<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 27 Sep 2026 00:51:08 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karanlık Dörtlü Nedir? Narsisizm, Makyavelizm, Psikopati ve Gündelik Sadizm Arasındaki Farklar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/karanlik-dortlu-nedir-narsisizm-makyavelizm-psikopati-ve-gundelik-sadizm-arasindaki-farklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/karanlik-dortlu-nedir-narsisizm-makyavelizm-psikopati-ve-gundelik-sadizm-arasindaki-farklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karanlık Dörtlü; narsisizm, Makyavelizm, psikopatik özellikler ve gündelik sadizmi birlikte ele alan bir kişilik modelidir. Bir tanı değildir; özellikler toplumda farklı düzeylerde görülebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Karanlık Dörtlü ya da İngilizce adıyla Dark Tetrad, kişilik psikolojisinde narsisizm, Makyavelizm, psikopatik özellikler ve gündelik sadizmi birlikte inceleyen bir araştırma çerçevesidir. Bu kavram psikiyatrik bir hastalık veya tek başına konulabilecek bir tanı değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Modelin temelinde önce “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan narsisizm, Makyavelizm ve psikopati bulunuyordu. Daha sonraki araştırmalarda, başkalarının acısından veya rahatsızlığından haz alma eğilimini ifade eden gündelik sadizmin ayrı bir özellik olarak değerlendirilmesiyle Karanlık Dörtlü kavramı yaygınlaştı.</p>

<p>Karanlık Dörtlüyü oluşturan dört özellik nedir?</p>

<p>Dört özellik ortak bazı yönler taşısa da birbirinin aynısı değildir. Araştırmalarda özellikle düşük empati, çıkar odaklı davranma, kişiler arası duyarsızlık ve başkalarını kullanmaya yönelik eğilimler arasında örtüşmeler görülebilir.</p>

<p>Narsisizm: Üstünlük ve hayranlık ihtiyacı</p>

<p>Karanlık Dörtlü araştırmalarında narsisizm genellikle kişinin kendisini diğerlerinden üstün görmesi, özel olduğuna inanması, statü ve hayranlık istemesi ve güçlü bir hak edilmişlik duygusu taşıması gibi özelliklerle ele alınır.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım vardır. Bir kişide narsistik özelliklerin bulunması, o kişinin narsistik kişilik bozukluğuna sahip olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Kişilik özellikleri toplumda farklı derecelerde bulunabilir. Klinik tanı ise çok daha kapsamlı bir psikiyatrik değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Makyavelizm: Hesapçı ve stratejik manipülasyon</p>

<p>Makyavelizm, kişinin kendi amaçlarına ulaşabilmek için diğer insanları stratejik biçimde yönlendirmeye yatkın olmasıyla ilişkilendirilir.</p>

<p>Bu özellik yüksek olduğunda kişi ilişkileri daha araçsal değerlendirebilir, insanlara karşı kuşkucu veya sinik yaklaşabilir ve çıkarlarını korumak için aldatma ya da manipülasyonu daha kabul edilebilir görebilir.</p>

<p>Makyavelizmi psikopatiden ayıran önemli noktalardan biri, davranışların çoğu zaman daha planlı ve hesapçı bir yapı göstermesidir.</p>

<p>Psikopatik özellikler: Duyarsızlık ve dürtüsellik</p>

<p>Karanlık Dörtlü çalışmalarında psikopati sözcüğü çoğunlukla “subklinik psikopatik özellikleri” ifade eder.</p>

<p>Bunlar arasında başkalarının duygularına karşı duyarsızlık, düşük suçluluk veya pişmanlık, dürtüsellik, risk alma ve bazı ölçümlerde yüzeysel çekicilik gibi özellikler bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle internette birkaç davranışa bakarak bir kişiye “psikopat” demek bilimsel değildir. Araştırma ölçeklerinde yüksek puan almak da tek başına psikiyatrik veya adli bir tanı oluşturmaz.</p>

<p>Gündelik sadizm: Başkasının rahatsızlığından haz alma</p>

<p>Karanlık Dörtlünün ayırt edici dördüncü bileşeni gündelik sadizmdir.</p>

<p>Burada kastedilen yalnızca fiziksel şiddet değildir. Araştırmalarda bir başkasının küçük düşürülmesinden, rahatsız edilmesinden veya acı çekmesinden keyif alma eğilimi incelenmektedir.</p>

<p>Gündelik sadizm, cinsel sadizm kavramıyla da aynı şey değildir. Kişilik psikolojisindeki çalışmalar çoğunlukla genel toplumdaki subklinik özellikleri araştırır.</p>

<p>2013 yılında Psychological Science dergisinde yayımlanan deneysel çalışmalar, sadistik eğilimlerin başkasına zarar vermekten haz alma davranışını diğer karanlık özelliklerin ötesinde açıklayabileceğine ilişkin bulgular ortaya koydu.</p>

<p>Sadizmin neden ayrı bir özellik olarak değerlendirilmesi gerektiği konusunda araştırmalar devam ediyor. Özellikle psikopati ile sadizm arasında belirgin bir örtüşme bulunduğunu gösteren çalışmalar da mevcut.</p>

<p>Dört özelliğin ortak noktası ne?</p>

<p>Karanlık Dörtlü özellikleri tamamen bağımsız değildir.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarda bu özelliklerin çeşitli derecelerde birbiriyle ilişkili olduğu görülüyor. Manipülasyon, düşük kişiler arası duyarlılık, çıkarcılık ve düşük uzlaşmacılık ortak alanlardan bazıları.</p>

<p>Ancak kişinin hangi özelliğinin daha baskın olduğu davranış biçimini değiştirebilir.</p>

<p>Örneğin Makyavelist eğilim daha çok uzun vadeli ve stratejik manipülasyonla ilişkiliyken, psikopatik özelliklerde dürtüsellik ve duyarsızlık daha belirgin olabilir. Narsisizmde statü, üstünlük ve hayranlık ihtiyacı; sadizmde ise başkasının acısından veya rahatsızlığından haz alma eğilimi öne çıkar.</p>

<p>Karanlık Dörtlü bir kişilik bozukluğu mu?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Karanlık Dörtlü, psikoloji araştırmalarında kullanılan boyutsal bir kişilik modelidir. Bir kişinin bu özelliklerden birinde yüksek puan alması otomatik olarak kişilik bozukluğu olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarda kullanılan Short Dark Tetrad (SD4) gibi ölçekler araştırma amacıyla kişilik eğilimlerini ölçmek için geliştirilmiştir.</p>

<p>Bu ölçekler narsisizm, Makyavelizm, psikopatik özellikler ve sadizmi ayrı alt boyutlarda değerlendirir. Ancak tek başına klinik teşhis amacıyla kullanılamaz.</p>

<p>Karanlık Dörtlü testiyle bir insan tanınabilir mi?</p>

<p>Tek bir testten hareketle bir insanı “karanlık kişilikli”, “narsist” veya “psikopat” olarak etiketlemek doğru değildir.</p>

<p>Kişilik ölçekleri kişinin belirli ifadeleri kendisi için ne ölçüde doğru bulduğunu değerlendirir. Sonuçlar kullanılan ölçekten, kişinin cevap verme biçiminden, kültürel faktörlerden ve araştırma grubundan etkilenebilir.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan sistematik bir değerlendirme, Karanlık Dörtlü özelliklerini ölçmek için çok sayıda farklı aracın bulunduğunu ve ölçüm araçlarının psikometrik özelliklerinin birbirinden farklı olduğunu ortaya koydu.</p>

<p>Dolayısıyla internette bulunan kısa testlerin sonuçları klinik değerlendirme olarak görülmemelidir.</p>

<p>Karanlık Dörtlü özellikleri ilişkilerde nasıl görülebilir?</p>

<p>Bu özelliklerin yüksek olması bazı çalışmalarda kişiler arası sorunlar, manipülatif davranışlar, saldırganlık ve çeşitli sosyal açıdan olumsuz davranışlarla ilişkilendirilmiştir.</p>

<p>Ancak kişilik özelliği ile davranış arasında bire bir ilişki yoktur.</p>

<p>Bir kişinin belirli bir ölçekte yüksek puan alması onun mutlaka şiddet uygulayacağı, aldatacağı veya başkalarına zarar vereceği anlamına gelmez. Kişilik ile davranış arasındaki ilişki çevre, durum, öğrenilmiş davranışlar ve diğer bireysel özelliklerden de etkilenir.</p>

<p>Bipolar bozukluk Karanlık Dörtlünün parçası mı?</p>

<p>Hayır. Bipolar bozukluk Karanlık Dörtlünün dört bileşeninden biri değildir.</p>

<p>Bipolar bozukluk; mani veya hipomani ile depresif dönemlerin görülebildiği bir duygudurum bozukluğudur. Karanlık Dörtlü ise kişilik özelliklerini inceleyen farklı bir psikolojik çerçevedir.</p>

<p>Mani sırasında görülebilen aşırı özgüven, dürtüsellik veya risk alma gibi bazı davranışlar yüzeysel olarak belirli kişilik özelliklerine benzeyebilir. Bu benzerlik, bipolar bozukluğu olan kişinin narsistik, psikopatik veya “karanlık kişilikli” olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bir davranıştan kişilik sonucu çıkarmak neden yanıltıcıdır?</p>

<p>İnsan davranışı bağlama göre değişir.</p>

<p>Örneğin kişinin bir tartışmada bencil davranması narsisizm tanısı koydurmaz. Birinin yalan söylemesi Makyavelist olduğu anlamına gelmez. Duygusuz görünen bir tepki de psikopatiyi kanıtlamaz.</p>

<p>Kişilik araştırmalarında önemli olan, davranışların zaman içinde ne kadar tutarlı olduğu ve farklı durumlarda ne ölçüde tekrarlandığıdır.</p>

<p>Bu nedenle günlük hayatta “Bunu yaptı, demek ki psikopat” veya “Çok kendine güveniyor, kesin narsist” türü çıkarımlar bilimsel açıdan güvenilir değildir.</p>

<p>Karanlık Dörtlü araştırmalarının önemli bir sınırı var</p>

<p>Bilim dünyasında dört özelliğin birbirinden ne ölçüde bağımsız olduğu tartışılmaya devam ediyor.</p>

<p>Özellikle sadizm ile psikopati arasında güçlü ilişkiler bulunması, iki kavramın ne kadar ayrı yapılar olduğu konusunda araştırmaları artırdı. Buna rağmen Karanlık Dörtlü, sosyal açıdan olumsuz kişilik eğilimlerini incelemek için kullanılan önemli araştırma modellerinden biri olmayı sürdürüyor.</p>

<p>Bu nedenle kavramı bir insanı kolayca etiketleyen dört maddelik bir “kişilik teşhisi” olarak değil, kişilik özellikleri arasındaki ilişkileri araştıran bilimsel bir model olarak değerlendirmek daha doğru.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Karanlık Dörtlü veya internetteki kişilik testleri psikiyatrik tanı koymaz. Bir kişinin kişilik bozukluğu, psikopati veya başka bir ruhsal bozukluğu olup olmadığı yalnızca davranış örneklerinden ya da çevrim içi testlerden belirlenemez. Klinik değerlendirme gerektiğinde psikiyatri veya klinik psikoloji uzmanına başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Scientific Reports — The Dark Tetrad: Analysis of Profiles and Relationship with the Big Five Personality Factors — 2024</p>

<p>Personality and Individual Differences — Considering Sadism in the Shadow of the Dark Triad Traits: A Meta-Analytic Review of the Dark Tetrad — 2022</p>

<p>European Journal of Psychological Assessment — Screening for Dark Personalities: The Short Dark Tetrad (SD4) — 2021 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/karanlik-dortlu-nedir-narsisizm-makyavelizm-psikopati-ve-gundelik-sadizm-arasindaki-farklar</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1436.jpeg" type="image/jpeg" length="67965"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uyuşma, Görme Sorunu, Denge Kaybı: MS Vücutta Nasıl Belirti Veriyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/uyusma-gorme-sorunu-denge-kaybi-ms-vucutta-nasil-belirti-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/uyusma-gorme-sorunu-denge-kaybi-ms-vucutta-nasil-belirti-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MS belirtileri kişiden kişiye değişir; uyuşma, karıncalanma, görme kaybı, güçsüzlük, denge bozukluğu ve yorgunluk görülebilir. Tek bir belirti MS tanısı koydurmaz; nörolojik değerlendirme gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Multipl skleroz (MS), beyin, omurilik ve görme sinirlerini içine alan merkezi sinir sistemini etkileyen bağışıklık aracılı bir hastalıktır. Belirtiler sinir sisteminde hangi bölgenin etkilendiğine göre değişir. Uyuşma ve karıncalanma, tek gözde görme azalması, kas güçsüzlüğü, denge bozukluğu, çift görme ve belirgin yorgunluk sık karşılaşılan yakınmalar arasındadır.</p>

<p>Ancak bu belirtilerden birinin bulunması kişide MS olduğu anlamına gelmez. Benzer şikâyetler çok sayıda nörolojik, metabolik, enfeksiyöz ve damar hastalığında da ortaya çıkabilir. MS tanısı belirtilerin öyküsü, nörolojik muayene ve gerekli görüldüğünde MR ile diğer incelemelerin birlikte değerlendirilmesiyle konur.</p>

<p>MS’in ilk belirtileri neler olabilir?</p>

<p>MS’in başlangıcı herkeste aynı değildir. Bazı kişilerde ilk dikkat çeken sorun görmeyle ilgili olurken bazı kişilerde uyuşma, güçsüzlük veya denge problemi ön plana çıkabilir.</p>

<p>Sık görülebilen belirtiler arasında şunlar yer alır:</p>

<p>• Kol, bacak veya vücudun bir bölümünde uyuşma ve karıncalanma<br />
• Bir kol veya bacakta güçsüzlük<br />
• Tek gözde bulanık görme ya da görme kaybı<br />
• Göz hareketleri sırasında ağrı<br />
• Çift görme<br />
• Yürüme ve denge sorunları<br />
• Koordinasyon bozukluğu<br />
• Baş dönmesi veya vertigo<br />
• Kaslarda sertlik ve spazm<br />
• Belirgin yorgunluk<br />
• Mesane ve bağırsak kontrolünde değişiklikler<br />
• Hafıza, dikkat ve düşünme güçlüğü<br />
• Duygudurum değişiklikleri</p>

<p>Belirtilerin türü ve şiddeti kişiden kişiye önemli ölçüde farklılık gösterebilir.</p>

<p>Tek gözde ağrı ve görme azalması MS belirtisi olabilir mi?</p>

<p>MS’in dikkat çeken nörolojik bulgularından biri optik nörittir. Görme sinirindeki iltihaplanmaya bağlı olarak genellikle tek gözde görme azalması ortaya çıkabilir.</p>

<p>Görme bulanıklaşabilir, renkler daha soluk algılanabilir ve göz hareketleri ağrılı olabilir. Görme kaybı saatler veya günler içinde gelişebilir.</p>

<p>Bununla birlikte her görme bozukluğu optik nörit veya MS anlamına gelmez. Özellikle aniden başlayan görme kaybının farklı ve acil nedenleri de olabilir.</p>

<p>Uyuşma ve karıncalanma MS’te nasıl olur?</p>

<p>MS, beyinden ve omurilikten gelen sinir sinyallerinin iletimini etkileyebildiği için uyuşma, karıncalanma veya farklı duyusal hisler ortaya çıkabilir.</p>

<p>Şikâyetler elde, kolda, bacakta, yüzde veya gövdede hissedilebilir. Bazı kişiler boynunu öne doğru eğdiğinde omurgadan kollara ya da bacaklara yayılan kısa süreli elektrik çarpması benzeri bir his tarif eder. Bu bulgu Lhermitte belirtisi olarak adlandırılır.</p>

<p>Lhermitte belirtisi MS’te görülebilir ancak MS’e özgü değildir ve farklı omurilik hastalıklarında da ortaya çıkabilir.</p>

<p>MS dengeyi ve yürümeyi etkileyebilir mi?</p>

<p>Evet. MS, hareketi ve koordinasyonu yöneten sinir yollarını etkilediğinde dengesizlik, sendeleme, koordinasyon kaybı ve yürüme güçlüğü görülebilir.</p>

<p>Kas güçsüzlüğü, kas sertliği veya istemsiz spazmlar da hareket kabiliyetini zorlaştırabilir.</p>

<p>Bazı kişilerde baş dönmesi veya çevrenin dönüyormuş gibi hissedildiği vertigo da görülebilir.</p>

<p>MS yorgunluğu normal yorgunluktan farklı olabilir</p>

<p>Yorgunluk MS’te sık bildirilen ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyebilen yakınmalardan biridir.</p>

<p>Kişi yeterince dinlenmiş olsa bile yoğun halsizlik yaşayabilir. Bununla birlikte yorgunluk tek başına MS belirtisi değildir. Kansızlık, tiroit hastalıkları, enfeksiyonlar, uyku bozuklukları, ilaçlar ve çok sayıda başka durum da benzer yakınmaya yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle uzun süren veya açıklanamayan yorgunlukta nedenin araştırılması önemlidir.</p>

<p>Her belirti artışı MS atağı mıdır?</p>

<p>Hayır. Gerçek bir MS atağında genellikle yeni bir nörolojik belirti ortaya çıkar veya daha önce bulunan bir belirti belirgin biçimde kötüleşir ve durum en az 24 saat sürer.</p>

<p>Yeni atağın değerlendirilmesinde enfeksiyon, ateş veya vücut sıcaklığındaki yükselme gibi belirtileri geçici olarak artırabilecek durumların bulunup bulunmadığı da dikkate alınır.</p>

<p>Özellikle sıcaklık artışı bazı kişilerde daha önce var olan MS belirtilerini geçici olarak kötüleştirebilir. Bu durum yeni bir hastalık aktivitesinden kaynaklanan gerçek atakla aynı değildir.</p>

<p>Tek bir belirtiyle MS tanısı konur mu?</p>

<p>Hayır. MS tanısını doğrulayan tek bir belirti veya tek bir kan testi bulunmaz.</p>

<p>Nörolog hastanın geçmişte ve günümüzde yaşadığı nörolojik belirtileri değerlendirir ve ayrıntılı nörolojik muayene yapar. Beyin ve omurilik MR görüntülemesi tanıda önemli bir yer tutar.</p>

<p>Gerekli durumlarda beyin-omurilik sıvısının incelenmesi, kan testleri veya sinirlerin elektriksel yanıtlarını ölçen ek incelemeler de kullanılabilir.</p>

<p>Amaç yalnızca MS ile uyumlu bulguları göstermek değil, benzer belirtilere yol açabilecek başka hastalıkları da dışlamaktır.</p>

<p>Hangi belirtilerde acil değerlendirme gerekir?</p>

<p>Yeni ortaya çıkan nörolojik belirtiler her zaman MS’e bağlanmamalıdır.</p>

<p>Özellikle aniden gelişen:</p>

<p>• Tek taraflı kol veya bacak güçsüzlüğü<br />
• Yüzde kayma<br />
• Konuşma bozukluğu<br />
• Ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu<br />
• Şiddetli denge ve koordinasyon kaybı</p>

<p>gibi bulgular inme dahil acil hastalıkların belirtisi olabilir. Bu tür durumlarda zaman kaybetmeden acil sağlık değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>MS belirtileri birçok farklı hastalıkta görülebilir. Uyuşma, görme değişikliği, güç kaybı veya denge sorunu tek başına MS tanısı anlamına gelmez. Yeni, tekrarlayan veya kalıcı nörolojik yakınmalarda nöroloji değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>WebMD — Multiple Sclerosis (MS) Symptoms</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mayo Clinic — Multiple Sclerosis: Symptoms and Causes</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/uyusma-gorme-sorunu-denge-kaybi-ms-vucutta-nasil-belirti-veriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 23:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1435.jpeg" type="image/jpeg" length="59680"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zayıflama İlaçlarının Yan Etkileri Nasıl Azaltılır? GLP-1 Kullanırken 9 Pratik Adım]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinin-yan-etkileri-nasil-azaltilir-glp-1-kullanirken-9-pratik-adim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinin-yan-etkileri-nasil-azaltilir-glp-1-kullanirken-9-pratik-adim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zayıflama ilaçları, obezite ve fazla kilonun tedavisinde kullanılan reçeteli ilaçlardır. GLP-1 temelli ilaçlarda bulantı, reflü, ishal ve kabızlık sık görülür; küçük öğün ve yeterli sıvı şikâyetleri azaltabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zayıflama ilaçları, fazla kilo ve obezitenin tıbbi tedavisinde hekim değerlendirmesiyle kullanılan reçeteli ilaçlardır. Son yıllarda özellikle GLP-1 hormonunun etkilerini taklit eden veya bu sistemi hedefleyen ilaçlar, iştahı azaltmaları ve daha erken tokluk sağlamaları nedeniyle öne çıktı.</p>

<p>Ancak bu ilaçların etkisi yalnızca iştah üzerinde değil. Sindirim sisteminin çalışma biçimini de değiştirebildikleri için bulantı, kusma, ishal, kabızlık, reflü, hazımsızlık ve karında şişkinlik gibi yakınmalar görülebiliyor. Cleveland Clinic, özellikle tedavinin başlangıcında veya doz artışları sırasında beslenme biçiminin şikâyetlerin şiddetini belirgin biçimde etkileyebileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Zayıflama ilaçları nedir?</p>

<p>“Zayıflama ilacı” günlük dilde kullanılan geniş bir tanımdır. Tıbbi olarak bunlar, fazla kilo veya obezitenin yönetiminde beslenme, fiziksel aktivite ve davranış değişikliklerine ek olarak kullanılabilen reçeteli kilo yönetimi ilaçlarıdır.</p>

<p>Bu ilaçların hepsi aynı şekilde çalışmaz. Bazıları iştahı azaltır veya tokluk hissini artırır, bazıları ise bağırsaktan yağ emilimini azaltır. GLP-1 sistemini hedefleyen ilaçlar ise son yıllarda kilo yönetiminde en çok gündeme gelen gruplardan biridir.</p>

<p>Semaglutid ve liraglutid GLP-1 reseptör agonistleridir. Tirzepatid ise teknik olarak yalnızca GLP-1 ilacı değildir; hem GIP hem de GLP-1 reseptörlerini hedefleyen çift etkili bir ilaçtır.</p>

<p>Bu nedenle “GLP-1 zayıflama ilaçları” ifadesi günlük kullanımda semaglutid ve tirzepatid gibi ilaçları birlikte anlatmak için kullanılsa da farmakolojik olarak aynı grupta değillerdir.</p>

<p>Ayrıca aynı etkin madde farklı ticari adlarla ve farklı hastalıklar için ruhsatlandırılabilir. Bir ilacın diyabet tedavisinde kullanılan formu ile obezite tedavisinde ruhsatlandırılmış formunun kullanım amacı ve dozu aynı olmayabilir.</p>

<p>GLP-1 ilaçları neden bulantı ve reflü yapabilir?</p>

<p>GLP-1 temelli tedaviler iştahı azaltırken mide boşalmasını da yavaşlatabilir. Yemeğin midede daha uzun süre kalması erken doygunluğa yardımcı olurken bazı kişilerde bulantı, dolgunluk, geğirme ve reflü hissini artırabilir.</p>

<p>Özellikle alışılmış büyüklükte bir öğünün hızlı biçimde tüketilmesi rahatsızlığı belirginleştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle kişi eskisi kadar aç hissetmese bile yalnızca “daha az yemek” değil, yeme biçimini de değiştirmek zorunda kalabilir.</p>

<p>Büyük öğün yerine daha küçük porsiyonlar tercih edilebilir</p>

<p>GLP-1 tedavisi sırasında büyük bir öğünü tek seferde tüketmek bulantı, aşırı dolgunluk ve reflüyü artırabilir.</p>

<p>Daha küçük porsiyonlar yemek ve öğünü rahatsızlık oluşturmayacak şekilde bölmek bazı kişiler için daha iyi tolere edilebilir.</p>

<p>Buradaki amaç aç kalmak değildir. Amaç, yavaşlayan mide boşalmasına uygun bir yeme düzeni oluşturmaktır.</p>

<p>Yeme hızını azaltmak neden önemli?</p>

<p>Hızlı yemek, kişinin tokluk sinyallerini fark etmeden ihtiyacından fazla yemesine yol açabilir.</p>

<p>GLP-1 tedavisi sırasında erken tokluk daha belirgin olabileceği için yavaş yemek, lokmalar arasında zaman bırakmak ve doyma hissini takip etmek önem kazanır.</p>

<p>Tokluk başladıktan sonra yemeye devam etmek bulantı ve reflü şikâyetlerini artırabilir.</p>

<p>Yağlı ve çok şekerli yiyecekler şikâyetleri artırabilir</p>

<p>Herkesin tetikleyici yiyecekleri aynı değildir. Ancak Cleveland Clinic; yüksek yağlı, kızartılmış, çok şekerli, aşırı işlenmiş ve bazı kişilerde baharatlı yiyeceklerin sindirim yakınmalarını artırabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Pizza, kızartmalar, ağır soslar, yoğun tatlılar ve çok büyük porsiyonlar özellikle tedavinin ilk döneminde daha zor tolere edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kişinin hangi yiyeceğin kendisinde sorun oluşturduğunu takip etmesi daha anlamlıdır.</p>

<p>Yeterli sıvı almak neden daha da önemli hale geliyor?</p>

<p>İştahın azalması bazen içme isteğinin de azalmasına neden olabilir.</p>

<p>Üstelik ishal veya kusma gelişirse sıvı kaybı daha da artabilir. Yetersiz sıvı tüketimi kabızlığı ağırlaştırabilir ve ciddi durumlarda susuzluğa yol açabilir.</p>

<p>Gün boyunca düzenli sıvı tüketmek bu nedenle önemlidir.</p>

<p>Ancak yemek sırasında çok fazla sıvı tüketmek aşırı dolgunluk oluşturuyorsa sıvı alımı öğün aralarına yayılabilir.</p>

<p>Kabızlık varsa lif hemen artırılmalı mı?</p>

<p>Lifli besinler normal koşullarda bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olabilir. Fakat GLP-1 kullanan ve belirgin şişkinlik, dolgunluk veya mide rahatsızlığı yaşayan bir kişide lif miktarını birden artırmak yakınmaları daha da kötüleştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle lif tüketiminin kademeli düzenlenmesi ve yeterli sıvıyla desteklenmesi daha uygundur.</p>

<p>Uzun süren veya şiddetli kabızlıkta kendi kendine sürekli müshil kullanmak yerine sağlık profesyoneline danışılmalıdır.</p>

<p>Bulantı ve reflü varsa yemekten hemen sonra uzanmayın</p>

<p>Bulantı veya reflü yaşayanlarda yemek sonrasında dik pozisyonda kalmak yardımcı olabilir.</p>

<p>Özellikle yemek yedikten hemen sonra uzanmak mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasını kolaylaştırarak reflüyü artırabilir.</p>

<p>Daha küçük porsiyon, yavaş yemek ve yemek sonrasında bir süre dik kalmak birlikte daha iyi tolere edilebilir.</p>

<p>Yan etkiler zamanla azalabilir mi?</p>

<p>Bazı kişilerde sindirim sistemi yakınmaları tedavinin başlangıcında veya doz artırılırken daha belirgin hale gelir ve vücut tedaviye uyum sağladıkça hafifleyebilir.</p>

<p>Ancak “nasıl olsa geçer” düşüncesiyle şiddetli belirtilere uzun süre katlanmak doğru değildir.</p>

<p>Bulantı, kusma veya ishal günlük yaşamı bozuyorsa, beslenmeyi engelliyorsa veya sürekli devam ediyorsa tedaviyi düzenleyen hekimle görüşülmelidir.</p>

<p>Hekim gerekli görürse doz artırma hızını değiştirebilir, tedaviyi yeniden değerlendirebilir veya farklı bir seçeneğe geçebilir. Dozun kendi kendine azaltılması, artırılması ya da ilacın gelişigüzel bırakılması uygun değildir.</p>

<p>Hangi belirtiler sıradan bir yan etki olarak görülmemeli?</p>

<p>Hafif bulantı veya geçici dolgunluk ile ciddi ve devam eden yakınmalar aynı değildir.</p>

