<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 13 Aug 2026 18:42:58 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Transfer hattı hareketlendi: Erzurumspor’dan Fransa’ya çıkarma, Amedspor’da Diagne kararı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/transfer-hatti-hareketlendi-erzurumspordan-fransaya-cikarma-amedsporda-diagne-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/transfer-hatti-hareketlendi-erzurumspordan-fransaya-cikarma-amedsporda-diagne-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni sezon öncesinde transfer çalışmalarını sürdüren Erzurumspor FK ile Amedspor’da hareketlilik devam ediyor. Erzurumspor’un Brest’in yıldızı Romain Del Castillo için teklif yaptığı ve görüşmelerin ilerlediği bildirilirken, Miguel Cardoso ve Ognjen Mimović dosyaları da gündemde. Amedspor’da ise Mbaye Diagne’nin geleceğine ilişkin kulüp yönetiminden yeni açıklama geldi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Erzurumspor ve Amedspor’da transfer trafiği hızlandı</p>

<p>Yeni sezon öncesinde kadrolarını güçlendirmek isteyen Erzurumspor FK ve Amedspor’da transfer gündemi hareketli. Son günlerde iki kulüp çevresinde birçok isim konuşulsa da yapılan güncel taramada özellikle Erzurumspor’un Romain Del Castillo hamlesi diğer dosyalardan ayrılıyor.</p>

<p>Erzurumspor’dan Del Castillo için teklif</p>

<p>Erzurumspor FK’nın Fransa Ligue 1 ekiplerinden Brest’te forma giyen 30 yaşındaki kanat oyuncusu Romain Del Castillo için harekete geçtiği bildirildi.</p>

<p>Ajansspor’un 11 Ağustos tarihli haberine göre mavi-beyazlı ekip oyuncu için teklif yaptı. Transfer piyasasını takip eden diğer kaynaklarda ise görüşmelerin ilerlediği, sözleşmesinin son yılına giren Del Castillo’nun Brest’ten ayrılmaya sıcak baktığı aktarılıyor.</p>

<p>Bu nedenle Erzurumspor cephesindeki mevcut dosyalar arasında haber değeri en yüksek ve en sıcak gelişme Del Castillo transferi olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Miguel Cardoso dosyasında işler karıştı</p>

<p>Erzurumspor’un gündemine daha önce Kayserisporlu Miguel Cardoso da gelmişti. İlk haberlerde tarafların prensip anlaşmasına vardığı ve 600 bin avroluk bonservis bedelinin konuşulduğu ileri sürüldü.</p>

<p>Ancak daha sonraki gelişmeler transferin planlandığı kadar kolay ilerlemediğini gösterdi. Erzurum yerel basınında 5 Ağustos’ta yayımlanan haberde Cardoso transferinin şimdilik rafa kaldırıldığı belirtildi. Bu nedenle Cardoso için şu aşamada “transfer tamamlanıyor” demek yerine bekleyen dosya ifadesini kullanmak daha doğru görünüyor.</p>

<p>Mimović de Erzurumspor’un radarında</p>

<p>Erzurumspor’un bir diğer hedefi ise Fenerbahçe’nin Sırp sağ beki Ognjen Mimović.</p>

<p>2 Ağustos tarihli haberde Erzurumspor’un 21 yaşındaki futbolcuyu kadrosuna katmak istediği ve Fenerbahçe cephesinden gelecek gelişmelerin beklendiği aktarılmıştı. Ancak Mimović konusunda son günlerde Del Castillo dosyasındaki kadar güçlü yeni bir aşama görülmüyor.</p>

<p>Bu nedenle Mimović ismi gündemde tutulabilir ancak yeni transfer gelişmesi gibi manşete çıkarılması için henüz erken.</p>

<p>Erzurumspor Gyrano Kerk’i de bitirdi</p>

<p>Erzurumspor cephesinde yalnızca görüşmeler yok. Kulüp bugün Gyrano Kerk transferini resmiyete döktü.</p>

<p>Mavi-beyazlı kulübün açıklamasına dayandırılan habere göre 30 yaşındaki hücum oyuncusu Erzurumspor tesislerinde sözleşmesini imzaladı. Böylece Erzurumspor hücum hattına önemli bir takviye gerçekleştirmiş oldu.</p>

<p>Amedspor’da beş yeni isim imzayı attı</p>

<p>Amedspor ise transfer döneminin hareketli ekiplerinden biri. Yeşil-kırmızılı ekip Samuel Ballet, Yira Sor, Mohamed Khalil, Gökhan Gül ve Rayan Lutin için toplu imza töreni düzenledi.</p>

<p>Özellikle Genk’ten kadroya katılan Yira Sor transferi yabancı basında da yer buldu.</p>

<p>Diagne için başkandan açıklama</p>

<p>Amedspor’daki asıl yeni gelişmelerden biri ise Mbaye Diagne konusunda yaşandı.</p>

<p>Amedspor Başkanı Nahit Eren’in bugün yaptığı açıklamalarla deneyimli golcünün geleceği yeniden gündeme geldi. Eren’in açıklamalarına ilişkin haberlerde Diagne’nin Amedspor’da kalmaya sıcak baktığı aktarılıyor. Çekdar Orhan’ın da takımda devam etmek istediği belirtiliyor.</p>

<p>Bu tablo, Amedspor’un yalnızca dış transferle değil mevcut kadronun korunmasıyla da ilgilendiğini gösteriyor.</p>

<p>Şu anda en sıcak dosya Del Castillo</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güncel haber akışını söylentilerden ayırdığımızda tablo daha net:</p>

<p>Erzurumspor–Romain Del Castillo dosyası, teklif ve ilerleyen görüşmeler nedeniyle şu anda iki kulüp çevresindeki en güçlü yeni transfer kulisi.</p>

<p>Miguel Cardoso görüşmeleri bir dönem ciddi aşamaya gelmesine rağmen şu anda beklemede görünüyor. Ognjen Mimović ilgisi devam eden ancak yeni aşaması doğrulanmayan dosyalardan biri.</p>

<p>Amedspor tarafında ise son günlerin ağırlığı yeni bir yıldız söylentisinden çok tamamlanan beş transfer ve Mbaye Diagne’nin geleceği üzerinde.</p>

<p>Dolayısıyla bugün tek bir transfer manşeti seçilecekse “Erzurumspor’dan Romain Del Castillo bombası: Resmî teklif yapıldı” başlığı mevcut veriler içerisinde en güçlü haber olarak öne çıkıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/transfer-hatti-hareketlendi-erzurumspordan-fransaya-cikarma-amedsporda-diagne-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 17:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8052-1.jpeg" type="image/jpeg" length="94673"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fenerbahçe’de Berke Özer operasyonu! İlk temas kuruldu, dönüşe sıcak bakıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcede-berke-ozer-operasyonu-ilk-temas-kuruldu-donuse-sicak-bakiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcede-berke-ozer-operasyonu-ilk-temas-kuruldu-donuse-sicak-bakiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fenerbahçe’de kaleci transferi için Berke Özer ismi yeniden öne çıktı. Ederson’un ayrılık ihtimaline karşı yerli kaleci seçeneğine yönelen sarı-lacivertlilerin Lille forması giyen eski oyuncusu için ilk girişimleri yaptığı, Berke Özer’in de Fenerbahçe’ye dönmeye sıcak baktığı öne sürüldü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fenerbahçe’de kaleci hattında dikkat çeken bir transfer hareketliliği yaşanıyor. Sarı-lacivertlilerin gündemindeki isim ise kulübü ve Süper Lig’i yakından tanıyan Berke Özer.</p>

<p>Bugün yayımlanan haberlerde Fenerbahçe yönetiminin, Ederson’un takımdan ayrılması ihtimaline karşı kaleyi yerli bir oyuncuya emanet etmeyi değerlendirdiği ve bu doğrultuda ilk sıraya Lille’in milli kalecisi Berke Özer’i aldığı belirtiliyor.</p>

<p>İlk girişimler başladı</p>

<p>Dosyayı önceki söylentilerden ayıran yeni gelişme, transfer için temas aşamasına geçildiğine yönelik haberler.</p>

<p>Kaynakları, Fenerbahçe’nin Berke Özer için girişimlere başladığını bildirirken, başka güncel haberlerde sarı-lacivertli yönetimin Lille cephesiyle transfer şartlarını öğrenmek amacıyla temas kurduğu aktarılıyor.</p>

<p>Ancak şu aşamada Fenerbahçe’nin Lille’e yaptığı kesin bonservis teklifine veya iki kulübün anlaşmasına ilişkin güvenilir bir doğrulama bulunmuyor. Bu nedenle transferi “bitti” veya “anlaşma sağlandı” şeklinde duyurmak için henüz erken.</p>

<p>Berke Özer dönüşe sıcak</p>

<p>Transfer açısından dikkat çekici bir başka ayrıntı da oyuncunun yaklaşımı.</p>

<p>Bugünkü haberlerde Berke Özer’in Fenerbahçe’ye geri dönmeye sıcak baktığı ve kulüpler arasındaki sürecin sonucunu beklediği ileri sürülüyor.</p>

<p>Bu ayrıntı doğrulanır ve kulüpler bonservis konusunda anlaşabilirse transferde önemli bir engel aşılmış olacak.</p>

<p>Lille ile uzun sözleşmesi var</p>

<p>Berke Özer, 2025 yazında Eyüpspor’dan Lille’e transfer olmuştu. Fransız kulübüyle 2029 yılına kadar sözleşmesi bulunuyor. Dolayısıyla Fenerbahçe açısından dosyanın belirleyici tarafının Lille ile yapılacak bonservis pazarlığı olması bekleniyor.</p>

<p>Üstelik geçmiş transfer anlaşmalarından kaynaklanan bir başka önemli ayrıntı bulunuyor. Türk basınındaki haberlere göre Fenerbahçe, Berke’nin Lille’den sonraki satışından yüzde 20 pay hakkına sahip. Bu durum, sarı-lacivertlilerin olası bir geri dönüş operasyonunda mali açıdan avantaj sağlayabilir.</p>

<p>Yıllar sonra yeniden Fenerbahçe mi?</p>

<p>Berke Özer daha önce 2018-2022 yılları arasında Fenerbahçe kadrosunda bulunmuş, ardından kariyerine farklı kulüplerde devam etmişti.</p>

<p>Şimdi ise yolların yeniden kesişme ihtimali ortaya çıktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mevcut bilgiler ışığında dosyanın en doğru özeti şu: Fenerbahçe’nin ilgisi söylenti seviyesinin üzerine çıktı ve ilk girişimlerin başladığı bildiriliyor; Berke Özer’in de dönüşe sıcak baktığı öne sürülüyor. Ancak Lille ile anlaşma veya transferin tamamlandığı yönünde henüz teyit yok. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcede-berke-ozer-operasyonu-ilk-temas-kuruldu-donuse-sicak-bakiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 17:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8051.jpeg" type="image/jpeg" length="99616"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor’dan Darwin Núñez bombası: Yıldız golcü “evet” dedi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-darwin-nunez-bombasi-yildiz-golcu-evet-dedi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-darwin-nunez-bombasi-yildiz-golcu-evet-dedi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un Al-Hilal forması giyen Uruguaylı yıldız Darwin Núñez için yürüttüğü transfer operasyonunda kritik gelişme yaşandı. İngiltere’den gelen son haberlere göre 27 yaşındaki santrfor Trabzonspor’a gitmeyi kabul etti. Oyuncu tarafında anlaşma sağlandığı belirtilirken bordo-mavililerin Al-Hilal ile görüşmelerinin sürdüğü bildiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’dan Darwin Núñez bombası: Yıldız golcü “evet” dedi</p>

<p>Trabzonspor, transfer döneminin en ses getirecek hamlelerinden biri için önemli mesafe aldı.</p>

<p>Bordo-mavililerin Al-Hilal forması giyen Darwin Núñez ile anlaşmaya vardığı ve Uruguaylı yıldızın Trabzonspor’a transfer olmaya sıcak baktığı bildirildi.</p>

<p>13 Ağustos’ta İngiltere’den gelen haberlerde, eski Liverpool golcüsünün Trabzonspor’a transfer konusunda anlaşma sağladığı ve Al-Hilal’den ayrılmaya hazırlandığı belirtildi.</p>

<p>Oyuncu tarafında anlaşma, gözler Al-Hilal’de</p>

<p>Transferdeki en önemli ayrıntı ise sürecin henüz tamamen bitmemiş olması.</p>

<p>Güncel bilgilere göre Trabzonspor ile Darwin Núñez tarafı arasında anlaşma sağlandı ancak Al-Hilal ile görüşmeler devam ediyor. Bu nedenle transfer için henüz “resmen tamamlandı” demek mümkün değil.</p>

<p>Daha önce yayımlanan haberlerde de Al-Hilal’in Núñez’in Trabzonspor’a bir sezonluk kiralık olarak gitmesine izin vermeye hazır olduğu ileri sürülmüştü.</p>

<p>Kiralık formülü masada</p>

<p>Transferin hangi formülle sonuçlanacağı da merak konusu.</p>

<p>Son haberlerde Trabzonspor’un Uruguaylı santrforu kiralık olarak kadrosuna katmak istediği belirtiliyor. Oyuncuyla anlaşma sağlandığı yönündeki haberlerin ardından bordo-mavililerin şimdi Al-Hilal ile operasyonu tamamlamaya çalıştığı aktarılıyor.</p>

<p>Dolayısıyla transferde sıradaki kritik eşik, iki kulübün şartlarda anlaşması olacak.</p>

<p>Salah ile yeniden buluşabilir</p>

<p>Darwin Núñez transferini daha da dikkat çekici hale getiren ayrıntı ise Mohamed Salah.</p>

<p>Núñez ile Salah, Liverpool’da yıllarca aynı hücum hattında görev yaptı. Trabzonspor’un Núñez operasyonunu tamamlaması durumunda iki eski takım arkadaşı bu kez bordo-mavili forma altında yeniden buluşacak.</p>

<p>Bu ihtimal İngiliz basınında da transfer haberlerinin en dikkat çekici ayrıntılarından biri olarak öne çıkarılıyor.</p>

<p>Liverpool’dan Al-Hilal’e gitmişti</p>

<p>24 Haziran 1999 doğumlu Darwin Núñez, Avrupa futbolunda Benfica formasıyla yaptığı çıkışın ardından 2022’de Liverpool’a transfer oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uruguaylı santrfor daha sonra kariyerini Suudi Arabistan’da sürdürme kararı aldı ve Al-Hilal’e geçti.</p>

<p>Fizik gücü, sürati ve savunma arkasına yaptığı koşularla tanınan Núñez, Uruguay Milli Takımı’nın da önemli hücum oyuncuları arasında bulunuyor.</p>

<p>Trabzonspor’da büyük transfer operasyonu</p>

<p>Trabzonspor’un Darwin Núñez hamlesi gerçekleşirse bordo-mavililer hücum hattına uluslararası düzeyde önemli bir yıldız daha kazandırmış olacak.</p>

<p>Ancak dosyada hâlâ tamamlanması gereken önemli bir aşama bulunuyor.</p>

<p>Mevcut tabloya göre Darwin Núñez, Trabzonspor’a transfer olmaya onay verdi ve oyuncu tarafında anlaşma sağlandı. Trabzonspor ile Al-Hilal arasındaki görüşmeler ise transferi sonuçlandırmak için devam ediyor.</p>

<p>Bu nedenle resmî açıklama gelene kadar haberin en doğru tanımı “oyuncuyla anlaşma sağlandı, kulüpler arasındaki görüşmeler sürüyor” şeklinde.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. This Is Anfield<br />
2. Liverpool Echo<br />
3. Liverpool com<br />
4. Al-Yaum<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-darwin-nunez-bombasi-yildiz-golcu-evet-dedi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 17:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8050.jpeg" type="image/jpeg" length="90030"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Carlos Finlay: 20 Yıl Sonra Doğrulanan Sarı Humma Teorisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/carlos-finlay-20-yil-sonra-dogrulanan-sari-humma-teorisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/carlos-finlay-20-yil-sonra-dogrulanan-sari-humma-teorisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kübalı hekim Carlos Finlay, 1881’de sarı hummanın belirli bir sivrisinek aracılığıyla insandan insana taşınabileceğini öne sürdü. Yıllarca yeterli kanıt bulunamadığı için kuşkuyla karşılanan bu düşünce, yaklaşık 20 yıl sonra Walter Reed başkanlığındaki ekibin kontrollü deneyleriyle doğrulandı ve salgın hastalıklarla mücadelenin yönünü değiştirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün sarı hummanın enfekte sivrisineklerin ısırmasıyla bulaşan viral bir hastalık olduğunu biliyoruz. Ancak 19. yüzyılda hastalığın neden özellikle sıcak bölgelerdeki kentleri ve limanları tekrar tekrar vurduğu bilinmiyordu. Küba’da çalışan hekim Carlos Juan Finlay, 1881’de bugün Aedes aegypti adıyla bilinen sivrisineğin sarı hummanın insanlara taşınmasında rol oynadığını savundu ve bu düşünceyi deneylerle sınamaya çalıştı. [1]</p>

<h2>Sarı humma neden bu kadar korkutucuydu?</h2>

<p>Sarı humma; ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, bulantı ve halsizlikle başlayabilen viral bir enfeksiyon. Ağır vakalarda karaciğer hasarı nedeniyle sarılık, kanama, şok ve organ yetmezliği gelişebiliyor.</p>

<p>Ancak 1800’lü yıllarda hastalığa bir virüsün yol açtığı bilinmiyordu. Salgınlar sırasında kötü hava, kirli çevre, hastaların kıyafetleri ve kullandıkları eşyalar gibi birçok farklı etken suçlanıyordu.</p>

<p>Bu nedenle alınan önlemler de çoğunlukla karantina, temizlik ve eşyaların dezenfekte edilmesi üzerine kuruluydu.</p>

<p>Asıl soru ise yanıtsızdı: Hastalık bir insandan diğerine tam olarak nasıl geçiyordu?</p>

<h2>Carlos Finlay kimdi?</h2>

<p>Carlos Juan Finlay, 1833 yılında Küba’nın Camagüey kentinde doğdu. Tıp eğitimini ABD’de Jefferson Medical College’da tamamladı ve 1855’te mezun oldu.</p>

<p>Daha sonra Küba’ya dönerek hekimlik yaptı. Özellikle Havana’da sık görülen sarı humma salgınları Finlay’ın bilimsel çalışmalarının merkezine yerleşti.</p>

<p>Finlay, hastalığın yalnızca çevresel koşullarla açıklanamayacağını düşünüyordu. Vakaların ortaya çıkışıyla sivrisineklerin varlığı arasında bir bağlantı olabileceği üzerinde durmaya başladı.</p>

<h2>1881’de ortaya attığı teori dönemin anlayışından farklıydı</h2>

<p>Finlay, Şubat 1881’de Washington’da düzenlenen Uluslararası Sağlık Konferansı sırasında sarı hummanın hastadan sağlıklı kişiye geçebilmesi için bir ara taşıyıcı bulunabileceği düşüncesini dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>14 Ağustos 1881’de Havana’daki Kraliyet Tıp, Fizik ve Doğa Bilimleri Akademisi’nde sunduğu “El mosquito hipotéticamente considerado como agente de transmisión de la fiebre amarilla” başlıklı çalışmasında teorisini ayrıntılı biçimde açıkladı. [1]</p>

<p>Finlay’ın üzerinde durduğu sivrisinek, dönemin adlandırmalarında farklı isimlerle anılmış, günümüzde ise Aedes aegypti olarak sınıflandırılan türdü.</p>

<p>Finlay’ın düşüncesinin asıl önemi yalnızca sivrisineklerle hastalık arasında bir ilişki olabileceğini söylemesi değildi.</p>

<p>Enfekte bir insanın kanını emen sivrisineğin hastalığı alabileceğini, daha sonra başka bir insanı ısırdığında enfeksiyonu ona aktarabileceğini düşünüyordu.</p>

<p>Başka bir ifadeyle insan-sivrisinek-insan biçimindeki bulaş zincirini tarif ediyordu.</p>

<h2>Finlay sivrisinek fikrini ortaya atan ilk kişi değildi</h2>

<p>Finlay’ın tıp tarihindeki yerini doğru değerlendirmek için önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.</p>

<p>Sivrisineklerin ve diğer böceklerin bazı hastalıkların yayılmasında rol oynayabileceği düşüncesi Finlay’dan önce de dile getirilmişti. Fransız hekim Louis-Daniel Beauperthuy, 19. yüzyılın ortalarında sarı humma dahil bazı hastalıkların sivrisineklerle ilişkili olabileceğini savunan isimlerden biriydi. [4]</p>

<p>Finlay’ın ayırt edici katkısı ise sarı humma için belirli bir sivrisinek türünü işaret etmesi, hastalığın nasıl taşınabileceğine ilişkin ayrıntılı bir mekanizma kurması ve bunu insan deneyleriyle sınamaya çalışmasıydı. [4]</p>

<p>Bu nedenle Finlay, sarı hummanın sivrisinek aracılığıyla bulaşması fikrinin bilimsel bir hipoteze dönüştürülmesindeki temel isimlerden biri kabul ediliyor.</p>

<h2>Teori güçlüydü ancak deneyler kesin sonuç vermedi</h2>

<p>Finlay teorisini sınamak amacıyla sivrisineklerle gönüllüler üzerinde deneyler yaptı.</p>

<p>Ancak bu deneyler sarı hummanın sivrisinekle bulaştığını kesin biçimde kanıtlamaya yetmedi.</p>

<p>Bunun önemli nedenlerinden biri bugün “dış kuluçka süresi” olarak adlandırılan süreçti. Bu terim, virüsün sivrisineğin vücuduna girdikten sonra çoğalıp sivrisineğin başka bir insana hastalık bulaştırabilecek hale gelmesine kadar geçen süre anlamına geliyor.</p>

<p>Finlay bu sürenin ne kadar olması gerektiğini tam olarak bilmiyordu.</p>

<p>Sonraki araştırmalar, virüsün sivrisineğin vücudunda çoğalması için günler gerektiğini ve sivrisineğin enfekte kanı aldıktan hemen sonra bulaştırıcı hale gelmediğini gösterdi. [5]</p>

<p>Finlay’ın bazı deneylerinde sivrisineklerin yeterince uzun süre bekletilmemiş olması, sonuçların neden tutarlı çıkmadığını açıklayan önemli nedenlerden biri olarak değerlendirildi. [4]</p>

<h2>Havana’daki koşullar deneyleri daha da zorlaştırıyordu</h2>

<p>Bir başka sorun, deneylerin sarı hummanın zaten yaygın olduğu Havana’da yapılmasıydı.</p>

<p>Deneye katılan bir kişinin daha sonra hastalanması halinde enfeksiyonun Finlay’ın deneyinde kullanılan sivrisinekten mi yoksa çevredeki başka bir enfekte sivrisinekten mi kaynaklandığını kesin biçimde ayırt etmek zordu.</p>

<p>Bugünkü klinik araştırmalarda kullanılan kontrollü deney yöntemleri o yıllarda henüz yeterince gelişmemişti.</p>

<p>Bu nedenle Finlay’ın düşüncesi dikkat çekici olmasına rağmen bilim dünyasının önemli bir bölümü tarafından kesin kanıtlanmış kabul edilmedi.</p>

<h2>Yaklaşık 20 yıl sonra Walter Reed Komisyonu devreye girdi</h2>

<p>1900 yılında ABD Ordusu, Küba’daki sarı humma sorununu araştırmak amacıyla Walter Reed başkanlığında bir komisyon oluşturdu.</p>

<p>Komisyonda James Carroll, Aristides Agramonte ve Jesse William Lazear da bulunuyordu.</p>

