<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 27 Sep 2026 16:50:02 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hangi İşitme Cihazı Kime Uygun? Modeller Arasındaki Temel Farklar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hangi-isitme-cihazi-kime-uygun-modeller-arasindaki-temel-farklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hangi-isitme-cihazi-kime-uygun-modeller-arasindaki-temel-farklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İşitme cihazı seçimi yalnızca boyuta göre yapılmaz; işitme kaybının derecesi, kulak yapısı, el becerisi ve günlük yaşam belirleyicidir. BTE, RITE, ITE, ITC ve CROS/BiCROS farklı ihtiyaçlara yanıt verir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşitme cihazları tek tip değildir. BTE, RITE veya RIC, ITE, ITC, CIC ve CROS/BiCROS gibi farklı sistemler bulunur. Hangi cihazın daha uygun olduğu ise yalnızca cihazın büyüklüğüne ya da ne kadar görünmez olduğuna göre değil; işitme kaybının derecesine, kulak yapısına, kullanım becerisine ve kişinin günlük yaşamına göre belirlenir.</p>

<p>Bu nedenle “en iyi işitme cihazı hangisi?” sorusunun herkes için geçerli tek bir cevabı yoktur. Çok küçük bir model estetik açıdan avantaj sağlayabilirken kullanımı, pili veya bakımı daha zor olabilir. Daha büyük bir cihaz ise daha geniş güç aralığı ve kullanım kolaylığı sağlayabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>BTE işitme cihazı nedir, kimler için uygundur?</p>

<p>BTE, yani kulak arkası işitme cihazlarında elektronik bölüm kulağın arkasında bulunur. Ses, kulak içine yerleştirilen kalıp veya ince bir tüp aracılığıyla iletilir.</p>

<p>BTE modellerinin önemli avantajlarından biri geniş bir işitme kaybı aralığında kullanılabilmeleridir. Hafif işitme kaybından ileri ve çok ileri düzey kayıplara kadar farklı cihaz seçenekleri bulunabilir.</p>

<p>Cihaz gövdesinin kulak arkasında olması daha büyük pil, şarj sistemi veya çeşitli teknolojik özelliklere yer açabilir. Buna karşılık kulak kalıbı ve cihazın ayrı bölümlerden oluşması, el hareketleri kısıtlı bazı kişiler için takıp çıkarma sırasında zorlayıcı olabilir.</p>

<p>RITE ve RIC işitme cihazları BTE’den nasıl ayrılıyor?</p>

<p>RITE, yani alıcısı kulak içinde bulunan sistemler görünüş olarak BTE cihazlarına benzer. RIC adı da benzer sistemler için yaygın olarak kullanılır.</p>

<p>Temel fark, sesi üreten alıcının cihaz gövdesinde değil kulak kanalının içinde bulunmasıdır. Kulak arkasındaki ana gövde ile kulaktaki alıcı arasında ince bir kablo yer alır.</p>

<p>Bu tasarım cihazın daha küçük ve hafif görünmesini sağlayabilir. RITE modelleri özellikle hafif, orta ve bazı ileri derecedeki işitme kayıplarında kullanılabilir.</p>

<p>Ancak kulak içindeki küçük parçaların temizliği ve bakımı önemlidir. Kulak kiri veya nem, alıcı bölümünün performansını etkileyebilir.</p>

<p>ITE işitme cihazı neden daha kolay kullanılabilir?</p>

<p>ITE, yani kulak içi işitme cihazı dış kulağın çanak biçimindeki bölümünün içine yerleşir. Elektronik bileşenler tek bir gövdenin içindedir.</p>

<p>ITE modelleri kanal içine tamamen saklanan cihazlardan daha büyük olduğu için bazı kişiler açısından tutması, takması ve çıkarması daha kolay olabilir. Özellikle küçük parçaları kavramakta güçlük yaşayan kişilerde bu özellik önemli hale gelebilir.</p>

<p>Modelin özelliklerine göre orta ve daha ileri derecedeki işitme kayıplarında seçenek oluşturabilir. Daha geniş gövde aynı zamanda cihaz üzerinde fiziksel kontrol düğmelerine veya farklı teknolojik özelliklere yer bırakabilir.</p>

<p>ITC ve CIC cihazlarının avantajı görünmezliğe yakın olmaları mı?</p>

<p>ITC, yani kanal içi işitme cihazları kulak kanalının içine yerleştirilir. CIC modelleri ise daha derinde bulunur ve dışarıdan çok daha az fark edilir.</p>

<p>Bu cihazların en belirgin avantajı küçük ve daha az görünür olmalarıdır. Hafif ve orta dereceli, bazı modellerde daha ileri düzeye yaklaşan işitme kayıplarında kullanılabilirler.</p>

<p>Ancak küçüklük her zaman kullanım kolaylığı anlamına gelmez.</p>

<p>Küçük cihazların takılıp çıkarılması, temizlenmesi ve küçük pil ya da parçalarının değiştirilmesi daha zor olabilir. Ayrıca sınırlı gövde alanı nedeniyle çok küçük modellerin güç kapasitesi veya bazı ek özellikleri daha sınırlı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “en görünmez cihazı” seçmek yerine kişinin işitme ihtiyacı ve cihazı günlük olarak rahat kullanıp kullanamayacağı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>CROS ve BiCROS hangi işitme kayıplarında kullanılıyor?</p>

<p>CROS ve BiCROS sistemleri iki kulaktaki işitmenin belirgin biçimde farklı olduğu kişiler için geliştirilmiştir.</p>

<p>CROS sisteminde bir kulakta ileri veya çok ileri işitme kaybı bulunurken diğer kulakta işitme normal ya da normale yakın olabilir. Daha az duyan taraftaki mikrofon sesi alır ve daha iyi duyan kulağa aktarır.</p>

<p>BiCROS sisteminde ise bir kulakta ileri veya çok ileri kayıp bulunurken diğer kulakta da belirli derecede işitme kaybı vardır. Sistem zayıf taraftan gelen sesi daha iyi duyan kulağa taşırken bu kulaktaki işitme kaybı için de gerekli yükseltmeyi sağlar.</p>

<p>Bu sistemlerin temel amacı, kişinin özellikle daha az duyan tarafından gelen konuşmaları ve çevresel sesleri daha kolay fark edebilmesidir.</p>

<p>En küçük işitme cihazı en iyi cihaz anlamına gelmiyor</p>

<p>İşitme cihazı seçerken estetik görünüm önemli olabilir ancak tek ölçüt olmamalıdır.</p>

<p>İşitme kaybının tipi ve derecesi cihaz seçimindeki temel faktörler arasındadır. Bunun yanında kulak kanalının yapısı, cihazı takıp çıkarabilme becerisi, şarj veya pil tercihi, telefon kullanımı, gürültülü ortamlarda geçirilen süre ve günlük yaşam alışkanlıkları da değerlendirilmelidir.</p>

<p>Örneğin küçük kanal içi bir cihaz dışarıdan daha az görünür olabilir ancak parmak hareketlerinde kısıtlılık bulunan bir kişi için kullanışsız hale gelebilir. Daha büyük bir cihaz ise daha görünür olmasına rağmen günlük kullanımda çok daha pratik olabilir.</p>

<p>Bluetooth ve şarj özelliği seçimde önemli mi?</p>

<p>Yeni nesil işitme cihazlarında kablosuz bağlantı, akıllı telefonlarla kullanım, şarj edilebilir pil ve farklı dinleme programları gibi özellikler bulunabilir.</p>

<p>Ancak teknolojik özelliklerin fazla olması cihazın otomatik olarak daha uygun olduğu anlamına gelmez. Öncelikli amaç kişinin işitme kaybına uygun biçimde konuşmaları ve günlük sesleri daha rahat algılayabilmesidir.</p>

<p>Teknolojik özellikler bundan sonra kişinin ihtiyaçlarına göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>İşitme cihazı almadan önce işitme testi neden önemli?</p>

<p>İşitme kaybının derecesi ve farklı frekanslarda ne ölçüde kayıp bulunduğu işitme testiyle değerlendirilir. İki kişi günlük hayatta benzer işitme güçlüğü yaşadığını düşünse bile işitme kayıplarının tipi ve düzeyi farklı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle cihaz seçiminde yalnızca kişinin “az duyuyorum” değerlendirmesine dayanmak yerine odyolojik ölçümlerin dikkate alınması daha doğru bir yaklaşım sağlar.</p>

<p>Ayrıca işitme azalmasının her zaman yalnızca kalıcı iç kulak kaynaklı olması gerekmez. Kulak kiri, orta kulak sorunları veya başka tıbbi durumlar da işitmeyi etkileyebilir.</p>

<p>İşitme cihazı seçerken hangi kriterlere bakılmalı?</p>

<p>Uygun cihaz belirlenirken işitme kaybının derecesi kadar cihazın günlük hayatta düzenli kullanılıp kullanılamayacağı da önem taşır.</p>

<p>Kulak yapısı, cihazı takıp çıkarma kolaylığı, bakım ihtiyacı, şarj veya pil kullanımı, telefon ve diğer cihazlarla bağlantı ihtiyacı, estetik beklenti ve kişinin bulunduğu dinleme ortamları birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Sonuç olarak doğru işitme cihazı en küçük, en pahalı veya en fazla özelliğe sahip olan cihaz değil; kişinin işitme kaybına ve günlük yaşamına en uygun cihazdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>İşitmede aniden gelişen veya birkaç gün içinde hızla artan kayıp, özellikle tek kulakta ortaya çıkıyorsa yalnızca işitme cihazıyla çözülmesi gereken sıradan bir durum olarak değerlendirilmemelidir. Ani işitme kaybı acil tıbbi değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Kulaktan kan veya akıntı gelmesi, belirgin kulak ağrısı, işitme kaybıyla birlikte şiddetli baş dönmesi ya da iki kulak arasında yeni gelişen belirgin işitme farkı bulunması durumunda da kulak burun boğaz değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Cleveland Clinic — Types of Hearing Aids: Which Is Right for You? — 9 Eylül 2026<br />
2. National Institute on Deafness and Other Communication Disorders — Hearing Aids<br />
3. National Institute on Deafness and Other Communication Disorders — Sudden Deafness </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hangi-isitme-cihazi-kime-uygun-modeller-arasindaki-temel-farklar</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 16:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1460.jpeg" type="image/jpeg" length="83272"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bipolar Bozukluk ile Narsisizm Nasıl Ayırt Edilir? 15 Kritik Fark]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bipolar-bozukluk-ile-narsisizm-nasil-ayirt-edilir-15-kritik-fark</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bipolar-bozukluk-ile-narsisizm-nasil-ayirt-edilir-15-kritik-fark" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mani dönemindeki grandiyözite, hızlı konuşma ve özgüven artışı narsisizmle karışabilir. Ancak uyku, enerji, süre, ilişki örüntüsü ve belirtilerin dönemsel olup olmadığı ayrımda kritik rol oynar.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bipolar Bozukluk ile Narsisizm Nasıl Ayırt Edilir? 15 Kritik Fark</p>

<p>Bipolar bozukluk ile narsisizm zaman zaman birbirine şaşırtıcı derecede benzeyebilir. Özellikle mani veya hipomani döneminde kişi kendisini normalden daha güçlü, yetenekli, önemli ya da ayrıcalıklı görebilir. Çok konuşabilir, büyük projelerden söz edebilir, eleştirilere sert tepki verebilir ve çevresindekilere aşırı özgüvenli görünebilir.</p>

<p>Ancak bu tablo tek başına narsisistik kişilik bozukluğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bilimsel literatürde iki durum arasındaki en önemli ortak noktalardan biri grandiyözitedir. Buna karşılık bipolar bozuklukta belirtilerin çoğunlukla dönemler halinde ortaya çıkması; narsisistik kişilik bozukluğunda ise kişilik ve ilişki örüntüsünün uzun yıllar boyunca devam etmesi temel ayrımlardan biridir. (Wiley Online Library)</p>

<p>Bu nedenle psikiyatride asıl soru yalnızca “Kişi kendisini üstün görüyor mu?” değildir.</p>

<p>Daha önemli soru şudur:</p>

<p>Bu davranış kişinin yıllardır süren yapısı mı, yoksa belirli bir duygudurum döneminde ortaya çıkan belirgin bir değişiklik mi?</p>

<p>1. Belirtiler dönemsel mi, sürekli mi?</p>

<p>Bipolar bozukluğu düşündüren en önemli özelliklerden biri epizodik seyirdir.</p>

<p>Kişinin haftalar veya aylar boyunca daha olağan bir ruh halinde olduğu dönemler bulunabilir. Ardından mani, hipomani veya depresyon belirtileri ortaya çıkabilir.</p>

<p>Narsisistik kişilik örüntüsünde ise üstünlük, hayranlık ihtiyacı, hak görme, eleştiriye hassasiyet veya kişilerarası sorunlar yalnızca birkaç haftalık dönemlerle sınırlı kalmaz.</p>

<p>Yıllar boyunca ve farklı ortamlarda görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle ayırıcı tanıda en güçlü sorulardan biri:</p>

<p>“Bu kişi yüksek dönemlerin dışında nasıldır?”</p>

<p>sorusudur.</p>

<p>2. Uyku ihtiyacının azalması bipolar açısından çok önemli</p>

<p>Bipolar mani veya hipomaninin narsisizmden ayrıldığı en dikkat çekici özelliklerden biri uyku ihtiyacındaki gerçek azalmadır.</p>

<p>Kişi normalde 7-8 saat uyurken birkaç saat uyuyabilir ve buna rağmen kendisini yorgun hissetmeyebilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü ve NIMH, azalmış uyku ihtiyacını manik tabloların karakteristik belirtileri arasında sayıyor. (Zihinsel Sağlık Enstitüsü)</p>

<p>Narsisistik kişilik bozukluğunda ise yalnızca narsisizm nedeniyle ortaya çıkan böyle karakteristik bir uyku ihtiyacı azalması beklenmez.</p>

<p>3. Enerji olağanüstü arttı mı?</p>

<p>Manide yalnızca özgüven artmaz.</p>

<p>Enerji ve aktivite de artar.</p>

<p>Kişi aynı anda birçok işe başlayabilir, sürekli hareket halinde olabilir, gece geç saatlere kadar çalışabilir veya birbiri ardına projeler üretebilir.</p>

<p>Bipolar tabloda özellikle şu kombinasyon önemlidir:</p>

<p>yüksek özgüven + az uyku + yüksek enerji + artmış aktivite.</p>

<p>Sadece kendisini çok önemli görmek aynı şeyi ifade etmez.</p>

<p>4. Konuşma ve düşünce hızı değişti mi?</p>

<p>Manide kişi normalden belirgin şekilde daha hızlı konuşabilir.</p>

<p>Konuşmanın arasına girmek güçleşebilir.</p>

<p>Bir fikirden diğerine hızla geçebilir ve düşüncelerinin çok hızlandığını söyleyebilir.</p>

<p>“Fikir uçuşması” olarak tanımlanan bu özellik mani açısından önemlidir. (Zihinsel Sağlık Enstitüsü)</p>

<p>Narsisistik özellikleri olan biri kendisinden uzun uzun söz edebilir veya konuşmaya hâkim olmaya çalışabilir.</p>

<p>Fakat basınçlı konuşma ve düşüncelerin biyolojik olarak hızlanmış görünümü bipolar mani açısından çok daha anlamlıdır.</p>

<p>5. Grandiyözite sürekli mi, dönemsel mi?</p>

<p>İki tablonun en fazla karıştığı nokta burasıdır.</p>

<p>Manide kişi:</p>

<p>“Dünyayı değiştirecek bir projem var.”</p>

<p>“Kimsenin yapamadığını yapabilirim.”</p>

<p>“Ben çok özel bir insanım.”</p>

<p>gibi düşüncelere kapılabilir.</p>

<p>Ağır manide grandiyözite sanrısal düzeye dahi ulaşabilir.</p>

<p>Narsisistik kişilik bozukluğunda da kişinin kendi önemini veya yeteneklerini abartması görülebilir.</p>

<p>Ancak kritik fark yine zamandır.</p>

<p>Manide grandiyözite duygudurum epizoduyla birlikte belirgin biçimde yükselir.</p>

<p>Narsisistik kişilik örüntüsünde ise kişinin kendilik algısının daha kalıcı bir parçası olabilir.</p>

<p>6. Hayranlık ihtiyacı var mı?</p>

<p>Narsisistik kişilik bozukluğunda önemli özelliklerden biri başkalarının takdirine ve hayranlığına ihtiyaç duymaktır.</p>

<p>Kişinin özdeğeri insanların kendisi hakkında ne düşündüğüne aşırı bağımlı olabilir.</p>

<p>Manik kişi de dikkat çekebilir ve kendisini övebilir.</p>

<p>Ancak sürekli hayranlık görme ihtiyacı bipolar bozukluğun temel tanı özelliklerinden değildir.</p>

<p>Bu ayrım oldukça önemlidir. (Merck Manuals)</p>

<p>7. “Bunu hak ediyorum” düşüncesi yıllardır var mı?</p>

<p>Narsisistik kişilik bozukluğunda kişinin özel muameleyi hak ettiğine inanması görülebilir.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>“Ben sırada beklememeliyim.”</p>

<p>“Kurallar benim için farklı olmalı.”</p>

<p>“İnsanlar benim istediğimi yapmalı.”</p>

<p>gibi kalıcı bir tutum bulunabilir.</p>

<p>Manide kişinin kendisine aşırı güvenmesi nedeniyle benzer davranışlar görülebilir.</p>

<p>Fakat bu tutumun duygudurum normale döndükten sonra da devam edip etmediği önemlidir.</p>

<p>8. Empati ve ilişki biçimi nasıl?</p>

<p>Narsisistik kişilik bozukluğunda kişilerarası ilişkiler tanının önemli bir bölümünü oluşturur.</p>

<p>Başkalarının ihtiyaçlarını anlamakta veya önemsemekte zorluk, insanların değerini statülerine göre belirleme, kendi özdeğerini korumak için başkalarını küçümseme ya da ilişkilerde sömürücü davranışlar görülebilir.</p>

<p>Bunlar bipolar bozukluğun zorunlu özellikleri değildir.</p>

<p>Manide kişi sabırsız, benmerkezci veya düşüncesiz davranabilir.</p>

<p>Ancak kişi ötimik döneme döndüğünde eski empatik ve ilişkisel yapısına geri dönebiliyorsa bu durum farklı değerlendirilir.</p>

<p>9. Davranış değişikliğini ne tetikliyor?</p>

<p>Narsisistik örüntüde duygudurum değişiklikleri bazen:</p>

<p>eleştirilme,</p>

<p>reddedilme,</p>

<p>başarısızlık,</p>

<p>statü kaybı,</p>

<p>küçümsenme</p>

<p>gibi kişinin özdeğerini tehdit eden olaylarla bağlantılı olabilir.</p>

<p>Narsisistik kişilik bozukluğunda eleştiri veya başarısızlığın aşağılanmışlık, öfke, küçümseme ya da geri çekilmeye yol açabileceği bilinmektedir. (Merck Manuals)</p>

<p>Bipolar epizotlar ise psikososyal olaylardan etkilenebilse de yalnızca bir eleştiriye veya ego yaralanmasına verilen tepki değildir.</p>

<p>Uyku ve sirkadiyen ritim bozulması gibi faktörler de bipolar seyirde önem taşıyabilir.</p>

<p>10. Riskli davranışlar nasıl ortaya çıkıyor?</p>

<p>Maninin önemli belirtilerinden biri sonuçları düşünmeden risk alma eğilimindeki belirgin artıştır.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>kontrolsüz harcama,</p>

<p>yüksek miktarda borçlanma,</p>

<p>tehlikeli yatırımlar,</p>

<p>riskli cinsel davranışlar,</p>

<p>madde veya alkol kullanımındaki artış,</p>

<p>tehlikeli araç kullanımı</p>

<p>görülebilir.</p>

<p>WHO da manik epizotlarda riskli ve düşüncesiz davranışların ortaya çıkabileceğini belirtiyor. (Dünya Sağlık Örgütü)</p>

<p>Narsisistik özellikleri olan kişiler de risk alabilir.</p>

<p>Ancak bipolar bozuklukta önemli olan kişinin kendi olağan davranışından belirgin biçimde sapmasıdır.</p>

<p>11. Eleştiriye tepki nasıl?</p>

<p>Narsisistik kişilik yapılanmasında eleştiri özel bir önem taşıyabilir.</p>

<p>Kişi eleştiriyi yalnızca davranışına yönelik bir geri bildirim olarak değil, kendi değerine yönelik tehdit şeklinde yaşayabilir.</p>

<p>Sonrasında:</p>

<p>öfke,</p>

<p>küçümseme,</p>

<p>karşı saldırı,</p>

<p>geri çekilme</p>

<p>görülebilir.</p>

<p>Manik kişi de eleştiriye çok öfkeli tepki verebilir.</p>

<p>Fakat manide bu irritabilite genellikle daha geniş bir sendromun parçasıdır:</p>

<p>az uyku + yüksek enerji + hızlanmış düşünce + artmış aktivite + grandiyözite.</p>

<p>Bu nedenle tek başına öfke ayırıcı değildir.</p>

<p>12. Depresif dönemlerin öyküsü var mı?</p>

<p>Bipolar bozuklukta depresif dönemler çok önemlidir.</p>

<p>Kişinin geçmişinde:</p>

<p>uzun süren çökkünlük,</p>

<p>ilgi ve haz kaybı,</p>

<p>enerji azalması,</p>

<p>uyku veya iştah değişiklikleri,</p>

<p>konsantrasyon sorunları,</p>

<p>umutsuzluk</p>

<p>gibi majör depresyon belirtileri bulunabilir.</p>

<p>Narsisistik kişilik yapılanmasında da depresyon görülebilir.</p>

<p>Özellikle başarısızlık veya özsaygı yaralanmaları sonrasında depresif belirtiler ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu nedenle “depresyon var” demek bipolar tanısı koydurmaz.</p>

<p>Asıl önemli olan yaşam boyu mani/hipomani ve depresyon örüntüsünün değerlendirilmesidir.</p>

<p>13. Psikotik belirtiler gelişiyor mu?</p>

<p>Şiddetli mani sırasında grandiyöz sanrılar veya başka psikotik belirtiler ortaya çıkabilir.</p>

<p>Örneğin kişi gerçekten olağanüstü güçlere sahip olduğuna veya dünyayı yönetecek özel bir görevin kendisine verildiğine sarsılmaz biçimde inanabilir.</p>

<p>WHO, bipolar tip I bozuklukta manik dönemlerin psikotik belirtilerle seyredebildiğini tanımlıyor. (Iris)</p>

<p>Narsisistik kişilik bozukluğundaki grandiyözite ise otomatik olarak psikoz anlamına gelmez.</p>

<p>Bu önemli bir ayrımdır.</p>

<p>14. Dönem geçince eski kişiliğine dönüyor mu?</p>

<p>Belki de en öğretici sorulardan biri budur.</p>

<p>Yakınları bazen manik dönem için:</p>

<p>“Normalde böyle değildir.”</p>

<p>“Son haftalarda tamamen değişti.”</p>

<p>“Eskiden böyle para harcamazdı.”</p>

<p>“Normalde bu kadar iddialı konuşmaz.”</p>

<p>şeklinde ifadeler kullanabilir.</p>

<p>Bu tür kişinin olağan halinden belirgin değişiklikler bipolar bozukluk açısından önemlidir.</p>

<p>Narsisistik kişilik örüntüsünde ise davranışların geçmişten beri farklı ilişkilerde ve ortamlarda görülmesi beklenir.</p>

<p>15. Çocukluk, ergenlik ve erken yetişkinlik öyküsü ne söylüyor?</p>

<p>Kişilik bozukluklarını değerlendirirken yalnızca son birkaç haftaya bakılmaz.</p>

<p>Kişinin uzun dönemli:</p>

<p>arkadaşlıkları,</p>

<p>romantik ilişkileri,</p>

<p>iş yaşamı,</p>

<p>eleştiriyle ilişkisi,</p>

<p>başarı ve statü anlayışı,</p>

<p>empati kapasitesi,</p>

<p>kendilik algısı</p>

<p>incelenir.</p>

<p>Narsisistik kişilik bozukluğu tanısında örüntünün erken yetişkinlik döneminden itibaren farklı yaşam alanlarında sürmesi beklenir. (Merck Manuals)</p>

<p>Bipolar bozukluk değerlendirmesinde ise yaşam boyu mani, hipomani, depresyon ve ötimik dönemlerin zaman çizelgesi özellikle önemlidir.</p>

<p>En kritik ayrım: Kişilik mi, epizot mu?</p>

<p>Bütün bu farklılıklar tek bir cümlede özetlenebilir:</p>

<p>Bipolar bozuklukta kişi belirli dönemlerde değişir; narsisistik kişilik örüntüsünde ise sorun büyük ölçüde kişinin uzun dönemli kendilik ve ilişki kurma biçiminde görülür.</p>

<p>Ancak bu mutlak bir kural değildir.</p>

<p>Çünkü bipolar bozukluk ve narsisistik kişilik bozukluğu aynı kişide birlikte de bulunabilir.</p>

<p>Bilimsel incelemeler iki durum arasında grandiyözite dışında da ödül arayışı, sosyal işlev ve bazı kişilik boyutları açısından örtüşmeler olabileceğini gösteriyor. Bu nedenle klinik değerlendirme yalnızca birkaç belirtiye dayanamaz. (Wiley Online Library)</p>

<p>“Narsist mi bipolar mı?” sorusu neden tek başına yanlış?</p>

<p>Çünkü bir insanın kendisini övmesi veya kibirli görünmesi psikiyatrik tanı koydurmaz.</p>

<p>Benzer şekilde:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>çok konuşmak,</p>

<p>sinirlenmek,</p>

<p>para harcamak,</p>

<p>özgüvenli olmak,</p>

<p>ilişkilerde sorun yaşamak</p>

<p>tek başına bipolar bozukluk veya narsisistik kişilik bozukluğu anlamına gelmez.</p>

<p>Tanı; belirtilerin sayısı, süresi, şiddeti, kişinin önceki hali, yaşam boyu seyri ve işlev kaybının birlikte değerlendirilmesini gerektirir.</p>

<p>İkisi aynı kişide bulunabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Bir kişide hem bipolar bozukluk hem de narsisistik kişilik bozukluğu bulunması mümkündür.</p>

<p>Bu durumda önemli nokta şudur:</p>

<p>Manik dönem sona erip kişi ötimik hale geldiğinde narsisistik kişilik örüntüsünün devam edip etmediği değerlendirilir.</p>

<p>Bipolar bozukluk ile narsisizm arasındaki ilişkiyi inceleyen kapsamlı bilimsel derleme de tanısal değerlendirmede özellikle bu noktaya dikkat çekmektedir. (Wiley Online Library)</p>

<p>Yakınları için 5 kritik gözlem</p>

<p>Bir yakında ani davranış değişikliği görülüyorsa şu beş soru özellikle değerlidir:</p>

<p>* Son günlerde uyku ihtiyacı belirgin biçimde azaldı mı?<br />
* Enerjisi ve aktivitesi olağan dışı arttı mı?<br />
* Konuşması veya düşünceleri belirgin biçimde hızlandı mı?<br />
* Riskli harcama veya davranışlarda ani artış var mı?<br />
* Bu davranışlar kişinin yıllardır süren yapısı mı, yoksa sonradan mı başladı?</p>

<p>Özellikle ilk dört özellik bir arada ve kişinin önceki halinden belirgin biçimde farklıysa profesyonel değerlendirme önem kazanır.</p>

