<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 23 Aug 2026 15:54:21 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul’da Cüzzamlılar Neden Şehrin Dışında Yaşıyordu? Miskinler Tekkesi’nin Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/istanbulda-cuzzamlilar-neden-sehrin-disinda-yasiyordu-miskinler-tekkesinin-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/istanbulda-cuzzamlilar-neden-sehrin-disinda-yasiyordu-miskinler-tekkesinin-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üsküdar’daki Miskinler Tekkesi, cüzzamdan etkilenenleri şehirden ayırırken onlara barınma ve geçim imkânı da sunuyordu. Yapı, hastalık kadar damgalanmanın da hayatı nasıl kuşattığını gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul’da Cüzzamlılar Neden Şehrin Dışında Yaşıyordu? Miskinler Tekkesi’nin Hikâyesi<br />
Üsküdar’dan Haydarpaşa yönüne uzanan yolun çevresi, yaklaşık beş asır önce İstanbul’un merkezinden uzakta kabul ediliyordu. Karacaahmet Mezarlığı’nın ortasında bulunan bir yapı ise dönemin İstanbul’unda insanların hem korktuğu hem de yardım etmeye çalıştığı bir hastalığın izlerini taşıyordu.<br />
Burası Miskinler Tekkesi’ydi.<br />
Adında “tekke” geçmesine rağmen burası klasik anlamda bir tarikat merkezi değildi. Miskinler Tekkesi, cüzzamdan etkilenen kişilerin şehir halkından ayrı tutulduğu bir cüzzamhane, aynı zamanda barınak ve yaşam alanıydı.<br />
Burada yaşayan insanlar yalnızca bir hastalıkla mücadele etmiyordu. Bedensel değişiklikler, toplumun hastalık hakkındaki yanlış inanışları, yoksulluk ve dışlanma da hayatlarının bir parçasıydı. Miskinler Tekkesi’nin hikâyesi bu nedenle yalnızca bir sağlık kurumunun değil, hastalık karşısında korku ile merhametin nasıl yan yana durabildiğinin de hikâyesidir.<br />
Cüzzam korkusu neden bu kadar büyüktü?<br />
Cüzzam, günümüzde Hansen hastalığı veya lepra olarak da bilinen, yavaş ilerleyen bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalık özellikle deriyi ve çevresel sinirleri etkileyebilir. Tedavi edilmediğinde his kaybı, kas güçsüzlüğü, iyileşmeyen yaralar ve zamanla kalıcı bedensel sorunlar ortaya çıkabilir.<br />
Hastalığın nedeninin ve bulaşma biçiminin bilinmediği dönemlerde bu görünür değişiklikler büyük korku yaratıyordu. Cüzzam yalnızca bir sağlık sorunu olarak görülmüyor; kimi toplumlarda uğursuzluk, günah veya cezalandırılma gibi düşüncelerle ilişkilendiriliyordu.<br />
Hastalığın uzun yıllar içinde ilerlemesi ve bedende belirgin izler bırakabilmesi, cüzzamdan etkilenen kişilerin toplumdan uzaklaştırılmasına yol açıyordu. İstanbul’da da hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla bu kişilerin şehir içinde yaşamalarına izin verilmemesi yönünde kurallar bulunuyordu.<br />
Ancak dönemin insanları hastalığa yol açan bakteriyi, bulaşmanın gerçekleşmesi için genellikle uzun süreli ve yakın temas gerektiğini veya cüzzamın günümüzde tedavi edilebildiğini bilmiyordu.<br />
Miskinler Tekkesi neden şehrin dışında kuruldu?<br />
Yaygın kabul gören tarihî kayıtlara göre Miskinler Tekkesi, 1514 yılında Yavuz Sultan Selim döneminde, o tarihte Üsküdar’ın dışında kalan Karacaahmet bölgesinde kuruldu.<br />
Yer seçiminin temelinde iki amaç bulunuyordu: Sağlıklı kişileri bulaşıcı olduğu düşünülen hastalıktan korumak ve şehir içinde yaşama imkânı bulamayan hastalara barınabilecekleri bir alan sağlamak.<br />
Anadolu Selçuklu ve Osmanlı şehirlerinde cüzzamdan etkilenen kişilerin yerleşim merkezlerinin dışında veya kenar mahallelerde bulunan özel yapılarda barındırılması bilinen bir uygulamaydı. Edirne’deki cüzzamhane, Osmanlı döneminin erken örneklerinden biriydi. Daha sonra Üsküdar, Bursa, Lefkoşa, Kandiye ve Sakız gibi yerlerde benzer kurumlar ortaya çıktı.<br />
Bu yapılar modern anlamda hastane değildi. Cüzzamın etkili bir tedavisi bulunmadığı için temel amaç hastalığı iyileştirmekten çok, burada yaşayanların barınmasını ve hayatlarını mümkün olduğu kadar güvenli biçimde sürdürmesini sağlamaktı.<br />
Neden “tekke” deniliyordu?<br />
“Miskin” sözcüğü tarih içinde yoksul, güçsüz ve çaresiz kişi anlamlarında kullanıldı. Zamanla cüzzamdan etkilenen kişiler için de kullanılan bu sözcük, onların kaldığı yapılara “miskinhane” veya “Miskinler Tekkesi” denilmesine yol açtı.<br />
Buradaki “tekke” adının, hastaların toplumdan ayrı ve kapalı bir topluluk hâlinde yaşamalarıyla ilişkili olduğu düşünülüyor. Yapının yöneticisine “şeyh” denilmesi ve halkın tekke sakinlerine yardım etmeye alışkın olması da bu adlandırmayı güçlendirmiş olabilir.<br />
Bununla birlikte “tekke” sözcüğü, yapının mutlaka bir tasavvuf merkezine bağlı olduğu anlamına gelmiyordu. Miskinler Tekkesi esas olarak cüzzamdan etkilenen kişilerin barındığı bir sosyal yardım ve tecrit kurumuydu.<br />
Duvarların arkasında hayat devam ediyordu<br />
Tecrit edilmek, hayatın tamamen durması anlamına gelmiyordu. Miskinler Tekkesi’nde evli çiftlerin aileleriyle kalabildiği odalar, bekârlara ayrılan bölümler, hamam, çamaşırhane ve küçük bir cami bulunuyordu.<br />
Tarihî kayıtlarda on odanın evli hastalara, altı odanın bekârlara ve iki odanın da imama ayrıldığı aktarılıyor. Odalar iç avluya bakıyor, her odada ısınma ve yemek hazırlama amacıyla kullanılan bir ocak bulunuyordu.<br />
Bazı tekke sakinleri tavuk besliyor, yumurta satıyor veya küçükbaş hayvan yetiştiriyordu. İlk dönemlerde dışarıyla görüşmeleri ciddi biçimde sınırlandırılmışken sonraki yıllarda bazı sakinlerin şehre inerek alışveriş yapabildiği anlaşılıyor.<br />
Tekke sakinlerinden birinin adlî bir işi olduğunda mahkeme heyetinin tekkeye gelmesi, burada yaşayanların günlük hayattan bütünüyle kopmadığını gösteriyordu. Evleniyor, çocuk sahibi oluyor, ibadet ediyor ve kendi toplulukları içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlardı.<br />
Bununla birlikte dışarı çıkma haklarının sınırlandırılması ve yaşamak istedikleri yeri seçememeleri, kurumun aynı zamanda zorlayıcı bir tecrit alanı olduğunu da gösteriyor.<br />
Sekiz sadaka taşı ne anlatıyordu?<br />
Miskinler Tekkesi’nin önünde, yoldan geçenlerin para bırakabilmesi için sekiz sadaka taşı bulunuyordu. İnsanlar taşlardaki oyuklara para koyuyor, “gözcü dede” olarak adlandırılan görevli de içeridekilere haber veriyordu.<br />
Toplanan paralar tekkenin yöneticisi tarafından sakinlere dağıtılıyordu. Halktan gelen yardımların yanı sıra vakıf ve imaretler de burada yaşayanlara yiyecek sağlıyordu.<br />
Tekkenin son dönemlerinde Atik Valide İmareti’nden düzenli olarak ekmek ve sıcak yemek gönderildiği, yıl içinde kurbanlık hayvanlar tahsis edildiği aktarılıyor. Kadın ve erkek sakinlere giysi ve ayakkabı verilmesi de kurumun yalnızca barınma değil, temel ihtiyaçları karşılama görevi üstlendiğini gösteriyor.<br />
Bu yardımlar dayanışmanın önemli bir örneğiydi. Ancak aynı zamanda tekke sakinlerinin geçimlerini bağımsız biçimde sağlayamadıklarını ve toplumun desteğine muhtaç bırakıldıklarını da ortaya koyuyordu.<br />
Miskinler Tekkesi merhamet yuvası mıydı, dışlanma alanı mı?<br />
Miskinler Tekkesi’ni yalnızca “merhamet yuvası” olarak anlatmak, burada yaşayanların maruz kaldığı zorunlu ayrılığı görünmez kılabilir. Yapıyı sadece bir sürgün yeri olarak görmek de sağlanan barınma, yiyecek ve sosyal desteği yok saymak anlamına gelir.<br />
Gerçekte iki durum aynı anda yaşanıyordu.<br />
Toplum bir yandan hastalıktan korkuyor ve cüzzamdan etkilenenleri şehirden uzaklaştırıyordu. Diğer yandan vakıflar, imaretler ve bireysel bağışlar aracılığıyla onların barınmasını ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlıyordu.<br />
Bu yaklaşım, dönemin tıp bilgisi ve toplumsal şartları içinde değerlendirilmelidir. Hastalığın nedeni, gerçek bulaşma yolları ve etkili tedavisi bilinmediği için tecrit, toplum sağlığını korumanın temel yolu olarak görülüyordu. Fakat tecrit yalnızca hastalığın yayılmasını önleme isteğinin değil, cüzzamın oluşturduğu korku ve damgalanmanın da sonucuydu.<br />
Cumhuriyet döneminde Miskinler Tekkesi’ne ne oldu?<br />
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Miskinler Tekkesi’nde yaşayanlar önce Toptaşı Hastanesi’ne nakledildi. Daha sonra, 1927 yılında Bakırköy Akıl, Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bünyesinde cüzzam tanısı alan kişiler için özel pavyonlar açıldı.<br />
Bu kişilerin ruh ve sinir hastanelerinde barındırılması, ruhsal hastalıkları bulunduğu anlamına gelmiyordu. Bu tercih, o dönemde ayrı bakım kurumlarının yetersizliği ve hastaları toplumdan uzak tutma anlayışının devam etmesiyle ilişkiliydi.<br />
Sakinleri taşındıktan sonra boş kalan Miskinler Tekkesi yangın geçirdi ve zaman içinde ortadan kalktı. Kaynaklar, yapıdan geriye II. Mahmud dönemindeki onarım sırasında yapılan çeşmenin kaldığını aktarıyor.<br />
Binalar ortadan kaybolsa da cüzzamla birlikte gelişen korku, dışlama ve damgalama uzun süre varlığını sürdürdü.<br />
Cüzzam günümüzde nasıl bir hastalık olarak biliniyor?<br />
Dünya Sağlık Örgütüne göre cüzzam, başlıca Mycobacterium leprae adlı bakterinin yol açtığı kronik bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalık en çok deriyi, çevresel sinirleri, üst solunum yollarının iç yüzeyini ve gözleri etkileyebilir.<br />
Bakteri çok yavaş çoğalır. Bu nedenle hastalık belirtileri temastan kısa süre sonra ortaya çıkmayabilir. Bilimsel değerlendirmelerde kuluçka süresinin çoğunlukla birkaç yıl olduğu, bazı kişilerde daha da uzayabildiği belirtiliyor.<br />
Hastalığın en önemli özelliklerinden biri sinirleri etkileyebilmesidir. Duyu kaybı geliştiğinde kişi sıcaklığı, ağrıyı veya yaralanmayı fark edemeyebilir. Sinir hasarı nedeniyle gelişen duyu kaybı, fark edilmeyen ve tekrarlayan yaralanmaların zaman içinde kalıcı işlev kaybına yol açmasına neden olabilir.<br />
Cüzzam nasıl bulaşır?<br />
Cüzzam, halk arasında sanıldığı kadar kolay bulaşan bir hastalık değildir. Dünya Sağlık Örgütü, bulaşmanın tedavi edilmemiş bir kişiyle uzun süreli, yakın ve sık temas sırasında ağız ve burundan çıkan damlacıklar yoluyla gerçekleştiğinin düşünüldüğünü belirtiyor.<br />
El sıkışmak, sarılmak, yan yana oturmak, konuşmak veya aynı sofrada yemek yemek gibi gündelik temasların hastalığı bulaştırması beklenmez.<br />
Bakteriyle karşılaşan herkes hastalanmaz. Hastalığın ortaya çıkmasında kişinin bağışıklık yanıtı, temasın süresi ve çevresel koşullar birlikte rol oynayabilir.<br />
Dünya Sağlık Örgütüne göre etkili tedavinin başlamasıyla bulaştırıcılık sona erer. Bu nedenle günümüzde cüzzam tanısı alan kişileri toplumdan uzaklaştırmak veya ailelerinden ayırmak bilimsel bir gereklilik değildir.<br />
Hangi belirtiler gözden kaçabilir?<br />
Cüzzamın erken belirtileri başka deri hastalıklarıyla karıştırılabilir. En dikkat çekici bulgu, açık renkli veya kızarık bir deri lekesinde duyu kaybı bulunmasıdır.<br />
Şu belirtiler değerlendirme gerektirebilir:<br />
Açık renkli veya kızarık deri lekesinde dokunma, sıcaklık ya da ağrı hissinin azalması<br />
El ve ayaklarda açıklanamayan uyuşma veya karıncalanma<br />
Çevresel sinirlerde kalınlaşma veya hassasiyet<br />
Ellerde ya da ayaklarda kas güçsüzlüğü<br />
Fark edilmeden oluşan tekrarlayıcı yaralar<br />
Gözleri kapatmada güçlük veya gözle ilgili yeni sorunlar<br />
Bu belirtiler tek başına cüzzam tanısı koydurmaz. Çok sayıda deri ve sinir hastalığı benzer yakınmalara yol açabilir. Tanı, klinik muayene ve gerekli görüldüğünde laboratuvar incelemeleriyle konulur.<br />
Cüzzam tedavi edilebilir mi?<br />
Cüzzam günümüzde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü, bakterinin direnç geliştirmesini önlemek ve enfeksiyonu ortadan kaldırmak amacıyla birden fazla antibiyotiğin birlikte kullanıldığı çoklu ilaç tedavisini öneriyor.<br />
Tedavi süresi hastalığın türüne ve bakteri yüküne göre değişebilir. Tedavi kararının kişinin klinik durumuna göre hekim tarafından verilmesi gerekir.<br />
Erken tanı ve tedavi, sinir hasarı ile kalıcı işlev kaybının önlenmesi açısından büyük önem taşır. Hastalık ilerledikten sonra enfeksiyon ortadan kaldırılsa bile daha önce oluşmuş sinir ve doku hasarlarının bir bölümü kalıcı olabilir.<br />
Bu nedenle asıl tehlike, cüzzam tanısı alan bir kişiyle gündelik temas kurmak değil; belirtilerin damgalanma korkusuyla gizlenmesi ve tanının gecikmesidir.<br />
Hastalık tedavi edilse de damgalanma sürebilir<br />
Cüzzamın tıbbi tedavisi bulunmuş olsa da hastalığın toplumsal hafızadaki karşılığı kolay değişmedi. “Cüzzamlı” sözcüğü yüzyıllar boyunca yalnızca bir hastalığı değil; dışlanmış, korkulan ve toplumdan uzaklaştırılan kişiyi de ifade etti.<br />
Günümüzde sağlık iletişiminde hastalığı kişinin kimliğine dönüştürmeyen bir dil kullanılması önem taşıyor. “Cüzzamlı” yerine “cüzzamdan etkilenen kişi” veya “lepra tanısı alan kişi” gibi ifadelerin tercih edilmesi, damgalanmanın azaltılmasına yardımcı olabilir.<br />
Cüzzamın kolay bulaşmadığını, tedavi edilebildiğini ve tedavi gören kişilerin toplum içinde yaşamayı sürdürebileceğini bilmek, yüzyıllardır devam eden yanlış inanışların ortadan kaldırılması açısından önemlidir.<br />
Miskinler Tekkesi bize ne anlatıyor?<br />
Miskinler Tekkesi’nin hikâyesi, bir toplumun hastalık karşısında aynı anda hem koruyucu hem dışlayıcı olabileceğini gösteriyor.<br />
Burada yaşayanlara yiyecek, giysi ve barınma imkânı sağlandı. Aileleriyle yaşayabilecekleri odalar, ibadet alanları ve günlük hayatlarını sürdürebilecekleri küçük bir düzen kuruldu. Ancak bütün bunlar, şehirden ve toplumdan ayrı yaşamak zorunda bırakıldıkları gerçeğini değiştirmiyordu.<br />
Bugün cüzzamın nedenini, bulaşma biçimini ve tedavisini biliyoruz. Artık hastaları duvarların arkasına yerleştirmek gerekmiyor. Ancak hastalıkla ilgili yanlış bilgi ve damgalanma, yeni ve görünmez duvarlar kurabiliyor.<br />
Miskinler Tekkesi’nden geriye kalan en önemli ders belki de şudur: Bir hastalıkla mücadele yalnızca mikrobu ortadan kaldırmakla tamamlanmaz. Hastanın toplumdaki yerini, insanlık onurunu ve yaşama katılma hakkını korumak da tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.<br />
KAYNAKLAR<br />
TDV İslâm Ansiklopedisi – Miskinler Tekkesi – Nuran Yıldırım – 2020<br />
Uluslararası Üsküdar Sempozyumu IV Bildirileri – Üsküdar Miskinler Tekkesi – Nil Sarı ve Ümit Emrah Kurt – 2007<br />
Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi – Hastalık, Stigmatizasyon ve Yoksulluk: Osmanlı’dan Erken Cumhuriyet’e Cüzzamlı Dilenciler – Murat Yolun – 2024 – DOI: 10.15182/diclesosbed.1415315<br />
Vakıflar Dergisi – Osmanlı Döneminde Cüzzamlıların Tecrit Edildiği Miskinler Tekkesi’nin Konya Örneği – Hamit Şafakçı – 2018 – DOI: 10.16971/vakiflar.506572<br />
Nature Reviews Disease Primers – Leprosy – Marlous L. Grijsen ve çalışma arkadaşları – 2024 – DOI: 10.1038/s41572-024-00575-1<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Leprosy Bilgi Notu – 2026<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Towards Zero Leprosy: Global Leprosy Strategy 2021–2030 – 2021</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/istanbulda-cuzzamlilar-neden-sehrin-disinda-yasiyordu-miskinler-tekkesinin-hikayesi</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 15:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/miskinler-tekkesi-haber-gorseli-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="11017"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fabio Miretti’den Beşiktaş’a yeşil ışık: İtalya’dan yeni transfer bilgisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fabio-mirettiden-besiktasa-yesil-isik-italyadan-yeni-transfer-bilgisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fabio-mirettiden-besiktasa-yesil-isik-italyadan-yeni-transfer-bilgisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş’ın Juventus forması giyen Fabio Miretti için yürüttüğü transfer girişiminde kritik bir gelişme yaşandı. İtalyan basını, 23 yaşındaki orta saha oyuncusunun siyah-beyazlılara transfer olmaya onay verdiğini bildirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fabio Miretti’den Beşiktaş’a yeşil ışık</p>

<p>Beşiktaş’ın orta saha transferinde gündemine aldığı Fabio Miretti konusunda İtalya’dan yeni bir haber geldi. Juventus ile siyah-beyazlılar arasındaki görüşmeler sürerken, transfer açısından belirleyici olabilecek oyuncu onayının alındığı öne sürüldü.</p>

<p>La Gazzetta dello Sport’ta Juventus gelişmelerini takip eden Giovanni Albanese’nin aktardığı bilgilere göre Miretti, Beşiktaş’a transfer olmaya yeşil ışık yaktı.</p>

<p>Bu gelişme, daha önce kulüpler arasındaki temaslarla gündeme gelen transfer dosyasını yeni bir aşamaya taşıdı.</p>

<p>Miretti yurt dışı seçeneğine kapıyı açtı</p>

<p>İtalya’dan gelen bilgilere göre Miretti’nin yaklaşımındaki değişiklik transfer açısından önem taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İtalyan futbolcunun kariyerini yurt dışında sürdürme seçeneğine artık olumlu yaklaştığı ve Beşiktaş ihtimaline onay verdiği belirtiliyor.</p>

<p>Böylece siyah-beyazlıların önündeki önemli başlıklardan biri olan oyuncunun Türkiye’ye gelme konusundaki yaklaşımında olumlu bir tablo ortaya çıktı.</p>

<p>Beşiktaş ile Juventus masada</p>

<p>Transferde kulüpler arasındaki görüşmeler de devam ediyor.</p>

<p>İtalyan transfer gazetecisi Gianluca Di Marzio’nun aktardığı bilgilere göre Beşiktaş ile Juventus, Miretti transferi için doğrudan temas halinde.</p>

<p>Tarafların üzerinde çalıştığı formülün satın alma opsiyonlu kiralama olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Henüz kulüpler arasında nihai anlaşmaya varıldığına ilişkin resmi bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle transferin tamamlandığını söylemek için erken.</p>

<p>Juventus ayrılığa kapıyı kapatmıyor</p>

<p>Juventus cephesinin de uygun şartların oluşması halinde Miretti’nin ayrılığına karşı olmadığı belirtiliyor.</p>

<p>Bu noktada transferin bundan sonraki bölümünde Beşiktaş ile Juventus arasındaki mali şartlar ve satın alma opsiyonunun yapısı belirleyici olacak.</p>

<p>Oyuncunun Beşiktaş seçeneğine olumlu yaklaşması ise siyah-beyazlı yönetimin elini güçlendiren gelişme olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Transferde gözler kulüpler arasındaki pazarlıkta</p>

