<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 06 Oct 2026 04:47:14 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[RTEÜ Tıp Fakültesinde Yeni Dönem: Dekanlık Görevine Prof. Dr. Fatma Beyazal Çeliker Atandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/rteu-tip-fakultesinde-yeni-donem-dekanlik-gorevine-prof-dr-fatma-beyazal-celiker-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rteu-tip-fakultesinde-yeni-donem-dekanlik-gorevine-prof-dr-fatma-beyazal-celiker-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesinde dekanlık görevinde değişikliğe gidildi. Radyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatma Beyazal Çeliker, Tıp Fakültesi Dekanlığı görevine vekaleten atandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Görevi Prof. Dr. Fatih Eren’den devralan Çeliker, uzun yıllardır üniversitenin akademik kadrosunda görev yapıyor.</p>

<p>Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Tıp Fakültesinde düzenlenen devir teslim töreniyle dekanlık görevinde yeni dönem başladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Radyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatma Beyazal Çeliker, fakülte dekanlığı görevine vekaleten getirildi. Çeliker, görevi Prof. Dr. Fatih Eren’den devraldı.</p>

<p>Dekanlıkta devir teslim</p>

<p>Üniversitede gerçekleştirilen devir teslim programında Prof. Dr. Fatih Eren ile Prof. Dr. Fatma Beyazal Çeliker bir araya geldi. Akademik ve idari personel ile üniversite yönetimi ve öğrencilerin de yer aldığı törende dekanlık görevinin devri gerçekleştirildi.</p>

<p>Prof. Dr. Fatih Eren’in görevinden ailevi nedenlerle ayrıldığı bildirildi. Üniversite yönetimi, fakülteye sunduğu katkılar nedeniyle Eren’e teşekkür ederken yeni Dekan Prof. Dr. Fatma Beyazal Çeliker’e görevinde başarı dileklerini iletti.</p>

<p>Prof. Dr. Fatma Beyazal Çeliker kimdir?</p>

<p>Prof. Dr. Fatma Beyazal Çeliker, radyoloji uzmanı ve Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesidir.</p>

<p>Akademik kayıtlara göre radyoloji uzmanlık eğitimini 2001-2005 yılları arasında tamamladı. Uzmanlık tezini Sağlık Bakanlığı Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Kliniğinde hazırladı. Çeliker’in uzmanlık tezi, jinekomastinin ultrasonografik ve mamografik değerlendirilmesi ile histopatolojik bulguların karşılaştırılması üzerineydi.</p>

<p>RTEÜ’de 2014’ten bu yana görev yapıyor</p>

<p>Prof. Dr. Fatma Beyazal Çeliker’in Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesindeki akademik kariyeri 2014 yılında başladı. Üniversitenin akademik veri sistemindeki kayıtlara göre 2014 yılında Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümünde doktor öğretim üyesi olarak görev yapan Çeliker, 2019 yılında doçent, 2024 yılında ise profesör kadrosuna yükseldi.</p>

<p>Çeliker, halen RTEÜ Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Başkanlığı görevini de yürütüyor. Üniversitenin güncel akademik kadro kayıtlarında Prof. Dr. Fatma Beyazal Çeliker, Radyoloji Anabilim Dalı Başkanı olarak yer alıyor.</p>

<p>Çalışma alanı radyoloji ve tıbbi görüntüleme</p>

<p>Prof. Dr. Fatma Beyazal Çeliker’in bilimsel çalışma alanlarının merkezinde radyodiagnostik, radyoloji ve tıbbi görüntüleme bulunuyor. Akademik çalışmalarında bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülemenin yanı sıra baş-boyun görüntüleme, tümörlerin radyolojik değerlendirilmesi ve yapay zekâ destekli tıbbi görüntüleme yöntemleri de öne çıkıyor.</p>

<p>Son dönem bilimsel çalışmalarında çift enerjili bilgisayarlı tomografi ile lenf nodlarının değerlendirilmesi, MR görüntülerinde tümör tespiti, akut iskemik inmede derin öğrenme uygulamaları ve sentetik kontrastlı beyin MR görüntülerinin oluşturulması gibi güncel radyoloji ve görüntüleme teknolojilerine ilişkin araştırmalarda yer aldı.</p>

<p>Prof. Dr. Fatma Beyazal Çeliker, 5 Ekim 2026 itibarıyla Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı görevini vekaleten yürütmeye başladı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/rteu-tip-fakultesinde-yeni-donem-dekanlik-gorevine-prof-dr-fatma-beyazal-celiker-atandi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 22:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-1912.jpeg" type="image/jpeg" length="62048"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Melatonin ve kalp yetmezliği: 130 bin kişilik çalışmanın bulguları ve sınırları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/melatonin-ve-kalp-yetmezligi-130-bin-kisilik-calismanin-bulgulari-ve-sinirlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/melatonin-ve-kalp-yetmezligi-130-bin-kisilik-calismanin-bulgulari-ve-sinirlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir yıldan uzun melatonin kullanımı, kronik uykusuzluğu olan yetişkinlerde 5 yılda kalp yetmezliğiyle daha sık ilişkilendirildi. Ancak çalışma gözlemsel; neden-sonuç ilişkisi kanıtlamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uzun süreli melatonin kullanımı ile kalp yetmezliği arasında dikkat çekici bir ilişki bulundu. Kronik uykusuzluğu olan 130 bin 828 yetişkinin sağlık kayıtlarının incelendiği araştırmada, en az bir yıl melatonin kullananlarda yeni kalp yetmezliği tanısı daha sık görüldü.</p>

<p>Ancak araştırma, melatoninin kalp yetmezliğine neden olduğunu kanıtlamıyor. Bulgular sağlık kayıtlarına dayanan gözlemsel bir çalışmadan geliyor ve araştırmacılar ilişkinin nedenini belirlemek için daha güçlü çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Kalp yetmezliği oranı yüzde 4,6'ya karşı yüzde 2,7</p>

<p>Araştırmacılar, en az bir yıl melatonin kullandığı kayıtlarda görülen 65 bin 414 kişiyi benzer özelliklere sahip aynı sayıda kişiyle karşılaştırdı.</p>

<p>Beş yıllık takipte yeni kalp yetmezliği tanısı melatonin grubunda yüzde 4,6, karşılaştırma grubunda yüzde 2,7 olarak kaydedildi.</p>

<p>Bu sonuç göreli olarak yaklaşık yüzde 89 daha yüksek riske karşılık geliyor. Mutlak fark ise 1,9 yüzde puanı. Dolayısıyla “risk yüzde 90 arttı” ifadesi, melatonin kullananların yüzde 90'ında kalp yetmezliği geliştiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Çalışma neden kesin sonuç vermiyor?</p>

<p>Araştırmanın en önemli sınırlaması gözlemsel olması. Melatonin kullananlarla kullanmayanlar çeşitli özellikler açısından eşleştirilse de uykusuzluğun şiddeti ve ölçülemeyen başka sağlık faktörleri sonuçları etkilemiş olabilir.</p>

<p>Uykusuzluğun kendisi de kalp-damar sağlığıyla ilişkili. Bu nedenle gözlenen risk farkının melatoninden mi, daha ağır uyku sorunlarından mı yoksa başka faktörlerden mi kaynaklandığı mevcut verilerle belirlenemiyor.</p>

<p>Melatoninin bazı ülkelerde reçetesiz satılması da önemli bir sınırlama. Sağlık kayıtlarında melatonin kullanımı görünmeyen bazı kişiler karşılaştırma grubunda yer almış olabilir.</p>

<p>Bulgular ön çalışma niteliğinde</p>

<p>Araştırma, American Heart Association Scientific Sessions 2025 toplantısında sunuldu. Bulgular bir kongre araştırma özeti niteliğinde ve tam hakemli makale olarak değerlendirilmiş sonuçlarla aynı kanıt düzeyinde değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2026'da Open Heart'ta yayımlanan farklı bir gözlemsel analiz ise yakın dönemde melatonin kullanan yetişkinlerde kalp-damar hastalığı veya kalp yetmezliği açısından anlamlı bir artış göstermedi.</p>

<p>İki çalışma farklı grupları ve farklı kullanım sürelerini değerlendirdiği için sonuçları doğrudan karşılaştırmak mümkün değil. Mevcut kanıtlar, melatoninin kalp yetmezliğine yol açtığını göstermek için yeterli olmadığı gibi uzun süreli kullanımın kalp açısından tamamen risksiz olduğunu kanıtlamak için de yeterli değil.</p>

<p>Uzun süre melatonin kullananlar ne yapmalı?</p>

<p>Araştırma, melatonin kullanan herkesin kalp yetmezliği geliştireceği anlamına gelmiyor. Bulgular daha çok uzun süreli kullanımın güvenliğinin daha ayrıntılı araştırılması gerektiğine işaret ediyor.</p>

<p>Aylar veya yıllardır melatonin kullanan kişilerin, özellikle devam eden uyku sorunları veya kalp-damar hastalıkları varsa kullanım gereksinimini hekimleriyle değerlendirmeleri uygun olabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu bulgular kişisel tedavi kararı vermek için yeterli değildir. Melatonini yalnızca bu araştırma nedeniyle kendi kendinize başlatmayın, bırakmayın veya kullanım şeklini değiştirmeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Circulation — Effect of Long-term Melatonin Supplementation on Incidence of Heart Failure in Patients with Insomnia — 2025</p>

<p>2. Open Heart — Melatonin and cardiovascular risk: an NHANES reality check after recent heart failure concerns — 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/melatonin-ve-kalp-yetmezligi-130-bin-kisilik-calismanin-bulgulari-ve-sinirlari</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 22:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-1910.jpeg" type="image/jpeg" length="18662"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SBÜ Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın: “Hedefimiz dünyanın ilk 10 üniversitesi arasında yer almak”]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sbu-rektoru-prof-dr-kemalettin-aydin-hedefimiz-dunyanin-ilk-10-universitesi-arasinda-yer-almak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sbu-rektoru-prof-dr-kemalettin-aydin-hedefimiz-dunyanin-ilk-10-universitesi-arasinda-yer-almak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SBÜ Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, uluslararası sıralamalara yansıyan akademik başarılar için öğretim üyelerine teşekkür ederek tıp ve sağlık alanlarında dünyanın ilk 10 üniversitesi arasına girme hedefini vurguladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, üniversitenin uluslararası derecelendirme kuruluşlarının göstergelerine yansıyan akademik başarılarında emeği bulunan öğretim üyelerine teşekkür ederek, sağlık eğitiminde dünyanın ilk 10 üniversitesi arasında yer almayı hedeflediklerini belirtti.</p>

<p>SBÜ Gülhane Genişletilmiş Akademik Değerlendirme Toplantısı, Gülhane Külliyesi’nde Aydın’ın başkanlığında gerçekleştirildi. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Ali Gülçelik’in moderatörlüğünde düzenlenen toplantıya rektör yardımcıları, dekanlar ve öğretim üyeleri katıldı.</p>

<p>Toplantıda akademik birimlerin eğitim-öğretim faaliyetleri, bilimsel çalışmaları ve yeni döneme ilişkin hedefleri ele alındı.</p>

<p>“BAŞARININ ARKASINDA AKADEMİSYENLERİMİZİN EMEĞİ VAR”</p>

<p>Aydın, üniversitenin uluslararası akademik görünürlüğüne katkı sağlayan çalışmaların, öğretim üyelerinin bilgi birikimi ve özverisiyle ortaya çıktığını ifade ederek şunları kaydetti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Uluslararası derecelendirme kuruluşlarının göstergelerine yansıyan başarılarımızın arkasında akademisyenlerimizin emeği, bilimsel üretkenliği ve kararlılığı var. Araştırmalarıyla, yayınlarıyla, yetiştirdikleri öğrencilerle üniversitemizi ileriye taşıyan bütün hocalarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Bu başarıda payı bulunan her bir çalışma arkadaşımızın emeği bizim için kıymetlidir.”</p>

<p>“DÜNYANIN ÖNDE GELEN ÜNİVERSİTELERİYLE BAŞA BAŞ YARIŞMAYI HEDEFLİYORUZ”</p>

<p>Elde edilen başarıların daha büyük hedefler için sorumluluk yüklediğini belirten Aydın, üniversitenin gelecek vizyonuna ilişkin şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>“Bundan sonraki hedefimiz, sağlık eğitiminde dünyanın ilk 10 üniversitesi arasında yer almak. Harvard, Oxford, Johns Hopkins, Cambridge, Imperial College London, Stanford ve University College London gibi dünyanın önde gelen üniversiteleriyle bilimsel üretimde, araştırma kalitesinde ve insan sağlığına katkıda başa baş yarışmayı hedefliyoruz. Bunun yolu nitelikli araştırmalardan, güçlü bilimsel iş birliklerinden ve bilgiyi insanlığın yararına dönüştürmekten geçiyor.”</p>

<p>Üniversitenin köklü geleneğine ve ortak çalışma kültürüne de değinen Aydın, “Sağlık Bilimleri Üniversitesi olarak gücümüzü köklü geleneğimizden, akademik birikimimizden ve büyük bir aile olarak aynı hedef doğrultusunda hareket etme irademizden alıyoruz. Birlikte değerlendiriyor, birlikte karar veriyor ve geleceğe birlikte yürüyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Toplantıda akademik birimlerin değerlendirme sunumlarının ardından yeni akademik dönemin hedefleri ve öncelikleri üzerine görüş alışverişinde bulunuldu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sbu-rektoru-prof-dr-kemalettin-aydin-hedefimiz-dunyanin-ilk-10-universitesi-arasinda-yer-almak</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 21:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-1907.jpeg" type="image/jpeg" length="55040"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Diyalizin Geleceğini Değiştirebilir: Domuz Böbreği İnsanda 9 Ay İşlev Gördü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/diyalizin-gelecegini-degistirebilir-domuz-bobregi-insanda-9-ay-islev-gordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/diyalizin-gelecegini-degistirebilir-domuz-bobregi-insanda-9-ay-islev-gordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Genetiği değiştirilmiş domuz böbreği, insanlarda aylar süren diyaliz bağımsızlığı sağladı. Dokuz ayı aşan sonuçların ardından 33 hastalık klinik çalışma 2027’nin başında planlanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Genetiği Değiştirilmiş Domuz Böbreği İnsanda 9 Ayı Aştı</p>

<p>Organ naklinde yıllardır bilim kurgu gibi görünen bir hedef, klinik araştırmanın eşiğine geldi. Genetiği değiştirilmiş domuzlardan elde edilen böbreklerin insanlara nakledildiği çalışmalarda bazı hastalar sekiz aydan uzun süre diyalize ihtiyaç duymadan yaşamını sürdürdü. Bir hastada bu süre dokuz ayı aştı.</p>

<p>Bu sonuçlar, domuzdan insana organ nakli anlamına gelen ksenotransplantasyon alanında bugüne kadarki en dikkat çekici gelişmelerden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Ancak teknoloji henüz deneysel. Genetiği değiştirilmiş domuz böbrekleri rutin tedavide kullanılmıyor.</p>

<p>Beş hastaya genetiği değiştirilmiş böbrek nakledildi</p>

<p>Biyoteknoloji şirketi eGenesis’in EGEN-2784 adı verilen genetiği değiştirilmiş domuz böbreği, Mart 2024’ten itibaren ABD’de beş böbrek yetmezliği hastasına genişletilmiş erişim kapsamında nakledildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şirketin Eylül 2026’da açıkladığı verilere göre hastaların üçünde nakledilen böbrek sekiz aydan uzun süre işlev gördü ve hastalar diyalize ihtiyaç duymadı.</p>

<p>Bir hastada diyalizden bağımsız yaşam süresi dokuz ayı geçti.</p>

<p>Bu süre, genetiği değiştirilmiş domuz böbreğinin yaşayan bir insanda sağladığı en uzun süreli işlevlerden biri olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>271 gün boyunca diyaliz gerekmedi</p>

<p>Alan açısından özellikle önemli vakalardan biri bilimsel literatüre de girdi.</p>

<p>Son dönem böbrek yetmezliği bulunan bir hastaya 25 Ocak 2025’te genetiği değiştirilmiş domuz böbreği nakledildi.</p>

<p>The Lancet’te yayımlanan sonuçlara göre böbrek nakilden hemen sonra çalışmaya başladı ve hasta 271 gün boyunca diyalize ihtiyaç duymadı.</p>

<p>Nakilden sonraki 14. günde T hücrelerinin rol oynadığı bir rejeksiyon tablosu saptandı. Tedaviyle bu durum kontrol altına alındı.</p>

<p>Böbrek fonksiyonu yaklaşık altı ay boyunca görece stabil kaldı.</p>

<p>Daha sonraki dönemde gelişen damar iç yüzeyi hasarı ve trombotik mikroanjiyopati nedeniyle domuz böbreğinin işlevi bozuldu ve organ çıkarıldı.</p>

<p>Bu ayrıntı önemli: Çalışma yalnızca teknolojinin neler yapabildiğini değil, halen çözülmesi gereken sorunları da gösteriyor.</p>

<p>Ardından insan böbreği nakledildi</p>

<p>Domuz böbreği çıkarıldıktan 82 gün sonra hastaya insan donörden böbrek nakledildi.</p>

<p>Yeni böbrek hemen çalışmaya başladı.</p>

<p>Araştırmacılar takip döneminde, önceki domuz böbreğinin hastanın bağışıklık sistemini daha sonraki insan böbreği naklini engelleyecek ölçüde duyarlı hale getirdiğine ilişkin kanıt saptamadı.</p>

<p>Bu nedenle ksenotransplantasyonun gelecekte yalnızca kalıcı organ yerine değil, uygun insan böbreği bulunana kadar “köprü tedavisi” olarak kullanılması da araştırılıyor.</p>

<p>İki hasta daha sonra insan böbreğine geçti</p>

<p>eGenesis’in beş hastalık genişletilmiş erişim programındaki iki hastaya daha sonra insan donörden böbrek nakli gerçekleştirildi.</p>

<p>Bu gelişme önemli bir soruya ilk klinik yanıtları veriyor:</p>

<p>Bir hastaya önce genetiği değiştirilmiş domuz böbreği takılması, daha sonra insan böbreği nakledilmesine engel olur mu?</p>

