelişme riskinin arttığını gösteren metabolik bir uyarı olabilir.</p>

<p>Kilo, bel çevresi, aile öyküsü, fiziksel aktivite, kan basıncı, lipidler ve HbA1c gibi başka faktörler kişinin gerçek riskini etkiler.</p>

<p>Açlık şekeri 110 çıkarsa ne demek?</p>

<p>110 mg/dL prediyabet aralığındadır.</p>

<p>Tek bir 110 sonucu diyabet tanısı değildir. Testin gerçek açlık koşullarında yapılıp yapılmadığı ve önceki sonuçlar değerlendirilir.</p>

<p>HbA1c veya bazı kişilerde oral glukoz tolerans testi ek bilgi sağlayabilir.</p>

<p>Özellikle tekrarlayan sınırda yüksek sonuçlarda yaşam tarzı ve diğer metabolik risk faktörlerinin değerlendirilmesi önem kazanır.</p>

<p>Açlık şekeri 125 ne anlama gelir?</p>

<p>125 mg/dL, prediyabet aralığının üst sınırına çok yakın bir değerdir ancak diyabet için kullanılan 126 mg/dL eşiğinin altındadır.</p>

<p>Bu ayrım “125 sağlıklı, 126 hasta” anlamına gelmez. Glukoz metabolizması sürekli bir biyolojik spektrumdur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>125 mg/dL gibi bir sonuçta testin tekrarlanması veya HbA1c gibi başka bir diyabet testinin değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Açlık şekeri 126 çıkarsa diyabet midir?</p>

<p>126 mg/dL veya üzerindeki açlık plazma glukozu diyabet tanı kriterlerinden biridir.</p>

<p>Ancak belirgin hiperglisemi bulunmayan bir kişide tek anormal sonuç genellikle doğrulanmalıdır.</p>

<p>Örneğin farklı bir günde açlık glukozunun yeniden 126 mg/dL veya üzerinde bulunması ya da HbA1c gibi başka bir testin de diyabet aralığında olması tanıyı destekler.</p>

<p>Bu nedenle e-Nabızda bir kez 126 görmek otomatik olarak kesin diyabet tanısı anlamına gelmez.</p>

<p>Açlık şekeri 150 çıkarsa ne anlama gelir?</p>

<p>Gerçek açlık koşullarında laboratuvar plazma glukozunun 150 mg/dL olması diyabet tanı eşiğinin belirgin üzerindedir.</p>

<p>Bu sonuç değerlendirme ve doğrulama gerektirir.</p>

<p>Ancak akut hastalık, bazı ilaçlar ve ciddi fizyolojik stres geçici hiperglisemiye neden olabilir. Bu nedenle kişinin test sırasındaki sağlık durumu da dikkate alınır.</p>

<p>Daha önce diyabet tanısı bulunan bir kişide ise 150 mg/dL sonucu tanı koymak için değil, glisemik kontrolün değerlendirilmesi için farklı biçimde yorumlanır.</p>

<p>Açlık şekeri 200 olursa ne olur?</p>

<p>Açlık plazma glukozunun 200 mg/dL olması belirgin hiperglisemidir ve diyabet açısından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Ancak “200” rakamının farklı bir tanı kuralıyla karıştırılmaması gerekir.</p>

<p>Diyabet tanısında kullanılan “rastgele plazma glukozu 200 mg/dL veya üzeri” kriteri, klasik hiperglisemi belirtileri veya hiperglisemik kriz bulunan kişiler için ayrı bir kriterdir.</p>

<p>Benzer şekilde OGTT’nin ikinci saatindeki 200 mg/dL eşiği de farklı bir test koşuludur.</p>

<p>Açlık, rastgele ve OGTT glukoz sonuçlarının eşikleri birbirine karıştırılmamalıdır.</p>

