<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 18 Sep 2026 09:33:38 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beynin 148 Yıllık Hafızası: Brain Dergisi Nörolojinin Tarihini Nasıl Yazdı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/beynin-148-yillik-hafizasi-brain-dergisi-norolojinin-tarihini-nasil-yazdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/beynin-148-yillik-hafizasi-brain-dergisi-norolojinin-tarihini-nasil-yazdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsiden afaziye, beynin işlevlerinin haritalanmasından Wilson hastalığına… 1878’de yayımlanmaya başlayan Brain, yalnızca bilimsel makaleler yayımlayan bir dergi olmadı; modern nörolojinin gelişimine de tanıklık etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün beynin belirli bölgeleriyle konuşma, hareket, hafıza ya da duyular arasındaki ilişkiden söz etmek bize sıradan gelebilir. Oysa 19. yüzyılın sonlarında insan beyninin nasıl çalıştığı, sinir sistemi hastalıklarının nasıl ortaya çıktığı ve beynin farklı bölgelerinin hangi görevleri üstlendiği büyük ölçüde cevap bekleyen sorulardı.</p>

<p>İşte böyle bir dönemde, <strong>Nisan 1878’de</strong> İngiltere’de yeni bir bilimsel derginin ilk sayısı yayımlandı:</p>

<p><strong>Brain: A Journal of Neurology.</strong></p>

<p>Derginin ilk editörleri dönemin nöroloji tarihine damga vuracak dört isimdi: <strong>John Charles Bucknill, James Crichton-Browne, David Ferrier ve John Hughlings Jackson.</strong></p>

<p>Brain, nörolojinin henüz bugünkü sınırlarına kavuşmadığı bir çağda beyin ve sinir sistemi üzerine çalışan hekim ve araştırmacılara yeni bir bilimsel alan açtı.</p>

<h2>Dünyanın ilk nörobilim dergisi miydi?</h2>

<p>Brain, bilim tarihi literatüründe <strong>genellikle dünyanın ilk nörobilim dergisi</strong> olarak anılıyor. Ancak bu tanımın önemli bir tarihsel ayrıntısı var.</p>

<p>Brain’den önce, <strong>1871-1876 yılları arasında West Riding Lunatic Asylum Medical Reports</strong> yayımlanmıştı. Bu yayının sayfalarında da beyin, sinir sistemi ve deneysel nöroloji üzerine önemli çalışmalar bulunuyordu.</p>

<p>Üstelik Brain’in gelecekteki editörlerinden Crichton-Browne, Ferrier ve Hughlings Jackson da bu bilimsel çevreyle bağlantılıydı.</p>

<p>Bu nedenle bazı tıp tarihçileri <i>West Riding Lunatic Asylum Medical Reports</i>'u Brain’in yalnızca öncülü değil, adeta onun doğduğu bilimsel zemin olarak kabul ediyor.</p>

<p>Brain ise daha geniş kapsamı ve uluslararası yazarlarıyla zaman içinde modern nöroloji yayıncılığının temel dergilerinden biri haline geldi.</p>

<h2>Hughlings Jackson: Nöbetlerden konuşmanın sırlarına</h2>

<p>Brain’in kuruluşundaki en önemli isimlerden biri <strong>John Hughlings Jackson</strong> idi.</p>

<p>Jackson; epilepsi, hareket bozuklukları ve beynin işlevsel organizasyonu üzerine yaptığı klinik gözlemlerle modern nörolojinin öncüleri arasında yer aldı.</p>

<p>Derginin henüz ilk cildinde, <strong>Ekim 1878’de</strong>, Jackson’ın <strong>“On Affections of Speech from Disease of the Brain”</strong> başlıklı çalışması yayımlandı.</p>

<p>Bu çalışma, beyin hastalıkları ile konuşma bozuklukları arasındaki ilişkiyi anlamaya yönelik dönemin önemli araştırmalarından biriydi.</p>

<p>Bugün nöroloji terminolojisinde kullanılan <strong>Jackson tipi nöbet</strong> kavramının ardında da onun nöbetlerin vücudun belirli bir bölgesinden başlayıp zamanla başka bölgelere yayılmasını gösteren klinik gözlemleri bulunuyor.</p>

<h2>Beynin haritası çıkarılırken</h2>

<p>Brain’in bir diğer kurucu editörü <strong>David Ferrier</strong>, beynin farklı bölgelerinin farklı işlevlerle ilişkisini araştıran deneysel nörolojinin öncü isimlerindendi.</p>

<p>Ferrier’in çalışmaları, beynin tek ve bölünmez bir yapı gibi ele alındığı eski anlayıştan, belirli bölgelerin belirli işlevlerde özel roller üstlendiği görüşüne geçişte önemli bir yere sahipti.</p>

<p><strong>1889 yılında</strong> Brain’de yayımlanan <strong>“Cerebral Localisation in its Practical Relations”</strong> başlıklı makalesi, beyin işlevlerinin yerleşimi konusundaki bu tarihsel tartışmanın önemli belgelerinden biri oldu.</p>

<p>Bugün beynin işlevsel haritasından söz edebiliyorsak, bunun arkasında böylesine uzun bir gözlem, deney ve tartışma tarihi bulunuyor.</p>

<h2>Bir hastalığa adını veren makale: Wilson</h2>

<p>Brain tarihinin en dikkat çekici yayınlarından biri <strong>1912 yılında</strong> çıktı.</p>

<p>İskoç nörolog <strong>Samuel Alexander Kinnier Wilson</strong>, <strong>“Progressive Lenticular Degeneration: A Familial Nervous Disease Associated with Cirrhosis of the Liver”</strong> başlıklı kapsamlı çalışmasında gençlerde ortaya çıkan ilerleyici nörolojik belirtiler ile karaciğer sirozu arasındaki birlikteliği ayrıntılı biçimde tanımladı.</p>

<p>Makale Brain’in 34. cildinin 4. sayısında yayımlandı ve özgün çalışma <strong>295-507. sayfalar</strong> arasında yer aldı.</p>

<p>Bugün bu hastalığı <strong>Wilson hastalığı</strong> olarak biliyoruz.</p>

<p>Bir hekimin dikkatli gözlemleriyle başlayan bu çalışma, yıllar sonra genetik ve bakır metabolizması hakkındaki bilgilerle çok daha ayrıntılı biçimde açıklanabilecek bir hastalığın tıp tarihindeki temel tanımlarından biri oldu.</p>

<h2>Sherrington, Head ve nörolojinin büyük isimleri</h2>

<p>Brain’in sayfalarından yalnızca Jackson, Ferrier ya da Wilson geçmedi.</p>

<p>Sinir sistemi fizyolojisinin en önemli isimlerinden <strong>Charles Sherrington</strong> ile duyu ve afazi araştırmalarının öncülerinden <strong>Henry Head</strong> gibi bilim insanlarının çalışmaları da derginin bilimsel mirasında yer aldı.</p>

<p>Böylece Brain’in eski ciltleri, yalnız bir derginin arşivi olmaktan çıktı; nörolojinin hangi soruları sorarak bugüne ulaştığını gösteren tarihsel bir kayda dönüştü.</p>

<h2>1878’den bugüne</h2>

<p>Aradan <strong>148 yıl</strong> geçti.</p>

<p>Brain’in ilk sayılarında konuşma bozuklukları, epilepsi, beyin lokalizasyonu ve sinir sistemi yaralanmaları tartışılıyordu.</p>

<p>Bugün ise Alzheimer ve Parkinson hastalıklarından multipl skleroza, epilepsiden nörogenetiğe; hastalık mekanizmalarından biyobelirteçlere, nörogörüntülemeye ve yeni klinik araştırmalara kadar çok geniş bir bilimsel alan derginin sayfalarında yer alıyor.</p>

<p>Brain’in resmî tanımına göre dergi, <strong>1878’den bu yana klinik nöroloji ve translasyonel nörobilim alanlarında önemli çalışmalar yayımlıyor.</strong></p>

<p>Derginin baş editörlüğünü Oxford Üniversitesi Nöroloji ve Bilişsel Nörobilim Profesörü <strong>Masud Husain</strong> yürütüyor.</p>

<p>Brain’in <strong>2025 etki faktörü 12,6</strong>. Aynı yılın Clarivate verilerine göre dergi, Klinik Nöroloji kategorisinde 296 dergi arasında 6.; Neurosciences kategorisinde ise 330 dergi arasında 11. sırada bulunuyor.</p>

<h2>Bir dergiden daha fazlası</h2>

<p>Bir bilim dergisinin değeri yalnızca kaç makale yayımladığı ya da kaç kez atıf aldığıyla ölçülmez.</p>

<p>Bazı dergiler zaman içinde bir bilim dalının hafızasına dönüşür.</p>

<p>Brain’in eski ciltlerini açtığınızda yalnızca geçmişte yazılmış makalelerle karşılaşmazsınız.</p>

<p>Epilepsinin nasıl anlaşılmaya başladığını, konuşmanın beyindeki izlerinin nasıl arandığını, beynin işlevlerinin nasıl haritalandırıldığını ve nörolojinin bağımsız bir bilim dalına dönüşürken hangi soruların peşinden koştuğunu da görürsünüz.</p>

<p>Bir zamanlar hekimler hastanın yatağının başında gördükleri küçük bir belirtiden beynin sırlarına ulaşmaya çalışıyordu.</p>

<p>Bugün elimizde ileri görüntüleme teknikleri, genetik analizler ve moleküler yöntemler var.</p>

<p>Ama bilim insanının temel sorusu değişmedi:</p>

<p><strong>Beyin nasıl çalışıyor ve hastalandığında ne oluyor?</strong></p>

<p>Belki Brain’in 148 yıllık hikâyesini anlatan asıl cümle de budur:</p>

<p><strong>Beyni anlamaya çalışan kuşaklar değişti, yöntemler değişti, bilgiler değişti; fakat insanın beynin sırlarını çözme merakı hiç değişmedi.</strong></p>

<h3>Kaynaklar</h3>

<p>Oxford Academic – <i>Brain: About the Journal</i></p>

<p>Oxford Academic – <i>Brain Editorial Board</i></p>

<p>Brain – <i>West Riding Lunatic Asylum Medical Reports: the precursor of Brain?</i></p>

<p>J. Hughlings Jackson – <i>On Affections of Speech from Disease of the Brain</i>, Brain, 1878</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>David Ferrier – <i>Cerebral Localisation in its Practical Relations</i>, Brain, 1889</p>

<p>S. A. Kinnier Wilson – <i>Progressive Lenticular Degeneration: A Familial Nervous Disease Associated with Cirrhosis of the Liver</i>, Brain, 1912</p>

<p><strong>Bilgilendirme notu:</strong> Bu içerik tıp tarihi ve bilimsel yayıncılık hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Tanı veya tedavi önerisi içermez.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/beynin-148-yillik-hafizasi-brain-dergisi-norolojinin-tarihini-nasil-yazdi</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 08:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/brain-beynin-bilimsel-hafizasi.jpg" type="image/jpeg" length="86400"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbuprofen, Setirizin ve Prednizon Diyabetik Göz Hastalığı Riskini Azaltabilir mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ibuprofen-setirizin-ve-prednizon-diyabetik-goz-hastaligi-riskini-azaltabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ibuprofen-setirizin-ve-prednizon-diyabetik-goz-hastaligi-riskini-azaltabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tip 2 diyabetli yetişkinleri inceleyen yeni araştırmada setirizin, ibuprofen ve prednizon kullanımı; diyabetik makula ödemi ve proliferatif diyabetik retinopati riskinin daha düşük olmasıyla ilişkilendirildi. Ancak araştırma bu ilaçların koruyucu olduğunu henüz kanıtlamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tip 2 diyabetin en ciddi komplikasyonlarından biri olan diyabetik retinopati konusunda dikkat çekici yeni veriler yayımlandı. Ophthalmology dergisinde 10 Eylül 2026’da çevrim içi yayımlanan araştırma, yaygın olarak kullanılan üç ilacın görmeyi tehdit eden diyabetik göz komplikasyonlarının daha düşük görülmesiyle ilişkili olabileceğini ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmanın merkezindeki ilaçlar setirizin, ibuprofen ve prednizon. Setirizin yaygın kullanılan bir antihistaminik, ibuprofen nonsteroid antiinflamatuvar (NSAİİ), prednizon ise kortikosteroid sınıfında yer alıyor. Üç ilacın ortak noktalarından biri inflamatuvar süreçleri farklı mekanizmalarla etkileyebilmeleri.</p>

<p>115 milyon kişilik sağlık ağı incelendi</p>

<p>Araştırmacılar ABD’deki TriNetX Collaborative Network verilerini kullandı. Bu veri ağı 67 sağlık kuruluşundan yaklaşık 115 milyon kişinin kayıtlarını kapsıyordu.</p>

<p>Çalışmaya tip 2 diyabeti bulunan, göz sağlığı takibi yapılmış ve 1 Ocak 2005 ile 1 Mart 2025 arasında incelenen ilaçlardan en az iki belgelenmiş kullanımı bulunan yetişkinler dahil edildi.</p>

<p>Araştırmacılar ilaç kullananlarla kullanmayanları yaş, hastalıklar ve diğer özellikler dahil toplam 44 değişken açısından eşleştirdi. Eşleştirilmiş grupların büyüklüğü ilaca göre 18 bin 762 ile 86 bin 846 çift arasında değişti. Sonuçlar üç yıllık dönem için değerlendirildi.</p>

<p>İbuprofen kullananlarda risk daha düşük bulundu</p>

<p>En dikkat çekici sonuçlardan biri ibuprofen grubunda görüldü.</p>

<p>İbuprofen kullanımı, diyabetik makula ödemi gelişme oranının yüzde 37 daha düşük olmasıyla ilişkiliydi. Proliferatif diyabetik retinopati için ise göreli risk yaklaşık yüzde 52 daha düşüktü.</p>

<p>Setirizin kullanımında diyabetik makula ödemi için yüzde 38, proliferatif diyabetik retinopati için yaklaşık yüzde 41 daha düşük göreli risk saptandı.</p>

<p>Prednizon grubundaki ilişki daha da güçlüydü. Diyabetik makula ödemi yaklaşık yüzde 54, proliferatif diyabetik retinopati ise yüzde 64 daha düşük görüldü.</p>

<p>Sonuçlar şöyleydi:</p>

<p>Setirizin:<br />
Diyabetik makula ödemi HR: 0,62<br />
Proliferatif diyabetik retinopati HR: 0,59</p>

<p>İbuprofen:<br />
Diyabetik makula ödemi HR: 0,63<br />
Proliferatif diyabetik retinopati HR: 0,48</p>

<p>Prednizon:<br />
Diyabetik makula ödemi HR: 0,46<br />
Proliferatif diyabetik retinopati HR: 0,36</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca sonuçların ne kadar sağlam olduğunu değerlendirmek amacıyla dokuz farklı duyarlılık analizi gerçekleştirdi. Genel bulgular bu analizlerde de korundu.</p>

<p>Neden inflamasyon üzerinde duruluyor?</p>

<p>Diyabetik retinopati yalnızca yüksek kan şekerinin küçük damarlar üzerindeki etkisiyle açıklanmıyor. Retinadaki kronik inflamasyonun da hastalığın başlaması ve ilerlemesinde önemli rol oynadığına ilişkin giderek büyüyen bilimsel kanıt bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar, sistemik inflamasyonun baskılanmasının diyabetik göz hastalığının ilerlemesini etkileyip etkileyemeyeceğini araştırıyor. Nitekim 2026’da yayımlanan ayrı bir çalışma da sistemik IL-6 inhibitörü kullanımını diyabetik retinopati ve bazı ciddi retinal komplikasyonların daha düşük görülmesiyle ilişkilendirdi.</p>

<p>Fenofibrat önemli bir karşılaştırma sağladı</p>

<p>Yeni araştırmanın dikkat çekici yönlerinden biri de fenofibratın pozitif kontrol olarak kullanılmasıydı.</p>

<p>Fenofibrat grubunda diyabetik makula ödemi için HR 0,57, proliferatif diyabetik retinopati için HR 0,59 bulundu. Araştırmacılar, incelenen üç ilacın gözlenen ilişkilerinin fenofibratla benzer büyüklükte olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Bu karşılaştırma önemli. Amerikan Diyabet Derneği’nin 2026 bakım standartlarında da dislipidemisi bulunan kişilerde fenofibrat eklenmesinin, özellikle başlangıçta erken diyabetik retinopatisi bulunanlarda hastalığın ilerlemesini yavaşlatabileceği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu sonuçlar “ibuprofen gözleri koruyor” anlamına gelmiyor</p>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlaması, geriye dönük gözlemsel araştırma olması. Araştırmacılar çok sayıda değişkeni eşleştirmiş ve sonuçları farklı analizlerle test etmiş olsa da gözlemsel veriler neden-sonuç ilişkisini kesin olarak gösteremez.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, “ibuprofen kullananlarda risk daha düşük bulundu” ile “ibuprofen diyabetik retinopatiyi önler” aynı şey değil.</p>

<p>Özellikle prednizon gibi kortikosteroidlerin kan şekeri üzerinde önemli etkileri bulunabilir. İbuprofen gibi NSAİİ’lerin de gastrointestinal, böbrek ve kardiyovasküler yan etkileri olabilir. Bu nedenle söz konusu ilaçların diyabetik retinopatiden korunmak amacıyla doktor önerisi olmadan kullanılması doğru değildir.</p>

<p>Araştırmacılar da sonuçları yeni bir tedavi önerisi olarak değil, bu ilaçların ileriye dönük kontrollü çalışmalarda değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden bir bulgu olarak yorumluyor.</p>

<p>Yeni hedef inflamasyon olabilir</p>

<p>Çalışmanın bilimsel açıdan en önemli mesajı tek tek ilaçlardan daha geniş olabilir. Bulgular, inflamasyonun diyabetik retinopatinin önlenmesinde gelecekte hedeflenebilecek mekanizmalardan biri olabileceği düşüncesini güçlendiriyor.</p>

<p>Ancak mevcut aşamada diyabet hastalarının gözlerini korumak için düzenli göz muayenelerini sürdürmeleri ve kan şekeri, kan basıncı ve diğer metabolik risk faktörlerinin kontrolüne yönelik mevcut tedavilerini uygulamaları önemini koruyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu çalışma setirizin, ibuprofen veya prednizonun diyabetik retinopatiyi önlediğini kanıtlamamaktadır. Bu ilaçlar diyabetik göz hastalığından korunmak amacıyla hekim önerisi olmadan başlanmamalıdır. Özellikle uzun süreli NSAİİ ve kortikosteroid kullanımı ciddi yan etkilere yol açabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Bison HS ve ark. Association of Common Anti-Inflammatory Medications with Reduced Risk of Vision-Threatening Diabetic Retinopathy in Type 2 Diabetes. Ophthalmology. 2026.</p>

<p>PubMed – Association of Common Anti-Inflammatory Medications with Reduced Risk of Vision-Threatening Diabetic Retinopathy in Type 2 Diabetes.</p>

<p>American Diabetes Association. Standards of Care in Diabetes—2026. Retinopathy, Neuropathy, and Foot Care.</p>

<p>Ophthalmology. Systemic Interleukin-6 Inhibition and Risk of Diabetic Retinopathy Development and Progression. 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ibuprofen-setirizin-ve-prednizon-diyabetik-goz-hastaligi-riskini-azaltabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 08:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0838.jpeg" type="image/jpeg" length="81804"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FDA’dan İki Yeni Onay: Tip 1 Diyabette Finerenon, Sanfilippo’da İlk Gen Tedavisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fdadan-iki-yeni-onay-tip-1-diyabette-finerenon-sanfilippoda-ilk-gen-tedavisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fdadan-iki-yeni-onay-tip-1-diyabette-finerenon-sanfilippoda-ilk-gen-tedavisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Gıda ve İlaç Dairesi aynı gün iki dikkat çekici tedavi kararına imza attı. Finerenon, tip 1 diyabete bağlı kronik böbrek hastalığında yeni bir kullanım alanı kazanırken; Sanfilippo sendromu tip A için geliştirilen Fayuvi, hastalığın nörolojik belirtilerine yönelik ilk FDA onaylı tedavi oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Biri dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen diyabetin önemli komplikasyonlarından biri.</p>

<p>Diğeri ise çocukluk çağında başlayıp zaman içinde konuşma, bilişsel yetiler ve kazanılmış becerilerin kaybına yol açabilen çok nadir bir genetik hastalık.</p>

<p>17 Eylül 2026’da bu iki farklı hastalık alanından peş peşe iki önemli haber geldi.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, <strong>finerenonun tip 1 diyabete bağlı kronik böbrek hastalığındaki kullanımını onayladı.</strong></p>

<p>Aynı gün <strong>Sanfilippo sendromu tip A için ilk FDA onaylı tedavi olan Fayuvi gen tedavisine</strong> de onay verildi.</p>

<p>İki tedavinin mekanizması, hedeflediği hastalık ve uygulanma şekli birbirinden tamamen farklı.</p>

<p>Ancak ikisi de modern tıbbın giderek hastalıkların altında yatan biyolojik mekanizmalara yöneldiğini gösteren dikkat çekici örnekler.</p>

<h2>Tip 1 diyabete bağlı böbrek hastalığında yeni seçenek</h2>

<p>İlk gelişme <strong>finerenon</strong>, ticari adıyla <strong>Kerendia</strong> ile ilgili.</p>

<p>Finerenon, steroidal olmayan seçici bir mineralokortikoid reseptör antagonisti.</p>

<p>FDA’nın yeni kararıyla ilacın kullanım alanı, <strong>tip 1 diyabetle ilişkili kronik böbrek hastalığı bulunan yetişkinleri</strong> de kapsayacak şekilde genişletildi.</p>

<p>İlacın üreticisi Bayer, bunu bu hasta grubu için ABD’de 30 yılı aşkın süredir FDA tarafından onaylanan ilk yeni tedavi seçeneği olarak tanımlıyor.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var:</p>

<p><strong>Finerenon tip 1 diyabeti tedavi eden bir ilaç değil ve insülinin yerine geçmiyor.</strong></p>

<p>Yeni endikasyon, tip 1 diyabete eşlik eden kronik böbrek hastalığını hedefliyor.</p>

<h2>242 hastalık Faz 3 çalışması</h2>

<p>Onayın temel bilimsel dayanaklarından biri <strong>FINE-ONE Faz 3 çalışması</strong>.</p>

<p><i>New England Journal of Medicine</i>’da yayımlanan araştırmaya tip 1 diyabet, kronik böbrek hastalığı ve albüminürisi bulunan <strong>242 yetişkin</strong> dahil edildi.</p>

<p>Katılımcılar finerenon veya plasebo almak üzere rastgele iki gruba ayrıldı.</p>

<p>Altı aylık dönemde idrar albümin/kreatinin oranı, yani <strong>UACR</strong>, finerenon grubunda yüzde 34, plasebo grubunda ise yüzde 12 azaldı.</p>

<p>İki grup istatistiksel olarak karşılaştırıldığında finerenonla <strong>UACR’de plaseboya göre yüzde 25 daha fazla göreli azalma</strong> görüldü.</p>

<p>Bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı.</p>

<h2>Bu yüzde ne anlama geliyor?</h2>

<p>Çalışmanın en kolay yanlış yorumlanabilecek noktası burası.</p>

<p>Araştırma:</p>

<p><strong>“Finerenon böbrek yetmezliği riskini yüzde 25 azalttı”</strong></p>

<p>sonucunu göstermedi.</p>

<p>FINE-ONE’ın temel sonlanım noktası böbrek yetmezliği, diyaliz ihtiyacı veya böbrek nakli değildi.</p>

<p>Temel ölçüt <strong>UACR’deki değişimdi.</strong></p>

<p>UACR, idrarda ne kadar albümin bulunduğunu değerlendiren önemli bir böbrek hasarı göstergesi.</p>

<p>Sağlıklı böbrekler albümin gibi büyük proteinlerin önemli bölümünü kanda tutarken, böbreğin filtreleme yapısı zarar gördüğünde albümin idrara geçmeye başlayabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle UACR’nin azalması olumlu kabul ediliyor.</p>

<p>Yeni FDA endikasyonu da UACR’nin azaltılmasına dayanıyor; bunun kalıcı böbrek fonksiyon kaybı ve son dönem böbrek hastalığı riskini azaltması bekleniyor.</p>

<p>Ancak bunun uzun dönemde klinik olaylara ne ölçüde yansıyacağı daha uzun takiplerle değerlendirilecek.</p>

<h2>Potasyum açısından dikkat gerekiyor</h2>

<p>Finerenon tamamen risksiz bir ilaç değil.</p>

<p>FINE-ONE çalışmasında dikkat çeken güvenlilik başlıklarından biri <strong>hiperkalemi</strong>, yani kandaki potasyum düzeyinin yükselmesiydi.</p>

<p>Hiperkalemi:</p>

<p><strong>finerenon grubunda yüzde 10,1,<br />
plasebo grubunda yüzde 3,3</strong> oranında görüldü.</p>

<p>Finerenon kullanan katılımcıların yüzde 1,7’si hiperkalemi nedeniyle tedaviyi bıraktı.</p>

<p>Bu nedenle finerenon hekim kontrolünde kullanılıyor ve böbrek fonksiyonlarıyla birlikte serum potasyumunun izlenmesi önem taşıyor.</p>

<h2>İkinci onay çocukluk çağının ağır bir nadir hastalığı için</h2>

<p>Aynı gün gelen ikinci gelişme ise <strong>Sanfilippo sendromu tip A</strong> ile ilgili.</p>

<p>Hastalığın tıbbi adı:</p>

<p><strong>Mukopolisakkaridoz tip IIIA — MPS IIIA.</strong></p>

<p>Sanfilippo tip A, <strong>SGSH genindeki hastalık yapıcı değişikliklerden</strong> kaynaklanan nadir ve ilerleyici bir genetik hastalık.</p>

<p>SGSH geni, sulfamidase adlı enzimin üretimi için gerekli bilgiyi taşıyor.</p>

<p>Enzim yeterince üretilemediğinde <strong>heparan sülfat</strong> hücrelerin lizozomlarında birikiyor.</p>

<p>Bu birikim özellikle beyin ve sinir sisteminde zaman içinde ilerleyici hasara yol açabiliyor.</p>

<p>Çocuklar yaşamlarının ilk dönemlerinde bazı gelişim basamaklarını normal şekilde kazanabilirken daha sonra gelişim yavaşlayabiliyor; konuşma, bilişsel yetiler ve diğer kazanılmış beceriler giderek kaybedilebiliyor.</p>

<h2>Sanfilippo için ilk FDA onaylı tedavi</h2>

<p>FDA, <strong>Fayuvi (rebisufligene etisparvovec-hopf)</strong> adlı gen tedavisini onayladı.</p>

<p>Bu karar, Sanfilippo sendromu tip A için <strong>ilk FDA onaylı tedavi</strong> anlamına geliyor.</p>

<p>Tedavinin en dikkat çekici özelliklerinden biri de <strong>tek seferlik damar içi infüzyon</strong> şeklinde uygulanması.</p>

<p>Fayuvi, değiştirilmiş ve enfeksiyon oluşturmayan <strong>AAV9 adlı adeno-ilişkili viral vektörü</strong> taşıyıcı olarak kullanıyor.</p>

<p>Bu taşıyıcıyla hücrelere çalışan bir <strong>SGSH geni</strong> ulaştırılıyor.</p>

<p>Amaç, hücrelerin yeniden sulfamidase enzimi üretebilmesini sağlamak ve hastalıkta biriken heparan sülfatın parçalanmasını artırmak.</p>

<h2>Çocukların bilişsel işlevleri değerlendirildi</h2>

<p>Fayuvi’nin güvenlilik ve etkinliği <strong>açık etiketli, tek kollu ve çok merkezli</strong> bir klinik araştırmada değerlendirildi.</p>