<p>Şimdilik sınırlı sayıdaki vaka bunun mümkün olabileceğine işaret ediyor. Ancak yalnızca birkaç hastadan elde edilen sonuçların genellenmesi mümkün değil.</p>

<p>Domuz böbreği neden genetik olarak değiştiriliyor?</p>

<p>Domuz organı doğrudan insan vücuduna nakledildiğinde bağışıklık sistemi organı yabancı olarak tanıyor ve çok güçlü bir reddetme yanıtı oluşturabiliyor.</p>

<p>EGEN-2784 bu sorunu azaltmak amacıyla kapsamlı biçimde genetik olarak düzenleniyor.</p>

<p>Başlıca değişiklikler; insan bağışıklık sisteminin güçlü biçimde tanıdığı üç domuz antijeninin ortadan kaldırılması, bağışıklık yanıtı, inflamasyon, kompleman sistemi ve pıhtılaşmayla ilişkili mekanizmaları düzenlemeye yardımcı olması amaçlanan yedi insan geninin eklenmesi ve domuz genomundaki endojen retrovirüs dizilerinin etkisizleştirilmesini kapsıyor.</p>

<p>Amaç, domuz böbreğini biyolojik açıdan insan vücuduyla daha uyumlu hale getirmek.</p>

<p>Yine de bağışıklık baskılayıcı tedavi gerekiyor</p>

<p>Genetik değişiklikler organın otomatik olarak reddedilmeyeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ksenotransplantasyon yapılan hastalarda bağışıklık sistemini baskılayan güçlü tedaviler kullanılıyor.</p>

<p>Bu tedaviler enfeksiyon ve diğer komplikasyonlar açısından ayrı riskler oluşturabiliyor.</p>

<p>271 günlük vakada erken dönemde rejeksiyon gelişmesi ve daha sonra mikrovasküler hasarın ortaya çıkması, uzun süreli organ sağkalımının önündeki immünolojik engellerin tamamen çözülmediğini gösteriyor.</p>

<p>Domuzdan insana enfeksiyon riski de izleniyor</p>

<p>Ksenotransplantasyondaki önemli sorulardan biri, hayvan kaynaklı mikroorganizmaların insana taşınma ihtimali.</p>

<p>The Lancet’te bildirilen 271 günlük vakada yapılan takiplerde domuz kaynaklı bir patojen geçişi saptanmadı.</p>

<p>Bununla birlikte tek bir vakada enfeksiyon görülmemesi, bu riskin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Gelecekteki daha büyük klinik çalışmaların önemli güvenlik başlıklarından biri de bu olacak.</p>

<p>Şimdi 33 hastalık çalışma geliyor</p>

<p>Alanı değiştirebilecek asıl aşama ise bundan sonra başlayacak.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, EGEN-2784’ün böbrek yetmezliği bulunan hastalarda değerlendirileceği RESTORE çalışmasına izin verdi.</p>

<p>Çalışmaya 50–70 yaş arasında, insan böbreği nakil listesinde bulunan toplam 33 hastanın alınması planlanıyor.</p>

<p>Çalışmanın 2027’nin ilk çeyreğinde başlatılması hedefleniyor.</p>

<p>Araştırmacılar bu kez yalnızca birkaç özel vakayı değil, belirlenmiş bir klinik protokol içerisinde daha geniş bir hasta grubunu değerlendirecek.</p>

<p>Güvenlik, organın ne kadar süre çalıştığı, böbrek fonksiyonları, rejeksiyon, enfeksiyonlar ve diğer komplikasyonlar yakından izlenecek.</p>

<p>İnsan nakline köprü olabilir</p>

<p>Araştırmacıların üzerinde durduğu önemli olasılıklardan biri, genetiği değiştirilmiş domuz böbreğinin uygun insan böbreği bulunana kadar hastaya zaman kazandırması.</p>

<p>Bu yaklaşım gerçekleşirse ksenotransplantasyonun rolü yalnızca “insan böbreğinin yerine domuz böbreği” şeklinde olmayabilir.</p>

<p>Bazı hastalarda aylar boyunca diyaliz ihtiyacını ortadan kaldırarak transplantasyon listesinde bir köprü görevi görmesi de mümkün olabilir.</p>

<p>Organ naklinde yeni bir dönem mi?</p>

<p>Bugünkü veriler umut verici ancak hasta sayısı halen çok küçük.</p>

<p>Beş hastalık deneyim, genetiği değiştirilmiş domuz böbreklerinin milyonlarca böbrek yetmezliği hastasında güvenle kullanılabileceğini göstermeye yetmiyor.</p>

<p>Uzun dönemli rejeksiyon, enfeksiyon, pıhtılaşma bozuklukları, bağışıklık baskılayıcı ilaçların yan etkileri ve organın yıllarca çalışıp çalışamayacağı henüz bilinmiyor.</p>

<p>Buna karşılık alanın birkaç yıl önceki noktadan belirgin biçimde ilerlediği de açık.</p>

<p>Bilim insanları artık yalnızca hayvan modellerinde veya beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerde çalışan böbreklerden söz etmiyor.</p>

<p>Genetiği değiştirilmiş domuz böbrekleri yaşayan hastalarda aylar boyunca kanı süzüyor, hastaların diyalizden bağımsız yaşayabilmesini sağlıyor ve bazı hastalar daha sonra insan böbreği nakline geçebiliyor.</p>

<p>2027’de başlaması planlanan 33 hastalık çalışma, ksenotransplantasyonun deneysel vakalardan gerçek bir tedavi seçeneğine dönüşüp dönüşemeyeceğinin anlaşılması açısından önemli bir aşama olacak.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Domuzdan insana böbrek nakli halen deneysel bir tedavidir ve rutin klinik kullanıma sunulmuş değildir. Böbrek yetmezliği bulunan hastaların diyaliz veya organ nakli planlarını bu araştırmaları beklemek amacıyla değiştirmemeleri gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>The Lancet — Porcine kidney xenotransplantation as a bridge to allotransplantation, 2026</p>

<p>Nature Reviews Urology — Bridging the gap: first-in-human pig kidney xenotransplant, 2026</p>

<p>eGenesis — EGEN-2784 Expanded Access ve RESTORE klinik çalışma güncellemesi, 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/diyalizin-gelecegini-degistirebilir-domuz-bobregi-insanda-9-ay-islev-gordu</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 21:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-1906.jpeg" type="image/jpeg" length="18305"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Diyalizin Sonu Olabilir mi? Yapay Böbrekte İnsan Deneyine Doğru]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/diyalizin-sonu-olabilir-mi-yapay-bobrekte-insan-deneyine-dogru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/diyalizin-sonu-olabilir-mi-yapay-bobrekte-insan-deneyine-dogru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyalizin yerini alabilecek implant edilebilir biyoyapay böbrek için kritik eşik yaklaşıyor. Hayvan deneylerinde çalışan prototip sonrası hedef, sistemi insanlarda güvenle test edilecek kapasiteye taşımak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Böbrek yetmezliği tedavisinde yıllardır iki temel seçenek öne çıkıyor: diyaliz ve böbrek nakli. Bilim insanlarının uzun süredir üzerinde çalıştığı üçüncü seçenek ise artık yalnızca teorik bir fikir değil. Vücudun içine yerleştirilebilen, kanı sürekli süzen ve böbreğin bazı biyolojik işlevlerini yerine getirebilen biyoyapay böbrek için hayvan deneylerinde önemli aşamalara ulaşıldı.</p>

<p>Ancak araştırmaların geldiği nokta ile hastaların bugün kullanabileceği bir tedaviyi birbirinden ayırmak gerekiyor. Ekim 2026 itibarıyla tamamen implant edilebilir biyoyapay böbrekle insan klinik deneyleri henüz başlamış değil.</p>

<p>Kahve fincanı büyüklüğünde yapay böbrek</p>

<p>Alanındaki en dikkat çekici çalışmalardan biri, California Üniversitesi San Francisco ve Vanderbilt Üniversitesi araştırmacılarının öncülüğündeki The Kidney Project tarafından yürütülüyor.</p>

<p>Geliştirilen sistem yaklaşık bir kahve fincanı büyüklüğünde olacak şekilde tasarlanıyor ve iki ana bölümden oluşuyor.</p>

<p>İlk bölüm olan hemofiltre, kandaki atık maddeleri, suyu ve çözünmüş maddeleri süzmeyi amaçlıyor.</p>

<p>İkinci bölüm olan biyoreaktörde ise insan böbrek tübül hücreleri bulunuyor. Bu hücrelerin su ve tuzların geri emilimi gibi doğal böbreğin bazı işlevlerini taklit etmesi hedefleniyor.</p>

<p>Cihazın en dikkat çekici özelliklerinden biri, büyük bir harici pompa yerine hastanın kendi kan basıncından yararlanacak şekilde tasarlanması.</p>

<p>Çalışmalar şu anda hangi aşamada?</p>

<p>The Kidney Project’in geliştirme programında çalışmalar halen preklinik aşamada bulunuyor.</p>

<p>Araştırmacılar hemofiltre ve hücresel biyoreaktörün ayrı ayrı çalışabildiğini gösterdikten sonra bu iki yapıyı aynı sistem içerisinde birleştirmeye yöneldi.</p>

<p>Projenin güncel açıklamasına göre küçük ölçekli birleşik bir prototip domuza yerleştirildi ve sistem üç gün boyunca idrar üretebildi.</p>

<p>Bu sonuç, cihazın temel çalışma prensibinin canlı bir organizmada gerçekleştirilebildiğini göstermesi açısından önemli kabul ediliyor.</p>

<p>Bununla birlikte üç günlük çalışma süresi, kronik böbrek yetmezliği bulunan bir hastanın yıllarca kullanabileceği bir cihaz geliştirildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmacıların önündeki en büyük sorunlardan biri sistemi insan böbreğinin ihtiyaç duyduğu kapasiteye çıkarmak ve aylar-yıllar boyunca güvenli biçimde çalışabileceğini göstermek.</p>

<p>Böbrek hücreleri bir hafta canlı kaldı</p>

<p>Biyoyapay böbreğin hücresel bölümüne ilişkin önemli kanıtlardan biri daha önce Nature Communications’da yayımlandı.</p>

<p>Araştırmacılar insan böbrek epitel hücrelerini içeren biyoreaktörü domuzlara yerleştirdi.</p>

<p>Hayvanlara sistemik bağışıklık baskılayıcı ilaç veya sistemik antikoagülan verilmeden yapılan deneyde böbrek hücrelerinin yedi gün sonunda yüzde 90’ın üzerinde canlılığını koruduğu bildirildi.</p>

<p>Hücrelerin bazı taşıma mekanizmalarını ve D vitamini aktivasyonuyla ilişkili fonksiyonlarını da sürdürdüğü görüldü.</p>

<p>Bu sonuç, gelecekte cihaz içerisinde canlı insan böbrek hücreleri kullanılabilmesi açısından önemli bir “olabilirlik kanıtı” oluşturuyor.</p>

<p>Bağışıklık baskılayıcı ilaç gerekmeyebilir mi?</p>

<p>Böbrek naklinin en önemli sorunlarından biri, alıcının bağışıklık sisteminin nakledilen dokuyu yabancı olarak algılayabilmesi.</p>

<p>Bu nedenle organ nakli yapılan hastaların önemli bölümünde uzun süre bağışıklık baskılayıcı ilaç kullanılması gerekiyor.</p>

<p>Biyoyapay böbrekte ise hücrelerin özel nanoporlu zarların arkasında korunması planlanıyor.</p>

<p>Araştırmacıların hedefi, gerekli maddelerin hücrelere ulaşmasını sağlarken bağışıklık sistemi hücreleri ve büyük antikorların doğrudan hücrelerle temasını engellemek.</p>

<p>Ancak bunun insanlarda uzun süreli olarak gerçekten bağışıklık baskılayıcı tedavi ihtiyacını ortadan kaldırıp kaldırmayacağı ancak klinik çalışmalarla anlaşılabilecek.</p>

<p>İnsan deneyleri ne zaman başlayabilir?</p>

<p>The Kidney Project ekibi, cihazın teknik açıdan insan klinik çalışmalarına hazır hale gelmesinin yaklaşık 2–3 yıl alabileceğini tahmin ediyor.</p>

<p>Bu süre kesin bir klinik çalışma başlangıç tarihi değil.</p>

<p>Araştırmacılar preklinik geliştirmeyi tamamlamak için yaklaşık 10 milyon dolarlık ek finansmana ihtiyaç bulunduğunu da belirtiyor.</p>

<p>Finansman, uzun süreli hayvan deneyleri, cihazın insan kapasitesine ölçeklenmesi, üretim standardizasyonu ve düzenleyici değerlendirmeler takvimi doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle “iki yıl sonra yapay böbrek hastalara takılacak” şeklindeki yorumlar mevcut bilimsel verilerin ötesine geçiyor.</p>

<p>2030 hedefi ne anlama geliyor?</p>

<p>Projenin uzun vadeli hedefi, gerekli klinik deneylerin ve düzenleyici süreçlerin başarıyla tamamlanması halinde cihazı on yılın sonuna doğru ticari kullanıma yaklaştırmak.</p>

<p>2030 tarihi bir onay veya piyasaya çıkış garantisi değil.</p>

<p>İlk insan çalışmasından sonra güvenlik, etkinlik, cihazın dayanıklılığı, enfeksiyon ve pıhtılaşma riskleri ile uzun dönemli hücre fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekecek.</p>

<p>Bu süreçlerin sonuçlarına göre takvim uzayabilir.</p>

<p>Yapay böbreğin amacı doğal böbreği tamamen kopyalamak değil</p>

<p>İnsan böbreği yalnızca kanı süzen bir filtre değil.</p>

<p>Sıvı ve elektrolit dengesinin sağlanması, asit-baz dengesi, kan basıncı kontrolü, eritropoietin üretimi ve D vitamini metabolizması gibi çok sayıda görev üstleniyor.</p>

<p>Bu nedenle geliştirilen ilk nesil biyoyapay böbreklerin tamamen sağlıklı doğal böbrekle aynı kapasiteye ulaşması beklenmiyor.</p>

<p>Araştırmacıların ilk hedefi daha pragmatik: böbrek yetmezliği bulunan hastaya diyalize ihtiyaç duymadan yaşayabileceği kadar sürekli böbrek fonksiyonu sağlayabilmek.</p>

<p>Bunun başarılıp başarılamayacağı henüz bilinmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir başka yol: Kök hücreden böbrek dokusu</p>

<p>Yapay böbrek araştırmaları yalnızca elektronik veya mekanik cihazlarla sınırlı değil.</p>

<p>Kök hücrelerden üretilen “böbrek organoidleri” üzerinde de yoğun çalışmalar yürütülüyor.</p>

<p>2026 yılında yayımlanan bir araştırmada insan pluripotent kök hücrelerinden geliştirilen damarlandırılmış böbrek organoidlerinin üretim verimliliği önceki yöntemlere göre 50 kattan fazla artırıldı.</p>

<p>Araştırmacılar çok sayıda organoidi birleştirerek nefron içeren doku tabakaları oluşturdu.</p>

<p>Farelerde gerçekleştirilen deneylerde bu yapılardaki bazı glomerüllerin kandaki molekülleri büyüklüklerine göre süzebildiğine ilişkin bulgular elde edildi.</p>

<p>Bu çalışma gerçek bir insan böbreğinin laboratuvarda üretildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Organoidlerin olgunlaşması, damar sistemi, idrar drenajı, yeterli sayıda nefron oluşturulması ve uzun süreli işlev gibi çok sayıda sorun çözülmeyi bekliyor.</p>

<p>Diyalizin sonu yakın mı?</p>

<p>Bugünkü bilimsel tabloya bakıldığında “diyalizin sonu geldi” demek için erken.</p>

<p>Ancak yapay böbrek alanında önemli bir değişim yaşanıyor.</p>

<p>Araştırmalar artık yalnızca laboratuvar ortamındaki filtrelerden ibaret değil. Canlı böbrek hücreleri taşıyan cihazlar hayvanlara yerleştiriliyor, prototipler idrar üretebiliyor ve kök hücreden oluşturulan böbrek dokularında filtrasyon fonksiyonu gösterilebiliyor.</p>

<p>Asıl kırılma noktası ise ilk implant edilebilir biyoyapay böbreğin insanlarda güvenli ve uzun süreli çalışabildiğinin gösterilmesi olacak.</p>

<p>Bu gerçekleşirse böbrek yetmezliği tedavisinde diyaliz ve organ naklinin yanına üçüncü büyük seçenek eklenebilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>İmplant edilebilir biyoyapay böbrek halen deneysel bir teknolojidir ve rutin hasta kullanımına sunulmuş değildir. Böbrek yetmezliği bulunan hastaların yapay böbrek çalışmalarını beklemek amacıyla diyaliz, nakil değerlendirmesi veya hekimleri tarafından önerilen tedavileri ertelememeleri gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>University of California San Francisco — The Kidney Project</li>
 <li>Nature Communications — Implantable renal cell bioreactor çalışması</li>
 <li>npj Biomedical Innovations — Damarlandırılmış böbrek organoidleri çalışması, 2026 </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/diyalizin-sonu-olabilir-mi-yapay-bobrekte-insan-deneyine-dogru</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 20:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-1901.jpeg" type="image/jpeg" length="78876"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anyon Açığı Kaç Olmalı? 8, 12, 16 ve 20 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/anyon-acigi-kac-olmali-8-12-16-ve-20-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/anyon-acigi-kac-olmali-8-12-16-ve-20-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anyon açığı (anion gap), sodyum, klor ve bikarbonattan hesaplanan asit-baz göstergesidir. Potasyumsuz formülde yaklaşık 4–12 mmol/L sık kullanılan aralıktır; 16 ve 20 gibi değerler özellikle metabolik asidozda önem kazanır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ANYON AÇIĞI NEDİR?</p>

<p>Anyon açığı veya “anion gap”, kanda rutin olarak ölçülen pozitif ve negatif iyonlar arasındaki farktan hesaplanan bir değerdir.</p>

