<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 12 Oct 2026 17:00:05 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[COVID-19 Sonrası Diyabetle İlgili Yeni Mekanizma Ortaya Konuldu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/covid-19-sonrasi-diyabetle-ilgili-yeni-mekanizma-ortaya-konuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/covid-19-sonrasi-diyabetle-ilgili-yeni-mekanizma-ortaya-konuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çinli bilim insanları, COVID-19 sonrasında diyabet gelişimiyle ilişkili olabilecek yeni bir hücresel mekanizma ortaya koydu. Signal Transduction and Targeted Therapy dergisinde 9 Ekim 2026'da yayımlanan araştırmada, koronavirüsün iki yapısal proteininin pankreasta anormal protein birikimini hızlandırarak insülin salgısını bozabildiği gösterildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yaşlı maymunlar ve laboratuvar modellerinde elde edilen bulgular, COVID-19 ile diyabet arasındaki olası biyolojik bağlantıya ilişkin yeni kanıtlar sunarken mekanizmanın insanlarda doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>COVID-19 geçiren bazı kişilerde daha sonraki dönemde diyabet gelişmesi, salgının uzun vadeli sağlık etkileri arasında araştırılmaya devam ediyor. Çinli bilim insanlarının 9 Ekim 2026'da yayımladığı yeni çalışma, koronavirüsün pankreastaki insülin üreten hücreleri nasıl etkileyebileceğine ilişkin bir mekanizma ortaya koydu. Hayvan ve laboratuvar deneylerinde, virüse ait iki proteinin pankreasta anormal protein birikimini hızlandırarak insülinin hücre içinde hazırlanmasını, depolanmasını ve salgılanmasını bozabildiği gösterildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çin Tıp Bilimleri Akademisi ve Pekin Birliği Tıp Koleji araştırmacıları tarafından yürütülen çalışma, uluslararası hakemli bilimsel dergi <i>Signal Transduction and Targeted Therapy</i>'de yayımlandı.</p>

<p>Araştırmada, SARS-CoV-2 virüsünün spike ve nükleokapsid adı verilen iki yapısal proteininin pankreas hücrelerinde doğal olarak bulunan bir proteinle etkileşimi incelendi.</p>

<p>Elde edilen bulgular, COVID-19 sonrasında görülebilen kan şekeri düzensizliklerinin yalnızca insülin direnci ve iltihaplanmayla açıklanamayabileceğini, pankreas hücrelerindeki protein birikiminin de olası mekanizmalar arasında değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.</p>

<h3>Pankreastaki doğal protein zararlı birikimlere dönüşebiliyor</h3>

<p>Araştırmanın merkezinde, adacık amiloid polipeptidi (IAPP) adı verilen protein bulunuyor.</p>

<p>Amilin olarak da bilinen IAPP, pankreasın beta hücrelerinde insülinle birlikte üretiliyor. Bu hücreler, kan şekerini düzenleyen insülin hormonunun salgılanmasından sorumlu.</p>

<p>Normal koşullarda vücutta çeşitli görevler üstlenen IAPP, yapısı bozulduğunda birbirine yapışarak amiloid adı verilen protein birikimleri oluşturabiliyor.</p>

<p>Bu tür birikimler, özellikle tip 2 diyabette pankreas beta hücrelerinin hasarı ve işlev kaybıyla ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Yeni araştırmada, SARS-CoV-2'nin spike ve nükleokapsid proteinlerinin IAPP'ye doğrudan bağlanabildiği belirlendi.</p>

<p>Laboratuvar deneyleri, söz konusu etkileşimin IAPP moleküllerinin daha hızlı kümelenmesine ve yoğun protein lifleri oluşturmasına yol açabildiğini gösterdi.</p>

<p>Araştırmacılar, bu birikimlerin insülinin hücre içinde hazırlanması ve kana salgılanması için gerekli mekanizmaları aksatabileceğini değerlendiriyor.</p>

<h3>Yaşlı maymunlarda pankreas adacıklarının yüzde 89'unda birikim saptandı</h3>

<p>Çalışmanın hayvan araştırması bölümünde toplam 13 rhesus maymununa ait pankreas dokuları incelendi.</p>

<p>Araştırmada enfekte olmayan üç yetişkin, enfekte üç yetişkin, enfekte olmayan üç yaşlı ve enfekte dört yaşlı maymundan oluşan dört grup karşılaştırıldı.</p>

<p>En belirgin değişiklikler, SARS-CoV-2 ile enfekte edilmiş yaşlı maymunlarda görüldü.</p>

<p>Bu gruptaki dört hayvanın pankreas dokularında incelenen 496 adacığın 441'inde, yani yaklaşık yüzde 89'unda IAPP birikimi belirlendi.</p>

<p>Enfekte olmayan yaşlı maymunlarda ise incelenen 167 pankreas adacığının 22'sinde birikim saptandı. Enfekte olmayan yetişkin kontrol grubunda incelenen 185 adacıkta benzer birikime rastlanmadı.</p>

<p>Enfekte yetişkin hayvanlarda da yaşlı enfekte gruba kıyasla çok daha sınırlı protein birikimi gözlendi.</p>

<p>Bu sonuçlar, ileri yaşın enfeksiyonla ilişkili pankreas değişikliklerine duyarlılığı artırabilecek bir etken olduğunu düşündürüyor.</p>

<p>Ancak yüzde 89'luk oran, COVID-19 geçiren insanların diyabete yakalanma riskini göstermiyor. Bu sayı, yalnızca enfekte yaşlı deney hayvanlarından alınan pankreas dokularında protein birikimi saptanan adacıkların oranını ifade ediyor.</p>

<h3>İnsülin depolayan hücresel yapılarda ciddi azalma görüldü</h3>

<p>Araştırmacılar, pankreas hücrelerini elektron mikroskobuyla inceleyerek protein birikimlerinin hücre içindeki yapılara etkisini de değerlendirdi.</p>

<p>Enfekte yaşlı maymunların beta hücrelerinde, olgun insülin depolama keseciklerinin yoğunluğunun enfekte olmayan yetişkin kontrol grubuna göre yüzde 80'in üzerinde azaldığı belirlendi.</p>

<p>Bu karşılaştırmada grupların yaşları da farklı olduğundan azalmanın tamamının doğrudan enfeksiyona bağlanması mümkün değil.</p>

<p>Aynı dokularda olgunlaşmamış veya içeriği boşalmış keseciklerin sayısında belirgin artış görüldü.</p>

<p>Normal koşullarda pankreasın beta hücreleri önce proinsülin adı verilen bir öncü madde üretiyor. Bu madde çeşitli işlemlerden geçerek olgun insüline dönüşüyor.</p>

<p>Olgun insülin, hücre içindeki özel keseciklerde depolanıyor ve kan şekeri yükseldiğinde kana salınıyor.</p>

<p>Araştırmada, virüs proteinleriyle ilişkili IAPP birikimlerinin bu süreci aksatabileceğine ilişkin bulgular elde edildi.</p>

<p>Özellikle insülinin olgunlaşmasını sağlayan hücresel mekanizmaların ve hücre içindeki taşıma sistemlerinin etkilenmesi, pankreasın kan şekeri değişikliklerine verdiği yanıtı bozabilecek bir durum olarak değerlendiriliyor.</p>

<h3>Laboratuvar deneylerinde hücre içindeki insülin miktarı yarıya yaklaştı</h3>

<p>Bilim insanları, maymunların pankreas dokularında gözlenen değişiklikleri daha ayrıntılı incelemek amacıyla laboratuvarda yetiştirilen beta hücreleri ve insan IAPP proteinini yüksek miktarda üreten genetik olarak değiştirilmiş farelerden alınan pankreas adacıkları üzerinde deneyler gerçekleştirdi.</p>

<p>Fare kökenli beta hücrelerinden oluşan bir laboratuvar modelinde, IAPP ile spike proteininin birlikte üretilmesi sonucunda ölçülen hücre içi insülin miktarı, kontrol grubunun yaklaşık yüzde 51'ine geriledi.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, bu deney koşulunda hücre içindeki insülin miktarında yaklaşık yüzde 49 azalma görüldü.</p>

<p>IAPP ile nükleokapsid proteininin belirli bir bölümünün birlikte bulunduğu deneylerde de insülin miktarı azaldı.</p>

<p>Araştırmacılar, hücrelerin glikozla uyarılmasının ardından salgılanan insülin miktarını da ölçtü.</p>

<p>Sonuçlar, virüs proteinleri ile IAPP'nin birlikte bulunmasının hem hücre içindeki insülin miktarını hem de insülin salgısını azaltabildiğini gösterdi.</p>

<p>Ancak bu deneylerde ölçülen azalma, insanlarda insülin üretiminin aynı oranda düştüğü anlamına gelmiyor. Bulgular, laboratuvar ortamında oluşturulan belirli deney koşullarına ait.</p>

<h3>Pankreas hücrelerinde iltihaplanma ve hasar belirtileri arttı</h3>

<p>Araştırmada, virüs proteinleriyle ilişkili değişikliklerin yalnızca insülin salgısını etkilemediği görüldü.</p>

<p>Enfekte yaşlı maymunların pankreasında hücresel stres ve düzenlenmiş hücre ölümüyle ilişkili moleküler belirteçlerde artış saptandı.</p>

<p>Protein analizlerinde, bağışıklık sisteminin kompleman adı verilen bölümünde de değişiklikler belirlendi.</p>

<p>Kompleman sistemi normalde vücudun mikroorganizmalara karşı savunmasına yardımcı oluyor. Ancak aşırı veya uygunsuz etkinleşmesi dokularda iltihaplanmaya katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca insülinin hücre içinde taşınmasında görev alan bazı proteinlerin miktarında ve dağılımında değişiklikler tespit etti.</p>

<p>Bu bulgular, protein birikimi, hücresel stres, iltihaplanma ve insülin taşıma mekanizmalarındaki bozulmanın birbiriyle bağlantılı olabileceğini düşündürüyor.</p>

<h3>Milyonlarca kişiyi kapsayan araştırmada da diyabetle ilişki saptanmıştı</h3>

<p>COVID-19 ile diyabet arasındaki bağlantı, daha önce geniş nüfus araştırmalarında da değerlendirilmişti.</p>

<p>Şubat 2026'da <i>International Journal of Epidemiology</i> dergisinde yayımlanan ve Avustralya'daki sağlık kayıtlarına dayanan bir çalışmada, COVID-19 geçiren ve geçirmeyen 5 milyon 736 bin 501 eşleştirilmiş kişi çifti karşılaştırıldı.</p>

<p>Araştırmada, Aralık 2021 ile Aralık 2022 arasında COVID-19 tanısı alan kişiler ile enfeksiyon geçirmeyenler, yaş, cinsiyet ve aşılama durumuyla ilgili özellikleri dikkate alınarak eşleştirildi.</p>

<p>Ortanca 200 günlük takip süresinde toplam 45 bin 816 kişinin diyabet tedavisine başladığı belirlendi.</p>

<p>COVID-19 geçirenlerin daha sonra diyabet tedavisine başlama yönünden yüzde 14 daha yüksek göreceli riske sahip olduğu hesaplandı.</p>

<p>Bu oran, COVID-19 geçiren her 100 kişiden 14'ünde diyabet geliştiği anlamına gelmiyor. İki grup arasındaki, diyabet tedavisine başlama olasılığıyla ilgili göreceli farkı ifade ediyor.</p>

<p>Araştırmacılar, sağlık hizmetlerine başvuru sıklığı, diyabetin daha fazla araştırılması ve ölçülemeyen diğer etkenlerin sonuçları etkileyebileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Çalışmanın yazarları, COVID-19'un diyabet üzerindeki gerçek nedensel etkisinin hesaplanan ilişkiden daha küçük, hatta sıfır olabileceğini belirtti.</p>

<p>Bu nedenle geniş nüfus araştırmalarında saptanan istatistiksel ilişki, enfeksiyonun doğrudan diyabete neden olduğunu tek başına kanıtlamıyor.</p>

<h3>COVID-19 sonrasında diyabet gelişimi tek bir nedenle açıklanamıyor</h3>

<p>COVID-19 sonrasında ortaya çıkan kan şekeri yüksekliğinin farklı nedenleri bulunabiliyor.</p>

<p>Enfeksiyon sırasında gelişen metabolik stres, insülin direnci, önceden var olduğu hâlde tanı almamış diyabet ve bazı hastalarda kullanılan kortikosteroid ilaçlar kan şekeri düzeylerini etkileyebiliyor.</p>

<p>Yaş, obezite ve mevcut metabolik hastalıklar da diyabet gelişimi açısından bilinen risk etkenleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Yeni araştırma, bu etkenlere ek olarak virüs proteinlerinin pankreas beta hücrelerinde IAPP birikimini artırmasının da olası bir mekanizma olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak çalışmanın sınırlılıkları bulunuyor.</p>

<p>Hayvan araştırmasında yalnızca 13 maymun yer aldı. İncelenen hücresel mekanizma, COVID-19 geçirmiş insanlardan oluşan bir hasta grubunda doğrudan doğrulanmadı.</p>

<p>Ayrıca bu mekanizmanın insanlarda ne sıklıkta ortaya çıktığı, enfeksiyondan sonra ne kadar devam ettiği ve yeni diyabet vakalarının ne kadarını açıklayabileceği henüz bilinmiyor.</p>

<p>Dolayısıyla deneysel çalışmanın sonuçları, COVID-19 geçiren herkesin diyabet geliştireceği veya virüsün bütün yeni diyabet vakalarının doğrudan nedeni olduğu şeklinde yorumlanamıyor.</p>

<h3>Yeni tedavi araştırmaları için moleküler hedef belirlendi</h3>

<p>Çalışmanın bir başka bölümünde bilim insanları, spike ve nükleokapsid proteinlerinin IAPP'ye bağlanmasında etkili olan aminoasit bölgelerini inceledi.</p>

<p>Laboratuvar ortamında IAPP üzerindeki beş aminoasitte değişiklik yapıldığında, incelenen koşullarda virüs proteinleriyle ölçülebilir bağlanmanın ortadan kalktığı belirlendi.</p>

<p>Bu sonuç, proteinler arasındaki etkileşimi engellemeye yönelik gelecekteki ilaç araştırmaları için incelenebilecek bir moleküler hedef ortaya koyuyor.</p>

<p>Ancak araştırmada insanlarda diyabet gelişimini önleyen veya mevcut diyabeti tedavi eden yeni bir ilaç denenmedi.</p>

<p>Mekanizmanın tedaviye dönüştürülebilmesi için öncelikle insan pankreas dokularında doğrulanması, ardından geliştirilecek müdahalelerin güvenlilik ve etkinliğinin değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>9 Ekim 2026'da yayımlanan çalışmanın temel bilimsel katkısı, SARS-CoV-2 proteinlerinin pankreastaki bir proteinle doğrudan etkileşerek insülin salgısını etkileyebilecek hücresel değişiklikler oluşturduğunu deneysel olarak göstermesi.</p>

<p>Elde edilen veriler, COVID-19 sonrasında görülebilen metabolik sorunların anlaşılmasında pankreas hücrelerindeki protein birikiminin de araştırılması gereken bir mekanizma olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<h2>KAYNAKLAR</h2>

<ul>
 <li>
 <p><i>Signal Transduction and Targeted Therapy</i> – Zhiqi Song ve arkadaşları, “SARS-CoV-2 seeds IAPP aggregation and β-cell failure”, 9 Ekim 2026.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Çin Tıp Bilimleri Akademisi ve Pekin Birliği Tıp Koleji – SARS-CoV-2 proteinleri, IAPP birikimi ve pankreas beta hücreleri üzerine deneysel araştırma, 2026.</p>
 </li>
 <li>
 <p><i>International Journal of Epidemiology</i> – Jiahui Qian ve arkadaşları, “New-onset diabetes following SARS-CoV-2 infection in the Omicron era: a matched cohort study”, 18 Şubat 2026.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/covid-19-sonrasi-diyabetle-ilgili-yeni-mekanizma-ortaya-konuldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/covid-19-sonrasi-diyabette-yeni-bulgu-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="81771"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tip 5 Diyabet Nedir? Tip 1 ve Tip 2 Diyabetten Farkları, Belirtileri ve Tedavisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-5-diyabet-nedir-tip-1-ve-tip-2-diyabetten-farklari-belirtileri-ve-tedavisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-5-diyabet-nedir-tip-1-ve-tip-2-diyabetten-farklari-belirtileri-ve-tedavisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tip 5 diyabet, uzun süreli yetersiz beslenmeyle ilişkili, insülin üretiminin azaldığı farklı bir diyabet türü. Dünya genelinde 20-25 milyon kişiyi etkilediği tahmin ediliyor; tanı ve tedavi ölçütleri geliştiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tip 5 diyabet, özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde uzun süreli yetersiz beslenme öyküsü bulunan, çoğunlukla düşük kilolu kişilerde görülen ve pankreasın yeterli insülin üretememesiyle ilişkili bir diyabet türüdür. Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF), bu hastalığı Nisan 2025'te ayrı bir diyabet sınıflandırması olarak kabul etti. Dünya genelinde yaklaşık 20-25 milyon kişiyi etkilediği tahmin edilen hastalık, Tip 1 ve Tip 2 diyabetten farklı özellikler taşıyor.</p>

<p>The Lancet Global Health dergisinde Ekim 2025'te yayımlanan uluslararası konsensüs bildirisi, Tip 5 diyabetin özellikle insülin üretimindeki belirgin yetersizlikle ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Hastalarda Tip 1 diyabetteki otoimmün hücre yıkımı genellikle görülmezken, Tip 2 diyabette sık karşılaşılan insülin direnci de temel mekanizma olarak öne çıkmıyor. Bu ayrım, doğru tanı ve güvenli tedavi açısından önem taşıyor.</p>

<p>Tip 5 diyabet neden 70 yıl sonra yeniden gündeme geldi?</p>

<p>Tip 5 diyabetin tıp literatüründeki geçmişi 1955 yılına uzanıyor. Jamaika'da düşük kilolu gençlerde gözlenen farklı diyabet tablosu, başlangıçta J tipi diyabet olarak adlandırıldı.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 1985 yılında bu tabloyu yetersiz beslenmeyle ilişkili diyabet olarak sınıflandırdı. Ancak yetersiz beslenmenin hastalığın gelişimindeki rolüne ilişkin kanıtların yeterli bulunmaması nedeniyle sınıflandırma 1999 yılında kaldırıldı.</p>

<p>Sonraki yıllarda Hindistan, Bangladeş ve çeşitli Afrika ülkelerinde yapılan araştırmalar, düşük vücut ağırlığına sahip bazı diyabet hastalarının alışılmış Tip 1 ve Tip 2 diyabet özelliklerini taşımadığını gösterdi.</p>

<p>Ocak 2025'te Hindistan'ın Vellore kentinde bir araya gelen uluslararası araştırmacılar, bu hasta grubunun ayrı değerlendirilmesi gerektiği konusunda uzlaştı. Tip 5 diyabet adı aynı yılın nisan ayında Bangkok'ta düzenlenen Dünya Diyabet Kongresi'nde Uluslararası Diyabet Federasyonu tarafından benimsendi.</p>

<p>Bu gelişme, tamamen yeni keşfedilmiş bir hastalıktan çok, uzun süredir bilinen ancak sınıflandırılması tartışmalı olan bir diyabet tablosunun yeniden tanımlanması anlamına geliyor.</p>

<p>Tip 5 diyabetin nedeni nedir?</p>

<p>Tip 5 diyabetin gelişiminde uzun süreli yetersiz beslenmenin önemli rol oynadığı düşünülüyor.</p>

<p>Özellikle anne karnındaki gelişimden başlayarak çocukluk ve ergenlik dönemlerine uzanan beslenme yetersizlikleri, pankreasın gelişimini ve insülin salgılayan beta hücrelerinin işlevini olumsuz etkileyebiliyor.</p>

<p>İnsülin, kandaki glikozun hücreler tarafından kullanılmasını sağlayan temel hormonlardan biridir. Pankreas yeterli insülin üretemediğinde kan şekeri yükseliyor ve diyabet gelişebiliyor.</p>

<p>Tip 5 diyabette araştırmacıların dikkat çektiği temel özellik, vücudun insüline yanıtının büyük ölçüde korunmasına rağmen insülin salgısının yetersiz kalabilmesidir.</p>

<p>Ancak hastalığın biyolojik mekanizması bütün ayrıntılarıyla açıklığa kavuşmuş değil. Yetersiz beslenmenin pankreas gelişimini hangi süreçlerle etkilediği ve genetik ya da çevresel faktörlerin katkısı araştırılmaya devam ediyor.</p>

<p>Tip 5 diyabet ile Tip 1 ve Tip 2 diyabet arasındaki farklar</p>

<p>Üç diyabet türünde de kan şekeri yüksekliği görülebilir. Ancak bu yüksekliğe yol açan süreçler farklıdır.</p>

<p>Tip 1 diyabet:<br />
Bağışıklık sisteminin pankreastaki insülin üreten hücrelere saldırması sonucu gelişir. Hastaların çoğunda belirgin insülin eksikliği bulunur ve insülin tedavisi gereklidir.</p>

<p>Tip 2 diyabet:<br />
İnsülin direnci ve zamanla gelişebilen insülin üretim yetersizliğiyle ilişkilidir. Fazla kilo önemli risk faktörlerinden biri olmakla birlikte normal kilolu kişilerde de görülebilir.</p>

<p>Tip 5 diyabet:<br />
Uzun süreli yetersiz beslenme öyküsüyle ilişkili, çoğunlukla düşük kilolu gençlerde görülen bir tablodur. Belirgin insülin salgılama kusuru bulunmasına rağmen insülin duyarlılığı korunmuş olabilir. Tip 1 diyabette kullanılan adacık hücresi otoantikorları genellikle negatiftir.</p>

<p>Bir başka önemli farklılık, diyabetik ketoasidoz adı verilen ağır metabolik tablonun Tip 5 diyabette Tip 1'e göre daha az tipik olmasıdır. Bununla birlikte ketoasidoz gelişme olasılığı tamamen dışlanamaz.</p>

<p>Bu özelliklerin hiçbiri tek başına kesin tanı koydurmaz.</p>

<p>Tip 5 diyabet kimlerde görülüyor?</p>

<p>Uluslararası Diyabet Federasyonu, Tip 5 diyabetin dünya genelinde yaklaşık 20-25 milyon kişiyi etkileyebileceğini tahmin ediyor.</p>

<p>Bu sayı, tanısı doğrulanmış hastaların eksiksiz sayımına değil, mevcut bilgilerden hareketle yapılan küresel tahminlere dayanıyor. Tanı ölçütlerinin ve epidemiyolojik araştırmaların geliştirilmesiyle gerçek hasta sayısı daha iyi belirlenebilecek.</p>

<p>Hastalık özellikle Güney ve Güneydoğu Asya ile Sahra Altı Afrika'daki düşük ve orta gelirli topluluklarda dikkat çekiyor.</p>

<p>Uluslararası konsensüs bildirisinde tanımlanan tipik hasta profili, 30 yaşın altında ve vücut kitle indeksi 18,5 kg/m²'nin altında olan, uzun süreli yetersiz beslenme öyküsü bulunan bireyleri kapsıyor.</p>

<p>Ancak düşük vücut ağırlığı tek başına Tip 5 diyabet anlamına gelmiyor. Tip 1 diyabet, bazı genetik diyabet türleri ve pankreas hastalıkları da zayıf kişilerde ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Tip 5 diyabetin belirtileri nelerdir?</p>

<p>Tip 5 diyabetin belirtileri diğer diyabet türleriyle büyük ölçüde benzerlik gösterir.</p>

<p>En sık karşılaşılabilen yakınmalar şunlardır:</p>

<p>• Sık idrara çıkma.<br />
• Aşırı susama.<br />
• Açıklanamayan kilo kaybı.<br />
• Sürekli yorgunluk ve halsizlik.<br />
• Bulanık görme.<br />
• Açlık hissinde artış.</p>

<p>Bu belirtiler Tip 5 diyabete özgü değildir. Kan şekeri yüksekliğini düşündüren şikâyetlerin uygun laboratuvar testleriyle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Tip 5 diyabet tanısı nasıl konulur?</p>

<p>Tip 5 diyabet için uluslararası düzeyde üzerinde tamamen uzlaşılmış, standartlaştırılmış tanı ölçütlerini geliştirme çalışmaları sürüyor.</p>

<p>Hekimler değerlendirmede kan şekeri ölçümleri, hastanın yaşı, vücut ağırlığı, büyüme ve beslenme geçmişi ile diğer diyabet türlerine ilişkin bulguları birlikte ele alabiliyor.</p>

<p>Ayırıcı tanıda kullanılabilecek incelemeler arasında şunlar bulunuyor:</p>

<p>• Açlık kan şekeri ve HbA1c ölçümü.<br />
• İnsülin üretimi hakkında bilgi veren C-peptid testi.<br />
• Tip 1 diyabetle ilişkili otoantikor testleri.<br />
• Beslenme durumu ve vücut kitle indeksinin değerlendirilmesi.<br />
• Gerektiğinde diğer pankreas hastalıklarının araştırılması.</p>

<p>C-peptid, pankreasın kendi ürettiği insülin hakkında dolaylı bilgi sağlayan bir göstergedir. Tip 5 diyabette düşük düzeyler görülebilir ancak tek bir C-peptid sonucuyla hastalık tanısı konulamaz.</p>

<p>Benzer şekilde, otoantikorların negatif olması da tek başına Tip 1 diyabeti kesin olarak dışlamaz.</p>

<p>Tip 5 diyabet tedavisinde neden farklı bir yaklaşım gerekiyor?</p>

<p>Tip 5 diyabetin ayrı sınıflandırılmasının en önemli gerekçelerinden biri, yanlış tanının uygun olmayan tedaviye yol açabilmesidir.</p>

<p>İnsülin duyarlılığı korunmuş fakat insülin üretimi azalmış kişilerde tedavi ihtiyacı, belirgin insülin direnci bulunan hastalardan farklı olabilir.</p>

<p>Özellikle Tip 1 diyabet tanısıyla gereğinden yüksek insülin dozları verilen bazı hastalarda ciddi hipoglisemi, yani kan şekerinin tehlikeli düzeylere düşmesi riski bulunabilir.</p>

<p>Bununla birlikte Tip 5 diyabet hastalarının insülin kullanmaması gerektiği sonucu çıkarılamaz. Bazı hastalarda insülin tedavisi gerekli olabilir.</p>

<p>Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun mevcut yaklaşımı, kan şekeri kontrolünün hastanın beslenme durumu ve insülin ihtiyacıyla birlikte bireysel olarak değerlendirilmesini öngörüyor.</p>

<p>Tedavide beslenme desteği, uygun hastalarda ağızdan kullanılan diyabet ilaçları ve gerektiğinde insülin değerlendirilebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak hangi ilacın hangi hasta grubunda en etkili ve güvenli olduğu konusunda yeterli karşılaştırmalı klinik çalışma henüz bulunmuyor. Bu nedenle Tip 5 diyabette herkes için geçerli tek bir standart tedavi şeması oluşturulmuş değil.</p>

<p>Tip 5 diyabetin tanınması sağlık sisteminde neyi değiştirecek?</p>

<p>Uluslararası Diyabet Federasyonu, hastalığın özelliklerini daha ayrıntılı araştırmak ve tanı ile tedavi yaklaşımlarını geliştirmek amacıyla özel bir çalışma grubu oluşturdu.</p>

<p>Meredith Hawkins ve Nihal Thomas'ın liderliğinde yürütülen çalışmaların hedefleri arasında ortak tanı ölçütlerinin geliştirilmesi, hasta kayıtlarının oluşturulması, klinik araştırmaların desteklenmesi ve sağlık çalışanlarının eğitimi bulunuyor.</p>

<p>Hastalığın ayrı bir isim altında tanınması, geçmişte Tip 1 veya Tip 2 diyabet olarak değerlendirilmiş bazı hastaların daha doğru sınıflandırılmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak resmi tanınma, bütün ülkelerde yeni tanı ve tedavi protokollerinin tamamlandığı ya da hastalar için yeni ilaçların onaylandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Özellikle sağlık hizmetlerine erişimin sınırlı olduğu bölgelerde doğru tanı, yeterli beslenme desteği ve düzenli diyabet takibi için ek çalışmalara ihtiyaç duyuluyor.</p>

<p>Tip 5 diyabetin gündeme getirdiği temel halk sağlığı sorunu da burada ortaya çıkıyor: Diyabet yalnızca fazla beslenme ve obeziteyle ilişkili değil. Yaşamın erken dönemlerinde karşılaşılan uzun süreli beslenme yetersizlikleri de metabolik sağlığı etkileyebiliyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Tip 5 diyabet tanısı yalnızca düşük kiloya, geçmişte yetersiz beslenmiş olmaya veya tek bir kan tahliline dayanarak konulamaz. Diyabet tanısı bulunan kişiler, yeni sınıflandırmayı gerekçe göstererek insülin ya da diğer ilaçlarını kendi başlarına değiştirmemeli veya bırakmamalıdır. Kan şekeri düşüklüğüne bağlı bilinç değişikliği, bayılma veya ağır belirtilerde acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. International Diabetes Federation — Type 5 Diabetes: Causes, Symptoms &amp; Treatment — 2025, güncelleme 2026.</p>

<p>2. International Diabetes Federation — IDF Launches New Type 5 Diabetes Working Group — 2025.</p>

<p>3. The Lancet Global Health — Wadivkar P. ve arkadaşları, Classifying a Distinct Form of Diabetes in Lean Individuals with a History of Undernutrition: An International Consensus Statement — 2025; 13(10): e1771-e1776. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-5-diyabet-nedir-tip-1-ve-tip-2-diyabetten-farklari-belirtileri-ve-tedavisi</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 15:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2339.jpeg" type="image/jpeg" length="59916"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üniversitelerin Başarı Karnesi: Türkiye'de Öne Çıkan 15 Rektör ve Dünya Sıralamaları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/universitelerin-basari-karnesi-turkiyede-one-cikan-15-rektor-ve-dunya-siralamalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/universitelerin-basari-karnesi-turkiyede-one-cikan-15-rektor-ve-dunya-siralamalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin uluslararası akademik sıralamalarda öne çıkan 15 üniversitesi ve rektörleri mercek altında. QS, THE, Leiden ve Shanghai sonuçları, yükseköğretimde başarının farklı yüzlerini ortaya koyuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Türkiye’deki üniversitelerin uluslararası akademik rekabetteki konumu, rektörlerin yönetim dönemlerinde elde edilen sonuçlarla birlikte yeniden gündemde. Tıbbiye Bülteni araştırmacıları, dünyanın önde gelen dört üniversite derecelendirme kuruluşunun sonuçlarını karşılaştırarak Türkiye’den 15 üniversitenin akademik başarı tablosunu hazırladı.</p>

<p>QS World University Rankings 2027, Times Higher Education (THE) 2027, CWTS Leiden Ranking 2025 ve Shanghai Academic Ranking of World Universities (ARWU) 2026 sonuçlarının bir araya getirildiği çalışma, üniversitelerin uluslararası konumlarını görevdeki rektörleriyle birlikte ortaya koyuyor.</p>

<p>Dört farklı ölçüt, dört farklı başarı tablosu</p>

<p>Araştırmanın dikkat çekici sonucu, uluslararası derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’deki üniversiteler için birbirinden farklı başarı tabloları ortaya çıkarması oldu.</p>