<p>Çalışmada özellikle <strong>2–5 yaşındaki çocukların bilişsel skorlarındaki değişim</strong> incelendi.</p>

<p>Burada önemli bir metodolojik ayrıntı bulunuyor:</p>

<p>Çalışmada eşzamanlı plasebo grubu yoktu.</p>

<p>Tedavi alan çocukların sonuçları, hastalığın doğal seyrini gösteren <strong>tedavi almamış tarihsel kontrol grubuyla</strong> karşılaştırıldı.</p>

<p>FDA’ya göre Fayuvi alan çocuklarda bilişsel işlev korundu veya iyileşti.</p>

<p>Bu sonuç, Sanfilippo tip A’nın doğal seyrinde bu yaş döneminde beklenen durağanlaşma ve ardından gelen gerilemeden farklıydı.</p>

<p>Bu bulgu tedavinin hastalığın nörolojik seyrini değiştirebilme potansiyelini destekliyor.</p>

<p>Ancak sonuçlar değerlendirilirken çalışmanın randomize ve eşzamanlı kontrollü olmaması da dikkate alınmalı.</p>

<h2>Her Sanfilippo hastası için uygun mu?</h2>

<p>Hayır.</p>

<p>FDA’nın resmî onay metnindeki ifade özellikle önemli.</p>

<p>Fayuvi:</p>

<p><strong>nörogelişimsel işlevi korunmuş pediatrik MPS IIIA hastalarında nörolojik belirtilerin tedavisi</strong></p>

<p>için onaylandı.</p>

<p>Bu nedenle “Sanfilippo tip A bulunan bütün çocuklara uygulanabilir” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru değil.</p>

<p>Hastalığın evresi ve çocuğun mevcut nörogelişimsel durumu tedavi değerlendirmesinde önem taşıyor.</p>

<h2>Tek uygulama olması risksiz olduğu anlamına gelmiyor</h2>

<p>Fayuvi’nin yalnızca bir kez uygulanması tedavinin basit olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Gen tedavisi, infüzyon reaksiyonlarının yönetilebildiği uygun sağlık merkezlerinde uygulanıyor.</p>

<p>FDA’nın bildirdiği ve hastaların yüzde 5’inden fazlasında görülen yan etkiler arasında:</p>

<p>karaciğer enzimi AST’de yükselme,<br />
bulantı ve kusma,<br />
ateş,<br />
iştah azalması,<br />
beyaz kan hücreleri ve trombositlerde azalma<br />
ve amilaz düzeyinde yükselme</p>

<p>bulunuyor.</p>

<p>Önemli güvenlilik uyarılarından biri de <strong>trombotik mikroanjiyopati</strong> riski.</p>

<p>FDA ayrıca diğer AAV tabanlı gen tedavilerinde olduğu gibi verilen genetik materyalin genomla bütünleşmesine bağlı teorik uzun dönem tümör riskine dikkat çekiyor.</p>

<p>Tedavi öncesinde başlayan ve sonrasında en az sekiz hafta devam eden kortikosteroid kullanımı da uygulama protokolünün bir parçası.</p>

<h2>İki tedavinin ortak noktası ne?</h2>

<p>Finerenon ve Fayuvi birbirinden çok farklı iki tedavi.</p>

<p>Finerenon, mineralokortikoid reseptörünün aşırı aktivasyonuyla ilişkili süreçleri hedefleyen ağızdan kullanılan bir ilaç.</p>

<p>Fayuvi ise eksik işlev gören genetik talimatı çalışan bir SGSH geniyle tamamlamayı amaçlayan tek uygulamalık gen tedavisi.</p>

<p>Ancak bu iki onay aynı eğilimi ortaya koyuyor:</p>

<p><strong>Modern tıp yalnız hastalık belirtilerini kontrol etmeye değil, hastalığın altında yatan mekanizmalara müdahale etmeye giderek daha fazla yöneliyor.</strong></p>

<p>Birinde böbrek hasarına katkıda bulunan biyolojik bir sinyal yolu hedefleniyor.</p>

<p>Diğerinde hastalığın temelindeki genetik bozukluğa müdahale ediliyor.</p>

<h2>Türkiye’deki hastalar için ne anlama geliyor?</h2>

<p>Her iki gelişme de <strong>ABD FDA kararı</strong>.</p>

<p>Bu nedenle finerenonun yeni tip 1 diyabet endikasyonunun veya Fayuvi gen tedavisinin Türkiye’de otomatik olarak aynı koşullarda ruhsatlandırıldığı ya da geri ödeme kapsamına girdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Türkiye’de ruhsatlandırma, kullanım endikasyonu, erişim ve geri ödeme süreçleri ayrıca değerlendiriliyor.</p>

<p>Hastaların mevcut tedavilerini bu haberler doğrultusunda değiştirmemeleri ve özellikle gen tedavileri konusunda uzman merkezlerin değerlendirmesi dışında bir girişimde bulunmamaları gerekiyor.</p>

<h2>Tıbbiye Bülteni değerlendirmesi</h2>

<p>17 Eylül 2026’da verilen iki karar farklı nedenlerle önemli.</p>

<p><strong>Finerenon</strong>, tip 1 diyabete bağlı kronik böbrek hastalığında tedavi seçeneklerine yeni bir yaklaşım ekliyor.</p>

<p><strong>Fayuvi</strong> ise bugüne kadar FDA onaylı bir tedavisi bulunmayan Sanfilippo sendromu tip A’da hastalığın genetik temelini hedefleyen ilk onaylı tedaviyi getiriyor.</p>

<p>Ancak iki gelişmede de bilimin sınırlarını doğru çizmek gerekiyor.</p>

<p>Finerenon için uzun dönemde böbrek yetmezliği ve diyaliz gibi klinik sonuçlar üzerindeki etkinin daha uzun süreli verilerle netleşmesi gerekiyor.</p>

<p>Fayuvi için ise etkinin ne kadar süre devam edeceği ve uzun dönem güvenlilik profilinin nasıl şekilleneceği yıllar sürecek takiplerle anlaşılacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle iki FDA kararı da bir “son nokta” değil.</p>

<p><strong>Biri kronik böbrek hastalığında, diğeri nadir bir çocukluk hastalığında açılan yeni bir tedavi kapısı.</strong></p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>U.S. Food and Drug Administration</p>

<p>New England Journal of Medicine</p>

<p>FINE-ONE Investigators</p>

<p>Bayer</p>

<p>FDA FAYUVI BLA Approval Letter</p>

<p>Ultragenyx Pharmaceutical</p>

<h2>SEO BAŞLIĞI</h2>

<p><strong>FDA’dan İki Yeni Onay: Finerenon ve Sanfilippo Gen Tedavisi</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fdadan-iki-yeni-onay-tip-1-diyabette-finerenon-sanfilippoda-ilk-gen-tedavisi</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 08:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/fda-iki-onay.webp" type="image/jpeg" length="95867"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[OGTT Nedir, Nasıl Yapılır? 140, 199 ve 200 Ne Anlama Gelir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ogtt-nedir-nasil-yapilir-140-199-ve-200-ne-anlama-gelir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ogtt-nedir-nasil-yapilir-140-199-ve-200-ne-anlama-gelir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[OGTT, belirli miktarda glukoz içildikten sonra vücudun şekeri ne kadar iyi işlediğini ölçen şeker yükleme testidir. Gebe olmayan yetişkinlerde 75 gram OGTT’nin 2. saatinde 140-199 mg/dL bozulmuş glukoz toleransı, 200 mg/dL ve üzeri ise diyabet tanı kriterlerinden biridir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>OGTT, açlık kan şekeri veya HbA1c’nin tek başına ortaya koyamadığı glukoz metabolizması bozukluklarını gösterebilen bir testtir. Özellikle açlık şekeri normal veya sınıra yakın olduğu halde diyabet ya da prediyabet şüphesi bulunan kişilerde kullanılabilir.</p>

<p>Gebe olmayan yetişkinlerde standart tanısal OGTT genellikle 75 gram glukozla yapılır. Testin ikinci saatindeki plazma glukozunun 140 mg/dL’nin altında olması normal glukoz toleransıyla uyumluyken 140-199 mg/dL aralığı bozulmuş glukoz toleransı, 200 mg/dL ve üzeri ise diyabet tanı kriterlerinden biridir.</p>

<p>Gebelikte yapılan OGTT’nin eşikleri farklıdır. Bu nedenle gebelikteki “şeker yükleme testi” sonuçları gebe olmayan yetişkinlerin 140 ve 200 mg/dL sınırlarıyla yorumlanmamalıdır.</p>

<p>OGTT nedir?</p>

<p>OGTT, “Oral Glucose Tolerance Test” yani oral glukoz tolerans testidir.</p>

<p>Test, vücudun belirli miktarda glukoz yüküne nasıl yanıt verdiğini ölçer.</p>

<p>Kişi glukoz çözeltisini içtikten sonra kan şekeri yükselir. Pankreas insülin salgılar ve dokular glukozu kullanmaya başlar. Glukoz metabolizması sağlıklı çalışıyorsa kan şekeri belirli süre içinde düşer.</p>

<p>İnsülin direnci veya insülin salgısında yetersizlik varsa glukoz daha uzun süre yüksek kalabilir.</p>

<p>75 gram şeker yükleme testi nasıl yapılır?</p>

<p>Gebe olmayan yetişkinlerde diyabet tanısı için kullanılan standart OGTT’de genellikle 75 gram susuz glukoza eşdeğer glukoz içeren çözelti kullanılır.</p>

<p>Önce açlık kan örneği alınır.</p>

<p>Ardından kişi glukoz çözeltisini belirlenen süre içinde içer.</p>

<p>Tanısal 75 gram OGTT’de glukoz içildikten 2 saat sonra tekrar kan örneği alınır.</p>

<p>Test boyunca kişinin sakin şekilde oturması ve laboratuvarın verdiği talimatlara uyması önemlidir.</p>

<p>OGTT için kaç saat aç kalmak gerekir?</p>

<p>OGTT öncesinde en az 8 saat açlık gerekir. Açlığın gereksiz yere çok uzatılması da uygun değildir.</p>

<p>Testten önceki günlerde kişinin olağan beslenmesini sürdürmesi önemlidir. Test sonucunu “daha iyi çıkarmak” amacıyla günler öncesinden karbonhidratı ciddi biçimde kısıtlamak doğru değildir.</p>

<p>Akut hastalık, kullanılan bazı ilaçlar ve test koşulları glukoz yanıtını etkileyebilir.</p>

<p>Test öncesi ilaçlar kendi kendine kesilmemeli; laboratuvar veya sağlık profesyonelinin hazırlık talimatı uygulanmalıdır.</p>

<p>OGTT’de 2. saat şekeri kaç olmalı?</p>

<p>Gebe olmayan yetişkinlerde 75 gram OGTT’nin ikinci saatindeki plazma glukozu genel olarak şöyle değerlendirilir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>2. saat plazma glukozu</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Değerlendirme</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>140 mg/dL’nin altı</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Normal glukoz toleransı</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>140-199 mg/dL</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Bozulmuş glukoz toleransı / prediyabet</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>200 mg/dL ve üzeri</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Diyabet tanı kriterlerinden biri</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Bu değerler venöz plazma glukozuna dayalı klinik karar sınırlarıdır.</p>

<p>Evde kullanılan glukometreyle yapılan ölçümler tanısal OGTT’nin yerine geçmez.</p>

<p>OGTT 140 çıkarsa ne anlama gelir?</p>

<p>İkinci saat glukozunun tam 140 mg/dL olması bozulmuş glukoz toleransı aralığının başlangıcıdır.</p>

<p>Bu sonuç diyabet değildir ancak prediyabet kategorisindedir.</p>

<p>Kişinin gelecekte Tip 2 diyabet geliştirme riski artabilir. Kilo, bel çevresi, aile öyküsü, fiziksel aktivite, kan basıncı ve diğer metabolik faktörler gerçek riski etkiler.</p>

<p>OGTT 160 veya 180 çıkarsa ne demek?</p>

<p>İkinci saat glukozunun 160 veya 180 mg/dL olması 140-199 mg/dL arasındaki bozulmuş glukoz toleransı aralığındadır.</p>

<p>Bu değerler diyabet tanı eşiğinin altında olsa da normal kabul edilmez.</p>

<p>Ancak “160 hafif, 180 ağır prediyabet” şeklinde standart bir klinik evreleme bulunmaz.</p>

<p>Sonuç kişinin diğer glukoz değerleri ve risk faktörleriyle birlikte değerlendirilir.</p>

<p>OGTT 199 çıkarsa diyabet midir?</p>

<p>Gebe olmayan yetişkinlerde 75 gram OGTT’nin ikinci saatinde 199 mg/dL, teknik olarak bozulmuş glukoz toleransı aralığındadır.</p>

<p>Diyabet için kullanılan eşik 200 mg/dL’dir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak bu, 199 mg/dL’nin metabolik olarak önemsiz olduğu ve 200 mg/dL ile arasında keskin bir biyolojik duvar bulunduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Tanı eşikleri klinik karar vermeyi standartlaştırmak için kullanılır.</p>

<p>OGTT 200 çıkarsa diyabet midir?</p>

<p>75 gram OGTT’nin ikinci saatinde plazma glukozunun 200 mg/dL veya üzerinde olması diyabet için kullanılan tanı kriterlerinden biridir.</p>

<p>Ancak belirgin hiperglisemi bulunmayan bir kişide tek bir anormal sonuç genellikle doğrulanır.</p>

<p>Başka bir günde tekrarlanan anormal test veya HbA1c ya da açlık plazma glukozu gibi ikinci bir test tanıyı destekleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle tek bir 200 mg/dL sonucu kişinin bütün klinik durumu dikkate alınmadan yorumlanmamalıdır.</p>

<p>Açlık şekeri normal ama OGTT yüksek olabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Açlık glukozu karaciğerin gece boyunca glukoz üretimi ve bazal insülin etkisi hakkında bilgi verirken OGTT vücudun büyük bir glukoz yükünü nasıl yönettiğini test eder.</p>

<p>Bazı kişilerde açlık glukozu 100 mg/dL’nin altında olduğu halde ikinci saat glukozu 140-199 mg/dL arasında olabilir.</p>

<p>Bu durum bozulmuş glukoz toleransı olarak değerlendirilir.</p>

<p>Dolayısıyla normal açlık şekeri prediyabet veya diyabeti her koşulda dışlamaz.</p>

<p>OGTT ile HbA1c arasındaki fark nedir?</p>

<p>OGTT, vücudun belirli bir glukoz yüküne birkaç saat içindeki yanıtını gösterir.</p>

<p>HbA1c ise önceki yaklaşık 2-3 aylık glisemik durumu yansıtır.</p>

<p>Bu nedenle iki test aynı kişide farklı sonuç kategorileri gösterebilir.</p>

<p>Örneğin HbA1c normal veya sınırda olduğu halde OGTT’de bozulmuş glukoz toleransı saptanabilir.</p>

<p>HbA1c’nin kırmızı kan hücrelerinin yaşam süresinden etkilendiği durumlarda OGTT ayrıca yararlı olabilir.</p>

<p>OGTT sırasında su içilir mi?</p>

<p>Test sırasında laboratuvarın talimatı esas alınmalıdır. Genellikle az miktarda sade suya izin verilebilir.</p>

<p>Ancak yemek yenmemeli ve kalori içeren içecek tüketilmemelidir.</p>

<p>Sigara, yoğun hareket ve egzersiz glukoz metabolizmasını etkileyebileceğinden test süresince bunlardan kaçınılır.</p>

<p>Kişinin mümkün olduğunca sakin şekilde oturması istenir.</p>

<p>Kusma meydana gelirse testin geçerliliği etkilenebilir ve laboratuvar personeline bildirilmelidir.</p>

<p>Gebelikte OGTT kaç olmalı?</p>

<p>Gebelikte OGTT tamamen farklı eşiklerle değerlendirilir.</p>

<p>75 gram OGTT kullanılan gebelik protokollerinden birinde gestasyonel diyabet için şu eşiklerden herhangi birinin karşılanması tanı açısından yeterli olabilir:</p>

<ul>
 <li>Açlık: 92 mg/dL veya üzeri
 <ol>
  <li>saat: 180 mg/dL veya üzeri</li>
  <li>saat: 153 mg/dL veya üzeri</li>
 </ol>
 </li>
</ul>

<p>Ancak gebelikte kullanılan tarama ve tanı protokolleri ülkeye ve sağlık sistemine göre farklılaşabilir. Bazı merkezlerde önce 50 gram tarama, ardından gerektiğinde 100 gram OGTT uygulanır.</p>

<p>Bu nedenle gebe bir kişinin 2. saat sonucu 160 mg/dL ise “200’ün altında, normal” denemez. Gebelikte farklı eşikler geçerlidir.</p>

<p>Gebelikte şeker yükleme testi bebeğe zarar verir mi?</p>

<p>OGTT, gestasyonel diyabetin tanısında uzun yıllardır kullanılan standart yöntemlerden biridir.</p>

<p>Tanısal amaçla kullanılan glukoz yükünün gebelikte anne veya bebeğe zarar verdiğini gösteren güvenilir kanıt bulunmamaktadır.</p>

<p>Buna karşılık tanınmamış ve kontrolsüz gestasyonel diyabet anne ve bebek açısından çeşitli risklerle ilişkilidir.</p>

<p>Testin gerekip gerekmediği ve hangi protokolün uygulanacağı gebelik takibini yapan sağlık ekibi tarafından belirlenir.</p>

<p>OGTT sonucu nelerden etkilenebilir?</p>

<p>Test koşullarına uyulmaması sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Akut hastalık, ciddi stres, yetersiz veya aşırı uzun açlık, bazı ilaçlar, test sırasında fiziksel aktivite ve glukoz çözeltisinin tamamının içilememesi sonucu değiştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle OGTT’nin standart koşullarda yapılması önemlidir.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>OGTT 199 çıkarsa diyabet midir?</p>

<p>Hayır. Gebe olmayan yetişkinlerde 75 gram OGTT’nin ikinci saatinde 199 mg/dL bozulmuş glukoz toleransı yani prediyabet aralığındadır. Diyabet eşiği 200 mg/dL’dir.</p>

<p>Açlık şekeri normalken OGTT yüksek çıkabilir mi?</p>

<p>Evet. Bazı kişilerde açlık glukozu normal olduğu halde glukoz yükünden iki saat sonra şeker yeterince düşmez ve bozulmuş glukoz toleransı saptanabilir.</p>

<p>Gebelikte OGTT’nin 2. saati 160 ise normal midir?</p>

<p>75 gram gebelik OGTT’sinde 2. saat için kullanılan eşik 153 mg/dL’dir; bu protokolde 160 mg/dL yüksek kabul edilir. Gebelik sonuçları gebe olmayan yetişkinlerin 200 mg/dL sınırıyla değerlendirilmez.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Diagnosis and Classification of Diabetes: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026.</li>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Management of Diabetes in Pregnancy: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026.</li>
 <li>World Health Organization. Diagnostic Criteria and Classification of Hyperglycaemia First Detected in Pregnancy. World Health Organization.</li>
 <li>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Diabetes Tests &amp; Diagnosis. National Institutes of Health. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ogtt-nedir-nasil-yapilir-140-199-ve-200-ne-anlama-gelir</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 08:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="35582"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aras Bulut İynemli Gözaltına Alındı: Soruşturmanın Detayları Ortaya Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/aras-bulut-iynemli-gozaltina-alindi-sorusturmanin-detaylari-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/aras-bulut-iynemli-gozaltina-alindi-sorusturmanin-detaylari-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oyuncu Aras Bulut İynemli, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü bir  soruşturma kapsamında İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince gözaltına alındı. Operasyonda başka isimlerin de gözaltına alındığı bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen uyuşturucu soruşturması kapsamında 18 Eylül 2026 sabahı İstanbul’da çok sayıda kişiye yönelik operasyon düzenlendi.</p>

<p>Soruşturma kapsamında gözaltına alınan isimler arasında oyuncu Aras Bulut İynemli’nin de bulunduğu bildirildi. İlk bilgilere göre gözaltı işlemleri İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından gerçekleştirildi.</p>

<p>Aras Bulut İynemli neden gözaltına alındı?</p>

<p>İynemli’nin gözaltına alınması, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının ünlü isimlere yönelik yürüttüğü uyuşturucu soruşturması kapsamında gerçekleşti. Ancak haberin yayımlandığı saat itibarıyla İynemli’ye yöneltilen somut suçlama veya dosyadaki ayrıntılı isnatlar kamuoyuna açıklanmış değil.</p>

<p>Bu nedenle gözaltı işleminin, İynemli’nin kendisine isnat edilen bir suçu işlediğinin kanıtlandığı anlamına gelmediğini özellikle belirtmek gerekiyor. Soruşturma süreci devam ediyor.</p>

<p>Sefo da gözaltına alınan isimler arasında</p>

<p>Soruşturma kapsamında birden fazla kişiye gözaltı işlemi uygulandığı bildirildi. İlk yayımlanan bilgilere göre rapçi Seyfullah Sağır, bilinen sahne adıyla Sefo da gözaltına alınan isimler arasında bulunuyor.</p>

<p>Soruşturma devam ediyor</p>

<p>18 Eylül sabahı başlayan operasyona ilişkin ayrıntılar henüz sınırlı. Gözaltına alınan kişilerin ifade ve diğer adli işlemlerinin ardından soruşturmanın kapsamına ilişkin yeni bilgilerin ortaya çıkması bekleniyor.</p>

<p>Aras Bulut İynemli hakkında verilmiş bir tutuklama kararı bulunduğuna ilişkin şu aşamada doğrulanmış bir bilgi yok. Mevcut bilgi gözaltı işlemiyle sınırlı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aras Bulut İynemli kimdir?</p>

<p>25 Ağustos 1990 İstanbul doğumlu Aras Bulut İynemli, Türkiye’nin tanınmış oyuncuları arasında yer alıyor. “Öyle Bir Geçer Zaman ki”, “Muhteşem Yüzyıl”, “İçerde” ve “Çukur” gibi yapımlarda rol aldı. “Atatürk 1881-1919” yapımında Mustafa Kemal Atatürk’ü canlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/aras-bulut-iynemli-gozaltina-alindi-sorusturmanin-detaylari-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 07:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/i-m-g-5104.jpeg" type="image/jpeg" length="71856"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Açlık Kan Şekeri Kaç Olmalı? 100, 110, 125 ve 126 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/aclik-kan-sekeri-kac-olmali-100-110-125-ve-126-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/aclik-kan-sekeri-kac-olmali-100-110-125-ve-126-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Açlık kan şekeri, en az 8 saat kalori alınmadıktan sonra ölçülen glukoz düzeyidir. 100-125 mg/dL prediyabet aralığı, 126 mg/dL ve üzeri ise uygun koşullarda diyabet tanı kriterlerinden biridir; belirgin hiperglisemi yoksa tanının doğrulanması gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Kan tahlilinde açlık kan şekeri, diyabet ve prediyabet değerlendirmesinde kullanılan temel testlerden biridir. Açlık plazma glukozunun 100-125 mg/dL arasında olması prediyabet aralığında değerlendirilirken 126 mg/dL ve üzeri diyabet için kullanılan tanı eşiklerinden biridir.</p>

<p>Ancak tek bir 126 mg/dL sonucu her koşulda “kesin diyabet” anlamına gelmez. Belirgin hiperglisemi belirtileri bulunmayan kişilerde tanının genellikle başka bir gün yapılan test veya ikinci bir anormal glukoz testiyle doğrulanması gerekir.</p>

<p>Açlık kan şekeri nedir?</p>

<p>Glukoz vücudun temel enerji kaynaklarından biridir. Kandaki glukoz düzeyi başta pankreastan salgılanan insülin ve glukagon olmak üzere birçok hormon tarafından düzenlenir.</p>

<p>Açlık plazma glukozu, kişinin en az 8 saat boyunca kalori almamasının ardından ölçülen kan şekeridir.</p>

<p>Su içilebilir; ancak çay, kahve, meyve suyu ve kalori içeren diğer içecekler gerçek açlık koşulunu bozabilir.</p>

<p>Açlık kan şekeri kaç olmalı?</p>

<p>Diyabet tanısı bulunmayan gebe olmayan yetişkinlerde yaygın kullanılan değerlendirme şöyledir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Açlık plazma glukozu</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Genel değerlendirme</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>70-99 mg/dL</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Normal aralık</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>100-125 mg/dL</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Prediyabet aralığı</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>126 mg/dL ve üzeri</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Diyabet tanı kriterlerinden biri</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Buradaki 100 ve 126 mg/dL değerleri yalnızca laboratuvar referans sınırları değil, klinik karar eşikleridir.</p>

<p>Ayrıca bu değerler venöz plazma glukozuna dayalı tanı kriterleridir. Evde parmak ucundan ölçülen glukometre sonuçları diyabet tanısı koymak için laboratuvar testinin yerine kullanılmaz.</p>

<p>Açlık şekeri 100 ne anlama gelir?</p>

<p>Açlık plazma glukozunun 100 mg/dL olması prediyabet aralığının başlangıcıdır.</p>

<p>100-125 mg/dL arasındaki durum “bozulmuş açlık glukozu” olarak da adlandırılır.</p>

<p>Bu, kişinin diyabet olduğu anlamına gelmez. Ancak gelecekte Tip 2 diyabet gelişme riskinin arttığını gösteren metabolik bir uyarı olabilir.</p>

<p>Kilo, bel çevresi, aile öyküsü, fiziksel aktivite, kan basıncı, lipidler ve HbA1c gibi başka faktörler kişinin gerçek riskini etkiler.</p>

<p>Açlık şekeri 110 çıkarsa ne demek?</p>

<p>110 mg/dL prediyabet aralığındadır.</p>

<p>Tek bir 110 sonucu diyabet tanısı değildir. Testin gerçek açlık koşullarında yapılıp yapılmadığı ve önceki sonuçlar değerlendirilir.</p>

<p>HbA1c veya bazı kişilerde oral glukoz tolerans testi ek bilgi sağlayabilir.</p>

<p>Özellikle tekrarlayan sınırda yüksek sonuçlarda yaşam tarzı ve diğer metabolik risk faktörlerinin değerlendirilmesi önem kazanır.</p>

<p>Açlık şekeri 125 ne anlama gelir?</p>

<p>125 mg/dL, prediyabet aralığının üst sınırına çok yakın bir değerdir ancak diyabet için kullanılan 126 mg/dL eşiğinin altındadır.</p>

<p>Bu ayrım “125 sağlıklı, 126 hasta” anlamına gelmez. Glukoz metabolizması sürekli bir biyolojik spektrumdur.</p>

<p>125 mg/dL gibi bir sonuçta testin tekrarlanması veya HbA1c gibi başka bir diyabet testinin değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Açlık şekeri 126 çıkarsa diyabet midir?</p>

<p>126 mg/dL veya üzerindeki açlık plazma glukozu diyabet tanı kriterlerinden biridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak belirgin hiperglisemi bulunmayan bir kişide tek anormal sonuç genellikle doğrulanmalıdır.</p>

<p>Örneğin farklı bir günde açlık glukozunun yeniden 126 mg/dL veya üzerinde bulunması ya da HbA1c gibi başka bir testin de diyabet aralığında olması tanıyı destekler.</p>

<p>Bu nedenle e-Nabızda bir kez 126 görmek otomatik olarak kesin diyabet tanısı anlamına gelmez.</p>

<p>Açlık şekeri 150 çıkarsa ne anlama gelir?</p>

<p>Gerçek açlık koşullarında laboratuvar plazma glukozunun 150 mg/dL olması diyabet tanı eşiğinin belirgin üzerindedir.</p>

