<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 22 Sep 2026 18:39:51 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prostat Kanserinde 5 Seanslık Radyoterapi: Daha Kısa Tedavi Ne Kadar Etkili?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prostat-kanserinde-5-seanslik-radyoterapi-daha-kisa-tedavi-ne-kadar-etkili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prostat-kanserinde-5-seanslik-radyoterapi-daha-kisa-tedavi-ne-kadar-etkili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lokalize orta riskli prostat kanserinde uygulanan beş seanslık radyoterapi, bazı yaşam kalitesi ölçümlerinde avantaj sağladı ancak kanser kontrolünde uzun tedaviye üstünlük göstermedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><br />
Prostat kanserinde haftalar sürebilen radyoterapiyi yalnızca beş seansta tamamlamak mümkün olabilir. Ancak JAMA’da yayımlanan Faz III araştırmanın sonuçları, kısa tedavinin her açıdan daha iyi olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yaklaşık 700 hastanın katıldığı çalışmada beş seanslık stereotaktik vücut radyoterapisi, 20 veya 28 seansta uygulanan yoğunluk ayarlı radyoterapiyle karşılaştırıldı. Kısa tedavi bazı yaşam kalitesi sonuçlarında avantaj sağlarken üç yıllık hastalıksız sağkalımda üstün bulunmadı.</p>

<p>Radyoterapi beş seansta tamamlandı</p>

<p>Uluslararası NRG-GU005 araştırmasına lokalize ve olumlu özelliklere sahip orta riskli prostat kanseri bulunan 698 hasta alındı.</p>

<p>Hastaların 353’üne toplam 36,25 Gy dozunda beş seans stereotaktik vücut radyoterapisi uygulandı. Diğer 345 hasta ise 20 veya 28 seansta tamamlanan yoğunluk ayarlı radyoterapi aldı.</p>

<p>Stereotaktik vücut radyoterapisi, yüksek radyasyon dozunu tümöre hassas biçimde yönlendirirken çevredeki sağlıklı dokuların mümkün olduğunca korunmasını amaçlıyor. Bu yöntem genellikle bir ila beş seansta uygulanabiliyor.</p>

<p>İdrar şikâyetlerinde belirgin üstünlük görülmedi</p>

<p>İki yıllık takipte idrar yollarıyla ilişkili yaşam kalitesinde klinik açıdan anlamlı kötüleşme yaşayanların oranı, beş seanslık tedavi grubunda yüzde 35,4 oldu. Uzun tedavi grubunda bu oran yüzde 33,7 olarak hesaplandı.</p>

<p>İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Bu sonuç, beş seanslık tedavinin idrar şikâyetleri bakımından standart programa üstün olmadığını gösterdi.</p>

<p>Bununla birlikte idrar kaçırma ve cinsel işlevle ilgili bazı ikincil değerlendirmeler kısa tedavi lehine sonuçlandı.</p>

<p>Bağırsakla ilişkili yaşam kalitesinde avantaj sağladı</p>

<p>Beş seanslık radyoterapinin dikkat çeken avantajı bağırsakla ilişkili sonuçlarda görüldü.</p>

<p>Bağırsak yaşam kalitesinde klinik açıdan anlamlı kötüleşme yaşayanların oranı kısa tedavi grubunda yüzde 34,9, standart tedavi grubunda ise yüzde 43,8 olarak belirlendi.</p>

<p>Ciddi üriner yan etkiler de beş seanslık tedavide daha az görüldü. Üçüncü ve dördüncü derece genitoüriner yan etki oranı kısa tedavide yüzde 0,6, standart tedavide yüzde 2,5 oldu.</p>

<p>Kanser kontrolünde üstünlük gösterilemedi</p>

<p>Araştırmada yalnızca yan etkiler ve yaşam kalitesi değil, hastalığın kontrol altında tutulup tutulmadığı da değerlendirildi.</p>

<p>Üç yıllık hastalıksız sağkalım oranı beş seanslık tedavide yüzde 88,6, 20–28 seanslık tedavide yüzde 92,1 olarak hesaplandı.</p>

<p>Araştırmacılar, beş seanslık stereotaktik radyoterapinin hastalıksız sağkalım bakımından standart tedaviye üstün olmadığını bildirdi. Bu çalışma kısa tedavinin eşdeğer olduğunu kanıtlamak üzere tasarlanmadığı için sonuçlar “iki yöntem tamamen aynı etkiye sahip” şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Hastalar açısından neden önemli?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Radyoterapinin beş seansta tamamlanması; hastaneye geliş sayısını, ulaşım yükünü ve tedavi için ayrılan zamanı önemli ölçüde azaltabilir. Özellikle radyoterapi merkezinden uzakta yaşayan hastalar açısından bu fark önem taşıyor.</p>

<p>Bununla birlikte tedavi seçimi yalnızca seans sayısına göre yapılamaz. Tümörün risk grubu, prostatın büyüklüğü, idrar şikâyetleri, eşlik eden hastalıklar ve merkezin stereotaktik radyoterapi deneyimi birlikte değerlendirilmeli.</p>

<p>Araştırma sonuçları ayrıca yüksek riskli, metastatik veya daha farklı biyolojik özellikler taşıyan prostat kanserlerine doğrudan uygulanamaz.</p>

<p>Kısa tedavi umut veriyor ancak herkese uygun değil</p>

<p>Çalışma, uygun hastalarda beş seanslık radyoterapinin uygulanabilir bir seçenek olduğunu destekliyor. Tedavi süresini belirgin biçimde kısaltması ve bazı yaşam kalitesi ölçümlerinde avantaj sağlaması önemli.</p>

<p>Ancak kanser kontrolünde üstünlük gösterilememesi, tedavinin kişiye özel planlanması gerektiğini ortaya koyuyor. Nihai karar, hasta ile radyasyon onkolojisi uzmanının yararları ve olası riskleri birlikte değerlendirmesiyle verilmeli.</p>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu haber genel bilgilendirme amacı taşır. Prostat kanserinin tedavisi; hastalığın evresi, risk grubu, patoloji sonuçları ve hastanın genel sağlık durumuna göre planlanmalıdır. Tedavi değişikliği için üroloji ve radyasyon onkolojisi uzmanına başvurulmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>JAMA — Stereotactic Body Radiotherapy vs Moderately Hypofractionated IMRT for Localized Intermediate-Risk Prostate Cancer: A Randomized Clinical Trial<br />
Mayo Clinic — Stereotactic Body Radiotherapy </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prostat-kanserinde-5-seanslik-radyoterapi-daha-kisa-tedavi-ne-kadar-etkili</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1145.jpeg" type="image/jpeg" length="84221"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdrarda Bakteri (BACT) Kaç Olmalı? +1, +2 ve +3 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/idrarda-bakteri-bact-kac-olmali-1-2-ve-3-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/idrarda-bakteri-bact-kac-olmali-1-2-ve-3-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdrarda bakteri (BACT), idrar örneğinde bakteri görüldüğünü gösterir. +1, +2 veya +3 sonuçları enfeksiyonu düşündürebilir; ancak kontaminasyon da mümkündür. Belirti, lökosit, nitrit ve gerekirse kültür birlikte değerlendirilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İDRARDA BAKTERİ (BACT) NEDİR?</p>

<p>İdrarda bakteri, idrar örneğinin mikroskobik veya otomatik incelemesinde bakteri görülmesidir. Bazı laboratuvarlarda “BACT”, “BAC” veya doğrudan “bakteri” şeklinde raporlanabilir.</p>

<p>Bakteri görülmesi idrar yolu enfeksiyonunu düşündürebilir ancak tek başına enfeksiyon tanısı koydurmaz. Örneğin doğru alınmaması sonucu genital veya cilt florasının idrara karışması da bakteri görülmesine neden olabilir.</p>

<p>İDRARDA BAKTERİ KAÇ OLMALI?</p>

<p>Normal ve doğru alınmış bir idrar örneğinde belirgin bakteri görülmesi beklenmez.</p>

<p>Ancak bakteriler bazı laboratuvarlarda “yok, az, orta, çok” şeklinde; bazılarında ise +1, +2 veya +3 gibi yarı nicel ifadelerle raporlanabilir.</p>

<p>Bu işaretlerin karşılığı laboratuvar cihazına ve kullanılan yönteme göre değişir. Bu nedenle +1, +2 veya +3 için evrensel bir bakteri sayısı yoktur.</p>

<p>İDRARDA BAKTERİ +1 NE DEMEK?</p>

<p>BACT +1 düşük miktarda bakteri görüldüğünü ifade eder.</p>

<p>Bu sonuç idrar yolu enfeksiyonunda görülebilir ancak özellikle lökosit ve nitrit negatifse, kişinin şikâyeti yoksa veya örnek uygun alınmadıysa kontaminasyon ihtimali de düşünülür.</p>

<p>İDRARDA BAKTERİ +2 NE DEMEK?</p>

<p>+2 daha belirgin bakteri varlığını gösterir.</p>

<p>Ancak yalnızca miktarın artması enfeksiyon tanısı koydurmaz. İdrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, idrar sıkışması gibi belirtiler ve lökosit, nitrit gibi diğer idrar bulguları birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>İDRARDA BAKTERİ +3 NE DEMEK?</p>

<p>+3 idrarda yoğun bakteri görülmesini ifade edebilir.</p>

<p>Bu sonuç enfeksiyon olasılığını artırabilir ancak yine de kesin tanı değildir. Özellikle klinik tablo enfeksiyonu düşündürüyorsa idrar kültürü bakterinin türünü ve gerektiğinde antibiyotik duyarlılığını değerlendirmede kullanılır.</p>

<p>İDRARDA BAKTERİ NEDEN ÇIKAR?</p>

<p>En önemli nedenlerden biri idrar yolu enfeksiyonudur.</p>

<p>Ancak ikinci önemli neden kontaminasyondur. İdrar örneği alınırken cilt, dış genital bölge veya vajinal floradaki bakteriler örneğe karışabilir.</p>

<p>Örneğin uzun süre oda sıcaklığında beklemesi de bakterilerin çoğalmasına ve sonucun olduğundan daha belirgin görünmesine yol açabilir.</p>

<p>İDRARDA BAKTERİ VAR AMA LÖKOSİT YOKSA NE DEMEK?</p>

<p>Bu durumda sonuç otomatik olarak enfeksiyon olarak yorumlanmamalıdır.</p>

<p>Bakteri varlığına rağmen lökosit veya lökosit esteraz görülmemesi kontaminasyon ihtimalini artırabilir. Bununla birlikte özellikle bazı hasta gruplarında yalnızca tek bir parametreyle enfeksiyon dışlanamaz.</p>

<p>En doğru yorum belirtiler, diğer idrar bulguları ve gerektiğinde kültürle yapılır.</p>

<p>İDRARDA BAKTERİ VAR AMA NİTRİT NEGATİFSE ENFEKSİYON YOK MU?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Nitrit negatifliği idrar yolu enfeksiyonunu tamamen dışlamaz. Çünkü bütün bakteriler nitratı nitrite dönüştürmez.</p>

<p>Ayrıca bakterinin nitrit oluşturabilmesi için idrarın mesanede yeterince uzun süre kalması gerekir. Sık idrara çıkan kişilerde bu süre yeterli olmayabilir.</p>

<p>İDRARDA BAKTERİ VE LÖKOSİT BİRLİKTE YÜKSEKSE NE DEMEK?</p>

<p>Bakteri ve lökositin birlikte bulunması, özellikle idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma veya idrar sıkışması gibi belirtiler varsa idrar yolu enfeksiyonu olasılığını artırır.</p>

<p>Nitrit pozitifliği de özellikle nitrat azaltan bakteriler söz konusu olduğunda bu olasılığı destekleyebilir.</p>

<p>Bununla birlikte kesin değerlendirme gereken durumlarda idrar kültürü önemlidir.</p>

<p>İDRARDA BAKTERİ ÇIKMASI HER ZAMAN ANTİBİYOTİK GEREKTİRİR Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Belirtisi olmayan kişilerde idrarda bakteri bulunması “asemptomatik bakteriüri” olarak adlandırılabilir. Bu durum çoğu hasta grubunda otomatik olarak antibiyotik tedavisi gerektirmez.</p>

<p>Gereksiz antibiyotik kullanımı direnç gelişimine ve yan etkilere yol açabilir.</p>

<p>Gebeler ve bazı ürolojik girişimler öncesindeki hastalar bu konuda özel değerlendirme gerektiren gruplar arasındadır.</p>

<p>İDRARDA BAKTERİ POZİTİFSE KÜLTÜR GEREKİR Mİ?</p>

<p>Her bakteri pozitifliğinde kültür zorunlu değildir.</p>

<p>İdrar yolu enfeksiyonu belirtileri varsa, enfeksiyon tekrarlıyorsa, komplike enfeksiyon düşünülüyorsa veya tedaviye yanıt alınmıyorsa kültür daha önemli hale gelir.</p>

<p>Kültür, mikroskopide “bakteri görüldü” ifadesinden farklı olarak üreyen bakterinin türü ve miktarı hakkında daha ayrıntılı bilgi verir.</p>

<p>İDRAR ÖRNEĞİ NASIL ALINMALI?</p>

<p>Kontaminasyon riskini azaltmak için genellikle temiz orta akım idrar örneği tercih edilir.</p>

<p>İdrarın ilk kısmı tuvalete yapılır, orta kısmı steril kaba alınır. Örneğin laboratuvara gecikmeden ulaştırılması önemlidir.</p>

<p>Özellikle çok sayıda yassı epitel hücresinin bulunması örneğin dış genital bölgeden kontamine olduğunu düşündürebilir.</p>

<p>İDRARDA BAKTERİ NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Amaç laboratuvar raporundaki bakteri değerini doğrudan azaltmak değildir.</p>

<p>Gerçek bir bakteriyel idrar yolu enfeksiyonu varsa tedavi hastanın belirtilerine, klinik durumuna ve gerektiğinde kültür sonucuna göre belirlenir.</p>

<p>Kontaminasyona bağlı pozitiflikte ise antibiyotik değil, uygun koşullarda yeni bir idrar örneği gerekebilir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>İdrarda bakteri +1 enfeksiyon mu?</p>

<p>Tek başına değil. +1 bakteri enfeksiyon, kontaminasyon veya örnek koşullarından etkilenebilir. Belirtiler ve diğer idrar sonuçlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>İdrarda bakteri +3 tehlikeli mi?</p>

<p>+3 yoğun bakteri görüldüğünü düşündürebilir ancak tek başına hastalığın ciddiyetini göstermez. Ateş, yan ağrısı veya genel durum bozukluğu gibi belirtiler daha önemlidir.</p>

<p>İdrarda bakteri var ama lökosit yoksa ne olur?</p>

<p>Kontaminasyon olasılığı düşünülebilir ancak yalnızca bu bulguyla kesin karar verilmez. Şikâyet varsa klinik değerlendirme ve gerektiğinde kültür yapılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İdrarda bakteri pozitif ama nitrit negatif olabilir mi?</p>

<p>Evet. Bütün bakteriler nitrit üretmez. Bu nedenle negatif nitrit sonucu enfeksiyonu tamamen dışlamaz.</p>

<p>İdrarda bakteri varsa antibiyotik kullanılır mı?</p>

<p>Her zaman değil. Belirtisiz bakteriüri çoğu kişide antibiyotik gerektirmez. Tedavi kararı klinik duruma göre verilmelidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>İdrarda bakteri görülmesine ateş, titreme, yan veya bel ağrısı, kusma ya da genel durumda bozulma eşlik ediyorsa üst idrar yolu enfeksiyonu açısından hızlı değerlendirme gerekebilir. Yalnızca bakteri görüldüğü için kendi kendine antibiyotik başlanmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Infectious Diseases Society of America — Clinical Practice Guideline for the Management of Asymptomatic Bacteriuria</p>

<p>American Family Physician — Office-Based Urinalysis: A Comprehensive Review </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/idrarda-bakteri-bact-kac-olmali-1-2-ve-3-ne-demek</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 18:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="24891"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Instagram Hesapları Neden Askıya Alınıyor? Türkiye’de Kullanıcıların Ortak Şikâyeti Dikkat Çekiyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/instagram-hesaplari-neden-askiya-aliniyor-turkiyede-kullanicilarin-ortak-sikayeti-dikkat-cekiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/instagram-hesaplari-neden-askiya-aliniyor-turkiyede-kullanicilarin-ortak-sikayeti-dikkat-cekiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Instagram’da bazı Türk kullanıcılar, herhangi bir ihlal yaptıklarını düşünmedikleri hâlde hesaplarının aniden askıya alındığını veya kapatıldığını bildiriyor. Şikâyetlerde özellikle “hesap bütünlüğü”, kimlik doğrulama sorunları ve birden fazla hesabın peş peşe etkilenmesi dikkat çekiyor. Peki Instagram hesapları neden askıya alınıyor?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Instagram’da son günlerde hesaplarının beklenmedik biçimde askıya alındığını söyleyen kullanıcıların şikâyetleri dikkat çekiyor.</p>

<p>Bazı kullanıcılar yıllardır kullandıkları hesapların kapatıldığını, bazıları ise yeni hesap açtıktan kısa süre sonra yeniden askıya alma kararıyla karşılaştıklarını belirtiyor.</p>

<p>Şikâyetlerin ortak noktalarından biri ise Instagram tarafından gösterilen “hesap bütünlüğüyle ilgili Topluluk Standartları” ifadesi.</p>

<p>Ancak şu ana kadar Meta tarafından Türkiye’deki kullanıcıları kapsayan özel bir toplu hesap kapatma uygulaması veya Türkiye’ye özgü teknik sorun açıklandığına ilişkin doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor.</p>

<p>Şikâyetlerde “hesap bütünlüğü” ifadesi öne çıkıyor</p>

<p>Türkiye’de kullanıcıların oluşturduğu güncel şikâyet kayıtlarında “hesap bütünlüğü” gerekçesi tekrar tekrar karşımıza çıkıyor.</p>

<p>Bazı kullanıcılar hangi paylaşım veya davranış nedeniyle yaptırım uygulandığının kendilerine açık biçimde bildirilmediğini ifade ediyor.</p>

<p>Şikâyet platformlarında yıllardır kullanılan kişisel hesapların yanı sıra işletme hesaplarının ve yeni oluşturulan hesapların da benzer sorunlarla karşılaştığına ilişkin kullanıcı bildirimleri bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle yaşananları yalnızca sakıncalı bir gönderinin kaldırılması şeklinde değerlendirmek yeterli olmayabilir.</p>

<p>Instagram artık yalnızca paylaşımlara bakmıyor</p>

<p>Meta’nın kendi açıklamaları, şirketin hesap güvenliği sistemlerinin çok sayıda sinyali gerçek zamanlı olarak değerlendirdiğini gösteriyor.</p>

<p>Şirket; hesap ele geçirme, kimlik avı ve şüpheli girişleri tespit edebilmek için yapay zekâ destekli güvenlik sistemlerinden yararlandığını belirtiyor.</p>

<p>Dolayısıyla Instagram’daki güvenlik değerlendirmesi yalnızca bir kullanıcının ne paylaştığıyla sınırlı değil.</p>

<p>Giriş davranışları, şüpheli oturumlar ve hesap güvenliğine ilişkin çeşitli sinyaller de sistem tarafından değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Bu durum önemli bir ihtimali gündeme getiriyor:</p>

<p>Bir kullanıcı hiçbir sakıncalı içerik paylaşmasa bile hesabı güvenlik veya hesap bütünlüğü sistemi tarafından riskli olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Bir hesabın kapanması diğer hesapları etkileyebilir mi?</p>

<p>Kullanıcı şikâyetlerinin en dikkat çekici bölümlerinden biri aynı kişiye ait birden fazla hesabın peş peşe etkilenmesi.</p>

<p>Bazı kullanıcılar önce bir hesaplarının askıya alındığını, ardından diğer hesaplarında da benzer sorun yaşadıklarını bildiriyor.</p>

<p>Bazı vakalarda ise yeni açılan hesabın çok az faaliyet gösterdikten sonra yeniden askıya alındığı iddia ediliyor.</p>

<p>Bunun her vakada aynı teknik mekanizmadan kaynaklandığını söylemek mümkün değil.</p>

<p>Ancak platformların yaptırımdan kaçınmayı önlemek amacıyla bağlantılı hesapları değerlendirebilmesi nedeniyle, ilk hesapta ortaya çıkan bir güvenlik veya bütünlük sorununun daha geniş bir hesap incelemesine yol açması olası.</p>

<p>Bu nedenle hesabı askıya alınan bir kişinin art arda yeni hesap açması da otomatik sistemler tarafından olağan dışı davranış olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Yapay zekâ faktörü giderek büyüyor</p>

<p>Meta, Mart 2026’da Facebook ve Instagram’daki destek ve içerik denetiminde daha gelişmiş yapay zekâ sistemlerini kullanacağını açıkladı.</p>

<p>Şirketin amacı dolandırıcılık ve yasa dışı içerikler gibi ağır ihlalleri daha hızlı ve doğru tespit etmek.</p>

<p>Meta aynı zamanda yapay zekânın insan değerlendirmesinin tamamen yerini almadığını özellikle belirtiyor.</p>

<p>Hesapların devre dışı bırakılmasına yönelik itirazlar gibi kritik kararların değerlendirilmesinde insanların rolünün devam edeceğini ifade ediyor.</p>

<p>Buradaki kritik nokta ise ölçek.</p>

<p>Instagram milyarlarca kullanıcı ve içerik üzerinde denetim gerçekleştirdiği için otomatik sistemlerde ortaya çıkabilecek küçük bir hata oranı dahi çok sayıda kullanıcıyı etkileyebilir.</p>

<p>Meta da geçmiş açıklamalarında hesapların yanlışlıkla devre dışı bırakılmasını azaltmak için sistemlerini geliştirdiğini belirtmişti.</p>

<p>Meta milyonlarca hesabı otomatik sistemlerle inceliyor</p>

<p>Platform üzerindeki güvenlik baskısının neden arttığını gösteren başka veriler de bulunuyor.</p>

<p>Meta’nın açıklamasına göre şirket yalnızca 2025 yılında dolandırıcılık politikalarını ihlal eden 159 milyondan fazla reklamı kaldırdı.</p>

<p>Facebook ve Instagram’da organize dolandırıcılık merkezleriyle bağlantılı olduğu belirlenen 10,9 milyon hesap da kapatıldı.</p>

<p>Şirket ayrıca uluslararası kolluk kuvvetleriyle gerçekleştirilen bir operasyonda Güneydoğu Asya’daki dolandırıcılık ağlarıyla bağlantılı 150 binden fazla hesabın devre dışı bırakıldığını açıkladı.</p>

<p>Bu büyüklük, Meta’nın hesap güvenliği ve dolandırıcılık tespitinde neden giderek daha fazla otomasyona ihtiyaç duyduğunu da gösteriyor.</p>

<p>Yanlış pozitif ihtimali var mı?</p>

<p>Var.</p>

<p>Siber güvenlik ve içerik moderasyonunda kullanılan otomatik sistemlerde temel sorunlardan biri “false positive”, yani yanlış pozitif sonuçlar.</p>

<p>Sistem gerçekte kuralları ihlal etmeyen bir hesabı riskli olarak sınıflandırabilir.</p>

<p>Meta da hesapların yanlışlıkla devre dışı bırakılmasını azaltmaya yönelik çalışmalar yürüttüğünü açıkça belirtiyor.</p>

<p>Bu nedenle kullanıcı tarafından “hiçbir şey yapmadım” şeklinde tarif edilen her olayın gerçekten hiçbir güvenlik sinyali içermediğini söylemek mümkün olmadığı gibi, Instagram’ın verdiği her otomatik kararın mutlaka doğru olduğunu kabul etmek de mümkün değil.</p>

<p>Kimlik doğrulama aşaması da sorun yaratabiliyor</p>

<p>Türkiye’deki kullanıcı şikâyetlerinin bir bölümünde askıya alma kararından sonra kimlik doğrulama sürecinde problem yaşandığı görülüyor.</p>

<p>Kullanıcılar kimlik belgesi veya diğer doğrulama yöntemlerini kullandıkları hâlde hesaplarına tekrar erişemediklerini bildiriyor.</p>

<p>Bu durumda kullanıcı açısından sorun iki aşamalı hâle geliyor.</p>

<p>Önce hesabın neden kapatıldığı anlaşılamıyor.</p>

<p>Ardından hesabın gerçek sahibinin kendisi olduğunu kanıtlamaya çalışırken doğrulama sistemiyle karşı karşıya kalınıyor.</p>

<p>Sahte şikâyet ve telif saldırıları da ayrı bir risk</p>

<p>Instagram hesaplarının kapanmasının tek nedeni platformun otomatik güvenlik sistemleri olmayabilir.</p>

<p>2026 yılında uluslararası basına yansıyan araştırmalar, Instagram’ın telif hakkı şikâyet sisteminin kötüye kullanılabildiğini de ortaya koydu.</p>

<p>Bazı saldırganların hesaplara sahte telif şikâyetleri göndererek yaptırım uygulanmasını sağlamaya çalıştığı ve ardından hesap sahiplerinden para talep ettiği vakalar bildirildi.</p>

<p>Bu yöntem özellikle yüksek takipçili, ticari değeri bulunan veya kullanıcı adı değerli olan hesaplar açısından farklı bir güvenlik riski oluşturuyor.</p>

<p>Bu nedenle özellikle hesabı kapandıktan sonra kendisine ulaşıp para karşılığında hesabı açabileceğini söyleyen kişilere karşı kullanıcıların son derece dikkatli olması gerekiyor.</p>

<p>Türkiye’deki erişim engelleriyle karıştırılmamalı</p>

<p>Türkiye’de son dönemde sosyal medya hesaplarına yönelik hukuki ve idari erişim engeli kararları da bulunuyor.</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, 4 Eylül 2026 tarihinde yaptığı açıklamada son iki ay içerisinde toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbiri uygulandığını duyurdu.</p>