<p>Reed ve arkadaşları Finlay’ın teorisini yakından inceledi. Finlay araştırmacılarla bilgi ve deneyimlerini paylaştı, ayrıca çalışmalarında kullanılmak üzere sivrisinek yumurtaları sağladı. [4]</p>

<p>Komisyon, Finlay’ın yaklaşık 20 yıl önce ortaya koyduğu düşünceyi daha sıkı kontrol edilen deney koşullarında yeniden sınamaya başladı.</p>

<h2>Sivrisinekle bulaş deneysel olarak doğrulandı</h2>

<p>Walter Reed Komisyonu’nun 1900’de yayımladığı ilk sonuçlarda, sarı hummalı hastaların kanıyla beslenmiş sivrisineklerin hastalığı sağlıklı insanlara taşıyabildiğini gösteren bulgular bildirildi. [2]</p>

<p>Araştırmacılar farklı bulaş ihtimallerini birbirinden ayırmak için kontrollü deneyler gerçekleştirdi.</p>

<p>1901’de yayımlanan ek çalışma özellikle dikkat çekiciydi. Sarı hummalı hastaların kullandığı, salgın dönemlerinde bulaştırıcı olduğu düşünülen kirli yatak takımları, çarşaflar ve giysilerle temas eden gönüllüler hastalanmadı. Buna karşılık enfekte sivrisineklerin ısırdığı bazı gönüllülerde sarı humma gelişti. [3]</p>

<p>Bu sonuçlar hastalığın temel bulaş yolunun kirli eşyalar olmadığını, sivrisineklerin kritik rol oynadığını güçlü biçimde ortaya koydu.</p>

<p>Finlay’ın 1881’de geliştirdiği temel bulaş teorisi böylece yaklaşık 20 yıl sonra kontrollü deneylerle doğrulanmış oldu.</p>

<h2>Reed Komisyonu Finlay’ın teorisine ne ekledi?</h2>

<p>Finlay doğru yöne işaret etmişti ancak bilimsel kanıtın tamamlanması için daha kontrollü deneylere ihtiyaç vardı.</p>

<p>Reed ve arkadaşlarının önemli katkılarından biri, sivrisineğin enfekte kanı aldıktan hemen sonra bulaştırıcı olmadığını göstermeleriydi.</p>

<p>Virüsün sivrisineğin içinde çoğalıp bulaştırılabilir hale gelmesi için belirli bir sürenin geçmesi gerekiyordu.</p>

<p>Bu bulgu, Finlay’ın daha önce gerçekleştirdiği bazı deneylerin neden sonuç vermediğini de açıklıyordu.</p>

<p>Daha sonraki deneysel çalışmalar, Aedes aegypti içindeki bu dış kuluçka süresini ayrıntılı biçimde inceleyerek virüsün sivrisinek içinde gelişmesi için zamana ihtiyaç duyduğunu doğruladı. [5]</p>

<h2>Bilimsel keşif doğrudan salgın mücadelesine dönüştü</h2>

<p>Sarı hummanın sivrisineklerle bulaştığının anlaşılması yalnızca bilimsel bir başarı olarak kalmadı.</p>

<p>Bu bilgi kentlerin salgınla mücadele yöntemlerini değiştirdi.</p>

<p>Sivrisineklerin üreyebileceği durgun suların ortadan kaldırılması, su depolarının ve kapların korunması, sivrisinek larvalarının kontrol edilmesi ve sarı hummalı hastaların sivrisineklerden uzak tutulması gibi önlemler uygulamaya konuldu.</p>

<p>ABD Ordusu hekimi William Gorgas’ın Havana’da yürüttüğü kapsamlı sivrisinek kontrol çalışmaları sonrasında kentteki sarı humma vakaları büyük ölçüde azaldı. [4]</p>

<p>Bu sonuç, hastalığın yalnızca hastaları karantinaya alarak değil, bulaş zincirindeki sivrisineği hedefleyerek de kontrol edilebileceğini gösterdi.</p>

<p>Benzer yöntemler daha sonra Panama Kanalı’nın yapımı sırasında sarı humma ve sıtmayla mücadelede de önemli rol oynadı.</p>

<h2>Sarı hummaya bir virüsün yol açtığı ne zaman anlaşıldı?</h2>

<p>Finlay sivrisineğin hastalığı taşıdığını düşündüğünde sarı hummaya hangi mikroorganizmanın neden olduğunu bilmiyordu.</p>

<p>Walter Reed ve arkadaşlarının sonraki araştırmaları, hastalığa yol açan etkenin bakterileri tutabilen filtrelerden geçebildiğini gösterdi. Bu bulgu, etkenin dönemin bilinen bakterilerinden daha küçük olduğuna işaret ediyordu.</p>

<p>Ancak sarı humma virüsünün deneysel olarak elde edilmesi için daha uzun süre beklendi.</p>

<p>1927’de Rockefeller Foundation’ın Batı Afrika Sarı Humma Komisyonu araştırmacıları, o dönem Gold Coast olarak bilinen bugünkü Gana’da Asibi adlı bir hastadan alınan kanla sarı humma etkenini rhesus maymunlarına aktarmayı başardı. Bu çalışmalarda Alexander F. Mahaffy ve Johannes Bauer dahil komisyon araştırmacıları önemli rol oynadı. Bulgular daha sonra Adrian Stokes, Johannes Bauer ve N. Paul Hudson tarafından ayrıntılı biçimde yayımlandı. [6]</p>

<p>Asibi’den elde edilen virüs suşu, sonraki yıllarda sarı humma virüsünün araştırılmasında ve aşının geliştirilmesine giden bilimsel süreçte büyük önem taşıdı.</p>

<h2>Bir teoriden modern halk sağlığına</h2>

<p>Finlay’ın düşüncesinin etkisi sarı hummayla sınırlı kalmadı.</p>

<p>Bugün “vektörle bulaş” olarak adlandırılan kavram birçok enfeksiyon hastalığının kontrolünde temel öneme sahip.</p>

<p>Vektör, bir mikrobu bir canlıdan diğerine taşıyan sivrisinek veya kene gibi canlılara verilen isim.</p>

<p>Dang humması, Zika ve chikungunya gibi enfeksiyonların kontrolünde de sivrisineklerin yaşam döngüsünü ve hastalığı nasıl taşıdığını anlamak büyük önem taşıyor.</p>

<h2>Sarı humma bugün hâlâ görülüyor</h2>

<p>Sarı humma günümüzde özellikle Afrika ve Güney Amerika’nın bazı bölgelerinde görülmeye devam ediyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre hastalığın bulaşında Aedes, Haemagogus ve Sabethes cinslerine ait sivrisinekler rol oynuyor. Kentlerde insanlar arasındaki bulaş döngüsünde Aedes aegypti özellikle önemli bir taşıyıcı. [7]</p>

<p>Sarı hummaya karşı etkili bir aşı bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü, tek doz sarı humma aşısının çoğu kişi için uzun süreli ve yaşam boyu koruma sağlayabildiğini belirtiyor. [7]</p>

<p>Buna karşılık hastalığı doğrudan ortadan kaldıran rutin kullanıma girmiş özgül bir antiviral tedavi bulunmuyor. Ağır hastalarda tedavi; sıvı desteği, ateşin kontrolü ve karaciğer ile böbrek gibi organlarda gelişebilecek sorunların yönetilmesine dayanıyor. [7]</p>

<p>Carlos Finlay’ın 1881’de geliştirdiği teori bugün geriye dönüp bakıldığında döneminin çok ilerisinde bir düşünceydi. Ancak sarı hummanın hikâyesinin asıl bilimsel değeri, tek bir kişinin doğru tahminde bulunmasından daha fazlasını anlatıyor.</p>

<p>Finlay bulaş zincirindeki sivrisineği işaret etti; Walter Reed Komisyonu bu mekanizmayı kontrollü deneylerle doğruladı; sonraki araştırmacılar ise sarı humma virüsünü laboratuvar çalışmalarına taşıyarak hastalığın biyolojik temelini daha ayrıntılı biçimde ortaya koydu. Sarı hummanın çözülme öyküsü bu nedenle gözlem, hipotez, deney ve bağımsız doğrulamanın tıp tarihindeki en dikkat çekici örneklerinden biri olarak önemini koruyor.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Finlay CJ. El mosquito hipotéticamente considerado como agente de transmisión de la fiebre amarilla. Anales de la Real Academia de Ciencias Médicas, Físicas y Naturales de la Habana. 1881-1882;18:147-169.</p>

<p>[2] Reed W, Carroll J, Agramonte A, Lazear JW. The Etiology of Yellow Fever—A Preliminary Note. Public Health Papers and Reports. 1900;26:37-53.</p>

<p>[3] Reed W, Carroll J, Agramonte A. The Etiology of Yellow Fever: An Additional Note. JAMA. 1901;36(7):431-440. DOI: 10.1001/jama.1901.52470070017001f</p>

<p>[4] Chaves-Carballo E. Carlos Finlay and Yellow Fever: Triumph Over Adversity. Military Medicine. 2005;170(10):881-885. DOI: 10.7205/MILMED.170.10.881</p>

<p>[5] Bauer JH, Hudson NP. The Incubation Period of Yellow Fever in the Mosquito. Journal of Experimental Medicine. 1928;48(1):147-153. DOI: 10.1084/jem.48.1.147</p>

<p>[6] Stokes A, Bauer JH, Hudson NP. The Transmission of Yellow Fever to Macacus Rhesus: Preliminary Note. JAMA. 1928;90(4):253-254. DOI: 10.1001/jama.1928.02690310005002</p>

<p>[7] World Health Organization. Yellow Fever. Fact Sheet. 2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/carlos-finlay-20-yil-sonra-dogrulanan-sari-humma-teorisi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 17:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/carlos-finlay-1200x750-150kb-2.webp" type="image/jpeg" length="34989"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Diş eti hastalığında yeni seçenek mi? Klinik çalışmadan önemli bulgular]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dis-eti-hastaliginda-yeni-secenek-mi-klinik-calismadan-onemli-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dis-eti-hastaliginda-yeni-secenek-mi-klinik-calismadan-onemli-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Brezilya’da 109 kişiyle yapılan klinik araştırmada, ileri diş eti hastalığının standart tedavisine omega-3 ve düşük doz aspirin eklendi. Bir yılın sonunda bu gruptaki hastaların yüzde 57,7’si araştırmacıların belirlediği tedavi hedefine ulaştı. Antibiyotik verilen grupta ise oran yüzde 58,6 oldu. Sonuçlar umut verici ancak araştırma, “omega-3 ve aspirin antibiyotiğin yerini alabilir” anlamına gelmiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Diş eti hastalıklarının tedavisinde omega-3 ve düşük doz aspirinin etkisini araştıran yeni bir çalışma dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu.</p>

<p>Journal of Periodontology dergisinde yayımlanan araştırmaya, ileri derecede diş eti hastalığı bulunan 109 yetişkin katıldı.</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici tarafı ise omega-3 ve düşük doz aspirin verilen hastalarda elde edilen sonuçların, antibiyotik verilen hastalardaki sonuçlara oldukça yakın olmasıydı.</p>

<p>Önce bütün hastalara standart diş eti tedavisi yapıldı</p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı var.</p>

<p>Araştırmada omega-3 veya aspirin, diş eti hastalığının tek başına tedavisi olarak kullanılmadı.</p>

<p>Bütün hastalara önce diş hekimlerinin uyguladığı standart periodontal tedavi yapıldı. Diş eti altında biriken bakteri plağı ve diğer birikintiler profesyonel olarak temizlendi.</p>

<p>Ardından hastalar dört farklı gruba ayrıldı.</p>

<p>Bir grup yalnızca standart tedavi aldı. Diğer gruplara ise standart tedavinin yanında antibiyotik, omega-3 + düşük doz aspirin veya bunların birlikte kullanıldığı tedaviler verildi.</p>

<p>Hastalar bir yıl boyunca takip edildi.</p>

<p>Omega-3 ve aspirin grubunda yüzde 57,7</p>

<p>Bir yılın sonunda araştırmacıların önceden belirlediği tedavi hedefine ulaşanların oranı şöyle gerçekleşti:</p>

<ul>
 <li>Omega-3 + düşük doz aspirin verilenlerde yüzde 57,7</li>
 <li>Antibiyotik verilenlerde yüzde 58,6</li>
 <li>Antibiyotik + omega-3 + aspirin verilenlerde yüzde 57,1</li>
 <li>Yalnızca standart mekanik tedavi uygulananlarda yüzde 23,1</li>
</ul>

<p>Rakamlar özellikle omega-3 ve aspirin grubuyla antibiyotik grubu arasındaki yakınlık nedeniyle dikkat çekti.</p>

<p>Ancak burada önemli bir bilimsel ayrıntı bulunuyor.</p>

<p>Yüzde 57,7 rakamı “hastaların yüzde 57,7’sinin enfeksiyonu geçti” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu oran, araştırmacıların önceden belirlediği diş eti sağlığıyla ilgili klinik tedavi hedefine ulaşan hastaları ifade ediyor.</p>

<p>Peki omega-3 ve aspirin antibiyotik kadar etkili mi?</p>

<p>Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında iki gruptaki oranlar gerçekten birbirine çok yakın.</p>

<p>Fakat bu çalışmadan yola çıkarak “omega-3 ve aspirin antibiyotik kadar etkilidir” veya “artık antibiyotiğe gerek yok” demek için henüz erken.</p>

<p>Çünkü çalışma, iki tedavinin birbirine kesin olarak eşit olduğunu kanıtlamak amacıyla tasarlanmadı.</p>

<p>Sonuçlar daha çok omega-3 ve düşük doz aspirinin, standart diş eti tedavisine yardımcı bir seçenek olarak araştırılmaya değer olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Bunun kesinleşmesi için daha fazla hasta üzerinde yapılacak yeni araştırmalara ihtiyaç var.</p>

<p>Neden omega-3 ve aspirin?</p>

<p>İleri diş eti hastalığında sorun yalnızca ağızdaki bakteriler değil.</p>

<p>Vücudun bu bakterilere verdiği aşırı iltihabi yanıt da diş etlerine ve dişleri destekleyen dokulara zarar verebiliyor.</p>

<p>Omega-3 yağ asitleri, vücuttaki iltihabi süreçlerle ilişkili etkileri nedeniyle uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>Düşük doz aspirin de bu süreçleri etkileyebildiği için araştırmacılar iki maddenin birlikte kullanılmasının diş eti tedavisindeki sonuçları iyileştirip iyileştiremeyeceğini görmek istedi.</p>

<p>Ortaya çıkan sonuçlar da bu yaklaşımın daha kapsamlı biçimde araştırılabileceğini gösterdi.</p>

<p>Üçünü birlikte kullanmak daha iyi sonuç vermedi</p>

<p>Araştırmanın ilginç sonuçlarından biri de antibiyotik, omega-3 ve aspirinin birlikte verilmesiyle ortaya çıktı.</p>

<p>“Üçü birlikte kullanılırsa sonuç daha iyi olur” düşüncesi bu çalışmada karşılık bulmadı.</p>

<p>Antibiyotik verilen grupta tedavi hedefine ulaşanların oranı yüzde 58,6 iken, antibiyotik + omega-3 + aspirin grubunda oran yüzde 57,1 oldu.</p>

<p>Yani tedavilerin hepsini bir araya getirmek ek bir üstünlük sağlamadı.</p>

<p>“Antibiyotiğin yerine omega-3 kullanın” sonucu çıkarılmamalı</p>

<p>Araştırmanın sosyal medyada en kolay yanlış anlaşılabilecek noktası burası.</p>

<p>Çalışma, antibiyotiklerin bırakılıp yerine omega-3 ve aspirin kullanılmasını önermiyor.</p>

<p>Ayrıca omega-3 ve aspirinin antibiyotik direncini ortadan kaldırdığı da gösterilmiş değil.</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca ileri diş eti hastalığında standart tedaviye eklenen farklı yöntemlerin sonuçlarını karşılaştırdı.</p>

<p>Bu nedenle çalışmanın bulguları umut verici olsa da tedavi kararının diş hekimi tarafından hastanın durumuna göre verilmesi gerekiyor.</p>

<p>Kendi kendinize aspirin başlamayın</p>

<p>Araştırmada kullanılan tedaviyi evde uygulamaya çalışmak da doğru değil.</p>

<p>Çalışmada omega-3 grubundaki hastalara günde 3 gram omega-3 ve 100 mg aspirin verildi ve tedavi kontrollü koşullarda yürütüldü.</p>

<p>Özellikle aspirin herkes için güvenli değildir. Kanama riskini artırabilir, bazı mide ve bağırsak sorunlarında sakıncalı olabilir ve kullanılan başka ilaçlarla etkileşime girebilir.</p>

<p>Bu nedenle bu araştırmayı okuyup “Diş etlerim için her gün aspirin ve omega-3 kullanayım” sonucuna varılmamalı.</p>

<p>Araştırmanın asıl mesajı ne?</p>

<p>Çalışmanın verdiği mesaj oldukça açık:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İleri diş eti hastalığında temel tedavi yine profesyonel periodontal tedavidir.</p>

<p>Ancak standart tedaviye eklenen omega-3 ve düşük doz aspirin, bu klinik araştırmada dikkat çekici sonuçlar verdi.</p>

<p>Bir yıl sonunda omega-3 + aspirin grubundaki hastaların yüzde 57,7’si belirlenen tedavi hedefine ulaşırken antibiyotik grubunda bu oran yüzde 58,6 oldu.</p>

<p>Bu yakınlık, bilim insanlarına önemli bir araştırma alanı açıyor.</p>

<p>Şimdi yanıtlanması gereken asıl soru şu:</p>

<p>Omega-3 ve düşük doz aspirin, hangi hastalarda antibiyotiklere ihtiyaç duyulmadan güvenli ve etkili bir yardımcı tedavi olabilir?</p>

<p>Bunun cevabı için daha büyük ve özellikle bu soruya yanıt vermek üzere tasarlanmış klinik araştırmalar gerekiyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Journal of Periodontology</li>
 <li>American Academy of Periodontology</li>
 <li>PubMed</li>
 <li>Hospital Israelita Albert Einstein</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dis-eti-hastaliginda-yeni-secenek-mi-klinik-calismadan-onemli-bulgular</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8040.jpeg" type="image/jpeg" length="15460"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fenerbahçe’nin Devler Ligi Yolunda Son Engel Lyon: İlk Maç İstanbul’da]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcenin-devler-ligi-yolunda-son-engel-lyon-ilk-mac-istanbulda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcenin-devler-ligi-yolunda-son-engel-lyon-ilk-mac-istanbulda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fenerbahçe, Sturm Graz’ı toplamda 3-0 eleyerek Şampiyonlar Ligi play-off turuna yükseldi. Sarı-lacivertlilerin lig aşaması önündeki son rakibi Lyon olurken ilk maç 18 Ağustos’ta İstanbul’da oynanacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Fenerbahçe, UEFA Şampiyonlar Ligi lig aşamasına kalabilmek için son viraja girdi. Sarı-lacivertliler, üçüncü eleme turunda Sturm Graz’ı iki maç sonunda 3-0’lık toplam skorla saf dışı bırakarak play-off turuna yükseldi. Fenerbahçe’nin son engeli ise Sparta Prag karşısında geri dönüş yapan Fransa temsilcisi Olympique Lyon oldu.<br />
Fenerbahçe, Sturm Graz karşısındaki ilk maçı 2-0 kazanarak rövanş öncesinde önemli bir avantaj elde etti. Avusturya’daki ikinci karşılaşmayı da Talisca’nın penaltıdan attığı golle 1-0 kazanan sarı-lacivertliler, iki maçta da kalesini gole kapatarak adını play-off turuna yazdırdı.<br />
AS, Fenerbahçe’nin hücum hattına dikkat çekti<br />
İspanyol spor gazetesi AS, Fenerbahçe’nin Avrupa’daki performansını değerlendirirken özellikle hücum hattını öne çıkardı.<br />
Kerem Aktürkoğlu, Marco Asensio, Mason Greenwood ve Talisca’nın oluşturduğu hücum gücüne dikkat çekilen değerlendirmede, Fenerbahçe-Lyon eşleşmesi play-off turunun öne çıkan mücadelelerinden biri olarak gösterildi.<br />
Talisca da Şampiyonlar Ligi eleme sürecindeki skor katkısıyla sarı-lacivertlilerin dikkat çeken isimlerinden biri oldu. Brezilyalı futbolcu, Fenerbahçe’nin bu sezon oynadığı dört Şampiyonlar Ligi eleme karşılaşmasında da gol buldu.<br />
Sturm Graz rövanşının son bölümünde oyuna giren Vedat Muriqi ise Fenerbahçe formasıyla yeni dönemindeki ilk Avrupa sürelerini aldı.<br />
Lyon, Sparta Prag karşısında eşleşmeyi çevirdi<br />
Olympique Lyon, üçüncü eleme turunda Fenerbahçe’ye göre daha zorlu bir süreç yaşadı.<br />
Fransız temsilcisi, Sparta Prag deplasmanındaki ilk karşılaşmayı 2-1 kaybetmesine rağmen rövanşta rakibini 3-0 mağlup etti. Lyon böylece eşleşmeyi toplamda 4-2 kazanarak play-off turunda Fenerbahçe’nin rakibi oldu.<br />
Rövanşta Lyon’un gollerini Ernest Nuamah, Ainsley Maitland-Niles ve Tyler Morton kaydetti.<br />
Karşılaşmanın önemli kırılma anlarından biri ise Sparta Prag’dan Adam Ševinský’nin 33. dakikada kırmızı kart görmesi oldu. Rakibinin 10 kişi kalmasının ardından üstünlüğünü artıran Lyon, ikinci yarıda bulduğu gollerle turu çevirdi.<br />
Teknik direktör Paulo Fonseca’nın hücum hattındaki tercihleri de maçın dikkat çeken unsurlarından biri oldu. Lyon’un hızlı hücum oyuncuları ve orta sahadan ceza alanına yaptığı koşular, Fenerbahçe savunmasının iki maç boyunca dikkat etmesi gereken başlıklar arasında yer alıyor.<br />
İlk maç 18 Ağustos’ta İstanbul’da<br />
Fenerbahçe ile Lyon arasındaki Şampiyonlar Ligi play-off turunun ilk karşılaşması 18 Ağustos Salı günü İstanbul’da oynanacak.<br />
Sarı-lacivertliler, kendi sahasında oynayacağı ilk maçtan Fransa’daki rövanş öncesinde avantajlı bir sonuçla ayrılmayı hedefleyecek.<br />
Eşleşmenin ikinci maçı ise 26 Ağustos Çarşamba günü Lyon’da oynanacak.<br />
İki karşılaşma sonunda rakibine üstünlük sağlayan takım, 2026-27 UEFA Şampiyonlar Ligi’nin 36 takımlı lig aşamasına yükselecek. Elenen ekip ise Avrupa kupalarındaki yoluna UEFA Avrupa Ligi lig aşamasında devam edecek.<br />
Şampiyonlar Ligi lig aşaması kura çekimi 27 Ağustos’ta gerçekleştirilecek.<br />
Geçmiş karşılaşmalarda Lyon üstün<br />
Fenerbahçe ile Lyon daha önce Şampiyonlar Ligi’nde dört kez karşı karşıya geldi.<br />
Bu dört karşılaşmanın tamamını Lyon kazanırken Fransız ekibi 11, Fenerbahçe ise 4 gol kaydetti. İki takım arasındaki söz konusu maçlar 2001-02 ve 2004-05 sezonlarında oynandı.<br />
Ancak üzerinden 20 yıldan fazla süre geçen bu karşılaşmaların bugünkü eşleşmeye doğrudan ölçü olması güç. Her iki takımın da kadroları, oyun yapıları ve Avrupa’daki konumları geçmiş dönemlere göre tamamen değişmiş durumda.<br />
Fenerbahçe açısından hedef ise net: Lyon engelinin aşılması halinde sarı-lacivertliler 2026-27 sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi lig aşamasında mücadele edecek.<br />
Avrupa basınının da dikkat çektiği eşleşmede İstanbul’daki ilk karşılaşmada alınacak sonuç, 26 Ağustos’ta Fransa’da oynanacak rövanş öncesinde turun dengesini önemli ölçüde belirleyecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Spor</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcenin-devler-ligi-yolunda-son-engel-lyon-ilk-mac-istanbulda</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/fenerbahce-lyon-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="20604"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Daha Uzun Süre Tok Kalmak Mümkün mü? Kilo Kontrolünde Öne Çıkan Besinler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/daha-uzun-sure-tok-kalmak-mumkun-mu-kilo-kontrolunde-one-cikan-besinler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/daha-uzun-sure-tok-kalmak-mumkun-mu-kilo-kontrolunde-one-cikan-besinler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kilo vermek yalnızca daha az yemek anlamına gelmiyor. Protein, lif ve su içeriği yüksek bazı besinler tokluk hissini destekleyerek porsiyon ve atıştırma kontrolünü kolaylaştırabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kilo Vermeye Yardımcı Besinler: Tokluk Hissini Destekleyen 9 Seçenek</p>