<p>Tekrarlayan veya durmayan kusma, sıvı alamama, belirgin susuzluk belirtileri, şiddetli ve geçmeyen karın ağrısı ya da giderek ağırlaşan sindirim yakınmaları tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Kilo verme amacıyla kullanılan reçeteli ilaçların da diğer ilaçlar gibi kişiye göre değişen kontrendikasyonları, ilaç etkileşimleri ve nadiren ciddi yan etkileri olabilir. Bu nedenle tedavi yalnızca kilo kaybı miktarına bakılarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Zayıflama ilacında amaç yalnızca tartıdaki rakam değildir</p>

<p>Kilo yönetimi ilaçları tek başına “hızlı zayıflama yöntemi” değildir.</p>

<p>Fazla kilo ve obezite kronik sağlık sorunlarıyla ilişkili olabildiğinden bu ilaçlar uygun kişilerde kapsamlı bir tedavi planının parçası olarak kullanılabilir. Beslenme, fiziksel aktivite, uyku, eşlik eden hastalıklar ve kullanılan diğer ilaçlar da değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kimin bu tedavilerden yararlanabileceği; kişinin kilosuna, eşlik eden hastalıklarına, kullandığı diğer ilaçlara, tedavinin olası faydalarına ve yan etki riskine göre belirlenir.<br />
TIBBİ UYARI</p>

<p>GLP-1 veya diğer zayıflama ilaçlarının dozu yan etki nedeniyle kişinin kendi kararıyla değiştirilmemelidir. Şiddetli ya da devam eden karın ağrısı, tekrarlayan kusma, sıvı alamama veya belirgin susuzluk gelişirse sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Bu içerik kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Cleveland Clinic — How To Manage the Digestive Side Effects of GLP-1 Medications — 9 Eylül 2026<br />
2. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK) — Prescription Medications to Treat Overweight &amp; Obesity </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinin-yan-etkileri-nasil-azaltilir-glp-1-kullanirken-9-pratik-adim</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 22:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1434.jpeg" type="image/jpeg" length="19199"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Tıp Tarihinin Az Bilinen 13 Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turk-tip-tarihinin-az-bilinen-13-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turk-tip-tarihinin-az-bilinen-13-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp tarihimiz yalnız büyük hekimler ve büyük keşiflerden ibaret değil. Bir Tıbbiyelinin yüzlerce anatomi çizimini tek tek hazırlamasından Osmanlı mahkemelerinde bedenin delile dönüşmesine, cezaevi ameliyathanelerinden askerî veterinerliğin doğuşuna kadar Türk tıp tarihinde bugün çok az hatırlanan pek çok dikkat çekici hikâye bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tıp tarihine çoğu zaman büyük keşifler, ünlü hekimler ve salgın hastalıklar üzerinden bakıyoruz. Oysa arşivler biraz daha derinden incelendiğinde gündelik hayatın, eğitimin, hukukun, savaşların ve hatta ekonomik krizlerin tıbbın gelişimini nasıl etkilediğini gösteren sıra dışı hikâyelerle karşılaşıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşte Türk tıp tarihinin daha az bilinen sayfalarından bazıları.</p>

<h2>Bir Tıbbiyeli 512 anatomi resmini tek tek çizdi</h2>

<ol start="19">
 <li>yüzyılın sonunda tıp eğitiminin en önemli sorunlarından biri yeterli Türkçe ders materyalinin bulunmamasıydı.</li>
</ol>

<p>Askerî Tıbbiye öğrencisi Mehmed Eşref Vasıf, anatomi eğitiminde kullanılmak üzere dönemin kaynaklarından yararlanarak yüzlerce anatomik şekli yeniden çizdi.</p>

<p>1896'da yayımlanan <i>Eşkal-i Teşrih-i Tavsifi</i>, 512 çizim içeren dikkat çekici bir anatomi atlasına dönüştü.</p>

<p>Bugün bilgisayar ekranından saniyeler içerisinde binlerce anatomi görüntüsüne ulaşılabiliyor. Ancak 19. yüzyılın sonunda bir tıp öğrencisinin öğrenebilmek ve öğrendiklerini aktarabilmek için yüzlerce anatomik yapıyı yeniden çizmesi gerekiyordu.</p>

<p>Bu eser aynı zamanda Osmanlı tıp eğitiminde görsel materyalin önemini göstermesi bakımından da dikkat çekici.</p>

<h2>Maaşlar gecikince Tıp Fakültesinde yardımlaşma sandığı kuruldu</h2>

<p>Balkan Savaşları sonrasında Osmanlı ekonomisinin yaşadığı sıkıntılar kamu çalışanlarını da etkiledi.</p>

<p>Darülfünun Tıp Fakültesi çalışanları, ekonomik sıkıntılar karşısında kendi aralarında bir yardımlaşma ve tasarruf sistemi oluşturdu.</p>

<p>1914 yılında kurulan Teavün ve Tasarruf Sandığı, çalışanların birikim yapmasını ve ihtiyaç durumunda ekonomik destek almasını amaçlıyordu.</p>

<p>Bugünün sosyal yardım sandıklarına benzeyen bu girişim, tıp tarihinin yalnız hastalık ve tedavilerden değil, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının gündelik hayatından da oluştuğunu gösteriyor.</p>

<h2>Osmanlı mahkemelerinde beden nasıl delile dönüştü?</h2>

<ol start="19">
 <li>yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı hukuk sistemi önemli bir değişim geçiriyordu.</li>
</ol>

<p>Yaralanmanın nasıl meydana geldiği, yaranın öldürücü olup olmadığı veya ölümün gerçek nedeninin ne olduğu gibi sorular giderek daha fazla hekimlerin değerlendirmesine bırakılmaya başladı.</p>

<p>Böylece insan bedeni yalnız tedavi edilen bir alan olmaktan çıkarak hukuki gerçeğin belirlenmesinde kullanılan bir delile de dönüştü.</p>

<p>Hekim raporlarının mahkemelerde önem kazanması, Osmanlı'da modern adli tıbbın gelişmesinin önemli aşamalarından biriydi.</p>

<p>Bugün bir adli tıp raporunun mahkeme açısından taşıdığı önem düşünüldüğünde, bu dönüşümün hukuk tarihi açısından da ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılıyor.</p>

<h2>Osmanlı'da çocuk kazaları bize ne anlatıyor?</h2>

<p>Geçmişte çocuk sağlığı yalnız bulaşıcı hastalıklar veya salgınlarla tehdit edilmiyordu.</p>

<p>Konya şer‘iyye sicillerinde bulunan çocuk yaralanmaları ve ölümlerine ilişkin kayıtlar, yüzlerce yıl önce çocukların karşılaştığı gündelik tehlikelere ışık tutuyor.</p>

<p>Boğulmalar, yüksekten düşmeler, hayvanlarla ilişkili kazalar ve ev çevresinde meydana gelen olaylar bu kayıtların bir bölümünü oluşturuyor.</p>

<p>Bu belgeler bize yalnız ölüm nedenlerini göstermiyor.</p>

<p>Aynı zamanda çocukların nerelerde yaşadığını, hangi alanlarda oynadığını ve geçmiş toplumlarda çocuk güvenliğinin nasıl şekillendiğini anlamamızı sağlıyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle adli kayıtlar, yüzyıllar sonra bir halk sağlığı kaynağına dönüşüyor.</p>

<h2>1930'ların İzmir'inde sağlık kampı</h2>

<p>Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde koruyucu sağlık politikaları yalnız hastane ve dispanserlerle sınırlı değildi.</p>

<p>İzmir'in Yamanlar bölgesinde oluşturulan sağlık kampı, temiz hava, düzenli beslenme, dinlenme ve fiziksel güçlenme gibi uygulamaların ön plana çıktığı sağlık girişimlerinden biriydi.</p>

<p>Bu tür kamplar özellikle çocukların ve sağlık açısından risk taşıyan kişilerin daha iyi koşullarda bulunmasını amaçlıyordu.</p>

<p>Antibiyotiklerin ve günümüz tedavi imkânlarının henüz yaygın olmadığı bir dönemde doğa, dinlenme ve beslenme sağlık politikasının önemli unsurları arasında görülüyordu.</p>

<h2>Sağlık Bakanlığı yokken sağlığı kim yönetiyordu?</h2>

<p>Modern devletlerde sağlık hizmetlerinin yönetimi büyük ölçüde sağlık bakanlıkları tarafından yürütülüyor.</p>

<p>Ancak Osmanlı Devleti'nde bugünkü anlamıyla bir Sağlık Bakanlığı kurulmadan önce sağlık hizmetleri farklı kurumların sorumluluğundaydı.</p>

<ol start="19">
 <li>yüzyılda oluşturulan sağlık meclisleriyle birlikte hekimlerin görevlendirilmesi, salgınların kontrolü ve sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi giderek daha kurumsal bir yapıya kavuştu.</li>
</ol>

<p>Bu dönüşüm aslında Türkiye'deki modern sağlık bürokrasisinin de temellerinden birini oluşturdu.</p>

<h2>Bir cezaevi ameliyathanesinde cerrahi tarih yazıldı</h2>

<p>Cezaevlerinin tıp tarihindeki yeri genellikle gözden kaçar.</p>

<p>Oysa büyük cezaevlerinde mahkûmların tedavisi için revirler, hastaneler ve zamanla ameliyathaneler oluşturuldu.</p>

<p>İstanbul Merkez Hapishanesi'nde görev yapan hekimler de yalnız günlük hastalıklarla değil, ciddi cerrahi vakalarla ilgileniyordu.</p>

<p>1930'lu yıllarda burada gerçekleştirilen önemli bir akciğer ameliyatı, Türkiye'de göğüs cerrahisinin gelişim sürecindeki dikkat çekici olaylardan biri olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Bir hapishane ameliyathanesinin ülkenin cerrahi tarihinin bir parçasına dönüşmesi, tıp tarihinin beklenmedik mekânlarda yazılabildiğini gösteriyor.</p>

<h2>Türkiye'de kornea naklinin ilk yılları</h2>

<p>Bugün kornea nakli modern göz cerrahisinin yerleşik uygulamalarından biri.</p>

<p>Ancak Türkiye'de bu operasyonların ilk örnekleri 20. yüzyılın ortalarında gerçekleştirilmeye başladı.</p>

<p>Türk oftalmolojisinin önemli isimlerinden Naci Bengisu, göz cerrahisi, kornea hastalıkları ve kornea naklinin gelişimi konusunda önemli çalışmalar yaptı.</p>

<p>Bengisu'nun çalışmaları, Türkiye'de doku nakli tarihinin organ nakillerinden çok daha önce başlayan bölümlerinden birini oluşturuyor.</p>

<h2>Osmanlı hekimleri de “eski tıp-yeni tıp” tartışması yapıyordu</h2>

<p>Bilimde eski ile yeni arasındaki tartışma yalnız günümüze özgü değil.</p>

<ol start="17">
 <li>ve 18. yüzyıllarda Osmanlı hekimliği Avrupa'da gelişen yeni tıbbi düşüncelerle daha yoğun biçimde karşılaşmaya başladı.</li>
</ol>

<p>Yeni ilaçlar, yeni teoriler ve farklı hastalık açıklamaları Osmanlı hekimleri arasında tartışılıyordu.</p>

<p>Dönemin kaynaklarında karşılaşılan “Tıbb-ı Cedîd”, yani “yeni tıp” kavramı bu değişimin en dikkat çekici göstergelerinden biri.</p>

<p>Osmanlı tıp dünyası yeni bilgiyi yalnız kabul eden veya reddeden pasif bir yapı değildi. Gelen bilgi tartışılıyor, çevriliyor ve mevcut tıp anlayışı içerisinde yeniden yorumlanıyordu.</p>

<h2>1893'te bir ebe tartışması: Tecrübe mi diploma mı?</h2>

<ol start="19">
 <li>yüzyılın sonlarında Osmanlı sağlık yönetimi doğum hizmetlerini de daha sıkı denetlemeye başladı.</li>
</ol>

<p>Uzun yıllar boyunca doğum yaptırmış deneyimli kadınlar bulunmasına rağmen modern sağlık sisteminin gelişmesiyle birlikte diplomalı ebe çalıştırılması önem kazandı.</p>

<p>1893 yılında yaşanan Nefise Hanım vakası bu dönüşümün dikkat çekici örneklerinden biri.</p>

<p>Nefise Hanım mesleki bilgisini hekimler önünde göstermiş olsa da resmî diplomasının bulunmaması atama sürecinde sorun oluşturdu.</p>

<p>Olay, tıp tarihinde bugün bile tartışılan bir soruyu gündeme getiriyor:</p>

<p>Mesleki yeterlilik yalnız tecrübeyle mi ölçülür, yoksa bunun mutlaka resmî eğitim ve belgeyle desteklenmesi mi gerekir?</p>

<h2>Türkiye savaşa girmedi ama hastaneler hazırlandı</h2>

<p>Türkiye II. Dünya Savaşı'na fiilen katılmadı.</p>

<p>Ancak savaşın ülkeye sıçrama ihtimali yıllarca ciddi bir tehdit olarak görüldü.</p>

<p>Bu nedenle sağlık sistemi de olası savaş koşullarına göre hazırlanmaya başladı.</p>

<p>Sağlık personelinin eğitimi, hastane kapasitesi, ilaç ve tıbbi malzeme stokları ile bulaşıcı hastalıklara karşı alınacak önlemler savaş şartları dikkate alınarak planlandı.</p>

<p>Kızılay gibi kurumlar da hemşire yetiştirme, tıbbi malzeme hazırlama ve olağanüstü şartlara karşı sağlık organizasyonu oluşturma çalışmalarına katıldı.</p>

<h2>1925'te Türk hekimleri ülkenin sağlık sorunlarını masaya yatırdı</h2>

<p>Cumhuriyet'in ilanından yalnız birkaç yıl sonra Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri halk sağlığıydı.</p>

<p>Sıtma, verem, çocuk ölümleri ve bulaşıcı hastalıklar ülkenin birçok bölgesinde ciddi sorun oluşturuyordu.</p>

<p>1925 yılında düzenlenen ilk Millî Türk Tıp Kongresi, hekimlerin bu sorunları bilimsel bir zeminde tartıştığı önemli platformlardan biri oldu.</p>

<p>Sonraki kongrelerde de ülkenin öncelikli sağlık sorunları gündeme getirildi.</p>

<p>Bu kongreler yalnız bilim insanlarının buluştuğu toplantılar değildi; Cumhuriyet'in sağlık politikalarının şekillenmesine katkıda bulunan düşünce ortamlarından birini oluşturuyordu.</p>

<h2>Osmanlı ordusunun hasta atlarını kim tedavi ediyordu?</h2>

<p>Bugün veteriner hekimlik çoğunlukla hayvan sağlığıyla ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Ancak 19. yüzyılda veterinerlik aynı zamanda askerî bir zorunluluktu.</p>

<p>Atlar ordunun ulaşımında, topçu birliklerinde, haberleşmede ve lojistik faaliyetlerde vazgeçilmezdi.</p>

<p>Bir atın hastalanması veya ölmesi yalnız ekonomik bir kayıp değil, doğrudan ordunun hareket kabiliyetinin azalması anlamına geliyordu.</p>

<p>Bu nedenle Osmanlı'da modern veteriner hekimliği eğitiminin ilk adımları askerî ihtiyaçlarla bağlantılı olarak atıldı.</p>

<p>Veterinerlik eğitimi zaman içerisinde gelişerek bağımsız bir bilim ve meslek alanına dönüştü.</p>

<h2>Tıp tarihi yalnız büyük keşiflerden oluşmuyor</h2>

<p>Tıp tarihini yalnız ünlü doktorların veya büyük keşiflerin tarihi olarak okumak eksik kalır.</p>

<p>Bir tıp öğrencisinin çizdiği anatomi atlası, maaşını alamayan sağlık çalışanlarının kurduğu yardımlaşma sandığı, bir ebenin diploma mücadelesi veya askerî bir atın tedavisi de sağlık tarihinin parçalarıdır.</p>

<p>Çünkü tıp yalnız hastalıkları tedavi etme biçimimizin değil, insanı, bedeni, sağlığı ve toplumu nasıl gördüğümüzün de tarihidir.</p>

<p>Bugün sıradan görünen birçok uygulamanın arkasında yüzlerce yıllık bir deneyim, tartışma ve dönüşüm bulunuyor.</p>

<p>Türk tıp tarihinin arşivlerde kalan bu hikâyeleri gün yüzüne çıktıkça, modern sağlık sisteminin hangi yolları geçerek bugüne ulaştığını daha iyi anlamak mümkün oluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turk-tip-tarihinin-az-bilinen-13-hikayesi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 21:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/turk-tip-tarihinin-unutulan-hikayeleri-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="60506"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fibrinojen Kaç Olmalı? 200, 300, 400 ve 500 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fibrinojen-kac-olmali-200-300-400-ve-500-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fibrinojen-kac-olmali-200-300-400-ve-500-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fibrinojen, pıhtı oluşumunda görev alan ve inflamasyonda yükselebilen bir proteindir. Yaklaşık 200–400 mg/dL sık kullanılan aralıktır; 200, 300, 400 ve 500 sonuçları laboratuvar sınırı ve klinik durumla yorumlanır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>FİBRİNOJEN NEDİR?</p>

<p>Fibrinojen, karaciğerde üretilen ve kanın pıhtılaşmasında görev yapan bir proteindir. Pıhtılaşma sırasında trombinin etkisiyle fibrine dönüşür ve oluşan pıhtının temel yapılarından birini meydana getirir.</p>

<p>Ancak fibrinojen yalnızca pıhtılaşma testi değildir. Aynı zamanda akut faz reaktanıdır. Enfeksiyon ve inflamasyon gibi durumlarda yükselebilir. Bu nedenle tek başına yüksek fibrinojen sonucu “pıhtı var” anlamına gelmez.</p>

<p>FİBRİNOJEN KAÇ OLMALI?</p>

<p>Referans aralığı kullanılan laboratuvar yöntemine göre değişir.</p>

<p>MedlinePlus 200–400 mg/dL, yani 2–4 g/L aralığını genel referans olarak verir. Mayo Clinic Laboratories’in bir fibrinojen yönteminde ise referans aralığı 200–393 mg/dL’dir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle sınırdaki sonuçlarda kişinin kendi laboratuvar raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>FİBRİNOJEN 200 NE DEMEK?</p>

<p>200 mg/dL birçok laboratuvarda normal aralığın alt sınırına yakındır.</p>

<p>Tek başına düşük fibrinojen anlamına gelmeyebilir. Ancak değer daha da düşüyorsa veya kişide kanama belirtileri bulunuyorsa klinik önemi artar.</p>

<p>FİBRİNOJEN 300 NE DEMEK?</p>

<p>300 mg/dL çoğu yetişkin referans aralığında normaldir.</p>

<p>Tek başına pıhtılaşma bozukluğu, enfeksiyon veya başka bir hastalık düşündürmez.</p>

<p>FİBRİNOJEN 400 NE DEMEK?</p>

<p>400 mg/dL bazı laboratuvarlarda normal aralığın üst sınırında, bazılarında ise hafif yüksek kabul edilebilir.</p>

<p>Bu nedenle “400 fibrinojen kesin yüksek” denemez. Enfeksiyon, inflamasyon, gebelik ve diğer klinik durumlar sonucu etkileyebilir.</p>

<p>FİBRİNOJEN 500 NE DEMEK?</p>

<p>500 mg/dL birçok laboratuvarın referans üst sınırının üzerindedir ve yüksek fibrinojen olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak tek başına kan pıhtısı olduğu anlamına gelmez. Özellikle CRP veya diğer inflamasyon göstergeleri yüksekse akut ya da kronik inflamasyon sonucu fibrinojen de artmış olabilir.</p>

<p>FİBRİNOJEN YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>Fibrinojen bir akut faz reaktanı olduğu için inflamatuvar durumlarda yükselebilir.</p>

<p>Akut veya kronik inflamasyon, enfeksiyonlar, gebelik, östrojen tedavisi, nefrotik sendrom, diyabet ve obezite yüksek fibrinojenle ilişkili olabilir.</p>

<p>Bazı karaciğer hastalıklarında da fibrinojen yüksekliği görülebilir.</p>

<p>FİBRİNOJEN YÜKSEKLİĞİ PIHTI YAPAR MI?</p>

<p>Tek başına yüksek fibrinojen “damarda pıhtı var” anlamına gelmez.</p>

<p>Kronik yüksek fibrinojen düzeyleri damar hastalığı ve tromboembolik olaylarla ilişkilendirilmiştir. Ancak bir kişinin gerçek pıhtı riski yalnızca fibrinojen değerine bakılarak hesaplanamaz.</p>

<p>Yaş, sigara kullanımı, hareketsizlik, geçirilmiş tromboz, kanser, ameliyat, gebelik ve diğer risk faktörleri birlikte değerlendirilir.</p>

<p>FİBRİNOJEN YÜKSEKLİĞİ ENFEKSİYONDAN OLUR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Fibrinojen inflamasyona yanıt olarak yükselen proteinlerden biridir. Bu nedenle bakteriyel veya viral enfeksiyon sırasında değer artabilir.</p>

<p>Enfeksiyon düzeldikten sonra fibrinojen de zaman içerisinde düşebilir. Bu nedenle tek yüksek ölçüm kronik bir pıhtılaşma hastalığı anlamına gelmez.</p>

<p>FİBRİNOJEN DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Düşük fibrinojenin nedenleri yüksekliğinden farklıdır.</p>

<p>Yaygın damar içi pıhtılaşma (DIC), ileri karaciğer hastalığı, yoğun fibrinoliz ve bazı pıhtı eritici ilaçlar fibrinojeni düşürebilir.</p>

<p>Doğuştan fibrinojen eksikliği ise daha nadirdir.</p>

<p>FİBRİNOJEN DÜŞÜKLÜĞÜ KANAMA YAPAR MI?</p>

<p>Belirgin fibrinojen eksikliği pıhtının yeterince sağlam oluşmasını engelleyebilir ve kanama riskini artırabilir.</p>

<p>Risk yalnızca fibrinojen rakamına bağlı değildir. Trombosit sayısı, PT/INR, aPTT, kanamanın nedeni ve klinik tablo birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Çok düşük fibrinojen özellikle aktif kanaması bulunan bir kişide daha önemli hale gelir.</p>

<p>DIC’TE FİBRİNOJEN NEDEN DÜŞER?</p>

<p>DIC sırasında pıhtılaşma sistemi yaygın biçimde aktive olabilir ve fibrinojen dahil pıhtılaşma faktörleri tüketilebilir.</p>

<p>Bu nedenle fibrinojen düşebilir.</p>

<p>Ancak DIC tanısı yalnızca düşük fibrinojen sonucuyla konulmaz. Trombosit, D-dimer, PT/INR, aPTT ve hastanın klinik durumu birlikte değerlendirilir.</p>

<p>KARACİĞER HASTALIĞINDA FİBRİNOJEN DÜŞER Mİ?</p>

<p>Evet, özellikle ileri karaciğer hastalığında fibrinojen üretimi azalabilir.</p>

<p>Bununla birlikte fibrinojen akut faz reaktanı olduğu için bazı karaciğer hastalarında normal veya yüksek de bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle tek başına fibrinojen değeri karaciğer hastalığının derecesini göstermez.</p>

<p>GEBELİKTE FİBRİNOJEN YÜKSELİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Gebelik sırasında fibrinojen fizyolojik olarak yükselebilir. Bu nedenle gebe bir kişinin sonucu gebe olmayan yetişkinlerin standart referansıyla doğrudan karşılaştırılmamalıdır.</p>

<p>Gebelikte fibrinojen sonucu kanama, tromboz veya obstetrik komplikasyon şüphesi varsa klinik bağlam içinde değerlendirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>FİBRİNOJEN NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Tedavi laboratuvardaki fibrinojen rakamını doğrudan düşürmeye yönelik değildir.</p>

<p>Yüksekliğin nedeni enfeksiyon veya inflamasyonsa temel neden tedavi edilir. Kronik hastalıklar varsa bu hastalıkların kontrolü önemlidir.</p>

<p>Yalnızca yüksek fibrinojen görüldüğü için kendi kendine aspirin veya başka bir kan sulandırıcı başlanmamalıdır.</p>

<p>FİBRİNOJEN NASIL YÜKSELTİLİR?</p>

<p>Belirgin düşüklükte yaklaşım nedene ve kanama durumuna göre değişir.</p>

<p>Ciddi kanama ve ağır fibrinojen eksikliği bulunan bazı hastalarda fibrinojen konsantresi veya kriyopresipitat gibi tedaviler gerekebilir.</p>

<p>Bu tedaviler hastane ortamında ve klinik gerekliliğe göre uygulanır.</p>

<p>FİBRİNOJEN NE ZAMAN HIZLI DEĞERLENDİRİLMELİ?</p>

<p>Tek başına yüksek fibrinojen değeri çoğu durumda acil durum değildir.</p>

<p>Ancak düşük fibrinojene kontrol edilemeyen kanama, yaygın morarma, kanlı kusma, siyah dışkı veya ciddi genel durum bozukluğu eşlik ediyorsa hızlı değerlendirme gerekir.</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories, fibrinojen için 60 mg/dL ve altındaki sonuçları kritik düşük değer olarak bildirmektedir. Kritik değer eşikleri laboratuvarlar arasında değişebilir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Fibrinojen 400 yüksek mi?</p>

<p>Laboratuvara göre değişir. Bazı referanslarda üst sınıra yakınken bazılarında hafif yüksek kabul edilebilir.</p>

<p>Fibrinojen 500 tehlikeli mi?</p>

<p>Tek başına “tehlikeli değer” olarak yorumlanmaz. Enfeksiyon, inflamasyon, gebelik ve kişinin pıhtı risk faktörleri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Fibrinojen yüksekliği kanser demek mi?</p>

<p>Hayır. Fibrinojen birçok inflamatuvar ve metabolik durumda yükselebilen özgül olmayan bir akut faz proteinidir. Tek başına kanser tanısı koydurmaz.</p>

<p>Fibrinojen ile D-dimer aynı şey mi?</p>

<p>Hayır. Fibrinojen pıhtının oluşumunda kullanılan proteindir. D-dimer ise oluşmuş ve daha sonra parçalanmış fibrin pıhtılarından ortaya çıkan ürünlerden biridir.</p>

<p>Fibrinojen yüksekse kan sulandırıcı gerekir mi?</p>

<p>Tek başına yüksek fibrinojen nedeniyle kan sulandırıcı başlanmaz. Antikoagülan veya antiplatelet tedavi kararı kişinin gerçek tromboz riskine ve hastalığına göre verilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Fibrinojen yüksekliği tek başına damar içinde pıhtı bulunduğunu göstermez. Belirgin fibrinojen düşüklüğüne aktif kanama eşlik ediyorsa hızlı değerlendirme gerekir. Yalnızca fibrinojen sonucuna dayanarak aspirin veya kan sulandırıcı kullanılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>MedlinePlus Medical Encyclopedia — Fibrinogen Blood Test</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories — Fibrinogen, Plasma </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fibrinojen-kac-olmali-200-300-400-ve-500-ne-demek</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 20:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="50786"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Şehrin İzinde, Bir Medeniyetin Hafızasında: Buhara Seyahatnamesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-sehrin-izinde-bir-medeniyetin-hafizasinda-buhara-seyahatnamesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-sehrin-izinde-bir-medeniyetin-hafizasinda-buhara-seyahatnamesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Burak Karip’in kaleme aldığı “Buhara Seyahatnamesi”, okuru Orta Asya’nın tarihî şehirlerinden insanın kendi iç dünyasına uzanan çok katmanlı bir yolculuğa davet ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Eser, Buhara ve Semerkand’ı yalnızca görülecek şehirler olarak değil, ilim ve irfanla şekillenmiş bir medeniyet hafızasının taşıyıcıları olarak anlatıyor.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Burak Karip, Orta Asya’ya gerçekleştirdiği yolculuğu “Buhara Seyahatnamesi” adlı eserinde kaleme aldı.</p>

<p>İz Yayıncılık tarafından yayımlanan kitap, klasik bir gezi anlatısının sınırlarını aşarak tarih, medeniyet, aidiyet ve insanın iç dünyası arasında güçlü bir bağ kuruyor.</p>