<p>Beşiktaş’ın Miretti transferini sonuçlandırabilmesi için Juventus ile kiralama koşulları ve olası satın alma maddesinde anlaşması gerekiyor.</p>

<p>İtalya’dan gelen son bilgiler birlikte değerlendirildiğinde dosyada iki önemli unsur bulunuyor: Kulüpler arasındaki görüşmeler devam ediyor ve Miretti, Beşiktaş seçeneğine kapıyı açmış durumda.</p>

<p>Bu nedenle transferde artık gözler Beşiktaş ile Juventus arasındaki pazarlığın sonucuna çevrildi.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Giovanni Albanese, La Gazzetta dello Sport, 23 Ağustos 2026</li>
 <li>Gianluca Di Marzio, 23 Ağustos 2026</li>
 <li>Sky Sport Italia, 23 Ağustos 2026</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fabio-mirettiden-besiktasa-yesil-isik-italyadan-yeni-transfer-bilgisi</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8862.jpeg" type="image/jpeg" length="13966"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karadeniz Sahil Yolunda Kurutulan Fındıkta Egzoz ve Fren Tozu Riski]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-sahil-yolunda-kurutulan-findikta-egzoz-ve-fren-tozu-riski</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-sahil-yolunda-kurutulan-findikta-egzoz-ve-fren-tozu-riski" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karadeniz Sahil Yolu çevresinde başlayan fındık kurutma mesaisi, egzoz dumanı, fren ve lastik aşınmasından yayılan parçacıkların ürüne çökelme ihtimalini yeniden gündeme taşıdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Karadeniz Sahil Yolu boyunca güneşe serilen fındıklar, hasat döneminin alışılmış görüntülerinden biri oldu. Ancak yoğun trafiğin hemen yanı başında yapılan kurutma işlemi, ürünün egzoz dumanı, yol tozu ve araçlardan kaynaklanan parçacıklarla temas etmesi bakımından gıda güvenliği sorusu doğuruyor.</p>

<p>Buradaki risk yalnızca egzoz borusundan çıkan gazlarla sınırlı değil. Fren balataları ve lastiklerin aşınması, yol yüzeyindeki tozun araçlarla yeniden havalanması ve yakıt yanması sonucunda farklı büyüklüklerde parçacıklar çevreye yayılabiliyor. Açıkta bekletilen fındık da bu kirleticilere doğrudan maruz kalabiliyor.</p>

<p>EGZOZ GAZI FINDIĞA NASIL ULAŞABİLİR?</p>

<p>Motorlu taşıt trafiği; ince parçacıklar, siyah karbon, azot oksitler ve karbonmonoksit gibi kirleticilerin kaynakları arasında bulunuyor. Fren ve lastik aşınması da bakır, çinko ve farklı metal içeren parçacıkların çevreye yayılmasına katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Gazların tamamının fındıkta biriktiğini söylemek doğru olmaz. Buna karşılık havadaki toz ve parçacıkların açıkta kurutulan ürünün kabuğuna ya da iç fındık yüzeyine çökelmesi mümkündür. Trafik yoğunluğu, yola olan mesafe, rüzgâr, kurutma süresi ve fındığın kabuklu olup olmaması temas düzeyini etkileyebilir.</p>

<p>Karadeniz Sahil Yolu’nda kurutulan fındıklara ilişkin kapsamlı analiz sonuçları olmadan, ürünlerde ne kadar kirletici bulunduğu veya sağlık sınırlarının aşılıp aşılmadığı söylenemez. Bu nedenle risk ihtimali ile ölçülmüş kirlilik birbirine karıştırılmamalıdır. Kesin değerlendirme ancak uygun yöntemle alınan numunelerin yetkili laboratuvarlarda incelenmesiyle yapılabilir.</p>

<p>YOL TOZU DA EN AZ EGZOZ KADAR DİKKATE ALINMALI</p>

<p>Yoğun kullanılan bir yolun kenarındaki ürün; egzoz dışında toprak, kurum, mikroplastik parçacıkları, hayvan kaynaklı kirler ve yüzeyden havalanan maddelerle de temas edebilir. Özellikle fındığın doğrudan asfalt ya da yol yüzeyine serilmesi, kirlenme olasılığını artırır.</p>

<p>FAO ve Dünya Sağlık Örgütü bünyesindeki Codex Alimentarius’un sert kabuklu yemişlere yönelik hijyen kuralları; ürünlerin kurutma, taşıma ve depolama sırasında tozdan, döküntülerden, kimyasal ve mikrobiyolojik kirleticilerden korunmasını öneriyor. Kurutma yüzeyinin temizlenebilir olması ve ürünün koruyucu bir örtü üzerinde tutulması da temel hijyen uygulamaları arasında yer alıyor.</p>

<p>SAĞLIK RİSKİ TEK SEFERLİK TÜKETİMLE AÇIKLANAMAZ</p>

<p>Trafik kaynaklı hava kirliliğinin solunum ve kalp-damar sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri güçlü bilimsel kanıtlarla biliniyor. Fakat bu bilgi, yol kenarında kurutulan her fındığın tehlikeli düzeyde kirlenmiş olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Gıdayla alınabilecek risk; kirleticinin türüne, üründeki miktarına, tüketim sıklığına ve kişinin toplam maruziyetine bağlıdır. Bazı metaller vücutta zamanla birikebildiği için düzenli ve uzun süreli alım daha fazla önem taşır. Çocuklar, gebeler ve kronik hastalığı bulunan kişiler çevresel kirleticilere karşı daha hassas olabilir.</p>

<p>Fındık kabuğu iç kısmı belirli ölçüde koruyabilir. Buna rağmen çatlak veya kırılmış kabuklar, kabuksuz iç fındık ve uzun süre açıkta bırakılan ürünlerde dış ortamla temas daha fazladır. Kabuğun varlığı bütün kirleticilere karşı tam güvence sağlamaz.</p>

<p>FINDIĞI YIKAMAK SORUNU ÇÖZER Mİ?</p>

<p>Yüzeydeki kaba tozun bir bölümü temizlenebilse de yıkama, trafik kaynaklı kimyasal kirleticilerin tamamını gideren doğrulanmış bir yöntem değildir. Fındığın evde gelişigüzel yıkanıp yeterince kurutulmadan saklanması ise nemi artırarak küf gelişmesine zemin hazırlayabilir.</p>

<p>Bu nedenle tüketici açısından en uygun yaklaşım, kaynağı ve işleme koşulları bilinen ürünü tercih etmektir. Fındıkta küf kokusu, acılaşmış tat, belirgin renk değişikliği, böceklenme veya aşırı nem fark edilirse ürün tüketilmemelidir. Küflenmiş bölümün ayıklanması, kalan ürünün tamamen güvenli olduğunu göstermez.</p>

<p>GÜVENLİ KURUTMA İÇİN NELER YAPILABİLİR?</p>

<p>Fındığın yoğun trafikten, egzoz çıkışlarından ve toz kaldıran yol yüzeylerinden uzakta kurutulması en etkili önlemdir. Ürün doğrudan asfaltın üzerine değil, temizlenebilir ve yalnızca bu amaçla kullanılan uygun bir örtüye serilmelidir.</p>

<p>Kurutma alanı yağmurdan, hayvanlardan, böceklerden ve çevresel kirleticilerden korunmalıdır. Fındık düzenli çevrilmeli; hızlı, dengeli ve yeterli kuruma sağlanmalıdır. Kapalı ya da yarı kapalı güneş kurutucuları ile kontrollü mekanik sistemler, ürünün dış ortam kirleticileriyle temasını azaltabilir.</p>

<p>Hasat döneminde yol kenarında saatlerce çalışan üreticiler de egzoz dumanını doğrudan soluyabilir. Özellikle yoğun trafik saatlerinde yol kenarında uzun süre kalmamak, mümkünse çalışma alanını trafikten uzaklaştırmak ve çocukları kurutma alanında bulundurmamak daha güvenli bir yaklaşım olur.</p>

<p>DENETİM VE LABORATUVAR ANALİZİ BELİRLEYİCİ</p>

<p>Bir fındık partisinin egzoz ya da yol kaynaklı kirleticiler bakımından güvenli olup olmadığı görüntüsüne veya kokusuna bakılarak anlaşılamaz. Kurşun, kadmiyum ve benzeri kirleticiler için laboratuvar analizi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üretim bölgelerinde risk temelli numune alınması, yol kenarında kurutulan ürünlerle trafikten uzakta kurutulan ürünlerin karşılaştırılması ve sonuçların kamuoyuyla paylaşılması belirsizliği azaltabilir. Üreticiye uygun kurutma alanları sağlanması da sorunu yalnızca bireysel tercihlere bırakmadan çözmeye yardımcı olabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Dünya Sağlık Örgütü – Ambient Outdoor Air Pollution – Güncelleme 2024<br />
2. Codex Alimentarius Komisyonu – Code of Hygienic Practice for Tree Nuts, CXC 6-1972 – Güncel metin 2023<br />
3. Codex Alimentarius Komisyonu – General Principles of Food Hygiene, CXC 1-1969 – Güncelleme 2022<br />
4. Codex Alimentarius Komisyonu – Code of Practice for the Prevention and Reduction of Lead Contamination in Foods, CXC 56-2004 – Güncelleme 2021<br />
5. Codex Alimentarius Komisyonu – General Standard for Contaminants and Toxins in Food and Feed, CXS 193-1995 – Güncel sürüm</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-sahil-yolunda-kurutulan-findikta-egzoz-ve-fren-tozu-riski</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8860.jpeg" type="image/jpeg" length="71302"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yaşlanmayı Yavaşlatmak Mümkün mü? Yale Araştırması Öne Çıkan Yöntemleri Açıkladı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yaslanmayi-yavaslatmak-mumkun-mu-yale-arastirmasi-one-cikan-yontemleri-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yaslanmayi-yavaslatmak-mumkun-mu-yale-arastirmasi-one-cikan-yontemleri-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yale araştırmacıları, 51 insan çalışmasındaki verileri ortak yöntemle karşılaştırdı. Beslenme ve egzersiz öne çıkarken, reçetesiz takviyelerin biyolojik yaş göstergelerine etkisi zayıf kaldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Takvim yaşı doğum tarihine göre ilerliyor. Vücudun hücresel ve işlevsel durumu ise aynı yaştaki kişilerde belirgin biçimde farklılaşabiliyor. Bilim insanlarının “biyolojik yaş” dediği bu farkı güvenilir biçimde ölçmek, sağlıklı yaşlanma araştırmalarının en güç sorularından biri.</p>

<p>Yale Üniversitesi öncülüğünde hazırlanan ve Nature Medicine’da yayımlanan yeni analiz, yaşlanmayı etkilediği öne sürülen uygulamaların kandaki biyolojik yaş göstergelerinde ölçülebilir bir değişiklik oluşturup oluşturmadığını araştırdı.</p>

<p>Çalışmada sağlıklı beslenme ile egzersizin birlikte uygulandığı yaşam tarzı programları ve bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan reçeteli ilaçlar öne çıktı. Reçetesiz satılan takviyeler ise aynı ölçümlerde belirgin ve tutarlı bir etki göstermedi.</p>

<p>51 ÇALIŞMA AYNI ÖLÇÜM SİSTEMİNDE BULUŞTURULDU</p>

<p>Araştırmacılar, insanlarda yürütülmüş 51 uzunlamasına müdahale çalışmasının verilerini TranslAGE adı verilen ortak bir veri tabanında birleştirdi. İncelemeye beslenme ve egzersiz programları, reçeteli ilaçlar, besin takviyeleri ve bazı tıbbi işlemler alındı.</p>

<p>Ekip, bütün verileri 16 epigenetik saat ve 94 farklı DNA metilasyonu göstergesiyle yeniden değerlendirdi. Böylece farklı araştırmalarda kullanılan yöntemlerden kaynaklanan ölçüm ayrılıklarının azaltılması amaçlandı.</p>

<p>DNA metilasyonu, DNA üzerinde genlerin çalışma biçimini etkileyebilen küçük kimyasal işaretlerdeki değişimi anlatıyor. Bu işaretlerin belirli bölgelerdeki dağılımından yararlanan epigenetik saatler, kişinin yalnızca doğumundan bu yana geçen zamanı değil, yaşlanma hızı ve sağlık durumuyla ilişkili biyolojik değişimleri de tahmin etmeye çalışıyor.</p>

<p>BESLENME VE EGZERSİZ BİRLİKTELİĞİ ÖNE ÇIKTI</p>

<p>Analizde yaşam tarzı müdahaleleri genel olarak epigenetik yaş göstergelerinde azalmayla ilişkili bulundu. Bu grupta Akdeniz tipi, düşük yağlı ve düşük karbonhidratlı farklı beslenme programları incelendi.</p>

<p>Araştırmanın dikkat çeken tarafı, tek bir popüler diyetin üstün ilan edilmemesiydi. Sağlıklı bir beslenme düzeninin düzenli fiziksel aktiviteyle birlikte yürütülmesi, farklı biyolojik yaş göstergelerinde daha tutarlı bir değişimle bağlantılı bulundu.</p>

<p>Bu sonuç, yaşlanmayı yavaşlatmak için tek bir yiyeceğe veya katı bir beslenme modeline bel bağlanamayacağını gösteriyor. Beslenmenin niteliği, hareket düzeyi, kilo kontrolü, uyku düzeni, sigaradan uzak durma ve kronik hastalıkların izlenmesi bir bütün olarak değerlendirilmeli.</p>

<p>REÇETELİ İLAÇLAR “YAŞLANMA TEDAVİSİ” ANLAMINA GELMİYOR</p>

<p>Metformin, semaglutid ve tümör nekroz faktörünü hedefleyen anti-TNF tedavileri, araştırmadaki bazı epigenetik göstergelerde güçlü değişimlerle ilişkilendirildi. Ancak bu bulgu, söz konusu ilaçların sağlıklı kişilere yaşlanmayı geciktirmek amacıyla verilmesini desteklemiyor.</p>

<p>Metformin diyabet tedavisinde, semaglutid belirli koşullarda tip 2 diyabet ve obezite yönetiminde kullanılıyor. Anti-TNF ilaçları ise romatoid artrit ve iltihaplı bağırsak hastalıkları gibi belirli bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisinde değerlendiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmada biyolojik göstergelerdeki değişimin, hastalığın ve buna eşlik eden iltihabın kontrol altına alınmasından kaynaklanabileceği de belirtiliyor. Dolayısıyla ölçülen etki, ilacın doğrudan insan ömrünü uzattığını veya sağlıklı bir kişiyi gençleştirdiğini kanıtlamıyor.</p>

<p>Bu ilaçların ciddi yan etkileri ve kullanım kısıtlamaları bulunabiliyor. Yalnızca biyolojik yaşı düşürmek düşüncesiyle, hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmaları güvenli değil.</p>

<p>REÇETESİZ TAKVİYELERDE TUTARLI ETKİ GÖRÜLMEDİ</p>

<p>Omega-3 ve folat gibi reçetesiz alınabilen takviyeler, araştırmada bir grup olarak değerlendirildiğinde epigenetik yaşı düşüren belirgin ve tutarlı bir sonuç oluşturmadı. Bazı tekil çalışmalarda değişiklik görülse de farklı biyolojik saatlerin sonuçları birbiriyle örtüşmedi.</p>

<p>Bu bulgu, hiçbir takviyenin hiçbir koşulda yarar sağlamadığı anlamına gelmiyor. Kanıtlanmış bir eksikliğin giderilmesi veya belirli bir hastalığın tedavisine destek amacıyla hekim tarafından önerilen takviyeler ayrı değerlendirilmeli.</p>

<p>Araştırmanın yanıt aradığı soru daha sınırlı: Reçetesiz takviyeler, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yerini alarak biyolojik yaşlanmayı güvenilir biçimde yavaşlatıyor mu? Mevcut toplu veriler bu iddiayı desteklemiyor.</p>

<p>PROF. DR. KAAN YILANCIOĞLU: YAŞLANMAYI DURDURAN BİR YÖNTEM BULUNMADI</p>

<p>Araştırmayı değerlendiren Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, sonuçların yaşlanmayı durduran bir yöntem bulunduğu şeklinde yorumlanmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Çalışmanın farklı uygulamaları ortak bir ölçüm sistemiyle karşılaştırması bakımından değer taşıdığını belirten Yılancıoğlu, “Sağlıklı beslenme ve düzenli hareketin birlikte öne çıkması, pahalı ve kanıtı sınırlı ürünler yerine sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarına odaklanılması gerektiğini destekliyor” dedi.</p>

<p>Metformin ve semaglutid gibi ilaçların yaşlanma karşıtı ürünler olmadığına dikkati çeken Yılancıoğlu, şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>“Bu ilaçlar yalnızca tıbbi gereklilik bulunması hâlinde hekim değerlendirmesiyle kullanılmalıdır. Epigenetik saatte görülen bir değişimin daha uzun ve sağlıklı yaşam sağlayıp sağlamadığını anlayabilmek için uzun süreli klinik sonuçlara ihtiyaç vardır.”</p>

<p>BİYOLOJİK YAŞ TESTLERİ NE KADAR GÜVENİLİR?</p>

<p>Yeni kuşak epigenetik saatler, müdahalelerin oluşturduğu değişiklikleri eski saatlere göre daha tutarlı biçimde yakaladı. Özellikle ölüm riski veya yaşlanma hızını tahmin etmek üzere geliştirilen ölçümler daha duyarlı bulundu.</p>

<p>Buna rağmen epigenetik saatin gerilemesi, kişinin mutlaka daha uzun yaşayacağı veya yaşa bağlı hastalıklardan korunacağı anlamına gelmiyor. Bu testlerin tedavi araştırmalarında güvenilir bir ara hedef olarak kullanılabilmesi için biyolojik göstergedeki değişimin gerçek sağlık sonuçlarını öngördüğünün kanıtlanması gerekiyor.</p>

<p>İnternette satılan ticari biyolojik yaş testleri de tek başına sağlık karnesi olarak görülmemeli. Kullanılan epigenetik saat, örneğin alınma ve işlenme biçimi, kişinin sağlık durumu ve laboratuvar yöntemi sonucu etkileyebilir.</p>

<p>ARAŞTIRMANIN SINIRLARI NELER?</p>

<p>Bu çalışma yeni bir klinik deney değil; daha önce yürütülmüş ve birbirinden oldukça farklı 51 müdahale araştırmasının ortak bir yöntemle yeniden analiz edilmesine dayanıyor.</p>

<p>Katılımcıların yaşı ve sağlık durumu, çalışmaların süresi, örneklem büyüklükleri ve uygulanan müdahaleler aynı değildi. Araştırmacılar da analizlerinin neden-sonuç kanıtlamak veya tek tek tedavilerin etkinliğini belirlemek amacıyla hazırlanmadığını vurguladı.</p>

<p>Bazı yeni kuşak epigenetik saatler iltihap ve metabolik durum gibi sağlık göstergelerini de hesaba katıyor. Bu nedenle ölçülen iyileşme, doğrudan yaşlanmanın temel mekanizmasındaki bir değişimi değil, mevcut bir hastalığın veya iltihabın daha iyi kontrol edilmesini yansıtabilir.</p>

<p>Araştırmanın bazı yazarlarının biyolojik yaş testleri alanında patent ve ticari kuruluşlarla danışmanlık bağlantıları da makalenin çıkar çatışması bölümünde bildirildi.</p>

<p>GÜNLÜK YAŞAM İÇİN HANGİ SONUÇ ÇIKARILABİLİR?</p>

<p>Araştırma, yaşlanmanın tek bir hap, takviye veya diyetle yönetilebilecek kadar basit olmadığını gösteriyor. Bulgular; düzenli hareket, dengeli beslenme, sağlıklı kilo aralığının korunması ve mevcut hastalıkların uygun biçimde tedavi edilmesi gibi temel yaklaşımları destekliyor.</p>

<p>Biyolojik yaş testi yaptırmak veya yaşlanmayı geciktirmek amacıyla ilaç ve takviye kullanmak isteyenlerin, pazarlama iddialarıyla bilimsel kanıt arasındaki farkı gözetmesi gerekiyor. Reçeteli ilaçlara hekim önerisi olmadan başlanmamalı; mevcut tedaviler yalnızca bu tür araştırmalardan hareketle değiştirilmemeli.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Nature Medicine – Responsiveness of epigenetic aging biomarkers to longevity interventions in humans – Raghav Sehgal, Daniel Borrus, Jenel F. Armstrong ve çalışma arkadaşları – 2026 – DOI: 10.1038/s41591-026-04562-9<br />
2. Yale News – Can you slow the aging process? Study reveals which interventions might help – Karen Guzman – 2026<br />
3. Nature Medicine – Validation of biomarkers of aging – Biomarkers of Aging Consortium ve çalışma arkadaşları – 2024 – DOI: 10.1038/s41591-023-02784-9 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yaslanmayi-yavaslatmak-mumkun-mu-yale-arastirmasi-one-cikan-yontemleri-acikladi</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8859-1.jpeg" type="image/jpeg" length="41680"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıbrıs Aydın Üniversitesi Öğrencisi Elanur Ağbulak Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kibris-aydin-universitesi-ogrencisi-elanur-agbulak-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kibris-aydin-universitesi-ogrencisi-elanur-agbulak-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kıbrıs Aydın Üniversitesi Psikoloji Bölümü 4. sınıf öğrencisi Elanur Ağbulak’ın vefatı, ailesi, yakınları ve üniversite camiasında büyük üzüntüye neden oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kıbrıs Aydın Üniversitesi Psikoloji Bölümü son sınıf öğrencisi Elanur Ağbulak hayatını kaybetti.</p>

<p>Üniversite yönetimi tarafından yayımlanan taziye mesajında, Ağbulak’ın vefatının derin bir üzüntüyle öğrenildiği belirtildi.</p>

