<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 30 Sep 2026 08:43:13 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ozempic ve Mounjaro Karşılaştırıldı: Yeni Çalışmada Kalp-Damar Sonuçları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ozempic-ve-mounjaro-karsilastirildi-yeni-calismada-kalp-damar-sonuclari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ozempic-ve-mounjaro-karsilastirildi-yeni-calismada-kalp-damar-sonuclari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tip 2 diyabetli yüz binlerce kişinin sağlık kayıtlarının incelendiği yeni gerçek yaşam analizinde, Ozempic dozunu 1 mg’dan 2 mg’a çıkaranlarda majör kalp-damar olayları, Mounjaro’ya geçenlere göre yüzde 6 daha düşük görüldü. Ancak araştırma gözlemsel olduğu için iki ilaç arasında doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurulamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tip 2 diyabet tedavisinde yaygın kullanılan semaglutid ve tirzepatide ilişkin yeni bir karşılaştırma, Avrupa Diyabet Araştırmaları Derneği'nin 2026 yıllık toplantısında gündeme geldi.</p>

<p>COMPETE SWITCH CV adı verilen gerçek yaşam analizinde, haftada bir kez semaglutid 1 mg kullanan tip 2 diyabet hastalarında iki farklı tedavi stratejisinin kalp-damar sonuçları karşılaştırıldı.</p>

<p>Araştırmacılar, Ozempic olarak bilinen semaglutidin dozunu 1 mg’dan 2 mg’a çıkaran hastalar ile tedavisi Mounjaro olarak bilinen tirzepatide değiştirilen hastaları inceledi.</p>

<p>YÜZ BİNLERCE HASTANIN VERİSİ İNCELENDİ</p>

<p>Araştırmanın genel veri setinde 636 bin 525 tip 2 diyabetli yetişkin yer aldı.</p>

<p>Kardiyovasküler sonlanımların değerlendirildiği bölümde ise semaglutid dozunu 2 mg’a çıkaran 185 bin 705 kişi ile tirzepatide geçen 23 bin 104 kişinin sonuçları karşılaştırıldı.</p>

<p>Çalışmada ABD'deki geniş bir sağlık sigortası ve sağlık hizmeti kayıt veri tabanı kullanıldı.</p>

<p>Araştırma geriye dönük ve gözlemsel olarak gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KALP KRİZİ, İNME VE ÖLÜM BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLDİ</p>

<p>Araştırmanın ana değerlendirme noktalarından biri majör olumsuz kardiyovasküler olaylar oldu.</p>

<p>Bu birleşik sonuç kapsamında tüm nedenlere bağlı ölüm, kalp krizi ve inme olayları incelendi.</p>

<p>Analize göre semaglutid dozunu 1 mg’dan 2 mg’a çıkaran hastalarda bu olayların görülme riski, tirzepatide geçen gruba kıyasla istatistiksel olarak yüzde 6 daha düşük bulundu.</p>

<p>Araştırmacılar farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğunu bildirdi.</p>

<p>Ancak yüzde 6'lık sonuç, Ozempic'in Mounjaro'dan kesin olarak daha güvenli veya daha üstün olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>OZEMPIC MOUNJARO'DAN DAHA MI GÜVENLİ?</p>

<p>Mevcut çalışma bu soruya kesin bir yanıt vermiyor.</p>

<p>Bunun en önemli nedeni araştırmanın randomize ve doğrudan karşılaştırmalı bir klinik çalışma olmaması.</p>

<p>Hastaların hangi ilacı kullandığı araştırmacılar tarafından rastgele belirlenmedi. Tedavi değişiklikleri gerçek yaşam koşullarında doktor ve hastaların kararları doğrultusunda gerçekleşti.</p>

<p>Bu nedenle yaş, eşlik eden hastalıklar, önceki tedaviler, ilaç kullanımına uyum ve sağlık hizmetlerine erişim gibi ölçülmeyen faktörler sonuçları etkilemiş olabilir.</p>

<p>Araştırmacılar da gerçek yaşam verilerinin tedaviler arasında ilişki gösterebileceğini ancak tek başına neden-sonuç ilişkisini kanıtlayamayacağını vurguluyor.</p>

<p>HASTALARIN ÇOĞU OZEMPIC 1 MG'DA KALDI</p>

<p>Araştırmada başlangıçta semaglutid 1 mg kullanan 636 bin 525 yetişkinin tedavi değişimleri de takip edildi.</p>

<p>İlk 365 gün içinde hastaların yüzde 67,2'si semaglutid 1 mg kullanmaya devam etti.</p>

<p>Yüzde 29,2'sinin dozu 2 mg’a çıkarılırken yüzde 3,6'sı tirzepatide geçti.</p>

<p>720 günlük takipte semaglutid 1 mg kullanmaya devam edenlerin oranı yüzde 57,4'e geriledi.</p>

<p>Bu dönemde hastaların yüzde 36,9'u semaglutid 2 mg’a çıkarken yüzde 5,7'si tirzepatide geçmişti.</p>

<p>MOUNJARO DOZLARI DA ZAMAN İÇİNDE ARTIRILDI</p>

<p>Tirzepatide geçen hastalar tedaviye çoğunlukla 2,5 mg veya 5 mg dozlarından başladı.</p>

<p>Takip sırasında doktorlar hastaların ihtiyacına göre tirzepatide dozunu artırabildi.</p>

<p>Tirzepatide geçen hastaların yaklaşık yüzde 31'inin takip sürecinde 10 mg veya daha yüksek dozlara ulaştığı bildirildi.</p>

<p>GÜVENLİLİK SONUÇLARI BU ÇALIŞMADA İNCELENMEDİ</p>

<p>Çalışmanın önemli sınırlamalarından biri de yan etkilerin ve genel ilaç güvenliliğinin değerlendirilmemesi.</p>

<p>Dolayısıyla araştırmanın sonuçlarından hareketle iki ilacın yan etki profilleri veya genel güvenlilikleri konusunda karşılaştırmalı bir yargıya varmak mümkün değil.</p>

<p>Ayrıca çalışma ABD sağlık kayıtlarından elde edilen verilere dayanıyor. Bu nedenle sonuçların farklı ülkelerdeki tüm hasta gruplarına aynı şekilde uygulanıp uygulanamayacağı bilinmiyor.</p>

<p>ÇALIŞMANIN DESTEKLEYİCİSİ NOVO NORDISK</p>

<p>COMPETE SWITCH analizinin semaglutide ilişkin sonuçları Ozempic'in üreticisi Novo Nordisk tarafından açıklandı.</p>

<p>Bu durum araştırmanın değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken unsurlardan biri.</p>

<p>Bulguların bağımsız çalışmalar ve özellikle randomize doğrudan karşılaştırmalı klinik araştırmalarla desteklenmesi, semaglutid ve tirzepatide arasındaki kardiyovasküler farkın daha net anlaşılmasını sağlayabilir.</p>

<p>HASTALAR TEDAVİLERİNİ KENDİLERİ DEĞİŞTİRMEMELİ</p>

<p>Ozempic ve Mounjaro reçeteli ilaçlardır ve farklı hastalarda tedavi tercihi yalnızca kalp-damar sonuçlarına göre yapılmaz.</p>

<p>Kan şekeri kontrolü, kilo, eşlik eden hastalıklar, kullanılan diğer ilaçlar, yan etkiler ve kişisel riskler tedavi kararında birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle mevcut araştırma sonuçları gerekçe gösterilerek ilaç dozunun artırılması, ilacın bırakılması veya başka bir ilaca geçilmesi uygun değildir. Tedavi değişikliklerinin hekim değerlendirmesiyle yapılması gerekir. </p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>• European Association for the Study of Diabetes (EASD) 2026 – COMPETE SWITCH CV, LBA 44: “Major Adverse Cardiovascular Events in Adults With Type 2 Diabetes Escalating to Semaglutide 2.0 mg vs Switching to Tirzepatide”</p>

<p>• Novo Nordisk – 29 Eylül 2026 tarihli COMPETE SWITCH CV gerçek yaşam analizi duyurusu</p>

<p>• Reuters Health – 29 Eylül 2026, Ozempic ve Mounjaro’nun kardiyovasküler sonuçlarının karşılaştırıldığı EASD 2026 haberi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ozempic-ve-mounjaro-karsilastirildi-yeni-calismada-kalp-damar-sonuclari</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1624.jpeg" type="image/jpeg" length="10947"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[131. Dönem DHY İsim Listeleri Açıklandı: Hekimler İçin 2 Ekim Uyarısı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/131-donem-dhy-isim-listeleri-aciklandi-hekimler-icin-2-ekim-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/131-donem-dhy-isim-listeleri-aciklandi-hekimler-icin-2-ekim-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, 131. Dönem Devlet Hizmeti Yükümlülüğü Kurasına alınacak tabip ve uzman tabiplerin isim listelerini yayımladı. Eş veya sağlık mazeretiyle atanma talebinde bulunacak hekimlerin başvurularını 2 Ekim 2026 saat 18.00’e kadar EKİP üzerinden tamamlaması gerekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Sağlık Bakanlığı, hekimlerin yakından takip ettiği 131. Dönem Devlet Hizmeti Yükümlülüğü Kurasında yeni aşamaya geçti.</p>

<p>Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından 29 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan duyuruyla birlikte 131. Dönem DHY Kurasına ilişkin ilan metni ile kuraya alınacak tabip ve uzman tabiplerin isim listeleri erişime açıldı.</p>

<p>Eş ve sağlık mazereti başvuruları başladı</p>

<p>Kuraya alınan hekimlerden eş durumu veya sağlık mazereti nedeniyle atanma talebinde bulunacakların ayrıca başvuru yapması gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık Bakanlığının ilanına göre mazeret başvuruları 29 Eylül 2026 tarihinde başladı. Başvurular 2 Ekim 2026 Cuma günü saat 18.00’de sona erecek.</p>

<p>Başvurular Sağlık Bakanlığının Entegre Kurumsal İşlem Platformu (EKİP) üzerinden gerçekleştirilecek.</p>

<p>Bu nedenle isim listesinde yer alan ve eş ya da sağlık mazeretinden yararlanmak isteyen hekimlerin son başvuru tarihini kaçırmaması önem taşıyor.</p>

<p>Kimler 131. Dönem DHY Kurasına alındı?</p>

<ol start="131">
 <li>Dönem Devlet Hizmeti Yükümlülüğü sürecinde, tıp fakültelerinden mezun olan tabipler ile uzmanlık eğitimini tamamlayan uzman tabiplerin işlemleri değerlendirildi.</li>
</ol>

<p>Bakanlığın daha önce açıkladığı takvime göre tıp fakültesi mezunlarının mezuniyet bilgilerinin ve uzman tabiplerin uzmanlık tesciline esas belgelerinin 25 Eylül 2026 saat 18.00’e kadar Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğüne ulaşması gerekiyordu.</p>

<p>Yapılan değerlendirme sonucunda tescil işlemleri tamamlanan hekimler 131. Dönem DHY Kurası kapsamına alındı.</p>

<p>Daha önce Devlet Hizmeti Yükümlüsü olarak atanmasına rağmen görevine hiç başlamayan veya yükümlülük süresi tamamlanmadan görevinden ayrılan bazı tabip ve uzman tabiplerin de mevzuatta belirtilen şartları taşımaları halinde bu dönem için başvuru yapabilmelerine imkân tanındı.</p>

<p>DHY nedir?</p>

<p>Devlet Hizmeti Yükümlülüğü, tıp fakültesinden mezun olan hekimler ile uzmanlık eğitimini tamamlayan uzman hekimlerin belirli süreyle devlet hizmetinde görev yapmasını öngören uygulama olarak yürütülüyor.</p>

<p>Hekimlerin görev yapacağı sağlık kuruluşları ve yerleştirme süreçleri Sağlık Bakanlığının her dönem için yayımladığı kura takvimi doğrultusunda belirleniyor.</p>

<p>Hekimler 2 Ekim saat 18.00’e dikkat</p>

<ol start="131">
 <li>Dönem DHY sürecinde şu anda en yakın kritik tarih 2 Ekim 2026.</li>
</ol>

<p>Eş veya sağlık mazeretine bağlı atanma talebinde bulunacak hekimlerin EKİP sistemindeki işlemlerini bu tarihte saat 18.00’e kadar tamamlaması gerekiyor.</p>

<p>Kuraya ilişkin sonraki aşamalarda münhal kadrolar, tercih işlemleri ve kura sonuçları için Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanacak resmî duyuruların takip edilmesi gerekiyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/131-donem-dhy-isim-listeleri-aciklandi-hekimler-icin-2-ekim-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 07:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7321-1.jpeg" type="image/jpeg" length="51851"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[THE 2027 Dünya Üniversite Sıralaması Açıklandı: Türkiye’den Üniversitelerin Yeri Belli Oldu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/the-2027-dunya-universite-siralamasi-aciklandi-turkiyeden-universitelerin-yeri-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/the-2027-dunya-universite-siralamasi-aciklandi-turkiyeden-universitelerin-yeri-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Times Higher Education (THE) World University Rankings 2027 açıklandı. Oxford dünya birinciliğini korurken Türkiye’den Koç Üniversitesi ve ODTÜ 326–350 bandında yer aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Times Higher Education (THE) tarafından hazırlanan World University Rankings 2027 sonuçları açıklandı. Dünyanın önde gelen yükseköğretim sıralamalarından biri olan listede üniversiteler; öğretim, araştırma ortamı, araştırma kalitesi, uluslararası görünüm ve sanayi ile ilişkiler gibi temel göstergeler üzerinden değerlendirildi.</p>

<p>2027 sıralamasında önceki yıllara göre daha dar ve ayrıntılı sıralama bantları kullanılması dikkat çekti.</p>

<p>OXFORD DÜNYA BİRİNCİSİ</p>

<p>THE World University Rankings 2027’de University of Oxford dünya birinciliğini korudu. Massachusetts Institute of Technology (MIT) ikinci, Princeton University üçüncü sırada yer aldı.</p>

<p>Dünya genelinde ilk 10 üniversite şöyle sıralandı:</p>

<p>1. University of Oxford<br />
2. Massachusetts Institute of Technology (MIT)<br />
3. Princeton University<br />
4. Stanford University<br />
5. University of Cambridge<br />
6. Harvard University<br />
7. California Institute of Technology (Caltech)<br />
8. Imperial College London<br />
9. University of California, Berkeley<br />
10. Yale University</p>

<p>Çin’den Tsinghua University ise 11’inci sıraya yükselerek ilk 10’un hemen arkasında yer aldı.</p>

<p>TÜRKİYE’DE KOÇ VE ODTÜ 326–350 BANDINDA</p>

<p>THE’nin Türkiye filtresinde Koç Üniversitesi ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi 326–350 dünya sıralaması bandında yer aldı.</p>

<p>Sabancı Üniversitesi 376–400, Boğaziçi Üniversitesi ise 401–450 bandında bulunuyor.</p>

<p>Bilkent Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi 651–700 dünya sıralaması bandında yer aldı.</p>

<p>Türkiye’den gönderilen THE 2027 sıralama kesitlerinde yer alan üniversitelerin dünya sıralama bantları şöyle:</p>

<p>326–350 BANDI</p>

<p>Koç Üniversitesi<br />
Orta Doğu Teknik Üniversitesi</p>

<p>376–400 BANDI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sabancı Üniversitesi</p>

<p>401–450 BANDI</p>

<p>Boğaziçi Üniversitesi</p>

<p>651–700 BANDI</p>

<p>Bilkent Üniversitesi<br />
İstanbul Teknik Üniversitesi</p>

<p>801–1000 BANDI</p>

<p>Abdullah Gül Üniversitesi<br />
Atatürk Üniversitesi<br />
Hacettepe Üniversitesi<br />
İstanbul Nişantaşı Üniversitesi<br />
İstinye Üniversitesi<br />
Özyeğin Üniversitesi<br />
Yıldız Teknik Üniversitesi</p>

<p>1001–1200 BANDI</p>

<p>Anadolu Üniversitesi<br />
Bahçeşehir Üniversitesi<br />
Biruni Üniversitesi<br />
Çankaya Üniversitesi<br />
Erciyes Üniversitesi<br />
Gebze Teknik Üniversitesi<br />
İstanbul Medipol Üniversitesi<br />
İstanbul Üniversitesi<br />
Süleyman Demirel Üniversitesi</p>

<p>1201–1400 BANDI</p>

<p>Akdeniz Üniversitesi<br />
Ankara Üniversitesi<br />
Bartın Üniversitesi<br />
Bingöl Üniversitesi<br />
Fırat Üniversitesi<br />
Gazi Üniversitesi<br />
Hasan Kalyoncu Üniversitesi<br />
İnönü Üniversitesi<br />
İstanbul Gelişim Üniversitesi<br />
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa<br />
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü<br />
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi<br />
Sakarya Üniversitesi<br />
Selçuk Üniversitesi</p>

<p>1401–1600 BANDI</p>

<p>Bezmialem Vakıf Üniversitesi<br />
Dokuz Eylül Üniversitesi<br />
Düzce Üniversitesi<br />
Ege Üniversitesi<br />
Karadeniz Teknik Üniversitesi<br />
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi<br />
Sağlık Bilimleri Üniversitesi<br />
Yaşar Üniversitesi<br />
Yeditepe Üniversitesi</p>

<p>1601–1800 BANDI</p>

<p>Acıbadem Üniversitesi<br />
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi<br />
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi<br />
Çukurova Üniversitesi<br />
Erzurum Teknik Üniversitesi<br />
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi<br />
Gaziantep Üniversitesi<br />
İstanbul Aydın Üniversitesi<br />
İstanbul Medeniyet Üniversitesi<br />
İzmir Ekonomi Üniversitesi<br />
Karabük Üniversitesi<br />
Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi<br />
Kastamonu Üniversitesi<br />
Mardin Artuklu Üniversitesi<br />
Marmara Üniversitesi<br />
Ondokuz Mayıs Üniversitesi<br />
Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi<br />
Tarsus Üniversitesi<br />
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi</p>

<p>1801–2000 BANDI</p>

<p>Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi<br />
Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi<br />
Altınbaş Üniversitesi<br />
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi</p>

<p>THE SIRALAMASI NASIL HAZIRLANIYOR?</p>

<p>Times Higher Education dünya üniversite sıralaması, üniversitelerin yalnızca öğrenci sayısına ya da akademik büyüklüğüne göre hazırlanmıyor.</p>

<p>Değerlendirmede öğretim ortamı, araştırma ortamı, araştırma kalitesi, uluslararası görünüm ve üniversite-sanayi ilişkileri birlikte dikkate alınıyor. Bu nedenle sıralama, üniversitelerin eğitim ve araştırma performansını farklı boyutlarıyla karşılaştırmayı amaçlıyor.</p>

<p>2027 sonuçlarında daha ayrıntılı sıralama bantlarına geçilmesiyle özellikle orta ve alt sıralardaki üniversitelerin dünya ölçeğindeki konumlarının önceki yıllara göre daha dar aralıklarla izlenebilmesi mümkün hale geldi.</p>

<p>Kaynak: Times Higher Education (THE) World University Rankings 2027 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/the-2027-dunya-universite-siralamasi-aciklandi-turkiyeden-universitelerin-yeri-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 06:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1622.jpeg" type="image/jpeg" length="44918"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sakız Çiğnemek Zararlı mı? Faydaları, Riskleri ve Doğru Tercih]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sakiz-cignemek-zararli-mi-faydalari-riskleri-ve-dogru-tercih</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sakiz-cignemek-zararli-mi-faydalari-riskleri-ve-dogru-tercih" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sakız çiğnemek tek başına zararlı değildir. Şekersiz sakız tükürük akışını artırarak dişleri korumaya yardımcı olabilir; ancak uzun ve sık çiğneme çene ağrısını, şişkinlik ve ishali tetikleyebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sakız çiğnemek çoğu sağlıklı kişi için tek başına zararlı bir alışkanlık değil. Hatta şeker içermeyen sakız, özellikle yemeklerden sonra çiğnendiğinde tükürük üretimini artırarak ağızdaki asitlerin nötralize edilmesine ve diş minesinin korunmasına yardımcı olabilir. Ancak sakızın türü, ne kadar süre çiğnendiği ve kişinin çene ya da sindirim sistemi hassasiyeti önemli.</p>

<p>Bu nedenle “Sakız faydalı mı, zararlı mı?” sorusunun tek kelimelik bir yanıtı bulunmuyor. Şekerli sakız diş çürüğü riskini artırabilirken, şekersiz sakız ağız sağlığına destek olabilir. Buna karşılık gün boyunca sürekli sakız çiğnemek bazı kişilerde çene kasları ve çene eklemi üzerinde gereksiz yük oluşturabilir.</p>

<p>Şekersiz sakız neden dişler için daha iyi bir seçenek?</p>

<p>Sakız çiğnemeye başladıktan sonra ağızdaki tükürük üretimi belirgin biçimde artıyor. Tükürük yalnızca ağzın nemli kalmasını sağlamıyor; yiyecek ve içeceklerden sonra oluşan asitlerin etkisinin azaltılmasında da rol oynuyor.</p>

<p>Artan tükürük akışı ağızdaki asitlerin seyreltilmesine yardımcı olurken, içerdiği kalsiyum ve fosfat gibi mineraller diş minesinin yeniden mineral kazanmasını destekleyebiliyor.</p>

<p>Amerikan Diş Hekimleri Birliği, şekersiz sakızın düzenli ağız bakımına ek olarak çürük riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini belirtiyor. Özellikle yemeklerden sonra yaklaşık 20 dakika şekersiz sakız çiğnenmesinin tükürük akışını artırdığına ilişkin klinik veriler bulunuyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım var: Sakız, diş fırçasının veya diş arası temizliğinin yerine geçmiyor. Dişlerin florürlü diş macunuyla düzenli fırçalanması ve diş aralarının temizlenmesi temel ağız bakımının yerini koruyor.</p>

<p>Şekerli sakız neden aynı etkiyi göstermiyor?</p>

<p>Şeker içeren sakızlarda sakaroz, glikoz veya benzeri fermente edilebilir karbonhidratlar bulunabiliyor. Ağızdaki bazı bakteriler bu şekerleri kullanarak asit oluşturuyor. Bu süreç sık tekrarlandığında diş minesinde mineral kaybına ve zamanla çürük gelişimine katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Şekersiz sakızlarda ise xylitol, sorbitol, mannitol ve benzeri tatlandırıcılar kullanılabiliyor. Bunların çürüğe yol açan ağız bakterileri tarafından şekerle aynı şekilde kullanılamaması, şekersiz ürünlerin dişler açısından daha uygun kabul edilmesinin temel nedenlerinden biri.</p>

<p>Xylitol gibi belirli tatlandırıcıların tek başına ayrıca güçlü bir çürük önleyici etkiye sahip olup olmadığı konusunda ise kanıtlar daha sınırlı. Şekersiz sakızın bilinen yararının önemli bölümü doğrudan çiğneme hareketinin tükürük salgısını artırmasından kaynaklanıyor.</p>

<p>Fazla sakız çiğnemek çene eklemine zarar verir mi?</p>

<p>Bu konuda kanıtlar tamamen siyah-beyaz değil. Sakız çiğnemenin sağlıklı kişilerde doğrudan temporomandibular eklem bozukluğuna neden olduğu kesin olarak gösterilmiş değil.</p>

<p>Buna karşılık 2025 yılında yayımlanan sistematik incelemede, sakız çiğneme sıklığı ve süresi arttıkça bazı çalışmalarda çene kaslarında rahatsızlık ve temporomandibular bozukluk belirtilerinin daha sık görülebildiği bildirildi. İncelemedeki çalışmaların sonuçları birbirinden farklı olduğu için doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurmak mümkün değil.</p>

<p>Pratik açıdan önemli nokta şu: Gün boyunca saatlerce sakız çiğnemek çene kaslarını sürekli çalıştırır. Özellikle daha önce çene eklemi problemi, diş sıkma veya diş gıcırdatma öyküsü olan kişilerde bu ek yük ağrı ve hassaslığı artırabilir.</p>

<p>Çenede tıklama, ağrı veya baş ağrısı oluyorsa dikkat</p>

<p>Sakız çiğnerken veya sonrasında çene ağrısı, kulak çevresinde rahatsızlık, çene hareketlerinde tıklama ya da kaslarda yorgunluk ortaya çıkıyorsa alışkanlığı azaltmak yararlı olabilir.</p>

<p>Dişlerini sıkan veya geceleri diş gıcırdatan kişilerde çene kasları zaten normalden fazla yük altında olabilir. Bu kişilerde uzun süre sakız çiğnemek rahatsızlığı daha belirgin hale getirebilir.</p>

<p>Sakız gaz ve şişkinlik yapabilir mi?</p>

<p>Bazı kişilerde evet. Sakız çiğnerken daha fazla hava yutulması, hassas kişilerde gaz ve şişkinliğe katkıda bulunabilir.</p>