<p>Açlık şekeri yüksek ama HbA1c normal olabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Açlık glukozu kanın alındığı andaki metabolik durumu gösterirken HbA1c önceki yaklaşık 2-3 aylık glukoz düzeylerini yansıtır.</p>

<p>Bu nedenle iki test bazen aynı sınıflandırmayı vermeyebilir.</p>

<p>Örneğin açlık glukozu prediyabet aralığındayken HbA1c normal olabilir. Tersi de görülebilir.</p>

<p>Ayrıca anemi, kan kaybı, hemoglobin hastalıkları ve kırmızı kan hücrelerinin yaşam süresini değiştiren bazı durumlar HbA1c’nin güvenilirliğini etkileyebilir.</p>

<p>Testler arasında belirgin uyumsuzluk varsa bunun nedeni değerlendirilir.</p>

<p>Sabah açlık şekeri neden yüksek çıkar?</p>

<p>Gece boyunca kişi yemek yemese bile karaciğer kana glukoz verir. Sabah saatlerine doğru kortizol ve büyüme hormonu gibi hormonların etkisiyle glukoz üretimi artabilir.</p>

<p>Diyabetli bazı kişilerde bu durum “şafak fenomeni” olarak sabah kan şekerinin yükselmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Ayrıca geç saatlerde yemek, yetersiz uyku, stres, akut hastalık ve bazı ilaçlar da sabah glukozunu etkileyebilir.</p>

<p>Tek bir sabah yüksekliğiyle neden belirlenemez.</p>

<p>Stres ve hastalık kan şekerini yükseltir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Enfeksiyon, ameliyat, travma ve başka ciddi hastalıklar sırasında kortizol ve katekolamin gibi stres hormonları artabilir. Bu hormonlar kan şekerinin yükselmesine neden olabilir.</p>

<p>Kortikosteroidler başta olmak üzere bazı ilaçlar da glukoz düzeyini artırabilir.</p>

<p>Bu nedenle akut hastalık sırasında yüksek çıkan glukoz sonucu kişinin önceki değerleri ve iyileştikten sonraki ölçümleriyle birlikte değerlendirilebilir.</p>

<p>Açlık kan şekeri testi için kaç saat aç kalınır?</p>

<p>Açlık plazma glukozu için en az 8 saat kalori alınmaması gerekir.</p>

<p>Bu sürede su içilebilir.</p>

<p>Şekerli veya şekersiz kahve, çay ve başka içeceklerin test koşullarını etkileyebileceği için yalnızca su tüketmek en güvenli yaklaşımdır.</p>

<p>Test öncesinde kullanılan ilaçlar kendi kendine kesilmemelidir. Diyabet ilaçlarının test sabahı nasıl kullanılacağı konusunda verilen sağlık profesyoneli talimatı uygulanmalıdır.</p>

<p>Gebelikte açlık şekeri sınırları aynı mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Gebelikte gestasyonel diyabet değerlendirmesinde gebe olmayan yetişkinler için kullanılan açlık glukoz sınırları doğrudan uygulanmaz.</p>

<p>Gebelikte 75 gram OGTT gibi gebeliğe özgü tanı protokolleri ve daha düşük glukoz eşikleri kullanılır.</p>

<p>Bu nedenle gebe bir kişinin açlık glukoz sonucunu internetteki standart “100-125 prediyabet” tablosuyla yorumlamak doğru değildir.</p>

<p>Açlık kan şekeri nasıl düşer?</p>

<p>Amaç tek bir sabah ölçümünü düşürmek değil, glukoz metabolizmasını uzun vadede iyileştirmektir.</p>

<p>Prediyabet veya insülin direnci bulunan fazla kilolu kişilerde sürdürülebilir kilo kaybı, düzenli fiziksel aktivite ve beslenme düzeninin iyileştirilmesi Tip 2 diyabet gelişme riskini azaltabilir.</p>

<p>Diyabet varsa tedavi kişinin HbA1c’si, glukoz profili, kilosu, kalp-böbrek hastalıkları ve kullandığı ilaçlara göre planlanır.</p>