<p>Açıklamada, “Psikoloji Bölümü 4. sınıf öğrencimiz Elanur Ağbulak’ın vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Merhumeye Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve tüm sevenlerine başsağlığı ve sabır dileriz. Başımız sağ olsun” ifadelerine yer verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Genç öğrencinin vefatı, üniversite arkadaşları ve sevenleri arasında büyük üzüntü oluşturdu. Elanur Ağbulak’ın ölüm nedenine ilişkin ise resmî bir açıklama yapılmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kibris-aydin-universitesi-ogrencisi-elanur-agbulak-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 14:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8858.jpeg" type="image/jpeg" length="85972"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray’ın Can Uzun transferinde beklenmedik son]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-can-uzun-transferinde-beklenmedik-son</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-can-uzun-transferinde-beklenmedik-son" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın kadrosuna katmak istediği Can Uzun transferinde karar çıktı. Sky Sport Almanya, Eintracht Frankfurt forması giyen milli futbolcunun İstanbul’a transfer olmama kararı aldığını bildirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Can Uzun’dan Galatasaray’a transfer yanıtı: Kararını verdi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Galatasaray’ın transfer gündeminde yer alan milli futbolcu Can Uzun’un geleceğiyle ilgili Almanya’dan önemli bir gelişme geldi. Eintracht Frankfurt forması giyen 20 yaşındaki oyuncunun sarı-kırmızılı kulübe transferi gerçekleşmeyecek.</p>

<p>Sky Sport Almanya’nın 20 Ağustos 2026 tarihli özel haberine göre Galatasaray, genç hücum oyuncusunu kadrosuna katmak için ciddi şekilde devredeydi. Ancak Can Uzun, İstanbul’a transfer olmama yönünde karar verdi.</p>

<p>Can Uzun, Galatasaray seçeneğini kabul etmedi</p>

<p>Alman yayıncının aktardığı bilgilere göre transferin önündeki belirleyici unsur oyuncunun tercihi oldu. Can Uzun’un Galatasaray’a gitmeme kararı sonrasında sarı-kırmızılıların yürüttüğü transfer operasyonu da sona erdi.</p>

<p>Böylece uzun süredir gündemde bulunan Can Uzun-Galatasaray dosyasında önemli bir eşik aşılmış oldu.</p>

<p>Galatasaray’ın ilgisinin somut olduğu ancak oyuncunun kariyerine Türkiye’de devam etmeyi tercih etmediği belirtiliyor.</p>

<p>Almanya’dan ikinci doğrulama geldi</p>

<p>Sky Sport Almanya’nın haberinin ardından Eintracht Frankfurt cephesini yakından takip eden gazeteci Christopher Michel de gelişmeyi doğruladı.</p>

<p>Michel’in aktardığı bilgilere göre Galatasaray, Eintracht Frankfurt’a Can Uzun için somut ve ciddi bir teklif sundu. Ancak genç futbolcu sarı-kırmızılı kulübün teklifini kabul etmedi.</p>

<p>Bu doğrulama, transferin yalnızca söylenti düzeyinde olmadığını, Galatasaray’ın oyuncu için gerçek bir girişimde bulunduğunu da ortaya koyuyor.</p>

<p>Frankfurt’ta kalacağı kesin değil</p>

<p>Can Uzun’un Galatasaray’a olumsuz yanıt vermesi, oyuncunun Eintracht Frankfurt’ta kesin olarak kalacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Almanya’dan gelen haberlerde genç futbolcuyla İtalya ve İspanya’dan kulüplerin ilgilendiği belirtiliyor. Bu nedenle transfer döneminin kalan bölümünde Can Uzun’un geleceği yeniden gündeme gelebilir.</p>

<p>Ancak mevcut tabloya göre Galatasaray seçeneği kapanmış durumda.</p>

<p>Galatasaray’ın Can Uzun planı sona erdi</p>

<p>2005 doğumlu milli futbolcu, hücum hattında özellikle 10 numara bölgesinde görev yapabiliyor. Genç yaşı ve gelişim potansiyeli nedeniyle Avrupa transfer piyasasında takip edilen oyuncular arasında yer alan Can Uzun’un Eintracht Frankfurt ile sözleşmesi devam ediyor.</p>

<p>Galatasaray açısından ise son gelişmenin ardından Can Uzun transferinin yeniden açılabilmesi için oyuncu cephesindeki kararın değişmesi gerekecek.</p>

<p>Şimdilik Almanya’dan gelen en güçlü bilgi net: Can Uzun, Galatasaray’a transfer olmayacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-can-uzun-transferinde-beklenmedik-son</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 14:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8853.jpeg" type="image/jpeg" length="73835"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alayköy’de 52 Yaşındaki Cumali İsmail Taşdemir Öldürüldü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alaykoyde-52-yasindaki-cumali-ismail-tasdemir-olduruldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alaykoyde-52-yasindaki-cumali-ismail-tasdemir-olduruldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alayköy’de yaşanan olayda 52 yaşındaki Cumali İsmail Taşdemir, evinde uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Gözaltına alınan eşi E.T. hakkında 3 gün tutukluluk kararı verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Lefkoşa’ya bağlı Alayköy’de meydana gelen bıçaklı saldırıda 52 yaşındaki Cumali İsmail Taşdemir yaşamını yitirdi.</p>

<p>Polis Basın Subaylığından yapılan açıklamaya göre olay, 22 Ağustos 2026 tarihinde saat 22.30 sıralarında çiftin birlikte yaşadığı evde meydana geldi.</p>

<p>Polis, 49 yaşındaki E.T.’nin elindeki çakıyla eşi Cumali İsmail Taşdemir’i boyun, bel ve sırt bölgelerinden yaraladığını bildirdi. Taşdemir, aldığı yaralar sonucu olay yerinde hayatını kaybetti.</p>

<p>Zanlı polise teslim oldu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olayın ardından Lefkoşa Polis Müdürlüğüne giderek teslim olduğu belirtilen E.T. gözaltına alındı. Zanlı, soruşturma kapsamında mahkeme huzuruna çıkarıldı.</p>

<p>Mahkemede aktarılan bilgilere göre Taşdemir’in cenazesi, otopsi yapılmak üzere Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Polis; alınması gereken ifadeler, incelenecek bulgular ve otopsi sürecinin devam ettiğini bildirdi.</p>

<p>Mahkeme, E.T.’nin soruşturma amacıyla 3 gün süreyle poliste tutuklu kalmasına karar verdi. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alaykoyde-52-yasindaki-cumali-ismail-tasdemir-olduruldu</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 14:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8852.jpeg" type="image/jpeg" length="40447"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Araklı’yı Yasa Boğan Kaza: Muhammet Sönmez Taşkın’dan Acı Haber]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/arakliyi-yasa-bogan-kaza-muhammet-sonmez-taskindan-aci-haber</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/arakliyi-yasa-bogan-kaza-muhammet-sonmez-taskindan-aci-haber" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Araklı ilçesinde gece saatlerinde meydana gelen motosiklet kazasında 19 yaşındaki Muhammet Sönmez Taşkın hayatını kaybetti. Ağır yaralanan diğer gencin tedavisi sürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Araklı’da Acı Gece: 19 Yaşındaki Muhammet Motosiklet Kazasında Hayatını Kaybetti</p>

<p>Trabzon’un Araklı ilçesinde meydana gelen motosiklet kazası, ilçeyi yasa boğdu. Kazada 19 yaşındaki Muhammet Sönmez Taşkın yaşamını yitirirken, motosiklette bulunan bir başka genç ağır yaralandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre kaza, gece saatlerinde Araklı’nın Yolgören Mahallesi’nde meydana geldi. Henüz bilinmeyen bir nedenle yaşanan kazanın ardından bölgeye sağlık ve güvenlik ekipleri sevk edildi.</p>

<p>Kazada ağır yaralanan Muhammet Sönmez Taşkın’ın hayatını kaybettiği belirlendi. Motosiklette bulunan diğer genç ise sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı. Yaralının tedavisinin devam ettiği öğrenildi.</p>

<p>ARAKLI’DA BÜYÜK ÜZÜNTÜ</p>

<p>İlçenin tanınmış iş insanlarından Hacı Taşkın’ın oğlu olduğu belirtilen Muhammet Sönmez Taşkın’ın genç yaşta yaşamını yitirmesi, ailesi ve yakınlarının yanı sıra Araklı’da büyük üzüntüye neden oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Acı haberi alan sevenleri, Taşkın ailesine başsağlığı dileklerini iletti.</p>

<p>SON YOLCULUĞUNA UĞURLANACAK</p>

<p>Muhammet Sönmez Taşkın’ın cenazesinin bugün ikindi namazının ardından Araklı Küçük Camii’nde kılınacak cenaze namazı sonrası Guguda Köyü’ndeki aile kabristanında toprağa verileceği bildirildi.</p>

