<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 22 Aug 2026 09:59:18 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ordu’da Fındık Hasadında Bir Acı Daha: Patpat Kazasında İki Ölü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/orduda-findik-hasadinda-bir-aci-daha-patpat-kazasinda-iki-olu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/orduda-findik-hasadinda-bir-aci-daha-patpat-kazasinda-iki-olu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ordu’nun İkizce ilçesinde “patpat” olarak bilinen tarım aracının karıştığı kazada iki kişi yaşamını yitirdi. Acı olayın ardından can kayıplarıyla gündeme gelen patpatların trafikte ve insan taşımacılığında kullanılmasının yasaklanması istendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Edinilen ilk bilgilere göre kaza, sabah saatlerinde ilçeye bağlı Başönü Mahallesi’nde meydana geldi. Halk arasında “patpat” olarak bilinen tarım aracının karıştığı kazada iki kişi hayatını kaybetti.</p>

<p>Yaşamını yitirenlerden birinin 64 yaşındaki R.Ö. olduğu öğrenildi. Kazada ölen diğer kişinin ise fındık hasadı için bölgeye gelen kadın mevsimlik tarım işçisi olduğu bildirildi.</p>

<p>Kadının kimliğinin belirlenmesine yönelik çalışmaların sürdüğü belirtildi. Kazanın nasıl meydana geldiği ve araçta başka kişilerin bulunup bulunmadığı konusunda henüz ayrıntılı bir resmî açıklama yapılmadı.</p>

<p>“Patpatlar yasaklansın” çağrısı</p>

<p>Karadeniz’de özellikle fındık hasadı döneminde yoğun biçimde kullanılan patpatlar, art arda yaşanan ölümlü kazalar nedeniyle yeniden tartışma konusu oldu.</p>

<p>Esasen tarımsal faaliyetlerde kullanılmak üzere üretilen bu araçların yolcu taşımacılığında ve kara yollarında kullanılması ciddi güvenlik riski oluşturuyor. Standart bir otomobilde bulunan emniyet kemeri, koruyucu gövde ve diğer güvenlik donanımlarını taşımayan patpatlar; eğimli arazi, yüksek yük ve kontrol kaybı gibi durumlarda ölümcül kazalara neden olabiliyor.</p>

<p>İkizce’deki facianın ardından vatandaşlar, patpatların insan taşımak amacıyla kullanılmasının kesin olarak yasaklanmasını, kara yollarına çıkışlarının engellenmesini ve denetimlerin artırılmasını istedi.</p>

<p>Ordu’da bilanço ağırlaşıyor</p>

<p>Ordu Valisi Muammer Erol’un ağustos ayı başında açıkladığı verilere göre, kentte 2026’nın ilk sekiz ayında 106 patpat kazası meydana geldi. Bu kazalarda 159 kişi yaralanırken 6 kişi yaşamını yitirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İkizce’de bildirilen son iki can kaybının resmî kayıtlara eklenmesi hâlinde, patpat kazalarında yılbaşından bu yana hayatını kaybedenlerin sayısı 8’e yükselecek.</p>

<p>Yetkililerin kazayla ilgili incelemesi sürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/orduda-findik-hasadinda-bir-aci-daha-patpat-kazasinda-iki-olu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 09:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8782.jpeg" type="image/jpeg" length="92918"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akciğer Dostu Sofra: Yeşilliklerden Kuruyemişlere Öne Çıkan Besinler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/akciger-dostu-sofra-yesilliklerden-kuruyemislere-one-cikan-besinler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/akciger-dostu-sofra-yesilliklerden-kuruyemislere-one-cikan-besinler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sebze, meyve, baklagil, tam tahıl ve kuruyemiş ağırlıklı bir sofra akciğer sağlığını destekleyebilir. Ancak hiçbir besin sigaranın zararını silmiyor veya akciğer hastalığını tek başına tedavi etmiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Akciğerler yalnızca sigara dumanıyla değil, gün boyunca solunan kirli hava, toz ve çeşitli kimyasal parçacıklarla da karşılaşıyor. Vücut bu yükle mücadele ederken beslenmeden aldığı vitaminleri, mineralleri, sağlıklı yağları ve bitkisel bileşikleri kullanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle akciğer sağlığı konuşulurken sofradaki seçimler de giderek daha fazla ilgi görüyor. Araştırmalar; sebze, meyve, baklagil, tam tahıl ve kuruyemiş bakımından zengin beslenme modelleriyle daha iyi solunum ölçümleri ve bazı akciğer hastalıklarının daha düşük görülme olasılığı arasında bağlantılar bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>Buradaki sözcük “bağlantı”. Mevcut çalışmalar, belirli bir yiyeceğin akciğeri temizlediğini veya oluşmuş hasarı onardığını kanıtlamıyor. Beslenme, akciğerleri koruyan büyük tablonun yalnızca bir parçası.</p>

<p>Bitki ağırlıklı beslenme ne anlama geliyor?</p>

<p>Bitki ağırlıklı beslenmek, mutlaka bütün hayvansal ürünleri bırakmak demek değil. Sebze, meyve, mercimek, nohut, kuru fasulye, tam tahıllar, kuruyemişler ve tohumların öğünlerde daha fazla yer tutması anlamına geliyor.</p>

<p>Bu modelin değeri yalnızca tek tek vitaminlerden kaynaklanmıyor. Bitkisel besinler; lif, mineraller ve farklı antioksidan bileşiklerin birlikte alınmasını sağlıyor. Antioksidanlar, hücrelere zarar verebilen kararsız moleküllere karşı vücudun savunmasına katkıda bulunan maddeler olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Akciğer dokusu, dış ortamla sürekli temas ettiği için bu tür hücresel hasara karşı hassas. Bununla birlikte, antioksidan içeren bir yiyeceğin laboratuvarda gösterdiği etki ile insanda bir hastalığı önlemesi aynı şey değil. Bu nedenle tek bir besine olağanüstü anlam yüklemek yerine genel beslenme düzenine bakmak gerekiyor.</p>

<p>Akciğer dostu sofrada hangi besinler öne çıkıyor?</p>

<p>Koyu yeşil yapraklı sebzeler, çeşitli vitaminler ve karotenoid adı verilen bitkisel renk maddeleri içeriyor. Ispanak, pazı, roka ve brokoli bu gruba eklenebilir. Çeşitlilik, sürekli aynı sebzeyi tüketmekten daha geniş bir besin bileşimi sağlar.</p>

<p>Çilek, böğürtlen, yaban mersini, vişne ve benzeri renkli meyveler farklı polifenoller içerir. Portakal, mandalina, kivi, biber ve maydanoz ise C vitamini kaynakları arasındadır. C vitamini bağışıklık sisteminin normal işleyişine katkıda bulunur; fakat solunum yolu enfeksiyonlarını kesin olarak önleyen bir kalkan değildir.</p>

<p>Ceviz, badem, fındık, keten tohumu ve chia tohumu sağlıklı yağlar, E vitamini, lif ve çeşitli mineraller sağlayabilir. Ceviz ile keten tohumunda bitkisel omega-3 yağ asidi bulunur. Bunun astım veya KOAH tedavisinin yerine geçeceği düşünülmemelidir.</p>

<p>Yulaf, bulgur, tam buğday ve esmer pirinç gibi tam tahıllar da lif alımını artırır. Nohut, mercimek, fasulye ve bezelye ise lifin yanında bitkisel protein sunar. Bu gıdalar, işlenme düzeyi yüksek ürünlerin yerine geçtiğinde beslenmenin genel kalitesini yükseltebilir.</p>

<p>Lif ile akciğer arasında nasıl bir ilişki var?</p>

<p>Lif doğrudan akciğere ulaşmaz. Etkisinin bağırsaklar üzerinden gerçekleşebileceği düşünülüyor. Bağırsaktaki yararlı mikroorganizmalar bazı lifleri parçalayarak bağışıklık yanıtını ve iltihaplanma süreçlerini etkileyebilen maddeler üretir.</p>

<p>Bu mekanizma “bağırsak-akciğer ekseni” olarak adlandırılıyor. Alan umut verici olsa da hangi lif türünün hangi akciğer hastalığında ne ölçüde yarar sağlayacağı henüz kesinleşmiş değil. Sebze, meyve, baklagil ve tam tahılları birlikte tüketmek, tek bir lif takviyesine bel bağlamaktan daha dengeli bir yaklaşım.</p>

<p>Araştırmalar ne söylüyor?</p>

<p>Gözlemsel çalışmalarda sebze ve meyve tüketimi yüksek kişilerin bazı solunum testlerinde daha iyi değerlere sahip olduğu görüldü. Akdeniz tipi beslenmeye daha fazla uyan kişilerde de akciğer fonksiyon bozukluğu olasılığının daha düşük olabileceğini düşündüren sonuçlar elde edildi.</p>

<p>Buna karşılık işlenmiş etlerin ve Batı tipi beslenme düzeninin daha fazla tüketilmesi, bazı çalışmalarda daha düşük akciğer fonksiyonuyla ilişkilendirildi. Batı tipi beslenme; işlenmiş et, kızartma, rafine tahıl, şekerli içecek ve yoğun biçimde işlenmiş ürünlerin öne çıktığı modeli anlatıyor.</p>

<p>Bu bulgular neden-sonuç ilişkisini tek başına kanıtlamaz. Daha sağlıklı beslenen kişiler daha fazla hareket ediyor, daha az sigara içiyor veya sağlık kontrollerini daha düzenli yaptırıyor olabilir. Araştırmacılar bu farklılıkları hesaba katmaya çalışsa da etkilerini tamamen ayırmak her zaman mümkün değildir.</p>

<p>Vegan etiketi tek başına yeterli değil</p>

<p>Bir ürünün bitkisel olması, otomatik olarak sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Şekerli içecekler, bazı paketli atıştırmalıklar, yüksek tuz içeren hazır yemekler ve fazla işlenmiş bitkisel ürünler de vegan olabilir.</p>

<p>Akciğer açısından asıl belirleyici, “bitkisel” etiketinden çok beslenmenin bütünüdür. Taze veya az işlenmiş besinlere dayanan bir düzen ile yoğun şeker, tuz ve rafine yağ içeren bir vegan beslenme aynı sağlık etkisini göstermez.</p>

<p>Tamamen vegan beslenenlerde B12 vitamini desteği gereklidir. Demir, iyot, kalsiyum, D vitamini, çinko, protein ve omega-3 alımının da planlanması gerekir. Hamileler, çocuklar, ileri yaştakiler ve kronik hastalığı bulunanlar bu geçişi bir hekim veya diyetisyenle değerlendirmelidir.</p>

<p>Süt ürünleri balgamı artırır mı?</p>

<p>Sütün vücutta daha fazla balgam ürettiğine ilişkin yaygın inanış güçlü bilimsel kanıtlarla desteklenmiyor. Sütün ağızda bıraktığı yoğunluk, bazı kişilerde salgılar artmış gibi bir his oluşturabilir.</p>

<p>Süt alerjisi bulunanlarda ise solunumla ilgili belirtiler gelişebilir ve bu ayrı bir durumdur. Astım veya nefes darlığı yaşayan kişinin, tıbbi gerekçe olmadan geniş bir besin grubunu tamamen çıkarması besin eksikliklerine yol açabilir.</p>

<p>Takviye almak aynı etkiyi sağlar mı?</p>

<p>Sebze ve meyveden alınan beta-karoten ile yüksek doz beta-karoten takviyesi aynı kabul edilmemeli. Büyük klinik araştırmalarda yüksek doz beta-karoten takviyesinin sigara içenlerde ve asbeste maruz kalanlarda akciğer kanseri riskini artırabildiği görüldü.</p>

<p>Bu bulgu, “antioksidan ne kadar çok olursa o kadar iyi” düşüncesinin doğru olmadığını gösteriyor. Vitamin ve mineral takviyeleri, eksiklik saptanması veya hekim tarafından uygun görülmesi dışında akciğeri korumak amacıyla gelişigüzel kullanılmamalı.</p>

<p>Greyfurt da bazı ilaçların kandaki düzeyini değiştirebilir. Düzenli ilaç kullananların greyfurt tüketimini artırmadan önce hekimlerine veya eczacılarına danışmaları uygun olur.</p>

<p>Akciğer sağlığında ilk sırada ne var?</p>

<p>Beslenme düzenini iyileştirmek yararlı olabilir; ancak sigarayı bırakmanın yerini tutmaz. Akciğer sağlığını korumak için en güçlü adım sigara, elektronik sigara ve diğer tütün ürünlerinden uzak durmaktır.</p>

<p>Hareket etmek, uygun kiloyu korumak, hava kirliliğinin yoğun olduğu saatlerde maruziyeti azaltmak, iş ortamındaki koruyucu önlemlere uymak ve gerekli aşıları yaptırmak da önemlidir. Astım veya KOAH ilacı kullanan kişiler, yalnızca beslenmelerini değiştirdikleri için tedavilerini bırakmamalıdır.</p>

<p>Pratik başlangıç için tabağın önemli bir bölümünü sebzelere ayırmak, haftada birkaç öğünde baklagil tüketmek, beyaz ekmek ve pirinç yerine tam tahılları seçmek, ara öğünlerde tuzsuz kuruyemişe yer vermek düşünülebilir. Şekerli içecekleri ve işlenmiş etleri daha seyrek tüketmek de genel beslenme kalitesini artırır.</p>

<p>Nefes darlığı yalnızca beslenmeyle açıklanamaz</p>

<p>Yeni başlayan veya giderek artan nefes darlığı; astım, KOAH, enfeksiyon, kansızlık, kalp hastalığı ve başka sağlık sorunlarıyla ilişkili olabilir. Üç haftadan uzun süren öksürük, tekrarlayan hırıltı, günlük işleri kısıtlayan nefes darlığı, açıklanamayan kilo kaybı veya kanlı balgam varsa hekim değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Aniden gelişen şiddetli nefes darlığına göğüs ağrısı, bayılma, bilinç bulanıklığı ya da dudaklarda morarma eşlik ediyorsa gecikmeden acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.</p>

<p>Bitki ağırlıklı ve az işlenmiş besinlere dayanan bir sofra akciğer sağlığına katkı sağlayabilir. Fakat akciğeri “temizleyen” tek bir yiyecek yok. Koruyucu yaklaşım; tütünden uzak durma, hareket, temiz hava, uygun tıbbi takip ve dengeli beslenmenin birlikte sürdürülmesine dayanıyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>European Respiratory Journal – Processed Meat Consumption and Lung Function: Modification by Antioxidants and Smoking – Hitomi Okubo ve Hertfordshire Cohort Study Group – 2014 – DOI: 10.1183/09031936.00109513</li>
 <li>Nutrients – Mediterranean Diet and Lung Function in Adults Current Smokers: A Cross-Sectional Analysis in the MEDISTAR Project – Roxana-Elena Catalin ve arkadaşları – 2023 – DOI: 10.3390/nu15051272</li>
 <li>Nutrients – Effects of Mediterranean Diet and Physical Activity on Pulmonary Function: A Cross-Sectional Analysis in the ILERVAS Project – Jordi Franch-Parella ve arkadaşları – 2019 – DOI: 10.3390/nu11020329</li>
 <li>Nutrition Reviews – Adherence to the Mediterranean Diet and the Risk of Lung Cancer: A Systematic Review and Dose-Response Meta-Analysis – Yong Zhang ve arkadaşları – 2022 – DOI: 10.1093/nutrit/nuab117</li>
 <li>European Respiratory Journal – Fruits and Vegetables and Lung Cancer Risk: A Systematic Review and Meta-Analysis – Ana Rita Vieira ve arkadaşları – 2016 – DOI: 10.1183/13993003.01512-2014</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – Healthy Diet – 2026</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/akciger-dostu-sofra-yesilliklerden-kuruyemislere-one-cikan-besinler</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 08:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8779.jpeg" type="image/jpeg" length="70472"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TSEDAD’dan Yükseköğretimde Kalite ve Akreditasyon Toplantısı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tsedaddan-yuksekogretimde-kalite-ve-akreditasyon-toplantisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tsedaddan-yuksekogretimde-kalite-ve-akreditasyon-toplantisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp ve Sağlık Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği, yükseköğretimde değişim, kalite güvencesi ve akreditasyon süreçlerini Prof. Dr. Muzaffer Elmas’ın katılımıyla ele alacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tıp ve Sağlık Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TSEDAD), yükseköğretimde kalite güvencesi ve akreditasyon alanındaki güncel gelişmelerin değerlendirileceği bir bilgilendirme toplantısı düzenleyecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Yükseköğretimde Değişim, Kalite ve Akreditasyon” başlığıyla gerçekleştirilecek toplantının konuşmacısı, Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas olacak.</p>

<p>Prof. Dr. Elmas’ın programda yükseköğretimde yaşanan değişimi, kalite güvencesinin kurumsal gelişimdeki yerini ve akreditasyon süreçlerine ilişkin güncel yaklaşımları ele alması bekleniyor. Toplantıda ayrıca üniversitelerin kalite odaklı dönüşümü ile eğitim standartlarının geliştirilmesine yönelik görüş ve deneyimler paylaşılacak.</p>

<p>TSEDAD üyelerinin davet edildiği toplantı, 1 Eylül 2026 Salı günü saat 10.00’da TSEDAD Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Programa çevrim içi katılım seçeneği de sunulacak.</p>

<p>Tıp ve sağlık eğitiminin niteliğini geliştirmeyi ve akreditasyon kültürünün yaygınlaşmasını desteklemeyi amaçlayan TSEDAD, düzenleyeceği toplantıyla yükseköğretimde kalite güvencesine yönelik değerlendirmelere ortak bir zemin oluşturacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧪 Bilimsel Etkinlikler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tsedaddan-yuksekogretimde-kalite-ve-akreditasyon-toplantisi</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 07:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8778.jpeg" type="image/jpeg" length="68964"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çarpıntıdan Uyuşmaya: Magnezyum Eksikliğinde Ortaya Çıkabilecek İşaretler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/carpintidan-uyusmaya-magnezyum-eksikliginde-ortaya-cikabilecek-isaretler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/carpintidan-uyusmaya-magnezyum-eksikliginde-ortaya-cikabilecek-isaretler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kas krampları, yorgunluk, iştahsızlık ve uyuşma magnezyum düşüklüğünde görülebilir. Ancak bu yakınmalar tek başına tanı koydurmaz; eksikliğin nedeni ve kişinin kullandığı ilaçlar birlikte değerlendirilmelidir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gece uykudan uyandıran bir baldır krampı, gün boyu süren halsizlik ya da parmak uçlarında beliren karıncalanma… Bu yakınmaların ardından akla gelen ilk seçeneklerden biri magnezyum takviyesi oluyor. Oysa benzer belirtiler çok sayıda sağlık sorununda ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Magnezyum eksikliği yalnızca beslenmeyle ilgili bir mesele de değil. Bağırsaklardan emilimin bozulması, böbreklerden fazla mineral kaybedilmesi, uzun süren ishal ve bazı ilaçlar kandaki magnezyum düzeyini düşürebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle belirtilerden yola çıkarak kendi kendine tanı koymak veya gelişigüzel takviye kullanmak yerine, yakınmaların bütünüyle değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Magnezyum vücutta ne işe yarıyor?</p>

<p>Magnezyum; kasların kasılıp gevşemesi, sinirlerin ileti göndermesi, kalp ritminin düzenlenmesi, enerji üretimi, kemik yapısının korunması ve kan şekeri kontrolü gibi yüzlerce biyolojik süreçte görev alıyor.</p>

<p>Vücuttaki magnezyumun büyük bölümü kemiklerde ve hücrelerin içinde bulunuyor. Kanda dolaşan miktarı ise toplam magnezyumun küçük bir bölümünü oluşturuyor. Bu durum, magnezyum durumunu yalnızca tek bir kan testiyle değerlendirmenin neden her zaman kolay olmadığını açıklıyor.</p>

<p>Sağlıklı kişilerde yalnızca besinlerden az magnezyum alınmasına bağlı belirgin eksiklik sık görülmüyor. Böbrekler, magnezyum azaldığında idrarla kaybı azaltarak dengeyi korumaya çalışıyor. Hastalıklar, ilaçlar veya uzun süren kayıplar devreye girdiğinde bu koruma yetersiz kalabiliyor.</p>

<p>Erken dönemde görülebilen belirtiler</p>

<p>Magnezyum düşüklüğü hafif düzeydeyken hiçbir belirti vermeyebilir. Belirti ortaya çıktığında ilk yakınmalar çoğu zaman magnezyum eksikliğine özgü değildir.</p>

<p>Erken dönemde görülebilecek işaretler şunlardır:</p>

<ul>
 <li>İştah azalması</li>
 <li>Bulantı veya kusma</li>
 <li>Sürekli yorgunluk hissi</li>
 <li>Genel güçsüzlük</li>
 <li>Kaslarda seğirme veya kramp</li>
 <li>Ellerde ve ayaklarda uyuşma ya da karıncalanma</li>
</ul>

<p>Bu belirtilerin bulunması mutlaka magnezyum eksikliği olduğu anlamına gelmez. Kansızlık, tiroit bozuklukları, uyku sorunları, yoğun stres, susuzluk, B12 vitamini eksikliği, dolaşım problemleri ve bazı nörolojik hastalıklar da benzer yakınmalara yol açabilir.</p>

<p>Baş ağrısı, huzursuzluk ve uykusuzluk ne kadar anlamlı?</p>

<p>Baş ağrısı, huzursuzluk, sinirlilik ve uyku kalitesinde bozulma, düşük magnezyum alımıyla ilişkilendirilen yakınmalar arasında sayılıyor. Ancak bunlar tek başına güvenilir eksiklik göstergeleri değil.</p>

<p>Örneğin baş ağrısının susuzluk, düzensiz uyku, görme kusurları, migren veya yüksek tansiyon gibi birçok nedeni bulunuyor. Uyku bozukluğu da magnezyum eksikliğinden çok daha sık olarak stres, kafein tüketimi, uyku apnesi ve düzensiz yaşam alışkanlıklarıyla bağlantılı olabiliyor.</p>

<p>Bu tür yakınmalar sürekli hale geldiyse çözümü doğrudan takviye kutusunda aramak, asıl nedenin belirlenmesini geciktirebilir.</p>

<p>Kas krampları her zaman magnezyum eksikliği değildir</p>

<p>Magnezyum sinir ve kas işlevlerine katıldığı için eksikliğinde seğirme, kasılma ve kramplar gelişebilir. Özellikle başka belirtilerle birlikte tekrarlayan kramplar değerlendirmeye değer olabilir.</p>

<p>Bununla birlikte gece krampları; kasların fazla kullanılması, uzun süre hareketsiz kalma, sıvı kaybı, dolaşım sorunları, gebelik, bazı ilaçlar ve diğer mineral dengesizlikleri nedeniyle de görülebilir.</p>

<p>Araştırmalar, magnezyum takviyesinin nedeni belirlenmemiş her kas krampını düzelttiğini göstermiyor. Bu nedenle yalnızca kramp varlığına dayanarak takviye başlanması doğru bir yaklaşım değil.</p>

<p>İleri eksiklikte daha ciddi bulgular gelişebilir</p>

<p>Magnezyum düzeyi belirgin biçimde düştüğünde sinir sistemi, kaslar ve kalbin elektriksel düzeni etkilenebilir. İleri eksiklikte şu bulgular görülebilir:</p>

<ul>
 <li>Belirgin kas spazmları</li>
 <li>Titreme</li>
 <li>Davranış veya bilinç değişiklikleri</li>
 <li>Şiddetli güçsüzlük</li>
 <li>Nöbet</li>
 <li>Kalp ritminde bozulma</li>
</ul>

<p>Şiddetli magnezyum eksikliğine kandaki potasyum veya kalsiyum düşüklüğü de eşlik edebilir. Böyle bir durumda yakınmalar daha ağır seyredebilir ve hastanede tedavi gerekebilir.</p>