<p>Bu sonuç değerlendirme ve doğrulama gerektirir.</p>

<p>Ancak akut hastalık, bazı ilaçlar ve ciddi fizyolojik stres geçici hiperglisemiye neden olabilir. Bu nedenle kişinin test sırasındaki sağlık durumu da dikkate alınır.</p>

<p>Daha önce diyabet tanısı bulunan bir kişide ise 150 mg/dL sonucu tanı koymak için değil, glisemik kontrolün değerlendirilmesi için farklı biçimde yorumlanır.</p>

<p>Açlık şekeri 200 olursa ne olur?</p>

<p>Açlık plazma glukozunun 200 mg/dL olması belirgin hiperglisemidir ve diyabet açısından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Ancak “200” rakamının farklı bir tanı kuralıyla karıştırılmaması gerekir.</p>

<p>Diyabet tanısında kullanılan “rastgele plazma glukozu 200 mg/dL veya üzeri” kriteri, klasik hiperglisemi belirtileri veya hiperglisemik kriz bulunan kişiler için ayrı bir kriterdir.</p>

<p>Benzer şekilde OGTT’nin ikinci saatindeki 200 mg/dL eşiği de farklı bir test koşuludur.</p>

<p>Açlık, rastgele ve OGTT glukoz sonuçlarının eşikleri birbirine karıştırılmamalıdır.</p>

<p>Açlık şekeri yüksek ama HbA1c normal olabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Açlık glukozu kanın alındığı andaki metabolik durumu gösterirken HbA1c önceki yaklaşık 2-3 aylık glukoz düzeylerini yansıtır.</p>

<p>Bu nedenle iki test bazen aynı sınıflandırmayı vermeyebilir.</p>

<p>Örneğin açlık glukozu prediyabet aralığındayken HbA1c normal olabilir. Tersi de görülebilir.</p>

<p>Ayrıca anemi, kan kaybı, hemoglobin hastalıkları ve kırmızı kan hücrelerinin yaşam süresini değiştiren bazı durumlar HbA1c’nin güvenilirliğini etkileyebilir.</p>

<p>Testler arasında belirgin uyumsuzluk varsa bunun nedeni değerlendirilir.</p>

<p>Sabah açlık şekeri neden yüksek çıkar?</p>

<p>Gece boyunca kişi yemek yemese bile karaciğer kana glukoz verir. Sabah saatlerine doğru kortizol ve büyüme hormonu gibi hormonların etkisiyle glukoz üretimi artabilir.</p>

<p>Diyabetli bazı kişilerde bu durum “şafak fenomeni” olarak sabah kan şekerinin yükselmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Ayrıca geç saatlerde yemek, yetersiz uyku, stres, akut hastalık ve bazı ilaçlar da sabah glukozunu etkileyebilir.</p>

<p>Tek bir sabah yüksekliğiyle neden belirlenemez.</p>

<p>Stres ve hastalık kan şekerini yükseltir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Enfeksiyon, ameliyat, travma ve başka ciddi hastalıklar sırasında kortizol ve katekolamin gibi stres hormonları artabilir. Bu hormonlar kan şekerinin yükselmesine neden olabilir.</p>

<p>Kortikosteroidler başta olmak üzere bazı ilaçlar da glukoz düzeyini artırabilir.</p>

<p>Bu nedenle akut hastalık sırasında yüksek çıkan glukoz sonucu kişinin önceki değerleri ve iyileştikten sonraki ölçümleriyle birlikte değerlendirilebilir.</p>

<p>Açlık kan şekeri testi için kaç saat aç kalınır?</p>

<p>Açlık plazma glukozu için en az 8 saat kalori alınmaması gerekir.</p>

<p>Bu sürede su içilebilir.</p>

<p>Şekerli veya şekersiz kahve, çay ve başka içeceklerin test koşullarını etkileyebileceği için yalnızca su tüketmek en güvenli yaklaşımdır.</p>

<p>Test öncesinde kullanılan ilaçlar kendi kendine kesilmemelidir. Diyabet ilaçlarının test sabahı nasıl kullanılacağı konusunda verilen sağlık profesyoneli talimatı uygulanmalıdır.</p>

<p>Gebelikte açlık şekeri sınırları aynı mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Gebelikte gestasyonel diyabet değerlendirmesinde gebe olmayan yetişkinler için kullanılan açlık glukoz sınırları doğrudan uygulanmaz.</p>

<p>Gebelikte 75 gram OGTT gibi gebeliğe özgü tanı protokolleri ve daha düşük glukoz eşikleri kullanılır.</p>

<p>Bu nedenle gebe bir kişinin açlık glukoz sonucunu internetteki standart “100-125 prediyabet” tablosuyla yorumlamak doğru değildir.</p>

<p>Açlık kan şekeri nasıl düşer?</p>

<p>Amaç tek bir sabah ölçümünü düşürmek değil, glukoz metabolizmasını uzun vadede iyileştirmektir.</p>

<p>Prediyabet veya insülin direnci bulunan fazla kilolu kişilerde sürdürülebilir kilo kaybı, düzenli fiziksel aktivite ve beslenme düzeninin iyileştirilmesi Tip 2 diyabet gelişme riskini azaltabilir.</p>

<p>Diyabet varsa tedavi kişinin HbA1c’si, glukoz profili, kilosu, kalp-böbrek hastalıkları ve kullandığı ilaçlara göre planlanır.</p>

<p>Yüksek bir sonucu gizlemek amacıyla kan vermeden önce aşırı aç kalmak veya reçeteli ilaç dozunu kendi kendine değiştirmek doğru değildir.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>Açlık şekeri 110 ise diyabet miyim?</p>

<p>Hayır. 110 mg/dL prediyabet aralığındadır, diyabet tanı eşiği değildir. Önceki sonuçlar, HbA1c ve kişinin metabolik riskleriyle birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Açlık şekeri 126 çıkınca kesin diyabet tanısı konur mu?</p>

<p>Her zaman değil. 126 mg/dL diyabet tanı kriterlerinden biridir ancak belirgin hiperglisemi bulunmayan kişilerde anormal sonucun genellikle tekrar veya başka bir tanısal testle doğrulanması gerekir.</p>

<p>Açlık şekeri normal ama HbA1c yüksek olabilir mi?</p>

<p>Evet. Açlık glukozu tek bir andaki değeri, HbA1c ise daha uzun dönemli glisemiyi yansıtır. Yemek sonrası yükselmeler veya HbA1c’yi etkileyen bazı kan hastalıkları iki test arasında farklılığa yol açabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Diagnosis and Classification of Diabetes: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026.</li>
 <li>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Diabetes Tests &amp; Diagnosis. National Institutes of Health.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. Blood Glucose Test. MedlinePlus Medical Test.</li>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Prevention or Delay of Diabetes and Associated Comorbidities: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/aclik-kan-sekeri-kac-olmali-100-110-125-ve-126-ne-demek</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 07:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="97272"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Peynirli Krep Tarifi: Yulaflı ve Proteinli Kahvaltı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/peynirli-krep-tarifi-yulafli-ve-proteinli-kahvalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/peynirli-krep-tarifi-yulafli-ve-proteinli-kahvalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Peynirli krep tarifi; yulaf, yumurta, lor peyniri ve yeşilliklerle yaklaşık 15 dakikada hazırlanan, protein açısından güçlü pratik bir kahvaltı seçeneği.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Peynirli Krep Tarifi: Yulaflı ve Proteinli Kahvaltı</p>

<p>Kahvaltıda tatlı pankek ve krepler yerine tuzlu bir seçenek isteyenler için lor peynirli yulaf krep, yaklaşık 15 dakikada hazırlanabilecek pratik bir alternatif. Yulaf, yumurta, süt ve yoğurtla hazırlanan ince hamur tavada pişiriliyor; içine lor peyniri, maydanoz ve dereotu ekleniyor.</p>

<p>Klasik krepten farklı olarak bu tarifte beyaz un yerine ince öğütülmüş yulaf kullanılıyor. Yumurta ve lor peyniri ise protein miktarına katkı sağlıyor.</p>

<p>Yulaflı hamurun klasik buğday unlu krep hamurundan biraz daha hassas olması nedeniyle doğru kıvam ve tava sıcaklığı önemli. Krepleri çok büyük veya çok ince hazırlamamak çevirmeyi kolaylaştırıyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Yulaf, beta-glukan adı verilen çözünür lif içeren tam tahıllardan biridir. Yumurta ve lor peyniri ise tarifin başlıca protein kaynaklarıdır.</p>

<p>Maydanoz ve dereotu küçük miktarlarda kullanılsa da tarife taze aroma ve yeşillik ekler.</p>

<p>Krepleri kızartmak yerine yapışmaz tavada çok az zeytinyağıyla pişirmek ilave yağ miktarının kontrol edilmesini sağlar.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 7 dakika<br />
Pişirme süresi: 8-10 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 15-20 dakika<br />
Kaç kişilik: 2 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: Kişi başı 2 orta boy krep<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Kahvaltı / gün içi<br />
Kategori: Sağlıklı Kahvaltılar</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 370 kcal<br />
Protein: 27 g<br />
Karbonhidrat: 34 g<br />
Yağ: 15 g<br />
Lif: 5 g</p>

<p>Değerler 100 gram yulaf, 2 yumurta, 150 gram lor peyniri, 100 ml süt, 50 gram yoğurt ve yaklaşık 5 ml zeytinyağı üzerinden iki porsiyon dikkate alınarak yaklaşık hesaplanmıştır.</p>

<p>Lor peynirinin protein ve yağ oranı, yumurtaların büyüklüğü ve tavada kullanılan gerçek yağ miktarı değerleri değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>Krep hamuru için:</p>

<p>100 gram yulaf ezmesi<br />
2 adet büyük yumurta<br />
100 ml süt<br />
50 gram sade yoğurt<br />
50-70 ml su<br />
Bir tutam tuz<br />
Yarım çay kaşığı karabiber<br />
Tavayı yağlamak için 1 çay kaşığı zeytinyağı</p>

<p>İç harcı için:</p>

<p>150 gram lor peyniri<br />
Yarım demet maydanoz<br />
Çeyrek demet dereotu<br />
2 adet taze soğan<br />
Yarım çay kaşığı kırmızı pul biber<br />
Karabiber</p>

<p>Yulaflı peynirli krep nasıl yapılır?</p>

<p>1. Yulaf ezmesini mutfak robotuna alın ve mümkün olduğunca ince un kıvamına gelene kadar çekin.</p>

<p>2. Yumurtaları geniş bir kaseye kırıp çırpın.</p>

<p>3. Süt ve yoğurdu ekleyerek karıştırın.</p>

<p>4. Öğütülmüş yulafı, bir tutam tuzu ve karabiberi ekleyin.</p>

<p>5. Başlangıçta 50 ml su ilave edip karışımı pürüzsüz hale gelene kadar çırpın.</p>

<p>6. Hamuru yaklaşık 5 dakika dinlendirin. Yulaf bu sırada sıvının bir bölümünü emecektir.</p>

<p>7. Dinlenen hamurun kıvamını kontrol edin. Kepçeden rahatça akmalı ancak su gibi olmamalıdır.</p>

<p>8. Gerekiyorsa kalan suyu azar azar ekleyerek kıvamı ayarlayın.</p>

<p>9. İç harç için lor peynirini kaseye alın.</p>

<p>10. Maydanoz, dereotu ve taze soğanı ince kıyıp peynirle karıştırın.</p>

<p>11. Pul biber ve karabiber ekleyin.</p>

<p>12. Lor tuzluysa ayrıca tuz kullanmayın.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>13. Geniş yapışmaz tavayı orta ateşte ısıtın.</p>

<p>14. Zeytinyağını tavaya ekleyip fırça veya kağıt havluyla yüzeye çok ince biçimde yayın.</p>

<p>15. Yaklaşık bir küçük kepçe hamuru tavaya dökün.</p>

<p>16. Tavayı hafifçe çevirerek hamuru yaklaşık 18 santimetre çapında yayın.</p>

<p>17. İlk yüzü yaklaşık 1,5-2 dakika pişirin.</p>

<p>18. Kenarlar tavadan ayrılmaya ve üst yüzey matlaşmaya başladığında ince bir spatulayla dikkatlice çevirin.</p>

<p>19. İkinci yüzü yaklaşık 45-60 saniye pişirin.</p>

<p>20. Krebi temiz bir tabağa alın ve kalan hamuru aynı yöntemle pişirin.</p>

<p>21. Kreplerden birini tekrar tavaya alın.</p>

<p>22. Yarısına lor peynirli harçtan yayın.</p>

<p>23. Krebi ikiye katlayın ve kısık ateşte yaklaşık 30-45 saniye bekletin. Amaç lor peynirini kızartmak değil, iç harcı hafifçe ısıtmaktır.</p>

<p>24. Diğer kreplere de aynı işlemi uygulayın.</p>

<p>25. Sıcak veya ılık servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Yulaflı krep hamurunu hazırladıktan hemen sonra tavaya dökmeyin. Yulaf sıvıyı emmeye devam ettiği için 5 dakikalık dinlenme sonrasında gerçek kıvam ortaya çıkar.</p>

<p>Hamur koyulaştığında bir anda çok miktarda su eklemeyin. Birer yemek kaşığı ekleyerek ayarlamak daha güvenli sonuç verir.</p>

<p>Tavayı aşırı ısıtmayın. Çok sıcak tava krebin altını hızla koyulaştırırken üst yüzeyin çevirmeye hazır hale gelmesini engelleyebilir.</p>

<p>İlk krebin küçük bir deneme olması yararlı olabilir. Hamur kolay yayılmıyorsa az miktarda su, çevrilirken dağılıyorsa biraz daha dinlenme gerekebilir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Lor peynirinin tuz oranı yüksekse hamura ve iç harca ayrıca tuz eklememek toplam tuz miktarını azaltabilir.</p>

<p>Krebi pişirmek için her seferinde tavaya yağ dökmek yerine başlangıçtaki küçük miktarı ince bir tabaka halinde yaymak yeterlidir.</p>

<p>İç harca maydanoz ve dereotunun yanı sıra roka veya ince doğranmış ıspanak eklenerek yeşillik miktarı artırılabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Peynirli yulaf krep, protein açısından güçlü bir kahvaltı isteyenler için kullanılabilir.</p>

<p>Yumurta ve süt ürünlerini tüketen vejetaryen beslenme biçimine uygundur.</p>

<p>Yulaf doğal olarak gluten içermese de üretim sırasında buğday, arpa veya çavdarla çapraz temas oluşabilir. Çölyak hastalığı bulunan kişiler yalnızca sertifikalı glutensiz yulaf kullanmalı ve diğer paketli malzemelerin etiketlerini kontrol etmelidir.</p>

<p>Yumurta veya süt proteini alerjisi bulunan kişiler için standart tarif uygun değildir.</p>

<p>Peynirli krep kaç kaloridir?</p>

<p>Bu tarif iki eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 370 kalori sağlayabilir.</p>

<p>Lor peynirinin yağ oranı, kullanılan süt, yumurta ve zeytinyağı miktarı gerçek enerji değerini değiştirebilir.</p>

<p>Peynirli yulaf krep kaç gram protein içerir?</p>

<p>Verilen ölçülerle bir porsiyon yaklaşık 27 gram protein sağlayabilir.</p>

<p>Kesin miktar özellikle kullanılan lor peynirinin besin değerlerine göre değişir.</p>

<p>Yulaflı krep neden dağılıyor?</p>

<p>Hamurun çok sıvı olması, yulafın yeterince ince öğütülmemesi veya ilk yüz tamamen toparlanmadan krebin çevrilmesi başlıca nedenlerdir.</p>

<p>Krebi klasik buğday unlu krep kadar büyük ve kağıt inceliğinde hazırlamamak da çevirmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Yulaflı krep akşamdan hazırlanabilir mi?</p>

<p>Krepler önceden pişirilip uygun şekilde soğutularak buzdolabında saklanabilir.</p>

<p>Ancak yulaflı hamuru bütün gece bekletmek kıvamın ciddi biçimde koyulaşmasına neden olabilir. En iyi sonuç için hamuru pişirmeye yakın hazırlamak daha uygundur.</p>

<p>Lor yerine hangi peynir kullanılabilir?</p>

<p>Az tuzlu beyaz peynir veya uygun başka bir taze peynir kullanılabilir. Ancak peynir değiştirildiğinde tarifin protein, yağ, tuz ve kalori değerleri de değişir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Artan krepleri tamamen soğuttuktan sonra kapalı bir saklama kabında buzdolabında muhafaza edin.</p>

<p>Kreplerin arasına pişirme kağıdı koymak birbirlerine yapışmalarını azaltabilir.</p>

<p>Yeniden servis ederken yapışmaz tavada kısa süre kontrollü biçimde ısıtılabilir.</p>

<p>Yanında domates, salatalık, roka veya mevsim yeşillikleriyle servis edilerek kahvaltının sebze çeşitliliği artırılabilir.</p>

<p>Peynirli yulaf krep, klasik kahvaltılık krebi yulaf, lor ve bol yeşillikle farklılaştıran pratik bir tarif. Yaklaşık 15-20 dakikada hazırlanabilmesi özellikle sıcak ve tuzlu kahvaltı isteyenler için avantaj sağlıyor.</p>

<p>İyi sonuç için en önemli noktalar yulafı ince öğütmek, hamuru kısa süre dinlendirmek ve tavayı aşırı ısıtmamak.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/peynirli-krep-tarifi-yulafli-ve-proteinli-kahvalti</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 07:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0836.jpeg" type="image/jpeg" length="70206"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yeni Nesil Zayıflama İlaçları Kullanırken Nasıl Beslenmeli? Öne Çıkan Besinler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yeni-nesil-zayiflama-ilaclari-kullanirken-nasil-beslenmeli-one-cikan-besinler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yeni-nesil-zayiflama-ilaclari-kullanirken-nasil-beslenmeli-one-cikan-besinler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni nesil zayıflama ilaçları iştahı ve günlük enerji alımını belirgin biçimde azaltabilir. Protein, sıvı, vitamin ve minerallerin yeterli alınması kilo verirken beslenme açısından önem taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yeni Nesil Zayıflama İlaçları Kullanırken Nasıl Beslenmeli?</p>

<p>Yeni nesil zayıflama ilaçları iştahı belirgin biçimde azaltabildiği için yalnızca “daha az yemek” değil, daha az miktarda yiyecekle yeterli protein, vitamin, mineral ve sıvı almak önem kazanıyor. Özellikle hızlı kilo kaybı yaşayan veya bulantı, kusma ve uzun süren iştahsızlık yaşayan kişilerde beslenme kalitesi daha yakından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Semaglutid gibi GLP-1 reseptör agonistleri ile tirzepatid gibi yeni nesil inkretin temelli ilaçlar, obezite tedavisinde önemli kilo kayıpları sağlayabiliyor. Ancak iştahın azalmasıyla birlikte toplam besin tüketimi de düşebiliyor. 2025 yılında dört uzman kuruluşun ortak yayımladığı beslenme danışma belgesinde, bu tedavileri kullananlarda enerji alımının yaklaşık yüzde 16–39 azalabildiğine dikkat çekildi.</p>

<p>Bu nedenle mesele yalnızca kaç kilo verildiği değil, kilo verme döneminde vücudun ihtiyaç duyduğu besinlerin karşılanıp karşılanmadığıdır.</p>

<p>Protein neden öne çıkıyor?</p>

<p>Kilo kaybının tamamı yağ dokusundan gerçekleşmez. Kilo verme sürecinde yağsız vücut kütlesinde de azalma görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle yeni nesil zayıflama ilaçları kullanılırken protein açısından yeterli beslenme önemli kabul ediliyor. Yumurta, yoğurt ve diğer süt ürünleri, balık, yağsız et ve kümes hayvanları ile mercimek, nohut ve fasulye gibi baklagiller kişinin beslenme düzenine göre değerlendirilebilecek kaynaklar arasında.</p>

<p>İştahı çok azalan kişilerde protein içeren besinleri öğünün erken bölümünde tüketmek de önerilen pratik yaklaşımlardan biri.</p>

<p>Ancak yalnızca proteini artırmak kas kütlesini korumak için yeterli olmayabilir. Güncel uzman önerileri, uygun kişilerde direnç ve kuvvet egzersizlerinin de beslenmeyle birlikte değerlendirilmesini vurguluyor.</p>

<p>Vitamin ve mineral eksikliği gelişebilir mi?</p>

<p>Bu konu giderek daha fazla araştırılıyor.</p>

<p>Yeni nesil zayıflama ilaçlarının doğrudan belirli bir vitamin eksikliğine neden olduğunu söylemek her durumda doğru değil. Asıl sorunlardan biri, iştah ve toplam gıda tüketiminin azalması sonucunda bazı besin öğelerinin yeterince alınamaması.</p>

<p>Üstelik obezitesi olan kişilerde bazı vitamin ve mineral yetersizlikleri tedavi başlamadan önce de bulunabiliyor.</p>

<p>Güncel bilimsel değerlendirmelerde özellikle şu besin öğeleri üzerinde duruluyor:</p>

<p>Protein<br />
Demir<br />
Kalsiyum<br />
Magnezyum<br />
Çinko<br />
D vitamini<br />
B12 vitamini<br />
B1 vitamini<br />
Folat</p>

<p>A, C, E ve K vitaminleri ile potasyum gibi diğer besin öğeleri de kişinin beslenme biçimine ve klinik durumuna göre önem kazanabilir.</p>

<p>2026'da yayımlanan güncel bir bilimsel değerlendirme de demir, B12, D vitamini, kalsiyum, magnezyum ve çinko başta olmak üzere çeşitli mikrobesinler açısından risk sinyallerinin bulunduğunu bildiriyor. Bununla birlikte araştırmacılar, büyük klinik çalışmaların çoğunda mikrobesin düzeylerinin sistematik biçimde incelenmediğini vurguluyor.</p>

<p>Dolayısıyla “bu ilaçları kullanan herkes vitamin eksikliği yaşar” sonucuna varmak için yeterli kanıt bulunmuyor.</p>

<p>D vitamini ve demir neden dikkat çekiyor?</p>

<p>Mevcut çalışmalar arasında D vitamini ve demir en fazla dikkat çeken başlıklardan.</p>

<p>2026 yılında yayımlanan ve yaklaşık 480 bin yetişkini kapsayan çalışmaların verilerini değerlendiren bir derlemede D vitamini eksikliği en sık bildirilen sorunlardan biri olarak öne çıktı. Bununla birlikte verilerin önemli bölümü gözlemsel çalışmalardan geliyor.</p>

<p>Bu nedenle ilaç kullanımı ile eksiklik arasında doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurmak henüz mümkün değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Benzer biçimde demir, B12 ve folat yetersizlikleri özellikle başlangıçta beslenme kalitesi düşük olan, uzun süre çok az yiyen veya gastrointestinal yakınmaları bulunan kişilerde daha önemli hale gelebilir.</p>

<p>Her kullanan multivitamin almalı mı?</p>

<p>Hayır. Yeni nesil zayıflama ilacı kullanan herkesin otomatik olarak aynı vitamin veya mineral takviyesine başlamasını destekleyen güçlü bir kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Takviye ihtiyacı kişinin beslenmesi, mevcut hastalıkları, kullandığı diğer ilaçlar, laboratuvar sonuçları ve klinik belirtileriyle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Gereksiz veya yüksek doz takviyelerin de yan etkileri ve ilaç etkileşimleri olabilir. Bu nedenle “zayıflama ilacı kullanıyorum, mutlaka multivitamin almalıyım” yaklaşımı yerine kişiselleştirilmiş değerlendirme daha doğru olacaktır.</p>

<p>Az yiyen kişiler besin yoğunluğuna dikkat etmeli</p>

<p>İştah belirgin şekilde azaldığında tüketilen yiyecek miktarı küçülür. Bu durumda tabağın besin kalitesi daha önemli hale gelir.</p>

<p>Protein kaynakları, sebze ve meyveler, baklagiller, tam tahıllar, süt ve süt ürünleri veya uygun alternatifleri, balık, yumurta, kuruyemiş ve tohumlar kişinin sağlık durumuna uygun biçimde beslenme düzenine yerleştirilebilir.</p>

<p>Amaç mümkün olan en az kaloriyi tüketmek değil, kilo kaybı sırasında beslenme gereksinimlerini mümkün olduğunca karşılamaktır.</p>

<p>Sıvı tüketimi unutulmamalı</p>

<p>Bulantı, kusma, ishal veya belirgin iştahsızlık yalnızca gıda tüketimini değil sıvı alımını da azaltabilir.</p>

<p>Yeterli sıvı tüketemeyen kişilerde dehidrasyon ve elektrolit bozuklukları açısından risk artabilir. Özellikle sürekli kusma veya ishal, çok az idrar yapma, belirgin baş dönmesi ya da sıvı alamama durumunda sağlık profesyoneline başvurulmalıdır.</p>

<p>Hangi belirtiler beslenme yetersizliğini düşündürebilir?</p>

<p>Normalden fazla halsizlik, belirgin kas güçsüzlüğü, aşırı saç dökülmesi, olağan dışı morarma, yara iyileşmesinde gecikme veya uzun süren beslenme güçlüğü değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Ancak bu belirtiler yalnızca vitamin veya mineral eksikliğine özgü değildir. İlaç yan etkilerinden başka hastalıklara kadar çok farklı nedenleri olabilir.</p>

<p>Kan tahlili herkese gerekli mi?</p>

<p>Yeni nesil zayıflama ilaçlarını kullanan herkes için kabul edilmiş tek bir standart “vitamin paneli” bulunmuyor.</p>

<p>Buna karşılık başlangıçta beslenme yetersizliği bulunanlarda, çok hızlı kilo verenlerde, uzun süre bulantı-kusma yaşayanlarda, bariatrik cerrahi öyküsü olanlarda veya eksiklik düşündüren belirtileri bulunanlarda hekim kişiye özel laboratuvar değerlendirmesi isteyebilir.</p>

<p>Demir göstergeleri, B12, folat ve D vitamini gibi testler klinik duruma göre değerlendirilebilecek parametreler arasındadır.</p>

<p>Önemli olan sadece kilo değil</p>

<p>Yeni nesil zayıflama ilaçlarının obezite tedavisindeki etkisi yalnızca tartıdaki rakam üzerinden değerlendirilmemeli.</p>

<p>İştah belirgin biçimde azaldığında protein, vitamin, mineral ve sıvı ihtiyacının karşılanması daha fazla önem kazanıyor. Sağlıklı kilo kaybında hedef yalnızca vücut ağırlığını azaltmak değil; mümkün olduğunca iyi beslenme durumunu, kas fonksiyonunu ve genel sağlığı korumaktır.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Reçeteli zayıflama ilaçlarının kullanımı, doz değişikliği, bırakılması veya vitamin-mineral takviyesi başlanması hekim değerlendirmesi olmadan yapılmamalıdır. Sürekli kusma, sıvı alamama veya ciddi yan etkilerde sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
WebMD — Nutrients and Supplements You May Need on GLP-1s<br />
The American Journal of Clinical Nutrition — Nutritional Priorities to Support GLP-1 Therapy for Obesity: A Joint Advisory<br />
Current Developments in Nutrition — GLP-1 Receptor Agonists: Good for Body Weight, Bad for Micronutrient Status?<br />
PubMed — Micronutrient and Nutritional Deficiencies Associated With GLP-1 Receptor Agonist Therapy: A Narrative Review<br />
Nutrients — Macronutrient, Micronutrient Supplementation and Monitoring for Patients on GLP-1 Agonists</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yeni-nesil-zayiflama-ilaclari-kullanirken-nasil-beslenmeli-one-cikan-besinler</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 07:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0835.jpeg" type="image/jpeg" length="93968"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HOMA-IR Nedir, Kaç Olmalı? Yüksekliği Ne Anlama Gelir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/homa-ir-nedir-kac-olmali-yuksekligi-ne-anlama-gelir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/homa-ir-nedir-kac-olmali-yuksekligi-ne-anlama-gelir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[HOMA-IR, açlık glukozu ile açlık insülini kullanılarak hesaplanan ve insülin direncini tahmin etmeye yardımcı olan bir indekstir. Yüksek sonuç insülin direnciyle ilişkili olabilir ancak herkese uygulanabilecek tek bir HOMA-IR tanı sınırı yoktur.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>HOMA-IR, insülin direnci araştırılırken sık karşılaşılan hesaplanmış bir değerdir. Kan tahlilinde doğrudan ölçülmez; aynı açlık örneğindeki glukoz ve insülin sonuçlarından hesaplanır.</p>