<p>Ne zaman acil değerlendirme gerekir?</p>

<p>Kişide:</p>

<p>birkaç gün boyunca neredeyse hiç uyumama,</p>

<p>kontrol edilemeyen aşırı hareketlilik,</p>

<p>gerçeklikle bağın bozulması,</p>

<p>grandiyöz veya paranoid sanrılar,</p>

<p>tehlikeli para harcama ya da risk alma,</p>

<p>kendisine veya başkasına zarar verme düşüncesi</p>

<p>ortaya çıkıyorsa durum yalnızca “kişilik özelliği” olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Acil psikiyatrik değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik bilgilendirme amacı taşır; bipolar bozukluk veya narsisistik kişilik bozukluğu tanısı koymak için kullanılamaz. İnternetteki kişilik testleri ve birkaç davranış üzerinden kişiye “narsist” ya da “bipolar” etiketi koymak doğru değildir. Tanı, psikiyatri uzmanının ayrıntılı görüşmesi, yaşam boyu hastalık öyküsü ve gerektiğinde yakınlarından alınan bilgilerle konulur.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Dünya Sağlık Örgütü — ICD-11 Clinical Descriptions and Diagnostic Requirements for Mental, Behavioural or Neurodevelopmental Disorders.<br />
2. Nagel MG, Marcus DK, Zeigler-Hill V. Bipolar Disorders and Narcissism: Diagnostic Concerns, Conceptual Commonalities and Potential Antecedents. Clinical Psychology &amp; Psychotherapy.<br />
3. Merck Manual Professional Edition — Narcissistic Personality Disorder.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bipolar-bozukluk-ile-narsisizm-nasil-ayirt-edilir-15-kritik-fark</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 16:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1459.jpeg" type="image/jpeg" length="85605"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu’nun Taşı, Avrupa’nın Demiri: Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin Yapım Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/anadolunun-tasi-avrupanin-demiri-mekteb-i-tibbiye-i-sahanenin-yapim-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/anadolunun-tasi-avrupanin-demiri-mekteb-i-tibbiye-i-sahanenin-yapim-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[II. Abdülhamid’in Haydarpaşa’da yaptırdığı Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane nasıl yükseldi? Osmanlı belgeleri ve yabancı yayınlar, temel töreninden 1903’teki açılışa uzanan inşa sürecinin ayrıntılarını ortaya koyuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Üsküdar’ın Haydarpaşa kıyısında, Marmara Denizi’ne bakan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, Osmanlı’nın son dönemindeki tıp eğitimi arayışının en büyük mimari eserlerinden biri olarak yükseldi. Sultan II. Abdülhamid’in iradesiyle gerçekleştirilen proje; mimarlar, askerî mühendisler, hekimler ve inşaat işçilerinin yıllara yayılan çalışmasıyla şekillendi.</p>

<p>Arşiv belgelerine dayanan araştırmalar, yeni mektep için hazırlıkların 1893’te gündemde olduğunu, temel atma töreninin 11 Şubat 1895’te yapıldığını ve resmî açılışın 6 Kasım 1903’te gerçekleştirildiğini gösteriyor. Bununla birlikte, yapının tarihini tek bir “bitiş yılı” üzerinden anlatmak önemli ayrıntıları gözden kaçırıyor.</p>

<p>Çünkü ana binanın ortaya çıkması, kliniklerin kurulması, öğrencilerin taşınması ve bütün eğitim birimlerinin işler hâle gelmesi aynı tarihte tamamlanmadı.</p>

<p>YENİ BİR TIBBİYE BİNASINA NEDEN İHTİYAÇ DUYULDU?</p>

<p>Haydarpaşa’daki inşaatın gerisinde, uzun süredir çözülemeyen bir mekân sorunu bulunuyordu. Osmanlı’nın modern tıp mektebi, kuruluşundan itibaren farklı binalarda eğitim vermiş; taşınmalar, yangınlar ve mevcut yapıların yetersizlikleriyle karşılaşmıştı.</p>

<p>Demirkapı’daki yerleşimin darlığı, demiryoluna yakınlığın oluşturduğu gürültü ve uygulamalı eğitim için gereken alanların eksikliği, yeni bina arayışını güçlendirdi.</p>

<p>Cemil Topuzlu’nun hatıralarında da bu sorunlar yer alıyor. Topuzlu, mevcut koşulları padişaha anlattığını, ardından yeni bir tıp mektebi yapılması konusunun Serasker Rıza Paşa üzerinden ilerlediğini aktarıyor.</p>

<p>Haydarpaşa, geniş arazi imkânı ve çevresindeki askerî kurumlarla birlikte değerlendirildi. Yer seçiminin siyasi bir boyutu da vardı. Araştırmalar, Tıbbiye öğrencilerinin muhalif faaliyetleri karşısındaki güvenlik kaygılarını bu kararın etkenleri arasında ele alıyor. Eğitim ihtiyaçlarıyla dönemin yönetim anlayışı, aynı projenin karar sürecinde buluşuyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1893’TE HAZIRLIK, 1895’TE TEMEL TÖRENİ</p>

<p>Resul Köse’nin Osmanlı arşiv belgelerine dayanan araştırmasında, Serasker Rıza Paşa imzalı 3 Ağustos 1893 tarihli yazı, Haydarpaşa’da yeni mektep kurulmasına ilişkin hazırlıkların bu tarihte başladığını ortaya koyuyor.</p>

<p>1894 yılında proje ve nakil konusundaki kararlar ilerledi. Nil Sarı ile Burhan Akgün’ün araştırmasında, 26 Kasım 1894 tarihli irade, Askerî Tıbbiye’nin Haydarpaşa’ya taşınması ve mevcut Haydarpaşa Asker Hastanesi’nin iyileştirilmesiyle ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Temel atma töreni ise 11 Şubat 1895’te gerçekleştirildi. Devlet görevlilerinin katıldığı törende dualar okundu ve kurbanlar kesildi.</p>

<p>Bazı kurumsal tarihçelerde inşaat başlangıcının 1894 olarak verilmesiyle arşiv temelli çalışmalardaki 1895 tarihi birlikte değerlendirilmelidir. Karar ve hazırlık aşamasıyla belgelenmiş temel törenini ayırmak, kronolojiyi daha anlaşılır kılıyor.</p>

<p>VALLAURY, D’ARONCO VE OSMANLI MÜHENDİSLERİ</p>

<p>Yapının mimari tasarımında Alexandre Vallaury ile Raimondo D’Aronco’nun isimleri öne çıkıyor. İnşaatın yürütülmesinde ise Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn’dan yetişmiş subaylar görev aldı.</p>

<p>İtalyan Treccani’nin Giuseppe Miano imzalı D’Aronco maddesi, Haydarpaşa’daki İmparatorluk Tıp Mektebi’ni mimarın İstanbul’daki en önemli kamu yapıları arasında değerlendiriyor. Yapıyı 1895–1900 dönemine yerleştiren kaynak, Vallaury ile iş birliğini ve Osmanlı mimari öğelerinin modern bir işlev düzeniyle birleştirilmesini özellikle vurguluyor.</p>

<p>Böylece binanın mimari kimliği, Avrupa’daki tasarım birikimiyle Osmanlı’nın anıtsal yapı geleneğinin buluştuğu bir örnek olarak belirginleşiyor.</p>

<p>HEREKE’DEN TAŞ, BELÇİKA’DAN DEMİR, VİYANA’DAN PENCERE</p>

<p>İnşaat, farklı üretim merkezlerini Haydarpaşa’da buluşturan geniş bir malzeme tedarikine dayanıyordu.</p>

<p>Besim Ömer Paşa’nın Nevsâl-i Âfiyet’te verdiği bilgileri inceleyen Ahmet Zeki İzgöer’in çalışmasına göre, yapıda Hereke ve Bilecik ocaklarından getirilen taşlar kullanıldı. Demir çatı elemanları Belçika’daki Cockerill fabrikasından, su kireci Marsilya’dan, demir pencere çerçeveleri Viyana’dan temin edildi.</p>

<p>Döşemelerde demir putreller ile aralarına yerleştirilen tuğla kemerler bulunuyordu. Farklı kullanım alanlarında ahşap, çimento ve asfalt kaplamalara başvurulmuştu.</p>

<p>Bu ayrıntılar, dışarıdan tek bir taş kütle gibi görünen yapının, içinde farklı malzeme ve yapım tekniklerini barındırdığını gösteriyor.</p>

<p>RIEDER’İN ANLATIMIYLA TAŞLARI YÜKSELTEN İŞÇİLER</p>

<p>İnşaat sürecinin en dikkat çekici tanıklıklarından biri, Alman hekim Robert Rieder’in Deutsche Medizinische Wochenschrift dergisinde 10 Aralık 1903’te yayımlanan yazısında bulunuyor.</p>

<p>Rieder, yeni mektebin açılışını anlattığı makalesinde, büyük taş bloklarının binanın üst kesimlerine taşınmasına özel bir yer ayırıyor. Onun anlatımına göre taşlar, halatlarla taşıma sırıklarına bağlanıyor; kalabalık işçi grupları bunları omuzlarında, birlikte hareket ederek yukarı çıkarıyordu.</p>

<p>Rieder’in ifadesi, Türkçe çevirisiyle şöyle:</p>

<p>“İnsan elleri, dev taş bloklarını en yüksek kule ucuna kadar taşıdı.”</p>

<p>Yazar, bazı taşıma işlerinde iki yüz–üç yüz işçinin birlikte çalıştığını belirtiyor. Bu sayı, bütün şantiyenin sürekli işçi mevcudu olarak değil, Rieder’in tarif ettiği taşıma düzenine ilişkin tanıklığı olarak okunmalı.</p>

<p>Bugün mimarların adlarıyla hatırlanan binanın inşa hikâyesinde, adı kayıtlara geçmeyen işçilerin emeği de böylece görünür hâle geliyor.</p>

<p>1899’DA ALMAN BASINI İNŞAATI NASIL ANLATIYORDU?</p>

<p>Hamburg’da yayımlanan Hamburgischer Correspondent gazetesinin 26 Temmuz 1899 tarihli akşam nüshasında, “Türkiye’de Alman Hasta Bakımı” başlıklı bir haber yer alıyor.</p>

<p>İstanbul’dan gönderilen bu haberde, Haydarpaşa’daki büyük tıp mektebinin henüz tamamlanmadığı belirtiliyor. Rieder’in yeni bina bitinceye kadar beklemek yerine Gülhane’de uygulamalı eğitim ve hasta bakımı çalışmalarını geliştirdiği anlatılıyor.</p>

<p>Bu dönem kaydı, Haydarpaşa inşaatı sürerken tıp eğitimindeki yenileşme çalışmalarının başka bir merkezde devam ettiğini gösteriyor. Aynı zamanda Gülhane’deki eğitim hastanesiyle Haydarpaşa’da yükselen yeni mektebin, ilişkili fakat ayrı yapılar olduğunu açıkça ortaya koyuyor.</p>

<p>BİNANIN İÇİ BİR EĞİTİM HAYATINA GÖRE DÜZENLENDİ</p>

<p>Yeni mektepte öğrencilerin ders görmesi, yemek yemesi, dinlenmesi ve yatılı kalması için farklı alanlar ayrılmıştı.</p>

<p>Besim Ömer Paşa’nın anlatımında deniz cephesindeki katlar; teneffüshane, yemekhane, dershane ve yatakhane işlevleriyle açıklanıyor. Kabul salonları, idari odalar, cami ve büyük merdivenler bu düzenin diğer parçalarını oluşturuyordu.</p>

<p>Rieder ise 1903 tarihli makalesinde ana binanın yaklaşık 1.500 öğrencinin barınma ve beslenmesine göre düzenlendiğini yazıyordu. Bu rakam, açılıştaki öğrenci sayısından farklı olarak tasarlanan kapasiteyi ifade ediyordu.</p>

<p>Eğitim programının merkezinde uygulama bulunuyordu. Rieder, öğrencilerin hasta başında öğrenmesini ve kliniklerin ders düzeniyle doğrudan bağlantılı kurulmasını savunuyordu. Bu yaklaşım, ana mektep binasının karşısındaki klinik yapılarının önemini artırdı.</p>

<p>1900 TARİHİ NEYİ ANLATIYOR?</p>

<p>Binayla ilgili yayınlarda en fazla karışan konu, tamamlanma tarihidir.</p>

<p>Deniz cephesindeki kitabe ile mimarlık tarihi çalışmalarında 1900 yılı öne çıkıyor. Marmara Üniversitesi’nin tarihçesi de binanın 1900’de tamamlandığını belirtiyor. Buna karşılık resmî açılış 1903’te yapıldı.</p>

<p>Mehmet Çağlayan Özkurt’un araştırması, yapı ile eğitim donanımının tamamlanmasını birbirinden ayırıyor. Resul Köse de kitabedeki tarihin bütün mektep ve klinik inşaatlarının sona erdiğini göstermeyeceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Rieder’in 1903 tarihli makalesi bu ayrımı daha da belirginleştiriyor: Yazar, okul binasının yaklaşık bir yıl önce büyük ölçüde tamamlanmış olduğunu söylüyor; makalenin devamında ana binayı bitmiş olarak tanımlarken yerleşkenin diğer bölümlerinde yapılacak çok iş bulunduğunu belirtiyor.</p>

<p>Dolayısıyla 1900, bütün eğitim ve hastane kompleksinin eksiksiz biçimde hizmete girdiği tarih olarak kullanılamaz. Ana yapı, donanım ve klinikler farklı takvimlerle ilerlemiştir.</p>

<p>MALİYET KONUSUNDA NEDEN TEK RAKAMLA YETİNİLMEMELİ?</p>

<p>Cemil Topuzlu’nun hatıralarından aktarılan inşaat bedeli 450 bin altındır. Ancak bu tutarı, bütün ek yapılar ve sonraki donanım harcamaları için tartışmasız bir nihai hesap gibi sunmak doğru olmaz.</p>

<p>Nitekim arşiv temelli araştırmalarda klinik yapıları için ayrıca tahsisatlar görülüyor. Sarı ve Akgün’ün çalışması, 7 Ekim 1899’da klinik barakalar için 121.458 lira ayrıldığını kaydediyor.</p>

<p>Bu rakamlar, kapsamları ve birbirleriyle ilişkileri kesinleştirilmeden toplanamaz. Projenin mali geçmişi, ana bina ile klinik ve donanım harcamalarının ayrı ayrı izlenmesini gerektiriyor.</p>

<p>6 KASIM 1903: HAYDARPAŞA’DA AÇILIŞ GÜNÜ</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin resmî açılışı, II. Abdülhamid’in doğum günü kutlamasına denk getirilen 6 Kasım 1903 Cuma günü gerçekleştirildi.</p>

<p>Dönemin gazetelerine dayanan anlatımlarda öğrencilerin deniz cephesindeki giriş çevresinde sıralandığı, mezunların büyük merdivende yer aldığı belirtiliyor.</p>

<p>Açılışla görevlendirilen Askerî Mektepler Nazırı Zeki Paşa ile Şehremini Rıdvan Paşa, Kavak İskelesi üzerinden mektebe ulaştı. Konuşmalar ve duaların ardından bina gezildi; katılımcılara şeker, şerbet ve kahve ikram edildi.</p>

<p>Bu ayrıntılar, açılışın devlet görevlileri, hocalar ve öğrencilerin katıldığı geniş bir tören olduğunu gösteriyor. Törene ilişkin haberler İkdam, Servet ve Servet-i Fünun gibi yayınlarda yer buldu.</p>

<p>AÇILIŞ İLE BÜTÜN SINIFLARDA EĞİTİMİN BAŞLAMASI AYNI ŞEY MİYDİ?</p>

<p>Rieder’in açılıştan yaklaşık bir ay sonra yayımlanan Almanca makalesi burada önemli bir ayrıntı veriyor.</p>

<p>Yazar, Kuleli’deki tıbbi hazırlık okulundan 500, İstanbul’daki eski ana mektepten 700 öğrencinin yeni binaya taşındığını bildiriyor. Bütün sınıflarda eğitimin yeni ders yılında, Şubat 1904’te başlayacağını belirtiyor.</p>

<p>Bu, yazının yayımlandığı tarihte duyurulan eğitim takvimidir. Dolayısıyla 6 Kasım 1903 resmî açılışını, bütün sınıfların aynı gün yeni programla derslere başladığı şeklinde anlatmak kaynakların verdiği ayrıntıyı ortadan kaldırır.</p>

<p>Rieder ayrıca iki katlı 15 hastane pavyonunu içeren bir plan tarif ediyor. Ancak planlanan yapıların tamamının bitmediğini, inşaatın mevcut mali kaynaklara göre aşama aşama sürdürüleceğini açıkça yazıyor.</p>

<p>1904’TE DE DEVAM EDEN TAMAMLAMA ÇALIŞMALARI</p>

<p>Açılışın ardından eğitim altyapısına ilişkin ihtiyaçlar gündemde kaldı.</p>

<p>25 Ocak 1904 tarihli Rieder raporunu ele alan araştırmalarda; anatomi çalışmaları için gerekli mekân ve araçlar, kadavra masaları, iskeletler, ısıtma, aydınlatma, havalandırma ve kanalizasyon düzenlemeleri gibi ihtiyaçlar sıralanıyor.</p>

<p>Elif Gültekin’in çalışması da kimyahane donanımının tamamlanmasının ve çeşitli teknik düzenlemelerin sonraki yıllara uzandığını gösteriyor.</p>

<p>Böylece “inşaatın bitişi” için üç ayrı düzey ortaya çıkıyor: Ana binanın tamamlanması, 1903’te resmî açılışın yapılması ve eğitim-hastane düzeninin sonraki yıllarda geliştirilmesi. Başlangıçta tasarlanan geniş yerleşkenin bütün unsurları ise aynı kapsamda hayata geçirilemedi.</p>

<p>ÜSKÜDAR’IN SİLUETİNDE YAŞAYAN EĞİTİM MİRASI</p>

<p>Haydarpaşa’daki yapı, 1909’da askerî ve sivil tıp okullarının birleşmesine ev sahipliği yaptı. 1933 Üniversite Reformu sonrasında Haydarpaşa Lisesi tarafından kullanıldı; 1983’te Marmara Üniversitesi’ne, 2015’te Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ne tahsis edildi.</p>

<p>Bugün Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye bakıldığında görülen anıtsal cephe, uzun bir yapım ve eğitim tarihinin dış yüzünü oluşturuyor. Bu tarihin içinde II. Abdülhamid’in kurucu iradesi, Rıza Paşa’nın yürüttüğü çalışmalar, Vallaury ile D’Aronco’nun tasarımları, Osmanlı mühendislerinin sorumluluğu ve Rieder’in eğitim düzenlemeleri bulunuyor.</p>

<p>Taşları omuzlarında yukarı taşıyan işçilerin emeği de aynı tarihin parçası. Üsküdar kıyısında yükselen mektebin hikâyesi, bütün bu insanların çalışmalarıyla tamamlanıyor.</p>

<p><br />
KAYNAKLAR</p>

<p>1. Robert Rieder Pascha. “Medizinische Reformbestrebungen der Türkei. Zur Eröffnung der neuen Militär-Medizinschule in Haidar-Pascha.” Deutsche Medizinische Wochenschrift, 10 Aralık 1903, 29(50), s. 956–959. Almanca makalenin açık erişimdeki tam metni.</p>

<p>2. Hamburgischer Correspondent. “Deutsche Krankenpflege in der Türkei.” 26 Temmuz 1899, akşam nüshası eki. Hamburg Devlet ve Üniversite Kütüphanesi dijital gazete koleksiyonu.</p>

<p>3. Giuseppe Miano. “D’Aronco, Raimondo Tommaso.” Dizionario Biografico degli Italiani, cilt 32, Treccani, 1986.</p>

<p>4. Resul Köse. “Mekteb-i Tıbbiye’nin Haydarpaşa’ya Nakli ve Açılışı (1903).” Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hemşirelik Dergisi, 2019, 1(1), s. 53–60.</p>

<p>5. Nil Sarı ve Burhan Akgün. “Haydarpaşa’da Âbidevî Eser: Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane.” Uluslararası Üsküdar Sempozyumu VII, cilt I, Üsküdar Belediyesi, 2014, s. 192–206.</p>

<p>6. Elif Gültekin. “Haydarpaşa Tıbbiyesinin Geçirdiği İç Mekân Dönüşümleri (1895–1933).” History Studies, 2019, 11(4), s. 1205–1221.</p>

<p>7. Ahmet Zeki İzgöer. “Dr. Besim Ömer Paşa’nın Nevsâl-i Âfiyet’inde Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane.” Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hemşirelik Dergisi, 2019, 1(2), s. 128–146.</p>

<p>8. Mehmet Çağlayan Özkurt. “Haydarpaşa Mekteb-i Tıbbiye Binasının Konumunun Belirlenmesindeki Faktörler Üzerine Bir Deneme.” Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi, 2016, 3(6), s. 46–59.</p>

<p>9. Sağlık Bilimleri Üniversitesi kurumsal tarihçesi ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi tarihçesi.</p>

<p>Kaynak notu: Osmanlı arşiv belgeleri ve Osmanlıca gazete haberleri, bunları inceleyen akademik çalışmalar üzerinden değerlendirilmiştir. Rieder’in 1903 tarihli Almanca makalesi ile 1899 tarihli Hamburg gazetesi doğrudan incelenmiştir. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/anadolunun-tasi-avrupanin-demiri-mekteb-i-tibbiye-i-sahanenin-yapim-hikayesi</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1457.jpeg" type="image/jpeg" length="22391"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[D-dimer Kaç Olmalı? 500, 1000, 2000 ve 5000 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/d-dimer-kac-olmali-500-1000-2000-ve-5000-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/d-dimer-kac-olmali-500-1000-2000-ve-5000-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[D-dimer, oluşup parçalanan fibrin pıhtılarından ortaya çıkan ürünleri ölçer. Bazı FEU testlerinde 500 ng/mL eşik kullanılır; 1000, 2000 ve 5000 gibi sonuçlar tek başına pıhtı tanısı koydurmaz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>D-DİMER NEDİR?</p>

<p>D-dimer, vücutta oluşmuş çapraz bağlı fibrinin parçalanması sırasında ortaya çıkan bir üründür. Derin ven trombozu ve pulmoner emboli şüphesinde özellikle pıhtıyı dışlamaya yardımcı olmak amacıyla kullanılır.</p>

<p>D-dimer yüksekliği tek başına “damarda pıhtı var” anlamına gelmez. Enfeksiyon, inflamasyon, gebelik, ileri yaş, ameliyat, travma, kanama, kanser ve karaciğer hastalıklarında da yükselebilir.</p>

<p>D-DİMER KAÇ OLMALI?</p>

<p>D-dimer için kullanılan yöntem ve birim mutlaka bilinmelidir.</p>

<p>Örneğin Mayo Clinic Laboratories'in kullandığı yöntemde 500 ng/mL FEU ve altı normal kabul edilir. Ancak farklı laboratuvarlarda FEU veya DDU birimleri ve farklı eşikler kullanılabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “D-dimer 500” ifadesi birim görülmeden yorumlanmamalıdır.</p>

<p>D-DİMER 500 NE DEMEK?</p>

<p>500 ng/mL FEU, 500 ng/mL FEU sınırı kullanan bir laboratuvarda üst referans sınırına karşılık gelir.</p>

<p>Düşük veya orta klinik pıhtı olasılığı bulunan uygun bir kişide negatif D-dimer, akut derin ven trombozu veya pulmoner embolinin dışlanmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak yüksek klinik şüphe varsa yalnızca D-dimer sonucuna güvenilmez.</p>

<p>D-DİMER 1000 NE DEMEK?</p>

<p>1000 ng/mL FEU, 500 ng/mL FEU eşik kullanan bir yöntemde yüksek bir sonuçtur.</p>

<p>Ancak “1000 = pıhtı var” denemez. Yakın zamanda geçirilmiş ameliyat, enfeksiyon, travma, gebelik, inflamasyon ve başka birçok durum bu düzeylere yol açabilir.</p>

<p>Kişide ani nefes darlığı, göğüs ağrısı veya tek taraflı bacak şişliği varsa klinik önemi artar.</p>

<p>D-DİMER 2000 NE DEMEK?</p>

<p>2000 ng/mL FEU belirgin yüksek bir D-dimer sonucudur.</p>

<p>Pıhtı olasılığı klinik olarak değerlendirilmelidir ancak sonuç tek başına pulmoner emboli veya derin ven trombozu tanısı değildir.</p>

<p>D-dimer yüksekliğinin derecesi altta yatan hastalığın şiddetiyle bire bir orantılı değildir.</p>

<p>D-DİMER 5000 NE DEMEK?</p>

<p>5000 ng/mL FEU çok belirgin bir yüksekliktir ve nedeninin klinik olarak açıklanması gerekir.</p>

<p>Venöz tromboembolinin yanı sıra ağır enfeksiyon, yaygın inflamasyon, yakın ameliyat veya travma, kanser ve DIC gibi durumlarda da çok yüksek değerler görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle 5000 sonucu “kesin akciğer embolisi” anlamına gelmez. Ancak pıhtı belirtileri veya ciddi genel durum bozukluğu varsa hızlı değerlendirme gerekir.</p>

<p>D-DİMER YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>D-dimerin yükselmesine yol açabilecek durumlar arasında:</p>

<p>Derin ven trombozu</p>

<p>Pulmoner emboli</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yakın ameliyat</p>

<p>Travma</p>

<p>Aktif veya yakın zamanda geçirilmiş kanama</p>

<p>Gebelik</p>

<p>Enfeksiyon ve inflamasyon</p>

<p>Kanser</p>

<p>Karaciğer hastalıkları</p>

<p>İleri yaş</p>

<p>DIC</p>

<p>gibi çok farklı nedenler bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle D-dimer oldukça duyarlı ancak tek başına özgül olmayan bir testtir.</p>

<p>D-DİMER YÜKSEK AMA PIHTI YOKSA NEDEN?</p>

<p>Bu oldukça sık görülebilir.</p>

<p>D-dimer yalnızca venöz tromboembolide yükselmez. Enfeksiyon sırasında veya ameliyat sonrasında pıhtı bulunmadığı halde sonuç belirgin yüksek çıkabilir.</p>

<p>Özellikle yaş ilerledikçe pozitif D-dimer sonuçları daha sık görülür.</p>

<p>D-DİMER YÜKSEKLİĞİ ENFEKSİYONDAN OLUR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Enfeksiyon ve inflamasyon pıhtılaşma ve fibrin yıkım sistemlerini aktive ederek D-dimer düzeylerini yükseltebilir.</p>

<p>Bu nedenle ateşli veya ağır enfeksiyon geçiren bir kişide yüksek D-dimer otomatik olarak damar pıhtısı anlamına gelmez.</p>

<p>YAŞA GÖRE D-DİMER KAÇ OLMALI?</p>

<p>50 yaşından büyük uygun ayaktan hastalarda yaşa göre düzeltilmiş D-dimer eşikleri kullanılabilir.</p>

<p>500 µg/L eşik kullanan FEU testlerinde sık kullanılan formül:</p>

<p>Yaş × 10 µg/L</p>

<p>Örneğin 70 yaşındaki uygun bir kişide yaşa göre eşik 700 µg/L olabilir.</p>

<p>Bu yöntem yalnızca belirli klinik değerlendirme algoritmalarında kullanılır. Kişinin kendi başına laboratuvar sonucuna uygulayacağı genel bir “normal değer hesabı” değildir.</p>

<p>D-DİMER FEU VE DDU NE DEMEK?</p>

<p>D-dimer sonuçları farklı laboratuvarlarda FEU veya DDU şeklinde raporlanabilir.</p>

<p>Bu birimler aynı değildir ve sayısal sonuçlar doğrudan birbirleriyle karşılaştırılmamalıdır.</p>

<p>Örneğin 500 ng/mL FEU eşiği kullanılan bir kaynaktaki rakam, DDU kullanan bir laboratuvar raporuna aynen uygulanamaz.</p>

<p>Sonucu yorumlarken hem sayı hem birim hem de laboratuvar referans sınırı birlikte okunmalıdır.</p>

