<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 09 Nov 2026 00:35:56 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İngiliz Yayınından Türk Hastanelerine Övgü ve Eleştiri: Teknoloji Güçlü, İletişim ve Fiyatlandırmada Sorunlar Var]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ingiliz-yayinindan-turk-hastanelerine-ovgu-ve-elestiri-teknoloji-guclu-iletisim-ve-fiyatlandirmada-sorunlar-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ingiliz-yayinindan-turk-hastanelerine-ovgu-ve-elestiri-teknoloji-guclu-iletisim-ve-fiyatlandirmada-sorunlar-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İngiliz ITIJ dergisi, Türk hastanelerinin modern teknolojisini, uzman hekimlerini ve rekabetçi maliyetlerini överken yabancı dil desteği, hasta bilgilerine erişim ve fiyat şeffaflığı konularındaki sorunlara dikkat çekti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’nin sağlık altyapısı, hekim kapasitesi ve uluslararası sağlık turizmindeki yükselişi İngiliz sağlık ve seyahat sigortacılığı yayınında kapsamlı biçimde ele alındı. İngiltere merkezli International Travel &amp; Health Insurance Journal (ITIJ), Türk hastanelerinin güçlü yönlerinin yanı sıra uluslararası hastaların karşılaştığı sorunlara da dikkat çekti.</p>

<p>Gazeteci Robin Gauldie tarafından hazırlanan ve 2 Kasım 2026 tarihinde yayımlanan “Turkish Healthcare” başlıklı dosyada, Türkiye’deki kamu ve özel hastaneler, şehir hastaneleri, sağlık turizmi, hasta hizmetleri ve uluslararası sigorta şirketleriyle ilişkiler değerlendirildi.</p>

<p>Türk Hastanelerinin Teknolojisi ve Hekim Kapasitesi Övgü Aldı</p>

<p>Haberde, son yıllarda sağlık altyapısına yapılan yatırımların Türkiye’yi uluslararası sağlık hizmetlerinde önemli merkezlerden biri hâline getirdiği belirtildi.</p>

<p>Dosyada görüşlerine yer verilen sağlık destek şirketlerinin temsilcileri, Türk hastanelerinin tıbbi teknolojileri, uzman hekim kadroları ve rekabetçi tedavi maliyetleriyle Avrupa’daki önde gelen sağlık kuruluşlarıyla rekabet edebilecek düzeye ulaştığını ifade etti.</p>

<p>Özellikle İstanbul, Antalya ve İzmir gibi şehirlerde uluslararası hastalara hizmet sunma kapasitesinin geliştiği vurgulandı.</p>

<p>Şehir Hastaneleri Sağlık Altyapısını Güçlendirdi</p>

<p>İstanbul merkezli Medjet Medical Assistance Genel Müdürü Musa Gürçay, kamu hastanelerine yapılan yatırımların sağlık sektöründeki gelişimi hızlandırdığını belirtti.</p>

<p>Gürçay, kamu hastanelerinde yüksek hasta yoğunluğu ve bazı bölgelerde personel eksikliği gibi sorunların devam ettiğine de dikkat çekti.</p>

<p>Remed Assistance Satış ve Müşteri Yönetimi Müdürü Eren Karacaoğlu ise şehir hastanelerinin ileri sağlık hizmetlerine erişimin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını değerlendirdi.</p>

<p>Karacaoğlu’na göre kamu hastaneleri, özellikle ağır travmaların ve acil vakaların yönetiminde sağlık sisteminin temel unsurları arasında bulunuyor.</p>

<p>Kamu Hastanelerinde Yabancı Dil ve İletişim Sorunu</p>

<p>İngiliz yayınının gündeme getirdiği eleştiriler arasında, yabancı hastaların kamu hastanelerinde karşılaşabildiği iletişim güçlükleri de yer aldı.</p>

<p>Eren Karacaoğlu, bazı kamu hastanelerinde yabancı dil desteğinin sınırlı kalabildiğini, uluslararası sigorta kuruluşlarının hasta raporlarına ve tedavi bilgilerinin güncel hâline erişiminde zaman zaman güçlük yaşandığını belirtti.</p>

<p>Haberde bu sorunların, özellikle uluslararası hasta koordinasyonu ve sigorta işlemlerinin yürütülmesi açısından önem taşıdığı ifade edildi.</p>

<p>Özel Hastanelerde Fiyat Şeffaflığı Eleştirisi</p>

<p>Türkiye’deki özel hastanelerin yabancı hasta hizmetlerinde deneyimli olduğu vurgulanırken ücretlendirme uygulamaları da ele alındı.</p>

<p>Karacaoğlu, uluslararası hastalar için kullanılan fiyatlandırma sistemlerinin kuruluşlar arasında farklılık gösterebildiğini ve standart olmayan uygulamaların maliyet şeffaflığı açısından sorun oluşturabildiğini ifade etti.</p>

<p>Özel hastanelerin yabancı dil bilen personel, uluslararası hasta birimleri ve sigorta şirketleriyle doğrudan iletişim gibi konularda avantajlar sunduğu, ancak bu avantajların bütün sağlık kuruluşlarında aynı düzeyde bulunmadığı belirtildi.</p>

<p>Bölgesel Farklılıklar Devam Ediyor</p>

<p>Dosyada Türkiye’nin sağlık hizmetlerine erişim bakımından bütün bölgelerinde aynı olanaklara sahip olmadığına da dikkat çekildi.</p>

<p>Büyükşehirlerde gelişmiş sağlık altyapısı bulunmasına karşın, bazı kırsal ve uzak bölgelerde ileri tetkik ve uzmanlık gerektiren tedaviler için hastaların başka merkezlere sevk edilmesi gerekebiliyor.</p>

<p>Bu durum, yalnızca yabancı hastalar için değil, sağlık hizmetlerinin ülke genelinde dengeli biçimde sunulması bakımından da önem taşıyor.</p>

<p>Türkiye’de Sağlık Turizmi İçin Yeni Akreditasyon Süreci</p>

<p>Türkiye’de uluslararası sağlık turizmine ilişkin düzenlemeler de gelişmeye devam ediyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığının 26 Nisan 2025 tarihinde yürürlüğe giren yönetmeliği kapsamında, sağlık turizmi yetki belgesine sahip hastane, tıp merkezi, laboratuvar ve diyaliz merkezlerinin 31 Aralık 2026’ya kadar TÜSKA tarafından akredite edilmesi gerekiyor. Diğer sağlık tesisleri için ise ilgili sertifikasyon şartları uygulanıyor.</p>

<p>Bu süreç, uluslararası hasta hizmetlerinde kalite ve güvenlik standartlarının kurumsal olarak değerlendirilmesi açısından önem taşıyor.</p>

<p>Türk Sağlık Sistemine İlişkin Dengeli Bir Değerlendirme</p>

<p>ITIJ’nin dosyası, Türkiye’nin sağlık turizminde teknolojik altyapı, hekimlik hizmetleri ve maliyet avantajlarıyla güçlü bir konuma ulaştığına dikkat çekerken iletişim, ücretlendirme, sigorta işlemleri ve bölgesel erişim konularında geliştirilmesi gereken alanları da ortaya koyuyor.</p>

<p>Bununla birlikte haberdeki değerlendirmelerin büyük bölümü, uluslararası hasta ve sigorta hizmetleri alanında çalışan sektör temsilcilerinin görüşlerine dayanıyor. Dosya, Türkiye’deki bütün hastanelerin kalitesini ölçen bağımsız bir denetim veya bilimsel karşılaştırma niteliği taşımıyor.</p>

<p>Ortaya çıkan tablo, Türkiye’nin uluslararası sağlık hizmetlerindeki rekabet gücünü korumasında yalnızca modern hastanelere ve ileri teknolojiye sahip olmasının değil, şeffaf ücretlendirme, etkili hasta iletişimi, güvenilir sigorta süreçleri ve sürdürülebilir kalite standartlarının da önemli olduğunu gösteriyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Robin Gauldie. Turkish Healthcare. International Travel &amp; Health Insurance Journal (ITIJ), Sayı 310, 2 Kasım 2026.</li>
 <li>T.C. Sağlık Bakanlığı. Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik, 26 Nisan 2025.</li>
 <li>T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Turizmi Daire Başkanlığı. Sağlık Turizmi Yetki Belgesine Sahip Sağlık Tesislerinin Dikkatine, 13 Mayıs 2026.</li>
</ol><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ingiliz-yayinindan-turk-hastanelerine-ovgu-ve-elestiri-teknoloji-guclu-iletisim-ve-fiyatlandirmada-sorunlar-var</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3982.jpeg" type="image/jpeg" length="86963"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gazi Üniversitesi Öğrencisi Ziya Özkan Cam Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gazi-universitesi-ogrencisi-ziya-ozkan-cam-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gazi-universitesi-ogrencisi-ziya-ozkan-cam-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazi Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Mekatronik Programı ikinci sınıf öğrencisi Ziya Özkan Cam hayatını kaybetti. Üniversite, öğrencinin cenazesinin 9 Kasım'da Karşıyaka Mezarlığı'nda defnedileceğini duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gazi Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Elektronik ve Otomasyon Bölümü Mekatronik Programı ikinci sınıf öğrencisi Ziya Özkan Cam hayatını kaybetti.</p>

<p>Gazi Üniversitesi, 8 Kasım 2026 tarihinde yayımladığı duyuruyla öğrencisi Ziya Özkan Cam'ın vefatını açıkladı.</p>

<p>Üniversitenin açıklamasında, Cam'ın cenazesinin 9 Kasım 2026 Pazartesi günü öğle namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı'nda defnedileceği bildirildi.</p>

<p>Gazi Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu yönetimi, yayımladığı taziye mesajında Ziya Özkan Cam'a Allah'tan rahmet, ailesine ve yakınlarına sabır ve başsağlığı diledi.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gazi-universitesi-ogrencisi-ziya-ozkan-cam-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 23:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3981.jpeg" type="image/jpeg" length="72088"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Röntgen, MR, Tomografi ve Diğer Görüntüleme Yöntemleri: Hangi Tetkik Ne İçin Kullanılır?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/rontgen-mr-tomografi-ve-diger-goruntuleme-yontemleri-hangi-tetkik-ne-icin-kullanilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rontgen-mr-tomografi-ve-diger-goruntuleme-yontemleri-hangi-tetkik-ne-icin-kullanilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Röntgen kırıkları, MR yumuşak dokuları, tomografi ise birçok acil durumu değerlendirmede öne çıkıyor. Peki, ultrason, PET/BT ve diğer tetkikler ne işe yarıyor? Hangileri radyasyon içeriyor?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Röntgen, MR, bilgisayarlı tomografi, ultrason ve diğer görüntüleme yöntemleri hastalıkların teşhisinde farklı amaçlarla kullanılıyor. Kemik kırıklarında çoğunlukla röntgen, beyin ve yumuşak dokuların ayrıntılı incelenmesinde MR, birçok acil durumda bilgisayarlı tomografi, karın organları ve gebelik takibinde ise ultrason öne çıkıyor. Ancak hangi tetkikin uygun olduğu, araştırılan hastalığa ve hastanın durumuna göre değişiyor.</p>

<p>8 Kasım Dünya Radyoloji Günü dolayısıyla modern tıpta kullanılan 13 görüntüleme ve inceleme yöntemini, hangi durumlarda tercih edildiklerini ve radyasyon açısından aralarındaki farkları derledik.</p>

<p>RÖNTGEN NEDİR, HANGİ HASTALIKLARDA KULLANILIR?</p>

<p>Röntgen, X-ışınları kullanarak vücudun iç yapılarının görüntülenmesini sağlayan temel radyolojik yöntemlerden biridir.</p>

<p>Özellikle kemik kırıkları, çıkıklar, bazı eklem sorunları ve akciğer hastalıklarının ilk değerlendirmesinde kullanılır. Diş ve çene hastalıklarının incelenmesinde de farklı röntgen tekniklerinden yararlanılır.</p>

<p>Çekim genellikle kısa sürer. İyonlaştırıcı radyasyon içerir ancak radyasyon miktarı incelenen bölgeye ve kullanılan tekniğe göre değişir.</p>

<p>BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ (BT) NE İŞE YARAR?</p>

<p>Bilgisayarlı tomografi, X-ışınları yardımıyla vücudun kesitsel görüntülerini oluşturur. Organların, kemiklerin, damarların ve diğer anatomik yapıların ayrıntılı incelenmesini sağlar.</p>

<p>Özellikle kafa travmaları, beyin kanaması şüphesi, iç organ yaralanmaları, böbrek taşları, bazı akciğer hastalıkları ve karın içi acil durumların değerlendirilmesinde kullanılır.</p>

<p>Akciğer damarlarında pıhtı şüphesinde, uygun hastalarda kontrastlı BT anjiyografi tercih edilebilir.</p>

<p>Tomografinin önemli avantajlarından biri hızlı görüntü sağlamasıdır. Ancak iyonlaştırıcı radyasyon içerdiğinden gerekliliği ve çekim protokolü hastanın durumuna göre değerlendirilir.</p>

<p>MR NEDİR, HANGİ HASTALIKLARI GÖSTERİR?</p>

<p>Manyetik rezonans görüntüleme (MR), güçlü manyetik alan ve radyo dalgaları kullanarak vücudun ayrıntılı görüntülerini oluşturur.</p>

<p>MR çekiminde iyonlaştırıcı radyasyon kullanılmaz.</p>

<p>Beyin, omurilik, omurga, kaslar, bağlar, eklemler ve diğer yumuşak dokuların incelenmesinde önemli avantajlar sağlar.</p>

<p>Beyin tümörleri, multipl skleroz, bazı inme türleri, bel ve boyun fıtıkları, menisküs ve bağ yaralanmaları ile bazı karaciğer ve pelvis hastalıklarının değerlendirilmesinde kullanılabilir.</p>

<p>Ancak MR her zaman tomografiden daha iyi değildir. Örneğin akut beyin kanaması şüphesinde ilk inceleme sıklıkla kontrastsız BT olurken, bazı erken iskemik inme bulgularını MR daha duyarlı gösterebilir.</p>

<p>Kalp pili, metalik implant veya vücutta metalik yabancı cisim bulunan kişilerin MR öncesinde sağlık ekibini bilgilendirmesi gerekir. Bazı implantlar belirli koşullarda MR ile uyumludur.</p>

<p>ULTRASON HANGİ ORGANLARI GÖSTERİR?</p>

<p>Ultrasonografi (USG), yüksek frekanslı ses dalgalarıyla görüntü oluşturur. İyonlaştırıcı radyasyon içermez.</p>

<p>Karaciğer, safra kesesi, böbrekler, tiroid bezi, rahim, yumurtalıklar ve meme dokusunun değerlendirilmesinde kullanılır. Gebelik takibinin de temel görüntüleme yöntemlerinden biridir.</p>

<p>Safra kesesi taşları, bazı kistler, organ büyümeleri ve karın içi sıvı birikimleri ultrasonla araştırılabilir.</p>

<p>Ultrasonun avantajı gerçek zamanlı görüntü sağlamasıdır. Ancak bağırsak gazı, kemik dokusu ve bazı anatomik koşullar görüntü kalitesini sınırlayabilir.</p>

<p>DOPPLER ULTRASON NEYİ GÖSTERİR?</p>

<p>Doppler ultrason, ses dalgaları yardımıyla damarlardaki kan akımını değerlendirir.</p>

<p>Bacak toplardamarlarında pıhtı şüphesi, şah damarı darlıkları, varis, toplardamar yetmezliği ve bazı atardamar hastalıklarında kullanılır.</p>

<p>Gebelikte belirli damarların kan akımını değerlendirmek için de Doppler incelemesinden yararlanılabilir.</p>

<p>İyonlaştırıcı radyasyon içermez.</p>

<p>MAMOGRAFİ NEDEN ÇEKİLİR?</p>

<p>Mamografi, meme dokusunu düşük doz X-ışınlarıyla görüntüleyen özel bir incelemedir.</p>

<p>Meme kanseri taramasında ve bazı meme bulgularının değerlendirilmesinde kullanılır. Henüz elle hissedilemeyen bazı küçük kitleleri ve mikrokalsifikasyonları gösterebilir.</p>

<p>Meme ultrasonu ve meme MR'ı, belirli hastalarda mamografiyi tamamlayabilir.</p>

<p>Tarama yaşı ve sıklığı kişinin risk durumuna ve geçerli tarama programına göre belirlenir.</p>

<p>Mamografi iyonlaştırıcı radyasyon içerir.</p>

<p>PET/BT NEDİR, KANSERİ GÖSTERİR Mİ?</p>

<p>PET/BT, pozitron emisyon tomografisi ile bilgisayarlı tomografinin birlikte kullanıldığı bir görüntüleme yöntemidir.</p>

<p>PET bölümü dokuların metabolik faaliyetleri hakkında bilgi verirken BT bölümü anatomik yapıların değerlendirilmesine yardımcı olur.</p>

<p>Özellikle bazı kanserlerin evrelenmesi, tedaviye yanıtın değerlendirilmesi ve hastalığın tekrarlama şüphesinin araştırılmasında kullanılır.</p>

<p>Ancak PET/BT'de artmış tutulum görülmesi tek başına kanser tanısı koydurmaz. Enfeksiyonlar ve iltihabi hastalıklar da benzer bulgular oluşturabilir.</p>

<p>Her kanser türü PET/BT ile aynı duyarlılıkta görüntülenmez. Yöntem radyoaktif işaretleyici kullanır; BT bölümünün tekniğine göre ek radyasyon maruziyeti de oluşur.</p>

<p>SİNTİGRAFİ HANGİ HASTALIKLARDA KULLANILIR?</p>

<p>Sintigrafi, nükleer tıp alanında kullanılan ve organların belirli işlevlerini değerlendiren bir görüntüleme yöntemidir.</p>

<p>Hastaya verilen radyoaktif işaretleyicinin vücuttaki dağılımı özel kameralarla görüntülenir.</p>

<p>Tiroid hastalıkları, kemik hastalıkları, böbrek fonksiyonları ve kalp kasının kanlanması gibi alanlarda kullanılabilir.</p>

<p>Bazı akciğer damar hastalıklarının değerlendirilmesinde de sintigrafiden yararlanılır.</p>

<p>İyonlaştırıcı radyasyon içerir.</p>

<p>ANJİYOGRAFİ NEDİR, SADECE KALP İÇİN Mİ YAPILIR?</p>

<p>Anjiyografi, damarların görüntülenmesine yönelik yöntemlerin genel adıdır.</p>

<p>Klasik kateter anjiyografisinde damar içine ilerletilen ince bir kateter ve kontrast madde yardımıyla X-ışınları altında görüntü alınır.</p>

<p>Kalp damarları, beyin damarları, bacak damarları ve diğer damar bölgelerindeki darlıklar, tıkanıklıklar ve anevrizmalar değerlendirilebilir.</p>

<p>Bazı hastalarda aynı işlem sırasında balon, stent veya başka damar içi tedaviler uygulanabilir.</p>

<p>BT anjiyografi ve MR anjiyografi ise farklı tekniklerdir. MR anjiyografi iyonlaştırıcı radyasyon kullanmazken BT anjiyografi kullanır.</p>

<p>EKOKARDİYOGRAFİ (EKO) NEYİ GÖSTERİR?</p>

<p>Ekokardiyografi, ultrason dalgaları kullanılarak kalbin görüntülenmesini sağlar.</p>

<p>Kalp kapaklarının yapısı ve işlevi, kalp kasının kasılma gücü, kalp boşlukları ve kalp çevresinde sıvı bulunup bulunmadığı değerlendirilebilir.</p>

<p>Kalp yetmezliği, kapak hastalıkları ve bazı doğuştan kalp hastalıklarının incelenmesinde kullanılır.</p>

<p>EKO iyonlaştırıcı radyasyon içermez.</p>

<p>KEMİK YOĞUNLUĞU ÖLÇÜMÜ (DEXA) NEDİR?</p>

<p>DEXA, düşük doz X-ışınlarıyla kemik mineral yoğunluğunu ölçen bir yöntemdir.</p>

<p>Özellikle osteoporozun değerlendirilmesinde ve kırık riskinin belirlenmesine yardımcı olmak amacıyla kullanılır.</p>

<p>Menopoz sonrası kadınlar, ileri yaştaki kişiler ve belirli risk faktörleri bulunan hastalarda hekim önerisiyle uygulanabilir.</p>

<p>Radyasyon dozu genellikle oldukça düşüktür.</p>

<p>FLOROSKOPİ NEDİR?</p>

<p>Floroskopi, X-ışınlarıyla vücudun iç yapılarının hareketli görüntülerini sağlar.</p>

<p>Yutma bozukluklarının incelenmesi, bazı sindirim sistemi değerlendirmeleri, ortopedik girişimler ve kateter uygulamalarında kullanılabilir.</p>

<p>Girişimsel radyoloji işlemlerinde de önemli bir yere sahiptir.</p>

<p>İyonlaştırıcı radyasyon içerir. Maruziyet miktarı işlemin türüne ve süresine göre değişir.</p>

<p>ENDOSKOPİ VE KOLONOSKOPİ GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMİ MİDİR?</p>

<p>Endoskopi ve kolonoskopi, radyolojik yöntemlerden farklı olarak kamera yardımıyla vücudun iç yüzeylerini doğrudan görüntüler.</p>

<p>Gastroskopi ile yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağı incelenebilir. Kolonoskopi ise kalın bağırsak ve rektum hastalıklarının değerlendirilmesinde kullanılır.</p>

<p>Bu işlemler sırasında biyopsi alınabilir ve bazı polipler çıkarılabilir.</p>

<p>Standart endoskopi ve kolonoskopi iyonlaştırıcı radyasyon içermez. Ancak ERCP gibi bazı özel endoskopik işlemlerde floroskopi de kullanılabilir.</p>

<p>HANGİ TETKİKLER RADYASYON İÇERİYOR?</p>

<p>İyonlaştırıcı radyasyon içeren başlıca yöntemler röntgen, bilgisayarlı tomografi, mamografi, PET/BT, sintigrafi, DEXA, floroskopi ve klasik kateter anjiyografisidir.</p>

<p>MR, ultrason, Doppler ultrason ve ekokardiyografi ise iyonlaştırıcı radyasyon içermez.</p>