<p>Bir şehrin izinde, bir medeniyetin hafızasında</p>

<p>“Bir şehrin izinde, bir medeniyetin hafızasında” ifadesiyle okura sunulan eser, Buhara ve Semerkand’ın tarihî dokusunu yalnızca mimari yapılar üzerinden ele almıyor.</p>

<p>Medreseler, minareler, taş sokaklar ve şehir insanları; asırlardır taşınan ilim geleneğinin, irfanın ve medeniyet bilincinin yaşayan işaretleri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Burak Karip, kadim beldeleri bir turist merakıyla gözlemlemek yerine, bir talebenin dikkati ve kendi kültür dünyasıyla yeniden karşılaşan bir insanın aidiyet duygusuyla okuyor. Bu yaklaşım, eseri yalnızca “nereler görüldü?” sorusuna cevap veren bir seyahat kitabı olmaktan çıkarıyor.</p>

<p>Buhara ve Semerkand’ın görünen yüzünün ötesi</p>

<p>Kitapta şehirlerin görünen güzelliğinin ardındaki anlam dünyasına odaklanılıyor. Medreselerin sessizliği, minarelerin göğe uzanan çizgisi ve geçmişten bugüne ulaşan mimari miras, düşünsel bir yolculuğun parçalarına dönüşüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buhara ve Semerkand, bu anlatıda geçmişte kalmış iki tarihî şehir değil. İslam medeniyetinin ilim, ahlak, sanat ve insan yetiştirme anlayışını bugüne taşıyan canlı merkezler olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Eser, okura yalnızca tarihî bilgi sunmakla yetinmiyor. Mekânların hafızasını anlamaya ve bu hafızanın günümüz insanına ne söylediğini düşünmeye çağırıyor.</p>

<p>Hekimlikten medeniyet okumalarına</p>

<p>Bir tıp akademisyeninin kaleminden çıkan “Buhara Seyahatnamesi”, farklı disiplinleri aynı düşünce çizgisinde buluşturmasıyla da dikkat çekiyor.</p>

<p>Hekimlik insanı beden, hayat ve ölüm üzerinden anlamaya çalışırken seyahat, aynı insanı tarih ve medeniyet içinde yeniden okumaya imkân veriyor. Burak Karip’in anlatısında akademik dikkat ile manevi arayışın bir araya gelmesi, esere özgün bir derinlik kazandırıyor.</p>

<p>Okura yöneltilen sessiz bir soru</p>

<p>“Buhara Seyahatnamesi” yalnızca yazarın gördüklerini aktardığı bir hatıra kitabı değil. Okuru kendi kökleri, tarih bilinci ve medeniyetle kurduğu ilişki üzerine düşünmeye çağıran bir eser niteliği taşıyor.</p>

<p>Kitap boyunca Buhara ve Semerkand’ın izleri takip edilirken aslında daha temel bir soru beliriyor: İnsan, ait olduğu medeniyetin hafızasını ne kadar tanıyor?</p>

<p>Burak Karip’in eseri, bu soruya hazır cevaplar vermek yerine okuru yolculuğa ortak ediyor. Böylece Buhara’ya uzanan fiziksel seyahat, insanın kendi içine yönelen düşünsel bir yolculuğa dönüşüyor.</p>

<p>Kitap Eylül 2026’da yayımlandı</p>

<p>Burak Karip tarafından kaleme alınan “Buhara Seyahatnamesi”, İz Yayıncılık etiketiyle Eylül 2026’da okuyucuyla buluştu. Eser; tarih, kültür, medeniyet ve seyahat edebiyatına ilgi duyanların yanı sıra Orta Asya ile Anadolu arasındaki güçlü bağları yeniden düşünmek isteyen okurlara da sesleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-sehrin-izinde-bir-medeniyetin-hafizasinda-buhara-seyahatnamesi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 20:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1428.jpeg" type="image/jpeg" length="64029"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigaranın Sağlık Sistemine Maliyeti: Ülkelerin Faturası Ne Kadar?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sigaranin-saglik-sistemine-maliyeti-ulkelerin-faturasi-ne-kadar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sigaranin-saglik-sistemine-maliyeti-ulkelerin-faturasi-ne-kadar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sigaranın maliyeti paket fiyatıyla bitmiyor. ABD’de sigara içimine atfedilen sağlık harcamaları 240 milyar doları aşarken Kanada’da tütün kullanımına bağlı doğrudan sağlık maliyeti 5,4 milyar Kanada dolarına, Avustralya’da ise yaklaşık 7,9 milyar Avustralya dolarına ulaşıyor. Tedavi giderlerine erken ölüm ve üretkenlik kayıpları eklendiğinde ekonomik fatura çok daha büyüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir paket sigaranın fiyatını görmek kolay. Asıl görünmeyen ise yıllar sonra hastanelere, ilaç harcamalarına, iş gücü kayıplarına ve ülke ekonomilerine yansıyan fatura.<br />
Tütün kullanımı yalnızca akciğer kanseriyle ilişkili değil. Kalp-damar hastalıklarından inmeye, kronik obstrüktif akciğer hastalığından çok sayıda kanser türüne kadar geniş bir hastalık grubunun riskini artırıyor.<br />
Dünya Sağlık Örgütü'nün Haziran 2026'da güncellediği verilere göre tütün her yıl 7 milyondan fazla insanın ölümüne yol açıyor. Bunların 1,6 milyondan fazlasını, kendisi tütün kullanmadığı hâlde ikinci el dumana maruz kalan kişiler oluşturuyor.<br />
Ekonomik tablo da en az sağlık bilançosu kadar dikkat çekici.<br />
WHO Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi kapsamında yayımlanan değerlendirmeye göre tütün kullanımının 2022 yılında dünya genelindeki sosyal ve ekonomik kaybı yaklaşık 1,7 trilyon dolar olarak hesaplandı. Bu tutar küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1,7'sine karşılık geliyor.<br />
Ancak burada çok önemli bir ayrım var:<br />
Sağlık sistemine maliyet ile toplam ekonomik maliyet aynı şey değil.<br />
Sağlık maliyetleri; hastane, hekim, ilaç ve diğer sağlık hizmetlerini kapsarken toplam ekonomik veya toplumsal maliyet hesaplarında erken ölüm, hastalık nedeniyle çalışamama, üretkenlik kaybı ve bazı çalışmalarda yaşam kalitesindeki kayıplar gibi çok daha geniş etkiler değerlendiriliyor.<br />
Bu nedenle ülkeler arasında verilen rakamları doğrudan bir sıralama olarak okumak doğru değil.<br />
ABD: Sağlık harcamaları 240 milyar doları aşıyor<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine göre sigara içmenin ABD'ye 2018 yılındaki ekonomik maliyeti 600 milyar doların üzerindeydi.<br />
Bu rakamın 240 milyar dolardan fazlasını sağlık harcamaları oluşturuyordu.<br />
Ayrıca sigarayla ilişkili hastalıklara bağlı yaklaşık 185 milyar dolar ve erken ölümlere bağlı yaklaşık 180 milyar dolar üretkenlik kaybı hesaplandı. İkinci el dumana bağlı erken ölümlerin neden olduğu üretkenlik kaybı da yaklaşık 7 milyar dolar olarak tahmin edildi.<br />
Dolayısıyla ABD örneğinde sağlık hizmetlerine ödenen para, sigaranın ekonomik faturasının yalnızca bir bölümünü oluşturuyor.<br />
Kanada: Sağlık sistemine 5,4 milyar Kanada doları<br />
Kanada'da yapılan 2020 hesaplamalarında tütün kullanımının toplam sağlık ve ekonomik maliyeti yaklaşık 11,2 milyar Kanada doları olarak belirlendi.<br />
Bunun 5,4 milyar Kanada doları doğrudan sağlık hizmeti maliyetlerinden oluşuyordu. Bu hesaplamalara hastane, hekim ve ilaç giderlerinin yanı sıra üretkenlik kayıpları ve bazı diğer ekonomik maliyetler de dâhil edildi.<br />
Başka bir ifadeyle tütünün faturası yalnızca hastanenin kapısında ortaya çıkmıyor; çalışma hayatına ve genel ekonomiye de yayılıyor.<br />
Avustralya: 7,9 milyarlık sağlık maliyeti, 159,7 milyarlık toplumsal yük<br />
Avustralya'daki rakamlar, sağlık harcaması ile geniş kapsamlı toplumsal maliyet arasındaki farkı gösteren en çarpıcı örneklerden biri.<br />
Australian Institute of Health and Welfare verilerine göre tütünün 2022–2023 dönemi için tahmin edilen sağlık hizmeti maliyeti yaklaşık 7,9 milyar Avustralya doları.<br />
Buna karşılık tütün kullanımının toplam toplumsal maliyetinin 159,7 milyar Avustralya dolarına ulaşabileceği hesaplandı.<br />
Bu geniş hesabın en büyük bileşenleri arasında 107,5 milyar Avustralya dolarıyla erken ölümler ve 29,8 milyar Avustralya dolarıyla sigaraya atfedilen hastalık yükü bulunuyor.<br />
Burada altı özellikle çizilmesi gereken nokta şu:<br />
159,7 milyar Avustralya doları sağlık sisteminin doğrudan harcaması değildir.<br />
Bu rakam sağlık hizmetlerinin yanı sıra erken ölüm ve diğer toplumsal kayıpları da içeren daha geniş bir maliyet tahminidir.<br />
Almanya: 27,3 milyar avroluk doğrudan hastalık maliyeti<br />
Almanya Federal Sağlık Bakanlığı bünyesindeki FinansKommission Gesundheit'in 2026 tarihli raporunda, sigara içenlere atfedilen 2018 yılı doğrudan yıllık brüt hastalık maliyetinin yaklaşık 27,3 milyar avro olduğu belirtiliyor.<br />
Üretkenlik kayıplarından kaynaklanan dolaylı maliyet ise yaklaşık 67 milyar avro olarak hesaplanıyor.<br />
Bu örnek de sigaranın ekonomik yükünün yalnızca tedavi giderlerinden ibaret olmadığını gösteriyor.<br />
Dört ülkede tablo<br />
Rakamların veri yılları ve kullanılan ekonomik yöntemler farklı olduğu için ülkeleri doğrudan karşılaştırmak veya “en fazla harcayan ülke” şeklinde sıralamak bilimsel açıdan doğru olmaz.<br />
Ancak maliyetin boyutları oldukça çarpıcı:<br />
ABD: 2018'de 240 milyar doların üzerinde sağlık harcaması<br />
Kanada: 2020'de 5,4 milyar Kanada doları doğrudan sağlık maliyeti<br />
Avustralya: 2022–2023 için yaklaşık 7,9 milyar Avustralya doları sağlık hizmeti maliyeti<br />
Almanya: 2018 için yaklaşık 27,3 milyar avro doğrudan brüt hastalık maliyeti<br />
Ortak sonuç ise değişmiyor:<br />
Sigaranın ve diğer tütün ürünlerinin topluma gerçek maliyeti, tüketicinin ürünü satın alırken ödediği bedelden çok daha yüksek.<br />
Türkiye'de durum ne?<br />
Türkiye açısından temel sorunlardan biri, ABD veya Avustralya örneklerinde olduğu gibi sigaraya atfedilebilir hastane, ilaç ve diğer sağlık giderlerini tek bir güncel ulusal rakam altında ortaya koyan ve uluslararası karşılaştırmaya doğrudan imkân veren kapsamlı maliyet çalışmalarının sınırlı olması.<br />
Buna karşılık tütün kullanımının yaygınlığına ve hane bütçeleri üzerindeki etkisine ilişkin önemli veriler bulunuyor.<br />
TÜİK'in 2022 Türkiye Sağlık Araştırması'na göre 15 yaş ve üzerindeki bireylerin yüzde 28,3'ü her gün tütün mamulü kullanıyordu.<br />
Oran erkeklerde yüzde 41,3, kadınlarda ise yüzde 15,5 olarak belirlendi.<br />
Bu rakamlar “Türkiye nüfusunun yüzde 28,3'ü sigara içiyor” şeklinde genellenmemeli. Gösterge, araştırmadaki 15 yaş ve üzerindeki nüfus içinde her gün tütün mamulü kullananların oranını ifade ediyor.<br />
Sigara aile bütçesini de etkiliyor<br />
Türkiye açısından dikkat çekici araştırmalardan biri 2024 yılında Eastern Mediterranean Health Journal dergisinde yayımlandı.<br />
Araştırmacılar, TÜİK'in 2015 ve 2019 Hanehalkı Bütçe Araştırması mikroverilerini kullanarak hanede sigara içen bir kişinin bulunması ile katastrofik sağlık harcaması arasındaki ilişkiyi inceledi.<br />
Çalışmada hanede sigara içen kişinin bulunması, katastrofik sağlık harcaması yaşama olasılığı açısından anlamlı bir belirleyici olarak bulundu. Kullanılan modelde hesaplanan marjinal etki yaklaşık yüzde 7,94 olarak bildirildi.<br />
Ancak bu bulgunun doğru yorumlanması önemli.<br />
Bu sonuç, “sigara sağlık harcamalarını yüzde 7,94 artırıyor” anlamına gelmiyor.<br />
Yüzde 7,94, araştırmada kullanılan ekonometrik model kapsamında hesaplanan olasılık üzerindeki marjinal etkiyi ifade ediyor. Ayrıca çalışma gözlemsel nitelikte olduğundan tek başına doğrudan neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor.<br />
Bununla birlikte araştırma, tütün tüketiminin yalnızca kamu sağlık sistemi açısından değil, hanelerin ekonomik dayanıklılığı açısından da önemli olduğunu gösteriyor.<br />
Peki sigaradan alınan vergiler?<br />
Tütün ürünlerinden alınan vergiler kamu bütçesine gelir sağlıyor.<br />
Ancak bu durum sigaranın ekonomik maliyetini ortadan kaldırmıyor.<br />
Kanser ve KOAH tedavileri, kalp-damar hastalıkları, hastane başvuruları, ilaç giderleri, iş gücü kaybı ve erken ölümler ekonominin farklı alanlarında maliyet oluşturuyor.<br />
Bu nedenle sigaradan elde edilen vergi gelirleri ile tütünün topluma getirdiği maliyeti yalnızca basit bir gelir-gider hesabıyla karşılaştırmak yeterli değil.<br />
Ayrıca tütün vergileri, Dünya Sağlık Örgütünün tütün tüketimini azaltmaya yönelik politikaları içinde önemli araçlardan biri olarak değerlendiriliyor.<br />
Fatura çoğu zaman yıllar sonra geliyor<br />
Tütün kullanımının sağlık sistemi üzerindeki yükünü farklılaştıran temel özelliklerden biri, hastalıkların önemli bölümünün uzun yıllar içinde gelişebilmesi.<br />
Sigara kullanımının bugün azalması, sağlık sistemindeki bütün maliyetlerin ertesi yıl aynı oranda azalacağı anlamına gelmiyor.<br />
Geçmiş yıllardaki tütün tüketiminin yol açtığı kanserler, KOAH ve kalp-damar hastalıkları yıllar sonra sağlık sisteminin karşısına çıkabiliyor.<br />
Bir anlamda sağlık sistemleri yalnızca bugünün değil, geçmiş yıllardaki sigara tüketiminin de faturasını ödüyor.<br />
Gerçek fiyat paketin üzerinde yazmıyor<br />
Bir paket sigaranın satış fiyatını görmek kolay.<br />
Ama toplumun ödediği gerçek bedel aynı etikette görünmüyor.<br />
ABD'de yüz milyarlarca dolarlık sağlık harcaması, Almanya'da onlarca milyar avroluk hastalık maliyeti, Kanada ve Avustralya'da milyarlarca dolarlık sağlık yükü bunun en açık örnekleri arasında.<br />
Erken ölümler ve üretkenlik kayıpları da hesaba katıldığında ekonomik fatura çok daha büyüyor.<br />
Sigara içen kişinin ödediği bedel paketi satın aldığı anda başlıyor. Sağlık sisteminin ve toplumun ödediği bedel ise yıllar boyunca devam edebiliyor.<br />
Türkiye açısından ihtiyaç duyulan önemli çalışmalardan biri de sigaraya atfedilebilen hastane başvurularını, ilaç harcamalarını, kronik hastalık tedavilerini ve üretkenlik kayıplarını birlikte değerlendiren güncel ve kapsamlı bir ulusal ekonomik yük araştırmasıdır.<br />
Kaynaklar<br />
Dünya Sağlık Örgütü<br />
WHO Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri<br />
Health Canada / Canada Gazette<br />
Australian Institute of Health and Welfare<br />
Almanya Federal Sağlık Bakanlığı – FinanzKommission Gesundheit<br />
Türkiye İstatistik Kurumu<br />
Eastern Mediterranean Health Journal<br />
Tıbbi not<br />
Tütün kullanımının ve ikinci el tütün dumanına maruziyetin güvenli bir düzeyi bulunmamaktadır. Sigarayı bırakmak isteyen kişilerin sağlık profesyonellerinden veya sigara bırakma polikliniklerinden destek alması önerilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sigaranin-saglik-sistemine-maliyeti-ulkelerin-faturasi-ne-kadar</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 20:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/sigara-saglik-sistemi-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="64063"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kalp Krizi Gelmeden Önce: Türkiye’nin Değiştirmesi Gereken 7 Alışkanlık]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kalp-krizi-gelmeden-once-turkiyenin-degistirmesi-gereken-7-aliskanlik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kalp-krizi-gelmeden-once-turkiyenin-degistirmesi-gereken-7-aliskanlik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Kalp Günü yaklaşırken açıklanan son veriler, Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarının hâlâ en büyük ölüm nedeni olduğunu gösteriyor. TÜİK’e göre 2025’te gerçekleşen ölümlerin yüzde 34,7’si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Sigara kullanımındaki ve obezite oranındaki artış ise geleceğe ilişkin kaygıları büyütüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Her yıl 29 Eylül’de kutlanan Dünya Kalp Günü, bu yıl da kalp ve damar hastalıklarının önemli bölümünün önlenebilir olduğu gerçeğini gündeme taşıyor.</p>

<p>Türkiye’nin son verileri ise sorunun boyutunun yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacak kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Türkiye İstatistik Kurumunun 2025 yılı verilerine göre ülkede 491 bin 684 kişi hayatını kaybetti. Ölümlerin yüzde 34,7’si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Başka bir ifadeyle Türkiye’de gerçekleşen yaklaşık her üç ölümden birinin arkasında kalp ve damar sistemiyle ilgili bir hastalık bulunuyor. Bu oran, yaklaşık 171 bin ölüme karşılık geliyor.</p>

<p>En büyük pay iskemik kalp hastalıklarında</p>

<p>Dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölümlerin yüzde 42,3’ünü iskemik kalp hastalıkları oluşturdu. Bu grup; kalbi besleyen damarların daralması veya tıkanması sonucu gelişen kalp krizi ve koroner arter hastalıklarını kapsıyor.</p>

<p>Ölümlerin yüzde 24,6’sı diğer kalp hastalıklarından, yüzde 18,2’si ise inme olarak da bilinen serebrovasküler hastalıklardan kaynaklandı.</p>

<p>Bu oranlar üzerinden yapılan hesaplama, yalnızca iskemik kalp hastalıklarının 2025 yılında yaklaşık 72 bin ölümle ilişkili olabileceğini gösteriyor. Bu sayı doğrudan yayımlanmış bir TÜİK toplamı değil; açıklanan oranlardan hareketle yapılan yaklaşık hesaplamadır.</p>

<p>Sigara kullanımında artış</p>

<p>Kalp ve damar hastalıklarının en önemli önlenebilir nedenlerinden biri tütün kullanımı.</p>

<p>TÜİK’in 2025 Türkiye Sağlık Araştırması’na göre her gün tütün mamulü kullanan 15 yaş ve üzerindeki kişilerin oranı 2022’de yüzde 28,3 iken 2025’te yüzde 30,1’e yükseldi. Böylece günlük tütün kullananların oranı nüfusun yaklaşık üçte birine yaklaştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigara yalnızca akciğerleri etkilemiyor. Damar duvarında hasara, kanın pıhtılaşma eğiliminin artmasına ve kalp damarlarının daralmasına yol açıyor. Elektronik sigara ve diğer yeni nesil tütün ürünleri de kalp açısından güvenli kabul edilmiyor.</p>

<p>Obezite oranı yüzde 21,8’e çıktı</p>

<p>Aynı araştırmada 15 yaş ve üzerindeki obez bireylerin oranı yüzde 21,8 olarak belirlendi. Obezite; yüksek tansiyon, tip 2 diyabet, uyku apnesi, ritim bozuklukları ve koroner kalp hastalığı riskini artırıyor.</p>

<p>Ancak asıl tehlike, risklerin çoğu zaman birlikte ilerlemesi. Fazla kilo, hareketsizlik, sigara, yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri ve kolesterol aynı kişide birleştiğinde kalp krizi ve inme ihtimali belirgin biçimde yükseliyor.</p>

<p>Kalbin sessiz düşmanı: Yüksek tansiyon</p>

<p>Hipertansiyon yıllarca belirti vermeden ilerleyebiliyor. Kişi kendisini sağlıklı hissederken kalp, beyin, böbrek ve damarlar zarar görebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca şikâyeti olanların değil, sağlıklı görünen yetişkinlerin de tansiyonlarını belirli aralıklarla ölçtürmesi gerekiyor. Diyabeti, böbrek hastalığı, obezitesi veya ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunan kişilerde kontroller daha erken ve daha sık yapılmalı.</p>

<p>Türkiye için 7 somut öneri</p>

<p>Kalp ve damar hastalıklarıyla mücadele yalnızca “daha az ye, daha çok yürü” tavsiyesine indirgenmemeli. Türkiye’nin hem bireysel hem toplumsal düzeyde daha güçlü bir koruma programına ihtiyacı bulunuyor.</p>

<p>1. Aile hekimliğinde düzenli kalp riski taraması</p>

<p>Özellikle 40 yaşından sonra tansiyon, kan şekeri, kolesterol, kilo, bel çevresi ve sigara kullanımını birlikte değerlendiren standart bir risk taraması yaygınlaştırılmalı. Yüksek riskli kişiler, henüz kalp krizi geçirmeden belirlenmeli.</p>

<p>2. Tütünle mücadelede yeni dönem</p>

<p>Sigaranın yanı sıra elektronik sigara, ısıtılmış tütün ürünleri ve gençleri hedefleyen aromalı nikotin ürünleri de aynı kararlılıkla ele alınmalı. Sigara bırakma hizmetlerine erişim kolaylaştırılmalı.</p>

<p>3. Günlük tuz tüketimi azaltılmalı</p>

<p>Ekmek, peynir, işlenmiş et, hazır sos ve paketli ürünlerdeki gizli tuz için kademeli azaltma hedefleri uygulanmalı. Dünya Sağlık Örgütünün Türkiye üzerine yaptığı değerlendirme, tuz tüketimi ile fiziksel hareketsizliğin azaltılmasının önlenebilir ölümler üzerinde büyük etki oluşturabileceğini gösteriyor.</p>

<p>4. Yürünebilir şehirler kurulmalı</p>

<p>Kalp sağlığı yalnızca hastanelerde korunamaz. Güvenli kaldırımlar, bisiklet yolları, ücretsiz spor alanları ve aktif ulaşım imkânları halk sağlığı politikasının parçası olmalı.</p>

<p>5. Okullarda kalp sağlığı eğitimi başlamalı</p>

<p>Sağlıklı beslenme, tütün ve nikotin bağımlılığı, temel yaşam desteği ve 112’nin doğru kullanımı erken yaşta öğretilmeli.</p>

<p>6. Otomatik şok cihazları yaygınlaştırılmalı</p>

<p>Havalimanı, AVM, stadyum, üniversite, istasyon ve büyük iş yerlerinde otomatik eksternal defibrilatör bulunmalı. Toplumun temel yaşam desteği konusunda eğitilmesi, hastane dışı kalp durmalarında hayatta kalma şansını artırabilir.</p>

<p>7. Kadınlarda kalp hastalığı farkındalığı artırılmalı</p>

<p>Kadınlarda kalp krizi her zaman klasik göğüs ağrısıyla ortaya çıkmayabilir. Nefes darlığı, sırt veya çene ağrısı, bulantı, aşırı yorgunluk ve soğuk terleme gibi belirtiler de önemsenmeli.</p>

<p>Her bireyin bugün atabileceği 7 adım</p>

<ul>
 <li>Tansiyonunuzu ve bel çevrenizi öğrenin.</li>
 <li>Sigara ve nikotin ürünlerini bırakmak için profesyonel destek alın.</li>
 <li>Haftada en az 150 dakika orta şiddette hareket etmeyi hedefleyin.</li>
 <li>Tuz, şeker ve aşırı işlenmiş gıdaları azaltın.</li>
 <li>Sebze, meyve, baklagil, tam tahıl, balık ve zeytinyağı ağırlıklı beslenin.</li>
 <li>Diyabet, kolesterol ve böbrek kontrollerinizi ihmal etmeyin.</li>
 <li>Uyku bozukluğu, yoğun horlama ve gündüz uykululuğunu önemseyin.</li>
</ul>

<p>Kalp krizinin belirtileri bekletilmemeli</p>

<p>Göğüste baskı, sıkışma veya yanma; ağrının kola, sırta, çeneye ya da mide bölgesine yayılması; nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı ve ani güçsüzlük kalp krizinin işareti olabilir.</p>

<p>Bu belirtilerde kişi kendi imkânıyla hastaneye gitmeye çalışmamalı; vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalı.</p>

<p>Rakamların verdiği açık mesaj</p>

<p>Türkiye’de kalp ve damar hastalıkları hâlâ ölüm nedenleri arasında ilk sırada. Üstelik sigara ve obezite gibi temel risk göstergelerindeki yükseliş, bugünden güçlü önlemler alınmazsa yükün devam edeceğini düşündürüyor.</p>

<p>Dünya Kalp Günü’nün mesajı bu nedenle yalnızca “kalbini koru” olmamalı. Asıl hedef; sağlıklı tercihi kolaylaştıran şehirler, erken risk taraması yapan birinci basamak sağlık sistemi ve tütün, tuz, hareketsizlikle kararlı biçimde mücadele eden bir ülke olmalı.</p>

<p>Tıbbi Uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel kalp ve damar hastalığı riskinizin değerlendirilmesi, tetkik veya tedavi kararı için hekime başvurunuz. Ani göğüs ağrısı, nefes darlığı, soğuk terleme veya bayılma halinde 112’yi arayınız.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Türkiye İstatistik Kurumu, Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri, 2025.</li>
 <li>Türkiye İstatistik Kurumu, Türkiye Sağlık Araştırması, 2025.</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi, Türkiye’de Bulaşıcı Olmayan Hastalık Risklerinin Azaltılmasına İlişkin Değerlendirme.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kalp-krizi-gelmeden-once-turkiyenin-degistirmesi-gereken-7-aliskanlik</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 19:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1424.jpeg" type="image/jpeg" length="94230"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[11 Gün Yoğun Bakımda Kaldı, Görevine Döndü: Aile Hekiminin Sözleşmesi Feshedildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/11-gun-yogun-bakimda-kaldi-gorevine-dondu-aile-hekiminin-sozlesmesi-feshedildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/11-gun-yogun-bakimda-kaldi-gorevine-dondu-aile-hekiminin-sozlesmesi-feshedildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Muğla’da işe giderken geçirdiği trafik kazasında ağır yaralanan aile hekimi Dr. Deniz Nalbantoğlu, 11 gün yoğun bakımda kaldı ve aylar süren tedavinin ardından görevine döndü. Yaklaşık üç hafta çalışan Nalbantoğlu’nun aile hekimliği sözleşmesi, sağlık nedeniyle görev yapamadığı sürenin 180 günü aşması gerekçesiyle feshedildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Muğla’nın Bodrum ilçesinde görev yapan aile hekimi Dr. Deniz Nalbantoğlu’nun yaşadığı süreç, aile hekimliğindeki çalışma güvencesi tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.</p>

<p>Bodrum 10 No’lu Mumcular Aile Sağlığı Merkezi’nde altı yıldır görev yapan Nalbantoğlu, 6 Kasım 2025 sabahı Milas’taki evinden görev yerine giderken ağır bir trafik kazası geçirdi.</p>

