<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 26 Sep 2026 17:46:14 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Antibiyotik Kullanımında Türkiye Dünyanın Neresinde?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/antibiyotik-kullaniminda-turkiye-dunyanin-neresinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/antibiyotik-kullaniminda-turkiye-dunyanin-neresinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye antibiyotik kullanımında gerçekten dünyanın en fazla antibiyotik kullanan ülkelerinden biri mi? Dünya Sağlık Örgütü’nün 2023 verilerine göre Türkiye, Avrupa Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı’na veri bildiren 14 ülke arasında 42,7 DDD ile en yüksek antibiyotik tüketiminin görüldüğü ülke. Ancak OECD verileri Türkiye için çok daha düşük bir rakam veriyor. Peki iki uluslararası veri neden birbirinden bu kadar farklı?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Başımız ağrıdığında ağrı kesici, burnumuz aktığında soğuk algınlığı ilacı…</p>

<p>Peki boğazımız ağrıdığında?</p>

<p>Türkiye’de antibiyotiklerin gereksiz veya uygun olmayan kullanımını azaltmak uzun yıllardır sağlık politikalarının önemli başlıklarından biri.</p>

<p>Çünkü antibiyotikler virüslere karşı etkili değil. Grip ve soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanmak hastalığı tedavi etmez. Gereksiz ve uygunsuz kullanım ise bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç geliştirmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Peki son uluslararası verilere göre Türkiye antibiyotik kullanımında nerede?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu soruya tek bir “dünya sıralaması” ile cevap vermek mümkün değil.</p>

<p>Ancak elimizde dikkat çekici veriler var.</p>

<h2>WHO verilerinde Türkiye en yüksek tüketimin görüldüğü ülke</h2>

<p>Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi tarafından yayımlanan <strong>Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı 2023 verilerine</strong> göre Türkiye’de sistemik antibiyotik tüketimi:</p>

<p><strong>1000 kişi başına günde 42,7 tanımlanmış günlük doz (DDD)</strong> olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu değer, söz konusu veri setine <strong>2023 yılı için veri bildiren 14 ülke arasındaki en yüksek antibiyotik tüketim düzeyiydi.</strong></p>

<p>Aynı grubun nüfusa göre ağırlıklandırılmış ortalaması yaklaşık <strong>22,2 DDD</strong> düzeyindeydi.</p>

<p>Bu nedenle 42,7 DDD oldukça dikkat çekici bir rakam.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:</p>

<p>Bu veri, <strong>“Türkiye Avrupa’da antibiyotik kullanımında birinci”</strong> veya <strong>“Türkiye dünyada birinci”</strong> anlamına gelmiyor.</p>

<p>Doğru ifade şu:</p>

<p><strong>Türkiye, WHO Avrupa Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı’na 2023 yılı için veri bildiren 14 ülke arasında en yüksek tüketim değerine sahip ülke.</strong></p>

<h2>42,7 DDD ne demek?</h2>

<p>Buradaki 42,7 rakamı toplumun yüzde 42,7’sinin her gün antibiyotik kullandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>DDD, İngilizce <strong>Defined Daily Dose</strong>, Türkçesiyle <strong>tanımlanmış günlük doz</strong> anlamına geliyor.</p>

<p>Bu ölçüm, farklı nüfus büyüklüklerine sahip ülkelerde ilaç tüketiminin karşılaştırılabilmesini sağlamak amacıyla kullanılıyor.</p>

<p>Dolayısıyla DDD bir kişinin gerçek günlük reçetesini değil, ülkeler arasında karşılaştırma yapmaya imkân veren standartlaştırılmış bir tüketim göstergesini ifade ediyor.</p>

<h2>OECD neden Türkiye için 12 DDD diyor?</h2>

<p>Antibiyotik tüketimi konusunda dikkat çeken başka bir veri ise OECD’den geliyor.</p>

<p>OECD’nin <strong>Health at a Glance 2025</strong> raporunda Türkiye için antibiyotik reçeteleme miktarı yaklaşık:</p>

<p><strong>12 DDD/1000 kişi/gün</strong></p>

<p>olarak gösteriliyor.</p>

<p>OECD ortalaması ise yaklaşık <strong>16 DDD</strong>.</p>

<p>İlk bakışta ortaya ilginç bir tablo çıkıyor:</p>

<p><strong>WHO: Türkiye 42,7 DDD</strong></p>

<p><strong>OECD: Türkiye yaklaşık 12 DDD</strong></p>

<p>Peki hangisi doğru?</p>

<p>Aslında bu iki rakam aynı şeyi ölçmüyor.</p>

<h2>Aynı ülke, farklı veri kaynakları</h2>

<p>OECD göstergesi ağırlıklı olarak <strong>toplumda reçete edilen antibiyotikleri</strong> değerlendiriyor.</p>

<p>WHO Avrupa Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı’ndaki Türkiye verisi ise Türkiye’deki ulusal ilaç takip sisteminden elde edilen <strong>satış ve dağıtım verilerine</strong> dayanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla veri kaynakları, kapsanan antibiyotik kullanımı ve hesaplama yöntemleri birbirinden farklı.</p>

<p>Bu nedenle 42,7 ve 12 DDD rakamlarını yan yana koyarak:</p>

<p>“Kurumlardan biri yanlış hesaplıyor”</p>

<p>sonucuna varmak doğru değil.</p>

<p>Daha doğru yorum şu:</p>

<p><strong>Antibiyotik tüketimi hakkında konuşurken hangi veri kaynağının, hangi hasta grubunun ve hangi kullanım alanının ölçüldüğüne bakmak gerekiyor.</strong></p>

<h2>Asıl mesele yalnızca ne kadar antibiyotik kullandığımız değil</h2>

<p>Antibiyotik direnci açısından yalnızca kullanılan toplam antibiyotik miktarı önemli değil.</p>

<p><strong>Hangi antibiyotiklerin kullanıldığı da büyük önem taşıyor.</strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü antibiyotikleri <strong>AWaRe</strong> adı verilen sistemle üç temel gruba ayırıyor.</p>

<h3>Access</h3>

<p>Yaygın bakteriyel enfeksiyonlarda öncelikli olarak tercih edilmesi önerilen, direnç geliştirme potansiyeli görece daha düşük antibiyotikler.</p>

<h3>Watch</h3>

<p>Direnç gelişimi açısından daha yüksek risk taşıdığı için kullanımının yakından izlenmesi gereken antibiyotikler.</p>

<h3>Reserve</h3>

<p>Çok ilaca dirençli bakterilerin neden olduğu ciddi enfeksiyonlarda, diğer tedavi seçeneklerinin yetersiz kaldığı durumlarda korunması gereken antibiyotikler.</p>

<h2>Türkiye’de Watch grubu dikkat çekiyor</h2>

<p>WHO’nun 2023 verilerinde Türkiye’de en çok tüketilen beş oral antibiyotik incelendiğinde dikkat çekici bir tablo görülüyor.</p>

<p>İlk beş içindeki antibiyotiklerden yalnızca <strong>amoksisilin/beta-laktamaz inhibitörü kombinasyonu</strong> Access grubunda yer alıyor.</p>

<p>Üst sıralarda bulunan:</p>

<p><strong>sefuroksim,<br />
klaritromisin,<br />
siprofloksasin<br />
ve sefdinir</strong></p>

<p>ise WHO’nun <strong>Watch grubunda</strong> bulunuyor.</p>

<p>Bu durum, antibiyotik kullanımında yalnızca toplam tüketimi azaltmanın yeterli olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Antibiyotiğin doğru hastada, doğru endikasyonla ve uygun antibiyotik grubu seçilerek kullanılması da büyük önem taşıyor.</p>

<h2>Dünya yüzde 70 Access hedefini konuşuyor</h2>

<p>Antibiyotik direncine karşı küresel mücadelenin en önemli hedeflerinden biri de Access grubu antibiyotiklerin kullanım payını artırmak.</p>

<p>2024 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda antimikrobiyal direnç konusunda kabul edilen hedeflerden biri, <strong>2030 yılına kadar insanlarda kullanılan antibiyotiklerin en az yüzde 70’inin WHO Access grubundan olması.</strong></p>

<p>WHO verilerine göre 2022 yılında küresel antibiyotik tüketiminin yaklaşık <strong>yüzde 53’ü Access grubundaki antibiyotiklerden</strong> oluşuyordu.</p>

<p>Dolayısıyla sorun yalnızca Türkiye’ye özgü değil.</p>

<p>Antimikrobiyal direnç bugün küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri.</p>

<h2>Dünyada antibiyotik tüketimi yeniden artıyor</h2>

<p>Küresel antibiyotik tüketimini inceleyen geniş kapsamlı araştırmalar da kullanımın dünya genelinde yüksek seyrettiğini gösteriyor.</p>

<p><i>Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS)</i> dergisinde yayımlanan ve 67 ülkenin 2016–2023 dönemindeki antibiyotik tüketimini inceleyen araştırmada, 2023 yılı küresel antibiyotik tüketiminin yaklaşık <strong>49,3 milyar tanımlanmış günlük doza</strong> ulaştığı tahmin edildi.</p>

<p>Küresel tüketim oranının ise yaklaşık:</p>

<p><strong>17 DDD/1000 kişi/gün</strong></p>

<p>olduğu hesaplandı.</p>

<p>Araştırma, özellikle COVID-19 salgını dönemindeki geçici düşüşün ardından antibiyotik tüketiminin yeniden yükseldiğine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak bu çalışma ile WHO Avrupa verileri farklı veri kaynakları ve yöntemler kullandığı için ülkeler açısından doğrudan bire bir sıralama yapmak doğru değil.</p>

<h2>Türkiye’de antibiyotik kullanımı daha önce önemli ölçüde azalmıştı</h2>

<p>Türkiye’de antibiyotik kullanımını azaltmaya yönelik uzun yıllardır çeşitli akılcı ilaç kullanımı ve antibiyotik yönetimi politikaları uygulanıyor.</p>

<p>2026 yılında <i>Frontiers in Microbiology</i> dergisinde yayımlanan bir araştırmada Türkiye’de <strong>2011–2019 yılları arasında yaklaşık 1,17 milyar birinci basamak reçetesi</strong> değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmaya göre antibiyotik içeren reçetelerin oranı:</p>

<p><strong>yüzde 34,9’dan yüzde 23,9’a</strong></p>

<p>geriledi.</p>

<p>Antibiyotik tüketimi ise:</p>

<p><strong>42,3 DDD’den 31,9 DDD’ye</strong></p>

<p>düştü.</p>

<p>Bu rakamlar söz konusu dönemde Türkiye’de birinci basamakta antibiyotik reçeteleme ve tüketiminde belirgin bir azalma yaşandığını gösteriyor.</p>

<p>Ancak araştırma gözlemsel nitelikte olduğu için bu düşüşü tek başına belirli bir sağlık politikasının sonucu olarak değerlendirmek mümkün değil.</p>

<p>Ayrıca çalışma elektronik reçeteleri temel aldığı için reçetesiz veya kayıt dışı antibiyotik kullanımını kapsamıyor.</p>

<h2>Son veriler neden önemli?</h2>

<p>Türkiye’nin geçmiş yıllarda antibiyotik tüketimini azaltabilmiş olması önemli.</p>

<p>Ancak WHO’nun 2023 tüketim verileri, antibiyotik kullanımının hâlâ yakından izlenmesi gereken bir alan olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Dahası, sorun yalnızca toplam tüketim miktarı değil.</p>

<p>Watch grubundaki antibiyotiklerin kullanım düzeyi de antibiyotik direnci açısından ayrı bir önem taşıyor.</p>

<h2>Antibiyotik direnci neden tehlikeli?</h2>

<p>Antibiyotik direnci, bakterilerin zaman içinde antibiyotiklerin etkisinden kaçabilme yeteneği kazanması anlamına geliyor.</p>

<p>Bunun sonucunda bugün kolaylıkla tedavi edilebilen bazı enfeksiyonların gelecekte tedavisi çok daha zor hale gelebilir.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>idrar yolu enfeksiyonları,<br />
zatürre,<br />
ameliyat sonrası enfeksiyonlar<br />
ve bazı kan dolaşımı enfeksiyonlarında</p>

<p>etkili antibiyotik seçeneklerinin azalması tedaviyi güçleştirebilir.</p>

<p>Dirençli bakteriler yalnızca antibiyotiği kullanan kişiyi de etkilemiyor.</p>

<p>Bu bakteriler toplum içinde ve sağlık kuruluşlarında yayılabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle antibiyotik direnci bireysel olduğu kadar toplumsal bir sağlık sorunu.</p>

<h2>Peki Türkiye dünyanın neresinde?</h2>

<p>Bu soruya tek bir sıra numarası vermek bilimsel açıdan doğru değil.</p>

<p>Çünkü antibiyotik kullanımını ölçen uluslararası sistemlerin kapsamları ve veri kaynakları farklı.</p>

<p>Ancak elimizdeki verilerden çıkarılabilecek önemli sonuçlar var:</p>

<p><strong>Türkiye, WHO Avrupa Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı’na 2023 yılı için veri bildiren 14 ülke arasında 42,7 DDD ile en yüksek antibiyotik tüketiminin görüldüğü ülke.</strong></p>

<p>Buna karşılık OECD’nin toplumdaki antibiyotik reçetelerini değerlendiren göstergesinde Türkiye yaklaşık <strong>12 DDD ile OECD ortalamasının altında</strong> yer alıyor.</p>

<p>Bu fark bir çelişkiden çok, iki sistemin <strong>farklı veri kaynaklarını ve farklı kullanım alanlarını ölçmesinden</strong> kaynaklanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla asıl soru yalnızca:</p>

<p><strong>“Türkiye ne kadar antibiyotik kullanıyor?”</strong></p>

<p>olmamalı.</p>

<p>Belki de daha önemli soru şu:</p>

<p><strong>Doğru hastada, doğru antibiyotiği, doğru dozda ve doğru süreyle kullanıyor muyuz?</strong></p>

<p>Antibiyotik direnciyle mücadelede geleceği belirleyecek olan temel mesele de bu.</p>

<h3>Tıbbi uyarı</h3>

<p>Antibiyotikler yalnızca uygun bakteriyel enfeksiyonlarda ve hekim değerlendirmesi doğrultusunda kullanılmalıdır. Grip, soğuk algınlığı ve birçok üst solunum yolu enfeksiyonu viral kökenlidir ve antibiyotiklerden fayda görmez. Daha önceki bir tedaviden kalan veya başka bir kişiye reçete edilmiş antibiyotikler kullanılmamalıdır. Antibiyotiğin türü, dozu ve kullanım süresi hekim tarafından belirlenmelidir.</p>

<h3>Kaynaklar</h3>

<p>Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi — <i>Antimicrobial Medicines Consumption Network, AMC Data 2023</i></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü — <i>AWaRe Classification of Antibiotics</i></p>

<p>OECD — <i>Health at a Glance 2025</i></p>

<p>Proceedings of the National Academy of Sciences — Küresel antibiyotik tüketimi, 2016–2023</p>

<p>Frontiers in Microbiology — Türkiye’de birinci basamak antibiyotik reçeteleme eğilimleri, 2011–2019</p>

<p>Birleşmiş Milletler — Antimikrobiyal Direnç Konulu 2024 Üst Düzey Toplantısı Siyasi Bildirgesi</p>

<p>T.C. Sağlık Bakanlığı — Akılcı İlaç Kullanımı ve Antimikrobiyal Direnç Çalışmaları</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/antibiyotik-kullaniminda-turkiye-dunyanin-neresinde</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/who-verileriyle-turkiyenin-antibiyotik-tablosu-1280x720.jpg" type="image/jpeg" length="16125"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Giresun Sağlık Camiasının Acı Kaybı: Op. Dr. Yavuz Üye Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/giresun-saglik-camiasinin-aci-kaybi-op-dr-yavuz-uye-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/giresun-saglik-camiasinin-aci-kaybi-op-dr-yavuz-uye-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giresun’da uzun yıllardır genel cerrahi alanında hizmet veren Op. Dr. Yavuz Üye, geçirdiği kalp krizi sonrası hayatını kaybetti. Üye için görev yaptığı hastanenin önünde tören düzenlenecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Giresun sağlık camiasının tanınan isimlerinden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Yavuz Üye vefat etti.</p>

<p>Özel Giresun Kent Hastanesi’nde görev yapan Üye’nin, 26 Eylül 2026 Cumartesi sabahı geçirdiği kalp krizinin ardından hastaneye kaldırıldığı bildirildi. Yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayan deneyimli hekimin vefatı; ailesini, meslektaşlarını, hastalarını ve sevenlerini yasa boğdu.</p>

<p>Giresun’da uzun yıllar sağlık hizmeti verdi</p>

<p>Op. Dr. Yavuz Üye, 1989 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Genel cerrahi uzmanlık eğitimini 1995 yılında Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tamamladı. Meslek hayatını Giresun’da sürdüren Üye, son olarak Özel Giresun Kent Hastanesi’nde hastalarına hizmet veriyordu.</p>

<p>Cenaze programı açıklandı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Op. Dr. Yavuz Üye için 27 Eylül 2026 Pazar günü saat 11.00’de Özel Giresun Kent Hastanesi önünde tören düzenlenecek.</p>

<p>Törenin ardından Üye’nin cenazesi Hacı Miktat Camii’ne getirilecek. Öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlanacak.</p>

