<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 04 Sep 2026 12:28:53 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gençlerbirliği’nden Mohamed Bayo Bombası: Fransız Basını Görüşmeleri Duyurdu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/genclerbirliginden-mohamed-bayo-bombasi-fransiz-basini-gorusmeleri-duyurdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/genclerbirliginden-mohamed-bayo-bombasi-fransiz-basini-gorusmeleri-duyurdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gençlerbirliği, geçen sezon Gaziantep FK formasıyla Süper Lig’de dikkat çeken Mohamed Bayo için harekete geçti. Fransız basını Lille ile görüşmelerin sürdüğünü bildirirken, Lille Başkanı Olivier Létang da 28 yaşındaki golcünün kalıcı transferinin yakın olduğunu açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gençlerbirliği’nden Mohamed Bayo Bombası: Fransız Basını Görüşmeleri Duyurdu</p>

<p>Gençlerbirliği, transfer döneminin son saatlerinde hücum hattı için Fransa’da dikkat çekici bir operasyona girişti. Başkent ekibinin Lille’in Gineli santrforu Mohamed Bayo için görüşmelere başladığı Fransa’da gündeme geldi.</p>

<p>Lille’i yakından takip eden Le Petit Lillois, RMC Sport’un bilgisine dayanarak Gençlerbirliği ile Mohamed Bayo transferi için görüşmeler yürütüldüğünü aktardı.</p>

<p>Dosyayı daha önemli hale getiren gelişme ise Lille Başkanı Olivier Létang’ın oyuncunun geleceğine ilişkin yaptığı açıklama oldu.</p>

<p>Lille Başkanı: Kalıcı transfer günler meselesi</p>

<p>Fransa’da transfer dönemi kapanmasına rağmen Lille, transfer penceresi açık ülkelerdeki kulüplere oyuncu göndermeye devam edebiliyor.</p>

<p>Létang, Mohamed Bayo için kulübün elinde teklifler bulunduğunu doğrularken oyuncunun kalıcı transferle ayrılmasının günler içerisinde gerçekleşebileceğini söyledi.</p>

<p>Bu açıklama Gençlerbirliği iddiasından bağımsız olarak Bayo’nun Lille’den ayrılmasına yönelik somut bir sürecin bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ancak Lille Başkanı, teklif veren kulüplerin isimlerini açıklamadı. Bu nedenle Gençlerbirliği ile yürütülen görüşmeler konusunda ana kaynak Fransız RMC Sport’un aktardığı bilgi olmaya devam ediyor.</p>

<p>Lille yalnızca bonservisli ayrılık istiyor</p>

<p>Transferin şartları açısından en önemli ayrıntılardan biri de Lille’in Bayo için tercih ettiği model.</p>

<p>Fransız kulübünü yakından takip eden yerel kaynaklar, sözleşmesinin son yılına giren Bayo için yeni bir kiralama yerine kalıcı transfer arandığını daha önce bildirmişti. Oyuncunun Lille ile sözleşmesi Haziran 2027’ye kadar devam ediyor.</p>

<p>Dolayısıyla Gençlerbirliği’nin operasyonu sonuçlandırması halinde masadaki temel formülün bonservisli transfer olması bekleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bayo maç kadrosuna da alınmadı</p>

<p>Fransa’dan gelen bir başka gelişme transfer ihtimalini güçlendirdi.</p>

<p>Mohamed Bayo, Lille’in Toulouse ile oynadığı karşılaşmanın kadrosunda yer almadı. Yerel kaynak, oyuncunun yokluğunu doğrudan ayrılık süreciyle ilişkilendirdi.</p>

<p>Bu durum, Bayo’nun Lille’deki geleceğine ilişkin belirsizliğin sportif tercihten daha ileri bir noktaya ulaştığını gösteriyor.</p>

<p>Türkiye’yi yakından tanıyor</p>

<p>Mohamed Bayo açısından Gençlerbirliği seçeneğinin önemli bir avantajı bulunuyor: Süper Lig tecrübesi.</p>

<p>28 yaşındaki santrfor geçen sezon Gaziantep FK’da kiralık olarak forma giydi. Fransa’daki yerel kaynakların verilerine göre Bayo, Türkiye’deki dönemini 32 maçta 15 golle tamamladı. Le Petit Lillois ayrıca 3 asistlik katkısını da aktarıyor.</p>

<p>Dolayısıyla olası Gençlerbirliği transferinde oyuncunun yeni bir lige adaptasyon sürecinden ziyade, daha önce başarılı olduğu Süper Lig’e dönüşü söz konusu olacak.</p>

<p>Kritik saatler</p>

<p>Türkiye’de yaz transfer döneminin kapanışına gelinmesi nedeniyle görüşmelerde zaman faktörü belirleyici durumda.</p>

<p>Fransız kaynaklar Lille’in Bayo’yu göndermek istediğini, kulüp başkanının elinde teklifler bulunduğunu ve oyuncunun maç kadrosuna alınmadığını doğruluyor. Gençlerbirliği bağlantısının ise RMC Sport üzerinden ortaya çıkması transfer kulisini güçlendiriyor.</p>

<p>Bununla birlikte şu aşamada Gençlerbirliği ile Lille arasında anlaşma sağlandığı veya oyuncunun Türkiye’ye geleceği yönünde resmi bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Dosyada bundan sonraki kritik eşik, kulüpler arasında bonservis anlaşmasının sağlanıp sağlanmayacağı olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/genclerbirliginden-mohamed-bayo-bombasi-fransiz-basini-gorusmeleri-duyurdu</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 12:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9747.jpeg" type="image/jpeg" length="86560"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Özkan Karaman Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-ozkan-karaman-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-ozkan-karaman-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üniversitenin Fen Fakültesinden emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Özkan Karaman hayatını kaybetti. Üniversite tarafından yayımlanan taziye mesajında Karaman için rahmet, ailesi ve yakınları için başsağlığı dilekleri iletildi. Cenazesinin 4 Kasım 2025 Salı günü ikindi namazının ardından Ankara Ortaköy Mezarlığı’na defnedileceği bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Üniversitenin Fen Fakültesinden emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Özkan Karaman’ın vefat ettiği açıklandı.</p>

<p>Üniversite tarafından yayımlanan taziye mesajında, Prof. Dr. Özkan Karaman’ın vefatından duyulan üzüntü dile getirilerek merhuma Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı dilendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Üniversitemiz Fen Fakültesinden emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özkan Karaman vefat etmiştir. Merhuma Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileriz.”</p>

<p>Cenaze Programı</p>

<p>Prof. Dr. Özkan Karaman’ın cenazesi, 4 Kasım 2025 Salı günü ikindi namazını müteakip Ankara Ortaköy Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Prof. Dr. Özkan Karaman Kimdir?</p>

<p>Prof. Dr. Özkan Karaman, üniversitenin Fen Fakültesinde görev yapmış emekli öğretim üyesidir. Akademik yaşamı boyunca Fen Fakültesi çatısı altında eğitim ve bilimsel çalışmalara katkı sunmuştur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-ozkan-karaman-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9746.jpeg" type="image/jpeg" length="68137"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fırın Sütlaç Nasıl Yapılır? Tam Ölçülü Geleneksel Tarif]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/firin-sutlac-nasil-yapilir-tam-olculu-geleneksel-tarif</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/firin-sutlac-nasil-yapilir-tam-olculu-geleneksel-tarif" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pirinç, süt ve şekerle hazırlanan fırın sütlaç; kontrollü nişasta, doğru kaynatma ve yüksek ısıda kısa fırınlamayla kıvam alıyor. Dibi tutmayan, üstü beneklenen ölçülü tarifin tüm ayrıntıları burada.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>FIRIN SÜTLAÇ NASIL YAPILIR? TAM ÖLÇÜLÜ GELENEKSEL TARİF</p>

<p>Fırın sütlaç; pirinç, süt ve şekerle hazırlanan klasik sütlacın ısıya dayanıklı kâselere paylaştırılarak üzeri kızarıncaya kadar fırınlanmasıyla yapılan geleneksel tatlılardan biri. Soğuk servis edilen tatlı, az malzemesine rağmen kıvam ve pişirme tekniği açısından dikkat istiyor.</p>

<p>Pirincin yeterince yumuşamaması sütlaçta sert taneler bırakabiliyor. Nişastanın doğrudan sıcak süte eklenmesi topaklanmaya, yüksek ateşte kontrolsüz kaynatma ise sütün dibinin tutmasına yol açabiliyor. Üzerinin benek benek kızarması için sütlaç fırına girmeden önce sıcak olmalı ve kâseler fırının üst bölümüne yerleştirilmelidir.</p>

<p>TARİF KARTI</p>

<p>Kaç kişilik: 8 kişilik<br />
Porsiyon: 8 küçük fırın kâsesi<br />
Hazırlık süresi: 15 dakika<br />
Ocakta pişirme süresi: 40–45 dakika<br />
Fırınlama süresi: 10–15 dakika<br />
Soğutma süresi: En az 3 saat<br />
Toplam süre: Yaklaşık 4 saat 15 dakika<br />
Pişirme yöntemi: Tencerede ve fırında<br />
Fırın sıcaklığı: 220 derece<br />
Zorluk düzeyi: Orta<br />
Temel ekipman: Kalın tabanlı tencere, çırpıcı, kepçe, ısıya dayanıklı kâseler ve derin fırın tepsisi</p>

<p>FIRIN SÜTLAÇ İÇİN MALZEMELER</p>

<p>- 100 g baldo veya Osmancık pirinç<br />
- 400 ml su<br />
- 1,5 litre pastörize tam yağlı süt<br />
- 220 g toz şeker<br />
- 30 g buğday nişastası<br />
- 100 ml soğuk su<br />
- 1 büyük yumurta sarısı<br />
- 5 ml vanilya özütü veya 5 g vanilin; isteğe bağlı<br />
- Bir tutam tuz</p>

<p>FIRIN SÜTLAÇ NASIL YAPILIR?</p>

<p>1. Pirinci süzgece alın ve akan su altında kısa süre yıkayın. Nişastanın tamamını uzaklaştıracak kadar uzun süre ovalamayın.</p>

<p>2. Yıkanmış pirinci 400 ml suyla kalın tabanlı tencereye alın. Kaynamaya başlayınca ateşi kısın.</p>

<p>3. Pirinci kapağı hafif aralık bırakarak 20–25 dakika pişirin. Pirinç tamamen yumuşamalı, suyun büyük bölümünü çekmeli ve hafifçe dağılmaya başlamalıdır.</p>

<p>4. Sütün yaklaşık 1,4 litresini ayrı bir tencerede veya aynı tencerenin boş bölümünde ılıtın. Sütü kaynatmanız gerekmez.</p>

<p>5. Ilık sütü yumuşayan pirince yavaşça ekleyin. Orta-kısık ateşte, ara sıra karıştırarak yaklaşık 15 dakika pişirin.</p>

<p>6. Toz şekeri ve bir tutam tuzu ekleyin. Şeker tamamen eriyinceye kadar karıştırın ve 5 dakika daha pişirin.</p>

<p>7. Buğday nişastasını 100 ml soğuk suyla ayrı bir kâsede pürüzsüzleşinceye kadar karıştırın.</p>

<p>8. Tenceredeki sıcak sütlaçtan bir kepçe alıp nişastalı karışıma azar azar ekleyin. Isıları eşitlemek için sürekli karıştırın.</p>

<p>9. Ilınan nişastalı karışımı tencereye ince bir akış hâlinde dökün. Bu sırada sütlacı çırpıcıyla kesintisiz karıştırın.</p>

<p>10. Sütlacı orta-kısık ateşte 4–5 dakika daha pişirin. Karışım hafifçe koyulaşmalı; ancak tencerede muhallebi kadar katı olmamalıdır.</p>

<p>11. Kullanıyorsanız vanilyayı ekleyin ve ocağı kapatın. Sütlacın soğudukça koyulaşacağını hesaba katın.</p>

<p>12. Üst karışım için yumurta sarısını temiz bir kâsede çırpın. Kalan 100 ml sütü ekleyerek karıştırın.</p>

<p>13. Tenceredeki sıcak sütlaçtan bir kepçeyi yumurtalı karışıma azar azar ekleyip hızla çırpın. Böylece yumurtanın aniden pişerek topaklanmasını önleyin.</p>

<p>14. Hazırladığınız yumurtalı karışımı tencereye dökün ve hızla karıştırın. Karışımı tekrar uzun süre kaynatmayın.</p>

<p>15. Isıya dayanıklı sütlaç kâselerini derin bir fırın tepsisine dizin. Sıcak sütlacı kâselere, üstte yaklaşık 1 cm boşluk kalacak şekilde paylaştırın.</p>

<p>16. Tepsiye, kâselerin yaklaşık üçte bir yüksekliğine ulaşacak kadar sıcak su dökün. Suyun sütlaçların içine kaçmamasına dikkat edin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>17. Kâseleri önceden ısıtılmış 220 derece fırının üst rafına yerleştirin. Üstleri benek benek kızarıncaya kadar 10–15 dakika kontrollü biçimde pişirin.</p>

<p>18. Fırınınızda yalnızca üst ısı veya ızgara ayarı kullanacaksanız sütlaçları sürekli izleyin. Yüksek ısıda kızarma birkaç dakika içinde gerçekleşebilir.</p>

<p>19. Tepsiyi fırından dikkatlice çıkarın. Kâseleri sıcak suyun içinden maşa veya fırın eldiveni yardımıyla alın.</p>

<p>20. Sütlaçları oda sıcaklığında en fazla 1 saat kadar ilk sıcaklıkları geçinceye dek bekletin. Ardından üzerlerini kapatmadan buzdolabına kaldırın.</p>

<p>21. Tamamen soğuyan kâselerin üzerini kapatın. Sütlaçları en az 3 saat dinlendirdikten sonra soğuk servis edin.</p>

<p>FIRIN SÜTLACIN PÜF NOKTALARI</p>

<p>- Pirinci tamamen yumuşatmadan sütü eklemeyin. Sütün içinde pirincin yumuşaması daha uzun sürebilir.<br />
- Tam yağlı süt daha kremamsı bir kıvam verir. Sütün taze ve pastörize olmasına dikkat edin.<br />
- Şekeri pirinç yumuşadıktan sonra ekleyin. Şekerin erken eklenmesi pirincin pişmesini geciktirebilir.<br />
- Nişastayı mutlaka soğuk suyla açın. Sıcak sıvıya doğrudan eklenen nişasta topaklanabilir.<br />
- Sütlaç ocaktan alınırken hafif akışkan kalmalıdır. Soğudukça pirinç ve nişasta sıvıyı çekerek kıvamı yoğunlaştırır.<br />
- Tencerenin dibini düzenli olarak spatulayla kontrol edin. Sütlü karışımlar özellikle son bölümde kolayca tutabilir.<br />
- Üzerinin iyi kızarması için sütlacı fırına sıcak gönderin. Tamamen soğuyan sütlaç daha zor renk alır.<br />
- Su banyosu, kâselerin tabanının aşırı ısınmasını ve sütlacın kenarlardan kurumasını azaltır.<br />
- Fırına dayanıklı olduğu belirtilmeyen cam kâseleri kullanmayın. Ani sıcaklık değişimi çatlamaya yol açabilir.<br />
- Izgara ayarında kâseleri fırından uzaklaşmadan izleyin. Yüzey kısa sürede yanabilir.<br />
- Kızaran sütlaçların üzerini sıcakken kapatmayın. Biriken buhar yüzeyin sulanmasına neden olabilir.</p>

<p>UYGUN MALZEME İKAMELERİ</p>

<p>Buğday nişastası yerine aynı miktarda pirinç unu kullanılabilir. Pirinç unu daha geleneksel bir tat verir; ancak sütlacın dokusu biraz daha yoğun ve mat olabilir.</p>

<p>Baldo pirinç yerine Osmancık pirinç kullanılabilir. Uzun taneli pirinçler de kullanılabilse de pişme süresi ve sütlaç dokusu değişebilir.</p>

<p>Tam yağlı süt yerine yarım yağlı süt tercih edilebilir. Sonuç daha hafif fakat daha az kremamsı olur.</p>

<p>Yumurta sarısı kullanılmadan da fırın sütlaç yapılabilir. Bu durumda yüzeyin kızarması biraz daha uzun sürebilir ve rengi daha açık kalabilir.</p>

<p>Vanilya zorunlu değildir. Geleneksel süt aromasını öne çıkarmak için tariften tamamen çıkarılabilir.</p>

<p>SERVİS ÖNERİSİ</p>

<p>Fırın sütlacı tamamen soğuttuktan sonra doğrudan kendi kâsesinde servis edin. Üzerine ölçülü miktarda çekilmiş fındık, Antep fıstığı veya tarçın eklenebilir.</p>

<p>Yoğun aromalı soslar sütlacın süt ve pirinç tadını bastırabileceğinden meyve sosu ya da çikolata kullanılması gerekli değildir. Yanında sade Türk kahvesi veya çay sunulabilir.</p>

<p>SAKLAMA VE GIDA GÜVENLİĞİ</p>

<p>Fırın sütlaç; süt ve yumurta içerdiği için oda sıcaklığında iki saatten, sıcak ortamlarda ise bir saatten uzun bekletilmemelidir.</p>

<p>İlk sıcaklığı geçen sütlaçlar buzdolabına kaldırılmalı, tamamen soğuduktan sonra üzerleri kapatılmalıdır. Buzdolabında 3 gün içinde tüketilmesi önerilir.</p>

<p>Servis edilen ve uzun süre dışarıda bekleyen sütlaç yeniden ana saklama alanına konulmamalıdır. Ekşi koku, aşırı sulanma, gazlanma, küflenme veya alışılmadık tat fark edilirse tüketilmemelidir.</p>

<p>Dondurma önerilmez. Çözülen sütlacın yapısı ayrışabilir, pirinç taneleri sertleşebilir ve kremamsı kıvam kaybolabilir.</p>

<p>SIK YAPILAN HATALAR</p>

<p>Sütlacın sulu kalması: Pirincin yeterince pişmemesi, nişastanın az kullanılması veya karışımın nişasta eklendikten sonra yeterince kaynatılmaması kıvamı inceltebilir.</p>

<p>Sütlacın fazla koyu olması: Gereğinden fazla nişasta kullanmak ya da sütlacı uzun süre kaynatmak soğuduğunda katı bir yapı oluşturabilir.</p>

<p>Nişastanın topaklanması: Nişastayı sıcak sütlaca doğrudan dökmek yerine önce soğuk suyla açın ve sıcak karışımla ılıştırın.</p>

<p>Sütün dibinin tutması: İnce tabanlı tencere kullanmak, yüksek ateşte pişirmek ve karıştırmayı ihmal etmek yanık tat oluşmasına yol açabilir.</p>

<p>Üzerinin kızarmaması: Sütlacın fırına soğuk girmesi, kâselerin alt rafta bulunması veya fırının yeterince ısınmaması yüzeyin açık kalmasına neden olabilir.</p>

<p>Yüzeyin yanması: Izgara ayarında sütlaçları kontrolsüz bırakmak birkaç dakika içinde siyah ve acı bir tabaka oluşturabilir. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/firin-sutlac-nasil-yapilir-tam-olculu-geleneksel-tarif</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9739.jpeg" type="image/jpeg" length="86002"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Balıkesir Üniversitesi Öğrencisi Tuba Iştın Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/balikesir-universitesi-ogrencisi-tuba-istin-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/balikesir-universitesi-ogrencisi-tuba-istin-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Anabilim Dalı öğrencisi Tuba Iştın hayatını kaybetti. Acil Tıp Teknisyeni ve iki çocuk annesi olduğu öğrenilen Iştın’ın vefatı üniversite camiasında büyük üzüntü yarattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı öğrencisi Tuba Iştın hayatını kaybetti.</p>

<p>Üniversite camiasını yasa boğan vefatın ardından Balıkesir Üniversitesi ve Necatibey Eğitim Fakültesi tarafından başsağlığı mesajı yayımlandı. Mesajda, Tuba Iştın’ın vefatından duyulan derin üzüntü dile getirilerek ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına ve üniversite camiasına sabır temennisinde bulunuldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Acil Tıp Teknisyeni olarak görev yaptığı belirtilen Tuba Iştın’ın, ikinci üniversite kapsamında müzik öğretmenliği eğitimi aldığı öğrenildi. İki çocuk annesi olan Iştın’ın bir süredir kanser tedavisi gördüğü aktarıldı.</p>

<p>Tuba Iştın’ın vefatı, ailesi ve yakınlarının yanı sıra sağlık ve eğitim camiasında da büyük üzüntüye neden oldu. Iştın’ın cenazesinin Hafız Mehmet Arabacıoğlu Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Çınarlıdere Mezarlığı’nda defnedildiği bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/balikesir-universitesi-ogrencisi-tuba-istin-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9737.jpeg" type="image/jpeg" length="26420"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Roma Lejyonlarının Gizli Gücü: 2 Bin Yıl Önce Askerî Hastaneleri Vardı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/roma-lejyonlarinin-gizli-gucu-2-bin-yil-once-askeri-hastaneleri-vardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/roma-lejyonlarinin-gizli-gucu-2-bin-yil-once-askeri-hastaneleri-vardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Roma İmparatorluğu’nun kalıcı lejyon üslerinde “valetudinarium” adı verilen askerî hastaneler bulunuyordu. Augustus döneminde belirginleşen sistemde hekimler ve sağlık yardımcıları görev yapıyordu. İsviçre’deki Vindonissa’da ortaya çıkarılan yaklaşık 4 bin 500 metrekarelik hastanenin 60 hasta odasına sahip olduğu ve yaklaşık 300 askere bakım sağlayabildiği değerlendiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Augustus döneminde Roma ordusunda hekimler, sağlık yardımcıları ve “valetudinarium” adı verilen askerî hastaneleri içeren daha örgütlü bir sağlık sistemi ortaya çıktı.</p>

<p>Kalıcı lejyon üslerinin yayılmasıyla birlikte hasta ve yaralı askerlerin bakımı yalnızca sefer koşullarında kurulan geçici alanlara bağlı kalmadı. Büyük askerî garnizonlarda sağlık hizmeti için özel yapılar ayrıldı.</p>

<h3>Hastane lejyon kampının parçasıydı</h3>

<p>Valetudinariumlar sıradan bir kışla bölümü değildi.</p>

<p>Arkeolojik örneklerde hasta odaları, koridorlar ve geniş iç avlular görülüyor. Bazı yapılarda su temini, ısıtma ve bina hijyeniyle ilişkili altyapının bulunduğu da tespit edildi.</p>

<p>Bu düzen, hasta ve yaralı askerlerin kamp içinde ayrı bir alanda takip edilmesini sağlıyordu.</p>

<h3>Vindonissa’da 60 hasta odası</h3>

<p>En iyi bilinen örneklerden biri, günümüzde İsviçre sınırları içinde bulunan Vindonissa lejyon kampında ortaya çıkarıldı.</p>

<p>Buradaki askerî hastane yaklaşık 4 bin 500 metrekarelik bir alan kaplıyordu. Yapıda 60 hasta odası bulunuyor ve rekonstrüksiyonlara göre aynı anda yaklaşık 300 askere bakım verilebiliyordu.</p>

<p>Hastane önce ahşaptan, daha sonra taştan inşa edildi. Hasta odaları geniş bir iç avluyu çevreleyen koridorların iki yanında sıralanıyordu.</p>