<p>En yaygın formül:</p>

<p>Anyon Açığı = Sodyum − (Klor + Bikarbonat)</p>

<p>Anyon açığı özellikle metabolik asidozun nedenini araştırırken kullanılır. Yüksek çıkması kanda laktat, keton veya böbrek yetmezliğinde biriken asitler gibi ölçülmeyen negatif iyonların arttığını düşündürebilir.</p>

<p>Ancak tek başına bir hastalık veya tanı değildir.</p>

<p>ANYON AÇIĞI KAÇ OLMALI?</p>

<p>Potasyumun hesaba katılmadığı yaygın formülde yaklaşık 4–12 mmol/L sık kullanılan normal aralıktır.</p>

<p>Ancak laboratuvarın analiz yöntemi ve kullandığı formül referans değerini değiştirebilir.</p>

<p>Potasyum da formüle ekleniyorsa:</p>

<p>(Na + K) − (Cl + HCO₃⁻)</p>

<p>hesaplanan değer doğal olarak daha yüksek olur.</p>

<p>Bu nedenle laboratuvar raporundaki referans aralığı görülmeden tek sayı üzerinden yorum yapılmamalıdır.</p>

<p>ANYON AÇIĞI 8 NE DEMEK?</p>

<p>Potasyumsuz formülde 8 mmol/L çoğu laboratuvar için normal bir anyon açığıdır.</p>

<p>Ancak albumin çok düşükse normal görünen 8 değeri gerçek asit yükünü gizleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle ağır hastalarda albumin sonucu da değerlendirilmelidir.</p>

<p>ANYON AÇIĞI 12 NE DEMEK?</p>

<p>12 mmol/L potasyumsuz formülde sık kullanılan normal aralığın üst sınırına yakındır.</p>

<p>Tek başına metabolik asidoz anlamına gelmez.</p>

<p>Bikarbonat düşükse, pH asidikse veya laktat ve keton gibi başka değerler yüksekse klinik anlamı değişir.</p>

<p>ANYON AÇIĞI 16 NE DEMEK?</p>

<p>Potasyumsuz formülde 16 mmol/L genellikle yüksek kabul edilir.</p>

<p>Özellikle HCO₃⁻ düşük ve pH asidikse yüksek anyon açıklı metabolik asidoz düşünülebilir.</p>

<p>Laktik asidoz, ketoasidoz, böbrek yetmezliği veya bazı toksinler araştırılabilir.</p>

<p>Ancak laboratuvar potasyumu formüle dahil ediyorsa 16 farklı yorumlanabilir.</p>

<p>ANYON AÇIĞI 20 NE DEMEK?</p>

<p>20 mmol/L potasyumsuz hesaplamada belirgin yüksek bir anyon açığıdır.</p>

<p>Metabolik asidoz bulunan bir kişide kanda ölçülmeyen asitlerin biriktiğini güçlü biçimde düşündürür.</p>

<p>Laktat, keton, kreatinin, glukoz ve gerektiğinde toksik madde değerlendirmesi önem kazanır.</p>

<p>Ancak “anyon açığı 20 = kesin laktik asidoz” veya “kesin ketoasidoz” denilemez.</p>

<p>ANYON AÇIĞI YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>En önemli nedenler arasında:</p>

<p>Laktik asidoz</p>

<p>Diyabetik ketoasidoz</p>

<p>Açlık veya alkolik ketoasidoz</p>

<p>İleri böbrek yetmezliği</p>

<p>Metanol zehirlenmesi</p>

<p>Etilen glikol zehirlenmesi</p>

<p>Salisilat zehirlenmesi</p>

<p>Bazı ciddi ilaç ve toksin maruziyetleri</p>

<p>yer alır.</p>

<p>Bu durumlarda oluşan veya biriken asitler bikarbonatı tüketir ve ölçülmeyen anyonların artmasına yol açar.</p>

<p>ANYON AÇIĞI YÜKSEK, HCO₃⁻ DÜŞÜK NE DEMEK?</p>

<p>Bu kombinasyon yüksek anyon açıklı metabolik asidozu güçlü biçimde düşündürür.</p>

<p>Sonraki soru “hangi asit birikiyor?” olmalıdır.</p>

<p>Laktat yüksekse laktik asidoz, glukoz ve keton yüksekse diyabetik ketoasidoz, böbrek fonksiyonları ileri bozuksa üremik asidoz düşünülebilir.</p>

<p>ANYON AÇIĞI YÜKSEK AMA pH NORMAL OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Solunumsal kompansasyon pH'yı normale yaklaştırabilir.</p>

<p>Ayrıca aynı kişide metabolik asidozla birlikte metabolik alkaloz gibi ikinci bir asit-baz bozukluğu bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle normal pH, yüksek anyon açıklığını önemsiz hale getirmez.</p>

<p>LAKTİK ASİDOZ ANYON AÇIĞINI YÜKSELTİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Kanda laktat biriktiğinde ölçülmeyen anyon miktarı artar ve anyon açığı yükselebilir.</p>

<p>Şok, ciddi dolaşım bozukluğu, sepsis, nöbet ve bazı ilaçlar laktat yüksekliğine yol açabilir.</p>

<p>Ancak hafif laktat artışında anyon açığı her zaman belirgin yükselmeyebilir.</p>

<p>KETOASİDOZ ANYON AÇIĞINI YÜKSELTİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Diyabetik ketoasidozda beta-hidroksibütirat ve asetoasetat gibi keton cisimleri birikir.</p>

<p>Bikarbonat bu asitleri tamponlamak için tüketildiğinden HCO₃⁻ düşer ve anyon açığı yükselir.</p>

<p>Tedavi sırasında anyon açığının kapanması ketoasidozun düzelmesinin değerlendirilmesinde yardımcı olabilir.</p>

<p>BÖBREK YETMEZLİĞİ ANYON AÇIĞINI YÜKSELTİR Mİ?</p>

<p>İleri böbrek yetmezliğinde evet.</p>

<p>Böbrekler sülfat, fosfat ve diğer asitleri yeterince uzaklaştıramadığında bu maddeler kanda birikerek anyon açığını yükseltebilir.</p>

<p>Erken böbrek hastalığında ise normal anyon açıklı metabolik asidoz da görülebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ANYON AÇIĞI NORMAL AMA HCO₃⁻ DÜŞÜK OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Buna normal anyon açıklı veya hiperkloremik metabolik asidoz denir.</p>

<p>Şiddetli ishal, bağırsaktan bikarbonat kaybı ve renal tübüler asidoz önemli nedenlerdir.</p>

<p>Bikarbonat azalırken klor yükseldiği için anyon açığı normal kalabilir.</p>

<p>ALBUMİN DÜŞÜKLÜĞÜ ANYON AÇIĞINI ETKİLER Mİ?</p>

<p>Evet ve bu çok önemli bir ayrımdır.</p>

<p>Albumin kandaki en önemli ölçülmeyen anyonlardan biridir. Albumin düştüğünde anyon açığı da düşer.</p>

<p>Bu nedenle ciddi albumin düşüklüğü olan bir kişide ölçülen anyon açığı normal görünse bile gerçekte yüksek anyon açıklı asidoz bulunabilir.</p>

<p>ALBUMİNE GÖRE DÜZELTİLMİŞ ANYON AÇIĞI NASIL HESAPLANIR?</p>

<p>Sık kullanılan yaklaşık formül:</p>

<p>Düzeltilmiş AG = Ölçülen AG + 2,5 × (4 − Albumin g/dL)</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>Anyon açığı: 10<br />
Albumin: 2 g/dL</p>

<p>Düzeltilmiş anyon açığı:</p>

<p>10 + 2,5 × (4 − 2) = 15 mmol/L</p>

<p>Yani görünürde normal olan 10 değeri albumin düzeltmesinden sonra yüksek hale gelebilir.</p>

<p>ANYON AÇIĞI DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Düşük anyon açıklığının en sık nedenlerinden biri düşük albumindir.</p>

<p>Bunun dışında bazı paraprotein artışları, özellikle monoklonal gammopatiler; yüksek kalsiyum veya magnezyum ve lityum gibi bazı maddeler sonucu düşürebilir.</p>

<p>Laboratuvar veya ölçüm hataları da düşük sonuç oluşturabilir.</p>

<p>Bu nedenle beklenmedik derecede düşük anyon açığında ilk olarak sonucun doğrulanması ve albuminin görülmesi önemlidir.</p>

<p>DÜŞÜK ANYON AÇIĞI MULTİPL MİYELOM MU?</p>

<p>Tek başına hayır.</p>

<p>Bazı monoklonal proteinler pozitif elektrik yükü taşıdığı için multipl miyelom gibi paraproteinemilerde anyon açığı düşebilir.</p>

<p>Ancak düşük anyon açıklığının çok daha yaygın nedeni albumin düşüklüğüdür.</p>

<p>Tek başına bu sonuçla kanser tanısı konulamaz.</p>

<p>ANYON AÇIĞI İLE KAN GAZI AYNI TEST Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Anyon açığı çoğunlukla serum sodyum, klor ve bikarbonat veya total CO₂ değerlerinden hesaplanır.</p>

<p>Kan gazı ise pH, pCO₂ ve HCO₃⁻ gibi asit-baz parametrelerini değerlendirir.</p>

<p>Metabolik asidoz araştırılırken iki veri grubu birlikte kullanılabilir.</p>

<p>ANYON AÇIĞI NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Anyon açıklığının kendisi tedavi edilmez.</p>

<p>Ketoasidoz varsa ketoasidoz, laktik asidoz varsa dolaşım veya oksijenlenme bozukluğu, böbrek yetmezliği varsa böbrek sorunu tedavi edilir.</p>

<p>Altta yatan asit yükü düzeldikçe anyon açığı da normale yaklaşır.</p>

<p>ANYON AÇIĞI NE ZAMAN HIZLI DEĞERLENDİRİLMELİ?</p>

<p>Belirgin yüksek anyon açığına düşük pH, ciddi bikarbonat düşüklüğü, yüksek laktat, keton pozitifliği, çok yüksek kan şekeri, böbrek yetmezliği veya zehirlenme şüphesi eşlik ediyorsa hızlı değerlendirme gerekir.</p>

<p>Bilinç değişikliği, hızlı ve derin solunum, ciddi halsizlik, şok veya genel durumda bozulma varsa yalnızca laboratuvar sonucu takip edilerek beklenmemelidir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Anyon açığı 8 normal mi?</p>

<p>Potasyumsuz formülde çoğu laboratuvar için normaldir. Ancak albumin çok düşükse düzeltilmiş anyon açığı daha yüksek olabilir.</p>

<p>Anyon açığı 12 yüksek mi?</p>

<p>Birçok potasyumsuz formülde normal aralığın üst sınırındadır. Laboratuvar referansı ve bikarbonat sonucu görülmelidir.</p>

<p>Anyon açığı 16 yüksek mi?</p>

<p>Potasyumsuz hesaplamada genellikle yüksektir. Metabolik asidoz varsa laktat, keton, böbrek fonksiyonu ve toksinler değerlendirilir.</p>

<p>Anyon açığı 20 tehlikeli mi?</p>

<p>Belirgin yüksektir ancak aciliyet yalnızca bu rakamla belirlenmez. pH, HCO₃⁻, laktat, keton ve klinik durum önemlidir.</p>

<p>Anyon açığı yüksekliği kanser mi?</p>

<p>Hayır. En sık klinik kullanım metabolik asidozun nedenini ayırmaktır. Kanser tek başına yüksek anyon açıklığının doğrudan tanısı değildir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Anyon açığı tek başına hastalık tanısı koydurmaz. Belirgin yüksekliğe düşük pH, ciddi HCO₃⁻ düşüklüğü, yüksek laktat, keton pozitifliği, böbrek yetmezliği veya zehirlenme şüphesi eşlik ediyorsa hızlı tıbbi değerlendirme gerekir. Albumin düşükse ölçülen anyon açığı gerçek asit yükünü olduğundan düşük gösterebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Merck Manual Professional Edition — Metabolic Acidosis; Acid-Base Disorders</p>

<p>NCBI Bookshelf / StatPearls — Anion Gap and Non-Anion Gap Metabolic Acidosis </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/anyon-acigi-kac-olmali-8-12-16-ve-20-ne-demek</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 20:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0973.jpeg" type="image/jpeg" length="75844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nature’dan ret, 27 yıl sonra Nobel: Peter Ratcliffe’in bilim yolculuğu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/naturedan-ret-27-yil-sonra-nobel-peter-ratcliffein-bilim-yolculugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/naturedan-ret-27-yil-sonra-nobel-peter-ratcliffein-bilim-yolculugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5 Ağustos 1992. Oxford’da çalışan hekim ve araştırmacı Peter Ratcliffe’e, dünyanın en saygın bilim dergilerinden Nature’dan bir mektup geldi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mektup, uzun süren değerlendirmenin ardından makalesinin yayımlanmayacağını bildiriyordu. Editör Rory Howlett, hakemlerden birinin olumlu görüşüne rağmen diğerinin çalışmayı Nature’da yayımlanmayı haklı çıkaracak ölçüde önemli bir ilerleme olarak görmediğini açıklıyordu. Dergideki yer rekabeti de gerekçe gösteriliyor, makalenin daha uzmanlaşmış bir dergiye uygun olabileceği belirtiliyordu.</p>

<p>Ratcliffe’in araştırdığı soru ise yaşamın temel meselelerinden biriydi: Hücreler oksijenin azaldığını nasıl fark ediyor?</p>

<p>Böbrekten başlayan, hücrelere uzanan soru</p>

<p>Vücudun oksijene ihtiyacı olduğu biliniyordu. Oksijen azaldığında, böbreklerin eritropoietin adlı hormonun üretimini artırdığı da biliniyordu. Bu hormon, kemik iliğinde oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin yapımını teşvik ediyordu.</p>

<p>Ancak bu yanıtı başlatan algılama mekanizması henüz açıklığa kavuşmamıştı.</p>

<p>Ratcliffe ve çalışma arkadaşları, eritropoietin geninin oksijene bağlı olarak nasıl düzenlendiğini araştırırken önemli bir bulguya ulaştı: Bu algılama sistemi, yalnızca hormonu üreten özel hücrelerle sınırlı görünmüyordu. Farklı hücre türlerinde de çalışıyordu.</p>

<p><img alt="Peter Ratcliffe: Nature’ın Reddinden 27 Yıl Sonra Nobel’e-1" class="detail-photo img-fluid" height="1816" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-1899.jpeg" width="1320" /></p>

<p>Böbreğe özgü olduğu düşünülen bir sorunun arkasından, çok daha yaygın bir biyolojik mekanizma çıkıyordu. Patrick Maxwell, Christopher Pugh ve Ratcliffe’in bu bulguları ortaya koyan makalesi, 15 Mart 1993’te PNAS dergisinde yayımlandı.</p>

<p>Beklediği yanıt bu değildi</p>

<p>Ratcliffe, yıllar sonra Nobel konferansında o dönemi anlattı. Bulgularının önemine güveniyordu. Makalenin hızla kabul edilebileceğini düşünerek Nature’ın Londra’daki ofisine gitmişti.</p>

<p>Yaklaşık dört ay sonra gelen yanıt, beklediğinin tersiydi.</p>

<p>Bu ayrıntı, bugün dolaşan ret mektubunu daha anlamlı kılıyor: Ratcliffe, araştırmasının önemine inanmıştı; ancak bu inanç, dönemin yayın değerlendirmesinde karşılık bulmamıştı.</p>

<p>Çalışma başka bir dergide yayımlandı. Araştırmalar devam etti. Yeni deneyler, hücrelerin oksijen değişikliklerine verdiği yanıtın ayrıntılarını ortaya çıkardı.</p>

<p>27 yıl sonra gelen Nobel</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2019’da Peter Ratcliffe, William G. Kaelin Jr. ve Gregg L. Semenza ile birlikte Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazandı. Ödül, hücrelerin oksijen düzeylerini nasıl algıladığını ve bu düzeylere nasıl uyum sağladığını açıklayan keşifleri için verildi.</p>

<p>Bu araştırmalar, oksijen azlığında hücrelerin belirli genleri nasıl devreye soktuğunu anlamamızı sağladı. Kansızlık ve kanser gibi hastalıkların araştırılmasına, yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine temel oluşturdu.</p>

<p>Burada hikâyenin önemli bir ayrıntısı var: Nobel, 1992’de reddedilen tek makaleye verilmedi. O çalışma, yıllar boyunca biriken ve üç araştırmacının katkılarıyla açıklığa kavuşan keşifler bütününün erken parçalarından biriydi.</p>

<p>Bu ayrıntı, hikâyenin gücünü azaltmıyor. Bilimin nasıl ilerlediğini daha iyi gösteriyor.</p>

<p>Bir mektubun sınırları</p>

<p>Ratcliffe’in hikâyesinden, reddedilen her çalışmanın büyük bir keşif olduğu sonucu çıkarılamaz. Bilimde eleştiri, kuşku ve değerlendirme gereklidir. Bir fikrin değerini ortaya koyan, onu destekleyen kanıtların zaman içinde sınanmasıdır.</p>

<p>Ama bir derginin kararı da bir araştırmanın geleceğini bütünüyle belirleyemez.</p>

<p>1992 tarihli mektup, o gün verilmiş bir yayın kararıydı. Sonraki yıllarda yapılan deneyler ise hücrelerin yaşamı sürdürmek için kullandığı temel bir mekanizmayı görünür kıldı.</p>

<p>Peter Ratcliffe’in Nobel’e uzanan yolculuğunda belirleyici olan, ret mektubundan sonra araştırmanın sürmesiydi.</p>