<p>Tıbbiye Bülteni ailesi olarak Op. Dr. Yavuz Üye’ye Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, meslektaşlarına ve Giresun sağlık camiasına başsağlığı diliyoruz. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/giresun-saglik-camiasinin-aci-kaybi-op-dr-yavuz-uye-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1395.jpeg" type="image/jpeg" length="26004"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dünyada En Fazla Ameliyat Hangi Ülkelerde Yapılıyor? Rakamlar Sandığınız Kadar Basit Değil]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dunyada-en-fazla-ameliyat-hangi-ulkelerde-yapiliyor-rakamlar-sandiginiz-kadar-basit-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dunyada-en-fazla-ameliyat-hangi-ulkelerde-yapiliyor-rakamlar-sandiginiz-kadar-basit-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyada her yıl yüz milyonlarca cerrahi işlem gerçekleştiriliyor. Ancak “En fazla ameliyat hangi ülkede yapılıyor?” sorusunun kesin bir dünya sıralamasıyla cevaplanması bugün bile kolay değil. Toplam ameliyat sayısında büyük nüfuslu ülkeler öne çıkarken, kişi başına düşen cerrahi işlem sayısına bakıldığında tablo değişiyor. Üstelik ülkelerin ameliyatları aynı tanımla ve aynı yöntemle kaydetmemesi karşılaştırmayı daha da güçleştiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir ülkenin sağlık sistemini değerlendirirken genellikle hekim sayısına, hastane yatağına, sağlık harcamalarına veya ortalama yaşam süresine bakıyoruz.<br />
Oysa sağlık sisteminin kapasitesini gösteren önemli ölçütlerden biri daha var:<br />
Bir ülkede yılda kaç ameliyat yapılıyor?<br />
İlk bakışta cevaplanması kolay görünen bu sorunun arkasında önemli bir veri sorunu bulunuyor.<br />
Mart 2026'da British Journal of Surgery'de yayımlanan kapsamlı sistematik inceleme, cerrahi hizmetlerle ilgili ülkeler arası karşılaştırılabilir verilerin hâlâ oldukça eksik olduğunu gösterdi.<br />
Araştırmada değerlendirilen 217 ülkeden yalnızca 124'ü için ulusal cerrahi hacim verisine ulaşılabildi. Üstelik düzenli olarak tekrarlanan veri bildirimi çok daha sınırlıydı. Araştırmacılar bu nedenle küresel cerrahi kapasitenin izlenebilmesi için standart ve düzenli veri sistemlerine ihtiyaç olduğunu vurguladı.<br />
Dünyada yılda kaç ameliyat yapılıyor?<br />
Bu konuda yapılan en kapsamlı küresel çalışmalardan biri Dünya Sağlık Örgütü Bülteni'nde 2016 yılında yayımlandı.<br />
Araştırmacılar 194 Dünya Sağlık Örgütü üyesi ülkeyi inceleyerek 2012 yılında dünyada yaklaşık 312,9 milyon ameliyat gerçekleştirildiğini tahmin etti.<br />
Bu, dünya genelinde her 100 bin kişi için yaklaşık 4.469 cerrahi işlem anlamına geliyordu.<br />
Ancak burada çok önemli bir ayrıntı bulunuyor.<br />
Araştırmacılar doğrudan cerrahi hacim verisine yalnızca 66 ülkede ulaşabildi. Geri kalan ülkeler için sağlık harcamaları gibi göstergeler kullanılarak istatistiksel tahminler yapıldı.<br />
Dolayısıyla bu çalışma “2012 yılında bütün ülkelerin kesin ameliyat sayıları” anlamına gelmiyor; mevcut veriler kullanılarak oluşturulmuş en geniş küresel cerrahi hacim tahminlerinden biri olarak değerlendirilmeli.<br />
Toplam ameliyat sayısında Çin ve ABD dikkat çekiyor<br />
WHO çalışmasındaki doğrudan bildirilmiş ülke verilerine bakıldığında en yüksek cerrahi hacimlerden bazıları şöyleydi:<br />
Çin: yaklaşık 39,5 milyon<br />
ABD: yaklaşık 36,5 milyon<br />
Fransa: yaklaşık 10,7 milyon<br />
Almanya: yaklaşık 9,8 milyon<br />
Birleşik Krallık: yaklaşık 9,7 milyon<br />
Ancak bu rakamların tamamı aynı yıla ait değildi. Örneğin Çin verisi 2012 dönemini yansıtırken ABD için kullanılan veri 2007 yılına dayanıyordu.<br />
Bu nedenle rakamları güncel bir “dünya ameliyat ligi” şeklinde yorumlamak doğru değil.<br />
Buna rağmen çalışma, büyük nüfuslu ve geniş sağlık altyapısına sahip ülkelerin toplam cerrahi hacimde neden üst sıralarda yer aldığını açık biçimde gösteriyor.<br />
Kişi başına bakıldığında sıralama tamamen değişiyor<br />
Toplam sayı tek başına yeterli değil.<br />
Bir milyardan fazla nüfusu bulunan bir ülkede 30–40 milyon ameliyat gerçekleştirilmesi ile birkaç milyon nüfuslu bir ülkede bir milyon ameliyat yapılması aynı sağlık hizmeti yoğunluğunu göstermiyor.<br />
Bu nedenle ülkeleri karşılaştırırken 100 bin kişiye düşen yıllık cerrahi işlem sayısı daha anlamlı göstergelerden biri olarak kullanılıyor.<br />
WHO çalışmasındaki doğrudan bildirilmiş veriler arasında dikkat çeken bazı oranlar şöyleydi:<br />
İsviçre: 25.923 / 100 bin kişi<br />
Lüksemburg: 21.933 / 100 bin kişi<br />
Belçika: 17.764 / 100 bin kişi<br />
Hollanda: 16.639 / 100 bin kişi<br />
Danimarka: 16.345 / 100 bin kişi<br />
Fransa: 16.306 / 100 bin kişi<br />
İsveç: 15.610 / 100 bin kişi<br />
Birleşik Krallık: 15.280 / 100 bin kişi<br />
Avusturya: 13.977 / 100 bin kişi<br />
Almanya: 12.188 / 100 bin kişi<br />
ABD: 12.087 / 100 bin kişi<br />
Buradaki verilerin de 2005–2012 arasında farklı yıllardan geldiğini unutmamak gerekiyor.<br />
Yine de tablo çok önemli bir gerçeği ortaya koyuyor:<br />
En fazla ameliyat yapılan ülke ile nüfusuna göre en yoğun cerrahi hizmet sunulan ülke aynı olmak zorunda değil.<br />
2026 araştırması ne söylüyor?<br />
Daha yeni veriler ise başka bir soruna dikkat çekiyor.<br />
2026 yılında yayımlanan sistematik incelemede cerrahi hacim verisi bulunan 124 ülkenin yalnızca 39'unun, Lancet Küresel Cerrahi Komisyonu'nun belirlediği 100 bin nüfus başına yılda 5 bin cerrahi işlem referans eşiğine ulaştığı bildirildi.<br />
Verisi bulunan yüksek gelirli ülkelerin yüzde 77'si bu eşiğe ulaşırken, çalışmada değerlendirilen düşük ve alt-orta gelir grubundaki ülkelerin hiçbirinde eşik karşılanmadı.<br />
Bu rakam “her ülkede mutlaka bu kadar ameliyat yapılmalıdır” anlamına gelmiyor.<br />
Söz konusu değer, ülkelerin temel cerrahi gereksinimleri karşılayabilecek kapasiteye ulaşmasını izlemek amacıyla geliştirilmiş bir sağlık sistemi göstergesi.<br />
Daha fazla ameliyat yapmak daha iyi sağlık sistemi anlamına gelir mi?<br />
Tek başına hayır.<br />
Bir ülkedeki ameliyat sayısını birçok faktör etkileyebilir.<br />
Nüfusun büyüklüğü ve yaşlanması, kanser ve kalp-damar hastalıklarının sıklığı, travmalar, sezaryen oranları, katarakt ameliyatları, eklem protezleri, sağlık sigortasının kapsamı, hastanelere erişim ve işlemlerin kayıt sistemleri rakamları önemli ölçüde değiştirebilir.<br />
Dolayısıyla yüksek ameliyat sayısı gelişmiş cerrahi kapasite ve sağlık hizmetlerine erişimle ilişkili olabilse de tek başına sağlık sisteminin “daha iyi” olduğunu göstermez.<br />
Asıl soru yalnızca kaç ameliyat yapıldığı değildir.<br />
Gerekli ameliyatın doğru hastaya, doğru zamanda, güvenli biçimde ve hastayı ekonomik olarak zor durumda bırakmadan ulaştırılıp ulaştırılamadığı da önemlidir.<br />
Dünyadaki asıl sorun: Ameliyata ulaşamayan milyonlar<br />
Küresel cerrahinin belki de en çarpıcı verisi hangi ülkenin en fazla ameliyat yaptığı değil, yapılması gerektiği halde yapılamayan ameliyatların sayısıdır.<br />
The Lancet'te 2025 yılında yayımlanan geniş kapsamlı değerlendirmeye göre dünyadaki karşılanmamış cerrahi gereksinim yılda en az 160 milyon ameliyata ulaşmış durumda.<br />
Araştırmacılar özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde güvenli ve zamanında cerrahi hizmetlere erişimde ciddi eksikliklerin devam ettiğini bildiriyor.<br />
Bu durum küresel sağlık açısından önemli bir eşitsizliği ortaya koyuyor.<br />
Dünyanın bazı bölgelerinde insanlar planlı cerrahi işlemlere ve ileri teknoloji ameliyatlara kolaylıkla ulaşabilirken, başka bölgelerde apandisit, sezaryen, travma cerrahisi veya açık kırıkların tedavisi gibi temel cerrahi hizmetlere erişim bile sınırlı kalabiliyor.<br />
Türkiye nerede?<br />
Türkiye'nin ulusal sağlık istatistiklerinde ameliyat sayıları düzenli olarak yayımlanıyor. Sağlık Bakanlığı'nın Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2024 de bu alandaki en güncel kapsamlı ulusal kaynaklardan biri.<br />
Ancak burada önemli bir metodolojik ayrım bulunuyor.<br />
Türkiye'de kullanılan ameliyat sınıflandırmaları ile Lancet Küresel Cerrahi Komisyonu'nun “cerrahi hacim” göstergesinde kullanılan tanım tamamen aynı değil.<br />
Nitekim Sağlık Bakanlığı 2024 yılının ilk dokuz ayında yalnızca A, B ve C grubu ameliyatların 4,6 milyona ulaştığını açıklamıştı. Bu rakam Türkiye'nin yüksek cerrahi hizmet hacmine sahip olduğunu gösterse de farklı tanımlar nedeniyle Çin, ABD, İsviçre veya Fransa'nın geçmiş WHO verileriyle doğrudan aynı tabloya konulması bilimsel açıdan doğru olmaz.<br />
Bu nedenle Türkiye'nin dünya sıralamasındaki kesin yerini söylemek için ülkelerin aynı ameliyat tanımını ve aynı veri yılını kullandığı standartlaştırılmış bir veri setine ihtiyaç var.<br />
Dünya hâlâ gerçek bir ameliyat haritasına sahip değil<br />
Bugün elimizdeki veriler iki farklı tablo ortaya koyuyor.<br />
Toplam ameliyat sayısında büyük nüfuslu ülkeler öne çıkıyor.<br />
Kişi başına ameliyat sayısında ise bazı Avrupa ülkelerinde çok daha yüksek oranlar görülüyor.<br />
Ancak 2026 yılında yayımlanan son sistematik değerlendirme bile ülkeler arasındaki veri eksikliğinin devam ettiğini gösteriyor: 217 ülkenin yalnızca 124'ü için cerrahi hacme ilişkin ulusal veri bulunabilmiş durumda.<br />
Bu nedenle “Dünyada en fazla ameliyat hangi ülkede yapılıyor?” sorusuna verilebilecek en doğru cevap şu:<br />
Mevcut doğrudan veriler ve tarihsel küresel çalışmalarda Çin ve ABD toplam cerrahi hacimde öne çıkıyor; kişi başına düşen cerrahi işlem sayısında ise İsviçre, Lüksemburg, Belçika ve Hollanda gibi Avrupa ülkeleri yüksek değerlere ulaşmış durumda. Ancak bugün bütün ülkeleri aynı yıl ve aynı yöntemle karşılaştıran güvenilir bir küresel sıralama bulunmuyor.<br />
Belki de asıl önemli veri de bu.<br />
Modern tıp yılda yüz milyonlarca ameliyat gerçekleştirebilecek kapasiteye ulaşmış olsa da dünyanın önemli bir bölümünde ihtiyaç duyulan cerrahi hizmetlere erişim hâlâ mümkün değil.<br />
Tıbbi ve metodolojik not<br />
Ameliyat sayısının yüksek veya düşük olması tek başına bir ülkenin sağlık sisteminin kalitesini göstermez. Ülkeler arasında cerrahi işlem tanımları ve kayıt yöntemleri farklılık gösterebilir. Bireysel bir hastada ameliyat gerekip gerekmediğine ise hastanın klinik durumu değerlendirilerek ilgili uzman hekim tarafından karar verilmelidir.<br />
Kaynaklar<br />
Bulletin of the World Health Organization — Weiser TG ve arkadaşları, Size and distribution of the global volume of surgery in 2012, 2016.<br />
British Journal of Surgery — Anyomih TT ve arkadaşları, Systematic review of the Lancet Commission on Global Surgery indicators with quality assessment of modelled estimates, 2026.<br />
The Lancet — Nepogodiev D ve arkadaşları, Surgical health policy 2025–35: strengthening essential services for tomorrow's needs, 2025.<br />
T.C. Sağlık Bakanlığı — Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2024.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dunyada-en-fazla-ameliyat-hangi-ulkelerde-yapiliyor-rakamlar-sandiginiz-kadar-basit-degil</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/en-cok-ameliyat-yapilan-ulkeler-200kb.webp" type="image/jpeg" length="21540"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Bebek Dünyaya Geldiğinde Sağlık Sistemi Ne Kadar Harcıyor? Ülkeler Arasındaki Fark]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-bebek-dunyaya-geldiginde-saglik-sistemi-ne-kadar-harciyor-ulkeler-arasindaki-fark</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-bebek-dunyaya-geldiginde-saglik-sistemi-ne-kadar-harciyor-ulkeler-arasindaki-fark" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir bebeğin doğumu için sağlık hizmeti kayıtlarına yansıyan bedel ülkeden ülkeye büyük ölçüde değişiyor. Uluslararası bir karşılaştırmada komplikasyonsuz vajinal doğum için medyan maliyet 1.361 dolardan 8.655 dolara, sezaryen için ise 2.419 dolardan 13.601 dolara kadar çıkıyor. Ancak bu rakamlar ailelerin cebinden ödediği tutarı ya da ülkelerin bütün doğumlar için yaptığı ortalama kamu harcamasını göstermiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebeğin doğumu, sağlık sistemi için ne anlama geliyor?<br />
Bir bebeğin dünyaya gelişi aile için yeni bir hayatın başlangıcıdır. Sağlık sistemi açısından ise doğum; hekim ve ebe hizmetlerinden hastane altyapısına, laboratuvardan anesteziye ve gerektiğinde yenidoğan bakımına kadar birçok sağlık hizmetinin aynı süreçte devreye girdiği önemli bir dönemdir.<br />
Peki bu hizmetlerin ekonomik karşılığı dünyanın her yerinde aynı mı?<br />
Yanıt oldukça nettir: Hayır.<br />
Uluslararası Sağlık Planları Federasyonu ile Health Care Cost Institute’un hazırladığı International Healthcare Cost Comparison Report 2024, dokuz ülkeden 2022 yılına ait veriler üzerinden hastane işlemlerinin medyan “claims costs” değerlerini karşılaştırıyor. Raporun doğum bölümünde veri bulunan ülkeler arasında dikkat çekici farklılıklar görülüyor. Veriler iFHP üyeleri ve diğer kurumlardan sağlandığı için rakamlar bir ülkenin bütün doğumlarının ulusal ortalama maliyeti olarak değerlendirilmemelidir.<br />
Vajinal doğumda 1.361 dolardan 8.655 dolara<br />
Rapor, vajinal doğumu “komplikasyon tanısı bulunmayan vajinal doğum” olarak tanımlıyor.<br />
Bu ortak klinik tanım altında 2022 yılı medyan maliyeti Almanya’da 1.361 dolar, Güney Afrika’da 1.810 dolar, İspanya’da 2.175 dolar, Birleşik Krallık’ta 3.002 dolar, Yunanistan’da 3.775 dolar, Avustralya’da 5.318 dolar ve ABD’de 8.655 dolar olarak veriliyor.<br />
Ülke<br />
Vajinal doğum<br />
Sezaryen<br />
ABD<br />
8.655 $<br />
13.601 $<br />
Birleşik Krallık<br />
3.002 $<br />
8.910 $<br />
Avustralya<br />
5.318 $<br />
7.742 $<br />
Yunanistan<br />
3.775 $<br />
5.479 $<br />
Güney Afrika<br />
1.810 $<br />
3.161 $<br />
İspanya<br />
2.175 $<br />
2.807 $<br />
Almanya<br />
1.361 $<br />
2.419 $<br />
Sezaryen için kullanılan tanım ise komplikasyonsuz ve en az bir gece hastane yatışı bulunan sezaryen doğumdur. Bu grupta ABD’deki medyan maliyet 13.601 dolara, Almanya’da ise 2.419 dolara ulaşıyor.<br />
Buna göre rapordaki medyan değerler üzerinden ABD ile Almanya arasındaki fark vajinal doğumda yaklaşık 6,4 kat, sezaryende ise yaklaşık 5,6 kat.<br />
Ancak bu rakamları “ABD’de doğum yapmak Almanya’dan kesin olarak 6,4 kat pahalıdır” şeklinde okumak doğru olmaz.<br />
Aynı doğum neden farklı ülkelerde farklı bedellere çıkıyor?<br />
Uluslararası sağlık sistemi karşılaştırmalarında en önemli sorunlardan biri, benzer tıbbi işlemlerin farklı finansman ve fiyatlandırma yapıları içinde sunulmasıdır.<br />
Hekim ve diğer sağlık çalışanlarının ücretleri, hastane giderleri, tıbbi malzeme fiyatları, sigorta şirketleri ile hastaneler arasındaki sözleşmeler, kamu finansmanının ağırlığı ve sağlık hizmetlerinin fiyatlandırılma biçimi ülkeden ülkeye değişebilir.<br />
Peterson-KFF Health System Tracker analizleri de ABD ile diğer yüksek gelirli ülkeler arasındaki karşılaştırmaların hasta nüfusu, finansman modelleri ve sağlık altyapısındaki farklılıklar nedeniyle dikkatli yorumlanması gerektiğini vurguluyor. Aynı analizlerde ABD’nin sağlık harcamalarının yüksekliğinde sağlık hizmetlerinin fiyatlarının önemli rol oynadığı belirtiliyor.<br />
Dolayısıyla yüksek doğum bedeli, otomatik olarak daha fazla veya daha kaliteli sağlık hizmeti verildiği anlamına gelmez.<br />
Ailenin ödediği para ile sağlık hizmetinin toplam bedeli aynı değil<br />
Burada en önemli ayrımlardan biri de budur.<br />
Hastanenin bir hizmeti üretmek için yaptığı gerçek harcama, sigorta veya kamu kurumunun sağlık kuruluşuna yaptığı ödeme ve hastanın cebinden çıkan para birbirinden farklı kavramlardır.<br />
ABD’deki işveren temelli özel sağlık sigortasına sahip kişileri inceleyen Peterson-KFF analizinde, 2021-2023 döneminde gebelik, doğum ve doğum sonrası bakımla ilişkili ortalama ek sağlık harcaması 20.416 dolar olarak hesaplandı. Bunun ortalama 2.743 doları sigortalının cebinden çıkarken kalan bölümün önemli kısmı sigorta tarafından karşılandı.<br />
Bu araştırmadaki 20.416 dolar, iFHP tablosundaki 8.655 dolarlık vajinal doğum bedeliyle doğrudan karşılaştırılamaz. Çünkü Peterson-KFF çalışması yalnızca doğum işlemini değil, gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemdeki ek sağlık harcamalarını birlikte inceliyor.<br />
Vajinal doğum ve sezaryen arasında da önemli fark var<br />
Aynı ABD analizinde gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemle ilişkili ortalama ek sağlık harcaması vajinal doğumla sonuçlanan gebeliklerde 15.712 dolar, sezaryenle sonuçlananlarda ise 28.998 dolar olarak hesaplandı. Cepten ödeme ortalaması sırasıyla 2.563 dolar ve 3.071 dolar oldu.<br />
Sezaryen cerrahi bir işlem olduğundan ameliyathane, anestezi, cerrahi ekip ve ameliyat sonrası takip gibi ek sağlık kaynaklarının kullanılmasını gerektiriyor. Bununla birlikte sezaryenle sonuçlanan gebeliklerde maliyet farkının tamamını yalnızca ameliyata bağlamak da doğru değil; gebelik öncesi ve sonrası daha yoğun bakım gereksinimi de toplam harcamayı etkileyebilir.<br />
Bu ekonomik farkın tıbbi kararların önüne geçmemesi gerekiyor. Doğum yöntemi maliyet karşılaştırmasına göre değil, anne ve bebeğin klinik durumu ile tıbbi gerekliliklere göre belirlenmelidir.<br />
Bebek doğduktan sonra sağlık harcaması bitmiyor<br />
Doğum faturası, bebeğin sağlık sistemi açısından oluşturduğu maliyetin tamamını göstermiyor.<br />
Peterson-KFF çalışmasında ABD’deki işveren sağlık planlarına kayıtlı, üç aydan daha az süredir sigortalı yenidoğanların ortalama toplam sağlık harcaması 5.820 dolar, bunun içindeki ortalama cepten ödeme ise 475 dolar olarak hesaplandı. Araştırmacılar birçok çocukta ilk iki yıldaki sağlık harcamalarının önemli bölümünün yaşamın ilk ayında gerçekleştiğini bildiriyor.<br />
Prematürite veya yenidoğan yoğun bakım gereksinimi gibi durumlar sağlık hizmeti kullanımını daha da artırabilir. Bu nedenle “doğum işleminin bedeli” ile “gebelikten bebeğin ilk aylarına kadar ortaya çıkan toplam sağlık harcaması” aynı gösterge değildir.<br />
Türkiye bu tabloda nerede?<br />
Türkiye, iFHP-HCCI raporundaki söz konusu vajinal doğum ve sezaryen karşılaştırmasında yer almıyor. Bu nedenle aynı metodolojiyle elde edilmiş bir Türkiye değeri bulunmadan tabloya TL veya dolar cinsinden bir rakam ekleyerek ABD, Almanya ya da İngiltere ile doğrudan kıyaslama yapmak bilimsel açıdan sağlıklı olmaz.<br />
Türkiye’de SGK tarafından karşılanan sağlık hizmetlerinin geri ödeme kuralları Sağlık Uygulama Tebliği kapsamında düzenleniyor. Ancak SUT’ta yer alan bir geri ödeme bedelini, iFHP raporundaki özel sigorta ve ödeme kaynaklarından elde edilmiş uluslararası “claims cost” rakamlarıyla doğrudan karşılaştırmak iki farklı finansman ölçüsünü aynı şeymiş gibi değerlendirmek olur.<br />
Türkiye için gerçek anlamda karşılaştırılabilir bir “doğum maliyeti” çalışması yapılmak isteniyorsa kamu hastanelerinin hizmet üretim maliyetleri, SGK geri ödemeleri, özel sağlık sigortalarının ödediği bedeller ve ailelerin cepten yaptığı ödemeler ayrı ayrı ele alınmalıdır.<br />
Bir bebeğin doğum faturası aslında sağlık sisteminin aynası<br />
Rakamlar tek başına oldukça çarpıcıdır: Komplikasyonsuz vajinal doğum için raporlanan medyan değer bir ülkede 1.361 dolar, başka bir ülkede 8.655 dolar olabiliyor. Sezaryende ise 2.419 dolar ile 13.601 dolar arasında değişen değerlerle karşılaşılıyor.<br />
Fakat asıl hikâye rakamların arkasında.<br />
Bir bebeğin dünyaya gelmesinin ekonomik karşılığı yalnızca doğum salonunda kullanılan malzemelerin veya hastane yatağının bedelinden oluşmuyor. Bu rakamlar aynı zamanda ülkelerin sağlık hizmetlerini nasıl finanse ettiğini, hastanelere nasıl ödeme yaptığını ve sağlık hizmetlerini nasıl fiyatlandırdığını da yansıtıyor.<br />
Bu nedenle ülkeler arasındaki doğum maliyeti karşılaştırmalarında üç kavramın birbirinden ayrılması gerekiyor: sağlık hizmetinin bedeli, ödeme kurumunun karşıladığı tutar ve ailenin cebinden çıkan para.<br />
Bazen en yüksek “faturanın” görüldüğü ülke, ailenin en fazla para ödediği ülke olmayabilir.<br />
Ve doğumun gerçek ekonomik hikâyesi de tam olarak burada başlıyor.<br />
Tıbbi uyarı<br />
Bu içerik sağlık ekonomisi ve sağlık sistemlerinin karşılaştırılması amacıyla hazırlanmıştır. Vajinal doğum veya sezaryene ilişkin kararlar ekonomik maliyetlere göre değil, anne ve bebeğin sağlık durumu ile tıbbi gereklilikler doğrultusunda verilmelidir.<br />
Kaynaklar<br />
International Federation of Health Plans (iFHP) &amp; Health Care Cost Institute (HCCI), International Healthcare Cost Comparison Report 2024<br />
Peterson-KFF Health System Tracker, Health Costs Associated with Pregnancy, Childbirth, and Infant Care<br />
Peterson-KFF Health System Tracker, How Do Healthcare Prices and Utilization in the United States Compare to Peer Nations?<br />
Sosyal Güvenlik Kurumu, 29/08/2026 SUT Değişiklik Tebliği İşlenmiş Güncel 2013 SUT</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-bebek-dunyaya-geldiginde-saglik-sistemi-ne-kadar-harciyor-ulkeler-arasindaki-fark</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/bir-bebek-dunyaya-geldiginde-sistem-ne-kadar-oduyor-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="10743"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da Bilim, Emek ve Akademik Başarı Aynı Törende Buluştu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/diyarbakirda-bilim-emek-ve-akademik-basari-ayni-torende-bulustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/diyarbakirda-bilim-emek-ve-akademik-basari-ayni-torende-bulustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, 2026-2027 Akademik Yılı Açılışı ile Akademik Yükselme, Cübbe Giyme ve Belge Takdim Töreni geniş katılımla gerçekleştirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Başhekim Doç. Dr. Öner Avınca’nın ev sahipliğinde düzenlenen programa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yunus Karakoç, Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, dekanlar, Üniversite Genel Sekreteri, akademik ve idari personel, sağlık çalışanları ve akademik yükselme başarısı gösteren öğretim üyelerinin aileleri katıldı.</p>

<p>Yeni akademik yılın heyecanının akademik başarıyla birleştiği törende, akademik yükselme gösteren öğretim üyeleri cübbelerini giydi ve belgelerini aldı. Hocaların akademik kariyerlerindeki önemli dönüm noktalarına aileleri de eşlik etti.</p>

<p>Başhekim Avınca: “Bu hastane aynı zamanda güçlü bir eğitim ve bilim yuvasıdır”</p>

<p>Programın açılışında ev sahibi olarak katılımcıları selamlayan SBÜ Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Öner Avınca, hastanenin yalnızca sağlık hizmeti sunan büyük bir merkez değil, aynı zamanda hekim yetiştiren, bilimsel bilgi üreten ve akademik gelişimi destekleyen önemli bir eğitim kurumu olduğunu vurguladı.</p>

<p>Başhekim Doç. Dr. Öner Avınca için selamlama konuşması:</p>

<p>“Sayın Rektörüm, Sayın Rektör Yardımcım, Sayın İl Sağlık Müdürüm, kıymetli dekanlarımız, değerli akademisyenlerimiz, sağlık çalışanlarımız, sevgili öğrencilerimiz, akademik yükselme başarısını bugün hep birlikte kutladığımız kıymetli hocalarımız ve değerli aileleri; Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanemize hoş geldiniz.</p>

<p>Bugün hastanemiz açısından çok anlamlı iki sevinci bir arada yaşıyoruz. Bir taraftan 2026-2027 Akademik Yılı’nın kapılarını açarken diğer taraftan bilimsel ve akademik emeklerinin karşılığını alan hocalarımızın yükselme gururuna hep birlikte şahitlik ediyoruz.</p>

<p>Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Diyarbakır’a ve bölgemize sağlık hizmeti sunan güçlü bir sağlık kurumu olmasının yanı sıra aynı zamanda geleceğin hekimlerinin yetiştiği büyük bir eğitim ve bilim yuvasıdır.</p>

<p>Bizler sağlık hizmeti, eğitim ve bilimsel araştırmayı birbirinden ayrı alanlar olarak görmüyoruz. Hastalarımıza sunduğumuz her hizmeti aynı zamanda daha iyi hekimlik, daha güçlü eğitim ve daha nitelikli bilimsel üretim için bir sorumluluk olarak değerlendiriyoruz.</p>

<p>Hastanemizin taşıdığı Gazi Yaşargil ismi de bizlere çok önemli bir sorumluluk yüklemektedir. Dünya tıp tarihine geçmiş büyük bir bilim insanının adını taşıyan bir kurumda görev yapmak; bilimi takip etmeyi değil, bilime katkı sunmayı; mevcut bilgiyle yetinmeyi değil, yeni bilgi üretmeyi gerektirir.</p>

<p>Bugün akademik yükselme başarısı göstererek cübbelerini giyecek ve belgelerini alacak bütün hocalarımızı yürekten kutluyorum. Bu başarıların arkasında büyük bir emek, fedakârlık ve sabır bulunduğunu biliyoruz. Bu süreçte hocalarımızın yanında olan ailelerine de ayrıca teşekkür ediyorum.</p>

<p>2026-2027 Akademik Yılı’nın öğrencilerimiz, akademisyenlerimiz, sağlık çalışanlarımız, hastanemiz, Üniversitemiz ve Diyarbakır’ımız için başarılı ve verimli geçmesini diliyorum.</p>

<p>Programımıza teşrif ederek bizleri onurlandıran başta Rektörümüz Prof. Dr. Kemalettin Aydın olmak üzere bütün misafirlerimize teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.”</p>

<p>Rektör Aydın’dan Diyarbakır’a tarih, medeniyet ve bilim vurgusu</p>

<p>Törende kapsamlı bir konuşma yapan SBÜ Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın ise yeni akademik yılın başlangıcını yalnızca takvimsel bir açılış olarak değerlendirmedi.</p>

<p>Aydın, Diyarbakır’ın binlerce yıllık medeniyet birikimi içinde gerçekleştirilen akademik yıl açılışının özel bir anlam taşıdığını söyledi.</p>

<p>Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Aydın, “Bugün yalnızca yeni bir akademik yılın kapısını aralamıyoruz. Bugün, binlerce yıllık bir medeniyet şehrinde bilginin, bilimin ve şifanın yolculuğuna yeni bir sayfa daha ekliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p>“Diyarbakır Anadolu’nun hafızasıdır”</p>

<p>Diyarbakır’ın tarih boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıdığına dikkat çeken Rektör Aydın, kentin surlarından Dicle Nehri’ne, Hevsel Bahçeleri’nden Ulu Cami’ye, Dört Ayaklı Minare’den Hasan Paşa Hanı’na uzanan tarihî mirasını anlattı.</p>

<p>Aydın şöyle konuştu:</p>

<p>“Diyarbakır’dayız. Tarihin yalnızca yaşanmadığı, taşa işlendiği bir şehirdeyiz. Surlarıyla çağlara meydan okuyan, Dicle’nin bereketiyle hayat bulan, Hevsel Bahçeleriyle insan ile tabiat arasındaki kadim birlikteliği bugüne taşıyan bir şehirdeyiz. Diyarbakır, Anadolu’nun hafızasıdır.”</p>

<p>Kentte medeniyetlerin birbirinin izini silmek yerine birbirine miras bıraktığını belirten Aydın; Roma, Bizans, Artuklu, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin izlerinin Diyarbakır’ın tarihî dokusunda yan yana görülebileceğini ifade etti.</p>

<p>Cahit Sıtkı’dan Ziya Gökalp’e, Celal Güzelses’ten Diyarbakır musikisine</p>

<p>Rektör Aydın konuşmasında Diyarbakır’ın yalnızca tarihî yapılarıyla değil, edebiyatı, musikisi, sanatı ve düşünce dünyasıyla da güçlü bir kültür merkezi olduğunu vurguladı.</p>

<p>Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Gökalp ve Celal Güzelses’i hatırlatan Aydın, Diyarbakır’ın mutfağını da şehrin medeniyet hafızasının önemli parçalarından biri olarak değerlendirdi.</p>

<p>“Diyarbakır’a baktığımızda yalnızca bir şehir görmüyoruz. Büyük bir medeniyet birikimi görüyoruz” diyen Aydın, böyle bir şehirde yeni akademik yılı başlatmanın Üniversite açısından ayrıca anlamlı olduğunu söyledi.</p>

<p>“Bu hastanenin taşıdığı isim sıradan bir isim değildir”</p>

<p>Konuşmanın önemli bölümlerinden biri de dünyaca ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil’e ayrıldı.</p>

<p>Diyarbakır’ın dünya bilimine kazandırdığı en önemli isimlerden birinin Gazi Yaşargil olduğunu belirten Rektör Aydın, modern nöroşirürji tarihinde Yaşargil’in üstlendiği öncü role dikkat çekti.</p>

<p>Aydın şunları söyledi:</p>

<p>“Bu hastanenin taşıdığı isim sıradan bir isim değildir. Gazi Yaşargil, modern beyin cerrahisinin gelişiminde dünya çapında iz bırakmış bir bilim insanıdır. Mikrocerrahi yöntemlerinin nöroşirürjiye uygulanmasında öncü çalışmalarıyla tıp tarihine geçen bir hekimdir.”</p>

<p>Günümüzde dünyanın farklı ülkelerinde ameliyathanelere giren genç beyin cerrahlarının Gazi Yaşargil’in açtığı bilimsel yolun izlerini taşıdığını ifade eden Aydın, bu ismi taşıyan bir hastanenin bilimsel sorumluluğunun da büyük olduğunu vurguladı.</p>

<p>“Bilimde sıradan olanla yetinmemeliyiz”</p>

<p>Rektör Aydın, Gazi Yaşargil isminin kuruma yüklediği sorumluluğu dört temel cümleyle özetledi:</p>

<p>“Bilimde sıradan olanla yetinmemek. Daha iyisini aramak. Daha iyisini öğretmek. Daha iyisini üretmek. Ve dünyaya söyleyecek bilimsel bir sözü olmak.”</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesinin hedefinin de bu anlayış üzerine kurulduğunu belirten Aydın, bilimsel üretimin Üniversitenin temel öncelikleri arasında bulunduğunu kaydetti.</p>

<p>“Hastane bizim için aynı zamanda bir mekteptir”</p>

<p>Aydın’ın konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri de Sağlık Bilimleri Üniversitesinin eğitim modeli oldu.</p>

<p>Üniversitenin hastaneleri yalnızca sağlık hizmeti verilen kurumlar olarak görmediğini ifade eden Aydın, teorik eğitimle klinik uygulamanın birbirinden koparılmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p>“Hastane bizim için aynı zamanda bir mekteptir” diyen Aydın sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Hasta odası bir eğitim alanıdır. Ameliyathane bir eğitim alanıdır. Poliklinik bir eğitim alanıdır. Laboratuvar bir eğitim alanıdır. Bir hastanın başında hocasıyla birlikte düşünen genç hekim için orası sınıftır.”</p>

<p>Tıbbın yalnızca kitaptan öğrenilemeyeceğini vurgulayan Aydın, iyi hekimliğin bilgi, tecrübe ve insanla temasın birleşmesiyle geliştiğini söyledi.</p>

<p>Üniversite ile hastane aynı hedefte buluşuyor</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesinin en önemli gücünün teori ile kliniği bir araya getiren yapısı olduğunu belirten Rektör Aydın, eğitim, sağlık hizmeti ve bilimsel araştırmanın ortak bir zeminde yürütüldüğünü kaydetti.</p>

<p>Aydın:</p>

<p>“Biz teoriyi klinikten ayırmıyoruz. Eğitimi sağlık hizmetinden koparmıyoruz. Bilimsel araştırmayı hastanın gerçek ihtiyacından uzaklaştırmıyoruz. Üniversite ile hastaneyi aynı hedef etrafında buluşturuyoruz. O hedef insandır. O hedef sağlıktır. O hedef bilimdir” dedi.</p>

<p>“Akademik yükselme yalnızca unvan değişikliği değildir”</p>

<p>Akademik Yükselme, Cübbe Giyme ve Belge Takdim Törenine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Aydın, akademik kariyerde kazanılan her yeni unvanın beraberinde daha büyük bir sorumluluk getirdiğini söyledi.</p>

<p>“Akademik yükselme yalnızca bir unvan değişikliği değildir” diyen Aydın, akademisyenin yeni unvanıyla birlikte daha fazla öğrenci yetiştirmesi, daha çok bilim üretmesi, daha fazla araştırması ve genç akademisyenlere yol göstermesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Aydın şöyle devam etti:</p>

<p>“Akademisyenlik bir meslek olmanın ötesinde bir emanettir. Hocalarımızdan aldığımız bilgiyi öğrencilerimize aktarırız. Onlar da kendilerinden sonra gelenlere aktarırlar. Böylece bir bilim geleneği oluşur. Üniversite dediğimiz kurum tam da bu sürekliliğin adıdır.”</p>

<p>Akademik yükselme başarısı gösteren öğretim üyelerini kutlayan Aydın, başarılarının yeni araştırmalar ve bilimsel çalışmalarla devam etmesi temennisinde bulundu.</p>

<p>Öğrencilere çağrı: “Sadece diploma almak için okumayın”</p>

<p>Rektör Aydın’ın konuşmasının en dikkat çekici bölümlerinden biri doğrudan öğrencilere yönelik mesajları oldu.</p>

<p>Yeni akademik yılın asıl sahiplerinin öğrenciler olduğunu söyleyen Aydın, gençlere yalnızca diploma odaklı bir eğitim anlayışından uzak durmaları çağrısında bulundu.</p>

<p>“Sadece diploma almak için okumayın. Merak edin. Soru sorun. Araştırın. Hocalarınızın kapısını çalın. Laboratuvara girin. Klinikte daha fazla vakayı anlamaya çalışın. Bilimsel çalışma yapın. Dünyadaki gelişmeleri takip edin. Yabancı dil öğrenin” diyen Aydın, bilimsel düşüncenin merkezine sorgulamayı yerleştirdi.</p>

<p>Aydın, öğrencilere şu çağrıda bulundu:</p>

<p>“Hiçbir zaman ‘Bunu neden böyle yapıyoruz?’ sorusunu sormaktan vazgeçmeyin. Çünkü bilim, doğru cevaptan önce doğru soruyla başlar.”</p>

<p>“Belki bu topraklardan yeni Gazi Yaşargiller çıkacak”</p>

<p>Gençlerin gelecekte sağlık sisteminin, akademinin ve bilimsel araştırmaların sorumluluğunu üstleneceğini belirten Rektör Aydın, Diyarbakır’dan uluslararası bilime yön verecek yeni isimlerin yetişebileceğini söyledi.</p>

<p>Aydın:</p>

<p>“Bugün öğrenci olarak koridorlarında yürüdüğünüz bu hastanelerin ve fakültelerin sorumluluğunu yarın sizler taşıyacaksınız. Belki içinizden biri yeni bir tedavi geliştirecek. Belki biri uluslararası literatüre girecek bir araştırmaya imza atacak. Belki biri binlerce hastaya şifa olacak. Belki de bu topraklardan yeni Gazi Yaşargiller çıkacak” dedi.</p>

<p>Ardından şu soruyu yöneltti:</p>

<p>“Neden olmasın? Diyarbakır bunu daha önce başardı. Yine başarabilir.”</p>

<p>Üniversitenin görevinin gençlere bu imkânı, bilimsel ortamı ve özgüveni sağlamak olduğunu belirten Aydın, akademik kurumların öğrencilerin büyük hedefler kurabileceği ortamlar oluşturması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Diyarbakır Surları üzerinden akademik kurumlara dikkat çekici benzetme</p>

<p>Rektör Aydın, konuşmasının ilerleyen bölümünde Diyarbakır Surlarını üniversitelerin kurumsal gelişimine benzetti.</p>

<p>“Taş tek başına duvar olmaz” diyen Aydın, bilimin de kuşakların emeğinin birbirine eklenmesiyle büyüdüğünü söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aydın şöyle konuştu:</p>

<p>“Taş taşa eklenir. Emek emeğe eklenir. Nesil nesle eklenir. Sonunda asırlara meydan okuyan eserler ortaya çıkar. Üniversiteler de böyledir. Bir hocanın emeği diğerinin emeğine eklenir. Bir araştırmacının bulduğu bilgi diğer araştırmacının sorusuna dönüşür. Bir öğretmenin yetiştirdiği öğrenci, yarının hocası olur. Ve böylece kurumlar büyür.”</p>

<p>Hedef: Diyarbakır’dan uluslararası bilim dünyasına güçlü çalışmalar</p>

<p>Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinden uluslararası ölçekte bilimsel çalışmalar çıkmasını arzu ettiklerini belirten Aydın, Diyarbakır’ın tarihî birikimiyle bilimsel üretim kapasitesinin buluşturulması gerektiğine işaret etti.</p>

