<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 29 Sep 2026 10:43:20 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyin Tümörü Tanısı Nasıl Konur, Hangi Testler Yapılır ve Nasıl Tedavi Edilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-tanisi-nasil-konur-hangi-testler-yapilir-ve-nasil-tedavi-edilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-tanisi-nasil-konur-hangi-testler-yapilir-ve-nasil-tedavi-edilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyin tümörü tanısında nörolojik muayene ve MR başta olmak üzere görüntüleme yöntemleri kullanılır; kesin sınıflandırma için çoğu durumda tümör dokusunun patolojik ve moleküler incelemesi gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin tümörü şüphesinde tanı yalnızca bir MR görüntüsüne bakılarak konulmaz. Nörolojik muayene ve görüntüleme yöntemleri tümörün yerini ve özelliklerini ortaya koyarken, birçok hastada kesin tanı için ameliyat veya biyopsiyle alınan dokunun patolojik ve moleküler olarak incelenmesi gerekir.</p>

<p>Tedavi de “beyin tümörü” adı altında herkese uygulanan tek bir yöntem değildir. Tümörün iyi veya kötü huylu olması, türü, derecesi, beyindeki yeri, büyüklüğü, moleküler özellikleri ve hastanın genel sağlık durumu tedavi planını değiştirebilir.</p>

<p>Beyin tümörü tanısı nasıl konur?</p>

<p>Tanı süreci genellikle hastanın belirtilerinin değerlendirilmesi ve nörolojik muayeneyle başlar. Görme, işitme, denge, koordinasyon, kas gücü ve refleksler değerlendirilebilir. Bu muayene tek başına tümörü göstermez ancak beynin hangi bölgesinin etkilenmiş olabileceğine ilişkin önemli ipuçları verebilir.</p>

<p>Görüntüleme yöntemleri daha sonra şüpheli bölgenin ayrıntılı değerlendirilmesini sağlar. Hangi yöntemin önce kullanılacağı hastanın durumuna ve klinik gereksinime göre değişebilir.</p>

<p>MR mı, BT mi: Beyin tümöründe hangi görüntüleme daha önemli?</p>

<p>Manyetik rezonans görüntüleme, beyin dokusunu ayrıntılı göstermesi nedeniyle beyin tümörlerinin değerlendirilmesinde temel görüntüleme yöntemlerinden biridir. Gerektiğinde damar yoluyla kontrast madde verilerek tümör ile çevresindeki dokuların ayrımı daha belirgin hale getirilebilir.</p>

<p>Bazı hastalarda standart MR'a ek olarak fonksiyonel MR, MR spektroskopisi veya perfüzyon MR gibi ileri tekniklerden yararlanılabilir. Fonksiyonel MR özellikle konuşma ve hareket gibi önemli işlevleri yöneten beyin bölgelerinin tümörle ilişkisini değerlendirmede ve ameliyatın planlanmasında yardımcı olabilir.</p>

<p>Bilgisayarlı tomografi ise hızlı uygulanabilmesi nedeniyle özellikle acil değerlendirmelerde önem taşır. Kanama, kireçlenme ve kemik yapılarla ilgili bazı özelliklerin değerlendirilmesinde de avantaj sağlayabilir.</p>

<p>BT’de şüpheli bir oluşum görülmesi halinde daha ayrıntılı değerlendirme için MR istenebilir. Bu nedenle BT ve MR her durumda birbirinin alternatifi değildir; klinik duruma göre birbirini tamamlayabilir.</p>

<p>PET her beyin tümöründe gerekli mi?</p>

<p>Hayır. PET görüntüleme her beyin tümörü şüphesinde rutin olarak yapılması gereken bir test değildir.</p>

<p>PET, seçilmiş hastalarda tümörün metabolik özelliklerinin değerlendirilmesinde veya bazı özel klinik soruların yanıtlanmasında kullanılabilir. Hangi görüntüleme yönteminin gerekli olduğuna tümörün olası türü ve hastanın klinik durumu dikkate alınarak karar verilir.</p>

<p>MR'da kitle görülmesi kesin kanser anlamına gelir mi?</p>

<p>Hayır. Beyinde görüntülenen her kitle kötü huylu kanser değildir.</p>

<p>Beyin tümörleri iyi huylu veya kötü huylu olabilir. Ayrıca görüntülemede tümörü taklit edebilecek başka hastalıkların bulunması da mümkündür. Bu nedenle yalnızca görüntüleme sonucundan hareketle tümörün biyolojik davranışı hakkında kesin sonuca varmak doğru değildir.</p>

<p>Özellikle “beyinde kitle görüldü” ifadesi ile “beyin kanseri tanısı kondu” ifadeleri aynı anlama gelmez.</p>

<p>Biyopsi neden önemli?</p>

<p>Görüntüleme tümörün nerede bulunduğunu ve bazı özelliklerini gösterebilir; ancak tümörün tam olarak hangi hücrelerden oluştuğunun belirlenmesi çoğu durumda doku incelemesini gerektirir.</p>

<p>Doku örneği bazen tümörü çıkarmak amacıyla yapılan ameliyat sırasında alınır. Tümörün bulunduğu bölge açık ameliyat açısından riskliyse stereotaktik iğne biyopsisi gibi yöntemler gündeme gelebilir.</p>

<p>Patolog alınan dokuyu inceleyerek tümörün türü ve derecesi hakkında bilgi verir. Günümüzde değerlendirme yalnızca hücrelerin mikroskop altında nasıl göründüğüyle sınırlı değildir.</p>

<p>Moleküler testler tedaviyi neden değiştirebilir?</p>

<p>Modern nöro-onkolojide bazı beyin tümörlerinin sınıflandırılmasında tümör hücrelerindeki moleküler ve genetik değişiklikler de önem taşır.</p>

<p>Doku üzerinde yapılan testler belirli genetik veya moleküler özellikleri ortaya çıkarabilir. Bu bilgiler tanının daha doğru sınıflandırılmasına, hastalığın davranışının değerlendirilmesine ve bazı hastalarda hedefe yönelik tedavi seçeneklerinin belirlenmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Ancak saptanan her genetik değişiklik için etkili ve onaylanmış bir hedefe yönelik ilaç bulunduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Moleküler bulgunun klinik anlamı tümörün türü ve mevcut bilimsel kanıtlarla birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Beyin tümörünün derecesi ne anlama gelir?</p>

<p>Tümörün derecesi, hücrelerin özellikleri ve biyolojik davranışı hakkında bilgi verir. Genel olarak daha düşük dereceli tümörler daha yavaş seyredebilirken yüksek dereceli tümörler daha hızlı büyüme eğilimi gösterebilir.</p>

<p>Ancak tek başına derece bütün tabloyu açıklamaz. Tümörün türü, yeri ve moleküler özellikleri de önemlidir.</p>

<p>Beyin tümörlerinde diğer birçok kanserde kullanılan klasik “evre 1, evre 2, evre 3, evre 4” yaklaşımı aynı biçimde uygulanmaz. Bu nedenle beyin tümörünün derecesi ile kanser evresini birbirine karıştırmamak gerekir.</p>

<p>Beyin tümörü tedavisi nasıl belirlenir?</p>

<p>Tedavi planı tümörün özelliklerine göre kişiselleştirilir. Başlıca seçenekler arasında yakın izlem, ameliyat, radyoterapi, stereotaktik radyocerrahi, kemoterapi ve belirli tümörlerde hedefe yönelik tedaviler bulunabilir.</p>

<p>Küçük, iyi huylu olduğu düşünülen, belirti oluşturmayan ve yavaş büyüyen bazı tümörlerde hemen tedavi yerine düzenli MR kontrolleriyle izlem tercih edilebilir.</p>

<p>Başka hastalarda ise gecikmeden tedavi gerekebilir. Bu ayrım nedeniyle “beyin tümörü varsa mutlaka ameliyat gerekir” şeklinde genel bir kural yoktur.</p>

<p>Ameliyatta amaç tümörün tamamını çıkarmak mı?</p>

<p>Cerrahide temel amaçlardan biri, mümkün olduğunda tümörü güvenli biçimde mümkün olan en geniş ölçüde çıkarmaktır. Ancak tümör önemli beyin bölgelerine çok yakınsa tamamının çıkarılması ciddi nörolojik kayıp riski oluşturabilir.</p>

<p>Bu durumda cerrah, tümörün tamamını çıkarmak yerine güvenli sınırlar içinde bir bölümünü çıkarabilir.</p>

<p>Ameliyatın kapsamı belirlenirken yalnızca “ne kadar tümör çıkarılabilir?” sorusu değil, “beynin önemli işlevleri nasıl korunabilir?” sorusu da önem taşır.</p>

<p>Radyoterapi ve radyocerrahi aynı şey mi?</p>

<p>Her ikisi de iyonlaştırıcı radyasyondan yararlansa da uygulama biçimleri farklıdır.</p>

<p>Klasik radyoterapi belirlenen bölgeye genellikle birden fazla seansta uygulanabilir. Stereotaktik radyocerrahi ise adındaki “cerrahi” sözcüğüne rağmen kesi yapılan klasik bir ameliyat değildir. Çok hassas biçimde hedeflenen yüksek doz radyasyonun tümöre yönlendirilmesine dayanır ve uygun hastalarda bir veya birkaç seansta uygulanabilir.</p>

<p>Gamma Knife ve bazı lineer hızlandırıcı sistemleri bu amaçla kullanılan teknolojiler arasındadır.</p>

<p>Kemoterapi ve hedefe yönelik tedavi kimlerde kullanılır?</p>

<p>Kemoterapinin gerekli olup olmadığı tümörün türüne göre değişir. Bazı beyin tümörlerinde radyoterapiyle birlikte veya tedavinin başka aşamalarında ilaç tedavileri kullanılabilir.</p>

<p>Hedefe yönelik tedaviler ise tümör hücresindeki belirli moleküler özellikleri hedeflemeyi amaçlar. Bu nedenle tüm beyin tümörlerinde aynı hedefe yönelik ilaç kullanılmaz.</p>

<p>Doku ve moleküler incelemenin giderek önem kazanmasının nedenlerinden biri de budur: Aynı anatomik bölgede bulunan iki tümör biyolojik açıdan birbirinden farklı olabilir ve farklı tedavi yaklaşımları gerektirebilir.</p>

<p>Tedaviden sonra rehabilitasyon gerekebilir</p>

<p>Beyin tümörü ve uygulanan tedaviler bazı hastalarda hareket, konuşma, görme, denge, hafıza veya düşünme işlevlerini etkileyebilir.</p>

<p>Bu durumda tedavi yalnızca tümörü kontrol altına almakla bitmez. Hastanın ihtiyacına göre fizik tedavi, ergoterapi, konuşma ve dil terapisi veya nörolojik rehabilitasyon programları tedavi sürecinin bir parçası olabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beyin tümörü tanısı ve tedavisi kişiye özeldir. Görüntüleme raporundaki “kitle” veya “lezyon” ifadeleri tek başına kanser tanısı anlamına gelmez. Yeni başlayan nöbet, bilinç değişikliği, ani gelişen güç veya konuşma kaybı gibi ciddi nörolojik belirtilerde acil tıbbi değerlendirme gerekir. Tanı veya tedavi kararı nöroloji, beyin ve sinir cerrahisi, radyoloji, patoloji, radyasyon onkolojisi ve tıbbi/nöro-onkoloji gibi ilgili uzmanlıkların değerlendirmesini gerektirebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. Mayo Clinic — Brain tumor: Diagnosis and treatment — Güncel hasta rehberi<br />
2. National Cancer Institute — Adult Central Nervous System Tumors Treatment — Güncel uzman değerlendirmeli hasta rehberi<br />
3. European Association of Neuro-Oncology — Diffüz gliomaların tanı, tedavi ve moleküler değerlendirilmesine ilişkin klinik kılavuzlar — Güncel kılavuz serisi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-tanisi-nasil-konur-hangi-testler-yapilir-ve-nasil-tedavi-edilir</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 10:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1543.jpeg" type="image/jpeg" length="53426"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dünyadaki Kanser Vakalarının Yüzde 12’si Enfeksiyonlarla İlişkili]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dunyadaki-kanser-vakalarinin-yuzde-12si-enfeksiyonlarla-iliskili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dunyadaki-kanser-vakalarinin-yuzde-12si-enfeksiyonlarla-iliskili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı virüs ve bakteriler kanser gelişimine katkıda bulunabiliyor. Küresel analiz, 2024’te yaklaşık 2,3 milyon yeni kanser vakasının enfeksiyonlara atfedilebileceğini gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bazı enfeksiyonlar yalnızca geçici bir hastalığa yol açmıyor; yıllarca vücutta kalmaları halinde belirli kanserlerin gelişimine de katkıda bulunabiliyor. Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) araştırmacılarının küresel analizine göre 2024 yılında dünyada yaklaşık 2,3 milyon yeni kanser vakası enfeksiyonlara atfedildi. Bu, yeni kanser vakalarının yaklaşık yüzde 12’sine, başka bir ifadeyle kabaca her 8 vakadan birine karşılık geliyor.</p>

<p>Ancak bu sonuç, enfeksiyon geçiren her kişinin kanser olacağı anlamına gelmiyor. Kanser gelişimi; enfeksiyonun türü ve kalıcılığı, kişinin bağışıklık sistemi, genetik özellikleri, çevresel etkenler ve diğer risk faktörlerinin birlikte rol oynadığı uzun bir süreç. Araştırmanın halk sağlığı açısından dikkat çekici tarafı ise enfeksiyonla ilişkili kanserlerin önemli bir bölümüne karşı aşı, tarama, erken tanı ve enfeksiyon tedavisi gibi mevcut araçların bulunması.</p>

<p>Kanserle bağlantılı 5 enfeksiyon öne çıktı</p>

<p>Küresel yükün büyük bölümünde beş enfeksiyon etkeni öne çıktı: Helicobacter pylori, insan papilloma virüsü (HPV), hepatit B virüsü (HBV), Epstein-Barr virüsü (EBV) ve hepatit C virüsü (HCV).</p>

<p>Araştırmanın 2024 tahminlerinde enfeksiyonlara atfedilen kanser vakalarının yaklaşık dağılımı şöyleydi:</p>

<p>Helicobacter pylori: 760 bin vaka<br />
HPV: 750 bin vaka<br />
Hepatit B virüsü: 360 bin vaka<br />
Epstein-Barr virüsü: 260 bin vaka<br />
Hepatit C virüsü: 160 bin vaka</p>

<p>Bu rakamlar, enfeksiyonların kanser yükündeki yerinin yalnızca HPV veya viral hepatitlerle sınırlı olmadığını da gösteriyor.</p>

<p>Mide kanserinde H. pylori neden önemli?</p>

<p>Helicobacter pylori, mideye yerleşebilen ve çoğu kişide uzun süre belirti vermeden bulunabilen bir bakteridir. Bazı kişilerde kronik gastrit ve ülserle ilişkiliyken uzun süreli enfeksiyon, özellikle midenin kardiya dışındaki bölümünde gelişen mide kanseri açısından önemli bir risk faktörüdür.</p>

<p>Yeni küresel tahminde H. pylori yaklaşık 760 bin kanser vakasıyla enfeksiyona bağlı kanser yükünün en büyük kaynaklarından biri olarak öne çıktı.</p>

<p>Bununla birlikte H. pylori taşıyan herkes mide kanseri olmaz. Enfeksiyonun varlığı tek başına kanser tanısı anlamına gelmediği gibi, kişisel kanser riskinin yalnızca bu bilgiyle hesaplanması da mümkün değildir.</p>

<p>HPV yalnızca rahim ağzı kanseriyle ilişkili değil</p>

<p>İnsan papilloma virüsünün yüksek riskli tipleri özellikle rahim ağzı kanserinin gelişiminde merkezi rol oynuyor. HPV ayrıca anal, vulva, vajina, penis ve bazı baş-boyun kanserleriyle de ilişkilendiriliyor.</p>

<p>2024 tahminlerinde HPV’ye yaklaşık 750 bin yeni kanser vakası atfedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burada önemli ayrım enfeksiyonun kalıcılığıdır. HPV enfeksiyonlarının büyük bölümü bağışıklık sistemi tarafından zaman içinde temizlenirken, yüksek riskli HPV tipleriyle kalıcı enfeksiyon kanser öncüsü hücresel değişikliklerin gelişme olasılığını artırabilir.</p>

<p>HPV’ye karşı aşılama ve rahim ağzı kanseri taraması bu nedenle kanserden korunma stratejilerinin önemli parçaları arasında yer alıyor.</p>

<p>Hepatit B ve hepatit C karaciğer kanseri riskini artırabiliyor</p>

<p>Kronik hepatit B ve hepatit C enfeksiyonları, hepatoselüler karsinom olarak adlandırılan en yaygın primer karaciğer kanseri türünün başlıca enfeksiyöz nedenleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Küresel analizde yaklaşık 360 bin kanser vakası hepatit B’ye, 160 bin vaka ise hepatit C’ye atfedildi.</p>

<p>İki enfeksiyona karşı korunma yaklaşımı aynı değil. Hepatit B’ye karşı etkili aşı bulunuyor. Hepatit C için günümüzde koruyucu aşı bulunmamasına karşın doğrudan etkili antiviral ilaçlarla enfeksiyonun büyük çoğunluğunda tedavi başarısı sağlanabiliyor.</p>

<p>Kronik viral hepatitin tanınması ve uygun şekilde tedavi edilmesi yalnızca karaciğer hastalığının ilerlemesini değil, uzun vadeli kanser riskini azaltmak açısından da önem taşıyor.</p>

<p>Epstein-Barr virüsü hangi kanserlerle ilişkili?</p>

<p>EBV oldukça yaygın bir virüs. İnsanların büyük bölümü yaşamının bir döneminde virüsle karşılaşabiliyor ve çoğunda bu durum kansere dönüşmüyor.</p>

<p>Buna rağmen EBV; nazofarenks kanseri, Hodgkin lenfoma, bazı Hodgkin dışı lenfomalar ve mide kanserlerinin belirli bir bölümüyle nedensel olarak ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Yeni tahminlerde yaklaşık 260 bin kanser vakasının EBV’ye atfedilmesi, virüsün küresel kanser yükündeki önemini daha görünür hale getiriyor.</p>

<p>Enfeksiyon nasıl yıllar sonra kansere dönüşebiliyor?</p>

<p>Kanserle ilişkili enfeksiyonların etkisi tek bir mekanizmayla açıklanmıyor. Bazı virüsler hücrelerin büyümesini kontrol eden biyolojik süreçlere doğrudan müdahale edebilirken, bazı enfeksiyonlar uzun süreli iltihaplanmaya ve doku hasarına yol açabiliyor.</p>

<p>Kronik inflamasyon, bağışıklık sistemindeki değişiklikler ve hücrelerde zaman içinde biriken genetik hasarlar kanser gelişimine elverişli bir ortam oluşturabiliyor.</p>

<p>Bu süreç genellikle yıllar sürüyor. Dolayısıyla bugün geçirilen sıradan bir enfeksiyonun kısa süre içinde kansere dönüşeceği şeklinde bir çıkarım yapılmamalı. Kanser açısından önem taşıyan, bilimsel olarak kanserojen olduğu gösterilmiş belirli enfeksiyon etkenleri ve bunların oluşturduğu kalıcı enfeksiyonlardır.</p>

<p>En dikkat çekici nokta: Bazı kanserler daha oluşmadan önlenebilir</p>

<p>Araştırmanın en önemli halk sağlığı mesajlarından biri, enfeksiyonlara atfedilen kanser yükünün önemli bir bölümünün teorik bir riskten ibaret olmaması. Korunmak için halihazırda kullanılabilen yöntemler bulunuyor.</p>

<p>HPV ve hepatit B aşıları ilgili enfeksiyonlardan korunmada etkili araçlar. H. pylori saptandığında uygun kişilerde eradikasyon tedavisi uygulanabiliyor. Hepatit C tedavi edilebiliyor; kronik hepatit B ise antiviral tedaviyle kontrol altına alınabiliyor. Rahim ağzı kanseri taraması da kanser öncesi değişikliklerin saptanarak tedavi edilmesine imkân sağlayabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle enfeksiyonlarla mücadele yalnızca bulaşıcı hastalıkları önleme politikası olarak görülmüyor. Aynı zamanda uzun vadeli bir kanserden korunma stratejisi niteliği taşıyor.</p>

<p>“Her 8 kanserden biri” ifadesi nasıl anlaşılmalı?</p>

<p>Yüzde 12’lik oran dünya genelindeki nüfusa ilişkin tahmini bir yükü ifade ediyor. Bu oran, herhangi bir kişinin kanserinin yüzde 12 olasılıkla enfeksiyondan kaynaklandığı anlamına gelmez.</p>

<p>Enfeksiyona bağlı kanser yükü ülkeler ve bölgeler arasında önemli ölçüde değişebiliyor. Enfeksiyonların toplumdaki yaygınlığı, aşılama oranları, tarama programlarına erişim, sağlık hizmetleri, erken tanı ve tedavi olanakları bu farklılıkta rol oynuyor.</p>

<p>Dolayısıyla küresel rakamlar bireysel risk hesabı olarak değil, hangi kanserlerin önlenmesinde enfeksiyon kontrolünün önemli bir fırsat sunduğunu gösteren halk sağlığı göstergeleri olarak değerlendirilmeli.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>HPV, H. pylori, hepatit B, hepatit C veya EBV enfeksiyonu saptanması kişinin kanser olduğu ya da mutlaka kanser geliştireceği anlamına gelmez. Test, takip, aşılama ve tedavi kararları kişinin yaşı, klinik durumu ve risk faktörlerine göre hekim tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. The Lancet Oncology — Global burden of cancer attributable to infections in 2024: a worldwide incidence analysis — 2026<br />
2. International Agency for Research on Cancer — Oncogenic infections: targets highly amenable to cancer prevention — 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dunyadaki-kanser-vakalarinin-yuzde-12si-enfeksiyonlarla-iliskili</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1542.jpeg" type="image/jpeg" length="88470"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KSÜ Öğrencisi Faruk Emre Aktaş Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ksu-ogrencisi-faruk-emre-aktas-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ksu-ogrencisi-faruk-emre-aktas-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Afşin Meslek Yüksekokulu Madencilik ve Maden Çıkarma Bölümü öğrencisi Faruk Emre Aktaş hayatını kaybetti. Üniversite yönetimi, genç öğrencinin vefatı dolayısıyla başsağlığı mesajı yayımladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) öğrencisi Faruk Emre Aktaş’ın vefat ettiği bildirildi.</p>