<p>Yeni başlayan veya uzun süren çarpıntıya göğüs ağrısı, bayılma, belirgin baş dönmesi ya da nefes darlığı eşlik ediyorsa gecikmeden acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır. Nöbet ve bilinç değişikliği de acil değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Kimlerde magnezyum düşüklüğü daha sık görülür?</p>

<p>Bazı kişilerde magnezyumun yetersiz alınmasından çok, emilim veya kayıp sorunu ön plandadır. Riskin arttığı başlıca durumlar arasında şunlar bulunur:</p>

<ul>
 <li>Crohn hastalığı veya çölyak gibi emilimi etkileyen bağırsak hastalıkları</li>
 <li>Uzun süren veya tekrarlayan ishal</li>
 <li>Bağırsakların bir bölümünün ameliyatla çıkarılması</li>
 <li>Kontrolsüz tip 2 diyabet</li>
 <li>Uzun süreli yoğun alkol kullanımı</li>
 <li>İleri yaş</li>
 <li>Yetersiz ve tek yönlü beslenme</li>
 <li>Böbreklerden magnezyum kaybını artıran bazı hastalıklar</li>
 <li>Bazı kanser tedavileri ve bağışıklık sistemini etkileyen ilaçlar</li>
</ul>

<p>İdrar söktürücü ilaçlar ile mide asidini azaltan proton pompası inhibitörlerinin uzun süreli kullanımı da bazı kişilerde magnezyum düşüklüğüne katkıda bulunabilir. Reçeteli bir ilaç bu ihtimal nedeniyle doktora danışılmadan bırakılmamalıdır.</p>

<p>Magnezyum eksikliği nasıl anlaşılır?</p>

<p>Değerlendirmede kişinin yakınmaları, beslenme düzeni, geçirdiği hastalıklar ve kullandığı ilaçlar birlikte ele alınır. En sık başvurulan inceleme serum magnezyum testidir.</p>

<p>Kullanılan laboratuvara göre referans aralıklarında küçük farklılıklar olabilir. Ayrıca kan magnezyumunun normal bulunması, vücudun bütün magnezyum depolarının eksiksiz olduğunu her zaman göstermez. Çünkü mineralin büyük bölümü kanda değil, hücrelerde ve kemiklerde bulunur.</p>

<p>Gerekli görüldüğünde potasyum, kalsiyum, böbrek fonksiyonları ve kan şekeri de incelenebilir. Çarpıntı varsa kalbin elektriksel faaliyetini değerlendiren EKG çekilebilir. Bazı hastalarda idrarla atılan magnezyumun ölçülmesi, kaybın böbreklerden kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Günlük magnezyum ihtiyacı ne kadar?</p>

<p>Yetişkinlerde önerilen günlük magnezyum miktarı yaşa, cinsiyete, gebelik ve emzirme durumuna göre değişiyor. Genel olarak yetişkin kadınlarda günlük gereksinim yaklaşık 310–320 miligram, erkeklerde ise 400–420 miligram düzeyinde.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu rakamlar sağlıklı kişiler için oluşturulan genel beslenme hedefleridir. Eksiklik tedavisinde kullanılacak miktarla aynı değildir. Hastalık, ilaç kullanımı ve böbrek fonksiyonları kişisel ihtiyacı değiştirebilir.</p>

<p>Magnezyumu doğal yoldan artıran besinler</p>

<p>Çoğu kişi için ilk adım, magnezyumdan zengin besinleri düzenli olarak sofraya eklemektir. İyi kaynaklar arasında şunlar yer alır:</p>

<ul>
 <li>Kabak çekirdeği ve chia tohumu</li>
 <li>Badem, kaju ve yer fıstığı</li>
 <li>Ispanak gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler</li>
 <li>Mercimek, nohut, kuru fasulye ve diğer baklagiller</li>
 <li>Tam tahıllar</li>
 <li>Yulaf</li>
 <li>Avokado</li>
 <li>Patates</li>
 <li>Yoğurt ve süt</li>
 <li>Bazı balık türleri</li>
</ul>

<p>Tek bir besine yüklenmek yerine bu yiyecekleri dengeli bir beslenme düzeni içinde çeşitlendirmek daha uygun olur. Tam tahılların yoğun biçimde işlenmesi, tahılın magnezyumdan zengin bölümlerinin uzaklaşmasına neden olabilir.</p>

<p>Herkes magnezyum takviyesi kullanmalı mı?</p>

<p>Hayır. Belirti bulunması, takviye kullanmak için tek başına yeterli gerekçe değildir. Özellikle böbrek hastalığı olan kişiler fazla magnezyumu vücuttan atmakta zorlanabilir. Bu durum kandaki magnezyumun tehlikeli düzeylere çıkmasına yol açabilir.</p>

<p>Magnezyum içeren takviyeler ve bazı müshiller yüksek miktarlarda alındığında ishal, bulantı ve karın krampları yapabilir. Çok yüksek alımlar tansiyon düşüklüğü, kas güçsüzlüğü, solunum sorunları ve kalp ritmi bozukluklarıyla sonuçlanabilir.</p>

<p>Magnezyum ayrıca bazı antibiyotiklerin ve kemik erimesi ilaçlarının emilimini etkileyebilir. Bu nedenle düzenli ilaç kullananların, hamilelerin, böbrek hastalarının ve kronik rahatsızlığı bulunanların takviyeye başlamadan önce hekim veya eczacıya danışması gerekir.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Tekrarlayan kas krampları, açıklanamayan güçsüzlük, devam eden bulantı, iştah kaybı, uyuşma veya karıncalanma varsa değerlendirme alınmalıdır. Özellikle bağırsak hastalığı, diyabet, uzun süreli ishal ya da magnezyum kaybına yol açabilecek ilaç kullanımı bulunuyorsa bu belirtiler daha dikkatli ele alınmalıdır.</p>

<p>Magnezyum eksikliği tedavi edilebilir. Ancak doğru yaklaşım yalnızca eksilen minerali yerine koymak değil, düşüklüğe yol açan nedeni de belirlemektir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri Besin Takviyeleri Ofisi – Magnesium: Fact Sheet for Health Professionals – Güncelleme 2026.</li>
 <li>Merck Manual Professional Edition – Hypomagnesemia – James L. Lewis III – Güncelleme 2025.</li>
 <li>Nutrients – Magnesium: Biochemistry, Nutrition, Detection, and Social Impact of Diseases Linked to Its Deficiency – Fiorentini D, Cappadone C, Farruggia G, Prata C – 2021 – DOI: 10.3390/nu13041136.</li>
 <li>Nutrients – The Integral Role of Magnesium in Muscle Integrity and Aging: A Comprehensive Review – Souza ACR, Vasconcelos AR, Dias DD ve arkadaşları – 2023 – DOI: 10.3390/nu15245127.</li>
 <li>Nutrients – Magnesium Metabolism in Chronic Alcohol-Use Disorder: Meta-Analysis and Systematic Review – Vanoni FO, Milani GP, Agostoni C ve arkadaşları – 2021 – DOI: 10.3390/nu13061959.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Vitamin &amp; Mineraller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/carpintidan-uyusmaya-magnezyum-eksikliginde-ortaya-cikabilecek-isaretler</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 07:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8775.jpeg" type="image/jpeg" length="79883"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Parkinson Hastalığı Kimlerde Daha Sık Görülüyor? Değiştirilebilen ve Değiştirilemeyen Riskler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/parkinson-hastaligi-kimlerde-daha-sik-goruluyor-degistirilebilen-ve-degistirilemeyen-riskler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/parkinson-hastaligi-kimlerde-daha-sik-goruluyor-degistirilebilen-ve-degistirilemeyen-riskler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Parkinson hastalığı tek bir nedene bağlanamıyor. İleri yaş ve genetik yatkınlığın yanı sıra bazı pestisitler, çözücüler, hava kirliliği ve tekrarlayan kafa travmaları da araştırmaların odağında.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir çiftçinin yıllarca kullandığı tarım ilacı, sanayi çalışanının soluduğu çözücü veya gençlikte geçirilen ciddi bir kafa travması… Bunların hiçbiri tek başına “Parkinson olacaksınız” anlamına gelmiyor. Ancak bilim insanları, hastalığın neden bazı kişilerde ortaya çıktığını anlamaya çalışırken geçmişteki çevresel maruziyetleri de giderek daha dikkatli inceliyor.</p>

<p>Parkinson hastalığı; hareketlerin yavaşlaması, kaslarda sertlik, istirahat hâlinde titreme ve denge sorunlarıyla tanınan, ilerleyici bir sinir sistemi hastalığıdır. Beyinde hareketlerin düzenlenmesine yardım eden dopamini üreten hücrelerin zamanla kaybedilmesiyle gelişir.</p>

<p>Bu hücre kaybını başlatan süreç ise çoğu hastada tam olarak bilinmez. Eldeki veriler, Parkinson’un genetik yatkınlık, yaşlanma, çevresel maruziyetler ve yaşam boyunca biriken biyolojik etkilerin kesiştiği karmaşık bir hastalık olduğunu gösteriyor.</p>

<p>En güçlü risk etkeni ileri yaş</p>

<p>Parkinson her yaşta görülebilse de hastalığın ortaya çıkma ihtimali yaşla birlikte yükselir. Tanıların büyük bölümü 60 yaşından sonra konur. Bununla birlikte ileri yaş, hastalığın kaçınılmaz olduğu anlamına gelmez; yaşlı nüfusun çoğunda Parkinson gelişmez.</p>

<p>Erkeklerde Parkinson hastalığı kadınlara göre daha sık görülür. Bu farkın hormonlar, genetik özellikler, mesleki maruziyetler ve yaşam tarzıyla ne ölçüde ilişkili olduğu hâlâ araştırılıyor.</p>

<p>Ailede Parkinson bulunması da riski artırabilir. Ancak hastaların çoğunda hastalığı doğrudan açıklayabilecek tek bir kalıtsal değişiklik saptanmaz. Aile öyküsü olmayan bir kişide de Parkinson gelişebilir.</p>

<p>Bazı pestisitlerle bağlantı neden araştırılıyor?</p>

<p>Tarım ilaçları Parkinson araştırmalarının en fazla dikkat çeken başlıklarından biri. Özellikle tarım alanlarında çalışan, pestisitleri hazırlayan veya uygulayan kişilerde uzun süreli ve yoğun maruziyet üzerinde duruluyor.</p>

<p>Araştırmalarda belirli pestisitlere maruz kalma ile Parkinson arasında istatistiksel ilişki bulundu. Bazı kimyasalların, laboratuvar ortamında dopamin üreten sinir hücrelerine zarar verebildiği de gösterildi. Hücrenin enerji üretim merkezleri olan mitokondrilerin bozulması, oksidatif hasar ve iltihabi süreçler olası açıklamalar arasında.</p>

<p>Bununla birlikte bütün pestisitler aynı değildir. “Tarım ilacı Parkinson’a neden olur” biçimindeki geniş ve kesin bir cümle, mevcut kanıtların sınırlarını aşar. Maruz kalınan kimyasalın türü, yoğunluğu, kullanım süresi, koruyucu ekipman ve kişinin genetik yatkınlığı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Mesleği gereği pestisit kullananların ürün etiketindeki güvenlik talimatlarına uyması; eldiven, maske ve uygun koruyucu giysi kullanması; ilaçlama sırasında yemek yememesi ve kimyasalları yaşam alanlarından uzakta saklaması gerekir. Boş ambalajlar başka amaçlarla kullanılmamalıdır.</p>

<p>Kuru temizleme ve sanayide kullanılan çözücüler</p>

<p>Parkinson riskiyle ilişkisi araştırılan maddeler arasında klorlu organik çözücüler de bulunuyor. Bunlardan trikloroetilen, geçmişte metal parçaların yağdan arındırılması ve bazı kuru temizleme işlemleri gibi farklı alanlarda kullanıldı.</p>

<p>Bu maddelerle ilgili bulgular özellikle yüksek düzeyde ve uzun süreli mesleki maruziyet yaşayan gruplardan geliyor. Bir kişinin geçmişte kuru temizlemeci yakınında yaşamış olması veya kısa süreli bir kimyasal kokuya maruz kalması, tek başına hastalık geliştireceği anlamına gelmez.</p>

<p>Çalışma ortamında çözücü kullanılıyorsa iyi havalandırma, kapalı sistemler, uygun kişisel koruyucular ve iş sağlığı denetimleri bireysel önlemlerden çok daha etkilidir. Çalışanların hangi kimyasallara maruz kaldıklarını bilmeleri ve işyeri hekimine bu bilgiyi aktarmaları da önem taşır.</p>

<p>Hava kirliliği ile Parkinson arasında bağ var mı?</p>

<p>Trafik kaynaklı azot dioksit ve ince parçacıklar yalnızca akciğer ve kalp sağlığı açısından değil, sinir sistemi üzerindeki olası etkileri nedeniyle de araştırılıyor.</p>

<p>Bazı geniş nüfus çalışmalarında, azot dioksit düzeyi daha yüksek bölgelerde yaşayan kişilerde Parkinson tanısının daha sık görüldüğü bildirildi. Fakat hava kirliliğinin bileşimi şehirden şehre değişir. Birlikte bulunan trafik yoğunluğu, meslek, ekonomik koşullar ve başka çevresel etkenler de sonuçları etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle araştırmalar bir ilişkiye işaret etse de her kirleticinin Parkinson’a doğrudan neden olduğu söylenemez. Hava kirliliğinin azaltılması ise Parkinson’dan bağımsız olarak kalp, akciğer ve genel toplum sağlığı için güçlü bir koruyucu adımdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yoğun trafik saatlerinde açık havada ağır egzersiz yapmamak, mümkünse ana yollar yerine daha sakin güzergâhları seçmek ve kapalı alanları hava kalitesinin daha iyi olduğu saatlerde havalandırmak maruziyeti azaltabilir. Asıl kalıcı çözüm, temiz hava politikaları ve toplumsal ölçekte emisyonların düşürülmesidir.</p>

<p>Tekrarlayan kafa travmaları riski etkileyebilir</p>

<p>Bilinç kaybına yol açan ciddi kafa travmaları ve tekrarlayan darbeler de Parkinson riskinin araştırıldığı alanlardan biri. Özellikle temas sporları, düşmeler, trafik kazaları ve bazı mesleklerde meydana gelen kafa yaralanmaları üzerinde duruluyor.</p>

<p>Kafa travmasının beyinde uzun süre devam eden iltihabi süreçleri tetikleyebileceği ve Parkinson’da biriken alfa-sinüklein adlı proteinin davranışını etkileyebileceği düşünülüyor. Ancak kafa travması geçiren kişilerin büyük çoğunluğunda Parkinson gelişmez.</p>

<p>Buradaki en uygulanabilir yaklaşım travmayı önlemektir. Araçta emniyet kemeri, bisiklet ve uygun spor dallarında kask kullanmak; çocukların spor etkinliklerinde güvenlik kurallarına uymak; ileri yaşta düşmeye yol açabilecek ev içi tehlikeleri azaltmak önemlidir.</p>

<p>Başını çarpan bir kişide bilinç kaybı, tekrarlayan kusma, şiddetlenen baş ağrısı, konuşma bozukluğu, güç kaybı, nöbet, belirgin uyku hâli veya davranış değişikliği varsa gecikmeden acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.</p>

<p>Risk faktörü hastalık nedeni demek değildir</p>

<p>Parkinson araştırmalarındaki en sık yanlış anlama, “ilişki” ile “kesin neden” kavramlarının birbirine karıştırılmasıdır.</p>

<p>Bir etkene daha fazla maruz kalan grupta hastalığın daha sık görülmesi, o etkenin her kişide hastalığa yol açtığını kanıtlamaz. Genetik özellikler, yaş, başka kimyasallara maruziyet, beslenme, hareket düzeyi ve araştırmanın nasıl tasarlandığı sonuçları etkileyebilir.</p>

<p>Risk artışı da çoğu zaman mutlak tehlikeyi göstermez. Başlangıçtaki olasılık düşükse göreceli bir artışın kişisel karşılığı yine düşük kalabilir. Bu yüzden tek bir araştırmaya bakarak kişinin Parkinson’a yakalanma ihtimalini hesaplamak mümkün değildir.</p>

<p>Parkinson tamamen önlenebilir mi?</p>

<p>Parkinson hastalığını kesin olarak önlediği kanıtlanmış bir ilaç, besin veya yaşam tarzı programı bulunmuyor. Buna karşılık düzenli fiziksel aktivitenin daha düşük Parkinson riskiyle ilişkili olduğunu gösteren çok sayıda çalışma var.</p>

<p>Egzersiz yalnızca olası Parkinson riski açısından değil; kalp-damar sağlığı, kas gücü, denge, uyku ve zihinsel iyilik hâli açısından da yarar sağlar. Sağlık durumu elverdiği ölçüde tempolu yürüyüş, bisiklet, yüzme, kuvvet ve denge çalışmaları birlikte uygulanabilir.</p>

<p>Sebze, meyve, baklagil, tam tahıl, balık ve zeytinyağının ağırlıkta olduğu dengeli beslenme de genel beyin ve damar sağlığını destekler. Ancak belirli bir yiyeceği tüketmenin Parkinson’u önlediği söylenemez.</p>

<p>Kahve ve çay tüketimi bazı araştırmalarda daha düşük Parkinson görülme sıklığıyla ilişkilendirilmiştir. Bu bulgu, Parkinson’dan korunmak amacıyla herkese kafein başlanması gerektiği anlamına gelmez. Çarpıntısı, ritim bozukluğu, reflüsü, uykusuzluğu veya gebeliği bulunan kişilerde kafein tüketimi ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Sigara kullanımı da gözlemsel çalışmalarda daha düşük Parkinson sıklığıyla ilişkilendirilmiştir. Buna rağmen sigara; kanser, kalp krizi, inme ve kronik akciğer hastalığının başlıca nedenleri arasındadır. Parkinson’dan korunmak için sigaraya başlamak ya da sigarayı sürdürmek kesinlikle güvenli bir seçenek değildir.</p>

<p>Hangi belirtilerde nörolojiye başvurulmalı?</p>

<p>Parkinson yalnızca el titremesinden ibaret değildir. Üstelik her titreme de Parkinson anlamına gelmez. Aşağıdaki değişiklikler kalıcı hâle geldiyse nöroloji değerlendirmesi uygun olabilir:</p>

<ul>
 <li>Dinlenirken ortaya çıkan ve çoğunlukla bir tarafta başlayan titreme</li>
 <li>Hareketlerde belirgin yavaşlama</li>
 <li>Kol veya bacaklarda açıklanamayan sertlik</li>
 <li>Yürürken bir kolun eskisine göre daha az sallanması</li>
 <li>Küçülen ve sıkışan el yazısı</li>
 <li>Adımların giderek kısalması veya ayakların yere takılması</li>
 <li>Yüz ifadesinin azalması ve sesin kısılması</li>
 <li>Koku duyusunda belirgin azalma</li>
 <li>Uykuda bağırma, konuşma veya rüyadaki hareketleri yapma</li>
 <li>Uzun süren kabızlıkla birlikte hareket belirtilerinin bulunması</li>
</ul>

<p>Koku kaybı, kabızlık veya uyku bozukluğu toplumda oldukça yaygındır. Bunların tek başına bulunması Parkinson tanısı koydurmaz. Tanı; kişinin öyküsü, nörolojik muayenesi ve gerektiğinde başka hastalıkları dışlamak için yapılan incelemelerle konur.</p>

<p>Çevresel bir etkene maruz kaldığını düşünen ancak hiçbir belirtisi bulunmayan kişiye rutin olarak Parkinson taraması yapılmasını sağlayan, herkese uygun tek bir kan testi veya görüntüleme yöntemi de bulunmuyor. En doğru adım, maruziyetin niteliğini aile hekimi, işyeri hekimi veya nöroloji uzmanıyla paylaşmaktır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Brain &amp; Life – Factors That May Increase the Risk of Parkinson’s Disease – American Academy of Neurology – 2024.</li>
 <li>Nature Communications – A pesticide and iPSC dopaminergic neuron screen identifies and classifies Parkinson-relevant pesticides – Paul KC ve çalışma arkadaşları – 2023 – DOI: 10.1038/s41467-023-38215-z.</li>
 <li>JAMA Neurology – Association of NO2 and Other Air Pollution Exposures With the Risk of Parkinson Disease – Jo S ve çalışma arkadaşları – 2021 – DOI: 10.1001/jamaneurol.2021.1335.</li>
 <li>Acta Neuropathologica Communications – Biological Links Between Traumatic Brain Injury and Parkinson’s Disease – Delic V, Beck KD, Pang KCH ve çalışma arkadaşları – 2020 – DOI: 10.1186/s40478-020-00924-7.</li>
 <li>Current Neurology and Neuroscience Reports – Update: Protective and Risk Factors for Parkinson Disease – Grotewold A, Albina M – 2024 – DOI: 10.1007/s11910-024-01352-z.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/parkinson-hastaligi-kimlerde-daha-sik-goruluyor-degistirilebilen-ve-degistirilemeyen-riskler</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 07:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8774.jpeg" type="image/jpeg" length="12635"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnme Sonrası İyileşmede Moral Ne Kadar Etkili? Bilim Ne Söylüyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/inme-sonrasi-iyilesmede-moral-ne-kadar-etkili-bilim-ne-soyluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/inme-sonrasi-iyilesmede-moral-ne-kadar-etkili-bilim-ne-soyluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnme sonrası iyileşme aylar, bazen yıllar sürebiliyor. Umut ve küçük hedefler rehabilitasyona katılımı destekleyebilir; ancak hastaya “olumlu düşün” demek tek başına çözüm değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnme sonrası iyileşmede hastanın ruh hâli, tedaviden bağımsız bir ayrıntı değildir. Umut, motivasyon ve ulaşılabilir hedefler rehabilitasyona katılımı destekleyebilir. Ancak olumlu düşünmek, hasar gören beyin dokusunu tek başına iyileştiren bir tedavi olarak görülmemelidir.</p>

<p>Toparlanmanın temelinde erken ve kişiye özel rehabilitasyon bulunur. Fizyoterapi, konuşma terapisi, günlük yaşam becerilerine yönelik çalışmalar, tıbbi takip ve ruh sağlığı desteği aynı sürecin parçalarıdır. Olumlu yaklaşım ise kişinin bu uzun ve zaman zaman yorucu programa devam etmesini kolaylaştırabilir.</p>

<p>İnme sonrası iyileşme neden zaman alıyor?</p>

<p>İnme, beynin bir bölümüne giden kan akımının kesilmesi veya bir beyin damarının kanaması sonucunda meydana gelir. Etkilenen bölgeye göre kas gücü, denge, konuşma, yutma, görme, hafıza, dikkat ve duygular değişebilir.</p>

<p>Beyin, inmeden sonra bir ölçüde yeniden yapılanma yeteneğine sahiptir. Nöroplastisite denilen bu özellik, sağlam sinir ağlarının yeni bağlantılar kurabilmesini ve bazı görevleri yeniden öğrenebilmesini ifade eder. Rehabilitasyonda hareketlerin düzenli ve amaca uygun biçimde tekrarlanması bu nedenle önemlidir.</p>

<p>İyileşme herkeste aynı hızda ilerlemez. İnmenin türü ve büyüklüğü, etkilenen beyin bölgesi, kişinin yaşı, diğer hastalıkları, rehabilitasyona başlama zamanı ve sosyal desteği süreci etkileyebilir.</p>

<p>İlk haftalarda hızlı bir gelişme görülüp daha sonra ilerleme yavaşlayabilir. Bu durum, artık hiçbir kazanım sağlanamayacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Olumlu düşünmek gerçekten iyileştirir mi?</p>

<p>“Pozitif olursan iyileşirsin” sözü, tıbbi gerçeği fazlasıyla basitleştirir. Olumlu düşünmenin felç, konuşma bozukluğu veya denge kaybını doğrudan ortadan kaldırdığına ilişkin bir kanıt yoktur.</p>

<p>Buna karşılık umutlu ve gerçekçi bir yaklaşım, kişinin egzersizlere katılmasını ve tedaviye devam etmesini destekleyebilir. Bir hareketin önce yardımla, ardından daha az destekle yapılabildiğini görmek devam etme isteğini artırabilir.</p>