<p>Açıklamaya göre söz konusu işlemler terör ve suç örgütleriyle bağlantı, dezenformasyon ve benzeri gerekçeler kapsamında gerçekleştirildi.</p>

<p>Ancak bu işlemler ile sıradan Instagram kullanıcılarının Meta tarafından “hesap bütünlüğü” gerekçesiyle askıya alınması aynı süreç değil.</p>

<p>Birincisi Türkiye’deki yetkili makamların hukuki veya idari işlemleriyle ilgili.</p>

<p>Diğeri ise Instagram’ın kendi platform kuralları ve güvenlik sistemleri kapsamında gerçekleştirdiği hesap yaptırımları.</p>

<p>İki konuyu birbirine bağlayan doğrulanmış bir kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Türk kullanıcıları özellikle mi hedef alınıyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şu anda bunu doğrulayacak güvenilir bir kanıt yok.</p>

<p>Türkiye’den son dönemde gelen benzer kullanıcı şikâyetleri dikkat çekici olsa da Meta’nın Türk kullanıcılarına yönelik özel bir toplu hesap kapatma uygulaması başlattığını gösteren resmî bir açıklama veya doğrulanmış teknik veri bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle “Instagram Türk hesaplarını topluca kapatıyor” sonucuna varmak için henüz erken.</p>

<p>Buna karşılık açıklama yapılmadan gerçekleştiği bildirilen askıya almalar, “hesap bütünlüğü” gerekçesinin tekrarlanması, kimlik doğrulama problemleri ve birden fazla hesabın peş peşe etkilenmesine ilişkin kullanıcı bildirimleri araştırılmaya değer bir tablo ortaya koyuyor.</p>

<p>Instagram hesabı askıya alınanlar ne yapmalı?</p>

<p>Kullanıcıların öncelikle Instagram uygulamasında gösterilen resmî itiraz ve doğrulama sürecini takip etmesi gerekiyor.</p>

<p>Hesabı geri açacağını söyleyerek ücret isteyen üçüncü kişilere ödeme yapılmamalı.</p>

<p>Instagram veya Meta adına gönderildiği iddia edilen e-postalardaki bağlantılara doğrudan tıklamak yerine bildirimlerin uygulama içerisinden doğrulanması daha güvenli.</p>

<p>Aynı zamanda hesabın bağlı olduğu e-posta adresinin şifresinin değiştirilmesi, iki faktörlü kimlik doğrulamanın etkinleştirilmesi ve hesaba bağlı bilinmeyen uygulamaların kontrol edilmesi de hesap güvenliği açısından önem taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/instagram-hesaplari-neden-askiya-aliniyor-turkiyede-kullanicilarin-ortak-sikayeti-dikkat-cekiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1144.jpeg" type="image/jpeg" length="73631"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir İmparatorluğu Çiçek Hastalığından Korumaya Çalışan Kurum: Telkihhane-i Şahane]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-imparatorlugu-cicek-hastaligindan-korumaya-calisan-kurum-telkihhane-i-sahane</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-imparatorlugu-cicek-hastaligindan-korumaya-calisan-kurum-telkihhane-i-sahane" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çiçek hastalığının çocukları ve yetişkinleri hayattan kopardığı bir çağda Osmanlı Devleti, aşıyı yalnızca uygulamakla yetinmedi. 1892’de kurulan Telkihhane-i Şahane; hayvan kökenli çiçek aşısının düzenli üretimi, sevkiyatı, kayıt altına alınması ve aşı memurlarının eğitimiyle imparatorluk çapında modern bir koruyucu sağlık ağı kurmaya çalıştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir salgın düşünün: Yakalananların bir bölümünü öldürüyor, hayatta kalanların yüzünde ömür boyu taşınacak izler bırakıyor, kimi zaman da görme kaybına yol açıyordu. Yüzyıllar boyunca toplumların korkulu rüyası olan çiçek hastalığı, 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı coğrafyasının da en ciddi halk sağlığı sorunlarından biriydi.</p>

<p>Bu tehditle mücadele yalnızca hekimlerin gayretiyle yürütülemezdi. Aşının üretilmesi, güvenliğinin denetlenmesi, uzak vilayetlere ulaştırılması, uygulamanın kayda geçirilmesi ve bu işi yapacak personelin yetiştirilmesi gerekiyordu. Telkihhane-i Şahane tam da bu ihtiyacın içinden doğdu.</p>

<h3>Paris’ten İstanbul’a taşınan fikir</h3>

<p>Osmanlı’da çiçek aşısı üretimi Telkihhane-i Şahane ile başlamadı. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane bünyesindeki Aşı İdaresinde 1840’tan itibaren, Paris’ten getirilen aşı suşunun insan pasajlarıyla çoğaltılmasına dayanan üretim yapılıyordu. Telkihhane-i Şahane’nin getirdiği yenilik ise hayvan kökenli çiçek aşısının daha düzenli, güvenli ve kurumsal bir yapıda üretilmesiydi.</p>

<p>Kurumun kuruluşunda Miralay Hüseyin Remzi Bey’in önemli bir payı vardı. 1886’da Paris’e giden ve Pasteur Enstitüsü’ndeki çalışmaları yakından izleyen Osmanlı heyetinde yer alan Hüseyin Remzi Bey, İstanbul’a döndükten sonra hayvan kökenli çiçek aşısının modern yöntemlerle üretileceği bir merkezin kurulmasını gündeme taşıdı.</p>

<p>24 Ocak 1891 tarihli layihasında, dışarıdan getirilen aşı materyaline bağımlılığın azaltılmasını ve çiçek aşısının Osmanlı topraklarında hayvan kökenli yöntemle düzenli biçimde üretilmesini savundu. Bu girişimin ardından Telkihhane-i Şahane, Temmuz 1892’de Tufeylat-ı Hayvaniye Ameliyathanesi bünyesinde faaliyete geçti. Kurum 1894’te Mekteb-i Tıbbiye bahçesinde kendisi için hazırlanan dört pavyonlu ahşap binaya taşındı.</p>

<p>Adındaki “telkih”, aşılama; “telkihhane” ise aşı üretilen ve uygulanan yer anlamına geliyordu. “Şahane” ifadesi de kurumun devlet himayesindeki resmî niteliğini gösteriyordu.</p>

<h3>Amaç yalnızca aşı üretmek değildi</h3>

<p>Telkihhane-i Şahane’nin temel görevi, çiçek hastalığına karşı kullanılan hayvan kökenli aşıyı Osmanlı topraklarında düzenli ve denetimli biçimde hazırlamaktı. Fakat kurumun gerçek önemi üretimden daha genişti. Aşı tüpleri hazırlanıyor, mühürleniyor ve resmî dairelerden uzak vilayetlere kadar gönderiliyordu. Uygulamalar takip ediliyor, aşılanan kişiler kayda geçiriliyor ve sonuçlar istatistiklere dönüştürülüyordu.</p>

<p>Bu yönüyle Telkihhane-i Şahane, yalnızca bir laboratuvar değil; üretim, lojistik, denetim, eğitim ve veri toplama işlevlerini bir araya getiren erken bir halk sağlığı merkeziydi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Güvenlik için ayrıntılı kurallar</h3>

<p>Kurumda aşı üretimi belirli bir disiplin içinde yürütülüyordu. Kullanılan aletlerin temizlenmesi ve sterilizasyonu, aşı elde edilen buzağıların sağlık durumlarının ve vücut sıcaklıklarının izlenmesi, hazırlanan ürünün içine yabancı madde karışmaması ve kullanılan gliserinin kimyasal incelemeden geçirilmesi isteniyordu.</p>

<p>Hazırlayan kişinin adı ile üretim tarihi şişenin üzerine yazılıyor; aşı tüplerinin mühürlenmesi ve sevkiyatı da sorumlu personelin gözetiminde yapılıyordu. Dönemin şartları düşünüldüğünde bu uygulamalar, üretimde standartlaşma ve izlenebilirlik arayışının dikkat çekici örnekleriydi.</p>

<h3>Aşıyı üreten kurum, aşıcıyı da yetiştirdi</h3>

<p>Osmanlı coğrafyasının genişliği, yalnızca İstanbul’da aşı üretmeyi yetersiz bırakıyordu. Aşıyı uygulayacak eğitimli personele de ihtiyaç vardı. Bu nedenle 1898’de Telkihhane-i Şahane bünyesinde bir Aşı Dershanesi açıldı.</p>

<p>Eğitim dört ay sürüyor; adaylara teorik bilgilerin yanında hayvanlar ve insanlar üzerinde uygulamalı aşılama yöntemleri öğretiliyordu. Müfredatta çiçek hastalığı, aşının etkisi, uygun hayvan seçimi, mikroskop kullanımı, deri hastalıkları, sterilizasyon ve dezenfeksiyon gibi konular yer alıyordu. 1898–1902 arasında bu dershaneden 319 kişi mezun oldu.</p>

<p>Yetiştirilen aşı memurları vilayetlere ve kazalara gönderildi. Böylece İstanbul’da üretilen aşı, onu uygulayacak insan gücüyle birlikte taşraya ulaştırılmaya çalışıldı.</p>

<h3>Yarım milyonu aşan aşılama</h3>

<p>Kurumun tuttuğu kayıtlar, ulaşılan ölçeği göstermesi bakımından çarpıcıdır. 1902 yılına ilişkin istatistiklerde 115 kayıtlı aşı memurunun görev yaptığı, 195 bin 323 tüp aşının üretildiği ve toplam 521 bin 404 kişinin aşılandığı bildirildi.</p>

<p>1903’te ise vilayet ve mutasarrıflıklara 182 bin 904 tüp aşı gönderildi; kayıtlara göre 484 bin 777 kişi aşılandı. Aynı yıl toplam aşı üretimi 234 bin 67 tüpe, aşılanan kişi sayısı 515 bin 663’e ulaştı.</p>

<p>Bu rakamlar kusursuz bir sistem bulunduğu anlamına gelmiyordu. Dönemin ulaşım şartları, personel yetersizliği, eksik geri bildirimler ve kayıt sorunları mücadeleyi zorlaştırıyordu. Buna rağmen merkezden taşraya uzanan bir aşı zincirinin kurulması, modern halk sağlığı anlayışı açısından önemli bir dönüşümdü.</p>

<h3>Aşı belgesi, kayıt ve denetim</h3>

<p>Telkihhane-i Şahane, daha önce başlayan hukukî düzenlemelerle birlikte işledi. 1885 tarihli Aşı Nizamnamesi; öğrenciler, askerler ve bazı kamu görevlileri için aşı şartı getiriyor, aşı yapmaya yetkili kişileri tanımlıyor ve uygulamanın kayıt altına alınmasını öngörüyordu.</p>

<p>1894’te yürürlüğe giren yeni düzenleme kapsamı genişletti. Yeni doğan çocukların aşılanması, aşının belirli aralıklarla yenilenmesi, kayıtların tutulması ve yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere yaptırım uygulanması gibi hükümler getirildi. Aşıdan sonra kontrol yapılması, aşının tutup tutmadığının değerlendirilmesi ve başarılı uygulama için şehadetname düzenlenmesi de bürokrasinin parçasıydı.</p>

<p>Bugünün aşı kartları, saha kayıtları ve aşılama istatistikleri düşünüldüğünde, bu uygulamalar erken bir izleme sisteminin izlerini taşıyordu.</p>

<h3>Bir binadan daha fazlası</h3>

<p>Telkihhane-i Şahane’nin hikâyesi, Osmanlı tıp tarihinde yalnızca “ilklerden biri” olduğu için önemli değildir. Asıl değer, devletin salgın karşısında bilimsel üretimi, hukuku, eğitimi, lojistiği ve istatistiği aynı amaç etrafında birleştirmeye çalışmasındadır.</p>

<p>Çiçek hastalığı, küresel aşılama çalışmaları sonucunda ortadan kaldırıldı ve Dünya Sağlık Örgütü 1980 yılında hastalığın dünya çapında eradike edildiğini ilan etti. Ancak bu başarı tek bir keşfin sonucu değildi. Aşıyı üreten laboratuvarlar, onu taşıyan görevliler, uygulayan sağlık çalışanları, kayıt tutan memurlar ve toplumun katılımı aynı zincirin halkalarıydı.</p>

<p>Telkihhane-i Şahane, işte bu zinciri bir imparatorluk ölçeğinde kurmaya çalışan kurumlardan biriydi. Ahşap pavyonlarında hazırlanan her aşı tüpü, yalnızca bir tıbbî ürün değil; ölüme karşı örgütlenmiş kamusal bir iradeydi.</p>

<h2>Bilgi notu</h2>

<p>Bu içerik tarihsel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Güncel aşı uygulamaları ve aşı takvimi konusunda Sağlık Bakanlığının resmî önerileri ile sağlık profesyonellerinin değerlendirmeleri esas alınmalıdır.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<ul>
 <li>
 <p>Köken, A. H.; Nizamoğlu, A.; İlter, H. “Osmanlı İmparatorluğu’nun İlk Genel Aşı İstatistiğinin Değerlendirilmesi.” Türk Hijyen ve Deneysel Biyoloji Dergisi, 2026.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kılıç, R.; Nazlıer, Y. F.; Özelçi, P.; Kara, A. “Osmanlı’da Aşının Tarihi: Aşı Memurları ve Aşı Evleri.” Çocuk Enfeksiyon Dergisi, 2023.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yıldırım, N. “Türkiye’de Çiçek Aşısı Üretimi, 1840–1980.” Türk Hijyen ve Deneysel Biyoloji Dergisi, 2023.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emiroğlu, K.; Öztürk Karataş, E. “Salgınlarla Mücadelede Çiçek Aşısı: Osmanlı’nın Son Döneminden Erken Cumhuriyet’e.” Lokman Hekim Dergisi, 2025.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı, Türk Tıp Tarihi Enstitüsü: “Osmanlı’da Aşının Tarihi: Aşı Memurları ve Aşı Evleri.”</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-imparatorlugu-cicek-hastaligindan-korumaya-calisan-kurum-telkihhane-i-sahane</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 16:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/telkihhane-i-sahane-1280x720-200kb.webp" type="image/jpeg" length="89332"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Halktan Saraya, İstanbul’dan Londra’ya: Osmanlı’daki Variolasyon İngiltere’ye Nasıl Taşındı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/halktan-saraya-istanbuldan-londraya-osmanlidaki-variolasyon-ingiltereye-nasil-tasindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/halktan-saraya-istanbuldan-londraya-osmanlidaki-variolasyon-ingiltereye-nasil-tasindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Osmanlı toplumunda özellikle uygulayıcı kadınların yaşattığı variolasyon, İstanbul’da çalışan hekimlerin raporları ve Lady Mary Wortley Montagu’nun girişimleriyle İngiltere’nin bilim ve saray çevrelerine ulaştı. Edward Jenner’ın 1796’daki çalışmasından yaklaşık seksen yıl önce gerçekleşen bu bilgi aktarımı, modern bağışıklama tarihinin önemli dönüm noktalarından biri oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p dir="auto">Çiçek hastalığı yüzyıllar boyunca insanlığın en korkulan bulaşıcı hastalıklarından biriydi. Yüksek ateş, bütün bedene yayılan yaralar, körlük ve ölüm… Hastalıktan kurtulanların yüzlerinde ise çoğu zaman ömür boyu silinmeyen izler kalıyordu.</p>

<p dir="auto">Henüz mikroorganizmaların bilinmediği ve bağışıklık sisteminin açıklanamadığı bir çağda insanlar önemli bir gerçeği gözlemlemişti: Çiçek hastalığını bir kez geçirenler genellikle hastalığa yeniden yakalanmıyordu.</p>

<p dir="auto">Bu gözlem, oldukça riskli ancak dönemi için dikkat çekici bir korunma yönteminin yayılmasını sağladı: <strong>Variolasyon.</strong></p>

<h2 dir="auto">Aşı değil, kontrollü enfeksiyon girişimiydi</h2>

<p dir="auto">Variolasyonda, çiçek hastalığını hafif geçiren bir kişinin yaralarından alınan madde, sağlıklı kişinin derisinde açılan küçük çiziklere yerleştiriliyordu. Amaç, doğal yolla karşılaşılan ağır hastalık yerine daha hafif seyreden bir enfeksiyon oluşturarak kişiyi sonraki çiçek salgınlarına karşı korumaktı.</p>

<p dir="auto">Ancak bu yöntem, günümüzde anladığımız biçimiyle bir aşı değildi. Çünkü işlemde doğrudan çiçek hastalığına yol açan canlı etken kullanılıyordu. Variolasyon uygulanan kişi ağır hastalanabilir, hayatını kaybedebilir veya hastalığı çevresindeki insanlara bulaştırabilirdi.</p>

<p dir="auto">Buna rağmen doğal çiçek hastalığının yol açtığı ağır sonuçlar karşısında variolasyon, dönemin insanları için önemli bir korunma umudu olarak görülüyordu.</p>

<h2 dir="auto">Osmanlı’da bilgiyi taşıyan kadınlar</h2>

<p dir="auto">Variolasyonun kökeni yalnızca Osmanlı coğrafyasına dayanmıyordu. Çin, Hindistan ve Afrika’nın bazı bölgelerinde de çiçek hastalığına karşı farklı bağışıklama yöntemlerinin uzun süredir uygulandığı biliniyor. Ancak yöntemin 18. yüzyılın başlarında İngiltere’nin bilim ve saray çevrelerine ulaşmasında Osmanlı dünyası önemli bir geçiş noktası oldu.</p>

<p dir="auto">Osmanlı toplumunda variolasyon yalnızca saray hekimlerinin uyguladığı bir yöntem değildi. Tarihsel anlatımlar, özellikle tecrübeli kadınların sonbahar aylarında çocukları bir araya getirerek bu işlemi gerçekleştirdiklerini aktarıyor.</p>

<p dir="auto">Bugün halk hekimliği olarak adlandırabileceğimiz bu bilgi, kadınların gözlem ve tecrübeleriyle kuşaktan kuşağa taşınıyordu. Variolasyonun İngiltere’de tanınmasının arkasında bu nedenle yalnızca hekimler ve seçkin aileler değil, isimleri çoğunlukla kayıtlara geçmeyen uygulayıcı kadınlar da bulunuyordu.</p>

<h2 dir="auto">İstanbul’dan Royal Society’ye ulaşan rapor</h2>

<p dir="auto">Osmanlı’daki variolasyon uygulaması, Lady Mary Wortley Montagu’nun girişimlerinden önce Avrupa’nın bilim çevrelerine bildirilmeye başlanmıştı.</p>

<p dir="auto">İstanbul’da çalışan hekim <strong>Emanuel Timoni</strong>, yöntemi anlatan bir rapor hazırladı. Aralık 1713 tarihli bu metin, 1714 yılında Royal Society’nin bilimsel yayın organı <i>Philosophical Transactions</i>’ta yayımlandı. Timoni, İstanbul’da bir süredir uygulanan yöntemin nasıl gerçekleştirildiğini ve işlem sonrasında gözlenen sonuçları aktarıyordu.</p>

<p dir="auto">Osmanlı coğrafyasında hekimlik yapan <strong>Jacobus Pylarini</strong> de variolasyon hakkında bağımsız bir çalışma hazırladı. Timoni ve Pylarini’nin anlatımları sayesinde Osmanlı’daki uygulama, 1714 ve 1716 yıllarında İngiltere’nin bilim çevrelerinde tartışılmaya başlandı.</p>

<p dir="auto">Ancak bilimsel raporların yayımlanması, toplumun riskli ve alışılmadık bir yöntemi hemen kabul etmesine yetmedi. Variolasyonun İngiltere’de geniş çevrelerce duyulmasında, hastalığı bizzat yaşamış ve İngiliz aristokrasisine ulaşabilen bir kadının etkisi büyük oldu.</p>

<h2 dir="auto">Lady Montagu’nun çiçek hastalığıyla hesaplaşması</h2>

<p dir="auto">İngiltere’nin Osmanlı Büyükelçisi Edward Wortley Montagu’nun eşi <strong>Lady Mary Wortley Montagu</strong>, çiçek hastalığının yol açtığı yıkımı yakından biliyordu. Kardeşini bu hastalık nedeniyle kaybetmiş, kendisi de çiçek hastalığına yakalanarak yüzünde kalıcı izlerle yaşamıştı.</p>

<p dir="auto">Lady Montagu, 1 Nisan 1717’de Edirne’den gönderdiği ünlü mektubunda Osmanlı toplumundaki variolasyon uygulamasını anlattı. İşlemi gerçekleştiren kadınlardan, çocukların bir araya getirilmesinden ve hastalığın çoğunlukla hafif geçirilmesinden söz etti.</p>

<p dir="auto">Gözlemleri yalnızca bir seyahat hatırası olarak kalmadı. Lady Montagu, yöntemi kendi ailesinde de denemeye karar verdi.</p>

<p dir="auto">Oğlu Edward, Mart 1718’de İstanbul’da elçilik cerrahı <strong>Charles Maitland</strong> tarafından variolasyona tabi tutuldu. Lady Montagu böylece Osmanlı’da gözlemlediği yöntemi kendi çocuğuna uygulatmış ve yönteme duyduğu güveni kişisel bir kararla ortaya koymuş oldu.</p>

<h2 dir="auto">Londra’da başlayan büyük tartışma</h2>

<p dir="auto">Lady Montagu İngiltere’ye döndükten sonra variolasyonu savunmayı sürdürdü. Londra’da çiçek salgınının yaşandığı 1721 yılında kızına da Charles Maitland tarafından variolasyon uygulandı. Bu işlem hekimlerin, aristokrat çevrelerin ve kamuoyunun dikkatini çekti.</p>

<p dir="auto">Ancak toplumun önünde ciddi bir soru vardı:</p>

<p dir="auto"><strong>Sağlıklı bir insanı, korunma amacıyla çiçek hastalığı etkenine maruz bırakmak kabul edilebilir miydi?</strong></p>

<p dir="auto">Aynı yıl Newgate Hapishanesi’nde ölüm cezasına mahkûm edilen bazı tutuklular üzerinde variolasyon denemesi yapıldı. İşlemi kabul etmeleri karşılığında özgürlük vaat edilen mahkûmların hayatta kalması, yönteme duyulan ilgiyi artırdı.</p>

<p dir="auto">Newgate denemesinin ardından Londra’daki bazı yetim çocuklara da variolasyon uygulandı. Bu girişimler dönemin şartlarında yöntemin güvenliğini sınama amacı taşısa da mahkûmlar ve çocuklar gibi savunmasız grupların kullanılması; gönüllülük, özgür irade ve aydınlatılmış onam bakımından günümüz tıp etiğiyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p dir="auto">Denemelerin ardından Galler Prensesi Caroline’ın iki kızına 1722’de variolasyon uygulanması, yöntemin İngiliz sarayında ve seçkin çevrelerde kabul görmesini hızlandırdı.</p>

<h2 dir="auto">Lady Montagu variolasyonu keşfetmedi</h2>

<p dir="auto">Lady Montagu’nun tarihsel rolünü doğru tanımlamak gerekir. Variolasyonu keşfeden veya geliştiren kişi o değildi.</p>

<p dir="auto">Yöntem, Lady Montagu Osmanlı topraklarına gelmeden çok önce Asya ve Afrika’nın farklı bölgelerinde biliniyor ve Osmanlı toplumunda uygulanıyordu. Timoni ve Pylarini de uygulamayı Avrupa’nın bilim çevrelerine yazılı olarak aktarmıştı.</p>

<p dir="auto">Lady Montagu’nun asıl önemi; gözlemlediği yöntemi İngiltere’de görünür hâle getirmesi, kendi çocuklarına uygulatması ve aristokrat çevrelerde etkili biçimde savunmasıydı.</p>

<p dir="auto">Bu nedenle Lady Montagu’yu “aşıyı bulan kişi” olarak değil, <strong>Osmanlı’daki variolasyon bilgisinin İngiltere’de tanınmasını ve toplumsal kabulünü hızlandıran önemli bir bilim iletişimcisi</strong> olarak tanımlamak daha doğrudur.</p>

<h2 dir="auto">Variolasyon ile Jenner’ın aşısı aynı değildi</h2>

<p dir="auto">Variolasyon ile modern aşılamanın başlangıcı kabul edilen Jenner yöntemi birbirinden farklıydı.</p>

<p dir="auto">Variolasyonda insandaki çiçek hastalığına ait enfekte materyal kullanılıyordu. Bu nedenle işlem uygulanan kişi gerçek çiçek hastalığına yakalanıyor ve hastalığı başkalarına bulaştırabiliyordu.</p>

<p dir="auto">İngiliz hekim <strong>Edward Jenner</strong> ise sığır çiçeği geçiren kişilerin insan çiçek hastalığına karşı korunduğuna ilişkin halk gözleminden yararlandı. Jenner, 1796’da sığır çiçeği materyaliyle deneyini gerçekleştirdi ve sonuçlarını 1798’de yayımladı.</p>

<p dir="auto">Jenner’ın yaklaşımı da ilk uygulandığı dönemde günümüzün klinik araştırma ve tıp etiği ölçütlerini karşılamıyordu. Bununla birlikte yöntemde doğrudan insan çiçek hastalığı materyali yerine sığır çiçeğiyle ilişkili materyalin kullanılması, variolasyona göre daha güvenli bir bağışıklama yolunun gelişmesini sağladı. Yöntem zaman içinde geliştirildi; aşılama yaygınlaştıkça variolasyon terk edildi.</p>

<p dir="auto">Bu nedenle Osmanlı’da uygulanan yöntemi “dünyanın ilk çiçek aşısı” olarak tanımlamak bilimsel açıdan doğru değildir. Daha doğru ifade, bunun <strong>modern çiçek aşısından önce kullanılan erken bir bağışıklama yöntemi</strong> olduğudur.</p>

<h2 dir="auto">Bilginin gerçek yolculuğu: Halktan saraya</h2>

<p dir="auto">Variolasyonun tarihi bazen Osmanlı sarayından Avrupa saraylarına uzanan tek yönlü bir bilgi aktarımı olarak anlatılıyor. Oysa gerçek yolculuk çok daha geniş ve katmanlıydı.</p>