<p>Bu ölçek, sağlık hizmetinin büyük bir lejyon kampında ayrı bir lojistik alan olarak planlandığını gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Sadece savaş yaraları tedavi edilmiyordu</h3>

<p>Valetudinariumlar yalnızca savaş meydanından getirilen kılıç veya mızrak yaralıları için kullanılmıyordu.</p>

<p>Binlerce askerin bir arada yaşadığı garnizonlarda günlük hastalıklar, iş kazaları, kemik ve eklem yaralanmaları ile çeşitli travmalar da sağlık hizmetinin parçasıydı.</p>

<p>Vindonissa’daki bulgular, hekimlerin savaş yaralanmalarının yanı sıra garnizondaki günlük sağlık sorunlarıyla da ilgilendiğini gösteriyor.</p>

<h3>Roma ordusunun kendi hekimleri vardı</h3>

<p>Yazıtlar, Roma askerî birliklerinde “medicus” olarak adlandırılan hekimlerin görev yaptığını ortaya koyuyor.</p>

<p>Roma ordusuna ait 100’den fazla epigrafik belgeyi inceleyen araştırmalar, sağlık personeli için farklı unvanların kullanıldığını ve hekimlerin birlik teşkilatında belirgin bir yere sahip olduğunu gösterdi.</p>

<p>Hekimlerin yanında <strong>capsarii</strong> olarak anılan askerî sağlık yardımcıları da görev yapıyordu. Adlarının, bandaj ve tıbbi malzemelerin taşındığı “capsa” adı verilen kutuyla ilişkili olduğu kabul ediliyor.</p>

<p>Yazıtlarda <strong>optio valetudinarii</strong> unvanına da rastlanıyor. Bu görev askerî hastanenin idari gözetimiyle ilişkilendiriliyor; tıbbi tedavi uygulayan bir hekimlik unvanı olarak değerlendirilmiyor.</p>

<h3>Novae’de büyük bir lejyon hastanesi</h3>

<p>Roma askerî tıbbının en önemli arkeolojik merkezlerinden biri, bugün Bulgaristan sınırları içinde bulunan Novae.</p>

<p>Tuna kıyısındaki lejyon üssünde yürütülen kazılarda iyi korunmuş bir askerî hastane ortaya çıkarıldı.</p>

<p>Arkeolojik değerlendirmelere göre hastanenin bulunduğu alanda daha önce bir lejyon hamamı vardı. Yapı yaklaşık MS 70-101 yılları arasında kullanıldı.</p>

<p>Traianus dönemindeki Daçya savaşları sırasında alan yeniden düzenlendi ve burada büyük bir valetudinarium inşa edildi.</p>

<p>Bu değişim, Daçya savaşlarının askerî sağlık altyapısına duyulan ihtiyacı artırmış olabileceğini gösteren önemli arkeolojik örneklerden biri.</p>

<h3>Hastanenin içinde şifa kültü</h3>

<p>Novae’deki hastanenin iç avlusunda Asklepios ve Hygieia ile ilişkili bir kutsal alan da bulundu.</p>

<p>Adaklar ve yazıtlar, Roma dünyasında tıbbi tedavi ile şifa inançlarının aynı ortamda var olabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Hekimlik, cerrahi ve ilaç uygulamaları gelişirken dinsel şifa anlayışı tamamen ortadan kalkmış değildi.</p>

<h3>Hadrian Duvarı’nda da izleri bulundu</h3>

<p>Roma askerî sağlık sisteminin izleri Britanya’ya kadar uzanıyordu.</p>

<p>Hadrian Duvarı üzerindeki Housesteads Roma Kalesi’nde bulunan geniş avlulu yapılardan biri, arkeologlar tarafından muhtemel bir askerî hastane olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Yapının işlevi kesin biçimde kanıtlanmış değil. Ancak planı, başka Roma garnizonlarında bilinen valetudinariumlarla benzerlik taşıyor.</p>

<p>Bu örnek, askerî sağlık hizmetinin imparatorluğun merkezinden uzak sınır garnizonlarında da örgütlenmiş olabileceğini gösteriyor.</p>

<h3>Modern hastanenin aynısı değildi</h3>

<p>Valetudinariumları bugünkü hastanelerin doğrudan karşılığı olarak görmek doğru değil.</p>

<p>Roma dünyasında mikrop teorisi, antibiyotikler, modern anestezi, kan transfüzyonu ve yoğun bakım gibi uygulamalar bilinmiyordu.</p>

<p>Cerrahi sonuçlar yaranın türüne, kan kaybına ve enfeksiyon gelişip gelişmemesine bağlıydı. Hekimlik eğitimi de günümüzdeki gibi standart bir diploma ve uzmanlık sistemiyle yürütülmüyordu.</p>

<p>Bu yapıların tarihsel önemi, modern tıbbın araçlarına sahip olmalarından değil; hasta asker için özel mekân, personel ve bakım düzeninin askerî teşkilat içinde oluşturulmuş olmasından kaynaklanıyor.</p>

<h3>Halk için kurulmuş hastaneler değildi</h3>

<p>Valetudinariumlar genel halka açık hastaneler değildi.</p>

<p>Öncelikle askerî birliklerin ihtiyaçlarına hizmet ediyordu. Roma dünyasında büyük çiftliklerde kölelerin bakımı için de benzer adı taşıyan yapılar bulunabiliyordu.</p>

<p>Halka açık kurumsal hastanelerin gelişimi ise daha geç, Geç Antik Çağ’da belirginleşti.</p>

<p>Bu nedenle bir Roma lejyonerinin yataklı sağlık hizmetine erişebilmesi, aynı bölgede yaşayan sivil nüfusun da benzer bir sisteme sahip olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<h3>Arkeoloji her odayı açıklamıyor</h3>

<p>Roma askerî hastanelerini yorumlarken önemli bir sınır bulunuyor.</p>

<p>Bir binanın planı, içindeki cerrahi araçlar veya yazıtlar yapının hastane olduğunu güçlü biçimde düşündürebilir. Ancak her odanın işlevini kesin olarak belirlemek çoğu zaman mümkün değil.</p>

<p>Bugünkü anlamıyla “ameliyathane”, “acil servis” veya “eczane” gibi bölümleri iki bin yıl öncesindeki yapılara doğrudan uyarlamak bilimsel açıdan hatalı olur.</p>

<p>Roma askerî tıbbı hakkında çok sayıda yazılı, epigrafik ve arkeolojik kanıt bulunmasına rağmen sistemin işleyişine ilişkin bazı ayrıntılar hâlâ tartışmalı.</p>

<h3>Lejyonların sağlık altyapısı</h3>

<p>Vindonissa, Novae ve Britanya’daki Roma garnizonları, hasta bakımının askerî kamp düzenine nasıl yerleştirildiğini bugün de göstermeye devam ediyor.</p>

<p>Duvarlar, avlular, hasta odaları ve koridorlar yalnızca mimari kalıntılar değil; Roma ordusunun asker sağlığını korumaya yönelik yaklaşımının da izleri.</p>

<p>Valetudinariumların kalıcı garnizonların içine yerleştirilmesi, hasta ve yaralı bakımının Roma ordusunun kamp düzeninin kurumsal bir parçasına dönüştüğünü gösteriyor.</p>

<p>Bu yapılar modern hastaneler değildi. Ancak özel binalar, hekimler ve sağlık yardımcılarıyla birlikte değerlendirildiğinde, antik dünyadaki en iyi belgelenmiş askerî sağlık örgütlenmelerinden birini oluşturuyor.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>• Clio Medica – The Physician in the Roman Army in the Early Period and at the Height of the Empire, 1995</p>

<p>• Studies in Ancient Medicine – The Identity, Legal Status and Origin of the Roman Army’s Medical Staff in the Imperial Age, 2014</p>

<p>• Collegium Antropologicum – Roma Askerî Tıbbı ve Arkeolojik Bulgular, 2016</p>

<p>• Curationis – Medical Practice in Graeco-Roman Antiquity, 2006</p>

<p>• Würzburger Medizinhistorische Mitteilungen – Römische Valetudinaria an der Rheinfront, 2010</p>

<p>• English Heritage – Housesteads Roma Kalesi Arkeolojik Araştırmaları ve Yapı Tanımları</p>

<p>• Varşova Üniversitesi Arkeoloji Fakültesi – Novae Lejyon Kalesi ve Valetudinarium Araştırmaları</p>

<p>• Museum Aargau – Vindonissa Lejyon Kampı Askerî Hastanesi Araştırmaları</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/roma-lejyonlarinin-gizli-gucu-2-bin-yil-once-askeri-hastaneleri-vardi</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 06:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/roma-askeri-hastaneleri-200kb-1.jpg" type="image/jpeg" length="63276"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sakız Çiğnemek Sağlıklı mı, Diş ve Mide İçin Ne İfade Ediyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sakiz-cignemek-saglikli-mi-dis-ve-mide-icin-ne-ifade-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sakiz-cignemek-saglikli-mi-dis-ve-mide-icin-ne-ifade-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sakız çiğnemek özellikle şekersiz tercih edildiğinde tükürük salgısını artırarak dişleri destekleyebilir. Ancak şekerli sakız, uzun süreli çiğneme ve bazı tatlandırıcılar farklı sorunlara yol açabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sakız Çiğnemek Faydalı mı Zararlı mı? Diş, Mide ve Çene İçin Bilinmesi Gerekenler</p>

<p>Sakız çiğnemek tek başına sağlıklı ya da zararlı bir alışkanlık olarak görülemez. Belirleyici olan sakızın şeker içerip içermediği, ne kadar süre çiğnendiği ve kişinin diş, mide ya da çene eklemiyle ilgili mevcut sorunlarının bulunup bulunmadığıdır.</p>

<p>Uzmanlara göre şekersiz sakız, özellikle yemeklerden sonra kısa süre çiğnendiğinde tükürük akışını artırabilir. Tükürük, ağızdaki asitleri seyreltmeye, yemek artıklarının uzaklaşmasına ve diş minesinin korunmasına yardımcı olur. Bu nedenle şekersiz sakız, diş fırçalamanın yerine geçmese de ağız bakımını destekleyen küçük bir alışkanlık olabilir.</p>

<p>Şekerli sakızda tablo değişir. Ağızdaki bakteriler şekeri kullanarak asit üretir; bu asitler zamanla diş minesine zarar verebilir. Bu yüzden sık sakız çiğneyen kişilerin şekerli ürünler yerine şekersiz seçeneklere yönelmesi daha doğru kabul edilir.</p>

<p>Şekersiz sakızlarda ksilitol, sorbitol, mannitol veya aspartam gibi tatlandırıcılar bulunabilir. Ksilitol içeren sakızların diş çürüğüne yol açan bazı bakterilerin çoğalmasını azaltabileceğine dair bulgular vardır. Ancak bu, sakızın diş fırçası, diş ipi ve düzenli diş hekimi kontrolünün yerini alabileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Sakızın mide üzerindeki etkisi kişiden kişiye değişebilir. Çiğneme hareketi tükürüğü artırdığı için bazı kişilerde yemekten sonra reflü şikayetini hafifletebilir. Tükürük, yemek borusuna kaçan mide asidinin temizlenmesine destek olabilir. Buna rağmen reflüsü olan herkes için aynı etki beklenmez.</p>

<p>Bazı kişilerde sakız çiğnerken hava yutma artar. Bu durum şişkinlik, geğirme ve karında rahatsızlık hissini belirginleştirebilir. Nane aromalı sakızlar da bazı reflü hastalarında şikayetleri artırabilir. Bu nedenle mide yanması olan kişilerin kendi tetikleyicilerini dikkatle izlemesi gerekir.</p>

<p>Aşırı sakız çiğnemek çene kaslarını yorabilir. Çene ekleminde ağrı, klik sesi, baş ağrısı veya diş sıkma alışkanlığı olan kişilerde uzun süreli çiğneme mevcut yakınmaları artırabilir. Bu grupta sakızı alışkanlık haline getirmek yerine süreyi sınırlamak daha güvenli bir yaklaşımdır.</p>

<p>Tatlandırıcılar da herkes tarafından aynı şekilde tolere edilmez. Özellikle sorbitol ve bazı şeker alkolleri fazla tüketildiğinde gaz, kramp, şişkinlik veya ishale neden olabilir. İrritabl bağırsak sendromu olan kişiler bu etkilere daha hassas olabilir.</p>

<p>Pratik yaklaşım şudur: Şekersiz sakız tercih edilmeli, çiğneme süresi kısa tutulmalı ve özellikle yemeklerden sonra 15-20 dakika ile sınırlanmalıdır. Gün boyu sürekli sakız çiğnemek, beklenen faydayı artırmak yerine çene ve sindirim şikayetlerini öne çıkarabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuklarda sakız kullanımı yaşa ve yutma riskine göre değerlendirilmelidir. Sakızı yutma alışkanlığı olan küçük çocuklarda dikkatli olunmalı, şekerli sakızlar ise diş sağlığı açısından mümkün olduğunca sınırlandırılmalıdır.</p>

<p>Kısacası sakız, doğru seçildiğinde ve ölçülü kullanıldığında ağız sağlığına küçük bir destek sağlayabilir. Ancak çürükleri önleyen tek başına bir yöntem değildir; reflü, çene ağrısı, baş ağrısı, gaz veya ishal gibi şikayetleri artırıyorsa bırakmak ya da azaltmak gerekir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. WebMD - What to Know About Chewing Gum<br />
2. Harvard Health Publishing - Is Constant Gum-Chewing a Bad Idea?<br />
3. American Dental Association - Chewing Gum Oral Health Topic<br />
4. Mayo Clinic - Gastroesophageal Reflux Disease Symptoms and Causes </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sakiz-cignemek-saglikli-mi-dis-ve-mide-icin-ne-ifade-ediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9730.jpeg" type="image/jpeg" length="55068"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Roma Döneminde 2 Bin Yıl Önce Katarakt Ameliyatı Yapılıyordu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/roma-doneminde-2-bin-yil-once-katarakt-ameliyati-yapiliyordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/roma-doneminde-2-bin-yil-once-katarakt-ameliyati-yapiliyordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Roma döneminin en önemli tıp yazarlarından Aulus Cornelius Celsus, yaklaşık iki bin yıl önce kaleme aldığı De Medicina adlı eserinde katarakt için uygulanan cerrahi girişimi ayrıntılarıyla anlattı. “Couching” olarak bilinen yöntemde bulanıklaşmış doğal göz merceği çıkarılmıyor, ince bir iğneyle görüş ekseninin dışına itiliyordu. Roma dönemine tarihlenen cerrahi aletler de bu tür göz girişimlerinin yalnızca yazılı metinlerde kalmadığını gösteren arkeolojik bulgular arasında yer alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yaklaşık iki bin yıl önce Roma dünyasında görmesini katarakt nedeniyle kaybeden bazı hastalara cerrahi müdahale uygulanıyordu.</p>

<p>Roma döneminde yaşayan tıp yazarı ve ansiklopedist Aulus Cornelius Celsus, De Medicina adlı eserinin cerrahiye ayrılan yedinci kitabında bu girişimi hastanın nasıl oturtulacağından iğnenin göze girişine kadar ayrıntılı biçimde anlattı.</p>

<p>Uygulama bugünkü katarakt ameliyatından çok farklıydı. Bulanıklaşmış doğal göz merceği çıkarılmıyor, gözün içinde normal konumundan uzaklaştırılarak görüş yolunun dışına itiliyordu.</p>

<p>Tıp tarihinde “couching” adıyla bilinen bu girişim, katarakt cerrahisinin bilinen en eski yöntemlerinden biri olarak kabul ediliyor.</p>

<h3>Kataraktı çıkarmıyor, görüş alanından uzaklaştırıyorlardı</h3>

<p>Katarakt, gözün doğal merceğinin zamanla saydamlığını kaybetmesi sonucu görmenin bulanıklaşmasına yol açıyor.</p>

<p>Modern cerrahide bulanıklaşan mercek gözden çıkarılıyor ve çoğu hastada yerine yapay bir göz içi merceği yerleştiriliyor.</p>

<p>Antik yöntemin mantığı ise farklıydı.</p>

<p>Cerrah, sivri ve ince bir aletle gözün dış bölümünden içeri giriyor, bulanıklaşmış doğal merceği normal konumundan uzaklaştırarak görüş ekseninin altına doğru itiyordu.</p>

<p>Mercek gözün dışına çıkarılmıyordu.</p>

<p>Görüş yolunu kapatan yapının yer değiştirmesiyle ışığın yeniden gözün arkasındaki algılayıcı tabakaya ulaşması hedefleniyordu.</p>

<p>Bu yöntem modern katarakt ameliyatına göre son derece sınırlı ve riskliydi; ancak görmenin ciddi biçimde azaldığı bazı hastalarda belirli ölçüde görsel iyileşme sağlama potansiyeline sahipti.</p>

<h3>Celsus operasyonu adım adım anlattı</h3>

<p>Celsus’un yaklaşık iki bin yıl önce yaptığı tarif, girişimin rastgele uygulanmadığını gösteriyor.</p>

<p>Hastanın iyi aydınlatılmış bir ortamda cerrahın karşısına oturtulması öneriliyordu.</p>

<p>Cerrah hastadan biraz daha yüksek bir konumda bulunuyor, bir yardımcı ise hastanın başını arkadan sabit tutuyordu.</p>

<p>Başın hareket etmemesi özellikle önemliydi. Çünkü gözün içine ilerletilen ince bir cerrahi alet sırasında küçük bir hareket bile ciddi yaralanmaya neden olabilirdi.</p>

<p>Celsus ameliyat edilmeyen gözün kapatılmasını da tarif ediyordu.</p>

<p>Sağ göz üzerinde çalışılırken sol elin, sol göz üzerinde çalışılırken ise sağ elin kullanılmasını öneriyordu. Bu yaklaşım cerrahın elinin çalışma alanını daha az kapatmasını amaçlıyordu.</p>

<p>Bugünün cerrahi standartlarıyla karşılaştırıldığında son derece ilkel koşullarda gerçekleştirilen bu işlemde bile el pozisyonu, ışık, hastanın başının sabitlenmesi ve giriş noktasının seçimi üzerinde durulması dikkat çekiyor.</p>

<h3>İğne gözün içine ilerletiliyordu</h3>

<p>Operasyonun en hassas bölümü cerrahi aletin göze girişiydi.</p>

<p>Celsus, kullanılacak iğnenin dokuyu geçebilecek kadar sivri ancak kontrol edilemeyecek kadar ince olmaması gerektiğini belirtiyordu.</p>

<p>Alet gözün dış tarafındaki belirli bir noktadan içeri ilerletiliyor, görülebilen damarların yaralanmamasına dikkat ediliyordu.</p>

<p>İğne daha sonra Celsus’un “suffusio” olarak tanımladığı görme engelinin bulunduğu bölgeye yönlendiriliyordu.</p>

<p>Cerrah, bu yapıyı yavaş hareketlerle aşağı doğru bastırarak göz bebeğinin önündeki görüş yolundan uzaklaştırmaya çalışıyordu.</p>

<p>Eğer yapı yeniden yukarı çıkarsa parçalanması ve parçaların görüş alanından uzaklaştırılması da tarif edilen yöntemler arasındaydı.</p>

<p>Modern anatomi bilgisiyle değerlendirildiğinde yapılan işlem, katarakt nedeniyle bulanıklaşmış doğal merceğin normal anatomik konumundan uzaklaştırılmasıydı.</p>

<h3>Hastalığı açıklama biçimleri bugünkünden farklıydı</h3>

<p>Roma dönemi hekimleri gözün anatomisini ve kataraktın oluşum mekanizmasını bugünkü anlamıyla bilmiyordu.</p>

<p>Celsus da kataraktı doğal göz merceğinin bulanıklaşması şeklinde açıklamıyordu.</p>

<p>Dönemin anlayışında görmeyi engelleyen bir maddenin gözün içinde oluştuğu ve zamanla yoğunlaştığı düşünülüyordu.</p>

<p>Bu açıklama modern tıp açısından doğru değildi.</p>

<p>Ancak yapılan cerrahi girişimin mekanik sonucu, bulanıklaşmış doğal merceğin görüş ekseninden uzaklaşmasına yol açabiliyordu.</p>

<p>Bu durum, antik tıpta hastalığın nedeni yanlış yorumlansa bile uzun klinik gözlemler sonucunda bazı etkili mekanik müdahalelerin geliştirilebildiğini gösteriyor.</p>

<h3>Her görme kaybına müdahale edilmiyordu</h3>

<p>Celsus’un tarifinde hasta seçimine ilişkin değerlendirmeler de bulunuyor.</p>

<p>Her görme kaybının cerrahi müdahaleye uygun olmadığı düşünülüyordu.</p>

<p>Gözdeki bulanıklığın görünümü, hastanın yaşı ve hastalığın gelişim aşaması değerlendirmede kullanılan unsurlar arasındaydı.</p>

<p>Celsus, çocukluk ve ileri yaşı daha elverişsiz dönemler olarak değerlendiriyor, orta yaş grubunu daha uygun görüyordu.</p>

<p>Ayrıca kataraktın belirli bir aşamaya gelmesini beklemek gerektiğini düşünüyordu.</p>

<p>Bu ölçütler günümüz oftalmolojisinin bilimsel hasta seçimi kriterleri değil.</p>

<p>Yine de cerrahiden önce hastanın müdahaleden yarar görüp göremeyeceğini değerlendirme düşüncesinin oldukça eskiye dayandığını ortaya koyuyor.</p>

<h3>Operasyondan sonra göz kapatılıyordu</h3>

<p>Celsus ameliyat sonrasındaki bakımı da tarif etti.</p>

<p>Cerrahi alet çıkarıldıktan sonra gözün üzerine yumuşak materyaller uygulanıyor ve göz kapatılarak bandajlanıyordu.</p>

<p>Hastanın dinlenmesi ve gözü zorlamaması öneriliyordu.</p>

<p>Bu uygulamaları bugünkü ameliyat sonrası tedavilerle karşılaştırmak mümkün değil.</p>

<p>Antisepsi, mikroorganizmalar, antibiyotikler ve modern steril cerrahi tekniklerin bilinmediği bir dönemde göz içine metal bir alet sokulması ciddi enfeksiyon ve doku hasarı riski taşıyordu.</p>

<h3>Roma döneminden katarakt iğnesi günümüze ulaştı</h3>

<p>Celsus’un anlattığı yöntemin arkeolojik karşılığı olabilecek cerrahi aletler de günümüze ulaştı.</p>

<p>British Museum koleksiyonunda Roma dönemine, MS 1. yüzyıla tarihlenen bronz bir alet “katarakt iğnesi” olarak kataloglanıyor.</p>

<p>Yaklaşık 14,1 santimetre uzunluğundaki eser için köken bilgisinde ihtiyatlı biçimde İtalya’dan geldiğinin söylendiği belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle aletin kesin olarak belirli bir ameliyatta kullanıldığını söylemek mümkün değil.</p>

<p>Ancak yapısı, dönemin tıbbi metinleri ve benzer arkeolojik bulgularla birlikte değerlendirildiğinde Roma dünyasında göz cerrahisinin uygulandığına ilişkin güçlü tarihsel kanıtlar arasında yer alıyor.</p>