<p>Olumlu yaklaşım, yaşanan güçlükleri yok saymak değildir. Hasta yorulabilir, öfkelenebilir, üzülebilir veya geleceği konusunda kaygılanabilir. Bu duyguların dile getirilmesine izin vermeden yalnızca “moralini yüksek tut” demek yararlı olmayabilir.</p>

<p>Küçük hedefler neden daha etkili olabilir?</p>

<p>“Tamamen eski hâlime dönmeliyim” düşüncesi, belirsiz ve ağır bir yük oluşturabilir. Bunun yerine rehabilitasyon ekibiyle birlikte somut ve ölçülebilir hedefler belirlenebilir.</p>

<p>Yataktan güvenli biçimde kalkmak, birkaç adım yürümek, bir kelimeyi daha anlaşılır söylemek, kaşık kullanmak veya yardımla giyinmek kişiye özel hedeflerden bazılarıdır.</p>

<p>İlerleme yalnızca yürüme mesafesiyle ölçülmez. Daha az yorulmak, günlük bir işi daha güvenli tamamlamak, iletişim kurmak veya sevilen bir uğraşa yeniden katılmak da anlamlı kazanımlardır.</p>

<p>Hedefler zaman içinde yeniden değerlendirilmelidir. Çok kolay hedefler gelişimi sınırlayabilir; gerçekçi olmayan beklentiler ise başarısızlık ve yetersizlik duygusunu artırabilir.</p>

<p>İnme sonrası depresyon sanıldığından daha yaygın</p>

<p>İnme yalnızca hareketleri veya konuşmayı etkilemez. Beyindeki hasar, bağımsızlığın azalması ve yaşamın aniden değişmesi duygusal sorunlara da yol açabilir.</p>

<p>Bilimsel değerlendirmelere göre inme geçiren kişilerin yaklaşık üçte birinde iyileşmenin herhangi bir döneminde depresyon belirtileri görülebilir. Depresyon yalnızca üzgün görünmek değildir.</p>

<p>İsteksizlik, içe kapanma, uyku veya iştah değişikliği, sürekli yorgunluk, değersizlik düşünceleri ve rehabilitasyona katılmakta zorlanma da belirtiler arasında bulunabilir.</p>

<p>Konuşma güçlüğü yaşayan bir kişinin duygularını anlatamaması, depresyon olmadığı anlamına gelmez. Değerlendirme, iletişim sorunu bulunan hastalara uygun yöntemlerle yapılmalıdır.</p>

<p>“Biraz olumlu düşün” demek neden yeterli değil?</p>

<p>İnme sonrası depresyon, irade eksikliği veya zayıf karakter belirtisi değildir. Hastaya sürekli güçlü görünmesi gerektiğini söylemek, yaşadığı sıkıntıları gizlemesine neden olabilir.</p>

<p>“Daha kötüsü de olabilirdi”, “üzülme” veya “yeterince istersen başarırsın” gibi sözler iyi niyetli olsa da hastada suçluluk duygusu yaratabilir. İyileşmenin yavaşlaması, kişinin yeterince olumlu düşünmediği anlamına gelmez.</p>

<p>Daha yararlı yaklaşım, hastayı dinlemek ve hangi konuda desteğe ihtiyaç duyduğunu sormaktır. Aile üyeleri rehabilitasyon hedeflerini öğrenebilir, güvenli çalışmalara eşlik edebilir ve küçük ilerlemeleri fark edebilir.</p>

<p>Ruh sağlığı rehabilitasyonun bir parçasıdır</p>

<p>İnme sonrası depresyon ve kaygı tedavi edilebilir. Klinik rehberler, hastaların iyileşmenin farklı aşamalarında depresyon açısından değerlendirilmesini öneriyor. Çünkü belirtiler hastanede, rehabilitasyon döneminde veya eve döndükten aylar sonra ortaya çıkabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavi kişiye göre psikolojik destek, uygun biçimde planlanan egzersiz, sosyal destek ve gerektiğinde hekim tarafından reçete edilen ilaçları içerebilir.</p>

<p>Antidepresanlar her hastaya otomatik olarak başlanmaz. Kişinin diğer hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve olası yan etkiler birlikte değerlendirilmelidir. İlaca kendi kendine başlamak, dozunu değiştirmek veya tedaviyi aniden bırakmak güvenli değildir.</p>

<p>Yakınları nasıl destek olabilir?</p>

<p>Hasta adına her işi yapmak, kısa vadede kolay görünse de kişinin bağımsızlık kazanmasını zorlaştırabilir. Yapabildiği işleri güvenli sınırlar içinde kendisinin tamamlamasına fırsat verilmelidir.</p>

<p>Aile ve bakım verenler şu noktalara dikkat edebilir:</p>

<ul>
 <li>İlerlemeyi başka hastalarla karşılaştırmamak</li>
 <li>Konuşması için yeterli süre tanımak</li>
 <li>Yorulduğunda dinlenmesine izin vermek</li>
 <li>Rehabilitasyon ekibinin belirlediği programa uymak</li>
 <li>Küçük kazanımları fark etmek</li>
 <li>İçe kapanma ve umutsuzluk belirtilerini sağlık ekibiyle paylaşmak</li>
</ul>

<p>Bakım veren kişinin ruhsal ve fiziksel sağlığı da korunmalıdır. Uzun süreli bakım sorumluluğu yorgunluk, kaygı ve depresyona neden olabilir.</p>

<p>Ev egzersizleri kişiye özel hazırlanmalı</p>

<p>Başka bir inme hastasının yaptığı denge veya direnç egzersizlerini aynen uygulamak düşme ve yaralanma riski doğurabilir. Kas gücü, denge, kalp-damar durumu ve inmeden etkilenen bölge herkeste farklıdır.</p>

<p>Ev programı fizyoterapist veya rehabilitasyon ekibi tarafından hazırlanmalıdır. Egzersiz sırasında yeni gelişen göğüs ağrısı, belirgin nefes darlığı, bayılma hissi, şiddetli baş ağrısı ya da alışılmadık bir güçsüzlük oluşursa çalışma durdurulmalı ve tıbbi yardım alınmalıdır.</p>

<p>Yeniden inme belirtilerinde beklenmemeli</p>

<p>Yüzün bir tarafında ani kayma, bir kol veya bacakta aniden başlayan güçsüzlük, konuşmanın bozulması, söylenenleri anlayamama, ani görme kaybı, dengesizlik ya da nedeni bilinmeyen çok şiddetli baş ağrısı yeni bir inmenin belirtisi olabilir.</p>

<p>Belirtiler birkaç dakika içinde düzelse bile beklenmemeli ve derhâl 112 aranmalıdır.</p>

<p>Umut, her şeyin eskisi gibi olacağı sözü değildir</p>

<p>İnme sonrası bazı işlevler tamamen geri dönebilir, bazı güçlüklerse uzun süre devam edebilir. İyileşmenin dalgalı ilerlemesi olağandır. İyi bir günün ardından daha zor bir gün yaşanması, elde edilen bütün kazanımların kaybedildiğini göstermez.</p>

<p>Gerçekçi umut; tedaviyi sürdürmek, küçük ilerlemeleri fark etmek, gerektiğinde yardım istemek ve ruhsal belirtileri saklamamaktır. Olumlu bakış rehabilitasyonun yerini alamaz, fakat kişinin bu zorlu süreci sürdürebilmesine destek olabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Brain &amp; Life – Accentuate the Positive – Phil Pomeroy – 2024.</li>
 <li>Stroke – Guidelines for Adult Stroke Rehabilitation and Recovery: A Guideline for Healthcare Professionals From the American Heart Association/American Stroke Association – Carolee J. Winstein ve çalışma grubu – 2016 – DOI: 10.1161/STR.0000000000000098.</li>
 <li>Stroke – Poststroke Depression: A Scientific Statement for Healthcare Professionals From the American Heart Association/American Stroke Association – Amytis Towfighi ve çalışma grubu – 2017 – DOI: 10.1161/STR.0000000000000113.</li>
 <li>Heart and Stroke Foundation of Canada – Canadian Stroke Best Practice Recommendations: Mood and Depression – 2025 güncellemesi.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/inme-sonrasi-iyilesmede-moral-ne-kadar-etkili-bilim-ne-soyluyor</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 06:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8773.jpeg" type="image/jpeg" length="62642"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rahat ve güvenli bir ayakkabı seçerken nelere bakılmalı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/rahat-ve-guvenli-bir-ayakkabi-secerken-nelere-bakilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rahat-ve-guvenli-bir-ayakkabi-secerken-nelere-bakilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabah rahat görünen bir ayakkabı, günün ilerleyen saatlerinde ayak tabanında yanmaya, topuk ağrısına veya yürürken dengesizlik hissine yol açabilir. Bazen bu yakınmalara diz, kalça ya da bel bölgesindeki rahatsızlık da eşlik eder. Bu durumda akla gelen sorulardan biri şudur: Ayakkabı gerçekten omurgayı etkileyebilir mi?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ayakkabı; ayağın yere temasını, adım uzunluğunu, dengeyi ve yükün ayak tabanında nasıl dağıldığını değiştirebilir. Bu değişiklikler bacakların ve gövdenin hareket biçimine kadar uzanabilir. Ancak mevcut bilimsel kanıtlar, desteksiz veya eskimiş bir ayakkabının herkeste omurga bozukluğuna ya da bel ağrısına yol açtığını göstermiyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle ayakkabı, bazı kişilerde ağrıya katkıda bulunan etkenlerden biri olabilir; fakat bel ağrısının tek ve değişmez nedeni değildir.</p>

<p>Ayakkabı yürüyüş biçimini nasıl etkiler?</p>

<p>Yürürken ayak, vücut ile zemin arasındaki ilk temas noktasıdır. Tabanın kalınlığı, sertliği, esnekliği, topuk yüksekliği ve ayakkabının ayağı ne kadar iyi kavradığı adım sırasında oluşan hareketleri etkileyebilir.</p>

<p>Çok gevşek bir ayakkabı ayağın içeride kaymasına, dar bir ayakkabı ise parmakların sıkışmasına neden olabilir. Ayağa uygun olmayan taban yapısı, bazı kişilerde adım biçimini değiştirebilir veya zaten var olan ayak ağrısını artırabilir.</p>

<p>Bununla birlikte yürüyüşte görülen her küçük değişiklik zararlı değildir. İnsan vücudu farklı zeminlere ve ayakkabılara belli ölçüde uyum sağlayabilir. Bu nedenle yalnızca ayakkabının görünümüne bakarak kişinin omurgasının zarar göreceğini söylemek mümkün değildir.</p>

<p>Yastıklama ve kemer desteği herkes için gerekli mi?</p>

<p>Yastıklama, ayağın yere temasında hissedilen sertliği azaltabilir ve özellikle uzun süre ayakta kalan kişilerde rahatlık sağlayabilir. Ayak kemeri desteği de düz tabanlık, ayak tabanı ağrısı veya belirli mekanik sorunları bulunan bazı kişilerde yararlı olabilir.</p>

<p>Ancak “ne kadar yumuşak, o kadar sağlıklı” düşüncesi doğru değildir. Aşırı yumuşak ve dengesiz bir taban bazı kişilerde güven hissini azaltabilir. Çok sert bir ayakkabı ise ayağın doğal hareketini sınırlayabilir veya basıncı belirli noktalarda yoğunlaştırabilir.</p>

<p>Bilimsel değerlendirmeler, yastıklama ve kemer desteği gibi ayakkabı özelliklerinin sağlıklı bireylerin tamamında sakatlanmayı veya bel ağrısını önlediğini gösteren güçlü kanıt bulunmadığını ortaya koyuyor. İhtiyaç; kişinin ayak yapısına, yaptığı işe, yürüdüğü zemine, sağlık durumuna ve kullanım amacına göre değişiyor.</p>

<p>Yanlış ayakkabı beli doğrudan bozar mı?</p>

<p>Ayakkabının yürüyüş mekaniğini değiştirebildiği biliniyor. Fakat buradan hareketle “desteksiz ayakkabı omurganın hizasını bozar” şeklinde kesin bir sonuç çıkarmak bilimsel olarak doğru değil.</p>

<p>Bel ağrısı çoğu zaman tek bir nedene bağlanamaz. Kasların zorlanması, uzun süre hareketsiz kalmak, alışılmadık fiziksel yüklenme, uyku sorunları, stres, yaşla ilişkili değişiklikler, fazla kilo ve bazı hastalıklar ağrının ortaya çıkmasında rol oynayabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayakkabı değiştirildiğinde ağrının azalması, eski ayakkabının tek başına bel ağrısına neden olduğunu da kanıtlamaz. Daha rahat hareket etmek, günlük aktivitenin değişmesi ve ağrının doğal seyri de sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Kronik bel ağrısı bulunan 115 kişiyle yapılan randomize bir araştırmada, kavisli tabanlı ayakkabılar ile düz tabanlı ayakkabılar karşılaştırıldı. Bir yılın sonunda kavisli tabanlı ayakkabıların ağrı ve işlev kaybı açısından üstün olmadığı görüldü. Bu bulgu, özel taban biçimlerinin bel ağrısını otomatik olarak iyileştirmediğini gösteriyor.</p>

<p>Ayakkabı tabanlıklarını inceleyen sistematik bir değerlendirmede de tabanlıkların bel ağrısını önlediğini veya tedavi ettiğini gösterecek yeterince güçlü kanıt bulunamadı. Bununla birlikte belirli ayak yapısına ya da klinik soruna sahip kişiler, bireysel değerlendirmeden fayda görebilir.</p>

<p>Günlük ayakkabı seçerken nelere bakılmalı?</p>

<p>Tek bir ayakkabı modeli herkes için uygun değildir. Marka veya fiyat yerine ayağa uyum, kullanım amacı ve kişinin ayakkabının içindeki hissi daha önemlidir.</p>

<p>Ayakkabı seçerken şu özellikler değerlendirilebilir:</p>

<ul>
 <li>Parmaklar sıkışmadan hareket edebilmeli; ayakkabının ön bölümü ayağın doğal genişliğine uygun olmalıdır.</li>
 <li>Topuk ayakkabının içinde sürekli yukarı kalkmamalı, ancak sert biçimde sıkıştırılmamalıdır.</li>
 <li>Ayakkabı ayağın orta bölümünü güvenli biçimde kavramalıdır.</li>
 <li>Taban, yapılan etkinliğe ve kullanılan zemine uygun tutuş sağlamalıdır.</li>
 <li>Ayakkabı yürürken ağrıya, uyuşmaya, sürtünmeye veya belirgin basınç hissine neden olmamalıdır.</li>
 <li>Ayakkabı yalnızca oturarak değil, ayağa kalkıp birkaç dakika yürüyerek denenmelidir.</li>
 <li>İki ayak arasında büyüklük farkı varsa seçim daha büyük ayağa göre yapılmalıdır.</li>
 <li>Günlük yürüyüş, koşu, iş ortamı ve kuvvet antrenmanı için gereken ayakkabı özelliklerinin farklı olabileceği unutulmamalıdır.</li>
</ul>

<p>Yeni bir ayakkabının zamanla açılarak rahatlayacağını düşünmek yanıltıcı olabilir. Ayakkabı ilk denemede belirgin biçimde sıkıyor veya ağrı oluşturuyorsa uygun numara ya da kalıp olmayabilir.</p>

<p>Yüksek topuklu ayakkabılar bel ağrısına neden olur mu?</p>

<p>Yüksek topuk, ağırlığın ayağın ön bölümüne taşınmasına ve ayak bileği ile diz hareketlerinin değişmesine neden olabilir. Vücut dengesini korumak için kalça ve gövde duruşunda da geçici değişiklikler ortaya çıkabilir.</p>

<p>Buna rağmen yüksek topuklu ayakkabı ile bel ağrısı arasındaki ilişki her kişide aynı değildir. Kullanım süresi, topuk yüksekliği, kişinin alışkanlığı, kas gücü ve mevcut ayak sorunları sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Uzun süre yüksek topuk üzerinde kalındığında ayak önünde ağrı, nasır, denge sorunu veya baldır gerginliği gelişiyorsa kullanım süresini azaltmak ve farklı ayakkabılar arasında geçiş yapmak daha rahat olabilir.</p>

<p>Ayakkabının eskidiği nasıl anlaşılır?</p>

<p>Ayakkabının yalnızca dış görünümüne bakmak yeterli değildir. Üst kısmı sağlam görünse bile orta taban zaman içinde esnekliğini ve ilk günkü yapısını kaybedebilir.</p>

<p>Şu değişiklikler ayakkabının değerlendirilmesi gerektiğini düşündürebilir:</p>

<ul>
 <li>Tabanın bir tarafında belirgin aşınma oluşması</li>
 <li>Ayakkabının düz zeminde yana doğru eğilmesi</li>
 <li>Topuğu çevreleyen bölümün şeklini kaybetmesi</li>
 <li>Tabanın sıkışmış, kırışmış veya sertleşmiş görünmesi</li>
 <li>Ayakkabı içinde ayağın eskisine göre daha fazla kayması</li>
 <li>Aynı kullanım sırasında yeni başlayan ayak veya bacak rahatsızlığı</li>
 <li>Tabanın zeminde yeterli tutuş sağlamaması</li>
</ul>

<p>Ayakkabıların değiştirilmesi için herkese uyan kesin bir ay veya kilometre sınırı yoktur. Kişinin kilosu, yürüdüğü zemin, kullanım sıklığı, ayakkabının malzemesi ve yapılan etkinlik aşınma hızını değiştirir. Bu nedenle takvimden çok ayakkabının yapısına ve kullanım sırasında verdiği hisse bakılmalıdır.</p>

<p>Özel tabanlık ne zaman düşünülebilir?</p>

<p>Her ayak ağrısında özel tabanlık gerekmez. Hazır veya kişiye özel tabanlıklar bazı ayak hastalıklarında basıncın yeniden dağıtılmasına ve ağrının azaltılmasına yardımcı olabilir. Ancak tabanlık, nedeni belirlenmemiş diz, kalça veya bel ağrısı için tek başına çözüm olarak görülmemelidir.</p>

<p>Ağrı belirli bir ayakkabıyla artıyorsa farklı ve rahat bir model denemek makul olabilir. Yakınmalar devam ediyorsa ayak yapısı, eklem hareketleri, kas gücü, sinir sistemi ve bel bölgesi birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Diyabet nedeniyle ayakta his kaybı bulunanlar, dolaşım bozukluğu yaşayanlar, ayakta şekil değişikliği olanlar veya tekrarlayan yaralarla karşılaşanlar ayakkabı ve tabanlık seçiminde daha dikkatli olmalıdır. Bu kişilerde küçük bir sürtünme bile fark edilmeden yaraya dönüşebilir.</p>

<p>Bel ağrısında ne zaman değerlendirme gerekir?</p>

<p>Ayakkabı değişikliğine rağmen devam eden veya günlük yaşamı belirgin biçimde kısıtlayan bel ağrısı yalnızca ayakkabıya bağlanmamalıdır. Ağrının birkaç hafta içinde azalmaması, sürekli tekrarlaması, bacağa yayılması, uyuşma veya güç kaybıyla birlikte olması sağlık değerlendirmesini gerektirebilir.</p>

<p>Bel ağrısıyla birlikte idrar ya da dışkı kontrolünün kaybedilmesi, kasık ve oturma bölgesinde uyuşma, bacaklarda hızla ilerleyen güçsüzlük, ateş, ciddi travma veya açıklanamayan kilo kaybı bulunması halinde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>En önemli ölçüt rahatlık ve uygunluktur</p>

<p>Ayakkabı yürüyüş biçimini ve ayakta oluşan basıncı etkileyebilir. Bu nedenle ayağa uymayan, kaygan, aşırı dar veya yapısını kaybetmiş ayakkabıları uzun süre kullanmak bazı kişilerde rahatsızlığı artırabilir.</p>

<p>Bununla birlikte belirli bir taban türünün herkesi bel, kalça veya diz ağrısından koruduğu gösterilmiş değildir. Günlük kullanımda en makul yaklaşım; ayağa iyi oturan, yapılan etkinliğe uygun, güvenli tutuş sağlayan ve yürürken rahatsızlık oluşturmayan ayakkabıyı tercih etmektir.</p>

<p>Ayakkabı seçimi ağrının yalnızca bir parçasıdır. Düzenli hareket etmek, uzun süre aynı pozisyonda kalmamak, kas gücünü korumak ve süregelen ağrının nedenini doğru değerlendirmek de en az ayakkabı kadar önem taşır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Healthcare – Footwear Choice and Locomotor Health Throughout the Life Course: A Critical Review – Kristiaan D’Août, Omar Elnaggar, Lyndon Mason, Adam Rowlatt ve Catherine Willems – 2025 – DOI: 10.3390/healthcare13050527</li>
 <li>BMC Musculoskeletal Disorders – The Effectiveness of Shoe Insoles for the Prevention and Treatment of Low Back Pain: A Systematic Review and Meta-analysis of Randomised Controlled Trials – Vivienne Chuter ve çalışma arkadaşları – 2014 – DOI: 10.1186/1471-2474-15-140</li>
 <li>Spine – Effectiveness of Rocker Sole Shoes in the Management of Chronic Low Back Pain: A Randomized Clinical Trial – Catharine Siân MacRae ve çalışma arkadaşları – 2013 – DOI: 10.1097/BRS.0b013e3182a69956</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – Low Back Pain – Bilgilendirme Belgesi – 2023</li>
 <li>Amerikan Ortopedik Ayak ve Ayak Bileği Derneği – 10 Points of Proper Shoe Fit – Ayakkabı Uygunluğu Rehberi</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/rahat-ve-guvenli-bir-ayakkabi-secerken-nelere-bakilmali</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 06:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8772.jpeg" type="image/jpeg" length="87613"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Günde Ne Kadar Lif Almalıyız? 30 Gram Lif Tabağa Nasıl Konur?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gunde-ne-kadar-lif-almaliyiz-30-gram-lif-tabaga-nasil-konur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gunde-ne-kadar-lif-almaliyiz-30-gram-lif-tabaga-nasil-konur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yetişkinler için günlük lif hedefi çoğu rehberde 25-30 gram arasında. Bu miktara yalnızca salatayla ulaşmak zor; baklagil, tam tahıl, sebze, meyve ve kuruyemişleri gün içine yaymak gerekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kahvaltıda beyaz ekmek, öğle yemeğinde az miktarda salata, akşam ise çoğunlukla et ve pilav tüketen biri, sebze yediğini düşünse bile günlük lif ihtiyacının oldukça altında kalabilir.</p>

<p>Lif yalnızca kabızlık yaşayanların dikkat etmesi gereken bir beslenme unsuru değil. Bağırsakların düzenli çalışmasından kan şekerinin daha yavaş yükselmesine, tokluk hissinden kolesterol kontrolüne kadar birçok işlevle ilişkili.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peki yetişkinlerin günde kaç gram lif alması gerekiyor? Sıkça belirtilen 30 gramlık hedefe hangi besinlerle ulaşılabilir ve lif tüketimini birden artırmak neden rahatsızlık verebilir?</p>

<h2>Günlük lif ihtiyacı gerçekten 30 gram mı?</h2>

<p>Günlük lif hedefi, kullanılan rehbere ve hesaplama yöntemine göre küçük farklılıklar gösterebiliyor.</p>

<p>Türkiye Beslenme Rehberi yetişkin kadın ve erkekler için günlük 25 gram lif alımını yeterli kabul ediyor. Dünya Sağlık Örgütü de yetişkinlerin doğal besinlerden günde en az 25 gram lif almasını öneriyor.</p>

<p>Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi, bağırsakların normal çalışması için yetişkinlerde günlük 25 gramı yeterli alım düzeyi olarak belirtiyor. Birleşik Krallık Bilimsel Beslenme Danışma Komitesi ise yetişkinler için günlük yaklaşık 30 gram hedefini kullanıyor.</p>

