<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 13 Sep 2026 23:27:05 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nohutlu Akdeniz Salatası Tarifi: Doyurucu ve Pratik]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/nohutlu-akdeniz-salatasi-tarifi-doyurucu-ve-pratik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/nohutlu-akdeniz-salatasi-tarifi-doyurucu-ve-pratik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nohutlu Akdeniz salatası; nohut, avokado, domates, salatalık ve beyaz peyniri limonlu zeytinyağı sosuyla buluşturan pratik ve doyurucu bir tarif.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Nohutlu Akdeniz Salatası Tarifi: Doyurucu ve Pratik</p>

<p>Salatayı yalnızca ana yemeğin yanında servis edilen birkaç yeşillikten ibaret görmek istemeyenler için nohutlu Akdeniz salatası oldukça renkli ve doyurucu bir alternatif. Haşlanmış nohut; domates, salatalık, kırmızı soğan, avokado, beyaz peynir ve bol yeşillikle aynı kasede buluşuyor.</p>

<p>Tarifin karakterini ise limon, zeytinyağı, sarımsak ve sumakla hazırlanan sos belirliyor. Nohudun hafif nötr tadı bu ekşi ve aromatik sosu iyi taşıyor; beyaz peynir tuzluluk, avokado ise kremamsı bir doku kazandırıyor.</p>

<p>Yaklaşık 15 dakikada hazırlanabilen salata, önceden haşlanmış veya tuz ilavesi kontrollü konserve nohut kullanıldığında pişirme gerektirmiyor. Böylece özellikle hızlı öğle veya hafif akşam yemeği arayanlar için uygulanabilir hale geliyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Nohut bitkisel protein, kompleks karbonhidrat ve lif içeren kuru baklagillerden biridir. Bu nedenle yalnızca sebzelerden hazırlanan birçok salataya kıyasla daha doyurucu bir temel oluşturabilir.</p>

<p>Domates, salatalık, biber, maydanoz ve roka aynı öğünde sebze çeşitliliğini artırıyor. Avokado ve zeytinyağı ise ağırlıklı olarak doymamış yağ asitleri sağlıyor.</p>

<p>Beyaz peynir tarifin protein ve kalsiyum miktarına katkıda bulunurken tuz içeriğini de artırabilir. Bu nedenle peynir kullanıldığında sosun içine ayrıca fazla tuz eklememek daha dengeli bir yaklaşım.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 15 dakika<br />
Pişirme süresi: Hazır haşlanmış nohut kullanılırsa yok<br />
Toplam süre: 15 dakika<br />
Kaç kişilik: 4 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 1 büyük salata kasesi<br />
Zorluk: Çok kolay<br />
Öğün: Öğle / akşam yemeği<br />
Kategori: Akdeniz Tipi Beslenme</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 390 kcal<br />
Protein: 15 g<br />
Karbonhidrat: 39 g<br />
Yağ: 21 g<br />
Lif: 11 g</p>

<p>Değerler kullanılan nohut, avokado, beyaz peynir ve zeytinyağı miktarlarına göre yaklaşık hesaplanmıştır. Peynirin yağ oranı, avokadonun büyüklüğü ve gerçek porsiyon miktarı değerleri değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>480 gram haşlanmış ve süzülmüş nohut<br />
250 gram cherry domates<br />
1 büyük salatalık, yaklaşık 200 gram<br />
1 kırmızı kapya biber, yaklaşık 120 gram<br />
1 küçük kırmızı soğan, yaklaşık 80 gram<br />
1 orta boy avokado, yaklaşık 150 gram yenilebilir kısım<br />
120 gram beyaz peynir<br />
1 büyük avuç roka<br />
Yarım demet maydanoz<br />
2 yemek kaşığı taze nane</p>

<p>Limonlu Akdeniz sosu için:</p>

<p>3 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 40 ml<br />
1 büyük limonun suyu, yaklaşık 40 ml<br />
1 küçük diş sarımsak<br />
1 tatlı kaşığı sumak<br />
Yarım çay kaşığı kuru kekik<br />
Yarım çay kaşığı karabiber<br />
Gerekiyorsa çok az tuz</p>

<p>Nohutlu Akdeniz salatası nasıl yapılır?</p>

<p>1. Konserve nohut kullanıyorsanız nohudu süzgece alın, bol suyla iyice durulayın ve fazla suyunun süzülmesini bekleyin.</p>

<p>2. Cherry domatesleri ortadan ikiye kesin.</p>

<p>3. Salatalığı iri küpler halinde doğrayın. Çok sulu bir salatalık kullanıyorsanız çekirdekli orta kısmın bir bölümünü çıkarabilirsiniz.</p>

<p>4. Kapya biberi küçük küpler veya ince şeritler halinde kesin.</p>

<p>5. Kırmızı soğanı mümkün olduğunca ince yarım ay şeklinde doğrayın.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>6. Soğanın tadını daha yumuşak isteyenler dilimleri 5-10 dakika soğuk suda bekletip ardından iyice süzebilir.</p>

<p>7. Maydanoz ve naneyi iri biçimde kıyın. Rokayı çok büyükse birkaç parçaya bölün.</p>

<p>8. Sos için zeytinyağı, limon suyu, ezilmiş sarımsak, sumak, kekik ve karabiberi küçük bir kavanoza alın.</p>

<p>9. Kavanozun kapağını kapatıp sos hafifçe emülsifiye olana kadar kuvvetlice çalkalayın.</p>

<p>10. Tuz eklemeden önce beyaz peynirin tuzluluğunu dikkate alın.</p>

<p>11. Nohut, domates, salatalık, kapya biber, kırmızı soğan, roka, maydanoz ve naneyi geniş bir salata kasesine alın.</p>

<p>12. Hazırladığınız sosun yaklaşık üçte ikisini sebzelerin üzerine dökün.</p>

<p>13. Malzemeleri ezmeden iki büyük kaşık yardımıyla alttan üste doğru karıştırın.</p>

<p>14. Avokadoyu servis zamanına yakın ortadan ikiye kesin, çekirdeğini çıkarın ve yaklaşık 1,5 santimetrelik küpler halinde doğrayın.</p>

<p>15. Avokadoyu salataya ekleyin ve kalan limonlu sostan biraz üzerine gezdirin. Limon avokadonun yüzeyindeki kararmayı bir miktar yavaşlatır.</p>

<p>16. Beyaz peyniri iri küpler veya parçalar halinde en son ekleyin.</p>

<p>17. Salatayı yalnızca birkaç kez nazikçe karıştırın. Fazla karıştırmak avokado ve peynirin ezilmesine, salatanın bulanık görünmesine neden olabilir.</p>

<p>18. Tadını kontrol edin. Gerekiyorsa biraz daha limon, sumak veya karabiber ekleyin.</p>

<p>19. Hazırladıktan kısa süre sonra servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Nohutları yıkadıktan sonra iyice süzmek önemli. Islak nohut salata sosunu seyreltir ve sosun malzemelerin yüzeyine tutunmasını zorlaştırır.</p>

<p>Avokado ve beyaz peyniri diğer malzemelerden sonra ekleyin. Böylece karıştırma sırasında ezilmezler ve salatanın renkleri daha belirgin kalır.</p>

<p>Sosu tek seferde tamamen dökmek yerine önce üçte ikisini kullanın. Sebzelerin miktarı ve sululuğu değişebildiği için kalan sosu ihtiyaç halinde eklemek daha kontrollü sonuç verir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarif zaten sebze, baklagil ve doymamış yağ kaynaklarını bir araya getiriyor. Bu nedenle sırf “daha sağlıklı” görünmesi için temel yapısını değiştirmek gerekmiyor.</p>

<p>Tuz tüketimini sınırlamak isteyenler daha az tuzlu beyaz peynir tercih edebilir veya peyniri daha küçük porsiyonda kullanabilir.</p>

<p>Konserve nohut kullanılıyorsa süzüp bol suyla durulamak ürünün salamura sıvısını uzaklaştırmaya yardımcı olur.</p>

<p>Zeytinyağı besleyici bir yağ kaynağı olmakla birlikte enerji yoğunluğu yüksektir. Bu nedenle miktarı göz kararı değil ölçerek kullanmak yararlı olur.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Nohutlu Akdeniz salatası, yumurta ve et içermeyen doyurucu bir öğün arayanlar için uygundur. Süt ürünlerini tüketen vejetaryen beslenme biçimine uyumludur.</p>

<p>Beyaz peynir çıkarıldığında ve diğer malzemelerin uygunluğu kontrol edildiğinde vegan olarak da hazırlanabilir.</p>

<p>Tarifin temel malzemelerinde gluten içeren tahıl bulunmaz. Ancak çölyak hastalığı bulunan kişilerin konserve nohut, baharat ve diğer paketli ürünlerin etiketlerini ve çapraz bulaşma riskini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Süt proteini alerjisi bulunan kişiler beyaz peynir kullanmamalıdır.</p>

<p>Nohutlu salata kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçüler dört ana öğün porsiyonuna ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 390 kalori sağlayabilir. Avokado, beyaz peynir ve zeytinyağı miktarı toplam enerji değerini önemli ölçüde değiştirebilir.</p>

<p>Nohutlu salata tok tutar mı?</p>

<p>Nohut protein ve lif içerir. Salatada sebzeler, avokado ve zeytinyağı da bulunduğu için yalnızca yeşillikten hazırlanan basit salatalardan daha kapsamlı bir öğün oluşturabilir.</p>

<p>Doygunluk kişiden kişiye değiştiği için tek bir yiyeceğin herkesi belirli bir süre tok tutacağı söylenemez.</p>

<p>Nohutlu salataya hangi peynir yakışır?</p>

<p>Beyaz peynir, feta benzeri peynirler ve lor kullanılabilir. Lor daha farklı ve daha yumuşak bir lezzet verirken beyaz peynir salataya daha belirgin tuzlu bir karakter kazandırır.</p>

<p>Nohutlu salata bir gece önceden yapılır mı?</p>

<p>Malzemelerin büyük bölümü önceden hazırlanabilir ancak bütün salatayı soslayıp gece boyunca bekletmek ideal değildir.</p>

<p>Nohut ve doğranmış sert sebzeler ayrı hazırlanabilir. Avokado, yeşillikler, peynir ve sos ise mümkünse servis zamanına yakın eklenmelidir.</p>

<p>Nohutlu Akdeniz salatasının yanına ne gider?</p>

<p>Ana öğün olarak tek başına tüketilebilir. Daha kapsamlı bir sofra hazırlanıyorsa yanında yoğurt veya cacık, sebze çorbası ya da ihtiyaca göre küçük porsiyon tam tahıllı bir eşlikçi sunulabilir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Avokado, domates ve sos içeren salata en iyi dokusunu hazırlandıktan kısa süre sonra verir.</p>

<p>Önceden hazırlamak gerekiyorsa nohudu, sert sebzeleri, yeşillikleri, peyniri, avokadoyu ve sosu mümkün olduğunca ayrı saklamak daha iyi sonuç verir.</p>

<p>Servis sırasında bütün malzemeleri birleştirmek sebzelerin diri, avokadonun kremamsı ve peynirin bütün halde kalmasını sağlar.</p>

<p>Nohutlu Akdeniz salatası, salatayı yalnızca garnitür olmaktan çıkarıp ana öğüne yaklaştıran tariflerden biri. Nohutun doyuruculuğu, sebzelerin ferahlığı, avokadonun kremamsı dokusu ve limonlu-sumaklı sos aynı kasede farklı tat ve dokuları buluşturuyor.</p>

<p>Temel tarif mevsime göre farklı sebzelerle kolayca değiştirilebilir. Böylece nohut ve limonlu sos temelini koruyarak yıl boyunca farklı Akdeniz salataları hazırlamak mümkün.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/nohutlu-akdeniz-salatasi-tarifi-doyurucu-ve-pratik</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0494.jpeg" type="image/jpeg" length="47443"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avrupa Eczanelerinde İnsan Kalıntısı Satılıyordu: “Mumia”nın Karanlık Tıp Tarihi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/avrupa-eczanelerinde-insan-kalintisi-satiliyordu-mumianin-karanlik-tip-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/avrupa-eczanelerinde-insan-kalintisi-satiliyordu-mumianin-karanlik-tip-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüzyıllar boyunca Avrupa’da “mumia” adı verilen madde ilaç olarak kullanıldı. Başlangıçta bitüm benzeri doğal maddeleri ifade eden sözcük, zaman içinde Mısır mumyalarında bulunan mumyalama maddeleri ve sonunda mumyalanmış insan dokusuyla özdeşleşti. İnsan bedeninden elde edilen materyaller eczacılık dünyasına girdi, farmakopelerde yer aldı ve kanamadan yaralanmalara kadar çeşitli rahatsızlıklar için önerildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Günümüze ulaşan farmakope kayıtları, eczane kapları ve modern kimyasal analizler bunun yalnızca tarihî bir söylenti olmadığını gösteriyor.<br />
Bugün bir eczanenin rafında üzerinde “MUMIA” yazan bir kavanoz görmek ürpertici olurdu.<br />
Ancak birkaç yüzyıl önce Avrupa eczacılığında bu isimle satılan maddelere rastlamak mümkündü.<br />
Hastaya verilen ürün her zaman aynı içeriğe sahip değildi. Bazı dönemlerde bitüm veya benzeri doğal maddeler “mumia” olarak adlandırılırken, bazı ürünlerde mumyalama sırasında kullanılan reçineler ve başka maddeler bulunuyordu. Fakat tarihsel belgeler, belirli örneklerde gerçekten mumyalanmış insan dokusunun ve insan kalıntılarının tıbbi madde olarak kullanıldığını ortaya koyuyor.<br />
Modern tıp tarihçileri bu uygulamaları daha geniş bir çerçevede “corpse medicine”, yani ceset tıbbı kapsamında inceliyor.<br />
Bitümden insan bedenine uzanan bir anlam değişimi<br />
“Mumia”nın hikâyesinin en dikkat çekici yönlerinden biri, kelimenin başlangıçta doğrudan insan bedeni anlamına gelmemesi.<br />
Orta Çağ İslam dünyasında kullanılan mūmiyāʾ sözcüğü, bitüm veya asfalt benzeri doğal maddelerle ilişkilendiriliyordu. Bu maddelerin özellikle yara ve travmalarda iyileştirici özelliklere sahip olduğuna inanılıyordu.<br />
Zamanla Mısır mumyalarında görülen koyu renkli maddeler ile doğal bitüm arasında bağlantı kuruldu. Mumyalama sırasında kullanılan reçineler ve benzeri maddeler de aynı kavram altında değerlendirilmeye başladı.<br />
Avrupa’ya aktarılan tıbbi bilgi ve ticaret ağları içerisinde “mumia” kelimesinin anlam alanı giderek genişledi.<br />
Önce mumyalarda bulunan reçinemsi ve bitümlü maddeler ilaç olarak kullanılmaya başlandı.<br />
Daha sonra ise sınır daha da ileri taşındı:<br />
Mumyanın kendisi tıbbi maddeye dönüştü.<br />
Böylece doğal bir mineral veya bitüm için kullanılan kelime, bazı dönemlerde mumyalanmış insan bedeninden elde edilen maddeleri de ifade eder hale geldi.<br />
Adı bile vardı: “Mumia vera Aegyptiaca”<br />
Mumia ticaretinde ürünlerin içeriği ve kalitesi zamanla önemli bir sorun oluşturdu.<br />
Piyasada doğal bitümden insan dokusuna kadar farklı maddelerin aynı ad altında satılabilmesi, “gerçek” mumia ile taklit ürünlerin ayrılması ihtiyacını doğurdu.<br />
Bu bağlamda “Mumia vera Aegyptiaca”, yani kabaca “gerçek Mısır mumyası” ifadesi kullanılmaya başlandı.<br />
Bu ad, eski Mısır mumyalarından elde edildiği ileri sürülen malzemeyi başka maddelerden veya daha yakın tarihte ölmüş insanlardan hazırlanan ürünlerden ayırmayı amaçlıyordu.<br />
Bugün kulağa bir korku filmi ayrıntısı gibi gelen bu ifade, dönemin farmasötik ticaretinde gerçek bir ürün kategorisiydi.<br />
Mumia resmî farmakopelere kadar girdi<br />
Mumia yalnızca halk arasında kullanılan gizemli bir karışım değildi.<br />
Eczacılığın kurumsallaşmaya başladığı dönemde hazırlanan bazı resmî farmakopelerde de yer aldı.<br />
İngiltere’de College of Physicians tarafından yayımlanan Pharmacopoeia Londinensis’in ilk baskısı 1618 yılında çıktı. Bu eser, Londra’da kullanılacak ilaçların ve bileşenlerin standartlaştırılması açısından önemli bir dönüm noktasıydı.<br />
Tarihsel araştırmalar ilk baskılarda insan kökenli maddelerin ve mumianın farmasötik repertuvar içinde bulunduğunu gösteriyor.<br />
Daha da çarpıcı olanı, 1655 tarihli Pharmacopoeia Londinensis’in günümüze ulaşan dijital nüshalarında “Mumia” adının doğrudan görülebilmesi.<br />
Dolayısıyla Avrupa’da mumyanın ilaç olarak kullanıldığı iddiası yalnızca yüzyıllar sonra anlatılmış sıra dışı bir hikâyeye dayanmıyor.<br />
Dönemin farmakolojik kayıtlarında da iz bırakmış durumda.<br />
Kanama, ezilme ve yaralanmalar için öneriliyordu<br />
Mumia için ileri sürülen tedavi alanları dönemden döneme değişiyordu.<br />
Özellikle travmalar, ezilmeler, kanamalar ve vücutta biriktiği düşünülen kanın dağıtılması gibi durumlarda yararlı olduğuna inanılıyordu.<br />
Bazı hekimler ve eczacılar mumianın iyileştirici özelliklerini çok daha geniş hastalık gruplarına yaydı.<br />
Bu düşüncenin arkasında yalnızca maddenin kimyasal özelliklerine ilişkin varsayımlar yoktu.<br />
Erken modern Avrupa tıbbında insan bedeninin ölümden sonra bile bazı şifalı özellikleri koruyabileceğine ilişkin düşünceler bulunuyordu.<br />
Bu nedenle yalnızca mumyalar değil; insan kanı, yağ dokusu ve kafatası gibi bugün ilaç olarak değerlendirilmesi düşünülemeyecek maddeler de dönemin bazı tedavi uygulamalarında kullanılabildi.<br />
Talep arttı, “sahte mumia” ortaya çıktı<br />
Mısır’dan getirilen gerçek mumya materyalinin sınırlı ve pahalı olması başka bir sorun doğurdu.<br />
Taklit veya sahte mumia ticareti.<br />
Tarihsel kaynaklarda, eski Mısır mumyalarının yerine daha yakın tarihlerde ölmüş insanların kurutulmuş bedenlerinden hazırlanan ürünlerin kullanıldığına ilişkin kayıtlar bulunuyor.<br />
Bazı erken modern tıp metinlerinde ise mumianın Avrupa’da doğrudan hazırlanabileceğine ilişkin tarifler bile yer aldı.<br />
Alman hekim ve Paracelsusçu yazar Oswald Croll, 1609 yılında yayımlanan eserinde şiddet sonucu ölmüş genç bir erkeğin bedeninden ilaç hazırlanmasına ilişkin son derece çarpıcı bir tarif aktarıyordu.<br />
Tarifte bedenin parçalanması, çeşitli maddelerle işlenmesi, alkole yatırılması ve kurutulması gibi işlemler bulunuyordu.<br />
Bu noktada mumia artık yalnızca Antik Mısır’dan getirilen egzotik bir ilaç olmaktan çıkmıştı.<br />
İnsan bedeni doğrudan farmasötik hammadde olarak düşünülmeye başlanmıştı.<br />
Ünlü cerrah Ambroise Paré karşı çıktı<br />
Mumia kullanımını herkes kabul etmiyordu.<br />
yüzyılın en önemli cerrahlarından Ambroise Paré, mumianın tıbbi yararlarını sorgulayan isimlerden biri oldu.<br />
Paré, Fransız gezgin André Thevet’nin Mısır’dan aldığı mumia sonrasında mide rahatsızlığı, kusma ve kötü ağız kokusu yaşadığına ilişkin anlatıyı aktardı.<br />
Mumianın gerçek bir tıbbi yarar sağlamadığı görüşünü savundu ve kullanılmasına karşı çıktı.<br />
Dolayısıyla mumianın etkisizliği ve olası zararları hakkındaki eleştiriler yalnızca modern bilimsel tıbbın ortaya çıkmasından sonra başlamadı.<br />
Şüpheler ve itirazlar 16. yüzyılda bile bulunuyordu.<br />
300 yıllık eczane kabını modern laboratuvar inceledi<br />
Mumia tarihinin en önemli sorularından biri şuydu:<br />
Tarihî eczanelerde bulunan “mumia” gerçekten insan mumyası içeriyor muydu?<br />
Çünkü aynı isim farklı dönemlerde doğal bitüm, mumyalama maddeleri, insan dokuları ve taklit ürünler için kullanılabiliyordu.<br />
Bu soruya modern kimya dikkat çekici bir cevap verdi.<br />
2013 yılında Organic Geochemistry dergisinde yayımlanan bir araştırmada, Heidelberg’deki Alman Eczacılık Müzesi’nde bulunan 18. yüzyıl başlarına tarihlenen ve üzerinde “MUMIA” yazan tarihî bir ilaç kabındaki kalıntılar analiz edildi.<br />
Araştırmacılar yalnızca asfalt benzeri bir madde bulmadı.<br />
Analizlerde bandaj veya kumaş lifleri, reçineler, balmumu, yağ bileşenleri, mumyalama maddeleriyle uyumlu materyaller ve mumyalanmış deri ya da doku kalıntıları tespit edildi.<br />
Ayrıca Ölü Deniz bölgesinden gelen asfaltla uyumlu kimyasal işaretler bulundu.<br />
Araştırmacılar bütün bu bulguların birlikte değerlendirildiğinde kabın içindeki maddenin gerçek mumya materyali olduğuna dair güçlü kanıt oluşturduğu sonucuna vardı.<br />
Böylece “eczanelerde mumya satılıyordu” şeklindeki tarihsel anlatının en azından bazı örneklerde gerçek mumyalanmış insan materyaline dayandığı modern laboratuvar yöntemleriyle de desteklenmiş oldu.<br />
“MUMIA” yazılı eczane kapları bugün hâlâ müzelerde<br />
Mumia yalnızca yazılı belgelerde kalmadı.<br />
Avrupa’daki bazı eczacılık ve tıp tarihi koleksiyonlarında üzerinde “MUMIA” yazılı tarihî kaplar günümüze ulaştı.<br />
Heidelberg’de bulunan Alman Eczacılık Müzesi’nin koleksiyonları da geçmişte kullanılan binlerce farmasötik maddeyi sergiliyor.<br />
Müzenin tarihî materia medica koleksiyonlarında geçmişin sıra dışı ilaçları arasında mumya da bulunuyor.<br />
Bu objeler tıp tarihinin rahatsız edici fakat önemli bir gerçeğini gözler önüne seriyor:<br />
Bir insan bedeninin kalıntıları, belirli dönemlerde eczacılık hammaddesi statüsüne girebilmişti.<br />
Hikâye 18. yüzyılda hemen sona ermedi<br />
Aydınlanma dönemi, anatomi bilgisinin gelişmesi ve modern bilimsel tıbbın yükselmesiyle birlikte mumianın tıbbi itibarı giderek azaldı.<br />
Fakat ürünün ticari izleri şaşırtıcı biçimde uzun süre devam etti.<br />
Tarihsel farmasötik kataloglara ilişkin araştırmalar, Alman ilaç şirketi E. Merck’in 1924 tarihli fiyat listesinde “Mumia vera Aegyptica”nın hâlâ yer aldığını gösteriyor.<br />
Ürünün kilogramı 12 Goldmark olarak listelenmişti.<br />
Bu kayıt son derece dikkat çekici.<br />
Çünkü kökenleri Orta Çağ’a uzanan bir tıbbi maddenin adı, modern ilaç sanayisinin kurumsallaştığı 20. yüzyılın ilk çeyreğinde bile bir farmasötik katalogda yaşamaya devam ediyordu.<br />
Bu durum, elbette mumianın 1924 yılında modern tıpta yaygın bir tedavi olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Ancak ticari ve farmasötik hafızasının ne kadar uzun sürdüğünü gösteriyor.<br />
Önemli ayrıntı: Her “mumia” insan eti değildi<br />
Mumia tarihi anlatılırken önemli bir bilimsel ayrımın korunması gerekiyor.<br />
Tarihî bir belgede yalnızca “mumia” kelimesinin görülmesi, o ürünün kesinlikle insan dokusu içerdiğini göstermiyor.<br />
Kelime farklı dönemlerde doğal bitüm, mumyalamada kullanılan reçinemsi maddeler, eski insan mumyalarından elde edilen materyaller veya bunların taklitleri için kullanılabiliyordu.<br />
Dolayısıyla tarihî kayıtlardaki her “mumia” örneğini doğrudan “öğütülmüş Mısır mumyası” olarak tanımlamak doğru değil.<br />
Ancak bunun tersi de geçerli:<br />
İnsan kalıntılarından hazırlanan mumianın gerçekten var olduğu artık yalnızca söylentilere dayanmıyor.<br />
Tarihsel tıp kitapları, farmakope kayıtları, eczane koleksiyonları ve modern kimyasal analizler belirli mumia ürünlerinin gerçek mumyalanmış insan materyali içerdiğini güçlü biçimde ortaya koyuyor.<br />
Tıbbın en karanlık raflarından biri<br />
Mumia’nın öyküsü yalnızca geçmiş insanların sıra dışı tedavi yöntemlerini anlatmıyor.<br />
Bu tarih aynı zamanda tıbbi bilginin kültürler arasında aktarılırken nasıl değişebildiğini, bir kelimenin anlamının yüzyıllar içinde nasıl dönüşebildiğini, ticari talebin tedavi alışkanlıklarını nasıl etkileyebildiğini ve bilimsel kanıt bulunmadan bir uygulamanın ne kadar uzun süre yaşayabileceğini gösteriyor.<br />
Bir zamanlar farmakopelerde adı bulunan, eczane kavanozlarında saklanan ve hastalara ilaç olarak verilen bir madde bugün insan kalıntılarının etik kullanımı açısından düşünülemeyecek bir uygulama olarak görülüyor.<br />
Ancak Avrupa’nın bazı tıp ve eczacılık müzelerinde o dönemin sessiz tanıkları hâlâ duruyor.<br />
Üzerlerinde tek bir kelime yazıyor:<br />
MUMIA.<br />
Kaynaklar<br />
Scholz-Böttcher BM, Nissenbaum A, Rullkötter J. An 18th century medication “Mumia vera aegyptica” – Fake or authentic? Organic Geochemistry. 2013;65:1–18.<br />
Varotto E, Papa V, Toscano F, Artico M, Vaccarezza M, Habicht ME, Galassi FM. Historico-medical considerations on the use of mummy as a drug: a bona fide ineffective medicament or a noxious charlatanry? Medicina nei Secoli. 2025;37(2):167–178.<br />
Pharmacopoeia Londinensis. 1655 tarihli nüsha. Wellcome Collection.<br />
Kinski M. Historical studies on human-derived medicinal substances and early modern pharmacopoeias. Humboldt-Universität zu Berlin.<br />
Deutsches Apotheken-Museum, Heidelberg. Historical Materia Medica Collection.<br />
Discover başlığı<br />
Avrupa Eczanelerinde İnsan Kalıntısı Satılıyordu: “Mumia”nın Karanlık Tıp Tarihi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/avrupa-eczanelerinde-insan-kalintisi-satiliyordu-mumianin-karanlik-tip-tarihi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 22:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/avrupa-eczanelerinde-mumya-satiliyordu-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="43346"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çinko Eksikliği Belirtileri Neler? Kimler Risk Altında, Nasıl Anlaşılır?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cinko-eksikligi-belirtileri-neler-kimler-risk-altinda-nasil-anlasilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cinko-eksikligi-belirtileri-neler-kimler-risk-altinda-nasil-anlasilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çinko eksikliği saç dökülmesi, tat-koku kaybı, iştahsızlık ve yara iyileşmesinde gecikmeyle görülebilir. Ancak bu belirtiler tek başına tanı koydurmaz; kan testi bile klinik değerlendirmeyle yorumlanmalıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çinko Eksikliği Belirtileri Neler? Kimler Risk Altında, Nasıl Anlaşılır?</p>