<h3>Roma dönemi Britanyası’nda da izlerine rastlandı</h3>

<p>Roma egemenliğinin Britanya’ya kadar uzandığı döneme ait bazı arkeolojik eserler de araştırmacılar tarafından göz cerrahisiyle ilişkilendirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2021 yılında yayımlanan tarihsel bir oftalmoloji araştırması, Roma dönemi Britanyası’nda bulunan bazı cerrahi aletlerin couching yönteminin bölgede uygulanmış olabileceğini düşündürdüğünü bildirdi.</p>

<p>Bu bulgular doğrudan belirli bir ameliyatın kesin kanıtı değil.</p>

<p>Ancak Roma İmparatorluğu’nun farklı bölgelerinde benzer cerrahi bilgilerin ve aletlerin dolaşımda olabileceğini gösteren tarihsel işaretler sağlıyor.</p>

<h3>Tekniğin kökeni Roma olmayabilir</h3>

<p>Couching yönteminin Roma’da icat edildiğini söylemek mümkün değil.</p>

<p>Katarakt cerrahisinin en eski kökenleri konusunda tıp tarihçileri arasında tartışmalar sürüyor.</p>

<p>Hindistan’daki eski tıp metinlerinde katarakt cerrahisine ilişkin tarifler bulunurken Mısır ve Greko-Romen dünyasında da erken dönem göz cerrahisine dair kanıtlar mevcut.</p>

<p>Bu nedenle tekniğin ilk olarak nerede ortaya çıktığını kesin biçimde belirlemek güç.</p>

<p>Celsus’un tıp tarihindeki önemi, yöntemin mucidi olması değil; Roma döneminde bilinen cerrahi girişimi ayrıntılı, sistemli ve günümüze ulaşan bir metin içinde tarif etmiş olması.</p>

<h3>Görme geri gelebiliyordu ancak risk yüksekti</h3>

<p>Bulanıklaşmış doğal merceğin görüş ekseninden uzaklaştırılması bazı hastalarda yeniden ışığı veya büyük nesneleri algılayacak ölçüde görme sağlayabiliyordu.</p>

<p>Ancak göz doğal merceğinin normal optik işlevinden mahrum kalıyordu.</p>

<p>Bugünkü cerrahide kullanılan yapay göz içi mercekleri bulunmadığı için hastanın görme kalitesinin modern katarakt ameliyatı sonrasındaki düzeye ulaşması beklenemezdi.</p>

<p>Couching yönteminin yakın dönemde de uygulandığı bazı bölgelerde yapılan araştırmalarda glokom, kornea hasarı, retina dekolmanı, maküler hasar, optik sinir hasarı ve kalıcı görme kaybı gibi ciddi komplikasyonlar bildirildi.</p>

<p>Bu çağdaş veriler Roma dönemindeki başarı veya komplikasyon oranlarını göstermez.</p>

<p>Ancak aynı temel cerrahi mekanizmanın neden yüksek risk taşıdığını anlamaya yardımcı olur.</p>

<p>Antik Roma dönemine ait güvenilir başarı oranları bulunmadığından “Romalılar kataraktı başarıyla tedavi ediyordu” şeklinde genel bir yargıya varmak mümkün değil.</p>

<h3>Modern katarakt ameliyatıyla aynı işlem değildi</h3>

<p>Günümüz katarakt ameliyatlarıyla Roma dönemindeki couching yöntemi arasında temel bir fark bulunuyor.</p>

<p>Modern cerrahide bulanıklaşmış doğal mercek çıkarılıyor ve çoğunlukla yerine hastanın gözünün optik özelliklerine göre seçilen yapay bir göz içi merceği yerleştiriliyor.</p>

<p>Couching yönteminde ise doğal mercek çıkarılmıyor.</p>

<p>Yalnızca normal konumundan uzaklaştırılıyordu.</p>

<p>Bu nedenle “Romalılar iki bin yıl önce bugünkü katarakt ameliyatını yapıyordu” demek bilimsel açıdan doğru değil.</p>

<p>Daha doğru ifade, <strong>Roma döneminde katarakt için gözün içine cerrahi aletle girilen gerçek bir cerrahi müdahalenin uygulanmış ve ayrıntılı biçimde kayda geçirilmiş olmasıdır.</strong></p>

<h3>İki bin yıl önce göz cerrahisi</h3>

<p>Celsus’un metninin tıp tarihi açısından en ilginç yönlerinden biri, cerrahi işlemin ayrıntı düzeyi.</p>

<p>Yaklaşık iki bin yıl önce bir hastanın ışığa göre konumlandırılması, başının sabitlenmesi, ameliyat edilmeyen gözün kapatılması, cerrahın hangi elini kullanacağının belirlenmesi, damarların görülerek giriş noktasının seçilmesi ve ince metal bir aletin kontrollü biçimde göz içine ilerletilmesi tarif ediliyordu.</p>

<p>Roma tıbbı modern anatomi, mikrobiyoloji, anestezi ve steril cerrahiden çok uzaktı.</p>

<p>Buna rağmen Celsus’un aktardığı yöntem, bazı cerrahi girişimlerin uzun klinik gözlemler ve teknik deneyim sonucunda sistematik hâle getirildiğini gösteriyor.</p>

<p>Bugünkü katarakt ameliyatıyla antik couching yöntemi arasında bilimsel ve teknolojik açıdan büyük bir mesafe bulunuyor.</p>

<p>Yine de Celsus’un yaklaşık iki bin yıllık anlatımı ve Roma döneminden günümüze ulaşan cerrahi aletler, insanın kaybolan görmeyi cerrahi yollarla geri kazanma arayışının çok eski olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>• Aulus Cornelius Celsus – De Medicina, Kitap VII</p>

<p>• Annals of Translational Medicine – The History of Cataract Surgery: From Couching to Phacoemulsification, 2020</p>

<p>• American Journal of Ophthalmology – The First Cataract Surgeons in the British Isles, 2021</p>

<p>• Malaysian Journal of Medical Sciences – The Dangers of Couching in Southwest Nigeria, 2014</p>

<p>• Survey of Ophthalmology – Couching for Cataracts in China, 2010</p>

<p>• British Museum – MS 1. yüzyıla tarihlenen Roma dönemi bronz katarakt iğnesi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/roma-doneminde-2-bin-yil-once-katarakt-ameliyati-yapiliyordu</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 05:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/roma-katarakt-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="56821"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Başını Çarptıktan Sonra Haftalarca Geçmeyen Belirtiler Ne Anlatır?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/basini-carptiktan-sonra-haftalarca-gecmeyen-belirtiler-ne-anlatir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/basini-carptiktan-sonra-haftalarca-gecmeyen-belirtiler-ne-anlatir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Baş çarpması sonrası haftalarca süren baş ağrısı, unutkanlık, sisli düşünme, uykusuzluk veya ruh hali değişimleri hafife alınmamalı; bu tablo beyin sarsıntısı sonrası sendromla ilişkili olabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin Sarsıntısı Sonrası Sendrom: Baş Çarpmasından Sonra Hangi Belirtiler Ciddiye Alınmalı?</p>

<p>Baş ya da vücuda gelen ani darbeden sonra ortaya çıkan beyin sarsıntısı, her zaman bayılma veya belirgin bilinç kaybıyla fark edilmez. Kişi kazadan sonra “iyiyim” diyebilir; ancak günler, haftalar hatta bazı kişilerde aylar boyunca sisli düşünme, unutkanlık, baş ağrısı, uyku bozukluğu ve ruh hali değişimleri yaşayabilir.</p>

<p>Bu tablo, tıpta beyin sarsıntısı sonrası kalıcı belirtiler veya beyin sarsıntısı sonrası sendrom olarak adlandırılır. Belirtiler özellikle 2-4 haftadan uzun sürüyor, okul, iş, araç kullanma, ekran kullanımı veya günlük ilişkileri etkiliyorsa hekim değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Beyin sarsıntısı sonrası en sık konuşulan belirtilerden biri “sisli zihin” hissidir. Kişi okuduğunu anlamakta zorlanabilir, konuşmayı takip edemeyebilir, karar verme ve sorun çözme becerisinde yavaşlama fark edebilir. Bu durum çoğu zaman yorgunlukla karıştırılır.</p>

<p>Unutkanlık da sık görülen yakınmalardandır. Yeni bilgileri akılda tutamama, randevuları karıştırma, konuşmanın bazı bölümlerini hatırlayamama veya kaza öncesi döneme ilişkin boşluklar yaşanabilir.</p>

<p>Ruh hali değişimleri de tabloya eşlik edebilir. Daha önce olmayan çökkünlük, isteksizlik, içe kapanma, ağlama eğilimi veya keyif alınan şeylerden uzaklaşma görülebilir. Bu yakınmalar yalnızca psikolojik stres gibi düşünülmemeli, yakın zamanda yaşanan kafa travması mutlaka sorgulanmalıdır.</p>

<p>Kaygı, panik hissi ve huzursuzluk bazı kişilerde belirgin hale gelir. Kalabalık, ışık, ses, ekran kullanımı veya yoğun çalışma temposu belirtileri artırabilir. Kişinin “eskisi gibi değilim” hissi yaşaması bu nedenle şaşırtıcı değildir.</p>

<p>Dikkat ve odaklanma güçlüğü de günlük hayatı en çok bozan alanlardan biridir. Uzun metin okumak, toplantı takip etmek, ders çalışmak, aynı anda birkaç işi yürütmek veya araç kullanırken dikkatini toplamak zorlaşabilir.</p>

<p>Bazı kişilerde sinirlilik ve öfke eşiğinde düşme görülür. Küçük olaylara sert tepki verme, sabırsızlık, ilişkilerde gerilim ve davranışlarda ani değişiklikler beyin sarsıntısı sonrası sürecin parçası olabilir.</p>

<p>Yorgunluk, tabloyu ağırlaştıran belirtilerden biridir. Kişi yeterince uyusa bile enerjisiz hissedebilir; kısa bir işten sonra bile zihinsel tükenme yaşayabilir. Bu yorgunluk bazen iş performansını, sosyal yaşamı ve aile içi iletişimi doğrudan etkiler.</p>

<p>Uyku sorunları da sık görülür. Uykuya dalmakta güçlük, gece sık uyanma, sabah dinlenmemiş kalkma veya gün içinde aşırı uyuklama yaşanabilir. Uyku bozuldukça baş ağrısı, dikkat dağınıklığı ve duygusal hassasiyet daha belirgin hale gelebilir.</p>

<p>Motivasyon kaybı da dikkat edilmesi gereken bir başka belirtidir. Kişi daha önce severek yaptığı işlere başlamakta zorlanabilir, planlarını erteleyebilir veya çevresi tarafından “isteksiz” olarak algılanabilir. Oysa altta yatan neden bazen geçirilmiş bir kafa travmasının uzayan etkileri olabilir.</p>

<p>Baş ağrısı, baş dönmesi, ışığa veya sese hassasiyet, bulantı, denge sorunu ve ekrana bakınca kötüleşme de beyin sarsıntısı sonrası görülebilir. Bu belirtiler dinlenmeyle azalabilir; ancak tamamen geçmiyor ya da giderek artıyorsa tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Bazı durumlarda beklemek doğru değildir. Şiddeti artan baş ağrısı, tekrarlayan kusma, nöbet, kol veya bacakta güçsüzlük, konuşma bozulması, bilinç bulanıklığı, uyandırılamama, çift görme, dengesizlikte belirgin artış, kan sulandırıcı ilaç kullanımı veya çocuklarda davranış değişikliği varsa acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.</p>

<p>Tanıda hekimin öykü alması, nörolojik muayene yapması ve gerekirse görüntüleme istemesi esastır. Her hastada aynı test gerekmez; değerlendirme darbenin şekline, belirtilerin süresine, yaşa, kullanılan ilaçlara ve muayene bulgularına göre planlanır.</p>

<p>Tedavide tek bir standart reçete yoktur. Baş ağrısı, uyku, denge, dikkat, kaygı ve duygu durum yakınmaları ayrı ayrı ele alınır. Bazı kişilerde kademeli aktivite planı, uyku düzeni, ekran süresinin ayarlanması, fizyoterapi, vestibüler rehabilitasyon, psikolojik destek veya nöroloji takibi gerekebilir.</p>

<p>Spor yapanlarda ve ağır fiziksel işlerde çalışanlarda dönüş kararı daha dikkatli verilmelidir. Belirtiler sürerken tekrar kafa darbesi almak iyileşme sürecini uzatabilir ve riski artırabilir. Bu nedenle “biraz dinlenip devam etmek” her zaman güvenli bir yaklaşım değildir.</p>

<p>Beyin sarsıntısı sonrası sendromda asıl mesele, belirtileri kişinin karakteri, tembelliği ya da stresle açıklayıp geçiştirmemektir. Baş çarpması sonrası zihinsel yavaşlama, unutkanlık, uyku ve ruh hali değişiklikleri birlikte görülüyorsa tablo ciddiye alınmalı, kişi hekime yönlendirilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Amen Clinics<br />
2. Mayo Clinic<br />
3. Centers for Disease Control and Prevention<br />
4. NHS Inform<br />
5. American Association of Neurological Surgeons<br />
6. Journal of Neurotrauma<br />
7. The Journal of Neuropsychiatry and Clinical Neurosciences </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/basini-carptiktan-sonra-haftalarca-gecmeyen-belirtiler-ne-anlatir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 05:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9729.jpeg" type="image/jpeg" length="72414"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beşiktaş’ın Breno Bidon Operasyonu Sona Erdi: Menajerinden Dikkat Çeken Açıklama]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/besiktasin-breno-bidon-operasyonu-sona-erdi-menajerinden-dikkat-ceken-aciklama</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/besiktasin-breno-bidon-operasyonu-sona-erdi-menajerinden-dikkat-ceken-aciklama" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş’ın Corinthians’ın 21 yaşındaki orta saha oyuncusu Breno Bidon için yürüttüğü transfer girişimi sonuçsuz kaldı. Brezilya’dan gelen son bilgilere göre siyah-beyazlılar 18 milyon euroluk bir paket üzerinde sinyal verdi ancak resmi teklif sunmadı. Oyuncunun menajeri Fernando Brito görüşmeleri sonlandırdığını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beşiktaş’ın Breno Bidon Transferinde Brezilya’dan Flaş Haber: Görüşmeler Sona Erdi</p>

<p>Beşiktaş’ın transfer gündemindeki Breno Bidon konusunda Brezilya’dan dosyayı kapatan haber geldi.</p>

<p>Corinthians’ı yakından takip eden ge muhabiri Bruno Cassucci’nin haberine göre, 21 yaşındaki orta saha oyuncusunun temsilcileri Beşiktaş ile yürütülen görüşmeleri sonlandırdı. Bidon’un bu transfer döneminde Corinthians’ta kalacağı belirtildi.</p>

<p>18 milyon euroluk paket masadaydı</p>

<p>Brezilya’daki son haber, pazarlığın mali boyutuna ilişkin de önemli ayrıntılar içeriyor.</p>

<p>Beşiktaş’ın Breno Bidon için 18 milyon euroluk bir paket üzerinde sinyal verdiği, bunun 12 milyon eurosunun peşin, kalan bölümünün ise taksitlerle ödenmesinin planlandığı bildirildi.</p>

<p>Ancak görüşmelerin sürmesine rağmen Corinthians’a resmi teklif ulaştırılmadı. Türkiye’deki transfer döneminin kapanmasına çok az süre kalması da oyuncu cephesindeki belirsizliği artırdı.</p>

<p>Bu bilgi ayrıca daha önce Brezilya’da ortaya çıkan yaklaşık 12 milyon euroluk ilk pazarlık rakamının görüşmeler ilerledikçe yukarı taşındığını gösteriyor. UOL yazarı Samir Carvalho 2 Eylül’de taraflar arasında başlangıçta yaklaşık 12 milyon euroluk bir rakam konuşulduğunu bildirmişti.</p>

<p>Menajeri görüşmeleri neden bitirdi?</p>

<p>Dosyadaki en önemli gelişme ise Breno Bidon’un menajeri Fernando Brito’nun doğrudan açıklaması oldu.</p>

<p>Brito, görüşmeleri sonlandırma kararının arkasında Beşiktaş tarafından sunulan projeye ilişkin yeterli güveni hissetmemesinin bulunduğunu söyledi. Ayrıca Corinthians’ın oyuncunun geleceği konusunda yapıcı davrandığını belirtti.</p>

<p>Menajerin açıklaması, transferin yalnızca kulüpler arasındaki bonservis pazarlığı nedeniyle sonuçsuz kalmadığını, oyuncu cephesindeki değerlendirmelerin de belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Corinthians resmi teklifi bekledi</p>

<p>Beşiktaş’ın ilgisinin yalnızca söylenti olmadığı da Brezilya kaynaklarından doğrulanıyor.</p>

<p>UOL, siyah-beyazlıların Corinthians ile Breno Bidon konusunda görüşmelere başladığını daha önce duyurmuştu. Corinthians’ın oyuncunun ekonomik haklarının yüzde 90’ına sahip olduğu ve kulüp başkanı Osmar Stabile’nin ilk konuşulan rakamı yükseltmeye çalıştığı bildirilmişti.</p>

<p>Son aşamada ise beklenen resmi teklif gelmedi.</p>

<p>UOL da ge’nin haberini ayrıca doğrulayarak görüşmelerin sona erdiğini ve Beşiktaş’ın resmi teklif göndermediğini aktardı.</p>

<p>Breno Bidon Corinthians’ta kalıyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu gelişmeyle birlikte Breno Bidon’un kısa vadeli geleceği de netleşmiş görünüyor.</p>

<p>Oyuncunun temsilcisi görüşmeleri kapatırken Brezilya kaynakları Bidon’un mevcut transfer döneminde Corinthians’ta kalacağını bildiriyor. Genç orta saha oyuncusunun kulübüyle sözleşmesi 2029 sonuna kadar devam ediyor.</p>

<p>Dolayısıyla son dakikada taraflardan birinin pozisyonunu değiştirecek olağanüstü yeni bir gelişme yaşanmadığı sürece Beşiktaş-Breno Bidon transfer dosyası bu pencere için kapanmış durumda.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/besiktasin-breno-bidon-operasyonu-sona-erdi-menajerinden-dikkat-ceken-aciklama</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 05:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/futbol-kulis/i-m-g-5659.jpeg" type="image/jpeg" length="48666"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Marmara’da Maviş Denizanası Yeniden Görüldü: Bilimsel Kaydı 2020’ye Uzanıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/marmarada-mavis-denizanasi-yeniden-goruldu-bilimsel-kaydi-2020ye-uzaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/marmarada-mavis-denizanasi-yeniden-goruldu-bilimsel-kaydi-2020ye-uzaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tekirdağ kıyılarında yeniden görüntülenmesiyle gündeme gelen ve “maviş” ya da “sahanda yumurta denizanası” olarak bilinen Cotylorhiza tuberculata, Marmara Denizi için yeni bir tür değil. İstanbul Üniversitesi araştırmacılarının bilimsel kayıtları türün 2020’de Prens Adaları çevresinde gözlendiğini, daha sonraki çalışmalar ise güney Marmara’ya ulaştığını gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Avrupa denizanalarını değerlendiren bilimsel derlemelerde türün sokucu etkisi “hafif” olarak sınıflandırılıyor; buna rağmen doğrudan temastan kaçınılması öneriliyor.</p>

<p>Tekirdağ kıyılarında görüntülenmesiyle yeniden gündeme gelen maviş denizanası, Marmara Denizi’ndeki geçmişi ve insan sağlığı açısından oluşturabileceği etkiler nedeniyle merak konusu oldu. Bilimsel adı <i>Cotylorhiza tuberculata</i> olan tür, Akdeniz’in karakteristik denizanaları arasında yer alıyor ve görünümü nedeniyle “sahanda yumurta denizanası” adıyla da tanınıyor.</p>

<p>Güncel Tekirdağ görüntüleri yeni bir saha gözlemi niteliği taşıyor. Ancak türün Marmara Denizi’ndeki varlığı daha önce bilimsel olarak belgelenmiş durumda.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi araştırmacılarının çalışması, Eylül 2020’de Prens Adaları çevresinde dört bireyin gözlendiğini ve bunun Marmara Denizi için ilk bilimsel kayıt olduğunu ortaya koydu.</p>

<p>Bu nedenle son gözlemleri “Marmara’da ilk kez görüldü” şeklinde değerlendirmek doğru değil. Güncel gelişmenin haber değeri, daha önce bilimsel olarak kaydedilmiş bir türün Marmara’nın farklı bir bölümünde yeniden görünür hale gelmesinden kaynaklanıyor.</p>

<h3>İlk bilimsel kayıt Prens Adaları çevresinden</h3>

<p>Aquatic Sciences and Engineering’da yayımlanan araştırmayı İstanbul Üniversitesi’nden Melek İşinibilir, Esin Yüksel ve Cem Dalyan yürüttü.</p>

<p>Araştırmacılar, Eylül 2020’de Prens Adaları çevresinde dört <i>Cotylorhiza tuberculata</i> bireyi gözlemledi. Çalışmada bu kayıt, türün Marmara Denizi’ndeki ilk bilimsel gözlemi olarak tanımlandı.</p>

<p>Araştırma, maviş denizanasının Marmara’daki bilimsel olarak belgelenmiş geçmişinin en azından 2020 yılına uzandığını gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Güney Marmara’da da kaydedildi</h3>

<p>Türün Marmara Denizi içindeki dağılımına ilişkin bir başka bilimsel kayıt Ocaklar Koyu’ndan geldi.</p>

<p>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi araştırmacıları Semih Kale ve Deniz Acarlı’nın Marine and Life Sciences’ta yayımlanan çalışmasında, Ekim 2021’de güney Marmara kıyılarında iki maviş denizanası gözlendi.</p>

<p>Bireylerin şemsiye çapları 25 ve 38 santimetre olarak ölçüldü. Araştırmacılar bu gözlemi türün güney Marmara kıyılarındaki ilk bilimsel kaydı olarak bildirdi.</p>

<p>Prens Adaları ve Ocaklar Koyu kayıtları birlikte değerlendirildiğinde maviş denizanasının Marmara Denizi’nde yalnızca tek bir noktada gözlenmediği anlaşılıyor.</p>

<h3>Akdeniz’in karakteristik türlerinden biri</h3>

<p>Maviş denizanasının en kolay fark edilen özelliği görünümü.</p>

<p>Şemsiye bölümünün ortasındaki sarımsı ve turuncu yapı, hayvana yukarıdan bakıldığında sahanda yumurtayı andırıyor. Türün yaygın adlarından biri de bu benzerlikten kaynaklanıyor.</p>

<p>Bilimsel çalışmalar <i>Cotylorhiza tuberculata</i> türünü Akdeniz’le güçlü biçimde ilişkili denizanalarından biri olarak tanımlıyor.</p>

<p>Yetişkin bireylerin özellikle sıcak dönemlerde daha görünür hale gelebildiği biliniyor. Bu nedenle yaz sonu ve sonbaharın ilk dönemlerinde yapılan gözlemler türün bilinen mevsimsel özellikleriyle uyumlu.</p>

<h3>Sokucu etkisi “hafif” kategorisinde</h3>

<p>Maviş denizanasıyla ilgili en fazla merak edilen konulardan biri insan sağlığı açısından oluşturduğu risk.</p>

<p>Avrupa denizanalarını değerlendiren bilimsel derlemelerde <i>Cotylorhiza tuberculata</i> türünün sokucu etkisi “hafif” kategorisinde sınıflandırılıyor.</p>