<p>KSÜ Afşin Meslek Yüksekokulu Madencilik ve Maden Çıkarma Bölümü öğrencisi olan Faruk Emre Aktaş’ın hayatını kaybetmesi, ailesi ve yakınlarının yanı sıra arkadaşları ile üniversite camiasında üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi tarafından yayımlanan başsağlığı mesajında, Faruk Emre Aktaş’ın vefatının üzüntüyle öğrenildiği belirtildi.</p>

<p>Üniversitenin mesajında, “Öğrencimize Allah’tan rahmet, kederli ailesi başta olmak üzere yakınlarına, arkadaşlarına ve KSÜ ailesine başsağlığı dileriz” ifadelerine yer verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ksu-ogrencisi-faruk-emre-aktas-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 09:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1538.jpeg" type="image/jpeg" length="51496"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Doktor Yılda Kaç Hasta Görüyor? Türkiye–OECD Karşılaştırması]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-doktor-yilda-kac-hasta-goruyor-turkiye-oecd-karsilastirmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-doktor-yilda-kac-hasta-goruyor-turkiye-oecd-karsilastirmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de doktor başına düşen yıllık yüz yüze muayene sayısı OECD ortalamasının yaklaşık 2,5 katı. OECD’nin son karşılaştırmalı verilerine göre Türkiye’de bir doktor başına yılda yaklaşık 4.763 muayene düşerken OECD ortalaması 1.908.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir doktor bir yılda kaç hasta görüyor?</p>

<p>Bu soruya yanıt verirken önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Uluslararası istatistiklerde çoğunlukla doktorların gördüğü farklı hasta sayısı değil, yapılan muayene sayısı ölçülüyor. Aynı kişi yıl içinde birkaç kez doktora giderse her başvuru ayrı bir muayene olarak kaydedilebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle “bir doktor yılda 4.763 hasta görüyor” demek teknik olarak doğru değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doğru ifade şu:</p>

<p><strong>Türkiye’de bir doktor başına yılda yaklaşık 4.763 yüz yüze muayene düşüyor.</strong></p>

<p>OECD’nin <i>Health at a Glance 2025</i> raporunda yer alan 2023 veya en yakın yıl verileri, Türkiye’nin doktor başına düşen muayene sayısında OECD ülkeleri arasında oldukça yüksek bir düzeyde bulunduğunu gösteriyor.</p>

<h2>Türkiye: Bir doktora yılda 4.763 muayene</h2>

<p>OECD verilerine göre Türkiye’de bir doktor başına yılda yaklaşık <strong>4.763 yüz yüze muayene</strong> düşüyor.</p>

<p>OECD33 ortalaması ise <strong>1.908 muayene</strong>.</p>

<p>Buna göre Türkiye’de doktor başına düşen yıllık yüz yüze muayene sayısı OECD ortalamasının yaklaşık <strong>2,5 katı</strong>.</p>

<p>OECD karşılaştırmasında Kore en yüksek değerlerden birine sahipken Türkiye ve Japonya da doktor başına yıllık muayene sayısının 4.500’ün üzerinde olduğu ülkeler arasında yer alıyor.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <th>Ülke</th>
   <th>Doktor başına yıllık yüz yüze muayene</th>
  </tr>
  <tr>
   <td>Kore</td>
   <td>6.755</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Türkiye</strong></td>
   <td><strong>4.763</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Japonya</td>
   <td>4.566</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Macaristan</td>
   <td>2.678</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Almanya</td>
   <td>2.080</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>OECD33 ortalaması</strong></td>
   <td><strong>1.908</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Fransa</td>
   <td>1.344</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Danimarka</td>
   <td>1.003</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>İsveç</td>
   <td>409</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Bu tablo, Türkiye’de hekimlerin karşılaştığı yıllık muayene hacminin birçok OECD ülkesinden daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<h2>Türkiye’de insanlar doktora da daha sık gidiyor</h2>

<p>Fark yalnızca doktor başına düşen muayene sayısıyla sınırlı değil.</p>

<p>OECD verilerine göre Türkiye’de kişi başına yılda yaklaşık <strong>11,4 yüz yüze doktor muayenesi</strong> gerçekleşiyor.</p>

<p>OECD ortalaması ise <strong>6,5</strong>.</p>

<p>Başka bir ifadeyle Türkiye’de kişi başına doktora başvuru sıklığı OECD ortalamasının yaklaşık yüzde 75 üzerinde.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı verilerinde de Türkiye’de kişi başına yıllık hekime müracaat sayısı 11,4 düzeyinde bildiriliyor.</p>

<p>Bu durum, Türkiye’de sağlık hizmetlerinin oldukça yoğun kullanıldığını gösteriyor.</p>

<h2>Türkiye’de doktor sayısı OECD ortalamasının altında</h2>

<p>Türkiye’de doktora başvuru sıklığı yüksek olmasına rağmen nüfusa düşen doktor sayısı OECD ortalamasının altında.</p>

<p>OECD verilerine göre Türkiye’de <strong>1.000 kişiye yaklaşık 2,4 aktif hekim</strong> düşüyor.</p>

<p>OECD ortalaması ise <strong>1.000 kişiye 3,9 hekim</strong>.</p>

<p>Bu iki gösterge birlikte değerlendirildiğinde dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor:</p>

<p><strong>Türkiye’de kişi başına doktor sayısı OECD ortalamasından düşük, doktora başvuru sayısı ise daha yüksek.</strong></p>

<p>Bu durum, doktor başına düşen yıllık muayene hacminin neden OECD ortalamasının oldukça üzerinde olduğunu açıklayan temel unsurlardan biri.</p>

<h2>Pandemi sonrası muayene sayısı yeniden yükseldi</h2>

<p>OECD’nin önceki karşılaştırmalarında Türkiye’de doktor başına yıllık yüz yüze muayene sayısı 2021 veya en yakın yıl için yaklaşık <strong>3.667</strong> olarak hesaplanmıştı.</p>

<p>2023 veya en yakın yıl verilerinde ise bu sayı <strong>4.763’e</strong> yükseldi.</p>

<p>Ancak bu artışı uzun dönemli ve kesintisiz bir yükseliş olarak değerlendirmek doğru değil.</p>

<p>Çünkü pandemi öncesinde, 2019 veya en yakın yıl verilerinde Türkiye’de doktor başına düşen yıllık muayene sayısı yaklaşık <strong>5.033</strong> düzeyindeydi.</p>

<p>Buna göre 2023 verisi, COVID-19 pandemisi sırasında düşen sağlık hizmeti kullanımının yeniden yükseldiğini gösteriyor; ancak doktor başına muayene sayısı henüz pandemi öncesindeki düzeyin üzerine çıkmış değil.</p>

<p>Dolayısıyla 2021–2023 arasındaki artışı <strong>pandemi sonrası toparlanma</strong> olarak değerlendirmek daha doğru.</p>

<h2>Daha fazla muayene daha yüksek verimlilik anlamına mı geliyor?</h2>

<p>Hayır.</p>

<p>OECD, doktor başına düşen muayene sayısının tek başına hekimlerin verimliliğini ölçmek için kullanılmaması gerektiğini özellikle vurguluyor.</p>

<p>Çünkü ülkelerin sağlık sistemleri arasında önemli farklılıklar bulunuyor.</p>

<p>Muayene süreleri ülkeden ülkeye değişebiliyor. Bazı ülkelerde hemşireler ve diğer sağlık profesyonelleri kronik hastalık takibi veya temel sağlık hizmetlerinde daha fazla sorumluluk üstlenebiliyor.</p>

<p>Ayrıca doktorların hastanede yatan hastalara sunduğu hizmetler, araştırma faaliyetleri ve idari çalışmaları bu göstergenin tamamına yansımıyor.</p>

<p>Bu nedenle daha fazla muayene yapan bir doktorun otomatik olarak daha verimli olduğu sonucuna varılamaz.</p>

<h2>Rakamların anlattığı asıl hikâye</h2>

<p>Türkiye açısından üç gösterge birlikte değerlendirildiğinde tablo daha net hale geliyor:</p>

<p><strong>Kişi başına yıllık yüz yüze doktor muayenesi: 11,4</strong></p>

<p><strong>1.000 kişiye düşen aktif doktor: 2,4</strong></p>

<p><strong>Doktor başına yıllık yüz yüze muayene: 4.763</strong></p>

<p>OECD ortalamalarında ise aynı göstergeler sırasıyla yaklaşık <strong>6,5</strong>, <strong>3,9</strong> ve <strong>1.908</strong> düzeyinde.</p>

<p>Bu veriler, Türkiye’de sağlık sisteminin yoğun biçimde kullanıldığını ve mevcut hekimlerin karşılaştığı yıllık muayene hacminin OECD ortalamasının oldukça üzerinde bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ancak rakamları yorumlarken önemli bir noktayı unutmamak gerekiyor:</p>

<p><strong>4.763 sayısı, bir doktorun yılda 4.763 farklı kişiyi gördüğü anlamına gelmiyor.</strong></p>

<p>Aynı hasta yıl içinde birkaç kez başvurabileceği için bu sayı toplam yüz yüze muayene hacmini ifade ediyor.</p>

<p>Dolayısıyla en doğru sonuç şöyle özetlenebilir:</p>

<p><strong>Türkiye’de bir doktor başına yılda yaklaşık 4.763 yüz yüze muayene düşüyor. OECD33 ortalaması ise 1.908. Türkiye’de doktor başına düşen muayene hacmi OECD ortalamasının yaklaşık 2,5 katı.</strong></p>

<h3>Kaynaklar</h3>

<p>OECD, <i>Health at a Glance 2025: OECD Indicators</i><br />
OECD Health Statistics 2025<br />
OECD, <i>Health at a Glance 2025: Türkiye</i><br />
OECD, <i>Health at a Glance 2023</i><br />
T.C. Sağlık Bakanlığı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-doktor-yilda-kac-hasta-goruyor-turkiye-oecd-karsilastirmasi</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/hasta-bakma-sayisi.webp" type="image/jpeg" length="24041"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[PTH Yüksek Ama Kalsiyum Normal: Bu Sonuç Ne Anlama Geliyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/pth-yuksek-ama-kalsiyum-normal-bu-sonuc-ne-anlama-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/pth-yuksek-ama-kalsiyum-normal-bu-sonuc-ne-anlama-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[PTH, kandaki kalsiyum ve fosfor dengesini düzenleyen parathormondur. Erişkinlerde yaklaşık 10–65 pg/mL sık kullanılan aralıktır; 20, 50, 100 ve 200 sonuçları kalsiyum, D vitamini ve böbrek fonksiyonlarıyla birlikte yorumlanır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>PTH NEDİR?</p>

<p>PTH, paratiroid bezlerinden salgılanan “parathormon”un kısaltmasıdır. Kandaki kalsiyum ve fosfor dengesinin korunmasında, kemik metabolizmasında ve D vitamininin etkinleşmesinde önemli rol oynar.</p>

<p>PTH yüksekliği veya düşüklüğü tek başına paratiroid hastalığı tanısı koydurmaz. Sonuç mutlaka kalsiyum, fosfor, D vitamini ve böbrek fonksiyonlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>PTH KAÇ OLMALI?</p>

<p>PTH için tek bir evrensel normal aralık yoktur.</p>

<p>Örneğin Mayo Clinic Laboratories erişkinlerde 15–65 pg/mL, MedlinePlus ise 10–65 pg/mL aralığını örnek referans olarak verir.</p>

<p>Laboratuvar yöntemi ve kullanılan kit sonucu etkileyebileceği için kişinin kendi raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>PTH 20 NE DEMEK?</p>

<p>20 pg/mL birçok erişkin referans aralığında normal bir sonuçtur.</p>

<p>Ancak PTH sonucu tek başına değerlendirilmez. Örneğin kalsiyum yüksek olduğu halde PTH 20 pg/mL gibi “normal” bir düzeydeyse bu değer fizyolojik olarak olması gerekenden yüksek kabul edilebilir.</p>

<p>Yani PTH’nin normal aralıkta olması her zaman “normal paratiroid fonksiyonu” anlamına gelmez.</p>

<p>PTH 50 NE DEMEK?</p>

<p>50 pg/mL çoğu erişkin referans aralığında normaldir.</p>

<p>Kalsiyum, fosfor ve böbrek fonksiyonları normalse genellikle tek başına sorun düşündürmez.</p>

<p>Ancak kalsiyum belirgin yüksekse PTH’nin baskılanması beklenir. Bu nedenle 50 pg/mL gibi normal aralıktaki bir değer bile yüksek kalsiyumla birlikte uygunsuz derecede yüksek olabilir.</p>

<p>PTH 100 NE DEMEK?</p>

<p>100 pg/mL çoğu yetişkin laboratuvar aralığının üzerindedir.</p>

<p>Primer hiperparatiroidi, D vitamini eksikliği, kronik böbrek hastalığı veya düşük kalsiyum alımı gibi durumlarda görülebilir.</p>

<p>PTH 100 sonucunun nedeni yalnızca rakama bakılarak belirlenemez. Kalsiyum yüksekse primer hiperparatiroidi, kalsiyum normal veya düşükse sekonder nedenler daha fazla düşünülür.</p>

<p>PTH 200 NE DEMEK?</p>

<p>200 pg/mL belirgin PTH yüksekliğidir.</p>

<p>Kronik böbrek hastalığında sekonder hiperparatiroidi, uzun süren D vitamini eksikliği veya ileri paratiroid bozukluklarında görülebilir.</p>

<p>Ancak PTH 200 tek başına ameliyat gerektiren paratiroid hastalığı anlamına gelmez. Kalsiyum, fosfor, D vitamini, kreatinin ve eGFR ile birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>PTH YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>PTH yüksekliğinin başlıca nedenleri:</p>

<p>Primer hiperparatiroidi</p>

<p>D vitamini eksikliği</p>

<p>Kronik böbrek hastalığı</p>

<p>Düşük kalsiyum alımı</p>

<p>Bağırsaktan kalsiyum emilim bozukluğu</p>

<p>Fosfor yüksekliği</p>

<p>Bazı ilaçlar</p>

<p>Pseudohipoparatiroidi</p>

<p>olabilir.</p>

<p>En önemli ayrım, PTH yüksekliğine kalsiyumun nasıl eşlik ettiğidir.</p>

<p>PTH YÜKSEK, KALSİYUM YÜKSEK NE DEMEK?</p>

<p>Bu kombinasyon primer hiperparatiroidiyi düşündüren klasik tablolardan biridir.</p>

<p>Paratiroid bezlerinden biri veya birkaçı gereğinden fazla PTH salgılıyor olabilir.</p>

<p>Ancak tanı tek ölçümle konulmaz. Kalsiyumun tekrarı, albumin veya iyonize kalsiyum, fosfor, D vitamini ve böbrek fonksiyonları birlikte değerlendirilir.</p>

<p>PTH YÜKSEK AMA KALSİYUM NORMAL NE DEMEK?</p>

<p>Bu oldukça önemli bir arama ve klinik sorudur.</p>

<p>D vitamini eksikliği, kronik böbrek hastalığı, düşük kalsiyum alımı veya emilim bozukluğu gibi durumlarda PTH yükselirken kalsiyum normal kalabilir. Buna sekonder hiperparatiroidi denebilir.</p>

<p>Bu nedenler dışlandıktan sonra kalıcı yüksek PTH ve sürekli normal kalsiyum varsa normokalsemik primer hiperparatiroidi gündeme gelebilir.</p>

<p>Bu tanı konulmadan önce özellikle D vitamini eksikliği ve böbrek hastalığının dışlanması gerekir.</p>

<p>PTH YÜKSEK AMA KALSİYUM DÜŞÜK NE DEMEK?</p>

<p>Vücut düşük kalsiyumu düzeltmek için PTH üretimini artırıyor olabilir.</p>

<p>D vitamini eksikliği, kalsiyum emilim bozukluğu veya kronik böbrek hastalığı sık nedenler arasındadır.</p>

<p>Bu durumda yüksek PTH çoğu zaman paratiroid bezinin kendisindeki bir tümörden çok, vücudun düşük kalsiyuma verdiği yanıtı gösterir.</p>

<p>D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ PTH’Yİ YÜKSELTİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>D vitamini azaldığında bağırsaktan kalsiyum emilimi düşebilir. Vücut kandaki kalsiyumu korumak için PTH salgısını artırır.</p>

<p>Bu nedenle PTH yüksekliğinde 25-OH D vitamini ölçümü özellikle önemlidir.</p>

<p>D vitamini eksikliği giderildiğinde sekonder PTH yüksekliği de düşebilir.</p>

<p>BÖBREK HASTALIĞI PTH’Yİ YÜKSELTİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Kronik böbrek hastalığında fosforun atılımı azalabilir, aktif D vitamini üretimi bozulabilir ve kalsiyum dengesi değişebilir.</p>

<p>Bunun sonucunda paratiroid bezleri daha fazla PTH salgılayabilir.</p>

<p>Bu nedenle böbrek hastalarında PTH’nin yorumu sağlıklı böbrek fonksiyonu olan kişilerden farklıdır.</p>

<p>PTH DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Düşük PTH en sık hipoparatiroidi ile ilişkilidir.</p>

<p>Tiroid veya boyun ameliyatları sırasında paratiroid bezlerinin hasar görmesi, otoimmün hastalıklar ve bazı genetik durumlar PTH düşüklüğüne yol açabilir.</p>

<p>Yüksek kalsiyum da normal fizyolojik yanıt olarak PTH’yi baskılayabilir.</p>

<p>PTH DÜŞÜK, KALSİYUM DÜŞÜK NE DEMEK?</p>

<p>Bu kombinasyon hipoparatiroidiyi düşündürebilir.</p>

<p>Özellikle yakın zamanda tiroid veya boyun cerrahisi geçiren kişilerde önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kas krampları, ağız çevresinde uyuşma, ellerde karıncalanma veya kasılmalar eşlik edebilir.</p>

<p>PTH DÜŞÜK, KALSİYUM YÜKSEK NE DEMEK?</p>

<p>Kalsiyum yüksekken PTH’nin düşük olması paratiroid dışı hiperkalsemi nedenlerini düşündürür.</p>

<p>D vitamini fazlalığı, bazı kanserler ve başka metabolik durumlar değerlendirilir.</p>

<p>Bu durumda yüksek kalsiyumun nedeni PTH fazlalığı olmayabilir.</p>

<p>PTH VE FOSFOR ARASINDAKİ İLİŞKİ NEDİR?</p>

<p>PTH böbreklerden fosfor atılımını artırır.</p>

<p>Primer hiperparatiroidide bu nedenle fosfor düşük olabilir.</p>

<p>Kronik böbrek hastalığında ise böbrek fosforu yeterince atamadığı için fosfor yüksek kalabilir ve bu durum PTH’yi daha da artırabilir.</p>

<p>PTH YÜKSEKLİĞİ KEMİKLERİ ETKİLER Mİ?</p>

<p>Uzun süreli PTH fazlalığı kemik dönüşümünü artırabilir ve zamanla kemik mineral yoğunluğunun azalmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Primer hiperparatiroidide osteoporoz ve bazı hastalarda böbrek taşı riski artabilir.</p>

<p>Ancak yalnızca PTH rakamına bakılarak kemik hasarı olduğu söylenemez.</p>

<p>PTH YÜKSEKLİĞİ BÖBREK TAŞI YAPAR MI?</p>

<p>Primer hiperparatiroidide kandaki kalsiyum ve idrarla kalsiyum atılımının artması bazı kişilerde böbrek taşı riskini yükseltebilir.</p>

<p>Ancak yüksek PTH bulunan herkes böbrek taşı geliştirmez.</p>

<p>Taş öyküsü varsa idrar kalsiyumu ve diğer metabolik taş testleri değerlendirilebilir.</p>

<p>PTH NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Amaç PTH rakamını doğrudan düşürmek değil, yüksekliğin nedenini tedavi etmektir.</p>

<p>D vitamini eksikliğinde D vitamini tedavisi, düşük kalsiyum alımında uygun beslenme düzenlemesi, böbrek hastalığında mineral-kemik metabolizmasının yönetimi gerekebilir.</p>

<p>Primer hiperparatiroidide ise bazı hastalarda cerrahi tedavi gündeme gelebilir.</p>

<p>Kendi kendine yüksek doz D vitamini veya kalsiyum kullanılmamalıdır; özellikle kalsiyumu yüksek kişilerde bu yaklaşım zararlı olabilir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>PTH 50 normal mi?</p>

<p>Birçok erişkin laboratuvarında normal aralıktadır. Ancak kalsiyum yüksekse “normal” PTH bile fizyolojik olarak uygunsuz olabilir.</p>

<p>PTH 100 yüksek mi?</p>

<p>Çoğu laboratuvarda yüksektir. D vitamini eksikliği, böbrek hastalığı ve primer hiperparatiroidi gibi nedenler araştırılır.</p>

<p>PTH 200 çok mu yüksek?</p>

<p>Belirgin yüksek bir sonuçtur ancak nedeni tek başına rakam belirlemez. Kalsiyum, fosfor, D vitamini ve böbrek fonksiyonları birlikte değerlendirilir.</p>

<p>PTH yüksek ama D vitamini düşükse ne olur?</p>

<p>D vitamini eksikliğine bağlı sekonder hiperparatiroidi görülebilir. Eksiklik uygun şekilde düzeltildiğinde PTH düşebilir.</p>

<p>PTH yüksekliği kanser mi?</p>

<p>Genellikle hayır. PTH yüksekliğinin çok daha sık nedenleri paratiroid hastalığı, D vitamini eksikliği ve kronik böbrek hastalığıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>PTH sonucu tek başına yorumlanmamalıdır. Özellikle yüksek veya düşük PTH ile birlikte belirgin kalsiyum bozukluğu, böbrek taşı, ciddi kas krampları, bilinç değişikliği veya ritim bozukluğu belirtileri varsa tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir. Kalsiyumu yüksek kişiler kendi kendine yüksek doz D vitamini veya kalsiyum başlamamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories — Parathyroid Hormone, Serum</p>

