<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://www.tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 26 Aug 2026 10:24:29 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kabak Mücver Nasıl Yapılır? Yağ Çekmeyen ve Dağılmayan Tarif]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kabak-mucver-nasil-yapilir-yag-cekmeyen-ve-dagilmayan-tarif</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kabak-mucver-nasil-yapilir-yag-cekmeyen-ve-dagilmayan-tarif" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rendelenmiş kabak, taze otlar ve peynirle hazırlanan mücverin dağılmaması için sebzenin suyu iyi sıkılmalı. Doğru un-yumurta oranı ve kızartma sıcaklığıyla dışı çıtır, içi yumuşak kalıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>KABAK MÜCVER NASIL YAPILIR? YAĞ ÇEKMEYEN VE DAĞILMAYAN TARİF</p>

<p>Yaz aylarında bol bulunan kabağın en sevilen kullanım biçimlerinden biri mücver. Rendelenmiş kabak; yumurta, un, peynir ve taze otlarla bir araya getirildikten sonra tavada küçük porsiyonlar hâlinde pişiriliyor.</p>

<p>Mücverde başarılı sonuç için harcın koyu fakat kaşıktan ayrılabilecek kıvamda olması gerekiyor. Kabağın suyu yeterince sıkılmazsa harç sulanıyor; fazla un eklendiğinde ise sebze tadı geri planda kalıyor ve mücver sertleşebiliyor.</p>

<p>TARİF KARTI</p>

<p>Kaç kişilik: 4 kişilik<br />
Adet: Yaklaşık 14–16 küçük mücver<br />
Hazırlık süresi: 25 dakika<br />
Bekletme süresi: 10 dakika<br />
Pişirme süresi: 20 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 55 dakika<br />
Pişirme yöntemi: Tavada<br />
Zorluk düzeyi: Kolay<br />
Temel ekipman: Rende, temiz mutfak bezi veya süzgeç, 26 cm tava</p>

<p>KABAK MÜCVER İÇİN MALZEMELER</p>

<p>- 3 orta boy kabak (yaklaşık 700 g)<br />
- 2 büyük yumurta<br />
- 90 g un<br />
- 100 g beyaz peynir<br />
- 4 dal taze soğan<br />
- Yarım demet dereotu (yaklaşık 20 g)<br />
- Yarım demet maydanoz (yaklaşık 20 g)<br />
- 1 çay kaşığı tuz; peynirin tuzuna göre ayarlanabilir<br />
- Yarım çay kaşığı karabiber<br />
- Yarım çay kaşığı pul biber; isteğe bağlı<br />
- Kızartmak için yaklaşık 120 ml ayçiçek yağı</p>

<p>KABAK MÜCVER NASIL YAPILIR?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Kabakları yıkayıp uçlarını kesin. Kabuklarını soymadan rendenin iri tarafıyla rendeleyin.</p>

<p>2. Rendelenmiş kabakları geniş bir süzgece alın. Tuzun yarısını ekleyip karıştırın ve 10 dakika bekletin.</p>

<p>3. Kabakları temiz bir mutfak bezine aktarın. Bezi bükerek mümkün olduğunca fazla suyunu sıkın. Bu işlem, mücverin dağılmaması ve yağ sıçramaması için önemlidir.</p>

<p>4. Taze soğan, dereotu ve maydanozu ince doğrayın. Beyaz peyniri çatalla iri parçalar kalacak şekilde ezin.</p>

<p>5. Yumurtaları geniş bir kapta çırpın. Suyu sıkılmış kabakları, yeşillikleri, peyniri, kalan tuzu, karabiberi ve pul biberi ekleyin.</p>

<p>6. Unu azar azar ilave ederek harcı karıştırın. Karışım kaşıktan akmamalı; ancak elle şekillendirilecek kadar da katı olmamalıdır.</p>

<p>7. Tavaya yaklaşık 5 mm yüksekliğinde yağ koyun ve orta ateşte ısıtın. Yağın hazır olup olmadığını küçük bir harç parçasıyla kontrol edin; harcın çevresinde hemen küçük kabarcıklar oluşmalıdır.</p>

<p>8. Harçtan birer dolu yemek kaşığı alıp tavaya bırakın. Kaşığın arkasıyla hafifçe bastırarak yaklaşık 1 cm kalınlığa getirin. Tavayı aşırı doldurmayın.</p>

<p>9. Mücverleri orta ateşte, her yüzünü yaklaşık 2–3 dakika pişirin. Alt yüzey iyice kızarmadan çevirmeyin.</p>

<p>10. İki yüzü de altın rengini alan mücverleri delikli spatulayla tavadan çıkarın. Fazla yağını bırakması için tel ızgara üzerine veya kâğıt havlu serilmiş tabağa alın.</p>

<p>11. Kalan harcı aynı şekilde pişirin. Tavadaki yağ çok ısınırsa ateşi düşürün; eksilirse az miktarda yağ ekleyerek yeniden ısınmasını bekleyin.</p>

<p>KABAK MÜCVERİN PÜF NOKTALARI</p>

<p>- Kabağın suyunu iyice sıkın. Islak kalan kabak, harcı sulandırır ve mücverin tavada dağılmasına neden olabilir.<br />
- Unu tek seferde eklemeyin. Kabağın büyüklüğüne ve kalan nemine göre 10–20 g daha az veya fazla un gerekebilir.<br />
- Harcı hazırladıktan sonra uzun süre bekletmeyin. Kabak bekledikçe yeniden su bırakır.<br />
- Yağ yeterince ısınmadan mücverleri tavaya koymak, hamurun daha fazla yağ çekmesine yol açar.<br />
- Yağın aşırı kızgın olması dış yüzeyi hızla yakarken iç kısmın hamur kalmasına neden olabilir. Orta ateş daha dengeli sonuç verir.<br />
- Mücverleri tavada kalın bırakmayın. Yaklaşık 1 cm kalınlık, içinin de pişmesini kolaylaştırır.<br />
- İlk yüzey sabitlenmeden mücveri çevirmeyin. Erken müdahale parçalanmasına yol açabilir.<br />
- Tavayı kalabalıklaştırmayın. Çok sayıda mücver yağın sıcaklığını düşürür ve çıtırlaşmayı azaltır.</p>

<p>MALZEME İKAMELERİ</p>

<p>Beyaz peynir yerine lor peyniri kullanılabilir. Lor daha az tuzlu ve kuruysa harca 1 yemek kaşığı yoğurt eklemek gerekebilir.</p>

<p>Dereotu sevilmiyorsa miktarı azaltılabilir veya yalnızca maydanoz kullanılabilir. Taze otların tamamen çıkarılması mücverin aromasını belirgin biçimde değiştirir.</p>

<p>Unun bir bölümü mısır unuyla değiştirilebilir. Yaklaşık 30 g mısır unu kullanılması dış yüzeyi daha gevrek yapabilir; tamamının mısır unuyla değiştirilmesi ise dokuyu kırılganlaştırabilir.</p>

<p>FIRINDA PİŞİRME SEÇENEĞİ</p>

<p>Daha az yağ kullanılan bir yöntem için fırını alt-üst ayarda 200 dereceye ısıtın. Yağlı kâğıt serilmiş tepsiyi hafifçe yağlayın.</p>

<p>Harcı tepsiye küçük ve ince porsiyonlar hâlinde yerleştirin. Üzerlerine fırçayla az miktarda yağ sürün. Yaklaşık 20–25 dakika pişirin; sürenin ortasında mücverleri dikkatlice çevirin.</p>

<p>Fırında hazırlanan mücver, tavada kızartılan kadar çıtır olmayabilir. Daha iyi kızarması için son birkaç dakika kontrollü olarak fan veya ızgara ayarı kullanılabilir.</p>

<p>SERVİS ÖNERİSİ</p>

<p>Kabak mücver sıcak veya ılık servis edilebilir. Yanında sarımsaklı yoğurt, süzme yoğurt ya da limonlu sade yoğurt sunulabilir.</p>

<p>Taze domates, salatalık ve yeşilliklerle hafif bir öğüne dönüştürülebilir. Yoğurtlu sos, mücverlerin üzerine önceden dökülmemeli; çıtırlığın korunması için ayrı servis edilmelidir.</p>

<p>SAKLAMA VE YENİDEN ISITMA</p>

<p>Pişen mücverler oda sıcaklığında uzun süre bırakılmamalıdır. İlk sıcaklıkları geçtikten sonra kapalı bir kaba alınarak buzdolabında en fazla 2 gün saklanabilir.</p>

<p>Yeniden ısıtmak için mücverleri 180 derece fırında 7–10 dakika veya yağ eklemeden tavada birkaç dakika ısıtın. Mikrodalga fırın dokuyu yumuşatabilir.</p>

<p>Pişmiş mücverler aralarına pişirme kâğıdı yerleştirilerek dondurulabilir. Bir ay içinde tüketilmesi ve buzdolabında çözdürüldükten sonra fırında ısıtılması önerilir.</p>

<p>Çiğ mücver harcı saklamaya uygun değildir. Kabak bekledikçe su bırakır; çiğ yumurta içeren harç gıda güvenliği açısından geciktirilmeden pişirilmelidir.</p>

<p>SIK YAPILAN HATALAR</p>

<p>Mücverin dağılması: Kabağın suyunun sıkılmaması, yumurtanın az veya harcın fazla sulu olması parçalanmaya yol açabilir.</p>

<p>Fazla yağ çekmesi: Yağın yeterince ısınmaması veya tavaya aynı anda çok sayıda mücver konulması sıcaklığı düşürebilir.</p>

<p>İçinin hamur kalması: Mücverlerin çok kalın hazırlanması veya aşırı yüksek ateşte pişirilmesi dışını hızla kızartırken içini çiğ bırakabilir.</p>