<p>Kazanın meydana geliş nedeninin belirlenmesine yönelik inceleme sürüyor.</p>

<p>Muhammet Sönmez Taşkın’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyoruz. Ağır yaralanan gence de acil şifalar temenni ediyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/arakliyi-yasa-bogan-kaza-muhammet-sonmez-taskindan-aci-haber</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8850-1.jpeg" type="image/jpeg" length="15553"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Öğle Uykusu Kaç Dakika Olmalı? Fazlası Neden Sersemletebilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ogle-uykusu-kac-dakika-olmali-fazlasi-neden-sersemletebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ogle-uykusu-kac-dakika-olmali-fazlasi-neden-sersemletebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kısa bir öğle uykusu dikkati ve enerjiyi artırabilir; ancak derin uykunun ortasında uyanmak sersemlik yaratabilir. Doğru süre, zamanlama ve gece uykusunun kalitesi birlikte değerlendirilmeli.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Öğle yemeğinden sonra göz kapakları ağırlaşıyor, dikkat dağılıyor ve birkaç dakika uzanma isteği doğuyorsa bu durum yalnızca yemekle ilgili olmayabilir. Vücudun iç saati, öğleden sonra uyanıklık düzeyinde doğal bir düşüş oluşturabilir. Kısa ve doğru zamanlanmış bir uyku, bu dönemde zihinsel toparlanma sağlayabilir.<br />
Ancak bazen dinlenmek için uzanan kişi, alarm çaldığında kendisini daha yorgun ve dalgın hisseder. Bunun temel nedenlerinden biri, uykunun süresinin uzaması ve beynin daha derin bir uyku evresindeyken uyandırılmasıdır.<br />
Çoğu yetişkin için 10-20 dakika yeterli olabilir<br />
Tek bir süre herkes için ideal değildir. Yaş, gece uykusunun uzunluğu, uyku eksikliği, çalışma düzeni ve kişinin uykuya ne kadar hızlı daldığı sonucu değiştirebilir.<br />
Bununla birlikte, sağlıklı yetişkinler için yaklaşık 10-20 dakikalık kısa bir öğle uykusu genellikle en uygulanabilir seçenektir. Bu süre, kişinin daha derin uykuya geçme olasılığını azaltırken uyanıklık ve dikkat üzerinde yarar sağlayabilir.<br />
Sleep dergisinde yayımlanan küçük bir laboratuvar araştırmasında, gece uykusu kısıtlanan 24 sağlıklı genç yetişkin üzerinde 5, 10, 20 ve 30 dakikalık uykular karşılaştırıldı. On dakikalık uyku, dikkatte ve zihinsel performansta hızlı iyileşme sağladı. Yirmi dakikalık uykunun yararı biraz daha geç ortaya çıkarken 30 dakikalık uykudan hemen sonra geçici performans düşüşü görüldü.<br />
Bu sonuç, herkesin tam 10 dakika uyuması gerektiği anlamına gelmiyor. Araştırmanın küçük olması ve yalnızca genç, sağlıklı kişilerle yürütülmesi önemli bir sınırlılık. Daha geniş araştırmalar kısa öğle uykularının özellikle uyanıklık açısından yararlı olabileceğini desteklese de uygun süre kişiden kişiye değişiyor.<br />
Yatakta geçirilen süre ile gerçek uyku süresi aynı değil<br />
“Yirmi dakikalık uyku” denildiğinde bunun çoğu zaman gerçek uyku süresini ifade ettiği gözden kaçırılıyor. Bir kişinin uykuya dalması 5-10 dakika sürebilir. Bu nedenle alarmı 20 dakikaya kuran kişi gerçekte yalnızca 10-15 dakika uyuyabilir.<br />
Uykuya çok hızlı dalan ve önceki gece yeterince uyumayan bir kişi ise kısa sürede derin uykuya geçebilir. Böyle bir durumda 20 dakikalık bir uyku bile uyanırken belirgin sersemlik yaratabilir.<br />
Başlangıçta alarm, uykuya dalmak için gereken süre de düşünülerek yaklaşık 20-25 dakika sonrasına kurulabilir. Kişi uyanınca uzun süre dalgınlık yaşıyorsa dinlenme aralığını birkaç dakika kısaltabilir.<br />
Uyanınca yaşanan sersemlik neden olur?<br />
Uykudan kalktıktan sonra görülen geçici dalgınlık, yavaş düşünme ve hareket etmekte zorlanma durumuna “uyku ataleti” adı verilir. Beyin uyanmış görünse de dikkat ve karar verme sistemlerinin bütünüyle çalışma düzeyine dönmesi zaman alabilir.<br />
Uyku ataleti şu durumlarda daha belirgin olabilir:<br />
Uyku 30 dakikayı aştığında<br />
Kişi derin uykunun ortasında uyandırıldığında<br />
Önceki gece yeterince uyunmadığında<br />
Öğle uykusu alışılmadık bir saatte yapıldığında<br />
Uyandıktan hemen sonra araç kullanmak veya karmaşık bir iş yapmak gerektiğinde<br />
Derin uyku, bedenin ve beynin toparlanması açısından değerlidir. Sorun derin uykunun kendisi değil, beynin bu evrenin ortasında aniden uyandırılmasıdır.<br />
Sersemlik çoğu kişide birkaç dakika içinde azalabilir. Ancak uyku eksikliği belirginse veya kişi derin uykudan uyandırılmışsa 15-30 dakika, bazen daha uzun sürebilir.<br />
Otuz dakikadan uzun uyku neden daha ağır gelebilir?<br />
Uyku uzadıkça beynin yavaş dalgalı derin uykuya geçme ihtimali artar. Alarm bu sırada çalarsa gözleri açmak mümkün olsa bile dikkat, tepki süresi ve karar verme becerisi hemen eski düzeyine dönmeyebilir.<br />
Gece vardiyasını taklit eden randomize bir araştırmada 30 dakikalık uyku, 10 dakikalık uykuya göre daha fazla uyku ataleti oluşturdu. Katılımcıların kendilerini iyi hissettiklerini düşünmeleri ise nesnel performans ölçümleriyle her zaman örtüşmedi.<br />
Bu nedenle uyanır uyanmaz otomobil kullanmak, makine çalıştırmak, ilaç hazırlamak veya önemli bir karar vermek gerekiyorsa kısa uyku sonrasında bile bir geçiş süresi bırakılmalı.<br />
Doksan dakikalık uyku bir “tam döngü” garantisi değildir<br />
İnternette sıkça, 20 dakika veya tam 90 dakika uyumanın en iyi seçenek olduğu ileri sürülüyor. Bu önerinin dayanağı, yaklaşık 90 dakikanın bir uyku döngüsüne karşılık gelebilmesi. Ancak uyku döngülerinin uzunluğu herkeste ve her uykuda tam 90 dakika değildir.<br />
Kişinin uykuya dalma süresi, gece ne kadar uyuduğu, yaşı ve günün saati döngüleri değiştirebilir. Bu nedenle alarmı 90 dakikaya kurmak, kişinin mutlaka hafif bir uyku evresinde uyanacağını garanti etmez.<br />
Uzun uyku; gece vardiyası, hastalık sonrası toparlanma veya ciddi uyku eksikliği gibi özel durumlarda yararlı olabilir. Fakat düzenli gündüz programı bulunan çoğu yetişkin için günlük 90 dakikalık öğle uykusu, kısa bir dinlenmeden farklı değerlendirilmelidir. Gece uykusunu geciktirebilir ve altta yatan gündüz uykululuğunu gizleyebilir.<br />
Öğle uykusu için en uygun saat hangisi?<br />
Çoğu kişi için erken öğleden sonra, yaklaşık 13.00-15.00 aralığı daha uygundur. Bu saatlerde vücudun biyolojik ritmine bağlı olarak uyanıklıkta doğal bir azalma görülebilir.<br />
Saat 15.00’ten sonra ve özellikle akşama yakın yapılan uzun uykular, gece için biriken uyku ihtiyacını azaltabilir. Bunun sonucunda kişi yatağa girdiğinde uyuyamayabilir veya normalden daha geç uykuya dalabilir.<br />
Vardiyalı çalışanların durumu farklıdır. Gece çalışan bir kişi için planlı uyku, yorgunlukla mücadelede güvenlik önlemlerinden biri olabilir. Bu kişilerde zamanlama ve süre, gündüz çalışanlara verilen genel önerilerden farklı planlanabilir.<br />
Kısa öğle uykusundan daha iyi yararlanmak mümkün<br />
Öğle uykusunun dinlendirici olması için uzun süre uyumak gerekmiyor. Küçük düzenlemeler uyanmayı kolaylaştırabilir:<br />
Alarmı uykuya dalma süresini hesaba katarak kurun.<br />
Uykuyu mümkünse erken öğleden sonraya yerleştirin.<br />
Sessiz, serin ve loş bir ortam seçin.<br />
Uyandıktan sonra perdeyi açın veya aydınlık bir ortama geçin.<br />
Birkaç dakika yürüyün ve yüzünüzü yıkayın.<br />
Dikkat isteyen işe başlamadan önce kendinize toparlanma süresi tanıyın.<br />
Gece uykuya dalmak zorlaşıyorsa öğle uykusunu kısaltın veya bir süre ara verin.<br />
Kısa uyku için yatağa girildiğinde mutlaka uykuya dalmak da gerekmez. Sessiz bir ortamda gözleri kapatarak dinlenmek, bazı kişilerde gerginliği ve yorgunluk hissini azaltabilir.<br />
Uzun öğle uykusu sağlığa zararlı mı?<br />
Bazı gözlemsel araştırmalarda bir saat veya daha uzun gündüz uykuları; diyabet, kalp-damar hastalıkları ve çeşitli sağlık sorunlarıyla ilişkili bulundu. Ancak bu çalışmalar uzun uykunun doğrudan hastalığa neden olduğunu kanıtlamıyor.<br />
Tersine bir ilişki de mümkün: Gece uykusu bozulan, kronik hastalığı bulunan, depresyon yaşayan veya uyku apnesi olan kişiler gündüzleri daha fazla uyuma ihtiyacı duyabilir. Bu durumda uzun öğle uykusu hastalığın nedeni değil, gözden kaçan bir sorunun işareti olabilir.<br />
Sleep Medicine Reviews’da yayımlanan kapsamlı değerlendirme, uzun gündüz uykularına ilişkin olumsuz bağlantıların bulunduğunu ancak kanıtların büyük ölçüde zayıf veya düşündürücü düzeyde kaldığını bildirdi. Kısa öğle uykuları genç ve orta yaşlı yetişkinlerde çoğu kalp-damar sonucuyla olumsuz ilişkilendirilmedi.<br />
Öğle uykusu gece uykusunun yerini tutmaz<br />
Kısa bir öğle uykusu geçici olarak dikkati artırabilir ancak düzenli gece uykusu eksikliğini kapatamaz. Sağlıklı yetişkinlerin çoğunun her gece düzenli olarak en az yedi saat uyuması öneriliyor.<br />
Her gece beş saat uyuyup gündüz 20 dakika dinlenmek, yeterli gece uykusuna eşdeğer değildir. Sürekli uyku eksikliği dikkat, duygu durumu, metabolizma ve kalp-damar sağlığı üzerinde birikebilen etkiler oluşturabilir.<br />
Gece yeterince uyuduğu hâlde gündüz istemsiz biçimde uyuyakalan kişinin sorunu yalnızca öğle uykusunun süresi olmayabilir.<br />
Sürekli uyuma ihtiyacı ne zaman araştırılmalı?<br />
Ara sıra yorucu bir günün ardından uyumak olağan olabilir. Buna karşılık aşağıdaki durumlar sağlık değerlendirmesini gerektirebilir:<br />
Gündüz uykusuna karşı koyamamak<br />
Her gün bir saatten uzun uyuma ihtiyacı duymak<br />
Direksiyon başında veya konuşurken uyuklamak<br />
Yeterli gece uykusuna rağmen dinlenememek<br />
Yüksek sesle horlamak veya uykuda nefesin durduğunun söylenmesi<br />
Sabah baş ağrısı ve ağız kuruluğuyla uyanmak<br />
Öğle uykusu ihtiyacının kısa sürede belirgin biçimde artması<br />
Uykululuğa unutkanlık, isteksizlik veya kilo değişikliğinin eşlik etmesi<br />
Bu belirtilerin arkasında uyku apnesi, kansızlık, tiroit sorunları, depresyon, kullanılan ilaçlar veya başka sağlık problemleri bulunabilir. Direksiyon başında uyuklama ortaya çıkıyorsa araç kullanmaya devam etmek güvenli değildir.<br />
Öğle uykusunun amacı, gece uykusunun yerini almak değil günün doğal enerji düşüşünü kısa bir dinlenmeyle yönetmektir. Çoğu yetişkin için erken öğleden sonra yapılan yaklaşık 10-20 dakikalık uyku iyi bir başlangıç noktasıdır. Uyanınca uzun süren sersemlik veya gece uyuyamama ortaya çıkıyorsa süre ve zamanlama yeniden düzenlenmelidir.<br />
KAYNAKLAR<br />
Sleep – A Brief Afternoon Nap Following Nocturnal Sleep Restriction: Which Nap Duration Is Most Recuperative? – Amber Brooks ve Leon Lack – 2006 – DOI: 10.1093/sleep/29.6.831<br />
Sleep – A 30-Minute, but Not a 10-Minute Nighttime Nap Is Associated With Sleep Inertia – Cassie J. Hilditch, Stephanie A. Centofanti, Jillian Dorrian ve Siobhan Banks – 2016 – DOI: 10.5665/sleep.5550<br />
Sleep Medicine Reviews – Sleep Inertia – Patricia Tassi ve Alain Muzet – 2000 – DOI: 10.1053/smrv.2000.0098<br />
International Journal of Environmental Research and Public Health – Effects of a Short Daytime Nap on the Cognitive Performance: A Systematic Review and Meta-Analysis – Frédéric Dutheil ve çalışma arkadaşları – 2021 – DOI: 10.3390/ijerph181910212<br />
Sleep Medicine Reviews – Daytime Napping and Cardiovascular Risk Factors, Cardiovascular Disease, and Mortality: A Systematic Review – Jiahong Sun ve çalışma arkadaşları – 2022 – DOI: 10.1016/j.smrv.2022.101682<br />
Journal of Clinical Sleep Medicine – Recommended Amount of Sleep for a Healthy Adult: A Joint Consensus Recommendation of the American Academy of Sleep Medicine and Sleep Research Society – Nathaniel F. Watson ve çalışma arkadaşları – 2015 – DOI: 10.5664/jcsm.4758<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü – NIOSH Training for Nurses on Shift Work and Long Work Hours: Nap Duration – 2020</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ogle-uykusu-kac-dakika-olmali-fazlasi-neden-sersemletebilir</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 10:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/ogle-uykusu-kac-dakika-olmali-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="58462"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye’nin İlk Tıp Dergisi 1849’da Nasıl Doğdu? Vakayi-i Tıbbiye’nin Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiyenin-ilk-tip-dergisi-1849da-nasil-dogdu-vakayi-i-tibbiyenin-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiyenin-ilk-tip-dergisi-1849da-nasil-dogdu-vakayi-i-tibbiyenin-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vakayi-i Tıbbiye, 25 Mart 1849’da Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de yayımlanmaya başladı. İlk Türkçe tıp dergisi, hekimlik bilgisini matbaadan topluma taşıyarak yeni bir dönemin kapısını açtı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Takvimler 25 Mart 1849’u gösteriyordu. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin matbaasında taş baskıyla hazırlanan sayfalarda hastalıklar, tedaviler, ilginç vakalar ve Avrupa’daki tıbbi gelişmeler anlatılıyordu.<br />
Ortaya çıkan yayın yalnızca hekimlere haber ulaştıracak yeni bir dergi değildi. Türkçe tıp yayıncılığının başlangıç noktalarından biriydi.<br />
Adı Vakayi-i Tıbbiye’ydi. Günümüz Türkçesine yaklaşık olarak “Tıbbi Olaylar” şeklinde çevrilebilecek bu dergi, Türkiye’de yayımlanan ilk Türkçe tıp dergisi kabul ediliyor.<br />
Derginin adı Latin harflerine aktarılırken farklı yazımlarla karşılaşılabiliyor. Akademik çalışmalarda Vakayi-i Tıbbiye’nin yanı sıra Vekayi-i Tıbbiye, Vakay-ı Tıbbiye ve Vekay-i Tıbbiye biçimleri de kullanılıyor. Bu haberde yakın tarihli akademik araştırmalarda tercih edilen Vakayi-i Tıbbiye yazımı esas alındı.<br />
Tıp bilgisinin Türkçe anlatılmaya başladığı dönem<br />
Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, Osmanlı’da modern tıp eğitiminin en önemli kurumlarından biriydi. Ancak okulda uzun yıllar Fransızca eğitim verilmesi, Türkçe tıp kaynaklarının yetersizliği ve Avrupa’daki bilimsel gelişmelere erişim güçlüğü önemli sorunlar oluşturuyordu.<br />
Vakayi-i Tıbbiye böyle bir ortamda doğdu. Dergi, yabancı dildeki tıp bilgisinin çevrilerek Türkçe okura ulaştırılmasına katkı sağladı. Tıbbi kavramların Türkçe ifade edilmesi ve hekimler arasında ortak bir bilim dilinin gelişmesi bakımından da önemli bir basamak oluşturdu.<br />
Aynı dönemde Mekteb-i Tıbbiye çevresinde Gazette Médicale de Constantinople adlı Fransızca bir tıp yayını da çıkarıldı. Böylece İstanbul’daki tıp çevresi bir yandan Avrupa’da yayımlanan bilimsel bilgiyi izlerken diğer yandan kendi gözlem ve çalışmalarını farklı dillerde paylaşma imkânı buldu.<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin sayfalarında neler vardı?<br />
Vakayi-i Tıbbiye yalnızca hastalıkların tanı ve tedavisini anlatan akademik bir yayın değildi. Sayfalarında farklı nitelikte içeriklere yer veriliyordu:<br />
Hekimlerin karşılaştığı ilginç vakalar<br />
Hastalıkların tanı ve tedavisine ilişkin yazılar<br />
Avrupa’daki tıbbi gelişmelerden çeviriler<br />
Halk sağlığına yönelik bilgilendirmeler<br />
Yeni tıbbi araç ve malzemelerin tanıtımları<br />
İlaçların hazırlanmasına ilişkin terkipler<br />
Sağlık kurumlarıyla ilgili düzenlemeler<br />
Şehirlerin sağlık koşullarını inceleyen yazılar<br />
Hekim ve eczacılara yönelik mesleki haberler<br />
Derginin farklı dönemlerine ait sayılar üzerinde yapılan araştırmalarda akciğer hastalıkları, kas ve eklem sorunları, enfeksiyonlar, çocuk hastalıkları, gebelik, doğum, emzirme ve beslenme gibi çok sayıda başlığın ele alındığı görülüyor.<br />
Bugünün ölçütleriyle bakıldığında bu yazılardaki bazı tedavi önerileri eskimiş veya geçerliliğini kaybetmiş olabilir. Bu nedenle Vakayi-i Tıbbiye’nin sayfaları güncel sağlık tavsiyesi olarak değil, döneminin tıp bilgisini gösteren tarihsel belgeler olarak değerlendirilmeli.<br />
Anne ve çocuk sağlığına geniş yer ayrıldı<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin yüzlerce nüshasını inceleyen yakın tarihli bir araştırma, dergide anne ve çocuk sağlığına ilişkin oldukça geniş bir içerik bulunduğunu gösterdi.<br />
Gebelik öncesi ve sonrası bakım, emzirme, sütten kesme, çocuk beslenmesi, yenidoğanın ilk bakımı, bebeklerin tartılması ve çocuk ölümlerinin önlenmesi gibi konular derginin sayfalarına taşındı.<br />
Yenidoğanın göbek bağının bakımı, giydirilmesi, muayenesi ve soğuk havada dışarı çıkarılıp çıkarılmaması bile tartışılan başlıklar arasındaydı. Bebeklerin kilo değişimleri, emzirme sorunları, kusma, göz iltihapları, solunum problemleri ve çocukluk çağı hastalıkları hakkında bilgiler veriliyordu.<br />
Bu içeriklerin önemli bölümü Avrupa’daki hekimlerin gözlemleri ve yabancı yayınlardan yapılan çevirilerden oluşuyordu. Dolayısıyla dergi, Osmanlı toplumundaki uygulamaların eksiksiz bir kaydı değildi. Ancak Avrupa’da gelişen anne ve çocuk sağlığı bilgisinin Osmanlı tıp dünyasına nasıl aktarıldığını gösteren önemli bir kaynak niteliğindeydi.<br />
Dergi yalnız hekimlere mi hitap ediyordu?<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin temel okuyucu kitlesini hekimler, eczacılar ve tıp öğrencileri oluşturuyordu. Bununla birlikte halk sağlığına yönelik bilgilendirmelere de yer verilmesi, derginin tıp bilgisini meslek çevresinin dışına taşıma amacı bulunduğunu gösteriyor.<br />
İlk döneme ait kapaklarda derginin nereden temin edilebileceği de yazılıydı. Mekteb-i Tıbbiye’nin yanı sıra Bahçekapı, Perşembe Pazarı ve Beyoğlu’ndaki bazı eczaneler satış ve dağıtım noktaları arasındaydı.<br />
Bu ayrıntı, dönemin eczanelerinin yalnızca ilaç hazırlanan ve satılan yerler olmadığını; aynı zamanda sağlık bilgisinin dolaşıma girdiği merkezlerden biri olarak kullanıldığını düşündürüyor.<br />
Şehirlerin sağlık haritası dergiye taşındı<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin dikkat çekici yönlerinden biri de “tıbbi topoğrafya” adı verilen yazılara yer vermesiydi. Tıbbi topoğrafya, bir şehrin iklimini, su kaynaklarını, coğrafi özelliklerini, nüfus yapısını, yaşam koşullarını ve yaygın hastalıklarını birlikte inceleyen bir yaklaşım olarak kullanılıyordu.<br />
Dergide Bayburt ve Kırşehir gibi farklı bölgelerin sağlık koşullarını ele alan yazılar yayımlandı. Belediye hekimleri, görev yaptıkları yerlerde gördükleri hastalıkları, çevresel koşulları ve halkın sağlık durumunu kayda geçiriyordu.<br />
Bu yazılar yalnızca hastalıkları sıralamıyordu. Temiz su, iklim, beslenme, barınma, coğrafya ve sağlık arasındaki bağlantıyı anlamaya çalışıyordu. Bu yönüyle tıbbi topoğrafya yazıları, toplum ve çevre sağlığına ilişkin araştırmaların erken örnekleri arasında değerlendirilebilir.<br />
Aynı zamanda bugün şehirlerin sağlık geçmişini araştıran tarihçiler için önemli birer birincil kaynak niteliği taşıyor.<br />
Vakayi-i Tıbbiye iki ayrı dönemde yayımlandı<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin ilk yayın dönemine ait sayı bilgileri akademik kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılıyor. Bazı araştırmalarda 15, bazılarında 21 veya 28 sayıdan söz ediliyor.<br />
Yakın tarihli kapsamlı bir belge incelemesinde, 25 Mart 1849’da başlayan ilk yayın dönemine ait 21 nüshaya ulaşıldığı bildirildi. Başka çalışmalarda ise farklı sayılar verilmesi, günümüze ulaşan koleksiyonların ve katalog kayıtlarının bütünüyle örtüşmediğini gösteriyor.<br />
Bu farklılığın kesin nedenini ortaya koyan ortak bir değerlendirme bulunmadığı için ilk dönemde yayımlanan toplam sayı hakkında tek ve tartışmasız bir rakam vermek güç. Kesin olan, derginin 1849’da yayın hayatına başladığı ve sınırlı bir yayın döneminin ardından kesintiye uğradığıdır.<br />
Vakayi-i Tıbbiye, 18 Mart 1880’de bu kez Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye-i Şahane bünyesinde yeniden yayımlanmaya başladı. Araştırmacılar ikinci döneme ait ulaşılabilen son nüshanın 22 Haziran 1906 tarihini taşıdığını belirtiyor.<br />
Bu nedenle tıp tarihçileri genellikle 1849’da başlayan yayını Birinci Vakayi-i Tıbbiye, 1880’de yeniden çıkarılan dergiyi ise İkinci Vakayi-i Tıbbiye olarak adlandırıyor.<br />
Vakayi-i Tıbbiye neden bir dönüm noktasıydı?<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin önemi yalnızca “ilk” olmasından kaynaklanmıyor. Dergi, tıp bilgisinin üretilme, kaydedilme ve paylaşılma biçiminde önemli bir değişimi temsil ediyordu.<br />
Bir hekimin karşılaştığı ilginç vaka artık yalnızca hastane koridorlarında anlatılmıyor, yazıya geçirilerek başka hekimlere ulaştırılıyordu. Yurt dışında yayımlanan bir tıbbi gelişme çevrilerek İstanbul’daki okuyuculara aktarılabiliyordu. Taşrada çalışan hekim, görev yaptığı şehrin sağlık koşullarını merkezdeki meslek çevresiyle paylaşabiliyordu.<br />
Böylece kişisel gözlem, ortak mesleki hafızanın bir parçasına dönüşüyordu.<br />
Dergi ayrıca Türkçe tıp yazımının gelişmesine, hekimler arasında bilimsel iletişimin güçlenmesine ve sağlık sorunlarının kamuoyu önünde tartışılmasına katkı sağladı.<br />
Tıp dergileri neden tarih için önemli?<br />
Eski tıp dergileri yalnızca hastalık ve tedavi tarihini anlatmaz. Bir toplumun sağlığı nasıl tanımladığını, hangi hastalıklardan kaygı duyduğunu ve kimlerin sağlık hizmetine erişebildiğini de gösterir.<br />
Bu yayınlarda salgınlar, çocuk ölümleri, çevre koşulları, hastaneler, ilaçlar, sağlık çalışanları ve gündelik hayat yan yana bulunabilir. Bu nedenle bir tıp dergisi aynı zamanda sosyal tarih, şehir tarihi ve bilim tarihi kaynağıdır.<br />
Ancak tek bir dergi dönemin tamamını temsil etmez. Vakayi-i Tıbbiye’nin yazarları, yayın politikası ve ulaşabildiği bilgiler belirli bir kurumsal çevreyle sınırlıydı. Sayfalarında yer almayan hastalar, uygulamalar ve sağlık sorunları da vardı.<br />
Tarihsel bir yayını değerlendirirken hem anlattıklarına hem de anlatmadıklarına bakmak gerekir.<br />
1849’dan günümüze değişmeyen ihtiyaç<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin ilk sayısından bu yana tıp bilgisi, yayıncılık ve iletişim araçları bütünüyle değişti. Taş baskının yerini dijital platformlar, aylar süren bilgi dolaşımının yerini saniyeler içinde yapılan yayınlar aldı.<br />
Ancak temel ihtiyaç değişmedi: Yeni tıbbi bilginin doğru anlaşılması, güvenilir biçimde aktarılması ve toplumun yararına sunulması.<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin tarihsel mirası da burada yatıyor. Dergi, yalnızca ilk Türkçe tıp yayınlarından biri değil; tıp bilgisini kaydetme, paylaşma ve anlaşılır bir dile dönüştürme çabasının güçlü bir simgesidir.<br />
KAYNAKLAR<br />
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi – Osmanlı Tıp Literatüründe Anne ve Çocuk Sağlığı: İlk Türkçe Tıp Dergisi Özelinde Bir Analiz – Zeynep Salman ve İbrahim Topçu – 2025 – DOI: 10.31020/mutftd.1685398<br />
KÜLLİYAT Osmanlı Araştırmaları Dergisi – Vakayi-i Tıbbiye Mecmualarında Bayburt Sancağı’nın Topoğrafyası – Zeynep Salman ve İbrahim Topçu – 2024 – DOI: 10.51592/kulliyat.1402941<br />
Ahi Evran Medical Journal – Kırşehir Belediye Tabibi Şakir Abdullah’ın Vakayi-i Tıbbiye Mecmuasındaki 1898 Tarihli “Kırşehri Sancağı’nın Topoğrafya-yı Tıbbîsidir” Başlıklı Yazı Dizisine Göre Kırşehir’de Tıp ve Sağlık – Arif Hüdai Köken, Zeynep Salman, Raşit Gündoğdu ve İbrahim Topçu – 2024 – DOI: 10.46332/aemj.1497236<br />
Nöropsikiyatri Arşivi – İstanbul Seririyatı 1919–1952: Tıbbi Süreli Yayın Dijitalleştirme, Dizin ve Açık Erişim Projesi – Cem Hakan Başaran ve Fatih Artvinli – 2025 – DOI: 10.29399/npa.29035<br />
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi – Vakayi-i Tıbbiye Dergisinin 1884/100, 1897/24, 1897/5, 1897/12 ve 1897/13 Sayılarının Değerlendirilmesi – Fevzi Sefa Dereköy – Yüksek lisans tezi – 2016</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiyenin-ilk-tip-dergisi-1849da-nasil-dogdu-vakayi-i-tibbiyenin-hikayesi</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 09:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/vakayi-i-tibbiye-ilk-tip-dergisi-1200x750-1.webp" type="image/jpeg" length="42545"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[20 Yıllık Araştırma: İşlenmiş Et Ürünlerinde Kullanılan Nitrit Erkeklerde Kolorektal Kanserle İlişkilendirildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/20-yillik-arastirma-islenmis-et-urunlerinde-nitrit-erkeklerde-kolorektal-kanserle-iliskilendirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/20-yillik-arastirma-islenmis-et-urunlerinde-nitrit-erkeklerde-kolorektal-kanserle-iliskilendirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sucuk, salam ve sosis gibi işlenmiş etlerde koruyucu olarak kullanılabilen nitrit mercek altına alındı. İsveç’te 82 bin 9 kişiyle yürütülen çalışma, yüksek nitrit alımını erkeklerde yüzde 23 daha yüksek kolorektal kanser riskiyle ilişkilendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sucuk, salam ve sosis gibi işlenmiş et ürünlerinde mikroorganizmaların çoğalmasını önlemek, raf ömrünü uzatmak ve ürün rengini korumak amacıyla kullanılabilen nitrit, yeni bir kanser araştırmasına konu oldu. İsveç’te 82 bin 9 kişinin yaklaşık 20 yıllık verilerini inceleyen bilim insanları, yüksek nitrit alımı ile erkeklerde kolorektal kanser riski arasında ilişki belirledi.</p>

<p>Karolinska Institutet araştırmacıları tarafından yürütülen çalışma, 5 Ağustos 2026’da Journal of the National Cancer Institute dergisinde çevrim içi yayımlandı. Kadınlarda aynı bağlantıya rastlanmazken, nitrat tüketimi iki cinsiyette de artmış kolorektal kanser riskiyle ilişkilendirilmedi.</p>

<p>Nitrit nedir, hangi ürünlerde bulunur?</p>

<p>Nitrit, azot ve oksijenden oluşan kimyasal bir bileşiktir. Doğada bulunabilmesinin yanı sıra bazı işlenmiş et ürünlerinde bakteri gelişimini sınırlamak ve özellikle botulizm adı verilen ciddi gıda zehirlenmesine karşı koruma sağlamak amacıyla katkı maddesi olarak kullanılabilir.</p>

<p>Gıda etiketlerinde sodyum nitrit E250, potasyum nitrit ise E249 koduyla görülebilir. Bu maddeler sucuk, salam, sosis ve benzeri kürlenmiş et ürünlerinde belirlenen yasal sınırlar içinde kullanılabilir.</p>

<p>Nitrit ile nitrat aynı madde değildir. Nitrat; sebzelerde, suda ve toprakta doğal olarak bulunur. Yeşil yapraklı sebzeler başlıca nitrat kaynakları arasındadır. Vücuda alınan nitratın küçük bir bölümü ağızdaki bakteriler aracılığıyla nitrite dönüşebilir.</p>

<p>Araştırmada nitrit ve nitrat ayrı ayrı değerlendirildi. Çalışma başlangıcında katılımcıların nitrat alımının büyük bölümü sebzelerden geliyordu. Tahmin edilen nitrit alımının yaklaşık yarısı et ürünlerinden, yaklaşık dörtte biri ise işlenmiş etlerden kaynaklanıyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaklaşık 20 yılda 3 bin 170 vaka belirlendi</p>

<p>Araştırmada İsveç Mamografi Kohortu ile İsveçli Erkekler Kohortu’na katılan orta ve ileri yaştaki bireylerin verileri kullanıldı.</p>

<p>Katılımcıların beslenme alışkanlıkları 1997’de anketlerle kaydedildi; bilgiler 2009 ve 2019’da güncellendi. Araştırmacılar, gıda ve içme suyu veri tabanlarını bu anketlerle eşleştirerek kişilerin uzun dönemli nitrat ve nitrit alımını tahmin etti.</p>

<p>Yeni kolorektal kanser vakaları, İsveç Kanser Kayıt Sistemi üzerinden 1998 ile 2022 yılları arasında takip edildi. Ortalama 20 yıllık izlem süresinde 3 bin 170 kolorektal kanser vakası saptandı. Vakaların bin 882’si erkeklerde, bin 288’i kadınlarda görüldü.</p>

<p>Erkeklerde yüzde 23’lük göreceli risk farkı</p>

<p>Erkekler nitrit tüketim düzeylerine göre beş gruba ayrıldı. En yüksek nitrit alımına sahip gruptaki erkeklerde kolorektal kanser görülme riskinin, en düşük tüketim grubundakilere göre yüzde 23 daha yüksek olduğu hesaplandı.</p>

<p>Bu bulgu göreceli risk farkını ifade ediyor. Yüksek nitrit tüketen her erkeğin kansere yakalanacağı veya bir kişinin mutlak kanser riskinin doğrudan yüzde 23 artacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>En güçlü ilişki, kalın bağırsağın rektuma yakın kısmı olan distal kolonda görüldü. Nitrit tüketiminin en yüksek olduğu erkeklerde bu bölgedeki kanser riskinin en düşük gruba kıyasla yüzde 50 daha yüksek olduğu belirlendi.</p>

<p>Kalın bağırsağın başlangıç bölümündeki kanserler ve rektum kanseri için de sayısal artışlar görüldü. Ancak bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Kadınlarda nitrit alımı ile kolorektal kanser veya incelenen bağırsak bölgeleri arasında bağlantı saptanmadı.</p>

<p>Nitrat tüketiminde aynı ilişki görülmedi</p>

<p>Çalışmada yüksek nitrat alımı ile kolorektal kanser arasında ne araştırma grubunun tamamında ne de kadınlar ve erkekler ayrı incelendiğinde anlamlı bir ilişki bulundu.</p>

<p>Bu ayrım, bulguların doğru değerlendirilmesi açısından önem taşıyor. Çalışmanın sonuçları, nitrat içeren ıspanak, marul ve benzeri sebzelerin kolorektal kanser riskini artırdığı biçiminde yorumlanamaz.</p>

<p>Sebzeler nitratın yanında lif, vitamin ve antioksidanlar da içeriyor. İşlenmiş et ürünleri ise kullanılan katkı maddelerinin yanı sıra tuz, doymuş yağ ve işleme sırasında oluşabilen farklı bileşikler bakımından sebzelerden tamamen farklı bir besin yapısına sahip.</p>

<p>Nitrit neden araştırılıyor?</p>

<p>Nitrit, vücuttaki belirli koşullar altında N-nitrozo bileşikleri olarak adlandırılan maddelerin oluşumuna katkıda bulunabilir. Bu bileşiklerin bazılarının deney hayvanlarında kanserojen etki gösterdiği biliniyor.</p>