<p>MedlinePlus Medical Encyclopedia — Parathyroid Hormone (PTH) Blood Test </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/pth-yuksek-ama-kalsiyum-normal-bu-sonuc-ne-anlama-geliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="50952"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağlıklı beslenme kan tahlilinden anlaşılır mı? Araştırmanın gösterdiği sınır]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/saglikli-beslenme-kan-tahlilinden-anlasilir-mi-arastirmanin-gosterdigi-sinir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/saglikli-beslenme-kan-tahlilinden-anlasilir-mi-arastirmanin-gosterdigi-sinir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlıklı beslenmeyle ilişkili kan göstergeleri, yediklerimizin yanında genel sağlık durumunu da yansıtabilir. 204 bin kişilik gözlemsel araştırma, bu göstergelerin tek başına beslenme ölçütü olmadığını vurguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlıklı beslenmeyle ilişkili kan göstergeleri, kişinin ne yediği hakkında ipuçları taşısa da beslenme kalitesini tek başına ortaya koymuyor. Birleşik Krallık’taki 204.938 yetişkinin verilerini inceleyen araştırma, bu göstergelerin genel sağlık durumunu da yansıtabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Communications Medicine dergisinde 26 Eylül’de yayımlanan gözlemsel çalışma, beslenmeyle bağlantılı kan profillerini hastalık riski ve tahmini yaşam süresiyle ilişkilendirdi. Ancak sonuçlar, diyet değişikliğinin hastalıkları önlediğini veya ömrü uzattığını kanıtlamıyor.</p>

<p>EAT-Lancet diyeti nasıl bir beslenme modeli?</p>

<p>EAT-Lancet yaklaşımında sebze, meyve, tam tahıl, baklagil ve kuruyemişler öne çıkıyor. Balık, süt ürünleri ve et daha sınırlı miktarlarda yer buluyor. Model, insan sağlığını destekleyen beslenmeyle çevresel sürdürülebilirliği birlikte ele alıyor.</p>

<p>Bütün hayvansal gıdaların bırakılmasını gerektirmeyen bu yaklaşım, farklı mutfaklara ve kişisel ihtiyaçlara uyarlanabiliyor. Tek bir besine değil, beslenmenin bütününe odaklanıyor.</p>

<p>Araştırmada beslenme ve kan verileri nasıl karşılaştırıldı?</p>

<p>UK Biobank katılımcıları, araştırmaya alındıklarında 40–69 yaşındaydı. Önceki 24 saatte tüketilen yiyecekleri sorgulayan anketlerle diyete uyum puanı hesaplandı. Ortalama 14 yıllık izlemde 45 sağlık sonucu değerlendirildi.</p>

<p>Kan analizleri, gerekli ölçümleri bulunan daha küçük gruplarda yapıldı. Araştırmacılar beslenme puanıyla ilişkili 163 protein ve 37 metabolitten oluşan iki profil belirledi. Metabolitler, vücuttaki kimyasal süreçlerde oluşan veya kullanılan küçük moleküllerdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kan profilleri neden yalnızca beslenmeyi anlatmıyor?</p>

<p>Bu profiller, bazı hastalıklarla kişilerin bildirdiği beslenme puanından daha güçlü ilişkiler gösterdi. Protein profilinde akciğer kanseriyle, metabolit profilinde diyabetle ters yönlü ilişkiler öne çıktı.</p>

<p>Ancak güçlü ilişki, beslenmenin daha doğru ölçüldüğü anlamına gelmiyor. Kan göstergeleri, henüz tanı konmamış hastalıklardan ve başka sağlık etkenlerinden de etkilenebilir.</p>

<p>Nitekim metabolit profili Parkinson hastalığı açısından daha yüksek riskle de ilişkiliydi. Araştırmacılar bunun, EAT-Lancet diyetinin Parkinson’a neden olduğu şeklinde yorumlanamayacağını vurguladı.</p>

<p>Yaşam süresi hesabı kişisel bir vaat değil</p>

<p>Beslenme puanı en yüksek ve en düşük gruplar karşılaştırıldığında, 45 yaş için modellenen kalan yaşam beklentisinde yaklaşık üç aylık fark bulundu. Kan profillerine göre yapılan karşılaştırmalarda farklar daha büyüktü.</p>

<p>Bunlar istatistiksel tahminlerdir; diyeti uygulayan kişinin kazanacağı süreyi göstermez.</p>

<p>Bu bulgular günlük hayatta nasıl yorumlanmalı?</p>

<p>Çalışma, beslenme anketlerinin yerini alacak doğrulanmış bir kan testi sunmuyor. Kan örneklerinin yalnızca bir kez değerlendirilmesi ve katılımcıların çoğunun beyaz olması da sonuçların genellenmesini sınırlıyor.</p>

<p>Araştırmanın pratik mesajı, beslenme değerlendirmesinde kişinin yediklerinin hâlâ temel bilgi olduğudur. Moleküler ölçümler bu bilgiyi tamamlayabilir; kişiye özel önerilerde kullanılmaları için ek araştırma gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. Communications Medicine — Plasma multi-omics signatures of the EAT-Lancet diet and associations with health outcomes — 26 Eylül 2026.<br />
2. News-Medical — Blood markers linked to healthy eating may reflect more than food choices — 28 Eylül 2026.<br />
3. EAT — The Planetary Health Diet. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/saglikli-beslenme-kan-tahlilinden-anlasilir-mi-arastirmanin-gosterdigi-sinir</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 07:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1531.jpeg" type="image/jpeg" length="42308"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bağırsak sağlığı için hangi kahve daha iyi? Araştırmaların gösterdiği sınır]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bagirsak-sagligi-icin-hangi-kahve-daha-iyi-arastirmalarin-gosterdigi-sinir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bagirsak-sagligi-icin-hangi-kahve-daha-iyi-arastirmalarin-gosterdigi-sinir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kahvenin demlenme biçimi, bağırsaklara ulaşabilecek bileşenlerin miktarını değiştirebilir. Ancak mevcut araştırmalar, espresso veya filtre kahvenin bağırsak sağlığı için üstün olduğunu göstermiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kahveyi hazırlama biçimi, fincandaki maddelerin miktarını ve dolayısıyla sindirim sisteminin karşılaştığı içeriği değiştirebilir. Ancak espresso, filtre kahve veya başka bir yöntemin bağırsak sağlığı açısından en iyi seçenek olduğu henüz gösterilmiş değil.</p>

<p>Metabolites dergisinde 16 Eylül 2026’da yayımlanan çalışma, mevcut insan, hayvan ve laboratuvar araştırmalarını değerlendiren bir derleme. Yeni bir katılımcı grubunda yapılmış karşılaştırmalı deney değil; kahvenin sindirim sistemindeki yolculuğunu ve olası etkilerini ele alıyor.</p>

<p>Kahvenin bağırsaklarla ilişkisi kafeinden ibaret değil</p>

<p>Kafein, sindirim sisteminin üst bölümlerinde hızla emiliyor. Kahvedeki bazı klorojenik asitler, yani bitkisel bileşikler, sindirilemeyen karbonhidratlar ve kavurma sırasında oluşan melanoidinlerin bir bölümü ise kalın bağırsağa ulaşabiliyor.</p>

<p>Bağırsak mikroorganizmaları bu maddeleri dönüştürebiliyor. Ortaya çıkan ürünlerin bağırsak duvarı, metabolizma ve karaciğerle iletişim üzerindeki olası etkileri araştırılıyor. Bu mekanizmalar, tek başına hastalıktan korunma kanıtı sayılmıyor.</p>

<p>Espresso mu filtre kahve mi? Yoğunluk ile porsiyon farklı şeyler</p>

<p>Espressonun yoğun olması, bir fincanında her bileşenin mutlaka daha fazla bulunduğu anlamına gelmiyor. Karşılaştırmada içilen toplam hacim de belirleyici.</p>

<p>Beverages dergisinde yayımlanan bir derlemede aktarılan analiz, bu ayrımı somutlaştırıyor: Kavurma sırasında oluşan melanoidinlerin yoğunluğu mililitre başına espressoda daha yüksekken, incelenen porsiyonlar üzerinden hesaplandığında filtre kahve daha fazla melanoidin içeriyordu.</p>

<p>Bu sonuç bütün kahveler için sabit bir sıralama oluşturmuyor. Küçük bir espresso ile büyük bir kupa filtre kahveyi yalnızca tatlarının sertliğine bakarak karşılaştırmanın neden yanıltıcı olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Çekirdek, kavurma ve demleme birlikte etkili</p>

<p>Kahvenin içeriğini yalnızca makinenin adı belirlemiyor. Çekirdek türü, kavurma düzeyi, öğütme, kullanılan kahve ve su miktarı, sıcaklık ve demleme süresi de fincana geçen bileşenleri etkiliyor.</p>

<p>Bu nedenle aynı yöntemle hazırlanan iki kahve bile farklı içeriklere sahip olabiliyor. “Filtre kahve” veya “espresso” ifadesi, tek başına standart bir kafein ya da bitkisel bileşik miktarı tanımlamıyor.</p>

<p>Bağırsak için daha faydalı kahve belirlendi mi?</p>

<p>Mevcut kanıtlar böyle bir seçim yaptıracak düzeyde değil. Hazırlama yöntemine bağlı değişimlerin önemli bölümü kimyasal analizlerden ve laboratuvar modellerinden geliyor.</p>

<p>İnsanlarda bağırsak mikroorganizmalarının değişmesi de tek başına sağlık yararı anlamına gelmiyor. Derleme, bu değişimlerin kahveyle ilişkilendirilen metabolik faydaların nedeni olduğunun henüz gösterilmediğini vurguluyor.</p>

<p>Günde kaç fincan kahve içilmeli?</p>

<p>Fincan sayısı, alınan kafeini anlamak için tek başına yeterli değil. Porsiyonlar ve ürünlerin kafein miktarları değişebiliyor. Çay, enerji içeceği ve diğer kaynaklardan alınan kafein de günlük toplama katılıyor.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, çoğu yetişkinde günlük toplam 400 miligram kafeinin genellikle olumsuz etkilerle ilişkili olmadığını belirtiyor. Bu miktar ulaşılması gereken bir hedef veya herkes için güvenli bir sınır değil.</p>

<p>Çarpıntı, uykusuzluk, huzursuzluk ya da mide rahatsızlığı yaşayan kişiler daha düşük miktarlara da hassas olabilir. Kafeinsiz kahvenin de az miktarda kafein içerebildiği unutulmamalı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Gebelikte, emzirme döneminde, düzenli ilaç kullanımında veya kafeine bağlı yakınmalar varsa uygun tüketim miktarı sağlık uzmanıyla değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Metabolites — Coffee, the Gut Microbiome, and Host Metabolism: Gastrointestinal Fate, Microbial Transformation, Mechanistic Insights, and Prospects for Precision Nutrition — 16 Eylül 2026.<br />
2. Beverages — The Impact of Brewing Methods on the Quality of a Cup of Coffee — 2025.<br />
3. ABD Gıda ve İlaç Dairesi — Spilling the Beans: How Much Caffeine is Too Much? </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bagirsak-sagligi-icin-hangi-kahve-daha-iyi-arastirmalarin-gosterdigi-sinir</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 06:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1529.jpeg" type="image/jpeg" length="88112"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kalbi Sessizce Yoran 8 Günlük Hata: Çoğu Masum Görünüyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kalbi-sessizce-yoran-8-gunluk-hata-cogu-masum-gorunuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kalbi-sessizce-yoran-8-gunluk-hata-cogu-masum-gorunuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp sağlığını yalnızca ağır hatalar bozmaz; fazla tuz, uzun süre oturmak, yetersiz uyku, kontrolleri ertelemek ve belirtileri önemsememek zaman içinde kalp-damar riskini artırabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kalp sağlığını korumak yalnızca sigaradan uzak durmak veya ara sıra egzersiz yapmakla sınırlı değil. Fazla tuz tüketmek, günün büyük bölümünü oturarak geçirmek, uykuyu ihmal etmek ve tansiyon, kolesterol ile kan şekeri değerlerini bilmemek de kalp-damar riskinin zamanla yükselmesine katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Bu alışkanlıklardan herhangi biri tek başına kalp hastalığı gelişeceği anlamına gelmiyor. Risk; yaş, aile öyküsü, mevcut hastalıklar ve yaşam biçiminin bütünüyle şekilleniyor. Asıl tehlike, küçük görünen davranışların yıllarca birlikte sürdürülmesi ve erken uyarıların gözden kaçırılması.</p>

<p>Fark etmeden fazla tuz tüketmek</p>

<p>Tuzun içerdiği sodyum, vücudun sıvı dengesi ve sinir sistemi için gerekli. Ancak ihtiyaçtan fazla alınması bazı kişilerde kan basıncının yükselmesine katkıda bulunabiliyor. Yüksek tansiyon ise kalp krizi, inme, kalp yetersizliği ve böbrek hastalığı açısından önemli bir risk oluşturuyor.</p>

<p>Sorun yalnızca yemeklere sonradan eklenen tuz değil. Ekmek, peynir, işlenmiş etler, hazır çorbalar, soslar, turşular, paketli atıştırmalıklar ve restoran yemekleri de günlük sodyum alımını belirgin biçimde artırabiliyor.</p>

<p>Etiketlerdeki sodyum miktarını kontrol etmek, işlenmiş ürünleri azaltmak ve yemekleri baharat, limon, sarımsak veya çeşitli otlarla tatlandırmak tuz tüketimini düşürmeye yardımcı olabilir.</p>

<p>Uzun süre oturup egzersizi tek başına yeterli sanmak</p>

<p>Haftada birkaç kez egzersiz yapmak önemli olsa da günün geri kalanını neredeyse hiç hareket etmeden geçirmek sağlıklı bir denge oluşturmuyor. Uzun süreli hareketsizlik; kilo artışı, insülin direnci, yüksek tansiyon ve kan yağlarındaki bozulmalarla ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Yetişkinler için haftada en az 150 dakika orta şiddette veya 75 dakika yüksek şiddette fiziksel aktivite genel hedef olarak öneriliyor. Ancak masa başında çalışanların gün içine kısa hareket araları eklemesi de önemli.</p>

<p>Telefon görüşmelerini yürüyerek yapmak, kısa mesafelerde araç kullanmamak, asansör yerine merdiveni tercih etmek ve belirli aralıklarla ayağa kalkmak günlük hareket miktarını artırabilir. Hareket araları, düzenli egzersizin yerine geçmez; onu tamamlar.</p>

<p>Gece uykusunu telefon ekranına bırakmak</p>

<p>Yatmadan önce telefonda uzun süre geçirmek yalnızca uyku saatini geciktirmiyor. Zihinsel uyarılma, bildirimler ve ekran ışığı uykuya geçişi güçleştirebiliyor. Yetersiz veya kalitesiz uyku da tansiyon, kan şekeri, iştah ve stres yanıtı üzerinde olumsuz etki yaratabiliyor.</p>

<p>Çoğu yetişkin için gecede 7–9 saat uyku öneriliyor. Bununla birlikte yalnızca süre değil, uykunun düzeni ve kalitesi de önem taşıyor.</p>

<p>Yatmadan önce ekran kullanımını azaltmak, telefonu yatağın dışında bırakmak, her gün benzer saatlerde uyumak ve yatak odasını karanlık, sessiz ve serin tutmak daha sağlıklı bir uyku düzenini destekleyebilir.</p>

<p>Sağlıksız atıştırmalıkları sürekli ulaşılabilir tutmak</p>

<p>Evde sürekli cips, şekerleme, işlenmiş et ürünü ve şekerli içecek bulundurmak, açlık olmadığı hâlde tüketimi kolaylaştırabilir. Ara sıra yenilen bir ürün tek başına belirleyici değildir. Sorun, bu yiyeceklerin günlük beslenmenin olağan parçasına dönüşmesidir.</p>

<p>Tuz, doymuş yağ, eklenmiş şeker ve enerji bakımından yoğun ürünlerin sık tüketilmesi; kilo, tansiyon, kan şekeri ve kolesterol kontrolünü zorlaştırabilir.</p>

<p>Alışveriş listesini önceden hazırlamak, paketli atıştırmalıkları sınırlamak; meyve, yoğurt, tuzsuz kuruyemiş ve sebze gibi seçenekleri görünür ve ulaşılabilir tutmak daha sağlıklı tercihler yapılmasını kolaylaştırabilir.</p>

<p>Sosyal yalnızlığın kalple ilgisiz olduğunu düşünmek</p>

<p>Sosyal yalnızlık ve izolasyon yalnızca ruh sağlığını ilgilendiren durumlar değil. Bu sorunlar kalp hastalığı ve inme riskinin daha yüksek olmasıyla ilişkilendiriliyor. Ancak bu ilişki tek başına doğrudan neden-sonuç kanıtı olarak yorumlanmamalı.</p>

<p>Yalnızlık; kronik stres, uyku bozukluğu, hareketsizlik, sigara kullanımı ve sağlık kontrollerini aksatma gibi başka risklerle iç içe geçebiliyor.</p>

<p>Yakınlarla düzenli iletişim kurmak, ortak ilgi alanlarına dayalı etkinliklere katılmak veya gönüllü çalışmalarda yer almak sosyal bağı güçlendirebilir. Uzun süren yalnızlık, kaygı ya da depresif belirtiler varsa profesyonel destek alınması gerekebilir.</p>

<p>Tansiyon, kolesterol ve kan şekeri değerlerini bilmemek</p>

<p>Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve kan şekeri bozuklukları uzun süre belirgin şikâyet oluşturmadan ilerleyebilir. Kişinin kendini iyi hissetmesi, bu değerlerin normal olduğunu göstermez.</p>

<p>Kontrol sıklığı herkes için aynı değildir. Yaş, aile öyküsü, sigara kullanımı, kilo, gebelik öyküsü, diyabet ve mevcut kalp-damar hastalıkları değerlendirme aralığını değiştirebilir.</p>

<p>Tansiyonun doğru yöntemle ölçülmesi, gerekli görüldüğünde kolesterol ve kan şekeri testlerinin yapılması, kişisel kalp-damar riskinin hekimle birlikte değerlendirilmesi erken önlem alma fırsatı sağlar.</p>

<p>“Artık çok geç” diyerek değişimden vazgeçmek</p>

<p>Yıllardır sigara içmiş, hareketsiz yaşamış veya kilo sorunu yaşamış olmak değişimin yararsız olduğu anlamına gelmez. Sağlıklı davranışlara geçmek her yaşta anlamlı olabilir.</p>

<p>Gerçekçi olmayan hedefler ise çabuk hayal kırıklığına yol açabilir. Bir ayda büyük miktarda kilo vermeyi beklemek ya da birden ağır egzersize başlamak yerine sürdürülebilir adımlar seçmek daha doğru bir yaklaşım olur.</p>

<p>İlk hedef günlük yürüyüşe kısa bir süre eklemek, şekerli içecek tüketimini azaltmak veya bir öğünü daha dengeli hâle getirmek olabilir. Küçük ama devamlı değişiklikler, kısa süreli katı programlardan daha uygulanabilir olabilir.</p>

<p>Kalp krizinin erken belirtilerini önemsememek</p>

<p>Göğüste baskı, sıkışma veya ağrı; nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı, ani güçsüzlük ve bayılma hissi kalp krizi belirtileri arasında olabilir. Ağrı bazı kişilerde kola, sırta, omuza, boyna veya çeneye yayılabilir.</p>

<p>Belirtiler herkeste aynı görünmez. Özellikle kadınlarda, yaşlılarda ve diyabeti bulunan kişilerde göğüs ağrısı daha silik olabilir; nefes darlığı, olağan dışı yorgunluk veya bulantı öne çıkabilir.</p>

<p>Şikâyeti mide yanması ya da yorgunluk olarak yorumlayıp geçmesini beklemek tedaviyi geciktirebilir. Kalp krizinde erken müdahale, kalp kasındaki hasarı ve ciddi sonuç riskini azaltabilir.</p>

<p>Kalbi korumak tek bir mükemmel alışkanlığa bağlı değil</p>

<p>Kalp sağlığı; beslenme, hareket, nikotinden uzak durma, uyku, kilo yönetimi, kan yağları, kan şekeri ve tansiyonun birlikte ele alınmasını gerektiriyor. Bu alanlardan yalnızca birine odaklanmak diğer riskleri görünmez kılabilir.</p>

<p>En etkili başlangıç, kişisel riskleri öğrenmek ve değiştirilebilir olanlar arasından sürdürülebilir bir adım seçmektir. Gerektiğinde hekim, diyetisyen ve diğer sağlık profesyonellerinden destek alınabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Göğüste yeni başlayan baskı veya sıkışma; nefes darlığı, soğuk terleme, bayılma hissi ya da kola, sırta, boyna veya çeneye yayılan ağrı kalp krizi belirtisi olabilir. Şikâyetin geçmesini beklemeyin ve derhâl 112’yi arayın. Bu içerik kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Health — 8 Mistakes Cardiologists Say Could Be Wrecking Your Heart Health — 1 Temmuz 2026<br />
2. Circulation — Life’s Essential 8: Updating and Enhancing the American Heart Association’s Construct of Cardiovascular Health — 2022 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kalbi-sessizce-yoran-8-gunluk-hata-cogu-masum-gorunuyor</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 06:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1526.jpeg" type="image/jpeg" length="66505"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Tahsin Torun Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ic-hastaliklari-uzmani-dr-tahsin-torun-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ic-hastaliklari-uzmani-dr-tahsin-torun-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Tahsin Torun hayatını kaybetti. Çapa Tıp Fakültesi 1986 mezunu olan ve uzun yıllar sağlık hizmetlerinde görev yapan Torun, Ankara’da son yolculuğuna uğurlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ANKARA – İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Tahsin Torun hayatını kaybetti.</p>

<p>Uzun yıllar sağlık hizmetlerinde görev yapan Dr. Torun’un vefatı, ailesi ve yakınlarının yanı sıra meslektaşları ve sağlık camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Dr. Tahsin Torun için Ankara Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde cenaze namazı kılındı. Torun, cenaze töreninin ardından Bağlum Kabristanı’nda toprağa verildi.</p>