<p>“Dicle nasıl binlerce yıldır bu topraklara hayat veriyorsa, bilginin de bu kadim şehirden ülkemize ve insanlığa yayılmasını istiyoruz” diyen Aydın, Üniversitenin hedeflerini şöyle ifade etti:</p>

<p>“Diyarbakır’ın tarihî derinliğini bilimsel üretimle buluşturmak istiyoruz. Gazi Yaşargil’in ismini taşıyan bu kurumdan uluslararası bilim dünyasında ses getirecek çalışmaların çıkmasını istiyoruz.”</p>

<p>“Büyük bir medeniyetin evlatlarına küçük hedefler yakışmaz”</p>

<p>Konuşmasının sonunda hedeflerin büyüklüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Kemalettin Aydın, “Hedefimiz büyük olmalıdır. Çünkü büyük bir medeniyetin evlatlarına küçük hedefler yakışmaz” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Hastane yönetimine, akademisyenlere, hekimlere, hemşirelere ve bütün sağlık çalışanlarına teşekkür eden Aydın, öğrencilere de bilimle dolu bir akademik yıl temennisinde bulundu.</p>

<p>Rektör Aydın’dan Diyarbakır’a özel teşekkür</p>

<p>Konuşmasını Diyarbakır’a özel bir teşekkürle tamamlayan Rektör Aydın, şehrin tarihine, kültürüne, sanatına, musikisine ve edebiyatına vurgu yaptı.</p>

<p>Aydın:</p>

<p>“Diyarbakır’a teşekkür ediyorum. Bizi tarihiyle karşılayan, kültürüyle zenginleştiren, sanatıyla, musikisiyle, edebiyatıyla gönlümüze dokunan bu kadim şehre teşekkür ediyorum” dedi.</p>

<p>“Surların gölgesinden Dicle’nin kıyısına uzanan bu büyük medeniyet şehrinde bilimin ışığının daha da güçlenmesini temenni ediyorum” ifadelerini kullanan Aydın, 2026-2027 Akademik Yılı’nın Üniversiteye, hastaneye, Diyarbakır’a ve Türkiye’ye hayırlı olmasını diledi.</p>

<p>Akademik başarının gururu ailelerle paylaşıldı</p>

<p>Konuşmaların ardından Akademik Yükselme, Cübbe Giyme ve Belge Takdim Törenine geçildi.</p>

<p>Akademik yükselme başarısı gösteren öğretim üyeleri cübbelerini giyerek belgelerini aldı. Hocaların akademik yolculuklarındaki bu önemli ana aileleri de eşlik etti.</p>

<p>Törende akademik yükselmenin yalnızca bireysel bir kariyer başarısı olmadığı; öğrenci yetiştirme, bilimsel araştırma yapma, sağlık hizmetinin niteliğini geliştirme ve yeni kuşak akademisyenlere rehberlik etme sorumluluğunu da beraberinde getirdiği vurgulandı.</p>

<p>Program, akademik yükselme başarısı gösteren öğretim üyelerinin tebrik edilmesi ve yeni akademik yıl için iyi dileklerin paylaşılmasıyla sona erdi.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde başlayan 2026-2027 Akademik Yılı’nın; eğitim, klinik hizmet ve bilimsel araştırmanın daha güçlü biçimde buluştuğu yeni çalışmalarla sürdürülmesi hedefleniyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/diyarbakirda-bilim-emek-ve-akademik-basari-ayni-torende-bulustu</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 13:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1389.jpeg" type="image/jpeg" length="36103"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sıtma Matematik Dersine Bile Girdi: Cumhuriyet Çocuklara Sivrisinekle Mücadeleyi Nasıl Öğretti?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sitma-matematik-dersine-bile-girdi-cumhuriyet-cocuklara-sivrisinekle-mucadeleyi-nasil-ogretti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sitma-matematik-dersine-bile-girdi-cumhuriyet-cocuklara-sivrisinekle-mucadeleyi-nasil-ogretti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erken Cumhuriyet yıllarında sıtmayla mücadele yalnızca doktorların ve sağlık teşkilatlarının işi değildi. Sivrisinekler, bataklıklar ve hastalıktan korunma yolları ilkokul müfredatına kadar girdi. Çocuklar Hayat Bilgisi’nde sıtmayı öğreniyor, Yurt Bilgisi’nde çevre sağlığını tartışıyor, matematikte ise bataklıkların kurutulması üzerinden hesap yapıyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>1930’lu yıllarda bir ilkokul sınıfını düşünün.<br />
Tahtada yalnızca alfabe ya da dört işlem yok.<br />
Öğretmen çocuklara sivrisineklerden söz ediyor. Bataklıkların neden sağlık sorunu oluşturabileceğini anlatıyor. Sıtmanın nasıl yayıldığını, sivrisineklerin nerelerde çoğaldığını ve hastalıktan korunmak için çevrede neler yapılabileceğini öğretiyor.<br />
Bir başka derste ise çocuğun önüne şu düşünce getiriliyor:<br />
Köyün yönetiminde söz sahibi olsaydı, insanların hastalanmasını önlemek için ne yapardı?<br />
1928 tarihli bir Yurt Bilgisi kitabında verilen cevaplardan biri oldukça açık:<br />
“Civardaki bataklıkları kuruturdum.”<br />
Erken Cumhuriyet’in sıtmayla mücadelesinde okul böylece yalnızca okuma yazmanın öğretildiği bir yer olmaktan çıkıyor, halk sağlığı eğitiminin araçlarından birine dönüşüyordu.<br />
Cumhuriyet’in karşısındaki büyük sağlık sorunlarından biri<br />
Sıtma, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’nin önemli halk sağlığı sorunları arasındaydı.<br />
Uzun savaş yılları, göçler, yoksulluk, sağlık personeli ve ilaç yetersizlikleri ile sivrisineklerin üremesine uygun çevresel koşullar hastalıkla mücadeleyi güçleştiriyordu.<br />
Sıtmayla mücadele ise Cumhuriyet’le başlamamıştı. Osmanlı döneminde de hastalığa karşı önlemler alınmış, 20. yüzyılın başlarından itibaren kinin dağıtımı gibi uygulamalara başvurulmuştu.<br />
Yeni dönemde farklı olan, mücadelenin giderek daha örgütlü ve ülke çapında yürütülmeye çalışılmasıydı.<br />
1925’ten itibaren sıtma teşkilatları genişletildi. Ardından 839 sayılı Sıtma Mücadelesi Kanunu 13 Mayıs 1926’da kabul edildi ve 29 Mayıs 1926 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.<br />
Fakat sıtmayla savaş yalnızca hastalanan insanlara ilaç vermek anlamına gelmiyordu.<br />
Hastalığın nasıl yayıldığını topluma öğretmek de mücadelenin bir parçasıydı.<br />
Bunun en etkili yollarından biri ise çocuklara ulaşmaktı.<br />
Sıtma 1926 müfredatına girdi<br />
Erken Cumhuriyet döneminde sıtma eğitiminin izlerini inceleyen araştırmalar, hastalıkla mücadele konularının ilkokul programlarına kadar girdiğini gösteriyor.<br />
1923-1948 arasındaki müfredat ve ders kitaplarını inceleyen tarihçi Sena Coşğun Kandal’ın çalışmasına göre bu dönemde sıtma ve hıfzıssıhha konularına en geniş yer veren programlardan biri 1926 İlk Mektepler Müfredatı oldu.<br />
Hayat Bilgisi derslerinde temizlik ve bulaşıcı hastalıklardan korunmanın yanı sıra sivrisineklerle mücadele ve bataklıklar üzerinde duruluyordu.<br />
Üstelik eğitim yalnızca genel bilgilerden ibaret değildi.<br />
Programın, derslerin bölgesel şartlara göre uyarlanmasına imkân tanıması sayesinde sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde çocuklara hastalığın nedenleri, korunma yöntemleri ve dönemin tedavi anlayışı daha ayrıntılı biçimde aktarılabiliyordu.<br />
Başka bir ifadeyle öğretmene yalnızca kitapta yazanı okutması değil, çocuğa yaşadığı çevrenin sağlık sorunlarını da anlatması bekleniyordu.<br />
Çocuk sivrisineği tanımayı öğreniyordu<br />
Ders kitaplarındaki anlatım zaman zaman oldukça ayrıntılıydı.<br />
Çocuklara sıtmayla ilişkili Anopheles sivrisineklerinden söz ediliyor, bunların diğer sivrisineklerden ayırt edilmesine yönelik bilgiler veriliyordu.<br />
Sivrisineklerin nerelerde çoğaldığı, durgun suların neden önemli olduğu ve insanları sivrisinek ısırığından korumaya yönelik dönemin yöntemleri anlatılıyordu.<br />
Bataklıkların ve küçük su birikintilerinin azaltılması, su kaplarının kapalı tutulması, pencerelerde sinek teli kullanılması ve cibinlik gibi fiziksel korunma yöntemleri eğitim materyallerine kadar girmişti.<br />
Dönemin bazı kaynaklarında bugün artık kullanılmayan veya yalnızca profesyonel halk sağlığı programlarında uygulanabilecek farklı kimyasal ve çevresel mücadele yöntemlerine de yer veriliyordu.<br />
Bu nedenle tarihî ders kitaplarındaki her uygulamayı bugünün sağlık önerisi olarak değerlendirmemek gerekiyor.<br />
Fakat verilmek istenen ana mesaj açıktı:<br />
Sıtmayla mücadele edebilmek için önce hastalığı ve onu taşıyan sivrisineği tanımak gerekiyordu.<br />
Matematik problemi bile sıtmaydı<br />
Dönemin eğitim yaklaşımını en iyi gösteren örneklerden biri matematik kitaplarında karşımıza çıkıyor.<br />
1932-1933 eğitim yılında üçüncü sınıflarda kullanılan Hayat Hesabı kitabında bazı matematik problemleri doğrudan sıtmayla mücadele üzerinden hazırlanmıştı.<br />
Bir problemde iki bataklığın büyüklüğü verilerek toplam alanın bulunması isteniyordu.<br />
Bir başka soruda sıtmaya yakalanan yetişkin ve çocukların sayıları üzerinden toplama işlemi yaptırılıyordu.<br />
Başka problemlerde ise bataklıkları kurutmaya çalışan köylülerin sayıları, açılan kanalların uzunlukları ve kurutulan alanlardan kazanılan tarım arazileri hesaplanıyordu.<br />
Çocuk dört işlemi öğrenirken karşısına sürekli aynı kelimeler çıkıyordu:<br />
Bataklık. Sıtma. Kanal. Köylü. Kurutma.<br />
Bu yalnızca matematik öğretme yöntemi değildi.<br />
Halk sağlığı mesajı, günlük dersin içine yerleştirilmişti.<br />
“Köy meclisinde olsaydınız…”<br />
Sağlık eğitimi yalnızca bilgi ezberletmek üzerine de kurulmamıştı.<br />
1928 tarihli bir Yurt Bilgisi kitabında öğretmen, öğrencisine köy yönetiminde görev aldığını varsaymasını ve köylünün hastalanmasını engellemek için neler yapabileceğini düşünmesini istiyordu.<br />
Örnek cevaplardan biri:<br />
“Civardaki bataklıkları kuruturdum.”<br />
Böylece sağlık konusu aynı zamanda yurttaşlık eğitimine dönüşüyordu.<br />
Çocuğa yalnızca kendi sağlığını koruması öğretilmiyor, yaşadığı çevrenin sağlığı için de sorumluluk taşıdığı düşüncesi veriliyordu.<br />
57 bin hektardan fazla bataklık<br />
Ders kitaplarında sürekli anlatılan bataklık meselesinin sahada da karşılığı vardı.<br />
Sena Coşğun Kandal’ın araştırmasında aktarılan 1937-1938 tarihli Küçük İstatistik Yıllığı verilerine göre 1925-1936 arasında 57 bin 607 hektar bataklık kurutuldu.<br />
Bu rakamı dönemin sıtma mücadelesinin tek ölçüsü olarak değerlendirmek doğru olmaz.<br />
Ancak çevresel düzenlemelerin mücadelede ne kadar önemli görüldüğünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir.<br />
Sıtmayla mücadele yalnızca hastane ve dispanserlerde yürütülmüyordu.<br />
Suya, toprağa ve yerleşim çevresine kadar uzanıyordu.<br />
Muallim yalnızca öğretmen değildi<br />
Sistemin önemli aktörlerinden biri de öğretmendi.<br />
Özellikle okuryazarlığın düşük olduğu kırsal bölgelerde öğretmen yalnızca çocuklara ders veren kişi değildi. Sağlık bilgisinin ailelere ve köye ulaşmasını sağlayabilecek bir aracı olarak görülüyordu.<br />
Öğretmenden öğrencilerin temizlik alışkanlıklarını takip etmesi, bulaşıcı hastalıklar konusunda bilgilendirme yapması ve gerekli durumlarda sağlık görevlilerine yardımcı olması beklenebiliyordu.<br />
Bazı yerel sıtma mücadele yapılanmalarında köy başöğretmenlerinin doğrudan görev aldığı da görülüyordu.<br />
Böylece okulun etkisi sınıfın kapısında sona ermiyordu.<br />
Çocuğa verilen bilgi, onun aracılığıyla aileye; öğretmenin bilgisi ise bütün köye ulaşabiliyordu.<br />
Bir başka mücadele: Yanlış tedavi inanışları<br />
Dönemin eğitim materyallerinin dikkat çekici yönlerinden biri de sıtmayla ilgili geleneksel veya bilimsel temeli olmayan uygulamalara karşı çıkılmasıydı.<br />
Bazı kitaplarda muska, ağaçlara bez bağlama ve çeşitli halk tedavileri eleştiriliyor; hastalandığında hekime başvurmanın ve dönemin tıbbi tedavilerine uymanın gerekliliği anlatılıyordu.<br />
O yıllarda kinin, sıtma tedavisinde ve bazı dönemlerde korunma amacıyla kullanılan temel ilaçlardan biriydi. Bu nedenle ders kitaplarında ve halk sağlığı yayınlarında sıkça yer alıyordu.<br />
Ancak bu bilgi tamamen tarihsel bağlamda değerlendirilmelidir.<br />
Günümüzde kininin kullanım alanı, dozu ve tercih edilme koşulları modern tıp rehberlerine göre belirlenir. Tarihî kaynaklarda geçen dozlar veya uygulamalar günümüz için kişisel tedavi önerisi değildir.<br />
“Gördüğünüz her sivrisineği öldürünüz” sözü<br />
Erken Cumhuriyet dönemindeki sıtma eğitimini konu alan önemli akademik çalışmalardan biri şu başlığı taşıyor:<br />
“Çocuklar, gördüğünüz her sivrisineği öldürünüz! Erken Cumhuriyet Dönemi’nde sıtma ile mücadelede eğitim (1923-1948).”<br />
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.<br />
Bu çarpıcı cümleyi, bütün öğrencilere kelimesi kelimesine verilmiş tek bir resmî talimat veya belirli bir ders kitabındaki doğrudan emir olarak sunmak doğru değildir.<br />
İfade, akademik araştırmanın başlığında dönemin güçlü sivrisinek karşıtı mücadele anlayışını temsil etmek için kullanılıyor.<br />
Araştırmanın incelediği müfredat ve kitaplar ise sivrisineklerin azaltılması, Anopheles’in tanınması, bataklıkların kurutulması ve çocukların sıtmayla mücadele konusunda bilinçlendirilmesi yönündeki yoğun eğitim anlayışını açık biçimde ortaya koyuyor.<br />
Bir ülke hastalıkla savaşırken çocuklara da anlattı<br />
Erken Cumhuriyet’in sıtma derslerine bugünden bakıldığında ilginç bir eğitim modeli görülüyor.<br />
Çocuk Hayat Bilgisi’nde sivrisineği tanıyordu.<br />
Yurt Bilgisi’nde köyünün sağlığını düşünüyordu.<br />
Matematikte bataklığın alanını hesaplıyordu.<br />
Öğretmen ise öğrendiği bilgileri yalnızca sınıfta bırakmayan bir sağlık eğiticisine dönüşüyordu.<br />
Dönemin yöntemlerinin bir bölümü bugün bilimsel ve çevresel nedenlerle geçerliliğini kaybetmiş olabilir.<br />
Fakat yaklaşımın temelinde günümüzde de önemini koruyan bir düşünce vardı:<br />
Bulaşıcı hastalıklarla mücadele yalnızca hastalanan insanları tedavi etmekten ibaret değildir. Toplumun hastalığın nasıl yayıldığını anlaması da gerekir.<br />
Bir zamanlar Türkiye’de sıtmayla mücadele yalnızca doktorun reçetesinde, sağlık memurunun çantasında veya bataklığın kenarında yürütülmedi.<br />
Bir ilkokul çocuğunun ders kitabına kadar girdi.<br />
Günümüz tıp bilgisiyle önemli not<br />
Sıtma, enfekte dişi Anopheles sivrisineklerinin taşıdığı Plasmodium parazitlerinin insanlara bulaşmasıyla ortaya çıkar. Her sivrisinek sıtma taşımaz.<br />
Dünya Sağlık Örgütü günümüzde sıtmanın görüldüğü bölgelerde insektisit uygulanmış cibinlikler ile uygun halk sağlığı programları kapsamında yapılan iç mekân kalıcı insektisit uygulamalarını temel vektör kontrol yöntemleri arasında değerlendiriyor. Larva kaynaklarının yönetimi ise bölgenin çevresel ve epidemiyolojik koşullarına göre tamamlayıcı bir yöntem olarak kullanılabiliyor.<br />
Dolayısıyla erken Cumhuriyet dönemindeki “sivrisineği yok etme” yaklaşımı tarihsel şartlar içinde değerlendirilmelidir. Tarihî kaynaklarda anlatılan ilaçlar ve çevresel uygulamalar günümüzde bireysel sağlık önerisi değildir.<br />
Sıtma şüphesinde tanı ve tedavi sağlık profesyonelleri tarafından yapılmalıdır.<br />
Kaynaklar<br />
• Sena Coşğun Kandal – “Çocuklar, gördüğünüz her sivrisineği öldürünüz! Erken Cumhuriyet Dönemi’nde sıtma ile mücadelede eğitim (1923-1948)”, Turkish History Education Journal, 2022<br />
• Türkiye Büyük Millet Meclisi – 839 sayılı Sıtma Mücadelesi Kanunu, 1926<br />
• Resmî Gazete – 839 sayılı Sıtma Mücadelesi Kanunu, 29 Mayıs 1926<br />
• Türkiye Cumhuriyeti dönemine ait 1926 İlk Mektepler Müfredatı ve incelenen ilkokul ders kitapları<br />
• Küçük İstatistik Yıllığı 1937-1938 – sıtma mücadelesi ve bataklıkların kurutulmasına ilişkin dönem verileri<br />
• Dünya Sağlık Örgütü – sıtmanın bulaşması, korunma ve vektör kontrolüne ilişkin güncel bilimsel bilgiler</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sitma-matematik-dersine-bile-girdi-cumhuriyet-cocuklara-sivrisinekle-mucadeleyi-nasil-ogretti</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 13:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/cumhuriyet-sitma-1280x720-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="30974"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[26 Eylül 2026 | Tıpta Son 48 Saat: Kanserden Robotik Cerrahiye 3 Yeni Araştırma]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/b</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/b" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[25 Eylül'de yayımlanan üç hakemli araştırma; prostat kanserinde RNA düzenlemesinde görev alan ADAR1 enzimini, büyük kolorektal lezyonlarda endorobotik cerrahiyi ve ileri kronik karaciğer hastalığında fibronektini inceledi. İnsan dokularından klinik hasta verilerine uzanan çalışmalar yeni bulgular sunarken, sonuçların hiçbiri henüz tek başına mevcut tedavi uygulamalarını değiştirecek düzeyde kanıt oluşturmuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Tıpta son 48 saatin üç yeni araştırması<br />
Bilimsel dergilerde 25 Eylül 2026'da yayımlanan üç araştırma, kanser biyolojisinden robotik cerrahiye ve ileri karaciğer hastalıklarına kadar farklı alanlarda yeni veriler ortaya koydu.<br />
Scientific Reports'ta yayımlanan araştırmada prostat kanserinde RNA düzenlenmesinde görev alan ADAR1 enzimi incelendi. Surgical Endoscopy'deki çalışma, büyük ve karmaşık distal kolorektal lezyonlarda endorobotik ve klasik endoskopik yöntemleri karşılaştırdı. Hepatology International'da yayımlanan prospektif araştırmada ise ileri kronik karaciğer hastalarında kandaki fibronektin düzeyleri değerlendirildi.<br />
Çalışmaların araştırma tasarımları ve sundukları kanıt düzeyleri birbirinden farklı. Bu nedenle sonuçların her biri kendi bilimsel sınırları içinde değerlendiriliyor.<br />
Prostat kanserinde ADAR1 mercek altında<br />
Prostat kanseri araştırması, hücrelerin genetik bilgiyi kullanma süreçlerinden biri olan RNA düzenlemesine odaklandı.<br />
Araştırmanın klinik bölümünde radikal prostatektomi uygulanmış 230 lokalize prostat kanseri hastasına ait dokular incelendi. ADAR1 düzeylerinin malign prostat dokusunda benign dokuya göre daha yüksek olduğu ve daha yüksek tümör derecesiyle ilişkili olduğu belirlendi. Metastatik ve kastrasyona dirençli prostat kanserine ait moleküler verilerde de ADAR1 ekspresyonunun arttığı görüldü.<br />
ADAR1, RNA'daki bazı yapı taşlarının kimyasal olarak değiştirilmesini sağlayan bir enzim. Araştırmacılar bu enzimin prostat kanseri hücrelerindeki faaliyetini siRNA adı verilen ve belirli genlerin çalışmasını azaltabilen bir yöntemle baskıladı.<br />
ADAR1 baskılandığında A-to-I olarak adlandırılan RNA düzenlemesi ve kanser hücrelerinin çoğalması azaldı. Programlanmış hücre ölümü olarak bilinen apoptoz ve hücreler arasındaki yapışma ise arttı.<br />
Sonuçlar, ADAR1'in prostat kanseri biyolojisinde araştırılabilecek moleküler hedeflerden biri olabileceğini gösteriyor. Ancak deneysel müdahale hastalarda uygulanmadı. Bu nedenle çalışma, ADAR1'i hedefleyen yeni bir prostat kanseri tedavisinin etkili olduğunu göstermiyor.<br />
Endorobotik yöntemde işlem süresi daha kısa bulundu<br />
Surgical Endoscopy'de yayımlanan araştırmada, büyük ve karmaşık distal kolorektal lezyonların çıkarılmasında endorobotik submukozal diseksiyon (ERSD) ile klasik endoskopik submukozal diseksiyon (ESD) karşılaştırıldı.<br />
Araştırmada 164 hastanın verileri değerlendirildi. Hastaların 79'una endorobotik yöntem, 85'ine klasik endoskopik submukozal diseksiyon uygulanmıştı.<br />
Her iki yöntemde de lezyonun tek parça hâlinde çıkarılmasını ifade eden en-blok rezeksiyon oranları birbirine yakındı. Bu oran endorobotik yöntemde yüzde 97,5, klasik yöntemde yüzde 96,5 olarak bildirildi.<br />
Farklardan biri büyük lezyonların işlem süresinde görüldü.<br />
25 santimetrekare ve üzerindeki lezyonlarda medyan işlem süresi endorobotik yöntemde 87 dakika, klasik yöntemde 142 dakika olarak kaydedildi. 10–25 santimetrekare büyüklüğündeki lezyonlarda ise süreler sırasıyla 65 ve 119 dakika oldu.<br />
Bu veriler, endorobotik yöntemin özellikle daha büyük lezyonlarda daha kısa işlem süresiyle ilişkili olabileceğini gösteriyor. Ancak araştırma randomize bir klinik çalışma değildi.<br />
Çalışmanın tek merkezde yapılması ve işlemlerin aynı deneyimli uzman tarafından gerçekleştirilmesi de sonuçların başka hastanelere ve farklı cerrahlara doğrudan genellenmesini sınırlıyor. Yöntem seçiminde lezyon özellikleri, hasta ve cerrah tercihleri ile robotik sistemin kullanılabilirliği gibi unsurların etkili olabilmesi de karşılaştırmanın değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken faktörler arasında.<br />
Bu nedenle sonuçlar, endorobotik yöntemin klasik endoskopik yönteme kesin olarak üstün olduğunu kanıtlamıyor.<br />
Fibronektin ileri karaciğer hastalarında araştırıldı<br />
Hepatology International'da yayımlanan prospektif araştırmada, ileri kronik karaciğer hastalarında kandaki fibronektin düzeylerinin karaciğer fonksiyonları ve bazı komplikasyonlarla ilişkisi incelendi.<br />
Fibronektin, hücrelerin çevresindeki yapısal ortamın önemli bileşenlerinden biri olan ve kan dolaşımında da bulunan bir protein.<br />
Çalışmaya 298 ileri kronik karaciğer hastası dahil edildi. Hastaların 108'inde hastalık kompanse, 190'ında ise dekompanse durumdaydı.<br />
Dekompanse hastalarda kandaki fibronektin düzeylerinin kompanse hastalara göre daha düşük olduğu belirlendi. Fibronektin düzeylerinin karaciğerin protein üretme kapasitesini yansıtan bazı göstergelerle de ilişkili olduğu görüldü.<br />
Takip sırasında daha yüksek fibronektin düzeyleri varis kanamasıyla, daha düşük düzeyler ise portal ven trombozuyla ilişkili bulundu.<br />
Bu bulgular neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor. Araştırmacılar kanama ve tromboza ilişkin analizleri keşifsel olarak değerlendiriyor. Olay sayılarının sınırlı olması da bu sonuçların daha geniş hasta gruplarında doğrulanmasını gerekli kılıyor.<br />
Fibronektin düzeyleri genel karaciğer dekompansasyonu, hepatoselüler karsinom veya karaciğerle ilişkili ölümle bağımsız olarak ilişkili bulunmadı.<br />
Dolayısıyla araştırma, fibronektinin bugün ileri kronik karaciğer hastalarında rutin olarak kullanılabilecek yeni bir risk testi olduğunu göstermiyor.<br />
Araştırmalar aynı kanıt düzeyinde değil<br />
Üç çalışma aynı zaman diliminde yayımlanmış olsa da klinik anlamları birbirinden farklı.<br />
Prostat kanseri çalışmasında insan tümör dokuları incelendi ancak ADAR1'in baskılanmasına ilişkin deneyler laboratuvar ortamında gerçekleştirildi. Dolayısıyla burada söz konusu olan, hastalarda kanıtlanmış yeni bir tedaviden çok prostat kanseri biyolojisine ilişkin yeni bir araştırma hedefi.<br />
Kolorektal çalışmada doğrudan hastalara uygulanmış iki yöntemin sonuçları karşılaştırıldı. Buna karşın randomizasyonun bulunmaması, hangi yöntemin daha iyi olduğuna ilişkin kesin bir nedensel sonuç çıkarılmasını engelliyor.<br />
Fibronektin araştırması ise hastaların ileriye dönük izlendiği prospektif bir çalışma. Burada bulunan ilişkiler yeni araştırmalara zemin sağlayabilir; ancak fibronektinin klinikte yeni bir biyobelirteç olarak kullanılabilmesi için bağımsız hasta gruplarında doğrulanması gerekiyor.<br />
Son 48 saatte yayımlanan bu çalışmalar, farklı tıp alanlarında araştırmaların hangi yönde ilerlediğine ilişkin yeni veriler sağlıyor. Bulguların klinik uygulamaya taşınıp taşınamayacağını ise daha geniş, bağımsız ve gerektiğinde kontrollü araştırmalar belirleyecek.<br />
KAYNAKLAR<br />
• Scientific Reports – ADAR1'in prostat kanseri ilerlemesi ve RNA düzenlenmesindeki rolünü inceleyen araştırma<br />
• Surgical Endoscopy – Distal kolorektal lezyonlarda endorobotik ve endoskopik submukozal diseksiyon karşılaştırması<br />
• Hepatology International – İleri kronik karaciğer hastalığında dolaşımdaki fibronektin düzeylerini inceleyen araştırma</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/b</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 12:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/tipta-son-48-saat-200kb.webp" type="image/jpeg" length="39476"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuğa Akıllı Telefonu Kaç Yaşında Vermeli? 9 Bin Ergenden Yeni Bulgular]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cocuga-akilli-telefonu-kac-yasinda-vermeli-9-bin-ergenden-yeni-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cocuga-akilli-telefonu-kac-yasinda-vermeli-9-bin-ergenden-yeni-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[8.957 ergenin izlendiği JAMA Network Open çalışmasında, 12 yaşında akıllı telefon sahibi olmak 14 yaşında yeme bozukluğu belirtileri görülme riskinin daha yüksek olmasıyla ilişkili bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ÇOCUĞA AKILLI TELEFONU KAÇ YAŞINDA VERMELİ? 9 BİN ERGENDEN YENİ BULGULAR</p>

<p>Çocuğa ilk akıllı telefonun hangi yaşta verilmesi gerektiği ailelerin giderek daha sık karşılaştığı bir soru. JAMA Network Open'da 25 Eylül 2026'da yayımlanan yeni araştırma, tartışmaya yeme davranışları açısından önemli bir veri ekledi.</p>

<p>ABD'de 8.957 ergenin verilerinin incelendiği çalışmada, 12 yaşında akıllı telefon sahibi olmak hem aynı yaştaki hem de iki yıl sonraki bazı yeme bozukluğu belirtilerinin daha sık görülmesiyle ilişkili bulundu.</p>