<p>Rehberlerdeki 25 ve 30 gramlık hedefler, kullanılan lif tanımı ve analiz yöntemleri farklı olabildiği için her zaman birebir karşılaştırılamaz.</p>

<p>Bu nedenle 30 gram, herkes için değişmez ve kişisel bir reçete değil; günlük beslenmenin lif açısından yeterliliğini değerlendirmede kullanılabilecek pratik bir hedeftir. Kişinin yaşı, enerji ihtiyacı, hastalıkları ve özel beslenme gereksinimleri uygun miktarı değiştirebilir.</p>

<h2>Lif nedir ve vücutta ne yapar?</h2>

<p>Besin lifi veya posa, bitkisel besinlerde bulunan ve ince bağırsakta tamamen sindirilip emilemeyen çeşitli bileşenleri kapsar.</p>

<p>Lifin tamamı vücutta aynı biçimde davranmaz. Bazı lifler suyla birleşerek jel benzeri bir yapı oluşturur. Bu özellik, mide ve bağırsaklardan geçişi yavaşlatabilir; öğün sonrasında kan şekerinin daha kontrollü yükselmesine ve bazı kişilerde halk arasında “kötü kolesterol” olarak bilinen LDL kolesterolün düşürülmesine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Bazı lifler dışkının hacmini artırarak bağırsak hareketlerini destekler. Fermente edilebilen liflerin bir bölümü ise kalın bağırsaktaki mikroorganizmalar tarafından kullanılır. Bu sırada bağırsak hücreleri için önem taşıyan kısa zincirli yağ asitleri oluşabilir.</p>

<p>Lifli besinler genellikle daha uzun çiğnendiği ve daha hacimli olduğu için tokluk hissini de destekleyebilir. Ancak yalnızca lif miktarını artırmak, tek başına kilo kaybını garanti etmez.</p>

<h2>Bilimsel araştırmalar ne gösteriyor?</h2>

<p>The Lancet’te yayımlanan kapsamlı bir bilimsel değerlendirme, 185 ileriye dönük gözlemsel araştırma ile 58 klinik çalışmanın sonuçlarını bir araya getirdi.</p>

<p>Bulgular, daha yüksek lif tüketiminin kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, kalın bağırsak kanseri ve herhangi bir nedene bağlı erken ölüm riskinin daha düşük olmasıyla ilişkili olduğunu gösterdi. Risk açısından en belirgin farkların günlük 25-29 gram civarında görüldüğü, bazı kişilerde daha yüksek alımların ek yarar sağlayabileceği bildirildi.</p>

<p>Ancak bu sonuçlar “Günde 30 gram lif alan kişi bu hastalıklara yakalanmaz” anlamına gelmiyor. Uzun dönemli hastalık sonuçlarını inceleyen verilerin önemli bir bölümü gözlemsel araştırmalardan geliyor. Lif tüketimi yüksek kişiler genel olarak daha fazla sebze, meyve, baklagil ve tam tahıl tüketiyor; daha hareketli veya başka açılardan daha sağlıklı bir yaşam sürüyor olabilir.</p>

<p>Klinik araştırmalar lifin bağırsak işlevi, kan şekeri ve kolesterol gibi bazı ara sağlık göstergeleri üzerindeki etkilerini desteklese de tek bir besin öğesi bütün yaşam tarzından ayrı değerlendirilemez.</p>

<h2>En çok lif hangi besinlerde bulunur?</h2>

<p>Lifin temel kaynakları bitkisel besinlerdir:</p>

<ul>
 <li>Kuru fasulye, nohut, mercimek ve bezelye</li>
 <li>Bulgur, yulaf, arpa ve tam tahıllı ekmek</li>
 <li>Sebzeler</li>
 <li>Kabuklarıyla yenebilen meyveler</li>
 <li>Badem, ceviz ve fındık</li>
 <li>Chia ve keten tohumu gibi tohumlar</li>
</ul>

<p>Et, balık, yumurta, süt ve peynir doğal olarak lif içermez. Bu besinler dengeli beslenmenin farklı öğelerini sağlasa da günlük lif hesabına katkıda bulunmaz.</p>

<h2>Hangi besinde yaklaşık kaç gram lif var?</h2>

<p>Besinlerin lif miktarı çeşidine, porsiyonuna, pişirme yöntemine ve kullanılan veri tabanına göre değişebilir. Evde kullanılan bardakların büyüklüğü de standart ölçü kaplarıyla tam olarak örtüşmeyebilir.</p>

<p>Bu nedenle aşağıdaki miktarlar yaklaşık değerler olarak değerlendirilmelidir:</p>

<ul>
 <li>Yaklaşık 200 gram pişmiş mercimek: 15-16 gram lif</li>
 <li>Yaklaşık 80-85 gram pişmiş nohut: 6 gram civarında lif</li>
 <li>Yaklaşık 180 gram pişmiş bulgur: 8 gram civarında lif</li>
 <li>Yaklaşık 150-160 gram pişmiş brokoli: 5 gram civarında lif</li>
 <li>Kabuklu orta boy armut: 5-6 gram lif</li>
 <li>Kabuklu orta boy elma: 4-5 gram lif</li>
 <li>Yaklaşık 40 gram yulaf: 4 gram civarında lif</li>
 <li>Yaklaşık 30 gram badem: 3-4 gram lif</li>
 <li>Bir dilim tam tahıllı ekmek: Ürüne göre yaklaşık 2-3 gram lif</li>
</ul>

<p>Ambalajlı ürünlerde yalnızca ürünün rengine veya “tahıllı” ifadesine güvenilmemeli. Besin değerleri tablosundaki lif miktarı ve belirtilen porsiyon büyüklüğü birlikte incelenmeli.</p>

<h2>30 gram lif gün içine nasıl yayılabilir?</h2>

<p>Günlük lif hedefinin tek bir öğünde tamamlanması gerekmez. Hatta lifi gün boyunca farklı besinlerden almak, hem besin çeşitliliğini artırabilir hem de sindirim sistemi tarafından daha kolay tolere edilebilir.</p>

<p>Yaklaşık bir günlük örnek şöyle oluşturulabilir:</p>

<h3>Kahvaltı</h3>

<ul>
 <li>40 gram yulaf: Yaklaşık 4 gram lif</li>
 <li>Kabuklu orta boy armut: Yaklaşık 5-6 gram lif</li>
</ul>

<p>Kahvaltı toplamı: Yaklaşık 9-10 gram</p>

<h3>Öğle yemeği</h3>

<ul>
 <li>Yaklaşık 100 gram pişmiş mercimek: Yaklaşık 7-8 gram lif</li>
 <li>Yaklaşık 150-160 gram pişmiş brokoli veya benzer miktarda lifli sebze: Yaklaşık 5 gram lif</li>
</ul>

<p>Öğle yemeği toplamı: Yaklaşık 12-13 gram</p>

<h3>Akşam yemeği</h3>

<ul>
 <li>Yaklaşık 90 gram pişmiş bulgur: Yaklaşık 4 gram lif</li>
 <li>Havuç, lahana, yeşillik ve domates içeren büyük bir salata: İçeriğine göre yaklaşık 2-4 gram lif</li>
</ul>

<p>Akşam yemeği toplamı: Yaklaşık 6-8 gram</p>

<h3>Ara öğün</h3>

<ul>
 <li>Yaklaşık 30 gram badem: 3-4 gram lif</li>
</ul>

<p>Bu örnekle günlük toplam yaklaşık 30-35 grama ulaşabilir. Besinlerin çeşidi, hazırlanma biçimi ve gerçek porsiyon büyüklüğü toplam lif miktarını değiştirebilir.</p>

<p>Verilen liste kişiye özel bir diyet planı değildir. Porsiyonların kişinin enerji ihtiyacına, sağlık durumuna ve beslenme düzenine göre ayarlanması gerekir.</p>

<h2>Yalnızca salata yemek yeterli mi?</h2>

<p>Salata, günlük lif alımına katkı sağlar; ancak içeriği çoğunlukla marul ve salatalıktan oluşan küçük bir tabak, düşünüldüğü kadar yüksek miktarda lif sağlamayabilir.</p>

<p>Salatanın lif içeriği kullanılan sebzelere ve miktarlarına göre önemli ölçüde değişir. Havuç, lahana, brokoli ve benzeri sebzeler lif miktarını artırabilir. Nohut, mercimek, kuru fasulye, bulgur, ceviz veya tohumların eklenmesiyle salata daha yüksek lifli bir öğüne dönüştürülebilir.</p>

<p>Buradaki amaç her salatayı çok sayıda malzemeyle doldurmak değil, günlük lif yükünü yalnızca birkaç yaprak sebzeye bırakmamaktır. Baklagiller ve tam tahıllar, 25-30 gramlık hedefe ulaşmada önemli rol oynar.</p>

<h2>Meyve suyu meyvenin yerini tutar mı?</h2>

<p>Meyvenin kendisi ile meyve suyu lif açısından aynı değildir. Meyve suyu hazırlanırken posa büyük ölçüde ayrılabilir. Bu nedenle meyvenin kendisini tüketmek, hem lif almak hem de daha uzun süre tok kalmak açısından genellikle daha güçlü bir seçenektir.</p>

<p>Kabukları yenebilen elma, armut ve benzeri meyveler iyi yıkandıktan sonra kabuklarıyla tüketildiğinde daha fazla lif sağlayabilir. Ancak çiğneme veya sindirim sorunu bulunan kişilerde meyvenin hazırlanma biçimi kişiye göre değiştirilmelidir.</p>

<h2>Lif neden yavaş artırılmalı?</h2>

<p>Uzun süredir düşük lifli beslenen birinin birden çok miktarda baklagil, kepek, sebze ve tohum tüketmeye başlaması şu yakınmalara yol açabilir:</p>

<ul>
 <li>Gaz</li>
 <li>Karında şişkinlik</li>
 <li>Kramp</li>
 <li>Dışkılama sıklığında değişiklik</li>
 <li>Bazı kişilerde ishal</li>
 <li>Yeterli sıvı alınmıyorsa kabızlığın artması</li>
</ul>

<p>Bağırsakların yeni düzene uyum sağlayabilmesi için lif miktarını kademeli biçimde artırmak daha uygun olur. Önce beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek seçmek, ardından öğünlere baklagil ve sebze eklemek gibi küçük değişiklikler yapılabilir.</p>

<p>Lif artırılırken gün boyunca yeterli sıvı alınması da önemlidir. Ancak kalp veya böbrek hastalığı nedeniyle sıvı kısıtlaması uygulanan kişiler genel su önerilerini kendi başlarına artırmamalıdır.</p>

<h2>Lif takviyesi kullanmak gerekir mi?</h2>

<p>Çoğu kişi için öncelik, lifin sebze, meyve, baklagil, tam tahıl, kuruyemiş ve tohumlardan alınmasıdır. Bu besinler lifin yanında vitamin, mineral ve farklı bitkisel bileşikler de sağlar.</p>

<p>Bazı lif takviyeleri kabızlık, kan şekeri veya kolesterol gibi belirli amaçlarla kullanılabilir. Ancak bütün lif takviyeleri aynı özellikte değildir. Çözünürlük, su tutma ve bağırsakta fermente edilme özellikleri üründen ürüne değişir.</p>

<p>Takviyeler yeterli sıvı olmadan kullanıldığında yutma veya bağırsak sorunlarına yol açabilir. Ayrıca bazı ilaçların emilimini etkileyebilir. Düzenli ilaç kullananların, bağırsak hastalığı bulunanların veya daha önce bağırsak ameliyatı geçirenlerin rastgele lif takviyesi kullanmaması gerekir.</p>

<h2>Kabızlık varsa daha fazla lif her zaman çözüm mü?</h2>

<p>Lif, birçok kişide dışkının hacmini ve kıvamını düzenleyerek kabızlığı azaltabilir. Ancak her kabızlık yalnızca lif eksikliğinden kaynaklanmaz.</p>

<p>Bazı kişilerde bağırsak hareketlerinin yavaşlaması, kullanılan ilaçlar, tiroit hastalıkları, pelvik taban sorunları veya bağırsakta daralma gibi farklı nedenler bulunabilir. Bu durumlarda kontrolsüz biçimde daha fazla lif tüketmek yakınmaları çözmeyebilir, hatta şişkinliği artırabilir.</p>

<p>Yeni başlayan ve uzun süren kabızlık; dışkıda kan, açıklanamayan kilo kaybı, kansızlık, şiddetli karın ağrısı veya ailede kalın bağırsak kanseri öyküsüyle birlikteyse sağlık değerlendirmesi gerekir.</p>

<h2>Kimler lif tüketimini artırırken dikkatli olmalı?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda genel lif önerileri kişiye göre düzenlenmelidir:</p>

<ul>
 <li>Bağırsakta daralma veya tıkanma riski</li>
 <li>Yakın zamanda geçirilmiş mide veya bağırsak ameliyatı</li>
 <li>Hekim tarafından verilmiş düşük posalı beslenme planı</li>
 <li>Şiddetli mide boşalma bozukluğu</li>
 <li>Alevlenme dönemindeki bazı bağırsak hastalıkları</li>
 <li>Belirgin yutma güçlüğü</li>
 <li>Sık tekrarlayan şiddetli karın şişliği ve ağrısı</li>
</ul>

<p>Şiddetli karın ağrısı, devam eden kusma, giderek artan karın şişliği ve gaz ya da dışkı çıkaramama bağırsak tıkanıklığının belirtileri olabilir. Böyle bir durumda lif takviyesi almak yerine gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<h2>Günlük lif hedefi için beş pratik adım</h2>

<ul>
 <li>Haftanın farklı günlerinde mercimek, nohut ve kuru fasulyeye yer verin.</li>
 <li>Beyaz ekmek ve pirincin bir bölümünü tam tahıllı ekmek, bulgur, yulaf veya arpayla değiştirin.</li>
 <li>Meyve suyundan çok meyvenin kendisini tercih edin.</li>
 <li>Ana öğünlerde sebzeyi küçük bir garnitür değil, öğünün belirgin bir parçası hâline getirin.</li>
 <li>Lifi birden değil, sindirim sisteminizin toleransına göre aşamalı artırın.</li>
</ul>

<p>Günlük 25-30 gram lif hedefi tek bir “süper besinle” değil, farklı bitkisel besinlerin gün içine dağıtılmasıyla daha kolay karşılanabilir. Önemli olan yalnızca toplam gram değil; lifin baklagiller, tam tahıllar, sebzeler, meyveler, kuruyemişler ve tohumlar gibi farklı kaynaklardan gelmesidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>
 <p>T.C. Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi TÜBER 2022 – 2022</p>
 </li>
 <li>
 <p>Dünya Sağlık Örgütü – Carbohydrate Intake for Adults and Children: WHO Guideline – 2023 – ISBN: 978-92-4-007359-3</p>
 </li>
 <li>
 <p>EFSA Journal – Scientific Opinion on Dietary Reference Values for Carbohydrates and Dietary Fibre – EFSA Panel on Dietetic Products, Nutrition and Allergies – 2010 – DOI: 10.2903/j.efsa.2010.1462</p>
 </li>
 <li>
 <p>The Lancet – Carbohydrate Quality and Human Health: A Series of Systematic Reviews and Meta-analyses – Andrew Reynolds, Jim Mann, John H. Cummings ve arkadaşları – 2019 – DOI: 10.1016/S0140-6736(18)31809-9</p>
 </li>
 <li>
 <p>The American Journal of Clinical Nutrition – Dietary Fiber and Health Outcomes: An Umbrella Review of Systematic Reviews and Meta-analyses – Nicola Veronese, Marco Solmi, Maria Gabriella Caruso ve arkadaşları – 2018 – DOI: 10.1093/ajcn/nqx082</p>
 </li>
 <li>
 <p>Journal of the Academy of Nutrition and Dietetics – Understanding the Physics of Functional Fibers in the Gastrointestinal Tract: An Evidence-Based Approach to Resolving Enduring Misconceptions About Insoluble and Soluble Fiber – Johnson W. McRorie Jr. ve Nicola M. McKeown – 2017 – DOI: 10.1016/j.jand.2016.09.021</p>
 </li>
 <li>
 <p>Birleşik Krallık Bilimsel Beslenme Danışma Komitesi – Carbohydrates and Health – 2015 – ISBN: 978-0-11-708284-7</p>
 </li>
 <li>
 <p>ABD Tarım Bakanlığı Tarımsal Araştırma Servisi – FoodData Central – Sürüm 14.3 – 2026</p>
 </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gunde-ne-kadar-lif-almaliyiz-30-gram-lif-tabaga-nasil-konur</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 22:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/lif-30-gram-haber-gorseli-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="21062"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Samsun’da Hekim Dursun Bektaş’tan Acı Haber: Ölüm Nedeni Araştırılıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/samsunda-hekim-dursun-bektastan-aci-haber-olum-nedeni-arastiriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/samsunda-hekim-dursun-bektastan-aci-haber-olum-nedeni-arastiriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun SGK’da görev yapan 46 yaşındaki hekim Dursun Bektaş’ın işe gelmemesi üzerine başlayan endişeli bekleyiş, Atakum’daki evinde hayatını kaybettiğinin belirlenmesiyle son buldu. Bektaş’ın kesin ölüm nedeni adli incelemeyle açıklığa kavuşacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Samsun sağlık camiası, hekim Dursun Bektaş’tan gelen acı haberle sarsıldı. Sosyal Güvenlik Kurumunda görev yapan 46 yaşındaki Bektaş, Atakum ilçesindeki evinde hayatını kaybetmiş halde bulundu.</p>

<p>Bektaş’ın işe gelmemesi ve kendisine ulaşılamaması üzerine endişelenen mesai arkadaşları, durumu kontrol etmek amacıyla Cumhuriyet Mahallesi’ndeki adresine gitti. Evden herhangi bir karşılık alınamayınca güvenlik birimlerine haber verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İhbarın ardından adrese polis, itfaiye ve sağlık ekipleri yönlendirildi. Eve giren ekipler, Bektaş’ı yatak odasında hareketsiz halde buldu. Sağlık görevlilerinin yaptığı kontrolde hekimin yaşamını yitirdiği belirlendi.</p>

<p>Kesin ölüm nedeni henüz bilinmiyor</p>

<p>Dursun Bektaş’ın ölümüyle ilgili olay yerinde adli inceleme gerçekleştirildi. Kesin ölüm nedeninin mevcut bulgularla belirlenememesi üzerine cenazesi, otopsi işlemleri için Adli Tıp Kurumu Samsun Grup Başkanlığına götürüldü.</p>

<p>Polis ekiplerinin olayın bütün yönleriyle aydınlatılması amacıyla başlattığı inceleme sürüyor. Otopsi raporu açıklanmadan ölümün sebebine ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmaması gerektiği belirtiliyor.</p>

<p>Kan bağışı çalışmalarında uzun yıllar görev aldı</p>

<p>Yerel basın arşivlerinde yer alan bilgilere göre Dursun Bektaş, geçmiş yıllarda Türk Kızılay’ın Samsun ve çevre illerde yürüttüğü kan bağışı faaliyetlerinde hekim olarak görev yaptı.</p>

<p>Samsun’un yanı sıra Amasya, Tokat, Ordu ve Sinop’taki çeşitli kampanyalara katılan Bektaş, özellikle kan stoklarının azaldığı dönemlerde vatandaşlara bağış çağrısında bulunmuştu. Daha sonraki dönemde ise Samsun SGK bünyesinde mesleğini sürdürüyordu.</p>