<p dir="auto">Bilgi önce halk arasında, büyük ölçüde uygulayıcı kadınların ellerinde yaşatıldı. Osmanlı coğrafyasında çalışan hekimler bu deneyimi gözlemleyerek yazılı tıp diline aktardı. Elçilik çevresi bilginin ülkeler arasında taşınmasını sağladı. Lady Montagu kişisel tecrübesi ve toplumsal konumuyla yöntemin İngiltere’de görünür olmasına katkıda bulundu. Ardından Royal Society, hekimler ve kraliyet çevresi devreye girdi.</p>

<p dir="auto">Dolayısıyla variolasyonun yolculuğu yalnızca saraydan halka değil; <strong>halktan hekimlere, hekimlerden bilim çevrelerine, İstanbul’dan Londra’ya ve sonunda İngiliz sarayına</strong> uzanan bir bilgi aktarımıydı.</p>

<h2 dir="auto">Tıp tarihinin isimsiz kahramanları</h2>

<p dir="auto">Bu hikâye, bilimsel ilerlemenin her zaman laboratuvarlarda veya saraylarda başlamadığını gösteriyor.</p>

<p dir="auto">Bazen bir toplumun uzun yıllara dayanan gözlemi, adı bilinmeyen bir kadının elinde korunur. Bir hekim bu uygulamayı kayda geçirir, bir seyyah onu başka bir ülkeye anlatır ve yerel bilgi zamanla dünya tıp tarihinin parçası hâline gelir.</p>

<p dir="auto">Variolasyon, günümüz açısından tehlikeli ve kabul edilemez riskler taşıyordu. Ancak bağışıklama düşüncesinin gelişmesinde önemli bir tarihsel basamak oluşturdu.</p>

<p dir="auto">Çiçek hastalığının dünya çapında ortadan kaldırılması ise tek bir kişinin veya ülkenin başarısı değildi. Jenner’ın çalışmalarıyla başlayan modern aşılama süreci; daha güvenli aşıların geliştirilmesi, kitlesel aşılama programları ve farklı ülkelerde görev yapan sağlık çalışanlarının ortak çabasıyla ilerledi.</p>

<p dir="auto">Dünyadaki son doğal çiçek hastalığı vakası 1977’de görüldü. Dünya Sağlık Asamblesi, hastalığın küresel olarak ortadan kaldırıldığını 1980 yılında resmen ilan etti.</p>

<p dir="auto">Bu büyük başarının uzun tarihsel yolculuğunda Osmanlı toplumundaki variolasyon uygulamasının, bu bilgiyi yaşatan kadınların, yöntemi kayda geçiren hekimlerin ve İstanbul ile Londra arasında bilgi taşıyan insanların da unutulmaması gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h3 dir="auto">Tıbbi ve Tarihsel Uyarı</h3>

<p dir="auto">Variolasyon, canlı çiçek hastalığı etkeninin kullanıldığı; ağır hastalık, ölüm ve salgın oluşturma riski taşıyan tarihsel bir uygulamaydı. Günümüzde uygulanabilecek veya taklit edilebilecek bir korunma yöntemi değildir. Bu içerik yalnızca tıp tarihi ve bilim iletişimi amacıyla hazırlanmıştır.</p>

<h3 dir="auto">Kaynaklar</h3>

<ul>
 <li>Emanuel Timoni, <i>An Account or History of the Procuring the Small-Pox by Incision or Inoculation</i>, <i>Philosophical Transactions</i>, 1714.</li>
 <li>Arthur Boylston, <i>The Origins of Inoculation</i>, <i>Journal of the Royal Society of Medicine</i>, 2012.</li>
 <li>Anne Eriksen, <i>Smallpox Inoculation: Translation, Transference and Transformation</i>, 2020.</li>
 <li>Isobel Grundy, <i>Montagu’s Variolation</i>, <i>Endeavour</i>, 2000.</li>
 <li>L. Murdoch, <i>The Use of Children and Ideals of Childhood in Early British Smallpox Inoculation</i>, <i>Journal of Social History</i>, 2015.</li>
 <li>Royal Society, Lady Mary Wortley Montagu ve çiçek hastalığı arşiv kayıtları.</li>
 <li>ABD National Library of Medicine, <i>Smallpox: Variolation</i>.</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü, <i>History of Smallpox Vaccination</i>.</li>
 <li>Wellcome Collection, çiçek hastalığı ve aşılama tarihi arşivi.</li>
</ul>

<h3 dir="auto">SEO Başlığı</h3></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/halktan-saraya-istanbuldan-londraya-osmanlidaki-variolasyon-ingiltereye-nasil-tasindi</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 16:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/osmanlidan-ingiltereye-variolasyon-1280x720-200kb.webp" type="image/jpeg" length="44856"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kaş Devlet Hastanesi’nde Mobbing İddiası, Yönetimden Hizmet İhtiyacı Açıklaması]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kas-devlet-hastanesinde-mobbing-iddiasi-yonetimden-hizmet-ihtiyaci-aciklamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kas-devlet-hastanesinde-mobbing-iddiasi-yonetimden-hizmet-ihtiyaci-aciklamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya Kaş Devlet Hastanesi’nde çalışanlara mobbing uygulandığı, bazı personelin kayırıldığı ve yedi çalışanın SABİM’e şikâyette bulunduğu öne sürüldü. Hastane yönetimi ise personel görevlendirmelerinin hizmet ihtiyacına göre yapıldığını belirtiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kaş Devlet Hastanesi’ndeki çalışma koşullarına ilişkin sosyal medyada paylaşılan bir ihbar, mobbing ve yerel kayırmacılık iddialarını gündeme taşıdı. Hemşire Hakları Platformu’na ulaştırıldığı belirtilen mesajda, acil serviste çalışan personele psikolojik baskı uygulandığı ve Kaşlı çalışanlara ayrıcalık tanındığı ileri sürüldü.</p>

<p>Paylaşımda ayrıca yedi personelin Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi’ne (SABİM) şikâyette bulunduğu ifade edildi. Başvuruların tarihleri, ayrıntıları ve sonuçlarına ilişkin doğrulanabilir belgeler ise paylaşımda yer almadı.</p>

<p>Çalışma ortamına ilişkin şikâyetler</p>

<p>İhbar metninde, çalışanların görev dağılımı ve yönetim uygulamalarından rahatsızlık duyduğu öne sürüldü. Bir sağlık çalışanının kendine zarar verme düşüncesini dile getirdiği de aktarıldı. Bu çalışanın güncel durumuna veya kendisine destek sağlanıp sağlanmadığına ilişkin bilgi verilmedi.</p>

<p>Paylaşımda, iddiaların araştırılması amacıyla Sağlık Bakanlığı, Antalya Valiliği ve İl Sağlık Müdürlüğüne denetim çağrısı yapıldığı belirtildi.</p>

<p>İki hemşirenin ayrılışına ilişkin farklı açıklamalar</p>

<p>Hastanede daha önce iki hemşirenin mobbing nedeniyle istifa ettiği yönündeki paylaşımlar da gündeme gelmişti. Edinilen bilgilere göre hastane yönetimi, çalışanlardan birinin istifa etmediğini, kendi talebiyle aile sağlığı çalışanı olarak görev yapmak üzere hastaneden ayrıldığını belirtiyor.</p>

<p>Kurumun açıklamasına göre bu hemşire, acil serviste çalışırken kendi isteğiyle ameliyathaneye geçti. Daha sonra yeniden acil servise dönme talebi karşılandı. Sonraki birim değişikliği başvurusunda ise kendisine önerilen diyaliz ve günübirlik servislerini kabul etmedi.</p>

<p>Yönetim, çalışanın 14 Eylül’de kendi talebi doğrultusunda aile sağlığı hizmetlerinde çalışmaya başladığını ifade ediyor.</p>

<p>Acil servis görevlendirmesinin ardından istifa</p>

<p>Diğer hemşirenin ise hastanede farklı birimlerde çalıştıktan sonra, yaz döneminde acil serviste oluşabilecek hasta yoğunluğu gerekçesiyle bu birimde görevlendirildiği bildirildi.</p>

<p>Hastane yönetimi, çalışanın planlanan ilk nöbetine gelmediğini ve 7 Eylül’de istifa ederek görevinden ayrıldığını ileri sürdü. Yönetim, ayrılış sürecini “usulsüz istifa” olarak nitelendirdi.</p>

<p>Çalışanların kamuoyuna yansıyan açıklamalarında ise görev yeri değişiklikleri, çalışma ortamındaki huzursuzluk ve psikolojik baskı iddiaları öne çıktı.</p>

<p>Yönetim hizmet ihtiyacına işaret ediyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Edinilen bilgilere göre hastane yönetimi, çalışma düzeninin sağlık hizmetlerinin kesintisiz yürütülmesi amacıyla oluşturulduğunu savunuyor. Görevlendirmelerde mevcut personel sayısı ve çalışanların görev tanımlarının dikkate alındığını belirtiyor.</p>

<p>İddialarla ilgili Kaş İlçe Sağlık Müdürlüğü’nün soruşturma başlatıldığı ve muhakkık görevlendirildiği öğrenildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kas-devlet-hastanesinde-mobbing-iddiasi-yonetimden-hizmet-ihtiyaci-aciklamasi</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1137.jpeg" type="image/jpeg" length="80902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[30 Yılı Aşan Terleme Araştırması: Prof. Dr. Yunus Karakoç’un İyontoforez Çalışmalarında Dikkat Çeken Sonuçlar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/30-yili-asan-terleme-arastirmasi-prof-dr-yunus-karakocun-iyontoforez-calismalarinda-dikkat-ceken-sonuclar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/30-yili-asan-terleme-arastirmasi-prof-dr-yunus-karakocun-iyontoforez-calismalarinda-dikkat-ceken-sonuclar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşırı terleme olarak bilinen hiperhidroz, günlük yaşamı ve sosyal hayatı ciddi biçimde etkileyebiliyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yunus Karakoç’un 1990’lı yıllarda başlayan araştırmaları ise düşük düzeyli doğru elektrik akımının aşırı terlemeyi kontrol etmedeki etkisine odaklanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>El ve ayak terlemesiyle başlayan çalışmalar daha sonra koltuk altı hiperhidrozuna uzanırken, araştırmalarda terleme miktarında dikkat çekici düşüşler bildirildi.</p>

<p>Araştırmalar 1990’lı yıllara uzanıyor</p>

<p>Prof. Dr. Yunus Karakoç’un hiperhidroz konusundaki akademik çalışmaları tek bir klinik araştırmadan oluşmuyor.</p>

<p>Karakoç, yüksek lisans ve doktora dönemlerinden itibaren doğru elektrik akımının hiperhidroz üzerindeki etkilerini araştırdı. Daha sonraki yıllarda gerçekleştirilen klinik araştırmalarda ise iyontoforez olarak bilinen yöntemin özellikle el ve ayak terlemesi üzerindeki etkisi incelendi.</p>

<p>İyontoforez, düşük düzeyli elektrik akımının genellikle su aracılığıyla cilde uygulanmasına dayanıyor. Cerrahi işlem veya enjeksiyon gerektirmeyen yöntemin ter bezlerinin çalışmasını geçici olarak baskılayabildiği düşünülüyor. Etkinin kesin biyolojik mekanizması ise tamamen açıklığa kavuşmuş değil.</p>

<p>112 hastalık çalışmada dikkat çeken sonuç</p>

<p>Karakoç ve çalışma arkadaşlarının 2002 yılında International Journal of Dermatology’de yayımlanan araştırmasına idiyopatik hiperhidrozu bulunan 112 hasta dahil edildi.</p>

<p>Hastalara musluk suyu iyontoforezine dayanan doğru elektrik akımıyla sekiz seans uygulama yapıldı.</p>

<p>Araştırmada el terlemesinin hastaların yüzde 81,2’sinde kontrol altına alınabildiği bildirildi.</p>

<p>Ancak araştırmanın önemli bir başka sonucu daha vardı.</p>

<p>Tedaviye yanıt veren hastalardaki ilk remisyon süresi ortalama yaklaşık 35 gündü.</p>

<p>Bu sonuç, iyontoforezin hiperhidrozu kalıcı biçimde ortadan kaldıran bir tedaviden ziyade düzenli uygulamayla terlemeyi kontrol altında tutabilecek bir yöntem olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Plasebo araştırması yapıldı</p>

<p>Karakoç ve arkadaşları 2004 yılında bu kez yöntemin oluşturduğu etkinin plaseboyla açıklanıp açıklanamayacağını araştırdı.</p>

<p>Palmoplantar hiperhidrozu bulunan 15 hastanın avuç içlerine önce düşük düzeyli alternatif akım uygulanarak plasebo uygulaması gerçekleştirildi.</p>

<p>Başlangıçta sağ elde ölçülen ter miktarı saatte 3,12 gramdı. Plasebo uygulamasından sonra bu değer saatte 3,08 gram olarak ölçüldü. Başka bir ifadeyle anlamlı bir değişiklik oluşmadı.</p>

<p>Hastalara daha sonra gerçek doğru elektrik akımı uygulandığında ise sağ eldeki ter miktarı saatte 0,38 grama kadar geriledi. Sol elde de benzer sonuç elde edildi.</p>

<p>Araştırma küçük bir hasta grubunda gerçekleştirilmiş olsa da objektif ter ölçümlerinin kullanılması, yöntemin etkisinin yalnızca plaseboyla açıklanamayacağını destekleyen önemli bulgulardan biri oldu.</p>

<p>Elektrik akımının yönü bile araştırıldı</p>

<p>Araştırma ekibi daha sonra oldukça ilginç bir sorunun peşine düştü:</p>

<p>Elektrik akımının hangi kutbu terlemeyi daha fazla etkiliyor?</p>

<p>2006 yılında yayımlanan çalışmada palmoplantar hiperhidrozu bulunan 12 hastanın bir eline anodal, diğer eline katodal akım uygulandı.</p>

<p>Yedi uygulamanın ardından anodal akım verilen ellerde terleme miktarında anlamlı azalma görülürken katodal tarafta aynı düzeyde anlamlı azalma saptanmadı.</p>

<p>Araştırmacılar bu bulgular doğrultusunda daha fazla terleyen el veya ayağın başlangıçta anodal elektroda bağlanmasının yararlı olabileceğini değerlendirdi. Hasta sayısının küçük olması nedeniyle bu sonucun daha büyük araştırmalarla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Çalışmalar koltuk altı terlemesine taşındı</p>

<p>Karakoç’un araştırmalarının dikkat çekici aşamalarından biri koltuk altı hiperhidrozuna yönelik geliştirilen uygulama oldu.</p>

<p>2019 yılında Serpil Şener ve Yunus Karakoç imzasıyla yayımlanan klinik çalışmada primer aksiller hiperhidrozu bulunan 60 hasta incelendi.</p>

<p>Araştırmada koltuk altına uygun biçimde tasarlanmış SweatCureR isimli özel bir iyontoforez modülü kullanıldı. Çalışmada cihaz için TR <a href="tel:2012%2010825">2012 10825</a> B patent numarası da bildirildi.</p>

<p>Hastalara yaklaşık bir aylık dönemde toplam 10 uygulama yapıldı. Her koltuk altına 20 dakika olmak üzere toplam uygulama süresi 40 dakika olarak belirlendi. Elektrik akımı hastaların toleransına göre ayarlandı ve 7 mA ile sınırlandırıldı.</p>

<p>Terleme yoğunluğunda yaklaşık yüzde 70 azalma</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonucu koltuk altı terleme miktarında görüldü.</p>

<p>On uygulamanın ardından terleme yoğunluğundaki medyan azalmanın yaklaşık yüzde 70 olduğu bildirildi. Hiperhidroz şiddetini değerlendirmek için kullanılan HDSS skorlarında da anlamlı iyileşme gözlendi.</p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.</p>

<p>Araştırmadaki “yüzde 70” rakamı hastaların yüzde 70’inin iyileştiği anlamına gelmiyor. Bu değer, çalışmada ölçülen terleme yoğunluğundaki medyan azalmayı ifade ediyor.</p>

<p>Bu nedenle sonucu “tedavi yüzde 70 başarılı” şeklinde yorumlamak bilimsel olarak doğru değil.</p>

<p>Hastalarını Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kabul ediyor</p>

<p>Prof. Dr. Yunus Karakoç, uzun yıllardır üzerinde çalıştığı hiperhidroz ve iyontoforez uygulamalarını klinik alanda da sürdürüyor.</p>

<p>Karakoç, aşırı terleme şikâyeti bulunan hastalarını İstanbul’daki Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kabul ederek değerlendiriyor ve uygun görülen hastalara tedavi uyguluyor.</p>

<p>Tedavi öncesinde aşırı terlemenin görüldüğü bölge, şiddeti ve hastanın klinik durumu değerlendirilirken, iyontoforezin uygun olduğu hastalarda uygulama planı buna göre oluşturuluyor.</p>

<p>Böylece Karakoç’un yaklaşık 30 yılı aşan hiperhidroz araştırmaları yalnızca akademik yayınlarla sınırlı kalmıyor; araştırmaların ortaya koyduğu bilgi ve deneyim klinik uygulamada hastaların tedavisine de yansıyor.</p>

<p>Yan etkiler de araştırıldı</p>

<p>İyontoforez cerrahi olmayan bir yöntem olmasına rağmen tamamen yan etkisiz değil.</p>

<p>60 hastalık koltuk altı çalışmasında 29 hastada geçici cilt irritasyonu veya küçük veziküller görüldü. Bir hastada ise kalıcı noktasal pigmentasyon bildirildi.</p>

<p>Yan etkilerin büyük bölümünün hafif ve geçici olması dikkat çekse de bu sonuçlar yöntemin tıbbi değerlendirme ve uygun uygulama koşulları altında kullanılmasının önemini gösteriyor.</p>

<p>İyontoforez yeni veya deneysel bir yöntem değil</p>

<p>Karakoç’un çalışmalarını değerlendirirken önemli bir noktanın altını çizmek gerekiyor.</p>

<p>İyontoforez, hiperhidroz tedavisi için Karakoç tarafından ilk kez keşfedilmiş bir yöntem değil. Özellikle avuç içi aşırı terlemesinde uzun süredir kullanılan tedavi seçeneklerinden biri.</p>

<p>Karakoç’un araştırmalarının dikkat çeken yönü; doğru akım uygulamasının nicel ter ölçümleriyle incelenmesi, plasebo etkisinin araştırılması, anodal ve katodal akım arasındaki farklılıkların değerlendirilmesi ve koltuk altı hiperhidrozu için özel bir uygulama modülünün geliştirilmesi.</p>

<p>Bağımsız bilimsel araştırmalar ne söylüyor?</p>

<p>İyontoforez üzerine yapılan bağımsız sistematik incelemeler, özellikle avuç içi hiperhidrozunda yöntemin gerçek bir etkisinin bulunduğunu destekliyor.</p>

<p>Kanıta dayalı kapsamlı incelemelerde musluk suyu iyontoforezinin palmar hiperhidrozda klinik olarak anlamlı ter azalması sağlayabildiği belirtiliyor.</p>

<p>İncelenen araştırmalarda kısa süreli tedavi sonrasında ter üretiminde yaklaşık yüzde 30 ile yüzde 90 arasında değişen azalmalar bildirilmiş durumda.</p>

<p>Ancak etkinin devam ettirilmesi için belirli aralıklarla tekrar uygulamalarına ihtiyaç duyulabiliyor.</p>

<p>Koltuk altında kanıt daha sınırlı</p>

<p>Bilimsel açıdan önemli ayrımlardan biri ise el ve koltuk altı hiperhidrozu arasındaki kanıt düzeyi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>El hiperhidrozunda iyontoforez konusunda farklı araştırmalar bulunmasına karşın koltuk altı hiperhidrozunda bilimsel kanıt daha sınırlı.</p>

<p>Bu nedenle Karakoç ve Şener’in 60 hastalık SweatCureR araştırması dikkat çekici sonuçlar ortaya koysa da tek başına yöntemin koltuk altı hiperhidrozundaki kesin etkinliğini kanıtlamıyor.</p>

<p>Sonuçların daha geniş hasta gruplarında, bağımsız araştırma ekiplerince yürütülen kontrollü çalışmalar ve uzun dönem takiplerle desteklenmesi bilimsel kanıtı güçlendirebilir.</p>

<p>“Kesin çözüm” değil, terlemeyi kontrol etmeye yönelik tedavi</p>

<p>Mevcut bilimsel veriler ışığında iyontoforezi “aşırı terlemeye kesin çözüm” olarak tanımlamak doğru değil.</p>

<p>Özellikle el hiperhidrozunda terlemeyi önemli ölçüde azaltabildiğini destekleyen bilimsel veriler bulunuyor. Ancak etkinin korunabilmesi için çoğu hastada idame uygulamalarına ihtiyaç duyulabiliyor.</p>

<p>Koltuk altı hiperhidrozundaki sonuçlar ise umut verici olmakla birlikte bilimsel kanıt düzeyi el hiperhidrozundaki kadar güçlü değil.</p>

<p>Prof. Dr. Yunus Karakoç’un çalışmalarını dikkat çekici hale getiren nokta yalnızca tek bir yüksek oran değil.</p>

<p>Yaklaşık üç on yılı aşan araştırma sürecinde aynı bilimsel soru; terlemenin objektif olarak ölçülmesinden plasebo kontrollü araştırmalara, elektrik akımının yönünün incelenmesinden koltuk altına özel bir uygulama modülünün geliştirilmesine kadar farklı aşamalarda ele alındı.</p>

<p>Bugün ise bu uzun araştırma birikiminin klinik uygulamayla devam etmesi, bilimsel çalışmalar ile hasta tedavisi arasındaki bağlantıyı tamamlıyor.</p>

<p>Tıbbi Uyarı</p>

<p>Aşırı terleme bazen başka hastalıklar veya kullanılan ilaçlarla ilişkili olabilir. Yeni başlayan, gece ortaya çıkan, tüm vücudu etkileyen veya başka belirtilerin eşlik ettiği aşırı terlemede nedenin belirlenmesi için hekime başvurulmalıdır. İyontoforez de herkes için uygun olmayabileceğinden tedavi kararı hekim değerlendirmesiyle verilmelidir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>International Journal of Dermatology — Karakoç ve arkadaşları, 2002, 2004, 2006.</p>

<p>BioMed Research International — Şener ve Karakoç, 2019.</p>

<p>Systematic Evidence-Based Review of Treatments for Primary Hyperhidrosis.</p>

<p>Interventions for Hyperhidrosis in Secondary Care: Systematic Review.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/30-yili-asan-terleme-arastirmasi-prof-dr-yunus-karakocun-iyontoforez-calismalarinda-dikkat-ceken-sonuclar</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 13:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1134.jpeg" type="image/jpeg" length="76713"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Skolyoz Subay ve Astsubay Olmaya Engel mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/skolyoz-subay-ve-astsubay-olmaya-engel-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/skolyoz-subay-ve-astsubay-olmaya-engel-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Skolyoz subay ve astsubay olmaya engel mi? MSÜ, Harp Okulu ve Astsubay MYO adaylarında skolyoz, omurga eğriliği ve ortopedi sağlık şartlarını inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Skolyoz Subay ve Astsubay Olmaya Engel mi?</p>

<p>Subay veya astsubay olmak isteyen adayların sağlık şartları konusunda en fazla araştırdığı ortopedik sorunlardan biri skolyoz.</p>

<p>“Skolyoz subaylığa engel mi?”, “Skolyozu olan astsubay olabilir mi?”, “MSÜ’de skolyoz sınırı kaç derece?”, “Harp Okuluna skolyozla girilir mi?” ve “Omurga eğriliği askerî öğrenci olmaya engel mi?” soruları adayların sık araştırdığı başlıklar arasında.</p>

<p>Ancak skolyoz konusunda internetteki en önemli sorun, polislik sağlık şartları ile askerî personel sağlık şartlarının birbirine karıştırılması.</p>

<p>Polis adayları Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğine göre değerlendirilirken askerî öğrenci, subay ve astsubay adaylarında farklı bir mevzuat uygulanıyor.</p>

<p>SUBAY VE ASTSUBAY ADAYLARINDA HANGİ YÖNETMELİK UYGULANIYOR?</p>

<p>Askerî adayların sağlık değerlendirmesinde Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği esas alınıyor.</p>

<p>Ancak “subay adayı” ifadesi de tek bir grubu ifade etmiyor.</p>

<p>MSÜ Harp Okulu adayı askerî öğrenci adayıdır.</p>

<p>MSÜ Astsubay Meslek Yüksekokulu adayı da askerî öğrenci adayıdır.</p>

<p>Üniversite mezunları arasından yapılan dış kaynak muvazzaf veya sözleşmeli subay ve astsubay teminleri ise farklı bir aday grubudur.</p>

<p>Bu ayrım skolyoz dahil bütün sağlık şartlarında önem taşıyor.</p>

<p>SKOLYOZ SUBAY OLMAYA ENGEL Mİ?</p>

<p>Skolyozun bulunması adayın ortopedik sağlık değerlendirmesinde dikkate alınır.</p>

<p>Ancak yalnızca “skolyozum var” denilerek bütün subay adayları için tek bir sonuç çıkarmak doğru değildir.</p>

<p>Skolyozun derecesi, omurganın mevcut yapısı, eşlik eden başka omurga sorunları, fonksiyon kaybı bulunup bulunmadığı ve adayın hangi statüde başvurduğu önem taşır.</p>

<p>Askerî öğrenci adayı ile dış kaynaktan subay adayının değerlendirme hükümleri aynı olmayabilir.</p>

<p>SKOLYOZ ASTSUBAY OLMAYA ENGEL Mİ?</p>

<p>Astsubay adaylarında da aynı temel ayrım geçerli.</p>

<p>MSÜ Astsubay Meslek Yüksekokuluna başvuran aday askerî öğrenci statüsündedir.</p>

<p>Dış kaynaktan muvazzaf veya sözleşmeli astsubay adayı ise farklı sağlık hükümlerine tabi olabilir.</p>