<p>D-DİMER NORMAL ÇIKARSA PIHTI YOK MU?</p>

<p>Düşük veya orta klinik olasılığı bulunan uygun hastalarda negatif ve yüksek duyarlılıklı D-dimer, DVT veya pulmoner emboliyi dışlamaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak yüksek klinik pıhtı olasılığında negatif D-dimer tek başına yeterli olmayabilir ve görüntüleme gerekebilir.</p>

<p>Bu nedenle D-dimer sonucu her zaman şikâyetler ve klinik risk değerlendirmesiyle birlikte yorumlanır.</p>

<p>D-DİMER YÜKSEKSE TOMOGRAFİ ÇEKİLİR Mİ?</p>

<p>Her yüksek D-dimer sonucu otomatik olarak akciğer tomografisi anlamına gelmez.</p>

<p>Önce pulmoner emboli veya DVT olasılığı klinik olarak değerlendirilir. Hastanın şikâyetleri ve risk düzeyi uygunsa akciğer damarlarını değerlendiren BT anjiyografi veya bacak damar ultrasonu gibi görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir.</p>

<p>D-DİMER NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>D-dimer rakamını doğrudan düşürmeye yönelik bir tedavi yapılmaz.</p>

<p>Pıhtı varsa pıhtı tedavi edilir; enfeksiyon varsa enfeksiyon, inflamasyon varsa altta yatan durum ele alınır.</p>

<p>Yalnızca D-dimer yüksek olduğu için kişinin kendi kendine aspirin veya kan sulandırıcı kullanması tehlikeli olabilir.</p>

<p>D-DİMER NE ZAMAN ACİL DEĞERLENDİRİLMELİ?</p>

<p>D-dimer rakamından çok belirtiler önemlidir.</p>

<p>Ani başlayan nefes darlığı, nefes almakla artan göğüs ağrısı, kanlı balgam, bayılma veya açıklanamayan ciddi çarpıntı pulmoner emboli açısından acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Tek bacakta yeni gelişen şişlik, ağrı, hassasiyet veya belirgin renk değişikliği de derin ven trombozu açısından önemlidir.</p>

<p>Bu belirtiler varsa yalnızca D-dimer sonucunu takip ederek beklenmemelidir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>D-dimer 500 yüksek mi?</p>

<p>Birime ve laboratuvara bağlıdır. 500 ng/mL FEU sınırı kullanan bir laboratuvarda üst sınıra karşılık gelir.</p>

<p>D-dimer 1000 pıhtı mı?</p>

<p>Hayır. Yüksek bir sonuçtur ancak enfeksiyon, gebelik, ameliyat ve inflamasyon gibi pıhtı dışı nedenlerle de görülebilir.</p>

<p>D-dimer 2000 tehlikeli mi?</p>

<p>Belirgin yüksektir ve nedeni değerlendirilmelidir. Ancak tek başına tehlikenin derecesini veya pıhtı bulunduğunu göstermez.</p>

<p>D-dimer 5000 akciğer embolisi mi?</p>

<p>Hayır. Pulmoner embolide görülebilir ancak ağır enfeksiyon, kanser, ameliyat, travma ve DIC gibi başka durumlarda da çok yüksek değerler oluşabilir.</p>

<p>D-dimer yaşa göre değişir mi?</p>

<p>Evet. Yaşla birlikte D-dimer yüksekliği daha sık görülür. 50 yaş üzerindeki uygun hastalarda klinik algoritmalarda yaşa göre düzeltilmiş eşikler kullanılabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>D-dimer yüksekliği tek başına damar pıhtısı tanısı değildir ve yalnızca bu sonuca dayanarak kan sulandırıcı başlanmamalıdır. Ani nefes darlığı, göğüs ağrısı, bayılma veya tek taraflı bacak şişliği varsa D-dimer değerinden bağımsız olarak hızlı tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories — D-Dimer, Plasma</p>

<p>American Society of Hematology — Venous Thromboembolism: Diagnosis Guidelines </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/d-dimer-kac-olmali-500-1000-2000-ve-5000-ne-demek</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 13:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2025/12/genel/kan-tahlilleri.jpg" type="image/jpeg" length="82223"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Samarqandning ilm-fan an’analarida chuqur ildiz otgan chinor: Samarqand davlat tibbiyot universiteti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/samarqandning-ilm-fan-ananalarida-chuqur-ildiz-otgan-chinor-samarqand-davlat-tibbiyot-universiteti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/samarqandning-ilm-fan-ananalarida-chuqur-ildiz-otgan-chinor-samarqand-davlat-tibbiyot-universiteti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samarqand davlat tibbiyot universiteti o‘zining boy tarixiy merosini amaliy ta’lim va xalqaro hamkorlik orqali kelajakka olib bormoqda. SBÜ bilan hamkorlik ota yurtga bo‘lgan mehrni birgalikda shifokorlar tayyorlash maqsadi bilan uyg‘unlashtirmoqda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ahmet Balcı<br />
Tadqiqotchi va yozuvchi</p>

<p>Samarqand davlat tibbiyot universiteti 1930-yilga borib taqaladigan tarixi, klinik ta’lim infratuzilmasi va xalqaro akademik aloqalari bilan O‘zbekistonning sog‘liqni saqlash sohasidagi ko‘p yillik an’analarga ega oliy ta’lim muassasalaridan biri sifatida ajralib turadi. Tarix davomida ilm-fan va madaniyatning muhim markazlaridan bo‘lgan Samarqandda faoliyat yuritayotgan universitet bugun ushbu merosni tibbiyot kadrlarini tayyorlash, ilmiy tadqiqotlar va aholi salomatligiga xizmat qilish orqali davom ettirmoqda.</p>

<p>Universitet rivojida simulyatsion ta’lim, ixtisoslashtirilgan ilmiy markazlar va tashqi baholashga asoslangan sifatni ta’minlash ishlari alohida e’tiborga loyiq. Turkiya bilan yo‘lga qo‘yilgan akademik aloqalarning markazida esa Sog‘liq bilimlari universiteti (SBÜ) turibdi. Ikki universitet hamkorligida faoliyat yuritayotgan SBÜ Samarqand tibbiyot fakulteti tarixiy va madaniy yaqinlikning ta’lim sohasidagi amaliy ifodalaridan biridir.</p>

<p>1930-YILDA BOSHLANGAN TA’LIM YO‘LI</p>

<p>Rasmiy nomi “Samarqand davlat tibbiyot universiteti” bo‘lgan muassasa 1930-yil 7-mayda O‘zbekiston davlat tibbiyot instituti sifatida tashkil etilgan. Yillar davomida sog‘liqni saqlashning turli yo‘nalishlarini qamrab olgan institut O‘zbekiston Prezidentining 2022-yil 1-apreldagi qarori bilan universitet maqomiga ega bo‘ldi.</p>

<p>Shu bois universitetning hozirgi nomi yaqin yillarda berilgani uning yangi tashkil etilganini anglatmaydi. Samarqanddagi tibbiy ta’lim an’anasi to‘qson yildan ortiq akademik tarixga tayanadi.</p>

<p>Universitet tarixida xalqaro ilmiy hamjihatlik izlari ham mavjud. Akademik I. P. Pavlov nomidagi Birinchi Sankt-Peterburg davlat tibbiyot universiteti e’lon qilgan uchrashuv haqidagi ma’lumotda Ikkinchi jahon urushi davrida evakuatsiya qilingan Leningrad harbiy tibbiyot akademiyasi 1942–1944-yillarda Samarqanddagi tibbiyot muassasasida joylashgani eslatiladi. Bu davr turli akademik doiralarning bilim va tajribasi shaharda tutashgan tarixiy bosqichlardan biridir.</p>

<p>Universitetning bugungi tuzilmasi ushbu tarixiy asosga ilmiy salohiyatni, klinik amaliyot imkoniyatlarini va xalqaro ta’lim aloqalarini rivojlantirish maqsadini qo‘shmoqda.</p>

<p>TA’LIM SIFATINI QO‘LLAB-QUVVATLOVCHI AMALIY INFRASTRUKTURA</p>

<p>Tibbiy ta’limda bilimning kasbiy ko‘nikmaga aylanishi talabaning amaliy mashg‘ulot o‘tash imkoniyatlari bilan chambarchas bog‘liq. Samarqand davlat tibbiyot universitetida 2023-yilda faoliyat boshlagan simulyatsiya markazi ana shu ehtiyojga qaratilgan sarmoyalardan biridir.</p>

<p>Uch qavatli binoda joylashgan, 20 ta o‘quv va simulyatsiya xonasiga ega markaz jarrohlik, anesteziologiya va reanimatologiya, akusherlik va ginekologiya, pediatriya, yangi tug‘ilgan chaqaloqlar parvarishi hamda stomatologiya kabi yo‘nalishlarda amaliy mashg‘ulotlar o‘tkazish imkonini beradi. Ta’lim jarayonlarida virtual reallik va kengaytirilgan reallik texnologiyalaridan ham foydalaniladi.</p>

<p>Talabalar klinik vaziyatlar modellashtirilgan sharoitda muolajalarning bosqichlarini o‘rganib, o‘z ko‘nikmalarini takroriy mashqlar orqali mustahkamlashi mumkin. Markazdan bakalavriat talabalari bilan birga mutaxassislik bo‘yicha tahsil olayotganlar va tibbiyot xodimlari ham foydalanadi. Shu tariqa amaliy infratuzilma kasbga tayyorlash bilan bir qatorda kasbiy rivojlanishni ham qo‘llab-quvvatlaydi.</p>

<p>Universitetning ilmiy va klinik bo‘linmalari ushbu tizimni to‘ldiradi. Yuqumli va parazitar kasalliklar, reabilitatsiya, sport tibbiyoti, neyroxirurgiya va neyroreabilitatsiya yo‘nalishlaridagi ishlar ta’limni sog‘liqni saqlash xizmatlari ehtiyojlari bilan bog‘lashga hissa qo‘shmoqda.</p>

<p>INSTITUTSIONAL AKKREDITATSIYA ORQALI TASHQI BAHOLASH</p>

<p>Samarqand davlat tibbiyot universitetining sifatni ta’minlash faoliyatida xalqaro institutsional akkreditatsiya muhim o‘rin tutadi. Yevroosiyo ta’lim va sog‘liqni saqlashda akkreditatsiya hamda sifatni ta’minlash markazi — ECAQA qaroriga ko‘ra, universitet 2025-yil 20-fevraldan 2030-yil 19-fevralgacha bo‘lgan davr uchun institutsional akkreditatsiyadan o‘tgan.</p>

<p>Mazkur qaror muassasaning tegishli ta’lim standartlari doirasida tashqi baholashdan o‘tganini ko‘rsatadi. Akkreditatsiya ta’lim sifatiga oid institutsional jarayonlarni baholash nuqtayi nazaridan ahamiyatlidir. Boshqa mamlakatlarda diplomning tan olinishi yoki kasbiy faoliyat yuritish huquqi esa tegishli davlatlarning qoidalariga muvofiq alohida belgilanadi.</p>

<p>Universitetning Times Higher Education tashkilotining 2026-yilgi barqaror rivojlanishga ta’sirni baholash reytingida umumiy hisobda 301–400-o‘rinlar oralig‘ida, “Salomatlik va farovonlik” yo‘nalishida 82-o‘rinda, “Sifatli ta’lim” yo‘nalishida esa 101–200-o‘rinlar oralig‘ida qayd etilgani ham uning jamiyatga qo‘shayotgan hissasining xalqaro miqyosda namoyon bo‘lishiga xizmat qilmoqda. Birlashgan Millatlar Tashkilotining Barqaror rivojlanish maqsadlariga asoslangan ushbu baholash ilmiy tadqiqotlar bilan birga ta’lim faoliyati va jamiyatga qaratilgan ishlarni ham qamrab oladi.</p>

<p>SBÜ BILAN QO‘SHMA TA’LIM: OTA YURTGA MEHRDAN MUSTAHKAM AKADEMIK ALOQALARGACHA</p>

<p>Sog‘liq bilimlari universiteti bilan Samarqand davlat tibbiyot universiteti o‘rtasidagi hamkorlik ikki mamlakatning akademik tajribasini shifokorlar tayyorlash maqsadi atrofida birlashtirmoqda. SBÜ Samarqand tibbiyot fakulteti talabalar qabuli va ta’lim dasturi orqali davom etayotgan ushbu munosabatlarning institutsional asosini tashkil etadi.</p>

<p>SBÜ rektori, professor, doktor Kemalettin Aydınning ota yurt — O‘zbekistonga bo‘lgan mehri va bu yerdagi oliy ta’lim muassasalari bilan hamkorlikka berayotgan e’tibori sheriklikning insoniy va madaniy jihatlarini mustahkamlamoqda. Samarqandning ilmiy merosiga hurmat yoshlar ta’limi oldidagi mas’uliyat bilan uyg‘unlashmoqda. Shu tariqa tarixiy yaqinlik talabalarning kasbiy kelajagiga ta’sir ko‘rsatadigan hamjihatlikda o‘z ifodasini topmoqda.</p>

<p>Aydınning Samarqand tibbiyot fakultetidagi oq xalat kiyish marosimida bildirgan fikrlari ham ushbu yondashuvni aks ettiradi. SBÜ e’lon qilgan xabarga ko‘ra, Aydın Samarqandning ilm-fan va tibbiyot an’analariga e’tibor qaratib, bu yerda yetishib chiqadigan shifokorlar ikki mamlakatning umumiy kelajagiga xizmat qilishini ta’kidlagan.</p>

<p>Marosimga professor, doktor Kemalettin Aydın va Samarqand davlat tibbiyot universiteti rektori, professor Jasur Alimjanovich Rizayev birgalikda mezbonlik qildi. Ikki mamlakat olimlari ishtirok etgan tadbirda 86 nafar talaba oq xalat kiydi.</p>

<p>Rizayev hamkorlikning mazmunini quyidagi so‘zlar bilan ifodaladi:</p>

<p>“Bir ildizdan, bir sivilizatsiyadan kelib chiqqan ikki xalq bugun ilm-fan, ta’lim va insoniy qadriyatlar yo‘lida yana yonma-yon turibdi.”</p>

<p>Qo‘shma dasturning davomiyligi talabalar qabuli haqidagi e’lonlarda ham aks etmoqda. Samarqand davlat tibbiyot universitetining 2026-yil 26-iyundagi e’lonida SBÜ bilan hamkorlikda amalga oshirilayotgan tibbiy ta’lim dasturi uchun 2026–2027-o‘quv yiliga 100 ta qabul o‘rni ajratilgani bildirildi. Ushbu raqam yangi o‘quv yili uchun e’lon qilingan qabul kvotasini anglatadi.</p>

<p>Ikki rektor qo‘llab-quvvatlayotgan qo‘shma ta’lim ishlari Turkiya va O‘zbekiston o‘rtasidagi akademik aloqalarning izchil davom etishiga hissa qo‘shish bilan birga, talabalarga har ikki mamlakatning ilmiy doiralari bilan aloqa o‘rnatish imkonini beradigan muhit yaratmoqda.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>XALQARO AKADEMIK MOBILLIK</p>

<p>Universitetning xalqaro aloqalari ilmiy anjumanlar va olimlar ishtirokidagi ta’lim tadbirlari orqali ham rivojlanmoqda. O‘zbek tilidagi rasmiy xabarlar bilan bir qatorda Rossiya universitetlari e’lon qilgan ma’lumotlar ham ushbu akademik almashinuvning turli jihatlarini ochib beradi.</p>

<p>2026-yil 15–16-may kunlari o‘tkazilgan 80-Xalqaro talabalar va yosh olimlar konferensiyasi fundamental va amaliy tibbiyot hamda farmatsiya yo‘nalishlarida faoliyat yuritayotgan ishtirokchilarni Samarqandda birlashtirdi.</p>

<p>Kabardin-Bolqor davlat universitetining rus tilidagi xabariga ko‘ra, konferensiyada 47 ta oliy ta’lim va ilmiy tadqiqot muassasasidan 1 200 nafardan ortiq kishi qatnashdi. Ilmiy ishlar 25 ta mavzuli sho‘bada muhokama qilindi, yosh tadqiqotchilar o‘z loyihalari va ilmiy natijalarini taqdim etish imkoniga ega bo‘ldi.</p>

<p>Voronej davlat tibbiyot universitetining xabarida ham ilmiy tadbir va muassasalararo samarali hamkorlikka e’tibor qaratildi. Tashrif doirasida voronejlik olimlarning Samarqanddagi talabalarga ma’ruzalar o‘qishi va amaliy mashg‘ulotlar o‘tkazishi ushbu aloqalarning ta’lim jarayonidagi amaliy natijasini ko‘rsatdi.</p>

<p>O‘zbekiston Milliy axborot agentligi — O‘zAning 2025-yil noyabr oyidagi xabarida Zhejiang universiteti tibbiyot fakultetidan kelgan delegatsiya bilan onkologiya tadqiqotlari, innovatsion texnologiyalar va almashinuv dasturlari muhokama qilingani bildirildi. Moskvadagi MISIS universiteti bilan imzolangan memorandum doirasida esa biotibbiyot muhandisligi va qo‘shma ilmiy ishlar masalalari ko‘rib chiqildi.</p>

<p>JASUR RIZAYEVNING KASBIY BILIMI VA BOSHQARUV TAJRIBASI</p>

<p>2020-yildan buyon rektor lavozimida faoliyat yuritayotgan professor Jasur Alimjanovich Rizayev stomatolog va olim sifatida, shuningdek, sog‘liqni saqlash hamda oliy ta’lim muassasalaridagi boshqaruv tajribasi bilan tanilgan.</p>

<p>Universitetning o‘zbek va rus tillaridagi tarjimayi hol ma’lumotlariga ko‘ra, Rizayev 1996-yilda Birinchi Toshkent davlat tibbiyot institutini tamomlagan va stomatologiya yo‘nalishida klinik mutaxassislik ta’limini olgan. Uning ilmiy izlanishlari parodont kasalliklarining klinik xususiyatlari, ularni davolash va oldini olish masalalariga qaratilgan. Klinik muassasalardagi rahbarlik faoliyatidan so‘ng, 2016-yilda Toshkent davlat stomatologiya instituti rektori etib tayinlangan.</p>

<p>Samarqanddagi faoliyati davomida universitetning xalqaro ta’lim aloqalari va qo‘shma ishlarini rivojlantirishda ishtirok etdi. Buxoro davlat tibbiyot institutining 2025-yil sentabr oyidagi xabarida u O‘zbekistondagi tibbiyot oliy ta’lim muassasalari rektorlari yig‘ilishini kengash raisi sifatida boshqargani qayd etilgan. Yig‘ilish kun tartibidan klinik ta’lim sifati, talabalarning amaliy ko‘nikmalari va qo‘shma dasturlar o‘rin olgan.</p>

<p>Rizayevning boshqaruv tajribasi professor-o‘qituvchilar jamoasining mehnati va xalqaro hamkorlarning hissasi bilan birgalikda universitetning institutsional rivojini qo‘llab-quvvatlovchi omillar qatorida turadi.</p>

<p>KAMPUSDAN JAMIYATGA QADAR YETIB BORADIGAN XIZMAT</p>

<p>Samarqand davlat tibbiyot universitetining faoliyati auditoriyalar va ilmiy markazlar bilan cheklanmaydi. 2025-yil fevral oyidagi o‘zbekcha rasmiy xabarda universitetning umumiy jarrohlik mutaxassislari Samarqand viloyatining Bulung‘ur tumanida endoskopik va laparoskopik operatsiyalar o‘tkazgani bildirildi. Ushbu ishlar mutaxassislar tajribasining tuman darajasidagi tibbiy xizmatlarga tatbiq etilishiga misol bo‘la oladi.</p>

<p>Talabalar hayotini yaxshilashga qaratilgan sarmoyalar ham akademik rivojlanishni to‘ldirmoqda. 2026-yil avgust oyida foydalanishga topshirilgan 500 o‘rinli talabalar turar joyi yashash imkoniyatlarini kengaytirdi. Shu oyda tashkil etilgan xalqaro yozgi maktabda esa besh mamlakatdagi qariyb 20 ta tibbiyot oliy ta’lim muassasasidan 50 nafarga yaqin talaba ishtirok etdi. Ilmiy taqdimotlar, birinchi yordam ko‘rsatish musobaqalari va amaliy mashg‘ulotlar yoshlarga tengdoshlari bilan tajriba almashish imkonini berdi.</p>

<p>1930-yilda boshlangan ushbu ta’lim yo‘li bugun klinik ko‘nikmalarni shakllantirishdan xalqaro tadqiqotlargacha bo‘lgan keng faoliyat doirasida davom etmoqda. Samarqand davlat tibbiyot universiteti o‘tmishdan meros bo‘lib kelgan bilim va tajribani yangi avlodlarga yetkazar ekan, SBÜ bilan hamkorligi orqali Turkiya va O‘zbekiston o‘rtasidagi do‘stlik uchun mustahkam ta’lim poydevorini yaratmoqda.</p>

<p>MANBALAR</p>

<p>1. Samarqand davlat tibbiyot universiteti: o‘zbek, rus va ingliz tillaridagi tarixiy ma’lumotlar, rektor tarjimayi holi, ta’lim markazlari va universitet faoliyatiga oid rasmiy xabarlar.<br />
2. Sog‘liq bilimlari universiteti: Samarqand tibbiyot fakulteti va oq xalat kiyish marosimiga oid rasmiy ma’lumotlar.<br />
3. ECAQA akkreditatsiya qarori; Times Higher Education baholashi; Kabardin-Bolqor va Voronej universitetlarining rus tilidagi xabarlari; O‘zbekiston Milliy axborot agentligi — O‘zAning hamkorlik haqidagi xabari.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/samarqandning-ilm-fan-ananalarida-chuqur-ildiz-otgan-chinor-samarqand-davlat-tibbiyot-universiteti</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 12:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1454.jpeg" type="image/jpeg" length="74579"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Semerkand’ın İlim Geleneğinde Köklü Bir Çınar: Semerkand Devlet Tıp Üniversitesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/semerkandin-ilim-geleneginde-koklu-bir-cinar-semerkand-devlet-tip-universitesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/semerkandin-ilim-geleneginde-koklu-bir-cinar-semerkand-devlet-tip-universitesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Semerkand Devlet Tıp Üniversitesi, 1930’a uzanan tarihçesi, uygulamalı eğitim altyapısı ve uluslararası akreditasyonuyla öne çıkıyor. SBÜ iş birliği, iki ülkenin tıp eğitimi birikimini buluşturuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ahmet Balcı</p>

<p>Araştırmacı/Yazar</p>

<p>Semerkand Devlet Tıp Üniversitesi, 1930’a uzanan geçmişi, klinik eğitim altyapısı ve uluslararası akademik ilişkileriyle Özbekistan’ın sağlık alanındaki köklü yükseköğretim kurumlarından biri olarak öne çıkıyor. Tarih boyunca bilim ve kültürün önemli merkezlerinden olan Semerkand’da faaliyet gösteren üniversite, bugün bu birikimi sağlık çalışanlarının yetiştirilmesine, araştırmaya ve toplum sağlığına yönelik hizmetlere taşıyor.</p>

<p>Kurumun gelişiminde simülasyon eğitimi, uzmanlaşmış araştırma merkezleri ve dış değerlendirmeye dayalı kalite çalışmaları dikkat çekiyor. Türkiye ile kurulan akademik ilişkinin merkezinde ise Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) bulunuyor. İki üniversitenin ortaklığıyla faaliyet gösteren SBÜ Semerkant Tıp Fakültesi, tarihî ve kültürel yakınlığın eğitim alanındaki somut karşılıklarından birini oluşturuyor.</p>

<p>1930’DA BAŞLAYAN EĞİTİM YOLCULUĞU</p>

<p>Özbekçe resmî adı “Samarqand davlat tibbiyot universiteti” olan kurum, 7 Mayıs 1930’da Özbekistan Devlet Tıp Enstitüsü olarak kuruldu. Yıllar içinde farklı sağlık disiplinlerini kapsayan bir yapıya ulaşan enstitü, 1 Nisan 2022 tarihli Özbekistan Cumhurbaşkanlığı kararıyla üniversite statüsü kazandı.</p>

<p>Bu nedenle üniversitenin bugünkü adının yakın dönemde alınmış olması, kurumun yeni kurulduğu anlamına gelmiyor. Semerkand’daki tıp eğitimi geleneği, doksan yılı aşan bir akademik geçmişe dayanıyor.</p>

<p>Üniversitenin tarihçesi, uluslararası bilimsel dayanışmanın izlerini de taşıyor. Birinci Pavlov St. Petersburg Devlet Tıp Üniversitesinin yayımladığı görüşme kaydında, İkinci Dünya Savaşı sırasında tahliye edilen Leningrad Askerî Tıp Akademisinin 1942–1944 yıllarında Semerkand’daki tıp kurumunda bulunduğu hatırlatılıyor. Bu dönem, farklı akademik çevrelerin bilgi ve deneyimlerinin şehirde buluştuğu tarihî kesitlerden birini oluşturuyor.</p>

<p>Bugünkü üniversite yapılanması, bu geçmişin üzerine araştırma kapasitesini, klinik uygulama olanaklarını ve uluslararası eğitim ilişkilerini geliştirme hedefini ekliyor.</p>

<p>EĞİTİM KALİTESİNİ DESTEKLEYEN UYGULAMA ALTYAPISI</p>

<p>Tıp eğitiminde bilginin mesleki beceriye dönüşmesi, öğrencinin uygulama yapabildiği ortamlarla yakından ilişkili. Semerkand Devlet Tıp Üniversitesinde 2023’te faaliyete geçen simülasyon merkezi, bu ihtiyaca yönelik yatırımlar arasında yer alıyor.</p>

<p>Üç katlı binada 20 eğitim ve simülasyon sınıfı bulunan merkez; cerrahi, anesteziyoloji ve resüsitasyon, kadın hastalıkları ve doğum, pediatri, yenidoğan bakımı ve diş hekimliği gibi alanlarda uygulama imkânı sunuyor. Sanal gerçeklik ve genişletilmiş gerçeklik teknolojileri de eğitim süreçlerinde kullanılıyor.</p>

<p>Öğrenciler, klinik durumların canlandırıldığı ortamlarda işlem basamaklarını çalışabiliyor ve becerilerini tekrar edebiliyor. Merkezden lisans öğrencilerinin yanı sıra uzmanlık eğitimi alanlar ve sağlık çalışanları da yararlanıyor. Böylece uygulama altyapısı, mesleğe hazırlıkla birlikte mesleki gelişimi de destekliyor.</p>

<p>Üniversitenin araştırma ve klinik birimleri bu yapıyı tamamlıyor. Enfeksiyon ve paraziter hastalıklar, rehabilitasyon, spor hekimliği, nöroşirürji ve nörorehabilitasyon alanlarındaki çalışmalar, eğitim ile sağlık hizmetlerinin ihtiyaçları arasında bağ kurulmasına katkı sağlıyor.</p>

<p>KURUMSAL AKREDİTASYONLA DIŞ DEĞERLENDİRME</p>

<p>Semerkand Devlet Tıp Üniversitesinin kalite güvencesi çalışmalarında uluslararası kurumsal akreditasyon önemli bir yer tutuyor. Avrasya Eğitim ve Sağlıkta Akreditasyon ve Kalite Güvencesi Merkezi ECAQA’nın kararına göre üniversite, 20 Şubat 2025–19 Şubat 2030 dönemi için kurumsal akreditasyon aldı.</p>

<p>Bu karar, kurumun ilgili eğitim standartları çerçevesinde dış değerlendirmeden geçtiğini gösteriyor. Akreditasyon, eğitim kalitesine ilişkin kurumsal süreçlerin değerlendirilmesi bakımından anlam taşıyor; farklı ülkelerde diploma denkliği veya mesleği icra etme hakkı ise ilgili ülkelerin kurallarına göre ayrıca belirleniyor.</p>