<p>Çinko; bağışıklık sistemi, protein ve DNA sentezi, hücre bölünmesi, büyüme ve yara iyileşmesi için gerekli temel minerallerden biridir. Eksikliğinde saç dökülmesi, iştah azalması, tat ve koku duyusunda bozulma, yaraların daha geç iyileşmesi ve bazı kişilerde enfeksiyonlara yatkınlık görülebilir.</p>

<p>Ancak bu belirtilerin hiçbiri tek başına çinko eksikliği anlamına gelmez. Saç dökülmesi, halsizlik veya geç yara iyileşmesi çok sayıda başka durumdan da kaynaklanabilir. Üstelik çinko düzeyini değerlendirmek için kullanılan kan testi bile tek başına kusursuz bir tanı yöntemi değildir.</p>

<p>“Çinko üçüncü en önemli besin öğesidir” iddiası doğru mu?</p>

<p>Çinkoyu vitamin ve mineraller arasında “üçüncü en önemli besin öğesi” olarak sıralayan kabul edilmiş bilimsel bir sınıflandırma bulunmuyor.</p>

<p>Çinko gerekli bir eser elementtir ve yüzlerce enzimin çalışmasına katkıda bulunur. Bağışıklık fonksiyonu, protein ve DNA sentezi, hücre çoğalması, büyüme, tat duyusu ve yara iyileşmesi gibi çok sayıda biyolojik süreçte görev alır.</p>

<p>Bu nedenle önemli bir mineraldir; ancak diğer zorunlu besin öğeleri arasında bilimsel olarak “üçüncü sırada” gösterilmesi doğru değildir.</p>

<p>Çinko eksikliğinin belirtileri neler olabilir?</p>

<p>Eksikliğin derecesine ve kişinin yaşına göre bulgular değişebilir.</p>

<p>Görülebilecek belirtiler arasında:</p>

<p>Saç dökülmesi</p>

<p>İştah azalması</p>

<p>Tat veya koku duyusunda azalma</p>

<p>Yaraların daha yavaş iyileşmesi</p>

<p>Cilt sorunları</p>

<p>İshal</p>

<p>Halsizlik ve isteksizlik</p>

<p>Çocuklarda büyümenin yavaşlaması</p>

<p>Bazı kişilerde enfeksiyonlara karşı direncin azalması</p>

<p>yer alabilir.</p>

<p>Çocuklarda belirgin çinko eksikliği büyüme ve gelişmeyi etkileyebilir. Erişkinlerde ise saç, cilt, iştah, tat-koku duyusu ve yara iyileşmesiyle ilgili belirtiler daha fazla öne çıkabilir.</p>

<p>Saç dökülmesi varsa mutlaka çinko eksikliği mi vardır?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Çinko eksikliği saç dökülmesine yol açabilen nedenlerden biridir ancak demir eksikliği, tiroit hastalıkları, genetik saç dökülmesi, hızlı kilo kaybı, bazı ilaçlar, enfeksiyonlar ve başka beslenme sorunları da saç kaybına neden olabilir.</p>

<p>Çinko takviyesinin eksikliği olmayan bir kişide saçları yeniden çıkardığına ilişkin genel bir kural yoktur. Çinko eksikliği gerçekten mevcutsa eksikliğin giderilmesi buna bağlı belirtilerin düzelmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Kimlerde çinko eksikliği riski daha yüksek?</p>

<p>Güncel kaynaklarda risk özellikle bazı gruplarda daha yüksek kabul ediliyor.</p>

<p>Crohn hastalığı, çölyak veya inflamatuvar bağırsak hastalığı gibi emilimi etkileyen hastalıkları bulunanlar</p>

<p>Bariatrik cerrahi veya bazı mide-bağırsak ameliyatlarını geçirenler</p>

<p>Vejetaryen veya vegan beslenen kişiler</p>

<p>Gebeler ve emzirenler</p>

<p>Altı aydan sonra yalnızca anne sütüyle beslenmeye devam eden ve yeterli tamamlayıcı besin almayan bebekler</p>

<p>Alkol kullanım bozukluğu bulunan kişiler</p>

<p>Orak hücre hastalığı bulunan çocuklar</p>

<p>Yetersiz veya tek yönlü beslenen kişiler</p>

<p>Bazı kronik hastalıkları bulunan kişiler</p>

<p>Bazı diüretik ilaçları kullananlarda da idrarla çinko kaybının artabileceği bildiriliyor.</p>

<p>Vegan ve vejetaryen beslenme neden risk oluşturabilir?</p>

<p>Bitkisel besinlerde de çinko bulunur. Ancak tam tahıllar, baklagiller ve bazı bitkisel besinlerde bulunan fitatlar çinkonun bağırsaktan emilimini azaltabilir.</p>

<p>Bu durum vegan veya vejetaryen beslenen herkesin çinko eksikliği yaşayacağı anlamına gelmez. İyi planlanmış bir beslenmeyle ihtiyaç karşılanabilir. Risk, alınan çinko miktarı kadar mineralin biyoyararlanımıyla da ilgilidir.</p>

<p>Yaşlanmak doğrudan çinko eksikliğine yol açar mı?</p>

<p>Yaşlanmayı tek başına çinko eksikliğinin nedeni olarak göstermek doğru değil.</p>

<p>İleri yaşlarda iştah azalması, beslenme çeşitliliğinin düşmesi, kronik hastalıklar, emilim sorunları veya kullanılan ilaçlar nedeniyle yetersizlik riski artabilir. Özellikle evden çıkmakta zorlanan veya kurum bakımında yaşayan ileri yaştaki kişilerde risk daha yüksek olabilir.</p>

<p>Şeker tüketimi çinko eksikliği yapar mı?</p>

<p>“Şeker tüketmek doğrudan çinko eksikliğine neden olur” şeklinde yerleşik bir tıbbi kabul bulunmuyor.</p>

<p>Besin değeri düşük, tek yönlü ve aşırı işlenmiş gıdalar ağırlıklı bir beslenme düzeni kişinin yeterli vitamin ve mineral alamamasına katkıda bulunabilir. Fakat şeker tüketimini tek başına çinko eksikliğinin doğrudan nedeni olarak göstermek bilimsel açıdan fazla basitleştirici olur.</p>

<p>Kronik stres çinko eksikliği yapar mı?</p>

<p>Kronik stres de günlük yaşamda sıkça çinko eksikliğinin doğrudan nedeni olarak gösteriliyor. Ancak sağlıklı bireylerde “stres çinkoyu tüketir ve eksiklik oluşturur” biçimindeki kesin ifade güncel klinik kanıtların desteklediğinden daha güçlüdür.</p>

<p>Ağır hastalık, yanık, sepsis ve ciddi metabolik stres durumlarında çinko metabolizması ve kan düzeyleri değişebilir. Günlük psikolojik stres ile klinik çinko eksikliğini aynı şey gibi değerlendirmemek gerekir.</p>

<p>Alkol gerçekten etkileyebilir mi?</p>

<p>Evet. Alkol kullanım bozukluğu çinko yetersizliği açısından bilinen risk gruplarından biridir.</p>

<p>Alkol çinkonun bağırsaktan emilimini azaltabilir ve idrarla kaybını artırabilir. Ayrıca uzun süreli yoğun alkol kullanımı yetersiz ve dengesiz beslenmeyle birlikte görülebilir.</p>

<p>Çinko eksikliği basit bir testle anlaşılır mı?</p>

<p>Kısmen, fakat konu sosyal medyada anlatıldığı kadar basit değil.</p>

<p>Serum veya plazma çinko düzeyi klinikte kullanılabilir. Buna rağmen tek bir kan sonucuyla kişinin toplam çinko durumunu kesin olarak belirlemek her zaman mümkün değildir.</p>

<p>Kan çinko düzeyi günün saatinden, enfeksiyonlardan, iltihabi durumdan, hormon değişikliklerinden, açlık durumundan ve yakın dönemdeki hastalıktan etkilenebilir.</p>

<p>Bu nedenle hekimler yalnızca laboratuvar değerine değil; beslenmeye, hastalıklara, kullanılan ilaçlara, risk faktörlerine ve klinik belirtilere birlikte bakar.</p>

<p>Saçtan çinko testi yaptırmak güvenilir mi?</p>

<p>Saçtaki çinko miktarının ölçülmesi klinik çinko eksikliğini belirlemek için standart ve güvenilir bir tanı yöntemi kabul edilmez.</p>

<p>Benzer şekilde tek başına idrar çinko ölçümü de hafif eksikliği güvenilir biçimde ortaya koymayabilir.</p>

<p>Günde ne kadar çinko gerekir?</p>

<p>Yetişkinlerde önerilen günlük çinko alımı genel olarak kadınlarda yaklaşık 8 mg, erkeklerde yaklaşık 11 mg düzeyindedir.</p>

<p>Gebelik ve emzirme döneminde ihtiyaç artabilir. Çocuklarda gereksinim yaşa göre değişir.</p>

<p>Çinko hangi besinlerde bulunur?</p>

<p>Çinkonun iyi besinsel kaynakları arasında:</p>

<p>İstiridye ve diğer bazı deniz ürünleri</p>

<p>Kırmızı et</p>

<p>Kümes hayvanları</p>

<p>Süt ve süt ürünleri</p>

<p>Yumurta</p>

<p>Baklagiller</p>

<p>Kuruyemişler ve çekirdekler</p>

<p>Tam tahıllar</p>

<p>Çinkoyla zenginleştirilmiş bazı kahvaltılık tahıllar</p>

<p>bulunur.</p>

<p>Hayvansal kaynaklardaki çinkonun emilimi çoğu zaman bitkisel kaynaklara göre daha yüksektir.</p>

<p>Takviyeye hemen başlanmalı mı?</p>

<p>Çinko eksikliğinden şüphelenmek, yüksek doz çinko takviyesine kendi kendine başlamak için yeterli değildir.</p>

<p>Takviyenin gerekli olup olmadığı kişinin beslenmesine, laboratuvar bulgularına, belirtilerine ve varsa hastalıklarına göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yetişkinler için günlük toplam çinko alımında tolere edilebilir üst sınır 40 mg olarak belirlenmiştir. Bu değer tedavi amacıyla hekim gözetiminde kullanılan dozlarla aynı şey değildir.</p>

<p>Fazla çinko neden sorun olabilir?</p>

<p>Uzun süre gereğinden fazla çinko almak zararsız değildir.</p>

<p>Yüksek dozlar bulantı, kusma ve mide-bağırsak yakınmalarına yol açabilir. Uzun süre aşırı çinko kullanımı bakır emilimini bozabilir; bakır eksikliği, kansızlık ve nörolojik sorunlar ortaya çıkabilir.</p>

<p>Çinko ayrıca bazı antibiyotiklerin ve penisilamin gibi ilaçların emilimiyle etkileşebilir.</p>

<p>Sosyal medyadaki iddiaların kısa değerlendirmesi</p>

<p>“Çinko yara iyileşmesinde görev alır.”<br />
Doğru.</p>

<p>“Çinko kollajen üretimiyle ilişkili biyolojik süreçlerde görev alır.”<br />
Genel olarak doğru, ancak bunu tek başına kollajen artırıcı bir takviye gibi yorumlamak doğru değildir.</p>

<p>“Çinko saçın yeniden çıkmasını sağlar.”<br />
Genelleme yapmak yanlış. Eksiklik saç dökülmesine yol açabiliyorsa eksikliğin düzeltilmesi yardımcı olabilir; eksikliği olmayan herkeste saç çıkaran bir tedavi değildir.</p>

<p>“Yaşlanma çinko eksikliğinin nedenidir.”<br />
Tek başına doğru değil. İleri yaşla birlikte beslenme, hastalık ve emilim sorunları nedeniyle risk artabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Vegan ve vejetaryen beslenme risk yaratabilir.”<br />
Doğru. Özellikle fitatlar çinko emilimini azaltabilir, ancak iyi planlanmış bitkisel beslenmeyle ihtiyaç karşılanabilir.</p>

<p>“Alkol tüketimi çinko eksikliği yapabilir.”<br />
Özellikle alkol kullanım bozukluğunda risk artabilir.</p>

<p>“Şeker çinko eksikliğinin doğrudan nedenidir.”<br />
Bu şekilde kesin söylemek için yeterli kanıt yok.</p>

<p>“Kronik stres doğrudan çinko eksikliği yapar.”<br />
Bu kadar doğrudan bir ilişki kurulamaz.</p>

<p>“Basit bir test çinko eksikliğini gösterir.”<br />
Eksik anlatımdır. Kan çinko düzeyi yardımcı olabilir ancak tek başına kesin tanı testi değildir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgisi içindir. Saç dökülmesi, tat-koku kaybı, uzun süren ishal veya iyileşmeyen yaralar yalnızca çinko eksikliğine bağlı olmayabilir. Takviyeye başlamadan ve özellikle yüksek doz çinko kullanmadan önce sağlık profesyoneline danışın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements — Zinc Fact Sheet for Health Professionals</p>

<p>National Academies of Sciences, Engineering, and Medicine — Dietary Reference Intakes for Zinc</p>