<p>QS ve THE sıralamalarında İstanbul Teknik Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi öne çıkarken; Leiden ve Shanghai sonuçlarında Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi’nin araştırma performansı dikkat çekti.</p>

<p>Farklılıkların temelinde, derecelendirme kuruluşlarının akademik başarıyı farklı göstergelerle ölçmesi bulunuyor.</p>

<p>QS’de İTÜ ilk sırada: Hasan Mandal döneminde dünya 279’unculuğu</p>

<p>QS World University Rankings 2027 sonuçlarına göre İstanbul Teknik Üniversitesi, dünyada 279’uncu sıraya yerleşerek Türkiye’nin en yüksek derecesini elde etti.</p>

<p>Prof. Dr. Hasan Mandal’ın rektörlüğünü yürüttüğü İTÜ’yü, 305’inci sıradaki Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve 329’uncu sıradaki Koç Üniversitesi izledi.</p>

<p>Prof. Dr. Ahmet Yozgatlıgil yönetimindeki ODTÜ, Türkiye’nin QS sıralamasındaki ikinci üniversitesi olurken, Prof. Dr. Metin Sitti’nin rektörlüğünü yürüttüğü Koç Üniversitesi üçüncü sırada yer aldı.</p>

<p>Boğaziçi Üniversitesi 345’inci, Sabancı Üniversitesi 357’nci ve Bilkent Üniversitesi 454’üncü sırada konumlandı.</p>

<p>Bu sonuçlar, teknik üniversitelerin ve araştırma odaklı vakıf üniversitelerinin uluslararası akademik görünürlükteki güçlü konumunu gösterdi.</p>

<p>THE’de Koç ve ODTÜ zirveyi paylaştı</p>

<p>Times Higher Education 2027 sıralamasında ise farklı bir tablo ortaya çıktı.</p>

<p>Koç Üniversitesi ile ODTÜ, 326–350 dünya bandında yer alarak Türkiye’nin en yüksek derecesini paylaştı.</p>

<p>Sabancı Üniversitesi 376–400, Boğaziçi Üniversitesi 401–450 bandında bulunurken, Bilkent Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi 651–700 aralığında yer aldı.</p>

<p>THE sıralamasında Atatürk Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi de 801–1000 bandına girdi.</p>

<p>Sıralama, eğitim ortamı, araştırma kalitesi, araştırma ekosistemi, sanayi ilişkileri ve uluslararası görünürlük gibi farklı alanları birlikte değerlendiriyor.</p>

<p>Leiden’de Sağlık Bilimleri Üniversitesi Türkiye birincisi</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, CWTS Leiden Ranking 2025 verilerinde ortaya çıktı.</p>

<p>Prof. Dr. Kemalettin Aydın’ın rektörlüğünü yürüttüğü Sağlık Bilimleri Üniversitesi, bilimsel etki göstergesinin yayın hacmi esaslı karşılaştırmasında dünyada 302’nci, Türkiye’de birinci sırada yer aldı.</p>

<p>Hacettepe Üniversitesi dünyada 378’inci ve Türkiye’de ikinci, İstanbul Teknik Üniversitesi ise dünyada 564’üncü ve Türkiye’de üçüncü oldu.</p>

<p>Ankara Üniversitesi 596’ncı, Gazi Üniversitesi 610’uncu, Ege Üniversitesi 618’inci ve İstanbul Üniversitesi 672’nci sırada yer aldı.</p>

<p>Yıldız Teknik Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa da Türkiye’deki ilk 10 üniversite arasında bulundu.</p>

<p>Leiden sonuçları, bilimsel yayın üretiminin yüksek olduğu üniversitelerin araştırma odaklı göstergelerde daha belirgin bir konuma ulaşabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak bilimsel yayın hacmine dayalı sıralama ile yayın başına bilimsel etki aynı şeyi ölçmüyor. Bu nedenle Leiden verilerinin, kullanılan göstergesiyle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Shanghai’da üç üniversite aynı başarı bandında</p>

<p>Shanghai ARWU 2026 sonuçlarında Türkiye’den üç üniversite en yüksek ortak dünya sıralaması bandında yer aldı.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi, 601–700 aralığında konumlandı.</p>

<p>Ankara Üniversitesi ile Koç Üniversitesi 701–800 bandında bulunurken; Atatürk, Ege, Gazi, İstanbul Teknik, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ve Marmara üniversiteleri 801–900 aralığında yer aldı.</p>

<p>Shanghai sıralamasında bilimsel yayınlar, yüksek atıf alan araştırmacılar, prestijli bilimsel ödüller ve akademik üretkenlik gibi göstergeler belirleyici oluyor.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin farklılaşan performansı</p>

<p>Dört uluslararası derecelendirme birlikte değerlendirildiğinde Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin sonuçları özel bir görünüm sunuyor.</p>

<p>Üniversite, Leiden 2025’te Türkiye birincisi ve Shanghai 2026’da Türkiye’nin en yüksek ortak bandındaki üç üniversiteden biri olmasına karşılık THE 2027’de 1401–1600 bandında bulunuyor.</p>

<p>Bu farklılık, yüksek bilimsel yayın üretiminin bütün uluslararası derecelendirme sistemlerinde aynı sonuca dönüşmediğini gösteriyor.</p>

<p>Üniversitelerin araştırma performansıyla eğitim, uluslararasılaşma ve diğer kurumsal göstergelerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği ortaya çıkıyor.</p>

<p>Rektör başarısı nasıl ölçülmeli?</p>

<p>Uluslararası sıralamalar, üniversitelerin akademik ve kurumsal performansını karşılaştırmak için önemli veriler sağlıyor. Bununla birlikte bir üniversitenin yüksek dünya sıralamasında bulunması, elde edilen sonucun tamamının mevcut rektöre ait olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Akademik kadronun birikimi, geçmiş dönemlerde gerçekleştirilen yatırımlar, kurumsal araştırma kültürü ve üniversitenin faaliyet gösterdiği bilim alanları sonuçları doğrudan etkiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla rektörlerin yönetsel başarısının daha sağlıklı ölçülmesi için görev başlangıcından itibaren üniversitelerin dünya sıralamasındaki değişimin, bilimsel üretkenliğin, araştırma bütçelerinin ve uluslararası iş birliklerinin birlikte incelenmesi gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye’de akademik liderliğin uluslararası karnesi</p>

<p>Tıbbiye Bülteni tarafından hazırlanan 15 üniversitelik karşılaştırma, Türkiye yükseköğretiminde akademik başarının tek bir ölçüte indirgenemeyeceğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Genel uluslararası üniversite sıralamalarında güçlü konum elde eden kurumlarla, bilimsel araştırma ve yayın göstergelerinde dikkat çeken üniversitelerin farklılaşması, rektörlerin yönetim stratejilerinin değerlendirilmesinde de çok boyutlu bir yaklaşım gerektiriyor.</p>

<p>Üniversitelerin dünya sıralamalarındaki mevcut konumu önemli. Ancak akademik liderlik açısından asıl belirleyici sorulardan biri, bir üniversitenin görev süresi boyunca ne kadar ilerlediği ve bu gelişimin ne ölçüde sürdürülebilir olduğudur.</p>

<p>Tıbbiye Bülteni’nin karşılaştırmalı çalışması, bu sorunun yanıtlanması için uluslararası akademik performans verilerini kamuoyunun dikkatine sunuyor.</p>

<p>Editör notu: Araştırmada yer verilen 15 üniversite, uluslararası sıralamalarda dikkat çeken kurumlardan seçilmiştir. Liste, dört kuruluşun verilerinden hesaplanmış tek bir genel puanlama veya rektörlerin kişisel başarı sıralaması değildir. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/universitelerin-basari-karnesi-turkiyede-one-cikan-15-rektor-ve-dunya-siralamalari</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2335.jpeg" type="image/jpeg" length="20175"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KYK Burs ve Kredi Başvuruları Başladı: Son Tarih 16 Ekim 2026]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kyk-burs-ve-kredi-basvurulari-basladi-son-tarih-16-ekim-2026</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kyk-burs-ve-kredi-basvurulari-basladi-son-tarih-16-ekim-2026" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gençlik ve Spor Bakanlığı, 2026-2027 KYK burs ve öğrenim kredisi başvurularını başlattı. Tıp, diş hekimliği, eczacılık ve diğer üniversite öğrencileri 16 Ekim saat 23.59’a kadar e-Devlet üzerinden başvurabilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Üniversite öğrencilerinin beklediği 2026-2027 eğitim öğretim yılı KYK burs ve öğrenim kredisi başvuruları başladı. Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, 12 Ekim 2026 tarihinde yaptığı açıklamayla başvuru ekranının erişime açıldığını duyurdu.</p>

<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından yürütülen burs ve öğrenim kredisi programına başvurular e-Devlet üzerinden alınacak.</p>

<p>Son başvuru tarihi 16 Ekim 2026 Cuma günü saat 23.59 olarak açıklandı.</p>

<p>KYK burs başvuruları ne zaman sona erecek?</p>

<p>Gençlik ve Spor Bakanlığının açıkladığı takvime göre 2026-2027 eğitim öğretim yılı burs ve öğrenim kredisi başvuruları 12 Ekim’de başladı.</p>

<p>Başvurular 16 Ekim Cuma günü saat 23.59’da sona erecek.</p>

<p>Öğrenciler bu tarihe kadar başvurularını tamamlayabilecek ve daha önce girdikleri bilgileri güncelleyebilecek.</p>

<p>Bakanlık, başvuruların yalnızca e-Devlet sistemi üzerinden gerçekleştirileceğini bildirdi.</p>

<p>KYK bursuna kimler başvurabilir?</p>

<p>2026-2027 döneminde ilk defa bir yükseköğretim programına kayıt yaptıran öğrenciler burs ve öğrenim kredisi başvurusunda bulunabilecek.</p>

<p>Üniversitelerin ara sınıflarında öğrenimlerine devam eden öğrenciler de başvuru kapsamına alındı.</p>

<p>Ayrıca yurt dışında yükseköğrenim gören Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da belirlenen koşullarla burs veya öğrenim kredisi için başvurabilecek.</p>

<p>Başvurular ön lisans, lisans ve lisansüstü eğitim düzeylerini kapsıyor.</p>

<p>Öğrencilerin burs veya öğrenim kredisi almaya hak kazanıp kazanamayacağı, başvuru sonrasında yapılacak değerlendirmeyle belirlenecek.</p>

<p>Tıp, diş hekimliği, eczacılık ve hemşirelik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>KYK burs ve öğrenim kredisi başvurularında tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik veya diğer sağlık bilimleri bölümlerini genel olarak dışlayan bir bölüm sınırlaması bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle tıp fakültelerinde altı yıllık, diş hekimliği ve eczacılık fakültelerinde beş yıllık eğitim gören öğrenciler de öğrenim durumları ve diğer koşulları uygun olduğu takdirde başvurabilecek.</p>

<p>Hemşirelik, ebelik, fizyoterapi ve rehabilitasyon, beslenme ve diyetetik, sağlık yönetimi ve sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu öğrencileri de programın genel kapsamı içerisinde yer alıyor.</p>

<p>Burs veya kredi desteğinin süresi, öğrencinin kayıtlı olduğu programın normal öğrenim süresi ve ilgili mevzuat çerçevesinde belirleniyor.</p>

<p>KYK bursu 2026-2027 ne kadar?</p>

<p>KYK burs ve öğrenim kredilerinde 2026 yılında uygulanan aylık ödeme tutarları şöyle:</p>

<p>Ön lisans ve lisans öğrencileri: 4.000 TL</p>

<p>Yüksek lisans öğrencileri: 8.000 TL</p>

<p>Doktora öğrencileri: 12.000 TL</p>

<p>Bu tutarlar 2026 yılı için geçerli ödeme miktarlarını ifade ediyor.</p>

<p>2027 yılında uygulanacak yeni burs ve öğrenim kredisi miktarlarına ilişkin artış henüz kesinleşmedi.</p>

<p>Dolayısıyla 2026-2027 eğitim öğretim yılı başvurularının açılmış olması, 2027 yılı burs tutarlarının da açıklandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>KYK bursu ile öğrenim kredisi arasındaki fark nedir?</p>

<p>KYK bursu, belirlenen şartları taşıyan öğrencilere verilen karşılıksız eğitim desteğidir.</p>

<p>Öğrenim kredisi ise öğrencinin eğitim süresince aldığı ve ilgili mevzuata göre geri ödeme yükümlülüğü bulunan maddi destektir.</p>

<p>Burs almaya hak kazanan öğrencilerden normal koşullarda aldıkları bursun geri ödenmesi istenmez.</p>

<p>Öğrenim kredisi alan öğrencilerin ise mezuniyet sonrasındaki geri ödeme yükümlülükleri devam eder.</p>

<p>Başvuru yapan her öğrenciye karşılıksız burs verileceği anlamı çıkarılmamalıdır. Burs veya kredi tahsisi, Bakanlığın değerlendirme sürecinin ardından belirlenir.</p>

<p>KYK burs başvurusu nasıl yapılır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başvurular e-Devlet Kapısı üzerinden gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin e-Devlet sistemine giriş yaptıktan sonra Gençlik ve Spor Bakanlığına ait “Burs/Öğrenim Kredisi Başvurusu” hizmetini açmaları gerekiyor.</p>

<p>Başvuru ekranında öğrencinin eğitim bilgileri, ekonomik durumu ve sosyal koşullarına ilişkin bilgiler yer alıyor.</p>

<p>Adayların istenen bilgileri doğru ve eksiksiz şekilde doldurarak başvurularını onaylamaları gerekiyor.</p>

<p>Başvuru işlemlerinin tamamlanması için son tarih 16 Ekim 2026 saat 23.59.</p>

<p>Başvuru öncesinde YÖKSİS bilgilerini kontrol edin</p>

<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı, öğrencilerin e-Devlet sisteminde yer alan öğrenim bilgilerini kontrol etmeleri gerektiğini özellikle vurguladı.</p>

<p>Başvuruda kullanılan üniversite, fakülte, bölüm ve sınıf bilgileri Yükseköğretim Bilgi Sistemi (YÖKSİS) üzerinden alınıyor.</p>

<p>Öğrenim bilgilerinde hata veya eksiklik bulunan öğrencilerin üniversitelerinin öğrenci işleri birimleriyle iletişime geçerek düzeltme talep etmeleri gerekiyor.</p>

<p>Bakanlık, hatalı veya eksik öğrenim bilgileriyle yapılan başvuruların geçersiz sayılabileceğini bildirdi.</p>

<p>Bu nedenle özellikle üniversiteye yeni kayıt yaptıran, yatay geçiş yapan veya öğrenim durumunda değişiklik bulunan öğrencilerin bilgilerini dikkatle kontrol etmeleri önem taşıyor.</p>

<p>KYK burs başvuruları nasıl değerlendiriliyor?</p>

<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı, burs ve öğrenim kredisi başvurularını öğrencilerin ekonomik, sosyal ve başarı durumlarını dikkate alarak değerlendiriyor.</p>

<p>Başvuru sırasında verilen bilgiler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından alınan verilerle karşılaştırılıyor.</p>

<p>Öğrencinin ve ailesinin ekonomik koşulları, sosyal durumu ve akademik bilgileri değerlendirme sürecinde dikkate alınıyor.</p>

<p>Başvuruların tamamlanmasının ardından mevzuata uygun bulunan öğrenciler arasından burs ve öğrenim kredisi almaya hak kazananlar belirlenecek.</p>

<p>KYK bursunda kimlere öncelik veriliyor?</p>

<p>KYK burslarının değerlendirilmesinde bazı öğrenci gruplarına mevzuat kapsamında öncelik tanınıyor.</p>

<p>Şehit çocukları, gaziler ve gazi çocukları, belirli koşulları taşıyan engelli öğrenciler, devlet koruması altında yetişen gençler ve ilgili mevzuatta tanımlanan diğer öncelikli gruplar bu kapsamda değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Öncelikli grupta bulunmak, öğrencinin başvuru yapmasına gerek olmadığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Adayların başvuru süresini kaçırmadan işlemlerini tamamlamaları gerekiyor.</p>

<p>KYK burs sonuçları ne zaman açıklanacak?</p>

<p>2026-2027 burs ve öğrenim kredisi başvurularının sonuç tarihi henüz açıklanmadı.</p>

<p>Başvuru sürecinin tamamlanmasının ardından Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından değerlendirmeler yapılacak.</p>

<p>Sonuçlar açıklandığında öğrenciler burs veya öğrenim kredisi durumlarını e-Devlet üzerinden öğrenebilecek.</p>

<p>Burs veya kredi almaya hak kazanan öğrencilerin, Bakanlığın belirleyeceği süre içerisinde taahhütname onayı gibi gerekli işlemleri tamamlamaları gerekecek.</p>

<p>Başvuruda sorun yaşayan öğrenciler ne yapmalı?</p>

<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı, burs ve öğrenim kredisi başvurularında sorun yaşayan öğrencilerin ALO GSB hattından destek alabileceğini bildirdi.</p>

<p>Öğrenciler 444 0 472 numaralı çağrı merkezi üzerinden yardım talep edebilecek.</p>

<p>Başvuru işlemlerinin son güne bırakılmaması ve bilgilerin dikkatle kontrol edilmesi öneriliyor.</p>

<p>KYK burs ve kredi başvuruları 2026-2027</p>

<p>Başvuru başlangıcı: 12 Ekim 2026</p>

<p>Son başvuru: 16 Ekim 2026 Cuma</p>

<p>Son saat: 23.59</p>

<p>Başvuru yöntemi: e-Devlet</p>

<p>Kapsam: Uygun ön lisans, lisans ve lisansüstü öğrencileri</p>

<p>2026 yılı lisans burs/kredi tutarı: Aylık 4.000 TL</p>

<p>2026 yılı yüksek lisans tutarı: Aylık 8.000 TL</p>

<p>2026 yılı doktora tutarı: Aylık 12.000 TL</p>

<p>2027 yılı yeni burs tutarı: Henüz açıklanmadı</p>

<p>Burs türü: Karşılıksız</p>

<p>Öğrenim kredisi: Geri ödemeli</p>

<p>Sonuç tarihi: Henüz açıklanmadı</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı – 2026-2027 Burs ve Öğrenim Kredisi Başvuru Açıklaması</p>

<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü – Burs ve Öğrenim Kredisi Başvuru ve Değerlendirme Bilgileri </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kyk-burs-ve-kredi-basvurulari-basladi-son-tarih-16-ekim-2026</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 12:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2330.jpeg" type="image/jpeg" length="77240"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hepatit B Nedir? Belirtileri, Bulaşma Yolları ve Güncel Tedaviler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hepatit-b-nedir-belirtileri-bulasma-yollari-ve-guncel-tedaviler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hepatit-b-nedir-belirtileri-bulasma-yollari-ve-guncel-tedaviler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hepatit B yıllarca belirti vermeyebilir. Kan testleriyle saptanan enfeksiyonda düzenli takip karaciğeri korumaya yardımcı olurken, yeni tedavi araştırmaları ilaçsız kontrol ihtimalini gündeme getiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hepatit B, karaciğeri etkileyen ve hepatit B virüsünden kaynaklanan bir enfeksiyondur. Kan ve belirli vücut sıvılarıyla bulaşır. Bazı kişilerde kısa sürede iyileşirken bazılarında kronikleşir. Belirti vermemesi, karaciğerin etkilenmediği anlamına gelmez.</p>

<p>Hastalığın tanısı kan testleriyle konur. Aşı enfeksiyondan korunmayı sağlarken, kronik hepatit B’de kullanılan ilaçlar virüsün çoğalmasını baskılayarak karaciğer hasarını ve komplikasyon riskini azaltır. Yeni araştırmaların hedefi ise belirli bir tedavi süresinden sonra enfeksiyonun ilaçsız kontrol altında tutulabilmesidir.</p>

<p>Akut ve kronik hepatit B arasındaki fark nedir?</p>

<p>Akut hepatit B, virüsün alınmasını izleyen ilk altı aylık enfeksiyon dönemidir. Erişkinlikte virüsle karşılaşanların büyük bölümü enfeksiyonu temizler. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde alınan enfeksiyonun kronikleşme ihtimali ise çok daha yüksektir.</p>

<p>Hepatit B yüzey antijeni olarak adlandırılan HBsAg’nin en az altı ay boyunca pozitif kalması kronik enfeksiyonu gösterir. Kronik enfeksiyonda virüsün etkinliği zamanla değişebilir. Bir dönemde düşük olan virüs miktarı daha sonra yükselebilir.</p>

<p>Bu nedenle geçmişte “taşıyıcı” denmiş olması, kişinin artık kontrol yaptırmasına gerek kalmadığı anlamına gelmez. Tedavi gerekmeyen kişilerin de belirlenen aralıklarla izlenmesi gerekir.</p>

<p>Hepatit B nasıl bulaşır?</p>

<p>Virüs, enfekte kanın veya belirli vücut sıvılarının başka bir kişinin vücuduna girmesiyle bulaşır. Başlıca bulaşma yolları şunlardır:</p>

<p>- Enfekte anneden bebeğe doğum sırasında geçiş<br />
- Korunmasız cinsel temas<br />
- Ortak iğne ve enjektör kullanımı<br />
- Steril olmayan dövme, piercing ve kanla temas eden işlemler<br />
- Kan bulaşmış tıraş bıçağı veya diş fırçasının paylaşılması<br />
- İğne batması gibi mesleki yaralanmalar</p>

<p>Aynı sofrada oturmak, sarılmak, el sıkışmak, öksürmek veya ortak tuvalet kullanmak hepatit B bulaştırmaz. Hastayla gündelik sosyal temastan kaçınmak gerekmez. Korunmada önemli olan kanla teması önlemek, kişisel eşyaları paylaşmamak ve aşı durumunu bilmektir.</p>

<p>Kimlerin test yaptırması gerekir?</p>

<p>Hepatit B tanısı bulunan kişinin cinsel partneri ve aynı evde yaşayan yakınları test açısından değerlendirilmelidir. Gebeler, diyaliz hastaları, kanla temas riski bulunan sağlık çalışanları ve ortak enjeksiyon ekipmanı kullanmış kişiler de öncelikli gruplar arasındadır.</p>

<p>Kemoterapi veya bağışıklık sistemini baskılayan tedavi alacak kişilerin hepatit B açısından değerlendirilmesi ayrıca önem taşır. Daha önce geçirilmiş enfeksiyon bile bazı tedaviler sırasında yeniden etkinleşebilir.</p>

<p>Belirtileri nelerdir?</p>

<p>Hepatit B her zaman sarılık yapmaz. Yeni enfekte olanların önemli bir bölümünde hiçbir belirti görülmez. Belirti geliştiğinde şu yakınmalar ortaya çıkabilir:</p>

<p>- Halsizlik ve iştahsızlık<br />
- Bulantı veya kusma<br />
- Karnın sağ üst bölümünde rahatsızlık<br />
- Kas ve eklem ağrıları<br />
- Koyu renkli idrar ve açık renkli dışkı<br />
- Göz aklarında veya ciltte sararma</p>

<p>Kronik enfeksiyon yıllarca fark edilmeden sürebilir. Karaciğer hastalığı ilerlediğinde karında sıvı birikmesi, bacaklarda şişlik, kolay morarma, kanama veya bilinç değişikliği gelişebilir.</p>

<p>Bu bulgular başka hastalıklarda da görülebilir. Yalnızca belirtilere bakılarak hepatit B tanısı konamaz.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>HBsAg sonucu pozitif çıkan kişiler, şikâyeti olmasa da enfeksiyon hastalıkları veya gastroenteroloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Aile hekimi ilk incelemeleri ve aşı durumunu kontrol ederek yönlendirme yapabilir.</p>

<p>Enfekte kanla temas, şüpheli iğne batması veya bulaşma riski taşıyan cinsel temas sonrasında belirti beklenmemelidir. Temasın türüne ve kişinin bağışıklık durumuna göre aşı ve koruyucu antikor uygulaması gerekebilir; erken başvuru önemlidir.</p>

<p>Sarılıkla birlikte bilinç bulanıklığı, belirgin uykuya eğilim, kanlı kusma veya siyah dışkı gelişmesi acil değerlendirme gerektirir. Sıvı almayı engelleyen sürekli kusma da gecikmeden değerlendirilmelidir.</p>

<p>Hepatit B testleri ne anlama gelir?</p>

<p>Başlangıç değerlendirmesinde üç kan testi birlikte önemli bilgi sağlar.</p>

<p>HBsAg, virüsün yüzey proteinidir. Pozitif bulunması mevcut enfeksiyonu düşündürür ancak tek başına hastalığın ne kadar aktif olduğunu veya karaciğer hasarının derecesini göstermez.</p>

<p>Anti-HBs, virüse karşı oluşan koruyucu antikordur. Aşı sonrasında veya geçirilmiş enfeksiyonun ardından pozitifleşebilir.</p>

<p>Total anti-HBc, kişinin virüsle doğal yoldan karşılaştığını gösterir. Yalnızca aşı yapılması bu testi pozitif hale getirmez.</p>

<p>Bu sonuçlar birlikte yorumlanır. Akut enfeksiyon şüphesinde anti-HBc IgM testi de kullanılabilir. HBV DNA testi ise kandaki virüs miktarını ölçer.</p>

<p>ALT ve AST gibi karaciğer enzimleri, bilirubin ve pıhtılaşma testleri karaciğerin durumunu değerlendirmeye yardımcı olur. Ultrason karaciğerin yapısını inceler; elastografi karaciğer sertliğini ölçerek nedbeleşme hakkında bilgi verir. Biyopsi her hastada gerekli değildir.</p>

<p>Hepatit B nasıl tedavi edilir?</p>

<p>Akut enfeksiyonların çoğunda belirtileri hafifletmeye ve sıvı kaybını önlemeye yönelik destek yeterlidir. Ağır seyreden hastalıkta antiviral tedavi, hastanede izlem veya karaciğer nakli açısından değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Kronik hepatit B’de tedavinin hedefi virüsü baskılamak, karaciğer hasarını azaltmak ve siroz ile karaciğer kanseri riskini düşürmektir. İlaç kararı yalnızca HBsAg pozitifliğine göre verilmez. Virüs miktarı, karaciğer enzimleri, karaciğerdeki hasar ve kişinin diğer riskleri birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Entekavir ve tenofovirin farklı formları, ağızdan kullanılan temel antiviral seçeneklerdir. Bu ilaçlar virüsün çoğalmasını güçlü biçimde baskılar. Ancak virüsün karaciğer hücrelerinde kalan genetik yapıları çoğunlukla tamamen temizlenmez. Bu nedenle tedavi uzun sürebilir.</p>

<p>Seçilmiş hastalarda pegile interferon adlı bağışıklık düzenleyici tedavi kullanılabilir. Sınırlı süre uygulanabilmesi bir avantaj olsa da yan etkileri ve herkeste yeterli yanıt oluşturmaması kullanımını sınırlar.</p>

<p>Tedavi seçilirken böbrek ve kemik sağlığı, gebelik planı, diğer hastalıklar ve önceki ilaçlar dikkate alınır. Antiviral ilacın hekim değerlendirmesi olmadan kesilmesi hastalığın ağır biçimde alevlenmesine yol açabilir.</p>

<p>Güncel yaklaşımda ne değişti?</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütünün 2024 kılavuzu, tedaviye uygun kişileri belirleyen ölçütleri genişletti ve sadeleştirdi. EASL’nin 2025 kılavuzu da erken tanı, kişisel risk değerlendirmesi ve uygun antiviral tedavinin önemini vurguladı.</p>

<p>Bu değişikliklerin amacı, karaciğer komplikasyonu riski bulunan kişilerin tedaviye daha erken ulaşmasıdır. Güncel yaklaşım yalnızca kan testindeki virüs sayısına odaklanmaz; karaciğer hasarını, eşlik eden hastalıkları ve aile öyküsünü de hesaba katar.</p>

<p>Türkiye’de ilaçların kullanım ve geri ödeme koşulları ulusal düzenlemelere bağlıdır. Uluslararası kılavuz önerisi, tek başına Türkiye’de ruhsat veya geri ödeme kararı anlamına gelmez.</p>

<p>Bepirovirsen araştırması ne gösterdi?</p>

<p>28 Mayıs 2026’da New England Journal of Medicine’da yayımlanan B-Well 1 ve B-Well 2 çalışmaları, bepirovirsen adlı deneysel tedaviyi değerlendirdi. İlaç, virüsün protein üretiminde kullandığı RNA mesajlarını hedefliyor.</p>

<p>İki faz 3 çalışmaya, sirozu olmayan ve mevcut antiviral tedaviyle virüsü baskılanmış toplam 1.838 yetişkin alındı. Katılımcılar rastgele gruplara ayrıldı; standart tedaviye ek olarak 24 hafta bepirovirsen veya etkin madde içermeyen plasebo uygulandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birleşik sonuçlarda, başlangıç HBsAg düzeyi belirlenen sınırın altında olan bepirovirsen grubundaki 1.220 kişinin 233’ü işlevsel kür ölçütünü karşıladı. Bu oran yaklaşık yüzde 19’du; plasebo grubundaki 614 kişide aynı sonuç görülmedi. Böylece gruplar arasındaki mutlak fark yaklaşık 19 yüzde puan oldu.</p>

<p>İşlevsel kür, tüm tedaviler kesildikten sonra en az 24 hafta boyunca HBsAg ve HBV DNA’nın belirlenen test sınırlarının altında kalması anlamına geliyor. Virüsün vücuttaki bütün izlerinin yok edildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Enjeksiyon yerinde kızarıklık ve ağrı ile karaciğer enzimlerinde geçici yükselme bildirildi. Katılımcıların çoğu hedefe ulaşmadı. Sonuçlar, sirozu olanlara veya çalışmadaki özellikleri taşımayan tüm hastalara doğrudan uygulanamaz. Uzun dönem etkinlik ve güvenlilik için takip gerekiyor.</p>

<p>12 Ekim 2026 tarihli kaynak kontrolünde bepirovirsen için FDA veya EMA onayı doğrulanmadı. Türkiye’de ruhsat ve rutin erişim de doğrulanmış değil. Araştırma sonucu, mevcut ilaçları bırakmak için gerekçe oluşturmuyor.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Hepatit B aşısı mevcut enfeksiyonu temizler mi?</p>

<p>Hayır. Aşı enfeksiyondan korunmak içindir; mevcut hepatit B’yi tedavi etmez. Bağışıklığı olmayan yakınların aşılanması ise bulaşmayı önlemeye yardımcı olur.</p>

<p>Hepatit B olan kişi çocuk sahibi olabilir mi?</p>

<p>Evet. Gebelikte takip, gerektiğinde anneye antiviral koruma ve bebeğe doğumda aşı ile hepatit B immünglobulini uygulanması, anneden bebeğe bulaşma riskini belirgin biçimde azaltır.</p>

<p>Hepatit B kalıtsal bir hastalık mıdır?</p>

<p>Hayır. Genlerle aktarılmaz. Aile içinde birden fazla kişide görülmesi, doğum sırasında veya kan ve vücut sıvılarıyla temas yoluyla bulaşmayla ilişkili olabilir.</p>

<p>Hepatit B olan kişi çalışabilir veya okula gidebilir mi?</p>

<p>Evet. Gündelik sosyal temasla bulaşmadığı için enfeksiyon, çoğu işten veya okuldan uzaklaştırılma gerekçesi değildir. Kanla temas riski bulunan bazı görevlerde özel değerlendirme yapılabilir.</p>