<p>HOMA-IR yükseldikçe insülin direnci olasılığı artabilir. Ancak internette sık görülen “2,5 üzeri kesin insülin direnci” gibi tek bir eşik bütün insanlar için geçerli değildir. Kullanılan insülin ölçüm yöntemi, yaş, toplum, vücut yapısı, ergenlik ve gebelik gibi faktörler sonucu etkileyebilir.</p>

<p>HOMA-IR nedir?</p>

<p>HOMA, “Homeostatic Model Assessment” ifadesinin kısaltmasıdır.</p>

<p>HOMA-IR, açlık koşullarındaki glukoz ve insülin arasındaki ilişkiyi kullanarak vücudun insüline duyarlılığı hakkında dolaylı bir tahmin oluşturur.</p>

<p>İnsülin direncinde kas, karaciğer ve yağ dokusu insüline normalden daha az yanıt verir. Pankreas kan şekerini normal tutabilmek için daha fazla insülin salgılayabilir.</p>

<p>Bu nedenle kişi henüz normal açlık şekerine sahipken bile açlık insülini ve dolayısıyla HOMA-IR yüksek olabilir.</p>

<p>HOMA-IR nasıl hesaplanır?</p>

<p>Glukoz mg/dL ile ölçülmüşse yaygın kullanılan formül şöyledir:</p>

<p>HOMA-IR = Açlık insülini (µIU/mL) × Açlık glukozu (mg/dL) / 405</p>

<p>Glukoz mmol/L ile verilmişse:</p>

<p>HOMA-IR = Açlık insülini (µIU/mL) × Açlık glukozu (mmol/L) / 22,5</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örneğin açlık glukozu 90 mg/dL, açlık insülini 10 µIU/mL ise:</p>

<p>10 × 90 / 405 = yaklaşık 2,22</p>

<p>Ancak hesaplanan rakamın klinik yorumu yalnızca formüle bakılarak yapılmaz.</p>

<p>HOMA-IR kaç olmalı?</p>

<p>HOMA-IR için dünya çapında kabul edilmiş tek bir normal veya tanısal eşik bulunmamaktadır.</p>

<p>Araştırmalarda ve klinik uygulamalarda yaklaşık 2-2,5, 2,7 veya 3 gibi farklı sınırlar kullanılabilir. Bunun nedeni toplumların, yaş gruplarının ve insülin ölçüm yöntemlerinin birbirinden farklı olmasıdır.</p>

<p>Dolayısıyla “HOMA-IR 2,49 normal, 2,51 hastalık” şeklinde keskin bir biyolojik sınır yoktur.</p>

<p>Laboratuvarın kullandığı yöntem ve referans değer bulunuyorsa dikkate alınmalı; sonuç kişinin glukoz, HbA1c ve metabolik özellikleriyle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>HOMA-IR 2 veya 2.5 ne anlama gelir?</p>

<p>HOMA-IR 2 bazı toplumlarda normal sınırlarda değerlendirilebilir.</p>

<p>2,5 ise internette sık kullanılan insülin direnci sınırlarından biridir. Ancak 2,5 evrensel ve mutlak bir tanı eşiği değildir.</p>

<p>Bir kişinin HOMA-IR’sinin 2,6 olması tek başına hastalık tanısı koydurmadığı gibi 2,4 olması da metabolik açıdan tamamen sağlıklı olduğunu garanti etmez.</p>

<p>Bel çevresi, kilo, kan basıncı, trigliserit, HDL, açlık glukozu ve HbA1c gibi başka metabolik göstergeler de önemlidir.</p>

<p>HOMA-IR 3, 4 veya 5 çıkarsa ne demek?</p>

<p>HOMA-IR yükseldikçe açlık koşullarında daha fazla insülin gereksinimi bulunduğu düşünülebilir.</p>

<p>3, 4 veya 5 gibi değerler birçok çalışmada insülin direnciyle daha fazla ilişkilidir.</p>

<p>Ancak rakam yükseldikçe “insülin direncinin derecesi” şeklinde standart bir evreleme yapılmaz.</p>

<p>HOMA-IR 5 olan bir kişiye yalnızca bu rakama bakılarak diyabet tanısı da konmaz.</p>

<p>Diyabet tanısında açlık plazma glukozu, HbA1c ve gerektiğinde oral glukoz tolerans testi gibi doğrulanmış kriterler kullanılır.</p>

<p>HOMA-IR yüksek ama açlık şekeri normalse ne demek?</p>

<p>Bu durum mümkündür.</p>

<p>İnsülin direncinin erken dönemlerinde pankreas daha fazla insülin salgılayarak kan şekerini normal aralıkta tutabilir.</p>

<p>Örneğin kişinin açlık glukozu 90 mg/dL olabilir ancak açlık insülini yüksekse HOMA-IR da yüksek hesaplanabilir.</p>

<p>Bu tablo, glukozun henüz yükselmediği telafi edilmiş insülin direnciyle uyumlu olabilir.</p>

<p>Ancak yüksek açlık insülini ve HOMA-IR tek başına kesin tanı değildir.</p>

<p>HOMA-IR yüksekliği diyabet anlamına gelir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>İnsülin direnci Tip 2 diyabet gelişiminde önemli mekanizmalardan biridir ancak insülin direnci ile diyabet aynı şey değildir.</p>

<p>Pankreas insülin direncini yeterince telafi edebildiği sürece kan şekeri normal kalabilir.</p>

<p>Zamanla beta hücrelerinin insülin üretme kapasitesi yetersiz kalırsa prediyabet ve daha sonra Tip 2 diyabet gelişebilir.</p>

<p>Diyabet tanısı HOMA-IR sonucuna göre konmaz.</p>

<p>HOMA-IR ile açlık insülini arasındaki fark nedir?</p>

<p>Açlık insülini doğrudan ölçülen laboratuvar değeridir.</p>

<p>HOMA-IR ise açlık insülini ile açlık glukozunu tek bir matematiksel indekste birleştirir.</p>

<p>Bu nedenle açlık insülini yükseldiğinde HOMA-IR da genellikle yükselir.</p>

<p>Ancak HOMA-IR’nin önemli sınırlamalarından biri de insülin ölçümlerinin laboratuvar yöntemleri arasında tam standardize olmamasıdır.</p>

<p>Bu durum farklı merkezlerde hesaplanan HOMA-IR değerlerinin birebir karşılaştırılmasını zorlaştırabilir.</p>

<p>HOMA-IR testi için kaç saat aç kalmak gerekir?</p>

<p>HOMA-IR doğru hesaplanabilmek için açlık glukozu ve açlık insülininin uygun açlık koşullarında ölçülmesini gerektirir.</p>

<p>Genellikle en az 8 saatlik gece açlığı kullanılır. Laboratuvarın verdiği özel hazırlık talimatı varsa ona uyulmalıdır.</p>

<p>Testten önce yemek yenmesi insülin ve glukozu yükselteceğinden HOMA-IR’nin açlık değerlendirmesi olarak yorumlanmasını bozabilir.</p>

<p>Kullanılan ilaçlar kendi kendine kesilmemeli; diyabet ilaçları ve diğer tedaviler test öncesinde sağlık profesyoneline bildirilmelidir.</p>

<p>Çocuklarda ve ergenlerde HOMA-IR aynı mı yorumlanır?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Ergenlik döneminde hormonal değişikliklere bağlı olarak fizyolojik insülin direnci artabilir.</p>

<p>Bu nedenle yetişkinler için kullanılan HOMA-IR eşiklerini çocuk ve ergenlere doğrudan uygulamak doğru değildir.</p>

<p>Yaş, cinsiyet, puberte evresi ve vücut ağırlığı değerlendirmeyi etkileyebilir.</p>

<p>Çocuklarda insülin direnci yalnızca internetten bulunan bir HOMA-IR sınırına göre teşhis edilmemelidir.</p>

<p>Gebelikte HOMA-IR nasıl değerlendirilir?</p>

<p>Gebelik sırasında insülin duyarlılığı fizyolojik olarak değişir ve özellikle gebeliğin ilerleyen dönemlerinde insülin direnci artar.</p>

<p>Bu nedenle gebe olmayan yetişkinlerde kullanılan HOMA-IR sınırlarını gebelere doğrudan uygulamak doğru değildir.</p>

<p>Gestasyonel diyabet taraması ve tanısında standart yaklaşım HOMA-IR değil, gebeliğe özgü glukoz tarama ve oral glukoz tolerans testleridir.</p>

<p>HOMA-IR neden yanlış yüksek çıkabilir?</p>

<p>HOMA-IR doğrudan ölçülen bir değer olmadığı için hem glukoz hem de insülin sonucunu etkileyen faktörlerden etkilenir.</p>

<p>Yetersiz açlık, akut hastalık, stres, bazı ilaçlar ve test öncesindeki metabolik koşullar sonucu değiştirebilir.</p>

<p>İnsülin analizlerinin laboratuvarlar arasında farklılık göstermesi de HOMA-IR’nin en önemli sınırlamalarından biridir.</p>

<p>Bu nedenle sınırda veya beklenmedik bir sonuç tek başına kesin hastalık gibi yorumlanmamalıdır.</p>

<p>HOMA-IR nasıl düşer?</p>

<p>Amaç yalnızca HOMA-IR rakamını düşürmek değil, insülin duyarlılığını ve genel metabolik sağlığı iyileştirmektir.</p>

<p>Fazla kilo bulunan kişilerde sürdürülebilir kilo kaybı insülin duyarlılığını belirgin şekilde iyileştirebilir.</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite kasların glukoz kullanımını artırabilir. Beslenmede enerji dengesinin sağlanması, liften zengin gıdaların artırılması ve aşırı rafine karbonhidrat tüketiminin azaltılması metabolik kontrolü destekleyebilir.</p>

<p>Prediyabet, diyabet veya polikistik over sendromu gibi durumlarda tedavi kişinin genel klinik tablosuna göre planlanır.</p>

<p>Sadece HOMA-IR yüksek bulunduğu için reçeteli ilaç veya takviye kendi kendine başlanmamalıdır.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>HOMA-IR 2.5 üzerindeyse kesin insülin direnci var mıdır?</p>

<p>Hayır. 2,5 sık kullanılan eşiklerden biridir ancak evrensel tanı sınırı değildir. Yaş, toplum, laboratuvar yöntemi ve kişinin diğer metabolik sonuçları değerlendirmeyi etkiler.</p>

<p>HOMA-IR yüksek ama HbA1c normalse insülin direnci olabilir mi?</p>

<p>Evet. Pankreas daha fazla insülin salgılayarak kan şekerini normal tutabildiği erken dönemde HOMA-IR yüksekken glukoz ve HbA1c normal kalabilir.</p>

<p>HOMA-IR yüksekliği diyabet demek midir?</p>

<p>Hayır. HOMA-IR insülin direncini tahmin etmeye yardımcı olur; diyabet tanısı için kullanılmaz. Diyabet tanısı glukoz, HbA1c veya uygun koşullarda OGTT sonuçlarına göre değerlendirilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Matthews DR, Hosker JP, Rudenski AS, et al. Homeostasis Model Assessment: Insulin Resistance and Beta-Cell Function from Fasting Plasma Glucose and Insulin Concentrations in Man. Diabetologia, 1985.</li>
 <li>Wallace TM, Levy JC, Matthews DR. Use and Abuse of HOMA Modeling. Diabetes Care, 2004.</li>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Diagnosis and Classification of Diabetes: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026.</li>
 <li>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Insulin Resistance and Prediabetes. National Institutes of Health. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/homa-ir-nedir-kac-olmali-yuksekligi-ne-anlama-gelir</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 00:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="16617"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Emniyet’te Büyük Atama: 39 İlin Emniyet Müdürü Değişti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/emniyette-buyuk-atama-39-ilin-emniyet-muduru-degisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/emniyette-buyuk-atama-39-ilin-emniyet-muduru-degisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan 2026/316 sayılı Atama Kararı ile Emniyet Genel Müdürlüğünde kapsamlı görev değişikliğine gidildi. Dört yeni Emniyet Genel Müdür Yardımcısı atanırken 39 ilin emniyet müdürlüğüne yeni isimler getirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Emniyet’te Büyük Atama: İşte İl İl Yeni Emniyet Müdürleri</p>

<p>Emniyet Genel Müdürlüğünde kapsamlı atamalar yapıldı.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasını taşıyan 17 Eylül 2026 tarihli ve 2026/316 sayılı Atama Kararı ile İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin yeni görevleri belirlendi.</p>

<p>Kararda, atamaların 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2’nci maddesi gereğince gerçekleştirildiği belirtildi.</p>

<p>Karar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü üst yönetiminde değişiklik yapılırken çok sayıda il emniyet müdürlüğüne de yeni atamalar gerçekleştirildi.</p>

<p>Dört yeni Emniyet Genel Müdür Yardımcısı</p>

<p>Güvenlik Daire Başkanı Emrullah Gölcük, Emniyet Genel Müdür Yardımcılığına atandı.</p>

<p>Tanık Koruma Daire Başkanı İsmail Hakkı Günay, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı oldu.</p>

<p>Polis Başmüfettişi Ali Karabağ, Emniyet Genel Müdür Yardımcılığına getirildi.</p>

<p>Polis Başmüfettişi Selçuk Doğuş da Emniyet Genel Müdür Yardımcılığına atandı.</p>

<p>Erzurum İl Emniyet Müdürü Onur Karaburun ise Özel Güvenlik Denetleme Başkanı olarak görevlendirildi.</p>

<p>39 ilin emniyet müdürü değişti</p>

<p>Atama Kararı ile bazı il emniyet müdürleri başka illere görevlendirilirken, çok sayıda Polis Başmüfettişi de İl Emniyet Müdürü olarak atandı.</p>

<p>Yeni görevlendirmeler şöyle:</p>

<p>İbrahim Kaba: Batman İl Emniyet Müdürü → Zonguldak İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Barış Erkol: Bayburt İl Emniyet Müdürü → Çorum İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Beyti Kalaycı: Bingöl İl Emniyet Müdürü → Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Aytekin Canıtez: Çankırı İl Emniyet Müdürü → Van İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Celal Özcan: Gaziantep İl Emniyet Müdürü → Kocaeli İl Emniyet Müdürü</p>

<p>İsmail Karasakal: Gümüşhane İl Emniyet Müdürü → Rize İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Faruk Karaduman: Kocaeli İl Emniyet Müdürü → Aydın İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Osman Elbir: Kütahya İl Emniyet Müdürü → Çankırı İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Recep Tecimer: Mardin İl Emniyet Müdürü → Sinop İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Serkan Karaman: Nevşehir İl Emniyet Müdürü → Balıkesir İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Ahmet Arıbaş: Samsun İl Emniyet Müdürü → İzmir İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Faruk Aydın: Tokat İl Emniyet Müdürü → Samsun İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Murat Mutlu: Van İl Emniyet Müdürü → Diyarbakır İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Sinan Ergen: Zonguldak İl Emniyet Müdürü → Kayseri İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Serdar Büyükleblebici: Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanı → Gaziantep İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Ali Süllü: Personel Başkanı → Denizli İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Gökhan Demirtola: Dış İlişkiler Daire Başkanı → Afyonkarahisar İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Yusuf Topcan: Terörle Mücadele Daire Başkanı → Yalova İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Ali Erkan Aktaşgül: Polis Başmüfettişi → Amasya İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Bülent Gürcan: Polis Başmüfettişi → Bartın İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Yusuf Fatih Atay: Polis Başmüfettişi → Batman İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Ayhan Karaduman: Polis Başmüfettişi → Bayburt İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Mehmet Darendeli: Polis Başmüfettişi → Bingöl İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Hikmet Ataman: Polis Başmüfettişi → Bitlis İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Gökhan Dedebağı: Polis Başmüfettişi → Burdur İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Esat Feryadi Doköz: Polis Başmüfettişi → Erzincan İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Mahmut Ay: Polis Başmüfettişi → Erzurum İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Mehmet Yüksel: Polis Başmüfettişi → Gümüşhane İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Nihat Özen: Polis Başmüfettişi → Hatay İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Eraslan Er: Polis Başmüfettişi → Iğdır İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Osman Tınmazol: Polis Başmüfettişi → Karabük İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Mustafa Çakır: Polis Başmüfettişi → Kırklareli İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Arslan Bağrıaçık: Polis Başmüfettişi → Kilis İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Arif Hakan Tandoğan: Polis Başmüfettişi → Kütahya İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Mustafa Varol: Polis Başmüfettişi → Mardin İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Cemal Dalman: Polis Başmüfettişi → Muş İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Sinan Dallı: Polis Başmüfettişi → Nevşehir İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Yavuz Doğan: Polis Başmüfettişi → Şırnak İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Kenan Şengül: Polis Başmüfettişi → Tokat İl Emniyet Müdürü</p>

<p>25 isim Emniyet Genel Müdürlüğü emrine alındı</p>

<p>Kararla Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mahmut Çorumlu, Emniyet Genel Müdürlüğü emrine alındı.</p>

<p>Ayrıca 24 il emniyet müdürünün görevi “Emniyet Genel Müdürlüğü emrine” olarak değiştirildi.</p>

<p>Bu isimler şöyle:</p>

<p>Ahmet Birtan Erol – Afyonkarahisar İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Ayhan Saraç – Amasya İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Armağan Adnan Erdoğan – Aydın İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Şükrü Yaman – Balıkesir İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Hüseyin Adatepe – Bartın İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Koray Şensoy – Bitlis İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Ahmet Kurt – Burdur İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Arif Pehlivan – Çorum İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Yavuz Sağdıç – Denizli İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Nurettin Gökduman – Diyarbakır İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Zafer Baybaba – Erzincan İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Rüştü Yılmaz – Hatay İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Niyazi Turgay – Iğdır İl Emniyet Müdürü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Celal Sel – İzmir İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Hasan Yiğit – Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Ahmet Canver – Karabük İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Atanur Aydın – Kayseri İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Sinan Çamuroğlu – Kırklareli İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Aykut Korkmaz – Kilis İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Melih Kuloğlu – Muş İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Murat Türesin – Rize İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Sibel Kılıçoğlu – Sinop İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Volkan Sazak – Şırnak İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Yılmaz Delen – Yalova İl Emniyet Müdürü</p>

<p>Böylece kararın paylaştığınız ekindeki 69 kişilik listede; Emniyet Genel Müdürlüğü üst yönetimi, merkez teşkilatı ve il emniyet müdürlüklerini kapsayan geniş çaplı görev değişikliği gerçekleştirildi.</p>

<p>Karar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yürürlüğe girdi.</p>

<p>Kaynak: T.C. Resmî Gazete – 17 Eylül 2026 tarihli ve 2026/316 sayılı Atama Kararı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/emniyette-buyuk-atama-39-ilin-emniyet-muduru-degisti</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="76530"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Serviks Kanseri Nedir? Belirtileri, Tanısı, Tedavisi ve 2026’nın Umut Veren Yeni Tedavileri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/serviks-kanseri-nedir-belirtileri-tanisi-tedavisi-ve-2026nin-umut-veren-yeni-tedavileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/serviks-kanseri-nedir-belirtileri-tanisi-tedavisi-ve-2026nin-umut-veren-yeni-tedavileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Serviks kanseri erken dönemde belirti vermeyebilir. Ancak tarama ile kanser öncesi değişiklikler yakalanabilir. İmmünoterapi, hedefli ilaçlar ve hücre tedavileri ise ileri hastalıkta yeni seçenekler oluşturuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Serviks Kanseri Nedir? Belirtileri, Tanısı, Tedavisi ve Yeni Tedaviler</p>

<p>Serviks kanseri, rahmin vajinaya açılan alt bölümü olan servikste, yani rahim ağzında gelişen kanserdir.</p>

<p>Hastalığın en önemli özelliği, büyük ölçüde önlenebilir olmasıdır. Yüksek riskli insan papilloma virüsü (HPV) tipleriyle kalıcı enfeksiyon, serviks kanserinin temel nedenidir. HPV aşısı ve düzenli tarama, hastalığın önlenmesinde ve kanser öncesi değişikliklerin erken yakalanmasında kritik rol oynar.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, yüksek riskli HPV enfeksiyonlarının büyük bölümünün bağışıklık sistemi tarafından kontrol edildiğini ancak kalıcı enfeksiyonların zaman içinde hücresel değişikliklere ve kansere ilerleyebildiğini belirtiyor.</p>

<p>SERVİKS KANSERİ BELİRTİLERİ NELERDİR?</p>

<p>Serviks kanserinin önemli sorunlarından biri erken dönemde hiçbir belirti vermeyebilmesidir.</p>

<p>Belirti ortaya çıktığında en sık görülebilen bulgular şunlardır:</p>

<p>• Cinsel ilişki sonrasında vajinal kanama<br />
• Adet dönemleri arasında kanama<br />
• Menopoz sonrasında kanama<br />
• Normalden uzun veya yoğun adet kanaması<br />
• Sulu, kanlı veya alışılmadık vajinal akıntı<br />
• Pelvik bölgede ağrı<br />
• Cinsel ilişki sırasında ağrı</p>

<p>Hastalık ilerlediğinde idrar yaparken veya dışkılama sırasında ağrı, bel ağrısı, karın ağrısı, bacaklarda şişlik ve belirgin yorgunluk gibi belirtiler de ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu belirtilerin bulunması kişinin mutlaka serviks kanseri olduğu anlamına gelmez. Ancak özellikle ilişki sonrası veya menopoz sonrası kanama tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>SERVİKS KANSERİ NASIL TEŞHİS EDİLİR?</p>

<p>Burada tarama ile kesin tanıyı birbirinden ayırmak gerekir.</p>

<p>HPV testi ve servikal sitoloji, kanser veya kanser öncesi değişiklikleri yakalamaya yönelik tarama yöntemleridir. Anormal sonuç alınması doğrudan kanser tanısı anlamına gelmez.</p>

<p>Şüpheli durumlarda kolposkopi yapılabilir. Serviks büyütülerek incelenir ve gerekli görülen bölgeden doku örneği alınır.</p>

<p>Serviks kanserinin kesin tanısı biyopsi ve patolojik incelemeyle konur.</p>

<p>Tanı konulduktan sonra hastalığın yaygınlığını belirlemek için muayene ve gerektiğinde MR, BT veya PET-BT gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanılabilir.</p>

<p>EVRE TEDAVİYİ BELİRLİYOR</p>

<p>Serviks kanserinde tek bir tedavi yoktur.</p>

<p>Tedavi; tümörün evresine, büyüklüğüne, lenf nodu tutulumuna, uzak metastaz bulunup bulunmamasına, hastanın genel durumuna ve bazı durumlarda doğurganlığın korunması isteğine göre belirlenir.</p>

<p>Çok erken evrelerde konizasyon gibi sınırlı cerrahiler veya histerektomi uygulanabilir. Uygun seçilmiş erken evre hastalarda doğurganlığın korunmasını amaçlayan radikal trakelektomi de değerlendirilebilir.</p>

<p>Lokal ileri hastalıkta temel yaklaşımlardan biri radyoterapi ile eş zamanlı kemoterapidir. Brakiterapi de küratif tedavinin önemli parçalarından biridir.</p>

<p>Ancak son yıllardaki en önemli değişikliklerden biri immünoterapinin tedaviye daha erken aşamalarda girmesi oldu.</p>

<p>İMMÜNOTERAPİ SERVİKS KANSERİNDE TEDAVİYİ DEĞİŞTİRDİ</p>

<p>KEYNOTE-A18 Faz III çalışması bu alandaki önemli dönüm noktalarından biri oldu.</p>

<p>Yüksek riskli lokal ileri serviks kanserinde standart kemoradyoterapiye pembrolizumab eklenmesi genel sağkalımı artırdı.</p>

<p>Çalışmada üç yıllık genel sağkalım oranı pembrolizumab ve kemoradyoterapi alan grupta yüzde 82,6 iken, kemoradyoterapi grubunda yüzde 74,8 olarak bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu sonuçlar yüksek riskli lokal ileri hastalıkta immünoterapinin tedavi yaklaşımındaki yerini güçlendirdi. Pembrolizumab, ABD’de FIGO 2014 evre III-IVA serviks kanserinde kemoradyoterapiyle birlikte onay aldı.</p>

<p>2026’da İngiltere Ulusal Sağlık Servisi de lokal ileri serviks kanserinde pembrolizumabın kemoradyoterapiyle birlikte kullanımını erişime açacağını duyurdu.</p>

<p>İLERİ VE TEKRARLAYAN HASTALIKTA TEDAVİ</p>

<p>Metastatik veya tekrarlayan serviks kanserinde tedavi hastanın daha önce aldığı ilaçlara ve tümörün biyolojik özelliklerine göre değişebilir.</p>

<p>Kemoterapi, bevacizumab ve uygun hastalarda pembrolizumab gibi immünoterapiler kullanılabilir.</p>

<p>Bir diğer önemli gelişme ise antikor-ilaç konjugatlarıdır.</p>

<p>Tisotumab vedotin, daha önce sistemik tedavi almış ve hastalığı ilerlemiş tekrarlayan veya metastatik serviks kanseri için kullanılan bir antikor-ilaç konjugatıdır.</p>

<p>Bu ilaçlar bir antikor aracılığıyla kanser hücresindeki hedefe bağlanıp güçlü bir hücre öldürücü yükü tümöre taşımayı amaçlar.</p>

<p>2026’NIN DİKKAT ÇEKEN ARAŞTIRMASI: TIL HÜCRE TEDAVİSİ</p>

<p>Serviks kanserindeki en ilginç araştırma alanlarından biri hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin tedavi amacıyla kullanılması.</p>

<p>2026 ASCO toplantısında açıklanan Faz I GT101 çalışmasında tekrarlayan veya metastatik serviks kanseri bulunan yalnızca 11 hasta değerlendirildi.</p>

<p>Hastalardan tümörü infiltre eden lenfositler, yani TIL hücreleri elde edildi. Bu bağışıklık hücreleri laboratuvarda çoğaltılarak yeniden hastaya verildi.</p>

<p>İlk sonuçlarda 11 hastanın 5’inde objektif yanıt bildirildi. Bir hastada tam yanıt görüldü.</p>

<p>Ancak bu sonuçlara temkinli yaklaşmak gerekiyor. Çalışma çok küçük, erken fazlı ve karşılaştırma grubu bulunmuyor. Dolayısıyla TIL tedavisi bugün serviks kanserinin standart tedavisi değil. Daha büyük çalışmalar sonuçların doğrulanıp doğrulanmayacağını gösterecek.</p>

<p>YENİ NESİL ADC’LER GELİYOR</p>

<p>2026 ASCO verilerinde bir başka dikkat çekici alan yeni antikor-ilaç konjugatları oldu.</p>

<p>TROP-2 hedefli BAT8008’in Faz I çalışmasında daha önce tedavi görmüş tekrarlayan veya metastatik serviks kanserli hastalarda araştırılan dozlardan birinde doğrulanmış objektif yanıt oranı yüzde 29,3 olarak bildirildi.</p>