<p>Merck Manual Professional Edition — Zinc Deficiency</p>

<p>Merck Manual Professional Edition — Zinc Supplements</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cinko-eksikligi-belirtileri-neler-kimler-risk-altinda-nasil-anlasilir</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 22:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0492.jpeg" type="image/jpeg" length="94601"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kan Tahlili Olmadan Uzun Süre Demir Kullanımına Dikkat]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kan-tahlili-olmadan-uzun-sure-demir-kullanimina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kan-tahlili-olmadan-uzun-sure-demir-kullanimina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de Legacy Health ve Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesi araştırmacılarının 6 Ağustos 2026’da European Journal of Haematology’da yayımlanan derlemesi, erişkinlerde yüksek ferritinin çoğu zaman gerçek demir yüklenmesi anlamına gelmediğini ve ferritinin transferrin satürasyonu ile klinik bulgularla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Güncel hematoloji verileri ise gerçek ve uzun süreli demir yüklenmesinin özellikle karaciğer ve kalpte hasara yol açabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Demir eksikliği dünya genelinde önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ederken, gereksiz demir kullanımı ve gerçek demir yüklenmesinin doğru biçimde ayırt edilmesi de klinik değerlendirmede öne çıkan başlıklardan biri.<br />
ABD’deki Legacy Health ve Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesi araştırmacılarının 6 Ağustos 2026’da European Journal of Haematology’da yayımlanan derlemesi, erişkinlerde yüksek ferritin değerlerinin hangi durumlarda demir fazlalığına işaret ettiğini ve hangi durumlarda başka nedenlerin araştırılması gerektiğini ele aldı.<br />
Çalışma yeni bir klinik deney değil. Araştırmacılar, Nisan 2026’ya kadar yayımlanan klinik çalışmalar, sistematik derlemeler, meta-analizler ve kılavuzları inceleyerek yüksek ferritinin nedenlerini ve tanısal yaklaşımı değerlendirdi.<br />
Derlemenin öne çıkan mesajı, tek bir yüksek ferritin sonucunun vücutta fazla demir bulunduğunu göstermeye yetmediği oldu.<br />
Yüksek ferritin her zaman fazla demir anlamına gelmiyor<br />
Ferritin, vücudun demir depoları hakkında bilgi veren temel laboratuvar göstergelerinden biri.<br />
Ancak ferritin yalnızca demir depolarını yansıtmıyor. Enfeksiyonlar, iltihabi hastalıklar, karaciğer hastalıkları, metabolik sorunlar ve bazı başka klinik durumlarda da yükselebiliyor.<br />
2026 değerlendirmesinde, yüksek ferritinin erişkinlerde sık karşılaşılan bir laboratuvar bulgusu olduğu ancak bu kişilerin çoğunda gerçek demir yüklenmesinin bulunmadığı belirtildi.<br />
Bu nedenle yalnızca ferritin değerine bakılarak demir fazlalığı tanısı konulması doğru kabul edilmiyor.<br />
Değerlendirmede transferrin satürasyonu da öne çıkan göstergeler arasında yer aldı. Transferrin satürasyonu, kandaki demiri taşıyan proteinin ne kadarının demirle dolu olduğunu gösteriyor.<br />
Ferritin ve transferrin satürasyonunun birlikte değerlendirilmesi, gerçek demir yüklenmesi olasılığının daha doğru belirlenmesine yardımcı oluyor.<br />
Dünya Sağlık Örgütü de ferritin yüksekliğinin tek başına demir yüklenmesini göstermek amacıyla kullanılmaması gerektiğini, yüksek değerlerde altta yatan nedenin klinik ve laboratuvar incelemeleriyle araştırılmasını öneriyor.<br />
Gerçek demir yüklenmesinde organlar zarar görebiliyor<br />
Atina Ulusal ve Kapodistrian Üniversitesi ile Aghia Sophia Çocuk Hastanesi araştırmacılarının 2026’da International Journal of Laboratory Hematology’da yayımladığı başka bir derleme, kronik demir yüklenmesinin vücuttaki etkilerini değerlendirdi.<br />
Verilere göre fizyolojik ihtiyacın üzerinde kalan demirin uzun süre dokularda birikmesi, zaman içinde organ hasarına yol açabiliyor.<br />
Karaciğer ve kalp, kronik demir yüklenmesinden en fazla etkilenebilen organlar arasında bulunuyor.<br />
Uzun süreli ve belirgin demir yüklenmesi kalp kası işlevlerinde bozulma, karaciğerde fibroz ve sirozla ilişkilendiriliyor. Bazı kronik demir yüklenmesi durumlarında karaciğer kanseri riskinde de artış görülebiliyor.<br />
Bu bulgular, demir içeren bir öğün tüketmenin veya hekim kontrolünde kısa süreli demir tedavisi almanın aynı sonucu doğurduğu anlamına gelmiyor.<br />
Ciddi kronik demir yüklenmesi daha çok kalıtsal hemokromatozis, talasemi gibi bazı hematolojik hastalıklar, etkisiz kan hücresi üretimi ve tekrarlayan kan transfüzyonları gibi durumlarda görülüyor.<br />
Demir takviyesinde ihtiyaç belirleyici<br />
Demir eksikliği bulunan kişilerde demir tedavisi gerekli ve etkili olabiliyor.<br />
Tedavinin dozu ve süresi; kişinin kan değerlerine, yaşına, eksikliğin derecesine ve altta yatan nedene göre belirleniyor.<br />
Bu nedenle demir takviyesinin gerekliliğinin yalnızca halsizlik gibi genel belirtilere göre değil, klinik değerlendirme ve uygun laboratuvar sonuçlarına göre belirlenmesi gerekiyor.<br />
ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri Besin Takviyeleri Ofisi, 19 yaş ve üzerindeki yetişkinler için gıda, içecek ve takviyelerden alınan toplam demirin tolere edilebilir üst alım düzeyini günlük 45 miligram olarak bildiriyor.<br />
Bu değer bir zehirlenme sınırı değil.<br />
Tolere edilebilir üst alım düzeyi, sağlıklı bireylerde uzun süreli genel kullanım açısından istenmeyen etkiler görülme riskinin artabileceği sınırı ifade ediyor.<br />
Demir eksikliği bulunan hastalarda hekim kontrolünde kullanılan tedavi dozları geçici olarak bu miktarın üzerine çıkabiliyor. Bu nedenle 45 miligramın aşılması tek başına yanlış veya tehlikeli tedavi anlamına gelmiyor.<br />
Yüksek dozlarda sindirim sistemi etkilenebiliyor<br />
Yüksek doz ağızdan alınan demir preparatlarında en sık görülen yan etkiler sindirim sisteminde ortaya çıkıyor.<br />
Bulantı, karın ağrısı, kabızlık, kusma ve ishal yüksek miktarda demir kullanımında görülebiliyor.<br />
Çok yüksek miktarlardaki akut demir alımı ise özellikle çocuklarda ciddi zehirlenmeye yol açabiliyor.<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi, demir içeren katı oral takviye ve ilaçların etiketlerinde, küçük çocuklarda kazara aşırı dozun ciddi zehirlenmeye neden olabileceğine ilişkin uyarı bulunmasını zorunlu tutuyor.<br />
Bu nedenle demir preparatlarının gelişigüzel kullanılan sıradan takviyeler gibi değerlendirilmemesi gerekiyor.<br />
Vücut fazla demiri kolayca uzaklaştıramıyor<br />
İnsan vücudu bağırsaktan alınan demir miktarını sıkı biçimde düzenliyor. Buna karşılık fazla demirin aktif olarak vücuttan uzaklaştırılmasını sağlayan güçlü bir fizyolojik mekanizma bulunmuyor.<br />
Demir dengesinin kontrolünde hepsidin adı verilen hormon temel görevlerden birini üstleniyor.<br />
Kalıtsal hemokromatozis gibi bazı hastalıklarda bu düzenleme bozulabiliyor. Bağırsaklardan ihtiyaçtan fazla demir emilmesi yıllar içinde demirin dokularda birikmesine neden olabiliyor.<br />
Tekrarlayan kan transfüzyonlarında ise farklı bir mekanizma devreye giriyor. Her transfüzyon vücuda ek demir kazandırdığı için uzun süre çok sayıda transfüzyon alan kişilerde demir yüklenmesi gelişebiliyor.<br />
Tek laboratuvar sonucuyla karar verilmiyor<br />
Güncel değerlendirmeler, olası demir yüklenmesinin araştırılmasında ferritin ile transferrin satürasyonunun birlikte ele alınmasını destekliyor.<br />
Klinik duruma göre karaciğer testleri, genetik incelemeler ve manyetik rezonans görüntüleme de değerlendirmeye eklenebiliyor.<br />
Manyetik rezonans görüntüleme, özellikle karaciğer ve kalpte biriken demir miktarının girişimsel işlem yapılmadan değerlendirilmesine yardımcı olabiliyor.<br />
Bu yaklaşım hem gerçek demir yüklenmesinin gözden kaçırılmasını hem de yalnızca ferritin yüksekliği nedeniyle kişiye gereksiz yere demir yüklenmesi tanısı konulmasını önlemeyi amaçlıyor.<br />
Demirde hedef daha yüksek değer değil, uygun düzey<br />
Mevcut bilimsel veriler demirin zararlı bir mineral olduğunu göstermiyor. Demir insan yaşamı için gerekli ve eksikliğinde tedavi edilmesi gereken bir besin öğesi.<br />
Risk, kişinin ihtiyacına uygun olmayan kullanımda veya demir metabolizmasını bozan hastalıklarda ortaya çıkıyor.<br />
Özellikle uzun süre demir preparatı kullanan, ferritin ve transferrin satürasyonu kalıcı olarak yüksek seyreden, sık kan transfüzyonu alan veya ailesinde kalıtsal hemokromatozis bulunan kişilerin demir durumunun klinik ve laboratuvar verileriyle değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
2026’da yayımlanan güncel hematoloji değerlendirmeleri, demir yönetiminde temel yaklaşımın yalnızca yüksek ya da düşük ferritin değerine odaklanmak değil, kişinin gerçek demir durumunu doğru biçimde belirlemek olduğunu gösteriyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• European Journal of Haematology – Hyperferritinemia: Pathophysiology, Etiologies, and Diagnostic Approach, 6 Ağustos 2026<br />
• International Journal of Laboratory Hematology – Iron Overload: Pathophysiology, Diagnosis and Monitoring, 2026<br />
• ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri Besin Takviyeleri Ofisi – Demir Sağlık Profesyonelleri Bilgi Formu<br />
• Dünya Sağlık Örgütü – Bireylerde ve Toplumlarda Demir Durumunun Değerlendirilmesinde Ferritin Konsantrasyonlarının Kullanımına İlişkin Kılavuz<br />
• ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Demir İçeren Takviye ve İlaçlarda Uyarı Etiketlerine İlişkin Düzenleme</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kan-tahlili-olmadan-uzun-sure-demir-kullanimina-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 22:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/demirde-fazlasi-da-sorun-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="54795"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fırında Karnabahar Köftesi Tarifi: Hafif ve Pratik]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/firinda-karnabahar-koftesi-tarifi-hafif-ve-pratik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/firinda-karnabahar-koftesi-tarifi-hafif-ve-pratik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fırında karnabahar köftesi tarifi; karnabahar, yumurta, lor ve yulafla hazırlanan, kızartma gerektirmeyen ve yoğurt sosuyla servis edilen pratik bir yemek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fırında Karnabahar Köftesi Tarifi: Hafif ve Pratik</p>

<p>Karnabaharı klasik sebze yemeğinden farklı şekilde değerlendirmek isteyenler için fırında karnabahar köftesi pratik bir alternatif. Haşlanıp suyu iyice alınan karnabahar; yumurta, lor peyniri, yulaf ve yeşilliklerle bir araya getiriliyor, ardından küçük köfteler halinde fırında kızartılıyor.</p>

<p>Tarifin en önemli özelliklerinden biri yağda kızartma gerektirmemesi. Kontrollü miktarda zeytinyağıyla fırında pişirildiğinde dış yüzeyi hafifçe kızarmış, iç kısmı ise yumuşak sebze köfteleri elde edilebiliyor.</p>

<p>Yanında sarımsaklı yoğurt ve büyük bir mevsim salatasıyla servis edildiğinde hafif bir akşam öğününe dönüştürülebilir. Köfteler küçük hazırlanırsa ara öğün veya atıştırmalık olarak da sunulabilir.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Karnabahar, sebze grubunda yer alan ve lifin yanı sıra C vitamini, folat ve çeşitli bitkisel bileşenler sağlayan bir besindir.</p>

<p>Yumurta ve lor peyniri tarifin protein miktarına katkıda bulunurken yulaf hem bağlayıcı görevi görüyor hem de kompleks karbonhidrat ve lif sağlıyor.</p>

<p>Tarifin yağda kızartılmak yerine fırında hazırlanması kullanılan yağ miktarının daha kolay kontrol edilmesini sağlar. Bununla birlikte “fırında” ifadesinin tek başına bir yemeği düşük kalorili hale getirmediği unutulmamalıdır. Peynir, yağ, sos ve porsiyon miktarı toplam enerji değerini etkiler.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 20 dakika<br />
Pişirme süresi: 25-30 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 50 dakika<br />
Kaç kişilik: 4 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 4-5 orta boy köfte ve yoğurt sosu<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Akşam yemeği / hafif öğün<br />
Kategori: Düşük Kalorili Tarifler</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 270 kcal<br />
Protein: 19 g<br />
Karbonhidrat: 25 g<br />
Yağ: 11 g<br />
Lif: 6 g</p>

<p>Değerler yaklaşık 800 gram temizlenmiş karnabahar, 2 yumurta, 150 gram lor peyniri, 100 gram yulaf ve 15 gram zeytinyağı üzerinden dört porsiyon dikkate alınarak yaklaşık hesaplanmıştır.</p>

<p>Kullanılan lor ve yoğurdun yağ oranı, köftelerin büyüklüğü, yulaf ve yağ miktarı gerçek besin değerlerini değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>Köfteler için:</p>

<p>800 gram temizlenmiş karnabahar<br />
2 adet büyük yumurta<br />
150 gram lor peyniri<br />
100 gram yulaf ezmesi<br />
2 adet taze soğan<br />
Yarım demet maydanoz<br />
Yarım demet dereotu<br />
1 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 15 ml<br />
1 çay kaşığı kimyon<br />
Yarım çay kaşığı karabiber<br />
Yarım çay kaşığı tatlı kırmızı toz biber<br />
Kontrollü miktarda tuz</p>

<p>Yoğurt sosu için:</p>

<p>200 gram sade yoğurt<br />
1 küçük diş sarımsak<br />
1 yemek kaşığı ince kıyılmış dereotu<br />
Bir tutam karabiber<br />
Gerekiyorsa çok az tuz</p>

<p>Fırında karnabahar köftesi nasıl yapılır?</p>

<p>1. Karnabaharı küçük çiçeklerine ayırın ve bol suyla yıkayın.</p>

<p>2. Geniş bir tencerede suyu kaynatın. Karnabaharları kaynar suya ekleyerek yaklaşık 6-8 dakika haşlayın.</p>

<p>3. Karnabahar tamamen dağılacak kadar yumuşamamalıdır. Çatalla kolayca ezilebilecek ancak fazla su çekmemiş bir kıvam yeterlidir.</p>

<p>4. Haşlanan karnabaharı süzgece alın ve suyunun iyice süzülmesini bekleyin.</p>

<p>5. Karnabaharı geniş bir kaseye aktarın ve patates ezici veya çatalla ezin. Tamamen püre yapmak yerine küçük parçaların kalması köftelere daha iyi doku verir.</p>

<p>6. Ezilmiş karnabahar hâlâ belirgin biçimde suluysa temiz bir mutfak bezi veya tülbent yardımıyla fazla suyunu çıkarın. Bu aşama tarifin başarısı açısından önemlidir.</p>

<p>7. Yulaf ezmesini mutfak robotunda iri un kıvamına gelene kadar çekin.</p>

<p>8. Karnabaharın üzerine yumurtaları, lor peynirini ve öğütülmüş yulafı ekleyin.</p>

<p>9. Taze soğan, maydanoz ve dereotunu ince kıyarak karışıma ilave edin.</p>

<p>10. Kimyon, karabiber, kırmızı toz biber ve kontrollü miktarda tuz ekleyin.</p>

<p>11. Bütün malzemeleri spatula veya temiz ellerinizle homojen hale gelene kadar karıştırın.</p>

<p>12. Karışımı yaklaşık 10 dakika dinlendirin. Yulaf bu sürede fazla nemin bir bölümünü emecektir.</p>

<p>13. Dinlenen harcın kıvamını kontrol edin. Elinizle şekil verildiğinde dağılmadan durmalı ancak kuru ve sert olmamalıdır.</p>

<p>14. Harç hâlâ çok gevşekse önce 1 yemek kaşığı öğütülmüş yulaf ekleyin ve birkaç dakika daha bekleyin. Gereksiz miktarda yulaf eklemek köfteleri kuru hale getirebilir.</p>

<p>15. Fırını 200 derece alt-üst ayarda önceden ısıtın.</p>

<p>16. Geniş bir fırın tepsisine pişirme kağıdı serin. Kağıdın yüzeyini zeytinyağının yaklaşık yarısıyla ince biçimde yağlayın.</p>

<p>17. Harçtan yaklaşık 50-55 gramlık parçalar alın. Elinizle yuvarlayıp hafifçe bastırarak yaklaşık 1,5 santimetre kalınlığında köfteler oluşturun.</p>

<p>18. Köfteleri aralarında boşluk bırakarak tepsiye yerleştirin. Çok sık dizmek yüzeylerinin kızarmasını zorlaştırabilir.</p>

<p>19. Kalan zeytinyağını köftelerin üzerine fırça yardımıyla ince biçimde sürün.</p>

<p>20. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında yaklaşık 15 dakika pişirin.</p>

<p>21. Alt yüzeyleri belirgin biçimde toparlandığında köfteleri ince bir spatulayla dikkatlice çevirin.</p>

<p>22. Yaklaşık 10-15 dakika daha pişirin. İki yüzey de altın rengini almaya başladığında fırından çıkarın.</p>

<p>23. Köfteleri tepsiden hemen kaldırmayın. Yaklaşık 5 dakika dinlendirin. Sıcakken hassas olan yapı dinlendikçe toparlanacaktır.</p>

<p>24. Yoğurt sosu için sade yoğurt, ezilmiş sarımsak ve dereotunu karıştırın.</p>

<p>25. Karnabahar köftelerini ılık halde yoğurt sosuyla servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Fırında karnabahar köftesinin dağılmaması için en kritik aşama karnabaharın fazla suyunu uzaklaştırmaktır. Sulu karnabahar harcını toparlamak için sürekli yulaf eklemek, sonuçta sebze köftesi yerine kuru ve yoğun bir yapı oluşturabilir.</p>

<p>Karnabaharı gereğinden uzun süre haşlamayın. Fazla pişen karnabahar daha çok su tutar ve köfte harcının kontrolünü zorlaştırır.</p>

<p>Köfteleri çok kalın hazırlamayın. Yaklaşık 1,5 santimetrelik kalınlık iç kısmın ısınmasına, dış yüzeyin ise kızarmasına imkân verir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarif zaten yağda kızartılmadığı ve ölçülü zeytinyağıyla hazırlandığı için sırf daha sağlıklı görünmesi amacıyla temel yapısını değiştirmek gerekmez.</p>

<p>Lor peynirinin tuz oranı yüksekse harca ayrıca tuz eklememek toplam tuz miktarını azaltabilir.</p>

<p>Yoğurt sosunda mayonez veya hazır sos kullanmak yerine sade yoğurt, sarımsak ve taze otlarla lezzet oluşturulabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Fırında karnabahar köftesi, sebze ağırlıklı ve vejetaryen bir öğün arayanlar için uygundur. Yumurta ve süt ürünlerini tüketen vejetaryen beslenme biçimine uyumludur.</p>

<p>Tarif protein açısından yalnızca sebzeden oluşan birçok köfte tarifine göre daha güçlüdür; ancak “yüksek proteinli” kategorisine yerleştirmek yerine porsiyon değerini açıkça belirtmek daha doğru olur.</p>

<p>Yulaf doğal olarak gluten içermese de üretim sırasında buğday, arpa veya çavdarla temas edebilir. Çölyak hastalığı bulunan kişiler yalnızca sertifikalı glutensiz yulaf kullanmalı ve diğer paketli ürünlerde çapraz bulaşma riskini kontrol etmelidir.</p>

<p>Yumurta veya süt proteini alerjisi bulunan kişiler için standart tarif uygun değildir.</p>

<p>Fırında karnabahar köftesi kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçüler dört eşit porsiyona ayrıldığında yoğurt sosuyla birlikte bir porsiyon yaklaşık 270 kalori sağlayabilir.</p>

<p>Lor peynirinin ve yoğurdun yağ oranı, yulaf miktarı, kullanılan zeytinyağı ve porsiyon büyüklüğü toplam enerjiyi değiştirebilir.</p>

<p>Karnabahar köftesi neden dağılıyor?</p>

<p>En yaygın neden karnabaharın fazla sulu olmasıdır. Harcın yeterince dinlendirilmemesi veya köftelerin ilk yüzü toparlanmadan çevrilmesi de dağılmaya neden olabilir.</p>

<p>Karnabaharın suyunu iyi almak, yulafı ekledikten sonra harcı dinlendirmek ve köfteleri fırında ilk 15 dakika mümkün olduğunca hareket ettirmemek daha iyi sonuç verir.</p>

<p>Karnabahar köftesi kızartmadan yapılır mı?</p>

<p>Evet. Fırında pişirme bu tarif için oldukça uygundur. Pişirme kağıdının yüzeyine ve köftelerin üzerine az miktarda yağ sürmek dış yüzeyin daha iyi renk almasına yardımcı olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karnabahar köftesinin yanına ne gider?</p>

<p>Sarımsaklı veya dereotlu yoğurt en pratik eşlikçilerden biridir. Domates, salatalık, roka, havuç ve diğer mevsim sebzeleriyle hazırlanan büyük bir salatayla birlikte hafif bir öğün oluşturulabilir.</p>

<p>Karnabahar köftesi airfryer'da yapılır mı?</p>

<p>Evet. Köfteler airfryer sepetine birbirlerine değmeyecek şekilde yerleştirilebilir. Cihazların performansı değiştiğinden pişirme süresi modele göre ayarlanmalıdır. Köftelerin dış yüzeyi kızarıp iç yapısı tamamen ısındığında pişirme tamamlanabilir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Artan karnabahar köftelerini tamamen soğuduktan sonra kapalı bir saklama kabına alarak buzdolabında muhafaza edin.</p>

<p>Yoğurt sosunu ayrı kapta saklamak köftelerin yüzeyinin yumuşamasını azaltır.</p>

<p>Yeniden servis ederken mikrodalga yerine fırın veya airfryer kullanmak dış yüzeyin tekrar daha iyi doku kazanmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Fırında karnabahar köftesi, karnabaharı klasik sebze yemeğinin dışında değerlendirmek isteyenler için pratik ve görsel açıdan güçlü bir alternatif. Fırında hazırlanması sayesinde kızartma işlemiyle uğraşmadan dışı kızarmış sebze köfteleri elde edilebilir.</p>