<p>Kilo vermeye çalışanların en sık karşılaştığı sorunlardan biri açlık. Kahvaltının üzerinden birkaç saat geçmeden yeniden acıkmak, akşam yemeğinden sonra atıştırma isteği duymak veya küçük porsiyonlarla doymadığını hissetmek kilo kontrolünü zorlaştırabiliyor.</p>

<p>Ancak mesele yalnızca “az yemek” değil. Yediğimiz besinin protein, lif ve su içeriği, ne kadar hızlı tüketildiği ve ne kadar tok tuttuğu da günlük enerji alımını etkileyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle bazı besinler doğrudan “yağ yakmasa” bile daha uzun süre tok kalmaya, öğünleri daha dengeli kurmaya ve yüksek kalorili yiyeceklere yönelmeyi azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var: Hiçbir besin tek başına kilo verdirmez. Vücut ağırlığının azalması için uzun vadede alınan enerji ile harcanan enerji arasında uygun bir denge oluşması gerekir. Uyku, fiziksel aktivite, yaş, ilaçlar, hormonal ve metabolik faktörler de süreci etkileyebilir.</p>

<p>Peki kilo kontrolü hedefleyen bir beslenme düzeninde hangi yiyecekler avantaj sağlayabilir?</p>

<p>1. Kuru fasulye, mercimek ve nohut</p>

<p>Baklagiller kilo kontrolünde en kullanışlı besin gruplarından biri olabilir. Bunun temel nedeni hem bitkisel protein hem de lif içermeleridir.</p>

<p>Lif, sindirim sürecini ve tokluk hissini etkileyebilir. Protein de öğünün daha doyurucu olmasına katkıda bulunabilir. Böylece mercimek, nohut, kuru fasulye ve bezelye gibi besinlerin bulunduğu bir öğün, kısa süre sonra yeniden acıkmayı önlemeye yardımcı olabilir.</p>

<p>Randomize kontrollü araştırmaları bir araya getiren bir meta-analizde de baklagil tüketiminin vücut ağırlığında küçük fakat anlamlı bir azalmayla ilişkili olabileceği görüldü.</p>

<p>Ancak buradaki etkiyi büyütmemek gerekiyor. Bir tabak kuru fasulye kendi başına zayıflama yöntemi değildir. Yemeğin hazırlanma biçimi, kullanılan yağ miktarı, yanında tüketilen ekmek veya pilav ve toplam porsiyon sonucu değiştirebilir.</p>

<p>2. Sebze ağırlıklı çorbalar</p>

<p>Yemeğe sebze içeriği yüksek, yoğun krema ve aşırı yağ içermeyen bir çorbayla başlamak bazı kişilerde ana öğünde tüketilen yiyecek miktarını azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Bunun arkasında basit bir mekanizma var: Su ve sebzelerin oluşturduğu hacim mideyi doldururken, öğünün enerji yoğunluğu görece düşük tutulabilir.</p>

<p>Fakat her çorba aynı değildir. Bol krema, tereyağı, fazla yağ veya yüksek miktarda un içeren çorbalar düşünüldüğünden daha yüksek enerji sağlayabilir.</p>

<p>Dolayısıyla “çorba zayıflatır” demek yerine, sebze ağırlıklı ve enerji yoğunluğu düşük çorbaların öğün planlamasında yararlı olabileceğini söylemek daha doğrudur.</p>

<p>3. Yoğurt</p>

<p>Yoğurt protein içeriği nedeniyle dengeli bir ara öğünün veya kahvaltının parçası olabilir. Özellikle ilave şeker içermeyen sade yoğurt, meyve ve ölçülü miktarda kuruyemişle bir araya getirildiğinde daha doyurucu bir seçenek oluşturabilir.</p>

<p>Burada etiket okumak önemli. Meyveli veya aromalı olarak satılan bazı ürünlerde yüksek miktarda ilave şeker bulunabilir.</p>

<p>Yoğurt tüketimi ile vücut ağırlığı arasındaki ilişkiyi inceleyen gözlemsel çalışmalar ilgi çekici sonuçlar vermiş olsa da bunlar yoğurdun doğrudan kilo verdirdiğini kanıtlamaz.</p>

<p>Asıl avantaj, yoğurdun yüksek şekerli tatlılar veya enerji yoğunluğu yüksek atıştırmalıkların yerine tercih edilmesiyle ortaya çıkabilir.</p>

<p>4. Elma</p>

<p>Meyve suyu içmekle meyvenin kendisini yemek aynı şey değildir.</p>

<p>Kabuklu bir elma su, lif ve çiğneme gerektiren yapısıyla tokluk açısından avantaj sağlayabilir. Meyve suyunda ise meyvenin doğal yapısı değişir ve aynı miktarda enerjiyi daha hızlı tüketmek kolaylaşabilir.</p>

<p>Bu nedenle kilo kontrolünde meyveyi mümkün olduğunca bütün halde tüketmek genellikle daha iyi bir seçenektir.</p>

<p>Elmanın özel bir “yağ yakıcı” etkisi olduğuna dair güçlü kanıt bulunmuyor. Avantajı daha çok lif içeren bütün bir meyve olması ve tatlı ihtiyacına besleyici bir alternatif sunabilmesidir.</p>

<p>5. Kuruyemişler</p>

<p>Badem, ceviz, fındık ve benzeri kuruyemişler protein, lif ve doymamış yağlardan zengindir. Bu bileşim tokluk açısından önemli bir avantaj sağlayabilir.</p>

<p>İlk bakışta burada bir çelişki var: Kuruyemişlerin enerji yoğunluğu yüksektir. Buna rağmen kontrollü çalışmaların meta-analizlerinde kuruyemiş içeren beslenme düzenlerinin vücut ağırlığını artırdığı gösterilmemiştir.</p>

<p>Bu durum sınırsız kuruyemiş yenebileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Bir avuçla başlayan atıştırmalık fark edilmeden birkaç avuca çıkabilir. Bu nedenle kilo vermeye çalışan kişiler açısından kuruyemişte porsiyon kontrolü özellikle önemlidir.</p>

<p>6. Yumurta ve diğer kaliteli protein kaynakları</p>

<p>Protein açısından yeterli bir kahvaltı veya ana öğün, bazı kişilerde tokluk hissinin daha uzun sürmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Yumurta bu açıdan pratik seçeneklerden biridir. Ancak protein yalnızca yumurtadan alınmaz. Balık, tavuk, yoğurt, kefir, baklagiller ve diğer uygun protein kaynakları da dengeli beslenmenin parçası olabilir.</p>

<p>Araştırmalar, enerji kısıtlaması sırasında yeterli protein alımının özellikle egzersizle birlikte yağsız vücut kütlesinin korunmasına yardımcı olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Buradan “ne kadar çok protein, o kadar hızlı kilo kaybı” sonucu çıkarılmamalıdır. Protein gereksinimi kişiye göre değişir ve özellikle böbrek hastalığı gibi bazı sağlık sorunlarında beslenme planının bireyselleştirilmesi gerekebilir.</p>

<p>7. Sebzeler</p>

<p>Kilo kontrolünde tabağın en güçlü oyuncularından biri çoğu zaman en gösterişsiz olanıdır: sebzeler.</p>

<p>Brokoli, kabak, karnabahar, biber, domates, salatalık, yeşil yapraklı sebzeler ve benzeri seçenekler yüksek su ve lif içerikleri sayesinde tabağın hacmini artırabilir.</p>

<p>Bu yaklaşımın önemli bir avantajı vardır. İnsan yalnızca kalori saymak yerine tabağını daha düşük enerji yoğunluğuna sahip besinlerle büyütebilir.</p>

<p>Sebzeleri makarna, omlet, çorba veya ana yemeklere eklemek de toplam öğünün enerji yoğunluğunu azaltmanın pratik yollarından biridir.</p>

<p>Elbette pişirme yöntemi önemlidir. Sebzenin kendisi düşük kalorili olsa bile kızartma, yoğun soslar veya fazla yağ yemeğin toplam enerjisini ciddi biçimde artırabilir.</p>

<p>8. Tam tahıllar</p>

<p>Yulaf, bulgur ve diğer tam tahıllar rafine tahıllara kıyasla daha fazla lif sağlayabilir.</p>

<p>Lif içeren karbonhidrat kaynakları sindirim sisteminde daha uzun süre kalabilir ve öğünün doyuruculuğuna katkıda bulunabilir. Dünya Sağlık Örgütü de sağlıklı beslenmede karbonhidrat kaynaklarının önemli bölümünün tam tahıllar, sebzeler, meyveler ve baklagillerden gelmesini öneriyor.</p>

<p>Ancak “tam tahıllı” ifadesi sınırsız tüketim anlamına gelmez.</p>

<p>Bulgur da yulaf da enerji sağlar. Kilo kontrolünde besinin kalitesi kadar toplam miktar ve öğünün bütünü önemlidir.</p>

<p>9. Greyfurt</p>

<p>Greyfurt yıllardır zayıflama diyetlerinin en çok konuşulan meyvelerinden biri. Bazı küçük klinik araştırmalarda öğünlerden önce greyfurt tüketen kişilerde kilo kaybı gözlenmiştir.</p>

<p>Ancak bu bulgu greyfurtun “yağ yaktığı” anlamına gelmez.</p>

<p>Greyfurtun özel bir zayıflama mekanizmasına sahip olduğunu gösterecek kadar güçlü bilimsel kanıt bulunmuyor. Meyvenin su ve lif içeriği tokluğa katkıda bulunabilir ancak kilo kaybının temel belirleyicisi yine beslenmenin bütünüdür.</p>

<p>Greyfurt konusunda ayrıca önemli bir ayrıntı bulunuyor: Bazı ilaçlarla ciddi etkileşim gösterebilir. Greyfurt ve greyfurt suyu, bazı ilaçların kandaki düzeyini değiştirebildiği için düzenli ilaç kullanan kişilerin bu konuda hekim veya eczacıdan bilgi alması gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bitter çikolata listeye girer mi?</p>

<p>Bitter çikolata bazı çalışmalarda iştah ve sonraki öğündeki enerji alımı açısından incelenmiştir. Ancak buradan bitter çikolatanın kilo verdirdiği sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Çikolata enerji yoğunluğu yüksek bir besindir.</p>

<p>Tatlı isteğini karşılamak amacıyla küçük miktarlarda tercih edilmesi bazı kişiler için sürdürülebilir beslenmenin parçası olabilir. Fakat “bitter olduğu için istediğim kadar yiyebilirim” düşüncesi kilo kontrolünde ters sonuç verebilir.</p>

<p>Asıl mesele hangi besini eklediğiniz kadar neyin yerine koyduğunuz</p>

<p>Kilo kontrolünde gözden kaçan noktalardan biri budur.</p>

<p>Bir avuç kuruyemişi mevcut beslenmeye fazladan eklemek ile cips yerine tüketmek aynı değildir. Yoğurdu mevcut öğünlerin üzerine eklemek ile şekerli bir tatlı yerine tercih etmek de aynı sonucu doğurmayabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “sağlıklı yiyecekleri artırmak” değil, enerji yoğunluğu yüksek ve besleyiciliği düşük seçeneklerin yerine daha doyurucu besinleri koymak önemlidir.</p>

<p>Tokluk için tabağın üç ayağı: Protein, lif ve hacim</p>

<p>Pratik olarak kilo kontrolüne uygun bir öğünü üç temel özellik üzerinden düşünmek mümkün:</p>

<p>Protein: Yumurta, yoğurt, balık, tavuk veya baklagiller gibi kaynaklardan gelebilir.</p>

<p>Lif: Sebze, meyve, baklagil ve tam tahıllardan sağlanabilir.</p>

<p>Hacim: Sebze, salata, meyve ve sebze ağırlıklı çorbalar daha düşük enerjiyle daha büyük porsiyon oluşturmayı kolaylaştırabilir.</p>

<p>Bu üç özellik aynı öğünde buluştuğunda yalnızca “daha az yemek” yerine daha doyurucu yemek mümkün hale gelebilir.</p>

<p>Kilo vermek için tek bir “mucize besin” yok</p>

<p>Bilimsel verilerin ortak mesajı, kilo kaybını tek bir yiyeceğe bağlamanın doğru olmadığı yönünde.</p>

<p>Fasulye, mercimek, yoğurt, elma, sebze, tam tahıl veya kuruyemiş sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olabilir. Fakat bunların hiçbiri vücuttaki yağı kendi başına eritmez.</p>

<p>Uzun vadede sürdürülebilir kilo kontrolü; kişinin enerji ihtiyacına uygun beslenme, yeterli protein ve lif, sebze ve meyve tüketimi, porsiyon farkındalığı, fiziksel aktivite ve sürdürülebilir alışkanlıkların birlikte yürütülmesine dayanır.</p>

<p>Çok kısıtlayıcı ve kısa süreli diyetler yerine kişinin aylar ve yıllar boyunca sürdürebileceği bir beslenme düzeni oluşturmak çoğu zaman daha gerçekçi bir yaklaşımdır.</p>

<p>Ayrıca kilo vermekte belirgin güçlük yaşayan, hızlı veya açıklanamayan kilo değişiklikleri bulunan, diyabet, böbrek hastalığı veya başka kronik hastalığı olan ya da düzenli ilaç kullanan kişilerin beslenme planının bireysel sağlık durumuna göre değerlendirilmesi önem taşır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>The American Journal of Clinical Nutrition – Effects of dietary pulse consumption on body weight: a systematic review and meta-analysis of randomized controlled trials – Kim SJ, de Souza RJ, Choo VL ve arkadaşları – 2016 – DOI: 10.3945/ajcn.115.124677</li>
 <li>The American Journal of Clinical Nutrition – Nut intake and adiposity: meta-analysis of clinical trials – Flores-Mateo G, Rojas-Rueda D, Basora J, Ros E, Salas-Salvadó J – 2013 – DOI: 10.3945/ajcn.111.031484</li>
 <li>The American Journal of Clinical Nutrition – Higher compared with lower dietary protein during an energy deficit combined with intense exercise promotes greater lean mass gain and fat mass loss: a randomized trial – Longland TM, Oikawa SY, Mitchell CJ, Devries MC, Phillips SM – 2016 – DOI: 10.3945/ajcn.115.119339</li>
 <li>Journal of Medicinal Food – The effects of grapefruit on weight and insulin resistance: relationship to the metabolic syndrome – Fujioka K, Greenway F, Sheard J, Ying Y – 2006 – DOI: 10.1089/jmf.2006.9.49</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – Healthy Diet – 2026</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/daha-uzun-sure-tok-kalmak-mumkun-mu-kilo-kontrolunde-one-cikan-besinler</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8035.jpeg" type="image/jpeg" length="39564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yozgat’ı Yasa Boğan Ölümde Adli Süreç: Betül Ünsal Yeşilyurt’un Ölümü Araştırılıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yozgati-yasa-bogan-olumde-adli-surec-betul-unsal-yesilyurtun-olumu-arastiriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yozgati-yasa-bogan-olumde-adli-surec-betul-unsal-yesilyurtun-olumu-arastiriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yozgat Bozok Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Betül Ünsal Yeşilyurt’un ani ölümüyle ilgili adli soruşturma başlatıldığı bildirildi. Evinde hareketsiz halde bulunan ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren akademisyenin kesin ölüm nedeninin belirlenmesine yönelik inceleme sürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yozgat Bozok Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Betül Ünsal Yeşilyurt’un hayatını kaybetmesinin ardından olayın aydınlatılmasına yönelik adli süreç başlatıldı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre Yeşilyurt’tan bir süre haber alamayan yakınlarının endişelenmesi üzerine arkadaşları akademisyenin evine gitti. Evde hareketsiz halde bulunan Yeşilyurt için sağlık ekiplerine haber verildi.</p>

<p>İhbar üzerine adrese gelen ekipler tarafından ilk müdahalesi yapılan Yeşilyurt, Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne kaldırıldı. Ancak yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.</p>

<p>SAVCILIK OLAYI ARAŞTIRIYOR</p>

<p>Doç. Dr. Betül Ünsal Yeşilyurt’un beklenmedik ölümü sonrasında adli makamların harekete geçtiği ve ölümün koşullarının belirlenmesi amacıyla soruşturma yürütüldüğü bildirildi.</p>

<p>Yerel basına yansıyan bilgilere göre Yozgat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada olayın meydana geliş şeklinin ortaya çıkarılması amacıyla çeşitli ihtimaller değerlendiriliyor ve bilgi sahibi kişilerin ifadelerine başvuruluyor.</p>

<p>Soruşturmanın devam ettiği aşamada Yeşilyurt’un ölüm şekline ilişkin kesinleşmiş bir adli tespit bulunmuyor.</p>

<p>KESİN ÖLÜM NEDENİ ADLİ İNCELEMEYLE NETLEŞECEK</p>

<p>Olayın ardından en fazla merak edilen konu Doç. Dr. Betül Ünsal Yeşilyurt’un ölüm nedeni oldu.</p>

<p>İlk haberlerde akademisyenin kesin ölüm nedenine ilişkin herhangi bir bilgi paylaşılmadı. Ölüm nedeninin adli ve tıbbi incelemelerin tamamlanmasının ardından kesinlik kazanması bekleniyor.</p>

<p>Bu nedenle soruşturma sonuçlanmadan ölümün belirli bir nedene bağlanması mümkün değil.</p>

<p>AKADEMİK CAMİADA BÜYÜK ÜZÜNTÜ</p>

<p>Doç. Dr. Betül Ünsal Yeşilyurt, Yozgat Bozok Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü bünyesinde Hemşirelik Esasları Anabilim Dalı’nda görev yapıyordu.</p>

<p>Üniversitenin akademik kayıtlarına göre Yeşilyurt, 2011 yılında Yozgat Bozok Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu’nda araştırma görevlisi olarak başladığı akademik kariyerini aynı üniversitede sürdürdü.</p>

<p>2019 yılında doktor öğretim üyesi olan Yeşilyurt, 2024 yılında doçentlik unvanını aldı. Akademik çalışmalarının yanı sıra idari görevler de üstlenen Yeşilyurt, Hemşirelik Bölüm Başkanlığı ve Rektörlük Kalite Komisyonu Başkanlığı görevlerinde bulundu.</p>

<p>Üniversitenin akademik veri sisteminde Yeşilyurt’un 64 yayını, ulusal ve uluslararası bilimsel çalışmaları ile lisansüstü tez danışmanlıkları bulunuyor.</p>

<p>SON YOLCULUĞUNA KAYSERİ’DE UĞURLANDI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yozgat Bozok Üniversitesi Rektörlüğü, Yeşilyurt’un vefatının ardından yayımladığı duyuruyla üniversite camiasına başsağlığı diledi.</p>

<p>Üniversitenin resmî açıklamasına göre Doç. Dr. Betül Ünsal Yeşilyurt’un cenazesi 9 Ağustos 2026 Pazar günü Kayseri Hulusi Akar Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlandı.</p>

<p>Akademisyenin ölümü öğrencileri, çalışma arkadaşları ve yakınları arasında büyük üzüntüye neden olurken, adli soruşturmanın sonucunda ortaya çıkacak bulgular bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yozgati-yasa-bogan-olumde-adli-surec-betul-unsal-yesilyurtun-olumu-arastiriliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8034.jpeg" type="image/jpeg" length="98801"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Al Hilal’den Osimhen için 130 milyon euro iddiası: Galatasaray reddetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/al-hilalden-osimhen-icin-130-milyon-euro-iddiasi-galatasaray-reddetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/al-hilalden-osimhen-icin-130-milyon-euro-iddiasi-galatasaray-reddetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın yıldız golcüsü Victor Osimhen için Suudi Arabistan’dan astronomik bir teklif geldiği öne sürüldü. Sky Sport Almanya kaynaklı haberlere göre Al Hilal, Nijeryalı santrfor için 130 milyon euroluk teklif sundu ancak sarı-kırmızılı yönetim bu rakamı kabul etmedi. Teklifin tutarı konusunda kulüplerden henüz resmî açıklama gelmedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’a Osimhen için 130 milyon euroluk dev teklif iddiası</p>

<p>Galatasaray’da yaz transfer döneminin en çarpıcı dosyalarından biri Victor Osimhen için açıldı.</p>

<p>Avrupa basınına yansıyan son haberlere göre Suudi Arabistan ekibi Al Hilal, Nijeryalı yıldızı kadrosuna katabilmek için Galatasaray’ın kapısını astronomik bir rakamla çaldı.</p>

<p>Sky Sport Almanya kaynaklı olarak aktarılan bilgilere göre Al Hilal’in Osimhen için yaptığı teklif 130 milyon euroya ulaştı.</p>

<p>Galatasaray’ın ise bu dev teklifi reddettiği bildirildi.</p>

<p>130 milyon euro masaya geldi iddiası</p>

<p>Osimhen’in adı daha önce de Suudi Arabistan kulüpleriyle anılmıştı. Ancak son iddia, rakamın büyüklüğü nedeniyle transfer dosyasını farklı bir noktaya taşıdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haberlere göre Al Hilal, yıldız santrforu transfer edebilmek için 130 milyon euroluk bonservis teklifini Galatasaray’a iletti.</p>

<p>Sarı-kırmızılı yönetimin cevabının ise olumsuz olduğu öne sürüldü.</p>

<p>Galatasaray veya Al Hilal cephesinden teklifin tutarını doğrulayan resmî bir açıklama henüz yapılmadığı için 130 milyon euroluk rakamı kesinleşmiş bonservis teklifi olarak değil, güçlü bir transfer iddiası olarak değerlendirmek gerekiyor.</p>

<p>Galatasaray Osimhen’i bırakmak istemiyor</p>

<p>Galatasaray’ın teklifi reddettiği yönündeki bilgi, sarı-kırmızılıların Osimhen konusunda izlediği politikayı da ortaya koyuyor.</p>

<p>Nijeryalı santrfor, yalnızca takımın gol yükünü taşıyan isimlerden biri değil, Galatasaray’ın Avrupa hedeflerinin de merkezindeki oyuncular arasında bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle yönetimin olağanüstü büyüklükte bir teklif karşısında dahi yıldız futbolcunun ayrılığına sıcak bakmadığı belirtiliyor.</p>