<p>Nectin-4 hedefli CRB-701 de erken faz çalışmalarında tümör yanıtları gösterdi.</p>

<p>Her iki tedavi de araştırma aşamasında. Bu nedenle mevcut sonuçlar gelecekte standart tedavi olacakları anlamına gelmiyor.</p>

<p>Daha ileri aşamada araştırılan seçeneklerden biri de sacituzumab tirumotecan.</p>

<p>TROP-2’yi hedefleyen bu antikor-ilaç konjugatının pembrolizumab ve bazı hastalarda bevacizumab ile birlikte kullanıldığı Faz III TroFuse-036 çalışması sürüyor. Araştırmanın temel sorularından biri bu kombinasyonun hastalığın ilerlemesini geciktirip genel sağkalımı artırıp artırmayacağı.</p>

<p>HPV’YE KARŞI TEDAVİ EDİCİ İMMÜNOTERAPİ MÜMKÜN MÜ?</p>

<p>HPV aşıları bugün esas olarak enfeksiyonu ve HPV ile ilişkili kanserleri önlemek amacıyla kullanılıyor. Mevcut koruyucu aşılar gelişmiş kanseri tedavi etmiyor.</p>

<p>Ancak araştırmacılar HPV ile enfekte hücrelere karşı bağışıklık sistemini harekete geçirmeyi amaçlayan tedavi edici aşı ve immünoterapi teknolojileri üzerinde çalışıyor.</p>

<p>2026’da bildirilen erken Faz I AFN0328 çalışmasında HPV16/18 ile ilişkili yüksek dereceli servikal lezyonlarda mRNA tabanlı bir immünoterapi değerlendirildi. İlk 23 hastada bağışıklık yanıtları ve bazı hastalarda viral temizlenme gözlendi.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrım var: Bu çalışma invaziv serviks kanserinin tedavisini değil, HPV16/18 ile ilişkili yüksek dereceli kanser öncesi lezyonları araştırıyor. Bulgular erken aşamada ve daha büyük çalışmalarda doğrulanmaları gerekiyor.</p>

<p>SERVİKS KANSERİNDE GELECEK NEREYE GİDİYOR?</p>

<p>Serviks kanserinde araştırmalar üç önemli yönde ilerliyor.</p>

<p>Birincisi, immünoterapinin yalnızca ileri hastalıkta değil, kür sağlama amacı taşıyan kemoradyoterapinin parçası olarak daha erken kullanılması.</p>

<p>İkincisi, ADC’lerle güçlü kanser ilaçlarının doğrudan tümör hücresine taşınması.</p>

<p>Üçüncüsü ise hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin veya HPV’ye özgü bağışıklık yanıtının kanserle mücadele için programlanması.</p>

<p>Bunların bir bölümü artık klinik uygulamaya girmiş durumda. Bir bölümü ise henüz deneysel.</p>

<p>En önemli gerçek ise değişmedi: Serviks kanseri, kanser ortaya çıkmadan önce müdahale edilebilen nadir kanserlerden biri. HPV aşısı, HPV temelli tarama ve kanser öncesi lezyonların tedavisi hastalığın önlenmesinde yeni kanser ilaçlarından bile daha güçlü araçlar olabilir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Serviks kanseri tamamen iyileşebilir mi?</p>

<p>Özellikle erken evrede saptanan serviks kanseri küratif olarak tedavi edilebilir. Tedavi başarısı hastalığın evresi, tümör özellikleri ve hastanın genel durumu gibi birçok faktöre bağlıdır.</p>

<p>HPV pozitif olmak kanser olduğum anlamına gelir mi?</p>

<p>Hayır. HPV enfeksiyonu son derece yaygındır ve enfeksiyonların büyük bölümü bağışıklık sistemi tarafından kontrol edilir. Risk esas olarak yüksek riskli HPV tiplerinin kalıcı enfeksiyonu ve bunun oluşturduğu hücresel değişikliklerle ilişkilidir.</p>

<p>Pap smear normal ise serviks kanseri kesin olarak yok mudur?</p>

<p>Tek bir tarama sonucunu mutlak güvence olarak değerlendirmek doğru değildir. Tarama yöntemi, yaş, önceki sonuçlar ve HPV durumu birlikte değerlendirilmelidir. Belirti bulunan kişiler normal bir önceki tarama sonucuna güvenerek muayeneyi ertelememelidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Anormal vajinal kanama, ilişki sonrası kanama veya menopoz sonrası kanama gibi belirtilerde kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulmalıdır. Serviks kanseri tedavisi jinekolojik onkoloji başta olmak üzere multidisipliner ekip tarafından kişiye özel planlanmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Cancer Institute (NCI) – Cervical Cancer Treatment PDQ</p>

<p>National Cancer Institute – Cervical Cancer Diagnosis and Symptoms</p>

<p>World Health Organization – Human Papillomavirus and Cancer</p>

<p>World Health Organization – HPV DNA Genotyping Guideline, 2026</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration – Pembrolizumab with Chemoradiotherapy for Cervical Cancer</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration – Tisotumab Vedotin for Recurrent or Metastatic Cervical Cancer</p>

<p>The Lancet – KEYNOTE-A18 Phase III Overall Survival Results</p>

<p>ASCO 2026 – GT101 Autologous TIL Therapy Phase I Study</p>

<p>ASCO 2026 – BAT8008 TROP-2 Antibody-Drug Conjugate Study</p>

<p>ASCO 2026 – CRB-701 Nectin-4 Antibody-Drug Conjugate Study</p>

<p>ASCO 2026 – TroFuse-036 Phase III Study</p>

<p>ASCO 2026 – AFN0328 mRNA-based Immunotherapy Study </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/serviks-kanseri-nedir-belirtileri-tanisi-tedavisi-ve-2026nin-umut-veren-yeni-tedavileri</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 23:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0826.jpeg" type="image/jpeg" length="28679"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Diyabetten Önce Son Çıkış: İnsülin Direnci]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/diyabetten-once-son-cikis-insulin-direnci</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/diyabetten-once-son-cikis-insulin-direnci" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsülin direnci çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor; erken tanı ve güncel tedavi yaklaşımlarıyla diyabete giden yolun önü kesilebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnsülin direnci, vücudun insülini üretmesine rağmen hücrelerin bu hormona “kapıyı açmaması” ile ortaya çıkan metabolik bir sorun. Sorun büyüdükçe pankreas daha fazla insülin salgılıyor; bir süre sonra sistem yoruluyor ve kan şekeri yükselmeye başlıyor. Bu nedenle insülin direnci, tip 2 diyabetin en önemli habercilerinden biri kabul ediliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre tehlike, insülin direncinin “sessiz” ilerlemesi. Kişi kendini iyi hissedebilir; ancak içeride, metabolizmanın dişlileri zorlanmaya başlamıştır. Bu süreç yalnızca kan şekerini değil, karaciğer yağlanması, tansiyon, kolesterol dengesi, bel çevresi artışı ve kadınlarda hormonal düzensizlikler gibi pek çok alanı etkileyebilir.</p>

<h3><strong>Tanı: Basit Testlerle Yakalanabiliyor</strong></h3>

<p>İnsülin direnci tanısı, genellikle <strong>açlık kan şekeri</strong> ve <strong>açlık insülin</strong> düzeyinin birlikte değerlendirilmesiyle konuluyor. Bu iki değerle hesaplanan <strong>HOMA-IR</strong> gibi göstergeler, hekimlerin klinik tabloyla birlikte yorumladığı pratik araçlar arasında yer alıyor.<br />
Yemek sonrası halsizlik, tatlı isteği, bel çevresinde artış, kilo verememe, gün içinde enerji düşüşleri ve bazı kişilerde ciltte koyulaşma gibi belirtiler de şüpheyi güçlendirebiliyor.</p>

<hr />
<h2><strong>Derin Analiz: En Güncel Tedavi Yaklaşımı Neyi Hedefliyor?</strong></h2>

<p>Bugünün yaklaşımı “şekeri düşürmekten” daha geniş: Amaç, <strong>insülin direncinin kökünü</strong> zayıflatmak. Yani metabolizmayı yeniden “duyarlı” hale getirmek.</p>

<h3><strong>1) Tedavinin Temeli: Yaşam Tarzı, Ama Artık Daha Akıllı</strong></h3>

<p>Eskiden “az ye, çok yürü” cümlesiyle geçiştirilen alan, artık daha stratejik yönetiliyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Karbonhidrat kalitesi:</strong> Rafine un ve şekerin azaltılması tek başına bile insülin yükünü düşürür.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Öğün kurgusu:</strong> Protein ve lifin öğünde öne alınması, kan şekerindeki ani sıçramaları azaltır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kas odaklı hareket:</strong> Yürüyüş değerli; ama insülin direncini en çok geri iten şeylerden biri <strong>direnç egzersiziyle kas kütlesini artırmak</strong>. Çünkü kas, şekeri “yakıt” gibi kullanır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Uyku ve stres:</strong> Kötü uyku ve kronik stres, kortizol üzerinden insülin direncini alevlendirir. Bu yüzden tedavi planında uyku artık “ekstra” değil, <strong>çekirdek hedef</strong>.</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu çerçevede modern tedavi, kişinin hayatına “yasak listesi” asmak yerine, metabolizmanın düğmelerini doğru sırayla çevirmeyi hedefliyor.</p>

<h3><strong>2) İlaç Tedavisi: Herkese Değil, Doğru Kişiye Doğru Basamak</strong></h3>

<p>İlaç, yaşam tarzı düzenlemeleriyle hedefe ulaşılamayan veya yüksek risk taşıyan kişilerde gündeme geliyor.</p>

<p><strong>Metformin</strong><br />
Hâlâ en sık başvurulan seçeneklerden biri. İnsülin duyarlılığını artırmaya yardımcı olur ve özellikle diyabet öncesi dönemde, belirli risk profillerinde hekimlerce tercih edilebilir.</p>

<p><strong>GLP-1 temelli tedaviler (yeni nesil yaklaşım)</strong><br />
Güncel tedavi dünyasının “oyun değiştiren” sınıfı burada. Bu ilaçlar yalnızca iştahı azaltmakla kalmaz; kilo kaybı üzerinden ve hormonal etkilerle metabolik yükü düşürerek insülin direncine giden yolu zayıflatabilir.<br />
Önemli nokta: Bunlar “herkese zayıflama” yaklaşımı değildir; <strong>obezite, metabolik sendrom, diyabet riski</strong> gibi durumlarda hekim değerlendirmesiyle gündeme gelir.</p>

<p><strong>Çift etkili ajanlar (GLP-1 + GIP etkisi)</strong><br />
Son dönemin öne çıkan başlıklarından biri de iki farklı hormonal yol üzerinden çalışan tedaviler. Bazı kişilerde kilo ve metabolik parametrelerde daha güçlü sonuçlar görülebiliyor. Klinik karar, kişinin risklerine ve yan etki profiline göre veriliyor.</p>

<p><strong>Diğer seçenekler ve eşlik eden durumlar</strong><br />
İnsülin direnci tek başına gelmiyorsa (örneğin karaciğer yağlanması, PCOS, hipertansiyon, kolesterol bozukluğu gibi), tedavi planı “tek ilaç” mantığından çıkar; <strong>bütüncül risk yönetimine</strong> dönüşür. Burada hedef, sadece şekeri değil, “metabolik tabloyu” düzeltmektir.</p>

<h3><strong>3) Metabolik Cerrahi: Seçilmiş Olgularda En Güçlü Müdahalelerden Biri</strong></h3>

<p>Ciddi obezite ve yüksek metabolik risk varlığında, metabolik cerrahi bazı hastalarda insülin direncini dramatik biçimde geriletebilir. Bu, “son çare” değil; doğru endikasyonda, doğru merkezde uygulandığında güçlü bir tıbbi araçtır.</p>

<h3><strong>4) Teknoloji Destekli Takip: Tedavinin Görünmez Orkestra Şefi</strong></h3>

<p>Güncel yaklaşımda izlem de değişti. Bazı kişilerde sürekli veya aralıklı glukoz takibi, besinlerin kişide nasıl bir yanıt oluşturduğunu göstererek tedaviyi kişiselleştirmeye yardımcı olabiliyor. Bu, “daha az tahmin, daha çok veri” demek.</p>

<h3><strong>5) Ufuktaki Tedaviler: “Üçlü” Hormon Yaklaşımları ve Yeni Kombinasyonlar</strong></h3>

<p>Geliştirme aşamasındaki bazı tedaviler, birden fazla hormonal yolu aynı anda hedefleyerek kilo ve metabolik denge üzerinde daha güçlü etki amaçlıyor. Ancak bu başlıklar için en doğru çerçeve şu: <strong>umut satmadan, bilim olgunlaştıkça konuşmak</strong>.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2><strong>Uzman Uyarısı</strong></h2>

<p>“İnsülin direnci bir kader değil; erken tanı konulursa geri çevrilebilir. En büyük hata, kan şekeri yükselene kadar beklemek. En doğru hamle, ‘diyabet olmadan’ önce müdahale etmektir.”</p>

<p><strong>Not:</strong> Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi planı kişiye özeldir; ilaçlar mutlaka hekim değerlendirmesiyle kullanılmalıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/diyabetten-once-son-cikis-insulin-direnci</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/insulin-direnci.jpg" type="image/jpeg" length="73776"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnsülin Nedir, Kaç Olmalı? Açlık İnsülini Yüksekliği ve Düşüklüğü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/insulin-nedir-kac-olmali-aclik-insulini-yuksekligi-ve-dusuklugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/insulin-nedir-kac-olmali-aclik-insulini-yuksekligi-ve-dusuklugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsülin, pankreasın beta hücrelerinden salgılanan ve kan şekerinin hücrelere alınmasını düzenleyen hormondur. Açlık insülininin yüksek olması insülin direnciyle ilişkili olabilir ancak tek başına tanı koydurmaz; sonuç glukoz ve klinik durumla birlikte değerlendirilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Kan tahlilinde insülin yüksekliği özellikle insülin direnci konusunda endişe yaratabilir. Pankreas, dokular insüline yeterince yanıt vermediğinde kan şekerini normal tutabilmek için daha fazla insülin salgılayabilir. Bu nedenle bazı kişilerde açlık şekeri henüz normal olduğu halde insülin düzeyi yüksek bulunabilir.</p>

<p>Ancak açlık insülini için diyabet tanısında kullanılan glukoz veya HbA1c gibi evrensel bir karar sınırı yoktur. İnsülin testleri kullanılan laboratuvar yönteminden önemli ölçüde etkilenebilir ve tek bir rakamla insülin direnci tanısı konmamalıdır.</p>

<p>İnsülin nedir?</p>

<p>İnsülin, pankreastaki Langerhans adacıklarında bulunan beta hücreleri tarafından üretilen bir hormondur.</p>

<p>Yemek sonrasında kandaki glukoz yükseldiğinde pankreas insülin salgılar. İnsülin özellikle kas ve yağ hücrelerinin glukozu kullanmasına yardımcı olur ve karaciğerin glukoz üretimini düzenler.</p>

<p>Kan şekeri düştüğünde ise insülin salgısı azalır.</p>

<p>Bu nedenle insülin düzeyi gün boyunca sabit değildir. Yemek, açlık süresi ve kan şekeri düzeyi sonucu doğrudan etkiler.</p>

<p>Açlık insülini kaç olmalı?</p>

<p>Açlık insülini için herkese uygulanabilecek tek bir “ideal” veya “normal” değer yoktur.</p>

<p>Laboratuvarların kullandığı analiz yöntemlerine göre referans aralıkları belirgin şekilde değişebilir. Açlık serum insülini için yaklaşık 2-25 µIU/mL gibi geniş aralıklarla karşılaşılabilir; ancak bu sınırların tamamı evrensel metabolik hedef olarak kabul edilmemelidir.</p>

<p>Bu nedenle internette sık görülen “insülin mutlaka 5’in altında olmalı” veya “10’un üzeri kesin insülin direncidir” gibi ifadeler bilimsel olarak herkese uygulanabilecek tanı kuralları değildir.</p>

<p>Sonuç değerlendirilirken laboratuvarın referans aralığı, açlık süresi ve aynı anda ölçülen glukoz dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Açlık insülini yüksekliği ne anlama gelir?</p>

<p>Açlık insülininin yüksek bulunması pankreasın normalden daha fazla insülin salgıladığını düşündürebilir.</p>

<p>Olası nedenler arasında:</p>

<ul>
 <li>İnsülin direnci</li>
 <li>Fazla kilo ve özellikle abdominal obezite</li>
 <li>Prediyabetin bazı dönemleri</li>
 <li>Tip 2 diyabetin erken dönemleri</li>
 <li>Polikistik over sendromuyla ilişkili insülin direnci</li>
 <li>Bazı ilaçlar</li>
 <li>Daha nadiren aşırı insülin üretimine yol açan hastalıklar</li>
</ul>

<p>bulunabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak tek bir yüksek insülin sonucu bu hastalıklardan herhangi birini doğrulamaz.</p>

<p>İnsülin yüksek ama şeker normalse ne demek?</p>

<p>Bu durum özellikle insülin direncinin erken dönemlerinde görülebilir.</p>

<p>Dokular insüline daha az yanıt vermeye başladığında pankreas kan şekerini normal tutmak için daha fazla insülin üretebilir.</p>

<p>Bu telafi mekanizması sayesinde açlık glukozu uzun süre normal kalabilir.</p>

<p>Ancak yüksek insülin ile normal glukoz her zaman insülin direnci anlamına gelmez. Test koşulları, kullanılan ilaçlar ve laboratuvar yöntemi de dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle tek başına insülin rakamına değil, glukoz, HbA1c ve kişinin metabolik risklerine birlikte bakılır.</p>

<p>Hiperinsülinemi ile insülin direnci aynı şey mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Hiperinsülinemi kandaki insülin düzeyinin yüksek olmasını ifade eder.</p>

<p>İnsülin direnci ise kas, yağ ve karaciğer gibi dokuların insüline verdiği biyolojik yanıtın azalmasıdır.</p>

<p>İnsülin direnci hiperinsülinemiye yol açabilir; ancak iki kavram aynı değildir.</p>

<p>Ayrıca klinik pratikte insülin direncini doğrudan ölçmenin en doğru yöntemleri araştırma ortamında kullanılan özel testlerdir. Rutin açlık insülini bunların yerine geçen kusursuz bir tanı testi değildir.</p>

<p>Açlık insülini tek başına insülin direncini gösterir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>İnsülin ölçümlerinin laboratuvarlar arasında standardizasyonunun sınırlı olması nedeniyle tek bir evrensel açlık insülini sınırı bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle açlık insülini kişinin metabolik durumu hakkında yardımcı bilgi verebilir ancak tek başına insülin direnci tanısı koydurmaz.</p>

<p>HOMA-IR gibi hesaplamalar açlık insülini ve açlık glukozunu birlikte kullanır. Ancak HOMA-IR için de yaş, toplum ve laboratuvar yönteminden bağımsız tek bir evrensel tanı eşiği yoktur.</p>

<p>Açlık insülini 10, 20 veya 30 ne anlama gelir?</p>

<p>Bu rakamları tek başına sınıflandırmak doğru değildir.</p>

<p>Örneğin 10 µIU/mL bazı laboratuvarlarda normal referans aralığında olabilir.</p>

<p>20 µIU/mL de kullanılan yönteme göre laboratuvar sınırları içinde bulunabilir ancak aynı anda açlık glukozunun yüksek olması veya metabolik risklerin bulunması değerlendirmeyi değiştirebilir.</p>

<p>30 µIU/mL birçok laboratuvarda yüksek kabul edilebilir ve hiperinsülinemi açısından değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Ancak “10 normal, 20 insülin direnci, 30 diyabet” şeklinde bir sıralama yoktur.</p>

<p>Diyabet tanısı insülin rakamına göre değil; glukoz, HbA1c veya gerektiğinde oral glukoz tolerans testi gibi doğrulanmış kriterlerle konur.</p>

<p>İnsülin düşüklüğü ne anlama gelir?</p>

<p>Düşük insülin, test sırasında pankreasın az insülin salgıladığını gösterir ancak kan şekeri bilinmeden yorumlanamaz.</p>

<p>Kan şekeri düşük veya normal-düşükse insülinin baskılanması fizyolojik olabilir.</p>

<p>Buna karşılık kan şekeri yüksek olduğu halde insülin düşükse pankreasın yeterli insülin üretememesi gündeme gelebilir.</p>

<p>Tip 1 diyabet ve beta hücre fonksiyonunun ileri derecede azaldığı bazı diyabet tablolarında düşük insülin görülebilir.</p>

<p>Ancak dışarıdan insülin kullanan kişilerde serum insülin ölçümünün yorumlanması kullanılan insülin türüne ve laboratuvar testinin bu insülini ölçüp ölçmediğine bağlı olarak zorlaşabilir.</p>

<p>İnsülin ile C-Peptid arasındaki fark nedir?</p>

<p>Pankreas kendi insülinini ürettiğinde insülin ile C-peptid birlikte kana salgılanır.</p>

<p>Ancak enjeksiyonla verilen insülin C-peptid içermez.</p>

<p>Bu nedenle pankreasın kendi insülin üretimini değerlendirmek gerektiğinde C-peptid çoğu zaman serum insülininden daha yararlı olabilir.</p>

<p>C-peptidin kandaki ömrü de insülinden daha uzundur.</p>

<p>Özellikle insülin kullanan diyabetli kişilerde pankreasın ne kadar insülin üretmeye devam ettiğini değerlendirmek için C-peptid tercih edilebilir.</p>

<p>Hipoglisemide insülin neden ölçülür?</p>

<p>Nedeni açıklanamayan düşük kan şekeri ataklarında glukoz, insülin ve C-peptidin hipoglisemi sırasında birlikte ölçülmesi önemli bilgiler sağlayabilir.</p>

<p>Kan şekeri çok düşükken normal fizyolojik yanıt insülin salgısının baskılanmasıdır.</p>

<p>Hipoglisemi sırasında insülin uygunsuz şekilde yüksekse aşırı insülin etkisi araştırılır.</p>

<p>İnsülin yüksek ve C-peptid de yüksekse vücudun kendi insülin üretimi düşünülebilir.</p>

<p>İnsülin yüksek fakat C-peptid düşükse dışarıdan alınmış insülin olasılığı gündeme gelebilir.</p>

<p>Bu değerlendirme kontrollü klinik koşullarda yapılmalıdır.</p>

<p>İnsülinoma nedir ve insülin yüksekliğiyle anlaşılır mı?</p>

<p>İnsülinoma, pankreasın insülin üreten hücrelerinden gelişen nadir bir nöroendokrin tümördür.</p>

<p>En önemli özelliği uygunsuz insülin salgısına bağlı tekrarlayan hipoglisemi ataklarıdır.</p>

<p>Sadece normal kan şekeri sırasında yüksek insülin bulunması insülinoma tanısı koydurmaz.</p>

<p>Şüpheli durumlarda hipoglisemi sırasında glukoz, insülin, C-peptid ve başka testler birlikte değerlendirilir. Gerektiğinde kontrollü açlık testi uygulanabilir.</p>

<p>Açlık insülini testi nasıl yapılır?</p>

<p>Testin amacı açlık insülinini değerlendirmekse genellikle belirli bir süre açlık gerekir.</p>

<p>Aynı anda açlık glukozunun ölçülmesi sonucun yorumunu kolaylaştırır ve HOMA-IR hesaplaması yapılacaksa gereklidir.</p>

<p>Su dışındaki içecekler, yemek ve test öncesindeki bazı davranışlar ölçümü etkileyebileceğinden laboratuvarın hazırlık talimatına uyulmalıdır.</p>

<p>Kullanılan diyabet ilaçları veya insülin tedavisi de sağlık profesyoneline bildirilmelidir; ilaçlar kendi kendine kesilmemelidir.</p>

<p>İnsülin yüksekliği nasıl düşer?</p>

<p>Amaç yalnızca laboratuvardaki insülin rakamını düşürmek değildir.</p>

<p>İnsülin direnci ve fazla kilo bulunan kişilerde uygun beslenme düzeni, düzenli fiziksel aktivite ve gerektiğinde kilo kaybı insülin duyarlılığını iyileştirebilir.</p>

<p>Prediyabet veya diyabet varsa tedavi kişinin glukoz düzeyleri, HbA1c’si, kilosu ve diğer sağlık sorunlarına göre planlanır.</p>

<p>Yalnızca yüksek açlık insülini nedeniyle rastgele ilaç veya takviye kullanılmamalıdır.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>Açlık insülini yüksek ama şeker normalse insülin direnci var mıdır?</p>

<p>Olabilir ancak tek başına kesin değildir. Pankreas insülin direncini telafi etmek için daha fazla insülin salgılarken glukoz normal kalabilir; değerlendirme glukoz, HbA1c ve metabolik risklerle birlikte yapılır.</p>

<p>Açlık insülini kaç olursa insülin direnci vardır?</p>

<p>Herkese uygulanabilecek tek bir açlık insülini sınırı yoktur. Laboratuvar yöntemleri farklıdır ve insülin direnci yalnızca serum insülin rakamıyla teşhis edilmez.</p>

<p>İnsülin testi ile C-peptid aynı şeyi mi gösterir?</p>

<p>Hayır. İnsülin kandaki hormonu ölçerken C-peptid özellikle pankreasın kendi insülin üretimi hakkında bilgi verir ve dışarıdan insülin kullanan kişilerde bu ayrım yararlı olabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Diagnosis and Classification of Diabetes: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. Insulin in Blood. MedlinePlus Medical Test.</li>
 <li>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Insulin Resistance and Prediabetes. National Institutes of Health.</li>
 <li>Cryer PE, Axelrod L, Grossman AB, et al. Evaluation and Management of Adult Hypoglycemic Disorders: An Endocrine Society Clinical Practice Guideline. The Journal of Clinical Endocrinology &amp; Metabolism. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/insulin-nedir-kac-olmali-aclik-insulini-yuksekligi-ve-dusuklugu</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="29869"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[13. Yargı Paketi Ne Zaman Çıkacak? İnfaz, Nafaka ve Boşanma Düzenlemesinde Son Durum]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/13-yargi-paketi-ne-zaman-cikacak-infaz-nafaka-ve-bosanma-duzenlemesinde-son-durum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/13-yargi-paketi-ne-zaman-cikacak-infaz-nafaka-ve-bosanma-duzenlemesinde-son-durum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[13. Yargı Paketi ne zaman çıkacak, Meclis’e geldi mi? Ekim ayında gündeme gelmesi beklenen yeni yargı düzenlemesinde infaz, nafaka, boşanma davaları ve yargılama süreleri öne çıkıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<ol start="13">
 <li>YARGI PAKETİ NE ZAMAN ÇIKACAK? NAFAKA VE BOŞANMADA YENİ DÖNEM</li>
 <li>Yargı Paketi olarak kamuoyunda gündeme gelen yeni yargı düzenlemesi için gözler Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevrildi. Özellikle “13. Yargı Paketi ne zaman çıkacak?”, “13. Yargı Paketi maddeleri neler?”, “süresiz nafaka kalkacak mı?” ve “boşanma davalarında ne değişecek?” soruları araştırılıyor.</li>
</ol>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek’in son açıklamaları, aile hukukunda önemli değişikliklerin ekim ayında Meclis gündemine taşınmasının planlandığını gösteriyor. Ancak henüz TBMM’ye sunulmuş ve maddeleri kesinleşmiş nihai bir kanun teklifi bulunmadığından, kamuoyuna yansıyan ayrıntıların taslak aşamasında olduğu unutulmamalı.</p>

<ol start="13">
 <li>YARGI PAKETİ NE ZAMAN MECLİS’E GELECEK?</li>
</ol>

<p>Yeni düzenlemeler için işaret edilen tarih Ekim 2026.</p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin ekim ayında gündeme gelecek paket kapsamında hayata geçirilmesinin planlandığını açıkladı.</p>