<p>Mücverin sertleşmesi: Harcı toparlamak amacıyla gereğinden fazla un eklenmesi sebze dokusunu ve yumuşaklığı azaltabilir. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kabak-mucver-nasil-yapilir-yag-cekmeyen-ve-dagilmayan-tarif</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 09:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9068.jpeg" type="image/jpeg" length="81156"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakü’de Yüzlerce Tıp Yazmasının Sakladığı Sırlar: Yüzyıllardır Korunan Şifa Hafızası]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/bakude-yuzlerce-tip-yazmasinin-sakladigi-sirlar-yuzyillardir-korunan-sifa-hafizasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/bakude-yuzlerce-tip-yazmasinin-sakladigi-sirlar-yuzyillardir-korunan-sifa-hafizasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İbn Sina’nın 1143 tarihli Kanun nüshasından Zehravi’nin yaklaşık 200 cerrahi alet çizimine kadar Bakü’de korunan eserler, Orta Çağ tıbbının ilaç ve cerrahi anlayışını bugüne taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bir kitabın yaklaşık dokuz yüzyıl boyunca savaşlardan, göçlerden ve siyasi dönüşümlerden kurtulup günümüze ulaşması başlı başına olağanüstü. Hele o kitap, hekimlerin hastalıkları nasıl tanımladığını, hangi maddeleri ilaç olarak kullandığını ve cerrahların hangi aletlerden yararlandığını anlatıyorsa artık yalnızca eski bir eser değil, tıp tarihinin yaşayan tanıklarından biridir.<br />
Bakü’deki Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Muhammed Fuzuli Yazmalar Enstitüsünün koleksiyonu tam da böyle bir hafızayı barındırıyor.<br />
UNESCO adaylık dosyasına göre koleksiyonda 363 eski tıp yazması bulunuyordu. Bunların 222’si Farsça, 71’i Türkçe ve 70’i Arapça olarak kaydedilmişti.<br />
Bu dağılım, Bakü’de yalnızca Azerbaycan tıp tarihine değil, geniş bir Türk-İslam ve Orta Çağ tıp geleneğine ait büyük bir yazılı mirasın korunduğunu gösteriyor.<br />
1143 tarihli İbn Sina nüshası<br />
Koleksiyonun en dikkat çekici eserlerinden biri, İbn Sina’nın El-Kanun fi’t-Tıbb adlı eserinin ikinci kitabına ait bir yazma.<br />
Bu nüsha 1143 yılında Bağdat’ta kopyalandı.<br />
İbn Sina’nın ölümünden yaklaşık bir yüzyıl sonra hazırlanan eser, Kanun’un günümüze ulaşan erken tarihli nüshalarından biri olarak değerlendiriliyor.<br />
Kanun’un bu bölümü özellikle ilaç bilgisiyle ilgiliydi. Bitkisel, mineral ve hayvansal kökenli maddelerin özellikleri ve tıbbi kullanımları sistematik biçimde ele alınıyordu.<br />
Bugünkü gözle bakıldığında bu yazma yalnızca eski bir tıp kitabı değil; Orta Çağ’da ilaç bilgisinin nasıl sınıflandırıldığını ve hekimlik bilgisinin nasıl aktarıldığını gösteren tarihsel bir belge.<br />
UNESCO adaylık dosyasına göre Kanun’un ikinci kitabının Özbekçe ve Rusça çevirileri hazırlanırken Bakü’deki bu nüshadan önemli ölçüde yararlanıldı.<br />
Böylece yaklaşık dokuz yüzyıllık bir el yazması, yalnızca korunmuş tarihî bir obje olarak kalmadı; modern dönem bilim tarihi ve çeviri çalışmalarına da doğrudan kaynaklık etti.<br />
Zehravi’nin cerrahi dünyası da Bakü’de<br />
Bakü’de korunan dikkat çekici eserlerden biri de cerrahi tarihinin önemli isimlerinden Ebu’l-Kasım el-Zehravi’nin eserine ait eski bir nüsha.<br />
Batı dünyasında Abulcasis olarak bilinen Zehravi, 10. ve 11. yüzyılların en etkili cerrahlarından biri kabul ediliyor.<br />
Bakü’de bulunan nüsha 13. yüzyıla tarihleniyor ve cerrahi uygulamalara ilişkin metinlerin yanı sıra yaklaşık 200 cerrahi alet çizimi içeriyor.<br />
Bu çizimlerde kullanılan aletlerin biçimleri gösteriliyor; bazı bölümlerde ise hangi işlemlerde nasıl kullanılacakları açıklanıyor.<br />
Bugün cerrahi eğitimin vazgeçilmez unsurlarından biri olan teknik çizimlerin, yüzyıllar önce de bilgi aktarımında kullanıldığını görmek mümkün.<br />
Bu nedenle yazma yalnızca cerrahi tarihinin değil, tıp eğitiminin tarihinin de önemli belgelerinden biri.<br />
Çok nadir bir farmakoloji yazması<br />
Koleksiyonda tanınmış hekimlerin eserlerinin yanında daha az bilinen fakat tarihsel açıdan son derece kıymetli yazmalar da bulunuyor.<br />
Bunlardan biri Rustam Cürcani’ye atfedilen Zahire-i Nizamşahi adlı eser.<br />
UNESCO adaylık dosyasında bu yazmanın son derece nadir olduğu ve dosyanın hazırlandığı dönemde başka bir nüshasının bilinmediği belirtiliyordu.<br />
yüzyılda kopyalandığı belirtilen eserde şifalı bitkiler, hayvansal maddeler, mineraller ve çeşitli bileşik ilaçlar ele alınıyor.<br />
Bu tür yazmaların önemi tam da burada ortaya çıkıyor.<br />
Bir eser kaybolduğunda yalnızca fiziksel bir kitap kaybolmuş olmuyor. Bazen bir dönemin tıbbi terminolojisi, ilaç bilgisi, tedavi anlayışı ve hangi maddelerin hangi hastalıklarla ilişkilendirildiğine dair bilgiler de kaybolabiliyor.<br />
Neden Türkçe, Arapça ve Farsça?<br />
Bugünün ulusal sınırları üzerinden bakıldığında üç farklı dildeki eserlerin aynı koleksiyonda bulunması şaşırtıcı gelebilir.<br />
Orta Çağ bilim dünyası ise bugünkü sınırlarla işlemiyordu.<br />
Arapça uzun süre geniş bir coğrafyada bilim dili olarak kullanıldı. Farsça, tıp ve özellikle farmakoloji literatüründe önemli bir yer tuttu. Türkçe tıp metinleri de zamanla giderek büyüyen ayrı bir gelenek oluşturdu.<br />
Hekimler yalnızca yeni eserler yazmıyor; önceki metinleri kopyalıyor, çeviriyor, açıklamalar ekliyor ve başka coğrafyalara taşıyordu.<br />
Bu yüzden Bakü’deki koleksiyon, yalnız Azerbaycan’da yazılmış kitaplardan oluşan kapalı bir arşiv değil.<br />
Daha doğru ifade etmek gerekirse bu koleksiyon, Bağdat’tan Kafkasya’ya, İran’dan Anadolu’ya ve Orta Asya’ya uzanan geniş bir bilim dolaşımının izlerini taşıyor.<br />
Eski tıp kitaplarında neler vardı?<br />
Bu yazmalar yalnız hastalık isimlerinin sıralandığı eserler değildi.<br />
Bazılarında hastalıkların tanımları, bazılarında ilaçların özellikleri, bazılarında bitkiler ve mineraller, bazılarında ise cerrahi teknikler ve aletler anlatılıyordu.<br />
Farmakoloji, bu metinlerin önemli alanlarından biriydi.<br />
Hekimler bitkisel, hayvansal ve mineral kökenli maddeleri sınıflandırıyor, bunları çeşitli hastalıklarla ilişkilendiriyor ve bileşik ilaç tarifleri kaydediyordu.<br />
Ancak burada modern okuyucu açısından çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.<br />
Bu eserlerde yer alan tedavi veya ilaç tariflerinin tarihsel değeri çok yüksek olsa da bunların günümüzde etkili veya güvenli olduğu anlamına gelmez.<br />
Bazı maddeler daha sonra modern farmakolojinin ilgi alanına girmiş olabilir. Bazıları etkisiz, bazıları ise zararlı olabilir.<br />
Dolayısıyla bu yazmalar günümüz için bir tedavi rehberi değil, tıbbın bilgi üretme ve aktarma serüveninin belgeleridir.<br />
Üç önemli yazma UNESCO kaydına girdi<br />
Bakü’deki tıp yazmalarının uluslararası önemini gösteren en önemli gelişmelerden biri 2005 yılında yaşandı.<br />
İbn Sina’nın El-Kanun fi’t-Tıbb nüshası, Zehravi’nin cerrahi eserine ait yazma ve Rustam Cürcani’ye atfedilen Zahire-i Nizamşahi, “Orta Çağ Tıp ve Eczacılık Yazmaları” başlığı altında UNESCO’nun Dünya Belleği Programı kapsamında kayda alındı.<br />
Bu kayıt, eserlerin yalnız Azerbaycan için değil, dünya bilim tarihi açısından da önem taşıdığını gösteriyor.<br />
Değerlendirmelerde yazmaların yaşı kadar nadirliği, içerdiği tıp ve eczacılık bilgileri ve bilginin farklı kültürler arasında aktarılmasına yaptığı katkı da öne çıkıyor.<br />
Asıl hazine kitapların yaşı değil<br />
Bakü’de korunan yüzlerce tıp yazmasına yalnızca “eski kitaplar” olarak bakmak, hikâyenin önemli bir bölümünü kaçırmak anlamına geliyor.<br />
Bu sayfalarda bir hekimin hangi bitkiyi neden kaydettiğini, bir cerrahın kullanacağı aleti nasıl çizdiğini ve tıbbi bilginin yüzyıllar boyunca nasıl korunduğunu görmek mümkün.<br />
İbn Sina’nın 1143’te Bağdat’ta kopyalanan eserinin yüzyıllar sonra Bakü’de korunuyor olması bile bilginin coğrafyalar arasındaki yolculuğunu tek başına anlatmaya yetiyor.<br />
Bir zamanlar bir hekimin çalışma masasında bulunan kitap, yüzyıllar sonra insanlığın ortak bilim mirasının parçasına dönüşebiliyor.<br />
Bakü’deki koleksiyonun asıl değeri de belki tam burada yatıyor:<br />
Korunan yalnızca kâğıt ve mürekkep değil; insanların hastalığı anlama, acıyı azaltma ve tıbbi bilgiyi bir sonraki kuşağa aktarma çabası.<br />
6. KAYNAKLAR<br />
Farid Alakbarli – Azerbaijan: Medieval Manuscripts. History of Medicine. Medicinal Plants – Nurlan Press – Baku – 2006.<br />
UNESCO Memory of the World Register – Medieval Manuscripts on Medicine and Pharmacy – Azerbaijan – Registration Year: 2005.<br />
Azerbaycan Millî İlimler Akademisi – “Catalog of Manuscripts on Medicine” is ready for printing – 13 Ağustos 2018.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/bakude-yuzlerce-tip-yazmasinin-sakladigi-sirlar-yuzyillardir-korunan-sifa-hafizasi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 08:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/baku-tip-yazmalari-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="37160"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[“Beyin Yiyen Amip” Nasıl Bulaşıyor? Naegleria Hakkında Bilinmesi Gerekenler]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/beyin-yiyen-amip-nasil-bulasiyor-naegleria-hakkinda-bilinmesi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/beyin-yiyen-amip-nasil-bulasiyor-naegleria-hakkinda-bilinmesi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Naegleria fowleri sıcak tatlı sularda çok nadir görülen ciddi bir enfeksiyona yol açabiliyor. Peki suyu yutmak riskli mi, denizde görülür mü ve burundan su girmesi neden önemli?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yazın göle girerken su yutmak çoğu kişinin ilk aklına gelen endişelerden biri. Naegleria fowleri söz konusu olduğunda ise kritik nokta farklı: Mikroorganizmanın hastalığa yol açabilmesi için suyun ağızdan değil, burundan girmesi gerekiyor.<br />
Kamuoyunda “beyin yiyen amip” olarak bilinen Naegleria fowleri, özellikle sıcak tatlı sularda yaşayabilen tek hücreli bir mikroorganizma. Son derece nadir görülmesine rağmen yol açabildiği beyin enfeksiyonunun çok ağır seyretmesi nedeniyle zaman zaman dünya gündemine geliyor.<br />
Konu Ağustos 2026’da ABD’nin Louisiana eyaletinde doğrulanan bir enfeksiyonun ardından yeniden gündeme taşındı. Eyalet sağlık yetkilileri, enfeksiyonun büyük olasılıkla Lake Claiborne adlı gölde yüzmeyle ilişkili olduğunu bildirdi. Vakanın daha sonra ağır sonuçlanması, Naegleria fowleri konusunda uluslararası ilgiyi yeniden artırdı.<br />
Ancak bu gelişme, gölde veya tatlı suda yüzen herkesin önemli bir enfeksiyon tehlikesi altında olduğu anlamına gelmiyor. Hastalık son derece nadir görülüyor.<br />
Naegleria fowleri nedir?<br />
Naegleria fowleri, toprakta ve sıcak tatlı sularda doğal olarak bulunabilen serbest yaşayan mikroskobik bir amiptir.<br />
Göller, nehirler, göletler ve sıcak su kaynakları yaşayabildiği ortamların başında geliyor. Özellikle su sıcaklığının yükseldiği yaz aylarında mikroorganizma için daha elverişli koşullar oluşabiliyor.<br />
Mikroorganizma insan vücuduna burundan girip sinir yolları boyunca beyne ulaştığında primer amibik meningoensefalit, kısaca PAM adı verilen çok nadir fakat ağır bir enfeksiyona yol açabiliyor.<br />
“Beyin yiyen amip” ifadesi bilimsel bir hastalık adı değil. Naegleria fowleri'nin beyin dokusunda ağır hasara yol açabilmesi nedeniyle medyada ve günlük dilde kullanılan bir tanımlama.<br />
Suyu içmek Naegleria enfeksiyonuna yol açıyor mu?<br />
En önemli yanlış anlaşılmalardan biri burada ortaya çıkıyor.<br />
Naegleria fowleri içeren suyu yutmak, bilinen bulaşma mekanizmasına göre PAM enfeksiyonuna neden olmuyor.<br />
Enfeksiyon, mikroorganizmayı taşıyan suyun burundan girmesi ve burun boşluğundan beyne doğru ilerlemesiyle meydana geliyor.<br />
Bu nedenle suyun buruna kuvvetle girebildiği dalma veya suya atlama gibi aktivitelerde burundan su girişini azaltmaya yönelik önlemler öneriliyor.<br />
Hastalık insandan insana da bulaşmıyor.<br />
Denizde Naegleria olur mu?<br />
Naegleria fowleri esas olarak sıcak tatlı suyla ilişkili bir mikroorganizma.<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, Amerika Birleşik Devletleri'nde tuzlu suda yüzmeyle bağlantılı doğrulanmış PAM vakası bildirilmediğini belirtiyor.<br />
Bu nedenle denizde yüzmek ile sıcak tatlı suda yüzmek Naegleria açısından aynı şekilde değerlendirilmemeli.<br />
Havuzda yüzmek tehlikeli mi?<br />
Uygun şekilde bakımı yapılan ve yeterli düzeyde dezenfekte edilen yüzme havuzları doğal tatlı su kaynaklarıyla aynı risk çerçevesinde değerlendirilmemeli.<br />
Naegleria enfeksiyonları çok nadiren yetersiz klorlanan veya uygun şekilde bakımı yapılmayan bazı rekreasyonel su ortamlarıyla ilişkilendirildi.<br />
Burada önemli olan “havuz” kelimesinin kendisinden çok, suyun uygun biçimde dezenfekte edilip edilmediği.<br />
Düzenli olarak bakımı ve dezenfeksiyonu yapılan havuzlarda yüzmek, doğal sıcak tatlı sulardaki maruziyetle aynı anlama gelmiyor.<br />
Hastalık ne kadar nadir?<br />
Bu nokta gerçek riski anlamak açısından kritik.<br />
Louisiana sağlık yetkililerinin Ağustos 2026’da aktardığı verilere göre ABD’de 1937-2025 arasında yaklaşık 180 doğrulanmış enfeksiyon bildirildi.<br />
Başka bir ifadeyle Naegleria fowleri enfeksiyonu, ciddi sonuçları olabilmesine rağmen nüfus düzeyinde son derece nadir görülen bir hastalık.<br />
Vakaların sıcak aylarda daha fazla görülmesi, yüksek su sıcaklıkları ve yaz döneminde artan tatlı su aktiviteleriyle uyumlu.<br />
Bu nedenle tek tek vakalardan hareketle “göller tehlikeli hale geldi” veya “tatlı suda yüzmek ciddi enfeksiyon riski taşıyor” sonucuna ulaşmak bilimsel olarak doğru değil.<br />
Belirtiler ne zaman ve nasıl başlıyor?<br />
PAM'ın erken belirtileri başka menenjit türlerine benzeyebiliyor.<br />
İlk belirtiler arasında baş ağrısı, ateş, bulantı ve kusma bulunuyor.<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezine göre ilk belirtiler çoğunlukla maruziyetten yaklaşık beş gün sonra ortaya çıkıyor; ancak bu süre bir ila 12 gün arasında değişebiliyor.<br />
Hastalık ilerlediğinde boyun sertliği, bilinç bulanıklığı, çevreye karşı dikkatin azalması, denge sorunları ve nöbetler ortaya çıkabiliyor. Hastalık belirtiler başladıktan sonra hızlı ilerleyebiliyor.<br />
Ancak önemli bir ayrım gerekiyor: Baş ağrısı, ateş, bulantı veya boyun ağrısı toplumda son derece sık görülen ve çok sayıda farklı nedene bağlı olabilen belirtiler.<br />
Bu belirtilerden birinin bulunması tek başına Naegleria enfeksiyonu anlamına gelmez.<br />
Yakın zamanda sıcak tatlı suda yüzme veya burundan su girmesi öyküsünün ardından özellikle şiddetli baş ağrısı, ateş, kusma, boyun sertliği, bilinç değişikliği ya da nörolojik belirtilerin hızla gelişmesi acil tıbbi değerlendirme gerektirir.<br />
Burundan su girmesini azaltmak riski düşürebilir mi?<br />
Naegleria doğal tatlı su ortamlarından tamamen ortadan kaldırılamadığı için korunmanın odağı suyun burundan girişini azaltmak.<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezinin önerileri arasında sıcak tatlı sularda suya atlarken veya dalarken burnu kapatmak ya da burun klipsi kullanmak bulunuyor.<br />
Sığ ve sıcak bölgelerde dipteki tortuyu karıştırmamak da öneriliyor. Bunun nedeni mikroorganizmanın göl ve nehir tabanındaki tortuda bulunabilmesi.<br />
Doğal sıcak su kaynaklarında ise başın suyun üzerinde tutulması öneriliyor.<br />
Bunlar riski azaltmaya yönelik önlemler. Hiçbir önlem doğal bir su ortamının tamamen Naegleria içermediğini garanti edemez.<br />
Burun yıkarken hangi su kullanılmalı?<br />
Naegleria yalnızca yüzmeyle gündeme gelmiyor.<br />
Geçmişte burun veya sinüslerin uygun olmayan suyla yıkanmasıyla ilişkili çok nadir enfeksiyonlar da bildirildi.<br />
Bu nedenle burun veya sinüs yıkamada kullanılan su konusunda ayrı bir güvenlik kuralı bulunuyor.<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi bu amaçla distile veya steril su kullanılmasını; musluk suyu kullanılacaksa uygun şekilde kaynatılıp soğutulmasını öneriyor.<br />
Burada günlük su içmekle burun yıkamak arasındaki fark önemli. Sorun suyun mideye ulaşması değil, Naegleria içeren suyun doğrudan burun boşluğuna girmesi.<br />
Her sıcak günde göle girmekten kaçınmak mı gerekiyor?<br />
Hayır. Eldeki veriler böyle bir genellemeyi desteklemiyor.<br />
Naegleria fowleri doğada bulunabilen bir mikroorganizma olmasına rağmen insan enfeksiyonları olağanüstü seyrek.<br />
Bununla birlikte sıcaklığın yüksek olduğu dönemlerde, özellikle suyun buruna kuvvetle girmesine neden olabilecek aktivitelerde basit önlemler almak riski azaltmaya yönelik makul bir yaklaşım.<br />
En doğru mesaj, tatlı sulardan korkmak değil; bulaşma yolunu bilmek ve burundan su girişini mümkün olduğunca azaltmak.<br />
Naegleria fowleri'nin yol açabildiği enfeksiyon çok ciddi olsa da toplum açısından gerçek riskin son derece düşük olduğu bilgisi, korunma önerileri kadar önemli.<br />
6. KAYNAKLAR<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi – Naegleria fowleri Infections – Güncelleme: 21 Temmuz 2025.<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi – Preventing Brain Infection When Swimming – Güncelleme: 16 Temmuz 2025.<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi – Signs and Symptoms of Naegleria fowleri Infection – Güncel klinik bilgilendirme.<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi – How to Safely Rinse Sinuses – Güncelleme: 16 Temmuz 2025.<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi – Clinical Features of Naegleria fowleri Infection – Güncel klinik bilgilendirme.<br />
Louisiana Department of Health – Naegleria fowleri Infection Health Alert – 19 Ağustos 2026.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/beyin-yiyen-amip-nasil-bulasiyor-naegleria-hakkinda-bilinmesi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/naegleria-haber-gorseli-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="45107"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyin Yaşlanırken Sadece Nöronlar mı Etkileniyor? Yeni Araştırma Oligodendrositleri İşaret Etti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/beyin-yaslanirken-sadece-noronlar-mi-etkileniyor-yeni-arastirma-oligodendrositleri-isaret-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/beyin-yaslanirken-sadece-noronlar-mi-etkileniyor-yeni-arastirma-oligodendrositleri-isaret-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Medicine’de yayımlanan çalışma, yaşla ilişkili bilişsel gerilemenin yalnız nöronlarla açıklanamayabileceğini gösterdi. Bulgular, beynin miyelin üreten oligodendrosit hücrelerine dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yaş ilerledikçe bir ismi hatırlamanın daha uzun sürmesi, düşünme hızının yavaşlaması veya yeni bilgileri öğrenmenin eskisi kadar kolay gelmemesi çoğu zaman doğrudan “nöronların yaşlanmasıyla” açıklanıyor. Oysa beynin çalışması yalnız nöronlara bağlı değil.<br />
Nature Medicine’de yayımlanan yeni çalışma, uzun yıllardır daha çok nöronlara destek veren hücreler olarak bilinen oligodendrositlerin de yaşla ilişkili bilişsel gerilemede rol oynayabileceğine işaret ediyor.<br />
Araştırmanın dikkat çekici yanı, bazı kişilerde daha belirgin bilişsel gerilemeyle birlikte oligodendrosit sayısının azalması değil, tersine işlevsel olarak değişmiş oligodendrositlerin daha fazla görülmesi.<br />
Bu sonuç, “beyinde ne kadar çok destek hücresi varsa o kadar iyi” şeklindeki basit düşüncenin her zaman geçerli olmayabileceğini düşündürüyor.<br />
Oligodendrosit nedir, beyinde ne işe yarar?<br />
Oligodendrositler merkezi sinir sisteminde bulunan bir tür destek hücresi.<br />
En önemli görevlerinden biri, sinir hücrelerinin uzun uzantıları olan aksonların çevresini miyelin adı verilen yalıtıcı bir tabakayla kaplamak.<br />
Bir elektrik kablosunun çevresindeki koruyucu kaplama gibi düşünülebilecek miyelin, sinirsel mesajların hızlı ve düzenli biçimde iletilmesine yardımcı oluyor. Oligodendrositler aynı zamanda sinir liflerine metabolik destek de sağlıyor.<br />
Miyelinin yapısı ve oligodendrositlerin işlevi öğrenme, beyin bağlantılarının uyumu ve bilişsel performans açısından önem taşıyor.<br />
Yeni araştırma ise yaşlanan beyinde bu sistemdeki değişimlerin yalnızca “miyelin azalması” şeklinde açıklanamayabileceğini düşündürüyor.<br />
Araştırmacılar onlarca yıllık bilişsel verileri kullandı<br />
Çalışmada İskoçya’daki Lothian Birth Cohort 1936 adlı uzun dönem araştırmasının verilerinden yararlanıldı.<br />
Bu gruptaki kişiler 11 yaşındayken bilişsel testlere girmiş, daha sonra 70 yaşında yeniden değerlendirilmiş ve 82 yaşına kadar yaklaşık üç yıllık aralıklarla çeşitli bilişsel testlerle takip edilmişti.<br />
Toplam 1.017 kişinin verileri araştırma altyapısında yer aldı. Bunlardan 866’sında 70 yaşından sonraki bilişsel değişimin seyri hesaplanabildi.<br />
Testlerde hafıza, işlem hızı ve görsel-uzamsal beceriler gibi farklı bilişsel alanlar değerlendirildi.<br />
Ancak önemli bir ayrıntı var: Çalışmanın beyin dokusu analizleri 1.000’den fazla kişinin tamamında yapılmadı. Ölüm sonrası beyin dokusuna ulaşılabilen çok daha küçük alt gruplar kullanıldı.<br />
Kompakt miyelinle ilgili bazı analizler 21 kişinin, elektron mikroskobuyla yapılan incelemelerin bir bölümü 15 kişinin, akson çapı ve miyelin kalınlığına ilişkin kritik değerlendirmeler ise 13 kişinin beyin dokusuna dayanıyordu. Tek çekirdek RNA dizilemesi de 14 kişinin dokusunda gerçekleştirildi.<br />
Bu nedenle geniş bilişsel takip grubuyla küçük beyin dokusu örneklemlerini birbirinden ayırmak, sonuçları doğru yorumlamak açısından önemli.<br />
Bilişsel gerilemesi daha fazla olanlarda ne bulundu?<br />
Araştırmacılar beynin iki yarım küresi arasındaki bağlantının önemli bir parçası olan korpus kallozum adlı beyaz cevher bölgesini inceledi.<br />
Bilişsel gerilemesi daha belirgin kişilerde miyelinli sinir liflerinin yapısında farklılıklar saptandı.<br />
Aksonların ortalama çapının daha küçük olduğu, büyük çaplı bazı aksonların çevresindeki miyelin tabakasının ise görece daha kalın olduğu görüldü. Ayrıca dejenerasyonla uyumlu bazı akson profilleri daha sık gözlendi.<br />
Özellikle miyelin kalınlığı ile akson çapı arasındaki bu değerlendirmelerin küçük, yaklaşık 13 kişilik doku alt grubuna dayandığı unutulmamalı.<br />
Buradaki önemli nokta şu: Daha kalın miyelin otomatik olarak daha sağlıklı miyelin anlamına gelmiyor.<br />
Miyelinin kalınlığının sinir lifinin çapıyla uyumlu olması gerekiyor. Bu dengenin bozulmasının sinirsel iletimin verimliliğiyle ilişkili olabileceği düşünülüyor.<br />
Asıl sürpriz oligodendrositlerdeydi<br />
Araştırmacılar daha belirgin bilişsel gerilemeyle birlikte oligodendrositlerin azalacağını düşünebilirdi.<br />
Ancak incelenen dokularda bunun tersi yönde bir ilişki görüldü.<br />
Daha belirgin bilişsel gerileme gösteren kişilerin beyaz cevher örneklerinde oligodendrosit yoğunluğu daha yüksekti.<br />
Bu hücrelerin yalnız sayısı değil, moleküler özellikleri de farklıydı.<br />
Tek çekirdek RNA dizilemesiyle 14 kişiden elde edilen 45 binden fazla hücre çekirdeği incelendi. Bazı oligodendrosit alt gruplarında hücresel stres, mitokondri işlevleri, yağ metabolizması ve hücresel temizlik mekanizmalarıyla ilişkili genlerde değişiklikler görüldü.<br />
Araştırmacıların özellikle üzerinde durduğu noktalardan biri NRF2 adı verilen hücresel savunma sistemiyle ilişkili değişikliklerdi.<br />
NRF2 neden önemli?<br />
NRF2, hücrelerin oksidatif stres ve diğer zararlı etkiler karşısında kendilerini korumasına yardımcı olan çok sayıda genin çalışmasını düzenleyen bir protein.<br />
Araştırmada daha belirgin bilişsel gerileme yaşayan kişilerin oligodendrositlerinde NRF2 ekspresyonunun daha düşük olduğuna ilişkin bulgular elde edildi.<br />
Bunun yalnızca bilişsel gerilemeye eşlik eden bir işaret olup olmadığını anlamak isteyen araştırmacılar sonraki aşamada fare modeline geçti.<br />
Oligodendrositlerinde NRF2 işlevi özel olarak azaltılan yaşlı farelerde öğrenmeyle ilişkili bazı performansların daha sınırlı olduğu ve insan beyin dokusunda görülen bazı miyelin-akson değişikliklerine benzer bulguların ortaya çıktığı gözlendi.<br />
Bu deneyler, oligodendrositlerde NRF2 ile ilişkili bozuklukların bilişsel yaşlanma sürecine katkıda bulunabileceği düşüncesini destekliyor.<br />
Ancak farelerde gösterilen mekanizma, insanlarda aynı neden-sonuç ilişkisinin kesin olarak kanıtlandığı anlamına gelmiyor.<br />
Bu çalışma Alzheimer hastalığını mı açıklıyor?<br />
Hayır.<br />
Araştırma Alzheimer hastalığının yeni nedenini bulmuş değil.<br />
Bilim insanları analizlerde Alzheimer hastalığıyla ilişkili patolojik değişiklikleri ve küçük damar hastalığını da dikkate aldı. Oligodendrosit ve NRF2 ile ilişkili bulguların yalnızca bu patolojilerle açıklanamayabileceği görüldü.<br />
Bu nedenle çalışma daha geniş bir kavrama, yani yaşla birlikte kişiler arasında farklı düzeylerde ortaya çıkabilen bilişsel gerilemeye odaklanıyor.<br />
Unutkanlık yaşayan herkesin oligodendrositlerinde aynı değişikliklerin bulunduğu da söylenemez.<br />
“NRF2’yi artırmak hafızayı korur” sonucu çıkarılabilir mi?<br />
Henüz hayır.<br />
Çalışmanın araştırmacıları NRF2 yolunu gelecekte daha ayrıntılı incelenebilecek olası bir biyolojik hedef olarak değerlendiriyor. Ancak bu, insanlarda NRF2’yi artıran herhangi bir ilaç veya takviyenin bilişsel gerilemeyi önlediğinin gösterildiği anlamına gelmiyor.<br />
Araştırmada insanlara yönelik bir tedavi uygulanmadı.<br />
Bu nedenle sonuçlardan hareketle antioksidan, takviye veya herhangi bir ilacı “beyin yaşlanmasına karşı” kullanmak için bilimsel dayanak oluşmuş değil.<br />
Çalışmanın en önemli sınırlılıkları neler?<br />
Araştırmanın en güçlü yanı, bilişsel özellikleri uzun yıllar boyunca izlenmiş benzersiz bir insan grubunun verilerini ölüm sonrası beyin dokusu incelemeleriyle birleştirmesi.<br />
Ancak doku analizlerindeki kişi sayıları küçük.<br />
Bazı temel sonuçlar 13–21 kişinin beyin dokusuna dayanırken, tek hücre düzeyindeki moleküler analizler yalnız 14 kişide gerçekleştirildi.<br />
Bu nedenle sonuçların daha geniş ve farklı topluluklardan elde edilen beyin dokularında tekrarlanması gerekiyor.<br />
Ayrıca çalışma beynin tamamını değil, özellikle korpus kallozumdaki beyaz cevheri inceledi.<br />
Fare deneyleri mekanizmaya ilişkin önemli ipuçları sağlasa da insan beyninin yaşlanmasını bütün karmaşıklığıyla temsil etmiyor.<br />
Araştırmacıların bildirdiği çıkar çatışmalarında bazı yazarların son yıllarda çeşitli ilaç ve biyoteknoloji şirketlerinden danışmanlık, bilimsel konuşma veya ortak araştırma kapsamında ödeme aldığı belirtiliyor. Çalışmanın ana finansmanı ise kamu, üniversite, vakıf ve araştırma kuruluşlarından sağlandı; fon veren kuruluşların araştırmanın tasarımı, veri analizi veya yayın kararında rol almadığı bildirildi.<br />
Peki bu araştırma bize ne söylüyor?<br />
Beyin yaşlanmasını yalnızca “nöron kaybı” üzerinden düşünmek giderek yetersiz kalıyor.<br />
Nöronların çevresindeki hücreler, beyin damarları, bağışıklık sistemi, beyaz cevher ve miyelin yapısı da düşünme ve bilişsel performansın yaşla nasıl değiştiğiyle ilişkili olabilir.<br />
Yeni çalışma oligodendrositleri bu tablonun daha görünür bir parçası haline getiriyor.<br />
Henüz günlük yaşamda kullanılabilecek yeni bir test veya tedavi ortaya çıkmış değil. Araştırma ayrıca belirli bir yaşam tarzı davranışının oligodendrositleri koruduğunu veya bilişsel gerilemeyi önlediğini göstermedi.<br />
Bu nedenle okuyucu açısından çıkarılabilecek mesaj yeni bir “beyin gençleştirme yöntemi” değil.<br />
Bilimsel açıdan asıl yenilik, sağlıklı beyin yaşlanmasını anlamaya yönelik araştırmaların yalnızca nöronlara değil, sinir liflerini saran ve onların çalışmasını destekleyen hücrelere de daha fazla yönelmesi gerektiğini düşündürmesi.<br />
Bazen beynin yaşlanma hikâyesini anlamak için yalnız sinir hücresine değil, o sinir hücresinin “kablosunu” koruyan hücrelere de bakmak gerekiyor.<br />
6. KAYNAKLAR<br />
Nature Medicine – Oligodendrocyte dysfunction in human age-related cognitive decline – Craig GA, Merour E, Seeker LA ve çalışma grubu – 2026 – DOI: 10.1038/s41591-026-04608-y<br />
Nature Reviews Neurology – Adaptive and maladaptive myelination in health and disease – Knowles JK, Batra A, Xu H, Monje M – 2022 – DOI: 10.1038/s41582-022-00737-3<br />
Cell – Dynamics of oligodendrocyte generation and myelination in the human brain – Yeung MSY, Zdunek S, Bergmann O ve çalışma grubu – 2014 – DOI: 10.1016/j.cell.2014.10.011</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/beyin-yaslanirken-sadece-noronlar-mi-etkileniyor-yeni-arastirma-oligodendrositleri-isaret-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/beyin-yaslanmasi-oligodendrosit-1200x750-200kb-1.webp" type="image/jpeg" length="21372"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FDA’dan Yenidoğanlarda HIV Tedavisi İçin Yeni İlaç Onayı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/fdadan-yenidoganlarda-hiv-tedavisi-icin-yeni-ilac-onayi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/fdadan-yenidoganlarda-hiv-tedavisi-icin-yeni-ilac-onayi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Gıda ve İlaç Dairesi, dolutegravir içeren Tivicay PD’nin diğer HIV ilaçlarıyla birlikte doğumdan dört haftalığa kadar ve en az 2 kilogram ağırlığındaki bebeklerde kullanılmasını onayladı. Karar, 48 yenidoğanın izlendiği Faz 1 IMPAACT 2023 çalışması ile ilaç düzeyi modellemelerine dayandırıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), HIV enfeksiyonunun tedavisinde kullanılan Tivicay PD’nin kapsamını yenidoğanları da içine alacak şekilde genişletti. 25 Ağustos 2026’da açıklanan karara göre ağızdan süspansiyon hazırlamak için kullanılan dolutegravir tabletleri, doğumdan dört haftalığa kadar ve en az 2 kilogram ağırlığındaki bebeklere diğer antiretroviral ilaçlarla birlikte verilebilecek.</p>