<p>Bu sınıflandırma, türün insanlarda ağır sokmalarla tanınan denizanaları arasında yer almadığını gösteriyor. Ancak hayvana dokunmanın tamamen risksiz olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Denizanalarında nematosist adı verilen mikroskobik yakıcı hücreler bulunuyor. Bu hücreler temas sırasında içeriklerini boşaltabiliyor.</p>

<p>Kişisel duyarlılığa bağlı olarak temas sonrasında kızarıklık, yanma, kaşıntı veya kabarıklık gibi cilt belirtileri gelişebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle denizde karşılaşılan denizanalarına çıplak elle dokunulmaması en güvenli yaklaşım.</p>

<h3>Kıyıya vurmuş denizanasına da dokunulmamalı</h3>

<p>Denizanasının hareketsiz veya ölü görünmesi, yakıcı hücrelerinin tümüyle etkisiz olduğu anlamına gelmeyebilir.</p>

<p>Genel denizanası sokması yönetiminde temas bölgesinin ovuşturulmaması ve deride kalmış dokunaç parçalarının çıplak elle çıkarılmaması öneriliyor.</p>

<p>Evde kullanılan maddelerin her denizanası türünde uygun olmadığı da bilimsel kaynaklarda vurgulanıyor. Denizanası türleri arasında önemli farklılıklar bulunduğu için ilk yardım yaklaşımı türe göre değişebiliyor.</p>

<p>Temas sonrasında şiddetli ağrı, hızla yayılan kızarıklık veya belirgin şişlik gelişmesi durumunda sağlık desteği alınması gerekiyor.</p>

<p>Nefes almada güçlük, yüzde veya dilde şişme, yaygın kurdeşen, baş dönmesi ya da bilinç değişikliği gibi ciddi belirtilerde ise acil tıbbi yardım alınmalı.</p>

<h3>Marmara’ya nasıl ulaştığı kesinleşmiş değil</h3>

<p>Maviş denizanasının Marmara Denizi’ne hangi mekanizmayla ulaştığı konusunda kesin bir bilimsel sonuç bulunmuyor.</p>

<p>Marmara’daki ilk kayıt çalışmasında araştırmacılar, türün Akdeniz ve Ege Denizi’nden Çanakkale Boğazı üzerinden taşınmış olabileceği ihtimali üzerinde durdu.</p>

<p>Deniz akıntıları ve gemilerin balast suları da olası taşınma mekanizmaları arasında değerlendirildi.</p>

<p>Ancak bu ihtimaller henüz kesin olarak kanıtlanmış değil. Bu nedenle türün Marmara’ya gelişini tek bir nedene bağlamak bilimsel açıdan doğru değil.</p>

<h3>Tek gözlem “istila” anlamına gelmiyor</h3>

<p>Denizanalarının görülme sıklığındaki değişimler zaman zaman doğrudan deniz suyu sıcaklığı veya iklim değişikliğiyle ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Bilimsel çalışmalar sıcaklığın denizanalarının yaşam döngüsünü ve dağılımını etkileyebildiğini gösteriyor. Ancak denizanası popülasyonlarındaki değişimler yalnızca sıcaklıkla açıklanamıyor.</p>

<p>Besin maddelerindeki artış, akıntılar, balıkçılık baskısı, avcı türlerdeki değişimler ve deniz ekosisteminin genel yapısı da popülasyonlar üzerinde etkili olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle Tekirdağ’daki güncel saha gözlemi, tek başına Marmara Denizi’nde bir “denizanası istilası” başladığını göstermiyor.</p>

<p>Aynı şekilde bu gözlem doğrudan iklim değişikliğinin sonucu olarak da değerlendirilemez.</p>

<p>Bilimsel açıdan daha anlamlı olan, türün hangi bölgelerde, hangi mevsimlerde ve ne sıklıkta görüldüğünün uzun süreli olarak izlenmesi.</p>

<h3>Marmara’daki bilimsel geçmişi biliniyor</h3>

<p>Mevcut bilimsel kayıtlar maviş denizanasının Marmara Denizi’ndeki geçmişine ilişkin açık bir kronoloji sunuyor.</p>

<p>Tür, Eylül 2020’de Prens Adaları çevresinde Marmara için ilk kez bilimsel olarak kaydedildi. Ekim 2021’de güney Marmara’daki Ocaklar Koyu’nda yeniden gözlendi ve bu kayıt daha sonra bilimsel literatüre girdi.</p>

<p>Tekirdağ çevresindeki son görüntüler ise bu geçmişin üzerine eklenen güncel bir saha gözlemi niteliğinde.</p>

<p>İnsan sağlığı açısından tür, güçlü sokucu denizanaları arasında sınıflandırılmıyor. Buna rağmen denizde karşılaşılan denizanalarına dokunulmaması, özellikle çocukların temasının engellenmesi ve belirgin reaksiyon gelişmesi durumunda sağlık kuruluşuna başvurulması en güvenli yaklaşım.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>• Aquatic Sciences and Engineering – First Record of Cotylorhiza tuberculata (Macri, 1778) from the Sea of Marmara</p>

<p>• İstanbul Üniversitesi – Marmara Denizi’nde Cotylorhiza tuberculata ilk kayıt araştırması</p>

<p>• Marine and Life Sciences – Cotylorhiza tuberculata’nın Ocaklar Koyu’nda Marmara Denizi’ndeki dağılım kaydı</p>

<p>• Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi – Güney Marmara Cotylorhiza tuberculata araştırması</p>

<p>• Marine Drugs – Avrupa denizanalarında sokma şiddeti ve ilk yardım yaklaşımlarını değerlendiren bilimsel derleme</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/marmarada-mavis-denizanasi-yeniden-goruldu-bilimsel-kaydi-2020ye-uzaniyor</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 05:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/marmarada-mavis-denizanasi-1280x720-200kb.webp" type="image/jpeg" length="22364"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi 4/B Personel Alımı İlanı Yayımlandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-teknik-universitesi-4b-personel-alimi-ilani-yayimlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-teknik-universitesi-4b-personel-alimi-ilani-yayimlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi, 657 sayılı Kanun’un 4/B maddesi kapsamında toplam 93 sözleşmeli personel alımı yapacağını duyurdu. Hemşire, sağlık teknikeri, teknisyen ve destek personeli unvanlarında yapılacak alımlar için başvurular 4-18 Eylül 2026 tarihleri arasında Kariyer Kapısı üzerinden alınacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörlüğü, 4/B sözleşmeli personel alım ilanını yayımladı. İlanda, üniversitenin merkez birimleri ile Farabi Hastanesi bünyesinde görevlendirilmek üzere toplam 93 personel alınacağı bildirildi.</p>

<p>Alımlar, yazılı veya sözlü sınav yapılmaksızın 2024 KPSS (B) grubu puan sıralaması esas alınarak gerçekleştirilecek. Lisans mezunları için KPSSP3, ön lisans mezunları için KPSSP93, ortaöğretim mezunları için ise KPSSP94 puan türü dikkate alınacak.</p>

<p>Başvurular 4 Eylül 2026 tarihinde başlayacak ve 18 Eylül 2026 tarihinde sona erecek. Adaylar başvurularını Kariyer Kapısı Kamu İşe Alım ekranı üzerinden elektronik ortamda yapacak. Şahsen, posta veya diğer yollarla yapılan başvurular kabul edilmeyecek.</p>

<p>İlanda yer alan kadro dağılımına göre KTÜ’ye 20 hemşire, 59 destek personeli, 9 sağlık teknikeri ve 5 teknisyen olmak üzere toplam 93 sözleşmeli personel alınacak.</p>

<p>Alım yapılacak kadrolar arasında tekniker, teknisyen, sağlık teknikeri, hemşire ve destek personeli unvanları yer aldı. Tekniker kadrosunda biyomedikal cihaz alanı için 1 kişi alınacak. Teknisyen kadrolarında elektrik-elektronik alanı için 1, makine alanı için 3 ve yapı tesisat sistemleri alanı için 1 kişilik kontenjan ayrıldı.</p>

<p>Sağlık teknikeri kadrolarında elektronörofizyoloji alanı için 2, tıbbi görüntüleme alanı için 5 ve tıbbi laboratuvar alanı için 1 kişi istihdam edilecek. Hemşire kadrosunda ise Farabi Hastanesi’nde görevlendirilmek üzere 10 erkek ve 10 kadın olmak üzere toplam 20 kişilik kontenjan açıldı.</p>

<p>Destek personeli alımlarında merkez ve Farabi Hastanesi için farklı kontenjanlar belirlendi. Bu kapsamda merkez birimlerde 5 kadın, 8 erkek ve 1 kadın/erkek destek personeli; Farabi Hastanesi’nde ise 22 erkek ve 23 kadın destek personeli alınacak.</p>

<p>Adayların 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde belirtilen genel şartları taşıması gerekiyor. Ayrıca başvurulan pozisyona uygun öğrenim şartının sağlanması, ilgili KPSS puan türünden en az 60 puan alınmış olması ve herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alınmaması gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üniversite tarafından yapılan açıklamaya göre adaylar ilanda sadece bir pozisyona başvuruda bulunabilecek. Gerçeğe aykırı beyanda bulunan veya eksik belge sunan adayların başvuruları kabul edilmeyecek.</p>

<p>Sonuçların, ilgili KPSS puan türü sıralaması dikkate alınarak başvuru bitim tarihini takip eden 15 gün içinde açıklanacağı bildirildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>💼 Kariyer</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-teknik-universitesi-4b-personel-alimi-ilani-yayimlandi</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 00:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9727.jpeg" type="image/jpeg" length="88730"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uyku, Alkol ve Spor Üzerine Üç Yeni Araştırmadan Sağlık Sinyalleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/uyku-alkol-ve-spor-uzerine-uc-yeni-arastirmadan-saglik-sinyalleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/uyku-alkol-ve-spor-uzerine-uc-yeni-arastirmadan-saglik-sinyalleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son iki günde yayımlanan üç araştırma, uyku düzeni, alkol kullanımı ve ergenlerde spor alışkanlıklarının sağlıkla ilişkisine yeni veriler ekledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Scientific Reports’taki çalışmalar uyku evresi dinamiklerinin uzun dönem kalp-damar riskiyle bağlantısını ve 9 bin 366 öğrencide spor ilgisi ile bilişsel gelişim arasındaki mütevazı ilişkiyi ortaya koyarken, The Lancet Regional Health – Americas analizi ABD’de alkole atfedilen yıllık kanser ölümlerinin 1990’dan 2023’e yaklaşık iki katına çıktığını gösterdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uyku sırasında beynin hangi evrelerden geçtiği, toplum düzeyinde alkole atfedilen kanser ölümleri ve ergenlerin spor alışkanlıkları... Eylül ayının ilk günlerinde yayımlanan üç ayrı araştırma, günlük yaşamla sağlık arasındaki ilişkiye farklı pencerelerden baktı.<br />
Scientific Reports’ta 2 ve 3 Eylül 2026’da yayımlanan iki çalışma uyku ve fiziksel aktiviteye odaklanırken, The Lancet Regional Health – Americas’ta 2 Eylül’de yayımlanan üçüncü araştırma ABD’de 33 yıllık kanser ölüm yükünü değerlendirdi. Çalışmaların tasarımları ve yanıtlamaya çalıştıkları sorular farklı olduğu için sonuçların kendi kanıt düzeyleri içinde değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
Uyku evreleri kalp-damar riski hakkında ipucu verebilir<br />
Uyku araştırmasında, uzun soluklu Sleep Heart Health Study kapsamında takip edilen 2 bin 579 kişinin kayıtları incelendi. Katılımcıların araştırmanın başlangıcında daha önce kalp-damar olayı yaşamamış olması ve uykuyu etkileyen ilaç kullanmaması çalışma grubunun seçim ölçütleri arasındaydı.<br />
Araştırmacılar yalnızca kişinin toplam ne kadar uyuduğunu incelemedi. Uyanıklık, hafif uyku, derin uyku ve REM uykusunun süreleri ile bu evreler arasındaki gece boyunca gerçekleşen geçişler makine öğrenmesi modellerine aktarıldı.<br />
Uyku evrelerinin yapısı; yaş, vücut kitle indeksi ve sigara kullanımı gibi yaygın risk faktörleriyle birlikte değerlendirildiğinde model, doğrudan solunum ölçümleri kullanılmadan orta ve ağır düzeyde uykuda solunum bozukluğunu yüzde 76,1 AUROC değeriyle ayırt edebildi.<br />
AUROC, bir modelin iki grubu birbirinden ayırma başarısını değerlendiren istatistiksel bir ölçü. Bu sonuç klinikte tek başına tanı koyabilecek bir test anlamına gelmiyor; uyku örüntülerinin uykuda solunum bozukluklarıyla ilgili bilgi taşıyabileceğini gösteriyor.<br />
On yılı aşan takipte kalp-damar olayları değerlendirildi<br />
Araştırmanın ikinci bölümünde aynı uyku özelliklerinin gelecekteki kalp-damar olaylarıyla ilişkisi incelendi.<br />
On yılı aşan takipte kullanılan modelin kardiyovasküler olayları tahmin etme performansını gösteren concordance-index değeri yüzde 73,3 olarak hesaplandı. Solunum bozukluğunun yaygın göstergelerinden apne-hipopne indeksi modele dahil edilmediğinde de uyku evresi örüntülerinin tahmin açısından bilgi taşımaya devam ettiği görüldü.<br />
Araştırmada derin uykudan hafif uykuya veya REM uykusundan derin uykuya geçiş gibi daha nadir bazı örüntüler de kalp-damar açısından daha yüksek riskle ilişkilendirildi. Bazı geçişlerde tahmini risk farkı yüzde 10’a kadar ulaştı.<br />
Bu bulgu, belirli bir uyku geçişinin kalp hastalığına yol açtığını kanıtlamıyor. Uyku yapısındaki değişikliklerin uykuda solunum bozuklukları, yaş, metabolik durum veya ölçülmeyen başka sağlık faktörleriyle bağlantılı olması mümkün.<br />
Araştırma bu nedenle mevcut kalp-damar risk hesaplamalarının yerini alabilecek hazır bir test sunmuyor. Bulgular daha çok uyku evrelerinin gelecekte risk değerlendirmesine eklenebilecek biyolojik göstergeler arasında araştırılabileceğini düşündürüyor.<br />
Alkole atfedilen kanser ölümlerinin yıllık sayısı yaklaşık ikiye katlandı<br />
İkinci çalışma, ABD’de alkol tüketimine atfedilebilen kanser ölüm yükünün 1990 ile 2023 arasındaki değişimini inceledi.<br />
University of Miami Miller School of Medicine bünyesindeki Sylvester Comprehensive Cancer Center araştırmacılarının yürüttüğü ve The Lancet Regional Health – Americas’ta yayımlanan analizde Küresel Hastalık Yükü verileri kullanıldı.<br />
Araştırmacıların modellemesine göre ABD’de alkole atfedilen yıllık kanser ölümü sayısı 1990’da 11 bin 361 iken 2023’te 23 bin 126’ya çıktı. Bu, 33 yılda toplam sayının yaklaşık yüzde 103 artması anlamına geliyor.<br />
Bu rakam, bir kişinin alkol nedeniyle kanserden ölme riskinin yüzde 103 arttığı anlamına gelmiyor.<br />
Çalışmada yer alan “alkole atfedilen ölüm” kavramı, tek tek ölüm belgelerinde alkolün ölüm nedeni olarak yazıldığı vakaları ifade etmiyor. Hesaplama; toplumdaki alkol maruziyeti ile belirli kanserlerin alkolle bilinen risk ilişkilerinin epidemiyolojik modellerde bir araya getirilmesine dayanıyor.<br />
Nüfus büyüklüğü ve yaş dağılımındaki değişimler de yıllar içindeki toplam ölüm sayısını etkileyebileceği için sonuçların kişisel risk ölçüsü olarak yorumlanmaması gerekiyor.<br />
Kanser yükü yalnızca karaciğerle sınırlı değil<br />
Analizde erkekler ve 55 yaş üzerindeki yetişkinler alkole atfedilen kanser ölüm yükünün daha yüksek olduğu gruplar arasında yer aldı.<br />
20-54 yaş grubunda erkeklerde kolorektal kanser, kadınlarda ise meme kanseri alkole atfedilen kanser ölümlerinde öne çıktı. Araştırmanın sonuçları, alkolle ilişkili kanser yükünün yalnızca karaciğer kanseri üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor.<br />
Alkol tüketiminin ağız boşluğu, yutak, gırtlak, yemek borusu, karaciğer, meme ve kolorektal kanserlerle nedensel ilişkisi uzun süredir uluslararası kanser araştırmaları tarafından kabul ediliyor. Yeni çalışma ise bu ilişkinin ABD’deki ölüm yükünün son otuz yıldaki görünümünü ortaya koyuyor.<br />
9 bin 366 öğrencide spor ve bilişsel gelişim incelendi<br />
Günün üçüncü araştırması ergenlik dönemine odaklandı. Scientific Reports’ta 3 Eylül 2026’da yayımlanan çalışmada Çin Eğitim Panel Araştırması kapsamında izlenen 9 bin 366 yedinci sınıf öğrencisinin verileri kullanıldı.<br />
Araştırmacılar öğrencilerin spora ilgisini, ders dışı spor etkinliklerini, hafta içi ve hafta sonu fiziksel aktivite sürelerini, ebeveynleriyle egzersiz yapma sıklığını ve okulların beden eğitimiyle ilişkili olanaklarını değerlendirdi.<br />
Bu özellikler başlangıçtaki bilişsel performans, akademik başarı ve diğer sosyal değişkenlerle birlikte makine öğrenmesi modellerine aktarıldı. Amaç öğrencilerin yaklaşık bir yıl sonraki bilişsel gelişimini hangi faktörlerin daha iyi öngördüğünü belirlemekti.<br />
Spor değişkenlerinin katkısı sınırlı ancak ölçülebilir<br />
Modelde öğrencilerin gelecekteki bilişsel performansını açıklayan en güçlü göstergeler, başlangıçtaki bilişsel düzey ve akademik başarıydı.<br />
Sporla ilgili bireysel davranışlar ve okulun beden eğitimi kaynakları toplam model katkısının yüzde 5,5’ini oluşturdu. Bunun yüzde 3,7’si öğrencilerin spor davranışlarından, yüzde 1,8’i okul kaynaklarından kaynaklandı.<br />
Sporla ilişkili değişkenler arasında okulun koşu parkuru uzunluğu, hafta sonu spora ayrılan süre ve ebeveynlerle birlikte egzersiz yapma sıklığı daha yüksek tahmin katkısı gösterdi.<br />
Ek istatistiksel analizde spora ilgi duyan öğrencilerle bir yıllık bilişsel gelişim arasında küçük fakat istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı. Araştırmacıların duyarlılık analizi ise ölçülmeyen başka faktörlerin bu ilişkiyi etkileyebileceğine işaret etti.<br />
Dolayısıyla çalışma, spor yapmanın çocukları doğrudan “daha zeki” hale getirdiğini göstermiyor. Bulgular, spor ilgisinin bilişsel gelişimle mütevazı biçimde ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor.<br />
Üç araştırma farklı sorulara yanıt arıyor<br />
Çalışmaları tek bir yaşam tarzı reçetesinde birleştirmek mümkün değil.<br />
Uyku araştırması, uyku evrelerinin yapısında kalp-damar riskiyle bağlantılı olabilecek bilgiler bulunup bulunmadığını araştırıyor. Alkol analizi, bireysel riskten çok ABD nüfusundaki kanser ölüm yükünü inceliyor. Ergenlerde spor çalışması ise fiziksel aktiviteyi bilişsel gelişimi etkileyebilecek çok sayıdaki değişkenden biri olarak ele alıyor.<br />
Bu nedenle üç araştırmanın sonuçları da neden-sonuç iddiasından kaçınılarak okunmalı. Yeni veriler klinik uygulamanın veya bireysel sağlık önerilerinin tek başına değiştirilmesi için yeterli değil; ancak uyku sağlığı, alkolün kanser yükü ve ergenlerde fiziksel aktivitenin uzun dönem etkileri konusunda araştırılması gereken alanları daha görünür hale getiriyor.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
• Scientific Reports – Sleep-stage dynamics predict current sleep-disordered breathing and future cardiovascular risk, 2 Eylül 2026<br />
• The Lancet Regional Health – Americas – Alcohol-attributable cancer mortality in the United States, 1990–2023: a secondary analysis of Global Burden of Disease data, 2 Eylül 2026<br />
• Scientific Reports – Explainable machine learning predicts adolescent cognitive development from sport engagement in a national longitudinal survey, 3 Eylül 2026<br />
• University of Miami Miller School of Medicine, Sylvester Comprehensive Cancer Center – ABD’de alkole atfedilen kanser mortalitesi araştırması, 2 Eylül 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/uyku-alkol-ve-spor-uzerine-uc-yeni-arastirmadan-saglik-sinyalleri</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/uyku-alkol-spor-yeni-bulgular-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="37277"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor’da Teknik Direktör Trafiği: Conceição’dan Gerrard’a Son Durum]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-teknik-direktor-trafigi-conceicaodan-gerrarda-son-durum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-teknik-direktor-trafigi-conceicaodan-gerrarda-son-durum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fatih Tekke ile yollarını ayıran Trabzonspor’da yeni teknik direktör arayışı hızlandı. Başkan Ertuğrul Doğan yabancı teknik adam ihtimalini güçlendirirken Sérgio Conceição, Vítor Pereira, Marcelino ve Steven Gerrard isimleri kulislerde öne çıktı. Ancak Portekiz’den gelen son haber, adaylardan biri için tabloyu değiştirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’da Hoca Operasyonu: Masadaki Kulis İsimleri Ortaya Çıkıyor</p>

<p>Trabzonspor’da Fatih Tekke sonrası teknik direktör arayışı sürerken bordo-mavili yönetimin önüne çok sayıda yabancı teknik adam ismi geliyor. Başkan Ertuğrul Doğan’ın yeni hocanın yabancı olma ihtimalinin yüksek olduğunu açıklaması, arayışın yönünü de büyük ölçüde ortaya koydu.</p>

<p>Doğan, teknik direktör seçiminde acele edilmeyeceğini belirtirken bazı teknik adamlardan Trabzonspor için planlama yapmalarının istendiğini de açıkladı. Bu ifade, yönetimin yalnızca isim toplamadığını, adayların projelerini de değerlendirdiğini gösteriyor.</p>

<p>Sérgio Conceição için Portekiz’den önemli gelişme</p>

<p>Kulislerde en fazla öne çıkan isimlerden biri Sérgio Conceição oldu. Türkiye’de Portekizli teknik adamla ilk temasın gerçekleştirildiği ve mali şartlarla birlikte mevcut kadroya ilişkin görüşlerinin değerlendirildiği ileri sürüldü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak Portekiz’den gelen son haber bu dosyada önemli bir fren anlamına geliyor.</p>

<p>Portekiz’in önde gelen spor gazetelerinden O JOGO⁠, Conceição’nun Trabzonspor’a gitmeyi düşünmediğini ve geleceği için başka seçenekleri değerlendirdiğini bildirdi. Bu nedenle Türkiye’deki “ilk temas” haberlerine rağmen Conceição’nun şu aşamada Trabzonspor’un başına geçmeye en yakın aday olduğunu söylemek doğru görünmüyor.</p>