<p>Milas-Bodrum kara yolunun Dörttepe Kavşağı yakınlarında meydana gelen üç araçlı kazada ağır yaralanan hekim, 11 gün yoğun bakımda kaldı. Vücudunun farklı bölgelerinde çok sayıda kırık oluşan Nalbantoğlu, çeşitli ameliyatların ardından uzun süre fizik tedavi ve rehabilitasyon gördü.</p>

<p>Sekiz aylık tedavinin ardından görevine döndü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaklaşık sekiz ay süren tedavinin ardından yeniden yürümeye başlayan Dr. Deniz Nalbantoğlu, 27 Temmuz 2026 tarihinde Mumcular Aile Sağlığı Merkezi’ndeki görevine döndü.</p>

<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası tarafından paylaşılan bilgilere göre Nalbantoğlu, yaklaşık üç hafta boyunca fiilen aile hekimliği yaptı. Bu dönemde hastalarını muayene etti, reçete ve rapor düzenledi, mobil sağlık hizmetlerine katıldı ve Bakanlığın elektronik sistemleri üzerinden işlem gerçekleştirdi.</p>

<p>Ancak hekimin aile hekimliği sözleşmesi, sağlık nedeniyle görevini yapamadığı sürenin 180 günü aşması gerekçesiyle feshedildi.</p>

<p>Sendika, fesih işleminin geriye dönük olarak 13 Temmuz 2026 tarihinden itibaren uygulandığını ve Nalbantoğlu’nun 13 Ağustos’a kadar fiilen çalışmasına rağmen sözleşmesinin sona erdirildiğini daha sonra öğrendiğini açıkladı.</p>

<p>Yönetmelikteki 180 günlük hüküm uygulandı</p>

<p>Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’nin 10’uncu maddesinde, aile hekimi veya aile sağlığı çalışanının sağlık nedeniyle 180 günü aşan süreyle görevini yapamaması sözleşmenin feshedilme nedenleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Düzenlemeye göre bu gerekçeyle sözleşmesi sona erdirilen kişi, sağlık durumunun görevini sürekli olarak yapmasına engel olmadığını gösteren sağlık kurulu raporu sununcaya kadar yeniden sözleşmeli aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı olmak üzere başvuramıyor.</p>

<p>Dr. Nalbantoğlu’nun görevine dönerek çalışmaya başlamış olması ise tartışmaların merkezinde yer aldı.</p>

<p>Fesih kararına karşı dava açtı</p>

<p>Dr. Deniz Nalbantoğlu, sözleşmesinin feshedilmesinin ardından hukuki yollara başvurarak dava açtı. Nalbantoğlu daha sonra kamu görevine döndürüldü ancak altı yıldır çalıştığı Mumcular Aile Sağlığı Merkezi yerine Milas İlçe Sağlık Müdürlüğünde görevlendirildi.</p>

<p>Nalbantoğlu, uzun süre görevinden ayrı kalmasının kendi tercihi olmadığını, işe giderken geçirdiği ağır kaza nedeniyle tedavi görmek zorunda kaldığını belirtti. Sağlığına kavuşur kavuşmaz hastalarının başına döndüğünü ifade eden hekim, fesih kararının hem kendisini hem de yıllardır takip ettiği hastalarını mağdur ettiğini söyledi.</p>

<p>Süre hesabına da itiraz edildi</p>

<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası, yalnızca fesih kararına değil, 180 günlük sürenin hesaplanma biçimine de itiraz etti.</p>

<p>Sendika temsilcileri; resmî tatillerin, genel tatil günlerinin ve idari izinlerin rapor süresinin hesabında değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Nalbantoğlu’nun 2026 yılına ait yıllık iznini ve mazeret iznini kullanmadığı da dile getirildi.</p>

<p>Fesih öncesinde hekime savunma yapma veya izin haklarını kullanma imkânı verilmediği iddia edildi.</p>

<p>Sağlık örgütlerinden ortak tepki</p>

<p>Türk Tabipleri Birliği Aile Hekimliği Kolu, Muğla Tabip Odası ve sağlık emek-meslek örgütleri karara tepki gösterdi.</p>

<p>Sağlık örgütleri, kanser, beyin kanaması, ağır yaralanma ve uzun süreli rehabilitasyon gerektiren durumlarda 180 günlük sınırın sağlık çalışanları açısından ciddi bir iş güvencesi sorunu oluşturduğunu belirtti.</p>

<p>Muğla İl Sağlık Müdürlüğü önünde yapılan açıklamada, Dr. Nalbantoğlu’nun aile hekimliği sözleşmesinin yeniden kurulması ve uzun süre tedavi görmek zorunda kalan sağlık çalışanlarının sözleşmelerini kaybetmesini önleyecek düzenlemelerin yapılması istendi.</p>

<p>Açılan davada fesih işleminin hukuka uygun olup olmadığına ilişkin son kararı mahkeme verecek. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/11-gun-yogun-bakimda-kaldi-gorevine-dondu-aile-hekiminin-sozlesmesi-feshedildi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 19:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1423.jpeg" type="image/jpeg" length="29955"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Böbrekler Nasıl Korunur? Böbrek Sağlığı İçin 7 Temel Alışkanlık]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bobrekler-nasil-korunur-bobrek-sagligi-icin-7-temel-aliskanlik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bobrekler-nasil-korunur-bobrek-sagligi-icin-7-temel-aliskanlik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Böbrekleri korumak yalnızca daha fazla su içmekle olmaz. Tansiyon ve kan şekerini kontrol etmek, tuzu azaltmak, ağrı kesicileri bilinçli kullanmak ve risk varsa böbrek testlerini yaptırmak temel adımlardır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Böbrek sağlığını korumanın en etkili yolu yalnızca bol su içmek değildir. Kan basıncının ve kan şekerinin kontrol altında tutulması, fazla tuzdan kaçınılması, böbreklere zarar verebilecek ilaçların bilinçsiz kullanılmaması, hareketli yaşam ve risk grubundaki kişilerin düzenli kontrolü çok daha geniş bir koruma sağlar.</p>

<p>Bunun önemli bir nedeni kronik böbrek hastalığının erken dönemlerde belirgin şikâyet vermeyebilmesidir. Özellikle diyabeti, yüksek tansiyonu, kalp-damar hastalığı veya ailesinde böbrek yetmezliği öyküsü bulunanlarda yalnızca “kendimi iyi hissediyorum” demek böbreklerin sağlıklı olduğunu göstermeyebilir.</p>

<p>Böbrekleri korumanın 7 temel adımı şöyle:</p>

<p>1. Tansiyonu kontrol altında tutmak böbrekleri doğrudan korur</p>

<p>Yüksek tansiyon böbreklerdeki küçük damarların ve süzme sisteminin zaman içinde zarar görmesine yol açabilir. Böbrek hastalığı da kan basıncını yükseltebildiği için iki durum birbirini kötüleştiren bir döngü oluşturabilir.</p>

<p>Bu nedenle tansiyonu düzenli takip etmek ve yüksek tansiyon tanısı varsa tedaviyi aksatmamak böbrek sağlığının temel taşlarından biridir.</p>

<p>Hedef tansiyon değeri herkes için aynı olmayabilir. Yaş, eşlik eden hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve böbrek fonksiyonları dikkate alınarak kişiye özel hedef belirlenmelidir.</p>

<p>2. Diyabet varsa kan şekeri kontrolü ihmal edilmemeli</p>

<p>Diyabet, kronik böbrek hastalığının başlıca nedenlerinden biridir. Uzun süre yüksek seyreden kan şekeri, böbreğin kanı süzen küçük damar yapılarına zarar verebilir.</p>

<p>Diyabeti olan kişilerde yalnızca günlük kan şekeri ölçümü değil, uzun dönem kan şekeri kontrolünü gösteren HbA1c takibi ve doktorun uygun gördüğü böbrek kontrolleri de önem taşır.</p>

<p>Böbrek hasarı erken dönemde saptandığında kan şekeri ve tansiyon kontrolü başta olmak üzere uygulanacak tedaviler hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir.</p>

<p>3. Tuz tüketimini azaltmak böbreğin yükünü hafifletebilir</p>

<p>Fazla sodyum tüketimi kan basıncının yükselmesine ve vücudun daha fazla sıvı tutmasına katkıda bulunabilir. Bu nedenle böbrekleri korumak isteyen kişiler için yalnızca sofradaki tuzu azaltmak yeterli değildir.</p>

<p>Hazır çorbalar, işlenmiş etler, paketli atıştırmalıklar, salamura ürünler, bazı soslar ve hazır yemekler önemli miktarda sodyum içerebilir.</p>

<p>Sebze, meyve, tam tahıl ve daha az işlenmiş gıdaların öne çıktığı dengeli bir beslenme modeli; kilo, tansiyon ve kan şekeri kontrolüne de yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde potasyum, fosfor, protein veya sıvı gereksinimleri hastalığın evresine göre değişebileceğinden özel diyetler doktor veya diyetisyen değerlendirmesi olmadan uygulanmamalıdır.</p>

<p>4. Çok su içmek değil, yeterli sıvı almak önemli</p>

<p>Böbrek sağlığı konusunda en yaygın inanışlardan biri, ne kadar fazla su içilirse böbreklerin o kadar iyi çalışacağı düşüncesidir. Sağlıklı kişilerde yeterli sıvı almak önemlidir ancak gereksinimin çok üzerinde su içmenin böbrekleri ayrıca “temizlediğine” dair bir kural yoktur.</p>

<p>Günlük sıvı gereksinimi hava sıcaklığına, fiziksel aktiviteye, beslenmeye, yaşa ve sağlık durumuna göre değişebilir.</p>

<p>Kusma, ishal, yüksek ateş veya sıcak havalarda sıvı kaybı arttığında susuz kalmak böbreklere giden kan akımını azaltabilir. Özellikle bazı ilaçları kullanan veya böbrek hastalığı bulunan kişilerde bu durum daha önemli hale gelebilir.</p>

<p>Kalp yetmezliği veya ileri böbrek hastalığı gibi bazı durumlarda ise fazla sıvı zararlı olabileceğinden sıvı miktarı doktor tarafından sınırlandırılabilir.</p>

<p>5. Bazı ağrı kesiciler gelişigüzel kullanılmamalı</p>

<p>İbuprofen ve naproksen gibi nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar, yani NSAİİ grubu ağrı kesiciler, böbrek sağlığı açısından dikkat gerektiren ilaçlar arasındadır.</p>

<p>Özellikle uzun süreli kullanım, mevcut böbrek hastalığı, diyabet, yüksek tansiyon veya susuz kalma durumunda böbrek hasarı riski artabilir.</p>

<p>Bu nedenle reçetesiz satılması bir ilacın herkes için ve her koşulda güvenli olduğu anlamına gelmez. Düzenli ağrı kesici kullanan kişilerin kullandıkları ilaçları doktor veya eczacıyla değerlendirmesi önemlidir.</p>

<p>Bitkisel ürünler ve takviyeler de otomatik olarak güvenli kabul edilmemelidir. Bazı ürünler böbreklere zarar verebilir veya kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir.</p>

<p>6. Hareket etmek, sağlıklı kiloyu korumak ve sigaradan uzak durmak önemli</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite yalnızca kalp veya kilo kontrolü için değildir. Hareketli yaşam; tansiyonun, kan şekerinin ve vücut ağırlığının kontrolüne katkıda bulunarak böbrekleri de dolaylı biçimde korur.</p>

<p>Sigara ise damar yapısını olumsuz etkiler. Böbrekler yoğun damar ağına sahip organlar olduğundan damar sağlığının korunması böbrek fonksiyonları açısından da önemlidir.</p>

<p>Bu nedenle böbrek sağlığı için ayrı ve mucizevi bir yaşam tarzı formülü yerine kalp-damar sağlığını koruyan temel alışkanlıklar öne çıkar.</p>

<p>7. Risk varsa kreatinine bakmak tek başına yeterli olmayabilir</p>

<p>Kronik böbrek hastalığı erken dönemde belirti vermeyebilir. Risk taşıyan kişilerde böbrek fonksiyonlarının laboratuvar testleriyle değerlendirilmesi bu nedenle önemlidir.</p>

<p>Böbrek değerlendirmesinde en önemli göstergelerden biri kandaki kreatinin değerinden hesaplanan tahmini glomerüler filtrasyon hızı, yani eGFR'dir. Bu değer böbreklerin kanı ne ölçüde süzebildiği hakkında bilgi verir.</p>

<p>Bir diğer önemli inceleme ise idrarda albumin ölçümüdür. Özellikle idrar albumin/kreatinin oranı, böbrek hasarının erken belirtilerinden biri olabilen albumin kaçağını gösterebilir.</p>

<p>Diyabeti, yüksek tansiyonu, kalp-damar hastalığı veya ailesinde böbrek yetmezliği öyküsü bulunan kişiler böbreklerinin ne sıklıkla kontrol edilmesi gerektiğini hekimleriyle görüşmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böbrekleri korumak için mucize bir yöntem yok</p>

<p>Böbrekleri korumanın yolu tek bir içecekten, besinden veya takviyeden geçmiyor. En güçlü yaklaşım; tansiyon ve kan şekerinin kontrolü, dengeli ve daha az tuzlu beslenme, yeterli sıvı alımı, bilinçli ilaç kullanımı, sigaradan uzak durma ve riskli kişilerde erken taramadan oluşuyor.</p>

<p>Özellikle kronik böbrek hastalığının uzun süre sessiz ilerleyebilmesi nedeniyle risk faktörlerini bilmek, belirtilerin ortaya çıkmasını beklemekten daha değerlidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi yerine geçmez. Böbrek hastalığı, kalp yetmezliği, diyabet veya yüksek tansiyonu bulunan kişiler sıvı miktarı, beslenme ve ilaç kullanımı konusunda kendi hekimlerinin önerilerini izlemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK) — Preventing Chronic Kidney Disease; Keeping Kidneys Safe: Smart Choices about Medicines</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention (CDC) — Preventing Chronic Kidney Disease — 2024 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bobrekler-nasil-korunur-bobrek-sagligi-icin-7-temel-aliskanlik</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 17:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1419.jpeg" type="image/jpeg" length="11470"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Antibiyotik Kullanımında Türkiye Dünyanın Neresinde?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/antibiyotik-kullaniminda-turkiye-dunyanin-neresinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/antibiyotik-kullaniminda-turkiye-dunyanin-neresinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye antibiyotik kullanımında gerçekten dünyanın en fazla antibiyotik kullanan ülkelerinden biri mi? Dünya Sağlık Örgütü’nün 2023 verilerine göre Türkiye, Avrupa Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı’na veri bildiren 14 ülke arasında 42,7 DDD ile en yüksek antibiyotik tüketiminin görüldüğü ülke. Ancak OECD verileri Türkiye için çok daha düşük bir rakam veriyor. Peki iki uluslararası veri neden birbirinden bu kadar farklı?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Başımız ağrıdığında ağrı kesici, burnumuz aktığında soğuk algınlığı ilacı…</p>

<p>Peki boğazımız ağrıdığında?</p>

<p>Türkiye’de antibiyotiklerin gereksiz veya uygun olmayan kullanımını azaltmak uzun yıllardır sağlık politikalarının önemli başlıklarından biri.</p>

<p>Çünkü antibiyotikler virüslere karşı etkili değil. Grip ve soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanmak hastalığı tedavi etmez. Gereksiz ve uygunsuz kullanım ise bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç geliştirmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Peki son uluslararası verilere göre Türkiye antibiyotik kullanımında nerede?</p>

<p>Bu soruya tek bir “dünya sıralaması” ile cevap vermek mümkün değil.</p>

<p>Ancak elimizde dikkat çekici veriler var.</p>

<h2>WHO verilerinde Türkiye en yüksek tüketimin görüldüğü ülke</h2>

<p>Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi tarafından yayımlanan <strong>Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı 2023 verilerine</strong> göre Türkiye’de sistemik antibiyotik tüketimi:</p>

<p><strong>1000 kişi başına günde 42,7 tanımlanmış günlük doz (DDD)</strong> olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu değer, söz konusu veri setine <strong>2023 yılı için veri bildiren 14 ülke arasındaki en yüksek antibiyotik tüketim düzeyiydi.</strong></p>

<p>Aynı grubun nüfusa göre ağırlıklandırılmış ortalaması yaklaşık <strong>22,2 DDD</strong> düzeyindeydi.</p>

<p>Bu nedenle 42,7 DDD oldukça dikkat çekici bir rakam.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:</p>

<p>Bu veri, <strong>“Türkiye Avrupa’da antibiyotik kullanımında birinci”</strong> veya <strong>“Türkiye dünyada birinci”</strong> anlamına gelmiyor.</p>

<p>Doğru ifade şu:</p>

<p><strong>Türkiye, WHO Avrupa Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı’na 2023 yılı için veri bildiren 14 ülke arasında en yüksek tüketim değerine sahip ülke.</strong></p>

<h2>42,7 DDD ne demek?</h2>

<p>Buradaki 42,7 rakamı toplumun yüzde 42,7’sinin her gün antibiyotik kullandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>DDD, İngilizce <strong>Defined Daily Dose</strong>, Türkçesiyle <strong>tanımlanmış günlük doz</strong> anlamına geliyor.</p>

<p>Bu ölçüm, farklı nüfus büyüklüklerine sahip ülkelerde ilaç tüketiminin karşılaştırılabilmesini sağlamak amacıyla kullanılıyor.</p>

<p>Dolayısıyla DDD bir kişinin gerçek günlük reçetesini değil, ülkeler arasında karşılaştırma yapmaya imkân veren standartlaştırılmış bir tüketim göstergesini ifade ediyor.</p>

<h2>OECD neden Türkiye için 12 DDD diyor?</h2>

<p>Antibiyotik tüketimi konusunda dikkat çeken başka bir veri ise OECD’den geliyor.</p>

<p>OECD’nin <strong>Health at a Glance 2025</strong> raporunda Türkiye için antibiyotik reçeteleme miktarı yaklaşık:</p>

<p><strong>12 DDD/1000 kişi/gün</strong></p>

<p>olarak gösteriliyor.</p>

<p>OECD ortalaması ise yaklaşık <strong>16 DDD</strong>.</p>

<p>İlk bakışta ortaya ilginç bir tablo çıkıyor:</p>

<p><strong>WHO: Türkiye 42,7 DDD</strong></p>

<p><strong>OECD: Türkiye yaklaşık 12 DDD</strong></p>

<p>Peki hangisi doğru?</p>

<p>Aslında bu iki rakam aynı şeyi ölçmüyor.</p>

<h2>Aynı ülke, farklı veri kaynakları</h2>

<p>OECD göstergesi ağırlıklı olarak <strong>toplumda reçete edilen antibiyotikleri</strong> değerlendiriyor.</p>

<p>WHO Avrupa Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı’ndaki Türkiye verisi ise Türkiye’deki ulusal ilaç takip sisteminden elde edilen <strong>satış ve dağıtım verilerine</strong> dayanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dolayısıyla veri kaynakları, kapsanan antibiyotik kullanımı ve hesaplama yöntemleri birbirinden farklı.</p>

<p>Bu nedenle 42,7 ve 12 DDD rakamlarını yan yana koyarak:</p>

<p>“Kurumlardan biri yanlış hesaplıyor”</p>

<p>sonucuna varmak doğru değil.</p>

<p>Daha doğru yorum şu:</p>

<p><strong>Antibiyotik tüketimi hakkında konuşurken hangi veri kaynağının, hangi hasta grubunun ve hangi kullanım alanının ölçüldüğüne bakmak gerekiyor.</strong></p>

<h2>Asıl mesele yalnızca ne kadar antibiyotik kullandığımız değil</h2>

<p>Antibiyotik direnci açısından yalnızca kullanılan toplam antibiyotik miktarı önemli değil.</p>

<p><strong>Hangi antibiyotiklerin kullanıldığı da büyük önem taşıyor.</strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü antibiyotikleri <strong>AWaRe</strong> adı verilen sistemle üç temel gruba ayırıyor.</p>

<h3>Access</h3>

<p>Yaygın bakteriyel enfeksiyonlarda öncelikli olarak tercih edilmesi önerilen, direnç geliştirme potansiyeli görece daha düşük antibiyotikler.</p>

<h3>Watch</h3>

<p>Direnç gelişimi açısından daha yüksek risk taşıdığı için kullanımının yakından izlenmesi gereken antibiyotikler.</p>

<h3>Reserve</h3>

<p>Çok ilaca dirençli bakterilerin neden olduğu ciddi enfeksiyonlarda, diğer tedavi seçeneklerinin yetersiz kaldığı durumlarda korunması gereken antibiyotikler.</p>

<h2>Türkiye’de Watch grubu dikkat çekiyor</h2>

<p>WHO’nun 2023 verilerinde Türkiye’de en çok tüketilen beş oral antibiyotik incelendiğinde dikkat çekici bir tablo görülüyor.</p>

<p>İlk beş içindeki antibiyotiklerden yalnızca <strong>amoksisilin/beta-laktamaz inhibitörü kombinasyonu</strong> Access grubunda yer alıyor.</p>

<p>Üst sıralarda bulunan:</p>

<p><strong>sefuroksim,<br />
klaritromisin,<br />
siprofloksasin<br />
ve sefdinir</strong></p>

<p>ise WHO’nun <strong>Watch grubunda</strong> bulunuyor.</p>

<p>Bu durum, antibiyotik kullanımında yalnızca toplam tüketimi azaltmanın yeterli olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Antibiyotiğin doğru hastada, doğru endikasyonla ve uygun antibiyotik grubu seçilerek kullanılması da büyük önem taşıyor.</p>

<h2>Dünya yüzde 70 Access hedefini konuşuyor</h2>

<p>Antibiyotik direncine karşı küresel mücadelenin en önemli hedeflerinden biri de Access grubu antibiyotiklerin kullanım payını artırmak.</p>

<p>2024 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda antimikrobiyal direnç konusunda kabul edilen hedeflerden biri, <strong>2030 yılına kadar insanlarda kullanılan antibiyotiklerin en az yüzde 70’inin WHO Access grubundan olması.</strong></p>

<p>WHO verilerine göre 2022 yılında küresel antibiyotik tüketiminin yaklaşık <strong>yüzde 53’ü Access grubundaki antibiyotiklerden</strong> oluşuyordu.</p>

<p>Dolayısıyla sorun yalnızca Türkiye’ye özgü değil.</p>

<p>Antimikrobiyal direnç bugün küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri.</p>

<h2>Dünyada antibiyotik tüketimi yeniden artıyor</h2>

<p>Küresel antibiyotik tüketimini inceleyen geniş kapsamlı araştırmalar da kullanımın dünya genelinde yüksek seyrettiğini gösteriyor.</p>

<p><i>Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS)</i> dergisinde yayımlanan ve 67 ülkenin 2016–2023 dönemindeki antibiyotik tüketimini inceleyen araştırmada, 2023 yılı küresel antibiyotik tüketiminin yaklaşık <strong>49,3 milyar tanımlanmış günlük doza</strong> ulaştığı tahmin edildi.</p>

<p>Küresel tüketim oranının ise yaklaşık:</p>

<p><strong>17 DDD/1000 kişi/gün</strong></p>

<p>olduğu hesaplandı.</p>

<p>Araştırma, özellikle COVID-19 salgını dönemindeki geçici düşüşün ardından antibiyotik tüketiminin yeniden yükseldiğine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak bu çalışma ile WHO Avrupa verileri farklı veri kaynakları ve yöntemler kullandığı için ülkeler açısından doğrudan bire bir sıralama yapmak doğru değil.</p>

<h2>Türkiye’de antibiyotik kullanımı daha önce önemli ölçüde azalmıştı</h2>

<p>Türkiye’de antibiyotik kullanımını azaltmaya yönelik uzun yıllardır çeşitli akılcı ilaç kullanımı ve antibiyotik yönetimi politikaları uygulanıyor.</p>

<p>2026 yılında <i>Frontiers in Microbiology</i> dergisinde yayımlanan bir araştırmada Türkiye’de <strong>2011–2019 yılları arasında yaklaşık 1,17 milyar birinci basamak reçetesi</strong> değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmaya göre antibiyotik içeren reçetelerin oranı:</p>

<p><strong>yüzde 34,9’dan yüzde 23,9’a</strong></p>

<p>geriledi.</p>

<p>Antibiyotik tüketimi ise:</p>

<p><strong>42,3 DDD’den 31,9 DDD’ye</strong></p>

<p>düştü.</p>

<p>Bu rakamlar söz konusu dönemde Türkiye’de birinci basamakta antibiyotik reçeteleme ve tüketiminde belirgin bir azalma yaşandığını gösteriyor.</p>

<p>Ancak araştırma gözlemsel nitelikte olduğu için bu düşüşü tek başına belirli bir sağlık politikasının sonucu olarak değerlendirmek mümkün değil.</p>

<p>Ayrıca çalışma elektronik reçeteleri temel aldığı için reçetesiz veya kayıt dışı antibiyotik kullanımını kapsamıyor.</p>

<h2>Son veriler neden önemli?</h2>

<p>Türkiye’nin geçmiş yıllarda antibiyotik tüketimini azaltabilmiş olması önemli.</p>

<p>Ancak WHO’nun 2023 tüketim verileri, antibiyotik kullanımının hâlâ yakından izlenmesi gereken bir alan olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Dahası, sorun yalnızca toplam tüketim miktarı değil.</p>

<p>Watch grubundaki antibiyotiklerin kullanım düzeyi de antibiyotik direnci açısından ayrı bir önem taşıyor.</p>

<h2>Antibiyotik direnci neden tehlikeli?</h2>

<p>Antibiyotik direnci, bakterilerin zaman içinde antibiyotiklerin etkisinden kaçabilme yeteneği kazanması anlamına geliyor.</p>

<p>Bunun sonucunda bugün kolaylıkla tedavi edilebilen bazı enfeksiyonların gelecekte tedavisi çok daha zor hale gelebilir.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>idrar yolu enfeksiyonları,<br />
zatürre,<br />
ameliyat sonrası enfeksiyonlar<br />
ve bazı kan dolaşımı enfeksiyonlarında</p>

<p>etkili antibiyotik seçeneklerinin azalması tedaviyi güçleştirebilir.</p>

<p>Dirençli bakteriler yalnızca antibiyotiği kullanan kişiyi de etkilemiyor.</p>

<p>Bu bakteriler toplum içinde ve sağlık kuruluşlarında yayılabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle antibiyotik direnci bireysel olduğu kadar toplumsal bir sağlık sorunu.</p>

<h2>Peki Türkiye dünyanın neresinde?</h2>

<p>Bu soruya tek bir sıra numarası vermek bilimsel açıdan doğru değil.</p>

<p>Çünkü antibiyotik kullanımını ölçen uluslararası sistemlerin kapsamları ve veri kaynakları farklı.</p>

<p>Ancak elimizdeki verilerden çıkarılabilecek önemli sonuçlar var:</p>

<p><strong>Türkiye, WHO Avrupa Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı’na 2023 yılı için veri bildiren 14 ülke arasında 42,7 DDD ile en yüksek antibiyotik tüketiminin görüldüğü ülke.</strong></p>

<p>Buna karşılık OECD’nin toplumdaki antibiyotik reçetelerini değerlendiren göstergesinde Türkiye yaklaşık <strong>12 DDD ile OECD ortalamasının altında</strong> yer alıyor.</p>

<p>Bu fark bir çelişkiden çok, iki sistemin <strong>farklı veri kaynaklarını ve farklı kullanım alanlarını ölçmesinden</strong> kaynaklanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla asıl soru yalnızca:</p>

<p><strong>“Türkiye ne kadar antibiyotik kullanıyor?”</strong></p>

<p>olmamalı.</p>

<p>Belki de daha önemli soru şu:</p>

<p><strong>Doğru hastada, doğru antibiyotiği, doğru dozda ve doğru süreyle kullanıyor muyuz?</strong></p>

<p>Antibiyotik direnciyle mücadelede geleceği belirleyecek olan temel mesele de bu.</p>