<p>Şekersiz sakızlarda yaygın olarak kullanılan sorbitol ve bazı diğer şeker alkolleri de bağırsaklardan tamamen emilmez. Yüksek miktarda tüketildiklerinde karın krampları, gaz, şişkinlik veya ishal görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle “şekersiz” ifadesi bir ürünün sınırsız miktarda tüketilebileceği anlamına gelmez. Özellikle gün içinde çok sayıda sakız tüketen ve bağırsak yakınmaları yaşayan kişiler ürünün içerik listesindeki şeker alkollerini kontrol edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yemekten sonra sakız çiğnemek faydalı mı?</p>

<p>Diş sağlığı açısından en anlamlı kullanım şekillerinden biri, yemeklerden sonra şekersiz sakız çiğnemektir. Bunun temel nedeni yemek sonrası azalan ağız pH’sının tükürük üretiminin artmasıyla daha hızlı dengelenebilmesidir.</p>

<p>Amerikan Diş Hekimleri Birliği, bazı şekersiz sakızlarda yemek sonrası yaklaşık 20 dakikalık çiğnemenin tükürük akışını artırarak plak asitlerinin azaltılmasına ve dişlerin korunmasına yardımcı olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Ancak çene eklemi veya çene kası hassasiyeti olan kişiler için bu süre uygun olmayabilir. Ağrı ortaya çıkıyorsa sakızı bırakmak ve yakınmalar devam ediyorsa diş hekimi değerlendirmesi almak daha doğru olur.</p>

<p>Kimler sakız çiğnerken daha dikkatli olmalı?</p>

<p>Çene eklemi rahatsızlığı bulunanlar, diş sıkma veya diş gıcırdatma problemi yaşayanlar ve sakız çiğnedikten sonra düzenli olarak çene ağrısı gelişen kişiler aşırı sakız tüketiminden kaçınmalı.</p>

<p>Yakın zamanda dolgu, implant, kuron veya başka bir diş tedavisi yaptıran kişilerin de özellikle yapışkan ürünler konusunda diş hekiminin önerisini dikkate alması uygun olur.</p>

<p>Şeker alkollerine hassas kişiler fazla miktarda şekersiz sakız tükettiğinde sindirim sistemi yakınmaları yaşayabilir.</p>

<p>Ayrıca bazı şekersiz sakızlar aspartam içerebilir. Fenilketonüri hastalarının fenilalanin içeren ürünlerden kaçınması gerektiğinden ürün etiketinin kontrol edilmesi önemlidir.</p>

<p>Sakız seçerken nelere bakılmalı?</p>

<p>Diş sağlığı açısından şeker içermeyen ürünler tercih edilmeli. Sakız özellikle yemeklerden sonra kısa süreli kullanılabilir ve bütün gün ağızda tutulmamalı.</p>

<p>Özetle en önemli noktalar şunlar:</p>

<p>• Diş sağlığı açısından şekerli yerine şekersiz sakız tercih edilmeli.<br />
• Sakız, diş fırçalamanın ve diş arası temizliğinin yerine geçmez.<br />
• Yemeklerden sonra kısa süreli çiğneme tükürük akışını artırabilir.<br />
• Saatler boyunca aralıksız sakız çiğnemekten kaçınılmalı.<br />
• Çene ağrısı veya tıklama ortaya çıkarsa sakız tüketimi azaltılmalı.<br />
• Fazla miktarda şeker alkollü sakız gaz, şişkinlik veya ishale yol açabilir.</p>

<p>Sonuç olarak sakızın sağlığa etkisini belirleyen temel unsur yalnızca sakız çiğnemek değil; hangi sakızın seçildiği ve ne kadar tüketildiğidir. Şekersiz sakız ölçülü tüketildiğinde ağız sağlığını destekleyen yardımcı bir alışkanlık olabilir. Ancak daha fazla çiğnemenin daha fazla fayda sağladığı düşünülmemeli.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Çene veya yüz bölgesinde kalıcı ağrı, ağzı açmada kısıtlılık, belirgin eklem sesi ya da tekrarlayan baş ağrısı varsa yalnızca sakız tüketimini azaltmakla yetinilmemeli; diş hekimi veya ilgili sağlık profesyonelinin değerlendirmesi alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Cleveland Clinic — The Pros and Cons of Chewing Gum — 28 Eylül 2026<br />
2. American Dental Association — Chewing Gum — Güncel ağız sağlığı rehberi<br />
3. Journal of Oral &amp; Facial Pain and Headache — Association of Temporomandibular Disorders and Other Jaw Anomalies in Chewing Gum Users: A Systematic Review — 2025 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sakiz-cignemek-zararli-mi-faydalari-riskleri-ve-dogru-tercih</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 00:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1608.jpeg" type="image/jpeg" length="67368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Retatrutide Faz 3’te yüzde 28,3 kilo kaybı: NEJM sonuçları yayımladı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/retatrutide-faz-3te-yuzde-283-kilo-kaybi-nejm-sonuclari-yayimladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/retatrutide-faz-3te-yuzde-283-kilo-kaybi-nejm-sonuclari-yayimladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[NEJM’de yayımlanan Faz 3 TRIUMPH-1 çalışmasında retatrutide, obezitesi olan yetişkinlerde 80 haftada doza göre ortalama yüzde 19,0–28,3 kilo kaybı sağladı; ilaç halen araştırma aşamasında.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Obezite tedavisi için geliştirilen üçlü hormon reseptörü agonisti retatrutide, Faz 3 TRIUMPH-1 çalışmasında 80 haftalık tedavi sonunda vücut ağırlığında ortalama yüzde 28,3’e varan azalma sağladı. 29 Eylül 2026’da The New England Journal of Medicine’de yayımlanan çalışma, ilacın bugüne kadarki en kapsamlı obezite verilerinden birini ortaya koydu.</p>

<p>Sonuçlar yalnızca kilo kaybıyla sınırlı değildi. TRIUMPH-1 kapsamında yürütülen ayrı alt çalışmalarda diz osteoartriti ağrısında ve orta-ağır obstrüktif uyku apnesinde de belirgin iyileşmeler gözlendi. Bununla birlikte retatrutide halen araştırma aşamasında olan bir ilaç ve yayımlanan sonuçlar ilacın rutin klinik kullanım için onaylandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Retatrutide nedir, neden “üçlü agonist” olarak adlandırılıyor?</p>

<p>Retatrutide, tek bir molekülle üç farklı hormon reseptörünü hedefliyor: GIP, GLP-1 ve glukagon reseptörleri.</p>

<p>GLP-1 ve GIP yolları iştah, tokluk, glukoz metabolizması ve insülin yanıtıyla ilişkiliyken, glukagon reseptörü üzerinden oluşan etkinin enerji harcaması ve metabolizma üzerinde ek rol oynayabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Bu üçlü mekanizma retatrutideyi semaglutid gibi yalnızca GLP-1 reseptörünü ve tirzepatid gibi GIP ile GLP-1 reseptörlerini hedefleyen ilaçlardan farmakolojik olarak ayırıyor.</p>

<p>Ancak farklı ilaçların farklı çalışmalarındaki kilo kaybı yüzdelerini yan yana koyarak doğrudan “hangisi daha etkili?” sonucuna ulaşmak doğru değil. Bunun için aynı hasta grubunda yapılan doğrudan karşılaştırmalı çalışmalar gerekiyor.</p>

<p>TRIUMPH-1 nasıl yapıldı?</p>

<p>TRIUMPH-1; Faz 3, randomize, çift kör ve plasebo kontrollü bir çalışma olarak tasarlandı.</p>

<p>Çalışmada obezitesi bulunan ya da fazla kilolu olup en az bir kilo ilişkili sağlık sorunu bulunan ve diyabeti olmayan 2 bin 339 yetişkin değerlendirildi.</p>

<p>Katılımcılar dört gruba ayrılarak haftada bir kez retatrutide 4 mg, 9 mg, 12 mg veya plasebo aldı. Retatrutide verilen gruplarda tedavi düşük dozdan başlatıldı ve hedef doza kademeli biçimde yükseltildi.</p>

<p>Ana değerlendirme noktası, başlangıçtan 80. haftaya kadar vücut ağırlığındaki yüzdesel değişimdi.</p>

<p>80 haftada ne kadar kilo kaybı görüldü?</p>

<p>Çalışmanın etkinlik analizinde başlangıçtaki ortalama vücut ağırlığı 112,7 kilogramdı.</p>

<p>80 haftanın sonunda ortalama vücut ağırlığı değişimi şöyleydi:</p>

<p>Retatrutide 4 mg: yüzde 19,0 azalma</p>

<p>Retatrutide 9 mg: yüzde 25,9 azalma</p>

<p>Retatrutide 12 mg: yüzde 28,3 azalma</p>

<p>Plasebo: yüzde 2,2 azalma</p>

<p>En yüksek doz olan 12 mg grubundaki yüzde 28,3’lük ortalama azalma, başlangıç ağırlığı üzerinden yaklaşık 31,9 kilogramlık ortalama kayba karşılık geliyor.</p>

<p>Burada önemli bir istatistiksel ayrım bulunuyor. Çalışmanın tedavi rejimini dikkate alan diğer analizinde kilo kaybı daha düşük hesaplandı. Bu yaklaşımda 80. haftada ortalama ağırlık değişimi 4 mg grubunda yüzde 17,6, 9 mg grubunda yüzde 23,7 ve 12 mg grubunda yüzde 25,0 oldu. Plasebo grubundaki azalma ise yüzde 3,9 olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu fark, klinik araştırma sonuçlarında hangi istatistiksel yaklaşımın kullanıldığının neden önemli olduğunu gösteriyor. Bu nedenle retatrutide için yalnızca “yüzde 28,3 kilo verdiriyor” şeklinde bağlamdan kopuk bir ifade kullanmak çalışmanın tamamını yansıtmıyor.</p>

<p>Katılımcıların önemli bölümünde obezite sınırının altına inildi</p>

<p>12 mg retatrutide alan katılımcıların yüzde 65,3’ünde 80. haftada beden kitle indeksi 30’un altına indi.</p>

<p>Aynı gruptaki katılımcıların yüzde 33,3’ünde ise beden kitle indeksi 25’in altına düştü.</p>

<p>Bu sonuçlar yüksek doz grubunda ortalama kilo kaybının yanı sıra katılımcıların önemli bir bölümünde BMI kategorisinin de değiştiğini gösteriyor.</p>

<p>Bununla birlikte BMI tek başına kişinin metabolik sağlığını, vücut kompozisyonunu veya bireysel sağlık riskini tam olarak gösteren bir ölçüt değil. Çalışmanın sonuçları bu nedenle yalnızca BMI değişimine indirgenmemeli.</p>

<p>Diz osteoartriti ağrısında da azalma görüldü</p>

<p>TRIUMPH-1’in dikkat çeken özelliklerinden biri, obezitenin bazı önemli komplikasyonlarını aynı araştırma programı içinde ayrıca incelemesiydi.</p>

<p>Diz osteoartriti bulunan katılımcılardan oluşan alt çalışmada ağrı, WOMAC ağrı ölçeği kullanılarak değerlendirildi.</p>

<p>Retatrutide ile WOMAC ağrı puanında başlangıçtaki 6 puanlık düzeyden 4,3 puana kadar azalma görüldü. Bu değişim başlangıca göre yüzde 73,1’e varan azalmaya karşılık geldi.</p>

<p>Bu sonuç “retatrutide osteoartriti tedavi ediyor” şeklinde yorumlanmamalı. Çalışmada ölçülen sonuç diz osteoartritine bağlı ağrı ve işlevle ilgili klinik göstergelerdeki değişimdi.</p>

<p>Kilo kaybının eklem üzerine binen mekanik yükü azaltması önemli bir açıklama olabilir. Bunun dışında tedavinin metabolik ve inflamatuvar yollar üzerinden ek etkilerinin bulunup bulunmadığı ayrı araştırmalar gerektiriyor.</p>

<p>Uyku apnesinde saatte 36,1 olaya kadar azalma</p>

<p>Orta-ağır obstrüktif uyku apnesi bulunan katılımcılarda ise apne-hipopne indeksi değerlendirildi.</p>

<p>Apne-hipopne indeksi, kişinin uyku sırasında bir saat içinde yaşadığı tam veya kısmi solunum durması olaylarının sayısını ifade ediyor.</p>

<p>Başlangıçta saatte ortalama 58,6 olay bulunan ilgili hasta grubunda retatrutide ile saatte 36,1 olaya kadar azalma bildirildi. Bu, başlangıca göre yüzde 60,6’ya varan düşüş anlamına geliyor.</p>

<p>Bu bulgu özellikle önemli çünkü obezite, obstrüktif uyku apnesinin önemli risk faktörlerinden biri. Ancak sonuçların uyku apnesi olan tüm hastalara otomatik olarak genellenmesi doğru değil ve mevcut standart tedavilerin bırakılması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yan etkiler nelerdi?</p>

<p>TRIUMPH-1’de en sık bildirilen yan etkiler, diğer inkretin temelli tedavilerde de görülebilen gastrointestinal şikâyetlerdi.</p>

<p>Bulantı, ishal, kabızlık ve kusma öne çıkan yan etkiler arasında yer aldı. Genel olarak yan etkilerin sıklığı doz yükseldikçe arttı.</p>

<p>Duyu değişiklikleri olarak tanımlanan disestezi ve idrar yolu enfeksiyonları da retatrutide gruplarında plaseboya kıyasla daha sık bildirilen olaylar arasındaydı.</p>

<p>Yan etki nedeniyle tedaviyi bırakma oranlarının da yüksek dozlarda arttığı görüldü. Bu bulgu, bir obezite ilacının değerlendirilmesinde yalnızca sağlanan kilo kaybının değil, tedavinin tolere edilebilirliğinin de dikkate alınması gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>Sonuçlar neden önemli?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TRIUMPH-1’in dikkat çekici yönü yalnızca vücut ağırlığında elde edilen azalma değil.</p>

<p>Aynı araştırma programında kilo kaybı ile birlikte obeziteyle ilişkili iki önemli sağlık sorununun, diz osteoartriti ağrısı ve obstrüktif uyku apnesinin de değerlendirilmiş olması obezite tedavisinin yalnızca tartıdaki rakama indirgenmemesi gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>Bununla birlikte çalışma bazı önemli soruları henüz yanıtlamıyor.</p>

<p>Retatrutide bırakıldığında verilen kilonun ne kadarının geri alınacağı, uzun yıllar devam eden kullanımda güvenlilik profilinin nasıl olacağı, kardiyovasküler olaylar üzerindeki etkisi ve gerçek yaşam koşullarında hastaların tedaviyi ne ölçüde sürdürebileceği daha uzun izlem gerektiriyor.</p>

<p>Çalışma ayrıca retatrutideyi semaglutid, tirzepatid veya bariatrik cerrahiyle doğrudan karşılaştırmadı. Bu nedenle farklı araştırmalardan elde edilen kilo kaybı oranları kullanılarak tedaviler arasında kesin üstünlük sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Retatrutide kullanıma çıktı mı?</p>

<p>Hayır. NEJM’de Faz 3 sonuçlarının yayımlanması, retatrutidenin eczanelerde kullanılabilen onaylı bir obezite ilacı olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Retatrutide 29 Eylül 2026 itibarıyla klinik geliştirme süreci devam eden araştırma amaçlı bir molekül olarak değerlendirilmelidir. İlacın gelecekte kullanım onayı alıp almayacağı ve hangi hasta grupları için hangi koşullarda ruhsatlandırılacağı düzenleyici kurumların değerlendirmesine bağlı olacak.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Retatrutide halen araştırma aşamasındaki bir ilaçtır. İnternette veya yetkisiz kaynaklarda retatrutide adıyla satılan ürünler klinik araştırmalarda kullanılan ürünle aynı kabul edilmemelidir. Bu haber kişisel tedavi önerisi değildir; obezite tedavisi hekim değerlendirmesiyle planlanmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. The New England Journal of Medicine — Retatrutide, a Triple Hormone Receptor Agonist, for Treatment of Obesity (TRIUMPH-1) — 29 Eylül 2026<br />
2. Eli Lilly and Company — TRIUMPH-1 Faz 3 retatrutide sonuçları ve obezite komplikasyonu analizleri — 6 Haziran 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/retatrutide-faz-3te-yuzde-283-kilo-kaybi-nejm-sonuclari-yayimladi</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 23:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1606.jpeg" type="image/jpeg" length="36568"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SBÜ’de 200’ü Aşkın Tıp Öğrencisi Da Vinci Robotuyla Cerrahi Eğitimi Aldı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sbude-200u-askin-tip-ogrencisi-da-vinci-robotuyla-cerrahi-egitimi-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sbude-200u-askin-tip-ogrencisi-da-vinci-robotuyla-cerrahi-egitimi-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Tıp Fakültesi’nde Dünya Kalp Günü kapsamında düzenlenen bilimsel programa 200’ün üzerinde öğrenci ve akademisyen katıldı. Da Vinci robotik cerrahi, kalp anatomisi ve anastomoz kursları öğrencilerden yoğun ilgi gördü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Hamidiye Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı tarafından Dünya Kalp Günü kapsamında düzenlenen bilimsel program gerçekleştirildi.</p>

<p>Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Bülent Rabuş’un öncülüğünde gerçekleştirilen etkinliğe, Anabilim Dalı öğretim üyeleri ile farklı sınıflardan 200’ün üzerinde tıp öğrencisi katıldı.</p>

<p>Katılımcıların büyük bölümünü 1, 2 ve 3. sınıf öğrencileri oluştururken, üst sınıflardan öğrenciler de programda yer aldı.</p>

<p>DA VİNCİ ROBOTİK CERRAHİ UYGULAMASINA YOĞUN İLGİ</p>

<p>Programın uygulamalı bölümlerinde öğrenciler, Da Vinci robotik cerrahi sistemiyle gerçekleştirilen eğitimleri yakından takip etme imkânı buldu.</p>

<p>Robotik cerrahinin çalışma prensipleri ve kalp damar cerrahisindeki uygulama alanlarının ele alındığı eğitim, öğrencilerin en fazla ilgi gösterdiği bölümlerden biri oldu.</p>

<p>Öğrenciler, cerrahi teknolojiler hakkında bilgi edinirken sistemi uygulamalı olarak tanıma fırsatı da buldu.</p>

<p>ANATOMİ VE ANASTOMOZ KURSLARI DÜZENLENDİ</p>

<p>Etkinlik kapsamında kalp anatomisi ve anastomoz tekniklerine yönelik uygulamalı kurslar da gerçekleştirildi.</p>

<p>Anatomi eğitiminde öğrenciler kalbin anatomik yapılarını uygulamalı olarak incelerken, anastomoz kursunda kalp damar cerrahisinde kullanılan temel cerrahi teknikler ele alındı.</p>

<p>Da Vinci robotik cerrahi eğitiminin yanı sıra anatomi ve anastomoz kursları da öğrencilerden yoğun ilgi gördü.</p>

<p>KALP CERRAHİSİNDEKİ YENİ GELİŞMELER ELE ALINDI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilimsel oturumlarda robotik cerrahi, kalp nakli, organ transplantasyonu, yeni tedavi yaklaşımları, pediatrik kardiyovasküler cerrahi ve kalp-akciğer sistemlerindeki gelişmeler değerlendirildi.</p>

<p>Programda öğrenciler, Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyeleriyle bir araya gelerek alanın güncel uygulamaları ve yeni teknolojiler hakkında bilgi aldı.</p>

<p>Özellikle tıp eğitiminin ilk yıllarındaki öğrencilerin programa gösterdiği yüksek katılım dikkati çekti. Birinci, ikinci ve üçüncü sınıf öğrencileri, bilimsel oturumların yanı sıra uygulamalı eğitimlere de katıldı.</p>

<p>PROGRAM ÖĞRENCİLERLE AKŞAM YEMEĞİYLE TAMAMLANDI</p>

<p>Gün boyunca devam eden bilimsel ve uygulamalı etkinliklerin ardından öğretim üyeleri ile öğrenciler akşam yemeğinde bir araya geldi.</p>

<p>Dünya Kalp Günü kapsamında gerçekleştirilen program, 200’ü aşkın katılımcının yanı sıra Da Vinci robotik cerrahi, kalp anatomisi ve anastomoz eğitimleriyle tamamlandı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sbude-200u-askin-tip-ogrencisi-da-vinci-robotuyla-cerrahi-egitimi-aldi</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 23:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1602.jpeg" type="image/jpeg" length="63117"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Lensle Duşa Girmekten Ekran Molasına: Göz Sağlığında 10 Kritik Hata]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/lensle-dusa-girmekten-ekran-molasina-goz-sagliginda-10-kritik-hata</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/lensle-dusa-girmekten-ekran-molasina-goz-sagliginda-10-kritik-hata" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz sağlığını korumak yalnızca iyi görmekle ilgili değil. Düzenli muayeneyi ertelemek, UV korumasız kalmak, ekran molası vermemek ve lensleri suyla temas ettirmek riski artırabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Göz sağlığında yapılan hataların önemli bir bölümü günlük alışkanlıklardan kaynaklanıyor. Göz muayenesini sürekli ertelemek, güneş gözlüğünü önemsememek, uzun süre ekrana ara vermeden bakmak ve kontakt lensleri yanlış kullanmak gözlerde tahrişten enfeksiyona kadar farklı sorunlara zemin hazırlayabiliyor.</p>

<p>WebMD'de yer alan ve 2020 yılında uzman incelemesinden geçen göz sağlığı rehberindeki temel uyarıların önemli bölümü, ABD Ulusal Göz Enstitüsü ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerinin güncel önerileriyle de örtüşüyor. Ancak önemli bir ayrım var: Örneğin göz muayenesinin sıklığı herkes için aynı değil; yaşa, mevcut hastalıklara ve kişisel risklere göre belirlenmesi gerekiyor.</p>

<p>1. Göz muayenesini yalnızca görme bozulunca yaptırmak</p>

<p>Net görüyor olmak gözlerde hiçbir sorun olmadığı anlamına gelmiyor. Glokom, diyabetik retinopati ve yaşa bağlı makula dejenerasyonu gibi bazı hastalıklar erken dönemde belirgin yakınma oluşturmayabilir.</p>

<p>Bu nedenle göz muayenesini yalnızca gözlük numarasını kontrol ettirmek olarak düşünmemek gerekiyor. Genişletilmiş göz muayenesi, gözün iç yapılarının değerlendirilmesine ve bazı hastalıkların belirti vermeden saptanmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Bununla birlikte herkese otomatik olarak yılda bir muayene gerektiğini söylemek doğru değildir. Muayene sıklığı yaş, aile öyküsü, diyabet, yüksek tansiyon ve daha önce saptanmış göz hastalıkları gibi faktörlere göre değişebilir.</p>

<p>2. Ağrılı veya belirgin şekilde kızarmış gözü bekletmek</p>

<p>Gözlerde hafif kaşıntı veya sulanma alerji ve çevresel tahriş gibi birçok nedenle ortaya çıkabilir. Ancak kızarıklığa ağrı, ışığa hassasiyet, bulanık görme veya yoğun akıntı eklenmesi daha dikkatli değerlendirme gerektirir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle kontakt lens kullanan bir kişide ağrılı ve kızarık gözün önemsenmemesi ciddi kornea enfeksiyonlarının tanısını geciktirebilir. Böyle bir durumda lens çıkarılmalı ve göz hekimine başvurulmalıdır.</p>

<p>3. Göz yaralanmasını küçük görmek</p>

<p>Göze alınan darbe, yabancı cisim veya kimyasal madde teması dışarıdan hafif görünse bile gözün daha derin yapılarında hasara yol açabilir.</p>

<p>Görme azalması, şiddetli ağrı, gözü açamama, göz bebeğinde şekil değişikliği veya göz hareketlerinde belirgin bozulma varsa yaralanmanın kendiliğinden geçmesini beklemek doğru değildir.</p>

<p>Kimyasal madde göze sıçradığında ise ilk yapılması gerekenlerden biri gözü gecikmeden bol suyla yıkamak ve tıbbi değerlendirme almaktır.</p>

<p>4. Güneş gözlüğünü yalnızca aksesuar olarak görmek</p>

<p>Güneş gözlüğünün temel işlevlerinden biri ultraviyole ışınlarına karşı gözleri korumaktır. Uzun süreli UV maruziyeti özellikle katarakt gelişimiyle ilişkilidir.</p>

<p>Güneş gözlüğü seçerken yalnızca camın koyuluğuna bakmak yeterli değildir. UVA ve UVB ışınlarının yüzde 99 ila 100'ünü engelleyen ürünlerin tercih edilmesi önerilir.</p>

<p>Bulutlu havalarda da UV maruziyeti tamamen ortadan kalkmadığı için güneş koruması yalnızca çok güneşli yaz günleriyle sınırlandırılmamalıdır.</p>