<p>Üniversitenin Times Higher Education’ın 2026 sürdürülebilirlik etki değerlendirmesinde genel tabloda 301–400 bandında, “Sağlık ve İyi Oluş” alanında 82. sırada, “Nitelikli Eğitim” alanında 101–200 bandında bulunması da toplumsal katkısının uluslararası görünürlüğünü destekliyor. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını esas alan bu değerlendirme, araştırmanın yanında eğitim faaliyetlerini ve topluma yönelik çalışmaları da ele alıyor.</p>

<p>SBÜ İLE ORTAK EĞİTİM: ATAYURT SEVGİSİNDEN KALICI AKADEMİK BAĞLARA</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi ile Semerkand Devlet Tıp Üniversitesi arasındaki ortaklık, iki ülkenin akademik birikimini hekim yetiştirme hedefinde buluşturuyor. SBÜ Semerkant Tıp Fakültesi, bu ilişkinin öğrenci kabulü ve eğitim programıyla sürdürülen kurumsal zeminini oluşturuyor.</p>

<p>SBÜ Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın’ın atayurt Özbekistan’a duyduğu sevgi ve buradaki yükseköğretim kurumlarıyla iş birliğine verdiği önem, ortaklığın insani ve kültürel boyutunu güçlendiriyor. Semerkand’ın ilim mirasına duyulan saygı, gençlerin eğitimine yönelik sorumlulukla birleşiyor. Böylece tarihî yakınlık, öğrencilerin mesleki geleceğine dokunan bir dayanışmada karşılık buluyor.</p>

<p>Aydın’ın Semerkant Tıp Fakültesinin beyaz önlük törenindeki mesajları da bu yaklaşımı yansıtıyor. SBÜ’nün yayımladığı habere göre Aydın, Semerkand’ın ilim ve tıp geleneğine dikkat çekerek burada yetişecek hekimlerin iki ülkenin ortak geleceğine hizmet edeceğini vurguladı.</p>

<p>Törene Prof. Dr. Kemalettin Aydın ile Semerkand Devlet Tıp Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Jasur Alimjanovich Rizayev birlikte ev sahipliği yaptı. İki ülkeden akademisyenlerin katıldığı törende 86 öğrenci beyaz önlük giydi.</p>

<p>Rizayev, ortaklığın anlamını şu sözlerle dile getirdi:</p>

<p>“Aynı kökten, aynı medeniyetten gelen iki millet bugün yeniden bilimde, eğitimde ve insani değerlerde yan yana durmaktadır.”</p>

<p>Ortak programın devamlılığı, öğrenci kabul duyurularına da yansıyor. Semerkand Devlet Tıp Üniversitesinin 26 Haziran 2026 tarihli ilanında, SBÜ ile yürütülen tıp eğitimi için 2026–2027 akademik yılında 100 kontenjan açıklandı. Bu sayı, yeni dönem için ilan edilen öğrenci kabul kapasitesini ifade ediyor.</p>

<p>İki rektörün desteklediği ortak eğitim çalışmaları, Türkiye ile Özbekistan arasındaki akademik ilişkilerin sürekliliğine katkı sunarken öğrenciler için de iki ülkenin bilim çevreleriyle temas kurabilecekleri bir ortam oluşturuyor.</p>

<p>ULUSLARARASI AKADEMİK HAREKETLİLİK</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üniversitenin uluslararası ilişkileri, bilimsel toplantılar ve akademisyenlerin katıldığı eğitim faaliyetleriyle de gelişiyor. Özbekçe kurumsal duyuruların yanında Rus üniversitelerinin yayımladığı değerlendirmeler, bu hareketliliğin farklı boyutlarını ortaya koyuyor.</p>

<p>15–16 Mayıs 2026’da düzenlenen 80. Uluslararası Öğrenci ve Genç Bilim İnsanları Konferansı, temel ve uygulamalı tıp ile eczacılık alanlarında çalışan katılımcıları Semerkand’da buluşturdu.</p>

<p>Kabardino-Balkarya Devlet Üniversitesinin Rusça açıklamasına göre konferansa 47 yükseköğretim ve araştırma kurumundan 1.200’ü aşkın kişi katıldı. Çalışmalar 25 tematik bölümde ele alındı; genç araştırmacılar projelerini ve bilimsel bulgularını paylaşma fırsatı buldu.</p>

<p>Voronej Devlet Tıp Üniversitesinin değerlendirmesinde de bilimsel organizasyona ve kurumlar arasındaki iş birliğine yer verildi. Ziyaret kapsamında Voronejli akademisyenlerin Semerkand’daki öğrencilere dersler vermesi ve uygulamalı eğitimler gerçekleştirmesi, bu ilişkilerin sınıf içindeki karşılığını gösterdi.</p>

<p>Özbekistan Millî Haber Ajansı UzA’nın Kasım 2025 tarihli haberinde ise Zhejiang Üniversitesi Tıp Fakültesinden gelen heyetle onkoloji araştırmaları, yenilikçi teknolojiler ve değişim programlarının görüşüldüğü bildirildi. Moskova’daki MISIS Üniversitesiyle imzalanan mutabakat kapsamında da biyomedikal mühendislik ve ortak bilimsel çalışmalar gündeme geldi.</p>

<p>JASUR RİZAYEV’İN MESLEKİ BİRİKİMİ VE YÖNETİM DENEYİMİ</p>

<p>2020’den bu yana rektörlük görevini yürüten Prof. Dr. Jasur Alimjanovich Rizayev, diş hekimi ve akademisyen kimliğinin yanında sağlık ve yükseköğretim kurumlarındaki yöneticilik deneyimiyle tanınıyor.</p>

<p>Üniversitenin Özbekçe ve Rusça özgeçmiş kayıtlarına göre 1996’da Birinci Taşkent Devlet Tıp Enstitüsünden mezun olan Rizayev, diş hekimliği alanında klinik uzmanlık eğitimi aldı. Bilimsel çalışmalarını periodontal hastalıkların klinik özellikleri, tedavisi ve önlenmesi üzerinde yoğunlaştırdı. Klinik yöneticiliğinin ardından 2016’da Taşkent Devlet Diş Hekimliği Enstitüsü Rektörlüğüne getirildi.</p>

<p>Semerkand’daki görevi sırasında kurumun uluslararası eğitim ilişkilerinin ve ortak çalışmalarının geliştirilmesinde rol üstlendi. Buhara Devlet Tıp Enstitüsünün Eylül 2025 tarihli açıklamasında, Özbekistan’daki tıp yükseköğretim kurumları rektörlerinin toplantısını konsey başkanı sıfatıyla yönettiği belirtildi. Toplantının gündeminde klinik eğitim kalitesi, öğrencilerin uygulama becerileri ve ortak programlar yer aldı.</p>

<p>Rizayev’in yönetim deneyimi, akademik kadronun emeği ve uluslararası ortakların katkılarıyla birlikte üniversitenin kurumsal gelişimini destekleyen unsurlar arasında bulunuyor.</p>

<p>KAMPÜSTEN TOPLUMA UZANAN HİZMET</p>

<p>Semerkand Devlet Tıp Üniversitesinin faaliyetleri derslikler ve araştırma merkezleriyle sınırlı kalmıyor. Şubat 2025 tarihli Özbekçe kurumsal duyuruda, üniversitenin genel cerrahi uzmanlarının Semerkand bölgesindeki Bulung‘ur ilçesinde endoskopik ve laparoskopik ameliyatlar gerçekleştirdiği bildirildi. Bu çalışmalar, uzmanlık birikiminin ilçe düzeyindeki sağlık hizmetlerine aktarılmasına örnek oluşturuyor.</p>

<p>Öğrenci yaşamına yönelik yatırımlar da akademik gelişimi tamamlıyor. Ağustos 2026’da hizmete açılan 500 kişilik yurt, barınma kapasitesine katkı sağladı. Aynı ay düzenlenen uluslararası yaz okulunda ise beş ülkeden yaklaşık 20 tıp yükseköğretim kurumunu temsilen 50’ye yakın öğrenci bir araya geldi. Bilimsel sunumlar, ilk yardım yarışmaları ve uygulamalı eğitimler, gençlerin akranlarıyla deneyim paylaşmasına imkân verdi.</p>

<p>1930’da başlayan bu eğitim yolculuğu, bugün klinik beceri eğitiminden uluslararası araştırmalara uzanan geniş bir faaliyet alanıyla sürüyor. Semerkand Devlet Tıp Üniversitesi, geçmişten devraldığı birikimi yeni kuşaklara aktarırken SBÜ ile yürüttüğü ortaklık sayesinde Türkiye ile Özbekistan arasındaki dostluğa kalıcı bir eğitim zemini kazandırıyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Semerkand Devlet Tıp Üniversitesi: Özbekçe, Rusça ve İngilizce tarihçe, rektör özgeçmişi, eğitim merkezleri ve kurumsal faaliyet duyuruları.<br />
2. Sağlık Bilimleri Üniversitesi: Semerkant Tıp Fakültesi ve beyaz önlük törenine ilişkin kurumsal açıklamalar.<br />
3. ECAQA akreditasyon kararı; Times Higher Education değerlendirmesi; Kabardino-Balkarya ve Voronej üniversitelerinin Rusça açıklamaları; Özbekistan Millî Haber Ajansı UzA’nın iş birliği haberi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/semerkandin-ilim-geleneginde-koklu-bir-cinar-semerkand-devlet-tip-universitesi</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1453.jpeg" type="image/jpeg" length="70569"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Polis Olmak İçin Boy ve Kilo Kaç Olmalı? POMEM–PMYO Şartları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/polis-olmak-icin-boy-ve-kilo-kac-olmali-pomem-pmyo-sartlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/polis-olmak-icin-boy-ve-kilo-kac-olmali-pomem-pmyo-sartlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Polis olmak için boy ve kilo kaç olmalı? POMEM ve PMYO’da kadın-erkek boy sınırı, BKİ şartı, kilo hesabı ve sınırda kalan adayların merak ettiklerini inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Polis Olmak İçin Boy ve Kilo Kaç Olmalı? POMEM–PMYO Şartları</p>

<p>Polis olmak isteyen adayların başvuru şartlarında en fazla araştırdığı konuların başında boy ve kilo geliyor.</p>

<p>“Polislik boy sınırı kaç?”, “Kadınlarda POMEM boy sınırı nedir?”, “Erkeklerde PMYO için kaç santimetre olmak gerekiyor?”, “Polislikte kilo sınırı kaç?” ve “BKİ nasıl hesaplanır?” soruları adayların en sık yanıt aradığı başlıklar arasında.</p>

<p>Polislikte boy ve kilo iki farklı şekilde değerlendiriliyor.</p>

<p>Boy için asgari santimetre sınırı bulunuyor.</p>

<p>Kilo değerlendirmesinde ise tek bir kilogram sınırı yerine beden kitle indeksi, yani BKİ kullanılıyor.</p>

<p>ERKEKLERDE POLİSLİK BOY SINIRI KAÇ?</p>

<p>Polis Akademisinin öğrenci alımlarında erkek adaylar için aranan temel boy şartı en az 167 santimetre.</p>

<p>Bu nedenle 167 santimetre sınır değer olarak önem taşıyor.</p>

<p>Adayın yalnızca “yaklaşık 167’yim” demesi yerine resmi ölçüm sonucu esas alınıyor.</p>

<p>KADINLARDA POLİSLİK BOY SINIRI KAÇ?</p>

<p>Kadın adaylarda temel asgari boy sınırı 162 santimetre.</p>

<p>Dolayısıyla kadın aday açısından 162 santimetre kritik sınır.</p>

<p>Ancak boy şartını karşılamak tek başına yeterli değil.</p>

<p>Adayın beden kitle indeksinin de başvuru kriterleri içerisinde bulunması gerekiyor.</p>

<p>POMEM BOY SINIRI KAÇ?</p>

<p>POMEM başvurularında erkek adayların en az 167 santimetre, kadın adayların ise en az 162 santimetre boyunda olması şartı aranıyor.</p>

<p>Başvurulan dönemin resmi POMEM kılavuzu esas alınmalı.</p>

<p>Çünkü adaylık şartları her alım döneminde yayımlanan resmi duyuru ve kılavuz üzerinden kesinleşiyor.</p>

<p>PMYO BOY SINIRI KAÇ?</p>

<p>PMYO adaylarında da yayımlanan öğrenci alım şartlarında kadın ve erkek adaylar için asgari boy kriterleri bulunuyor.</p>

<p>Adayların başvurdukları yıl yayımlanan Polis Akademisi duyurusundaki ölçüleri esas almaları gerekiyor.</p>

<p>Önceki yıllardaki ilanların güncel başvurunun yerine kullanılması doğru değil.</p>

<p>POLİSLİKTE KİLO SINIRI KAÇ?</p>

<p>Polislikte “erkek en fazla şu kadar kilo olabilir” veya “kadın en az şu kadar kilo olmalı” şeklinde herkese uygulanabilecek tek kilogram sınırı bulunmuyor.</p>

<p>Çünkü kilo boyla birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Bunun için beden kitle indeksi kullanılıyor.</p>

<p>Dolayısıyla 170 santimetre boyundaki adayla 190 santimetre boyundaki aday için aynı kilo sınırını kullanmak mümkün değil.</p>

<p>POMEM VE PMYO’DA BKİ KAÇ OLMALI?</p>

<p>Polis Akademisinin aday şartlarında beden kitle indeksinin 18 dahil ile 27 dahil arasında olması aranıyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle:</p>

<p>18’in altında olmamalı.</p>

<p>27’nin üzerinde olmamalı.</p>

<p>18 ve 27 sınır değerleri aralığa dahil.</p>

<p>Ancak adaylar başvurdukları dönemin resmi kılavuzunu mutlaka kontrol etmeli.</p>

<p>BKİ NASIL HESAPLANIR?</p>

<p>Beden kitle indeksi kilogram cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle hesaplanır.</p>

<p>Formül şöyledir:</p>

<p>BKİ = Kilo / Boy²</p>

<p>Örneğin 1,75 metre boyunda ve 70 kilogram ağırlığındaki bir aday için:</p>

<p>70 / (1,75 × 1,75)</p>

<p>yaklaşık 22,9 BKİ elde edilir.</p>

<p>Bu değer 18–27 aralığındadır.</p>

<p>170 CM BOYUNDA BİR ADAY KAÇ KİLO OLMALI?</p>

<p>1,70 metre boy için BKİ 18–27 aralığı yaklaşık olarak 52–78 kilogramlık matematiksel bir aralığa karşılık gelir.</p>

<p>Ancak resmi ölçümde küsuratlar ve ölçüm yöntemleri önem taşıyabileceğinden adayların sınırda kalmamaya dikkat etmesi mantıklıdır.</p>

<p>175 CM BOYUNDA BİR ADAY KAÇ KİLO OLMALI?</p>

<p>1,75 metre boy için BKİ 18–27 aralığı matematiksel olarak yaklaşık 55–83 kilogram arasına karşılık gelir.</p>

<p>Bu yalnızca BKİ formülünden yapılan matematiksel hesaplamadır.</p>

<p>Resmi değerlendirmede ölçülen gerçek boy ve kilo esas alınır.</p>

<p>180 CM BOYUNDA BİR ADAY KAÇ KİLO OLMALI?</p>

<p>1,80 metre boy için aynı hesap yaklaşık 58–87 kilogram aralığı verir.</p>

<p>Bu örnekler adayın kendi durumunu anlamasını kolaylaştırmak içindir.</p>

<p>Resmi değerlendirmede Polis Akademisinin güncel başvuru kriterleri uygulanır.</p>

<p>167 CM ERKEK POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Erkek adaylar açısından 167 santimetre, belirtilen asgari boy sınırına dahildir.</p>

<p>Dolayısıyla resmi ölçümde tam 167 santimetre çıkan aday yalnızca boy kriteri açısından asgari sınırı karşılamış olur.</p>

<p>Ancak BKİ ve diğer bütün başvuru ve sağlık şartlarının da karşılanması gerekir.</p>

<p>166,9 CM ERKEK ADAY NE OLUR?</p>

<p>Resmi değerlendirmede ilan edilen asgari boy şartı esas alınır.</p>

<p>Bu nedenle adayların “neredeyse 167” şeklindeki kişisel yuvarlamalarına güvenmemesi gerekir.</p>

<p>Resmi ölçüm sonucu belirleyicidir.</p>

<p>162 CM KADIN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Kadın adaylarda 162 santimetre asgari sınır olarak belirtiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla resmi ölçümde tam 162 santimetre çıkan aday boy şartı açısından sınırı karşılar.</p>

<p>Diğer adaylık şartlarının da uygun olması gerekir.</p>

<p>BOY ÖLÇÜMÜNDE AYAKKABI GİYİLİYOR MU?</p>

<p>Adayın gerçek fiziksel boyunun belirlenmesi amaçlandığından ölçüm ayakkabı veya yapay boy artışı sağlayacak unsurlar üzerinden yapılmaz.</p>

<p>Adayların ayakkabı tabanı, saç şekli veya benzeri yöntemlerle boy sınırını aşmaya çalışması doğru değildir.</p>

<p>Resmi ölçüm esas alınır.</p>

<p>BOY SABAH VE AKŞAM DEĞİŞİR Mİ?</p>

<p>İnsan boyunda gün içerisinde omurlar arası disklerin yüklenmesine bağlı küçük değişiklikler oluşabilir.</p>

<p>Sabah ölçümü akşam ölçümünden bir miktar yüksek çıkabilir.</p>

<p>Ancak adayın sağlık veya başvuru şartı açısından resmi ölçümde elde edilen sonuç esas alınır.</p>

<p>Bu nedenle özellikle sınırda olan adayların evde farklı saatlerde yaptıkları ölçümler üzerinden kesin sonuç çıkarmaması gerekir.</p>

<p>KİLO ÖLÇÜMÜNDE KIYAFET ETKİLER Mİ?</p>

<p>Kıyafet, yemek, sıvı tüketimi ve günün saati vücut ağırlığında küçük değişikliklere yol açabilir.</p>

<p>Ancak resmi değerlendirmede uygulanan ölçüm esas alınır.</p>

<p>Adayların sınava veya ölçüme kısa süre kala aşırı sıvı kaybı, açlık veya sağlıksız kilo değiştirme yöntemlerine başvurması doğru değildir.</p>

<p>BKİ 27 ÇIKARSA POLİS OLUNABİLİR Mİ?</p>

<p>İlanlarda kullanılan ifade 18 dahil ile 27 dahil arasındaki BKİ değeridir.</p>

<p>Dolayısıyla tam 27 sınır içerisinde bulunur.</p>

<p>Ancak 27’nin üzerindeki değer sınırın dışında kalır.</p>

<p>BKİ 18 ÇIKARSA POLİS OLUNABİLİR Mİ?</p>

<p>18 de aralığa dahil edilen alt sınırdır.</p>

<p>18’in altındaki BKİ ise kriteri karşılamaz.</p>

<p>SINIRDAKİ ADAYLAR NE YAPMALI?</p>

<p>Özellikle boyu asgari sınıra çok yakın veya BKİ’si 18 ya da 27 civarında olan adayların kendi ölçümlerini yaklaşık değerler üzerinden değerlendirmemesi gerekir.</p>

<p>Evde kullanılan tartı ve metrelerle resmi ölçüm arasında küçük farklılıklar olabilir.</p>

<p>Sağlıklı vücut ağırlığı değişiklikleri gerekiyorsa bunlar kısa sürede aşırı kilo alıp verme yöntemleriyle değil, dengeli beslenme ve uygun fiziksel aktiviteyle yapılmalıdır.</p>

<p>POLİSLİK İÇİN SADECE BOY-KİLO YETERLİ Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Boy ve BKİ adaylık kriterlerinin yalnızca bir bölümü.</p>

<p>Adayın yaş, eğitim, sınav, fiziki yeterlilik ve diğer başvuru şartlarını karşılaması gerekiyor.</p>

<p>Ayrıca Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğine göre gerekli sağlık kriterlerini de taşıması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle boy ve kilosu uygun olan her adayın otomatik olarak polisliğe kabul edildiği düşünülmemeli.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Erkeklerde polislik boy sınırı kaç?</p>

<p>POMEM ve PMYO öğrenci alımlarında erkek adaylar için asgari 167 santimetre boy şartı aranıyor. Güncel alım kılavuzu ayrıca kontrol edilmelidir.</p>

<p>Kadınlarda polislik boy sınırı kaç?</p>

<p>Kadın adaylar için asgari boy şartı 162 santimetredir. Güncel başvuru ilanındaki şartlar esas alınmalıdır.</p>

<p>Polislikte BKİ kaç olmalı?</p>

<p>Polis Akademisinin adaylık şartlarında BKİ’nin 18 dahil ile 27 dahil arasında olması aranıyor.</p>

<p>27 BKİ polisliğe uygun mu?</p>

<p>27 sınır değer olarak aralığa dahildir. 27’nin üzerindeki değer kriterin dışında kalır.</p>

<p>18 BKİ polisliğe uygun mu?</p>

<p>18 alt sınır olarak aralığa dahildir. 18’in altındaki değer kriteri karşılamaz.</p>

<p>Polislikte kilo sınırı kaç?</p>

<p>Herkes için geçerli tek kilogram sınırı yoktur. Kilo, adayın boyuna göre BKİ formülüyle değerlendirilir.</p>

<p>TIBBİ VE İDARİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Polis Akademisi öğrenci alım şartları ve ölçüm uygulamaları değişebileceğinden adaylar başvurdukları dönemde yayımlanan resmi POMEM veya PMYO kılavuzunu esas almalıdır. Sağlıklı kilo değişimi için aşırı açlık, susuz kalma, diüretik veya benzeri yöntemlere başvurulmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Polis Akademisi Başkanlığı</p>

<p>POMEM Giriş Yönetmeliği</p>

<p>Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliği </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/polis-olmak-icin-boy-ve-kilo-kac-olmali-pomem-pmyo-sartlari</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 11:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-1089.jpeg" type="image/jpeg" length="12471"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AFSÜ’de Acı Kayıp: Diş Hekimliği Öğrencisi Rohat Kılıç Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/afsude-aci-kayip-dis-hekimligi-ogrencisi-rohat-kilic-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/afsude-aci-kayip-dis-hekimligi-ogrencisi-rohat-kilic-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Rohat Kılıç hayatını kaybetti. Genç öğrencinin vefatı AFSÜ camiasında büyük üzüntüye neden oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi (AFSÜ) Diş Hekimliği Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Rohat Kılıç, 24 yaşında hayatını kaybetti.</p>

<p>Genç öğrencinin vefatı ailesi ve yakınlarının yanı sıra arkadaşları, akademisyenler ve üniversite camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>AFSÜ’DEN TAZİYE MESAJI</p>

<p>Rohat Kılıç’ın vefatının ardından AFSÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekanlığı tarafından taziye mesajı yayımlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mesajda Kılıç’ın vefatının derin bir üzüntüyle öğrenildiği belirtilerek ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına ve Diş Hekimliği Fakültesi camiasına başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>ROHAT KILIÇ KİMDİR?</p>

<p>2001 doğumlu Rohat Kılıç, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde 4. sınıf öğrencisiydi.</p>

<p>Diş hekimi olmak için eğitimini sürdüren Kılıç’ın genç yaşta vefatı, birlikte eğitim gördüğü arkadaşlarını ve üniversite camiasını yasa boğdu.</p>

<p>GAZİANTEP’TE SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI</p>

<p>Rohat Kılıç’ın cenazesi memleketi Gaziantep’e getirildi.</p>

<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi defin kayıtlarına göre Kılıç, 26 Eylül 2026 tarihinde Yeşilkent Mezarlığı’nda toprağa verildi.</p>

<p>Rohat Kılıç’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına ve Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi camiasına başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/afsude-aci-kayip-dis-hekimligi-ogrencisi-rohat-kilic-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1446.jpeg" type="image/jpeg" length="56191"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alimoğlu Vakfı 2026-2027 Bursu: Tıp, Diş ve Eczacılık Öğrencileri Başvurabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alimoglu-vakfi-2026-2027-bursu-tip-dis-ve-eczacilik-ogrencileri-basvurabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alimoglu-vakfi-2026-2027-bursu-tip-dis-ve-eczacilik-ogrencileri-basvurabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı'nın 2026-2027 burs başvuruları başladı. Tıp, diş hekimliği ve eczacılık dahil belirlenen bölümlere bu yıl yerleşen ve YKS'de ilk 100 bine giren hazırlık veya 1. sınıf öğrencileri 1 Ekim'e kadar karşılıksız burs için başvurabilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tıp, Diş ve Eczacılık Öğrencilerine Burs Başvurusu Açıldı</p>

<p>Sağlık alanında üniversite eğitimine yeni başlayan öğrenciler için 2026-2027 burs programlarından biri daha başvuruya açıldı.</p>

<p>Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı, belirlenen sağlık, temel bilim ve mühendislik programlarına bu yıl yerleşen öğrencilere karşılıksız burs sağlayacak.</p>

<p>Burs programında Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi ve Eczacılık Fakültesi doğrudan yer alıyor.</p>

<p>Başvurular 1 Ekim 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Kimler başvurabilir?</p>

<p>Alimoğlu Vakfı bursu bu yıl üniversite eğitimine başlayan öğrencilere yönelik.</p>

<p>Başvuru yapacak öğrencinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin 2026 YKS'de üniversiteye yerleştiği puan türünde ilk 100 bin içerisinde bulunması şart.</p>

<p>Ayrıca öğrencinin hazırlık sınıfında veya hazırlık bulunmayan programlarda 1. sınıfta öğrenim görüyor olması gerekiyor.</p>

<p>Ara sınıf öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Program, 2026 yılında üniversiteye yeni başlayan öğrencilere yönelik.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle 2, 3, 4, 5 veya 6. sınıfta öğrenimine devam eden öğrenciler yeni burs başvurusu kapsamına girmiyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Tıp Fakültesi, Vakfın burs vereceğini açıkladığı bölümler arasında doğrudan bulunuyor.</p>

<p>2026 YKS'de yerleştiği puan türünde ilk 100 bine giren ve tıp fakültesinde hazırlık veya 1. sınıfa başlayan öğrenciler diğer koşulları da sağlamaları halinde başvurabiliyor.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Diş Hekimliği Fakültesi öğrencileri de burs programının doğrudan hedef gruplarından biri.</p>

<p>Bu yıl üniversiteye başlayan ve YKS başarı kriterini karşılayan diş hekimliği öğrencileri başvuru yapabiliyor.</p>

<p>Eczacılık öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Eczacılık Fakültesi de burs verilen bölümler listesinde açıkça yer alıyor.</p>

<p>Yeni kayıt yaptıran eczacılık öğrencilerinin de 2026 YKS'de yerleştikleri puan türünde ilk 100 bin içerisinde bulunması gerekiyor.</p>

<p>Hemşirelik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Vakfın 2026-2027 dönemi için yayımladığı ayrıntılı bölüm listesinde Hemşirelik yer almıyor.</p>

<p>Bu nedenle Hemşirelik öğrencilerinin bu burs kapsamında olduğu varsayılmamalı.</p>

<p>Hangi bölümler burs kapsamında?</p>

<p>Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı 2026-2027 döneminde burs verilecek lisans programlarını tek tek açıkladı.</p>

<p>Burs programı şu alanları kapsıyor:</p>

<p>Tıp Fakültesi</p>

<p>Diş Hekimliği Fakültesi</p>

<p>Eczacılık Fakültesi</p>

<p>Beslenme ve Diyetetik</p>

<p>Biyoloji</p>

<p>Biyomedikal Mühendisliği</p>

<p>Biyomühendislik</p>

<p>Biyoteknoloji</p>

<p>Genetik ve Biyomühendislik</p>

<p>Gıda Mühendisliği</p>

<p>Kimya</p>

<p>Kimya Mühendisliği</p>

<p>Moleküler Biyoloji ve Genetik</p>

<p>Bu bölümlerin dışında kalan öğrencilerin başvuruları değerlendirmeye alınmıyor.</p>