<p>Bektaş’ın vefatı, birlikte görev yaptığı meslektaşları ve kendisini kan bağışı çalışmalarından tanıyanlar arasında üzüntüye neden oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/samsunda-hekim-dursun-bektastan-aci-haber-olum-nedeni-arastiriliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 22:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8768.jpeg" type="image/jpeg" length="24991"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ton Balığı mı Sardalya mı? Konserve Balık Seçerken Cıva ve Tuz Ayrıntısı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ton-baligi-mi-sardalya-mi-konserve-balik-secerken-civa-ve-tuz-ayrintisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ton-baligi-mi-sardalya-mi-konserve-balik-secerken-civa-ve-tuz-ayrintisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ton balığı ve sardalya pratik protein kaynaklarıdır; ancak balığın türü cıva düzeyini, salamura ve sos ise tuz yükünü değiştirebilir. Hamileler ve çocuklar için seçim neden daha önemlidir?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Market rafında yan yana duran ton balığı ve sardalya konserveleri ilk bakışta birbirine yakın seçenekler gibi görünebilir. İkisi de uzun süre saklanabilir, pişirme gerektirmez ve öğüne kolayca protein ekler. Ancak cıva, tuz, omega-3, kalsiyum ve enerji miktarı bakımından aynı değildir.<br />
Kısa cevap şu: Cıva düzeyini düşük tutmak öncelikliyse sardalya genellikle daha avantajlıdır. Ton balığında ise yalnızca “ton balığı” yazısına bakmak yeterli değildir; kullanılan tür önemlidir. Tuz açısından kazananı ise balığın adı değil, çoğu zaman ürünün etiketi belirler.<br />
Cıva açısından sardalya neden öne çıkıyor?<br />
Cıva, çevrede bulunan ve deniz canlılarında birikebilen bir elementtir. Balıktaki en önemli biçimi metilcıvadır. Bu madde özellikle gelişmekte olan sinir sistemi açısından önem taşır. Bu nedenle gebeler, emzirenler, gebelik planlayanlar ve küçük çocuklar balık türü seçiminde daha dikkatli olmalıdır.<br />
Balık büyüdükçe, daha uzun yaşadıkça ve başka balıklarla beslendikçe vücudunda daha fazla cıva birikebilir. Sardalya küçük, kısa ömürlü ve besin zincirinin daha alt basamaklarında bulunan bir balıktır. Ton balıkları ise türüne bağlı olarak daha iri, daha uzun yaşayan ve daha üst basamakta beslenen balıklardır.<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesinin izleme verilerinde ortalama cıva yoğunluğu sardalyada milyonda 0,013 birim, konserve açık renk ton balığında 0,126 birim ve konserve albakor ton balığında 0,350 birim olarak bildirilmiştir.<br />
Bu ortalamalar, Türkiye’de satılan belirli bir markanın veya her konserve kutusunun cıva miktarını göstermez. Ürünün türüne, balığın büyüklüğüne, yaşına ve avlandığı bölgeye göre farklılık görülebilir. Ancak veriler, sardalya ile farklı ton balığı türleri arasındaki genel cıva farkını ortaya koymaktadır.<br />
Her ton balığı aynı değil<br />
Konserve ton balığının cıva düzeyini değerlendirirken tür bilgisi önemlidir. Etikette bulunuyorsa balığın yaygın adına veya bilimsel adına bakılabilir:<br />
Skipjack veya yazılı orkinos: Konserve açık renk ton balığında sık kullanılan, görece küçük bir türdür. Cıva düzeyi genellikle albakordan daha düşüktür.<br />
Albakor veya beyaz ton balığı: Daha iri ve uzun yaşayan bir türdür. Ortalama cıva düzeyi açık renk ton balığından yaklaşık üç kat daha yüksek olabilir.<br />
Sarı yüzgeçli ton balığı: Cıva düzeyi skipjack türünden genellikle daha yüksektir.<br />
Büyük gözlü ton balığı: Yüksek cıva düzeyi nedeniyle özellikle gebeler ve çocuklar için kaçınılması önerilen türler arasındadır.<br />
Bu nedenle yalnızca “ton balığı” ifadesine bakarak bütün ürünleri aynı kabul etmek doğru değildir. Tür belirtilmiyorsa cıva düzeyi konusunda ayrıntılı değerlendirme yapmak güçleşir. Düzenli tüketimde sardalya, somon, hamsi ve daha küçük ton balığı türleri arasında çeşitlilik sağlamak daha dengeli bir yaklaşımdır.<br />
Konserve işlemi cıvayı ortadan kaldırır mı?<br />
Pişirme, konserveleme, yağını süzme veya balığı yıkama cıvayı güvenilir biçimde ortadan kaldırmaz. Çünkü cıva yalnızca konserve sıvısında değil, balığın dokusunda bulunur.<br />
Yağı veya salamurayı süzmek ürünün enerji ve tuz miktarını kısmen değiştirebilir; fakat cıva açısından çözüm değildir. Cıva maruziyetini azaltmanın temel yolu, cıvası daha düşük balık türlerini seçmek ve sürekli aynı balığı tüketmek yerine çeşitlilik sağlamaktır.<br />
Tuz açısından hangisi daha iyi?<br />
Tuz bakımından ton balığı ile sardalya arasında değişmez bir kazanan yoktur. Aynı balığın iki farklı markası arasında bile belirgin fark bulunabilir. Salamura, sos, üretim yöntemi ve ilave edilen tuz miktarı sonucu etkiler.<br />
Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlerin günlük tuz tüketiminin 5 gramın altında tutulmasını öneriyor. Bu miktara yalnızca sofrada eklenen tuz değil, ekmekten peynire ve konservelere kadar gün içinde tüketilen bütün gıdalardaki tuz dahildir.<br />
Türkiye’de hazır ambalajlı ürünlerin beslenme bildiriminde tuz miktarı çoğunlukla 100 gram üzerinden verilir. İki ürünü karşılaştırırken aynı ölçüyü kullanmak gerekir.<br />
Örneğin 100 gramında 1,2 gram tuz bulunan bir konserve, tek başına yetişkinler için önerilen günlük üst sınırın yaklaşık dörtte birini karşılar. Yanında tuzlu peynir, zeytin, ekmek, turşu veya hazır sos tüketilmesi toplam miktarı daha da yükseltebilir.<br />
Etiketteki tuz miktarı nasıl hesaplanır?<br />
Konservenin bir öğünde sağlayacağı tuzu yaklaşık olarak bulmak için şu yöntem kullanılabilir:<br />
Etikette yazan 100 gramdaki tuz miktarı × tüketilen gram ÷ 100<br />
Örneğin ürünün 100 gramında 1 gram tuz bulunuyorsa ve 80 gram tüketiliyorsa, bu porsiyon yaklaşık 0,8 gram tuz sağlar.<br />
Karşılaştırma yaparken değerin konservenin tamamı, süzülmüş ürün veya belirli bir porsiyon için verilip verilmediğine de dikkat edilmelidir. Net miktar ile süzme ağırlığı aynı değildir. Balıkla birlikte konserve sıvısı da tüketiliyorsa alınan tuz miktarı artabilir.<br />
Konserve balığı yıkamak tuzu azaltır mı?<br />
Konserve sıvısını süzmek ve balığı kısa süre sudan geçirmek tuzun bir bölümünü uzaklaştırabilir.<br />
Küçük ve eski bir laboratuvar çalışmasında, konserve ton balığının üç dakika su altında yıkanmasıyla sodyum miktarında yüzde 80’e varan azalma bildirilmiştir. Ancak günümüzdeki bütün ürünlerde aynı sonucun alınacağı söylenemez. Konservelerin üretim biçimi, balığın dokusu ve tuzun ürüne nasıl eklendiği değişebilir.<br />
Bu nedenle en güvenilir yöntem, baştan 100 gramdaki tuz miktarı daha düşük olan ürünü seçmektir. Yıkama işlemi balığın tadını ve bazı minerallerin miktarını da azaltabilir. Ayrıca balığı yıkamak cıva miktarını anlamlı biçimde düşürmez.<br />
Suda mı, yağda mı tercih edilmeli?<br />
Konservenin suda veya yağda olması cıva düzeyini belirleyen temel unsur değildir. Cıva açısından asıl belirleyici balığın türü, büyüklüğü ve yaşam süresidir.<br />
Suda veya kendi suyunda konserve: Genellikle daha düşük enerji içerir. Kilo kontrolü açısından daha kolay bir seçenek olabilir.<br />
Yağda konserve: Kullanılan yağa ve süzme düzeyine bağlı olarak daha fazla enerji içerir.<br />
Soslu konserve: Domates sosu, acı sos veya farklı çeşniler ilave tuz ve bazen şeker içerebilir. İçindekiler listesi ile beslenme tablosu birlikte okunmalıdır.<br />
Zeytinyağlı ürünlerin yağ asidi bileşimi farklı olabilir; ancak toplam enerji miktarı suda konserve edilen ürünlerden genellikle daha yüksektir. Seçim, kişinin toplam beslenmesine ve enerji ihtiyacına göre yapılmalıdır. Zeytinyağı kullanılması ürünü cıvasız veya tuzsuz hâle getirmez.<br />
Yağlı ürünün sıvısını süzmek alınan enerjiyi azaltabilir. Ancak etiketteki değerlerin süzülmüş ürüne mi, yoksa satışa sunulan haliyle ürüne mi ait olduğu kontrol edilmelidir.<br />
Besin değeri açısından hangisi daha güçlü?<br />
Her iki balık da kaliteli protein, B12 vitamini ve selenyum sağlayabilir. Bununla birlikte besin profilleri farklıdır.<br />
Sardalyanın güçlü yönleri<br />
Sardalya yağlı bir balıktır ve genellikle omega-3 yağ asitleri bakımından iyi bir kaynaktır. Kılçıklarıyla birlikte yenilen konserve sardalya önemli miktarda kalsiyum sağlayabilir. D vitamini ve B12 vitamini açısından da değerli olabilir.<br />
Konserveleme sırasında kılçıkların yumuşaması, çoğu kişinin balığı bütünüyle tüketebilmesini sağlar. Ancak yalnızca fileto şeklinde satılan veya kılçıkları çıkarılmış ürünlerde kalsiyum avantajı azalabilir.<br />
Ton balığının güçlü yönleri<br />
Ton balığı yüksek protein içeriği ve daha nötr tadı nedeniyle salata, sandviç ve ana öğünlerde kolay kullanılabilir. Suda konserve edilmiş çeşitler genellikle daha düşük yağ ve enerji içerir.<br />
Omega-3 miktarı ton balığının türüne ve ürünün hazırlanma biçimine göre değişir. Bu nedenle “bütün ton balıkları sardalyadan daha az omega-3 içerir” şeklinde kesin bir genelleme yapmak doğru olmaz. Bununla birlikte sardalya çoğu üründe daha yağlı bir balık olarak öne çıkar.<br />
Hamileler ve çocuklar hangisini tercih etmeli?<br />
Gebelik ve çocukluk döneminde amaç balığı tamamen bırakmak değil, cıvası düşük türleri seçerek balığın besleyici özelliklerinden yararlanmaktır.<br />
FDA ve EPA rehberinde sardalya ile konserve açık renk ton balığı, cıva açısından “en iyi seçenekler” grubunda yer alır. Albakor ve sarı yüzgeçli ton balığı ise daha yüksek cıva nedeniyle daha seyrek tüketilmesi önerilen gruptadır. Büyük gözlü ton balığı en yüksek cıva grubunda değerlendirilir.<br />
FDA ve EPA rehberine göre gebeler ile emzirenler, cıvası düşük “en iyi seçenekler” grubundan haftada iki-üç porsiyon tüketebilir. Albakor veya sarı yüzgeçli ton balığı gibi “iyi seçenekler” grubundan bir porsiyon yenildiğinde ise aynı hafta başka balık tüketilmemesi önerilir.<br />
Çocuklar için cıvası düşük gruptan haftada iki porsiyon önerilir; ancak porsiyon miktarı yaşa göre yetişkin porsiyonundan daha küçük tutulur.<br />
Bu öneriler özellikle gebeler, emzirenler, gebelik planlayanlar ve küçük çocuklar için hazırlanmıştır. Ülkelerin ulusal beslenme önerileri farklılık gösterebilir. Özellikle haftada birkaç kez ton balığı tüketen gebelerin ve küçük çocukların balık türlerini çeşitlendirmesi önemlidir.<br />
Kimler tuz konusunda daha dikkatli olmalı?<br />
Hipertansiyonu, kalp yetersizliği veya böbrek hastalığı bulunan kişiler için konserve balıktaki tuz daha önemli hâle gelebilir. Bu kişilerde yalnızca balığın değil, öğünün tamamının tuz miktarı hesaba katılmalıdır.<br />
Düşük tuzlu veya ilave tuz içermeyen ürünler tercih edilebilir. Ancak “ilave tuz içermez” ifadesi ürünün tamamen tuzsuz olduğu anlamına gelmeyebilir. Balığın veya diğer bileşenlerin doğal sodyumu etiketteki tuz değerine yansıyabilir.<br />
Ürik asidi yüksek veya gut hastalığı bulunan kişiler de ton balığı ve sardalya dahil balıkların pürin içerdiğini bilmelidir. Tüketim miktarı ve sıklığı kişinin hastalığına, kullandığı ilaçlara ve toplam beslenmesine göre değerlendirilmelidir.<br />
Konserve balık alırken 5 adımlı seçim<br />
Balığın türünü kontrol edin: Cıvayı azaltmak için sardalya veya skipjack gibi daha küçük türler öne çıkar.<br />
Tuzu 100 gram üzerinden karşılaştırın: Marka ve ürünler arasındaki farkı anlamanın en pratik yolu budur.<br />
Süzme ağırlığına bakın: Konservenin toplam ağırlığı ile gerçekten tüketilecek balık miktarı farklı olabilir.<br />
Saklama ortamını amacınıza göre seçin: Enerjiyi sınırlamak isteyenler suda, yağ tadını isteyenler yağda konserve edilmiş ürünü tercih edebilir.<br />
Kutunun bütünlüğünü inceleyin: Şişmiş, sızdıran, dikiş yerinden ezilmiş, delinmiş veya ileri derecede paslanmış konserveler tüketilmemelidir.<br />
Açılan konserve oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemeli, balık kutudan çıkarılarak üzeri kapalı bir kaba alınmalı ve buzdolabında saklanmalıdır. Açılan konserve balığın üç-dört gün içinde tüketilmesi önerilir.<br />
Sonuç: Hangisini sepete koymalı?<br />
Cıva açısından bakıldığında sardalya çoğu tüketici için daha düşük cıvalı seçenektir. Üstelik kılçıklarıyla yenildiğinde kalsiyum, yağlı yapısı sayesinde de omega-3 bakımından önemli bir avantaj sağlayabilir.<br />
Ton balığı da besleyici ve pratik bir seçenektir; ancak tür bilgisi önemlidir. Düzenli tüketim için açık renk, çoğunlukla skipjack içeren ton balıkları; albakor ve sarı yüzgeçli çeşitlere göre daha uygun olabilir.<br />
Tuz bakımından ise karar balığın adına göre verilmemelidir. Etiketteki 100 gramda tuz değerini karşılaştırmak, sosu ve konserve sıvısını değerlendirmek gerekir.<br />
En dengeli yaklaşım, tek bir ürünü her gün tüketmek yerine sardalya, ton balığı, somon, hamsi ve diğer cıvası düşük balıkları dönüşümlü olarak beslenmeye eklemektir. Hiçbir konserve balık tek başına mucizevi bir besin değildir; önemli olan toplam beslenme düzeni, porsiyon ve çeşitliliktir.<br />
KAYNAKLAR<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi ve ABD Çevre Koruma Ajansı – Advice About Eating Fish – Ekim 2021 revizyonu<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Mercury Levels in Commercial Fish and Shellfish, 1990–2012 – İzleme verileri ve 2014 teknik güncellemesi<br />
EFSA Journal – Scientific Opinion on the Risk for Public Health Related to the Presence of Mercury and Methylmercury in Food – EFSA Gıda Zincirindeki Bulaşanlar Paneli – 2012 – DOI: 10.2903/j.efsa.2012.2985<br />
EFSA Journal – Statement on the Benefits of Fish and Seafood Consumption Compared to the Risks of Methylmercury in Fish and Seafood – EFSA Bilimsel Komitesi – 2015 – DOI: 10.2903/j.efsa.2015.3982<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Guideline: Sodium Intake for Adults and Children – 2012<br />
Tarım ve Orman Bakanlığı – Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği – 26 Ocak 2017 – Resmî Gazete Sayısı: 29960 Mükerrer<br />
Journal of the American Dietetic Association – Effect of Water Rinsing on Sodium Content of Selected Foods – Vermeulen, Sedor ve Kimm – 1983 – Cilt 82, Sayı 4, Sayfa 394–396<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi – How to Cut Food Waste and Maintain Food Safety – Konserve deniz ürünlerinin açıldıktan sonra saklanmasına ilişkin gıda güvenliği rehberi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ton-baligi-mi-sardalya-mi-konserve-balik-secerken-civa-ve-tuz-ayrintisi</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 22:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/ton-baligi-mi-sardalya-mi-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="85286"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara’da Acı Olay: Tasmasız Köpekten Korkan Berat Yücel Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ankarada-aci-olay-tasmasiz-kopekten-korkan-berat-yucel-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ankarada-aci-olay-tasmasiz-kopekten-korkan-berat-yucel-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde tasmasız köpeğin üzerine doğru koşmasıyla paniğe kapılan 15 yaşındaki Berat Yücel, kaçarken fenalaşarak beton zemine düştü. Başını sert şekilde çarpan Berat, hastanede yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde tasmasız bir köpekten kaçarken fenalaşarak yere düşen 15 yaşındaki Berat Yücel, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Çocuğun ölümüne ilişkin köpeğin sahibi hakkında soruşturma başlatıldı.</p>

<p>Olay, 15 Ağustos günü saat 09.00 sıralarında İvedik Organize Sanayi Bölgesi Mahallesi’nde meydana geldi. Yaz tatilinde sanayide çalışan amcasına yardım eden Berat Yücel, başka bir iş yerinden malzeme almak amacıyla dışarı çıktı.</p>

<p>İddiaya göre yakındaki bir firmaya ait tasmasız Alman kurdu cinsi köpek, havlayarak Berat’ın üzerine doğru koştu. Büyük korku yaşayan çocuk, köpekten uzaklaşmak için koşmaya başladı.</p>

<p>Beton zemine düşerek başını çarptı</p>

<p>Bir süre sonra durup soluklanmaya çalışan Berat, aniden fenalaşarak sırtüstü yere düştü. Başını beton zemine sert şekilde çarpan çocuğun yardımına çevredeki esnaf ve vatandaşlar koştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İhbar üzerine bölgeye sevk edilen sağlık ekiplerince hastaneye kaldırılan Berat Yücel, doktorların bütün müdahalelerine rağmen kurtarılamadı.</p>

<p>Olay anı çevredeki bir iş yerinin güvenlik kamerasına da yansıdı. Görüntülerde tasmasız köpeğin sokakta dolaştığı, Berat’ın kaçtığı ve kısa süre sonra yere düştüğü görüldü.</p>

<p>Köpeğin sahibi hakkında soruşturma</p>

<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında köpeğin sahibi Ü.Y. gözaltına alındı. Şüpheli hakkında “taksirle ölüme neden olma” ve “hayvanı tehlike yaratacak şekilde serbest bırakma” suçlamaları kapsamında işlem yapıldı.</p>

<p>Tutuklanması talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edilen şüpheli hakkında konutu terk etmeme, kamuoyunda bilinen adıyla ev hapsi şeklinde adli kontrol uygulandığı bildirildi.</p>

<p>Olayda adı geçen köpek ise ilgili ekipler tarafından alınarak barınağa teslim edildi. Berat Yücel’in ölümüne ilişkin adli soruşturma devam ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ankarada-aci-olay-tasmasiz-kopekten-korkan-berat-yucel-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 20:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/06/genel/asayis-acil-ambulans-hastane.jpg" type="image/jpeg" length="28643"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray’ın Ismaïla Sarr Transferine İngiltere’den Net Yanıt: “Onu Tutacağız”]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-ismaila-sarr-transferine-ingiltereden-net-yanit-onu-tutacagiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-ismaila-sarr-transferine-ingiltereden-net-yanit-onu-tutacagiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın transfer gündemine giren Ismaïla Sarr için İngiltere’den dikkat çeken bir açıklama geldi. Crystal Palace Teknik Direktörü Pierre Sage, Senegalli yıldızın geleceği konusunda konuşarak kulübün oyuncuyu bırakmak istemediğini açıkça ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’ın Sarr Girişiminde Yeni Gelişme</p>

<p>Galatasaray’ın hücum hattını güçlendirmek amacıyla gündemine aldığı Ismaïla Sarr konusunda transferin seyrini etkileyebilecek yeni bir gelişme yaşandı.</p>

<p>Crystal Palace Teknik Direktörü Pierre Sage, 28 yaşındaki Senegalli kanat oyuncusunun geleceğine ilişkin açıklamada bulundu. Galatasaray’ın Sarr’a yönelik ilgisinin gündemde olduğu dönemde gelen açıklama, İngiliz kulübünün mevcut pozisyonunu ortaya koydu.</p>

<p>Sage, Sarr’ı takımda tutmak istediklerini net biçimde ifade etti.</p>

<p>Pierre Sage: “Onu Tutacağız”</p>

<p>Sarr’ın geleceğiyle ilgili konuşan Pierre Sage, oyuncunun Crystal Palace açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek ayrılık ihtimaline kapıyı kapatan bir mesaj verdi.</p>

<p>Sage, “Onu tutacağız” ifadelerini kullanırken Senegalli futbolcunun takım için önemli bir oyuncu olduğunu belirtti.</p>

<p>Teknik direktörün açıklaması, transfer döneminde oyuncu hakkında doğrudan kulübün sportif cephesinden gelen en güçlü mesajlardan biri oldu.</p>

<p>Bu açıklama Crystal Palace’ın mevcut şartlarda Sarr’ı göndermeye sıcak bakmadığını gösterse de transfer dönemlerinde kulüplerin tutumunun gelecek tekliflerin koşullarına göre değişebileceği unutulmamalı.</p>

<p>Galatasaray’ın İlgisi Gündeme Gelmişti</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Galatasaray’ın Ismaïla Sarr için harekete geçtiğine ilişkin haberler daha önce Avrupa ve Senegal basınında yer almıştı.</p>

<p>Senegal kaynaklarında sarı-kırmızılıların Crystal Palace’a oyuncu için teklif sunduğu ve Sarr’ın Türkiye seçeneğine tamamen kapalı olmadığı ileri sürülmüştü.</p>

<p>Ancak Crystal Palace cephesinden gelen son açıklama, Galatasaray’ın olası transfer operasyonunun kolay olmayacağını gösteriyor.</p>

<p>İngiliz ekibinin oyuncuyu kadro planlamasının önemli parçalarından biri olarak gördüğü anlaşılıyor.</p>

<p>Transfer Kapısı Tamamen Kapandı mı?</p>

<p>Pierre Sage’in açıklaması oldukça net olsa da bu aşamada “transfer kesin olarak bitti” demek doğru değil.</p>

<p>Teknik direktörün sözleri Crystal Palace’ın mevcut tutumunu ortaya koyuyor. Galatasaray’ın yeni bir teklif yapıp yapmayacağı, İngiliz kulübünün olası tekliflere nasıl yaklaşacağı ve Sarr’ın kariyer planlaması transfer dosyasının sonraki aşamalarını belirleyecek.</p>

<p>Bu nedenle Galatasaray açısından Sarr dosyasında gözler artık Crystal Palace yönetiminin atacağı adımlara çevrilmiş durumda.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Crystal Palace Teknik Direktörü Pierre Sage’in açıklamaları</li>
 <li>Foot Mercato</li>
 <li>Wiwsport</li>
 <li>Dsports Senegal</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-ismaila-sarr-transferine-ingiltereden-net-yanit-onu-tutacagiz</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 20:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8764.jpeg" type="image/jpeg" length="89089"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray’ın Noa Lang Planında Yeni Gelişme: Atalanta Öne Geçti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-noa-lang-planinda-yeni-gelisme-atalanta-one-gecti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-noa-lang-planinda-yeni-gelisme-atalanta-one-gecti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın yeniden kadrosuna katmak istediği Noa Lang için İtalya’dan yeni haber geldi. Ajax transfer yarışından çekilirken Atalanta, Napoli ile yürütülen süreçte en somut seçenek haline geldi. Galatasaray ise transfer konusunda yeniden değerlendirme yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Noa Lang Transferinde Dengeler Değişti</p>

<p>Galatasaray’ın transfer gündemindeki Noa Lang için İtalya’dan dikkat çeken yeni bir gelişme geldi.</p>

<p>Geçen sezonun ikinci yarısını sarı-kırmızılı takımda kiralık geçiren Hollandalı kanat oyuncusunun geleceği konusunda son birkaç gün içinde transfer tablosu değişti.</p>

<p>Gianluca Di Marzio’nun 21 Ağustos tarihli haberine göre Ajax, Noa Lang transferi için yürüttüğü süreçten çekildi. Atalanta ise Napoli’den ayrılması gündemde olan 27 yaşındaki futbolcu için şu anda en somut seçenek konumuna geldi. (<a href="https://www.gianlucadimarzio.com/calciomercato/napoli-noa-lang-calciomercato-news-496133?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow">Gianluca Di Marzio</a>⁠)</p>

<p>Galatasaray Cephesinde Yeni Değerlendirme</p>

<p>İtalyan kaynağın verdiği bilginin Galatasaray açısından en dikkat çekici bölümü ise sarı-kırmızılıların pozisyonundaki değişiklik oldu.</p>

<p>Di Marzio, Galatasaray’ın Noa Lang konusunda şu anda “başka değerlendirmeler yaptığını” aktardı. Bu ifade, transferden tamamen vazgeçildiği anlamına gelmiyor ancak sarı-kırmızılıların birkaç gün önceki konumuna göre daha temkinli hareket ettiğini gösteriyor. (<a href="https://www.gianlucadimarzio.com/calciomercato/napoli-noa-lang-calciomercato-news-496133?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow">Gianluca Di Marzio</a>⁠)</p>

<p>Çünkü 18 Ağustos’ta yine Di Marzio tarafından yayımlanan haberde Galatasaray ve Ajax’ın Noa Lang yarışında favori iki kulüp olduğu belirtilmişti.</p>

<p>Her iki kulübün de Napoli’den oyuncuyu satın alma opsiyonuyla kiralamak istediği ve temasların sürdüğü aktarılmıştı. (<a href="https://www.gianlucadimarzio.com/calciomercato/lang-galatasaray-ajax-calciomercato-news-496019?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow">Gianluca Di Marzio</a>⁠)</p>

<p>Aradan geçen üç günün ardından Ajax yarıştan çekilirken Atalanta’nın öne geçmesi, Lang dosyasındaki dengelerin hızla değiştiğini ortaya koydu.</p>

<p>Atalanta Daha Önce Napoli’nin Kapısını Çalmıştı</p>

<p>Atalanta’nın ilgisi ise yeni değil.</p>

<p>İtalyan ekibinin 13 Ağustos’ta Napoli ile temasa geçerek Noa Lang’ın durumunu sorduğu bildirilmişti. Atalanta’nın ilk düşüncesinin kiralama formülü olduğu ancak Napoli’nin o aşamada bu seçeneğe sıcak bakmadığı belirtilmişti. (<a href="https://www.gianlucadimarzio.com/calciomercato/atalanta-vuole-noa-lang-napoli-apre-prestito-495834?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow">Gianluca Di Marzio</a>⁠)</p>

<p>Son gelişmelerle birlikte Bergamo temsilcisinin transfer yarışındaki konumu güçlendi.</p>

<p>Bununla birlikte Atalanta ile Napoli arasında transferin tamamlandığına ilişkin herhangi bir açıklama bulunmuyor. Dolayısıyla Noa Lang dosyası henüz kapanmış değil.</p>

<p>Galatasaray İçin Kapı Tamamen Kapanmadı</p>

<p>Galatasaray’ın Noa Lang transferinden kesin olarak çekildiğini söylemek için de henüz erken.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İtalyan kaynakta sarı-kırmızılıların transferden vazgeçtiği değil, oyuncu konusunda yeniden değerlendirme yaptığı belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle önümüzdeki günlerde Galatasaray’ın yeniden Napoli ile masaya oturması ihtimali devam ediyor.</p>