<p>Yüksek bir sonucu gizlemek amacıyla kan vermeden önce aşırı aç kalmak veya reçeteli ilaç dozunu kendi kendine değiştirmek doğru değildir.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>Açlık şekeri 110 ise diyabet miyim?</p>

<p>Hayır. 110 mg/dL prediyabet aralığındadır, diyabet tanı eşiği değildir. Önceki sonuçlar, HbA1c ve kişinin metabolik riskleriyle birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Açlık şekeri 126 çıkınca kesin diyabet tanısı konur mu?</p>

<p>Her zaman değil. 126 mg/dL diyabet tanı kriterlerinden biridir ancak belirgin hiperglisemi bulunmayan kişilerde anormal sonucun genellikle tekrar veya başka bir tanısal testle doğrulanması gerekir.</p>

<p>Açlık şekeri normal ama HbA1c yüksek olabilir mi?</p>

<p>Evet. Açlık glukozu tek bir andaki değeri, HbA1c ise daha uzun dönemli glisemiyi yansıtır. Yemek sonrası yükselmeler veya HbA1c’yi etkileyen bazı kan hastalıkları iki test arasında farklılığa yol açabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Diagnosis and Classification of Diabetes: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026.</li>
 <li>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Diabetes Tests &amp; Diagnosis. National Institutes of Health.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. Blood Glucose Test. MedlinePlus Medical Test.</li>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Prevention or Delay of Diabetes and Associated Comorbidities: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/aclik-kan-sekeri-kac-olmali-100-110-125-ve-126-ne-demek</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 07:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="70218"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Peynirli Krep Tarifi: Yulaflı ve Proteinli Kahvaltı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/peynirli-krep-tarifi-yulafli-ve-proteinli-kahvalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/peynirli-krep-tarifi-yulafli-ve-proteinli-kahvalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Peynirli krep tarifi; yulaf, yumurta, lor peyniri ve yeşilliklerle yaklaşık 15 dakikada hazırlanan, protein açısından güçlü pratik bir kahvaltı seçeneği.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Peynirli Krep Tarifi: Yulaflı ve Proteinli Kahvaltı</p>

<p>Kahvaltıda tatlı pankek ve krepler yerine tuzlu bir seçenek isteyenler için lor peynirli yulaf krep, yaklaşık 15 dakikada hazırlanabilecek pratik bir alternatif. Yulaf, yumurta, süt ve yoğurtla hazırlanan ince hamur tavada pişiriliyor; içine lor peyniri, maydanoz ve dereotu ekleniyor.</p>

<p>Klasik krepten farklı olarak bu tarifte beyaz un yerine ince öğütülmüş yulaf kullanılıyor. Yumurta ve lor peyniri ise protein miktarına katkı sağlıyor.</p>

<p>Yulaflı hamurun klasik buğday unlu krep hamurundan biraz daha hassas olması nedeniyle doğru kıvam ve tava sıcaklığı önemli. Krepleri çok büyük veya çok ince hazırlamamak çevirmeyi kolaylaştırıyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Yulaf, beta-glukan adı verilen çözünür lif içeren tam tahıllardan biridir. Yumurta ve lor peyniri ise tarifin başlıca protein kaynaklarıdır.</p>

<p>Maydanoz ve dereotu küçük miktarlarda kullanılsa da tarife taze aroma ve yeşillik ekler.</p>

<p>Krepleri kızartmak yerine yapışmaz tavada çok az zeytinyağıyla pişirmek ilave yağ miktarının kontrol edilmesini sağlar.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 7 dakika<br />
Pişirme süresi: 8-10 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 15-20 dakika<br />
Kaç kişilik: 2 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: Kişi başı 2 orta boy krep<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Kahvaltı / gün içi<br />
Kategori: Sağlıklı Kahvaltılar</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 370 kcal<br />
Protein: 27 g<br />
Karbonhidrat: 34 g<br />
Yağ: 15 g<br />
Lif: 5 g</p>