<p>Hepatit D neden ayrıca araştırılır?</p>

<p>Hepatit D virüsü, enfeksiyon oluşturabilmek için hepatit B’ye ihtiyaç duyar ve karaciğer hastalığını ağırlaştırabilir. Bu nedenle hepatit B tanısı alan kişinin hepatit D açısından da değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>Hepatit B ile hepatit C aynı tedaviyle mi iyileşir?</p>

<p>Hayır. Farklı virüslerdir ve tedavileri farklıdır. Hepatit C güncel ilaçlarla çoğu kişide tamamen tedavi edilebilirken, kronik hepatit B tedavisi çoğunlukla uzun süreli virüs baskılamasına dayanır.</p>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Tanı, testlerin yorumlanması ve tedavi kararı sağlık profesyoneli değerlendirmesi gerektirir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>- Dünya Sağlık Örgütü. Guidelines for the Prevention, Diagnosis, Care and Treatment for People with Chronic Hepatitis B Infection. 2024.<br />
- European Association for the Study of the Liver. EASL Clinical Practice Guidelines on the Management of Hepatitis B Virus Infection. Journal of Hepatology. 2025;83:502–583.<br />
- Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği ve Viral Hepatitle Savaşım Derneği. Türkiye Hepatit B Tanı ve Tedavi Kılavuzu. 2023.<br />
- Hou JL, Lim SG, Buti M ve arkadaşları. Phase 3 Results of Bepirovirsen Treatment for Chronic Hepatitis B Virus Infection. New England Journal of Medicine. 2026;394:2395–2406.<br />
- Centers for Disease Control and Prevention. Hepatitis B Prevention and Control; Clinical Testing and Diagnosis for Hepatitis B. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hepatit-b-nedir-belirtileri-bulasma-yollari-ve-guncel-tedaviler</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2328.jpeg" type="image/jpeg" length="15168"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyin Zarlarına Yayılan Kansere Karşı Yeni Tedavi İnsanlarda Deneniyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/beyin-zarlarina-yayilan-kansere-karsi-yeni-tedavi-insanlarda-deneniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/beyin-zarlarina-yayilan-kansere-karsi-yeni-tedavi-insanlarda-deneniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kanserin beyin ve omurilik çevresindeki zarlar ile beyin-omurilik sıvısına yayılmasıyla ortaya çıkan leptomeningeal metastazda yeni bir tedavi stratejisi klinik araştırmaya taşındı. SX-682 adlı ilaç, proton kraniospinal ışınlama ile birlikte insanlarda test ediliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Leptomeningeal Metastazda Yeni Tedavi Kombinasyonu İnsan Deneyine Geçti</p>

<p>Kanserin beyin ve omuriliği çevreleyen zarlar ile beyin-omurilik sıvısına yayılması, onkolojide tedavisi en zor tablolardan biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Leptomeningeal metastaz adı verilen bu durumda kanser hücreleri merkezi sinir sisteminin çevresindeki sıvı dolu alanlara ulaşabiliyor.</p>

<p>Memorial Sloan Kettering Cancer Center araştırmacılarının yürüttüğü yeni çalışmalar ise bu hastalığın radyoterapiye neden direnç gösterebildiğini açıklayan bir moleküler mekanizma ortaya çıkardı.</p>

<p>Araştırmacılar CXCL1-CXCR2 adı verilen sinyal yolunun kanser hücrelerinin leptomeninkslerde büyümesine ve radyoterapiye direnç geliştirmesine katkıda bulunduğunu gösterdi.</p>

<p>Bu bulguların ardından CXCR1/2 inhibitörü SX-682 ile proton kraniospinal ışınlamayı birleştiren Faz 1b klinik çalışma başlatıldı.</p>

<p>Çalışma şu anda hasta kabul ediyor.</p>

<p>Beyin-omurilik sıvısında önemli ipucu bulundu</p>

<p>Araştırmanın ilk aşamasında leptomeningeal metastazı bulunan hastalardan proton kraniospinal ışınlama öncesinde ve tedavi sırasında beyin-omurilik sıvısı örnekleri toplandı.</p>

<p>Bilim insanları bu örneklerde bulunan proteinleri ayrıntılı biçimde analiz etti.</p>

<p>Sonuçlarda CXCL1 adlı kemokin dikkat çekti.</p>

<p>Tedavi öncesinde beyin-omurilik sıvısında daha yüksek CXCL1 düzeyleri bulunan hastaların proton ışınlamasına daha kötü yanıt verme eğiliminde olduğu saptandı.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca CXCR2 adı verilen reseptörün leptomeningeal metastazın mikroçevresinde yaygın olarak bulunduğunu gösterdi.</p>

<p>CXCR2 düzeylerinin yüksek olması da hastalarda daha kötü genel sağkalımla ilişkili bulundu.</p>

<p>Bu sonuçlar bir ilişkinin varlığını gösteriyor ancak CXCL1 veya CXCR2'nin tek başına hastalığın seyrini belirlediği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kanser hücreleri kendi büyüme sinyalini oluşturuyor</p>

<p>CXCL1, hücreler arasında mesaj taşıyan küçük proteinlerden biri.</p>

<p>Bu molekülün temel hedeflerinden biri CXCR2 adlı reseptör.</p>

<p>Araştırmacılar leptomeningeal metastazdaki kanser hücrelerinin bir bölümünün hem CXCL1 üretebildiğini hem de CXCR2 taşıdığını gösterdi.</p>

<p>Bu durum kanser hücrelerinin kendi büyümelerini destekleyen bir sinyal döngüsü oluşturabileceği ihtimalini gündeme getirdi.</p>

<p>Fare modellerinde kanser hücrelerindeki CXCL1 üretiminin genetik olarak engellenmesi, leptomeninkslerdeki tümör büyümesini yavaşlattı.</p>

<p>Bunun üzerine araştırmacılar sinyalin ilaçla bloke edilip edilemeyeceğini test etti.</p>

<p>CXCR2 bloke edilince tümör büyümesi azaldı</p>

<p>Deneysel modellerde CXCR2'yi engelleyen ilaç kullanıldığında leptomeningeal kanser hücrelerinin büyümesi baskılandı.</p>

<p>Daha önemlisi, CXCR2'nin bloke edilmesi kanser hücrelerini kraniospinal radyasyona karşı daha duyarlı hale getirdi.</p>

<p>Radyasyon ile CXCR2 inhibisyonunun birlikte uygulanması, deneysel modellerde iki tedavinin tek başına kullanılmasına göre daha güçlü etki oluşturdu.</p>

<p>Bu sonuç yeni klinik araştırmanın temelini oluşturdu.</p>

<p>Ancak bu aşamadaki tedavi başarısının fare modellerinde elde edildiğinin özellikle belirtilmesi gerekiyor.</p>

<p>İnsanlarda aynı etkinliğin ortaya çıkıp çıkmayacağı henüz bilinmiyor.</p>

<p>Şimdi sıra insan çalışmasında</p>

<p>Memorial Sloan Kettering Cancer Center, preklinik bulguların ardından SX-682 ile proton kraniospinal ışınlamanın birlikte kullanılmasını değerlendiren Faz 1b klinik çalışmayı başlattı.</p>

<p>NCT07814352 numaralı çalışmanın Eylül 2026'da başladığı ve yaklaşık 40 hastanın alınmasının planlandığı bildiriliyor.</p>

<p>Araştırmaya leptomeningeal hastalığı bulunan yetişkin melanoma veya küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarının dahil edilmesi planlanıyor.</p>

<p>Çalışmanın birincil amacı kombinasyonun güvenliğini ve yan etkilerini değerlendirmek.</p>

<p>Araştırmacılar aynı zamanda hastaların tedaviye yanıtını ve genel sağkalım gibi klinik sonuçları da izleyecek.</p>

<p>Dolayısıyla bu aşamada “yeni tedavi etkili bulundu” demek için henüz erken.</p>

<p>İnsanlardaki ilk sonuçlar bekleniyor.</p>

<p>SX-682 nedir?</p>

<p>SX-682, CXCR1 ve CXCR2 adı verilen iki reseptörü engellemeyi amaçlayan deneysel bir küçük molekül ilaç.</p>

<p>Bu reseptörler kanserin mikroçevresindeki bağışıklık hücreleri ve tümör hücrelerinin davranışlarında rol oynayabiliyor.</p>

<p>SX-682 yalnızca leptomeningeal metastaz için araştırılmıyor.</p>

<p>İlaç farklı kanser türlerinde immünoterapi ve diğer tedavilerle birlikte çeşitli klinik araştırmalarda da değerlendiriliyor.</p>

<p>Ancak leptomeningeal metastaz çalışmasının önemli farkı, ilacın proton kraniospinal radyoterapiyle birlikte kullanılması.</p>

<p>Proton kraniospinal ışınlama nedir?</p>

<p>Leptomeningeal metastaz yalnızca beynin belirli bir bölgesinde bulunmayabiliyor.</p>

<p>Kanser hücreleri beyin-omurilik sıvısı içerisinde dolaşarak hem beyin hem de omurilik çevresine yayılabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca tek bir bölgenin ışınlanması bütün hastalık alanını kapsamayabilir.</p>

<p>Proton kraniospinal ışınlama, beynin ve omuriliğin çevresindeki merkezi sinir sistemi alanının tamamını hedeflemeyi amaçlıyor.</p>

<p>Protonların fiziksel özellikleri sayesinde radyasyonun istenilen derinlikte yoğunlaştırılması ve çevredeki sağlıklı dokuların maruz kaldığı dozun azaltılması mümkün olabiliyor.</p>

<p>Daha önce yapılan randomize Faz 2 araştırmada proton kraniospinal ışınlamanın, belirli leptomeningeal metastaz hastalarında standart sınırlı alan radyoterapisine göre hastalık kontrolünü ve sağkalımı iyileştirdiği gösterilmişti.</p>

<p>Buna rağmen tüm hastalar tedaviye aynı şekilde yanıt vermiyor.</p>

<p>Yeni araştırma tam olarak bu direnç sorununa odaklanıyor.</p>

<p>Radyoterapi dozu gelecekte azaltılabilir mi?</p>

<p>Fare deneylerinde CXCR2 blokajının radyasyonun etkisini güçlendirmesi araştırmacılara başka bir olasılık daha sundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eğer bu etki insanlarda da doğrulanırsa, gelecekte daha düşük radyasyon dozlarıyla yeterli tümör kontrolü sağlanıp sağlanamayacağı araştırılabilir.</p>

<p>Bu yaklaşım teorik olarak radyasyonun sağlıklı dokulardaki yan etkilerinin azaltılmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak mevcut klinik çalışmanın sonuçları görülmeden böyle bir yararın hastalarda gerçekleşeceği söylenemez.</p>

<p>Leptomeningeal metastaz neden bu kadar zor?</p>

<p>Kanser hücrelerinin merkezi sinir sistemine yayılması tedavi açısından farklı sorunlar oluşturuyor.</p>

<p>Kan-beyin bariyeri bazı ilaçların merkezi sinir sistemine yeterli miktarda ulaşmasını zorlaştırabiliyor.</p>

<p>Ayrıca kanser hücreleri beyin-omurilik sıvısında farklı bir biyolojik çevreye uyum sağlayabiliyor.</p>

<p>Leptomeningeal metastaz meme kanseri, akciğer kanseri ve melanom dahil çeşitli kanserlerde görülebiliyor.</p>

<p>Hastalarda baş ağrısı, güçsüzlük, görme değişiklikleri, nöbetler, denge bozukluğu veya farklı nörolojik belirtiler ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Tedavi seçeneklerinin sınırlı olması nedeniyle yeni moleküler hedeflerin bulunması önemli kabul ediliyor.</p>

<p>Araştırma laboratuvardan kliniğe taşındı</p>

<p>CXCL1-CXCR2 araştırmasının dikkat çekici yönü, hasta örneklerinden başlayan bulguların deneysel modellerde test edilmesi ve ardından klinik araştırmaya dönüştürülmesi.</p>

<p>Science Translational Medicine'da 23 Eylül 2026'da yayımlanan çalışmada insan beyin-omurilik sıvısı analizleri ile fare deneylerinin sonuçları birlikte değerlendirildi.</p>

<p>Memorial Sloan Kettering Cancer Center ise 9 Ekim 2026'da araştırmayı yeniden gündeme taşıyarak yeni tedavi hedefini ve açılan klinik çalışmayı duyurdu.</p>

<p>İnsan çalışmasının kendisi Eylül 2026'da başlamış durumda.</p>

<p>Asıl kritik eşik bundan sonra gelecek.</p>

<p>SX-682'nin proton kraniospinal ışınlamayla birlikte güvenli uygulanıp uygulanamayacağı ve laboratuvar modellerinde görülen radyasyon duyarlılığının insanlarda klinik yarara dönüşüp dönüşmeyeceği araştırılacak.</p>

<p>Bugünkü bilimsel tablo yeni bir tedavinin başarıya ulaştığını değil, tedavi direncine ilişkin yeni bir mekanizmanın keşfedildiğini ve bu mekanizmayı hedefleyen yaklaşımın laboratuvardan insan deneyine geçtiğini gösteriyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>SX-682 ve proton kraniospinal ışınlama kombinasyonu deneysel bir tedavi yaklaşımıdır. Leptomeningeal metastazda rutin standart tedavi olarak onaylanmış değildir. Tedavi seçenekleri hastalığın kaynaklandığı kanser türü, moleküler özellikleri, yaygınlığı ve hastanın genel durumuna göre uzman onkoloji ekibi tarafından belirlenmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Science Translational Medicine — CXCL1-CXCR2 signaling mediates cancer cell growth and response to radiation therapy in leptomeningeal metastasis, 23 Eylül 2026</p>

<p>Memorial Sloan Kettering Cancer Center — A new target for fighting leptomeningeal metastases, 9 Ekim 2026</p>

<p>ClinicalTrials.gov — NCT07814352, SX-682 plus proton craniospinal irradiation in leptomeningeal disease </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/beyin-zarlarina-yayilan-kansere-karsi-yeni-tedavi-insanlarda-deneniyor</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2327.jpeg" type="image/jpeg" length="48950"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[80 Yaşındaki Donörün Kan Hücreleri Genç Sinir Kök Hücrelerine Dönüştürüldü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/80-yasindaki-donorun-kan-hucreleri-genc-sinir-kok-hucrelerine-donusturuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/80-yasindaki-donorun-kan-hucreleri-genc-sinir-kok-hucrelerine-donusturuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bonn Üniversitesi araştırmacıları, yaşlı insanlardan alınan kan hücrelerini sinir kök hücrelerine dönüştürürken hücrelerin epigenetik saatinin de geriye gittiğini gösterdi. 80 yaşındaki bir donörün hücrelerinde hesaplanan moleküler yaş 20 yılın altına indi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>80 Yaşındaki Donörün Kan Hücreleri Genç Sinir Kök Hücrelerine Dönüştürüldü</p>

<p>Yaşlanmayı hücresel düzeyde geri çevirmek mümkün olabilir mi?</p>

<p>Almanya’daki Bonn Üniversitesi ve Bonn Üniversite Hastanesi araştırmacılarının yayımladığı yeni çalışma, bu sorunun en temel mekanizmalarından birine dikkat çekici bir pencere açtı.</p>

<p>Bilim insanları insan kanından elde edilen hücreleri doğrudan sinir kök hücrelerine yeniden programladı. Bu dönüşüm sırasında hücrelerin yalnızca kimliği değişmedi; yaşlanmayla ilişkili moleküler işaretlerde de belirgin bir geriye dönüş meydana geldi.</p>

<p>Araştırmacıların verdiği dikkat çekici örnekte, 80 yaşındaki bir kişiden alınan hücrelerden oluşturulan sinir kök hücrelerinin epigenetik yaşı 20 yılın altına indi.</p>

<p>Ancak bu sonuç “80 yaşındaki insan 20 yaşına döndürüldü” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Gençleşen, laboratuvarda yeniden programlanan hücrelerin belirli moleküler yaş göstergeleri.</p>

<p>Çalışma Aging Cell dergisinde yayımlandı.</p>

<p>Kan hücrelerinden sinir kök hücresi üretildi</p>

<p>İnsan vücudundaki hücrelerin büyük bölümü aynı DNA’yı taşımasına rağmen farklı görevler üstleniyor.</p>

<p>Bir kan hücresi doğal koşullarda sinir hücresine dönüşmüyor.</p>

<p>Hücresel yeniden programlama teknolojileri ise belirli genlerin çalışma düzenini değiştirerek hücrelerin başka bir kimliğe yönlendirilmesine imkân sağlayabiliyor.</p>

<p>Bonn ekibi, kırmızı kan hücrelerinin öncüllerini SOX2 ve cMYC adlı yeniden programlama faktörlerinden yararlanarak doğrudan indüklenmiş sinir kök hücrelerine dönüştürdü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hücrelerden daha sonra nöronlar üretilebiliyor.</p>

<p>Araştırmanın önemli farkı, dönüşümün önce pluripotent kök hücre aşamasından geçirilmeden doğrudan gerçekleştirilmesi.</p>

<p>101 yaşına kadar donörlerden hücreler incelendi</p>

<p>Araştırmada yalnızca tek bir yaş grubundan hücre kullanılmadı.</p>

<p>Bilim insanları yenidoğanlardan 101 yaşına kadar farklı yaşlardaki donörlerden alınan kan hücrelerini değerlendirdi.</p>

<p>Amaç, yeniden programlanma sırasında hücrenin yaşlanmayla ilişkili moleküler özelliklerinin nasıl değiştiğini ayrıntılı biçimde izlemekti.</p>

<p>Sonuçlar, yaşlı donörlerden alınan hücrelerin sinir kök hücresine dönüştürülmesi sırasında güçlü bir epigenetik gençleşme meydana geldiğini gösterdi.</p>

<p>80 yaşındaki hücrelerde moleküler yaş 20’nin altına indi</p>

<p>Araştırmacılar hücrelerin yaşını kronolojik takvimle değil, DNA üzerindeki belirli kimyasal işaretleri değerlendiren epigenetik saatlerle ölçtü.</p>

<p>DNA metilasyonu olarak bilinen bu değişikliklerin belirli bölgelerdeki dağılımı, hücrenin biyolojik yaşlanması hakkında bilgi verebiliyor.</p>

<p>Yeniden programlanan hücrelerde bu saatler belirgin şekilde geriye döndü.</p>

<p>Bonn Üniversitesi’nin açıkladığı örneğe göre 80 yaşındaki bir donörden alınan hücreler, yeniden programlama sonrasında 20 yaşından genç bir moleküler profile ulaştı.</p>

<p>Bilimsel makalede daha ileri pasajlardaki indüklenmiş sinir kök hücrelerinin donörlerin başlangıçtaki DNA metilasyon yaşının yaklaşık yüzde 5’ini koruduğu bildirildi.</p>

<p>Gençleşme yaklaşık 50 gün boyunca devam etti</p>

<p>Çalışmanın bilimsel açıdan belki de en ilginç tarafı gençleşmenin bir anda meydana gelmemesi.</p>

<p>Pluripotent kök hücre üretiminde epigenetik yaşın oldukça hızlı sıfırlanabildiği daha önce gösterilmişti.</p>

<p>Bonn ekibinin doğrudan dönüşüm yönteminde ise süreç çok daha yavaş ilerledi.</p>

<p>Epigenetik yaşın geriye dönüşünün ilk yaklaşık 50 güne yayıldığı ve hücresel kimliğin yerleşmesinin daha da uzun sürdüğü gözlendi.</p>

<p>Araştırmacılar bunu önemli bir avantaj olarak görüyor.</p>

<p>Çünkü haftalar süren bu değişim, hücresel gençleşmenin hangi aşamalardan geçtiğinin tek tek incelenmesine olanak sağlayabilir.</p>

<p>Yaşlanmanın düğmeleri araştırılabilecek</p>

<p>Hücresel yeniden programlama alanındaki temel sorulardan biri şu:</p>

<p>Bir hücreyi gençleştiren değişikliklerin hangileri gerekli, hangileri ise yalnızca dönüşümün yan ürünü?</p>

<p>Yeni model bu sorunun araştırılmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Gençleşme süreci yavaş ilerlediği için araştırmacılar farklı genlerin, proteinlerin veya ilaç adaylarının süreci hızlandırıp yavaşlatmadığını gözlemleyebilir.</p>

<p>Bu da gelecekte hücre kimliğini tamamen değiştirmeden yaşlanmanın bazı özelliklerini geri çevirebilecek yöntemlerin araştırılmasına katkı sağlayabilir.</p>

<p>Hücreler yalnızca genç görünmedi</p>

<p>Araştırmacılar epigenetik saatlerdeki değişimin yalnızca matematiksel bir ölçüm olmadığını belirtiyor.</p>

<p>Bonn ekibine göre yeniden programlanmış hücreler, bazı fonksiyonel özellikleri bakımından da genç hücrelere benzer davranışlar gösteriyor.</p>

<p>Bununla birlikte “biyolojik yaş” tek bir ölçümden ibaret değil.</p>

<p>DNA metilasyonu yaşlanmanın önemli göstergelerinden biri olsa da mitokondri işlevi, protein dengesi, DNA hasarı, hücresel senesens ve diğer birçok biyolojik süreç yaşlanmaya katkıda bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle epigenetik saatin geriye çevrilmesi, hücrenin bütün yaşlanma özelliklerinin ortadan kaldırıldığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Alzheimer için neden önemli olabilir?</p>

<p>Araştırmanın özellikle sinir hücrelerine odaklanmasının önemli bir nedeni var.</p>

<p>Yaş, Alzheimer ve diğer birçok nörodejeneratif hastalık için en güçlü risk faktörlerinden biri.</p>

<p>Bilim insanları yaşlı hücreleri kontrollü biçimde gençleştirebilmenin, gelecekte sinir sistemi hastalıklarının laboratuvar modellerinin oluşturulması veya hücre temelli tedavilerin geliştirilmesi açısından yararlı olabileceğini düşünüyor.</p>

<p>Ancak araştırmada Alzheimer hastaları tedavi edilmedi.</p>

<p>Çalışmanın doğrudan Alzheimer, Parkinson veya başka bir nörodejeneratif hastalıkta tedavi başarısı gösterdiği şeklindeki yorumlar bilimsel verilerin ötesine geçer.</p>

<p>İnsanda gençleştirme tedavisi değil</p>

<p>Araştırmanın sınırını özellikle vurgulamak gerekiyor.</p>

<p>Çalışma insanlarda uygulanmış bir gençleştirme tedavisi değil.</p>

<p>Hücreler insanlardan elde edildi ancak bütün deneyler laboratuvar ortamında gerçekleştirildi.</p>

<p>Araştırmacılar insanların organlarını veya beyinlerini gençleştirmedi.</p>

<p>Ayrıca hücresel yeniden programlama sırasında kullanılan cMYC gibi faktörlerin kontrolsüz kullanımının hücre çoğalması ve tümör biyolojisi açısından önemli güvenlik sorunları bulunabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle laboratuvarda gözlenen hücresel gençleşmenin doğrudan insan vücuduna uygulanması arasında büyük bir bilimsel ve klinik mesafe var.</p>

<p>Asıl hedef yaşlanmanın mekanizmasını anlamak</p>

<p>Çalışmanın bugünkü en önemli sonucu yeni bir “gençlik tedavisi” geliştirilmiş olması değil.</p>

<p>Araştırmacılar ilk kez doğrudan kan hücresinden sinir kök hücresine dönüşüm sırasında gerçekleşen epigenetik gençleşmeyi uzun bir zaman aralığında ayrıntılı biçimde takip edebildi.</p>

<p>Bu sistem, hücresel yaşın nasıl geri döndüğünü araştırmak için deneysel bir model oluşturuyor.</p>

<p>Gelecekte en kritik soru, hücre kimliğini değiştirmeden ve tümör riskini artırmadan bu gençleşme mekanizmalarının yalnızca yararlı bölümlerinin harekete geçirilip geçirilemeyeceği olacak.</p>

<p>Eğer bu ayrım yapılabilirse hücresel yeniden programlama yalnızca yaşlanma biyolojisini anlamanın değil, yaşla ilişkili hastalıkların tedavisinde yeni yaklaşımlar geliştirmenin de araçlarından biri haline gelebilir.</p>

<p>Ancak bugün için ulaşılan sonuç çok daha sınırlı ve aynı zamanda bilimsel açıdan son derece dikkat çekici:</p>

<p>Yaşlı insan hücrelerinin moleküler saatleri, laboratuvar ortamındaki kontrollü yeniden programlama sırasında onlarca yıl geriye çevrilebiliyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu araştırma laboratuvar ortamında insan hücreleri üzerinde gerçekleştirildi. İnsanlarda yaşlanmayı geri çeviren onaylanmış bir tedavi geliştirilmiş değildir. Epigenetik yaşın azalması, kişinin veya bütün bir organın gençleştiği anlamına gelmez.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Aging Cell — Protracted Fate Acquisition and Epigenetic De-Aging During Induced Neural Stem Cell Conversion of Human Blood Cells, 2026</p>

<p>University of Bonn — Researchers Transform Old Blood Cells into Young Brain Cells, 9 Ekim 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/80-yasindaki-donorun-kan-hucreleri-genc-sinir-kok-hucrelerine-donusturuldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2326.jpeg" type="image/jpeg" length="48250"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bağırsak Bakterisinin Ürettiği Madde Farelerde Damar Plağını Yaklaşık %50 Azalttı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bagirsak-bakterisinin-urettigi-madde-farelerde-damar-plagini-yaklasik-50-azaltti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bagirsak-bakterisinin-urettigi-madde-farelerde-damar-plagini-yaklasik-50-azaltti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çin'deki Sun Yat-sen Üniversitesi ve Shenzhen Körfezi Laboratuvarı araştırmacılarının Nature dergisinde yayımlanan çalışmasında, bağırsak bakterilerinin ürettiği pentadekanoik asidin deney farelerinde damar plağı yükünü yaklaşık yüzde 50 azalttığı belirlendi. Kolesterol üretimini baskılayan molekülün, kandaki LDL kolesterolün temizlenmesini de desteklediği saptandı. Bulgular, damar sertliğine yönelik yeni tedavi araştırmalarına katkı sağlayabilecek nitelikte olsa da yöntemin insanlarda etkili ve]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çin'deki Sun Yat-sen Üniversitesi ve Shenzhen Körfezi Laboratuvarı öncülüğünde yürütülen bir araştırmada, bağırsak bakterilerinin ürettiği bir yağ asidinin damar sertliği üzerindeki etkisi incelendi. <i>Nature</i> dergisinde 7 Ekim 2026'da yayımlanan çalışmada, pentadekanoik asit verilen farelerde damar duvarındaki aterosklerotik plak yükünün yaklaşık yüzde 50 azaldığı belirlendi.</p>

<p>Araştırma, bağırsaklarda yaşayan mikroorganizmaların ürettiği bazı maddelerin, karaciğerdeki kolesterol metabolizmasını etkileyebileceğine ilişkin yeni deneysel bulgular ortaya koydu.</p>

<p>Bilim insanları, insan bağırsaklarında da bulunabilen <i>Bacteroides uniformis</i> adlı bakteriye odaklandı. Bu bakterinin ürettiği pentadekanoik asidin, karaciğerde kolesterol sentezini düzenleyen bir enzimi baskıladığı ve kandaki LDL kolesterolün uzaklaştırılmasını desteklediği saptandı.</p>

<h3>Bağırsak bakterisi verilen farelerde plak birikimi azaldı</h3>

<p>Araştırmada, damar sertliği gelişimine yatkın olacak şekilde genetik özellikleri değiştirilmiş fareler kullanıldı. Hayvanlar yüksek yağ içeren bir diyetle beslendi. Deney gruplarına canlı <i>Bacteroides uniformis</i> bakterisi uygulanırken kontrol gruplarında bu uygulama yapılmadı.</p>

<p>Bakteri verilen farelerde, kontrol grubuna kıyasla ana atardamardaki plak birikiminin azaldığı görüldü. Kandaki toplam kolesterol ve LDL kolesterol düzeylerinde de düşüş belirlendi.</p>

<p>Araştırmacılar, damar duvarındaki iltihabi süreçlerle ilişkili bazı bağışıklık hücrelerinin birikiminde de azalma tespit etti.</p>

<p>Bu sonuçların ardından bakterinin hangi madde aracılığıyla etki oluşturduğu araştırıldı. Laboratuvar analizleri, pentadekanoik asit adlı yağ asidinin söz konusu etkilerde başlıca rol oynayan moleküllerden biri olduğunu gösterdi.</p>

<h3>Pentadekanoik asit damar plağını yaklaşık yüzde 50 azalttı</h3>

<p>C15:0 olarak da bilinen pentadekanoik asit, 15 karbon atomundan oluşan doymuş bir yağ asidi. Araştırmada bu molekülün bağırsak bakterileri tarafından üretilebildiği ve karaciğerin kolesterol metabolizmasını etkileyebildiği ortaya kondu.</p>

<p>Bilim insanları, pentadekanoik asidi doğrudan deney hayvanlarına uyguladıklarında damar sertliğine bağlı plak yükünde yaklaşık yüzde 50 azalma saptadı.</p>

<p>Çalışmanın ilgili deneylerinde madde, farelere vücut ağırlığının kilogramı başına 25 miligram dozunda, sekiz hafta boyunca haftada üç kez ağız yoluyla verildi. Kontrol gruplarının yanı sıra karşılaştırma amacıyla atorvastatin uygulanan gruplar da kullanıldı.</p>

<p>Araştırmanın farklı aşamalarında, incelenen ölçüme göre değişen sayılarda hayvan yer aldı. İlgili plak ve metabolizma analizlerinin önemli bir bölümünde gruplar 5 ila 8 fareden oluştu.</p>

<p>Bu nedenle yaklaşık yüzde 50'lik azalmanın, sınırlı sayıdaki deney hayvanında ölçülen damar plağı yükünü ifade ettiği önem taşıyor. Sonuç, insanlarda damar tıkanıklığının, kalp krizi riskinin veya ölüm oranlarının aynı ölçüde azaldığı anlamına gelmiyor.</p>

<h3>Kolesterol ilaçlarının hedeflediği enzim üzerinde etkili</h3>

<p>Araştırmanın önemli bulgularından biri, pentadekanoik asidin karaciğerde kolesterol üretiminde görev alan HMG-CoA redüktaz adlı enzimi doğrudan baskılaması oldu.</p>

<p>Bu enzim, yüksek kolesterol tedavisinde kullanılan statin grubu ilaçların da hedefleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Pentadekanoik asidin söz konusu enzimi baskılamasıyla karaciğerde kolesterol üretiminin azaldığı, LDL reseptörlerinin etkinliğinin arttığı ve kandaki LDL kolesterolün uzaklaştırılmasının desteklendiği belirlendi.</p>

<p>LDL kolesterol, yüksek düzeylere ulaştığında damar duvarında yağlı plakların oluşumuna katkıda bulunabiliyor. Zamanla büyüyen bu plaklar, damarların daralmasına ve kan akışının bozulmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Pentadekanoik asidin statinlerle aynı enzimi hedeflemesi, iki maddenin insanlar üzerinde aynı etkinliği veya güvenlilik özelliklerini taşıdığı anlamına gelmiyor. Molekülün mevcut kolesterol ilaçlarına alternatif olup olamayacağı henüz bilinmiyor.</p>

<h3>100 farklı bağırsak bakterisi suşu incelendi</h3>

<p>Araştırmacılar, pentadekanoik asit üretiminin yalnızca <i>Bacteroides uniformis</i> bakterisine özgü olup olmadığını da değerlendirdi.</p>