<p>Vítor Pereira seçeneği masada</p>

<p>İkinci güçlü Portekizli aday ise Vítor Pereira.</p>

<p>Türkiye’deki haberlerde Pereira’nın Trabzonspor seçeneklerinden biri olduğu ve Türkiye’de yeniden çalışmaya sıcak baktığı belirtiliyor. Portekiz basını da hem Pereira hem Conceição’nun Trabzonspor için gündeme geldiğini haberleştirdi. Ancak O JOGO’nun ilk haberi, bu isimlerin Türk basınında aday gösterildiğini özellikle belirtiyor. Dolayısıyla bunu henüz Trabzonspor ile Pereira arasında sonuç almaya yaklaşmış bir pazarlık olarak okumamak gerekiyor.</p>

<p>Bununla birlikte Conceição cephesinden gelen olumsuz haber, Pereira seçeneğinin göreceli olarak daha dikkat çekici hale gelmesine yol açabilir.</p>

<p>Marcelino da kulis listesindeki isimlerden</p>

<p>İspanyol teknik adam Marcelino’nun adı da Trabzonspor için geçiyor. Başkan Doğan’ın açıklamalarını aktaran haberlerde Pereira ve Conceição ile birlikte Marcelino da aday havuzunda gösterildi.</p>

<p>Buna karşın şu ana kadar İspanyol basınında Marcelino ile Trabzonspor arasında ileri aşamaya ulaşmış bir görüşmeyi güçlü biçimde doğrulayan bağımsız bir haber bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle Marcelino dosyası şimdilik aday/kulis seviyesinde tutulmalı.</p>

<p>Steven Gerrard sürprizi</p>

<p>Günün en dikkat çekici isimlerinden biri ise Steven Gerrard oldu.</p>

<p>İngiliz teknik adamın Trabzonspor’a önerildiği bildirildi. Buradaki ayrıntı önemli: Gerrard’ın kulübe önerilmiş olması ile Trabzonspor yönetiminin Gerrard’ı öncelikli aday olarak belirleyip resmi görüşmeye başlaması aynı şey değil. İlk haber zincirinde esas bilgi Gerrard’ın yönetime önerildiği yönünde.</p>

<p>Bazı sonraki haberlerde taraflar arasında temas kurulduğu ileri sürülse de bunu şu aşamada güçlü İngiliz kaynaklarından bağımsız biçimde doğrulayabilmiş değiliz.</p>

<p>Bu nedenle Gerrard ismi ilgi çekici olmakla birlikte henüz “Trabzonspor’un yeni hocası olmaya yakın” şeklinde sunulmamalı.</p>

<p>Conte konusunda kapı kapandı</p>

<p>Antonio Conte ismi son günlerde Trabzonspor’la güçlü biçimde yan yana getirilmişti. Ancak bu dosyada en güçlü kaynak doğrudan Başkan Ertuğrul Doğan.</p>

<p>Doğan, Conte ile görüşmediklerini ve tanışmadıklarını açık biçimde söyledi. Fatih Terim, Şenol Güneş ve Abdullah Avcı’nın da gündemde olmadığını, kontratı bulunan Arda Turan için de mevcut durumda bir girişim bulunmadığını ifade etti.</p>

<p>Dolayısıyla Conte ismini güncel teknik direktör yarışının ön sıralarında göstermek için şu anda yeterli dayanak bulunmuyor.</p>

<p>Kulislerde Son Tablo</p>

<p>Şu anki bilgiler birlikte değerlendirildiğinde Vítor Pereira dosyası izlenmeye değer adaylardan biri olarak duruyor. Sérgio Conceição ciddi biçimde gündeme gelmesine rağmen O JOGO’nun son haberi Portekizli çalıştırıcının Trabzonspor seçeneğine sıcak bakmadığını gösteriyor. Marcelino için somut görüşme teyidi beklenirken Steven Gerrard’ın ise kulübe önerildiği biliniyor.</p>

<p>Asıl belirleyici gelişme, Ertuğrul Doğan’ın sözünü ettiği Trabzonspor için planlama hazırlaması istenen teknik adamların kim olduğunun ortaya çıkması olacak.</p>

<p>Bordo-mavili yönetimin henüz resmi tercih açıklamaması nedeniyle önümüzdeki saatlerde aday listesinin daralması veya şu ana kadar kamuoyuna yansımayan yeni bir ismin ortaya çıkması da mümkün.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Spor</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-teknik-direktor-trafigi-conceicaodan-gerrarda-son-durum</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9723.jpeg" type="image/jpeg" length="16493"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zenginlerin Ağzındaki Yoksul Dişleri: 18. Yüzyılın Şaşırtıcı Tıp Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zenginlerin-agzindaki-yoksul-disleri-18-yuzyilin-sasirtici-tip-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zenginlerin-agzindaki-yoksul-disleri-18-yuzyilin-sasirtici-tip-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[British Dental Journal’ın 13 Şubat 2026 tarihli sayısında yeniden ele alınan Thomas Rowlandson’ın 1787 tarihli ünlü gravürü, 18. yüzyıl İngiltere’sinde yoksul gençler ve çocuklardan para karşılığı alınan sağlam dişlerin varlıklı hastalara nakledildiği tartışmalı uygulamayı hatırlattı. Dönemin önde gelen cerrahlarından John Hunter’ın da bilimsel olarak ilgilendiği kişiden kişiye diş nakilleri, sınırlı başarı ve enfeksiyon tehlikesi nedeniyle zamanla terk edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>British Dental Journal, 13 Şubat 2026 tarihli 240. cilt üçüncü sayısının kapağında Thomas Rowlandson’ın 1787’de hazırladığı <i>Transplanting of Teeth</i> adlı gravüre yer vererek 18. yüzyıl İngiltere’sindeki en sıra dışı diş hekimliği uygulamalarından birini yeniden hatırlattı. British Dental Association Müze Hizmetleri Başkanı Rachel Bairsto tarafından kaleme alınan tarihsel değerlendirme, bir kişiden çekilen sağlam dişin başka bir hastaya nakledilmesi uygulamasını tıp tarihi ve sosyal sınıf ilişkisi üzerinden ele aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Rowlandson’ın 1787’de hazırladığı ve 1790’da William Holland tarafından yayımlanan renkli gravürde, yoksul bir baca temizleyicisinin sağlam dişinin çekildiği görülüyor. Hemen yanında ise dişin nakledileceği varlıklı bir kadın hasta bekliyor.</p>

<p>Arka planda dişleri çekilmiş iki yoksul çocuk yer alıyor. Çocuklardan birinin elinde aldığı para bulunuyor. Kapıdaki ilan ise canlı dişler için para ödendiğini bildiriyor.</p>

<p>Gravür yalnızca dönemin diş tedavisini değil, insan bedeninin ekonomik güç karşısındaki konumunu da hicvediyor.</p>

<h2>Sağlam bir diş başka bir insana naklediliyordu</h2>

<p>Bugünün diş hekimliği açısından sıra dışı görünen kişiden kişiye diş nakli, 18. yüzyılda gerçekten uygulanan yöntemlerden biriydi.</p>

<p>Temel fikir basitti: Yeni çekilmiş sağlıklı bir insan dişi, dişini kaybetmiş başka bir kişinin boş diş yuvasına yerleştiriliyordu.</p>

<p>Dönemin önde gelen cerrahlarından John Hunter, bu yöntemle ciddi biçimde ilgilenen isimlerden biri oldu.</p>

<p>Hunter, 1771’de yayımladığı <i>The Natural History of the Human Teeth</i> ve 1778’de yayımlanan tamamlayıcı çalışması <i>A Practical Treatise on the Diseases of the Teeth</i> içinde diş hastalıkları ve nakil uygulamalarını ayrıntılı biçimde ele aldı.</p>

<p>Nakledilen dişin uygun biçimde yerleştirilmesinden sonra komşu dişlere ipek ya da benzeri bir bağla sabitlenmesini tarif etti.</p>

<p>Ancak işlemin önünde temel bir soru vardı:</p>

<p>Sağlam diş nereden bulunacaktı?</p>

<p>Cevap çoğu zaman başka bir insanın ağzıydı.</p>

<h2>Yoksul gençler ve çocuklar da diş vericileri arasındaydı</h2>

<p>Dönemin tarihsel ve görsel kayıtları, diş temininin yalnızca tıbbi değil aynı zamanda ekonomik bir mesele olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Varlıklı hastalar kaybettikleri dişlerin yerine sağlıklı bir diş ararken, para ihtiyacı içindeki yoksul insanlar da sağlam dişlerini satabiliyordu.</p>

<p>Rowlandson’ın gravüründe yoksul gençler ve çocuklar diş vericileri olarak betimleniyor.</p>

<p>Bu nedenle eser, yalnızca bir diş tedavisi uygulamasının kaydı olarak görülmüyor. Aynı zamanda dönemin sosyal sınıfları arasındaki eşitsizliğin güçlü bir hicvi olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Bir tarafta para karşılığında kaybettiği dişin yerini doldurabilecek insanlar vardı.</p>

<p>Diğer tarafta ise birkaç sikke karşılığında sağlıklı dişinden vazgeçenler.</p>

<p>Diş böylece yalnızca insan bedeninin bir parçası olmaktan çıkıyor, ekonomik değeri olan bir nesneye dönüşüyordu.</p>

<h2>John Hunter insan dişini horoz ibiğine nakletti</h2>

<p>Hunter’ın diş nakliyle ilgili en sıra dışı deneylerinden biri hayvan üzerinde gerçekleştirildi.</p>

<p>Cerrah, bir insandan alınan sağlam bir dişi horozun ibiğinde oluşturulan yaraya yerleştirerek sabitledi.</p>

<p>Amacı, diş ile canlı dokunun yeniden bağlantı kurup kuramayacağını incelemekti.</p>

<p>Hunter daha sonra deneylerinden birinde diş ile çevredeki doku arasında damarsal bağlantı oluştuğunu bildirdi.</p>

<p>Ancak kendi kayıtları, bunun düzenli biçimde tekrarlanabilen bir başarı olmadığını gösteriyor. Çok sayıdaki denemeden yalnızca birinde bu sonucu elde ettiğini aktardı.</p>

<p>Bu ayrıntı önemli.</p>

<p>Deney, modern transplantasyon biyolojisinin başarılı bir öncülü olarak değil, doku uyumu ve bağışıklık sisteminin henüz bilinmediği bir çağın deneysel arayışı olarak değerlendirilmelidir.</p>

<ol start="18">
 <li>
 <p>yüzyılda doku reddinin mekanizmaları bilinmiyordu.</p>
 </li>
</ol>

<p>Kan grupları keşfedilmemişti.</p>

<p>Modern mikrobiyoloji gelişmemişti.</p>

<p>Antisepsi ve antibiyotikler de henüz tıbbın kullanımında değildi.</p>

<p>Buna rağmen hekimler bir bedenden alınan dokunun başka bir canlı ortamda yaşamaya devam edip edemeyeceğini araştırmaya başlamıştı.</p>

<h2>Dişle birlikte enfeksiyon da taşınabiliyordu</h2>

<p>Kişiden kişiye diş naklinin en ciddi sorunlarından biri enfeksiyon riskinin yeterince bilinmemesiydi.</p>

<p>Yeni çekilmiş bir diş, başka bir insanın açık diş yuvasına yerleştiriliyordu.</p>

<p>Bugün böyle bir işlemde vericiden alıcıya enfeksiyon aktarılması temel güvenlik sorunlarından biri olarak değerlendirilirdi.</p>

<p>Dönemin hekimleri ise mikroorganizmaların hastalıklardaki rolüne ilişkin modern bilgiye sahip değildi.</p>

<p>Tarihsel tıp literatüründe kişiden kişiye yapılan diş nakillerinin sifiliz aktarımıyla ilişkilendirildiği vakalar ve uyarılar da bulunuyor.</p>

<p>Bu kayıtlar her naklin enfeksiyona yol açtığı anlamına gelmiyor. Ancak farklı kişiler arasında canlı dokuyla temas eden böyle bir uygulamanın ciddi bulaşıcı hastalık riski taşıdığı zamanla daha iyi anlaşıldı.</p>

<h2>Uzun süreli başarı nadirdi</h2>

<p>Kişiden kişiye yapılan diş nakillerinin bir başka önemli sorunu da kalıcı sonuçların güvenilir olmamasıydı.</p>

<p>Nakledilen dişler zaman içinde gevşeyebiliyor, kaybedilebiliyor veya enfeksiyon gelişebiliyordu.</p>

<p>Bu nedenle tarihsel allotransplantasyon, yani bir insandan başka bir insana diş nakli, günümüzdeki diş transplantasyonu uygulamalarıyla aynı yöntem olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Modern diş hekimliğinde seçilmiş hastalarda uygulanan ototransplantasyonda kişinin kendi dişi, aynı ağız içinde başka bir bölgeye taşınıyor.</p>

<p>Verici ve alıcı aynı kişi olduğu için biyolojik koşullar 18. yüzyıldaki kişiden kişiye nakilden bütünüyle farklı.</p>

<p>Modern görüntüleme, cerrahi teknikler, enfeksiyon kontrolü ve biyolojik bilgi sayesinde uygun vakalarda başarılı sonuçlar elde edilebiliyor.</p>

<h2>Yapay dişlerin gelişmesi yöntemin sonunu hızlandırdı</h2>

<ol start="18">
 <li>
 <p>yüzyıl sonu ve 19. yüzyılda protez diş yapımındaki gelişmeler, canlı insan dişine olan ihtiyacı giderek azalttı.</p>
 </li>
</ol>

<p>Aynı dönemde kişiden kişiye yapılan nakillerin uzun dönem başarısının sınırlı olduğu ve enfeksiyon aktarabileceği yönündeki bilgiler de arttı.</p>

<p>Bu gelişmeler sonucunda canlı diş satın alıp başka bir kişiye nakletme uygulaması 19. yüzyılda giderek gözden düştü.</p>

<p>Diş hekimliği başka bir yöne ilerledi.</p>

<p>İnsanlardan diş satın almak yerine kaybedilen dişleri yapay malzemelerle yerine koymaya yönelik yöntemler gelişti.</p>

<h2>2026 yayını yeni bir klinik araştırma değil</h2>

<p>British Dental Journal’ın Şubat 2026 tarihli yayını yeni bir tedavi çalışması, deney veya klinik araştırma niteliğinde değil.</p>

<p>Yayın, Thomas Rowlandson’ın tarihî gravürünü ve resmin arkasındaki diş hekimliği uygulamasını anlatan kısa bir tarihsel değerlendirme.</p>

<p>Bu nedenle hasta sayısı, kontrol grubu, klinik faz veya yeni bir tedavinin etkinliğine ilişkin sonuç bulunmuyor.</p>

<p>Yayının önemi, 18. yüzyıl diş hekimliğinin bugün büyük ölçüde unutulmuş bir uygulamasını modern tıp tarihi literatüründe yeniden görünür hâle getirmesinden kaynaklanıyor.</p>

<p>Şubat 2026 tarihli yayın güncel bir klinik gelişme olarak değil, tıp ve diş hekimliği tarihi açısından yeniden gündeme getirilen bir tarihsel belge olarak değerlendiriliyor.</p>

<h2>Bir gravür tıbbın sosyal tarihini de anlatıyor</h2>

<p>Rowlandson’ın resmi günümüzde yalnızca eski bir diş tedavisini belgelemiyor.</p>

<p>Gravürün en güçlü yönü, tıbbi işlemin etrafındaki ekonomik eşitsizliği de görünür kılması.</p>

<p>Varlıklı hastalar kaybettikleri dişleri yerine koymaya çalışırken yoksul insanlar sağlam dişlerinden vazgeçiyordu.</p>

<p>Bu tablo, modern tıp etiğinin temel kavramlarından biri olan özgür ve bilgilendirilmiş rıza açısından da tarihsel bir tartışma alanı oluşturuyor.</p>

<p>Bir insanın para ihtiyacı nedeniyle bedeninin sağlam bir parçasından vazgeçmesi, günümüz tıp etiğinde ekonomik baskı ve gönüllülük arasındaki sınırın sorgulanmasına yol açabilecek bir örnek.</p>

<p>Modern organ ve doku nakillerinde gönüllü rıza, tıbbi güvenlik, etik denetim ve ticari sömürünün önlenmesi temel ilkeler arasında bulunuyor.</p>

<ol start="18">
 <li>
 <p>yüzyılın diş nakilleri ise tıp tarihinin yalnızca yeni tekniklerin ve tedavilerin tarihi olmadığını gösteriyor.</p>
 </li>
</ol>

<p>Tıp aynı zamanda insan bedenine ilişkin etik sınırların zaman içinde nasıl değiştiğinin de tarihi.</p>

<p>Rowlandson’ın yaklaşık iki buçuk asır önce çizdiği odada küçük bir diş el değiştiriyordu.</p>

<p>Fakat bugün o gravüre bakıldığında görülen mesele çok daha büyük:</p>

<p>Bir tarafta tıbbi ihtiyaç, diğer tarafta ekonomik güçsüzlük.</p>

<p>Ve ikisinin arasında insan bedeni.</p>

<h1>KAYNAKLAR</h1>

<p>• British Dental Journal – <i>Volume 240 Issue 3 Cover: Transplanting of Teeth, Thomas Rowlandson, 1787</i>, Rachel Bairsto, 13 Şubat 2026</p>

<p>• Royal College of Surgeons of England – <i>Transplanting of Teeth</i>, Thomas Rowlandson, 1787</p>

<p>• Wellcome Collection – <i>Transplanting of Teeth</i>, Thomas Rowlandson, 1787</p>

<p>• John Hunter – <i>The Natural History of the Human Teeth</i>, 1771</p>

<p>• John Hunter – <i>A Practical Treatise on the Diseases of the Teeth</i>, 1778</p>

<p>• The Lancet – Ruth Richardson, <i>Transplanting Teeth</i>, 1999</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zenginlerin-agzindaki-yoksul-disleri-18-yuzyilin-sasirtici-tip-hikayesi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/zenginlerin-agzindaki-yoksul-disleri-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="27397"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yorgunluk, Atak ve İlaç Saati: MS’te Teknoloji Nasıl Kullanılmalı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yorgunluk-atak-ve-ilac-saati-mste-teknoloji-nasil-kullanilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yorgunluk-atak-ve-ilac-saati-mste-teknoloji-nasil-kullanilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tekrarlayan-düzelen MS’te akıllı telefon uygulamaları, giyilebilir cihazlar ve dijital hatırlatıcılar; belirti takibi, ilaç düzeni ve günlük yaşam planlamasında hastaya yeni bir alan açıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>MS ile Yaşarken Teknoloji Ne Kadar Yardımcı Olabilir?</p>

<p>Tekrarlayan-düzelen multipl skleroz, yani RRMS, hastalığın ataklar ve sakin dönemlerle seyrettiği MS tipidir. Teknoloji bu hastalıkta tedavinin yerine geçmez; ancak belirtileri düzenli kaydetmek, ilaç saatlerini kaçırmamak, yorgunluğu izlemek ve hekim görüşmesine daha hazırlıklı gitmek için güçlü bir destek sağlayabilir.</p>

<p>MS’te en büyük zorluklardan biri belirtilerin gün gün değişebilmesidir. Bir gün yorgunluk belirginken başka bir gün uyuşma, görme bulanıklığı, denge sorunu, ağrı ya da dikkat güçlüğü öne çıkabilir. Bu değişken tablo, hastanın yalnızca hafızasına güvenerek hekimine tam bilgi vermesini zorlaştırabilir.</p>

<p>Belirti takip uygulamaları bu noktada devreye girer. Hasta; şikâyetin ne zaman başladığını, ne kadar sürdüğünü, şiddetini, eşlik eden ateş ya da enfeksiyon durumunu, uyku düzenini ve ilaç kullanımını aynı alanda kaydedebilir. Bu kayıtlar, özellikle “Bu gerçek bir atak mı, geçici kötüleşme mi?” sorusunun değerlendirilmesinde hekime yardımcı olabilir.</p>

<p>RRMS’te atak şüphesi her zaman dikkatle ele alınmalıdır. Yeni başlayan ya da belirgin artan bir belirti 24 saatten uzun sürüyorsa, günlük yaşamı etkiliyorsa veya görme, yürüme, güç kaybı, konuşma, yutma, idrar kontrolü gibi alanları ilgilendiriyorsa hasta vakit kaybetmeden nöroloji ekibiyle görüşmelidir. Uygulama kaydı yararlıdır ama atak tanısını uygulama değil hekim koyar.</p>

<p>Giyilebilir cihazlar da MS takibinde giderek daha fazla konuşuluyor. Akıllı saatler ve bileklikler adım sayısı, uyku süresi, hareket düzeyi ve bazen dengeyle ilişkili veriler sunabilir. Bu bilgiler tek başına hastalığın seyrini göstermez; fakat hastanın hareketliliğinde, uyku düzeninde ya da günlük dayanıklılığında ortaya çıkan değişimleri fark etmeyi kolaylaştırabilir.</p>

<p>Yorgunluk MS’in en sık ve en zorlayıcı yakınmalarından biridir. Dijital günlükler, hastanın hangi saatlerde daha çok yorulduğunu, hangi aktivitelerden sonra zorlandığını ve dinlenmeyle ne kadar toparlandığını göstermeye yardım edebilir. Böylece kişi gününü daha gerçekçi planlayabilir; hekim de yorgunluğun ilaç, uyku, enfeksiyon, ruh hali veya hastalık aktivitesiyle ilişkisini daha iyi sorgulayabilir.</p>

<p>İlaç hatırlatıcıları da önemli bir pratik destek sunar. RRMS tedavisinde kullanılan ilaçlar enjeksiyon, ağızdan alınan tedavi veya damar yoluyla verilen uygulamalar şeklinde olabilir. Tedavi planının aksaması, hastalık kontrolünü olumsuz etkileyebileceği için hatırlatıcılar özellikle yoğun çalışan, unutkanlık yaşayan veya birden fazla ilaç kullanan hastalarda işe yarayabilir.</p>

<p>Teknoloji yalnızca hastalık takibi için değil, günlük yaşamı kolaylaştırmak için de kullanılabilir. Sesle yazma, büyük yazı ayarı, ekran okuma, takvim uyarıları, not alma uygulamaları, akıllı ev sistemleri ve ulaşım planlama araçları; görme, el becerisi, dikkat, hafıza veya hareket kısıtlılığı yaşayan kişilerde bağımsızlığı destekleyebilir.</p>

<p>Uzaktan görüşme imkânı da bazı hastalar için ciddi kolaylık sağlar. Her kontrol fizik muayenenin yerini tutmasa da, ilaç yan etkisi, tetkik planı, belirti takibi veya rapor değerlendirmesi gibi konularda dijital görüşmeler zaman kazandırabilir. Yine de yeni nörolojik belirti, hızlı kötüleşme veya ağır atak şüphesinde yüz yüze değerlendirme geciktirilmemelidir.</p>

<p>Dijital araç seçerken hastanın ihtiyacı belirleyici olmalıdır. Her uygulamayı indirmek yerine, gerçekten kullanılacak birkaç temel özellik seçmek daha doğrudur: belirti günlüğü, ilaç hatırlatma, randevu kaydı, yorgunluk takibi ve hekimle paylaşılabilir kısa raporlar çoğu hasta için yeterli olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Veri güvenliği de ihmal edilmemelidir. Sağlık bilgileri kişisel ve hassastır. Hasta, kullandığı uygulamanın hangi verileri topladığını, bu verilerin kimlerle paylaşılabildiğini ve raporların hekime nasıl aktarılacağını bilmelidir. Gereksiz kişisel bilgi girmekten kaçınmak, sade ve güvenilir araçları tercih etmek daha sağlıklı bir yaklaşımdır.</p>