<h3>Tıbbi uyarı</h3>

<p>Antibiyotikler yalnızca uygun bakteriyel enfeksiyonlarda ve hekim değerlendirmesi doğrultusunda kullanılmalıdır. Grip, soğuk algınlığı ve birçok üst solunum yolu enfeksiyonu viral kökenlidir ve antibiyotiklerden fayda görmez. Daha önceki bir tedaviden kalan veya başka bir kişiye reçete edilmiş antibiyotikler kullanılmamalıdır. Antibiyotiğin türü, dozu ve kullanım süresi hekim tarafından belirlenmelidir.</p>

<h3>Kaynaklar</h3>

<p>Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi — <i>Antimicrobial Medicines Consumption Network, AMC Data 2023</i></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü — <i>AWaRe Classification of Antibiotics</i></p>

<p>OECD — <i>Health at a Glance 2025</i></p>

<p>Proceedings of the National Academy of Sciences — Küresel antibiyotik tüketimi, 2016–2023</p>

<p>Frontiers in Microbiology — Türkiye’de birinci basamak antibiyotik reçeteleme eğilimleri, 2011–2019</p>

<p>Birleşmiş Milletler — Antimikrobiyal Direnç Konulu 2024 Üst Düzey Toplantısı Siyasi Bildirgesi</p>

<p>T.C. Sağlık Bakanlığı — Akılcı İlaç Kullanımı ve Antimikrobiyal Direnç Çalışmaları</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/antibiyotik-kullaniminda-turkiye-dunyanin-neresinde</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/who-verileriyle-turkiyenin-antibiyotik-tablosu-1280x720.jpg" type="image/jpeg" length="43245"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Giresun Sağlık Camiasının Acı Kaybı: Op. Dr. Yavuz Üye Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/giresun-saglik-camiasinin-aci-kaybi-op-dr-yavuz-uye-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/giresun-saglik-camiasinin-aci-kaybi-op-dr-yavuz-uye-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giresun’da uzun yıllardır genel cerrahi alanında hizmet veren Op. Dr. Yavuz Üye, geçirdiği kalp krizi sonrası hayatını kaybetti. Üye için görev yaptığı hastanenin önünde tören düzenlenecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Giresun sağlık camiasının tanınan isimlerinden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Yavuz Üye vefat etti.</p>

<p>Özel Giresun Kent Hastanesi’nde görev yapan Üye’nin, 26 Eylül 2026 Cumartesi sabahı geçirdiği kalp krizinin ardından hastaneye kaldırıldığı bildirildi. Yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayan deneyimli hekimin vefatı; ailesini, meslektaşlarını, hastalarını ve sevenlerini yasa boğdu.</p>

<p>Giresun’da uzun yıllar sağlık hizmeti verdi</p>

<p>Op. Dr. Yavuz Üye, 1989 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Genel cerrahi uzmanlık eğitimini 1995 yılında Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tamamladı. Meslek hayatını Giresun’da sürdüren Üye, son olarak Özel Giresun Kent Hastanesi’nde hastalarına hizmet veriyordu.</p>

<p>Cenaze programı açıklandı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Op. Dr. Yavuz Üye için 27 Eylül 2026 Pazar günü saat 11.00’de Özel Giresun Kent Hastanesi önünde tören düzenlenecek.</p>

<p>Törenin ardından Üye’nin cenazesi Hacı Miktat Camii’ne getirilecek. Öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlanacak.</p>

<p>Tıbbiye Bülteni ailesi olarak Op. Dr. Yavuz Üye’ye Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, meslektaşlarına ve Giresun sağlık camiasına başsağlığı diliyoruz. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/giresun-saglik-camiasinin-aci-kaybi-op-dr-yavuz-uye-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1395.jpeg" type="image/jpeg" length="88073"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dünyada En Fazla Ameliyat Hangi Ülkelerde Yapılıyor? Rakamlar Sandığınız Kadar Basit Değil]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dunyada-en-fazla-ameliyat-hangi-ulkelerde-yapiliyor-rakamlar-sandiginiz-kadar-basit-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dunyada-en-fazla-ameliyat-hangi-ulkelerde-yapiliyor-rakamlar-sandiginiz-kadar-basit-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyada her yıl yüz milyonlarca cerrahi işlem gerçekleştiriliyor. Ancak “En fazla ameliyat hangi ülkede yapılıyor?” sorusunun kesin bir dünya sıralamasıyla cevaplanması bugün bile kolay değil. Toplam ameliyat sayısında büyük nüfuslu ülkeler öne çıkarken, kişi başına düşen cerrahi işlem sayısına bakıldığında tablo değişiyor. Üstelik ülkelerin ameliyatları aynı tanımla ve aynı yöntemle kaydetmemesi karşılaştırmayı daha da güçleştiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bir ülkenin sağlık sistemini değerlendirirken genellikle hekim sayısına, hastane yatağına, sağlık harcamalarına veya ortalama yaşam süresine bakıyoruz.<br />
Oysa sağlık sisteminin kapasitesini gösteren önemli ölçütlerden biri daha var:<br />
Bir ülkede yılda kaç ameliyat yapılıyor?<br />
İlk bakışta cevaplanması kolay görünen bu sorunun arkasında önemli bir veri sorunu bulunuyor.<br />
Mart 2026'da British Journal of Surgery'de yayımlanan kapsamlı sistematik inceleme, cerrahi hizmetlerle ilgili ülkeler arası karşılaştırılabilir verilerin hâlâ oldukça eksik olduğunu gösterdi.<br />
Araştırmada değerlendirilen 217 ülkeden yalnızca 124'ü için ulusal cerrahi hacim verisine ulaşılabildi. Üstelik düzenli olarak tekrarlanan veri bildirimi çok daha sınırlıydı. Araştırmacılar bu nedenle küresel cerrahi kapasitenin izlenebilmesi için standart ve düzenli veri sistemlerine ihtiyaç olduğunu vurguladı.<br />
Dünyada yılda kaç ameliyat yapılıyor?<br />
Bu konuda yapılan en kapsamlı küresel çalışmalardan biri Dünya Sağlık Örgütü Bülteni'nde 2016 yılında yayımlandı.<br />
Araştırmacılar 194 Dünya Sağlık Örgütü üyesi ülkeyi inceleyerek 2012 yılında dünyada yaklaşık 312,9 milyon ameliyat gerçekleştirildiğini tahmin etti.<br />
Bu, dünya genelinde her 100 bin kişi için yaklaşık 4.469 cerrahi işlem anlamına geliyordu.<br />
Ancak burada çok önemli bir ayrıntı bulunuyor.<br />
Araştırmacılar doğrudan cerrahi hacim verisine yalnızca 66 ülkede ulaşabildi. Geri kalan ülkeler için sağlık harcamaları gibi göstergeler kullanılarak istatistiksel tahminler yapıldı.<br />
Dolayısıyla bu çalışma “2012 yılında bütün ülkelerin kesin ameliyat sayıları” anlamına gelmiyor; mevcut veriler kullanılarak oluşturulmuş en geniş küresel cerrahi hacim tahminlerinden biri olarak değerlendirilmeli.<br />
Toplam ameliyat sayısında Çin ve ABD dikkat çekiyor<br />
WHO çalışmasındaki doğrudan bildirilmiş ülke verilerine bakıldığında en yüksek cerrahi hacimlerden bazıları şöyleydi:<br />
Çin: yaklaşık 39,5 milyon<br />
ABD: yaklaşık 36,5 milyon<br />
Fransa: yaklaşık 10,7 milyon<br />
Almanya: yaklaşık 9,8 milyon<br />
Birleşik Krallık: yaklaşık 9,7 milyon<br />
Ancak bu rakamların tamamı aynı yıla ait değildi. Örneğin Çin verisi 2012 dönemini yansıtırken ABD için kullanılan veri 2007 yılına dayanıyordu.<br />
Bu nedenle rakamları güncel bir “dünya ameliyat ligi” şeklinde yorumlamak doğru değil.<br />
Buna rağmen çalışma, büyük nüfuslu ve geniş sağlık altyapısına sahip ülkelerin toplam cerrahi hacimde neden üst sıralarda yer aldığını açık biçimde gösteriyor.<br />
Kişi başına bakıldığında sıralama tamamen değişiyor<br />
Toplam sayı tek başına yeterli değil.<br />
Bir milyardan fazla nüfusu bulunan bir ülkede 30–40 milyon ameliyat gerçekleştirilmesi ile birkaç milyon nüfuslu bir ülkede bir milyon ameliyat yapılması aynı sağlık hizmeti yoğunluğunu göstermiyor.<br />
Bu nedenle ülkeleri karşılaştırırken 100 bin kişiye düşen yıllık cerrahi işlem sayısı daha anlamlı göstergelerden biri olarak kullanılıyor.<br />
WHO çalışmasındaki doğrudan bildirilmiş veriler arasında dikkat çeken bazı oranlar şöyleydi:<br />
İsviçre: 25.923 / 100 bin kişi<br />
Lüksemburg: 21.933 / 100 bin kişi<br />
Belçika: 17.764 / 100 bin kişi<br />
Hollanda: 16.639 / 100 bin kişi<br />
Danimarka: 16.345 / 100 bin kişi<br />
Fransa: 16.306 / 100 bin kişi<br />
İsveç: 15.610 / 100 bin kişi<br />
Birleşik Krallık: 15.280 / 100 bin kişi<br />
Avusturya: 13.977 / 100 bin kişi<br />
Almanya: 12.188 / 100 bin kişi<br />
ABD: 12.087 / 100 bin kişi<br />
Buradaki verilerin de 2005–2012 arasında farklı yıllardan geldiğini unutmamak gerekiyor.<br />
Yine de tablo çok önemli bir gerçeği ortaya koyuyor:<br />
En fazla ameliyat yapılan ülke ile nüfusuna göre en yoğun cerrahi hizmet sunulan ülke aynı olmak zorunda değil.<br />
2026 araştırması ne söylüyor?<br />
Daha yeni veriler ise başka bir soruna dikkat çekiyor.<br />
2026 yılında yayımlanan sistematik incelemede cerrahi hacim verisi bulunan 124 ülkenin yalnızca 39'unun, Lancet Küresel Cerrahi Komisyonu'nun belirlediği 100 bin nüfus başına yılda 5 bin cerrahi işlem referans eşiğine ulaştığı bildirildi.<br />
Verisi bulunan yüksek gelirli ülkelerin yüzde 77'si bu eşiğe ulaşırken, çalışmada değerlendirilen düşük ve alt-orta gelir grubundaki ülkelerin hiçbirinde eşik karşılanmadı.<br />
Bu rakam “her ülkede mutlaka bu kadar ameliyat yapılmalıdır” anlamına gelmiyor.<br />
Söz konusu değer, ülkelerin temel cerrahi gereksinimleri karşılayabilecek kapasiteye ulaşmasını izlemek amacıyla geliştirilmiş bir sağlık sistemi göstergesi.<br />
Daha fazla ameliyat yapmak daha iyi sağlık sistemi anlamına gelir mi?<br />
Tek başına hayır.<br />
Bir ülkedeki ameliyat sayısını birçok faktör etkileyebilir.<br />
Nüfusun büyüklüğü ve yaşlanması, kanser ve kalp-damar hastalıklarının sıklığı, travmalar, sezaryen oranları, katarakt ameliyatları, eklem protezleri, sağlık sigortasının kapsamı, hastanelere erişim ve işlemlerin kayıt sistemleri rakamları önemli ölçüde değiştirebilir.<br />
Dolayısıyla yüksek ameliyat sayısı gelişmiş cerrahi kapasite ve sağlık hizmetlerine erişimle ilişkili olabilse de tek başına sağlık sisteminin “daha iyi” olduğunu göstermez.<br />
Asıl soru yalnızca kaç ameliyat yapıldığı değildir.<br />
Gerekli ameliyatın doğru hastaya, doğru zamanda, güvenli biçimde ve hastayı ekonomik olarak zor durumda bırakmadan ulaştırılıp ulaştırılamadığı da önemlidir.<br />
Dünyadaki asıl sorun: Ameliyata ulaşamayan milyonlar<br />
Küresel cerrahinin belki de en çarpıcı verisi hangi ülkenin en fazla ameliyat yaptığı değil, yapılması gerektiği halde yapılamayan ameliyatların sayısıdır.<br />
The Lancet'te 2025 yılında yayımlanan geniş kapsamlı değerlendirmeye göre dünyadaki karşılanmamış cerrahi gereksinim yılda en az 160 milyon ameliyata ulaşmış durumda.<br />
Araştırmacılar özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde güvenli ve zamanında cerrahi hizmetlere erişimde ciddi eksikliklerin devam ettiğini bildiriyor.<br />
Bu durum küresel sağlık açısından önemli bir eşitsizliği ortaya koyuyor.<br />
Dünyanın bazı bölgelerinde insanlar planlı cerrahi işlemlere ve ileri teknoloji ameliyatlara kolaylıkla ulaşabilirken, başka bölgelerde apandisit, sezaryen, travma cerrahisi veya açık kırıkların tedavisi gibi temel cerrahi hizmetlere erişim bile sınırlı kalabiliyor.<br />
Türkiye nerede?<br />
Türkiye'nin ulusal sağlık istatistiklerinde ameliyat sayıları düzenli olarak yayımlanıyor. Sağlık Bakanlığı'nın Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2024 de bu alandaki en güncel kapsamlı ulusal kaynaklardan biri.<br />
Ancak burada önemli bir metodolojik ayrım bulunuyor.<br />
Türkiye'de kullanılan ameliyat sınıflandırmaları ile Lancet Küresel Cerrahi Komisyonu'nun “cerrahi hacim” göstergesinde kullanılan tanım tamamen aynı değil.<br />
Nitekim Sağlık Bakanlığı 2024 yılının ilk dokuz ayında yalnızca A, B ve C grubu ameliyatların 4,6 milyona ulaştığını açıklamıştı. Bu rakam Türkiye'nin yüksek cerrahi hizmet hacmine sahip olduğunu gösterse de farklı tanımlar nedeniyle Çin, ABD, İsviçre veya Fransa'nın geçmiş WHO verileriyle doğrudan aynı tabloya konulması bilimsel açıdan doğru olmaz.<br />
Bu nedenle Türkiye'nin dünya sıralamasındaki kesin yerini söylemek için ülkelerin aynı ameliyat tanımını ve aynı veri yılını kullandığı standartlaştırılmış bir veri setine ihtiyaç var.<br />
Dünya hâlâ gerçek bir ameliyat haritasına sahip değil<br />
Bugün elimizdeki veriler iki farklı tablo ortaya koyuyor.<br />
Toplam ameliyat sayısında büyük nüfuslu ülkeler öne çıkıyor.<br />
Kişi başına ameliyat sayısında ise bazı Avrupa ülkelerinde çok daha yüksek oranlar görülüyor.<br />
Ancak 2026 yılında yayımlanan son sistematik değerlendirme bile ülkeler arasındaki veri eksikliğinin devam ettiğini gösteriyor: 217 ülkenin yalnızca 124'ü için cerrahi hacme ilişkin ulusal veri bulunabilmiş durumda.<br />
Bu nedenle “Dünyada en fazla ameliyat hangi ülkede yapılıyor?” sorusuna verilebilecek en doğru cevap şu:<br />
Mevcut doğrudan veriler ve tarihsel küresel çalışmalarda Çin ve ABD toplam cerrahi hacimde öne çıkıyor; kişi başına düşen cerrahi işlem sayısında ise İsviçre, Lüksemburg, Belçika ve Hollanda gibi Avrupa ülkeleri yüksek değerlere ulaşmış durumda. Ancak bugün bütün ülkeleri aynı yıl ve aynı yöntemle karşılaştıran güvenilir bir küresel sıralama bulunmuyor.<br />
Belki de asıl önemli veri de bu.<br />
Modern tıp yılda yüz milyonlarca ameliyat gerçekleştirebilecek kapasiteye ulaşmış olsa da dünyanın önemli bir bölümünde ihtiyaç duyulan cerrahi hizmetlere erişim hâlâ mümkün değil.<br />
Tıbbi ve metodolojik not<br />
Ameliyat sayısının yüksek veya düşük olması tek başına bir ülkenin sağlık sisteminin kalitesini göstermez. Ülkeler arasında cerrahi işlem tanımları ve kayıt yöntemleri farklılık gösterebilir. Bireysel bir hastada ameliyat gerekip gerekmediğine ise hastanın klinik durumu değerlendirilerek ilgili uzman hekim tarafından karar verilmelidir.<br />
Kaynaklar<br />
Bulletin of the World Health Organization — Weiser TG ve arkadaşları, Size and distribution of the global volume of surgery in 2012, 2016.<br />
British Journal of Surgery — Anyomih TT ve arkadaşları, Systematic review of the Lancet Commission on Global Surgery indicators with quality assessment of modelled estimates, 2026.<br />
The Lancet — Nepogodiev D ve arkadaşları, Surgical health policy 2025–35: strengthening essential services for tomorrow's needs, 2025.<br />
T.C. Sağlık Bakanlığı — Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2024.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dunyada-en-fazla-ameliyat-hangi-ulkelerde-yapiliyor-rakamlar-sandiginiz-kadar-basit-degil</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/en-cok-ameliyat-yapilan-ulkeler-200kb.webp" type="image/jpeg" length="70123"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Bebek Dünyaya Geldiğinde Sağlık Sistemi Ne Kadar Harcıyor? Ülkeler Arasındaki Fark]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-bebek-dunyaya-geldiginde-saglik-sistemi-ne-kadar-harciyor-ulkeler-arasindaki-fark</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-bebek-dunyaya-geldiginde-saglik-sistemi-ne-kadar-harciyor-ulkeler-arasindaki-fark" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir bebeğin doğumu için sağlık hizmeti kayıtlarına yansıyan bedel ülkeden ülkeye büyük ölçüde değişiyor. Uluslararası bir karşılaştırmada komplikasyonsuz vajinal doğum için medyan maliyet 1.361 dolardan 8.655 dolara, sezaryen için ise 2.419 dolardan 13.601 dolara kadar çıkıyor. Ancak bu rakamlar ailelerin cebinden ödediği tutarı ya da ülkelerin bütün doğumlar için yaptığı ortalama kamu harcamasını göstermiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebeğin doğumu, sağlık sistemi için ne anlama geliyor?<br />
Bir bebeğin dünyaya gelişi aile için yeni bir hayatın başlangıcıdır. Sağlık sistemi açısından ise doğum; hekim ve ebe hizmetlerinden hastane altyapısına, laboratuvardan anesteziye ve gerektiğinde yenidoğan bakımına kadar birçok sağlık hizmetinin aynı süreçte devreye girdiği önemli bir dönemdir.<br />
Peki bu hizmetlerin ekonomik karşılığı dünyanın her yerinde aynı mı?<br />
Yanıt oldukça nettir: Hayır.<br />
Uluslararası Sağlık Planları Federasyonu ile Health Care Cost Institute’un hazırladığı International Healthcare Cost Comparison Report 2024, dokuz ülkeden 2022 yılına ait veriler üzerinden hastane işlemlerinin medyan “claims costs” değerlerini karşılaştırıyor. Raporun doğum bölümünde veri bulunan ülkeler arasında dikkat çekici farklılıklar görülüyor. Veriler iFHP üyeleri ve diğer kurumlardan sağlandığı için rakamlar bir ülkenin bütün doğumlarının ulusal ortalama maliyeti olarak değerlendirilmemelidir.<br />
Vajinal doğumda 1.361 dolardan 8.655 dolara<br />
Rapor, vajinal doğumu “komplikasyon tanısı bulunmayan vajinal doğum” olarak tanımlıyor.<br />
Bu ortak klinik tanım altında 2022 yılı medyan maliyeti Almanya’da 1.361 dolar, Güney Afrika’da 1.810 dolar, İspanya’da 2.175 dolar, Birleşik Krallık’ta 3.002 dolar, Yunanistan’da 3.775 dolar, Avustralya’da 5.318 dolar ve ABD’de 8.655 dolar olarak veriliyor.<br />
Ülke<br />
Vajinal doğum<br />
Sezaryen<br />
ABD<br />
8.655 $<br />
13.601 $<br />
Birleşik Krallık<br />
3.002 $<br />
8.910 $<br />
Avustralya<br />
5.318 $<br />
7.742 $<br />
Yunanistan<br />
3.775 $<br />
5.479 $<br />
Güney Afrika<br />
1.810 $<br />
3.161 $<br />
İspanya<br />
2.175 $<br />
2.807 $<br />
Almanya<br />
1.361 $<br />
2.419 $<br />
Sezaryen için kullanılan tanım ise komplikasyonsuz ve en az bir gece hastane yatışı bulunan sezaryen doğumdur. Bu grupta ABD’deki medyan maliyet 13.601 dolara, Almanya’da ise 2.419 dolara ulaşıyor.<br />
Buna göre rapordaki medyan değerler üzerinden ABD ile Almanya arasındaki fark vajinal doğumda yaklaşık 6,4 kat, sezaryende ise yaklaşık 5,6 kat.<br />
Ancak bu rakamları “ABD’de doğum yapmak Almanya’dan kesin olarak 6,4 kat pahalıdır” şeklinde okumak doğru olmaz.<br />
Aynı doğum neden farklı ülkelerde farklı bedellere çıkıyor?<br />
Uluslararası sağlık sistemi karşılaştırmalarında en önemli sorunlardan biri, benzer tıbbi işlemlerin farklı finansman ve fiyatlandırma yapıları içinde sunulmasıdır.<br />
Hekim ve diğer sağlık çalışanlarının ücretleri, hastane giderleri, tıbbi malzeme fiyatları, sigorta şirketleri ile hastaneler arasındaki sözleşmeler, kamu finansmanının ağırlığı ve sağlık hizmetlerinin fiyatlandırılma biçimi ülkeden ülkeye değişebilir.<br />
Peterson-KFF Health System Tracker analizleri de ABD ile diğer yüksek gelirli ülkeler arasındaki karşılaştırmaların hasta nüfusu, finansman modelleri ve sağlık altyapısındaki farklılıklar nedeniyle dikkatli yorumlanması gerektiğini vurguluyor. Aynı analizlerde ABD’nin sağlık harcamalarının yüksekliğinde sağlık hizmetlerinin fiyatlarının önemli rol oynadığı belirtiliyor.<br />
Dolayısıyla yüksek doğum bedeli, otomatik olarak daha fazla veya daha kaliteli sağlık hizmeti verildiği anlamına gelmez.<br />
Ailenin ödediği para ile sağlık hizmetinin toplam bedeli aynı değil<br />
Burada en önemli ayrımlardan biri de budur.<br />
Hastanenin bir hizmeti üretmek için yaptığı gerçek harcama, sigorta veya kamu kurumunun sağlık kuruluşuna yaptığı ödeme ve hastanın cebinden çıkan para birbirinden farklı kavramlardır.<br />
ABD’deki işveren temelli özel sağlık sigortasına sahip kişileri inceleyen Peterson-KFF analizinde, 2021-2023 döneminde gebelik, doğum ve doğum sonrası bakımla ilişkili ortalama ek sağlık harcaması 20.416 dolar olarak hesaplandı. Bunun ortalama 2.743 doları sigortalının cebinden çıkarken kalan bölümün önemli kısmı sigorta tarafından karşılandı.<br />
Bu araştırmadaki 20.416 dolar, iFHP tablosundaki 8.655 dolarlık vajinal doğum bedeliyle doğrudan karşılaştırılamaz. Çünkü Peterson-KFF çalışması yalnızca doğum işlemini değil, gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemdeki ek sağlık harcamalarını birlikte inceliyor.<br />
Vajinal doğum ve sezaryen arasında da önemli fark var<br />
Aynı ABD analizinde gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemle ilişkili ortalama ek sağlık harcaması vajinal doğumla sonuçlanan gebeliklerde 15.712 dolar, sezaryenle sonuçlananlarda ise 28.998 dolar olarak hesaplandı. Cepten ödeme ortalaması sırasıyla 2.563 dolar ve 3.071 dolar oldu.<br />
Sezaryen cerrahi bir işlem olduğundan ameliyathane, anestezi, cerrahi ekip ve ameliyat sonrası takip gibi ek sağlık kaynaklarının kullanılmasını gerektiriyor. Bununla birlikte sezaryenle sonuçlanan gebeliklerde maliyet farkının tamamını yalnızca ameliyata bağlamak da doğru değil; gebelik öncesi ve sonrası daha yoğun bakım gereksinimi de toplam harcamayı etkileyebilir.<br />
Bu ekonomik farkın tıbbi kararların önüne geçmemesi gerekiyor. Doğum yöntemi maliyet karşılaştırmasına göre değil, anne ve bebeğin klinik durumu ile tıbbi gerekliliklere göre belirlenmelidir.<br />
Bebek doğduktan sonra sağlık harcaması bitmiyor<br />
Doğum faturası, bebeğin sağlık sistemi açısından oluşturduğu maliyetin tamamını göstermiyor.<br />
Peterson-KFF çalışmasında ABD’deki işveren sağlık planlarına kayıtlı, üç aydan daha az süredir sigortalı yenidoğanların ortalama toplam sağlık harcaması 5.820 dolar, bunun içindeki ortalama cepten ödeme ise 475 dolar olarak hesaplandı. Araştırmacılar birçok çocukta ilk iki yıldaki sağlık harcamalarının önemli bölümünün yaşamın ilk ayında gerçekleştiğini bildiriyor.<br />
Prematürite veya yenidoğan yoğun bakım gereksinimi gibi durumlar sağlık hizmeti kullanımını daha da artırabilir. Bu nedenle “doğum işleminin bedeli” ile “gebelikten bebeğin ilk aylarına kadar ortaya çıkan toplam sağlık harcaması” aynı gösterge değildir.<br />
Türkiye bu tabloda nerede?<br />
Türkiye, iFHP-HCCI raporundaki söz konusu vajinal doğum ve sezaryen karşılaştırmasında yer almıyor. Bu nedenle aynı metodolojiyle elde edilmiş bir Türkiye değeri bulunmadan tabloya TL veya dolar cinsinden bir rakam ekleyerek ABD, Almanya ya da İngiltere ile doğrudan kıyaslama yapmak bilimsel açıdan sağlıklı olmaz.<br />
Türkiye’de SGK tarafından karşılanan sağlık hizmetlerinin geri ödeme kuralları Sağlık Uygulama Tebliği kapsamında düzenleniyor. Ancak SUT’ta yer alan bir geri ödeme bedelini, iFHP raporundaki özel sigorta ve ödeme kaynaklarından elde edilmiş uluslararası “claims cost” rakamlarıyla doğrudan karşılaştırmak iki farklı finansman ölçüsünü aynı şeymiş gibi değerlendirmek olur.<br />
Türkiye için gerçek anlamda karşılaştırılabilir bir “doğum maliyeti” çalışması yapılmak isteniyorsa kamu hastanelerinin hizmet üretim maliyetleri, SGK geri ödemeleri, özel sağlık sigortalarının ödediği bedeller ve ailelerin cepten yaptığı ödemeler ayrı ayrı ele alınmalıdır.<br />
Bir bebeğin doğum faturası aslında sağlık sisteminin aynası<br />
Rakamlar tek başına oldukça çarpıcıdır: Komplikasyonsuz vajinal doğum için raporlanan medyan değer bir ülkede 1.361 dolar, başka bir ülkede 8.655 dolar olabiliyor. Sezaryende ise 2.419 dolar ile 13.601 dolar arasında değişen değerlerle karşılaşılıyor.<br />
Fakat asıl hikâye rakamların arkasında.<br />
Bir bebeğin dünyaya gelmesinin ekonomik karşılığı yalnızca doğum salonunda kullanılan malzemelerin veya hastane yatağının bedelinden oluşmuyor. Bu rakamlar aynı zamanda ülkelerin sağlık hizmetlerini nasıl finanse ettiğini, hastanelere nasıl ödeme yaptığını ve sağlık hizmetlerini nasıl fiyatlandırdığını da yansıtıyor.<br />
Bu nedenle ülkeler arasındaki doğum maliyeti karşılaştırmalarında üç kavramın birbirinden ayrılması gerekiyor: sağlık hizmetinin bedeli, ödeme kurumunun karşıladığı tutar ve ailenin cebinden çıkan para.<br />
Bazen en yüksek “faturanın” görüldüğü ülke, ailenin en fazla para ödediği ülke olmayabilir.<br />
Ve doğumun gerçek ekonomik hikâyesi de tam olarak burada başlıyor.<br />
Tıbbi uyarı<br />
Bu içerik sağlık ekonomisi ve sağlık sistemlerinin karşılaştırılması amacıyla hazırlanmıştır. Vajinal doğum veya sezaryene ilişkin kararlar ekonomik maliyetlere göre değil, anne ve bebeğin sağlık durumu ile tıbbi gereklilikler doğrultusunda verilmelidir.<br />
Kaynaklar<br />
International Federation of Health Plans (iFHP) &amp; Health Care Cost Institute (HCCI), International Healthcare Cost Comparison Report 2024<br />
Peterson-KFF Health System Tracker, Health Costs Associated with Pregnancy, Childbirth, and Infant Care<br />
Peterson-KFF Health System Tracker, How Do Healthcare Prices and Utilization in the United States Compare to Peer Nations?<br />
Sosyal Güvenlik Kurumu, 29/08/2026 SUT Değişiklik Tebliği İşlenmiş Güncel 2013 SUT</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-bebek-dunyaya-geldiginde-saglik-sistemi-ne-kadar-harciyor-ulkeler-arasindaki-fark</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/bir-bebek-dunyaya-geldiginde-sistem-ne-kadar-oduyor-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="55213"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da Bilim, Emek ve Akademik Başarı Aynı Törende Buluştu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/diyarbakirda-bilim-emek-ve-akademik-basari-ayni-torende-bulustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/diyarbakirda-bilim-emek-ve-akademik-basari-ayni-torende-bulustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, 2026-2027 Akademik Yılı Açılışı ile Akademik Yükselme, Cübbe Giyme ve Belge Takdim Töreni geniş katılımla gerçekleştirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Başhekim Doç. Dr. Öner Avınca’nın ev sahipliğinde düzenlenen programa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yunus Karakoç, Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, dekanlar, Üniversite Genel Sekreteri, akademik ve idari personel, sağlık çalışanları ve akademik yükselme başarısı gösteren öğretim üyelerinin aileleri katıldı.</p>