<p>Tarifin başarısındaki temel nokta ise malzeme sayısını artırmak değil, karnabaharın suyunu doğru kontrol etmek. Bu aşama iyi yapıldığında köfteler kolay şekil alır ve fırından çıktıktan sonra da yapısını korur.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/firinda-karnabahar-koftesi-tarifi-hafif-ve-pratik</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 21:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0488.jpeg" type="image/jpeg" length="14420"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1000’den Fazla Öğrenci Hastaları Elle Soluttu: Modern Yoğun Bakım Böyle Doğdu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/1000den-fazla-ogrenci-hastalari-elle-soluttu-modern-yogun-bakim-boyle-dogdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/1000den-fazla-ogrenci-hastalari-elle-soluttu-modern-yogun-bakim-boyle-dogdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1952’de Kopenhag’ı vuran çocuk felci salgınında solunum kasları felç olan yüzlerce hasta ölümle karşı karşıya kaldı. Hastanede yeterli solunum cihazı yoktu. Çözüm sıra dışıydı: 1000’den fazla tıp ve diş hekimliği öğrencisi vardiyalar hâlinde hastaların başına geçti ve solunum torbalarını saatler boyunca elleriyle sıkarak onları yaşatmaya çalıştı. Yaklaşık 165 bin saat süren bu olağanüstü mücadele, modern yoğun bakım tıbbının doğuşundaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>1952 yazında Danimarka’nın başkenti Kopenhag, giderek büyüyen bir sağlık felaketiyle karşı karşıyaydı.<br />
Çocuk felci, yani poliomiyelit salgını hızla yayılıyor; bazı hastalarda virüs yalnızca kol ve bacakları değil, solunum ve yutma kaslarını da felç ediyordu.<br />
Temmuz-Aralık 1952 döneminde Kopenhag’daki Blegdam Hastanesi’ne 2 bin 722 poliomiyelit hastası kabul edildi. Bunların 866’sında felç, 316’sında ise solunum ve/veya yutma kaslarını etkileyen ağır tutulum gelişti.<br />
Ancak asıl kriz hastaların sayısından çok daha ürkütücüydü:<br />
Nefes alamayan yüzlerce hasta vardı ancak onları solutabilecek yeterli cihaz yoktu.<br />
Bir demir akciğer, altı göğüs respiratörü<br />
O dönemin en önemli solunum destek araçlarından biri “iron lung”, yani demir akciğer olarak bilinen negatif basınçlı respiratördü.<br />
Hasta, başı dışarıda kalacak şekilde büyük metal bir silindirin içine yerleştiriliyor; cihaz göğüs kafesinin çevresindeki basıncı değiştirerek hastanın nefes almasına yardımcı oluyordu.<br />
Blegdam Hastanesi’nde ise yalnızca bir tank tipi demir akciğer ve altı cuirass tipi negatif basınç respiratörü bulunuyordu.<br />
Salgının zirvesinde her gün yeni solunum yetmezliği hastalarının hastaneye getirildiği düşünüldüğünde bu kapasite son derece yetersizdi.<br />
Üstelik özellikle bulber poliomiyelitli hastalarda sorun yalnızca solunum kaslarının felç olması değildi.<br />
Hastalar yutamıyor, etkili biçimde öksüremiyor ve solunum yollarındaki salgıları temizleyemiyordu. Solunum yollarında biriken sekresyonlar ve ilerleyen solunum yetmezliği ölüm riskini daha da artırıyordu.<br />
Ibsen’in yeni yönteminin uygulanmasından hemen önce durumun ne kadar ağır olduğunu gösteren çarpıcı bir veri vardı:<br />
Üç haftalık bir dönemde bulber poliomiyelit nedeniyle tedavi edilen 31 hastanın 27’si hayatını kaybetmişti.<br />
Başka bir ifadeyle, ağır hastalarda ölüm olağanüstü yüksek düzeylere ulaşmıştı.<br />
Tam bu noktada bir anesteziyolog devreye girdi.<br />
Ameliyathaneden gelen doktor: Bjørn Ibsen<br />
Bjørn Ibsen, anesteziyoloji alanında çalışan genç bir Danimarkalı hekimdi.<br />
Anestezistler ameliyat sırasında hastaların solunumunu kontrol etmek amacıyla akciğerlere pozitif basınçla hava verebiliyordu.<br />
Ibsen, aynı yöntemin çocuk felci nedeniyle kendi başına yeterince nefes alamayan hastalarda da kullanılabileceğini düşündü.<br />
Ancak Ibsen’in katkısı yalnızca yeni bir ventilasyon yöntemi önermek değildi.<br />
O dönemde ağır poliomiyelit hastalarında ölçülen yüksek total karbondioksit ve bikarbonat değerleri başlangıçta metabolik bir sorun gibi yorumlanabiliyordu.<br />
Ibsen ise hastaların temel probleminin yetersiz ventilasyon nedeniyle karbondioksiti vücuttan atamaması, yani ağır hipoventilasyona bağlı CO₂ retansiyonu ve hiperkapni olduğunu düşündü.<br />
Daha sonra yapılan fizyolojik değerlendirmeler ve pH ölçümleri bu yorumun doğruluğunu destekledi.<br />
Teorisinin gerçek bir hastada denenmesi ise tıp tarihinin akışını değiştirecekti.<br />
12 yaşındaki Vivi Ebert<br />
Tarih 27 Ağustos 1952 idi.<br />
12 yaşındaki Vivi Ebert, ağır poliomiyelit nedeniyle ölümün eşiğindeydi.<br />
Dört ekstremitesinde felç gelişmişti. Solunum kasları etkilenmişti ve bulber tutulum nedeniyle kendi solunumunu sürdüremiyordu.<br />
Ibsen, hastanın solunum yolunun güvence altına alınmasını ve trakeostomi yapılmasını önerdi.<br />
Trakeostomi tüpü aracılığıyla hastanın akciğerlerine pozitif basınçla hava verilmeye başlandı.<br />
Ancak Vivi başlangıçta uygulanan ventilasyona direniyordu.<br />
Ibsen hastaya thiopental ile sedasyon uyguladı.<br />
Ardından solunum torbası kullanılarak elle pozitif basınçlı ventilasyon sürdürüldü.<br />
Hastanın durumu düzelmeye başladı.<br />
Bu vaka yalnızca bir çocuğun yaşam mücadelesi değildi.<br />
Yoğun bakım tarihinin yönünü değiştiren deneyimlerden biri haline gelecekti.<br />
Sorunun nasıl çözülebileceği anlaşılmıştı.<br />
Ancak bu kez çok daha büyük bir problem ortaya çıktı:<br />
Bir insan birkaç saat boyunca bir hastayı elle solutabilirdi.<br />
Peki yüzlerce hastayı kim solutacaktı?<br />
Hastanenin solunum cihazları öğrenci elleriydi<br />
Kopenhag’daki hekimler olağanüstü bir organizasyon kurdu.<br />
Tıp ve diş hekimliği öğrencileri hastaneye çağrıldı.<br />
Öğrencilere manuel pozitif basınçlı ventilasyon öğretildi.<br />
Her bir öğrenci hastanın başında oturacak, trakeostomi tüpüne bağlı solunum torbasını düzenli aralıklarla sıkacaktı.<br />
Torba sıkıldığında hava hastanın akciğerlerine giriyor, bırakıldığında nefes dışarı çıkıyordu.<br />
Sonra tekrar sıkılıyordu.<br />
Ve tekrar.<br />
Dakikalar boyunca değil.<br />
Saatler boyunca.<br />
Öğrenciler ağırlıklı olarak altı saatlik vardiyalar hâlinde çalışıyordu.<br />
Bir vardiya tamamlandığında başka bir öğrenci hastanın başına geçiyor ve manuel ventilasyonu kesintisiz sürdürüyordu.<br />
Bazı hastaların bu desteğe yalnızca saatler değil, günler ve hatta haftalar boyunca ihtiyacı oldu.<br />
1000 mi, 1500 mü?<br />
Tarihsel kaynaklarda salgın sırasında görev alan öğrenci sayısına ilişkin farklı rakamlar bulunuyor.<br />
Bazı kaynaklar yaklaşık 1000 tıp ve diş hekimliği öğrencisinin görev yaptığını bildirirken, ayrıntılı tarihsel çalışmalar toplam katılımın yaklaşık 1500 öğrenciye ulaştığını belirtiyor.<br />
Bu nedenle olayın büyüklüğünü en doğru biçimde ifade eden tanım:<br />
1000’den fazla öğrenci.<br />
Bu öğrenciler salgın boyunca modern ventilatörlerin görevini kendi elleriyle üstlendi.<br />
165 bin saat elle solunum<br />
Operasyonun büyüklüğü bugün bile şaşırtıcıdır.<br />
Öğrencilerin toplamda yaklaşık 165 bin saat manuel ventilasyon yaptığı bildiriliyor.<br />
Salgının en yoğun günlerinde aynı anda yaklaşık 70 hasta, günün 24 saati boyunca elle solutuluyordu.<br />
Her gün yüzlerce öğrenci vardiyalar hâlinde hastaneye geliyor, bir önceki öğrenciden hastasını devralıyor ve solunum torbasını sıkmaya başlıyordu.<br />
Bir hastanın yaşaması için gereken nefes, kelimenin tam anlamıyla başka bir insanın elindeydi.<br />
Üstelik o yıllarda bugünkü yoğun bakım ünitelerinde bulunan gelişmiş monitörler yoktu.<br />
Kapnografi yoktu.<br />
Modern mekanik ventilatörler yoktu.<br />
Bilgisayar kontrollü alarm sistemleri yoktu.<br />
Öğrenciler ve sağlık çalışanları hastanın rengini, nabzını, klinik durumunu ve diğer belirtileri sürekli takip etmek zorundaydı.<br />
Hastayla öğrencinin arasında sıra dışı bir bağ<br />
Manuel ventilasyon yalnızca mekanik bir işlem değildi.<br />
Hasta ile öğrenciyi saatler boyunca birbirine bağlayan sıra dışı bir ilişkiydi.<br />
Trakeostomi nedeniyle bazı hastalar konuşamıyordu.<br />
Öğrenciler zamanla hastaların göz hareketlerini, mimiklerini ve dudak hareketlerini anlamayı öğrendi.<br />
Bir hasta rahatsız olduğunda bunu bazen yalnızca gözleriyle anlatabiliyordu.<br />
Öğrenciler onların yanında saatler geçiriyor, iyileşmelerini izliyor ve zamanla hastalarıyla kişisel bağlar kuruyordu.<br />
Ancak bütün hastalar kurtarılamıyordu.<br />
Saatlerce elleriyle nefes verdikleri bir hastanın hayatını kaybetmesi, çoğu henüz eğitimlerinin başında olan genç öğrenciler için ağır bir psikolojik yük oluşturuyordu.<br />
Kopenhag salgını bu nedenle yalnızca teknik bir tıp hikâyesi değil, aynı zamanda sıra dışı bir insan hikâyesiydi.<br />
Ölüm oranı dramatik biçimde azaldı<br />
Ibsen’in önerdiği yaklaşım yaygınlaştırıldıkça sonuçlar değişmeye başladı.<br />
Trakeostomi ile hava yolunun güvence altına alınması, sekresyonların temizlenmesi ve sürekli pozitif basınçlı ventilasyon sayesinde ağır poliomiyelit hastalarında ölüm oranı belirgin biçimde geriledi.<br />
Tarihsel çalışmalarda hasta grupları ve incelenen dönemler farklı olduğu için rakamlar birebir aynı değildir.<br />
Ancak ağır solunum tutulumu bulunan hastalarda başlangıçta yaklaşık yüzde 80-90 düzeylerine ulaşabilen ölüm oranlarının, yeni yaklaşımın uygulanmasıyla salgının ilerleyen dönemlerinde yaklaşık yüzde 25-40 düzeylerine kadar gerilediği bildiriliyor.<br />
Bu başarı yalnızca çocuk felci tedavisinin değişmesi anlamına gelmiyordu.<br />
Hekimler çok daha büyük bir ilkeyi görmeye başlamıştı:<br />
Bir hastanın bozulan hayati fonksiyonlarını geçici olarak destekleyebilirseniz, altta yatan hastalık düzelene kadar ona zaman kazandırabilirsiniz.<br />
Bugünkü yoğun bakım tıbbının temelinde de büyük ölçüde bu düşünce bulunuyor.<br />
Yeni fikir: Ağır hastaları aynı yerde toplayalım<br />
Kopenhag deneyiminin belki de en kalıcı sonucu mekanik ventilasyon tekniği değildi.<br />
Hekimler, kritik durumdaki hastaların farklı servislerde dağınık biçimde takip edilmesi yerine aynı yerde toplanmasının büyük avantaj sağladığını gördü.<br />
Böylece hastalar;<br />
sürekli gözlenebiliyor,<br />
solunumları kesintisiz takip edilebiliyor,<br />
özel eğitimli sağlık çalışanları tarafından bakılabiliyor,<br />
hayati fonksiyonlarındaki değişikliklere hızla müdahale edilebiliyordu.<br />
Bu yaklaşım, günümüzdeki yoğun bakım ünitesi anlayışının temel unsurlarını oluşturdu.<br />
1953: Yoğun bakım ünitesine doğru<br />
Poliomiyelit salgınının ardından Ibsen bu tecrübeyi kalıcı bir sisteme dönüştürmek istedi.<br />
Aralık 1953’te Kopenhag Kommunehospitalet’te, kritik hastaların tek bir alanda toplandığı, sürekli gözetim altında tutulduğu ve farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalıştığı bir birimin kurulmasında öncü rol oynadı.<br />
Bu birim, tıp tarihinde ilk multidisipliner yoğun bakım ünitelerinden ve modern yoğun bakım ünitesi modelinin başlangıç noktalarından biri olarak kabul edilmektedir.<br />
Bu nedenle modern yoğun bakımın doğuşunu yalnızca tek bir tarih veya tek bir kişiye indirgemek doğru değildir.<br />
Yoğun bakımın gelişiminde daha önceki postoperatif bakım üniteleri ve başka girişimler de rol oynadı.<br />
Ancak 1952 Kopenhag poliomiyelit salgını ve Bjørn Ibsen’in çalışmaları, modern yoğun bakım tıbbının oluşmasındaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu.<br />
Anesteziyoloji ameliyathaneden çıktı<br />
Salgın başka bir tıp alanını da kökten değiştirdi.<br />
Anesteziyologların yalnızca ameliyat sırasında hastaları uyutan doktorlar olmadığı görüldü.<br />
Hava yolu yönetimi, solunum fizyolojisi, ventilasyon ve hayati fonksiyonların desteklenmesindeki uzmanlıkları, kritik hastaların bakımında merkezi bir role sahipti.<br />
Böylece anesteziyoloji ile yoğun bakım tıbbı arasında bugün hâlâ devam eden güçlü bağın temellerinden biri atılmış oldu.<br />
Bjørn Ibsen de bu nedenle tıp tarihinde modern yoğun bakım tıbbının kurucu isimlerinden biri olarak anılıyor.<br />
Bir makinenin yapacağı işi binlerce insan yaptı<br />
1952’de Kopenhag’daki öğrencilerin ellerinde bilgisayar kontrollü ventilatörler yoktu.<br />
Gelişmiş monitörler yoktu.<br />
Modern yoğun bakım yatakları yoktu.<br />
Hastaların başında bir solunum torbası vardı.<br />
Ve yapılması gereken tek bir hareket:<br />
Sıkmak ve bırakmak.<br />
Sonra yeniden sıkmak.<br />
Dakikalar boyunca.<br />
Saatler boyunca.<br />
Gece boyunca.<br />
Altı saatlik vardiya sona erdiğinde başka bir öğrenci gelip aynı işi devralıyordu.<br />
Bu döngü bazı hastalarda günlerce devam etti.<br />
Salgın sona erdiğinde geride yalnızca kurtarılan hastalar kalmadı.<br />
Solunum yetmezliğinin fizyolojisi daha iyi anlaşılmıştı.<br />
Pozitif basınçlı ventilasyonun hayat kurtarıcı gücü görülmüştü.<br />
Kritik hastaların aynı yerde, sürekli izlenmesinin önemi ortaya çıkmıştı.<br />
Ve yeni bir tıp alanının temelleri atılmıştı.<br />
Bugün modern bir yoğun bakım ventilatörü bir hastaya günün 24 saati otomatik olarak binlerce nefes verebilir.<br />
Ancak yoğun bakım tarihinin en önemli nefeslerinden bazıları bir makine tarafından değil,<br />
1952 yılında Kopenhag’da hastaların başında oturan öğrencilerin elleriyle verilmişti.<br />
Kaynaklar<br />
Reisner-Sénélar L. The Birth of Intensive Care Medicine: Björn Ibsen's Records. Intensive Care Medicine, 2011.<br />
West JB. The Physiological Challenges of the 1952 Copenhagen Poliomyelitis Epidemic and a Renaissance in Clinical Respiratory Physiology. Journal of Applied Physiology, 2005.<br />
Kelly FE, Fong K, Hirsch N, Nolan JP. Intensive Care Medicine Is 60 Years Old: The History and Future of the Intensive Care Unit. Clinical Medicine, 2014.<br />
Lassen HCA. A Preliminary Report on the 1952 Epidemic of Poliomyelitis in Copenhagen with Special Reference to the Treatment of Acute Respiratory Insufficiency. The Lancet, 1953.<br />
Berthelsen PG, Cronqvist M. The First Intensive Care Unit in the World: Copenhagen 1953. Acta Anaesthesiologica Scandinavica, 2003.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/1000den-fazla-ogrenci-hastalari-elle-soluttu-modern-yogun-bakim-boyle-dogdu</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 21:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/bir-hastanin-nefesi-ogrencilerin-ellerindeydi-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="97215"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1,9 Milyondan Fazla Kişilik Araştırma: DEHB Olanlarda Bağırsak Sorunları Daha Sık Görülüyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/19-milyondan-fazla-kisilik-arastirma-dehb-olanlarda-bagirsak-sorunlari-daha-sik-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/19-milyondan-fazla-kisilik-arastirma-dehb-olanlarda-bagirsak-sorunlari-daha-sik-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[23 çalışmadan 1,9 milyondan fazla kişinin verilerini bir araya getiren yeni sistematik derleme ve meta-analizde, DEHB olanlarda gastrointestinal belirtilerin daha sık görüldüğü belirlendi. Kabızlıkla karşılaşma odds'u yaklaşık iki kat daha yüksek bulunurken, irritabl bağırsak sendromunda yüzde 58'lik artış bildirildi. Araştırmacılar, sonuçların neden-sonuç ilişkisi göstermediğinin altını çiziyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) denildiğinde akla genellikle dikkat güçlüğü, dürtüsellik ve hiperaktivite geliyor.<br />
Ancak geniş kapsamlı yeni bir çalışma, DEHB olan kişilerde bağırsak ve sindirim sistemi sorunlarının da daha sık görülebildiğini ortaya koydu.<br />
University of Warwick araştırmacılarının yürüttüğü sistematik derleme ve meta-analizde, farklı ülkelerde gerçekleştirilen 23 çalışmadan 1,9 milyondan fazla kişinin verileri bir araya getirildi.<br />
Sonuçlar, DEHB olan kişilerde genel gastrointestinal belirtilerin DEHB olmayanlara kıyasla yaklaşık yüzde 50 daha fazla görüldüğünü gösterdi.<br />
Araştırma, 10 Eylül 2026 tarihinde Journal of Attention Disorders dergisinde çevrim içi yayımlandı.<br />
Kabızlık olasılığı yaklaşık iki kat<br />
Araştırmacılar yalnızca genel gastrointestinal yakınmaları değil; kabızlık, irritabl bağırsak sendromu (IBS), ishal, hazımsızlık ve dışkı kontrolüyle ilgili sorunlar gibi farklı durumları da değerlendirdi.<br />
En dikkat çekici sonuçlardan biri kabızlıkta görüldü.<br />
DEHB olan kişilerde kabızlıkla karşılaşma odds'u yaklaşık iki kat daha yüksek bulundu.<br />
İrritabl bağırsak sendromunda ise DEHB olan grupta yüzde 58'lik artış bildirildi.<br />
Bu oranların doğrudan mutlak hasta sayısını göstermediğini vurgulamak gerekiyor.<br />
Örneğin kabızlık için bildirilen yaklaşık iki katlık fark, DEHB olan her iki kişiden birinin kabız olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Araştırmada kullanılan istatistiksel ölçümlerin, mutlak hastalık sıklığından farklı olduğu dikkate alınmalı.<br />
Enkopreziste dört kattan fazla fark<br />
Çalışmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de özellikle çocukluk çağında görülebilen enkoprezis, yani dışkının uygun olmayan yerlerde istemsiz olarak yapılması konusunda ortaya çıktı.<br />
DEHB olanlarda enkoprezis ile karşılaşma odds'u, DEHB olmayanlara kıyasla dört kattan fazla yüksek bulundu.<br />
Ancak bu oran da mutlak hastalık sıklığını göstermiyor.<br />
Başka bir ifadeyle sonuç, her DEHB'li çocukta enkoprezis görüleceği veya DEHB'nin bu duruma doğrudan neden olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Çocuklardan yetişkinlere kadar geniş yaş aralığı<br />
Meta-analize dahil edilen araştırmalar yalnızca çocukları kapsamıyor.<br />
Çalışmalardaki katılımcıların yaşları yaklaşık 2 ile 65 arasında değişiyor.<br />
Araştırmalar ABD, İsveç, Almanya ve Güney Kore'nin de aralarında bulunduğu farklı ülkelerde gerçekleştirildi.<br />
Bu durum, DEHB ile gastrointestinal sorunlar arasındaki ilişkinin farklı yaş gruplarında ve farklı toplumlarda incelenmiş olması açısından araştırmanın kapsamını genişletiyor.<br />
Peki beyin ile bağırsak arasında ne oluyor?<br />
Sonuçlar, son yıllarda giderek daha fazla araştırılan bağırsak-beyin eksenini yeniden gündeme getiriyor.<br />
Bağırsak ile merkezi sinir sistemi arasında çift yönlü ve karmaşık bir iletişim bulunuyor.<br />
Sinir sistemi, bağışıklık sistemi, hormonlar, vagus siniri ve bağırsaklarda yaşayan mikroorganizmalar bu iletişim ağının parçaları arasında yer alıyor.<br />
Ancak yeni meta-analiz, DEHB olan kişilerde görülen gastrointestinal sorunların nedeninin bağırsak mikrobiyotası olduğunu göstermiyor.<br />
Bağırsak-beyin ekseni, elde edilen ilişkinin açıklanmasına katkı sağlayabilecek olası mekanizmalardan yalnızca biri.<br />
DEHB ilaçları rol oynuyor olabilir mi?<br />
Bağlantının açıklanmasında başka faktörler de dikkate alınıyor.<br />
DEHB tedavisinde kullanılan bazı ilaçların bulantı, karın ağrısı, iştah değişikliği veya kabızlık gibi gastrointestinal yan etkileri olabiliyor.<br />
Bu nedenle ilaç kullanımı, araştırmada saptanan ilişkinin olası açıklamalarından biri olabilir.<br />
Ancak mevcut meta-analiz, gastrointestinal sorunların ne kadarının ilaçlardan kaynaklandığını belirlemiyor.<br />
Dolayısıyla sonuçları doğrudan DEHB tedavisinde kullanılan ilaçlara bağlamak mümkün değil.<br />
Beslenme davranışları da araştırılıyor<br />
Araştırmacıların üzerinde durduğu olası açıklamalardan biri de DEHB ile ilişkili bazı davranışsal özellikler.<br />
Özellikle dürtüsellik ve düzensiz yeme alışkanlıklarının gastrointestinal belirtiler üzerinde etkili olabileceği değerlendiriliyor.<br />
Ancak mevcut çalışma, bu davranışların saptanan ilişkinin temel nedeni olduğunu göstermiyor.<br />
Bu nedenle DEHB ile bağırsak sorunları arasındaki bağlantının tek bir mekanizmayla açıklanması mümkün görünmüyor.<br />
Mikrobiyota olası mekanizmalardan biri<br />
Bağırsak mikrobiyotası da araştırılan olası mekanizmalardan biri.<br />
Bağırsaklarda yaşayan trilyonlarca mikroorganizmanın oluşturduğu mikrobiyota; metabolizma, bağışıklık sistemi ve sinir sistemiyle sürekli etkileşim halinde.<br />
DEHB olan kişilerde bağırsak mikrobiyotasının farklı olabileceğini bildiren çalışmalar bulunuyor.<br />
Ancak bugüne kadar elde edilen sonuçlar tutarlı değil ve yeni meta-analiz de mikrobiyota değişikliklerinin DEHB'nin nedeni olduğunu göstermiyor.<br />
Bu nedenle bugün için:<br />
“DEHB bağırsak bakterilerindeki bozukluktan kaynaklanıyor”<br />
veya<br />
“Mikrobiyotayı değiştirmek DEHB'yi tedavi eder”<br />
şeklinde bir sonuca varmak mümkün değil.<br />
DEHB bağırsak hastalığına neden oluyor mu?<br />
Araştırmanın en önemli bilimsel sınırı burada ortaya çıkıyor.<br />
Hayır. Bu çalışma böyle bir neden-sonuç ilişkisini göstermiyor.<br />
Meta-analiz, DEHB ile gastrointestinal sorunların birlikte daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor.<br />
Ancak iki durum arasındaki istatistiksel ilişki, birinin diğerine neden olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Kullanılan ilaçlar, yeme davranışları, bağırsak-beyin ekseni, bağırsak mikrobiyotası veya ortak biyolojik mekanizmalar bu ilişkinin ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.<br />
Bu mekanizmaların birbirinden ayrılabilmesi için daha ayrıntılı ve uzun süreli çalışmalara ihtiyaç bulunuyor.<br />
Doktorlar bağırsak şikâyetlerini de dikkate almalı mı?<br />
Araştırmanın klinik açıdan dikkat çekici mesajlarından biri, DEHB olan kişilerde gastrointestinal belirtilerin göz ardı edilmemesi gerektiği yönünde.<br />
Uzun süren kabızlık, karın ağrısı, dışkılama düzenindeki değişiklikler veya irritabl bağırsak sendromunu düşündüren yakınmalar bulunuyorsa bunların ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir.<br />
Bununla birlikte gastrointestinal yakınmaların bulunması da tek başına DEHB açısından tanısal bir bulgu değil.<br />
1,9 milyondan fazla kişi neden önemli?<br />
Meta-analizin güçlü yönlerinden biri çok geniş bir veri havuzunu bir araya getirmesi.<br />
1,9 milyondan fazla kişinin verilerinin değerlendirilmesi, DEHB ile gastrointestinal sorunlar arasındaki ilişkinin yalnızca küçük bir hasta grubunda gözlenen bir bulgu olmadığını düşündürüyor.<br />
Bununla birlikte meta-analizlerin gücü, dahil edilen çalışmaların kalitesine bağlı.<br />
Çalışmalar arasında yaş grupları, DEHB tanı yöntemleri, ilaç kullanımı ve gastrointestinal sorunların tanımlanması açısından farklılıklar bulunabiliyor.<br />
Bu nedenle sonuçların klinik pratiğe aktarılırken dikkatli yorumlanması gerekiyor.<br />
Tıbbiye Bülteni değerlendirmesi<br />
Çalışmanın en önemli mesajı, DEHB'nin bir bağırsak hastalığı olduğu değil.<br />
Asıl dikkat çekici sonuç, DEHB olan kişilerde kabızlık, IBS ve bazı diğer gastrointestinal sorunların daha sık görülmesi.<br />
Bu sonuç, DEHB'nin yalnızca dikkat ve davranış belirtileri üzerinden değerlendirilmemesi; eşlik eden fiziksel yakınmaların da göz önünde bulundurulması gerektiğini düşündürüyor.<br />
Bir sonraki bilimsel soru ise daha önemli:<br />
Bu bağlantının arkasında ilaç kullanımı mı, yeme davranışları mı, bağırsak-beyin ekseni mi yoksa ortak biyolojik mekanizmalar mı bulunuyor?<br />
Bunu yanıtlamak için mevcut meta-analizden daha ileri, özellikle uzun süreli ve mekanizma odaklı araştırmalara ihtiyaç var.<br />
KAYNAKLAR<br />
Journal of Attention Disorders<br />
The Association Between Attention-Deficit Hyperactivity Disorder and Gastrointestinal Symptoms: A Systematic Review and Meta-Analysis. 2026.<br />
University of Warwick<br />
People with ADHD more likely to suffer gut problems. Eylül 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/19-milyondan-fazla-kisilik-arastirma-dehb-olanlarda-bagirsak-sorunlari-daha-sik-goruluyor</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 21:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/dehb-bagirsak-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="53284"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıpta Son İki Gün: Kanserden Alzheimer’a Beş Önemli Gelişme]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tipta-son-iki-gun-kanserden-alzheimera-bes-onemli-gelisme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tipta-son-iki-gun-kanserden-alzheimera-bes-onemli-gelisme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüksek riskli “sessiz” miyelomda teclistamab, osteoporozda kemiğe yönlendirilen hücreler, akciğer kanserinde açıklanabilir yapay zekâ, Alzheimer riskinde bilişsel dayanıklılık ve APDS’li çocuklara yönelik ilk ABD onayı… 11–13 Eylül 2026’da açıklanan beş gelişmenin kanıtları ve sınırları.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tıp dünyasında son iki günde kanser tedavisinden osteoporoza, yapay zekâdan Alzheimer hastalığına kadar uzanan dikkat çekici sonuçlar açıklandı. Bulguların bir kısmı gelecekte klinik uygulamayı değiştirme potansiyeli taşısa da araştırmaların kanıt düzeyleri birbirinden farklı. Küçük ve kontrolsüz bir ilk insan deneyi ile randomize bir klinik araştırmanın aynı güçte kanıt sunmadığını unutmamak gerekiyor.<br />
Son iki günün bilim gündeminde öne çıkan beş gelişme şöyle:<br />
1. Yüksek riskli “sessiz” miyelomda teclistamabdan güçlü sonuç<br />
Belirti vermeyen ancak aktif multipl miyeloma dönüşme riski yüksek olan “smoldering” multipl miyelomda erken tedavinin yararı uzun süredir araştırılıyor. Nature Medicine’da yayımlanan randomize faz 2 ImmunoPRISM çalışması, bu alanda dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu.<br />
Teclistamab, miyelom hücrelerindeki B hücresi olgunlaşma antijenini (BCMA) hedefleyen ve T hücrelerini tümör hücrelerine yönlendiren çift özgüllüklü bir antikor. Çalışmaya 64 hasta alındı ve 59’u tedavi edildi. Altı hastalık güvenlilik ön grubuyla birlikte 45 hasta teclistamab, 14 hasta ise lenalidomid ve deksametazon aldı. Güvenlilik ön grubunun ardından hastalar 2’ye 1 oranında randomize edildi.<br />
Teclistamab grubunda tam yanıt oranı yüzde 77,8’e ulaşırken karşılaştırma grubunda tam yanıt görülmedi. Minimal rezidüel hastalık negatifliği, 10⁻⁵ duyarlılık düzeyinde, teclistamab grubunda yüzde 82,2 olarak bildirildi. Bu sonuç, mevcut yöntemlerle saptanabilen hastalık yükünün çok düşük düzeye indiğini gösteriyor.<br />
Ortanca 24,5 aylık takipte iki yıllık progresyonsuz sağkalım oranı teclistamab grubunda yüzde 92, karşılaştırma grubunda yüzde 49 olarak hesaplandı. Hastalığın ilerlemesi veya ölüm açısından göreli tehlike oranı 0,15’ti; yüzde 95 güven aralığı 0,04–0,59 olarak bildirildi.<br />
Tedavinin güvenlilik tarafı da yakından izlendi. Teclistamab grubunda derece 3–4 nötropeni yüzde 35,6 oranında görüldü. Derece 3 enfeksiyon oranı yüzde 20 oldu. Sitokin salınım sendromu yalnızca derece 1–2 düzeyinde bildirildi; nörotoksisite görülmedi ve iki grupta da ölüm meydana gelmedi.<br />
Bununla birlikte hasta sayısının düşük, grupların belirgin biçimde dengesiz ve takip süresinin sınırlı olması sonuçların genellenmesini güçleştiriyor. Ayrıca çalışmanın birincil sonlanım noktası tam yanıt oranıydı; progresyonsuz sağkalım ikincil sonuçlar arasındaydı. Teclistamabın yüksek riskli “sessiz” miyelomda standart tedavi olabilmesi için daha büyük faz 3 araştırmalara ihtiyaç var.<br />
2. Kemiğe yönlendirilen hücreler osteoporozda ilk kez insanda denendi<br />
Cell’de yayımlanan faz 1 çalışmada, ileri osteoporozu bulunan 10 kadına kemik dokusuna ulaşma yeteneği güçlendirilmiş mezenkimal stromal hücreler verildi. Hastaların kendi kemik iliğinden elde edilen hücrelerin yüzeyi, dolaşımdan kemiğe yönelmelerini kolaylaştıracak şekilde düzenlendi.<br />
İlk dört katılımcıya kilogram başına 2 milyon, sonraki altı katılımcıya ise kilogram başına 5 milyon hücre tek seferde damar yoluyla uygulandı. Araştırmacılar ciddi bir istenmeyen olay saptamadı. İzlemde hacimsel kemik mineral yoğunluğu, kemik dokusu alanı ve kemik yapımını gösteren bazı biyobelirteçlerde artışlar bildirdi. Uygulama öncesindeki dönemle karşılaştırıldığında kırılganlık kırıklarının da azaldığı belirtildi.<br />
Katılımcıların yalnızca ikisi hücre uygulandığı sırada daha önce osteoporoz tedavisi almamıştı. İlk iki yıllık değerlendirme döneminde beş hastanın ilaçlarında değişiklik yapılmazken diğer beş hastanın tedavisi değiştirildi.<br />
Çalışmanın yalnızca 10 kişiden oluşması, kontrol grubunun bulunmaması ve osteoporoz ilaçlarındaki farklılıklar nedeniyle gözlenen değişimlerin doğrudan hücre uygulamasından kaynaklandığı veya yöntemin kırıkları azalttığı henüz kanıtlanmış değil. Çalışmanın temel amacı etkinliği göstermekten çok güvenlilik ve uygulanabilirliği değerlendirmekti.<br />
Yine de hücrelerin vücutta hedeflenen dokuya ulaşmasını sağlayan bu yaklaşım, rejeneratif tıp bakımından önemli bir ilk adım niteliğinde. Sonucun doğrulanması için daha büyük, kontrollü ve randomize çalışmalara ihtiyaç bulunuyor.<br />
3. Açıklanabilir yapay zekâ, akciğer kanserinde hekimlerin öngörüsünü iyileştirdi<br />
Nature Medicine’da yayımlanan bir başka çalışmada, ileri evre küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarının immünoterapi sonuçlarını öngörmeye yönelik açıklanabilir bir yapay zekâ karar destek sistemi değerlendirildi.<br />
Altı ülkedeki altı merkezden 2 bin 396 hastanın klinik bilgileri ile rutin kan sonuçları kullanıldı. Modeller, bağımsız testlerde 0,77’ye ulaşan ROC eğrisi altında kalan alan (AUC) değerleri elde etti. Ancak dış merkez doğrulamalarında performansın 0,55–0,72 aralığına gerilemesi, hasta grupları arasındaki farklılıkların modeli etkileyebildiğini gösterdi.<br />
Çalışmanın klinik kullanılabilirlik bölümünde 10’u akciğer kanseri uzmanı, 10’u ise bu alanda uzman olmayan toplam 20 hekim eşleştirildi. Her hekim 10 olguyu değerlendirerek toplam 200 değerlendirme yaptı. Hekimler olguları önce yapay zekâ desteği olmadan, ardından sistemin açıklamalarıyla birlikte değerlendirdi. Sistem kullanıldığında hastalık kontrolünü öngörme duyarlılığı yüzde 72’den yüzde 87’ye, genel doğruluk ise yüzde 57’den yüzde 65’e yükseldi. Buna karşılık özgüllük bir miktar azaldı.<br />
Araştırmada hekimlerin bazı yanlış yapay zekâ önerilerini de benimsediği görüldü. Bu durum, karar destek sistemlerinde otomasyon yanlılığı riskini düşündürüyor. Bulgular, hasta sonuçlarının iyileştiğini değil, hekimlerin olgulara ilişkin tahmin performansının değiştiğini ortaya koyuyor.<br />
Bu nedenle sistem, hekimin yerine karar veren bir araçtan çok belirsiz vakalarda kullanılabilecek bir karar desteği olarak değerlendiriliyor. Araştırma geriye dönük verilerle yapıldı ve dış doğrulamadaki performans daha düşüktü. İki binden fazla hastayı kapsayacak ileriye dönük doğrulama çalışması tamamlanmadan sistemin rutin klinik kullanıma hazır olduğu söylenemez.<br />
4. Alzheimer demansı riski bilişsel dayanıklılıkla da ilişkili bulundu<br />
Alzheimer hastalığında beyinde biriken patolojik proteinler önemli olsa da benzer biyolojik değişikliklere sahip kişilerin aynı hızda bilişsel kayıp yaşamaması uzun süredir araştırılıyor. Nature Medicine’da yayımlanan çalışma, “bilişsel dayanıklılık” olarak tanımlanan bu farklılığın Alzheimer demansı riskiyle ilişkisini inceledi.<br />
Çin Biliş ve Yaşlanma Çalışması’ndaki 3 bin 119 yaşlı birey ortanca 13,7 yıl takip edildi. Alzheimer patolojisi, beyin omurilik sıvısındaki fosforile tau-181 ile amiloid beta-42 oranı kullanılarak değerlendirildi. Bilişsel dayanıklılık ise kişinin patoloji düzeyi, yaşı ve cinsiyeti dikkate alındığında beklenenden daha iyi veya daha kötü seyreden bilişsel performansına göre istatistiksel olarak hesaplandı.<br />
Patolojik yükteki her bir standart sapmalık artış, Alzheimer demansı gelişme tehlikesinin yaklaşık 2,5 katına çıkmasıyla ilişkiliydi. Bilişsel dayanıklılıktaki her bir standart sapmalık artış ise bu tehlikenin yaklaşık yüzde 49 daha düşük olmasıyla bağlantılı bulundu. En yüksek risk, patolojik yükü yüksek ve bilişsel dayanıklılığı düşük kişilerde gözlendi.<br />
Sonuçlar bağımsız bir grupta da tekrarlandı. Ancak çalışma gözlemsel olduğu için bilişsel dayanıklılığın Alzheimer’ı doğrudan önlediğini söylemek mümkün değil. Ayrıca burada söz konusu olan dayanıklılık belirli bir ilaç, egzersiz veya zihinsel etkinlik değil; araştırmacıların uzun dönemli bilişsel değişimden hesapladığı istatistiksel bir ölçüt. Bu nedenle bulgulardan doğrudan bir tedavi veya yaşam tarzı reçetesi çıkarılamaz.<br />
5. Nadir bağışıklık hastalığı APDS’de 4–11 yaş grubuna ABD’de ilk tedavi onayı<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi, leniolisib (Joenja) adlı ilacın aktive fosfoinozitid 3-kinaz delta sendromu (APDS) bulunan 4–11 yaşındaki ve en az 27 kilogram ağırlığındaki çocuklarda kullanılmasını onayladı. Böylece APDS’li bu yaş grubu için ABD’deki ilk onaylı tedavinin önü açılmış oldu.<br />
APDS, bağışıklık hücrelerindeki PI3K-delta sinyal yolunun aşırı çalışmasına yol açan genetik değişikliklerden kaynaklanıyor. Hastalarda tekrarlayan enfeksiyonlar, lenf düğümlerinde büyüme ve bağışıklık sisteminin işleyişinde bozulma görülebiliyor. Leniolisib, aşırı etkinleşen bu sinyal yolunu hedefliyor.<br />
İlacın 12 yaş ve üzerindeki hastalarda kullanımı 2023 yılında onaylanmıştı. Yeni çocukluk çağı onayında doğrudan pediatrik güvenlilik ve farmakokinetik verileri, sekiz çocuğun yer aldığı tek kollu ve açık etiketli çalışmadan sağlandı. Etkililik dayanağını ise ağırlıklı olarak 12 yaş ve üzerindeki 31 hastayı içeren randomize, plasebo kontrollü çalışma oluşturdu.<br />
Bu nedenle karar, nadir hastalığı bulunan çocuklar açısından önemli bir klinik gelişme olmakla birlikte doğrudan çocukluk çağı verilerinin oldukça sınırlı olduğu göz önünde bulundurulmalı. FDA’nın kararı yalnızca ABD’deki ruhsat kapsamını ifade ediyor; Türkiye’de onay veya erişim anlamına gelmiyor.<br />
Beş gelişmenin ortak mesajı: Umut ile kanıt birbirinden ayrılmalı<br />
Son iki günün araştırmaları tıbbın birbirinden farklı alanlarında yeni olanaklara işaret ediyor. Teclistamab çalışması randomize olmasına rağmen faz 2 düzeyinde ve küçük; osteoporoz hücre tedavisi ise kontrol grubu bulunmayan 10 kişilik bir güvenlilik denemesi. Akciğer kanserindeki yapay zekâ sistemi ileriye dönük doğrulamayı bekliyor. Alzheimer araştırması önemli bir ilişki gösterse de nedensellik ortaya koymuyor.<br />
Bu beş başlık içinde düzenleyici karara dönüşen tek gelişme, leniolisibin 4–11 yaşındaki APDS hastaları için ABD’de onaylanması oldu. Diğer çalışmalar ise geleceğin tedavi ve risk değerlendirme yöntemlerine ilişkin güçlü veya erken sinyaller sunuyor. Bilimsel haberlerde asıl önemli ayrım da burada ortaya çıkıyor: Umut verici bir sonuç, tek başına kanıtlanmış tedavi anlamına gelmiyor.<br />
Kaynaklar<br />
Nature Medicine, “Teclistamab versus lenalidomide-dexamethasone in high-risk smoldering multiple myeloma: a randomized phase 2 trial”, 11 Eylül 2026. DOI: 10.1038/s41591-026-04642-w. Klinik araştırma kaydı: NCT05469893.<br />
Cell, “Glycocalyx-edited mesenchymal stem/stromal cell therapy in advanced osteoporosis”, 11 Eylül 2026. DOI: 10.1016/j.cell.2026.08.017.<br />
Nature Medicine, “Clinical usability of an explainable AI decision support tool and evaluation of multimodal models in NSCLC”, 13 Eylül 2026. DOI: 10.1038/s41591-026-04488-2. Klinik araştırma kaydı: NCT05537922.<br />
Nature Medicine, “Joint impact of pathological burden and cognitive resilience on Alzheimer’s disease risk”, 11 Eylül 2026. DOI: 10.1038/s41591-026-04635-9.<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi, 4–11 yaşındaki APDS hastaları için leniolisib onay duyurusu, 11 Eylül 2026.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tipta-son-iki-gun-kanserden-alzheimera-bes-onemli-gelisme</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 20:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0487.jpeg" type="image/jpeg" length="12096"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kaza Sonrası Araç Mahrumiyet Bedelinde Önemli Karar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kaza-sonrasi-arac-mahrumiyet-bedelinde-onemli-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kaza-sonrasi-arac-mahrumiyet-bedelinde-onemli-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, araç mahrumiyet bedelinin hesabında aracın serviste kaldığı toplam sürenin değil, hasarın giderilmesi için gereken “makul tamir süresinin” esas alınması gerektiğine hükmetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trafik kazası sonrası aracın günlerce hatta haftalarca serviste kalması, araç mahrumiyet bedelinin nasıl hesaplanacağı konusunda önemli uyuşmazlıklara yol açıyor. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin verdiği karar, bu hesaplamada hangi sürenin dikkate alınacağına ilişkin dikkat çekici ölçütler ortaya koydu.</p>