<p>Ancak 21 Ağustos itibarıyla transfer yarışındaki en önemli değişiklik net: Birkaç gün önce Galatasaray ve Ajax önde görünürken, Ajax’ın çekilmesinin ardından Atalanta Noa Lang için en somut seçenek haline geldi.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Gianluca Di Marzio / Sky Sport Italia</li>
 <li>PSV Inside</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-noa-lang-planinda-yeni-gelisme-atalanta-one-gecti</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 19:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8761.jpeg" type="image/jpeg" length="58829"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuklarda Miyopi Neden İlerliyor? Özel Gözlük Camları İki Yılda Fark Yarattı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-miyopi-neden-ilerliyor-ozel-gozluk-camlari-iki-yilda-fark-yaratti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-miyopi-neden-ilerliyor-ozel-gozluk-camlari-iki-yilda-fark-yaratti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukluk çağında miyopi özellikle küçük yaşlarda hızla ilerleyebiliyor. İki yıllık randomize çalışma, özel tasarımlı camların göz numarası ve gözün uzamasındaki artışı yavaşlatabildiğini gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çocuğunuz televizyona yaklaşmaya, sınıfta tahtayı görebilmek için gözlerini kısmaya veya her kontrolde daha yüksek numaralı gözlük kullanmaya başladıysa sorun yalnızca uzağı net görememek olmayabilir. Çocukluk çağındaki miyopi, göz büyümeyi sürdürürken ilerleyebilir. Özellikle küçük yaşta başlayan miyopide, ilerleyen yıllarda daha yüksek göz numaralarına ulaşma ihtimali artabilir.</p>

<p>JAMA Ophthalmology’de yayımlanan iki yıllık randomize klinik araştırma, yüksek asferik mercekçikler içeren özel gözlük camlarının çocuklarda hem göz numarasındaki artışı hem de gözün ön-arka yönde uzamasını standart gözlük camlarına kıyasla belirgin ölçüde yavaşlattığını gösterdi. Bilimsel literatürde HAL olarak kısaltılan bu tasarım, miyopi kontrol camları arasında yer alıyor.</p>

<p>Bulgular, miyopinin tamamen durdurulduğu veya ortadan kaldırıldığı anlamına gelmiyor. Ancak çocukluk dönemindeki ilerlemenin yavaşlatılması, erişkinlikte ulaşılacak toplam miyopi derecesini azaltma açısından önemli olabilir.</p>

<h2>Miyopi yalnızca uzağı bulanık görmek değildir</h2>

<p>Miyopi, uzaktaki görüntülerin net seçilemediği bir görme kusurudur. Çoğu çocukta temel neden, gözün ön-arka uzunluğunun gereğinden fazla artmasıdır. Böyle olduğunda ışık, gözün arkasındaki görme tabakası olan retinanın üzerine değil, önüne odaklanır.</p>

<p>Standart gözlük camları bu odaklanma hatasını düzelterek çocuğun net görmesini sağlar. Ancak normal tek odaklı camlar, gözün uzamasını yavaşlatmak için özel bir optik sinyal oluşturmaz.</p>

<p>Miyopi kontrol camlarının amacı ise hem net görüş sağlamak hem de gözün büyüme hızını etkileyebilecek farklı bir odaklanma düzeni oluşturmaktır.</p>

<h2>Miyopinin ilerlemesini yavaşlatmak neden önemli?</h2>

<p>Çocuğun gözlük numarasının yükselmesi, yalnızca daha kalın veya daha güçlü bir cama ihtiyaç duyulması anlamına gelmez. Miyopi derecesi arttıkça ileriki yaşamda retina dekolmanı, miyopik makula hastalığı, glokom ve bazı katarakt türleri gibi göz hastalıklarının görülme riski de artabilir.</p>

<p>Bu komplikasyonlar her miyop çocukta gelişmez. Miyopisi bulunan kişilerin büyük bölümü yaşamları boyunca bu ciddi sorunlarla karşılaşmaz. Ancak riskin miyopi derecesiyle birlikte yükselmesi, çocukluk dönemindeki ilerlemeyi mümkün olduğunca yavaşlatmayı önemli hale getiriyor.</p>

<p>Henüz miyopi kontrol tedavisinin ileriki yaşlardaki bu hastalıkları kesin olarak önlediği gösterilmiş değil. Temel hedef, çocuğun erişkinlikte ulaşacağı toplam miyopi derecesini azaltarak uzun dönemli riski düşürme ihtimalini artırmaktır.</p>

<h2>Çocuklarda miyopi neden ilerler?</h2>

<p>Miyopinin ilerlemesi tek bir nedene bağlanamaz. Genetik yatkınlık ile çocuğun yaşadığı görsel çevre birlikte etkili olabilir.</p>

<p>En önemli etkenlerden biri miyopinin başladığı yaştır. Miyopi ne kadar erken yaşta ortaya çıkarsa gözün büyümeye devam edeceği süre de o kadar uzun olabilir. Araştırmalar, küçük yaşta başlayan miyopinin ilerleyen çocukluk döneminde yüksek miyopi gelişme ihtimaliyle bağlantılı olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Anne veya babada miyopi bulunması da riski artırabilir. Her iki ebeveynin miyop olması, çocuğun daha yakından izlenmesini gerektiren bir durumdur. Ancak aile öyküsü bulunması, çocuğun mutlaka yüksek miyop olacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Gün ışığında açık havada geçirilen zamanın az olması, eğitim yoğunluğu ve uzun süre kesintisiz yakın çalışma da miyopiyle ilişkilendiriliyor. Kitabı, telefonu veya tableti göze çok yakın tutmak ve uzun süre ara vermeden çalışmak görsel yükü artırabilir.</p>

<h2>Ekran tek başına suçlu mu?</h2>

<p>Telefon, tablet ve bilgisayar kullanımı sıklıkla çocukluk miyopisindeki artışın tek nedeni olarak gösteriliyor. Bilimsel tablo ise daha karmaşık.</p>

<p>Yüz binlerce kişinin verilerini içeren bir sistematik derlemede, ekran süresi arttıkça miyopi görülme olasılığının da yükseldiği saptandı. Ancak araştırmaların çoğu gözlemseldi ve kanıtın kesinlik düzeyi düşüktü. Bu nedenle ekran kullanımının tek başına miyopiye neden olduğu söylenemez.</p>

<p>Ekranların etkisi; cihazın yakından kullanılması, uzun süre kesintisiz odaklanma ve açık havada geçirilecek zamanın azalmasıyla bağlantılı olabilir. Üstelik miyopi salgını, akıllı telefonların yaygınlaşmasından önce de bazı toplumlarda görülüyordu.</p>

<p>Bu nedenle asıl hedef yalnızca ekranı yasaklamak değil; yakın çalışma süresini düzenlemek, uygun mesafeyi korumak, ara vermek ve açık hava zamanını artırmak olmalıdır.</p>

<h2>İki yıllık araştırma nasıl yapıldı?</h2>

<p>Çift maskeli randomize klinik araştırma, ABD’deki dokuz merkezde yürütüldü. Çalışmaya 6 ile 12 yaş arasında, miyopi derecesi yaklaşık eksi 0,75 ile eksi 4,50 diyoptri arasında değişen 159 çocuk alındı.</p>

<p>Diyoptri, halk arasında “göz numarası” olarak bilinen kırma kusurunu gösteren ölçü birimidir. Miyopide değerin giderek daha fazla eksiye gitmesi, ilerleme anlamına gelir.</p>

<p>Çocukların 77’sine miyopi kontrol camları, 82’sine ise standart tek odaklı gözlük camları verildi. İki yıllık değerlendirmeyi 135 çocuk tamamladı.</p>

<p>Göz numaraları, gözün odaklanma kasını geçici olarak dinlendiren damlalar kullanılarak ölçüldü. Ayrıca gözün ön-arka uzunluğundaki değişim takip edildi. Bu ölçüm önemlidir; çünkü göz numarası farklı etkenlerden etkilenebilirken gözün uzaması miyopi ilerlemesinin yapısal göstergelerinden biridir.</p>

<p>Araştırmanın asıl sonlanım noktası 36 ay olarak planlandı. Yayımlanan iki yıllık sonuçlar, düzenleyici değerlendirme amacıyla önceden planlanmış 24 aylık ara analize dayanıyor. Bu nedenle araştırmanın uzun dönemli sonuçlarını değerlendirmek için 36 aylık verilerin de görülmesi gerekiyor.</p>

<h2>Özel cam kullanan çocuklarda ne kadar fark görüldü?</h2>

<p>İki yılın sonunda, istatistiksel modelle düzeltilmiş ortalama göz numarası değişimi miyopi kontrol camlarını kullanan grupta eksi 0,25 diyoptri oldu. Standart cam kullanan grupta ise düzeltilmiş ortalama ilerleme eksi 0,90 diyoptri olarak ölçüldü.</p>

<p>İki grup arasındaki modelle hesaplanan fark 0,64 diyoptriydi. Araştırmacılar bunu miyopi ilerlemesinde yüzde 71’lik göreceli azalma olarak hesapladı.</p>

<p>Gözün ön-arka uzunluğundaki artış da özel cam grubunda daha düşüktü. Düzeltilmiş ortalama uzama, miyopi kontrol camı kullananlarda 0,21 milimetre, standart cam kullananlarda 0,45 milimetreydi. Aradaki 0,24 milimetrelik fark, gözün uzamasında yüzde 53’lük göreceli azalmaya karşılık geldi.</p>

<p>İki grubun gözlükle elde edilen en iyi görme keskinliği benzerdi. Çalışmada miyopi kontrol camlarıyla ilişkili ciddi bir yan etki bildirilmedi.</p>

<h2>Yüzde 71 azalma ne anlama geliyor?</h2>

<p>Bu oran, çocukların yüzde 71’inde miyopinin tamamen durduğu veya göz numarasının küçüldüğü anlamına gelmiyor. İki grubun ortalama ilerleme hızlarının karşılaştırılmasından elde edilen göreceli bir ölçüdür.</p>

<p>Miyopi kontrol camı grubunda da göz numarası ve göz uzunluğu belirli ölçüde arttı. Dolayısıyla bu camlar miyopiyi ortadan kaldıran veya gözü eski yapısına döndüren bir tedavi değil; ilerlemeyi yavaşlatmayı amaçlayan bir seçenektir.</p>

<p>Her çocuk aynı yanıtı vermeyebilir. Yaş, başlangıçtaki miyopi derecesi, genetik yatkınlık, günlük kullanım süresi ve bireysel göz yapısı sonucu etkileyebilir.</p>

<h2>Miyopi kontrol camları nasıl çalışıyor?</h2>

<p>Araştırmada kullanılan camların merkez bölümü, standart gözlük camı gibi kırma kusurunu düzelterek net görüş sağlıyor. Çevresindeki halkalarda ise binden fazla küçük asferik mercekçik bulunuyor.</p>

<p>Bu mercekçikler, ışığın bir bölümünü retinanın önünde belirli bir hacme dağıtacak şekilde tasarlanıyor. “Miyopik odak kayması” olarak açıklanan bu optik sinyalin, gözün gereğinden fazla uzamasını yavaşlatabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Her “özel” gözlük camı miyopi kontrol camı değildir. Mavi ışık filtresi, yansıma önleyici kaplama, güneşte koyulaşan cam veya inceltilmiş cam bulunması, o ürünün miyopi ilerlemesini yavaşlattığı anlamına gelmez. Kullanılacak tasarımın çocuklarda yapılmış güvenilir klinik araştırmalarla desteklenmesi gerekir.</p>

<h2>Camın düzenli kullanılması önemli mi?</h2>

<p>Araştırmaya katılan çocuklara gözlüklerini haftada en az altı gün ve günde en az 10 saat kullanmaları söylendi. Bildirilen ortalama günlük kullanım süresi her iki grupta da 12 saatin üzerindeydi.</p>

<p>Bu nedenle sonuçlar, gözlüğün yalnızca okulda veya birkaç saat kullanılmasıyla aynı etkinin elde edileceğini göstermiyor. Camın doğru merkezlenmesi, uygun çerçeveye takılması ve önerilen süre boyunca düzenli kullanılması tedavinin başarısını etkileyebilir.</p>

<p>Bununla birlikte günlük kullanım süresi, her çocuk için göz muayenesini yapan uzman tarafından belirlenmelidir.</p>

<h2>Her miyop çocuk bu camları kullanmalı mı?</h2>

<p>Her çocuk için tek bir doğru seçenek bulunmuyor. Miyopinin başlangıç yaşı, son bir yıldaki ilerleme miktarı, gözün uzunluğu, aile öyküsü, çocuğun günlük yaşamı ve camı düzenli kullanabilme durumu birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Karar verilmeden önce damlalı göz numarası ölçümünü de içeren kapsamlı bir göz muayenesi yapılması önemlidir. İmkân varsa gözün ön-arka uzunluğunun ölçülmesi, ilerlemenin yalnızca reçete değişimiyle değil yapısal olarak da takip edilmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Özellikle küçük yaşta miyopi başlayan, göz numarası kısa aralıklarla yükselen veya anne ve babasında miyopi bulunan çocuklarda miyopi kontrol seçeneklerinin erken dönemde değerlendirilmesi yararlı olabilir.</p>

<h2>Miyopi kontrolünde başka seçenekler var mı?</h2>

<p>Çocukluk miyopisinin ilerlemesini yavaşlatmak amacıyla özel gözlük camlarının yanı sıra farklı yöntemler de kullanılabiliyor:</p>

<ul>
 <li>Miyopi kontrolü için geliştirilmiş yumuşak kontakt lensler</li>
 <li>Gece takılan ve korneayı geçici olarak şekillendiren ortokeratoloji lensleri</li>
 <li>Uzman değerlendirmesiyle kullanılan düşük konsantrasyonlu atropin göz damlaları</li>
 <li>Uygun çocuklarda birden fazla yöntemin birlikte uygulanması</li>
</ul>

<p>Bu seçeneklerin etkinlik düzeyleri, yan etkileri, kullanım güçlükleri ve uygun oldukları yaş grupları farklıdır. Kontakt lenslerde temizlik kurallarına uyulmaması enfeksiyon riskini artırabilir. Atropin bazı çocuklarda ışık hassasiyeti veya yakını görmede güçlük oluşturabilir. Ortokeratoloji ise dikkatli lens bakımı ve düzenli takip gerektirir.</p>

<p>Bu nedenle tedavi, başka bir çocukta işe yaradığı için seçilmemeli; göz hastalıkları uzmanının değerlendirmesine göre kişiselleştirilmelidir. Lazerle göz ameliyatı ise çocukluk miyopisinin ilerlemesini kontrol etmek için kullanılan bir yöntem değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Aileler evde neler yapabilir?</h2>

<p>Çocuğun gündüz saatlerinde açık havada zaman geçirmesi desteklenmelidir. Uluslararası uzman raporlarında günde yaklaşık iki saat açık hava zamanı öneriliyor. Açık havanın koruyucu etkisine ilişkin kanıtlar, miyopi başlamadan önce daha güçlüdür. Miyopi geliştikten sonra ilerlemeyi ne ölçüde yavaşlattığı ise kesin değildir.</p>

<p>Yakın çalışma sırasında kitap, telefon veya tablet gözlere çok yaklaştırılmamalı ve uzun süre kesintisiz çalışılmamalıdır. Düzenli olarak uzağa bakmak, yakın odaklanmaya ara verilmesini sağlayarak gözlerdeki rahatsızlık ve yorgunluğu azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Sık kullanılan 20-20-20 kuralı, her 20 dakikada bir yaklaşık 20 saniye uzağa bakmayı önerir. Bu yaklaşım gözleri dinlendirebilir ancak tek başına miyopinin ilerlemesini durdurduğu kanıtlanmış bir tedavi değildir.</p>

<p>Telefon yerine daha uzakta kullanılabilen büyük bir ekranın tercih edilmesi, cihazın yüze çok yakın tutulmasını azaltabilir. Ancak büyük ekran kullanımının veya belirli bir ekran mesafesinin miyopiyi yavaşlattığı kanıtlanmış değildir. Bu önlemler, miyopi tedavisinden çok yakın çalışma düzeninin iyileştirilmesine yönelik ergonomik uygulamalardır.</p>

<p>Ortamın yeterince aydınlatılması ve çocuğun cihazı yüzüne çok yakın kullanmasının önlenmesi de önemlidir.</p>

<p>Gözlük numarasını bilerek düşük tutmak veya çocuğa gözlük kullandırmamak miyopiyi tedavi etmez. Eksik düzeltmenin ilerlemeyi güvenilir biçimde yavaşlattığı gösterilmemiştir.</p>

<p>Ayrıca belirli bir yiyecek, vitamin veya takviyenin gözün uzamasını durdurduğu yönünde güvenilir kanıt bulunmuyor. Dengeli beslenme genel göz sağlığı için değerlidir ancak miyopi kontrol tedavisinin yerine geçmez.</p>

<h2>Hangi belirtilerde göz muayenesi gerekir?</h2>

<p>Çocuklar bulanık görmeyi her zaman fark etmeyebilir veya bunu ifade edemeyebilir. Aşağıdaki durumlar göz muayenesini gerektirebilir:</p>

<ul>
 <li>Tahtayı veya uzaktaki yazıları görememe</li>
 <li>Televizyona yaklaşma</li>
 <li>Uzağa bakarken gözleri kısma</li>
 <li>Kitap ve ekranı yüze çok yakın tutma</li>
 <li>Bir gözünü kapatarak bakma</li>
 <li>Sık baş ağrısı veya göz yorgunluğu</li>
 <li>Okul başarısında açıklanamayan düşüş</li>
 <li>Gözlük reçetesinin kısa aralıklarla değişmesi</li>
</ul>

<p>Miyopi tanısı konmuş çocuklarda takip sıklığı kişisel duruma göre belirlenir. İlerleyen miyopide çoğu zaman altı aylık kontroller gerekebilir; ancak bu süre çocuğun yaşı ve uygulanan tedaviye göre değişebilir.</p>

<p>Ani görme kaybı, ışık çakmaları, birden ortaya çıkan çok sayıda uçuşma veya görme alanında perde benzeri gölge gelişmesi durumunda gecikmeden göz değerlendirmesi yapılmalıdır.</p>

<h2>Araştırmanın güçlü yönleri ve sınırlılıkları neler?</h2>

<p>Çalışmanın randomize, çift maskeli ve çok merkezli olması; göz numarasının yanı sıra gözün uzunluğunun da ölçülmesi bulguların güvenilirliğini artırıyor. Farklı etnik kökenlerden çocukların araştırmaya alınmış olması da önemli bir güçlü yön.</p>

<p>Bununla birlikte iki yıllık takip, çocukluk miyopisi tedavisinin tamamını değerlendirmek için kısa olabilir. Yayımlanan sonuçlar, 36 aylık çalışmanın önceden planlanmış ara analizine dayanıyor. Tedavi bırakıldığında etkinin sürüp sürmeyeceği ve erişkinlikteki göz hastalıkları riskini azaltıp azaltmayacağı henüz bilinmiyor.</p>

<p>Araştırmaya 6 ile 12 yaş arasındaki ve belirli numara aralığındaki çocuklar alındı. Sonuçlar daha küçük çocuklara, yüksek miyopisi bulunanlara veya daha önce başka miyopi kontrol tedavisi kullanmış olanlara doğrudan genellenemez.</p>

<p>Günlük kullanım süresi çocukların ve ailelerin bildirimlerine dayanıyordu. Ayrıca iki yıllık değerlendirmeyi 159 çocuğun 135’i tamamladı.</p>

<p>Camlar normal bakışta birbirine benzese de asferik mercekçik halkalarının belirli açılardan, bu tasarımı tanıyan kişiler tarafından fark edilmesi mümkündü. Bu nedenle bazı katılımcıların veya araştırmacıların hangi camın kullanıldığını istemeden anlamış olma ihtimali tamamen dışlanamıyor.</p>

<p>Çalışma, araştırılan camın üreticisi tarafından finanse edildi. Sponsor; araştırmanın tasarımı, verilerin değerlendirilmesi, makalenin hazırlanması ve yayımlanma kararında rol aldı. Bazı yazarların üretici veya araştırma kuruluşuyla çalışma ilişkisi, bir yazarın da ilgili patent bildirimleri bulunuyordu. Bu durum sonuçları geçersiz kılmaz ancak bağımsız ve uzun süreli araştırmaların önemini artırır.</p>

<h2>Ebeveynler bu araştırmadan ne anlamalı?</h2>

<p>Çocukluk miyopisi yalnızca daha güçlü bir gözlük ihtiyacı olarak görülmemeli. Erken başlayan ve hızla ilerleyen miyopide amaç, çocuğun mevcut göz numarasını sıfırlamak değil, ilerlemeyi mümkün olduğunca yavaşlatarak erişkinlikte ulaşacağı toplam miyopi derecesini azaltmaktır.</p>

<p>İki yıllık randomize araştırma, yüksek asferik mercekçikli özel gözlük camlarının bu amaçla etkili ve iyi tolere edilen bir seçenek olabileceğini gösteriyor. Ancak sonuçlar bütün özel camlara genellenemez ve seçim yalnızca ürün adına bakılarak yapılmamalıdır.</p>

<p>En doğru yaklaşım; miyopiyi erken fark etmek, çocuğun göz numarası ile göz uzunluğundaki değişimi düzenli izlemek, açık hava ve yakın çalışma alışkanlıklarını düzenlemek ve gerekiyorsa kanıta dayalı miyopi kontrol seçeneklerinden çocuğa en uygun olanını belirlemektir.</p>