<p>Buradaki önemli ayrım, bir yöntemin radyasyon içermesinin tek başına gereksiz veya tehlikeli olduğu anlamına gelmemesidir. Uygun tıbbi gerekçeyle yapılan görüntüleme, ciddi bir hastalığın zamanında teşhis edilmesini sağlayabilir.</p>

<p>MR MI, TOMOGRAFİ Mİ DAHA İYİ?</p>

<p>En iyi görüntüleme yöntemi, araştırılan hastalığa göre değişir.</p>

<p>Kemik kırıklarında çoğunlukla röntgen, akut beyin kanaması şüphesinde genellikle BT, menisküs ve bağ yaralanmalarında MR, safra kesesi taşlarında ultrason, kalp kapak hastalıklarında EKO tercih edilebilir.</p>

<p>Kanserin değerlendirilmesinde ise hastalığın türüne ve klinik soruya göre BT, MR veya PET/BT kullanılabilir.</p>

<p>Daha pahalı veya daha ayrıntılı bir tetkik, her durumda daha doğru seçenek değildir.</p>

<p>KONTRASTLI ÇEKİM NE DEMEK?</p>

<p>Bazı görüntüleme işlemlerinde organların, damarların ve dokuların daha iyi değerlendirilmesi için kontrast madde kullanılır.</p>

<p>BT'de sıklıkla iyot içeren, MR'da ise belirli durumlarda gadolinyum içeren kontrast maddeler tercih edilir.</p>

<p>Kontrast madde her çekimde gerekli değildir. Daha önce kontrast maddeye karşı reaksiyon yaşayanların ve böbrek hastalığı bulunan kişilerin çekim öncesinde sağlık ekibini bilgilendirmesi önemlidir.</p>

<p>Gebelik şüphesi de uygun tetkik ve kontrast madde seçimi açısından önceden bildirilmelidir.</p>

<p>GEREKSİZ GÖRÜNTÜLEME NEDEN ÖNLENMELİ?</p>

<p>Görüntüleme yöntemleri tanı ve tedavi planlamasında önemli yararlar sağlar. Ancak her tetkikin belirli bir klinik soruya yanıt vermesi gerekir.</p>

<p>Özellikle iyonlaştırıcı radyasyon içeren işlemlerde gereksiz tekrarların önlenmesi ve önceki tetkiklerin değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>Çocuklarda ve gebelerde yöntem seçimi daha dikkatli yapılır. Uygun durumlarda radyasyon içermeyen alternatifler düşünülebilir.</p>

<p>Bununla birlikte gerekli bir görüntülemenin yalnızca radyasyon kaygısıyla geciktirilmesi de tanıda önemli sorunlara yol açabilir.</p>

<p>8 KASIM DÜNYA RADYOLOJİ GÜNÜ</p>

<p>Wilhelm Conrad Röntgen'in 8 Kasım 1895'te X-ışınlarını keşfetmesi, tıp tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu.</p>

<p>Bu keşifle başlayan süreçte röntgen, bilgisayarlı tomografi, MR, ultrason ve girişimsel görüntüleme teknolojileri modern sağlık hizmetlerinin temel araçları arasına girdi.</p>

<p>Dünya Radyoloji Günü, bu teknolojilerin yanı sıra radyoloji hekimlerinin, radyoloji teknikerlerinin ve görüntüleme alanında çalışan sağlık profesyonellerinin tanı ve tedavi süreçlerindeki katkılarını da hatırlatıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu rehber, görüntüleme yöntemlerini karşılaştırmak amacıyla hazırlanmıştır. Hangi tetkikin gerekli olduğu muayene bulgularına ve klinik duruma göre belirlenir. Gebelik, böbrek hastalığı, kontrast madde reaksiyonu öyküsü veya metalik implant varlığı çekim öncesinde sağlık ekibine bildirilmelidir. Hekimin gerekli gördüğü inceleme yalnızca radyasyon endişesi nedeniyle ertelenmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. American College of Radiology ve Radiological Society of North America. RadiologyInfo.org, Imaging Procedures ve Patient Safety.</p>

<p>2. U.S. Food and Drug Administration (FDA). Medical Imaging, Computed Tomography, Magnetic Resonance Imaging ve Ultrasound Imaging.</p>

<p>3. Centers for Disease Control and Prevention (CDC). Radiation and Your Health, Medical Imaging. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/rontgen-mr-tomografi-ve-diger-goruntuleme-yontemleri-hangi-tetkik-ne-icin-kullanilir</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 20:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3979.jpeg" type="image/jpeg" length="85792"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KTÜ ile Maçka Ömer Burhanoğlu Hastanesi Arasında Staj ve Araştırma Protokolü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ktu-ile-macka-omer-burhanoglu-hastanesi-arasinda-staj-ve-arastirma-protokolu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ktu-ile-macka-omer-burhanoglu-hastanesi-arasinda-staj-ve-arastirma-protokolu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi ile Maçka Ömer Burhanoğlu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, fizyoterapi öğrencilerinin staj ve uygulamalı eğitimi ile ortak araştırmalar için protokol imzaladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü ile Trabzon İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Maçka Ömer Burhanoğlu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi arasında eğitim, staj ve bilimsel araştırmaları kapsayan iş birliği protokolü imzalandı.</p>

<p>Üniversite ile hastane arasındaki akademik ve klinik iş birliğini güçlendirmeyi amaçlayan protokol, fizyoterapi öğrencilerinin uygulamalı eğitim süreçlerinin geliştirilmesinin yanı sıra ortak bilimsel çalışmalar yürütülmesini de kapsıyor.</p>

<p>Fizyoterapi Öğrencilerinin Klinik Eğitimine Katkı</p>

<p>KTÜ tarafından yapılan açıklamaya göre protokol, fizyoterapi ve rehabilitasyon öğrencilerinin mesleki eğitim, uygulamalı ders ve staj faaliyetlerinin planlı, güvenli ve kesintisiz biçimde yürütülmesi amacıyla hazırlandı.</p>

<p>Yükseköğretimde Uygulamalı Eğitimler Çerçeve Yönetmeliği kapsamında gerçekleştirilen iş birliğiyle öğrencilerin üniversitede edindikleri teorik bilgileri klinik uygulama ortamıyla ilişkilendirmelerine katkı sağlanması hedefleniyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, fizyoterapi eğitiminde akademik bilginin klinik deneyimle desteklenmesi açısından önem taşıyor.</p>

<p>Bilimsel Araştırma ve Ortak Projeler de Kapsamda</p>

<p>Anlaşma yalnızca öğrencilerin staj ve uygulamalı eğitim faaliyetleriyle sınırlı kalmayacak.</p>

<p>Üniversitenin öğretim elemanları ile hastanede görev yapan klinisyenler arasında bilimsel araştırmalar, proje geliştirme, toplumsal katkı ve mesleki gelişim alanlarında ortak çalışmalar yürütülmesi planlanıyor.</p>

<p>Böylece akademik bilgi birikimi ile sahadaki klinik deneyimin ortak çalışmalar aracılığıyla buluşturulması amaçlanıyor.</p>

<p>Protokole Rektör Çuvalcı ve İl Sağlık Müdürü Topsakal İmza Attı</p>

<p>İş birliği protokolü, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı ile Trabzon İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Topsakal tarafından imzalandı.</p>

<p>İmza törenine KTÜ Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Arzu Erden Güner, Maçka Ömer Burhanoğlu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Erhan Özdemir ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Koordinatörü Uzm. Fzt. Osman Topçu katıldı.</p>

<p>Sağlık Eğitimi ve Klinik Deneyim Bir Araya Gelecek</p>

<p>İmzalanan protokolle fizyoterapi öğrencilerinin mesleki yeterliliklerinin geliştirilmesine, akademisyenlerle sağlık profesyonelleri arasındaki bilimsel etkileşimin artırılmasına ve ortak araştırma faaliyetlerinin desteklenmesine katkı sağlanması bekleniyor.</p>

<p>Trabzon İl Sağlık Müdürlüğü de iş birliğinin sağlık hizmetlerinin niteliğinin geliştirilmesine ve nitelikli sağlık profesyonellerinin yetiştirilmesine katkı sağlamasının hedeflendiğini bildirdi.</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ktu-ile-macka-omer-burhanoglu-hastanesi-arasinda-staj-ve-arastirma-protokolu</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 20:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3977.jpeg" type="image/jpeg" length="70559"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bilal Erdoğan’dan Suriyeli Doktorlara Destek: Türkiye’deki Tecrübe Suriye’ye Taşınacak]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bilal-erdogandan-suriyeli-doktorlara-destek-turkiyedeki-tecrube-suriyeye-tasinacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bilal-erdogandan-suriyeli-doktorlara-destek-turkiyedeki-tecrube-suriyeye-tasinacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul’da düzenlenen Suriyeli Doktorlar Derneği Kuruluş Kongresi’nde konuşan Bilal Erdoğan, Türkiye’de yetişen Suriyeli hekimlerin ülkelerinin yeniden inşasında önemli sorumluluklar üstleneceğini belirtti. Suriye Sağlık Bakan Yardımcısı Dr. Hussein Al-Khatib’in de katıldığı kongrede, iki ülke arasında ortak hekim eğitim programları ve Suriye’de entegre karaciğer nakli ünitesi kurulması gibi projeler açıklandı. Erdoğan, Suriye’nin yeniden kalkınmasına Türkiye’nin desteğinin süreceğini vurguladı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de görev yapan Suriyeli doktorlar, ülkelerinin sağlık sisteminin yeniden inşasına katkı sağlamak ve iki ülke arasındaki tıbbi iş birliğini güçlendirmek amacıyla Suriyeli Doktorlar Derneği çatısı altında bir araya geldi. İstanbul’daki İbn Haldun Üniversitesi’nde gerçekleştirilen kuruluş kongresinde, hekimlerin mesleki eğitimi, uzmanlık deneyimlerinin paylaşılması ve Suriye’de yeni sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik projeler ele alındı.</p>

<p>7 Kasım 2026 tarihinde gerçekleştirilen kongreye İbn Haldun Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Bilal Erdoğan, Suriye Sağlık Bakan Yardımcısı Dr. Hussein Al-Khatib, AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Emin Akbaşoğlu, Suriye’nin Ankara Büyükelçiliği temsilcisi Fadi Qasım, Suriye’nin İstanbul Başkonsolosu Dr. Khaled Al-Hindawi, sağlık bakanlığı yetkilileri, Suriyeli doktorlar ve akademisyenler katıldı.</p>

<p>Bilal Erdoğan: Suriyeli Doktorlar Ülkelerinin Sağlık Sistemine Katkı Sağlayacak</p>

<p>Kongrede konuşan Bilal Erdoğan, Suriye’de uzun yıllar devam eden iç savaşın ardından başlayan yeniden yapılanma sürecine dikkat çekti.</p>

<p>Türkiye’nin savaş boyunca Suriyelilere sağladığı desteği ve iki toplum arasında gelişen kardeşlik bağlarını değerlendiren Erdoğan, konuşmasında şu ifadeyi kullandı:</p>

<p>“Komşu kardeş ülke Suriye’miz çok çetin, zorlu bir iç savaşı hamdolsun ki geride bıraktı”</p>

<p>Türkiye’de eğitim gören, meslek sahibi olan ve çeşitli alanlarda deneyim kazanan Suriyelilerin ülkelerinin yeniden inşasında önemli roller üstlenebileceğini belirten Erdoğan, özellikle sağlık sektöründeki insan kaynağının önemini vurguladı.</p>

<p>Suriyeli hekimlerin Türkiye’de kazandıkları mesleki birikimi ülkelerinin sağlık sistemini güçlendirmek için kullanacaklarına inandığını ifade eden Erdoğan, derneğin kurulmasını da bu yöndeki çalışmalar açısından anlamlı bulduğunu söyledi.</p>

<p>Bir Milyondan Fazla Suriyeli Ülkesine Döndü</p>

<p>Suriyelilerin ülkelerine geri dönüş sürecine de değinen Bilal Erdoğan, bir milyondan fazla Suriyelinin Suriye’ye döndüğünü belirtti.</p>

<p>Türkiye’de yaşamaya devam eden Suriyelilerin de ülkelerine dönmek için uygun zamanı ve şartları beklediğini ifade eden Erdoğan, Suriye’nin güvenli, istikrarlı ve ekonomik açıdan güçlü bir ülkeye dönüşmesinin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Türkiye’nin Suriye’nin yeniden kalkınmasını desteklemeye devam edeceğini belirten Erdoğan, komşu ülkelerdeki istikrar ve refahın Türkiye açısından da önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>Bilal Erdoğan’dan Uluslararası Devlet İnşası Modellerine Eleştiri</p>

<p>Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkan bir diğer başlık, savaş sonrası ülkelerin yeniden yapılandırılmasında uygulanan uluslararası kalkınma modelleri oldu.</p>

<p>Dış müdahalelerle yürütülen devlet inşası süreçlerini eleştiren Erdoğan, Dünya Bankası’ndaki çalışma deneyimine de değinerek şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Gerçekten bunu sadece Suriye özelinde düşünmeyin. Dünyada işte nation-building diyorlar, işte millet-devlet inşası diyorlar. Önce yangın yerine çeviriyorlar, sonra müdahale ediyorlar, sonra bütün kurumları yönetiyorlar, sonra diyorlar ki biz burayı ayağa kaldırıyoruz. Bunlardan bir tane başarılı örnek var mı? Yok. Ben Dünya Bankası’nda çalıştım, işte uluslararası kalkınma eğitimi aldım bir sürü ve maalesef yok.”</p>

<p>Suriye’nin yeniden ayağa kalkmasının bölgenin kendi insan kaynağı ve imkânlarıyla mümkün olacağına inandığını dile getiren Erdoğan, ülkenin ekonomik olarak yeniden büyüyeceğini ve Türkiye’nin bu sürece destek vereceğini ifade etti.</p>

<p>Erdoğan, Suriye ekonomisinin iç savaş öncesinde bugünkünün 10 katı büyüklüğünde olduğunu savunarak ülkenin yeniden güçlü bir ekonomik yapıya kavuşabileceğini söyledi.</p>

<p>Suriye Sağlık Bakan Yardımcısı: Türkiye’deki Hekimler İki Ülke Arasında Köprü Olacak</p>

<p>Suriye Sağlık Bakan Yardımcısı Dr. Hussein Al-Khatib, Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, derneğin kurulmasını Türkiye’deki Suriyeli doktorların bilgi ve deneyimlerini ülkelerinin sağlık sistemine aktarabilmeleri açısından önemli bir adım olarak değerlendirdi.</p>

<p>Al-Khatib, derneğin Türkiye’deki Suriyeli sağlık çalışanlarıyla Suriye’deki sağlık kurumları arasında kurumsal bir iletişim köprüsü oluşturmasını beklediklerini belirtti.</p>

<p>Türkiye’nin savaş yıllarında ve sonrasında Suriyelilere verdiği desteğe teşekkür eden Al-Khatib, özellikle tıp eğitimi ve sağlık çalışanlarının mesleki gelişimi alanındaki katkılara dikkat çekti.</p>

<p>Türkiye’de eğitim alan ve mesleki deneyim kazanan Suriyeli doktorların ülkelerinin sağlık sisteminin yeniden yapılandırılmasında önemli bir insan kaynağı oluşturduğunu ifade eden Al-Khatib, bu birikimin Suriye’ye aktarılmasının sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini söyledi.</p>

<p>12 Şehirde Hazırlık Yapıldı, 150’den Fazla Doktor İstanbul’da Buluştu</p>

<p>Suriyeli Doktorlar Derneği Başkanı Dr. Adel Al-Saidi, kuruluş kongresinin yaklaşık bir yıllık hazırlık sürecinin ardından gerçekleştirildiğini açıkladı.</p>

<p>Al-Saidi’nin verdiği bilgiye göre, Suriyeli doktorların yoğun olarak yaşadığı Türkiye’nin 12 farklı şehrinde tanıtım ve istişare toplantıları düzenlendi.</p>

<p>Bu çalışmaların ardından İstanbul’da 150’den fazla doktorun katılımıyla gerçekleştirilen kongrede, derneğin kuruluş hedefleri, mesleki iş birliği modeli ve gelecek dönem projeleri tanıtıldı.</p>

<p>Derneğin temel amaçları arasında Türkiye’deki Suriyeli doktorların mesleki dayanışmasını güçlendirmek, bilimsel bilgi paylaşımını artırmak ve Suriye’deki sağlık kurumlarıyla sürdürülebilir iş birlikleri geliştirmek bulunuyor.</p>

<p>Suriyeli Doktorlara Türkiye’de İleri Eğitim İmkânı</p>

<p>Kongrede açıklanan projelerden biri, Suriye’de görev yapan sağlık çalışanlarının mesleki eğitimlerinin desteklenmesi oldu.</p>

<p>Dernek Başkanı Al-Saidi, deneyimli Türk hekimlerle iş birliği içinde Suriye’deki sağlık personeline yönelik eğitim programları başlatmayı planladıklarını belirtti.</p>

<p>Açıklanan modele göre, ilk aşamada Suriye’deki sağlık çalışanlarına yönelik eğitim faaliyetleri düzenlenecek. Daha sonra seçilecek doktorların Türkiye’deki hastanelerde ileri düzey mesleki eğitim almaları hedeflenecek.</p>

<p>Al-Saidi, eğitimleri tamamlayan hekimlere iki ülkenin sağlık bakanlıklarınca tanınacak sertifikalar verilmesinin planlandığını açıkladı.</p>

<p>Programın, Türkiye’deki tıbbi bilgi birikiminin Suriye’deki sağlık kurumlarına aktarılması ve uzmanlık gerektiren sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi açısından önemli bir iş birliği alanı oluşturması bekleniyor.</p>

<p>Suriye’de Entegre Karaciğer Nakli Ünitesi Kurulması Planlanıyor</p>

<p>Kongrede açıklanan en dikkat çekici projelerden biri de Suriye’de entegre karaciğer nakli ünitesi kurulmasına yönelik çalışma oldu.</p>

<p>Dernek Başkanı Dr. Adel Al-Saidi, Suriye Sağlık Bakanlığı ve ilgili kurumlarla koordinasyon içinde ülkede ilk entegre karaciğer nakli ünitesini oluşturmayı hedeflediklerini belirtti.</p>

<p>Projenin, Türkiye’nin büyük hastanelerinde çalışan Suriyeli uzman hekimlerin bilgi ve deneyiminden yararlanılarak geliştirilmesi planlanıyor.</p>

<p>Al-Saidi, bu girişimin temel amaçlarından birinin karaciğer nakline ihtiyaç duyan Suriyeli hastaların tedavi için yurt dışına gitme zorunluluğunu azaltmak olduğunu ifade etti.</p>

<p>Henüz proje aşamasında bulunan girişimin hayata geçirilebilmesi için uzman sağlık personeli, cerrahi altyapı, yoğun bakım olanakları ve ilgili kurumsal düzenlemelerin oluşturulması gerekecek.</p>

<p>Türkiye ile Suriye Arasında Sağlıkta Kurumsal İş Birliği</p>

<p>Suriyeli Doktorlar Derneği, Türkiye’deki Suriyeli hekimlerin mesleki faaliyetlerini ortak bir çatı altında buluşturmanın yanı sıra iki ülkenin sağlık kurumları arasında bilimsel ve akademik ilişkileri geliştirmeyi hedefliyor.</p>

<p>Derneğin gelecek dönem çalışmalarında ortak eğitim programları, uzmanlık deneyimlerinin paylaşılması, tıbbi ve insani girişimlerin desteklenmesi ile Suriye’deki sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesine yönelik projelerin öncelikli olması bekleniyor.</p>

<p>İstanbul’da gerçekleştirilen kuruluş kongresi, Türkiye’de yetişen Suriyeli hekimlerin mesleki birikimlerinin Suriye’nin sağlık sistemine aktarılması için atılan kurumsal adımlardan biri olarak öne çıktı.</p>

<p>Kongrede açıklanan eğitim ve organ nakli projelerinin hayata geçirilmesi halinde, Türkiye ile Suriye arasındaki sağlık iş birliğinin yeni alanlara taşınması hedefleniyor.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bilal-erdogandan-suriyeli-doktorlara-destek-turkiyedeki-tecrube-suriyeye-tasinacak</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 20:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3978.jpeg" type="image/jpeg" length="15750"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kalp durduğunda olay yerine ECMO götüren ekiplerin ulaştığı hastalarda sağkalım daha yüksekti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kalp-durdugunda-olay-yerine-ecmo-goturen-ekiplerin-ulastigi-hastalarda-sagkalim-daha-yuksekti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kalp-durdugunda-olay-yerine-ecmo-goturen-ekiplerin-ulastigi-hastalarda-sagkalim-daha-yuksekti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hollanda’da 231 hastanın incelendiği çalışmada, olay yerinde ECMO başlatabilen ekiplerin ulaştığı grupta taburculuğa kadar sağkalım %40, karşılaştırma grubunda %20 olarak bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kalp durduğunda ECMO olay yerinde başlatılabilir mi? Hollanda’da 231 hastanın sonuçları</p>

<p>Hollanda’da olay yerinde ECMO başlatabilen helikopter ekiplerinin ulaştığı grupta taburculuğa kadar sağkalım %40, karşılaştırma grubunda %20 idi. Araştırmada gruplar rastgele oluşturulmadı.</p>

<p>Hollanda’da helikopterli acil sağlık ekipleri, hastane dışında kalbi duran ve ileri yaşam desteğine rağmen dolaşımı geri dönmeyen seçilmiş hastalarda ECMO’yu olay yerinde başlattı. ON-SCENE araştırmasında, bu olanağa sahip ekiplerin ulaştığı 144 hastanın 57’si (%40) hastaneden canlı taburcu oldu. Olay yerinde ECMO başlatamayan ekiplerin ulaştığı 87 hastada bu sayı 17 (%20) idi. Araştırmanın sonuçları 7 Kasım 2026’da New England Journal of Medicine’da yayımlandı.</p>