<p>Suudi Arabistan’ın Osimhen ısrarı</p>

<p>Osimhen’in Suudi Arabistan kulüplerinin radarına girmesi yeni değil.</p>

<p>Golcü futbolcunun Avrupa’daki performansı, fizik gücü, sürati ve ceza sahasındaki etkinliği uzun süredir dünyanın en yüksek bütçeli kulüplerinin ilgisini çekiyor.</p>

<p>Al Hilal’in yeniden devreye girdiği yönündeki son haber ise Suudi ekibinin Osimhen dosyasını kapatmadığını gösteriyor.</p>

<p>130 milyon euroluk teklif iddiasının ardından gözler, Al Hilal’in rakamı daha da yükseltip yükseltmeyeceğine çevrildi.</p>

<p>Osimhen transfer piyasasının merkezinde</p>

<p>27 yaşındaki Victor Osimhen, Avrupa futbolunun en değerli santrforları arasında gösteriliyor.</p>

<p>Nijeryalı golcü, kariyerinde Lille ve Napoli gibi önemli Avrupa kulüplerinde forma giyerken özellikle İtalya’daki performansıyla dünya çapında üne kavuştu.</p>

<p>Napoli’nin 2022-2023 sezonunda Serie A şampiyonluğuna ulaşmasında başrol oynayan Osimhen, o sezon İtalya Ligi’nin gol kralı oldu.</p>

<p>Galatasaray forması altında ortaya koyduğu performans da yıldız futbolcunun transfer piyasasındaki değerini korumasını sağladı.</p>

<p>Galatasaray için tarihi bir rakam</p>

<p>130 milyon euroluk teklifin doğrulanması halinde söz konusu rakam yalnızca Galatasaray açısından değil, Türk futbol tarihi bakımından da olağanüstü bir büyüklük anlamına geliyor.</p>

<p>Ancak sarı-kırmızılı yönetimin sportif hedefleri mali büyüklüğün önünde tuttuğu ve Osimhen’i kadroda tutmak istediği bildiriliyor.</p>

<p>Transfer penceresi kapanana kadar Suudi Arabistan’dan yeni bir hamle gelme ihtimali ise masada.</p>

<p>Şimdilik dosyadaki en kritik bilgi şu:</p>

<p>Al Hilal’in Victor Osimhen için 130 milyon euroluk teklif yaptığı ve Galatasaray’ın bu teklifi reddettiği ileri sürülüyor. Ancak rakam henüz iki kulüpten biri tarafından resmen doğrulanmış değil.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Sky Sport Almanya</li>
 <li>Florian Plettenberg</li>
 <li>Suudi Arabistan spor basını</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/al-hilalden-osimhen-icin-130-milyon-euro-iddiasi-galatasaray-reddetti</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8033.jpeg" type="image/jpeg" length="46863"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zayıflama İlaçları Güvenli mi? Yan Etki ve Ölüm Bildirimlerinde Bilinmesi Gereken Gerçek]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclari-guvenli-mi-yan-etki-ve-olum-bildirimlerinde-bilinmesi-gereken-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclari-guvenli-mi-yan-etki-ve-olum-bildirimlerinde-bilinmesi-gereken-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GLP-1 zayıflama ilaçlarıyla ilişkilendirilen ölüm bildirimleri tartışma yarattı. Ancak bildirim, ilacın ölüme neden olduğunun kanıtı değil. Peki gerçek risk ne ve hangi belirtiler önemsenmeli?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mounjaro, Wegovy ve benzeri zayıflama ilaçlarının kullanımının hızla yaygınlaşmasıyla birlikte, bu ilaçların güvenliği de milyonlarca insanın merak ettiği bir konu haline geldi. Özellikle İngiltere’de GLP-1 ilaçlarını kullanan kişilerle ilgili yüzlerce ölüm bildiriminin bulunduğuna ilişkin haberler, “Zayıflama iğneleri ölüme yol açıyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.</p>

<p>BMJ’de 12 Ağustos 2026’da yayımlanan bir doğruluk kontrolü, tartışmadaki en kritik ayrıntıya dikkat çekiyor: Bir ilacı kullanan kişide meydana gelen ölümün ilaç güvenliği sistemine bildirilmesi, ölümün o ilaç tarafından meydana getirildiğinin kanıtı değildir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, “ilaç kullanırken hayatını kaybetti” ile “ilaç nedeniyle hayatını kaybetti” aynı şey değildir.</p>

<p>Bununla birlikte GLP-1 ilaçları tamamen risksiz de değildir. Özellikle ciddi ve geçmeyen karın ağrısı, pankreatit adı verilen pankreas iltihabının belirtisi olabileceği için dikkatle değerlendirilmelidir.</p>

<p>GLP-1 ilaçları nedir?</p>

<p>GLP-1 temelli ilaçlar başlangıçta özellikle tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan, daha sonra obezite tedavisindeki etkileri nedeniyle çok daha geniş bir kesimin tanıdığı ilaç grubuna dönüştü.</p>

<p>Semaglutid ve liraglutid GLP-1 reseptörleri üzerinden etki gösterirken, tirzepatid hem GLP-1 hem de GIP adı verilen başka bir bağırsak hormonu sistemi üzerinde etkilidir.</p>

<p>Bu ilaçlar iştahın azalmasına, kişinin daha uzun süre tok hissetmesine ve mide boşalmasının yavaşlamasına yardımcı olabilir. Uygun hastalarda belirgin kilo kaybı sağlayabilirler.</p>

<p>Ancak etkili olmaları, yan etkilerinin bulunmadığı anlamına gelmez.</p>

<p>Bulantı, kusma, ishal, kabızlık ve karın ağrısı en çok bilinen sindirim sistemi yakınmaları arasındadır. Daha seyrek fakat daha ciddi komplikasyonlar da görülebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Yüzlerce ölüm” iddiası nereden çıktı?</p>

<p>BMJ’nin Jacqui Wise imzasıyla yayımladığı doğruluk kontrolüne göre, İngiliz basınında son haftalarda GLP-1 zayıflama ilaçlarıyla yüzlerce ölümü ve çok sayıda yan etkiyi ilişkilendiren haberler yayımlandı.</p>

<p>İngiltere’nin ilaç güvenliği sistemine ulaşan veriler üzerinden bazı yayınlarda 100’ün üzerinde, bazılarında 150’den fazla, bazılarında ise 200’ü aşan ölümden söz edildi.</p>

<p>Bu rakamları yorumlarken sistemin nasıl çalıştığını bilmek gerekiyor.</p>

<p>İngiltere’de ilaçlarla ilişkili olduğundan şüphelenilen yan etkiler Yellow Card adı verilen farmakovijilans sistemine bildirilebiliyor. Sistem, daha önce bilinmeyen veya beklenenden sık görülen olası güvenlik sorunlarının fark edilmesini sağlıyor.</p>

<p>Fakat bu sistemde yer alan bir bildirim, tek başına neden-sonuç ilişkisi kurmuyor.</p>

<p>Yan etki bildirimi “ilaç bunu yaptı” anlamına gelmiyor</p>

<p>Bu ayrım GLP-1 tartışmasının merkezinde bulunuyor.</p>

<p>Bir kişi ilacı kullanırken kalp krizi geçirebilir, başka bir hastalığa yakalanabilir veya hayatını kaybedebilir. Olay ilaçla ilişkili olabileceği şüphesiyle güvenlik sistemine bildirilebilir.</p>

<p>Ancak kişinin yaşı, obezite, diyabet, kalp-damar hastalıkları, başka hastalıkları, kullandığı diğer ilaçlar veya olaydan tamamen bağımsız faktörler de sonucu açıklayabilir.</p>

<p>Bu nedenle spontan yan etki bildirimleri bilim insanları için önemli bir “sinyal” oluşturur fakat tek başına ilacın olaya neden olduğunu kanıtlamaz.</p>

<p>Ayrıca bildirim sayısı doğrudan “bu kadar kişi zarar gördü” biçiminde de yorumlanmamalıdır. Bir hastayla ilgili birden fazla şüpheli reaksiyon bildirilebilmesi ve bu tür sistemlerin kullanım yaygınlığından etkilenmesi mümkündür.</p>

<p>Bir ilacın gerçek riskini değerlendirmek için bildirimin yanı sıra klinik araştırmalar, gözlemsel çalışmalar, ilacı kullanan toplam kişi sayısı, beklenen doğal hastalık oranları ve diğer güvenlik verilerinin birlikte incelenmesi gerekir.</p>

<p>Peki hiç doğrulanmış ciddi vaka yok mu?</p>

<p>Var. İşte tartışmanın diğer önemli tarafı da bu.</p>

<p>BMJ’nin aktardığı vakalardan biri 66 yaşındaki Paula Owen’a ilişkin. İngiltere’de adli tıp yetkilisi, Owen’ın kullandığı GLP-1 agonistinin akut pankreatit sonucu gerçekleşen ölümüne katkıda bulunduğunu bildirdi. Vakanın ayrıntılı adli incelemesinin daha sonra yapılması planlandı.</p>

<p>BMJ ayrıca 58 yaşındaki hemşire Susan McGowan’ın 2024’teki ölümüne dikkat çekiyor.</p>

<p>McGowan’ın ölüm belgesinde çoklu organ yetmezliği, septik şok ve pankreatit ölüm nedenleri arasında yer alırken, reçeteli tirzepatid kullanımı katkıda bulunan bir faktör olarak kaydedilmişti.</p>

<p>Bu vakalar önemli olmakla birlikte, yüzlerce şüpheli bildirimin tamamının aynı şekilde doğrulandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Dolayısıyla iki uç yorum da doğru değil:</p>

<p>“Bütün bildirilen ölümlere GLP-1 ilaçları neden oldu” demek için yeterli kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Ancak “Bu ilaçların ciddi veya ölümcül hiçbir riski yok” demek de mevcut güvenlik verileriyle bağdaşmıyor.</p>

<p>En önemli ciddi risklerden biri: Akut pankreatit</p>

<p>İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu 2026 yılında GLP-1 ve GLP-1/GIP ilaçlarının ürün bilgilerindeki akut pankreatit uyarılarını güçlendirdi.</p>

<p>Pankreatit, pankreasın ani olarak iltihaplanmasıdır.</p>

<p>GLP-1 ilaçlarıyla ilişkili akut pankreatit bilinen fakat seyrek görülen bir yan etkidir. Çok nadir vakalarda hastalık ağırlaşabilir; pankreas dokusunda hasara yol açan nekrotizan pankreatit gelişebilir ve ölümcül seyredebilir.</p>

<p>Bu nedenle sıradan sindirim sistemi yan etkileri ile ciddi bir tablonun belirtilerini ayırt etmek önem taşıyor.</p>

<p>Hangi karın ağrısı önemsenmeli?</p>

<p>GLP-1 kullanan bir kişide şiddetli ve geçmeyen karın ağrısı özellikle önemlidir.</p>

<p>Pankreatitte ağrı çoğunlukla üst karın bölgesinde hissedilebilir ve sırta doğru yayılabilir. Bulantı ve kusma eşlik edebilir.</p>

<p>Buradaki kritik nokta, şiddetli ve devam eden ağrının “İğnenin normal yan etkisidir, geçer” denilerek görmezden gelinmemesidir.</p>

<p>Özellikle şu durumlarda gecikmeden tıbbi değerlendirme gerekir:</p>

<ul>
 <li>Şiddetli ve sürekli karın ağrısı</li>
 <li>Sırta yayılan belirgin karın ağrısı</li>
 <li>Karın ağrısıyla birlikte tekrarlayan kusma</li>
 <li>Sıvı alınmasını engelleyecek kadar devam eden kusma veya ishal</li>
 <li>Belirgin susuzluk, halsizlik veya bayılacak gibi olma</li>
 <li>Sarılık gelişmesi</li>
 <li>Ciddi alerjik reaksiyon belirtileri</li>
</ul>

<p>Şiddetli, sürekli ve özellikle sırta yayılan karın ağrısı pankreatit açısından acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Bulantı ve kusma neden hafife alınmamalı?</p>

<p>Bulantı ve kusma GLP-1 ilaçlarının bilinen yan etkileri arasında yer aldığı için kullanıcıların bunları tamamen normal kabul etme eğilimi olabilir.</p>

<p>Çoğu durumda bu yakınmalar ciddi bir hastalık anlamına gelmez.</p>

<p>Ancak şiddetli veya uzun süren kusma önemli miktarda sıvı ve elektrolit kaybına neden olabilir. Elektrolitler kalp ritmi, kaslar ve sinir sistemi dahil birçok yaşamsal işlev için gereklidir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle sıvı alamama, belirgin halsizlik, baş dönmesi, bayılma hissi veya ciddi karın ağrısıyla birlikte seyreden kusma sıradan bir yan etki olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>GLP-1 kullanan herkes pankreatit açısından yüksek risk altında mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Düzenleyici kurumların pankreatit konusunda uyarı yayımlaması, ilacı kullanan kişilerin büyük bölümünün pankreatit geliştireceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>İngiliz ilaç düzenleyicisi akut pankreatiti bilinen ancak seyrek bir yan etki olarak tanımlıyor. Ağır, nekrotizan veya ölümcül vakalar ise daha nadir.</p>

<p>Risk değerlendirilirken kişinin tıbbi geçmişi de önemlidir. Pankreatitin GLP-1 ilaçları dışında safra taşları, yüksek trigliserid düzeyleri, alkol kullanımı ve çeşitli başka nedenleri bulunabilir.</p>

<p>Dolayısıyla GLP-1 kullanan bir kişide pankreatit gelişmesi bile her vakada otomatik olarak ilacın tek neden olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>İlaçların yararları da risk değerlendirmesinin bir parçası</p>

<p>GLP-1 ilaçlarının güvenliği tartışılırken yalnızca yan etkileri değerlendirmek de eksik bir tablo oluşturabilir.</p>

<p>Obezite kendi başına tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları, uyku apnesi ve çok sayıda başka sağlık sorunuyla bağlantılı ciddi bir kronik hastalıktır.</p>

<p>GLP-1 temelli tedaviler uygun hastalarda önemli kilo kaybı sağlayabilir. Bazı GLP-1 ilaçları için büyük klinik araştırmalarda kalp-damar hastalığı açısından da yararlar gösterilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle tıpta temel soru “Bu ilacın hiç riski var mı?” değildir. Neredeyse hiçbir etkili ilaç için risk sıfır değildir.</p>

<p>Asıl değerlendirme, belirli bir hasta için beklenen yararın olası risklerden fazla olup olmadığıdır.</p>

<p>Bu denge kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>Sosyal medyadan veya kaçak ürünlerden temin etmek ayrı bir risk</p>

<p>GLP-1 ilaçlarına yönelik yoğun talep başka bir sorunu da beraberinde getirdi: tıbbi değerlendirme dışında kullanım ve ruhsatsız ürünlere yönelme.</p>

<p>İlacın kim için uygun olduğunun değerlendirilmemesi, kişinin diğer hastalıklarının ve ilaçlarının bilinmemesi veya denetimsiz ürün kullanılması güvenlik sorunlarını artırabilir.</p>

<p>Özellikle internette “araştırma amaçlı”, “peptid” veya benzeri ifadelerle satılan ruhsatsız maddelerin onaylı ilaçlarla aynı güvenlik ve kalite standartlarına sahip olduğu varsayılamaz.</p>

<p>Zayıflama amacıyla ilaç kullanımı yalnızca tartıdaki rakam üzerinden değerlendirilecek kadar basit değildir.</p>

<p>GLP-1 kullanırken her mide şikâyeti tehlikeli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bulantı, ishal, kabızlık, kusma ve karın rahatsızlığı bu ilaçlarla görülebilen yan etkiler arasındadır. Bu belirtilerin ortaya çıkması kişinin mutlaka ciddi bir komplikasyon geçirdiği anlamına gelmez.</p>

<p>Fakat belirtinin şiddeti, süresi ve eşlik eden bulgular önemlidir.</p>

<p>Hafif bulantıyla, saatlerce devam eden şiddetli ve sırta yayılan karın ağrısını aynı kategoride değerlendirmek doğru değildir.</p>

<p>İlaç güvenliğinde asıl amaç paniğe kapılmak değil, olağandışı veya ağır belirtileri zamanında fark etmektir.</p>

<p>İlacı kullananlar ölüm haberları nedeniyle bırakmalı mı?</p>

<p>Bu tür haberler üzerine reçeteli tedaviyi kendi kendine kesmek doğru bir yaklaşım değildir.</p>

<p>GLP-1 ilaçları diyabet veya obezite gibi kronik hastalıkların tedavisinde kullanılabilir. Tedavinin devamı, değiştirilmesi veya sonlandırılması kişinin hastalığına, tedaviden elde ettiği yarara, yan etkilerine ve diğer risk faktörlerine göre değerlendirilir.</p>

<p>Bununla birlikte ciddi bir yan etki düşündüren belirtilerin ortaya çıkması halinde tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir.</p>

<p>“200 ölüm” rakamından çıkarılmaması gereken sonuç</p>

<p>GLP-1 ilaçları hakkındaki tartışmanın belki de en önemli dersi, ilaç güvenliği verilerinin nasıl okunması gerektiği.</p>

<p>Bir güvenlik sisteminde yüzlerce ölüm bildiriminin bulunması önemlidir ve araştırılmalıdır.</p>

<p>Ancak bu rakamı doğrudan “ilaç yüzlerce kişiyi öldürdü” şeklinde çevirmek bilimsel olarak doğru değildir.</p>

<p>Aynı şekilde bildirimlerin nedenselliği kanıtlamaması, güvenlik sinyallerinin önemsiz olduğu anlamına da gelmez.</p>

<p>Farmakovijilans sistemlerinin görevi zaten bu şüpheli olayları toplamak, olağandışı bir örüntü bulunup bulunmadığını araştırmak ve gerektiğinde ilaç uyarılarını değiştirmektir.</p>

<p>Nitekim GLP-1 ilaçlarında akut pankreatitle ilgili uyarıların güçlendirilmesi bunun somut örneklerinden biridir.</p>

<p>Okuyucu açısından çıkarılacak sonuç korku değil, bilinç olmalı: GLP-1 ilaçları etkili tedavilerdir ancak risksiz değildir. Ölüm bildirimleri otomatik olarak ölüm nedeni anlamına gelmez. Buna karşılık şiddetli ve geçmeyen, özellikle sırta yayılan karın ağrısı gibi ciddi belirtiler de “normal yan etki” denilerek geçiştirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>BMJ – GLP-1 deaths: Are weight loss drugs linked to hundreds of fatalities? – Jacqui Wise – 2026 – DOI: 10.1136/bmj-2026-100557</li>
 <li>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency – GLP-1 receptor agonists and dual GLP-1/GIP receptor agonists: strengthened warnings on acute pancreatitis, including necrotising and fatal cases – 2026</li>
 <li>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency – MHRA updates guidance for GLP-1 prescribers and patients – 2026</li>
 <li>BMJ – GLP-1 agonists: 82 deaths linked to adverse reactions, UK data show – Gareth Iacobucci – 2025 – DOI: 10.1136/bmj.r390</li>
 <li>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency – GLP-1 receptor agonists: reminder of the potential side effects and to be aware of the potential for misuse – 2024</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclari-guvenli-mi-yan-etki-ve-olum-bildirimlerinde-bilinmesi-gereken-gercek</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8029.jpeg" type="image/jpeg" length="52728"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Arsenal’e 45 Milyon Euro Teklif: Martinelli Cephesinde Durum Ne?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/arsenale-45-milyon-euro-teklif-martinelli-cephesinde-durum-ne</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/arsenale-45-milyon-euro-teklif-martinelli-cephesinde-durum-ne" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın Arsenal’in Brezilyalı yıldızı Gabriel Martinelli için yaklaşık 45 milyon avroluk teklif yaptığı bildirildi. İngiltere’den gelen son bilgiler ise transferin önündeki kritik engelin oyuncunun kariyer planı olabileceğine işaret ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’ın Gabriel Martinelli transferinde İngiltere’den gelen yeni bilgiler, dosyanın oyuncu cephesine çevrilmesine neden oldu.</p>

<p>İngiliz basınında yer alan haberlere göre sarı-kırmızılılar, Arsenal’in 25 yaşındaki Brezilyalı kanat oyuncusu için yaklaşık 45 milyon avro değerinde bir teklif sundu.</p>

<p>Ancak transferin gerçekleşmesi açısından yalnızca Arsenal’in vereceği karar yeterli olmayabilir. Son bilgiler, Martinelli’nin kariyerine ilişkin tercihinin Galatasaray açısından önemli bir engel oluşturabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Martinelli Arsenal’den ayrılmak için baskı yapmıyor</p>

<p>The Athletic’in aktardığı bilgilere göre Gabriel Martinelli, Arsenal’den ayrılmak için kulübüne herhangi bir baskı yapmıyor.</p>

<p>Brezilyalı futbolcunun Arsenal’den ayrılması halinde ise kariyerine Avrupa’nın önde gelen liglerinden birinde devam etmeyi tercih ettiği bildiriliyor.</p>

<p>Bu ayrıntı, Galatasaray’ın transfer girişimi açısından dosyanın en kritik noktalarından biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Çünkü sarı-kırmızılıların Arsenal’i ikna etmesinin ardından Martinelli’nin de Türkiye’de oynama konusunda olumlu karar vermesi gerekecek.</p>

<p>45 milyon avroluk teklif İngiltere’de gündemde</p>

<p>Galatasaray’ın Martinelli için yaptığı teklif konusunda İngiltere’den birden fazla kaynak benzer bilgiler aktarıyor.</p>

<p>The Times da Arsenal’in Galatasaray’dan yaklaşık 38 milyon sterlin, yani yaklaşık 45 milyon avro seviyesinde teklif aldığını bildirdi.</p>

<p>İngiliz gazetesi, Martinelli’nin Türkiye’ye transfer olmaya sıcak bakıp bakmayacağının henüz netlik kazanmadığını belirtti.</p>

<p>Böylece transfer dosyasında iki farklı konu ortaya çıkmış durumda: Arsenal’in Galatasaray’ın teklifine vereceği yanıt ve Martinelli’nin kariyer tercihi.</p>

<p>Arsenal cephesinde Martinelli kararı</p>

<p>Martinelli, Arsenal hücum hattının uzun süredir önemli parçalarından biri.</p>

<p>İngiliz ekibinin oyuncunun ayrılığına ilişkin vereceği kararın kadro planlaması ve transfer dönemindeki diğer hamlelerle bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Galatasaray açısından yaklaşık 45 milyon avroluk teklif iddiası kulüpler arasındaki transfer görüşmelerinin mali boyutunu ortaya koyarken, oyuncunun tercihi transferin gerçekleşmesi için aşılması gereken ayrı bir eşik oluşturuyor.</p>

<p>Gabriel Martinelli kimdir?</p>

<p>18 Haziran 2001 doğumlu Gabriel Martinelli, 25 yaşında.</p>

<p>Ağırlıklı olarak sol kanatta görev yapan Brezilyalı futbolcu, hücum hattının farklı bölgelerinde de oynayabiliyor.</p>

<p>Martinelli, 2019 yılında Brezilya ekibi Ituano’dan Arsenal’e transfer oldu ve genç yaşına rağmen Londra ekibinde uzun süredir Premier League ve Avrupa kupaları seviyesinde forma giyiyor.</p>

<p>Brezilya Milli Takımı kadrosunda da yer alan Martinelli; sürati, topsuz koşuları, bire bir etkinliği ve sol kanattan ceza sahasına yaptığı koşularla öne çıkıyor.</p>

<p>Galatasaray İçin Kritik Nokta Oyuncunun Kararı</p>

<p>Galatasaray’ın yaklaşık 45 milyon avroluk teklif yaptığı yönündeki haber artık transfer dosyasının tek önemli gelişmesi değil.</p>