<p>Bu amaçla 100 farklı bağırsak bakterisi suşu üzerinde analiz gerçekleştirildi. Sonuçlar, pentadekanoik asit üretiminin Bacteroidota adı verilen bakteri grubunun farklı üyelerinde de görülebildiğini ortaya koydu.</p>

<p>Bulgular, bağırsaklardaki birden fazla bakteri türünün kolesterol metabolizmasını etkileyebilen maddeler üretebildiğini gösterdi.</p>

<p>Çalışmanın insan verilerine ilişkin bölümünde ise kan yağları normal aralıkların dışında bulunan kişilerde pentadekanoik asit düzeylerinin daha düşük olduğu belirlendi.</p>

<p>Dislipidemi olarak adlandırılan bu durum, kolesterol ve trigliserit gibi kan yağlarının normal düzeylerden sapmasıyla ortaya çıkıyor.</p>

<p>Ancak insanlarda elde edilen sonuçlar gözlemsel nitelikte. Pentadekanoik asit düzeylerinin düşük bulunması, bu molekülün eksikliğinin doğrudan damar sertliğine neden olduğunu göstermiyor. Ayrıca insanlara pentadekanoik asit verilerek damar plaklarının azalıp azalmadığı bu araştırmada test edilmedi.</p>

<h3>Bağırsak ve karaciğer arasındaki ilişkiye yeni bulgular</h3>

<p>Bağırsak mikrobiyotası, sindirim sisteminde yaşayan bakteri ve diğer mikroorganizmaların oluşturduğu karmaşık bir ekosistemden meydana geliyor.</p>

<p>Bu mikroorganizmaların ürettiği bazı maddelerin bağışıklık sistemi, metabolizma ve çeşitli organların işleyişi üzerinde etkili olabildiği biliniyor.</p>

<p>Yeni araştırma, bağırsak bakterilerinin ürettiği bir yağ asidinin karaciğerdeki kolesterol üretimini etkileyerek deney hayvanlarında damar plağı oluşumunu azaltabileceğini gösterdi.</p>

<p>Bulgular, bağırsak mikrobiyotası ile damar sertliği arasındaki ilişkinin anlaşılmasına katkı sağlıyor. Bakterilerin kendilerinin veya ürettikleri maddelerin gelecekte tedavi amacıyla kullanılıp kullanılamayacağı ise henüz araştırma aşamasında bulunuyor.</p>

<h3>Araştırmacılardan patent başvurusu</h3>

<p>Çalışmanın bilimsel çıkar çatışması açıklamasında, araştırmacılardan Xiangyu Mou'nun pentadekanoik asidin damar sertliğinin önlenmesi veya tedavisinde kullanımına ilişkin bekleyen bir patent başvurusunda buluşçu olarak yer aldığı bildirildi.</p>

<p>Diğer araştırmacılar ise herhangi bir çıkar çatışması beyan etmedi.</p>

<p>Patent başvurusu, molekülün tedavi amacıyla kullanımına yönelik fikrî mülkiyet sürecini ifade ediyor. Bu durum, yöntemin klinik etkinliğinin kanıtlandığı veya kullanım için düzenleyici kurumlardan onay aldığı anlamına gelmiyor.</p>

<h3>İnsanlarda tedavi etkisi henüz kanıtlanmadı</h3>

<p>Araştırmanın en önemli sınırlılığı, damar plağı yükünde yaklaşık yüzde 50'lik azalmanın farelerde gözlenmiş olması.</p>

<p>Molekülün insanlarda hangi dozda uygulanabileceği, uzun süreli kullanımının güvenliliği ve mevcut kolesterol ilaçlarına karşı etkinliği konusunda klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Hayvan deneylerinde elde edilen olumlu sonuçların insanlarda aynı şekilde ortaya çıkacağı da garanti edilemiyor.</p>

<p>Bu aşamada pentadekanoik asit içeren takviyelerin damar sertliğini tedavi ettiği, kalp krizini önlediği veya kolesterol ilaçlarının yerine kullanılabileceği yönünde bir sonuca ulaşılamıyor.</p>

<p>Araştırma, bağırsak bakterilerinin kolesterol metabolizmasını nasıl etkilediğinin anlaşılması açısından yeni veriler sunuyor. Molekülün tıbbi uygulamaya dönüşebilmesi için insanlarda yürütülecek kontrollü klinik araştırmalarda etkinlik ve güvenliliğinin gösterilmesi gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Kaynaklar</h2>

<ul>
 <li>
 <p><i>Nature</i> – Chao Yin ve arkadaşları, <i>A gut microbial odd-chain fatty acid alleviates atherosclerosis in mice</i>, 7 Ekim 2026.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Shenzhen Körfezi Laboratuvarı – <i>A gut microbial odd-chain fatty acid alleviates atherosclerosis in mice</i>, araştırma duyurusu, 8 Ekim 2026.</p>
 </li>
 <li>
 <p><i>Nature</i> – Max Kozlov, <i>Revealed: how this common gut microbe protects against heart disease</i>, 7 Ekim 2026.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bagirsak-bakterisinin-urettigi-madde-farelerde-damar-plagini-yaklasik-50-azaltti</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 09:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/bagirsak-bakterisinden-damar-plaginda-50-azalma.png" type="image/jpeg" length="76274"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2100 Yılına Kadar İnsanlığı Bekleyen 17 Büyük Tehdit: The Lancet Raporu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/2100-yilina-kadar-insanligi-bekleyen-17-buyuk-tehdit-the-lancet-raporu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/2100-yilina-kadar-insanligi-bekleyen-17-buyuk-tehdit-the-lancet-raporu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[The Lancet, 204 ülkeyi kapsayan değerlendirmesinde 2100 yılına kadar insan sağlığını tehdit edebilecek 17 büyük risk belirledi. Nükleer savaştan obeziteye uzanan tehditler, kesin kehanet değil, risk senaryoları.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dünyanın önde gelen tıp dergilerinden The Lancet’te yayımlanan kapsamlı komisyon raporu, 2100 yılına kadar insan sağlığını ve yaşamını tehdit edebilecek 17 büyük küresel riski ortaya koydu. Nükleer savaş, yapay zekânın kötüye kullanımı, iklim değişikliği, antibiyotik direnci, obezite, hipertansiyon ve gelir eşitsizliği, gelecek 75 yılın en önemli sağlık tehditleri arasında gösterildi.</p>

<p>204 ülke ve bölgeyi kapsayan bilimsel değerlendirme, insanlığın geleceği açısından dikkat çekici bir ayrımı ortaya koyuyor: Büyük sağlık kayıpları yalnızca savaşlar, pandemiler veya teknolojik felaketlerden kaynaklanmayabilir. Günümüzde milyonlarca insanı etkileyen kronik hastalıklar ve toplumsal eşitsizlikler de uzun yıllar boyunca birikerek çok büyük sağlık kayıplarına neden olabilir. Ancak rapor, bu tehditlerin mutlaka gerçekleşeceğini değil, farklı koşullarda ortaya çıkabilecek sonuçları ve alınabilecek önlemleri değerlendiriyor.</p>

<p>204 ülke incelendi, yüzlerce risk arasından 17 tehdit belirlendi</p>

<p>The Lancet Commission on 21st Century Global Threats to Health başlıklı çalışma, 11 Ekim 2026 tarihinde Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen Dünya Sağlık Zirvesi kapsamında kamuoyuna sunuldu.</p>

<p>Washington Üniversitesi bünyesindeki Sağlık Ölçümleri ve Değerlendirme Enstitüsü (IHME) tarafından hazırlanan küresel hastalık yükü verilerinden yararlanan komisyon, 2025–2100 döneminde insan sağlığını etkileyebilecek yüzlerce olası tehdidi değerlendirdi.</p>

<p>Sağlık, ekonomi, güvenlik, yönetişim ve teknoloji alanlarından 35 uzmanın katkı sunduğu çalışmada, sağlık üzerinde olağanüstü büyüklükte kayıplara neden olma potansiyeli taşıyan 17 tehdit belirlendi.</p>

<p>Değerlendirmeye alınan risklerde üç temel ölçüt kullanıldı: 2100 yılına kadar en az bir milyar sağlıklı yaşam yılı kaybıyla ilişkilendirilebilme potansiyeli, riskin incelenmesini sağlayacak yeterli veri veya değerlendirme imkânı ve etkili politikalarla zararlarının azaltılabilmesi.</p>

<p>Araştırmanın amacı, gelecekte hangi felaketin kesinlikle yaşanacağını tahmin etmek değil; ülkelerin hangi alanlarda önlem alarak en büyük sağlık kayıplarını azaltabileceğini göstermek.</p>

<p>İnsanlığın geleceğini tehdit eden 17 büyük risk neler?</p>

<p>Komisyonun belirlediği tehditler yalnızca bulaşıcı hastalıkları kapsamıyor. Çevresel değişimlerden ekonomik eşitsizliklere, kronik hastalıklardan savaşlara kadar geniş bir risk haritası çiziliyor.</p>

<p>Raporda yer alan 17 büyük tehdit şöyle:</p>

<p>1. Nükleer çatışma<br />
Nükleer silahların kullanıldığı bir savaşın doğrudan ölümler, radyasyon, sağlık altyapısının yıkılması ve küresel gıda üretiminin bozulması yoluyla çok büyük kayıplara neden olabilmesi.</p>

<p>2. Yapay zekânın kötüye kullanımı<br />
Yapay zekâ teknolojilerinin kötü niyetli kullanımından doğabilecek, insan sağlığını ve küresel güvenliği ciddi biçimde tehdit edebilecek senaryolar.</p>

<p>3. İklim değişikliği<br />
Küresel sıcaklık artışının aşırı sıcaklar, çevresel değişimler ve diğer bağlantılı sağlık riskleri üzerinden insan yaşamını etkilemesi.</p>

<p>4. Hava kirliliği<br />
Zararlı hava kirleticilerine maruz kalmanın kalp-damar ve solunum sistemi hastalıkları başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına katkıda bulunması.</p>

<p>5. Antimikrobiyal direnç<br />
Bakterilerin ve diğer mikroorganizmaların tedavide kullanılan ilaçlara direnç geliştirmesi nedeniyle enfeksiyonların tedavisinin güçleşmesi.</p>

<p>6. Doğal kaynaklı pandemiler<br />
Yeni veya yeniden ortaya çıkan bulaşıcı hastalıkların dünya genelinde yayılması ve sağlık sistemleri üzerinde büyük baskı oluşturması.</p>

<p>7. Konvansiyonel savaşlar<br />
Nükleer silah kullanılmayan silahlı çatışmaların doğrudan can kayıpları, yerinden edilme ve sağlık hizmetlerinin aksaması yoluyla toplum sağlığını etkilemesi.</p>

<p>8. Çocukluk çağı yetersiz beslenmesi<br />
Çocukların büyüme, gelişme ve bağışıklık sistemlerini etkileyen beslenme yetersizliklerinin hastalık ve ölüm yükünü artırması.</p>

<p>9. Obezite<br />
Aşırı vücut yağlanmasıyla ilişkili kronik hastalıkların yaygınlaşması ve uzun vadeli sağlık kayıplarının büyümesi.</p>

<p>10. Yüksek tansiyon<br />
Hipertansiyonun kalp hastalıkları, inme ve böbrek hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarına katkıda bulunması.</p>

<p>11. Sigara kullanımı<br />
Tütün kullanımının kanser, kalp-damar hastalıkları ve kronik solunum hastalıkları üzerindeki uzun dönemli etkileri.</p>

<p>12. Yüksek düzeyde alkol tüketimi<br />
Zararlı alkol kullanımının karaciğer hastalıkları, bazı kanserler, yaralanmalar ve diğer sağlık sorunlarına katkıda bulunması.</p>

<p>13. Ruh sağlığının kötüleşmesi<br />
Ruhsal hastalıkların ve bunlarla ilişkili işlev kayıplarının bireyler ve toplumlar üzerindeki sağlık yükünün artması.</p>

<p>14. Sağlıksız yaşlanma<br />
Yaşam süresinin uzamasına rağmen ileri yaşlarda hastalıkların, engelliliğin ve günlük yaşamda bağımlılığın artması.</p>

<p>15. Gelir eşitsizliği<br />
Ekonomik kaynakların toplum içinde eşitsiz dağılmasının sağlık hizmetlerine erişimi ve sağlık sonuçlarını olumsuz etkilemesi.</p>

<p>16. Düşük eğitim düzeyi<br />
Eğitim olanaklarının yetersizliğinin sağlık okuryazarlığını, koruyucu sağlık davranışlarını ve uzun dönemli yaşam koşullarını etkilemesi.</p>

<p>17. Uluslararası sağlık yardımlarının azalması<br />
Özellikle kaynakları sınırlı ülkelerde sağlık hizmetlerinin sürdürülmesini sağlayan uluslararası kalkınma yardımlarının azalması veya kesilmesi.</p>

<p>Komisyon bu 17 başlığı kesin bir tehlike sıralaması şeklinde sunmuyor. Her riskin gerçekleşme olasılığı, oluşturabileceği sağlık kaybı ve önlenebilirliği farklı özellikler taşıyor.</p>

<p>Nükleer savaş ve yapay zekâ insanlığın sonunu getirebilir mi?</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici değerlendirmelerinden biri, nükleer çatışma ve yapay zekânın kötüye kullanımının insanlığın varlığını tehdit edebilecek senaryolar arasında yer alması.</p>

<p>Komisyon, her iki tehdidin gerçekleşme olasılığının düşük değerlendirildiğini ancak ortaya çıkmaları durumunda sonuçlarının olağanüstü ağır olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Modellemeye göre nükleer çatışma riskini azaltmaya yönelik etkili önlemler, 2100 yılına kadar yaklaşık 133 milyon ölümün ve 9,35 milyar sağlıklı yaşam yılı kaybının önlenmesiyle ilişkili olabilir.</p>

<p>Yapay zekânın kötüye kullanımından kaynaklanabilecek ağır risklerin azaltılmasıyla ise yaklaşık 10,4 milyar sağlıklı yaşam yılı kaybının önlenebileceği tahmin ediliyor.</p>

<p>Bu sayılar, gelecekte nükleer savaş nedeniyle kesinlikle 133 milyon insanın hayatını kaybedeceği veya yapay zekânın mutlaka küresel bir felakete yol açacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Özellikle nükleer çatışma ve kötü niyetli yapay zekâ kullanımı gibi alanlarda geçmiş veriler sınırlı olduğu için uzman değerlendirmeleri ve olasılık analizlerinden yararlanıldı. Dolayısıyla bu tahminler, yerleşik epidemiyolojik verilerle hesaplanan bazı kronik hastalık risklerine kıyasla daha yüksek belirsizlik taşıyor.</p>

<p>Obezite neden dünyanın en büyük sağlık tehditlerinden biri?</p>

<p>Rapordaki dikkat çekici sayısal bulgulardan biri obeziteye ilişkin.</p>

<p>Komisyonun modellemesine göre obezite riskinin azaltılması için uygulanabilecek etkili politikalar, 2025–2100 döneminde yaklaşık 23,1 milyar sağlıklı yaşam yılı kaybını önleme potansiyeline sahip.</p>

<p>Obezite, tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları ve bazı kanserlerle ilişkili önemli bir halk sağlığı sorunu.</p>

<p>Dünya nüfusundaki yaşlanma, hareketsiz yaşam biçimleri, beslenme ortamındaki değişiklikler ve obezitenin giderek yaygınlaşması, bu sağlık yükünün gelecek yıllarda artmasına neden olabilir.</p>

<p>Komisyonun değerlendirmesi, obezitenin yalnızca bireysel beslenme kararlarıyla ele alınamayacağını da gösteriyor.</p>

<p>Sağlıklı gıdaya erişim, fiziksel aktiviteyi destekleyen çevre düzenlemeleri, erken müdahale, sağlık hizmetlerine erişim ve etkili tedavi seçenekleri, uzun vadeli önleme politikalarının önemli parçalarını oluşturuyor.</p>

<p>Yüksek tansiyon da benzer biçimde büyük bir küresel sağlık tehdidi olarak değerlendiriliyor. Hipertansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebilmesi, düzenli kan basıncı ölçümünün, erken tanının ve uygun tedavinin önemini artırıyor.</p>

<p>Eğitim ve gelir eşitsizliği milyarlarca yıllık sağlık kaybına neden olabilir</p>

<p>Araştırma, insan sağlığını korumak için yalnızca hastanelere, ilaçlara ve tıbbi teknolojilere yatırım yapılmasının yeterli olmadığını ortaya koyuyor.</p>

<p>Komisyonun senaryolarına göre eğitim düzeyindeki iyileşmelerle 2100 yılına kadar yaklaşık 16,1 milyar sağlıklı yaşam yılı kaybının önlenmesi mümkün olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gelir eşitsizliğinin azaltılmasıyla önlenebilecek sağlık kaybı ise yaklaşık 13,8 milyar yıl olarak tahmin ediliyor.</p>

<p>Eğitim düzeyi; sağlık okuryazarlığı, anne ve çocuk sağlığı, koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanma ve bireylerin yaşam koşulları üzerinde etkili olabiliyor.</p>

<p>Gelir eşitsizliği ise yeterli beslenme, güvenli barınma, sağlık hizmetlerine ulaşım ve hastalıkların erken dönemde tedavi edilmesi gibi birçok alanla bağlantılı.</p>

<p>Raporda, özellikle Sahra Altı Afrika'daki kadınların ve çocukların eğitim yetersizliğiyle ilişkili sağlık kayıplarından daha ağır etkilenebileceği belirtiliyor.</p>

<p>Bu bulgular, uzun vadeli sağlık politikalarının eğitim ve sosyal kalkınma politikalarından bağımsız düşünülemeyeceğine işaret ediyor.</p>

<p>İklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkisi ne kadar büyük?</p>

<p>Komisyon, iklim değişikliğini hâlihazırda insan sağlığını etkileyen ve gelecekte sağlık kayıplarını artırabilecek önemli tehditlerden biri olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Araştırmanın senaryolarına göre küresel sıcaklık artışının 4,4 derece yerine yaklaşık 1,8 dereceyle sınırlandırılması, 2100 yılına kadar 1,89 milyar sağlıklı yaşam yılı kaybını önleyebilir.</p>

<p>Aşırı sıcaklar ve hava kirliliği, değerlendirmede öne çıkan sağlık etkileri arasında bulunuyor.</p>

<p>Ancak araştırmacılar bu tahminin iklim değişikliğinin bütün sonuçlarını kapsamadığını belirtiyor.</p>

<p>Kuraklık, zorunlu göç, bazı gıda güvenliği sorunları ve ruh sağlığı üzerindeki dolaylı etkilerin tamamı mevcut modellerle ölçülemediği için gerçek sağlık yükü daha yüksek olabilir.</p>

<p>İklim değişikliği ayrıca başka sağlık tehditlerini de ağırlaştırabilir. Örneğin gıda üretimindeki bozulmalar çocukluk çağı yetersiz beslenmesiyle, doğal afetler ise sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan kesintilerle bağlantılı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle komisyon, iklim politikalarının yalnızca çevre koruma hedefleri olarak değil, uzun dönemli halk sağlığı yatırımları olarak da değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Antibiyotik direnci ve yeni pandemiler sağlık sistemlerini nasıl etkileyebilir?</p>

<p>Raporda antimikrobiyal direnç ve doğal kaynaklı pandemiler de büyük küresel tehditler arasında bulunuyor.</p>

<p>Antimikrobiyal direnç, mikroorganizmaların kullanılan ilaçlara karşı direnç geliştirmesi sonucunda enfeksiyonların tedavisini zorlaştırıyor.</p>

<p>Özellikle antibiyotik direnci, enfeksiyon hastalıklarının yanı sıra cerrahi işlemler, organ nakilleri, yoğun bakım hizmetleri ve kanser tedavileri açısından da önem taşıyor.</p>

<p>Etkili antibiyotiklerin bulunmadığı veya mevcut ilaçların etkisini kaybettiği koşullarda, bugün başarıyla uygulanan birçok tıbbi girişimin enfeksiyon riski artabilir.</p>

<p>Doğal kaynaklı yeni pandemiler ise sağlık hizmetlerine olan talebi kısa sürede artırabilir, temel sağlık hizmetlerini aksatabilir ve ekonomik faaliyetleri etkileyebilir.</p>

<p>Komisyon, yeni aşıların, antibiyotiklerin ve sağlık teknolojilerinin geliştirilmesine yatırım yapılmasını öneriyor.</p>

<p>Bunun yanında hastalık sürveyansı, laboratuvar kapasitesi, sağlık çalışanı hazırlığı ve uluslararası bilgi paylaşımı gibi alanların güçlendirilmesi de büyük salgınlara karşı dayanıklılık açısından önem taşıyor.</p>

<p>Sağlık yardımlarının azalması en çok hangi bölgeleri etkileyebilir?</p>

<p>Komisyonun değerlendirdiği tehditlerden biri de uluslararası kalkınma yardımlarının sağlık alanında ciddi biçimde azalması.</p>

<p>Araştırmaya göre uluslararası sağlık yardımlarında çöküş yaşanması senaryosunda ortaya çıkabilecek önlenebilir sağlık kaybının yaklaşık yüzde 70'i Sahra Altı Afrika'da görülebilir.</p>

<p>Bu bölgede bazı ülkelerin aşılama, anne ve çocuk sağlığı, enfeksiyon hastalıklarıyla mücadele ve temel sağlık hizmetlerinin finansmanında uluslararası desteklerden yararlanması, yardımlardaki kesintilerin etkisini artırabiliyor.</p>

<p>Sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği, yalnızca kriz dönemlerinde sağlanan geçici yardımlara değil, uzun vadeli finansman ve kurumsal kapasiteye de bağlı.</p>

<p>Komisyon, özellikle kaynakları sınırlı bölgelerde sağlık sistemlerinin daha dayanıklı hâle getirilmesini ve sağlık finansmanının öngörülebilir biçimde sürdürülmesini öneriyor.</p>

<p>Milyarlarca sağlıklı yaşam yılı kaybı ne anlama geliyor?</p>

<p>Araştırmanın sayısal sonuçlarını değerlendirirken kullanılan ölçütün doğru anlaşılması gerekiyor.</p>

<p>Komisyon, sağlık kaybını DALY olarak adlandırılan ve Türkçede engelliliğe uyarlanmış yaşam yılı şeklinde ifade edilen ölçütle değerlendiriyor.</p>

<p>DALY, erken ölüm nedeniyle kaybedilen yaşam yılları ile hastalık veya engellilik nedeniyle tam sağlıkla geçirilemeyen yılları birlikte hesaplıyor.</p>

<p>Örneğin 10 milyar DALY, 10 milyar insanın öleceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu sayı, çok sayıda insanın farklı sürelerle yaşadığı hastalıkların, engelliliklerin ve erken ölümlerin toplam sağlık yükünü temsil ediyor.</p>

<p>Komisyonun açıkladığı sayısal bulgular özellikle etkili önlemlerle azaltılabilecek sağlık kaybına odaklanıyor.</p>

<p>Bu nedenle obezite için bildirilen 23,1 milyar DALY veya eğitim için bildirilen 16,1 milyar DALY, gelecekte kaçınılmaz olarak yaşanacak kayıplar şeklinde okunmamalı.</p>

<p>Rakamlar, farklı politika ve müdahale koşulları arasında oluşabilecek sağlık farklarını gösteren uzun vadeli model tahminleridir.</p>

<p>Ayrıca riskler birbiriyle örtüşebildiği için ayrı başlıklarda belirtilen sağlık kayıpları doğrudan toplanarak tek bir küresel toplam elde edilemez.</p>

<p>Araştırmanın sonuçları kesin bir gelecek tahmini mi?</p>

<p>The Lancet Komisyonu'nun çalışması, 2025–2100 dönemi için hazırlanmış ileriye dönük bir risk değerlendirmesidir.</p>

<p>Bu yönüyle, belirli bir hasta grubunun izlendiği klinik araştırmalardan veya yalnızca geçmiş hastalık verilerinin incelendiği epidemiyolojik çalışmalardan farklıdır.</p>

<p>Komisyon, yüzlerce olası tehdit arasından büyük sağlık kaybı potansiyeli taşıyan alanları seçmiş ve bunlar için farklı gelecek senaryoları değerlendirmiştir.</p>

<p>Kronik hastalıklar ve yerleşik risk faktörleri için tarihsel sağlık verileri ve modellemeler kullanılırken, nükleer savaş veya kötü niyetli yapay zekâ kullanımı gibi olağanüstü risklerde yapılandırılmış uzman değerlendirmelerine başvurulmuştur.</p>

<p>Bu durum bütün tahminlerin aynı kesinlikte olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Düşük olasılıklı fakat sonuçları çok ağır olabilecek tehditlere ilişkin hesaplamalar, daha yüksek düzeyde belirsizlik taşıyor.</p>

<p>Raporda ayrıca tehditler arasında kesin bir önem sıralaması yapılmıyor. Bir risk için hesaplanan önlenebilir sağlık kaybının daha yüksek olması, o riskin mutlaka diğerlerinden daha olası olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Değerlendirmeler dünya genelindeki sağlık yüküne odaklandığından, açıklanan rakamların doğrudan Türkiye'ye özgü tahminler olarak kullanılması da doğru değil.</p>

<p>Türkiye açısından hangi sağlık alanları öne çıkıyor?</p>

<p>Komisyonun bulguları, Türkiye'nin gelecek dönem sağlık politikaları açısından da değerlendirilebilecek önemli başlıklar içeriyor.</p>

<p>Kronik hastalıkların önlenmesi, obeziteyle mücadele, hipertansiyonun erken tanısı ve kontrolü, tütün kullanımının azaltılması ve akılcı antibiyotik kullanımı bunlar arasında bulunuyor.</p>

<p>Deprem ve diğer afetlere karşı sağlık hizmetlerinin sürekliliğinin korunması, iklim değişikliğinin sağlık etkilerine hazırlık ve bulaşıcı hastalık izleme kapasitesinin geliştirilmesi de aynı çerçevede ele alınabilir.</p>

<p>Tıp eğitimi açısından bakıldığında rapor, gelecek kuşak sağlık çalışanlarının yalnızca hastalıkların tanı ve tedavisinde değil, toplum sağlığını etkileyen çok yönlü risklerin yönetiminde de donanımlı olması gerektiğini düşündürüyor.</p>

<p>Halk sağlığı, epidemiyoloji, afet tıbbı, sağlık ekonomisi, veri bilimi ve sağlık güvenliği gibi alanların önem kazanması beklenebilir.</p>

<p>Ancak Türkiye için önceliklerin belirlenmesinde küresel model tahminlerinin yanında ülkeye ait güncel hastalık yükü verileri, demografik özellikler ve sağlık sistemi ihtiyaçları ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>The Lancet Komisyonu insanlığın geleceği için ne öneriyor?</p>

<p>Komisyon, küresel sağlık tehditleriyle mücadelede üç temel politika yaklaşımı öneriyor.</p>

<p>Birincisi, sağlık sistemlerinin gelecekteki büyük tehditlere karşı hazırlıklı hâle getirilmesi.</p>

<p>Bu kapsamda risklerin erken belirlenmesi, önleyici hizmetlerin güçlendirilmesi, krizlere hazırlık ve sağlık finansmanının sürdürülebilirliği önem taşıyor.</p>

<p>İkincisi, bilimsel araştırma ve teknolojik yeniliklere yatırımın artırılması.</p>

<p>Yeni aşılar, antibiyotikler, obezite tedavileri ve iklim teknolojileri gibi alanlarda ilerleme sağlanması, farklı sağlık tehditlerinin etkisini azaltabilecek araçlar arasında gösteriliyor.</p>

<p>Üçüncüsü ise tehditlerin düzenli olarak yeniden değerlendirilmesi.</p>

<p>Bilimsel bilgi ve küresel koşullar değiştikçe risklerin büyüklüğü ve öncelikleri de değişebileceğinden, komisyon sürekli güncellenen bir izleme yaklaşımını savunuyor.</p>

<p>Bu amaçla 21. Yüzyılda Sağlığa Yönelik Küresel Tehditleri İzleme girişiminin oluşturulması öngörülüyor.</p>

<p>Komisyon eş başkanı Prof. Dr. Christopher J. L. Murray'nin değerlendirmelerine göre çalışmanın en önemli mesajı, risklerin büyüklüğünün yanında insanlığın bu riskleri azaltmak için hâlâ harekete geçebilecek araçlara sahip olması.</p>

<p>The Lancet Genel Yayın Yönetmeni Dr. Richard Horton da geleceğin sağlık tehditlerinin tek tek sorunlar olarak değil, birbirini etkileyen daha geniş bir riskler bütünü olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>2100 yılına kadar insanlığı gerçekten ne bekliyor?</p>

<p>The Lancet Komisyonu'nun raporu, gelecek 75 yılda insanlığın kesin olarak 17 büyük felaket yaşayacağını söylemiyor.</p>

<p>Araştırmanın ortaya koyduğu temel bulgu, birbirinden farklı 17 büyük tehdidin uzun vadede insan sağlığı üzerinde olağanüstü büyüklükte kayıplar oluşturma potansiyeline sahip olması.</p>

<p>Nükleer savaş ve yapay zekânın kötüye kullanımı gibi düşük olasılıklı fakat çok ağır sonuçlar doğurabilecek senaryoların yanında, obezite, hipertansiyon, eğitim yetersizliği ve gelir eşitsizliği gibi hâlihazırda sağlık kayıplarına yol açan sorunlar da bulunuyor.</p>

<p>Komisyonun asıl mesajı ise geleceğin değiştirilebilir olması.</p>

<p>Sağlık sistemlerine, bilimsel araştırmalara, eğitime, çevrenin korunmasına ve uluslararası iş birliğine yönelik bugünkü kararlar, gelecek kuşakların kaç yıl daha sağlıklı yaşayabileceğini belirleyen önemli etkenler arasında yer alıyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. The Lancet — The Lancet Commission on 21st Century Global Threats to Health — 2026.</p>

<p>2. World Health Summit — New Lancet Commission Provides Roadmap to Protect Economies, Security and Global Stability from Catastrophic Threats to Health and Human Survival — 11 Ekim 2026.</p>

<p>3. Institute for Health Metrics and Evaluation (IHME) — New Lancet Commission Provides Roadmap to Protect Economies, Security and Global Stability from Catastrophic Threats to Health and Human Survival — 10 Ekim 2026. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/2100-yilina-kadar-insanligi-bekleyen-17-buyuk-tehdit-the-lancet-raporu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 06:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2319.jpeg" type="image/jpeg" length="79157"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Meyve Yemek Kan Şekerini Yükseltir mi? 182 Bin Kişilik Araştırmadan Dikkat Çeken Sonuç]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/meyve-yemek-kan-sekerini-yukseltir-mi-182-bin-kisilik-arastirmadan-dikkat-ceken-sonuc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/meyve-yemek-kan-sekerini-yukseltir-mi-182-bin-kisilik-arastirmadan-dikkat-ceken-sonuc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[182 bin 387 kişinin verilerini inceleyen yeni bir metaanaliz, meyve ve sebze tüketiminin prediyabetle ilişkisini ortaya koydu. Bulgular, özellikle meyve tüketimine yönelik yaygın endişeleri yeniden gündeme taşıdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kan şekeri yüksek olan kişilerin meyveden uzak durması gerektiği düşüncesi, yeni bir bilimsel araştırmayla yeniden tartışmaya açıldı. Nutrients dergisinde 28 Nisan 2026 tarihinde yayımlanan kapsamlı bir metaanaliz, daha fazla meyve ve sebze tüketen kişilerde prediyabet görülme olasılığının daha düşük olduğunu ortaya koydu.</p>