<p>ECMO hastaneye ulaşmadan nasıl devreye girdi?</p>

<p>ECMO, kanı vücut dışında oksijenlendirip bir pompayla yeniden dolaşıma veren bir destek sistemidir. Kalp durması sırasında canlandırmaya eklendiğinde, ekipler altta yatan nedeni araştırıp tedavi ederken beyin ve diğer organlara kan akımı sağlayabilir.</p>

<p>Araştırmaya katılan dört helikopterli acil sağlık istasyonu, ekiplerin uygulamalı eğitimini tamamlamasının ardından sistemi kademeli olarak devreye aldı. Dolaşımı geri dönmeyen ve ölçütleri karşılayan hastalarda ekipler, ultrason eşliğinde kasıktaki bir atardamara ve toplardamara tüpler yerleştirerek ECMO’yu başlatmayı denedi. Kan akımı sağlandığında hasta, tedavinin sürdürülebileceği bir hastaneye nakledildi.</p>

<p>Hangi hastalar araştırmaya alındı?</p>

<p>Ekipler, ilk değerlendirmede yaşı 18 ile 50 arasında olduğu bilinen veya tahmin edilen yetişkinleri çalışma açısından değerlendirdi. Kalp durmasının ne zaman başladığı, başlangıçtaki kalp ritmi ve müdahalenin ne kadar sürede yapılabileceği hasta seçiminde rol oynadı. Çalışmaya alınan hastaların büyük çoğunluğunda kalp durması bir tanığın önünde gerçekleşmişti. Sonuçlar bu ölçütlerle seçilmiş bir hasta grubuna ait.</p>

<p>ECMO ile kan akımı ne kadar sürede sağlandı?</p>

<p>ECMO ile kan akımının sağlandığı ve sürenin kaydedildiği hastalarda ortanca süre, olay yerinde ECMO olanağı bulunan grupta 45 dakika, karşılaştırma grubunda 77 dakikaydı. Bu hesaplama sırasıyla 83 ve 19 hastanın verisine dayanıyordu.</p>

<p>Karşılaştırma grubundaki uygun hastalarda da ECMO hastanede başlatılabiliyordu. Olay yerinde ECMO olanağı bulunan grupta ise 144 hastanın 98’inde damar erişimi denendi. Bazı hastalarda girişimden önce dolaşım kendiliğinden geri döndü. Damar erişimi denenen 98 hastanın 15’inde işlem başarısız oldu. Damar erişimine bağlı ölümcül kanama da bildirildi.</p>

<p>Altı ay sonra nörolojik durum nasıldı?</p>

<p>Altı aylık değerlendirmede, olay yerinde ECMO olanağı bulunan grupta verisi bulunan 141 hastanın 51’i (%36) hayattaydı ve günlük yaşamda bağımsızlığa olanak veren bir nörolojik durumdaydı. Karşılaştırma grubunda bu sonuç 85 hastanın 11’inde (%13) görüldü. Beş hastanın altıncı ay nörolojik değerlendirme verisine ulaşılamadı.</p>

<p>Sağkalım farkı nasıl yorumlanmalı?</p>

<p>İstasyonların uygulamaya geçiş sırası rastgele belirlenmedi. Ayrıca elektrik şokuyla tedavi edilebilen başlangıç ritimleri, olay yerinde ECMO olanağı bulunan grupta daha sıktı. Dolayısıyla gözlenen sağkalım farkında ECMO’nun erken başlatılması kadar, hasta gruplarının başlangıçtaki özellikleri ve istasyonlar arasındaki farklılıklar da rol oynamış olabilir.</p>

<p>Çalışma, eğitimli helikopter ekiplerinin seçilmiş hastalarda ECMO’yu hastaneye ulaşmadan başlatabildiğini gösterdi. Gözlenen sağkalım farkının ne kadarının doğrudan bu erken müdahaleden kaynaklandığı ise belirsizliğini koruyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Critical Care Reviews. ON-SCENE. Çalışma özeti ve yöntem değerlendirmesi, 7 Kasım 2026.<br />
2. Ali S, Moors X, van Schuppen H ve ark. A national multi centre pre-hospital ECPR stepped wedge study; design and rationale of the ON-SCENE study. Scandinavian Journal of Trauma, Resuscitation and Emergency Medicine, 2024.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kalp-durdugunda-olay-yerine-ecmo-goturen-ekiplerin-ulastigi-hastalarda-sagkalim-daha-yuksekti</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 19:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/ecmo-helikopter.webp" type="image/jpeg" length="96725"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ameliyat Bittiğinde Ağrı Kimin İşi? John Bonica ve Ağrı Tıbbının Doğuşu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ameliyat-bittiginde-agri-kimin-isi-john-bonica-ve-agri-tibbinin-dogusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ameliyat-bittiginde-agri-kimin-isi-john-bonica-ve-agri-tibbinin-dogusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anestezi uzmanı John Bonica, savaş yaralılarında karşılaştığı inatçı ağrıları meslektaşlarıyla birlikte değerlendirmeye başladı. 1953’te yayımladığı The Management of Pain, ağrının bedensel mekanizmalarını ve hastanın yaşadığı deneyimi aynı kitapta ele aldı. Bu yaklaşım, farklı uzmanlıkların ortak sorumluluk üstlendiği ağrı kliniklerinde kurumsal bir biçim kazandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>John Bonica, 1993’te verdiği bir sözlü tarih görüşmesinde, İkinci Dünya Savaşı sırasında Madigan Askerî Hastanesi’nde karşılaştığı bir güçlüğü anlattı. Bazı yaralıların ağrısı sinir bloklarına yanıt veriyor, bazıları aynı girişimlerden yarar görmüyordu. Bonica, güç vakaları başka uzmanlara danışıyordu. Birkaç ayrı muayene ve dosyaya düşülen birkaç ayrı not, nasıl ilerleyecekleri sorusunu her zaman çözmüyordu. Bunun üzerine hastayı görmüş meslektaşlarına öğle arasında buluşup vakayı birlikte tartışmayı önerdi. Yıllar sonra anlattığı bu buluşmalar, ağrı tıbbının gelişimindeki önemli bir değişimi gösterir. Ağrı, uzmanların ayrı ayrı değerlendirdiği bir yakınmadan, birlikte karar vermelerini gerektiren bir klinik meseleye dönüşüyordu. [1]</p>

<h2>Sinir bloğundan ortak değerlendirmeye</h2>

<p>Bonica’nın elindeki araçlardan biri, sinir iletimini geçici olarak engellemeye yönelik sinir bloğuydu. Madigan’da, kaybedilmiş bir uzuvda hissedilen fantom ağrısı dâhil, savaş yaralanmalarına eşlik eden farklı ağrı tablolarıyla uğraştı. Sözlü tarih görüşmesinde, bazı vakalarda farklı bloklar denediğini ve ağır yaralanmalı kimi hastalarda beklediği sonucu alamadığını hatırlıyordu. Bir ortopedi uzmanının veya psikiyatristin görüşüne başvurması, uygulayabildiği girişimle hastanın bütün sorunları arasındaki mesafeyi görmesinden doğdu. [1, 2]</p>

<p>Bu görüşmeleri düzenli hâle getiren sorun, hastayı gören uzmanların sayısından çok, değerlendirmelerin birbirinden kopuk kalmasıydı. Bonica’nın anlatımına göre yazılı konsültasyon notları tutulmaya devam ediyordu. Öğle buluşması, uzmanlara birbirlerinin bulgularını sorgulama ve o bulguların aynı hastada ne anlama geldiğini konuşma imkânı veriyordu. Bonica savaştan sonra Tacoma’da çalışırken bu yaklaşımı ağrı kliniğine taşıdı. Böylece savaş hastanesinde güç vakaları ele almak için denediği iş birliği, sivil hastanede de sürdürülebilecek bir çalışma biçimi kazandı. [1, 2]</p>

<h2>1953’te bir kitabın konusu olan ağrı</h2>

<p>1953’te Philadelphia’da Lea &amp; Febiger tarafından yayımlanan <i>The Management of Pain</i>’in uzun alt başlığı, analjezik blokların tanı, prognoz ve tedavide kullanımına özel ağırlık verildiğini bildiriyordu. <i>JAMA</i>’da 1954’te yayımlanan kitap incelemesi, bölgesel anestezinin ilaçlardan araç gerece kadar ayrıntılı biçimde işlendiğine dikkat çekti. Aynı inceleme, eserin ağrının anatomik, fizyolojik ve psikolojik boyutlarını birlikte ele aldığını kaydetti. Kitabın kapsamı, Bonica’nın bir anestezi uzmanı olarak elindeki teknikleri hastanın ağrısını anlamaya yönelik daha geniş bir incelemenin içine yerleştirdiğini gösteriyordu. [3–5]</p>

<p>Jane Seymour, David Clark ve Michelle Winslow’un tarihsel incelemesine göre kitap üç ana bölümden oluşuyordu. Bonica önce ağrının temel özelliklerini açıklıyor, ardından yönetim yöntemlerini ve farklı ağrı sendromlarını ele alıyordu. Son bölümde kanser ağrısına da yer veriyordu. Ameliyat edilemeyen ya da nüks etmiş tümörlerin yol açtığı inatçı ağrı, kitabın neden ameliyathane sınırlarını aştığını gösteren örneklerden biriydi. Hastalığın seyriyle ilgili kararlar sürerken hastanın çektiği ağrı da başlı başına değerlendirme ve bakım gerektiriyordu. [5]</p>

<p>Bonica, ağrılı uyarana verilen bedensel tepkinin yanı sıra kişinin bu ağrıyı nasıl algıladığı üzerinde durdu. Hastanın hissettikleri, düşündükleri ve ağrı karşısında yaptıkları klinik değerlendirmeye girebilirdi. Seymour ve arkadaşlarının vurguladığı üzere Bonica, giderilmesi güç ağrılarda hekimin karar verirken hastanın kendi anlatımından yararlanmasını savunuyordu. Bir girişimin uygulanıp uygulanmadığı dosyada görülebilirdi. Girişimden sonra ağrının nasıl değiştiğini öğrenmek içinse hastanın anlattıklarına ihtiyaç vardı. [5]</p>

<h2>Seattle’da sorumluluk nasıl paylaşıldı?</h2>

<p>Bonica, 1960’ta Seattle’daki Washington Üniversitesinin yeni Anesteziyoloji Bölümünün kurucu başkanı oldu. Üniversitede çok disiplinli ağrı kliniğini geliştirirken hemşire Dorothy Crowley ve beyin cerrahı Lowell E. White Jr. da çalışmaya katıldı. Bonica, 1977’de kliniğin başlangıcını 1961 olarak kaydetti. Butler ve Loeser’in 2023 tarihli değerlendirmesi ise başlangıcı 1960’a tarihlendiriyor. Bonica’nın 1977’de tarif ettiği ekipte 13 disiplinden 20 sağlık çalışanı görev alıyordu. [6, 7, 10, 11]</p>

<p>Bu ekipte her hastanın değerlendirmesini koordine eden bir sorumlu vardı. Bu kişi hastayı muayene ediyor, diğer uzmanların görüşlerini topluyor ve bulguları birlikte değerlendiriyordu. Tanı veya tedavi konusunda belirsizlik sürüyorsa vaka haftalık toplantıya taşınıyordu. Sonuç yeterince açıksa hasta, kendisini yönlendiren hekimin bakımına dönebiliyor ya da klinik ekibinin takibine alınıyordu. Böylece ortak çalışma, hastanın hangi hekime başvuracağını ve bir sonraki kararı kimin izleyeceğini de belirleyen bir düzene kavuştu. [6]</p>

<p>Loeser’in 1964’te katıldığı toplantılara ilişkin anlatımı, hastanın da bu görüşmelerde yer alabildiğini gösteriyor. Vaka kısaca sunuluyor, hasta toplantıya katılan uzmanların sorularını yanıtlıyor, ardından bir bakım planı hazırlanıyordu. Toplantıya katılanlar arasında psikiyatrist ve klinik psikolog da vardı. Madigan’daki öğle buluşmalarından farklı bir kurumda ve daha düzenli bir ortamda, aynı soru ele alınıyordu. Uzmanların ayrı ayrı gördükleri sorunlar, tek bir hastanın bakımında nasıl bir araya getirilebilirdi? [1, 11]</p>

<p>Klinikteki iş birliği, 1970’lerde araştırma alanında da karşılık buldu. Bonica, Mayıs 1973’te Washington eyaletinin Issaquah kentinde farklı disiplinlerden klinisyenleri ve araştırmacıları bir araya getirdi. Ağrının araştırılması ve tedavisi için uluslararası bir meslek örgütü kurma fikrinin görüşüldüğü bu toplantıyı 9 Mayıs 1974’te Uluslararası Ağrı Araştırmaları Derneğinin (IASP) resmen kurulması izledi. Derneğin ortaya çıkışı, klinik deneyimin temel bilim araştırmaları ve mesleki eğitimle buluşabileceği kalıcı bir ortam sağladı. [8]</p>

<p>Seattle’daki çalışma Bonica’nın ardından da biçim değiştirdi. Kliniğin yönetimini 1982’de devralan beyin cerrahı John Loeser, psikolog Bill Fordyce ile birlikte yapılandırılmış bir tedavi programı geliştirdi. Butler ve Loeser’in değerlendirmesine göre bu program, başka ülkelerde kurulan ağrı tedavisi programlarına da örnek oldu. Kliniğin bir sonraki kuşağında görülen bu değişim, çok disiplinli bakımın kurum içinde nasıl yeniden düzenlenebildiğini gösteriyordu. [7]</p>

<h2>Ameliyat sonrası ağrıya ayrı bir hizmet</h2>

<p>Bonica’nın Seattle’daki kliniğinin temel uğraşı kronik ağrıydı. Ameliyattan hemen sonraki akut ağrının hastane içinde ayrı bir hizmet olarak örgütlenmesi, farklı bir klinik ihtiyaca cevap verdi. Washington Üniversitesi’nden Brian Ready ve arkadaşları, 1988’de anesteziyoloji temelli bir ameliyat sonrası ağrı hizmetinin nasıl işlediğini yayımladıkları makalede anlattı. Anesteziyoloji bölümü ile hemşirelik hizmetleri, cerrahi servis hemşireleri için ortak eğitim düzenlemişti. Cerrahi ekip veya anestezi ekibi hastayı bu hizmete yönlendirebiliyor, önerilen ağrı planı cerrahla görüşülüyordu. Ekip, ameliyattan önce planlanan ağrı bakımını ameliyattan sonra servis izlemiyle birleştiriyordu. [9]</p>

<p>Ameliyat bittiğinde ağrı kimin işi? Ready’nin anlattığı akut ağrı hizmetinde planı anestezi ekibi cerrahla görüşüyor, hemşireler serviste bakımın sürdürülmesine katılıyordu. Bonica’nın kronik ağrı kliniğinde ise bir ekip üyesi değerlendirmeyi üstleniyor, güç vakalarda kararı farklı disiplinlerden meslektaşlarıyla şekillendiriyordu. 1953’te kitapta yan yana gelen anatomi, fizyoloji ve hasta deneyimi, klinikte aynı bakım planının parçaları hâline geldi. [4–6, 9]</p>

<h2>Kaynakça</h2>

<ol start="1">
 <li>
 <p>Bonica JJ. John C. Liebeskind ile sözlü tarih görüşmesi, 9–12 Mart 1993. International Association for the Study of Pain, John C. Liebeskind History of Pain Collection.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tompkins DA, Hobelmann JG, Compton P. Providing chronic pain management in the “Fifth Vital Sign” Era: Historical and treatment perspectives on a modern-day medical dilemma. <i>Drug Alcohol Depend.</i> 2017;173 Suppl 1:S11–S21.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bonica JJ. <i>The Management of Pain: With Special Emphasis on the Use of Analgesic Block in Diagnosis, Prognosis, and Therapy.</i> Philadelphia: Lea &amp; Febiger; 1953.</p>
 </li>
 <li>
 <p>The Management of Pain with Special Emphasis on the Use of Analgesic Block in Diagnosis, Prognosis, and Therapy. Kitap incelemesi. <i>JAMA.</i> 1954;154(4):372.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Seymour J, Clark D, Winslow M. Pain and palliative care: the emergence of new specialties. <i>J Pain Symptom Manage.</i> 2005;29(1):2–13.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bonica JJ. Basic Principles in Managing Chronic Pain. <i>Arch Surg.</i> 1977;112(6):783–788.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Butler SH, Loeser JD. Multidisciplinary Pain Management: A Tale of Two Outcomes. <i>Anesthesiology.</i> 2023;138(3):312–315.</p>
 </li>
 <li>
 <p>International Association for the Study of Pain. <i>History, Mission, and Vision</i>. Kurumsal tarihçe.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ready LB, Oden R, Chadwick HS, Benedetti C, Rooke GA, Caplan R, Wild LM. Development of an anesthesiology-based postoperative pain management service. <i>Anesthesiology.</i> 1988;68(1):100–106.</p>
 </li>
 <li>
 <p>University of Washington Department of Anesthesiology &amp; Pain Medicine. <i>History</i>. Kurumsal bölüm tarihçesi.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Loeser JD. A Brief History of the Pain Center at the University of Washington. <i>Montlake Cut</i>. 2012.</p>
 </li>
</ol><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ameliyat-bittiginde-agri-kimin-isi-john-bonica-ve-agri-tibbinin-dogusu</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 19:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/john-bonica-agri-tibbi.webp" type="image/jpeg" length="32001"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Bilkent Şehir Hastanesinden Safra Yolu Tedavisinde Yüzde 88 Başarı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ankara-bilkent-sehir-hastanesinden-safra-yolu-tedavisinde-yuzde-88-basari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ankara-bilkent-sehir-hastanesinden-safra-yolu-tedavisinde-yuzde-88-basari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Bilkent Şehir Hastanesinde gerçekleştirilen araştırmada, standart endoskopik yöntemlerle tedavi edilemeyen safra yolu darlıklarında ileri görüntüleme teknolojisi kullanıldı. Toplam 25 hastanın değerlendirildiği çalışmada yüzde 88 teknik, yüzde 80 erken klinik başarı elde edildi. Uluslararası bilim dergisi BMC Gastroenterology’de yayımlanan araştırma, özellikle karaciğer nakli sonrasında gelişen zorlu safra yolu darlıklarının tedavisi açısından dikkat çekti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara Bilkent Şehir Hastanesi hekimlerinin gerçekleştirdiği bilimsel araştırma, standart endoskopik yöntemlerle geçilemeyen iyi huylu safra yolu darlıklarının tedavisinde dijital kolanjiyoskopi yönteminin etkili bir seçenek olabileceğini ortaya koydu. Toplam 25 hastanın değerlendirildiği çalışmada yüzde 88 teknik başarıya ulaşılırken, hastaların yüzde 80’inde erken dönemde klinik iyileşme sağlandı.</p>

<p>Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Gastroenteroloji ve Hepatoloji Bölümünden Ahmet Burak Fedai, Bülent Ödemiş, Kerem Kenarlı, Göktürk Karataş, Muhammed Emin Oktay, Erdoğan Deniz ve Nazmi Gökhan Ünver tarafından gerçekleştirilen çalışma, uluslararası hakemli bilim dergisi BMC Gastroenterology’de 3 Kasım 2026 tarihinde yayımlandı.</p>

<p>Standart Tedaviyle Geçilemeyen Safra Yolu Darlıkları İncelendi</p>

<p>Safra yollarında ortaya çıkan daralmalar, safranın karaciğerden bağırsağa normal akışını engelleyebiliyor. Özellikle karaciğer nakli sonrasında veya safra yollarının cerrahi işlemler sırasında zarar görmesi nedeniyle gelişen darlıkların tedavisi güçleşebiliyor.</p>

<p>Bu hastalarda ilk tercih edilen yöntemlerden biri, ERCP olarak bilinen endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi işlemi.</p>

<p>ERCP sırasında ağızdan ilerletilen özel bir endoskop yardımıyla safra yollarına ulaşılıyor. Daralan bölgenin ince bir kılavuz telle geçilmesinin ardından balonla genişletme veya stent yerleştirme gibi tedaviler uygulanabiliyor.</p>

<p>Ancak bazı hastalarda darlığın çok sıkı, karmaşık veya ulaşılması güç bir bölgede bulunması nedeniyle kılavuz telin ilerletilmesi mümkün olmayabiliyor.</p>

<p>Ankara Bilkent Şehir Hastanesi araştırmacıları, bu gibi durumlarda dijital kolanjiyoskopi yönteminin sonuçlarını değerlendirdi.</p>

<p>25 Hastanın 22’sinde Teknik Başarı Sağlandı</p>

<p>Araştırmada 2023-2025 yılları arasında, standart yöntemlerle safra yolu darlığından kılavuz tel geçirilemeyen 25 hastanın kayıtları incelendi.</p>

<p>Hastalara dijital tek operatörlü kolanjiyoskopi adı verilen yöntem uygulandı.</p>

<p>Bu teknikte safra kanalının içi özel bir kamera sistemiyle doğrudan görüntülenebiliyor. Böylece hekimler darlığın bulunduğu bölgeyi görerek kılavuz teli ilerletmeye çalışıyor.</p>

<p>Çalışmada 25 hastanın 22’sinde kılavuz telin darlık bölgesinden geçirilmesi, ardından genişletme ve stent yerleştirme işlemleri başarıyla gerçekleştirildi.</p>

<p>Böylece teknik başarı oranı yüzde 88 olarak hesaplandı.</p>

<p>Hastaların Yüzde 80’inde Erken Klinik İyileşme</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca işlemin teknik olarak tamamlanmasını değil, hastaların tedavi sonrasındaki klinik durumlarını da değerlendirdi.</p>

<p>Çalışmada 20 hastada, yani grubun yüzde 80’inde, ilk bir ay içerisinde yeniden müdahaleye gerek duyulmadan belirtilerde ve laboratuvar bulgularında iyileşme sağlandı.</p>

<p>Araştırmada teknik başarı ile klinik başarı arasındaki fark da ortaya konuldu.</p>

<p>Teknik başarı, safra yolundaki dar bölgenin geçilerek gerekli endoskopik işlemlerin tamamlanmasını ifade ederken klinik başarı, hastanın tedaviden sonraki sağlık durumunun düzelmesini ve erken dönemde yeniden müdahaleye ihtiyaç duyulmamasını kapsıyor.</p>