<p>Değerler 100 gram yulaf, 2 yumurta, 150 gram lor peyniri, 100 ml süt, 50 gram yoğurt ve yaklaşık 5 ml zeytinyağı üzerinden iki porsiyon dikkate alınarak yaklaşık hesaplanmıştır.</p>

<p>Lor peynirinin protein ve yağ oranı, yumurtaların büyüklüğü ve tavada kullanılan gerçek yağ miktarı değerleri değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>Krep hamuru için:</p>

<p>100 gram yulaf ezmesi<br />
2 adet büyük yumurta<br />
100 ml süt<br />
50 gram sade yoğurt<br />
50-70 ml su<br />
Bir tutam tuz<br />
Yarım çay kaşığı karabiber<br />
Tavayı yağlamak için 1 çay kaşığı zeytinyağı</p>

<p>İç harcı için:</p>

<p>150 gram lor peyniri<br />
Yarım demet maydanoz<br />
Çeyrek demet dereotu<br />
2 adet taze soğan<br />
Yarım çay kaşığı kırmızı pul biber<br />
Karabiber</p>

<p>Yulaflı peynirli krep nasıl yapılır?</p>

<p>1. Yulaf ezmesini mutfak robotuna alın ve mümkün olduğunca ince un kıvamına gelene kadar çekin.</p>

<p>2. Yumurtaları geniş bir kaseye kırıp çırpın.</p>

<p>3. Süt ve yoğurdu ekleyerek karıştırın.</p>

<p>4. Öğütülmüş yulafı, bir tutam tuzu ve karabiberi ekleyin.</p>

<p>5. Başlangıçta 50 ml su ilave edip karışımı pürüzsüz hale gelene kadar çırpın.</p>

<p>6. Hamuru yaklaşık 5 dakika dinlendirin. Yulaf bu sırada sıvının bir bölümünü emecektir.</p>

<p>7. Dinlenen hamurun kıvamını kontrol edin. Kepçeden rahatça akmalı ancak su gibi olmamalıdır.</p>

<p>8. Gerekiyorsa kalan suyu azar azar ekleyerek kıvamı ayarlayın.</p>

<p>9. İç harç için lor peynirini kaseye alın.</p>

<p>10. Maydanoz, dereotu ve taze soğanı ince kıyıp peynirle karıştırın.</p>

<p>11. Pul biber ve karabiber ekleyin.</p>

<p>12. Lor tuzluysa ayrıca tuz kullanmayın.</p>

<p>13. Geniş yapışmaz tavayı orta ateşte ısıtın.</p>

<p>14. Zeytinyağını tavaya ekleyip fırça veya kağıt havluyla yüzeye çok ince biçimde yayın.</p>

<p>15. Yaklaşık bir küçük kepçe hamuru tavaya dökün.</p>

<p>16. Tavayı hafifçe çevirerek hamuru yaklaşık 18 santimetre çapında yayın.</p>

<p>17. İlk yüzü yaklaşık 1,5-2 dakika pişirin.</p>

<p>18. Kenarlar tavadan ayrılmaya ve üst yüzey matlaşmaya başladığında ince bir spatulayla dikkatlice çevirin.</p>

<p>19. İkinci yüzü yaklaşık 45-60 saniye pişirin.</p>

<p>20. Krebi temiz bir tabağa alın ve kalan hamuru aynı yöntemle pişirin.</p>

<p>21. Kreplerden birini tekrar tavaya alın.</p>

<p>22. Yarısına lor peynirli harçtan yayın.</p>

<p>23. Krebi ikiye katlayın ve kısık ateşte yaklaşık 30-45 saniye bekletin. Amaç lor peynirini kızartmak değil, iç harcı hafifçe ısıtmaktır.</p>