<p>5. Saatlerce ekrana ara vermeden bakmak</p>

<p>Telefon, tablet ve bilgisayar kullanımı göz yorgunluğu, kuruluk, geçici bulanıklık ve baş ağrısı gibi yakınmalara yol açabilir. Bunun nedeni yalnızca ekranın kendisi değil; uzun süre yakın mesafeye odaklanmak ve ekran karşısında daha az göz kırpmak da etkili olabilir.</p>

<p>Sık kullanılan pratik yöntemlerden biri 20-20-20 kuralıdır. Yaklaşık her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca yaklaşık 20 fit yani 6 metre uzaktaki bir noktaya bakmak gözlerin yakın odaktan kısa süreli uzaklaşmasını sağlar.</p>

<p>Ekran mesafesini ve ortam aydınlatmasını uygun tutmak, bilinçli olarak daha sık göz kırpmak da göz konforunu artırabilir.</p>

<p>6. Kontakt lensle uyumak veya bakım kurallarını aksatmak</p>

<p>Kontakt lensler tıbbi cihazlardır ve yanlış kullanım enfeksiyon riskini artırabilir. Lensleri takıp çıkarmadan önce ellerin yıkanması, önerilen solüsyonun kullanılması ve değiştirme süresine uyulması temel güvenlik kuralları arasında yer alır.</p>

<p>Gece kullanımına özel olarak reçete edilmemiş günlük lenslerle uyumak ciddi göz enfeksiyonu riskini artırabilir. Lens kabındaki eski solüsyonun üzerine yeni solüsyon eklemek de uygun bir bakım yöntemi değildir.</p>

<p>Lens kabının düzenli temizlenmesi ve belirli aralıklarla yenilenmesi gerekir.</p>

<p>7. Kontakt lensle duş almak veya yüzmek</p>

<p>Kontakt lens kullanımındaki en önemli hatalardan biri lenslerin musluk, duş, havuz veya doğal su kaynaklarıyla temas etmesine izin vermektir.</p>

<p>Su steril değildir. Ayrıca yumuşak lensler suyla temas ettiklerinde şekil değiştirebilir ve korneaya daha fazla yapışabilir. Bu durum kornea yüzeyinde hasarı ve mikroorganizmaların göze ulaşmasını kolaylaştırabilir.</p>

<p>Özellikle Acanthamoeba adı verilen mikroorganizmanın neden olduğu keratit nadir görülse de tedavisi güç ve görmeyi tehdit edebilen ciddi bir enfeksiyondur.</p>

<p>Bu nedenle kontakt lenslerin duş, yüzme ve sıcak su havuzu gibi aktivitelerden önce çıkarılması önerilir. Lenslerin temizliğinde musluk suyu veya tükürük kullanılmamalıdır.</p>

<p>8. Gözleri sürekli ovuşturmak ve göz çevresi hijyenini önemsememek</p>

<p>Kaşınan veya yorulan gözleri ovuşturmak geçici rahatlama sağlayabilir; ancak sert ve tekrarlayan ovalama tahrişi artırabilir. Eller de mikroorganizmaların göze taşınmasına aracılık edebilir.</p>

<p>Gözlere dokunmadan önce ellerin temiz olması özellikle önemlidir.</p>

<p>Göz makyajının gece boyunca göz çevresinde bırakılması da kirpik diplerinde ve göz yüzeyinde tahrişe neden olabilir. Makyaj temizliği sırasında gözün içine ürün kaçırmamak ve kızarıklık, ağrı veya akıntı gelişirse değerlendirme almak gerekir.</p>

<p>9. Koruyucu gözlük kullanmamak</p>

<p>Göz yaralanmalarının önemli bir kısmı iş sırasında, evde tamirat yaparken veya spor faaliyetlerinde meydana gelebilir.</p>

<p>Taşlama, delme, biçme, kimyasallarla çalışma veya göze cisim gelme ihtimali bulunan sporlarda sıradan numaralı gözlükler yeterli koruma sağlamayabilir. Yapılan işe veya spora uygun koruyucu gözlük kullanılması gerekir.</p>

<p>Koruyucu gözlük, oluşmuş bir göz yaralanmasını tedavi etmez; ancak birçok yaralanmanın baştan önlenmesini sağlayabilecek basit bir güvenlik önlemidir.</p>

<p>10. Sigara ve aile öyküsünü göz sağlığından bağımsız görmek</p>

<p>Sigaranın zararları yalnızca akciğer ve kalp-damar sistemiyle sınırlı değildir. Sigara kullanımı katarakt ve yaşa bağlı makula dejenerasyonu gibi görme kaybına yol açabilen bazı göz hastalıklarıyla da ilişkilidir.</p>

<p>Aile öyküsü de önem taşır. Glokom veya yaşa bağlı makula dejenerasyonu gibi bazı hastalıklarda ailesel yatkınlık risk değerlendirmesinde dikkate alınır.</p>

<p>Diyabet ve yüksek tansiyon gibi kronik hastalıkların kontrolü de göz sağlığının bir parçasıdır. Bu nedenle göz hekimine ailedeki önemli göz hastalıklarını ve mevcut sistemik hastalıkları bildirmek gerekir.</p>

<p>Gözleri korumak için en önemli alışkanlıklar neler?</p>

<p>Göz sağlığını korumak çoğu zaman karmaşık uygulamalar gerektirmez. Kişisel risk durumuna uygun göz muayenelerini yaptırmak, UV korumalı güneş gözlüğü kullanmak, ekran sırasında düzenli mola vermek, kontakt lens hijyenine dikkat etmek ve riskli işlerde koruyucu gözlük takmak temel adımlar arasındadır.</p>

<p>En önemli nokta ise yeni gelişen görme değişikliklerini yalnızca yorgunluk veya yaşlanmaya bağlamamaktır. Ani veya belirgin değişikliklerde erken değerlendirme kalıcı görme kaybının önlenmesi açısından önemli olabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Ani görme kaybı, şiddetli göz ağrısı, ciddi göz travması, kimyasal madde teması, ışık çakmalarıyla birlikte aniden artan uçuşmalar veya görüş alanında perde-gölge hissi acil değerlendirme gerektirebilir. Kontakt lens kullanırken gelişen belirgin ağrı, kızarıklık, ışık hassasiyeti veya görme azalması da geciktirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. National Eye Institute — Keep Your Eyes Healthy — 11 Eylül 2025<br />
2. Centers for Disease Control and Prevention — Preventing Eye Infections When Wearing Contacts — 27 Mayıs 2025<br />
3. WebMD / MedicineNet — Eye Mistakes You Might Be Making — 14 Nisan 2020 uzman incelemesi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/lensle-dusa-girmekten-ekran-molasina-goz-sagliginda-10-kritik-hata</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 22:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8117.jpeg" type="image/jpeg" length="29919"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Patoloji Uzmanı Dr. Güler Akın Ersoy Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/patoloji-uzmani-dr-guler-akin-ersoy-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/patoloji-uzmani-dr-guler-akin-ersoy-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya Atatürk Devlet Hastanesi’nde uzun yıllar Patoloji Uzmanı olarak görev yapan Dr. Güler Akın Ersoy hayatını kaybetti. Ersoy, Antalya’da düzenlenen cenaze töreninin ardından son yolculuğuna uğurlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Antalya sağlık camiasının tanınan isimlerinden Patoloji Uzmanı Dr. Güler Akın Ersoy hayatını kaybetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesinden mezun olan Dr. Güler Akın Ersoy, meslek hayatının önemli bölümünde Antalya Atatürk Devlet Hastanesi’nde Patoloji Uzmanı olarak görev yaptı.</p>

<p>Uzun yıllar patoloji uzmanı olarak görev yaptı</p>

<p>Dr. Güler Akın Ersoy, uzun yıllar Antalya’da hekimlik yaptı. Mesleki çalışmalarının yanı sıra kentteki sivil toplum faaliyetlerinde de yer alan Ersoy’un vefatının ardından meslektaşları, yakınları ve çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından taziye mesajları paylaşıldı.</p>

<p>Antalya’da son yolculuğuna uğurlandı</p>

<p>Dr. Güler Akın Ersoy için 29 Eylül 2026 Salı günü Antalya Muratpaşa Camii’nde cenaze töreni düzenlendi.</p>

<p>Öğle namazının ardından kılınan cenaze namazı sonrası Ersoy’un cenazesi Andızlı Mezarlığı’nda toprağa verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/patoloji-uzmani-dr-guler-akin-ersoy-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 21:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1593.jpeg" type="image/jpeg" length="65647"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miyelofibroziste Anemi İçin Farklı Bir Tedavi: Momelotinib Ne Yapıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/miyelofibroziste-anemi-icin-farkli-bir-tedavi-momelotinib-ne-yapiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/miyelofibroziste-anemi-icin-farkli-bir-tedavi-momelotinib-ne-yapiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Momelotinib, aneminin eşlik ettiği miyelofibrozisli yetişkinlerde kullanılan ağızdan alınan bir JAK inhibitörüdür. JAK1 ve JAK2'nin yanı sıra ACVR1 yolunu da hedeflemesi, özellikle miyelofibrozise bağlı anemi açısından ilacı diğer bazı JAK inhibitörlerinden ayıran önemli özelliklerden biridir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Momelotinib Nedir? Miyelofibrozis ve Anemide Neden Öne Çıkıyor?</p>

<p>Miyelofibrozis, kemik iliğinin normal kan hücresi üretme kapasitesini bozabilen kronik bir kan hastalığıdır. Hastalarda kansızlık, halsizlik, gece terlemesi, kilo kaybı ve dalak büyümesi gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Özellikle anemi ilerledikçe bazı hastalarda düzenli kırmızı kan hücresi transfüzyonuna ihtiyaç duyulabilir.</p>

<p>Momelotinib, bu hasta grubunda kullanılan hedefe yönelik ilaçlardan biridir. ABD'de Ojjaara, Avrupa Birliği'nde ise Omjjara ticari adıyla ruhsatlandırılan ilaç ağızdan tablet şeklinde kullanılır.</p>

<p>Momelotinib ne işe yarar?</p>

<p>Momelotinib bir kinaz inhibitörüdür. Başlıca JAK1, JAK2 ve ACVR1 adı verilen sinyal yolları üzerinde etki gösterir.</p>

<p>JAK-STAT sinyal yolunun aşırı çalışması miyelofibrozisin gelişiminde önemli rol oynar. JAK1 ve JAK2'nin baskılanması hastalığa bağlı iltihabi sinyallerin azaltılmasına, dalak büyümesinin kontrol edilmesine ve gece terlemesi, kaşıntı, kemik ağrısı, karında dolgunluk ve yorgunluk gibi belirtilerin hafiflemesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Momelotinibi özellikle dikkat çekici hale getiren noktalardan biri ise ACVR1 üzerindeki etkisidir.</p>

<p>ACVR1 neden önemli?</p>

<p>Miyelofibroziste aneminin tek bir nedeni yoktur. Kemik iliğinin kan üretiminin bozulmasının yanı sıra kronik inflamasyon ve demirin vücutta kullanılmasını düzenleyen mekanizmalar da etkilenebilir.</p>

<p>Bu süreçte hepsidin adı verilen hormon önem taşır. Hepsidin seviyesinin yükselmesi, vücutta demir bulunmasına rağmen bu demirin kırmızı kan hücresi üretiminde yeterince kullanılamamasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Momelotinibin ACVR1'i baskılaması hepsidin düzeylerini azaltabilir ve demirin kırmızı kan hücresi üretimi için kullanılabilirliğini artırabilir. Bu mekanizma, ilacın aneminin eşlik ettiği miyelofibrozis hastalarındaki özel konumunun temelini oluşturuyor.</p>

<p>Momelotinib hangi hastalarda kullanılıyor?</p>

<p>Avrupa Birliği'ndeki onay kapsamında momelotinib; orta veya ağır anemisi bulunan erişkinlerde hastalığa bağlı dalak büyümesi veya diğer belirtilerin tedavisinde kullanılabiliyor.</p>

<p>Tedavi şu miyelofibrozis türlerini kapsayabiliyor:</p>

<p>Primer miyelofibrozis,</p>

<p>Polisitemia vera sonrası gelişen miyelofibrozis,</p>

<p>Esansiyel trombositemi sonrası gelişen miyelofibrozis.</p>

<p>Avrupa'daki endikasyon, daha önce JAK inhibitörü kullanmamış hastalar ile ruxolitinib tedavisi uygulanmış hastaları kapsıyor.</p>

<p>ABD'deki ruhsat ise anemisi bulunan orta veya yüksek riskli primer veya sekonder miyelofibrozisli yetişkinleri içeriyor.</p>

<p>Momelotinib anemiyi tamamen düzeltir mi?</p>

<p>Hayır. Momelotinibin anemi üzerindeki olumlu etkisi, her hastada hemoglobin değerlerinin tamamen normale döneceği veya kan nakli ihtiyacının kesin olarak ortadan kalkacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Tedaviye yanıt kişiden kişiye değişebilir. Hastalığın evresi, kemik iliğinin durumu, kan değerleri, önceki tedaviler ve eşlik eden hastalıklar tedavi sonucunu etkileyebilir.</p>

<p>Bununla birlikte klinik araştırmalar, momelotinibin bazı hastalarda kan transfüzyonundan bağımsızlık açısından yarar sağlayabileceğini gösteriyor.</p>

<p>MOMENTUM araştırması ne gösterdi?</p>

<p>Momelotinibin ruhsatlandırılmasında önemli çalışmalardan biri MOMENTUM araştırmasıydı.</p>

<p>Araştırmaya daha önce bir JAK inhibitörü kullanmış, anemisi ve miyelofibrozise bağlı belirtileri bulunan 195 yetişkin hasta dahil edildi. Hastalar momelotinib veya danazol tedavisine ayrıldı.</p>

<p>24. haftada belirtilerde en az yüzde 50 azalma sağlayanların oranı momelotinib grubunda yaklaşık yüzde 25, danazol grubunda ise yüzde 9 olarak bulundu.</p>

<p>Araştırmada kırmızı kan hücresi transfüzyonundan bağımsız hale gelen hastaların oranı momelotinib grubunda yüzde 30, danazol grubunda yüzde 20 olarak bildirildi.</p>

<p>Dalak hacminde en az yüzde 25 azalma ise momelotinib kullanan hastaların yaklaşık yüzde 39'unda, danazol kullananların yaklaşık yüzde 6'sında görüldü.</p>

<p>Bu sonuçlar momelotinibin yalnızca hastalık belirtileri ve dalak büyümesi açısından değil, aneminin tedavi sürecindeki etkileri açısından da değerlendirilmesine neden oldu.</p>

<p>Momelotinib nasıl kullanılır?</p>

<p>Momelotinib ağızdan alınan tablet formunda bir ilaçtır ve tedavi hematoloji uzmanının değerlendirmesiyle planlanır.</p>

<p>Doz; hastanın karaciğer fonksiyonları, kan değerleri, yan etkiler ve birlikte kullanılan diğer ilaçlar gibi faktörlere göre değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu nedenle momelotinib hastanın kendi kendine başlayabileceği, dozunu değiştirebileceği veya bırakabileceği bir ilaç değildir.</p>

<p>Momelotinibin yan etkileri nelerdir?</p>

<p>Tedavi sırasında görülebilecek yan etkiler arasında şunlar bulunabilir:</p>

<p>Trombosit sayısında azalma,</p>

<p>İshal,</p>

<p>Bulantı,</p>

<p>Baş dönmesi,</p>

<p>Yorgunluk ve halsizlik,</p>

<p>Karın ağrısı,</p>

<p>Baş ağrısı,</p>

<p>Kanama,</p>

<p>Enfeksiyonlar,</p>

<p>Karaciğer enzimlerinde yükselme.</p>

<p>Özellikle trombositlerin azalması bazı hastalarda önemli olabilir. Bu nedenle tedavi öncesinde ve tedavi sırasında kan sayımlarının takip edilmesi gerekir.</p>

<p>Enfeksiyonlara dikkat edilmeli</p>

<p>Momelotinib bağışıklık sisteminin bazı sinyal yollarını etkilediği için ciddi enfeksiyon riski açısından hastaların değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Ateş, titreme, uzun süren öksürük, nefes darlığı veya başka enfeksiyon belirtileri gelişmesi durumunda sağlık ekibine haber verilmelidir.</p>

<p>Karaciğer fonksiyonları da izlenebilir</p>

<p>Tedavi sırasında karaciğer enzimlerinde yükselme meydana gelebilir. Bu nedenle doktor gerekli gördüğünde karaciğer fonksiyon testlerini takip edebilir.</p>

<p>Sarılık, koyu renkli idrar, belirgin iştahsızlık veya sağ üst karın bölgesinde ağrı gibi belirtiler ortaya çıkarsa tıbbi değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Tedavi aniden bırakılmamalı</p>

<p>JAK inhibitörlerinin kesilmesinden sonra bazı hastalarda hastalığa bağlı belirtiler yeniden ortaya çıkabilir veya kötüleşebilir.</p>

<p>Bu nedenle momelotinib tedavisinin kesilmesi gerekiyorsa karar hematoloji uzmanıyla birlikte verilmelidir.</p>

<p>Momelotinib ile ruxolitinib aynı ilaç mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Her iki ilaç da JAK sinyal yollarını hedeflese de farmakolojik özellikleri ve klinik kullanım alanları aynı değildir.</p>

<p>Momelotinibin JAK1 ve JAK2'nin yanı sıra ACVR1'i de hedeflemesi ve hepsidin-demir metabolizması üzerindeki etkisi, özellikle aneminin eşlik ettiği miyelofibroziste önemli bir farklılık oluşturuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak bu durum momelotinibin her hasta için ruxolitinibden daha uygun olduğu anlamına gelmez. Tedavi seçimi hastanın kan değerlerine, semptomlarına, dalak büyüklüğüne, daha önce aldığı tedavilere ve genel sağlık durumuna göre yapılır.</p>

<p>Momelotinib kanser ilacı mı?</p>

<p>Momelotinib, miyelofibrozis gibi miyeloproliferatif bir kan hastalığında kullanılan hedefe yönelik antineoplastik bir ilaçtır.</p>

<p>Klasik kemoterapi ilaçlarıyla aynı şekilde çalışmaz. Hastalığın oluşumunda rol oynayan belirli hücresel sinyal yollarını hedefler.</p>

<p>Momelotinib miyelofibrozisi tamamen iyileştirir mi?</p>

<p>Momelotinib miyelofibrozisi tamamen ortadan kaldıran bir tedavi olarak kabul edilmez.</p>

<p>Tedavinin amacı hastalığa bağlı belirtileri azaltmak, dalak büyümesini kontrol etmek ve uygun hastalarda anemi ile transfüzyon ihtiyacının yönetilmesine katkı sağlamaktır.</p>

<p>Miyelofibroziste hastalığı tamamen ortadan kaldırma potansiyeli taşıyan yaklaşım uygun hastalarda allojenik kök hücre naklidir. Ancak bu yöntem her hasta için uygun değildir ve önemli riskler taşıdığı için ayrıntılı değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Momelotinib neden önemli?</p>

<p>Miyelofibroziste tedaviyi zorlaştıran sorunlardan biri, hastalığın kendisinin ve bazı tedavilerin anemiyi ağırlaştırabilmesidir.</p>

<p>Momelotinibin JAK1 ve JAK2'nin yanı sıra ACVR1-hepsidin yolunu da hedeflemesi, özellikle anemisi bulunan hastalarda farklı bir tedavi seçeneği ortaya koyuyor.</p>

<p>Ancak hangi hastanın bu tedaviden yarar görebileceğine yalnızca ilaç adı veya hemoglobin değerine bakılarak karar verilemez. Hastalığın risk sınıfı, belirtiler, dalak büyüklüğü, trombosit sayısı, transfüzyon ihtiyacı ve önceki tedaviler birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Momelotinib reçeteli ve uzman takibi gerektiren bir ilaçtır. Tedavi kararı hematoloji uzmanı tarafından verilmelidir. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/miyelofibroziste-anemi-icin-farkli-bir-tedavi-momelotinib-ne-yapiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 21:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1590.jpeg" type="image/jpeg" length="87218"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mantarın Faydaları Neler? Besin Değeri, D Vitamini ve Bilimsel Kanıtlar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mantarin-faydalari-neler-besin-degeri-d-vitamini-ve-bilimsel-kanitlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mantarin-faydalari-neler-besin-degeri-d-vitamini-ve-bilimsel-kanitlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mantarlar; lif, B vitaminleri, mineraller ve bazı biyoaktif bileşikler sağlayabilir. UV ışığı görmüş türler D2 vitamini de içerir; ancak hastalıkları önlediği iddiaları için kanıtlar sınırlıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mantarlar, düşük enerji yoğunluğu ile birlikte lif, protein, B grubu vitaminleri, potasyum, bakır ve selenyum gibi besin öğelerini sağlayabilen yiyeceklerdir. Bazı mantarlar ayrıca ergotionin, beta-glukanlar ve çeşitli fenolik bileşikler içerir. Ancak mantarın sağlıklı bir besin olması ile belirli bir hastalığı önlediğinin kanıtlanmış olması aynı şey değildir.</p>

<p>Bilimsel çalışmalar özellikle D vitamini, metabolik sağlık ve kanser riski konusunda dikkat çekici bulgular ortaya koyuyor. Buna karşılık mevcut insan araştırmaları mantarı bir “tedavi edici besin” olarak tanımlamak için yeterli değil. En güçlü yaklaşım, mantarı dengeli beslenmenin bir parçası olarak değerlendirmek.</p>

<p>Mantarın besin değeri neden dikkat çekiyor?</p>

<p>Mantar sebze değildir; biyolojik olarak mantarlar alemine aittir. Buna rağmen mutfakta sebzelerle benzer şekilde kullanılır ve özellikle et ağırlıklı yemeklerde enerji yoğunluğunu azaltabilecek bir alternatif oluşturabilir.</p>

<p>Türüne göre değişmekle birlikte mantarlar genellikle düşük kalorilidir. Lif, çeşitli B vitaminleri, bakır, potasyum ve selenyum sağlayabilir. Aynı zamanda doymuş yağ miktarları düşüktür.</p>

<p>Mantarın içerdiği beta-glukanlar ve ergotionin gibi maddeler de araştırmaların odağındadır. Bu maddelerin laboratuvar ortamında antioksidan veya bağışıklık sistemiyle ilişkili etkiler göstermesi mümkündür. Ancak bir bileşiğin hücre veya laboratuvar düzeyindeki etkisi, mantar yemenin insanlarda belirli bir hastalığı önleyeceği anlamına gelmez.</p>

<p>Mantar gerçekten D vitamini içerir mi?</p>

<p>Mantarların en ilginç özelliklerinden biri D vitamini üretebilmeleridir. Mantar dokusunda bulunan ergosterol, ultraviyole ışığa maruz kaldığında D2 vitaminine dönüşebilir.</p>

<p>Bu nedenle markette satılan iki benzer mantarın D vitamini içeriği oldukça farklı olabilir. Kapalı ortamda yetiştirilmiş ve UV ışığına çok az maruz kalmış bir mantarda D vitamini düşük olabilirken, UV uygulanmış ürünlerde miktar belirgin şekilde yükselebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2023'te yayımlanan sistematik incelemede, UV ışığı uygulanmış mantarların insanlarda kandaki D2 vitamini düzeyini artırabildiği görüldü. Bununla birlikte toplam D vitamini durumunu ve D vitaminine bağlanan klinik sonuçları anlamlı biçimde iyileştirdiğini göstermek için mevcut insan çalışmalarının yeterli olmadığı belirtildi.</p>

<p>Bu nedenle “her mantar güçlü bir D vitamini kaynağıdır” demek doğru değildir. Ürünün türü, yetiştirilme şekli ve UV ışığına maruz kalıp kalmadığı önemlidir.</p>

<p>Mantar yemek kanser riskini azaltır mı?</p>

<p>Mantar ve kanser ilişkisi, son yıllarda en fazla dikkat çeken araştırma alanlarından biri oldu.</p>

<p>17 gözlemsel çalışmanın değerlendirildiği sistematik inceleme ve meta-analizde, daha fazla mantar tüketen kişilerde toplam kanser riskinin daha düşük olmasıyla bir ilişki görüldü. Meme kanseri için de benzer bir ilişki saptandı.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım var: Çalışmaların önemli bölümü gözlemseldi. Bu nedenle mantarın doğrudan kanseri önlediği sonucuna varılamaz.</p>

<p>Daha fazla mantar tüketen kişiler genel olarak daha fazla sebze tüketiyor, daha sağlıklı besleniyor veya farklı yaşam alışkanlıklarına sahip olabiliyor. Araştırmacılar bu faktörleri istatistiksel olarak düzeltmeye çalışsa da tüm etkileri ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir.</p>

<p>Dolayısıyla eldeki veriler ilgi çekici olsa da “mantar kanseri önler” şeklinde kesin bir ifade bilimsel kanıtın sınırını aşar.</p>