<p>Yeni akademik yılın heyecanının akademik başarıyla birleştiği törende, akademik yükselme gösteren öğretim üyeleri cübbelerini giydi ve belgelerini aldı. Hocaların akademik kariyerlerindeki önemli dönüm noktalarına aileleri de eşlik etti.</p>

<p>Başhekim Avınca: “Bu hastane aynı zamanda güçlü bir eğitim ve bilim yuvasıdır”</p>

<p>Programın açılışında ev sahibi olarak katılımcıları selamlayan SBÜ Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Öner Avınca, hastanenin yalnızca sağlık hizmeti sunan büyük bir merkez değil, aynı zamanda hekim yetiştiren, bilimsel bilgi üreten ve akademik gelişimi destekleyen önemli bir eğitim kurumu olduğunu vurguladı.</p>

<p>Başhekim Doç. Dr. Öner Avınca için selamlama konuşması:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Sayın Rektörüm, Sayın Rektör Yardımcım, Sayın İl Sağlık Müdürüm, kıymetli dekanlarımız, değerli akademisyenlerimiz, sağlık çalışanlarımız, sevgili öğrencilerimiz, akademik yükselme başarısını bugün hep birlikte kutladığımız kıymetli hocalarımız ve değerli aileleri; Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanemize hoş geldiniz.</p>

<p>Bugün hastanemiz açısından çok anlamlı iki sevinci bir arada yaşıyoruz. Bir taraftan 2026-2027 Akademik Yılı’nın kapılarını açarken diğer taraftan bilimsel ve akademik emeklerinin karşılığını alan hocalarımızın yükselme gururuna hep birlikte şahitlik ediyoruz.</p>

<p>Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Diyarbakır’a ve bölgemize sağlık hizmeti sunan güçlü bir sağlık kurumu olmasının yanı sıra aynı zamanda geleceğin hekimlerinin yetiştiği büyük bir eğitim ve bilim yuvasıdır.</p>

<p>Bizler sağlık hizmeti, eğitim ve bilimsel araştırmayı birbirinden ayrı alanlar olarak görmüyoruz. Hastalarımıza sunduğumuz her hizmeti aynı zamanda daha iyi hekimlik, daha güçlü eğitim ve daha nitelikli bilimsel üretim için bir sorumluluk olarak değerlendiriyoruz.</p>

<p>Hastanemizin taşıdığı Gazi Yaşargil ismi de bizlere çok önemli bir sorumluluk yüklemektedir. Dünya tıp tarihine geçmiş büyük bir bilim insanının adını taşıyan bir kurumda görev yapmak; bilimi takip etmeyi değil, bilime katkı sunmayı; mevcut bilgiyle yetinmeyi değil, yeni bilgi üretmeyi gerektirir.</p>

<p>Bugün akademik yükselme başarısı göstererek cübbelerini giyecek ve belgelerini alacak bütün hocalarımızı yürekten kutluyorum. Bu başarıların arkasında büyük bir emek, fedakârlık ve sabır bulunduğunu biliyoruz. Bu süreçte hocalarımızın yanında olan ailelerine de ayrıca teşekkür ediyorum.</p>

<p>2026-2027 Akademik Yılı’nın öğrencilerimiz, akademisyenlerimiz, sağlık çalışanlarımız, hastanemiz, Üniversitemiz ve Diyarbakır’ımız için başarılı ve verimli geçmesini diliyorum.</p>

<p>Programımıza teşrif ederek bizleri onurlandıran başta Rektörümüz Prof. Dr. Kemalettin Aydın olmak üzere bütün misafirlerimize teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.”</p>

<p>Rektör Aydın’dan Diyarbakır’a tarih, medeniyet ve bilim vurgusu</p>

<p>Törende kapsamlı bir konuşma yapan SBÜ Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın ise yeni akademik yılın başlangıcını yalnızca takvimsel bir açılış olarak değerlendirmedi.</p>

<p>Aydın, Diyarbakır’ın binlerce yıllık medeniyet birikimi içinde gerçekleştirilen akademik yıl açılışının özel bir anlam taşıdığını söyledi.</p>

<p>Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Aydın, “Bugün yalnızca yeni bir akademik yılın kapısını aralamıyoruz. Bugün, binlerce yıllık bir medeniyet şehrinde bilginin, bilimin ve şifanın yolculuğuna yeni bir sayfa daha ekliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p>“Diyarbakır Anadolu’nun hafızasıdır”</p>

<p>Diyarbakır’ın tarih boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıdığına dikkat çeken Rektör Aydın, kentin surlarından Dicle Nehri’ne, Hevsel Bahçeleri’nden Ulu Cami’ye, Dört Ayaklı Minare’den Hasan Paşa Hanı’na uzanan tarihî mirasını anlattı.</p>

<p>Aydın şöyle konuştu:</p>

<p>“Diyarbakır’dayız. Tarihin yalnızca yaşanmadığı, taşa işlendiği bir şehirdeyiz. Surlarıyla çağlara meydan okuyan, Dicle’nin bereketiyle hayat bulan, Hevsel Bahçeleriyle insan ile tabiat arasındaki kadim birlikteliği bugüne taşıyan bir şehirdeyiz. Diyarbakır, Anadolu’nun hafızasıdır.”</p>

<p>Kentte medeniyetlerin birbirinin izini silmek yerine birbirine miras bıraktığını belirten Aydın; Roma, Bizans, Artuklu, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin izlerinin Diyarbakır’ın tarihî dokusunda yan yana görülebileceğini ifade etti.</p>

<p>Cahit Sıtkı’dan Ziya Gökalp’e, Celal Güzelses’ten Diyarbakır musikisine</p>

<p>Rektör Aydın konuşmasında Diyarbakır’ın yalnızca tarihî yapılarıyla değil, edebiyatı, musikisi, sanatı ve düşünce dünyasıyla da güçlü bir kültür merkezi olduğunu vurguladı.</p>

<p>Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Gökalp ve Celal Güzelses’i hatırlatan Aydın, Diyarbakır’ın mutfağını da şehrin medeniyet hafızasının önemli parçalarından biri olarak değerlendirdi.</p>

<p>“Diyarbakır’a baktığımızda yalnızca bir şehir görmüyoruz. Büyük bir medeniyet birikimi görüyoruz” diyen Aydın, böyle bir şehirde yeni akademik yılı başlatmanın Üniversite açısından ayrıca anlamlı olduğunu söyledi.</p>

<p>“Bu hastanenin taşıdığı isim sıradan bir isim değildir”</p>

<p>Konuşmanın önemli bölümlerinden biri de dünyaca ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil’e ayrıldı.</p>

<p>Diyarbakır’ın dünya bilimine kazandırdığı en önemli isimlerden birinin Gazi Yaşargil olduğunu belirten Rektör Aydın, modern nöroşirürji tarihinde Yaşargil’in üstlendiği öncü role dikkat çekti.</p>

<p>Aydın şunları söyledi:</p>

<p>“Bu hastanenin taşıdığı isim sıradan bir isim değildir. Gazi Yaşargil, modern beyin cerrahisinin gelişiminde dünya çapında iz bırakmış bir bilim insanıdır. Mikrocerrahi yöntemlerinin nöroşirürjiye uygulanmasında öncü çalışmalarıyla tıp tarihine geçen bir hekimdir.”</p>

<p>Günümüzde dünyanın farklı ülkelerinde ameliyathanelere giren genç beyin cerrahlarının Gazi Yaşargil’in açtığı bilimsel yolun izlerini taşıdığını ifade eden Aydın, bu ismi taşıyan bir hastanenin bilimsel sorumluluğunun da büyük olduğunu vurguladı.</p>

<p>“Bilimde sıradan olanla yetinmemeliyiz”</p>

<p>Rektör Aydın, Gazi Yaşargil isminin kuruma yüklediği sorumluluğu dört temel cümleyle özetledi:</p>

<p>“Bilimde sıradan olanla yetinmemek. Daha iyisini aramak. Daha iyisini öğretmek. Daha iyisini üretmek. Ve dünyaya söyleyecek bilimsel bir sözü olmak.”</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesinin hedefinin de bu anlayış üzerine kurulduğunu belirten Aydın, bilimsel üretimin Üniversitenin temel öncelikleri arasında bulunduğunu kaydetti.</p>

<p>“Hastane bizim için aynı zamanda bir mekteptir”</p>

<p>Aydın’ın konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri de Sağlık Bilimleri Üniversitesinin eğitim modeli oldu.</p>

<p>Üniversitenin hastaneleri yalnızca sağlık hizmeti verilen kurumlar olarak görmediğini ifade eden Aydın, teorik eğitimle klinik uygulamanın birbirinden koparılmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p>“Hastane bizim için aynı zamanda bir mekteptir” diyen Aydın sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Hasta odası bir eğitim alanıdır. Ameliyathane bir eğitim alanıdır. Poliklinik bir eğitim alanıdır. Laboratuvar bir eğitim alanıdır. Bir hastanın başında hocasıyla birlikte düşünen genç hekim için orası sınıftır.”</p>

<p>Tıbbın yalnızca kitaptan öğrenilemeyeceğini vurgulayan Aydın, iyi hekimliğin bilgi, tecrübe ve insanla temasın birleşmesiyle geliştiğini söyledi.</p>

<p>Üniversite ile hastane aynı hedefte buluşuyor</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesinin en önemli gücünün teori ile kliniği bir araya getiren yapısı olduğunu belirten Rektör Aydın, eğitim, sağlık hizmeti ve bilimsel araştırmanın ortak bir zeminde yürütüldüğünü kaydetti.</p>

<p>Aydın:</p>

<p>“Biz teoriyi klinikten ayırmıyoruz. Eğitimi sağlık hizmetinden koparmıyoruz. Bilimsel araştırmayı hastanın gerçek ihtiyacından uzaklaştırmıyoruz. Üniversite ile hastaneyi aynı hedef etrafında buluşturuyoruz. O hedef insandır. O hedef sağlıktır. O hedef bilimdir” dedi.</p>

<p>“Akademik yükselme yalnızca unvan değişikliği değildir”</p>

<p>Akademik Yükselme, Cübbe Giyme ve Belge Takdim Törenine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Aydın, akademik kariyerde kazanılan her yeni unvanın beraberinde daha büyük bir sorumluluk getirdiğini söyledi.</p>

<p>“Akademik yükselme yalnızca bir unvan değişikliği değildir” diyen Aydın, akademisyenin yeni unvanıyla birlikte daha fazla öğrenci yetiştirmesi, daha çok bilim üretmesi, daha fazla araştırması ve genç akademisyenlere yol göstermesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Aydın şöyle devam etti:</p>

<p>“Akademisyenlik bir meslek olmanın ötesinde bir emanettir. Hocalarımızdan aldığımız bilgiyi öğrencilerimize aktarırız. Onlar da kendilerinden sonra gelenlere aktarırlar. Böylece bir bilim geleneği oluşur. Üniversite dediğimiz kurum tam da bu sürekliliğin adıdır.”</p>

<p>Akademik yükselme başarısı gösteren öğretim üyelerini kutlayan Aydın, başarılarının yeni araştırmalar ve bilimsel çalışmalarla devam etmesi temennisinde bulundu.</p>

<p>Öğrencilere çağrı: “Sadece diploma almak için okumayın”</p>

<p>Rektör Aydın’ın konuşmasının en dikkat çekici bölümlerinden biri doğrudan öğrencilere yönelik mesajları oldu.</p>

<p>Yeni akademik yılın asıl sahiplerinin öğrenciler olduğunu söyleyen Aydın, gençlere yalnızca diploma odaklı bir eğitim anlayışından uzak durmaları çağrısında bulundu.</p>

<p>“Sadece diploma almak için okumayın. Merak edin. Soru sorun. Araştırın. Hocalarınızın kapısını çalın. Laboratuvara girin. Klinikte daha fazla vakayı anlamaya çalışın. Bilimsel çalışma yapın. Dünyadaki gelişmeleri takip edin. Yabancı dil öğrenin” diyen Aydın, bilimsel düşüncenin merkezine sorgulamayı yerleştirdi.</p>

<p>Aydın, öğrencilere şu çağrıda bulundu:</p>

<p>“Hiçbir zaman ‘Bunu neden böyle yapıyoruz?’ sorusunu sormaktan vazgeçmeyin. Çünkü bilim, doğru cevaptan önce doğru soruyla başlar.”</p>

<p>“Belki bu topraklardan yeni Gazi Yaşargiller çıkacak”</p>

<p>Gençlerin gelecekte sağlık sisteminin, akademinin ve bilimsel araştırmaların sorumluluğunu üstleneceğini belirten Rektör Aydın, Diyarbakır’dan uluslararası bilime yön verecek yeni isimlerin yetişebileceğini söyledi.</p>

<p>Aydın:</p>

<p>“Bugün öğrenci olarak koridorlarında yürüdüğünüz bu hastanelerin ve fakültelerin sorumluluğunu yarın sizler taşıyacaksınız. Belki içinizden biri yeni bir tedavi geliştirecek. Belki biri uluslararası literatüre girecek bir araştırmaya imza atacak. Belki biri binlerce hastaya şifa olacak. Belki de bu topraklardan yeni Gazi Yaşargiller çıkacak” dedi.</p>

<p>Ardından şu soruyu yöneltti:</p>

<p>“Neden olmasın? Diyarbakır bunu daha önce başardı. Yine başarabilir.”</p>

<p>Üniversitenin görevinin gençlere bu imkânı, bilimsel ortamı ve özgüveni sağlamak olduğunu belirten Aydın, akademik kurumların öğrencilerin büyük hedefler kurabileceği ortamlar oluşturması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Diyarbakır Surları üzerinden akademik kurumlara dikkat çekici benzetme</p>

<p>Rektör Aydın, konuşmasının ilerleyen bölümünde Diyarbakır Surlarını üniversitelerin kurumsal gelişimine benzetti.</p>

<p>“Taş tek başına duvar olmaz” diyen Aydın, bilimin de kuşakların emeğinin birbirine eklenmesiyle büyüdüğünü söyledi.</p>

<p>Aydın şöyle konuştu:</p>

<p>“Taş taşa eklenir. Emek emeğe eklenir. Nesil nesle eklenir. Sonunda asırlara meydan okuyan eserler ortaya çıkar. Üniversiteler de böyledir. Bir hocanın emeği diğerinin emeğine eklenir. Bir araştırmacının bulduğu bilgi diğer araştırmacının sorusuna dönüşür. Bir öğretmenin yetiştirdiği öğrenci, yarının hocası olur. Ve böylece kurumlar büyür.”</p>

<p>Hedef: Diyarbakır’dan uluslararası bilim dünyasına güçlü çalışmalar</p>

<p>Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinden uluslararası ölçekte bilimsel çalışmalar çıkmasını arzu ettiklerini belirten Aydın, Diyarbakır’ın tarihî birikimiyle bilimsel üretim kapasitesinin buluşturulması gerektiğine işaret etti.</p>

<p>“Dicle nasıl binlerce yıldır bu topraklara hayat veriyorsa, bilginin de bu kadim şehirden ülkemize ve insanlığa yayılmasını istiyoruz” diyen Aydın, Üniversitenin hedeflerini şöyle ifade etti:</p>

<p>“Diyarbakır’ın tarihî derinliğini bilimsel üretimle buluşturmak istiyoruz. Gazi Yaşargil’in ismini taşıyan bu kurumdan uluslararası bilim dünyasında ses getirecek çalışmaların çıkmasını istiyoruz.”</p>

<p>“Büyük bir medeniyetin evlatlarına küçük hedefler yakışmaz”</p>

<p>Konuşmasının sonunda hedeflerin büyüklüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Kemalettin Aydın, “Hedefimiz büyük olmalıdır. Çünkü büyük bir medeniyetin evlatlarına küçük hedefler yakışmaz” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Hastane yönetimine, akademisyenlere, hekimlere, hemşirelere ve bütün sağlık çalışanlarına teşekkür eden Aydın, öğrencilere de bilimle dolu bir akademik yıl temennisinde bulundu.</p>

<p>Rektör Aydın’dan Diyarbakır’a özel teşekkür</p>

<p>Konuşmasını Diyarbakır’a özel bir teşekkürle tamamlayan Rektör Aydın, şehrin tarihine, kültürüne, sanatına, musikisine ve edebiyatına vurgu yaptı.</p>

<p>Aydın:</p>

<p>“Diyarbakır’a teşekkür ediyorum. Bizi tarihiyle karşılayan, kültürüyle zenginleştiren, sanatıyla, musikisiyle, edebiyatıyla gönlümüze dokunan bu kadim şehre teşekkür ediyorum” dedi.</p>

<p>“Surların gölgesinden Dicle’nin kıyısına uzanan bu büyük medeniyet şehrinde bilimin ışığının daha da güçlenmesini temenni ediyorum” ifadelerini kullanan Aydın, 2026-2027 Akademik Yılı’nın Üniversiteye, hastaneye, Diyarbakır’a ve Türkiye’ye hayırlı olmasını diledi.</p>

<p>Akademik başarının gururu ailelerle paylaşıldı</p>

<p>Konuşmaların ardından Akademik Yükselme, Cübbe Giyme ve Belge Takdim Törenine geçildi.</p>

<p>Akademik yükselme başarısı gösteren öğretim üyeleri cübbelerini giyerek belgelerini aldı. Hocaların akademik yolculuklarındaki bu önemli ana aileleri de eşlik etti.</p>

<p>Törende akademik yükselmenin yalnızca bireysel bir kariyer başarısı olmadığı; öğrenci yetiştirme, bilimsel araştırma yapma, sağlık hizmetinin niteliğini geliştirme ve yeni kuşak akademisyenlere rehberlik etme sorumluluğunu da beraberinde getirdiği vurgulandı.</p>