<p>Tivicay ve Tivicay PD daha önce yetişkinler ile dört haftadan büyük çocuklar için onaylanmıştı. Yeni karar, tedaviye yaşamın ilk günlerinden itibaren başlanabilmesini sağlayan yaş ve ağırlık temelli önemli bir ruhsat genişlemesi niteliği taşıyor.</p>

<p>HIV, bağışıklık sistemini hedef alarak ciddi enfeksiyonlar ve bazı kanserlerin gelişme riskini artırıyor. Tedavi edilmediğinde AIDS’e ilerleyebiliyor. Virüsü tamamen ortadan kaldıran bir tedavi bulunmasa da antiretroviral ilaçlar HIV’in çoğalmasını baskılayabiliyor ve bağışıklık sisteminin korunmasına yardımcı oluyor.</p>

<p>Onayın temelinde 48 yenidoğanın verileri var</p>

<p>FDA’nın kararını IMPAACT 2023 adlı Faz 1, çok merkezli çalışma ile farmakokinetik modelleme verileri destekledi. Farmakokinetik değerlendirme, ilacın vücutta nasıl emildiğini, dağıldığını ve ne kadar süre kaldığını inceliyor.</p>

<p>Çalışmaya HIV-1’e maruz kalmış, en az 2 kilogram ağırlığında 48 yenidoğan katıldı. Bebeklere, anneden bebeğe HIV geçişini önlemek amacıyla uygulanan standart antiretroviral ilaçların yanında doğumdan itibaren dört ila altı hafta süreyle Tivicay PD verildi. Katılımcılar toplam 16 hafta izlendi.</p>

<p>İncelemede yenidoğanların kanında ölçülen dolutegravir düzeylerinin, yetişkinlerde etkili tedaviyle ilişkilendirilen seviyelere benzer olduğu belirlendi. İlacın yenidoğanlardaki güvenlilik profilinin de daha büyük çocuklar ve yetişkinlerde bilinen tabloyla uyumlu olduğu bildirildi.</p>

<p>Çalışma, HIV tanısı konmuş yenidoğanlarda hastalığın ne ölçüde baskılandığını karşılaştırmalı biçimde sınayan geniş bir etkinlik araştırması değildi. Onay; yenidoğanlardan elde edilen güvenlilik ve ilaç düzeyi sonuçlarının yanı sıra dolutegravirin daha büyük yaş gruplarındaki etkinlik bilgilerine dayanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tek başına kullanılmayacak</p>

<p>Tivicay PD, yenidoğanlarda tek ilaçlı tedavi olarak onaylanmadı. Dolutegravirin, HIV’in çoğalmasını farklı aşamalarda engelleyen diğer antiretroviral ilaçlarla birlikte kullanılması gerekiyor. Tedavinin dozu ve eşlik edecek ilaçlar bebeğin ağırlığına ve klinik durumuna göre sağlık ekibi tarafından belirleniyor.</p>

<p>FDA, Tivicay tabletleri ile süspansiyon hazırlanan Tivicay PD tabletlerinin miligram-miligram esasına göre birbirinin yerine kullanılamayacağı uyarısında bulundu. Form değiştirilirken aynı sayısal dozun doğrudan uygulanması uygun değil.</p>

<p>İlacın daha önce dolutegravire karşı alerjik reaksiyon geçirenlerde ve kalp ritim bozukluklarının tedavisinde kullanılan dofetilid adlı ilacı alanlarda kullanılmaması gerekiyor. Ciddi aşırı duyarlılık reaksiyonları bildirildiği için hastaların yakından izlenmesi öneriliyor.</p>

<p>Tedavi sırasında karaciğer hasarı ve bağışıklık sisteminin toparlanmasına bağlı iltihabi belirtiler açısından takip yapılması gerekiyor. Bazı ilaçların dolutegravir düzeyini azaltarak tedavinin etkisini düşürebileceği veya ciddi yan etkilere yol açabileceği de belirtiliyor.</p>

<p>Karar ABD’de geçerli</p>

<p>Tivicay PD, bu yenidoğan grubu için FDA’nın öncelikli inceleme sürecinden geçti. Bu yöntem, ciddi hastalıklarda tedavi açısından anlamlı bir ilerleme sağlayabilecek başvuruların daha kısa sürede değerlendirilmesine imkân veriyor.</p>

<p>Karar yalnızca FDA’nın yetki alanı olan ABD için geçerli. İlacın Türkiye’de aynı yaş ve ağırlık grubunda ruhsatlı olup olmadığı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun güncel ürün bilgileri üzerinden ayrıca değerlendirilmek zorunda.</p>

<p>Yeni onay, HIV enfeksiyonuyla doğan bebeklerde tedavinin ilk haftalarda başlatılabilmesi için ruhsatlı bir dolutegravir seçeneği sunuyor. Kullanımın yenidoğan HIV tedavisinde deneyimli sağlık ekiplerince planlanması ve tedavi boyunca bebeğin klinik ve laboratuvar değerlerinin izlenmesi gerekiyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>ABD Gıda ve İlaç Dairesi – FDA’nın 25 Ağustos 2026 tarihli Tivicay PD onay açıklaması</li>
 <li>International Maternal Pediatric Adolescent AIDS Clinical Trials Network – IMPAACT 2023 Faz 1 çalışması</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>💊 İlaç</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/fdadan-yenidoganlarda-hiv-tedavisi-icin-yeni-ilac-onayi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9066.jpeg" type="image/jpeg" length="41363"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zayıflama İğnelerinde Yeni Dönem: Hekimlerin Hâlâ Yanıt Aradığı Sorular]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/zayiflama-ignelerinde-yeni-donem-hekimlerin-hala-yanit-aradigi-sorular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/zayiflama-ignelerinde-yeni-donem-hekimlerin-hala-yanit-aradigi-sorular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GLP-1 temelli zayıflama ilaçları iştahı azaltıp belirgin kilo kaybı sağlayabiliyor. Ancak tedavinin süresi, bırakıldığında yaşananlar, kas kaybı ve uzun dönem güvenlik hâlâ yakından izleniyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zayıflama İğneleri Obezite Tedavisini Değiştiriyor: Yanıt Bekleyen Sorular Var</p>

<p>İştahın gün boyu zihni meşgul etmesi, küçük bir öğünden sonra bile yeniden yeme isteği ve verilen kiloların kısa sürede geri gelmesi… Obeziteyle yaşayan birçok kişinin yıllardır irade eksikliği sanılarak suçlandığı bu tablo, artık farklı bir çerçevede değerlendiriliyor.</p>

<p>GLP-1 temelli ilaçlar, iştahın ve enerji dengesinin biyolojik yollarını etkileyerek obezite tedavisinde güçlü bir seçenek oluşturdu. Klinik araştırmalarda bazı ilaçlarla başlangıç ağırlığının yüzde 10’undan fazlasına ulaşabilen ortalama kilo kayıpları bildirildi. Bazı tedavilerde bu oran daha da yükseldi.</p>

<p>Bununla birlikte tartıdaki değişim, tedavinin yalnızca görünen kısmı. İlacın kimlere uygun olduğu, ne kadar süre kullanılacağı, bırakıldığında kilonun neden geri gelebildiği, kas dokusunun nasıl korunacağı ve yıllar içindeki güvenlik sonuçları üzerinde çalışmalar sürüyor.</p>

<p>GLP-1 NEDİR, BU İLAÇLAR NASIL ÇALIŞIR?</p>

<p>GLP-1, yemek sonrasında bağırsaktan salgılanan doğal bir hormondur. Beyne tokluk sinyali gönderir, kan şekeri yükseldiğinde insülin salımını destekler ve mide içeriğinin bağırsaklara geçişini yavaşlatabilir.</p>

<p>GLP-1 reseptör agonisti olarak adlandırılan ilaçlar bu hormonun etkilerini taklit eder. Semaglutid bu grupta yer alırken tirzepatid, GLP-1’in yanı sıra GIP adı verilen başka bir bağırsak hormonu üzerinden de etkili olan çift etkili bir ilaçtır.</p>

<p>Bu ilaçların etkisi yalnızca daha az yemekle açıklanamaz. Açlık hissi, öğün sonrası doygunluk ve sürekli yemek düşünme biçiminde tarif edilen zihinsel yeme baskısı da değişebilir. Hastaların deneyimlerini inceleyen araştırmalarda, bazı katılımcılar yiyeceklerle ilgili düşüncelerinin belirgin biçimde azaldığını bildirdi.</p>

<p>HER FAZLA KİLOSU OLAN İÇİN UYGUN DEĞİL</p>

<p>GLP-1 temelli tedaviler, birkaç kilo vermek isteyen herkes için geliştirilmiş kozmetik ürünler değildir. Kullanım kararı; beden kitle indeksi, obeziteye eşlik eden hastalıklar, kullanılan diğer ilaçlar, önceki tedaviler ve kişinin genel sağlık durumu birlikte değerlendirilerek verilmelidir.</p>

<p>Ürünlerin onaylanmış kullanım alanları ve ölçütleri ülkeye göre değişebilir. Ayrıca diyabet için ruhsatlandırılan bir ürün ile kronik kilo yönetimi amacıyla ruhsatlandırılan ürün aynı etkin maddeyi içerse bile kullanım amacı ve dozu farklı olabilir.</p>

<p>İnternet üzerinden temin edilen, içeriği belirsiz veya ruhsatsız ürünler ise doz hatası, sahte ilaç ve uygun olmayan saklama koşulları gibi ciddi riskler taşır.</p>