<p>Karaciğer Nakli Hastalarında Dikkat Çeken Sonuç</p>

<p>Araştırmanın önemli bölümlerinden birini canlı vericiden karaciğer nakli yapılan hastalar oluşturdu.</p>

<p>Çalışmaya katılan 25 kişinin 15’i daha önce canlı vericiden karaciğer nakli geçirmişti.</p>

<p>Bu hasta grubunda dijital kolanjiyoskopi kullanılarak gerçekleştirilen girişimlerde yüzde 86,7 teknik başarı elde edildi.</p>

<p>Karaciğer nakli sonrasında gelişen safra yolu darlıkları, nakledilen organın safra drenajını etkileyebilmesi ve tedavi süreçlerini zorlaştırabilmesi nedeniyle klinik açıdan önem taşıyor.</p>

<p>Araştırmanın sonuçları, standart endoskopik yöntemlerin başarısız olduğu seçilmiş hastalarda dijital görüntüleme desteğinin yararlı olabileceğini gösterdi.</p>

<p>Dört Hastada Komplikasyon Gelişti</p>

<p>Araştırmada uygulanan yöntemin güvenliği de değerlendirildi.</p>

<p>Toplam dört hastada, yani katılımcıların yüzde 16’sında, işlemle ilişkili istenmeyen olaylar kaydedildi.</p>

<p>Bu hastaların ikisinde safra yolu enfeksiyonu olarak bilinen kolanjit, birinde pankreatit ve birinde kanama meydana geldi.</p>

<p>Araştırmacılar, girişimsel işlemlerde teknik başarının yanı sıra komplikasyon riskinin de dikkate alınması gerektiğine işaret etti.</p>

<p>Yeni Yöntem Ameliyat İhtiyacını Azaltabilir mi?</p>

<p>Zorlu safra yolu darlıklarında standart endoskopik tedavilerin başarısız olması durumunda, bazı hastalarda cilt üzerinden safra yollarına müdahale edilmesi veya cerrahi tedavi gündeme gelebiliyor.</p>

<p>Dijital kolanjiyoskopi, safra kanalının içini doğrudan görüntüleme olanağı sağlaması sayesinde bu hastalarda alternatif bir endoskopik yaklaşım sunabiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte Ankara Bilkent Şehir Hastanesinde gerçekleştirilen araştırma, yöntemin cerrahi müdahale ihtiyacını azalttığını veya diğer tedavilerden üstün olduğunu kesin olarak göstermiyor.</p>

<p>Çalışmanın yalnızca 25 hastayı kapsaması, geriye dönük verilerle yürütülmesi ve karşılaştırma grubunun bulunmaması önemli sınırlılıklar arasında yer alıyor.</p>

<p>Araştırmacılar, dijital kolanjiyoskopinin diğer tedavi seçenekleriyle karşılaştırılacağı daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç bulunduğunu belirtti.</p>

<p>Elde edilen bulgular, özellikle karaciğer nakli sonrasında gelişen karmaşık safra yolu darlıklarında, standart yöntemlerin sonuç vermediği durumlarda ileri endoskopik tekniklerden yararlanılabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Safra yolu darlıklarının tedavisi hastalığın nedenine, darlığın yerine, hastanın genel sağlık durumuna ve önceki tedavilerine göre belirlenir. Dijital kolanjiyoskopi her hasta için uygun olmayabilir. Tedavi kararları gastroenteroloji ve ilgili uzmanlık alanlarındaki hekimler tarafından verilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Fedai AB, Ödemiş B, Kenarlı K, Karataş G, Oktay ME, Deniz E, Ünver NG. Digital single-operator cholangioscopy for selective biliary cannulation after failed conventional guidewire passage across benign biliary stricture. BMC Gastroenterology, 3 Kasım 2026.</li>
 <li>Scienmag. Cholangioscope-guided wire passage rescues difficult benign biliary strictures. 7 Kasım 2026.</li>
</ol><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ankara-bilkent-sehir-hastanesinden-safra-yolu-tedavisinde-yuzde-88-basari</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3968.jpeg" type="image/jpeg" length="44457"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağlıklı Beslenme Biyolojik Yaşlanmayı Yavaşlatabilir mi? 7.504 Kişilik Araştırma]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/saglikli-beslenme-biyolojik-yaslanmayi-yavaslatabilir-mi-7504-kisilik-arastirma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/saglikli-beslenme-biyolojik-yaslanmayi-yavaslatabilir-mi-7504-kisilik-arastirma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya’da 7.504 kişinin verileriyle gerçekleştirilen araştırma, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının daha yavaş biyolojik yaşlanmayla ilişkili olduğunu ortaya koydu. Bulguları değerlendiren moleküler biyoloji, genetik ve longevity alanında çalışan Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, yaşlanmanın yalnızca takvim yaşıyla değil, hücrelerde gerçekleşen biyolojik süreçlerle de değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlıklı beslenmenin yaşlanma üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir bilimsel araştırma, biyolojik yaşlanmanın hızının beslenme alışkanlıklarıyla ilişkili olabileceğini gösterdi. Almanya’da toplam 7.504 kişinin verilerinin değerlendirildiği çalışmada, farklı sağlıklı beslenme modellerine daha fazla uyum gösteren kişilerde biyolojik yaşlanma göstergelerinin genel olarak daha olumlu olduğu belirlendi.</p>

<p>Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırma, Alman Nörodejeneratif Hastalıklar Merkezi (DZNE) öncülüğünde gerçekleştirildi.</p>

<p>7.504 kişinin verileri incelendi</p>

<p>Araştırmada, Almanya’daki Rhineland Study kapsamında bulunan 6.470 kişinin beslenme alışkanlıkları ve kan örnekleri değerlendirildi.</p>

<p>Elde edilen bulgular, EPIC-Potsdam araştırmasından 1.034 kişinin verileriyle ayrıca sınandı.</p>

<p>Bilim insanları, katılımcıların beslenme alışkanlıklarını 10 farklı beslenme kalitesi ölçütü üzerinden karşılaştırdı.</p>

<p>Biyolojik yaşlanmanın değerlendirilmesi için DNA metilasyonu adı verilen moleküler değişiklikler incelendi. Yaklaşık 850 bin DNA bölgesini kapsayan analizlerde üç farklı epigenetik yaşlanma ölçütünden yararlanıldı.</p>

<p>Hangi beslenme modelleri yaşlanmayla ilişkili bulundu?</p>

<p>Araştırmada sekiz sağlıklı beslenme modeli değerlendirildi:</p>

<ol>
 <li>Akdeniz diyeti</li>
 <li>Nordik diyet</li>
 <li>DASH diyeti</li>
 <li>MIND diyeti</li>
 <li>Alternatif Sağlıklı Beslenme Endeksi (AHEI-2010)</li>
 <li>Bitkisel Beslenme Endeksi (PDI)</li>
 <li>Sağlıklı Bitkisel Beslenme Endeksi (hPDI)</li>
 <li>EAT-Lancet diyeti</li>
</ol>

<p>Bunlara ek olarak sağlıksız bitkisel beslenme endeksi (uPDI) ve beslenmenin iltihap oluşturma potansiyelini değerlendiren endeks (DII) incelendi.</p>

<p>Son iki endekste daha düşük puanlar, daha olumlu biyolojik yaşlanma göstergeleriyle ilişkili bulundu.</p>

<p>Özellikle DASH ve Nordik diyetlerine daha yüksek uyum, araştırmada kullanılan üç epigenetik yaşlanma ölçütünün tamamında anlamlı ilişkiler gösterdi.</p>

<p>Diğer beslenme modellerindeki ilişkiler ise kullanılan biyolojik yaşlanma göstergesine göre farklılık gösterdi.</p>

<p>Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu: Asıl mesele hücrelerimizin hangi hızla yaşlandığı</p>

<p>Araştırmanın sonuçlarını moleküler biyoloji, genetik ve longevity perspektifinden değerlendiren Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, biyolojik yaşlanmanın yalnızca doğum tarihine göre değerlendirilemeyeceğini belirtti.</p>

<p>Yılancıoğlu, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Yaşlanma yalnızca takvim yapraklarının ilerlemesi değildir. Asıl mesele, hücrelerimizin hangi hızla yaşlandığıdır. Bu araştırma, beslenmenin yalnızca kilomuzu veya metabolik sağlığımızı değil, biyolojik yaşlanmayla ilişkili epigenetik mekanizmaları da anlamamız açısından önemli olduğunu gösteriyor.</p>

<p>DNA’mızın dizilimi büyük ölçüde sabit kalsa da genlerimizin çalışma biçimi, yaşam tarzımız ve çevresel etkenlerle ilişkili olarak değişebiliyor. Ancak bu çalışma, herhangi bir diyetin yaşlanmayı durdurduğunu veya ömrü uzattığını kanıtlamıyor.</p>

<p>Longevity biliminin asıl hedefi sadece yaşama yıllar eklemek değil, o yıllara sağlık ve yaşam kalitesi kazandırmaktır. Geleceğin sağlıklı yaşlanma yaklaşımı, mucize diyetlerde değil; genetik, epigenetik ve yaşam tarzını birlikte değerlendiren bilimsel bir anlayışta şekillenecektir.”</p>

<p>Biyolojik yaş ile takvim yaşı arasındaki fark ne?</p>

<p>Takvim yaşı, insanın doğumundan itibaren geçen süreyi ifade ediyor.</p>

<p>Biyolojik yaş ise vücuttaki moleküler ve fizyolojik değişimlerden hareketle hesaplanan bir gösterge olarak kullanılıyor.</p>

<p>Aynı yaşta iki kişinin biyolojik yaşlanma göstergeleri birbirinden farklı olabiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, bu farklılıkları incelemek amacıyla DNA metilasyonu adı verilen kimyasal değişiklikleri değerlendirdi.</p>

<p>DNA metilasyonu, genlerin çalışma biçimini etkileyebilen ve yaşlanma süreciyle ilişkili değişikliklerden biri olarak biliniyor.</p>

<p>Farklı diyetlerde ortak biyolojik mekanizmalar</p>

<p>Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri, farklı beslenme modellerinin ilişkili bulunduğu biyolojik süreçlerin büyük ölçüde benzer olmasıydı.</p>

<p>Bilim insanları, beslenme modelleriyle ilişkili biyolojik yolakların yüzde 70’inden fazlasının ortak olduğunu belirledi.</p>

<p>Bu süreçler arasında hücre yapısının korunması, hücresel iletişim ve metabolizmanın düzenlenmesi gibi mekanizmalar bulunuyor.</p>

<p>Bununla birlikte bazı beslenme modellerine özgü farklılıklar da tespit edildi.</p>

<p>DASH diyetiyle ilişkili bazı moleküler bulgular kalp sağlığına yönelik biyolojik süreçlerle, MIND diyetiyle ilişkili bulgular ise hafıza ve bilişsel işlevlerle bağlantılı süreçlerle örtüştü.</p>

<p>Ancak bu sonuçlar, söz konusu diyetlerin doğrudan kalp hastalıklarını veya bunamayı önlediğini kanıtlamıyor.</p>

<p>Sigara kullananlarda dikkat çeken sonuç</p>

<p>Araştırmada sağlıklı beslenme ile daha yavaş biyolojik yaşlanma göstergeleri arasındaki ilişkinin, sigara kullanan katılımcılarda bazı ölçütler açısından daha güçlü olduğu görüldü.</p>

<p>Bilim insanları, bu farklılığın biyolojik nedeninin henüz kesin olarak açıklanamadığını belirtti.</p>

<p>Bununla birlikte araştırmacılar, sağlıklı beslenmenin sigaranın zararlarını ortadan kaldırdığı şeklinde bir sonuç çıkarılamayacağını vurguladı.</p>

<p>Sağlıklı yaşlanmak için nasıl beslenmeli?</p>

<p>Araştırmanın ortaya koyduğu önemli mesajlardan biri, sağlıklı yaşlanma açısından tek bir beslenme modelinin zorunlu olmaması.</p>

<p>İncelenen sağlıklı beslenme modellerinin ortak özellikleri dikkate alındığında şu alışkanlıklar öne çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>Sebze ve meyve tüketimini çeşitlendirmek.</li>
 <li>Tam tahıllara daha fazla yer vermek.</li>
 <li>Mercimek, nohut ve kuru fasulye gibi baklagilleri düzenli tüketmek.</li>
 <li>Ceviz, badem ve fındık gibi kuruyemişleri uygun porsiyonlarda tercih etmek.</li>
 <li>Zeytinyağı gibi doymamış yağ kaynaklarına öncelik vermek.</li>
 <li>İşlenmiş et tüketimini sınırlandırmak.</li>
 <li>Aşırı tuz, ilave şeker ve şekerli içecek tüketimini azaltmak.</li>
</ul>

<p>Bu yaklaşımın önemli avantajlarından biri, pahalı veya özel beslenme ürünleri gerektirmemesi.</p>

<p>Türkiye’de yaygın olarak tüketilen zeytinyağlı sebze yemekleri, baklagiller, mevsim meyveleri ve tam tahıllar da dengeli bir beslenme düzeninin parçası olabilir.</p>

<p>Sağlıklı beslenme gerçekten ömrü uzatıyor mu?</p>

<p>Araştırmanın sonuçları umut verici olmakla birlikte önemli bilimsel sınırlamalar bulunuyor.</p>

<p>Çalışma gözlemsel nitelikte olduğu için sağlıklı beslenmenin biyolojik yaşlanmayı doğrudan yavaşlattığı kesin olarak söylenemiyor.</p>

<p>Katılımcıların beslenme alışkanlıklarıyla biyolojik yaşlanma göstergeleri arasındaki ilişki incelendi. Bu nedenle sonuçlar, belirli bir diyetin insan ömrünü kaç yıl uzatabileceğini göstermiyor.</p>

<p>Ayrıca biyolojik yaşlanma ölçümlerindeki olumlu farklılıklar, kişinin gerçek yaşının geriye döndüğü anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bulguların farklı toplumlarda ve uzun süreli müdahale araştırmalarında doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Bununla birlikte çalışma, sağlıklı beslenmenin yalnızca kilo kontrolü ve kalp sağlığı açısından değil, yaşlanmayla ilişkili moleküler süreçler bakımından da önemli olabileceğine ilişkin bilimsel kanıtları güçlendiriyor.</p>

<p>Araştırmanın temel mesajı, sağlıklı yaşlanma için mükemmel bir diyet aramaktan çok, sürdürülebilir ve dengeli beslenme alışkanlıkları geliştirmenin önemli olabileceği yönünde.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu haberde aktarılan bulgular gözlemsel bir araştırmaya dayanmaktadır. Herhangi bir beslenme modelinin yaşlanmayı durdurduğu, tersine çevirdiği veya yaşam süresini kesin olarak uzattığı gösterilmemiştir. Diyabet, böbrek hastalığı ve diğer kronik hastalıkları bulunan kişilerin beslenme düzenlerini hekim veya diyetisyen önerileri doğrultusunda planlamaları gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Tavares JF ve arkadaşları. Associations between diet quality, epigenetic aging and epigenome in two population-based cohorts. Nature Communications, 2026.</li>
 <li>German Center for Neurodegenerative Diseases (DZNE). Healthy Eating Linked to Slower Biological Aging—but there Is no Single “Best” Diet. 15 Eylül 2026.</li>
 <li>ScienceAlert. Scientists Identified 10 Healthy Diets Linked to Slower Biological Aging. 8 Kasım 2026.</li>
</ol><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/saglikli-beslenme-biyolojik-yaslanmayi-yavaslatabilir-mi-7504-kisilik-arastirma</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 17:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3967.jpeg" type="image/jpeg" length="55990"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Marmara Üniversitesi Öğrencisi Helin Ada Gülmez Kalp Krizi Sonucu Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/marmara-universitesi-ogrencisi-helin-ada-gulmez-kalp-krizi-sonucu-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/marmara-universitesi-ogrencisi-helin-ada-gulmez-kalp-krizi-sonucu-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi öğrencisi Helin Ada Gülmez, 7 Kasım 2026’da geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Genç öğrencinin cenazesinin Kuşadası Hanım Camii’nden kaldırılacağı duyuruldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi öğrencisi Helin Ada Gülmez, 7 Kasım 2026 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.</p>

<p>Gülmez’in vefatının ardından paylaşılan cenaze duyurusunda, cenazesinin öğle namazına müteakip Kuşadası Hanım Camii’nden kaldırılacağı bildirildi.</p>

<p>Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi de öğrencisinin vefatı üzerine taziye mesajı yayımladı.</p>

<p>Fakültenin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Sevgili öğrencimiz Helin Ada Gülmez’in vefatını büyük bir üzüntüyle öğrendik.” ifadelerine yer verildi.</p>

<p>Açıklamada, Helin Ada Gülmez’e Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır ve başsağlığı dilendi.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/marmara-universitesi-ogrencisi-helin-ada-gulmez-kalp-krizi-sonucu-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 17:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3962.jpeg" type="image/jpeg" length="58528"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı Ödüllü Tarihçi Prof. Dr. Engin Deniz Akarlı Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cumhurbaskanligi-odullu-tarihci-prof-dr-engin-deniz-akarli-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cumhurbaskanligi-odullu-tarihci-prof-dr-engin-deniz-akarli-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Osmanlı siyasi, hukuk ve iktisat tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınan, Brown Üniversitesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Engin Deniz Akarlı 81 yaşında hayatını kaybetti. 2014 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne layık görülen Akarlı'nın cenazesi 10 Kasım'da İstanbul'da defnedilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Brown Üniversitesi emekli öğretim üyesi ve İstanbul Şehir Üniversitesi eski dekanlarından tarihçi Prof. Dr. Engin Deniz Akarlı, 8 Kasım 2026 tarihinde İstanbul'da 81 yaşında hayatını kaybetti.</p>

<p>Osmanlı siyasi tarihi, hukuk ve iktisat tarihi ile Orta Doğu tarihi üzerine araştırmalar yapan Akarlı, Türkiye, Ürdün ve ABD'deki üniversitelerde uzun yıllar akademik çalışmalar yürüttü.</p>

<p>Akarlı'nın cenazesinin 10 Kasım 2026 Salı günü İstanbul Üsküdar'daki Şakirin Camii'nde öğle namazının ardından kılınacak cenaze namazını müteakip Karacaahmet'teki aile kabristanına defnedileceği bildirildi.</p>

<p>2014 YILINDA CUMHURBAŞKANLIĞI BÜYÜK ÖDÜLÜ'NÜ ALMIŞTI</p>

<p>Prof. Dr. Engin Deniz Akarlı, Osmanlı tarihi alanındaki akademik çalışmaları dolayısıyla 2014 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne layık görüldü.</p>

<p>Tarih dalındaki ödül, dönemin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 3 Aralık 2014'te düzenlenen törende verildi. Akarlı'nın özellikle II. Abdülhamid dönemi ve Cumhuriyet'in ilk yıllarına ilişkin araştırmaları ödül gerekçeleri arasında gösterildi.</p>

<p>PROF. DR. ENGİN DENİZ AKARLI KİMDİR?</p>

<p>26 Eylül 1945'te Eskişehir'de doğan Engin Deniz Akarlı, 1968 yılında Robert Kolej Yüksek Okulundan mezun oldu. Tarih alanındaki yüksek lisans eğitimini 1972'de Wisconsin Üniversitesinde, doktorasını ise 1976'da Princeton Üniversitesinde Yakın Doğu tarihi üzerine tamamladı.</p>

<p>Akademik kariyerine Boğaziçi Üniversitesinde devam eden Akarlı, 1976-1983 yılları arasında bu kurumda görev yaptı. Üniversitenin Tarih Bölümünün kuruluş çalışmalarında yer aldı ve bölümün akademik yapılanmasına katkıda bulundu.</p>

<p>Daha sonra Ürdün'deki Yermük Üniversitesinde ve ABD'deki Washington University in St. Louis'de öğretim üyeliği yaptı. 1996 yılında Brown Üniversitesine katıldı.</p>

<p>Brown Üniversitesinde modern Orta Doğu tarihi alanında çalışmalarını sürdüren Akarlı, Joukowsky Family Distinguished Professor unvanını taşıdı. Üniversiteden emekli olduktan sonra da emeritus profesör unvanıyla akademik çalışmalarına devam etti.</p>

<p>2011 yılında İstanbul Şehir Üniversitesinin akademik kadrosuna katılan Akarlı, burada tarih alanında dersler verdi ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi dekanlığı görevini yürüttü.</p>

<p>OSMANLI HUKUKU VE ORTA DOĞU TARİHİNE ODAKLANDI</p>

<p>Prof. Dr. Akarlı'nın araştırmaları, Osmanlı Devleti'nin yönetim yapısı, hukuk uygulamaları, iktisadi ilişkileri ve Orta Doğu vilayetlerinin siyasi ve toplumsal tarihi üzerinde yoğunlaştı.</p>

<p>Özellikle Osmanlı döneminde Lübnan'ın yönetim yapısı, yerel topluluklar arasındaki ilişkiler ve devletin farklı toplumsal kesimlerle kurduğu bağlar üzerine çalıştı.</p>

<p>1993 yılında yayımlanan "The Long Peace: Ottoman Lebanon, 1861–1920" adlı kitabında, Osmanlı yönetimi altındaki Lübnan'ın siyasi ve toplumsal yapısını inceledi. Eser, Missouri Historical Society tarafından En İyi Tarih Kitabı Ödülü'ne layık görüldü.</p>

<p>Akarlı'nın diğer önemli eserleri arasında Osmanlı devlet adamları Âli ve Fuad Paşaların siyasi vasiyetnamelerini ele aldığı "Belgelerle Tanzimat" ile Ürdün'ün Osmanlı dönemine ilişkin belgelerini bir araya getiren "Ottoman Documents on Jordan" bulunuyor.</p>

<p>Osmanlı hukuk tarihine yönelik araştırmalarında İstanbul esnafının ve tüccarlarının hukuki ilişkilerini de inceleyen Akarlı, mahkeme kayıtları ve Divan-ı Hümayun belgelerinden yararlanarak ticari uyuşmazlıkların çözüm süreçleri üzerine çalışmalar yürüttü.</p>