<p>Bir makale reddedilmişti. Soru hâlâ cevap bekliyordu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/naturedan-ret-27-yil-sonra-nobel-peter-ratcliffein-bilim-yolculugu</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 17:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-1896.jpeg" type="image/jpeg" length="67982"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vesalius’tan Çok Önce İnsan Bedeni Çiziliyordu: Timurlu Dünyasının Anatomi Atlası]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/vesaliustan-cok-once-insan-bedeni-ciziliyordu-timurlu-dunyasinin-anatomi-atlasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/vesaliustan-cok-once-insan-bedeni-ciziliyordu-timurlu-dunyasinin-anatomi-atlasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vesalius’un ünlü anatomi kitabından yaklaşık bir buçuk yüzyıl önce Şirazlı hekim Mansur ibn İlyas, insan bedenini kemikler, sinirler, kaslar ve damar sistemleri üzerinden gösteren resimli bir anatomi eseri hazırladı. Timurlu hükümdar ailesiyle bağlantılı bu çalışma, Orta Çağ tıp tarihinin en dikkat çekici görsel miraslarından biri oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün anatomi tarihinden söz edildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri Andreas Vesalius’tur.</p>

<p>Vesalius’un 1543 yılında yayımlanan <i>De Humani Corporis Fabrica</i> adlı eseri, insan disseksiyonlarına dayanan gözlemleri ve ayrıntılı anatomik çizimleriyle modern anatomi tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri kabul edilir.</p>

<p>Ancak insan bedeninin sistematik çizimlerle anlatılması Vesalius ile başlamadı.</p>

<p>Ondan yaklaşık bir buçuk yüzyıl önce Şiraz’da yaşayan hekim <strong>Mansur ibn İlyas</strong>, insan anatomisini farklı vücut sistemlerine ayırarak resimlerle anlatan dikkat çekici bir Farsça eser hazırlamıştı.</p>

<p>Eserin adı <i>Tashrih-i Badan-i İnsan</i>, yani <strong>“İnsan Bedeninin Anatomisi”</strong> idi.</p>

<p>Tıp tarihi literatüründe eser daha çok <i>Tashrih-i Mansuri</i>, yani <strong>“Mansur’un Anatomisi”</strong> adıyla anılıyor.</p>

<h3>Şiraz’dan Timurlu saray çevresine</h3>

<p>Mansur ibn İlyas, Şiraz’da faaliyet gösteren hekim ve âlimlerden oluşan bir aileye mensuptu.</p>

<p>Eserinin 14. yüzyılın sonlarında kaleme alındığı kabul ediliyor.</p>

<p>Kitap, <strong>Ziyaeddin Pir Muhammed Bahadır</strong> adlı bir hükümdara ithaf edilmişti. National Library of Medicine, bu kişinin büyük olasılıkla Timur’un torunu <strong>Pir Muhammed ibn Ömer ibn Timur</strong> olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Pir Muhammed, 1394-1409 yılları arasında Fars bölgesini yönetmişti.</p>

<p>Bu bağlantı, eseri yalnızca İran ve İslam tıp tarihi açısından değil, <strong>Timurlu dönemi bilim ve kültür tarihi açısından da dikkat çekici</strong> hale getiriyor.</p>

<h3>İnsan bedeni beş ayrı sistem halinde çizildi</h3>

<p>Mansur’un eseri bir girişin ardından insan bedeninin beş temel sistemini ele alan bölümlere ayrılıyordu:</p>

<p><strong>Kemikler<br />
Sinirler<br />
Kaslar<br />
Toplardamarlar<br />
Atardamarlar</strong></p>

<p>Bu bölümlerin her birine tam sayfa insan figürleri eşlik ediyordu.</p>

<p>İskelet ayrı bir çizimde, sinir sistemi başka bir çizimde, kaslar ve damar sistemleri ise farklı figürlerde gösteriliyordu.</p>

<p>Böylece insan bedeni tek bir görüntü içerisinde verilmek yerine, adeta <strong>katmanlarına ayrılarak</strong> anlatılıyordu.</p>

<p>Bugünün anatomi atlaslarıyla bilimsel yöntem, doğruluk ve ayrıntı bakımından eş tutulması elbette mümkün değil.</p>

<p>Ancak farklı anatomik sistemlerin tam boy insan figürleri üzerinde ayrı ayrı gösterilmesi, döneminin görsel tıp kültürü açısından oldukça dikkat çekiciydi.</p>

<h3>Günümüze ulaşan en eski örneklerden biri</h3>

<p>Mansur’un çalışmasını önemli kılan unsurlardan biri de anatomik resimleridir.</p>

<p>National Library of Medicine’e göre İslam dünyasından, Mansur ibn İlyas’ın eseriyle ilişkilendirilen çizimlerden daha eski tarihe ait <strong>tüm insan bedenini gösteren korunmuş anatomik resimler bilinmiyor.</strong></p>

<p>Ancak bu bilgi dikkatli yorumlanmalı.</p>

<p>Bu durum, Mansur’un insan bedenini tarihte ilk kez çizdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmalar, eserdeki tam boy anatomik figürlerin Mansur’dan önce var olan daha eski bir görsel geleneğe dayanmış olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Nitekim bazı figürlerin Orta Çağ Avrupa’sında görülen erken Latin anatomik çizimleriyle benzerlik taşıdığı da belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tarihsel açıdan en güvenli tanımlama şu:</p>

<p><strong>Mansur ibn İlyas’ın eseri, İslam dünyasından günümüze ulaşan en eski sistematik tam boy anatomi çizimi dizilerinden birini içeriyor.</strong></p>

<h3>Figürlerin sıra dışı duruşu</h3>

<p>Mansur’un eseriyle aktarılan anatomik figürler bugünkü anatomi kitaplarından oldukça farklı görünüyor.</p>

<p>Figürlerde bacakların iki yana açıldığı ve bedenin çömelmeyi andıran bir pozisyonda gösterildiği görülüyor.</p>

<p>İskelet ve sinir sistemi gibi bazı çizimlerde insan bedeni arkadan betimlenmişti.</p>

<p>İskelet figüründe baş belirgin biçimde geriye doğru uzatılmış ve yüz yukarı çevrilmişti.</p>

<p>Araştırmacılar bu duruşların bazı erken Latin anatomi çizimleriyle benzerliğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Figürlerin çevresinde ise Arapça ve Farsça anatomik açıklamalar bulunuyordu.</p>

<p>Kas, damar ve sinir yapılarının isimleri çizimlerin çevresine yerleştirilen notlarla okuyucuya aktarılıyordu.</p>

<h3>Hamile kadın figürü</h3>

<p>Eserin son bölümünde kalp ve beyin gibi birleşik organların yanı sıra fetüsün oluşumu da ele alınıyordu.</p>

<p>Bu bölümle bağlantılı en dikkat çekici resimlerden biri <strong>hamile kadın figürüydü.</strong></p>

<p>Çizimde rahim içerisinde bir fetüs gösteriliyordu.</p>

<p>Ancak bu figürün doğrudan Mansur ibn İlyas tarafından geliştirildiğini kesin olarak söylemek mümkün değil.</p>

<p>National Library of Medicine, hamile kadın çiziminin Mansur’un katkısı olabileceğini değerlendiriyor; ancak eserin metninde bu çizimin açık biçimde anılmadığını da belirtiyor.</p>

<p>Bu nedenle figürü kesin biçimde <strong>“Mansur’un özgün çizimi”</strong> olarak tanımlamak doğru olmaz.</p>

<p>Yine de söz konusu resim, Orta Çağ tıp yazmalarında insan anatomisiyle fetüs gelişiminin aynı görsel anlatım içerisinde ele alınmasının dikkat çekici örneklerinden biri.</p>

<h3>Çizimlerin hepsi Mansur’a mı aitti?</h3>

<p>Burada tıp tarihinin en ilginç sorularından biri ortaya çıkıyor.</p>

<p>Mansur’un kitabındaki figürlerin tamamının onun tarafından geliştirildiğini söylemek mümkün değil.</p>

<p>National Library of Medicine, eserde kullanılan anatomik çizimlerin çoğunun Mansur’a özgü olmadığını ve tam boy figürlerden oluşan bu görsel geleneğin 14. yüzyıl sonundaki eserinden daha eskiye uzandığını belirtiyor.</p>

<p>Özellikle kemik, sinir, kas, toplardamar ve atardamar sistemlerini gösteren ilk beş figürün bazı Orta Çağ Latin anatomi çizimleriyle benzerliği dikkat çekiyor.</p>

<p>Ancak bu anatomik resim geleneğinin Mansur’a <strong>hangi yolla ulaştığı bugün kesin olarak bilinmiyor.</strong></p>

<p>İşte bu belirsizlik eseri daha da ilginç hale getiriyor.</p>

<p>Çünkü <i>Tashrih-i Mansuri</i> yalnızca anatomi tarihini değil, Orta Çağ dünyasında bilimsel bilginin ve görsel kültürün farklı coğrafyalar arasında nasıl dolaştığını da düşündürüyor.</p>

<h3>Çizimler yüzyıllarca yaşamaya devam etti</h3>

<p>Mansur’un anatomi eseri kendi döneminde unutulup gitmedi.</p>

<p>Onun eseriyle ilişkilendirilen anatomik figürler sonraki yüzyıllarda tekrar tekrar kopyalandı.</p>

<p>National Library of Medicine kayıtlarına göre günümüze İslam dünyasına ait <strong>70’ten fazla tam sayfa anatomik çizim dizisi</strong> ulaştı.</p>

<p>Bunların yaklaşık üçte ikisi Mansur ibn İlyas’ın anatomi eserinin nüshalarıyla ilişkili.</p>

<p>Diğer çizimler ise daha sonraki dönemlerde bağımsız olarak dolaşmış veya farklı eserlerin içerisine eklenmişti.</p>

<p>Bu durum, Mansur’un eserinin sonraki dönemlerin tıp yazmalarında etkili bir görsel gelenek oluşturduğunu gösteriyor.</p>

<h3>Bugün gördüğümüz nüshalar daha sonraki tarihlerden</h3>

<p>Burada önemli bir ayrıntı daha var.</p>

<p>Mansur ibn İlyas eserini 14. yüzyılın sonunda kaleme almış olsa da bugün elimizde bulunan resimli nüshalar daha sonraki dönemlere ait.</p>

<p>National Library of Medicine’de korunan ve tarihlendirilmiş en erken nüshalardan biri <strong>8 Aralık 1488’de İsfahan’da</strong> Hasan ibn Ahmed adlı bir müstensih tarafından tamamlandı.</p>

<p>Aynı kurumda bulunan başka bir nüshanın ise kâğıt, mürekkep ve yazı özelliklerine göre 15. yüzyılın sonları ile 16. yüzyılın başları arasında hazırlandığı düşünülüyor.</p>

<p>Dolayısıyla bugün gördüğümüz resimleri doğrudan Mansur ibn İlyas’ın kendi eliyle çizilmiş orijinal resimler olarak sunmak doğru değil.</p>

<p>Bunlar, onun eseri aracılığıyla aktarılan anatomik görsel geleneğin sonraki dönemlerde hazırlanmış örnekleri.</p>

<h3>Vesalius’tan yaklaşık bir buçuk yüzyıl önce</h3>

<p>Mansur’un eseri 14. yüzyılın sonlarına tarihleniyor.</p>

<p>Vesalius’un <i>De Humani Corporis Fabrica</i> adlı eseri ise 1543 yılında yayımlandı.</p>

<p>İki çalışma arasında yaklaşık bir buçuk yüzyıl bulunuyor.</p>

<p>Fakat bu iki eseri aynı bilimsel yöntemle hazırlanmış çalışmalar gibi değerlendirmek yanıltıcı olur.</p>

<p>Mansur’un eserindeki anatomi bilgisi, önemli ölçüde dönemin Galenik tıp geleneği içerisinde şekillenmişti.</p>

<p>Vesalius ise insan disseksiyonlarına dayanan doğrudan gözlemleriyle Galen’den aktarılan bazı anatomik bilgileri sorguladı ve anatomi tarihinde yeni bir dönemin simgelerinden biri haline geldi.</p>

<p>Dolayısıyla Mansur ibn İlyas’ı <strong>“Vesalius’tan önce modern anatomiyi keşfeden kişi”</strong> olarak tanımlamak doğru olmaz.</p>

<p>Mansur’un tarihsel önemi başka yerde yatıyor.</p>

<p><strong>14. yüzyılın sonlarında Şiraz’da, insan bedeninin farklı anatomik sistemlerini tam boy figürlerle anlatan kapsamlı bir resimli tıp eseri ortaya konmuştu.</strong></p>

<h3>“Anatomi atlası” derken neyi kastediyoruz?</h3>

<p>Bugünkü anlamıyla anatomi atlası; doğrudan anatomik gözleme dayanan, ayrıntılı ve standartlaştırılmış görsel kaynakları ifade ediyor.</p>

<p><i>Tashrih-i Mansuri</i> ise bu modern tanımın yüzyıllar öncesinde hazırlanmış bir el yazmasıydı.</p>

<p>Bu nedenle eseri günümüz atlaslarıyla aynı bilimsel kategoriye yerleştirmek doğru değil.</p>

<p>Ancak insan bedenini farklı sistemler halinde tam sayfa resimlerle anlatması nedeniyle, <strong>modern anatomi atlaslarının çok erken görsel öncüllerinden biri</strong> olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Başlıktaki “anatomi atlası” ifadesi de bu görsel anlatım geleneğine işaret ediyor.</p>

<h3>Anatomi tarihi yalnızca Rönesans Avrupa’sından ibaret değil</h3>

<p>Mansur ibn İlyas’ın eseri tıp tarihinin çoğu zaman gözden kaçan bir yönünü gösteriyor.</p>

<p>İnsan bedenini anlama çabası tek bir ülkede, tek bir uygarlıkta veya tek bir dönemde ortaya çıkmadı.</p>

<p>Antik Yunan ve Roma’dan İslam dünyasına, İran’dan Orta Asya’ya ve Orta Çağ Avrupa’sından Rönesans İtalya’sına kadar uzanan uzun bir bilgi aktarımı ve yeniden yorumlama süreci yaşandı.</p>

<p><i>Tashrih-i Mansuri</i> bu uzun zincirin dikkat çekici halkalarından biri.</p>

<ol start="14">
 <li>
 <p>yüzyılın sonlarında Şiraz’da hazırlanan bir tıp eserinde insan bedeni; kemikleri, sinirleri, kasları ve damar sistemleriyle ayrı ayrı resmediliyordu.</p>
 </li>
</ol>

<p>Vesalius’un <i>Fabrica</i>’sının yayımlanmasına ise daha yaklaşık bir buçuk yüzyıl vardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mansur’un eseri bize tıp tarihinin önemli bir gerçeğini hatırlatıyor:</p>

<p><strong>İnsan bedenini anlama yolculuğu tek bir uygarlığın başarısı değildir. Bilgi, yüzyıllar boyunca farklı kültürler arasında taşınmış, yorumlanmış ve yeniden biçimlendirilmiştir.</strong></p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<ul>
 <li>
 <p>U.S. National Library of Medicine, <i>Islamic Medical Manuscripts — Tashrīḥ-i badan-i insān (Mansur’s Anatomy)</i>.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Shoja MM, Tubbs RS. <i>The History of Anatomy in Persia</i>. Journal of Anatomy. 2007;210(4):359–378.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zarshenas MM, Zargaran A, Mehdizadeh A, Mohagheghzadeh A. <i>Mansur ibn Ilyas: A Persian anatomist and his book of anatomy, Tashrih-i Mansuri</i>. Journal of Medical Biography.</p>
 </li>
 <li>
 <p>U.S. National Library of Medicine, History of Medicine Division, Islamic Medical Manuscripts Collection.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/vesaliustan-cok-once-insan-bedeni-ciziliyordu-timurlu-dunyasinin-anatomi-atlasi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 17:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/timurlular-anatomi.jpg" type="image/jpeg" length="66117"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ağız kokusu neden değişir? Çürük, ekşi ve meyvemsi kokunun olası nedenleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/agiz-kokusu-neden-degisir-curuk-eksi-ve-meyvemsi-kokunun-olasi-nedenleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/agiz-kokusu-neden-degisir-curuk-eksi-ve-meyvemsi-kokunun-olasi-nedenleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağız kokusu diş ve diş eti sorunları, ağız kuruluğu veya reflüyle ilişkili olabilir. Kokunun türü tek başına tanı koydurmaz; meyvemsi kokuya kusma ve derin solunum eşlik ediyorsa acil değerlendirme gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ağız kokusunun sık nedenleri arasında diş ve diş eti sorunları, ağızda biriken bakteriler ve ağız kuruluğu bulunur. Reflü, bademcik taşları ve bazı enfeksiyonlar da nefesin kokusunu değiştirebilir. Çürük, ekşi veya meyvemsi olarak tarif edilen kokular olası nedenlere ilişkin ipucu sağlayabilir; ancak tek başına hastalık tanısı koydurmaz.</p>

<p>Değerlendirmede kokunun ne zamandır sürdüğü, ağız bakımıyla düzelip düzelmediği ve eşlik eden belirtiler önemlidir. Diş eti kanamasıyla birlikte görülen koku ile kusma ve derin solunumun eşlik ettiği meyvemsi nefes aynı şekilde ele alınmaz.</p>

<p>Çürük veya kükürt benzeri ağız kokusu neden olur?</p>

<p>Ağızdaki bakteriler, besin artıklarını parçalarken kötü kokulu kükürtlü bileşikler oluşturabilir. Yetersiz temizlik, diş eti hastalıkları ve çürükler bu duruma katkıda bulunur.</p>

<p>Bademciklerin küçük girintilerinde biriken maddelerin sertleşmesiyle oluşan bademcik taşları da koku yapabilir. Diş apseleri, kısmen çıkmış yirmilik dişlerin çevresinde biriken artıklar ve bazı sinüs veya boğaz enfeksiyonları diğer olası nedenlerdir.</p>

<p>Ağız kuruluğu kokuyu nasıl artırır?</p>

<p>Tükürük, besin artıklarının ve bakterilerin uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Tükürük azaldığında ağız kokusu daha belirgin hâle gelebilir.</p>

<p>Kurulukla birlikte devam eden kokuyu yalnızca fırçalama eksikliği olarak değerlendirmemek gerekir. Düzenli bakıma rağmen süren yakınmalar diş hekimine bildirilmelidir.</p>