<p>Güney Kore’den araştırmacılar Seung-Hee Hong ve Yun-Jung Bae tarafından gerçekleştirilen çalışmada, toplam 182 bin 387 kişiyi kapsayan 20 gözlemsel araştırmanın sonuçları incelendi. Katılımcıların 24 bin 660’ında prediyabet bulunduğu belirlendi.</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu, meyve ve sebze tüketimi yüksek olan gruplarda prediyabet görülme olasılığının daha düşük olmasıydı. Ancak araştırmacılar, bunun doğrudan neden-sonuç ilişkisi anlamına gelmediğini özellikle vurguladı.</p>

<p>182 Bin Kişilik Analizde Yüzde 18’lik Fark</p>

<p>Araştırmada meyve ve sebzeyi en fazla tüketenlerle en az tüketenler karşılaştırıldı.</p>

<p>Birleştirilmiş sonuçlara göre, tüketimi yüksek olan grupta prediyabet görülme odds’u (olasılık oranı karşılaştırması) yüzde 18 daha düşüktü.</p>

<p>Bilimsel analizde odds oranı 0,82 olarak hesaplandı. Bu sonuç, daha fazla meyve ve sebze tüketiminin daha düşük prediyabet olasılığıyla ilişkili olduğunu gösterdi.</p>

<p>Bununla birlikte yüzde 18’lik bulgu, herkesin prediyabete yakalanma riskinin meyve yiyerek aynı oranda azalacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Meyve Tek Başına da Dikkat Çekici Sonuç Verdi</p>

<p>Araştırmacılar, meyve ve sebzelerin birlikte tüketilmesinin yanı sıra ayrı ayrı tüketilmesini de değerlendirdi.</p>

<p>Alt grup analizlerinde şu sonuçlara ulaşıldı:</p>

<ul>
 <li>Meyve tüketimi yüksek olanlarda prediyabet görülme odds’u yüzde 18 daha düşüktü.</li>
 <li>Sebze tüketimi yüksek olanlarda yüzde 14 daha düşük odds saptandı; ancak bu sonuç istatistiksel açıdan anlamlı değildi.</li>
 <li>Meyve ve sebze tüketiminin birlikte değerlendirildiği alt grupta yüzde 28 daha düşük odds bulundu.</li>
</ul>

<p>Özellikle meyve tüketimine ilişkin bulgu, kan şekeri yüksekliği nedeniyle bütün meyvelerden kaçınılması gerektiği düşüncesinin bilimsel açıdan sorgulanmasına katkı sağladı.</p>

<p>Ancak bu sonuçlar, meyve tüketimindeki artışın tek başına prediyabeti önlediğini veya mevcut prediyabeti tedavi ettiğini kanıtlamıyor.</p>

<p>Meyvedeki Şeker ile İlave Şeker Aynı Şekilde Değerlendirilmemeli</p>

<p>Meyveler doğal olarak fruktoz, glukoz ve sakkaroz gibi şekerler içeriyor. Ancak bütün meyveler yalnızca şekerden oluşmuyor.</p>

<p>Meyvelerin besin yapısında lif, su, vitaminler, mineraller ve çeşitli biyoaktif bileşikler de bulunuyor.</p>

<p>Özellikle lif içeriği, sindirim ve karbonhidrat emilim hızını etkileyebiliyor. Bu nedenle bütün meyve tüketimi ile şekerli içecek veya meyve suyu tüketiminin metabolik etkileri aynı kabul edilmiyor.</p>

<p>Bununla birlikte her meyvenin karbonhidrat miktarı, tüketilen porsiyon ve kişinin metabolik durumu kan şekeri yanıtını değiştirebiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla diyabeti veya prediyabeti bulunan kişiler için temel yaklaşım bütün meyveleri yasaklamak değil, meyvenin türünü, porsiyonunu ve günlük beslenmenin tamamını değerlendirmek olmalı.</p>

<p>Prediyabet Nedir ve Neden Önemlidir?</p>

<p>Prediyabet, kan şekeri düzeyinin normal sınırların üzerinde olduğu ancak diyabet tanısı koyduracak düzeye ulaşmadığı metabolik bir durumdur.</p>

<p>Genellikle açlık plazma glukozu, oral glukoz tolerans testi ve HbA1c ölçümleriyle değerlendirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amerikan Diyabet Derneğinin yaygın kullanılan tanı ölçütlerine göre:</p>

<ul>
 <li>Açlık kan şekeri: 100–125 mg/dL</li>
 <li>HbA1c: Yüzde 5,7–6,4</li>
 <li>75 gramlık oral glukoz tolerans testinde ikinci saat kan şekeri: 140–199 mg/dL</li>
</ul>

<p>Bu değerler prediyabet açısından değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Prediyabeti olan herkesin tip 2 diyabet geliştirmesi kaçınılmaz değildir. Kilo yönetimi, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme ve gerekli durumlarda tıbbi takip, diyabete ilerleme riskinin azaltılmasında önemli rol oynar.</p>

<p>Araştırmanın Önemli Sınırı: Uzun Süreli Çalışmalarda Aynı Sonuç Görülmedi</p>

<p>Metaanalizdeki 20 araştırmanın 16’sı kesitsel, biri vaka-kontrol ve yalnızca üçü kohort çalışmasıydı.</p>

<p>Kesitsel araştırmalarda daha fazla meyve ve sebze tüketimiyle daha düşük prediyabet olasılığı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu.</p>

<p>Buna karşılık, katılımcıların zaman içinde izlendiği üç kohort çalışmasının birleştirilmiş sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gösterilemedi.</p>

<p>Ayrıca araştırmalar arasında yüksek düzeyde farklılık bulunması, sonuçların yorumlanmasında dikkatli olunmasını gerektiriyor.</p>

<p>Bu nedenle mevcut veriler meyve ve sebze tüketiminin prediyabeti doğrudan önlediğini kanıtlamıyor. Araştırmacılar, ilişkinin daha güvenilir biçimde değerlendirilebilmesi için yeni ve uzun süreli çalışmalar yapılması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Prediyabeti Olanlar Meyve Yemeyi Bırakmalı mı?</p>

<p>Araştırmanın ortaya koyduğu bulgular, prediyabeti olan kişilerin bütün meyveleri beslenmelerinden çıkarmalarını gerektiren bir kanıt bulunmadığını destekliyor.</p>

<p>Bununla birlikte meyve tüketiminin sınırsız olması gerektiği sonucu da çıkarılmamalı.</p>

<p>Özellikle kan şekeri kontrolünde güçlük yaşayan kişilerde meyvenin porsiyonu, toplam karbonhidrat tüketimi, eşlik eden hastalıklar ve kullanılan ilaçlar dikkate alınmalı.</p>

<p>Taze ve bütün meyvelerin uygun porsiyonlarda tüketilmesi, genel olarak sağlıklı beslenme yaklaşımının bir parçası kabul ediliyor.</p>

<p>2026 yılında yayımlanan bu metaanaliz, meyve tüketiminin kan şekeri üzerindeki etkilerinin yalnızca meyvelerin içerdiği doğal şeker miktarı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini hatırlatıyor.</p>

<p>Bilimsel verilerin işaret ettiği temel nokta, diyabet riskinin yönetiminde tek bir besini yasaklamaktan çok, beslenmenin bütününe ve bireysel metabolik özelliklere odaklanmanın önemidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu haber bilimsel araştırma sonuçları hakkında bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Prediyabet, diyabet veya insülin direnci bulunan kişiler, beslenme düzenlerini ve tedavilerini hekimlerinin ve diyetisyenlerinin önerilerine göre planlamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Hong SH, Bae YJ. Effects of Dietary Fruit and Vegetable Consumption on Prediabetes: A Systematic Review and Meta-Analysis. Nutrients. 2026;18(9):1391. DOI: 10.3390/nu18091391.</li>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Standards of Care in Diabetes — Classification and Diagnosis of Diabetes.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/meyve-yemek-kan-sekerini-yukseltir-mi-182-bin-kisilik-arastirmadan-dikkat-ceken-sonuc</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 06:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2317.jpeg" type="image/jpeg" length="17846"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zayıflama İğnesini Bırakanlar Neden Yeniden Kilo Alıyor? Araştırmada İki Yöntem Öne Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ignesini-birakanlar-neden-yeniden-kilo-aliyor-arastirmada-iki-yontem-one-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ignesini-birakanlar-neden-yeniden-kilo-aliyor-arastirmada-iki-yontem-one-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zayıflama iğneleri bırakıldıktan sonra verilen kiloların bir bölümü geri alınabiliyor. Yeni bir araştırma, dijital davranış desteği ve kişiye özel öğünlerin kilo artışını yavaşlatabileceğini gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zayıflama iğneleri bırakıldıktan sonra yeniden kilo alınması, obezite tedavisinin önemli sorunlarından biri olmaya devam ediyor. ABD'de yürütülen yeni bir randomize pilot araştırma, GLP-1 grubu ilaçları bırakan kişilerde dijital davranış desteği ve tıbbi ihtiyaçlara göre hazırlanmış öğünlerin ilk dört aydaki kilo artışını yavaşlatabileceğini ortaya koydu. Ancak her iki yöntemin uygulandığı gruplarda da kilo artışı tamamen önlenemedi.</p>

<p>Obesity Science &amp; Practice dergisinde 7 Ekim 2026'da yayımlanan araştırmaya 39 yetişkin katıldı. Dört aylık takip sonunda standart bakım grubunda başlangıç ağırlığına göre yaklaşık yüzde 10,8 kilo artışı hesaplanırken, dijital destek ve özel öğün gruplarında bu oran yaklaşık yüzde 3,6 oldu. Araştırmacılar, sonuçların umut verici olduğunu ancak küçük katılımcı sayısı nedeniyle kesin tedavi önerisi oluşturmak için yeterli olmadığını vurguladı.</p>

<p>Zayıflama iğnesi bırakılınca neden yeniden kilo alınıyor?</p>

<p>Semaglutid gibi GLP-1 reseptör agonistleri, iştahın düzenlenmesinde ve tokluk hissinin artırılmasında etkili olan hormonal yollar üzerinden çalışıyor. Bu ilaçlar uygun hastalarda besin alımını azaltarak önemli ölçüde kilo kaybı sağlayabiliyor.</p>

<p>Tedavi sonlandırıldığında ise iştah üzerindeki ilaç etkisi zamanla ortadan kalkabiliyor. Kilo kaybının ardından vücudun enerji dengesini korumaya yönelik biyolojik uyum mekanizmaları da yeniden kilo alımını kolaylaştırabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tedavi sırasında verilen kiloların korunması, yalnızca kişinin iradesine bağlı bir mesele değil. Obezitenin kronik ve tekrarlama eğilimi taşıyan yapısı, ilaç sonrasında da sürdürülebilir bir takip planını önemli hâle getiriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmada 39 kişi üç gruba ayrıldı</p>

<p>ABD'deki Tufts Üniversitesi ve UT Southwestern Medical Center araştırmacılarının da yer aldığı çalışma, GLP-1 tedavisi sırasında başlangıç ağırlığının yüzde 10'undan fazlasını kaybetmiş yetişkinler üzerinde yürütüldü.</p>

<p>Katılımcıların tamamı ilaç tedavisini son 30 gün içerisinde bırakmıştı. Ortalama yaş yaklaşık 50, ortalama vücut kitle indeksi ise 31,4 kg/m² olarak bildirildi.</p>

<p>Araştırmada katılımcılar rastgele üç gruba ayrıldı:</p>

<p>• Standart bakım grubu: 14 kişi, hekimlerinin belirlediği olağan bakım ve önerilerle takip edildi.</p>

<p>• Dijital destek grubu: 12 kişi, beslenme ve davranış değişikliğine yönelik bir mobil sağlık uygulamasına erişim sağladı.</p>

<p>• Özel öğün grubu: 13 kişiye, beslenme hedeflerine uygun olarak hazırlanmış haftalık yemek paketleri verildi.</p>

<p>Katılımcıların ağırlıkları dört ay boyunca evde kullanılan bağlantılı dijital tartılarla izlendi.</p>

<p>Araştırmanın temel amacı, sunulan desteklerin uygulanabilirliğini, katılımcıların programa uyumunu ve memnuniyetini değerlendirmekti. Kilo değişimi ise araştırmanın keşif amaçlı incelenen sonuçları arasındaydı.</p>

<p>Dört ayın sonunda kilo artışında belirgin farklılık görüldü</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu, tedavi sonrasında geri alınan kiloların gruplar arasında farklılık göstermesiydi.</p>

<p>İstatistiksel modelin dört aylık kilo değişimi tahminlerine göre:</p>

<p>• Standart bakım grubunda vücut ağırlığı yüzde 10,75 arttı.</p>

<p>• Dijital davranış desteği grubunda artış yüzde 3,60 oldu.</p>

<p>• Kişiye özel hazırlanmış öğünler grubunda artış yüzde 3,58 olarak hesaplandı.</p>

<p>Böylece her iki destek grubunda da standart bakıma kıyasla yaklaşık 7,2 yüzde puan daha düşük ağırlık artışı görüldü.</p>

<p>Bu oranlar, ilaç tedavisi sırasında kaybedilen kiloların ne kadarının geri alındığını değil, araştırmanın başlangıcındaki vücut ağırlığına göre dört aylık değişimi ifade ediyor.</p>

<p>Gruplar arasındaki kilo değişimi farkları istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Önceki ilaç tedavisi sırasında kaybedilen ağırlık ve araştırma başlangıcındaki kilo dikkate alındığında da fark devam etti.</p>

<p>Buna karşılık katılımcıların beslenme kalitesi, algıladıkları sağlık durumu ve program memnuniyeti açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı.</p>

<p>Dijital uygulama kilo kontrolünde nasıl değerlendirildi?</p>

<p>Araştırmada kullanılan dijital sağlık uygulaması, katılımcıların yeme davranışlarını takip etmelerini, hedef belirlemelerini ve günlük alışkanlıklarını düzenlemelerini destekleyen bir sistemdi.</p>

<p>Katılımcılardan uygulamayı her gün en az 15 dakika kullanmaları istendi. Ancak bildirilen gerçek kullanım ortalaması haftada 2,8 gün oldu.</p>

<p>Buna rağmen dijital destek grubunda dört aylık kilo artışı, standart bakım grubundan daha düşük gerçekleşti.</p>

<p>Bu bulgu, ilaç bırakıldıktan sonraki dönemde yapılandırılmış davranış desteğinin yararlı olabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak araştırma, belirli bir mobil uygulamanın bütün hastalarda aynı sonucu sağlayacağını göstermiyor. Etkinin uygulamanın hangi özelliğinden kaynaklandığı da kesin olarak belirlenmiş değil.</p>

<p>Özel hazırlanmış öğünler neden işe yarayabilir?</p>

<p>Araştırmanın diğer müdahalesinde katılımcılara haftada 10 adet tıbbi beslenme hedeflerine uygun hazırlanmış öğün sağlandı.</p>

<p>Bu yemekler, geleneksel hazır öğünlere kıyasla daha kontrollü enerji, doymuş yağ, sodyum ve şeker içeriğine sahip olacak şekilde düzenlendi.</p>

<p>Katılımcılar kendilerine sunulan öğünlerin haftada ortalama sekizini tüketti.</p>

<p>Hazır ve porsiyonları belirlenmiş yemeklerin, günlük beslenme kararlarını kolaylaştırarak enerji alımının kontrolüne katkıda bulunabileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Önemli nokta, araştırmanın belirli bir diyet listesini veya hazır yemek markasını kanıtlanmış çözüm olarak ortaya koymaması.</p>

<p>Çalışmada kullanılan öğünler ve uygulama katılımcılara ücretsiz sağlandı. Bu nedenle söz konusu desteklerin gerçek yaşamda maliyet, erişilebilirlik ve uzun süreli kullanım açısından ne kadar uygulanabilir olduğu henüz bilinmiyor.</p>

<p>Bu iki yöntem verilen kiloların geri alınmasını önlüyor mu?</p>

<p>Hayır. Araştırma, kilo geri alımının tamamen önlendiğini göstermedi.</p>

<p>Dijital destek alan kişilerde de özel öğün tüketen kişilerde de dört aylık süreçte belirli ölçüde kilo artışı görüldü.</p>

<p>Araştırmanın 39 kişiyle yapılması, takip süresinin dört ayla sınırlı kalması ve bazı katılımcıların son tartım verilerinin bulunmaması önemli sınırlamalar arasında.</p>

<p>Ayrıca çalışma gruplarının başlangıç özellikleri tamamen aynı değildi. Örneğin ilaç tedavisiyle daha önce kaybedilen kilo oranı, standart bakım grubunda diğer gruplardan daha yüksekti.</p>

<p>İstatistiksel düzeltmeler sonrasında sonuçların benzer yönde kalması bulguları desteklese de bu büyüklükteki pilot çalışma, uzun dönem etkinliği kesinleştirmeye yeterli değil.</p>

<p>Araştırma, söz konusu yöntemlerin kalp-damar hastalıklarını, diyabet gelişimini veya obeziteyle ilişkili başka sağlık sorunlarını azaltıp azaltmadığını da ortaya koymadı.</p>

<p>Zayıflama ilacını bırakanlar için sonuç ne anlama geliyor?</p>

<p>Araştırmanın temel mesajı, kilo kontrolünün ilaç bırakıldığı gün sona eren bir süreç olarak görülmemesi gerektiği.</p>

<p>GLP-1 tedavisinden sonra beslenme düzeninin sürdürülebilir olması, fiziksel aktivitenin korunması, kilo değişiminin izlenmesi ve ihtiyaç duyulduğunda davranışsal destek sağlanması uzun dönem yönetimin parçaları arasında yer alıyor.</p>

<p>Yeni çalışma özellikle ilk dört aylık dönemde sunulan yapılandırılmış desteğin önemine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak bu bulgular, GLP-1 tedavisini sonlandırmanın herkes için doğru olduğu veya ilaç tedavisi yerine yalnızca mobil uygulama ve öğün programlarının kullanılabileceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Obezite tedavisinde ilaç kullanımı, tedavinin süresi ve sonlandırılması; kişinin sağlık durumu, eşlik eden hastalıkları ve tedaviye verdiği yanıt dikkate alınarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Araştırmacılar şimdi daha büyük katılımcı gruplarında ve daha uzun takip süreleriyle benzer çalışmalar yapılması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Asıl yanıt bekleyen soru, bu desteklerin yalnızca ilaç bırakıldıktan sonraki ilk aylarda mı etkili olduğu, yoksa verilen kiloların yıllarca korunmasına da katkıda bulunup bulunamayacağı.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>GLP-1 grubu ilaçlar hekim değerlendirmesi olmadan bırakılmamalı, yeniden başlanmamalı veya dozları değiştirilmemelidir. Özellikle diyabet tedavisi için bu ilaçları kullanan kişilerde tedavinin kesilmesi kan şekeri kontrolünü etkileyebilir. Tedavi sonrası kilo yönetimi kişisel sağlık durumuna göre hekim tarafından planlanmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Obesity Science &amp; Practice — Hollis-Hansen K. ve arkadaşları, Preventing Weight Regain After Glucagon-Like Peptide-1 Therapy Discontinuation: A Pilot Randomized Controlled Trial — 7 Ekim 2026.</p>

<p>2. Diabetes, Obesity and Metabolism — Shah E. ve arkadaşları, Clinical Management of Weight Regain and Cardiometabolic Consequences After Discontinuation of GLP-1 Receptor Agonists — 2026. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ignesini-birakanlar-neden-yeniden-kilo-aliyor-arastirmada-iki-yontem-one-cikti</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 05:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2312.jpeg" type="image/jpeg" length="77840"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesinin Acı Kaybı: Umay Gül Çimen Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/istinye-universitesi-tip-fakultesinin-aci-kaybi-umay-gul-cimen-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/istinye-universitesi-tip-fakultesinin-aci-kaybi-umay-gul-cimen-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencisi Umay Gül Çimen’in vefatı, tıp camiasında üzüntüyle karşılandı. Genç tıp öğrencisi için Bahçeşehir Liv Hastanesinde anma töreni düzenlenecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dönem 6 öğrencisi Umay Gül Çimen’in vefat ettiğini duyurdu. Hekimlik eğitimini tamamlamaya hazırlanan genç öğrencinin hayatını kaybetmesi, üniversite camiasını yasa boğdu.</p>

<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesinden taziye mesajı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesinin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 6 öğrencilerimizden Umay Gül Çimen’in acı kaybını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.” ifadelerine yer verildi.</p>

<p>Fakülte yönetimi, Çimen’in ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileklerini iletti.</p>

<p>Umay Gül Çimen için anma töreni düzenlenecek</p>

<p>Üniversitenin duyurusuna göre Umay Gül Çimen için 12 Ekim 2026 Pazartesi günü saat 12.00’de Bahçeşehir Liv Hastanesi Konferans Salonu’nda anma töreni gerçekleştirilecek.</p>

<p>Tıp eğitimini tamamlamaya hazırlanıyordu</p>

<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesinin altıncı sınıfında öğrenim gören Umay Gül Çimen, hekimlik mesleğine adım atmaya hazırlanıyordu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/istinye-universitesi-tip-fakultesinin-aci-kaybi-umay-gul-cimen-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 05:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2311.jpeg" type="image/jpeg" length="43112"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Mehmet Yazıcı Hayatını Kaybetti: Kimdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-mehmet-yazici-hayatini-kaybetti-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-mehmet-yazici-hayatini-kaybetti-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinin kurucu başkanı, muhasebe ve finans akademisyeni Prof. Dr. Mehmet Yazıcı hayatını kaybetti. Karadeniz Teknik Üniversitesinin yükseköğretim geçmişinde önemli bir yere sahip olan Yazıcı, 13 Ekim’de İstanbul’da son yolculuğuna uğurlanacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Prof. Dr. Mehmet Yazıcı Hayatını Kaybetti: Kimdir, Akademik Hayatı ve Çalışmaları</p>

<p>Trabzon İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinin kurucu başkanı, muhasebe ve finans alanında çalışmalar yürüten Prof. Dr. Mehmet Yazıcı hayatını kaybetti. Trabzon’da yükseköğretimin gelişmesinde görev alan Yazıcı’nın vefatı, akademi camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>1933 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesinde dünyaya gelen Yazıcı, İstanbul’da başladığı yükseköğreniminin ardından Avusturya’da akademik çalışmalarını sürdürdü. 1979 yılında Trabzon İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinin kuruluşunda üstlendiği görev, meslek yaşamının belirleyici dönemlerinden biri oldu.</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Yazıcı kimdir?</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Yazıcı, 1933 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesine bağlı Çimenli köyünde doğdu. Eğitim hayatını ticaret ve ekonomi alanında sürdüren Yazıcı, Samsun Ticaret Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okuluna girdi.</p>

<p>1951-1952 öğretim yılında başladığı yükseköğrenimi sırasında muhasebecilik yaparak çalışma hayatına da katıldı. İstanbul Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulunun Banka Muhasebe Uzmanlık Bölümünden 9 Şubat 1955 tarihinde mezun oldu.</p>

<p>Muhasebe alanındaki eğitimi, sonraki yıllarda sürdüreceği akademik çalışmaların temelini oluşturdu.</p>

<p>İstanbul’dan Viyana’ya uzanan akademik eğitim</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Yazıcı, yükseköğreniminin ardından Avusturya’ya giderek Viyana’da ekonomi, ticaret ve muhasebe alanındaki eğitim ve araştırma faaliyetlerine katıldı.</p>

<p>1957 yılında Prof. Dr. Edmund Grünsteidl başkanlığındaki Teknoloji ve Malbilgisi Enstitüsünde Türk fındıkları üzerine hazırladığı seminer çalışmasını sundu.</p>

<p>1959 yılında Viyana’daki akademik çalışmalarını sürdürürken ticari muhasebe alanındaki sınavlarda da yer aldı. Bu dönem, Yazıcı’nın muhasebe ve işletme bilimleri alanındaki uluslararası eğitim deneyiminin bir parçasını oluşturdu.</p>

<p>Trabzon İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinin kurucu başkanı oldu</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Yazıcı’nın akademik yaşamındaki önemli görevlerden biri, Trabzon İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinin kuruluşunda üstlendiği sorumluluktu.</p>

<p>Yazıcı, 12 Nisan 1979 tarihinde akademinin kurucu başkanı seçildi. Trabzon’da iktisadi ve ticari bilimler alanında yükseköğretim verilmesi amacıyla oluşturulan kurumun akademik ve idari yapılanmasında görev aldı.</p>

<p>Trabzon İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi, 10 Aralık 1979 tarihinde öğretime başladı. Kurumun ilk öğretim yılının açılış konuşmasını Prof. Dr. Mehmet Yazıcı yaptı.</p>

<p>Yazıcı, açılış konuşmasında yükseköğretim kurumlarının Türkiye’nin farklı bölgelerine yayılmasının önemini vurguladı. Akademinin daha fazla öğretim elemanı, gelişmiş eğitim programları ve güçlü bir akademik kadroyla büyümesi gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Kuruluş döneminde sınırlı akademik ve idari kadroyla faaliyete başlayan akademi, ilerleyen yıllarda Karadeniz Teknik Üniversitesinin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi yapılanmasına dönüştü.</p>

<p>Karadeniz Teknik Üniversitesinin akademik geçmişindeki yeri</p>

<p>Trabzon İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinin kuruluşu, Karadeniz Bölgesi’nde ekonomi ve işletme alanındaki yükseköğretimin gelişmesinde önemli bir aşama oldu.</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Yazıcı, akademinin kuruluş sürecinde eğitim programlarının oluşturulması, akademik kadronun geliştirilmesi ve kurumun öğretime hazırlanması çalışmalarında sorumluluk üstlendi.</p>

<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, 2021 yılında öğretimde 42. yılını kutlarken kuruluş sürecine katkıda bulunan isimler arasında Prof. Dr. Mehmet Yazıcı’ya özel olarak yer verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fakültenin yıllar içinde çok sayıda bölüm, öğretim elemanı ve öğrenciye ulaşan akademik yapısının temelleri, 1979 yılında başlatılan bu yükseköğretim girişimiyle atıldı.</p>

<p>Muhasebe ve finans alanındaki mesleki çalışmaları</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Yazıcı, akademik kimliğini muhasebe ve finans alanındaki eğitim ve çalışmalar üzerine kurdu.</p>

<p>Ticaret okulu eğitimi, banka muhasebesi alanındaki uzmanlık öğrenimi ve Viyana’daki akademik deneyimi, mesleki gelişiminin başlıca aşamalarını oluşturdu.</p>

<p>Yazıcı’nın yükseköğretim yöneticiliğinde üstlendiği görevler de ekonomi, ticaret ve işletme bilimlerinin üniversite düzeyinde öğretilmesine yönelik çalışmalarla bağlantılıydı.</p>

<p>Trabzon’da kurulan akademinin ilk başkanı olarak yürüttüğü faaliyetler, meslek yaşamının kurumsal yönünü öne çıkardı.</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Yazıcı’nın cenazesi İstanbul’da defnedilecek</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Yazıcı’nın vefatı 11 Ekim 2026 tarihinde duyuruldu.</p>

<p>Cenazesinin 13 Ekim 2026 Salı günü öğle namazının ardından İstanbul’un Sarıyer ilçesindeki Emirgan Camii’nden kaldırılacağı bildirildi.</p>

<p>Yazıcı’nın cenazesi, kılınacak cenaze namazının ardından Aşiyan Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Yazıcı, Trabzon İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinin kuruluşunda üstlendiği görev ve muhasebe alanındaki akademik çalışmalarıyla Türkiye’nin yükseköğretim tarihinde yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-mehmet-yazici-hayatini-kaybetti-kimdir</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 05:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2306.jpeg" type="image/jpeg" length="25260"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Jandarma 135 Subay Alacak: Tabip ve Diş Tabibi Alımında KPSS Şartı Aranmayacak]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/jandarma-135-subay-alacak-tabip-ve-dis-tabibi-aliminda-kpss-sarti-aranmayacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/jandarma-135-subay-alacak-tabip-ve-dis-tabibi-aliminda-kpss-sarti-aranmayacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Jandarma Genel Komutanlığı, 2027 yılı için 135 muvazzaf subay alımı yapacak. İki tabip ve iki diş tabibi kadrosuna KPSS ve ALES şartı olmadan başvurulabilecek. Başvurular 12-26 Ekim 2026 tarihlerinde alınacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Jandarma Genel Komutanlığı, 2027 yılı muvazzaf subay temini kapsamında farklı meslek gruplarından toplam 135 personel alımı gerçekleştirecek. Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı tarafından yayımlanan ilana göre, başvurular 12 Ekim 2026 tarihinde başlayacak ve 26 Ekim 2026 saat 23.59’da sona erecek.</p>

<p>Alım yapılacak branşlar arasında jandarma, istihkam, muhabere, ikmal, bakım, maliye, mühendislik, öğretmenlik, veterinerlik, hukuk, tabiplik ve diş tabipliği bulunuyor.</p>

<p>TABİP VE DİŞ TABİPLERİNE KPSS ŞARTSIZ SUBAYLIK İMKÂNI</p>

<p>İlanın sağlık meslek mensuplarını ilgilendiren bölümünde tabip ve diş tabibi kadroları dikkat çekiyor.</p>

<p>Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde görevlendirilmek üzere iki tabip ve iki diş tabibi alınacak.</p>

<p>Tabip kadrosu için iki erkek, diş tabibi kadrosu için ise bir erkek ve bir kadın kontenjanı ayrıldı.</p>

<p>İlanda yer alan düzenlemeye göre, tabip ve diş tabibi branşlarına başvuracak adaylardan KPSS ve ALES puanı istenmeyecek.</p>

<p>Ancak adayların ilgili yükseköğretim programlarından mezun olmaları, yaş ve sağlık şartlarını taşımaları ve başvuru kılavuzunda belirtilen diğer koşulları karşılamaları gerekiyor.</p>

<p>135 SUBAY ALINACAK</p>

<p>2027 yılı muvazzaf subay temini kapsamında toplam 135 kişilik kontenjan belirlendi.</p>

<p>Kontenjanların 116'sı erkek, 12'si kadın adaylara ayrılırken, şehit veya vazife malulü kapsamındaki adaylar için altısı erkek ve biri kadın olmak üzere yedi ek kontenjan oluşturuldu.</p>

<p>En yüksek kontenjan 79 kişiyle jandarma branşına ayrıldı.</p>

<p>Diğer branşlarda ise istihkam için 11, muhabere için 10, ikmal için bir, bakım için yedi, maliye için iki, inşaat mühendisliği için iki, veterinerlik için bir ve hukuk için dört kişilik kontenjan bulunuyor.</p>

<p>Öğretmenlik branşlarında beden eğitimi, rehberlik, hukuk, İngilizce, İtalyanca ve Fransızca alanlarında da subay alımı yapılacak.</p>

<p>BAŞVURU İÇİN YAŞ ŞARTI AÇIKLANDI</p>

<p>Başvuru yapacak adayların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaları ve kılavuzda belirtilen en az dört yıllık lisans programlarından mezun olmaları gerekiyor.</p>

<p>Lisans mezunları için 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla 27 yaşını bitirmemiş olma şartı aranacak. Buna göre 1 Ocak 1999 ve sonrasında doğan adaylar başvurabilecek.</p>