<p>Bu nedenle internette görülen tek bir “astsubay skolyoz sınırı” rakamının bütün adaylara uygulanması yanlış sonuç verebilir.</p>

<p>MSÜ’DE SKOLYOZ NASIL DEĞERLENDİRİLİYOR?</p>

<p>MSÜ Harp Okulları ve Astsubay Meslek Yüksekokullarına girmek isteyen adayların askerî öğrenci sağlık şartlarını karşılaması gerekiyor.</p>

<p>Adaylar seçim aşamalarını başarıyla tamamladıktan sonra sağlık muayenesi için yetkili sağlık kuruluşlarına sevk ediliyor.</p>

<p>Ortopedik muayenede omurga yapısı da değerlendiriliyor.</p>

<p>Gerekli görülürse radyolojik incelemeler yapılarak skolyozun derecesi ve omurganın mevcut durumu belirlenebiliyor.</p>

<p>Adayın sağlık durumunun askerî öğrenci adaylarına ilişkin hastalık listesi ve değerlendirme çizelgesine uygun olması gerekiyor.</p>

<p>MSÜ’DE SKOLYOZ SINIRI KAÇ DERECE?</p>

<p>Bu soruda özellikle dikkatli olunmalı.</p>

<p>İnternette “10 derece”, “15 derece” veya başka rakamlar askerî öğrenci, polis ve farklı personel kategorileri birbirine karıştırılarak paylaşılabiliyor.</p>

<p>Örneğin polis eğitim kurumlarına girişte uygulanan Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğindeki bir skolyoz sınırı, MSÜ askerî öğrenci adayına doğrudan uygulanamaz.</p>

<p>Askerî aday açısından yürürlükteki TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin askerî öğrenci adaylarına ilişkin hastalık listesi ve değerlendirme çizelgesi esas alınmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle adayın elindeki skolyoz derecesini polislik mevzuatındaki bir rakamla karşılaştırarak “MSÜ’ye girerim” veya “giremem” sonucuna ulaşması doğru değildir.</p>

<p>10 DERECE SKOLYOZ SUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Yalnızca “10 derece skolyoz” bilgisiyle bütün subay adayları için kesin cevap vermek doğru değildir.</p>

<p>Öncelikle adayın hangi statüde olduğu belirlenmeli.</p>

<p>Harp Okuluna girmek isteyen askerî öğrenci adayı mı?</p>

<p>Dış kaynaktan muvazzaf subay adayı mı?</p>

<p>Sözleşmeli subay adayı mı?</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinde ilgili aday kategorisinin çizelgesi uygulanır.</p>

<p>Bu nedenle 10 derece gibi tek bir rakamı bütün subay adaylarına uygulamak yanıltıcı olabilir.</p>

<p>SKOLYOZ DERECESİ NASIL ÖLÇÜLÜYOR?</p>

<p>Skolyoz omurganın yana doğru eğriliği ve rotasyonuyla karakterize bir omurga deformitesidir.</p>

<p>Skolyozun derecesinin belirlenmesinde radyolojik görüntüler üzerinden Cobb açısı ölçümü yaygın olarak kullanılır.</p>

<p>Eğriliğin üst ve alt uç omurları belirlenerek aralarındaki açı hesaplanır.</p>

<p>Bu nedenle adayın dışarıdan sırtına bakarak skolyoz derecesini belirlemesi mümkün değildir.</p>

<p>Kesin değerlendirme klinik muayene ve gerekli radyolojik incelemelerle yapılır.</p>

<p>ESKİ RAPORDAKİ SKOLYOZ DERECESİ GEÇERLİ Mİ?</p>

<p>Adayın daha önce ortopedi uzmanından aldığı rapor sağlık geçmişini anlamak açısından yararlı olabilir.</p>

<p>Ancak MSÜ veya personel temin sürecindeki nihai sağlık değerlendirmesini eski özel hastane raporu belirlemez.</p>

<p>Resmî sağlık sürecinde yetkili sağlık kuruluşunun muayene ve tetkikleri esas alınır.</p>

<p>Özellikle sınırda skolyoz ölçümü bulunan adaylarda farklı tarihlerde yapılan ölçümlerde küçük farklılıklar görülebilir.</p>

<p>SKOLYOZ ÖLÇÜMÜ NEDEN DEĞİŞEBİLİR?</p>

<p>Cobb açısı ölçümünde çekim tekniği, adayın pozisyonu ve ölçümde kullanılan referans omurlar küçük farklılıklara neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle eski bir grafideki ölçüm ile resmî değerlendirmede yapılan ölçüm bire bir aynı çıkmayabilir.</p>

<p>Ancak adayın ölçümü değiştirmek amacıyla duruşunu manipüle etmeye çalışması doğru değildir.</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinin amacı gerçek omurga yapısını belirlemektir.</p>

<p>SKOLYOZ AMELİYATI OLAN SUBAY VEYA ASTSUBAY OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Geçirilmiş skolyoz ameliyatı yalnızca mevcut eğrilik derecesine bakılarak değerlendirilmez.</p>

<p>Omurgada kullanılan implantlar, hareket kısıtlılığı, ameliyat sonrası anatomik durum ve fonksiyonlar önem taşır.</p>

<p>Dolayısıyla “ameliyat oldum ve omurgam düzeldi, artık hiçbir sorun olmaz” şeklinde otomatik bir sonuç çıkarılmamalıdır.</p>

<p>Geçirilmiş omurga cerrahisi ilgili kas-iskelet sistemi hükümleri kapsamında ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>KİFOZ SUBAY VE ASTSUBAY OLMAYA ENGEL Mİ?</p>

<p>Kifoz ile skolyoz aynı durum değildir.</p>

<p>Skolyoz omurganın yana doğru eğriliğini ifade ederken kifoz omurganın öne doğru eğiminin artmasıyla ilişkili bir deformitedir.</p>

<p>Her ikisi de ortopedik değerlendirme kapsamında incelenebilir ancak sağlık mevzuatındaki değerlendirmeleri ayrı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle skolyoz için bulunan bir rakam kifoz için kullanılamaz.</p>

<p>BEL FITIĞI İLE SKOLYOZ AYNI ŞEKİLDE Mİ DEĞERLENDİRİLİYOR?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bel fıtığı omurlar arasındaki disklerle ilgili bir durumdur.</p>

<p>Skolyoz ise omurganın yapısal eğriliğidir.</p>

<p>Her ikisi kas-iskelet sistemi kapsamında değerlendirilse de yönetmelikteki karşılıkları ve sağlık değerlendirmeleri aynı değildir.</p>

<p>HAVA HARP OKULUNDA SKOLYOZ ŞARTLARI DAHA FARKLI OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Hava Harp Okulunda uçucu yetiştirilecek adaylarda genel askerî öğrenci sağlık şartlarına ek olarak uçuculuğa ilişkin özel sağlık kriterleri uygulanıyor.</p>

<p>Bu nedenle Kara veya Deniz Harp Okulu için yapılan bir sağlık değerlendirmesinin pilot adayına otomatik olarak uygulanacağı düşünülmemeli.</p>

<p>Uçucu adayının ayrıca uçuculuk sağlık şartlarını karşılaması gerekiyor.</p>

<p>DIŞ KAYNAK SUBAY VE ASTSUBAYDA AYNI KRİTER Mİ UYGULANIYOR?</p>

<p>Dış kaynaktan alınan muvazzaf ve sözleşmeli subay ve astsubay adayları yönetmelikte kendilerine ilişkin hükümler kapsamında değerlendiriliyor.</p>

<p>Bu adayların sağlık değerlendirmesi askerî öğrenci adaylarının değerlendirmesiyle bire bir aynı kabul edilmemeli.</p>

<p>Bu nedenle bir üniversite mezununun dış kaynak subaylık başvurusunda karşılaşacağı skolyoz değerlendirmesi ile lise mezunu bir Harp Okulu adayının sağlık süreci aynı başlık altında düşünülmemeli.</p>

<p>ADAYLARIN EN ÇOK YAPTIĞI HATA</p>

<p>Skolyoz konusunda internette farklı kurumların sağlık şartları birbirine karıştırılıyor.</p>

<p>Özellikle şu dört grup ayrılmalı:</p>

<p>Polis adayı.</p>

<p>MSÜ askerî öğrenci adayı.</p>

<p>Dış kaynaktan subay adayı.</p>

<p>Dış kaynaktan astsubay adayı.</p>

<p>Bir gruba ait skolyoz derecesinin diğer gruba doğrudan uygulanması yanlış bilgiye neden olabilir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Skolyoz subaylığa engel mi?</p>

<p>Skolyoz subay adaylarının ortopedik sağlık değerlendirmesinde dikkate alınır. Derecesi, mevcut omurga durumu ve adayın başvuru statüsü önemlidir.</p>

<p>Skolyoz astsubaylığa engel mi?</p>

<p>Yalnızca skolyoz bulunduğu bilgisi üzerinden bütün astsubay adayları için kesin sonuç verilemez. MSÜ Astsubay MYO adayı ile dış kaynak astsubay adayının statüsü ayrılmalıdır.</p>

<p>10 derece skolyoz MSÜ’ye engel mi?</p>

<p>Polislik mevzuatındaki 10 derece sınırı MSÜ askerî öğrenci adaylarına otomatik olarak uygulanamaz. Askerî öğrenci adayları TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine göre değerlendirilir.</p>

<p>Skolyoz ameliyatı subaylığa engel mi?</p>

<p>Geçirilmiş omurga cerrahisi, mevcut omurga yapısı, implantlar, hareket ve fonksiyon durumu üzerinden ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Harp Okulu sağlık muayenesinde skolyoza bakılıyor mu?</p>

<p>Evet. Kas-iskelet sistemi ve omurga yapısı askerî öğrenci sağlık değerlendirmesinin parçaları arasındadır. Gerekli görülmesi halinde radyolojik inceleme yapılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel askerî sağlık uygunluğu kararı değildir. Subay, astsubay ve askerî öğrenci adaylarında skolyoz değerlendirmesinde yürürlükteki TSK, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği, adayın statüsü, başvuru kılavuzu, yetkili sağlık kuruluşunun muayenesi ve sağlık kurulu kararı esas alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği</p>

<p>Askerî Öğrenci Adayları Hastalıklar Listesi</p>

<p>Personel Adaylarının Hastalıklara Göre Değerlendirme Çizelgesi</p>

<p>Millî Savunma Üniversitesi</p>

<p>T.C. Millî Savunma Bakanlığı Personel Temin Sistemi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/skolyoz-subay-ve-astsubay-olmaya-engel-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 12:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-1091.jpeg" type="image/jpeg" length="17058"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Psikiyatri Kaydı Subay ve Astsubay Olmaya Engel mi? MSÜ Sağlık Şartları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/psikiyatri-kaydi-subay-ve-astsubay-olmaya-engel-mi-msu-saglik-sartlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/psikiyatri-kaydi-subay-ve-astsubay-olmaya-engel-mi-msu-saglik-sartlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikiyatri kaydı MSÜ’ye engel mi? Antidepresan ve DEHB ilacı kullanımı, anksiyete, depresyon ve çocukluk psikiyatri geçmişinin askerî öğrenci adaylarında nasıl değerlendirildiğini inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>MSÜ Psikiyatri Şartları: Psikiyatri Kaydı ve İlaç Kullanımı Engel mi?</p>

<p>Millî Savunma Üniversitesine girmek isteyen adayların sağlık şartları konusunda en fazla araştırdığı konulardan biri psikiyatri geçmişi.</p>

<p>“Psikiyatri kaydı MSÜ’ye engel mi?”, “Antidepresan kullanan Harp Okuluna girebilir mi?”, “Çocukken psikiyatri ilacı kullanan askerî öğrenci olabilir mi?”, “DEHB MSÜ’ye engel mi?”, “Anksiyete veya depresyon askerî öğrenciliğe engel mi?” soruları adayların sık araştırdığı başlıklar arasında.</p>

<p>Ancak bu konuda internette önemli bir bilgi karmaşası bulunuyor.</p>

<p>Polis adaylarına uygulanan psikiyatri hükümleri ile MSÜ askerî öğrenci adaylarının sağlık şartları aynı değil.</p>

<p>Bu nedenle POMEM veya PMYO için geçerli bir psikiyatri kriterinin doğrudan MSÜ adayına uygulanması doğru değildir.</p>

<p>MSÜ ADAYLARINDA HANGİ SAĞLIK YÖNETMELİĞİ UYGULANIYOR?</p>

<p>MSÜ askerî öğrenci adayları, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği kapsamında değerlendiriliyor.</p>

<p>Askerî öğrenci adayları sağlık muayenesine sevk ediliyor.</p>

<p>Harp Okulları ve Astsubay Meslek Yüksekokulları için adayın ilgili sağlık şartlarını karşılaması ve “MSÜ’de Askerî Öğrenci Olur” kararlı sağlık raporu alması gerekiyor.</p>

<p>Ruh sağlığı ve hastalıkları da bu değerlendirmenin önemli parçalarından biri.</p>

<p>PSİKİYATRİ KAYDI MSÜ’YE ENGEL Mİ?</p>

<p>Yalnızca sağlık sisteminde “psikiyatri” başvurusu görülmesinden hareketle bütün adaylar için tek cümlelik sonuç vermek doğru değildir.</p>

<p>Asıl önemli olan adayın hangi nedenle psikiyatriye başvurduğu, tanı konulup konulmadığı, tedavi uygulanıp uygulanmadığı ve mevcut ruh sağlığı durumudur.</p>

<p>Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinde ruhsal hastalıklar farklı tanı grupları ve hastalık maddeleri altında değerlendiriliyor.</p>

<p>Dolayısıyla “Bir kez psikiyatriye gittim, kesin MSÜ’ye giremem” şeklinde bir genelleme doğru değerlendirme yöntemi değildir.</p>

<p>Ancak geçmişteki gerçek bir psikiyatrik tanının da hiçbir öneminin olmadığı düşünülmemelidir.</p>

<p>ANTİDEPRESAN KULLANMAK MSÜ’YE ENGEL Mİ?</p>

<p>Adayların en fazla araştırdığı konulardan biri geçmiş antidepresan kullanımı.</p>

<p>Bir ilacın yalnızca adına bakılarak kişinin askerî öğrenci sağlık şartlarını taşıyıp taşımadığına karar verilemez.</p>

<p>Önemli olan ilacın hangi nedenle reçete edildiği ve adayın gerçek klinik geçmişidir.</p>

<p>Antidepresan olarak bilinen bazı ilaçlar farklı klinik durumlarda da kullanılabilir.</p>

<p>Ancak adayda depresyon, anksiyete bozukluğu veya başka bir psikiyatrik hastalık tanısı bulunuyorsa bu tanının Sağlık Yeteneği Yönetmeliğindeki karşılığı ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca e-Nabız’daki ilaç adına bakarak “kesin elenirim” veya “kesin geçerim” sonucuna ulaşılmamalıdır.</p>

<p>ÇOCUKLUKTA PSİKİYATRİ İLACI KULLANMAK MSÜ’YE ENGEL Mİ?</p>

<p>Bu soru özellikle önemli.</p>

<p>Bazı adayların çocukluk veya ergenlik döneminden kalma psikiyatri başvuruları ve ilaç reçeteleri bulunabiliyor.</p>

<p>Çocukluk döneminde sağlık hizmetine başvuru kararını çoğunlukla aile verir.</p>

<p>Ancak askerî öğrenci sağlık değerlendirmesinde yalnızca “Ailem götürdü” açıklaması belirleyici değildir.</p>

<p>Tıbbi kayıtlar önem taşır.</p>

<p>Hangi yakınmayla başvuruldu?</p>

<p>Hangi tanı konuldu?</p>

<p>İlaç neden verildi?</p>

<p>Tedavi ne kadar sürdü?</p>

<p>Sonraki yıllarda tedavi devam etti mi?</p>

<p>Bugün herhangi bir psikiyatrik hastalık bulunuyor mu?</p>

<p>Bu sorular kişisel değerlendirmede önem kazanabilir.</p>

<p>DEHB MSÜ’YE ENGEL Mİ?</p>

<p>Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, yani DEHB özellikle çocukluk döneminden sağlık kaydı bulunan adayların araştırdığı konular arasında.</p>

<p>DEHB psikiyatrik bir tanıdır ve adayın sağlık geçmişi içerisinde değerlendirilir.</p>

<p>Burada yalnızca çocukken kullanılan ilacın adına bakılması yeterli değildir.</p>

<p>Tanının gerçekten konulup konulmadığı, tedavi geçmişi ve mevcut klinik durum önem taşır.</p>

<p>Askerî öğrenci adayının kişisel uygunluğu Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin ilgili ruh sağlığı hükümleri ve yetkili sağlık kurulunun değerlendirmesiyle belirlenir.</p>

<p>ANKSİYETE MSÜ’YE ENGEL Mİ?</p>

<p>Anksiyete bozuklukları da ruh sağlığı değerlendirmesinde dikkate alınan tanılar arasında.</p>

<p>Ancak günlük hayatta yaşanan geçici kaygı ile uzman hekim tarafından tanısı konmuş anksiyete bozukluğu aynı şey değildir.</p>

<p>Sağlık kurulunun değerlendirdiği konu adayın tıbbi tanısı ve mevcut ruh sağlığı durumudur.</p>

<p>Bu nedenle geçmişte “kaygılıydım” şeklindeki kişisel ifade ile sağlık sisteminde tanı ve tedavi bulunan anksiyete bozukluğu birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>DEPRESYON MSÜ’YE ENGEL Mİ?</p>

<p>Depresif bozukluklar da askerî öğrenci adaylarının ruh sağlığı değerlendirmesinde önem taşıyan hastalık gruplarından.</p>

<p>Geçmişte depresyon tanısı ve tedavisi bulunan adayın durumu ilgili hastalık maddeleri kapsamında değerlendirilir.</p>

<p>Burada hastalığın niteliği, geçmişi ve mevcut klinik durum önem taşıyabilir.</p>

<p>Kişinin kendi kendine “artık iyiyim” demesi resmi sağlık değerlendirmesinin yerine geçmez.</p>

<p>PSİKOLOGA GİTMEK MSÜ’YE ENGEL Mİ?</p>

<p>Psikoloğa başvurmak ile psikiyatri uzmanı tarafından psikiyatrik hastalık tanısı konulması aynı şey değildir.</p>

<p>Psikolojik danışmanlık veya psikolog görüşmesi tek başına belirli bir psikiyatrik hastalık tanısı anlamına gelmez.</p>

<p>Askerî öğrenci sağlık değerlendirmesinde adayın gerçek tıbbi sağlık durumu ve varsa tanıları önem taşır.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “psikoloğa gittim” bilgisinden otomatik elenme sonucu çıkarılmamalıdır.</p>

<p>PANİK ATAK MSÜ’YE ENGEL Mİ?</p>

<p>“Panik atak” bir belirti veya klinik tabloyu ifade edebilir.</p>

<p>Asıl önemli olan bunun hangi tanı kapsamında ortaya çıktığıdır.</p>

<p>Tek seferlik panik benzeri yakınma ile tanısı konmuş panik bozukluk aynı şey değildir.</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinde tıbbi kayıt ve uzman değerlendirmesi esas alınır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>E-NABIZ’DA PSİKİYATRİ KAYDI VARSA NE YAPILMALI?</p>

<p>Adayların en büyük hatalarından biri eski bir kayıt gördüklerinde paniğe kapılmak veya kaydı gizlemeye çalışmak.</p>

<p>Doğru yaklaşım sağlık geçmişinin ne olduğunu anlamaktır.</p>

<p>Eski psikiyatri başvurusunun hangi sağlık kuruluşunda gerçekleştiği belirlenebilir.</p>

<p>Varsa epikriz ve muayene belgeleri incelenebilir.</p>

<p>Konulan tanı öğrenilebilir.</p>

<p>İlacın hangi nedenle reçete edildiği belirlenebilir.</p>

<p>Tedavinin ne kadar sürdüğü ortaya konabilir.</p>

<p>Bu bilgiler adayın sağlık geçmişinin doğru anlaşılmasına yardımcı olur.</p>

<p>ESKİ PSİKİYATRİ KAYDINI SİLDİRMEK ÇÖZÜM MÜ?</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinin amacı yalnızca ekranda bir kaydın görünüp görünmediğini kontrol etmek değildir.</p>

<p>Adayın gerçek sağlık durumu değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle sağlık geçmişini gizlemeye veya gerçeğe aykırı beyanda bulunmaya yönelik bir yaklaşım doğru değildir.</p>

<p>Adayın yapması gereken geçmiş sağlık belgelerini doğru şekilde öğrenmek ve resmi sağlık değerlendirmesinde istenen bilgileri doğru olarak sunmaktır.</p>

<p>POMEM’DEKİ 2 YIL KURALI MSÜ İÇİN DE GEÇERLİ Mİ?</p>

<p>Bu önemli bir ayrım.</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinde polis eğitim kurumu adayları açısından yer alan psikiyatri hükümleri, TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin yerine geçmez.</p>

<p>MSÜ adayları askerî öğrencilere ilişkin sağlık hükümlerine göre değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle “Psikiyatri ilacının üzerinden iki yıl geçtiyse MSÜ’ye kesin girilir” şeklinde bir sonuç çıkarılması doğru değildir.</p>

<p>Adayın tanısı ve Sağlık Yeteneği Yönetmeliğindeki karşılığı esas alınmalıdır.</p>

<p>MSÜ İLE DIŞ KAYNAK SUBAY ADAYI AYNI MI?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>MSÜ Harp Okulu veya Astsubay Meslek Yüksekokulu adayı askerî öğrenci adayıdır.</p>

<p>Üniversite mezunları arasından dış kaynaktan muvazzaf veya sözleşmeli subay ve astsubay temini ise farklı bir personel temin sürecidir.</p>

<p>Sağlık hükümleri de aday kategorisine göre farklılaşabilir.</p>

<p>Bu nedenle internette “subay psikiyatri şartları” adı altında bulunan her bilgi MSÜ adayına uygulanmamalıdır.</p>

<p>HAVA HARP OKULUNDA PSİKİYATRİ ŞARTLARI DAHA FARKLI MI?</p>

<p>Hava Harp Okulunda uçucu yetiştirilecek adaylar ayrıca uçuculuğa özgü sağlık değerlendirmesinden geçiyor.</p>

<p>MSÜ’nün askerî öğrenci temin sürecinde Hava Harp Okulu adaylarından “Kategori-1 Hava Aracında Uçucu Yetiştirilmeye Elverişlidir” kararlı sağlık raporu aranıyor.</p>

<p>Dolayısıyla pilot adayı açısından genel askerî öğrenci sağlık şartlarının yanında uçuculuğa ilişkin özel sağlık kriterleri de önem taşıyor.</p>

<p>MSÜ ADAYLARININ EN ÇOK YAPTIĞI HATA</p>

<p>Psikiyatri konusunda internette farklı meslek gruplarının sağlık şartları birbirine karıştırılıyor.</p>

<p>Özellikle şu üç grup birbirinden ayrılmalı:</p>

<p>MSÜ askerî öğrenci adayı.</p>

<p>Dış kaynaktan subay veya astsubay adayı.</p>

<p>POMEM veya PMYO polis öğrenci adayı.</p>

<p>Bir gruba uygulanan süre, tanı veya sağlık kriteri diğer gruba otomatik olarak uygulanamaz.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Psikiyatriye gitmek MSÜ’ye engel mi?</p>

<p>Tek başına psikiyatri polikliniğine başvurmuş olmak üzerinden kesin sonuç çıkarılamaz. Başvurunun nedeni, tanı, tedavi ve mevcut sağlık durumu önemlidir.</p>

<p>Antidepresan kullanan MSÜ’ye girebilir mi?</p>

<p>Yalnızca ilaç adına bakılarak karar verilemez. İlacın neden kullanıldığı, varsa psikiyatrik tanı ve adayın sağlık geçmişi değerlendirilir.</p>

<p>Çocukken psikiyatri ilacı kullanan Harp Okuluna girebilir mi?</p>

<p>Çocukluk dönemindeki ilaç kaydı tek başına kişisel uygunluk kararını belirlemez. Tanı, tedavi geçmişi ve mevcut durum ilgili askerî öğrenci sağlık hükümleri kapsamında değerlendirilir.</p>

<p>DEHB MSÜ’ye engel mi?</p>

<p>DEHB psikiyatrik bir tanıdır ve askerî öğrenci sağlık değerlendirmesinde ilgili ruh sağlığı hükümleri kapsamında incelenir. Kişisel karar yetkili sağlık kurulunca verilir.</p>

<p>Psikoloğa gitmek MSÜ’ye engel mi?</p>

<p>Psikolog görüşmesi tek başına psikiyatrik hastalık tanısı değildir. Adayın gerçek tıbbi sağlık durumu değerlendirilir.</p>

<p>Psikiyatri ilacının üzerinden iki yıl geçmesi yeterli mi?</p>

<p>Polis adaylığı mevzuatındaki iki yıllık kriter MSÜ adaylarına otomatik olarak uygulanamaz. MSÜ askerî öğrenci adayları TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin kendilerine özgü hükümleriyle değerlendirilir.</p>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel askerî öğrenci sağlık uygunluğu kararı değildir. Geçmiş psikiyatri tanısı veya ilaç kaydı bulunan adaylarda yürürlükteki TSK, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği, başvurulan yılın MSÜ temin kılavuzu, yetkili sağlık kuruluşunun muayenesi ve sağlık kurulu kararı esas alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği</p>