<p>Akarlı, 2020 yılında Boğaziçi Üniversitesinin Aptullah Kuran Anma Konferansı kapsamında hazırladığı "İktidarın Sınırları: Osmanlı Tarihinden ve Tarihçiliğinden İzlenimler" başlıklı konuşmasında da Osmanlı yönetiminde hukukun, idari kurumların ve toplumsal değerlerin siyasi iktidarı sınırlandıran işlevlerini ele almıştı.</p>

<p>Akademik kariyeri boyunca Osmanlı tarihi ile Orta Doğu tarihini birlikte değerlendiren Akarlı, tarihsel olayların hukuk, iktisat ve toplumsal ilişkiler bağlamında incelenmesine odaklanan çalışmalara imza attı. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cumhurbaskanligi-odullu-tarihci-prof-dr-engin-deniz-akarli-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3956.jpeg" type="image/jpeg" length="12794"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Londra Otobüslerinden Akıllı Bilekliklere Hareketi Ölçmenin Tarihi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/londra-otobuslerinden-akilli-bilekliklere-hareketi-olcmenin-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/londra-otobuslerinden-akilli-bilekliklere-hareketi-olcmenin-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1950’lerde Londra’nın çift katlı otobüsleri, iş sırasında hareket etmenin kalp sağlığıyla ilişkisini araştırmak için bir karşılaştırma sundu. Bugün Dünya Sağlık Örgütü, bileğe takılan cihazların toplum sağlığı izlemlerinde nasıl kullanılabileceğine ilişkin bir taslağı görüşe açtı. Aradan geçen yıllarda hareketi kaydetmek kolaylaştı. Kayıtları karşılaştırmak ise hâlâ özen gerektiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Londra’da bir çift katlı otobüsün şoförü vardiyasını büyük ölçüde oturarak geçiriyordu. Bilet görevlisi ise yolcular arasında dolaşıyor, katlar arasında merdiven inip çıkıyordu. Savaş sonrası Britanya’da koroner kalp hastalığının nedenlerini araştıran Jeremy Morris ve çalışma arkadaşları için aynı ulaşım kurumundaki bu iki görev, gündelik hareketin sağlıkla ilişkisini inceleme fırsatı sundu. Araştırmacılar hareket düzeyini işin gerektirdiği fiziksel çabadan çıkarıyor, hastalık kayıtlarını görev gruplarına göre karşılaştırıyordu. Yetmiş yılı aşkın süre sonra, bir bilek sensörü gün boyunca binlerce ölçüm alabiliyor. Araştırmacının sorusu ise sürüyor. Eldeki kayıt, kişinin gün içinde ne yaptığını ne kadar iyi anlatıyor? [1, 2, 7]<br />
Londra’da meslek, hareket hakkında ne söylüyordu?<br />
Morris ve ekibi 1953’te The Lancet’te yayımladıkları çalışmada, işin gerektirdiği fiziksel aktivite ile koroner kalp hastalığı arasındaki ilişkiyi inceledi. Birleşik Krallık Tıbbi Araştırma Konseyinin Sosyal Tıp Araştırma Birimi ile Londra ulaşım işletmesinin sağlık birimi arasındaki iş birliği, çalışan gruplarını ve hastalık kayıtlarını birlikte incelemeyi mümkün kıldı. Morris ile P. A. B. Raffle’ın 1954 tarihli makalesinde 1949–1950 yılları için yaşa göre standardize edilen koroner kalp hastalığı görülme hızı, 35–64 yaş aralığında bilet görevlilerinde yılda binde 2,0, şoförlerde binde 2,7 olarak bildirildi. Bu karşılaştırma otobüslerin yanı sıra tramvay ve troleybüs çalışanlarını da kapsıyordu. [1, 2]<br />
Çalışanlar mesleklerine rastgele dağıtılmamıştı. Dolayısıyla iş dışında ne kadar hareket ettikleri veya iki grubun başka hangi özellikler bakımından ayrıldığı, bu karşılaştırmanın yorumunu etkileyebilirdi. Araştırmanın tarihsel önemi, günlük hayatın sıradan bir parçası olan iş hareketliliğini koroner hastalık epidemiyolojisinin inceleyebileceği bir değişkene dönüştürmesiydi. Çalışma, hareketi araştırmak için önce neyin ölçüleceğine karar vermek gerektiğini de gösteriyordu. [1, 2]<br />
Anketin anlattıkları, pedometrenin saydıkları<br />
Nüfus araştırmalarında anket, hareketin nerede ve ne amaçla yapıldığını öğrenmenin bir yolunu sundu. DSÖ’nün Küresel Fiziksel Aktivite Anketi, işteki hareketi, ulaşım için yürümeyi veya bisiklete binmeyi ve boş zaman etkinliklerini ayrı ayrı sorgular. Katılımcının tipik bir günde oturarak veya uzanarak ne kadar zaman geçirdiğini de sorar. Böylece yürüyüşün işe gidişin mi yoksa boş zamanın mı parçası olduğu anlaşılabilir. Sürenin tahmini ise katılımcının hatırladıklarına dayanır. [3]<br />
Pedometre, yani adım sayar, farklı bir kayıt sunar. Adım sayımı önce mesafe kestirmek için kullanıldı. Yirminci yüzyılın ortalarında araştırmacılar günlük adım sayısını yürüme miktarını belirlemek için kullanmaya başladı. Adım, anlaşılması kolay bir ölçüydü. Ancak cihazın çalışma biçimi sonucu etkiliyordu. Örneğin bazı yaylı bel tipi adım sayaçları, yavaş yürüyen kişilerin adımlarını eksik kaydedebiliyordu. Bisiklet sürmek gibi adım üretmeyen etkinlikler de günlük adım sayısına yansımaz. Bir ölçüm yöntemi nüfusun tamamına uygulandığında, kimi hareketleri sistematik olarak eksik kaydetmesi gruplar arasındaki farkları da olduğundan farklı gösterebilir. [4]<br />
Belden bileğe geçerken ölçüm nasıl değişti?<br />
ABD’nin Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Araştırması’nın 2003–2004 döneminde katılımcılara bele takılan ivmeölçerler verildi. İvmeölçer, takıldığı yerdeki ivmeyi kaydeder. Richard Troiano ve çalışma arkadaşlarının 2008’de yayımladığı analizde, cihazdan türetilen fiziksel aktivite düzeyleri, öz bildirime dayalı tahminlerden daha düşük çıktı. Sonuç, iki yöntemin neyi kaydettiğiyle birlikte okunmalıydı. Anket, insanların hatırlayıp bildirdiği etkinlikleri topluyordu. Sensörün verisinden aktivite süresi hesaplamak içinse cihazın takıldığı süreyi belirlemek ve kaydedilen hareketi belirli kurallarla sınıflandırmak gerekiyordu. Aynı Amerikan araştırmasının farklı analizlerinde kullanılan kuralların değişebildiğini, sonraki bir yöntem incelemesi belgeledi. [5, 6]<br />
Bilekten ölçümün hangi ölçeğe ulaşabileceğini UK Biobank gösterdi. Aiden Doherty ve çalışma arkadaşlarının 2017’de yayımladığı araştırmada, katılımcılardan kendilerine postayla gönderilen üç eksenli ivmeölçeri yedi gün boyunca bileklerinde taşımaları istendi. Araştırma ekibine 103.712 veri seti ulaştı. Davete yanıt oranı yüzde 44,8, ortanca takma süresi 6,9 gündü. Ekip, ham sinyali işleyerek hareketi tahmin etti ve cihazın takılmadığı dönemleri belirlemeye çalıştı. Kayıtların büyüklüğü, farklı saatlerde ve günlerde hareket örüntülerini inceleme olanağı sağladı. Yanıt oranı ise, davet edilenlerden kimlerin ölçüme katıldığının sonuçları yorumlarken ayrıca hesaba katılması gerektiğini gösteriyordu. [7]<br />
Bileğiniz durduğunda oturduğunuz anlaşılır mı?<br />
Sedanter davranış, uyanıkken oturarak, geriye yaslanarak veya uzanarak düşük enerji harcamasıyla geçirilen zamanı ifade eder. Sessizce ayakta duran biriyle oturan birinin bileğinde benzer ölçüde az hareket görülebilir. Cihaz masanın üzerine çıkarılıp bırakıldığında da sinyal düşük kalabilir. Bu üç durumun birbirinden ayrılması için sinyalin nasıl işlendiği, sensörün nereye takıldığı ve sınıflandırma yönteminin nasıl doğrulandığı önem taşır. Uyluğa takılan bir sensör, bacağın konumundan vücut duruşu hakkında ek bilgi verebilir. [7–9]<br />
Fiziksel aktivite yetersizliği de ayrı bir ölçüdür. Bir kişi gün içinde tempolu yürüyüş yapıp fiziksel aktivite önerisini karşılayabilir ve çalışma saatlerinin büyük kısmını oturarak geçirebilir. Bu kişinin hareket süresi ile sedanter süresi iki ayrı gösterge olarak değerlendirilebilir. DSÖ, 2020 kılavuzunda sedanter davranışa ilişkin önerilere de yer verdi. Nüfus izlemlerinde bu iki göstergeyi ayrı tutmak, bir toplumda hareketin artıp artmadığını ve oturarak geçirilen sürenin nasıl değiştiğini ayrı ayrı değerlendirmeyi sağlar. [8, 9]<br />
DSÖ neden ortak bir ürün profili hazırlıyor?<br />
DSÖ, 8 Kasım 2026’da ulusal ve ulus altı toplum sağlığı izleme sistemlerinde kullanılacak bileğe takılan cihazlar için hazırladığı hedef ürün profili taslağını görüşe açtı. Görüşler 6 Aralık 2026’ya kadar alınacak. Taslak, cihazların asgari ve ilave teknik özelliklerinin yanı sıra verilere erişimi ve sahadaki uygulama koşullarını ele alıyor. DSÖ özellikle kaynakları ve teknik kapasitesi sınırlı ortamlarda önerilerin uygulanabilirliği konusunda görüş istiyor. Ürün profili hâlen taslak aşamasında. [10]<br />
Bu tartışmanın sonuçları, bir ülkede yapılan iki araştırmanın karşılaştırılmasını da ilgilendiriyor. Bir araştırma cihazın çıkarıldığı saatleri ayıklıyor, diğeri bu saatlerin bir kısmını hareketsiz süreye katıyorsa aradaki fark, insanların davranışı kadar işleme kurallarını da yansıtabilir. Londra araştırmasında hareketin ölçüsü çalışanın göreviydi. Bugün ölçümün başlangıç noktası sensör sinyali. Bir toplumun zaman içinde daha çok hareket edip etmediğini söyleyebilmek için, o sinyalden elde edilen göstergenin yıllar ve cihazlar arasında aynı anlama gelmesi gerekiyor. [2, 6, 7, 10]<br />
Bölüm 3 · Kaynaklar<br />
Morris JN, Heady JA, Raffle PA, Roberts CG, Parks JW. Coronary heart-disease and physical activity of work. The Lancet. 1953. 262(6795), 1053–1057 ve 262(6796), 1111–1120.<br />
Morris JN, Raffle PAB. Coronary heart disease in transport workers. A progress report. British Journal of Industrial Medicine. 1954. 11(4), 260–264.<br />
Dünya Sağlık Örgütü. Global Physical Activity Questionnaire (GPAQ) Analysis Guide.<br />
Bassett DR Jr, Toth LP, LaMunion SR, Crouter SE. Step Counting: A Review of Measurement Considerations and Health-Related Applications. Sports Medicine. 2017. 47, 1303–1315.<br />
Troiano RP, Berrigan D, Dodd KW, Mâsse LC, Tilert T, McDowell M. Physical activity in the United States measured by accelerometer. Medicine &amp; Science in Sports &amp; Exercise. 2008. 40(1), 181–188.<br />
Tudor-Locke C, Camhi SM, Troiano RP. A Catalog of Rules, Variables, and Definitions Applied to Accelerometer Data in the National Health and Nutrition Examination Survey, 2003–2006. Preventing Chronic Disease. 2012. 9, E113.<br />
Doherty A ve ark. Large Scale Population Assessment of Physical Activity Using Wrist Worn Accelerometers: The UK Biobank Study. PLOS ONE. 2017. 12(2), e0169649.<br />
Byrom B, Stratton G, Mc Carthy M, Muehlhausen W. Objective measurement of sedentary behaviour using accelerometers. International Journal of Obesity. 2016. 40(11), 1809–1812.<br />
Dünya Sağlık Örgütü. WHO Guidelines on Physical Activity and Sedentary Behaviour. 2020.<br />
Dünya Sağlık Örgütü. WHO invites feedback on a draft target product profile for wearable devices to measure physical activity and sedentary behaviour in population health monitoring systems. 8 Kasım 2026. Duyuru ve bağlantılı görüş formu.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/londra-otobuslerinden-akilli-bilekliklere-hareketi-olcmenin-tarihi</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/dso-hareket-olcen-bileklikler-200kb.webp" type="image/jpeg" length="32849"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fred Hutch’ın Doğuşu ve Kemik İliği Naklinin Seattle Yılları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fred-hutchin-dogusu-ve-kemik-iligi-naklinin-seattle-yillari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fred-hutchin-dogusu-ve-kemik-iligi-naklinin-seattle-yillari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Seattle’da 1975’te açılan Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezi, adını kanserden ölen bir beyzbolcudan aldı. Merkezin klinik kimliğini, Seattle’daki bir kamu hastanesinde daha önce yürütülen kemik iliği nakli çalışmaları biçimlendirdi. Yüz lösemi hastasının sonuçları, naklin hem tedavi potansiyelini hem de ağır risklerini ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5 Eylül 1975’te Seattle’ın First Hill semtindeki Fred Hutchinson Cancer Research Center’ın açılış töreninin baş konuşmacısı Senatör Warren Magnuson’du. Törene katılan Joe DiMaggio gibi, merkeze adı verilen Fred Hutchinson da profesyonel beyzbol oynamıştı. Fred daha sonra takım menajerliği yaptı. Ağabeyi cerrah William Hutchinson, 1964’te kanserden kaybettiği kardeşinin adını bir araştırma kurumuna verdi. Açılan binada 20 yataklı bir kemik iliği nakli ünitesi bulunuyordu. Aynı ekip, ileri evre lösemili bir hastaya uyumlu kardeşinden ilk naklini altı yıl önce, Seattle’daki bir kamu hastanesinde yapmıştı. [1, 2, 5]<br />
Kuruluş, federal destek ve First Hill’deki açılış<br />
William Hutchinson, 1956’da Seattle’da Pacific Northwest Research Foundation’ı kurmuştu. Vakfın erken çalışmaları arasında açık kalp cerrahisi, endokrinoloji ve kanın kimyasal analizinde kullanılacak araçların geliştirilmesi vardı. Kanser araştırması 1961’de vakfın öncelikleri arasına girdi. Fred Hutch’ın kurumsal kökleri bu vakıftaki kanser çalışmalarına uzanır. ABD Ulusal Kanser Enstitüsü (NCI), merkezin kuruluşunu 1972’ye, kapsamlı kanser merkezi statüsü almasını 1973’e tarihlendirir. Kurumun kuruluş öyküsünde öne çıkan 1975 ise First Hill’deki binanın açıldığı yıldır. [1–4]<br />
ABD’de 1971 Ulusal Kanser Yasası, NCI’ın yeni araştırma merkezleri kurma ve araştırmaları destekleme yetkisini genişletti. Kurum tarihine göre Magnuson federal desteğin sağlanmasında rol oynadı. İnşaat finansmanına yerel bağışlar da katıldı. William Hutchinson’ın girişimi, böylece bir araştırma vakfının deneyimini, federal kaynakları ve üniversitede yetişmiş bir klinik ekibi aynı kurumda buluşturdu. [1, 3, 4]<br />
Kamu hastanesindeki sekiz yatak<br />
E. Donnall Thomas ve çalışma arkadaşları, New York eyaletinin Cooperstown kentinde başlattıkları araştırmaların erken sonuçlarını 1957’de The New England Journal of Medicine’da yayımladı. Radyasyon ve kemoterapi alan hastalara kemik iliğini damar yoluyla vermeyi denemişlerdi. Önlerindeki soru, verilen hücrelerin alıcıda kalıcı biçimde yerleşip kan üretimini üstlenip üstlenemeyeceğiydi. Erken deneylerde, vericiden gelen iliğin tutmaması ve tutan iliğin bağışıklık hücrelerinin alıcıya zarar vermesi ayrı ayrı çözülmesi gereken sorunlardı. [5, 6]<br />
Thomas 1963’te Washington Üniversitesi’ne katıldı. Seattle’daki ABD Halk Sağlığı Hizmeti Hastanesinde ekip, hayvan çalışmalarını sürdürdü ve sekiz yataklı bir klinik ünite kurdu. Köpeklerde yapılan çalışmalar, doku uyumu ile bağışıklık baskılamasının sonuçları nasıl etkilediğini anlamaya yardım etti. İnsanlarda verici seçiminde, bağışıklık sisteminin hücreleri tanımasında rol oynayan insan lökosit antijenleri (HLA) karşılaştırıldı. Rainer Storb ve Dean Buckner ekibe katıldı. Tıbbi laboratuvar eğitimi almış Dorothy “Dottie” Thomas laboratuvarda çalıştı, makalelerin hazırlanmasına ve araştırma programının yürütülmesine katkı verdi. Mary Stevens hemşirelik ekibini yönetti. [1, 5, 7]<br />
Benzer araştırmalar başka merkezlerde de yürüyordu. Richard Gatti ve Robert Good’un yer aldığı ekip, 1968’de ağır bir kalıtsal bağışıklık yetersizliği bulunan bir bebeğe uyumlu kardeşinden kemik iliği nakledilmesini bildirdi. Thomas’ın Nobel konuşmasında anlattığına göre Seattle ekibi, ileri evre lösemide kendi ilk uyumlu kardeş naklini Mart 1969’da yaptı. Kamu hastanesinin kapatılması gündeme gelince ekip Providence Hospital’da geçici bir ünite kurdu. [1, 5, 8]<br />
Yüz hastada iki ayrı sonuç<br />
Seattle ekibi 1977’de Blood dergisinde ileri evre akut lösemili 100 hastanın sonuçlarını yayımladı. Hastaların 54’ünde akut miyeloid, 46’sında akut lenfoblastik lösemi vardı. Kemoterapi ve tüm vücut ışınlamasının ardından her hastaya, HLA özellikleri kendisininkiyle eşleşen kardeşinden alınan kemik iliği verildi. Vericinin kan yapıcı hücrelerinin alıcıda yerleşerek yeni kan hücreleri üretmesi bekleniyordu. [9]<br />
Nakledilen ilik 94 hastada tuttu. Makale hazırlandığında 13 hasta, nakilden sonraki bir ila dört buçuk yıllık izlem sürelerinde lösemi tekrarı yaşamadan ve idame tedavisi almadan hayattaydı. Hayatta olan dört başka hastada ise lösemi tekrarlamıştı. Araştırmacılar 54 hastada interstisyel pnömoni bildirdi ve bunu 34 ölümde başlıca neden olarak kaydetti. İliğin tutması, vericinin kan yapıcı hücrelerinin görev üstlendiğini gösteriyordu. Hastanın lösemi tekrarlamadan yaşaması ise nüks ve nakil komplikasyonlarının da belirlediği ayrı bir sonuçtu. [9]<br />
Çalışma, karşılaştırma kolu bulunmayan bir hasta serisiydi. Bulgular, bu ileri evre hasta grubunda uzun süreli remisyonun mümkün olduğunu gösterdi. Naklin başka hasta gruplarında ne ölçüde yarar sağlayacağı ve hastalığın hangi aşamasında uygulanacağı sonraki araştırmaların konusu oldu. Seattle ekibi 1979’da akut nonlenfoblastik lösemide ilk remisyon sırasında yapılan nakilleri ayrıca yayımladı. [5, 9, 10]<br />
Vericinin bağışıklık hücreleri ne yapıyordu?<br />
Nakilde vericinin bağışıklık hücreleri de alıcıya geçer. Bu hücreler alıcının sağlıklı dokularına saldırdığında greftin konağa karşı hastalığı (GVHH) ortaya çıkabilir. Seattle ekibi 1977’deki hasta serisinde GVHH ile löseminin tekrarlaması arasında belirgin bir ilişki saptamamıştı. Paul Weiden ve çalışma arkadaşları, 1979’da yayımladıkları gözlemsel karşılaştırmada GVHH gelişen hastalarda löseminin daha seyrek tekrarladığını bildirdi. Diğer nedenlere bağlı ölümler daha sık görüldüğü için grupların genel sağkalımı benzerdi. Bulgular, vericinin bağışıklık hücrelerinin geride kalan lösemi hücrelerini de hedefleyebileceği görüşünü destekledi. Nakil araştırmasının sonraki sorularından biri, sağlıklı dokuları korurken bu etkiden nasıl yararlanılacağı oldu. [5, 9, 11]<br />
Araştırma merkezinden birleşik kanser merkezine<br />
Donnall Thomas, 1990 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü Joseph E. Murray ile paylaştı. Ödülün gerekçesi, insan hastalıklarının tedavisinde organ ve hücre nakline ilişkin keşifleriydi. Thomas, ödül konuşmasında doku uyumu araştırmaları kadar trombosit transfüzyonu, antibiyotikler ve bağışıklık baskılayıcı ilaçlardaki gelişmelerin de kemik iliği naklini mümkün kıldığını vurguladı. [5, 12]<br />
Merkezin araştırma gündeminde kuruluş yıllarından itibaren epidemiyoloji ve biyoistatistik de vardı. Washington Üniversitesi’nden Donovan Thompson’ın yönettiği program, Puget Sound bölgesinde kanser görülme sıklığını ve hastaların sağkalımını izleyen bir kayıt sistemi üzerinde çalıştı. Kanserden korunma, 1980’lerin başında ayrı bir araştırma programına dönüştü. [1, 2, 14]<br />
1 Nisan 2022’de araştırma merkezi ile Seattle Cancer Care Alliance birleşti. Bugünkü Fred Hutch Cancer Center, UW Medicine ile klinik olarak bütünleşen, bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak bu birleşmeyle şekillendi. [4, 13]<br />
First Hill’deki bina açıldığında nakil ekibi, hastaları kamu hastanesinden Providence Hospital’a uzanan bir programda yıllardır izliyordu. Fred Hutch bu çalışmalara kalıcı bir yer sağladı. Seattle’daki ekip, hastaların izleminden doğan soruları sonraki araştırmalara taşıdı. İlik tutmuşken lösemi neden geri dönüyordu? Nakil hastalığın hangi aşamasında yapılmalıydı? Vericinin bağışıklık hücrelerinin lösemiye karşı etkisinden nasıl yararlanılabilirdi? Merkezin klinik araştırma gündemi, bu sorular etrafında gelişti. [1, 5, 9–11]<br />
Kaynaklar<br />
Berg BL, Neiman PE. Fred Hutchinson Cancer Research Center History Project. 2. baskı. Fred Hutchinson Cancer Research Center, 2015.<br />
Fred Hutch Cancer Center. History of Fred Hutch. Kurumsal tarihçe ve zaman çizelgesi.<br />
National Cancer Institute. National Cancer Act of 1971.<br />
National Cancer Institute. Fred Hutch / University of Washington / Seattle Children’s Cancer Consortium. Kurum profili.<br />
Thomas ED. Bone Marrow Transplantation — Past, Present and Future. Nobel konferansı, 8 Aralık 1990.<br />
Thomas ED, Lochte HL Jr, Lu WC, Ferrebee JW. Intravenous infusion of bone marrow in patients receiving radiation and chemotherapy. The New England Journal of Medicine. 1957, 257(11), 491–496.<br />
Fred Hutch Cancer Center. Dottie Thomas, ‘mother of bone marrow transplant,’ dies at age 92. Kurumsal biyografi, 2015.<br />
Gatti RA ve ark. Immunological reconstitution of sex-linked lymphopenic immunological deficiency. The Lancet. 1968, 2(7583), 1366–1369.<br />
Thomas ED, Buckner CD, Banaji M ve ark. One hundred patients with acute leukemia treated by chemotherapy, total body irradiation, and allogeneic marrow transplantation. Blood. 1977, 49(4), 511–533.<br />
Thomas ED ve ark. Marrow transplantation for acute nonlymphoblastic leukemia in first remission. The New England Journal of Medicine. 1979, 301(11), 597–599.<br />
Weiden PL, Flournoy N, Thomas ED ve ark. Antileukemic effect of graft-versus-host disease in human recipients of allogeneic-marrow grafts. The New England Journal of Medicine. 1979, 300(19), 1068–1073.<br />
Nobel Prize. The Nobel Prize in Physiology or Medicine 1990. Ödül kaydı.<br />
Fred Hutch Cancer Center. Fred Hutchinson Cancer Research Center, Seattle Cancer Care Alliance, Seattle Children’s and UW Medicine Complete Restructure of Partnership. Birleşme duyurusu, 1 Nisan 2022.<br />
Fred Hutch Cancer Center. About Public Health Sciences Division. Halk Sağlığı Bilimleri Bölümü’nün tarihçesi</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fred-hutchin-dogusu-ve-kemik-iligi-naklinin-seattle-yillari</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 13:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/file-000000003bb48210bda93ab2f5305da6.webp" type="image/jpeg" length="91323"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gülhane’de Uluslararası Sağlık Buluşması: Gündem Afetlerde Sağlık Yönetimi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gulhanede-uluslararasi-saglik-bulusmasi-gundem-afetlerde-saglik-yonetimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gulhanede-uluslararasi-saglik-bulusmasi-gundem-afetlerde-saglik-yonetimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Külliyesi, 17–20 Aralık 2026 tarihlerinde 11. Müslüman Sağlık Toplulukları Kongresi’ne ev sahipliği yapacak. “Afetlerde Sağlık Yönetimi” temasıyla düzenlenecek uluslararası kongrede, afetlere dirençli sağlık sistemlerinden kriz yönetimine, insani yardımdan dijital sağlık uygulamalarına kadar pek çok konu ele alınacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Afetler karşısında sağlık sistemlerinin dayanıklılığı, uluslararası dayanışma ve kriz dönemlerinde sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği, Ankara’da düzenlenecek uluslararası bir bilimsel kongrede masaya yatırılacak.</p>