<h2>KAYNAKLAR</h2>

<ol>
 <li>
 <p>JAMA Ophthalmology – Spectacle Lenses With Highly Aspherical Lenslets for Myopia Control: A Randomized Clinical Trial – Shen J, Hunt C, Young G, Drobe B – 2026 – DOI: 10.1001/jamaophthalmol.2026.3288</p>
 </li>
 <li>
 <p>Investigative Ophthalmology &amp; Visual Science – IMI—Interventions for Controlling Myopia Onset and Progression 2025 – Bullimore MA, Saunders KJ, Baraas RC ve ark. – 2025 – DOI: 10.1167/iovs.66.12.39</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cochrane Database of Systematic Reviews – Interventions for Myopia Control in Children: A Living Systematic Review and Network Meta-analysis – Lawrenson JG, Huntjens B, Virgili G ve ark. – 2025 – DOI: 10.1002/14651858.CD014758.pub3</p>
 </li>
 <li>
 <p>Investigative Ophthalmology &amp; Visual Science – IMI Risk Factors for Myopia – Morgan IG, Wu PC, Ostrin LA ve ark. – 2021 – DOI: 10.1167/iovs.62.5.3</p>
 </li>
 <li>
 <p>JAMA Network Open – Digital Screen Time and Myopia: A Systematic Review and Dose-Response Meta-Analysis – Ha A, Lee YJ, Lee M, Shim SR, Kim YK – 2025 – DOI: 10.1001/jamanetworkopen.2024.60026</p>
 </li>
 <li>
 <p>JAMA – Effect of Time Spent Outdoors at School on the Development of Myopia Among Children in China: A Randomized Clinical Trial – He M, Xiang F, Zeng Y ve ark. – 2015 – DOI: 10.1001/jama.2015.10803</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ophthalmic &amp; Physiological Optics – Age of Onset of Myopia Predicts Risk of High Myopia in Later Childhood in Myopic Singapore Children – Chua SYL, Sabanayagam C, Cheung YB ve ark. – 2016 – DOI: 10.1111/opo.12305</p>
 </li>
 <li>
 <p>Investigative Ophthalmology &amp; Visual Science – The Complications of Myopia: A Review and Meta-Analysis – Haarman AEG, Enthoven CA, Tideman JWL ve ark. – 2020 – DOI: 10.1167/iovs.61.4.49</p>
 </li>
 <li>
 <p>JAMA Ophthalmology – Spectacle Lenses With Aspherical Lenslets for Myopia Control vs Single-Vision Spectacle Lenses: A Randomized Clinical Trial – Bao J, Huang Y, Li X ve ark. – 2022 .0401</p>
 </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-miyopi-neden-ilerliyor-ozel-gozluk-camlari-iki-yilda-fark-yaratti</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 19:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/cocuklarda-miyopi-ozel-gozluk-camlari-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="57953"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Her Gün Merdiven Çıkmak Kalbi Korur mu? Büyük Araştırma Ne Söylüyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-merdiven-cikmak-kalbi-korur-mu-buyuk-arastirma-ne-soyluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/her-gun-merdiven-cikmak-kalbi-korur-mu-buyuk-arastirma-ne-soyluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dokuz gözlemsel çalışmayı ve 480 binden fazla kişiyi birleştiren analiz, merdiven çıkmayı daha düşük kalp-damar ve genel ölüm riskiyle ilişkilendirdi. Peki kaç kat yeterli, kimler dikkat etmeli?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bir ya da iki kat çıkmak için asansör beklemek mi, merdivene yönelmek mi? Gün içinde önemsiz görünen bu tercih, kalbin, akciğerlerin ve bacak kaslarının kısa süreli de olsa daha fazla çalışmasını sağlayabiliyor.<br />
Yaklaşık yarım milyon kişinin verilerini bir araya getiren kapsamlı bir bilimsel değerlendirme de düzenli merdiven kullanımı ile kalp-damar sağlığı ve yaşam süresi arasında dikkat çekici bir ilişki bulunduğunu gösterdi. Ancak sonuçlar, “Merdiven çıkan herkes daha uzun yaşar” anlamına gelmiyor.<br />
480 bin kişilik analiz ne gösterdi?<br />
American Journal of Cardiovascular Drugs’ta yayımlanan sistematik derleme ve meta-analiz, University of East Anglia ile Norfolk and Norwich University Hospital araştırmacıları tarafından hazırlandı.<br />
Araştırmacılar, merdiven çıkma alışkanlığı veya merdiven çıkabilme kapasitesi ile kalp-damar sonuçlarını inceleyen dokuz gözlemsel çalışmayı değerlendirdi. Analiz toplam 480 bin 479 kişiyi kapsadı. Katılımcılar 35 ile 84 yaş arasındaydı ve yüzde 53’ü kadındı. Çalışmalarda sağlıklı kişilerle daha önce kalp krizi veya özellikle bacak damarlarında daralmaya yol açabilen periferik damar hastalığı geçirmiş kişiler birlikte yer aldı.<br />
Burada önemli bir ayrıntı var: Çalışmada asansör kullanmanın sağlık üzerindeki etkisi doğrudan test edilmedi. Başlıktaki “merdiven mi asansör mü?” sorusu gündelik tercihi anlatırken bilimsel karşılaştırma, merdiven kullanan veya merdiven çıkma kapasitesi daha iyi olan kişilerle diğer gruplar arasında yapıldı.<br />
Ölüm sonuçlarının birleştirilebildiği beş çalışmada 455 bin 619 katılımcı bulunuyordu. Merdiven çıkan gruplarda, merdiven çıkmayan veya çıkmakta daha fazla zorlanan gruplara kıyasla:<br />
Kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm riski yüzde 39 daha düşük bulundu.<br />
Herhangi bir nedene bağlı ölüm riski yüzde 24 daha düşük bulundu.<br />
Bazı çalışmalarda merdiven kullanımı; kalp krizi, iskemik inme ve kalp yetersizliği riskinin daha düşük olmasıyla da ilişkilendirildi. Ancak ölçüm yöntemleri ve incelenen sonuçlar birbirinden farklı olduğu için bu hastalıklar açısından tek bir ortak risk oranı hesaplanamadı.<br />
Yüzde 39 daha düşük risk ne anlama geliyor?<br />
Bu oran göreceli riski ifade ediyor. “Merdiven çıkan her 100 kişiden 39’u kalp hastalığından kurtuluyor” şeklinde yorumlanamaz.<br />
Bir kişinin gerçek riski; yaşı, sigara kullanımı, tansiyonu, kolesterolü, diyabeti, kilosu, mevcut hastalıkları ve toplam hareket düzeyi gibi birçok etkene bağlıdır. Araştırmadaki yüzdeler, farklı grupların uzun dönemli risklerinin karşılaştırılmasından elde edildi.<br />
Bu nedenle sonuçlar bireysel bir garanti değil, toplum düzeyinde görülen bir ilişki olarak değerlendirilmelidir.<br />
Çalışma merdivenin ömrü uzattığını kanıtlıyor mu?<br />
Hayır. Değerlendirmeye alınan dokuz araştırmanın tamamı gözlemsel kohort çalışmasıydı. İnsanlar rastgele “merdiven” ve “asansör” gruplarına ayrılmadı.<br />
Ayrıca merdiven kullanımı çalışmaların çoğunda kişilerin kendi beyanlarıyla ölçüldü. Bazı araştırmalar kaç kat çıkıldığını sorarken bazıları merdiven çıkabilme kapasitesini değerlendirdi. Bu iki ölçüm aynı şeyi göstermiyor.<br />
Merdiven kullanan kişiler genel olarak daha hareketli olabilir, daha az sigara içebilir veya başlangıçta daha sağlıklı olabilir. Kalp, akciğer, eklem ya da denge sorunu bulunan kişilerin ise zaten asansörü tercih etme olasılığı daha yüksektir. Bu durum, sağlık durumunun merdiven tercihini belirlemesi anlamına gelen ters nedensellik ihtimalini doğurur.<br />
Üstelik birleştirilen çalışmaların sonuçları arasında belirgin farklılıklar vardı. Araştırmacılar çeşitli değişkenler için düzeltme yapsa da yaşam tarzı ve başlangıçtaki sağlık durumunun etkisini tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil.<br />
Dolayısıyla bilimsel olarak en doğru ifade şudur: Düzenli merdiven çıkmak, daha düşük kalp-damar ve genel ölüm riskiyle ilişkili bulundu; doğrudan neden-sonuç ilişkisi kanıtlanmadı.<br />
Günde kaç kat merdiven çıkmak gerekir?<br />
Yeni meta-analiz, herkes için geçerli kesin bir kat veya basamak hedefi belirlemedi. Çünkü çalışmalarda merdiven çıkma miktarı, hızı ve sıklığı aynı yöntemle ölçülmedi.<br />
Yaklaşık 459 bin kişiyi kapsayan ayrı bir UK Biobank araştırmasında, günde beş kattan fazla merdiven çıkmak; damarlarda yağlı plak birikmesiyle gelişen ve kalp krizi ile inme riskini artıran aterosklerotik kalp-damar hastalığı riskinin yaklaşık yüzde 20 daha düşük olmasıyla ilişkilendirildi.<br />
Başka bir UK Biobank çalışmasında ise günde 6 ile 10 kat çıkanlarda herhangi bir nedene bağlı ölüm riski yüzde 9 daha düşük bulundu. Buna karşılık aynı çalışmada kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm açısından anlamlı bir düşüş gösterilemedi ve araştırmacılar sonuçların başka yaşam tarzı etkenlerinden etkilenmiş olabileceğini belirtti.<br />
Bu nedenle “Günde altı kat çıkan daha uzun yaşar” gibi kesin bir reçete oluşturulamaz. Ayrıca bir merdiven kolundaki basamak sayısı her binada aynı değildir.<br />
En uygulanabilir yaklaşım, kişinin mevcut kapasitesine uygun olarak günlük hareketini yavaş yavaş artırmasıdır.<br />
Merdiven çıkmak vücudu nasıl çalıştırıyor?<br />
Merdiven çıkarken vücut ağırlığı yer çekimine karşı yukarı taşınır. Bu sırada kalça, uyluk ve baldır kasları çalışır; kalp hızı ve solunum ihtiyacı yükselir. Bu nedenle merdiven çıkmak, aynı sürede düz zeminde yürümekten daha yoğun bir fiziksel yük oluşturabilir.<br />
Toplam 31 hareketsiz kadını kapsayan küçük deneysel çalışmalarda, altı hafta boyunca uygulanan kısa ve yoğun merdiven çıkışlarının kalp-akciğer uygunluğunu geliştirebildiği görüldü. Vücudun egzersiz sırasında kullanabildiği en yüksek oksijen miktarı yüzde 7 ile yüzde 12 arasında arttı.<br />
Bu küçük çalışmalar merdiven çıkmanın fiziksel uygunluğu geliştirebileceğini destekliyor. Ancak katılımcı sayıları azdı ve sonuçlar doğrudan daha uzun yaşam anlamına gelmiyor.<br />
Merdiven çıkmak yürüyüşün yerini tutar mı?<br />
Merdiven çıkmak günlük harekete değerli bir katkı sağlayabilir; ancak yürüyüşün, düzenli egzersizin, kas güçlendirme çalışmalarının ve denge egzersizlerinin tamamının yerine geçmez.<br />
Dünya Sağlık Örgütü yetişkinlerin haftada 150-300 dakika orta yoğunlukta veya 75-150 dakika yüksek yoğunlukta aerobik fiziksel aktivite yapmasını öneriyor. Orta ve yüksek yoğunluktaki hareketler birlikte de tamamlanabilir. Büyük kas gruplarını çalıştıran güçlendirme hareketlerinin ise haftada en az iki gün yapılması tavsiye ediliyor.<br />
Merdivenin hangi yoğunlukta sayılacağı kişinin kondisyonuna ve çıkış hızına bağlıdır. Düzenli egzersiz yapan biri için birkaç kat orta yoğunlukta kalabilirken, hareketsiz bir kişi için aynı çıkış oldukça zorlayıcı olabilir.<br />
Merdivene güvenli biçimde nasıl başlanabilir?<br />
Uzun süredir hareketsiz olan birinin ilk günden hızlı ve aralıksız biçimde çok sayıda kat çıkması gerekmez.<br />
Başlangıçta bir katı rahat tempoda çıkmak yeterli olabilir.<br />
Gerekirse kat sahanlığında dinlenilebilir.<br />
Önce günlük çıkış sıklığı, ardından kat sayısı veya tempo artırılabilir.<br />
Kat sayısı, hız ve sıklığın hepsi aynı anda artırılmamalıdır.<br />
Korkuluk kullanılmalı, merdiven iyi aydınlatılmış olmalı ve kaymayan ayakkabılar tercih edilmelidir.<br />
Merdivende telefon ekranına bakılmamalı ve acele edilmemelidir.<br />
Tekrarlanan hızlı çıkışlardan önce birkaç dakikalık rahat yürüyüşle ısınmak yararlı olabilir.<br />
Diz ağrısı bulunan kişilerde özellikle merdiven inişi yakınmaları artırabilir. Böyle bir durumda merdivenle çıkıp asansörle inmek veya daha az kat kullanmak daha uygun olabilir.<br />
Kimlerin daha dikkatli olması gerekir?<br />
Merdiven çıkmak herkes için aynı ölçüde güvenli ve uygun olmayabilir. Aşağıdaki durumlarda tekrarlanan veya hızlı merdiven çıkışlarına başlamadan önce kişisel değerlendirme gerekebilir:<br />
Bilinen kalp veya ciddi akciğer hastalığı<br />
Yakın zamanda geçirilmiş kalp krizi, ameliyat veya ciddi hastalık<br />
Kontrol altında olmayan yüksek tansiyon<br />
Düşük eforla ortaya çıkan göğüs baskısı veya belirgin nefes darlığı<br />
İleri diz veya kalça kireçlenmesi<br />
Yeni gelişen kas, bağ veya eklem yaralanması<br />
Denge bozukluğu ya da tekrarlayan düşme öyküsü<br />
Hareketi önemli ölçüde kısıtlayan nörolojik veya ortopedik hastalık<br />
Kronik bir hastalığın bulunması fiziksel aktivitenin tamamen bırakılması gerektiği anlamına gelmez. Ancak hareketin türü, süresi ve yoğunluğu kişinin durumuna göre düzenlenmelidir.<br />
Merdiven çıkarken nefes nefese kalmak normal mi?<br />
Merdiven çıkarken kalbin hızlanması ve solunumun artması çoğu kişide beklenen bir durumdur. Özellikle hareketsiz kişiler birkaç katta hızla nefes nefese kalabilir.<br />
Ancak daha önce olmayan göğüs ağrısı veya baskı, olağandışı derecede şiddetli nefes darlığı, bayılma, belirgin baş dönmesi, soğuk terleme ya da düzensiz ve rahatsız edici çarpıntı normal egzersiz yanıtı olarak görülmemelidir.<br />
Bu belirtiler ortaya çıktığında aktivite durdurulmalı; şiddetli, kalıcı veya hızla kötüleşen belirtilerde gecikmeden acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.<br />
Asansörü tamamen bırakmak gerekiyor mu?<br />
Araştırmanın mesajı, herkesin her koşulda asansörden vazgeçmesi değildir. Ağrı, denge sorunu, aşırı yorgunluk, ağır yük taşıma veya sağlık sorunu bulunduğunda asansör kullanmak daha güvenli olabilir.<br />
Buna karşılık merdiven çıkmaya engeli olmayan kişiler için bir ya da iki katlık güvenli çıkışları günlük yaşama eklemek, ayrı bir egzersiz zamanı ayırmadan hareket miktarını artırmanın pratik yollarından biridir.<br />
Merdiven çıkmak; sigarayı bırakmanın, tansiyon ve kolesterol kontrolünün, dengeli beslenmenin, düzenli egzersizin veya gerekli tedavilerin yerine geçmez. Ancak günlük hayatta sık tekrarlanan küçük hareket fırsatlarından biri olarak kalp sağlığını destekleyebilir.<br />
KAYNAKLAR<br />
American Journal of Cardiovascular Drugs – Evaluating the Impact of Stair Climbing on Cardiovascular Risk Reduction: A Systematic Review and Meta-analysis – Sophie Paddock, Rathna Veerni, U. Bhalraam ve arkadaşları – 2026 – DOI: 10.1007/s40256-026-00811-x<br />
Atherosclerosis – Daily Stair Climbing, Disease Susceptibility, and Risk of Atherosclerotic Cardiovascular Disease: A Prospective Cohort Study – Zimin Song, Li Wan, Wenxiu Wang ve arkadaşları – 2023 – DOI: 10.1016/j.atherosclerosis.2023.117300<br />
Journal of Cachexia, Sarcopenia and Muscle – Stair Climbing and Mortality: A Prospective Cohort Study from the UK Biobank – Miguel A. Sanchez-Lastra, Ding Ding, Knut-Eirik Dalene ve arkadaşları – 2021 – DOI: 10.1002/jcsm.12679<br />
Medicine &amp; Science in Sports &amp; Exercise – Brief Intense Stair Climbing Improves Cardiorespiratory Fitness – Mary K. Allison, Jessica H. Baglole, Brian J. Martin ve arkadaşları – 2017 – DOI: 10.1249/MSS.0000000000001188<br />
Dünya Sağlık Örgütü – WHO Guidelines on Physical Activity and Sedentary Behaviour – 2020 – ISBN: 978-92-4-001512-8</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-merdiven-cikmak-kalbi-korur-mu-buyuk-arastirma-ne-soyluyor</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 19:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/merdiven-mi-asansor-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="25822"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu Duyurdu: Trabzon’da Yaralı Kadın Yayladan Helikopterle Hastaneye Taşındı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bakan-memisoglu-duyurdu-trabzonda-yarali-kadin-yayladan-helikopterle-hastaneye-tasindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bakan-memisoglu-duyurdu-trabzonda-yarali-kadin-yayladan-helikopterle-hastaneye-tasindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Çaykara ilçesine bağlı Eğrisu Yaylası’nda düşerek yaralanan 78 yaşındaki kadın, zorlu arazi ve ulaşım koşulları nedeniyle bölgeye yönlendirilen helikopter ambulansla alınarak Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne ulaştırıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Eğrisu Yaylası’nda zorlu kurtarma operasyonu</p>

<p>Trabzon’un Çaykara ilçesine bağlı Eğrisu Yaylası’nda düşme sonucu yaralanan 78 yaşındaki kadın için sağlık ekipleri harekete geçti.</p>

<p>Yüksek rakımlı yayladaki zorlu arazi ve ulaşım koşulları dikkate alınarak bölgeye helikopter ambulans yönlendirildi. Sağlık ekipleri tarafından bulunduğu yerden alınan yaralı kadın, helikopter ambulansla Trabzon’daki Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi.</p>

<p>Bakan Memişoğlu duyurdu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Operasyona ilişkin açıklama Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’ndan geldi. Memişoğlu, yaralı hastanın güvenli şekilde hastaneye ulaştırıldığını belirterek şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Trabzon Çaykara’nın Eğrisu Yaylası’nda düşme sonucu yaralanan 78 yaşındaki kadın hastamız, helikopter ambulansımızla alınarak Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne ulaştırıldı.”</p>

<p>Sağlık ekiplerine teşekkür</p>

<p>Yaralı kadına acil şifalar dileyen Bakan Memişoğlu, zorlu şartlarda görev yapan sağlık ekiplerine de teşekkür etti.</p>

<p>Memişoğlu paylaşımını, “En zor şartlarda, en kritik anlarda; insan, önce insan” sözleriyle tamamladı.</p>

<p>Hastanede tedavi altına alınan kadının yaralanmasının niteliği ve güncel sağlık durumu hakkında henüz ayrıntılı bir açıklama yapılmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bakan-memisoglu-duyurdu-trabzonda-yarali-kadin-yayladan-helikopterle-hastaneye-tasindi</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 18:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8757.jpeg" type="image/jpeg" length="78392"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Amedspor’un Tribün Emekçisi Muhittin Kaya Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/amedsporun-tribun-emekcisi-muhittin-kaya-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/amedsporun-tribun-emekcisi-muhittin-kaya-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Amedspor Azadî Taraftar Grubu Sözcüsü Muhittin Kaya’nın Diyarbakır’ın Kayapınar ilçesindeki evinde hayatını kaybettiği belirlendi. Tribünlerin tanınan isimlerinden 35 yaşındaki Kaya’nın kesin ölüm nedeni, yapılacak adli incelemenin ardından netleşecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Amedspor camiası, tribünlerin yakından tanıdığı isimlerden Muhittin Kaya’nın vefat haberiyle sarsıldı. Azadî Taraftar Grubu’nun uzun süredir sözcülüğünü yürüten 35 yaşındaki Kaya, Diyarbakır’ın Kayapınar ilçesindeki evinde hayatını kaybetmiş halde bulundu.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre Kaya’dan haber alamayan yakınları durumdan endişelenerek kontrol sağladı. Eve gelen ekiplerin yaptığı incelemede Kaya’nın yaşamını yitirdiği belirlendi.</p>

<p>Tribünlerin tanınan isimlerindendi</p>

<p>Amedspor’un karşılaşmalarında tribündeki yerini alan Muhittin Kaya, taraftar organizasyonları ve maçlar öncesindeki çağrılarıyla biliniyordu. Uzun süredir Azadî Taraftar Grubu adına yürüttüğü çalışmalar nedeniyle Amedspor taraftarları arasında tanınan Kaya’nın ani vefatı, kulüp camiasında ve sevenleri arasında büyük üzüntüye yol açtı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Acı haberin duyulmasının ardından çok sayıda taraftar grubu ve spor camiasından isim, Kaya’nın ailesine ve yakınlarına başsağlığı mesajı yayımladı. Amedspor yöneticilerinin de gelişmeler üzerine Adli Tıp Kurumu’na gittiği bildirildi.</p>

<p>Kesin ölüm nedeni araştırılıyor</p>

<p>Kaya’nın kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiş olabileceği yönünde değerlendirmeler bulunmakla birlikte, bu konuda henüz kesinleşmiş resmî bir sonuç açıklanmadı.</p>

<p>Muhittin Kaya’nın cenazesi, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı. Ölüm nedeninin yapılacak inceleme ve otopsi işlemlerinin ardından netlik kazanması bekleniyor.</p>