<p>DR. TAHSİN TORUN KİMDİR?</p>

<p>Artvin’in Şavşat ilçesinden olan Dr. Tahsin Torun, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden (Çapa) 1986 yılında mezun oldu.</p>

<p>Tıp eğitimini tamamlamasının ardından hekimlik yaşamına başlayan Torun, meslek hayatı boyunca farklı sağlık kurumlarında görev yaptı.</p>

<p>HEKİMLİK YOLCULUĞU KAHRAMANMARAŞ’TA BAŞLADI</p>

<p>Dr. Torun’un meslek yaşamının ilk duraklarından biri Kahramanmaraş Devlet Hastanesi Acil Servisi oldu.</p>

<p>Daha sonraki yıllarda Ankara Park Sağlık Ocağı’nda görev yapan Torun, Sağlık Bakanlığı bünyesinde de çeşitli görevler üstlendi.</p>

<p>Torun ayrıca Türkiye Sağlık Çalışanları Eğitim ve Dayanışma Vakfı’ndaki çalışmalarıyla sağlık camiasına katkı sundu.</p>

<p>NECDET ÜNÜVAR: DOSTLUĞUMUZ YAKLAŞIK 30 YIL SÜRDÜ</p>

<p>Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar da Dr. Tahsin Torun’un vefatının ardından bir taziye mesajı yayımladı.</p>

<p>Ünüvar, Kahramanmaraş Devlet Hastanesi Acil Servisi’nde başlayan dostluklarının Ankara Park Sağlık Ocağı, Türkiye Sağlık Çalışanları Eğitim ve Dayanışma Vakfı ve Sağlık Bakanlığı dönemlerinde devam ettiğini belirtti.</p>

<p>Yaklaşık 30 yıllık arkadaşlıklarına dikkat çeken Ünüvar, Torun’un kişiliği ve meslek yaşamına ilişkin hatıralarını da paylaştı.</p>

<p>KARDİYOLOG KIZINI İKİ YIL ÖNCE KAYBETMİŞTİ</p>

<p>Dr. Tahsin Torun’un ailesi yaklaşık iki yıl önce de büyük bir acı yaşamıştı.</p>

<p>Torun’un Kardiyoloji Uzmanı olan kızı Dr. Ayşenur Torun yaklaşık iki yıl önce hayatını kaybetmişti.</p>

<p>Dr. Tahsin Torun’un vefatıyla aile, iki yıl aradan sonra ikinci kez hekim evladının ve babanın kaybıyla sarsıldı.</p>

<p>BAĞLUM KABRİSTANI’NDA TOPRAĞA VERİLDİ</p>

<p>Dr. Tahsin Torun, ailesi, yakınları, dostları ve meslektaşlarının katıldığı cenaze töreniyle son yolculuğuna uğurlandı.</p>

<p>Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Torun’un naaşı Bağlum Kabristanı’nda toprağa verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Tahsin Torun’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, meslektaşlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ic-hastaliklari-uzmani-dr-tahsin-torun-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 06:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1524.jpeg" type="image/jpeg" length="93844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceviz Yaşlanmayı Yavaşlatır mı? İnflamasyon, Telomer ve Kanser Bulguları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ceviz-yaslanmayi-yavaslatir-mi-inflamasyon-telomer-ve-kanser-bulgulari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ceviz-yaslanmayi-yavaslatir-mi-inflamasyon-telomer-ve-kanser-bulgulari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Düzenli ceviz tüketimi yaşlı yetişkinlerde bazı inflamasyon belirteçlerini azaltabilir. Ancak mevcut araştırmalar cevizin yaşlanmayı yavaşlattığını veya kanseri önlediğini kanıtlamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceviz, sağlıklı yağlar ve bitkisel bileşikler açısından zengin bir besin. Son yıllarda yapılan araştırmalar, düzenli ceviz tüketiminin kolesterol üzerindeki bilinen etkilerinin ötesinde, yaşlanmayla ilişkili kronik düşük dereceli inflamasyon üzerinde de olumlu etkileri olabileceğini gösteriyor. Ancak bu bulgular, “ceviz yaşlanmayı durduruyor” veya “kanseri önlüyor” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu konuda en dikkat çekici insan çalışmalarından biri Walnuts And Healthy Aging, kısa adıyla WAHA çalışması. İki yıl süren randomize araştırmada günlük ceviz tüketen yaşlı yetişkinlerde bazı inflamasyon belirteçleri anlamlı biçimde azalırken, telomerlerin korunmasına ilişkin daha zayıf ve kesinleşmemiş bir işaret saptandı. Kanser konusunda ise insanlardaki kanıt çok daha sınırlı.</p>

<p>İki yıllık WAHA çalışmasında ne yapıldı?</p>

<p>WAHA çalışması, Loma Linda Üniversitesi ile Barcelona Hospital Clínic araştırmacılarının yürüttüğü iki merkezli randomize kontrollü bir çalışma olarak tasarlandı.</p>

<p>Araştırmaya 63 ile 79 yaşları arasında 708 kişi dahil edildi. Katılımcılar iki gruba ayrıldı. Bir grup normal beslenmesine devam ederken diğer grup günlük enerji alımının yaklaşık yüzde 15’ini cevizden karşılayacak şekilde beslenmesine ceviz ekledi.</p>

<p>Bu miktar kişiye göre değişmekle birlikte yaklaşık 30–60 gram cevize karşılık geliyordu.</p>

<p>İki yıllık müdahaleyi 636 kişi tamamladı. Çalışmanın farklı analizlerinde inflamasyon, bilişsel fonksiyonlar ve telomer uzunluğu gibi yaşlanmayla ilişkili çeşitli göstergeler incelendi.</p>

<p>10 inflamasyon belirtecinin 6’sında düşüş görüldü</p>

<p>WAHA çalışmasının en dikkat çekici sonuçlarından biri inflamasyonla ilgiliydi.</p>

<p>Journal of the American College of Cardiology’de yayımlanan analizde, iki yıl boyunca ceviz tüketenlerle kontrol grubunun kanındaki 10 farklı inflamatuar belirteç karşılaştırıldı.</p>

<p>Ceviz grubunda bu 10 belirtecin 6’sında kontrol grubuna göre anlamlı düşüş görüldü.</p>

<p>En belirgin değişikliklerden biri GM-CSF adlı inflamasyonla ilişkili molekülde ortaya çıktı. Bu belirteçte yaklaşık yüzde 11,5’lik azalma saptandı.</p>

<p>IL-1 beta düzeyinde ise yaklaşık yüzde 10’luk düşüş görüldü.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca IFN-gama dahil başka inflamasyonla ilişkili moleküllerde de azalma bildirdi.</p>

<p>Bununla birlikte bütün inflamasyon göstergeleri etkilenmedi. Örneğin klinik uygulamada yaygın kullanılan yüksek duyarlılıklı CRP düzeyinde anlamlı bir değişiklik görülmedi.</p>

<p>“Inflammaging” nedir?</p>

<p>Yaş ilerledikçe vücutta belirgin bir enfeksiyon olmadan düşük düzeyli kronik inflamasyon gelişebilir. Bilimsel literatürde bu süreç zaman zaman “inflammaging” olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Bu durum tek başına bir hastalık değildir. Ancak kronik düşük dereceli inflamasyon; kalp-damar hastalıkları, metabolik bozukluklar ve yaşlanmayla ilişkili bazı sağlık sorunlarıyla bağlantılı bir biyolojik süreç olarak araştırılıyor.</p>

<p>WAHA çalışmasının sonuçları, cevizin bu sürecin bazı biyolojik göstergelerini etkileyebileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Buradaki önemli ayrım şu: İnflamasyon belirteçlerinin azalması, kişinin biyolojik yaşının doğrudan yavaşladığının kanıtı değildir.</p>

<p>Ceviz telomerlerin kısalmasını yavaşlatıyor mu?</p>

<p>Yaşlanma araştırmalarında sık incelenen yapılardan biri telomerlerdir. Telomerler, kromozomların uç bölümlerini koruyan yapılardır ve hücre bölünmeleri sırasında zamanla kısalabilir.</p>

<p>WAHA çalışmasının Barcelona grubundan 149 kişinin dahil edildiği bir alt analizde lökosit telomer uzunluğu iki yıl boyunca takip edildi.</p>

<p>Kontrol grubunda telomer uzunluğunda azalma görülürken ceviz tüketen grupta telomerlerin daha iyi korunabileceğini düşündüren bir eğilim ortaya çıktı.</p>

<p>Ancak gruplar arasındaki fark geleneksel istatistiksel anlamlılık sınırına ulaşmadı.</p>

<p>Araştırmacılar da bu sonucu kesin bir kanıt olarak değerlendirmedi ve daha büyük çalışmalarla doğrulanması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Dolayısıyla “ceviz telomerleri koruyor” ya da “biyolojik yaşlanmayı yavaşlatıyor” demek için henüz erken.</p>

<p>Daha doğru ifade, düzenli ceviz tüketiminin telomer kaybını yavaşlatabileceğine ilişkin ön bulgular bulunduğudur.</p>

<p>Ceviz neden inflamasyonu etkileyebilir?</p>

<p>Ceviz diğer birçok kuruyemişten farklı bir yağ profiline sahip.</p>

<p>Bitkisel omega-3 yağ asidi olan alfa-linolenik asit, çoklu doymamış yağlar ve çeşitli polifenoller içeriyor.</p>

<p>Bu bileşiklerin inflamasyon, oksidatif stres, damar sağlığı ve kan lipidleri üzerinde etkileri araştırılıyor.</p>

<p>Ancak bir besinin içerdiği maddelerin laboratuvar ortamında anti-inflamatuvar etki göstermesi, o besinin insanlarda belirli bir hastalığı önlediği anlamına gelmez.</p>

<p>WAHA çalışmasını önemli kılan nokta da burada ortaya çıkıyor: Araştırma yalnızca cevizin içeriğine bakmadı; gerçek insanların iki yıl boyunca ceviz tüketmesinin kanlarındaki belirli biyolojik göstergelere etkisini değerlendirdi.</p>

<p>Ceviz kanser riskini azaltıyor mu?</p>

<p>Bu konuda kanıt, inflamasyon bulguları kadar güçlü değil.</p>

<p>Ceviz ve diğer kuruyemişlerin kanserle ilişkisini araştıran laboratuvar çalışmaları, hayvan deneyleri ve gözlemsel insan araştırmaları bulunuyor. Bazı çalışmalar daha fazla kuruyemiş tüketen kişilerde belirli kanser türlerinin daha az görülebileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak bu verilerden doğrudan “ceviz kanseri önler” sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Walnut tüketimi üzerine yapılan sistematik incelemelerde, ceviz tüketiminin kanser gelişimini önlediğini kanıtlayan güçlü randomize kontrollü insan çalışmaları bulunmadığı belirtiliyor.</p>

<p>Üstelik büyük prospektif kohortlardan elde edilen sonuçlar da tüm kanser türleri için tutarlı değil.</p>

<p>Bazı meta-analizlerde genel kuruyemiş tüketimi ile kolon veya bazı diğer kanserler arasında ters ilişki bildirilirken, meme kanseri dahil birçok kanser türünde anlamlı bir ilişki gösterilemedi.</p>

<p>Bu çalışmaların önemli bir bölümü ayrıca yalnızca cevizi değil, farklı kuruyemiş türlerini birlikte değerlendiriyor.</p>

<p>Bu nedenle “ceviz özellikle kolon ve meme kanseri riskini azaltır” şeklindeki kesin bir ifade mevcut insan kanıtlarının ötesine geçiyor.</p>

<p>Günde 30–60 gram ceviz herkes için gerekli mi?</p>

<p>WAHA çalışmasında kullanılan miktar yaklaşık 30–60 gramdı. Ancak bu değer araştırmanın müdahale dozudur; herkesin sağlıklı olmak için mutlaka bu miktarda ceviz tüketmesi gerektiği anlamına gelmez.</p>

<p>Ceviz enerji yoğun bir besindir. Yaklaşık 30 gramlık bir porsiyon kabaca bir avuç içi cevize karşılık gelir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlıklı beslenme düzeninde ceviz; tuzlu atıştırmalıklar, işlenmiş gıdalar veya doymuş yağdan zengin seçeneklerin yerine tercih edildiğinde daha anlamlı olabilir.</p>

<p>Burada bütün beslenme düzeni, tek bir besinden daha önemlidir.</p>

<p>Ceviz için bugün ne söyleyebiliriz?</p>

<p>Mevcut bilimsel verilerin en güçlü şekilde desteklediği sonuç, cevizin sağlıklı bir beslenme modelinin parçası olabileceğidir.</p>

<p>WAHA araştırması, iki yıl boyunca düzenli ceviz tüketiminin yaşlı yetişkinlerde bazı inflamasyon belirteçlerini azaltabildiğini gösterdi.</p>

<p>Telomerlerle ilgili sonuç ilgi çekici olmakla birlikte henüz kesin değil.</p>

<p>Kanser açısından ise laboratuvar ve gözlemsel araştırmalar araştırmaya değer işaretler taşısa da, cevizin tek başına kanseri önlediğini ya da belirli bir kanser türünün riskini azalttığını söylemek için yeterli klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Cevizin gerçek bilimsel hikâyesi bu nedenle “mucize bir uzun ömür yiyeceği” olmasından değil, sağlıklı beslenme düzeni içinde kalp-damar ve metabolik sağlık açısından değerli bir besin olmasından kaynaklanıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Ceviz sağlıklı bir besin olsa da kuruyemiş alerjisi bulunan kişiler tüketmemelidir. Beslenme düzeninde önemli değişiklik yapacak kişiler, özellikle özel bir hastalık veya beslenme kısıtlaması varsa sağlık profesyoneline danışmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. Journal of the American College of Cardiology — Effects of 2-Year Walnut-Supplemented Diet on Inflammatory Biomarkers — 2020<br />
2. Nutrients — Walnut Consumption for Two Years and Leukocyte Telomere Attrition in Mediterranean Elders: Results of a Randomized Controlled Trial — 2018<br />
3. Nutrition Reviews — Walnut Consumption and Health Outcomes with Public Health Relevance: A Systematic Review of Cohort Studies and Randomized Controlled Trials — 2023 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ceviz-yaslanmayi-yavaslatir-mi-inflamasyon-telomer-ve-kanser-bulgulari</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 23:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1520.jpeg" type="image/jpeg" length="74804"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yumurtalık Kanseri Kilo Aldırır mı? Kilo Artışı ve Karın Şişkinliği Ne Anlama Gelir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yumurtalik-kanseri-kilo-aldirir-mi-kilo-artisi-ve-karin-siskinligi-ne-anlama-gelir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yumurtalik-kanseri-kilo-aldirir-mi-kilo-artisi-ve-karin-siskinligi-ne-anlama-gelir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yumurtalık kanserinde kilo artışı tek başına tipik bir belirti değildir. Ancak karında sıvı birikmesi, şişkinlik ve tedaviye bağlı ödem tartıda artışa yol açabilir; kalıcı değişiklikler değerlendirilmelidir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yumurtalık kanseri doğrudan ve her hastada kilo artışına yol açan bir hastalık değildir. Ancak hastalığın bazı dönemlerinde karında sıvı birikmesi, ödem veya tedaviye bağlı değişiklikler tartıda hızlı artışa neden olabilir. Bu nedenle özellikle karın çevresinde büyüme ile birlikte ortaya çıkan açıklanamayan kilo değişiklikleri yalnızca “kilo aldım” şeklinde değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Yumurtalık kanserinde daha dikkat çekici belirtiler arasında kalıcı karın şişkinliği, karın veya pelvis ağrısı, yemek yerken çabuk doyma ve idrara sık çıkma ya da ani sıkışma hissi bulunur. Bu belirtilerin pek çok iyi huylu hastalıkta da görülebilmesi nedeniyle tek başına herhangi biri kanser anlamına gelmez. Önemli olan belirtilerin yeni başlaması, sıklaşması, kalıcı hâle gelmesi veya kişinin olağan durumundan belirgin şekilde farklılaşmasıdır.</p>

<p>Yumurtalık Kanseri Kilo Aldırır mı?</p>

<p>Yumurtalık kanserinde tartıdaki artışın nedeni her zaman yağ dokusundaki artış değildir. Özellikle karın boşluğunda sıvı birikmesi durumunda vücut ağırlığı kısa sürede artabilir.</p>

<p>Bu tabloya “asit” adı verilir. Asit, karın boşluğunda normalden fazla sıvı birikmesidir. Yumurtalık kanseri dahil bazı kanserlerde, özellikle hastalık karın zarını etkilediğinde ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu durumda hasta kilo almış gibi görünse de asıl değişiklik vücutta yağ birikmesinden değil sıvı birikiminden kaynaklanabilir.</p>

<p>Asit Karında Şişkinlik ve Hızlı Kilo Artışı Yapabilir</p>

<p>Asit geliştiğinde karın giderek daha şiş ve gergin hâle gelebilir. Pantolon veya eteklerin bel kısmının kısa sürede dar gelmesi, karın çevresinde belirgin büyüme ve tartıda hızlı artış görülebilir.</p>

<p>Sıvının miktarı arttıkça karın içindeki organlara ve diyaframa baskı oluşabilir. Bunun sonucunda erken doyma, iştah azalması, karında rahatsızlık, bulantı veya nefes darlığı ortaya çıkabilir.</p>

<p>Buradaki önemli ayrım şudur: Kişinin kilosu artarken kas veya yağ dokusu artmıyor olabilir. Hatta bazı hastalarda genel vücut ağırlığı azalırken karın bölgesi sıvı nedeniyle büyüyebilir.</p>

<p>Karın Şişkinliği Tek Başına Yumurtalık Kanseri Anlamına Gelmez</p>

<p>Karın şişkinliği toplumda çok yaygın bir yakınmadır. Gaz, kabızlık, beslenme değişiklikleri, irritabl bağırsak sendromu, adet dönemi ve birçok başka durum şişkinlik yapabilir.</p>

<p>Bu nedenle birkaç günlük şişkinliği doğrudan yumurtalık kanseriyle ilişkilendirmek doğru değildir.</p>

<p>Daha çok dikkat edilmesi gereken durum, kişinin daha önce yaşamadığı bir şişkinliğin sürekli veya sık tekrarlayan hâle gelmesi ve buna başka belirtilerin eşlik etmesidir.</p>

<p>Özellikle şu yakınmalar birlikteyse değerlendirme önem kazanır:</p>

<p>Kalıcı veya giderek artan karın şişkinliği</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karın ya da pelvis bölgesinde ağrı veya baskı</p>

<p>Normalden daha çabuk doyma</p>

<p>İştahın azalması</p>

<p>İdrara daha sık çıkma veya ani idrar sıkışması</p>

<p>Açıklanamayan kilo kaybı ya da kilo değişimi</p>

<p>Bağırsak alışkanlıklarında yeni değişiklikler</p>

<p>Bu belirtilerin bulunması kanser olduğu anlamına gelmez. Ancak nedeninin belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Tedavi Sürecinde de Kilo Artışı Görülebilir</p>

<p>Yumurtalık kanseri tedavisi sırasında kilo değişiklikleri farklı nedenlerle ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bazı ilaçlar ve kanser tedavileri vücudun sıvı tutmasına neden olabilir. Ödem olarak adlandırılan bu durum ayak bileklerinde, bacaklarda veya vücudun başka bölgelerinde şişlikle birlikte görülebilir.</p>

<p>Tedavi sırasında hareketliliğin azalması, iştah değişiklikleri ve beslenme düzenindeki farklılıklar da vücut ağırlığını etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle kanser tedavisi gören bir hastada ani kilo artışının nedenini yalnızca beslenmeye bağlamak doğru değildir. Özellikle hızlı gelişen kilo artışı veya beraberinde şişlik varsa tedavi ekibine bildirilmelidir.</p>

<p>Kilo Artışı Tek Başına Yumurtalık Kanseri Belirtisi Sayılır mı?</p>

<p>Hayır. Tek başına kilo artışı yumurtalık kanserine özgü bir belirti değildir.</p>

<p>Yumurtalık kanserinde kilo kaybı da görülebilir. Hastalık ilerlediğinde iştah azalması ve erken doyma nedeniyle kişi yeterince beslenemeyebilir. Buna karşılık karında sıvı birikmesi karın çevresini büyütebilir ve tartıdaki ağırlığı artırabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca tartıdaki rakama değil, kilo değişiminin nasıl geliştiğine ve başka hangi belirtilerin eşlik ettiğine bakılır.</p>

<p>Yumurtalık Kanserinde Hangi Belirtiler Daha Önemli?</p>

<p>Yumurtalık kanserinin erken döneminde belirti olmayabilir. Belirti olduğunda ise çoğu zaman özgül değildir.</p>

<p>En sık bildirilen yakınmalar şunlardır:</p>

<p>Karında şişkinlik</p>

<p>Karın veya pelvis ağrısı</p>

<p>Yemek yerken çabuk doyma</p>

<p>İştah azalması</p>

<p>Sık idrara çıkma veya idrar sıkışması</p>

<p>Bu belirtiler birkaç gün içinde geçmek yerine haftalar boyunca sürüyorsa veya giderek belirginleşiyorsa hekim değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Şüphe Varsa Nasıl Değerlendirilir?</p>

<p>Yumurtalık kanseri şüphesinde değerlendirme yalnızca tek bir kan testine dayanmaz.</p>

<p>Hekim hastanın yakınmalarını ve aile öyküsünü değerlendirir, fizik ve jinekolojik muayene yapabilir. Gerektiğinde ultrason başta olmak üzere görüntüleme yöntemleri ve bazı kan testleri kullanılabilir.</p>

<p>CA-125 testi bazı hastalarda yardımcı olabilir ancak tek başına yumurtalık kanserini gösteren veya toplum genelinde güvenilir tarama sağlayan bir test değildir. CA-125 değerinin kanser dışındaki durumlarda da yükselebileceği unutulmamalıdır.</p>

<p>Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?</p>

<p>Yeni başlayan ve geçmeyen karın şişkinliği, erken doyma, karın veya pelvis ağrısı ya da idrar alışkanlığında belirgin değişiklik varsa değerlendirme geciktirilmemelidir.</p>

<p>Özellikle kısa sürede belirgin karın büyümesi veya hızlı kilo artışı gelişmişse bunun sıvı birikimiyle ilişkili olup olmadığının araştırılması gerekir.</p>