<p>11. Müslüman Sağlık Toplulukları Kongresi (WIHU’26), 17–20 Aralık 2026 tarihlerinde Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gülhane Külliyesi’nde gerçekleştirilecek. Ana teması “Afetlerde Sağlık Yönetimi” olarak belirlenen kongreye, farklı ülkelerden bilim insanlarının, sağlık profesyonellerinin, akademisyenlerin, karar vericilerin ve sivil toplum temsilcilerinin katılması hedefleniyor.</p>

<p>Gülhane Külliyesi Prof. Dr. Cevdet Erdöl Konferans Salonu’nda düzenlenecek kongre, afetlere hazırlık ve müdahale süreçlerini bilimsel, yönetsel ve toplumsal boyutlarıyla ele alacak.</p>

<p>Afetlere Dirençli Sağlık Sistemleri Tartışılacak</p>

<p>Kongrenin öncelikli gündemini afet politikaları, sağlıkta yönetişim ve krizlere dayanıklı sağlık sistemlerinin geliştirilmesi oluşturacak.</p>

<p>Afetlerin yalnızca meydana geldikleri anda değil, sonrasında da toplumların sağlık hizmetlerine erişimini, ekonomik ve sosyal yaşamını etkilediği gerçeğinden hareketle, sağlık sistemlerinin olağanüstü koşullarda nasıl ayakta tutulabileceği tartışılacak.</p>

<p>Özellikle Müslüman toplumların farklı coğrafyalarda yaşadığı afet deneyimleri, karşılaşılan ortak sorunlar ve bu deneyimlerden çıkarılabilecek dersler uluslararası bir bakış açısıyla değerlendirilecek.</p>

<p>Afet Tıbbından Ruh Sağlığına Geniş Bilimsel Gündem</p>

<p>Kongrede afet tıbbı ve acil sağlık hizmetlerinin yanı sıra afet hemşireliği, multidisipliner ekip çalışması, insani krizler, zorunlu göç ve halk sağlığı konuları da ele alınacak.</p>

<p>Afetlerden etkilenen çocuklar, yaşlılar, engelliler ve diğer kırılgan grupların sağlık hizmetlerine erişimi; afet sonrasında ruh sağlığının korunması ve toplumsal dayanıklılığın artırılması da bilimsel gündemin önemli başlıkları arasında bulunuyor.</p>

<p>Afet lojistiği, insani yardım organizasyonları, sağlık hizmetlerinin sürekliliği, dijital sağlık teknolojileri, rehabilitasyon, afet ebeliği ve kadın sağlığı da kongrede değerlendirilecek alanlar arasında yer alıyor.</p>

<p>Kültürel farklılıkların, inanç temelli yaklaşımların ve etik ilkelerin afet yönetimindeki yeri de tartışılacak.</p>

<p>Kongre Başkanlarından Uluslararası İş Birliği Çağrısı</p>

<p>Kongre başkanları Prof. Dr. Mevlüt Karataş ve Op. Dr. Orhan Koç, yayımladıkları ortak davet mesajında, afetlerin sağlık sistemlerinin dayanıklılığını ve ülkelerin kriz yönetimi kapasitesini sınayan çok boyutlu sorunlar olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Afetlere karşı etkili mücadelede bilimsel bilginin, saha deneyiminin ve uluslararası iş birliğinin önemini vurgulayan kongre başkanları, farklı disiplinlerden uzmanları ortak bir bilimsel zeminde buluşturmayı amaçladıklarını belirtti.</p>

<p>Kongrenin temel hedeflerinden birinin, bilimsel araştırmalarla elde edilen bilgilerin sağlık politikalarına ve sahadaki uygulamalara aktarılmasına katkı sağlamak olduğu ifade edildi.</p>

<p>Karataş ve Koç, bilim insanlarını ve sağlık profesyonellerini çalışmalarını, deneyimlerini ve önerilerini paylaşmak üzere WIHU’26’ya davet etti.</p>

<p>Bilimsel Bildiriler İçin Son Tarih 15 Kasım</p>

<p>Uluslararası bilimsel bilgi paylaşımını güçlendirmeyi amaçlayan kongre kapsamında araştırma bildirileri ve poster çalışmaları kabul edilecek.</p>

<p>Hakem değerlendirmesinden geçecek bilimsel çalışmaların kongrede sunulması ve araştırmacılar arasında yeni iş birliklerinin geliştirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Kongrenin resmî duyurusuna göre bildiri başvuruları için son tarih 15 Kasım 2026, saat 17.00 olarak açıklandı.</p>

<p>Uluslararası Sağlık İş Birliğinin Adresi Gülhane</p>

<p>Sağlık bilimleri alanındaki köklü eğitim ve araştırma birikimiyle öne çıkan SBÜ Gülhane Külliyesi, kongre aracılığıyla farklı ülkelerin afet ve sağlık yönetimi deneyimlerinin paylaşılacağı bilimsel bir buluşmaya ev sahipliği yapacak.</p>

<p>Dört gün sürecek kongrenin, afetlerden çıkarılan derslerin ortak sağlık politikalarına dönüştürülmesine, ülkeler arasında bilgi paylaşımının güçlendirilmesine ve gelecekte yaşanabilecek krizlere karşı daha hazırlıklı sağlık sistemlerinin geliştirilmesine katkı sağlaması amaçlanıyor.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Etkinlik</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gulhanede-uluslararasi-saglik-bulusmasi-gundem-afetlerde-saglik-yonetimi</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 13:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3953.jpeg" type="image/jpeg" length="33890"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kolon Kanserinde Kuruyemiş Tüketimi: 826 Hastalık Araştırmanın Sonucu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kolon-kanserinde-kuruyemis-tuketimi-826-hastalik-arastirmanin-sonucu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kolon-kanserinde-kuruyemis-tuketimi-826-hastalik-arastirmanin-sonucu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Evre III kolon kanserli 826 hastayı izleyen araştırmada, haftada en az iki porsiyon kuruyemiş tüketenlerde hastalıksız sağkalımla ilgili olumsuz olay riski %42 daha düşük bulundu. Bu, kanıtlanmış koruma değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceviz, badem ve fındık gibi kuruyemişlerin kolon kanseri sonrasındaki sağkalımla ilişkisini inceleyen bilimsel araştırma, beslenmenin kanser tedavisi sonrasındaki sonuçlarla bağlantısına ilişkin dikkat çekici bulgular ortaya koydu. Evre III kolon kanseri tanısı almış 826 hastanın değerlendirildiği çalışmada, haftada en az iki porsiyon kuruyemiş tüketenlerde hastalıksız sağkalımla ilgili olumsuz olayların görülme riski, hiç tüketmeyenlere göre %42 daha düşük bulundu.</p>

<p>Ancak araştırma, kuruyemiş tüketmenin kanserin tekrarlamasını doğrudan önlediğini kanıtlamıyor. Bulgular, hastaların beslenme alışkanlıkları ile tedavi sonrası sağlık sonuçları arasında bir ilişki bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>826 Hasta Ortalama 6,5 Yıl Takip Edildi</p>

<p>Journal of Clinical Oncology dergisinde 2018 yılında yayımlanan araştırma, ABD'de yürütülen CALGB 89803 adlı klinik çalışmanın verilerine dayanıyor.</p>

<p>Araştırmacılar, ameliyat ve tamamlayıcı kemoterapi uygulanan evre III kolon kanseri hastalarının beslenme alışkanlıklarını değerlendirdi.</p>

<p>Toplam 826 hastanın verileri incelendi. Katılımcılar ortanca 6,5 yıl boyunca takip edildi.</p>

<p>Hastalardan beslenme sıklığı anketleri aracılığıyla kuruyemiş tüketimleri hakkında bilgi alındı. Araştırmacılar daha sonra bu alışkanlıkların kanserin tekrarlaması ve sağkalım sonuçlarıyla ilişkisini analiz etti.</p>

<p>Haftada İki Porsiyon Tüketenlerde Ne Bulundu?</p>

<p>Çalışmada haftada en az iki porsiyon, yani toplam yaklaşık 56 gram kuruyemiş tüketen hastalar ile hiç kuruyemiş tüketmeyenler karşılaştırıldı.</p>

<p>Analiz sonucunda düzenli kuruyemiş tüketenlerde:</p>

<p>Hastalıksız sağkalımla ilgili olumsuz olayların göreli riski %42 daha düşük bulundu.</p>

<p>Genel ölüm riski ise %57 daha düşük bulundu.</p>

<p>Bu oranlar, hastaların mutlak tekrarlama veya ölüm olasılıklarını göstermiyor.</p>

<p>Hastalıksız sağkalım, kanserin yeniden ortaya çıkması veya ölüm gibi olayları dikkate alan bir araştırma ölçütü. Dolayısıyla %42'lik sonuç yalnızca kanserin tekrarlama riskindeki değişim olarak yorumlanmamalı.</p>

<p>Ayrıca bu sonuçlar, belirli bir hasta grubunda yapılan istatistiksel karşılaştırmadan elde edildi. Her hastanın aynı ölçüde yarar göreceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ceviz, Badem ve Fındık Neden Öne Çıktı?</p>

<p>Araştırmanın dikkat çekici ayrıntılarından biri, kuruyemiş türleri arasında yapılan alt grup analiziydi.</p>

<p>Olumlu ilişki özellikle ağaçta yetişen sert kabuklu kuruyemişlerin tüketiminde görüldü.</p>

<p>Bu grupta ceviz, badem, fındık, kaju ve pekan cevizi gibi besinler bulunuyor.</p>

<p>Yer fıstığı tüketiminde ise aynı düzeyde istatistiksel ilişki gösterilemedi.</p>

<p>Ancak araştırma, ceviz veya bademin tek başına diğer kuruyemişlerden daha etkili olduğunu ortaya koymadı. Bulgular belirli kuruyemişlerin ayrı ayrı kanser tedavisindeki etkisini ölçen bir deneyden değil, beslenme alışkanlıklarının karşılaştırılmasından elde edildi.</p>

<p>Kuruyemiş Kanser Hücrelerini Besleyen Damarları Kesiyor mu?</p>

<p>Kanserin büyüyebilmesi için besin ve oksijen sağlayan kan damarlarına ihtiyaç duyması, kanser biyolojisinin önemli konularından biri.</p>

<p>Tümörlerin yeni damar oluşumunu destekleyebilmesi anjiyogenez olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Bazı bitkisel bileşiklerin damar oluşumu ve kanser hücreleri üzerindeki etkileri laboratuvar araştırmalarında inceleniyor.</p>

<p>Ancak 826 hastalık çalışma, kuruyemiş tüketiminin tümörleri besleyen damarları durdurduğunu göstermedi. Araştırmada doğrudan böyle bir mekanizma ölçülmedi.</p>

<p>Bu nedenle ceviz veya diğer kuruyemişlerin kanser hücrelerinin kanlanmasını kestiğini söylemek, söz konusu araştırmanın kanıtlarını aşan bir yorum olur.</p>

<p>Araştırma Kanseri Önlediğini Kanıtlıyor mu?</p>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlılığı, gözlemsel nitelikte olması.</p>

<p>Hastalar kuruyemiş tüketmek veya tüketmemek üzere rastgele gruplara ayrılmadı. Araştırmacılar mevcut beslenme alışkanlıklarını ve sağlık sonuçlarını karşılaştırdı.</p>

<p>Çalışmanın verileri randomize bir kemoterapi araştırmasından alınmış olsa da kuruyemiş tüketimi randomize edilmedi.</p>

<p>Bu nedenle düzenli kuruyemiş tüketen hastaların fiziksel aktivite, genel beslenme düzeni veya diğer yaşam alışkanlıkları bakımından farklılık göstermesi sonuçları etkilemiş olabilir.</p>

<p>Araştırmacılar çeşitli risk faktörlerini istatistiksel olarak dikkate alsa da bütün olası etkilerin ortadan kaldırıldığı söylenemez.</p>

<p>Ayrıca çalışma, daha önce evre III kolon kanseri tanısı almış hastaları kapsıyor. Sağlıklı bireylerde kolon kanserinin ilk kez ortaya çıkmasının önlenip önlenemeyeceğini araştırmıyor.</p>

<p>2024 Yılındaki Geniş Kapsamlı Değerlendirme Ne Söylüyor?</p>

<p>World Cancer Research Fund bünyesindeki Global Cancer Update Programme kapsamında 2024 yılında yayımlanan sistematik derleme ve meta-analiz, kolorektal kanser tanısından sonra beslenmenin sağlık sonuçları üzerindeki etkisine ilişkin araştırmaları değerlendirdi.</p>

<p>Toplam 30 bin 242 hastayı kapsayan 5 randomize kontrollü çalışma ve 35 gözlemsel araştırma incelendi.</p>

<p>Derlemede kuruyemiş tüketimi de değerlendirilen beslenme faktörleri arasında yer aldı.</p>

<p>Ancak uzmanlar, kanser tanısından sonra belirli besinlerin tüketimini artırmanın hastalığın seyrini iyileştirdiğini söylemek için mevcut kanıtların yeterli olmadığı sonucuna ulaştı.</p>

<p>Bu değerlendirme, 2018 yılındaki kuruyemiş araştırmasının bulgularını geçersiz kılmıyor. Yalnızca gözlenen ilişkinin neden-sonuç ilişkisi olarak kabul edilebilmesi için daha güçlü çalışmalara ihtiyaç bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>Kolon Kanseri Hastaları İçin Ne Anlama Geliyor?</p>

<p>Araştırma, beslenmenin kanser sonrası yaşamda değerlendirilmesi gereken önemli alanlardan biri olduğunu düşündürüyor.</p>

<p>Ancak tek bir besini daha fazla tüketmenin kanserin tekrarlamasını önleyeceği sonucuna varılamaz.</p>

<p>World Cancer Research Fund, kanser tanısı almış kişilerin sağlık durumları elverdiği ölçüde dengeli beslenme, uygun fiziksel aktivite ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarına yönelik genel önerileri takip etmelerini destekliyor.</p>

<p>Kolon kanseri ameliyatı geçiren hastalarda beslenme toleransı, bağırsak işlevleri ve tedaviye bağlı yakınmalar farklılık gösterebilir.</p>

<p>Dolayısıyla önemli olan, belirli bir besini kanserden korunmanın garantisi olarak görmek değil; kişinin tedavisi ve sağlık durumuyla uyumlu bir beslenme düzeninin oluşturulmasıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Kolon kanseri tedavisi gören veya bağırsak ameliyatı geçiren hastalar, beslenmelerinde önemli değişiklikler yapmadan önce tedavi ekiplerine danışmalıdır. Kuruyemiş tüketimi kanser tedavisinin veya düzenli onkolojik takibin yerine geçmez.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Fadelu T. ve arkadaşları. Nut Consumption and Survival in Patients With Stage III Colon Cancer: Results From CALGB 89803 (Alliance). Journal of Clinical Oncology, 2018.</p>

<p>2. Chan D. S. M. ve arkadaşları. Post-diagnosis dietary factors, supplement use and colorectal cancer prognosis: A Global Cancer Update Programme systematic literature review and meta-analysis. International Journal of Cancer, 2024.</p>

<p>3. World Cancer Research Fund International. Diet, Nutrition, Physical Activity and Body Weight for People Living With and Beyond Colorectal Cancer. 2024. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kolon-kanserinde-kuruyemis-tuketimi-826-hastalik-arastirmanin-sonucu</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 13:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3950.jpeg" type="image/jpeg" length="20243"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YÖK Başkanı Özvar’dan Yükseköğretimde Yeni Dönemin Yol Haritası]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yok-baskani-ozvardan-yuksekogretimde-yeni-donemin-yol-haritasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yok-baskani-ozvardan-yuksekogretimde-yeni-donemin-yol-haritasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, yükseköğretimde sağlık alanını doğrudan etkileyecek yeni düzenlemeleri açıkladı. Tıp fakültelerinin kontenjanları 2027 yılında yeniden ele alınacak. Diş hekimliği ve eczacılık öğrencilerine mühendislik alanlarında çift ana dal imkânı sunulması planlanırken üniversitelerde üç yıllık lisans modeline yönelik hazırlıklar da sürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, CNN TÜRK’te Hakan Çelik’in sunduğu Hafta Sonu programında üniversitelerin geleceğine ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Sağlık eğitimi, kontenjanlar, çift diploma, lisans süreleri ve istihdam odaklı eğitim modeli hakkında önemli mesajlar veren Özvar, Türk yükseköğretim sisteminde kapsamlı bir dönüşümün hazırlıklarının sürdüğünü bildirdi.</p>

<p>Tıp Fakültelerinin Kontenjanları 2027’de Yeniden Düzenlenecek</p>

<p>Özvar’ın açıklamalarında sağlık eğitimi açısından öne çıkan başlıklardan biri tıp fakültelerinin kontenjanları oldu.</p>

<p>Tıp eğitiminin insan kaynağı planlamasıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Özvar, gelecek yıl kontenjanlarda yeni bir düzenlemeye gidileceğini açıkladı.</p>

<p>Bu konuda Sağlık Bakanlığı ile ortak çalışma yürüttüklerini ifade eden Özvar, Türkiye’deki hekim ihtiyacının, mevcut doktor sayısının ve geleceğe yönelik sağlık hizmeti planlamasının değerlendirildiğini söyledi.</p>

<p>Özvar, “Önümüzdeki yıl tıp fakülteleri kontenjanlarında da yeni bir düzenlemeye gidileceğini buradan ifade etmek isterim.” dedi.</p>

<p>Açıklamada tıp kontenjanlarının artırılacağına veya azaltılacağına ilişkin kesin bir oran verilmedi.</p>

<p>Diş Hekimliği ve Eczacılık Öğrencilerine Mühendislikte Çift Diploma Fırsatı</p>

<p>YÖK Başkanı’nın ilk kez kamuoyuyla paylaştığı düzenleme hazırlıklarından biri de diş hekimliği ve eczacılık öğrencilerini ilgilendiriyor.</p>

<p>Yeni model kapsamında belirli başarı koşullarını karşılayan öğrencilerin, kendi üniversitelerinin imkânları doğrultusunda mühendislik programlarında ikinci ana dal eğitimi alabilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Özvar; bilgisayar mühendisliği, elektrik-elektronik mühendisliği ve malzeme mühendisliğini bu kapsamda değerlendirilebilecek bölümler arasında saydı.</p>