<p>YKS'de ilk 100 bin şartı</p>

<p>Programın önemli koşullarından biri akademik başarı.</p>

<p>Öğrencinin 2026 üniversite giriş sınavında yerleştiği bölümün puan türünde Türkiye genelinde ilk 100 bin içerisinde bulunması gerekiyor.</p>

<p>Bu şart Tıp, Diş Hekimliği ve Eczacılık öğrencileri için de geçerli.</p>

<p>Burs karşılıksız mı?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı öğrencilere karşılıksız eğitim bursu sağlıyor.</p>

<p>Öğrenciden aldığı bursu mezuniyet sonrasında kredi gibi geri ödemesi istenmiyor.</p>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>Vakfın 2026-2027 burs başvuru duyurusunda öğrencilere ödenecek aylık burs miktarı henüz açıklanmadı.</p>

<p>Bu nedenle önceki dönemlerde uygulanan burs tutarlarının yeni dönem için geçerli olduğu varsayılmamalı.</p>

<p>Öğrencilerin Vakfın yeni dönem için açıklayacağı güncel burs tutarını esas alması gerekiyor.</p>

<p>Burs kaç ay ödeniyor?</p>

<p>Vakfın burs uygulamasında eğitim desteği akademik yıl boyunca sağlanıyor.</p>

<p>Yeni dönem için yayımlanan bilgilendirmelerde burs ödemelerinin 9 aylık eğitim dönemini kapsadığı, ilk ödeme döneminde geçmiş aya ilişkin ödemenin de birlikte gerçekleştirilebildiği belirtiliyor.</p>

<p>Kesin ödeme takviminin bursiyer olmaya hak kazanan öğrencilere yapılacak güncel bildirim üzerinden takip edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bursun devam etmesi için başarı şartı var</p>

<p>Bursu kazanan öğrencilerin sonraki yıllarda destekten yararlanmaya devam edebilmesi için akademik başarılarını korumaları gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin alttan dersi bulunmadan bir üst sınıfa geçmesi bursun devamı açısından önem taşıyor.</p>

<p>Başvuru sırasında gerçeğe aykırı veya yanıltıcı bilgi verilmesi halinde burs kesilebiliyor.</p>

<p>Bursun yanında staj ve mentorluk desteği</p>

<p>Alimoğlu Vakfı burs programını yalnızca maddi destekle sınırlamıyor.</p>

<p>Vakıf, bursiyerlerin akademik ve mesleki gelişimlerine katkı sağlamak amacıyla staj ve mentorluk imkânları da sunmayı hedefliyor.</p>

<p>Bu özellik özellikle tıp, diş hekimliği, eczacılık ve sağlıkla ilişkili bilim alanlarında eğitim gören öğrenciler açısından programı farklılaştırıyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>Burs başvuruları yalnızca çevrim içi olarak gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı'nın resmi internet sitesindeki burs başvuru formunu doldurması gerekiyor.</p>

<p>E-posta, telefon veya sosyal medya üzerinden yapılan burs talepleri başvuru yerine geçmiyor.</p>

<p>Hangi belgeler istenebilir?</p>

<p>Başvurusu olumlu değerlendirilen öğrencilerden beyan ettikleri bilgileri doğrulayan belgeler talep ediliyor.</p>

<p>Bunlar arasında YKS sonuç belgesi, güncel öğrenci belgesi, vukuatlı nüfus kayıt örneği ve adli sicil kaydı bulunuyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru formundaki bilgileri doğru ve eksiksiz şekilde doldurması gerekiyor.</p>

<p>Sonuçlar ne zaman açıklanacak?</p>

<p>Başvuruların tamamlanmasının ardından Vakıf adayları değerlendirecek.</p>

<p>Burs almaya hak kazanan öğrencilere sonuçların ekim ayının son haftasında bildirilmesi planlanıyor.</p>

<p>Vakfın açıklamasına göre sonuç bildirimi yalnızca burs almaya hak kazanan adaylara yapılacak.</p>

<p>Son başvuru 1 Ekim</p>

<p>Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı'nın 2026-2027 burs başvuruları 1 Ekim 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>2026 YKS'de yerleştiği puan türünde ilk 100 bine giren ve burs kapsamındaki programlardan birinde hazırlık veya 1. sınıfa başlayan öğrencilerin başvurularını Vakfın çevrim içi sistemi üzerinden tamamlaması gerekiyor.</p>

<p>Tıp, Diş Hekimliği ve Eczacılık fakültelerinin burs kapsamına doğrudan alınması programı sağlık alanında üniversiteye yeni başlayan öğrenciler açısından dikkat çeken burslardan biri haline getiriyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı<br />
Alimoğlu Vakfı 2026-2027 Burs Programı </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alimoglu-vakfi-2026-2027-bursu-tip-dis-ve-eczacilik-ogrencileri-basvurabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="88621"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Parmak Arası Ayak Mantarı: Belirtileri, Tedavisi ve Korunma Yolları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/parmak-arasi-ayak-mantari-belirtileri-tedavisi-ve-korunma-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/parmak-arasi-ayak-mantari-belirtileri-tedavisi-ve-korunma-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Parmak aralarında kaşıntı, beyazlaşma, soyulma ve çatlama ayak mantarını düşündürebilir. Özellikle terleme ve kapalı ayakkabı riski artırır; geçmeyen olgularda tanının doğrulanması gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ayak parmakları arasında uzun süren kaşıntı, beyazımsı yumuşama, soyulma ve çatlaklar tinea pedis olarak bilinen ayak mantarının tipik belirtileri arasında yer alıyor. Özellikle üçüncü, dördüncü ve beşinci parmakların arasındaki nemli bölgeler enfeksiyonun sık görüldüğü alanlar.</p>

<p>Ancak her parmak arası kaşıntı mantar anlamına gelmiyor. Egzama, bakteriyel enfeksiyonlar, eritrazma, bazı temas dermatitleri ve daha nadiren psoriasis benzer yakınmalara yol açabiliyor. Bu nedenle tedaviye rağmen geçmeyen veya sık tekrarlayan durumlarda tanının yeniden değerlendirilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Bir klinik olgu dikkat çekti</p>

<p>Dermapixel’de paylaşılan klinik olguda 55 yaşındaki bir hastanın uzun süredir özellikle her iki ayağın dördüncü parmak aralığında kaşıntı yaşadığı bildirildi. Muayenede beyazımsı kalınlaşma, nemlenmeye bağlı yumuşama ve çatlaklar görülürken beşinci ayak parmağı tırnağında da kalınlaşma dikkati çekiyordu.</p>

<p>Hastanın iş gereği uzun süre güvenlik botu kullanması ve ayaklarının belirgin şekilde terlemesi de öyküde öne çıkan ayrıntılardı. Daha önce kullanılan kısa süreli mantar kremine rağmen yakınmaların kalıcı olması, ayak mantarında yalnızca ilacı değil enfeksiyonun devam etmesine yol açan koşulları da değerlendirmek gerektiğini gösteren tipik bir örnek oluşturuyor.</p>

<p>Ayak mantarı neden en çok parmak aralarında görülür?</p>

<p>Tinea pedis, dermatofit adı verilen mantarların derinin yüzeysel tabakasında oluşturduğu enfeksiyondur. Ayak parmaklarının arası sıcak, nemli ve hava dolaşımının sınırlı olduğu bir ortam oluşturduğu için mantarların çoğalmasına elverişlidir.</p>

<p>Yoğun terleme, uzun süre kapalı veya hava almayan ayakkabı kullanılması ve ayakların nemli kalması riski artırabilir. Ortak duş, soyunma odası ve havuz çevresi gibi alanlarda çıplak ayakla dolaşmak da mantarla temas olasılığını artıran etkenler arasındadır.</p>

<p>Hangi belirtiler tinea pedisi düşündürür?</p>

<p>Parmak arası tinea pediste en sık görülen bulgular kaşıntı, soyulma, pullanma, beyazımsı görünüm ve deride çatlamadır. Nem nedeniyle deri yumuşayabilir ve macerasyon olarak adlandırılan beyaz, ıslak görünüm ortaya çıkabilir.</p>

<p>Çatlaklar bazı kişilerde ağrılı hale gelebilir. Enfeksiyon ayağın tabanına veya yanlarına yayılabilir. Bazı kişilerde ise daha kuru ve kalınlaşmış bir görünüm gelişebilir.</p>

<p>Ayak tırnaklarında sararma, kalınlaşma veya ufalanma varsa eşlik eden tırnak mantarı da değerlendirilmelidir. Tırnak enfeksiyonu bazı hastalarda mantarın ayak derisine yeniden yayılması için bir rezervuar oluşturabilir.</p>

<p>Her parmak arası kaşıntı mantar değildir</p>

<p>Ayak parmaklarının arasında kızarıklık, çatlama veya kaşıntı görülmesi tek başına mantar tanısı koydurmaz.</p>

<p>Bakteriyel enfeksiyonlar, eritrazma, Candida enfeksiyonları, irritan veya alerjik kontakt dermatit ve psoriasis benzer görünümler oluşturabilir. Özellikle uygun antifungal tedaviye rağmen düzelmeyen olgularda alternatif tanılar gündeme gelir.</p>

<p>Belirgin kötü koku, akıntı, artan ağrı, şişlik veya hızla yayılan kızarıklık bakteriyel enfeksiyon açısından ayrıca değerlendirilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tanı ne zaman testle doğrulanır?</p>

<p>Tipik interdigital tinea pedis çoğu zaman klinik görünümle tanınabilir. Ancak hastalık tedaviye yanıt vermiyorsa, sık tekrarlıyorsa veya görünüm tipik değilse deri örneği alınarak mikroskobik inceleme ya da mantar kültürü yapılabilir.</p>

<p>Bu testler gerçekten dermatofit enfeksiyonu bulunup bulunmadığını göstermeye yardımcı olur. Böylece mantar olmayan bir deri hastalığının aylarca gereksiz antifungal ilaçlarla tedavi edilmesinin önüne geçilebilir.</p>

<p>Ayak mantarı nasıl tedavi edilir?</p>

<p>Sınırlı ayak mantarında tedavinin temelini çoğunlukla cilde uygulanan antifungal ilaçlar oluşturur. Kullanılan ilacın türüne göre tedavi süresi değişebilir ve ürünün önerilen süre boyunca düzenli kullanılması gerekir.</p>

<p>Yakınmalar azaldığında ilacı erken bırakmak tedavi başarısını düşürebilir. Buna karşılık tanı kesin değilken rastgele farklı kremleri peş peşe kullanmak da doğru değildir.</p>

<p>Yaygın, tekrarlayan veya topikal tedaviye yanıt vermeyen vakalarda doktor değerlendirmesi sonrasında ağızdan antifungal tedavi gündeme gelebilir. Ağızdan kullanılan mantar ilaçlarının etkileşimleri ve yan etkileri bulunduğu için kişisel değerlendirme olmadan kullanılmaması gerekir.</p>

<p>Kortizonlu krem neden dikkatli kullanılmalı?</p>

<p>Mantar enfeksiyonu olduğu düşünülmeden kullanılan kortikosteroid içeren kremler kızarıklık ve kaşıntıyı geçici olarak azaltabilir. Ancak altta mantar enfeksiyonu varsa enfeksiyonun görünümünü değiştirebilir veya kötüleşmesine yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle tanısı konmamış parmak arası döküntülerde yalnızca belirtileri baskılamak amacıyla kortizonlu krem kullanılması önerilmez.</p>

<p>Ayak mantarı neden tekrarlar?</p>

<p>Tinea pedisin önemli özelliklerinden biri tekrarlamaya eğilim göstermesidir. Tedavi mantarı ortadan kaldırsa bile ayakların sürekli nemli kalması enfeksiyonun yeniden gelişmesine zemin hazırlayabilir.</p>

<p>Özellikle aşırı terleme, uzun saatler kapalı ayakkabı kullanılması, nemli çoraplar ve eşlik eden tırnak mantarı tekrarlama riskini artırabilir.</p>

<p>Korunmada şu önlemler önemlidir:</p>

<p>Ayak parmaklarının arasını yıkama sonrasında iyice kurutmak.</p>

<p>Nemlenen çorapları değiştirmek.</p>

<p>Mümkün olduğunca hava geçiren ayakkabı ve çorap tercih etmek.</p>

<p>Ayakkabıların tamamen kurumasına fırsat vermek.</p>

<p>Ortak duş ve soyunma alanlarında terlik kullanmak.</p>

<p>Aşırı ayak terlemesi varsa bunun için tıbbi değerlendirme almak.</p>

<p>Eşlik eden tırnak mantarı bulunuyorsa tedavi gerekip gerekmediğini değerlendirmek.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Uygun bakıma rağmen yakınmalar devam ediyorsa, enfeksiyon sürekli tekrarlıyorsa veya tırnaklarda da değişiklik varsa dermatoloji değerlendirmesi yararlı olabilir.</p>

<p>Diyabeti, dolaşım bozukluğu veya bağışıklık sistemini etkileyen hastalığı bulunan kişilerde ayaktaki çatlak ve enfeksiyonların daha dikkatli değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Hızla yayılan kızarıklık, belirgin şişlik, sıcaklık artışı, irinli akıntı, şiddetli ağrı veya ateş gelişmesi ise ikincil bakteriyel enfeksiyon açısından gecikmeden tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Ayak parmakları arasındaki her kaşıntı ve çatlama mantar değildir. Özellikle tedaviye rağmen geçmeyen, sık tekrarlayan veya enfeksiyon bulguları gelişen durumlarda dermatoloji değerlendirmesi gerekir. Ağızdan antifungal ilaçlar hekim önerisi olmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Dermapixel — Tiña del pie interdigital: a veces, una crema no es suficiente — 22 Ağustos 2026<br />
2. Centers for Disease Control and Prevention — Treatment of Ringworm — 9 Şubat 2026<br />
3. MSD Manual Professional Edition — Tiña del pie (pie de atleta) — Ekim 2025 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/parmak-arasi-ayak-mantari-belirtileri-tedavisi-ve-korunma-yollari</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 06:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1441.jpeg" type="image/jpeg" length="93721"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Omuz ve Bel Ameliyatları Gereksiz mi? Kanıtlar Hangi Cerrahileri Sorguluyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/omuz-ve-bel-ameliyatlari-gereksiz-mi-kanitlar-hangi-cerrahileri-sorguluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/omuz-ve-bel-ameliyatlari-gereksiz-mi-kanitlar-hangi-cerrahileri-sorguluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Randomize çalışmalar, bazı omuz ve bel ameliyatlarının seçilmiş hastalarda plasebo cerrahi veya ameliyatsız tedaviye üstün olmadığını gösteriyor. Bulgular tüm omurga ve omuz cerrahisine genellenemez.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bazı omuz ve bel ameliyatlarında cerrahinin kendisi, seçilmiş hasta gruplarında plasebo işlemden ya da ameliyatsız tedaviden daha fazla yarar sağlamayabiliyor. Ancak bunun anlamı “omuz ve bel ameliyatları işe yaramıyor” değil. Asıl mesele, doğru hastaya doğru ameliyatın yapılması.</p>

<p>The Economist’in 24 Eylül 2026’da gündeme taşıdığı tartışmanın arkasında, cerrahi tedavileri ilaçlar gibi randomize kontrollü çalışmalarla sınayan giderek büyüyen bir bilimsel literatür bulunuyor. Özellikle bazı kronik omuz ağrıları ve özgül olmayan bel ağrılarında, yıllardır yapılan bazı girişimlerin beklenen ek faydayı sağlamadığına ilişkin kanıtlar dikkat çekiyor.</p>

<p>Omuz sıkışması ameliyatında 10 yıllık sonuç dikkat çekici</p>

<p>En güçlü örneklerden biri subakromiyal ağrı sendromunda uygulanan artroskopik subakromiyal dekompresyon ameliyatı.</p>

<p>Bu işlemde omuzdaki subakromiyal alan genişletiliyor ve ağrıya neden olduğu düşünülen dokulara yönelik cerrahi müdahale uygulanıyor.</p>

<p>BMJ’de yayımlanan FIMPACT araştırmasının 10 yıllık sonuçları, bu yaklaşımı oldukça güçlü bir testten geçirdi.</p>

<p>Araştırmaya, üç aydan uzun süredir subakromiyal ağrı belirtileri bulunan 35-65 yaş arasındaki 210 yetişkin dahil edildi. Hastalar dekompresyon ameliyatı, yalnızca tanısal artroskopinin yapıldığı plasebo cerrahi veya egzersiz tedavisi gruplarına ayrıldı.</p>

<p>On yılın sonunda 168 katılımcının takibi tamamlandı.</p>

<p>Sonuç dikkat çekiciydi: Subakromiyal dekompresyon, omuz ağrısı açısından plasebo cerrahiden anlamlı biçimde daha iyi değildi. Egzersiz tedavisine karşı da klinik açıdan belirgin bir üstünlük ortaya çıkmadı.</p>

<p>Üstelik üç gruptaki hastaların da zaman içinde belirgin şekilde iyileşmesi önemli bir başka noktayı gösterdi: Bir kişinin ameliyattan sonra düzelmesi, iyileşmenin mutlaka ameliyatın özgül cerrahi aşamasından kaynaklandığını kanıtlamıyor.</p>

<p>Hastalar ameliyattan sonra neden yine de daha iyi hissedebiliyor?</p>

<p>Cerrahi araştırmaların en ilginç sorularından biri tam olarak bu.</p>

<p>Bir hasta ameliyat olur ve aylar sonra ağrısı azalırsa, doğal olarak ameliyatın işe yaradığını düşünür. Ancak hastalığın doğal seyri, rehabilitasyon, zaman, eşlik eden tedaviler ve belirtilerin en şiddetli dönemin ardından kendiliğinden gerilemesi de sonucu etkileyebilir.</p>

<p>JAMA Network Open’da yayımlanan ve 100 çalışmadan 10 bin 699 katılımcının verilerini değerlendiren sistematik inceleme, çalışmalarda ameliyat sonrasında görülen toplam değişimin ortalama yüzde 67’sinin cerrahinin özgül etkisi dışındaki faktörlerle ilişkili olduğunu bildirdi.</p>

<p>Daha da önemlisi araştırmacılar, bunun tamamını “plasebo etkisi” olarak yorumlamadı. Analize göre doğal iyileşme, hastalığın seyri ve ortalamaya dönüş gibi özgül olmayan etkiler önemli rol oynuyordu.</p>

<p>Dolayısıyla “ameliyat sadece plasebo” demek de bilimsel açıdan fazla basitleştirici olur.</p>

<p>Bel ağrısında her füzyon ameliyatı aynı değil</p>

<p>Benzer tartışma bel cerrahisinde de yaşanıyor.</p>

<p>Özellikle nedeni net biçimde gösterilemeyen kronik bel ağrısında omurların cerrahi olarak birleştirildiği spinal füzyonun rutin kullanımı uzun süredir tartışmalı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İngiltere Ulusal Sağlık ve Bakım Mükemmelliği Enstitüsü NICE, yalnızca bel ağrısı bulunan kişilerde spinal füzyonun randomize kontrollü bir çalışma dışında önerilmemesini tavsiye ediyor.</p>

<p>Ancak aynı kılavuz, ameliyatsız tedaviyle düzelmeyen siyatik yakınmaları bulunan ve görüntüleme bulguları şikâyetleriyle uyumlu olan hastalarda spinal dekompresyonun düşünülebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Bu ayrım kritik.</p>

<p>“Bel ameliyatları işe yaramıyor” sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Sinir basısı, belirli omurga instabiliteleri ve başka açık cerrahi nedenleri bulunan bir hastayla, yalnızca kronik bel ağrısı nedeniyle ameliyat düşünülen bir hasta aynı klinik grupta değildir.</p>

<p>MR’da bozukluk görülmesi ameliyat gerektiğini gösterir mi?</p>

<p>Her zaman değil.</p>

<p>Omurga ve omuz görüntülemelerinde yaşla birlikte ortaya çıkabilen yapısal değişiklikler sık görülür. Bu nedenle bir MR raporunda disk dejenerasyonu, çıkıntı, tendon değişikliği veya başka anatomik bulgular görülmesi tek başına ameliyat kararı için yeterli değildir.</p>

<p>Görüntüleme sonucunun hastanın şikâyeti, muayene bulguları ve işlev kaybıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>NICE da bel ağrısı ve siyatikte uzmanlık dışı ilk değerlendirmede rutin görüntüleme yapılmamasını; görüntülemenin ancak sonucu tedavi yaklaşımını değiştirecekse değerlendirilmesini öneriyor.</p>

<p>“Omuz ameliyatları işe yaramıyor” demek neden yanlış?</p>

<p>Çünkü omuz ameliyatı tek bir işlem değildir.</p>

<p>Subakromiyal dekompresyon, rotator manşet tendonunun onarılması, kırık cerrahisi, omuz protezi ve instabilite ameliyatları birbirinden farklı hastalıklar için yapılan farklı işlemlerdir.</p>

<p>Bir ameliyat türünde plaseboya üstünlük gösterilememesi, başka bir ameliyatın da etkisiz olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>FIMPACT araştırmasının güçlü sonucu özellikle subakromiyal ağrı sendromu için yapılan artroskopik subakromiyal dekompresyon hakkında yorumlanmalıdır.</p>

<p>Kanıtı bütün omuz cerrahisine yaymak bilimsel olarak doğru değildir.</p>

<p>“İşe yaramıyorsa neden hâlâ yapılıyor?” sorusu gündemde</p>

<p>Bir tedavinin klinik uygulamaya girmesi ile daha sonra güçlü randomize çalışmalarla sınanması arasında bazen uzun yıllar geçebiliyor.</p>

<p>Cerrahide bu sorun ilaç araştırmalarından daha belirgin. Çünkü cerrahiyi körlemek, plasebo ameliyat tasarlamak ve hastaları rastgele gruplara ayırmak hem teknik hem de etik açıdan daha zor.</p>

<p>Son yıllarda plasebo kontrollü cerrahi çalışmalarının artması, bazı yerleşik uygulamaların gerçek katkısının yeniden değerlendirilmesini sağlıyor.</p>

<p>Buradaki amaç cerrahiyi değersizleştirmek değil.</p>

<p>Tam tersine, en fazla yarar görecek hastaların daha doğru seçilmesi ve etkisiz olduğu gösterilen girişimlerin hastalara getirdiği ameliyat, anestezi, enfeksiyon, iyileşme süreci ve maliyet yükünün azaltılması.</p>

<p>Asıl soru “ameliyat iyi mi kötü mü?” değil</p>

<p>The Economist’in “bazı sırt ve omuz ameliyatları yararsızdan da kötü olabilir” şeklindeki sert yaklaşımı dikkat çekici olsa da mevcut bilimsel kanıtların daha dikkatli okunması gerekiyor.</p>

<p>Araştırmalar bütün omuz veya omurga cerrahisini reddetmiyor.</p>

<p>Ortaya çıkan mesaj daha hedefli:</p>

<p>Bazı yaygın ameliyatların belirli hasta gruplarında, ameliyatsız tedaviye veya plasebo girişime göre anlamlı ek yararı gösterilememiş durumda.</p>

<p>Bu nedenle modern cerrahinin temel sorusu artık yalnızca “Bu ameliyat yapılabilir mi?” değil.</p>

<p>“Bu hastada, bu ameliyatın ameliyatsız tedaviden daha fazla yarar sağlayacağını gösteren güçlü kanıt var mı?” sorusu giderek daha önemli hale geliyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bel veya omuz ağrısı nedeniyle planlanmış bir ameliyat bu bilgiler doğrultusunda kişisel olarak ertelenmemeli veya iptal edilmemelidir. Cerrahi gerekliliği; tanı, muayene, görüntüleme, nörolojik bulgular ve hastanın klinik durumuyla birlikte uzman hekim tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>BMJ — Arthroscopic subacromial decompression versus placebo surgery for subacromial pain syndrome: 10 year follow-up of the FIMPACT randomised, placebo surgery controlled trial — 2025</li>
 <li>JAMA Network Open — Use of Placebo and Nonoperative Control Groups in Surgical Trials: A Systematic Review and Meta-analysis — 2022</li>
 <li>National Institute for Health and Care Excellence (NICE) — Low back pain and sciatica in over 16s: assessment and management, NG59 — son güncelleme 2020</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/omuz-ve-bel-ameliyatlari-gereksiz-mi-kanitlar-hangi-cerrahileri-sorguluyor</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 06:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1439.jpeg" type="image/jpeg" length="78888"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sakarya Üniversitesi’nin Acı Kaybı: Prof. Dr. Vahdet Uçar Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sakarya-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-vahdet-ucar-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sakarya-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-vahdet-ucar-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sakarya Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Vahdet Uçar kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Uçar, uzun yıllar üniversitede eğitim ve akademik çalışmalar yürüttü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sakarya Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Vahdet Uçar kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.</p>

<p>Prof. Dr. Uçar’ın vefatı ailesi ve yakınlarının yanı sıra öğrencileri, meslektaşları ve Sakarya Üniversitesi camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>PROF. DR. VAHDET UÇAR KİMDİR?</p>

<p>Prof. Dr. Vahdet Uçar, akademik yaşamını makine mühendisliği alanında sürdüren ve uzun yıllar Sakarya Üniversitesi’nde görev yapan bir akademisyendi.</p>

<p>Sakarya Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünün emekli öğretim üyeleri arasında yer alan Uçar, üniversitede uzun yıllar eğitim, araştırma ve öğrenci yetiştirme faaliyetlerinde bulundu.</p>

<p>MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ ALANINDA ÇALIŞTI</p>

<p>Prof. Dr. Vahdet Uçar’ın akademik çalışmalarının önemli bölümünü makine mühendisliği alanındaki eğitim ve araştırma faaliyetleri oluşturdu.</p>

<p>Üniversitenin akademik kayıtlarında Uçar’ın makine mühendisliği derslerinde görev aldığı görülüyor.</p>

<p>Uçar, lisans eğitiminin yanı sıra lisansüstü çalışmaların yürütülmesine de katkı sundu. Sakarya Üniversitesi açık erişim kayıtlarında 1999 yılında tamamlanan “CNC Tezgahlarında Parça Programlaması ve Model Uygulanması” başlıklı yüksek lisans tezinin danışmanı olarak da adı yer alıyor.</p>

<p>İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ EĞİTİMİNE DE KATKI VERDİ</p>

<p>Prof. Dr. Vahdet Uçar’ın akademik faaliyetleri Makine Mühendisliği Bölümü ile sınırlı kalmadı.</p>

<p>Sakarya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesindeki İş Sağlığı ve Güvenliği programında da akademik görev üstlendi.</p>

<p>Üniversitenin eğitim bilgi sisteminde çeşitli derslerin koordinasyonu ve yürütülmesinde Prof. Dr. Vahdet Uçar’ın adına rastlanıyor.</p>

<p>ÇOK SAYIDA ÖĞRENCİNİN YETİŞMESİNE KATKI SUNDU</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzun yıllara yayılan üniversite yaşamında mühendislik öğrencilerinin eğitimine katkı sağlayan Uçar, akademik bilgi ve deneyimini farklı kuşaklardan öğrencilerle paylaştı.</p>

<p>Sakarya Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünün kurumsal kayıtlarında da Prof. Dr. Vahdet Uçar, bölümün emekli öğretim üyeleri arasında yer alıyor.</p>