<p>Yeni bilgiler, sarı-kırmızılıların Arsenal ile olası bir anlaşmanın yanı sıra Martinelli’yi de Türkiye projesine ikna etmesi gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>Şu aşamada Galatasaray, Arsenal veya Martinelli tarafından transfer konusunda resmî bir açıklama yapılmış değil.</p>

<p>Bu nedenle transferin gerçekleşeceğine ilişkin kesin bir ifade kullanmak mümkün değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doğrulama Kaynaklarının Özeti</p>

<p>The Athletic, Galatasaray’ın Martinelli için girişimde bulunduğunu aktarırken Brezilyalı futbolcunun Arsenal’den ayrılmak için baskı yapmadığını ve olası ayrılık halinde Avrupa’nın önde gelen liglerinden birinde kalmayı tercih ettiğini bildirdi.</p>

<p>The Times ise Arsenal’in Galatasaray’dan yaklaşık 38 milyon sterlin, yaklaşık 45 milyon avro seviyesinde teklif aldığını aktararak transfer girişiminin mali boyutunu destekledi.</p>

<p>Kaynak güveni: ★★★★★<br />
Transfer aşaması: 6/10 – Teklif / oyuncu değerlendirmesi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/arsenale-45-milyon-euro-teklif-martinelli-cephesinde-durum-ne</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8026.jpeg" type="image/jpeg" length="12490"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alaturka mı alafranga mı? Tuvalet alışkanlığı kolon kanseri riskini etkiliyor mu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alaturka-mi-alafranga-mi-tuvalet-aliskanligi-kolon-kanseri-riskini-etkiliyor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alaturka-mi-alafranga-mi-tuvalet-aliskanligi-kolon-kanseri-riskini-etkiliyor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alafranga tuvaletlerin kolon kanserine yol açtığı, alaturka tuvaletlerin ise bağırsakları koruduğu iddiası yıllardır tartışılıyor. Bilimsel araştırmalar çömelme pozisyonunun dışkılama mekaniğini değiştirebildiğini ve bazı kişilerde ıkınmayı azaltabildiğini gösteriyor. Ancak kritik noktada tablo değişiyor: Bugüne kadarki veriler, alafranga tuvalet kullanımının kolorektal kansere neden olduğunu veya alaturka tuvaletin kansere karşı koruyucu olduğunu göstermiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Alafranga tuvalet kolon kanseri yapıyor mu? Yıllardır konuşulan iddia araştırıldı</p>

<p>Tuvalette nasıl oturduğumuz kolon kanseri riskimizi değiştirebilir mi?</p>

<p>Alaturka tuvaletin bağırsakların doğal çalışma biçimine daha uygun olduğu, alafranga tuvalette oturmanın ise bağırsakların tam boşalmasını engellediği ve uzun vadede kolon kanseri riskini artırabileceği iddiası özellikle sosyal medyada yıllardır gündeme geliyor.</p>

<p>İddianın arkasındaki teori ilk bakışta oldukça ikna edici görünüyor: Çömelirken bağırsakların son bölümündeki açı değişiyor, dışkılama kolaylaşıyor ve daha az ıkınmak gerekiyor. Alafranga tuvalette ise bu avantajın kaybolduğu ileri sürülüyor.</p>

<p>Peki bu anatomik farklılık gerçekten kansere kadar uzanan bir risk zinciri oluşturuyor mu?</p>

<p>Bilimsel çalışmalar incelendiğinde yanıt netleşiyor:</p>

<p>Teorinin dışkılama mekaniğine ilişkin bir bölümü bilimsel dayanağa sahip. Ancak alafranga tuvaletin kolon kanserine yol açtığı gösterilmiş değil.</p>

<p>Bilim insanları bu iddiayı doğrudan araştırdı</p>

<p>Konuyla ilgili en dikkat çekici araştırmalardan biri İran’da gerçekleştirildi.</p>

<p>Araştırmacılar, “Oturarak kullanılan tuvaletler kolorektal kanser açısından bir risk faktörü olabilir mi?” sorusunu doğrudan test etti.</p>

<p>Çalışmaya 100 kolorektal kanser hastası ile 100 kontrol dahil edildi. Katılımcıların yaşamları boyunca oturarak ve çömelerek kullanılan tuvaletlerle ilgili alışkanlıkları değerlendirildi.</p>

<p>Sonuçta oturarak kullanılan alafranga tipi tuvaletlerle kolorektal kanser arasında istatistiksel olarak anlamlı bir risk artışı bulunmadı.</p>

<p>Araştırmada çeşitli faktörlere göre düzeltme yapıldıktan sonra oturarak tuvalet kullanımı için hesaplanan risk tahmini 1,07 olarak bulundu. Güven aralığının 1’in her iki tarafına geniş biçimde uzanması, görülen küçük farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığını gösteriyordu.</p>

<p>Üstelik oturarak tuvalet kullanım süresi arttıkça kanser riskinin yükseldiğine ilişkin anlamlı bir doz-süre ilişkisi de ortaya çıkmadı.</p>

<p>Araştırmacılar sonuç olarak oturarak kullanılan tuvaletlerin kolorektal kanser açısından kayda değer bir risk faktörü olduğu hipotezinin kendi verileri tarafından desteklenmediğini bildirdi.</p>

<p>Ancak çalışmanın yalnızca 200 kişi üzerinde gerçekleştirilmiş bir vaka-kontrol araştırması olduğu unutulmamalı. Dolayısıyla tek başına kesin hüküm verecek büyüklükte değil. Buna karşılık mevcut bilimsel literatürde alafranga tuvaletin kolorektal kansere neden olduğunu ortaya koyan güçlü epidemiyolojik kanıt da bulunmuyor.</p>

<p>Alaturka tuvaletin gerçekten bir avantajı var mı?</p>

<p>İddianın bilimsel açıdan en ilginç kısmı burada başlıyor.</p>

<p>Alaturka tuvalette kişi çömeliyor. Bu sırada kalçaların pozisyonu değişiyor ve rektum ile anal kanalın oluşturduğu açı dışkının geçişini kolaylaştırabilecek hale gelebiliyor.</p>

<p>Bu mekanizmada puborektalis kası önemli rol oynuyor.</p>

<p>Bu kas, bağırsakların son bölümünü adeta bir askı gibi çevreleyerek dışkının tutulmasına yardımcı oluyor. Çömelme sırasında anorektal geometrinin değişmesi dışkılamayı bazı kişiler açısından kolaylaştırabiliyor.</p>

<p>Fizyolojik araştırmalarda çömelme ile normal oturma pozisyonları arasında anorektal açı bakımından farklılıklar gösterildi.</p>

<p>Başka küçük deneysel çalışmalarda da çömelerek dışkılayan katılımcıların daha az ıkınma ihtiyacı bildirebildikleri görüldü.</p>

<p>Yani:</p>

<p>“Çömelme pozisyonu dışkılamayı bazı insanlarda kolaylaştırabilir” demek bilimsel olarak savunulabilir.</p>

<p>Fakat buradan çok daha büyük bir sonuca, “Alaturka tuvalet kolon kanserini önler” sonucuna geçilemiyor.</p>

<p>İddiadaki kritik zincir nerede kopuyor?</p>

<p>Alafranga tuvalet ile kanser arasında ilişki kuran teorinin kabaca şöyle bir zinciri var:</p>

<p>Alafranga tuvalet → daha fazla ıkınma → bağırsakların yeterince boşalmaması → kabızlık → dışkının bağırsakta daha uzun kalması → zararlı maddelerin kolon mukozasıyla daha uzun temas etmesi → kolorektal kanser.</p>

<p>Bu zincirin ilk kısmında fizyolojik olarak tartışılabilecek noktalar bulunuyor.</p>

<p>Ancak mesele kansere ulaştığında kanıt zayıflıyor.</p>

<p>Çünkü bir mekanizmanın teorik olarak mümkün olması, o mekanizmanın insanlarda gerçekten kansere yol açtığının gösterildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kabızlık kolon kanseri yapıyor mu?</p>

<p>Bu soru da yıllardır araştırılıyor.</p>

<p>Kabızlık ile kolorektal kanser arasındaki ilişkiyi inceleyen önemli bir sistematik derleme ve meta-analizde binlerce yayın tarandı ve uygun kriterleri karşılayan 28 çalışma değerlendirildi.</p>

<p>Bazı vaka-kontrol çalışmalarında kabızlığı bulunan kişilerde kolorektal kanser daha sık görünüyordu.</p>

<p>Ancak daha önemli bir ayrıntı vardı.</p>

<p>İnsanların ileriye dönük olarak takip edildiği kohort çalışmalarında kabızlığın kolorektal kanser riskini anlamlı biçimde artırdığı gösterilemedi.</p>

<p>Bu farklılığın nedenlerinden biri “ters nedensellik” olabilir.</p>

<p>Bazen kabızlık neden değil, sonuç olabilir</p>

<p>Kolorektal kanser bağırsak alışkanlıklarını değiştirebilir.</p>

<p>Daha önce düzenli dışkılayan bir kişide yeni başlayan kabızlık, dışkının şeklinde değişiklik, dışkılama düzeninin belirgin biçimde değişmesi veya tam boşalamama hissi ortaya çıkabilir.</p>

<p>Dolayısıyla bazı araştırmalarda ilk bakışta:</p>

<p>Kabızlık → kanser</p>

<p>şeklinde görünen ilişki, bazı hastalarda gerçekte:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Henüz teşhis edilmemiş hastalık → bağırsak alışkanlığının değişmesi</p>

<p>şeklinde olabilir.</p>

<p>Bu nedenle kronik kabızlığı doğrudan “kolon kanserinin nedeni” olarak tanımlamak mevcut bilimsel kanıtların ötesine geçiyor.</p>

<p>Öte yandan özellikle yeni başlayan veya kalıcı bağırsak alışkanlığı değişikliklerinin göz ardı edilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Alaturka tuvalet kolon kanserinden koruyor mu?</p>

<p>Bunun için de yeterli kanıt yok.</p>

<p>Alaturka tuvaletin çömelme pozisyonu nedeniyle dışkılama mekaniğinde bazı avantajları bulunabilir. Ancak bir davranışın dışkılamayı kolaylaştırması ile kanseri önlemesi birbirinden tamamen farklı bilimsel iddialar.</p>

<p>Kolorektal kanserden koruyucu etkiyi gösterebilmek için çok sayıda insanın yıllarca takip edildiği, beslenme, sigara, kilo, fiziksel aktivite, yaş, genetik özellikler ve diğer önemli risk faktörlerinin hesaba katıldığı güçlü araştırmalar gerekir.</p>

<p>Mevcut veriler “Alaturka tuvalet kullananlarda kolon kanseri daha az görülür” sonucunu ortaya koyacak düzeyde değil.</p>

<p>Dolayısıyla iki uç iddia da bilimsel açıdan sorunlu:</p>

<p>“Alafranga tuvalet kolon kanseri yapar” denilemez.</p>

<p>Aynı şekilde:</p>

<p>“Alaturka tuvalet kolon kanserinden korur” da denilemez.</p>

<p>Ayakların altına küçük bir tabure koymak işe yarıyor mu?</p>

<p>Alafranga tuvalet kullananlar için son yıllarda popüler hale gelen uygulamalardan biri de ayakların altına küçük bir yükselti koymak.</p>

<p>Amaç dizleri yukarı kaldırarak vücudu çömelme pozisyonuna yaklaştırmak.</p>

<p>Bazı küçük araştırmalar bunun ıkınmayı ve dışkılama süresini azaltabileceğini düşündürse de sonuçlar tutarlı değil.</p>

<p>Örneğin 2023 yılında yayımlanan randomize bir çalışmada kabızlığı bulunan 41 kişi değerlendirildi. Ayak taburesi vücut pozisyonunu değiştirmesine rağmen çalışmada dışkılamayı taklit eden objektif testlerde belirgin bir avantaj gösterilemedi.</p>

<p>Bu nedenle ayak yükseltici bazı kişiler tarafından rahat bulunabilse de kanserden koruyucu bir yöntem olarak sunulamaz.</p>

<p>Asıl kolon kanseri riskleri başka yerde</p>

<p>Bilimsel kanıtların güçlü olduğu risk faktörlerine bakıldığında tuvaletin alaturka veya alafranga olmasından çok farklı bir tablo ortaya çıkıyor.</p>

<p>Kolorektal kanser riskinde yaş, aile öyküsü ve kalıtsal yatkınlıklar, inflamatuvar bağırsak hastalıkları ile çeşitli yaşam tarzı faktörleri önem taşıyor.</p>

<p>Fazla kilo ve obezite, fiziksel hareketsizlik, sigara ve alkol kullanımı da üzerinde durulan faktörler arasında.</p>

<p>Beslenmede ise kanıt çok daha güçlü.</p>

<p>Düşük lif tüketimi ile fazla kırmızı ve özellikle işlenmiş et tüketimi kolorektal kanser açısından üzerinde önemle durulan başlıklar arasında yer alıyor.</p>

<p>Dünya Kanser Araştırma Fonu, liften zengin beslenmenin önemine dikkat çekerken işlenmiş et tüketiminin bağırsak kanseri riskini artırdığına ilişkin güçlü kanıt bulunduğunu belirtiyor.</p>

<p>Dolayısıyla kolorektal kanserden korunmayı konuşurken tuvaletin biçimine odaklanıp kanıtı çok daha güçlü risk faktörlerini ikinci plana atmak doğru değil.</p>

<p>Sonuç: Teorinin bir kısmı doğru, kanser bağlantısı doğrulanmış değil</p>

<p>Yıllardır anlatılan iddianın en ilginç yanı tamamen temelsiz bir anatomik varsayımdan doğmamış olması.</p>

<p>Çömelmek dışkılama anatomisini gerçekten değiştirebilir.</p>

<p>Bazı kişilerde dışkılamayı kolaylaştırabilir ve ıkınma ihtiyacını azaltabilir.</p>

<p>Ancak bilimsel yol burada sona ermiyor.</p>

<p>Bu fizyolojik avantajdan hareket ederek alafranga tuvaletlerin kabızlığa, oradan da kolon kanserine yol açtığını söylemek için gereken epidemiyolojik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Bugünkü bilimsel veriler ışığında en doğru sonuç şu:</p>

<p>Alafranga tuvaletin kolon kanseri yaptığı gösterilmemiştir. Alaturka tuvaletin kolon kanserinden koruduğu da kanıtlanmış değildir.</p>

<p>Tuvalet pozisyonu dışkılama konforunu ve mekaniğini etkileyebilir; kolorektal kanser riski ise çok daha karmaşık ve çok faktörlü bir süreçtir.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurmalı?</p>

<p>Yeni başlayan ve kalıcı hale gelen bağırsak alışkanlığı değişiklikleri, dışkıda kan görülmesi, açıklanamayan kilo kaybı, devam eden karın ağrısı veya demir eksikliği anemisi gibi bulgular yalnızca “kabızlık” ya da tuvalet alışkanlığına bağlanmamalı. Özellikle uygun yaş ve risk grubundaki kişiler kolorektal kanser taramalarını ihmal etmemeli.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Sohrabi S, Malekzadeh R, Ansari R, Kamangar F. Squatting and Risk of Colorectal Cancer: A Case-Control Study. Middle East Journal of Digestive Diseases, 2012.<br />
2. Sikirov D. Comparison of Straining During Defecation in Three Positions: Results and Implications for Human Health. Digestive Diseases and Sciences, 2003.<br />
3. Power AM, Talley NJ, Ford AC. Association Between Constipation and Colorectal Cancer: Systematic Review and Meta-Analysis of Observational Studies. American Journal of Gastroenterology, 2013.<br />
4. Trieu RQ ve arkadaşları. Using a Footstool Does Not Aid Simulated Defecation in Undifferentiated Constipation: A Randomized Trial. Neurogastroenterology &amp; Motility, 2023.<br />
5. World Cancer Research Fund. Bowel Cancer: Causes and Risk Factors.<br />
6. International Agency for Research on Cancer. Red Meat and Processed Meat. IARC Monographs.<br />
7. National Cancer Institute. Colorectal Cancer Prevention and Risk Factors.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alaturka-mi-alafranga-mi-tuvalet-aliskanligi-kolon-kanseri-riskini-etkiliyor-mu</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8023.jpeg" type="image/jpeg" length="44501"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kongo’daki Ebola Salgını Kayıtlardaki İkinci Büyük Salgın]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kongodaki-ebola-salgini-kayitlardaki-ikinci-buyuk-salgin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kongodaki-ebola-salgini-kayitlardaki-ikinci-buyuk-salgin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki Ebola salgınında 4 bin 449 doğrulanmış vaka ve 2 bin 61 ölüm bildirildi. Dünya Sağlık Örgütü, beş eyalet ve 53 sağlık bölgesine yayılan salgının artık kayıtlardaki en büyük ikinci Ebola salgını olduğunu açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin kuzeydoğusunda büyüyen Ebola salgını kritik bir aşamaya ulaştı. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 12 Ağustos 2026 tarihli resmî açıklamasına göre 4 bin 449 laboratuvar doğrulamalı vaka ve 2 bin 61 ölüm kaydedildi. Salgın beş eyalette 53 sağlık bölgesine yayıldı ve WHO tarafından kayıtlardaki en büyük ikinci Ebola salgını olarak tanımlandı. [1]<br />
WHO: Salgın önceki Ebola salgınlarından daha hızlı ilerliyor<br />
WHO Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, salgının yalnızca büyüklüğünün değil, yayılma hızının da kaygı verici olduğunu bildirdi. WHO’ya göre mevcut salgın, şimdiye kadar kaydedilmiş Ebola salgınlarından daha hızlı ilerliyor. Salgının aynı hızla devam etmesi halinde 2014–2016 yıllarında Batı Afrika’da yaşanan ve tarihin en büyük Ebola salgını olarak kayıtlara geçen salgının büyüklüğüne ulaşabileceği belirtiliyor. [1]<br />
Karşılaştırma açısından, 2018–2020 yıllarında Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde yaşanan önceki büyük salgında toplam 3 bin 481 vaka ve 2 bin 299 ölüm bildirilmişti. Mevcut salgın vaka sayısı bakımından bu salgını geçmiş durumda. [2]<br />
Vakaların yaklaşık yüzde 90’ı Ituri’de<br />
Salgının merkezi ülkenin doğusundaki Ituri eyaleti. WHO’nun 12 Ağustos verilerine göre tüm vakaların yaklaşık yüzde 90’ı, ölümlerin ise yaklaşık yüzde 80’i Ituri’de görülüyor. Bunia, Rwampara, Nizi ve Lita yerleşimlerinde bulaşın devam ettiği bildiriliyor. [1]<br />
Bu yoğunlaşma, sağlık ekiplerinin kaynaklarını belirli bölgelere yöneltmesini kolaylaştırsa da Ituri’deki güvenlik sorunları, nüfus hareketliliği ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler salgın kontrolünü zorlaştırıyor. WHO, ülkenin doğusundaki aktif silahlı çatışmaların müdahale ekiplerinin güvenli ve kesintisiz çalışabilmesi açısından önemli bir engel oluşturduğunu bildiriyor. [1]<br />
Toplum içinde gerçekleşen ölümler neden kaygı veriyor?<br />
WHO’nun en fazla üzerinde durduğu göstergelerden biri, hastaların Ebola tedavi merkezlerine ulaşmadan toplum içinde hayatını kaybetmesi. Ayrıca bazı yeni vakaların daha önce belirlenmiş temaslı listelerinde bulunmadığı bildiriliyor. [1]<br />
Temaslı listesinde bulunmayan bir kişide hastalık ortaya çıkması, sağlık ekiplerinin henüz tespit edemediği başka bulaş zincirlerinin bulunabileceği anlamına geliyor. WHO’ya göre salgının durdurulabilmesi için bu gizli bulaş zincirlerinin bulunması ve kesilmesi gerekiyor. [1]<br />
Ebola bulaşının büyük bölümü, hastalığın ileri dönemindeki kişilerin vücut sıvılarıyla temas sırasında veya yaşamını kaybeden hastaların cenazelerine korunmasız temas edilmesiyle gerçekleşiyor. Bu nedenle hastaların erken dönemde sağlık kuruluşuna ulaştırılması ve cenazelerin güvenli biçimde defnedilmesi salgının kontrolünde temel önlemler arasında bulunuyor. [1]<br />
Her 5 temaslıdan yaklaşık 1’i yeterince izlenemiyor<br />
Ebola salgınlarının kontrolünde “temaslı takibi” büyük önem taşıyor. Temaslı takibi, Ebola hastasıyla yakın temasta bulunan kişilerin belirlenerek belirtiler açısından düzenli olarak izlenmesi anlamına geliyor.<br />
WHO, mevcut salgında belirlenen temaslıların yaklaşık yüzde 80’inin izlenebildiğini açıkladı. Kuruluş, bulaş zincirini kesebilmek için bu oranın yüzde 95’e çıkarılmasını hedefliyor. Başka bir ifadeyle, bugün her 100 temaslıdan yaklaşık 20’si istenilen düzeyde takip edilemiyor. [1]<br />
Temaslıların eksik izlenmesi, hastalık belirtileri başlayan kişilerin geç fark edilmesine ve bu kişilerin virüsü başkalarına bulaştırmasına yol açabiliyor.<br />
12 haftada 3 bin tedavi yatağı hedefleniyor<br />
WHO ve Kongo sağlık yetkilileri salgının büyümesine karşı tedavi kapasitesini hızla artırmaya çalışıyor. WHO, mevcut kapasitenin yaklaşık üç katına çıkarılarak 12 hafta içinde 3 bin Ebola tedavi yatağına ulaşılmasını hedefliyor. [1]<br />
Kuruluş ayrıca her hasta için üç sağlık çalışanının görevlendirilebilmesini amaçlıyor. Bunun sağlanabilmesi için mevcut sağlık personeline binlerce yeni çalışanın eklenmesi gerekiyor. Şimdiye kadar 21 binden fazla toplum sağlığı çalışanının salgınla mücadele konusunda eğitildiği bildirildi. [1]<br />
Tedavi merkezleri, laboratuvarlar, güvenli defin ekipleri ve toplum bilgilendirme ekipleri salgından etkilenen bölgelerde çalışmalarını sürdürüyor.<br />
Şimdiye kadar 886 hasta iyileşti<br />
WHO verilerine göre salgın sırasında Ebola tanısı alan 886 hasta iyileşti. Bu sonuç, Bundibugyo virüsüne karşı henüz onaylanmış özel bir tedavi veya aşı bulunmamasına rağmen destek tedavisinin önemini gösteriyor. [1] [3]<br />
Destek tedavisi; hastanın kaybettiği sıvı ve minerallerin yerine konması, tansiyon ve organ işlevlerinin izlenmesi ve gelişen komplikasyonların tedavi edilmesi gibi uygulamaları kapsıyor. Hastanın erken dönemde sağlık kuruluşuna ulaşması, hem tedavi şansını artırıyor hem de başkalarına bulaşma ihtimalini azaltıyor.<br />
Bu salgına Bundibugyo virüsü neden oluyor<br />
Ebola tek bir virüs türünden oluşmuyor. Kongo’daki 2026 salgınına, Ebola hastalığına neden olabilen türlerden biri olan Bundibugyo virüsü yol açıyor. [3]<br />
Bu ayrım özellikle aşı açısından önemli. Daha sık görülen Zaire ebolavirüsüne karşı etkili bir aşı bulunuyor. Ancak bu aşının Bundibugyo virüsüne karşı insanlarda koruma sağladığı henüz gösterilmiş değil. [1]<br />
Bundibugyo’ya özel iki aşı ilk kez insanlarda deneniyor<br />
WHO, 12 Ağustos açıklamasında önemli bir araştırma gelişmesini de duyurdu. Bundibugyo virüsüne karşı özel olarak geliştirilen iki aday aşı ilk kez insanlarda Faz I güvenlik çalışmalarına girdi. Faz I araştırmaları, bir aşının öncelikle güvenli olup olmadığını ve insan vücudunda nasıl bir bağışıklık yanıtı oluşturduğunu değerlendiren erken aşama çalışmalardır. [1]<br />
Bunun yanında, Zaire ebolavirüsüne karşı kullanılan mevcut aşının Bundibugyo’ya karşı da etkili olabileceğine ilişkin iki hayvan çalışmasından umut verici sonuçlar elde edildi. Ancak hayvanlarda görülen bu koruyucu etkinin insanlarda da ortaya çıkacağı henüz bilinmiyor. [1]<br />
Bu nedenle WHO, mevcut Zaire Ebola aşısının Bundibugyo salgınında koruma sağlayıp sağlamadığını araştırmak amacıyla Faz III çalışma yapılmasını önerdi. Faz III çalışmalar, bir aşının geniş bir insan grubunda hastalığı gerçekten önleyip önlemediğini değerlendiren ileri aşama klinik araştırmalardır. [1]<br />
Ebola nasıl bulaşıyor?<br />
Ebola, grip veya kızamık gibi havadan kolayca yayılan bir hastalık değil. Virüs temel olarak hastalanmış kişilerin kanı ve diğer vücut sıvılarıyla doğrudan temas sonucu bulaşıyor.<br />
Özellikle hastalığın ileri evresindeki kişilere koruyucu ekipman olmadan bakım verilmesi veya Ebola nedeniyle ölen kişilerin bedenlerine güvenli olmayan biçimde temas edilmesi bulaş riskini ciddi biçimde artırabiliyor. Bu nedenle erken tanı, hastanın hızlı biçimde izole edilmesi ve güvenli defin uygulamaları salgın kontrolünün temelini oluşturuyor. [1]<br />
Salgın henüz kontrol altında değil<br />
Toplum içinde gerçekleşen ölümlerin devam etmesi, bazı hastaların bilinen temaslı listelerinin dışında ortaya çıkması ve temaslı takibinin WHO’nun yüzde 95 hedefinin altında kalması, salgının henüz kontrol altına alınamadığını gösteriyor. [1]<br />
WHO’nun salgının önceki Ebola salgınlarından daha hızlı ilerlediğini açıklaması da önümüzdeki haftaları kritik hale getiriyor. Buna karşılık tedavi kapasitesinin artırılması, daha fazla temaslının izlenmesi, toplum içindeki vakaların erken bulunması ve Bundibugyo’ya karşı yürütülen aşı ve tedavi araştırmalarının hızlandırılması salgının yönünü değiştirebilecek başlıca adımlar olarak öne çıkıyor.<br />
Açıklanan vaka ve ölüm sayıları devam eden laboratuvar doğrulamaları, geçmiş vakaların yeniden sınıflandırılması ve saha verilerinin güncellenmesi nedeniyle geriye dönük olarak değişebilir. Bu nedenle 4 bin 449 vaka ve 2 bin 61 ölüm, WHO’nun 12 Ağustos 2026 tarihinde açıkladığı mevcut resmî tabloyu yansıtıyor. [1]<br />
Kaynaklar<br />
[1] World Health Organization. WHO Director-General's opening remarks at the media briefing – 12 August 2026. World Health Organization, Geneva, 2026.<br />
[2] World Health Organization. Ebola outbreak 2018–2020: North Kivu–Ituri, Democratic Republic of the Congo. World Health Organization, 2020.<br />
[3] World Health Organization. Ebola outbreak – Democratic Republic of the Congo, 2026. World Health Organization, 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kongodaki-ebola-salgini-kayitlardaki-ikinci-buyuk-salgin</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/kongo-ebola-haber-gorseli-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="71061"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Glioblastomada Yeni Umut: CAR-T Hücreleri Tümöre Yakından Ulaştırıldı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/glioblastomada-yeni-umut-car-t-hucreleri-tumore-yakindan-ulastirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/glioblastomada-yeni-umut-car-t-hucreleri-tumore-yakindan-ulastirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Medicine’da yayımlanan Faz I çalışmada, tekrarlayan glioblastoma hastalarına B7-H3 hedefli CAR-T hücreleri doğrudan kafa içine uygulandı. Erken sonuçlarda doz sınırlayıcı toksisite görülmezken klinik aktivite sinyalleri bildirildi. Tedavinin etkinliği için daha büyük çalışmalar gerekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Glioblastomada CAR-T Doğrudan Beyne Verildi: İlk Sonuçlar Geldi</p>