<p>Askerî Öğrenci Adayları Hastalıklar Listesi</p>

<p>Millî Savunma Üniversitesi</p>

<p>T.C. Millî Savunma Bakanlığı Personel Temin Sistemi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/psikiyatri-kaydi-subay-ve-astsubay-olmaya-engel-mi-msu-saglik-sartlari</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 12:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-1091.jpeg" type="image/jpeg" length="31450"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bipolar Manide Yeni İlaç Adayı Üçüncü Günden İtibaren Etki Gösterdi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bipolar-manide-yeni-ilac-adayi-ucuncu-gunden-itibaren-etki-gosterdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bipolar-manide-yeni-ilac-adayi-ucuncu-gunden-itibaren-etki-gosterdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[354 yetişkinin katıldığı Faz III çalışmada lumateperone, akut bipolar manide belirtileri plaseboya göre anlamlı azalttı. Hastaların yüzde 45,8’i tedaviye yanıt verirken plaseboda oran yüzde 20,9 oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bipolar I bozukluğunun manik dönemlerinin tedavisi için yürütülen yeni Faz III çalışmadan olumlu sonuç geldi. Lumateperone, üç haftalık tedavinin sonunda manik belirtileri plaseboya kıyasla anlamlı ölçüde azalttı.</p>

<p>Randomize ve çift kör Study 451 çalışmasına akut mani yaşayan 354 yetişkin katıldı. Lumateperone kullanan hastaların yüzde 45,8’i tedaviye klinik yanıt verirken plasebo grubunda bu oran yüzde 20,9'da kaldı.</p>

<p>Dikkat çekici bir diğer bulgu ise tedavi ile plasebo arasındaki farkın üçüncü günden itibaren ortaya çıkmaya başlaması oldu.</p>

<p>Bununla birlikte lumateperone henüz akut bipolar mani tedavisi için FDA tarafından onaylanmış değil. Mevcut sonuçlar şirket tarafından açıklanan Faz III verilerine dayanıyor ve geliştirme programındaki ikinci pivotal çalışmanın sonuçları da düzenleyici süreç açısından önem taşıyacak.</p>

<p>Lumateperone nedir?</p>

<p>Lumateperone, ABD'de CAPLYTA ticari adıyla kullanılan atipik antipsikotik bir ilaç.</p>

<p>İlaç halihazırda şizofreni ve bipolar depresyon dahil belirli psikiyatrik endikasyonlarda kullanılıyor.</p>

<p>Lumateperone'un farmakolojisi tek bir reseptöre dayanmıyor.</p>

<p>Serotonin 5-HT2A ve dopamin D2 reseptörleri başta olmak üzere serotonin, dopamin ve glutamat sistemleri üzerinde etkileri bulunan multimodal bir mekanizmaya sahip.</p>

<p>Yeni klinik geliştirme programı ise ilacın bipolar I bozukluğunun karşı kutbunda, yani akut manik veya karma dönemlerde de etkili olup olmadığını araştırıyor.</p>

<p>Çalışmaya 354 yetişkin katıldı</p>

<p>Study 451, randomize, çift kör ve plasebo kontrollü pivotal Faz III çalışma olarak tasarlandı.</p>

<p>Araştırmaya bipolar I bozukluğuna bağlı akut manik veya karma dönem yaşayan 354 yetişkin dahil edildi.</p>

<p>Katılımcılar üç hafta boyunca günde bir kez 42 mg lumateperone veya plasebo almak üzere randomize edildi.</p>

<p>Çalışmanın temel etkinlik ölçütü Young Mania Rating Scale, yani YMRS skorundaki değişimdi.</p>

<p>YMRS; yükselmiş duygu durumu, artmış motor aktivite ve enerji, uyku ihtiyacında azalma, irritabilite, konuşma, düşünce içeriği ve davranış gibi mani belirtilerinin şiddetini değerlendirmek için kullanılan klinik ölçeklerden biri.</p>

<p>Manik belirtilerde anlamlı azalma</p>

<p>Üçüncü haftanın sonunda lumateperone, YMRS toplam skorunda plaseboya göre anlamlı düzeyde daha fazla iyileşme sağladı.</p>

<p>Plaseboya göre düzeltilmiş tedavi farkı 4,8 puan olarak bildirildi.</p>

<p>Sonuç istatistiksel olarak oldukça güçlüydü; p değeri 0,0001'in altındaydı.</p>

<p>Standartlaştırılmış etki büyüklüğü yaklaşık 0,69 olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu değer, lumateperone ile plasebo arasındaki farkın yalnız istatistiksel bir sinyal olmadığını, klinik olarak da değerlendirilmesi gereken bir büyüklüğe ulaştığını düşündürüyor.</p>

<p>Yanıt oranı yüzde 45,8 oldu</p>

<p>Çalışmanın en anlaşılır sonuçlarından biri tedaviye yanıt oranında görüldü.</p>

<p>Klinik yanıt, başlangıçtaki YMRS skorunda en az yüzde 50 azalma olarak tanımlandı.</p>

<p>Üçüncü haftada lumateperone kullanan hastaların yüzde 45,8'i bu eşiğe ulaştı.</p>

<p>Plasebo grubunda ise oran yüzde 20,9 olarak gerçekleşti.</p>

<p>Başka bir ifadeyle çalışmadaki yanıt oranı lumateperone grubunda plasebonun iki katından fazlaydı.</p>

<p>Ancak bu sonuç “hastaların yüzde 45,8'i tamamen iyileşti” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yüzde 50 veya daha fazla semptom azalması klinik yanıt olarak kabul edilir; tam remisyon farklı bir sonlanımdır.</p>

<p>Etki üçüncü günde görülmeye başladı</p>

<p>Akut manide tedavinin ne kadar hızlı etki göstermeye başladığı klinik açıdan önemli.</p>

<p>Şirket tarafından açıklanan sonuçlara göre lumateperone ile plasebo arasındaki YMRS farkı tedavinin üçüncü gününde ortaya çıktı.</p>

<p>Bu fark sonraki değerlendirmelerde de devam etti.</p>

<p>Akut mani; uyku ihtiyacında belirgin azalma, aşırı hareketlilik, düşünce ve konuşmada hızlanma, dürtüsellik, irritabilite ve bazı hastalarda psikotik belirtilerle seyredebildiği için hızlı semptom kontrolü klinik yönetimde önemli olabiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte “üçüncü günde etki başladı” ifadesi bütün hastaların üç gün içinde düzeldiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Sonuç, iki çalışma grubu arasındaki ortalama semptom skorlarının üçüncü günden itibaren anlamlı biçimde ayrışmasını ifade ediyor.</p>

<p>Hastalığın genel şiddeti de değerlendirildi</p>

<p>Araştırmacılar mani belirtilerini yalnız YMRS ile değerlendirmedi.</p>

<p>Clinical Global Impression-Severity, yani CGI-S ölçeğinde de lumateperone lehine anlamlı sonuç bildirildi.</p>

<p>Üçüncü haftada lumateperone ile plasebo arasındaki düzeltilmiş fark 0,5 puan oldu.</p>

<p>Bu karşılaştırmada da p değeri 0,0001'in altındaydı.</p>

<p>Farklı klinik ölçeklerde sonuçların aynı yönde olması, ana YMRS bulgusunu destekleyen ikincil kanıt sağlıyor.</p>

<p>Yan etkiler nelerdi?</p>

<p>Çalışmada lumateperone genel olarak iyi tolere edildi.</p>

<p>Şirket tarafından açıklanan verilere göre en sık tedaviyle ilişkili advers olaylar ağız kuruluğu ve bulantıydı.</p>

<p>Her iki olay da lumateperone grubunda yüzde 7,9 oranında bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akut mani tedavisinde kullanılan antipsikotiklerde metabolik değişiklikler, kilo artışı, hareket bozuklukları ve sedasyon gibi yan etkiler özellikle önem taşıyor.</p>

<p>Lumateperone'un daha önceki klinik programlarında metabolik ve ekstrapiramidal yan etki profili araştırılmış olsa da akut manide yarar-risk dengesinin tam değerlendirilmesi için Faz III programının ayrıntılı ve uzun dönem güvenlik sonuçları önemli olacak.</p>

<p>Lumateperone akut manide onaylandı mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bu ayrım özellikle önemli.</p>

<p>Lumateperone halihazırda bazı psikiyatrik hastalıkların tedavisinde onaylı bir ilaç olsa da yeni Faz III sonucu, ilacın akut bipolar mani endikasyonunun FDA tarafından onaylandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Study 451 geliştirme programındaki pivotal çalışmalardan biri.</p>

<p>İkinci pivotal Faz III çalışma olan Study 452 de bipolar I bozukluğuna bağlı akut manik veya karma dönemlerde lumateperone'u değerlendiriyor.</p>

<p>Düzenleyici başvurunun kapsamı açısından iki çalışmanın birlikte oluşturacağı veri paketi belirleyici olacak.</p>

<p>Neden önemli?</p>

<p>Bipolar I bozukluk hem depresif hem de manik dönemlerle seyredebildiği için hastaların tedavi gereksinimleri hastalığın farklı dönemlerinde değişebiliyor.</p>

<p>Bazı ilaçlar özellikle mani kontrolünde, bazıları bipolar depresyonda, bazıları ise uzun dönem koruyucu tedavide kullanılıyor.</p>

<p>Lumateperone'un bipolar depresyonda zaten klinik kullanımda bulunması nedeniyle akut manide de etkinliğinin doğrulanması farklı bir potansiyel yaratıyor.</p>

<p>Aynı molekülün bipolar bozukluğun hem depresif hem manik kutbunda kullanılabilmesi, tedavi planlamasında teorik olarak daha geniş bir seçenek sağlayabilir.</p>

<p>Ancak Study 451'in olumlu sonucu tek başına bunu kesinleştirmiyor.</p>

<p>İkinci Faz III çalışmanın sonucu, uzun dönem güvenlik verileri ve düzenleyici kurumların değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<p>Sonuçlar nasıl yorumlanmalı?</p>

<p>Study 451'in güçlü yönleri randomize, çift kör, plasebo kontrollü ve pivotal Faz III tasarımı.</p>

<p>354 kişilik popülasyonda primer sonlanımın p&lt;0,0001 düzeyinde karşılanması ve yüzde 45,8'e karşı yüzde 20,9 yanıt oranı güçlü bir klinik sinyal oluşturuyor.</p>

<p>Etkinliğin üçüncü günden itibaren ortaya çıkması da akut mani açısından dikkat çekici.</p>

<p>Buna karşılık mevcut ayrıntılar büyük ölçüde şirket tarafından açıklanan Faz III sonuçlarına dayanıyor.</p>

<p>Çalışmanın bütün etkinlik ve güvenlik verilerinin hakemli bilimsel yayın olarak değerlendirilmesi, sonuçların bağımsız biçimde yorumlanmasını güçlendirecek.</p>

<p>Bugün için en doğru ifade, lumateperone'un bipolar I bozukluğuna bağlı akut mani tedavisinde ilk pivotal Faz III çalışmasının ana etkinlik hedefini başarıyla karşıladığıdır.</p>

<p>İlacın bu endikasyonda kullanımı için ise düzenleyici onay henüz bulunmuyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik yeni bir klinik araştırmayı haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Bipolar bozuklukta ilaç tedavileri psikiyatri uzmanı tarafından kişiye özel planlanmalıdır. Mevcut ilaçlar hekim değerlendirmesi olmadan başlanmamalı, bırakılmamalı veya dozları değiştirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Johnson &amp; Johnson, Lumateperone Study 451 Faz III Sonuçları, 21 Eylül 2026</p>

<p>Intra-Cellular Therapies, Lumateperone Akut Bipolar Mani Klinik Geliştirme Programı</p>

<p>Study 451, Bipolar I Bozukluğuna Bağlı Akut Mani Faz III Klinik Araştırması </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bipolar-manide-yeni-ilac-adayi-ucuncu-gunden-itibaren-etki-gosterdi</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 12:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1131.jpeg" type="image/jpeg" length="11634"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sabancı Vakfı 2026-2027 Burs Başvurusu: Kimler Başvurabilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sabanci-vakfi-2026-2027-burs-basvurusu-kimler-basvurabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sabanci-vakfi-2026-2027-burs-basvurusu-kimler-basvurabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabancı Vakfı’nın 2026-2027 Üniversiteye Giriş Bursu başvuruları devam ediyor. 2026 YKS ile Vakfın belirlediği üniversitelere yeni yerleşen öğrenciler için verilen karşılıksız burs 10 ay boyunca ödenecek. Hacettepe, Ege, Dokuz Eylül, Ankara, İstanbul ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa gibi tıp ve sağlık eğitimi veren üniversiteler de burs programında yer alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Tıp Fakültesini Yeni Kazananlar da Başvurabiliyor: Burs Başvuruları Açık</p>

<p>Üniversiteyi 2026 yılında kazanan öğrenciler için burs başvuruları devam ediyor.</p>

<p>Sabancı Vakfı, 2026-2027 eğitim öğretim döneminde belirlenen üniversitelere YKS ile yeni yerleşen öğrencilere karşılıksız eğitim desteği sağlayacak.</p>

<p>Burs programı yalnızca belirli üniversiteleri kapsıyor ve öğrencilerin 2026 YKS sonucuyla bu üniversitelerden birine yeni yerleşmiş olması gerekiyor.</p>

<p>Üniversite farklı bir başvuru takvimi belirlemediği sürece son başvuru tarihi 16 Ekim 2026.</p>

<p>Kimler başvurabilir?</p>

<p>Sabancı Vakfı Üniversiteye Giriş Bursu, 2026 YKS sonucunda Vakfın belirlediği üniversitelere yeni yerleşen öğrenciler için veriliyor.</p>

<p>Dolayısıyla burs, hâlihazırda üniversitelerin ara sınıflarında öğrenim gören öğrenciler için genel bir başvuru programı değil.</p>

<p>Öğrencinin maddi desteğe ihtiyaç duyması ve Sabancı Vakfı tarafından belirlenen akademik kriterleri karşılaması gerekiyor.</p>

<p>Hangi üniversiteler burs kapsamında?</p>

<p>2026-2027 Üniversiteye Giriş Bursunun uygulandığı üniversiteler arasında:</p>

<p>Ankara Üniversitesi</p>

<p>Çukurova Üniversitesi</p>

<p>Dokuz Eylül Üniversitesi</p>

<p>Ege Üniversitesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gazi Üniversitesi</p>

<p>Hacettepe Üniversitesi</p>

<p>İstanbul Üniversitesi</p>

<p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa</p>

<p>Marmara Üniversitesi</p>

<p>bulunuyor.</p>

<p>Bu üniversitelerin önemli bir bölümünde tıp ve sağlık bilimleri eğitimi veriliyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Burs programındaki üniversitelerde tıp fakültesine 2026 YKS ile yeni yerleşen öğrenciler, Sabancı Vakfının akademik ve ekonomik koşullarını sağlamaları halinde burs için değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Hacettepe, Ankara, Ege, Dokuz Eylül, İstanbul, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Marmara ve Çukurova gibi program kapsamındaki üniversitelerde tıp eğitimi bulunuyor.</p>

<p>Ancak öğrencinin yalnızca tıp fakültesine yerleşmiş olması burs hakkı kazandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Üniversite ve kontenjan koşullarının da karşılanması gerekiyor.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Program kapsamındaki üniversitelerde Diş Hekimliği Fakültesine 2026 YKS ile yeni yerleşen öğrenciler de ilgili üniversitenin Sabancı Vakfı burs kontenjanı ve diğer koşullarını sağlamaları halinde değerlendirmeye alınabiliyor.</p>

<p>Eczacılık öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Programdaki üniversitelerde Eczacılık Fakültesine yeni yerleşen öğrenciler açısından genel bir bölüm yasağı bulunmuyor.</p>

<p>Ancak öğrencilerin kendi üniversitelerindeki güncel burs duyurusunda ilgili fakültenin başvuru kapsamını kontrol etmesi gerekiyor.</p>

<p>Hemşirelik ve sağlık bilimleri öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Sabancı Vakfı burs programı yalnızca belirli bir sağlık bölümüne yönelik değil.</p>

<p>Program kapsamındaki üniversitelerde Hemşirelik ve Sağlık Bilimleri alanlarına yeni yerleşen öğrenciler de üniversite tarafından belirlenen kontenjan ve Vakfın genel koşulları doğrultusunda burs için değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Sayısal öğrencilerde 480 puan şartı</p>

<p>Sabancı Vakfı Üniversiteye Giriş Bursunda akademik başarı için YKS puanı esas alınıyor.</p>

<p>2026 yılında SAY puan türündeki programlara yerleşen öğrencilerin burs başvurusunda bulunabilmesi için YKS yerleştirme puanının en az 480 olması gerekiyor.</p>

<p>Tıp, diş hekimliği, eczacılık ve birçok sağlık programının SAY puan türüyle öğrenci aldığı dikkate alındığında bu koşul sağlık öğrencileri açısından özellikle önemli.</p>

<p>Burs geri ödemeli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Sabancı Vakfı bursları karşılıksız olarak veriliyor.</p>

<p>Bursiyerlerden mezuniyet sonrasında aldıkları bursu geri ödemeleri veya burs karşılığında zorunlu hizmet yapmaları istenmiyor.</p>

<p>Burs kaç ay ödeniyor?</p>

<p>Sabancı Vakfı bursları bir eğitim öğretim yılında toplam 10 ay ödeniyor.</p>

<p>Ödemeler ekim-haziran dönemindeki dokuz aya ek olarak eylül ayını da kapsıyor.</p>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>Sabancı Vakfının 2026-2027 Üniversiteye Giriş Bursu için öğrencilere ödenecek yeni aylık burs tutarı güncel burs sayfasında henüz açıklanmış değil.</p>

<p>Bu nedenle önceki yıllarda uygulanan burs miktarlarının 2026-2027 döneminde de geçerli olduğu varsayılmamalı.</p>

<p>Öğrencilerin yeni dönem için Sabancı Vakfı tarafından açıklanacak güncel burs tutarını esas alması gerekiyor.</p>

<p>Başka burs alınabilir mi?</p>

<p>Sabancı Vakfı bursiyerlerinin başka kurumlardan aldığı burs ve eğitim destekleri konusunda Vakfın güncel burs koşullarına uyması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencilerin diğer kurumlardan aldıkları destekleri başvuru sırasında doğru şekilde bildirmesi önem taşıyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>Sabancı Vakfı Üniversiteye Giriş Bursunda başvuru yöntemi öğrencinin yerleştiği üniversiteye göre değişebiliyor.</p>

<p>Çukurova Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ve Marmara Üniversitesine yerleşen öğrenciler başvurularını çevrim içi burs platformu üzerinden gerçekleştiriyor.</p>

<p>Diğer burs kapsamındaki üniversitelerde ise başvurular üniversitelerin ilgili burs ofisleri veya öğrenci işleri birimleri aracılığıyla yürütülüyor.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin kendi üniversitelerinin 2026-2027 Sabancı Vakfı burs duyurusunu ayrıca kontrol etmesi gerekiyor.</p>

<p>Başvurular nasıl değerlendiriliyor?</p>

<p>Bursiyer seçiminde öğrencinin YKS başarısı ve maddi ihtiyaç durumu dikkate alınıyor.</p>

<p>Üniversiteler ve Sabancı Vakfı tarafından yürütülen değerlendirme sürecinin ardından burs kontenjanı doğrultusunda desteklenecek öğrenciler belirleniyor.</p>

<p>Başvuru yapmak doğrudan burs hakkı kazanıldığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Burs sonraki yıllarda devam edebilir mi?</p>

<p>Bursiyerin akademik başarı ve diğer burs koşullarını koruması halinde Sabancı Vakfı bursu normal öğrenim süresi boyunca devam edebiliyor.</p>

<p>Öğrencilerin her akademik dönemde bursun devam koşullarını sağlaması gerekiyor.</p>

<p>Son başvuru 16 Ekim</p>

<p>Sabancı Vakfı Üniversiteye Giriş Bursu için genel son başvuru tarihi 16 Ekim 2026.</p>

<p>Ancak üniversiteler kendi burs süreçleri kapsamında farklı başvuru tarihleri belirleyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve diğer sağlık programlarına 2026 YKS ile yeni yerleşen öğrencilerin kendi üniversitelerinin burs birimi tarafından yayımlanan güncel takvimi esas almaları gerekiyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Sabancı Vakfı<br />
Sabancı Vakfı Üniversiteye Giriş Bursu<br />
Sabancı Vakfı 2026-2027 Burs Başvuru Koşulları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sabanci-vakfi-2026-2027-burs-basvurusu-kimler-basvurabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="72917"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İncirli Chia Puding Tarifi: İlave Şekersiz ve Glutensiz]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/incirli-chia-puding-tarifi-ilave-sekersiz-ve-glutensiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/incirli-chia-puding-tarifi-ilave-sekersiz-ve-glutensiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İncirli chia puding; taze incir, chia tohumu, süt ve yoğurtla birkaç dakikada hazırlanıp buzdolabında kıvam alan, ilave şekersiz pratik bir tarif.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İncirli Chia Puding Tarifi: İlave Şekersiz ve Glutensiz</p>

<p>İncirli chia puding, pişirme gerektirmeden hazırlanabilen pratik kahvaltı ve ara öğün seçeneklerinden biri. Chia tohumu süt ve yoğurtla karıştırılıyor, birkaç saat buzdolabında bekletiliyor; taze incir ve ceviz ise tarife doğal tatlılık ve farklı bir doku kazandırıyor.</p>

<p>Özellikle olgun incir kullanıldığında sofra şekeri, bal veya şurup eklemek gerekmiyor. Ancak incir ile süt ürünleri doğal olarak şeker içerdiği için tarifin doğru tanımı “şekersiz” değil, “ilave şekersiz”.</p>

<p>Tarifin mutfaktaki en önemli noktası ise chia tohumlarını sıvıyla karıştırdıktan birkaç dakika sonra yeniden karıştırmak. Bu küçük işlem, tohumların topaklanmasını önleyerek daha homojen ve kremamsı bir puding kıvamı elde edilmesine yardımcı oluyor.</p>

<p>SAĞLIKLI BESLENME AÇISINDAN NEDEN ÖNE ÇIKIYOR?</p>

<p>Chia tohumu lif içeren ve bitkisel omega-3 yağ asidi alfa-linolenik asit sağlayan besinlerden biridir. Taze incir de lif, potasyum ve farklı mikro besinlere katkı sağlar.</p>

<p>Yoğurt ve süt tarifin protein ve kalsiyum içeriğine katkıda bulunurken ceviz ağırlıklı olarak doymamış yağ asitleri içerir.</p>

<p>Chia tohumlarının sıvıyla temas ettiklerinde jel benzeri bir yapı oluşturması sayesinde tarifte nişasta veya jelatin kullanmadan puding kıvamı elde edilebilir.</p>

<p>Bununla birlikte chia tohumu ve ceviz enerji yoğunluğu yüksek besinlerdir. Bu nedenle tarifin besleyici olması porsiyon büyüklüğünün önemsiz olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>TARİF BİLGİLERİ</p>

<p>Hazırlama süresi: 5 dakika<br />
Pişirme süresi: Yok<br />
Bekleme süresi: En az 4 saat, tercihen gece boyunca<br />
Toplam süre: 4 saat 5 dakika<br />
Kaç kişilik: 2 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 1 küçük-orta kase<br />
Zorluk: Çok kolay<br />
Öğün: Kahvaltı / ara öğün<br />
Kategori: Glutensiz Tarifler</p>

<p>YAKLAŞIK BESİN DEĞERLERİ</p>

<p>Porsiyon başına yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 300 kcal<br />
Protein: 10 g<br />
Karbonhidrat: 29 g<br />
Yağ: 17 g<br />
Lif: 10 g</p>

<p>Değerler kullanılan süt ve yoğurdun yağ oranına, incirlerin büyüklüğüne, chia tohumu ve ceviz miktarına göre değişebilir. Ürün ve porsiyon farklılıkları nedeniyle değerler yaklaşık kabul edilmelidir.</p>

<p>MALZEMELER</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>40 gram chia tohumu<br />
200 ml süt<br />
100 gram sade yoğurt<br />
3 orta boy olgun taze incir, yaklaşık 150 gram<br />
20 gram ceviz içi<br />
Yarım çay kaşığı tarçın<br />
İsteğe göre az miktarda doğal vanilya</p>

<p>NASIL YAPILIR?</p>

<p>1. Chia tohumlarını geniş bir kavanoza veya kapaklı bir saklama kabına alın.</p>

<p>2. Süt ve yoğurdu ayrı bir kapta pürüzsüz bir kıvam elde edene kadar karıştırın.</p>

<p>3. Sütlü yoğurt karışımını chia tohumlarının üzerine dökün.</p>

<p>4. Tarçını ve kullanıyorsanız vanilyayı ekleyin.</p>

<p>5. Chia tohumları sıvının içinde eşit biçimde dağılana kadar yaklaşık 1 dakika iyice karıştırın.</p>

<p>6. Karışımı oda sıcaklığında yalnızca 5-10 dakika bekletin.</p>

<p>7. Ardından yeniden güçlü biçimde karıştırın. Bu ikinci karıştırma önemlidir; chia tohumlarının birbirine yapışıp büyük topaklar oluşturmasını azaltır.</p>

<p>8. Kabın kapağını kapatıp buzdolabına kaldırın.</p>

<p>9. En az 4 saat, tercihen gece boyunca buzdolabında bekletin.</p>

<p>10. Servis öncesinde kıvamını kontrol edin. Puding gereğinden koyu olmuşsa 1-2 yemek kaşığı süt ekleyip karıştırın.</p>

<p>11. İncirleri yıkayın ve iyice kurulayın.</p>

<p>12. İncirlerden birini çatalla hafifçe ezin.</p>

<p>13. Ezilmiş inciri chia pudingin içine karıştırın. Böylece incirin doğal tatlılığı ve aroması pudingin tamamına yayılır.</p>

<p>14. Kalan iki inciri dilimleyin veya dörde bölün.</p>

<p>15. Chia pudingi iki kaseye paylaştırın.</p>

<p>16. Taze incirleri kaselerin üzerine yerleştirin.</p>

<p>17. Cevizleri iri parçalar halinde kırarak servis sırasında ekleyin.</p>

<p>18. İsteğe göre üzerine çok az tarçın serpin ve soğuk servis edin.</p>

<p>ŞEFİN PÜF NOKTASI</p>

<p>Chia pudingin en önemli püf noktası, karışımı hazırladıktan 5-10 dakika sonra ikinci kez karıştırmak. Chia tohumları ilk dakikalarda hızla sıvı çekmeye başladığı için bu işlem yapılmadığında kabın dibinde veya yüzeyinde topaklar oluşabilir.</p>