<p>Meyvemsi nefes: Ketozis ile ketoasidoz arasındaki fark</p>

<p>Vücut enerji için yağları kullanırken keton adı verilen maddeler üretir. Açlık veya karbonhidratın belirgin biçimde kısıtlandığı beslenme düzenlerinde bu süreç nefeste meyvemsi ya da asetonu andıran bir kokuya yol açabilir.</p>

<p>Beslenmeyle ilişkili ketozis, diyabetik ketoasidozla aynı durum değildir. Diyabetik ketoasidozda insülin yetersizliği nedeniyle ketonlar tehlikeli düzeyde birikir. Hastanede acil tedavi gerektirebilir.</p>

<p>Meyvemsi kokuya aşırı susama, sık idrara çıkma, bulantı, kusma, karın ağrısı, normalden derin soluma veya bilinç bulanıklığı eşlik ediyorsa acil servise başvurulmalıdır. Ağır belirtilerde 112 aranmalıdır. Daha önce diyabet tanısı konmamış olması bu olasılığı dışlamaz.</p>

<p>Ekşi ağız kokusu mutlaka reflü mü?</p>

<p>Mide içeriğinin yemek borusuna ve bazen ağza geri gelmesi, ekşi tat ve kokuya neden olabilir. Ancak ekşi koku yalnızca reflüye özgü değildir; ağız kuruluğu ve ağız bakımı sorunlarında da görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle kokudan hareketle doğrudan reflü tanısı konmamalıdır. Düzenli temizliğe rağmen sürüyorsa diş hekimi veya hekim değerlendirmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Metalik tat ile ağız kokusu aynı şey mi?</p>

<p>Ağızda metalik tat hissedilmesi ile nefesin metalik koktuğunun fark edilmesi farklı yakınmalardır. Değerlendirmede hangisinin yaşandığını açıkça belirtmek önemlidir.</p>

<p>Diş eti kanaması, ağız kuruluğu, bazı ilaç ve takviyeler, enfeksiyonlar veya hormonal değişiklikler metalik olarak tarif edilen yakınmalarla ilişkili olabilir. Tek başına bu tarif, nedenin belirlenmesine yetmez.</p>

<p>Balık benzeri koku nadir bir metabolizma sorunuyla ilişkili olabilir</p>

<p>Trimetilaminüri, vücudun trimetilamin adlı kokulu maddeyi yeterince parçalayamadığı nadir bir durumdur. Nefesin yanı sıra ter ve idrarda da balık benzeri koku oluşabilir.</p>

<p>Ancak balık kokusu tarif eden herkeste bu hastalık bulunduğu söylenemez. Kalıcı yakınmaların değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Geçmeyen ağız kokusunda ilk adım ne olmalı?</p>

<p>Dişleri florürlü macunla günde en az iki kez fırçalamak, diş aralarını her gün temizlemek ve dili nazikçe temizlemek temel bakım adımlarıdır. Protezlerin temizliği ve düzenli diş hekimi kontrolleri de önemlidir.</p>

<p>Birkaç haftalık düzenli bakıma rağmen koku geçmiyorsa diş hekimine başvurulmalıdır. Diş ağrısı, kanayan veya şişen diş etleri varsa değerlendirme ertelenmemelidir. Ağız ve diş kaynaklı neden bulunamazsa diğer olasılıklar belirtilere göre araştırılır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Nefes kokusu bir tanı testi değildir. Özellikle meyvemsi kokuya kusma, derin solunum veya bilinç değişikliği eşlik ediyorsa durumu yalnızca beslenmeye bağlayarak beklemeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Cleveland Clinic — What Different Types of Bad Breath Smells Can Mean.<br />
2. NHS — Bad breath — 5 Haziran 2025.<br />
3. NHS — Diabetic ketoacidosis. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/agiz-kokusu-neden-degisir-curuk-eksi-ve-meyvemsi-kokunun-olasi-nedenleri</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 17:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-1894.jpeg" type="image/jpeg" length="74681"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Roma Ebeleri: Antik Dünyanın Doğum Uzmanları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/roma-ebeleri-antik-dunyanin-dogum-uzmanlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/roma-ebeleri-antik-dunyanin-dogum-uzmanlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Roma dünyasında doğumun başlıca yardımcılarından biri obstetrix olarak adlandırılan ebeydi. Efesli Soranus’un yaklaşık 1900 yıl önce kaleme aldığı eserler, mezar yazıtları ve Ostia’daki ünlü doğum kabartması; ebelerin doğumun yönetiminden anne ve yenidoğanın bakımına uzanan dikkat çekici rolünü günümüze taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Roma dünyasında doğumun başlıca yardımcılarından biri <i>obstetrix</i> olarak adlandırılan ebeydi. Efesli Soranus’un yaklaşık 1900 yıl önce kaleme aldığı eserler, mezar yazıtları ve Ostia’daki ünlü doğum kabartması; ebelerin doğumun yönetiminden anne ve yenidoğanın bakımına uzanan dikkat çekici rolünü günümüze taşıyor.</p>

<h2>5. Haber Metni</h2>

<h3>Roma'da doğum odasının başlıca aktörlerinden biri ebeydi</h3>

<p>Roma İmparatorluğu’nda bir kadının doğum sancıları başladığında yanında bugünkü anlamda bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı bulunmuyordu.</p>

<p>Doğumun başlıca yardımcılarından biri <strong>ebe</strong>, Latince ifadeyle <i>obstetrix</i> idi.</p>

<p>Ancak Roma ebesini yalnızca bebeği karşılayan deneyimli bir kadın olarak düşünmek eksik kalır.</p>

<p>Antik tıp metinleri, mezar yazıtları ve arkeolojik bulgular, bazı ebelerin doğumun ilerleyişini izlediğini, doğum yapan kadına destek verdiğini, gerektiğinde elle müdahalelerde bulunduğunu ve bebeğin doğumdan sonraki ilk bakımında görev aldığını gösteriyor.</p>

<p>Bununla birlikte Roma İmparatorluğu çok geniş bir coğrafyaya ve farklı toplumsal yapılara sahipti. Dolayısıyla Roma dünyasının her yerinde aynı eğitimden geçmiş, aynı yöntemlerle çalışan standart bir ebe grubundan söz etmek mümkün değildir.</p>

<h3>Adları mezar taşlarına yazıldı: Obstetrix</h3>

<p>Latince yazıtlarda ebe için kullanılan temel sözcüklerden biri <strong>obstetrix</strong>tir.</p>

<p>Yunan dünyasında ise <i>maia</i> gibi ifadelerle karşılaşılır.</p>

<p>Roma döneminden günümüze ulaşan mezar yazıtları, ebeliğin tanımlanabilir bir mesleki kimliğe sahip olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.</p>

<p>Bu yazıtlar aynı zamanda mesleğin toplumsal yapısı hakkında da ipuçları verir.</p>

<p>Araştırmalar, Latince yazıtlarda adı geçen ebelerin önemli bir bölümünün köle veya azatlı kadınlardan oluştuğunu gösteriyor. Ancak bu durum bütün Roma ebelerinin aynı toplumsal statüde bulunduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bazı büyük ve varlıklı ailelerin kendi ebelerinin bulunduğunu gösteren kayıtlar da vardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dolayısıyla antik dünyadaki ebelik; deneyim, toplumsal konum ve eğitim düzeyi bakımından oldukça farklı kadınları kapsıyordu.</p>

<h3>Bir ebenin okuryazar olması neden önemliydi?</h3>

<p>Roma dönemindeki ebelik hakkında en ayrıntılı bilgilerden bazılarını <strong>Efesli Soranus</strong> aktarıyor.</p>

<p>MS 1. yüzyılın sonları ile 2. yüzyılın ilk yarısında yaşayan Soranus, Greko-Romen tıp dünyasının en önemli kadın hastalıkları ve doğum yazarlarından biridir.</p>

<p>En önemli eserlerinden biri bugün <i>Gynaecology</i> adıyla bilinen çalışmasıdır.</p>

<p>Soranus yalnızca gebelik ve doğumu anlatmaz.</p>

<p>İyi bir ebenin hangi özelliklere sahip olması gerektiğini de ayrıntılı biçimde tarif eder.</p>

<p>Soranus’a göre uygun bir ebe okuryazar olmalı, güçlü bir hafızaya sahip bulunmalı, çalışkan ve dikkatli davranmalı, duyularını iyi kullanabilmeli ve bedensel olarak görevini yerine getirebilecek durumda olmalıydı.</p>

<p>Ayrıca sakin, ölçülü ve hastasına karşı anlayışlı olması bekleniyordu.</p>

<p>Soranus’un özellikle <strong>okuryazarlığı</strong> vurgulaması dikkat çekicidir.</p>

<p>Çünkü ona göre ebe, mesleğini yalnızca uygulamayla değil, teorik bilgi yoluyla da geliştirebilmeliydi.</p>

<p>Fakat burada önemli bir ayrım vardır:</p>

<p>Soranus bize Roma İmparatorluğu’ndaki bütün ebelerin eğitim düzeyini anlatmıyor.</p>

<p>Daha çok kendi gözünde <strong>iyi veya ideal bir ebenin nasıl olması gerektiğini</strong> tarif ediyor.</p>

<p>Roma dünyasındaki her ebenin okuryazar olduğuna veya yazılı tıp eğitimi aldığına dair kanıt bulunmuyor.</p>

<h3>Uzun parmaklar ve kısa tırnaklar</h3>

<p>Soranus’un ebe tarifinde bugün oldukça ilginç gelebilecek fiziksel ayrıntılar da vardır.</p>

<p>Ellerin yumuşak tutulmasını, parmakların kullanıma elverişli olmasını ve tırnakların kısa olmasını tavsiye eder.</p>

<p>Bunun arkasında oldukça pratik bir düşünce vardır.</p>

<p>Doğum sırasında yapılan elle muayene ve müdahalelerin kadına zarar vermemesi gerekiyordu.</p>

<p>Bu yaklaşım, doğum travmasını azaltmaya yönelik pratik bir hassasiyet olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak bunu modern antisepsi veya sterilizasyon bilgisiyle karıştırmamak gerekir.</p>

<p>Soranus’un yaşadığı dönemde mikroorganizmaların enfeksiyonlara yol açtığı bilinmiyordu.</p>

<h3>Doğum sandalyesi nasıl kullanılıyordu?</h3>

<p>Antik doğum tarihinin en dikkat çekici unsurlarından biri <strong>doğum sandalyesidir</strong>.</p>

<p>Soranus, doğumun belirli aşamalarında kadının özel bir doğum sandalyesine oturtulabileceğini anlatır.</p>

<p>Doğum yapan kadın oturur veya dik pozisyona yakın biçimde dururken, arkasında ona destek veren yardımcılar bulunabiliyor; ebe ise doğum kanalını takip edebileceği şekilde ön tarafta yer alabiliyordu.</p>

<p>Fakat bütün Roma kadınlarının mutlaka sandalyede doğum yaptığını düşünmek yanlış olur.</p>

<p>Soranus, özellikle bazı zor doğumlarda kadının yatırılmasından da söz eder.</p>

<p>Dolayısıyla antik dünyada tek bir değişmez doğum pozisyonundan değil, doğumun durumuna göre farklı yaklaşımlardan söz etmek daha doğrudur.</p>

<h3>İki bin yıl öncesinden bir doğum sahnesi</h3>

<p>Roma dönemi ebeliğine ilişkin en etkileyici arkeolojik örneklerden biri <strong>Ostia yakınlarındaki Isola Sacra Nekropolü'nde bulunan 100 numaralı mezardır.</strong></p>

<p>Mezar MS 2. yüzyıla tarihlenir ve Scribonia Attice ile kocası Marcus Ulpius Amerimnus ve aile çevresiyle ilişkilidir.</p>

<p>Mezarın cephesinde sağlık uygulamalarını gösteren iki kabartma bulunmuştur.</p>

<p>Kabartmalardan birinde erkek bir sağlık uygulayıcısının hastasıyla ilgilendiği görülür.</p>

<p>Diğerinde ise doğum sahnesi vardır.</p>

<p>Bir kadın doğum sandalyesinde oturmaktadır.</p>

<p>Arkasında onu destekleyen başka bir kadın vardır.</p>

<p>Ön tarafta ise alçak bir oturma yerinde bulunan bir kadın doğuma yardım etmektedir.</p>

<p>Bu figür genellikle <strong>Scribonia Attice'nin ebe olarak çalışırken tasviri</strong> şeklinde yorumlanır.</p>

<p>Sahnenin önemi, Soranus’un yazılı olarak aktardığı bazı doğum uygulamalarıyla dikkat çekici benzerlikler taşımasıdır.</p>

<p>Ancak kabartmayı Soranus’un metninin birebir görsel karşılığı olarak değerlendirmek yerine, Roma dünyasındaki doğum uygulamalarına ait bağımsız ve son derece değerli bir arkeolojik tanıklık olarak görmek daha güvenlidir.</p>

<h3>Ebe yalnızca bebeği karşılamıyordu</h3>

<p>Soranus’un eserinde ebenin görevi doğum anıyla sınırlı değildir.</p>

<p>Doğumdan sonra yenidoğanın durumunun gözlenmesine ilişkin ayrıntılar da bulunur.</p>

<p>Bebeğin gebelik süresini tamamlayıp tamamlamadığı, güçlü ve canlı görünüp görünmediği, ağlaması, hareketleri ve vücudunun genel durumu gibi belirtiler dikkate alınabiliyordu.</p>

<p>Bunlar modern tıptaki standart yenidoğan değerlendirme sistemleriyle aynı şey değildir.</p>

<p>Ancak yaklaşık iki bin yıl önce doğumdan hemen sonra bebeğin yaşama gücüne ilişkin belirli fiziksel belirtilerin sistematik biçimde gözlenmesi tıp tarihi açısından dikkat çekicidir.</p>

<p>Ebe ayrıca bebeğin temizlenmesi, göbek bağının bakımı ve doğum sonrası bakımın çeşitli aşamalarında görev alabiliyordu.</p>

<h3>Zor doğumlar ebeliğin en kritik sınavıydı</h3>

<p>Antik dünyada doğum anne ve bebek açısından ciddi riskler taşıyordu.</p>

<p>Uzamış doğum, kanama, enfeksiyon ve bebeğin uygun olmayan pozisyonda bulunması ölümcül sonuçlara yol açabiliyordu.</p>

<p>Modern sezaryen tekniklerinin, antibiyotiklerin, kan transfüzyonunun, güvenli anestezinin ve yoğun bakımın bulunmadığı bir dönemde deneyimli bir ebenin gözlemleri ve müdahaleleri büyük önem taşıyordu.</p>

<p>Soranus farklı fetal geliş ve pozisyonlardan söz eder.</p>

<p>Zor doğumlarda bebeğin pozisyonunu değiştirmeye yönelik elle gerçekleştirilen bazı girişimleri de tarif eder.</p>

<p>Ancak bu uygulamaları modern obstetrik manevralarla aynı güvenlik ve başarı düzeyinde değerlendirmek mümkün değildir.</p>

<p>Antik tıp önemli anatomik ve klinik gözlemler geliştirmiş olsa da doğum hem anne hem de çocuk açısından tehlikeli olmaya devam ediyordu.</p>

<h3>Kadınlar yalnızca tıbbın hastaları değildi</h3>

<p>Roma ebelerinin tarihi başka bir açıdan da önem taşır.</p>

<p>Antik tıp tarihi genellikle Hippokrates, Galenos, Celsus ve Soranus gibi erkek yazarların isimleri üzerinden anlatılır.</p>

<p>Oysa yazıtlar ve arkeolojik bulgular kadınların sağlık hizmetlerinde aktif biçimde yer aldığını gösteriyor.</p>

<p>Roma dünyasında <i>obstetrix</i> olarak tanımlanan ebelerin yanında, kadın hekimleri ifade eden <i>medica</i> unvanıyla anılan kişilere de rastlanıyor.</p>

<p>Bu iki meslek grubunun sınırlarının her zaman kesin olmadığına dair örnekler de bulunuyor.</p>

<p>Bazı yazıtlar kadınların tıp alanında yalnızca yardımcı olmadığını, mesleki kimlik sahibi sağlık uygulayıcıları olarak da çalıştığını ortaya koyuyor.</p>

<h3>Soranus'un ebesi gerçek mi, ideal mi?</h3>

<p>Roma ebeliğini değerlendirirken yapılması gereken en önemli ayrımlardan biri budur.</p>

<p>Soranus’un anlattığı okuryazar, teorik bilgiye sahip, deneyimli ve soğukkanlı ebe, büyük ölçüde <strong>ideal bir meslek modeli</strong> olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>İmparatorluğun her kentinde, kasabasında veya kırsal bölgesinde doğumlara bu niteliklere sahip kadınların katıldığını kanıtlayan bir veri yoktur.</p>

<p>Yazıtlar ise çok daha karmaşık bir toplumsal tablo ortaya koyar.</p>

<p>Ebeler arasında köleler, azatlı kadınlar ve farklı ailelere bağlı sağlık çalışanları bulunuyordu.</p>

<p>Bazıları muhtemelen uygulamalı deneyim yoluyla yetişti.</p>

<p>Bazıları ise çok daha ileri düzeyde bilgi ve deneyime sahipti.</p>

<p>Bu nedenle Roma dünyasında tek tip bir ebelik sistemi olduğunu söylemek yerine, <strong>bilgi ve statü bakımından farklı düzeylerde çalışan ebelerden</strong> söz etmek daha doğru olacaktır.</p>

<h3>Bir mesleğin iki bin yıllık izleri</h3>

<p>Roma ebelerinin hikâyesini önemli yapan yalnızca kadınların iki bin yıl önce de doğuma yardım etmesi değildir.</p>

<p>Asıl dikkat çekici olan, antik kaynaklarda ebenin belirli bilgiye, beceriye ve mesleki özelliklere sahip olması gereken bir sağlık uygulayıcısı olarak tarif edilmesidir.</p>

<p>Okuryazarlık…</p>

<p>Güçlü gözlem yeteneği…</p>

<p>Doğumu takip etmek…</p>

<p>Kadına fiziksel ve psikolojik destek sağlamak…</p>

<p>Zor doğumları tanımak…</p>

<p>Ve bebeğin yaşamının ilk dakikalarında onun durumunu gözlemlemek…</p>

<p>Bütün bunların izlerini yaklaşık iki bin yıllık metinlerde ve arkeolojik bulgularda görebiliyoruz.</p>