<p>PROF. DR. VAHDET UÇAR’A VEDA</p>

<p>Prof. Dr. Vahdet Uçar’ın vefatı Sakarya’daki akademi ve mühendislik camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Prof. Dr. Vahdet Uçar’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine, meslektaşlarına ve Sakarya Üniversitesi camiasına başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sakarya-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-vahdet-ucar-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 06:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1438.jpeg" type="image/jpeg" length="90286"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karanlık Dörtlü Nedir? Narsisizm, Makyavelizm, Psikopati ve Gündelik Sadizm Arasındaki Farklar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/karanlik-dortlu-nedir-narsisizm-makyavelizm-psikopati-ve-gundelik-sadizm-arasindaki-farklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/karanlik-dortlu-nedir-narsisizm-makyavelizm-psikopati-ve-gundelik-sadizm-arasindaki-farklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karanlık Dörtlü; narsisizm, Makyavelizm, psikopatik özellikler ve gündelik sadizmi birlikte ele alan bir kişilik modelidir. Bir tanı değildir; özellikler toplumda farklı düzeylerde görülebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Karanlık Dörtlü ya da İngilizce adıyla Dark Tetrad, kişilik psikolojisinde narsisizm, Makyavelizm, psikopatik özellikler ve gündelik sadizmi birlikte inceleyen bir araştırma çerçevesidir. Bu kavram psikiyatrik bir hastalık veya tek başına konulabilecek bir tanı değildir.</p>

<p>Modelin temelinde önce “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan narsisizm, Makyavelizm ve psikopati bulunuyordu. Daha sonraki araştırmalarda, başkalarının acısından veya rahatsızlığından haz alma eğilimini ifade eden gündelik sadizmin ayrı bir özellik olarak değerlendirilmesiyle Karanlık Dörtlü kavramı yaygınlaştı.</p>

<p>Karanlık Dörtlüyü oluşturan dört özellik nedir?</p>

<p>Dört özellik ortak bazı yönler taşısa da birbirinin aynısı değildir. Araştırmalarda özellikle düşük empati, çıkar odaklı davranma, kişiler arası duyarsızlık ve başkalarını kullanmaya yönelik eğilimler arasında örtüşmeler görülebilir.</p>

<p>Narsisizm: Üstünlük ve hayranlık ihtiyacı</p>

<p>Karanlık Dörtlü araştırmalarında narsisizm genellikle kişinin kendisini diğerlerinden üstün görmesi, özel olduğuna inanması, statü ve hayranlık istemesi ve güçlü bir hak edilmişlik duygusu taşıması gibi özelliklerle ele alınır.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım vardır. Bir kişide narsistik özelliklerin bulunması, o kişinin narsistik kişilik bozukluğuna sahip olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Kişilik özellikleri toplumda farklı derecelerde bulunabilir. Klinik tanı ise çok daha kapsamlı bir psikiyatrik değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Makyavelizm: Hesapçı ve stratejik manipülasyon</p>

<p>Makyavelizm, kişinin kendi amaçlarına ulaşabilmek için diğer insanları stratejik biçimde yönlendirmeye yatkın olmasıyla ilişkilendirilir.</p>

<p>Bu özellik yüksek olduğunda kişi ilişkileri daha araçsal değerlendirebilir, insanlara karşı kuşkucu veya sinik yaklaşabilir ve çıkarlarını korumak için aldatma ya da manipülasyonu daha kabul edilebilir görebilir.</p>

<p>Makyavelizmi psikopatiden ayıran önemli noktalardan biri, davranışların çoğu zaman daha planlı ve hesapçı bir yapı göstermesidir.</p>

<p>Psikopatik özellikler: Duyarsızlık ve dürtüsellik</p>

<p>Karanlık Dörtlü çalışmalarında psikopati sözcüğü çoğunlukla “subklinik psikopatik özellikleri” ifade eder.</p>

<p>Bunlar arasında başkalarının duygularına karşı duyarsızlık, düşük suçluluk veya pişmanlık, dürtüsellik, risk alma ve bazı ölçümlerde yüzeysel çekicilik gibi özellikler bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle internette birkaç davranışa bakarak bir kişiye “psikopat” demek bilimsel değildir. Araştırma ölçeklerinde yüksek puan almak da tek başına psikiyatrik veya adli bir tanı oluşturmaz.</p>

<p>Gündelik sadizm: Başkasının rahatsızlığından haz alma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karanlık Dörtlünün ayırt edici dördüncü bileşeni gündelik sadizmdir.</p>

<p>Burada kastedilen yalnızca fiziksel şiddet değildir. Araştırmalarda bir başkasının küçük düşürülmesinden, rahatsız edilmesinden veya acı çekmesinden keyif alma eğilimi incelenmektedir.</p>

<p>Gündelik sadizm, cinsel sadizm kavramıyla da aynı şey değildir. Kişilik psikolojisindeki çalışmalar çoğunlukla genel toplumdaki subklinik özellikleri araştırır.</p>

<p>2013 yılında Psychological Science dergisinde yayımlanan deneysel çalışmalar, sadistik eğilimlerin başkasına zarar vermekten haz alma davranışını diğer karanlık özelliklerin ötesinde açıklayabileceğine ilişkin bulgular ortaya koydu.</p>

<p>Sadizmin neden ayrı bir özellik olarak değerlendirilmesi gerektiği konusunda araştırmalar devam ediyor. Özellikle psikopati ile sadizm arasında belirgin bir örtüşme bulunduğunu gösteren çalışmalar da mevcut.</p>

<p>Dört özelliğin ortak noktası ne?</p>

<p>Karanlık Dörtlü özellikleri tamamen bağımsız değildir.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarda bu özelliklerin çeşitli derecelerde birbiriyle ilişkili olduğu görülüyor. Manipülasyon, düşük kişiler arası duyarlılık, çıkarcılık ve düşük uzlaşmacılık ortak alanlardan bazıları.</p>

<p>Ancak kişinin hangi özelliğinin daha baskın olduğu davranış biçimini değiştirebilir.</p>

<p>Örneğin Makyavelist eğilim daha çok uzun vadeli ve stratejik manipülasyonla ilişkiliyken, psikopatik özelliklerde dürtüsellik ve duyarsızlık daha belirgin olabilir. Narsisizmde statü, üstünlük ve hayranlık ihtiyacı; sadizmde ise başkasının acısından veya rahatsızlığından haz alma eğilimi öne çıkar.</p>

<p>Karanlık Dörtlü bir kişilik bozukluğu mu?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Karanlık Dörtlü, psikoloji araştırmalarında kullanılan boyutsal bir kişilik modelidir. Bir kişinin bu özelliklerden birinde yüksek puan alması otomatik olarak kişilik bozukluğu olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarda kullanılan Short Dark Tetrad (SD4) gibi ölçekler araştırma amacıyla kişilik eğilimlerini ölçmek için geliştirilmiştir.</p>

<p>Bu ölçekler narsisizm, Makyavelizm, psikopatik özellikler ve sadizmi ayrı alt boyutlarda değerlendirir. Ancak tek başına klinik teşhis amacıyla kullanılamaz.</p>

<p>Karanlık Dörtlü testiyle bir insan tanınabilir mi?</p>

<p>Tek bir testten hareketle bir insanı “karanlık kişilikli”, “narsist” veya “psikopat” olarak etiketlemek doğru değildir.</p>

<p>Kişilik ölçekleri kişinin belirli ifadeleri kendisi için ne ölçüde doğru bulduğunu değerlendirir. Sonuçlar kullanılan ölçekten, kişinin cevap verme biçiminden, kültürel faktörlerden ve araştırma grubundan etkilenebilir.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan sistematik bir değerlendirme, Karanlık Dörtlü özelliklerini ölçmek için çok sayıda farklı aracın bulunduğunu ve ölçüm araçlarının psikometrik özelliklerinin birbirinden farklı olduğunu ortaya koydu.</p>

<p>Dolayısıyla internette bulunan kısa testlerin sonuçları klinik değerlendirme olarak görülmemelidir.</p>

<p>Karanlık Dörtlü özellikleri ilişkilerde nasıl görülebilir?</p>

<p>Bu özelliklerin yüksek olması bazı çalışmalarda kişiler arası sorunlar, manipülatif davranışlar, saldırganlık ve çeşitli sosyal açıdan olumsuz davranışlarla ilişkilendirilmiştir.</p>

<p>Ancak kişilik özelliği ile davranış arasında bire bir ilişki yoktur.</p>

<p>Bir kişinin belirli bir ölçekte yüksek puan alması onun mutlaka şiddet uygulayacağı, aldatacağı veya başkalarına zarar vereceği anlamına gelmez. Kişilik ile davranış arasındaki ilişki çevre, durum, öğrenilmiş davranışlar ve diğer bireysel özelliklerden de etkilenir.</p>

<p>Bipolar bozukluk Karanlık Dörtlünün parçası mı?</p>

<p>Hayır. Bipolar bozukluk Karanlık Dörtlünün dört bileşeninden biri değildir.</p>

<p>Bipolar bozukluk; mani veya hipomani ile depresif dönemlerin görülebildiği bir duygudurum bozukluğudur. Karanlık Dörtlü ise kişilik özelliklerini inceleyen farklı bir psikolojik çerçevedir.</p>

<p>Mani sırasında görülebilen aşırı özgüven, dürtüsellik veya risk alma gibi bazı davranışlar yüzeysel olarak belirli kişilik özelliklerine benzeyebilir. Bu benzerlik, bipolar bozukluğu olan kişinin narsistik, psikopatik veya “karanlık kişilikli” olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bir davranıştan kişilik sonucu çıkarmak neden yanıltıcıdır?</p>

<p>İnsan davranışı bağlama göre değişir.</p>

<p>Örneğin kişinin bir tartışmada bencil davranması narsisizm tanısı koydurmaz. Birinin yalan söylemesi Makyavelist olduğu anlamına gelmez. Duygusuz görünen bir tepki de psikopatiyi kanıtlamaz.</p>

<p>Kişilik araştırmalarında önemli olan, davranışların zaman içinde ne kadar tutarlı olduğu ve farklı durumlarda ne ölçüde tekrarlandığıdır.</p>

<p>Bu nedenle günlük hayatta “Bunu yaptı, demek ki psikopat” veya “Çok kendine güveniyor, kesin narsist” türü çıkarımlar bilimsel açıdan güvenilir değildir.</p>

<p>Karanlık Dörtlü araştırmalarının önemli bir sınırı var</p>

<p>Bilim dünyasında dört özelliğin birbirinden ne ölçüde bağımsız olduğu tartışılmaya devam ediyor.</p>

<p>Özellikle sadizm ile psikopati arasında güçlü ilişkiler bulunması, iki kavramın ne kadar ayrı yapılar olduğu konusunda araştırmaları artırdı. Buna rağmen Karanlık Dörtlü, sosyal açıdan olumsuz kişilik eğilimlerini incelemek için kullanılan önemli araştırma modellerinden biri olmayı sürdürüyor.</p>

<p>Bu nedenle kavramı bir insanı kolayca etiketleyen dört maddelik bir “kişilik teşhisi” olarak değil, kişilik özellikleri arasındaki ilişkileri araştıran bilimsel bir model olarak değerlendirmek daha doğru.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Karanlık Dörtlü veya internetteki kişilik testleri psikiyatrik tanı koymaz. Bir kişinin kişilik bozukluğu, psikopati veya başka bir ruhsal bozukluğu olup olmadığı yalnızca davranış örneklerinden ya da çevrim içi testlerden belirlenemez. Klinik değerlendirme gerektiğinde psikiyatri veya klinik psikoloji uzmanına başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Scientific Reports — The Dark Tetrad: Analysis of Profiles and Relationship with the Big Five Personality Factors — 2024</p>

<p>Personality and Individual Differences — Considering Sadism in the Shadow of the Dark Triad Traits: A Meta-Analytic Review of the Dark Tetrad — 2022</p>

<p>European Journal of Psychological Assessment — Screening for Dark Personalities: The Short Dark Tetrad (SD4) — 2021 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/karanlik-dortlu-nedir-narsisizm-makyavelizm-psikopati-ve-gundelik-sadizm-arasindaki-farklar</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1436.jpeg" type="image/jpeg" length="63128"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uyuşma, Görme Sorunu, Denge Kaybı: MS Vücutta Nasıl Belirti Veriyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/uyusma-gorme-sorunu-denge-kaybi-ms-vucutta-nasil-belirti-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/uyusma-gorme-sorunu-denge-kaybi-ms-vucutta-nasil-belirti-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MS belirtileri kişiden kişiye değişir; uyuşma, karıncalanma, görme kaybı, güçsüzlük, denge bozukluğu ve yorgunluk görülebilir. Tek bir belirti MS tanısı koydurmaz; nörolojik değerlendirme gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Multipl skleroz (MS), beyin, omurilik ve görme sinirlerini içine alan merkezi sinir sistemini etkileyen bağışıklık aracılı bir hastalıktır. Belirtiler sinir sisteminde hangi bölgenin etkilendiğine göre değişir. Uyuşma ve karıncalanma, tek gözde görme azalması, kas güçsüzlüğü, denge bozukluğu, çift görme ve belirgin yorgunluk sık karşılaşılan yakınmalar arasındadır.</p>

<p>Ancak bu belirtilerden birinin bulunması kişide MS olduğu anlamına gelmez. Benzer şikâyetler çok sayıda nörolojik, metabolik, enfeksiyöz ve damar hastalığında da ortaya çıkabilir. MS tanısı belirtilerin öyküsü, nörolojik muayene ve gerekli görüldüğünde MR ile diğer incelemelerin birlikte değerlendirilmesiyle konur.</p>

<p>MS’in ilk belirtileri neler olabilir?</p>

<p>MS’in başlangıcı herkeste aynı değildir. Bazı kişilerde ilk dikkat çeken sorun görmeyle ilgili olurken bazı kişilerde uyuşma, güçsüzlük veya denge problemi ön plana çıkabilir.</p>

<p>Sık görülebilen belirtiler arasında şunlar yer alır:</p>

<p>• Kol, bacak veya vücudun bir bölümünde uyuşma ve karıncalanma<br />
• Bir kol veya bacakta güçsüzlük<br />
• Tek gözde bulanık görme ya da görme kaybı<br />
• Göz hareketleri sırasında ağrı<br />
• Çift görme<br />
• Yürüme ve denge sorunları<br />
• Koordinasyon bozukluğu<br />
• Baş dönmesi veya vertigo<br />
• Kaslarda sertlik ve spazm<br />
• Belirgin yorgunluk<br />
• Mesane ve bağırsak kontrolünde değişiklikler<br />
• Hafıza, dikkat ve düşünme güçlüğü<br />
• Duygudurum değişiklikleri</p>

<p>Belirtilerin türü ve şiddeti kişiden kişiye önemli ölçüde farklılık gösterebilir.</p>

<p>Tek gözde ağrı ve görme azalması MS belirtisi olabilir mi?</p>

<p>MS’in dikkat çeken nörolojik bulgularından biri optik nörittir. Görme sinirindeki iltihaplanmaya bağlı olarak genellikle tek gözde görme azalması ortaya çıkabilir.</p>

<p>Görme bulanıklaşabilir, renkler daha soluk algılanabilir ve göz hareketleri ağrılı olabilir. Görme kaybı saatler veya günler içinde gelişebilir.</p>

<p>Bununla birlikte her görme bozukluğu optik nörit veya MS anlamına gelmez. Özellikle aniden başlayan görme kaybının farklı ve acil nedenleri de olabilir.</p>

<p>Uyuşma ve karıncalanma MS’te nasıl olur?</p>

<p>MS, beyinden ve omurilikten gelen sinir sinyallerinin iletimini etkileyebildiği için uyuşma, karıncalanma veya farklı duyusal hisler ortaya çıkabilir.</p>

<p>Şikâyetler elde, kolda, bacakta, yüzde veya gövdede hissedilebilir. Bazı kişiler boynunu öne doğru eğdiğinde omurgadan kollara ya da bacaklara yayılan kısa süreli elektrik çarpması benzeri bir his tarif eder. Bu bulgu Lhermitte belirtisi olarak adlandırılır.</p>

<p>Lhermitte belirtisi MS’te görülebilir ancak MS’e özgü değildir ve farklı omurilik hastalıklarında da ortaya çıkabilir.</p>

<p>MS dengeyi ve yürümeyi etkileyebilir mi?</p>

<p>Evet. MS, hareketi ve koordinasyonu yöneten sinir yollarını etkilediğinde dengesizlik, sendeleme, koordinasyon kaybı ve yürüme güçlüğü görülebilir.</p>

<p>Kas güçsüzlüğü, kas sertliği veya istemsiz spazmlar da hareket kabiliyetini zorlaştırabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı kişilerde baş dönmesi veya çevrenin dönüyormuş gibi hissedildiği vertigo da görülebilir.</p>

<p>MS yorgunluğu normal yorgunluktan farklı olabilir</p>

<p>Yorgunluk MS’te sık bildirilen ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyebilen yakınmalardan biridir.</p>

<p>Kişi yeterince dinlenmiş olsa bile yoğun halsizlik yaşayabilir. Bununla birlikte yorgunluk tek başına MS belirtisi değildir. Kansızlık, tiroit hastalıkları, enfeksiyonlar, uyku bozuklukları, ilaçlar ve çok sayıda başka durum da benzer yakınmaya yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle uzun süren veya açıklanamayan yorgunlukta nedenin araştırılması önemlidir.</p>

<p>Her belirti artışı MS atağı mıdır?</p>

<p>Hayır. Gerçek bir MS atağında genellikle yeni bir nörolojik belirti ortaya çıkar veya daha önce bulunan bir belirti belirgin biçimde kötüleşir ve durum en az 24 saat sürer.</p>

<p>Yeni atağın değerlendirilmesinde enfeksiyon, ateş veya vücut sıcaklığındaki yükselme gibi belirtileri geçici olarak artırabilecek durumların bulunup bulunmadığı da dikkate alınır.</p>

<p>Özellikle sıcaklık artışı bazı kişilerde daha önce var olan MS belirtilerini geçici olarak kötüleştirebilir. Bu durum yeni bir hastalık aktivitesinden kaynaklanan gerçek atakla aynı değildir.</p>

<p>Tek bir belirtiyle MS tanısı konur mu?</p>

<p>Hayır. MS tanısını doğrulayan tek bir belirti veya tek bir kan testi bulunmaz.</p>

<p>Nörolog hastanın geçmişte ve günümüzde yaşadığı nörolojik belirtileri değerlendirir ve ayrıntılı nörolojik muayene yapar. Beyin ve omurilik MR görüntülemesi tanıda önemli bir yer tutar.</p>

<p>Gerekli durumlarda beyin-omurilik sıvısının incelenmesi, kan testleri veya sinirlerin elektriksel yanıtlarını ölçen ek incelemeler de kullanılabilir.</p>

<p>Amaç yalnızca MS ile uyumlu bulguları göstermek değil, benzer belirtilere yol açabilecek başka hastalıkları da dışlamaktır.</p>

<p>Hangi belirtilerde acil değerlendirme gerekir?</p>

<p>Yeni ortaya çıkan nörolojik belirtiler her zaman MS’e bağlanmamalıdır.</p>

<p>Özellikle aniden gelişen:</p>

<p>• Tek taraflı kol veya bacak güçsüzlüğü<br />
• Yüzde kayma<br />
• Konuşma bozukluğu<br />
• Ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu<br />
• Şiddetli denge ve koordinasyon kaybı</p>

<p>gibi bulgular inme dahil acil hastalıkların belirtisi olabilir. Bu tür durumlarda zaman kaybetmeden acil sağlık değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>MS belirtileri birçok farklı hastalıkta görülebilir. Uyuşma, görme değişikliği, güç kaybı veya denge sorunu tek başına MS tanısı anlamına gelmez. Yeni, tekrarlayan veya kalıcı nörolojik yakınmalarda nöroloji değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>WebMD — Multiple Sclerosis (MS) Symptoms</p>

<p>Mayo Clinic — Multiple Sclerosis: Symptoms and Causes</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/uyusma-gorme-sorunu-denge-kaybi-ms-vucutta-nasil-belirti-veriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 23:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1435.jpeg" type="image/jpeg" length="90104"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zayıflama İlaçlarının Yan Etkileri Nasıl Azaltılır? GLP-1 Kullanırken 9 Pratik Adım]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinin-yan-etkileri-nasil-azaltilir-glp-1-kullanirken-9-pratik-adim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinin-yan-etkileri-nasil-azaltilir-glp-1-kullanirken-9-pratik-adim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zayıflama ilaçları, obezite ve fazla kilonun tedavisinde kullanılan reçeteli ilaçlardır. GLP-1 temelli ilaçlarda bulantı, reflü, ishal ve kabızlık sık görülür; küçük öğün ve yeterli sıvı şikâyetleri azaltabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zayıflama ilaçları, fazla kilo ve obezitenin tıbbi tedavisinde hekim değerlendirmesiyle kullanılan reçeteli ilaçlardır. Son yıllarda özellikle GLP-1 hormonunun etkilerini taklit eden veya bu sistemi hedefleyen ilaçlar, iştahı azaltmaları ve daha erken tokluk sağlamaları nedeniyle öne çıktı.</p>

<p>Ancak bu ilaçların etkisi yalnızca iştah üzerinde değil. Sindirim sisteminin çalışma biçimini de değiştirebildikleri için bulantı, kusma, ishal, kabızlık, reflü, hazımsızlık ve karında şişkinlik gibi yakınmalar görülebiliyor. Cleveland Clinic, özellikle tedavinin başlangıcında veya doz artışları sırasında beslenme biçiminin şikâyetlerin şiddetini belirgin biçimde etkileyebileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Zayıflama ilaçları nedir?</p>

<p>“Zayıflama ilacı” günlük dilde kullanılan geniş bir tanımdır. Tıbbi olarak bunlar, fazla kilo veya obezitenin yönetiminde beslenme, fiziksel aktivite ve davranış değişikliklerine ek olarak kullanılabilen reçeteli kilo yönetimi ilaçlarıdır.</p>

<p>Bu ilaçların hepsi aynı şekilde çalışmaz. Bazıları iştahı azaltır veya tokluk hissini artırır, bazıları ise bağırsaktan yağ emilimini azaltır. GLP-1 sistemini hedefleyen ilaçlar ise son yıllarda kilo yönetiminde en çok gündeme gelen gruplardan biridir.</p>

<p>Semaglutid ve liraglutid GLP-1 reseptör agonistleridir. Tirzepatid ise teknik olarak yalnızca GLP-1 ilacı değildir; hem GIP hem de GLP-1 reseptörlerini hedefleyen çift etkili bir ilaçtır.</p>

<p>Bu nedenle “GLP-1 zayıflama ilaçları” ifadesi günlük kullanımda semaglutid ve tirzepatid gibi ilaçları birlikte anlatmak için kullanılsa da farmakolojik olarak aynı grupta değillerdir.</p>

<p>Ayrıca aynı etkin madde farklı ticari adlarla ve farklı hastalıklar için ruhsatlandırılabilir. Bir ilacın diyabet tedavisinde kullanılan formu ile obezite tedavisinde ruhsatlandırılmış formunun kullanım amacı ve dozu aynı olmayabilir.</p>

<p>GLP-1 ilaçları neden bulantı ve reflü yapabilir?</p>

<p>GLP-1 temelli tedaviler iştahı azaltırken mide boşalmasını da yavaşlatabilir. Yemeğin midede daha uzun süre kalması erken doygunluğa yardımcı olurken bazı kişilerde bulantı, dolgunluk, geğirme ve reflü hissini artırabilir.</p>

<p>Özellikle alışılmış büyüklükte bir öğünün hızlı biçimde tüketilmesi rahatsızlığı belirginleştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle kişi eskisi kadar aç hissetmese bile yalnızca “daha az yemek” değil, yeme biçimini de değiştirmek zorunda kalabilir.</p>

<p>Büyük öğün yerine daha küçük porsiyonlar tercih edilebilir</p>

<p>GLP-1 tedavisi sırasında büyük bir öğünü tek seferde tüketmek bulantı, aşırı dolgunluk ve reflüyü artırabilir.</p>

<p>Daha küçük porsiyonlar yemek ve öğünü rahatsızlık oluşturmayacak şekilde bölmek bazı kişiler için daha iyi tolere edilebilir.</p>

<p>Buradaki amaç aç kalmak değildir. Amaç, yavaşlayan mide boşalmasına uygun bir yeme düzeni oluşturmaktır.</p>

<p>Yeme hızını azaltmak neden önemli?</p>

<p>Hızlı yemek, kişinin tokluk sinyallerini fark etmeden ihtiyacından fazla yemesine yol açabilir.</p>

<p>GLP-1 tedavisi sırasında erken tokluk daha belirgin olabileceği için yavaş yemek, lokmalar arasında zaman bırakmak ve doyma hissini takip etmek önem kazanır.</p>

<p>Tokluk başladıktan sonra yemeye devam etmek bulantı ve reflü şikâyetlerini artırabilir.</p>

<p>Yağlı ve çok şekerli yiyecekler şikâyetleri artırabilir</p>

<p>Herkesin tetikleyici yiyecekleri aynı değildir. Ancak Cleveland Clinic; yüksek yağlı, kızartılmış, çok şekerli, aşırı işlenmiş ve bazı kişilerde baharatlı yiyeceklerin sindirim yakınmalarını artırabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Pizza, kızartmalar, ağır soslar, yoğun tatlılar ve çok büyük porsiyonlar özellikle tedavinin ilk döneminde daha zor tolere edilebilir.</p>

<p>Kişinin hangi yiyeceğin kendisinde sorun oluşturduğunu takip etmesi daha anlamlıdır.</p>

<p>Yeterli sıvı almak neden daha da önemli hale geliyor?</p>

<p>İştahın azalması bazen içme isteğinin de azalmasına neden olabilir.</p>

<p>Üstelik ishal veya kusma gelişirse sıvı kaybı daha da artabilir. Yetersiz sıvı tüketimi kabızlığı ağırlaştırabilir ve ciddi durumlarda susuzluğa yol açabilir.</p>

<p>Gün boyunca düzenli sıvı tüketmek bu nedenle önemlidir.</p>

<p>Ancak yemek sırasında çok fazla sıvı tüketmek aşırı dolgunluk oluşturuyorsa sıvı alımı öğün aralarına yayılabilir.</p>

<p>Kabızlık varsa lif hemen artırılmalı mı?</p>

<p>Lifli besinler normal koşullarda bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olabilir. Fakat GLP-1 kullanan ve belirgin şişkinlik, dolgunluk veya mide rahatsızlığı yaşayan bir kişide lif miktarını birden artırmak yakınmaları daha da kötüleştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle lif tüketiminin kademeli düzenlenmesi ve yeterli sıvıyla desteklenmesi daha uygundur.</p>

<p>Uzun süren veya şiddetli kabızlıkta kendi kendine sürekli müshil kullanmak yerine sağlık profesyoneline danışılmalıdır.</p>

<p>Bulantı ve reflü varsa yemekten hemen sonra uzanmayın</p>

<p>Bulantı veya reflü yaşayanlarda yemek sonrasında dik pozisyonda kalmak yardımcı olabilir.</p>

<p>Özellikle yemek yedikten hemen sonra uzanmak mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasını kolaylaştırarak reflüyü artırabilir.</p>

<p>Daha küçük porsiyon, yavaş yemek ve yemek sonrasında bir süre dik kalmak birlikte daha iyi tolere edilebilir.</p>

<p>Yan etkiler zamanla azalabilir mi?</p>

<p>Bazı kişilerde sindirim sistemi yakınmaları tedavinin başlangıcında veya doz artırılırken daha belirgin hale gelir ve vücut tedaviye uyum sağladıkça hafifleyebilir.</p>

<p>Ancak “nasıl olsa geçer” düşüncesiyle şiddetli belirtilere uzun süre katlanmak doğru değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bulantı, kusma veya ishal günlük yaşamı bozuyorsa, beslenmeyi engelliyorsa veya sürekli devam ediyorsa tedaviyi düzenleyen hekimle görüşülmelidir.</p>