<p>Sıvı miktarını başlangıçta gereğinden fazla azaltmayın. Chia tohumu birkaç saat boyunca sıvı emmeye devam eder ve puding buzdolabında belirgin biçimde koyulaşır.</p>

<p>İncirin tamamını geceden karışıma eklemek yerine bir bölümünü servis sırasında kullanmak daha taze bir meyve dokusu ve daha iştah açıcı bir görünüm sağlar.</p>

<p>Cevizi de geceden eklemeyin. Servis sırasında eklenen ceviz kıtır dokusunu daha iyi korur.</p>

<p>DAHA SAĞLIKLI HALE NASIL GETİRİLEBİLİR?</p>

<p>Tarif zaten ilave şeker kullanılmadan hazırlanabilecek yapıdadır. İyice olgunlaşmış incirler yeterli tatlılık sağlıyorsa bal, şeker veya şurup eklemeye gerek yoktur.</p>

<p>Hazır meyveli veya şekerli yoğurt yerine sade yoğurt tercih edilmesi ilave şeker miktarının kontrol edilmesini kolaylaştırır.</p>

<p>Daha yüksek proteinli bir kahvaltı isteniyorsa protein oranı daha yüksek sade süzme yoğurt kullanılabilir. Bu değişiklik tarifin kıvamını koyulaştırabileceği için süt miktarının bir miktar artırılması gerekebilir.</p>

<p>Ceviz besleyici ancak enerji yoğun bir besindir. Bu nedenle göz kararı büyük miktarda eklemek yerine yaklaşık 20 gram kullanmak porsiyon kontrolünü kolaylaştırır.</p>

<p>KİMLER İÇİN UYGUN?</p>

<p>İncirli chia puding, yumurta içermeyen vejetaryen bir kahvaltı veya ara öğün seçeneğidir.</p>

<p>Tarifte buğday, arpa veya çavdar kullanılmaz. Bununla birlikte çölyak hastalığı bulunan kişilerin chia tohumu ve diğer paketli malzemelerde “glutensiz” ibaresini ve üretim kaynaklı çapraz bulaşma riskini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Standart tarif süt ve süt ürünü içerdiği için süt proteini alerjisi bulunan kişiler için uygun değildir.</p>

<p>Ceviz alerjisi bulunan kişiler cevizi tariften çıkarmalıdır.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>İncirli chia puding kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçüler iki eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 300 kalori sağlayabilir. Kullanılan sütün ve yoğurdun yağ oranı, incirlerin büyüklüğü ve ceviz miktarı sonucu değiştirebilir.</p>

<p>Chia puding kaç saat beklemeli?</p>

<p>Yaklaşık 4 saat sonra puding kıvamına ulaşabilir. Ancak geceden hazırlanıp buzdolabında bekletildiğinde chia tohumlarının sıvıyı tamamen emmesi için daha fazla zaman olur ve daha bütünleşmiş bir kıvam elde edilir.</p>

<p>Chia puding neden kıvam almıyor?</p>

<p>Chia miktarının sıvıya göre az olması, yeterince bekletilmemesi veya tohumların sıvının içinde iyi dağılmaması başlıca nedenlerdir.</p>

<p>Özellikle karışımı hazırladıktan 5-10 dakika sonra ikinci kez karıştırmak önemlidir.</p>

<p>Chia puding çok koyu olursa ne yapılır?</p>

<p>Buzdolabında bekledikten sonra fazla koyulaşmışsa birer yemek kaşığı süt ekleyerek kıvamını açabilirsiniz. Sütü bir anda fazla miktarda eklemek yerine kontrollü kullanın.</p>

<p>Chia pudinge şeker eklemek gerekir mi?</p>

<p>Hayır. Olgun taze incir doğal olarak tatlıdır ve çoğu kişi için ayrıca tatlandırıcı kullanmayı gerektirmeyebilir.</p>

<p>Chia puding akşamdan hazırlanır mı?</p>

<p>Evet. Tarif özellikle geceden hazırlanmaya uygundur. Akşam chia, süt, yoğurt ve tarçın karıştırılıp buzdolabına kaldırılabilir; taze incir ve ceviz sabah servis sırasında eklenebilir.</p>

<p>Chia tohumu öğütülmeli mi?</p>

<p>Bu tarifte öğütmek gerekmez. Bütün chia tohumları sıvıyı emerek jel benzeri yapı oluşturur ve pudingin karakteristik kıvamını sağlar.</p>

<p>SAKLAMA VE SERVİS</p>

<p>Süt ve yoğurt içeren chia puding hazırlandıktan sonra buzdolabında muhafaza edilmelidir.</p>

<p>Taze incirleri ve cevizi mümkünse servis sırasında eklemek daha iyi sonuç verir. Böylece incirin görünümü ve cevizin kıtır dokusu korunur.</p>

<p>Pudingin kıvamı buzdolabında bekledikçe koyulaşabilir. Servis öncesinde gerektiğinde az miktarda sütle yeniden ayarlanabilir.</p>

<p>İncirli chia puding, taze inciri pişirmeden değerlendirmek ve kahvaltı hazırlığını bir gece önceden tamamlamak isteyenler için pratik bir seçenek.</p>

<p>Başarılı sonuç için karmaşık bir tekniğe ihtiyaç yok. Chia ve sıvı oranını korumak, ilk dakikalarda karışımı iki kez karıştırmak ve yeterince buzdolabında dinlendirmek kremamsı kıvam için temel üç adım.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/incirli-chia-puding-tarifi-ilave-sekersiz-ve-glutensiz</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 12:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1129.jpeg" type="image/jpeg" length="17414"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyin Tümörü Belirtileri Nelerdir? Baş Ağrısından Nöbete Değişebilen İşaretler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-belirtileri-nelerdir-bas-agrisindan-nobete-degisebilen-isaretler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-belirtileri-nelerdir-bas-agrisindan-nobete-degisebilen-isaretler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyin tümörü belirtileri; baş ağrısı, nöbet, bulantı, görme ve denge sorunları, güçsüzlük veya davranış değişikliklerini içerebilir. Belirtiler tümörün yeri, büyüklüğü ve büyüme hızına göre değişir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin tümörleri herkeste aynı belirtileri oluşturmaz. Baş ağrısı en çok bilinen işaretlerden biri olsa da nöbet, görme veya konuşma bozukluğu, denge kaybı, kol ya da bacakta güçsüzlük, unutkanlık ve kişilik değişiklikleri de görülebilir.</p>

<p>Belirtinin türünü büyük ölçüde tümörün beyindeki yeri, büyüklüğü ve büyüme hızı belirler. Bu nedenle tek bir belirtiye bakarak beyin tümörü tanısı koymak mümkün değildir. Benzer yakınmalar çok daha yaygın ve daha az ciddi nedenlerle de ortaya çıkabilir.</p>

<p>Beyin tümörü nedir?</p>

<p>Beyin tümörü, beynin içinde veya çevresindeki dokularda gelişen anormal hücre büyümesidir. Tümör beynin kendisinden kaynaklanabileceği gibi sinirler, beyin zarları, hipofiz veya pineal bez gibi komşu yapılardan da gelişebilir.</p>

<p>Beyinde başlayan oluşumlar primer beyin tümörü olarak adlandırılır. Vücudun başka bir bölgesindeki kanserin beyne yayılması sonucu gelişen tümörler ise beyin metastazı veya sekonder beyin tümörü olarak tanımlanır.</p>

<p>Her beyin tümörü kanser değildir. Meningiom gibi bazı tümörler çoğunlukla iyi huyludur. Ancak “iyi huylu” olması, beyinde hiçbir sorun oluşturmayacağı anlamına gelmez. Kafatası sınırlı bir alan olduğundan büyüyen bir kitle çevredeki beyin dokusuna baskı yapabilir ve önemli nörolojik belirtilere yol açabilir.</p>

<p>Beyin tümörü belirtileri nelerdir?</p>

<p>Belirtiler kişiden kişiye önemli ölçüde değişebilir. Mayo Clinic ve ABD Ulusal Kanser Enstitüsü'nün hasta bilgilendirmelerinde öne çıkan belirtiler arasında şunlar bulunuyor:</p>

<p>• Yeni başlayan veya zaman içinde sıklaşan baş ağrıları<br />
• Özellikle sabahları daha belirgin olabilen baş ağrısı<br />
• Bulantı veya kusma<br />
• Daha önce nöbet öyküsü olmayan kişide nöbet gelişmesi<br />
• Bulanık veya çift görme gibi görme değişiklikleri<br />
• Görme alanının bir bölümünde kayıp<br />
• İşitme sorunları<br />
• Konuşma güçlüğü<br />
• Kol veya bacakta his ya da hareket kaybı<br />
• Denge ve yürüme sorunları<br />
• Hafıza ve konsantrasyon sorunları<br />
• Günlük işlerde kafa karışıklığı<br />
• Kişilik veya davranış değişiklikleri<br />
• Belirgin yorgunluk veya uyku hali</p>

<p>Bu belirtilerin herhangi birinin bulunması tek başına beyin tümörü olduğu anlamına gelmez. Beyin tümörlerinde görülebilen yakınmaların önemli bölümü başka hastalık ve durumlarda da ortaya çıkabilir.</p>

<p>Beyin tümörü baş ağrısı nasıl olur?</p>

<p>Baş ağrısı, beyin tümörü denildiğinde en fazla endişe yaratan belirtilerden biridir. Ancak baş ağrılarının büyük çoğunluğunun nedeni beyin tümörü değildir.</p>

<p>Mayo Clinic'e göre beyin tümörü bulunan kişilerin yaklaşık yarısında baş ağrısı görülebilir. Tümör büyüdükçe çevresindeki dokulara baskı yapabilir veya kafa içi basıncının yükselmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Tümörle ilişkili baş ağrısı bazı kişilerde sabah uyandıktan sonra daha belirgin olabilir. Öksürme veya ıkınma gibi kafa içi basıncını artıran durumlarda ağrı kötüleşebilir. Bazı hastalarda zaman içinde baş ağrısının sıklığı veya şiddeti değişebilir.</p>

<p>Bununla birlikte ağrının şekline bakarak beyin tümörü tanısı konulamaz. Migren ve gerilim tipi baş ağrısı gibi çok daha sık görülen durumlar benzer özellikler gösterebilir.</p>

<p>Yeni başlayan nöbet neden önemli?</p>

<p>Daha önce epilepsi veya nöbet öyküsü bulunmayan bir kişide ortaya çıkan nöbet tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Beyindeki bir tümör, çevresindeki sinir hücrelerinin elektriksel aktivitesini etkileyerek nöbetlere yol açabilir. ABD Ulusal Kanser Enstitüsü de nöbetleri beyin tümörlerinin olası klinik belirtileri arasında sayıyor.</p>

<p>Ancak nöbetin de enfeksiyonlardan metabolik bozukluklara, damar hastalıklarından epilepsiye kadar birçok farklı nedeni olabilir. Nedeni uygun tıbbi değerlendirmeyle belirlenmelidir.</p>

<p>Tümörün bulunduğu yer belirtileri değiştirebilir</p>

<p>Beynin farklı bölgeleri farklı görevleri yürüttüğü için tümörün yerleşimi belirtilerin niteliğini önemli ölçüde etkileyebilir.</p>

<p>Frontal loblar düşünme, davranış ve hareketle ilişkilidir. Bu bölgede gelişen tümörlerde kişilik veya davranış değişiklikleri, unutkanlık, hareket ve yürüme sorunları ortaya çıkabilir.</p>

<p>Parietal bölgedeki oluşumlar duyusal bilgilerin işlenmesini etkileyebilir.</p>

<p>Oksipital lob görmeyle yakından ilişkilidir. Bu bölgedeki bir tümör görme kaybı veya görme alanında değişikliklere neden olabilir.</p>

<p>Temporal loblar ise hafıza ve duyusal bilgilerin işlenmesinde rol oynar. Bu bölgedeki tümörlerde hafıza sorunlarının yanı sıra bazı olağan dışı koku, tat veya duyusal deneyimler görülebilir.</p>

<p>Dolayısıyla “beyin tümörünün tek bir tipik belirtisi”nden söz etmek doğru değildir.</p>

<p>Belirtiler ne kadar hızlı gelişir?</p>

<p>Belirtilerin ortaya çıkış hızı da değişebilir.</p>

<p>Yavaş büyüyen bazı tümörlerde yakınmalar aylar, hatta daha uzun süre içinde belirginleşebilir. Kişi başlangıçtaki hafif değişiklikleri fark etmeyebilir.</p>

<p>Daha hızlı büyüyen kötü huylu tümörlerde ise belirtiler daha kısa zaman içinde ortaya çıkabilir veya hızla kötüleşebilir.</p>

<p>Ancak belirtilerin hızlı veya yavaş gelişmesi tek başına tümörün iyi ya da kötü huylu olduğunu göstermez.</p>

<p>Beyin tümörü neden olur?</p>

<p>Primer beyin tümörlerinin büyük bölümünde tümörün neden geliştiğini kesin olarak söylemek mümkün değildir.</p>

<p>Hücrelerin DNA'sındaki değişiklikler kontrolsüz büyümeye yol açabilir. Bazı kalıtsal sendromlar beyin tümörü riskini artırabilse de kalıtsal beyin tümörleri genel olarak nadirdir.</p>

<p>Yüksek doz iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalmak da bilinen risk faktörlerinden biridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cep telefonu beyin tümörüne neden olur mu?</p>

<p>Bu konuda uzun yıllardır araştırmalar yürütülüyor. Mayo Clinic, cep telefonları ve radyo dalgaları gibi günlük yaşamda karşılaşılan düşük düzeyli radyofrekans enerjisinin beyin tümörlerine neden olduğuna ilişkin ikna edici kanıt bulunmadığını belirtiyor.</p>

<p>Bu alan araştırılmaya devam etmekle birlikte mevcut kanıtlar, cep telefonu kullanımının beyin tümörüne neden olduğunu söylemek için yeterli değildir.</p>

<p>Beyin tümörü nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Belirtiler beyin tümörünü düşündürdüğünde değerlendirme genellikle ayrıntılı tıbbi öykü ve nörolojik muayeneyle başlar.</p>

<p>Görme, işitme, denge, koordinasyon, refleksler, kas gücü ve diğer nörolojik işlevler değerlendirilebilir. Klinik duruma göre özellikle manyetik rezonans görüntüleme (MR) başta olmak üzere görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir.</p>

<p>Bir kitlenin saptanması ise değerlendirmeyi sona erdirmez. Tümörün kesin türünün belirlenmesinde doku özellikleri ve gerektiğinde moleküler incelemeler önem taşır.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'nün güncel merkezi sinir sistemi tümörleri sınıflandırması da yalnızca mikroskop altındaki görünüme değil, birçok tümör için moleküler özelliklere giderek daha fazla önem veriyor.</p>

<p>Beyin tümörleri 1'den 4'e kadar derecelendirilebilir</p>

<p>Beyin tümörlerinde birçok başka kanserde kullanılan klasik “evre” yaklaşımından farklı olarak tümörün biyolojik özelliklerini anlatmak için derece kavramı önem taşır.</p>

<p>WHO sınıflandırmasında merkezi sinir sistemi tümörleri türlerine ve biyolojik özelliklerine göre değerlendirilir. Daha düşük dereceli bazı tümörler genellikle daha yavaş davranırken yüksek dereceli tümörler daha agresif seyredebilir.</p>

<p>Ancak hastanın durumu yalnızca dereceye bakılarak değerlendirilmez. Tümörün tipi, moleküler özellikleri, bulunduğu bölge, yaygınlığı, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu tedavi planını etkileyebilir.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Sürekli devam eden, giderek değişen veya kişiyi endişelendiren yeni nörolojik belirtiler tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Özellikle daha önce olmayan nöbet, yeni gelişen konuşma veya görme bozukluğu, kol ya da bacakta güç kaybı, belirgin denge bozukluğu veya bilinç değişikliği gibi akut nörolojik belirtilerde gecikmeden tıbbi yardım alınmalıdır.</p>

<p>Tek başına baş ağrısı beyin tümörü anlamına gelmez. Ancak kişinin alışılmış baş ağrısı düzeninden belirgin biçimde farklı, giderek kötüleşen veya başka nörolojik değişikliklerin eşlik ettiği yeni bir baş ağrısının değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Bu içerik genel sağlık bilgisi vermek amacıyla hazırlanmıştır ve tanı veya tedavi önerisi değildir. Yeni başlayan nöbet, ani güçsüzlük, konuşma veya görme bozukluğu, bilinç değişikliği gibi belirtilerde acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
Mayo Clinic — Brain Tumor: Symptoms and Causes<br />
National Cancer Institute — Adult Central Nervous System Tumors Treatment (PDQ)<br />
WHO/IARC — WHO Classification of Tumours: Central Nervous System Tumours </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-belirtileri-nelerdir-bas-agrisindan-nobete-degisebilen-isaretler</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1127.jpeg" type="image/jpeg" length="10238"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kadınlar Alzheimer’a Neden Daha Yatkın? Genetik ve Menopoz Detayı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kadinlar-alzheimera-neden-daha-yatkin-genetik-ve-menopoz-detayi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kadinlar-alzheimera-neden-daha-yatkin-genetik-ve-menopoz-detayi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alzheimer hastalarının yaklaşık üçte ikisini kadınlar oluşturuyor. Stanford Medicine uzmanları, bu farkın yalnızca kadınların daha uzun yaşamasıyla açıklanamayabileceğini; APOE4 geni, menopoz sonrası hormonal değişimler ve yaşam biçiminin de araştırıldığını belirtiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Alzheimer hastalığının kadınlarda erkeklerden daha sık görülmesi, bilim dünyasının uzun süredir yanıt aradığı sorulardan biri. ABD’de Alzheimer hastalığıyla yaşayan kişilerin yaklaşık üçte ikisini kadınlar oluşturuyor.</p>

<p>Stanford Medicine’dan nörologlar Prof. Dr. Victor Henderson ve Prof. Dr. Michael Greicius’a göre bu çarpıcı farkın en önemli açıklamalarından biri kadınların ortalama olarak erkeklerden daha uzun yaşaması. Ancak genetik yapıdan menopoz dönemindeki hormonal değişimlere kadar başka faktörler de araştırılıyor.</p>

<p>Kadınların daha uzun yaşaması önemli bir etken</p>

<p>Alzheimer yaşla güçlü biçimde ilişkili bir hastalık. Özellikle 70’li ve 80’li yaşlardan itibaren görülme sıklığı belirgin biçimde artıyor.</p>

<p>Kadınların erkeklerden daha uzun yaşaması nedeniyle Alzheimer açısından en yüksek risk taşıyan ileri yaş gruplarında kadınların sayısı da daha fazla oluyor.</p>

<p>Stanford Medicine’dan Prof. Dr. Victor Henderson, kadın ve erkeklerde görülen toplam Alzheimer vakaları arasındaki farkın büyük bölümünün yaşam süresindeki farklılıkla açıklanabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Ancak yaş faktörü hesaba katıldığında bile kadın ve erkekler arasında bazı farklılıklar görülebiliyor. Prof. Dr. Michael Greicius, aynı yaş grubunda kadınların Alzheimer geliştirme olasılığının erkeklerden bir miktar daha yüksek olabileceğini ifade ediyor.</p>

<p>APOE4 geni kadınlarda farklı etki gösterebilir</p>

<p>Bilim insanlarının üzerinde özellikle durduğu konulardan biri APOE4 geni.</p>

<p>APOE4, geç başlangıçlı Alzheimer hastalığı için bilinen en güçlü genetik risk faktörlerinden biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Greicius ve Henderson’ın da yer aldığı daha önceki araştırmalarda APOE4 taşımanın demans riskindeki artışının kadınlarda erkeklere göre daha belirgin olabileceği görüldü.</p>

<p>Stanford’un aktardığı verilere göre söz konusu araştırmada APOE4, demans riskini kadınlarda yüzde 81, erkeklerde ise yüzde 27 artırdı.</p>

<p>Bu sonuç, kadın ve erkekler arasındaki Alzheimer farklılığının bir bölümünün genetik faktörlerle ilişkili olabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak APOE4 taşımak kişinin kesin olarak Alzheimer hastalığı geliştireceği anlamına gelmiyor. Genetik yatkınlık, hastalığın gelişiminde rol oynayabilen faktörlerden yalnızca biri.</p>

<p>Östrojen-Alzheimer ilişkisi araştırılıyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kadınlarda Alzheimer araştırmalarının dikkat çekici başlıklarından biri de östrojen.</p>

<p>Beynin farklı bölgelerinde östrojen reseptörlerinin bulunması ve menopoz döneminde östrojen seviyelerinin belirgin biçimde azalması, araştırmacıları hormonlarla Alzheimer arasındaki olası ilişkiyi incelemeye yöneltiyor.</p>

<p>Üstelik menopoz dönemi, Alzheimer ile ilişkili bazı biyolojik değişikliklerin beyinde birikmeye başlayabileceği yaşam dönemleriyle de kesişiyor.</p>

<p>Henderson, menopozla birlikte östrojen kaybının onlarca yıl sonra ortaya çıkan Alzheimer hastalığıyla ilişkili olabileceğini düşündüren gözlemsel veriler bulunduğunu ancak bunun kesin bir neden-sonuç ilişkisi olarak yorumlanamayacağını vurguluyor.</p>

<p>Hormon tedavisi Alzheimer’dan koruyor mu?</p>

<p>Bu noktada en önemli sorulardan biri menopozal hormon tedavisinin Alzheimer hastalığını önleyip önleyemeyeceği.</p>

<p>Stanford uzmanlarının yanıtı temkinli.</p>

<p>Mevcut klinik çalışmalar hormon tedavisinin bilişsel işlevler üzerinde belirgin bir koruyucu etki sağladığını göstermiyor. Aynı şekilde tedavinin her durumda demans riskini artırdığı sonucuna varmak için de yeterli kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle uzmanlar menopozal hormon tedavisinin yalnızca demansı önlemek amacıyla kullanılmasını önermiyor.</p>

<p>Hormon tedavisine başlanıp başlanmayacağı kişinin menopoz belirtileri, yaşı, sağlık durumu ve diğer risk faktörleri değerlendirilerek hekimle birlikte kararlaştırılmalı.</p>

<p>Alzheimer ilaçları kadınlarda farklı çalışabilir mi?</p>

<p>Bilim insanlarının üzerinde çalıştığı bir diğer soru Alzheimer tedavilerinin kadınlarda ve erkeklerde aynı ölçüde etkili olup olmadığı.</p>

<p>Geçmişte Alzheimer araştırmalarında kullanılan deney hayvanlarının büyük bölümünün erkek olması, cinsiyete bağlı biyolojik farklılıkların yeterince incelenememesine neden oldu.</p>

<p>Günümüzde klinik araştırmalara daha fazla kadın dahil edilse de çalışmaların çoğu tedavi sonuçlarını kadın ve erkeklerde ayrı ayrı değerlendirecek biçimde tasarlanmıyor.</p>

<p>Bazı ilaç çalışmalarında kadın ve erkekler arasında tedavi yanıtı açısından farklılık sinyalleri ortaya çıksa da Stanford uzmanları mevcut kanıtların Alzheimer tedavisini cinsiyete göre değiştirmek için yeterli olmadığını belirtiyor.</p>

<p>Alzheimer riskini azaltmak mümkün mü?</p>

<p>Alzheimer hastalığının tüm vakalarını önleyebilecek kesin bir yöntem bulunmuyor. Buna karşılık değiştirilebilir bazı risk faktörlerinin kontrol edilmesi demans riskinin azaltılmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Stanford uzmanları kadınlar ve erkekler için temel önerilerin büyük ölçüde aynı olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite yapmak, kan basıncını kontrol altında tutmak, sigara kullanmamak, yeterli uyumak, sosyal ilişkileri sürdürmek ve zihinsel olarak aktif kalmak beyin sağlığını destekleyen başlıca yaşam biçimi faktörleri arasında gösteriliyor.</p>

<p>Kadınlarda Alzheimer neden daha fazla?</p>

<p>Bugünkü bilimsel bilgiler tek bir nedene işaret etmiyor.</p>

<p>Kadınların daha uzun yaşaması, kadınlarda toplam Alzheimer vakalarının daha fazla olmasının önemli bir bölümünü açıklıyor. Bunun yanında APOE4 gibi genetik risk faktörlerinin kadınlarda farklı etkiler gösterebilmesi, menopoz ve östrojen değişiklikleri ile yaşam biçimine ilişkin faktörler de araştırılıyor.</p>

<p>Bilim insanlarının önündeki önemli sorulardan biri, bu faktörlerin her birinin kadınlarda Alzheimer riskine ne ölçüde katkıda bulunduğunu belirlemek.</p>

<p>Bu sorunun yanıtlanması, gelecekte Alzheimer hastalığının önlenmesi ve tedavisinde kadın ve erkeklerin biyolojik farklılıklarını daha fazla dikkate alan kişiselleştirilmiş yaklaşımların geliştirilmesine katkı sağlayabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Unutkanlık tek başına Alzheimer hastalığı anlamına gelmez. Günlük yaşamı etkileyen ve giderek ilerleyen hafıza kaybı, yön bulma güçlüğü, konuşma, düşünme veya karar verme becerilerinde belirgin değişiklik yaşayan kişilerin sağlık kuruluşuna başvurması gerekir. Menopozal hormon tedavileri Alzheimer’dan korunmak amacıyla hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Stanford Medicine News Center — Women get Alzheimer’s more often than men: Five things the science tells us, 2026.</li>
 <li>Stanford Alzheimer’s Disease Research Center — Alzheimer hastalığında genetik, cinsiyet ve değiştirilebilir risk faktörlerine ilişkin araştırmalar. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kadinlar-alzheimera-neden-daha-yatkin-genetik-ve-menopoz-detayi</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1118.jpeg" type="image/jpeg" length="38730"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aç Karnına Kahve İçmek Zararlı mı? Uzmanların Yanıtı Şaşırtabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ac-karnina-kahve-icmek-zararli-mi-uzmanlarin-yaniti-sasirtabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ac-karnina-kahve-icmek-zararli-mi-uzmanlarin-yaniti-sasirtabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabah kahvaltı yapmadan kahve içmek mideye zarar verir mi, reflüye veya ülsere yol açar mı? Uzmanlara göre aç karnına kahve çoğu sağlıklı kişi için doğrudan zararlı değil. Ancak bazı kişilerde mide yanması, reflü, karın rahatsızlığı, bağırsak hareketlerinde artış ve çarpıntı gibi yakınmaları belirginleştirebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Sabah gözünü açar açmaz kahve makinesine yönelenler için sık tekrarlanan bir uyarı var: “Aç karnına kahve içme, mideni bozarsın.”</p>