<p>TBMM’nin yeni yasama yılının başlamasıyla birlikte düzenlemenin Meclis gündemine taşınması bekleniyor. Ancak teklifin hangi gün TBMM Başkanlığına sunulacağı ve ne zaman yasalaşacağı henüz kesinleşmiş değil.</p>

<p>Bir başka önemli ayrıntı ise paketin adlandırılması. Kamuoyundaki bazı haberlerde düzenlemeler “13. Yargı Paketi” olarak anılırken, Bakan Gürlek daha önce ekimde gündeme gelecek düzenlemelerden 12. Yargı Paketi’nin ikinci kısmı olarak söz etti. Nihai adlandırma, kanun teklifinin Meclis’e sunulmasıyla kesinleşecek.</p>

<ol start="13">
 <li>YARGI PAKETİ MADDELERİ NELER?</li>
</ol>

<p>Teklif metni henüz kesinleşmediği için şu aşamada “13. Yargı Paketi’nin kesin maddeleri” şeklinde bir liste vermek mümkün değil.</p>

<p>Bununla birlikte Bakanlığın açıklamaları ve kamuoyuna yansıyan çalışmalar incelendiğinde bazı başlıklar öne çıkıyor:</p>

<p>• Yoksulluk nafakasının süresine ilişkin yeni düzenleme<br />
• Boşanma davalarının daha kısa sürede sonuçlandırılması<br />
• Boşanma kararı ile nafaka, velayet ve diğer feri uyuşmazlıkların ayrıştırılması<br />
• Yargılama sürelerinin kısaltılması<br />
• Kira ve tahliye davalarının daha hızlı sonuçlandırılması<br />
• Avukatlara ilişkin bazı yasal düzenlemeler<br />
• Yargı hizmetlerinin daha hızlı ve etkin yürütülmesine yönelik değişiklikler</p>

<p>SÜRESİZ NAFAKA KALKACAK MI?</p>

<p>Paketin en fazla merak edilen başlığı nafaka.</p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, süresiz nafakaya ilişkin yeni bir yasal düzenleme üzerinde çalışıldığını ve bunun ekim ayında Meclis’e sunulacak pakette yer almasının planlandığını açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakan Gürlek’in verdiği bilgilere göre üzerinde çalışılan model, bütün nafakalar için otomatik ve tek tip bir süre öngörmek yerine hâkime tarafların durumunu dikkate alabileceği bir takdir alanı bırakmayı amaçlıyor.</p>

<p>Buna göre hâkim; tarafların sosyal ve ekonomik koşullarını, olayın özelliklerini ve kusur durumunu değerlendirerek nafakayı belirli bir süreyle sınırlandırabilecek. Koşullar gerektiriyorsa süresiz nafakaya hükmedilmesi seçeneğinin de korunması üzerinde çalışılıyor.</p>

<p>Dolayısıyla yeni sistemin “bütün süresiz nafakalar tamamen kaldırılıyor” şeklinde yorumlanması doğru değil. Kesin model, teklif metninin TBMM’ye sunulmasıyla ortaya çıkacak.</p>

<p>BOŞANMA DAVALARINDA NE DEĞİŞECEK?</p>

<p>Yeni düzenlemenin ikinci önemli ayağını boşanma davalarının süresinin kısaltılması oluşturuyor.</p>

<p>Bakan Gürlek’in açıklamalarına göre boşanma kararının nafaka, velayet ve benzeri uyuşmazlıklar nedeniyle yıllarca gecikmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Üzerinde çalışılan modele göre mahkeme, evliliğin artık sürdürülemeyeceğine kanaat getirdiğinde öncelikle boşanmaya karar verebilecek. Nafaka, velayet ve diğer feri konuların ise ayrılarak ayrıca karara bağlanması gündemde.</p>

<p>Bakan Gürlek, yapılması planlanan değişikliklerle boşanma davalarının 2-3 ay içerisinde karara bağlanabileceğine inandığını ifade etti. Bu süre şu aşamada yasal bir garanti veya kesin dava süresi değil, düzenlemeyle ulaşılması hedeflenen süre olarak değerlendirilmeli.</p>

<p>AĞIR KUSUR KONUSUNDA DA DEĞİŞİKLİK GÜNDEMDE</p>

<p>Bakan Gürlek’in açıklamalarındaki dikkat çekici başlıklardan biri de boşanma davalarında “ağır kusur” değerlendirmesine yönelik değişiklik.</p>

<p>Planlanan sistemde hâkimin tarafları dinledikten sonra evliliğin devam ettirilemeyeceği kanaatine ulaşması halinde boşanma yönünden karar verebilmesi; nafaka, velayet ve diğer konuların ise ayrı şekilde ele alınması amaçlanıyor.</p>

<p>Bu düzenlemenin nasıl formüle edileceği ve Türk Medeni Kanunu’nun hangi hükümlerinin değiştirileceği, teklif metni açıklandığında netleşecek.</p>

<p>KİRA VE TAHLİYE DAVALARI DA GÜNDEMDE</p>

<p>Yargı reformunun önemli hedeflerinden biri de uzun süren hukuk davalarının kısaltılması.</p>

<p>Kamuoyuna yansıyan açıklamalarda kira tespit ve tahliye davalarının daha kısa sürede tamamlanmasına yönelik çalışmalar da bulunuyor. Bu alanda mahkemelerin iş yükünün azaltılması ve yargılama takviminin daha öngörülebilir hale getirilmesi amaçlanıyor.</p>

<ol start="13">
 <li>YARGI PAKETİ MECLİS’E GELDİ Mİ?</li>
</ol>

<p>17 Eylül 2026 itibarıyla kamuoyunda 13. Yargı Paketi olarak anılan düzenlemelerin kesinleşmiş teklif metni TBMM’ye sunulmuş değil.</p>

<p>Bu nedenle sosyal medyada veya çeşitli yayınlarda paylaşılan madde listelerinin tamamını kesinleşmiş yasa hükümleri olarak değerlendirmemek gerekiyor.</p>

<p>Ekim ayında teklifin Meclis’e sunulması halinde önce komisyon süreci başlayacak. Ardından TBMM Genel Kurulundaki görüşmeler gerçekleştirilecek. Teklif kabul edilirse Cumhurbaşkanının yayımlama sürecinin ardından Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek.</p>

<ol start="13">
 <li>YARGI PAKETİNDE AF VE İNFAZ DÜZENLEMESİ VAR MI?</li>
</ol>

<p>Yeni paketle ilgili “genel af”, “infaz indirimi” ve “denetimli serbestlik” gibi aramalar da artmış durumda.</p>

<p>Ancak şu ana kadar açıklanan bilgiler, ağırlıklı olarak nafaka, boşanma ve hukuk yargılamalarının hızlandırılması üzerinde yoğunlaşıyor. Resmî teklif açıklanmadan pakette yeni bir genel af veya kapsamlı infaz düzenlemesi bulunduğunu söylemek mümkün değil.</p>

<ol start="13">
 <li>YARGI PAKETİNDE SON DURUM</li>
</ol>

<p>Mevcut takvime göre yeni yargı düzenlemelerinin ekim ayında TBMM gündemine taşınması planlanıyor.</p>

<p>Paketin en dikkat çekici başlıklarının başında nafaka sisteminin yeniden düzenlenmesi ve boşanma davalarının hızlandırılması geliyor.</p>

<p>Ancak nafakanın hangi koşullarda süreli veya süresiz olacağı, mevcut nafaka kararlarının nasıl etkileneceği ve boşanma davalarının ayrıştırılmasına ilişkin teknik ayrıntılar henüz kesinleşmiş kanun hükümleri değil.</p>

<p>Bu nedenle asıl tablo, teklif metninin TBMM’ye sunulmasıyla ortaya çıkacak. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/13-yargi-paketi-ne-zaman-cikacak-infaz-nafaka-ve-bosanma-duzenlemesinde-son-durum</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2025/12/i-m-g-7071.jpeg" type="image/jpeg" length="43788"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kirazdan Fasulyeye: Yanlış Tüketildiğinde Risk Taşıyan 10 Yiyecek]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kirazdan-fasulyeye-yanlis-tuketildiginde-risk-tasiyan-10-yiyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kirazdan-fasulyeye-yanlis-tuketildiginde-risk-tasiyan-10-yiyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı günlük yiyecekler doğal toksinler içerebilir; risk çoğunlukla çekirdek, yaprak, çiğ tüketim veya bozulma gibi durumlarda artar. Doğru hazırlama ve pişirme ise birçok riski azaltabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bazı yiyeceklerin doğal yapısında insan sağlığı açısından zararlı olabilecek maddeler bulunabilir. Ancak bu, söz konusu yiyeceklerin normal şekilde tüketildiğinde “zehirli” olduğu anlamına gelmez. Asıl önemli olan hangi kısmının yenildiği, nasıl hazırlandığı, ne miktarda tüketildiği ve bazı durumlarda kişinin sağlık durumudur.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), bitkilerin doğal savunma mekanizmalarının bir parçası olarak çeşitli toksik bileşikler üretebildiğine dikkat çekiyor. Bunların önemli bir bölümü doğru işleme, hazırlama ve pişirme yöntemleri sayesinde sorun oluşturmuyor.</p>

<p>WebMD'nin gündeme getirdiği listeyi güncel gıda güvenliği kaynaklarıyla birlikte değerlendirdiğimizde mutfakta özellikle şu yiyecek ve bölümlerine dikkat etmek gerekiyor.</p>

<p>KİRAZ ÇEKİRDEĞİ</p>

<p>Kirazın yenilebilir kısmı güvenlidir. Ancak sert çekirdeğin içinde siyanür açığa çıkarabilen siyanogenik bileşikler bulunur.</p>

<p>Buradaki önemli ayrıntı çekirdeğin bütünlüğüdür. Bir kiraz çekirdeğinin yanlışlıkla bütün olarak yutulması ile çekirdeğin kırılıp veya çiğnenip iç kısmının tüketilmesi aynı şey değildir.</p>

<p>Bütün halde yanlışlıkla yutulan bir çekirdek genellikle sindirilmeden geçerken çekirdeği kırmak veya çiğnemek siyanür açığa çıkarabilecek bileşiklere maruziyeti artırabilir.</p>

<p>Bu nedenle kiraz, kayısı ve benzeri sert çekirdekli meyvelerin çekirdekleri özellikle kırılarak veya öğütülerek tüketilmemelidir.</p>

<p>ELMA ÇEKİRDEĞİ</p>

<p>Elmanın kendisi sağlıklı bir besindir. Çekirdeklerinde ise amigdalin adı verilen siyanogenik bir bileşik bulunur.</p>

<p>Birkaç çekirdeğin kazara yutulması genellikle zehirlenme anlamına gelmez. Çekirdeğin dış tabakası da içeriğin açığa çıkmasını sınırlar. Buna karşılık çok sayıda çekirdeğin özellikle ezilerek veya çiğnenerek tüketilmesi gereksiz bir risktir.</p>

<p>Bu nedenle elma yerken birkaç çekirdeğin yanlışlıkla yutulmasıyla ilgili paniğe gerek yoktur; ancak çekirdeklerin bilinçli şekilde tüketilmesi önerilmez.</p>

<p>YEŞİLLENMİŞ VE FİLİZLENMİŞ PATATES</p>

<p>Patates ışığa maruz kaldığında yeşillenebilir. Yeşil rengin kendisi klorofilden kaynaklanır ve toksik değildir. Ancak yeşillenme, patateste glikoalkaloid miktarının da yükselmiş olabileceğinin görünür bir işaretidir.</p>

<p>Solanin ve chaconine gibi glikoalkaloidler özellikle filizlerde, gözlerde ve yeşillenmiş bölümlerde daha yüksek miktarlarda bulunabilir.</p>

<p>Fazla miktarda alınmaları bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishale; daha ciddi vakalarda nörolojik belirtilere yol açabilir.</p>

<p>Üstelik normal pişirme yöntemleri glikoalkaloidleri tamamen ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Belirgin biçimde yeşillenmiş, acı tat veren veya yoğun şekilde filizlenmiş patatesleri tüketmemek en güvenli yaklaşımdır. Patatesleri serin ve karanlık ortamda saklamak da yeşillenmeyi azaltır.</p>

<p>ÇİĞ VEYA YETERSİZ PİŞMİŞ KIRMIZI BARBUNYA/FASULYE</p>

<p>Kırmızı kidney bean olarak bilinen fasulye türü, çiğ halde yüksek miktarda fitohemaglutinin adlı bir lektin içerebilir.</p>

<p>Yetersiz pişmiş fasulye tüketildikten sonra bulantı, şiddetli kusma, karın ağrısı ve ishal görülebilir.</p>

<p>Buradaki kritik nokta pişirmedir. FDA da çiğ veya yetersiz pişirilmiş fasulyelerdeki fitohemaglutininin hastalığa yol açabileceğini, uygun şekilde pişirilmiş veya konserve fasulyelerde ise düzeylerin sorun oluşturmadığını belirtiyor.</p>

<p>Kuru fasulye türleri uygun biçimde hazırlanmalı ve iyice pişirilmelidir.</p>

<p>MUSKAT</p>

<p>Muskat mutfakta kullanılan miktarlarda sıradan bir baharattır. Ancak “doğalsa fazlası da zararsızdır” düşüncesi burada geçerli değildir.</p>

<p>Muskatta bulunan myristicin yüksek miktarlarda alındığında toksik etkilere yol açabilir. Zehirlenmelerde baş dönmesi, sersemlik, ajitasyon, bilinç değişiklikleri ve başka nörolojik belirtiler bildirilmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla yemeklere lezzet vermek amacıyla kullanılan küçük miktarlarla, kaşıklar dolusu muskat tüketmek birbirinden tamamen farklıdır.</p>

<p>Mürverin (ELDERBERRY) HER KISMI AYNI DEĞİL</p>

<p>Olgun mürver meyvelerinden hazırlanan bazı işlenmiş ürünler tüketilebilir. Ancak olgunlaşmamış meyveler ile bitkinin yaprak ve diğer bazı kısımları siyanogenik bileşikler içerebilir.</p>

<p>Uygun olmayan tüketim bulantı, kusma ve ishal gibi belirtilere yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle doğadan toplanan bitkilerde “meyvesi yeniyorsa bitkinin tamamı yenebilir” varsayımı yapılmamalıdır.</p>

<p>ACI BADEM</p>

<p>Tatlı badem ile acı badem aynı risk profiline sahip değildir.</p>

<p>Acı badem yüksek miktarda amigdalin içerebilir. Bu madde sindirim sırasında siyanür açığa çıkarabilir. WHO da bademleri siyanogenik glikozit içerebilen besinler arasında değerlendiriyor.</p>

<p>Ticari olarak tüketilen tatlı badem ile işlenmemiş acı bademi birbirinden ayırmak gerekir. Özellikle kayısı çekirdeği ve acı badem gibi ürünlerin “doğal tedavi” amacıyla yüksek miktarlarda tüketilmesi güvenli kabul edilmemelidir.</p>

<p>YILDIZ MEYVESİ: BÖBREK HASTALARI İÇİN FARKLI BİR RİSK</p>

<p>Karambola veya yıldız meyvesi sağlıklı böbreklere sahip kişiler ile ileri böbrek hastalığı bulunan kişilerde aynı şekilde değerlendirilmez.</p>

<p>Böbrek fonksiyonu ciddi derecede bozulmuş kişilerde yıldız meyvesindeki nörotoksik maddeler yeterince temizlenemeyebilir. Bu durum bilinç değişikliği, nöbet ve ciddi nörolojik komplikasyonlarla ilişkilendirilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle böbrek hastalarının yıldız meyvesinden kaçınması önerilir.</p>

<p>YABANİ MANTARLAR</p>

<p>Doğal gıdalar içindeki en ciddi zehirlenme risklerinden biri yabani mantarlardır.</p>

<p>Özellikle Amanita phalloides gibi amatoksin içeren mantarlar ağır karaciğer hasarına ve ölüme yol açabilir.</p>

<p>Tehlikeli noktalardan biri de zehirli mantarların yenilebilir türlerle karıştırılabilmesidir. Görünüş, renk, hayvanların mantarı yemesi veya halk arasında kullanılan ev testleri bir mantarın güvenli olduğunu kanıtlamaz.</p>

<p>Türünden emin olunmayan yabani mantarlar tüketilmemelidir.</p>

<p>KAJU: “ÇİĞ” ETİKETİ HER ZAMAN GERÇEKTEN ÇİĞ DEMEK DEĞİL</p>

<p>Kajunun kabuğu ve çevresindeki yapılar urushiol benzeri tahriş edici bileşikler içerir. Bu madde zehirli sarmaşıkla temas sonrası görülen reaksiyonlardan da sorumludur.</p>

<p>Marketlerde “çiğ kaju” olarak satılan ürünler çoğunlukla gerçek anlamda doğrudan ağaçtan çıkarılmış çiğ kaju değildir; güvenli tüketim için gerekli işlemlerden geçirilir.</p>

<p>Bu nedenle tüketicinin standart ticari kajudan korkmasına gerek yoktur. Risk daha çok işlenmemiş kaju ve kabuk yapılarıyla doğrudan temas veya tüketimle ilgilidir.</p>

<p>MANGO KABUĞU</p>

<p>Mango meyvesinin yenilebilir iç kısmı çoğu insan için güvenlidir. Ancak mango kabuğu ve bitkinin diğer kısımlarında urushiol ile ilişkili bileşikler bulunabilir.</p>

<p>Özellikle zehirli sarmaşığa güçlü temas alerjisi bulunan bazı kişilerde mango kabuğuyla temas cilt reaksiyonuna yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle burada söz konusu olan klasik anlamda bir “gıda zehirlenmesi” değil, duyarlı kişilerde gelişebilecek temas reaksiyonudur.</p>

<p>PEKİ GÜNLÜK YEDİĞİMİZ YİYECEKLERDEN KORKMALI MIYIZ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Doğal toksinlerin varlığı bir yiyeceğin bütünüyle tehlikeli olduğu anlamına gelmez. Risk çoğu zaman doz, yenilen bölüm ve hazırlama yöntemiyle belirlenir.</p>

<p>Örneğin kiraz yemekle çekirdeğini kırıp yemek, elma yemekle çok sayıda çekirdeğini öğütmek, normal patates yemekle yoğun biçimde yeşillenmiş ve filizlenmiş patates tüketmek aynı değildir.</p>

<p>Benzer şekilde uygun şekilde pişmiş fasulye normal bir besinken çiğ veya yetersiz pişmiş bazı fasulye türleri yüksek miktarda lektin içerebilir.</p>

<p>GIDA GÜVENLİĞİNDE 5 BASİT KURAL</p>

<p>Meyve çekirdeklerini özellikle kırarak veya öğüterek tüketmeyin.</p>

<p>Belirgin biçimde yeşillenmiş ve yoğun filizlenmiş patatesleri tüketmeyin.</p>

<p>Kuru fasulye ve benzeri baklagilleri uygun şekilde hazırlayıp iyice pişirin.</p>

<p>Tanımadığınız yabani mantarları kesinlikle tüketmeyin.</p>

<p>Bir besinin “doğal” veya “bitkisel” olmasının sınırsız miktarda güvenli olduğu anlamına gelmediğini unutmayın.</p>

<p>ZEHİRLENMEDEN ŞÜPHELENİLİRSE NE YAPILMALI?</p>

<p>Şüpheli bir yiyecek tüketildikten sonra şiddetli veya sürekli kusma, bilinç bulanıklığı, nöbet, solunum güçlüğü, belirgin halsizlik ya da hızla kötüleşen belirtiler ortaya çıkarsa acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Özellikle çocuklar, gebeler, ileri yaştaki kişiler, böbrek hastaları ve kronik hastalığı bulunan kişilerde bazı gıda kaynaklı risklerin sonuçları daha ciddi olabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Zehirlenme şüphesinde belirti gelişmesini beklemek yerine sağlık kuruluşuna veya zehir danışma merkezine başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>World Health Organization (WHO) — Natural Toxins in Food</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration (FDA) — Natural Toxins in Food</p>

<p>Poison Control — Cherry Pits and Green/Sprouted Potatoes</p>

<p>WebMD — Common Foods That Can Be Toxic </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kirazdan-fasulyeye-yanlis-tuketildiginde-risk-tasiyan-10-yiyecek</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0822.jpeg" type="image/jpeg" length="62515"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bipolar Bozukluk Sadece “Bir İyi Bir Kötü Hissetmek” Değil: Fark Nerede?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bipolar-bozukluk-sadece-bir-iyi-bir-kotu-hissetmek-degil-fark-nerede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bipolar-bozukluk-sadece-bir-iyi-bir-kotu-hissetmek-degil-fark-nerede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bipolar bozukluk yalnızca sık ruh hali değişimi değildir. Mani veya hipomani ile depresyon dönemleri; uyku, enerji, düşünce, davranış ve günlük işlevlerde belirgin değişikliklere yol açabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bipolar Bozukluk Belirtileri: Günlük Duygu Değişiminden Nasıl Ayrılır?</p>

<p>Bipolar bozukluk, kişinin yalnızca zaman zaman mutlu, üzgün veya öfkeli olması anlamına gelmez. Temel özellik; duygu durumuyla birlikte enerji, aktivite, uyku, düşünme biçimi ve davranışlarda kişinin olağan halinden belirgin şekilde farklı dönemlerin ortaya çıkmasıdır.</p>

<p>Bu dönemler mani veya daha hafif seyreden hipomani şeklinde olabileceği gibi depresif dönemler şeklinde de görülebilir. Bazı kişilerde belirtiler birbirine karışabilir. Tanıda tek bir belirti yerine belirtilerin şiddeti, süresi, birlikte ortaya çıkışı ve kişinin yaşamındaki değişiklikler değerlendirilir.</p>

<p>Bipolar bozukluk belirtileri nelerdir?</p>

<p>Bipolar bozukluğun belirtileri kişinin hangi duygu durum döneminde olduğuna göre önemli ölçüde değişebilir.</p>

<p>Mani veya hipomani dönemlerinde görülebilecek belirtiler arasında şunlar bulunabilir:</p>

<p>• Olağandan belirgin biçimde yüksek, coşkulu veya taşkın ruh hali<br />
• Belirgin sinirlilik veya huzursuzluk<br />
• Enerji ve aktivitede belirgin artış<br />
• Çok daha az uyumaya rağmen kendini dinlenmiş hissetme<br />
• Normalden fazla ve hızlı konuşma<br />
• Düşüncelerin hızlanması veya fikirlerin peş peşe gelmesi<br />
• Dikkatin kolay dağılması<br />
• Kendine güven veya kendini önemli görmede olağandışı artış<br />
• Aynı anda çok sayıda işe girişme<br />
• Sonuçlarını yeterince değerlendirmeden karar verme<br />
• Aşırı para harcama veya düşüncesiz yatırımlar yapma<br />
• Cinsel veya başka alanlarda riskli davranışlarda artış</p>

<p>Depresif dönemlerde ise tablo neredeyse tersine dönebilir:</p>

<p>• Sürekli üzgün, boş veya umutsuz hissetme<br />
• Daha önce zevk alınan etkinliklere ilginin azalması<br />
• Enerji kaybı ve belirgin yorgunluk<br />
• Çok az veya çok fazla uyuma<br />
• İştah veya kiloda değişiklik<br />
• Konsantrasyon ve karar vermede güçlük<br />
• Değersizlik veya aşırı suçluluk düşünceleri<br />
• Hareketlerde belirgin yavaşlama veya huzursuzluk<br />
• Ölüm veya intihar düşünceleri</p>

<p>Mani nedir?</p>

<p>Mani yalnızca kişinin çok neşeli veya enerjik olması değildir.</p>

<p>Kişinin normalinden belirgin şekilde farklı bir duygu durumu ve enerji artışı ortaya çıkar. Bu değişiklik günlük işlevleri ciddi biçimde bozabilir.</p>

<p>Kişi çok az uyuyabilir fakat kendisini yorgun hissetmeyebilir. Konuşması hızlanabilir, düşünceleri birbirini kovalayabilir ve aynı anda çok sayıda işe girişebilir.</p>

<p>Muhakeme de etkilenebilir. Normal koşullarda alınmayacak mali, sosyal veya cinsel riskler alınabilir.</p>

<p>Ağır mani sırasında gerçeklikle bağın bozulduğu psikotik belirtiler görülebilir ve hastanede tedavi gerekebilir.</p>

<p>Hipomani ile mani arasındaki fark nedir?</p>

<p>Hipomani, maniye benzeyen ancak daha düşük şiddette seyreden bir dönemdir.</p>

<p>Enerji artışı, daha az uyku ihtiyacı, konuşkanlık, kendine güven artışı ve hareketlilik görülebilir. Ancak hipomani genellikle manide görülen ağır işlev kaybına yol açmaz ve psikoz içermez.</p>

<p>Bu nedenle hipomani bazen kişinin kendisi tarafından hastalık belirtisi olarak algılanmayabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kişi kendisini daha üretken, sosyal veya enerjik hissedebilir. Çevresindekiler ise davranışının olağandan farklı olduğunu daha kolay fark edebilir.</p>

<p>Bipolar bozukluk neden depresyonla karıştırılabilir?</p>

<p>Bipolar bozukluğu bulunan bir kişi sağlık hizmetine ilk olarak depresif dönemde başvurabilir.</p>

<p>O sırada geçmişte yaşanan hipomani veya mani dönemleri fark edilmez ya da kişi bunları hastalık olarak görmezse tablo yalnızca depresyon gibi algılanabilir.</p>

<p>Bu nedenle değerlendirmede yalnızca kişinin o gün nasıl hissettiğine değil, geçmişte yaşadığı yüksek enerjili dönemlere de bakılması önemlidir.</p>

<p>Özellikle depresyon öyküsüne şu dönemler eşlik etmişse hekime anlatılması önem taşır:</p>

<p>Normalden çok daha az uyuma ihtiyacı,</p>

<p>olağandışı enerji artışı,</p>

<p>çok hızlı konuşma,</p>

<p>düşüncelerin belirgin hızlanması,</p>

<p>olağan dışı özgüven,</p>

<p>dürtüsel veya riskli davranışlar.</p>

<p>Bunların bulunması tek başına bipolar bozukluk tanısı anlamına gelmez. Ancak tanısal değerlendirmede önemli bilgiler sağlayabilir.</p>

<p>Her ruh hali değişimi bipolar bozukluk mudur?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>İnsanların neşeli, üzgün, öfkeli veya stresli hissetmesi yaşamın doğal bir parçasıdır. Gün içinde ruh halinin değişmesi de tek başına bipolar bozukluk anlamına gelmez.</p>

<p>Bipolar bozuklukta önemli olan yalnızca duygunun değişmesi değildir.</p>

<p>Değişimin süresi, şiddeti ve kişinin olağan halinden ne kadar farklı olduğu değerlendirilir. Uyku, enerji, konuşma, düşünce hızı, karar verme ve davranışlarda eşlik eden değişiklikler de önemlidir.</p>

<p>Bu dönemlerin okul, iş, aile ilişkileri, mali durum veya sosyal yaşam üzerindeki etkileri tanısal değerlendirmede dikkate alınır.</p>

<p>Az uyumak bipolar bozukluk belirtisi midir?</p>

<p>Tek başına değildir.</p>

<p>Stres, yoğun çalışma, uykusuzluk, kafein tüketimi ve çok sayıda başka durum uyku süresini azaltabilir.</p>

<p>Mani ve hipomanide ise önemli ayrıntılardan biri “uyuyamamak” ile “uyku ihtiyacının azalması” arasındaki farktır.</p>