<p>TEDAVİ BIRAKILINCA KİLO NEDEN GERİ GELEBİLİYOR?</p>

<p>En çok sorulan konulardan biri, verilen kilonun ilaç kesildikten sonra korunup korunamayacağıdır. Araştırmalar, tedavi sona erdiğinde iştahın yeniden artabileceğini ve kaybedilen kilonun bir bölümünün geri alınabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Semaglutid araştırmasının tedavi sonrası uzatma döneminde katılımcılar, ilaç bırakıldıktan sonraki bir yıl içinde önceki kilo kayıplarının yaklaşık üçte ikisini geri aldı. Tirzepatid üzerine yapılan başka bir çalışmada ise tedaviyi sürdürenler kilo kaybını büyük ölçüde korurken plaseboya geçirilen grupta belirgin kilo artışı görüldü.</p>

<p>Bu durum ilacın başarısız olduğu anlamına gelmiyor. Obezite, biyolojik, çevresel ve davranışsal etkenlerin iç içe geçtiği kronik bir hastalık olarak kabul ediliyor. Tıpkı hipertansiyon tedavisinde olduğu gibi, tedavinin etkisi devam ettiği sürece hastalık kontrol altında kalabilir.</p>

<p>Yine de herkesin ömür boyu aynı ilacı ve aynı dozu kullanacağı yönünde genel bir hüküm verilemez. Uzun dönem plan; sağlanan yarar, yan etkiler, maliyet, erişim, eşlik eden hastalıklar ve kişinin tercihleri dikkate alınarak hekimle birlikte oluşturulmalıdır. İlaç kendi kendine bırakılmamalı veya dozu değiştirilmemelidir.</p>

<p>KİLO KAYBININ TAMAMI YAĞDAN OLMAYABİLİR</p>

<p>Hızlı ya da belirgin kilo kaybında yağ dokusunun yanında yağsız vücut kütlesinde de azalma görülebilir. Yağsız kütle yalnızca kaslardan oluşmasa da kas kaybı; güç azalması, günlük hareketlerde zorlanma ve özellikle ileri yaşlarda düşme riskinin artması açısından önemlidir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca tartıdaki sayıya bakmak yeterli değildir. Bel çevresi, fiziksel güç, beslenme düzeni ve mümkün olduğunda vücut bileşimi de izlenmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kas dokusunu korumaya yönelik yaklaşım kişiye göre belirlenir. Yeterli protein ve enerji alımı ile direnç egzersizleri bu planın temel parçaları arasında bulunur. Ancak böbrek hastalığı veya başka sağlık sorunları olan kişilerin protein alımını sağlık profesyoneline danışmadan artırması uygun değildir.</p>

<p>İŞTAH AZALIRKEN BESLENME KALİTESİ DÜŞEBİLİR</p>

<p>Daha az acıkmak, her zaman daha dengeli beslenmek anlamına gelmez. Porsiyonlar küçüldüğünde protein, vitamin, mineral, lif ve sıvı alımı da yetersiz kalabilir.</p>

<p>Özellikle gün boyunca çok az yiyen, öğün atlayan ya da bulantı nedeniyle yalnızca birkaç çeşit besin tüketebilen kişilerde beslenme niteliği ayrıca değerlendirilmelidir. Sebze, meyve, tam tahıl, uygun protein kaynakları ve yeterli sıvı içeren düzen; hem genel sağlığı hem de kilo kaybı sırasında dokuların korunmasını destekler.</p>

<p>İlaç etkili olduğu için fiziksel hareketi ikinci plana atmak da doğru değildir. Egzersiz yalnızca daha fazla enerji harcamak için yapılmaz; kas gücü, kemik sağlığı, hareket kabiliyeti, uyku ve ruhsal iyilik hâli açısından da gereklidir.</p>

<p>EN SIK YAN ETKİLER SİNDİRİM SİSTEMİNDE GÖRÜLÜYOR</p>

<p>Bulantı, kusma, ishal, kabızlık, karın ağrısı ve hazımsızlık en sık bildirilen yan etkiler arasındadır. Yakınmalar çoğunlukla tedavinin başlangıcında veya doz artırılırken belirginleşir.</p>

<p>Küçük porsiyonlarla yemek, aşırı yağlı öğünleri sınırlamak ve yeterli sıvı almak bazı kişilerde yakınmaları hafifletebilir. Buna rağmen şiddetli veya sürekli belirtiler normal kabul edilmemelidir.</p>

<p>Geçmeyen şiddetli karın ağrısı, sırta yayılan ağrı, tekrarlayan kusma, belirgin susuzluk, baygınlık hissi ya da gözlerde ve ciltte sararma gelişirse gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Bu belirtiler pankreas, safra kesesi veya sıvı kaybıyla ilişkili daha ciddi bir duruma işaret edebilir.</p>

<p>İnsülin ya da kan şekerini düşüren bazı ilaçlarla birlikte kullanıldığında hipoglisemi adı verilen kan şekeri düşüklüğü riski artabilir. Titreme, soğuk terleme, çarpıntı, sersemlik ve bilinç değişikliği yaşayan kişilerin acil değerlendirmeye ihtiyacı olabilir.</p>

<p>KİMLERİN DAHA AYRINTILI DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKİR?</p>

<p>Gebelikte veya gebelik planı bulunanlarda bu ilaçlar kullanılmamalıdır. Emzirme dönemi, ciddi mide boşalma bozukluğu, pankreas ya da safra kesesi hastalığı öyküsü ve ileri böbrek sorunları bulunan kişiler için bireysel değerlendirme gerekir.</p>

<p>Bazı GLP-1 temelli ürünlerin etiketinde, kişisel veya ailesel medüller tiroit kanseri öyküsü ile multipl endokrin neoplazi tip 2 adı verilen kalıtsal sendrom için uyarı ya da kullanılmama şartı bulunur. Bu sınırlamalar ürünün ruhsat bilgilerine göre değişebileceğinden sağlık geçmişi reçeteyi düzenleyen hekimle eksiksiz paylaşılmalıdır.</p>

<p>Ameliyat veya sedasyon gerektiren bir işlem öncesinde de ilacı kullanan kişi anestezi ve cerrahi ekibine bilgi vermelidir. Mide boşalmasının yavaşlaması, işlem öncesi planlamayı etkileyebilir.</p>

<p>YAN ETKİLER KADAR UZUN DÖNEM YARARLAR DA ARAŞTIRILIYOR</p>

<p>GLP-1 temelli tedavilerin etkileri yalnızca kilo kaybıyla sınırlı olmayabilir. Kalp ve damar hastalığı bulunan, diyabeti olmayan fazla kilolu veya obez yetişkinlerde yapılan SELECT araştırmasında semaglutid; kalp krizi, inme veya kalp-damar kaynaklı ölümden oluşan birleşik sonlanım riskini plaseboya kıyasla azalttı.</p>

<p>Bazı ilaçlar uyku apnesi, kalp yetersizliği ve böbrek hastalığı gibi obeziteyle bağlantılı durumlar bakımından da inceleniyor. Ancak bir ilacın belirli bir hasta grubunda sağladığı yarar, bütün GLP-1 ilaçlarına ve herkese doğrudan genellenemez.</p>

<p>Bağırsak sistemi, safra kesesi, pankreas, göz sağlığı ve ruhsal belirtilerle ilgili güvenlik verileri de izlenmeye devam ediyor. Klinik araştırmalar önemli bilgi sağlasa da çok uzun süreli ve daha geniş toplum gruplarındaki sonuçlar gerçek yaşam verileri biriktikçe daha net görülecek.</p>

<p>İLAÇ, YAŞAM TARZI DESTEĞİNİN YERİNE GEÇMİYOR</p>

<p>Bu ilaçları yalnızca “iradeyi güçlendiren iğneler” şeklinde tanımlamak bilimsel olarak eksik kalır. Tedavi, iştahın biyolojik düzenlenmesini değiştirerek kişinin sağlıklı seçimleri uygulamasını kolaylaştırabilir. Fakat beslenme kalitesi, hareket, uyku, ruhsal destek ve düzenli takip tedavinin dışında bırakılamaz.</p>

<p>Aynı şekilde obezite tedavisini yalnızca “az ye, çok hareket et” cümlesine indirmek de hastalığın biyolojisini ve kişilerin yaşadığı güçlükleri görmezden gelir.</p>

<p>GLP-1 temelli ilaçlar obezite bakımında güçlü bir dönemin kapısını açtı. Şimdi yanıtlanması gereken temel soru, bu ilaçların kilo verdirmesinden çok daha geniş: Doğru hasta nasıl seçilecek, kas ve beslenme durumu nasıl korunacak, tedavi ne kadar sürdürülecek ve yararlar toplumun farklı kesimlerine güvenli biçimde nasıl ulaştırılacak?</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. PLOS Medicine – Glucagon-like peptide-1 receptor agonists for obesity: Growing popularity met with growing questions over safety – Ariana M. Chao, Adam Gilden ve Thomas A. Wadden – 2026 – DOI: 10.1371/journal.pmed.1004871</p>

<p>2. Diabetes, Obesity and Metabolism – Weight regain and cardiometabolic effects after withdrawal of semaglutide: The STEP 1 trial extension – John P. H. Wilding ve çalışma arkadaşları – 2022 – DOI: 10.1111/dom.14725</p>

<p>3. JAMA – Continued Treatment With Tirzepatide for Maintenance of Weight Reduction in Adults With Obesity: The SURMOUNT-4 Randomized Clinical Trial – Louis J. Aronne ve çalışma arkadaşları – 2024 – DOI: 10.1001/jama.2023.24945</p>

<p>4. The New England Journal of Medicine – Semaglutide and Cardiovascular Outcomes in Obesity without Diabetes – A. Michael Lincoff ve çalışma arkadaşları – 2023 – DOI: 10.1056/NEJMoa2307563</p>

<p>5. Obesity – Nutritional priorities to support GLP-1 therapy for obesity: A joint Advisory from the American College of Lifestyle Medicine, the American Society for Nutrition, the Obesity Medicine Association, and The Obesity Society – Dariush Mozaffarian ve çalışma arkadaşları – 2025 – DOI: 10.1002/oby.24336</p>

<p>6. JAMA Network Open – Patient Experiences With GLP-1 Receptor Agonists – I. de Vere Hunt ve çalışma arkadaşları – 2026 – DOI: 10.1001/jamanetworkopen.2026.16951</p>

<p>7. Dünya Sağlık Örgütü – GLP-1 tedavilerinin yetişkinlerde obezite tedavisinde kullanımına ilişkin kılavuz – 2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/zayiflama-ignelerinde-yeni-donem-hekimlerin-hala-yanit-aradigi-sorular</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9065.jpeg" type="image/jpeg" length="99982"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ağız Kenarınız Sürekli Çatlıyor, Diliniz Yanıyor ve Tırnaklarınız Kırılıyorsa Bu Belirtileri Önemseyin]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/agiz-kenariniz-surekli-catliyor-diliniz-yaniyor-ve-tirnaklariniz-kiriliyorsa-bu-belirtileri-onemseyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/agiz-kenariniz-surekli-catliyor-diliniz-yaniyor-ve-tirnaklariniz-kiriliyorsa-bu-belirtileri-onemseyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İleri yaşta azalan iştah ve küçülen porsiyonlar zamanla saçtan tırnağa, kas gücünden ruh hâline kadar uzanan değişikliklere yol açabilir. Bu yedi işaret, beslenmenin değerlendirilmesini gerektirebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yorgunluk Yaşlanmanın Doğal Sonucu Sanılıyor: Nedeni Beslenme Olabilir</p>

<p>Dolaptaki gömlek eskisinden daha bol duruyor, merdivenler daha yorucu geliyor, saçlar inceliyor. Bunların her biri kolayca yaşın ilerlemesine bağlanabiliyor. Oysa özellikle birkaç değişiklik aynı dönemde ortaya çıkmışsa, vücudun ihtiyaç duyduğu enerji ve besin öğelerini yeterince alamadığı da düşünülmeli.</p>

<p>Yetersiz beslenme yalnızca çok zayıf kişilerde görülmez. Normal kiloda, hatta fazla kilolu bir insanda bile protein, vitamin veya mineral eksikliği bulunabilir. Çünkü mesele sadece tabağın ne kadar dolu olduğu değil; öğünlerin içeriği, besinlerin sindirilip emilmesi ve vücudun değişen ihtiyaçlarının karşılanmasıdır.</p>

<p>İleri yaşta iştahın azalması, tat ve koku duyusundaki değişiklikler, çiğneme ya da yutma güçlüğü, yalnız yaşama, ekonomik sorunlar, depresyon, kronik hastalıklar ve kullanılan bazı ilaçlar beslenmeyi etkileyebilir. WebMD’nin dikkat çektiği yedi belirti de tek başına tanı koydurmaz; ancak kalıcı hale geldiklerinde hekim değerlendirmesini gerektirebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>YORGUNLUK GÜNLÜK HAYATI YAVAŞLATIYORSA</p>

<p>Dinlenmeyle geçmeyen halsizlik, yetersiz enerji ve protein alımının ilk fark edilen sonuçlarından biri olabilir. Demir, folat veya B12 vitamini eksiklikleri kansızlığa yol açarak yorgunluk, çarpıntı, nefes nefese kalma ve solukluk gibi yakınmalara neden olabilir.</p>

<p>Ancak yorgunluğun tek açıklaması beslenme değildir. Tiroid hastalıkları, enfeksiyonlar, uyku bozuklukları, kalp ve akciğer hastalıkları, depresyon ve kullanılan ilaçlar da benzer bir tablo oluşturabilir. Bu nedenle yalnızca belirtiye bakarak vitamin ya da demir takviyesine başlanmamalıdır.</p>

<p>SAÇLARDAKİ DEĞİŞİM HER ZAMAN KOZMETİK DEĞİLDİR</p>

<p>Saçın belirgin biçimde kuruması, kırılması, incelmesi veya olağandan hızlı dökülmesi; yetersiz protein, demir, çinko ya da bazı yağ asitlerinin düşük alımıyla ilişkili olabilir. Saç kökleri, vücudun enerji ve besin yetersizliğinden etkilenebilen dokuları arasındadır.</p>

<p>Yine de genetik özellikler, tiroid bozuklukları, hormonal değişimler, ateşli hastalıklar, yoğun stres ve bazı ilaçlar da saç dökülmesine yol açabilir. Ani başlayan, bölgesel görülen veya uzun süren dökülmelerde nedenin araştırılması gerekir.</p>

<p>TIRNAKLARDA KAŞIKLAŞMA VE BELİRGİN ŞEKİL DEĞİŞİKLİĞİ</p>

<p>Tırnak yüzeyindeki hafif dikey çizgiler yaşla birlikte görülebilir. Buna karşılık tırnağın incelmesi, kolay kırılması ya da ortasının çökerek kaşığı andırması demir eksikliğiyle ilişkili olabilir.</p>

<p>Tırnak değişiklikleri mantar enfeksiyonlarından dolaşım sorunlarına, cilt hastalıklarından tekrarlayan travmaya kadar birçok nedenle gelişebilir. Görünüşünden hareketle eksikliğin türüne karar vermek doğru değildir.</p>

<p>AĞIZ KENARINDAKİ ÇATLAKLAR VE DİLDEKİ DEĞİŞİM</p>

<p>Ağız köşelerinde tekrarlayan çatlaklar, dilde hassasiyet, yanma, şişlik ya da soluk görünüm; demir ve bazı B grubu vitaminlerinin eksikliklerinde görülebilir. Protez dişlerin uygun oturmaması, ağız kuruluğu, mantar enfeksiyonu ve tükürük birikmesi de benzer yakınmalara neden olabilir.</p>

<p>Ağız içindeki değişiklikler yemek yemeyi ağrılı hale getirirse kişi daha küçük porsiyonlara yönelebilir. Böylece başlangıçtaki sorun beslenmeyi bozarken, bozulan beslenme de yakınmaları ağırlaştıran bir döngü oluşturabilir.</p>

<p>UZAYAN İSHAL BESİNLERİN EMİLİMİNİ BOZABİLİR</p>

<p>Sık tekrarlayan veya uzun süren ishal, yenilen besinlerden yeterince yararlanılamamasına yol açabilir. Çölyak hastalığı, bağırsak hastalıkları, enfeksiyonlar, geçirilmiş bazı ameliyatlar, yoğun alkol kullanımı ve çeşitli ilaçlar emilim sorunlarına neden olabilir.</p>

<p>İshalin iki günden uzun sürmesi, sık tekrarlaması veya kilo kaybına eşlik etmesi durumunda değerlendirme geciktirilmemelidir. Dışkıda kan, şiddetli karın ağrısı, bilinç bulanıklığı, belirgin susuzluk ya da sıvı alamama varsa acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.</p>

<p>İLGİSİZLİK, HUZURSUZLUK VE KONSANTRASYON GÜÇLÜĞÜ</p>

<p>Yetersiz enerji alımı kişiyi yalnızca bedenen değil, zihinsel olarak da etkileyebilir. İçe kapanma, çevreye ilgide azalma, huzursuzluk, unutkanlık ve odaklanma güçlüğü beslenme sorunu yaşayan kişilerde görülebilir.</p>

<p>Bu değişiklikler depresyon, demans, enfeksiyonlar, ilaç yan etkileri ve başka hastalıklarla da ilişkili olabilir. Özellikle ileri yaştaki bir kişide aniden başlayan bilinç veya davranış değişikliği normal yaşlanma kabul edilmemeli; gecikmeden tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.</p>

<p>İŞTAHSIZLIK BESLENME SORUNUNUN HEM NEDENİ HEM SONUCU</p>

<p>Yaş ilerledikçe enerji ihtiyacı azalabilir; fakat protein, vitamin ve mineral gereksinimi aynı ölçüde düşmez. Küçülen porsiyonların besin değeri düşük olduğunda kişi fark etmeden ihtiyaçlarının gerisinde kalabilir.</p>

<p>İştah kaybı ayrıca ağız ve diş sorunlarından kabızlığa, depresyondan kronik hastalıklara kadar pek çok durumun belirtisi olabilir. Bazı ilaçlar tat duyusunu değiştirebilir, bulantıya yol açabilir veya açlık hissini azaltabilir. İlaçlar hekim görüşü alınmadan bırakılmamalı ya da değiştirilmemelidir.</p>

<p>TARTIDAN DAHA ERKEN FARK EDİLEBİLEN İPUÇLARI</p>

<p>Yetersiz beslenme her zaman tartıda hemen görünmez. Kemerin daha sıkı bir deliğe geçirilmesi, yüzüğün gevşemesi, protez dişin oturmaması, alışveriş poşetlerinin ağır gelmeye başlaması ve sandalyeden kalkarken zorlanma daha erken fark edilebilir.</p>