<p>Daha önce yumurtalık kanseri tanısı almış kişilerde ani kilo artışı, belirgin karın şişmesi, bacaklarda ödem veya nefes darlığı gelişmesi tedavi ekibine bildirilmelidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Karın şişkinliği veya kilo artışı tek başına yumurtalık kanseri tanısı koydurmaz. Ancak yeni başlayan, kalıcı veya giderek artan belirtiler özellikle erken doyma, karın-pelvis ağrısı ve idrar yakınmalarıyla birlikteyse hekim değerlendirmesi gerekir. Şiddetli nefes darlığı veya hızla artan karın şişliği acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. National Cancer Institute — Ascites and Cancer — Güncel hasta bilgilendirme kaydı<br />
2. American Cancer Society — Signs and Symptoms of Ovarian Cancer — 2025<br />
3. American Cancer Society — Weight Changes: Managing Cancer-related Side Effects — Güncel hasta bilgilendirme kaydı </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yumurtalik-kanseri-kilo-aldirir-mi-kilo-artisi-ve-karin-siskinligi-ne-anlama-gelir</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 21:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1516.jpeg" type="image/jpeg" length="70643"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hipnozun Öncülü Hastanelere Nasıl Girdi? Dr. John Elliotson’ın Yükselişi ve Düşüşü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hipnozun-onculu-hastanelere-nasil-girdi-dr-john-elliotsonin-yukselisi-ve-dususu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hipnozun-onculu-hastanelere-nasil-girdi-dr-john-elliotsonin-yukselisi-ve-dususu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Charles Dickens’ın bile izlemeye gittiği mesmerizm deneyleri, Londra’nın önde gelen hekimlerinden John Elliotson’ın kariyerini sarstı. Yaşananlar, tıp tarihinde yenilik arayışı ile bilimsel kanıt arasındaki sınırın neden önemli olduğunu gösteren çarpıcı örneklerden biri oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>1838 yılının Londra’sında bir hastanenin amfisinde sıra dışı sahneler yaşanıyordu.<br />
Doktorlar, tıp öğrencileri, aristokratlar ve dönemin tanınmış isimleri genç hastaların “manyetik uyku” olarak tanımlanan bir duruma sokulmasını izliyordu.<br />
Gösterilerin merkezindeki isim ise sıradan bir hekim değildi.<br />
Dr. John Elliotson, University College London’ın önde gelen tıp profesörlerinden, döneminin tanınmış klinisyen ve öğretmenlerinden biriydi. Stetoskopun Britanya’da kullanılmasını destekleyen erken dönem hekimleri arasında yer almış, yeni tedavi ve tanı yöntemlerine açık bir isim olarak ün kazanmıştı.<br />
Ancak kariyerinin yönünü değiştiren konu bunların hiçbiri olmadı.<br />
Elliotson’ı tıp tarihinin en tartışmalı hekimlerinden biri hâline getiren şey mesmerizm, yani dönemin ifadesiyle “hayvan manyetizması” oldu.<br />
Bu gerçekten hipnoz muydu?<br />
Bugünden bakıldığında Elliotson’ın uygulamalarını “hipnoz” olarak adlandırmak kolaydır. Ancak tarihsel açıdan önemli bir ayrım vardır.<br />
Elliotson’ın savunduğu yöntem, 18. yüzyılda Franz Anton Mesmer tarafından geliştirilen hayvan manyetizması düşüncesine dayanıyordu. Bu görüşe göre canlılar arasında görünmez bir güç ya da “manyetik akışkan” bulunuyor ve bunun çeşitli hastalıklar üzerinde etkili olabileceği düşünülüyordu.<br />
Bugünkü klinik hipnoz anlayışı böyle bir manyetik gücün varlığını kabul etmez.<br />
İskoç cerrah James Braid, 1840’ların başında mesmerizm gösterilerini incelemeye başladı ve ortaya çıkan durumları gizemli bir manyetik güç yerine dikkat, odaklanma ve zihinsel-fizyolojik süreçlerle açıklamaya çalıştı.<br />
Braid’in çalışmalarıyla birlikte “hipnotizm” kavramı giderek mesmerizmden ayrıldı.<br />
Bu nedenle Elliotson’ın hikâyesi, modern hipnozun doğrudan başlangıcından çok hipnozun bilimsel bir kavrama dönüşmesinden önceki tartışmalı dönemin en önemli olaylarından biri olarak değerlendirilmelidir.<br />
Hastane bir anda deney sahnesine dönüştü<br />
Elliotson, Fransız mesmerist Baron du Potet’nin Londra’daki gösterilerinden etkilendikten sonra University College Hospital’da mesmerizm uygulamalarına yöneldi.<br />
Kısa sürede bu çalışmalar sıradan hasta muayenelerinin ötesine geçti.<br />
Özellikle epilepsi nedeniyle hastaneye yatırılan genç Elizabeth ve Jane Okey kardeşler, Elliotson’ın deneylerinin merkezine yerleşti.<br />
Elliotson, kardeşleri mesmeric trans olarak tanımladığı durumlara sokuyor; ağrı, elektriksel uyaranlar ve çeşitli nesnelere verdikleri tepkileri gözlemliyordu.<br />
Gösteriler giderek daha fazla ilgi çekmeye başladı.<br />
10 Mayıs 1838’de gerçekleştirilen gösterilerden birini yaklaşık 200 tıp mensubunun yanı sıra aristokratların, milletvekillerinin ve ünlü bilim insanı Michael Faraday’ın da izlediği kaydediliyor.<br />
Hastane böylece yalnızca tedavinin yürütüldüğü bir yer olmaktan çıkıyor; bilimsel deney, toplumsal merak ve gösteri kültürünün iç içe geçtiği bir mekâna dönüşüyordu.<br />
Charles Dickens da izleyiciler arasındaydı<br />
Elliotson’ın çalışmalarına ilgi gösterenlerden biri de genç Charles Dickens oldu.<br />
University College London arşivlerindeki Elliotson vaka kayıtlarına dayanan tarihsel çalışmalara göre Dickens, ressam ve karikatürist George Cruikshank ile birlikte 4 Ocak 1838’de University College Hospital’a giderek Elliotson’ın mesmerizm uygulamalarını izledi.<br />
Dickens gördüklerinden etkilendi.<br />
Daha sonraki yıllarda mesmerizm teknikleriyle ilgilendiği, çevresindeki bazı kişiler üzerinde uygulamalar yaptığı ve konuya uzun süre merak duyduğu biliniyor.<br />
Böylece mesmerizm yalnızca hastanelerde tartışılan bir tıbbi mesele olmaktan çıktı; Viktorya dönemi İngiltere’sinde bilim, edebiyat, basın ve popüler kültürün kesiştiği geniş bir tartışma alanına dönüştü.<br />
Bilimsel tartışma büyüyor<br />
Elliotson zamanla yalnızca trans hâllerini değil, daha sıra dışı iddiaları da araştırmaya başladı.<br />
Mesmerize edilen kişilerin belirli maddeleri fark edebileceği, başka insanların hastalıkları hakkında bilgi verebileceği ya da normal duyuların ötesinde bazı yetenekler gösterebileceği öne sürülüyordu.<br />
İşte tartışmanın kırılma noktası burada ortaya çıktı.<br />
Dönemin en etkili tıp yayınlarından The Lancet’in kurucusu ve editörü Thomas Wakley, Okey kardeşlerle yapılan bazı gösterileri kontrollü biçimde sınamaya girişti.<br />
Wakley’nin Ağustos 1838’de yürüttüğü deneylerin sonuçları, 1 Eylül 1838 tarihli The Lancet sayısında yayımlandı.<br />
Wakley ve dergi, deneylerin Elliotson’ın ileri sürdüğü olağanüstü iddiaları desteklemediği sonucuna vardı ve Okey kardeşlerin bazı tepkilerinde aldatmanın rol oynadığını ileri sürdü.<br />
Bu yorum Elliotson’ın bilimsel itibarı açısından ağır bir darbe oldu.<br />
Burada önemli bir ayrıntı vardır: Okey kardeşlerin “sahtekâr” olduklarını kesinleşmiş tarihsel bir gerçek olarak söylemek yerine, Wakley ve The Lancet’in deneylerden bu sonuca vardığını belirtmek daha doğru bir tarih yazımı yaklaşımıdır.<br />
Tartışma kısa sürede University College yönetimine kadar ulaştı.<br />
Kurum, hastane içinde mesmerizm uygulamalarına karşı tavır aldı. Elliotson ise geri adım atmadı.<br />
Sonunda Aralık 1838’de University College’daki profesörlük ve hastane görevlerinden istifa etti.<br />
Ancak Elliotson mesmerizmden vazgeçmedi<br />
Akademik kariyerinin ağır yara alması Elliotson’ın görüşlerini değiştirmedi.<br />
Mesmerizmi savunmaya ve uygulamaya devam etti.<br />
İlk sayısı Mart 1843’te yayımlanan The Zoist’in ortaya çıkışında önemli rol oynadı ve dergi mesmerizmin tıbbi kullanımını savunan başlıca yayınlardan biri hâline geldi.<br />
Elliotson ve onu destekleyen hekimler özellikle mesmerizmin ağrı kontrolünde kullanılabileceğini savundular.<br />
Bu tartışmaların yaşandığı dönem, cerrahi tarihinin de önemli bir dönüm noktasına denk geliyordu.<br />
Etkili genel anestezi henüz tıbbın rutin bir parçası değildi.<br />
Mesmerizm savunucuları bazı ameliyatların bu yöntemle daha az ağrılı gerçekleştirilebildiğini öne sürerken, 1840’ların ortasından itibaren eter ve ardından kloroform gibi kimyasal anesteziklerin kullanıma girmesi cerrahide çok daha büyük ve kalıcı bir dönüşüm yarattı.<br />
Saygın bir hekim nasıl tartışmanın merkezine geldi?<br />
Elliotson’ın hikâyesini yalnızca “yanlış bir fikre inanmış doktor” şeklinde okumak eksik kalır.<br />
Çünkü Elliotson kendi döneminde saygın bir klinisyen, etkili bir öğretmen ve tıptaki yenilikleri yakından izleyen bir hekimdi.<br />
Onun hikâyesindeki asıl sorun, yeni fikirlere açık olması değildi.<br />
Sorun, olağanüstü iddiaların olağanüstü derecede güçlü kanıt gerektirdiği noktada ortaya çıktı.<br />
Bir gözlemin ilginç olması ile bilimsel olarak kanıtlanmış olması aynı şey değildi.<br />
Okey kardeşlerle yapılan gösterilerde bugünkü klinik araştırmaların temel unsurları olan sistematik kontrol grupları, körleme, bağımsız doğrulama ve modern etik denetim mekanizmaları bulunmuyordu.<br />
Ayrıca tedavi amacıyla hastaneye yatırılmış genç hastaların büyük izleyici grupları önünde deney ve gösterilerin merkezine yerleştirilmesi, bugünün tıp etiği ölçütleri açısından önemli sorular doğurmaktadır.<br />
Ancak 19. yüzyıldaki uygulamaları değerlendirirken bugünkü etik kuralların o dönemde henüz kurumsallaşmadığını da göz önünde bulundurmak gerekir.<br />
Elliotson vakasını değerli kılan nokta tam da budur:<br />
Bilim yeni fikirlere kapalı olmamalıdır. Fakat yeni ve sıra dışı iddialar, daha gevşek değil daha sıkı yöntemlerle sınanmalıdır.<br />
Peki modern hipnoz bugün tıpta kullanılıyor mu?<br />
Evet.<br />
Modern klinik hipnoz, tarihsel olarak mesmerizm tartışmalarından gelişmiş olsa da Elliotson’ın “hayvan manyetizması” için öne sürdüğü manyetik akışkan açıklamasına dayanmaz.<br />
Günümüzde hipnoz; kişinin dikkatinin belirli düşünce, duyum veya deneyimlere yoğunlaştırıldığı psikolojik bir yöntem olarak değerlendiriliyor.<br />
Bazı araştırmalarda özellikle irritabl bağırsak sendromu, işlem sırasında yaşanan kaygı ve bazı ağrı durumlarında destekleyici yararlar bildirilmiştir.<br />
Ancak kanıtların gücü kullanım alanına göre değişmektedir.<br />
Örneğin bazı ağrı çalışmalarında hipnoz, tedavi uygulanmayan gruplara kıyasla mütevazı faydalar gösterebilirken; gevşeme teknikleri, bilişsel davranışçı yöntemler veya başka aktif müdahaleler karşısında her zaman belirgin bir üstünlük göstermemektedir.<br />
Bu nedenle modern tıpta hipnoz, çoğu durumda standart tedavilerin yerine geçen bir yöntem değil, uygun hastalarda tamamlayıcı bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.<br />
İki yüzyıl sonra kalan ders<br />
John Elliotson’ın hikâyesi yaklaşık iki yüz yıl sonra bile tıp için şaşırtıcı derecede güncel.<br />
Çünkü tıp tarihinde benzer soru tekrar tekrar karşımıza çıkar:<br />
Bir yenilik ne zaman cesur bir bilimsel fikir, ne zaman yeterince sınanmamış bir iddia hâline gelir?<br />
Cevap yöntemin ne kadar etkileyici göründüğünde değildir.<br />
Belirleyici olan;<br />
kontrollü deney,<br />
tekrar edilebilir sonuç,<br />
bağımsız doğrulama,<br />
eleştiriye açıklık<br />
ve etik denetimdir.<br />
Elliotson’ın yükselişi ve düşüşü bu nedenle yalnızca hipnoz tarihinin değil, kanıta dayalı tıbbın neden gerekli olduğunun da çarpıcı hikâyelerinden biridir.<br />
Tıbbi uyarı<br />
Hipnoz herhangi bir hastalığın standart tanı veya tedavisinin yerine kullanılmamalıdır. Klinik amaçla uygulanması düşünülüyorsa, yöntem konusunda eğitimli ve yetkin sağlık profesyonellerinin değerlendirmesi tercih edilmelidir.<br />
Kaynaklar<br />
University College London — John Elliotson, University College Hospital ve 1838 mesmerizm tartışmaları.<br />
Royal College of Physicians — John Elliotson biyografisi ve tıbbi kariyeri.<br />
Wellcome Collection — John Elliotson, Okey kardeşler ve Charles Dickens’ın mesmerizme ilgisi.<br />
The Lancet tarihsel kayıtları — Thomas Wakley’nin 1838 mesmerizm deneyleri ve tartışmaları.<br />
Cambridge University Press — mesmerizm, cerrahi ağrı ve 19. yüzyıl tıp tarihi üzerine çalışmalar.<br />
Wellcome Collection — The Zoist, ilk sayı Mart 1843.<br />
NIH / National Center for Complementary and Integrative Health — modern hipnozun klinik kullanım alanları ve bilimsel kanıtların değerlendirilmesi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hipnozun-onculu-hastanelere-nasil-girdi-dr-john-elliotsonin-yukselisi-ve-dususu</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 20:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/hipnoz-haber-gorseli-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="86834"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Otoskop: Kulağın Karanlık Dünyasına Açılan Pencere]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/otoskop-kulagin-karanlik-dunyasina-acilan-pencere</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/otoskop-kulagin-karanlik-dunyasina-acilan-pencere" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Küçük bir ışık, koni biçiminde bir uç ve birkaç santimetrelik görüş alanı… Bugün neredeyse her muayene odasında bulunan otoskop, hekimlerin yüzyıllar boyunca görmekte zorlandığı kulak yolunu ve kulak zarını görünür hâle getirdi. Bu küçük aletin arkasında ise yüzyıllara yayılan dikkat çekici bir tıp tarihi var.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>İnsan bedeninin bazı bölgeleri hekimler için uzun süre adeta karanlık bir dünyaydı.<br />
Kulak da bunlardan biriydi.<br />
Kulak kepçesi dışarıdan kolaylıkla görülebiliyordu. Ancak dış kulak yolunun dar ve kıvrımlı yapısı nedeniyle daha derindeki yapıları, özellikle de kulak zarını ayrıntılı biçimde incelemek kolay değildi.<br />
Sorun yalnızca kulağın içine bakmak değildi.<br />
Aynı anda hem dar kanalı açık tutmak hem yeterli ışığı içeri göndermek hem de görüntüyü değerlendirmek gerekiyordu.<br />
Bugün bütün bunları küçük bir otoskop birkaç saniye içinde yapabiliyor.<br />
Hikâye otoskoptan çok önce başladı<br />
Otoskopun tarihini tek bir mucide ve tek bir tarihe bağlamak doğru değil.<br />
Çünkü modern otoskop ortaya çıkmadan yüzyıllar önce hekimler kulağın içini görebilmek için çeşitli araçlar geliştirmeye başlamıştı.<br />
yüzyılda Fransız cerrah Guy de Chauliac, kulak ve burun kanallarını açmaya yarayan erken dönem spekulum benzeri araçlardan söz etti.<br />
Bunlar bugünkü anlamıyla otoskop değildi.<br />
Ancak dar anatomik boşlukların doğrudan incelenebilmesi için kullanılan araçların gelişiminde önemli basamaklardan birini oluşturuyordu.<br />
Daha sonraki yüzyıllarda spekulumlar geliştirildi.<br />
Fakat temel sorun devam ediyordu:<br />
Işık.<br />
Elektrik henüz yoktu.<br />
Hekimler güneş ışığı, mum, aynalar ve merceklerden yararlanarak kulak yolunun derinliklerini görmeye çalışıyordu.<br />
Bu nedenle otoskopun gerçek hikâyesi aslında tıbbın çok eski bir sorusunun hikâyesidir:<br />
İnsan bedeninin karanlık boşluklarını nasıl aydınlatabiliriz?<br />
Joseph Toynbee ve “otoscope” adı<br />
yüzyıl, kulak hastalıklarının bilimsel olarak incelenmesinde önemli bir dönem oldu.<br />
Bu dönemin önde gelen isimlerinden biri İngiliz cerrah Joseph Toynbee idi.<br />
Toynbee, insan kulağı ve temporal kemik üzerinde yaptığı geniş kapsamlı anatomik ve patolojik çalışmalarla modern otolojinin gelişmesine önemli katkı sağladı.<br />
Toynbee, 1850 dolaylarında “otoscope” adını verdiği bir araç da kullandı.<br />
Ancak burada önemli bir ayrım var.<br />
Toynbee’nin otoskopu, bugün bildiğimiz ışıklı ve büyütmeli otoskop gibi kulağın içine bakmak amacıyla kullanılmıyordu.<br />
Araç, Eustachi tüpünden verilen havanın orta kulağa ulaşıp ulaşmadığını dinlemek, yani auskültasyon yapmak için kullanılan tüp biçiminde bir sistemdi.<br />
Bu nedenle “otoscope” sözcüğünün erken kullanımlarından biri Toynbee ile ilişkilendirilse de modern görsel otoskopun gelişimini onun cihazından ayrı değerlendirmek daha doğru olur.<br />
1862: John Brunton’un otoskopu<br />
Bugün kullandığımız otoskopa çok daha fazla benzeyen önemli dönüm noktalarından biri 1862’de John Brunton tarafından geliştirilen cihazdı.<br />
Brunton’un otoskopunda;<br />
değiştirilebilir kulak spekulumları,<br />
ışığı yönlendiren delikli bir ayna,<br />
görüntüyü büyüten bir mercek<br />
aynı sistem içerisinde bir araya getirildi.<br />
Bu özellikleri nedeniyle Brunton’un cihazı modern otoskopların önemli öncülerinden biri kabul edilir.<br />
Artık mesele yalnızca kulak kanalını açık tutmak değildi.<br />
Hekim aynı zamanda bölgeyi aydınlatabiliyor ve görüntüyü büyüterek değerlendirebiliyordu.<br />
Bugünkü otoskopun temel mantığı da büyük ölçüde aynı prensiplere dayanıyor:<br />
Aydınlat, büyüt ve incele.<br />
1864: Kulak zarının hareketi de görünür oldu<br />
Otoskopinin gelişimindeki bir başka önemli isim Alman hekim Emil Siegle oldu.<br />
Siegle, 1864’te pnömatik kulak spekulumunu geliştirdi.<br />
Bu cihaz yalnızca kulak zarına bakmayı değil, kulak zarının basınç değişikliklerine verdiği hareketi de değerlendirmeyi mümkün hâle getiriyordu.<br />
Dış kulak yolundaki hava basıncı hafifçe değiştirilerek kulak zarının hareketliliği gözlenebiliyordu.<br />
Bu oldukça önemliydi.<br />
Çünkü hekim artık yalnızca:<br />
“Kulak zarı nasıl görünüyor?”<br />
sorusunu değil,<br />
“Kulak zarı nasıl hareket ediyor?”<br />
sorusunu da sorabiliyordu.<br />
Bu prensip günümüzde kullanılan pnömatik otoskopinin temelini oluşturdu.<br />
Elektrik ışığı oyunun kurallarını değiştirdi<br />
yüzyılın sonlarına kadar hekimlerin en büyük sorunlarından biri güvenilir bir ışık kaynağıydı.<br />
Elektrikli aydınlatmanın gelişmesi bu sorunu büyük ölçüde değiştirdi.<br />
Küçük ampullerin tıbbi cihazlarda kullanılabilir hâle gelmesiyle dışarıdaki bir ışık kaynağını aynalarla kulağın içine yönlendirme ihtiyacı giderek azaldı.<br />
Işık artık cihazın kendisine taşınabiliyordu.<br />
Bu gelişme otoskopu daha küçük, daha kullanışlı ve daha taşınabilir hâle getiren sürecin önünü açtı.<br />
yüzyılın sonlarından itibaren elektrikli aydınlatmanın endoskopik ve otolojik cihazlara uyarlanması hızlandı.<br />
1904: Daha kompakt tasarımlar ortaya çıktı<br />
Peter T. Geyerman, 1904’te daha kompakt ve kapalı yapıda bir otoskop geliştirdi.<br />
Bu tür tasarımlar otoskopun günlük klinik kullanımını kolaylaştırdı.<br />
Cihaz giderek büyük ve dış ışık kaynağına bağımlı sistemlerden uzaklaşıyor, hekimin elinde daha rahat kullanabileceği bir muayene aracına dönüşüyordu.<br />
Birkaç yıl sonra bu gelişim yeni bir aşamaya geçecekti.<br />
1910: Otoskop ele sığmaya başladı<br />
Henry L. De Zeng, 1910’da kuru pillerle çalışan pnömatik bir auriskop geliştirdi.<br />
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:<br />
De Zeng, pnömatik muayene fikrini ilk kez ortaya atan kişi değildi.<br />
Pnömatik prensibin temeli Siegle’ın 1864’te geliştirdiği kulak spekulumuna dayanıyordu.<br />
De Zeng’in yeniliği ise bu yaklaşımı kuru pille çalışan, elde taşınabilir bir cihazla birleştirmesiydi.<br />
Bu tasarımın genel biçimi bugünkü elde taşınan otoskoplara giderek daha fazla yaklaşıyordu.<br />
Artık elektrik kaynağının büyük bir dış sistem olması gerekmiyordu.<br />
Enerji cihazın içinde taşınabiliyordu.<br />
Bu gelişme, otoskopun hastane veya muayene odasına bağlı bir aletten hekimin elinde taşıyabileceği günlük bir muayene aracına dönüşmesinde önemli basamaklardan biri oldu.<br />
20. yüzyılda modern otoskop doğdu<br />
yüzyıl boyunca otoskop teknolojisi giderek gelişti.<br />
Pilli saplar yaygınlaştı.<br />
Ampuller küçüldü ve güçlendi.<br />
Mercek sistemleri geliştirildi.<br />
Daha sonra fiberoptik aydınlatma sistemleri kullanılmaya başlandı.<br />
Kulak spekulumları da farklı boyutlarda üretilebilir hâle geldi ve tek kullanımlık plastik modeller yaygınlaştı.<br />
Böylece otoskop, kulak muayenesinin standart araçlarından biri hâline geldi.<br />
Bugün otoskopla ne görüyoruz?<br />
Modern otoskop temel olarak dış kulak yolunu ve kulak zarını değerlendirmek için kullanılıyor.<br />
Muayene sırasında hekim;<br />
kulak yolundaki tıkanıklıkları, kulak kirini, yabancı cisimleri, dış kulak yolu değişikliklerini, kulak zarının rengini, bütünlüğünü ve pozisyonunu değerlendirebilir.<br />
Orta kulakta sıvı birikimi veya enfeksiyon düşündüren bazı bulgular da kulak zarındaki değişikliklerden anlaşılabilir.<br />
Pnömatik otoskopide ise kulak zarının hareketliliği hakkında ek bilgi edinilebilir.<br />