<p>Program, akademik yükselme başarısı gösteren öğretim üyelerinin tebrik edilmesi ve yeni akademik yıl için iyi dileklerin paylaşılmasıyla sona erdi.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde başlayan 2026-2027 Akademik Yılı’nın; eğitim, klinik hizmet ve bilimsel araştırmanın daha güçlü biçimde buluştuğu yeni çalışmalarla sürdürülmesi hedefleniyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/diyarbakirda-bilim-emek-ve-akademik-basari-ayni-torende-bulustu</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 13:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1389.jpeg" type="image/jpeg" length="77108"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sıtma Matematik Dersine Bile Girdi: Cumhuriyet Çocuklara Sivrisinekle Mücadeleyi Nasıl Öğretti?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sitma-matematik-dersine-bile-girdi-cumhuriyet-cocuklara-sivrisinekle-mucadeleyi-nasil-ogretti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sitma-matematik-dersine-bile-girdi-cumhuriyet-cocuklara-sivrisinekle-mucadeleyi-nasil-ogretti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erken Cumhuriyet yıllarında sıtmayla mücadele yalnızca doktorların ve sağlık teşkilatlarının işi değildi. Sivrisinekler, bataklıklar ve hastalıktan korunma yolları ilkokul müfredatına kadar girdi. Çocuklar Hayat Bilgisi’nde sıtmayı öğreniyor, Yurt Bilgisi’nde çevre sağlığını tartışıyor, matematikte ise bataklıkların kurutulması üzerinden hesap yapıyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>1930’lu yıllarda bir ilkokul sınıfını düşünün.<br />
Tahtada yalnızca alfabe ya da dört işlem yok.<br />
Öğretmen çocuklara sivrisineklerden söz ediyor. Bataklıkların neden sağlık sorunu oluşturabileceğini anlatıyor. Sıtmanın nasıl yayıldığını, sivrisineklerin nerelerde çoğaldığını ve hastalıktan korunmak için çevrede neler yapılabileceğini öğretiyor.<br />
Bir başka derste ise çocuğun önüne şu düşünce getiriliyor:<br />
Köyün yönetiminde söz sahibi olsaydı, insanların hastalanmasını önlemek için ne yapardı?<br />
1928 tarihli bir Yurt Bilgisi kitabında verilen cevaplardan biri oldukça açık:<br />
“Civardaki bataklıkları kuruturdum.”<br />
Erken Cumhuriyet’in sıtmayla mücadelesinde okul böylece yalnızca okuma yazmanın öğretildiği bir yer olmaktan çıkıyor, halk sağlığı eğitiminin araçlarından birine dönüşüyordu.<br />
Cumhuriyet’in karşısındaki büyük sağlık sorunlarından biri<br />
Sıtma, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’nin önemli halk sağlığı sorunları arasındaydı.<br />
Uzun savaş yılları, göçler, yoksulluk, sağlık personeli ve ilaç yetersizlikleri ile sivrisineklerin üremesine uygun çevresel koşullar hastalıkla mücadeleyi güçleştiriyordu.<br />
Sıtmayla mücadele ise Cumhuriyet’le başlamamıştı. Osmanlı döneminde de hastalığa karşı önlemler alınmış, 20. yüzyılın başlarından itibaren kinin dağıtımı gibi uygulamalara başvurulmuştu.<br />
Yeni dönemde farklı olan, mücadelenin giderek daha örgütlü ve ülke çapında yürütülmeye çalışılmasıydı.<br />
1925’ten itibaren sıtma teşkilatları genişletildi. Ardından 839 sayılı Sıtma Mücadelesi Kanunu 13 Mayıs 1926’da kabul edildi ve 29 Mayıs 1926 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.<br />
Fakat sıtmayla savaş yalnızca hastalanan insanlara ilaç vermek anlamına gelmiyordu.<br />
Hastalığın nasıl yayıldığını topluma öğretmek de mücadelenin bir parçasıydı.<br />
Bunun en etkili yollarından biri ise çocuklara ulaşmaktı.<br />
Sıtma 1926 müfredatına girdi<br />
Erken Cumhuriyet döneminde sıtma eğitiminin izlerini inceleyen araştırmalar, hastalıkla mücadele konularının ilkokul programlarına kadar girdiğini gösteriyor.<br />
1923-1948 arasındaki müfredat ve ders kitaplarını inceleyen tarihçi Sena Coşğun Kandal’ın çalışmasına göre bu dönemde sıtma ve hıfzıssıhha konularına en geniş yer veren programlardan biri 1926 İlk Mektepler Müfredatı oldu.<br />
Hayat Bilgisi derslerinde temizlik ve bulaşıcı hastalıklardan korunmanın yanı sıra sivrisineklerle mücadele ve bataklıklar üzerinde duruluyordu.<br />
Üstelik eğitim yalnızca genel bilgilerden ibaret değildi.<br />
Programın, derslerin bölgesel şartlara göre uyarlanmasına imkân tanıması sayesinde sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde çocuklara hastalığın nedenleri, korunma yöntemleri ve dönemin tedavi anlayışı daha ayrıntılı biçimde aktarılabiliyordu.<br />
Başka bir ifadeyle öğretmene yalnızca kitapta yazanı okutması değil, çocuğa yaşadığı çevrenin sağlık sorunlarını da anlatması bekleniyordu.<br />
Çocuk sivrisineği tanımayı öğreniyordu<br />
Ders kitaplarındaki anlatım zaman zaman oldukça ayrıntılıydı.<br />
Çocuklara sıtmayla ilişkili Anopheles sivrisineklerinden söz ediliyor, bunların diğer sivrisineklerden ayırt edilmesine yönelik bilgiler veriliyordu.<br />
Sivrisineklerin nerelerde çoğaldığı, durgun suların neden önemli olduğu ve insanları sivrisinek ısırığından korumaya yönelik dönemin yöntemleri anlatılıyordu.<br />
Bataklıkların ve küçük su birikintilerinin azaltılması, su kaplarının kapalı tutulması, pencerelerde sinek teli kullanılması ve cibinlik gibi fiziksel korunma yöntemleri eğitim materyallerine kadar girmişti.<br />
Dönemin bazı kaynaklarında bugün artık kullanılmayan veya yalnızca profesyonel halk sağlığı programlarında uygulanabilecek farklı kimyasal ve çevresel mücadele yöntemlerine de yer veriliyordu.<br />
Bu nedenle tarihî ders kitaplarındaki her uygulamayı bugünün sağlık önerisi olarak değerlendirmemek gerekiyor.<br />
Fakat verilmek istenen ana mesaj açıktı:<br />
Sıtmayla mücadele edebilmek için önce hastalığı ve onu taşıyan sivrisineği tanımak gerekiyordu.<br />
Matematik problemi bile sıtmaydı<br />
Dönemin eğitim yaklaşımını en iyi gösteren örneklerden biri matematik kitaplarında karşımıza çıkıyor.<br />
1932-1933 eğitim yılında üçüncü sınıflarda kullanılan Hayat Hesabı kitabında bazı matematik problemleri doğrudan sıtmayla mücadele üzerinden hazırlanmıştı.<br />
Bir problemde iki bataklığın büyüklüğü verilerek toplam alanın bulunması isteniyordu.<br />
Bir başka soruda sıtmaya yakalanan yetişkin ve çocukların sayıları üzerinden toplama işlemi yaptırılıyordu.<br />
Başka problemlerde ise bataklıkları kurutmaya çalışan köylülerin sayıları, açılan kanalların uzunlukları ve kurutulan alanlardan kazanılan tarım arazileri hesaplanıyordu.<br />
Çocuk dört işlemi öğrenirken karşısına sürekli aynı kelimeler çıkıyordu:<br />
Bataklık. Sıtma. Kanal. Köylü. Kurutma.<br />
Bu yalnızca matematik öğretme yöntemi değildi.<br />
Halk sağlığı mesajı, günlük dersin içine yerleştirilmişti.<br />
“Köy meclisinde olsaydınız…”<br />
Sağlık eğitimi yalnızca bilgi ezberletmek üzerine de kurulmamıştı.<br />
1928 tarihli bir Yurt Bilgisi kitabında öğretmen, öğrencisine köy yönetiminde görev aldığını varsaymasını ve köylünün hastalanmasını engellemek için neler yapabileceğini düşünmesini istiyordu.<br />
Örnek cevaplardan biri:<br />
“Civardaki bataklıkları kuruturdum.”<br />
Böylece sağlık konusu aynı zamanda yurttaşlık eğitimine dönüşüyordu.<br />
Çocuğa yalnızca kendi sağlığını koruması öğretilmiyor, yaşadığı çevrenin sağlığı için de sorumluluk taşıdığı düşüncesi veriliyordu.<br />
57 bin hektardan fazla bataklık<br />
Ders kitaplarında sürekli anlatılan bataklık meselesinin sahada da karşılığı vardı.<br />
Sena Coşğun Kandal’ın araştırmasında aktarılan 1937-1938 tarihli Küçük İstatistik Yıllığı verilerine göre 1925-1936 arasında 57 bin 607 hektar bataklık kurutuldu.<br />
Bu rakamı dönemin sıtma mücadelesinin tek ölçüsü olarak değerlendirmek doğru olmaz.<br />
Ancak çevresel düzenlemelerin mücadelede ne kadar önemli görüldüğünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir.<br />
Sıtmayla mücadele yalnızca hastane ve dispanserlerde yürütülmüyordu.<br />
Suya, toprağa ve yerleşim çevresine kadar uzanıyordu.<br />
Muallim yalnızca öğretmen değildi<br />
Sistemin önemli aktörlerinden biri de öğretmendi.<br />
Özellikle okuryazarlığın düşük olduğu kırsal bölgelerde öğretmen yalnızca çocuklara ders veren kişi değildi. Sağlık bilgisinin ailelere ve köye ulaşmasını sağlayabilecek bir aracı olarak görülüyordu.<br />
Öğretmenden öğrencilerin temizlik alışkanlıklarını takip etmesi, bulaşıcı hastalıklar konusunda bilgilendirme yapması ve gerekli durumlarda sağlık görevlilerine yardımcı olması beklenebiliyordu.<br />
Bazı yerel sıtma mücadele yapılanmalarında köy başöğretmenlerinin doğrudan görev aldığı da görülüyordu.<br />
Böylece okulun etkisi sınıfın kapısında sona ermiyordu.<br />
Çocuğa verilen bilgi, onun aracılığıyla aileye; öğretmenin bilgisi ise bütün köye ulaşabiliyordu.<br />
Bir başka mücadele: Yanlış tedavi inanışları<br />
Dönemin eğitim materyallerinin dikkat çekici yönlerinden biri de sıtmayla ilgili geleneksel veya bilimsel temeli olmayan uygulamalara karşı çıkılmasıydı.<br />
Bazı kitaplarda muska, ağaçlara bez bağlama ve çeşitli halk tedavileri eleştiriliyor; hastalandığında hekime başvurmanın ve dönemin tıbbi tedavilerine uymanın gerekliliği anlatılıyordu.<br />
O yıllarda kinin, sıtma tedavisinde ve bazı dönemlerde korunma amacıyla kullanılan temel ilaçlardan biriydi. Bu nedenle ders kitaplarında ve halk sağlığı yayınlarında sıkça yer alıyordu.<br />
Ancak bu bilgi tamamen tarihsel bağlamda değerlendirilmelidir.<br />
Günümüzde kininin kullanım alanı, dozu ve tercih edilme koşulları modern tıp rehberlerine göre belirlenir. Tarihî kaynaklarda geçen dozlar veya uygulamalar günümüz için kişisel tedavi önerisi değildir.<br />
“Gördüğünüz her sivrisineği öldürünüz” sözü<br />
Erken Cumhuriyet dönemindeki sıtma eğitimini konu alan önemli akademik çalışmalardan biri şu başlığı taşıyor:<br />
“Çocuklar, gördüğünüz her sivrisineği öldürünüz! Erken Cumhuriyet Dönemi’nde sıtma ile mücadelede eğitim (1923-1948).”<br />
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.<br />
Bu çarpıcı cümleyi, bütün öğrencilere kelimesi kelimesine verilmiş tek bir resmî talimat veya belirli bir ders kitabındaki doğrudan emir olarak sunmak doğru değildir.<br />
İfade, akademik araştırmanın başlığında dönemin güçlü sivrisinek karşıtı mücadele anlayışını temsil etmek için kullanılıyor.<br />
Araştırmanın incelediği müfredat ve kitaplar ise sivrisineklerin azaltılması, Anopheles’in tanınması, bataklıkların kurutulması ve çocukların sıtmayla mücadele konusunda bilinçlendirilmesi yönündeki yoğun eğitim anlayışını açık biçimde ortaya koyuyor.<br />
Bir ülke hastalıkla savaşırken çocuklara da anlattı<br />
Erken Cumhuriyet’in sıtma derslerine bugünden bakıldığında ilginç bir eğitim modeli görülüyor.<br />
Çocuk Hayat Bilgisi’nde sivrisineği tanıyordu.<br />
Yurt Bilgisi’nde köyünün sağlığını düşünüyordu.<br />
Matematikte bataklığın alanını hesaplıyordu.<br />
Öğretmen ise öğrendiği bilgileri yalnızca sınıfta bırakmayan bir sağlık eğiticisine dönüşüyordu.<br />
Dönemin yöntemlerinin bir bölümü bugün bilimsel ve çevresel nedenlerle geçerliliğini kaybetmiş olabilir.<br />
Fakat yaklaşımın temelinde günümüzde de önemini koruyan bir düşünce vardı:<br />
Bulaşıcı hastalıklarla mücadele yalnızca hastalanan insanları tedavi etmekten ibaret değildir. Toplumun hastalığın nasıl yayıldığını anlaması da gerekir.<br />
Bir zamanlar Türkiye’de sıtmayla mücadele yalnızca doktorun reçetesinde, sağlık memurunun çantasında veya bataklığın kenarında yürütülmedi.<br />
Bir ilkokul çocuğunun ders kitabına kadar girdi.<br />
Günümüz tıp bilgisiyle önemli not<br />
Sıtma, enfekte dişi Anopheles sivrisineklerinin taşıdığı Plasmodium parazitlerinin insanlara bulaşmasıyla ortaya çıkar. Her sivrisinek sıtma taşımaz.<br />
Dünya Sağlık Örgütü günümüzde sıtmanın görüldüğü bölgelerde insektisit uygulanmış cibinlikler ile uygun halk sağlığı programları kapsamında yapılan iç mekân kalıcı insektisit uygulamalarını temel vektör kontrol yöntemleri arasında değerlendiriyor. Larva kaynaklarının yönetimi ise bölgenin çevresel ve epidemiyolojik koşullarına göre tamamlayıcı bir yöntem olarak kullanılabiliyor.<br />
Dolayısıyla erken Cumhuriyet dönemindeki “sivrisineği yok etme” yaklaşımı tarihsel şartlar içinde değerlendirilmelidir. Tarihî kaynaklarda anlatılan ilaçlar ve çevresel uygulamalar günümüzde bireysel sağlık önerisi değildir.<br />
Sıtma şüphesinde tanı ve tedavi sağlık profesyonelleri tarafından yapılmalıdır.<br />
Kaynaklar<br />
• Sena Coşğun Kandal – “Çocuklar, gördüğünüz her sivrisineği öldürünüz! Erken Cumhuriyet Dönemi’nde sıtma ile mücadelede eğitim (1923-1948)”, Turkish History Education Journal, 2022<br />
• Türkiye Büyük Millet Meclisi – 839 sayılı Sıtma Mücadelesi Kanunu, 1926<br />
• Resmî Gazete – 839 sayılı Sıtma Mücadelesi Kanunu, 29 Mayıs 1926<br />
• Türkiye Cumhuriyeti dönemine ait 1926 İlk Mektepler Müfredatı ve incelenen ilkokul ders kitapları<br />
• Küçük İstatistik Yıllığı 1937-1938 – sıtma mücadelesi ve bataklıkların kurutulmasına ilişkin dönem verileri<br />
• Dünya Sağlık Örgütü – sıtmanın bulaşması, korunma ve vektör kontrolüne ilişkin güncel bilimsel bilgiler</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sitma-matematik-dersine-bile-girdi-cumhuriyet-cocuklara-sivrisinekle-mucadeleyi-nasil-ogretti</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 13:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/cumhuriyet-sitma-1280x720-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="45756"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[26 Eylül 2026 | Tıpta Son 48 Saat: Kanserden Robotik Cerrahiye 3 Yeni Araştırma]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/b</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/b" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[25 Eylül'de yayımlanan üç hakemli araştırma; prostat kanserinde RNA düzenlemesinde görev alan ADAR1 enzimini, büyük kolorektal lezyonlarda endorobotik cerrahiyi ve ileri kronik karaciğer hastalığında fibronektini inceledi. İnsan dokularından klinik hasta verilerine uzanan çalışmalar yeni bulgular sunarken, sonuçların hiçbiri henüz tek başına mevcut tedavi uygulamalarını değiştirecek düzeyde kanıt oluşturmuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tıpta son 48 saatin üç yeni araştırması<br />
Bilimsel dergilerde 25 Eylül 2026'da yayımlanan üç araştırma, kanser biyolojisinden robotik cerrahiye ve ileri karaciğer hastalıklarına kadar farklı alanlarda yeni veriler ortaya koydu.<br />
Scientific Reports'ta yayımlanan araştırmada prostat kanserinde RNA düzenlenmesinde görev alan ADAR1 enzimi incelendi. Surgical Endoscopy'deki çalışma, büyük ve karmaşık distal kolorektal lezyonlarda endorobotik ve klasik endoskopik yöntemleri karşılaştırdı. Hepatology International'da yayımlanan prospektif araştırmada ise ileri kronik karaciğer hastalarında kandaki fibronektin düzeyleri değerlendirildi.<br />
Çalışmaların araştırma tasarımları ve sundukları kanıt düzeyleri birbirinden farklı. Bu nedenle sonuçların her biri kendi bilimsel sınırları içinde değerlendiriliyor.<br />
Prostat kanserinde ADAR1 mercek altında<br />
Prostat kanseri araştırması, hücrelerin genetik bilgiyi kullanma süreçlerinden biri olan RNA düzenlemesine odaklandı.<br />
Araştırmanın klinik bölümünde radikal prostatektomi uygulanmış 230 lokalize prostat kanseri hastasına ait dokular incelendi. ADAR1 düzeylerinin malign prostat dokusunda benign dokuya göre daha yüksek olduğu ve daha yüksek tümör derecesiyle ilişkili olduğu belirlendi. Metastatik ve kastrasyona dirençli prostat kanserine ait moleküler verilerde de ADAR1 ekspresyonunun arttığı görüldü.<br />
ADAR1, RNA'daki bazı yapı taşlarının kimyasal olarak değiştirilmesini sağlayan bir enzim. Araştırmacılar bu enzimin prostat kanseri hücrelerindeki faaliyetini siRNA adı verilen ve belirli genlerin çalışmasını azaltabilen bir yöntemle baskıladı.<br />
ADAR1 baskılandığında A-to-I olarak adlandırılan RNA düzenlemesi ve kanser hücrelerinin çoğalması azaldı. Programlanmış hücre ölümü olarak bilinen apoptoz ve hücreler arasındaki yapışma ise arttı.<br />
Sonuçlar, ADAR1'in prostat kanseri biyolojisinde araştırılabilecek moleküler hedeflerden biri olabileceğini gösteriyor. Ancak deneysel müdahale hastalarda uygulanmadı. Bu nedenle çalışma, ADAR1'i hedefleyen yeni bir prostat kanseri tedavisinin etkili olduğunu göstermiyor.<br />
Endorobotik yöntemde işlem süresi daha kısa bulundu<br />
Surgical Endoscopy'de yayımlanan araştırmada, büyük ve karmaşık distal kolorektal lezyonların çıkarılmasında endorobotik submukozal diseksiyon (ERSD) ile klasik endoskopik submukozal diseksiyon (ESD) karşılaştırıldı.<br />
Araştırmada 164 hastanın verileri değerlendirildi. Hastaların 79'una endorobotik yöntem, 85'ine klasik endoskopik submukozal diseksiyon uygulanmıştı.<br />
Her iki yöntemde de lezyonun tek parça hâlinde çıkarılmasını ifade eden en-blok rezeksiyon oranları birbirine yakındı. Bu oran endorobotik yöntemde yüzde 97,5, klasik yöntemde yüzde 96,5 olarak bildirildi.<br />
Farklardan biri büyük lezyonların işlem süresinde görüldü.<br />
25 santimetrekare ve üzerindeki lezyonlarda medyan işlem süresi endorobotik yöntemde 87 dakika, klasik yöntemde 142 dakika olarak kaydedildi. 10–25 santimetrekare büyüklüğündeki lezyonlarda ise süreler sırasıyla 65 ve 119 dakika oldu.<br />
Bu veriler, endorobotik yöntemin özellikle daha büyük lezyonlarda daha kısa işlem süresiyle ilişkili olabileceğini gösteriyor. Ancak araştırma randomize bir klinik çalışma değildi.<br />
Çalışmanın tek merkezde yapılması ve işlemlerin aynı deneyimli uzman tarafından gerçekleştirilmesi de sonuçların başka hastanelere ve farklı cerrahlara doğrudan genellenmesini sınırlıyor. Yöntem seçiminde lezyon özellikleri, hasta ve cerrah tercihleri ile robotik sistemin kullanılabilirliği gibi unsurların etkili olabilmesi de karşılaştırmanın değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken faktörler arasında.<br />
Bu nedenle sonuçlar, endorobotik yöntemin klasik endoskopik yönteme kesin olarak üstün olduğunu kanıtlamıyor.<br />
Fibronektin ileri karaciğer hastalarında araştırıldı<br />
Hepatology International'da yayımlanan prospektif araştırmada, ileri kronik karaciğer hastalarında kandaki fibronektin düzeylerinin karaciğer fonksiyonları ve bazı komplikasyonlarla ilişkisi incelendi.<br />
Fibronektin, hücrelerin çevresindeki yapısal ortamın önemli bileşenlerinden biri olan ve kan dolaşımında da bulunan bir protein.<br />
Çalışmaya 298 ileri kronik karaciğer hastası dahil edildi. Hastaların 108'inde hastalık kompanse, 190'ında ise dekompanse durumdaydı.<br />
Dekompanse hastalarda kandaki fibronektin düzeylerinin kompanse hastalara göre daha düşük olduğu belirlendi. Fibronektin düzeylerinin karaciğerin protein üretme kapasitesini yansıtan bazı göstergelerle de ilişkili olduğu görüldü.<br />
Takip sırasında daha yüksek fibronektin düzeyleri varis kanamasıyla, daha düşük düzeyler ise portal ven trombozuyla ilişkili bulundu.<br />
Bu bulgular neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor. Araştırmacılar kanama ve tromboza ilişkin analizleri keşifsel olarak değerlendiriyor. Olay sayılarının sınırlı olması da bu sonuçların daha geniş hasta gruplarında doğrulanmasını gerekli kılıyor.<br />
Fibronektin düzeyleri genel karaciğer dekompansasyonu, hepatoselüler karsinom veya karaciğerle ilişkili ölümle bağımsız olarak ilişkili bulunmadı.<br />
Dolayısıyla araştırma, fibronektinin bugün ileri kronik karaciğer hastalarında rutin olarak kullanılabilecek yeni bir risk testi olduğunu göstermiyor.<br />
Araştırmalar aynı kanıt düzeyinde değil<br />
Üç çalışma aynı zaman diliminde yayımlanmış olsa da klinik anlamları birbirinden farklı.<br />
Prostat kanseri çalışmasında insan tümör dokuları incelendi ancak ADAR1'in baskılanmasına ilişkin deneyler laboratuvar ortamında gerçekleştirildi. Dolayısıyla burada söz konusu olan, hastalarda kanıtlanmış yeni bir tedaviden çok prostat kanseri biyolojisine ilişkin yeni bir araştırma hedefi.<br />
Kolorektal çalışmada doğrudan hastalara uygulanmış iki yöntemin sonuçları karşılaştırıldı. Buna karşın randomizasyonun bulunmaması, hangi yöntemin daha iyi olduğuna ilişkin kesin bir nedensel sonuç çıkarılmasını engelliyor.<br />
Fibronektin araştırması ise hastaların ileriye dönük izlendiği prospektif bir çalışma. Burada bulunan ilişkiler yeni araştırmalara zemin sağlayabilir; ancak fibronektinin klinikte yeni bir biyobelirteç olarak kullanılabilmesi için bağımsız hasta gruplarında doğrulanması gerekiyor.<br />
Son 48 saatte yayımlanan bu çalışmalar, farklı tıp alanlarında araştırmaların hangi yönde ilerlediğine ilişkin yeni veriler sağlıyor. Bulguların klinik uygulamaya taşınıp taşınamayacağını ise daha geniş, bağımsız ve gerektiğinde kontrollü araştırmalar belirleyecek.<br />
KAYNAKLAR<br />
• Scientific Reports – ADAR1'in prostat kanseri ilerlemesi ve RNA düzenlenmesindeki rolünü inceleyen araştırma<br />
• Surgical Endoscopy – Distal kolorektal lezyonlarda endorobotik ve endoskopik submukozal diseksiyon karşılaştırması<br />
• Hepatology International – İleri kronik karaciğer hastalığında dolaşımdaki fibronektin düzeylerini inceleyen araştırma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/b</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 12:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/tipta-son-48-saat-200kb.webp" type="image/jpeg" length="57205"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuğa Akıllı Telefonu Kaç Yaşında Vermeli? 9 Bin Ergenden Yeni Bulgular]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cocuga-akilli-telefonu-kac-yasinda-vermeli-9-bin-ergenden-yeni-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cocuga-akilli-telefonu-kac-yasinda-vermeli-9-bin-ergenden-yeni-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[8.957 ergenin izlendiği JAMA Network Open çalışmasında, 12 yaşında akıllı telefon sahibi olmak 14 yaşında yeme bozukluğu belirtileri görülme riskinin daha yüksek olmasıyla ilişkili bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ÇOCUĞA AKILLI TELEFONU KAÇ YAŞINDA VERMELİ? 9 BİN ERGENDEN YENİ BULGULAR</p>

<p>Çocuğa ilk akıllı telefonun hangi yaşta verilmesi gerektiği ailelerin giderek daha sık karşılaştığı bir soru. JAMA Network Open'da 25 Eylül 2026'da yayımlanan yeni araştırma, tartışmaya yeme davranışları açısından önemli bir veri ekledi.</p>

<p>ABD'de 8.957 ergenin verilerinin incelendiği çalışmada, 12 yaşında akıllı telefon sahibi olmak hem aynı yaştaki hem de iki yıl sonraki bazı yeme bozukluğu belirtilerinin daha sık görülmesiyle ilişkili bulundu.</p>

<p>Ancak araştırma "akıllı telefon yeme bozukluğuna neden oluyor" sonucunu göstermiyor. Çalışma gözlemsel nitelikte ve araştırmacılar da bulunan ilişkinin arkasındaki mekanizmaların yeni çalışmalarla araştırılması gerektiğini özellikle belirtiyor.</p>

<p>8.957 ERGENİN VERİLERİ İNCELENDİ</p>

<p>Araştırmacılar ABD'de çocuk ve ergen gelişimini uzun süre izleyen Adolescent Brain Cognitive Development (ABCD) Study verilerinden yararlandı.</p>

<p>Analize 8.957 ergen dahil edildi. Katılımcıların 4.245'i kız, 4.712'si erkekti.</p>

<p>12 yaşındaki çocukların 6.225'i, yani yaklaşık yüzde 70'i, kendisine ait bir akıllı telefona sahipti.</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca o andaki durumu karşılaştırmakla kalmadı. 12 yaşındaki telefon sahipliğinin 14 yaşındaki yeme bozukluğu belirtileriyle ilişkisini de değerlendirdi.</p>

<p>Bu yönüyle çalışma, yalnızca "telefonu olan ve olmayan çocukları aynı gün karşılaştıran" kesitsel bir analizden daha fazla bilgi sağlıyor.</p>

<p>YEME BOZUKLUĞU BELİRTİLERİ DERKEN NE KASTEDİLİYOR?</p>

<p>Çalışmada çocuklara doğrudan anoreksiya nervoza veya bulimiya nervoza tanısı konulmadı.</p>

<p>Araştırmacılar bunun yerine belirli yeme bozukluğu belirtilerini değerlendirdi.</p>

<p>Bunlar arasında tıkınırcasına yeme belirtileri, kilo almaktan kaçınmak amacıyla uygun olmayan telafi davranışları, kilo alma kaygısı ve kişinin özdeğerini kilosuna bağlaması yer aldı.</p>

<p>Bu ayrım önemli.</p>

<p>Bir ergende bu belirtilerden birinin bulunması, o kişinin mutlaka klinik bir yeme bozukluğuna sahip olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>12 YAŞINDA TELEFON SAHİBİ OLMAKLA HANGİ BULGULAR İLİŞKİLİYDİ?</p>

<p>Araştırmacılar sosyodemografik özellikler ve çeşitli potansiyel karıştırıcı değişkenleri hesaba kattıktan sonra da bazı ilişkilerin devam ettiğini gördü.</p>

<p>12 yaşında akıllı telefon sahibi olanlarda aynı yaşta tıkınırcasına yeme belirtisinin görülme sıklığı telefon sahibi olmayanlara kıyasla daha yüksekti.</p>

<p>Düzeltilmiş analizde tıkınırcasına yeme belirtisi için prevalans oranı 1,61 olarak hesaplandı.</p>

<p>Özdeğerini vücut ağırlığına bağlama belirtisi için oran 2,21'di.</p>

<p>Herhangi bir yeme bozukluğu belirtisi açısından ise prevalans oranı 1,36 olarak bulundu.</p>

<p>Ancak araştırmanın en dikkat çekici bölümü iki yıllık izlem sonuçları oldu.</p>

<p>14 YAŞINDAKİ SONUÇLAR NE GÖSTERDİ?</p>

<p>Araştırmacılar 12 yaşındaki yeme bozukluğu belirtilerini de hesaba katarak, 12 yaşındaki telefon sahipliği ile 14 yaşındaki belirtiler arasındaki ilişkiyi değerlendirdi.</p>

<p>12 yaşında akıllı telefonu bulunan ergenlerde, 14 yaşında herhangi bir yeme bozukluğu belirtisi görülme riski telefon sahibi olmayanlara göre yaklaşık yüzde 49 daha yüksek bulundu.</p>

<p>Düzeltilmiş risk oranı 1,49'du.</p>

<p>Tıkınırcasına yeme belirtileri açısından risk oranı 1,67; kilo almayı önlemek amacıyla uygun olmayan telafi davranışları için 1,50 olarak hesaplandı.</p>

<p>Özdeğerini kiloya bağlama belirtisinde ise risk oranı 2,03 olarak bildirildi.</p>

<p>Bu oranların doğru yorumlanması gerekiyor.</p>

<p>Örneğin 1,49'luk risk oranı, telefon sahibi çocukların yüzde 49'unun yeme bozukluğu geliştirdiği anlamına gelmiyor. İki grubun göreli risklerinin karşılaştırılmasını ifade ediyor.</p>

<p>"AKILLI TELEFON YEME BOZUKLUĞUNA NEDEN OLUYOR" DENEBİLİR Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Araştırmanın gösterdiği şey bir ilişki.</p>

<p>Akıllı telefon sahipliğinin yeme bozukluğu belirtilerinin doğrudan nedeni olduğu bu çalışma ile kanıtlanmış değil.</p>

<p>Telefon sahibi olan ve olmayan çocuklar birçok açıdan birbirinden farklı olabilir.</p>

<p>Nitekim çalışmada telefon sahipliği; cinsiyet, sosyoekonomik durum, ebeveyn eğitim düzeyi, ergenlik gelişimi ve başka cihazlara sahip olma gibi özelliklerle de farklılık gösteriyordu.</p>

<p>Araştırmacılar istatistiksel modellerinde bunların bir bölümünü kontrol etmeye çalıştı. Buna rağmen ölçülmemiş başka faktörlerin sonuçları etkilemesi mümkün.</p>

<p>Ayrıca telefon sahibi olmak, çocuğun telefonu nasıl kullandığını tek başına göstermiyor.</p>

<p>SOSYAL MEDYA MI, EKRAN SÜRESİ Mİ, YOKSA TELEFONUN KENDİSİ Mİ?</p>

<p>Yeni çalışma önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Eğer gerçekten bir bağlantı varsa bunu telefonun hangi özelliği açıklıyor?</p>

<p>Bu araştırma tek başına kesin yanıt vermiyor.</p>

<p>Akıllı telefon; sosyal medya, mesajlaşma, video, oyun, fotoğraf ve çok sayıda farklı kullanım biçimini tek cihazda topluyor.</p>

<p>Özellikle sosyal medya ortamlarında idealize edilmiş beden görüntülerine maruz kalma, görünüş karşılaştırmaları, kilo ve diyet içerikleri ile algoritmaların kullanıcıya benzer içerikleri tekrar tekrar göstermesi ergenlerin beden algısı açısından araştırılan olası mekanizmalar arasında.</p>

<p>Ancak her çocuk telefonu aynı şekilde kullanmıyor.</p>

<p>Bu nedenle "telefon sahibi olmak" ile "belirli sosyal medya içeriklerine yoğun biçimde maruz kalmak" aynı şey değil.</p>

<p>ÇALIŞMADA ÇOCUKLARIN YAKLAŞIK YÜZDE 70'İNDE TELEFON VARDI</p>

<p>Araştırmanın dikkat çeken başka bir sonucu, kişisel akıllı telefon sahipliğinin bu yaş grubunda ne kadar yaygın hale geldiğini göstermesi.</p>

<p>8.957 ergenin 6.225'i 12 yaşında akıllı telefon sahibiydi.</p>

<p>Bu yaklaşık yüzde 69,5'e karşılık geliyor.</p>

<p>Telefon sahibi çocukların 4.198'i iPhone, 2.027'si Android cihaz kullanıyordu.</p>

<p>Araştırmanın amacı telefon markalarını sağlık açısından karşılaştırmak değildi; bu bilgi yalnızca örneklemin cihaz dağılımını gösteriyor.</p>

<p>TELEFON SAHİBİ ERGENLERDE EN SIK HANGİ BELİRTİ GÖRÜLDÜ?</p>

<p>Telefon sahibi çocuklarda 12 yaşındaki en yaygın yeme bozukluğu belirtisi tıkınırcasına yeme olarak kaydedildi.</p>

<p>Bu grupta 315 çocukta, ağırlıklandırılmış hesaplamayla yüzde 9,2 oranında tıkınırcasına yeme belirtisi vardı.</p>

<p>14 yaşında ise uygun olmayan telafi davranışları daha sık görülen sonuçlardan biri oldu.</p>

<p>Telefon sahibi grupta 619 ergen, yani ağırlıklandırılmış hesaplamaya göre yaklaşık yüzde 24,2'si, değerlendirilen belirtilerden en az birini bildirdi.</p>

<p>Burada da aynı uyarı geçerli: "En az bir belirti", klinik yeme bozukluğu tanısıyla eş anlamlı değil.</p>

<p>ÖNCEKİ ARAŞTIRMALAR TELEFON YAŞI İÇİN NE GÖSTERİYORDU?</p>

<p>Akıllı telefonun çocuk sağlığıyla ilişkisini inceleyen araştırmalar yalnızca yeme davranışlarıyla sınırlı değil.</p>

<p>Aynı büyük ABCD veri setinden daha önce yayımlanan başka bir çalışmada 10.588 çocuk incelenmişti.</p>

<p>Pediatrics dergisinde 2026 başında yayımlanan bu araştırmada 12 yaşında akıllı telefon sahibi olmak depresyon, obezite ve yetersiz uyku olasılığının daha yüksek olmasıyla ilişkili bulunmuştu.</p>

<p>Telefonu daha erken yaşta edinme de bazı sonuçlarda daha yüksek riskle ilişkiliydi.</p>

<p>Bu çalışmalar birlikte değerlendirildiğinde, ilk kişisel akıllı telefonun hangi yaşta verildiğinin çocuk sağlığı araştırmalarında giderek daha fazla incelenen bir konu olduğu görülüyor.</p>

<p>Ancak mevcut araştırmalar henüz bütün çocuklar için geçerli, bilimsel olarak kesin bir "telefon yaşı" belirlemiyor.</p>

<p>PEKİ ÇOCUĞA AKILLI TELEFON KAÇ YAŞINDA VERİLMELİ?</p>

<p>Yeni çalışma bu soruya "13 yaş", "14 yaş" veya başka bir kesin sınır vermiyor.</p>

<p>Araştırmada 12 yaşında telefon sahibi olan ve olmayan çocuklar karşılaştırıldı. Bundan hareketle "12 yaşından önce telefon kesinlikle verilmemeli" sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Ailelerin yalnızca doğum tarihine değil, çocuğun gelişim düzeyine, telefonun neden gerekli olduğuna, hangi uygulamaların kullanılacağına, sosyal medya erişimine, gece kullanımına ve aile içindeki dijital kurallara birlikte bakması daha anlamlı.</p>