<p>Bugünün doğum odaları modern tıp teknolojileriyle donatılmış olabilir.</p>

<p>Ancak doğum yapan kadının yanında duran, süreci gözleyen ve yeni doğan bebeğin ilk anlarına tanıklık eden ebenin mesleki hikâyesi çok daha eskiye uzanıyor.</p>

<p>Roma dünyasının <i>obstetrices</i>leri bu uzun tarihin en iyi belgelenmiş erken örneklerinden birini oluşturuyor.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<ul>
 <li>
 <p>Soranus of Ephesus. <i>Gynaecology</i>. Çev. Owsei Temkin. Johns Hopkins University Press.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Laes C. <i>The Educated Midwife in the Roman Empire: An Example of Differential Equations</i>. Antik tıp ve toplum tarihi üzerine çalışma.</p>
 </li>
 <li>
 <p>French V. <i>Midwives and Maternity Care in the Roman World</i>. Antik Roma’da ebelik ve doğum bakımı üzerine çalışma.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Flemming R. <i>Medicine and the Making of Roman Women: Gender, Nature, and Authority from Celsus to Galen</i>. Oxford University Press.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Todman D. <i>Childbirth in Ancient Rome: From Traditional Folklore to Obstetrics</i>. Australian and New Zealand Journal of Obstetrics and Gynaecology.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Dunn PM. <i>Soranus of Ephesus and Perinatal Care in Roman Times</i>. Archives of Disease in Childhood – Fetal and Neonatal Edition.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Parco Archeologico di Ostia Antica ve Isola Sacra Nekropolü kayıtları, Mezar 100 ve Scribonia Attice doğum kabartması.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ando C, Gleason MW. <i>Birthing Romans: Childbearing and Its Risks in Imperial Rome</i>. Princeton University Press.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/roma-ebeleri-antik-dunyanin-dogum-uzmanlari</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/roma-ebeleri-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="39733"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yüksek protein böbreği yorar mı? Sağlıklı böbrekle hastalıklı böbreğin farkı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yuksek-protein-bobregi-yorar-mi-saglikli-bobrekle-hastalikli-bobregin-farki</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yuksek-protein-bobregi-yorar-mi-saglikli-bobrekle-hastalikli-bobregin-farki" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüksek protein tüketiminin sağlıklı böbreklerde hasar oluşturduğu kesin gösterilmiş değil. Böbrek hastalığı olanlarda ise miktar, hastalığın evresi ve kas kaybı riski birlikte değerlendirilmelidir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yüksek proteinli beslenmenin böbreklere etkisi, kişinin mevcut böbrek sağlığına bağlı. Böbrek hastalığı bulunmayan yetişkinlerde yapılan kontrollü çalışmalar, incelenen sürelerde böbreğin süzme işlevinde belirgin bir bozulma göstermiyor. Ancak bu sonuç, çok yüksek miktarda proteinin yıllarca tüketilmesinin herkes için güvenli olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kronik böbrek hastalığı olanlarda yaklaşım farklı. Protein miktarı belirlenirken böbrek işlevinin yanı sıra yaş, beslenme durumu ve kas kaybı riski de dikkate alınıyor. Nutrients dergisinde 29 Eylül 2026’da yayımlanan derleme, sağlıklı böbreklerle önceden hasar görmüş böbreklerin aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>PROTEİN ARTTIĞINDA BÖBREKTE NE DEĞİŞİYOR?</p>

<p>Böbrekler, proteinlerin parçalanmasıyla oluşan azotlu atıkların uzaklaştırılmasında görev alıyor. Protein alımı arttığında böbreğin süzdüğü kan miktarı da artabiliyor. “Hiperfiltrasyon” olarak adlandırılan bu yanıt, protein içeriği yüksek tek bir öğünden sonra bile görülebiliyor.</p>

<p>Süzmenin artması, tek başına böbreğin hasar gördüğünü göstermez. Aynı şekilde daha yüksek süzme hızı, böbreğin daha sağlıklı olduğunun kanıtı da değildir. Bulguların anlamı, kişinin böbrek durumu ve diğer ölçümlerle birlikte değerlendirilir.</p>

<p>SAĞLIKLI YETİŞKİNLERDE ARAŞTIRMALAR NE BULDU?</p>

<p>The Journal of Nutrition’da yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analiz, böbrek hastalığı bulunmayan 1.358 katılımcıya ait verileri içeren 28 yayını değerlendirdi. Yüksek proteinli beslenme, daha düşük veya normal proteinli beslenmeyle karşılaştırıldı.</p>

<p>Çalışma sonundaki ölçümlerde yüksek protein grubunun süzme hızı biraz daha yüksekti. Ancak başlangıçtan çalışma sonuna kadar gerçekleşen değişim karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı.</p>

<p>Bu sonuç, incelenen koşullarda yüksek protein tüketiminin süzme işlevini bozduğunu desteklemiyor. Yine de ölçülen bir böbrek göstergesi üzerinden, yaşam boyu böbrek yetmezliği riskine ilişkin kesin hüküm verilemez. Böbrek hastalığı olan kişiler de bu analizin kapsamı dışında kaldı.</p>

<p>YENİ DERLEME, YENİ BİR KLİNİK DENEY DEĞİL</p>

<p>Nutrients’teki yayın, yetişkinler, çocuklar ve hayvan modellerindeki mevcut araştırmaları bir araya getiren anlatısal bir derleme. Tek bir katılımcı grubu üzerinde yürütülmüş yeni bir tedavi veya beslenme deneyi değil.</p>

<p>Bazı hayvan çalışmalarında yoğun protein yüküyle böbrekte yapısal değişiklikler ve hasar bulguları görüldü. Ancak hayvanlara verilen göreli protein miktarları ve metabolizma farklılıkları nedeniyle bu sonuçlar doğrudan insanlara taşınamaz. Sağlıklı insanlarda uzun süreli aşırı tüketimin etkisi konusunda belirsizlik sürüyor.</p>

<p>BÖBREK HASTALIĞINDA PROTEİN MİKTARI NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>KDIGO’nun 2024 kılavuzu, diyaliz almayan G3–G5 evresindeki kronik böbrek hastası yetişkinlerde günlük protein alımının yaklaşık 0,8 gram/kilogram düzeyinde tutulmasını öneriyor. Hastalığın ilerleme riski bulunan yetişkinlerde 1,3 gram/kilogram/günün üzerindeki yüksek alımdan kaçınılmasını belirtiyor.</p>

<p>Bu değerler, sağlıklı herkes için geçerli bir üst sınır değildir. Kişisel beslenme reçetesi olarak da kullanılmamalıdır.</p>

<p>Proteini gereğinden fazla azaltmak da sorun oluşturabilir. Özellikle kas kaybı veya kırılganlığı bulunan yaşlılarda hedefler farklılaşabilir. Çocuklarda büyümenin korunması gerekir; diyaliz hastalarının ihtiyaçları da ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>BİTKİSEL VE HAYVANSAL PROTEİN AYNI MI?</p>

<p>Protein kaynağı önem taşısa da beslenmenin bütünü göz ardı edilmemeli. Bitkisel ağırlıklı beslenen kişilerle kırmızı ve işlenmiş et ağırlıklı beslenen kişiler arasındaki farkı yalnızca proteine bağlamak doğru değil.</p>

<p>Gözlemsel araştırmalardaki daha olumlu ilişkiler, belirli bir protein kaynağının böbrek hastalığını kesin olarak önlediğini kanıtlamıyor. KDIGO, kronik böbrek hastalarında bitkisel besinlerin daha fazla, aşırı işlenmiş ürünlerin daha az yer aldığı çeşitli bir beslenmeyi destekliyor.</p>

<p>PROTEİNİ ARTIRMADAN ÖNCE KİMLER DEĞERLENDİRİLMELİ?</p>

<p>Bilinen böbrek hastalığı, diyabet veya hipertansiyon varsa yüksek proteinli bir programa başlamadan önce böbrek sağlığının değerlendirilmesi önemlidir. Risk taşıyan kişilerde değerlendirme, kan kreatinininden hesaplanan tahmini süzme hızı ile idrarda albümin ölçümünü birlikte içerebilir.</p>

<p>İdrardaki albümin, böbreğin süzme yapılarından protein kaçağına işaret edebilir. Tek bir anormal sonuç ise kronik böbrek hastalığı tanısı koydurmaz; gerektiğinde tekrar ölçüm ve klinik değerlendirme gerekir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böbrek hastalığınız varsa protein miktarını kendi başınıza artırmayın veya belirgin biçimde azaltmayın. Beslenme planı, böbrek işlevi ve kas kaybı riski gözetilerek hekim ve diyetisyenle belirlenmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Nutrients — High-Protein Intake Impact on Human and Animal Kidney Function Across the Lifespan: Clinical Evidence and Emerging Concepts — 29 Eylül 2026.<br />
2. The Journal of Nutrition — Changes in Kidney Function Do Not Differ between Healthy Adults Consuming Higher- Compared with Lower- or Normal-Protein Diets: A Systematic Review and Meta-Analysis — 2018.<br />
3. KDIGO — 2024 Clinical Practice Guideline for the Evaluation and Management of Chronic Kidney Disease — 2024. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yuksek-protein-bobregi-yorar-mi-saglikli-bobrekle-hastalikli-bobregin-farki</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 16:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-1893.jpeg" type="image/jpeg" length="28543"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2026 Nobel Tıp Ödülü Deisseroth, Hegemann ve Nagel’e verildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/2026-nobel-tip-odulu-deisseroth-hegemann-ve-nagele-verildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/2026-nobel-tip-odulu-deisseroth-hegemann-ve-nagele-verildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 Nobel Tıp Ödülü, sinir hücrelerinin ışıkla kontrol edilmesini sağlayan keşiflere verildi. Deisseroth, Hegemann ve Nagel’in çalışmaları, beynin işleyişini araştırmada yeni bir dönem açtı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>2026 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü, ışıkla kontrol edilen iyon kanalları ve optogenetik alanındaki keşifleri nedeniyle Karl Deisseroth, Peter Hegemann ve Georg Nagel’e verildi. İsveç’in başkenti Stockholm’de, Karolinska Enstitüsü bünyesindeki Nobel Meclisi tarafından 5 Ekim’de açıklanan karar, sinir hücrelerinin faaliyetlerini ışıkla yönlendirmeyi mümkün kılan çalışmaları onurlandırdı.</p>

<p>Amerikalı Deisseroth ile Alman araştırmacılar Hegemann ve Nagel’in keşifleri, beynin hafıza, duygu ve davranışları nasıl oluşturduğunu incelemek için güçlü bir araştırma aracı geliştirilmesini sağladı. Üç bilim insanı, toplam 12 milyon İsveç kronu tutarındaki ödülü paylaşacak.</p>

<p>BİR ALGiN IŞIĞA YÖNELMESİYLE BAŞLADI</p>

<p>Nobel’e uzanan araştırmaların başlangıcında, tek hücreli bir canlının davranışına ilişkin temel bir soru vardı: Chlamydomonas adlı yeşil alg, ışığı nasıl algılıyor ve ışık kaynağına doğru nasıl yüzüyordu?</p>

<p>Peter Hegemann ve Georg Nagel, 2000’li yılların başında bu süreçte rol oynayan kanalrodopsin adlı proteinin özelliklerini ortaya koydu. Hücre yüzeyinde bulunan protein, mavi ışıkla karşılaştığında bir kanal açıyor; elektrik yüklü parçacıkların hücreye geçmesine izin veriyordu.</p>

<p>Bu özellik, hücrenin elektriksel faaliyetinin ışıkla değiştirilebilmesi anlamına geliyordu. Araştırmacılar, proteinin başka hücrelere aktarıldığında da ışığa duyarlılık kazandırabildiğini gösterdi.</p>

<p>SİNİR HÜCRELERİ İÇİN IŞIKLA ÇALIŞAN ANAHTAR</p>

<p>Karl Deisseroth, bu bulguyu sinirbilim araştırmalarına taşıdı. Kanalrodopsin üretimini sağlayan geni sıçanlardan elde edilen sinir hücrelerine aktararak, mavi ışıkla sinir sinyali oluşturmayı başardı.</p>

<p>2005’te yayımlanan bu çalışmanın ardından, yöntem 2007’de yaşayan farelerin beyninde de uygulandı. Böylece araştırmacılar, seçilmiş sinir hücrelerinin faaliyetini ışık yardımıyla değiştirebilecek bir araca kavuştu.</p>

<p>Genetik yöntemlerle ışığın birlikte kullanıldığı bu yaklaşım, optogenetik olarak adlandırılıyor.</p>

<p>BEYNİ ANLAMAK İÇİN NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Bir davranış sırasında belirli bir beyin bölgesinin etkinleştiğini görmek, o bölgenin davranışa nasıl katkı verdiğini tek başına açıklamaz.</p>

<p>Optogenetik, seçilen hücrelerin faaliyetini değiştirip bunun sonuçlarını inceleme olanağı sunuyor. Böylece araştırmacılar, sinir devrelerinin işlevlerine ilişkin neden-sonuç sorularını deneylerle sınayabiliyor.</p>

<p>Yöntem; hafıza, duygu ve davranışlarla ilişkili devrelerin araştırılmasında, nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların biyolojik temellerinin anlaşılmasında kullanılıyor.</p>

<p>ÖDÜLÜ KAZANANLAR KİMLER?</p>

<p>Karl Deisseroth, Stanford Üniversitesi’nde biyomühendislik ile psikiyatri ve davranış bilimleri alanlarında çalışan bir hekim ve araştırmacı. Tıp eğitimi ile sinirbilim çalışmalarını birleştiren Deisseroth, optogenetiğin beyin araştırmalarında kullanılmasına öncülük etti.</p>

<p>Peter Hegemann, Berlin Humboldt Üniversitesi’nde görev yapan bir biyofizikçi. Işığa duyarlı alg proteinleri üzerine çalışmaları, yöntemin temelini oluşturan keşiflerde belirleyici oldu.</p>

<p>Georg Nagel ise Würzburg Üniversitesi’nde çalışan bir araştırmacı. Hücre zarındaki kanallar ve ışığa duyarlı proteinler üzerine yaptığı çalışmalarla optogenetiğin gelişmesine katkı sundu.</p>

<p>TEDAVİ ARAŞTIRMALARINA DA KAPI AÇIYOR</p>

<p>Optogenetiğin tıptaki uygulamaları da araştırılıyor. Bunlar arasında görme kaybı yaşayan kişilerde görsel işlevlerin yeniden kazandırılmasına yönelik çalışmalar bulunuyor.</p>

<p>Ancak Nobel kararı, beyin hastalıkları için kullanıma hazır yeni bir tedavinin duyurulduğu anlamına gelmiyor. Ödül, öncelikle beynin işleyişini inceleme biçimini değiştiren temel keşifleri ve bu keşiflerin açtığı araştırma olanaklarını tanıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Optogenetik uygulamalarının tedavideki yeri, ilgili klinik araştırmaların sonuçlarına göre değerlendirilir. Haber, kişisel tedavi önerisi içermez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Karolinska Enstitüsü: 2026 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü açıklaması, 5 Ekim 2026.<br />
Stanford Üniversitesi: Karl Deisseroth’un Nobel Ödülü’ne ilişkin açıklaması, 5 Ekim 2026.<br />
Norveç basını: forskning.no ve VG/NTB’nin 5 Ekim 2026 tarihli haberleri. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/2026-nobel-tip-odulu-deisseroth-hegemann-ve-nagele-verildi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 16:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-1892.jpeg" type="image/jpeg" length="80302"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cansağlığı Vakfı bursu: Sağlık öğrencilerine hangi destekler sunuluyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cansagligi-vakfi-bursu-saglik-ogrencilerine-hangi-destekler-sunuluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cansagligi-vakfi-bursu-saglik-ogrencilerine-hangi-destekler-sunuluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cansağlığı Vakfı’nın burs programları, sağlık öğrencileri ve lisansüstü araştırmacılara farklı tutarlarda destek sunuyor. Başvurularda bölüm, doğum yılı ve gönüllü çalışmalara katılım koşulları öne çıkıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cansağlığı Vakfı, Canan Bayraktar Sağlığın Geleceği Burs Programı kapsamında öğrencileri üç ayrı başlıkta destekliyor. Vakfın 2026 başlıklı program açıklamalarında aylık burs tutarları, öğrencinin kabul edildiği programa göre 5 bin liradan 18 bin liraya kadar değişiyor.</p>

<p>Programlarda maddi desteğin yanı sıra toplum sağlığı çalışmalarına katılım ve bilimsel araştırmaların geliştirilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>HANGİ PROGRAMDA NE KADAR BURS VAR?</p>

<p>Toplum Sağlığı Burs Programı:<br />
230 öğrenciye 10 ay boyunca aylık 5.000 TL destek öngörülüyor.</p>

<p>Geleceğin Sağlık Elçileri Burs Programı:<br />
700 öğrenciye 10 ay boyunca aylık 7.000 TL burs veriliyor. Program, vakfın temsilcilikleri aracılığıyla yürütülen toplum sağlığı çalışmalarına katılımı esas alıyor.</p>

<p>Sağlıkta Araştırma Destek Burs Programı:<br />
40 yüksek lisans öğrencisi için aylık 13.000 TL, 30 doktora öğrencisi için aylık 18.000 TL destek açıklanıyor. Burs süresi 10 ay. Akademik konferanslara katılım için ayrıca destek sağlanabiliyor.</p>

<p>KİMLER BAŞVURABİLİR?</p>

<p>İlgili bölümler arasında tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik, ebelik, fizyoterapi ve rehabilitasyon, beslenme ve diyetetik ile psikoloji bulunuyor. Vakfın bölüm listesinde sağlık alanındaki ön lisans programları da yer alıyor.</p>