<p>Lisansüstü öğrenimini tamamlayan adaylar için ise yaş sınırı 32 olarak belirlendi. Bu kapsamda 1 Ocak 1994 ve sonrasında doğan adaylar başvuru yapabilecek.</p>

<p>Ayrıca adayların güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumlu sonuçlanması, sağlık yönünden gerekli koşulları karşılaması ve kılavuzda belirtilen diğer şartları taşıması gerekiyor.</p>

<p>BAŞVURULAR SADECE İNTERNET ÜZERİNDEN YAPILACAK</p>

<p>Jandarma Genel Komutanlığı 2027 yılı muvazzaf subay alımı başvuruları, 12-26 Ekim 2026 tarihleri arasında Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Personel Temin Sistemi üzerinden gerçekleştirilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başvuru adresi:</p>

<p>https://personeltemin.jandarma.gov.tr</p>

<p>Adaylar sisteme e-Devlet üzerinden giriş yapabilecek. Posta yoluyla veya şahsen yapılan başvurular kabul edilmeyecek.</p>

<p>Başvuruların değerlendirilmesinin ardından sınavlara katılmaya hak kazanan aday listeleri, sınav merkezleri, sınav tarihleri ve uygulama esasları Personel Temin Sistemi üzerinden duyurulacak.</p>

<p>TABİP VE DİŞ TABİBİ ADAYLARI KILAVUZU İNCELEMELİ</p>

<p>Tabip ve diş tabibi kadrolarında KPSS ve ALES şartı aranmaması, bu alanlardan mezun olan adaylar açısından önemli bir başvuru imkânı oluşturuyor.</p>

<p>Bununla birlikte puan şartının bulunmaması, adayların diğer değerlendirme ve seçim aşamalarından muaf oldukları anlamına gelmiyor.</p>

<p>Başvuru yapacak adayların mezuniyet, yaş, sağlık, güvenlik soruşturması ve sınav süreçlerine ilişkin bütün koşulları resmî başvuru kılavuzundan kontrol etmeleri gerekiyor.</p>

<p>Kaynak: İçişleri Bakanlığı Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı, 2027 Yılı Muvazzaf Subay Temin İlanı (10516/1-1).</p>

<p>Not: Haber, paylaşılan ilan metni esas alınarak hazırlanmıştır. 2027 yılına ait ilan, resmî kurum sitesinde bağımsız olarak henüz doğrulanamamıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/jandarma-135-subay-alacak-tabip-ve-dis-tabibi-aliminda-kpss-sarti-aranmayacak</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 04:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2304.jpeg" type="image/jpeg" length="44323"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Günde Birden Fazla Şekerli İçecek Tüketenlerde Mide Kanseri Riski 2,45 Kat Yüksek Bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gunde-birden-fazla-sekerli-icecek-tuketenlerde-mide-kanseri-riski-245-kat-yuksek-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gunde-birden-fazla-sekerli-icecek-tuketenlerde-mide-kanseri-riski-245-kat-yuksek-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[112 binden fazla kişinin incelendiği araştırmada, günlük şekerli içecek tüketimi daha yüksek mide kanseri riskiyle ilişkili bulundu. Bulgular dikkat çekici olsa da doğrudan neden-sonuç ilişkisi kanıtlanmadı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Şekerli içeceklerin düzenli tüketimi, mide kanseri gelişme olasılığının artmasıyla ilişkili olabilir. ABD'de 112 bin 284 kişinin verileriyle yürütülen geniş kapsamlı bir araştırmada, günde bir porsiyondan fazla şekerle tatlandırılmış içecek tüketenlerde mide kanseri riskinin, bu içecekleri neredeyse hiç tüketmeyenlere göre 2,45 kat yüksek olduğu belirlendi.</p>

<p>Gastro Hep Advances dergisinde 17 Ağustos 2026'da yayımlanan araştırma, şekerli içeceklerle mide kanseri arasındaki olası ilişkiye yönelik önemli bulgular ortaya koydu. Ancak çalışma gözlemsel olarak yürütüldüğü için şekerli içeceklerin doğrudan mide kanserine neden olduğu sonucuna varılamıyor.</p>

<p>112 Bin Kişinin Verileri İncelendi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Massachusetts General Hospital, Harvard Medical School ve diğer akademik kurumlardan araştırmacıların gerçekleştirdiği çalışmada, ABD'de uzun yıllardır sürdürülen iki büyük araştırmanın verileri değerlendirildi.</p>

<p>Nurses' Health Study ve Health Professionals Follow-up Study adlı araştırmalardan elde edilen bilgiler kapsamında 68 bin 311 kadın ve 42 bin 973 erkek incelendi.</p>

<p>Katılımcıların beslenme alışkanlıkları belirli aralıklarla kaydedildi. Araştırmacılar, özellikle şekerle tatlandırılmış ve yapay tatlandırıcı içeren içeceklerin tüketimi ile mide kanseri gelişimi arasındaki ilişkiye odaklandı.</p>

<p>Toplam 3 milyon 204 bin 1 kişi-yıllık izlem süresinde 278 mide kanseri vakası tespit edildi. Bunların 140'ı kadınlarda, 138'i erkeklerde görüldü.</p>

<p>Şekerli İçecek Tüketenlerde Risk 2,45 Kat Yüksek Bulundu</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonucu, yüksek miktarda şekerli içecek tüketen grupta ortaya çıktı.</p>

<p>Günde bir porsiyondan fazla şekerle tatlandırılmış içecek tüketen kişilerde mide kanseri gelişme riski, ayda bir porsiyondan az tüketenlerle karşılaştırıldığında 2,45 kat yüksek bulundu.</p>

<p>Araştırmada bir porsiyon yaklaşık 237 mililitre olarak tanımlandı. Bu miktar, standart bir su bardağından biraz fazlasına karşılık geliyor.</p>

<p>Sonuçlar; yaş, sigara kullanımı, alkol tüketimi, vücut kitle indeksi, fiziksel aktivite ve diğer beslenme alışkanlıkları gibi çeşitli değişkenler dikkate alınarak hesaplandı.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım bulunuyor. Riskin 2,45 kat yüksek olması, her gün şekerli içecek tüketen kişilerin yüzde 245'inin mide kanseri olacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu değer, karşılaştırılan iki grup arasındaki göreli risk düzeyini ifade ediyor. Araştırmada toplam 278 mide kanseri vakasının görülmüş olması da bireylerin mutlak riskinin yorumlanmasında dikkate alınması gereken önemli bir ayrıntı.</p>

<p>Hangi İçecekler Araştırmaya Dahil Edildi?</p>

<p>Bilim insanları şekerle tatlandırılmış içecekleri belirli kategoriler altında değerlendirdi.</p>

<p>Bu grupta normal şekerli gazlı içecekler, şeker eklenmiş meyveli içecekler, limonatalar ve spor içecekleri yer aldı.</p>

<p>Araştırma, bütün meyvelerin veya ilave şeker içermeyen içeceklerin aynı riskle ilişkili olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Özellikle şeker ilave edilmiş ürünlerle doğal olarak şeker içeren besinlerin aynı kategoride değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Diyet İçeceklerde Aynı İlişki Görülmedi</p>

<p>Araştırmacılar, yapay tatlandırıcı içeren düşük kalorili gazlı içecekleri de ayrıca inceledi.</p>

<p>Şekerli içeceklerden farklı olarak, bu ürünlerin tüketimi ile mide kanseri görülme sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.</p>

<p>Ancak bu sonuç, yapay tatlandırıcıların tümüyle güvenli olduğunun veya her türlü kanser riskinden bağımsız bulunduğunun kanıtı değil.</p>

<p>Çalışma yalnızca incelenen içecek grupları ve mide kanseri açısından sonuç sunuyor. Farklı tatlandırıcıların uzun dönem sağlık etkilerinin değerlendirilmesi ise ayrı araştırmalar gerektiriyor.</p>

<p>Şekerli İçecekler Mide Kanseri Riskini Neden Etkileyebilir?</p>

<p>Şekerli içeceklerle mide kanseri arasındaki ilişkinin biyolojik mekanizması henüz kesin olarak açıklanmış değil.</p>

<p>Araştırmacılar, yüksek şeker tüketiminin kilo artışı, insülin direnci, kronik inflamasyon ve bağırsak mikrobiyotasındaki değişiklikler gibi süreçlerle bağlantılı olabileceğini değerlendiriyor.</p>

<p>Bu mekanizmaların bazıları kanser gelişimi açısından biyolojik olarak anlamlı kabul edilse de araştırmada söz konusu süreçlerin mide kanserine doğrudan yol açtığı gösterilmedi.</p>

<p>Çalışmada toplam fruktoz tüketimiyle mide kanseri arasında da pozitif bir ilişki gözlendi. Ancak bu bulgu, fruktozun tek başına mide kanserine neden olduğunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Önceki Araştırmalar Aynı Sonucu mu Gösteriyor?</p>

<p>Şekerli içeceklerle mide kanseri arasındaki ilişkiye dair bilimsel veriler henüz bütünüyle tutarlı değil.</p>

<p>Japonya'da 74 bin 455 kişi üzerinde yürütülen ve 2023 yılında European Journal of Clinical Nutrition dergisinde yayımlanan bir araştırmada, şekerli içecek tüketimi ile mide kanseri arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştı.</p>

<p>Bu araştırmada incelenen içeceklerin kapsamı ve katılımcı özellikleri, ABD'deki çalışmadan farklıydı.</p>

<p>Eylül 2026'da yayımlanan StoP Project verilerine dayalı bir bilimsel kongre özetinde ise 17 araştırmanın birleştirilmiş analizinde şekerli meşrubat tüketimi arttıkça mide kanseriyle ilişkinin güçlendiği bildirildi.</p>

<p>Bununla birlikte kongre özeti düzeyindeki bulguların, ayrıntılı yöntem ve sonuçları içeren tam araştırma yayınlarıyla aynı kapsamda değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Yeni sonuçlar, şekerli içecek tüketiminin mide kanseri açısından daha ayrıntılı araştırılması gerektiğini destekliyor.</p>

<p>Araştırmanın Önemli Sınırlamaları Var</p>

<p>Araştırmanın geniş katılımcı sayısı ve uzun takip süresi önemli güçlü yönlerini oluşturuyor. Buna karşılık mide kanseri tanısı alan kişi sayısı 278 ile sınırlı kaldı.</p>

<p>Katılımcıların büyük bölümünün beyaz Amerikalı sağlık çalışanlarından oluşması, sonuçların bütün toplumlara doğrudan uygulanmasını güçleştiriyor.</p>

<p>Çalışmada mide kanserinin önemli nedenlerinden biri olan Helicobacter pylori enfeksiyonu hakkında bütün katılımcıları kapsayan ayrıntılı veri bulunmuyordu.</p>

<p>Ayrıca ailede mide kanseri öyküsü, daha önce yapılan endoskopik incelemeler ve tümörün mide içindeki yerleşimi gibi konularda da veri sınırlılıkları vardı.</p>

<p>Bu nedenle araştırma, önemli bir ilişki ortaya koysa da mide kanserindeki risk artışının yalnızca şekerli içeceklere bağlanmasına izin vermiyor.</p>

<p>Mide Kanserinden Korunmada Asıl Risk Faktörleri Neler?</p>

<p>Mide kanserinin gelişiminde tek bir beslenme alışkanlığından çok sayıda çevresel, mikrobiyolojik ve bireysel faktör rol oynuyor.</p>

<p>Helicobacter pylori enfeksiyonu, mide kanseri açısından en önemli ve iyi tanımlanmış risk faktörlerinden biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Sigara kullanımı, ileri yaş, aile öyküsü ve bazı beslenme alışkanlıkları da risk değerlendirmesinde önem taşıyor.</p>

<p>Şekerli içecek tüketimini azaltmak, genel beslenme sağlığı açısından desteklenen bir yaklaşım. Ancak mevcut araştırma, yalnızca bu içecekleri bırakmanın mide kanserini önleyeceğini göstermiyor.</p>

<p>Özellikle ailede mide kanseri öyküsü bulunan veya Helicobacter pylori enfeksiyonu açısından risk taşıyan kişilerin değerlendirilmesi, yalnızca içecek tercihleri üzerinden yapılmamalı.</p>

<p>Şekerli İçecekleri Azaltmak Mide Kanseri Riskini Düşürür mü?</p>

<p>Bu sorunun kesin yanıtı henüz bilinmiyor.</p>

<p>Araştırma, yüksek tüketim ile artmış mide kanseri riski arasında ilişki bulunduğunu gösteriyor. Ancak tüketimin azaltılmasıyla kanser riskinin ne kadar düşeceğini ölçen bir müdahale çalışması değil.</p>

<p>Buna rağmen şekerle tatlandırılmış içeceklerin sınırlandırılması, fazla enerji alımını azaltmak ve daha sağlıklı beslenme alışkanlıkları oluşturmak bakımından anlamlı bir tercih.</p>

<p>Araştırmanın ortaya koyduğu temel mesaj, günlük içecek tüketiminin de uzun dönem sağlık araştırmalarında dikkate alınması gerektiği.</p>

<p>Mide kanserine ilişkin bu yeni bulguların farklı ülkelerde, farklı beslenme alışkanlıklarına sahip topluluklarda ve daha fazla kanser vakası içeren araştırmalarla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu araştırma bireysel mide kanseri riskini hesaplamak veya hastalık tanısı koymak amacıyla kullanılamaz. Nedeni açıklanamayan kilo kaybı, sürekli mide şikâyetleri, yutma güçlüğü, kanlı kusma veya siyah dışkılama gibi belirtilerde tıbbi değerlendirme gerekir. Kanlı kusma ve siyah dışkılama acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Gastro Hep Advances — Gweon ve arkadaşları, Association Between Sugar-Sweetened and Artificially Sweetened Beverage Intake and Gastric Cancer Incidence — 17 Ağustos 2026</p>

<p>2. European Journal of Clinical Nutrition — Sugary Drink Consumption and the Subsequent Risk of Gastric Cancer: The Japan Public Health Center-Based Prospective Study — 2023</p>

<p>3. Epidemiology, Biostatistics, and Public Health — Santucci ve arkadaşları, Sugar-Sweetened Soft Drinks Consumption and Gastric Cancer: Results From the StoP Project — Kongre özeti, 22 Eylül 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gunde-birden-fazla-sekerli-icecek-tuketenlerde-mide-kanseri-riski-245-kat-yuksek-bulundu</guid>
      <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 20:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2296.jpeg" type="image/jpeg" length="36175"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Memuriyette Arşiv Araştırması: Nelere Bakılıyor, Kaç Gün Sürüyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/memuriyette-arsiv-arastirmasi-nelere-bakiliyor-kac-gun-suruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/memuriyette-arsiv-arastirmasi-nelere-bakiliyor-kac-gun-suruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Memuriyette arşiv araştırmasında hangi kayıtlar inceleniyor? Sabıka kaydı temiz olan elenebilir mi? Eski davalar, aile geçmişi, HAGB ve 30 iş günü kuralının ayrıntıları.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kamu kurumlarına ilk kez veya yeniden atanacak kişilerin geçirdiği arşiv araştırması, memur adayları açısından atama sürecinin önemli aşamalarından birini oluşturuyor. KPSS ile yerleşen adaylar, sağlık personeli, mühendisler, teknikerler, büro personeli ve diğer kamu görevlileri, özellikle geçmiş adli kayıtlarının atamalarını etkileyip etkilemeyeceğini merak ediyor.</p>

<p>7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu, arşiv araştırmasında hangi bilgilerin incelenebileceğini düzenliyor. 3 Haziran 2022’de yürürlüğe giren uygulama yönetmeliği ise araştırmanın yürütülmesi, sonuçların değerlendirilmesi ve sürelerle ilgili hükümler içeriyor.</p>

<p>Arşiv araştırmasının yalnızca sabıka kaydına bakılmasından ibaret olmaması, adayların en çok dikkat etmesi gereken ayrıntılar arasında bulunuyor.</p>

<p>Arşiv araştırması nedir?</p>

<p>Arşiv araştırması, kamu görevine atanacak kişinin kanunda belirtilen adli ve idari bilgilerinin mevcut resmî kayıtlardan incelenmesi işlemidir.</p>

<p>Araştırmanın amacı, adayın atanacağı kamu görevi bakımından önem taşıyan kayıtların belirlenmesi ve ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilmesidir.</p>

<p>Arşiv araştırması, güvenlik soruşturmasıyla aynı işlem değildir. Güvenlik soruşturması daha geniş kapsamlıdır ve yalnızca kanunda belirtilen görevler için arşiv araştırmasına ek olarak yapılır.</p>

<p>Arşiv araştırmasında nelere bakılıyor?</p>

<p>7315 sayılı Kanun’un 4. maddesine göre arşiv araştırmasında beş temel başlık inceleniyor:</p>

<ol>
 <li>Kişinin adli sicil kaydı.</li>
 <li>Kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığı.</li>
 <li>Hakkında herhangi bir tahdit bulunup bulunmadığı.</li>
 <li>Kesinleşmiş mahkeme kararları, kanunda belirtilen ceza muhakemesi kararları ile devam eden veya sonuçlanmış soruşturma ve kovuşturmalardaki olgular.</li>
 <li>Kamu görevinden çıkarılma veya kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası bulunup bulunmadığı.</li>
</ol>

<p>Dolayısıyla araştırmanın kapsamı, e-Devlet üzerinden alınabilen standart adli sicil belgesinden daha geniş.</p>

<p>Ancak bir kaydın araştırmada görülmesi, adayın otomatik olarak eleneceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kimlere arşiv araştırması yapılıyor?</p>

<p>7315 sayılı Kanun’a göre ilk defa veya yeniden memuriyete ya da kamu görevine atanacak kişiler hakkında arşiv araştırması yapılıyor.</p>

<p>Bu kapsamda kamu kurumlarına atanacak öğretmenler, sağlık personeli, mühendisler, teknisyenler, teknikerler, büro personeli ve diğer kamu görevlileri yer alabiliyor.</p>

<p>Belirli görevler için arşiv araştırmasına ek olarak güvenlik soruşturması da uygulanıyor.</p>

<p>Adayın tabi olduğu inceleme türünün belirlenmesinde atanacağı kadronun niteliği ve ilgili mevzuat önem taşıyor.</p>

<p>Arşiv araştırması kaç gün sürüyor?</p>

<p>Uygulama yönetmeliğinin 11. maddesine göre arşiv araştırmasının sonucu, talebin araştırmayı yapacak ilgili birime ulaşmasından itibaren en geç 30 iş günü içinde talep eden kuruma bildirilmelidir.</p>

<p>Bu süre 30 takvim günü anlamına gelmiyor. Hafta sonları ve resmî tatiller iş günü hesabında dikkate alınmıyor.</p>

<p>Üstelik 30 iş günlük süre, adayın kamu görevine mutlaka bu süre sonunda başlatılacağı anlamına da gelmiyor.</p>

<p>Araştırma sonucunun ilgili kuruma bildirilmesinin ardından değerlendirme ve atama işlemleri ayrıca yürütülebiliyor.</p>

<p>Adli sicil kaydı temiz olan kişi arşiv araştırmasından elenebilir mi?</p>

<p>Evet, adli sicil kaydının temiz olması arşiv araştırmasında hiçbir bilginin çıkmayacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Çünkü arşiv araştırmasında yalnızca kesinleşmiş mahkûmiyetler değil, kanunda belirtilen diğer kararlar ve soruşturma veya kovuşturmalara ilişkin olgular da incelenebiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte kaydın bulunması ile kişinin kamu görevine atanmasına engel oluşturması farklı konular.</p>

<p>Olumsuz kararın hukuka uygunluğu, somut kayıtların niteliğine, görevin özelliklerine ve ilgili kanunlara göre değerlendiriliyor.</p>

<p>Arşiv araştırmasında aile bireylerine bakılır mı?</p>

<p>Anne, baba, kardeş veya eşin sabıka kaydının otomatik olarak adayın arşiv araştırmasına dahil edilmesi, 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinde düzenlenen inceleme başlıkları arasında bulunmuyor.</p>

<p>Arşiv araştırması esas olarak kişinin kendi kayıtlarına dayanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla bir aile üyesinin geçmişte suç işlemiş olması, tek başına adayın memuriyete alınmamasını gerektiren bir durum olarak kabul edilemez.</p>

<p>Güvenlik soruşturmasına da tabi olan belirli görevlerde farklı araştırma konuları gündeme gelebilse de kişinin yalnızca akrabalık ilişkisi nedeniyle suçlu veya göreve uygunsuz sayılması hukuken ayrı bir sorundur.</p>

<p>Hakkında takipsizlik kararı verilen kişi memur olabilir mi?</p>

<p>Kovuşturmaya yer olmadığı, yaygın adıyla takipsizlik kararı, kişinin kesinleşmiş bir mahkûmiyetinin bulunduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Arşiv araştırmasında sonuçlanmış soruşturmalara ilişkin kanunun izin verdiği olguların incelenmesi mümkün olabilir.</p>

<p>Ancak geçmişte hakkında şikâyet veya soruşturma bulunması, tek başına kişinin suç işlediğinin kanıtı değildir.</p>

<p>Bu nedenle takipsizlik kararı bulunan adaylar hakkında yapılacak değerlendirmelerde masumiyet karinesi, somut verilerin niteliği ve göreve uygunluk ölçütleri önem taşır.</p>

<p>HAGB kararı arşiv araştırmasında çıkar mı?</p>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmüyle aynı hukuki sonucu doğurmaz.</p>

<p>Bununla birlikte 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili hükümleri kapsamında alınmış bazı kararların arşiv araştırmasında tespit edilmesine imkân tanıyor.</p>

<p>Bu nedenle HAGB kararı bulunan bir kişinin arşiv araştırmasında ilgili verilerin gündeme gelmesi mümkün.</p>

<p>Ancak HAGB kararı bulunan herkesin memuriyetten eleneceği yönünde genel bir kural bulunmuyor. Suçun niteliği, kararın hukuki durumu, görevin özel şartları ve somut olay birlikte değerlendirilmeli.</p>

<p>Eski mahkeme kararları arşiv araştırmasında görülür mü?</p>

<p>Kanun, kesinleşmiş mahkeme kararlarını araştırma kapsamında açıkça sayıyor.</p>

<p>Bu nedenle kişinin yıllar önce sonuçlanmış bir ceza davası bulunması durumunda, ilgili kaydın hukuken erişilebilir olması şartıyla incelemeye konu edilmesi mümkün.</p>

<p>Ancak eski bir mahkeme kararının varlığı, her durumda memuriyete engel olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesi ile başvurulan mesleğin özel hükümleri ayrıca dikkate alınır.</p>

<p>Arşiv araştırmasında silinmiş sabıka kayıtlarına bakılır mı?</p>

<p>Adli sicil kaydının silinmesi, arşive alınması ve ilgili mahkeme kararının hukuki sonuçları birbirinden farklıdır.</p>

<p>Adli sicilden silinen bir bilginin hangi şartlarda arşiv kaydında tutulabileceği ve kimler tarafından görülebileceği, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu ile düzenleniyor.</p>

<p>Bu nedenle e-Devlet üzerinden alınan adli sicil belgesinde kayıt görünmemesi, başka hiçbir hukuken erişilebilir kaydın bulunmadığını kesin olarak göstermez.</p>

<p>Ancak yetkili kurumların her türlü geçmiş veriye sınırsız erişebileceği de söylenemez. Erişim ve değerlendirme yasal koşullara tabidir.</p>

<p>İcra dosyası veya banka borcu arşiv araştırmasını etkiler mi?</p>

<p>Kredi kartı borcu, banka kredisi, icra takibi veya başka bir özel hukuk borcu, 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinde bağımsız bir arşiv araştırması konusu olarak sayılmıyor.</p>

<p>Dolayısıyla yalnızca kredi borcu bulunması, kendiliğinden memuriyetten elenme nedeni değildir.</p>

<p>Ancak dolandırıcılık veya sahtecilik gibi suçlarla bağlantılı adli kayıtlar bulunuyorsa bunların hukuki durumu ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Borçlu olmak ile suç işlemek birbirinden farklıdır.</p>

<p>Sosyal medya hesapları arşiv araştırmasında inceleniyor mu?</p>

<p>Standart arşiv araştırmasının kanunda sayılan konuları arasında sosyal medya hesaplarının genel olarak taranması bulunmuyor.</p>

<p>Arşiv araştırması, belirlenen resmî kayıtlara dayanıyor.</p>

<p>Bununla birlikte bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle yürütülmüş adli soruşturma, kovuşturma veya verilmiş mahkeme kararı varsa, bu süreçle ilgili kanunen araştırılabilecek olgular gündeme gelebilir.</p>

<p>Dolayısıyla sosyal medya paylaşımının doğrudan incelenmesi ile paylaşım hakkında oluşmuş hukuki kaydın araştırılması aynı şey değildir.</p>

<p>Otel kayıtları, telefon konuşmaları ve mesajlar inceleniyor mu?</p>

<p>Arşiv araştırması, adayın özel hayatının tamamının incelenmesine yönelik sınırsız bir yetki vermiyor.</p>

<p>Telefon görüşmeleri, özel mesajlar, otel kayıtları veya kişisel ilişkilerin genel olarak araştırılması, kanunun arşiv araştırması için saydığı beş temel başlık arasında bulunmuyor.</p>

<p>Bu tür verilere erişim için ayrı yasal yetkiler ve usuller gerekli olabilir.</p>

<p>Arşiv araştırması ile belirli görevler için yapılan daha kapsamlı güvenlik soruşturmasının birbirine karıştırılmaması gerekiyor.</p>

<p>Geçmişte gözaltına alınmak arşiv araştırmasında sorun oluşturur mu?</p>

<p>Gözaltına alınmak, kişinin suçlu olduğunun kesinleştiği anlamına gelmez.</p>

<p>Bununla birlikte gözaltı işlemiyle bağlantılı yürütülen soruşturma veya kovuşturmaya ilişkin kanunun izin verdiği olgular, arşiv araştırması kapsamında gündeme gelebilir.</p>

<p>Böyle bir geçmişin tek başına otomatik ret sonucunu doğurması hukuken kabul edilmiş genel bir kural değildir.</p>

<p>Önemli olan elde edilen verilerin niteliği ve bunların ilgili kamu görevi bakımından hukuken nasıl değerlendirildiğidir.</p>

<p>Arşiv araştırmasını hangi kurum yapıyor?</p>

<p>Arşiv araştırması, 7315 sayılı Kanun’da yetkilendirilen birimler tarafından yürütülüyor.</p>

<p>Uygulama yönetmeliğine göre kamu kurumlarının talebi üzerine gerçekleştirilen arşiv araştırması, Emniyet Genel Müdürlüğü ve/veya mahallî mülki idare amirlikleri tarafından yapılıyor. Cumhurbaşkanlığının taleplerine ilişkin özel hükümler bulunuyor.</p>

<p>Araştırma sonucunda elde edilen bilgiler, atamayı yapacak kurum bünyesindeki Değerlendirme Komisyonuna iletiliyor.</p>

<p>Arşiv araştırmasında son kararı kim veriyor?</p>

<p>Araştırmayı gerçekleştiren birimin bilgi toplaması ile atama hakkında karar verilmesi farklı aşamalar.</p>

<p>Elde edilen bilgiler, ilgili kamu kurumunun Değerlendirme Komisyonu tarafından inceleniyor.</p>

<p>Komisyonun görevi, kişinin kamu görevine atanması bakımından önem taşıyan verileri nesnel ve gerekçeli şekilde değerlendirmek.</p>

<p>Komisyonun yazılı değerlendirmesi, atamaya yetkili amire sunuluyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmada bir kaydın ortaya çıkması, doğrudan ve otomatik biçimde atamanın iptal edildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Arşiv araştırması olumsuz çıkarsa ne olur?</p>

<p>Arşiv araştırması sonucunda elde edilen bilgiler nedeniyle kamu kurumu adayın atamasını yapmamaya karar verebilir.</p>

<p>Ancak böyle bir idari işlemin hukuka uygun olması gerekir.</p>

<p>Adayın yalnızca geçmişte bir soruşturma geçirmiş olması ile memuriyet için gerekli yasal şartları taşımaması aynı durum değildir.</p>

<p>İlgili mahkeme kararı, işlemin dayandığı somut veriler ve değerlendirme gerekçeleri önem taşır.</p>

<p>Olumsuz arşiv araştırmasına itiraz edilir mi?</p>

<p>Arşiv araştırmasına dayanılarak atama yapılmaması durumunda aday, idari işlemin iptalini istemek üzere yargı yoluna başvurabilir.</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca idare mahkemelerinde genel dava açma süresi, özel bir düzenleme bulunmadıkça 60 gündür.</p>

<p>Bu süre kural olarak yazılı bildirimi izleyen günden itibaren başlar.</p>

<p>Adayların, olumsuz karara ilişkin bildirim tarihini dikkatle takip etmeleri ve dava süresini kaçırmamaları önemlidir.</p>

<p>Arşiv araştırması sonucunu e-Devlet’ten öğrenebilir miyim?</p>

<p>Arşiv araştırması sonucu, standart adli sicil belgesi gibi herkesin doğrudan sorgulayabildiği genel bir e-Devlet hizmeti değildir.</p>

<p>Adaylar atama süreciyle ilgili açıklamaları, başvurdukları kurumun resmî internet sitesinden veya personel biriminden takip edebilir.</p>

<p>Kurum tarafından özel bir başvuru takip sistemi oluşturulmuşsa, adaylara bu sistem üzerinden de bilgi verilebilir.</p>

<p>Arşiv araştırması olumlu çıkarsa hemen işe başlanır mı?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Arşiv araştırmasının olumlu sonuçlanması, atama için gereken önemli aşamalardan biridir.</p>

<p>Ancak kamu kurumlarının atama onayı, gerekli belgelerin tamamlanması, sağlık şartları ve diğer yasal koşulları da değerlendirmesi gerekebilir.</p>

<p>Bu nedenle arşiv araştırmasının olumlu sonuçlanması ile göreve fiilen başlama tarihi her zaman aynı değildir.</p>

<p>Arşiv araştırması bir kez mi yapılıyor?</p>

<p>7315 sayılı Kanun, ilk defa veya yeniden kamu görevine atanacak kişiler bakımından arşiv araştırması yapılmasını öngörüyor.</p>

<p>Görev değişikliği, farklı bir statüye geçiş veya özel mevzuat hükümleri kapsamında yeni bir araştırma yapılması da gündeme gelebilir.</p>

<p>Ancak her kurum içi görev değişikliğinde yeniden arşiv araştırması yapılacağı şeklinde genel bir hüküm bulunmuyor.</p>

<p>Arşiv araştırmasında elde edilen bilgiler ne kadar saklanıyor?</p>

<p>Uygulama yönetmeliğine göre araştırma sırasında elde edilen kişisel veriler, işlenme amacının ortadan kalkması halinde veya kural olarak en geç iki yıl sonunda siliniyor ve yok ediliyor.</p>

<p>Araştırmayı yapan birimlerde bulunan, istihbari faaliyete konu olmayan ilgili veriler için de iki yıllık süre öngörülüyor.</p>

<p>Ancak araştırmaya dayalı işleme karşı dava açılmışsa, ilgili kayıtların mahkeme kararı kesinleşmeden silinmemesine ilişkin özel düzenlemeler bulunuyor.</p>

<p>Arşiv araştırmasında en önemli ayrım: Kayıt bulunması ile memuriyete engel olması aynı şey değil</p>