<p>Telefon verilmesi de ebeveyn denetiminin sona ermesi anlamına gelmemeli.</p>

<p>ÇOCUKLARDA YEME BOZUKLUĞU BELİRTİLERİ NASIL FARK EDİLEBİLİR?</p>

<p>Ergenlik döneminde yeme alışkanlıklarının zaman zaman değişmesi tek başına hastalık anlamına gelmez.</p>

<p>Ancak yiyecek veya kilo konusunda giderek artan takıntı, öğünlerden sürekli kaçınma, kontrol kaybıyla aşırı miktarda yeme, yedikten sonra telafi davranışlarına yönelme, bedeninden yoğun biçimde hoşnutsuz olma veya kişinin değerini büyük ölçüde kilosuna bağlaması değerlendirilmesi gereken işaretler olabilir.</p>

<p>Hızlı kilo değişimleri, bayılma, belirgin halsizlik veya tekrarlayan kusma gibi fiziksel belirtiler de önemlidir.</p>

<p>Yeme bozuklukları yalnızca kız çocuklarında görülmez. Erkek çocukları ve farklı vücut ağırlığındaki gençler de etkilenebilir.</p>

<p>AİLELER TELEFONU YASAKLAMALI MI?</p>

<p>Bu araştırmanın sonucu "telefonu çocuktan alın" şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Araştırmacıların vardığı sonuç daha ölçülü: Akıllı telefon sahipliğinin zamanlaması, ergenlerde yeme bozukluğu riskiyle ilişkili olabilecek faktörlerden biri olabilir ve bu ilişkinin mekanizmalarının daha ayrıntılı araştırılması gerekir.</p>

<p>Aile, okul ve sağlık profesyonellerinin amacı teknolojiyi yalnızca yasaklamak yerine sağlıklı kullanım alışkanlıklarını geliştirmek olabilir.</p>

<p>Özellikle sosyal medya içerikleri hakkında çocukla konuşmak, gece telefon kullanımına sınır koymak, ekran dışı etkinliklere alan açmak ve çocuğun beden algısındaki değişiklikleri fark etmek daha uygulanabilir yaklaşımlar arasında.</p>

<p>ARAŞTIRMANIN EN ÖNEMLİ SINIRLILIĞI NE?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmanın büyüklüğü ve iki yıllık izlem önemli güçlü yönler.</p>

<p>Ancak gözlemsel tasarım, neden-sonuç ilişkisini belirlemeye izin vermiyor.</p>

<p>Araştırma ABD'deki 21 merkezden elde edilen ABCD verilerine dayanıyor. Sonuçların Türkiye dahil farklı kültürel ve dijital ortamlardaki çocuklara birebir uygulanabileceği varsayılamaz.</p>

<p>Telefon sahipliğinin kendisi de sosyal medya kullanımının süresini, görülen içerikleri veya algoritmik maruziyeti ayrıntılı biçimde temsil etmiyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmanın en doğru mesajı "akıllı telefon yeme bozukluğuna yol açıyor" değil.</p>

<p>Daha doğru ifade şu:</p>

<p>Erken ergenlik döneminde akıllı telefon sahibi olmak, iki yıl sonraki bazı yeme bozukluğu belirtilerinin daha sık görülmesiyle ilişkili bulundu ve bu bağlantının nedenlerinin daha ayrıntılı araştırılması gerekiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu haber genel bilgilendirme amacı taşır. Yeme bozuklukları ciddi fiziksel ve ruhsal sonuçlara yol açabilir. Çocukta tıkınırcasına yeme, kusma, aşırı kısıtlama, hızlı kilo değişimi veya yoğun beden-kilo kaygısı varsa çocuk ve ergen sağlığı konusunda uzman bir sağlık profesyoneline başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>JAMA Network Open — Smartphone Ownership and Eating Disorder Symptoms in Early Adolescence — 25 Eylül 2026</p>

<p>Pediatrics — Smartphone Ownership, Age of Smartphone Acquisition, and Health Outcomes in Early Adolescence — 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cocuga-akilli-telefonu-kac-yasinda-vermeli-9-bin-ergenden-yeni-bulgular</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1380.jpeg" type="image/jpeg" length="85254"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şiddetli Saçkıranda Yeni FDA Kararı: Ergenlerde Saçların Yüzde 80’i Geri Geldi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/siddetli-sackiranda-yeni-fda-karari-ergenlerde-saclarin-yuzde-80i-geri-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/siddetli-sackiranda-yeni-fda-karari-ergenlerde-saclarin-yuzde-80i-geri-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, baricitinib kullanımını şiddetli alopecia areata bulunan 12 yaş ve üzerindeki ergenlere genişletti. Faz III’te 4 mg kullananların yüzde 42’sinde saçlı derinin en az yüzde 80’i saçla kaplandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Şiddetli alopecia areata, halk arasındaki adıyla saçkıran tedavisinde ergenler için yeni bir seçenek FDA onayı aldı.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, baricitinib etken maddeli Olumiant’ın kullanım alanını şiddetli alopecia areata bulunan 12 yaş ve üzerindeki hastaları kapsayacak şekilde genişletti.</p>

<p>Kararın temelini oluşturan BRAVE-AA-PEDS Faz III çalışmasında, 36 haftalık tedavinin sonunda günde 4 mg baricitinib kullanan ergenlerin yüzde 42’sinde saçlı derinin en az yüzde 80’i yeniden saçla kaplandı.</p>

<p>Günde 2 mg kullananlarda bu oran yüzde 27, plasebo grubunda ise yalnız yüzde 5 oldu.</p>

<p>Ancak yüzde 42 rakamı hastaların tamamen iyileştiği veya bütün saçlarının geri çıktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Çalışmada bu sonuç, SALT skorunun 20 veya altına düşmesi; başka bir ifadeyle saçlı deride yüzde 20 veya daha az saç kaybı kalması olarak tanımlandı.</p>

<p>Alopecia areata nedir?</p>

<p>Alopecia areata, bağışıklık sisteminin saç foliküllerini hedef aldığı otoimmün bir hastalık.</p>

<p>En bilinen görünümü saçlı deride yuvarlak veya oval saçsız alanların ortaya çıkması.</p>

<p>Ancak hastalık her kişide aynı şiddette seyretmiyor.</p>

<p>Bazı kişilerde yalnız birkaç küçük bölge etkilenirken, daha ağır hastalarda saçlı derinin büyük bölümü veya tamamı kaybedilebiliyor.</p>

<p>Kaşlar, kirpikler ve vücudun diğer bölgelerindeki kıllar da etkilenebiliyor.</p>

<p>Hastalığın saç foliküllerini kalıcı olarak yok etmemesi nedeniyle yeniden saç çıkışı mümkün olabiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte hastalık öngörülemez biçimde tekrarlayabiliyor.</p>

<p>Ergenlik döneminde neden önemli?</p>

<p>Alopecia areata doğrudan yaşamı tehdit eden bir hastalık değil.</p>

<p>Ancak özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde görünür saç kaybı kişinin psikososyal yaşamını ciddi biçimde etkileyebiliyor.</p>

<p>Özgüven sorunları, sosyal çekilme, okul yaşamında güçlükler, anksiyete ve depresif belirtiler hastalık yükünün önemli parçaları olabiliyor.</p>

<p>Şiddetli hastalıkta tedavi seçeneklerinin yaşa göre sınırlı olması da klinik yönetimi zorlaştırabiliyor.</p>

<p>Baricitinib nedir?</p>

<p>Baricitinib ağızdan kullanılan bir Janus kinaz inhibitörü.</p>

<p>Özellikle JAK1 ve JAK2 enzimlerinin aktivitesini baskılıyor.</p>

<p>JAK-STAT sinyal sistemi, bağışıklık hücrelerinin birbirleriyle iletişiminde ve inflamatuvar yanıtların oluşmasında görev yapan önemli hücresel yollardan biri.</p>

<p>Alopecia areatada saç foliküllerine yönelik otoimmün saldırının sürdürülmesinde çeşitli sitokinlerin JAK-STAT yolunu kullandığı biliniyor.</p>

<p>Baricitinib bu sinyalleri baskılayarak saç folikülü çevresindeki anormal immün aktiviteyi azaltmayı amaçlıyor.</p>

<p>İlaç saç folikülünü doğrudan “büyüten” klasik bir saç ilacı gibi çalışmıyor.</p>

<p>Temel hedef saç kaybına yol açan bağışıklık mekanizmasını baskılamak.</p>

<p>BRAVE-AA-PEDS çalışmasına kimler katıldı?</p>

<p>FDA’nın yeni pediatrik endikasyonunu destekleyen temel çalışma BRAVE-AA-PEDS Faz III araştırması.</p>

<p>Randomize ergen kohortunda toplam 257 hasta değerlendirildi.</p>

<p>Katılımcılar 12 yaş ve üzerinde, şiddetli alopecia areata bulunan ergenlerden oluşuyordu.</p>

<p>Hastalar günde bir kez 4 mg baricitinib, 2 mg baricitinib veya plasebo almak üzere randomize edildi.</p>

<p>Tedavinin temel etkinlik değerlendirmesi 36. haftada yapıldı.</p>

<p>Araştırmacılar saç kaybının şiddetini değerlendirmek için SALT, yani Severity of Alopecia Tool skorunu kullandı.</p>

<p>SALT skoru nedir?</p>

<p>SALT, saçlı derideki saç kaybının yüzdesini değerlendiren klinik ölçüm sistemi.</p>

<p>SALT 0 saç kaybı olmadığını, SALT 100 ise saçlı deride tam saç kaybını ifade ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmanın önemli sonlanımlarından biri SALT skorunun 20 veya altına düşmesiydi.</p>

<p>Bu, hastanın saçlı derisinin en az yüzde 80’inde saç bulunması anlamına geliyor.</p>

<p>4 mg kullananlarda yüzde 42 yanıt</p>

<p>36. haftada günde 4 mg baricitinib kullanan ergenlerin yüzde 42’si SALT≤20 hedefine ulaştı.</p>

<p>Günde 2 mg kullananlarda oran yüzde 27 oldu.</p>

<p>Plasebo grubunda ise yalnız yüzde 5 hasta bu düzeye ulaştı.</p>

<p>Böylece özellikle 4 mg dozunda plaseboya kıyasla belirgin bir tedavi farkı ortaya çıktı.</p>

<p>Ancak bu sonuç “baricitinib hastaların yüzde 42’sini tamamen iyileştirdi” şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>SALT≤20, saçlı derinin en az yüzde 80’inin saçla kaplanmasını ifade ediyor.</p>

<p>Yüzde 90 saç kaplanmasında da dikkat çekici fark</p>

<p>Araştırmacılar daha katı bir ölçüt olan SALT≤10 sonucunu da değerlendirdi.</p>

<p>Bu eşik saçlı derinin en az yüzde 90’ının saçla kaplanmasına karşılık geliyor.</p>

<p>36. haftada SALT≤10 hedefine:</p>

<p>4 mg baricitinib grubunun yüzde 37’si,</p>

<p>2 mg grubunun yüzde 21’i,</p>

<p>plasebo grubunun ise yalnız yüzde 2’si ulaştı.</p>

<p>Bu sonuç, tedavinin yalnız kısmi saç çıkışı değil, bazı hastalarda saçlı derinin büyük bölümünde yeniden saç oluşumuyla ilişkili olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Kaş ve kirpikler de değerlendirildi</p>

<p>Alopecia areata yalnız saçlı deriyi etkilemiyor.</p>

<p>Şiddetli hastalarda kaş ve kirpik kaybı da görülebiliyor.</p>

<p>BRAVE-AA-PEDS çalışmasında bu bölgelerdeki yeniden büyüme de sekonder sonlanımlar arasında değerlendirildi.</p>

<p>Baricitinib alan ergenlerde kaş ve kirpik sonuçlarında da plaseboya göre iyileşmeler bildirildi.</p>

<p>Bu sonuçlar hastalığın görünür ve psikososyal yükü açısından klinik önem taşıyor.</p>

<p>Baricitinib daha önce saçkıranda kullanılıyor muydu?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Baricitinib erişkinlerde şiddetli alopecia areata tedavisi için daha önce FDA onayı almıştı.</p>

<p>Yeni karar tamamen yeni bir ilaç onayı değil.</p>

<p>FDA mevcut alopecia areata endikasyonunun yaş sınırını genişleterek 12 yaş ve üzerindeki ergenleri tedavi kapsamına aldı.</p>

<p>Dolayısıyla haberin doğru ifadesi “baricitinib saçkıran için ilk kez onaylandı” değil, “baricitinibin saçkıran endikasyonu 12 yaş ve üzerine genişletildi” olmalı.</p>

<p>Güvenlik neden önemli?</p>

<p>Baricitinib sistemik bağışıklık yanıtını etkileyen güçlü bir JAK inhibitörü.</p>

<p>Bu nedenle yalnız saç çıkışı oranlarına bakarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>ABD ürün bilgisinde JAK inhibitörleri için ciddi enfeksiyonlar, maligniteler, majör kardiyovasküler olaylar ve tromboz dahil ciddi güvenlik uyarıları bulunuyor.</p>

<p>Tedavi sırasında enfeksiyonlar açısından izlem gerekiyor.</p>

<p>Tüberküloz ve bazı viral enfeksiyonlar tedavi öncesinde değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Kan hücreleri, karaciğer enzimleri ve lipid değerleri gibi laboratuvar parametrelerinin takip edilmesi gerekebiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla baricitinib sıradan bir saç çıkarma ilacı veya kozmetik tedavi olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Her saçkıran hastasında kullanılacak mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>FDA onayı şiddetli alopecia areata bulunan 12 yaş ve üzerindeki hastaları kapsıyor.</p>

<p>Hafif ve sınırlı saçkıran vakalarında tedavi yaklaşımı farklı olabilir.</p>

<p>Hastalığın yaygınlığı, süresi, önceki tedavilere yanıt, kaş-kirpik tutulumu, eşlik eden hastalıklar ve güvenlik riskleri tedavi kararında birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Ayrıca JAK inhibitörlerinin potansiyel ciddi riskleri nedeniyle yarar-risk dengesi her hasta için ayrı değerlendirilmeli.</p>

<p>Saçlar tedavi bırakıldığında kalıcı mı?</p>

<p>Bu soru JAK inhibitörleriyle alopecia areata tedavisinin en önemli konularından biri.</p>

<p>Alopecia areata kronik ve tekrarlayabilen otoimmün bir hastalık.</p>

<p>Baricitinib bağışıklık sistemindeki hastalık mekanizmasını baskılıyor ancak genetik ve immünolojik yatkınlığı ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Bu nedenle tedavi kesildikten sonra bazı hastalarda yeniden saç kaybı görülebilir.</p>

<p>Uzun dönem takip verileri, ergenlerde tedavinin ne kadar süre devam ettirilmesi gerektiği ve kazanılan saçların ne ölçüde korunabileceği açısından önem taşıyor.</p>

<p>FDA kararı neden önemli?</p>

<p>Şiddetli alopecia areata ergenlik çağında önemli fiziksel ve psikososyal yük oluşturabiliyor.</p>

<p>BRAVE-AA-PEDS çalışmasında plaseboyla yalnız yüzde 5 olan en az yüzde 80 saç kaplanması oranının 4 mg baricitinib ile yüzde 42’ye ulaşması klinik olarak dikkat çekici.</p>

<p>Daha katı olan yüzde 90 saç kaplanması eşiğinde de yüzde 37’ye karşı yüzde 2’lik fark görülmesi sonucu destekliyor.</p>

<p>En önemli gelişme ise bu verilerin artık yalnız klinik araştırma sonucu olmaması.</p>

<p>FDA’nın 25 Eylül 2026 tarihli kararıyla baricitinib, şiddetli alopecia areata bulunan 12 yaş ve üzerindeki hastalar için ABD’de ruhsatlı bir tedavi seçeneği haline geldi.</p>

<p>Bununla birlikte uzun dönem güvenlik, tedavinin sürdürülme süresi ve tedavi bırakıldığında hastalığın seyri pediatrik kullanımda yakından izlenmeye devam edecek.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik yeni bir FDA endikasyon genişletmesini haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Baricitinib reçeteli ve sistemik bağışıklık sistemini etkileyen bir ilaçtır. Saç dökülmesi veya alopecia areata için hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration, Baricitinib Pediatrik Alopecia Areata Endikasyon Genişletmesi, 25 Eylül 2026</p>

<p>Eli Lilly and Company, Olumiant FDA Pediatrik Alopecia Areata Onayı, 25 Eylül 2026</p>

<p>BRAVE-AA-PEDS Faz III Klinik Araştırması </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/siddetli-sackiranda-yeni-fda-karari-ergenlerde-saclarin-yuzde-80i-geri-geldi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1378.jpeg" type="image/jpeg" length="45670"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuklarda Nefrotik Sendrom İçin FDA’dan Yeni Tedavi: Remisyon Yüzde 95,5]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-nefrotik-sendrom-icin-fdadan-yeni-tedavi-remisyon-yuzde-955</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-nefrotik-sendrom-icin-fdadan-yeni-tedavi-remisyon-yuzde-955" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, sık tekrarlayan veya steroide bağımlı çocukluk çağı nefrotik sendromunda Gazyva’yı onayladı. Faz III çalışmada 52. haftada tam remisyon yüzde 95,5’e ulaştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık tekrarlayan veya steroid tedavisine bağımlı hale gelen nefrotik sendrom için yeni bir tedavi seçeneği FDA onayı aldı.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, obinutuzumab etken maddeli Gazyva’yı, remisyondaki sık tekrarlayan veya steroide bağımlı idiopatik nefrotik sendromu bulunan 2 yaş ve üzerindeki çocuk ve erişkinlerde relaps riskini azaltmak amacıyla onayladı.</p>

<p>Kararın temelini oluşturan INShore Faz III çalışmasında 52. haftada sürdürülen tam remisyon oranı Gazyva kullananlarda yüzde 95,5, mikofenolat mofetil kullananlarda yüzde 73,2 oldu.</p>

<p>Gruplar arasındaki düzeltilmiş fark 23,39 yüzde puanıydı.</p>

<p>Sonuç istatistiksel olarak anlamlıydı; p değeri 0,0031 olarak bildirildi.</p>

<p>Nefrotik sendrom nedir?</p>

<p>Nefrotik sendrom, böbreklerdeki glomerüllerin kan proteinlerini idrara kaçırmasına yol açan klinik bir tablo.</p>

<p>Çocuklarda en önemli bulgulardan biri idrarda yüksek miktarda protein kaybı.</p>

<p>Protein kaybına bağlı olarak kandaki albümin seviyesi düşebiliyor ve özellikle göz çevresi, ayaklar, bacaklar ve karında ödem gelişebiliyor.</p>

<p>Çocukluk çağındaki idiopatik nefrotik sendrom vakalarının önemli bölümü başlangıçta kortikosteroid tedavisine yanıt veriyor.</p>

<p>Ancak bazı çocuklarda hastalık tekrar tekrar ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bazı hastalarda ise remisyonu sürdürebilmek için uzun süre veya tekrar tekrar steroid kullanılması gerekiyor.</p>

<p>Bu durum “steroide bağımlı nefrotik sendrom” olarak tanımlanabiliyor.</p>

<p>Sorun yalnız hastalığın kendisi değil</p>

<p>Tekrarlayan nefrotik sendromda önemli sorunlardan biri hastalığın kontrolü için kullanılan ilaçların uzun dönem yükü.</p>

<p>Uzun süreli veya tekrarlayan kortikosteroid tedavisi çocuklarda kilo artışı, büyümenin etkilenmesi, kemik sağlığında bozulma, yüksek tansiyon, metabolik değişiklikler, enfeksiyon riski ve psikolojik etkilerle ilişkili olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle klinik araştırmaların önemli hedeflerinden biri hastayı remisyonda tutarken steroid ve diğer immünsüpresif ilaçlara duyulan ihtiyacı azaltabilecek tedaviler geliştirmek.</p>

<p>Gazyva nedir?</p>

<p>Gazyva’nın etken maddesi obinutuzumab.</p>

<p>Obinutuzumab, bağışıklık sistemindeki B hücrelerinin yüzeyinde bulunan CD20 proteinini hedefleyen gliko-mühendislik ürünü Tip II monoklonal antikor.</p>

<p>İlaç CD20 taşıyan B hücrelerinin azaltılmasını sağlıyor.</p>

<p>B hücrelerinin bazı immün aracılı böbrek hastalıklarının ortaya çıkmasında ve tekrar etmesinde rol oynayabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Obinutuzumab daha önce bazı hematolojik kanserlerin tedavisinde kullanılıyordu.</p>

<p>Yeni FDA kararı ilacın kullanım alanını nefrotik sendroma genişletiyor.</p>

<p>INShore çalışmasına 85 hasta katıldı</p>

<p>FDA kararının temel klinik kanıtı INShore adlı randomize Faz III çalışmadan geldi.</p>

<p>Çalışmaya çocukluk çağında başlayan, sık tekrarlayan veya steroide bağımlı idiopatik nefrotik sendromu bulunan toplam 85 hasta dahil edildi.</p>

<p>Katılımcılar çalışmaya alınırken remisyonda bulunuyordu.</p>

<p>Hastalar obinutuzumab veya aktif karşılaştırıcı mikofenolat mofetil tedavisine randomize edildi.</p>

<p>Bu ayrıntı önemli.</p>

<p>Çünkü Gazyva yalnız plaseboyla değil, nefrotik sendromda steroidten koruyucu immünsüpresif tedavi olarak kullanılan mikofenolat mofetille doğrudan karşılaştırıldı.</p>

<p>52. haftada remisyon yüzde 95,5</p>

<p>Çalışmanın temel sonuçlarından biri 52. haftada sürdürülen tam remisyondu.</p>

<p>Gazyva grubundaki hastaların yüzde 95,5’i bu sonlanıma ulaştı.</p>

<p>Mikofenolat mofetil grubunda oran yüzde 73,2 olarak gerçekleşti.</p>

<p>Düzeltilmiş tedavi farkı 23,39 yüzde puanıydı.</p>

<p>Yüzde 95 güven aralığı 6,85 ile 38,90 arasındaydı.</p>

<p>P değeri 0,0031 bulundu.</p>

<p>Bu sonuç obinutuzumabın aktif karşılaştırıcı tedaviye karşı istatistiksel olarak anlamlı üstünlük gösterdiğini ortaya koydu.</p>

<p>Yüzde 95,5 ne anlama geliyor?</p>

<p>Bu rakam kolaylıkla yanlış yorumlanabilir.</p>

<p>Yüzde 95,5, ilacın nefrotik sendromu kalıcı olarak yüzde 95,5 oranında iyileştirdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Sonlanım, çalışmanın 52. haftasında önceden belirlenen kriterlere göre sürdürülen tam remisyonda bulunan hastaların oranını ifade ediyor.</p>

<p>Nefrotik sendrom ilerleyen dönemlerde tekrar ortaya çıkabilen bir hastalık.</p>

<p>Dolayısıyla uzun dönem relaps oranları ve tekrar tedavi gereksinimi ayrıca izlenmek zorunda.</p>

<p>Relaps riski de azaldı</p>

<p>INShore çalışmasında yalnız 52. haftadaki remisyon oranı değerlendirilmedi.</p>

<p>Relaps veya ölüm zamanını değerlendiren analizler de obinutuzumab lehine sonuçlandı.</p>

<p>Bildirilen hazard oranı yaklaşık 0,25 düzeyindeydi.</p>

<p>Bu, çalışma dönemindeki relaps veya ölüm tehlikesinin karşılaştırıcı tedaviye göre yaklaşık yüzde 75 daha düşük olduğu anlamına geliyor.</p>

<p>Ancak göreceli risk azalması ile hastaların mutlak relaps olasılığı aynı kavram değil.</p>

<p>Haber başlıklarında “relapsları yüzde 75 önledi” şeklinde kesin bir ifade kullanılması bu nedenle doğru olmaz.</p>

<p>Tedavi nasıl uygulanıyor?</p>

<p>Gazyva damar yoluyla uygulanan biyolojik bir tedavi.</p>

<p>Nefrotik sendromda amaç sürekli günlük ilaç kullanımından farklı olarak belirli infüzyonlarla B hücrelerini hedeflemek ve hastalık kontrolünün sürdürülmesini sağlamak.</p>

<p>Tedavi sağlık kuruluşunda ve tıbbi gözetim altında uygulanıyor.</p>

<p>Obinutuzumab infüzyon reaksiyonlarına yol açabileceği için uygulama öncesi ve sırasında gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.</p>

<p>Güvenlik neden önemli?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CD20 hedefli tedaviler B hücrelerini azalttığı için enfeksiyon riski önemli güvenlik başlıklarından biri.</p>

<p>Obinutuzumab ürün bilgisinde ciddi infüzyon reaksiyonları, hepatit B virüsü reaktivasyonu ve progresif multifokal lökoensefalopati gibi ciddi risklere ilişkin uyarılar bulunuyor.</p>

<p>Tedavi öncesinde hastaların enfeksiyon ve bağışıklık durumu değerlendirilmek zorunda.</p>

<p>Özellikle çocuklarda uzun süreli B hücresi baskılanmasının enfeksiyonlar, immünoglobulin düzeyleri ve aşılara verilen yanıt üzerindeki etkileri klinik takip açısından önemli.</p>

<p>Bu nedenle yüksek remisyon oranı, ilacın her nefrotik sendromlu çocuk için otomatik olarak uygun olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Her nefrotik sendrom hastasında kullanılacak mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>FDA’nın yeni endikasyonu bütün nefrotik sendrom hastalarını kapsamıyor.</p>

<p>Tedavi, çocuklukta başlayan sık tekrarlayan veya steroide bağımlı idiopatik nefrotik sendromu bulunan ve remisyonda olan 2 yaş ve üzerindeki hastalarda relaps riskini azaltmak amacıyla onaylandı.</p>

<p>Nefrotik sendrom farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Genetik hastalıklar, sistemik hastalıklar ve farklı glomerüler hastalıklar da nefrotik sendroma yol açabiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla Gazyva’nın onayı bütün nefrotik sendrom nedenlerine genellenemez.</p>

<p>FDA kararı neden önemli?</p>

<p>Çocukluk çağındaki nefrotik sendromda temel sorunlardan biri yalnız ilk atağı kontrol etmek değil, tekrarlayan relapsları önlemek.</p>

<p>Sık relaps yaşayan çocuklarda yıllar boyunca kortikosteroid ve başka immünsüpresif ilaçlara maruz kalınabiliyor.</p>

<p>INShore çalışmasının en güçlü yönlerinden biri obinutuzumabın plasebo yerine aktif bir immünsüpresif tedaviyle karşılaştırılması.</p>

<p>52. haftada yüzde 95,5’e karşı yüzde 73,2 sürdürülen tam remisyon ve relaps analizinin aynı yönde sonuç vermesi, CD20 hedefli yaklaşım için güçlü bir Faz III kanıt oluşturuyor.</p>

<p>FDA’nın gerçek ruhsat kararı da araştırma sonucunu doğrudan klinik uygulamaya taşıyan önemli bir eşik.</p>

<p>Bununla birlikte tedavinin uzun yıllar içerisindeki relaps sıklığı, tekrar doz gereksinimi, bağışıklık sistemi üzerindeki kalıcı etkileri ve özellikle çocuklardaki uzun dönem güvenliği izlenmeye devam edecek.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik yeni bir FDA ilaç onayını haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Çocukluk çağı nefrotik sendromunda tedavi; hastalığın tipi, relaps sıklığı, önceki tedaviler ve çocuğun klinik özelliklerine göre çocuk nefrolojisi uzmanı tarafından planlanmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration, Gazyva Çocukluk Çağı Nefrotik Sendromu Onayı, 25 Eylül 2026</p>

<p>Genentech, Gazyva FDA Onayı ve INShore Faz III Sonuçları, 25 Eylül 2026</p>

<p>INShore Faz III Klinik Araştırması </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-nefrotik-sendrom-icin-fdadan-yeni-tedavi-remisyon-yuzde-955</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-5876.jpeg" type="image/jpeg" length="48215"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13666"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="67871"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="52119"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62691"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16588"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="28301"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