<p>Kalp sağlığı, kolesterol ve kan şekeri üzerinde etkisi var mı?</p>

<p>Mantarların kalp-damar ve metabolik sağlık üzerindeki etkileri de araştırılıyor.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan sistematik inceleme; klinik çalışmalar ile ileriye dönük gözlemsel araştırmaları birlikte değerlendirdi. Bazı çalışmalarda kan şekeri, HDL kolesterol, inflamasyon belirteçleri, vücut ağırlığı veya bel çevresi açısından olumlu sonuçlar görüldü.</p>

<p>Ancak araştırmaların sayısı azdı ve sonuçlar tutarlı değildi. Mantar tüketiminin kalp-damar hastalığı, inme veya tip 2 diyabet gelişimini azalttığını gösterecek güçlü ve tutarlı bir kanıt bulunmadı.</p>

<p>Bu nedenle mantarı kolesterol veya kan şekerini düşüren bir “tedavi” gibi değerlendirmek doğru olmaz.</p>

<p>Mantar bağışıklığı güçlendirir mi?</p>

<p>Beta-glukanlar nedeniyle mantarlar sıklıkla “bağışıklığı güçlendiren besinler” arasında gösteriliyor. Ancak bu ifade çoğu zaman bilimsel verinin önüne geçiyor.</p>

<p>Mantar kaynaklı bazı bileşiklerin bağışıklık hücreleri ve inflamatuvar süreçlerle etkileşimi araştırılıyor. Buna karşın normal miktarlarda yenilen mantarın sağlıklı kişilerde enfeksiyonları önlediğini veya bağışıklık sistemini klinik açıdan anlamlı şekilde güçlendirdiğini gösteren yeterli insan verisi bulunmuyor.</p>

<p>Bağışıklık sistemi tek bir besinle güçlendirilip zayıflatılabilecek basit bir sistem değildir. Yeterli ve dengeli beslenme, uyku, fiziksel aktivite ve gerekli aşılar gibi faktörler birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Şampiyon, istiridye ve shiitake arasında fark var mı?</p>

<p>Mantarların besin içeriği türlere göre değişebilir.</p>

<p>Şampiyon mantarı günlük beslenmede en yaygın seçeneklerden biridir. İstiridye mantarı beta-glukan içeriği nedeniyle çeşitli araştırmalarda incelenmiştir. Shiitake de lif ve farklı biyoaktif bileşikler açısından araştırılan türler arasındadır.</p>

<p>Ancak “en sağlıklı mantar” şeklinde kesin bir sıralama yapmak için yeterli klinik kanıt yoktur.</p>

<p>Beslenmede çeşitlilik daha anlamlı bir yaklaşımdır. Güvenilir üreticiden alınan farklı yenilebilir mantar türleri, sebze, baklagil, tam tahıl ve diğer sağlıklı besinlerle birlikte tüketilebilir.</p>

<p>Tıbbi mantar takviyeleri yemeklik mantarla aynı değil</p>

<p>Reishi, aslan yelesi, cordyceps ve benzeri ürünler son yıllarda takviye olarak yaygınlaşıyor. Bu ürünlerle sofrada tüketilen mantarları birbirine karıştırmamak gerekiyor.</p>

<p>Mantar özütü veya yüksek konsantrasyonlu takviyeler, normal miktarda yenilen mantardan farklı dozlarda bileşik içerebilir. Ürünler arasında içerik standardizasyonu da büyük farklılık gösterebilir.</p>

<p>Bu nedenle bir mantarın yenilebilir bir gıda olması, o mantardan hazırlanan yoğunlaştırılmış takviyenin herkeste güvenli veya etkili olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Özellikle düzenli ilaç kullananların, kronik hastalığı bulunanların, gebelerin ve emzirenlerin mantar takviyelerini sağlık profesyoneline danışmadan kullanmaması gerekir.</p>

<p>Yabani mantarlarda en önemli konu: Zehirlenme</p>

<p>Mantarın sağlık yararlarından söz edilirken yabani mantar zehirlenmesi göz ardı edilmemeli.</p>

<p>Zehirli mantarlar yenilebilir türlerle çok benzer görünebilir. Renk, koku, böceklerin yemesi veya geleneksel ev yöntemleri bir mantarın güvenli olduğunu göstermez.</p>

<p>Doğadan toplanan ve türü kesin olarak belirlenemeyen mantarların tüketilmemesi en güvenli yaklaşımdır. Mantar yedikten sonra bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal, bilinç değişikliği veya başka olağandışı belirtiler gelişirse gecikmeden tıbbi yardım alınmalıdır.</p>

<p>Mantar yemek sağlıklı mı?</p>

<p>Genel olarak güvenilir kaynaktan alınmış yenilebilir mantarlar, dengeli beslenmenin değerli bir parçası olabilir. Düşük enerji yoğunlukları ve lif, vitamin, mineral ile çeşitli biyoaktif bileşikleri nedeniyle sofrada yer almaları için iyi nedenler var.</p>

<p>Özellikle UV ışığına maruz bırakılmış mantarlar D2 vitamini açısından diğer mantarlardan ayrılabilir.</p>

<p>Ancak bilimsel kanıtın söylediği bundan daha ileri gitmiyor: Mantarlar sağlıklı bir beslenme düzenine katkı sağlayabilir, fakat tek başına kanseri, kalp hastalığını veya diyabeti önlediği ya da bağışıklık sistemini belirgin biçimde güçlendirdiği kanıtlanmış değildir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Yabani mantarlar ciddi ve yaşamı tehdit edebilen zehirlenmelere yol açabilir. Türünden emin olunmayan yabani mantarlar tüketilmemelidir. Mantar takviyeleri ise düzenli ilaç kullanan kişilerde etkileşim riski taşıyabileceğinden kişisel kullanım öncesinde sağlık profesyoneline danışılmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. Nutrition Research and Practice — Mushroom Consumption and Cardiometabolic Health Outcomes in the General Population: A Systematic Review — 2024<br />
2. Antioxidants — Vitamin D from UV-Irradiated Mushrooms as a Way for Vitamin D Supplementation: A Systematic Review — 2023<br />
3. Advances in Nutrition — Higher Mushroom Consumption Is Associated with Lower Risk of Cancer: A Systematic Review and Meta-Analysis of Observational Studies — 2021 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mantarin-faydalari-neler-besin-degeri-d-vitamini-ve-bilimsel-kanitlar</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 20:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1588.jpeg" type="image/jpeg" length="10717"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Serbest T4 (fT4) Kaç Olmalı? 0.7, 0.8, 1.0, 1.5 ve 2.0 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/serbest-t4-ft4-kac-olmali-07-08-10-15-ve-20-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/serbest-t4-ft4-kac-olmali-07-08-10-15-ve-20-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Serbest T4 (fT4), dokuların kullanabildiği serbest tiroksini gösterir. Erişkinlerde yaklaşık 0,8–1,9 ng/dL sık kullanılan aralıktır; 0,7, 1,0, 1,5 ve 2,0 sonuçları TSH ile birlikte yorumlanır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>SERBEST T4 (fT4) NEDİR?</p>

<p>Serbest T4, tiroid bezinin ürettiği tiroksin hormonunun kandaki proteinlere bağlı olmayan, dokular tarafından kullanılabilen bölümünü gösterir.</p>

<p>fT4 düşüklüğü hipotiroidiyle, yüksekliği ise hipertiroidiyle ilişkili olabilir. Ancak tek başına fT4 sonucuyla tanı konulmaz; özellikle TSH ile birlikte değerlendirilir.</p>

<p>SERBEST T4 KAÇ OLMALI?</p>

<p>Tek bir evrensel fT4 referans aralığı yoktur.</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories erişkinler için 0,9–1,7 ng/dL aralığını kullanırken MedlinePlus tipik aralığı 0,8–1,9 ng/dL olarak verir.</p>

<p>Laboratuvar yöntemi, yaş, gebelik ve kullanılan birim sonucu etkileyebilir. Bu nedenle kişinin kendi raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>SERBEST T4 0.7 NE DEMEK?</p>

<p>0,7 ng/dL birçok erişkin laboratuvarında düşük fT4 anlamına gelir.</p>

<p>TSH yüksekse primer hipotiroidi olasılığını destekleyebilir. TSH normal veya düşükse hipofiz kaynaklı merkezi hipotiroidi, ağır sistemik hastalıklar, bazı ilaçlar veya ölçümle ilgili faktörler değerlendirilir.</p>

<p>SERBEST T4 0.8 NE DEMEK?</p>

<p>0,8 ng/dL bazı laboratuvarlarda normal aralığın alt sınırında, bazı laboratuvarlarda ise hafif düşük kabul edilebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca rakama değil laboratuvar referansına ve TSH sonucuna bakılmalıdır.</p>

<p>SERBEST T4 1.0 NE DEMEK?</p>

<p>1,0 ng/dL çoğu erişkin referans aralığında normaldir.</p>

<p>TSH de normal sınırlardaysa tiroid fonksiyonları çoğu durumda ötiroid yani normal çalışma ile uyumludur. Ancak belirtiler ve özel klinik durumlar yine dikkate alınır.</p>

<p>SERBEST T4 1.5 NE DEMEK?</p>

<p>1,5 ng/dL çoğu erişkin laboratuvarında normal aralık içerisindedir.</p>

<p>TSH baskılanmışsa erken veya hafif hipertiroidi açısından diğer tiroid testleri ve klinik bulgular değerlendirilir. TSH normalse tek başına 1,5 sonucu genellikle yüksek kabul edilmez.</p>

<p>SERBEST T4 2.0 NE DEMEK?</p>

<p>2,0 ng/dL birçok laboratuvarın üst referans sınırının üzerindedir.</p>

<p>TSH düşük veya baskılanmışsa hipertiroidi olasılığını destekler. Graves hastalığı, tiroidit veya fazla tiroid hormonu kullanımı gibi nedenler araştırılabilir.</p>

<p>Ancak laboratuvar yöntemi ve referans aralığı görülmeden 2,0 için kesin yorum yapılmamalıdır.</p>

<p>SERBEST T4 DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>En sık nedenlerden biri hipotiroididir.</p>

<p>Hashimoto hastalığı ve diğer tiroid bezi hastalıkları fT4'ü düşürebilir. Ağır sistemik hastalıklar, yetersiz beslenme veya uzun süreli açlık ve bazı ilaçlar da düşük sonuçla ilişkili olabilir.</p>

<p>Hipofiz veya hipotalamus hastalıklarında ise tiroid bezini uyaran TSH yeterli şekilde üretilemediği için fT4 düşebilir.</p>

<p>TSH YÜKSEK, SERBEST T4 DÜŞÜK NE DEMEK?</p>

<p>Bu kombinasyon primer hipotiroidinin klasik laboratuvar tablolarından biridir.</p>

<p>Tiroid bezi yeterince hormon üretemediğinde fT4 düşer; hipofiz bezi tiroidi daha fazla çalıştırmaya çalıştığı için TSH yükselir.</p>

<p>Hashimoto hastalığı sık nedenlerden biridir.</p>

<p>TSH NORMAL AMA SERBEST T4 DÜŞÜK NE DEMEK?</p>

<p>Bu sonuç doğrudan “tiroid normal” şeklinde yorumlanmamalıdır.</p>

<p>Merkezi hipotiroidide fT4 düşük olduğu halde TSH düşük, normal veya beklenenden yetersiz düzeyde olabilir. Hipofiz veya hipotalamus hastalıkları bu tabloya yol açabilir.</p>

<p>Bunun dışında ağır hastalıklar, bazı ilaçlar ve laboratuvar ölçümünü etkileyen durumlar da benzer sonuç oluşturabilir.</p>

<p>Bu nedenle düşük fT4 ile uyumsuz görünen TSH sonucu tekrarlanabilir ve klinik duruma göre diğer hipofiz hormonları değerlendirilebilir.</p>

<p>SERBEST T4 YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>Graves hastalığı, toksik tiroid nodülleri ve tiroidit fT4 yüksekliğinin önemli nedenleri arasındadır.</p>

<p>Hipotiroidi tedavisinde kullanılan levotiroksin dozunun fazla gelmesi de fT4'ü yükseltebilir.</p>

<p>Bazı ilaçlar, takviyeler ve laboratuvar test girişimleri de sonucu etkileyebilir.</p>

<p>TSH DÜŞÜK, SERBEST T4 YÜKSEK NE DEMEK?</p>

<p>Bu kombinasyon belirgin hipertiroidiyle uyumludur.</p>

<p>Kandaki tiroid hormonu arttığında hipofiz TSH üretimini baskılar. Bu nedenle TSH düşerken fT4 yükselir.</p>

<p>Graves hastalığı, toksik nodül, tiroidit ve fazla tiroid hormonu kullanımı nedenler arasında olabilir.</p>

<p>TSH DÜŞÜK AMA SERBEST T4 NORMAL OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>TSH düşük olduğu halde fT4 normal kalıyorsa subklinik hipertiroidi düşünülebilir. Ancak serbest veya total T3 sonucunun da değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Gebelik, bazı ilaçlar ve başka klinik durumlar da TSH'yi etkileyebilir.</p>

<p>SERBEST T4 İLE TOTAL T4 ARASINDAKİ FARK NEDİR?</p>

<p>Total T4, kandaki hem proteinlere bağlı hem de serbest tiroksini ölçer.</p>

<p>Serbest T4 ise proteinlere bağlı olmayan biyolojik olarak kullanılabilir bölümü değerlendirir.</p>

<p>Gebelik veya östrojen kullanımında tiroid hormonlarını taşıyan proteinlerin miktarı değişebileceği için total T4 etkilenebilir. Serbest T4 bu nedenle birçok durumda daha kullanışlıdır.</p>

<p>GEBELİKTE SERBEST T4 DEĞERİ DEĞİŞİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Gebelik tiroid hormonlarının ve taşıyıcı proteinlerin düzeylerini etkiler. Bu nedenle gebelikte mümkün olduğunda kullanılan yönteme ve gebelik dönemine özgü referans aralıklarının kullanılması gerekir.</p>

<p>Gebe olmayan yetişkinlerin referans değerleri gebelere doğrudan uygulanmamalıdır.</p>

<p>BİOTİN SERBEST T4 TESTİNİ ETKİLER Mİ?</p>

<p>Bazı tiroid test yöntemleri yüksek doz biotinden etkilenebilir ve yanıltıcı sonuçlara yol açabilir.</p>

<p>Biotin içeren saç, cilt ve tırnak takviyesi kullanan kişiler bunu test öncesinde sağlık profesyoneline veya laboratuvara bildirmelidir.</p>

<p>İlaç veya takviye kendi kendine kesilmemelidir; kullanılan test yöntemine göre laboratuvarın önerisi izlenmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>SERBEST T4 NASIL NORMALE GELİR?</p>

<p>Tedavi fT4 rakamını doğrudan değiştirmeye değil, altta yatan tiroid hastalığına yöneliktir.</p>

<p>Hipotiroidide levotiroksin gibi tiroid hormonu tedavileri kullanılabilir. Hipertiroidide ise nedenine göre antitiroid ilaçlar, radyoaktif iyot veya başka tedaviler gündeme gelebilir.</p>

<p>Tiroid ilacının dozu yalnızca tek bir fT4 sonucuna bakılarak kendi kendine değiştirilmemelidir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Serbest T4 0.7 düşük mü?</p>

<p>Birçok erişkin laboratuvarında düşüktür. TSH yüksekse primer hipotiroidiyi destekleyebilir; TSH normal veya düşükse farklı nedenler araştırılır.</p>

<p>Serbest T4 1.0 normal mi?</p>

<p>Çoğu erişkin referans aralığında normaldir. TSH sonucu da birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Serbest T4 2.0 yüksek mi?</p>

<p>Birçok laboratuvar için yüksektir. Özellikle TSH düşükse hipertiroidi olasılığı artar.</p>

<p>TSH normal ama fT4 düşükse hipotiroidi olur mu?</p>

<p>Olabilir. Özellikle merkezi hipotiroidide TSH normal görünebilirken fT4 düşük olabilir. Ağır hastalıklar ve bazı ilaçlar da benzer tablo oluşturabilir.</p>

<p>TSH yüksek ama fT4 normalse ne demek?</p>

<p>Bu kombinasyon subklinik hipotiroidiyle uyumlu olabilir. Sonucun kalıcılığı, TSH yüksekliğinin derecesi ve klinik bulgular değerlendirilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Serbest T4 tek başına tiroid hastalığı tanısı koydurmaz. Özellikle düşük fT4 ile normal veya düşük TSH birlikteyse yalnızca “TSH normal” denilerek sonuç göz ardı edilmemelidir. Şiddetli çarpıntı, bilinç değişikliği veya ciddi genel durum bozukluğu varsa hızlı tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories — T4 (Thyroxine), Total and Free, Serum</p>

<p>MedlinePlus — Free T4 Test / Thyroxine (T4) Test </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/serbest-t4-ft4-kac-olmali-07-08-10-15-ve-20-ne-demek</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 20:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0973.jpeg" type="image/jpeg" length="48943"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deodorant ve Terleme Önleyici Ürünler Meme Kanseri Riskini Artırır mı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/deodorant-ve-terleme-onleyici-urunler-meme-kanseri-riskini-artirir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/deodorant-ve-terleme-onleyici-urunler-meme-kanseri-riskini-artirir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alüminyum içeren terleme önleyici ürünlerin meme kanserine yol açtığı kanıtlanmış değil. 2017’de dikkat çeken bir çalışma ilişki sinyali verse de sonraki çalışmalar bu sonucu kesinleştirmedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Deodorant ve terleme önleyici ürünlerin meme kanserine neden olduğu bugün için gösterilmiş değil. Ancak 2017 yılında EBioMedicine’da yayımlanan bir çalışma, koltuk altı kozmetik ürünlerinin çok sık kullanımı ve meme dokusundaki alüminyum düzeyi konusunda dikkat çekici bulgular ortaya koymuştu.</p>

<p>Çalışmanın bazı sonuçları istatistiksel olarak anlamlı olsa da araştırma neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyordu. Sonraki yıllarda yayımlanan çalışmalar da deodorant veya terleme önleyici ürün kullanımının meme kanseri riskini artırdığı yönünde kesin bir kanıt ortaya koymadı.</p>

<p>2017’deki çalışma ne buldu?</p>

<p>Avusturya’da gerçekleştirilen araştırmada meme kanseri tanısı alan 209 kadın ile 209 kontrol grubundaki kadının koltuk altı kozmetik ürünü kullanım geçmişi karşılaştırıldı. Ayrıca 100 meme kanseri vakasından ve 52 kontrol katılımcısından alınan meme dokularındaki alüminyum miktarı ölçüldü.</p>

<p>Araştırmada meme kanseri grubundaki genel medyan alüminyum konsantrasyonu 5,8 nmol/g kuru ağırlık, kontrol grubunda ise 3,8 nmol/g olarak hesaplandı. Araştırmacılar iki grup arasındaki farkı istatistiksel olarak anlamlı buldu.</p>

<p>Çalışmanın dikkat çeken bir başka sonucu, 30 yaşından önce koltuk altı ürünlerini günde birkaç kez kullandığını bildiren kadınlarla ilgiliydi. Bu grupta meme kanseri için hesaplanan olasılık oranı 3,88 olarak bildirildi. Yüzde 95 güven aralığı ise 1,03 ile 14,66 arasındaydı.</p>

<p>Ancak bu sonuç doğrudan “risk yaklaşık dört kat arttı” şeklinde yorumlanamaz. Güven aralığının oldukça geniş olması tahmindeki belirsizliğin yüksek olduğuna işaret ediyor. Ayrıca çalışma geriye dönük bir vaka-kontrol araştırması olduğu için gözlenen ilişkinin neden-sonuç ilişkisi olduğu söylenemez.</p>

<p>Paylaşılan Tablo 4 neden dikkat çekiyor?</p>

<p>Araştırmanın Tablo 4’ünde tümörün memedeki konumuna göre ayrı analiz yapıldı. Üst-dış kadranda tümörü bulunan 55 kadında meme dokusundaki medyan alüminyum düzeyi 7,00 nmol/g olarak ölçülürken, 52 kişilik kontrol grubunda bu değer 3,77 nmol/g idi.</p>

<p>İki grup arasındaki fark için p değeri 0,0003 olarak bildirildi ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu.</p>

<p>Buna karşılık tümörü memenin diğer bölgelerinde bulunan 45 kadında medyan alüminyum düzeyi 3,94 nmol/g, kontrol grubunda ise 3,77 nmol/g olarak ölçüldü. Bu karşılaştırmada p değeri 0,2642 idi ve anlamlı bir fark görülmedi.</p>

<p>Bu nedenle tablo önemli bir ayrıntı içeriyor: daha yüksek alüminyum miktarı bütün meme kanseri vakalarında aynı biçimde görülmedi. En belirgin fark, tümörü memenin üst-dış bölümünde bulunan alt grupta ortaya çıktı.</p>

<p>Ancak bu bulgu tek başına alüminyumun tümörü oluşturduğunu göstermez. Alüminyumun dokuda neden daha yüksek bulunduğu, maruziyetin hangi kaynaktan geldiği veya birikimin kanser gelişiminden önce mi sonra mı ortaya çıktığı bu çalışma tasarımıyla belirlenemez.</p>

<p>“3,88” sonucu neden dikkatle yorumlanmalı?</p>

<p>Çalışmanın en fazla ilgi gören sonuçlarından biri, 30 yaşından önce koltuk altı kozmetik ürünlerini günde birkaç kez kullandığını bildiren kadınlarda ortaya çıkan ilişkiydi.</p>

<p>Ancak bu sonuç çok sık kullanım bildiren küçük bir alt gruba dayanıyordu. Küçük gruplarda hesaplanan risk tahminleri daha geniş belirsizlik aralıklarına sahip olabilir.</p>

<p>Araştırmanın başka bir sınırlaması da geçmiş kullanım alışkanlıklarının katılımcıların hatırlamasına dayanmasıydı. Bir kişinin yıllar önce bir ürünü günde kaç kez kullandığını kesin biçimde hatırlaması zor olabilir. Bu tür araştırmalarda “hatırlama yanlılığı” olarak adlandırılan sorun ortaya çıkabilir.</p>

<p>Ayrıca iki durumun birlikte görülmesi birinin diğerine neden olduğunu göstermez. Meme kanseri; yaş, genetik özellikler, hormonlar, üreme öyküsü, yaşam tarzı ve başka birçok faktörün rol oynayabildiği karmaşık bir hastalıktır.</p>

<p>Deodorant ile terleme önleyici ürün aynı şey değil</p>

<p>Burada önemli bir ayrım bulunuyor. Deodorant ve terleme önleyici ürün aynı amaçla kullanılmıyor.</p>

<p>Deodorantın temel amacı ter kokusunu azaltmak veya maskelemektir. Terleme önleyici ürünler ise ter miktarını azaltmayı hedefler ve bu ürünlerde çoğunlukla alüminyum tuzları kullanılır.</p>

<p>Terlemeyi azaltan bu ürünlerin teknik adı “antiperspirant”tır. Halk dilinde ise “terleme önleyici ürün” ifadesi çok daha anlaşılırdır.</p>

<p>2017 çalışmasındaki önemli sınırlamalardan biri de katılımcıların geçmişte kullandıkları ürünlerin deodorant mı yoksa terleme önleyici ürün mü olduğunu her zaman ayırt edememesiydi.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar ürünleri daha geniş bir “koltuk altı kozmetik ürünleri” grubu içinde değerlendirdi. Dolayısıyla araştırmadan doğrudan “deodorant meme kanseri yapıyor” sonucu çıkarmak doğru değildir.</p>

<p>Sonraki araştırmalar aynı sonucu gösterdi mi?</p>

<p>Bilimsel değerlendirmede tek bir araştırmanın sonucu yeterli kabul edilmez. Aynı soruyu araştıran farklı çalışmaların sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>2024 yılında Cancer Investigation dergisinde yayımlanan bir meta-analizde, deodorant ve terleme önleyici ürün kullanımıyla meme kanseri arasındaki ilişkiyi araştıran yedi vaka-kontrol çalışması birlikte incelendi.</p>

<p>Toplu analizde bu ürünlerin kullanımı ile meme kanseri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı. Birleşik olasılık oranı 0,96, yüzde 95 güven aralığı ise 0,78–1,17 olarak bildirildi.</p>

<p>Bu sonuç, incelenen çalışmalar birlikte değerlendirildiğinde deodorant veya terleme önleyici ürün kullanımının meme kanseri riskini belirgin biçimde artırdığına ilişkin bir sonuç bulunmadığını gösteriyor.</p>

<p>Bununla birlikte araştırmacılar, konunun daha güçlü şekilde değerlendirilebilmesi için ileriye dönük ve daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Alüminyum içeren ürünlerden kaçınmak gerekir mi?</p>