<p>24. Diğer kreplere de aynı işlemi uygulayın.</p>

<p>25. Sıcak veya ılık servis edin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Yulaflı krep hamurunu hazırladıktan hemen sonra tavaya dökmeyin. Yulaf sıvıyı emmeye devam ettiği için 5 dakikalık dinlenme sonrasında gerçek kıvam ortaya çıkar.</p>

<p>Hamur koyulaştığında bir anda çok miktarda su eklemeyin. Birer yemek kaşığı ekleyerek ayarlamak daha güvenli sonuç verir.</p>

<p>Tavayı aşırı ısıtmayın. Çok sıcak tava krebin altını hızla koyulaştırırken üst yüzeyin çevirmeye hazır hale gelmesini engelleyebilir.</p>

<p>İlk krebin küçük bir deneme olması yararlı olabilir. Hamur kolay yayılmıyorsa az miktarda su, çevrilirken dağılıyorsa biraz daha dinlenme gerekebilir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Lor peynirinin tuz oranı yüksekse hamura ve iç harca ayrıca tuz eklememek toplam tuz miktarını azaltabilir.</p>

<p>Krebi pişirmek için her seferinde tavaya yağ dökmek yerine başlangıçtaki küçük miktarı ince bir tabaka halinde yaymak yeterlidir.</p>

<p>İç harca maydanoz ve dereotunun yanı sıra roka veya ince doğranmış ıspanak eklenerek yeşillik miktarı artırılabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Peynirli yulaf krep, protein açısından güçlü bir kahvaltı isteyenler için kullanılabilir.</p>

<p>Yumurta ve süt ürünlerini tüketen vejetaryen beslenme biçimine uygundur.</p>

<p>Yulaf doğal olarak gluten içermese de üretim sırasında buğday, arpa veya çavdarla çapraz temas oluşabilir. Çölyak hastalığı bulunan kişiler yalnızca sertifikalı glutensiz yulaf kullanmalı ve diğer paketli malzemelerin etiketlerini kontrol etmelidir.</p>

<p>Yumurta veya süt proteini alerjisi bulunan kişiler için standart tarif uygun değildir.</p>

<p>Peynirli krep kaç kaloridir?</p>

<p>Bu tarif iki eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 370 kalori sağlayabilir.</p>

<p>Lor peynirinin yağ oranı, kullanılan süt, yumurta ve zeytinyağı miktarı gerçek enerji değerini değiştirebilir.</p>

<p>Peynirli yulaf krep kaç gram protein içerir?</p>

<p>Verilen ölçülerle bir porsiyon yaklaşık 27 gram protein sağlayabilir.</p>

<p>Kesin miktar özellikle kullanılan lor peynirinin besin değerlerine göre değişir.</p>

<p>Yulaflı krep neden dağılıyor?</p>

<p>Hamurun çok sıvı olması, yulafın yeterince ince öğütülmemesi veya ilk yüz tamamen toparlanmadan krebin çevrilmesi başlıca nedenlerdir.</p>

<p>Krebi klasik buğday unlu krep kadar büyük ve kağıt inceliğinde hazırlamamak da çevirmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Yulaflı krep akşamdan hazırlanabilir mi?</p>

<p>Krepler önceden pişirilip uygun şekilde soğutularak buzdolabında saklanabilir.</p>

<p>Ancak yulaflı hamuru bütün gece bekletmek kıvamın ciddi biçimde koyulaşmasına neden olabilir. En iyi sonuç için hamuru pişirmeye yakın hazırlamak daha uygundur.</p>

<p>Lor yerine hangi peynir kullanılabilir?</p>

<p>Az tuzlu beyaz peynir veya uygun başka bir taze peynir kullanılabilir. Ancak peynir değiştirildiğinde tarifin protein, yağ, tuz ve kalori değerleri de değişir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Artan krepleri tamamen soğuttuktan sonra kapalı bir saklama kabında buzdolabında muhafaza edin.</p>