<p>Ankara BAM 26. Hukuk Dairesinin 2021/711 Esas, 2023/338 Karar sayılı ve 12 Mayıs 2023 tarihli kararında, araç mahrumiyetinden doğan zararın aracın serviste fiilen kaldığı bütün süre üzerinden hesaplanamayacağı belirtildi.</p>

<p>MAHKEME “MAKUL TAMİR SÜRESİ” DEDİ</p>

<p>Karara konu uyuşmazlıkta aracın onarım süresi hesaplanırken yedek parça temini için beklenen 14 iş günü de hesaba katılmış ve toplam 33 günlük tamir süresi kabul edilmişti.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi ise bu hesaplama yöntemini uygun bulmadı.</p>

<p>Mahkemenin değerlendirmesine göre trafik kazalarında araç mahrumiyeti veya kazanç kaybından kaynaklanan zarar belirlenirken öncelikle aracın hasar durumuna göre onarılması için gereken makul sürenin tespit edilmesi gerekiyor.</p>

<p>YEDEK PARÇA BEKLEME SÜRESİ DAVALIYA YÜKLENEMEZ</p>

<p>Kararda özellikle yedek parça temini nedeniyle yaşanan beklemeye dikkat çekildi.</p>

<p>Buna göre yedek parça beklenmesi, aracın geç onarıma verilmesi, servis yoğunluğu nedeniyle onarımın uzaması veya aracın geç teslim alınması gibi nedenlerle ortaya çıkan ek sürelerin doğrudan davalıya yüklenemeyeceği değerlendirildi.</p>

<p>Bu nedenle aracın örneğin 30 gün serviste kalmış olması, araç mahrumiyet bedelinin otomatik olarak 30 gün üzerinden hesaplanacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>ÖNEMLİ OLAN FİİLİ SÜRE DEĞİL TEKNİK OLARAK GEREKLİ SÜRE</p>

<p>Kararın öne çıkan yönü, fiili servis süresi ile makul tamir süresini birbirinden ayırması.</p>

<p>Aracın hasarının normal şartlarda kaç günde giderilebileceğinin teknik olarak belirlenmesi gerekiyor. Araç mahrumiyetinden kaynaklanan zarar hesabının da esas olarak bu süre üzerinden yapılması öngörülüyor.</p>

<p>Bu tespitte aracın hasar durumu ve yapılması gereken onarım işlemleri önem taşıyor. Gerektiğinde bilirkişi incelemesiyle makul tamir süresinin belirlenmesi gerekiyor.</p>

<p>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI KALDIRILDI</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, yedek parça için beklenen süreyi de içeren hesaplamayı yeterli görmedi.</p>

<p>İstinaf başvurusu kabul edilerek ilk derece mahkemesinin kararı kaldırıldı. Makul onarım süresinin belirlenmesine yönelik ek bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği değerlendirildi ve dosya yeniden incelenmek üzere mahkemesine gönderildi.</p>

<p>ARAÇ SAHİPLERİ İÇİN NE ANLAMA GELİYOR?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karar özellikle trafik kazası sonrasında aracını uzun süre kullanamayan kişiler açısından önem taşıyor.</p>

<p>Ancak karar, “serviste geçirilen hiçbir ek süre için tazminat alınamaz” şeklinde genellenmemeli. Her uyuşmazlığın koşulları, kusur durumu, zararın niteliği ve dosyadaki deliller ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Temel yaklaşım, araç mahrumiyet bedelinin belirlenmesinde serviste geçirilen toplam takvim süresinden ziyade, hasarın giderilmesi için teknik olarak gerekli makul onarım süresinin esas alınmasıdır.</p>