<p>Tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu agresif beyin tümörü glioblastomada, CAR-T hücrelerini doğrudan merkezi sinir sistemine ulaştırmayı amaçlayan yeni bir yaklaşımın ilk insan sonuçları yayımlandı.</p>

<p>Nature Medicine dergisinde 6 Ağustos 2026’da yayımlanan Faz I klinik araştırmada, tekrarlayan glioblastoma hastalarında B7-H3 hedefli CAR-T hücre tedavisinin kafa içi uygulanması değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmanın öncelikli amacı yeni yöntemin güvenliliğini ve uygulanabilirliğini belirlemekti. Erken klinik veriler tedavinin araştırılmaya devam edilmesini destekleyen sinyaller ortaya koydu.</p>

<p>CAR-T hücreleri doğrudan merkezi sinir sistemine ulaştırıldı</p>

<p>CAR-T tedavisinde hastanın kendi T hücreleri toplanıyor ve kanser hücrelerindeki belirli bir hedefi tanıyacak şekilde laboratuvarda genetik olarak yeniden programlanıyor.</p>

<p>Hazırlanan hücreler daha sonra hastaya geri veriliyor.</p>

<p>Yeni araştırmada hedef olarak B7-H3 seçildi. B7-H3, glioblastoma dahil bazı solid tümörlerde yüksek düzeyde bulunabilen bir hücre yüzeyi proteini olarak biliniyor.</p>

<p>Araştırmacılar CAR-T hücrelerini yalnızca sistemik dolaşıma vermek yerine doğrudan merkezi sinir sistemi bölgesine ulaştıran bir uygulama stratejisini değerlendirdi.</p>

<p>Bu yöntem, glioblastoma tedavisindeki en büyük engellerden birini aşmayı hedefliyor.</p>

<p>Beyin tümörlerinde CAR-T neden daha zor?</p>

<p>CAR-T hücre tedavileri bazı lösemi, lenfoma ve multipl miyelom türlerinde kanser tedavisini önemli ölçüde değiştirdi.</p>

<p>Ancak aynı başarı henüz glioblastoma gibi solid tümörlerde elde edilemedi.</p>

<p>Bunun önemli nedenlerinden biri, CAR-T hücrelerinin solid tümör dokusuna yeterli miktarda ulaşmasının ve tümör içerisinde etkinliğini sürdürmesinin daha zor olması.</p>

<p>Glioblastomada buna bir de kan-beyin bariyeri ve tümörün son derece heterojen yapısı ekleniyor.</p>

<p>Aynı tümördeki kanser hücreleri bile birbirinden farklı moleküler özellikler taşıyabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar CAR-T hücrelerini tümöre mümkün olduğunca yakın ulaştırmanın tedavinin biyolojik etkisini artırıp artıramayacağını araştırıyor.</p>

<p>Faz I çalışmanın temel hedefi güvenlilikti</p>

<p>Çalışma erken aşamalı bir Faz I araştırma olduğu için sonuçların yorumlanmasında en önemli nokta bu aşamanın temel amacının tedavinin etkinliğini kesin olarak kanıtlamak olmadığı.</p>

<p>Araştırmacılar öncelikle hücresel tedavinin uygulanabilirliğini, güvenlilik profilini ve uygun doz düzeylerini değerlendirdi.</p>

<p>Yayımlanan sonuçlarda doz sınırlayıcı toksisite saptanmadığı bildirildi.</p>

<p>Tedavi sonrasında hastaların klinik ve radyolojik yanıtları da takip edildi.</p>

<p>Araştırmacılar bazı hastalarda antitümör aktiviteyle uyumlu erken klinik sinyaller gözlemledi.</p>

<p>Ancak hasta sayısının sınırlı olması nedeniyle bu sonuçlar tedavinin glioblastomada etkili olduğunun kesin kanıtı olarak kabul edilmiyor.</p>

<p>En önemli yenilik uygulama biçimi olabilir</p>

<p>Araştırmanın dikkat çekici yönlerinden biri yalnızca yeni bir CAR-T hedefinin test edilmesi değil.</p>

<p>Tedavinin doğrudan kafa içi uygulanması, hücrelerin hedef bölgeye ulaşmasını güçleştiren biyolojik engelleri aşmak için geliştirilen stratejilerden biri.</p>

<p>Solid tümörlerde CAR-T araştırmalarının önündeki temel sorunlardan biri, laboratuvarda güçlü antitümör aktivite gösteren hücrelerin hastaya verildikten sonra tümör dokusuna yeterli düzeyde ulaşamaması.</p>

<p>Glioblastomada lokal veya bölgesel CAR-T uygulamasının başarılı olması, gelecekte diğer beyin tümörlerinde geliştirilecek hücresel tedaviler için de yeni bir yol açabilir.</p>

<p>Glioblastomada yeni tedavilere büyük ihtiyaç var</p>

<p>Glioblastoma erişkinlerde görülen en agresif primer beyin tümörlerinden biri.</p>

<p>Cerrahi, radyoterapi ve kemoterapiden oluşan standart tedavilere rağmen hastalık birçok hastada yeniden ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Tekrarlayan glioblastomada tedavi seçenekleri daha da sınırlı hale geliyor.</p>

<p>Bu nedenle immünoterapiler, kişiselleştirilmiş kanser aşıları, onkolitik virüsler, hedefe yönelik ilaçlar ve CAR-T hücreleri dahil çok sayıda yeni yaklaşım araştırılıyor.</p>

<p>B7-H3 hedefli CAR-T çalışması da bu yeni nesil stratejiler arasında bulunuyor.</p>

<p>Henüz “glioblastoma tedavisi bulundu” denilemez</p>

<p>Çalışmanın erken aşamada olması önemli bir sınırlılık oluşturuyor.</p>

<p>Faz I araştırmalar genellikle az sayıda hastayla yürütülüyor ve öncelikle güvenlilik değerlendirmesine odaklanıyor.</p>

<p>Bu nedenle klinik çalışmada elde edilen ilk verilere göre yaklaşım dikkat çekici olsa da henüz nihai tedavi niteliği taşımıyor.</p>

<p>Gerçek etkinliğin belirlenebilmesi için daha fazla hastanın dahil edildiği ileri faz klinik araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Tedavinin ne kadar süre etkili olduğu, hangi hastaların en fazla yarar gördüğü ve tümörün B7-H3 hedefinden kaçıp kaçamayacağı da yanıtlanması gereken önemli sorular arasında.</p>

<p>Türkiye açısından ileri merkezler gündeme gelebilir</p>

<p>Bu tür CAR-T uygulamalarının Türkiye’ye ulaşması halinde klasik ilaç tedavilerinden farklı bir altyapı gerekecek.</p>

<p>Hastadan hücre toplanması, hücrelerin genetik olarak değiştirilmesi, kalite kontrol süreçleri ve tedavinin hastaya uygulanması ileri hücresel tedavi altyapısına ihtiyaç duyuyor.</p>

<p>Glioblastomada buna nöroşirürji ve nöro-onkoloji ekiplerinin de eklenmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle gelecekte başarılı olması halinde uygulamanın öncelikle ileri hücresel tedavi altyapısına sahip üniversite ve eğitim araştırma hastanelerinde gündeme gelmesi beklenebilir.</p>

<p>Türkiye’nin bu alandaki en önemli fırsatlarından biri ise ileri faz uluslararası klinik araştırmalara merkez olarak katılım sağlamak olabilir.</p>

<p>CAR-T’nin ikinci büyük sınavı solid tümörler</p>

<p>CAR-T teknolojisinin ilk büyük başarısı hematolojik kanserlerde yaşandı.</p>

<p>Şimdi bilim dünyasının önündeki büyük sorulardan biri aynı teknolojinin solid tümörlerde de kalıcı klinik başarı sağlayıp sağlayamayacağı.</p>

<p>Glioblastomada doğrudan kafa içine uygulanan B7-H3 CAR-T yaklaşımı bu arayışın dikkat çekici örneklerinden biri.</p>

<p>Faz I sonuçları bir tedavi başarısından çok, CAR-T hücrelerinin beynin en agresif tümörlerinden birine nasıl ulaştırılabileceğine ilişkin önemli bir erken klinik sinyal sunuyor.</p>

<p>Bulguların geniş katılımcı gruplarıyla doğrulanması gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DOI: 10.1038/s41591-026-04557-6</p>

<p>Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı veya tedavi önerisi niteliği taşımaz. Kanser tedavileri hastanın klinik ve moleküler özelliklerine göre uzman hekimler tarafından planlanmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Nature Medicine<br />
2. ClinicalTrials<br />
3. PubMed / ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/glioblastomada-yeni-umut-car-t-hucreleri-tumore-yakindan-ulastirildi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8022.jpeg" type="image/jpeg" length="67244"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nörolojide Yeni Tedavi Sinyali: 52 Haftada Atak Riski Sert Düştü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/norolojide-yeni-tedavi-sinyali-52-haftada-atak-riski-sert-dustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/norolojide-yeni-tedavi-sinyali-52-haftada-atak-riski-sert-dustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Medicine’da yayımlanan Faz III BeInmost çalışmasında obinutuzumab β, AQP4-IgG pozitif nöromiyelitis optika spektrum bozukluğunda relaps riskini plaseboya göre yüzde 93,1 azalttı. 91 hastalık araştırma, yeni anti-CD20 tedavisi için güçlü klinik kanıt sundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Nadir Sinir Sistemi Hastalığında Relaps Riskini Yüzde 93 Azaltan Tedavi</p>

<p>Görme kaybı, felç ve ciddi nörolojik engelliliğe yol açabilen nadir bir merkezi sinir sistemi hastalığında yeni bir biyolojik tedaviden dikkat çekici Faz III sonuçları geldi.</p>

<p>Nature Medicine dergisinde 10 Ağustos 2026’da yayımlanan BeInmost çalışmasında, deneysel obinutuzumab β (MIL62) tedavisinin aquaporin-4 antikoru pozitif nöromiyelitis optika spektrum bozukluğu bulunan hastalarda hastalık relapsı riskini plaseboya kıyasla yüzde 93,1 azalttığı bildirildi.</p>

<p>Çok merkezli, randomize, çift kör ve plasebo kontrollü Faz III araştırma, Çin’deki 32 merkezde gerçekleştirildi.</p>

<p>Çalışmaya 18 ile 70 yaşları arasında toplam 91 hasta dahil edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavi grubunda yalnızca 2 hastada relaps görüldü</p>

<p>Katılımcıların 45’i obinutuzumab β, 46’sı ise plasebo grubuna randomize edildi.</p>

<p>Araştırmanın en çarpıcı sonucu hastalık relapslarında görüldü.</p>

<p>Obinutuzumab β verilen 45 hastanın yalnızca 2’sinde, yani yüzde 4,4’ünde doğrulanmış relaps meydana geldi.</p>

<p>Plasebo grubunda ise 46 hastanın 21’inde, yani yüzde 45,7’sinde relaps görüldü.</p>

<p>İstatistiksel analiz, tedavinin ilk doğrulanmış relaps riskini plaseboya kıyasla yüzde 93,1 oranında azalttığını gösterdi.</p>

<p>Bu farkın istatistiksel olarak son derece güçlü olduğu bildirildi.</p>

<p>Bir yılda hastaların yaklaşık yüzde 95’i relapssız kaldı</p>

<p>Araştırmada 52 haftalık relapssız yaşam oranı da değerlendirildi.</p>

<p>Obinutuzumab β grubunda hastaların tahmini yüzde 94,8’i 52 haftalık dönemi doğrulanmış bir hastalık relapsı yaşamadan tamamladı.</p>

<p>Plasebo grubunda bu oran yalnızca yüzde 28,4 olarak hesaplandı.</p>

<p>Yıllıklandırılmış relaps oranı da tedavi grubunda belirgin biçimde daha düşük bulundu.</p>

<p>NMOSD relapsı nedeniyle hastaneye yatışlarda da obinutuzumab β lehine önemli fark görüldü.</p>

<p>Nöromiyelitis optika neden bu kadar önemli?</p>

<p>Nöromiyelitis optika spektrum bozukluğu, bağışıklık sisteminin merkezi sinir sistemine saldırdığı nadir fakat ağır seyreden otoimmün bir hastalık.</p>

<p>Hastalık özellikle görme sinirlerini ve omuriliği etkileyebiliyor.</p>

<p>Optik nörit olarak adlandırılan görme siniri iltihabı ciddi görme kaybına, omurilik tutulumu ise kas güçsüzlüğü, duyu bozuklukları ve bazı hastalarda kalıcı hareket kaybına neden olabiliyor.</p>

<p>Hastalığın önemli özelliklerinden biri, tekrarlayan atakların oluşturduğu nörolojik hasarın zaman içinde birikebilmesi.</p>

<p>Bu nedenle tedavinin temel hedeflerinden biri yeni relapsların mümkün olduğunca engellenmesi.</p>

<p>AQP4 antikoru hastalığın merkezinde</p>

<p>Çalışmaya yalnızca AQP4-IgG pozitif hastalar dahil edildi.</p>

<p>Aquaporin-4, merkezi sinir sistemindeki bazı destek hücrelerinin yüzeyinde bulunan önemli bir su kanalı proteini.</p>

<p>NMOSD hastalarının önemli bölümünde bağışıklık sistemi bu proteine karşı anormal antikorlar geliştiriyor.</p>

<p>Bu antikorların hastalıkta meydana gelen doku hasarının önemli tetikleyicilerinden biri olduğu biliniyor.</p>

<p>Dolayısıyla AQP4-IgG pozitif hastalarda antikor üretiminde rol oynayan B hücrelerini hedeflemek, hastalığın biyolojik mekanizmasına doğrudan müdahale eden stratejiler arasında bulunuyor.</p>

<p>Yeni nesil anti-CD20 antikoru</p>

<p>Obinutuzumab β, CD20 taşıyan B hücrelerini hedefleyen gliko-mühendislik uygulanmış tip II monoklonal antikor olarak geliştirildi.</p>

<p>Tedavinin amacı, hastalığın gelişiminde rol oynayan B hücrelerini güçlü biçimde azaltarak patolojik bağışıklık yanıtını baskılamak.</p>

<p>CD20 hedefli B hücresi tedavileri nöroimmün hastalıklarda tamamen yeni değil.</p>

<p>Ancak BeInmost araştırması, obinutuzumab β için AQP4-IgG pozitif NMOSD hastalarında randomize ve kontrollü Faz III düzeyinde güçlü klinik kanıt sağlaması açısından önem taşıyor.</p>

<p>Güvenlilik sonuçları da değerlendirildi</p>

<p>Araştırmada yalnızca etkinlik değil, tedavinin güvenlilik profili de incelendi.</p>

<p>Çalışmanın yayımlanan sonuçlarına göre ciddi advers olayların görülme oranı tedavi ve plasebo gruplarında benzer düzeydeydi.</p>

<p>Bununla birlikte B hücrelerini baskılayan tedaviler bağışıklık sistemi üzerinde önemli etkiler oluşturabildiğinden enfeksiyonlar ve diğer olası komplikasyonlar açısından uzun dönem takip önem taşıyor.</p>

<p>Faz III sonuçlarının güçlü olması, ilacın tüm hastalar için otomatik olarak uygun olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Hasta seçimi, enfeksiyon riski, eşlik eden hastalıklar ve uzun dönem güvenlilik verileri tedavi kararında belirleyici olacak.</p>

<p>Mevcut tedavilerin yanına yeni seçenek gelebilir</p>

<p>NMOSD için son yıllarda hastalığın farklı biyolojik mekanizmalarını hedefleyen yeni tedaviler geliştirildi.</p>

<p>Kompleman sistemini, interlökin-6 reseptörünü veya B hücrelerini hedefleyen ilaçlar bazı ülkelerde klinik kullanıma girmiş durumda.</p>

<p>Obinutuzumab β’nin bu tedaviler arasındaki kesin konumu ise doğrudan karşılaştırmalı araştırmalar ve uzun dönem sonuçlar ortaya çıktıkça daha net anlaşılacak.</p>

<p>Bu nedenle yüzde 93,1’lik sonuç mevcut tedavilere karşı yüzde 93 daha üstünlük anlamına gelmiyor. Bulgular, Faz III çalışmada plaseboya kıyasla relaps riskindeki göreceli azalmayı ifade ediyor.</p>

<p>Türkiye açısından neden önemli?</p>

<p>Nöromiyelitis optika spektrum bozukluğu nadir görülmesine rağmen ağır nörolojik sonuçları nedeniyle yüksek klinik öneme sahip.</p>

<p>Yeni tedavinin uluslararası ruhsat süreçlerinden geçmesi ve daha sonra Türkiye’de ruhsat alması halinde uygulamanın özellikle ileri nöroloji ve nöroimmünoloji merkezlerinde gündeme gelmesi beklenebilir.</p>

<p>Ancak Türkiye’deki kullanım açısından TİTCK ruhsat süreci, tedavinin fiyatı, SGK geri ödeme koşulları ve mevcut biyolojik tedavilere göre sağlayacağı ek klinik yarar belirleyici olacaktır.</p>

<p>Faz III sonucu güçlü, ancak süreç tamamlanmadı</p>

<p>BeInmost çalışmasının sonuçları obinutuzumab β için önemli bir klinik eşik oluşturuyor.</p>

<p>Bununla birlikte bilimsel çalışmada elde edilen başarı doğrudan küresel ruhsat anlamına gelmiyor.</p>

<p>Düzenleyici kurumların etkinlik, güvenlilik, üretim kalitesi ve yarar-risk dengesini değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<p>Uzun dönem takip verileri de özellikle nadir fakat ciddi güvenlilik sorunlarının anlaşılması açısından önem taşıyacak.</p>

<p>Buna rağmen 91 hastalık randomize Faz III çalışmada relapsların tedavi grubunda yüzde 4,4’e karşı plaseboda yüzde 45,7 oranında görülmesi, NMOSD tedavi araştırmalarında son dönemin dikkat çekici klinik sonuçlarından biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>DOI: 10.1038/s41591-026-04583-4<br />
PubMed PMID: 42575985</p>