<p>Hemin demiri gibi kırmızı ette bulunan bazı bileşenlerin bu oluşumu kolaylaştırabileceği; meyve ve sebzelerdeki antioksidanların ise sınırlayabileceği düşünülüyor. Yeni araştırmada vitamin C veya hemin demirinin sonuçları belirgin biçimde değiştirdiğine ilişkin kanıt elde edilmedi.</p>

<p>Erkeklerde görülen ilişkinin biyolojik nedeni henüz açıklanamadı. Araştırmacılar oksidatif stres, bağırsak mikrobiyotasındaki farklılıklar ve kalın bağırsağın farklı bölümlerinin biyolojik özellikleri üzerinde duruyor. Çalışma bu ihtimallerden hiçbirini kanıtlamadı.</p>

<p>Neden-sonuç ilişkisi kanıtlanmadı</p>

<p>Araştırma gözlemsel olarak tasarlandı. Bu nedenle nitrit tüketiminin kolorektal kansere doğrudan neden olduğunu gösteremiyor; yalnızca iki durum arasında istatistiksel bir ilişki ortaya koyuyor.</p>

<p>Katılımcıların beslenme alışkanlıkları anketlere dayanıyordu. Nitrit miktarı kişilerin kanında veya tükettiği her üründe doğrudan ölçülmedi; gıda veri tabanları üzerinden tahmin edildi.</p>

<p>Her ürün için yerel nitrit ölçümlerinin bulunmaması, saklama ve pişirme yöntemlerinin hesaba katılamaması ve beslenmeyle bağlantılı başka etkenlerin sonuçları etkileme ihtimali çalışmanın sınırlılıkları arasında yer aldı.</p>

<p>Önceki araştırmalar nitrit ile kolorektal kanser arasındaki bağlantı konusunda tutarlı sonuçlar vermedi. Bu nedenle bulguların farklı ülkelerde ve daha çeşitli toplum gruplarında doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Yeni çalışma mevcut kanser tarama programlarını veya beslenme önerilerini tek başına değiştirmiyor. Bulgular, yasal sınırlar içindeki tek bir katkı maddesinin kesin biçimde kansere yol açtığını da göstermiyor. Araştırma, uzun süreli ve yüksek nitrit alımının özellikle erkekler üzerindeki olası etkilerinin daha ayrıntılı incelenmesi gerektiğine işaret ediyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>Journal of the National Cancer Institute – Nitrate and Nitrite Intake and Risk of Colorectal Cancer: A Population-based Cohort Study – 5 Ağustos 2026</li>
 <li>Karolinska Institutet Çevresel Tıp Enstitüsü</li>
 <li>Swedish Infrastructure for Medical Population-based Life-course and Environmental Research</li>
 <li>İsveç Kanser Kayıt Sistemi</li>
 <li>Medscape Medical News – 20-Year Study Ties Nitrites to Colon Cancer, in Men Only – Ağustos 2026</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/20-yillik-arastirma-islenmis-et-urunlerinde-nitrit-erkeklerde-kolorektal-kanserle-iliskilendirildi</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 05:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8846.jpeg" type="image/jpeg" length="25935"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Okullar açılmadan uyku düzeni nasıl kurulmalı? Aileler için adım adım plan]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/okullar-acilmadan-uyku-duzeni-nasil-kurulmali-aileler-icin-adim-adim-plan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/okullar-acilmadan-uyku-duzeni-nasil-kurulmali-aileler-icin-adim-adim-plan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Geç yatılan yaz akşamlarından erken başlayan okul sabahlarına bir gecede geçmek kolay değil. Uyku saatini kademeli değiştirmek, çocukların yeni döneme daha dinç başlamasına yardım edebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yaz tatilinde uzayan akşamlar, geç saatlere kayan ekran kullanımı ve sabahları alarm kurmadan uyanmak çocukların uyku saatini değiştirebiliyor. Okulların açılması yaklaşırken aynı düzeni bir gecede tersine çevirmeye çalışmak ise yatakta uzun süre uyanık kalmaya ve sabah gerginliğine yol açabiliyor.</p>

<p>Okula dönüş hazırlığı yalnızca çanta, forma ve kırtasiye alışverişinden ibaret değil. Çocuğun biyolojik saatinin okul sabahlarına uyum sağlaması da bu hazırlığın bir parçası. Bunun için en uygulanabilir yol, uyku ve uyanma saatlerini okul başlamadan önce kademeli biçimde değiştirmek.</p>

<p>Uyku düzenini son geceye bırakmayın</p>

<p>Çocuğunuz tatilde okul dönemine göre çok daha geç yatıp kalkıyorsa değişime birkaç gün önceden başlamak yeterli olmayabilir. Amerikan Uyku Tıbbı Akademisinin ailelere yönelik önerisinde, uyku programının okul açılmadan yaklaşık iki hafta önce ele alınması tavsiye ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yatma ve kalkma saatleri her birkaç günde bir yaklaşık 15 dakika erkene çekilebilir. Değişimin küçük adımlarla yapılması, çocuğun yeni saate uyumunu kolaylaştırabilir. Ne kadar erken başlanması gerektiği ise tatil düzeni ile okul düzeni arasındaki farkın büyüklüğüne bağlıdır.</p>

<p>Asıl belirleyici yalnızca yatağa giriş saati değildir. Sabah aynı saatte kalkmak, gün ışığı almak ve kahvaltıyı okul günlerine yakın bir düzende yapmak da vücuda gündüzün başladığını anlatır.</p>

<p>Çocukların uyku ihtiyacı yaşa göre değişiyor</p>

<p>Uyku süresi her çocukta aynı değildir. Bununla birlikte uzmanlık kuruluşlarının sağlıklı çocuklar için önerdiği genel aralıklar bulunuyor.</p>

<p>Okul çağındaki 6–12 yaş grubu çocukların 24 saat içinde düzenli olarak 9–12 saat, 13–18 yaş arasındaki gençlerin ise 8–10 saat uyuması öneriliyor. Bu süre yalnızca yatakta geçirilen zamanı değil, gerçek uyku süresini ifade ediyor.</p>

<p>Yatma saatini hesaplarken sabah kalkış saatinden geriye doğru gidilebilir. Örneğin saat 07.00’de uyanması gereken 10 yaşındaki bir çocuğun uykuya dalma süresi de hesaba katılarak yeterince erken yatağa geçmesi gerekir.</p>

<p>Bazı çocuklar önerilen aralığın alt sınırında dinç hissederken bazıları daha uzun uykuya ihtiyaç duyabilir. Sabah güçlükle uyanma, gün içinde uyuklama, derste dikkatini sürdürememe ve hafta sonları çok uzun uyuma ihtiyacı, gece uykusunun yetersiz kaldığını düşündürebilir.</p>

<p>Ekranlar yatak odasının dışında kalmalı</p>

<p>Telefon, tablet, bilgisayar ve oyun konsolları yatma saatini fark ettirmeden geciktirebilir. Gelen bildirimler, oyunların uyarıcı etkisi ve parlak ekran ışığı uykuya geçişi zorlaştırabilir.</p>

<p>Elektronik cihazların yatmadan en az 30 dakika önce kapatılması yararlı olabilir. Bazı çocuklar ve gençler için bu sürenin daha uzun tutulması gerekebilir. Telefonun sessize alınması tek başına yeterli olmayabilir; cihazın yatak odası dışında şarj edilmesi gece kontrol etme alışkanlığını azaltabilir.</p>

<p>Kuralların yalnızca çocuğa uygulanması çatışma çıkarabilir. Akşam belirli bir saatten sonra ailece ekran kullanımının azaltılması, çocuğun bunu bir ceza olarak görmesini önleyebilir.</p>

<p>Her akşam tekrarlanan kısa bir rutin oluşturun</p>

<p>Uyku öncesindeki son yarım saat hareketli oyunlar, ödev tartışmaları veya sosyal medya yerine daha sakin etkinliklere ayrılabilir. Ilık duş, diş fırçalama, ertesi günün kıyafetlerini hazırlama ve yaşına uygun bir kitap okuma gibi tekrar eden adımlar, uyku zamanının yaklaştığını hatırlatan işaretlere dönüşebilir.</p>

<p>Rutin çok uzun ya da karmaşık olmak zorunda değil. Önemli olan aynı sıranın çoğu akşam sürdürülebilmesidir. Hafta sonlarında yatış ve kalkış saatlerinin okul günlerinden büyük ölçüde uzaklaşmaması da pazartesi sabahlarını kolaylaştırabilir.</p>

<p>Yatak odasının sessiz, karanlık ve rahat bir sıcaklıkta olması uykuya geçişi destekler. Yatakta ders çalışmak, video izlemek veya uzun süre oyun oynamak ise yatağın uykuyla kurduğu bağlantıyı zayıflatabilir.</p>

<p>Akşam kafeinine dikkat</p>

<p>Kahve çocukların tükettiği tek kafein kaynağı değildir. Çay, kola, enerji içecekleri, bazı soğuk kahveler ve çikolatalı ürünler de farklı miktarlarda kafein içerebilir. Özellikle öğleden sonra ve akşam alınan kafein, uykuya dalmayı geciktirebilir ve uykunun niteliğini bozabilir.</p>

<p>Enerji içecekleri çocuklar ve ergenler için uygun kabul edilmez. Gençlerin sınav veya ders çalışma gerekçesiyle kafeine yönelmesi kısa süreli uyanıklık sağlasa da geç yatma ve ertesi gün yeniden kafein kullanma döngüsüne dönüşebilir.</p>

<p>Akşam yemeğinin uyku saatine çok yakın ve aşırı ağır olması da rahatsızlık yaratabilir. Buna karşılık aç yatmakta zorlanan çocuklara yaşına ve sağlık durumuna uygun küçük bir ara öğün verilebilir.</p>

<p>Sabah ışığı ve hareket uyumu kolaylaştırabilir</p>

<p>Sabah perdeleri açmak ve mümkünse gün ışığına çıkmak, biyolojik saatin daha erken bir düzene geçmesine yardım edebilir. Gün içinde yapılan yaşa uygun fiziksel hareket de gece uykusunu destekler. Ancak yoğun egzersizin yatma saatinin hemen öncesine bırakılması bazı çocuklarda uyanıklığı artırabilir.</p>

<p>Uzun ve geç saatlerde yapılan gündüz uykuları gece uykuya dalmayı güçleştirebilir. Özellikle ergenlerde okul sonrasında saatler süren uyku, gece geç yatıp sabah uyanamama döngüsünü sürdürebilir.</p>

<p>Uyum sağlayamayan çocuğa baskı kurmayın</p>

<p>Yeni düzene geçilen ilk günlerde çocuğun hemen uyuyamaması mümkündür. Sürekli saate bakmak, “Yarın kalkamayacaksın” demek veya uyuması için baskı kurmak kaygıyı artırabilir.</p>

<p>Çocuk yaklaşık 20–30 dakika içinde uyuyamıyorsa loş ışıkta sakin bir etkinlikle kısa süre oyalanıp uykusu geldiğinde yeniden yatağa dönebilir. Bu sırada parlak ekranlardan ve hareketli içeriklerden uzak durulması gerekir.</p>

<p>Uyku saatini erkene çekmek için hekime danışılmadan melatonin ya da uyku verici ürün kullanılmamalıdır. Melatonin her uyku sorunu için uygun değildir; kullanım zamanı, ürün içeriği ve çocuğun sağlık durumu değerlendirilmelidir.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Yeterli süre uyumasına rağmen sabah dinlenmemiş uyanan, gün içinde belirgin biçimde uyuklayan veya okulda dikkatini sürdürmekte zorlanan çocukların durumu değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yüksek sesle ve düzenli horlama, uykuda nefesin durur gibi olması, nefes nefese uyanma, sürekli ağızdan soluma, sabah baş ağrısı, bacaklarda rahatsızlık hissi ya da haftalarca devam eden uykuya dalamama bir çocuk hekimiyle görüşmeyi gerektirebilir.</p>

<p>Sabah uyanma güçlüğü her zaman isteksizlik ya da disiplinsizlik anlamına gelmez. Yetersiz uyku, ergenlik döneminde biyolojik saatin doğal olarak geçe kayması, kaygı, kullanılan bazı ilaçlar veya bir uyku bozukluğu bu tablonun arkasında bulunabilir.</p>

<p>Okul hazırlığında hedef, çocuğu yalnızca daha erken yatağa göndermek değil; yeterli uyuyabileceği, sürdürülebilir bir aile düzeni kurmaktır. Küçük saat değişiklikleri, sabah ışığı, sakin bir akşam rutini ve yatak odasından uzaklaştırılan ekranlar bu geçişi daha yönetilebilir hâle getirebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Sleep Education – Back to School Sleep Tips Every Parent Should Know – American Academy of Sleep Medicine – 2025<br />
2. Journal of Clinical Sleep Medicine – Recommended Amount of Sleep for Pediatric Populations: A Consensus Statement of the American Academy of Sleep Medicine – Paruthi ve arkadaşları – 2016 – DOI: 10.5664/jcsm.5866<br />
3. Centers for Disease Control and Prevention – Sleep and Health – 2024<br />
4. Centers for Disease Control and Prevention – About Sleep – 2024<br />
5. Preventing Chronic Disease – Parental Perspectives of Sleep in the Home: A Qualitative Study – Reidy ve arkadaşları – 2023 – DOI: 10.5888/pcd20.220395</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/okullar-acilmadan-uyku-duzeni-nasil-kurulmali-aileler-icin-adim-adim-plan</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 01:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8844.jpeg" type="image/jpeg" length="24653"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor’a Lucca şoku: İtalyan golcünün tercihi belli oldu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzonspora-lucca-soku-italyan-golcunun-tercihi-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzonspora-lucca-soku-italyan-golcunun-tercihi-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un Lorenzo Lucca için yürüttüğü transfer girişiminde kritik bir gelişme yaşandı. İtalya’dan gelen bilgilere göre Napoli görüşmelere kapıyı kapatmazken, Lucca Türkiye seçeneğine sıcak bakmıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yeni sezon öncesinde hücum hattını güçlendirmek isteyen Trabzonspor’un gündemine gelen Lorenzo Lucca transferinde İtalya’dan dikkat çeken yeni bilgiler geldi.</p>

<p>Bordo-mavili kulübün Napoli forması giyen İtalyan santrfor için temas kurduğu belirtilirken, transferin önündeki en önemli engelin oyuncunun tercihi olduğu öne sürüldü.</p>

<p>Lucca Trabzonspor’a sıcak bakmıyor</p>

<p>İtalyan transfer gazetecisi Nicolò Schira’nın aktardığı bilgiye göre Lorenzo Lucca, mevcut durumda Trabzonspor’a transfer olmaya sıcak bakmıyor.</p>

<p>Lucca’nın kariyerine Napoli’de devam etmeyi veya önüne çıkabilecek farklı seçenekleri değerlendirmeyi tercih ettiği belirtiliyor.</p>

<p>Bu gelişme, Trabzonspor açısından transfer görüşmelerinin seyrini değiştirebilecek önemli bir ayrıntı olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Romano da Trabzonspor’un girişimini doğruladı</p>

<p>Transfer piyasasının önde gelen isimlerinden Fabrizio Romano da Trabzonspor’un Lorenzo Lucca için girişimde bulunduğunu aktardı.</p>

<p>Romano’nun verdiği bilgilere göre taraflar arasındaki ekonomik beklentiler arasında önemli bir fark bulunuyor. Bunun yanında oyuncu cephesinden de Trabzonspor seçeneğine yönelik olumlu bir yaklaşım gelmiş değil.</p>

<p>Böylece transfer dosyasında yalnızca kulüpler arasındaki mali şartların değil, Lucca’nın kariyer tercihinin de belirleyici olduğu ortaya çıktı.</p>

<p>Napoli cephesinde kapı tamamen kapanmış değil</p>

<p>İtalya’dan gelen haberlerde Napoli’nin olası bir ayrılık konusunda görüşme ihtimalini tamamen ortadan kaldırmadığı belirtiliyor.</p>

<p>Ancak kulübün transfere izin vermesi tek başına yeterli olmayacak. Trabzonspor’un anlaşmaya ulaşabilmesi için hem Napoli ile ekonomik şartlarda ortak noktayı bulması hem de 25 yaşındaki santrforu Türkiye’ye gelmeye ikna etmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle Lucca transferinin mevcut şartlarda Trabzonspor açısından kolay görünmediği değerlendiriliyor.</p>

<p>Transferde dengeler değişebilir</p>

<p>Transfer dönemlerinde oyuncuların tercihleri ve kulüpler arasındaki pazarlık şartları kısa sürede değişebiliyor. Bu nedenle Lucca dosyasının tamamen kapandığını söylemek için henüz erken.</p>

<p>Ancak son bilgiler, Trabzonspor açısından transferin önünde ciddi iki engel bulunduğunu gösteriyor: Napoli ile ekonomik şartlar ve oyuncunun Türkiye’ye transfer konusundaki mevcut yaklaşımı.</p>

<p>Bordo-mavili yönetimin Lucca için şartları zorlamaya devam edip etmeyeceği veya alternatif santrfor adaylarına yönelip yönelmeyeceği önümüzdeki süreçte netleşecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Nicolò Schira</li>
 <li>Fabrizio Romano</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzonspora-lucca-soku-italyan-golcunun-tercihi-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 00:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8842.jpeg" type="image/jpeg" length="16842"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göz Yorgunluğuna Karşı 20-20-20 Kuralı Nasıl Uygulanır?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/goz-yorgunluguna-karsi-20-20-20-kurali-nasil-uygulanir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/goz-yorgunluguna-karsi-20-20-20-kurali-nasil-uygulanir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzun süre ekrana bakmak gözlerde kuruluk, yanma ve bulanıklığa yol açabiliyor. Çocuklarda ise ekran süresi, yakın çalışma ve açık havada geçirilen zaman miyopi açısından birlikte değerlendiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Telefon ekranındaki küçük yazılar, bilgisayar başında tamamlanan işler ve tablet üzerinden izlenen videolar… Gözler günün büyük bölümünde yakın mesafeye odaklanıyor. Bu yoğunluk, akşam saatlerinde yanma, batma, kuruluk, baş ağrısı veya geçici bulanık görme şeklinde kendini gösterebiliyor.</p>

<p>Ekran kullanımına ilişkin tartışma yalnızca göz yorgunluğuyla sınırlı değil. Özellikle çocuklarda uzun ekran süresi ile miyopi, yani uzağı net görememe, arasındaki bağlantı da araştırılıyor. Bilimsel veriler bir ilişkiye işaret etse de ekranın tek başına ve doğrudan miyopiye neden olduğunu söylemek mümkün değil.</p>

<p>Ekran Gözleri Kalıcı Olarak Bozar mı?</p>

<p>Bilgisayar, telefon veya tablet kullanımı çoğu kişide gözün yapısını bir anda bozmaz. Ekran karşısında ortaya çıkan yakınmaların önemli bir bölümü “dijital göz yorgunluğu” olarak adlandırılan durumla ilişkilidir.</p>

<p>Dijital göz yorgunluğunda şu şikâyetler görülebilir:</p>

<p>Gözlerde kuruluk, yanma veya batma</p>

<p>Göz çevresinde ağırlık ve yorgunluk hissi</p>

<p>Geçici bulanık ya da çift görme</p>

<p>Odaklanmada zorlanma</p>

<p>Işığa karşı hassasiyet</p>

<p>Baş, boyun veya omuz ağrısı</p>

<p>Bu yakınmalar ekran kapatıldıktan ve gözler dinlendirildikten sonra genellikle azalır. Ancak uzun süre devam eden bulanıklığı yalnızca ekran yorgunluğuna bağlamak doğru değildir. Düzeltilmemiş gözlük ihtiyacı, kuru göz hastalığı, gözlerin birlikte çalışmasını etkileyen sorunlar veya başka bir göz rahatsızlığı da benzer belirtilere neden olabilir.</p>

<p>Ekrana Bakarken Neden Gözler Kuruyor?</p>

<p>Ekrana yoğun biçimde odaklanan kişi, farkında olmadan daha seyrek veya eksik göz kırpabilir. Oysa her göz kırpma, gözyaşını göz yüzeyine dağıtarak koruyucu tabakanın yenilenmesini sağlar. Göz kırpmanın azalmasıyla gözyaşı daha hızlı buharlaşabilir; yanma, batma ve kumlanma hissi ortaya çıkabilir.</p>

<p>Kuru veya klimalı ortam, ekrandaki yansıma, uygun olmayan parlaklık, küçük yazılar ve ekranın göze çok yakın tutulması yakınmaları artırabilir. Kontakt lens kullanımı ve önceden var olan kuru göz sorunu da kişiyi daha hassas hale getirebilir.</p>

<p>Çocuklarda Ekran Süresi ile Miyopi Arasında Bağlantı Var mı?</p>

<p>Miyopide uzaktaki görüntüler bulanık, yakındaki nesneler ise daha net görülür. Çocukluk döneminde başlayan miyopi çoğunlukla göz küresinin önden arkaya doğru normalden fazla uzamasıyla ilişkilidir.</p>

<p>JAMA Network Open’da yayımlanan kapsamlı bir sistematik derleme ve doz-yanıt meta-analizi, 45 araştırmadaki 335 binden fazla kişinin verisini değerlendirdi. Analizde günlük ekran süresi arttıkça miyopi görülme olasılığının da yükseldiği belirlendi. Her bir saatlik artış, ortalama yüzde 21 daha yüksek miyopi olasılığıyla ilişkili bulundu.</p>

<p>Bu rakam, ekranda geçirilen her ilave saatin bir çocuğun kesinlikle miyop olacağı anlamına gelmez. İncelenen çalışmaların önemli bir kısmı gözlemseldi. Bu nedenle ekran süresinin tek başına neden olduğu söylenemez. Ekran kullanan çocukların daha fazla yakın çalışma yapması, daha az dışarı çıkması veya başka yaşam biçimi özelliklerine sahip olması sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Miyopi Tek Bir Nedene Bağlanamaz</p>

<p>Çocuklarda miyopi gelişimini genetik ve çevresel etkenler birlikte şekillendirir. Anne veya babasında miyopi bulunan çocuklarda yatkınlık daha fazla olabilir. Yoğun eğitim ve uzun süreli yakın çalışma da araştırmalarda miyopiyle ilişkilendirilen etkenler arasındadır.</p>