<p>Toplum Sağlığı ve Geleceğin Sağlık Elçileri programlarında 1995 ve sonrasında doğmuş olmak gerekiyor. Araştırma desteğinde ise 1990 ve sonrası doğum şartı aranıyor.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, aktif öğrencilik, vakıf faaliyetlerine katılım ve NSosyal hesabı sahibi olmak ortak koşullar arasında bulunuyor. Araştırma programında ilgili alanlarda lisansüstü çalışma yürütülmesi de isteniyor.</p>

<p>BAŞVURU NEREDEN YAPILIYOR?</p>

<p>Başvuru kanalı, Cansağlığı Vakfı’nın resmî sitesinden ulaşılan Kurumsal Yönetim Sistemi (KYS). Adaylar formu doldurup gerekli belgeleri sisteme yüklüyor.</p>

<p>İstenen belgeler arasında öğrenci belgesi, transkript, ÖSYM sonuç belgesi, özgeçmiş, adli sicil kaydı, motivasyon ve referans mektupları bulunabiliyor. Başvuru gönderildikten sonra bilgi ve belgelerde değişiklik yapılamadığı için son kontrol önem taşıyor.</p>

<p>BURS GERİ ÖDEMELİ Mİ?</p>

<p>Vakfın açıklamasına göre burslar karşılıksız. Bununla birlikte bursiyerlerden sosyal sorumluluk ve gönüllülük çalışmalarına aktif katılım bekleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öğrenciler koşullarını sağladıkları birden fazla programa başvurabiliyor; ancak yalnızca bir programdan burs alabiliyor.</p>

<p>BAŞVURU TAKVİMİNDE HANGİ DÖNEM ESAS ALINMALI?</p>

<p>Resmî program sayfasındaki bilgiler “2026” başlığını taşıyor. İncelenen açıklamalarda 2026–2027 yeni başvuru döneminin başlangıç ve bitiş tarihleri açık biçimde yer almıyor. Bu nedenle öğrencilerin başvuru kabul durumunu ve kendilerine uygulanacak güncel koşulları KYS üzerinden kontrol etmesi gerekiyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cansagligi-vakfi-bursu-saglik-ogrencilerine-hangi-destekler-sunuluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 16:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/genel/i-m-g-1882.jpeg" type="image/jpeg" length="95283"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[VGM burs takvimi açıklandı: Okul öğrencileri için 6 Ekim, üniversiteliler için tarih bekleniyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/vgm-burs-takvimi-aciklandi-okul-ogrencileri-icin-6-ekim-universiteliler-icin-tarih-bekleniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/vgm-burs-takvimi-aciklandi-okul-ogrencileri-icin-6-ekim-universiteliler-icin-tarih-bekleniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vakıflar Genel Müdürlüğünün ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik burs başvuruları 6 Ekim’de başlayacak. Üniversite öğrencilerinin başvuru takvimi ise ek yerleştirmelere göre belirlenecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM), 2026–2027 eğitim yılı burs başvurularına ilişkin ilk takvimi duyurdu. İlkokul, ortaokul ve lise öğrencilerini kapsayan ortaöğrenim eğitim yardımı için başvurular 6 Ekim 2026 saat 10.00’da başlayacak, 20 Ekim saat 23.59’da sona erecek.</p>

<p>Üniversite öğrencilerine yönelik yükseköğrenim bursunun başvuru tarihleri ise henüz kesinleşmedi.</p>

<p>ÜNİVERSİTE BURSU NE ZAMAN AÇILACAK?</p>

<p>VGM’nin açıklamasına göre yükseköğrenim burs takvimi, 2026 YKS ve DGS ek yerleştirme tarihlerine göre belirlenecek. Ön lisans ve lisans öğrencileri ile yabancı uyruklu öğrencilerin başvuru tarihleri, kesinleştiğinde kurumun resmî sitesinde duyurulacak.</p>

<p>Dolayısıyla 6–20 Ekim tarihleri üniversite bursuna değil, ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerinin eğitim yardımına ait.</p>

<p>VGM BURSU NE KADAR?</p>

<p>Kurumun açıkladığı, Ocak 2026’dan itibaren geçerli aylık tutarlar şöyle:</p>

<p>• Ortaöğrenim eğitim yardımı: 1.750 TL.<br />
• Yükseköğrenim bursu: 4.000 TL.<br />
• Yabancı uyruklu öğrenci yükseköğrenim bursu: 4.000 TL.</p>

<p>Yükseköğrenim bursu, ekim–mayıs döneminde sekiz ay ödeniyor. Bu tutarlar mevcut uygulamayı gösteriyor; sonraki dönemlere ilişkin değişiklikler ayrıca duyurulabilir.</p>

<p>KİMLER YÜKSEKÖĞRENİM BURSUNDAN YARARLANAMAZ?</p>

<p>Yüksek lisans ve doktora öğrencileri, Polis Akademisi ve askerî okul öğrencileri ile öğrenim süresini aşarak ek sürede okuyan öğrenciler kapsam dışında bulunuyor.</p>

<p>Sürekli bir işte çalışarak en az asgari ücret düzeyinde ücret alan veya bu düzeyde geliri bulunan öğrencilere de burs verilmiyor. VGM’den muhtaç aylığı alanlar ve kamu kurumlarından karşılıksız eğitim yardımı veya burs alanlar için de kısıtlamalar bulunuyor.</p>

<p>KYK BURSU ALANLAR VGM BURSU ALABİLİR Mİ?</p>

<p>KYK bursu alan öğrencilere VGM yükseköğrenim bursu verilmiyor. Kurumun yükseköğrenim burs sonuçları, KYK burs sonuçlarının ardından açıklanıyor.</p>

<p>BAŞVURU NEREDEN YAPILACAK?</p>

<p>Başvurular, ilan edilen tarihlerde Vakıflar Genel Müdürlüğünün resmî internet sitesindeki burs başvuru bölümü üzerinden gerçekleştirilecek. Başvuru ve sonuç duyuruları da aynı kanaldan takip edilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>VGM, WhatsApp üzerinden belge, hesap açılması veya para gönderilmesi talebinde bulunmadığını belirtiyor. Öğrenci ve ailelerin işlemlerini yalnızca kurumun resmî başvuru ekranından yapması gerekiyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/vgm-burs-takvimi-aciklandi-okul-ogrencileri-icin-6-ekim-universiteliler-icin-tarih-bekleniyor</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 16:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/genel/i-m-g-1882.jpeg" type="image/jpeg" length="44257"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KÜME Vakfı’ndan 1.000 öğrenciye burs: Son başvuru 25 Ekim]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kume-vakfindan-1000-ogrenciye-burs-son-basvuru-25-ekim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kume-vakfindan-1000-ogrenciye-burs-son-basvuru-25-ekim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KÜME Vakfı, 750 lisans ve 250 lisansüstü öğrenciye 10 ay burs verecek. 25 Ekim’de bitecek başvurularda, sağlık bilimleri öğrencileri için sanat portfolyosu şartıyla değerlendirme imkânı da bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kültür ve Medeniyet Vakfı’nın (KÜME) 2026–2027 burs başvuruları sürüyor. Program, toplam 1.000 öğrenciye 10 ay destek sağlayacak.</p>

<p>KİMLER BAŞVURABİLİR?</p>

<p>Türkiye’de örgün lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi alan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları başvurabiliyor. Kültür, sanat, tasarım, mimarlık, sosyal ve beşerî bilimler programın odağında bulunuyor.</p>

<p>Ön lisans, açıköğretim ve tezsiz programlar kapsam dışında tutuluyor.</p>

<p>SAĞLIK ÖĞRENCİLERİ İÇİN PORTFOLYO ŞARTI</p>

<p>Sağlık bilimleri, mühendislik ve fen bilimleri öğrencilerinin başvuruları, sanat portfolyosu bulunması durumunda değerlendiriliyor.</p>

<p>NOT ORTALAMASI KAÇ OLMALI?</p>

<p>Lisans başvurularında en az 2,00/4,00 ortalama gerekiyor. Hazırlık ve birinci sınıfın ilk dönemindeki öğrenciler bu şarttan muaf.</p>

<p>KYK BURSU ALANLAR BAŞVURABİLİR Mİ?</p>

<p>Başka burs veya KYK desteği almak engel değil. Ancak adayın toplam aylık gelirinin asgari ücreti aşmaması gerekiyor.</p>

<p>BAŞVURU NEREDEN YAPILIR?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başvurular 25 Ekim 2026’ya kadar KÜME Vakfı Başvuru Sistemi üzerinden yapılabiliyor. Hesap oluşturmak tek başına başvuru sayılmıyor; form ve belgeler tamamlanmalı.</p>

<p>Öğrenci belgesi, transkript ve sanat alanları için portfolyo isteniyor. Uygun adaylar çevrim içi mülakata alınıyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kume-vakfindan-1000-ogrenciye-burs-son-basvuru-25-ekim</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 15:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/genel/i-m-g-1882.jpeg" type="image/jpeg" length="79752"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜGVA bursu kimlere veriliyor, başvuru nereden yapılıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tugva-bursu-kimlere-veriliyor-basvuru-nereden-yapiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tugva-bursu-kimlere-veriliyor-basvuru-nereden-yapiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜGVA’nın Eğitime Destek Bursu, maddi desteğe ihtiyaç duyan başarılı üniversite öğrencilerine yönelik. Başvuru yapmak isteyenlerin güncel takvimi ve koşulları resmî sistemden kontrol etmesi gerekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye Gençlik Vakfı’nın (TÜGVA) Eğitime Destek Bursu, üniversite öğrencilerinin eğitim giderlerine katkı sağlamayı amaçlıyor. Programın resmî tanıtımında başarı ve maddi ihtiyaç vurgulanıyor.</p>

<p>KİMLER İÇİN HAZIRLANDI?</p>

<p>Burs, TÜGVA’nın başvuru portalında üniversite kategorisinde yer alıyor. Destek programı, başarılı ve eğitim masraflarını karşılamak için maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrencilere yönelik olarak tanıtılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>BAŞVURU NEREDEN YAPILIYOR?</p>

<p>Başvuru işlemleri için TÜGVA’nın resmî başvuru portalındaki “Eğitime Destek Bursu” bölümü kullanılıyor. Öğrenciler bu bölümdeki başvuru formuna yönlendiriliyor.</p>

<p>BAŞVURULAR DEVAM EDİYOR MU?</p>

<p>5 Ekim 2026 itibarıyla resmî tanıtım sayfasında “Başvurular açık” ifadesi bulunuyor. Ancak aynı sayfanın erişilebilen açıklamasında başvuru dönemini belirten tarihli bir takvim yer almıyor.</p>

<p>Bu nedenle sayfadaki ifade, tek başına son başvuru tarihinin uzatıldığı anlamına gelmiyor. Öğrencilerin başvuru kabulünün devam edip etmediğini vakıftan teyit etmesi önem taşıyor.</p>

<p>BURS TUTARI NE KADAR?</p>

<p>İncelenen resmî tanıtım metninde burs tutarı ve ödeme süresi belirtilmiyor. Güncel koşullar ve takvim hakkında TÜGVA’nın 0212 558 74 81 numaralı iletişim hattından bilgi alınabiliyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tugva-bursu-kimlere-veriliyor-basvuru-nereden-yapiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 15:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/genel/i-m-g-1882.jpeg" type="image/jpeg" length="51842"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kongo’daki Bundibugyo salgınında 8 bin 224 vaka bildirildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kongodaki-bundibugyo-salgininda-8-bin-224-vaka-bildirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kongodaki-bundibugyo-salgininda-8-bin-224-vaka-bildirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki Bundibugyo salgınında 29 Eylül itibarıyla 8 bin 224 vaka ve 3 bin 982 ölüm bildirildi. Salgın 63 sağlık bölgesini etkilerken komşu ülkelerdeki risk yüksek değerlendiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde Bundibugyo virüsünün neden olduğu Ebola salgınında doğrulanmış vaka sayısı 8 bin 224’e, bildirilen ölüm sayısı 3 bin 982’ye ulaştı. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nin (ECDC) 2 Ekim 2026’da güncellediği kayıt, 29 Eylül’e kadar olan verileri kapsıyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 25 Eylül tarihli raporunda ise 23 Eylül itibarıyla 7 bin 890 vaka ve 3 bin 799 ölüm bulunuyordu. Farklı tarihlere ait bu sayılar, aynı günün bilançosu olarak değerlendirilmemeli. Salgın verileri inceleme ve uyumlaştırma sürecinde değişebiliyor.</p>

<p>Salgının ağırlık merkezi Ituri</p>

<p>ECDC kaydına göre salgın yedi vilayette 63 sağlık bölgesini etkiledi. Ituri’de 6 bin 250, Kuzey Kivu’da bin 570 doğrulanmış vaka bildirildi. İyileşen hasta sayısı 2 bin 121 olarak kaydedildi.</p>

<p>DSÖ, Mayıs 2026’da başlayan salgını, etken virüs türünden bağımsız olarak ülkede kaydedilmiş en büyük Ebola hastalığı salgını olarak tanımlıyor.</p>

<p>Komşu ülkelerde yüksek, küresel düzeyde düşük risk</p>

<p>DSÖ’nün 25 Eylül raporunda aktarılan 14 Ağustos değerlendirmesinde risk, Kongo Demokratik Cumhuriyeti için “çok yüksek”, kara sınırı bulunan ülkeler için “yüksek” olarak sınıflandırıldı. Afrika’nın geri kalanı ve küresel düzeyde risk “düşük” değerlendirildi.</p>

<p>Bu ayrım, salgının her ülkede aynı tehlikeyi oluşturmadığını gösteriyor. Kurum, genel seyahat ve ticaret kısıtlamaları önermiyor; sınır ötesi iş birliğinin, gözetimin ve hazırlığın güçlendirilmesini istiyor.</p>

<p>Uganda’da salgın sona erdi, hazırlık sürüyor</p>

<p>DSÖ ve Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, 27 Ağustos tarihli açıklamada Uganda’daki salgının sona ermesini duyurdu. Son hastanın taburcu edilmesinden sonra 42 gün boyunca yeni doğrulanmış vaka görülmedi.</p>

<p>Uganda’da 20 doğrulanmış vakanın 15’i Kongo’dan taşınmış, beşi bu vakalarla bağlantılı temaslılar ve sağlık çalışanlarında gelişmişti. Kongo’da bulaşmanın sürmesi, komşu ülkelerde yeni taşınan vakalara karşı hazırlığın korunmasını gerektiriyor.</p>

<p>Bundibugyo nasıl bulaşıyor?</p>

<p>Bundibugyo, Ebola hastalığına neden olabilen virüslerden biri. Bulaşma, hasta kişinin kanı veya diğer vücut sıvılarıyla doğrudan temas ya da bu sıvılarla kirlenmiş malzemeler üzerinden gerçekleşebiliyor.</p>

<p>Kuluçka süresi iki ile 21 gün arasında değişiyor. Enfekte kişiler belirtiler başlamadan önce bulaştırıcı kabul edilmiyor. Ateş, halsizlik, kas ağrısı ve baş ağrısı başka enfeksiyonlarda da görülebildiğinden tanı için laboratuvar doğrulaması gerekiyor.</p>

<p>Özgül tedavi yok, destek bakımı önemli</p>

<p>DSÖ’nün 25 Eylül raporuna göre Bundibugyo hastalığına karşı onaylanmış özgül aşı veya tedavi bulunmuyor. Erken tanı, uygun destek bakımı, izolasyon ve temaslı takibi salgın kontrolünün temelini oluşturuyor.</p>

<p>Tanının ve bakıma erişimin gecikmesi, hem hastaların durumunu ağırlaştırabiliyor hem de bulaşmanın sürmesine zemin hazırlayabiliyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi — Ebola disease outbreak in the Democratic Republic of the Congo — 2 Ekim 2026 güncellemesi<br />
2. Dünya Sağlık Örgütü — Ebola disease caused by Bundibugyo virus – Democratic Republic of the Congo — 25 Eylül 2026<br />
3. Dünya Sağlık Örgütü Afrika Bölge Ofisi — Uganda ends Ebola outbreak following completion of 42-day countdown — 27 Ağustos 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kongodaki-bundibugyo-salgininda-8-bin-224-vaka-bildirildi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 15:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-1889.jpeg" type="image/jpeg" length="70851"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bağırsak mikrobiyomu ile beyin yaşlanması arasında bağlantı bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bagirsak-mikrobiyomu-ile-beyin-yaslanmasi-arasinda-baglanti-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bagirsak-mikrobiyomu-ile-beyin-yaslanmasi-arasinda-baglanti-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles öncülüğünde yürütülen ve eBioMedicine’da 9 Eylül 2026’da yayımlanan araştırmada, üç ayrı gruptaki toplam 1.462 genç ve orta yaşlı yetişkinin beyin görüntüleri incelendi. Beyin bağlantılarından hesaplanan yaşlanma indeksinin bilişsel performans ve depresif belirtilerle ilişkili olduğu belirlendi. 344 kişilik bağımsız gruptaki ek analizlerde ise indeks ile bazı bağırsak mikroorganizmaları ve metabolitler arasında bağlantılar bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles öncülüğündeki uluslararası araştırma ekibi, genç ve orta yaşlı yetişkinlerde beyin bağlantılarından hesaplanan yaşlanma göstergesi ile bağırsak mikrobiyomunun bazı özellikleri arasında bağlantı belirledi.</p>

<p>eBioMedicine’da 9 Eylül 2026’da yayımlanan çok kohortlu kesitsel çalışmada, üç ayrı gruptaki toplam 1.462 kişinin dinlenim hâlindeki fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleri değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmacılar, beynin farklı bölgelerinin birbiriyle kurduğu işlevsel bağlantılardan kişinin kronolojik yaşını tahmin eden bir model geliştirdi. Tahmin edilen yaş ile gerçek yaş arasındaki fark düzeltilerek “Beyin Yaşlanma İndeksi” oluşturuldu.</p>

<p>Çalışma, bu indeksin genç ve orta yaşlı yetişkinlerde tekrarlanabilir olup olmadığını ve bilişsel işlevler, duygusal belirtiler ile bağırsak kaynaklı biyolojik özelliklerle ilişkisini araştırdı.</p>