<p>Ancak araştırma "akıllı telefon yeme bozukluğuna neden oluyor" sonucunu göstermiyor. Çalışma gözlemsel nitelikte ve araştırmacılar da bulunan ilişkinin arkasındaki mekanizmaların yeni çalışmalarla araştırılması gerektiğini özellikle belirtiyor.</p>

<p>8.957 ERGENİN VERİLERİ İNCELENDİ</p>

<p>Araştırmacılar ABD'de çocuk ve ergen gelişimini uzun süre izleyen Adolescent Brain Cognitive Development (ABCD) Study verilerinden yararlandı.</p>

<p>Analize 8.957 ergen dahil edildi. Katılımcıların 4.245'i kız, 4.712'si erkekti.</p>

<p>12 yaşındaki çocukların 6.225'i, yani yaklaşık yüzde 70'i, kendisine ait bir akıllı telefona sahipti.</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca o andaki durumu karşılaştırmakla kalmadı. 12 yaşındaki telefon sahipliğinin 14 yaşındaki yeme bozukluğu belirtileriyle ilişkisini de değerlendirdi.</p>

<p>Bu yönüyle çalışma, yalnızca "telefonu olan ve olmayan çocukları aynı gün karşılaştıran" kesitsel bir analizden daha fazla bilgi sağlıyor.</p>

<p>YEME BOZUKLUĞU BELİRTİLERİ DERKEN NE KASTEDİLİYOR?</p>

<p>Çalışmada çocuklara doğrudan anoreksiya nervoza veya bulimiya nervoza tanısı konulmadı.</p>

<p>Araştırmacılar bunun yerine belirli yeme bozukluğu belirtilerini değerlendirdi.</p>

<p>Bunlar arasında tıkınırcasına yeme belirtileri, kilo almaktan kaçınmak amacıyla uygun olmayan telafi davranışları, kilo alma kaygısı ve kişinin özdeğerini kilosuna bağlaması yer aldı.</p>

<p>Bu ayrım önemli.</p>

<p>Bir ergende bu belirtilerden birinin bulunması, o kişinin mutlaka klinik bir yeme bozukluğuna sahip olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>12 YAŞINDA TELEFON SAHİBİ OLMAKLA HANGİ BULGULAR İLİŞKİLİYDİ?</p>

<p>Araştırmacılar sosyodemografik özellikler ve çeşitli potansiyel karıştırıcı değişkenleri hesaba kattıktan sonra da bazı ilişkilerin devam ettiğini gördü.</p>

<p>12 yaşında akıllı telefon sahibi olanlarda aynı yaşta tıkınırcasına yeme belirtisinin görülme sıklığı telefon sahibi olmayanlara kıyasla daha yüksekti.</p>

<p>Düzeltilmiş analizde tıkınırcasına yeme belirtisi için prevalans oranı 1,61 olarak hesaplandı.</p>

<p>Özdeğerini vücut ağırlığına bağlama belirtisi için oran 2,21'di.</p>

<p>Herhangi bir yeme bozukluğu belirtisi açısından ise prevalans oranı 1,36 olarak bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak araştırmanın en dikkat çekici bölümü iki yıllık izlem sonuçları oldu.</p>

<p>14 YAŞINDAKİ SONUÇLAR NE GÖSTERDİ?</p>

<p>Araştırmacılar 12 yaşındaki yeme bozukluğu belirtilerini de hesaba katarak, 12 yaşındaki telefon sahipliği ile 14 yaşındaki belirtiler arasındaki ilişkiyi değerlendirdi.</p>

<p>12 yaşında akıllı telefonu bulunan ergenlerde, 14 yaşında herhangi bir yeme bozukluğu belirtisi görülme riski telefon sahibi olmayanlara göre yaklaşık yüzde 49 daha yüksek bulundu.</p>

<p>Düzeltilmiş risk oranı 1,49'du.</p>

<p>Tıkınırcasına yeme belirtileri açısından risk oranı 1,67; kilo almayı önlemek amacıyla uygun olmayan telafi davranışları için 1,50 olarak hesaplandı.</p>

<p>Özdeğerini kiloya bağlama belirtisinde ise risk oranı 2,03 olarak bildirildi.</p>

<p>Bu oranların doğru yorumlanması gerekiyor.</p>

<p>Örneğin 1,49'luk risk oranı, telefon sahibi çocukların yüzde 49'unun yeme bozukluğu geliştirdiği anlamına gelmiyor. İki grubun göreli risklerinin karşılaştırılmasını ifade ediyor.</p>

<p>"AKILLI TELEFON YEME BOZUKLUĞUNA NEDEN OLUYOR" DENEBİLİR Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Araştırmanın gösterdiği şey bir ilişki.</p>

<p>Akıllı telefon sahipliğinin yeme bozukluğu belirtilerinin doğrudan nedeni olduğu bu çalışma ile kanıtlanmış değil.</p>

<p>Telefon sahibi olan ve olmayan çocuklar birçok açıdan birbirinden farklı olabilir.</p>

<p>Nitekim çalışmada telefon sahipliği; cinsiyet, sosyoekonomik durum, ebeveyn eğitim düzeyi, ergenlik gelişimi ve başka cihazlara sahip olma gibi özelliklerle de farklılık gösteriyordu.</p>

<p>Araştırmacılar istatistiksel modellerinde bunların bir bölümünü kontrol etmeye çalıştı. Buna rağmen ölçülmemiş başka faktörlerin sonuçları etkilemesi mümkün.</p>

<p>Ayrıca telefon sahibi olmak, çocuğun telefonu nasıl kullandığını tek başına göstermiyor.</p>

<p>SOSYAL MEDYA MI, EKRAN SÜRESİ Mİ, YOKSA TELEFONUN KENDİSİ Mİ?</p>

<p>Yeni çalışma önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Eğer gerçekten bir bağlantı varsa bunu telefonun hangi özelliği açıklıyor?</p>

<p>Bu araştırma tek başına kesin yanıt vermiyor.</p>

<p>Akıllı telefon; sosyal medya, mesajlaşma, video, oyun, fotoğraf ve çok sayıda farklı kullanım biçimini tek cihazda topluyor.</p>

<p>Özellikle sosyal medya ortamlarında idealize edilmiş beden görüntülerine maruz kalma, görünüş karşılaştırmaları, kilo ve diyet içerikleri ile algoritmaların kullanıcıya benzer içerikleri tekrar tekrar göstermesi ergenlerin beden algısı açısından araştırılan olası mekanizmalar arasında.</p>

<p>Ancak her çocuk telefonu aynı şekilde kullanmıyor.</p>

<p>Bu nedenle "telefon sahibi olmak" ile "belirli sosyal medya içeriklerine yoğun biçimde maruz kalmak" aynı şey değil.</p>

<p>ÇALIŞMADA ÇOCUKLARIN YAKLAŞIK YÜZDE 70'İNDE TELEFON VARDI</p>

<p>Araştırmanın dikkat çeken başka bir sonucu, kişisel akıllı telefon sahipliğinin bu yaş grubunda ne kadar yaygın hale geldiğini göstermesi.</p>

<p>8.957 ergenin 6.225'i 12 yaşında akıllı telefon sahibiydi.</p>

<p>Bu yaklaşık yüzde 69,5'e karşılık geliyor.</p>

<p>Telefon sahibi çocukların 4.198'i iPhone, 2.027'si Android cihaz kullanıyordu.</p>

<p>Araştırmanın amacı telefon markalarını sağlık açısından karşılaştırmak değildi; bu bilgi yalnızca örneklemin cihaz dağılımını gösteriyor.</p>

<p>TELEFON SAHİBİ ERGENLERDE EN SIK HANGİ BELİRTİ GÖRÜLDÜ?</p>

<p>Telefon sahibi çocuklarda 12 yaşındaki en yaygın yeme bozukluğu belirtisi tıkınırcasına yeme olarak kaydedildi.</p>

<p>Bu grupta 315 çocukta, ağırlıklandırılmış hesaplamayla yüzde 9,2 oranında tıkınırcasına yeme belirtisi vardı.</p>

<p>14 yaşında ise uygun olmayan telafi davranışları daha sık görülen sonuçlardan biri oldu.</p>

<p>Telefon sahibi grupta 619 ergen, yani ağırlıklandırılmış hesaplamaya göre yaklaşık yüzde 24,2'si, değerlendirilen belirtilerden en az birini bildirdi.</p>

<p>Burada da aynı uyarı geçerli: "En az bir belirti", klinik yeme bozukluğu tanısıyla eş anlamlı değil.</p>

<p>ÖNCEKİ ARAŞTIRMALAR TELEFON YAŞI İÇİN NE GÖSTERİYORDU?</p>

<p>Akıllı telefonun çocuk sağlığıyla ilişkisini inceleyen araştırmalar yalnızca yeme davranışlarıyla sınırlı değil.</p>

<p>Aynı büyük ABCD veri setinden daha önce yayımlanan başka bir çalışmada 10.588 çocuk incelenmişti.</p>

<p>Pediatrics dergisinde 2026 başında yayımlanan bu araştırmada 12 yaşında akıllı telefon sahibi olmak depresyon, obezite ve yetersiz uyku olasılığının daha yüksek olmasıyla ilişkili bulunmuştu.</p>

<p>Telefonu daha erken yaşta edinme de bazı sonuçlarda daha yüksek riskle ilişkiliydi.</p>

<p>Bu çalışmalar birlikte değerlendirildiğinde, ilk kişisel akıllı telefonun hangi yaşta verildiğinin çocuk sağlığı araştırmalarında giderek daha fazla incelenen bir konu olduğu görülüyor.</p>

<p>Ancak mevcut araştırmalar henüz bütün çocuklar için geçerli, bilimsel olarak kesin bir "telefon yaşı" belirlemiyor.</p>

<p>PEKİ ÇOCUĞA AKILLI TELEFON KAÇ YAŞINDA VERİLMELİ?</p>

<p>Yeni çalışma bu soruya "13 yaş", "14 yaş" veya başka bir kesin sınır vermiyor.</p>

<p>Araştırmada 12 yaşında telefon sahibi olan ve olmayan çocuklar karşılaştırıldı. Bundan hareketle "12 yaşından önce telefon kesinlikle verilmemeli" sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Ailelerin yalnızca doğum tarihine değil, çocuğun gelişim düzeyine, telefonun neden gerekli olduğuna, hangi uygulamaların kullanılacağına, sosyal medya erişimine, gece kullanımına ve aile içindeki dijital kurallara birlikte bakması daha anlamlı.</p>

<p>Telefon verilmesi de ebeveyn denetiminin sona ermesi anlamına gelmemeli.</p>

<p>ÇOCUKLARDA YEME BOZUKLUĞU BELİRTİLERİ NASIL FARK EDİLEBİLİR?</p>

<p>Ergenlik döneminde yeme alışkanlıklarının zaman zaman değişmesi tek başına hastalık anlamına gelmez.</p>

<p>Ancak yiyecek veya kilo konusunda giderek artan takıntı, öğünlerden sürekli kaçınma, kontrol kaybıyla aşırı miktarda yeme, yedikten sonra telafi davranışlarına yönelme, bedeninden yoğun biçimde hoşnutsuz olma veya kişinin değerini büyük ölçüde kilosuna bağlaması değerlendirilmesi gereken işaretler olabilir.</p>

<p>Hızlı kilo değişimleri, bayılma, belirgin halsizlik veya tekrarlayan kusma gibi fiziksel belirtiler de önemlidir.</p>

<p>Yeme bozuklukları yalnızca kız çocuklarında görülmez. Erkek çocukları ve farklı vücut ağırlığındaki gençler de etkilenebilir.</p>

<p>AİLELER TELEFONU YASAKLAMALI MI?</p>

<p>Bu araştırmanın sonucu "telefonu çocuktan alın" şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Araştırmacıların vardığı sonuç daha ölçülü: Akıllı telefon sahipliğinin zamanlaması, ergenlerde yeme bozukluğu riskiyle ilişkili olabilecek faktörlerden biri olabilir ve bu ilişkinin mekanizmalarının daha ayrıntılı araştırılması gerekir.</p>

<p>Aile, okul ve sağlık profesyonellerinin amacı teknolojiyi yalnızca yasaklamak yerine sağlıklı kullanım alışkanlıklarını geliştirmek olabilir.</p>

<p>Özellikle sosyal medya içerikleri hakkında çocukla konuşmak, gece telefon kullanımına sınır koymak, ekran dışı etkinliklere alan açmak ve çocuğun beden algısındaki değişiklikleri fark etmek daha uygulanabilir yaklaşımlar arasında.</p>

<p>ARAŞTIRMANIN EN ÖNEMLİ SINIRLILIĞI NE?</p>

<p>Çalışmanın büyüklüğü ve iki yıllık izlem önemli güçlü yönler.</p>

<p>Ancak gözlemsel tasarım, neden-sonuç ilişkisini belirlemeye izin vermiyor.</p>

<p>Araştırma ABD'deki 21 merkezden elde edilen ABCD verilerine dayanıyor. Sonuçların Türkiye dahil farklı kültürel ve dijital ortamlardaki çocuklara birebir uygulanabileceği varsayılamaz.</p>

<p>Telefon sahipliğinin kendisi de sosyal medya kullanımının süresini, görülen içerikleri veya algoritmik maruziyeti ayrıntılı biçimde temsil etmiyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmanın en doğru mesajı "akıllı telefon yeme bozukluğuna yol açıyor" değil.</p>

<p>Daha doğru ifade şu:</p>

<p>Erken ergenlik döneminde akıllı telefon sahibi olmak, iki yıl sonraki bazı yeme bozukluğu belirtilerinin daha sık görülmesiyle ilişkili bulundu ve bu bağlantının nedenlerinin daha ayrıntılı araştırılması gerekiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu haber genel bilgilendirme amacı taşır. Yeme bozuklukları ciddi fiziksel ve ruhsal sonuçlara yol açabilir. Çocukta tıkınırcasına yeme, kusma, aşırı kısıtlama, hızlı kilo değişimi veya yoğun beden-kilo kaygısı varsa çocuk ve ergen sağlığı konusunda uzman bir sağlık profesyoneline başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>JAMA Network Open — Smartphone Ownership and Eating Disorder Symptoms in Early Adolescence — 25 Eylül 2026</p>

<p>Pediatrics — Smartphone Ownership, Age of Smartphone Acquisition, and Health Outcomes in Early Adolescence — 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cocuga-akilli-telefonu-kac-yasinda-vermeli-9-bin-ergenden-yeni-bulgular</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1380.jpeg" type="image/jpeg" length="69419"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şiddetli Saçkıranda Yeni FDA Kararı: Ergenlerde Saçların Yüzde 80’i Geri Geldi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/siddetli-sackiranda-yeni-fda-karari-ergenlerde-saclarin-yuzde-80i-geri-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/siddetli-sackiranda-yeni-fda-karari-ergenlerde-saclarin-yuzde-80i-geri-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, baricitinib kullanımını şiddetli alopecia areata bulunan 12 yaş ve üzerindeki ergenlere genişletti. Faz III’te 4 mg kullananların yüzde 42’sinde saçlı derinin en az yüzde 80’i saçla kaplandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Şiddetli alopecia areata, halk arasındaki adıyla saçkıran tedavisinde ergenler için yeni bir seçenek FDA onayı aldı.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, baricitinib etken maddeli Olumiant’ın kullanım alanını şiddetli alopecia areata bulunan 12 yaş ve üzerindeki hastaları kapsayacak şekilde genişletti.</p>

<p>Kararın temelini oluşturan BRAVE-AA-PEDS Faz III çalışmasında, 36 haftalık tedavinin sonunda günde 4 mg baricitinib kullanan ergenlerin yüzde 42’sinde saçlı derinin en az yüzde 80’i yeniden saçla kaplandı.</p>

<p>Günde 2 mg kullananlarda bu oran yüzde 27, plasebo grubunda ise yalnız yüzde 5 oldu.</p>

<p>Ancak yüzde 42 rakamı hastaların tamamen iyileştiği veya bütün saçlarının geri çıktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Çalışmada bu sonuç, SALT skorunun 20 veya altına düşmesi; başka bir ifadeyle saçlı deride yüzde 20 veya daha az saç kaybı kalması olarak tanımlandı.</p>

<p>Alopecia areata nedir?</p>

<p>Alopecia areata, bağışıklık sisteminin saç foliküllerini hedef aldığı otoimmün bir hastalık.</p>

<p>En bilinen görünümü saçlı deride yuvarlak veya oval saçsız alanların ortaya çıkması.</p>

<p>Ancak hastalık her kişide aynı şiddette seyretmiyor.</p>

<p>Bazı kişilerde yalnız birkaç küçük bölge etkilenirken, daha ağır hastalarda saçlı derinin büyük bölümü veya tamamı kaybedilebiliyor.</p>

<p>Kaşlar, kirpikler ve vücudun diğer bölgelerindeki kıllar da etkilenebiliyor.</p>

<p>Hastalığın saç foliküllerini kalıcı olarak yok etmemesi nedeniyle yeniden saç çıkışı mümkün olabiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte hastalık öngörülemez biçimde tekrarlayabiliyor.</p>

<p>Ergenlik döneminde neden önemli?</p>

<p>Alopecia areata doğrudan yaşamı tehdit eden bir hastalık değil.</p>

<p>Ancak özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde görünür saç kaybı kişinin psikososyal yaşamını ciddi biçimde etkileyebiliyor.</p>

<p>Özgüven sorunları, sosyal çekilme, okul yaşamında güçlükler, anksiyete ve depresif belirtiler hastalık yükünün önemli parçaları olabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddetli hastalıkta tedavi seçeneklerinin yaşa göre sınırlı olması da klinik yönetimi zorlaştırabiliyor.</p>

<p>Baricitinib nedir?</p>

<p>Baricitinib ağızdan kullanılan bir Janus kinaz inhibitörü.</p>

<p>Özellikle JAK1 ve JAK2 enzimlerinin aktivitesini baskılıyor.</p>

<p>JAK-STAT sinyal sistemi, bağışıklık hücrelerinin birbirleriyle iletişiminde ve inflamatuvar yanıtların oluşmasında görev yapan önemli hücresel yollardan biri.</p>

<p>Alopecia areatada saç foliküllerine yönelik otoimmün saldırının sürdürülmesinde çeşitli sitokinlerin JAK-STAT yolunu kullandığı biliniyor.</p>

<p>Baricitinib bu sinyalleri baskılayarak saç folikülü çevresindeki anormal immün aktiviteyi azaltmayı amaçlıyor.</p>

<p>İlaç saç folikülünü doğrudan “büyüten” klasik bir saç ilacı gibi çalışmıyor.</p>

<p>Temel hedef saç kaybına yol açan bağışıklık mekanizmasını baskılamak.</p>

<p>BRAVE-AA-PEDS çalışmasına kimler katıldı?</p>

<p>FDA’nın yeni pediatrik endikasyonunu destekleyen temel çalışma BRAVE-AA-PEDS Faz III araştırması.</p>

<p>Randomize ergen kohortunda toplam 257 hasta değerlendirildi.</p>

<p>Katılımcılar 12 yaş ve üzerinde, şiddetli alopecia areata bulunan ergenlerden oluşuyordu.</p>

<p>Hastalar günde bir kez 4 mg baricitinib, 2 mg baricitinib veya plasebo almak üzere randomize edildi.</p>

<p>Tedavinin temel etkinlik değerlendirmesi 36. haftada yapıldı.</p>

<p>Araştırmacılar saç kaybının şiddetini değerlendirmek için SALT, yani Severity of Alopecia Tool skorunu kullandı.</p>

<p>SALT skoru nedir?</p>

<p>SALT, saçlı derideki saç kaybının yüzdesini değerlendiren klinik ölçüm sistemi.</p>

<p>SALT 0 saç kaybı olmadığını, SALT 100 ise saçlı deride tam saç kaybını ifade ediyor.</p>

<p>Çalışmanın önemli sonlanımlarından biri SALT skorunun 20 veya altına düşmesiydi.</p>

<p>Bu, hastanın saçlı derisinin en az yüzde 80’inde saç bulunması anlamına geliyor.</p>

<p>4 mg kullananlarda yüzde 42 yanıt</p>

<p>36. haftada günde 4 mg baricitinib kullanan ergenlerin yüzde 42’si SALT≤20 hedefine ulaştı.</p>

<p>Günde 2 mg kullananlarda oran yüzde 27 oldu.</p>

<p>Plasebo grubunda ise yalnız yüzde 5 hasta bu düzeye ulaştı.</p>

<p>Böylece özellikle 4 mg dozunda plaseboya kıyasla belirgin bir tedavi farkı ortaya çıktı.</p>

<p>Ancak bu sonuç “baricitinib hastaların yüzde 42’sini tamamen iyileştirdi” şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>SALT≤20, saçlı derinin en az yüzde 80’inin saçla kaplanmasını ifade ediyor.</p>

<p>Yüzde 90 saç kaplanmasında da dikkat çekici fark</p>

<p>Araştırmacılar daha katı bir ölçüt olan SALT≤10 sonucunu da değerlendirdi.</p>

<p>Bu eşik saçlı derinin en az yüzde 90’ının saçla kaplanmasına karşılık geliyor.</p>

<p>36. haftada SALT≤10 hedefine:</p>

<p>4 mg baricitinib grubunun yüzde 37’si,</p>

<p>2 mg grubunun yüzde 21’i,</p>

<p>plasebo grubunun ise yalnız yüzde 2’si ulaştı.</p>

<p>Bu sonuç, tedavinin yalnız kısmi saç çıkışı değil, bazı hastalarda saçlı derinin büyük bölümünde yeniden saç oluşumuyla ilişkili olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Kaş ve kirpikler de değerlendirildi</p>

<p>Alopecia areata yalnız saçlı deriyi etkilemiyor.</p>

<p>Şiddetli hastalarda kaş ve kirpik kaybı da görülebiliyor.</p>

<p>BRAVE-AA-PEDS çalışmasında bu bölgelerdeki yeniden büyüme de sekonder sonlanımlar arasında değerlendirildi.</p>

<p>Baricitinib alan ergenlerde kaş ve kirpik sonuçlarında da plaseboya göre iyileşmeler bildirildi.</p>

<p>Bu sonuçlar hastalığın görünür ve psikososyal yükü açısından klinik önem taşıyor.</p>

<p>Baricitinib daha önce saçkıranda kullanılıyor muydu?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Baricitinib erişkinlerde şiddetli alopecia areata tedavisi için daha önce FDA onayı almıştı.</p>

<p>Yeni karar tamamen yeni bir ilaç onayı değil.</p>

<p>FDA mevcut alopecia areata endikasyonunun yaş sınırını genişleterek 12 yaş ve üzerindeki ergenleri tedavi kapsamına aldı.</p>

<p>Dolayısıyla haberin doğru ifadesi “baricitinib saçkıran için ilk kez onaylandı” değil, “baricitinibin saçkıran endikasyonu 12 yaş ve üzerine genişletildi” olmalı.</p>

<p>Güvenlik neden önemli?</p>

<p>Baricitinib sistemik bağışıklık yanıtını etkileyen güçlü bir JAK inhibitörü.</p>

<p>Bu nedenle yalnız saç çıkışı oranlarına bakarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>ABD ürün bilgisinde JAK inhibitörleri için ciddi enfeksiyonlar, maligniteler, majör kardiyovasküler olaylar ve tromboz dahil ciddi güvenlik uyarıları bulunuyor.</p>

<p>Tedavi sırasında enfeksiyonlar açısından izlem gerekiyor.</p>

<p>Tüberküloz ve bazı viral enfeksiyonlar tedavi öncesinde değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Kan hücreleri, karaciğer enzimleri ve lipid değerleri gibi laboratuvar parametrelerinin takip edilmesi gerekebiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla baricitinib sıradan bir saç çıkarma ilacı veya kozmetik tedavi olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Her saçkıran hastasında kullanılacak mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>FDA onayı şiddetli alopecia areata bulunan 12 yaş ve üzerindeki hastaları kapsıyor.</p>

<p>Hafif ve sınırlı saçkıran vakalarında tedavi yaklaşımı farklı olabilir.</p>

<p>Hastalığın yaygınlığı, süresi, önceki tedavilere yanıt, kaş-kirpik tutulumu, eşlik eden hastalıklar ve güvenlik riskleri tedavi kararında birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Ayrıca JAK inhibitörlerinin potansiyel ciddi riskleri nedeniyle yarar-risk dengesi her hasta için ayrı değerlendirilmeli.</p>

<p>Saçlar tedavi bırakıldığında kalıcı mı?</p>

<p>Bu soru JAK inhibitörleriyle alopecia areata tedavisinin en önemli konularından biri.</p>

<p>Alopecia areata kronik ve tekrarlayabilen otoimmün bir hastalık.</p>

<p>Baricitinib bağışıklık sistemindeki hastalık mekanizmasını baskılıyor ancak genetik ve immünolojik yatkınlığı ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Bu nedenle tedavi kesildikten sonra bazı hastalarda yeniden saç kaybı görülebilir.</p>

<p>Uzun dönem takip verileri, ergenlerde tedavinin ne kadar süre devam ettirilmesi gerektiği ve kazanılan saçların ne ölçüde korunabileceği açısından önem taşıyor.</p>

<p>FDA kararı neden önemli?</p>

<p>Şiddetli alopecia areata ergenlik çağında önemli fiziksel ve psikososyal yük oluşturabiliyor.</p>

<p>BRAVE-AA-PEDS çalışmasında plaseboyla yalnız yüzde 5 olan en az yüzde 80 saç kaplanması oranının 4 mg baricitinib ile yüzde 42’ye ulaşması klinik olarak dikkat çekici.</p>

<p>Daha katı olan yüzde 90 saç kaplanması eşiğinde de yüzde 37’ye karşı yüzde 2’lik fark görülmesi sonucu destekliyor.</p>

<p>En önemli gelişme ise bu verilerin artık yalnız klinik araştırma sonucu olmaması.</p>

<p>FDA’nın 25 Eylül 2026 tarihli kararıyla baricitinib, şiddetli alopecia areata bulunan 12 yaş ve üzerindeki hastalar için ABD’de ruhsatlı bir tedavi seçeneği haline geldi.</p>

<p>Bununla birlikte uzun dönem güvenlik, tedavinin sürdürülme süresi ve tedavi bırakıldığında hastalığın seyri pediatrik kullanımda yakından izlenmeye devam edecek.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik yeni bir FDA endikasyon genişletmesini haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Baricitinib reçeteli ve sistemik bağışıklık sistemini etkileyen bir ilaçtır. Saç dökülmesi veya alopecia areata için hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration, Baricitinib Pediatrik Alopecia Areata Endikasyon Genişletmesi, 25 Eylül 2026</p>

<p>Eli Lilly and Company, Olumiant FDA Pediatrik Alopecia Areata Onayı, 25 Eylül 2026</p>

<p>BRAVE-AA-PEDS Faz III Klinik Araştırması </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/siddetli-sackiranda-yeni-fda-karari-ergenlerde-saclarin-yuzde-80i-geri-geldi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1378.jpeg" type="image/jpeg" length="39887"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuklarda Nefrotik Sendrom İçin FDA’dan Yeni Tedavi: Remisyon Yüzde 95,5]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-nefrotik-sendrom-icin-fdadan-yeni-tedavi-remisyon-yuzde-955</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-nefrotik-sendrom-icin-fdadan-yeni-tedavi-remisyon-yuzde-955" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, sık tekrarlayan veya steroide bağımlı çocukluk çağı nefrotik sendromunda Gazyva’yı onayladı. Faz III çalışmada 52. haftada tam remisyon yüzde 95,5’e ulaştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık tekrarlayan veya steroid tedavisine bağımlı hale gelen nefrotik sendrom için yeni bir tedavi seçeneği FDA onayı aldı.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, obinutuzumab etken maddeli Gazyva’yı, remisyondaki sık tekrarlayan veya steroide bağımlı idiopatik nefrotik sendromu bulunan 2 yaş ve üzerindeki çocuk ve erişkinlerde relaps riskini azaltmak amacıyla onayladı.</p>

<p>Kararın temelini oluşturan INShore Faz III çalışmasında 52. haftada sürdürülen tam remisyon oranı Gazyva kullananlarda yüzde 95,5, mikofenolat mofetil kullananlarda yüzde 73,2 oldu.</p>

<p>Gruplar arasındaki düzeltilmiş fark 23,39 yüzde puanıydı.</p>

<p>Sonuç istatistiksel olarak anlamlıydı; p değeri 0,0031 olarak bildirildi.</p>

<p>Nefrotik sendrom nedir?</p>

<p>Nefrotik sendrom, böbreklerdeki glomerüllerin kan proteinlerini idrara kaçırmasına yol açan klinik bir tablo.</p>

<p>Çocuklarda en önemli bulgulardan biri idrarda yüksek miktarda protein kaybı.</p>

<p>Protein kaybına bağlı olarak kandaki albümin seviyesi düşebiliyor ve özellikle göz çevresi, ayaklar, bacaklar ve karında ödem gelişebiliyor.</p>

<p>Çocukluk çağındaki idiopatik nefrotik sendrom vakalarının önemli bölümü başlangıçta kortikosteroid tedavisine yanıt veriyor.</p>

<p>Ancak bazı çocuklarda hastalık tekrar tekrar ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bazı hastalarda ise remisyonu sürdürebilmek için uzun süre veya tekrar tekrar steroid kullanılması gerekiyor.</p>

<p>Bu durum “steroide bağımlı nefrotik sendrom” olarak tanımlanabiliyor.</p>

<p>Sorun yalnız hastalığın kendisi değil</p>

<p>Tekrarlayan nefrotik sendromda önemli sorunlardan biri hastalığın kontrolü için kullanılan ilaçların uzun dönem yükü.</p>