<p>İstemsiz kilo kaybı en güçlü uyarılardan biridir. Üç ila altı ay içinde vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 5 ila 10’unun istenmeden kaybedilmesi sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmelidir. Örneğin 70 kilogramlık bir kişinin istemeden 3,5 ila 7 kilogram vermesi bu aralığa karşılık gelir.</p>

<p>KİMLERDE RİSK DAHA YÜKSEK?</p>

<p>Yalnız yaşayanlar, yakın zamanda hastanede yatanlar, çiğneme veya yutma güçlüğü bulunanlar, demans ya da depresyon yaşayanlar, birden fazla kronik hastalığı olanlar ve çok sayıda ilaç kullananlar daha yakından izlenmelidir.</p>

<p>Alışveriş yapamama, yemek hazırlamakta zorlanma, gelir yetersizliği ve sosyal izolasyon da tabağın içeriğini değiştirebilir. Bu nedenle değerlendirme yalnızca kan tahlilinden ibaret değildir; kilo değişimi, kas gücü, iştah, öğün düzeni, hastalıklar, ilaçlar ve günlük yaşam koşulları birlikte ele alınır.</p>

<p>HER BELİRTİ İÇİN AYRI TAKVİYE GEREKMEZ</p>

<p>Saç dökülünce çinko, yorgunlukta demir, unutkanlıkta B12 kullanmak kolay bir çözüm gibi görünebilir. Oysa aynı belirti farklı nedenlerden kaynaklanabilir. Gereksiz veya yüksek doz takviyeler ilaçlarla etkileşebilir, yan etkilere yol açabilir ve asıl hastalığın tanısını geciktirebilir.</p>

<p>Hekim gerekli gördüğünde tam kan sayımı ile demir, B12 vitamini, folat ve diğer ilgili değerleri değerlendirebilir. İhtiyaç duyulursa diyetisyen desteğiyle kişinin hastalıklarına, çiğneme ve yutma durumuna, yaşam koşullarına uygun bir beslenme planı hazırlanabilir.</p>

<p>NE ZAMAN HEKİME BAŞVURULMALI?</p>

<p>İstemsiz kilo kaybı, haftalarca süren iştahsızlık, giderek artan güçsüzlük, tekrarlayan ishal, iyileşmeyen yaralar, sık enfeksiyon geçirme veya belirgin saç ve tırnak değişiklikleri varsa aile hekimine ya da ilgili sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>Birden fazla belirtinin birlikte görülmesi değerlendirme ihtiyacını artırır. Amaç yalnızca eksik olduğu düşünülen besin öğesini yerine koymak değil, kişinin neden yeterince yiyemediğini veya aldığı besinlerden neden yararlanamadığını ortaya çıkarmaktır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. WebMD – Nutrition and Aging: 7 Signs of Inadequate Nutrition – Peter Jaret – Tıbbi değerlendirme: Melinda Ratini<br />
2. Dünya Sağlık Örgütü – Malnutrition Fact Sheet – 2024<br />
3. Dünya Sağlık Örgütü – Supplemental Nutrition with Dietary Advice for Older People Affected by Undernutrition – 2023<br />
4. National Health Service – Malnutrition: Symptoms – 2023<br />
5. National Institute on Aging – Healthy Eating, Nutrition, and Diet<br />
6. National Institute on Aging – Maintaining a Healthy Weight – 2022 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/agiz-kenariniz-surekli-catliyor-diliniz-yaniyor-ve-tirnaklariniz-kiriliyorsa-bu-belirtileri-onemseyin</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 06:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9061.jpeg" type="image/jpeg" length="26056"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Luis Henrique için Beşiktaş iddiası: Inter’de ayrılık ihtimali]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/luis-henrique-icin-besiktas-iddiasi-interde-ayrilik-ihtimali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/luis-henrique-icin-besiktas-iddiasi-interde-ayrilik-ihtimali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş’ın daha önce transfer gündemine aldığı Luis Henrique için İtalya’dan yeni ayrılık sinyalleri geliyor. Inter’in sağ kanat planlamasında değişikliğe hazırlanması, 24 yaşındaki Brezilyalının geleceğini yeniden belirsiz hale getirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beşiktaş’ın transfer döneminde hücum hattına yapacağı takviyeler için çalışmalar sürerken, daha önce siyah-beyazlıların gündemine gelen Luis Henrique dosyası yeniden yakından takip ediliyor.</p>

<p>İtalya’dan gelen son haberlerde Inter’in sağ kanattaki kadro yapılanmasını değiştirebileceği ve Luis Henrique’nin takımdan ayrılabilecek oyuncular arasında bulunduğu belirtiliyor. Inter cephesindeki bu gelişme, daha önce Brezilyalı futbolcu için girişimde bulunan Beşiktaş açısından transfer ihtimalini yeniden gündeme taşıdı.</p>

<p>Inter’de Luis Henrique için ayrılık kapısı</p>

<p>Luis Henrique’nin Inter’deki geleceği yaz transfer döneminin hareketli dosyalarından biri haline geldi. İtalyan basınında oyuncunun ayrılabileceğine ilişkin değerlendirmeler yer alırken, Roma’nın da Brezilyalı futbolcu için devreye girdiği bildirildi.</p>

<p>Ağustos ayındaki haberlerde Inter ile Roma arasında Luis Henrique konusunda görüşmeler yapıldığı, hatta kulüpler arasında bir anlaşma zemini oluştuğu yönünde bilgiler yer aldı. Ancak transferin oyuncu tarafındaki koşullara bağlı olduğu aktarıldı.</p>

<p>Bu tablo, Luis Henrique’nin Inter açısından kesin biçimde “satılamaz” konumda olmadığını göstermesi bakımından dikkat çekiyor.</p>

<p>Beşiktaş daha önce masaya oturmuştu</p>

<p>Beşiktaş’ın Luis Henrique ilgisi ise yeni değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Siyah-beyazlılar, 2026’nın ilk aylarında Brezilyalı futbolcunun durumunu ciddi şekilde araştırdı. Ocak ayında çıkan haberlerde Beşiktaş ile Inter arasında oyuncunun olası transferi konusunda temas kurulduğu, kiralama seçeneğinin de değerlendirildiği aktarılmıştı.</p>

<p>Ancak süreç sonuçlanmadı ve Luis Henrique Inter’de kaldı.</p>

<p>Dolayısıyla mevcut gelişmenin önemli tarafı, Beşiktaş’ın eski ilgisinden ziyade Inter’in oyuncunun ayrılığına yeniden açık olabileceğine ilişkin İtalya kaynaklı bilgiler.</p>

<p>Roma faktörü transfer yarışını değiştirebilir</p>

<p>Beşiktaş açısından dosyanın en önemli değişkenlerinden biri Roma.</p>

<p>İtalyan basınında Roma’nın Luis Henrique ile ilgilendiğine yönelik haberler ağustos ayında yoğunlaştı. Bu nedenle Beşiktaş’ın yeniden somut biçimde devreye girmesi halinde yalnızca Inter’in istediği şartlar değil, oyuncunun Serie A’da kalma ihtimali de belirleyici olabilir.</p>

<p>Şu aşamada Beşiktaş’ın Inter’e yeni ve resmî bir teklif sunduğunu doğrulayan güçlü bir kaynak bulunmuyor. Bu nedenle gelişmeyi tamamlanmak üzere olan bir transfer şeklinde değil, geçmişte ciddi temas kurulmuş bir oyuncunun yeniden ulaşılabilir hale gelmesi olarak değerlendirmek gerekiyor.</p>

<p>Luis Henrique kimdir?</p>

<p>14 Aralık 2001 doğumlu Brezilyalı futbolcu 24 yaşında. Kanat ve geniş orta saha rollerinde görev yapabilen Luis Henrique, kariyerinde Botafogo ve Olympique Marsilya formalarını giydikten sonra Inter’e transfer oldu.</p>

<p>Hızı, çizgi kullanımı ve hücum geçişlerindeki hareketliliğiyle öne çıkan Brezilyalı oyuncu, kanat rotasyonuna atletizm ve dinamizm katabilecek bir profil olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Luis Henrique’nin Inter ile mevcut sözleşmesinin bulunması nedeniyle olası transferde İtalyan kulübünün belirleyeceği bonservis veya kiralama şartları belirleyici olacak.</p>

<p>Beşiktaş cephesinden ise Luis Henrique konusunda yeni bir teklif veya anlaşmaya ilişkin resmî açıklama yapılmış değil.</p>

<p>Bu nedenle transfer dosyasında bir sonraki kritik gelişme, siyah-beyazlıların geçmişteki ilgisini yeniden somut bir girişime dönüştürüp dönüştürmeyeceği olacak.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>L’Interista</li>
 <li>Gianluca Di Marzio</li>
 <li>SempreInter</li>
 <li>Calciomercato</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/luis-henrique-icin-besiktas-iddiasi-interde-ayrilik-ihtimali</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 06:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9060.jpeg" type="image/jpeg" length="31600"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray’ın Leão planında sınır belli oldu: B planı hazır]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/galatasarayin-leao-planinda-sinir-belli-oldu-b-plani-hazir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/galatasarayin-leao-planinda-sinir-belli-oldu-b-plani-hazir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın Rafael Leão transferindeki mali planına ilişkin İtalya’dan yeni bilgiler geldi. Sarı-kırmızılıların Milan’ın istediği seviyeye çıkmak istemediği, alternatifler arasında Malick Fofana’nın da bulunduğu bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’ın Rafael Leão transferinde yeni gelişme</p>

<p>Galatasaray’ın transfer gündeminde bulunan Rafael Leão için İtalya’dan gelen haberler, pazarlığın ekonomik boyutunu yeniden gündeme taşıdı.</p>

<p>Milan cephesinde Leão’nun ayrılığına kapı tamamen kapatılmış değil. La Gazzetta dello Sport’un 21 Ağustos tarihli haberinde İtalyan kulübünün Portekizli yıldız için 50 milyon euro ve bonuslar seviyesinde beklentisi bulunduğu, Galatasaray’ın teklifinin ise 40 milyon euronun bir miktar üzerinde kaldığı aktarılmıştı.</p>

<p>Bu tablo, transferde taraflar arasındaki temel sorunun oyuncudan çok bonservis pazarlığında oluştuğunu gösteriyor.</p>

<p>Milan’ın Leão için beklentisi değişmişti</p>

<p>Leão’nun bonservis değerine ilişkin İtalya’dan son haftalarda farklı rakamlar gündeme geldi.</p>

<p>SportMediaset, 14 Ağustos’ta Milan’ın başlangıçta yaklaşık 60 milyon euro olarak belirlediği beklentisini bonuslarla birlikte 40-45 milyon euro bandına indirebileceğini bildirmişti. Aynı haberde Galatasaray, Leão için en ciddi taliplerden biri olarak gösterilirken Malick Fofana’nın da sarı-kırmızılıların değerlendirdiği oyuncular arasında bulunduğu belirtilmişti.</p>

<p>Buna karşılık Gazzetta’nın daha sonraki haberinde Milan’ın pazarlık pozisyonunun yeniden 50 milyon euro artı bonuslar seviyesinde olduğu aktarıldı. Bu nedenle transferde henüz tarafların üzerinde uzlaştığı kesin bir bonservis rakamından söz etmek mümkün değil.</p>

<p>Galatasaray’ın önündeki kritik eşik</p>

<p>Galatasaray açısından transferin en önemli aşamasını Milan ile yapılacak pazarlık oluşturuyor.</p>

<p>İtalyan basınındaki rakamlar birlikte değerlendirildiğinde sarı-kırmızılıların Leão için ciddi bir ekonomik çerçeve oluşturduğu, ancak Milan’ın beklentisini tamamen karşılayan bir anlaşmanın henüz ortaya çıkmadığı görülüyor.</p>

<p>Dolayısıyla transferde bundan sonraki süreç, Galatasaray’ın teklifini ne ölçüde artırabileceğine ve Milan’ın bonservis beklentisinde yeniden esneklik gösterip göstermeyeceğine bağlı olacak.</p>

<p>Alternatiflerden biri Malick Fofana</p>

<p>Leão görüşmelerinin istenen şekilde sonuçlanmaması ihtimaline karşı Galatasaray’ın alternatif oyuncular üzerinde de çalıştığı belirtiliyor.</p>

<p>Bu isimlerden biri Malick Fofana.</p>

<p>SportMediaset daha önce Lyon forması giyen genç kanat oyuncusunun Galatasaray tarafından değerlendirildiğini bildirmişti. Fofana’nın transferi de ekonomik açıdan kolay görünmüyor. İtalyan basınındaki haberlerde Lyon’un oyuncu için 40 milyon eurodan aşağı inmeyi düşünmediği aktarılmıştı.</p>

<p>Bu nedenle Fofana seçeneği de ciddi bir bonservis operasyonu gerektiriyor.</p>

<p>Leão transferinde kesin anlaşma yok</p>

<p>Transfer dosyasındaki en önemli nokta ise mevcut bilgilerin henüz resmi anlaşmaya işaret etmemesi.</p>

<p>Galatasaray’ın Leão’ya ilgisi ve Milan ile arasındaki ekonomik pazarlık güçlü İtalyan kaynaklarında yer alıyor. Buna karşılık iki kulübün bonservis konusunda kesin anlaşmaya vardığını gösteren resmi bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle mevcut gelişmeyi “Leão transferi tamamlandı” şeklinde değerlendirmek doğru değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ortaya çıkan tablo, Galatasaray’ın Portekizli yıldız için temaslarını sürdürdüğünü ancak Milan’ın talep ettiği bonservis ile sarı-kırmızılıların çıkmayı planladığı seviyenin transferin kaderini belirleyeceğini gösteriyor.</p>

<p>Leão dosyasının sonuçsuz kalması halinde ise Galatasaray’ın kanat transferi için alternatif oyunculara yönelmesi bekleniyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>La Gazzetta dello Sport<br />
SportMediaset</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/galatasarayin-leao-planinda-sinir-belli-oldu-b-plani-hazir</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 06:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9059.jpeg" type="image/jpeg" length="34925"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beşiktaş, Fabio Miretti transferinde mutlu sona ulaştı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/besiktas-fabio-miretti-transferinde-mutlu-sona-ulasti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/besiktas-fabio-miretti-transferinde-mutlu-sona-ulasti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş, Juventus forması giyen Fabio Miretti’nin transferi için sözlü anlaşma sağladı. İtalyan orta saha, satın alma opsiyonuyla kiralanacak ve sağlık kontrolleri için İstanbul’a gelecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beşiktaş’tan orta sahaya Fabio Miretti hamlesi</p>

<p>Transfer çalışmalarını sürdüren Beşiktaş, Juventus’un 23 yaşındaki orta saha oyuncusu Fabio Miretti’yi kadrosuna katmaya hazırlanıyor.</p>

<p>İtalyan gazeteci Fabrizio Romano’nun aktardığına göre siyah-beyazlılar, oyuncu ve Juventus ile sözlü anlaşmaya vardı. Tarafların anlaşma evraklarını hazırlamaya başladığı, son aşamada beklenmedik bir sorun çıkmaması durumunda transferin kısa süre içinde resmiyete kavuşacağı belirtildi.</p>

<p>Satın alma opsiyonu 10 milyon euronun üzerinde</p>

<p>Anlaşmanın satın alma opsiyonlu kiralama modeliyle gerçekleştirileceği bildirildi. Beşiktaş’ın Juventus’a kiralama bedeli ödeyeceği, sözleşmedeki satın alma opsiyonunun ise 10 milyon euronun üzerinde olacağı kaydedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İtalyan basınında opsiyon bedelinin 15 milyon euro seviyesine ulaşabileceği yönünde farklı rakamlar paylaşılıyor. Kulüpler henüz transferin mali koşullarını resmen açıklamadığı için kesin tutarın imzaların ardından netleşmesi bekleniyor.</p>

<p>Çarşamba günü İstanbul’a gelecek</p>

<p>Evrak işlemlerinin planlandığı gibi tamamlanması halinde Miretti’nin 26 Ağustos Çarşamba günü İstanbul’a gelmesi bekleniyor. İtalyan futbolcu, sağlık kontrollerinden geçtikten sonra kendisini Beşiktaş’a bağlayan sözleşmeye imza atacak.</p>

<p>Siyah-beyazlı kulübün sağlık kontrolleri ve resmi imzaların ardından transferi kamuoyuna duyurması bekleniyor.</p>

<p>Juventus altyapısından yetişti</p>

<p>Juventus altyapısına sekiz yaşında katılan Fabio Miretti, İtalyan ekibinin A takımında 106 karşılaşmaya çıktı; üç gol ve sekiz asistlik katkı sağladı. Merkez orta sahanın yanı sıra hücuma dönük orta saha pozisyonunda da görev yapabilen Miretti’nin Juventus ile sözleşmesi 2028 yılına kadar devam ediyor.</p>

<p>Beşiktaş yönetiminin genç futbolcunun oyun kurma becerisi, teknik kapasitesi ve farklı orta saha rollerinde görev yapabilmesi nedeniyle transferi öncelikli dosyalar arasına aldığı belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/besiktas-fabio-miretti-transferinde-mutlu-sona-ulasti</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9057.jpeg" type="image/jpeg" length="53339"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ordu’da Fatma Gümüş ve Melehat Gümüş kardeşler gözyaşlarıyla uğurlandı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/orduda-fatma-gumus-ve-melehat-gumus-kardesler-gozyaslariyla-ugurlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/orduda-fatma-gumus-ve-melehat-gumus-kardesler-gozyaslariyla-ugurlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ordu’nun Çamaş ilçesinde fındık topladıkları bahçede yaklaşık 30 metreden düşerek hayatını kaybeden Melehat ve Fatma Gümüş kardeşler, Sarıyakup Mahallesi’nde toprağa verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çamaş’ta iki kardeş son yolculuğuna birlikte uğurlandı</p>

<p>ORDU – Ordu’nun Çamaş ilçesinde fındık toplamak için gittikleri bahçede yaklaşık 30 metreden düşerek hayatını kaybeden Melehat Gümüş (60) ile Fatma Gümüş (65), gözyaşları arasında son yolculuklarına uğurlandı.</p>

<p>Olay, Çamaş ilçesine bağlı Sarıyakup Mahallesi’nde meydana geldi. Fındık toplamak üzere bahçeye giden iki kardeş, akşam saatlerinde evlerine dönmeyince yakınları bölgede arama başlattı.</p>

<p>YAKLAŞIK 30 METREDEN DÜŞTÜLER</p>

<p>Yakınları tarafından yapılan aramada Melehat ve Fatma Gümüş, dere kenarında hareketsiz halde bulundu. İhbar üzerine bölgeye jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi.</p>