<p>Hekim gerekli görürse doz artırma hızını değiştirebilir, tedaviyi yeniden değerlendirebilir veya farklı bir seçeneğe geçebilir. Dozun kendi kendine azaltılması, artırılması ya da ilacın gelişigüzel bırakılması uygun değildir.</p>

<p>Hangi belirtiler sıradan bir yan etki olarak görülmemeli?</p>

<p>Hafif bulantı veya geçici dolgunluk ile ciddi ve devam eden yakınmalar aynı değildir.</p>

<p>Tekrarlayan veya durmayan kusma, sıvı alamama, belirgin susuzluk belirtileri, şiddetli ve geçmeyen karın ağrısı ya da giderek ağırlaşan sindirim yakınmaları tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Kilo verme amacıyla kullanılan reçeteli ilaçların da diğer ilaçlar gibi kişiye göre değişen kontrendikasyonları, ilaç etkileşimleri ve nadiren ciddi yan etkileri olabilir. Bu nedenle tedavi yalnızca kilo kaybı miktarına bakılarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Zayıflama ilacında amaç yalnızca tartıdaki rakam değildir</p>

<p>Kilo yönetimi ilaçları tek başına “hızlı zayıflama yöntemi” değildir.</p>

<p>Fazla kilo ve obezite kronik sağlık sorunlarıyla ilişkili olabildiğinden bu ilaçlar uygun kişilerde kapsamlı bir tedavi planının parçası olarak kullanılabilir. Beslenme, fiziksel aktivite, uyku, eşlik eden hastalıklar ve kullanılan diğer ilaçlar da değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kimin bu tedavilerden yararlanabileceği; kişinin kilosuna, eşlik eden hastalıklarına, kullandığı diğer ilaçlara, tedavinin olası faydalarına ve yan etki riskine göre belirlenir.<br />
TIBBİ UYARI</p>

<p>GLP-1 veya diğer zayıflama ilaçlarının dozu yan etki nedeniyle kişinin kendi kararıyla değiştirilmemelidir. Şiddetli ya da devam eden karın ağrısı, tekrarlayan kusma, sıvı alamama veya belirgin susuzluk gelişirse sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Bu içerik kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Cleveland Clinic — How To Manage the Digestive Side Effects of GLP-1 Medications — 9 Eylül 2026<br />
2. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK) — Prescription Medications to Treat Overweight &amp; Obesity </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinin-yan-etkileri-nasil-azaltilir-glp-1-kullanirken-9-pratik-adim</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 22:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1434.jpeg" type="image/jpeg" length="59822"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Tıp Tarihinin Az Bilinen 13 Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turk-tip-tarihinin-az-bilinen-13-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turk-tip-tarihinin-az-bilinen-13-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp tarihimiz yalnız büyük hekimler ve büyük keşiflerden ibaret değil. Bir Tıbbiyelinin yüzlerce anatomi çizimini tek tek hazırlamasından Osmanlı mahkemelerinde bedenin delile dönüşmesine, cezaevi ameliyathanelerinden askerî veterinerliğin doğuşuna kadar Türk tıp tarihinde bugün çok az hatırlanan pek çok dikkat çekici hikâye bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tıp tarihine çoğu zaman büyük keşifler, ünlü hekimler ve salgın hastalıklar üzerinden bakıyoruz. Oysa arşivler biraz daha derinden incelendiğinde gündelik hayatın, eğitimin, hukukun, savaşların ve hatta ekonomik krizlerin tıbbın gelişimini nasıl etkilediğini gösteren sıra dışı hikâyelerle karşılaşıyoruz.</p>

<p>İşte Türk tıp tarihinin daha az bilinen sayfalarından bazıları.</p>

<h2>Bir Tıbbiyeli 512 anatomi resmini tek tek çizdi</h2>

<ol start="19">
 <li>yüzyılın sonunda tıp eğitiminin en önemli sorunlarından biri yeterli Türkçe ders materyalinin bulunmamasıydı.</li>
</ol>

<p>Askerî Tıbbiye öğrencisi Mehmed Eşref Vasıf, anatomi eğitiminde kullanılmak üzere dönemin kaynaklarından yararlanarak yüzlerce anatomik şekli yeniden çizdi.</p>

<p>1896'da yayımlanan <i>Eşkal-i Teşrih-i Tavsifi</i>, 512 çizim içeren dikkat çekici bir anatomi atlasına dönüştü.</p>

<p>Bugün bilgisayar ekranından saniyeler içerisinde binlerce anatomi görüntüsüne ulaşılabiliyor. Ancak 19. yüzyılın sonunda bir tıp öğrencisinin öğrenebilmek ve öğrendiklerini aktarabilmek için yüzlerce anatomik yapıyı yeniden çizmesi gerekiyordu.</p>

<p>Bu eser aynı zamanda Osmanlı tıp eğitiminde görsel materyalin önemini göstermesi bakımından da dikkat çekici.</p>

<h2>Maaşlar gecikince Tıp Fakültesinde yardımlaşma sandığı kuruldu</h2>

<p>Balkan Savaşları sonrasında Osmanlı ekonomisinin yaşadığı sıkıntılar kamu çalışanlarını da etkiledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Darülfünun Tıp Fakültesi çalışanları, ekonomik sıkıntılar karşısında kendi aralarında bir yardımlaşma ve tasarruf sistemi oluşturdu.</p>

<p>1914 yılında kurulan Teavün ve Tasarruf Sandığı, çalışanların birikim yapmasını ve ihtiyaç durumunda ekonomik destek almasını amaçlıyordu.</p>

<p>Bugünün sosyal yardım sandıklarına benzeyen bu girişim, tıp tarihinin yalnız hastalık ve tedavilerden değil, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının gündelik hayatından da oluştuğunu gösteriyor.</p>

<h2>Osmanlı mahkemelerinde beden nasıl delile dönüştü?</h2>

<ol start="19">
 <li>yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı hukuk sistemi önemli bir değişim geçiriyordu.</li>
</ol>

<p>Yaralanmanın nasıl meydana geldiği, yaranın öldürücü olup olmadığı veya ölümün gerçek nedeninin ne olduğu gibi sorular giderek daha fazla hekimlerin değerlendirmesine bırakılmaya başladı.</p>

<p>Böylece insan bedeni yalnız tedavi edilen bir alan olmaktan çıkarak hukuki gerçeğin belirlenmesinde kullanılan bir delile de dönüştü.</p>

<p>Hekim raporlarının mahkemelerde önem kazanması, Osmanlı'da modern adli tıbbın gelişmesinin önemli aşamalarından biriydi.</p>

<p>Bugün bir adli tıp raporunun mahkeme açısından taşıdığı önem düşünüldüğünde, bu dönüşümün hukuk tarihi açısından da ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılıyor.</p>

<h2>Osmanlı'da çocuk kazaları bize ne anlatıyor?</h2>

<p>Geçmişte çocuk sağlığı yalnız bulaşıcı hastalıklar veya salgınlarla tehdit edilmiyordu.</p>

<p>Konya şer‘iyye sicillerinde bulunan çocuk yaralanmaları ve ölümlerine ilişkin kayıtlar, yüzlerce yıl önce çocukların karşılaştığı gündelik tehlikelere ışık tutuyor.</p>

<p>Boğulmalar, yüksekten düşmeler, hayvanlarla ilişkili kazalar ve ev çevresinde meydana gelen olaylar bu kayıtların bir bölümünü oluşturuyor.</p>

<p>Bu belgeler bize yalnız ölüm nedenlerini göstermiyor.</p>

<p>Aynı zamanda çocukların nerelerde yaşadığını, hangi alanlarda oynadığını ve geçmiş toplumlarda çocuk güvenliğinin nasıl şekillendiğini anlamamızı sağlıyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle adli kayıtlar, yüzyıllar sonra bir halk sağlığı kaynağına dönüşüyor.</p>

<h2>1930'ların İzmir'inde sağlık kampı</h2>

<p>Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde koruyucu sağlık politikaları yalnız hastane ve dispanserlerle sınırlı değildi.</p>

<p>İzmir'in Yamanlar bölgesinde oluşturulan sağlık kampı, temiz hava, düzenli beslenme, dinlenme ve fiziksel güçlenme gibi uygulamaların ön plana çıktığı sağlık girişimlerinden biriydi.</p>

<p>Bu tür kamplar özellikle çocukların ve sağlık açısından risk taşıyan kişilerin daha iyi koşullarda bulunmasını amaçlıyordu.</p>

<p>Antibiyotiklerin ve günümüz tedavi imkânlarının henüz yaygın olmadığı bir dönemde doğa, dinlenme ve beslenme sağlık politikasının önemli unsurları arasında görülüyordu.</p>

<h2>Sağlık Bakanlığı yokken sağlığı kim yönetiyordu?</h2>

<p>Modern devletlerde sağlık hizmetlerinin yönetimi büyük ölçüde sağlık bakanlıkları tarafından yürütülüyor.</p>

<p>Ancak Osmanlı Devleti'nde bugünkü anlamıyla bir Sağlık Bakanlığı kurulmadan önce sağlık hizmetleri farklı kurumların sorumluluğundaydı.</p>

<ol start="19">
 <li>yüzyılda oluşturulan sağlık meclisleriyle birlikte hekimlerin görevlendirilmesi, salgınların kontrolü ve sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi giderek daha kurumsal bir yapıya kavuştu.</li>
</ol>

<p>Bu dönüşüm aslında Türkiye'deki modern sağlık bürokrasisinin de temellerinden birini oluşturdu.</p>

<h2>Bir cezaevi ameliyathanesinde cerrahi tarih yazıldı</h2>

<p>Cezaevlerinin tıp tarihindeki yeri genellikle gözden kaçar.</p>

<p>Oysa büyük cezaevlerinde mahkûmların tedavisi için revirler, hastaneler ve zamanla ameliyathaneler oluşturuldu.</p>

<p>İstanbul Merkez Hapishanesi'nde görev yapan hekimler de yalnız günlük hastalıklarla değil, ciddi cerrahi vakalarla ilgileniyordu.</p>

<p>1930'lu yıllarda burada gerçekleştirilen önemli bir akciğer ameliyatı, Türkiye'de göğüs cerrahisinin gelişim sürecindeki dikkat çekici olaylardan biri olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Bir hapishane ameliyathanesinin ülkenin cerrahi tarihinin bir parçasına dönüşmesi, tıp tarihinin beklenmedik mekânlarda yazılabildiğini gösteriyor.</p>

<h2>Türkiye'de kornea naklinin ilk yılları</h2>

<p>Bugün kornea nakli modern göz cerrahisinin yerleşik uygulamalarından biri.</p>

<p>Ancak Türkiye'de bu operasyonların ilk örnekleri 20. yüzyılın ortalarında gerçekleştirilmeye başladı.</p>

<p>Türk oftalmolojisinin önemli isimlerinden Naci Bengisu, göz cerrahisi, kornea hastalıkları ve kornea naklinin gelişimi konusunda önemli çalışmalar yaptı.</p>

<p>Bengisu'nun çalışmaları, Türkiye'de doku nakli tarihinin organ nakillerinden çok daha önce başlayan bölümlerinden birini oluşturuyor.</p>

<h2>Osmanlı hekimleri de “eski tıp-yeni tıp” tartışması yapıyordu</h2>

<p>Bilimde eski ile yeni arasındaki tartışma yalnız günümüze özgü değil.</p>

<ol start="17">
 <li>ve 18. yüzyıllarda Osmanlı hekimliği Avrupa'da gelişen yeni tıbbi düşüncelerle daha yoğun biçimde karşılaşmaya başladı.</li>
</ol>

<p>Yeni ilaçlar, yeni teoriler ve farklı hastalık açıklamaları Osmanlı hekimleri arasında tartışılıyordu.</p>

<p>Dönemin kaynaklarında karşılaşılan “Tıbb-ı Cedîd”, yani “yeni tıp” kavramı bu değişimin en dikkat çekici göstergelerinden biri.</p>

<p>Osmanlı tıp dünyası yeni bilgiyi yalnız kabul eden veya reddeden pasif bir yapı değildi. Gelen bilgi tartışılıyor, çevriliyor ve mevcut tıp anlayışı içerisinde yeniden yorumlanıyordu.</p>

<h2>1893'te bir ebe tartışması: Tecrübe mi diploma mı?</h2>

<ol start="19">
 <li>yüzyılın sonlarında Osmanlı sağlık yönetimi doğum hizmetlerini de daha sıkı denetlemeye başladı.</li>
</ol>

<p>Uzun yıllar boyunca doğum yaptırmış deneyimli kadınlar bulunmasına rağmen modern sağlık sisteminin gelişmesiyle birlikte diplomalı ebe çalıştırılması önem kazandı.</p>

<p>1893 yılında yaşanan Nefise Hanım vakası bu dönüşümün dikkat çekici örneklerinden biri.</p>

<p>Nefise Hanım mesleki bilgisini hekimler önünde göstermiş olsa da resmî diplomasının bulunmaması atama sürecinde sorun oluşturdu.</p>

<p>Olay, tıp tarihinde bugün bile tartışılan bir soruyu gündeme getiriyor:</p>

<p>Mesleki yeterlilik yalnız tecrübeyle mi ölçülür, yoksa bunun mutlaka resmî eğitim ve belgeyle desteklenmesi mi gerekir?</p>

<h2>Türkiye savaşa girmedi ama hastaneler hazırlandı</h2>

<p>Türkiye II. Dünya Savaşı'na fiilen katılmadı.</p>

<p>Ancak savaşın ülkeye sıçrama ihtimali yıllarca ciddi bir tehdit olarak görüldü.</p>

<p>Bu nedenle sağlık sistemi de olası savaş koşullarına göre hazırlanmaya başladı.</p>

<p>Sağlık personelinin eğitimi, hastane kapasitesi, ilaç ve tıbbi malzeme stokları ile bulaşıcı hastalıklara karşı alınacak önlemler savaş şartları dikkate alınarak planlandı.</p>

<p>Kızılay gibi kurumlar da hemşire yetiştirme, tıbbi malzeme hazırlama ve olağanüstü şartlara karşı sağlık organizasyonu oluşturma çalışmalarına katıldı.</p>

<h2>1925'te Türk hekimleri ülkenin sağlık sorunlarını masaya yatırdı</h2>

<p>Cumhuriyet'in ilanından yalnız birkaç yıl sonra Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri halk sağlığıydı.</p>

<p>Sıtma, verem, çocuk ölümleri ve bulaşıcı hastalıklar ülkenin birçok bölgesinde ciddi sorun oluşturuyordu.</p>

<p>1925 yılında düzenlenen ilk Millî Türk Tıp Kongresi, hekimlerin bu sorunları bilimsel bir zeminde tartıştığı önemli platformlardan biri oldu.</p>

<p>Sonraki kongrelerde de ülkenin öncelikli sağlık sorunları gündeme getirildi.</p>

<p>Bu kongreler yalnız bilim insanlarının buluştuğu toplantılar değildi; Cumhuriyet'in sağlık politikalarının şekillenmesine katkıda bulunan düşünce ortamlarından birini oluşturuyordu.</p>

<h2>Osmanlı ordusunun hasta atlarını kim tedavi ediyordu?</h2>

<p>Bugün veteriner hekimlik çoğunlukla hayvan sağlığıyla ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Ancak 19. yüzyılda veterinerlik aynı zamanda askerî bir zorunluluktu.</p>

<p>Atlar ordunun ulaşımında, topçu birliklerinde, haberleşmede ve lojistik faaliyetlerde vazgeçilmezdi.</p>

<p>Bir atın hastalanması veya ölmesi yalnız ekonomik bir kayıp değil, doğrudan ordunun hareket kabiliyetinin azalması anlamına geliyordu.</p>

<p>Bu nedenle Osmanlı'da modern veteriner hekimliği eğitiminin ilk adımları askerî ihtiyaçlarla bağlantılı olarak atıldı.</p>

<p>Veterinerlik eğitimi zaman içerisinde gelişerek bağımsız bir bilim ve meslek alanına dönüştü.</p>

<h2>Tıp tarihi yalnız büyük keşiflerden oluşmuyor</h2>

<p>Tıp tarihini yalnız ünlü doktorların veya büyük keşiflerin tarihi olarak okumak eksik kalır.</p>

<p>Bir tıp öğrencisinin çizdiği anatomi atlası, maaşını alamayan sağlık çalışanlarının kurduğu yardımlaşma sandığı, bir ebenin diploma mücadelesi veya askerî bir atın tedavisi de sağlık tarihinin parçalarıdır.</p>

<p>Çünkü tıp yalnız hastalıkları tedavi etme biçimimizin değil, insanı, bedeni, sağlığı ve toplumu nasıl gördüğümüzün de tarihidir.</p>

<p>Bugün sıradan görünen birçok uygulamanın arkasında yüzlerce yıllık bir deneyim, tartışma ve dönüşüm bulunuyor.</p>

<p>Türk tıp tarihinin arşivlerde kalan bu hikâyeleri gün yüzüne çıktıkça, modern sağlık sisteminin hangi yolları geçerek bugüne ulaştığını daha iyi anlamak mümkün oluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turk-tip-tarihinin-az-bilinen-13-hikayesi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 21:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/turk-tip-tarihinin-unutulan-hikayeleri-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="22526"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fibrinojen Kaç Olmalı? 200, 300, 400 ve 500 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fibrinojen-kac-olmali-200-300-400-ve-500-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fibrinojen-kac-olmali-200-300-400-ve-500-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fibrinojen, pıhtı oluşumunda görev alan ve inflamasyonda yükselebilen bir proteindir. Yaklaşık 200–400 mg/dL sık kullanılan aralıktır; 200, 300, 400 ve 500 sonuçları laboratuvar sınırı ve klinik durumla yorumlanır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>FİBRİNOJEN NEDİR?</p>

<p>Fibrinojen, karaciğerde üretilen ve kanın pıhtılaşmasında görev yapan bir proteindir. Pıhtılaşma sırasında trombinin etkisiyle fibrine dönüşür ve oluşan pıhtının temel yapılarından birini meydana getirir.</p>

<p>Ancak fibrinojen yalnızca pıhtılaşma testi değildir. Aynı zamanda akut faz reaktanıdır. Enfeksiyon ve inflamasyon gibi durumlarda yükselebilir. Bu nedenle tek başına yüksek fibrinojen sonucu “pıhtı var” anlamına gelmez.</p>

<p>FİBRİNOJEN KAÇ OLMALI?</p>

<p>Referans aralığı kullanılan laboratuvar yöntemine göre değişir.</p>

<p>MedlinePlus 200–400 mg/dL, yani 2–4 g/L aralığını genel referans olarak verir. Mayo Clinic Laboratories’in bir fibrinojen yönteminde ise referans aralığı 200–393 mg/dL’dir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle sınırdaki sonuçlarda kişinin kendi laboratuvar raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>FİBRİNOJEN 200 NE DEMEK?</p>

<p>200 mg/dL birçok laboratuvarda normal aralığın alt sınırına yakındır.</p>

<p>Tek başına düşük fibrinojen anlamına gelmeyebilir. Ancak değer daha da düşüyorsa veya kişide kanama belirtileri bulunuyorsa klinik önemi artar.</p>

<p>FİBRİNOJEN 300 NE DEMEK?</p>

<p>300 mg/dL çoğu yetişkin referans aralığında normaldir.</p>

<p>Tek başına pıhtılaşma bozukluğu, enfeksiyon veya başka bir hastalık düşündürmez.</p>

<p>FİBRİNOJEN 400 NE DEMEK?</p>

<p>400 mg/dL bazı laboratuvarlarda normal aralığın üst sınırında, bazılarında ise hafif yüksek kabul edilebilir.</p>

<p>Bu nedenle “400 fibrinojen kesin yüksek” denemez. Enfeksiyon, inflamasyon, gebelik ve diğer klinik durumlar sonucu etkileyebilir.</p>

<p>FİBRİNOJEN 500 NE DEMEK?</p>

<p>500 mg/dL birçok laboratuvarın referans üst sınırının üzerindedir ve yüksek fibrinojen olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak tek başına kan pıhtısı olduğu anlamına gelmez. Özellikle CRP veya diğer inflamasyon göstergeleri yüksekse akut ya da kronik inflamasyon sonucu fibrinojen de artmış olabilir.</p>

<p>FİBRİNOJEN YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>Fibrinojen bir akut faz reaktanı olduğu için inflamatuvar durumlarda yükselebilir.</p>

<p>Akut veya kronik inflamasyon, enfeksiyonlar, gebelik, östrojen tedavisi, nefrotik sendrom, diyabet ve obezite yüksek fibrinojenle ilişkili olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı karaciğer hastalıklarında da fibrinojen yüksekliği görülebilir.</p>

<p>FİBRİNOJEN YÜKSEKLİĞİ PIHTI YAPAR MI?</p>

<p>Tek başına yüksek fibrinojen “damarda pıhtı var” anlamına gelmez.</p>

<p>Kronik yüksek fibrinojen düzeyleri damar hastalığı ve tromboembolik olaylarla ilişkilendirilmiştir. Ancak bir kişinin gerçek pıhtı riski yalnızca fibrinojen değerine bakılarak hesaplanamaz.</p>

<p>Yaş, sigara kullanımı, hareketsizlik, geçirilmiş tromboz, kanser, ameliyat, gebelik ve diğer risk faktörleri birlikte değerlendirilir.</p>

<p>FİBRİNOJEN YÜKSEKLİĞİ ENFEKSİYONDAN OLUR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Fibrinojen inflamasyona yanıt olarak yükselen proteinlerden biridir. Bu nedenle bakteriyel veya viral enfeksiyon sırasında değer artabilir.</p>

<p>Enfeksiyon düzeldikten sonra fibrinojen de zaman içerisinde düşebilir. Bu nedenle tek yüksek ölçüm kronik bir pıhtılaşma hastalığı anlamına gelmez.</p>

<p>FİBRİNOJEN DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Düşük fibrinojenin nedenleri yüksekliğinden farklıdır.</p>

<p>Yaygın damar içi pıhtılaşma (DIC), ileri karaciğer hastalığı, yoğun fibrinoliz ve bazı pıhtı eritici ilaçlar fibrinojeni düşürebilir.</p>

<p>Doğuştan fibrinojen eksikliği ise daha nadirdir.</p>

<p>FİBRİNOJEN DÜŞÜKLÜĞÜ KANAMA YAPAR MI?</p>

<p>Belirgin fibrinojen eksikliği pıhtının yeterince sağlam oluşmasını engelleyebilir ve kanama riskini artırabilir.</p>

<p>Risk yalnızca fibrinojen rakamına bağlı değildir. Trombosit sayısı, PT/INR, aPTT, kanamanın nedeni ve klinik tablo birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Çok düşük fibrinojen özellikle aktif kanaması bulunan bir kişide daha önemli hale gelir.</p>

<p>DIC’TE FİBRİNOJEN NEDEN DÜŞER?</p>

<p>DIC sırasında pıhtılaşma sistemi yaygın biçimde aktive olabilir ve fibrinojen dahil pıhtılaşma faktörleri tüketilebilir.</p>

<p>Bu nedenle fibrinojen düşebilir.</p>

<p>Ancak DIC tanısı yalnızca düşük fibrinojen sonucuyla konulmaz. Trombosit, D-dimer, PT/INR, aPTT ve hastanın klinik durumu birlikte değerlendirilir.</p>

<p>KARACİĞER HASTALIĞINDA FİBRİNOJEN DÜŞER Mİ?</p>

<p>Evet, özellikle ileri karaciğer hastalığında fibrinojen üretimi azalabilir.</p>

<p>Bununla birlikte fibrinojen akut faz reaktanı olduğu için bazı karaciğer hastalarında normal veya yüksek de bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle tek başına fibrinojen değeri karaciğer hastalığının derecesini göstermez.</p>

<p>GEBELİKTE FİBRİNOJEN YÜKSELİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Gebelik sırasında fibrinojen fizyolojik olarak yükselebilir. Bu nedenle gebe bir kişinin sonucu gebe olmayan yetişkinlerin standart referansıyla doğrudan karşılaştırılmamalıdır.</p>

<p>Gebelikte fibrinojen sonucu kanama, tromboz veya obstetrik komplikasyon şüphesi varsa klinik bağlam içinde değerlendirilir.</p>

<p>FİBRİNOJEN NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Tedavi laboratuvardaki fibrinojen rakamını doğrudan düşürmeye yönelik değildir.</p>

<p>Yüksekliğin nedeni enfeksiyon veya inflamasyonsa temel neden tedavi edilir. Kronik hastalıklar varsa bu hastalıkların kontrolü önemlidir.</p>

<p>Yalnızca yüksek fibrinojen görüldüğü için kendi kendine aspirin veya başka bir kan sulandırıcı başlanmamalıdır.</p>

<p>FİBRİNOJEN NASIL YÜKSELTİLİR?</p>

<p>Belirgin düşüklükte yaklaşım nedene ve kanama durumuna göre değişir.</p>

<p>Ciddi kanama ve ağır fibrinojen eksikliği bulunan bazı hastalarda fibrinojen konsantresi veya kriyopresipitat gibi tedaviler gerekebilir.</p>

<p>Bu tedaviler hastane ortamında ve klinik gerekliliğe göre uygulanır.</p>

<p>FİBRİNOJEN NE ZAMAN HIZLI DEĞERLENDİRİLMELİ?</p>

<p>Tek başına yüksek fibrinojen değeri çoğu durumda acil durum değildir.</p>

<p>Ancak düşük fibrinojene kontrol edilemeyen kanama, yaygın morarma, kanlı kusma, siyah dışkı veya ciddi genel durum bozukluğu eşlik ediyorsa hızlı değerlendirme gerekir.</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories, fibrinojen için 60 mg/dL ve altındaki sonuçları kritik düşük değer olarak bildirmektedir. Kritik değer eşikleri laboratuvarlar arasında değişebilir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Fibrinojen 400 yüksek mi?</p>

<p>Laboratuvara göre değişir. Bazı referanslarda üst sınıra yakınken bazılarında hafif yüksek kabul edilebilir.</p>

<p>Fibrinojen 500 tehlikeli mi?</p>

<p>Tek başına “tehlikeli değer” olarak yorumlanmaz. Enfeksiyon, inflamasyon, gebelik ve kişinin pıhtı risk faktörleri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Fibrinojen yüksekliği kanser demek mi?</p>

<p>Hayır. Fibrinojen birçok inflamatuvar ve metabolik durumda yükselebilen özgül olmayan bir akut faz proteinidir. Tek başına kanser tanısı koydurmaz.</p>

<p>Fibrinojen ile D-dimer aynı şey mi?</p>

<p>Hayır. Fibrinojen pıhtının oluşumunda kullanılan proteindir. D-dimer ise oluşmuş ve daha sonra parçalanmış fibrin pıhtılarından ortaya çıkan ürünlerden biridir.</p>

<p>Fibrinojen yüksekse kan sulandırıcı gerekir mi?</p>

<p>Tek başına yüksek fibrinojen nedeniyle kan sulandırıcı başlanmaz. Antikoagülan veya antiplatelet tedavi kararı kişinin gerçek tromboz riskine ve hastalığına göre verilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Fibrinojen yüksekliği tek başına damar içinde pıhtı bulunduğunu göstermez. Belirgin fibrinojen düşüklüğüne aktif kanama eşlik ediyorsa hızlı değerlendirme gerekir. Yalnızca fibrinojen sonucuna dayanarak aspirin veya kan sulandırıcı kullanılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>MedlinePlus Medical Encyclopedia — Fibrinogen Blood Test</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories — Fibrinogen, Plasma </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fibrinojen-kac-olmali-200-300-400-ve-500-ne-demek</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 20:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="48752"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Şehrin İzinde, Bir Medeniyetin Hafızasında: Buhara Seyahatnamesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-sehrin-izinde-bir-medeniyetin-hafizasinda-buhara-seyahatnamesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-sehrin-izinde-bir-medeniyetin-hafizasinda-buhara-seyahatnamesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Burak Karip’in kaleme aldığı “Buhara Seyahatnamesi”, okuru Orta Asya’nın tarihî şehirlerinden insanın kendi iç dünyasına uzanan çok katmanlı bir yolculuğa davet ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Eser, Buhara ve Semerkand’ı yalnızca görülecek şehirler olarak değil, ilim ve irfanla şekillenmiş bir medeniyet hafızasının taşıyıcıları olarak anlatıyor.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Burak Karip, Orta Asya’ya gerçekleştirdiği yolculuğu “Buhara Seyahatnamesi” adlı eserinde kaleme aldı.</p>