<p>RRMS ile yaşayanlar için teknolojinin en doğru yeri, hastanın elini güçlendiren yardımcı konumdur. İyi tutulmuş bir belirti günlüğü, düzenli ilaç hatırlatması ve anlamlı hareket takibi; hekim-hasta görüşmesini daha verimli hale getirebilir. Asıl hedef, ekran başında daha fazla zaman geçirmek değil; hastalığı daha bilinçli izleyip günlük yaşamı daha iyi yönetebilmektir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. WebMD, How Tech Has Changed My Life With Multiple Sclerosis<br />
2. National Multiple Sclerosis Society, Health Tracking and Wearable Device Materials<br />
3. Mayo Clinic, Multiple Sclerosis Diagnosis and Treatment Materials<br />
4. MS Trust, Diary of Symptoms Material<br />
5. Multiple Sclerosis Association of America, My MS Manager Material </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yorgunluk-atak-ve-ilac-saati-mste-teknoloji-nasil-kullanilmali</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9722.jpeg" type="image/jpeg" length="18495"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İspanyollar Gelmeden Önce Meksika’da Tıp: Aztek Hekimleri Neleri Biliyordu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ispanyollar-gelmeden-once-meksikada-tip-aztek-hekimleri-neleri-biliyordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ispanyollar-gelmeden-once-meksikada-tip-aztek-hekimleri-neleri-biliyordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tenochtitlan’da hastalık yalnızca doğaüstü güçlerle açıklanmıyordu. Mexica tıp uygulayıcıları bitkilerden ilaçlar hazırlıyor, yaralarla ilgileniyor, kırık ve çıkıkları tedavi etmeye çalışıyor ve doğuma eşlik ediyordu. 1552 tarihli De la Cruz-Badiano Kodeksi ise bu tıp geleneğinin günümüze ulaşan en önemli belgelerinden biri. Peki yaklaşık 500 yıl önce Aztek dünyasında hekimlik nasıl yapılıyordu?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugünkü Mexico City'nin bulunduğu yerde, 16. yüzyılın başlarında Amerika kıtasının en görkemli kentlerinden biri yükseliyordu: Tenochtitlan.<br />
Kanalların, pazarların, tapınakların ve yoğun bir şehir yaşamının bulunduğu bu büyük başkentte insan bedenini, hastalığı ve tedaviyi konu alan köklü bir bilgi geleneği de vardı.<br />
Bugün yaygın olarak Aztekler adıyla anılan, Tenochtitlan merkezli Mexica toplumunda hastalarla ilgilenen tıp uygulayıcıları bulunuyor; bitkilerden çeşitli karışımlar hazırlanıyor, yaralar tedavi edilmeye çalışılıyor, kırık ve çıkıklarla ilgileniliyor ve gebelik ile doğuma ilişkin bilgiler kuşaktan kuşağa aktarılıyordu.<br />
Ancak Aztek tıbbını anlamak için önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.<br />
Bu sistemi yalnızca bugünkü anlamıyla bir “bilimsel tıp” olarak değerlendirmek ne kadar yanlışsa, tamamını büyü ve dinsel ritüellerden ibaret görmek de o kadar yanıltıcı.<br />
Mexica dünyasında ampirik gözlem, bitkisel tedavi, bedensel müdahaleler, din ve kozmoloji aynı sağlık anlayışının farklı parçalarını oluşturabiliyordu. Hastalığın doğal, insani veya doğaüstü nedenlerle ortaya çıkabileceğine ilişkin düşünceler bir arada bulunuyordu.<br />
Hekimin adı: Ticitl<br />
Nahua dünyasında tıp için kullanılan kavramlardan biri ticiotl, hekim veya tıp uygulayıcısı için kullanılan temel sözcüklerden biri ise ticitl idi.<br />
Tarihsel kaynaklar ve bunları inceleyen araştırmalar, hastalıklarla ilgilenen tek tip bir şifacıdan ziyade farklı sorun ve müdahale alanlarında deneyim kazanmış uygulayıcıların bulunduğuna işaret ediyor.<br />
Bununla birlikte bu yapıyı günümüzün kardiyoloji, ortopedi veya genel cerrahi gibi resmî uzmanlık dallarıyla doğrudan karşılaştırmak doğru değil.<br />
Daha güvenli ifade, Mexica toplumunda belirli hastalıklar ve girişimler konusunda deneyim sahibi tıp uygulayıcılarının bulunduğunu söylemek.<br />
Cerrahi tarihini inceleyen akademik bir araştırmada da Mexica tıbbında yara bakımı, apselerin boşaltılması, kırık ve çıkıkların tedavisi ve sütür gibi girişimlerden söz ediliyor.<br />
Aztek eczanesinin merkezinde bitkiler vardı<br />
Mexica tıp geleneğinin en dikkat çekici yönlerinden biri bitkiler hakkındaki kapsamlı bilgi birikimiydi.<br />
Meksika'nın zengin bitki çeşitliliği, yerli toplulukların farklı bitkileri gözlemlemelerine ve bunları çeşitli rahatsızlıklarda kullanmalarına imkân sağlamıştı.<br />
Tarihsel kaynaklarda bitkisel preparatların;<br />
baş ve göz yakınmalarından,<br />
ağız ve diş sorunlarına,<br />
deri hastalıklarından,<br />
sindirim sistemi yakınmalarına,<br />
yaralardan kadın sağlığına<br />
kadar geniş bir alanda kullanıldığı görülüyor.<br />
Ancak tıp tarihiyle modern farmakolojiyi birbirinden ayırmak gerekiyor.<br />
Bir bitkinin 500 yıl önce tedavi amacıyla kullanılmış olması, o bitkinin günümüzde belirli bir hastalık için etkili ve güvenli olduğunun kanıtı değildir.<br />
Tarihsel kullanım bir araştırma ipucu sağlayabilir; modern bir tedavinin etkinliğini göstermek için ise farmakolojik analizler, toksisite çalışmaları ve kontrollü klinik araştırmalar gerekir.<br />
1552'den günümüze kalan olağanüstü tıp kitabı<br />
Aztek-Mexica tıp tarihini anlamamızı sağlayan en önemli belgelerden biri De la Cruz-Badiano Kodeksi.<br />
Latince adı:<br />
Libellus de Medicinalibus Indorum Herbis.<br />
Türkçeye yaklaşık olarak:<br />
“Yerli Halkların Şifalı Bitkileri Üzerine Küçük Kitap”<br />
şeklinde çevrilebilir.<br />
Eser 1552 yılında, İspanyol fethinden yaklaşık otuz yıl sonra hazırlandı.<br />
Nahua tıp bilgisine sahip Martín de la Cruz tarafından aktarılan bilgiler, Xochimilcolu Juan Badiano tarafından Nahuatl dilinden Latinceye çevrildi. Çalışma, dönemin önemli eğitim kurumlarından Santa Cruz de Tlatelolco Koleji çevresinde ortaya çıktı.<br />
Bu nedenle kodeks için önemli bir tarihsel hassasiyet gerekiyor:<br />
Eser fetih öncesinde yazılmış bir Aztek tıp kitabı değildir.<br />
İspanyol hâkimiyetinin başlamasından sonra hazırlanmıştır.<br />
Buna karşılık içeriğinin önemli bölümü daha eski Nahua bitki ve tedavi bilgilerinin yazıya geçirilmiş biçimlerini yansıtır.<br />
Bu özelliği onu Mesoamerika tıp tarihinin vazgeçilmez kaynaklarından biri yapıyor.<br />
INAH, eseri Yeni Dünya'da hazırlanmış ilk resimli herbaryum olarak tanımlıyor. Kodeks 13 bölümden oluşuyor; 227 bitki kaydı içeriyor ve bunların 185'i resimlerle gösteriliyor.<br />
Hastalıklar baştan ayağa sıralanmıştı<br />
Kodeksin düzeni de dikkat çekici.<br />
İlk sekiz bölümde hastalıklar ve tedaviler büyük ölçüde baş bölgesinden başlayarak bedenin aşağı kısımlarına doğru ilerliyor.<br />
Saç ve baş bölgesinden gözlere, dişlere ve bedenin diğer bölgelerine ilişkin farklı reçeteler sıralanıyor.<br />
Sonraki bölümlerde ise farklı fiziksel ve ruhsal yakınmalar için önerilen uygulamalar bulunuyor.<br />
Bu düzen, kitabın rastgele oluşturulmuş bir bitki listesi olmadığını gösteriyor.<br />
Karşımızda hastalıkları, beden bölgelerini, bitkileri ve tedavi uygulamalarını belirli bir sistem içinde toplamaya çalışan bir tıp metni bulunuyor.<br />
Aztekler cerrahi girişimler yapıyor muydu?<br />
Tarihsel kaynaklar bazı cerrahi ve travma tedavisi uygulamalarının bulunduğuna işaret ediyor.<br />
Ancak burada “cerrahi” sözcüğünü modern ameliyathane cerrahisiyle karıştırmamak gerekiyor.<br />
Mexica tıp ve cerrahi uygulamalarını inceleyen tarihsel çalışmalarda;<br />
yaraların bakımı,<br />
bazı yaralarda sütür kullanımı,<br />
apselerin boşaltılması,<br />
kırıkların tedavisi,<br />
eklem çıkıklarının müdahalesi<br />
gibi işlemlerden söz ediliyor.<br />
Bu bilgiler ağırlıklı olarak tarihsel metinlerin ve daha sonraki araştırmaların yorumlanmasına dayanıyor.<br />
Dolayısıyla “Aztekler modern anlamda ameliyat yapıyordu” demek yerine, yaralanmalar ve bazı hastalıklar karşısında cerrahi nitelikte fiziksel girişimler uyguladıklarını gösteren tarihsel kayıtların bulunduğunu söylemek daha doğru.<br />
Savaşın toplumsal yaşamda önemli yer tuttuğu bir uygarlıkta kesici ve delici yaralar, kırıklar ve başka travmalarla sık karşılaşılması da yara tedavisi konusunda önemli bir pratik bilgi birikiminin gelişmesine katkıda bulunmuş olabilir.<br />
Fakat bu uygulamaları değerlendirirken başka bir gerçek de unutulmamalı:<br />
Antisepsi, mikrobiyoloji, modern anestezi ve antibiyotiklerin bulunmadığı bir dönemden söz ediyoruz.<br />
Bu nedenle tarihsel girişimleri bugünkü cerrahiyle doğrudan karşılaştırmak mümkün değil.<br />
Gebelik ve doğum tıp bilgisinin önemli bir parçasıydı<br />
Mexica sağlık kültüründe kadın sağlığı, gebelik ve doğum da önemli bir yere sahipti.<br />
Tarihsel kaynaklarda gebelik sırasında annenin davranışları, beslenmesi ve günlük yaşamına ilişkin çeşitli öneriler bulunduğu; doğum sürecinde ise deneyimli kadınların anneye eşlik ettiği görülüyor.<br />
De la Cruz-Badiano Kodeksi'nde de kadın sağlığı, doğum ve emzirme ile bağlantılı uygulamaların yer alması, bu alanın dönemin tıp bilgisinin parçası olduğunu gösteriyor.<br />
Ancak burada da modern obstetrik bilgiyi geçmişe taşımamak gerekiyor.<br />
Bu uygulamalar fetal monitörizasyon, modern anatomi, antisepsi ve acil obstetrik cerrahinin bulunmadığı bir dönemin bilgi ve inanç dünyası içinde değerlendirilmelidir.<br />
Hastalık hem bedenin hem de kozmik düzenin meselesiydi<br />
Aztek-Mexica tıbbını modern biyomedikal yaklaşımdan ayıran temel noktalardan biri hastalığın nasıl anlamlandırıldığıydı.<br />
Bugünkü tıp hastalıkları büyük ölçüde hücresel, fizyolojik, genetik, çevresel ve mikrobiyolojik mekanizmalarla açıklıyor.<br />
Nahua dünyasında ise insan bedeni; çevreden, toplumsal yaşamdan, tanrılardan ve evrenin düzeninden tamamen bağımsız düşünülmüyordu.<br />
Bir hastalığın doğal bir nedene sahip olabileceği kabul edilirken, aynı rahatsızlık dinsel veya kozmolojik anlamlar da taşıyabiliyordu.<br />
Bu nedenle bir hastaya bitkisel bir karışım uygulanması ile dinsel bir ritüelin gerçekleştirilmesi o toplum açısından mutlaka birbirine alternatif değildi.<br />
Aynı tedavi anlayışının parçaları olabiliyordu.<br />
“Sıcak-soğuk” meselesi sanıldığından daha karmaşık<br />
Mesoamerika tıp tarihi anlatılırken hastalıkların ve tedavilerin “sıcak” ve “soğuk” şeklinde sınıflandırılmasından sıkça söz edilir.<br />
Ancak bu konuda önemli bir bilimsel tartışma bulunuyor.<br />
İspanyol sömürge döneminde Avrupa kökenli humoral tıbbın Mesoamerika düşüncesi üzerindeki etkisi tartışmasızdır.<br />
Buna karşılık bazı araştırmacılar sıcak-soğuk karşıtlığına ilişkin düşüncelerin Aztek, Maya ve Zapotek kültürlerinde fetih öncesine uzanan yerli köklerinin de bulunabileceğini savunuyor.<br />
Bu nedenle günümüzde bilinen sıcak-soğuk sistemini bütünüyle “saf Aztek tıbbı” olarak tanımlamak doğru değildir.<br />
Tarihsel gelişimin, yerli kavramlarla Avrupa humoral anlayışının zaman içerisinde etkileşmesiyle şekillenmiş olması mümkündür.<br />
Baş ağrısından epilepsiye: Mexica nörolojisine 2026'dan yeni bakış<br />
Aztek tıp tarihi konusunda son yıllardaki ilginç araştırma alanlarından biri de nöroloji tarihi.<br />
2026 yılında yayımlanan Neurological Practice Among Aztecs-Mexicas: Traditional Medicine and Religious Practices başlıklı akademik derleme, tarihsel metinlerde Mexica toplumunun sinir sistemiyle ilişkilendirilebilecek hastalık ve belirtilere ilişkin bilgisini yeniden değerlendirdi.<br />
Çalışmada baş travması, baş ağrısı ve günümüz araştırmacılarının epilepsi, damar hastalıkları, demans, depresyon ve bağımlılıkla ilişkilendirdiği çeşitli tarihsel tasvirler ele alındı.<br />
Araştırma aynı zamanda bitkisel uygulamalar ile dinsel tedavi biçimlerinin yan yana kullanılabildiğini ortaya koyuyor.<br />
Fakat burada çok önemli bir tarihçilik kuralı var:<br />
500 yıllık bir metindeki belirti tarifine bakarak hastaya günümüzün epilepsi, depresyon veya demans tanısını koyamayız.<br />
Bugünkü araştırmacılar tarihsel anlatıları modern nörolojik tablolarla karşılaştırabilirler; ancak bunları doğrudan bugünkü tanı kriterleriyle eşitlemek anakronik olur.<br />
Bu nedenle “Aztekler demansı teşhis ediyordu” yerine:<br />
“Tarihsel kaynaklarda günümüzde demansla ilişkilendirilebilecek belirtilere ilişkin tasvirler bulunuyor”<br />
demek bilimsel açıdan çok daha güvenlidir.<br />
Aztekler insan anatomisini biliyor muydu?<br />
İnsan bedenine ilişkin ayrıntılı bir terminolojiye sahip olduklarını biliyoruz.<br />
Bernardino de Sahagún ve Nahua bilgi sahiplerinin birlikte oluşturduğu Florentine Codex'in 10. kitabının 27. bölümünde insan anatomisine ilişkin kapsamlı Nahua ifadeleri bulunuyor. Bu bölüm modern tıp tarihi araştırmalarına da konu oldu.<br />
Ancak bunu Avrupa'da Rönesans döneminde gelişen sistematik diseksiyon temelli anatomiyle eşitlemek doğru değil.<br />
Mexica anatomik bilgisinin önemli bir kısmının;<br />
bedenin gözlenmesi,<br />
yaralanmalar,<br />
savaş travmaları,<br />
doğum,<br />
hastalıklar<br />
ve tedavi uygulamaları sırasında edinilen deneyimlerden beslenmiş olması muhtemel.<br />
Dolayısıyla “insan bedenine ilişkin kayda değer bir terminoloji ve pratik bilgi vardı” demek mümkündür; fakat modern anatomi bilimine eşdeğer bir sistemden söz etmek doğru olmaz.<br />
İspanyol fethi yalnızca bir imparatorluğu değiştirmedi<br />
1519'da başlayan İspanyol seferi ve ardından Tenochtitlan'ın 1521'de düşmesi, yalnızca siyasi bir düzeni sona erdirmedi.<br />
Savaş, sömürge yönetimi, toplumsal dönüşüm ve özellikle Avrupa'dan taşınan salgın hastalıklar yerli toplumlarda büyük bir demografik ve kültürel kırılmaya yol açtı.<br />
Bunun sonucunda bilgi aktarımının geleneksel yolları da değişti.<br />
Ancak Nahua tıp bilgisi bütünüyle ortadan kalkmadı.<br />
İspanyol hâkimiyetinin ilk dönemlerinde yerli bilgi sahiplerinin anlatılarının yazıya geçirilmesi, bugün Mexica dünyasının tıp bilgisini kısmen yeniden kurabilmemize imkân sağlıyor.<br />
Bunun en önemli örneklerinden biri De la Cruz-Badiano Kodeksi.<br />
Bir diğeri ise Bernardino de Sahagún'un Nahua bilgi sahiplerinin katkılarıyla hazırladığı Florentine Codex.<br />
Böylece fetihle birlikte büyük ölçüde dönüşen bir dünyanın hastalık, insan bedeni, bitkiler ve tedavi hakkındaki bilgisinin en azından bir bölümü günümüze ulaşabildi.<br />
Bir tıp kitabının dört yüzyılı aşan yolculuğu<br />
De la Cruz-Badiano Kodeksi'nin kendi hikâyesi de tıp tarihi kadar ilginç.<br />
1552 yılında Francisco de Mendoza'nın isteğiyle hazırlanan eser, İspanyol sarayına sunulmak üzere İspanya'ya gönderildi.<br />
Kaynaklarda eserin doğrudan hangi hükümdara sunulduğuna ilişkin farklı bilgiler bulunduğu için burada kesin bir isim vermemek tarihsel açıdan daha güvenlidir. INAH'ın bazı kayıtlarında II. Felipe, UNAM kaynaklarında ise Carlos V adı yer alıyor.<br />
Kodeks daha sonra Avrupa'daki farklı koleksiyonlardan geçti ve 1902'de Vatikan Kütüphanesi koleksiyonuna katıldı.<br />
yüzyılın sonunda Papa II. Jean Paul döneminde Meksika'ya iade edildi.<br />
Dönüş yılı konusunda da kaynaklarda 1990 ve 1991 şeklinde farklı kayıtlar bulunduğundan kesin yılı öne çıkarmak yerine, eserin bugün Biblioteca Nacional de Antropología e Historia'da korunduğunu belirtmek daha güvenlidir.<br />
Böylece 16. yüzyılda Nahua tıp bilgisini kayda geçirmek amacıyla oluşturulan küçük bir kitap, dört yüzyılı aşan bir yolculuğun ardından yeniden Meksika'ya dönmüş oldu.<br />
Aztek tıbbından günümüze kalan asıl miras<br />
Aztek tıbbının tarihsel değerini anlamak için onun her reçetesinin gerçekten işe yarayıp yaramadığı sorusuna takılıp kalmamak gerekiyor.<br />
Asıl önemli olan daha büyük bir hikâye.<br />
İnsan toplulukları dünyanın farklı bölgelerinde birbirlerinden bağımsız biçimde hastalığı anlamaya, ağrıyı azaltmaya, yaraları iyileştirmeye ve yaşamı korumaya çalıştı.<br />
Antik Yunan'da farklı bir tıp geleneği gelişti.<br />
Çin'de farklı.<br />
Hint uygarlığında farklı.<br />
İslam dünyasında farklı.<br />
Amerika kıtasında da Nahua ve Mexica toplumları kendi bitki bilgilerini, tedavi yöntemlerini, tıp uygulayıcılarını ve hastalık açıklamalarını geliştirdiler.<br />
Bu bilgilerin bir bölümü gözlem ve deneyime dayanıyordu.<br />
Bir bölümü dinsel ve kozmolojik düşüncelerle iç içeydi.<br />
Bazı uygulamaların modern tıp açısından hiçbir terapötik karşılığı olmayabilir.<br />
Bazıları ise bugün araştırmacılar için farmakoloji, etnobotanik ve tıp tarihi açısından değerli ipuçları taşımaya devam ediyor.<br />
1552 tarihli De la Cruz-Badiano Kodeksi'nin sayfalarındaki 185 renkli bitki çizimi, bu nedenle yalnızca eski bir şifalı bitkiler kitabının resimleri değildir.<br />
Onlar aynı zamanda insanların yüzyıllar önce hastalık karşısında nasıl düşündüğünü gösteren görsel bir hafızadır.<br />
Bugün o sayfalara baktığımızda yalnızca eski reçeteleri görmüyoruz.<br />
Tıbbın modern hastanelerden, laboratuvarlardan ve ilaç fabrikalarından çok daha önce başlayan uzun insanlık hikâyesini görüyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaynaklar<br />
Poblano A. Neurological practice among Aztecs-Mexicas: Traditional medicine and religious practices. Journal of the History of the Neurosciences. 2026;35(3):265–282. PMID: 41909973.<br />
Romero y Huesca A, Pérez-Chávez F, Anota-Rivera M, ve ark. El ejercicio de la cirugía en el imperio mexica [Surgical practice in the Mexican Empire]. Revista de Investigación Clínica. 2008;60(5):432–437. PMID: 19227441.<br />
Instituto Nacional de Antropología e Historia (INAH). El primer libro sobre medicina indígena de América. Códice De la Cruz-Badiano üzerine kurumsal yayın.<br />
Biblioteca Nacional de Antropología e Historia (BNAH-INAH). Códice De la Cruz Badiano. Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Kütüphanesi katalog kaydı.<br />
Instituto Nacional de Antropología e Historia (INAH), Códices de México. Cruz, Martín de la (Badiano), 1552. De la Cruz-Badiano Kodeksi katalog kaydı.<br />
Translation of the report about human anatomy, Book 10, Chapter 27, in the Codex Florentinus by Bernardino de Sahagún. Marburger Schriften zur Medizingeschichte. 2010;46:29–90. PMID: 21560592.<br />
Messer E. The hot and cold in Mesoamerican indigenous and hispanicized thought. Social Science &amp; Medicine. 1987;25(4):339–346. PMID: 3317874.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ispanyollar-gelmeden-once-meksikada-tip-aztek-hekimleri-neleri-biliyordu</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 21:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/aztek-tibbinin-sasirtici-dunyasi-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="38316"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tödlicher Polizeieinsatz in Eupen: Vierfacher Vater Halit Altunç stirbt nach Schüssen]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/todlicher-polizeieinsatz-in-eupen-vierfacher-vater-halit-altunc-stirbt-nach-schussen</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/todlicher-polizeieinsatz-in-eupen-vierfacher-vater-halit-altunc-stirbt-nach-schussen" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[In Eupen ist ein Streit zwischen Kindern zu einer größeren Auseinandersetzung zwischen Erwachsenen eskaliert. Bei dem anschließenden Polizeieinsatz wurde der 42-jährige vierfache Vater Halit Altunç tödlich verletzt. Während die Staatsanwaltschaft von einem Messerangriff spricht, widerspricht die Familie dieser Darstellung.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>In Eupen, in der Deutschsprachigen Gemeinschaft Belgiens, ist ein Polizeieinsatz tödlich geendet. Der Vorfall ereignete sich am Sonntagabend im Bereich des Scheiblerplatzes. Nach bisherigen Angaben begann die Auseinandersetzung mit einem Streit zwischen Kindern, bevor sich Erwachsene einmischten und die Lage weiter eskalierte.</p>