<p>Cenaze törenine ilişkin bilgilerin ise adli işlemlerin tamamlanmasının ardından ailesi ve yakınları tarafından paylaşılması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/amedsporun-tribun-emekcisi-muhittin-kaya-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 18:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8754.jpeg" type="image/jpeg" length="25353"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Andes Hantavirüsü İnsandan İnsana Bulaşır mı? Belirtileri Neler?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/andes-hantavirusu-insandan-insana-bulasir-mi-belirtileri-neler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/andes-hantavirusu-insandan-insana-bulasir-mi-belirtileri-neler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Arjantin’den gelen bir yolcuda Andes hantavirüsü saptanması, Fransa ve İspanya’da temaslı incelemesini başlattı. Virüs nadiren kişiden kişiye geçiyor; genel Avrupa riski ise çok düşük.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Güney Amerika’dan döndükten sonra başlayan ateş, kas ağrısı veya solunum sıkıntısı sıradan bir grip gibi görünebilir. Ancak yakın zamanda kemirgenlerle temas edilmişse ya da Andes hantavirüsü taşıyan belirtili bir kişiyle uzun süre yakın ortamda bulunulmuşsa bu ayrıntılar önem kazanabilir.<br />
Fransız halk sağlığı yetkilileri, Arjantin’den gelen bir yolcuda 6 Ağustos 2026’da Andes hantavirüsü enfeksiyonu doğrulandığını bildirdi. Yolcu, 19 Temmuz ile 2 Ağustos arasında Fransa’da kaldı; 23 Temmuz’da hafif belirtilerle sağlık kuruluşuna başvurdu ancak hastaneye yatırılmadı. Kişinin 28 Temmuz’dan bu yana belirtisiz olduğu açıklandı.<br />
Hasta daha sonra İspanya’ya geçti. Tanı konduğu sırada İspanya’da bulunması üzerine iki ülkedeki sağlık yetkilileri, bulaştırıcılık döneminde yakın temas yaşanmış olabilecek kişileri belirleme ve izleme çalışması başlattı.<br />
Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi, 20 Ağustos’ta yayımladığı değerlendirmede enfeksiyonun büyük olasılıkla Arjantin’de edinildiğini ve Avrupa Birliği ile Avrupa Ekonomik Alanı genel nüfusu için riskin çok düşük olduğunu bildirdi.<br />
Andes hantavirüsü nedir?<br />
Hantavirüsler, doğal olarak bazı kemirgenlerde bulunan bir virüs grubudur. Virüsü taşıyan kemirgenler hasta görünmeyebilir ancak idrarları, dışkıları ve salyaları yoluyla çevreye virüs bırakabilir.<br />
Andes virüsü ise özellikle Arjantin ve Şili’nin bazı bölgelerindeki yabani kemirgenlerle ilişkilidir. İnsanlarda hantavirüs kardiyopulmoner sendromu adı verilen, akciğerleri ve dolaşım sistemini etkileyebilen ciddi bir hastalığa yol açabilir.<br />
Hastalığın ağırlaşması durumunda akciğerlerde sıvı birikmesi, tansiyon düşmesi ve dolaşım bozukluğu gelişebilir. Bununla birlikte virüsle karşılaşan herkesin aynı şiddette hastalanacağı söylenemez.<br />
İnsandan insana bulaşma neden dikkat çekiyor?<br />
Hantavirüs enfeksiyonlarının temel bulaş yolu insanlardan değil, kemirgenlerden kaynaklanır. İnsanlar virüsü çoğunlukla kemirgen idrarı, dışkısı veya salyasıyla kirlenmiş tozları soluyarak alır.<br />
Andes virüsü, insandan insana bulaştığı bilimsel olarak belgelenmiş tek hantavirüs olarak biliniyor. Ancak bu bulaş nadir görülüyor ve genellikle belirtileri bulunan bir hastayla yakın ve uzun süreli temasın ardından ortaya çıkıyor.<br />
Aynı evde yaşamak, öpüşmek, cinsel temas, içecek ve yemek gereçlerini paylaşmak veya hastanın vücut sıvılarıyla korunmasız biçimde temas etmek riski artırabilir. Bulaştırıcılığın çoğunlukla belirtilerin bulunduğu dönemde ortaya çıktığı düşünülüyor.<br />
Bu nedenle kısa süreli, gündelik karşılaşmaların yüksek riskli temas gibi değerlendirilmesi doğru değil. Temasın yakınlığı, süresi, kapalı ortamda gerçekleşip gerçekleşmediği ve kişinin o sırada belirti gösterip göstermediği birlikte ele alınıyor.<br />
Belirtiler ne zaman ortaya çıkıyor?<br />
Andes virüsüne bağlı belirtiler, temastan 4 ile 42 gün sonra başlayabilir. İlk dönem bulguları grip, COVID-19 veya başka viral enfeksiyonlarla kolayca karıştırılabilir.<br />
Erken dönemde şu belirtiler görülebilir:<br />
Ateş<br />
Belirgin yorgunluk<br />
Kas ağrıları<br />
Baş ağrısı<br />
Baş dönmesi ve titreme<br />
Bulantı ve kusma<br />
İshal veya karın ağrısı<br />
Bazı hastalarda birkaç gün sonra öksürük, göğüste sıkışma ve nefes darlığı gelişebilir. Solunum yakınmalarının ortaya çıkması, hastalığın daha ciddi aşamaya ilerlediğinin işareti olabilir.<br />
Hangi durumda sağlık kuruluşuna başvurulmalı?<br />
Güney Amerika’nın riskli bölgelerine yakın zamanda seyahat eden, kemirgenlerin bulunduğu kapalı alanlarda çalışan veya Andes virüsü tanısı alan belirtili biriyle yakın teması bulunan kişiler; ateş, kas ağrısı ya da mide-bağırsak yakınmaları gelişirse temas öyküsünü sağlık görevlisine açıkça anlatmalı.<br />
Yeni başlayan veya hızla artan nefes darlığı, göğüste sıkışma, dudaklarda morarma, bayılma ya da bilinç değişikliği ise acil değerlendirme gerektirir. Hastalık bazı kişilerde kısa sürede ağırlaşabildiği için solunum belirtilerinin geçmesi beklenmemeli.<br />
Temaslı kabul edilmek, kişinin mutlaka enfekte olduğu anlamına gelmez. Halk sağlığı birimleri riskli temasları çoğunlukla son temastan itibaren 42 gün boyunca belirti gelişimi açısından izler.<br />
Tanı nasıl konuluyor?<br />
Erken belirtiler birçok hastalıkla benzer olduğu için yalnızca şikâyetlere bakılarak Andes virüsü tanısı konulamaz. Seyahat geçmişi, kemirgen teması ve doğrulanmış bir hastayla yakın temas bilgisi tanı açısından önemlidir.<br />
Tanının doğrulanmasında kanda virüse karşı oluşan IgM ve IgG adlı antikorlar araştırılabilir. Hastalığın erken döneminde RT-PCR olarak adlandırılan moleküler testle virüsün genetik materyali de aranabilir.<br />
Tedavisi veya aşısı var mı?<br />
Andes virüsünü doğrudan ortadan kaldırdığı kanıtlanmış ve ruhsatlandırılmış özel bir antiviral tedavi bulunmuyor. Hastaya sıvı dengesi, solunum ve dolaşım desteği gibi belirtilere yönelik tedaviler uygulanıyor.<br />
Hastalık ağırlaşırsa yoğun bakım, oksijen desteği veya ileri solunum desteği gerekebilir. Erken tanı ve hastanın yakından izlenmesi, gelişebilecek solunum ve dolaşım sorunlarına zamanında müdahale edilmesini sağlar.<br />
Andes virüsüne karşı genel kullanıma sunulmuş ruhsatlı bir aşı da bulunmuyor. Bu nedenle korunmada kemirgenlerle teması azaltmak ve şüpheli vakaların temaslılarını zamanında belirlemek önem taşıyor.<br />
Kemirgenlerden bulaşma nasıl önlenebilir?<br />
Özellikle kırsal alanlarda, depolarda, kulübelerde ve uzun süre kapalı kalmış yapılarda kemirgen dışkısının kuru biçimde süpürülmesi veya elektrikli süpürgeyle temizlenmesi önerilmez. Bu işlemler virüs içerebilecek küçük parçacıkların havaya karışmasına neden olabilir.<br />
Temizlikten önce ortam havalandırılmalı, kirlenmiş alan uygun bir dezenfektanla ıslatılmalı ve eldiven kullanılmalıdır. Ev ve iş yerlerindeki kemirgen girişleri kapatılmalı, yiyecekler kapalı kaplarda saklanmalı ve çöpler açıkta bırakılmamalıdır.<br />
Güney Amerika’daki riskli bölgelere seyahat edenlerin kemirgen bulunan barınaklarda kalmaması, yiyecekleri korunaklı tutması ve kemirgen izleri görülen kapalı alanlarda dikkatli davranması gerekir.<br />
Avrupa ve Türkiye için gerçek risk ne?<br />
ECDC’ye göre Andes virüsünü doğal olarak taşıyan kemirgen türü Avrupa’da bulunmuyor. Bu nedenle virüsün Avrupa’da kemirgenlere yerleşerek sürekli bir hayvan-insan bulaş zinciri oluşturması beklenmiyor.<br />
Kurumun çok düşük risk değerlendirmesi Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Alanı genel nüfusunu kapsıyor. Bu değerlendirme Türkiye için verilmiş ayrı bir resmî risk derecesi değil. Bununla birlikte Türkiye’de gündelik yaşamda Andes virüsü riskinin arttığını gösteren bir veri bulunmuyor.<br />
İthal vakanın ardından yürütülen çalışma, Avrupa’da yaygın bir salgın başladığı anlamına gelmiyor. Asıl amaç, belirtili kişiyle riskli temas yaşamış olabilecek sınırlı sayıdaki kişiyi belirlemek ve olası yeni vakaları erken yakalamak. Değerlendirme tek bir ithal vakaya ve mevcut temaslı incelemesine dayanıyor; yeni veriler ortaya çıkarsa risk değerlendirmesi de güncellenebilir.<br />
KAYNAKLAR<br />
Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi – Epidemiological Update – 11 August 2026: Imported Case of Andes Hantavirus in the EU/EEA – 20 Ağustos 2026<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Hantavirus Fact Sheet – 6 Mayıs 2026<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri – About Andes Virus – 29 Mayıs 2026<br />
Pan Amerikan Sağlık Örgütü – Infection Prevention and Control of Hantavirus Infection, Including Andes Virus Disease: Interim Regional Guidance for Suspected or Confirmed Cases – 22 Mayıs 2026<br />
Emerging Infectious Diseases – Person-to-Person Household and Nosocomial Transmission of Andes Hantavirus, Southern Chile, 2011 – Constanza Martinez-Valdebenito ve diğerleri – 2014 – DOI: 10.3201/eid2010.140353</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/andes-hantavirusu-insandan-insana-bulasir-mi-belirtileri-neler</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 18:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/andes-hantavirusu-haber-gorseli-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="77129"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kadın Doğum Camiasının Acı Kaybı: Op. Dr. Hüseyin Güner Orbay Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kadin-dogum-camiasinin-aci-kaybi-op-dr-huseyin-guner-orbay-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kadin-dogum-camiasinin-aci-kaybi-op-dr-huseyin-guner-orbay-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadın hastalıkları ve doğum alanının deneyimli isimlerinden Op. Dr. Hüseyin Güner Orbay hayatını kaybetti. Uzun yıllar Ankara Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Hastanesinde görev yapan Orbay’ın vefatı, ailesi ve Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği tarafından duyuruldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kadın hastalıkları ve doğum camiasının deneyimli hekimlerinden Op. Dr. Hüseyin Güner Orbay hayatını kaybetti.</p>

<p>Acı haberi ailesi ile Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği duyurdu. Ailesi tarafından yapılan paylaşımda, “Kıymetli babamız Doktor Hüseyin Güner Orbay’ı kaybettik. Mekânı cennet olsun, nurlar içinde uyusun” ifadelerine yer verildi.</p>

<p>Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği de yayımladığı başsağlığı mesajında, Orbay’ın vefatından duyulan üzüntüyü dile getirerek ailesine, yakınlarına ve tıp camiasına başsağlığı diledi.</p>

<p>Zekai Tahir Burak Hastanesinde görev yaptı</p>

<p>Akademik kayıtlara göre Op. Dr. Hüseyin Güner Orbay, mesleki yaşamının önemli bir bölümünü Ankara Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Hastanesinde geçirdi.</p>

<p>Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olan Orbay; yüksek riskli gebelikler, doğum öncesi tanı, fetal anomaliler ve gebeliğe bağlı sağlık sorunları üzerine yürütülen çalışmalarda yer aldı.</p>

<p>Orbay’ın yalnızca klinik hizmetleriyle değil, hekim yetiştirilmesine sunduğu katkılarla da kadın doğum camiasında iz bıraktığı görülüyor. YÖK ve akademik özgeçmiş kayıtlarında, 1980’li yıllarda hazırlanan kadın hastalıkları ve doğum uzmanlık tezlerinde danışman olarak görev yaptığı bilgisi bulunuyor.</p>

<p>Bilimsel çalışmalara katkıda bulundu</p>

<p>Hüseyin Güner Orbay’ın imzası, gebelik ve fetal tıp alanındaki çeşitli bilimsel çalışmalarda da yer aldı.</p>

<p>Orbay, 1993 yılında preeklampside plazma fibronektin düzeylerini inceleyen araştırmanın yazarları arasında bulundu. Ayrıca 1994 yılında Perinatoloji Dergisi’nde yayımlanan, Meckel-Gruber sendromu ve Dandy-Walker malformasyonunu ele alan bilimsel çalışmaya katkı sundu.</p>

<p>Bu çalışmadaki kurum bilgileri, Orbay’ın Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Hastanesi Yüksek Riskli Gebelik Ünitesinde görev yaptığını gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ölüm nedeni açıklanmadı</p>

<p>Op. Dr. Hüseyin Güner Orbay’ın ölüm nedenine ilişkin ailesi veya ilgili meslek kuruluşu tarafından herhangi bir açıklama yapılmadı. Cenaze programı ve defin yeri konusunda da henüz bilgi paylaşılmadı.</p>

<p>Orbay’ın vefatı, ailesi ve sevenlerinin yanı sıra kadın hastalıkları ve doğum camiasında büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Merhum Op. Dr. Hüseyin Güner Orbay’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve tıp camiasına başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kadin-dogum-camiasinin-aci-kaybi-op-dr-huseyin-guner-orbay-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 18:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8750.jpeg" type="image/jpeg" length="83862"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Jelatin Gerçekten “Doğal Ozempic” mi? Bilim Ne Söylüyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/jelatin-gercekten-dogal-ozempic-mi-bilim-ne-soyluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/jelatin-gercekten-dogal-ozempic-mi-bilim-ne-soyluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yemekten önce tüketilen jelatinin iştahı baskılayarak kilo verdirdiği öne sürülüyor. Küçük araştırmalar kısa süreli tokluğa işaret etse de “doğal Ozempic” benzetmesi bilimsel olarak yanıltıcı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sosyal medyada yayılan yeni zayıflama yöntemleri, çoğu zaman mutfakta bulunan basit bir malzemeyi “mucize çözüme” dönüştürüyor. Son dönemde bu listenin başına jelatin yerleşti. Ilık suyla karıştırılıp yemekten önce tüketilen jelatinin iştahı kapattığı, kan şekerini dengelediği ve kilo kaybını hızlandırdığı iddia ediliyor.</p>

<p>Hatta bu karışım bazı paylaşımlarda “doğal Ozempic” olarak tanıtılıyor. Ancak jelatin ile semaglutid içeren reçeteli ilaçların etkileri, kanıt düzeyleri ve kullanım amaçları birbirinden çok farklı.</p>

<p>Jelatin bazı kişilerde kısa süreli tokluk hissine katkıda bulunabilir. Fakat mevcut bilimsel veriler, tek başına jelatin tüketmenin ilaçlara benzer veya kalıcı bir kilo kaybı sağladığını göstermiyor.</p>

<p>Jelatin nedir?</p>

<p>Jelatin; hayvanların deri, kemik ve bağ dokularında bulunan kolajenin işlenmesiyle elde edilen bir protein ürünüdür. Renksiz ve aromasız çeşitleri sıcak sıvıda çözünür, soğudukça jel kıvamı alır.</p>

<p>Gıda endüstrisinde tatlılardan yoğurtlara, şekerlemelerden bazı kapsüllere kadar birçok üründe kıvam verici olarak kullanılır. Kolajen peptitleriyle aynı kaynaktan gelse de tamamen aynı ürün değildir. Jelatin sıvıyı koyulaştırıp jelleşebilirken hidrolize kolajen genellikle sıvı içinde çözünmüş halde kalır.</p>

<p>Jelatinin önemli bir bölümü proteinden oluşur. Bu nedenle tüketildiğinde diğer proteinli besinler gibi tokluk hissine bir ölçüde katkıda bulunması mümkündür.</p>

<p>“Jelatin hilesi” nasıl ortaya çıktı?</p>

<p>Sosyal medyada farklı tarifler bulunmakla birlikte yöntem genellikle aromasız jelatinin sıcak veya ılık suyla karıştırılarak yemek öncesinde tüketilmesine dayanıyor. Bazı tariflere limon suyu, bitki çayı, sirke, tatlandırıcı veya çeşitli takviyeler de ekleniyor.</p>

<p>İddianın temelinde iki düşünce bulunuyor: Jelatinin midede yer kaplayarak daha erken doygunluk oluşturması ve içerdiği proteinin bağırsaklardan salgılanan tokluk hormonlarını harekete geçirmesi.</p>

<p>Bu açıklama ilk bakışta makul görünse de bir besinin doğal sindirim sürecinde oluşturduğu geçici hormon yanıtı ile belirli bir reseptörü uzun süre etkileyen reçeteli bir ilaç aynı şey değildir.</p>

<p>Jelatin GLP-1 hormonunu artırıyor mu?</p>

<p>GLP-1, yemek yedikten sonra bağırsaklardan salgılanan ve kan şekeri kontrolüyle iştahın düzenlenmesinde rol oynayan doğal bir hormondur. Karbonhidrat, yağ ve protein içeren öğünler bu hormonun salgılanmasını farklı ölçülerde uyarabilir.</p>

<p>Küçük bir insan araştırmasında hidrolize jelatin içeren tek bir öğünün ardından GLP-1 düzeyinde yükselme görüldü. İnsülin düzeyi de yükseldi. Ancak bu araştırma, jelatinin uzun süreli kilo kaybı sağladığını değerlendirmedi. Yalnızca tek bir öğünden sonraki kısa süreli hormon değişimleri incelendi.</p>

<p>Dolayısıyla “Jelatin GLP-1 salgısını etkileyebilir” ifadesi ile “Jelatin GLP-1 ilacı gibi çalışır” iddiası birbirinden ayrılmalıdır. Birincisi sınırlı deneysel bulgularla desteklenebilirken ikincisi kanıtlanmış değildir.</p>

<p>Jelatin neden Ozempic gibi çalışmaz?</p>

<p>Ozempic’in etkin maddesi semaglutiddir. Bu ilaç, vücuttaki GLP-1 hormonunun etkisini taklit edecek ve GLP-1 reseptörlerini uzun süre uyaracak şekilde geliştirilmiştir. Kan şekeri kontrolüne yardımcı olur, mide boşalmasını yavaşlatabilir ve beyindeki iştah merkezlerini etkileyebilir.</p>

<p>Ozempic esas olarak tip 2 diyabet tedavisi için kullanılan reçeteli bir ilaçtır. Semaglutidin obezite tedavisi için geliştirilmiş ve farklı ticari adla kullanılan bir formu da bulunmaktadır. Bu ilaçların kimin için uygun olduğuna, olası yararları ve riskleri değerlendirilerek hekim tarafından karar verilir.</p>

<p>Jelatin ise sindirilen sıradan bir besin proteinidir. İlaç gibi belirli bir reseptörü uzun süre uyarması, kontrollü bir doz sağlaması veya klinik araştırmalarda semaglutide benzer kilo kaybı oluşturması gösterilmemiştir.</p>

<p>Bu nedenle “doğal Ozempic” ifadesi yalnızca abartılı değil, iki farklı etkiyi aynıymış gibi gösterdiği için yanıltıcıdır.</p>

<p>Araştırmalar jelatin ve tokluk hakkında ne gösteriyor?</p>

<p>Bazı kısa süreli araştırmalarda jelatin içeren öğünlerin açlık hissini belirli protein türlerinden daha fazla azaltabildiği veya bir sonraki öğünde tüketilen enerji miktarını düşürebildiği bildirildi.</p>

<p>Ancak bu araştırmaların önemli sınırlılıkları bulunuyor. Çalışmaların bir bölümü az sayıda katılımcıyla, kontrollü laboratuvar koşullarında ve günlük beslenme düzenini tam olarak yansıtmayan özel öğünlerle gerçekleştirildi.</p>

<p>Sekiz haftalık kontrollü bir araştırmaya fazla kilolu 72 yetişkin katıldı. Jelatin ve süt proteini içeren beslenme modeli, yalnızca süt proteini içeren modellerle karşılaştırıldı. Tüm gruplarda enerji alımı azaltıldığında kilo kaybı görüldü; ancak jelatin eklenmesi daha fazla kilo kaybı veya vücut bileşiminde belirgin bir üstünlük sağlamadı.</p>

<p>Başka bir araştırmada, kilo kaybı sonrasında jelatin ve süt proteini içeren beslenmenin dört aylık kilo koruma döneminde yalnızca süt proteini içeren beslenmeye üstün olmadığı sonucuna ulaşıldı.</p>

<p>Bulguların bütünü, jelatinin kısa süreli tokluğu etkileyebileceğini ancak bunun uzun vadede fazladan ve kalıcı kilo kaybına dönüştüğünün gösterilemediğini düşündürüyor.</p>

<p>Jelatin tek başına yağ yakar mı?</p>

<p>Jelatinin yağ hücrelerini parçaladığı, metabolizmayı olağanüstü ölçüde hızlandırdığı veya karın yağlarını hedef aldığı gösterilmemiştir.</p>

<p>Bir kişi jelatinli bir içecek sayesinde öğünde daha az yemek yiyorsa günlük enerji alımı azalabilir. Zaman içinde kilo değişikliğine yol açabilecek olan jelatinin kendisi değil, oluşan toplam enerji açığıdır.</p>

<p>Üstelik karışıma şeker, bal, şekerli meyve suyu veya yüksek kalorili başka malzemeler eklenmesi amaçlanan enerji azaltımını tersine çevirebilir. Hazır jöle ürünleri de aromasız saf jelatinden farklı olarak önemli miktarda şeker içerebilir.</p>

<p>Jelatin iyi bir protein kaynağı mı?</p>

<p>Jelatin protein içerir ancak “tam protein” değildir. Vücudun besinlerden almak zorunda olduğu temel aminoasitlerin tamamını yeterli ve dengeli biçimde sağlamaz. Özellikle triptofan içermez; bazı diğer temel aminoasitler bakımından da sınırlıdır.</p>

<p>Bu nedenle et, balık, yumurta, süt ürünleri, soya veya uygun biçimde bir araya getirilen baklagil ve tahıl kaynaklarının yerine geçemez. Jelatinin öğün yerine kullanılması, özellikle uzun süre devam edildiğinde dengeli beslenmeyi ve kas kütlesinin korunmasını olumsuz etkileyebilir.</p>

<p>Kilo verme sürecinde yalnızca tartıdaki sayının azalması değil, kas kaybının mümkün olduğunca önlenmesi de önemlidir. Bu nedenle günlük proteinin tamamını jelatinden karşılamaya çalışmak doğru bir yaklaşım değildir.</p>

<p>Jelatin tüketmenin sakıncaları olabilir mi?</p>

<p>Gıdalarda kullanılan jelatin çoğu sağlıklı yetişkin tarafından tüketilebilir. Bununla birlikte bazı kişilerde şişkinlik, mide rahatsızlığı, kötü tat hissi veya alerjik reaksiyon görülebilir.</p>

<p>Jelatin genellikle sığır, domuz veya balık kaynaklıdır. Alerjisi bulunanların yanı sıra dini, etik veya vejetaryen beslenme tercihleri olan kişilerin ürünün kaynağını ve etiketini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Kuru jelatin tozunu doğrudan yutmaya çalışmak boğulma tehlikesi oluşturabilir. Ürün hazırlanacaksa ambalajdaki güvenli hazırlama talimatlarına uyulmalıdır. Yutma güçlüğü bulunan kişilerin jelleşen ürünler konusunda ayrıca dikkatli olması gerekir.</p>

<p>Diyabet, böbrek hastalığı veya başka bir kronik hastalığı bulunanlar; hamileler, emzirenler ve düzenli ilaç kullananlar, zayıflama amacıyla yoğun veya düzenli bir uygulamaya başlamadan önce sağlık profesyoneliyle görüşmelidir.</p>

<p>Kilo vermek isteyenler bu iddiadan ne anlamalı?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Jelatin, dengeli beslenmenin küçük bir parçası olabilir. Şekerli ve yüksek kalorili bir atıştırmalığın yerine aromasız veya şekersiz bir seçenek kullanılması bazı kişilerde toplam enerji alımını azaltabilir. Protein içeriği de kısa süreli tokluğa katkıda bulunabilir.</p>

<p>Ancak kilo kontrolünde sonucu belirleyen tek bir karışım değildir. Sebze, meyve, tam tahıl, baklagil ve yeterli kalitede protein içeren sürdürülebilir bir beslenme düzeni; düzenli hareket, yeterli uyku ve davranış değişiklikleri çok daha güçlü bir temele sahiptir.</p>

<p>Obezite yalnızca irade eksikliği olarak görülemez. Genetik yapı, hormonlar, kullanılan ilaçlar, uyku, ruh sağlığı ve çevresel koşullar kilo üzerinde etkili olabilir. Bu nedenle önemli miktarda kilo vermesi gereken veya kilo bağlantılı sağlık sorunu bulunan kişiler için profesyonel değerlendirme, sosyal medyadaki hızlı çözümlerden daha güvenli bir başlangıçtır.</p>

<p>Sonuç olarak jelatin, bazı kişilerde kısa süreli doygunluk sağlayabilecek sıradan bir besin ürünüdür. Fakat “doğal Ozempic” değildir; reçeteli tedavilerin yerine geçmez ve tek başına kalıcı kilo kaybı sağladığına dair güçlü kanıt bulunmaz.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Eating and Weight Disorders – Oral ingestion of a hydrolyzed gelatin meal in subjects with normal weight and in obese patients: Postprandial effect on circulating gut peptides, glucose and insulin – Rubio IGS, Castro G, Zanini AC ve arkadaşları – 2008 – DOI: 10.1007/BF03327784</li>
 <li>The Journal of Nutrition – Single-protein casein and gelatin diets affect energy expenditure similarly but substrate balance and appetite differently in adults – Hochstenbach-Waelen A, Westerterp-Plantenga MS, Veldhorst MAB, Westerterp KR – 2009 – DOI: 10.3945/jn.109.110403</li>
 <li>Physiology &amp; Behavior – No long-term weight maintenance effects of gelatin in a supra-sustained protein diet – Hochstenbach-Waelen A, Westerterp KR, Soenen S, Westerterp-Plantenga MS – 2010 – DOI: 10.1016/j.physbeh.2010.05.005</li>
 <li>British Journal of Nutrition – Effects of a supra-sustained gelatin–milk protein diet compared with sustained and supra-sustained milk protein diets on body-weight loss – Hochstenbach-Waelen A, Soenen S, Westerterp KR, Westerterp-Plantenga MS – 2011 – DOI: 10.1017/S0007114510005106</li>
 <li>New England Journal of Medicine – Once-Weekly Semaglutide in Adults with Overweight or Obesity – Wilding JPH, Batterham RL, Calanna S ve arkadaşları – 2021 – DOI: 10.1056/NEJMoa2032183</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/jelatin-gercekten-dogal-ozempic-mi-bilim-ne-soyluyor</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 17:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8743.jpeg" type="image/jpeg" length="94872"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88249"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="67810"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29453"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86956"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19292"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="45246"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