<p>Mevcut bilimsel veriler, yalnızca meme kanserinden korunmak amacıyla herkesin alüminyum içeren terleme önleyici ürünleri bırakması gerektiğini göstermiyor.</p>

<p>Alüminyum içermeyen ürün kullanmayı tercih eden kişiler ürün etiketini kontrol ederek seçim yapabilir. Ancak “alüminyum içermiyor” ifadesi bir ürünün meme kanserini önlediği anlamına gelmez.</p>

<p>Benzer şekilde alüminyum içeren bir terleme önleyici ürün kullanılması da kişinin meme kanserine yakalanacağı anlamına gelmez.</p>

<p>2017’deki tablo gerçek, ancak tek başına yeterli değil</p>

<p>Paylaşılan Tablo 4, bilimsel makalenin dikkat çekici bir bulgusunu gösteriyor. Üst-dış kadranda tümörü bulunan kadınların meme dokusunda alüminyum düzeyi kontrol grubundan daha yüksek bulunmuştu.</p>

<p>Aynı araştırmada genç yaşta koltuk altı ürünlerini çok sık kullandığını bildiren kadınlardan oluşan bir alt grupta da meme kanseriyle ilişki sinyali görüldü.</p>

<p>Ancak bu iki bulgu, koltuk altına sürülen alüminyum içeren ürünlerin meme kanserine neden olduğunu kanıtlamıyor. Çalışmanın tasarımı, küçük alt gruplar, geçmiş kullanımın hatırlamaya dayanması ve sonraki araştırmaların sonuçları birlikte değerlendirildiğinde daha temkinli bir yorum gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugünkü bilimsel tablo, deodorant veya terleme önleyici ürünlerin meme kanserine neden olduğunu gösteren yeterli kanıt bulunmadığı yönünde.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Koltuk altı ürünleriyle ilgili kaygılar, meme kanseri taraması veya kişisel risk değerlendirmesinin yerini tutmaz. Memede yeni kitle, ciltte çekilme, meme başında değişiklik veya olağan dışı akıntı fark edilmesi durumunda sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. EBioMedicine — Use of Underarm Cosmetic Products in Relation to Risk of Breast Cancer: A Case-Control Study — 2017<br />
2. Cancer Investigation — Use of Antiperspirant Products and Risk of Breast Cancer: A Meta-Analysis of Case-Control Studies — 2024<br />
3. National Cancer Institute — Antiperspirants/Deodorants and Breast Cancer — Güncel bilgi notu </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/deodorant-ve-terleme-onleyici-urunler-meme-kanseri-riskini-artirir-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 20:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1587.jpeg" type="image/jpeg" length="93205"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Almanya'nın 140 Yıllık Sağlık Sigortası Modeli: Bismarck Sistemi Nedir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/almanyanin-140-yillik-saglik-sigortasi-modeli-bismarck-sistemi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/almanyanin-140-yillik-saglik-sigortasi-modeli-bismarck-sistemi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1883’te işçileri hastalık karşısında korumak amacıyla kurulan Alman sağlık sigortası sistemi, 143 yıl sonra 74 milyondan fazla insanı kapsayan dünyanın en köklü sosyal sağlık modellerinden biri olmaya devam ediyor. Peki “Bismarck modeli” olarak bilinen sistem nasıl çalışıyor?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün bir çalışanın maaşından kesilen sağlık sigortası primi, işveren katkısı, hastalık fonları ve gelirden bağımsız sağlık hizmetine erişim gibi kavramlar birçok ülkenin sağlık sisteminde sıradan kabul ediliyor.</p>

<p>Ancak 19. yüzyıl Avrupa’sında bunlar oldukça yenilikçi fikirlerdi.</p>

<p>Modern sosyal sağlık sigortasının en önemli dönüm noktalarından biri <strong>15 Haziran 1883’te Almanya’da</strong> yaşandı. Dönemin Alman Şansölyesi Otto von Bismarck döneminde kabul edilen <strong>İşçilerin Hastalık Sigortası Yasası</strong>, belirli işçi grupları için zorunlu sağlık sigortasının temelini attı.</p>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı, bu tarihi ülkedeki yasal sağlık sigortasının başlangıcı olarak kabul ediyor. Almanya böylece <strong>ulusal düzeyde sosyal sigortayı yasalaştıran ilk ülke</strong> oldu.</p>

<h2>Bismarck Neden Sağlık Sigortası Kurdu?</h2>

<ol start="19">
 <li>
 <p>yüzyılın ikinci yarısında Almanya hızla sanayileşiyordu.</p>
 </li>
</ol>

<p>Fabrikaların büyümesiyle kentlerde çalışan işçi nüfusu artarken iş kazaları, hastalıklar ve gelir kaybı önemli bir sosyal sorun hâline geldi.</p>

<p>Bir işçinin hastalanması yalnızca sağlık problemi anlamına gelmiyordu. Çalışamadığı günlerde gelirini de kaybediyordu.</p>

<p>Bismarck döneminde oluşturulan sosyal sigorta sistemi bu riski paylaşmayı amaçladı.</p>

<p>1883 tarihli düzenlemeyle sanayi, zanaat ve çeşitli işletmelerde çalışan gruplar zorunlu sağlık sigortasına alındı. İlk sistemde sağlık sigortası primlerinin yaklaşık <strong>üçte ikisini çalışanlar, üçte birini işverenler</strong> ödüyordu.</p>

<p>Başlangıçta sistem Alman nüfusunun yalnızca yaklaşık yüzde 10’unu kapsıyordu.</p>

<p>Ardından iş kazası, yaşlılık ve malullük sigortası gibi düzenlemeler geldi.</p>

<p>Böylece hastalık veya yaşlılık nedeniyle çalışamaz hâle gelen bireyin bütün ekonomik riski tek başına üstlenmesi yerine riskin çalışanlar, işverenler ve toplum arasında paylaşılması fikri kurumsallaşmaya başladı.</p>

<h2>Bismarck Modelinin Temel Mantığı Nedir?</h2>

<p>Bismarck sisteminin özünde oldukça basit bir mekanizma bulunur:</p>

<p><strong>Çalışan ve işveren sağlık sisteminin finansmanına birlikte katkıda bulunur; toplanan para ortak bir sigorta sistemi içinde birleştirilir ve ihtiyaç duyan sigortalının sağlık giderleri bu kaynaklardan karşılanır.</strong></p>

<p>Bu nedenle model, ağırlıklı olarak genel vergilerle finanse edilen klasik ulusal sağlık hizmetlerinden farklıdır.</p>

<p>Devlet sistemi düzenler ve kurallarını belirler ancak sağlık hizmetlerinin finansmanında sosyal sağlık sigortası kurumları önemli rol oynar.</p>

<p>Bugünkü Almanya'da devlet yasal çerçeveyi özellikle Sosyal Kanun'un Beşinci Kitabı üzerinden belirlerken sağlık sistemindeki birçok kurum <strong>öz yönetim</strong> ilkesiyle faaliyet gösteriyor.</p>

<h2>Gesundheitsfonds: Primler Nereye Gidiyor?</h2>

<p>Modern Alman sisteminde çalışan ve işverenlerden toplanan primler yalnızca tek tek sağlık sigortası kasalarının bünyesinde tutulmuyor.</p>

<p>Prim gelirlerinin önemli bölümü merkezi bir yapı olan <strong>Gesundheitsfonds</strong>, yani Sağlık Fonu’nda toplanıyor.</p>

<p>Federal bütçeden yapılan katkılar da bu fona aktarılıyor.</p>

<p>Daha sonra kaynaklar sağlık sigortası fonlarına, sigortalıların sayısı ve risk yapısı gibi unsurlar dikkate alınarak dağıtılıyor.</p>

<p>Bu mekanizma, sağlık sigortası fonları arasındaki mali farklılıkların dengelenmesini ve daha yüksek sağlık riski taşıyan sigortalara sahip fonların dezavantajlı hâle gelmemesini amaçlıyor.</p>

<h2>Temel İlke: Çok Ödeyen Daha Fazla Tedavi Almıyor</h2>

<p>Alman sisteminin en dikkat çekici özelliklerinden biri <strong>dayanışma ilkesi</strong>.</p>

<p>Yasal sağlık sigortasında ödenen prim kişinin ekonomik gücüyle bağlantılı.</p>

<p>Ancak temel sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı kişinin sisteme ne kadar para yatırdığına göre belirlenmiyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle:</p>

<p>Daha yüksek gelire sahip bir çalışan daha fazla prim ödeyebilir ancak bu durum ona otomatik olarak daha kapsamlı temel sağlık hizmeti hakkı sağlamaz.</p>

<p>Alman Federal Sağlık Bakanlığı sistemi;</p>

<p><strong>sağlıklıların hastaları, yüksek gelirlilerin düşük gelirlileri, gençlerin yaşlıları ve bekârların aileleri desteklediği bir dayanışma modeli</strong></p>

<p>olarak tanımlıyor.</p>

<h2>Almanya'da Bugün Kaç Kişi Bu Sistemde?</h2>

<p>1883 yılında nüfusun yaklaşık yüzde 10’unu kapsayan sistem bugün Almanya’nın temel sağlık finansmanı mekanizmasına dönüşmüş durumda.</p>

<p>Federal Sağlık Bakanlığı verilerine göre nüfusun yaklaşık <strong>yüzde 88’i</strong>, yani <strong>74 milyondan fazla kişi</strong>, yasal sağlık sigortası kapsamında bulunuyor.</p>

<p>Yaklaşık 9 milyon kişi ise özel sağlık sigortasına sahip.</p>

<p>Almanya’da yasal sağlık sigortası tek bir devlet kurumundan oluşmuyor. Birbirinden bağımsız çok sayıda sağlık sigortası fonu bulunuyor ve vatandaşlar belirli kurallar çerçevesinde bunlar arasında seçim yapabiliyor.</p>

<p>2026 itibarıyla yasal sistemde <strong>93 sağlık sigortası fonu</strong> faaliyet gösteriyor.</p>

<h2>Primleri Kim Ödüyor?</h2>

<p>Bismarck modelinin tarihsel mirasının en görünür özelliklerinden biri çalışan ve işverenin finansmana birlikte katılması.</p>

<p>2026 yılında Almanya’da yasal sağlık sigortasının genel prim oranı <strong>brüt gelirin yüzde 14,6’sı</strong>.</p>

<p>Bu temel primin:</p>

<p><strong>yüzde 7,3’ünü çalışan,<br />
yüzde 7,3’ünü işveren ödüyor.</strong></p>

<p>Bunun üzerine sağlık sigortası fonlarının finansman ihtiyacına göre ek prim uygulanabiliyor.</p>

<p>2026 için ilan edilen <strong>ortalama ek prim oranı yüzde 2,9</strong>.</p>

<p>Ancak bu oran tüm fonlar için sabit değil. Gerçekte uygulanacak ek prim oranı sağlık sigortası fonuna göre değişebiliyor.</p>

<p>Ek prim de çalışan ile işveren arasında paylaştırılıyor.</p>

<p>Prim hesabı ise kişinin sınırsız gelirine uygulanmıyor.</p>

<p>2026 yılında sağlık sigortası primi hesabında dikkate alınan aylık gelir üst sınırı <strong>5.812,50 avro</strong>, yıllık sınır ise <strong>69.750 avro</strong>.</p>

<h2>Aile Üyeleri İçin Ayrı Prim Gerekiyor mu?</h2>

<p>Sistemin dikkat çekici özelliklerinden biri bazı aile bireylerinin prim ödemeden sigortalı olabilmesi.</p>

<p>Federal Sağlık Bakanlığı verilerine göre yaklaşık <strong>16 milyon kişi</strong>, gerekli koşulları taşımaları hâlinde aile üyesi üzerinden prim ödemeden yasal sağlık sigortası kapsamına girebiliyor.</p>

<p>Bu uygulama da sistemin dayanışma prensibinin önemli parçalarından biri olarak görülüyor.</p>

<h2>Hastalanan Çalışanın Maaşı Ne Oluyor?</h2>

<p>Bismarck sisteminin tarihsel çıkış noktalarından biri yalnızca tedavi masraflarını değil, hastalık nedeniyle ortaya çıkan gelir kaybını da azaltmaktı.</p>

<p>Bu düşüncenin izleri bugün de devam ediyor.</p>

<p>Almanya’da çalışan hastalık nedeniyle çalışamazsa işveren genel olarak ilk <strong>altı hafta boyunca ücretini ödemeye devam ediyor.</strong></p>

<p>İş göremezlik daha uzun sürerse belirli koşullar altında yasal sağlık sigortası tarafından hastalık ödeneği devreye giriyor.</p>

<p>Aynı hastalık nedeniyle üç yıllık bir dönem içinde toplam hastalık ödeneği hakkı belirli koşullarla <strong>78 haftaya kadar</strong> çıkabiliyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı var:</p>

<p><strong>Bu 78 haftalık toplam süreye, işverenin ücret ödemeye devam ettiği ilk altı haftalık dönem de dâhil.</strong></p>

<p>Dolayısıyla sağlık sigortasının fiilen ödeme yaptığı süre, standart durumlarda 78 haftanın tamamı anlamına gelmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yönüyle sağlık sigortası yalnızca “doktor ve hastane faturasını ödeme sistemi” değil; aynı zamanda hastalık nedeniyle oluşabilecek ekonomik kaybı azaltan sosyal güvenlik mekanizmalarından biri.</p>

<h2>Bismarck Modeli ile İngiliz Sistemi Arasındaki Fark Ne?</h2>

<p>Sağlık sistemleri karşılaştırılırken Bismarck modeli genellikle İngiltere’de gelişen <strong>Beveridge modeli</strong> ile karşılaştırılır.</p>

<p>Temel ayrım finansmanın nasıl sağlandığıdır.</p>

<p><strong>Bismarck modeli:</strong><br />
Temel finansman sosyal sağlık sigortası primlerine dayanır. Çalışanlar ve işverenler sisteme katkıda bulunur.</p>

<p><strong>Beveridge modeli:</strong><br />
Finansman ağırlıklı olarak genel vergilerden sağlanır ve sağlık hizmetinin sunumunda devlet daha merkezi rol oynar.</p>

<p>Ancak günümüzde hiçbir büyük sağlık sistemi bu modellerin tarihsel “saf” biçimiyle işlemiyor.</p>

<p>Ülkeler zaman içinde vergi, sigorta primi, özel sigorta ve kamu finansmanı gibi farklı araçları bir araya getiren karma sistemler geliştirdi.</p>

<p>Almanya da bunun tipik örneklerinden biri.</p>

<p>Yasal sağlık sigortasının finansmanı yalnızca primlerden oluşmuyor; federal bütçeden aktarılan kaynaklar da sisteme katkı sağlıyor.</p>

<h2>Sistem Neden 143 Yıldır Ayakta?</h2>

<p>Sistemin 143 yıldır varlığını sürdürebilmesini yalnızca 1883’te çıkarılan yasayla açıklamak mümkün değil.</p>

<p>Asıl dikkat çekici nokta sistemin zaman içinde değişebilmesi.</p>

<p>İlk kurulduğunda nüfusun yalnızca küçük bir bölümünü kapsayan işçi sigortası;</p>

<p>zamanla daha geniş çalışan gruplarını, emeklileri, aile bireylerini ve farklı toplumsal kesimleri kapsayan bir sağlık güvence sistemine dönüştü.</p>

<p>Ancak ana fikir büyük ölçüde korundu:</p>

<p><strong>Hastalık riskinin maliyeti bireyin üzerine bırakılmamalı, toplum içinde paylaşılmalıdır.</strong></p>

<p>Bu nedenle Almanya Federal Sağlık Bakanlığı da yasal sağlık sigortasının temel ilkelerinin 19. yüzyıl sonlarından bugüne büyük ölçüde korunduğuna dikkat çekiyor.</p>

<h2>Ancak 143 Yıllık Sistem Bugün Yeni Bir Sorunla Karşı Karşıya</h2>

<p>Uzun geçmişine rağmen Alman sağlık sigortası sistemi mali baskılardan bağımsız değil.</p>

<p>Yaşlanan nüfus, sağlık çalışanı maliyetleri, hastane harcamaları, ilaç giderleri ve yeni sağlık teknolojileri sağlık harcamalarını artırıyor.</p>

<p>2026’nın ilk yarısında yasal sağlık sigortası fonlarının gelirleri yaklaşık <strong>188,9 milyar avro</strong>, giderleri ise <strong>186,3 milyar avro</strong> olarak gerçekleşti.</p>

<p>Aynı dönemde sağlık hizmetleri ve yönetim giderlerinin bir önceki döneme göre <strong>yüzde 7,1 arttığı</strong> bildirildi.</p>

<p>Sağlık sigortası fonlarının fiilen uyguladığı ortalama ek prim oranı Haziran 2026 sonunda <strong>yüzde 3,13’e</strong> ulaştı.</p>

<p>Bu oran, 2026 için ilan edilen yüzde 2,9’luk ortalama referans oranın üzerinde.</p>

<p>Federal Sağlık Bakanlığı, ilk yarı verilerinin bazı hizmet alanlarında dönemsel tahminler ve henüz kesinleşmemiş gider kalemleri içerebildiğine de dikkat çekiyor.</p>

<p>Bu nedenle Almanya’da Bismarck sisteminin bugün en önemli tartışmalarından biri artık sistemi kurmak değil, <strong>143 yıllık dayanışma modelinin gelecekte nasıl finanse edileceği.</strong></p>

<h2>Bir Sağlık Sisteminin 143 Yıllık Dersi</h2>

<p>1883 yılında çıkarılan bir işçi sigortası yasasının 21. yüzyılın en gelişmiş sağlık sistemlerinden birinin temelini oluşturacağını dönemin insanlarının öngörmesi muhtemelen kolay değildi.</p>

<p>Ancak Bismarck sisteminin sağlık politikası açısından bıraktığı önemli bir miras var:</p>

<p><strong>Sağlık hizmetinin finansmanı, hastalandığı anda yalnızca hastanın taşıyacağı bireysel bir ekonomik risk olmaktan çıkarılabilir.</strong></p>

<p>Çalışanlar, işverenler ve kamu kaynakları bu riski paylaşabilir.</p>

<p>Bugün sistemin finansmanı, nüfusun yaşlanması ve sağlık harcamalarının artışı ciddi tartışmalar yaratıyor.</p>

<p>Fakat 1883’te ortaya çıkan temel düşünce hâlâ ayakta:</p>

<p><strong>İnsan hastalandığında yalnızca hastalığıyla değil, tedavinin ekonomik yüküyle de tek başına mücadele etmek zorunda kalmamalı.</strong></p>

<p>143 yıl sonra Bismarck modelinin dünya sağlık sistemlerine bıraktığı en kalıcı ders belki de budur.</p>

<hr />
<h2>KAYNAKLAR</h2>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı<br />
Geschichte der gesetzlichen Krankenversicherung</p>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı<br />
Gesetzliche Krankenversicherung – Grundlagen und Organisation</p>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı<br />
Beiträge der gesetzlichen Krankenversicherung 2026</p>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı<br />
Gesundheitsfonds</p>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı<br />
Finanzierung der gesetzlichen Krankenversicherung</p>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı<br />
Mitglieder und Versicherte der gesetzlichen Krankenversicherung</p>

<p>Gesund.bund.de – Federal Health Portal<br />
Krankengeld</p>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı<br />
Finanzentwicklung der GKV im 1. Halbjahr 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/almanyanin-140-yillik-saglik-sigortasi-modeli-bismarck-sistemi-nedir</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 19:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/alman-saglik-sistemi.jpg" type="image/jpeg" length="68324"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Az Harcamayla İyi Sağlık Sonuçlarına Ulaşan Ülkeler Hangileri?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/az-harcamayla-iyi-saglik-sonuclarina-ulasan-ulkeler-hangileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/az-harcamayla-iyi-saglik-sonuclarina-ulasan-ulkeler-hangileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[OECD ülkelerinde kişi başına sağlık harcaması yaklaşık 6 bin dolara ulaşırken bazı ülkeler bu seviyenin belirgin biçimde altında harcama yapmasına rağmen 83–84 yıllık yaşam beklentisine ulaşabiliyor. İspanya, İtalya, Güney Kore ve İsrail gibi örnekler, sağlık sonuçlarında yalnızca ne kadar para harcandığının değil, kaynağın nasıl kullanıldığının da önemli olduğunu gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir ülkenin sağlık sisteminin başarısı yalnızca hastanelere, ilaçlara ve sağlık çalışanlarına ne kadar para ayırdığıyla ölçülebilir mi?</p>

<p>OECD verileri bunun tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.</p>

<p>OECD ülkelerinde kişi başına yıllık sağlık harcaması 2024 yılı veya mevcut en yakın yıl itibarıyla satın alma gücü paritesine göre ortalama <strong>5 bin 967 dolar</strong> düzeyinde.</p>

<p>Ancak ülkeler arasında hem harcama hem de sağlık sonuçları açısından çok büyük farklılıklar bulunuyor.</p>

<p>Bazı ülkeler OECD ortalamasının altında harcama yaparken yaşam beklentisi ve bazı ölüm göstergelerinde ortalamanın üzerinde sonuçlar elde edebiliyor.</p>

<p>Bu durum sağlık ekonomisinin temel sorularından birini gündeme getiriyor:</p>

<p><strong>Sağlığa ne kadar para harcandığı kadar, bu kaynağın nasıl kullanıldığı da mı önemli?</strong></p>

<h2>İspanya: 5.346 dolar harcama, 84 yıl yaşam beklentisi</h2>

<p>İspanya dikkat çekici örneklerin başında geliyor.</p>

<p>Kişi başına yıllık sağlık harcaması <strong>5 bin 346 dolar</strong> ile OECD ortalamasının altında bulunuyor.</p>

<p>Buna karşılık ülkede doğuşta beklenen yaşam süresi <strong>84 yıl</strong>. Bu değer OECD ortalamasının yaklaşık 2,9 yıl üzerinde.</p>

<p>Daha önemlisi, yalnızca uzun yaşam değil.</p>

<p>İspanya'da önlenebilir ölüm hızı 100 bin kişide <strong>92</strong>, tedavi edilebilir nedenlere bağlı ölüm hızı ise <strong>50</strong> düzeyinde. OECD ortalamaları sırasıyla 145 ve 77.</p>

<p>Dolayısıyla İspanya, harcama ve sağlık sonuçları birlikte değerlendirildiğinde dikkat çeken ülkelerden biri.</p>

<h2>İtalya: Daha düşük harcamayla 83,5 yıl</h2>

<p>Benzer bir tablo İtalya'da görülüyor.</p>

<p>İtalya kişi başına sağlık için yılda yaklaşık <strong>5 bin 164 dolar</strong> harcıyor. Bu rakam OECD ortalamasından yaklaşık 800 dolar daha düşük.</p>

<p>Buna rağmen yaşam beklentisi <strong>83,5 yıl</strong>.</p>

<p>İtalya'da önlenebilir ölüm hızı 100 bin kişide <strong>93</strong>, tedavi edilebilir ölüm hızı ise <strong>52</strong>.</p>

<p>Ülkenin sağlık harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı da yüzde <strong>8,4</strong> ile OECD ortalaması olan yüzde 9,3'ün altında.</p>

<h2>Güney Kore: 4.797 dolarla 83,5 yıl</h2>

<p>Sağlık harcaması ile yaşam beklentisi arasındaki ilişkinin dikkat çekici olduğu bir diğer ülke Güney Kore.</p>

<p>Kişi başına sağlık harcaması yaklaşık <strong>4 bin 797 dolar</strong>.</p>

<p>Buna karşılık yaşam beklentisi <strong>83,5 yıl</strong>.</p>

<p>Tedavi edilebilir ölüm hızı ise 100 bin kişide <strong>45</strong> ile OECD ortalaması olan 77'nin oldukça altında.</p>

<p>Ancak bu örnek önemli bir uyarıyı da beraberinde getiriyor.</p>

<p>Bir ülkenin birkaç sağlık göstergesinde başarılı olması, sağlık sisteminin her alanda aynı ölçüde başarılı olduğu anlamına gelmiyor. Örneğin Güney Kore'de intihar oranı OECD ortalamasının oldukça üzerinde bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle sağlık sistemlerinin verimliliği tek bir gösterge üzerinden değerlendirilmemeli.</p>

<h2>İsrail: OECD ortalamasından yaklaşık 1.600 dolar daha az harcama</h2>

<p>İsrail'de kişi başına sağlık harcaması yaklaşık <strong>4 bin 352 dolar</strong>.</p>

<p>Bu rakam OECD ortalamasından yaklaşık 1.600 dolar daha düşük.</p>

<p>Buna karşılık yaşam beklentisi <strong>83,8 yıl</strong>.</p>

<p>Önlenebilir ölüm hızı 100 bin kişide <strong>78</strong>, tedavi edilebilir ölüm hızı ise <strong>56</strong>.</p>