<p>Mevcut çift ana dal uygulamasından farklı olarak yeni sistemde, koşulları sağlayan öğrencilere ikinci programda eğitim görme hakkının doğrudan sunulması planlanıyor.</p>

<p>Her iki programı da başarıyla tamamlayan öğrenciler iki ayrı diplomaya sahip olabilecek. Yalnızca bir programı tamamlayanlar ise o programın diplomasını alabilecek.</p>

<p>Düzenlemenin 2027-2028 eğitim öğretim dönemine yetiştirilmesi hedefleniyor. Ancak uygulamanın kapsamı, başarı koşulları ve hangi üniversitelerde hayata geçirileceği henüz kesinleşmiş değil.</p>

<p>Eczacılık ve Diş Hekimliğinde Kontenjanlar Neden Azaltılıyor?</p>

<p>Özvar, yükseköğretim kontenjanlarının belirlenmesinde artık yalnızca öğrenci talebinin değil, mezunların iş bulma imkânlarının da dikkate alındığını vurguladı.</p>

<p>Diş hekimliği ve eczacılıkta kontenjanların daraltıldığını belirten Özvar, meslek kuruluşlarından, çalışanlardan ve istihdam piyasasına henüz katılmamış mezunlardan gelen geri bildirimlerin bu süreçte değerlendirildiğini anlattı.</p>

<p>Benzer kontenjan düzenlemelerinin mimarlık, inşaat mühendisliği ve bazı diğer alanlarda da gerçekleştirildiğini kaydetti.</p>

<p>YÖK’ün yaklaşımında, üniversitelerin yalnızca öğrenci yetiştiren kurumlar olarak değil, mezunlarının istihdam olanaklarını da dikkate alan yapılar olarak konumlandırılması öne çıkıyor.</p>

<p>Üniversitelerde Üç Yıllık Lisans Modeline Hazırlık</p>

<p>Programda en fazla dikkat çeken açıklamalardan biri de dört yıllık lisans eğitiminin üç yılda tamamlanabilmesine yönelik çalışmalar oldu.</p>

<p>Avrupa Yükseköğretim Alanı’nda lisans programlarının 180 ile 240 AKTS arasında değiştiğini hatırlatan Özvar, Türkiye’deki lisans programlarının da 180 kredi çerçevesinde yeniden yapılandırılabileceğini ifade etti.</p>

<p>Özvar’a göre mevcut eğitim sisteminde öğrenciler çok sayıda ders almasına rağmen uygulamalı eğitim için yeterince zaman bulamıyor.</p>

<p>Bu nedenle derslerin sadeleştirilmesi, içeriklerin güncellenmesi ve öğrencilerin çalışma hayatıyla daha erken buluşturulması amaçlanıyor.</p>

<p>Üç yıllık modele geçişin birkaç yıllık bir sürece yayılabileceğini açıklayan Özvar, düzenlemenin bazı yasal değişiklikler de gerektirdiğini belirtti.</p>

<p>Üç yıllık lisans modeli henüz yürürlüğe girmiş değil. Ayrıca açıklamalarda tıp eğitiminin süresinin kısaltılacağına ilişkin bir karar duyurulmadı.</p>

<p>Ders Sayısı Azalacak, Uygulamalı Eğitim Artacak</p>

<p>YÖK Başkanı, Türkiye’deki dört yıllık lisans programlarında öğrencilerin yaklaşık 50-60 ders aldığını, Avrupa’daki birçok programda ise bu sayının daha düşük olduğunu belirtti.</p>

<p>Ders sayısının fazlalığının tek başına nitelikli eğitim anlamına gelmediğine dikkat çeken Özvar, eğitim içeriklerinin gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Hedefin yalnızca dersleri azaltmak olmadığını vurgulayan Özvar, dijital becerilerin ve yapay zekâ okuryazarlığının üniversite müfredatlarına yerleştirilmesini istediklerini açıkladı.</p>

<p>Ders sayılarının azaltılmasına yönelik çalışmaların 2027 yılında uygulamaya yansımaya başlaması öngörülüyor.</p>

<p>Yapay Zekâ Eğitimi Bütün Üniversitelere Yayılacak</p>

<p>Üniversitelerde yapay zekâ kullanımına ilişkin yürüttükleri araştırmanın ilk sonuçlarını da paylaşan Özvar, yükseköğretim öğrencilerinde yapay zekâ kullanım oranının yüzde 60’ı geçtiğini bildirdi.</p>

<p>YÖK tarafından geliştirilen Dijital Üniversite Platformu’na 233 bin başvuru yapıldığını, yaklaşık 55 bin kişinin çevrim içi eğitimlere katılmaya başladığını belirtti.</p>

<p>Üniversite öğrencilerinin yanı sıra akademisyenlerin ve idari personelin de yeni teknolojileri kullanabilecek becerilerle donatılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Sağlık eğitimi açısından bu yaklaşım, tıp ve sağlık bilimleri öğrencilerinin kendi mesleki yetkinliklerinin yanında dijital teknolojilere uyum sağlamasını da önemli bir gündem maddesi haline getiriyor.</p>

<p>Rektörlerin Performansında Girişimcilik de Ölçüt</p>

<p>Özvar, üniversite yönetimlerinin başarılarının değerlendirilmesinde bilimsel çalışmaların yanı sıra girişimcilik faaliyetlerinin de dikkate alındığını söyledi.</p>

<p>Üniversitelerin teknoparklardaki faaliyetleri, akademisyenlerin kurduğu şirketler, öğrencilerin geliştirdiği girişimler ve ticarileşen araştırmaların yöneticilerin performans değerlendirmesinde önem taşıdığını belirtti.</p>

<p>Bu yaklaşım, üniversitelerin bilimsel bilgiyi ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürme kapasitesinin daha fazla öne çıkarılacağını gösteriyor.</p>

<p>Üniversitelerde Yeni Dönemin Anahtarı: Diploma Değil, Yetkinlik</p>

<p>YÖK Başkanı Özvar’ın açıklamalarında öne çıkan ortak yaklaşım, yükseköğretimin yalnızca diploma kazandıran bir sistem olmaktan çıkarılarak bilgi, beceri ve uygulama yetkinliklerini geliştiren bir yapıya dönüştürülmesi oldu.</p>

<p>Bu dönüşümün sağlık eğitimindeki en somut başlıklarını ise tıp fakültelerinde insan kaynağı ihtiyacına göre kontenjan planlaması, diş hekimliği ve eczacılıkta disiplinler arası çift diploma modeli ve uygulamalı eğitimin güçlendirilmesi oluşturuyor.</p>

<p>Önümüzdeki dönemde söz konusu hazırlıkların hangi takvim ve koşullarla hayata geçirileceği, üniversiteler kadar sağlık mesleklerinin geleceğini planlayan öğrenciler açısından da yakından takip edilecek.</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yok-baskani-ozvardan-yuksekogretimde-yeni-donemin-yol-haritasi</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 12:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3949.jpeg" type="image/jpeg" length="30076"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Stabil koroner hastalıkta erken girişim uzun vadede sağkalımı artırdı mı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/stabil-koroner-hastalikta-erken-girisim-uzun-vadede-sagkalimi-artirdi-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/stabil-koroner-hastalikta-erken-girisim-uzun-vadede-sagkalimi-artirdi-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7 Kasım 2026’da JAMA’da yayımlanan ISCHEMIA-EXTEND, orta veya ağır iskemisi olan stabil koroner hastalarda rutin erken girişimin yaşamı uzattığını göstermedi. Aynı gün yayımlanan COURAGE izleminde de ölüm veya kalp krizinden oluşan bileşik sonuçta anlamlı fark görülmedi. Sık göğüs ağrısı yaşayan hastalarda erken girişim, ilk üç yılda daha fazla rahatlama sağladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>16 Eylül 1977’de Zürih’te Andreas Grüntzig, 38 yaşındaki bir hastanın daralmış koroner damarını kateter ucundaki balonla genişletti. Hastanın yakınmaları işlemden sonra düzeldi. 2001’de yayımlanan 23 yıllık izlemde, yeni bir göğüs rahatsızlığı nedeniyle çekilen anjiyografide daha önce genişletilen bölümün açık olduğu bildirildi. Bu olgu, tek bir hastada damarın ne kadar uzun süre açık kalabildiğini belgeliyordu. Benzer hastalarda erken girişimin ömrü uzatıp uzatmadığı, farklı tedavi yaklaşımlarını karşılaştıran çalışmalarla sınanabilirdi. Yaklaşık yarım yüzyıl sonra yayımlanan ISCHEMIA-EXTEND, bu soruyu dokuz yıllık medyan izlemin verileriyle yeniden ele aldı. [1, 8]<br />
Bir darlığı açmaktan bir tedaviyi sınamaya<br />
Grüntzig, Åke Senning ve Walter Siegenthaler, 1979’da yayımladıkları 50 hastalık seride balonla genişletmenin sonuçlarını sundu. İşlemin başarılı olduğu 32 hastada damar darlığı belirgin biçimde azaldı. Beş hastaya ise klinik durumları kötüleşince acil baypas yapıldı. Ekip, yöntemin ilaç tedavisi ve cerrahi karşısındaki yerini belirlemek için ileriye dönük randomize bir çalışma gerektiğini o tarihte yazmıştı. Erken serinin değeri teknik yapılabilirliği belgelemekti. Uzun vadeli sağkalım için farklı türden kanıta ihtiyaç vardı. [2]<br />
Bu soru zamanla daha belirgin bir biçim aldı. Girişimsel teknikler gelişirken ilaç tedavisi de değişti. Kolesterolün düşürülmesi, kan basıncının kontrolü ve sigarayı bırakma gibi önlemler, tek bir damar bölümünden daha geniş bir hedefe, damar hastalığının bütününe yöneliyordu. William Boden ve çalışma arkadaşlarının 2007’de yayımladığı COURAGE araştırması bu koşullarda 2.287 hastayı karşılaştırdı. Bir gruba başlangıçta perkütan koroner girişim ve yoğun tıbbi tedavi, diğerine başlangıçta yoğun tıbbi tedavi uygulandı. Medyan 4,6 yılda ölüm veya ölümcül olmayan kalp krizi açısından anlamlı fark saptanmadı. 2015’te yayımlanan uzun izlemde de sağkalım üstünlüğü görülmedi. [3, 4, 10]<br />
Stres testinde daha belirgin iskemi sonucu değiştirir miydi?<br />
COURAGE’ın ardından soru daha dar bir hasta grubuna yöneldi. Kalp kasına ulaşan kanın yetersiz kaldığı stres testinde belirginleşiyorsa erken girişim sağkalımı uzatabilir miydi? Rory Hachamovitch ve arkadaşlarının 2003’te yayımladığı gözlemsel araştırma, stres görüntülemesinde orta veya ağır iskemi bulunan hastalarda erken revaskülarizasyon ile kalp kaynaklı ölüm riskinin daha düşük olması arasında ilişki bildirmişti. Ancak tedavi, klinik kararlarla seçilmişti. Hangi hastanın neden girişime yönlendirildiği, grupların sonuçlarını da etkileyebilirdi. ISCHEMIA, bu varsayımı rastgele atamayla sınamak üzere tasarlandı. [5, 6]<br />
David Maron ve Judith Hochman’ın öncülük ettiği ISCHEMIA, 37 ülkede 320 merkezden orta veya ağır iskemisi bulunan 5.179 stabil hastayı kapsadı. Her iki grupta da kılavuza uygun tıbbi tedavi uygulandı. Erken girişim grubunda başlangıçta koroner anjiyografi yapılıyor, uygun hastalarda stentle veya baypasla kan akımı yeniden sağlanıyordu. Konservatif grupta tedavi ilaç ve risk etkenlerinin kontrolüyle başlıyor, gerekli olduğunda anjiyografi ve girişime geçilebiliyordu. İlk çalışma döneminde konservatif gruptaki hastaların yüzde 26’sına da stent veya baypasla kan akımını yeniden sağlamaya yönelik işlem uygulandı. Sonuçlar, hastaların başlangıçta rastgele atandıkları tedavi stratejilerine göre hesaplandı. [6, 8]<br />
2020’de yayımlanan ilk sonuçlarda, 3,2 yıllık medyan izlemde kardiyovasküler ölüm, kalp krizi, kararsız anjina veya kalp yetersizliği nedeniyle hastaneye yatış ya da canlandırma uygulanan kalp durmasından oluşan bileşik sonuçta anlamlı fark saptanmadı. Kalp krizlerinin türü ve zamanlaması ise farklıydı. Erken girişim grubunda işlemle ilişkili kalp krizleri daha sık, kendiliğinden gelişen kalp krizleri daha seyrekti. İlk çalışmanın bileşik sonucu, işlemle ilişkili kalp krizinin hangi ölçütlerle tanımlandığına duyarlıydı. Göğüs ağrısı ve yaşam kalitesini inceleyen ayrı analizde, erken girişimin yararı başlangıçta her gün veya her hafta anjinası olanlarda daha belirgindi. Bu grupta fark 36. ayda da görülüyordu. Başlangıçta anjinası olmayanlarda iki yaklaşım arasındaki fark küçüktü. [6, 7]<br />
Dokuz yıllık izlemde sağkalım tablosu<br />
İlk kez Kasım 2022’de çevrimiçi yayımlanan ara raporda, genel ölüm oranları arasında anlamlı fark görülmedi. Erken girişim grubunda kardiyovasküler ölümler daha az, kardiyovasküler dışı ölümler daha fazlaydı. Aynı hasta grubunun 7 Kasım 2026’da JAMA’da yayımlanan daha uzun izleminde toplam 1.071 ölüm kaydedildi. Medyan izlem dokuz yıl, en uzun izlem 13,4 yıldı. Tablodaki oranlar 11. yıl için hesaplanan birikimli risk tahminleridir. [8, 9]<br />
11. yılda tahmin edilen sonuç<br />
Erken girişim<br />
Başlangıçta konservatif tedavi<br />
Tüm nedenlere bağlı ölüm<br />
%25,8<br />
%26,9<br />
Kardiyovasküler ölüm<br />
%15,8<br />
%17,1<br />
Kardiyovasküler dışı ölüm<br />
%9,1<br />
%8,1<br />
Tüm nedenlere bağlı ölüm için düzeltilmiş tehlike oranı 0,97’ydi (%95 güven aralığı 0,86–1,09). Güven aralığı, erken girişimle ölüm riskinin bir miktar daha düşük veya daha yüksek olabileceği olasılıklarını içeriyordu. Ölüm nedenleri ayrı değerlendirildiğinde de farklar istatistiksel anlamlılığa ulaşmadı. İlk dönemde ölüm nedenlerini bağımsız bir kurul değerlendirmişti. Uzatılmış izlemde ise sınıflandırma kayıt kodlarına dayandı. Bu dönemde ölümcül olmayan kalp krizleri, sonraki girişimler ve yaşam kalitesi hakkında veri toplanmadığı için belirtilerdeki iyileşmenin veya kalp krizi türleri arasındaki farkın uzun vadede sürüp sürmediği belirsiz kaldı. [8]<br />
Aynı gün yayımlanan ikinci uzun izlem<br />
Neel Butala ve arkadaşları, COURAGE’a katılmış 959 ABD gazisinin kayıtlarını inceledi. Medyan izlem 15 yıl, azami izlem 25 yıldı. Erken perkütan koroner girişim ile başlangıçta tıbbi tedavi grupları arasında ölüm veya kalp krizinden oluşan bileşik sonuçta istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi (tehlike oranı 1,01, %95 güven aralığı 0,88–1,15). Bu analiz, ilk COURAGE grubunun yüzde 42’sini kapsayan ve katılımcılarının yüzde 98’i erkek olan bir alt gruba dayanıyordu. Kullanılan stentlerin çoğu çıplak metal stentti. Ayrıca kalp krizleri rutin sağlık kayıtlarından saptandığı için bazı olaylar gözden kaçmış ya da yanlış sınıflandırılmış olabilir. Bu özellikler, bulguların bugünkü bütün hasta gruplarına aktarılmasını sınırlar. [11]<br />
Sonucun geçerli olduğu hastalar<br />
ISCHEMIA’ya yakın zamanda akut koroner sendrom geçirenler, baypasla korunmamış sol ana koroner arterde yüzde 50 veya daha fazla darlığı olanlar, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu yüzde 35’in altında olanlar ve ilaçlara rağmen göğüs ağrısı kabul edilemez düzeyde kalan hastalar alınmadı. Ejeksiyon fraksiyonu, kalbin sol karıncığının her kasılmada içindeki kanın ne kadarını pompaladığını gösterir. Bu gruplarda girişimin yeri ayrı klinik kanıtlara göre değerlendirilir. Örneğin Avrupa Kardiyoloji Derneği kılavuzu, ameliyata uygun ve kalbin pompalama gücü belirgin azalmış bazı çok damar hastalarında baypasın sağkalım yararını ayrıca ele alır. [6, 8, 10]<br />
Grüntzig’in ilk hastasında yıllar sonra görülen açık damar, girişimsel kardiyolojinin erken döneminden kalan bir teknik başarı kaydıydı. Sonraki çalışmalar, hastanın günlük yaşamına ve yaşam süresine ilişkin iki ayrı soruya yanıt verdi. Stabil koroner hastalıkta girişimin zamanlaması tartışılırken sık göğüs ağrısının günlük yaşama etkisi ve hastanın araştırmalara alınan gruba ne ölçüde benzediği önem taşıyor. [1, 7, 8]<br />
Kaynaklar<br />
Meier B. The First Patient to Undergo Coronary Angioplasty — 23-Year Follow-up. New England Journal of Medicine. 2001, 344(2), 144–145.<br />
Grüntzig AR, Senning A, Siegenthaler WE. Nonoperative Dilatation of Coronary-Artery Stenosis — Percutaneous Transluminal Coronary Angioplasty. New England Journal of Medicine. 1979, 301(2), 61–68.<br />
Boden WE ve ark. Optimal Medical Therapy with or without PCI for Stable Coronary Disease. New England Journal of Medicine. 2007, 356, 1503–1516.<br />
Sedlis SP ve ark. Effect of PCI on Long-Term Survival in Patients with Stable Ischemic Heart Disease. New England Journal of Medicine. 2015, 373(20), 1937–1946.<br />
Hachamovitch R ve ark. Comparison of the Short-Term Survival Benefit Associated With Revascularization Compared With Medical Therapy in Patients With No Prior Coronary Artery Disease Undergoing Stress Myocardial Perfusion Single Photon Emission Computed Tomography. Circulation. 2003, 107(23), 2900–2907.<br />
Maron DJ ve ark. Initial Invasive or Conservative Strategy for Stable Coronary Disease. New England Journal of Medicine. 2020, 382, 1395–1407.<br />
Spertus JA ve ark. Health-Status Outcomes with Invasive or Conservative Care in Coronary Disease. New England Journal of Medicine. 2020, 382, 1408–1419.<br />
Hochman JS, Anthopolos R, Reynolds HR ve ark. Long-Term Survival After Initial Invasive or Conservative Management of Stable Coronary Disease in ISCHEMIA-EXTEND. JAMA. Çevrimiçi yayın 7 Kasım 2026.<br />
Hochman JS ve ark. Survival After Invasive or Conservative Management of Stable Coronary Disease. Circulation. 2023, 147(1), 8–19. Çevrimiçi ilk yayın 6 Kasım 2022.<br />
Vrints C ve ark. 2024 ESC Guidelines for the Management of Chronic Coronary Syndromes. European Heart Journal. 2024, 45(36), 3415–3537.<br />
Butala NM, Murali N, Rahman N ve ark. Percutaneous Coronary Intervention and Long-Term Outcomes in Stable Coronary Artery Disease — Extended Follow-Up of the COURAGE Randomized Trial. JAMA. Çevrimiçi yayın 7 Kasım 2026.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/stabil-koroner-hastalikta-erken-girisim-uzun-vadede-sagkalimi-artirdi-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/koroner-erken-girisim-200kb.webp" type="image/jpeg" length="49124"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Filizlenen Patates Yenir mi? Ne Zaman Ayıklanmalı, Ne Zaman Atılmalı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/filizlenen-patates-yenir-mi-ne-zaman-ayiklanmali-ne-zaman-atilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/filizlenen-patates-yenir-mi-ne-zaman-ayiklanmali-ne-zaman-atilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Patatesteki yeşillenme ve yoğun filizlenme, doğal savunma maddelerinin artışına işaret edebilir. Soymak ve pişirmek bu maddeleri azaltabilse de her patatesi güvenli hâle getirmeyi garanti etmez.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yoğun biçimde filizlenmiş, yeşillenmiş veya kuruyup buruşmuş patatesler tüketilmemeli. Küçük, sınırlı gözlerin ayıklanması ile belirgin biçimde bozulmuş bir patatesin kurtarılmaya çalışılması aynı şey değil. Üstelik pişirme, riskli bir patatesi güvenli hâle getirmeyi garanti etmiyor.</p>

<p>Alman Federal Risk Değerlendirme Enstitüsü (BfR), yeşil ve yoğun filizlenmiş patateslerin ayrılmasını; sınırlı yeşil alanların ve “göz” olarak adlandırılan bölgelerin ise çevresindeki dokuyla birlikte genişçe çıkarılmasını öneriyor.</p>

<p>Patatesteki yeşillenme ne anlatıyor?</p>

<p>Patates, doğal savunmasının bir parçası olarak glikoalkaloid adı verilen bileşikler içeriyor. Bunların başlıcaları alfa-solanin ve alfa-çakonin. Özellikle kabukta, filizlerde ve gözlerde yoğunlaşabiliyorlar.</p>

<p>Yeşil alanlar, bu bileşiklerin miktarının artmış olabileceğine işaret ediyor. Ancak dış görünüş, patatesteki miktarı ölçmeye veya güvenli olduğunu kesinleştirmeye yetmiyor.</p>