<p>Kreplerin arasına pişirme kağıdı koymak birbirlerine yapışmalarını azaltabilir.</p>

<p>Yeniden servis ederken yapışmaz tavada kısa süre kontrollü biçimde ısıtılabilir.</p>

<p>Yanında domates, salatalık, roka veya mevsim yeşillikleriyle servis edilerek kahvaltının sebze çeşitliliği artırılabilir.</p>

<p>Peynirli yulaf krep, klasik kahvaltılık krebi yulaf, lor ve bol yeşillikle farklılaştıran pratik bir tarif. Yaklaşık 15-20 dakikada hazırlanabilmesi özellikle sıcak ve tuzlu kahvaltı isteyenler için avantaj sağlıyor.</p>

<p>İyi sonuç için en önemli noktalar yulafı ince öğütmek, hamuru kısa süre dinlendirmek ve tavayı aşırı ısıtmamak.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/peynirli-krep-tarifi-yulafli-ve-proteinli-kahvalti</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 07:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0836.jpeg" type="image/jpeg" length="53308"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yeni Nesil Zayıflama İlaçları Kullanırken Nasıl Beslenmeli? Öne Çıkan Besinler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yeni-nesil-zayiflama-ilaclari-kullanirken-nasil-beslenmeli-one-cikan-besinler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yeni-nesil-zayiflama-ilaclari-kullanirken-nasil-beslenmeli-one-cikan-besinler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni nesil zayıflama ilaçları iştahı ve günlük enerji alımını belirgin biçimde azaltabilir. Protein, sıvı, vitamin ve minerallerin yeterli alınması kilo verirken beslenme açısından önem taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yeni Nesil Zayıflama İlaçları Kullanırken Nasıl Beslenmeli?</p>

<p>Yeni nesil zayıflama ilaçları iştahı belirgin biçimde azaltabildiği için yalnızca “daha az yemek” değil, daha az miktarda yiyecekle yeterli protein, vitamin, mineral ve sıvı almak önem kazanıyor. Özellikle hızlı kilo kaybı yaşayan veya bulantı, kusma ve uzun süren iştahsızlık yaşayan kişilerde beslenme kalitesi daha yakından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Semaglutid gibi GLP-1 reseptör agonistleri ile tirzepatid gibi yeni nesil inkretin temelli ilaçlar, obezite tedavisinde önemli kilo kayıpları sağlayabiliyor. Ancak iştahın azalmasıyla birlikte toplam besin tüketimi de düşebiliyor. 2025 yılında dört uzman kuruluşun ortak yayımladığı beslenme danışma belgesinde, bu tedavileri kullananlarda enerji alımının yaklaşık yüzde 16–39 azalabildiğine dikkat çekildi.</p>

<p>Bu nedenle mesele yalnızca kaç kilo verildiği değil, kilo verme döneminde vücudun ihtiyaç duyduğu besinlerin karşılanıp karşılanmadığıdır.</p>

<p>Protein neden öne çıkıyor?</p>

<p>Kilo kaybının tamamı yağ dokusundan gerçekleşmez. Kilo verme sürecinde yağsız vücut kütlesinde de azalma görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle yeni nesil zayıflama ilaçları kullanılırken protein açısından yeterli beslenme önemli kabul ediliyor. Yumurta, yoğurt ve diğer süt ürünleri, balık, yağsız et ve kümes hayvanları ile mercimek, nohut ve fasulye gibi baklagiller kişinin beslenme düzenine göre değerlendirilebilecek kaynaklar arasında.</p>

<p>İştahı çok azalan kişilerde protein içeren besinleri öğünün erken bölümünde tüketmek de önerilen pratik yaklaşımlardan biri.</p>

<p>Ancak yalnızca proteini artırmak kas kütlesini korumak için yeterli olmayabilir. Güncel uzman önerileri, uygun kişilerde direnç ve kuvvet egzersizlerinin de beslenmeyle birlikte değerlendirilmesini vurguluyor.</p>