<p>Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı veya tedavi önerisi niteliği taşımaz. Nöromiyelitis optika spektrum bozukluğunun tanı ve tedavisi uzman hekim tarafından planlanmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Nature Medicine<br />
2. PubMed / ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi<br />
3. BeInmost Faz III Klinik Araştırması </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/norolojide-yeni-tedavi-sinyali-52-haftada-atak-riski-sert-dustu</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8021.jpeg" type="image/jpeg" length="81162"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kan Şekerini Algılayan Akıllı Probiyotik Fare ve Maymunlarda Etki Gösterdi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kan-sekerini-algilayan-akilli-probiyotik-fare-ve-maymunlarda-etki-gosterdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kan-sekerini-algilayan-akilli-probiyotik-fare-ve-maymunlarda-etki-gosterdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature’da yayımlanan yeni araştırmada, bağırsakta geçici olarak yaşayan genetik olarak tasarlanmış probiyotik bakteriler kan şekeri yükseldiğinde GLP-1 üretip salgılayacak şekilde programlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><br />
Sistem diyabetli farelerde ve tip 2 diyabetli insan dışı primatlarda kan şekeri kontrolünü iyileştirdi; ancak henüz insanlarda denenmiş bir tedavi değil.<br />
Çin’de East China Normal University bünyesindeki Shanghai Key Laboratory of Regulatory Biology ve Biomedical Synthetic Biology Research Center liderliğinde yürütülen araştırmada bilim insanları, kan şekeri yükseldiğinde bunu algılayıp tedavi edici moleküllerin üretimini artırabilen ağızdan alınabilir bir “canlı ilaç” geliştirdi. Çalışmaya Shanghai Fengxian District Central Hospital, Shanghai SynBioEra Biotechnology ve University of Texas Health Science Center at San Antonio’dan araştırmacılar da katkı sundu. Araştırma insanlar üzerinde değil, farklı diyabet fare modelleri ve tip 2 diyabetli insan dışı primatlar üzerinde yapıldı. Çalışma 12 Ağustos 2026’da Nature dergisinde yayımlandı. [1]<br />
Probiyotik bakteriye glikoz sensörü eklendi<br />
Çalışmanın temelinde, bağırsakta geçici olarak yaşayabilen genetik olarak değiştirilmiş probiyotik bakteriler bulunuyor.<br />
Araştırmacılar bakterilere HexR adı verilen glikoza duyarlı bir düzenleyici protein ve buna bağlı çalışan sentetik bir gen devresi ekledi. Gen devresi, bakterinin çevredeki glikoz düzeyini algılayıp buna göre belirli terapötik genleri açıp kapatmasını sağladı. [1]<br />
Bunu basitçe otomatik çalışan bir sensöre benzetmek mümkün.<br />
Glikoz yükseldiğinde sistem devreye giriyor; glikoz normal sınırlara yaklaştığında terapötik üretim azalıyor. Araştırmacılar bu yaklaşımı “sense-and-respond”, yani “algıla ve yanıt ver” sistemi olarak tanımlıyor. [1]<br />
Bakteriler bağırsakta kalıcı olarak yerleşmedi<br />
Yeni sistemin önemli özelliklerinden biri, bakterilerin bağırsakta kalıcı biçimde kolonileşmek üzere tasarlanmamış olması.<br />
Araştırmada kullanılan probiyotikler ağızdan verildikten sonra bağırsakta geçici olarak kaldı ve glikoz düzeyine göre terapötik molekül üretimini ayarladı. [1]<br />
Geçici bağırsak varlığı, canlı tedavilerin kontrol edilebilirliği açısından önemli bir tasarım özelliği. Ancak bunun insanlarda güvenli olduğunu göstermek için klinik çalışmalara ihtiyaç var.<br />
Glikoz yükselince GLP-1 üretildi<br />
Araştırmacılar bakterileri, glikoz yükseldiğinde GLP-1 üretip salgılayacak şekilde programladı. GLP-1, bağırsakta doğal olarak üretilen ve yemek sonrası kan şekeri kontrolünde rol oynayan bir hormondur. [1]<br />
Günümüzde bazı diyabet ve obezite ilaçları da GLP-1 sistemini hedefliyor. Ancak yeni çalışmadaki yaklaşım farklı: dışarıdan düzenli enjeksiyon yapmak yerine bağırsaktaki tasarlanmış bakterilerin glikoz yükseldiğinde gerekli molekülü üretmesi amaçlanıyor.<br />
Bu nedenle araştırma mevcut GLP-1 ilaçlarının yerine kullanılabilecek hazır bir tedavi olarak değerlendirilmemeli.<br />
Farelerde kan şekeri kontrolü iyileşti<br />
Araştırmacılar sistemi birden fazla diyabet fare modelinde test etti.<br />
Tasarlanmış probiyotiklerin ağızdan verilmesiyle kan şekeri kontrolünün iyileştiği ve özellikle yemek sonrası glikoz yükselmelerinin daha iyi düzenlenebildiği bildirildi. [1]<br />
Uzun süreli uygulamalarda kan yağları olarak bilinen lipid profillerinde de olumlu değişiklikler görüldü.<br />
Araştırmacılar ayrıca uzun süreli fare deneylerinde karaciğer ve böbrekle ilişkili bazı inflamasyon, oksidatif stres ve doku hasarı göstergelerinde iyileşmeler bildirdi. İnflamasyon, vücudun doku hasarı veya zararlı uyaranlara karşı verdiği iltihabi yanıtı; oksidatif stres ise hücrelere zarar verebilen reaktif moleküllerin artmasını ifade ediyor. [1]<br />
Bu bulgular önemli olsa da farelerde elde edilen sonuçların insanlarda aynı şekilde ortaya çıkacağı varsayılamaz.<br />
İnsan dışı primatlarda da test edildi<br />
Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, araştırmanın yalnızca farelerle sınırlı kalmaması.<br />
Bilim insanları sistemi tip 2 diyabetli insan dışı primatlarda da değerlendirdi. Probiyotik tedavinin bu hayvanlarda da kan şekeri kontrolünü iyileştirdiği bildirildi. [1]<br />
İnsan dışı primatlar fizyolojik olarak insanlara farelerden daha yakın olduğu için bu aşama translasyonel araştırmalarda önemli kabul ediliyor.<br />
Buna rağmen primat deneylerinin olumlu sonuç vermesi, insanlarda etkinlik ve güvenliğin garanti edildiği anlamına gelmiyor.<br />
Bu bir yoğurt veya sıradan probiyotik değil<br />
“Probiyotik” kelimesi günlük yaşamda çoğunlukla yoğurt, kefir veya probiyotik takviyeleri çağrıştırıyor.<br />
Ancak araştırmada kullanılan bakteriler sıradan besinlerde bulunan probiyotiklerden farklı.<br />
Bunlar sentetik biyoloji yöntemleriyle genetik olarak programlanmış canlı mikroorganizmalardan oluşuyor. Sentetik biyoloji, hücrelere belirli görevleri yerine getirecek yeni genetik devreler kazandırmayı amaçlayan mühendislik yaklaşımıdır. [2]<br />
Bu nedenle çalışmanın sonuçları “probiyotik tüketmek kan şekerini düşürür” şeklinde yorumlanamaz.<br />
Araştırmada test edilen sistem, özel olarak tasarlanmış ve laboratuvarda üretilmiş deneysel bir canlı tedavi platformu.<br />
“Canlı ilaç” ne anlama geliyor?<br />
Klasik ilaçların büyük bölümü belirli bir kimyasal molekül veya biyolojik proteinden oluşuyor.<br />
Canlı tedavilerde ise tedaviyi gerçekleştiren yapı canlı bir hücre veya mikroorganizma oluyor.<br />
Bu hücreler genetik olarak programlanarak hastalıkla ilişkili bir sinyali algılayabilir, ardından belirli bir ilacı veya proteini üretebilir. [2]<br />
Araştırmacıların hedefi, vücuttaki değişikliklere gerçek zamanlı yanıt verebilen biyolojik tedavi sistemleri geliştirmek.<br />
Diyabette bunun teorik avantajı açık: Kan şekeri gün boyunca sürekli değişiyor. Tedavinin de bu değişime göre kendisini otomatik olarak ayarlayabilmesi, gelecekte daha hassas bir kontrol sağlayabilir.<br />
İnsanlarda denenmedi<br />
Araştırmanın en önemli sınırlılığı, sistemin henüz insanlarda test edilmemiş olması.<br />
Çalışma güçlü bir preklinik araştırma olmasına rağmen insanlarda güvenlilik, doğru doz, bağırsakta kalış süresi ve uzun dönem etkiler bilinmiyor.<br />
Genetik olarak değiştirilmiş bakterilerle ilgili bir başka önemli konu da biyolojik güvenlik.<br />
Bu mikroorganizmaların çevreye yayılması, bağırsak mikrobiyotası üzerindeki uzun dönem etkileri ve genetik materyallerinin başka bakterilere aktarılma ihtimali gibi konuların insan çalışmalarından önce ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
Araştırmacılardan Haifeng Ye, Ningzi Guan ve Xianyun Gao, çalışmada kullanılan yeni glikoz sensörüyle ilişkili patent başvurularında mucit olarak yer alıyor. Bu durum araştırmanın geçerliliğini ortadan kaldırmıyor ancak çıkar çatışması değerlendirmesinde dikkate alınması gereken bir bilgi. [1]<br />
Diyabet tedavisinde neyi değiştirebilir?<br />
Bugün için hastaların tedavisinde herhangi bir değişiklik yok.<br />
Araştırma, insülinin, GLP-1 ilaçlarının veya diğer diyabet tedavilerinin yerine geçecek yeni bir seçenek sunmuş değil.<br />
Çalışmanın asıl önemi, canlı mikroorganizmaların yalnızca ilaç taşıyan araçlar değil, aynı zamanda vücuttaki metabolik değişiklikleri algılayan ve buna göre ilaç üretimini ayarlayan biyolojik sistemler olarak kullanılabileceğini göstermesinde yatıyor.<br />
İnsan çalışmalarında benzer etkinlik ve yeterli güvenlik gösterilebilirse, gelecekte diyabet gibi sürekli değişen metabolik hastalıklarda “gerektiğinde çalışan” ağızdan alınabilir canlı tedaviler araştırılabilir.<br />
Ancak bunun klinik uygulamaya dönüşebilmesi için önce insanlarda kontrollü klinik çalışmalar yapılması gerekiyor.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Guan N, Kong D, Gao X, ve ark. Glucose-responsive probiotics for glycaemic modulation in mice and monkeys. Nature. 2026. DOI: 10.1038/s41586-026-10909-6<br />
[2] Cubillos-Ruiz A, Guo T, Sokolovska A, ve ark. Engineering living therapeutics with synthetic biology. Nature Reviews Drug Discovery. 2021;20(12):941-960. DOI: 10.1038/s41573-021-00285-3</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kan-sekerini-algilayan-akilli-probiyotik-fare-ve-maymunlarda-etki-gosterdi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/akilli-probiyotik-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="27442"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Popüler ketojenik diyette beklenmedik sonuç: İnce bağırsakta tümörleri hızlandırdı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/populer-ketojenik-diyette-beklenmedik-sonuc-ince-bagirsakta-tumorleri-hizlandirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/populer-ketojenik-diyette-beklenmedik-sonuc-ince-bagirsakta-tumorleri-hizlandirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de Massachusetts Institute of Technology (MIT) araştırmacılarının Nature dergisinde yayımlanan yeni çalışması, yüksek yağ ve düşük karbonhidrat içeren ketojenik diyetin kansere genetik yatkınlığı bulunan farelerde ince bağırsak tümörlerinin gelişimini hızlandırabildiğini ortaya koydu. Araştırmada etkinin ketonlardan değil, hücrelerin besinlerle alınan yağları enerji için kullanmasından kaynaklandığı belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ketojenik diyetlerin kanser üzerindeki etkisine ilişkin tartışmalara dikkat çekici yeni bir bilimsel çalışma eklendi. Massachusetts Institute of Technology (MIT) araştırmacıları, yüksek yağ ve çok düşük karbonhidrat içeren ketojenik beslenmenin bağırsakların farklı bölümlerinde birbirinin tam tersi biyolojik sonuçlar oluşturabileceğini belirledi.</p>

<p>15 Temmuz 2026’da Nature dergisinde yayımlanan araştırmada, bağırsak tümörü geliştirmeye genetik olarak yatkın farelerde ketojenik diyetin ince bağırsaktaki tümör oluşumunu artırdığı görüldü.</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri ise bu etkinin doğrudan ketonlardan kaynaklanmadığının belirlenmesi oldu. Bulgular, yüksek miktarda besinsel yağın hücreler tarafından enerji üretmek amacıyla kullanılmasının tümör gelişimini destekleyen biyolojik mekanizmayı harekete geçirdiğini gösterdi.</p>

<p>Ketojenik diyet nedir?</p>

<p>Ketojenik diyet, karbonhidrat tüketiminin çok büyük ölçüde sınırlandırıldığı, yağ tüketiminin ise belirgin biçimde artırıldığı bir beslenme modelidir. Protein miktarı genellikle normal veya azaltılmış düzeylerde tutulur.</p>

<p>Karbonhidratın ciddi şekilde azaltılmasıyla vücudun temel enerji metabolizması değişmeye başlar. Normal koşullarda önemli enerji kaynaklarından biri olan glikozun kullanılabilirliği azalınca vücut enerji üretmek için yağ asitlerini daha yoğun kullanır.</p>

<p>Yağların parçalanması sırasında başta beta-hidroksibütirat (BHB) ve asetoasetat olmak üzere “keton cisimleri” adı verilen moleküller oluşur. Vücudun enerji üretiminde ketonları daha yoğun kullandığı bu metabolik durum “ketozis” olarak adlandırılır.</p>

<p>Ketojenik beslenme ilk olarak 1920’li yıllarda epilepsi tedavisinde kullanılmaya başlandı. Sonraki yıllarda kilo kontrolü ve metabolik etkileri nedeniyle yaygın ilgi gördü. Kanser biyolojisi üzerindeki olası etkileri de bilimsel araştırmaların konusu haline geldi.</p>

<p>İnce bağırsakta tümör gelişimini hızlandırdı</p>

<p>Yeni araştırmada bilim insanları bağırsak kanseri geliştirmeye genetik olarak yatkın fareleri farklı beslenme modelleri altında inceledi.</p>

<p>Hayvanlara ketojenik diyet, standart kontrol diyeti veya yüksek yağlı ve yüksek kalorili beslenme uygulandı.</p>

<p>Ketojenik diyet uygulanan farelerin kontrol grubundaki farelere kıyasla ince bağırsakta daha fazla tümör geliştirdiği belirlendi.</p>

<p>Dikkat çekici biçimde, ketojenik diyet uygulanan fareler obez hale gelmemelerine rağmen tümör gelişimi yüksek yağlı ve yüksek kalorili diyet uygulanan farelerde görülen seviyelere ulaştı veya bazı deneylerde bu seviyelerin üzerine çıktı.</p>

<p>Nature’da yayımlanan deneysel veriler ayrıca ketojenik diyetin incelenen fare modellerinde tümör yükünü artırdığını ve sağkalımı kısalttığını gösterdi.</p>

<p>Asıl etki ketonlardan gelmedi</p>

<p>Araştırmacılar başlangıçta ortaya çıkan etkinin ketojenik beslenmeyle birlikte artan keton cisimlerinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını araştırdı.</p>

<p>Ancak deneyler farklı bir mekanizmaya işaret etti.</p>

<p>Keton üretiminin genetik yöntemlerle artırılması veya azaltılması tümör gelişimini belirgin biçimde değiştirmedi.</p>

<p>Bilim insanlarına göre tümör oluşumunu hızlandıran süreç, ketonlardan ziyade bağırsak hücrelerinin yüksek miktardaki besinsel yağları enerji üretmek amacıyla kullanmasıyla ilişkiliydi.</p>

<p>Bu süreç “yağ asidi oksidasyonu” olarak biliniyor.</p>

<p>Yağ metabolizması kök hücrelerini harekete geçirdi</p>

<p>Araştırmada yüksek miktarda yağın hücresel enerji üretiminde kullanılmasının PPAR adı verilen protein ailesini aktive ettiği belirlendi.</p>

<p>Bu mekanizma bağırsak kök hücrelerinin çoğalmasını hızlandırdı.</p>

<p>Kök hücrelerinin çoğalması normal şartlarda bağırsak dokusunun hasar gördüğünde kendisini yenileyebilmesi açısından önemli. Ancak aşırı hücresel çoğalma, kansere yatkın dokularda tümör oluşumu için daha elverişli bir ortam oluşturabiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar PPAR sinyal mekanizmasını baskıladıklarında ketojenik diyetin neden olduğu bağırsak kök hücresi genişlemesi ve hücresel çoğalmanın azaldığını gözlemledi.</p>

<p>Yağ asitlerinin enerji üretiminde kullanılmasında önemli görev üstlenen CPT1A enziminin devre dışı bırakılması da ketojenik diyet koşullarındaki adenom oluşumunu sınırladı.</p>

<p>Bu sonuçlar, tümör gelişimindeki temel mekanizmanın ketonlardan ziyade besinlerle alınan yağların hücreler tarafından yakılmasıyla ilişkili olduğunu destekledi.</p>

<p>İnce bağırsakta artırdı, kolonda baskıladı</p>

<p>Çalışmanın en şaşırtıcı sonuçlarından biri bağırsakların iki farklı bölümünde tamamen farklı etkilerin görülmesi oldu.</p>

<p>Ketojenik diyet ince bağırsakta tümör gelişimini artırırken, kolonda tümör oluşumunu baskıladı.</p>

<p>Bu bulgu, aynı beslenme biçiminin gastrointestinal sistem içerisinde bile farklı dokularda farklı biyolojik sonuçlara yol açabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Araştırmacılar şimdi birbirine komşu iki bağırsak bölgesinin aynı beslenme düzenine neden zıt tepkiler verdiğini ortaya çıkarmaya çalışıyor.</p>

<p>İnsanlarda kanser yaptığı sonucu çıkarılamaz</p>

<p>Araştırmanın en önemli sınırlılığı çalışmanın insanlarda değil, kansere genetik olarak yatkın farelerde gerçekleştirilmiş olması.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle sonuçlar, “ketojenik diyet insanlarda ince bağırsak kanserine neden oluyor” şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Erken safha bulgularına göre araştırma, ketojenik beslenmenin belirli genetik yatkınlıklarda tümör biyolojisini etkileyebileceğine ilişkin yeni bir mekanizma ortaya koyuyor.</p>

<p>Özellikle ailesel adenomatöz polipozis gibi kalıtsal olarak bağırsak tümörlerine yatkınlığı artıran durumlar açısından sonuçların gelecekte yapılacak insan araştırmalarıyla değerlendirilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Bulguların geniş katılımcı gruplarıyla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Araştırma aynı zamanda ketojenik diyetin kanser açısından tek başına “koruyucu” veya “zararlı” şeklinde sınıflandırılmasının bilimsel olarak doğru olmayabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Nature’da yayımlanan sonuçlara göre aynı metabolik beslenme modeli, kanserin geliştiği dokuya ve genetik yatkınlığa bağlı olarak farklı sonuçlar ortaya çıkarabiliyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Massachusetts Institute of Technology (MIT)</li>
 <li>Nature</li>
 <li>Koch Institute for Integrative Cancer Research</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/populer-ketojenik-diyette-beklenmedik-sonuc-ince-bagirsakta-tumorleri-hizlandirdi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8020.jpeg" type="image/jpeg" length="53644"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Küçük Doğan Bebeklerde Çok Yönlü Destek Büyümeyi İyileştirdi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kucuk-dogan-bebeklerde-cok-yonlu-destek-buyumeyi-iyilestirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kucuk-dogan-bebeklerde-cok-yonlu-destek-buyumeyi-iyilestirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hindistan’da 1.300 zamanında doğmuş ancak gebelik haftasına göre küçük bebekle yapılan randomize çalışmada, sağlık, beslenme ve erken gelişim desteği alan bebeklerin 12 aylık büyüme sonuçları daha iyi bulundu. Müdahale grubunda düşük kilo, bodurluk, aşırı zayıflık ve kansızlık oranları da daha düşüktü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hindistan’ın Güney Delhi bölgesinde yürütülen geniş kapsamlı bir klinik araştırma, gebelik haftasına göre küçük doğan bebeklerde yaşamın ilk yılındaki çok yönlü desteğin büyüme ve gelişim sonuçlarını iyileştirebileceğini gösterdi. Yeni Delhi’deki Society for Applied Studies öncülüğünde, University of Bergen ve diğer ortak kurumlardan araştırmacıların katılımıyla yürütülen çalışmada 1.300 bebek rastgele iki gruba ayrıldı. Sağlık, beslenme, erken çocukluk gelişimi ve anneye yönelik destekleri birlikte alan bebekler, 12 aylık olduklarında standart bakım alan bebeklerden ortalama yaklaşık 220 gram daha ağırdı. Araştırma 27 Temmuz 2026’da JAMA’da yayımlandı. [1]</p>

<h2>“Gebelik haftasına göre küçük” ne anlama geliyor?</h2>

<p>Araştırmaya en az 37 gebelik haftasında, yani zamanında doğmuş bebekler alındı. Ancak bu bebeklerin doğum ağırlıkları, aynı gebelik haftasında doğan bebekler arasında en düşük yüzde 10’luk dilimdeydi. Tıpta bu durum “small for gestational age” veya SGA, yani gebelik yaşına göre küçük olarak tanımlanıyor. [1]</p>

<p>Bu nedenle araştırmadaki bebekler prematüre değildi. Sorun, anne karnında geçirilen sürenin kısa olması değil, bebeğin doğum sırasındaki ağırlığının gebelik haftasına göre beklenenden düşük olmasıydı.</p>

<p>Gebelik yaşına göre küçük doğan bebeklerde ilerleyen aylarda düşük kilo, boy uzamasında gerilik ve gelişim sorunları daha sık görülebiliyor. Araştırmacılar bu nedenle yalnızca bebeğin beslenmesini değil, sağlık izlemini, erken gelişimini ve annenin bakım kapasitesini birlikte destekleyen bir programın sonuçları değiştirip değiştiremeyeceğini araştırdı. [1][2]</p>

<h2>1.300 bebek rastgele iki gruba ayrıldı</h2>

<p>Çalışmaya doğumdan sonraki ilk 14 gün içinde toplam 1.300 bebek dahil edildi. Bunların 647’si çok yönlü destek programına, 653’ü ise mevcut kamu sağlık hizmetleri kapsamında olağan bakım grubuna rastgele atandı. [1]</p>

<p>Araştırmaya katılan bebeklerin 1.261’i 12 aylık değerlendirmeyi tamamladı. Bu sayı, başlangıçta çalışmaya alınan bebeklerin yaklaşık yüzde 97’sine karşılık geliyor. [1]</p>

<p>Müdahale tek bir gıda, vitamin veya tedaviden oluşmuyordu. Annelerin ilk altı ay yalnızca anne sütüyle beslemeyi sürdürebilmeleri desteklendi. Bebeklerin büyümesi düzenli olarak izlendi, gerekli mikrobesin desteği sağlandı ve altıncı aydan sonra uygun tamamlayıcı beslenme konusunda ailelere rehberlik verildi. [2]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Program aynı zamanda anne ve bebeği birlikte ele aldı. Annelerin beslenmesi ve psikososyal iyilik hali desteklenirken ailelere bebekle konuşma, oyun oynama, bebeğin verdiği işaretlere karşılık verme ve erken gelişimi destekleyen günlük etkinlikler konusunda da eğitim verildi. [2]</p>

<h2>Bir yaşında yaklaşık 220 gramlık fark oluştu</h2>

<p>Araştırmanın temel ölçütü bebeğin 12 aylık ağırlığıydı. Çok yönlü destek grubundaki bebeklerin ortalama ağırlığı 8,0 kilogram, olağan bakım grubundaki bebeklerin ortalama ağırlığı ise 7,8 kilogram olarak ölçüldü. Diğer etkiler hesaba katıldığında iki grup arasındaki ortalama fark yaklaşık 0,22 kilogram, yani 220 gramdı. [1]</p>

<p>220 gram ilk bakışta küçük bir fark gibi görünebilir. Ancak araştırmacılar yalnızca tartıdaki rakama değil, bebeğin yaşına göre beklenen ağırlığa ve büyüme yetersizliği yaşayan çocukların oranına da baktı. Bu değerlendirmelerin büyük bölümünde destek grubunun sonuçları daha iyi çıktı. [1]</p>

<h2>Düşük kilo ve bodurluk daha az görüldü</h2>

<p>Bir yaşında düşük kilolu kabul edilen çocukların oranı olağan bakım grubunda yüzde 32,6 iken çok yönlü destek grubunda yüzde 23,9 olarak bulundu. Başka bir ifadeyle her 100 çocukta düşük kilo görülenlerin sayısı yaklaşık 9 çocuk daha azdı. [1]</p>