<p>HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut olaylarda hukuki değerlendirme; kazanın özellikleri, kusur durumu, talep edilen zarar, deliller ve güncel içtihatlara göre değişebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, 2021/711 Esas, 2023/338 Karar, 12.05.2023.<br />
Araç mahrumiyet tazminatına ilişkin yargı kararları ve hukuki değerlendirmeler. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hukuk</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kaza-sonrasi-arac-mahrumiyet-bedelinde-onemli-karar</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 20:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0486.jpeg" type="image/jpeg" length="61384"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FDA SMA’da Kası Doğrudan Hedefleyen İlk Tedaviyi Onayladı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fda-smada-kasi-dogrudan-hedefleyen-ilk-tedaviyi-onayladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fda-smada-kasi-dogrudan-hedefleyen-ilk-tedaviyi-onayladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, apitegromab-mstn’i halen SMN2 hedefli tedavi alan iki yaş ve üzerindeki spinal musküler atrofi hastaları için ek tedavi olarak onayladı. Her dört haftada bir damar yoluyla verilen ilaç, motor nöronları korumayı amaçlayan SMN2 hedefli tedavilere ek olarak iskelet kasındaki miyostatin yolunu baskılıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Faz 3’te 2–12 yaş grubundaki kilogram başına 10 miligramlık önerilen doz kolunda, HFMSE’de en az üç puanlık motor iyileşme oranı yüzde 34,2’ye karşı yüzde 13,5 oldu. Ancak ürün bilgisindeki kırık uyarısı ve kanıtların ağırlıkla yürüyemeyen çocuklardan elde edilmesi, sonuçların dikkatle yorumlanmasını gerektiriyor.<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 11 Eylül 2026’da Isembyld ticari adıyla sunulan apitegromab-mstn enjeksiyonunu spinal musküler atrofi (SMA) tedavisi için onayladı. Ruhsat, halen SMN2 hedefli bir tedavi kullanan iki yaş ve üzerindeki çocukları ve yetişkinleri kapsıyor.<br />
Bu karar, SMA’da kas kaybını doğrudan hedefleyen ilk tedavinin FDA onayını alması nedeniyle önem taşıyor. Apitegromab tek başına kullanılacak yeni bir başlangıç tedavisi değil; mevcut SMN2 hedefli tedaviye eklenmek üzere onaylandı.<br />
Motor nörondan farklı bir hedefe yöneliyor<br />
SMA’nın temelinde çoğunlukla SMN1 genindeki bozukluğa bağlı olarak motor nöronların yaşaması için gerekli SMN proteininin yetersizliği bulunuyor. Nusinersen ve risdiplam gibi SMN2 hedefli ilaçlar, yedek gen üzerinden daha işlevsel SMN proteini üretilmesini artırmayı amaçlıyor.<br />
Apitegromab ise genetik bozukluğu düzeltmiyor ve kaybedilmiş motor nöronları geri getirmiyor. İlaç, iskelet kası büyümesini sınırlayan miyostatinin öncül ve inaktif biçimlerine bağlanarak aktif miyostatin oluşumunu engelliyor. Böylece motor nöronu hedefleyen tedavinin yanına, kasın tedaviye yanıt kapasitesini artırmayı amaçlayan ikinci bir mekanizma ekleniyor.<br />
Onaylanan doz kilogram başına 10 miligram. İlaç dört haftada bir, yaklaşık 60–120 dakikalık damar içi infüzyonla uygulanıyor. Faz 3 araştırmasında kilogram başına 20 miligramlık doz da denendi; ek etkinlik göstermediği için ruhsatta önerilmedi.<br />
Faz 3 araştırmasında 188 hasta yer aldı<br />
Onayın temelini oluşturan SAPPHIRE araştırması, dokuz ülkede yürütülen 52 haftalık, çift kör, plasebo kontrollü ve randomize bir Faz 3 çalışmaydı. Araştırmaya 2–21 yaşlarında, bağımsız yürüyemeyen tip 2 veya tip 3 SMA’lı 188 kişi katıldı. Katılımcıların tamamı nusinersen ya da risdiplam kullanmayı sürdürdü.<br />
Ana etkinlik değerlendirmesi 2–12 yaşlarındaki 156 çocukta yapıldı. Hakemli araştırmanın önceden belirlenmiş birincil analizinde iki apitegromab doz kolu birlikte ele alındığında, Genişletilmiş Hammersmith İşlevsel Motor Ölçeği’ndeki (HFMSE) düzeltilmiş fark plaseboya göre 1,8 puandı.<br />
FDA’nın onaylı ürün bilgisinde önerilen kilogram başına 10 miligramlık doz ayrıca değerlendirildi. Bir yıl sonunda motor işlev puanı apitegromab grubunda ortalama 1,0 puan yükselirken plasebo grubunda 1,2 puan düştü; gruplar arasındaki düzeltilmiş fark 2,2 puan oldu. Güven aralığı 0,49 ile 3,95 puan arasındaydı.<br />
En az üç puanlık ve klinik açıdan anlamlı kabul edilen iyileşme, önerilen doz grubundaki çocukların yüzde 34,2’sinde, plasebo grubunun yüzde 13,5’inde görüldü. Bu, yaklaşık 21 yüzde puanlık mutlak fark anlamına geliyor.<br />
Kullanılan ölçek, oturma, dönme ve pozisyon değiştirme gibi 33 motor görevi değerlendiriyor ve en fazla 66 puan üzerinden hesaplanıyor. Bununla birlikte üç puanlık kazanım her çocukta aynı günlük yaşam becerisinin edinildiği anlamına gelmiyor.<br />
Araştırmadaki hastaların tamamı başlangıçta bağımsız yürüyemiyordu. Sonuçlar, yürümenin geri kazanıldığını veya hastalığın ilerlemesinin tamamen durduğunu göstermiyor.<br />
Ürün bilgisinde kırık uyarısı bulunuyor<br />
Önerilen dozu alan 53 hastanın beşinde yüzde 9, plasebo alan 50 hastanın birinde ise yüzde 2 oranında kırık bildirildi. Isembyld verilen üç hastada femur kırığı görüldü.<br />
Kırık görülen hastaların çoğunda düşük kemik yoğunluğu, daha önce geçirilmiş kırık veya eklem kontraktürü gibi risk etkenleri bulunmakla birlikte bazı olaylar belirgin bir düşme olmadan gelişti.<br />
FDA bu nedenle ürün bilgisine ciddi kırıkları da kapsayan bir uyarı ekledi. Üst solunum yolu enfeksiyonu, kusma, öksürük, viral enfeksiyonlar, baş ağrısı, gastroenterit, farenjit ve aşırı duyarlılık en sık bildirilen istenmeyen etkiler arasındaydı.<br />
Hayvan verileri fetüse zarar verme ve üreme işlevini olumsuz etkileme olasılığına işaret ettiği için gebelik ve çocuk sahibi olma planı ayrıca hekimle değerlendirilmelidir.<br />
Onayın anlamı ve yanıt bekleyen sorular<br />
Yeni tedavi, SMN2 hedefli tedaviye rağmen belirgin kas güçsüzlüğü devam eden hastalarda farklı bir biyolojik hedef sunuyor. FDA ruhsatının yetişkinleri de kapsaması erişim alanını genişletiyor. Ancak belirleyici araştırmaya 21 yaşından büyük hasta alınmadı ve ana etkinlik sonucu 2–12 yaş grubuna dayanıyor.<br />
Araştırmanın tüm katılımcıları bağımsız yürüyemeyen hastalardı. Bu nedenle bulgular yürüyebilen SMA hastalarına, iki yaşından küçük çocuklara veya ileri yaştaki yetişkinlere doğrudan genellenemez.<br />
Bir yıllık çalışma, solunum desteği gereksinimi, hastaneye yatış, bağımsızlık ve yaşam süresi gibi uzun dönem sonuçları da yanıtlamıyor.<br />
SAPPHIRE araştırması ilacın üreticisi Scholar Rock tarafından finanse edildi. Uzun dönem motor kazanımların korunup korunmadığı, kırık riskinin gerçek yaşamda nasıl seyredeceği ve farklı yaş gruplarındaki yarar–zarar dengesi ruhsat sonrası verilerle izlenecek.<br />
FDA kararı yalnızca ABD’deki ruhsatı kapsıyor ve Türkiye’de otomatik kullanım onayı anlamına gelmiyor. Diğer ülkelerde ruhsatlandırma, fiyatlandırma ve geri ödeme süreçleri ayrı yürütülecek.<br />
Hastalar mevcut SMA tedavilerini bırakmamalı; apitegromabın uygunluğu SMA konusunda deneyimli bir hekim tarafından değerlendirilmelidir.<br />
KAYNAKLAR<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Isembyld onay açıklaması, 11 Eylül 2026<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Isembyld tam reçete bilgisi, Eylül 2026<br />
The Lancet Neurology – SAPPHIRE randomize Faz 3 araştırması, Eylül 2025<br />
ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi – SAPPHIRE Faz 3 klinik araştırma kaydı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fda-smada-kasi-dogrudan-hedefleyen-ilk-tedaviyi-onayladi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 20:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/fda-sma-kas-hedefli-tedavi-1280x720-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="44753"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Taksim EAH’ın Acı Kaybı: Doç. Dr. Ferda Nihat Köksoy Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/taksim-eahin-aci-kaybi-doc-dr-ferda-nihat-koksoy-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/taksim-eahin-aci-kaybi-doc-dr-ferda-nihat-koksoy-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Klinik Şefi Doç. Dr. Ferda Nihat Köksoy hayatını kaybetti. Uzun yıllar genel cerrahi alanında görev yapan Köksoy’un vefatı sağlık camiasında üzüntüyle karşılandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Klinik Şefi Doç. Dr. Ferda Nihat Köksoy vefat etti.</p>

<p>Acı haberi Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi duyurdu. Hastanenin yayımladığı vefat ve başsağlığı mesajında, Doç. Dr. Ferda Nihat Köksoy’un hayatını kaybettiği bildirildi.</p>

<p>Hastaneden başsağlığı mesajı</p>

<p>Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından yapılan açıklamada, “Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Klinik Şefi Doç. Dr. Ferda Nihat Köksoy hocamız vefat etmiştir” ifadelerine yer verildi.</p>

<p>Hastane, Köksoy’a Allah’tan rahmet; ailesine ve tüm sağlık camiasına başsağlığı diledi.</p>

<p>Doç. Dr. Ferda Nihat Köksoy kimdir?</p>

<p>Doç. Dr. Ferda Nihat Köksoy, genel cerrahi uzmanı ve akademisyendi. Kamuya açık akademik özgeçmiş bilgilerine göre 1977-1983 yılları arasında Ege Üniversitesi’nde tıp eğitimini tamamladı.</p>

<p>Genel cerrahi uzmanlık eğitimini ise 1987-1992 yılları arasında Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde aldı.</p>

<p>Mesleki yaşamının önemli bölümünü Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sürdüren Köksoy, burada genel cerrahi alanında hekimlik, eğitim ve yöneticilik görevleri üstlendi.</p>

<p>Son olarak Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Klinik Şefi olarak görev yapıyordu.</p>

<p>Bilimsel çalışmalara da imza attı</p>

<p>Doç. Dr. Ferda Nihat Köksoy, klinik çalışmalarının yanı sıra akademik üretime de katkıda bulundu.</p>

<p>Genel cerrahi, gastrointestinal cerrahi, özofagus ve pankreas hastalıkları başta olmak üzere cerrahinin farklı alanlarında yayımlanmış bilimsel çalışmalarda yer aldı.</p>

<p>Köksoy’un Türkiye’de tıp ve genel cerrahi alanındaki bilimsel üretimi değerlendiren çalışmaların yanı sıra akut pankreatit ve özofagus hastalıkları gibi konularda yayımlanmış araştırmalarda da imzası bulunuyor.</p>

<p>Akademik yayıncılık alanında da görev üstlenen Köksoy, bilimsel dergilerin yayın kurullarında yer aldı.</p>

<p>Sağlık camiasını üzen vefat</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlık eğitimini aldığı kurumda uzun yıllar boyunca mesleğini sürdüren Doç. Dr. Ferda Nihat Köksoy’un vefatı, çalışma arkadaşları ve sağlık camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Köksoy’un vefat nedenine ilişkin doğrulanmış bir açıklama bulunmadığından bu konuda herhangi bir değerlendirme yapmak mümkün değil.</p>

<p>Cenaze ve defin programına ilişkin resmi bilgiler açıklandığında ayrıntıların kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor.</p>

<p>Tıbbiye Bülteni olarak Doç. Dr. Ferda Nihat Köksoy’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarına, öğrencilerine ve sağlık camiasına başsağlığı diliyoruz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/taksim-eahin-aci-kaybi-doc-dr-ferda-nihat-koksoy-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 17:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0460.jpeg" type="image/jpeg" length="33959"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[El ve Ayaklarda Karıncalanmanın Nedeni Kullandığınız Takviye Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ve-ayaklarda-karincalanmanin-nedeni-kullandiginiz-takviye-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ve-ayaklarda-karincalanmanin-nedeni-kullandiginiz-takviye-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[B6 vitamini vücut için gerekli olsa da takviyelerle aşırı veya uzun süreli alım periferik sinirlere zarar verebilir. El ve ayaklarda karıncalanma, yanma ve uyuşma ilk işaretlerden olabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>B6 vitamini vücudun enerji metabolizması, sinir sistemi ve bağışıklık işlevlerinde kullandığı temel vitaminlerden biri. Ancak özellikle takviye yoluyla gereğinden fazla alınması, beklenmedik bir soruna yol açabiliyor: periferik nöropati olarak adlandırılan sinir hasarı.</p>

<p>En tipik belirtiler el ve ayaklarda karıncalanma, yanma ve uyuşma. Risk normal beslenmeyle alınan B6 vitamininden çok, yüksek miktarda veya birden fazla takviyeden alınan B6 ile ilişkilendiriliyor. Avustralya İlaç Düzenleme Kurumu TGA, B6 kaynaklı sinir hasarına ilişkin güvenlik önlemlerini son yıllarda daha da sıkılaştırdı.</p>

<p>B6 vitamini neden sinirlere zarar verebilir?</p>

<p>B6 vitamini suda çözünen bir vitamin olsa da bu, yüksek miktarlarda alınmasının tamamen risksiz olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Uzun süre yüksek miktarda B6 alınması özellikle duyu sinirlerini etkileyebiliyor. Bunun sonucunda periferik nöropati gelişebiliyor.</p>

<p>Periferik nöropati, beyin ve omurilik dışındaki sinirlerin hasar görmesi anlamına geliyor. B6 fazlalığında özellikle eller ve ayaklardaki duyusal belirtiler öne çıkıyor.</p>

<p>Hangi belirtiler görülebilir?</p>

<p>B6 vitaminine bağlı periferik nöropatide en dikkat çekici yakınmalar şunlar:</p>

<p>Ellerde veya ayaklarda karıncalanma</p>

<p>Uyuşma</p>

<p>Yanma hissi</p>

<p>Duyu değişiklikleri</p>

<p>Kas güçsüzlüğü</p>

<p>İleri vakalarda hareket ve yürüme sorunları</p>

<p>Bu belirtilerin yalnızca B6 fazlalığına özgü olmadığını bilmek gerekiyor. Diyabetten B12 eksikliğine, bazı ilaçlardan başka nörolojik hastalıklara kadar pek çok durum benzer yakınmalara neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle karıncalanma veya uyuşması olan bir kişinin kendi kendine “B6 fazlalığım var” sonucuna ulaşması doğru değildir.</p>

<p>Asıl sürpriz: B6 yalnızca B vitamini kutusunda olmayabilir</p>

<p>B6 vitaminini farkında olmadan fazla almanın nedenlerinden biri, vitaminin çok farklı takviyelerin içinde bulunabilmesi.</p>

<p>B6; B komplekslerinin ve multivitaminlerin yanı sıra bazı magnezyum, çinko ve demir ürünlerine de eklenebiliyor. Bazı enerji içecekleri ve zenginleştirilmiş gıdalarda da B6 bulunabiliyor.</p>

<p>Bir kişi örneğin sabah multivitamin, gün içinde magnezyum ve ayrıca başka bir kompleks takviye kullanıyorsa her üründen gelen B6 miktarı birbirine eklenebilir.</p>

<p>Ürün etiketinde her zaman büyük harflerle “B6 vitamini” ifadesiyle karşılaşmak da mümkün değil. Piridoksin, piridoksin hidroklorür veya piridoksal-5-fosfat gibi isimler görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle tek bir ürünün dozuna bakmak yerine aynı dönemde kullanılan bütün takviyeleri birlikte değerlendirmek daha anlamlıdır.</p>

<p>Ne kadarı fazla?</p>

<p>B6 vitamini konusunda dikkat çekici bir ayrıntı var: Dünyadaki otoriteler aynı üst alım sınırını kullanmıyor.</p>

<p>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından yayımlanan tüketici bilgi notunda yetişkinler için günlük üst alım düzeyi 100 mg olarak yer alıyor. Aynı kaynak, Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesinin 2023 değerlendirmesinde yetişkinler için çok daha düşük, günde 12 mg'lık üst alım düzeyi belirlediğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Bu farklılık, “100 mg'ın altındaki her doz kesinlikle güvenlidir” şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>TGA'nın güvenlik değerlendirmelerinde periferik nöropatinin günlük 50 mg'ın altındaki B6 miktarlarında da bildirildiği belirtiliyor. Kurum, kişiler arasında duyarlılığın değişebildiğini ve nöropati için kesin bir minimum doz veya kullanım süresinin belirlenemediğini bildiriyor.</p>

<p>Avustralya'da bu nedenle günlük 10 mg'ın üzerinde B6 sağlayan ürünlerde periferik nöropati uyarısı bulunuyor.</p>

<p>Düzenleyici kurum daha da ileri gitti</p>

<p>B6 vitaminiyle ilişkili bildirimler yalnızca teorik bir riskten ibaret değil.</p>

<p>TGA'nın Şubat 2026'da güncellediği güvenlik verilerine göre, Ekim 2025 sonuna kadar B6 içeren ürünlarla bağlantılı periferik nöropati ve benzeri nörolojik olaylara ilişkin 250 bildirim bulunuyordu.</p>

<p>Bu bildirimler tek başına her olayın kesin olarak B6 tarafından oluşturulduğunu kanıtlamaz. Ancak düzenleyici kurum riskin azaltılması için ek önlem alma kararı verdi.</p>

<p>Avustralya'da Haziran 2027'den itibaren önerilen günlük dozu 50 mg'ın üzerinde ve 200 mg'a kadar B6 sağlayan ağızdan kullanılan ürünlerin eczacı danışmanlığıyla verilmesi planlanıyor. 200 mg'ın üzerindeki ürünler ise reçeteye tabi olmaya devam edecek.</p>

<p>Besinlerdeki B6 aynı sorun mu?</p>

<p>Genellikle hayır.</p>

<p>B6 vitamini tavuk, balık, et, patates, nohut, muz ve bazı tahıllar dahil pek çok besinde doğal olarak bulunuyor.</p>

<p>Normal beslenmeyle alınan B6 vitamininin periferik nöropatiye yol açtığına ilişkin aynı risk söz konusu değil. Güvenlik tartışmasının merkezinde özellikle takviyeler ve yüksek ek alım bulunuyor.</p>

<p>Bu ayrım önemli. B6 toksisitesinden korunmak amacıyla B6 içeren sağlıklı besinleri diyetten çıkarmak gerekli değil.</p>

<p>Günlük ihtiyaç aslında oldukça düşük</p>

<p>Sağlıklı yetişkinlerin günlük B6 ihtiyacı yaş ve cinsiyete göre değişmekle birlikte yaklaşık 1,3–1,7 mg düzeyinde.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu miktar, piyasadaki bazı yüksek doz takviyelerde bulunan B6 miktarının oldukça altında kalabiliyor.</p>

<p>Çoğu kişi B6 vitaminini normal beslenmeyle sağlayabilir. Takviye gereksinimi ise kişinin sağlık durumuna, beslenmesine, kullanılan ilaçlara ve hekim tarafından saptanan özel gereksinimlere göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>Karıncalanma başladıysa ne yapılmalı?</p>

<p>B6 içeren bir veya birden fazla takviye kullanan kişide el ya da ayaklarda açıklanamayan karıncalanma, yanma veya uyuşma ortaya çıkması değerlendirilmesi gereken bir durumdur.</p>

<p>TGA, bu belirtilerin ortaya çıkması halinde B6 içeren ürünün bırakılmasını ve sağlık profesyoneline başvurulmasını öneriyor.</p>

<p>Belirtiler devam ederken B6 almaya devam edilmesi sinir hasarının ilerlemesine yol açabilir. Bazı kişilerde belirtiler takviye kesildikten sonra düzelebilirken, ciddi olgularda sinir hasarı uzun sürebilir ve bazı vakalarda kalıcı olabilir.</p>

<p>Takviye kutularını birlikte kontrol edin</p>

<p>B6 vitaminiyle ilgili en pratik önlem yalnızca “yüksek doz kullanmamak” değil.</p>

<p>Aynı anda kullanılan multivitamin, B kompleksi, magnezyum, çinko, demir ve diğer takviyelerin etiketlerini birlikte kontrol etmek gerekiyor.</p>

<p>Tek tek bakıldığında düşük görünen miktarlar, birkaç ürün aynı anda kullanıldığında toplam B6 alımını fark edilmeden yükseltebilir.</p>

<p>Vitamin olması bir maddenin sınırsız kullanılabileceği anlamına gelmiyor. B6 bunun en somut örneklerinden biri.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tıbbi değerlendirme yerine geçmez. B6 içeren takviyeleri tıbbi bir nedenle kullanıyorsanız dozunuzu hekiminize danışmadan değiştirmeyin. Takviye kullanırken el veya ayaklarda karıncalanma, yanma ya da uyuşma gelişirse sağlık profesyoneline başvurun.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements — Vitamin B6 Fact Sheet for Consumers</p>

<p>European Food Safety Authority — Scientific Opinion on the Tolerable Upper Intake Level for Vitamin B6</p>

<p>Therapeutic Goods Administration — Medicines Containing Vitamin B6 Safety Update, 2026</p>

<p>Therapeutic Goods Administration — Vitamin B6 and Peripheral Neuropathy Safety Information</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ve-ayaklarda-karincalanmanin-nedeni-kullandiginiz-takviye-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 17:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0454.jpeg" type="image/jpeg" length="78640"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Crohn Hastalığında Gaita Nakli ve Biyolojik Tedavi Birlikte Denendi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/crohn-hastaliginda-gaita-nakli-ve-biyolojik-tedavi-birlikte-denendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/crohn-hastaliginda-gaita-nakli-ve-biyolojik-tedavi-birlikte-denendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Crohn hastalığında tedaviye dirençli küçük bir hasta grubunda gaita nakli ile infliximabın birlikte uygulanması dikkat çekici sonuç verdi. Ancak araştırmacılar, yöntemin standart tedavi haline gelmesi için daha büyük çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Crohn Hastalığında Gaita Nakli ve Biyolojik Tedavi Birlikte Denendi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Crohn hastalığının tedavisinde bağırsak mikrobiyotasını hedefleyen yöntemlerle biyolojik ilaçların birlikte kullanılması yeni bir araştırma alanı oluşturuyor. 2026 yılında mSystems dergisinde yayımlanan çalışma, özellikle daha önce uygulanan tedavilere yeterli yanıt vermeyen hastalarda dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmanın en ilginç bölümü ise daha önce infliximab veya fekal mikrobiyota transplantasyonuna (FMT) yanıt vermemiş Crohn hastalarından oluşan küçük grupta görüldü.</p>