<p>Vitamin ve mineral eksikliği gelişebilir mi?</p>

<p>Bu konu giderek daha fazla araştırılıyor.</p>

<p>Yeni nesil zayıflama ilaçlarının doğrudan belirli bir vitamin eksikliğine neden olduğunu söylemek her durumda doğru değil. Asıl sorunlardan biri, iştah ve toplam gıda tüketiminin azalması sonucunda bazı besin öğelerinin yeterince alınamaması.</p>

<p>Üstelik obezitesi olan kişilerde bazı vitamin ve mineral yetersizlikleri tedavi başlamadan önce de bulunabiliyor.</p>

<p>Güncel bilimsel değerlendirmelerde özellikle şu besin öğeleri üzerinde duruluyor:</p>

<p>Protein<br />
Demir<br />
Kalsiyum<br />
Magnezyum<br />
Çinko<br />
D vitamini<br />
B12 vitamini<br />
B1 vitamini<br />
Folat</p>

<p>A, C, E ve K vitaminleri ile potasyum gibi diğer besin öğeleri de kişinin beslenme biçimine ve klinik durumuna göre önem kazanabilir.</p>

<p>2026'da yayımlanan güncel bir bilimsel değerlendirme de demir, B12, D vitamini, kalsiyum, magnezyum ve çinko başta olmak üzere çeşitli mikrobesinler açısından risk sinyallerinin bulunduğunu bildiriyor. Bununla birlikte araştırmacılar, büyük klinik çalışmaların çoğunda mikrobesin düzeylerinin sistematik biçimde incelenmediğini vurguluyor.</p>

<p>Dolayısıyla “bu ilaçları kullanan herkes vitamin eksikliği yaşar” sonucuna varmak için yeterli kanıt bulunmuyor.</p>

<p>D vitamini ve demir neden dikkat çekiyor?</p>

<p>Mevcut çalışmalar arasında D vitamini ve demir en fazla dikkat çeken başlıklardan.</p>

<p>2026 yılında yayımlanan ve yaklaşık 480 bin yetişkini kapsayan çalışmaların verilerini değerlendiren bir derlemede D vitamini eksikliği en sık bildirilen sorunlardan biri olarak öne çıktı. Bununla birlikte verilerin önemli bölümü gözlemsel çalışmalardan geliyor.</p>

<p>Bu nedenle ilaç kullanımı ile eksiklik arasında doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurmak henüz mümkün değil.</p>

<p>Benzer biçimde demir, B12 ve folat yetersizlikleri özellikle başlangıçta beslenme kalitesi düşük olan, uzun süre çok az yiyen veya gastrointestinal yakınmaları bulunan kişilerde daha önemli hale gelebilir.</p>

<p>Her kullanan multivitamin almalı mı?</p>

<p>Hayır. Yeni nesil zayıflama ilacı kullanan herkesin otomatik olarak aynı vitamin veya mineral takviyesine başlamasını destekleyen güçlü bir kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Takviye ihtiyacı kişinin beslenmesi, mevcut hastalıkları, kullandığı diğer ilaçlar, laboratuvar sonuçları ve klinik belirtileriyle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Gereksiz veya yüksek doz takviyelerin de yan etkileri ve ilaç etkileşimleri olabilir. Bu nedenle “zayıflama ilacı kullanıyorum, mutlaka multivitamin almalıyım” yaklaşımı yerine kişiselleştirilmiş değerlendirme daha doğru olacaktır.</p>

<p>Az yiyen kişiler besin yoğunluğuna dikkat etmeli</p>

<p>İştah belirgin şekilde azaldığında tüketilen yiyecek miktarı küçülür. Bu durumda tabağın besin kalitesi daha önemli hale gelir.</p>