Bu nedenle otoskop yalnızca kulağın içine ışık tutan basit bir alet değildir.<br />
Doğru kullanıldığında ve doğru yorumlandığında önemli bir klinik muayene aracıdır.<br />
Şimdi sıra dijital otoskoplarda<br />
Otoskopun yüzyıllara yayılan yolculuğunun son halkası dijitalleşme oldu.<br />
Yeni nesil video ve dijital otoskoplarda görüntü artık yalnızca hekimin gözünden görülmüyor.<br />
Kamera aracılığıyla ekrana aktarılabiliyor.<br />
Görüntü büyütülebiliyor, kaydedilebiliyor ve gerektiğinde başka bir sağlık profesyoneliyle paylaşılabiliyor.<br />
Bazı sistemler akıllı telefonlarla birlikte çalışabiliyor.<br />
Böylece 19. yüzyılda aynalar ve dışarıdaki ışık kaynaklarıyla gerçekleştirilmeye çalışılan kulak muayenesi, bugün yüksek çözünürlüklü dijital görüntülere dönüşmüş durumda.<br />
Son yıllarda dijital otoskop görüntülerinin yapay zekâ sistemleriyle değerlendirilmesi de araştırılıyor.<br />
Fakat burada önemli bir ayrım var:<br />
Görüntüyü elde etmek ile görüntüyü doğru yorumlamak aynı şey değildir.<br />
Kulak zarının rengi, pozisyonu, bütünlüğü ve hareketliliği gibi özelliklerin değerlendirilmesi klinik bilgi ve deneyim gerektirir.<br />
Küçük alet, büyük değişim<br />
Otoskop ilk bakışta tıp tarihinin en büyük teknolojik buluşları arasında görünmeyebilir.<br />
Bir MR cihazı kadar büyük değildir.<br />
Bir ameliyat robotu kadar karmaşık değildir.<br />
Bir laboratuvar sistemi kadar gösterişli de değildir.<br />
Ama tıbbın ilerlemesi her zaman büyük makinelerle gerçekleşmedi.<br />
Bazen en önemli gelişme, daha önce görülemeyen bir yere ışık tutabilmekti.<br />
Otoskop tam olarak bunu yaptı.<br />
Yüzyıllar boyunca hekimlerin görmekte zorlandığı kulak yolu ve kulak zarı; spekulum, ayna, mercek ve ışığın zaman içinde aynı cihazda birleşmesiyle günlük muayenenin parçası hâline geldi.<br />
Bugün bir hekimin cebine sığabilecek kadar küçük olan bu araç, aslında tıp tarihindeki en temel düşüncelerden birini temsil ediyor:<br />
Görebildiğimiz şeyi daha iyi anlayabiliriz.<br />
Kaynaklar<br />
Falkson SR, Sutton AE, Tadi P. Otoscopy. StatPearls, National Library of Medicine.<br />
Isaacson G. The Evolution of the Otoscope. Ear, Nose &amp; Throat Journal, 2024.<br />
Suh C, Zhao DZ, Ganti L. History and Evolution of the Otoscope. Cureus, 2025.<br />
Feldmann H. History of the Ear Speculum. Laryngorhinootologie, 1996.<br />
Science Museum Group Collection, Joseph Toynbee otoskopuna ilişkin koleksiyon kayıtları.<br />
Smithsonian Institution, Emil Siegle’ın pnömatik kulak spekulumuna ilişkin tarihsel koleksiyon kayıtları.<br />
National Library of Medicine / PubMed, otoskopi ve kulak muayenesinin tarihine ilişkin kayıtlar.<br />
Tıbbi not<br />
Otoskopla elde edilen görüntülerin değerlendirilmesi tıbbi bilgi ve klinik deneyim gerektirir. Kulak ağrısı, akıntı, işitme kaybı, baş dönmesi, kulakta dolgunluk veya kulak zarında sorun şüphesi bulunan kişilerin kendi kendine tanı koymaya çalışmak yerine sağlık profesyoneline başvurması gerekir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/otoskop-kulagin-karanlik-dunyasina-acilan-pencere</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 19:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/otoskop-1280x720-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="89521"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıpta Son 48 Saat: Dört Yeni Araştırmadan Öne Çıkan Bulgular]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tipta-son-48-saat-dort-yeni-arastirmadan-one-cikan-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tipta-son-48-saat-dort-yeni-arastirmadan-one-cikan-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya, ABD, Hollanda ve Çin'den son 48 saatte yayımlanan dört hakemli araştırma; ağır inmede ameliyat sonrası sonuçları, pankreas kanserinde sağkalım ölçütlerini, 10 bini aşkın lenfoma hastasında tedavi zamanlamasını ve kanser immünoterapisinde RNA temizleme mekanizmasını inceledi. Üç çalışma insan verilerine dayanırken, Çin'deki immünoterapi araştırmasının tedaviye ilişkin bulguları henüz deneysel aşamada.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Tıp literatüründe 26–28 Eylül 2026 arasında yayımlanan dört araştırma, beyin cerrahisinden kanser immünoterapisine uzanan farklı alanlarda yeni veriler sundu.<br />
Scientific Reports'ta yayımlanan çalışma, ağır inme nedeniyle ameliyat edilen hastalarda görüntüleme bulguları ile 90 günlük fonksiyonel sonuçlar arasındaki ilişkiyi inceledi. Annals of Surgical Oncology'deki araştırmada 1.783 pankreas kanseri hastasının verileri üzerinden klinik araştırmalarda kullanılan sağkalım ölçütleri değerlendirildi.<br />
BMC Cancer'da yayımlanan Almanya merkezli araştırma, 10.872 lenfoma hastasında tedaviye başlama zamanı ile sağkalım arasındaki ilişkiye odaklandı. Çin'den gelen ve 28 Eylül'de Cell Research'te yayımlanan deneysel çalışma ise kanser hücrelerinde çift sarmallı RNA'nın temizlenmesinde görev alan bir mekanizmayı hedef aldı.<br />
Ağır inmede ameliyat sonrası sonuçlarla ilişkili yeni bulgular<br />
Almanya'daki beş üniversite hastanesinin katıldığı araştırmada, ağır orta serebral arter enfarktüsü geçiren ve beyindeki tehlikeli şişmeyi azaltmak amacıyla dekompresif hemikraniektomi uygulanan hastalar incelendi.<br />
Çalışma özellikle ameliyattan önce enfarkt bölgesinde kanamalı dönüşüm gelişmiş hastalara odaklandı.<br />
Araştırmaya 125 hasta dahil edildi. Bunların 110'unda 90 günlük fonksiyonel sonuçlara ulaşılabildi. Hastane içi ölüm oranı yüzde 27, 90 günlük ölüm oranı ise yüzde 36 olarak bildirildi.<br />
Analizlerde daha büyük enfarkt hacmi ve daha fazla kanama yükünün 90. gündeki daha kötü fonksiyonel durumla ilişkili olduğu görüldü. Her 50 mililitrelik enfarkt hacmi artışı, daha kötü fonksiyonel sonuca doğru kayma olasılığında artışla ilişkiliydi.<br />
Kanama hacmi de bazı analizlerde kötü sonuçla ilişkili bulundu. Ancak ikili duyarlılık analizinde enfarkt hacmi bağımsız ilişkisini korurken, kanama hacmine ilişkin sonuç istatistiksel anlamlılık sınırının hemen dışında kaldı.<br />
Bu nedenle çalışma, ameliyat öncesi görüntülemede özellikle enfarkt büyüklüğünün hastanın sonraki durumuna ilişkin ek bilgi sağlayabileceğine işaret ediyor.<br />
Araştırma yeni bir ameliyat yönteminin etkinliğini test etmiyor ve hangi hastanın ameliyat edilmesi gerektiğine tek başına yanıt vermiyor. Retrospektif tasarım ve ameliyat edilmeyen bir karşılaştırma grubunun bulunmaması, sonuçların yorumlanmasındaki temel sınırlılıklar arasında.<br />
Pankreas kanserinde 1.783 hastalık sağkalım analizi<br />
Pankreas kanseri klinik araştırmalarında tedavinin yaşam süresine etkisini belirlemek uzun takip gerektirebiliyor. Bu nedenle hastalığın ilerlemeden kontrol altında kaldığı süre gibi daha erken ölçülebilen sonuçların genel sağkalımın yerine kullanılıp kullanılamayacağı önem taşıyor.<br />
ABD ve Hollanda'daki merkezlerin katıldığı araştırmada, lokalize pankreatik duktal adenokarsinomu bulunan 1.783 hastanın verileri incelendi.<br />
Hastalar 2012–2022 döneminde başlangıç tedavisi olarak en az bir kür standart veya modifiye FOLFIRINOX almıştı.<br />
Medyan genel sağkalım 22,2 ay, hastalığın ilerlemeden kontrol altında kaldığı medyan süre ise 12,8 ay olarak hesaplandı.<br />
Progresyonsuz sağkalım ile genel sağkalım arasındaki korelasyon 0,647 düzeyinde kaldı. Araştırmacıların güçlü bir vekil ölçüt için önceden belirlediği 0,8 eşiğine ulaşılamadı.<br />
Bu sonuç, progresyonsuz sağkalımın klinik araştırmalarda değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Ancak lokalize pankreas kanserinde hastalığın ilerlemeden geçen süresinin, hastaların gerçek yaşam süresinin otomatik bir karşılığı olarak kabul edilemeyeceğini gösteriyor.<br />
Çalışma retrospektif olarak gerçekleştirildi. Uzun çalışma döneminde tedavi uygulamalarının değişmiş olması ve hasta grubundaki klinik farklılıklar sonuçların genellenmesini sınırlıyor.<br />
10.872 lenfoma hastasında tedavi zamanlaması incelendi<br />
Almanya'nın ulusal kanser kayıtlarına dayanan üçüncü araştırma, yeni tanı diffüz büyük B hücreli lenfomada (DLBCL) tanı ile sistemik tedavinin başlaması arasındaki sürenin sağkalımla ilişkisini araştırdı.<br />
Başlangıçta 16.443 hastanın kayıtları değerlendirildi. Tanıdan sonraki sekiz hafta içinde sistemik tedavi alan 10.872 hasta ana analize dahil edildi.<br />
Üç yıllık genel sağkalım, tedavinin başladığı haftalara göre yaklaşık yüzde 63 ile yüzde 75 arasında değişti. İlk haftalarda tedavi edilen hastalarda sağkalımın daha düşük görünmesi, ilk bakışta tedavi gecikmesinin avantajlı olabileceği izlenimini oluşturdu.<br />
Ancak araştırma tedaviyi geciktirmenin yaşam süresini uzattığını göstermiyor.<br />
Daha ağır ve agresif hastalığı bulunan kişilerin tedaviye daha hızlı başlatılması, bu ilişkinin önemli açıklamalarından biri olarak değerlendiriliyor. Bu durum gözlemsel araştırmalarda “tedavi endikasyonuna bağlı karıştırıcılık” olarak bilinen soruna örnek oluşturuyor.<br />
Çalışmanın gözlemsel olması nedeniyle neden-sonuç ilişkisi kurulamaz. Hastalığın risk düzeyini değerlendirmekte kullanılan Uluslararası Prognostik İndeks verilerinin hastaların büyük bölümünde bulunmaması da önemli bir sınırlılık.<br />
Araştırma bu nedenle lenfoma tedavisinin bilinçli biçimde ertelenmesini destekleyen bir kanıt olarak yorumlanmamalı.<br />
Çin'den kanser immünoterapisinde yeni RNA araştırması<br />
Son 48 saatin en yeni çalışmalarından biri 28 Eylül'de Cell Research'te yayımlandı.<br />
Çin'deki Xiamen Üniversitesi öncülüğündeki araştırmacılar, hücrelerde RNA'nın parçalanmasında görev alan RNASET2 enziminin tümör bağışıklığındaki rolünü araştırdı.<br />
Çalışmanın merkezinde çift sarmallı RNA bulunuyor. Hücre içinde bu RNA'nın birikmesi, normalde virüslere karşı çalışan doğuştan bağışıklık mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.<br />
Araştırmacılar, RNASET2'nin mitokondri kaynaklı çift sarmallı RNA'nın temizlenmesinde rol oynadığını ve magnezyumun bu enzimin işlevini etkilediğini gösterdi. RNASET2 mekanizmasının baskılanmasıyla çift sarmallı RNA birikiminin artması, deneysel modellerde antitümör bağışıklık yanıtının güçlenmesiyle ilişkilendirildi.<br />
Araştırmada insan biyolojik örneklerinden de yararlanıldı. Ancak RNASET2'yi hedefleyen bir kanser tedavisi insanlarda klinik olarak denenmedi.<br />
Bu nedenle çalışma yeni bir kanser ilacının etkili olduğunu göstermiyor. Bulgular, kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden kaçışında rol oynayabilecek bir mekanizmayı ve immünoterapi araştırmaları için yeni bir deneysel hedefi ortaya koyuyor.<br />
Bu yaklaşımın hastalara uygulanabilmesi için öncelikle güvenlilik, doz ve etkinliğin klinik araştırmalarda değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
Dört araştırma aynı kanıt düzeyinde değil<br />
Son 48 saatte yayımlanan bu çalışmalar farklı bilimsel sorulara yanıt arıyor ve kanıt düzeyleri birbirinden ayrılıyor.<br />
İnme araştırması 125 hastalık çok merkezli retrospektif klinik veriye, pankreas kanseri çalışması 1.783 hastalık uluslararası retrospektif kohorta, lenfoma araştırması ise 10.872 hastalık geniş bir ulusal kayıt analizine dayanıyor.<br />
Çin'deki RNA araştırması farklı bir aşamada bulunuyor. İnsan biyolojik örnekleri kullanılmış olsa da tedaviye ilişkin sonuçlar henüz klinik bir ilaç çalışmasına dayanmıyor.<br />
Bu ayrım, bulguların yorumlanmasında belirleyici. Laboratuvar ve deneysel modellerde bir mekanizmanın çalışması, aynı yöntemin insanlarda güvenli ve etkili olacağını göstermiyor. Benzer şekilde hasta kayıtlarında bulunan bir ilişki de tek başına neden-sonuç kanıtı oluşturmuyor.<br />
Dört çalışma, mevcut tedavileri değiştiren sonuçlardan çok, inme sonrası prognozun değerlendirilmesi, kanser araştırmalarında doğru sonlanım noktalarının seçilmesi, lenfomada tedavi zamanlamasının yorumlanması ve immünoterapide yeni biyolojik hedeflerin araştırılması açısından yeni veriler sağlıyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• Scientific Reports – Kanamalı dönüşüm bulunan malign serebral enfarktta dekompresif hemikraniektomi sonrası fonksiyonel sonuç araştırması<br />
• Annals of Surgical Oncology – Trans-Atlantic Pancreatic Surgery Consortium lokalize pankreas kanseri sağkalım analizi<br />
• BMC Cancer – Yeni tanı diffüz büyük B hücreli lenfomada tedavi başlangıç zamanı ve sağkalım araştırması<br />
• Cell Research – Magnezyuma duyarlı çift sarmallı RNA temizleme mekanizmasının kanser immünoterapisindeki rolünü inceleyen araştırma</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tipta-son-48-saat-dort-yeni-arastirmadan-one-cikan-bulgular</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 19:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/tipta-son-iki-gun-200kb.webp" type="image/jpeg" length="88844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ölüm belgesindeki birkaç kelimenin yüzyıllara uzanan hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/olum-belgesindeki-birkac-kelimenin-yuzyillara-uzanan-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/olum-belgesindeki-birkac-kelimenin-yuzyillara-uzanan-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ölüm belgeleri, insanların hangi hastalık ve yaralanmalar nedeniyle hayatını kaybettiğini anlamaya yardımcı oluyor. Bu kayıtların ortak dili, Londra’nın ölüm listelerinden bugünkü ICD sistemine uzanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Ölüm Belgesine Ne Yazılacaktı? Ölüm Nedenlerinin Sınıflandırılma Tarihi<br />
Bir insanın ardından düzenlenen ölüm belgesi, yakınları için bir kaybın resmî kaydıdır. Halk sağlığı açısından ise yeni soruların başlangıcıdır: Ölümün ardında hangi hastalık vardı? Benzer ölümler önlenebilir miydi?<br />
Bu sorulara karşılaştırılabilir cevaplar verebilmek yüzyıllar aldı. Ölüm nedenlerini adlandırma çabası, zamanla salgınları izlemeye ve sağlık hizmetlerini planlamaya yardımcı olan uluslararası bir sisteme dönüştü.<br />
Ölüm listelerine diş çıkarma yazılan yıllar<br />
yüzyıl Londra’sında yayımlanan “Bills of Mortality”, defin sayılarını kilise bölgelerine göre sıralayan ve bildirilen ölüm nedenlerini topluca sunan istatistik bültenleriydi. Kişiler için ayrı ayrı düzenlenen tıbbi ölüm belgeleri değildi. Veba korkusunun yaşandığı şehirde bu haftalık listeler, ölümlerin nerelerde yoğunlaştığını izlemeye yarıyordu.<br />
Kayıtlarda “yaşlılık” ve “diş çıkarma” gibi ifadeler de bulunuyordu. Ölüm nedenini değerlendiren görevliler arasında tıp eğitimi olmayan, bu iş için görevlendirilmiş kadınlar vardı.<br />
Eski bir kayıtta “diş çıkarma” yazması, ölümün gerçekten bundan kaynaklandığını kanıtlamaz. Bu ifade, çocuğun o sırada diş çıkarma döneminde olduğunu da yansıtabilir. Yalnızca bu kayda bakarak gerçek ölüm nedenini bugünden kesinleştirmek mümkün değildir.<br />
Bir tüccar ölüm sayılarını okumaya başladı<br />
Londralı tüccar John Graunt, 1662’de yayımladığı çalışmada bu listeleri sistematik biçimde inceledi. Doğumlar hakkında dolaylı bilgi veren vaftiz sayıları ile defin sayılarını karşılaştırarak nüfusa ilişkin düzenlilikleri araştırdı.<br />
Graunt’ın çalışması, ölüm sayılarını toplumun sağlık durumunu anlamak için kullanmanın erken ve etkili örneklerinden biri oldu. Tek tek kayıpların bir araya getirilmesi, şehir ölçeğinde görünmeyen örüntüleri ortaya çıkarabiliyordu.<br />
Aynı hastalık için farklı isimler kullanılıyordu<br />
yüzyılda hekim ve istatistikçi William Farr, aynı hastalığın farklı adlarla kaydedilmesinin karşılaştırmaları zorlaştırdığını vurguladı.<br />
1853’te Brüksel’de toplanan Uluslararası İstatistik Kongresi, Farr ve Marc d’Espine’den ortak bir ölüm nedenleri sınıflandırması hazırlamalarını istedi. Böylece ülkelerin benzer ölümleri aynı başlıklar altında sayabilmesi için uluslararası çalışmalar hız kazandı.<br />
1893’te ortak listeye doğru önemli adım<br />
Jacques Bertillon başkanlığındaki komitenin hazırladığı sınıflandırma, 1893’te Chicago’daki Uluslararası İstatistik Enstitüsü toplantısında kabul edildi.<br />
“Bertillon Ölüm Nedenleri Sınıflandırması” olarak tanınan bu çalışma, bugünkü Uluslararası Hastalık Sınıflandırması’nın, yani ICD’nin tarihsel temelini oluşturdu. 1900’de Paris’te düzenlenen konferansla listenin uluslararası gözden geçirilme süreci başladı.<br />
1948’de uluslararası ölüm belgesi standardı<br />
1948’deki altıncı revizyon, Dünya Sağlık Örgütünün sorumluluğunda yeni bir dönemi başlattı. Sınıflandırma, ölümle sonuçlanmayan hastalıkları da kapsayacak biçimde genişledi.<br />
Aynı süreçte tıbbi ölüm nedeni belgesinin uluslararası standart biçimi ve istatistiklerde esas alınacak “altta yatan ölüm nedenini” seçme kuralları kabul edildi.<br />
Altta yatan neden, ölüme götüren süreci başlatan hastalık veya yaralanmayı; kaza ve şiddet olaylarında ise ölümcül yaralanmaya yol açan olayın koşullarını ifade eder.<br />
Kalp durması ifadesinin ardındaki neden<br />
Bugünkü yaklaşımda yalnızca “kalp durması” yazılması, buna yol açan hastalığı açıklamaz. ABD Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezinin hekim kılavuzu da kalp ve solunum durması gibi son olayların ölüm nedeni olarak yazılmamasını belirtir.<br />
Örneğin, tıbbi bulgular destekliyorsa kalp krizi doğrudan ölüm nedeni, kalbi besleyen damarlardaki damar sertliği ise bu süreci başlatan altta yatan neden olabilir. Ölüm belgesi bu ilişkiyi kayda geçirir. Zincirin dışında kalan ancak ölüme katkıda bulunan hastalıklar ayrıca belirtilir.<br />
Her ölümün nedeni aynı kesinlikle belirlenemez. Kayıt, eldeki tıbbi bulgulara dayanmalı; belirsizlikler gerçekte bulunmayan bir kesinlikle örtülmemelidir.<br />
Kâğıt listelerden dijital sınıflandırmaya<br />
ICD’nin 11. revizyonu, 2019’da Dünya Sağlık Asamblesinde kabul edildi ve 1 Ocak 2022’de yürürlüğe girdi. Dijital yapısıyla hastalıkların ve ölüm nedenlerinin ortak bir dille kaydedilmesini destekliyor. Ülkelerin uygulamaya geçişi ise kendi hazırlık süreçlerine göre ilerliyor.<br />
Ancak ortak bir kod sistemi, tek başına kusursuz veri sağlamıyor. Dünya Sağlık Örgütü, ölüm kayıtlarının kapsamının ve ölüm nedeni bilgilerinin doğruluğunun ülkeler ve dönemler arasında değişebildiğini belirtiyor.<br />
Ölüm nedenlerini doğru kaydetmek; hastalıkların yükünü anlamaya, sağlık hizmetlerini değerlendirmeye ve önlenebilir kayıpları belirlemeye yardımcı oluyor.<br />
Bir insanın hayatını birkaç satıra sığdırmak mümkün değil. Yine de o satırlara gösterilen özen, yaşayanların sağlığı için değer taşıyor.<br />
Tıbbi bilgilendirme: Bu yazı tarih ve sağlık okuryazarlığı amacı taşır. Ölüm nedeni, yetkili hekimlerin değerlendirmesi ve gerektiğinde adli incelemeyle belirlenir; örnekler kişisel bir vakaya uygulanamaz.<br />
KAYNAKLAR<br />
Dünya Sağlık Örgütü. History of the Development of the ICD.<br />
ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi. Kristin Heitman, Revealing Data: London’s Deadly Visitation. Circulating Now, 2017.<br />
Gresham College. Gill Newton, Parochial Registration and the Bills of Mortality, 2012.<br />
ABD Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezi. Physician’s Handbook on Medical Certification of Death, 2023 revizyonu.<br />
Dünya Sağlık Örgütü. ICD-11 Implementation, sık sorulan sorular.<br />
Dünya Sağlık Örgütü. About the WHO Mortality Database.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/olum-belgesindeki-birkac-kelimenin-yuzyillara-uzanan-hikayesi</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 18:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/olum-belgesi-tarihi-1200x750-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="64418"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Milas’ın Acı Kaybı: Diş Hekimi Şahin Koca Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/milasin-aci-kaybi-dis-hekimi-sahin-koca-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/milasin-aci-kaybi-dis-hekimi-sahin-koca-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milas Devlet Hastanesi’nde 2012’den bu yana görev yapan diş hekimi Şahin Koca, 58 yaşında hayatını kaybetti. İstanbul’da tedavi gören Koca’nın vefatı, meslektaşları ve hastaları arasında üzüntü yarattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Muğla’nın Milas ilçesinde uzun yıllar görev yapan diş hekimi Şahin Koca hayatını kaybetti. 58 yaşındaki Koca’nın vefatı, ailesinin yanı sıra birlikte çalıştığı sağlık çalışanlarını ve hastalarını üzdü.</p>