<p>Örneğin kişi birkaç saat uyuduğu halde kendisini olağandışı derecede dinç ve enerjik hissedebilir. Buna hızlı konuşma, artmış aktivite, düşüncelerin hızlanması veya riskli davranışlar eşlik ediyorsa durum daha anlamlı hale gelir.</p>

<p>Bipolar I ve Bipolar II arasındaki fark nedir?</p>

<p>Bipolar I bozukluğun ayırt edici özelliği en az bir mani döneminin yaşanmış olmasıdır. Depresif dönemler sıklıkla görülse de Bipolar I tanısı için mutlaka majör depresyon dönemi geçirilmiş olması gerekmez.</p>

<p>Bipolar II bozuklukta ise en az bir hipomani dönemi ve en az bir majör depresif dönem bulunur; geçmişte mani dönemi yaşanmamıştır.</p>

<p>Bipolar II, Bipolar I'in basitçe “hafif hali” olarak değerlendirilmemelidir. Hipomani maniden daha hafif olsa da depresif dönemler ciddi ve uzun süreli olabilir.</p>

<p>Karma belirtiler görülebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Bazı dönemlerde depresif ve manik belirtiler aynı anda bulunabilir.</p>

<p>Örneğin kişi kendisini yoğun biçimde mutsuz veya umutsuz hissederken aynı zamanda düşüncelerinde hızlanma, huzursuzluk veya artmış enerji yaşayabilir.</p>

<p>Bu tür tablolar klinik değerlendirmeyi daha karmaşık hale getirebilir.</p>

<p>Bipolar bozukluk nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Bipolar bozukluğu kesin olarak gösteren tek bir kan testi veya görüntüleme yöntemi bulunmaz.</p>

<p>Tanı; kişinin belirtileri, geçmiş duygu durum dönemleri, bunların süre ve şiddeti, günlük yaşam üzerindeki etkileri ve gerektiğinde yakınlarından alınan bilgiler değerlendirilerek konur.</p>

<p>Hekim bazı durumlarda benzer belirtilere neden olabilecek başka hastalıkları veya maddeleri de araştırabilir.</p>

<p>Örneğin bazı tiroid hastalıkları, ilaçlar ve madde kullanımı duygu durum belirtilerini taklit edebilir veya ağırlaştırabilir.</p>

<p>Bu nedenle internetteki belirti listeleri kişinin kendisine bipolar bozukluk tanısı koyması için yeterli değildir.</p>

<p>Bipolar bozukluk hangi yaşlarda başlayabilir?</p>

<p>Belirtiler herhangi bir yaşta ortaya çıkabilse de bipolar bozukluk sıklıkla ergenliğin sonları veya erken yetişkinlik döneminde başlar.</p>

<p>Çocuk ve ergenlerde de görülebilir ancak bu yaş grubundaki duygu ve davranış değişikliklerinin değerlendirilmesi daha karmaşık olabilir.</p>

<p>Bipolar bozukluk tedavi edilebilir mi?</p>

<p>Bipolar bozukluk genellikle uzun süreli takip gerektiren bir hastalıktır ancak etkili tedavi seçenekleri vardır.</p>

<p>Tedavi kişinin hastalık dönemine, bipolar bozukluk tipine, önceki ataklarına, eşlik eden hastalıklarına ve bireysel özelliklerine göre planlanır.</p>

<p>Duygu durum dengeleyici ilaçlar ve bazı antipsikotik ilaçlar tedavide kullanılabilir. Psikoeğitim ve çeşitli psikoterapi yaklaşımları da tedavinin önemli parçaları olabilir.</p>

<p>Düzenli uyku, stresin azaltılması, fiziksel aktivite, alkol ve madde kullanımından kaçınma ve kişinin duygu durum değişikliklerini takip etmesi tedavi planını destekleyebilir.</p>

<p>İlaçların hekim önerisi olmadan başlanması, dozunun değiştirilmesi veya aniden bırakılması uygun değildir.</p>

<p>Ne zaman profesyonel yardım alınmalı?</p>

<p>Duygu durumundaki değişiklikler kişinin işini, okulunu, ilişkilerini, mali kararlarını veya günlük yaşamını belirgin biçimde etkilemeye başladıysa psikiyatri değerlendirmesi uygun olabilir.</p>

<p>Özellikle birkaç gün boyunca çok az uykuya rağmen olağandışı enerji artışı, kontrol edilmesi güç davranışlar, aşırı harcama, ciddi risk alma veya gerçeklikle bağın bozulması gibi belirtiler gecikmeden değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kişide intihar düşüncesi, kendisine veya başkasına zarar verme riski, ağır ajitasyon ya da gerçeklikle bağın kaybolması varsa acil profesyonel yardım gerekir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgisi amacıyla hazırlanmıştır ve psikiyatrik değerlendirme veya tanının yerini tutmaz. Bipolar bozukluk tanısı belirti listelerine bakılarak kişinin kendisi tarafından konulmamalıdır. İntihar düşüncesi, kendine veya başkasına zarar verme riski ya da ağır mani/psikoz belirtileri varsa acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institute of Mental Health (NIMH) — Bipolar Disorder</p>

<p>World Health Organization (WHO) — Bipolar Disorder</p>

<p>Mayo Clinic — Bipolar Disorder: Symptoms and Causes</p>

<p>American Psychiatric Association — DSM-5-TR, Bipolar and Related Disorders</p>

<p>WebMD — Bipolar Disorder Symptoms</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bipolar-bozukluk-sadece-bir-iyi-bir-kotu-hissetmek-degil-fark-nerede</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 21:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0821.jpeg" type="image/jpeg" length="86420"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Polislikte Göz A Dilimi Şartları 2026: Göz Derecesi Kaç Olmalı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/polislikte-goz-a-dilimi-sartlari-2026-goz-derecesi-kac-olmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/polislikte-goz-a-dilimi-sartlari-2026-goz-derecesi-kac-olmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Polis adaylarında miyop, hipermetrop ve astigmat için hangi sınırlar uygulanıyor? Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’ndeki göz A dilimi kriterlerini madde madde inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Polislikte Göz A Dilimi Şartları 2026: Göz Derecesi Kaç Olmalı?</p>

<p>Polis olmak isteyen adayların en çok araştırdığı sağlık kriterlerinden biri göz derecesi. Özellikle “Miyop polisliğe engel mi?”, “Astigmat sınırı kaç?”, “Gözlük kullanan polis olabilir mi?” ve “İki gözün derecesi toplanıyor mu?” soruları öne çıkıyor.</p>

<p>Polis okullarına alınacak adayların Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’ndeki A dilimi sağlık şartlarına uygun olması gerekiyor. Göz hastalıkları da EK-3 kapsamında ayrıca değerlendiriliyor.</p>

<p>Peki göz için A dilimi ne anlama geliyor?</p>

<p>MİYOPTA SINIR KAÇ?</p>

<p>Okullara alınacak öğrencilerde her iki göz ayrı ayrı değerlendiriliyor.</p>

<p>Miyoplarda sferik ve silindirik değerlerin toplamı her bir göz için –2 diyoptriyi geçemiyor.</p>

<p>Buradaki önemli ayrıntı şu:</p>

<p>–2 sınırı iki gözün derecelerinin birbiriyle toplanması anlamına gelmiyor. Yönetmelik her iki gözün ayrı ayrı değerlendirilmesini öngörüyor.</p>

<p>Ayrıca yalnızca “miyop derecesine” bakılması yeterli değil. Sferik ve silindirik değer birlikte hesaba katılıyor.</p>

<p>HİPERMETROP SINIRI KAÇ?</p>

<p>Hipermetroplarda da sferik ve silindirik değerlerin toplamı dikkate alınıyor.</p>

<p>Her bir göz için bu değer +1 diyoptriyi geçemiyor.</p>

<p>Dolayısıyla hipermetropisi bulunan bir aday açısından yalnızca gözlük reçetesindeki sferik değere bakarak kesin sonuca ulaşmak doğru olmayabilir. Silindirik değer de değerlendirmeye dahil ediliyor.</p>

<p>ASTİGMAT POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Astigmat bulunması tek başına otomatik olarak polisliğe engel anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yönetmelikte miyop ve hipermetrop için belirtilen sınırlar sferik ve silindirik değerlerin toplamı üzerinden düzenlenmiş durumda.</p>

<p>Mikst astigmatlarda ise transpozisyon sonrasında elde edilen değerlere göre değerlendirme yapılıyor.</p>

<p>Bu nedenle özellikle astigmatı bulunan adayların yalnızca “astigmatım 0,75” gibi tek bir rakam üzerinden kendileri hakkında kesin karar vermeleri doğru değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>GÖZLÜK KULLANAN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet, gözlük kullanmak tek başına polisliğe engel olarak tanımlanmıyor.</p>

<p>Asıl belirleyici olan refraksiyon kusurunun yönetmelikte belirtilen sınırlar içerisinde bulunması ve diğer göz sağlığı kriterlerinin karşılanması.</p>

<p>Bu nedenle “Gözlük kullanan polis olamaz” şeklindeki yaygın bilgi doğru değil.</p>

<p>GÖRME KESKİNLİĞİ KAÇ OLMALI?</p>

<p>Yönetmelik yalnızca göz numarasını sınırlamıyor. Düzeltme sonrasındaki görme gücü için de kriter getiriyor.</p>

<p>Düzeltmeden sonra iki gözün görme güçleri toplamının en az 20’de 16 olması gerekiyor.</p>

<p>Gözlerden birinin düzeltilmiş görme gücü 10’da 7 düzeyinde olabilir. Ancak böyle bir durumda diğer gözün düzeltilmiş görme gücünün 10’da 10, yani tam olması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle göz numarası yönetmelikteki sınırlar içerisinde olsa bile görme keskinliği şartının ayrıca karşılanması gerekiyor.</p>

<p>KONTAKT LENSLERLE MUAYENE OLUNABİLİR Mİ?</p>

<p>Yönetmeliğin göz hastalıkları A dilimi düzenlemesinde görme ve diskromatopsi muayenesinde lens kullanılmasına izin verilmediği belirtiliyor.</p>

<p>Bu hüküm özellikle renk görme ve görme değerlendirmesi bakımından önemli.</p>

<p>KATARAKT POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Her katarakt bulgusu aynı şekilde değerlendirilmiyor.</p>

<p>Yönetmelikte izole, periferik ve noktasal kataraktın “sağlam” kabul edileceği belirtiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla yalnızca “katarakt tespit edildi” ifadesinden hareketle adayın kesin olarak eleneceği sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>KORNEADAKİ LEKE POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmelik bu konuda da bir istisna getiriyor.</p>

<p>Periferik, yüzeysel ve küçük korneal nefelyonların sağlam kabul edileceği belirtiliyor.</p>

<p>Bunun dışındaki kornea hastalıklarında ise bulgunun niteliği ve yönetmeliğin diğer hükümleri dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerekiyor.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ NASIL DEĞERLENDİRİLİYOR?</p>

<p>Göz A dilimi hükümlerinde diskromatopsi, yani renk görme bozukluğu açısından da muayene öngörülüyor.</p>

<p>Bu değerlendirmede kontakt lens kullanılmasına izin verilmiyor.</p>

<p>Adayın renk görme durumunun yönetmelikteki sağlık şartlarına uygunluğu resmi muayenede belirleniyor.</p>

<p>KERATOKONUS, ŞAŞILIK VE DİĞER GÖZ HASTALIKLARI NE OLACAK?</p>

<p>Polis adaylarının değerlendirilmesi yalnızca göz numarasından ibaret değil.</p>

<p>Yönetmeliğin temel yaklaşımına göre adayların göz hastalıkları yönünden A dilimi koşullarını karşılaması gerekiyor. B, C veya D dilimlerinde tanımlanan göz hastalıkları öğrenci adaylığı açısından engel oluşturuyor.</p>

<p>Yönetmelikte bire bir karşılığı bulunmayan veya sınırda kalan sağlık durumlarında ise hastalığın seyri ve ağırlığı dikkate alınıyor ve uygun sağlık dilimine sağlık kurulu tarafından karar veriliyor.</p>

<p>Bu nedenle keratokonus, şaşılık, retina hastalıkları, kornea hastalıkları veya başka bir göz rahatsızlığında yalnızca internet üzerindeki “olur/olamaz” listelerine göre hareket edilmemeli.</p>

<p>POLİSLİK GÖZ ŞARTLARINDA EN ÖNEMLİ 5 NOKTA</p>

<ol>
 <li>Miyoplarda sferik ve silindirik değerlerin toplamı her bir gözde ayrı ayrı –2 diyoptriyi geçmemeli.</li>
 <li>Hipermetroplarda sferik ve silindirik değerlerin toplamı her bir gözde ayrı ayrı +1 diyoptriyi geçmemeli.</li>
 <li>Mikst astigmatta transpozisyon sonrası değerler esas alınıyor.</li>
 <li>Düzeltme sonrasında iki gözün görme güçleri toplamının en az 20/16 olması gerekiyor.</li>
 <li>Bir gözün düzeltilmiş görmesi 7/10 ise diğer gözün 10/10 olması gerekiyor.</li>
</ol>

<p>Dolayısıyla polis adaylarında yalnızca gözlük kullanıp kullanmamak veya tek başına göz numarası belirleyici değil. Refraksiyon değerleri, düzeltilmiş görme keskinliği ve gözde bulunan diğer hastalıklar birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>1,50 miyop polisliğe engel mi?</p>

<p>Yalnızca “1,50 miyop” bilgisiyle kesin uygunluk kararı verilemez. Yönetmelikte miyop için her göz ayrı değerlendirilerek sferik ve silindirik değerlerin toplamının –2 diyoptriyi geçmemesi öngörülüyor. Görme keskinliği ve diğer göz bulgularının da uygun olması gerekiyor.</p>

<p>Astigmatı olan polis olabilir mi?</p>

<p>Astigmatın bulunması tek başına otomatik engel anlamına gelmez. Sferik-silindirik değerler ve astigmatın türüne göre yönetmelikteki hesaplama uygulanır.</p>

<p>Gözlük kullanan POMEM veya PMYO adayı olabilir mi?</p>

<p>Gözlük kullanmak tek başına engel değildir. Adayın göz bulgularının Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’ndeki A dilimi kriterlerine uygun olması gerekir.</p>

<p>ÖNEMLİ UYARI</p>

<p>Bu içerik adayın polisliğe sağlık açısından uygun olup olmadığına ilişkin kişisel karar yerine geçmez. Gözlük reçetesindeki rakamlar üzerinden tek başına kesin “olur” veya “olamaz” sonucu çıkarılmamalıdır. Resmi değerlendirmede güncel mevzuat, göz muayenesi, tetkikler ve yetkili sağlık kurulunun kararı esas alınır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği EK-3 – Göz Hastalıkları</p>

<p>Resmî Gazete, 29 Eylül 2019, Sayı 30903 – Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/polislikte-goz-a-dilimi-sartlari-2026-goz-derecesi-kac-olmali</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 21:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0819.jpeg" type="image/jpeg" length="62258"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[En İyi Magnezyum Kaynakları Hangileri? Besinler ve Takviye Formları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/en-iyi-magnezyum-kaynaklari-hangileri-besinler-ve-takviye-formlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/en-iyi-magnezyum-kaynaklari-hangileri-besinler-ve-takviye-formlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Magnezyumun en iyi kaynakları kabak çekirdeği, chia, badem, ıspanak, baklagiller ve tam tahıllardır. Takviye gerektiğinde ise magnezyumun kimyasal formu ve elemental miktarı önem taşır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>En İyi Magnezyum Kaynakları Hangileri? Besinler ve Takviye Formları</p>

<p>Magnezyum ihtiyacını karşılamak için ilk seçenek çoğu sağlıklı kişide besinlerdir. Kabak çekirdeği, chia tohumu, badem, kaju, ıspanak, fasulye, tam tahıllar ve bazı soya ürünleri magnezyum açısından güçlü kaynaklar arasında bulunuyor. Takviye gerekiyorsa ise ürünün yalnızca üzerinde yazan “magnezyum” miktarına değil, hangi magnezyum formunu ve ne kadar elemental magnezyum içerdiğine bakmak gerekiyor.</p>

<p>Takviye formları arasında da emilim açısından farklılıklar bulunuyor. ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri'nin (NIH) değerlendirmesine göre magnezyum sitrat, aspartat, laktat ve klorür gibi suda daha iyi çözünen bazı formlar genel olarak magnezyum oksitten daha iyi emilebiliyor. Ancak bu, herkes için tek bir “en iyi magnezyum takviyesi” bulunduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Magnezyum neden önemli?</p>

<p>Magnezyum vücutta yüzlerce enzimatik reaksiyonda görev alan temel minerallerden biri. Protein sentezi, enerji üretimi, kas ve sinir fonksiyonları, kan şekeri kontrolü ve kan basıncının düzenlenmesi gibi süreçlerde rol oynuyor.</p>

<p>Aynı zamanda kemik yapısına katkıda bulunuyor ve normal kalp ritmi açısından önemli olan kalsiyum ve potasyumun hücre zarları üzerinden taşınmasında görev alıyor.</p>

<p>Günlük magnezyum ihtiyacı ne kadar?</p>

<p>NIH verilerine göre yetişkin erkeklerde önerilen günlük magnezyum miktarı yaklaşık 400–420 mg, yetişkin kadınlarda ise 310–320 mg düzeyinde.</p>

<p>Gebelikte gereksinim yaşa göre değişmekle birlikte yetişkin kadınlarda yaklaşık 350–360 mg'a çıkabiliyor.</p>

<p>Bu rakamlar yalnızca takviyeden alınması gereken miktarı değil, gün boyunca yiyecek ve içeceklerden alınan toplam magnezyumu ifade ediyor.</p>

<p>Magnezyum açısından en zengin besinler hangileri?</p>

<p>Magnezyum yalnızca tek bir “süper besinde” bulunmuyor. Çeşitli bitkisel gıdalar günlük ihtiyaca önemli katkı sağlayabiliyor.</p>

<p>NIH'nin seçilmiş porsiyon değerlerine göre:</p>

<p>Kabak çekirdeği, yaklaşık 28 gram: 156 mg</p>

<p>Chia tohumu, yaklaşık 28 gram: 111 mg</p>

<p>Badem, yaklaşık 28 gram: 80 mg</p>

<p>Pişmiş ıspanak, yarım su bardağı: 78 mg</p>

<p>Kaju, yaklaşık 28 gram: 74 mg</p>

<p>Yer fıstığı, çeyrek su bardağı: 63 mg</p>

<p>Soya sütü, bir su bardağı: 61 mg</p>

<p>Pişmiş siyah fasulye, yarım su bardağı: 60 mg</p>

<p>Edamame, yarım su bardağı: 50 mg</p>

<p>Fıstık ezmesi, iki yemek kaşığı: 49 mg</p>

<p>Kabuklu fırınlanmış patates, yaklaşık 100 gram: 43 mg</p>

<p>Pişmiş esmer pirinç, yarım su bardağı: 42 mg</p>

<p>Bu değerler ürün, porsiyon ve hazırlanma biçimine göre değişebilir.</p>

<p>Özellikle tohumlar, kuruyemişler, baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve tam tahıllar magnezyum açısından öne çıkıyor.</p>

<p>Neden yeşil yapraklı sebzelerde magnezyum bulunuyor?</p>

<p>Bunun ilginç bir biyolojik nedeni var. Magnezyum, bitkilerin ışık enerjisini kullanmasını sağlayan klorofil molekülünün merkezinde bulunur. Bu nedenle ıspanak gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler magnezyum kaynakları arasında yer alır.</p>

<p>Ancak “en iyi kaynak” değerlendirilirken yalnızca 100 gramdaki mineral miktarına bakmak yeterli değildir. Gerçekte tüketilen porsiyon, besinin enerji yoğunluğu ve kişinin toplam beslenme düzeni de önemlidir.</p>

<p>Besinlerden alınan magnezyumun tamamı emiliyor mu?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>NIH'ye göre yiyecek ve içeceklerden alınan magnezyumun yaklaşık yüzde 30–40'ı tipik olarak bağırsaklardan emiliyor.</p>

<p>Emilim oranı kişinin magnezyum durumu, alınan miktar ve beslenmenin diğer bileşenlerinden etkilenebilir.</p>

<p>Bu nedenle bir yiyeceğin içerdiği toplam magnezyum miktarı ile vücudun gerçekten kullanabildiği miktar birebir aynı değildir.</p>

<p>Takviye mi, besin mi?</p>

<p>Sağlıklı kişilerde temel yaklaşım magnezyumu çeşitli besinlerden karşılamaktır.</p>

<p>Besinler yalnızca magnezyum sağlamaz; aynı zamanda lif, protein, vitaminler, diğer mineraller ve çok sayıda biyolojik bileşeni birlikte sunar.</p>

<p>Takviyeler ise belirli durumlarda hekim veya diyetisyen değerlendirmesiyle gündeme gelebilir. Yetersiz beslenme, bazı gastrointestinal hastalıklar, bazı ilaçların uzun süreli kullanımı veya belirli klinik durumlar magnezyum durumunu etkileyebilir.</p>

<p>Magnezyum sitrat mı, magnezyum oksit mi?</p>

<p>Bu soru takviye arayanların en sık karşılaştığı konulardan biri.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Magnezyum oksit, yüksek miktarda elemental magnezyum içerebilmesi ve yaygın kullanılması nedeniyle birçok üründe bulunuyor. Ancak yüksek elemental içerik, alınan magnezyumun tamamının iyi emildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>NIH, sıvıda daha iyi çözünen magnezyum formlarının bağırsaktan daha iyi emilme eğiliminde olduğunu belirtiyor. Küçük çalışmalar magnezyum sitrat, aspartat, laktat ve klorürün magnezyum oksit ve sülfata göre daha yüksek biyoyararlanım gösterebildiğini bildiriyor.</p>

<p>Magnezyum sitrat ile oksidi doğrudan karşılaştıran klinik araştırmaların bir bölümünde de sitratın daha yüksek biyoyararlanım gösterdiği bulundu.</p>

<p>Ancak literatür tamamen tek yönlü değil. Farklı ölçüm yöntemleri kullanan bazı araştırmalarda magnezyum oksitle de biyolojik göstergelerde artış saptandı. Bu nedenle yalnızca “organik form iyidir, diğerleri işe yaramaz” şeklindeki kesin genelleme bilimsel verileri aşar.</p>

<p>Takviye seçerken “elemental magnezyum” neden önemli?</p>

<p>Takviye etiketlerindeki en önemli ayrıntılardan biri budur.</p>

<p>Örneğin “magnezyum sitrat” bileşiğinin toplam ağırlığı ile bu bileşiğin sağladığı gerçek magnezyum miktarı aynı değildir.</p>

<p>Takviye etiketinde belirtilen magnezyum miktarı genellikle elemental magnezyumu ifade eder. Farklı formları karşılaştırırken yalnızca bileşiğin adına veya tabletin toplam ağırlığına bakmak yanıltıcı olabilir.</p>

<p>Magnezyum glisinat veya bisglisinat daha mı iyi?</p>

<p>Magnezyum bisglisinat son yıllarda popülerleşmiş durumda. Ancak belirli bir magnezyum formunun bütün insanlar ve bütün kullanım amaçları için diğerlerinden üstün olduğunu söylemeye yetecek güçlü klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Bir ürünün bağırsaktan emilmesi ile belirli bir sağlık sorununu tedavi ettiğinin gösterilmesi de aynı şey değildir.</p>

<p>Örneğin bir formun biyoyararlanımının daha yüksek olması, onun uyku, kas krampları, migren veya anksiyete için otomatik olarak daha etkili olduğu anlamına gelmez. Bu iddiaların her biri ayrıca klinik çalışmalarla değerlendirilmelidir.</p>

<p>Magnezyum takviyesi herkese gerekli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Magnezyum önemli bir mineral olsa da bu durum herkesin magnezyum takviyesi kullanması gerektiği anlamına gelmez.</p>

<p>Beslenmesi yeterli ve çeşitli olan birçok kişi ihtiyacının önemli bölümünü yiyeceklerden karşılayabilir.</p>

<p>Gerçek magnezyum eksikliği ise yalnızca “kramp oluyor” veya “kendimi yorgun hissediyorum” gibi özgül olmayan belirtilerden hareketle güvenilir biçimde teşhis edilemez.</p>

<p>Magnezyum takviyesinin fazlası zararlı olabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Besinlerde doğal olarak bulunan magnezyum sağlıklı kişilerde genellikle sorun oluşturmaz; böbrekler fazla miktarın uzaklaştırılmasına yardımcı olur.</p>

<p>Ancak takviye ve magnezyum içeren ilaçlardan yüksek miktarda alınması ishal, bulantı ve karın kramplarına yol açabilir.</p>

<p>NIH'ye göre yetişkinler için yalnızca takviye ve ilaçlardan gelen magnezyum açısından tolere edilebilir üst alım düzeyi günlük 350 mg'dır. Bu sınır yiyeceklerden doğal olarak alınan magnezyumu kapsamaz.</p>

<p>Çok yüksek miktarlar ciddi magnezyum toksisitesine neden olabilir. Böbrek fonksiyonları bozulmuş kişilerde risk özellikle önemlidir çünkü fazla magnezyumun vücuttan uzaklaştırılması zorlaşabilir.</p>

<p>Magnezyum ilaçlarla etkileşebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Magnezyum bazı antibiyotiklerin ve osteoporoz tedavisinde kullanılan oral bisfosfonatların emilimini azaltabilir.</p>

<p>Diüretikler magnezyum kaybını artırabilir veya azaltabilir. Proton pompası inhibitörlerinin uzun süre kullanılması da bazı kişilerde düşük magnezyum düzeyleriyle ilişkilendirilebilir.</p>

<p>Bu nedenle düzenli ilaç kullananların magnezyum takviyesini sıradan bir gıda ürünü gibi değerlendirmemesi gerekir.</p>

<p>Peki en iyi magnezyum kaynağı hangisi?</p>

<p>Tek bir yiyeceği veya takviye formunu herkes için “en iyi magnezyum kaynağı” ilan etmek doğru değil.</p>

<p>Beslenme açısından bakıldığında kabak çekirdeği, chia, badem, kaju, baklagiller, ıspanak ve tam tahıllar güçlü seçeneklerdir. Günlük ihtiyacı tek bir besinden karşılamak yerine bu kaynakları dengeli bir beslenme düzenine yaymak daha gerçekçi bir yaklaşımdır.</p>

<p>Takviye gerektiğinde ise durum farklıdır. Emilim çalışmalarında sitrat gibi iyi çözünen bazı formlar okside göre avantaj gösterebilir; ancak kullanılacak form ve miktar kişinin ihtiyacına, toleransına, böbrek fonksiyonlarına, kullandığı ilaçlara ve takviyenin kullanım amacına göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kısacası magnezyum söz konusu olduğunda “en pahalı form” veya “en popüler form” otomatik olarak en iyi seçenek değildir. Çoğu kişi için ilk bakılması gereken yer takviye rafı değil, günlük beslenme düzenidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Bu içerik genel sağlık bilgisi amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Böbrek hastalığı bulunanlar, düzenli ilaç kullananlar, gebeler ve magnezyum eksikliğinden şüphelenen kişiler takviye kullanmadan önce sağlık profesyoneline danışmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
NIH Office of Dietary Supplements — Magnesium: Fact Sheet for Health Professionals<br />
NIH Office of Dietary Supplements — Magnesium: Fact Sheet for Consumers<br />
Lindberg JS ve ark. Journal of the American College of Nutrition — Magnesium Bioavailability from Magnesium Citrate and Magnesium Oxide<br />
Walker AF ve ark. Magnesium Research — Mg Citrate Found More Bioavailable Than Other Mg Preparations in a Randomised, Double-Blind Study<br />
Werner T ve ark. Magnesium Research — Assessment of Bioavailability of Mg from Mg Citrate and Mg Oxide </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/en-iyi-magnezyum-kaynaklari-hangileri-besinler-ve-takviye-formlari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 20:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0817.jpeg" type="image/jpeg" length="48035"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1850’de Tıbbiye’de Kanser Hastası Ameliyatı Reddetti: 175 Yıllık Bir Hasta Kararı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/1850de-tibbiyede-kanser-hastasi-ameliyati-reddetti-175-yillik-bir-hasta-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/1850de-tibbiyede-kanser-hastasi-ameliyati-reddetti-175-yillik-bir-hasta-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mekteb-i Tıbbiye’nin 1850-1851 cerrahi kayıtlarında iki kanser hastasının önerilen ağır ameliyatları reddettiği görülüyor. Hekimler operasyonları yapmadı ve hastalar taburcu edildi. Kayıtlar, Osmanlı tıbbında hasta iradesine ilişkin dikkat çekici bir pencere açıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>1850’de Tıbbiye’de Kanser Hastası Ameliyatı Reddetti: 175 Yıllık Bir Hasta Kararı</p>