<p>Sağlık görevlilerinin yaptığı kontrolde iki kardeşin hayatını kaybettiği belirlendi. Olay yerinde gerçekleştirilen incelemelerde Melehat ve Fatma Gümüş’ün fındık bahçesinden yaklaşık 30 metre aşağıya düştükleri tespit edildi.</p>

<p>Cenazeler, jandarma ve olay yeri inceleme ekiplerinin çalışmalarının ardından hastane morguna kaldırıldı.</p>

<p>AYNI AİLEYE GELİN GİTMİŞLERDİ</p>

<p>İki kardeşin yaşam öyküsüne ilişkin ortaya çıkan ayrıntılar, Çamaş’taki acıyı daha da büyüttü. Melehat ve Fatma Gümüş’ün, kendileri gibi kardeş olan iki erkekle evlendikleri ve düğünlerinin aynı gün yapıldığı öğrenildi.</p>

<p>Melehat Gümüş’ün Ali Gümüş, Fatma Gümüş’ün ise Hacı Mehmet Gümüş ile evlendiği belirtildi. Melehat Gümüş’ün eşinin daha önce hayatını kaybettiği bildirildi.</p>

<p>Melehat Gümüş’ün 6, Fatma Gümüş’ün ise 2 çocuk annesi olduğu öğrenildi.</p>

<p>GÖZYAŞLARI ARASINDA TOPRAĞA VERİLDİLER</p>

<p>İki kardeş için Sarıyakup Mahallesi’nde cenaze töreni düzenlendi. Melehat ve Fatma Gümüş’ün cenazeleri, ikindi namazının ardından kılınan cenaze namazı sonrası yakınlarının ve mahalle sakinlerinin gözyaşları arasında toprağa verildi.</p>

<p>Hayatları boyunca birbirlerinden ayrılmayan, aynı gün iki erkek kardeşle evlenerek aynı aileye gelin giden Melehat ve Fatma Gümüş’ün son yolculuklarına da birlikte uğurlanması, yakınlarını ve ilçe halkını yasa boğdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olayla ilgili başlatılan inceleme sürüyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>3. Sayfa</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/orduda-fatma-gumus-ve-melehat-gumus-kardesler-gozyaslariyla-ugurlandi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 23:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9055.jpeg" type="image/jpeg" length="97213"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sildenafil Kullananlara Beslenme Uyarısı: Greyfurttan Kaçının]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/sildenafil-kullananlara-beslenme-uyarisi-greyfurttan-kacinin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/sildenafil-kullananlara-beslenme-uyarisi-greyfurttan-kacinin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sildenafil (viagra) kullananların greyfurt ve greyfurt suyundan kaçınması öneriliyor. Greyfurtun ilacın vücutta parçalanmasını yavaşlatabileceği; baş ağrısı, kızarma, baş dönmesi ve tansiyon düşmesi gibi yan etkilerin görülme olasılığını artırabileceği belirtiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Greyfurt ile sildenafil birlikte tüketilir mi?</p>

<p>Sertleşme sorununun tedavisinde kullanılan sildenafil ile greyfurtun birlikte tüketilmesi, ilaç etkileşimleri bakımından dikkat gerektiriyor. Sağlık otoriteleri, sildenafil kullanan kişilerin greyfurt yememesini ve greyfurt suyu içmemesini öneriyor.</p>

<p>Greyfurtun içeriğindeki bazı bileşikler, bağırsaklarda ilaçların parçalanmasında görev alan CYP3A4 adlı enzimin çalışmasını baskılayabiliyor. Sildenafil de büyük ölçüde bu enzim sistemi üzerinden metabolize ediliyor.</p>

<p>Bu nedenle greyfurt tüketildiğinde sildenafilin kandaki düzeyi yükselebiliyor ve ilacın etkisi kişiden kişiye değişebilecek şekilde daha az öngörülebilir hale gelebiliyor.</p>

<p>Yan etkilerin görülme ihtimali artabilir</p>

<p>Greyfurt ve sildenafil etkileşimi sonucunda şu yan etkilerin görülme olasılığı artabilir:</p>

<ul>
 <li>Baş ağrısı</li>
 <li>Yüzde kızarma ve sıcaklık hissi</li>
 <li>Baş dönmesi</li>
 <li>Çarpıntı</li>
 <li>Hazımsızlık</li>
 <li>Görmeyle ilgili geçici değişiklikler</li>
 <li>Tansiyon düşmesi</li>
 <li>Baygınlık hissi</li>
</ul>

<p>Yapılan farmakokinetik bir araştırmada, greyfurt suyunun sildenafilin vücuttaki toplam kullanılabilirliğini artırdığı ve emilim sürecini geciktirebildiği bildirildi. Araştırmacılar, bu durumun ilacın etkisini daha az öngörülebilir hale getirebileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Birkaç saat ara vermek yeterli olmayabilir</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Greyfurtun ilaç metabolizması üzerindeki etkisi yalnızca tüketildiği anla sınırlı kalmayabilir. Bu nedenle greyfurt ile sildenafil arasında birkaç saat bırakılması, etkileşimi tamamen önleyen güvenilir bir yöntem olarak kabul edilmemelidir.</p>

<p>En güvenli yaklaşım, sildenafil kullanılan dönemde greyfurt ve greyfurt suyundan kaçınmak; ilacın kullanımıyla ilgili tereddüt bulunması halinde doktor veya eczacıya danışmaktır.</p>

<p>Greyfurt içerebilen karışık meyve suları ve içeceklerin etiketlerinin de kontrol edilmesi önem taşıyor. Acı portakal ve pomelo gibi bazı turunçgillerin de benzer etkileşimlere yol açabileceği unutulmamalıdır.</p>

<p>Birlikte tüketildiyse ne yapılmalı?</p>

<p>Greyfurt yedikten veya greyfurt suyu içtikten sonra sildenafil alınmış olması, her kişide ciddi bir sorun gelişeceği anlamına gelmez. Ancak yeni bir doz alınmamalı ve ortaya çıkabilecek belirtiler takip edilmelidir.</p>

<p>Şiddetli baş dönmesi, bayılma, göğüs ağrısı, ani görme ya da işitme kaybı veya dört saatten uzun süren ereksiyon gelişmesi halinde acil sağlık yardımı alınmalıdır.</p>

<p>Göğüs ağrısı ortaya çıkarsa nitrat içeren bir kalp ilacı kesinlikle kullanılmamalı; sağlık ekibine sildenafil alındığı ve hangi saatte kullanıldığı açıkça bildirilmelidir.</p>

<p>Nitratlarla birlikte kullanımı çok daha ciddi risk taşıyor</p>

<p>Sildenafilin nitrogliserin, izosorbid mononitrat ve izosorbid dinitrat gibi nitrat içeren ilaçlarla birlikte kullanılması tehlikeli düzeyde tansiyon düşmesine yol açabilir. “Poppers” olarak bilinen nitrit içeren maddeler de bu kapsamda değerlendirilir.</p>

<p>Riociguat kullananlar ile ciddi kalp-damar hastalığı, belirgin düşük tansiyon, yakın zamanda kalp krizi veya inme öyküsü bulunan kişiler de sildenafil kullanmadan önce mutlaka hekim değerlendirmesinden geçmelidir.</p>

<p>Sildenafil reçete edilen dozun üzerinde alınmamalı ve sertleşme sorununun tedavisinde 24 saat içinde birden fazla kullanılmamalıdır. Dozun artırılması, yararın yükselmesini garanti etmediği gibi yan etki riskini belirgin biçimde artırabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Servisi</li>
 <li>ABD Gıda ve İlaç Dairesi</li>
 <li>DailyMed İlaç Bilgi Sistemi</li>
 <li>British National Formulary</li>
 <li>Clinical Pharmacology &amp; Therapeutics – Greyfurt suyu ve sildenafil farmakokinetiği araştırması</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/sildenafil-kullananlara-beslenme-uyarisi-greyfurttan-kacinin</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9054.jpeg" type="image/jpeg" length="48764"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Selenyum Hangi Besinlerde Var? En Güçlü Doğal Kaynaklar]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/selenyum-hangi-besinlerde-var-en-guclu-dogal-kaynaklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/selenyum-hangi-besinlerde-var-en-guclu-dogal-kaynaklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Selenyum eksikliği yalnızca yorgunlukla anlaşılmıyor; beslenme düzeni, bağırsak ve böbrek hastalıkları da tabloyu etkileyebiliyor. Peki bu mineral doğal yolla nasıl karşılanabilir?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>SELENYUM EKSİKLİĞİ DOĞAL YOLLA NASIL GİDERİLİR?</p>

<p>Kan tahlilindeki düşük bir sonuç, çoğu kişiyi doğruca takviye kutularına yöneltiyor. Oysa selenyum söz konusu olduğunda “biraz fazla olsun” düşüncesi güvenli değil. Vücudun bu minerale çok küçük miktarlarda ihtiyacı var; gereğinden fazlası ise saçtan tırnağa, sindirim sisteminden sinirlere kadar farklı sorunlara yol açabiliyor.</p>

<p>Selenyum eksikliğini düzeltmenin ilk adımı, sonucu tek başına yorumlamak değil; beslenme düzenini ve düşüklüğe yol açabilecek sağlık sorunlarını birlikte değerlendirmektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>SELENYUM VÜCUTTA NE YAPAR?</p>

<p>Selenyum, vücudun az miktarda ihtiyaç duyduğu bir mineraldir. Hücreleri oksidatif hasara karşı koruyan bazı enzimlerin yapısına katılır. Tiroid hormonlarının etkin biçimlerine dönüştürülmesinde, bağışıklık sisteminin çalışmasında, DNA üretiminde ve üreme fonksiyonlarında görev alır.</p>

<p>Bu görevler, daha fazla selenyum almanın daha güçlü bağışıklık veya daha hızlı çalışan bir tiroid sağlayacağı anlamına gelmez. Sağlıklı kişide amaç, eksikliği gidermek ve yeterli düzeyi korumaktır.</p>

<p>SELENYUM EKSİKLİĞİ HANGİ BELİRTİLERİ YAPABİLİR?</p>

<p>Hafif selenyum düşüklüğünün yalnızca bu minerale özgü, kolayca tanınabilen bir belirtisi yoktur. Yorgunluk, kaslarda güçsüzlük veya ağrı, saç ve tırnak değişiklikleri gibi yakınmalar görülebilir; ancak bunlar demir, B12 vitamini ve D vitamini eksikliklerinden tiroid hastalıklarına kadar pek çok farklı nedenle ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu nedenle yorgunluk yaşayan herkesin selenyum eksikliği bulunduğunu düşünmek doğru değildir. Belirtilerin uzun sürmesi hâlinde hekim değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Ciddi eksiklik nadirdir. Çok düşük selenyum alımının görüldüğü bazı coğrafi bölgelerde kalp kasını ve eklemleri etkileyen hastalıklarla ilişki kurulmuştur. Selenyum yetersizliği, iyot eksikliğinin tiroid üzerindeki etkilerini de ağırlaştırabilir.</p>

<p>KİMLER DAHA FAZLA RİSK ALTINDA?</p>

<p>Çeşitli beslenen sağlıklı kişilerde belirgin selenyum eksikliği sık görülmez. Bununla birlikte bazı gruplarda risk artabilir:</p>

<p>• Uzun süre damar yoluyla beslenenler<br />
• Böbrek diyalizi uygulanan hastalar<br />
• Besin emilimini bozan bağırsak hastalığı bulunanlar<br />
• Mide veya bağırsak ameliyatı geçirenler<br />
• Çok sınırlı ve tek yönlü beslenenler<br />
• Selenyum bakımından fakir topraklarda yetişen ürünlere dayalı beslenen topluluklar<br />
• HIV ile yaşayan bazı bireyler<br />
• Uzun süre yetersiz protein ve enerji alanlar</p>

<p>Eksikliğin altında bir emilim sorunu veya kronik hastalık varsa yalnızca selenyumdan zengin besin tüketmek yeterli olmayabilir. Asıl nedenin de değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>SELENYUM TAHLİLİ NASIL YORUMLANIR?</p>

<p>Selenyum durumu serum veya plazma düzeyiyle değerlendirilebilir. Ancak ölçüm yöntemi ve laboratuvarın kullandığı referans aralıkları farklılık gösterebilir. Kan düzeyi yakın dönemdeki beslenmeden ve takviye kullanımından da etkilenebilir.</p>

<p>Bu nedenle sonuç; belirtiler, beslenme öyküsü, kullanılan ilaç ve takviyeler, böbrek işlevleri, tiroid testleri ve olası emilim bozukluklarıyla birlikte yorumlanmalıdır. Tek bir düşük değer, kişiye kendi başına yüksek doz takviye başlama gerekçesi oluşturmaz.</p>

<p>SELENYUM DOĞAL YOLLA NASIL KARŞILANIR?</p>

<p>Selenyumun doğal kaynakları yalnızca kuruyemişlerden ibaret değildir. Balık ve diğer deniz ürünleri, yumurta, süt ürünleri, kırmızı et, hindi ve tavuk eti, sakatatlar, kuru baklagiller ile tahıl ürünleri selenyum sağlayabilir.</p>

<p>Gün içinde şu tür dengeli bir dağılım kurulabilir:</p>

<p>• Kahvaltıda yumurta, peynir veya yoğurt<br />
• Ana öğünde balık, tavuk, hindi, et ya da kuru baklagil<br />
• Öğünlerde tam tahıllı ekmek veya başka tahıl ürünleri<br />
• Ara öğünlerde ölçülü miktarda kuruyemiş<br />
• Haftaya yayılan, farklı protein kaynaklarını içeren bir beslenme düzeni</p>

<p>Selenyum miktarı yalnızca besinin türüne bağlı değildir. Bitkisel ürünlerde yetiştikleri toprağın, hayvansal ürünlerde ise hayvanın yeminin selenyum içeriği sonucu değiştirebilir. Bu nedenle tek bir besine güvenmek yerine çeşitlilik daha sağlıklı bir yaklaşımdır.</p>

<p>BREZİLYA CEVİZİ TÜKETİRKEN NEDEN DİKKATLİ OLUNMALI?</p>

<p>Brezilya cevizi selenyum açısından son derece zengindir; fakat içerdiği miktar yetiştiği bölgeye ve toprağa göre büyük ölçüde değişebilir. Birkaç adet ceviz bile günlük ihtiyacın üzerine çıkabilir.</p>

<p>Her gün avuç avuç Brezilya cevizi tüketmek veya bunu selenyum takviyesiyle birleştirmek aşırı alım riskini artırır. Selenyum eksikliğini doğal yolla gidermek, tek bir besini sınırsız tüketmek anlamına gelmez.</p>

<p>GÜNLÜK SELENYUM İHTİYACI NE KADAR?</p>

<p>Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüleri yetişkinler için günlük 55 mikrogram selenyum önerir. Bu miktar gebelikte 60, emzirme döneminde 70 mikrogramdır. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi ise yetişkinler için günlük 70 mikrogramlık yeterli alım düzeyi belirlemiştir.</p>

<p>Bu değerler sağlıklı toplum için genel referanslardır. Hastalık, gebelik, emzirme, çocukluk dönemi veya emilim bozukluğu gibi durumlarda değerlendirme kişiye göre yapılmalıdır.</p>

<p>TAKVİYE ALMADAN ÖNCE İKİ KEZ DÜŞÜNÜN</p>

<p>Selenyum takviyeleri eksiklik saptanan bazı kişilerde hekim tarafından önerilebilir. Ancak eksikliği bulunmayan kişilerin kanseri, kalp hastalıklarını veya tiroid sorunlarını önlemek amacıyla gelişigüzel selenyum kullanmasını destekleyen yeterli kanıt yoktur.</p>

<p>Ayrıca multivitaminler, saç-tırnak ürünleri ve bağışıklık desteği adıyla satılan ürünler aynı anda selenyum içerebilir. Etiketler kontrol edilmeden birkaç takviyenin birlikte kullanılması toplam alımı fark edilmeden yükseltebilir.</p>

<p>FAZLA SELENYUMUN İŞARETLERİ NELERDİR?</p>

<p>Uzun süre gereğinden fazla selenyum alınması “selenozis” olarak adlandırılan zehirlenme tablosuna neden olabilir. Erken dönemde saç dökülmesi ve tırnaklarda kırılma ya da şekil bozukluğu görülebilir.</p>

<p>Aşırı alımla ilişkilendirilen diğer belirtiler şunlardır:</p>

<p>• Ağızda metalik tat<br />
• Nefeste sarımsağı andıran koku<br />
• Bulantı ve ishal<br />
• Ciltte döküntü<br />
• Halsizlik ve sinirlilik<br />
• El ve ayaklarda uyuşma gibi sinir sistemi yakınmaları</p>

<p>Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi yetişkinler için besinler ve takviyeler dâhil günlük toplam üst alım düzeyini 255 mikrogram olarak belirlemiştir. Bu bir hedef değil, uzun süre düzenli biçimde aşılmaması gereken güvenlik sınırıdır.</p>

<p>NE ZAMAN HEKİME BAŞVURULMALI?</p>

<p>Tahlilde selenyum düşüklüğü saptandıysa, sürekli yorgunluk veya kas güçsüzlüğü varsa ya da emilimi etkileyen bir hastalık bulunuyorsa aile hekimi, iç hastalıkları uzmanı veya ilgili branş hekimiyle görüşülmelidir.</p>

<p>Takviye dozu internetten alınan genel bilgilere göre belirlenmemelidir. Hekim gerekli görürse diğer vitamin-mineral düzeylerini, tiroid işlevlerini, böbrek durumunu ve beslenme alışkanlıklarını birlikte değerlendirir.</p>

<p>Doğal kaynaklardan çeşitlendirilmiş beslenme çoğu sağlıklı kişi için yeterlidir. Belgelenmiş eksiklikte ise amaç yalnızca değeri yükseltmek değil, düşüklüğün nedenini bulmak ve güvenli biçimde düzeltmektir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. National Institutes of Health Office of Dietary Supplements – Selenium Fact Sheet for Consumers – 2025</p>

<p>2. National Institutes of Health Office of Dietary Supplements – Selenium Fact Sheet for Health Professionals – 2025</p>

<p>3. EFSA Journal – Scientific Opinion on the Tolerable Upper Intake Level for Selenium – EFSA Panel on Nutrition, Novel Foods and Food Allergens – 2023 – DOI: 10.2903/j.efsa.2023.7704</p>