<p>OECD'nin kamu harcamalarının maliyet etkinliğini inceleyen değerlendirmelerinde İsrail, benzer miktarda sağlık harcaması yapan ülkelere kıyasla daha yüksek yaşam beklentisine ulaşan ülkeler arasında gösteriliyor.</p>

<h2>Japonya: Ortalama harcamayla en yüksek yaşam beklentilerinden biri</h2>

<p>Japonya'nın durumu biraz farklı.</p>

<p>Ülkenin kişi başına sağlık harcaması <strong>5 bin 790 dolar</strong> ile OECD ortalamasına oldukça yakın.</p>

<p>Ancak yaşam beklentisi <strong>84,1 yıl</strong>.</p>

<p>Önlenebilir ölüm hızı 100 bin kişide <strong>86</strong>, tedavi edilebilir ölüm hızı ise <strong>49</strong>.</p>

<p>OECD verileri Japonya'nın OECD ortalamasına yakın sağlık harcamasıyla üye ülkeler arasındaki en yüksek yaşam beklentilerinden birine ulaştığını gösteriyor.</p>

<h2>Costa Rica: Çok düşük harcamayla görece yüksek yaşam beklentisi</h2>

<p>Costa Rica farklı türde bir örnek oluşturuyor.</p>

<p>Kişi başına sağlık harcaması yalnızca <strong>1.935 dolar</strong>.</p>

<p>Bu rakam OECD ortalamasının yaklaşık üçte biri.</p>

<p>Buna rağmen yaşam beklentisi <strong>81 yıl</strong> ve OECD ortalaması olan 81,1 yıla oldukça yakın.</p>

<p>Ancak Costa Rica'yı tüm sağlık göstergelerinde başarılı bir model olarak değerlendirmek doğru değil.</p>

<p>Ülkede önlenebilir ölüm hızı 100 bin kişide <strong>147</strong>, tedavi edilebilir ölüm hızı ise <strong>94</strong>. Her iki gösterge de OECD ortalamasının üzerinde.</p>

<p>Bu nedenle Costa Rica esas olarak <strong>çok düşük sağlık harcamasına karşın OECD ortalamasına yakın yaşam beklentisine ulaşan bir ülke</strong> olarak dikkat çekiyor.</p>

<h2>Harcama ve yaşam beklentisi yan yana</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <th>Ülke</th>
   <th>Kişi başına sağlık harcaması*</th>
   <th>Yaşam beklentisi</th>
  </tr>
  <tr>
   <td>Costa Rica</td>
   <td>1.935 $</td>
   <td>81,0 yıl</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>İsrail</td>
   <td>4.352 $</td>
   <td>83,8 yıl</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Güney Kore</td>
   <td>4.797 $</td>
   <td>83,5 yıl</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>İtalya</td>
   <td>5.164 $</td>
   <td>83,5 yıl</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>İspanya</td>
   <td>5.346 $</td>
   <td>84,0 yıl</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Japonya</td>
   <td>5.790 $</td>
   <td>84,1 yıl</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>OECD ortalaması</strong></td>
   <td><strong>5.967 $</strong></td>
   <td><strong>81,1 yıl</strong></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>*Satın alma gücü paritesine göre kişi başına ABD doları; sağlık harcaması için 2024 veya mevcut en yakın yıl. Yaşam beklentisi göstergelerinde OECD'nin en güncel karşılaştırılabilir verileri kullanılmıştır.</p>

<p>Tablo önemli bir noktayı ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>Sağlık harcaması ile yaşam beklentisi arasında genel olarak pozitif bir ilişki bulunuyor; ancak daha yüksek harcama her ülkede aynı büyüklükte sağlık kazanımı sağlamıyor.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Benzer miktarda harcama yapan ülkelerin sağlık sonuçları arasında belirgin farklar görülebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle sağlık sistemlerinin başarısını yalnızca toplam bütçe üzerinden değerlendirmek yeterli değil.</p>

<h2>Peki bu ülkeler neyi farklı yapıyor?</h2>

<p>Burada tek bir “başarı reçetesi” bulunmuyor.</p>

<p>Yaşam beklentisi yalnızca sağlık sisteminden etkilenmiyor.</p>

<p>Beslenme biçimi, sigara ve alkol kullanımı, obezite, eğitim düzeyi, gelir dağılımı, çevre koşulları, trafik güvenliği ve toplumun yaş yapısı gibi çok sayıda faktör sağlık sonuçlarını etkileyebiliyor.</p>

<p>Sağlık sistemi tarafında ise güçlü birinci basamak hizmetleri, koruyucu sağlık uygulamaları, kronik hastalıkların erken takibi, ilaç ve teknoloji fiyatlarının kontrolü ve gereksiz sağlık hizmetlerinin azaltılması kaynakların daha etkili kullanılmasına katkı sağlayabiliyor.</p>

<p>OECD de sağlık harcamaları ile yaşam beklentisi arasında genel olarak pozitif ilişki bulunduğunu ancak ülkelerin benzer harcama düzeylerinde çok farklı sonuçlara ulaşabildiğini belirtiyor.</p>

<h2>Türkiye nerede?</h2>

<p>Türkiye'de kişi başına sağlık harcaması satın alma gücü paritesine göre yaklaşık <strong>2 bin 309 dolar</strong>.</p>

<p>Bu rakam OECD ortalamasının yüzde 40'ından daha az.</p>

<p>Türkiye böylece OECD'deki en düşük kişi başına sağlık harcamalarından birine sahip.</p>

<p>Ancak yaşam beklentisi <strong>77,3 yıl</strong> ile OECD ortalamasının 3,8 yıl altında.</p>

<p>Önlenebilir ölüm hızı 100 bin kişide <strong>168</strong>, tedavi edilebilir ölüm hızı ise <strong>119</strong>. Her iki gösterge de OECD ortalamasının üzerinde.</p>

<p>Bu tablo Türkiye açısından önemli bir ayrımı ortaya koyuyor:</p>

<p><strong>Düşük sağlık harcaması tek başına verimlilik anlamına gelmiyor.</strong></p>

<p>Gerçek verimlilik, kullanılan kaynaklarla ne kadar sağlık kazanımı elde edildiğiyle birlikte değerlendirilmek zorunda.</p>

<h2>En fazla harcayan her zaman aynı ölçüde sağlık kazanımı elde etmiyor</h2>

<p>Sağlık ekonomisinin temel tartışmalarından biri burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bir noktaya kadar daha fazla kaynak; daha fazla sağlık çalışanı, daha iyi ilaç erişimi, daha gelişmiş teknoloji ve daha kapsamlı sağlık hizmeti anlamına gelebiliyor.</p>

<p>Ancak harcamalar yükseldikçe her ek kaynağın aynı büyüklükte sağlık kazanımı sağlaması garanti değil.</p>

<p>Bu nedenle modern sağlık politikalarının temel sorusu yalnızca:</p>

<p><strong>“Sağlığa ne kadar para harcıyoruz?”</strong></p>

<p>olmamalı.</p>

<p>Asıl soru şu olmalı:</p>

<p><strong>“Harcadığımız her birim kaynak karşılığında ne kadar sağlık kazanımı elde ediyoruz?”</strong></p>

<p>İspanya, İtalya, İsrail ve Güney Kore'nin verileri ile Japonya ve Costa Rica'nın farklı nitelikteki örnekleri, sağlık sistemlerinin başarısında bütçenin büyüklüğü kadar <strong>kaynağın nereye ve nasıl harcandığının</strong> da önemli olduğunu gösteriyor.</p>

<h1>5. Kaynaklar</h1>

<ul>
 <li>
 <p>OECD — Health at a Glance 2025</p>
 </li>
 <li>
 <p>OECD — Health Expenditure per Capita</p>
 </li>
 <li>
 <p>OECD — Life Expectancy at Birth</p>
 </li>
 <li>
 <p>OECD — Government at a Glance 2025 / Cost Effectiveness</p>
 </li>
 <li>
 <p>OECD Health Statistics 2025</p>
 </li>
 <li>
 <p>WHO — Global Health Expenditure Database</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/az-harcamayla-iyi-saglik-sonuclarina-ulasan-ulkeler-hangileri</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 19:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/en-cok-harcayan-degil.jpg" type="image/jpeg" length="87192"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kadavra Başında Edilen Yeminler: Anatomi Eğitiminin Ahlaki Sınırları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kadavra-basinda-edilen-yeminler-anatomi-egitiminin-ahlaki-sinirlari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kadavra-basinda-edilen-yeminler-anatomi-egitiminin-ahlaki-sinirlari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp öğrencisinin ilk sessiz öğretmeni

Tıp öğrencisinin insan bedeniyle ilk gerçek karşılaşması çoğu zaman yaşayan bir hastayla değil, anatomi masasındaki sessiz bir bedenle gerçekleşir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Önünde bir anatomi atlası, elinde neşter ve birkaç adım ötesinde hayatında ilk kez karşılaşacağı bir ölü beden vardır.</p>

<p>O beden konuşmayacaktır. Acı duyduğunu söylemeyecek, öğrencinin yanlışını düzeltemeyecek, mahremiyetinin ihlal edildiğini ifade edemeyecektir.</p>

<p>İşte tam da bu nedenle anatomi salonundaki ilk ders yalnızca kasların, sinirlerin ve damarların yerini öğrenmek değildir.</p>

<p><strong>Asıl derslerden biri, kendisini artık savunamayacak bir insan bedenine nasıl davranılması gerektiğidir.</strong></p>

<p>Modern anatomi eğitiminde kullanılan “sessiz öğretmen”, “ilk öğretmen” ve bazı eğitim programlarında “ilk hasta” gibi ifadeler bu anlayıştan doğdu.</p>

<p>Kadavra artık yalnızca üzerinde anatomik yapıların gösterildiği biyolojik materyal olarak değil, yaşamı sona ermiş fakat bedeniyle tıp eğitimine katkıda bulunan bir insan olarak ele alınıyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, anatomi eğitiminin yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda etik bir süreç olduğunu da hatırlatıyor.</p>

<h2>Anatominin tarihi her zaman bu kadar saygılı değildi</h2>

<p>İnsan bedeninin disseksiyonu tıp tarihinde oldukça eski bir uygulama.</p>

<p>MÖ 3. yüzyılda İskenderiye’de çalışan Herophilos ve Erasistratos, insan bedeni üzerinde sistematik anatomik çalışmalar gerçekleştiren en erken hekimler arasında kabul edilir. Herophilos, sistematik insan disseksiyonu yapan ilk anatomistler arasında özellikle öne çıkar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak insan disseksiyonu sonraki yüzyıllarda birçok coğrafyada dinî, kültürel, hukuki ve toplumsal nedenlerle sınırlı kaldı ve uzun süre sistematik tıp eğitiminin merkezinde yer almadı.</p>

<p>Avrupa’da disseksiyon yeniden tıp eğitiminin önemli unsurlarından biri hâline geldiğinde kullanılan bedenlerin büyük bölümü gönüllü bağışçılara ait değildi.</p>

<p>İdam edilen suçluların bedenleri anatomi salonlarına gönderiliyor, 18. ve 19. yüzyıllarda tıp okullarının kadavra ihtiyacının artması ise özellikle Britanya ve Amerika’da mezar soygunculuğu, beden kaçırma ve yasa dışı beden temini gibi ciddi sorunları beraberinde getiriyordu.</p>

<p>Böylece tıp öğrencilerinin insan anatomisini öğrenme ihtiyacı ile ölünün bedensel bütünlüğü ve insan onuru arasında önemli bir etik çatışma ortaya çıktı.</p>

<h2>Kadavra nereden geliyordu?</h2>

<ol start="19">
 <li>
 <p>yüzyıla gelindiğinde büyüyen tıp eğitimi yeni bir sorun yaratmıştı:</p>
 </li>
</ol>

<p><strong>Anatomi eğitimi için yeterli sayıda beden nereden bulunacaktı?</strong></p>

<p>Britanya’da mezar soygunları ve yasa dışı beden temini kamuoyunda büyük tepki topladı. Burke ve Hare cinayetleri gibi olaylar, insan bedeninin anatomi okullarına satılmasının ne kadar ciddi bir etik ve toplumsal sorun hâline geldiğini gösterdi.</p>

<p><strong>1832 tarihli Anatomy Act, anatomi eğitiminde kullanılabilecek bedenlerin teminine yeni bir hukuki çerçeve getirdi ve mezar soygunculuğu ile yasa dışı beden teminini azaltmayı amaçlayan önemli bir dönüm noktası oldu.</strong></p>

<p>Ancak bugünün etik anlayışıyla bakıldığında bu düzenlemelerin de tartışmalı yönleri vardı.</p>

<p>Çünkü uzun yıllar boyunca sahipsiz, yoksul veya kurumlarda ölen kişilerin bedenleri, yaşamlarında açık ve özgür bir bağış kararı vermemiş olsalar bile anatomi eğitiminde kullanılabildi.</p>

<p>Bu durum beden teminindeki yasa dışılığı azaltırken başka bir etik soruyu gündeme getiriyordu: Toplumun en yoksul ve savunmasız kesimlerinin bedenleri, ölümden sonra da eşitsizliğin konusu hâline mi geliyordu?</p>

<p>Modern etik anlayışın temel farkı tam olarak burada ortaya çıkıyor:</p>

<p><strong>Bir bedenin eğitim için kullanılabilir olması ile kişinin bunu özgür iradesiyle istemiş olması aynı şey değildir.</strong></p>

<ol start="20">
 <li>
 <p>yüzyıl boyunca gelişen gönüllü beden bağışı programları, anatomi eğitimindeki bu anlayışı önemli ölçüde değiştirdi.</p>
 </li>
</ol>

<p>Çağdaş beden bağışı programlarında gönüllülük, bilgilendirme, insan onurunun korunması ve yürürlükteki hukuki düzenlemelere uygunluk temel etik ilkeler arasında yer alıyor.</p>

<h2>Neşterden önce verilen söz</h2>

<p>Bu dönüşüm yalnızca bedenlerin nasıl temin edildiğiyle sınırlı kalmadı.</p>

<p>Anatomi salonlarının kültürü de değişmeye başladı.</p>

<p>Dünyanın farklı tıp fakültelerinde öğrencilerin ilk disseksiyon öncesinde kadavra karşısında bir tür <strong>“cadaveric oath”, yani kadavra yemini</strong> okuduğu, sessizlik yaptığı veya teşekkür ve anma törenlerine katıldığı uygulamalar bulunuyor.</p>

<p>Ancak bu yeminlerin tek ve evrensel bir metni yok.</p>

<p>Hippokrat Yemini gibi bütün dünyada ortak tarihsel kökene sahip tek bir “kadavra yemini” geleneğinden söz etmek de mümkün değil.</p>

<p>Literatürde dünyadaki ilk kadavra yemininin nerede ve ne zaman edildiğini kesin biçimde gösteren tek bir başlangıç tarihi bulunmuyor.</p>

<p>Buna rağmen farklı üniversitelerde uygulanan yeminlerin ve törenlerin ortak mesajları büyük ölçüde benzer:</p>

<p>Kadavraya saygı göstermek, bedenin mahremiyetini korumak, gereksiz işlemlerden kaçınmak, fotoğraf ve görüntüleri uygunsuz biçimde paylaşmamak ve bağışçının bedeninden edinilen bilgiyi gelecekte hastaların yararına kullanmak.</p>

<p>Başka bir ifadeyle öğrenciye verilen mesaj yalnızca:</p>

<p><strong>“Bu bedenden öğren.”</strong></p>

<p>değildir.</p>

<p>Aynı zamanda:</p>

<p><strong>“Bu bedene saygı göster.”</strong></p>

<p>mesajıdır.</p>

<h2>Türkiye’den 2026 tarihli yeni araştırma</h2>

<p>Konu Türkiye açısından da son derece güncel.</p>

<p><strong>25 Eylül 2026’da Anatomical Sciences Education dergisinde çevrim içi yayımlanan Kocaeli Üniversitesi merkezli bir araştırma</strong>, üniversitenin ilk beden bağışçısı anma törenine ilişkin tıp öğrencilerinin değerlendirmelerini inceledi.</p>

<p>Araştırmaya toplam 246 öğrenci katıldı.</p>

<p>Bunların 104’ü, yani yüzde 42,3’ü anma törenine katılmıştı.</p>

<p>Törene katılan öğrencilerin:</p>

<p><strong>Yüzde 90,3’ü beden bağışçılarına yönelik takdirlerinin arttığını,</strong></p>

<p><strong>yüzde 94,2’si ise bağışlanan bedenlere daha fazla özen gösterme eğilimi geliştirdiğini</strong></p>

<p>bildirdi.</p>

<p>Araştırmada öğrenciler akademik deneyim, kişisel gelişim, empati, ölüm üzerine düşünme ve etik farkındalık gibi alanlarda da olumlu değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Ancak burada önemli bir bilimsel ayrım yapmak gerekiyor: Çalışma kesitsel nitelikteydi ve öğrencilerin kendi değerlendirmelerine dayanıyordu. Bu nedenle sonuçlar, anma töreninin söz konusu özellikleri kesin olarak artırdığını kanıtlamaktan ziyade, törene katılan öğrencilerin bu alanlarda olumlu etkiler algıladığını gösteriyor.</p>

<p>Çalışmanın yazarları <strong>Ayla Tekin, Nurşen Zeybek, Sibel Balci ve Tuncay Çolak</strong>.</p>

<p>Bu sonuçlar anatomi laboratuvarının yalnızca insan bedeninin öğrenildiği bir yer olmadığını düşündürüyor.</p>

<p>Aynı zamanda geleceğin hekiminin <strong>insan bedenine hangi gözle bakacağını öğrendiği yerlerden biri.</strong></p>

<h2>Öğrenciler kadavrayı nasıl görüyor?</h2>

<p>Kadavra yemini ve etik farkındalık konusunda yapılan araştırmalar da bu yaklaşımın öğrenciler üzerindeki karşılığını ortaya koyuyor.</p>

<p>Nepal’de <strong>100 birinci sınıf tıp öğrencisi</strong> üzerinde yapılan bir çalışmada öğrencilerin yüzde 95’i kadavraların saygı, şefkat, özen ve insan onuruna uygun biçimde ele alınması gerektiğini güçlü biçimde destekledi.</p>

<p>Öğrencilerin yüzde 84’ü ise kadavranın bir <strong>“sessiz öğretmen” veya “sessiz mentor”</strong> olarak görülmesi düşüncesine tamamen katıldığını bildirdi.</p>

<p>Araştırma, kadavra yemini törenine katılan öğrencilerin görüşlerini ölçen tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışmaydı. Dolayısıyla bu oranlar, törenin öğrencilerin tutumlarını ne ölçüde değiştirdiğini tek başına göstermiyor; öğrencilerin tören sonrasındaki algılarını ortaya koyuyor.</p>

<p>Bununla birlikte sonuçlar, kadavranın öğrenciler tarafından yalnızca anatomik bilgi sağlayan bir eğitim materyali olarak görülmediğini gösteren önemli örneklerden biri.</p>

<p>Öğrenciler için o beden aynı zamanda hekimliğin profesyonel ve etik sınırlarının öğrenildiği ilk karşılaşmalardan biri olabiliyor.</p>

<h2>“İlk hasta” mı, “sessiz öğretmen” mi?</h2>

<p>Anatomi eğitiminde kullanılan dil de zaman içerisinde değişti.</p>

<p>Geçmişte çoğunlukla “kadavra” olarak adlandırılan beden için günümüzde bazı eğitim programlarında:</p>

<p><strong>“Silent teacher — sessiz öğretmen”</strong></p>

<p>veya</p>

<p><strong>“First teacher — ilk öğretmen”</strong></p>

<p>ifadeleri kullanılıyor.</p>

<p>Bazı kurumlarda ise <strong>“first patient — ilk hasta”</strong> kavramına da rastlanıyor.</p>

<p>Bu ifadelerin amacı anatomik bir gerçeği değiştirmek değil.</p>

<p>Amaç, öğrencinin karşısındaki bedenin bir zamanlar yaşayan; ailesi, ilişkileri, korkuları, umutları ve tercihleri olan bir insana ait olduğunu unutmamasını sağlamak.</p>

<p>Çünkü anatomi laboratuvarı birçok tıp öğrencisi için ölümle ilk sistematik ve uzun süreli karşılaşmalardan biri.</p>

<p>Araştırmalar ilk disseksiyon deneyimlerinin öğrencilerde kaygı, korku, rahatsızlık ve ölüm üzerine düşünme gibi çeşitli duygusal tepkiler oluşturabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Bu nedenle günümüzde birçok anatomi programı öğrencilerin yalnızca bilimsel bilgi edinmesini değil, insan bedenine karşı profesyonel ve etik bir tutum geliştirmesini de eğitimin parçası olarak görüyor.</p>

<h2>Beden bağışçıları neden anılıyor?</h2>

<p>Dünyanın farklı tıp fakültelerinde beden bağışçılarını anmak amacıyla çeşitli törenler düzenleniyor.</p>

<p>Bazı programlarda öğrenciler şiir okuyor.</p>

<p>Bazılarında çiçek bırakılıyor.</p>

<p>Bazılarında bağışçılar için birkaç dakikalık sessizlik yapılıyor.</p>

<p>Bazı törenlere bağışçıların aileleri de katılabiliyor.</p>

<p>Bu uygulamaların temel amaçlarından biri oldukça açık:</p>

<p><strong>Öğrencinin üzerinde çalıştığı bedeni yalnızca anonim bir laboratuvar nesnesine dönüştürmesini engellemek ve bağışçının insan kimliğini hatırlatmak.</strong></p>

<p>Anma törenleri özellikle son birkaç on yılda birçok anatomi programında eğitim kültürünün görünür bir parçası hâline geldi.</p>

<p>2019’da çevrim içi yayımlanan ve daha sonra <i>Anatomical Sciences Education</i> dergisinin 2020 cildinde yer alan bir araştırmada, 370 öğrenci anketi değerlendirildi.</p>

<p>Beden bağışçıları için düzenlenen törene katılan öğrencilerin çalışma bağlılığı, ölüm üzerine düşünme ve empatinin gelişimine ilişkin sorulara, katılmayan öğrencilere kıyasla daha olumlu yanıtlar verdiği bildirildi.</p>

<p>Ancak burada da önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:</p>

<p><strong>Bu sonuçlar anma törenlerinin öğrencilerde kesin olarak empati artışına neden olduğunu kanıtlamıyor.</strong></p>

<p>Daha doğru ifadeyle, törene katılan öğrenciler söz konusu alanlarda daha olumlu değerlendirmeler bildirmişti.</p>

<p>Bu ayrım önemlidir. Çünkü tıp eğitimindeki etik uygulamaların etkisini değerlendirirken ilişki ile nedensellik birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<h2>Fotoğraf çekmek neden etik sorun?</h2>

<p>Akıllı telefonlar ve sosyal medya, anatomi eğitimine yeni bir etik sorun daha ekledi:</p>

<p><strong>Kadavraların fotoğraflanması ve görüntülerinin paylaşılması.</strong></p>

<p>Bir insanın yaşamının sona ermiş olması, mahremiyet ve insan onuru kavramlarının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Güncel anatomi etiği yaklaşımında bağışlanan insan bedenlerinin görüntülerinin kullanılması, ilgili kurumların kuralları, bağış koşulları ve eğitimsel gerekliliklerle sınırlandırılıyor.</p>

<p>Öğrencilerin izinsiz fotoğraf veya video çekmesi ve bunları kişisel iletişim kanallarında ya da sosyal medyada paylaşması ciddi etik sorun olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Çünkü beden bağışı sınırsız bir kullanım hakkı doğurmuyor.</p>

<p>Bu nedenle modern anatomi etiğinin temel yaklaşımlarından biri şu ifadeyle özetlenebilir:</p>

<p><strong>Beden bağışı, beden üzerinde sınırsız tasarruf hakkı veren bir mülkiyet devri değildir.</strong></p>

<p>İnsan bedeninin tıp eğitimine bağışlanmış olması, o beden üzerinde her türlü işlemin yapılabileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Bağışçının iradesi, mahremiyeti, insan onuru, bağış programının koşulları ve ilgili hukuki-etik kurallar bedenin eğitimde nasıl kullanılabileceğinin sınırlarını belirlemeye devam eder.</p>

<h2>Anatomi salonundaki görünmeyen ders</h2>

<p>Bir tıp öğrencisi anatomi laboratuvarından çıktığında yüzlerce kasın, sinirin, damarın ve organın adını öğrenmiş olabilir.</p>

<p>Fakat belki de orada öğrendiği en önemli şey anatomi atlaslarında yazmaz.</p>

<p>Karşısındaki insan artık kendisini savunamıyor olsa bile ona saygı göstermek.</p>

<p>İşte kadavra başında edilen yeminlerin asıl anlamı da yalnızca söyledikleri kelimelerde değil.</p>