<p>Arşiv araştırması konusunda adayların en sık karıştırdığı nokta, geçmişte oluşmuş herhangi bir adli kaydın mutlaka memuriyete engel sayılacağı düşüncesi.</p>

<p>Oysa kanunun araştırılmasına izin verdiği bir kaydın bulunması, kişinin otomatik olarak kamu görevinden eleneceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Arşiv araştırmasının sonucu; adayın geçmişindeki kayıtların hukuki niteliği, atanacağı kadronun özellikleri ve ilgili mevzuatın öngördüğü şartlar birlikte değerlendirilerek ele alınıyor.</p>

<p>Bu nedenle adli sicil kaydı temiz olan bir adayın arşiv araştırmasında başka bilgilere rastlanabileceği gibi, geçmişinde adli kayıt bulunan bir adayın da her durumda memuriyetten dışlanması gerekmiyor.</p>

<p>HUKUKİ BİLGİLENDİRME: Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Arşiv araştırmasının sonuçları, başvurulan kamu görevinin özel mevzuatına ve kişinin hukuki durumuna göre değişebilir. Olumsuz atama kararlarında dava süresinin kaçırılmaması için uzman hukuki görüş alınması önerilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu, özellikle 3, 4, 6 ve 7. maddeler. Resmî Gazete, 17 Nisan 2021, Sayı 31457.</li>
 <li>Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yapılmasına Dair Yönetmelik, özellikle 11, 12, 13 ve 15. maddeler. Resmî Gazete, 3 Haziran 2022, Sayı 31855.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hukuk</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/memuriyette-arsiv-arastirmasi-nelere-bakiliyor-kac-gun-suruyor</guid>
      <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 20:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2295.jpeg" type="image/jpeg" length="39210"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Memuriyette Güvenlik Soruşturması: Nelere Bakılıyor, Kaç Gün Sürüyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/memuriyette-guvenlik-sorusturmasi-nelere-bakiliyor-kac-gun-suruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/memuriyette-guvenlik-sorusturmasi-nelere-bakiliyor-kac-gun-suruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Memuriyette güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında hangi kayıtlar inceleniyor? Aile geçmişi, sosyal medya, eski davalar ve olumsuz sonuçlara itiraz süreci mercek altında.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de kamu kurumlarına ilk kez veya yeniden atanacak kişilerin geçirdiği arşiv araştırması ve belirli görevler için uygulanan güvenlik soruşturması, memur adaylarının en fazla merak ettiği konular arasında bulunuyor. Özellikle KPSS ile yerleşen adaylar, öğretmenler, sağlık personeli, güvenlik birimlerinde görev alacak kişiler ve diğer kamu personeli adayları, bu süreçte hangi bilgilerin incelendiğini araştırıyor.</p>

<p>17 Nisan 2021’de yürürlüğe giren 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu ile 3 Haziran 2022’de yayımlanan uygulama yönetmeliği, araştırmanın kapsamını ve nasıl yürütüleceğini düzenliyor.</p>

<p>Peki güvenlik soruşturmasında tam olarak nelere bakılıyor? Aile üyelerinin geçmişi memuriyeti etkiler mi? Daha önce hakkında dava açılan biri kamu görevine atanabilir mi?</p>

<p>Güvenlik soruşturması nedir?</p>

<p>Güvenlik soruşturması, kamu görevine atanacak belirli kişilerin görevlerinin gerektirdiği güvenlik koşulları yönünden incelenmesidir.</p>

<p>Araştırma kapsamında kişinin adli ve idari kayıtlarının yanı sıra, görevin niteliğiyle bağlantılı kolluk ve istihbarat birimlerindeki somut bilgiler de değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak kamu görevine başlayacak herkes aynı kapsamda güvenlik soruşturmasına tabi tutulmaz. Mevzuat, arşiv araştırması ile güvenlik soruşturması arasında önemli bir ayrım yapıyor.</p>

<p>Güvenlik soruşturması ile arşiv araştırması arasındaki fark nedir?</p>

<p>7315 sayılı Kanun’a göre ilk defa veya yeniden memuriyete ya da kamu görevine atanacak kişiler hakkında arşiv araştırması yapılır.</p>

<p>Güvenlik soruşturması ise kanunda belirtilen belirli görevler için arşiv araştırmasına ek olarak gerçekleştirilir.</p>

<p>Arşiv araştırmasında mevcut resmî kayıtlar incelenirken güvenlik soruşturmasında görevin gerektirdiği niteliklerle bağlantılı ek olgusal veriler ve belirli güvenlik bağlantıları da araştırılır.</p>

<p>Bu nedenle her memur adayının kapsamlı bir güvenlik soruşturmasından geçtiğini söylemek doğru değildir.</p>

<p>Güvenlik soruşturmasında nelere bakılıyor?</p>

<p>Mevzuata göre arşiv araştırmasında kişinin adli sicil kaydı, kolluk kuvvetlerince aranıp aranmadığı, hakkında herhangi bir tahdit bulunup bulunmadığı, kesinleşmiş mahkeme kararları, devam eden veya sonuçlanan soruşturma ve kovuşturmalardaki olgular ile kamu görevinden çıkarılma kayıtları araştırılır.</p>

<p>Güvenlik soruşturmasında bunlara ek olarak şu hususlar incelenebilir:</p>

<ul>
 <li>Görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk ve istihbarat birimlerindeki somut veriler.</li>
 <li>Yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişkiler.</li>
 <li>Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ya da iltisak bulunup bulunmadığı.</li>
 <li>Göreve yansıyabilecek ve denetlenebilir yöntemlerle yerinden araştırılabilen hususlar.</li>
</ul>

<p>Araştırmada kullanılan verilerin doğru, güncel, görevle bağlantılı ve ölçülü olması gerekiyor.</p>

<p>Kimlere güvenlik soruşturması yapılıyor?</p>

<p>Kanun kapsamında öğretmenler, emniyet, jandarma, sahil güvenlik, istihbarat ve Millî Savunma Bakanlığı teşkilatlarında çalışacak kamu personeli, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde görev alacak kişiler, üst kademe kamu yöneticileri ve gizlilik dereceli birimlerde çalışacak personel hakkında güvenlik soruşturması ile arşiv araştırması birlikte yapılıyor.</p>

<p>Özel kanunlarında bu yükümlülük bulunan kişiler ve millî güvenlik açısından stratejik öneme sahip görevlerde çalışacak personel de kapsama giriyor.</p>

<p>Memuriyette güvenlik soruşturması kaç gün sürüyor?</p>

<p>Uygulama yönetmeliğine göre arşiv araştırması sonuçlarının, talebin ilgili araştırma birimine ulaşmasından itibaren en geç 30 iş günü içinde talep eden kuruma bildirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Güvenlik soruşturması için ise bu süre 60 iş günü.</p>

<p>Buradaki önemli ayrıntı, sürelerin takvim günü değil iş günü üzerinden hesaplanması. Ayrıca bunlar araştırma sonucunun ilgili kuruma bildirilmesi için öngörülen süreler. Kurumun değerlendirme ve atama işlemleri ayrıca zaman alabilir.</p>

<p>Güvenlik soruşturmasını kim yapıyor?</p>

<p>7315 sayılı Kanun’a göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, yetki ve görev dağılımı çerçevesinde Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahallî mülki idare amirlikleri tarafından yürütülüyor.</p>

<p>Toplanan bilgiler, atamayı yapacak kamu kurumundaki Değerlendirme Komisyonuna iletiliyor.</p>

<p>Komisyon, somut ve göreve uygunluk bakımından önem taşıyan verileri inceleyerek nesnel ve gerekçeli değerlendirmesini yazılı olarak atamaya yetkili amire sunuyor.</p>

<p>Aile bireylerinin sabıkası memuriyete engel mi?</p>

<p>Güvenlik soruşturmalarında en çok merak edilen konulardan biri de anne, baba, kardeş veya eşin adli geçmişinin adayın atanmasını etkileyip etkilemeyeceği.</p>

<p>7315 sayılı Kanun, arşiv araştırmasının temel konusunu adayın kendi kayıtları üzerinden düzenliyor.</p>

<p>Bir aile üyesinin geçmişte suç işlemiş olması, tek başına adayın da aynı fiilden sorumlu tutulacağı veya memuriyete kabul edilmeyeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Değerlendirmenin kişinin kendisine ilişkin somut bilgilerle ve üstleneceği görevin gerekleriyle bağlantılı olması gerekiyor.</p>

<p>Babasının veya kardeşinin terör soruşturması geçirmiş olması memuriyete engel olur mu?</p>

<p>Yakın akrabanın soruşturma geçirmiş olması ile adayın bizzat bir örgütle bağlantısının bulunması aynı şey değildir.</p>

<p>Aday hakkında olumsuz değerlendirme yapılabilmesi için hukuken dikkate alınabilecek somut verilerin ve göreve ilişkin gerekçelerin bulunması önem taşır.</p>

<p>Yalnızca akrabalık ilişkisine dayanılarak otomatik bir sonuç çıkarılması hukuki denetime açık olabilir.</p>

<p>Sosyal medya paylaşımlarına bakılıyor mu?</p>

<p>Sosyal medya paylaşımları konusunda bütün memur adaylarının hesaplarının sistematik biçimde incelendiğini söylemek mümkün değil.</p>

<p>Bununla birlikte kanunun izin verdiği soruşturma kapsamında görevin gerektirdiği güvenlik nitelikleriyle bağlantılı, hukuka uygun biçimde elde edilmiş ve doğrulanabilir bilgiler değerlendirmeye konu olabilir.</p>

<p>Her siyasi görüş açıklaması, eleştiri veya sosyal medya paylaşımı kendiliğinden memuriyete engel oluşturmaz. İfade özgürlüğü, özel hayatın korunması ve ölçülülük ilkeleri de gözetilmelidir.</p>

<p>Hakkında daha önce dava açılan kişi memur olabilir mi?</p>

<p>Bir kişi hakkında geçmişte ceza soruşturması yürütülmüş olması, mutlaka memuriyete alınmayacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Arşiv araştırmasında devam eden ve sonuçlanan soruşturma veya kovuşturmalara ilişkin olgular incelenebiliyor.</p>

<p>Ancak suç isnadı, mahkûmiyet kararı ve memuriyete yasal engel oluşturan mahkûmiyetler birbirinden farklı hukuki durumlardır.</p>

<p>Kişinin hangi suça ilişkin kayıtla karşı karşıya olduğu, kararın niteliği ve başvurulan görevin özel şartları değerlendirmede önem taşıyor.</p>

<p>Takipsizlik kararı alan kişi güvenlik soruşturmasından geçebilir mi?</p>

<p>Hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilen bir kişi, sırf geçmişte soruşturma geçirdiği gerekçesiyle otomatik olarak memuriyetten dışlanmaz.</p>

<p>Bununla birlikte arşiv araştırmasının yasal kapsamında, sonuçlanmış soruşturmalara ilişkin olgular da yer alıyor.</p>

<p>Bu tür bilgilerin kullanılması, masumiyet karinesi ve göreve uygunluk bakımından hukuki denetime tabidir.</p>

<p>HAGB kararı memuriyete engel mi?</p>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı, kesinleşmiş mahkûmiyet kararıyla aynı hukuki sonucu doğurmaz.</p>

<p>Bununla birlikte 7315 sayılı Kanun, ilgili ceza muhakemesi kararlarını arşiv araştırması kapsamında açıkça sayıyor.</p>

<p>Dolayısıyla HAGB kararı bulunan herkesin memuriyete alınacağı veya herkesin eleneceği şeklinde genel bir hüküm kurulamaz. Kararın içeriği, görevin niteliği ve ilgili mevzuatın özel şartları dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Banka borcu, kredi borcu veya icra dosyası güvenlik soruşturmasını etkiler mi?</p>

<p>Sıradan kredi borcu, kredi kartı borcu veya icra takibi, 7315 sayılı Kanun’da tek başına memuriyetten elenme nedeni olarak düzenlenmiyor.</p>

<p>Borçlu olmak ile bir suçtan mahkûm olmak aynı şey değildir.</p>

<p>Ancak sahtecilik, dolandırıcılık veya başka bir suçla bağlantılı kesinleşmiş kararlar söz konusuysa bunlar ilgili mevzuat kapsamında ayrıca değerlendirilebilir.</p>

<p>Otel kayıtları, telefon görüşmeleri ve özel hayat araştırılıyor mu?</p>

<p>Güvenlik soruşturması, kamu kurumlarının adayın bütün özel hayatını sınırsız biçimde inceleyebileceği bir uygulama değildir.</p>

<p>7315 sayılı Kanun araştırma konularını belirliyor ve kişisel verilerin amaca bağlı, sınırlı ve ölçülü kullanılmasını öngörüyor.</p>

<p>Telefon konuşmalarının içeriklerinin, otel kayıtlarının veya kişisel ilişkilerin herkes için rutin ve sınırsız biçimde incelendiği yönündeki iddialar mevzuattan çıkarılamaz.</p>

<p>Bu tür bilgilere erişim, ilgili kayıt için ayrıca mevcut olan hukuki yetki ve güvencelere bağlıdır.</p>

<p>Eski siyasi parti üyeliği memuriyete engel olur mu?</p>

<p>Hukuka uygun geçmiş bir siyasi parti üyeliği, güvenlik soruşturması kapsamında kendiliğinden ret nedeni olarak düzenlenmiş değildir.</p>

<p>Ancak memurların siyasi parti üyeliğine ilişkin anayasal ve yasal sınırlamalar ile belirli mesleklere girişte geçerli özel şartlar ayrıca dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle geçmiş üyelik, mevcut üyelik ve kamu görevi sırasında geçerli yasaklar birbirine karıştırılmamalıdır.</p>

<p>Güvenlik soruşturmasında komşulara sorulur mu?</p>

<p>Güvenlik soruşturması kapsamında, kişinin görevine yansıyabilecek hususların yerinden araştırılmasına hukuken imkân tanınmıştır.</p>

<p>Ancak bu durum her adayın komşularıyla görüşüldüğü anlamına gelmez.</p>

<p>Üstelik uygulama yönetmeliğine göre somut olarak gözlemlenemeyen, doğruluğu denetlenemeyen veya açıkça iftira niteliğinde olan bilgi ve beyanlar değerlendirmede kullanılamaz.</p>

<p>Güvenlik soruşturması olumsuz çıkarsa ne olur?</p>

<p>Araştırma sonucunda elde edilen veriler, ilgili kurumun Değerlendirme Komisyonu tarafından incelenir.</p>

<p>Komisyon, atanma yönünden gerekçeli değerlendirmesini yetkili amire sunar.</p>

<p>Olumsuz değerlendirme nedeniyle atama yapılmaması durumunda aday, işlemin hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsa yargı yoluna başvurabilir.</p>

<p>Güvenlik soruşturması olumsuz çıkan kişi dava açabilir mi?</p>

<p>Evet. Güvenlik soruşturmasına dayanan olumsuz atama işlemine karşı idare mahkemesinde iptal davası açılması mümkündür.</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na göre özel bir süre bulunmayan durumlarda idare mahkemelerinde genel dava açma süresi 60 gündür. Bu süre, kural olarak yazılı bildirimi izleyen günden itibaren işlemeye başlar.</p>

<p>Adayın, kendisine bildirilen işlemi ve varsa dayanak gerekçeleri dikkatle incelemesi gerekir.</p>

<p>Dava süresinin kaçırılması hak kaybına yol açabileceğinden başvurunun somut olaya göre değerlendirilmesi önem taşır.</p>

<p>Güvenlik soruşturması temiz çıktıktan sonra atama kesinleşir mi?</p>

<p>Güvenlik soruşturmasının veya arşiv araştırmasının olumlu sonuçlanması, atama sürecindeki önemli aşamalardan biridir.</p>

<p>Ancak adayın diploma, mezuniyet, sağlık, sınav, kadro ve ilgili göreve ilişkin diğer mevzuat şartlarını da karşılaması gerekir.</p>

<p>Dolayısıyla araştırmanın olumlu sonuçlanması her durumda tek başına kesin atama anlamına gelmez.</p>

<p>Güvenlik soruşturmasının sonucunu e-Devlet’ten öğrenmek mümkün mü?</p>

<p>Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucu, standart bir adli sicil belgesi gibi herkesin e-Devlet üzerinden sorgulayabildiği genel bir hizmet olarak sunulmuyor.</p>

<p>Adaylar atama süreçleriyle ilgili bilgileri başvurdukları kurumun resmî duyurularından ve personel birimlerinden takip edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aynı kişinin güvenlik soruşturması yeniden yapılabilir mi?</p>

<p>İlk defa veya yeniden kamu görevine atanacak kişiler hakkında arşiv araştırması yapılması kanunda düzenleniyor.</p>

<p>Ayrıca görev değişikliği, gizlilik dereceli bir birime geçiş veya özel mevzuat hükümleri çerçevesinde yeniden araştırma gündeme gelebilir.</p>

<p>Her görev değişikliğinde aynı kapsamda güvenlik soruşturması yapılacağına ilişkin genel bir kural bulunmuyor.</p>

<p>Güvenlik soruşturmasında en önemli ölçüt: Somut ve denetlenebilir bilgi</p>

<p>Güvenlik soruşturmasında belirleyici olan yalnızca kişinin geçmişinde herhangi bir kayıt bulunması değil, bu kaydın hukuki niteliği ve atanacağı görevle ilişkisidir.</p>

<p>Mevzuata göre elde edilen bilgilerin doğru ve güncel olması, değerlendirmelerin nesnel ve gerekçeli yapılması gerekiyor.</p>

<p>Sonuç olarak memur adaylarının geçmişte soruşturma geçirmiş olması, aile üyelerinin adli kayıtları, sosyal medya kullanımı veya kişisel borçları hakkında otomatik olarak olumsuz karar verileceğini düşünmesi doğru değil.</p>

<p>Her durumun ilgili kanunlar, görevin özellikleri ve somut bilgiler çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>HUKUKİ BİLGİLENDİRME: Bu haber genel mevzuat bilgisi amacıyla hazırlanmıştır. Memuriyete girişte uygulanacak özel kanunlar, mesleğe kabul şartları ve somut olayın özellikleri farklı sonuçlar doğurabilir. Olumsuz atama kararlarında hak kaybı yaşanmaması için hukuki destek alınması önemlidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu, Resmî Gazete, 17 Nisan 2021, Sayı 31457.</li>
 <li>Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmî Gazete, 3 Haziran 2022, Sayı 31855.</li>
 <li>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, özellikle 7. madde.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hukuk</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/memuriyette-guvenlik-sorusturmasi-nelere-bakiliyor-kac-gun-suruyor</guid>
      <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 20:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2294.jpeg" type="image/jpeg" length="15561"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Subay ve Astsubaylıkta Dövme, Yara İzi ve Ameliyat İzi Engel mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/subay-ve-astsubaylikta-dovme-yara-izi-ve-ameliyat-izi-engel-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/subay-ve-astsubaylikta-dovme-yara-izi-ve-ameliyat-izi-engel-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Subay ve astsubay adaylarında dövmenin yalnızca büyüklüğü değil, vücudun hangi bölgesinde bulunduğu da belirleyici. Güncel Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinde yüz, baş, boyun ve üniformayla görünen belirli bölgelerdeki dövmeler ile görünmeyen bölgelerde toplamı 20 cm²’yi aşan dövmeler özel olarak düzenleniyor. Yara, yanık ve ameliyat izlerinde ise farklı büyüklük ve fonksiyon kriterleri uygulanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Subay ve astsubay adaylarının sağlık muayenelerinde en fazla merak ettiği konulardan biri dövme ve vücuttaki izler.</p>

<p>“Küçük dövme elenme nedeni mi?”</p>

<p>“Dövme üniformanın altında kalıyorsa sorun olur mu?”</p>

<p>“Dövmeyi sildirirsem subay olabilir miyim?”</p>

<p>“Ameliyat izi veya çocukluktan kalan yara izi engel mi?”</p>

<p>Bu soruların cevabı her durumda aynı değil.</p>

<p>Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği; dövmeyi “tatuaj” adıyla, yara ve ameliyat izlerini ise büyük ölçüde “sikatris” ve ilgili hastalık sekelleri kapsamında değerlendiriyor.</p>

<p>DÖVME SUBAY VE ASTSUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Bazı dövmeler engel olabiliyor.</p>

<p>Yönetmeliğin Hastalıklar Listesinin 29/A-1 maddesinde dövmenin bulunduğu bölge ve büyüklüğü açık şekilde tarif ediliyor.</p>

<p>Özellikle;</p>

<p>yüz,</p>

<p>baş,</p>

<p>tüm boyun,</p>

<p>el parmak uçlarından başlayarak dirsekler dahil kolların kısa kollu gömlekle görünen bölümü,</p>

<p>dizden itibaren etek ile görünen bacak bölümleri</p>

<p>dikkat edilmesi gereken alanlar.</p>

<p>Bu bölgelerdeki dövmeler 29/A-1 kapsamında değerlendiriliyor.</p>

<p>Dış kaynaktan subay ve astsubay adaylarında ise 29/A-1, Personel Adaylarının Hastalıklara Göre Değerlendirme Çizelgesinde olumsuz karşılık taşıyor.</p>

<p>Dolayısıyla bu bölgelerde bulunan dövmenin “çok küçük” olduğu düşüncesi tek başına güvenli bir sonuç vermiyor.</p>

<p>KÜÇÜK DÖVME DE ENGEL OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Dövmenin görünen bölgelerden birinde bulunması halinde yönetmelik yalnızca santimetrekare hesabına dayanmıyor.</p>

<p>Örneğin yüz, baş veya tüm boyundaki bir dövme ya da kolda yönetmeliğin tarif ettiği görünür alandaki dövme 29/A-1 kapsamında değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<p>“Dövmem yalnızca 1 santimetre, kesin problem olmaz.”</p>

<p>şeklinde düşünmek doğru değil.</p>

<p>Konum, büyüklük kadar önemli.</p>

<p>KOLDAKİ DÖVME ENGEL Mİ?</p>

<p>Koldaki her noktaya aynı kural uygulanmıyor.</p>

<p>Yönetmelik el parmak uçlarından başlayarak dirsekler dahil olmak üzere kısa kollu gömlek giyildiğinde görünen kol bölgesindeki dövmeleri özellikle sayıyor.</p>

<p>Dolayısıyla ön kol ve dirsek çevresindeki küçük dövmeler dahi sağlık değerlendirmesi açısından önem taşıyor.</p>

<p>Üst kolun üniforma altında kalan bölümünde bulunan bir dövme ise görünmeyen bölgeler için geçerli büyüklük değerlendirmesine tabi olabilir.</p>

<p>BOYUNDAKİ DÖVME ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmelikte “tüm boyun” açık şekilde belirtiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla boynun ön, yan veya arka bölümünde bulunması kuralı ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Boyundaki dövmeler görünür dövme değerlendirmesinin içinde.</p>

<p>YÜZ VE BAŞTA DÖVME</p>

<p>Yüz ve baş bölgesi de yönetmelikte ayrıca belirtilmiş durumda.</p>

<p>Bu nedenle saç altında kalan baş bölgesindeki bir tatuaj için dahi yalnızca “saç kapatıyor” yaklaşımıyla sonuç çıkarmamak gerekiyor.</p>

<p>Yönetmelik baş bölgesini ayrıca sayıyor.</p>

<p>GÖRÜNMEYEN YERDEKİ DÖVME ENGEL Mİ?</p>

<p>Burada 20 cm² sınırı önem kazanıyor.</p>

<p>Yönetmeliğe göre görünen alanların dışında kalan vücudun görünmeyen bölgelerindeki dövmelerin toplamının 20 cm²’den büyük olması 29/A-1 kapsamına giriyor.</p>

<p>Yani göğüs, sırt veya üniforma altında kalan başka bir bölgede dövme bulunmasıyla görünür bölgedeki dövme aynı şekilde değerlendirilmiyor.</p>

<p>Ancak görünmeyen bölgelerdeki dövmeler ayrı ayrı değil, aynı kategoride toplam alan üzerinden hesaplanabiliyor.</p>

<p>Örneğin kişinin iki ayrı bölgede küçük dövmesi varsa değerlendirmede toplam alan önem kazanabilir.</p>

<p>20 CM² NASIL HESAPLANIYOR?</p>

<p>Dövmenin yalnızca boyalı çizgileri tek tek ölçülmüyor.</p>

<p>Yönetmelikte alan hesabının dövmeye en yakın sonucu verecek biçimde dikdörtgen, üçgen veya daire içerisine alınarak yapılacağı belirtiliyor.</p>

<p>Aynı kategoride birden fazla dövme varsa bunların alanları hesaplanıp toplanıyor.</p>

<p>Bu nedenle adayın evde “çizgileri topladım, 20 cm² etmiyor” şeklinde yaptığı hesap resmi değerlendirmeyle aynı çıkmayabilir.</p>

<p>20 CM² TAM OLARAK ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmelikte görünmeyen bölgeler bakımından “20 cm²’den büyük” ifadesi kullanılıyor.</p>

<p>Dolayısıyla 29/A-1’deki bu özel büyüklük tanımı 20 cm²’yi aşan dövmeleri kapsıyor.</p>

<p>Ancak adayın dövmesinin tam alanını ve bulunduğu anatomik bölgenin yönetmelikte hangi kategoriye girdiğini sağlık kurulu belirler.</p>

<p>DÖVMENİN ANLAMI VEYA RENGİ ÖNEMLİ Mİ?</p>

<p>Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin 29/A-1’deki temel ölçütleri dövmenin bulunduğu bölge ve alanı üzerine kurulu.</p>

<p>Dolayısıyla “siyah dövme”, “renkli dövme”, “isim dövmesi” veya “küçük sembol” gibi gündelik tanımlamalar tek başına sağlık sonucunu belirleyen kriterler değil.</p>

<p>Başka personel temin hükümleri veya idari kriterler ayrıca uygulanabilecek olsa da sağlık kurulu açısından esas değerlendirme yürürlükteki sağlık mevzuatına göre yapılıyor.</p>

<p>2024’TE DÖVME KURALINDA NE DEĞİŞTİ?</p>

<p>10 Ekim 2024 tarihinde yönetmeliğe önemli bir açıklama eklendi.</p>

<p>Buna göre vücudun görünmeyen bölgelerindeki dövmeler sözleşmeli erbaş ve er adayları için sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>Ancak bu özel istisna dış kaynaktan subay ve astsubay adayları için getirilmedi.</p>

<p>Bu nedenle “artık görünmeyen yerdeki dövmenin büyüklüğü önemli değil” şeklindeki bilgi subay ve astsubay adaylarına genellenmemeli.</p>

<p>Dış kaynak subay ve astsubay adaylarında Madde 29/A-1’in mevcut bölge ve 20 cm² kriterleri dikkate alınmaya devam ediyor.</p>

<p>DÖVMEYİ SİLDİRMEK SORUNU ÇÖZER Mİ?</p>

<p>Dövme sildirme konusunda da tek cümlelik bir cevap yok.</p>

<p>Lazer veya başka yöntemlerle dövmenin tamamen ortadan kaldırılmasının ardından deride;</p>

<p>sikatris,</p>

<p>keloid,</p>

<p>renk değişikliği,</p>

<p>yanık sekeli</p>

<p>veya belirgin başka bir iz kalabilir.</p>

<p>Bu durumda sağlık kurulu artık yalnızca eski dövmeye değil, ciltte mevcut olan yeni duruma göre değerlendirme yapabilir.</p>

<p>Dolayısıyla dövmeyi sildirmek otomatik olarak “kesin geçer” garantisi vermez.</p>

<p>DÖVME SİLDİRME İZİ ENGEL Mİ?</p>

<p>İzin büyüklüğü ve niteliği önem taşıyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 29/A-1 maddesi sikatris, keloid ve yanık sekellerini de içeriyor.</p>

<p>Yüz bölgesindeki 4 cm²’den büyük izler ile diğer vücut bölgelerindeki 20 cm²’den büyük izler bu fıkra kapsamında değerlendiriliyor.</p>

<p>29/A-1 ise dış kaynak subay ve astsubay aday değerlendirme sütunlarında eksi karşılık taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle büyük bir dövmeyi sildirirken geride geniş bir skar veya yanık sekeli kalması adaylık açısından ayrıca sorun oluşturabilir.</p>

<p>YARA İZİ SUBAY VE ASTSUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Her yara izi engel değil.</p>

<p>Yönetmelikte özellikle belirli büyüklüğü aşan sikatrisler ele alınıyor.</p>

<p>Yüz bölgesinde:</p>

<p>4 cm²’den büyük.</p>

<p>Diğer vücut bölgelerinde:</p>

<p>20 cm²’den büyük.</p>

<p>sikatris ve yanık sekelleri 29/A-1 içerisinde sayılıyor.</p>

<p>Ancak yalnızca alan da yeterli değil.</p>

<p>Yaygın, estetik görünümü belirgin derecede bozan veya hareketi etkileyen izler daha ağır hastalık dilimlerine girebiliyor.</p>

<p>YÜZDEKİ YARA İZİ NEDEN DAHA FARKLI?</p>

<p>Yüz için yönetmelikte daha düşük bir alan eşiği belirlenmiş.</p>

<p>Vücudun diğer bölgelerinde 20 cm² ölçütü bulunurken yüzde 4 cm²’den büyük yara izi, keloid veya yanık sekeli 29/A-1 kapsamında değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Ayrıca yüzde veya boyunda estetik görünümü belirgin derecede bozan ve tedaviyle düzelmeyen yaygın izler Hastalıklar Listesinin B diliminde de değerlendirilebiliyor.</p>

<p>B dilimindeki bir hastalık dış kaynak subay ve astsubay adayları açısından kabul edilmiyor.</p>

<p>BIÇAK VEYA KESİ İZİ ENGEL Mİ?</p>

<p>İzin nasıl oluştuğundan çok mevcut tıbbi özellikleri önem taşıyor.</p>

<p>Bir kesik, çocukluk kazası veya başka bir yaralanmadan kalan küçük ve fonksiyon bozukluğu yapmayan iz ile geniş, keloidleşmiş veya hareketi etkileyen bir yara izi aynı şekilde değerlendirilmez.</p>

<p>Bununla birlikte izin oluşum nedeni adaylık sürecindeki başka idari incelemeleri ilgilendirebilecekse sağlık kurulu değerlendirmesinden ayrı süreçler bulunabilir.</p>

<p>AMELİYAT İZİ SUBAYLIĞA ENGEL Mİ?</p>

<p>Ameliyat izlerinde iki farklı konu birbirinden ayrılmalı.</p>

<p>Birincisi izin kendisi.</p>

<p>İkincisi ameliyata neden olan hastalık.</p>

<p>Örneğin küçük ve sorunsuz bir cerrahi izin yalnızca görünümüne bakılarak büyük bir ortopedik ameliyat sekeliyle aynı şekilde değerlendirilmesi doğru değil.</p>

<p>Öte yandan ameliyatın izi küçük olsa bile ameliyata neden olan hastalık Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinde adaylığa engel bir madde içerisinde olabilir.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<p>“Ameliyat izim görünmüyor, o halde problem olmaz.”</p>

<p>şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.</p>

<p>APANDİSİT İZİ ENGEL Mİ?</p>

<p>Daha önceki ameliyat dosyamızda da ele aldığımız gibi yönetmelik apandisit gibi küçük ameliyatların bıraktığı ve komplikasyon oluşturmayan izleri ayrı değerlendiriyor.</p>

<p>Dolayısıyla geçmişte apandisit ameliyatı geçirmiş olmak ile geniş bir travma veya ciddi fonksiyon kaybı bırakan ameliyat aynı şey değil.</p>