<p>Sadece filizi koparmak yeterli mi?</p>

<p>BfR’nin önerisi, gözlerin yalnızca yüzeyden koparılması değil, çevresindeki dokuyla birlikte genişçe ayıklanması. Bu öneri, yoğun filizlenmiş veya yeşillenmiş patateslerin ayıklanarak mutlaka yenebileceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kabuğuyla tüketim için de taze ve hasarsız patatesler tercih edilmeli. Kurumuş, belirgin biçimde yaşlanmış veya yoğun filizlenmiş patatesleri değerlendirmeye çalışmak yerine tüketimden çıkarmak gerekiyor.</p>

<p>Haşlamak veya kızartmak riski ortadan kaldırır mı?</p>

<p>Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesinin (EFSA) değerlendirmesine göre soyma, haşlama ve kızartma glikoalkaloid miktarını azaltabiliyor. Ancak azalma, hazırlama yöntemine göre büyük ölçüde değişiyor.</p>

<p>İncelenen çalışmalarda soyma sonrasında yüzde 25–75, suda haşlamada yüzde 5–65 arasında azalma bildirilmiş. Bu aralıklar, evde hazırlanan her patates için aynı sonucun alınacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Başlangıçtaki miktar bilinmediğinden, “İyice pişirirsem sorun kalmaz” düşüncesi güvenilir bir yaklaşım değil. BfR, bileşiklerin bir kısmı suya geçebildiği için patatesin haşlama suyunun yeniden kullanılmamasını da öneriyor.</p>

<p>Patatesi nasıl saklamalı?</p>

<p>Patatesler serin, karanlık ve kuru bir yerde saklanmalı. Hazırlamadan önce yeşillenme, yoğun filizlenme ve kuruma açısından kontrol edilmeli.</p>

<p>Patates yemeğinde belirgin acı tat fark edilirse tüketmeye devam edilmemeli. Güvenliği anlamak için şüpheli patatesin tadına bakılmamalı.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Patates tüketiminin ardından bulantı, kusma, karın ağrısı veya ishal gelişirse, özellikle çocuklarda ya da belirtiler şiddetliyse sağlık kuruluşuna başvurun. Bu belirtiler tek başına solanin zehirlenmesi tanısı koydurmaz.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Alman Federal Risk Değerlendirme Enstitüsü (BfR). Frequently asked questions about solanine (glycoalkaloids) in potatoes. 23 Nisan 2018.</p>

<p>2. EFSA CONTAM Panel. Risk assessment of glycoalkaloids in feed and food, in particular in potatoes and potato-derived products. EFSA Journal. 2020;18(8):6222. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/filizlenen-patates-yenir-mi-ne-zaman-ayiklanmali-ne-zaman-atilmali</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 11:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3936.jpeg" type="image/jpeg" length="94061"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2.229 Hastada Araştırıldı: Kan Tahlili Ameliyat Sonrası Enfeksiyon Riskini Gösterebilir mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/2229-hastada-arastirildi-kan-tahlili-ameliyat-sonrasi-enfeksiyon-riskini-gosterebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/2229-hastada-arastirildi-kan-tahlili-ameliyat-sonrasi-enfeksiyon-riskini-gosterebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi ile afiliye İstanbul Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi araştırmacılarının 2.229 hastanın verilerini inceleyerek gerçekleştirdiği çalışma, kalça kırığı ameliyatları sonrasında gelişebilen enfeksiyon riskinin rutin kan tahlilleriyle önceden değerlendirilebileceğini gösterdi. Uluslararası bilim dergisi BMC Musculoskeletal Disorders’da yayımlanan araştırmada, dört kan değerinden hesaplanan HALP skorunun enfeksiyon riskiyle güçlü bir ilişki gösterdiği belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kalça kırığı nedeniyle ameliyat edilen yaşlı hastalarda en önemli komplikasyonlardan biri olan cerrahi alan enfeksiyonları, iyileşme sürecini zorlaştırabiliyor. İstanbul’da 2.229 hastanın verileriyle gerçekleştirilen yeni bir araştırma, hastaneye başvuru sırasında yapılan rutin kan tahlillerinin ameliyat sonrası enfeksiyon riskini önceden belirlemeye yardımcı olabileceğini ortaya koydu.</p>

<p>Sağlık Bakanlığına bağlı, Sağlık Bilimleri Üniversitesi ile afiliye İstanbul Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinden Can Burak Özkan, Mustafa Yerli, Ali Yüce, Barış Arslan, Tahsin Olgun Bayraktar, Nazım Erkurt, Kamil Berkay Akdere ve Hakan Gürbüz tarafından yürütülen çalışma, uluslararası hakemli bilim dergisi BMC Musculoskeletal Disorders’da 3 Kasım 2026 tarihinde yayımlandı.</p>

<p>2.229 Hastanın Verileri İncelendi</p>

<p>Araştırmada, Ocak 2014 ile Nisan 2026 tarihleri arasında kalça kırığı nedeniyle ameliyat edilen 60 yaş ve üzerindeki 2.229 hastanın sağlık kayıtları değerlendirildi.</p>

<p>Bilim insanları, hastaların hastaneye kabul edildikleri sırada alınan ilk kan örneklerinden hesaplanan çeşitli laboratuvar göstergelerini inceledi.</p>

<p>Amaç, bu değerlerin ameliyattan sonraki 90 gün içerisinde gelişen cerrahi alan enfeksiyonlarını öngörmede ne kadar etkili olduğunu belirlemekti.</p>

<p>Araştırmada özellikle HALP adı verilen ve dört farklı kan değerinden hesaplanan bir skorun sonuçları dikkat çekti.</p>

<p>Dört Kan Değeri Enfeksiyon Riski Hakkında Bilgi Verebilir</p>

<p>HALP skoru; hemoglobin, albümin, lenfosit ve trombosit değerleri kullanılarak hesaplanıyor.</p>

<p>Hemoglobin kanın oksijen taşıma kapasitesi, albümin beslenme durumu ve çeşitli hastalık süreçleri, lenfositler bağışıklık sistemi, trombositler ise pıhtılaşma ve iltihabi süreçlerle ilgili bilgiler sağlıyor.</p>

<p>Araştırmacılar, bu dört değerin birlikte değerlendirilmesinin hastanın genel durumu ve ameliyat sonrası enfeksiyon riski hakkında önemli ipuçları sunabileceğini belirledi.</p>

<p>Çalışmada, ameliyat sonrası cerrahi alan enfeksiyonu gelişen hastaların HALP skorlarının, enfeksiyon gelişmeyen hastalara kıyasla anlamlı derecede düşük olduğu görüldü.</p>

<p>Enfeksiyon Riskini Ayırt Etmede Güçlü Sonuç</p>

<p>Araştırmada HALP skorunun enfeksiyon gelişen ve gelişmeyen hastaları ayırt etme performansı, AUC adı verilen istatistiksel ölçüte göre 0,891 olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu sonuç, incelenen hasta grubunda güçlü bir ayırt etme performansına işaret ediyor.</p>

<p>HALP skoru, araştırmada değerlendirilen diğer laboratuvar göstergeleri arasında en yüksek performansı sergiledi.</p>

<p>Ayrıca yaş ve diğer klinik özellikler gibi çeşitli değişkenlerin hesaba katıldığı istatistiksel analizlerde de HALP skoru ile enfeksiyon gelişimi arasındaki ilişki anlamlılığını korudu.</p>

<p>Ancak 0,891’lik AUC değeri, testin enfeksiyonu yüzde 89,1 doğrulukla tahmin ettiği anlamına gelmiyor. Bu değer, enfeksiyon gelişen ve gelişmeyen hastaları birbirinden ayırma yeteneğini gösteriyor.</p>

<p>Ek Kan Testine İhtiyaç Duyulmayabilir</p>

<p>Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, HALP skorunun hastanelerde yaygın olarak yapılan rutin kan tahlillerinden hesaplanabilmesi.</p>

<p>Bu nedenle yöntem, ileride farklı araştırmalarla doğrulanması hâlinde, hastalara ilave kan testi yapılmasına gerek kalmadan ameliyat öncesi risk değerlendirmesine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Enfeksiyon riski yüksek hastaların önceden belirlenmesi, ameliyat sonrası takip sıklığının ve koruyucu bakım uygulamalarının hastanın ihtiyaçlarına göre planlanmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak araştırma, HALP skoruna dayalı bir uygulamanın enfeksiyonları azalttığını doğrudan göstermiyor.</p>

<p>Yaşlı Hastalarda Ameliyat Sonrası Enfeksiyon Neden Önemli?</p>

<p>Kalça kırıkları, özellikle ileri yaşlarda hareket kabiliyetini ve günlük yaşam bağımsızlığını olumsuz etkileyebilen ciddi sağlık sorunları arasında bulunuyor.</p>

<p>Ameliyat sonrasında gelişen enfeksiyonlar ise iyileşme süresinin uzamasına, hastanede daha uzun süre kalınmasına, ek antibiyotik tedavilerine ve bazı durumlarda yeniden cerrahi müdahaleye yol açabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle enfeksiyon gelişme olasılığı yüksek hastaların ameliyattan önce belirlenmesi, ortopedi ve travmatoloji alanındaki önemli araştırma konularından biri olmayı sürdürüyor.</p>

<p>Araştırma Klinik Uygulamaları Değiştirebilir mi?</p>

<p>Araştırmacılar, HALP skorunun yaşlı kalça kırığı hastalarında ameliyat sonrası enfeksiyon riskini değerlendirmek için kolay ulaşılabilir ve potansiyel olarak yararlı bir gösterge olabileceği sonucuna ulaştı.</p>

<p>Bununla birlikte araştırmanın tek merkezde gerçekleştirilmesi ve geçmiş hasta kayıtlarına dayanması önemli sınırlılıklar arasında yer alıyor.</p>

<p>HALP skorunun klinik uygulamada standart bir risk değerlendirme aracı olarak kullanılabilmesi için farklı hastanelerde, daha geniş hasta gruplarıyla ve ileriye dönük çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Çalışmanın sonuçları, mevcut laboratuvar verilerinin hasta güvenliğini geliştirmek amacıyla daha etkin kullanılabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>HALP skoru, cerrahi alan enfeksiyonunun kesin tanısını koyan veya enfeksiyon gelişimini tek başına güvenilir biçimde öngören bir test değildir. Ameliyat öncesi ve sonrası risk değerlendirmesi, hastanın genel sağlık durumu, klinik bulguları ve diğer risk faktörleri dikkate alınarak hekimler tarafından yapılmalıdır.</p>

<p>KAYNAK</p>

<p>Özkan CB, Yerli M, Yüce A, Arslan B, Bayraktar TO, Erkurt N, Akdere KB, Gürbüz H. HALP score at hospital admission is associated with 90-day surgical site infection following geriatric hip fracture surgery: a retrospective cohort study. BMC Musculoskeletal Disorders, 3 Kasım 2026.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/2229-hastada-arastirildi-kan-tahlili-ameliyat-sonrasi-enfeksiyon-riskini-gosterebilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 10:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/i-m-g-3931.jpeg" type="image/jpeg" length="10531"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ortopedinin simgesi neden eğri bir ağaç? Nicolas Andry’nin 1741 tarihli kitabı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ortopedinin-simgesi-neden-egri-bir-agac-nicolas-andrynin-1741-tarihli-kitabi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ortopedinin-simgesi-neden-egri-bir-agac-nicolas-andrynin-1741-tarihli-kitabi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fransız hekim Nicolas Andry, 1741’de çocuklarda bacak eğriliğini anlatırken gövdesi bir kazığa bağlanmış genç bir ağacı örnek gösterdi. Anne babalar için yazdığı kitaptaki bu gravür, zamanla ortopedi kuruluşlarının armalarına girdi. Kitabın ilgili bölümü, çizimin omurgayla ilişkilendirilen yaygın yorumuna da açıklık getiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gövdesi kıvrılan genç bir ağaç, kendisinden daha düz ve kalın bir kazığa bağlanmış. Bağlar gövdenin çevresinde dolanıyor, yapraklı dallar ise yukarı doğru uzanıyor. Nicolas Andry’nin 1741’de Paris’te yayımladığı L’Orthopédie’nin birinci cildinde yer alan gravürün anlamı, kitabın bacaklara ayrılan bölümünde ortaya çıkıyor. Fransız hekim, çocuklarda bacak eğriliğine karşı önerdiği desteği, bahçede bir fidanın gövdesine yön vermek için kullanılan kazığa benzetiyordu. İki yüzyıl sonra aynı ağaç, Britanya Ortopedi Birliği’nin armasında karşımıza çıkacaktı. Bir aile rehberindeki çizim, aradan geçen zamanda bir mesleğin kendini tanıtmak için kullandığı işaretlerden biri olmuştu. [1, 2, 5]<br />
Gravürün anahtarı bacaklara ayrılan bölümde<br />
Andry, eserin üçüncü kitabında kolları, elleri, bacakları ve ayakları ele alır. Bacak eğriliklerine ayrılan bölümde küçük bir demir levha ile bez sargıdan oluşan bir destek tarif eder. Eğrilik üzerinde zamanla etkili olacağını düşündüğü bu düzeneği açıklarken genç bir ağacın eğri gövdesinin düzeltilmesini örnek verir. Gravürdeki kazık desteği, gövdenin çevresindeki bağlar ise desteğin nasıl iş gördüğünü görünür kılar. Bir bahçecilik işi, okurun gözünde canlandırabileceği bir tıbbi benzetmeye dönüşür. [1–3]<br />
Eğri ağacı omurga biçimine benzetmek kolaydır. Nitekim ortopedi tarihçisi Rémi Kohler, görselin skolyoz düzeltmesini anlattığı yorumuyla karşılaşıldığını belirtir. Kitapta omurga eğrilikleri de ele alınır. Ancak Andry’nin ağaca gönderme yaptığı pasaj bacak eğriliği bölümündedir. Birinci ciltte 282. sayfayla ilişkilendirilen gravürün özgün anlamını belirleyen de gövdenin biçiminden önce bu metinsel bağlantıdır. [1–3]<br />
Andry kitabı kimin için yazmıştı?<br />
Nicolas Andry de Bois-Regard (1658–1742), Paris Tıp Fakültesi’nde görev yapan bir hekimdi. 1724–1726 arasında fakültenin dekanlığını yaptı. L’Orthopédie’yi meslektaşlarına yönelik bir cerrahi el kitabı olarak anne babalara ve çocuk yetiştiren diğer kişilere yönelik bir rehber olarak kurguladı. İlk baskının uzun alt başlığı, çocuklardaki bedensel biçim bozukluklarını önleme ve düzeltme yollarının bu okurların uygulayabileceği biçimde anlatılacağını bildiriyordu. Eser iki cilt hâlinde yayımlandı. İngilizce çevirisinin Londra baskısı 1743 tarihlidir. [1, 3, 4, 6]<br />
Bu okur kitlesi, kitabın konularını da açıklıyor. Andry, çocukların nasıl oturduğuna, giysilerinin hareketi kısıtlayıp kısıtlamadığına ve mobilyaların boylarına uyup uymadığına dikkat çekiyordu. Dişler, baş ve yüz de kitabın kapsamındaydı. Tıp tarihçisi Isabelle Coquillard’ın gösterdiği gibi Andry, bedensel egzersizi çocuk yetiştirmenin ve sağlığı korumanın bir parçası olarak ele alıyordu. Bakım verenlerin gündelik kararları, onun gözünde hekimin yazmaya değer bulduğu meselelerdi. [3, 4, 7]<br />
Bu yaklaşımın bir de toplumsal yönü vardı. Andry için yürüyüş ve duruş, bedenin işleyişi kadar çocuğun toplum içinde nasıl görüldüğüyle ilgiliydi. Zarafet ve beden oranlarına verdiği önem, dönemin görünüş ve görgü ölçülerini yansıtır. Bu yüzden kitapta hareketi kolaylaştırmaya dönük tavsiyelerle çocuğun belli bir duruşa alıştırılmasına yönelik beklentiler yan yana durur. Fidan benzetmesi de bu iki kaygıya birden sesleniyordu. Büyüyen bedene yardım etme fikriyle bedene nasıl bir biçim verilmesi gerektiğine dair kabuller aynı resimde buluşuyordu. [4, 7]<br />
Bir kitap adı nasıl bir uzmanlığın adı oldu?<br />
Andry, orthopédie sözcüğünü Yunanca orthos (düz, doğru) ile pais (çocuk, tamlayan biçimi paidos) köklerinden türetti. Çocuk sözcüğünün adda yer alması, 1741’deki projenin odağını gösterir. Andry’nin katkısı, çocuklukta görülen bedensel biçim bozukluklarının önlenmesini ve düzeltilmesini bir kitapta bir araya getirip bu uğraşa bir ad vermesiydi. [1, 3, 4, 7]<br />
Çocuklardaki biçim bozukluklarına ilişkin uygulamaların geçmişi daha eskiydi. Tıp tarihçisi Leonard F. Peltier, 1616’da yayımlanan ve Felix Würtz’e atfedilen bir çocuk cerrahisi metninde, sargıyla biçim verme tartışılırken çocuğun büyümesinin genç bir dala benzetildiğine dikkat çeker. Andry’nin gravürüyle bu metin arasında doğrudan bir aktarım kurmak için ayrıca belge gerekir. Önceki örnek, bitki büyümesinin çocuk bedenini anlatmak için Andry’den önce de kullanıldığını gösterir. [8]<br />
Kitabın başlığındaki sözcük, Diderot ve d’Alembert’in Encyclopédie’sinde de yer buldu. Kohler’in aktardığı ilgili levhada, bir ağacı doğrultmaya çalışan çocuk görülür. Yüzyılın sonuna doğru sözcük bir tedavi kurumunun adı olarak da kullanılmaya başladı. Jean-André Venel, 1780’de Orbe’de bir ortopedi kurumu geliştirmeye girişti. Burada hastalar kalabiliyor, tedavide kullanılan destekler kurumun atölyesinde hazırlanabiliyordu. Andry’nin aileye seslendiği yerde Venel’in örneği, bu alandaki bakımın nasıl ayrı bir kurum etrafında örgütlenebildiğini gösterir. [3, 8]<br />
On dokuzuncu yüzyılda tendon kesisi gibi ameliyatların kullanıma girmesi ve ortopediye ayrılmış klinik hizmetlerin gelişmesiyle sözcüğün kapsamı genişledi. Bugün ortopedi, her yaştan insanın kemik, eklem, kas, tendon ve bağ hastalıkları ile yaralanmalarını kapsar. Çocuk bakımına dönük bir kitabın adı, zamanla çocukları ve yetişkinleri kapsayan bir uzmanlık alanının adı hâline geldi. [3, 8, 9]<br />
Bir kitap resminden meslek armasına<br />
Ağacın kurumsal kullanımına dair tarihli örneklerden biri Britanya Ortopedi Birliği’ne aittir. Birliğe 1952’de verilen armanın tepelik bölümünde, Andry’nin ağacına benzer biçimde desteklenmiş bir çınar bulunur. Birliğin yayımladığı arma tarihi, çınarı Hipokrat’la ilişkilendirilen ağaç geleneğine de bağlar. Fransız Ortopedik Cerrahi ve Travmatoloji Derneği ile Fransız Çocuk Ortopedisi Derneği’nin Kohler tarafından belgelenen logolarında ise aynı fidan motifi farklı biçimlerde yorumlanmıştır. [3, 5]<br />
Britanya armasının 1952 tarihi, motifin o tarihte kurumsal kullanımda olduğunu belgeler. Motifi ilk hangi kuruluşun, hangi yıl arma olarak seçtiği ise açık kalır. Çizimin farklı armalara uyarlanabilmesinde biçiminin payı olduğu düşünülebilir. Eğri gövde ile düz dayanak arasındaki karşıtlık, desteğin ne işe yaradığını tek bakışta anlatır. Kuruluşlar ağacın türünü, çizim üslubunu ya da çevresindeki işaretleri değiştirse de bu ilişki görünür kalır. [3, 5, 8]<br />
Andry’nin demir levha ve sargı tarifi, 18. yüzyıldaki bir tedavi önerisinin kaydıdır. Bu tarif, Andry’nin büyüyen bedene ilişkin düşüncesini anlamamızı sağlar. Yöntemin hangi çocuklarda uygulandığı ve ne sonuç verdiği, gravürden ve tariften çıkarılamaz. Çocuk büyüten aileler için tasarlanmış bir açıklama, zamanla o aile rehberinin ötesine geçen bir uzmanlığın tanınabilir işaretine dönüşmüştür. [1, 3, 5, 9]<br />
Kaynaklar<br />
Andry de Bois-Regard N. L’Orthopédie, ou l’art de prevenir et de corriger dans les enfans, les difformités du corps. Paris, 1741. Bibliothèque interuniversitaire de santé, cilt I, 34866 (1). İlgili pasaj için 1743 Brüksel baskısı, George Fricx, cilt I, kitap III, “Jambes courbes”.<br />
National Library of Medicine. A tree bound to a stake in an effort to correct the curvature of the trunk. 1741 baskısından gravür. NLM 101434343.<br />
Kohler R. “Nicolas Andry de Bois-Regard (Lyon 1658–Paris 1742): The inventor of the word ‘orthopaedics’ and the father of parasitology.” Journal of Children’s Orthopaedics. 2010, 4(4), 349–355.<br />
Coquillard I. “Nicolas Andry (1658–1742) et l’orthopédie pédiatrique.” e.sfhm. 2019, sayı 2.<br />
British Orthopaedic Association. “History of the BOA Crest.” David Dandy’nin arma tarihi yazısı.<br />
Andry N. Orthopaedia; or, the art of correcting and preventing deformities in children. Londra, A. Millar, 1743. Wellcome Collection, EPB/A/11015.<br />
Kirkup J. “Nicolas Andry et l’orthopédie.” Histoire des sciences médicales. 1994, 28(3), 205–209.<br />
Peltier LF. Orthopedics: A History and Iconography. San Francisco, Norman Publishing, 1993. Bölüm 2, “The Origin of Orthopedics”.<br />
American Academy of Orthopaedic Surgeons. “What Is an Orthopaedic Surgeon?” OrthoInfo.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ortopedinin-simgesi-neden-egri-bir-agac-nicolas-andrynin-1741-tarihli-kitabi</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Nov 2026 08:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/11/ortopedinin-simgesi-200kb.webp" type="image/jpeg" length="90347"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42259"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="32229"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88841"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15097"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46069"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="15097"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