<p>Protein kaynakları, sebze ve meyveler, baklagiller, tam tahıllar, süt ve süt ürünleri veya uygun alternatifleri, balık, yumurta, kuruyemiş ve tohumlar kişinin sağlık durumuna uygun biçimde beslenme düzenine yerleştirilebilir.</p>

<p>Amaç mümkün olan en az kaloriyi tüketmek değil, kilo kaybı sırasında beslenme gereksinimlerini mümkün olduğunca karşılamaktır.</p>

<p>Sıvı tüketimi unutulmamalı</p>

<p>Bulantı, kusma, ishal veya belirgin iştahsızlık yalnızca gıda tüketimini değil sıvı alımını da azaltabilir.</p>

<p>Yeterli sıvı tüketemeyen kişilerde dehidrasyon ve elektrolit bozuklukları açısından risk artabilir. Özellikle sürekli kusma veya ishal, çok az idrar yapma, belirgin baş dönmesi ya da sıvı alamama durumunda sağlık profesyoneline başvurulmalıdır.</p>

<p>Hangi belirtiler beslenme yetersizliğini düşündürebilir?</p>

<p>Normalden fazla halsizlik, belirgin kas güçsüzlüğü, aşırı saç dökülmesi, olağan dışı morarma, yara iyileşmesinde gecikme veya uzun süren beslenme güçlüğü değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Ancak bu belirtiler yalnızca vitamin veya mineral eksikliğine özgü değildir. İlaç yan etkilerinden başka hastalıklara kadar çok farklı nedenleri olabilir.</p>

<p>Kan tahlili herkese gerekli mi?</p>

<p>Yeni nesil zayıflama ilaçlarını kullanan herkes için kabul edilmiş tek bir standart “vitamin paneli” bulunmuyor.</p>

<p>Buna karşılık başlangıçta beslenme yetersizliği bulunanlarda, çok hızlı kilo verenlerde, uzun süre bulantı-kusma yaşayanlarda, bariatrik cerrahi öyküsü olanlarda veya eksiklik düşündüren belirtileri bulunanlarda hekim kişiye özel laboratuvar değerlendirmesi isteyebilir.</p>

<p>Demir göstergeleri, B12, folat ve D vitamini gibi testler klinik duruma göre değerlendirilebilecek parametreler arasındadır.</p>

<p>Önemli olan sadece kilo değil</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni nesil zayıflama ilaçlarının obezite tedavisindeki etkisi yalnızca tartıdaki rakam üzerinden değerlendirilmemeli.</p>

<p>İştah belirgin biçimde azaldığında protein, vitamin, mineral ve sıvı ihtiyacının karşılanması daha fazla önem kazanıyor. Sağlıklı kilo kaybında hedef yalnızca vücut ağırlığını azaltmak değil; mümkün olduğunca iyi beslenme durumunu, kas fonksiyonunu ve genel sağlığı korumaktır.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Reçeteli zayıflama ilaçlarının kullanımı, doz değişikliği, bırakılması veya vitamin-mineral takviyesi başlanması hekim değerlendirmesi olmadan yapılmamalıdır. Sürekli kusma, sıvı alamama veya ciddi yan etkilerde sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
WebMD — Nutrients and Supplements You May Need on GLP-1s<br />
The American Journal of Clinical Nutrition — Nutritional Priorities to Support GLP-1 Therapy for Obesity: A Joint Advisory<br />
Current Developments in Nutrition — GLP-1 Receptor Agonists: Good for Body Weight, Bad for Micronutrient Status?<br />
PubMed — Micronutrient and Nutritional Deficiencies Associated With GLP-1 Receptor Agonist Therapy: A Narrative Review<br />
Nutrients — Macronutrient, Micronutrient Supplementation and Monitoring for Patients on GLP-1 Agonists</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yeni-nesil-zayiflama-ilaclari-kullanirken-nasil-beslenmeli-one-cikan-besinler</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 07:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0835.jpeg" type="image/jpeg" length="43269"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91834"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="75664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21928"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71119"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93719"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="14403"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