<p>Peki gerçekten öyle mi?</p>

<p>Mevcut bilimsel veriler, bu konuda herkese uygulanabilecek kadar kesin bir yasak olmadığını gösteriyor. Aç karnına kahve içmek çoğu sağlıklı yetişkinde mideyi “tahrip eden” veya tek başına ülsere neden olan bir alışkanlık olarak değerlendirilmiyor. Asıl belirleyici nokta, kişinin kahveye ve kafeine nasıl yanıt verdiği.</p>

<p>Aç karnına kahve mideyi neden rahatsız edebilir?</p>

<p>Kahve mide asidi salgısını etkileyebilir. Kafein de bazı kişilerde alt özofagus sfinkterinin gevşemesine katkıda bulunabilir. Bu durum mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasını kolaylaştırarak mide yanması ve reflü yakınmalarını artırabilir.</p>

<p>Özellikle zaten reflü veya mide hassasiyeti yaşayan kişiler sabah kahvesinden sonra yanma, ekşime ya da karın rahatsızlığını daha belirgin hissedebilir.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrıntı var: Bu şikâyetler yalnızca kahvenin aç karnına içilmesiyle ortaya çıkmak zorunda değil. Hassas kişiler yemek sonrasında içtiklerinde de benzer sorunlarla karşılaşabilir.</p>

<p>“Aç karnına kahve ülser yapar” iddiası doğru mu?</p>

<p>En sık dile getirilen endişelerden biri bu.</p>

<p>Mevcut veriler kahvenin tek başına mide ülserinin nedeni olduğunu desteklemiyor. Cleveland Clinic de kahvenin ülser oluşumuyla anlamlı bir ilişkisinin gösterilmediğine dikkat çekiyor. Bununla birlikte mevcut ülseri veya mide hassasiyeti olan kişilerde artan asit salgısı yakınmaları kötüleştirebilir.</p>

<p>Yani “kahve ülser yapar” ile “kahve mevcut mide şikâyetlerini artırabilir” ifadeleri aynı anlama gelmiyor.</p>

<p>Sabah kahvesinden sonra neden hemen tuvalet ihtiyacı doğuyor?</p>

<p>Kahvenin etkisi yalnızca mideyle sınırlı değil.</p>

<p>Bazı kişiler bir fincan kahveden kısa süre sonra bağırsak hareketlerinin hızlandığını fark ediyor. Kahvenin sindirim sistemi hormonlarını ve bağırsak hareketlerini uyarabilmesi bunun nedenlerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Bu nedenle sabah kahvesinin ardından dışkılama ihtiyacının ortaya çıkması tek başına olağandışı bir durum değil.</p>

<p>Titreme, huzursuzluk ve çarpıntı da görülebilir</p>

<p>Sorun bazen mide değil, kafeinin kendisi olabilir.</p>

<p>Özellikle kafeine duyarlı kişilerde kahve; huzursuzluk, titreme, çarpıntı veya kaygı hissinin belirginleşmesine neden olabilir. Aç karnına kahve içtiğinde bu belirtileri yaşayan kişiler kahveyi kahvaltıyla birlikte tüketmeyi veya kafein miktarını azaltmayı deneyebilir.</p>

<p>Kafeinsiz kahve de kafeine bağlı yakınmaları azaltmak isteyenler için bir seçenek olabilir.</p>

<p>Peki kortizol meselesi?</p>

<p>Sosyal medyada sabah aç karnına kahvenin “kortizolü tehlikeli şekilde yükselttiği” yönünde oldukça kesin ifadeler görülebiliyor. Bilimsel tablo ise bundan daha karmaşık.</p>

<p>Bazı kontrollü araştırmalarda kafeinli kahvenin kortizol düzeylerini geçici olarak artırabildiği gösterildi. Buna karşılık başka çalışmalarda akut kahve tüketiminin kortizolde anlamlı değişiklik oluşturmadığı bildirildi. Dolayısıyla tek başına “aç karnına kahve kortizolü bozuyor” şeklinde genel bir sonuca varmak mevcut kanıtların ötesine geçiyor.</p>

<p>Kan şekeri açısından da herkeste aynı etki beklenmemeli</p>

<p>Kafeinin kısa vadede glukoz ve insülin yanıtını etkileyebildiğini gösteren kontrollü çalışmalar bulunuyor. Örneğin bazı deneysel araştırmalarda kafeinli kahvenin yemek sonrası glukoz yanıtını artırabildiği gözlendi. Ancak çalışmalar küçük örneklemlere sahip ve kahvenin uzun dönem metabolik etkileriyle akut kafein etkisini birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle özellikle diyabeti veya kan şekeri kontrolüyle ilgili sorunu bulunan kişilerin kendi glukoz yanıtlarını dikkate almaları daha anlamlı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kahve midenizi rahatsız ediyorsa ne yapabilirsiniz?</p>

<p>Kahveden tamamen vazgeçmek ilk seçenek olmak zorunda değil. Kahveyi kahvaltıdan sonra veya yiyecekle birlikte içmek denenebilir. Kafein miktarı azaltılabilir ya da kafeinsiz kahve tercih edilebilir. Tıbbiye Bülteni uzman görüşlerine göre koyu kavrulmuş kahveler de bazı kişilerde mide asidi salgısını daha az uyarabilir.</p>

<p>Belirleyici olan kişinin verdiği yanıttır.</p>

<p>Sabah aç karnına içtiğiniz kahve hiçbir yakınmaya yol açmıyorsa, mevcut kanıtlar sağlıklı yetişkinlerin sırf aç karnına içtikleri için kahveden vazgeçmeleri gerektiğini göstermiyor. Buna karşılık her fincandan sonra yanma, ekşime, mide ağrısı, yoğun çarpıntı veya bağırsak şikâyeti yaşıyorsanız kahvenin zamanı, miktarı ve kafein içeriğini değiştirmek mantıklı olabilir.</p>

<p>Tıbbi Uyarı: Sürekli veya şiddetli mide ağrısı, yutma güçlüğü, tekrarlayan kusma, açıklanamayan kilo kaybı, kanlı kusma ya da siyah dışkı gibi belirtiler yalnızca kahve tüketimine bağlanmamalı ve tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Health<br />
Cleveland Clinic<br />
PubMed / The American Journal of Clinical Nutrition</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ac-karnina-kahve-icmek-zararli-mi-uzmanlarin-yaniti-sasirtabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1103.jpeg" type="image/jpeg" length="58961"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdrar pH Kaç Olmalı? pH 5, 6, 7 ve 8 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/idrar-ph-kac-olmali-ph-5-6-7-ve-8-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/idrar-ph-kac-olmali-ph-5-6-7-ve-8-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdrar pH değeri idrarın asidik veya alkali olduğunu gösterir ve genellikle 4,5–8 arasında değişebilir. pH 5, 6, 7 veya 8 tek başına hastalık göstermez; beslenme, enfeksiyon ve böbrek taşı riski sonucu etkileyebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İDRAR pH NEDİR?</p>

<p>İdrar pH değeri, idrarın ne kadar asidik veya alkali olduğunu gösterir. pH 7 nötrdür; 7'nin altındaki değerler asidik, 7'nin üzerindeki değerler ise alkali idrarı ifade eder.</p>

<p>İdrar pH'sının yüksek veya düşük olması tek başına hastalık tanısı koydurmaz. Beslenme, kullanılan ilaçlar, idrar yolu enfeksiyonları, böbreklerin asit-baz dengesini düzenleme biçimi ve idrar örneğinin beklemesi sonucu etkileyebilir.</p>

<p>İDRAR pH KAÇ OLMALI?</p>

<p>İdrar pH'sı geniş bir fizyolojik aralıkta değişebilir. Rutin idrar tahlillerinde yaklaşık 4,5–8 aralığı sık kullanılan referanslardan biridir.</p>

<p>İdrar çoğu zaman hafif asidiktir. Ancak tek bir ideal pH değeri yoktur. Laboratuvarın kullandığı yöntem ve rapordaki referans aralığı dikkate alınmalıdır.</p>

<p>İDRAR pH 5 NE DEMEK?</p>

<p>pH 5 asidik idrar anlamına gelir ve tek başına anormal bir sonuç değildir.</p>

<p>Beslenme ve vücudun metabolik durumu idrarı daha asidik hale getirebilir. Sürekli düşük pH ise özellikle böbrek taşı değerlendirmesinde önem kazanabilir; ürik asit taşları düşük idrar pH'sıyla yakından ilişkilidir.</p>

<p>İDRAR pH 6 NE DEMEK?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>pH 6 hafif asidik idrarı gösterir ve sık görülen bir sonuçtur.</p>

<p>Tek başına enfeksiyon, böbrek hastalığı veya başka bir hastalığın göstergesi değildir. Gün içerisinde bile idrar pH'sında değişiklik görülebilir.</p>

<p>İDRAR pH 7 NE DEMEK?</p>

<p>pH 7 nötr idrar anlamına gelir.</p>

<p>Bu sonuç tek başına normal veya anormal bir hastalık göstergesi olarak yorumlanmaz. Beslenme, örneğin alınma zamanı ve diğer faktörler pH'nın nötr düzeye yaklaşmasını sağlayabilir.</p>

<p>İDRAR pH 8 NE DEMEK?</p>

<p>pH 8 alkali idrarı gösterir ve birçok laboratuvarda kullanılan referans aralığının üst sınırına yakındır.</p>

<p>Tek başına pH 8 idrar yolu enfeksiyonu anlamına gelmez. Beslenme ve örneğin beklemesi gibi faktörler sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Ancak bazı bakteriyel idrar yolu enfeksiyonlarında idrar daha alkali hale gelebilir. Özellikle lökosit, nitrit veya bakteri gibi başka bulgular ve idrar yolu şikâyetleri de varsa enfeksiyon açısından değerlendirme daha anlamlı hale gelir.</p>

<p>İDRAR pH YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>Alkali idrarın farklı nedenleri vardır.</p>

<p>Beslenme düzeni, bazı ilaçlar ve idrar yolu enfeksiyonları pH'nın yükselmesine katkıda bulunabilir. Üreaz üreten bazı bakteriler üreyi parçalayarak idrarın daha alkali hale gelmesine yol açabilir.</p>

<p>Örneğin analizden önce uzun süre beklemesi de pH'yı yükseltebilir. Bu nedenle beklemiş idrar örneğindeki yüksek pH her zaman kişinin gerçek idrar pH'sını yansıtmayabilir.</p>

<p>İDRAR pH DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Asidik idrar sağlıklı kişilerde de görülebilir.</p>

<p>Beslenme biçimi ve metabolik durum pH'yı etkileyebilir. Açlık ve ketoasidoz gibi keton üretiminin arttığı durumlarda idrar daha asidik olabilir.</p>

<p>Kalıcı asidik idrar ise özellikle ürik asit taşı riski değerlendirilirken klinik önem taşıyabilir.</p>

<p>İDRAR pH 8 ENFEKSİYON MU?</p>

<p>Tek başına hayır.</p>

<p>Alkali idrar bazı idrar yolu enfeksiyonlarında görülebilir ancak yalnızca pH değerine bakılarak enfeksiyon tanısı konulamaz.</p>

<p>İdrar yaparken yanma, sık idrara çıkma ve idrar sıkışması gibi belirtiler ile lökosit esteraz, nitrit, mikroskopide lökosit ve bakteri gibi diğer bulgular birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>İDRAR pH BÖBREK TAŞINI GÖSTERİR Mİ?</p>

<p>Tek başına böbrek taşı olduğunu göstermez ancak taşın oluşabileceği kimyasal ortam hakkında önemli bilgi sağlayabilir.</p>

<p>Düşük idrar pH'sı ürik asit taşı oluşumunu kolaylaştırabilir.</p>

<p>Buna karşılık kalsiyum fosfat taşları daha yüksek idrar pH'sında oluşmaya eğilimlidir. Üreaz üreten bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlarda gelişebilen strüvit taşları da alkali idrarla ilişkilidir.</p>

<p>Bu nedenle tekrarlayan böbrek taşı bulunan kişilerde idrar pH'sı taşın türü ve diğer metabolik testlerle birlikte değerlendirilebilir.</p>

<p>BESLENME İDRAR pH'SINI DEĞİŞTİRİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Beslenme idrarın asit yükünü etkileyebilir ve pH'da değişikliklere neden olabilir. Ancak tek bir öğünden veya tek bir pH ölçümünden kişinin genel sağlık durumu hakkında sonuç çıkarılamaz.</p>

<p>Ayrıca idrar pH'sının değişmesi kanın pH'sının aynı şekilde değiştiği anlamına gelmez. Vücut kan pH'sını çok daha sıkı mekanizmalarla kontrol eder.</p>

<p>İDRAR pH İLE KAN pH AYNI ŞEY Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>İdrar pH'sı böbreklerin asit ve bazları uzaklaştırma sürecinden etkilenir ve geniş bir aralıkta değişebilir.</p>

<p>Kan pH'sı ise yaşam için dar bir aralıkta tutulur. Bu nedenle idrarın asidik çıkması “kanın asidik olduğu” anlamına gelmez.</p>

<p>İDRAR pH NASIL DÜŞÜRÜLÜR VEYA YÜKSELTİLİR?</p>

<p>Amaç laboratuvar sonucundaki pH rakamını kendi başına değiştirmek değildir.</p>

<p>Örneğin bazı ürik asit taşı hastalarında hekim kontrolünde idrar alkalileştirme tedavileri kullanılabilir. Buna karşılık başka taş türlerinde aynı yaklaşım uygun olmayabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca idrar pH'sını değiştirmek amacıyla karbonat, takviye veya ilaç kullanılmamalıdır. Önce pH değişikliğinin klinik olarak önemli olup olmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>İdrar pH 5 düşük mü?</p>

<p>pH 5 asidik idrarı gösterir ancak tek başına hastalık anlamına gelmez. Kalıcı düşük pH özellikle ürik asit taşı açısından değerlendirmede önem kazanabilir.</p>

<p>İdrar pH 6 normal mi?</p>

<p>pH 6 hafif asidik bir değerdir ve sık görülebilir. Tek bir pH 6 sonucu genellikle hastalık göstergesi değildir.</p>

<p>İdrar pH 7 normal mi?</p>

<p>pH 7 nötrdür ve idrarın fizyolojik değişkenliği içerisinde görülebilir. Sonuç diğer idrar bulgularıyla birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>İdrar pH 8 yüksek mi?</p>

<p>pH 8 alkali idrarı gösterir ve sık kullanılan referans aralığının üst sınırına yakındır. Tek başına enfeksiyon anlamına gelmez.</p>

<p>İdrar pH yüksekliği enfeksiyon belirtisi mi?</p>

<p>Bazı bakteriyel idrar yolu enfeksiyonları idrarı alkali hale getirebilir. Ancak pH yüksekliği tek başına enfeksiyon tanısı için yeterli değildir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Tek bir yüksek veya düşük idrar pH değeri üzerinden enfeksiyon ya da böbrek taşı tanısı konulmaz. İdrarda kan, belirgin yan veya bel ağrısı, ateş, idrar yaparken yanma veya tekrarlayan taş öyküsü varsa pH diğer klinik ve laboratuvar bulgularıyla birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Urological Association — Medical Management of Kidney Stones Guideline</p>

<p>American Family Physician — Office-Based Urinalysis: A Comprehensive Review </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/idrar-ph-kac-olmali-ph-5-6-7-ve-8-ne-demek</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0973.jpeg" type="image/jpeg" length="57314"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ani Kafa Karışıklığını Demans Sanmayın: Saatler İçinde Başlıyorsa Nedeni Başka Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ani-kafa-karisikligini-demans-sanmayin-saatler-icinde-basliyorsa-nedeni-baska-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ani-kafa-karisikligini-demans-sanmayin-saatler-icinde-basliyorsa-nedeni-baska-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaşlı bir kişide aniden başlayan kafa karışıklığı, unutkanlık, dalgınlık veya davranış değişikliği her zaman demans anlamına gelmiyor. Saatler ya da birkaç gün içinde ortaya çıkan belirtiler, hızlı değerlendirilmesi gereken “deliryum” tablosunun işareti olabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İleri yaşta ortaya çıkan unutkanlık ve kafa karışıklığı çoğu zaman doğrudan demansla ilişkilendiriliyor. Ancak belirtilerin ne kadar hızlı başladığı, iki durumun birbirinden ayrılmasında en önemli ipuçlarından biri.</p>

<p>Cleveland Clinic uzmanlarının dikkat çektiği temel fark oldukça net: Demans genellikle aylar veya yıllar içinde yavaş yavaş gelişirken, deliryum saatler ya da birkaç gün içinde ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Üstelik deliryumun arkasında enfeksiyondan susuzluğa, ilaç yan etkilerinden elektrolit bozukluklarına kadar tedavi edilebilir bir sağlık sorunu bulunabiliyor.</p>

<p>Bir gün önce iyiydi, bugün kafası karıştıysa dikkat</p>

<p>Bir kişinin zihinsel durumunun kısa sürede belirgin biçimde değişmesi özellikle önem taşıyor.</p>

<p>Deliryum yaşayan kişi bulunduğu yeri veya zamanı karıştırabilir, konuşmaları takip etmekte zorlanabilir, dikkatini sürdüremeyebilir veya yakınlarını şaşırtacak davranışlar sergileyebilir.</p>

<p>Bazı hastalarda huzursuzluk ve ajitasyon ön plandayken bazı kişiler tam tersine sessizleşebilir, içine kapanabilir veya alışılmadık ölçüde uykulu görünebilir.</p>

<p>Bu ikinci tablo, yani hipoaktif deliryum, yalnızca yorgunluk veya halsizlik sanılabildiği için gözden kaçabilir.</p>

<p>Deliryum ile demans arasındaki en önemli fark ne?</p>

<p>İki durumda da unutkanlık, kafa karışıklığı, iletişim güçlüğü ve davranış değişiklikleri görülebilir. Ancak zaman çizgisi önemli ölçüde farklıdır.</p>

<p>Deliryum: Genellikle saatler veya birkaç gün içerisinde başlar. Belirtilerin şiddeti gün içinde değişebilir. Kişi bir süre oldukça iyi görünürken birkaç saat sonra yeniden belirgin şekilde kafası karışmış olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Demans: Çoğunlukla aylar veya yıllar içinde gelişir. Bellek, düşünme, muhakeme ve günlük yaşam becerilerindeki bozulma zaman içerisinde ilerler.</p>

<p>Demansın erken dönemlerinde dikkat ve uyanıklık görece daha istikrarlı olabilir. Deliryumda ise özellikle dikkati sürdürme ve uyanıklık düzeyindeki dalgalanmalar belirgin olabilir.</p>

<p>Deliryum neden olur?</p>

<p>Deliryum tek başına bir hastalıktan çok, vücuttaki başka bir sorunun beyin işlevlerini akut olarak etkilemesinin sonucu olabilir.</p>

<p>Sık karşılaşılan nedenler arasında enfeksiyonlar, özellikle idrar yolu enfeksiyonları ve zatürre; bazı ilaçların yan etkileri veya ilaç etkileşimleri; sıvı kaybı; elektrolit dengesizlikleri; ağır hastalıklar ve organ yetmezliği bulunuyor.</p>

<p>Ameliyat, hastaneye yatış ve uyku-uyanıklık düzenindeki ciddi bozulmalar da riski artırabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yeni başlayan kafa karışıklığında yalnızca nörolojik belirtilere değil, kişinin genel sağlık durumuna ve yakın zamanda kullanılan ya da değiştirilen ilaçlara da bakılması gerekiyor.</p>

<p>En kritik fark: Deliryum çoğu zaman geri döndürülebilir</p>

<p>Deliryumun altında yatan neden belirlenip tedavi edildiğinde zihinsel belirtiler çoğu hastada düzelebilir. İyileşme süresi nedenine ve kişinin genel sağlık durumuna göre değişebilir; bazı kişilerde saatler veya günler, bazılarında ise daha uzun sürebilir.</p>

<p>Demans ise Alzheimer hastalığı ve diğer nörodejeneratif veya vasküler süreçlerle ilişkili olabilen, çoğunlukla uzun süreli bilişsel gerileme tablosudur. Mevcut tedaviler bazı belirtilerin kontrol edilmesine veya belirli hastalıklarda ilerlemenin yavaşlatılmasına yardımcı olabilse de deliryumdaki gibi altta yatan akut neden ortadan kaldırıldığında tamamen geçen bir durum olarak değerlendirilmez.</p>

<p>Demansı olan kişi de deliryum yaşayabilir</p>

<p>İki durum birbirini dışlamıyor.</p>

<p>Demansı bulunan kişiler özellikle enfeksiyon, hastaneye yatış, ameliyat veya başka akut sağlık sorunları sırasında deliryum geliştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle demans tanısı bulunan bir kişinin davranışlarında veya zihinsel durumunda aniden ortaya çıkan belirgin kötüleşmenin “demansı ilerledi” denilerek geçiştirilmemesi önem taşıyor.</p>

<p>Yeni gelişen değişiklik, ayrıca araştırılması gereken akut bir sağlık probleminden kaynaklanabilir.</p>

<p>Ani kafa karışıklığında ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Kişide saatler veya birkaç gün içerisinde gelişen belirgin kafa karışıklığı ya da yönelim bozukluğu varsa tıbbi değerlendirme geciktirilmemeli.</p>

<p>Özellikle dikkatin veya uyanıklığın hızla değişmesi, aniden başlayan halüsinasyon ya da kuşkucu davranışlar ve ameliyat, enfeksiyon, ciddi hastalık veya ilaç değişikliği sonrasında ortaya çıkan kafa karışıklığı daha hızlı değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Deliryumun kendisinden çok, deliryuma yol açan nedenin ciddi olabileceği unutulmamalı.</p>

<p>Kısacası: Başlama hızına dikkat</p>

<p>Yakınınızın hafızasında ve düşünme becerilerinde aylar boyunca yavaş ilerleyen değişiklikler varsa demans dahil bilişsel bozukluklar açısından değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Ancak kişi kısa süre öncesine kadar normal durumundayken birkaç saat veya gün içerisinde belirgin biçimde şaşkın, dalgın, huzursuz ya da aşırı uykulu hale geldiyse tablo farklı olabilir.</p>

<p>Ani zihinsel değişiklik, yaşlanmanın olağan bir sonucu kabul edilmemeli.</p>

<p>Tıbbi Uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve hekim değerlendirmesinin yerine geçmez. Yeni ve ani başlayan bilinç, dikkat, davranış veya zihinsel durum değişikliklerinde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Cleveland Clinic — What’s the Difference Between Delirium and Dementia? (9 Eylül 2026)</li>
 <li>National Institute on Aging — Cognitive Health and Older Adults</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ani-kafa-karisikligini-demans-sanmayin-saatler-icinde-basliyorsa-nedeni-baska-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 06:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0131.jpeg" type="image/jpeg" length="22096"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Diş Fırçaladıktan Sonra Ağzı Suyla Çalkalamak Doğru mu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dis-fircaladiktan-sonra-agzi-suyla-calkalamak-dogru-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dis-fircaladiktan-sonra-agzi-suyla-calkalamak-dogru-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dişlerinizi florürlü macunla fırçaladıktan hemen sonra ağzınızı suyla çalkalamak, diş yüzeyinde kalan florürü seyreltebilir. Güncel rehberlerin önerisi kısa: Fazla macunu tükürün, hemen çalkalamayın.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dişlerinizi fırçaladıktan sonra lavaboya eğilip ağzınızı bol suyla çalkalıyorsanız, yıllardır doğru sandığınız bir alışkanlığı yeniden düşünmeniz gerekebilir. Florürlü diş macunuyla fırçalama sonrasında önerilen yaklaşım, fazla macunu tükürmek ancak ağzı hemen suyla çalkalamamak.</p>

<p>Nedeni oldukça basit. Su, fırçalama sonrasında dişlerin ve ağız dokularının çevresinde kalan yoğun florürü seyrelterek uzaklaştırabiliyor. Oysa florürün ağızda bir süre daha kalması, diş minesinin çürüğe karşı korunmasına yardımcı oluyor.</p>

<p>“Fırçala, tükür, çalkalama” ne anlama geliyor?</p>

<p>İngiltere Ulusal Sağlık Servisi, dişlerin yaklaşık iki dakika boyunca florürlü diş macunuyla günde iki kez fırçalanmasını öneriyor.</p>

<p>Fırçalama bittikten sonra ağızda kalan fazla diş macunu tükürülüyor. Ardından ağız suyla yıkanmıyor.</p>

<p>İngiltere'nin kanıta dayalı ağız sağlığı rehberinde de yetişkinler için bu öneri güçlü tavsiye olarak yer alıyor: Florürlü macunla fırçaladıktan sonra tükürmek, fakat suyla çalkalamamak.</p>

<p>Su florüre ne yapıyor?</p>

<p>Florür diş minesinin asit saldırılarına karşı daha dayanıklı hale gelmesine yardımcı oluyor ve erken mineral kaybının onarımını destekliyor.</p>