<p>İstanbul, 1850.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin cerrahi kliniğinde kanserli bir hasta bulunuyordu.</p>

<p>Hastalığın yeri sol testisti.</p>

<p>Klinik kayıtlarında lezyon “sarkosel” olarak tarif ediliyordu ve dönemin hekimlerinin önerdiği tedavi ağırdı:</p>

<p>Kastrasyon.</p>

<p>Ancak hasta ameliyat olmak istemedi.</p>

<p>Ve ameliyat yapılmadı.</p>

<p>Aynı dönemin kayıtlarında ikinci bir kanser hastası daha bulunuyordu.</p>

<p>Bu hastanın sağ elinin sırtında kanserli oluşumlar vardı.</p>

<p>Hekimler ekstremite amputasyonu önerdi.</p>

<p>O da ameliyatı reddetti.</p>

<p>Operasyon gerçekleştirilmedi ve hasta taburcu edildi. [1][2]</p>

<p>Yaklaşık 175 yıl önce Mekteb-i Tıbbiye’nin cerrahi servisinde kayda geçirilen bu iki kısa vaka, yalnız Osmanlı cerrahisinin değil, hekim-hasta ilişkisinin tarihi açısından da dikkat çekici.</p>

<p>Çünkü dönemin cerrahi tablosunda yalnız hastalık ve önerilen ameliyat yazmıyor.</p>

<p>Hastanın ameliyatı kabul etmediği de kayda geçiriliyor.</p>

<p><br />
BELGE MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN KENDİ KLİNİĞİNDEN</p>

<p>Vakalar sonradan oluşturulmuş bir tarih anlatısından gelmiyor.</p>

<p>Kaynağın arkasında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin 1850-1851 öğretim dönemindeki cerrahi klinik faaliyetleri bulunuyor.</p>

<p>Dönemin bilimsel yayın organlarından Gazette Médicale de Constantinople, Tıbbiye çevresinde Fransızca yayımlanıyordu.</p>

<p>1849-1852 arasında çıkan yayın; İstanbul ve Osmanlı coğrafyasındaki tıbbi ve cerrahi uygulamaları, vaka sunumlarını, halk sağlığı konularını ve Avrupa tıp dünyasındaki gelişmeleri okuyucularına aktarıyordu. [1][6]</p>

<p>1850-1851 cerrahi kliniğinin kayıtları da bu bilimsel yayın dünyasının içerisinde yer aldı.</p>

<p><br />
KLİNİĞİN BAŞINDA KONSTANTİN KARATEODORİ VARDI</p>

<p>Cerrahi kliniğinin başında Prof. Konstantin Karateodori bulunuyordu.</p>

<p>Karateodori, 19. yüzyıl Osmanlı tıbbının önemli cerrahlarından biriydi ve Mekteb-i Tıbbiye’nin modernleşme döneminde öğretim üyeliği yaptı. [3]</p>

<p>1850-1851 dönemine ait klinik tablo yalnız birkaç ilginç vakayı değil, servisin faaliyetlerini sayılarla görmemize de imkân sağlıyor.</p>

<p>Araştırmaya göre cerrahi serviste o yıl 34 ameliyat gerçekleştirildi.</p>

<p>Bunların:</p>

<p>19’unu Prof. Konstantin Karateodori,</p>

<p>9’unu Cerrahi Kliniği Şefi Dr. Stefan Bey,</p>

<p>5’ini 10. sınıf öğrencileri,</p>

<p>1’ini ise Cerrahlık Sınıfı öğrencisi Osman gerçekleştirdi. [2]</p>

<p>Öğrencilerin de ameliyat yapmış olması Mekteb-i Tıbbiye’de klinik öğretimin uygulamalı niteliğini göstermesi açısından ayrıca dikkat çekici.</p>

<p><br />
195 HASTA KAYIT ALTINDAYDI</p>

<p>Cerrahi tablonun verdiği rakamlar, 19. yüzyıl ortasındaki bir Osmanlı cerrahi kliniğini istatistiksel olarak görmemizi sağlıyor.</p>

<p>Cerrahi endikasyonu bulunan toplam 195 hasta kaydedilmişti.</p>

<p>Bunlardan:</p>

<p>151’i şifa buldu.</p>

<p>23 hastada düzelme görüldü.</p>

<p>15 hasta iyileşmedi veya sakat kaldı.</p>

<p>Biri intihar olmak üzere 6 hasta hayatını kaybetti. [2]</p>

<p>Araştırmada klinik mortalite oranı yüzde 3,07 olarak hesaplanıyor. [2]</p>

<p>Ancak bu rakamı günümüz hastanelerinin mortalite oranlarıyla karşılaştırmak doğru olmaz.</p>

<p>Hasta seçimi, tanı yöntemleri, hastalık sınıflandırmaları, ameliyat endikasyonları ve takip süreleri tamamen farklıydı.</p>

<p>Bununla birlikte rakamların kendisi önemli bir şeyi gösteriyor:</p>

<p>Tıbbiye yalnız hastaları tedavi etmiyor, sonuçları sistematik biçimde kaydediyordu.</p>

<p><br />
İLK HASTA: SOL TESTİSTE “SARKOSEL”</p>

<p>Kayıtlardaki en dikkat çekici hastalardan birinde sol testiste “sarkosel” bulunuyordu. [2]</p>

<p>Burada terminolojik bir ayrım önemli.</p>

<p>“Sarkosel”, 19. yüzyıl tıp dilinde testisin etli veya solid büyümelerini tarif etmek için kullanılan tarihsel bir terimdi.</p>

<p>Bu nedenle hastalığı bugünkü patoloji sınıflamasındaki belirli bir testis kanseri türüyle birebir eşitlemek doğru değildir.</p>

<p>Dönemin hekimleri hastaya kastrasyon önerdi.</p>

<p>Bu, hastalıklı testisin cerrahi olarak çıkarılmasını gerektiren ciddi bir girişimdi.</p>

<p>Fakat hasta kabul etmedi.</p>

<p>Ameliyat gerçekleştirilmedi. [1][2]</p>

<p><br />
İKİNCİ HASTAYA AMPUTASYON ÖNERİLDİ</p>

<p>İkinci vakada hastanın sağ elinin dorsal, yani sırt yüzünde kanseröz oluşumlar bulunuyordu.</p>

<p>Tıp etiği araştırmasında bunlar dönemin terminolojisiyle “mantarsı hematodlar şeklinde kanserli oluşumlar” olarak aktarılıyor. [1]</p>

<p>Hekimlerin önerisi bu kez daha ağırdı:</p>

<p>Ekstremite amputasyonu.</p>

<p>Hasta bunu da kabul etmedi.</p>

<p>Ameliyat gerçekleştirilmedi ve hasta taburcu edildi. [1][2]</p>

<p>İşte klinik tablodaki bu birkaç satır, dosyayı yalnız cerrahi tarihinden çıkarıp tıp etiği tarihine taşıyor.</p>

<p><br />
BU, 1850’DE “AYDINLATILMIŞ ONAM” MIYDI?</p>

<p>Burada tarihsel sınırı dikkatle çizmek gerekiyor.</p>

<p>Bugünkü anlamıyla aydınlatılmış onam; hastaya tanısı, önerilen girişim, yararlar, riskler, alternatifler ve tedavisiz kalmanın olası sonuçları hakkında bilgi verilmesini ve kişinin özgür iradesiyle karar vermesini gerektiren modern bir tıp etiği ve hukuk kurumudur.</p>

<p>1850’de Mekteb-i Tıbbiye’de bugünkü biçimiyle kurulmuş bir aydınlatılmış onam sisteminin bulunduğunu söyleyemeyiz.</p>

<p>Bu iki hastaya ameliyatın risklerinin tam olarak nasıl anlatıldığını gösteren ayrıntılı bir onam formu da elimizde yok.</p>

<p>Dolayısıyla:</p>

<p>“Osmanlı’da 1850’de modern hasta hakları uygulanıyordu”</p>

<p>sonucuna varmak doğru olmaz.</p>

<p>Fakat klinik kaydın gösterdiği somut durum son derece önemlidir:</p>

<p>Cerrahi girişim önerildi.</p>

<p>Hasta kabul etmedi.</p>

<p>Hekimler operasyonu gerçekleştirmedi.</p>

<p>Ret kararı klinik kayda geçti. [1][2]</p>

<p>Bu nedenle vakalar, 19. yüzyıl ortası Osmanlı tıbbında hasta iradesinin klinik uygulamada nasıl karşılık bulabildiğini incelemek için son derece değerli örneklerdir.</p>

<p><br />
OSMANLI’DA HASTA RIZASININ DAHA ESKİ İZLERİ</p>

<p>Hekim ile hasta arasındaki rıza ilişkisi Osmanlı toplumunda 1850’den önce de farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor.</p>

<p>Şer‘iyye sicilleri üzerine yapılan tarih araştırmalarında özellikle riskli cerrahi girişimler öncesinde hasta veya yakınlarının hekimin müdahalesine izin verdiğini gösteren kayıtlar tespit edilmiştir. [4]</p>

<p>Bunları bugünün hastanelerindeki aydınlatılmış onam belgeleriyle eşitlemek doğru değildir.</p>

<p>Fakat cerrahi müdahale öncesinde rızanın hukuki önem taşıdığını gösteren tarihsel örneklerdir.</p>

<p><br />
1897’DE “HÜSN-İ RIZA SENETLERİ”</p>

<p>Yaklaşık yarım yüzyıl sonra çok daha somut belgelerle karşılaşıyoruz.</p>

<p>1897 Osmanlı-Yunan Savaşı sırasında ameliyat edilecek bazı yaralı askerler için “Hüsn-i Rıza Senetleri” düzenlendi.</p>

<p>Tıp tarihçisi Nuran Yıldırım’ın incelediği bu belgeler, Osmanlı tıp tarihinde hasta rızasının yazılı belgeler üzerinden takip edilebildiği önemli örnekler arasında bulunuyor. [5]</p>

<p>Böylece ilginç bir tarihsel hat ortaya çıkıyor:</p>

<p>1850-1851:</p>

<p>Tıbbiye cerrahi kayıtlarında “hasta ameliyatı reddetti.”</p>

<p>1897:</p>

<p>Ameliyat öncesinde yazılı rıza belgeleri.</p>

<p>Ancak bu iki nokta arasındaki gelişimi bugünkü aydınlatılmış onama doğru ilerleyen kesintisiz ve doğrusal bir süreç olarak değerlendirmek de doğru değildir.</p>

<p><br />
ÖĞRENCİLER DE AMELİYAT YAPIYORDU</p>

<p>1850-1851 cerrahi tablosunun en şaşırtıcı ayrıntılarından biri, ameliyatların yalnız profesörler tarafından yapılmamış olması.</p>

<p>Beş operasyonun son sınıf öğrencileri tarafından gerçekleştirildiği kaydediliyor.</p>

<p>Bunlar arasında:</p>

<p>Ahmed Ali,</p>

<p>Konstantin Bélisaire,</p>

<p>Marc Apostoli,</p>

<p>Miltiade Konstantin,</p>

<p>Spiro Yani</p>

<p>gibi öğrenciler bulunuyordu. [2]</p>

<p>Cerrahlık Sınıfı öğrencisi Osman’ın gerçekleştirdiği bir ameliyat da ayrıca kayıtlıydı.</p>

<p>Bu tablo Mekteb-i Tıbbiye’de öğrencinin yalnız sınıfta ders dinlemediğini gösteriyor.</p>

<p>Öğrenci klinikteydi.</p>

<p>Hastayı muayene ediyordu.</p>

<p>Vakayı izliyordu.</p>

<p>Ve hocaların gözetimindeki uygulamalı cerrahi eğitimin parçasıydı.</p>

<p><br />
13 YAŞINDAKİ TIBBİYELİNİN DOSYASI</p>

<p>Aynı dönem kayıtlarında başka bir çarpıcı hasta daha bulunuyor.</p>

<p>13 yaşında bir Tıbbiye öğrencisi.</p>

<p>Çocuk sınıfta dirseğinin üzerine düşüyor.</p>

<p>Ertesi sabah hastane vizitinde kolunda belirgin şişlik, dirseğinde kızarıklık ve şiddetli ağrı görülüyor.</p>

<p>Tedavi ise bugünün okuyucusuna oldukça yabancı:</p>

<p>Sülük uygulanıyor.</p>

<p>Yakı konuyor.</p>

<p>Antifilojistik tedavi veriliyor.</p>

<p>Tedavi haftalar boyunca sürüyor.</p>

<p>Kazadan sonraki 25. günde öğrencinin kolunu hâlâ yukarı kaldıramadığı ve dirseğini normal biçimde bükemediği kaydediliyor. [1]</p>

<p>Bu vaka 1850’de yalnız hangi hastalıkların görüldüğünü değil, bir hastanın nasıl muayene edildiğini ve hangi tedavilerin uygulandığını da gösteriyor.</p>

<p><br />
TIBBİYE ÖĞRENCİLERİ VAKA DA YAZIYORDU</p>

<p>Gazette Médicale de Constantinople’un başka bir dikkat çekici özelliği öğrencilerin bilimsel yayın faaliyetlerine katılmasıydı.</p>

<p>1850-1851 döneminde Ahmed Ali, Andon Ohannes, Christophe Patrocle, Constantine Bélisaire, A. Davud, Marc Apostoli Pizipio, Memiş Süleyman, Militiade Konstantin, Osman, Rıfat İsmail ve Spiro Yanni gibi öğrencilerin isimleri yayınlarda görülüyor. [6]</p>

<p>Bazıları gerçek hastaların klinik seyirlerini vaka olarak yayımlıyordu.</p>

<p>Bazı çalışmalar ise otopsi ve diseksiyon bulgularını içeriyordu.</p>

<p>Bu nedenle Gazette Médicale de Constantinople yalnız bir gazete değildi.</p>

<p>19. yüzyıl ortasında Tıbbiye’nin hasta kayıtlarının, klinik gözlemlerinin ve bilimsel düşünme biçiminin izlenebildiği önemli bir tarih kaynağıdır.</p>

<p><br />
175 YIL ÖNCEKİ KLİNİĞE AÇILAN PENCERE</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye’nin 1850-1851 cerrahi kayıtlarının asıl değeri burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bugün bir hastanenin elektronik sisteminde gördüğümüz:</p>

<p>Tanı.</p>

<p>Tedavi.</p>

<p>Ameliyat.</p>

<p>Sonuç.</p>

<p>Taburculuk.</p>

<p>gibi bilgilerin tarihsel karşılıklarını bu kayıtlarda görebiliyoruz.</p>

<p>Ve bazen tek bir bilgi bütün hikâyeyi değiştiriyor:</p>

<p>Hasta kabul etmedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sol testisindeki hastalık nedeniyle kastrasyon önerilen hasta reddetti.</p>

<p>Elindeki kanseröz oluşum nedeniyle amputasyon önerilen hasta reddetti.</p>

<p>Hekimler ameliyatları gerçekleştirmedi.</p>

<p><br />
TIP TARİHİ BAZEN BİR HASTANIN “HAYIR” DEMESİNDE SAKLIDIR</p>

<p>Tıp tarihini çoğu zaman büyük keşiflerle anlatıyoruz.</p>

<p>Yeni ilaçlar.</p>

<p>Yeni ameliyatlar.</p>

<p>Ünlü hekimler.</p>

<p>Yeni hastaneler.</p>

<p>Fakat tıbbın tarihi aynı zamanda hastanın tarihidir.</p>

<p>1850-1851’de Mekteb-i Tıbbiye’nin cerrahi kliniğinde isimlerini bugün bilmediğimiz iki hasta kendilerine önerilen ağır cerrahi girişimleri kabul etmedi.</p>

<p>Neden reddettiklerini bilmiyoruz.</p>

<p>Korkmuş olabilirler.</p>

<p>Riskleri fazla bulmuş olabilirler.</p>

<p>Başka bir tedavi istemiş olabilirler.</p>

<p>Fakat kaynak bunların hiçbirini söylemiyor.</p>

<p>Bu nedenle nedenleri tahmin etmek doğru olmaz.</p>

<p>Bildiklerimiz daha sınırlı ama daha değerlidir:</p>

<p>Ameliyat önerildi.</p>

<p>Hasta reddetti.</p>

<p>Operasyon yapılmadı.</p>

<p>Ret kararı kayda geçirildi.</p>

<p>Yaklaşık 175 yıl sonra o kayıt hâlâ okunabiliyor.</p>

<p>Ve Mekteb-i Tıbbiye’nin ameliyathanelerinden tarihe yalnız cerrahların yaptıkları değil, hastaların vermediği izinler de kalmış durumda.</p>

<p><br />
KAYNAKLAR</p>

<p>[1] Yeşim Işıl Ülman, “Tarihimizde Tıbbi Etik: Geçen Yüzyıl Tıp Pratiğinde Tıbbi Etik Vaka Örnekleri”, Hastane, Yıl 7, Sayı 38, Ocak-Şubat 2006, s. 24-26. Gazette Médicale de Constantinople kayıtlarından seçilen Mekteb-i Tıbbiye vaka örnekleri.</p>

<p>[2] Yeşim Işıl Ülman, “Mekteb-i Tıbbiye Cerrahi Kliniği Olguları (1850-1851) / The Surgical Clinical Cases at the Imperial School of Medicine during the Ottoman Empire in 1850-1851”, Hastane, Kasım-Aralık 2006, s. 30-31. Cerrahi servisinin hasta ve ameliyat tabloları ile operasyonu reddeden hastalar.</p>

<p>[3] Constantinos Trompoukis, John Lascaratos, “Greek Professors of the Medical School of Constantinople during a Period of Reformation (1839–76)”, Journal of Medical Biography, 2003; 11:226-231.</p>

<p>[4] Osmanlı şer‘iyye sicilleri üzerinden cerrahi müdahale, hekim sorumluluğu ve hasta rızasını inceleyen Osmanlı tıp tarihi çalışmaları.</p>

<p>[5] Nuran Yıldırım, “Aydınlatılmış Onamın Osmanlı Devleti’ndeki Öncülleri ve 1897 Türk-Yunan Savaşı Yaralılarına Ait Onam Belgeleri: Hüsn-i Rıza Senetleri”, Toplumsal Tarih, Sayı 202, 2010, s. 46-53.</p>

<p>[6] Yeşim Işıl Ülman, Gazette Médicale de Constantinople’un Tıp Tarihimizdeki Önemi, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı, İstanbul, 1999. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/1850de-tibbiyede-kanser-hastasi-ameliyati-reddetti-175-yillik-bir-hasta-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 19:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0816.jpeg" type="image/jpeg" length="96526"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Siyah pirinç kan şekerini daha az mı yükseltiyor? Pirinç ve diyabette yeni veriler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/siyah-pirinc-kan-sekerini-daha-az-mi-yukseltiyor-pirinc-ve-diyabette-yeni-veriler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/siyah-pirinc-kan-sekerini-daha-az-mi-yukseltiyor-pirinc-ve-diyabette-yeni-veriler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siyah ve yeşil pirinç son dönemde beyaz pirince alternatif olarak dikkat çekiyor. Özellikle siyah pirinç için yayımlanan yeni araştırmalar, bazı çeşitlerin kan şekerini daha yavaş yükseltebileceğini gösteriyor. Ancak bilimsel verilerin verdiği mesaj net: Pirincin rengi tek başına yeterli değil; çeşidi, işlenme biçimi ve tüketilen miktar da önemli.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Pirinç, dünyanın en yaygın tüketilen temel besinlerinden biri. Ancak içerdiği yüksek miktardaki nişasta nedeniyle özellikle diyabeti veya prediyabeti olan kişilerde hangi pirincin tercih edilmesi gerektiği sıkça tartışılıyor.<br />
Son araştırmalar bu konuda özellikle siyah pirinci öne çıkarıyor.<br />
Siyah pirinçte dikkat çekici sonuç<br />
2026 yılında Scientific Reports dergisinde yayımlanan bir araştırmada siyah, kırmızı ve beyaz pirincin glisemik indeksleri doğrudan insanlarda karşılaştırıldı.<br />
Çalışmaya 10 sağlıklı yetişkin katıldı. Araştırılan siyah pirincin glisemik indeksi 49, kırmızı pirincin 69, beyaz pirincin ise 71 olarak hesaplandı.<br />
Buna göre çalışmada kullanılan siyah pirinç düşük glisemik indeks kategorisinde yer alırken beyaz pirinç yüksek glisemik indeks grubundaydı. Ancak araştırma yalnızca üç belirli pirinç çeşidini ve az sayıda sağlıklı kişiyi kapsıyordu. Sonuçların diyabetli bireylere veya bütün siyah pirinç çeşitlerine doğrudan genellenmesi mümkün değil.<br />
“Siyah pirincin glisemik indeksi 49’dur” demek doğru değil<br />
Çalışmadan çıkarılması gereken en önemli sonuçlardan biri bu.<br />
49 değeri bütün siyah pirinçlerin ortak özelliği değil, araştırmada kullanılan Ominio adlı siyah pirinç çeşidine ait.<br />
Nitekim 2026'da sekiz farklı siyah pirinç çeşidini inceleyen başka bir laboratuvar çalışmasında tahmini glisemik indeks değerleri yaklaşık 49 ile 68 arasında değişti.<br />
Aynı araştırma işleme ve pişirme yöntemlerinin de nişastanın sindirim hızını değiştirebildiğini gösterdi.<br />
Siyah pirincin farkı ne?<br />
Siyah pirincin koyu rengini büyük ölçüde antosiyanin adı verilen bitkisel bileşikler oluşturuyor.<br />
Ayrıca kepek tabakasını koruyan siyah pirinç çeşitleri, cilalanmış beyaz pirince kıyasla daha fazla lif ve çeşitli fenolik bileşikler içerebiliyor.<br />
Bu özellikler nişastanın sindirim ve emilim hızını etkileyebilir. Fakat siyah pirincin “diyabeti önlediği” ya da “kan şekerini düşürdüğü” şeklinde bir sonuç çıkarmak mevcut kanıtların ötesine geçer.<br />
Peki yeşil pirinç?<br />
Burada daha temkinli olmak gerekiyor.<br />
Hokkaido Üniversitesi araştırmacılarının Food Research International dergisinde yayımlanan çalışmasında Japonya'dan 56 japonica pirinç çeşidinin lipid yapısı incelendi. Kahverengi, siyah, kırmızı ve yeşil pigmentli çeşitler arasında belirgin farklılıklar bulundu.<br />
Araştırmacılar ayrıca seçilmiş bazı pirinç örneklerinde laboratuvar ortamında nişasta sindirimini ölçerek tahmini glisemik indeks hesapladı. Siyah pirinç örnekleri bu değerlendirmede en düşük tahmini glisemik indeksle öne çıktı.<br />
Yeşil pigmentli pirinçlerin ise bazı dikkat çekici lipid bileşenleri açısından zengin olduğu saptandı. Ancak buradan “yeşil pirinç kan şekerini düşürür” veya “diyabet için daha iyidir” sonucu çıkarmak doğru değil.<br />
Üstelik çalışmadaki glisemik indeks hesabı insanlar üzerinde yapılan klinik bir kan şekeri testi değil, in vitro yani laboratuvar ortamında yapılmış tahmini bir değerlendirmeydi.<br />
Renk tek başına yeterli değil<br />
Bir pirincin siyah, kırmızı veya yeşil olması onun otomatik olarak düşük glisemik indeksli olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Kan şekeri üzerindeki etkiyi;<br />
pirincin çeşidi, amiloz ve nişasta yapısı, lif miktarı, ne kadar işlendiği, pişirme yöntemi ve tüketilen porsiyon birlikte belirliyor.<br />
Örneğin geçmişte yapılan insan çalışmalarında bazı yapışkan siyah pirinçlerin yüksek glisemik yanıt oluşturabildiği de gösterildi.<br />
Diyabeti olanlar pirinç yiyebilir mi?<br />
Amerikan Diyabet Derneğinin 2026 standartları diyabetli kişiler için tek bir besini tamamen yasaklayan yaklaşım yerine bireyselleştirilmiş beslenme planını öneriyor.<br />
Önerilerde mümkün olduğunca az işlenmiş, liften zengin karbonhidrat kaynakları ve tam tahıllar öne çıkarılırken rafine tahılların sınırlandırılması tavsiye ediliyor. Porsiyon miktarı da özellikle önem taşıyor.<br />
Bu nedenle bazı siyah pirinç çeşitleri beyaz pirince göre kan şekeri açısından avantaj sağlayabilir.<br />
Ancak siyah pirinç de karbonhidrat ve nişasta içeren bir besindir.<br />
Renginin koyu olması sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmez.<br />
Sonuç: Siyah pirinç umut verici, ancak tek ölçüt renk değil<br />
Yeni çalışmalar özellikle bazı siyah pirinç çeşitlerinin beyaz pirince göre daha düşük glisemik yanıt oluşturabileceğini gösteriyor.<br />
Ancak bütün siyah pirinçler aynı değil.<br />
Yeşil pigmentli pirinçler konusunda ise besin bileşimi açısından ilgi çekici sonuçlar bulunmakla birlikte, kan şekeri üzerindeki üstünlüğünü gösterecek insan çalışmalarına ihtiyaç var.<br />
Bugünkü bilimsel verilerle en doğru mesaj şu: Kan şekeri açısından pirincin renginden çok çeşidi, işlenme biçimi, pişirilmesi ve porsiyonu birlikte değerlendirilmelidir.<br />
Tıbbi uyarı<br />
Diyabet veya prediyabeti bulunan kişilerde karbonhidrat gereksinimi ve öğün planlaması kullanılan ilaçlar, insülin tedavisi, kan şekeri hedefleri ve kişisel metabolik yanıta göre değişebilir. Beslenme düzeninde önemli değişiklikler hekim veya diyabet konusunda deneyimli diyetisyenle birlikte planlanmalıdır.<br />
Kaynaklar<br />
Bayaga CLT ve ark. Scientific Reports, 2026.<br />
Determination of glycemic index and load of commercially available non-pigmented and pigmented rice varieties in the Philippines.<br />
Nath LR ve ark. Food Research International, 2026.<br />
Lipidomic profiling of 56 japonica rice cultivars and identification of novel fatty acid esters of hydroxy fatty acids.<br />
Wang D ve ark. Foods, 2026.<br />
Effects of Chemical Composition and Intramolecular Structural Characteristics of Black Rice Varieties on Glycemic Index and Their Regulation Under Different Processing Conditions.<br />
American Diabetes Association Professional Practice Committee.<br />
Standards of Care in Diabetes—2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/siyah-pirinc-kan-sekerini-daha-az-mi-yukseltiyor-pirinc-ve-diyabette-yeni-veriler</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 19:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/siyah-pirinc-kan-sekeri-200kb.webp" type="image/jpeg" length="46928"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34132"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="14310"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48044"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92558"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79729"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="58020"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