<p>Telefon ve tabletlerin miyopi tartışmasındaki yeri, yalnızca “ekran ışığı” üzerinden değerlendirilmemelidir. Cihazın yakından tutulması, aralıksız kullanım ve ekran başında geçirilen zamanın açık hava etkinliklerinin yerini alması da önemlidir. Basılı bir kitabı uzun süre çok yakından okumak da yakın çalışma kapsamındadır.</p>

<p>Bilimsel değerlendirmeler, yakın çalışmayla miyopi arasındaki ilişkinin her araştırmada aynı güçte görülmediğini gösteriyor. Buna karşılık çocukların gün ışığında daha fazla dışarıda bulunmasının miyopinin başlamasına karşı koruyucu etkisine ilişkin kanıtlar daha tutarlıdır.</p>

<p>20-20-20 Kuralı Ne İşe Yarar?</p>

<p>20-20-20 kuralı, ekran kullananlara her 20 dakikada bir en az 20 saniye boyunca yaklaşık 20 feet, yani 6 metre uzağa bakmalarını önerir. Amaç, yakına odaklanmayı sağlayan sistemi kısa süreliğine dinlendirmek ve göz kırpmayı hatırlatmaktır.</p>

<p>Bu alışkanlık bazı kişilerde göz yorgunluğu ve kuruluk şikâyetlerinin hafiflemesine yardımcı olabilir. Uygulaması kolaydır ve bilinen ciddi bir riski yoktur. Bununla birlikte 20-20-20 kuralının miyopiyi önlediğini veya ilerlemesini durdurduğunu gösteren güçlü kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Kural, gözleri “sıfırlamaz”, göz küresinin uzunluğunu değiştirmez ve mevcut miyopiyi tedavi etmez. Gözlük ya da kontakt lens ihtiyacını da ortadan kaldırmaz. Bu nedenle bir rahatlama yöntemi ile miyopi tedavisi birbirine karıştırılmamalıdır.</p>

<p>Ekran Kullanırken Gözleri Rahatlatabilecek Düzenlemeler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekranın kullanım biçiminde yapılacak küçük değişiklikler yakınmaları azaltabilir. Yazı boyutunu büyütmek, ekran parlaklığını ortam ışığına göre ayarlamak ve rahatsız edici yansımaları azaltmak işe yarayabilir.</p>

<p>Bilgisayar ekranının yaklaşık bir kol mesafesinde bulunması ve ekran merkezinin göz seviyesinin biraz altında kalması daha rahat bir çalışma düzeni sağlayabilir. Telefonu yüze çok yaklaştırmamak, uzun süre kesintisiz kullanmamak ve düzenli aralar vermek de önemlidir.</p>

<p>Mola sırasında yalnızca başka bir yakın ekrana geçmek gözlerin odaklanma mesafesini değiştirmez. Uzağa bakmak, birkaç kez bilinçli biçimde göz kırpmak ve mümkünse ayağa kalkarak hareket etmek daha yararlı bir ara sağlayabilir.</p>

<p>Mavi Işık Gözlüğü Her Sorunu Çözer mi?</p>

<p>Mavi ışık filtreli gözlükler, dijital göz yorgunluğuna karşı sıkça pazarlanıyor. Ancak mevcut sistematik derlemeler, bu gözlüklerin göz yorgunluğunu belirgin biçimde azalttığını gösteren güçlü ve tutarlı kanıt sunmuyor.</p>

<p>Ekran parlaklığının rahatsız edici olması ile mavi ışığın göze kalıcı zarar verdiği iddiası aynı şey değildir. Normal kullanım koşullarındaki ekran ışığının göz dokularını bozduğuna dair ikna edici klinik kanıt bulunmuyor. Akşam saatlerindeki yoğun ekran kullanımı ise uyku düzenini etkileyebilir. Bu konu gözün yapısal olarak zarar görmesinden farklıdır.</p>

<p>Çocukların Açık Havada Geçirdiği Zaman Neden Önemli?</p>

<p>Açık havada geçirilen zamanın miyopinin başlamasını geciktirebileceğine ilişkin veriler, yalnızca gözlemsel araştırmalara dayanmıyor. Okul temelli müdahale çalışmalarında da dışarıda geçirilen sürenin artırılmasıyla yeni miyopi vakalarında azalma gözlendi.</p>

<p>Koruyucu etkinin yalnızca spor yapmaktan değil, dış ortamdaki daha yüksek ışık düzeyinden kaynaklanabileceği düşünülüyor. Kesin mekanizma tam olarak açıklanmış değil. Dışarıda olmak ayrıca sürekli yakına odaklanmaya doğal bir ara veriyor.</p>

<p>Dışarıda geçirilen zaman, miyopisi başlamış bir çocukta gözlük veya hekim tarafından planlanan miyopi kontrol tedavisinin yerine geçmez. Miyopinin başlamasını önleme konusundaki kanıtlar, mevcut miyopinin ilerlemesini yavaşlatma konusundaki kanıtlardan daha güçlüdür.</p>

<p>Ne Zaman Göz Hekimine Başvurulmalı?</p>

<p>Ekran molasına ve çalışma ortamındaki düzenlemelere rağmen göz yorgunluğu sürüyorsa muayene gerekebilir. Çocuğun tahtayı görememesi, televizyona yaklaşması, gözlerini kısarak bakması, sık baş ağrısından yakınması veya okul başarısında açıklanamayan bir değişiklik yaşaması göz kusurunun işareti olabilir.</p>

<p>Kalıcı bulanık görme, göz ağrısı, belirgin kızarıklık, ışık çakmaları, görüş alanında perde hissi, ani görme azalması veya yeni başlayan çok sayıda uçuşma fark edilmesi durumunda gecikmeden göz hekimine başvurulmalıdır. Ani görme kaybı ise acil değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Düzenli göz muayenesi özellikle çocuklarda önem taşır. Çocuk, bir gözündeki görme eksikliğini fark etmeyebilir veya bunu anlatamayabilir. Erken değerlendirme yalnızca miyopiyi değil, şaşılık ve göz tembelliği gibi çocukluk çağında zamanında ele alınması gereken durumları da ortaya çıkarabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. JAMA Network Open – Digital Screen Time and Myopia: A Systematic Review and Dose-Response Meta-Analysis – Ahnul Ha, Yun Jeong Lee, Marvin Lee, Sung Ryul Shim ve Young Kook Kim – 2025 – DOI: 10.1001/jamanetworkopen.2024.60026</p>

<p>2. The Lancet Digital Health – Association Between Digital Smart Device Use and Myopia: A Systematic Review and Meta-analysis – Joshua Foreman ve çalışma arkadaşları – 2021 – DOI: 10.1016/S2589-7500(21)00135-7</p>

<p>3. PLOS ONE – The Association Between Near Work Activities and Myopia in Children: A Systematic Review and Meta-Analysis – Hsiu-Mei Huang, Dolly Shuo-Teh Chang ve Pei-Chang Wu – 2015 – DOI: 10.1371/journal.pone.0140419</p>

<p>4. Ophthalmology – The Association Between Time Spent Outdoors and Myopia in Children and Adolescents: A Systematic Review and Meta-analysis – Jennifer C. Sherwin ve çalışma arkadaşları – 2012 – DOI: 10.1016/j.ophtha.2012.04.020</p>

<p>5. Investigative Ophthalmology &amp; Visual Science – IMI Risk Factors for Myopia – Ian G. Morgan ve çalışma arkadaşları – 2021 – DOI: 10.1167/iovs.62.5.3</p>

<p>6. Cochrane Database of Systematic Reviews – Blue-light Filtering Spectacle Lenses for Visual Performance, Sleep, and Macular Health in Adults – Laura E. Downie ve çalışma arkadaşları – 2023 – DOI: 10.1002/14651858.CD013244.pub2 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/goz-yorgunluguna-karsi-20-20-20-kurali-nasil-uygulanir</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 00:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8838.jpeg" type="image/jpeg" length="24922"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Son Kullanma Tarihi Geçen İlaç Kullanılır mı, Nasıl İmha Edilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/son-kullanma-tarihi-gecen-ilac-kullanilir-mi-nasil-imha-edilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/son-kullanma-tarihi-gecen-ilac-kullanilir-mi-nasil-imha-edilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dolapta unutulan ilaçları tuvalete dökmek ya da doğrudan çöpe atmak insanlara, hayvanlara ve çevreye zarar verebilir. Güvenli yöntem, ilacın türüne ve yerel toplama uygulamasına göre değişiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Banyo dolabının arkasında kalmış bir antibiyotik, aylar önce açılan göz damlası veya artık kullanılmayan ağrı kesiciler… Evlerde biriken ilaçlar çoğu zaman kutusuyla birlikte çöpe atılıyor ya da lavaboya dökülüyor. Oysa yanlış imha, çocukların ve evcil hayvanların ilaca ulaşmasına, ilacın kötüye kullanılmasına ve etkin maddelerin çevreye karışmasına yol açabilir.</p>

<p>Cleveland Clinic’in yayımladığı sağlık bilgilendirmesinde, kullanılmayan veya son kullanma tarihi geçen ilaçlar için en güvenli seçeneğin yetkili toplama ve geri alma sistemleri olduğu belirtiliyor. Ancak ülkelerin ve hatta şehirlerin uygulamaları farklılık gösterebildiği için Türkiye’de izlenecek yolun eczacıya, belediyeye veya ilgili sağlık birimine sorulması gerekiyor.</p>

<p>Son Kullanma Tarihi Nerede Yazar?</p>

<p>Son kullanma tarihi ilacın dış kutusunda, şişesinde, tüpünde ya da tabletlerin bulunduğu blister ambalajda yer alabilir. “SKT”, “EXP” veya “Son Kullanma Tarihi” gibi ifadeler kullanılabilir. Tarihin nasıl yorumlanacağı konusunda ambalajdaki bilgi esas alınmalıdır.</p>

<p>İlacın görünümünün normal olması güvenli ve etkili kaldığını göstermez. Zamanla etkinliği azalabilir; sıcaklık, nem, ışık ve uygunsuz saklama koşulları bu süreci hızlandırabilir. Özellikle insülin, aşı, bazı göz damlaları ve soğukta tutulması gereken ürünler saklama koşullarına karşı daha hassastır.</p>

<p>Ambalajda yazan tarih henüz geçmemiş olsa bile ilacın önerilen sıcaklığın dışında kalması, kapağının açık bırakılması, renginin veya kokusunun değişmesi kullanım açısından değerlendirme gerektirir. Böyle bir ürün kullanılmadan önce eczacıya danışılmalıdır.</p>

<p>Tarihi Geçen İlaç Kullanılır mı?</p>

<p>Son kullanma tarihi geçen bir ilacın beklenen gücü ve güvenilirliği garanti edilemez. Özellikle ciddi enfeksiyonların, kalp hastalıklarının, epilepsinin, diyabetin veya ağır alerjilerin tedavisinde kullanılan ilaçlarda yetersiz etki önemli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Kullanılmayan ya da tarihi geçen reçeteli ilaçlar başka bir kişiye verilmemelidir. Belirtiler benzer görünse bile hastalığın nedeni, uygun ilaç ve doz kişiden kişiye değişebilir. Daha önce yazılmış bir antibiyotiği yeni bir hastalıkta kendi kararıyla kullanmak da doğru değildir.</p>

<p>İlk Tercih Yetkili Toplama Noktası Olmalı</p>

<p>Eski ilaçları elden çıkarmanın en güvenli yolu, onları yetkili bir atık ilaç toplama sistemine teslim etmektir. Bazı belediyeler, eczacı odaları ve sağlık kuruluşları belirli dönemlerde veya belirlenmiş noktalarda atık ilaç kabul edebilir.</p>

<p>Ancak her eczane vatandaşlardan ilaç toplamakla yükümlü değildir ve uygulama bölgeden bölgeye değişebilir. İlaçları götürmeden önce yakındaki eczaneden, belediyenin atık yönetimi biriminden, eczacı odasından veya il sağlık müdürlüğünden güncel bilgi alınması uygun olur.</p>

<p>İlaçlar teslim edilene kadar çocukların ve evcil hayvanların ulaşamayacağı, serin ve kuru bir yerde tutulmalı; farklı ilaçlar tek bir şişeye boşaltılmamalıdır. Kontrole tabi ilaçlar, güçlü ağrı kesiciler ve sakinleştiriciler için doğrudan eczacıdan veya sağlık kuruluşundan yönlendirme istenmelidir.</p>

<p>İlaçları Tuvalete veya Lavaboya Dökmeyin</p>

<p>Tabletleri, kapsülleri, şurupları ve damlaları gelişigüzel biçimde tuvalete ya da lavaboya dökmek uygun değildir. Atık su arıtma sistemleri bütün ilaç kalıntılarını tamamen uzaklaştıramayabilir. Bu maddeler su kaynaklarına ve canlılara ulaşabilir.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, yalnızca belirli yüksek riskli ilaçlar için ve geri alma seçeneği bulunmadığında özel bir listeye dayalı istisna tanıyor. Bu liste ABD’ye özgüdür ve Türkiye’de bütün ilaçlara uygulanabilecek genel bir imha yöntemi değildir. Ürünün kullanma talimatında açık bir yönlendirme bulunmadıkça ilaç tuvalete veya lavaboya atılmamalıdır.</p>

<p>Toplama İmkânı Bulunamıyorsa Ne Yapılmalı?</p>

<p>Önce eczacıya veya yerel atık yönetimi birimine danışılmalıdır. Yetkili bir toplama seçeneğine ulaşılamıyorsa, ilacın kullanma talimatında yer alan imha bilgisi izlenmelidir. Evsel çöpe atmaya ilişkin yöntemler ülkelerin mevzuatına göre değişebilir.</p>

<p>Yerel yetkililerin evsel atığa izin verdiği durumlarda bazı uluslararası sağlık otoriteleri, tablet ve kapsüllerin ezilmeden toprak, kullanılmış kahve telvesi veya kedi kumu gibi istenmeyen bir maddeyle karıştırılmasını ve sızdırmaz bir kaba kapatılmasını öneriyor. Bu yöntem yetkili toplamanın yerini tutmaz; yalnızca başka seçenek bulunmadığında ve yerel kurallar izin verdiğinde değerlendirilebilir.</p>

<p>İlacın dış ambalajındaki ad, kimlik numarası, reçete bilgisi ve barkod gibi kişisel veriler okunamayacak şekilde silinmelidir. Kutular ancak tamamen boş olduklarında ve yerel geri dönüşüm kuralları uygunsa geri dönüşüme ayrılmalıdır.</p>

<p>İğneler Normal Çöpe Atılmamalı</p>

<p>Enjektörler, insülin iğneleri, lansetler ve kalem iğneleri kesici-delici atık olarak değerlendirilir. Kullanılmış iğnenin kapağını yeniden takmaya çalışmak batma riskini artırabilir. Bu malzemeler delinmeye dayanıklı, kapağı sıkıca kapanan uygun bir atık kabında biriktirilmeli ve sağlık kuruluşunun ya da yerel yönetimin gösterdiği teslim noktasına götürülmelidir.</p>

<p>İğneler gevşek biçimde çöp poşetine, geri dönüşüm kutusuna veya tuvalete atılmamalıdır. Çocukların ulaşamayacağı bir yerde saklanmalı, dolan kap zorlanarak açılmamalı ve içindeki malzemeler başka kaba aktarılmamalıdır.</p>

<p>Spreyler, İnhalerler ve İlaç Bantları Farklıdır</p>

<p>İnhaler ve aerosol kutuları basınçlı olabilir. Delinmeleri, ezilmeleri veya ateşe atılmaları yangın ve patlama tehlikesi doğurabilir. Bu ürünler için ambalajdaki talimat okunmalı; eczacıya ya da belediyenin tehlikeli atık birimine danışılmalıdır.</p>

<p>Cilde yapıştırılan ilaç bantlarında kullanımdan sonra bile etkin madde kalabilir. Bantların imhası ürüne göre değişir. Bazı ürünlerde yapışkan yüzeylerin birbirine kapatılması istenirken bazı güçlü ilaç bantları özel işlem gerektirir. Her ürün için kendi kullanma talimatı izlenmelidir.</p>

<p>Sıvı ilaçlar birbirine karıştırılmamalı, lavaboya boşaltılmamalı ve cam şişeleri kırılmamalıdır. Kemoterapi ilaçları ve bunlarla temas etmiş malzemeler ise evsel atığa verilmemeli; tedavinin yürütüldüğü sağlık kuruluşundan imha bilgisi alınmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlaç Dolabı Nasıl Güvenli Tutulur?</p>

<p>Evdeki ilaçlar belirli aralıklarla gözden geçirilebilir. Son kullanma tarihi geçenler, tedavisi tamamlanan reçeteler ve ambalajı zarar görmüş ürünler ayrılmalıdır. Ancak düzenli kullanılan reçeteli bir ilacın tedavisi, yalnızca dolap düzenlemesi yapıldığı için kesilmemelidir.</p>

<p>İlaçlar çocuk kilidi bulunan, serin ve kuru bir dolapta; kendi ambalajlarında ve kullanma talimatlarıyla birlikte saklanmalıdır. Banyo, nem ve sıcaklık değişimleri nedeniyle her ilaç için uygun bir yer olmayabilir. Buzdolabında tutulması gereken ürünler de dondurucu bölmeden ve yiyeceklere doğrudan temastan korunmalıdır.</p>

<p>Bir çocuk veya yetişkin yanlışlıkla ilaç aldıysa belirti çıkmasını beklemeden 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalı ya da en yakın acil servise başvurulmalıdır. Kişi kusturulmamalı; ilacın kutusu veya ambalajı sağlık ekibine gösterilmek üzere hazır bulundurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Cleveland Clinic Health Essentials – How to Properly Dispose of Out-Of-Date Medications – Lauren Wolfe, PharmD – 2025<br />
2. U.S. Food and Drug Administration – Disposal of Unused Medicines: What You Should Know – 2026<br />
3. U.S. Food and Drug Administration – Drug Disposal: Dispose “Non-Flush List” Medicine in Trash – 2025<br />
4. Türk Eczacıları Birliği – Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Yönetmelik, ilaçların saklanması ve imhasına ilişkin hükümler – 2014, ilgili hüküm 2016 değişikliği </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/son-kullanma-tarihi-gecen-ilac-kullanilir-mi-nasil-imha-edilir</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8837.jpeg" type="image/jpeg" length="96160"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor’dan Fabinho bombası: Anlaşma sağlandı, geliş tarihi belli oldu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-fabinho-bombasi-anlasma-saglandi-gelis-tarihi-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-fabinho-bombasi-anlasma-saglandi-gelis-tarihi-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor, Brezilyalı orta saha Fabinho ile sözlü anlaşmaya vardı. Fabrizio Romano, serbest oyuncu durumundaki yıldız için seyahat ve sağlık kontrolü planlamasının yapıldığını duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’dan Fabinho hamlesi: Sözlü anlaşma sağlandı</p>

<p>Trabzonspor, orta saha transferinde dünya futbolunun yakından tanıdığı Fabinho için önemli bir aşamayı geride bıraktı. Transfer haberleriyle tanınan Fabrizio Romano, bordo-mavili kulübün Brezilyalı futbolcuyla sözlü anlaşmaya vardığını bildirdi.</p>

<p>Romano’nun 22 Ağustos’ta paylaştığı bilgiye göre Trabzonspor ile Fabinho arasındaki görüşmeler olumlu sonuçlandı ve transfer süreci son aşamaya taşındı. Romano, gelişmeyi “here we go” ifadesiyle duyurdu.</p>

<p>FABINHO İÇİN SEYAHAT PLANI YAPILDI</p>

<p>Transferdeki en önemli yeni ayrıntılardan biri Fabinho’nun Türkiye’ye gelişiyle ilgili oldu.</p>

<p>Romano’nun aktardığına göre Trabzonspor, Brezilyalı orta saha oyuncusunun önümüzdeki 24 ila 48 saat içerisindeki seyahatini planladı.</p>

<p>Sürecin planlandığı şekilde ilerlemesi halinde Fabinho’nun sağlık kontrolünden geçirilmesi de bekleniyor. Sağlık kontrolünün ardından sözleşmeye ilişkin kalan işlemlerin tamamlanması gündemde.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>BONSERVİS BEDELİ ÖDENMEYECEK</p>

<p>32 yaşındaki Fabinho, Suudi Arabistan’daki Al-Ittihad macerasının sona ermesinin ardından serbest oyuncu statüsüne geçti.</p>

<p>Bu nedenle transferin tamamlanması halinde Trabzonspor’un herhangi bir kulübe bonservis bedeli ödemesi gerekmeyecek.</p>

<p>Transfer sürecinde dünyaca ünlü menajer Jorge Mendes’in de aktif rol aldığı belirtiliyor.</p>

<p>LIVERPOOL'DA BÜYÜK BAŞARILAR YAŞADI</p>

<p>Fabinho, Avrupa futbolundaki en önemli dönemini Liverpool formasıyla geçirdi.</p>

<p>2018 yılında Monaco’dan Liverpool’a transfer olan Brezilyalı orta saha, İngiliz ekibinde 219 resmi karşılaşmada görev yaptı. Fabinho, Liverpool kariyerinde Premier League ve UEFA Şampiyonlar Ligi başta olmak üzere çok sayıda önemli kupa kazandı.</p>

<p>Savunmanın önünde görev yapabilmesinin yanı sıra stoper ve sağ bek pozisyonlarında da oynayabilen Fabinho, özellikle oyun disiplini ve savunma gücüyle tanınıyor.</p>

<p>TRABZONSPOR'DA ORTA SAHAYA TECRÜBE HAMLESİ</p>

<p>Trabzonspor’un Fabinho hamlesi, bordo-mavili ekibin orta saha yapılanmasında tecrübeli bir oyuncuya yöneldiğini ortaya koydu.</p>

<p>Sözlü anlaşmanın ardından gözler artık futbolcunun Türkiye’ye gelişine ve sağlık kontrolüne çevrildi.</p>