<p>Uzun süreli veya tekrarlayan kortikosteroid tedavisi çocuklarda kilo artışı, büyümenin etkilenmesi, kemik sağlığında bozulma, yüksek tansiyon, metabolik değişiklikler, enfeksiyon riski ve psikolojik etkilerle ilişkili olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle klinik araştırmaların önemli hedeflerinden biri hastayı remisyonda tutarken steroid ve diğer immünsüpresif ilaçlara duyulan ihtiyacı azaltabilecek tedaviler geliştirmek.</p>

<p>Gazyva nedir?</p>

<p>Gazyva’nın etken maddesi obinutuzumab.</p>

<p>Obinutuzumab, bağışıklık sistemindeki B hücrelerinin yüzeyinde bulunan CD20 proteinini hedefleyen gliko-mühendislik ürünü Tip II monoklonal antikor.</p>

<p>İlaç CD20 taşıyan B hücrelerinin azaltılmasını sağlıyor.</p>

<p>B hücrelerinin bazı immün aracılı böbrek hastalıklarının ortaya çıkmasında ve tekrar etmesinde rol oynayabileceği düşünülüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Obinutuzumab daha önce bazı hematolojik kanserlerin tedavisinde kullanılıyordu.</p>

<p>Yeni FDA kararı ilacın kullanım alanını nefrotik sendroma genişletiyor.</p>

<p>INShore çalışmasına 85 hasta katıldı</p>

<p>FDA kararının temel klinik kanıtı INShore adlı randomize Faz III çalışmadan geldi.</p>

<p>Çalışmaya çocukluk çağında başlayan, sık tekrarlayan veya steroide bağımlı idiopatik nefrotik sendromu bulunan toplam 85 hasta dahil edildi.</p>

<p>Katılımcılar çalışmaya alınırken remisyonda bulunuyordu.</p>

<p>Hastalar obinutuzumab veya aktif karşılaştırıcı mikofenolat mofetil tedavisine randomize edildi.</p>

<p>Bu ayrıntı önemli.</p>

<p>Çünkü Gazyva yalnız plaseboyla değil, nefrotik sendromda steroidten koruyucu immünsüpresif tedavi olarak kullanılan mikofenolat mofetille doğrudan karşılaştırıldı.</p>

<p>52. haftada remisyon yüzde 95,5</p>

<p>Çalışmanın temel sonuçlarından biri 52. haftada sürdürülen tam remisyondu.</p>

<p>Gazyva grubundaki hastaların yüzde 95,5’i bu sonlanıma ulaştı.</p>

<p>Mikofenolat mofetil grubunda oran yüzde 73,2 olarak gerçekleşti.</p>

<p>Düzeltilmiş tedavi farkı 23,39 yüzde puanıydı.</p>

<p>Yüzde 95 güven aralığı 6,85 ile 38,90 arasındaydı.</p>

<p>P değeri 0,0031 bulundu.</p>

<p>Bu sonuç obinutuzumabın aktif karşılaştırıcı tedaviye karşı istatistiksel olarak anlamlı üstünlük gösterdiğini ortaya koydu.</p>

<p>Yüzde 95,5 ne anlama geliyor?</p>

<p>Bu rakam kolaylıkla yanlış yorumlanabilir.</p>

<p>Yüzde 95,5, ilacın nefrotik sendromu kalıcı olarak yüzde 95,5 oranında iyileştirdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Sonlanım, çalışmanın 52. haftasında önceden belirlenen kriterlere göre sürdürülen tam remisyonda bulunan hastaların oranını ifade ediyor.</p>

<p>Nefrotik sendrom ilerleyen dönemlerde tekrar ortaya çıkabilen bir hastalık.</p>

<p>Dolayısıyla uzun dönem relaps oranları ve tekrar tedavi gereksinimi ayrıca izlenmek zorunda.</p>

<p>Relaps riski de azaldı</p>

<p>INShore çalışmasında yalnız 52. haftadaki remisyon oranı değerlendirilmedi.</p>

<p>Relaps veya ölüm zamanını değerlendiren analizler de obinutuzumab lehine sonuçlandı.</p>

<p>Bildirilen hazard oranı yaklaşık 0,25 düzeyindeydi.</p>

<p>Bu, çalışma dönemindeki relaps veya ölüm tehlikesinin karşılaştırıcı tedaviye göre yaklaşık yüzde 75 daha düşük olduğu anlamına geliyor.</p>

<p>Ancak göreceli risk azalması ile hastaların mutlak relaps olasılığı aynı kavram değil.</p>

<p>Haber başlıklarında “relapsları yüzde 75 önledi” şeklinde kesin bir ifade kullanılması bu nedenle doğru olmaz.</p>

<p>Tedavi nasıl uygulanıyor?</p>

<p>Gazyva damar yoluyla uygulanan biyolojik bir tedavi.</p>

<p>Nefrotik sendromda amaç sürekli günlük ilaç kullanımından farklı olarak belirli infüzyonlarla B hücrelerini hedeflemek ve hastalık kontrolünün sürdürülmesini sağlamak.</p>

<p>Tedavi sağlık kuruluşunda ve tıbbi gözetim altında uygulanıyor.</p>

<p>Obinutuzumab infüzyon reaksiyonlarına yol açabileceği için uygulama öncesi ve sırasında gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.</p>

<p>Güvenlik neden önemli?</p>

<p>CD20 hedefli tedaviler B hücrelerini azalttığı için enfeksiyon riski önemli güvenlik başlıklarından biri.</p>

<p>Obinutuzumab ürün bilgisinde ciddi infüzyon reaksiyonları, hepatit B virüsü reaktivasyonu ve progresif multifokal lökoensefalopati gibi ciddi risklere ilişkin uyarılar bulunuyor.</p>

<p>Tedavi öncesinde hastaların enfeksiyon ve bağışıklık durumu değerlendirilmek zorunda.</p>

<p>Özellikle çocuklarda uzun süreli B hücresi baskılanmasının enfeksiyonlar, immünoglobulin düzeyleri ve aşılara verilen yanıt üzerindeki etkileri klinik takip açısından önemli.</p>

<p>Bu nedenle yüksek remisyon oranı, ilacın her nefrotik sendromlu çocuk için otomatik olarak uygun olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Her nefrotik sendrom hastasında kullanılacak mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>FDA’nın yeni endikasyonu bütün nefrotik sendrom hastalarını kapsamıyor.</p>

<p>Tedavi, çocuklukta başlayan sık tekrarlayan veya steroide bağımlı idiopatik nefrotik sendromu bulunan ve remisyonda olan 2 yaş ve üzerindeki hastalarda relaps riskini azaltmak amacıyla onaylandı.</p>

<p>Nefrotik sendrom farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Genetik hastalıklar, sistemik hastalıklar ve farklı glomerüler hastalıklar da nefrotik sendroma yol açabiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla Gazyva’nın onayı bütün nefrotik sendrom nedenlerine genellenemez.</p>

<p>FDA kararı neden önemli?</p>

<p>Çocukluk çağındaki nefrotik sendromda temel sorunlardan biri yalnız ilk atağı kontrol etmek değil, tekrarlayan relapsları önlemek.</p>

<p>Sık relaps yaşayan çocuklarda yıllar boyunca kortikosteroid ve başka immünsüpresif ilaçlara maruz kalınabiliyor.</p>

<p>INShore çalışmasının en güçlü yönlerinden biri obinutuzumabın plasebo yerine aktif bir immünsüpresif tedaviyle karşılaştırılması.</p>

<p>52. haftada yüzde 95,5’e karşı yüzde 73,2 sürdürülen tam remisyon ve relaps analizinin aynı yönde sonuç vermesi, CD20 hedefli yaklaşım için güçlü bir Faz III kanıt oluşturuyor.</p>

<p>FDA’nın gerçek ruhsat kararı da araştırma sonucunu doğrudan klinik uygulamaya taşıyan önemli bir eşik.</p>

<p>Bununla birlikte tedavinin uzun yıllar içerisindeki relaps sıklığı, tekrar doz gereksinimi, bağışıklık sistemi üzerindeki kalıcı etkileri ve özellikle çocuklardaki uzun dönem güvenliği izlenmeye devam edecek.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik yeni bir FDA ilaç onayını haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Çocukluk çağı nefrotik sendromunda tedavi; hastalığın tipi, relaps sıklığı, önceki tedaviler ve çocuğun klinik özelliklerine göre çocuk nefrolojisi uzmanı tarafından planlanmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration, Gazyva Çocukluk Çağı Nefrotik Sendromu Onayı, 25 Eylül 2026</p>

<p>Genentech, Gazyva FDA Onayı ve INShore Faz III Sonuçları, 25 Eylül 2026</p>

<p>INShore Faz III Klinik Araştırması </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-nefrotik-sendrom-icin-fdadan-yeni-tedavi-remisyon-yuzde-955</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-5876.jpeg" type="image/jpeg" length="89540"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FDA FOP Tedavisi İçin Atebrioz’u Onayladı: Yeni Kemik Oluşumunu Hedefliyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fda-fop-tedavisi-icin-atebriozu-onayladi-yeni-kemik-olusumunu-hedefliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fda-fop-tedavisi-icin-atebriozu-onayladi-yeni-kemik-olusumunu-hedefliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, kas ve bağ dokularında anormal kemik oluşumuna yol açan FOP için Atebrioz’u onayladı. Günde tek tablet kullanılan ilaç, hastalığın merkezindeki ACVR1/ALK2 sinyal yolunu hedefliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, kasların, tendonların ve bağ dokularının zaman içerisinde kemiğe dönüşmesine yol açabilen son derece nadir genetik hastalık fibrodysplasia ossificans progressiva için yeni bir tedavi seçeneğini onayladı.</p>

<p>FDA, zilurgisertib etken maddeli Atebrioz tabletlerini FOP hastalarında yeni heterotopik kemik oluşumunun hacmini azaltmak amacıyla 25 Eylül 2026'da ruhsatlandırdı.</p>

<p>Tedavi yetişkinlerin yanı sıra 12 yaş ve üzerindeki çocuklarda kullanılabilecek.</p>

<p>Atebrioz'un dikkat çekici özelliği, FOP'un altında yatan ACVR1/ALK2 sinyal yolunu doğrudan hedefleyen oral küçük moleküllü bir ilaç olması.</p>

<p>Bununla birlikte FDA onayının temel klinik ölçütünün hastaların hareket kabiliyeti veya yaşam süresi değil, görüntülemeyle ölçülen yeni anormal kemik oluşumunun hacmi olduğu özellikle belirtilmeli.</p>

<p>FOP nedir?</p>

<p>Fibrodysplasia ossificans progressiva son derece nadir görülen kalıtsal bir hastalık.</p>

<p>Hastalıkta kas, tendon, bağ ve diğer yumuşak dokuların içerisinde normalde bulunmaması gereken yeni kemik dokusu oluşuyor.</p>

<p>Bu sürece heterotopik ossifikasyon adı veriliyor.</p>

<p>Yeni kemik dokusu zaman içinde eklemlerin çevresinde köprüler oluşturabiliyor ve hastanın hareket kapasitesini giderek kısıtlayabiliyor.</p>

<p>Omuz, boyun, sırt, kalça ve diğer eklem bölgelerindeki hareket kaybı ilerleyebiliyor.</p>

<p>Hastalık ilerledikçe günlük yaşam aktiviteleri ciddi biçimde etkilenebiliyor.</p>

<p>FOP neden ortaya çıkıyor?</p>

<p>FOP vakalarının büyük bölümü ACVR1 genindeki hastalık yapıcı değişikliklerle ilişkili.</p>

<p>ACVR1 geni ALK2 olarak da bilinen bir reseptör proteininin üretiminde görev alıyor.</p>

<p>Bu reseptör normal kemik gelişimi ve hücresel sinyal süreçlerinde rol oynayan BMP yolunun bir parçası.</p>

<p>FOP'ta ACVR1/ALK2 sinyalinin anormal biçimde aktive olması, yumuşak dokuların içerisinde kemik oluşumunu tetikleyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle hastalığın moleküler mekanizmasını hedeflemek isteyen ilaç geliştirme programlarının önemli hedeflerinden biri ALK2 oldu.</p>

<p>Atebrioz nasıl çalışıyor?</p>

<p>Atebrioz'un etken maddesi zilurgisertib.</p>

<p>Zilurgisertib oral kullanılan küçük moleküllü bir ALK2 inhibitörü.</p>

<p>İlaç, hastalıkta aşırı çalışan ACVR1/ALK2 sinyalini baskılayarak yeni heterotopik kemik oluşumunu azaltmayı amaçlıyor.</p>

<p>Bu yaklaşım mevcut anormal kemiği ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Tedavinin temel hedefi yeni kemik oluşumunun hızını ve miktarını azaltmak.</p>

<p>Dolayısıyla Atebrioz “oluşmuş kemikleri eritiyor” şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>PROGRESS çalışması ne gösterdi?</p>

<p>FDA onayının temelini zilurgisertibin değerlendirildiği PROGRESS klinik programı oluşturdu.</p>

<p>Randomize ve çift kör Faz II çalışmanın ilk kohortuna toplam 63 FOP hastası dahil edildi.</p>

<p>Hastalar zilurgisertib veya plasebo almak üzere randomize edildi.</p>

<p>Araştırmacılar tedavinin etkisini düşük doz tüm vücut bilgisayarlı tomografi görüntüleriyle ortaya çıkan yeni heterotopik ossifikasyon hacmini ölçerek değerlendirdi.</p>

<p>24 haftanın sonunda dikkat çekici bir ayrışma görüldü.</p>

<p>Zilurgisertib grubunda toplam yeni heterotopik kemik hacmi başlangıca göre ortalama 3,2 santimetreküp azaldı.</p>

<p>Plasebo grubunda ise yeni heterotopik kemik hacmi ortalama 24,6 santimetreküp arttı.</p>

<p>Bu sonuç, ALK2 inhibisyonunun FOP'taki anormal kemik oluşumunu biyolojik olarak baskılayabildiğini destekleyen temel klinik kanıtı oluşturdu.</p>

<p>Yeni kemik hacminin azalması ne anlama geliyor?</p>

<p>Bu nokta sonuçların doğru yorumlanması açısından önemli.</p>

<p>Çalışmada kullanılan temel sonlanım hastanın yürüme mesafesi, günlük yaşam bağımsızlığı veya yaşam süresi değildi.</p>

<p>Araştırmacılar görüntüleme yöntemleriyle yeni oluşan heterotopik kemiğin hacmini ölçtü.</p>

<p>Dolayısıyla sonuç:</p>

<p>“Atebrioz hastaların hareket kabiliyetini tamamen geri kazandırdı”</p>

<p>veya</p>

<p>“FOP'u iyileştirdi”</p>

<p>anlamına gelmiyor.</p>

<p>Mevcut anormal kemik dokusunun ortadan kaldırıldığı da gösterilmiş değil.</p>

<p>FDA'nın değerlendirdiği temel fayda yeni heterotopik ossifikasyon oluşumunun azaltılması.</p>

<p>Uzun dönem takipler, bu biyolojik etkinin hastaların hareket kapasitesi, günlük yaşam bağımsızlığı ve yaşam kalitesi üzerinde ne ölçüde klinik faydaya dönüşeceğini daha net gösterecek.</p>

<p>Günde bir kez kullanılacak</p>

<p>FDA'nın onayladığı önerilen Atebrioz dozu 12 yaş ve üzerindeki hastalarda günde bir kez 100 mg.</p>

<p>Tabletler yemekle birlikte veya yemekten bağımsız alınabiliyor.</p>

<p>FOP gibi kronik ve yaşam boyu süren bir hastalıkta oral kullanım, tedavinin uygulanabilirliği açısından önemli bir özellik.</p>

<p>Ancak ilaç reçeteli ve sistemik bir tedavi.</p>

<p>Hastaların düzenli klinik ve laboratuvar izlemi gerekiyor.</p>

<p>Yan etkiler neler?</p>

<p>FDA ürün bilgisinde Atebrioz'un önemli güvenlik risklerine yer verdi.</p>

<p>Tedavi sırasında karaciğer enzimlerinde yükselme görülebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tedavi öncesinde ve kullanım sırasında karaciğer fonksiyonlarının takip edilmesi gerekiyor.</p>

<p>İlaç ayrıca embriyo-fetal toksisite riski taşıyor.</p>

<p>Üreme potansiyeli bulunan hastalarda gebelik açısından gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.</p>

<p>Klinik çalışmalarda bildirilen diğer advers olayların da uzun dönem gerçek yaşam kullanımında takip edilmesi gerekecek.</p>

<p>FOP'ta travma neden önemli?</p>

<p>FOP'u diğer birçok kemik hastalığından ayıran özelliklerden biri travmanın yeni kemik oluşumunu tetikleyebilmesi.</p>

<p>Kas içi enjeksiyonlar, biyopsiler, bazı cerrahi girişimler ve yumuşak doku travmaları hastalarda alevlenme ve yeni heterotopik ossifikasyon gelişimine yol açabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle FOP hastalarının tıbbi ve cerrahi işlemleri hastalık konusunda deneyimli ekipler tarafından dikkatle planlanıyor.</p>

<p>Yeni bir ilacın onaylanması bu özel klinik önlemlerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>FOP ne kadar nadir?</p>

<p>FOP dünyanın en nadir genetik hastalıklarından biri.</p>

<p>Hastalığın yaklaşık her 1–2 milyon kişiden birini etkilediği tahmin ediliyor.</p>

<p>Nadirliği nedeniyle büyük binlerce hastalık randomize klinik çalışmalar yapmak son derece güç.</p>

<p>Bu durum FOP gibi ultra-nadir hastalıklarda ilaç geliştirilmesinin en önemli zorluklarından biri.</p>

<p>FDA'nın Atebrioz değerlendirmesinde 63 hastalık randomize Faz II verisinin önemli rol oynamasının nedenlerinden biri de bu.</p>

<p>Atebrioz FOP için ilk ilaç mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>FOP için daha önce FDA tarafından onaylanan palovarotene adlı tedavi bulunuyor.</p>

<p>Dolayısıyla Atebrioz'un “FOP için ilk tedavi” olarak sunulması doğru olmaz.</p>

<p>Yeni ilacın farklılığı, oral küçük molekül olarak hastalığın merkezindeki ACVR1/ALK2 sinyal yolunu doğrudan inhibe etmeyi hedeflemesi.</p>

<p>Farklı mekanizmalara sahip tedavilerin bulunması, ultra-nadir bir hastalıkta hastaya özgü tedavi seçeneklerinin genişlemesi açısından önem taşıyor.</p>

<p>FDA kararı neden önemli?</p>

<p>FOP'ta hastalık ilerledikçe oluşan yeni kemik dokusu geri döndürülemeyen hareket kayıplarına yol açabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tedavinin temel hedeflerinden biri yeni heterotopik ossifikasyon oluşumunu mümkün olduğunca erken ve uzun süreli biçimde azaltmak.</p>

<p>Atebrioz'un doğrudan hastalık mekanizmasının merkezindeki ALK2 sinyalini hedeflemesi, FOP tedavisinde moleküler olarak yönlendirilmiş yeni bir seçenek sunuyor.</p>

<p>FDA ayrıca zilurgisertib geliştirme programına Fast Track, Priority Review ve Orphan Drug statüleri vermişti.</p>

<p>Bu statüler ilacın onayından önce geliştirme ve değerlendirme sürecini destekledi.</p>

<p>25 Eylül 2026 tarihli karar ise artık düzenleyici bir statü değil, gerçek FDA pazarlama onayı.</p>

<p>Bundan sonraki en önemli soru uzun dönem sonuçlar olacak.</p>

<p>Yeni heterotopik kemik hacmindeki azalmanın yıllar içerisinde daha fazla hareket kapasitesinin korunmasına, daha az engelliliğe ve daha iyi yaşam kalitesine dönüşüp dönüşmediği uzun süreli takiplerle anlaşılacak.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik yeni bir ilaç onayını haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. FOP son derece nadir ve özel uzmanlık gerektiren genetik bir hastalıktır. Tedavi seçimi ve takibi hastalık konusunda deneyimli uzman ekipler tarafından yapılmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>U.S. Food and Drug Administration, Atebrioz (zilurgisertib) Onay Duyurusu, 25 Eylül 2026</p>

<p>Incyte, Atebrioz FDA Onayı ve PROGRESS Klinik Programı, 25 Eylül 2026</p>

<p>PROGRESS Faz II Klinik Araştırması </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fda-fop-tedavisi-icin-atebriozu-onayladi-yeni-kemik-olusumunu-hedefliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-5876.jpeg" type="image/jpeg" length="90914"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miyastenia gravis nedir? Göz kapağı düşmesi ve kas güçsüzlüğüne dikkat]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/miyastenia-gravis-nedir-goz-kapagi-dusmesi-ve-kas-gucsuzlugune-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/miyastenia-gravis-nedir-goz-kapagi-dusmesi-ve-kas-gucsuzlugune-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz kapağı düşmesi, çift görme ve dinlenince azalan kas güçsüzlüğü miyastenia gravis belirtisi olabilir. Hastalığın tanısı, tedavileri ve acil değerlendirme gerektiren bulguları öğrenin.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Miyastenia gravis, sinirlerden kaslara giden hareket sinyallerinin iletimini bozan, bağışıklık sistemiyle ilişkili kronik bir hastalıktır. Göz kapağı düşmesi, çift görme, çiğnerken yorulma ve gün içinde değişen kas güçsüzlüğüyle kendini gösterebilir. En önemli özelliklerinden biri, etkilenen kas kullanıldıkça güçsüzlüğün artması ve dinlenmeyle kısmen hafiflemesidir.</p>

<p>Her yorgunluk veya göz kapağı düşüklüğü miyastenia gravis anlamına gelmez. Ancak bu belirtilere konuşma, yutma veya nefes alma güçlüğü eşlik ediyorsa değerlendirme geciktirilmemelidir. Özellikle hızla kötüleşen solunum ve yutma sorunları acil müdahale gerektirebilir.</p>

<p>Miyastenia graviste kaslar neden güçsüzleşir?</p>

<p>Normalde sinir uçlarından salınan asetilkolin adlı haberci madde, kas hücresindeki alıcılara bağlanarak kasılmayı başlatır. Miyastenia graviste bağışıklık sisteminin ürettiği bazı antikorlar, bu iletişimin gerçekleştiği yapılara zarar verir veya çalışmalarını engeller.</p>

<p>En sık asetilkolin reseptörüne karşı antikorlar görülür. Bazı hastalarda ise kasın sinirden gelen sinyali almasına yardımcı olan MuSK adlı protein hedef alınır. Bu ayrım yalnızca laboratuvar bilgisi değildir; tedavi seçimini de etkileyebilir.</p>

<p>Gözle sınırlı ve yaygın hastalık arasındaki fark</p>

<p>Güçsüzlük yalnızca göz kapakları ve göz hareketlerini sağlayan kaslardaysa hastalık “oküler miyasteni” olarak adlandırılır. Göz kapağı düşmesi ve çift görme ön plandadır.</p>

<p>Yüz, boyun, kol, bacak, yutma veya solunum kaslarının da etkilenmesi “jeneralize”, yani yaygın miyastenia gravis olarak tanımlanır. Göz belirtileriyle başlayan hastalık bazı kişilerde zamanla yaygınlaşabilir; ancak bu herkes için kaçınılmaz değildir.</p>

<p>Miyastenia gravis belirtileri nelerdir?</p>

<p>Belirtiler aynı kişide bile günlere ve yapılan işe göre değişebilir. Başlıca yakınmalar şunlardır:</p>

<p>- Bir veya iki göz kapağında düşme<br />
- Çift görme<br />
- Konuşma uzadıkça sesin zayıflaması veya peltekleşmesi<br />
- Çiğneme sırasında çenenin yorulması<br />
- Yutarken öksürme veya boğaza takılma hissi<br />
- Boynu dik tutmakta zorlanma<br />
- Saç tarama gibi kolları yukarıda tutmayı gerektiren işlerde güçlük<br />
- Merdiven çıkarken veya yürürken belirgin güçsüzlük<br />
- Zayıf öksürük ve nefes alma güçlüğü</p>

<p>Güçsüzlük her zaman akşam ortaya çıkmaz. Daha önemli ipucu, belirli bir kasın tekrar tekrar kullanılmasıyla işlevinin azalmasıdır. Hastalık tipik olarak duyu kaybı yapmaz; uyuşma ve karıncalanma belirginse başka nedenler de araştırılır.</p>

<p>Neden olur, neler kötüleştirebilir?</p>

<p>Bağışıklık sisteminin neden sinir-kas bağlantısına karşı tepki geliştirdiği tam olarak açıklanmış değildir. Göğüs kemiğinin arkasındaki timus bezi bazı hastalarda bu süreçle ilişkilidir. Timusta büyüme veya timoma adı verilen tümör bulunabilir. Bu nedenle tanı sürecinde timus da değerlendirilir.</p>

<p>Enfeksiyonlar, aşırı sıcak, uykusuzluk, ameliyat ve bazı ilaçlar mevcut belirtileri ağırlaştırabilir. Bunlar hastalığın herkeste aynı şekilde ortaya çıkmasına yol açan nedenler değildir.</p>

<p>Bazı antibiyotikler, belirli kalp ilaçları ve magnezyum içeren ürünler miyastenik güçsüzlüğü artırabilir. Yeni bir ilaç veya takviye düşünülürken hastalık hekim ve eczacıya bildirilmelidir. Mevcut ilaçlar kendi kendine kesilmemelidir.</p>

<p>Miyastenik kriz nedir?</p>

<p>Miyastenik kriz, solunum kaslarındaki ağır güçsüzlüğün solunumu tehlikeye soktuğu, hastanede acil tedavi gerektiren durumdur. Yutma kaslarının belirgin etkilenmesi de yiyecek ve sıvıların soluk borusuna kaçma riskini artırabilir.</p>

<p>Dinlenirken nefes darlığı, kısa cümleleri bile tamamlayamama, tükürüğü yutamama, tekrarlayan boğulma, salgıları temizleyemeyecek kadar zayıf öksürük veya yatınca artan solunum güçlüğünde 112 aranmalıdır.</p>

<p>Önceden miyastenia gravis tanısı bulunması, yeni başlayan belirtilerin evde beklenebileceği anlamına gelmez. Ani konuşma bozukluğu veya tek taraflı güçsüzlük gibi bulgularda inme dâhil başka acil nedenler de düşünülmelidir.</p>

<p>Miyastenia gravis nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Tanıda belirtilerin seyri ve nörolojik muayene temel alınır. Hekim, kas gücünün tekrarlayan hareketlerle değişip değişmediğini değerlendirir. Muayene sırasında bulunmayan göz kapağı düşüklüğünün fotoğrafı veya belirtilerin zamanını gösteren bir günlük yardımcı olabilir.</p>

<p>Kan testleriyle asetilkolin reseptörü ve MuSK gibi yapılara karşı gelişen antikorlar araştırılır. Gerektiğinde başka antikor testleri de kullanılır. Sonuçların negatif olması hastalığı tamamen dışlamaz.</p>

<p>Tekrarlayan sinir uyarımı ve tek lif elektromiyografisi, sinirden kasa iletimin ne kadar düzenli gerçekleştiğini inceleyen testlerdir. Göz kapağına kısa süreli soğuk uygulamayla düzelmenin değerlendirildiği buz testi de bazı durumlarda tanıyı destekleyebilir.</p>

<p>Göğüs tomografisi veya MR, timus bezini incelemek için istenebilir. Solunum ve yutma yakınmaları varsa bunlara yönelik değerlendirme yapılır. Her test her hastaya uygulanmaz; sonuçlar birlikte yorumlanır.</p>

<p>Tedavide hedef yalnızca güçsüzlüğü azaltmak değil</p>

<p>Tedavi; belirtileri hafifletmeyi, bağışıklık sisteminin zararlı etkisini kontrol etmeyi, krizleri önlemeyi ve günlük yaşamı korumayı amaçlar.</p>

<p>Piridostigmin, sinir-kas bağlantısındaki haberci maddenin etkisini uzatarak kas gücünü geçici olarak artırabilir. Ancak hastalığa neden olan bağışıklık tepkisini ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Kortikosteroidler ve diğer bağışıklık düzenleyici ilaçlar, hastalığın kontrolünde kullanılabilir. Etkilerinin ortaya çıkması zaman alabilir. Enfeksiyonlar ve ilaca özgü yan etkiler nedeniyle düzenli takip gerekir.</p>

<p>Hızlı kötüleşme veya kriz durumunda damar yoluyla immünoglobulin ve plazma değişimi uygulanabilir. Plazma değişimi, kandaki zararlı antikorların uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Gerektiğinde solunum desteği sağlanır.</p>

<p>Timoma bulunan hastalarda cerrahi değerlendirme önemlidir. Timoma olmadan da belirli antikor özelliklerini taşıyan, yaygın hastalığı bulunan seçilmiş kişilerde timusun çıkarılması yararlı olabilir. Ameliyat herkese uygulanmaz ve anında iyileşme garantisi vermez.</p>

<p>Yeni tedaviler kimler için seçenek oluşturuyor?</p>

<p>Son yıllarda hastalıkla ilişkili antikorları veya belirli bağışıklık mekanizmalarını hedefleyen ilaçlar tedavi seçeneklerini genişletti. Ancak bu ilaçların uygunluğu antikor türüne, yaşa ve hastalığın özelliklerine bağlıdır.</p>