<p>Nach Darstellung der Staatsanwaltschaft waren zeitweise rund 50 Personen an der Auseinandersetzung beteiligt oder befanden sich im Umfeld des Parks. Die Polizei wurde gerufen, um die Situation zu beruhigen. Während des Einsatzes gab ein Polizeibeamter zwei Schüsse ab. Der 42-jährige Halit Altunç, Vater von vier Kindern, wurde getroffen und starb an den Folgen seiner Verletzungen.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Die Staatsanwaltschaft teilte mit, Altunç habe während der Auseinandersetzung mit einem Messer eine Person verletzt. Die verletzte Person soll nicht in Lebensgefahr sein. Die Familie des Verstorbenen und die Anwältin seiner Ehefrau bestreiten diese Darstellung jedoch. Nach ihren Angaben sei Altunç zum Zeitpunkt der Schüsse nicht bewaffnet gewesen.</p>

<p>Die Familie erhebt zudem schwere Vorwürfe gegen den Ablauf des Polizeieinsatzes. Demnach soll Altunç vor den Schüssen angegriffen und verletzt worden sein. Außerdem wird behauptet, dass er nach dem ersten Schuss zu Boden gefallen sei und anschließend ein zweites Mal getroffen wurde. Diese Vorwürfe sind bislang nicht offiziell bestätigt.</p>

<p>Zu dem Vorfall wurden zwei Ermittlungen eingeleitet. Eine Untersuchung befasst sich mit der Auseinandersetzung im Park, eine weitere mit dem Schusswaffengebrauch durch den Polizeibeamten. Auch das Comité P, die unabhängige Kontrollinstanz der belgischen Polizei, prüft den Einsatz.</p>

<p>Halit Altunç soll seit vielen Jahren in Belgien gelebt und in einer Kabelfabrik gearbeitet haben. Seine Familie fordert eine vollständige und unabhängige Aufklärung des Vorfalls.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>3. Sayfa</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/todlicher-polizeieinsatz-in-eupen-vierfacher-vater-halit-altunc-stirbt-nach-schussen</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 21:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9720.jpeg" type="image/jpeg" length="41998"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Afrika’da Geleneksel Tıp Neden Hâlâ Bu Kadar Yaygın? Bilim Ne Diyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/afrikada-geleneksel-tip-neden-hala-bu-kadar-yaygin-bilim-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/afrikada-geleneksel-tip-neden-hala-bu-kadar-yaygin-bilim-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şifalı bitkilerden geleneksel kırıkçılığa uzanan uygulamalar Afrika’nın birçok bölgesinde sağlık kültürünün önemli bir parçası olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü ise geleneksel tıbbın geleceğini bilimsel araştırma, güvenlik, standardizasyon ve modern sağlık sistemiyle kontrollü entegrasyon üzerinden şekillendirmeye çalışıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><span>Afrika’da küçük bir yerleşim yeri düşünün.</span></p>

<p>En yakın sağlık kuruluşu kilometrelerce uzakta olabilir. Buna karşılık köyde hangi bitkinin hangi yakınma için kullanıldığını bilen, aileleri tanıyan ve hastalık karşısında insanların ilk başvurduğu geleneksel bir sağlık uygulayıcısı bulunabilir.</p>

<p>Bu tablo yalnızca geçmişe ait değil.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) 2 Eylül 2026’da Güney Afrika’dan duyurduğu yeni uygulama, geleneksel tıbbın kıtadaki rolünün nasıl değişmeye başladığını gösteriyor.</p>

<p>Güney Afrika’nın Mpumalanga bölgesindeki bazı geleneksel sağlık uygulayıcılarına tansiyon ölçümü, kan şekeri taraması ve tüberküloz belirtilerini fark etme konusunda eğitim veriliyor.</p>

<p>Amaç geleneksel uygulayıcıların doktorların yerini alması değil.</p>

<p>Toplum içinde güçlü güven ilişkilerine sahip bu kişilerin riskli hastaları daha erken fark ederek modern sağlık hizmetlerine yönlendirmesi hedefleniyor.</p>

<p>Bu örnek, Afrika geleneksel tıbbında giderek öne çıkan yeni yaklaşımı özetliyor:</p>

<p><strong>Geleneksel bilgiyi tamamen reddetmek yerine, güvenli ve yararlı olabilecek yönlerini bilimsel değerlendirmeden geçirerek sağlık sistemiyle kontrollü biçimde ilişkilendirmek.</strong></p>

<h2>Afrika’da Tek Bir Geleneksel Tıp Sistemi Yok</h2>

<p>“Afrika geleneksel tıbbı” ifadesi çoğu zaman tek bir sistem varmış gibi algılanıyor.</p>

<p>Oysa Afrika onlarca ülkeye, binlerce etnik ve kültürel topluluğa ev sahipliği yapıyor.</p>

<p>Batı Afrika’daki uygulamalar ile Güney Afrika’dakiler, Sahra çevresindeki geleneklerle Doğu Afrika’daki sağlık uygulamaları arasında önemli farklılıklar bulunuyor.</p>

<p>Buna rağmen bazı ortak uygulama alanlarından söz etmek mümkün.</p>

<p>Bunların başında;</p>

<p>bitkisel preparatlar,</p>

<p>geleneksel kırık ve çıkık uygulamaları,</p>

<p>masaj ve fiziksel yöntemler,</p>

<p>doğumla ilişkili geleneksel uygulamalar,</p>

<p>beslenmeye dayalı yöntemler</p>

<p>ve bazı topluluklarda spiritüel ya da ritüel uygulamalar geliyor.</p>

<p>WHO, 2025 yılında geleneksel tıp tanımını güncelledi.</p>

<p>Geleneksel tıp; farklı tarihsel ve kültürel bağlamlardan doğmuş, biyotıbbın gelişmesinden önce şekillenmiş sağlık ve iyilik hâli sistemleri ile bunlarla ilişkili bilgi, beceri, uygulama ve yaklaşımları kapsayan geniş bir alan olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Dolayısıyla konu yalnızca birkaç şifalı bitkinin kullanılmasından çok daha geniş.</p>

<h2>Neden Hâlâ Bu Kadar Yaygın?</h2>

<p>Afrika’da geleneksel tıbbın varlığını sürdürmesini yalnızca “geleneğe bağlılık” ile açıklamak yeterli değil.</p>

<p>Sağlık hizmetlerine coğrafi erişim,</p>

<p>tedavi maliyetleri,</p>

<p>sağlık çalışanı yetersizliği,</p>

<p>aile ve toplum gelenekleri,</p>

<p>dil,</p>

<p>kültürel yakınlık</p>

<p>ve geleneksel uygulayıcılara duyulan güven bu tercihte rol oynayabiliyor.</p>

<p>WHO Afrika Bölgesinin 2 Eylül 2026 tarihli açıklamasında, Afrika nüfusunun tahminen yüzde 80’inin temel sağlık ihtiyaçlarının en az bir bölümünde geleneksel tıbba başvurduğu belirtiliyor.</p>

<p>Ancak bu oran kesin bir nüfus ölçümü olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Ülkeler, bölgeler, kullanım biçimleri ve sağlık sistemleri arasında büyük farklılıklar bulunduğundan, rakam kıta genelini ifade eden geniş bir tahmin niteliğinde.</p>

<p>Bu nedenle daha doğru ifade şu:</p>

<p><strong>WHO’nun aktardığı tahmine göre Afrika nüfusunun önemli bir bölümü temel sağlık ihtiyaçlarının bir kısmında geleneksel tıp uygulamalarına başvuruyor.</strong></p>

<h2>Geleneksel Tıbbın Merkezinde Bitkiler Var</h2>

<p>Afrika geleneksel tıbbının en dikkat çekici alanlarından biri tıbbi bitkiler.</p>

<p>Yapraklar, kökler, ağaç kabukları, tohumlar ve çeşitli bitki özleri farklı toplumlarda farklı amaçlarla kullanılabiliyor.</p>

<p>Bazıları kaynatılarak içiliyor.</p>

<p>Bazıları toz hâline getiriliyor.</p>

<p>Bazıları ise deriye uygulanan preparatlar içinde kullanılıyor.</p>

<p>Fakat bilimsel açıdan kritik nokta tam burada başlıyor.</p>

<p>Bir bitkinin yalnızca adını bilmek yeterli değil.</p>

<p>Aynı bitkinin hangi türünün kullanıldığı,</p>

<p>hangi bölümünün toplandığı,</p>

<p>hangi dönemde hasat edildiği,</p>

<p>nasıl saklandığı,</p>

<p>hangi yöntemle hazırlandığı,</p>

<p>hangi dozda verildiği</p>

<p>ve başka ilaçlarla birlikte kullanılıp kullanılmadığı sonucu tamamen değiştirebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle geleneksel kullanım bilim insanları için önemli bir araştırma ipucu sağlayabilir ancak tek başına etkinlik veya güvenlik kanıtı oluşturmaz.</p>

<h2>Güney Afrika’dan Laboratuvara: Pelargonium Örneği</h2>

<p>Geleneksel bilginin modern farmakolojiyle buluşmasına ilişkin dikkat çekici örneklerden biri Güney Afrika kökenli <strong>Pelargonium sidoides</strong> bitkisi.</p>

<p>Bitkinin kökü Güney Afrika’daki geleneksel uygulamalarda özellikle solunum sistemi yakınmaları için kullanılmıştı.</p>

<p>Zamanla bu bitkiden standardize edilmiş preparatlar geliştirildi ve klinik araştırmalar yapılmaya başlandı.</p>

<p>2026’da yayımlanan kapsamlı bir sistematik derleme, Pelargonium sidoides’in geleneksel kullanımından modern farmasötik preparatlara uzanan araştırma sürecini yeniden değerlendirdi.</p>

<p>Pelargonium sidoides’in özellikle <strong>EPs 7630</strong> adıyla standardize edilen ekstresi üzerine çok sayıda klinik çalışma yapılmış durumda.</p>

<p>Daha eski randomize çalışmalar ve meta-analizlerin bir bölümünde akut bronşit ve bazı solunum yolu enfeksiyonlarında semptomlarda iyileşme bildirilmişti.</p>

<p>Ancak kanıtlar bütünüyle tutarlı değil.</p>

<p>Nitekim 2026’da yayımlanan pragmatik randomize <strong>PHYTOBRONCH</strong> çalışmasında EPs 7630, akut bronşitte standart bakıma kıyasla semptomların yarıya inme süresini anlamlı biçimde kısaltmadı.</p>

<p>Çalışmada yan etkiler daha sık bildirilmekle birlikte bunların çoğu hafif düzeydeydi.</p>

<p>Bu nedenle Pelargonium, geleneksel bir bitkinin bilimsel araştırmaya taşınmasına güçlü bir örnek oluştursa da etkinliği her preparat ve her solunum yolu hastalığı için kanıtlanmış bir tedavi olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Avrupa İlaç Ajansının da Pelargonium kökü için bitkisel tıbbi ürün monografı bulunuyor.</p>

<p>Ancak burada çok önemli bir ayrım var:</p>

<p><strong>Bilimsel araştırmalarda kullanılan standardize bir bitki ekstresi ile evde hazırlanan herhangi bir bitki karışımı aynı ürün değildir.</strong></p>

<p>Bu fark, geleneksel tıbbın neden bilimsel değerlendirme ve standardizasyon gerektirdiğini açık biçimde gösteriyor.</p>

<h2>Geleneksel Kırıkçılık: Fayda Arayışı ile Ciddi Riskler Arasında</h2>

<p>Afrika’nın bazı bölgelerinde geleneksel kırık ve çıkık tedavileri hâlâ yaygın.</p>

<p>Kırıkların çeşitli ateller, bitkisel karışımlar, masaj veya kuşaktan kuşağa aktarılan yöntemlerle tedavi edilmeye çalışıldığı uygulamalar bulunuyor.</p>

<p>Geleneksel kırıkçılar bazı toplumlarda hastaların ilk başvurduğu kişiler arasında yer alabiliyor.</p>

<p>Ancak bu alan geleneksel sağlık uygulamalarının neden mutlaka güvenlik denetimine ihtiyaç duyduğunu da gösteriyor.</p>

<p>Afrika’dan araştırmaların da yer aldığı düşük ve orta gelirli ülkelerde yapılan sistematik incelemelerde geleneksel kırık tedavilerinin ardından ciddi komplikasyonlarla sağlık kuruluşlarına başvuran hastalar bildirildi.</p>

<p>Yanlış veya aşırı sıkı bandajlama,</p>

<p>dolaşım bozukluğu,</p>

<p>enfeksiyon,</p>

<p>kırığın yanlış kaynaması,</p>

<p>tedavinin gecikmesi</p>

<p>ve bazı ağır vakalarda uzuv kaybına kadar ilerleyen sonuçlar rapor edildi.</p>

<p>Ancak araştırmacıların yaklaşımı yalnızca “yasaklama” yönünde değil.</p>

<p>Bazı çalışmalarda geleneksel kırıkçıların temel travma bilgisi, komplikasyon belirtileri ve zamanında hastaneye sevk konusunda eğitilmesinin zararları azaltabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, geleneksel ve modern sağlık sistemlerinin gelecekte nasıl ilişkilendirilebileceğine dair önemli ipuçları taşıyor.</p>

<h2>Geleneksel Doğum Uygulayıcılarının Rolü Değişiyor</h2>

<p>Bazı Afrika toplumlarında geleneksel doğum uygulayıcıları uzun yıllardır gebelik ve doğum süreçlerinde kadınların yanında yer alıyor.</p>

<p>Bu kişilerin toplumla kurduğu güven ilişkisi önemli olabilir.</p>

<p>Ancak gebelik ve doğum komplikasyonları hızla gelişebildiği için geleneksel uygulamaların profesyonel obstetrik bakımın yerine geçmesi ciddi risk oluşturabilir.</p>

<p>Bu nedenle yeni yaklaşımın merkezinde farklı bir görev tanımı bulunuyor:</p>

<p><strong>Riskli gebeliği fark etmek, anne adayını sağlık kuruluşuna yönlendirmek ve profesyonel sağlık hizmetiyle toplum arasında köprü kurmak.</strong></p>

<p>Geleneksel uygulayıcının değeri böylece modern sağlık çalışanının yerine geçmesinde değil, sağlık hizmetine ulaşmayı kolaylaştırmasında ortaya çıkabilir.</p>

<h2>Spiritüel Şifa Neden Önemli?</h2>

<p>Afrika’nın bazı geleneksel toplumlarında hastalık yalnızca biyolojik bir bozukluk olarak değerlendirilmiyor.</p>

<p>Aile ilişkileri,</p>

<p>toplumsal çevre,</p>

<p>manevi yaşam,</p>

<p>inanç sistemleri</p>

<p>ve kişinin toplum içindeki konumu da sağlık anlayışının bir parçası olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle bazı geleneksel sağlık uygulayıcıları yalnızca bitki hazırlamıyor.</p>

<p>Dinleme, danışmanlık, toplumsal destek veya ritüel uygulamalar da iyileşme sürecinin parçası olarak görülebiliyor.</p>

<p>Bu uygulamaların kültürel ve psikososyal anlamı bulunabilir.</p>

<p>Ancak burada sınırın iyi çizilmesi gerekiyor.</p>

<p><strong>Kanser, ağır enfeksiyonlar, diyabet, hipertansiyon, tüberküloz, ciddi travmalar ve diğer tıbbi hastalıklarda etkili olduğu gösterilmiş tedavilerin yerine spiritüel veya ritüel uygulamaların konulması ciddi sağlık risklerine yol açabilir.</strong></p>

<p>Bu nedenle entegrasyonun temel koşullarından biri, geleneksel uygulamanın gerekli tıbbi tanı ve tedaviyi geciktirmemesidir.</p>

<h2>“Doğal” Her Zaman “Zararsız” Değildir</h2>

<p>Geleneksel tıp konusunda en önemli yanlış kabullerden biri, doğal ürünlerin otomatik olarak güvenli olduğu düşüncesidir.</p>

<p>Oysa bitkiler çok sayıda biyolojik olarak aktif kimyasal madde içerir.</p>

<p>Yanlış bitki türünün kullanılması,</p>

<p>yüksek doz,</p>

<p>üretim sırasında mikrobiyolojik kirlenme,</p>

<p>ağır metal veya başka maddelerle kontaminasyon,</p>

<p>karaciğer ve böbrek toksisitesi,</p>

<p>gebelikte uygunsuz kullanım</p>

<p>ve reçeteli ilaçlarla etkileşim önemli sağlık sorunlarına yol açabilir.</p>

<p>Bir bitkisel ürünün güvenli biçimde kullanılabilmesi için yalnızca hangi bitkiden üretildiğinin değil, içeriğinin ve dozunun da standardize edilmesi gerekir.</p>

<p>Modern ilaç güvenliğinde kullanılan farmakovijilans yaklaşımının geleneksel ve bitkisel ürünlerde de geliştirilmesi bu nedenle önem taşıyor.</p>

<h2>WHO’nun Yaklaşımı: Ne Körü Körüne Kabul Ne de Toptan Ret</h2>

<p>Geleneksel tıp konusunda uzun yıllardır iki uç görüş bulunuyor.</p>

<p>Bir tarafta bütün geleneksel uygulamaları hiçbir bilimsel değerlendirme yapmadan reddeden yaklaşım var.</p>

<p>Diğer tarafta ise bir yöntemin yüzlerce yıldır kullanılıyor olmasını tek başına etkinliğin kanıtı sayan anlayış bulunuyor.</p>

<p>WHO’nun <strong>2025–2034 Küresel Geleneksel Tıp Stratejisi</strong> bu iki yaklaşımın dışında bir çerçeve öneriyor.</p>

<p>Stratejinin dört temel amacı bulunuyor:</p>

<p><strong>Geleneksel, tamamlayıcı ve integratif tıp konusunda bilimsel kanıt tabanını güçlendirmek.</strong></p>

<p><strong>Uygun düzenleyici mekanizmalar yoluyla güvenli ve etkili uygulamaları desteklemek.</strong></p>

<p><strong>Güvenli ve etkili olduğu gösterilen uygulamaları uygun biçimde sağlık sistemlerine entegre etmek.</strong></p>

<p><strong>Sektörler arası iş birliğini geliştirmek, alanın toplumsal değerini artırmak ve toplumları güçlendirmek.</strong></p>

<p>Biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirlik ve yerli toplulukların haklarına saygı ise stratejinin temel uygulama ilkeleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Strateji 2025 yılında gerçekleştirilen 78. Dünya Sağlık Asamblesinde kabul edildi.</p>

<h2>Afrika Artık “Geleneksel Tıp Var mı?” Sorusunu Değil, “Nasıl Düzenlenmeli?” Sorusunu Tartışıyor</h2>

<p>2026 yılında bu yaklaşım Afrika’da daha görünür hâle geldi.</p>

<p>Nisan 2026’da Nairobi’de gerçekleştirilen Dünya Sağlık Zirvesi Bölgesel Toplantısı’nda hükümet temsilcileri, akademisyenler, düzenleyici kurumlar ve geleneksel tıp temsilcileri bir araya geldi.</p>

<p>Gündemde artık yalnızca geleneksel tıbbın kültürel değeri yoktu.</p>

<p>Araştırma,</p>

<p>ürün geliştirme,</p>

<p>düzenleme,</p>

<p>finansman,</p>

<p>sağlık sistemine entegrasyon</p>

<p>ve bilimsel kanıt üretme konuları öne çıktı.</p>

<p>Bu dönüşüm önemli.</p>

<p>Çünkü asıl mesele geleneksel tıbbın varlığını kabul edip etmemek değil.</p>

<p>Milyonlarca insanın zaten başvurduğu bir alanın <strong>daha güvenli, denetlenebilir ve gerektiğinde modern sağlık sistemiyle bağlantılı hâle getirilmesi</strong>.</p>

<h2>Geleneksel Tıp Üniversitelerin ve Araştırma Merkezlerinin de Konusu</h2>

<p>Afrika’da geleneksel tıp artık yalnızca toplum içinde kuşaktan kuşağa aktarılan bir bilgi alanı değil.</p>

<p>Bilimsel araştırmaların da konusu hâline geliyor.</p>

<p>WHO Afrika Bölgesinin 2022’de paylaştığı verilere göre 26 ülkede geleneksel tıp araştırma ve geliştirmesine odaklanan toplam 34 araştırma enstitüsü bulunuyordu.</p>

<p>Aynı dönemde 25 ülke geleneksel tıpla ilgili konuları sağlık bilimleri eğitim programlarına dâhil etmiş, 20 ülke ise geleneksel sağlık uygulayıcılarına veya sağlık öğrencilerine yönelik çeşitli eğitim programları geliştirmişti.</p>

<p>Bu rakamlar, geleneksel tıbbın giderek laboratuvar, üniversite ve düzenleyici kurumların alanına girdiğini gösteriyor.</p>

<h2>Çünkü Geleneksel Bilginin İçinde Yeni İlaçların İpuçları Bulunabilir</h2>

<p>Modern ilaç geliştirme tarihinin önemli bir bölümü doğal kaynaklardan elde edilen moleküllere dayanıyor.</p>

<p>Bu nedenle Afrika’nın zengin biyolojik çeşitliliği ve yüzyıllar boyunca oluşmuş etnobotanik bilgi birikimi farmakoloji açısından önemli bir araştırma alanı oluşturuyor.</p>

<p>Ancak bilim insanlarının sorduğu soru yalnızca:</p>

<p>“Bu bitki hangi hastalığa iyi geliyor?”</p>

<p>değil.</p>

<p>Asıl sorular daha ayrıntılı:</p>

<p>Bitkinin içerisindeki aktif molekül hangisi?</p>

<p>Hangi doz biyolojik etki oluşturuyor?</p>

<p>Toksik doz nedir?</p>

<p>İnsan vücudunda nasıl metabolize ediliyor?</p>

<p>Başka ilaçlarla etkileşiyor mu?</p>

<p>Standardize edildiğinde aynı etki tekrar elde edilebiliyor mu?</p>

<p>İnsanlarda yapılan kontrollü çalışmalarda gerçekten yarar sağlıyor mu?</p>

<p>Uzun süre kullanıldığında güvenli mi?</p>

<p>Geleneksel bir bilgi ancak bu tür soruların bilimsel yöntemlerle araştırılması sonucunda modern tıbbın kanıt sistemine girebilir.</p>

<h2>Bir Başka Büyük Soru: Bu Bilginin Sahibi Kim?</h2>

<p>Geleneksel tıp tartışmasının bir başka önemli boyutu etik ve ekonomik haklarla ilgili.</p>