<p>Yerel basına yansıyan bilgilere göre Koca, İstanbul’da tedavi gördüğü özel bir hastanede yaşamını yitirdi. Meslek hayatının önemli bir bölümünü Milas Devlet Hastanesi’nde geçiren Koca’nın ardından başsağlığı mesajları paylaşıldı.</p>

<p>ŞAHİN KOCA KİMDİR?</p>

<p>Şahin Koca, 3 Şubat 1968’de Afyonkarahisar’da doğdu. İlkokul ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladı. 1991 yılında İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1993’te Malatya’da yedek subay olarak askerlik görevini tamamlayan Koca, meslek yaşamının ilk döneminde özel sektörde çalıştı. Diş hekimliğinin yanı sıra yöneticilik görevleri de üstlendi.</p>

<p>ÖZEL SEKTÖRDEN KAMU HASTANELERİNE</p>

<p>2007 yılına kadar özel sektörde çalışan Koca, aynı yıl İstanbul Sağlık Müdürlüğü’nde, ardından Tuzla Devlet Hastanesi’nde görev aldı.</p>

<p>2012’de Bodrum Devlet Hastanesi’nde çalışan Koca’nın meslek yolculuğu, aynı yıl Milas Devlet Hastanesi’ne uzandı. Bu tarihten itibaren Milas’ta diş hekimliği hizmeti veren Koca, ilçede çok sayıda hastanın tedavisinde görev yaptı.</p>

<p>Uzun yıllar hizmet verdiği Milas’ta vefatı üzüntüyle karşılanan Şahin Koca, meslektaşlarının ve hastalarının paylaştığı taziye mesajlarıyla anıldı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/milasin-aci-kaybi-dis-hekimi-sahin-koca-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 18:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1508-1.jpeg" type="image/jpeg" length="62952"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gece Terlemesi Neden Olur? Belirtileri, Nedenleri ve Ne Zaman Önemli Olduğu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gece-terlemesi-neden-olur-belirtileri-nedenleri-ve-ne-zaman-onemli-oldugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gece-terlemesi-neden-olur-belirtileri-nedenleri-ve-ne-zaman-onemli-oldugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oda sıcak olmadığı halde pijamaları veya çarşafları ıslatacak kadar gece terlemek araştırılabilir. Menopoz, bazı ilaçlar, düşük kan şekeri ve farklı sağlık sorunları olası nedenler arasındadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>GECE TERLEMESİ NEDİR?</p>

<p>Sıcak bir odada veya kalın bir yorgan altında terlemek normal bir vücut tepkisidir. Tıbbi açıdan dikkat çeken gece terlemesi ise uyku ortamı serin olmasına rağmen kişinin gece kıyafetlerini veya çarşaflarını belirgin biçimde ıslatacak kadar terlemesiyle tarif edilir.</p>

<p>Gece terlemesinin tek bir nedeni yoktur. Menopoz ve perimenopoz, bazı ilaçlar, anksiyete, düşük kan şekeri, aşırı terleme bozukluğu ve alkol kullanımı sık karşılaşılan nedenler arasındadır. Enfeksiyonlar, tiroit hastalıkları ve daha seyrek olarak bazı ciddi hastalıklar da değerlendirmeye girebilir.</p>

<p>HER GECE TERLEMEK HASTALIK BELİRTİSİ Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Gece terlemesi tek başına belirli bir hastalığın göstergesi değildir. Amerikan Aile Hekimleri Akademisi'nin değerlendirmesine göre, birinci basamakta kalıcı gece terlemesi bildiren kişilerin büyük bölümünde ciddi bir altta yatan hastalık saptanmaz.</p>

<p>Öncelikle yatak odasının sıcaklığı, kullanılan yorgan ve kıyafetler değerlendirilmelidir. Ortam koşulları terlemeyi açıklamıyorsa eşlik eden belirtiler önem kazanır.</p>

<p>MENOPoz GECE TERLEMESİNİN YAYGIN NEDENLERİNDEN</p>

<p>Perimenopoz ve menopoz sırasında hormon düzeylerindeki değişiklikler sıcak basmalarına yol açabilir. Sıcak basması gece ortaya çıktığında yoğun terleme ve uykudan uyanmayla sonuçlanabilir.</p>

<p>Gece terlemesine adet düzeninde değişiklik, gündüz sıcak basmaları, uyku güçlüğü, çarpıntı veya başka menopoz belirtileri eşlik edebilir.</p>

<p>Menopoz dönemindeki gece terlemeleri bazen uykuyu ciddi biçimde bozabilir. Tekrarlayan uyanmalar da ertesi gün yorgunluk ve konsantrasyon güçlüğüne katkıda bulunabilir.</p>

<p>İLAÇLAR GECE TERLEMESİ YAPABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet. Bazı ilaçların yan etkileri arasında terleme bulunabilir.</p>

<p>NHS, bazı antidepresanları, steroidleri ve ağrı kesicileri gece terlemesiyle ilişkili olabilecek ilaçlar arasında sayıyor.</p>

<p>İlaç başladıktan veya dozu değiştirildikten sonra gece terlemesi ortaya çıktıysa zaman ilişkisi sağlık profesyoneline bildirilmelidir.</p>

<p>Ancak reçeteli bir ilacı yalnızca terlemeye neden olduğu düşüncesiyle kendi kendine bırakmak veya dozunu değiştirmek doğru değildir.</p>

<p>KAN ŞEKERİ DÜŞMESİ GECE TERLETEBİLİR</p>

<p>Hipoglisemi, yani kan şekerinin normalden fazla düşmesi, terlemeye neden olabilir.</p>

<p>Bu durum özellikle insülin veya kan şekerini düşüren bazı diyabet ilaçlarını kullanan kişiler açısından önemlidir.</p>

<p>Gece terlemesine titreme, çarpıntı, açlık, baş dönmesi, huzursuzluk veya sabah baş ağrısı gibi belirtiler eşlik edebilir.</p>

<p>Diyabet tedavisi alan bir kişide tekrarlayan gece terlemelerinin hipoglisemiyle ilişkili olabileceği düşünülüyorsa tedavi planı sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmelidir. İlaç veya insülin dozu kişinin kendi kararıyla değiştirilmemelidir.</p>

<p>TİROİT FAZLA ÇALIŞIRSA TERLEME ARTABİLİR</p>

<p>Tiroid bezinin aşırı hormon üretmesi, yani hipertiroidi, ısıya tahammülsüzlük ve aşırı terlemeye yol açabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Terlemenin yanında çarpıntı, ellerde titreme, kilo kaybı, sinirlilik, uyku sorunları, sık dışkılama veya sıcak havaya karşı belirgin hassasiyet gibi belirtiler bulunabilir.</p>

<p>Bu belirtiler tek başına hipertiroidi tanısı koydurmaz. Şüphe halinde tiroit fonksiyonları kan testleriyle değerlendirilebilir.</p>

<p>ENFEKSİYONLAR GECE TERLEMESİ YAPABİLİR Mİ?</p>

<p>Bazı enfeksiyonlar gece terlemesine neden olabilir.</p>

<p>Özellikle ateş, titreme, uzun süren öksürük veya kişinin genel durumunda bozulma gibi başka belirtiler varsa enfeksiyon olasılığı değerlendirilir.</p>

<p>Tüberküloz, gece terlemesiyle klasik olarak ilişkilendirilen enfeksiyonlardan biridir. Ancak yalnızca gece terlemesi olması kişinin tüberküloz olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Risk değerlendirmesinde kişinin temas öyküsü, seyahatleri, bağışıklık sistemi, öksürük ve ateş gibi diğer bulguları dikkate alınır.</p>

<p>GECE TERLEMESİ KANSER BELİRTİSİ Mİ?</p>

<p>Gece terlemesi denildiğinde en fazla kaygı yaratan konulardan biri kanserdir. Ancak gece terlemesinin tek başına bulunması kanser olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bazı lenfoma ve lösemi türlerinde gece terlemesi görülebilir. Bu durumlarda çoğunlukla yalnızca terleme değil, başka klinik bulgular da değerlendirmeye yön verir.</p>

<p>Açıklanamayan kilo kaybı, objektif ateş ve büyümüş lenf düğümleri gibi bulgular varsa daha ayrıntılı değerlendirme gerekir.</p>

<p>Amerikan Aile Hekimleri Akademisi'nin değerlendirmesinde de kalıcı gece terlemesi yaşayan birinci basamak hastalarının çoğunda ciddi bir hastalık bulunmadığı özellikle belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle gece terlemesini doğrudan kansere bağlamak gereksiz korkuya yol açabilir; eşlik eden belirtiler ve kişinin genel risk profili birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>UYKU APNESİYLE İLİŞKİLİ OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Gece terlemesi bazı uyku bozukluklarıyla da ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Obstrüktif uyku apnesi bulunan kişilerde gece terlemesinin daha sık bildirildiğini gösteren gözlemsel çalışmalar bulunuyor.</p>

<p>Yüksek sesle horlama, uykuda nefesin durduğunun fark edilmesi, boğulur gibi uyanma, sabah baş ağrısı veya gündüz aşırı uyku hali varsa uyku apnesi açısından değerlendirme düşünülebilir.</p>

<p>Bu ilişki, gece terleyen herkesin uyku apnesi olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>ANKSİYETE VE STRES DE TERLEMEYİ ARTIRABİLİR</p>

<p>Terleme vücudun otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Anksiyete ve panik atak gibi durumlarda terleme artabilir.</p>

<p>Kabuslar, yoğun stres ve uykunun sık bölünmesi de kişinin gece terlediğini daha fazla fark etmesine yol açabilir.</p>

<p>Ancak tekrarlayan gece terlemelerini otomatik olarak “stresten” kabul etmek de doğru değildir. Yeni başlayan veya devam eden belirtilerde diğer olası nedenler değerlendirilmelidir.</p>

<p>GECE TERLEMESİNDE HANGİ TESTLER YAPILIR?</p>

<p>Gece terleyen herkese uygulanacak tek bir standart test paketi yoktur.</p>

<p>Değerlendirme önce kişinin öyküsü ve fizik muayenesiyle başlar. Terlemenin ne zamandır sürdüğü, ateş, kilo kaybı, öksürük, kullanılan ilaçlar, menopoz belirtileri, alkol kullanımı ve başka yakınmalar sorgulanabilir.</p>

<p>Belirgin bir neden bulunamaz ve terleme devam ederse kişinin klinik durumuna göre tam kan sayımı, tiroit testleri, inflamasyon göstergeleri veya enfeksiyonlara yönelik incelemeler gündeme gelebilir.</p>

<p>Testlerin seçimi kişiye göre yapılmalıdır. Yalnızca gece terlediği için herkese geniş kapsamlı tetkik yapılması gerekmez.</p>

<p>NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI?</p>

<p>NHS, düzenli olarak uykudan uyandıran veya kişiyi endişelendiren gece terlemelerinde tıbbi değerlendirme öneriyor.</p>

<p>Gece terlemesine açıklanamayan kilo kaybı, yüksek ateş veya ateş-titreme hissi, uzun süren öksürük ya da ishal eşlik ediyorsa değerlendirme özellikle önemlidir.</p>

<p>Boyun, koltuk altı veya kasık bölgesinde kalıcı lenf bezi büyümesi gibi yeni bulgular da sağlık profesyoneline bildirilmelidir.</p>

<p>Terleme yeni başladıysa kullanılan ilaçların ve yakın zamanda yapılan doz değişikliklerinin gözden geçirilmesi de yararlı olabilir.</p>

<p>HER GECE TERLEMEK İÇİN TEDAVİ GEREKİR Mİ?</p>

<p>Tedavi gece terlemesinin kendisinden çok nedenine göre belirlenir.</p>

<p>Odanın veya yatağın aşırı sıcak olması gibi çevresel bir neden varsa uyku ortamının düzenlenmesi yeterli olabilir. Menopoz, hipertiroidi, hipoglisemi veya başka bir sağlık sorunu saptanırsa yaklaşım bu nedene göre planlanır.</p>

<p>İlaçla ilişkili olduğundan şüpheleniliyorsa tedavinin değiştirilip değiştirilmeyeceğine sağlık profesyoneli karar vermelidir.</p>

<p>Gece terlemesinin nedenini bilmeden rastgele vitamin, bitkisel ürün veya ilaç kullanmak doğru değildir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tanı veya tedavi yerine geçmez. Düzenli, yoğun veya açıklanamayan gece terlemeniz varsa; özellikle ateş, açıklanamayan kilo kaybı veya başka kalıcı belirtiler eşlik ediyorsa sağlık profesyoneline başvurun. İlaçlarınızı hekime danışmadan bırakmayın veya dozunu değiştirmeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>NHS — Night Sweats</p>

<p>NHS — Symptoms of Menopause and Perimenopause, 2026</p>

<p>American Family Physician — Persistent Night Sweats: Diagnostic Evaluation, 2020</p>

<p>MedlinePlus — Menopause</p>

<p>MedlinePlus Medical Encyclopedia — Hyperhidrosis </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gece-terlemesi-neden-olur-belirtileri-nedenleri-ve-ne-zaman-onemli-oldugu</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1505.jpeg" type="image/jpeg" length="67371"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uşak Üniversitesi Öğrencisi Faruk Enes Er Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/usak-universitesi-ogrencisi-faruk-enes-er-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/usak-universitesi-ogrencisi-faruk-enes-er-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uşak Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğrencisi Faruk Enes Er’in genç yaşta hayatını kaybetmesi, ailesini ve üniversite camiasını yasa boğdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uşak Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi öğrencisi Faruk Enes Er hayatını kaybetti.</p>

<p>Şehir ve Bölge Planlama Bölümünde eğitim gören Faruk Enes Er’in vefatı; ailesi, yakınları, arkadaşları ve akademisyenler arasında büyük üzüntüye neden oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>UŞAK ÜNİVERSİTESİNDEN TAZİYE MESAJI</p>

<p>Uşak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Demir tarafından yayımlanan taziye mesajında, genç öğrencinin kaybının üniversite ailesini derinden sarstığı belirtildi.</p>

<p>Açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p>

<p>“Mimarlık ve Tasarım Fakültemiz Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğrencisi Faruk Enes Er’in vefatını büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Genç yaşta aramızdan ayrılan öğrencimizin acı kaybı, Uşak Üniversitesi ailemizi derinden sarsmıştır. Merhuma Allah’tan rahmet; kederli ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına ve tüm üniversite camiamıza başsağlığı diliyoruz.”</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/usak-universitesi-ogrencisi-faruk-enes-er-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 18:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1506.jpeg" type="image/jpeg" length="87085"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boğazda Gri Tabaka, Ateş ve Boyunda Şişlik: Difteri İşareti Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bogazda-gri-tabaka-ates-ve-boyunda-sislik-difteri-isareti-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bogazda-gri-tabaka-ates-ve-boyunda-sislik-difteri-isareti-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Difteri, özellikle boğazı etkileyebilen ve ciddi komplikasyonlara yol açabilen bakteriyel bir enfeksiyondur. Boğazda gri zar, ateş ve boyunda şişlik önemli belirtiler arasındadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Difteri, toksin üretebilen Corynebacterium diphtheriae bakterisinin neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. En sık burun ve boğaz gibi üst solunum yollarını etkiler. Hastalık sırasında boğazda kalın gri bir tabaka oluşabilir; bakterinin ürettiği toksin ise kalp ve sinir sistemi başta olmak üzere vücudun başka bölgelerine zarar verebilir.</p>

<p>Aşılamanın yaygınlaşmasıyla birçok ülkede çok seyrek görülmeye başlayan difteri tamamen ortadan kalkmış değildir. Dünya Sağlık Örgütü, aşılama oranlarının düştüğü toplumlarda vakaların ve salgınların yeniden ortaya çıkabildiğine dikkat çekiyor. Hastalıktan korunmanın temel yolu, difteri içeren aşıların önerilen dozlarda tamamlanmasıdır.</p>

<p>Difteri nedir?</p>

<p>Difteri, bakteriyel bir enfeksiyondur. Hastalığın ciddi seyretmesinde yalnızca bakterinin kendisi değil, bazı türlerinin ürettiği difteri toksini önemli rol oynar.</p>

<p>Solunum yolu difterisinde hastalık çoğunlukla boğazı, bademcikleri ve burnu etkiler. Daha seyrek olarak ciltte yaralarla seyreden deri difterisi görülebilir.</p>

<p>Boğaz difterisinde ölü hücreler, bakteriler ve diğer maddelerin birikmesi sonucunda bademcikler ve boğaz üzerinde kalın, gri veya grimsi beyaz bir zar gelişebilir. Bu zar solunum ve yutmayı güçleştirebilir.</p>

<p>Difteri neden olur?</p>

<p>Difteri esas olarak toksin üreten Corynebacterium diphtheriae bakterisinin bulaşmasıyla gelişir.</p>

<p>Bakteri çoğunlukla hasta veya bakteriyi taşıyan kişinin:</p>

<p>- Öksürmesi,<br />
- Hapşırması,<br />
- Solunum salgılarıyla yakın temas kurulması</p>

<p>sonucunda kişiden kişiye geçebilir.</p>

<p>Enfekte cilt yaralarıyla yakın temas da bulaşmaya neden olabilir.</p>

<p>Aşısız veya difteri aşıları eksik olan kişiler hastalık açısından daha yüksek risk taşır. Aşı kapsayıcılığının düşük olduğu toplumlarda bakterinin dolaşımı kolaylaşabilir ve salgınlar ortaya çıkabilir.</p>

<p>Difteri belirtileri nelerdir?</p>

<p>Belirtiler çoğunlukla bakteriyle karşılaşılmasından birkaç gün sonra başlar.</p>

<p>En sık görülebilen belirtiler şunlardır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Boğaz ağrısı<br />
- Hafif veya orta dereceli ateş<br />
- Halsizlik<br />
- Yutma güçlüğü<br />
- Boyundaki lenf bezlerinde şişme<br />
- Burun akıntısı<br />
- Ses değişikliği veya ses kısıklığı</p>