<p>37 inflamatuvar bağırsak hastası incelendi</p>

<p>Çalışmaya geleneksel tedavilere dirençli toplam 37 inflamatuvar bağırsak hastası dahil edildi. Bunların 15’inde ülseratif kolit, 22’sinde Crohn hastalığı bulunuyordu.</p>

<p>Araştırmada ayrıca 16 sağlıklı donörden yararlanıldı.</p>

<p>Biyolojik tedavi almamış Crohn hastaları ile ülseratif kolit hastalarının bir bölümünde tek donörden FMT uygulandı. Araştırmacılar bağırsak mikrobiyotasındaki ve metabolitlerdeki değişimleri de takip etti.</p>

<p>Ancak çalışmanın en dikkat çekici kısmını, tedaviye daha dirençli dokuz Crohn hastası oluşturdu.</p>

<p>9 Crohn hastasında iki tedavi birlikte uygulandı</p>

<p>Bu dokuz hastanın yedisi daha önce anti-TNF grubundaki biyolojik ilaç infliximaba yanıt vermemişti. İki hasta ise daha önce FMT tedavisinden yarar görmemişti.</p>

<p>Araştırmacılar bu kez infliximab ile FMT’yi birlikte uyguladı.</p>

<p>Dördüncü haftadaki değerlendirmede dokuz hastanın altısında klinik yanıt görüldü.</p>

<p>Daha dikkat çekici sonuç ise 14. haftada ortaya çıktı. İlk aşamada tedaviye yanıt veren altı hastanın tamamında klinik ve endoskopik remisyon bildirildi.</p>

<p>Bu ne anlama geliyor?</p>

<p>Çalışmanın ortaya çıkardığı en önemli soru, bağırsak mikrobiyotasının biyolojik ilaçlara verilen yanıt üzerinde rol oynayıp oynamadığı.</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca hastaların klinik durumunu incelemedi. Bağırsak bakterileri ve metabolik değişiklikler de analiz edildi.</p>

<p>FMT ile infliximabın birlikte kullanıldığı hastalarda mikrobiyal ve metabolik yapının tek tedavilere kıyasla daha kapsamlı biçimde değiştiği görüldü.</p>

<p>Bu bulgu, bağırsak mikrobiyotasının düzenlenmesinin bağışıklık sistemini hedefleyen biyolojik tedavilerin etkisini değiştirebileceği ihtimalini gündeme getiriyor.</p>

<p>Ancak henüz “ilaç direnci kırıldı” denemez</p>

<p>Sonuçlar umut verici olmakla birlikte önemli bir sınırlama bulunuyor: FMT ve infliximabın birlikte değerlendirildiği grupta yalnızca dokuz hasta vardı.</p>

<p>Üstelik çalışma, bu kombinasyonu standart tedaviyle karşılaştıran büyük ölçekli randomize ve plasebo kontrollü bir klinik araştırma değildi.</p>

<p>Bu nedenle dokuz hastanın altısında görülen yanıt, FMT’nin infliximab direncini kesin olarak ortadan kaldırdığını kanıtlamıyor.</p>

<p>Bunun doğrulanabilmesi için daha fazla hastanın yer aldığı, farklı merkezlerde yürütülen ve uygun kontrol grupları içeren randomize çalışmalara ihtiyaç var.</p>

<p>Ülseratif kolitte FMT kanıtları daha güçlü</p>

<p>FMT yalnızca bu araştırmada incelenmiş bir yöntem değil.</p>

<p>Ülseratif kolitte yapılan çok sayıda randomize kontrollü çalışma bulunuyor. 2025 yılında yayımlanan ve 14 randomize çalışmadaki toplam 600 hastayı değerlendiren bir meta-analizde FMT uygulanan hastalarda klinik ve endoskopik remisyon olasılığının kontrol gruplarından anlamlı şekilde yüksek olduğu bildirildi.</p>

<p>2026 yılında yayımlanan başka bir sistematik derleme ve meta-analiz de FMT’nin özellikle ülseratif kolitte klinik ve endoskopik sonuçları iyileştirebileceği sonucuna ulaştı.</p>

<p>Crohn hastalığında ise tablo daha belirsiz. Küçük çalışmalarda olumlu sonuçlar görülmesine karşın kontrollü araştırmalardan aynı ölçüde tutarlı sonuçlar elde edilmiş değil.</p>

<p>Gaita nakli standart Crohn tedavisi mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Mevcut bilimsel kanıtlar FMT’nin Crohn veya ülseratif kolit için rutin standart tedavi haline geldiğini göstermiyor.</p>

<p>Amerikan Gastroenteroloji Derneği, ülseratif kolit ve Crohn hastalığında FMT’nin klinik araştırmalar dışında rutin olarak kullanılmasına karşı öneride bulunuyor.</p>

<p>2026 yılında gözden geçirilen güncel Crohn tedavi önerilerinde infliximab dahil çeşitli biyolojik ve ileri tedaviler yer alırken FMT standart Crohn tedavileri arasında bulunmuyor.</p>

<p>Ameliyatın yerini aldığı söylenebilir mi?</p>

<p>Mevcut araştırmadan böyle bir sonuç çıkarmak mümkün değil.</p>

<p>Çalışma, FMT ile infliximab kombinasyonunun Crohn hastalarında ameliyatın yerine geçip geçemeyeceğini araştırmak üzere tasarlanmadı.</p>

<p>Crohn ve ülseratif kolitte cerrahi gereksinimi; hastalığın yeri ve şiddeti, tedaviye yanıt, darlık, fistül, apse, perforasyon, kanama, kanser veya kanser öncüsü değişiklikler ve hastanın genel durumu gibi çok sayıda faktöre göre belirleniyor.</p>

<p>Bu nedenle ameliyat önerilmiş bir hastanın yalnızca bu araştırmaya dayanarak cerrahiyi ertelemesi veya mevcut tedavisini bırakması doğru olmaz.</p>

<p>Asıl önemli soru: Mikrobiyota biyolojik tedavinin etkisini değiştirebilir mi?</p>

<p>2026 çalışmasının bilimsel açıdan en heyecan verici yönü belki de burada yatıyor.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotasının yalnızca hastalığın oluşumunda değil, hastanın biyolojik ilaçlara vereceği yanıtta da rol oynayabileceğine ilişkin kanıtlar giderek artıyor.</p>

<p>Eğer gelecekte yapılacak büyük randomize çalışmalar, FMT’nin bazı hastalarda biyolojik tedaviye yeniden yanıt sağladığını doğrularsa Crohn hastalığında “mikrobiyota + immünolojik tedavi” yaklaşımı yeni bir tedavi stratejisinin önünü açabilir.</p>

<p>Ancak bugün itibarıyla bu yaklaşımı “kanıtlanmış yeni Crohn tedavisi” olarak tanımlamak için erken.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik bilimsel araştırmalar hakkında bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tıbbi öneri niteliğinde değildir. Fekal mikrobiyota transplantasyonu Crohn hastalığı veya ülseratif kolit için rutin standart tedavi olarak kabul edilmemektedir. Hastalar mevcut ilaçlarını bırakmamalı veya önerilmiş cerrahi tedaviyi yalnızca bu tür araştırmalara dayanarak ertelememelidir. Tedavi kararları inflamatuvar bağırsak hastalıkları konusunda deneyimli gastroenteroloji ve gerektiğinde kolorektal cerrahi ekipleriyle birlikte verilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Wang X ve ark. mSystems, 2026. Additive effects of fecal microbiota transplantation and infliximab on gut microbiome and metabolome in refractory inflammatory bowel disease patients.</p>

<p>Ikram S ve ark. Inflammation Research, 2026. Fecal microbiota transplantation in inflammatory bowel disease: a systematic review and meta-analysis of randomized controlled trials (2020–2025).</p>

<p>Fecal microbiota transplantation for patients with ulcerative colitis: a systematic review and meta-analysis of randomized controlled trials, 2025.</p>

<p>American Gastroenterological Association. Fecal microbiota-based therapies for select gastrointestinal diseases.</p>

<p>American Gastroenterological Association. Pharmacological management of moderate-to-severe Crohn’s disease. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/crohn-hastaliginda-gaita-nakli-ve-biyolojik-tedavi-birlikte-denendi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 14:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0447.jpeg" type="image/jpeg" length="43683"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Mustafa Sırrı Kotanoğlu Etlik Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimliğine Yeniden Atandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/doc-dr-mustafa-sirri-kotanoglu-etlik-sehir-hastanesi-koordinator-bashekimligine-yeniden-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/doc-dr-mustafa-sirri-kotanoglu-etlik-sehir-hastanesi-koordinator-bashekimligine-yeniden-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Etlik Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Doç. Dr. Mustafa Sırrı Kotanoğlu’nun görevine devam etmesi yönünde yeniden atama yapıldı. Sağlık yönetiminde uzun yıllara dayanan deneyime sahip Kotanoğlu, kariyerinde Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatı ile Ankara sağlık yönetiminde önemli görevler üstlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’nin en büyük sağlık komplekslerinden Ankara Etlik Şehir Hastanesi’nde yönetim yapılanması kapsamında Doç. Dr. Mustafa Sırrı Kotanoğlu ile devam kararı alındı.</p>

<p>Koordinatör Başhekim olarak hastanenin yönetiminde görev yapan Kotanoğlu, yeni dönemde de Ankara Etlik Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimliği görevini sürdürecek.</p>

<p>SAĞLIK YÖNETİMİNDE UZUN YILLARA DAYANAN DENEYİM</p>

<p>Doç. Dr. Mustafa Sırrı Kotanoğlu, hekimlik kariyerinin yanı sıra Sağlık Bakanlığı ve Ankara sağlık teşkilatında üstlendiği idari görevlerle de tanınıyor.</p>

<p>Anesteziyoloji alanında uzman olan Kotanoğlu, kariyerinin farklı dönemlerinde hastane yönetimi, halk sağlığı ve Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatında görev aldı.</p>

<p>Kotanoğlu, Kamu Hastaneleri Genel Müdür Yardımcılığı görevinde bulundu. Daha sonraki dönemde Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Başhekim Yardımcısı olarak görev yaptı.</p>

<p>ANKARA’DA HALK SAĞLIĞI HİZMETLERİNİ YÖNETTİ</p>

<p>Kotanoğlu’nun sağlık yönetimindeki önemli görevlerinden biri de Ankara İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde oldu.</p>

<p>2020 yılında Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı görevine getirilen Kotanoğlu, bu görevi sırasında başkentte yürütülen halk sağlığı hizmetlerinin yönetiminde sorumluluk üstlendi.</p>

<p>Kotanoğlu, 2022 yılında kısa bir süre Ankara İl Sağlık Müdürlüğü görevini de vekâleten yürüttü.</p>

<p>ETLİK ŞEHİR HASTANESİ’NİN YÖNETİMİNE GETİRİLDİ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık yönetiminin farklı kademelerinde görev yapan Mustafa Sırrı Kotanoğlu, Eylül 2024’te Ankara Etlik Şehir Hastanesi’nin başhekimlik görevine getirildi.</p>

<p>Kotanoğlu, sonraki süreçte Ankara Etlik Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi olarak görevini sürdürdü.</p>

<p>Türkiye’nin sağlık hizmeti kapasitesi bakımından en büyük sağlık komplekslerinden biri olan Etlik Şehir Hastanesi; Genel Hastane, Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi, Çocuk Hastanesi, Onkoloji Hastanesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi ile farklı uzmanlık hastanelerini aynı sağlık kampüsü içerisinde barındırıyor.</p>

<p>AKADEMİK KARİYERİNDE DE YENİ DÖNEM</p>

<p>Kotanoğlu’nun idari kariyerinin yanı sıra akademik çalışmaları da bulunuyor.</p>

<p>Anesteziyoloji alanında çalışmalar yürüten Mustafa Sırrı Kotanoğlu, akademik kariyerinde doçentlik unvanını aldı.</p>

<p>Mart 2026’da Sağlık Bilimleri Üniversitesi Akademik Yükselme ve Belge Takdim Töreni’nde Kotanoğlu’na doçentlik belgesi takdim edildi.</p>

<p>Kotanoğlu aynı zamanda Ankara Etlik Şehir Hastanesi Eğitim Planlama Kurulu Başkanlığı görevini de yürütüyor. Bu göreviyle hastanenin sağlık hizmetlerinin yanı sıra uzmanlık eğitimi, akademik gelişim ve bilimsel faaliyetlerinin yönetiminde de sorumluluk üstleniyor.</p>

<p>MUSTAFA SIRRI KOTANOĞLU KİMDİR?</p>

<p>Doç. Dr. Mustafa Sırrı Kotanoğlu, Anesteziyoloji uzmanıdır. Sağlık Bakanlığı bünyesinde farklı idari görevlerde bulunan Kotanoğlu; Kamu Hastaneleri Genel Müdür Yardımcılığı, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcılığı ve Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı görevlerini üstlendi.</p>

<p>Bir dönem Ankara İl Sağlık Müdürlüğü görevini vekâleten yürüten Kotanoğlu, 2024 yılında Ankara Etlik Şehir Hastanesi yönetimine getirildi.</p>

<p>Halen Ankara Etlik Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi olarak görev yapan Doç. Dr. Mustafa Sırrı Kotanoğlu, aynı zamanda hastanenin Eğitim Planlama Kurulu Başkanı olarak akademik ve eğitim faaliyetlerinin yürütülmesinde görev alıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/doc-dr-mustafa-sirri-kotanoglu-etlik-sehir-hastanesi-koordinator-bashekimligine-yeniden-atandi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0443.jpeg" type="image/jpeg" length="81893"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kabızken Yapmamanız Gereken 5 Şey: Gastroenterologların Önerileri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kabizken-yapmamaniz-gereken-5-sey-gastroenterologlarin-onerileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kabizken-yapmamaniz-gereken-5-sey-gastroenterologlarin-onerileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kabızlığı geçirmek için doğru bildiğiniz bazı alışkanlıklar beklediğinizin tersine işe yaramayabilir. Gastroenterologların özellikle kaçınılmasını önerdiği 5 davranış arasında şaşırtıcı bir madde de var.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kabızlıkta Sık Yapılan 5 Hata: Neleri Değiştirmek Gerekebilir?</p>

<p>Kabızlık yaşandığında ilk tepki çoğu zaman daha fazla lif tüketmek veya hemen bir laksatife yönelmek oluyor. Oysa kabızlığın nedeni kişiden kişiye değişebiliyor ve iyi niyetle yapılan bazı uygulamalar şişkinliği, karın rahatsızlığını ya da dışkılama güçlüğünü artırabiliyor.</p>

<p>Güncel klinik kaynaklar; yeterli lif ve sıvı alımını, düzenli hareketi ve tuvalet ihtiyacını ertelememeyi destekliyor. Ancak özellikle lif ve kabızlık ilaçlarında “ne kadar çok, o kadar iyi” yaklaşımı doğru değil.</p>

<p>1. Lifi Birden Fazla Artırmak</p>

<p>Lif, kabızlığın yönetiminde en sık önerilen beslenme değişikliklerinden biri. Sebze, meyve, baklagiller ve tam tahıllar dışkının hacmini artırabilir ve bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak düşük lifli beslenmeden birden çok yüksek lifli beslenmeye geçmek bazı kişilerde gaz, şişkinlik ve karın rahatsızlığını artırabilir.</p>

<p>Bu nedenle lif miktarını kademeli artırmak daha uygun. Lif tüketimi yükselirken yeterli sıvı almak da önemli. Yetişkinlerde günlük lif gereksinimi yaş ve cinsiyete göre değişmekle birlikte yaklaşık 22–34 gram aralığındadır.</p>

<p>2. Laksatifleri Gelişigüzel Kullanmak</p>

<p>Kabızlık ilaçlarının tamamını aynı kefeye koymak doğru değil. Lif takviyeleri, ozmotik laksatifler ve uyarıcı laksatifler farklı mekanizmalarla çalışıyor.</p>

<p>Amerikan Gastroenteroloji Derneği ile Amerikan Gastroenteroloji Koleji’nin kronik idiyopatik kabızlık kılavuzunda polietilen glikol, kronik kullanım açısından güçlü öneri alan reçetesiz seçeneklerden biri.</p>

<p>Bisakodil ve sodyum pikosülfat gibi uyarıcı laksatifler ise kısa süreli kullanım veya gerektiğinde kurtarma tedavisi amacıyla güçlü şekilde öneriliyor.</p>

<p>Dolayısıyla “bütün laksatifler uzun süre kullanılırsa zararlıdır” şeklinde bir genelleme doğru değil. Asıl hata, hangi ürünün ne kadar süre kullanılacağını bilmeden gelişigüzel kullanmak ve sürekli tekrarlayan kabızlığın nedenini araştırmamaktır.</p>

<p>3. Hareketsiz Kalmak</p>

<p>Uzun süre oturmak ve gün içinde çok az hareket etmek kabızlıkla ilişkilendirilen yaşam tarzı faktörleri arasında.</p>

<p>Kabızlık yaşayan herkesin yoğun egzersiz yapması gerekmiyor. Gün içinde hareket etmek, uzun oturma sürelerini bölmek ve kişinin sağlık durumuna uygun düzenli fiziksel aktivite bağırsak düzenini destekleyebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. Tuvalet İhtiyacını Ertelemek</p>

<p>Dışkılama isteğini sürekli ertelemek, dışkının bağırsakta daha uzun süre kalmasına yol açabilir. Kolon dışkıdan su çekmeye devam ettikçe dışkı daha kuru ve sert hale gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle tuvalet ihtiyacı geldiğinde mümkün olduğunca ertelememek yararlı olabilir. Özellikle yemeklerden sonra bağırsak hareketlerinin doğal olarak artabildiği dönemlerde tuvalete zaman ayırmak düzenli bir alışkanlık oluşturmayı kolaylaştırabilir.</p>

<p>Tuvalette uzun süre oturup aşırı ıkınmak ise çözüm değildir.</p>

<p>5. Düşük Lifli Beslenip Beslenme Düzenini Değiştirmemek</p>

<p>Kabızlıkta tek bir yiyeceği suçlamak genellikle doğru değil. Daha önemli olan genel beslenme düzenidir.</p>

<p>Cips, fast food, bazı hazır yemekler ve yüksek oranda işlenmiş atıştırmalıkların çoğu lif açısından fakirdir. Bunların sebze, meyve, baklagil ve tam tahılların yerini sık sık alması günlük lif tüketimini azaltabilir.</p>

<p>Kırmızı etin doğrudan herkeste kabızlığa yol açtığı söylenemez. Ancak et ağırlıklı, sebze, meyve ve diğer lif kaynaklarının yetersiz olduğu bir beslenme düzeni kabızlığı kolaylaştırabilir.</p>

<p>Bir Noktayı Daha Kontrol Edin: Kullandığınız İlaçlar</p>

<p>Bu beş hatanın dışında kabızlığın nedeni bazen günlük alışkanlıklar değildir. Bazı ilaçlar ve takviyeler bağırsak hareketlerini etkileyebilir.</p>

<p>Opioid ağrı kesiciler, bazı tansiyon ilaçları, bazı depresyon tedavileri ile demir ve kalsiyum içeren ürünler kabızlıkla ilişkilendirilebilir.</p>

<p>Kabızlığın bir ilaç başladıktan veya dozu değiştirildikten sonra ortaya çıkması önemli bir ipucu olabilir. Ancak reçeteli bir ilaç yalnızca kabızlık yaptığı düşüncesiyle kendi kendine bırakılmamalı veya dozu değiştirilmemelidir.</p>

<p>Kabızlık Ne Zaman Doktora Götürmeli?</p>

<p>Ara sıra gelişen kabızlık oldukça yaygın. Ancak dışkıda kan veya makattan kanama, sürekli ya da şiddetli karın ağrısı, gaz çıkaramama, kusma, ateş veya açıklanamayan kilo kaybı eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme geciktirilmemeli.</p>

<p>Kabızlığın uzun sürmesi, sık tekrarlaması veya günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemesi de nedenin araştırılmasını gerektirebilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Uzun süren veya tekrarlayan kabızlıkta sağlık profesyoneline başvurun. İlaçları hekime danışmadan başlatmayın, bırakmayın veya dozunu değiştirmeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Gastroenterological Association ve American College of Gastroenterology — Chronic Idiopathic Constipation Farmakolojik Tedavi Klinik Uygulama Kılavuzu, 2023</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Constipation: Treatment</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Eating, Diet and Nutrition for Constipation</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Symptoms and Causes of Constipation</p>

<p>Mayo Clinic — Constipation: Diagnosis and Treatment</p>

<p>EatingWell — Gastroenterologists Wish You’d Stop Doing These 5 Things When You’re Constipated, 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kabizken-yapmamaniz-gereken-5-sey-gastroenterologlarin-onerileri</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 13:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0441.jpeg" type="image/jpeg" length="49220"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’nın Acı Kaybı: Dr. Nurcan Sivri Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-universitesi-cerrahpasanin-aci-kaybi-dr-nurcan-sivri-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/istanbul-universitesi-cerrahpasanin-aci-kaybi-dr-nurcan-sivri-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü, Kimyasal Teknolojiler Ana Bilim Dalı’nda görev yapan Arş. Gör. Dr. Nurcan Sivri hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Mühendislik Fakültesi akademik kadrosunda görev yapan Arş. Gör. Dr. Nurcan Sivri hayatını kaybetti.</p>

<p>Sivri’nin vefatı, görev yaptığı İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’da ve akademi camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Botanlıoğlu da yayımladığı taziye mesajıyla Dr. Nurcan Sivri’nin vefatını duyurdu.</p>

<p>KİMYASAL TEKNOLOJİLER ANA BİLİM DALI’NDA GÖREV YAPIYORDU</p>

<p>Üniversitenin açıklamasına göre Arş. Gör. Dr. Nurcan Sivri, Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü, Kimyasal Teknolojiler Ana Bilim Dalı’nda görev yapıyordu.</p>

<p>Rektör Prof. Dr. Hüseyin Botanlıoğlu, yayımladığı mesajda Sivri’nin vefatını derin bir üzüntüyle öğrendiğini belirterek ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ailesine başsağlığı ve sabır diledi.</p>

<p>DR. NURCAN SİVRİ KİMDİR?</p>

<p>Dr. Nurcan Sivri, kimya mühendisi ve akademisyendi. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü, Kimyasal Teknolojiler Ana Bilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi Dr. olarak akademik çalışmalarını sürdürüyordu.</p>

<p>Üniversitenin akademik kayıtlarına göre Sivri, lisans eğitimini 2007-2012 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Metalurji Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nde tamamladı.</p>