<p>Diş macunuyla fırçalama bittikten sonra ağızda bir miktar florür kalıyor. Ağzın bol miktarda suyla çalkalanması bu florürün konsantrasyonunu düşürüyor.</p>

<p>Deneysel çalışmalar da kullanılan su miktarı arttıkça ağızda tutulan florür miktarının azaldığını gösteriyor.</p>

<p>Bu yüzden amaç ağızda diş macunu köpüğüyle dolaşmak değil; fazla macunu tükürürken florürün tamamını hemen suyla yıkamamak.</p>

<p>Bu önerinin kanıtı ne kadar güçlü?</p>

<p>Burada önemli bir bilimsel ayrıntı var.</p>

<p>Fırçalama sonrasında suyla çalkalamanın florürün ağızda tutulmasını azalttığını gösteren çalışmalar mevcut. İngiltere'nin kanıta dayalı ağız sağlığı rehberi de “tükür, çalkalama” yaklaşımını yetişkinlerde diş çürüğünün önlenmesi için güçlü biçimde öneriyor.</p>

<p>Ancak doğrudan “çalkalamayan kişilerde şu kadar daha az çürük oluşur” sorusuna yanıt veren yüksek kaliteli uzun dönem klinik çalışmalar sınırlı.</p>

<p>Bilimsel değerlendirmelerde de fırçalama sonrası çalkalama davranışına ilişkin doğrudan kanıtın mükemmel olmadığı belirtiliyor. Buna rağmen mevcut biyolojik kanıt, florürün ağızda tutulmasına ilişkin çalışmalar ve klinik rehberler aynı pratik öneride birleşiyor.</p>

<p>Peki ağızda macun kalması zararlı mı?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Normal miktarda florürlü diş macunu kullanan yetişkinlerde öneri macunu yutmak değil, fazla kısmını tükürmek.</p>

<p>Ağız tamamen suyla yıkanmadığı için az miktarda diş macunu ve florür dişlerin çevresinde kalıyor. Amaç da bu.</p>

<p>Çocuklarda ise kullanılan macun miktarı yaşa göre özellikle önem taşıyor.</p>

<p>Üç yaşın altındaki çocuklarda çok küçük bir sürüntü miktarı, 3–6 yaş arasında ise bezelye büyüklüğünde florürlü diş macunu öneriliyor. Çocukların macunu yutmaması ve küçük yaşlarda fırçalamanın yetişkin gözetiminde yapılması gerekiyor.</p>

<p>Ağız gargarasıyla çalkalamak daha mı iyi?</p>

<p>Fırçalamadan hemen sonra ağız gargarası kullanmak da ideal olmayabilir.</p>

<p>NHS, florür içeren gargaranın bile diş fırçalamanın hemen ardından kullanılmamasını öneriyor. Çünkü gargara, diş macunundan kalan daha yoğun florürü uzaklaştırabilir.</p>

<p>Florürlü gargara kullanılacaksa günün başka bir zamanı tercih edilebilir.</p>

<p>Örneğin öğle saatleri, diş fırçalama seansından ayrı bir zaman olabilir. Florürlü gargara kullanıldıktan sonra da belirli bir süre yiyecek ve içecek tüketilmemesi önerilebilir; kullanılan ürünün talimatları dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Diş macunundaki florür miktarı da önemli</p>

<p>Yetişkinler için yalnızca “florürlü” yazması değil, macundaki florür konsantrasyonu da önem taşıyor.</p>

<p>NHS, çoğu yetişkinin en az 1.350 ppm florür içeren diş macunu kullanmasını öneriyor. İngiltere'nin koruyucu ağız sağlığı rehberinde genel yetişkin nüfus için 1.350–1.500 ppm aralığı yer alıyor.</p>

<p>Diş çürüğü riski yüksek kişilerde diş hekimi daha yüksek florür içeren reçeteli ürünler önerebilir.</p>

<p>Bu tür yüksek florürlü macunlar herkesin kendi kararıyla kullanacağı standart ürünler değildir.</p>

<p>Ne zaman diş fırçalamalı?</p>

<p>Genel öneri dişleri florürlü diş macunuyla günde en az iki kez yaklaşık iki dakika fırçalamak.</p>

<p>Bunlardan birinin gece yatmadan hemen önce olması özellikle öneriliyor. Diğer fırçalama günün başka uygun bir zamanında yapılabilir.</p>

<p>Manuel veya elektrikli diş fırçası arasında herkes için mutlak bir üstünlükten çok, bütün diş yüzeylerinin doğru ve düzenli temizlenmesi önem taşıyor.</p>

<p>Dişlerin arasının diş ipi veya uygun ara yüz fırçasıyla temizlenmesi de ağız bakımının ayrı bir parçası.</p>

<p>En basit değişiklik son birkaç saniyede</p>

<p>Diş fırçalama alışkanlığınızı baştan sona değiştirmeniz gerekmiyor.</p>

<p>Florürlü diş macunuyla dişlerinizi uygun şekilde fırçaladıktan sonra fazla macunu tükürün. Ardından lavabodan bir avuç su alıp ağzınızı hemen çalkalamayın.</p>

<p>Kısacası, diş macununun dişler üzerinde bıraktığı florürü hemen yıkayıp uzaklaştırmamak hedefleniyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel ağız ve diş sağlığı bilgilendirmesidir. Çocuklarda kullanılacak diş macunu miktarı ve florür yoğunluğu yaşa göre değişir. Sık çürük, diş hassasiyeti, ağız kuruluğu veya başka bir ağız sağlığı sorununuz varsa diş hekiminizin kişisel önerisini izleyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Health Service — How to Keep Your Teeth Clean</p>

<p>UK Office for Health Improvement and Disparities — Delivering Better Oral Health: An Evidence-Based Toolkit for Prevention</p>

<p>British Dental Journal — Post-Brushing Rinsing for the Control of Dental Caries: Exploration of the Available Evidence</p>

<p>Caries Research — The Influence of Rinsing Routines on Fluoride Retention After Toothbrushing </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dis-fircaladiktan-sonra-agzi-suyla-calkalamak-dogru-mu</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 06:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1102.jpeg" type="image/jpeg" length="82407"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mikroplastik Maruziyetini Azaltmanın Yolları: Uzmanlardan Günlük Hayatta Uygulanabilecek Öneriler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mikroplastik-maruziyetini-azaltmanin-yollari-uzmanlardan-gunluk-hayatta-uygulanabilecek-oneriler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mikroplastik-maruziyetini-azaltmanin-yollari-uzmanlardan-gunluk-hayatta-uygulanabilecek-oneriler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mikroplastikleri hayatımızdan tamamen çıkarmak neredeyse mümkün değil. Ancak özellikle sıcak yiyecekleri plastik kaplarda saklamamak, plastik içinde mikrodalgada ısıtmamak, cam veya paslanmaz çelik ürünlere yönelmek ve ev tozunu azaltmak günlük maruziyeti sınırlayabilecek basit adımlar arasında gösteriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mikroplastikler artık yalnızca çevre kirliliğinin konusu değil. Araştırmalar bu çok küçük plastik parçacıkların yiyeceklerde, içme suyunda ve insan vücudunun farklı dokularında tespit edilebildiğini gösteriyor.</p>

<p>Bu durum doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor:</p>

<p>Mikroplastiklerden tamamen kaçamıyorsak maruziyeti nasıl azaltabiliriz?</p>

<p>Fonksiyonel tıp alanında çalışmalar yürüten Dr. Frank Lipman, günlük yaşamda uygulanabilecek bir dizi öneriye dikkat çekiyor. Bilimsel çalışmalar da özellikle plastiklerin ısıya, aşınmaya ve uzun süreli kullanıma maruz kalmasının parçacık salımını artırabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>En önemli adımlardan biri: Plastiği ısıtmayın</p>

<p>Günlük yaşamda yapılabilecek en basit değişikliklerden biri, yiyecekleri plastik kapların içinde ısıtmamak olabilir.</p>

<p>Plastik kapların mikrodalgada ısıtılmasını inceleyen deneysel bir araştırmada, bazı kaplardan çok sayıda mikro ve nanoplastik parçacığın açığa çıkabildiği bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle sıcak yemekler için cam ve seramik kapların tercih edilmesi, gereksiz plastik temasını azaltabilecek pratik bir yöntem olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Sıcak yemeği plastik kaba koymayın</p>

<p>Sadece mikrodalga değil, sıcak yiyeceğin doğrudan plastik kapla temas etmesi de dikkat edilmesi gereken noktalardan biri.</p>

<p>Mümkünse sıcak yemeklerin cam, seramik veya paslanmaz çelik kaplarda saklanması öneriliyor.</p>

<p>Plastik kullanılacaksa yemeğin önce uygun şekilde soğutulması ve ardından saklama koşullarına dikkat edilmesi daha uygun bir yaklaşım olabilir.</p>

<p>Eski ve çizilmiş plastik kapları gözden geçirin</p>

<p>Plastikler kullanım süresi boyunca mekanik aşınmaya uğrayabiliyor.</p>

<p>Özellikle çizilmiş, yüzeyi bozulmuş veya uzun süredir yüksek sıcaklığa ve bulaşık makinesi döngülerine maruz kalan kapların değiştirilmesi düşünülebilir.</p>

<p>Mutfakta cam ve paslanmaz çelik kapların kullanımını artırmak plastik temasını azaltmanın en kolay yollarından biri.</p>

<p>Plastik kesme tahtaları da gündemde</p>

<p>Mikroplastiklerin yalnızca saklama kaplarından gelmediği belirtiliyor.</p>

<p>Kesme, sürtünme ve aşınma gibi mekanik işlemler plastik yüzeylerden küçük parçacıkların kopmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle mutfakta kullanılan plastik kesme tahtası ve bazı plastik gereçler yerine uygun şekilde temizlenen ahşap veya farklı dayanıklı malzemeler tercih edilebilir.</p>

<p>Plastik şişe yerine cam veya çelik matara</p>

<p>Şişelenmiş sularda mikro ve nanoplastiklerin tespit edildiği çok sayıda çalışma bulunuyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım gerekiyor.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), mevcut bilimsel verilerin gıda ve sularda şimdiye kadar saptanan mikro ve nanoplastik düzeylerinin insan sağlığı açısından risk oluşturduğunu kesin olarak göstermediğini belirtiyor.</p>

<p>Buna rağmen gereksiz plastik kullanımını azaltmak isteyen kişiler cam şişe veya paslanmaz çelik mataraları tercih edebilir.</p>

<p>Plastik su şişesini sıcak arabada bırakmayın</p>

<p>Isı ve güneş ışığı plastiklerin bozulmasını hızlandırabilen çevresel faktörler arasında.</p>

<p>Bu nedenle özellikle otomobil içerisinde uzun süre yüksek sıcaklığa maruz kalan tek kullanımlık plastik su şişelerinin tekrar tekrar kullanılmaması ve suyun serin koşullarda saklanması daha uygun olabilir.</p>

<p>Plastik çay poşetlerine dikkat</p>

<p>Bazı çay poşetlerinde plastik esaslı malzemeler kullanılabiliyor.</p>

<p>Sıcak suyla temas sırasında bu materyallerden mikro ve nanoplastik parçacıkların açığa çıkabileceğini bildiren araştırmalar bulunuyor.</p>

<p>Maruziyeti azaltmak isteyenler dökme çay ve paslanmaz çelik süzgeç gibi alternatifleri değerlendirebilir.</p>

<p>Kahve kapsülleri yerine alternatif demleme yöntemleri</p>

<p>Tek kullanımlık plastik içeren kahve kapsülleri de sıcaklıkla temas eden ürünler arasında.</p>

<p>French press, metal filtre veya plastik temasını azaltan diğer demleme yöntemleri günlük plastik kullanımını azaltmanın pratik yollarından biri olabilir.</p>

<p>Paketli gıdaları azaltmak işe yarayabilir</p>

<p>Mikroplastik maruziyetinin kaynaklarından biri de gıda üretimi ve ambalajlama süreçleri.</p>

<p>Bu nedenle mümkün olduğunca taze ve az işlenmiş gıdalara yönelmek, aynı zamanda gıdanın plastik ambalajlarla temasını azaltabilir.</p>

<p>Bu yaklaşım mikroplastik maruziyetini tamamen ortadan kaldırmaz ancak günlük plastik temasının azaltılmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Eve giren mikroplastikler yalnızca mutfaktan gelmiyor</p>

<p>Maruziyetin diğer önemli yollarından biri solunum.</p>

<p>Sentetik halılar, polyester ve polar kıyafetler, döşemeler ve diğer sentetik tekstil ürünleri zaman içerisinde çok küçük lifler bırakabiliyor.</p>

<p>Bu parçacıkların bir bölümü ev tozuna karışabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle evin düzenli temizlenmesi ve kuru toz almak yerine hafif nemli bez kullanılması havaya yeniden karışan toz miktarını azaltabilir.</p>

<p>HEPA filtreli hava temizleyiciler ve elektrikli süpürgeler de havadaki bazı partiküllerin azaltılmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Sentetik kıyafetleri daha bilinçli yıkayın</p>

<p>Polyester ve polar gibi sentetik kumaşlar yıkama sırasında mikroelyaf bırakabiliyor.</p>

<p>Daha düşük sıcaklıkta ve daha nazik programlarda yıkama, gereksiz yıkamadan kaçınma ve çamaşır kurutma makinesinin lif filtresini düzenli temizleme önerilen yöntemler arasında.</p>

<p>Mikroplastikler gerçekten sağlığımıza zarar veriyor mu?</p>

<p>Bu sorunun kesin yanıtı henüz verilmiş değil.</p>

<p>Mikro ve nanoplastikler insan kanı ve çeşitli dokularda tespit edildi. Son dönem insan çalışmalarında mikroplastik yükü ile inflamasyon ve bazı biyolojik değişiklikler arasında ilişkiler bildirildi.</p>

<p>Ancak önemli bir bilimsel sınır bulunuyor:</p>

<p>Bir dokuda mikroplastik bulunması, tek başına bunun belirli bir hastalığa neden olduğunu göstermiyor.</p>

<p>İnsan çalışmalarını değerlendiren güncel sistematik incelemelerde de araştırmalar arasındaki yöntem farklılıklarının ve olası karıştırıcı faktörlerin nedensellik konusunda kesin sonuç çıkarılmasını güçleştirdiği belirtiliyor.</p>

<p>FDA da mevcut verilerin gıdalarda tespit edilen mikro ve nanoplastik düzeylerinin insan sağlığı açısından risk oluşturduğunu henüz ortaya koymadığını vurguluyor.</p>

<p>Mikroplastiklerden tamamen kurtulmak mümkün mü?</p>

<p>Bugünkü koşullarda pek mümkün görünmüyor.</p>

<p>Mikroplastikler çevrede son derece yaygın. Hava, su ve gıda yoluyla maruziyet yaşanabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle hedefin “sıfır mikroplastik” olması yerine, gereksiz ve önlenebilir plastik temasını azaltmak daha gerçekçi bir yaklaşım.</p>

<p>Özellikle üç değişiklik günlük yaşamda öne çıkıyor:</p>

<p>Yiyecekleri plastik içinde ısıtmamak, sıcak yiyecekleri mümkün olduğunca cam veya seramik kaplarda saklamak ve tek kullanımlık plastik tüketimini azaltmak.</p>

<p>Bunlar mikroplastiklerin sağlık üzerindeki uzun dönem etkileri tam olarak ortaya konulana kadar uygulanabilecek düşük maliyetli ve pratik önlemler arasında değerlendirilebilir.</p>

<p>Tıbbi Uyarı</p>

<p>Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki uzun dönem etkileri halen araştırılmaktadır. Mevcut çalışmalar bazı biyolojik ilişkiler gösterse de belirli hastalıkların doğrudan nedeni olduklarını kanıtlamak için yeterli veri bulunmamaktadır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>U.S. Food and Drug Administration (FDA) — Microplastics and Nanoplastics in Foods</li>
 <li>Güncel insan çalışmaları ve sistematik incelemeler — mikro ve nanoplastik maruziyeti ve insan sağlığı</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mikroplastik-maruziyetini-azaltmanin-yollari-uzmanlardan-gunluk-hayatta-uygulanabilecek-oneriler</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 06:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1100.jpeg" type="image/jpeg" length="67636"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdrar Dansitesi (SG) Yüksekliği ve Düşüklüğü Neden Olur?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/idrar-dansitesi-sg-yuksekligi-ve-dusuklugu-neden-olur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/idrar-dansitesi-sg-yuksekligi-ve-dusuklugu-neden-olur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdrar dansitesi (SG), idrarın ne kadar yoğun veya seyrelmiş olduğunu gösterir. Sıklıkla 1.005–1.030 aralığı kullanılır; 1.005, 1.010 veya 1.030 gibi sonuçlar sıvı alımı ve idrardaki maddelerden etkilenebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İDRAR DANSİTESİ NEDİR?</p>

<p>İdrar dansitesi, diğer adıyla idrar özgül ağırlığı veya “specific gravity (SG)”, idrarın suya göre ne kadar yoğun olduğunu gösteren bir laboratuvar ölçümüdür. Böbreklerin suyu tutma veya atma durumuyla ilgili bilgi verir.</p>

<p>İdrar dansitesinin yüksek veya düşük çıkması tek başına böbrek hastalığı anlamına gelmez. Ne kadar sıvı içildiği, terleme, kusma, ishal, idrarda glukoz gibi maddelerin bulunması ve böbreğin idrarı yoğunlaştırma yeteneği sonucu değiştirebilir.</p>

<p>İDRAR DANSİTESİ KAÇ OLMALI?</p>

<p>Sık kullanılan referans aralığı yaklaşık 1.005–1.030'dur. Ancak laboratuvarlar arasında referans aralıkları değişebileceğinden kişinin kendi raporundaki aralık esas alınmalıdır.</p>

<p>Dansite tek bir sabit değerde olmak zorunda değildir. Gün boyunca içilen su miktarına ve vücudun sıvı durumuna bağlı olarak idrarın yoğunluğu doğal biçimde değişebilir.</p>

<p>İDRAR DANSİTESİ 1.005 NE DEMEK?</p>

<p>Dansite 1.005, idrarın oldukça seyrelmiş olduğunu gösterir ancak bazı laboratuvarlarda normal aralığın alt sınırında kabul edilebilir.</p>

<p>Fazla su içildikten sonra bu tür düşük sonuçlar görülebilir. Değer sürekli çok düşük kalıyorsa aşırı sıvı alımı, böbreğin idrarı yoğunlaştırma yeteneği ve diabetes insipidus gibi nedenler klinik duruma göre değerlendirilebilir.</p>

<p>İDRAR DANSİTESİ 1.010 NE DEMEK?</p>

<p>1.010 civarındaki bir sonuç tek başına anormal değildir. Günlük sıvı alımı ve örneğin alındığı saate bağlı olarak görülebilir.</p>

<p>Ancak böbrek fonksiyon bozukluğu bulunan bazı kişilerde dansitenin farklı sıvı koşullarına rağmen sürekli yaklaşık 1.010 civarında sabit kalması böbreğin idrarı yoğunlaştırma ve seyreltme kapasitesindeki bozulmayla ilişkili olabilir.</p>

<p>Bu nedenle tek bir 1.010 sonucu ile sürekli 1.010 civarında seyreden sonuç aynı şekilde yorumlanmaz.</p>

<p>İDRAR DANSİTESİ 1.020 NE DEMEK?</p>

<p>1.020 çoğu laboratuvarın referans aralığı içerisindedir.</p>

<p>İdrarın 1.005 gibi düşük değerlere göre daha konsantre olduğunu gösterir. Tek başına susuzluk veya böbrek hastalığı göstergesi değildir.</p>

<p>İDRAR DANSİTESİ 1.025 NE DEMEK?</p>

<p>1.025 genellikle konsantre bir idrar örneğini gösterir ve birçok laboratuvarın normal aralığı içinde bulunabilir.</p>

<p>Özellikle sabah ilk idrarında veya bir süre sıvı alınmadığında daha yüksek dansite görülmesi mümkündür.</p>

<p>İDRAR DANSİTESİ 1.030 NE DEMEK?</p>

<p>1.030 sık kullanılan referans aralığının üst sınırına yakındır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Susuz kalma veya sıvı kaybı idrarın daha konsantre hale gelmesine ve dansitenin yükselmesine neden olabilir. Ancak idrarda glukoz gibi çözünmüş maddelerin artması da dansiteyi yükseltebilir.</p>

<p>Bu nedenle 1.030 sonucu otomatik olarak “yeterince su içmiyorsunuz” şeklinde yorumlanmamalıdır.</p>

<p>İDRAR DANSİTESİ YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>En sık nedenlerden biri idrarın konsantre hale gelmesidir.</p>

<p>Az sıvı tüketmek, yoğun terleme, kusma veya ishal gibi sıvı kaybettiren durumlarda dansite yükselebilir.</p>

<p>İdrarda glukoz bulunması da özgül ağırlığı artırabilir. Daha seyrek olarak vücudun su dengesini etkileyen farklı hastalıklar da yüksek sonuçlara yol açabilir.</p>

<p>İDRAR DANSİTESİ DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Fazla sıvı tüketmek idrarı seyrelterek dansiteyi düşürebilir.</p>

<p>Kalıcı veya belirgin düşük dansite ise diabetes insipidus gibi aşırı seyrelmiş idrara yol açan durumlarda veya böbreğin idrarı yoğunlaştırma yeteneğinin bozulduğu bazı hastalıklarda görülebilir.</p>

<p>Tek bir düşük ölçümle bu hastalıkların tanısı konulmaz.</p>

<p>ÇOK SU İÇMEK İDRAR DANSİTESİNİ DÜŞÜRÜR MÜ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Vücuda fazla su girdiğinde böbrekler fazla suyu idrarla uzaklaştırır. İdrar seyrelir ve özgül ağırlık düşebilir.</p>

<p>Bu nedenle tahlilden önce olağandan çok daha fazla su içmek sonuç üzerinde etkili olabilir.</p>

<p>SUSUZLUK İDRAR DANSİTESİNİ YÜKSELTİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Vücut su kaybettiğinde böbrekler suyu korumaya çalışır ve daha konsantre idrar oluşturabilir. Bunun sonucunda dansite yükselir.</p>

<p>Ancak yüksek dansitenin tek nedeni susuzluk değildir. Glukoz gibi idrardaki çözünmüş maddeler de sonucu artırabilir.</p>

<p>İDRAR DANSİTESİ BÖBREK HASTALIĞINI GÖSTERİR Mİ?</p>

<p>Tek başına göstermez.</p>

<p>Dansite böbreğin idrarı yoğunlaştırma yeteneği hakkında bilgi verebilir ancak böbrek hastalığı tanısı için tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Kreatinin, eGFR, idrar protein veya albümin ölçümleri ve klinik bulgular gerektiğinde birlikte değerlendirilir.</p>

<p>DANSİTE İLE İDRAR OSMOLALİTESİ AYNI ŞEY Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>İki ölçüm de idrarın konsantrasyonu hakkında bilgi verir ancak aynı test değildir. Dansite idrardaki çözünmüş maddelerin idrarın yoğunluğuna etkisini değerlendirirken osmolalite çözünmüş parçacıkların sayısına daha doğrudan odaklanır.</p>

<p>İdrar osmolalitesi, idrar konsantrasyonunun değerlendirilmesinde daha hassas bir ölçüm olabilir.</p>

<p>İDRAR DANSİTESİ NASIL NORMALE GELİR?</p>

<p>Amaç laboratuvar sonucundaki rakamı doğrudan değiştirmek değil, anormal sonucun nedenini belirlemektir.</p>

<p>Yetersiz sıvı alımına bağlı yüksek dansite ile diabetes insipidusa bağlı düşük dansitenin yaklaşımı tamamen farklıdır.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca dansite değerini değiştirmek amacıyla aşırı miktarda su içmek doğru değildir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>İdrar dansitesi 1.030 yüksek mi?</p>

<p>1.030 birçok laboratuvarda normal aralığın üst sınırına yakındır. Susuzluk sonucu yükseltebilir ancak glukoz gibi idrardaki maddeler de dansiteyi artırabilir.</p>

<p>İdrar dansitesi 1.005 düşük mü?</p>

<p>1.005 bazı laboratuvarlarda normal aralığın alt sınırındadır ve seyrelmiş idrarı gösterir. Fazla sıvı tüketimi sonrasında görülebilir.</p>

<p>İdrar dansitesi 1.010 normal mi?</p>

<p>Tek bir 1.010 sonucu çoğu durumda tek başına anormal kabul edilmez. Ancak farklı sıvı koşullarında sürekli yaklaşık aynı değerde kalması klinik açıdan farklı değerlendirilebilir.</p>

<p>İdrar dansitesi yüksekse daha fazla su içilmeli mi?</p>

<p>Yüksek dansite susuzluk nedeniyle oluşmuşsa sıvı durumu etkili olabilir. Ancak her yüksek dansite susuzluk kaynaklı olmadığından yalnızca tahlil rakamına bakarak aşırı su tüketilmemelidir.</p>

<p>İdrar dansitesi yüksekliği diyabet belirtisi olabilir mi?</p>

<p>İdrarda glukoz bulunması dansiteyi yükseltebilir ve bu durum kontrolsüz diyabette görülebilir. Ancak yüksek dansite tek başına diyabet tanısı değildir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Tek bir yüksek veya düşük idrar dansitesi çoğu zaman tek başına hastalık tanısı koydurmaz. Sürekli aşırı susama, çok sık ve fazla miktarda idrara çıkma, belirgin sıvı kaybı veya tekrarlayan anormal dansite sonuçları varsa klinik değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>MedlinePlus Medical Encyclopedia — Urine Specific Gravity Test, güncelleme 2025</p>

<p>American Family Physician — Office-Based Urinalysis: A Comprehensive Review, 2022 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/idrar-dansitesi-sg-yuksekligi-ve-dusuklugu-neden-olur</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 01:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0973.jpeg" type="image/jpeg" length="59925"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21508"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="98573"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81658"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71822"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35286"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="81941"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