<p>İz Yayıncılık tarafından yayımlanan kitap, klasik bir gezi anlatısının sınırlarını aşarak tarih, medeniyet, aidiyet ve insanın iç dünyası arasında güçlü bir bağ kuruyor.</p>

<p>Bir şehrin izinde, bir medeniyetin hafızasında</p>

<p>“Bir şehrin izinde, bir medeniyetin hafızasında” ifadesiyle okura sunulan eser, Buhara ve Semerkand’ın tarihî dokusunu yalnızca mimari yapılar üzerinden ele almıyor.</p>

<p>Medreseler, minareler, taş sokaklar ve şehir insanları; asırlardır taşınan ilim geleneğinin, irfanın ve medeniyet bilincinin yaşayan işaretleri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Burak Karip, kadim beldeleri bir turist merakıyla gözlemlemek yerine, bir talebenin dikkati ve kendi kültür dünyasıyla yeniden karşılaşan bir insanın aidiyet duygusuyla okuyor. Bu yaklaşım, eseri yalnızca “nereler görüldü?” sorusuna cevap veren bir seyahat kitabı olmaktan çıkarıyor.</p>

<p>Buhara ve Semerkand’ın görünen yüzünün ötesi</p>

<p>Kitapta şehirlerin görünen güzelliğinin ardındaki anlam dünyasına odaklanılıyor. Medreselerin sessizliği, minarelerin göğe uzanan çizgisi ve geçmişten bugüne ulaşan mimari miras, düşünsel bir yolculuğun parçalarına dönüşüyor.</p>

<p>Buhara ve Semerkand, bu anlatıda geçmişte kalmış iki tarihî şehir değil. İslam medeniyetinin ilim, ahlak, sanat ve insan yetiştirme anlayışını bugüne taşıyan canlı merkezler olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Eser, okura yalnızca tarihî bilgi sunmakla yetinmiyor. Mekânların hafızasını anlamaya ve bu hafızanın günümüz insanına ne söylediğini düşünmeye çağırıyor.</p>

<p>Hekimlikten medeniyet okumalarına</p>

<p>Bir tıp akademisyeninin kaleminden çıkan “Buhara Seyahatnamesi”, farklı disiplinleri aynı düşünce çizgisinde buluşturmasıyla da dikkat çekiyor.</p>

<p>Hekimlik insanı beden, hayat ve ölüm üzerinden anlamaya çalışırken seyahat, aynı insanı tarih ve medeniyet içinde yeniden okumaya imkân veriyor. Burak Karip’in anlatısında akademik dikkat ile manevi arayışın bir araya gelmesi, esere özgün bir derinlik kazandırıyor.</p>

<p>Okura yöneltilen sessiz bir soru</p>

<p>“Buhara Seyahatnamesi” yalnızca yazarın gördüklerini aktardığı bir hatıra kitabı değil. Okuru kendi kökleri, tarih bilinci ve medeniyetle kurduğu ilişki üzerine düşünmeye çağıran bir eser niteliği taşıyor.</p>

<p>Kitap boyunca Buhara ve Semerkand’ın izleri takip edilirken aslında daha temel bir soru beliriyor: İnsan, ait olduğu medeniyetin hafızasını ne kadar tanıyor?</p>

<p>Burak Karip’in eseri, bu soruya hazır cevaplar vermek yerine okuru yolculuğa ortak ediyor. Böylece Buhara’ya uzanan fiziksel seyahat, insanın kendi içine yönelen düşünsel bir yolculuğa dönüşüyor.</p>

<p>Kitap Eylül 2026’da yayımlandı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burak Karip tarafından kaleme alınan “Buhara Seyahatnamesi”, İz Yayıncılık etiketiyle Eylül 2026’da okuyucuyla buluştu. Eser; tarih, kültür, medeniyet ve seyahat edebiyatına ilgi duyanların yanı sıra Orta Asya ile Anadolu arasındaki güçlü bağları yeniden düşünmek isteyen okurlara da sesleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-sehrin-izinde-bir-medeniyetin-hafizasinda-buhara-seyahatnamesi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 20:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1428.jpeg" type="image/jpeg" length="56974"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigaranın Sağlık Sistemine Maliyeti: Ülkelerin Faturası Ne Kadar?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sigaranin-saglik-sistemine-maliyeti-ulkelerin-faturasi-ne-kadar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sigaranin-saglik-sistemine-maliyeti-ulkelerin-faturasi-ne-kadar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sigaranın maliyeti paket fiyatıyla bitmiyor. ABD’de sigara içimine atfedilen sağlık harcamaları 240 milyar doları aşarken Kanada’da tütün kullanımına bağlı doğrudan sağlık maliyeti 5,4 milyar Kanada dolarına, Avustralya’da ise yaklaşık 7,9 milyar Avustralya dolarına ulaşıyor. Tedavi giderlerine erken ölüm ve üretkenlik kayıpları eklendiğinde ekonomik fatura çok daha büyüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bir paket sigaranın fiyatını görmek kolay. Asıl görünmeyen ise yıllar sonra hastanelere, ilaç harcamalarına, iş gücü kayıplarına ve ülke ekonomilerine yansıyan fatura.<br />
Tütün kullanımı yalnızca akciğer kanseriyle ilişkili değil. Kalp-damar hastalıklarından inmeye, kronik obstrüktif akciğer hastalığından çok sayıda kanser türüne kadar geniş bir hastalık grubunun riskini artırıyor.<br />
Dünya Sağlık Örgütü'nün Haziran 2026'da güncellediği verilere göre tütün her yıl 7 milyondan fazla insanın ölümüne yol açıyor. Bunların 1,6 milyondan fazlasını, kendisi tütün kullanmadığı hâlde ikinci el dumana maruz kalan kişiler oluşturuyor.<br />
Ekonomik tablo da en az sağlık bilançosu kadar dikkat çekici.<br />
WHO Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi kapsamında yayımlanan değerlendirmeye göre tütün kullanımının 2022 yılında dünya genelindeki sosyal ve ekonomik kaybı yaklaşık 1,7 trilyon dolar olarak hesaplandı. Bu tutar küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1,7'sine karşılık geliyor.<br />
Ancak burada çok önemli bir ayrım var:<br />
Sağlık sistemine maliyet ile toplam ekonomik maliyet aynı şey değil.<br />
Sağlık maliyetleri; hastane, hekim, ilaç ve diğer sağlık hizmetlerini kapsarken toplam ekonomik veya toplumsal maliyet hesaplarında erken ölüm, hastalık nedeniyle çalışamama, üretkenlik kaybı ve bazı çalışmalarda yaşam kalitesindeki kayıplar gibi çok daha geniş etkiler değerlendiriliyor.<br />
Bu nedenle ülkeler arasında verilen rakamları doğrudan bir sıralama olarak okumak doğru değil.<br />
ABD: Sağlık harcamaları 240 milyar doları aşıyor<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine göre sigara içmenin ABD'ye 2018 yılındaki ekonomik maliyeti 600 milyar doların üzerindeydi.<br />
Bu rakamın 240 milyar dolardan fazlasını sağlık harcamaları oluşturuyordu.<br />
Ayrıca sigarayla ilişkili hastalıklara bağlı yaklaşık 185 milyar dolar ve erken ölümlere bağlı yaklaşık 180 milyar dolar üretkenlik kaybı hesaplandı. İkinci el dumana bağlı erken ölümlerin neden olduğu üretkenlik kaybı da yaklaşık 7 milyar dolar olarak tahmin edildi.<br />
Dolayısıyla ABD örneğinde sağlık hizmetlerine ödenen para, sigaranın ekonomik faturasının yalnızca bir bölümünü oluşturuyor.<br />
Kanada: Sağlık sistemine 5,4 milyar Kanada doları<br />
Kanada'da yapılan 2020 hesaplamalarında tütün kullanımının toplam sağlık ve ekonomik maliyeti yaklaşık 11,2 milyar Kanada doları olarak belirlendi.<br />
Bunun 5,4 milyar Kanada doları doğrudan sağlık hizmeti maliyetlerinden oluşuyordu. Bu hesaplamalara hastane, hekim ve ilaç giderlerinin yanı sıra üretkenlik kayıpları ve bazı diğer ekonomik maliyetler de dâhil edildi.<br />
Başka bir ifadeyle tütünün faturası yalnızca hastanenin kapısında ortaya çıkmıyor; çalışma hayatına ve genel ekonomiye de yayılıyor.<br />
Avustralya: 7,9 milyarlık sağlık maliyeti, 159,7 milyarlık toplumsal yük<br />
Avustralya'daki rakamlar, sağlık harcaması ile geniş kapsamlı toplumsal maliyet arasındaki farkı gösteren en çarpıcı örneklerden biri.<br />
Australian Institute of Health and Welfare verilerine göre tütünün 2022–2023 dönemi için tahmin edilen sağlık hizmeti maliyeti yaklaşık 7,9 milyar Avustralya doları.<br />
Buna karşılık tütün kullanımının toplam toplumsal maliyetinin 159,7 milyar Avustralya dolarına ulaşabileceği hesaplandı.<br />
Bu geniş hesabın en büyük bileşenleri arasında 107,5 milyar Avustralya dolarıyla erken ölümler ve 29,8 milyar Avustralya dolarıyla sigaraya atfedilen hastalık yükü bulunuyor.<br />
Burada altı özellikle çizilmesi gereken nokta şu:<br />
159,7 milyar Avustralya doları sağlık sisteminin doğrudan harcaması değildir.<br />
Bu rakam sağlık hizmetlerinin yanı sıra erken ölüm ve diğer toplumsal kayıpları da içeren daha geniş bir maliyet tahminidir.<br />
Almanya: 27,3 milyar avroluk doğrudan hastalık maliyeti<br />
Almanya Federal Sağlık Bakanlığı bünyesindeki FinansKommission Gesundheit'in 2026 tarihli raporunda, sigara içenlere atfedilen 2018 yılı doğrudan yıllık brüt hastalık maliyetinin yaklaşık 27,3 milyar avro olduğu belirtiliyor.<br />
Üretkenlik kayıplarından kaynaklanan dolaylı maliyet ise yaklaşık 67 milyar avro olarak hesaplanıyor.<br />
Bu örnek de sigaranın ekonomik yükünün yalnızca tedavi giderlerinden ibaret olmadığını gösteriyor.<br />
Dört ülkede tablo<br />
Rakamların veri yılları ve kullanılan ekonomik yöntemler farklı olduğu için ülkeleri doğrudan karşılaştırmak veya “en fazla harcayan ülke” şeklinde sıralamak bilimsel açıdan doğru olmaz.<br />
Ancak maliyetin boyutları oldukça çarpıcı:<br />
ABD: 2018'de 240 milyar doların üzerinde sağlık harcaması<br />
Kanada: 2020'de 5,4 milyar Kanada doları doğrudan sağlık maliyeti<br />
Avustralya: 2022–2023 için yaklaşık 7,9 milyar Avustralya doları sağlık hizmeti maliyeti<br />
Almanya: 2018 için yaklaşık 27,3 milyar avro doğrudan brüt hastalık maliyeti<br />
Ortak sonuç ise değişmiyor:<br />
Sigaranın ve diğer tütün ürünlerinin topluma gerçek maliyeti, tüketicinin ürünü satın alırken ödediği bedelden çok daha yüksek.<br />
Türkiye'de durum ne?<br />
Türkiye açısından temel sorunlardan biri, ABD veya Avustralya örneklerinde olduğu gibi sigaraya atfedilebilir hastane, ilaç ve diğer sağlık giderlerini tek bir güncel ulusal rakam altında ortaya koyan ve uluslararası karşılaştırmaya doğrudan imkân veren kapsamlı maliyet çalışmalarının sınırlı olması.<br />
Buna karşılık tütün kullanımının yaygınlığına ve hane bütçeleri üzerindeki etkisine ilişkin önemli veriler bulunuyor.<br />
TÜİK'in 2022 Türkiye Sağlık Araştırması'na göre 15 yaş ve üzerindeki bireylerin yüzde 28,3'ü her gün tütün mamulü kullanıyordu.<br />
Oran erkeklerde yüzde 41,3, kadınlarda ise yüzde 15,5 olarak belirlendi.<br />
Bu rakamlar “Türkiye nüfusunun yüzde 28,3'ü sigara içiyor” şeklinde genellenmemeli. Gösterge, araştırmadaki 15 yaş ve üzerindeki nüfus içinde her gün tütün mamulü kullananların oranını ifade ediyor.<br />
Sigara aile bütçesini de etkiliyor<br />
Türkiye açısından dikkat çekici araştırmalardan biri 2024 yılında Eastern Mediterranean Health Journal dergisinde yayımlandı.<br />
Araştırmacılar, TÜİK'in 2015 ve 2019 Hanehalkı Bütçe Araştırması mikroverilerini kullanarak hanede sigara içen bir kişinin bulunması ile katastrofik sağlık harcaması arasındaki ilişkiyi inceledi.<br />
Çalışmada hanede sigara içen kişinin bulunması, katastrofik sağlık harcaması yaşama olasılığı açısından anlamlı bir belirleyici olarak bulundu. Kullanılan modelde hesaplanan marjinal etki yaklaşık yüzde 7,94 olarak bildirildi.<br />
Ancak bu bulgunun doğru yorumlanması önemli.<br />
Bu sonuç, “sigara sağlık harcamalarını yüzde 7,94 artırıyor” anlamına gelmiyor.<br />
Yüzde 7,94, araştırmada kullanılan ekonometrik model kapsamında hesaplanan olasılık üzerindeki marjinal etkiyi ifade ediyor. Ayrıca çalışma gözlemsel nitelikte olduğundan tek başına doğrudan neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor.<br />
Bununla birlikte araştırma, tütün tüketiminin yalnızca kamu sağlık sistemi açısından değil, hanelerin ekonomik dayanıklılığı açısından da önemli olduğunu gösteriyor.<br />
Peki sigaradan alınan vergiler?<br />
Tütün ürünlerinden alınan vergiler kamu bütçesine gelir sağlıyor.<br />
Ancak bu durum sigaranın ekonomik maliyetini ortadan kaldırmıyor.<br />
Kanser ve KOAH tedavileri, kalp-damar hastalıkları, hastane başvuruları, ilaç giderleri, iş gücü kaybı ve erken ölümler ekonominin farklı alanlarında maliyet oluşturuyor.<br />
Bu nedenle sigaradan elde edilen vergi gelirleri ile tütünün topluma getirdiği maliyeti yalnızca basit bir gelir-gider hesabıyla karşılaştırmak yeterli değil.<br />
Ayrıca tütün vergileri, Dünya Sağlık Örgütünün tütün tüketimini azaltmaya yönelik politikaları içinde önemli araçlardan biri olarak değerlendiriliyor.<br />
Fatura çoğu zaman yıllar sonra geliyor<br />
Tütün kullanımının sağlık sistemi üzerindeki yükünü farklılaştıran temel özelliklerden biri, hastalıkların önemli bölümünün uzun yıllar içinde gelişebilmesi.<br />
Sigara kullanımının bugün azalması, sağlık sistemindeki bütün maliyetlerin ertesi yıl aynı oranda azalacağı anlamına gelmiyor.<br />
Geçmiş yıllardaki tütün tüketiminin yol açtığı kanserler, KOAH ve kalp-damar hastalıkları yıllar sonra sağlık sisteminin karşısına çıkabiliyor.<br />
Bir anlamda sağlık sistemleri yalnızca bugünün değil, geçmiş yıllardaki sigara tüketiminin de faturasını ödüyor.<br />
Gerçek fiyat paketin üzerinde yazmıyor<br />
Bir paket sigaranın satış fiyatını görmek kolay.<br />
Ama toplumun ödediği gerçek bedel aynı etikette görünmüyor.<br />
ABD'de yüz milyarlarca dolarlık sağlık harcaması, Almanya'da onlarca milyar avroluk hastalık maliyeti, Kanada ve Avustralya'da milyarlarca dolarlık sağlık yükü bunun en açık örnekleri arasında.<br />
Erken ölümler ve üretkenlik kayıpları da hesaba katıldığında ekonomik fatura çok daha büyüyor.<br />
Sigara içen kişinin ödediği bedel paketi satın aldığı anda başlıyor. Sağlık sisteminin ve toplumun ödediği bedel ise yıllar boyunca devam edebiliyor.<br />
Türkiye açısından ihtiyaç duyulan önemli çalışmalardan biri de sigaraya atfedilebilen hastane başvurularını, ilaç harcamalarını, kronik hastalık tedavilerini ve üretkenlik kayıplarını birlikte değerlendiren güncel ve kapsamlı bir ulusal ekonomik yük araştırmasıdır.<br />
Kaynaklar<br />
Dünya Sağlık Örgütü<br />
WHO Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri<br />
Health Canada / Canada Gazette<br />
Australian Institute of Health and Welfare<br />
Almanya Federal Sağlık Bakanlığı – FinanzKommission Gesundheit<br />
Türkiye İstatistik Kurumu<br />
Eastern Mediterranean Health Journal<br />
Tıbbi not<br />
Tütün kullanımının ve ikinci el tütün dumanına maruziyetin güvenli bir düzeyi bulunmamaktadır. Sigarayı bırakmak isteyen kişilerin sağlık profesyonellerinden veya sigara bırakma polikliniklerinden destek alması önerilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sigaranin-saglik-sistemine-maliyeti-ulkelerin-faturasi-ne-kadar</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 20:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/sigara-saglik-sistemi-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="65717"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kalp Krizi Gelmeden Önce: Türkiye’nin Değiştirmesi Gereken 7 Alışkanlık]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kalp-krizi-gelmeden-once-turkiyenin-degistirmesi-gereken-7-aliskanlik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kalp-krizi-gelmeden-once-turkiyenin-degistirmesi-gereken-7-aliskanlik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Kalp Günü yaklaşırken açıklanan son veriler, Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarının hâlâ en büyük ölüm nedeni olduğunu gösteriyor. TÜİK’e göre 2025’te gerçekleşen ölümlerin yüzde 34,7’si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Sigara kullanımındaki ve obezite oranındaki artış ise geleceğe ilişkin kaygıları büyütüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Her yıl 29 Eylül’de kutlanan Dünya Kalp Günü, bu yıl da kalp ve damar hastalıklarının önemli bölümünün önlenebilir olduğu gerçeğini gündeme taşıyor.</p>

<p>Türkiye’nin son verileri ise sorunun boyutunun yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacak kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Türkiye İstatistik Kurumunun 2025 yılı verilerine göre ülkede 491 bin 684 kişi hayatını kaybetti. Ölümlerin yüzde 34,7’si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Başka bir ifadeyle Türkiye’de gerçekleşen yaklaşık her üç ölümden birinin arkasında kalp ve damar sistemiyle ilgili bir hastalık bulunuyor. Bu oran, yaklaşık 171 bin ölüme karşılık geliyor.</p>

<p>En büyük pay iskemik kalp hastalıklarında</p>

<p>Dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölümlerin yüzde 42,3’ünü iskemik kalp hastalıkları oluşturdu. Bu grup; kalbi besleyen damarların daralması veya tıkanması sonucu gelişen kalp krizi ve koroner arter hastalıklarını kapsıyor.</p>

<p>Ölümlerin yüzde 24,6’sı diğer kalp hastalıklarından, yüzde 18,2’si ise inme olarak da bilinen serebrovasküler hastalıklardan kaynaklandı.</p>

<p>Bu oranlar üzerinden yapılan hesaplama, yalnızca iskemik kalp hastalıklarının 2025 yılında yaklaşık 72 bin ölümle ilişkili olabileceğini gösteriyor. Bu sayı doğrudan yayımlanmış bir TÜİK toplamı değil; açıklanan oranlardan hareketle yapılan yaklaşık hesaplamadır.</p>

<p>Sigara kullanımında artış</p>

<p>Kalp ve damar hastalıklarının en önemli önlenebilir nedenlerinden biri tütün kullanımı.</p>

<p>TÜİK’in 2025 Türkiye Sağlık Araştırması’na göre her gün tütün mamulü kullanan 15 yaş ve üzerindeki kişilerin oranı 2022’de yüzde 28,3 iken 2025’te yüzde 30,1’e yükseldi. Böylece günlük tütün kullananların oranı nüfusun yaklaşık üçte birine yaklaştı.</p>

<p>Sigara yalnızca akciğerleri etkilemiyor. Damar duvarında hasara, kanın pıhtılaşma eğiliminin artmasına ve kalp damarlarının daralmasına yol açıyor. Elektronik sigara ve diğer yeni nesil tütün ürünleri de kalp açısından güvenli kabul edilmiyor.</p>

<p>Obezite oranı yüzde 21,8’e çıktı</p>

<p>Aynı araştırmada 15 yaş ve üzerindeki obez bireylerin oranı yüzde 21,8 olarak belirlendi. Obezite; yüksek tansiyon, tip 2 diyabet, uyku apnesi, ritim bozuklukları ve koroner kalp hastalığı riskini artırıyor.</p>

<p>Ancak asıl tehlike, risklerin çoğu zaman birlikte ilerlemesi. Fazla kilo, hareketsizlik, sigara, yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri ve kolesterol aynı kişide birleştiğinde kalp krizi ve inme ihtimali belirgin biçimde yükseliyor.</p>

<p>Kalbin sessiz düşmanı: Yüksek tansiyon</p>

<p>Hipertansiyon yıllarca belirti vermeden ilerleyebiliyor. Kişi kendisini sağlıklı hissederken kalp, beyin, böbrek ve damarlar zarar görebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca şikâyeti olanların değil, sağlıklı görünen yetişkinlerin de tansiyonlarını belirli aralıklarla ölçtürmesi gerekiyor. Diyabeti, böbrek hastalığı, obezitesi veya ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunan kişilerde kontroller daha erken ve daha sık yapılmalı.</p>

<p>Türkiye için 7 somut öneri</p>

<p>Kalp ve damar hastalıklarıyla mücadele yalnızca “daha az ye, daha çok yürü” tavsiyesine indirgenmemeli. Türkiye’nin hem bireysel hem toplumsal düzeyde daha güçlü bir koruma programına ihtiyacı bulunuyor.</p>

<p>1. Aile hekimliğinde düzenli kalp riski taraması</p>

<p>Özellikle 40 yaşından sonra tansiyon, kan şekeri, kolesterol, kilo, bel çevresi ve sigara kullanımını birlikte değerlendiren standart bir risk taraması yaygınlaştırılmalı. Yüksek riskli kişiler, henüz kalp krizi geçirmeden belirlenmeli.</p>

<p>2. Tütünle mücadelede yeni dönem</p>

<p>Sigaranın yanı sıra elektronik sigara, ısıtılmış tütün ürünleri ve gençleri hedefleyen aromalı nikotin ürünleri de aynı kararlılıkla ele alınmalı. Sigara bırakma hizmetlerine erişim kolaylaştırılmalı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Günlük tuz tüketimi azaltılmalı</p>

<p>Ekmek, peynir, işlenmiş et, hazır sos ve paketli ürünlerdeki gizli tuz için kademeli azaltma hedefleri uygulanmalı. Dünya Sağlık Örgütünün Türkiye üzerine yaptığı değerlendirme, tuz tüketimi ile fiziksel hareketsizliğin azaltılmasının önlenebilir ölümler üzerinde büyük etki oluşturabileceğini gösteriyor.</p>

<p>4. Yürünebilir şehirler kurulmalı</p>

<p>Kalp sağlığı yalnızca hastanelerde korunamaz. Güvenli kaldırımlar, bisiklet yolları, ücretsiz spor alanları ve aktif ulaşım imkânları halk sağlığı politikasının parçası olmalı.</p>

<p>5. Okullarda kalp sağlığı eğitimi başlamalı</p>

<p>Sağlıklı beslenme, tütün ve nikotin bağımlılığı, temel yaşam desteği ve 112’nin doğru kullanımı erken yaşta öğretilmeli.</p>

<p>6. Otomatik şok cihazları yaygınlaştırılmalı</p>

<p>Havalimanı, AVM, stadyum, üniversite, istasyon ve büyük iş yerlerinde otomatik eksternal defibrilatör bulunmalı. Toplumun temel yaşam desteği konusunda eğitilmesi, hastane dışı kalp durmalarında hayatta kalma şansını artırabilir.</p>

<p>7. Kadınlarda kalp hastalığı farkındalığı artırılmalı</p>

<p>Kadınlarda kalp krizi her zaman klasik göğüs ağrısıyla ortaya çıkmayabilir. Nefes darlığı, sırt veya çene ağrısı, bulantı, aşırı yorgunluk ve soğuk terleme gibi belirtiler de önemsenmeli.</p>

<p>Her bireyin bugün atabileceği 7 adım</p>

<ul>
 <li>Tansiyonunuzu ve bel çevrenizi öğrenin.</li>
 <li>Sigara ve nikotin ürünlerini bırakmak için profesyonel destek alın.</li>
 <li>Haftada en az 150 dakika orta şiddette hareket etmeyi hedefleyin.</li>
 <li>Tuz, şeker ve aşırı işlenmiş gıdaları azaltın.</li>
 <li>Sebze, meyve, baklagil, tam tahıl, balık ve zeytinyağı ağırlıklı beslenin.</li>
 <li>Diyabet, kolesterol ve böbrek kontrollerinizi ihmal etmeyin.</li>
 <li>Uyku bozukluğu, yoğun horlama ve gündüz uykululuğunu önemseyin.</li>
</ul>

<p>Kalp krizinin belirtileri bekletilmemeli</p>

<p>Göğüste baskı, sıkışma veya yanma; ağrının kola, sırta, çeneye ya da mide bölgesine yayılması; nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı ve ani güçsüzlük kalp krizinin işareti olabilir.</p>

<p>Bu belirtilerde kişi kendi imkânıyla hastaneye gitmeye çalışmamalı; vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalı.</p>

<p>Rakamların verdiği açık mesaj</p>

<p>Türkiye’de kalp ve damar hastalıkları hâlâ ölüm nedenleri arasında ilk sırada. Üstelik sigara ve obezite gibi temel risk göstergelerindeki yükseliş, bugünden güçlü önlemler alınmazsa yükün devam edeceğini düşündürüyor.</p>

<p>Dünya Kalp Günü’nün mesajı bu nedenle yalnızca “kalbini koru” olmamalı. Asıl hedef; sağlıklı tercihi kolaylaştıran şehirler, erken risk taraması yapan birinci basamak sağlık sistemi ve tütün, tuz, hareketsizlikle kararlı biçimde mücadele eden bir ülke olmalı.</p>

<p>Tıbbi Uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel kalp ve damar hastalığı riskinizin değerlendirilmesi, tetkik veya tedavi kararı için hekime başvurunuz. Ani göğüs ağrısı, nefes darlığı, soğuk terleme veya bayılma halinde 112’yi arayınız.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Türkiye İstatistik Kurumu, Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri, 2025.</li>
 <li>Türkiye İstatistik Kurumu, Türkiye Sağlık Araştırması, 2025.</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi, Türkiye’de Bulaşıcı Olmayan Hastalık Risklerinin Azaltılmasına İlişkin Değerlendirme.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kalp-krizi-gelmeden-once-turkiyenin-degistirmesi-gereken-7-aliskanlik</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 19:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1424.jpeg" type="image/jpeg" length="15417"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96088"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="25196"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77361"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48921"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="34499"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