<p>Lisans eğitiminin ardından İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Kimya Mühendisliği programında yüksek lisans eğitimine devam etti. 2012-2016 yılları arasındaki yüksek lisans çalışmalarında atık sulardan hekzavalent krom giderimi üzerine çalıştı.</p>

<p>2014 YILINDA ARAŞTIRMA GÖREVLİSİ OLDU</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nurcan Sivri’nin akademik kariyerinin önemli duraklarından biri 2014 yılı oldu. Üniversitenin akademik kayıtlarına göre bu tarihte araştırma görevlisi olarak akademik görevine başladı.</p>

<p>Doktora eğitimini ise İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Kimyasal Teknolojiler programında 2016-2024 yılları arasında tamamladı.</p>

<p>Doktora çalışmasında transdermal ilaç salım uygulamalarına yönelik basınca duyarlı yapışkan ve elastomerik filmlerin hazırlanması üzerine araştırmalar gerçekleştirdi.</p>

<p>BİLİMSEL ÇALIŞMALARI</p>

<p>Dr. Nurcan Sivri’nin akademik çalışma alanları arasında kimya mühendisliği ve teknolojisi, kimyasal teknolojiler, polimer ve malzeme çalışmaları ile çevre teknolojileri bulunuyordu.</p>

<p>Akademik profilinde uluslararası bilimsel yayınların yanı sıra araştırma projeleri ve fikri mülkiyet çalışmaları da yer aldı.</p>

<p>Sivri, yenilenebilir kaynaklardan elde edilen malzemelerin geliştirilmesi, polimer filmler, doğal antioksidanların malzeme teknolojilerindeki kullanımı ve çevresel kirleticilerin giderilmesine yönelik araştırmalarda görev aldı.</p>

<p>Çalışmalarından biri, Anadolu sığla ağacından elde edilen yağın PLA esaslı filmlerde değerlendirilmesini konu aldı. Sivri ayrıca doğal kaynaklı bileşenlerin polimerlerin özellikleri üzerindeki etkisini araştıran bilimsel çalışmalarda da yer aldı.</p>

<p>Akademik çalışmalarını vefatına kadar İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa çatısı altında sürdüren Dr. Nurcan Sivri, bilimsel yayınları ve araştırmalarıyla Kimya Mühendisliği alanına katkıda bulundu.</p>

<p>Arş. Gör. Dr. Nurcan Sivri’ye Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine, çalışma arkadaşlarına ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa camiasına başsağlığı diliyoruz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-universitesi-cerrahpasanin-aci-kaybi-dr-nurcan-sivri-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 13:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0462.jpeg" type="image/jpeg" length="31123"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Hava Durumu: İstanbullular Yağmura Dikkat]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-hava-durumu-istanbullular-yagmura-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/istanbul-hava-durumu-istanbullular-yagmura-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul’da 13 Eylül Pazar günü yer yer sağanak yağış bekleniyor. Sıcaklığın gün içerisinde 25 derece civarına çıkacağı tahmin edilirken, özellikle açık hava planı yapanların yağış ihtimalini dikkate alması öneriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul’da bugün hava nasıl olacak?</p>

<p>İstanbul’da hafta sonunun son gününde hava yeniden gündemin öne çıkan başlıklarından biri oldu. Meteoroloji tahminlerine göre kentte parçalı ve yer yer çok bulutlu hava ile birlikte sağanak yağış görülebilecek.</p>

<p>İstanbul genelinde sıcaklığın gün içerisinde yaklaşık 25 dereceye kadar yükselmesi, gece saatlerinde ise 18 derece civarına gerilemesi bekleniyor.</p>

<p>İSTANBUL 1 HAFTALIK HAVA DURUMU </p>

<p><img alt="İstanbul Hava Durumu: Bugün Yağmur Yağacak mı?" class="detail-photo img-fluid" height="1350" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0437.jpeg" width="1200" /></p>

<p>Kentte öğle saatlerine doğru sıcaklık artarken, günün farklı bölümlerinde kısa süreli ve yerel sağanakların etkili olabileceği tahmin ediliyor.</p>

<p>Marmara’nın kuzeyinde yağış bekleniyor</p>

<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğünün değerlendirmelerine göre Marmara’nın kuzey kesimleri, Batı Karadeniz’in batısı ve Van’ın doğu çevrelerinde sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor.</p>

<p>İstanbul da yağış beklenen kentler arasında bulunuyor.</p>

<p>Yağışların İstanbul’un her ilçesinde aynı anda ve aynı şiddette görülmesi beklenmediğinden, ilçeler arasında hava koşullarında farklılık yaşanabilir.</p>

<p>İstanbul’da sıcaklık kaç derece?</p>

<p>13 Eylül Pazar günü İstanbul’da en yüksek sıcaklığın yaklaşık 25 derece, en düşük sıcaklığın ise 18 derece civarında olması bekleniyor.</p>

<p>Öğle saatlerinde sıcaklık 25-26 derece seviyelerine yaklaşabilirken akşam saatlerinde 20 derece civarına gerileyebilir.</p>

<p>Kuzey ve kuzeydoğudan esen rüzgârın da gün içerisinde hissedilmesi bekleniyor.</p>

<p>Dışarı çıkacaklar yağmur ihtimalini dikkate alsın</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Pazar günü İstanbul’da açık hava etkinliği, yürüyüş veya şehir içi gezi planlayanların kısa süreli sağanak ihtimaline karşı hazırlıklı olması yararlı olabilir.</p>

<p>Özellikle yağışın etkili olduğu bölgelerde yolların kısa süreli kayganlaşabileceği ve görüş mesafesinin azalabileceği unutulmamalı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-hava-durumu-istanbullular-yagmura-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/05/i-m-g-8764.jpeg" type="image/jpeg" length="89892"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Kadın Millî Voleybol Takımı Neden Gündemde? İşte Başarının Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiye-kadin-milli-voleybol-takimi-neden-gundemde-iste-basarinin-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiye-kadin-milli-voleybol-takimi-neden-gundemde-iste-basarinin-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Kadın Millî Voleybol Takımı, 2026 Avrupa Şampiyonası’nda İtalya’yı 3-2 mağlup ederek üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu oldu. Filenin Sultanları’nın tarihi başarısı Türkiye’de büyük ilgi gördü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye Kadın Millî Voleybol Takımı, son yıllarda Türk sporunun uluslararası alandaki en başarılı takımlarından biri haline geldi. “Filenin Sultanları” olarak bilinen millî takım, 2026 yılında elde ettiği sonuçlarla bir kez daha gündemin merkezine yerleşti.</p>

<p>Peki Türkiye Kadın Millî Voleybol Takımı neden gündemde ve Filenin Sultanları 2026’da hangi başarıları elde etti?</p>

<p>Türkiye Kadın Millî Voleybol Takımı Avrupa şampiyonu oldu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gündemin arkasındaki en önemli gelişme, 2026 CEV Kadınlar Avrupa Voleybol Şampiyonası’nda gelen şampiyonluk oldu.</p>

<p>İstanbul’daki Sinan Erdem Spor Salonu’nda 6 Eylül 2026’da oynanan finalde Türkiye ile İtalya karşı karşıya geldi.</p>

<p>Büyük çekişmeye sahne olan karşılaşmayı Türkiye 3-2 kazanarak Avrupa şampiyonluğuna ulaştı.</p>

<p>İtalya karşılaşmanın ilk setini 25-16 kazanırken Türkiye ikinci sette 25-22 ile karşılık verdi. İtalya üçüncü seti 25-12 kazandı. Filenin Sultanları dördüncü seti 25-21 alarak maçı karar setine taşıdı.</p>

<p>Türkiye son seti 15-10, karşılaşmayı ise 3-2 kazanarak kupaya uzandı.</p>

<p>Üst üste ikinci Avrupa şampiyonluğu</p>

<p>Bu sonuç Türkiye Kadın Millî Voleybol Takımı açısından ayrı bir tarihi önem taşıyor.</p>

<p>Filenin Sultanları ilk Avrupa şampiyonluğunu 2023 yılında elde etmişti. Türkiye, üç yıl sonra İstanbul’da kupayı yeniden kaldırarak üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu oldu.</p>

<p>Türkiye’nin Avrupa Şampiyonası tarihindeki toplam madalya sayısı da 7’ye yükseldi. Millî takımın bu organizasyonda 2 altın, 2 gümüş ve 3 bronz madalyası bulunuyor.</p>

<p>Türkiye ayrıca Avrupa şampiyonalarında üst üste beşinci kez madalya kazanmayı başardı.</p>

<p>Türkiye Kadın Millî Voleybol Takımı 2026’ya damga vurdu</p>

<p>Filenin Sultanları’nın yükselişi yalnızca Avrupa Şampiyonası ile sınırlı kalmadı.</p>

<p>2026 yılı Türk kadın voleybolunun uluslararası başarıları açısından dikkat çekici bir dönem oldu. A Millî Kadın Voleybol Takımı, Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonası dahil önemli organizasyonlarda zirveye çıkarak dünya voleybolundaki konumunu güçlendirdi.</p>

<p>Avrupa Şampiyonası’ndaki zafer ise özellikle dikkat çekti. Türkiye, yarı finalde güçlü rakibi Sırbistan’ı 3-0 mağlup ederek finale yükseldi. Finalde ise İtalya karşısında iki kez setlerde geriye düşmesine rağmen maçı bırakmadı ve karar setinde şampiyonluğa ulaştı.</p>

<p>Filenin Sultanları neden bu kadar ilgi görüyor?</p>

<p>Türkiye Kadın Millî Voleybol Takımı’nın gördüğü ilginin arkasında yalnızca son şampiyonluk bulunmuyor.</p>

<p>Son yıllarda üst üste gelen uluslararası başarılar, dünyanın önde gelen takımlarına karşı alınan sonuçlar ve voleybolcuların bireysel performansları millî takımın geniş bir taraftar kitlesine ulaşmasını sağladı.</p>

<p>Eda Erdem Dündar, Melissa Vargas, Zehra Güneş, Hande Baladın, İlkin Aydın ve diğer millî sporcuların performansları da turnuvalar boyunca yakından takip ediliyor.</p>

<p>Özellikle Avrupa Şampiyonası finalinin İstanbul’da oynanması, tribünlerde oluşan atmosfer ve karşılaşmanın beş sete uzaması şampiyonluğa yönelik ilgiyi daha da artırdı.</p>

<p>2023’ten 2026’ya Avrupa’nın zirvesinde</p>

<p>Türkiye’nin kadın voleybolundaki yükselişinin önemli dönüm noktalarından biri 2023 Avrupa Şampiyonası oldu.</p>

<p>Filenin Sultanları o turnuvanın finalinde Sırbistan’ı 3-2 mağlup ederek tarihinde ilk kez Avrupa şampiyonluğunu kazandı.</p>

<p>2026’da ise bu kez finalde İtalya’yı aynı skorla geçerek kupayı korumayı başardı.</p>

<p>Böylece Türkiye Kadın Millî Voleybol Takımı, Avrupa voleybolunun son yıllardaki en dikkat çekici başarı hikâyelerinden birine imza attı.</p>

<p>Türkiye Kadın Millî Voleybol Takımı neden trend?</p>

<p>“Türkiye Kadın Millî Voleybol Takımı” ve “Filenin Sultanları” ifadelerine yönelik ilginin yükselmesinde, 2026 Avrupa Şampiyonası zaferinin ardından takım ve oyuncular hakkındaki aramaların artması etkili oluyor.</p>

<p>Şampiyonluk sonrasında takımın başarıları, oyuncuları, kadrosu ve gelecek turnuvaları yeniden merak konusu oldu.</p>

<p>Filenin Sultanları’nın üst üste ikinci Avrupa şampiyonluğuna ulaşması ise Türkiye Kadın Millî Voleybol Takımı’nı yalnızca spor gündeminin değil, geniş kitlelerin takip ettiği başlıklardan biri haline getirdi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiye-kadin-milli-voleybol-takimi-neden-gundemde-iste-basarinin-hikayesi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5502.jpeg" type="image/jpeg" length="61643"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Valiler Kararnamesi Geliyor mu? Gözler Ankara ve Resmî Gazete’de]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/valiler-kararnamesi-geliyor-mu-gozler-ankara-ve-resmi-gazetede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/valiler-kararnamesi-geliyor-mu-gozler-ankara-ve-resmi-gazetede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara kulislerinde yeni bir Valiler Kararnamesi hazırlanabileceğine ilişkin iddialar yeniden gündeme geldi. Bazı valilerin görev yerlerinin değişebileceği ve yeni isimlerin valilik görevlerine getirilebileceği konuşulurken, henüz Cumhurbaşkanlığı veya İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanmış resmî bir kararname takvimi bulunmuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Başkent kulislerinde bir süredir devam eden Valiler Kararnamesi beklentisi eylül ayıyla birlikte yeniden hareketlendi. Kulis bilgilerine dayanan bazı haberlerde, İçişleri bürokrasisinde vali atamalarına ilişkin çalışmaların yürütüldüğü ve olası listenin şekillendirildiği ileri sürülüyor.</p>

<p>Kararname hazırlığı iddiası</p>

<p>Edinilen kulis bilgilerine ilişkin haberlerde, bazı valilerin görev yerlerinin değiştirilmesinin yanı sıra merkez teşkilatında görev yapan bazı bürokratların da valilik görevlerine atanabileceği iddia ediliyor.</p>

<p>Kararnamenin kapsamına ve hangi illerde değişiklik yapılacağına ilişkin ise doğrulanmış bir liste bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle sosyal medya ve çeşitli internet sitelerinde dolaşıma giren isim listelerine temkinli yaklaşılması gerekiyor.</p>

<p>Resmî açıklama henüz yok</p>

<p>13 Eylül 2026 itibarıyla Cumhurbaşkanlığı veya İçişleri Bakanlığı tarafından kapsamlı yeni bir Valiler Kararnamesinin yayımlanacağı tarihe ilişkin resmî açıklama yapılmış değil.</p>

<p>Vali atamaları ancak Cumhurbaşkanlığı atama kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla kesinlik kazanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dolayısıyla kulislerde konuşulan isim veya şehir değişikliklerinin, karar yayımlanmadan kesinleşmiş atama olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>2026’da valiliklerde önemli değişiklikler yapıldı</p>

<p>2026 yılı içerisinde valiliklerde daha önce de geniş kapsamlı görev değişiklikleri gerçekleştirildi.</p>

<p>Ocak ayında yayımlanan Valiler Kararnamesi ile 19 ilin valisi değişirken 7 vali Vali-Mülkiye Başmüfettişliği görevine getirildi.</p>

<p>Şubat ayında Afyonkarahisar, Hakkari, Uşak, Erzurum ve Gümüşhane valiliklerinde yeni atamalar yapıldı.</p>

<p>Nisan sonunda ise Ankara Valiliği başta olmak üzere bazı illerde yeni görev değişiklikleri gerçekleştirildi.</p>

<p>Gözler Resmî Gazete’de</p>

<p>Yeni kararname söylentilerinin ardından özellikle görev süresi uzayan valiler, büyükşehir valilikleri ve İçişleri Bakanlığı merkez teşkilatından valiliğe atanabilecek isimler konusunda Ankara kulislerinin hareketlendiği belirtiliyor.</p>

<p>Ancak şu aşamada hangi valilerin görev yerlerinin değişeceği veya kaç ilin kararname kapsamına alınacağı konusunda teyit edilmiş bir bilgi bulunmuyor.</p>

<p>Yeni Valiler Kararnamesinin yayımlanıp yayımlanmayacağına ilişkin kesin bilgi, Cumhurbaşkanlığı tarafından alınacak atama kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla ortaya çıkacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/valiler-kararnamesi-geliyor-mu-gozler-ankara-ve-resmi-gazetede</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="75550"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kamuda Personel Alımında 2027-2029 Tasarruf Dönemi: Açıktan Atama Talepleri Asgari Seviyede Tutulacak]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kamuda-personel-aliminda-2027-2029-tasarruf-donemi-aciktan-atama-talepleri-asgari-seviyede-tutulacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kamuda-personel-aliminda-2027-2029-tasarruf-donemi-aciktan-atama-talepleri-asgari-seviyede-tutulacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2027-2029 Dönemi Bütçe Hazırlama Rehberi’nde kamu personel giderlerine ilişkin tasarruf esasları açıklandı. Kurumlardan açıktan atama taleplerini asgari seviyede tutmaları ve yeni kadro taleplerini belirlenen sınırlamalar çerçevesinde planlamaları istendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Kamu kurumlarına yapılacak personel alımlarının bütçe planlamasında 2027-2029 döneminde de sıkı tasarruf yaklaşımı uygulanacak.</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından yayımlanan 2027-2029 Dönemi Bütçe Hazırlama Rehberi’nde personel giderlerine ilişkin önemli düzenlemelere yer verildi.</p>

<p>Rehber, 12 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2027-2029 Dönemi Bütçe Çağrısı kapsamında kamu kurumlarının önümüzdeki üç yıllık bütçe tekliflerini hazırlarken dikkate alacağı esasları belirliyor.</p>

<p>AÇIKTAN ATAMA TALEPLERİ ASGARİ SEVİYEDE TUTULACAK</p>

<p>Rehberin “Personel Giderleri” bölümünde, 2024/7 sayılı Tasarruf Tedbirleri Genelgesi’nde belirlenen esaslara atıfta bulunuldu.</p>

<p>Buna göre kamu kurumlarında mevcut personelin etkin ve verimli çalıştırılması için gerekli tedbirler alınacak. Personelin hizmet standartlarına uygun ve dengeli şekilde görevlendirilmesi sağlanacak ve atıl personel oluşmasına izin verilmeyecek.</p>

<p>Dikkat çeken düzenlemelerden biri ise açıktan atamalarla ilgili.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kamu kurumlarından “açıktan atama taleplerinin asgari seviyede tutulması” istendi.</p>

<p>YENİ KADRO VE POZİSYON TALEPLERİNE SINIR</p>

<p>Rehberde yeni kadro ve pozisyon taleplerine ilişkin de önemli bir ölçüt bulunuyor.</p>

<p>Kanundan doğan zorunlu yükümlülüklerin yerine getirilmesi dışında kurumların, bir önceki mali yılda emeklilik, istifa ve ölüm gibi nedenlerle kadro ve pozisyon sayısında meydana gelen azalma kadar yeni kadro ve pozisyon ihdası ya da kullanım talebinde bulunabileceği belirtildi.</p>

<p>Kurumların 2027-2029 yıllarına ilişkin personel ödenek tekliflerini hazırlarken bu sınırlamayı dikkate almaları gerekiyor.</p>

<p>Örneğin bir kurumda önceki mali yılda emeklilik, istifa veya ölüm nedeniyle 100 kadro veya pozisyon azalmış olması, rehberdeki genel esas açısından yeni kadro ve pozisyon ihdası ya da kullanım talebinin planlanmasında dikkate alınacak sınırı oluşturuyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.</p>

<p>“2027’DE KAMUYA PERSONEL ALINMAYACAK” ANLAMINA GELMİYOR</p>

<p>Düzenleme, kamuya personel alımlarının tamamen durdurulduğu şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Rehberde “2027 yılında kamuya personel alınmayacak” şeklinde bir hüküm bulunmuyor.</p>

<p>Aynı şekilde düzenleme, bütün kamu kurumlarının yalnızca emekli olan personel sayısı kadar yeni personel atayabileceği şeklinde doğrudan bir nihai atama kotası da getirmiyor.</p>

<p>Metindeki düzenleme esas olarak kamu kurumlarının bütçe hazırlama sürecinde yapacakları açıktan atama, yeni kadro ve pozisyon ihdası veya kullanım talepleri ile bunlara ilişkin personel ödeneklerinin planlanmasını kapsıyor.</p>

<p>Üstelik rehberde “kanundan doğan mecburi yükümlülüklerin yerine getirilmesi” açıkça istisna olarak belirtiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla belirli bir bakanlığın veya kurumun 2027 yılında kaç personel alacağı yalnızca bu hükme bakılarak belirlenemez. Nihai personel alımları ilgili mevzuat, bütçe imkânları, kurum ihtiyaçları, verilen atama izinleri ve ilgili dönemde alınacak kararlarla şekillenecek.</p>

<p>2024’TEKİ TASARRUF POLİTİKASI DEVAM EDİYOR</p>

<p>Düzenleme aslında tamamen yeni bir personel politikası da değil.</p>

<p>2027-2029 Bütçe Hazırlama Rehberi, 2024 yılında yayımlanan Tasarruf Tedbirleri Genelgesi’ndeki personel giderlerine ilişkin yaklaşımı yeni bütçe dönemine taşıyor.</p>

<p>Bu kapsamda kamuda mevcut insan kaynağının daha etkin kullanılması, atıl kapasitenin önlenmesi ve yeni personel ihtiyacının mümkün olduğunca sınırlı tutulması hedefleniyor.</p>

<p>FAZLA ÇALIŞMA VE ÖDÜL ÖDENEKLERİNE DE TASARRUF</p>

<p>Tasarruf yaklaşımı yalnızca yeni kadro talepleriyle sınırlı değil.</p>

<p>Rehbere göre fazla çalışma, ek çalışma, ödül ve ikramiye gibi ödemeler nedeniyle ortaya çıkacak ödenek taleplerinin de asgari seviyede tutulması gerekiyor.</p>

<p>Döner sermayelere ait vizeli kadro ve pozisyonlarda çalışan personelin ücretlerinin ise ilgili döner sermaye kaynaklarından karşılanması öngörülüyor.</p>

<p>SONUÇ: PERSONEL ALIMI YASAĞI DEĞİL, TALEPLERE SIKI SINIRLAMA</p>

<p>2027-2029 Dönemi Bütçe Hazırlama Rehberi’nin ortaya koyduğu tablo, kamuda yeni personel istihdamının tamamen durdurulmasından ziyade personel ve kadro taleplerinde tasarruf politikasının sürdürülmesi anlamına geliyor.</p>

<p>Kamu kurumları mevcut personeli daha etkin kullanacak, açıktan atama taleplerini mümkün olduğunca düşük tutacak ve yeni kadro veya pozisyon taleplerini önceki yılda meydana gelen azalmaları dikkate alarak hazırlayacak.</p>

<p>Bu nedenle düzenlemeyi “2027’de kamuya personel alınmayacak” veya “yalnızca emekli olan kadar personel atanacak” şeklinde yorumlamak resmî metnin kapsamını aşan bir değerlendirme olur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kamuda-personel-aliminda-2027-2029-tasarruf-donemi-aciktan-atama-talepleri-asgari-seviyede-tutulacak</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 11:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0434.jpeg" type="image/jpeg" length="64829"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29154"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="55452"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79619"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87795"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57627"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="34321"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