<p>FDA, 29 Nisan 2025’te nipocalimabı ABD’de asetilkolin reseptörü veya MuSK antikoru pozitif, yaygın miyastenia gravisi bulunan 12 yaş ve üzerindeki hastalar için onayladı. Tedavi, IgG adı verilen antikorların kanda kalma süresini azaltan bir mekanizmayı hedefliyor.</p>

<p>FDA ayrıca 11 Aralık 2025’te inebilizumabın kullanım alanını aynı antikor gruplarındaki yetişkin yaygın miyastenia gravis hastalarını kapsayacak şekilde genişletti. Bu ilaç, antikor üretim sürecinde rol oynayan belirli B hücrelerini hedefliyor.</p>

<p>Çalışmalarda her iki tedaviyle günlük işlevlerde karşılaştırma grubuna göre daha fazla iyileşme görüldü. Buna karşılık enfeksiyon ve uygulama sırasında reaksiyon gibi riskler bulunuyor. İlaçlar birbirleriyle doğrudan karşılaştırılmış gibi değerlendirilmemeli.</p>

<p>Bu onaylar ABD’ye aittir. Türkiye’de miyastenia gravis için ruhsat, erişim ve geri ödeme durumları bu haber kapsamında doğrulanamadı.</p>

<p>CAR-T araştırması ne gösterdi?</p>

<p>2026’da yayımlanan bir Faz IIb araştırmada Descartes-08 adlı deneysel hücre tedavisi incelendi. Yöntemde hastanın bağışıklık hücreleri, hastalıkla ilişkili antikorları üreten hücrelerde bulunan belirli bir hedefe yönlendiriliyor.</p>

<p>Ana etkinlik değerlendirmesinde 26 hasta yer aldı. Üçüncü ayda hastalık şiddeti ölçümünde belirlenen iyileşme eşiğine, tedavi grubundaki 15 kişinin 10’u, karşılaştırma grubundaki 11 kişinin 3’ü ulaştı.</p>

<p>Bulgular dikkat çekici olsa da çalışma küçüktü. Tedavi uygulamasına bağlı reaksiyonlar görüldü ve uzun dönem yarar ile risklerin daha geniş araştırmalarla değerlendirilmesi gerekiyor. Descartes-08, miyastenia gravis için rutin kullanıma girmiş onaylı bir tedavi değildir.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Miyastenia gravis bulaşıcı mı?</p>

<p>Hayır. Enfeksiyon değildir ve kişiden kişiye geçmez.</p>

<p>Miyastenia gravis tamamen geçer mi?</p>

<p>Hastalığı herkeste kalıcı olarak ortadan kaldıran bir tedavi yoktur. Bununla birlikte uygun tedaviyle uzun süreli belirti kontrolü veya belirtilerin çok azaldığı sakin dönemler sağlanabilir.</p>

<p>Miyastenia gravis ile gebelik mümkün mü?</p>

<p>Evet. Gebelik öncesinde hastalık aktivitesi ve ilaçlar nöroloji ile kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Miyastenia gravisi olanlar egzersiz yapabilir mi?</p>

<p>Hastalık kontrol altındayken kişiye uygun egzersiz yapılabilir. Program güçsüzlüğün düzeyine göre planlanmalı; aşırı sıcak ve tükenmeye yol açan yüklenmeden kaçınılmalıdır.</p>

<p>Miyastenia gravis ile MS aynı hastalık mı?</p>

<p>Hayır. Miyastenia gravis sinir-kas bağlantısını, multipl skleroz ise beyin ve omurilikteki sinir yapılarını etkiler. Tanı testleri ve tedavileri farklıdır.</p>

<p>Tıbbi uyarı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; kişisel tanı ve tedavi sağlık profesyoneli değerlendirmesi gerektirir. Yeni veya hızla artan nefes alma ve yutma güçlüğünde acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi, MedlinePlus. Myasthenia Gravis; Myasthenia Gravis Tests. NHS. Myasthenia gravis: Symptoms, Diagnosis and Treatment. Erişim: 26 Eylül 2026.</p>

<p>2. ABD Gıda ve İlaç Dairesi. Imaavy onay kaydı ve Drug Trials Snapshot, 2025; Uplizna miyastenia gravis onay kaydı ve ürün bilgisi, Aralık 2025.</p>

<p>3. Vu T ve arkadaşları. BCMA-directed mRNA CAR T cell therapy for myasthenia gravis: a randomized, double-blind, placebo-controlled phase 2b trial. Nature Medicine, 2026;32:1131–1141. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/miyastenia-gravis-nedir-goz-kapagi-dusmesi-ve-kas-gucsuzlugune-dikkat</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1377.jpeg" type="image/jpeg" length="66202"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sayıştay’dan NKÜ Hastanesi İçin Kritik Uyarı: Borç 718,7 Milyon TL’ye Ulaştı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sayistaydan-nku-hastanesi-icin-kritik-uyari-borc-7187-milyon-tlye-ulasti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sayistaydan-nku-hastanesi-icin-kritik-uyari-borc-7187-milyon-tlye-ulasti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sayıştay raporuna göre Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesinin vadesi gelmeyenlerle birlikte borcu 718,7 milyon TL’ye çıktı. Döner sermaye 2025 yılını 681,3 milyon TL zararla kapatırken stok kayıtlarında 129,7 milyon TL fark belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Sayıştay Başkanlığının Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesine ilişkin 2025 yılı denetim raporu, özellikle üniversite hastanesi ve döner sermaye işletmesindeki mali sorunları ortaya koydu.</p>

<p>Raporda hastanenin borçlarının sürdürülemez düzeyde arttığı, stok kayıtlarının birbiriyle uyuşmadığı, bazı sağlık hizmeti ihalelerinde rekabetin sağlanamadığı ve önceki yıldan kalan bazı eksikliklerin giderilmediği belirtildi.</p>

<p>Hastanenin toplam borcu 718,7 milyon TL</p>

<p>Sayıştay’ın tespitine göre üniversite hastanesinin vadesi geçmiş ticari borçları 2025 yılı sonunda 310 milyon 681 bin TL’ye ulaştı. Henüz vadesi gelmeyen yükümlülükler de hesaba katıldığında toplam borç 718 milyon 762 bin TL olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Raporda yer alan piyasa borçları tablosunda ise özel sektör şirketleri, gerçek kişiler, Devlet Malzeme Ofisi Sağlık Market ve diğer kuruluşlara olan borçların toplamı 547 milyon 674 bin TL olarak gösterildi.</p>

<p>Hastanenin bazı borçlarını taahhüt ettiği sürelerde ödeyemediği belirtilirken mevcut durumun kurumun piyasa güvenilirliğini olumsuz etkileyebileceği kaydedildi.</p>

<p>Sayıştay, borçların azaltılmaması durumunda hastanenin piyasadan mal ve hizmet temin etmekte zorlanabileceği, firmaların ödeme riskini fiyatlara yansıtabileceği ve yeni alımların piyasa fiyatlarının üzerinde gerçekleşebileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Döner sermayede 681 milyon TL zarar</p>

<p>Üniversitenin döner sermaye işletmesi 2025 yılında 1 milyar 984 milyon TL gelir elde etti. Aynı dönemde giderler 2 milyar 666 milyon TL’ye yükseldi.</p>

<p>Böylece döner sermaye işletmesi yılı 681 milyon 383 bin TL net zararla tamamladı.</p>

<p>Üniversite yönetimi, giderlerdeki artışta döner sermaye gelirlerinden karşılanan personel ödemelerinin, döviz kurundaki yükselişin, banka faizlerinin ve firmaların fiyat artışlarının etkili olduğunu bildirdi. Hastane gelirlerinin giderleri karşılamada yetersiz kaldığı da üniversitenin Sayıştay’a verdiği cevapta kabul edildi.</p>

<p>Stok kayıtlarında 129,7 milyon TL’lik fark</p>

<p>Raporun mali tabloları doğrudan etkileyen en önemli tespiti stok kayıtlarında ortaya çıktı.</p>

<p>Hastane Bilgi Yönetim Sistemi’nde 358 milyon 446 bin TL değerinde ilaç ve tıbbi malzeme görünürken döner sermaye muhasebe sistemindeki stok tutarı 488 milyon 137 bin TL olarak kaydedildi.</p>

<p>İki sistem arasında 129 milyon 690 bin TL fark bulunduğu belirlendi. Sayıştay, hastane sisteminde bulunmamasına rağmen mali tablolarda görünen bu tutar nedeniyle kurum varlıklarının mali tablolarda hatalı gösterildiğini değerlendirdi.</p>

<p>Bu bulgu nedeniyle döner sermaye işletmesinin mali tablolarına tam olumlu görüş yerine, stok hesapları hariç olmak üzere olumlu anlamına gelen şartlı denetim görüşü verildi.</p>

<p>Üniversite yönetimi, stok kayıtlarındaki uyumsuzluğun giderilmesi için çalışmalara başlandığını ve sürecin 2026 yılı içerisinde tamamlanmasının planlandığını bildirdi.</p>

<p>442 milyon TL’lik ihalelerde rekabet tartışması</p>

<p>Sayıştay, üniversite hastanesinin 2024 ve 2025 yıllarında gerçekleştirdiği toplam 442 milyon 310 bin TL tutarındaki sekiz sağlık hizmeti ihalesini de inceledi.</p>

<p>Rapora göre bu ihalelerin yedisinde yalnızca bir katılımcı yer aldı. Teknik şartnamelerin hazırlanmasında ihaleyi kazanan firmaların sunum, tanıtım ve dokümanlarından yararlanıldığı; yaklaşık maliyet belirlenirken yine bu firmalardan alınan fiyatların etkili olduğu tespit edildi.</p>

<p>Tek katılımcıyla gerçekleştirilen bazı ihalelerde tekliflerin yaklaşık maliyete oldukça yakın olduğu ve ihaleyi fiyat bilgisi alınan firmaların kazandığı belirtildi.</p>

<p>Sayıştay, bu uygulamaların saydamlık, eşit muamele, rekabet ve kamu kaynaklarının verimli kullanılması ilkeleri bakımından ciddi tereddüt oluşturduğunu bildirdi.</p>

<p>İncelenen işler arasında genetik testler, onkoloji ilaç hazırlama ve uygulama sistemi, merkezi sterilizasyon, manyetik rezonans görüntüleme, patoloji ve laboratuvar hizmetleri bulunuyor.</p>

<p>Alımların parçalara bölündüğü tespit edildi</p>

<p>Raporda hem üniversitenin özel bütçesinde hem de döner sermaye işletmesinde bazı yapım, mal ve hizmet alımlarının ihale yerine parçalara bölünerek doğrudan temin yoluyla karşılandığı belirtildi.</p>

<p>Özel bütçe kapsamında 32 yapım işinin doğrudan teminle gerçekleştirildiği; diş malzemesi, bilgisayar, fotokopi makinesi ve kırmızı et gibi bazı alımların farklı işlemlere ayrıldığı tespit edildi.</p>

<p>Meslek yüksekokullarına yönelik yaklaşık 10 milyon TL tutarındaki yemek hizmetlerinin de çok sayıda doğrudan temin işlemiyle karşılandığı kaydedildi.</p>

<p>Döner sermayede ise bazı süreli işler için sözleşme yapılmadığı, kimi alımlarda firmaların yasaklılık durumunun kontrol edilmediği ve Kamu İhale Kurulundan izin alınmadan doğrudan temin sınırının aşıldığı bildirildi.</p>

<p>Doğrudan temin kapsamındaki harcamaların mal alımlarında yüzde 16’ya, yapım işlerinde ise yüzde 17’ye ulaştığı belirlendi. Mevzuata göre bu oranın Kamu İhale Kurulunun uygun görüşü olmadan yüzde 10’u aşmaması gerekiyor.</p>

<p>4 bin 204 ilaç ve sarf malzemesi kullanılamadan imha edildi</p>

<p>Hastanedeki stok yönetimi eksiklikleri nedeniyle toplam 4 bin 204 ilaç ve tıbbi sarf malzemesinin kullanım süresi doldu.</p>

<p>Sayıştay’ın tespitine göre:</p>

<ul>
 <li>1 milyon 985 bin TL değerindeki 3 bin 366 ilacın,</li>
 <li>1 milyon 249 bin TL değerindeki 838 sarf malzemesinin</li>
</ul>

<p>miadı dolduğu için imha edildiği veya imha edilmek üzere kayda alındığı görüldü.</p>

<p>Kullanılamayan ilaç ve sarf malzemelerinin toplam mali değeri yaklaşık 3 milyon 235 bin TL olarak hesaplandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Raporda bu durumun fazla miktarda alım yapılması, alt depolardaki stokların yeterince kontrol edilmemesi ve taşınır görevlilerinin eğitim eksikliğiyle bağlantılı olduğu belirtildi.</p>

<p>Medikal malzeme alımlarında denetim eksikliği</p>

<p>İlaç, serum, protez ve tıbbi sarf malzemesi alımlarının bir bölümünde teklif mektuplarının dosyada bulunmadığı, bazı tekliflerde marka, kalite standardı ve teslim süresi bilgilerinin yer almadığı tespit edildi.</p>

<p>Bazı cihazların muayene ve kabul işlemlerinin yapılmadığı, ISO, FDA veya CE belgelerine yönelik gerekli kontrollerin gerçekleştirilmediği de rapora yansıdı.</p>

<p>Malın geç teslim edilmesi halinde uygulanacak cezai yaptırımların bazı sözleşmelerde düzenlenmediği belirtildi.</p>

<p>Dört bulgu önceki yıldan beri giderilmedi</p>

<p>Sayıştay’ın izleme tablosunda, 2024 yılında tespit edilen dört önemli sorunun 2025 yılında da giderilmediği görüldü.</p>

<p>Bunlar stok kayıtlarının doğrulanamaması, doğrudan temin işlemlerindeki mevzuat eksiklikleri, tıbbi alımlardaki kontrol sorunları ve hastane depolarında etkin stok yönetiminin kurulamaması olarak sıralandı.</p>

<p>Raporda ayrıca üniversitede iç denetçi bulunmadığı, kurumsal risk çalışmalarının tamamlanmadığı ve 115 işçinin toplam 5 bin 237 gün birikmiş yıllık izni bulunduğu belirtildi.</p>

<p>Özel bütçeye olumlu, döner sermayeye şartlı görüş</p>

<p>Sayıştay, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesinin özel bütçesine ait mali tabloların genel olarak doğru ve güvenilir bilgi içerdiği sonucuna vardı.</p>

<p>Buna karşılık döner sermaye işletmesinin mali tablolarına, 129,7 milyon TL’lik stok kayıt farkı nedeniyle şartlı görüş verildi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sayistaydan-nku-hastanesi-icin-kritik-uyari-borc-7187-milyon-tlye-ulasti</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1376.jpeg" type="image/jpeg" length="61392"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Renk Körlüğü Polisliğe Engel mi? POMEM Göz Şartları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/renk-korlugu-polislige-engel-mi-pomem-goz-sartlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/renk-korlugu-polislige-engel-mi-pomem-goz-sartlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Renk körlüğü polisliğe engel mi? POMEM ve PMYO adaylarında kısmi renk körlüğü, kırmızı-yeşil renk görme bozukluğu ve Ishihara testinin nasıl değerlendirildiğini inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Renk Körlüğü Polisliğe Engel mi? POMEM Göz Şartları</p>

<p>Polis olmak isteyen adayların göz muayenesinde en fazla merak ettiği konulardan biri renk körlüğü.</p>

<p>“Renk körlüğü polisliğe engel mi?”, “Kısmi renk körlüğü olan polis olabilir mi?”, “Kırmızı-yeşil renk körlüğü POMEM’e engel mi?”, “Ishihara testini geçemezsem ne olur?” ve “Renk körlüğü lensi kullanarak sağlık muayenesinden geçilebilir mi?” soruları adayların sık araştırdığı başlıklar arasında.</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinin göz hastalıklarına ilişkin hükümleri incelendiğinde renk görme konusunda önemli bir düzenleme bulunuyor.</p>

<p>Diskromatopsi, yani renk görme bozukluğu, polis okullarına alınacak öğrenci adaylarının göz değerlendirmesinde dikkate alınan sağlık durumlarından biri.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>POMEM ve PMYO adaylarının polis eğitim kurumlarına girişte A dilimi sağlık şartlarını taşıması gerekiyor.</p>

<p>Yönetmeliğin göz hastalıkları bölümünde diskromatopsi, yani renk görme bozukluğu öğrenciliğe engel durumlar arasında düzenleniyor.</p>

<p>Bu nedenle renk görme bozukluğu bulunan aday açısından yalnızca miyop veya astigmat derecesinin uygun olması yeterli değil.</p>

<p>Renk görme fonksiyonu ayrıca değerlendiriliyor.</p>

<p>KISMİ RENK KÖRLÜĞÜ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Adayların en fazla araştırdığı sorulardan biri bu.</p>

<p>Renk görme bozukluklarının farklı tipleri ve şiddetleri bulunabilir.</p>

<p>Ancak “Ben tamamen renk körü değilim, yalnızca birkaç tonu karıştırıyorum” şeklindeki kişisel değerlendirme sağlık muayenesinin yerine geçmez.</p>

<p>Yönetmelikte kullanılan tıbbi kavram diskromatopsi.</p>

<p>Dolayısıyla renk görme bozukluğunun bulunup bulunmadığı resmi göz muayenesinde değerlendirilir.</p>

<p>“Hafif renk körlüğü kesin kabul edilir” şeklinde genel bir kuraldan hareket edilmemelidir.</p>

<p>KIRMIZI-YEŞİL RENK KÖRLÜĞÜ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>En sık görülen renk görme bozuklukları kırmızı ve yeşil renklerin algılanmasıyla ilişkili bozukluklardır.</p>

<p>Protan ve deutan tipi renk görme bozuklukları bu grupta yer alır.</p>

<p>Aday günlük hayatta renkleri büyük ölçüde ayırt edebildiğini düşünebilir ancak özel renk görme testlerinde bozukluk ortaya çıkabilir.</p>

<p>Polis adayları açısından önemli olan kişinin günlük hayattaki kendi değerlendirmesi değil, resmi göz muayenesindeki renk görme sonucudur.</p>

<p>ISHIHARA TESTİ NEDİR?</p>

<p>Ishihara testi renk görme bozukluklarının, özellikle kırmızı-yeşil eksenindeki bozuklukların taranmasında yaygın kullanılan yöntemlerden biri.</p>

<p>Testte farklı renk ve büyüklükteki noktalardan oluşan plakalar bulunur.</p>

<p>Normal renk görmesi bulunan kişi bu noktaların içerisinde belirli rakam veya şekilleri seçebilir.</p>

<p>Renk görme bozukluğu bulunan kişi ise bazı plakaları farklı okuyabilir veya içerisindeki şekli göremeyebilir.</p>

<p>Bu nedenle internette bulunan birkaç Ishihara görseline bakarak kişinin kendi kendine kesin tanı koyması doğru değildir.</p>

<p>ISHIHARA TESTİNİ GEÇEMEYEN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Tek bir internet testi veya telefon ekranındaki Ishihara görseli resmi sağlık değerlendirmesi değildir.</p>

<p>Ekranın renk ayarları, parlaklık ve görüntü kalitesi sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Ancak yetkili sağlık kuruluşundaki standart renk görme değerlendirmesinde diskromatopsi tespit edilmesi polis okulu adaylığı açısından önemlidir.</p>

<p>Nihai sağlık değerlendirmesi resmi muayene üzerinden yapılır.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ TESTİNE NASIL HAZIRLANILIR?</p>

<p>Renk görme bozukluğu doğuştan ise sınavdan önce yapılacak bir hazırlıkla normal renk görmeye dönüştürülemez.</p>

<p>Adayın test plakalarını ezberlemeye çalışması veya internetten cevapları öğrenmesi gerçek renk görme fonksiyonunu değiştirmez.</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinin amacı kişinin gerçek renk görme durumunu belirlemektir.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ LENSİYLE POMEM MUAYENESİNDEN GEÇİLİR Mİ?</p>

<p>Bu konuda internette çok sayıda yanlış bilgi bulunuyor.</p>

<p>Renkleri ayırt etmeyi kolaylaştırdığı iddia edilen özel filtreli gözlük veya kontakt lensler bulunabilir.</p>

<p>Ancak Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinin göz hükümlerinde renk görme muayenesinde lens kullanılmasına izin verilmediği belirtiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla renk körlüğünü maskeleyen veya test sonucunu değiştirmeyi amaçlayan lens kullanımı sağlık kriterini ortadan kaldırmaz.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ GÖZLÜĞÜ KULLANMAK DURUMU DEĞİŞTİRİR Mİ?</p>

<p>Özel filtreli gözlükler bazı kişilerde belirli renkler arasındaki kontrastı değiştirebilir.</p>

<p>Ancak bu, kişinin doğuştan gelen renk görme sistemini normal hale getirdiği anlamına gelmez.</p>

<p>POMEM sağlık değerlendirmesinde esas olan adayın gerçek renk görme fonksiyonudur.</p>

<p>Bu nedenle yardımcı gözlük kullanılması yönetmelikteki sağlık şartını değiştirmez.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?</p>

<p>Doğuştan gelen kırmızı-yeşil renk görme bozuklukları için günümüzde standart klinik uygulamada normal renk görmesini kalıcı biçimde geri kazandıran rutin bir tedavi bulunmuyor.</p>

<p>Sonradan ortaya çıkan renk görme bozukluklarında ise altta yatan göz veya sistemik hastalığın değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Bu nedenle “renk körlüğü ameliyatı” veya kesin tedavi iddialarına temkinli yaklaşılmalıdır.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ SONRADAN ORTAYA ÇIKABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Renk görme bozukluklarının büyük bölümü kalıtsal olsa da bazı göz hastalıkları, optik sinir hastalıkları, sistemik hastalıklar veya bazı ilaçlar renk görmesini etkileyebilir.</p>

<p>Sonradan renkleri ayırt etmekte değişiklik fark eden kişinin göz hastalıkları uzmanına başvurması gerekir.</p>

<p>ERKEKLERDE RENK KÖRLÜĞÜ NEDEN DAHA SIK?</p>

<p>Kırmızı-yeşil renk görme bozukluklarının en yaygın kalıtsal türleri X kromozomuyla ilişkili geçiş gösterebilir.</p>

<p>Bu nedenle erkeklerde daha sık görülür.</p>

<p>Bir kişi çocukluğundan beri renkleri büyük ölçüde normal gördüğünü düşünmesine rağmen hafif renk görme bozukluğunu ancak özel testlerde fark edebilir.</p>

<p>POMEM ADAYI RENK KÖRÜ OLDUĞUNU NASIL ANLAR?</p>

<p>Adayda şüphe varsa resmi sağlık sürecini beklemeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurabilir.</p>

<p>Standart renk görme testleriyle mevcut durum değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu, adayın sağlık kurulu kararını önceden garanti etmez ancak kişinin kendi renk görme fonksiyonunu öğrenmesini sağlar.</p>

<p>Telefon uygulamaları ve internet testleri ise yalnızca fikir verebilir; resmi tanı yöntemi olarak kullanılmamalıdır.</p>

<p>TEK GÖZDE RENK GÖRME BOZUKLUĞU OLUR MU?</p>

<p>Doğuştan kırmızı-yeşil renk görme bozuklukları genellikle iki gözü birlikte etkiler.</p>

<p>Tek gözde veya iki göz arasında belirgin farklılık gösteren sonradan gelişmiş renk görme bozukluğu ise göz veya optik sinir hastalığı açısından ayrıca değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Bu durumda yalnızca polislik sağlık şartı değil, altta yatan tıbbi neden de önemlidir.</p>

<p>MİYOPU UYGUN OLAN RENK KÖRÜ ADAY POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Miyop, hipermetrop, astigmat ve renk görme birbirinden farklı göz fonksiyonlarıdır.</p>

<p>Adayın göz numarası yönetmelikteki refraksiyon sınırları içerisinde olabilir ancak renk görme bozukluğu ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Dolayısıyla “göz derecem uygun” olması renk görme şartının da otomatik olarak karşılandığı anlamına gelmez.</p>

<p>PMYO İLE POMEM RENK GÖRME ŞARTLARI FARKLI MI?</p>

<p>POMEM ve PMYO, polis eğitim kurumları kapsamında öğrenci adaylarının sağlık şartlarına ilişkin aynı temel Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği sistemine tabidir.</p>

<p>Her iki grupta da öğrenci adaylarının A dilimi sağlık şartlarını karşılaması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle renk görme bozukluğu değerlendirmesi yalnızca POMEM adaylarını ilgilendiren bir konu değildir.</p>

<p>POMEM RENK GÖRME ŞARTLARINDA EN ÖNEMLİ NOKTA</p>

<p>Adayların aklında kalması gereken temel ifade:</p>

<p>Diskromatopsi.</p>

<p>Renk görme bozukluğu göz numarasından ayrı değerlendirilir.</p>

<p>Kısmi veya hafif olduğunu düşünmek adayın kendi başına sağlık uygunluğu kararı vermesine yetmez.</p>

<p>Renk görme muayenesinde lens kullanılmasına izin verilmez.</p>

<p>Nihai değerlendirme yetkili sağlık kuruluşunun göz muayenesi ve sağlık kurulu sürecinde yapılır.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Renk körlüğü polisliğe engel mi?</p>

<p>Diskromatopsi polis eğitim kurumu öğrenci adaylarının göz sağlık değerlendirmesinde öğrenciliğe engel durumlar arasında düzenlenmiştir.</p>

<p>Kısmi renk körlüğü polisliğe engel mi?</p>

<p>“Hafif” veya “kısmi” şeklindeki kişisel tanımlamalar yeterli değildir. Resmi renk görme muayenesinde diskromatopsi bulunup bulunmadığı değerlendirilir.</p>

<p>Kırmızı-yeşil renk körlüğü POMEM’e engel mi?</p>

<p>Kırmızı-yeşil renk görme bozuklukları diskromatopsinin yaygın türlerindendir ve resmi göz değerlendirmesinde dikkate alınır.</p>

<p>Ishihara testini geçemeyen polis olabilir mi?</p>

<p>İnternette yapılan Ishihara testi resmi değerlendirme değildir. Yetkili sağlık kuruluşundaki standart muayenede tespit edilen renk görme durumu esas alınır.</p>

<p>Renk körlüğü lensiyle sağlık testine girilebilir mi?</p>

<p>Yönetmeliğin göz hükümlerinde renk görme muayenesinde lens kullanılmasına izin verilmediği belirtilmektedir.</p>

<p>Renk körlüğü ameliyatla düzelir mi?</p>

<p>Doğuştan kırmızı-yeşil renk görme bozukluklarını normal renk görmeye kalıcı olarak döndüren rutin, standart bir cerrahi tedavi bulunmamaktadır.</p>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel sağlık uygunluğu kararı değildir. POMEM ve PMYO adaylarında renk görme değerlendirmesinde yürürlükteki Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği, resmi göz hastalıkları muayenesi ve yetkili sağlık kurulu/sağlık komisyonunun kararı esas alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği EK-3 – Göz Hastalıkları</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Polis Akademisi Başkanlığı </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/renk-korlugu-polislige-engel-mi-pomem-goz-sartlari</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-1089.jpeg" type="image/jpeg" length="47020"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Böbrek Taşı Neden Olur? Belirtileri, Tedavisi ve Korunma Yolları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bobrek-tasi-neden-olur-belirtileri-tedavisi-ve-korunma-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bobrek-tasi-neden-olur-belirtileri-tedavisi-ve-korunma-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Böbrek taşı, idrardaki minerallerin yoğunlaşıp kristalleşmesiyle oluşur. Şiddetli yan ağrısı ve idrarda kan tipiktir; ateş, titreme veya idrar yapamama ise acil değerlendirme gerektirir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Böbrek taşı, idrarda bulunan bazı minerallerin ve tuzların yoğunlaşarak kristalleşmesi sonucunda oluşan sert birikintidir. Küçük taşlar hiçbir belirti vermeden atılabilirken üretere geçen bir taş, sırttan kasığa yayılan ve dalgalar hâlinde gelen şiddetli ağrıya neden olabilir.</p>

<p>Her taş aynı yapıda değildir. Taşın türü, büyüklüğü, bulunduğu yer ve idrar yolunu tıkayıp tıkamadığı hem tedaviyi hem de tekrarını önlemek için uygulanacak planı değiştirir. Özellikle tıkanmaya ateş veya titreme eşlik etmesi acil müdahale gerektirebilir.</p>

<p>Böbrek taşı nasıl oluşur?</p>

<p>İdrarda kalsiyum, oksalat, fosfat ve ürik asit gibi maddeler doğal olarak bulunur. İdrar miktarı azaldığında veya bu maddelerin yoğunluğu yükseldiğinde kristaller oluşabilir. Kristaller zamanla birbirine tutunarak büyür ve böbrek taşına dönüşebilir.</p>

<p>İdrarın kristalleri engelleyen sitrat gibi maddelerden yoksun olması da taş oluşumunu kolaylaştırabilir. Bu nedenle böbrek taşı yalnızca “fazla kalsiyum tüketmekten” kaynaklanan basit bir sorun değildir. İdrar hacmi, beslenme, metabolik özellikler, bazı hastalıklar ve genetik yatkınlık birlikte etkili olabilir.</p>

<p>Böbrek taşı ağrısı nerede hissedilir?</p>

<p>Taş böbreğin içinde hareketsiz durduğunda belirti vermeyebilir. Üretere, yani böbrekten mesaneye idrar taşıyan kanala geçtiğinde ise idrar akışını zorlaştırarak renal kolik adı verilen şiddetli ağrıyı başlatabilir.</p>