<p>4. Merck Manual Professional Edition – Selenium Deficiency – 2026</p>

<p>5. Nature Reviews Endocrinology – Selenium in Thyroid Disorders: Essential Knowledge for Clinicians – Winther, Rayman, Bonnema ve Hegedüs – 2020 – DOI: 10.1038/s41574-019-0311-6</p>

<p>6. Cochrane Database of Systematic Reviews – Selenium for Preventing Cancer – Vinceti ve çalışma arkadaşları – 2018 – DOI: 10.1002/14651858.CD005195.pub4 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Vitamin &amp; Mineraller</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/selenyum-hangi-besinlerde-var-en-guclu-dogal-kaynaklar</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 23:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9053.jpeg" type="image/jpeg" length="81407"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kadınlar ve Erkekler Aynı Hızda mı Yaşlanıyor? 100 Binden Fazla Kişilik Araştırmadan Yeni Bulgular]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kadinlar-ve-erkekler-ayni-hizda-mi-yaslaniyor-100-binden-fazla-kisilik-arastirmadan-yeni-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kadinlar-ve-erkekler-ayni-hizda-mi-yaslaniyor-100-binden-fazla-kisilik-arastirmadan-yeni-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Aging’de yayımlanan 100 binden fazla kişilik çalışma, kadın ve erkeklerin özellikle orta yaşta farklı klinik ve fizyolojik yaşlanma örüntüleri gösterebildiğini, ileri yaşta ise bazı farkların azalabildiğini ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aynı yıl doğmuş iki insanın takvim yaşı aynı olabilir; ancak kan değerleri, metabolik sağlıkları ve vücuttaki fizyolojik değişimler aynı biçimde ilerlemeyebilir. Üstelik yeni bir araştırma, bu farklılıkların yalnız kişiden kişiye değil, kadınlarla erkekler arasında da yaşamın bazı dönemlerinde belirginleşebildiğini gösteriyor.<br />
Nature Aging’de 25 Ağustos 2026’da yayımlanan geniş kapsamlı çalışma, 18 ile 98 yaş arasındaki 100 binden fazla kişinin 172 klinik göstergesini değerlendirdi. Araştırmacılar kadınlar ve erkekler için ayrı klinik yaşlanma saatleri oluşturarak vücuttaki fizyolojik değişimlerin yaşam boyunca nasıl farklı örüntüler gösterebildiğini inceledi.<br />
Sonuç, “kadınlar daha hızlı yaşlanıyor” ya da “erkekler daha hızlı yaşlanıyor” kadar basit değil.<br />
Araştırmanın temel mesajı şu: Çalışma, bir cinsiyetin genel olarak diğerinden daha hızlı yaşlandığını göstermedi. Buna karşılık kadın ve erkeklerin klinik ve fizyolojik yaşlanma yörüngelerinin özellikle orta yaşlarda birbirinden ayrışabildiği, ileri yaşlarda ise bazı farklılıkların yeniden azalabildiği görüldü.<br />
Biyolojik yaş ne demek?<br />
Takvim yaşı, doğumdan bu yana geçen süreyi gösteriyor. Biyolojik veya fizyolojik yaş ise vücuttaki çeşitli sistemlerin yaşla birlikte ne ölçüde değiştiğini anlamaya çalışan daha karmaşık bir kavram.<br />
Araştırmacılar bu çalışmada yalnızca DNA veya genetik temelli bir “yaş testi” kullanmadı. Kan testleri ve diğer klinik değerlendirmelerden elde edilen çok sayıda göstergenin yaşla nasıl değiştiğini analiz ederek kadın ve erkeklere özgü klinik yaşlanma modelleri geliştirdi.<br />
Ancak bu tür bir “yaşlanma saati”, kişinin kaç yıl yaşayacağını söyleyen bir sayaç değil.<br />
Bir kişinin modelde takvim yaşından daha ileri veya geri görünmesi de tek başına hastalık tanısı koydurmuyor. Bu yöntemler esas olarak toplum düzeyinde yaşlanmanın fizyolojik örüntülerini anlamaya yardımcı oluyor.<br />
En belirgin ayrışma orta yaşta görüldü<br />
Çalışmanın dikkat çekici sonuçlarından biri, kadın ve erkeklerin fizyolojik profilleri arasındaki farklılıkların yaşam boyunca aynı biçimde seyretmemesiydi.<br />
Araştırmacılar özellikle orta yaş döneminde kadın ve erkeklerin klinik yaşlanma yörüngelerinin daha belirgin biçimde farklılaştığını saptadı. İleri yaşlara gelindiğinde ise bazı genel fizyolojik örüntüler yeniden birbirine yaklaşma eğilimi gösterdi.<br />
Bu sonuçlar yaşlanmanın düz ve herkes için aynı biçimde ilerleyen bir süreç olmadığını destekliyor. Vücuttaki farklı sistemler yaşamın farklı dönemlerinde farklı hızlarda değişebiliyor.<br />
Bu, kadınların ya da erkeklerin daha hızlı yaşlandığı anlamına geliyor mu?<br />
Hayır.<br />
Çalışmanın en önemli noktalarından biri de tam olarak bu.<br />
Araştırmacılar, modelde gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra kadınlarla erkekler arasında genel fizyolojik yaş açısından tek yönlü ve anlamlı bir “biri daha hızlı yaşlanıyor” farkı ortaya koymadı.<br />
Fark daha çok yaşlanmanın nasıl ve hangi dönemlerde ilerlediğiyle ilgiliydi.<br />
Yaşlanma; metabolizma, bağışıklık sistemi, hormonlar, kalp-damar sistemi, böbrek işlevleri ve çok sayıda başka sürecin birlikte değiştiği çok boyutlu bir olay.<br />
Bu nedenle tek bir ölçüte bakarak “kadınlar daha hızlı yaşlanıyor” veya “erkekler daha genç kalıyor” gibi sonuçlara ulaşmak bilimsel olarak doğru değil.<br />
Yeni çalışmanın önemi, bu farklılıkları 100 binden fazla insan ve 172 klinik ölçüm üzerinden, 18–98 yaş gibi geniş bir yaşam aralığında değerlendirmiş olması.<br />
Kolesterol, kan şekeri ve ürik asit neden öne çıktı?<br />
Araştırmacılar yaş ilerledikçe bazı metabolik göstergelerin de değiştiğini belirledi.<br />
Bunların arasında:<br />
LDL kolesterol<br />
Trigliserit<br />
Glukoz<br />
Ürik asit<br />
gibi rutin sağlık kontrollerinde de sık karşılaşılan değerler bulunuyordu.<br />
Araştırmacılar daha sonra bazı metabolik faktörlerin yalnızca yaşla birlikte değişen işaretler olup olmadığını anlamak için laboratuvar deneyleri gerçekleştirdi.<br />
İnsan damar iç yüzeyini oluşturan hücrelerde yapılan deneylerde bazı yaşla artan faktörlerin hücresel yaşlanmayla ilişkili değişiklikleri tetikleyebildiği görüldü.<br />
Ancak burada önemli bir sınır var: Laboratuvardaki hücre deneyi, aynı etkinin insan vücudunda aynı biçimde gerçekleştiğini veya insanlarda yaşlanmaya doğrudan neden olduğunu kanıtlamaz.<br />
Bazı “tümör belirteçleri” de yaşla birlikte değişti<br />
Araştırmada CEA ve HE4 gibi bazı tümörlerle ilişkilendirilebilen laboratuvar göstergelerinde de yaşla bağlantılı değişimler saptandı.<br />
Bu bulgu özellikle dikkatli yorumlanmalı.<br />
Bu tür biyobelirteçlerin yüksek olması tek başına kanser olduğu anlamına gelmez. Yaş, sigara kullanımı, böbrek işlevleri, inflamasyon ve başka birçok durum bazı değerleri etkileyebilir.<br />
Dolayısıyla araştırmanın bu bölümü, sağlıklı kişilerin bu testleri kendi kendilerine “kanser taraması” amacıyla yaptırmaları gerektiği şeklinde yorumlanmamalı.<br />
Fare deneyi “yaşlanmayı geri çevirmek” anlamına gelmiyor<br />
Çalışmanın deneysel bölümünde yüksek yağlı diyet uygulanan bir fare modeli de kullanıldı. Beslenme koşullarının değiştirilmesiyle metabolik yükle ilişkili bazı yaşlanma özelliklerinin değiştirilebilir olabileceğine ilişkin bulgular elde edildi.<br />
Ancak bu sonuçların insanlara doğrudan aktarılması doğru değil.<br />
Çalışma, belirli bir diyetin insanlarda biyolojik yaşı geri çevirdiğini göstermedi. Aynı şekilde özel bir besin, takviye, ilaç veya “anti-aging” programının insan ömrünü uzattığı sonucuna da ulaşılmadı.<br />
Bu ayrım longevity alanında özellikle önemli; çünkü deneysel yaşlanma araştırmaları zaman zaman kanıt düzeylerinin ötesinde “gençleşme” iddialarıyla sunulabiliyor.<br />
Araştırmanın en önemli sınırlılığı ne?<br />
Çalışmanın insan verileri kesitsel nitelikte.<br />
Yani aynı insanların 20, 30 veya 40 yıl boyunca nasıl yaşlandığı takip edilmedi. Bunun yerine farklı yaşlardaki insanların mevcut klinik özellikleri karşılaştırıldı.<br />
Bu nedenle araştırma kadın veya erkek bireylerin kişisel yaşlanma hızını doğrudan ölçmüş değil. Farklı yaş gruplarında görülen örüntüler üzerinden yaşlanma yörüngeleri oluşturulmuş durumda.<br />
Bu ayrım önemli. Çalışmadan “kadınlar şu yaştan sonra hızla yaşlanıyor” ya da “erkeklerin yaşlanması şu dönemde yavaşlıyor” gibi bireysel sonuçlar çıkarılamaz.<br />
Ayrıca katılımcılar Çin’deki üç merkezden geldi. Bulguların Türkiye dahil farklı genetik, çevresel ve yaşam tarzı özelliklerine sahip toplumlarda aynı ölçüde geçerli olup olmadığının ayrıca araştırılması gerekiyor.<br />
Hücre ve hayvan deneylerinde elde edilen sonuçların da insanlarda aynı etkilerin gerçekleştiğini tek başına kanıtlamadığı unutulmamalı.<br />
Peki günlük yaşam açısından bundan ne anlamalıyız?<br />
Araştırma kadınlara ve erkeklere ayrı bir “uzun yaşam reçetesi” önermiyor.<br />
Bunun yerine yaşlanmanın herkeste aynı biyolojik yol üzerinden ilerlemediğine ve özellikle metabolik sağlıkla ilişkili birçok göstergenin yaşla birlikte değiştiğine işaret ediyor.<br />
Sağlıklı yaşlanma açısından kan basıncı, kan şekeri, kan yağları, sigara kullanımı, fiziksel aktivite, uyku ve vücut ağırlığı gibi değiştirilebilir sağlık unsurlarının düzenli değerlendirilmesi önemini koruyor.<br />
Ancak tek bir kan değerine bakarak “biyolojik yaşım yüksek” sonucuna varmak veya internetten alınan yaşlanma testlerine göre tedavi ya da takviye başlamak doğru değil.<br />
Yaşlanmanın geleceği kişiye özel mi olacak?<br />
Yeni araştırmanın en ilginç yönlerinden biri burada ortaya çıkıyor.<br />
Bugün birçok tıbbi risk değerlendirmesinde yaş, cinsiyet, metabolik durum ve diğer bireysel özellikler zaten birlikte değerlendiriliyor. Yaşlanma biyolojisindeki çalışmalar ilerledikçe aynı yaklaşımın sağlıklı yaşlanma alanında da daha ayrıntılı hale gelmesi mümkün olabilir.<br />
Gelecekte yalnızca “60 yaşındaki herkes” üzerinden yapılan genel değerlendirmeler yerine kişinin metabolik, fizyolojik ve biyolojik özelliklerine göre daha kişiselleştirilmiş risk modelleri geliştirilebilir.<br />
Ancak bilim henüz bu noktaya tamamen ulaşmış değil.<br />
Bu çalışmanın verdiği en güvenli mesaj, yaşlanmanın tek bir hızda ilerleyen evrensel bir saat olmadığı.<br />
Kadınlarla erkeklerin yaşlanma örüntüleri bazı dönemlerde farklılaşabiliyor; fakat araştırma bir cinsiyetin diğerinden genel olarak daha hızlı yaşlandığını göstermiyor.<br />
Takvim herkeste aynı hızla ilerliyor. Vücudun yaşlanma hikâyesi ise çok daha karmaşık ve kişisel.<br />
6. KAYNAKLAR<br />
Nature Aging – Sex-specific aging clocks from a large-scale human phenome reveal distinct aging transitions and circulating signatures – Li J, Gao DD, Li J ve çalışma grubu – 2026 – DOI: 10.1038/s43587-026-01180-5<br />
Nature Aging – The X-Age Project to construct a Chinese aging clock – Li J, Jiang M, Wang Q ve çalışma grubu – 2025 – DOI: 10.1038/s43587-025-00935-w<br />
Nature Aging – Phenome-wide associations of human aging uncover sex-specific dynamics – Reicher L, Bar N, Godneva A ve çalışma grubu – 2024 – DOI: 10.1038/s43587-024-00734-9<br />
eLife – Sex differences in biological aging with a focus on human studies – Hägg S, Jylhävä J – 2021 – DOI: 10.7554/eLife.63425</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kadinlar-ve-erkekler-ayni-hizda-mi-yaslaniyor-100-binden-fazla-kisilik-arastirmadan-yeni-bulgular</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 22:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/kadinlar-erkekler-yaslanma-1200x750-200kb-2.webp" type="image/jpeg" length="50115"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Batı Nil Virüsü Neden Ağustos Sonunda Artıyor? Dikkat Edilmesi Gereken Belirtiler]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/bati-nil-virusu-neden-agustos-sonunda-artiyor-dikkat-edilmesi-gereken-belirtiler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/bati-nil-virusu-neden-agustos-sonunda-artiyor-dikkat-edilmesi-gereken-belirtiler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Batı Nil virüsü enfeksiyonları Avrupa’da çoğunlukla yaz sonuna doğru yoğunlaşıyor. Enfeksiyonların büyük bölümü belirtisiz geçse de bazı nörolojik bulgular hızlı değerlendirme gerektirebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bir sivrisinek ısırığı çoğu zaman birkaç gün süren kaşıntı ve kızarıklık dışında sorun yaratmıyor. Ancak yazın son haftalarına gelindiğinde sivrisineklerle taşınan bazı enfeksiyonlar açısından daha dikkatli olunması gereken bir dönem başlıyor. Bunlardan biri de Batı Nil virüsü.<br />
Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nin 21 Ağustos 2026 tarihli haftalık verilerine göre Avrupa’da yıl başından bu yana 12 ülkede 625 yerel kaynaklı insan vakası bildirildi ve 99 bölge etkilenmiş durumda. Bununla birlikte bu rakamlar tek başına olağandışı bir salgın yaşandığı anlamına gelmiyor. Batı Nil virüsü enfeksiyonlarının Avrupa’daki mevsimsel seyri, geçmiş yıllarda da çoğunlukla ağustos ve erken eylül döneminde zirveye yaklaşıyor.<br />
Bu nedenle asıl soru, “Neden tam yaz sonunda?” oluyor.<br />
Batı Nil virüsü neden ağustos ve eylülde daha sık görülüyor?<br />
Batı Nil virüsünün doğadaki temel dolaşımı insanlar arasında değil, kuşlar ile sivrisinekler arasında gerçekleşiyor.<br />
Özellikle Culex türü sivrisinekler enfekte kuşlardan kan emerken virüsü alabiliyor. Daha sonra başka bir kuşu veya insanı ısırdıklarında virüsü taşıyabiliyorlar. İnsanlar ise çoğunlukla virüsün doğadaki döngüsünü devam ettirecek düzeyde virüs taşımadıkları için “son konak” olarak değerlendiriliyor.<br />
Yaz boyunca sivrisineklerin çoğalması, sıcaklıkların sivrisinek aktivitesini desteklemesi ve virüsün kuş-sivrisinek döngüsünde zaman içinde daha fazla dolaşıma girmesi, insan vakalarının yaz sonuna doğru artmasında rol oynuyor.<br />
Ancak bu tabloyu yalnızca sıcak havaya bağlamak doğru değil. Yağış miktarı, sıcaklık, sivrisineklerin üreyebileceği durgun su alanları, kuş hareketleri ve bölgedeki virüs dolaşımı birlikte etkili oluyor.<br />
Bu nedenle bazı yıllarda veya bölgelerde vaka sayısı artarken başka yerlerde çok daha sınırlı kalabiliyor.<br />
Virüsü alanların çoğu hiçbir belirti yaşamıyor<br />
Batı Nil virüsü enfeksiyonunun en dikkat çekici özelliklerinden biri, virüsü alan kişilerin büyük bölümünde hastalık belirtisi ortaya çıkmaması.<br />
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre enfekte kişilerin yaklaşık yüzde 80’inde belirti görülmüyor. Yaklaşık yüzde 20’sinde ise ateşli bir hastalık gelişebiliyor.<br />
Bu kişilerde:<br />
Ateş<br />
Baş ağrısı<br />
Halsizlik<br />
Kas ve vücut ağrıları<br />
Bulantı<br />
Kusma<br />
Bazen deri döküntüsü<br />
görülebiliyor.<br />
Belirtiler sivrisinek ısırığının hemen ardından başlamıyor. Güncel CDC ve ECDC bilgilerinde kuluçka süresinin çoğunlukla 2 ila 6 gün olduğu, genel olarak ise 2 ila 14 gün arasında değişebildiği belirtiliyor. Bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde bu süre daha uzun olabilir.<br />
Her baş ağrısı Batı Nil virüsü anlamına gelmez<br />
Ateş, halsizlik ve baş ağrısı oldukça yaygın yakınmalar. Pek çok farklı viral enfeksiyonda ve başka sağlık sorunlarında görülebiliyor.<br />
Bu nedenle yaz aylarında sivrisinek tarafından ısırılan ve başı ağrıyan bir kişinin kendisine Batı Nil virüsü tanısı koyması doğru değil.<br />
Enfeksiyonların büyük bölümü ya tamamen belirtisiz ya da hafif seyrediyor.<br />
Daha önemli olan, nadiren ortaya çıkan nörolojik belirtileri tanımak.<br />
Hangi belirtiler daha fazla önem taşıyor?<br />
Batı Nil virüsü enfeksiyonlarının yaklaşık her 150’sinden birinde merkezi sinir sistemini etkileyen daha ağır hastalık gelişebildiği bildiriliyor.<br />
Bu tablolar arasında beyin iltihabı olarak bilinen ensefalit, beyin ve omuriliği çevreleyen zarların iltihabı olan menenjit ve kas gücünü etkileyebilen nörolojik hastalıklar bulunuyor.<br />
Özellikle:<br />
Çok şiddetli veya giderek artan baş ağrısı<br />
Yüksek ateşle birlikte ense sertliği<br />
Bilinç bulanıklığı<br />
Çevreyle iletişimde belirgin değişiklik<br />
Belirgin uykuya eğilim<br />
Nöbet<br />
Yeni gelişen belirgin kas güçsüzlüğü<br />
Kol veya bacakları hareket ettirmede ciddi güçlük<br />
gibi belirtiler ortaya çıktığında tıbbi değerlendirme geciktirilmemeli.<br />
Bu belirtilerin bulunması kişinin mutlaka Batı Nil virüsü taşıdığı anlamına gelmez. Ancak merkezi sinir sistemini ilgilendiren ciddi durumların dışlanması gerektiği için değerlendirme önemlidir.<br />
Kimlerde daha ağır seyredebilir?<br />
Ağır hastalık her yaşta görülebilse de risk herkes için aynı değil.<br />
İleri yaştaki kişilerde ve bağışıklık sistemi baskılanmış olanlarda nörolojik hastalık gelişme olasılığının daha yüksek olduğu biliniyor.<br />
Bu durum, bu kişilerin sivrisinek tarafından ısırıldıklarında mutlaka hastalanacağı anlamına gelmez. Risk faktörleri yalnızca ağır seyretme olasılığının toplum ortalamasından daha yüksek olabileceğini gösterir.<br />
Batı Nil virüsü insandan insana kolayca bulaşır mı?<br />
Batı Nil virüsünün temel bulaşma yolu enfekte sivrisinek ısırığıdır.<br />
Günlük temas, tokalaşma, aynı odada bulunma, öksürme veya hapşırmayla bulaşması beklenmez.<br />
Çok nadir olarak kan nakli, organ nakli veya gebelikle ilişkili bulaş yolları bildirilmiştir. Ancak toplumdaki vakaların büyük çoğunluğu sivrisineklerle ilişkilidir.<br />
Aşısı veya özel tedavisi var mı?<br />
İnsanlarda Batı Nil virüsünü önlemek için ruhsatlı bir aşı bulunmuyor.<br />
Virüsü doğrudan ortadan kaldıran, standart olarak kullanılan özgül bir antiviral tedavi de mevcut değil.<br />
Hafif hastalıkta tedavi çoğunlukla belirtilerin kontrolüne yönelik destek yaklaşımından oluşuyor. Ağır nörolojik hastalık gelişen kişilerin ise hastanede izlenmesi ve klinik durumuna göre destek tedavisi alması gerekebiliyor.<br />
Bu nedenle korunmada en önemli adım, sivrisineklerle teması azaltmak.<br />
Sivrisineklerden korunmak için ne yapılabilir?<br />
Culex türü sivrisineklerin önemli bölümü akşamdan geceye ve sabaha kadar daha aktif olabiliyor.<br />
Sivrisinek temasını azaltmak için:<br />
Açık alanlarda gerektiğinde vücudu daha fazla örten kıyafetler tercih edilebilir.<br />
Uygun sivrisinek kovucular kullanım talimatına göre kullanılabilir.<br />
Pencere ve kapılardaki sinekliklerin sağlam olması sağlanabilir.<br />
Ev ve çevresinde uzun süre bekleyen durgun sular azaltılabilir.<br />
Saksı altlıkları, açık su kapları ve benzeri küçük su birikintileri düzenli kontrol edilebilir.<br />
Bu önlemler yalnız Batı Nil virüsüne değil, sivrisineklerle taşınabilen başka enfeksiyonlara karşı da riski azaltmaya yardımcı olabilir.<br />
Türkiye açısından ne anlama geliyor?<br />
Batı Nil virüsü Türkiye için yeni bir enfeksiyon değil. Sağlık Bakanlığının vaka yönetim rehberi kapsamında hastalık ülkemizde bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar arasında izleniyor ve şüpheli vakalar için sürveyans süreçleri bulunuyor.<br />
Ancak önemli bir ayrıntı var: ECDC’nin 21 Ağustos 2026 tarihli haftalık raporunda Türkiye, bu sezon yerel insan vakası bildiren 12 Avrupa ülkesi arasında yer almıyor.<br />
Bu durum, Türkiye açısından şu anda Avrupa’daki bazı ülkelerle aynı vaka tablosunun bulunduğu şeklinde bir yorum yapılmaması gerektiğini gösteriyor.<br />
Buna karşılık Türkiye’nin coğrafi konumu, göçmen kuş yolları, uygun sivrisinek türlerinin bulunması ve yaz-sonbahar dönemindeki çevresel koşullar nedeniyle Batı Nil virüsü halk sağlığı açısından izlenmeye devam eden enfeksiyonlardan biri.<br />
Sivrisinek ısırığından sonra ne yapmak gerekir?<br />
Sivrisinek tarafından ısırılmak tek başına Batı Nil virüsü testi veya özel bir tedavi gerektiği anlamına gelmiyor.<br />
Çoğu kişide herhangi bir hastalık gelişmiyor.<br />
Ancak sivrisinek temasını izleyen günlerde ateş ve belirgin hastalık hali ortaya çıkarsa; özellikle buna şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, bilinç değişikliği, nöbet veya yeni gelişen kas güçsüzlüğü eşlik ederse sağlık kuruluşunda değerlendirme geciktirilmemeli.<br />
Ağustos sonundaki temel mesaj korku değil, farkındalık olmalı: Batı Nil virüsü enfeksiyonlarının çoğu sessiz veya hafif seyrediyor; korunmanın temelini ise sivrisinek ısırıklarını azaltmak ve nadir görülen ciddi nörolojik belirtileri zamanında fark etmek oluşturuyor.<br />
6. KAYNAKLAR<br />
European Centre for Disease Prevention and Control – Surveillance of West Nile Virus Infections in Humans in Europe, Weekly Report, Week 34 – 2026.<br />
European Centre for Disease Prevention and Control – West Nile Virus Infection: Factsheet for Health Professionals – güncel sürüm.<br />
European Centre for Disease Prevention and Control ve European Food Safety Authority – Surveillance of West Nile Virus Infections in Humans and Animals in Europe – 2026.<br />
World Health Organization – West Nile Virus Fact Sheet – güncel erişim.<br />
Centers for Disease Control and Prevention – Clinical Signs and Symptoms of West Nile Virus Disease – güncel sürüm.<br />
Centers for Disease Control and Prevention – West Nile Virus: Causes, Transmission and Prevention – güncel sürüm.<br />
T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü – Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu Vaka Yönetim Rehberi – 2022.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/bati-nil-virusu-neden-agustos-sonunda-artiyor-dikkat-edilmesi-gereken-belirtiler</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 21:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/bati-nil-virusu-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="64489"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ruhsal Bozukluk Vakaları 1990’dan Beri Yüzde 95,5 Arttı]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/ruhsal-bozukluk-vakalari-1990dan-beri-yuzde-955-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/ruhsal-bozukluk-vakalari-1990dan-beri-yuzde-955-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni küresel araştırma, ruhsal bozukluklarla yaşayanların sayısının 1990’dan bu yana neredeyse ikiye katlandığını gösterdi. Rakamların ardında nüfus artışından çok daha fazlası var.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dünya Ruh Sağlığında Çarpıcı Tablo: 1,17 Milyar Kişi Etkileniyor</p>