<p>O sözün yıllar sonra yaşayan hastanın başında da tutulup tutulmayacağında.</p>

<p>Anatomi masasındaki beden konuşmaz.</p>

<p>Fakat geleceğin hekimine mesleğinin en temel ahlak derslerinden birini verir:</p>

<p><strong>Bilmek, insana her şeyi yapma hakkı vermez.</strong></p>

<hr />
<h1>KAYNAKLAR</h1>

<ul>
 <li>
 <p>Ghosh SK. <i>Human Cadaveric Dissection: A Historical Account From Ancient Greece to the Modern Era.</i> Anatomy &amp; Cell Biology. 2015;48(3):153–169. DOI: 10.5115/acb.2015.48.3.153.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ghosh SK. <i>Paying Respect to Human Cadavers: We Owe This to the First Teacher in Anatomy.</i> Annals of Anatomy. 2017;211:129–134. DOI: 10.1016/j.aanat.2017.02.004.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Singh P, Phuyal N, Khadka S, Thapa TP, Thakur SK. <i>Perception of First-Year Medical Students Towards Cadaveric Oath.</i> Journal of Nepal Health Research Council. 2023;21(2):249–253. DOI: 10.33314/jnhrc.v21i02.4660.</p>
 </li>
 <li>
 <p>da Rocha AO, Maués JL, Chies GAF, da Silva AP. <i>Assessing the Impact of a Ceremony in Honor of the Body Donors in the Development of Ethical and Humanistic Attitudes among Medical Students.</i> Anatomical Sciences Education. 2020;13(4):467–474. İlk çevrim içi yayın: 2019. DOI: 10.1002/ase.1920.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tekin A, Zeybek N, Balci S, Çolak T. <i>Honoring the Silent Teachers: Medical Students' Reflections Following a Body Donor Memorial Ceremony in Türkiye.</i> Anatomical Sciences Education. Çevrim içi yayın: 25 Eylül 2026. DOI: 10.1002/ase.70364.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kadavra-basinda-edilen-yeminler-anatomi-egitiminin-ahlaki-sinirlari-1</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 19:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/kadavra-haber-gorseli.webp" type="image/jpeg" length="72292"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Türkiye ve Dünya Sıralamalarında Yükselişini Sürdürüyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/saglik-bilimleri-universitesi-turkiye-ve-dunya-siralamalarinda-yukselisini-surduruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/saglik-bilimleri-universitesi-turkiye-ve-dunya-siralamalarinda-yukselisini-surduruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin son yıllardaki akademik yükselişi CWTS Leiden Ranking, Shanghai Ranking ve URAP sonuçlarına yansıdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Üniversitenin paylaştığı verilere göre SBÜ, Leiden Ranking’de 2021’de Türkiye’de 12’nci sıradayken 2025’te 1’inci sıraya yükseldi; sağlık alanında dünyada ilk 100’e girdi. Shanghai Ranking’de 2026 yılında Türkiye’de 1’inci sıraya çıkan Üniversite, URAP 2025–2026 sonuçlarında ise oftalmoloji ve cerrahi başta olmak üzere birçok sağlık bilimleri alanında Türkiye’nin üst sıralarında yer aldı.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin farklı uluslararası ve ulusal sıralamalardaki sonuçları, son yıllarda bilimsel üretim ve akademik görünürlük açısından dikkat çekici bir yükseliş tablosu ortaya koydu.</p>

<p>Farklı metodolojiler kullanan CWTS Leiden Ranking, Shanghai Ranking ve URAP’ın sonuçları doğrudan birbirleriyle karşılaştırılmasa da üç ayrı sıralamada ortaya çıkan veriler, Üniversitenin özellikle sağlık bilimlerindeki konumunun güçlendiğini gösteriyor.</p>

<p>Beş yılda 814’üncülükten 302’nciliğe</p>

<p>CWTS Leiden Ranking verileri, Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin beş yıllık akademik gelişimini dikkat çekici rakamlarla ortaya koyuyor.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi, 2021 yılında tüm bilim dalları değerlendirmesinde dünyada 814’üncü, Türkiye’de 12’nci sırada yer alıyordu. Üniversite 2022’de dünyada 572’nciliğe ve Türkiye’de 4’üncülüğe, 2023’te ise dünyada 416’ncılığa ve Türkiye’de 2’nciliğe yükseldi.</p>

<p>2024 yılında dünyada 334’üncü sıraya ulaşan SBÜ, Türkiye’de ilk sıraya çıktı. 2025 sonuçlarında ise yükselişini sürdürerek dünyada 302’nci, Türkiye’de 1’inci sırada yer aldı.</p>

<p><img alt="Sağlık Bilimleri Üniversitesi Türkiye ve Dünya Sıralamalarında Yükselişini Sürdürüyor" class="detail-photo img-fluid" height="2304" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1582.jpeg" width="1320" /></p>

<p>Beş yıllık tabloya bakıldığında Üniversite, dünya sıralamasında 512 basamak ilerlerken Türkiye sıralamasında 12’ncilikten 1’inciliğe yükseldi.</p>

<p>Sağlık alanında dünyada ilk 100’e girdi</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin sağlık alanındaki yükselişi ise daha belirgin bir tablo ortaya koydu.</p>

<p>SBÜ, 2021 yılında sağlık alanında dünyada 320’nci ve Türkiye’de 3’üncü sıradayken, 2022’de dünyada 199’uncu ve Türkiye’de 1’inci sıraya çıktı.</p>

<p>2023’te dünya sıralaması 131’e, 2024’te 97’ye yükseldi. 2025 yılında ise Sağlık Bilimleri Üniversitesi sağlık alanında dünyada 84’üncü sıraya ulaşırken Türkiye’deki 1’inciliğini korudu.</p>

<p>Böylece Üniversite, sağlık alanında CWTS Leiden Ranking’de dünya genelinde ilk 100 üniversite arasına girmiş oldu.</p>

<p>Shanghai Ranking’de Türkiye’de 1’inci sıraya yükseldi</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin akademik yükselişinin görüldüğü bir diğer değerlendirme Shanghai Ranking oldu.</p>

<p>Paylaşılan sonuçlara göre SBÜ, 2023 yılında 601–700 dünya bandında yer alırken Türkiye’de 2’nci sıradaydı. Üniversite 2024 ve 2025 yıllarında da 601–700 dünya bandındaki konumunu ve Türkiye’deki 2’nciliğini sürdürdü.</p>

<p>2026 sonuçlarında ise SBÜ, yine 601–700 dünya bandında yer alırken Türkiye sıralamasında 1’inciliğe yükseldi.</p>

<p>Bu sonuç, Üniversitenin dünya bandındaki konumunu korurken Türkiye içindeki sıralamasını bir basamak daha ileri taşıdığını gösterdi.</p>

<p>URAP sonuçlarında birçok alanda üst sıralarda</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üniversitenin 2025–2026 URAP alan sıralamalarında aldığı dereceler ise akademik gücün yalnızca genel sıralamalarla sınırlı kalmadığını ortaya koydu.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi oftalmoloji alanında dünyada 98’inci, Türkiye’de 1’inci sırada yer aldı.</p>

<p>Cerrahi alanında dünyada 255’inci olan Üniversite, Türkiye’de yine 1’inci sıraya çıktı.</p>

<p>Pediatride dünyada 158’inci ve Türkiye’de 2’nci, tıp ve sağlık bilimlerinde dünyada 345’inci ve Türkiye’de 2’nci sırada yer aldı.</p>

<p>Diş hekimliğinde dünya 173’üncülüğü ve Türkiye 3’üncülüğü elde edilirken, farmakolojide dünya 474’üncülüğü ve Türkiye 4’üncülüğü kaydedildi.</p>

<p>Psikoloji ve bilişsel bilimlerde SBÜ dünyada 689’uncu, Türkiye’de 5’inci; onkolojide dünyada 467’nci, Türkiye’de 6’ncı; biyolojik bilimlerde ise dünyada 1277’nci ve Türkiye’de 16’ncı sırada yer aldı.</p>

<p>Ortaya çıkan tablo, Üniversitenin özellikle klinik sağlık bilimlerindeki akademik görünürlüğünün güçlendiğini gösterdi.</p>

<p><img alt="Kemalettin Aydın-2" class="detail-photo img-fluid" height="812" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0917.jpeg" width="1320" /></p>

<p>Rektör Aydın: “Bu başarı bir sıralama başarısından daha fazlasıdır”</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, farklı sıralamalarda elde edilen sonuçları değerlendirirken başarının uzun yıllara yayılan kurumsal birikimin sonucu olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Aydın, şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>“Sağlık Bilimleri Üniversitesi bugün dünyanın farklı metodolojilerle üniversiteleri değerlendiren önemli sıralama kuruluşlarında istikrarlı biçimde yükselen bir akademik kurum hâline gelmiştir. CWTS Leiden Ranking, Shanghai Ranking ve URAP sonuçlarını birlikte değerlendirdiğimizde karşımıza tek tek derecelerden çok daha önemli bir tablo çıkıyor. Üniversitemizin bilimsel üretimi, araştırma etkisi ve sağlık bilimlerindeki akademik gücü uluslararası alanda giderek daha görünür hâle geliyor.</p>

<p>CWTS Leiden Ranking’de 2021 yılında tüm bilim dallarında dünyada 814’üncü, Türkiye’de 12’nci sırada bulunan Üniversitemizin 2025 yılında dünyada 302’nci, Türkiye’de ise 1’inci sıraya yükselmesi çok önemli bir gelişmedir. Sağlık alanında dünyada 320’ncilikten 84’üncülüğe ilerlememiz de Üniversitemizin temel misyonuyla örtüşen güçlü bir akademik gelişimi göstermektedir.</p>

<p>Shanghai Ranking’de 2026 yılında Türkiye’de 1’inci sıraya yükselmemiz, URAP sonuçlarında ise oftalmoloji ve cerrahide Türkiye birinciliği başta olmak üzere birçok bilim alanında üst sıralarda bulunmamız, bu gelişimin farklı göstergelere yansıdığını ortaya koymaktadır.”</p>

<p>“Üniversiteler bir bayrak yarışıdır”</p>

<p>Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Üniversitenin bugünkü akademik konumunun geçmiş dönemlerde oluşturulan kurumsal altyapıdan bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirterek önceki Rektör Prof. Dr. Cevdet Erdöl’e teşekkür etti.</p>

<p>Aydın şöyle devam etti:</p>

<p>“Üniversiteler bir bayrak yarışıdır. Bugün elde ettiğimiz sonuçları yalnızca içinde bulunduğumuz döneme ait bir başarı olarak görmek doğru olmaz. Bizden önce Üniversitemizin büyümesi, kurumsallaşması ve uluslararası akademik alanda görünür hâle gelmesi için önemli çalışmalar gerçekleştirildi.</p>

<p>Bu vesileyle önceki Rektörümüz Prof. Dr. Cevdet Erdöl’e, görev yaptığı dönemde Üniversitemize kazandırdığı kurumsal ve akademik birikim için teşekkür ediyorum. Bugün ulaştığımız noktada geçmişte atılan adımların, akademisyenlerimizin yıllara yayılan emeğinin ve kurumsal devamlılığın önemli payı bulunmaktadır.</p>

<p>Bizim sorumluluğumuz devraldığımız bu birikimi korumakla sınırlı değildir. Bunu daha ileriye taşımak zorundayız.”</p>

<p>“Hedefimiz dünyanın referans üniversitelerinden biri olmak”</p>

<p>Aydın, Üniversitenin yeni dönem vizyonunda sıralamaların tek başına hedef olarak görülmediğinin de altını çizdi:</p>

<p>“Üniversite sıralamalarını bir amaç olarak değil, bilimsel kapasitemizin dünyadaki karşılığını görmemizi sağlayan ölçüm araçları olarak değerlendiriyoruz.</p>

<p>Asıl hedefimiz daha fazla nitelikli bilimsel araştırma üretmek, yüksek etkili yayınlarımızı artırmak, uluslararası araştırma ağlarında daha güçlü biçimde yer almak, genç bilim insanlarımızı desteklemek ve sağlık alanında ürettiğimiz bilgiyi insanlığın hizmetine sunmaktır.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesinin en önemli özelliklerinden biri sağlık hizmetiyle akademiyi, eğitimle araştırmayı ve Türkiye’nin sağlık birikimiyle uluslararası akademik vizyonu aynı yapı içerisinde buluşturabilmesidir.</p>

<p>Önümüzdeki dönemde hedefimiz yalnızca Türkiye’de ilk sıralarda yer alan bir üniversite olmak değildir. Sağlık bilimlerinde dünyanın referans aldığı üniversitelerden biri hâline gelmek istiyoruz.</p>

<p>Biz bir sıralamanın peşinden koşmuyoruz; bilimin peşinden koşuyoruz. Bilimde doğru ve nitelikli işler yaptığınızda bunun karşılığı uluslararası göstergelere de yansıyor. Bugünkü sonuçları bir varış noktası değil, önümüzdeki daha büyük hedeflerin başlangıcı olarak görüyoruz.”</p>

<p>CWTS Leiden Ranking, Shanghai Ranking ve URAP sonuçlarının birlikte oluşturduğu tablo, Sağlık Bilimleri Üniversitesi açısından yıllara yayılan bir akademik gelişim hikâyesine işaret ediyor. Üniversitenin önündeki yeni dönemin temel hedefini ise mevcut sıralamaları korumaktan çok, uluslararası bilimsel etkisini ve sağlık araştırmalarındaki ağırlığını daha ileri taşımak oluşturuyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/saglik-bilimleri-universitesi-turkiye-ve-dunya-siralamalarinda-yukselisini-surduruyor</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 18:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1580.jpeg" type="image/jpeg" length="69142"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye’de Her 3 Ölümden 1’i Kalp ve Damar Hastalıklarından: TKD’den Seferberlik Çağrısı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-her-3-olumden-1i-kalp-ve-damar-hastaliklarindan-tkdden-seferberlik-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-her-3-olumden-1i-kalp-ve-damar-hastaliklarindan-tkdden-seferberlik-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de 2025 yılında yaklaşık 171 bin kişi dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Türk Kardiyoloji Derneği, Dünya Kalp Günü’nde “Kalp krizini beklemeyin” diyerek tansiyon, kolesterol ve kan şekeri başta olmak üzere kalp risklerinin erken dönemde kontrol altına alınması çağrısı yaptı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarının yol açtığı ölüm yükü çarpıcı boyutlara ulaştı. Türk Kardiyoloji Derneği (TKD), 29 Eylül Dünya Kalp Günü dolayısıyla yaptığı çağrıda kalp hastalıklarına karşı mücadelenin kalp krizi geçirdikten sonra değil, yıllar önce başlaması gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>TÜİK’in 2025 yılı Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri’ne göre Türkiye’de 491 bin 684 kişi hayatını kaybetti. Ölümlerin yüzde 34,7’sini dolaşım sistemi hastalıkları oluşturdu.</p>

<p>Bu oran, yalnızca bir yıl içinde yaklaşık 170 bin 600 kişinin dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirdiği anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle Türkiye’de gerçekleşen yaklaşık her üç ölümden biri bu gruptaki hastalıklardan kaynaklandı.</p>

<p>Bir yıllık ölüm sayısı COVID-19 toplamının yaklaşık 1,7 katı</p>

<p>TKD Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan, tablonun büyüklüğüne dikkat çekmek için dikkat çekici bir karşılaştırma yaptı.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı’nın COVID-19 Bilgilendirme Platformu’nda Türkiye’de bildirilen toplam COVID-19 ölüm sayısı 102 bin 174 olarak yer alıyor. Buna karşılık yalnızca 2025 yılında dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölüm sayısı yaklaşık 171 bine ulaştı.</p>

<p>Bu iki veri karşılaştırıldığında, Türkiye’de bir yılda dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklanan ölüm sayısı, Sağlık Bakanlığı tarafından bildirilen toplam COVID-19 ölüm sayısının yaklaşık 1,7 katına karşılık geliyor.</p>

<p>Okuyan, kalp ve damar hastalıklarının oluşturduğu yükü “Her yıl Türkiye’de bir kalp damar hastalıkları pandemisi yaşanmaktadır” sözleriyle değerlendirdi.</p>

<p>Risk faktörleri toplumda hâlâ çok yaygın</p>

<p>Sorun yalnızca ölüm sayılarıyla sınırlı değil.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü desteğiyle 2023 yılında Türkiye’de 6 binden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen ulusal araştırma, kalp ve damar hastalıklarının temel risk faktörlerinin toplumda ne kadar yaygın olduğunu ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmaya göre 15 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 34,8’i tütün ürünü kullanıyor. Toplumun yüzde 32,1’i yeterli fiziksel aktivite yapmıyor.</p>

<p>Katılımcıların yüzde 87,9’u ise günde önerilen beş porsiyondan daha az meyve ve sebze tüketiyor.</p>

<p>TKD’nin dikkat çektiği bir başka önemli nokta da kalp krizlerinin görülme yaşı. Dernek, ESC 2026’da açıklanan EUROASPIRE verilerine dayanarak Türkiye’de kalp krizlerinin bazı Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında ortalama yaklaşık 5 yıl daha erken ortaya çıktığını bildirdi.</p>

<p>Kalp krizi çoğu zaman yıllar içinde hazırlanıyor</p>

<p>Kalp ve damar hastalıklarının en önemli özelliklerinden biri, yıllarca belirgin bir yakınmaya yol açmadan ilerleyebilmesi.</p>

<p>Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, kan şekeri yüksekliği, tütün kullanımı, fazla kilo, hareketsizlik ve sağlıksız beslenme zaman içinde damar duvarında ateroskleroz gelişmesine ve plak birikmesine neden olabiliyor.</p>

<p>Kişi kendisini sağlıklı hissederken damar hastalığı ilerleyebiliyor. İlk ciddi belirti bazı kişilerde kalp krizi olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle koruyucu kardiyolojide temel yaklaşım, hastalığın belirti vermesini beklemek yerine kişinin riskini önceden ortaya çıkarmak.</p>

<p>TKD’den Türkiye’ye 7 adımlık çağrı</p>

<p>Türk Kardiyoloji Derneği, Dünya Kalp Günü’nde kalp sağlığını korumak için toplumun uygulayabileceği 7 temel adımı öne çıkardı.</p>

<p>1. Tansiyonunuzu ölçtürün</p>

<p>Yüksek tansiyon uzun süre hiçbir belirti vermeyebilir. Bu nedenle kişinin yalnızca kendisini iyi hissetmesine güvenmesi yeterli değil. Tansiyonun düzenli ölçülmesi ve sonuçların hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>2. Kolesterolünüzü bilin</p>

<p>Kolesterol yüksekliği damar hastalıklarının başlıca risk faktörleri arasında bulunuyor. Ancak herkes için tek bir hedef değer bulunmuyor. Hedef kolesterol düzeyi kişinin toplam kalp-damar riskine göre değişebiliyor.</p>

<p>3. Kan şekerinizi kontrol ettirin</p>

<p>Diyabet ve yüksek kan şekeri kalp ve damar hastalığı riskini artırıyor. Özellikle risk grubundaki kişilerin kan şekeri değerlerini bilmesi önem taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. Tütün ürünlerinden uzak durun</p>

<p>Sigara ve diğer tütün ürünleri kalp ve damar hastalıkları açısından en önemli önlenebilir risk faktörlerinden biri. TKD, tütün kullanan kişilerin bırakmak için profesyonel destek almasını öneriyor.</p>

<p>5. Hareket edin</p>

<p>Hareketsiz yaşam kalp-damar riskini artırıyor. Düzenli yürüyüş, merdiven kullanmak ve uzun süreli oturmayı sık sık bölmek gibi günlük hareketler de kalp sağlığı açısından önem taşıyor.</p>

<p>6. Beslenmenizi gözden geçirin</p>

<p>Sebze, meyve, tam tahıl, balık, baklagiller ve sağlıklı yağ kaynaklarının öne çıktığı; aşırı tuz, doymuş yağ ve ultra işlenmiş gıdaların sınırlandığı bir beslenme düzeni kalp sağlığının korunmasına katkı sağlıyor.</p>

<p>7. Aile öykünüzü öğrenin</p>

<p>Birinci derece erkek akrabalarda 55, kadın akrabalarda 65 yaşından önce ortaya çıkan kalp-damar hastalıkları kişinin risk değerlendirmesinde önem taşıyor. Bu nedenle ailede erken yaşta kalp krizi veya kalp-damar hastalığı öyküsünün hekime bildirilmesi gerekiyor.</p>

<p>“Kalp krizini beklemeyin”</p>

<p>TKD Genel Sekreteri Prof. Dr. Dursun Aras da asıl mücadelenin hastane, yoğun bakım veya anjiyografi laboratuvarından önce başlaması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Mesaj net:</p>

<p>Şikâyetin ortaya çıkmasını beklememek, tansiyonu bilmek, kolesterol ve kan şekerini kontrol ettirmek, tütünden uzak durmak, hareket etmek, sağlıklı beslenmek ve aile öyküsünü öğrenmek.</p>

<p>Çünkü kalp ve damar hastalıklarının oluşturduğu büyük yükün karşısında en önemli mücadele alanlarından biri hâlâ hastalık ortaya çıkmadan önceki dönem.</p>

<p>Türk Kardiyoloji Derneği’nin Dünya Kalp Günü çağrısı da bu noktada birleşiyor:</p>

<p>Kalp krizini beklemeyin. Riskinizi bilin. Kontrolünüzü ertelemeyin. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Etkinlik</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-her-3-olumden-1i-kalp-ve-damar-hastaliklarindan-tkdden-seferberlik-cagrisi</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1574.jpeg" type="image/jpeg" length="34140"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kadavra Başında Edilen Yeminler: Anatomi Eğitiminin Ahlaki Sınırları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kadavra-basinda-edilen-yeminler-anatomi-egitiminin-ahlaki-sinirlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kadavra-basinda-edilen-yeminler-anatomi-egitiminin-ahlaki-sinirlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp öğrencisinin ilk “sessiz öğretmeni” çoğu zaman anatomi masasındaki kadavra oluyor. Türkiye’den 2026 tarihli yeni araştırma, beden bağışçılarını anmanın öğrencilerin saygı, özen ve etik farkındalık algısıyla nasıl ilişkilendiğini ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Tıp öğrencisinin insan bedeniyle ilk gerçek karşılaşması çoğu zaman yaşayan bir hastayla değil, anatomi masasındaki sessiz bir bedenle gerçekleşiyor.</p>

<p>Önünde anatomi atlası, elinde neşter ve birkaç adım ötesinde hayatında ilk kez karşılaşacağı bir ölü beden…</p>

<p>O beden konuşmayacak. Acı duyduğunu söylemeyecek. Öğrencinin yanlışını düzeltemeyecek. Mahremiyetinin ihlal edildiğini ifade edemeyecek.</p>

<p>Tam da bu nedenle anatomi salonundaki ilk ders yalnızca kasların, sinirlerin, damarların ve organların yerini öğrenmekten ibaret değil.</p>

<p>Öğrencinin karşısında kendisini artık savunamayacak bir insan bedenine nasıl davranacağını öğrenmesi de tıp eğitiminin görünmeyen derslerinden biri.</p>

<p>Modern anatomi eğitiminde kullanılan “sessiz öğretmen”, “ilk öğretmen” ve bazı programlardaki “ilk hasta” kavramları da bu anlayışın ürünü.</p>

<p>Kadavra, yalnızca anatomik yapıların gösterildiği biyolojik bir materyal değil; yaşamı sona ermiş olsa da bedeniyle geleceğin sağlık profesyonellerinin eğitimine katkıda bulunan bir insan olarak ele alınıyor.</p>

<p>Türkiye’den 2026 tarihli yeni araştırma</p>

<p>Konu, Türkiye açısından da güncel bir araştırmayla yeniden gündeme geldi.</p>

<p>25 Eylül 2026’da Anatomical Sciences Education dergisinde çevrim içi yayımlanan Kocaeli Üniversitesi merkezli araştırmada, üniversitenin ilk beden bağışçısı anma töreninin tıp öğrencileri üzerindeki yansımaları değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmaya toplam 246 öğrenci katıldı. Öğrencilerin 104’ü anma törenine katılmıştı.</p>

<p>Törene katılan öğrencilerin yüzde 90,3’ü beden bağışçılarına yönelik takdirlerinin arttığını bildirirken, yüzde 94,2’si bağışlanan bedenlere daha fazla özen gösterme eğilimi geliştirdiğini belirtti.</p>

<p>Öğrencilerin değerlendirmelerinde empati, ölüm üzerine düşünme, kişisel gelişim ve etik farkındalık gibi başlıklarda da olumlu sonuçlar görüldü.</p>

<p>Araştırmanın yazarları Ayla Tekin, Nurşen Zeybek ve Sibel Balci, beden bağışçılarını anma törenlerinin anatomi eğitimi içindeki insani ve etik boyuta katkı sağlayabilecek bir eğitim deneyimi olarak algılandığına dikkat çekiyor.</p>