<p>Ağrı genellikle sırtın veya belin tek tarafında, kaburgaların altında başlar. Alt karına ve kasığa doğru yayılabilir. Sürekli aynı şiddette kalmak yerine dalgalar hâlinde artıp azalması tipiktir.</p>

<p>Böbrek taşında görülebilecek diğer belirtiler şunlardır:</p>

<p>• İdrarda pembe, kırmızı veya kahverengi renk<br />
• İdrar yaparken ağrı veya yanma<br />
• Sık veya ani idrara çıkma ihtiyacı<br />
• Az miktarda idrar yapabilme<br />
• Bulantı ve kusma<br />
• Bulanık veya kötü kokulu idrar<br />
• Ateş ve titreme</p>

<p>Bu belirtiler yalnızca böbrek taşında görülmez. İdrar yolu enfeksiyonu, böbrek enfeksiyonu ve bazı karın hastalıkları benzer yakınmalara yol açabileceği için kesin tanı muayene ve gerekli testlerle konulur.</p>

<p>Böbrek taşının türü neden önemlidir?</p>

<p>En sık karşılaşılan grup kalsiyum taşlarıdır. Bunların önemli bir bölümü kalsiyum oksalattan oluşur. Kalsiyum fosfat, ürik asit, strüvit ve sistin taşları da görülebilir.</p>

<p>Ürik asit taşları idrarın uzun süre fazla asidik olmasıyla ilişkili olabilir. Strüvit taşları bazı idrar yolu enfeksiyonlarının ardından gelişebilir. Sistin taşları ise sistinüri adı verilen kalıtsal ve daha seyrek görülen bir bozuklukla bağlantılıdır.</p>

<p>Taşın laboratuvarda incelenmesi, özellikle tekrarlayan vakalarda korunma planının kişiye göre düzenlenmesine yardımcı olur. Her taş türüne aynı beslenme önerisini uygulamak doğru değildir.</p>

<p>Hangi alışkanlıklar böbrek taşı riskini artırabilir?</p>

<p>Yeterli sıvı alınmaması, idrarın yoğunlaşmasına ve kristallerin bir araya gelmesine uygun ortam oluşturur. Sıcak havada çalışmak, yoğun egzersiz yapmak veya fazla terlediği hâlde kaybedilen sıvıyı yerine koymamak da idrar miktarını azaltabilir.</p>

<p>Yüksek sodyum tüketimi, idrarla atılan kalsiyum miktarını artırabilir. Hazır ve işlenmiş yiyecekler, paketli atıştırmalıklar, şarküteri ürünleri, bazı soslar ve aşırı tuz kullanımı toplam sodyum alımını yükseltebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taşın türüne ve kişinin metabolik özelliklerine bağlı olarak fazla hayvansal protein, yüksek oksalat alımı veya dengesiz beslenme de riski etkileyebilir. Fazla kilo, ailede ya da kişide daha önce taş bulunması, bazı bağırsak hastalıkları ve sindirim sistemi ameliyatları da riskle ilişkilidir.</p>

<p>Bazı ilaçlar, takviyeler ve hiperparatiroidi gibi hastalıklar taş oluşumuna katkıda bulunabilir. Ancak kullanılan bir ilacı böbrek taşı şüphesiyle doktor önerisi olmadan bırakmak doğru değildir.</p>

<p>Kalsiyumu tamamen kesmek doğru mu?</p>

<p>Kalsiyum taşı bulunan herkesin kalsiyum içeren besinleri tamamen bırakması gerekmez. Besinlerle yeterli miktarda alınan kalsiyum, bağırsakta oksalata bağlanarak oksalatın idrara geçmesini azaltabilir.</p>

<p>Gereksiz kalsiyum kısıtlaması kemik sağlığını olumsuz etkileyebilir ve bazı kişilerde beklenenin tersine taş riskini artırabilir. Besinlerden alınan kalsiyum ile yüksek doz kalsiyum takviyeleri aynı şekilde değerlendirilmemelidir. Takviye kullanımı kişinin sağlık durumu ve taş türüne göre hekim tarafından ele alınmalıdır.</p>

<p>Böbrek taşı nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Tanıda belirtiler, sağlık geçmişi ve fizik muayene birlikte değerlendirilir. İdrar testiyle kan, kristal veya enfeksiyon bulguları; kan testleriyle böbrek fonksiyonu ve bazı mineral düzeyleri incelenebilir.</p>

<p>Ultrason ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemleri taşın büyüklüğünü, yerini ve tıkanıklığa yol açıp açmadığını gösterebilir. Hangi yöntemin kullanılacağı yaş, gebelik, klinik durum ve radyasyon maruziyeti gibi etkenlere göre belirlenir.</p>

<p>Tekrarlayan taşı veya yüksek risk özellikleri bulunan kişilerde taş analizi ve 24 saatlik idrar incelemesi istenebilir. Bu değerlendirme idrar hacmi ile kalsiyum, oksalat, ürik asit, sitrat ve diğer maddeler hakkında bilgi sağlayabilir.</p>

<p>Her böbrek taşı kendiliğinden düşer mi?</p>

<p>Küçük taşların önemli bir bölümü idrar yoluyla kendiliğinden atılabilir. Ancak yalnızca taşın çapı değil, üreterde bulunduğu yer, ağrının kontrol edilip edilememesi, tıkanıklık ve enfeksiyon bulunup bulunmaması da önemlidir.</p>

<p>Doktor kontrolünde ağrı tedavisi, yeterli sıvı alımı ve seçilmiş hastalarda taşın geçişini kolaylaştırabilecek ilaçlar kullanılabilir. Büyük, idrar yolunu tıkayan, böbrek fonksiyonunu tehdit eden veya kontrol edilemeyen ağrıya yol açan taşlarda girişim gerekebilir.</p>

<p>Tedavi seçenekleri arasında taşın ses dalgalarıyla parçalanması, üreteroskopiyle çıkarılması ya da parçalanması ve büyük taşlarda ciltten böbreğe ulaşılarak uygulanan cerrahi yöntemler bulunur. En uygun yöntem taşın özelliklerine ve hastanın genel durumuna göre seçilir.</p>

<p>Böbrek taşının tekrarlaması nasıl önlenebilir?</p>

<p>Yeterli sıvı almak, çoğu taş türünün tekrarını azaltmada temel adımdır. Avrupa Üroloji Derneği, genel koruyucu yaklaşımda günlük 2,5–3 litre sıvı alımını ve 2–2,5 litre idrar çıkışını hedef olarak belirtir. Gereksinim hava sıcaklığına, fiziksel aktiviteye ve kişisel sağlık durumuna göre değişebilir.</p>

<p>Korunmada şu adımlar öne çıkar:</p>

<p>• Gün boyunca sıvı tüketimini dengeli biçimde sürdürmek<br />
• Aşırı tuz ve yüksek sodyumlu işlenmiş yiyecekleri sınırlamak<br />
• Doktor önermedikçe besinlerden alınan kalsiyumu gereksiz yere kesmemek<br />
• Hayvansal proteini aşırı tüketmemek<br />
• Sebze ve liften zengin, dengeli bir beslenme düzeni benimsemek<br />
• Sağlıklı vücut ağırlığını korumak<br />
• Düşürülen veya çıkarılan taşı mümkünse analiz ettirmek<br />
• Tekrarlayan taşlarda metabolik değerlendirme yaptırmak</p>

<p>Kalp veya böbrek yetmezliği nedeniyle sıvı kısıtlaması bulunan kişiler için genel sıvı önerileri uygun olmayabilir. Günlük miktar kişisel tıbbi duruma göre belirlenmelidir.</p>

<p>Ne zaman acil değerlendirme gerekir?</p>

<p>Şiddetli veya kontrol edilemeyen ağrı, ateş, titreme, idrar yapamama, sürekli kusma ve belirgin sıvı kaybı acil değerlendirme gerektirir. Taşla birlikte gelişen enfeksiyon ve idrar yolu tıkanıklığı, gecikmeden müdahale edilmesi gereken ürolojik bir acildir.</p>

<p>Tek böbreği bulunanlar, gebeler, bağışıklığı baskılanmış kişiler ve böbrek fonksiyon bozukluğu olanlar belirtiler başladığında daha erken tıbbi değerlendirme almalıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Ateş, titreme, idrar yapamama, dayanılmaz ağrı, sürekli kusma veya idrarda belirgin kan bulunması hâlinde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Kidney Stones: Symptoms, Causes, Treatment, Eating, Diet and Nutrition</p>

<p>European Association of Urology — Guidelines on Urolithiasis — 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bobrek-tasi-neden-olur-belirtileri-tedavisi-ve-korunma-yollari</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 07:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1368.jpeg" type="image/jpeg" length="71600"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Simülasyonda mı Yaşıyoruz? Bilinç Deneyi İddiası ve Bilimsel Kanıtlar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/simulasyonda-mi-yasiyoruz-bilinc-deneyi-iddiasi-ve-bilimsel-kanitlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/simulasyonda-mi-yasiyoruz-bilinc-deneyi-iddiasi-ve-bilimsel-kanitlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir simülasyonda yaşadığımızı gösteren bilimsel kanıt yok. Astrofizikçi Catherine Heymans, böyle bir evren kurulmuşsa amacının bilinç ve özgür iradeyi sınamak olabileceğini öne sürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir simülasyonda yaşadığımızı kanıtlayan güvenilir bir deney veya fiziksel bulgu bulunmuyor. İskoçya Kraliyet Astronomu Prof. Catherine Heymans’ın gündeme taşıdığı “dev bilinç deneyi” düşüncesi de bilimsel olarak doğrulanmış bir sonuç değil; gerçekliğin neden simüle edilebileceğine ilişkin felsefi ve bilimsel bir senaryo.</p>

<p>Heymans’ın yaklaşımındaki önemli ayrım şu: Eğer yaşadığımız dünya yapay biçimde oluşturulduysa bunun amacı eğlence, oyun veya insanları uzaktan yönetmek olmayabilir. Çok gelişmiş bir uygarlık, bilincin fiziksel süreçlerden nasıl ortaya çıktığını anlayabilmek için farklı koşullarda gelişen sanal canlıları incelemek isteyebilir.</p>

<p>ÇOCUKTAN GELEN SORU BİR KİTABA DÖNÜŞTÜ</p>

<p>Catherine Heymans’ın simülasyon hipotezine ilgisi, 2018 yılında Şili’deki Paranal Gözlemevi’ne gitmeye hazırlanırken çocuğunun yönelttiği “Bir bilgisayar oyununun içinde yaşıyor olabilir miyiz?” sorusuyla başladı.</p>

<p>Galaksilerin oluşumunu ve karanlık maddeyi bilgisayar modelleriyle araştıran Heymans için bu soru yalnızca bilim kurgu değildi. Astronomlar, bir galaksiyi laboratuvara taşıyamadıkları veya milyarlarca yıllık gelişimini doğrudan izleyemedikleri için sanal evrenler kuruyor ve bu modelleri teleskop gözlemleriyle karşılaştırıyor.</p>

<p>Heymans, yıllar süren değerlendirmelerini “How to Design a Universe: The Science of Real and Virtual Worlds” adlı kitabında bir araya getirdi. New Scientist’a verdiği röportajda ise kusursuz bir gerçeklik üretmek için hangi fizik kurallarının ve hesaplama kaynaklarının gerekli olacağını sorguladı.</p>

<p>TÜM EVRENİ SİMÜLE ETMEK MÜMKÜN MÜ?</p>

<p>Gözlemlenebilir evrendeki her parçacığın, kuantum etkileşiminin, ışık hareketinin ve kütleçekimsel sürecin sürekli hesaplanması olağanüstü büyüklükte bir işlem gücü gerektirir.</p>

<p>Heymans, kitabı için yaptığı yaklaşık hesaplamaların tüm evreni her an ve bütün ayrıntılarıyla simüle etmenin neredeyse sınırsız enerji gerektireceğine işaret ettiğini belirtiyor. Ancak bu, yayımlanmış deneysel bir kanıt veya simülasyon hipotezini kesin biçimde çürüten bir teorem değil.</p>

<p>Ayrıca bir simülasyonun gözlenmeyen bütün ayrıntıları aynı anda hesaplaması gerekmeyebilir. Bilgisayar oyunlarında yalnızca oyuncunun görebildiği alanların ayrıntılı oluşturulmasına benzer şekilde, varsayımsal bir sistem de sadece gözlemcinin çevresini yüksek çözünürlükte üretebilir.</p>

<p>Heymans bu nedenle bütün evrenin eksiksiz simülasyonunu son derece güç görse de insanın çevresinde oluşturulan sınırlı bir “sanal balon” ihtimalinin aynı yöntemle elenemeyeceğini söylüyor.</p>

<p>NEDEN DEV BİR BİLİNÇ DENEYİ KURULSUN?</p>

<p>Heymans’ın önerisine göre ileri bir uygarlığın böyle bir dünya kurmak için en güçlü bilimsel gerekçelerinden biri bilincin kökenini araştırmak olabilir.</p>

<p>Bilincin beynin biyolojik ve fiziksel süreçlerinden ortaya çıktığı kabul edilirse, yeterince gelişmiş bir hesaplama sisteminde bu süreçlerin modellenebileceği düşünülebilir. Aynı sanal kişinin farklı çevrelerde yetiştirildiği çok sayıda deney tasarlanarak mizah, müzik, acı, empati ve özgür irade gibi özelliklerin nasıl geliştiği incelenebilir.</p>

<p>Örneğin bir sanal bireyin müziğin hiç bulunmadığı bir ortamda yetiştirilip daha sonra müzikle karşılaştırılması düşünülebilir. Başka bir senaryoda çevresindeki hiç kimse acı tepkisi göstermezken bireyin yaralandığında yine de acı davranışı sergileyip sergilemediği araştırılabilir.</p>

<p>Fakat bu düşünce önemli bir varsayıma dayanıyor: Bilincin doğru fiziksel veya hesaplamalı yapı kurulduğunda kod içinde ortaya çıkabileceği kabul ediliyor. Bilincin yalnızca biyolojik beyinlerde mi oluşabileceği, yoksa farklı bir fiziksel ortamda da var olup olamayacağı henüz çözülebilmiş değil.</p>

<p>SİMÜLASYON HİPOTEZİ NEYE DAYANIYOR?</p>

<p>Simülasyon tartışmasının en bilinen modern biçimi, filozof Nick Bostrom’un 2003 yılında yayımladığı çalışmaya dayanıyor. Bostrom, insanların kesinlikle bir simülasyonda yaşadığını kanıtlamadı; üç olasılıktan en az birinin doğru olması gerektiğini savunan bir düşünce modeli kurdu.</p>

<p>Bu modele göre insan benzeri uygarlıklar ya çok gelişmiş bir teknolojik aşamaya ulaşamadan yok olacak, ya ulaştıklarında çok sayıda “ata simülasyonu” kurmak istemeyecek ya da simüle edilmiş bilinçlerin sayısı gerçek dünyadaki bilinçlerden çok daha fazla olacağı için bizim de simülasyonda bulunma ihtimalimiz yükselecek.</p>

<p>Buradaki olasılık hesabı, ileri uygarlıkların gerçekten var olacağı, bilinçli varlıkların bilgisayarda üretilebileceği ve çok sayıda simülasyon çalıştırılacağı gibi henüz doğrulanmamış öncüllere bağlı. Bu nedenle Bostrom’un yaklaşımı deneysel bir keşif değil, koşullu bir felsefi argüman olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>SİMÜLASYONDA OLDUĞUMUZU TEST EDEBİLİR MİYİZ?</p>

<p>Kötü tasarlanmış bir simülasyonun fizik yasalarında tutarsızlıklar veya gözlenebilir “hatalar” bırakabileceği düşünülebilir. Ancak bugüne kadar evrenin bilgisayar tarafından üretildiğini gösteren doğrulanmış bir hata, kod izi ya da fiziksel sınır bulunmadı.</p>

<p>Üstelik yeterince gelişmiş bir simülasyon, içindeki gözlemcilerin ulaşabileceği bütün verileri tutarlı biçimde oluşturabilir. Böyle bir durumda gözlemcilerin kullandığı teleskoplar, parçacık hızlandırıcıları ve ölçüm cihazları da aynı sistemin parçası olacağından dış gerçekliğe doğrudan erişmek mümkün olmayabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>David Wolpert’in simülasyon kavramını matematiksel olarak ele alan çalışması, bir evrenin başka bir evreni simüle etmesiyle ilgili bazı yaygın kabullerin zorunlu olmadığını gösterdi. Ancak bu çalışma da yaşadığımız dünyanın simülasyon olduğunu ortaya koyan deneysel bir test veya öngörü sunmadı.</p>

<p>BİLİNÇ VARSA GERÇEKLİK DE VAR MIDIR?</p>

<p>Simülasyon hipotezinin en güçlü felsefi sorularından biri, “yapay” bir evrende yaşamanın deneyimlerimizi daha az gerçek yapıp yapmayacağıdır.</p>

<p>Filozof David Chalmers’ın yaklaşımına göre bir kişi gerçekten düşünebiliyor, hissedebiliyor ve bilinçli deneyimler yaşayabiliyorsa içinde bulunduğu dünyanın temelinde kuarkların veya sayısal işlemlerin bulunması onun varlığını geçersiz kılmaz. Sanal bir dünya, içindeki bilinçli varlıklar açısından yine gerçek bir dünya olabilir.</p>

<p>Bu görüş, simülasyon ihtimalini kanıtlamıyor. Ancak “simülasyondaysak hiçbir şey gerçek değildir” sonucunun zorunlu olmadığını gösteriyor.</p>

<p>BİLİMİN ŞİMDİLİK VEREBİLDİĞİ CEVAP</p>

<p>Mevcut bilgilerle “Bir simülasyonda mı yaşıyoruz?” sorusuna bilimsel olarak evet veya hayır denilemiyor. Simülasyon hipotezi; kozmoloji, bilgisayar bilimi, bilinç araştırmaları ve felsefenin kesişiminde bulunan güçlü bir düşünce deneyi olmayı sürdürüyor.</p>

<p>Catherine Heymans’ın bilinç deneyi senaryosu, simüle edilmiş bir evrenin neden kurulabileceğine ilişkin dikkat çekici bir gerekçe sunuyor. Ancak bu görüş gözlemsel bir bulgu değil. Şimdilik evrenin yapay biçimde üretildiğini, dışarıdan yönetildiğini veya insan bilincinin bir deney amacıyla oluşturulduğunu gösteren bilimsel kanıt bulunmuyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>New Scientist — Do We Live in a Simulation? If So, It Could Be a Giant Consciousness Experiment — 23 Eylül 2026</p>

<p>The Philosophical Quarterly — Nick Bostrom, Are You Living in a Computer Simulation? — 2003</p>

<p>Journal of Physics: Complexity — David H. Wolpert, What Computer Science Has to Say About the Simulation Hypothesis — 2025 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/simulasyonda-mi-yasiyoruz-bilinc-deneyi-iddiasi-ve-bilimsel-kanitlar</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 06:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1366.jpeg" type="image/jpeg" length="22851"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Protrombin Zamanı (PT) Kaç Olmalı? 12, 15, 20 ve 30 Saniye Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/protrombin-zamani-pt-kac-olmali-12-15-20-ve-30-saniye-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/protrombin-zamani-pt-kac-olmali-12-15-20-ve-30-saniye-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Protrombin zamanı (PT), kanın pıhtı oluşturma süresini ölçer. Warfarin kullanmayanlarda yaklaşık 11–13,5 saniye sık kullanılan aralıktır; 15, 20 veya 30 saniyelik sonuçlar ilaçlar, K vitamini ve karaciğerle birlikte değerlendirilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>PROTROMBİN ZAMANI (PT) NEDİR?</p>

<p>Protrombin zamanı, kısaca PT, kanın laboratuvar ortamında pıhtı oluşturmasının ne kadar sürdüğünü ölçen bir testtir. Özellikle ekstrinsik ve ortak pıhtılaşma yollarındaki faktörler hakkında bilgi verir.</p>

<p>PT'nin uzaması kanın test tüpünde daha geç pıhtılaştığını gösterir ancak tek başına kanama hastalığı tanısı koydurmaz. Warfarin kullanımı, K vitamini eksikliği, karaciğer hastalıkları ve bazı pıhtılaşma faktörü bozuklukları sonucu uzatabilir.</p>

<p>PT KAÇ OLMALI?</p>

<p>Tek bir evrensel PT aralığı yoktur.</p>

<p>MedlinePlus, kan sulandırıcı kullanmayan kişiler için tipik PT aralığını 11–13,5 saniye olarak verir. Ancak kullanılan reaktif ve laboratuvar sistemine göre referans aralığı değişebilir.</p>

<p>Bu nedenle kişinin kendi laboratuvar raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>PT 12 SANİYE NE DEMEK?</p>

<p>11–13,5 saniye referans aralığı kullanılan bir laboratuvarda PT 12 saniye normal kabul edilir.</p>

<p>Ancak normal PT bütün pıhtılaşma bozukluklarını dışlamaz. Örneğin bazı intrinsik yol bozukluklarında PT normal kalırken aPTT uzayabilir.</p>

<p>PT 15 SANİYE NE DEMEK?</p>

<p>PT 15 saniye, üst sınırı 13,5 saniye olan bir laboratuvarda hafif uzamış bir sonuçtur.</p>

<p>Tek başına ciddi kanama riski anlamına gelmez. Kullanılan ilaçlar, INR, karaciğer testleri ve vitamin K durumu birlikte değerlendirilir.</p>

<p>PT 20 SANİYE NE DEMEK?</p>

<p>PT 20 saniye çoğu laboratuvarda belirgin uzamış kabul edilir.</p>

<p>Warfarin kullanımı bunun sık nedenlerinden biridir. Ancak warfarin kullanmayan bir kişide K vitamini eksikliği, karaciğer hastalığı veya pıhtılaşma faktörü bozukluğu gibi nedenlerin araştırılması gerekebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>PT 30 SANİYE NE DEMEK?</p>

<p>PT 30 saniye çoğu referans aralığının belirgin üzerindedir.</p>

<p>Ancak 30 saniye tek başına kanama olacağı anlamına gelmez. Özellikle INR sonucu, kanama belirtileri, kullanılan ilaçlar ve aPTT değeri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>PT YÜKSEKLİĞİ VEYA UZAMASI NEDEN OLUR?</p>

<p>Başlıca nedenler arasında:</p>

<p>Warfarin kullanımı</p>

<p>K vitamini eksikliği</p>

<p>Karaciğer hastalıkları</p>

<p>Faktör VII eksikliği</p>

<p>Yaygın pıhtılaşma bozuklukları</p>

<p>Bazı doğrudan etkili antikoagülanlar</p>

<p>DIC gibi ciddi pıhtılaşma bozuklukları</p>

<p>yer alabilir.</p>

<p>PT'nin hangi nedenle uzadığını yalnızca saniye değerinden anlamak mümkün değildir.</p>

<p>PT NORMAL AMA aPTT YÜKSEK NE DEMEK?</p>

<p>Bu durumda sorun daha çok intrinsik pıhtılaşma yolunda olabilir.</p>

<p>Faktör VIII, IX, XI veya XII eksiklikleri ile lupus antikoagülanı gibi durumlarda PT normal kalırken aPTT uzayabilir.</p>

<p>PT UZUN AMA aPTT NORMAL NE DEMEK?</p>

<p>Bu kombinasyon özellikle faktör VII eksikliği, erken K vitamini eksikliği veya warfarin tedavisinin erken döneminde görülebilir.</p>

<p>Faktör VII'nin kandaki yarı ömrü kısa olduğu için bazı durumlarda ilk bozulan test PT olabilir.</p>

<p>Bu nedenle “yalnızca PT uzun” paterni klinik olarak değerlidir.</p>

<p>PT İLE INR AYNI ŞEY Mİ?</p>

<p>Hayır, ancak birbirleriyle yakından ilişkilidir.</p>

<p>PT sonucu saniye olarak ölçülür. INR ise PT sonucunun laboratuvarlar arasında karşılaştırılabilir hale getirilmiş standardize biçimidir.</p>

<p>Özellikle warfarin tedavisinin takibinde saniye olarak PT yerine INR daha kullanışlıdır.</p>

<p>Warfarin kullanmayan kişilerde INR çoğunlukla yaklaşık 0,8–1,1 aralığındadır.</p>

<p>WARFARİN PT'Yİ UZATIR MI?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Warfarin K vitaminine bağımlı pıhtılaşma faktörlerinin etkisini azaltır ve bunun sonucunda PT uzar, INR yükselir.</p>

<p>Warfarin kullanan hastaların çoğunda tedavi takibi PT saniyesinden çok INR üzerinden yapılır.</p>

<p>PT YÜKSEKLİĞİ KARACİĞERDEN OLUR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Karaciğer pıhtılaşma faktörlerinin büyük bölümünü üretir. İleri karaciğer fonksiyon bozukluklarında faktör üretimi azalabilir ve PT/INR uzayabilir.</p>

<p>Ancak hafif karaciğer hastalıklarında PT normal kalabilir. Bu nedenle PT tek başına karaciğer hastalığının varlığını veya şiddetini belirlemez.</p>

<p>PT YÜKSEKLİĞİ K VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDEN OLUR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>K vitamini; faktör II, VII, IX ve X gibi önemli pıhtılaşma faktörlerinin işlevi için gereklidir.</p>

<p>Eksiklik geliştiğinde PT uzayabilir ve INR yükselebilir. Özellikle yağ emilim bozuklukları, safra yolu sorunları veya bazı ilaçlar K vitamini eksikliğine katkıda bulunabilir.</p>

<p>PT DÜŞÜKLÜĞÜ NE DEMEK?</p>

<p>Referans altındaki kısa PT genellikle uzamış PT kadar klinik bilgi taşımaz.</p>

<p>Tek bir düşük PT sonucu çoğu zaman belirli bir hastalık tanısı koydurmaz. Numune ve laboratuvar koşulları da sonucu etkileyebilir.</p>

<p>PT NASIL NORMALE GELİR?</p>

<p>Tedavi PT saniyesini doğrudan değiştirmeye değil, nedenini düzeltmeye yöneliktir.</p>

<p>Warfarin dozu fazlaysa yaklaşım ilaç yönetimine, K vitamini eksikliği varsa eksikliğin nedenine, karaciğer hastalığında ise altta yatan karaciğer problemine göre değişir.</p>

<p>PT yüksek diye kişinin kendi kendine K vitamini veya başka bir ürün kullanması doğru değildir.</p>

<p>PT NE ZAMAN ACİL OLABİLİR?</p>

<p>Tek bir PT saniyesi herkeste acil durum anlamına gelmez.</p>

<p>Kontrol edilemeyen kanama, kanlı kusma, siyah dışkı, idrarda yoğun kan, büyük ve hızla artan morluklar, ciddi baş ağrısı veya kafa travması sonrası nörolojik belirti varsa PT sonucundan bağımsız olarak acil değerlendirme gerekir.</p>

<p>Warfarin veya başka bir antikoagülan kullananlarda yeni kanama belirtileri ayrıca önemlidir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>PT 15 yüksek mi?</p>

<p>Üst sınırı 13,5 saniye olan bir laboratuvarda hafif uzamış kabul edilir. Tek başına ciddi kanama riski anlamına gelmez.</p>

<p>PT 20 tehlikeli mi?</p>

<p>Çoğu laboratuvarda belirgin uzamıştır ancak tehlike yalnızca saniye değerine göre belirlenmez. INR, kanama belirtileri ve ilaç kullanımı önemlidir.</p>

<p>PT 30 çok mu yüksek?</p>

<p>Çoğu normal aralığın belirgin üzerindedir ve nedeni açıklanmalıdır. Ancak tek başına kanama olacağını göstermez.</p>

<p>PT yüksek ama INR normal olabilir mi?</p>

<p>PT ve INR matematiksel olarak bağlantılıdır. INR PT sonucundan hesaplandığı için belirgin PT uzaması genellikle INR'ye de yansır; ancak laboratuvar yöntemleri ve raporlama biçimleri dikkate alınmalıdır.</p>

<p>PT uzun ama aPTT normalse ne düşünülür?</p>

<p>Faktör VII eksikliği, erken K vitamini eksikliği veya warfarin etkisi gibi nedenler düşünülebilir. Kesin neden ek testlerle belirlenir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Uzamış PT tek başına kanama riskini belirlemez. Aktif kanama, kanlı kusma, siyah dışkı, idrarda belirgin kan veya kafa travması sonrası ciddi belirti varsa acil değerlendirme gerekir. Warfarin veya başka bir antikoagülan yalnızca PT sonucuna bakılarak kendi kendine değiştirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>MedlinePlus — Prothrombin Time (PT)</p>

<p>Merck Manual Professional Edition — Overview of Coagulation Disorders </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/protrombin-zamani-pt-kac-olmali-12-15-20-ve-30-saniye-ne-demek</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 00:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="42662"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akşemseddin’in Şifa Mirası Londra’daki Yazmada Yaşıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/aksemseddinin-sifa-mirasi-londradaki-yazmada-yasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/aksemseddinin-sifa-mirasi-londradaki-yazmada-yasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[British Library’deki Or 11063 numaralı yazma, Akşemseddin’e atfedilen Kitabü’ş-Şifa ve reçeteleri bir araya getiriyor. Katalog ile akademik çalışmalar, bu tıp mirasının izlerini ve açık sorularını gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir tıp yazmasını değerli kılan yalnızca yaşı değil, taşıdığı bilginin kimlerden geçtiğidir. Akşemseddin’in hekimlik mirası da bu soruyla birlikte okunmayı hak ediyor: Ona bağlanan metinlerde hangi bilgiler bulunuyor, bunlar ne zaman kopyalandı ve bugün hangi kanıtlara ulaşılabiliyor?</p>