<p>Sağlık kurulu ameliyat nedenini ve mevcut sekeli birlikte değerlendiriyor.</p>

<p>SEZARYEN VEYA DİĞER CERRAHİ İZLER NASIL DEĞERLENDİRİLİR?</p>

<p>Burada da yalnızca izin varlığı üzerinden karar verilmez.</p>

<p>Skarın büyüklüğü, keloid oluşumu, hareketi etkileyip etkilemediği ve ameliyata neden olan tıbbi durum birlikte önem taşıyabilir.</p>

<p>Küçük ve komplikasyonsuz bir cerrahi iz ile geniş, ağrılı veya hareket kısıtlılığı yapan bir ameliyat sekeli aynı sınıfa konulmaz.</p>

<p>YANIK İZİ ENGEL Mİ?</p>

<p>Yanık sekelleri Madde 29’da yara izleriyle birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Yüzde 4 cm²’den büyük, diğer vücut bölgelerinde 20 cm²’den büyük yanık sekelleri A/1 kapsamında.</p>

<p>Ancak hareketleri güçleştiren veya estetik görünümü ileri derecede bozan, tedaviyle düzelmesi mümkün olmayan yaygın yanık ve skar sekelleri daha ağır dilimlere girebilir.</p>

<p>Özellikle eklem çevresindeki yanıkların hareket kısıtlılığı oluşturması ayrıca önem taşıyor.</p>

<p>KELOİD ENGEL Mİ?</p>

<p>Keloid de yönetmeliğin doğrudan saydığı cilt bulgularından.</p>

<p>Alan kriterlerini aşan keloidler Madde 29/A-1 kapsamında değerlendiriliyor.</p>

<p>Yaygın ve belirgin estetik bozukluğa neden olan veya hareketleri güçleştiren keloidler ise daha ağır değerlendirmeye tabi olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “keloidim var” bilgisiyle kesin cevap verilemez.</p>

<p>İZİN UZUNLUĞU MU, ALANI MI ÖNEMLİ?</p>

<p>Yönetmelik santimetre uzunluğundan ziyade santimetrekare cinsinden alan üzerinden hüküm kuruyor.</p>

<p>Örneğin 10 santimetre uzunluğunda çok ince bir iz ile 10 x 3 santimetrelik geniş bir skarın alanı aynı değil.</p>

<p>Sağlık kurulunda alanın yönetmelikte belirtilen yöntemle hesaplanması gerekiyor.</p>

<p>BİRDEN FAZLA YARA İZİ VARSA NE OLUR?</p>

<p>Yönetmelikte aynı kategorideki izlerin ayrı ayrı alanlarının hesaplanıp toplamının dikkate alınacağı belirtiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla vücudun farklı yerlerindeki küçük izleri tamamen birbirinden bağımsız değerlendirmek her zaman doğru olmayabilir.</p>

<p>Resmi ölçüm ve sınıflandırma sağlık kurulunun görevi.</p>

<p>KENDİNE ZARAR VERME İZLERİ NASIL DEĞERLENDİRİLİR?</p>

<p>Bu durumda yalnızca dermatolojik izin büyüklüğü söz konusu olmayabilir.</p>

<p>Sağlık kurulunun geçmiş ruh sağlığı kayıtlarını ve psikiyatrik değerlendirmeyi de dikkate alması mümkündür.</p>

<p>Dış kaynak subay ve astsubay adaylarında ruh sağlığı açısından ayrıca “tam sağlam” olma şartı bulunduğundan, kendine zarar verme öyküsünün psikiyatrik yönü ayrı şekilde önem taşıyabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca yara izinin santimetrekaresine bakarak sonuç çıkarmak doğru değildir.</p>

<p>29/A-1 NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?</p>

<p>Çünkü Personel Adaylarının Hastalıklara Göre Değerlendirme Çizelgesinde 29/A-1;</p>

<p>(1) numaralı subay ve astsubay adayları için eksi,</p>

<p>(2) numaralı subay ve astsubay adayları için de eksi</p>

<p>olarak gösteriliyor.</p>

<p>Yani adayın dövme, yara izi, keloid veya yanık sekeli Madde 29/A-1 tanımına giriyorsa bu fıkra açısından iki subay-astsubay aday grubunda da olumlu karşılık bulunmuyor.</p>

<p>Bu özellik, daha önce ele aldığımız bazı kalp hastalıklarından farklı.</p>

<p>Burada (1) ve (2) numaralı aday sütunları arasında olumlu/olumsuz ayrım bulunmuyor.</p>

<p>DÖVMESİ OLAN ADAY İÇİN KISA ÖZET</p>

<p>Yüzde dövme: 29/A-1 kapsamında.</p>

<p>Baş bölgesinde dövme: 29/A-1 kapsamında.</p>

<p>Boyunda dövme: 29/A-1 kapsamında.</p>

<p>El parmak uçlarından dirsek dahil görünen kol bölgesinde dövme: 29/A-1 kapsamında.</p>

<p>Dizden itibaren etekle görünen bacak bölgesindeki dövme: 29/A-1 kapsamında.</p>

<p>Vücudun görünmeyen bölgelerindeki dövmeler: Toplam 20 cm² sınırı önem taşıyor.</p>

<p>Görünmeyen bölgelerdeki dövmelerin sözleşmeli erbaş ve er için sağlam kabul edilmesine ilişkin 2024 istisnası: Subay ve astsubay adaylarına genişletilmiş değil.</p>

<p>DÖVME SİLDİRMEK İSTEYEN ADAYLAR DİKKAT</p>

<p>Sadece personel alımına yetişebilmek amacıyla alelacele lazer işlemi yaptırmak tıbbi açıdan doğru olmayabilir.</p>

<p>Lazer işlemleri birden fazla seans gerektirebilir ve bazı kişilerde pigment değişikliği, skar veya başka deri reaksiyonları gelişebilir.</p>

<p>Bu nedenle tıbbi işlem konusunda karar dermatoloji veya bu konuda yetkin bir hekimle birlikte verilmelidir.</p>

<p>Adaylığa kabul garantisi veren bir “dövme sildirme yöntemi” bulunmamaktadır.</p>

<p>EN ÖNEMLİ DÖRT KURAL</p>

<p>Bir: Dövmede yalnızca büyüklük değil, bulunduğu yer önemlidir.</p>

<p>İki: Görünmeyen bölgelerde subay ve astsubay adayları açısından 20 cm² sınırı önem taşır.</p>

<p>Üç: Yara ve yanık izlerinde yüz için 4 cm², diğer vücut bölgeleri için 20 cm² eşiği Madde 29/A-1 bakımından önemlidir.</p>

<p>Dört: Ameliyat izinde yalnızca izin kendisi değil, ameliyata neden olan hastalık da ayrıca değerlendirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TIBBİ VE İDARİ UYARI</p>

<p>Bu haber genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Bir dövmenin veya yara izinin adaylığa etkisi fotoğraftan ya da adayın kendi yaptığı ölçümden kesin olarak belirlenemez. Bağlayıcı değerlendirme; yürürlükteki Sağlık Yeteneği Yönetmeliği, Personel Adaylarının Hastalıklara Göre Değerlendirme Çizelgesi ve yetkili sağlık kurulunun muayenesi sonucunda yapılır. Adaylık amacıyla dövme sildirme veya başka tıbbi işlem yaptırmadan önce hekim değerlendirmesi alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği.</p>

<p>Millî Savunma Bakanlığı Personel Temin Sistemi – Hukuki Mevzuat.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/subay-ve-astsubaylikta-dovme-yara-izi-ve-ameliyat-izi-engel-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 20:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/genel/subay-ve-astsubay-saglik-sartlari.jpg" type="image/jpeg" length="84632"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eozinofil (EOS) Kaç Olmalı? %5, 7, 10, 15 ve EOS# Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/eozinofil-eos-kac-olmali-5-7-10-15-ve-eos-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/eozinofil-eos-kac-olmali-5-7-10-15-ve-eos-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eozinofil (EOS), alerji ve parazitlere karşı yanıtta görev yapan beyaz kan hücresidir. EOS% ile EOS# farklıdır; 500/µL üzeri eozinofili sayılabilir. Sonuçlar alerji, ilaçlar ve diğer hastalıklarla yorumlanır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>EOZİNOFİL (EOS) NEDİR?</p>

<p>Eozinofil, bağışıklık sisteminde görev yapan beyaz kan hücrelerinden biridir. Özellikle alerjik hastalıklarda, astımda ve bazı parazit enfeksiyonlarında önemli rol oynar. Hemogramda EOS, EOS% veya EOS# şeklinde görülebilir.</p>

<p>Eozinofil yüksekliği tek başına alerji, parazit veya kanser tanısı koydurmaz. Bazı ilaçlar, inflamatuvar hastalıklar ve daha nadir kan hastalıkları da yüksekliğe neden olabilir. Sonuç değerlendirilirken özellikle mutlak eozinofil sayısı önemlidir.</p>

<p>EOZİNOFİL KAÇ OLMALI?</p>

<p>Eozinofil oranı erişkinlerde genellikle beyaz kan hücrelerinin %0–5’i civarındadır. Bazı laboratuvarlarda %7’ye kadar normal kabul edilebilir.</p>

<p>Mutlak eozinofil sayısı (EOS#) için sık kullanılan üst sınır 500/µL, yani 0,5 K/µL’dir.</p>

<p>Referans aralığı laboratuvara göre değişebilir. Özellikle EOS% yüksekliğinin gerçek eozinofili anlamına gelip gelmediği EOS# ile değerlendirilir.</p>

<p>EOS %5 NE DEMEK?</p>

<p>EOS %5 birçok laboratuvarda normalin üst sınırına yakın bir sonuçtur.</p>

<p>Tek başına alerji veya parazit enfeksiyonu anlamına gelmez. Mutlak eozinofil sayısı normal olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>EOS %7 NE DEMEK?</p>

<p>EOS %7 bazı laboratuvarlarda normal sınırda, bazılarında hafif yüksek kabul edilebilir.</p>

<p>Alerjik hastalıklar veya başka nedenlerle görülebilir. Ancak toplam WBC bilinmeden gerçek eozinofil artışı olduğu söylenemez.</p>

<p>EOS %10 NE DEMEK?</p>

<p>EOS %10, birçok laboratuvarda yüksek eozinofil oranıdır.</p>

<p>Alerjik rinit, astım, egzama, ilaç reaksiyonları ve bazı parazit enfeksiyonlarında görülebilir.</p>

<p>Ancak yalnızca yüzdeye bakılarak neden belirlenmez.</p>

<p>EOS %15 NE DEMEK?</p>

<p>EOS %15 belirgin göreceli eozinofil yüksekliğidir.</p>

<p>Gerçek eozinofil artışının derecesi toplam beyaz kan hücresi sayısına bağlıdır. Bu nedenle EOS# mutlaka değerlendirilmelidir.</p>

<p>EOS% İLE EOS# ARASINDAKİ FARK NEDİR?</p>

<p>EOS%, beyaz kan hücrelerinin yüzde kaçının eozinofil olduğunu gösterir. EOS# ise kandaki mutlak eozinofil sayısıdır.</p>

<p>Örneğin WBC 4.000/µL ve EOS %10 ise mutlak eozinofil sayısı 400/µL’dir. Yüzde yüksek görünmesine rağmen mutlak sayı 500/µL’nin altında kalabilir.</p>

<p>Bu nedenle eozinofili değerlendirmesinde EOS# daha önemlidir.</p>

<p>EOS# 0.5, 1, 1.5 VE 5 NE DEMEK?</p>

<p>EOS# genellikle K/µL veya 10⁹/L birimiyle raporlanır.</p>

<ul>
 <li>EOS# 0,5: 500/µL’dir. Eozinofili sınırına karşılık gelir.</li>
 <li>EOS# 1,0: 1.000/µL’dir. Hafif eozinofili aralığındadır.</li>
 <li>EOS# 1,5: 1.500/µL’dir. Orta dereceli eozinofili eşiğidir.</li>
 <li>EOS# 5,0: 5.000/µL’dir. Ciddi yükseklik sınırındadır.</li>
</ul>

<p>Sık kullanılan sınıflamada 500–1.500/µL hafif, 1.500–5.000/µL orta, 5.000/µL üzeri ağır eozinofili olarak değerlendirilir.</p>

<p>Bu sınıflama hastalığın nedenini veya kesin şiddetini tek başına göstermez.</p>

<p>EOZİNOFİL YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>Eozinofil yüksekliğinin en önemli nedenleri alerjik hastalıklar, bazı parazit enfeksiyonları ve ilaç reaksiyonlarıdır.</p>

<p>Astım, alerjik rinit, atopik dermatit, bazı otoimmün hastalıklar ve eozinofilik inflamatuvar hastalıklar da eozinofil sayısını artırabilir.</p>

<p>Daha nadiren bazı hematolojik hastalıklarda belirgin yükseklik görülebilir.</p>

<p>EOZİNOFİL YÜKSEKLİĞİ ALERJİ Mİ?</p>

<p>Her zaman değil.</p>

<p>Alerjik rinit, astım ve egzamada eozinofil artışı görülebilir. Ancak normal eozinofil sayısı alerjiyi dışlamaz; yüksek eozinofil de tek başına alerji tanısı koydurmaz.</p>

<p>Alerji değerlendirmesinde belirtiler ve gerektiğinde özgül IgE veya deri testleri kullanılır.</p>

<p>EOZİNOFİL YÜKSEKLİĞİ PARAZİT Mİ?</p>

<p>Bazı parazit enfeksiyonlarında eozinofil yükselir. Özellikle dokulara göç eden helmintler bu artışla ilişkilidir.</p>

<p>Ancak bütün bağırsak parazitleri eozinofil yüksekliği yapmaz. Dışkı incelemesinin normal olması da bütün parazit enfeksiyonlarını dışlamaz.</p>

<p>Seyahat öyküsü, temaslar ve belirtiler test seçimini belirler.</p>

<p>EOZİNOFİL YÜKSEKLİĞİ KANSER Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Eozinofil yüksekliğinin çok daha yaygın nedenleri alerjik hastalıklar, ilaç reaksiyonları ve bazı enfeksiyonlardır.</p>

<p>Bununla birlikte bazı lösemi ve lenfoma türlerinde eozinofil artışı görülebilir. Açıklanamayan, kalıcı ve belirgin yüksekliklerde hematolojik değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>EOZİNOFİL 1500 ÜZERİNDEYSE NE OLUR?</p>

<p>Mutlak eozinofil sayısının 1.500/µL veya üzerinde kalıcı olması özellikle önemlidir.</p>

<p>Uzun süreli belirgin eozinofili bazı kişilerde kalp, akciğer, deri, sindirim sistemi veya sinir sistemi hasarıyla ilişkili olabilir.</p>

<p>Ancak 1.500/µL üzerindeki her sonuç hipereozinofilik sendrom anlamına gelmez. Bu tanı için altta yatan nedenler ve organ etkilenmesi ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>EOZİNOFİL DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Eozinofil düşüklüğüne eozinopeni denir.</p>

<p>Kortikosteroid kullanımı, stres yanıtı, kortizol fazlalığı ve bazı akut enfeksiyonlar sırasında eozinofil sayısı azalabilir.</p>

<p>Tek başına düşük veya sıfır eozinofil sonucu çoğu durumda ciddi bir hastalık göstergesi değildir.</p>

<p>EOZİNOFİL YÜKSEKLİĞİNDE HANGİ TESTLER YAPILIR?</p>

<p>Ek testler şüphelenilen nedene göre seçilir.</p>

<p>İlaç öyküsü ve alerjik belirtiler değerlendirilir. Gerektiğinde dışkı parazit incelemesi, parazite özgü serolojik testler, karaciğer ve böbrek fonksiyonları veya periferik yayma istenebilir.</p>

<p>Kalıcı belirgin yükseklikte organ etkilenmesini araştırmak için kalp ve akciğer değerlendirmeleri gerekebilir.</p>

<p>EOZİNOFİL NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Amaç eozinofil rakamını doğrudan düşürmek değil, altta yatan nedeni tedavi etmektir.</p>

<p>Alerjik veya eozinofilik hastalıklarda uygun antiinflamatuvar tedaviler, parazit enfeksiyonlarında etkene yönelik ilaçlar kullanılabilir. İlaç reaksiyonlarında sorumlu tedavi hekim tarafından değerlendirilir.</p>

<p>Yalnızca eozinofil yüksek diye kendi kendine kortizon veya parazit ilacı kullanılmamalıdır.</p>

<p>EOZİNOFİL NE ZAMAN HIZLI DEĞERLENDİRİLMELİ?</p>

<p>Kalıcı 1.500/µL ve üzerindeki eozinofil sayısında nedenin ve olası organ etkilenmesinin araştırılması önemlidir.</p>

<p>Eozinofil yüksekliğine yeni gelişen nefes darlığı, göğüs ağrısı, belirgin güçsüzlük veya nörolojik belirtiler eşlik ediyorsa hızlı değerlendirme gerekir.</p>

<p>Yeni ilaç kullanımı sonrasında ateş, yaygın döküntü, yüz şişliği veya genel durumda bozulma varsa ciddi ilaç reaksiyonu açısından acil değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>EOS %7 yüksek mi?</p>

<p>Laboratuvara göre değişir. Bazı referanslarda normalin üst sınırındadır. Gerçek eozinofili için EOS# değerlendirilmelidir.</p>

<p>EOS %10 alerji mi?</p>

<p>Alerjide görülebilir ancak tek başına alerji tanısı koydurmaz. Mutlak eozinofil sayısı ve belirtiler önemlidir.</p>

<p>EOS# 0.5 yüksek mi?</p>

<p>500/µL’ye karşılık gelir ve eozinofili sınırındadır. Laboratuvar referansı ve sonucun kalıcılığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>EOS# 1.5 tehlikeli mi?</p>

<p>1.500/µL orta dereceli eozinofili eşiğidir. Özellikle kalıcıysa organ etkilenmesi ve altta yatan nedenler araştırılmalıdır.</p>

<p>Eozinofil yüksekliği lösemi mi?</p>

<p>Hayır. Çoğu eozinofil yüksekliği lösemi kaynaklı değildir. Ancak açıklanamayan ve kalıcı belirgin yüksekliklerde kan hastalıkları da değerlendirilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Eozinofil yüksekliği tek başına alerji, parazit veya kanser tanısı değildir. Mutlak eozinofil sayısının kalıcı olarak 1.500/µL ve üzerinde olması değerlendirme gerektirir. Göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı, nörolojik belirti veya yeni ilaç sonrası ateş ve yaygın döküntü gelişirse acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Merck Manual Professional Edition — Eosinophilia. 2026.</p>

<p>Cleveland Clinic — Eosinophils: Function, Range &amp; Related Disorders.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/eozinofil-eos-kac-olmali-5-7-10-15-ve-eos-ne-demek</guid>
      <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 20:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/genel/kan-biyokimya-idrar-hormon-genetik-tahlilleri.jpg" type="image/jpeg" length="16902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Direksiyon Başında Telefon: 4 Kat Kaza Riski, 5 Saniyede 125 Metrelik Kör Sürüş]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/direksiyon-basinda-telefon-4-kat-kaza-riski-5-saniyede-125-metrelik-kor-surus</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/direksiyon-basinda-telefon-4-kat-kaza-riski-5-saniyede-125-metrelik-kor-surus" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Direksiyon başında cep telefonu kullanmak trafik kazası riskini yaklaşık dört kat artırıyor. Bilimsel araştırmalar, birkaç saniyelik ekran kontrolünün bile ölümcül sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir mesajı okumak, gelen aramaya cevap vermek ya da navigasyon ekranını kontrol etmek… Sürücülerin çoğu zaman birkaç saniyelik sıradan bir işlem olarak gördüğü bu davranışlar, trafikte ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve uluslararası bilimsel araştırmalar, direksiyon başında telefon kullanımının trafik güvenliği açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu ortaya koyuyor. Üstelik tehlike yalnızca sürücünün elini direksiyondan çekmesiyle sınırlı değil. Telefonla meşgul olan sürücü, gözleri yolda olsa bile önündeki tehlikeyi zamanında fark edemeyebiliyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü: Kaza riski yaklaşık dört kat artıyor</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün trafik güvenliğine ilişkin değerlendirmesine göre, araç kullanırken cep telefonuyla ilgilenen sürücülerin trafik kazasına karışma riski, telefon kullanmayanlara kıyasla yaklaşık dört kat daha yüksek.</p>

<p>Telefon kullanımı sürücünün fren yapma süresini uzatıyor, trafik işaretlerine tepkisini geciktiriyor ve şerit kontrolünü güçleştiriyor. Özellikle mesajlaşma sırasında hem gözlerin yoldan ayrılması hem de dikkatin ekrana yönelmesi riski artırıyor.</p>

<p>DSÖ, eller serbest sistemlerin de bu tehlikeyi tamamen ortadan kaldırmadığını vurguluyor. Çünkü telefonla konuşmanın yol açtığı zihinsel dikkat dağınıklığı, cihazın elde tutulmaması durumunda da devam edebiliyor.</p>

<p>Beş saniyede 125 metre: Sürücü yola bakmadan ilerliyor</p>

<p>ABD Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi (NHTSA), mesaj okuma veya yazma sırasında sürücünün gözlerinin yaklaşık beş saniye boyunca yoldan ayrılabildiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Bu süre, aracın hızına bağlı olarak düşündüğümüzden çok daha uzun bir mesafeye karşılık geliyor.</p>

<p>Saatte 50 kilometre hızla ilerleyen bir araç beş saniyede yaklaşık 69 metre, 90 kilometre hızla ilerleyen bir araç 125 metre, 120 kilometre hızla ilerleyen bir araç ise yaklaşık 167 metre yol alıyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, otoyolda ilerleyen bir sürücü telefonuna baktığında gözünü yeniden yola çevirdiği ana kadar yüzlerce metreye yaklaşan bir mesafeyi önündeki trafiği doğrudan takip etmeden geçmiş olabiliyor.</p>

<p>Bu birkaç saniye içinde öndeki araç aniden fren yapabilir, bir yaya yola çıkabilir veya sürücünün kaçınması gereken bir engel ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bilimsel araştırma: Numara çevirmek kaza riskini belirgin şekilde yükseltiyor</p>

<p>Virginia Tech Transportation Institute araştırmacılarının 2016 yılında Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde yayımladığı kapsamlı çalışma, direksiyon başındaki dikkat dağıtıcı davranışların sonuçlarını gerçek sürüş kayıtları üzerinden inceledi.</p>

<p>3 bin 500’den fazla sürücünün araç içi kamera ve sensörlerle takip edildiği araştırmada, telefonla gerçekleştirilen işlemler arasında önemli risk farklılıkları belirlendi.</p>

<p>Çalışmada, telefon numarası çevirmenin kaza olasılık oranı 12,2; mesaj yazmanın 6,1; cep telefonuna uzanmanın 4,8 ve telefonda içeriklere göz atmanın 2,7 olduğu hesaplandı.</p>

<p>Bu değerler, dikkat dağıtıcı işlem yapılmayan sürüş koşullarıyla karşılaştırılan istatistiksel olasılık oranlarını ifade ediyor. Her sürücünün her durumda aynı düzeyde risk taşıdığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmanın temel bulgusu ise son derece açık: Sürücünün gözünü yoldan ayırmasını gerektiren telefon işlemleri, trafik kazası riskini önemli ölçüde artırıyor.</p>

<p>Eller direksiyonda, gözler yolda olsa bile tehlike devam ediyor</p>

<p>Telefon kullanımının en az görünen etkilerinden biri, bilişsel dikkat dağınıklığı olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Sürücü Bluetooth üzerinden konuşurken iki elini direksiyonda tutabiliyor ve yolun karşısına bakmayı sürdürebiliyor. Ancak beynin dikkat ve karar verme süreçlerinin bir bölümü telefon görüşmesine ayrıldığında, trafik ortamındaki önemli değişikliklerin fark edilmesi gecikebiliyor.</p>

<p>Özellikle karmaşık veya duygusal yoğunluğu yüksek görüşmeler, sürücünün çevresindeki gelişmeleri değerlendirmek için kullanabileceği zihinsel kaynakları azaltabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle eller serbest sistemler, telefonu elde tutmanın oluşturduğu fiziksel riski azaltsa da güvenli sürüşün garantisi olarak görülmüyor.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarda telefonla konuşmanın doğrudan kaza riski üzerindeki etkisine ilişkin sonuçlar farklılık göstermekle birlikte, yoğun zihinsel uğraşın sürüş performansını olumsuz etkileyebildiği ortaya konuyor.</p>

<p>Yeni araştırma: Telefon kullanımının kazalardaki rolü kayıtlara yeterince yansımıyor</p>

<p>Trafikte telefon kullanımına ilişkin dikkat çekici bulgulardan biri de Ağustos 2026’da ABD merkezli Insurance Institute for Highway Safety (IIHS) tarafından yayımlandı.</p>

<p>Araştırmacılar, yaklaşık 17 bin trafik kazasına ilişkin polis raporlarını sürücülerin telefon kullanımını kaydeden telematik verilerle karşılaştırdı.</p>

<p>İncelemede, kaza öncesindeki 30 saniyelik dönemde telefon kullanımı tek araçlı kazaların yüzde 7’sinde, iki araçlı kazaların ise yüzde 8’inde tespit edildi.</p>

<p>Buna karşılık polis raporlarında telefon kaynaklı dikkat dağınıklığı kazaların yüzde 1’inden azında yer aldı.</p>

<p>Araştırmacılar, resmi kaza kayıtlarının kaza öncesindeki telefon kullanımını en az yedi kat eksik yansıtıyor olabileceğini belirtti.</p>

<p>Bununla birlikte, kazadan önce telefon kullanılmış olması tek başına kazanın telefon nedeniyle gerçekleştiğini kanıtlamıyor.</p>

<p>Araştırma, telefon kullanımının trafik kazalarındaki gerçek boyutunu ortaya koymak için geleneksel kaza tutanaklarının her zaman yeterli olmayabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Türkiye’de bir yılda 6 bin 35 kişi trafik kazalarında hayatını kaybetti</p>

<p>Türkiye İstatistik Kurumunun 2025 yılı Karayolu Trafik Kaza İstatistikleri, trafik güvenliği sorununun ülkemizdeki büyüklüğünü ortaya koyuyor.</p>

<p>Verilere göre Türkiye’de 2025 yılında toplam 1 milyon 549 bin 574 trafik kazası meydana geldi. Bunların 288 bin 321’i ölümlü veya yaralanmalı kazalardan oluştu.</p>

<p>Trafik kazalarında 6 bin 35 kişi hayatını kaybederken 403 bin 937 kişi yaralandı.</p>

<p>Bu rakamlar, Türkiye’de trafik kazaları nedeniyle günde ortalama 16,5 kişinin yaşamını yitirdiği anlamına geliyor.</p>

<p>Ölümlü ve yaralanmalı kazalara neden olan kusurların yüzde 90,6’sını sürücü kusurları oluşturdu.</p>

<p>Ancak bu oran, kazaların aynı bölümünün telefon kullanımından kaynaklandığı anlamına gelmiyor. Türkiye’nin yayımlanan temel trafik istatistikleri, telefon kullanımının doğrudan neden olduğu kazaların sayısını tek başına ortaya koymuyor.</p>

<p>Uzmanlık literatüründe dikkat çekilen sorunlardan biri de tam olarak bu: Sürücü dikkat dağınıklığı, birçok kazada etkili olmasına rağmen olay sonrasında kesin biçimde belirlenemeyebiliyor.</p>

<p>Genç sürücüler açısından risk daha da önemli</p>

<p>Direksiyon başında telefon kullanımı, özellikle sürüş deneyimi sınırlı olan gençler bakımından ayrı bir önem taşıyor.</p>

<p>Yeni sürücüler, trafiği değerlendirme, olası tehlikeleri önceden görme ve beklenmedik durumlara tepki verme becerilerini henüz geliştirme aşamasında bulunuyor.</p>

<p>Telefonla ilgilenmek, zaten yüksek dikkat gerektiren bu sürece ikinci bir görev ekliyor.</p>

<p>ABD’deki trafik güvenliği araştırmaları, genç sürücülerde mesajlaşma ve ekranla etkileşim gibi davranışların ciddi risk oluşturduğunu gösteriyor.</p>

<p>Bu nedenle trafik güvenliği eğitimlerinde telefon kullanımı yalnızca bir kural ihlali olarak değil, sürücünün algısını ve karar verme becerisini etkileyen bir davranış olarak ele alınmalı.</p>

<p>Bir bildirim için alınan risk yalnızca sürücüyü ilgilendirmiyor</p>

<p>Direksiyon başında telefon kullanmanın sonuçları sürücünün kendisiyle sınırlı kalmıyor.</p>

<p>Araçta bulunan yolcular, karşı yönden gelen sürücüler, motosikletliler, bisikletliler ve yayalar da birkaç saniyelik dikkat kaybından etkilenebiliyor.</p>

<p>Özellikle okul önlerinde, yaya geçitlerinde, kavşaklarda ve yoğun şehir trafiğinde sürücünün geç tepki vermesi ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<p>Bir mesajı okumak için harcanan süre kısa olabilir. Ancak bu sırada meydana gelebilecek kazanın sağlık ve toplumsal sonuçları yıllarca devam edebilir.</p>

<p>Ağır yaralanmalar, kalıcı engellilik, uzun süreli rehabilitasyon ihtiyacı ve çalışma gücü kayıpları, trafik kazalarının doğrudan ölüm sayılarının ötesine geçen halk sağlığı yükünü oluşturuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Direksiyon başında en güvenli telefon, kullanılmayan telefon</p>

<p>Bilimsel çalışmaların ortak mesajı, sürücünün dikkatini trafikten uzaklaştıran davranışlardan kaçınması gerektiği yönünde.</p>

<p>Navigasyonun hareket etmeden önce ayarlanması, telefon bildirimlerinin sürüş sırasında sessize alınması, mesajların araç durdurulduktan sonra okunması ve zorunlu telefon görüşmeleri için güvenli bir yerde mola verilmesi, riski azaltmaya yönelik temel önlemler arasında bulunuyor.</p>

<p>Sürücünün birkaç saniye içinde yeniden yola bakabilecek olması, o birkaç saniyeyi güvenli hâle getirmiyor.</p>

<p>Trafik güvenliğinde bazen hayat kurtaran karar, gelen bir aramayı cevaplamamak veya bir mesajı daha sonra okumak kadar basit olabiliyor.</p>

<p>Çünkü direksiyon başında kaybedilen dikkat, her zaman yeniden kazanılabilecek bir fırsat bırakmıyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) – Road Traffic Injuries; Mobile Phone Use: A Growing Problem of Driver Distraction.</li>
 <li>Dingus TA ve arkadaşları – Driver Crash Risk Factors and Prevalence Evaluation Using Naturalistic Driving Data. PNAS, 2016.</li>
 <li>ABD Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi (NHTSA) – Distracted Driving.</li>
 <li>Insurance Institute for Highway Safety (IIHS) – Undercounting of Cellphone Use in Police Crash Reports, Ağustos 2026.</li>
 <li>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) – Karayolu Trafik Kaza İstatistikleri, 2025.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/direksiyon-basinda-telefon-4-kat-kaza-riski-5-saniyede-125-metrelik-kor-surus</guid>
      <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2293.jpeg" type="image/jpeg" length="10984"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13753"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="41295"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29887"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55043"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="95817"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="88374"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