<p>Henüz Trabzonspor tarafından resmi transfer açıklaması yapılmadığı için süreç tamamlanmış bir transfer olarak değerlendirilmemeli. Ancak seyahat ve sağlık kontrolü planlamasının yapılması, görüşmelerin ileri aşamaya ulaştığını gösteriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-fabinho-bombasi-anlasma-saglandi-gelis-tarihi-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 23:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8835.jpeg" type="image/jpeg" length="42975"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kulak çınlamasında hangi tedaviler gerçekten işe yarıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kulak-cinlamasinda-hangi-tedaviler-gercekten-ise-yariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kulak-cinlamasinda-hangi-tedaviler-gercekten-ise-yariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kulak çınlamasını herkeste susturan kanıtlanmış bir tedavi henüz yok. Buna karşılık doğru değerlendirme, bilişsel davranışçı terapi ve işitme desteği günlük yükü azaltabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kulak çınlaması kimi zaman ince bir ıslık, kimi zaman uğultu, cızırtı ya da elektrik sesi gibi duyulabilir. Ortam sessizleştiğinde daha baskın hale gelen bu sesin dışarıda gerçek bir kaynağı yoktur. Bazı kişiler çınlamayı yalnızca ara sıra fark ederken bazıları uyumakta, odaklanmakta veya konuşmaları takip etmekte zorlanabilir.</p>

<p>Tıbbi adı tinnitus olan kulak çınlaması tek başına bir hastalık değil, farklı nedenlerle ortaya çıkabilen bir belirtidir. JAMA Neurology’de yayımlanan geniş kapsamlı bir inceleme, yetişkinlerin yaklaşık yüzde 14’ünün yaşamının bir döneminde çınlama yaşadığını; ağır düzeyde etkilenmenin ise yaklaşık yüzde 2 olduğunu gösterdi.</p>

<p>İnternette çınlamayı tamamen ortadan kaldırdığı ileri sürülen çok sayıda damla, takviye, cihaz ve uygulama bulunuyor. Ancak kronik kulak çınlamasını herkeste ve kalıcı biçimde susturduğu kanıtlanmış tek bir tedavi henüz yok. Güncel yaklaşım, önce olası nedeni araştırmaya, ardından sesin uyku, ruh hali, işitme ve günlük yaşam üzerindeki etkisini azaltmaya dayanıyor.</p>

<p>## Kulak çınlamasının arkasında ne olabilir?</p>

<p>Çınlama çoğu zaman yaşa veya yüksek sese maruz kalmaya bağlı işitme kaybıyla birlikte görülür. Kişi günlük konuşmaları iyi duyduğunu düşünse bile bazı ses frekanslarında kayıp bulunabilir. Beynin işitme sisteminden azalan ses bilgisini telafi etmeye çalışmasının, kaynağı dışarıda olmayan bir ses algısına katkıda bulunduğu düşünülüyor.</p>

<p>Kulak kiri, orta veya dış kulak enfeksiyonları, çene eklemi sorunları, baş ve boyun yaralanmaları ile bazı iç kulak hastalıkları da çınlamaya yol açabilir. Daha seyrek olarak damar sorunları veya işitme siniri çevresindeki oluşumlar araştırılır.</p>

<p>Bazı antibiyotikler, kanser tedavisinde kullanılan belirli ilaçlar ve yüksek dozda alınan bazı ağrı kesiciler işitme sistemini etkileyebilir. Bununla birlikte bir ilacı suçlayarak tedaviyi kendi kendine kesmek doğru değildir. Çınlama bir ilaç başladıktan veya dozu değiştirildikten sonra ortaya çıktıysa durum hekimle görüşülmelidir.</p>

<p>## İlk adım doğru değerlendirme</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni başlayan, devam eden ya da günlük hayatı etkileyen kulak çınlamasında kulak burun boğaz muayenesi ve işitme değerlendirmesi gerekebilir. Hekim sesin tek kulakta mı, iki kulakta mı duyulduğunu; sürekli mi, aralıklı mı olduğunu ve kalp atışıyla aynı ritmi taşıyıp taşımadığını sorgular.</p>

<p>Kulak kanalında kir veya enfeksiyon gibi düzeltilebilir bir neden saptanırsa bunun tedavisi çınlamayı azaltabilir. İşitme testi, kişinin fark etmediği bir işitme kaybını ortaya çıkarabilir. Her hastaya görüntüleme yapılması gerekmez. Manyetik rezonans veya damar incelemeleri daha çok tek taraflı, nabızla uyumlu ya da nörolojik bulguların eşlik ettiği çınlamalarda gündeme gelir.</p>

<p>## En güçlü kanıt bilişsel davranışçı terapi için</p>

<p>Bilişsel davranışçı terapi, çınlama sesini doğrudan ortadan kaldırmayı değil, kişinin bu sese verdiği yoğun duygusal ve bedensel tepkiyi değiştirmeyi amaçlar. Çınlamanın tehlikeli olduğu düşüncesi, sürekli sesi kontrol etme davranışı, uyku kaygısı ve kaçınma alışkanlıkları terapi sırasında ele alınır.</p>

<p>Cochrane tarafından değerlendirilen çalışmalar, bu terapinin çınlamanın yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkisini azaltabildiğini gösteriyor. Sesin şiddeti her zaman değişmeyebilir; buna rağmen sıkıntı, kaygı ve günlük işlev kaybı hafifleyebilir. Bu ayrım önemlidir: Tedavinin başarısı yalnızca sesin tamamen kaybolmasıyla ölçülmez.</p>

<p>Kabul ve kararlılık terapisi de kişinin bütün dikkatini çınlamaya vermeden günlük yaşamını sürdürebilmesine yardımcı olabilir. Bu yaklaşımda amaç çınlamayı önemsememeye zorlamak değil, sesin kişinin hayatını yönetmesini azaltmaktır.</p>

<p>## İşitme kaybı varsa işitme cihazı yarar sağlayabilir</p>

<p>Çınlamaya işitme kaybı eşlik ediyorsa işitme cihazları çevredeki seslerin yeniden duyulmasını sağlayabilir. Böylece çınlama daha az belirgin hale gelebilir; konuşmaları takip etmek için harcanan çaba da azalabilir. Etki kişiden kişiye değiştiği için cihaz kararı işitme testi ve odyolojik değerlendirme sonrasında verilmelidir.</p>

<p>İleri derecede işitme kaybı bulunan ve uygun koşulları taşıyan bazı kişilerde koklear implantlar da işitmeyi geliştirirken çınlamayı azaltabilir. Bu yöntem yalnızca çınlama için uygulanan sıradan bir tedavi değildir ve ayrıntılı uzman değerlendirmesi gerektirir.</p>

<p>## Beyaz gürültü sesi bastırabilir ama tedavi sayılmaz</p>

<p>Vantilatör sesi, yağmur sesi, düşük düzeyli beyaz gürültü, sakin müzik veya bir sesli kitap özellikle gece çınlamanın daha az fark edilmesini sağlayabilir. Tam sessizlikte dış ses bulunmadığı için dikkat çınlamaya daha kolay yönelir.</p>

<p>Kullanılan sesin çınlamayı tamamen örtecek kadar yüksek olması gerekmez. Yüksek sesle ve uzun süre kulaklık kullanmak işitmeye zarar verebilir. Ses desteği rahatlatıcı bir araçtır; altta yatan nedeni tedavi ettiği veya kronik çınlamayı kalıcı biçimde giderdiği söylenemez.</p>

<p>Çınlama yeniden eğitim terapisi, bilgilendirme ve ses desteğiyle beynin sese alışmasını hedefler. Ancak geniş bir randomize araştırmada özel ses üreteçlerinin standart danışmanlığa belirgin üstünlüğü gösterilemedi. Bu nedenle yöntemin olası yararı, kişiye sunulan eğitim ve destekten bağımsız değerlendirilmemelidir.</p>

<p>## Uyku ve ruh hali tedavinin bir parçası olabilir</p>

<p>Çınlama uykusuzluğu artırabilir; uykusuzluk da sesin daha rahatsız edici algılanmasına yol açabilir. Düzenli uyku saatleri, yatmadan önce sakin bir arka plan sesi ve uyku sorununa yönelik profesyonel destek bu döngünün kırılmasına katkı sağlayabilir.</p>

<p>Kaygı ve depresyon çınlamaya eşlik edebilir veya çınlamanın yükünü ağırlaştırabilir. Antidepresanlar çınlamayı doğrudan susturan ilaçlar değildir. Ancak eşlik eden depresyon ya da kaygı bozukluğunun tedavisinde hekim tarafından gerekli görülürse kullanılabilir.</p>

<p>Çınlamanın kişide dayanılmaz sıkıntıya veya kendine zarar verme düşüncesine yol açması acil psikiyatrik değerlendirme gerektirir. Böyle bir durumda kişi yalnız bırakılmamalı ve gecikmeden acil sağlık desteğine başvurulmalıdır.</p>

<p>## Ginkgo biloba, çinko ve magnezyum için kanıt yetersiz</p>

<p>Ginkgo biloba, çinko, magnezyum ve çeşitli vitamin karışımları çınlama tedavisi adıyla pazarlanabiliyor. Klinik kılavuzlar, vitamin veya mineral eksikliği gösterilmemiş kişilerde bu ürünlerin rutin kullanımını desteklemiyor. Araştırmalar çınlamayı güvenilir ve kalıcı biçimde azalttıklarını ortaya koymuş değil.</p>

<p>Takviyelerin “doğal” olması risksiz oldukları anlamına gelmez. Bazıları kan sulandırıcılarla ve başka ilaçlarla etkileşebilir, yan etkilere yol açabilir veya asıl değerlendirmeyi geciktirebilir.</p>

<p>## Kahve, tuz ve alkolü herkesin bırakması gerekmiyor</p>

<p>Kahve, tuz veya alkolün bütün çınlama hastalarında sesi artırdığını gösteren yeterli kanıt bulunmuyor. Bu nedenle herkese uygulanabilecek katı bir çınlama diyeti yoktur.</p>

<p>Kişi belirli bir içeceğin veya yiyeceğin ardından yakınmasının sürekli değiştiğini fark ediyorsa kısa süreli bir belirti günlüğü tutabilir. Ancak aynı anda çok sayıda besini kesmek, gereksiz kısıtlamalara ve beslenme dengesinin bozulmasına neden olabilir. İç kulakta sıvı basıncıyla seyreden bazı hastalıklarda ise hekim farklı bir beslenme planı önerebilir.</p>

<p>## Yeni cihazlar umut veriyor ancak herkeste aynı sonucu göstermiyor</p>

<p>İki farklı duyuyu aynı anda uyaran bimodal nöromodülasyon cihazları son yıllarda öne çıktı. Bu sistemlerden biri kulaklıkla verilen sesi, dile uygulanan hafif elektriksel uyarıyla birleştiriyor. Amaç, çınlamayla bağlantılı sinir etkinliğini değiştirmek.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi bu cihazlardan birine 2023 yılında belirli yetişkinlerde kullanılmak üzere pazarlama izni verdi. Bu karar cihazın çınlamayı tamamen iyileştirdiği veya herkeste işe yaradığı anlamına gelmiyor. Araştırmaların önemli bölümünün cihaz geliştiricileriyle bağlantılı ekiplerce yürütülmesi ve bağımsız çalışma sayısının sınırlı kalması nedeniyle yararın büyüklüğü konusunda daha fazla veriye ihtiyaç var.</p>

<p>## Beyin zamanla sesi geri plana atabilir</p>

<p>Alışma, beynin çınlamayı daha seyrek fark etmeye ve fark ettiğinde daha az güçlü tepki vermeye başlamasıdır. Ses tümüyle kaybolmasa bile uyku, çalışma ve sosyal yaşam üzerindeki etkisi azalabilir.</p>

<p>Çınlamayı sürekli ölçmek, sessizliği tekrar tekrar kontrol etmek ve bütün dikkati sese yöneltmek bazı kişilerde yakınmayı daha baskın hale getirebilir. Uygun danışmanlık, işitme desteği, psikolojik tedavi ve günlük yaşam düzenlemeleri bu döngünün gevşemesine yardımcı olabilir.</p>

<p>## Ne zaman gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı?</p>

<p>Çınlamayla birlikte üç gün içinde gelişen ani işitme kaybı varsa aynı gün acil kulak burun boğaz değerlendirmesi gerekir. Erken tedavi, işitmenin geri kazanılma olasılığını etkileyebilir.</p>

<p>Çınlamaya yüzde veya vücudun bir tarafında güçsüzlük, konuşma bozukluğu, şiddetli baş dönmesi ya da başka ani nörolojik belirtiler eşlik ediyorsa acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.</p>

<p>Kalp atışıyla aynı ritimde duyulan çınlama, yalnızca bir kulakta devam eden ses, belirgin işitme farklılığı veya yeni başlayan denge sorunu da hekim değerlendirmesini gerektirir. Bu bulgular her zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmez; ancak altta yatan nedenin araştırılması gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. JAMA Neurology – Global Prevalence and Incidence of Tinnitus: A Systematic Review and Meta-analysis – Jarach ve arkadaşları – 2022 – DOI: 10.1001/jamaneurol.2022.2189<br />
2. Cochrane Database of Systematic Reviews – Cognitive Behavioural Therapy for Tinnitus – Fuller, Cima, Langguth, Mazurek, Vlaeyen ve Hoare – 2020 – DOI: 10.1002/14651858.CD012614.pub2<br />
3. Otolaryngology–Head and Neck Surgery – Clinical Practice Guideline: Tinnitus – Tunkel ve arkadaşları – 2014 – DOI: 10.1177/0194599814545325<br />
4. JAMA Otolaryngology–Head &amp; Neck Surgery – Effect of Tinnitus Retraining Therapy vs Standard of Care on Tinnitus-Related Quality of Life: A Randomized Clinical Trial – Tinnitus Retraining Therapy Trial Research Group – 2019 – DOI: 10.1001/jamaoto.2019.0821<br />
5. National Institute for Health and Care Excellence – Tinnitus: Assessment and Management, NICE Guideline NG155 – 2020<br />
6. ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Lenire Tinnitus Treatment Device, De Novo Classification Request DEN210033 – 2023 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kulak-cinlamasinda-hangi-tedaviler-gercekten-ise-yariyor</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 22:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8834.jpeg" type="image/jpeg" length="87902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tavuk Yıkanır mı? Mutfakta Sık Yapılan Hatanın Bilimsel Yanıtı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tavuk-yikanir-mi-mutfakta-sik-yapilan-hatanin-bilimsel-yaniti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tavuk-yikanir-mi-mutfakta-sik-yapilan-hatanin-bilimsel-yaniti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çiğ tavuğu yıkamak temizlik gibi görünse de akan su, bakterileri yok etmek yerine lavaboya, tezgâha ve hazır yiyeceklere taşıyabilir. Peki çapraz bulaşma nasıl önlenir, tavuk nasıl güvenle hazırlanır?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tavuk paketini açıp eti musluğun altında yıkamak, birçok mutfakta kuşaktan kuşağa aktarılan alışkanlıklardan biri. Kimi tavuğun kendine özgü kokusunu azaltmak, kimi yüzeyindeki yapışkanlığı gidermek, kimi de bakterilerden arındırmak için su, sirke veya limon kullanıyor.<br />
Ancak gıda güvenliği kurumları çiğ tavuğun pişirilmeden önce yıkanmasını önermiyor. Çünkü akan su bakterileri güvenilir biçimde ortadan kaldırmıyor; tersine, tavuk üzerindeki mikroorganizmaları su damlacıklarıyla mutfağın farklı noktalarına taşıyabiliyor.<br />
Asıl güvenliği sağlayan işlem tavuğu yıkamak değil, çiğ tavukla diğer yiyeceklerin temasını önlemek ve eti yeterli iç sıcaklığa ulaşıncaya kadar pişirmek.<br />
Çiğ tavukta hangi bakteriler bulunabilir?<br />
Çiğ tavuk, dışarıdan temiz görünse veya kötü kokmasa bile hastalığa yol açabilen mikroorganizmalar taşıyabilir. Bunların başında Salmonella ve Campylobacter gelir. Bazı ürünlerde Clostridium perfringens gibi başka bakteriler de bulunabilir.<br />
Bu mikroorganizmalar yalnızca az pişmiş tavuğun yenmesiyle bulaşmaz. Çiğ tavuk suyu eller, bıçaklar, kesme tahtaları, tabaklar, musluk başlığı veya tezgâh aracılığıyla başka yiyeceklere taşındığında da hastalık riski oluşabilir.<br />
Özellikle salata, ekmek, meyve ve pişmiş yemek gibi yeniden ısıtılmadan tüketilecek besinlere bulaşma önemlidir. Çünkü tavuktaki bakterileri etkisiz hâle getirecek pişirme işlemi bu yiyeceklere uygulanmaz.<br />
Tavuk yıkanınca mutfakta ne oluyor?<br />
Musluktan akan su çiğ tavuğa çarptığında gözle görülebilen büyük damlaların yanı sıra fark edilmesi zor küçük sıçramalar da oluşabilir. Bu damlalar lavabonun çevresine, musluk koluna, tezgâha, yakındaki mutfak araçlarına ve açıkta duran yiyeceklere ulaşabilir.<br />
Bu duruma çapraz bulaşma denir. Çapraz bulaşma, hastalık yapabilecek mikroorganizmaların çiğ bir gıdadan ellere, yüzeylere veya başka yiyeceklere taşınmasıdır.<br />
Kontrollü mutfak araştırması ne gösterdi?<br />
Üç yüz kişinin katıldığı kontrollü bir mutfak araştırmasında tavuk butlarına, bulaşmanın izlenebilmesi amacıyla hastalık yapmayan bir Escherichia coli türü eklendi. Katılımcılardan tavuğu pişirmeleri ve yanında salata hazırlamaları istendi.<br />
ABD Tarım Bakanlığının araştırma raporuna göre çiğ tavuğu yıkayan katılımcıların yüzde 60’ının lavabosunda işlem sonrasında bakteri saptandı. Lavabosunu temizlemeye çalışanların yüzde 14’ünde bakteri kalmaya devam etti. Tavuk yıkayan katılımcıların yüzde 26’sında ise izlenebilir bakteriler salata için hazırlanan marula taşındı.<br />
Ancak hakemli bilimsel dergide yayımlanan ayrıntılı sonuçlar önemli bir başka noktaya daha dikkat çekti: Tavuğu yıkamayan katılımcıların hazırladığı bazı salatalarda da bulaşma görüldü. Araştırmacılar bunun ellerin yeterince yıkanmaması, lavabonun uygun biçimde temizlenmemesi veya kirlenmiş mutfak araçlarıyla ilişkili olabileceğini değerlendirdi.<br />
Dolayısıyla güvenli hazırlık yalnızca tavuğu yıkamamakla sınırlı değil. Eller, lavabo ve kullanılan araçlar da çapraz bulaşma bakımından dikkatle ele alınmalı.<br />
Bilimsel deneyler sıçrama riskini doğruluyor<br />
Physics of Fluids dergisinde yayımlanan deneysel bir çalışmada araştırmacılar, çiğ tavuğun yıkanması sırasında oluşan damlaları yüksek hızlı kameralar ve mikrobiyolojik yöntemlerle inceledi.<br />
Çalışma, canlı bakterilerin tavuk yüzeyinden sıçrayan su damlalarıyla taşınabildiğini gösterdi. Musluk ile tavuk arasındaki yükseklik arttıkça su akışındaki düzensizlik ve sıçrama miktarı da artabildi. Tavuğun yumuşak yüzeyi, suyun çarptığı yerde küçük bir çukur oluşturarak damlaların çevreye fırlamasını kolaylaştırdı.<br />
Araştırmada gıda kaynaklı hastalık yaptığı bilinen belirli bakteri türleri saptanmadı; bazı hastalık yapıcı bakterilerle aynı gruplarda yer alan mikroorganizmaların taşındığı görüldü. Bu nedenle çalışma, her tavuk yıkandığında hastalık oluşacağını değil, canlı bakterilerin su damlalarıyla mutfağa yayılabileceğini gösteriyor.<br />
Su bakterileri temizlemiyor mu?<br />
Tavuğu kısa süre musluğun altında tutmak, yüzeydeki sıvı veya gözle görülen bazı kalıntıları uzaklaştırabilir. Ancak bu işlem eti güvenli hâle getirmez.<br />
Bakteriler tavuğun farklı bölgelerinde bulunabilir. Akan suyun bütün bakterilere ulaştığını ve onları etkisiz hâle getirdiğini düşünmek doğru değildir. Üstelik su, bakterileri öldürmek yerine onları başka yüzeylere taşıyabilir.<br />
Tavuğun güvenli hâle gelmesini sağlayan temel işlem yeterli pişirmedir. Su ile durulamak, uygun iç sıcaklığa ulaşacak şekilde pişirmenin yerini tutmaz.<br />
Sirke ve limonla yıkamak daha güvenli mi?<br />
Sirke, limon suyu veya tuzlu su kullanılması da çiğ tavuğu güvenilir biçimde mikroplardan arındırmaz. Bu karışımlar etin kokusunu, yüzeyini veya lezzetini değiştirebilir; ancak ev koşullarında bütün hastalık yapıcı bakterileri yok ettikleri kabul edilemez.<br />
Tavuğu bu sıvılar içinde yıkamak da sıçrama ve çapraz bulaşma riskini ortadan kaldırmaz. Limon veya sirkeyle temas etmiş tavuk yine çiğ kabul edilmeli; eller, kaplar ve yüzeyler buna göre temizlenmelidir.<br />
Marine etmek bir lezzetlendirme yöntemidir, dezenfeksiyon işlemi değildir. Marine edilen tavuk buzdolabında tutulmalı; çiğ tavukla temas eden marinasyon sıvısı pişirilmeden sos olarak kullanılmamalıdır.<br />
Gözle görülen bir kalıntı varsa ne yapılmalı?<br />
Çiğ tavuğun pişirilmeden önce yıkanması veya kurulanması zorunlu değildir. Üzerinde çıkarılmak istenen küçük bir kalıntı varsa tavuğu musluğun altına tutmak yerine ilgili bölge nemli, tek kullanımlık kâğıt havluyla hafifçe silinebilir.<br />
Kullanılan havlu hemen çöpe atılmalı ve ardından eller sabunla yıkanmalıdır. Bu işlemin bakterileri ortadan kaldırmadığı, yalnızca gözle görülen kalıntıyı uzaklaştırdığı unutulmamalıdır.<br />
Tavuk belirgin biçimde bozulmuşsa, ambalajı şişmişse veya son tüketim tarihi geçmişse yıkayarak kullanılabilir hâle getirilmeye çalışılmamalıdır.<br />
Çiğ tavuk nasıl güvenle hazırlanır?<br />
Çiğ tavuğu hazırlarken birkaç basit önlem bulaşma riskini önemli ölçüde azaltabilir:<br />
Tavuk alışveriş sepetinde ve taşıma çantasında diğer yiyeceklerden ayrı tutulmalı.<br />
Buzdolabında sızdırmaz bir kap içinde, alt rafta saklanmalı.<br />
Salata ve diğer çiğ tüketilecek yiyecekler tavuktan önce hazırlanmalı.<br />
Çiğ tavuk için ayrı bir kesme tahtası kullanılması tercih edilmeli.<br />
Tavuğa dokunduktan sonra eller sabun ve suyla en az 20 saniye yıkanmalı.<br />
Kullanılan bıçak, tahta, tabak ve tezgâh sıcak deterjanlı suyla temizlenmeli.<br />
Çiğ tavuk konulan tabağa pişmiş tavuk geri bırakılmamalı.<br />
Tavuğa temas eden bez veya süngerle mutfağın diğer bölümleri silinmemeli.<br />
Ellerin yalnızca suyla kısa süre durulanması yeterli değildir. Parmak araları, tırnak çevresi ve el sırtları da sabunla temizlenmelidir.<br />
Tavuğun piştiği nasıl anlaşılır?<br />
Tavuğun dışının kızarması veya suyunun berrak görünmesi, her bölümünün güvenli sıcaklığa ulaştığını kesin olarak göstermez. Özellikle bütün tavuklarda, kalın göğüs etinde ve kemik çevresinde dış görünüş yanıltıcı olabilir.<br />
Gıda güvenliği açısından tavuk etinin en kalın bölümünde iç sıcaklığın en az 74 dereceye ulaşması önerilir. Termometre kemiğe değdirilmeden etin en kalın kısmına yerleştirilmelidir. Bütün tavuklarda göğüs ile butun en kalın bölgeleri ayrı ayrı kontrol edilebilir.<br />
Mutfak termometresi, tavuğun güvenli sıcaklığa ulaşıp ulaşmadığını anlamanın en güvenilir yoludur. Termometre bulunmadığında uygun pişirme süresi ve sıcaklığına uyulmalı; iç kısmı çiğ kalmış veya yeterince piştiğinden kuşku duyulan tavuk tüketilmemelidir.<br />
Donmuş tavuk yıkanmalı mı?<br />
Donmuş tavuğun üzerine sıcak su tutmak güvenli bir çözündürme yöntemi değildir. Dış kısım bakterilerin çoğalabileceği sıcaklığa gelirken iç bölüm donmuş kalabilir. Sıçrayan su da çevredeki yüzeylere bulaşabilir.<br />
Tavuk en güvenli biçimde buzdolabında çözdürülür. Daha hızlı çözündürme gerekiyorsa sızdırmaz ambalaj içindeki tavuk soğuk suda bekletilebilir ve su 30 dakikada bir değiştirilir. Soğuk suda veya mikrodalgada çözdürülen tavuk bekletilmeden pişirilmelidir.<br />
Çözündürülmüş tavuktan çıkan sıvı başka gıdalarla temas ettirilmemelidir.<br />
Tavuğu yanlışlıkla yıkadıysanız ne yapmalısınız?<br />
Tavuğu yıkadıysanız paniğe kapılmak gerekmez; ancak olası bulaşmayı azaltmak için lavabo ve çevresi dikkatle temizlenmelidir.<br />
Önce görünür kalıntılar sıcak deterjanlı suyla uzaklaştırılmalı, ardından gıda hazırlama yüzeylerine uygun bir dezenfektan ürün etiketindeki talimata göre kullanılmalıdır. Musluk kolu, lavabo kenarları, tezgâh ve yakın çevredeki tutacaklar unutulmamalıdır.<br />
Temizlik sırasında kullanılan bez veya sünger de kirlenmiş olabilir. Eller son aşamada sabun ve suyla en az 20 saniye yıkanmalıdır. Yakında açıkta bulunan ve pişirilmeden tüketilecek bir yiyeceğe tavuk suyu sıçradığından şüphe ediliyorsa bu yiyecek tüketilmemelidir.<br />
Gıda zehirlenmesi hangi belirtilere yol açabilir?<br />
Çiğ veya yeterince pişmemiş tavuktan bulaşabilen enfeksiyonlarda ishal, karın ağrısı, kramp, ateş, bulantı ve kusma görülebilir. Belirtilerin başlama zamanı mikroorganizmaya göre değişebilir.<br />
Kanlı ishal, üç günden uzun süren ishal, yaklaşık 39 derecenin üzerindeki ateş, sıvı içmeyi engelleyecek kadar sık kusma veya belirgin susuzluk belirtilerinde sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. İdrar miktarında azalma, ağız ve boğaz kuruluğu ya da ayağa kalkınca baş dönmesi susuzluk belirtileri arasında yer alabilir.<br />
Küçük çocuklar, hamileler, ileri yaştaki kişiler ve bağışıklık sistemi zayıflamış bireylerde gıda kaynaklı enfeksiyonlar daha ağır seyredebilir. Bu gruplarda belirtiler geliştiğinde değerlendirme geciktirilmemelidir.<br />
Temiz görünen tavuk her zaman güvenli değildir<br />
Tavuğun rengi, kokusu ve görüntüsü bozulma hakkında ipucu verebilir; ancak hastalık yapabilecek bakterilerin bulunup bulunmadığını göstermez. Normal görünen bir çiğ tavuk da mikroorganizma taşıyabilir.<br />
Bu nedenle güvenlik, tavuğu gözle değerlendirmekten çok hazırlama sürecine bağlıdır: Çiğ ve pişmiş yiyecekleri ayırmak, elleri ve yüzeyleri temizlemek, eti yeterli sıcaklıkta pişirmek ve artan yemeği zamanında soğutmak gerekir.<br />
Kısacası tavuğu yıkamak, mutfak hijyenine ek bir güvenlik sağlamaz. Güvenli sonuç; suyla durulamadan değil, çapraz bulaşmayı önleyen dikkatli hazırlıktan ve yeterli pişirmeden gelir.<br />
KAYNAKLAR<br />
Physics of Fluids – Chickensplash! Exploring the Health Concerns of Washing Raw Chicken – Caitlin D. Carmody, Rebecca C. Mueller, Benjamin M. Grodner, Ondrej Chlumsky, James N. Wilking ve Scott G. McCalla – 2022 – DOI: 10.1063/5.0083979<br />
Journal of Food Protection – Observational Study of the Impact of a Food Safety Intervention on Consumer Poultry Washing – Ellen Thomas Shumaker ve arkadaşları – 2022 – DOI: 10.4315/JFP-21-397<br />
ABD Tarım Bakanlığı Gıda Güvenliği ve Denetim Servisi – Food Safety Consumer Research Project: Meal Preparation Experiment Related to Poultry Washing – 2019<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri – Chicken and Food Poisoning – 2024<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Five Keys to Safer Food Manual – 2006</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tavuk-yikanir-mi-mutfakta-sik-yapilan-hatanin-bilimsel-yaniti</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 22:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/tavugu-yikamak-neden-onerilmiyor-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="76987"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kahveye eklenen MCT yağı gerçekten karın yağını azaltıyor mu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kahveye-eklenen-mct-yagi-gercekten-karin-yagini-azaltiyor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kahveye-eklenen-mct-yagi-gercekten-karin-yagini-azaltiyor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kahveye eklenerek tüketilen MCT yağının enerji verdiği ve karın yağını azalttığı ileri sürülüyor. Bilimsel veriler ise olası etkilerin daha sınırlı ve kişiden kişiye değişebildiğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sosyal medyada paylaşılan sabah kahvelerine artık yalnızca süt veya şeker değil, bir kaşık yağ da ekleniyor. Bu alışkanlığın merkezinde bulunan MCT yağı; hızlı enerji, uzun süreli tokluk, zihinsel canlılık ve yağ kaybı vaatleriyle tanıtılıyor. Fakat bu iddiaların tamamı aynı güçte bilimsel kanıta dayanmıyor.</p>