<p>Üç ayrı grupta toplam 1.462 kişi incelendi</p>

<p>İlk grupta 674 kişinin dinlenim hâlindeki fonksiyonel beyin görüntüleri analiz edildi.</p>

<p>Araştırmacılar beynin 100 bölgesi arasındaki işlevsel bağlantıları kullanarak kronolojik yaşı tahmin eden bir bilgisayar modeli oluşturdu.</p>

<p>Model daha sonra 444 kişilik ikinci grupta ve 344 kişiden oluşan bağımsız üçüncü grupta değerlendirildi.</p>

<p>Tahmin edilen beyin yaşı ile kronolojik yaş arasındaki ilişki üç grupta da görüldü. Korelasyon değerleri 0,50 ile 0,59 arasında değişti.</p>

<p>Beyin Yaşlanma İndeksi, tahmin edilen beyin yaşı ile kronolojik yaş arasındaki farkın yaşa bağlı sapmalar düzeltilerek hesaplanmasına dayanıyor.</p>

<p>Bu değer, bir kişinin beyninin klinik olarak belirli bir yaşta olduğunu gösteren tanı testi değil. Araştırmada beyin bağlantılarındaki yaşla ilişkili bireysel farklılıkları karşılaştırmak için kullanılan görüntüleme temelli bir ölçüm.</p>

<p>Bilişsel performansla ilişki bulundu</p>

<p>Daha yüksek Beyin Yaşlanma İndeksi, üç grupta da daha düşük bilişsel performansla ilişkilendirildi.</p>

<p>İlişki özellikle çalışma belleği ve yürütücü işlevlerde görüldü.</p>

<p>Çalışma belleği, bilgiyi kısa süre zihinde tutarak kullanabilmeyi ifade ediyor. Yürütücü işlevler ise planlama, dikkati yönetme, karar verme ve problem çözme gibi zihinsel becerileri kapsıyor.</p>

<p>Daha yüksek indeks aynı zamanda daha fazla depresif belirtiyle ilişkili bulundu.</p>

<p>Beyin görüntülerinde posterior singulat ve prekuneus ile medial frontal bölgeleri kapsayan belirli bağlantı örüntüleri de indeksle bağlantılıydı.</p>

<p>Bu bölgeler hafıza, dikkat ve kişinin kendisiyle ilgili düşünsel süreçleri de içeren çeşitli üst düzey beyin işlevleriyle ilişkili ağlarda yer alıyor.</p>

<p>Bağırsak analizi 344 kişilik grupta yapıldı</p>

<p>Araştırmanın bağırsak mikrobiyomuna ilişkin bölümü toplam 1.462 kişinin tamamını kapsamıyor.</p>

<p>Bu analizler 344 kişiden oluşan bağımsız grupta gerçekleştirildi.</p>

<p>Katılımcılardan alınan dışkı örneklerinde bağırsak mikroorganizmalarının genetik özellikleri ve metabolit adı verilen küçük kimyasal moleküller analiz edildi.</p>

<p>Araştırmacılar daha sonra bu veriler ile Beyin Yaşlanma İndeksi arasındaki ilişkileri araştırdı.</p>

<p>Çoklu biyolojik veri analizinde bazı mikrobiyal türler ve bağırsak metabolitlerinin indeksle bağlantılı olduğu belirlendi.</p>

<p>Bazı yağ molekülleri ve kolesterol metaboliti öne çıktı</p>

<p>Beyin Yaşlanma İndeksi ile bağlantılı bulunan metabolitler arasında bazı seramidler, 24-hidroksikolesterol ve dikarboksilik asitler yer aldı.</p>

<p>Seramidler hücre zarlarının yapısında bulunan yağ molekülleri arasında yer alırken, 24-hidroksikolesterol kolesterol metabolizmasıyla ilişkili bir bileşik.</p>

<p>Estetrol adı verilen metabolit ile indeks arasında ise ters yönlü bir ilişki bulundu.</p>

<p>Araştırmacıların biyolojik yol analizleri; belirlenen özelliklerin sinir ve bağışıklık sistemi arasındaki etkileşimler, damar işlevleri, sinir hücreleri arasındaki iletişim ve hücresel enerji üretimiyle bağlantılı süreçlerle ilişkili olabileceğini gösterdi.</p>

<p>Bu bulgular, söz konusu mikroorganizmaların veya metabolitlerin beynin yaşlanmasına doğrudan neden olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Bağırsak-beyin eksenine yeni veri</p>

<p>Bağırsaktaki mikroorganizmalar, insan metabolizmasını ve bağışıklık sistemini etkileyebilen çeşitli maddeler üretiyor. Bağırsak ile sinir sistemi arasındaki çift yönlü iletişim bilimsel araştırmalarda bağırsak-beyin ekseni olarak inceleniyor.</p>

<p>Yeni çalışmada beyin bağlantılarından hesaplanan yaşlanma göstergesinin bağırsak mikroorganizmaları ve metabolitlerle ilişkilendirilmesi, bağırsak-beyin ekseninin erken beyin yaşlanması araştırmalarında incelenebilecek alanlardan biri olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ancak mevcut sonuçlar bağırsak mikrobiyomunun değiştirilmesinin beyin yaşlanmasını yavaşlatacağını kanıtlamıyor.</p>

<p>Probiyotiklerin, belirli beslenme biçimlerinin veya mikrobiyomu değiştirmeye yönelik başka uygulamaların bu indeksi düşürdüğü sonucuna da araştırmadan ulaşılamaz.</p>

<p>Araştırma neden-sonuç ilişkisini göstermiyor</p>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlamalarından biri kesitsel tasarımı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beyin görüntüleme ve bağırsak verilerinin belirli bir zaman dilimindeki ilişkisi değerlendirildiği için hangi biyolojik değişikliğin önce ortaya çıktığı belirlenemiyor.</p>

<p>Bu nedenle bağırsak mikrobiyomundaki farklılıkların beynin daha hızlı yaşlanmasına neden olduğu söylenemez.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyomu ve metabolitlerle ayrıntılı karşılaştırmanın 344 kişilik tek bir bağımsız grupla sınırlı olması da bulguların daha geniş ve farklı topluluklarda doğrulanmasını gerektiriyor.</p>

<p>Katılımcıların zaman içinde izlendiği çalışmalar, bağırsak özellikleri ile beyin bağlantılarındaki değişimlerin hangi sırayla ortaya çıktığının anlaşılmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Henüz klinik bir test değil</p>

<p>Araştırmada kullanılan Beyin Yaşlanma İndeksi rutin sağlık hizmetlerinde kişinin “beyin yaşını” belirlemek amacıyla kullanılan onaylanmış bir klinik test değil.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyomu analizi de mevcut çalışmaya dayanarak kişinin beyin yaşlanmasını öngören bir tanı yöntemi olarak kullanılamaz.</p>

<p>Araştırmanın bulguları, genç ve orta yaşlı yetişkinlerde beyin bağlantılarından hesaplanan yaşlanma göstergesinin bilişsel ve duygusal özelliklerle ilişkili olduğunu; bağımsız grupta ise bağırsak kaynaklı bazı biyolojik işaretlerle bağlantılar bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>Bu ilişkilerin zaman içindeki yönünün ve klinik öneminin anlaşılması için uzun süreli takip çalışmalarına ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>* eBioMedicine – Brain-gut crosstalk associated with brain ageing in young and mid-life adults: a multicohort cross-sectional study, 9 Eylül 2026</p>

<p>* Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles – Brain aging may be detected decades before symptoms appear, with links to gut health, 10 Eylül 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bagirsak-mikrobiyomu-ile-beyin-yaslanmasi-arasinda-baglanti-bulundu</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 13:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/beyin-yaslanma-gostergesi-bagirsaktaki-biyolojik-izlerle-baglantili-cikti.jpg" type="image/jpeg" length="48554"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ALKÜ öğrencisi Tayfun Arlı trafik kazasında hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alku-ogrencisi-tayfun-arli-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alku-ogrencisi-tayfun-arli-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alanya’da motosikletiyle kamyonetin çarpışması sonucu ağır yaralanan ALKÜ öğrencisi Tayfun Arlı, hastanede hayatını kaybetti. Akşamları kuryelik yapan 20 yaşındaki Arlı için üniversite taziye mesajı yayımladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) Eğitim Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi Tayfun Arlı, Alanya’nın Mahmutlar Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybetti. 20 yaşındaki Arlı’nın, öğreniminin yanında akşamları kuryelik yaparak harçlığını kazandığı belirtildi.</p>

<p>KAMYONET İLE MOTOSİKLET ÇARPIŞTI</p>

<p>Kaza, 4 Ekim 2026 gecesi saat 23.00 sıralarında Mahmutlar Mahallesi Atatürk Caddesi’nde meydana geldi. Arlı’nın kullandığı motosiklet ile B.S. yönetimindeki kamyonet çarpıştı.</p>

<p>İHA’nın aktardığı bilgilere göre kamyonet, çarpışmanın ardından motosikleti yaklaşık 50 metre sürükledi. Çevredekilerin ihbarıyla olay yerine sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi.</p>

<p>Ağır yaralanan Arlı, ilk müdahalenin ardından ambulansla hastaneye kaldırıldı. Genç öğrenci, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.</p>

<p>OLAY YERİNDEN AYRILAN SÜRÜCÜ YAKALANDI</p>

<p>Kazanın ardından olay yerinden kaçtığı bildirilen kamyonet sürücüsü B.S., jandarma ekiplerinin çalışması sonucu yakalandı. Kazayla ilgili soruşturma başlatıldı.</p>

<p>Kaza anı, çevredeki bir güvenlik kamerasına da yansıdı. Haberlerde, görüntülerde kamyonetin motosiklete çarpmasının ve ardından motosikleti sürüklemesinin görüldüğü aktarıldı.</p>

<p>AKŞAMLARI KURYELİK YAPIYORDU</p>

<p>İHA’ya konuşan mahalle sakini Özgür Çelik, Tayfun Arlı’nın üniversite öğrencisi olduğunu ve akşamları harçlığını kazanmak için kuryelik yaptığını anlattı. Çelik, benzer kazaların önlenmesi için caddede trafik güvenliğini artıracak önlemler alınmasını istedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Arlı’nın cenazesi, Alanya Adli Tıp Kurumu morgundaki işlemlerin ardından yakınlarına teslim edildi.</p>

<p>ALKÜ’DEN TAZİYE MESAJI</p>

<p>ALKÜ, “Acı Kaybımız” başlığıyla yayımladığı açıklamada Arlı’nın, Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü, Türkçe Eğitimi Ana Bilim Dalı üçüncü sınıf öğrencisi olduğunu bildirdi.</p>

<p>Üniversite, öğrencisini trafik kazasında kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadığını belirterek Arlı’ya Allah’tan rahmet; ailesine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır diledi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alku-ogrencisi-tayfun-arli-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 12:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-1885.jpeg" type="image/jpeg" length="30132"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Ticaret Odası Burs Başvuruları Başladı: Son Tarih 19 Ekim]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-ticaret-odasi-burs-basvurulari-basladi-son-tarih-19-ekim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/istanbul-ticaret-odasi-burs-basvurulari-basladi-son-tarih-19-ekim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Ticaret Odası’nın 2026-2027 karşılıksız öğrenim bursu başvuruları 5 Ekim’de başladı. İstanbul’daki devlet üniversiteleri ile vakıf üniversitelerinde yüzde 100 ÖSYM bursuyla okuyan uygun lisans öğrencileri 19 Ekim 2026’ya kadar çevrim içi başvuru yapabilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO), 2026-2027 eğitim öğretim yılı karşılıksız öğrenim bursu başvurularını açtı.</p>

<p>İTO’nun açıkladığı resmi takvime göre başvurular 5 Ekim 2026 tarihinde başladı. Üniversite öğrencileri için son başvuru tarihi 19 Ekim 2026 olarak belirlendi.</p>

<p>Başvuru sürecinin tamamı çevrim içi yürütülecek.</p>

<p>İTO bursuna kimler başvurabilir?</p>

<p>İTO’nun lisans bursundan İstanbul il sınırları içerisindeki devlet üniversitelerinde örgün lisans eğitimi gören öğrenciler yararlanabiliyor.</p>

<p>İstanbul’daki vakıf üniversitelerinde öğrenim gören öğrenciler için ise önemli bir şart bulunuyor. Bu öğrencilerin üniversitelerine ÖSYM tarafından yüzde 100 burslu olarak yerleştirilmiş olmaları gerekiyor.</p>

<p>Çift ana dal ve yan dal programları ile açık ve uzaktan öğretim öğrencilerinin bu programlar üzerinden yaptıkları başvurular değerlendirmeye alınmıyor.</p>

<p>Tıp, diş hekimliği, eczacılık ve hemşirelik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>İTO’nun açıkladığı lisans bursu koşullarında tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik veya diğer sağlık bilimleri bölümlerini dışarıda bırakan bir bölüm sınırlaması bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle İstanbul’daki bir devlet üniversitesinde bu bölümlerde örgün lisans eğitimi gören öğrenciler, diğer şartları taşımaları halinde burs başvurusunda bulunabiliyor.</p>

<p>Vakıf üniversitelerinde okuyan sağlık öğrencilerinde ise ÖSYM tarafından yüzde 100 burslu yerleştirilmiş olma koşulu geçerli.</p>

<p>İTO bursunda not ortalaması kaç olmalı?</p>

<p>Üniversiteye yeni başlayan öğrenciler için ara sınıflarda uygulanan başarı ortalaması şartı bulunmuyor.</p>

<p>Ara sınıflardan başvuracak öğrencilerin ise yıllık genel başarı ortalamasının 4 üzerinden en az 2,50 veya 100 üzerinden en az 65 olması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin ayrıca eğitim gördüğü programın normal öğrenim süresi içerisinde bulunması gerekiyor.</p>

<p>Yaş şartı da bulunuyor</p>

<p>İTO, lisans bursu için sınıflara göre yaş kriteri uyguluyor.</p>

<p>Hazırlık ve 1. sınıf öğrencilerinin 22, 2. sınıf öğrencilerinin 24, 3. sınıf öğrencilerinin 25 ve 4. sınıf öğrencilerinin 26 yaşından büyük olmaması gerekiyor.</p>

<p>Resmi duyuruda lisans programlarının 5. ve 6. sınıfları için ayrıca bir yaş sınırı belirtilmediğinden, özellikle tıp ve diş hekimliğinin üst sınıflarında bulunan öğrencilerin kendi uygunluk durumlarını başvuru sistemi üzerinden kontrol etmeleri önem taşıyor.</p>

<p>Başka yerden burs alanlar başvurabilir mi?</p>

<p>Başka bir kurumdan burs almak İTO bursuna başvurmaya tek başına engel değil.</p>

<p>Ancak öğrencinin İTO bursu dışında en fazla bir resmi veya özel kurum ya da kuruluştan burs alıyor olması gerekiyor.</p>

<p>İTO bursu dışında iki veya daha fazla kurumdan burs alan öğrencilerin başvuruları değerlendirmeye alınmıyor.</p>

<p>Tam zamanlı çalışan öğrenciler için de kısıtlama bulunuyor. Herhangi bir firma veya kuruluşta tam zamanlı çalışan lisans öğrencileri burs programına başvuramıyor.</p>

<p>İTO bursu ne kadar?</p>

<p>İstanbul Ticaret Odası’nın 2026-2027 eğitim öğretim yılı için yayımladığı güncel başvuru duyurusunda öğrencilere ödenecek burs miktarı henüz açıklanmadı.</p>

<p>Bu nedenle önceki dönemlere ait burs miktarlarının yeni eğitim öğretim yılı için geçerli olduğu varsayılmamalı.</p>

<p>Burs tutarına ilişkin yeni bir açıklama yapılması halinde öğrencilerin güncel bilgileri İTO’nun burs sistemi üzerinden takip etmesi gerekiyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>2026-2027 İTO burs başvuruları tamamen çevrim içi olarak gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrenciler İTO’nun burs başvuru sistemine girerek gerekli bilgileri dolduracak ve başvuru sürecini aynı sistem üzerinden takip edecek.</p>

<p>Başvurular 19 Ekim 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Mevcut bursiyerler yeniden başvuracak mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>İTO, halen kurumun bursundan yararlanan öğrencilerin 2026-2027 dönemi için yeniden başvuru yapmasına gerek bulunmadığını özellikle belirtiyor.</p>

<p>İTO yüksek lisans ve doktora bursu da veriyor</p>

<p>İstanbul Ticaret Odası’nın destekleri yalnızca lisans öğrencileriyle sınırlı değil.</p>

<p>İstanbul’daki devlet üniversitelerinde tezli yüksek lisans yapan öğrenciler ile İstanbul Ticaret Üniversitesi’ndeki tezli yüksek lisans öğrencileri belirlenen şartlarla yüksek lisans bursuna başvurabiliyor.</p>

<p>Yüksek lisans başvurularında lisans bitirme veya yüksek lisans genel not ortalamasının 4 üzerinden en az 3,00 ya da 100 üzerinden en az 76,66 olması gerekiyor.</p>

<p>Doktora bursu ise İstanbul Ticaret Üniversitesi ve İstanbul’daki devlet üniversitelerinde doktora yapanların yanı sıra belirlenen şartları sağlayan yurt dışındaki doktora öğrencilerini de kapsıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İTO bursu 2026-2027 kısa bilgiler</p>

<p>Başvuru başlangıcı: 5 Ekim 2026</p>

<p>Son başvuru: 19 Ekim 2026</p>

<p>Burs türü: Karşılıksız öğrenim bursu</p>

<p>Lisans kapsamı: İstanbul’daki devlet üniversiteleri ile ÖSYM yüzde 100 bursuyla İstanbul’daki vakıf üniversitelerinde okuyan uygun öğrenciler</p>

<p>Başvuru yöntemi: Çevrim içi</p>

<p>2026-2027 burs miktarı: Güncel duyuruda açıklanmadı</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-ticaret-odasi-burs-basvurulari-basladi-son-tarih-19-ekim</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 11:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/genel/i-m-g-1882.jpeg" type="image/jpeg" length="51629"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82578"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="28236"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29983"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73092"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92480"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="83300"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