<p>Bodurluk, yani çocuğun yaşına göre boyunun belirgin biçimde kısa olması, müdahale grubunda yüzde 20,1; olağan bakım grubunda ise yüzde 27,2 oranında görüldü. [1]</p>

<p>“Wasting” olarak adlandırılan ve çocuğun boyuna göre belirgin biçimde zayıf olması anlamına gelen durum da destek grubunda daha azdı. Bu oran müdahale grubunda yüzde 13,9, olağan bakım grubunda yüzde 19,4 olarak ölçüldü. [1]</p>

<p>Bu sonuçlar, programın yalnızca ortalama ağırlığı artırmakla kalmadığını, büyüme yetersizliği yaşayan çocukların oranında da azalma sağladığını gösteriyor.</p>

<h2>Kansızlık oranında belirgin düşüş görüldü</h2>

<p>Çalışmadaki en dikkat çekici farklardan biri anemi, yani kansızlık oranında ortaya çıktı. Bir yaşında anemi müdahale grubundaki çocukların yüzde 34,0’ında görülürken olağan bakım grubunda bu oran yüzde 72,5’ti. [1]</p>

<p>Ancak bu sonuç belirli bir vitaminin, mineralin veya tek bir besinin aynı etkiyi sağlayacağı anlamına gelmiyor. Programda mikrobesin desteğinin yanı sıra emzirme danışmanlığı, tamamlayıcı beslenme, büyüme takibi, sağlık hizmetleri, erken gelişim desteği ve anneye yönelik psikososyal destek birlikte uygulandı. Bu nedenle kansızlıktaki iyileşmenin hangi tek bileşenden ne ölçüde kaynaklandığını bu araştırma gösteremiyor. [1][2]</p>

<h2>Beslenme desteği günlük yaşamda nasıl uygulandı?</h2>

<p>Altı ile 12 ay arasındaki bebeklere, müdahale kapsamında günlük yaklaşık 125 kilokalori enerji ve yaklaşık 5 gram protein sağlayan mikrobesinlerle desteklenmiş sütlü tahıl karışımı verildi. Büyümesinde yetersizlik saptanan bazı bebeklere ek beslenme desteği de sağlandı. [2]</p>

<p>Bu ayrıntı, araştırmanın sonuçlarının neden yalnızca “evde bebeğe biraz daha fazla yemek yedirmek” şeklinde yorumlanamayacağını gösteriyor. Çalışmada beslenme desteği, düzenli büyüme izlemi ve sağlık değerlendirmeleriyle birlikte yürütüldü.</p>

<p>Araştırma ayrıca tek bir gıdanın veya takviyenin etkisini ölçmedi. Dolayısıyla sonuçlardan belirli bir mama, tahıl ürünü, vitamin veya mineral için doğrudan tüketim önerisi çıkarmak bilimsel olarak doğru olmaz.</p>

<h2>Dil, hareket ve zihinsel gelişimde de olumlu sonuçlar</h2>

<p>Araştırmacılar bebeklerin zihinsel, dil ve hareket gelişimini standart gelişim testleriyle değerlendirdi.</p>

<p>Destek programındaki çocukların bilişsel gelişim puanları ortalama 1,73 puan, dil gelişimi puanları 2,74 puan ve motor gelişim puanları 2,32 puan daha yüksek bulundu. [1]</p>

<p>Bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı olsa da sonuçların dikkatli yorumlanması gerekiyor. Bir yaşındaki gelişim testlerinde görülen birkaç puanlık farkın ilerleyen çocukluk döneminde zekâ, okul başarısı veya akademik performans açısından ne anlama geleceğini bu çalışma tek başına gösteremez.</p>

<p>Bu nedenle araştırmadan “program çocukların zekâsını artırdı” sonucu çıkarılamaz. Çalışmanın gösterdiği şey, çok yönlü destek alan çocukların 12 aylık gelişim değerlendirmelerinde ortalama olarak daha iyi sonuçlar elde etmiş olmasıdır. [1]</p>

<h2>Aileler açısından en önemli mesaj ne?</h2>

<p>Araştırmanın günlük yaşamdaki en önemli sonucu, küçük doğan bir bebeğin büyümesini desteklemenin yalnızca daha fazla kalori vermek anlamına gelmediğini göstermesi.</p>

<p>Program; emzirmenin desteklenmesini, altıncı aydan sonra yeterli ve uygun tamamlayıcı beslenmeye geçilmesini, bebeğin büyümesinin düzenli izlenmesini, sağlık sorunlarının erken fark edilmesini, anne-bebek etkileşiminin güçlendirilmesini ve erken gelişimin oyun ile iletişim yoluyla desteklenmesini birlikte içeriyordu. [2]</p>

<p>Anne de programın dışında bırakılmadı. Annenin beslenmesi, ruhsal iyilik hali ve bebeğin ihtiyaçlarına karşılık verebilme becerisi de destek paketinin parçaları arasındaydı. [2]</p>

<p>Bu nedenle araştırmanın asıl mesajı tek bir besin veya takviyeden çok, yaşamın ilk yılında anne ve bebeği birlikte ele alan bütüncül bir bakım yaklaşımının önemine işaret ediyor.</p>

<h2>Çalışmanın önemli sınırlılıkları bulunuyor</h2>

<p>Araştırmanın randomize olması ve katılımcıların yaklaşık yüzde 97’sinin 12 aylık izlemi tamamlaması sonuçların güvenilirliğini güçlendiriyor. Bununla birlikte çalışma Güney Delhi’nin düşük kaynaklı kentsel mahallelerinde yürütüldü. Aynı programın farklı ülkelerde, gelir düzeylerinde ve sağlık sistemlerinde aynı büyüklükte yarar sağlayıp sağlamayacağı henüz bilinmiyor. [1]</p>

<p>Bir başka önemli sınırlılık, müdahalenin çok sayıda bileşeni aynı anda içermesi. Emzirme desteği, tamamlayıcı beslenme, mikrobesinler, büyüme izlemi, sağlık hizmetleri, erken çocukluk gelişimi ve anneye verilen destek birlikte uygulandığı için hangi bileşenin sonuçlara ne kadar katkı yaptığı ayrı ayrı belirlenemiyor. [1][2]</p>

<p>Ayrıca çocuklar bu sonuçlar açısından 12 aylık olana kadar izlendi. İlk yıldaki büyüme ve gelişim farklarının okul çağına veya daha ileri yaşlara kadar sürüp sürmeyeceğini göstermek için daha uzun süreli takip gerekiyor.</p>

<p>Çalışmanın protokolü hem prematüre doğan hem de zamanında doğmuş ancak gebelik yaşına göre küçük bebekleri kapsayacak şekilde hazırlanmıştı. JAMA’da yayımlanan bu sonuçlar ise özellikle zamanında doğmuş SGA bebeklerin 12 aylık sonuçlarını bildiriyor. [1][2]</p>

<p>Bulgular, gebelik haftasına göre küçük doğan bebeklerde ilk yılın yalnızca kilo takibiyle geçirilmesi yerine beslenme, sağlık, anne-bebek etkileşimi ve erken gelişimin birlikte ele alınmasının daha iyi sonuçlar sağlayabileceğine işaret ediyor. Ancak araştırmanın test ettiği müdahale tek bir besin veya takviye değil, yaşamın ilk yılına yayılan kapsamlı bir anne-bebek destek modeliydi.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Chowdhury R, Manapurath R, Upadhyay RP, et al.; Small Babies Trial Study Group. Multidomain Intervention for Growth in Term Small-for-Gestational-Age Infants: A Randomized Clinical Trial. JAMA. 2026. DOI: 10.1001/jama.2026.12117.</p>

<p>[2] Chowdhury R, Manapurath R, Sandøy IF, et al.; Small Babies Trial Group. Impact of an integrated health, nutrition, and early child stimulation and responsive care intervention package delivered to preterm or term small for gestational age babies during infancy on growth and neurodevelopment: study protocol of an individually randomized controlled trial in India (Small Babies Trial). Trials. 2024;25:110. DOI: 10.1186/s13063-024-07942-z.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kucuk-dogan-bebeklerde-cok-yonlu-destek-buyumeyi-iyilestirdi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/kucuk-dogan-bebekler-haber-gorseli-150kb.webp" type="image/jpeg" length="98230"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Felce kadar ilerleyebilen hastalıkta yeni ilaç için umut veren sonuç]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/felce-kadar-ilerleyebilen-hastalikta-yeni-ilac-icin-umut-veren-sonuc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/felce-kadar-ilerleyebilen-hastalikta-yeni-ilac-icin-umut-veren-sonuc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD merkezli biyoteknoloji şirketi Annexon, 12 Ağustos 2026’da açıkladığı klinik program güncellemesinde, Guillain-Barré sendromuna karşı geliştirilen deneysel C1q inhibitörü tanruprubartın ABD ve Avrupa’daki Faz 3 FORWARD çalışmasında erken dönemde hızlı fonksiyonel iyileşme ve engellilikte klinik açıdan anlamlı azalma gösterdiğini bildirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Şirket, ABD’de biyolojik ruhsat başvurusunu 2026’nın son çeyreğinde yapmayı planlıyor. [1]</p>

<p>Guillain-Barré sendromunun doğrudan hastalık mekanizmasını hedeflemeyi amaçlayan yeni bir ilaç adayında ruhsat sürecine giden yol belirginleşiyor. Annexon tarafından geliştirilen tanruprubart için ABD ve Avrupa’da yürütülen Faz 3 FORWARD çalışmasından elde edilen erken klinik sonuçların, daha önceki kontrollü Faz 3 araştırması ve gerçek yaşam verileriyle uyumlu olduğu açıklandı. [1]</p>

<p>Tanruprubart henüz onaylanmış bir Guillain-Barré tedavisi değil. Araştırma aşamasındaki monoklonal antikor, bağışıklık sisteminin kompleman mekanizmasında yer alan C1q proteinini hedefleyerek sinirlerde gelişen inflamatuvar hasarı erken dönemde durdurmayı amaçlıyor.</p>

<p>Tek dozla C1q aktivitesini hedefliyor</p>

<p>Guillain-Barré sendromu, bağışıklık sisteminin periferik sinirlere zarar vermesiyle hızla ilerleyebilen kas güçsüzlüğü ve felce yol açabilen ciddi bir nörolojik hastalık olarak biliniyor. Ağır olgularda solunum kaslarının etkilenmesi nedeniyle mekanik ventilasyon ve yoğun bakım gerekebiliyor.</p>

<p>Günümüzde intravenöz immünoglobulin ve plazma değişimi başlıca tedavi seçenekleri arasında bulunuyor. Tanruprubart ise mevcut yaklaşımlardan farklı olarak hastalığın nöroinflamatuvar sürecinde rol oynayan klasik kompleman yolunun başlangıç bileşenlerinden C1q’yu doğrudan bloke etmek üzere geliştiriliyor. [2]</p>

<p>İlaç tek intravenöz infüzyon şeklinde uygulanıyor.</p>

<p>Bilim insanlarına göre bu yaklaşımın temel hedefi yalnızca bağışıklık yanıtını genel olarak değiştirmek değil, sinir hasarının oluşmasında rol oynayan kompleman aracılı inflamasyonu mümkün olduğunca erken baskılamak.</p>

<p>Faz 3 çalışmasında dikkat çeken sonuçlar</p>

<p>Tanruprubart için daha önce tamamlanan plasebo kontrollü Faz 3 çalışmasında 30 mg/kg dozunun sekizinci haftada Guillain-Barré Engellilik Ölçeği üzerinden değerlendirilen birincil sonlanım noktasını karşıladığı bildirilmişti. Bununla birlikte araştırmada incelenen 75 mg/kg dozunun aynı birincil sonlanım noktasını karşılamaması, sonuçların doz düzeyine göre ayrı değerlendirilmesini gerektiriyor. [3]</p>

<p>Şirketin daha önce açıkladığı verilere göre 30 mg/kg tanruprubart grubundaki hastaların yaklaşık yüzde 90’ında ilk hafta içerisinde fonksiyonel iyileşme gözlendi. 26’ncı haftada ise normal sağlık durumuna ulaştığı bildirilen hastaların oranının plasebo grubuna kıyasla iki kattan fazla olduğu açıklandı. [1]</p>

<p>Mekanik ventilasyon açısından da dikkat çekici bir sinyal bildirildi. Şirketin sunduğu karşılaştırmalı verilerde tanruprubart alan 79 hastanın 15’inin, intravenöz immünoglobulin veya plazma değişimi uygulanan karşılaştırma grubundaki 79 hastanın ise 32’sinin mekanik ventilasyona ihtiyaç duyduğu belirtildi. [4]</p>

<p>Bu sonuçlar umut verici olmakla birlikte farklı çalışma tasarımlarından ve karşılaştırma yöntemlerinden elde edilen bulguların doğrudan aynı kanıt düzeyinde değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>ABD ve Avrupa’daki FORWARD çalışması sürüyor</p>

<p>Tanruprubartın klinik geliştirme programındaki kritik aşamalardan biri FORWARD çalışması.</p>

<p>ClinicalTrials.gov kayıtlarına göre Faz 3 olarak yürütülen açık etiketli çalışma; ABD, Kanada ve Avrupa’daki yetişkin ve pediatrik Guillain-Barré hastalarında tek doz tanruprubartın farmakokinetiğini, farmakodinamiğini, etkinliğini ve güvenliğini değerlendirmek üzere tasarlandı. Çalışmada yaklaşık 30 katılımcının yer alması planlanıyor. [5]</p>

<p>FORWARD çalışmasının plasebo kontrollü olmaması önemli bir metodolojik sınırlılık oluşturuyor. Bu nedenle çalışmadan elde edilen erken fonksiyonel iyileşme sinyallerinin kontrollü Faz 3 araştırmasının yerine geçen bağımsız bir etkinlik kanıtı olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Annexon’un 12 Ağustos’taki açıklamasına göre FORWARD çalışmasındaki ilk ABD ve Avrupa hastalarında gözlenen hızlı güç kazanımı ve engellilikteki klinik açıdan anlamlı azalma, daha önceki Faz 3 ve gerçek yaşam çalışmalarında görülen tedavi etkisinin tutarlılığını destekliyor. [1]</p>

<p>Avrupa’da ruhsat dosyası incelemede</p>

<p>Tanruprubart için düzenleyici süreç de klinik programla eş zamanlı ilerliyor.</p>

<p>Annexon, Guillain-Barré sendromu tedavisi için Avrupa İlaç Ajansı’na pazarlama ruhsatı başvurusunu Ocak 2026’da yaptı. Dosyanın EMA tarafından incelenmesi sürüyor. [2]</p>

<p>Tanruprubart ayrıca Guillain-Barré sendromu için ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden Fast Track ve yetim ilaç statülerine sahip. Avrupa’da da yetim tıbbi ürün statüsü bulunuyor. [2]</p>

<p>Bu statüler ilacın etkinliğinin kesinleştiği veya ruhsat aldığı anlamına gelmiyor. Nihai karar, düzenleyici kurumların klinik etkinlik, güvenlilik, üretim ve yarar-risk dengesine ilişkin dosyanın tamamını değerlendirmesinin ardından verilecek.</p>

<p>FDA başvurusu için takvim açıklandı</p>

<p>Yeni açıklamadaki en önemli gelişmelerden biri ABD başvurusunun zamanlaması oldu.</p>

<p>Annexon, FORWARD çalışmasından elde edilen ABD ve Avrupa verilerini de içeren Biyolojik Ruhsat Başvurusu’nu, BLA, 2026’nın dördüncü çeyreğinde FDA’ya sunmayı planladığını açıkladı. [1]</p>

<p>Bu aşama özellikle önemli. Şirketin önceki düzenleyici açıklamalarında FDA’nın, mevcut klinik verilerin Batılı hasta gruplarına genellenebilirliğini değerlendirmek amacıyla ek hasta verilerine ihtiyaç duyabileceğine işaret ettiği belirtilmişti. FORWARD çalışmasının ABD ve Avrupa’da yürütülmesinin temel gerekçelerinden biri de bu veri boşluğunu azaltmak. [4]</p>

<p>Dolayısıyla 12 Ağustos’ta açıklanan sonuçlar doğrudan bir FDA onayı anlamına gelmiyor. Bunlar, şirketin planladığı ruhsat başvurusunu desteklemek üzere oluşturulan klinik veri paketinin yeni bir parçasını oluşturuyor.</p>

<p>Guillain-Barré tedavisinde yeni bir mekanizma olabilir</p>

<p>Tanruprubartın klinik programının başarıyla tamamlanması ve düzenleyici kurumlardan onay alması halinde, Guillain-Barré sendromunda C1q aracılı nöroinflamasyonu doğrudan hedefleyen yeni bir tedavi yaklaşımının kullanıma girmesi mümkün olabilir.</p>

<p>Ancak klinik çalışmada elde edilen ilk verilere göre görülen olumlu sinyaller, ilacın kesin olarak etkili ve güvenli olduğunun kabul edilmesi için tek başına yeterli değil.</p>

<p>FORWARD çalışmasının açık etiketli ve yaklaşık 30 katılımcıyla planlanmış olması, sonuçların yorumlanmasında dikkate alınması gereken başlıca sınırlılıklar arasında bulunuyor. Ayrıca önceki kontrollü Faz 3 çalışmasında iki doz kolunun aynı sonucu vermemesi de değerlendirilmesi gereken önemli bir ayrıntı.</p>

<p>Bu nedenle tanruprubart henüz nihai tedavi niteliği taşımamakla birlikte, Guillain-Barré sendromunda hastalık mekanizmasını doğrudan hedefleyen tedavilerin geliştirilmesi açısından yakından izlenen adaylardan biri durumunda.</p>

<p>2026’nın son çeyreğinde planlanan FDA başvurusu ve EMA’nın devam eden değerlendirmesi, ilacın klinikten gerçek yaşam kullanımına geçip geçemeyeceğini belirleyecek bir sonraki kritik eşikler olacak.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Annexon, Inc.<br />
2. European Medicines Agency<br />
3. Hakemli biyomedikal literatür<br />
4. U.S. Securities and Exchange Commission<br />
5. ClinicalTrials/ U.S. National Library of Medicine </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/felce-kadar-ilerleyebilen-hastalikta-yeni-ilac-icin-umut-veren-sonuc</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8019.jpeg" type="image/jpeg" length="88897"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Öğrenci affında yol haritası belli oldu: Başvurular 9 Aralık’a kadar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ogrenci-affinda-yol-haritasi-belli-oldu-basvurular-9-aralika-kadar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ogrenci-affinda-yol-haritasi-belli-oldu-basvurular-9-aralika-kadar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, kamuoyunda “öğrenci affı” olarak bilinen düzenlemeden yararlanacak öğrencilerin yükseköğretime dönüş sürecine ilişkin usul ve esasların üniversitelerle paylaşıldığını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hazırlık sınıfından doktoraya kadar çeşitli yükseköğretim programlarından ilişiği kesilenler ile bir programı kazandığı halde kayıt yaptıramayanlar, gerekli şartları taşımaları halinde 9 Aralık 2026’ya kadar ilgili yükseköğretim kurumlarına başvurabilecek.</p>

<p>Öğrenci affında yol haritası belli oldu: Başvurular 9 Aralık’a kadar</p>

<p>Kamuoyunda “öğrenci affı” olarak nitelendirilen düzenlemenin uygulanmasına ilişkin ayrıntılar netleşti. Yükseköğretim Kurulu (YÖK), düzenlemeden yararlanacak öğrencilerin eğitimlerine dönüş sürecinde uygulanacak usul ve esasları üniversitelere iletti.</p>

<p>YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, yaptığı açıklamada düzenlemenin hazırlık sınıfından doktora eğitimine kadar geniş bir yükseköğretim kitlesini kapsadığını bildirdi.</p>

<p>Kimler öğrenci affından yararlanabilecek?</p>

<p>Açıklamaya göre, yükseköğretim programlarından ilişiği kesilen öğrenciler ile bir yükseköğretim programını kazanarak kayıt hakkı elde etmesine rağmen çeşitli nedenlerle kayıt yaptıramayanlar, düzenlemede belirtilen şartları taşımaları halinde yeniden eğitim hayatına dönebilecek.</p>

<p>Bu kapsamdaki öğrencilerin başvurularını 9 Aralık 2026 tarihine kadar ilgili yükseköğretim kurumlarına yapmaları gerekiyor.</p>

<p>Böylece üniversite eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan veya kazandığı programa kayıt yaptıramayan öğrencilere belirlenen koşullar çerçevesinde yeniden yükseköğretime dönme imkânı sağlanacak.</p>

<p>Dört aylık süre için de önemli düzenleme</p>

<p>YÖK’ün açıkladığı usul ve esaslarda dikkat çeken bir başka ayrıntı ise düzenlemenin yürürlüğe girmesinden sonraki döneme ilişkin oldu.</p>

<p>Buna göre düzenlemenin yürürlüğe girmesinden itibaren dört ay içerisinde öğrenim hakkını kaybeden veya kaydı silinen öğrenciler de söz konusu haktan yararlanabilecek.</p>

<p>Bu hükümle, düzenlemenin uygulamaya geçirilmesi sırasında yeni mağduriyetlerin ortaya çıkmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>Hazırlıktan doktoraya kadar geniş kapsam</p>

<p>Düzenlemenin yalnızca lisans öğrencileriyle sınırlı olmaması da öne çıkan başlıklardan biri oldu. YÖK Başkanı Özvar’ın açıklamasına göre kapsam, hazırlık sınıfından başlayarak yükseköğretimin farklı kademelerini ve doktora programlarını da içine alıyor.</p>

<p>Öğrencilerin yeniden kayıt ve eğitime dönüş işlemlerinde ise YÖK tarafından belirlenen usul ve esaslar doğrultusunda ilgili üniversiteler işlem yapacak.</p>

<p>Bu nedenle düzenlemeden yararlanmayı düşünen öğrencilerin kendi üniversitelerinin yapacağı duyuruları ve başvuru şartlarını takip etmeleri önem taşıyor.</p>

<p>YÖK Başkanı Özvar: Geleceklerini yeniden kurma fırsatı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, düzenlemenin öğrenciler ve aileleri açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek, eğitimlerini tamamlama ve geleceklerini yeniden kurma fırsatı veren bu imkânın öğrenciler, aileleri ve yükseköğretim camiası için hayırlı olmasını diledi.</p>

<p>Yeni düzenlemeyle birlikte gözler şimdi üniversitelerin ilan edeceği başvuru süreçlerine çevrildi. Düzenleme kapsamına giren öğrenciler için en kritik tarih ise 9 Aralık 2026 olacak.</p>

<p>Öğrenciler ne yapmalı?</p>

<p>Düzenlemeden yararlanmak isteyenlerin öncelikle daha önce kayıtlı oldukları veya kayıt hakkı kazandıkları yükseköğretim kurumunun duyurularını takip etmeleri gerekiyor. Başvurunun hangi belgelerle ve hangi birime yapılacağına ilişkin ayrıntılar üniversitelerin uygulamalarında netleşecek.</p>

<p>Öğrencilerin özellikle son başvuru tarihini kaçırmamaları ve kendi durumlarının düzenleme kapsamına girip girmediğini ilgili yükseköğretim kurumundan kontrol etmeleri önem taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📜 Mevzuat</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ogrenci-affinda-yol-haritasi-belli-oldu-basvurular-9-aralika-kadar</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6170.jpeg" type="image/jpeg" length="68681"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17882"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="84524"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43696"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63649"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="94324"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="58165"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