<p>Bir toplumun yüzlerce yıldır kullandığı bir bitkiden hareketle araştırmacılar yeni bir ilaç geliştirirse önemli bir soru ortaya çıkıyor:</p>

<p><strong>Bu geleneksel bilgiyi yüzyıllardır koruyan toplum elde edilen bilimsel ve ekonomik değerden pay alacak mı?</strong></p>

<p>Bu konu yalnızca sağlık politikasının değil, uluslararası biyolojik çeşitlilik hukukunun da önemli tartışmalarından biri.</p>

<p>Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamındaki Nagoya Protokolü, genetik kaynakların ve bunlarla ilişkili geleneksel bilginin kullanımından doğan yararların adil ve hakkaniyetli biçimde paylaşılmasını temel ilkelerden biri olarak kabul ediyor.</p>

<p>Dolayısıyla Afrika geleneksel tıbbının geleceği yalnızca yeni moleküller keşfetmekle ilgili değil.</p>

<p><strong>Bilginin kimden alındığı, nasıl kullanıldığı ve ortaya çıkan değerin nasıl paylaşıldığı da bilimsel etik açısından büyük önem taşıyor.</strong></p>

<h2>31 Ağustos 2026: Afrika Geleneksel Tıp Günü’nün Yeni Mesajı</h2>

<p>31 Ağustos 2026’da kutlanan <strong>24. Afrika Geleneksel Tıp Günü</strong>, bu dönüşümün sembolik tarihlerinden biri oldu.</p>

<p>WHO bu yıl özellikle geleneksel tıpta araştırmanın güçlendirilmesi, ürünlerin güvenlik ve kalite açısından değerlendirilmesi, düzenleyici sistemlerin geliştirilmesi ve uygun uygulamaların sağlık hizmetlerine ulaştırılması üzerinde durdu.</p>

<p>Mesaj artık oldukça açık:</p>

<p>Bir uygulamanın geleneksel olması tek başına onu modern sağlık sistemine sokmak için yeterli değil.</p>

<p>Aynı şekilde geleneksel kökenli olması, bilimsel araştırmaya değmeyeceği anlamına da gelmiyor.</p>

<p>Güvenlik,</p>

<p>kalite,</p>

<p>standardizasyon,</p>

<p>etkinlik</p>

<p>ve gerektiğinde klinik araştırma gerekiyor.</p>

<h2>Kadim Bilgi ile Modern Bilim Arasında Yeni Bir Dönem</h2>

<p>Afrika’nın geleneksel tıp mirasını yalnızca egzotik bitkiler veya ritüeller üzerinden değerlendirmek ciddi bir eksiklik olur.</p>

<p>Ortada yüzyıllar boyunca kuşaktan kuşağa aktarılan büyük bir kültürel ve etnobotanik bilgi birikimi bulunuyor.</p>

<p>Bu uygulamaların bazıları bilimsel araştırmalar sonucunda etkisiz bulunabilir.</p>

<p>Bazıları zararlı olabilir.</p>

<p>Bazıları yalnızca kültürel veya psikososyal değer taşıyabilir.</p>

<p>Bazıları ise yeni ilaçların veya yeni sağlık uygulamalarının geliştirilmesi için bilim insanlarına önemli ipuçları sağlayabilir.</p>

<p>Bu nedenle geleneksel tıbbın geleceği ne geçmişi romantikleştirmekte ne de geçmişten gelen bütün bilgiyi reddetmekte yatıyor.</p>

<p>Belki de Afrika’da geleneksel tıbbın geleceğini en iyi özetleyen cümle şu:</p>

<p><strong>Bilimin görevi geleneğe inanmak ya da onu küçümsemek değil; onu sınamaktır.</strong></p>

<p>Sınamadan geçen bilgi ise yalnızca geçmişin mirası olmaktan çıkarak geleceğin tıbbına katkı sağlayabilir.</p>

<h2>TEMEL KAYNAKLAR</h2>

<p>Dünya Sağlık Örgütü — Global Traditional Medicine Strategy 2025–2034</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü — African Traditional Medicine Day 2026</p>

<p>WHO Regional Office for Africa — South Africa, African Traditional Medicine Day 2026</p>

<p>WHO — Turning Commitments into Care: Africa Accelerates Action on Traditional Medicine, 2026</p>

<p>WHO Regional Office for Africa — African Traditional Medicine Day 2022</p>

<p>European Medicines Agency — Pelargonii radix monografı</p>

<p>Pelargonium sidoides üzerine 2026 tarihli sistematik derleme</p>

<p>PHYTOBRONCH — 2026 randomize kontrollü akut bronşit çalışması</p>

<p>Geleneksel kırık tedavileri ve komplikasyonları üzerine sistematik incelemeler</p>

<p>Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi — Nagoya Protokolü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/afrikada-geleneksel-tip-neden-hala-bu-kadar-yaygin-bilim-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 21:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/afrika-geleneksel-tip-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="62192"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ölüden Alınan Kan Canlıya Verildi: SSCB’de Tıp Tarihine Geçen 1930 Transfüzyonu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/oluden-alinan-kan-canliya-verildi-sscbde-tip-tarihine-gecen-1930-transfuzyonu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/oluden-alinan-kan-canliya-verildi-sscbde-tip-tarihine-gecen-1930-transfuzyonu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sovyet cerrah Sergey Yudin, 1930’da Moskova’daki Sklifosovsky Acil Tıp Enstitüsü’nde yaklaşık altı saat önce hayatını kaybetmiş bir kişiden alınan 420 mililitre kanı ağır kan kaybındaki genç bir mühendise nakletti. Yudin’in daha sonra JAMA ve The Lancet’te yayımlanan çalışmaları bin vakalık deneyime ulaşırken, kadavra kanı transfüzyonu Sklifosovsky Enstitüsü’nde yaklaşık dört on yıl boyunca uygulanmaya devam etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>23 Mart 1930’da Moskova’daki Sklifosovsky Acil Tıp Enstitüsü’nde çalışan Sovyet cerrah Sergey Yudin, ağır kan kaybı nedeniyle yaşamı tehdit altında olan genç bir mühendise, yaklaşık altı saat önce otomobil kazasında hayatını kaybetmiş 60 yaşındaki bir kişiden alınan 420 mililitre kanı nakletti.</p>

<p>Yudin, uygulamanın ayrıntılarını 1936’da JAMA’da yayımladığı makalesinde anlattı. Hastanın hastaneye nabzı alınamayacak kadar ağır durumda getirildiğini ve kan transfüzyonunun ardından klinik durumunun hızla düzeldiğini bildirdi.</p>

<p>23 Mart 1930’daki uygulama, tıp tarihi literatüründe insanda gerçekleştirilen başarılı kadavra kanı transfüzyonunun en erken ve en iyi belgelenmiş örneklerinden biri olarak yer aldı. Birçok tarihsel kaynak bunu ilk başarılı klinik uygulama olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Bugünden bakıldığında sıra dışı görünen yöntemin arkasında dönemin en temel acil tıp sorunlarından biri vardı: Ağır yaralanmalar ve ameliyatlarda hızla kana ihtiyaç duyuluyor, ancak ihtiyaç duyulan anda uygun canlı donör her zaman bulunamıyordu.</p>

<h3>Fikrin temeli hayvan deneylerinde atıldı</h3>

<p>Kadavradan alınan kanın yaşayan bir canlıya aktarılabileceği fikrinin deneysel temeli Sovyet cerrah Vladimir Shamov’un çalışmalarına dayanıyordu.</p>

<p>Shamov ve çalışma arkadaşları 1920’lerin sonunda yaptıkları hayvan deneylerinde, ölümden birkaç saat sonra alınan kanın ağır kan kaybına uğramış hayvanlara aktarılmasını araştırdı.</p>

<p>Bu deneyler, ölüm gerçekleştikten sonra alınan kanın belirli koşullarda yeniden dolaşıma verilebileceği düşüncesine bilimsel zemin oluşturdu.</p>

<p>Yudin, Shamov’un çalışmalarını Moskova’daki yoğun acil cerrahi pratiğine taşıdı. Sklifosovsky Enstitüsü travma, ciddi kanamalar ve acil ameliyatlar nedeniyle sürekli kan ihtiyacının bulunduğu bir merkezdi.</p>

<p>Sorun oldukça yalındı:</p>

<p><strong>Hasta kan kaybediyordu ancak her zaman zamanında uygun bir donör bulunamıyordu.</strong></p>

<p>Yudin bu soruna, dönemi için son derece sıra dışı bir çözüm aradı.</p>

<h3>İlk uygulama tek vakayla kalmadı</h3>

<p>23 Mart 1930’daki ilk klinik deneyimin ardından Yudin uygulamayı sürdürdü.</p>

<p>Aynı yılın eylül ayında Harkiv’de düzenlenen cerrahi toplantıda ilk yedi klinik vakasını bilim dünyasına sundu.</p>

<p>1932 yılına gelindiğinde yaklaşık 100 kadavra kanı transfüzyonu gerçekleştirdiğini bildirdi. Kanın uygun şartlarda belirli sürelerle saklanabilmesi de araştırmaların önemli bölümlerinden biriydi.</p>

<p>Çalışmalar birkaç yıl içinde çok daha büyük bir klinik deneyime dönüştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>İlk bin vaka The Lancet’te yayımlandı</h3>

<p>1937’de The Lancet’te yayımlanan çalışma, Yudin’in saklanmış kadavra kanıyla gerçekleştirdiği ilk bin vakalık deneyimi ele aldı.</p>

<p>Makalenin başlığı uygulamanın ulaştığı boyutu açık biçimde gösteriyordu:</p>

<p><strong>“Transfusion of Stored Cadaver Blood: Practical Considerations — The First Thousand Cases.”</strong></p>

<p>Başlangıçta olağanüstü bir klinik girişim gibi görünen yöntem, Moskova’daki Sklifosovsky Enstitüsü’nde sistemli bir uygulamaya dönüştü.</p>

<p>Tıp tarihi araştırmalarına göre kadavra kanı transfüzyonu bu kurumda yaklaşık dört on yıl boyunca uygulanmaya devam etti.</p>

<p>Ancak bu sonuçların günümüz klinik araştırmalarıyla aynı biçimde değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Yudin’in verileri modern randomize kontrollü araştırmaların, etik kurul süreçlerinin, günümüzdeki enfeksiyon taramalarının ve hemovijilans sistemlerinin bulunmadığı bir döneme ait klinik gözlem ve kayıtları yansıtıyordu.</p>

<p>Bu nedenle tarihsel vaka sayıları önemli olmakla birlikte, günümüzün kanıt düzeyi ölçütleriyle doğrudan karşılaştırılamaz.</p>

<h3>Ölümden sonra kanın yeniden sıvılaşması yöntemin temelindeydi</h3>

<p>Yudin ve diğer Sovyet araştırmacıların üzerinde durduğu temel biyolojik özelliklerden biri, bazı ani ölüm vakalarında kanın ölüm sonrasında yeniden sıvı özellik kazanabilmesiydi.</p>

<p>Burada fibrinoliz adı verilen doğal süreç devreye giriyor.</p>

<p>Fibrinoliz, vücudun oluşmuş kan pıhtılarını parçalama mekanizmasıdır. Ölüm sonrasında bazı koşullarda pıhtıların çözünmesi, kanın yeniden sıvılaşmasına yol açabiliyordu.</p>

<p>Sovyet tıp literatüründe bu nedenle kadavradan elde edilen kan için zaman zaman “fibrinolitik kan” ifadesi kullanıldı.</p>

<p>Bu biyolojik özellik, kanın belirli koşullarda alınması ve saklanması açısından önemliydi.</p>

<p>Ancak hayatını kaybeden her kişinin kanı kullanılmıyordu.</p>

<p>Ölüm nedeni, ölümden sonra geçen süre ve laboratuvar incelemeleri gibi ölçütler dikkate alınıyordu.</p>

<p>Dönemin güvenlik standartlarının bugünkü transfüzyon tıbbı kurallarından çok farklı olduğu da unutulmamalı.</p>

<h3>Kanı ihtiyaçtan önce hazırlama düşüncesi güçlendi</h3>

<p>Yudin’in çalışmalarının tarihsel etkisi yalnızca kadavra kanının kullanılması değildi.</p>

<p>Daha kalıcı gelişmelerden biri, kanın yalnızca ihtiyaç anında bir kişiden alınması yerine <strong>önceden toplanması, incelenmesi, saklanması ve gerektiğinde kullanılması</strong> düşüncesinin güçlenmesiydi.</p>

<p>Sklifosovsky Enstitüsü’nde 1930’da kan transfüzyonuna yönelik özel bir laboratuvar oluşturuldu.</p>

<p>Kanın bir süre saklanabilmesi, kullanımdan önce çeşitli incelemelerin yapılmasına da olanak sağlıyordu. Aynı zamanda acil durumlarda hazır kan bulundurma düşüncesini güçlendirdi.</p>

<p>Bu yıllar modern kan bankacılığının şekillenmeye başladığı dönemle örtüşüyordu.</p>

<h3>İlk kan bankası tartışması</h3>

<p>Kan bankacılığı tarihinde “ilk” unvanı kullanılan tanıma göre değişiyor.</p>

<p>Bazı tıp tarihi araştırmaları, Yudin’in 1930’da Sklifosovsky Enstitüsü’nde oluşturduğu sistemi dünyanın ilk kan bankası örneklerinden biri, hatta ilk kan bankası olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Başka tarihsel kronolojiler ise 1932’de Leningrad’da kurulan hastane kan deposunu öne çıkarıyor.</p>

<p>Amerikalı hekim Bernard Fantus ise 1937’de Chicago’daki Cook County Hospital’da oluşturduğu sistemle “blood bank”, yani “kan bankası” terimini tıp pratiğine kazandıran isim olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Bu nedenle Sergey Yudin’i tek başına “kan bankasının mucidi” şeklinde tanımlamak yerine, modern kan depolama ve kan bankacılığının öncü isimlerinden biri olarak değerlendirmek tarihsel açıdan daha temkinli bir yaklaşım oluşturuyor.</p>

<h3>Kadavra kanı neden standart uygulamaya dönüşmedi?</h3>

<p>Kadavra kanı 1930’larda Sovyetler Birliği dışında da bilimsel ilgi gördü.</p>

<p>Ancak canlı donörlerden elde edilen kanın daha güvenli ve düzenli biçimde saklanmasını sağlayan yöntemlerin gelişmesi, kadavra kanının sağlayabileceği avantajı zamanla azalttı.</p>

<p>Yöntemin önemli sorunları da bulunuyordu.</p>

<p>Ölüm nedeninin güvenilir biçimde belirlenmesi gerekiyordu. Enfeksiyon riski değerlendirilmeliydi. Kanın ölümden ne kadar süre sonra güvenle alınabileceğinin belirlenmesi gerekiyordu.</p>

<p>Bunlara laboratuvar güvenliği, ölen kişinin bedeni üzerindeki haklar, yakınlarının izni ve tıbbi etik tartışmaları da ekleniyordu.</p>

<p>Sklifosovsky Enstitüsü’nde yıllarca uygulanmasına karşın yöntem dünya genelinde standart transfüzyon pratiğine dönüşmedi.</p>

<h3>Günümüzde standart yöntem gönüllü donör kanı</h3>

<p>Modern transfüzyon tıbbı kadavradan alınan kan üzerine kurulu değil.</p>

<p>Günümüzde kan sistemlerinin temeli, uygun kriterleri karşılayan gönüllü donörlerden elde edilen kan ve kan bileşenleri.</p>

<p>Bağışlanan kanlar transfüzyonla bulaşabilen enfeksiyonlar açısından taranıyor. Kan grubu ve uygunluk testleri yapılıyor, ürünler belirlenmiş kalite ve saklama standartları içerisinde izleniyor.</p>

<p>Bu nedenle Yudin’in 1930’lardaki uygulamasını günümüzde kullanılabilecek standart bir kan transfüzyonu yöntemi gibi değerlendirmek doğru değil.</p>

<h3>Tarihsel yöntem 2025’te yeniden incelendi</h3>

<p>Kadavradan kan transfüzyonu tamamen tıp tarihi kitaplarının sayfalarında kalmış değil.</p>

<p>Transfusion dergisinde 2025 yılında yayımlanan bir kapsam incelemesi, ölmüş donörlerden alınan kanın kullanıldığı tarihsel uygulamaları yeniden ele aldı.</p>

<p>Araştırmacılar özellikle savaşlar, afetler ve çok sayıda yaralının aynı anda sağlık hizmetine ihtiyaç duyduğu kitlesel olaylarda ortaya çıkabilecek kan gereksinimini değerlendirdi.</p>

<p>İnceleme, kadavra kanının günümüzde rutin kullanıma alınmasını öneren bir tedavi kılavuzu değildi.</p>

<p>Çalışmanın amacı tarihsel deneyimi incelemek ve olağanüstü durumlarda araştırılabilecek bilimsel soruları ortaya koymaktı.</p>

<p>Dolayısıyla yaklaşık bir asır önceki uygulama, günümüzde geçerli bir klinik tedavi önerisi olarak değil, transfüzyon tarihinin sıra dışı bir deneyimi olarak değerlendiriliyor.</p>

<h3>Dünyaca tanınan cerrah Stalin döneminde tutuklandı</h3>

<p>Sergey Yudin’in yaşam öyküsü yalnızca kan transfüzyonuyla sınırlı değildi.</p>

<p>1891 doğumlu Yudin; mide ve yemek borusu cerrahisi, travma cerrahisi, spinal anestezi ve kan transfüzyonu alanlarında yaptığı çalışmalarla Sovyetler Birliği’nin en tanınmış cerrahlarından biri hâline geldi.</p>

<p>Uluslararası cerrahi çevrelerle ilişkiler kurdu ve Sovyetler Birliği dışındaki bilim insanları tarafından da tanınan bir isim oldu.</p>

<p>Ancak mesleki itibarı onu Stalin döneminin siyasi baskılarından korumadı.</p>

<p>Yudin, Aralık 1948’de Sovyet güvenlik makamları tarafından tutuklandı.</p>

<p>Üç yıldan uzun süre yargılanmadan cezaevinde tutuldu. 1952 yılında Sibirya’ya sürgün edildi.</p>

<p>Stalin’in Mart 1953’te ölümünün ardından hakkındaki suçlamalar kaldırıldı ve Moskova’ya dönmesine izin verildi.</p>

<p>Yudin’in özgürlüğüne kavuşmasından sonra fazla zamanı kalmadı.</p>

<p>12 Haziran 1954’te, 62 yaşındayken miyokard enfarktüsü sonucu hayatını kaybetti.</p>

<h3>Bir tıbbi yöntemin ötesinde</h3>

<p>Sergey Yudin’in hikâyesini yalnızca “ölüden kan alan cerrah” şeklinde anlatmak, olayın tarihsel bağlamını eksik bırakıyor.</p>

<p>1930’ların hekimleri bugün kan bankalarında hazır bulunan kan ürünlerine sahip değildi. Ağır kan kaybındaki bir hastanın tedavisi çoğu zaman uygun donörün zamanında bulunabilmesine bağlıydı.</p>

<p>Yudin’in yöntemi bu probleme verilen sıra dışı cevaplardan biriydi.</p>

<p>Kadavra kanı günümüzde standart transfüzyon yöntemi olmadı. Buna karşılık kanın insan vücudu dışında saklanabileceği, önceden incelenebileceği ve gerektiğinde hazır bulundurulabileceği düşüncesinin geliştiği dönemin önemli deneyimlerinden biri olarak tarihe geçti.</p>

<p>Hikâyenin başka bir yönü ise insan dokularının ölümden sonra başka insanların tedavisinde kullanılabilmesi düşüncesiydi.</p>

<p>Bazı tıp tarihçileri, kanın da bir insan dokusu olması nedeniyle kadavradan alınan kanın yaşayan bir hastada kullanılmasını klinik transplantasyon düşüncesinin erken öncüllerinden biri olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Sergey Yudin’in yaşamı böylece <strong>transfüzyon tıbbının gelişimi, bilimsel cesaret, etik tartışmalar ve Stalin döneminin siyasi baskılarının aynı biyografide kesiştiği sıra dışı bir tıp tarihi hikâyesine</strong> dönüştü.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>• JAMA – Transfusion of Cadaver Blood, 1936</p>

<p>• The Lancet – Transfusion of Stored Cadaver Blood: Practical Considerations — The First Thousand Cases, 1937</p>

<p>• Asclepio – Sergei Yudin ve Kadavra Kanı Transfüzyonunun Tarihi, 2022</p>

<p>• Surgery – Sergei S. Yudin: An Untold Story, 2006</p>

<p>• Transfusion – Deceased Donor Blood Transfusion in Emergency Resuscitation: A Scoping Review of Historical Evidence for Military and Mass Casualty Applications, 2025</p>

<p>• Dünya Sağlık Örgütü – Kan Güvenliği ve Erişilebilirliği</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/oluden-alinan-kan-canliya-verildi-sscbde-tip-tarihine-gecen-1930-transfuzyonu</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 20:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/1930-moskova-sira-disi-transfuzyon-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="36775"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ODTÜ’nün Acı Kaybı: Prof. Dr. Yavuz Yaman Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/odtunun-aci-kaybi-prof-dr-yavuz-yaman-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/odtunun-aci-kaybi-prof-dr-yavuz-yaman-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Yavuz Yaman’ın vefatı akademi camiasında üzüntüyle karşılandı. Bölüm tarafından yayımlanan mesajda Yaman için rahmet, ailesi ve ODTÜ camiası için başsağlığı dilekleri paylaşıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Yavuz Yaman hayatını kaybetti. Prof. Dr. Yaman’ın vefatı, görev yaptığı bölüm tarafından yayımlanan taziye mesajıyla duyuruldu.</p>

<p>ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü tarafından yapılan açıklamada, merhum akademisyen için rahmet dilenirken ailesine, yakınlarına ve tüm ODTÜ camiasına başsağlığı iletildi. Yaman’ın vefatı, uzun yıllar görev yaptığı üniversitede ve havacılık mühendisliği alanında üzüntüyle karşılandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Yavuz Yaman, ODTÜ’de havacılık ve uzay mühendisliği alanında uzun yıllar akademik çalışmalar yürüttü. Yapısal mekanik, titreşim, aeroelastisite, akıllı yapılar ve şekil değiştirebilen kanat sistemleri gibi alanlarda çalışmalarıyla tanınan Yaman, mühendislik eğitimine ve araştırma kültürüne katkı sundu.</p>

<p>Akademik kariyeri boyunca çok sayıda öğrenci ve araştırmacının yetişmesinde emeği bulunan Prof. Dr. Yaman, ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü’nün hafızasında iz bırakan isimlerden biri olarak anılıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Yavuz Yaman Kimdir?</p>

<ul>
 <li>Unvanı: Prof. Dr.</li>
 <li>Kurumu: Orta Doğu Teknik Üniversitesi</li>
 <li>Bölümü: Havacılık ve Uzay Mühendisliği</li>
 <li>Görevi: Emekli öğretim üyesi</li>
 <li>Çalışma Alanları: Havacılık yapıları, titreşim, aeroelastisite, akıllı yapılar ve şekil değiştirebilen kanat sistemleri</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/odtunun-aci-kaybi-prof-dr-yavuz-yaman-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 20:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9715.jpeg" type="image/jpeg" length="89084"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99734"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="61202"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="30311"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89933"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37508"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="84811"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