<p>Çalışmanın ortaya koyduğu tablo, anatomi laboratuvarının yalnızca insan bedeninin öğrenildiği bir yer olmadığını da hatırlatıyor.</p>

<p>Burası aynı zamanda geleceğin hekiminin insan bedenine hangi gözle bakacağını öğrenmeye başladığı yerlerden biri.</p>

<p>“Sessiz öğretmen” kavramı nereden geliyor?</p>

<p>Tıp eğitiminde kadavraya yalnızca “örnek” veya “materyal” olarak yaklaşılmaması gerektiğini savunan anlayış uzun süredir anatomi literatüründe tartışılıyor.</p>

<p>“Silent teacher”, yani “sessiz öğretmen” kavramı, bedenini eğitim ve bilim amacıyla bağışlayan kişinin öğrenciye konuşmadan öğretmeye devam ettiği düşüncesini ifade ediyor.</p>

<p>Bazı fakültelerde bunun yerine “ilk öğretmen”, bazı eğitim programlarında ise “ilk hasta” kavramı kullanılıyor.</p>

<p>Bu ifadelerin amacı anatomik bir gerçeği değiştirmek değil.</p>

<p>Öğrenciye karşısındaki bedenin bir zamanlar yaşayan; ailesi, ilişkileri, tercihleri ve kendisine ait bir yaşam öyküsü bulunan bir insana ait olduğunu hatırlatmak.</p>

<p>Bu bakış açısının arkasında ise anatomi tarihinin oldukça tartışmalı bir geçmişi bulunuyor.</p>

<p>Anatomi eğitiminin karanlık geçmişi</p>

<p>İnsan disseksiyonu tıp tarihinde yeni bir uygulama değil.</p>

<p>MÖ 3. yüzyılda İskenderiye’de çalışan Herophilos ve Erasistratos, insan bedeni üzerinde sistematik anatomik çalışmalar gerçekleştiren en erken isimler arasında kabul ediliyor.</p>

<p>Ancak insan disseksiyonu sonraki dönemlerde dinî, kültürel, hukuki ve toplumsal nedenlerle birçok coğrafyada sınırlı kaldı.</p>

<p>Avrupa’da disseksiyon yeniden tıp eğitiminin önemli araçlarından biri hâline geldiğinde ise başka bir etik sorun ortaya çıktı:</p>

<p>Kullanılan bedenler nereden gelecekti?</p>

<p>Uzun süre idam edilen kişilerin bedenleri anatomi eğitiminde kullanıldı. 18. ve 19. yüzyıllarda tıp okullarının sayısı ve öğrenci kapasitesi arttıkça yasal yollarla elde edilebilen bedenlerin sayısı ihtiyacı karşılamamaya başladı.</p>

<p>İngiltere ve İskoçya başta olmak üzere bazı bölgelerde mezar soyguncuları yeni gömülmüş bedenleri çıkararak anatomi okullarına satmaya başladı.</p>

<p>1828’de ortaya çıkan Burke ve Hare cinayetleri sorunun ulaştığı noktayı gösterdi. İki adam, mezarlardan beden çıkarmanın da ötesine geçerek insanları öldürüp bedenlerini anatomi çalışmalarında kullanılmak üzere sattı.</p>

<p>Olay kamuoyunda büyük tepki yarattı.</p>

<p>1832 Anatomy Act neyi değiştirdi?</p>

<p>İngiltere’de çıkarılan 1832 tarihli Anatomy Act, anatomi eğitimi için beden teminine yeni bir hukuki çerçeve getirdi.</p>

<p>Yasanın amaçlarından biri, anatomi okullarının beden ihtiyacı nedeniyle gelişen yasa dışı ticareti ve mezar soygunculuğunu önlemekti.</p>

<p>Ancak dönemin düzenlemeleri bugünün etik standartları açısından bakıldığında önemli sorunlar barındırıyordu.</p>

<p>Hastane, hapishane ve düşkünler evlerinde ölen sahipsiz kişilerin bedenleri belirli koşullarda anatomik incelemeye açılabiliyordu.</p>

<p>Bu nedenle anatomi tarihindeki etik tartışmanın merkezinde giderek yeni bir soru yer almaya başladı:</p>

<p>Bir bedenin hukuken kullanılabilir olması, kişinin bunu özgür iradesiyle kabul ettiği anlamına gelir mi?</p>

<p>Modern beden bağışı anlayışının temel farkı tam olarak burada ortaya çıktı.</p>

<p>Günümüzde çağdaş beden bağışı programlarının merkezinde kişinin iradesi, bilgilendirme, rıza, insan onurunun korunması ve bedenin belirlenen eğitim veya araştırma amacı dışında kullanılmaması bulunuyor.</p>

<p>Neşterden önce verilen söz: Kadavra yemini</p>

<p>Anatomi eğitimindeki dönüşüm yalnızca bedenlerin nasıl temin edildiğiyle sınırlı kalmadı.</p>

<p>Disseksiyon salonlarının kültürü de değişti.</p>

<p>Dünyanın farklı tıp fakültelerinde öğrencilerin ilk disseksiyon öncesinde “cadaveric oath” olarak adlandırılan bir kadavra yemini okuduğu, sessizlik yaptığı veya beden bağışçıları için düzenlenen anma programlarına katıldığı örnekler bulunuyor.</p>

<p>Ancak Hippokrat Yemini gibi tarihsel olarak ortak, bütün dünyada kabul edilmiş tek bir “kadavra yemini” metni bulunmuyor.</p>

<p>Uygulamalar fakülteden fakülteye değişiyor.</p>

<p>Ortak ilkeler ise oldukça benzer:</p>

<p>Kadavraya saygı göstermek, mahremiyeti korumak, gereksiz işlemlerden kaçınmak, bedenin görüntülerini uygunsuz biçimde kullanmamak ve bağışçının bedeni sayesinde öğrenilen bilgiyi gelecekte hastaların yararına kullanmak.</p>

<p>Öğrenciye verilen mesaj yalnızca:</p>

<p>“Bu bedenden öğren.”</p>

<p>değil.</p>

<p>Aynı zamanda:</p>

<p>“Bu bedene saygı göster.”</p>

<p>Öğrenciler kadavra yeminine nasıl bakıyor?</p>

<p>Kadavra yemininin öğrenciler üzerindeki karşılığını inceleyen araştırmalar da bulunuyor.</p>

<p>Nepal’de 100 birinci sınıf tıp öğrencisiyle yapılan bir çalışmada öğrencilerin yüzde 95’i kadavraların saygı, şefkat, özen ve insan onuruna uygun şekilde ele alınması gerektiğini güçlü biçimde destekledi.</p>

<p>Öğrencilerin yüzde 84’ü ise kadavranın bir “sessiz öğretmen” olarak görülmesi düşüncesine tamamen katıldığını bildirdi.</p>

<p>Araştırmada öğrencilerin yüzde 88’i beden bağışında bulunan kişilerin ailelerine teşekkür edilmesi gerektiği görüşünü güçlü biçimde destekledi.</p>

<p>Bu sonuçlar, öğrencilerin kadavrayı yalnızca anatomik bilgi sağlayan bir araç olarak görmediğine işaret ediyor.</p>

<p>Beden bağışçıları neden anılıyor?</p>

<p>Dünyanın farklı tıp fakültelerinde beden bağışçıları için anma ve teşekkür törenleri düzenleniyor.</p>

<p>Bazı törenlerde öğrenciler konuşma veya şiirlerle bağışçıları anıyor, bazılarında çiçek bırakılıyor veya birkaç dakikalık sessizlik yapılıyor. Bazı üniversiteler ise bağışçıların ailelerini de törene davet ediyor.</p>

<p>Bu uygulamaların temelinde öğrencinin üzerinde çalıştığı bedeni anonim bir laboratuvar nesnesine dönüştürmesini önleme düşüncesi bulunuyor.</p>

<p>2019’da ilk kez yayımlanan ve 370 tıp öğrencisinin yanıtlarını değerlendiren bir araştırmada da beden bağışçıları için düzenlenen anma törenine katılan öğrencilerin çalışma bağlılığı, ölüm üzerine düşünme ve empatinin gelişimine ilişkin sorulara törene katılmayanlara göre daha olumlu yanıtlar verdiği bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak bu araştırmaları yorumlarken önemli bir sınırın korunması gerekiyor.</p>

<p>Bu sonuçlar, törenlerin tek başına ve kesin biçimde empatiyi artırdığını kanıtlamıyor.</p>

<p>Daha doğru ifadeyle, törene katılan öğrenciler bazı etik ve insani alanlarda daha olumlu değerlendirmeler bildirmiş durumda.</p>

<p>Kadavranın fotoğrafını çekmek neden etik sorun?</p>

<p>Akıllı telefonların hayatın her alanına girmesi anatomi eğitimine yeni bir etik tartışma da taşıdı:</p>

<p>Kadavraların fotoğraflanması ve görüntülerinin paylaşılması.</p>

<p>Bir kişinin hayatının sona ermesi, mahremiyet ve insan onuru kavramlarının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Modern anatomi eğitimi anlayışında bağışlanan bedenlerin görüntülenmesi eğitimsel gereklilikler, kurum kuralları ve bağış kapsamında verilen izinlerle sınırlandırılıyor.</p>

<p>Öğrencilerin izinsiz fotoğraf veya video çekmesi; bu görüntüleri mesajlaşma uygulamalarında, kişisel hesaplarda veya sosyal medyada paylaşması ciddi bir etik sorun oluşturabiliyor.</p>

<p>Çünkü beden bağışı, beden üzerinde sınırsız kullanım hakkı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu nedenle çağdaş anatomi etiğinin belki de en önemli ilkelerinden biri şu cümleyle özetlenebilir:</p>

<p>Bağış, mülkiyet devri değildir.</p>

<p>Bir insanın bedenini tıp eğitimine bağışlaması, o beden üzerindeki insan onurunun sona erdiği anlamına gelmez.</p>

<p>Anatomi salonundaki görünmeyen ders</p>

<p>Bir tıp öğrencisi anatomi eğitimini tamamladığında yüzlerce kasın, damarın, sinirin ve organın adını öğrenmiş olabilir.</p>

<p>Fakat anatomi masasındaki en önemli derslerden biri atlaslarda yazmaz.</p>

<p>Karşısındaki insan kendisini artık savunamıyor olsa bile onun bedenine saygı göstermek…</p>

<p>Kadavra başında edilen yeminlerin anlamı da yalnızca törende söylenen kelimelerde değil.</p>

<p>Asıl soru, orada verilen sözün yıllar sonra yaşayan bir hastanın başında da korunup korunmayacağıdır.</p>

<p>Anatomi masasındaki beden konuşmaz.</p>

<p>Ancak geleceğin hekimine mesleğin en temel ahlaki sınırlarından birini gösterebilir:</p>

<p>Bilmek, insana her şeyi yapma hakkı vermez.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>Tekin A, Zeybek N, Balci S. Honoring the Silent Teachers: Medical Students’ Reflections Following a Body Donor Memorial Ceremony in Türkiye. Anatomical Sciences Education, 2026.</li>
 <li>Ghosh SK. Paying Respect to Human Cadavers: We Owe This to the First Teacher in Anatomy. Annals of Anatomy, 2017.</li>
 <li>Singh P, Phuyal N, Khadka S, Thapa TP, Thakur SK. Perception of First-Year Medical Students Towards Cadaveric Oath. Journal of Nepal Health Research Council, 2023.</li>
 <li>Da Rocha AO ve arkadaşları. Assessing the Impact of a Ceremony in Honor of the Body Donors in the Development of Ethical and Humanistic Attitudes among Medical Students. Anatomical Sciences Education.</li>
 <li>Birleşik Krallık Parlamento ve National Archives kayıtları, Anatomy Act 1832.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kadavra-basinda-edilen-yeminler-anatomi-egitiminin-ahlaki-sinirlari</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 17:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1567.jpeg" type="image/jpeg" length="47219"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Reçetelerdeki ℞ İşareti Ne Anlama Geliyor? Tıbbın Şifre Gibi Görünen Dili]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/recetelerdeki-isareti-ne-anlama-geliyor-tibbin-sifre-gibi-gorunen-dili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/recetelerdeki-isareti-ne-anlama-geliyor-tibbin-sifre-gibi-gorunen-dili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eski reçetelerdeki Latince kelimeler ve özel semboller, hekimlerle eczacıların ortak diliydi. Bugün hâlâ kullanılan ℞ işareti, ilaçların eczanelerde hazırlandığı dönemlerden kalan bir geleneği yaşatıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir reçetenin başındaki ℞ işareti, bugün çoğu kişiye yalnızca tıbbı veya eczacılığı çağrıştırıyor. Oysa bu küçük sembol, hekimin eczacıya “Şu malzemeleri al ve ilacı hazırla” diye seslendiği köklü bir geleneğin izini taşıyor.</p>

<p>Hazır ilaçların yaygınlaşmadığı dönemlerde reçeteler, kullanılacak maddeleri, miktarlarını ve hazırlama talimatlarını bir araya getiriyordu. Latince kelimeler, kısaltmalar ve özel ölçü işaretleriyle yazılan bu belgeler, meslek dışından birine şifre gibi görünse de kendi içinde belirli kurallara dayanıyordu.</p>

<p>REÇETEDEKİ ℞ VE Rx NE DEMEK?</p>

<p>Reçeteyle özdeşleşen ℞ işareti, yazıda sıklıkla “Rx” biçiminde de kullanılıyor. Kökenine ilişkin güçlü açıklama, Latince “recipe” kelimesinin kısaltılmasından geliştiği yönünde. “Al” anlamına gelen bu emir sözcüğü, reçetenin devamında sıralanan maddeler için eczacıya verilen talimatı başlatıyordu.</p>

<p>Eczacılık tarihi araştırmacısı K. Ohashi’nin 1995 yılında yayımlanan incelemesi de sembolün farklı yazılış biçimlerinden hareketle “recipe” kökenini destekliyor.</p>

<p>İşareti Jüpiter’in astrolojik sembolüyle veya Antik Mısır’daki Horus’un Gözü ile ilişkilendiren açıklamalar da bulunuyor. Ancak bu bağlantıları kanıtlanmış tarihsel gerçekler olarak aktarmak doğru değil. Ohashi, Jüpiter bağlantısını destekleyen kanıt bulunmadığını belirtirken Horus’un Gözü iddiasının daha fazla araştırılması gerektiğini ifade ediyor.</p>

<p>HEKİMİN TALİMATI, ECZACININ HAZIRLADIĞI İLAÇ</p>

<p>Eski bir reçetede ilacın adını okumak, belgenin tamamını anlamaya yetmiyordu. Hangi maddeden ne kadar alınacağı, karışımın nasıl hazırlanacağı ve hastanın ilacı nasıl kullanacağı ayrı talimatlarla belirtiliyordu.</p>

<p>Geleneksel reçete düzeninde “superscription” giriş bölümünü, “inscription” ilaç veya bileşenlerin adlarıyla miktarlarını, “subscription” ise eczacıya yönelik hazırlama ve verme talimatlarını kapsıyordu. “Signatura” bölümünde hastanın kullanım talimatları yer alıyordu.</p>

<p>Bu yapı içinde eczacı; maddeleri tartıyor, gerektiğinde öğütüyor, karıştırıyor ve uygun ilaç biçimine dönüştürüyordu. Reçetenin birkaç satırı, tezgâhın arkasında dikkatli bir hazırlama sürecine karşılık geliyordu.</p>

<p>REÇETELER NEDEN LATİNCE YAZILIYORDU?</p>

<p>Latince, Avrupa’da uzun süre tıp eğitiminin ve bilimsel iletişimin ortak dillerinden biri oldu. Bu gelenek reçetelere de yansıdı. Ortak terimler, farklı dilleri konuşan hekim ve eczacıların aynı talimatları anlayabilmesini kolaylaştırıyordu.</p>

<p>Örneğin “aa” veya “ana”, belirtilen maddelerin her birinden aynı miktarda alınmasını anlatıyordu. “q.s.”, “quantum satis” ya da “quantum sufficiat” gibi ifadelerin kısaltması olarak “yeterli miktarda” anlamında kullanılıyordu. “Sig.” ise kullanım talimatının etikete yazılmasını bildiren “signa” sözcüğüyle bağlantılıydı.</p>

<p>Bu ifadelerin hastaya anlaşılmaz görünmesi, tek başına bilgiyi ondan saklamak için kullanıldıklarını göstermez. Reçetenin dili, dönemin eğitim ve meslek geleneği içinde şekillenmişti. Bununla birlikte hastanın talimatları anlayabilmesi, eski reçete yazımı kitaplarında da üzerinde durulan bir konuydu.</p>

<p>GRAMDAN ÖNCE ÖZEL ÖLÇÜ İŞARETLERİ VARDI</p>

<p>Eski reçeteleri okumayı güçleştiren bir başka unsur, kullanılan ağırlık sistemiydi. Eczacılıkta kullanılan “apothecaries” sisteminde miktarlar, kendilerine özgü adlar ve sembollerle gösteriliyordu.</p>

<p>“ʒ” işareti dram veya drahmi adı verilen ağırlık birimini, “℈” ise scruple birimini ifade edebiliyordu. İngiliz-Amerikan eczacı ağırlık sisteminde bir scruple 20 grain, bir dram ise üç scruple, yani 60 grain karşılığıydı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak tarihî belgelerdeki ölçüleri değerlendirirken dönemin ve coğrafyanın bilinmesi gerekiyor. Aynı veya benzer birim adlarının her yerde aynı değeri taşıdığı varsayılamaz.</p>

<p>KÜÇÜK BİR İŞARET, BÜYÜK BİR OKUMA HATASI</p>

<p>Kısaltmalar yazmayı hızlandırırken yanlış anlaşılma ihtimalini de beraberinde getiriyordu. Özellikle el yazısında birbirine benzeyen harfler ve gözden kaçan işaretler, ilaç adı veya dozunun hatalı okunmasına yol açabiliyordu.</p>

<p>Joint Commission’ın ilaçla ilgili belgelerde kullanılmamasını istediği ifadeler arasında “U”, “IU”, “QD” ve “QOD” gibi kısaltmalar bulunuyor. “MS”, “MSO4” ve “MgSO4” de karışıklık riski taşıyan örnekler arasında yer alıyor.</p>

<p>Doz yazımında sıfırın konumu da önem taşıyor. Ondalık ayırıcı olarak nokta kullanılan gösterimde “5.0 mg” yerine “5 mg”, “.5 mg” yerine “0.5 mg” yazılması isteniyor. Noktanın fark edilmemesi, değerin on kat farklı okunmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Bu örnekler, reçetede açıklığın neden bir hasta güvenliği meselesi olduğunu gösteriyor.</p>

<p>ESKİ MESLEK DİLİNDEN BUGÜNE KALAN MİRAS</p>

<p>Elektronik reçeteler, el yazısının okunmasına ilişkin güçlükleri azaltıyor. Ancak güvenli iletişim, dijital ortamda da açık ilaç adları, doğru doz bilgileri ve anlaşılır kullanım talimatları gerektiriyor.</p>

<p>Latince kısaltmaların bir bölümü yaşamaya devam etse de reçete yazımında belirsizliği azaltmak temel önem taşıyor. Hastanın ilacı ne kadar, ne zaman ve nasıl kullanacağını anlayabilmesi, bu iletişimin vazgeçilmez parçası.</p>

<p>℞ ise eski reçete geleneğinin en tanınan izlerinden biri olarak varlığını sürdürüyor. Bir zamanlar eczacıya yöneltilen kısa bir talimatı başlatan işaret, bugün hekimlik ve eczacılık tarihinin ortak mirasını hatırlatıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik tıp tarihi ve sağlık okuryazarlığı amacıyla hazırlanmıştır. Tarihî reçetelerdeki semboller ve ölçüler ilaç hazırlamak veya doz hesaplamak için kullanılmamalıdır. Güncel reçetenizde anlamadığınız bir ifade varsa hekiminize veya eczacınıza danışın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. K. Ohashi — Reçete başındaki Rx işaretinin kökenine ilişkin tarihsel inceleme. Yakushigaku Zasshi, 1995; 30(2):91–95.<br />
2. Peter MacEwan — The Art of Dispensing, reçetelerde kullanılan kısaltmalar bölümü.<br />
3. Joint Commission — İlaç belgelerinde kısaltmalar, semboller ve doz gösterimlerine ilişkin standart açıklamaları. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/recetelerdeki-isareti-ne-anlama-geliyor-tibbin-sifre-gibi-gorunen-dili</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 12:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1550.jpeg" type="image/jpeg" length="77719"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[30 Yılı Aşkın Süre Denizli’de Hekimlik Yaptı: Yusuf Bahri Karaosmanoğlu Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/30-yili-askin-sure-denizlide-hekimlik-yapti-yusuf-basri-karaosmanoglu-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/30-yili-askin-sure-denizlide-hekimlik-yapti-yusuf-basri-karaosmanoglu-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Denizli’de 30 yılı aşkın süre hekimlik yapan Nöropsikiyatrist Dr. Yusuf Bahri Karaosmanoğlu, 86 yaşında hayatını kaybetti. Karaosmanoğlu bir süredir Pamukkale Üniversitesi Hastaneleri’nde tedavi görüyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Denizli’nin uzun yıllar görev yapan hekimlerinden Nöropsikiyatrist Dr. Yusuf Bahri Karaosmanoğlu, 86 yaşında hayatını kaybetti.</p>

<p>Kentte 30 yılı aşkın süre hekimlik yapan Karaosmanoğlu’nun vefatı ailesi ve yakınlarının yanı sıra hastaları ve Denizli sağlık camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>ÜÇ HAFTADIR YOĞUN BAKIMDA TEDAVİ GÖRÜYORDU</p>

<p>Dr. Yusuf Bahri Karaosmanoğlu bir süredir Pamukkale Üniversitesi Hastaneleri’nde tedavi görüyordu.</p>

<p>Yaklaşık üç haftadır yoğun bakımda tedavisi devam eden Karaosmanoğlu’nun 29 Eylül sabahı sağlık durumu ağırlaştı.</p>

<p>Çoklu organ yetmezliği gelişen Karaosmanoğlu, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DR. YUSUF BAHRİ KARAOSMANOĞLU KİMDİR?</p>

<p>Dr. Yusuf Bahri Karaosmanoğlu, nöropsikiyatri alanında uzun yıllar hekimlik yapan Denizli’nin eski ve tanınan doktorları arasında yer aldı.</p>

<p>Meslek yaşamının 30 yılı aşkın bölümünü Denizli’de geçiren Karaosmanoğlu, bu süre içerisinde çok sayıda hastanın tedavisini üstlendi.</p>

<p>Karaosmanoğlu, hekimlik yaşamının bir dönemini İstanbul’da sürdürdükten sonra yeniden Denizli’ye döndü.</p>

<p>Kamuya açık kaynaklarda tıp eğitimini aldığı üniversite, uzmanlık eğitimi ve görev yaptığı sağlık kuruluşlarının kronolojik dökümünü güvenilir biçimde ortaya koyan ayrıntılı bir özgeçmiş bulunmadığından bu bilgiler habere eklenmedi.</p>

<p>59 YILLIK HAYAT ARKADAŞIYDI</p>

<p>Dr. Karaosmanoğlu’nun vefatını eşi Keriman Karaosmanoğlu da duyurdu.</p>

<p>Ziraat Yüksek Mühendisi olan Keriman Karaosmanoğlu, eşiyle 59 yıllık hayat arkadaşlıklarının bulunduğunu belirterek üç haftalık yoğun bakım sürecinin ardından Dr. Karaosmanoğlu’nu kaybettiklerini açıkladı.</p>

<p>Karaosmanoğlu ailesinin Denizli’de uzun yıllara uzanan sosyal ve mesleki yaşamı bulunuyordu. Keriman Karaosmanoğlu, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucuları arasında yer alan isimlerden biri olarak biliniyor.</p>

<p>DENİZLİ’DE 30 YILI AŞKIN SÜRE HEKİMLİK YAPTI</p>

<p>Dr. Yusuf Bahri Karaosmanoğlu’nun meslek yaşamının önemli bölümü Denizli’de geçti.</p>

<p>Nöropsikiyatri alanında hastalarına hizmet veren Karaosmanoğlu, 30 yılı aşkın süre kentte hekimlik yaptı. Mesleğini bir dönem İstanbul’da da sürdüren Karaosmanoğlu, Denizli’nin uzun yıllar görev yapan hekimleri arasında yer aldı.</p>

<p>Dr. Yusuf Basri Karaosmanoğlu’na Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, meslektaşlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/30-yili-askin-sure-denizlide-hekimlik-yapti-yusuf-basri-karaosmanoglu-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1549.jpeg" type="image/jpeg" length="40370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99927"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="53956"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53706"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14093"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76925"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="11575"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