<p>British Library’nin katalog kayıtlarıyla Türkiye’de yapılmış akademik çalışmaların karşılaştırılması, konunun tek bir “şifa kitabı”ndan daha geniş olduğunu gösteriyor. Karşımızda farklı metinlerin bir araya geldiği bir yazma geleneği ve hâlâ araştırılması gereken bir bilgi aktarımı var.</p>

<p><img alt="“Akşemseddin’e atfedilen Mâddetü’l-Hayât’ın Millet Kütüphanesi Ali Emîrî Tıp 297 nüshasından sayfalar. Kaynak: Hasan Ali Çetin, 2016, s. 750.”" class="detail-photo img-fluid" height="1024" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/7-b225-a-b7-5-c85-48-d7-8-f47-997-a37-c61-b13.jpeg" width="1536" /></p>

<p>“Akşemseddin’e atfedilen Mâddetü’l-Hayât’ın Millet Kütüphanesi Ali Emîrî Tıp 297 nüshasından sayfalar. Kaynak: Hasan Ali Çetin, 2016, s. 750.”</p>

<p>KÜÇÜK BİR CİLTTE FARKLI HEKİMLERİN METİNLERİ</p>

<p>British Library kataloğundaki Or 11063, tek eser değil, 15 metinlik Osmanlıca bir mecmua. 172 yapraklı, 18 × 11 santimetrelik ciltte nesih ve nesta‘lik yazı, yer yer kırmızı başlıklar ve iki sütun kullanılmış.</p>

<p>Katalogda öne çıkan bölümler şöyle:</p>

<p>• 2r–28v: Akşemseddin’e bağlanan, Arapça kaynaklara dayalı Kitabü’ş-Şifa derlemesi.<br />
• 30v–39v: Salih Efendi’nin eksik reçete risalesi.<br />
• 40v–62r: Mehmet Çelebi’nin II. Mehmed için yazdığı belirtilen Tevalüd ü Tenasül.<br />
• 64v–83v: Kaysunizade’nin manzum tedavi risalesi.<br />
• 84v–95v: Akşemseddin’e atfedilen reçeteler.<br />
• 96v–145r: Derviş Siyahi’nin Lügat-ı Müşkilat-ı Ecza’sı.</p>

<p>Buradaki “r” yaprağın ön, “v” arka yüzünü gösteriyor. Kitabü’ş-Şifa ile reçeteler, katalogda ayrı bölümler.</p>

<p>TARİHLER, AKŞEMSEDDİN’İN ELİNDEN ÇIKMIŞ BİR NÜSHAYI GÖSTERMİYOR</p>

<p>Kitabü’ş-Şifa bölümünde 1687–1688; reçetelerin kopyalanmasına ilişkin açıklamada 16 Ekim 1683; sondaki dinî risalede 1705–1706 tarihi veriliyor. Kütüphane cildi 17. yüzyıl sonu–18. yüzyıl başına tarihlendiriyor.</p>

<p>Akşemseddin ise 1459’da vefat etti. Dolayısıyla bu nüsha, onun kendi el yazısı diye sunulamaz. İstinsah, mevcut bir metnin elle kopyalanmasıdır; kopyanın tarihiyle eserin ilk yazıldığı tarih aynı şey değildir.</p>

<p>Bu ayrım, eserin önemini azaltmıyor. Araştırma sorusunu değiştiriyor: İncelenmesi gereken yalnızca ilk müellif değil, metnin daha sonraki kuşaklarca nasıl aktarıldığıdır.</p>

<p>FETHİN MANEVİ REHBERLİĞİNİN YANINDA HEKİMLİK</p>

<p>Akşemseddin’in asıl adı Şemseddin Muhammed bin Hamza. TDV İslâm Ansiklopedisi onu Fatih’in hocası, mutasavvıf, âlim-tabip ve şair olarak tanımlıyor. Hayatına ilişkin anlatıların merkezinde Hacı Bayram-ı Veli ile ilişkisi, İstanbul’un fethi ve Göynük’teki yaşamı bulunuyor.</p>

<p>Aynı kaynak, tıp eğitimi aldığını ve hekimlik yaptığını da kaydediyor. Bununla birlikte biyografik anlatılar, ona atfedilen eserler ve eldeki yazma nüshalar farklı kanıt türleri. Bir kişinin hekim olarak tanınması, yüzyıllar sonra onun adına kaydedilen bütün cümlelerin mutlaka kendisine ait olduğunu göstermez.</p>

<p>Bu nedenle Akşemseddin’in tıp tarihindeki yerini araştırmak, hayat hikâyesinin yanına metin incelemesini de koymayı gerektiriyor.</p>

<p>REÇETELERİN YANINDAKİ SÖZLÜK NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Tıp yalnızca bir tedaviyi bilmekten ibaret değil; o tedaviyi anlatan kelimeleri doğru anlamayı da gerektiriyor. Derviş Siyahi Lârendevi’nin Lügat-ı Müşkilat-ı Ecza’sı, bu bakımdan dikkat çekici bir eser.</p>

<p>Şaban Doğan’ın 2011’de Osmanlı Bilimi Araştırmaları dergisinde yayımladığı inceleme, Osmanlı tıp dilindeki Arapça, Farsça ve Grekçe terimlerin uzmanlık sözlüklerine duyulan ihtiyacı artırdığını anlatıyor. Bilginin farklı dillerden taşınması, hekimlerin kullanacağı bir terim dağarcığının oluşturulmasını da zorunlu kılmıştı.</p>

<p>Sözlük üzerine başka bir dil araştırması, eserde farklı dillerdeki bitki, ilaç, hastalık ve tıp terimlerine Türkçe karşılıklar verildiğini belirtiyor. Bu tür metinler, eczacılık tarihinin yanında Türkçenin bilim dili olarak gelişimini araştırmak için de kaynak niteliğinde.</p>

<p>Buradan hareketle reçete ile sözlüğün birlikte incelenmesi, araştırmacıya iki ayrı soru sordurabilir: Hangi madde öneriliyor ve bu maddenin adı bugün nasıl anlaşılmalı? Tarihî bir bitki adının günümüzdeki bir türle eşleştirilmesi ise ayrıca uzmanlık gerektiriyor.</p>

<p>“YENİ KEŞİF” DEĞİL, DAHA ÖNCE KAYDA GEÇMİŞ BİR ARAŞTIRMA KONUSU</p>

<p>Or 11063 yalnızca bugünkü çevrim içi katalogda görünmüyor. Emek Üşenmez’in 2017’de Turkish Studies’te yayımlanan “British Library’deki Türkçe Yazma Eserler” başlıklı makalesinde de aynı numara, tıp eserleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Makale, Nidâî’nin Menâfi‘un-Nâs’ı ve bitkilerle tedaviye ilişkin Kitâbü’l-Nebât gibi başka yazmaları da örnekliyor. Böylece Londra’daki Türkçe tıp mirasının tek bir isim veya tek bir ciltle sınırlı olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Bu kayıt, “hiç bilinmeyen belge ilk kez bulundu” iddiasını desteklemiyor. Haberin değeri, katalogdaki bir kaydı içeriği ve araştırma sorularıyla birlikte geniş okur kitlesine anlatmasında.</p>

<p>Üşenmez’in çalışması genel koleksiyonun oluşumunda satın alma ve bağışların rolünü de ele alıyor. Ancak genel koleksiyon tarihi, belirli bir yazmanın hangi yolla İngiltere’ye ulaştığını kendiliğinden açıklamaz.</p>

<p>AKŞEMSEDDİN’E ATFEDİLEN ESERLERDE AİDİYET MESELESİ</p>

<p>Bu dosyanın dikkatle ele alınması gereken bir başka boyutu, Akşemseddin’in tıpla ilgili eserlerine sonradan eklemeler yapılmış olabileceği tartışması.</p>

<p>Hasan Ali Çetin’in Marmara Üniversitesi’nde hazırladığı 2016 tarihli doktora tezi, Mâddetü’l-Hayât’ın iki nüshasını karşılaştırmalı olarak inceliyor. Araştırmacı, değerlendirdiği metnin tamamının Akşemseddin’e ait olmadığı sonucuna ulaşıyor.</p>

<p>Tezde tartışılan dayanaklar arasında Akşemseddin’den sonra yaşamış Paracelsus’la ilişkilendirilen tedavi bilgileri de bulunuyor. Çetin, bir risaleye sonradan bölümler eklenmesi veya farklı eserlerin birleştirilmesi ihtimallerini değerlendiriyor.</p>

<p>Ancak burada sınır açık: Bu sonuç, tezde incelenen Mâddetü’l-Hayât nüshalarıyla ilgili. Aynı hükmü doğrudan Londra’daki Kitabü’ş-Şifa bölümüne taşımak doğru olmaz. Metinler karşılaştırılmadan bunların aynı eser veya aynı içerik olduğu söylenemez.</p>

<p>Bu çalışma, Londra nüshası için hazır bir cevap değil, izlenebilecek bir inceleme yöntemi sunuyor: Nüshaları karşılaştırmak, sonradan eklenmiş olabilecek kısımları ayırmak ve tarihî terimleri bağlamları içinde değerlendirmek.</p>

<p>İBN SÎNÂ’NIN KİTÂBÜ’Ş-ŞİFÂ’SIYLA KARIŞTIRILMAMALI</p>

<p>Kitabü’ş-Şifa adı, okura İbn Sînâ’nın tanınmış eserini de hatırlatabilir. Ancak ad benzerliği, eserlerin aynı olduğunu göstermez.</p>

<p>İbn Sînâ’nın eş-Şifâ’sı mantık, fizik, matematik ve metafiziği kapsayan felsefî bir külliyat. Bu nedenle başlıktaki “şifa” kelimesinden hareketle onu bir reçete kitabı olarak tanımlamak da doğru değil.</p>

<p>Yazma araştırmalarında başlık kadar müellif kaydı, başlangıç ve bitiş cümleleri, bölüm düzeni ve nüsha karşılaştırması önem taşır. Londra kaydını başka bir esere bağlamak için de bu tür metinsel kanıtlar gerekir.</p>

<p>HENÜZ CEVAPLANMAMIŞ SORULAR</p>

<p>Or 11063’ün katalog sayfasında açık dijital görüntü bağlantısı bulunmuyor; ayrıntılı edinim öyküsü de verilmiyor.</p>

<p>Dolayısıyla bu haber, yazmanın bütün sayfalarının okunmasına değil, katalog açıklamasıyla akademik yayınların karşılaştırılmasına dayanıyor. Reçetelerin tek tek hangi hastalıkları hedeflediği, malzemeleri ve ölçüleri burada doğrulanmış değil.</p>

<p>Araştırmayı ileri taşıyacak adım, ilgili yaprakların görüntülerini temin etmek ve Osmanlı Türkçesi, tıp tarihi, eczacılık tarihi uzmanlarıyla karşılaştırmalı bir metin incelemesi yapmak. Kâğıt, yazı değişiklikleri ve varsa sahiplik kayıtları da cildin oluşumuna ilişkin soruları aydınlatabilir.</p>

<p>Akşemseddin’in şifa mirasının daha iyi anlaşılması, hangi bilginin hangi nüshada bulunduğunun ortaya konulmasına bağlı. Böyle bir çalışma, onun hekimlik yönünü ve Osmanlı dünyasında tıp bilgisinin kuşaklar arasında nasıl aktarıldığını birlikte aydınlatabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu haber tıp tarihi amaçlıdır. Tarihî reçeteler güncel tedavi önerisi değildir; hekim değerlendirmesi olmadan uygulanmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. British Library, Archives and Manuscripts Catalogue, Or 11063, kayıt no. 032-003707133.<br />
2. Orhan F. Köprülü ve Mustafa İsmet Uzun, “Akşemseddin”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 1989.<br />
3. Şaban Doğan, “Onyedinci yüzyılda kaleme alınmış bir tıp ve eczacılık sözlüğü: Lugât-ı Müşkilât-ı Eczâ”, Osmanlı Bilimi Araştırmaları, 12/2, 2011, s. 95–104.<br />
4. “Lügat-ı Müşkilât-ı Eczâ’da Düzlük-Yuvarlaklık Uyumu”, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, makale kaydı 3839.<br />
5. Emek Üşenmez, “British Library’deki Türkçe Yazma Eserler”, Turkish Studies, 12/22, 2017, s. 783–816.<br />
6. Hasan Ali Çetin, “Akşemseddin’in Māddetü’l-Ḥayāt Adlı Eseri (İnceleme-Metin-Dizin-Tıpkıbasım)”, doktora tezi, Marmara Üniversitesi, 2016, özellikle s. 3–5.<br />
7. İlhan Kutluer, “eş-Şifâ”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 2010.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/aksemseddinin-sifa-mirasi-londradaki-yazmada-yasiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 21:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1357.jpeg" type="image/jpeg" length="67806"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye’de Hekim Sayısı Yüzde 63, Hemşire Sayısı Yüzde 86 Arttı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-hekim-sayisi-yuzde-63-hemsire-sayisi-yuzde-86-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-hekim-sayisi-yuzde-63-hemsire-sayisi-yuzde-86-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumunun verileri, Türkiye’nin sağlık kapasitesinde 2014–2024 döneminde belirgin bir genişleme yaşandığını gösteriyor. On yılda toplam hekim sayısı yüzde 63, hemşire sayısı yüzde 86, hastane yatağı sayısı yaklaşık yüzde 30 arttı. Nüfusa düşen hekim ve yatak sayıları da yükselirken kişi başına sağlık harcaması 2024 yılında 840 dolara ulaştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Türkiye’nin sağlık sistemi son 10 yılda insan gücü, hastane kapasitesi ve sağlık için ayrılan kaynaklar bakımından belirgin biçimde genişledi.<br />
Sağlık Bakanlığının Sağlık İstatistikleri Yıllıkları ile Türkiye İstatistik Kurumunun sağlık harcaması verileri, 2014 ile 2024 karşılaştırıldığında özellikle hekim ve hemşire sayılarında güçlü bir yükseliş olduğunu ortaya koyuyor.<br />
2024 yılı, bu temel göstergelerin birlikte değerlendirilebildiği en son tamamlanmış resmî yıllık dönem olma özelliğini taşıyor.<br />
Hekim sayısı 221 bini geçti<br />
Türkiye’de uzman, pratisyen ve asistan hekimlerin toplam sayısı 2014 yılında 135 bin 616’ydı.<br />
2024 yılında bu sayı 221 bin 133’e yükseldi.<br />
Böylece toplam hekim sayısı 10 yılda 85 bin 517 kişi arttı. Artış oranı yüzde 63,1 olarak hesaplandı.<br />
Grafik 1 – Toplam hekim sayısı<br />
2014: 135.616<br />
2024: 221.133<br />
10 yıllık artış: %63,1<br />
Değişim yalnızca nüfusun büyümesinden kaynaklanmadı. Nüfusa göre hesaplanan hekim yoğunluğunda da yükseliş görüldü.<br />
2014 yılında Türkiye’de 100 bin kişiye 175 hekim düşerken 2024 yılında bu sayı 258’e çıktı.<br />
Bu da 100 bin kişiye düşen hekim sayısında yaklaşık yüzde 47’lik artış anlamına geliyor.<br />
2024 yılında toplam hekimlerin 107 bin 14’ünü uzman hekimler, 54 bin 939’unu pratisyen hekimler, 59 bin 180’ini ise asistan hekimler oluşturdu.<br />
Hemşire sayısı 10 yılda yüzde 86 arttı<br />
Sağlık insan gücündeki en güçlü sayısal artışlardan biri hemşirelerde görüldü.<br />
Türkiye’de 2014 yılında 142 bin 432 hemşire görev yaparken bu sayı 2024 yılında 264 bin 857’ye ulaştı.<br />
On yıllık dönemde toplam hemşire sayısı 122 bin 425 arttı.<br />
Grafik 2 – Toplam hemşire sayısı<br />
2014: 142.432<br />
2024: 264.857<br />
10 yıllık artış: %86,0<br />
Başka bir ifadeyle hemşire sayısı 10 yılda neredeyse iki katına yaklaştı.<br />
2024 yılında ayrıca 61 bin 618 ebe görev yaptı. Hemşire ve ebeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’de 100 bin kişiye düşen personel sayısı 381 olarak kaydedildi.<br />
Hekimlerin yanı sıra hemşire ve ebe sayısındaki yükseliş, sağlık sisteminin hasta bakımı ve hizmet sunumundaki insan gücü kapasitesinin de genişlediğini gösteriyor.<br />
Hastane yatağı sayısı 268 bini aştı<br />
Sağlık altyapısındaki büyüme hastane yataklarına da yansıdı.<br />
Türkiye’de 2014 yılında kamu, üniversite ve özel hastanelerde toplam 206 bin 836 hastane yatağı bulunuyordu.<br />
2024 yılında bu sayı 268 bin 359’a yükseldi.<br />
Grafik 3 – Toplam hastane yatağı<br />
2014: 206.836<br />
2024: 268.359<br />
10 yıllık artış: %29,7<br />
Böylece toplam hastane yatağı kapasitesi 10 yılda 61 bin 523 yatak arttı.<br />
Nüfusa göre değerlendirildiğinde de artış görülüyor. Türkiye’de 2014 yılında 10 bin kişiye 26,6 hastane yatağı düşerken 2024 yılında bu sayı 31,3’e çıktı.<br />
Bu gösterge, yatak kapasitesindeki artışın nüfus artışının üzerinde gerçekleştiğini ortaya koyuyor.<br />
2024 yılındaki toplam yatakların 169 bin 834’ü Sağlık Bakanlığı hastanelerinde, 44 bin 131’i üniversite hastanelerinde, 54 bin 394’ü ise özel hastanelerde bulunuyordu.<br />
Nitelikli yatak kapasitesi de yükseldi<br />
On yıllık dönemde değişen yalnızca toplam yatak sayısı olmadı.<br />
Türkiye’de 2014 yılında 98 bin 521 nitelikli hastane yatağı bulunurken 2024 yılında sayı 183 bin 33’e ulaştı.<br />
Böylece nitelikli yatak sayısı yaklaşık yüzde 86 arttı.<br />
2024 yılında yoğun bakım yatakları hariç tutulduğunda nitelikli yatakların ilgili toplam yatak kapasitesi içindeki oranı yüzde 83,4 olarak gerçekleşti.<br />
Aynı yıl Türkiye genelindeki yoğun bakım yatağı sayısı da 49 bin 10 olarak kaydedildi.<br />
Bu rakamlar, hastane altyapısındaki genişlemenin yalnızca toplam yatak sayısından ibaret olmadığını; nitelikli yatak kapasitesinin de önemli ölçüde büyüdüğünü gösteriyor.<br />
Sağlık harcaması 2,36 trilyon TL’ye ulaştı<br />
Türkiye’nin sağlık için yaptığı toplam harcama da 10 yıllık dönemde güçlü biçimde yükseldi.<br />
2014 yılında toplam sağlık harcaması 94 milyar 750 milyon TL düzeyindeydi.<br />
Türkiye İstatistik Kurumuna göre 2024 yılında toplam sağlık harcaması 2 trilyon 359 milyar 151 milyon TL’ye çıktı.<br />
Grafik 4 – Toplam sağlık harcaması<br />
2014: 94,75 milyar TL<br />
2024: 2,359 trilyon TL<br />
Nominal TL tutarındaki değişim: yaklaşık 24,9 kat<br />
Bu karşılaştırmanın doğrudan reel kaynak artışı olarak yorumlanmaması gerekiyor. Çünkü 10 yıllık dönemdeki enflasyon ve fiyat değişimleri TL cinsinden tutarları önemli ölçüde etkiliyor.<br />
Bu nedenle kişi başına dolar cinsinden sağlık harcaması da tabloya ek bir bakış sağlıyor.<br />
2014 yılında kişi başına sağlık harcaması 1.232 TL ve 563 dolar olarak hesaplanmıştı.<br />
2024 yılında kişi başına sağlık harcaması 27 bin 587 TL’ye, dolar cinsinden ise 840 dolara ulaştı.<br />
Dolar cinsinden kişi başına sağlık harcamasındaki nominal artış yaklaşık yüzde 49 oldu.<br />
Sağlık harcamalarının dörtte üçünden fazlasını kamu finanse etti<br />
Türkiye’nin sağlık finansmanında kamunun ağırlığı 2024 yılında da devam etti.<br />
Türkiye İstatistik Kurumuna göre toplam sağlık harcamalarının yüzde 76,1’i genel devlet tarafından, yüzde 23,9’u ise özel sektör tarafından finanse edildi.<br />
Genel devletin sağlık harcaması 1 trilyon 794 milyar 227 milyon TL’ye ulaştı.<br />
Toplam sağlık harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı 2024 yılında yüzde 5,3 olarak hesaplandı.<br />
Hastaneler, toplam sağlık harcamalarının yüzde 54,6’sıyla sağlık hizmeti sunucuları arasında en büyük paya sahip oldu.<br />
10 yıllık tablo kapasite artışını gösteriyor<br />
2014 ve 2024 rakamları birlikte değerlendirildiğinde Türkiye sağlık sisteminin temel kapasite göstergelerinde belirgin bir büyüme görülüyor.<br />
Toplam hekim sayısı yüzde 63,1 arttı.<br />
Hemşire sayısı yüzde 86 yükseldi.<br />
Hastane yatak kapasitesi yüzde 29,7 genişledi.<br />
Nitelikli yatak sayısı yaklaşık yüzde 86 arttı.<br />
Kişi başına sağlık harcaması dolar cinsinden 563 dolardan 840 dolara çıktı.<br />
Hekim ve hastane yatağı sayısındaki artışın nüfus artışının üzerinde gerçekleşmesi de dikkat çekiyor. Bu durum, sağlık sistemindeki genişlemenin yalnızca ülke nüfusunun büyümesine bağlı olmadığını gösteriyor.<br />
Veriler, Türkiye’nin 2024 yılında 10 yıl öncesine kıyasla daha fazla hekim, daha fazla hemşire, daha geniş hastane kapasitesi ve daha yüksek nitelikli yatak sayısıyla sağlık hizmeti verdiğini ortaya koyuyor.<br />
Bölgesel personel dağılımı ve uluslararası karşılaştırmalarda bazı sağlık insan gücü göstergelerinin daha ileri taşınması ise gelişmeye açık alanlar arasında bulunuyor.<br />
Genel tablo, Türkiye’nin sağlık altyapısı ve insan kaynağı kapasitesinin 2014–2024 döneminde belirgin biçimde güçlendiğini gösteriyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• T.C. Sağlık Bakanlığı – Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2014<br />
• T.C. Sağlık Bakanlığı – Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2024<br />
• T.C. Sağlık Bakanlığı – Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2024 Haber Bülteni<br />
• Türkiye İstatistik Kurumu – Sağlık Harcamaları İstatistikleri 2014<br />
• Türkiye İstatistik Kurumu – Sağlık Harcamaları İstatistikleri 2024</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-hekim-sayisi-yuzde-63-hemsire-sayisi-yuzde-86-artti</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 21:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/turkiye-saglik-10-yil-200kb.webp" type="image/jpeg" length="19614"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kahve testosteronu artırır mı? Araştırmada erkeklerde farklı hormon profili görüldü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kahve-testosteronu-artirir-mi-arastirmada-erkeklerde-farkli-hormon-profili-goruldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kahve-testosteronu-artirir-mi-arastirmada-erkeklerde-farkli-hormon-profili-goruldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Finlandiya’da 2 bin 264 kişiyle yapılan araştırma, daha yüksek kahve tüketiminin erkeklerde toplam testosteron ve SHBG ile ilişkili olduğunu buldu. Ancak kesitsel çalışma, kahvenin testosteronu artırdığını kanıtlamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kahve testosteronu artırır mı sorusuna bu araştırmanın verdiği yanıt kesin değil. Finlandiya’da 46 yaşındaki 2 bin 264 kişinin verilerini inceleyen çalışma, daha fazla kahve içen erkeklerde toplam ve biyoyararlanımı yüksek testosteron ile seks hormonu bağlayıcı globulin (SHBG) düzeylerinin daha yüksek olduğunu gösterdi.</p>

<p>Ancak araştırma kesitsel tasarıma sahipti; yani katılımcıların tek bir dönemdeki kahve alışkanlığı ve kan değerleri karşılaştırıldı. Bu nedenle sonuçlar, kahvenin hormon düzeylerini doğrudan yükselttiği anlamına gelmiyor. Kahve tüketimiyle birlikte değişebilecek yaşam tarzı ve biyolojik etkenlerin etkisi tamamen dışlanamaz.</p>

<p>Araştırma European Journal of Nutrition dergisinde yayımlandı. Kuzey Finlandiya 1966 Doğum Kohortu’ndan 2 bin 264 katılımcının değerlendirildiği analizde, katılımcıların yüzde 47’si erkekti. Kahve tüketimi düşük, orta ve yüksek gruplar halinde ele alındı; yüksek tüketim günde beş fincan ve üzeri olarak tanımlandı. [oai_citation:0‡PubMed](https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/42461444?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>## Erkeklerde toplam testosteron yükselirken serbest testosteron düştü</p>

<p>Çalışmanın en önemli ayrıntısı, tüm testosteron ölçümlerinin aynı yönde değişmemesi oldu. Erkeklerde her ek günlük kahve fincanı; toplam testosteron, biyoyararlanımı yüksek testosteron ve SHBG ile pozitif ilişki gösterdi.</p>

<p>Buna karşılık serbest testosteron ve serbest androjen indeksi daha düşük bulundu. SHBG, kandaki testosteronun bir bölümünü bağlayan taşıyıcı proteindir. Bu nedenle yalnızca toplam testosterondaki artışa bakarak “hormon etkisi arttı” sonucuna varmak doğru olmaz.</p>

<p>Kadınlarda ise toplam veya biyoyararlanımı yüksek testosteronla anlamlı ilişki saptanmadı. Kahve tüketimi, SHBG düzeyindeki artış ve serbest testosteron ile serbest androjen indeksindeki düşüşle ilişkiliydi. [oai_citation:1‡Springer Nature Link](https://link.springer.com/article/10.1007/s00394-026-04038-z?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>## Vücut kitle indeksi benzerdi, yağ ve kas dağılımı farklıydı</p>

<p>Daha çok kahve içen gruplarda toplam yağ ve iç organların çevresindeki visseral yağ daha düşük; iskelet kası kütlesi daha yüksek görüldü. Buna rağmen grupların vücut kitle indeksi benzerdi.</p>

<p>Bu bulgu, vücut kitle indeksinin tek başına vücut kompozisyonunu göstermediğini de hatırlatıyor. Yine de bu farkın kahveden kaynaklandığı söylenemez. Katılımcıların sigara kullanımı, eğitim düzeyi, fiziksel aktivitesi ve alkol tüketimi gibi özellikleri kahve grupları arasında farklılık gösterdi.</p>

<p>## Metabolizma açısından hangi bulgular öne çıktı?</p>

<p>Araştırmada kahve tüketimi, her iki cinsiyette dallı zincirli amino asitlerin kandaki düzeyiyle ters yönde ilişkili bulundu. Erkeklerde ayrıca daha elverişli glukoz-insülin profiliyle ilişki gözlendi.</p>

<p>Bu göstergeler metabolik sağlıkla bağlantılı olabilir; fakat tek başına hastalık riskinin düştüğünü ya da kahvenin koruyucu bir tedavi olduğunu göstermez. Araştırmacılar, kahvenin içindeki hangi bileşenlerin bu ilişkilerde rol oynayabileceğinin ileri çalışmalarla incelenmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>## Kahve içerek testosteron tedavisi yapılabilir mi?</p>

<p>Hayır. Bu çalışma kahveyi testosteron düşüklüğü için bir tedavi olarak değerlendirmedi; katılımcılara kahve verilip hormon değişimi izlenmedi. Ayrıca düşük testosteron şikâyeti olan kişilerde tanı; belirtiler, tekrarlanan sabah ölçümleri ve hekim değerlendirmesiyle konur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çarpıntı, tansiyon yüksekliği, uyku sorunu, anksiyete, reflü veya bazı ritim bozuklukları olan kişiler için daha fazla kahve tüketimi uygun olmayabilir. Kahve miktarını hormon sonucu üzerinden değiştirmek yerine, kişisel sağlık durumu için hekime danışmak gerekir.</p>

<p>## Araştırmanın en önemli sınırları</p>

<p>Katılımcıların tamamı 46 yaşındaydı ve Finlandiya’daki tek bir doğum kohortundan geldi. Kahve miktarı katılımcıların kendi bildirimine dayanıyordu; fincan büyüklüğü standart değildi. Araştırma ayrıca kahvenin türü, hazırlanış biçimi ve kafein dışındaki bileşenlerin etkisini kesin olarak ayıramadı.</p>

<p>Bu nedenle sonuç, “kahve testosteronu artırır” değil; “kahve tüketimi, özellikle erkeklerde belirli bir hormon ve metabolizma profiliyle ilişkili bulundu” şeklinde okunmalı.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>European Journal of Nutrition — Associations of habitual coffee intake with testosterone and cardiometabolic markers: the Northern Finland birth cohort 1966 study — 2026</p>

<p>University of Oulu — Study links coffee consumption to metabolic health and sex hormones — 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kahve-testosteronu-artirir-mi-arastirmada-erkeklerde-farkli-hormon-profili-goruldu</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 20:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1356.jpeg" type="image/jpeg" length="35445"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48062"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="59658"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11134"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69361"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="64765"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="55159"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