<p>MCT yağı belirli bir yağ türüdür; zayıflama ilacı değildir. Vücutta diğer bazı yağlardan farklı işlenmesi, alınan kalorilerin yok olduğu veya karın bölgesindeki yağların doğrudan yakıldığı anlamına gelmez.</p>

<p>MCT yağı nedir?</p>

<p>MCT, İngilizce “medium-chain triglycerides” ifadesinin kısaltmasıdır. Türkçede orta zincirli trigliseritler olarak adlandırılır. Trigliserit, besinlerde ve vücutta bulunan yağların temel biçimlerinden biridir.</p>

<p>MCT yağı çoğunlukla Hindistan cevizi veya palm çekirdeği yağındaki belirli yağ asitlerinin ayrıştırılıp yoğunlaştırılmasıyla üretilir. Piyasadaki ürünlerde genellikle kaprilik asit olarak bilinen C8 ile kaprik asit olarak bilinen C10 bulunur.</p>

<p>C8 ve C10 ifadelerindeki sayılar, yağ asidinin karbon zincirindeki atom sayısını gösterir. Bu yapı, söz konusu yağların uzun zincirli yağlara göre daha hızlı emilmesine ve karaciğerde daha çabuk işlenmesine yardımcı olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Keton üretimini artırabilir</p>

<p>MCT’lerin bir kısmı karaciğerde keton adı verilen maddelere dönüştürülür. Ketonlar, özellikle karbonhidrat alımının düşük olduğu dönemlerde vücudun ve beynin kullanabildiği alternatif enerji kaynaklarıdır.</p>

<p>Bu bilgi bazen “MCT yağının tamamı anında enerjiye dönüşür ve depolanmaz” şeklinde aktarılıyor. Bu doğru değildir. Hızlı işlenmesi, MCT yağının kalorisiz olduğu veya fazla tüketildiğinde vücut yağına katkıda bulunmayacağı anlamına gelmez.</p>

<p>MCT yağının bir yemek kaşığı yaklaşık 115 kalori sağlayabilir. Bu yağ mevcut beslenmedeki başka bir enerji kaynağının yerine değil de günlük tüketime ilave edilirse toplam kalori alımını yükseltebilir.</p>

<p>Karın yağını özel olarak erittiği gösterilmedi</p>

<p>MCT yağıyla ilgili en dikkat çekici iddia, karın yağını azaltmasıdır. Araştırmaların verdiği mesaj ise daha ölçülüdür.</p>

<p>Randomize kontrollü çalışmaların bir araya getirildiği değerlendirmelerde, uzun zincirli yağların yerine MCT kullanılması vücut ağırlığı ve bel çevresinde küçük düşüşlerle ilişkilendirildi. Fazla kilolu veya obez kişiler üzerinde yapılan daha yeni bir analiz de MCT içeren beslenme düzenlerinin bazı vücut ölçülerinde sınırlı iyileşmeler sağlayabileceğini bildirdi.</p>

<p>Bu çalışmalar MCT yağının tek başına ve beslenmenin geri kalanından bağımsız biçimde zayıflattığını göstermiyor. Araştırmalarda genellikle bir yağ türü diğerinin yerine kullanılıyor. Ürünlerin içeriği, tüketilen miktar, uygulama süresi ve katılımcıların beslenme düzenleri de birbirinden farklı.</p>

<p>MCT yağının yalnızca göbek bölgesindeki yağı seçerek yaktığını gösteren güvenilir bir kanıt bulunmuyor. Vücudun hangi bölgeden yağ kaybedeceği; toplam enerji dengesi, genetik yapı, hormonlar, uyku, fiziksel hareketlilik ve mevcut sağlık durumuyla bağlantılıdır.</p>

<p>Tokluk hissi herkeste aynı olmayabilir</p>

<p>MCT yağının iştahı baskıladığı ve tokluk hormonlarını harekete geçirdiği de sık tekrarlanan iddialardan biri. Bilimsel çalışmalar burada ilginç fakat kesin olmayan bir tablo ortaya koyuyor.</p>

<p>On yedi çalışmayı değerlendiren bir sistematik derlemede, MCT tüketenlerin sonraki öğünde uzun zincirli yağ tüketenlere göre bir miktar daha az enerji aldığı görüldü. Buna karşılık katılımcıların bildirdiği açlık ve tokluk düzeylerinde ya da iştahla bağlantılı hormonlarda belirgin bir değişiklik için güçlü kanıt bulunamadı.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, bazı insanlar sonraki öğünde daha az yiyebilir; ancak MCT yağının herkeste güçlü ve uzun süreli tokluk oluşturacağı söylenemez. Kahveye yağ eklemek ayrıca protein, lif, vitamin ve mineraller içeren dengeli bir kahvaltının karşılığı değildir.</p>

<p>Zihinsel netlik iddiası kesinleşmiş değil</p>

<p>MCT yağı keton düzeyini artırabildiği için beynin kullanabileceği alternatif bir enerji kaynağı sağlayabilir. Bu mekanizma, zihinsel netlik ve odaklanma iddialarının temelini oluşturuyor.</p>

<p>Bilişsel etkileri araştıran çalışmaların önemli bir bölümü Alzheimer hastalığı, hafif bilişsel bozukluk veya beyin glikoz kullanımının etkilenebildiği özel gruplar üzerinde yürütüldü. Bazı araştırmalarda kısa süreli yararlar bildirilirken bazılarında anlamlı bir sonuç görülmedi.</p>

<p>Sağlıklı yetişkinlerin MCT yağı içerek sürekli daha enerjik, dikkatli veya zihinsel açıdan daha güçlü hale geldiğini söylemek için yeterli kanıt yok. MCT yağlı kahvenin ardından hissedilen canlılıkta kahvenin içerdiği kafeinin de payı olabilir.</p>

<p>Hindistan cevizi yağıyla aynı ürün değil</p>

<p>MCT yağı ve Hindistan cevizi yağı aynı kaynaktan üretilebilse de içerikleri aynı değildir. Hindistan cevizi yağında farklı uzunluklarda çok sayıda yağ asidi bulunur. MCT yağı ise çoğunlukla C8 ve C10 gibi belirli orta zincirli yağların yoğunlaştırılmasıyla hazırlanır.</p>

<p>Bu nedenle Hindistan cevizi yağı kullanılan bir araştırmanın sonucu doğrudan saf MCT yağına, MCT yağıyla yürütülen bir çalışmanın sonucu da Hindistan cevizi yağına uygulanamaz.</p>

<p>Ürün etiketinde C8, C10 veya bunların karışımı açık biçimde belirtilmelidir. Kozmetik veya yalnızca haricen kullanım amacıyla satılan yağlar tüketilmemelidir. Türkçe etiket, içerik listesi, üretici bilgileri, parti numarası ve gıda olarak kullanıma uygunluk bilgileri kontrol edilmelidir.</p>

<p>Fazlası mide ve bağırsakları zorlayabilir</p>

<p>MCT yağı özellikle birden fazla kaşıkla veya aç karnına tüketildiğinde bulantı, karın ağrısı, kramp, gaz ve ishal yapabilir. Bu şikâyetler ürünün hızlı emilimi ve sindirim sistemine bir anda ulaşan yağ miktarıyla bağlantılı olabilir.</p>

<p>Kan yağları üzerindeki etkileri inceleyen bir meta-analizde toplam kolesterol, LDL ve HDL değerlerinde genel olarak anlamlı değişiklik görülmezken trigliserit düzeyinde küçük bir artış saptandı. Sonuçların, MCT yağının hangi yağla karşılaştırıldığına göre değişebildiği de bildirildi.</p>

<p>Kalp ve damar hastalığı, yüksek trigliserit, diyabet, karaciğer hastalığı, safra veya pankreas sorunu bulunanlar ile özel tıbbi beslenme uygulayanların düzenli kullanımdan önce hekim veya diyetisyen görüşü alması uygun olur. Hamilelik ve emzirme döneminde de takviye niteliğindeki ürünler sağlık profesyoneline danışılmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>Beslenmeye eklemek yerine başka bir yağın yerini alması önemli</p>

<p>MCT yağının araştırmalarda görülen sınırlı etkileri çoğunlukla uzun zincirli başka yağların yerine kullanıldığı koşullarda ortaya çıktı. Günlük kahveye veya öğünlere fazladan eklenen yağ, toplam enerji tüketimini yükselterek kilo verme hedefini zorlaştırabilir.</p>

<p>Kilo kontrolünde belirleyici olan tek bir ürün değil; sürdürülebilir beslenme düzeni, yeterli protein ve lif alımı, düzenli hareket, uyku ve kişinin sağlık durumuna uygun enerji dengesidir. MCT yağı bu bütünün içinde yer alabilir fakat karın yağını eriten özel bir çözüm olarak görülmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Clinical Nutrition – The impact of medium-chain triglycerides on weight loss and metabolic health in individuals with overweight or obesity: A systematic review and meta-analysis – He H, Liu K, Liu M ve çalışma arkadaşları – 2024 – DOI: 10.1016/j.clnu.2024.06.016</p>

<p>2. Journal of the Academy of Nutrition and Dietetics – Effects of medium-chain triglycerides on weight loss and body composition: A meta-analysis of randomized controlled trials – Mumme K, Stonehouse W – 2015 – DOI: 10.1016/j.jand.2014.10.022</p>

<p>3. Critical Reviews in Food Science and Nutrition – A systematic review and meta-analysis of medium-chain triglycerides effects on acute satiety and food intake – Maher T, Clegg ME – 2021 – DOI: 10.1080/10408398.2020.1742654</p>

<p>4. The Journal of Nutrition – Medium-Chain Triglyceride Oil and Blood Lipids: A Systematic Review and Meta-Analysis of Randomized Trials – McKenzie KM, Lee CMY, Mijatovic J, Mosalman Haghighi M, Skilton MR – 2021 – DOI: 10.1093/jn/nxab220</p>

<p>5. Frontiers in Nutrition – The Ketogenic Effect of Medium-Chain Triacylglycerides – Lin TY, Liu HW, Hung TM – 2021 – DOI: 10.3389/fnut.2021.747284 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kahveye-eklenen-mct-yagi-gercekten-karin-yagini-azaltiyor-mu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 22:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8833-1.jpeg" type="image/jpeg" length="73892"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor’dan Fabinho Bombası: Sözlü Anlaşma Sağlandı İddiası]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-fabinho-bombasi-sozlu-anlasma-saglandi-iddiasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-fabinho-bombasi-sozlu-anlasma-saglandi-iddiasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un Brezilyalı orta saha Fabinho ile sözlü anlaşmaya vardığı öne sürüldü. Serbest oyuncu durumundaki yıldız futbolcunun seyahati ve sağlık kontrolü için hazırlık yapıldığı belirtildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’dan Fabinho Hamlesi: Sözlü Anlaşma İddiası</p>

<p>Trabzonspor’un orta saha transferi için dünya futbolunun yakından tanıdığı Fabinho ile anlaşmaya vardığı ileri sürüldü. Transfer haberleriyle tanınan Fabrizio Romano’ya atfedilen paylaşımda, bordo-mavili kulübün Brezilyalı futbolcuyla sözlü anlaşma sağladığı belirtildi.</p>

<p>İddiaya göre Trabzonspor yönetimi, Fabinho’nun önümüzdeki 24 ila 48 saat içerisinde Türkiye’ye gelmesi için seyahat programı üzerinde çalışıyor. Transfer sürecinin planlandığı şekilde ilerlemesi hâlinde deneyimli oyuncunun sağlık kontrolünden geçirilmesi bekleniyor.</p>

<p>Jorge Mendes’in sürece dahil olduğu öne sürüldü</p>

<p>Haberde, dünyaca ünlü menajer Jorge Mendes’in de transfer görüşmelerinde rol aldığı iddia edildi. Tarafların sözleşmenin son ayrıntıları üzerinde çalıştığı, sağlık kontrolü ve imza aşamasına yönelik hazırlıkların sürdüğü aktarıldı.</p>

<p>Al-Ittihad’dan ayrıldı</p>

<p>Brezilyalı orta saha, 2023 yılında Liverpool’dan Suudi Arabistan temsilcisi Al-Ittihad’a transfer olmuştu. Suudi Arabistan’daki döneminin ardından kulüpten ayrılan Fabinho’nun serbest oyuncu statüsünde bulunduğu belirtiliyor. Bu durum, Trabzonspor’un transferi bonservis bedeli ödemeden tamamlamasına imkân sağlayabilir.</p>

<p>Orta sahada farklı görevler üstlenebiliyor</p>

<p>Kariyerinde Monaco, Liverpool ve Al-Ittihad formaları giyen Fabinho; ön libero, merkez orta saha ve sağ bek bölgelerinde görev yapabiliyor. Oyun disiplini, top kazanma becerisi ve savunma hattının önündeki etkinliğiyle tanınan deneyimli futbolcu, Liverpool ile İngiltere Premier Lig ve UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonlukları yaşadı.</p>

<p>Resmî açıklama henüz gelmedi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Paylaşımda sözlü anlaşmadan söz edilmesine karşın Trabzonspor, Fabinho veya oyuncunun temsilcileri tarafından transferin tamamlandığına ilişkin resmî bir açıklama henüz yapılmadı. Sağlık kontrolü ve sözleşmenin imzalanmasının ardından kulüpten duyuru gelmesi bekleniyor.</p>

<p>Bu nedenle Fabinho’nun Trabzonspor’a transferi, resmî açıklama yapılıncaya kadar güçlü bir transfer iddiası olarak değerlendiriliyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-fabinho-bombasi-sozlu-anlasma-saglandi-iddiasi</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 21:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8830.jpeg" type="image/jpeg" length="67796"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17987"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="31234"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89616"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="28957"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="45975"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="86611"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