<p>Solunum yolu difterisinin dikkat çekici bulgularından biri boğaz, bademcikler veya burun bölgesinde oluşabilen kalın gri zardır.</p>

<p>Boyundaki belirgin şişlik bazı ağır vakalarda dışarıdan fark edilecek düzeye ulaşabilir.</p>

<p>Her boğaz ağrısı veya bademcik üzerindeki beyazlık difteri anlamına gelmez. Streptokok enfeksiyonları ve başka boğaz hastalıkları da benzer yakınmalara neden olabilir.</p>

<p>Difteri neden tehlikelidir?</p>

<p>Difteri bakterisinin ürettiği toksin kana karışarak farklı organlara ulaşabilir.</p>

<p>Ciddi komplikasyonlardan biri miyokardittir. Miyokardit, kalp kasının iltihaplanmasıdır ve kalbin ritmini veya pompalama gücünü etkileyebilir.</p>

<p>Toksin ayrıca sinirlerde hasara yol açabilir. Bunun sonucunda yutma güçlüğü, kas güçsüzlüğü veya başka nörolojik sorunlar gelişebilir.</p>

<p>Boğazdaki kalın zarın hava yolunu daraltması ise solunum sıkıntısına neden olabilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, özellikle aşısız ve yeterli tedavi almayan kişilerde hastalığın ciddi ve ölümcül seyredebildiğini bildiriyor.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Difteri şüphesi sıradan bir boğaz enfeksiyonu gibi değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Özellikle:</p>

<p>- Boğazda kalın gri veya grimsi bir zar,<br />
- Boyunda belirgin şişme,<br />
- Ateşle birlikte ciddi boğaz ağrısı,<br />
- Yutma güçlüğü,<br />
- Difteri tanısı almış biriyle yakın temas</p>

<p>varsa sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir.</p>

<p>Nefes almakta güçlük, hızla artan boyun şişliği, morarma veya bilinç değişikliği gibi belirtilerde gecikmeden acil sağlık hizmeti alınmalıdır.</p>

<p>Difteri bulaşıcı olduğu için şüpheli vakaların sağlık kuruluşları tarafından enfeksiyon kontrolü ve halk sağlığı açısından ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Difteri nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Hekimler difteriden öncelikle kişinin belirtileri ve boğaz muayenesindeki karakteristik bulgular nedeniyle şüphelenebilir.</p>

<p>Boğaz ve burundan örnek alınarak bakterinin laboratuvarda araştırılması mümkündür. Gerekirse bakterinin difteri toksini üretip üretmediğini belirleyen ileri testler yapılır.</p>

<p>Ancak ciddi solunum yolu difterisi düşünülüyorsa laboratuvar sonucunun çıkması beklenmeden tedavinin başlanması gerekebilir. Bunun nedeni difteri antitoksininin dolaşımdaki toksini etkisizleştirebilmesi, ancak dokulara bağlanmış toksinin oluşturduğu hasarı geri çevirememesidir.</p>

<p>Difteri nasıl tedavi edilir?</p>

<p>Solunum yolu difterisinin tedavisinde iki temel yaklaşım bulunur:</p>

<p>Difteri antitoksini</p>

<p>Antitoksin, bakterinin ürettiği ve henüz dokulara bağlanmamış toksini etkisizleştirmek amacıyla kullanılır.</p>

<p>Bu nedenle tedavinin erken başlanması önemlidir. Antitoksin mevcut hasarı her zaman geri çeviremez ancak toksinin daha fazla zarar vermesini sınırlayabilir.</p>

<p>Antibiyotikler</p>

<p>Antibiyotik tedavisi bakteriyi ortadan kaldırmayı, yeni toksin üretimini durdurmayı ve hastalığın başkalarına bulaşma riskini azaltmayı amaçlar.</p>

<p>Uluslararası kılavuzlarda eritromisin ve penisilin tedavide kullanılan temel antibiyotikler arasında yer alır. Bununla birlikte bazı bölgelerde antibiyotik direnci bildirilmiştir. Antibiyotik seçimi hastanın durumu ve yerel direnç verilerine göre sağlık profesyonelleri tarafından yapılmalıdır.</p>

<p>Ağır hastalarda solunum yolunun açık tutulması, solunum desteği ve kalp ritminin yakından izlenmesi gerekebilir. Sinir sistemi komplikasyonları açısından da takip yapılır.</p>

<p>Deri difterisinde tedavi yaklaşımı farklı olabilir ve çoğu vakada antibiyotik tedavisi yeterli kabul edilir. Antitoksin solunum yolu difterisinde daha önemli bir yere sahiptir.</p>

<p>Difteri geçiren kişi tekrar hastalanabilir mi?</p>

<p>Evet. Difteri geçirmek her zaman yeterli ve kalıcı bağışıklık oluşturmayabilir.</p>

<p>Bu nedenle hastalığı geçiren kişilerin aşı durumları iyileşme döneminde yeniden değerlendirilir. Eksik dozları bulunanların difteri içeren aşılarla bağışıklamasının tamamlanması önerilir.</p>

<p>Yakın temaslılara ne yapılır?</p>

<p>Difteri tanısı konan veya güçlü biçimde şüphelenilen kişinin yakın temaslıları halk sağlığı açısından değerlendirilir.</p>

<p>Yakın temaslılarda:</p>

<p>- Belirti takibi,<br />
- Boğaz ve burun kültürü,<br />
- Koruyucu antibiyotik tedavisi,<br />
- Aşı durumunun kontrol edilmesi</p>

<p>gündeme gelebilir.</p>

<p>Eksik aşıları bulunan kişilerin aşıları tamamlanır. Temas yönetimi ülkelerin halk sağlığı protokollerine göre yürütülür.</p>

<p>Difteri aşısı korur mu?</p>

<p>Difteri aşıyla önlenebilir hastalıklar arasındadır. Aşı doğrudan bakteriyi değil, bakterinin oluşturduğu toksine karşı bağışıklık gelişmesini sağlar.</p>

<p>Uzun süreli korunma için tek doz yeterli değildir. Çocukluk döneminde temel aşı serisinin ve daha sonraki pekiştirme dozlarının tamamlanması gerekir.</p>

<p>Türkiye'de difteri aşısı Ulusal Çocukluk Dönemi Aşılama Takvimi içinde yer alıyor.</p>

<p>Türkiye'de 14 Nisan 2025'ten itibaren çocukluk döneminde kullanılan beş bileşenli karma aşı yerine altı bileşenli karma aşı uygulamasına geçildi. Bu aşı difteriyle birlikte tetanos, boğmaca, çocuk felci, Haemophilus influenzae tip b ve hepatit B'ye karşı koruma sağlıyor.</p>

<p>Difteri aşılarının zamanında ve eksiksiz yapılması yalnızca bireysel korunma açısından değil, bakterinin toplumda dolaşmasını azaltmak açısından da önemlidir.</p>

<p>En güncel tedavi yöntemleri</p>

<p>2026 itibarıyla solunum yolu difterisinde temel tedavi yaklaşımını değiştiren yeni bir ilaç sınıfı veya yaygın kullanıma girmiş yeni bir hedefe yönelik tedavi bulunmuyor.</p>

<p>Güncel uluslararası yaklaşım hâlâ erken difteri antitoksini, uygun antibiyotik tedavisi, hastanın izolasyonu ve gerektiğinde solunum ile kalp desteğine dayanıyor.</p>

<p>CDC'nin Temmuz 2026'da güncellenen klinik rehberi de solunum yolu difterisinde antitoksin ve antibiyotik tedavisinin geciktirilmemesini vurguluyor.</p>

<p>Son yıllardaki önemli klinik sorunlardan biri bazı Corynebacterium diphtheriae suşlarında antibiyotik direncinin bildirilmesi. Bu nedenle direnç verilerinin takip edilmesi ve tedavinin yerel mikrobiyolojik verilere göre düzenlenmesi giderek daha önemli hale geliyor.</p>

<p>Umut vaat eden çalışmalar</p>

<p>Difteri alanındaki araştırmaların önemli bölümü yeni bir tedavi molekülünden çok daha hızlı tanı, bakterinin toksin üretiminin belirlenmesi, antimikrobiyal direnç izlemi ve aşılama açıklarının kapatılması üzerinde yoğunlaşıyor.</p>

<p>Günümüzde antitoksinin yerini almış veya rutin klinik kullanım için onaylanmış yeni bir biyolojik tedavi bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle difteride yakın dönemde hastalık yükünü azaltma açısından en güçlü araç hâlâ yüksek aşılama oranlarının sürdürülmesi, vakaların erken tanınması, temaslıların hızla belirlenmesi ve antitoksinin gerektiğinde gecikmeden uygulanmasıdır.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'nün 2026 verilerine göre 2025 yılında dünya genelindeki bebeklerin yaklaşık yüzde 85'i difteri içeren aşının önerilen üç temel dozunu aldı. Buna karşın yaklaşık beş çocuktan biri aşısız veya eksik aşılı kalabildi. Aşılama boşluklarının devam etmesi difteri salgınları açısından önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Difteri sadece çocuklarda mı görülür?</p>

<p>Hayır. Bağışıklığı olmayan veya aşı koruması yetersiz her yaştaki kişi difteriye yakalanabilir. Tarihsel olarak çocukluk hastalığı olarak bilinmesine rağmen erişkinlerde de görülebilir.</p>

<p>Difteri havadan bulaşır mı?</p>

<p>En önemli bulaş yollarından biri enfekte kişinin öksürmesi veya hapşırması sırasında yayılan solunum damlacıklarıdır. Yakın ve uzun süreli temas riski artırabilir.</p>

<p>Difteri ile bademcik iltihabı aynı şey midir?</p>

<p>Hayır. İki hastalık boğaz ağrısı ve bademciklerde değişiklik yapabilse de difteri farklı bir bakterinin neden olduğu, toksin üretebilen ve ciddi sistemik komplikasyonlara yol açabilen bir hastalıktır.</p>

<p>Boğazdaki difteri zarı kazınmalı mı?</p>

<p>Hayır. Şüpheli gri zarın kişi tarafından çıkarılmaya çalışılması uygun değildir. Böyle bir bulgu sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Difteri aşısı olduktan sonra hastalık kesinlikle görülmez mi?</p>

<p>Hiçbir aşı yüzde 100 koruma garantisi vermez. Ancak difteri içeren aşılar hastalıktan korunmada temel ve son derece etkili yöntemdir. Korumanın sürmesi için önerilen temel ve pekiştirme dozlarının tamamlanması önemlidir.</p>

<p>Difteri Türkiye'de aşı takviminde var mı?</p>

<p>Evet. Difteri, Türkiye Ulusal Aşılama Programı kapsamında aşıyla korunulan hastalıklar arasında yer almaktadır.</p>

<p>Tıbbi Uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Difteri şüphesinde gecikmeden sağlık profesyoneli değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Diphtheria Fact Sheet, güncelleme 15 Temmuz 2026.<br />
2. U.S. Centers for Disease Control and Prevention (CDC), Clinical Guidance for Diphtheria, güncelleme 31 Temmuz 2026.<br />
3. T.C. Sağlık Bakanlığı, Ulusal Çocukluk Dönemi Aşılama Takvimi ve Altı Bileşenli Karma Aşı Uygulaması, 2025-2026. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bogazda-gri-tabaka-ates-ve-boyunda-sislik-difteri-isareti-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1503.jpeg" type="image/jpeg" length="61268"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[LDH Kaç Olmalı? 250, 300, 500 ve 1000 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ldh-kac-olmali-250-300-500-ve-1000-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ldh-kac-olmali-250-300-500-ve-1000-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[LDH, birçok dokuda bulunan ve hücre hasarında kana geçebilen bir enzimdir. Yetişkinlerde referans aralığı laboratuvara göre değişir; 250, 300, 500 ve 1000 U/L sonuçları tek başına kanser veya organ hastalığı tanısı koydurmaz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>LDH NEDİR?</p>

<p>LDH, “laktat dehidrogenaz” adlı enzimin kısaltmasıdır. Kaslar, karaciğer, böbrekler, akciğerler ve kan hücreleri dahil vücudun çok sayıda dokusunda bulunur.</p>

<p>Hücreler hasar gördüğünde LDH kana salınabilir. Bu nedenle yüksek LDH genellikle vücutta bir yerde doku hasarı veya hücre yıkımı olduğunu düşündürür; ancak hasarın nerede olduğunu veya nedenini tek başına göstermez.</p>

<p>LDH KAÇ OLMALI?</p>

<p>LDH için tek bir evrensel normal aralık yoktur.</p>

<p>Örneğin Mayo Clinic Laboratories 18 yaş ve üzerindeki kişiler için 122–222 U/L referans aralığını kullanır. MedlinePlus ise bazı laboratuvarlarda yaklaşık 125–220 U/L aralığının kullanılabileceğini belirtir.</p>

<p>Bu nedenle kişinin kendi laboratuvar raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>LDH 250 NE DEMEK?</p>

<p>Üst sınırı yaklaşık 220 U/L olan bir laboratuvarda LDH 250 hafif yüksek kabul edilebilir.</p>

<p>Yakın zamanda yoğun egzersiz yapılması, kan örneğinde hemoliz oluşması veya geçici doku hasarı gibi nedenler sonucu hafif yükseltebilir.</p>

<p>Tek başına LDH 250 ciddi bir hastalık anlamına gelmez.</p>

<p>LDH 300 NE DEMEK?</p>

<p>LDH 300 U/L birçok yetişkin laboratuvar aralığında yüksek bir sonuçtur.</p>

<p>Karaciğer hastalıkları, hemoliz, kas hasarı, enfeksiyonlar veya başka doku hasarlarıyla ilişkili olabilir.</p>

<p>Sonucun anlamı ALT, AST, CK, hemoglobin ve diğer klinik testlere göre değişir.</p>

<p>LDH 500 NE DEMEK?</p>

<p>LDH 500 U/L belirgin yüksek bir değerdir ve nedeninin açıklanması gerekir.</p>

<p>Hemolitik anemi, karaciğer hastalıkları, kas hasarı, bazı ciddi enfeksiyonlar, doku oksijensizliği ve bazı kanserlerde görülebilir.</p>

<p>Ancak “LDH 500 = kanser” şeklinde bir yorum kesinlikle doğru değildir.</p>

<p>LDH 1000 NE DEMEK?</p>

<p>LDH 1000 U/L çoğu yetişkin referans aralığının birkaç kat üzerindedir ve belirgin hücre veya doku hasarını düşündürebilir.</p>

<p>Megaloblastik veya hemolitik anemi, ciddi doku hasarı, şok, hipoksi, bazı kan hastalıkları ve malignitelerde çok yüksek değerler görülebilir.</p>

<p>Ancak sonuç tek başına hangi hastalığın bulunduğunu belirlemez.</p>

<p>LDH YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>LDH vücudun çok sayıda dokusunda bulunduğu için yüksekliğin nedenleri oldukça geniştir.</p>

<p>Başlıca nedenler arasında:</p>

<p>Hemolitik anemi</p>

<p>B12 veya folat eksikliğine bağlı megaloblastik anemi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karaciğer hastalıkları</p>

<p>Kas hasarı</p>

<p>Böbrek hastalıkları</p>

<p>Akciğer hasarı veya pulmoner emboli</p>

<p>Bazı ciddi enfeksiyonlar</p>

<p>Doku oksijensizliği</p>

<p>Bazı hematolojik hastalıklar</p>

<p>Bazı kanserler</p>

<p>yer alabilir.</p>

<p>LDH YÜKSEKLİĞİ KANSER Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>LDH bazı kanserlerde yükselebilir ancak kanser taraması için özgül bir test değildir.</p>

<p>Lenfoma, lösemi, multipl miyelom, testis kanseri ve bazı diğer malignitelerde hastalığın yükü veya tedavi yanıtının değerlendirilmesinde kullanılabilir.</p>

<p>Bununla birlikte aynı LDH yüksekliği hemoliz, karaciğer hastalığı, kas hasarı ve enfeksiyon gibi çok sayıda kanser dışı nedenle de ortaya çıkabilir.</p>

<p>LDH 1000 KANSER Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>LDH 1000 belirgin yüksek bir sonuçtur ancak rakamın büyüklüğü tek başına hastalığın kanser olduğunu göstermez.</p>

<p>Örneğin ciddi hemoliz veya B12 eksikliğine bağlı megaloblastik anemide de çok yüksek LDH görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle tanı diğer kan testleri, muayene ve gerektiğinde görüntüleme yöntemlerine dayanır.</p>

<p>KAN ALINIRKEN HEMOLİZ LDH'Yİ YÜKSELTİR Mİ?</p>

<p>Evet ve bu LDH yorumunda özellikle önemlidir.</p>

<p>Kırmızı kan hücrelerinde LDH yoğun olarak bulunur. Kan örneği alınırken veya taşınırken hücreler parçalanırsa LDH tüpün içine salınır ve sonuç yanlış biçimde yüksek çıkabilir.</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories hemolizli örneklerin LDH ölçümü için uygun olmadığını belirtmektedir.</p>

<p>Bu nedenle beklenmedik tek yüksek LDH sonucunda örnek hemolizi de dikkate alınabilir.</p>

<p>LDH YÜKSEK, ALT VE AST NORMAL OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>LDH yalnızca karaciğerden gelmez. Kan hücreleri, kas, akciğer, böbrek ve diğer dokulardaki hasarlarda da yükselebilir.</p>

<p>ALT ve AST normal olduğu halde LDH yüksekse karaciğer dışındaki nedenler, hemoliz veya örnek sorunu klinik duruma göre değerlendirilir.</p>

<p>LDH YÜKSEK, CK NORMAL OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>CK daha çok kas hasarıyla ilişkili bir enzimdir. LDH ise çok daha geniş bir doku dağılımına sahiptir.</p>

<p>LDH yüksek ancak CK normalse sonuç kas dışındaki bir kaynaktan geliyor olabilir.</p>

<p>LDH YÜKSEKLİĞİ B12 EKSİKLİĞİNDEN OLUR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Şiddetli B12 eksikliğine bağlı megaloblastik anemide kemik iliğindeki anormal kırmızı kan hücresi öncüllerinin parçalanması nedeniyle LDH çok belirgin yükselebilir.</p>

<p>Bu durumda hemoglobin, MCV, B12, folat ve bilirubin gibi testler de değerlendirilir.</p>

<p>LDH İZOENZİMLERİ NEDİR?</p>

<p>LDH'nin beş farklı izoenzimi vardır.</p>

<p>LDH-1 özellikle kalp ve kırmızı kan hücrelerinde, LDH-5 ise karaciğer ve iskelet kasında daha yoğun bulunur.</p>

<p>İzoenzim testleri LDH yüksekliğinin hangi dokudan kaynaklanabileceğine dair ek bilgi verebilir. Ancak günümüzde birçok durumda daha özgül testler tercih edilmektedir.</p>

<p>LDH KALP KRİZİNİ GÖSTERİR Mİ?</p>

<p>Eskiden kalp krizi değerlendirmesinde LDH kullanılıyordu.</p>

<p>Günümüzde kalp kası hasarı için troponin çok daha özgül olduğu için LDH büyük ölçüde bu amaçla kullanılmamaktadır.</p>

<p>LDH DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Düşük LDH değeri genellikle yüksekliği kadar klinik önem taşımaz.</p>

<p>Yüksek doz C veya E vitamini kullanımı ve çok nadir genetik LDH eksiklikleri düşük sonuçlarla ilişkili olabilir.</p>

<p>Tek başına hafif düşük LDH çoğu durumda sağlık problemi anlamına gelmez.</p>

<p>LDH NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Amaç LDH rakamını doğrudan düşürmek değildir.</p>

<p>Hemoliz varsa hemolizin, karaciğer hastalığı varsa karaciğer probleminin, kas hasarı varsa kas hasarının veya enfeksiyon varsa enfeksiyonun nedeni ele alınır.</p>

<p>Altta yatan durum düzeldiğinde LDH de düşebilir.</p>

<p>LDH NE ZAMAN DAHA FAZLA ÖNEM TAŞIR?</p>

<p>LDH'nin birkaç kat yükselmesi, giderek artması veya beraberinde ciddi anemi, sarılık, belirgin halsizlik, nefes darlığı, açıklanamayan kilo kaybı ya da başka anormal laboratuvar sonuçları bulunması değerlendirmeyi daha önemli hale getirir.</p>

<p>Tek başına LDH sonucu üzerinden hastalık tanısı konulmamalıdır.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>LDH 250 yüksek mi?</p>

<p>Laboratuvarın üst sınırına bağlıdır. Üst sınır yaklaşık 220 U/L ise hafif yüksek kabul edilebilir.</p>

<p>LDH 500 tehlikeli mi?</p>

<p>Belirgin yüksektir ancak tek başına tehlikenin derecesini veya nedeni göstermez. Hemoliz, karaciğer, kas, kan ve diğer hastalıklarla birlikte değerlendirilir.</p>

<p>LDH 1000 kanser mi?</p>

<p>Hayır. Kanserde görülebilir ancak hemolitik veya megaloblastik anemi ve ciddi doku hasarı gibi kanser dışı nedenlerle de ortaya çıkabilir.</p>

<p>LDH yüksek ama diğer tahliller normalse ne olur?</p>

<p>Öncelikle laboratuvar referansı, örnek hemolizi ve kişinin klinik durumu değerlendirilir. Gerektiğinde test tekrar edilebilir veya daha özgül testler istenebilir.</p>

<p>LDH yüksekliği tek başına hastalık tanısı koydurur mu?</p>

<p>Hayır. LDH doku hasarının özgül olmayan bir göstergesidir ve nedenini belirlemek için diğer testlere ihtiyaç vardır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>LDH yüksekliği tek başına kanser, karaciğer hastalığı veya başka bir ciddi hastalık tanısı değildir. Çok yüksek veya giderek artan sonuçlara belirgin anemi, sarılık, nefes darlığı, şiddetli halsizlik ya da başka ciddi belirtiler eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories — Lactate Dehydrogenase (LDH), Serum</p>

<p>MedlinePlus — Lactate Dehydrogenase (LDH) Test </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ldh-kac-olmali-250-300-500-ve-1000-ne-demek</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 17:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2025/12/genel/kan-tahlilleri.jpg" type="image/jpeg" length="22752"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85159"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="78331"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90033"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43598"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26993"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="18642"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