<p>Bir işe odaklanamamak, geceleri zihni susturamamak, sürekli kaygılı hissetmek ya da günlerce hiçbir şey yapmak istememek… Günlük hayatın içinde kişisel bir sorun gibi görülen bu deneyimler, artık dünyanın en büyük sağlık yüklerinden birinin parçaları arasında.</p>

<p>The Lancet’te yayımlanan Küresel Hastalık Yükü 2023 araştırması, ruhsal bozuklukların dünya çapındaki boyutunu ortaya koydu. Araştırmaya göre 2023 yılında yaklaşık 1,17 milyar kişi en az bir ruhsal bozuklukla yaşıyordu.</p>

<p>Bu rakam, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 14’üne karşılık geliyor. Başka bir ifadeyle, dünya genelinde her yedi kişiden yaklaşık biri araştırmada değerlendirilen ruhsal bozukluklardan biriyle karşı karşıya.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>VAKA SAYISI 33 YILDA NEREDEYSE İKİYE KATLANDI</p>

<p>Araştırmaya göre dünya genelindeki toplam ruhsal bozukluk vakaları, 1990 ile 2023 yılları arasında yüzde 95,5 arttı. Sayısal artışta özellikle kaygı bozuklukları ile majör depresif bozukluk öne çıktı.</p>

<p>Aynı dönemde kaygı bozukluğu vakalarının yüzde 158, majör depresif bozukluk vakalarının ise yüzde 131 arttığı hesaplandı.</p>

<p>Ancak bu rakamları “insanların ruh sağlığı yüzde 95,5 kötüleşti” şeklinde yorumlamak doğru değil. Toplam vaka sayısındaki artışın bir bölümünde dünya nüfusunun büyümesi ve yaşlanması etkili oldu.</p>

<p>Nüfusun yaş yapısı hesaba katıldığında, ruhsal bozuklukların yaşa göre standardize edilmiş yaygınlık oranındaki artış yüzde 24,2 olarak belirlendi. Bu veri, nüfus artışının etkisi çıkarıldığında da ruhsal bozuklukların toplum içindeki yaygınlığının belirgin biçimde yükseldiğini gösteriyor.</p>

<p>ARAŞTIRMA HANGİ RUHSAL BOZUKLUKLARI KAPSIYOR?</p>

<p>Çalışmada yalnızca kaygı ve depresyon değerlendirilmedi. Araştırmacılar toplam 12 ruhsal bozukluk grubuna ilişkin verileri inceledi:</p>

<p>Kaygı bozuklukları</p>

<p>Majör depresif bozukluk</p>

<p>Süreğen depresif bozukluk</p>

<p>Bipolar bozukluk</p>

<p>Şizofreni</p>

<p>Otizm spektrum bozuklukları</p>

<p>Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu</p>

<p>Davranım bozukluğu</p>

<p>Anoreksiya nervoza</p>

<p>Bulimiya nervoza</p>

<p>Nedeni belirlenemeyen gelişimsel zihinsel yetersizlik</p>

<p>Diğer ruhsal bozukluklar</p>

<p>Bu nedenle 1,17 milyarlık tahmin, yalnızca depresyon veya kaygı yaşayan kişileri değil, araştırma kapsamında incelenen farklı ruhsal ve nörogelişimsel durumları kapsıyor.</p>

<p>RUHSAL BOZUKLUKLAR SAĞLIK KAYBINDA BEŞİNCİ SIRADA</p>

<p>Araştırmacılar, ruhsal bozukluklar nedeniyle 2023 yılında dünya genelinde yaklaşık 171 milyon sağlıklı yaşam yılının kaybedildiğini hesapladı.</p>

<p>Bu ölçüm, hastalık veya engellilik nedeniyle sağlıklı geçirilen yıllardaki kaybı gösteren DALY adı verilen bilimsel bir göstergeden yararlanılarak yapıldı.</p>

<p>Ruhsal bozukluklar, 2023 yılında dünyadaki toplam hastalık yükünün yüzde 6,1’ini oluşturdu. Böylece 1990’da küresel hastalık yükü sıralamasında 12’nci basamakta bulunan ruhsal bozukluklar, 2023’te beşinci sıraya yükseldi.</p>

<p>Ruhsal bozuklukların yol açtığı yükün çok büyük bölümü doğrudan ölümden değil; eğitim, çalışma, sosyal yaşam ve günlük işlevler üzerindeki uzun süreli etkilerden kaynaklandı.</p>

<p>Dünya genelinde hastalık veya engellilikle geçirilen yılların yüzde 17,3’ü ruhsal bozukluklarla ilişkilendirildi. Bu sonuçla ruhsal bozukluklar, sağlıklı yaşam yılı kaybının en büyük nedeni konumuna geldi.</p>

<p>EN YÜKSEK YÜK 15–19 YAŞ GRUBUNDA</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri yaş dağılımında ortaya çıktı. Ruhsal bozukluklara bağlı sağlık yükünün en yüksek olduğu dönem 15–19 yaş grubu olarak belirlendi.</p>

<p>Ergenlik; bedenin, sosyal çevrenin, kimlik algısının ve gelecek beklentilerinin aynı anda değiştiği hassas bir dönem. Akran zorbalığı, şiddet, ekonomik güçlükler, aile içi sorunlar, eğitim baskısı ve sosyal eşitsizlikler bu dönemde ruh sağlığını etkileyebiliyor.</p>

<p>Araştırmanın bu sonucu, ruh sağlığı desteğinin yalnızca hastalık belirginleştikten sonra başlamaması gerektiğine işaret ediyor. Okullarda erken fark etme programları, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerine erişim ve ailelere yönelik destek mekanizmaları daha fazla önem kazanıyor.</p>

<p>KADINLARDA RUH SAĞLIĞI YÜKÜ DAHA YÜKSEK</p>

<p>Araştırmada ruhsal bozukluklara bağlı yaşa göre standardize edilmiş hastalık yükünün kadınlarda erkeklere kıyasla daha yüksek olduğu görüldü.</p>

<p>Kadınlarda kaygı, depresyon, süreğen depresif bozukluk ve bazı yeme bozuklukları daha sık görülürken; otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile davranım bozukluğu gibi nörogelişimsel ve davranışsal durumlar erkeklerde daha yaygındı.</p>

<p>Bu farklılıklar yalnızca biyolojik özelliklerle açıklanmıyor. Şiddete maruz kalma, ekonomik eşitsizlikler, bakım sorumlulukları, toplumsal baskılar ve sağlık hizmetlerine erişimdeki farklılıklar da ruh sağlığı üzerinde etkili olabiliyor.</p>

<p>ARTIŞIN ARKASINDA TEK BİR NEDEN YOK</p>

<p>Ruhsal bozukluklardaki yükselişi yalnızca salgın, sosyal medya veya ekonomik sorunlarla açıklamak mümkün değil. Araştırmacılar; genetik yatkınlık, çocukluk dönemindeki olumsuz deneyimler, aile içi şiddet, akran zorbalığı, yoksulluk ve toplumsal eşitsizlikler gibi çok sayıda etkenin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Savaşlar, zorunlu göçler, doğal afetler, iklim krizi ve COVID-19 salgını gibi büyük çaplı olaylar da bazı topluluklarda ruh sağlığı sorunlarının artmasına katkıda bulunmuş olabilir.</p>

<p>Bunun yanında tanı olanaklarının gelişmesi, toplumdaki farkındalığın yükselmesi ve geçmişte tanınmayan vakaların sağlık kayıtlarına girmesi de tespit edilen vaka sayısını artırmış olabilir.</p>

<p>HER ÜZÜNTÜ DEPRESYON DEĞİLDİR</p>

<p>Üzüntü, endişe, stres ve zaman zaman isteksizlik yaşamak insan hayatının doğal parçalarıdır. Bu duyguların varlığı tek başına ruhsal bozukluk tanısı anlamına gelmez.</p>

<p>Belirtilerin uzun süre devam etmesi, kişinin günlük işlerini yerine getirmesini güçleştirmesi, uyku ve iştah düzenini bozması ya da eğitim, çalışma ve sosyal hayatını belirgin biçimde etkilemesi durumunda profesyonel değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Tanı; belirtilerin süresi, şiddeti, kişinin yaşamındaki etkileri ve diğer sağlık durumları birlikte değerlendirilerek ruh sağlığı uzmanları tarafından konulur. İnternetteki kısa testler veya sosyal medya paylaşımları klinik değerlendirmenin yerini tutmaz.</p>

<p>NE ZAMAN DESTEK ALINMALI?</p>

<p>Sürekli kaygı, uzun süren çökkünlük, günlük faaliyetlere ilginin kaybolması, belirgin uyku veya iştah değişiklikleri, sosyal hayattan uzaklaşma ve işlev kaybı profesyonel destek ihtiyacına işaret edebilir.</p>

<p>Kişinin kendisine zarar verme ya da yaşamına son verme düşünceleri bulunuyorsa durum bekletilmemelidir. En yakın acil servise başvurulmalı veya acil sağlık hizmetlerinden yardım istenmelidir. Böyle bir durumda kişinin yalnız bırakılmaması da önemlidir.</p>

<p>Araştırmanın ortaya koyduğu 1,17 milyarlık tahmin yalnızca büyük bir sayı değil. Ruh sağlığının genel sağlık hizmetlerinin dışında tutulamayacağını, koruyucu hizmetlerden erken tanıya ve tedaviye kadar erişilebilir bir sistem kurulması gerektiğini gösteren küresel bir tablo.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. The Lancet – Updated trends in the global prevalence and burden of mental disorders, 1990–2023: a systematic analysis for the Global Burden of Disease Study 2023 – GBD 2023 Mental Disorder Collaborators – 2026 – DOI: 10.1016/S0140-6736(26)00519-2</p>

<p>2. Institute for Health Metrics and Evaluation – Updated trends in the global prevalence and burden of mental disorders, 1990–2023: a systematic analysis for the Global Burden of Disease Study 2023 – 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/ruhsal-bozukluk-vakalari-1990dan-beri-yuzde-955-artti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 21:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9038.jpeg" type="image/jpeg" length="24068"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kentsel Dönüşümde Unutulan Altyapı: Mahallelerde GSM Çilesi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/kentsel-donusumde-unutulan-altyapi-mahallelerde-gsm-cilesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/kentsel-donusumde-unutulan-altyapi-mahallelerde-gsm-cilesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kentsel dönüşüm nedeniyle yıkılan binalardaki baz istasyonlarının kaldırılması, çok sayıda mahallede telefon ve mobil internet sorunlarına yol açtı. Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom’dan geçici istasyonlar kurmaları istenirken kamu kurumlarına da yer tahsisi, izin süreçleri ve toplumun sağlık konusunda doğru bilgilendirilmesi için çağrı yapıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kentsel dönüşüm haberleşme altyapısını da etkiledi</p>

<p>Depreme dayanıklı şehirler oluşturmak amacıyla sürdürülen kentsel dönüşüm çalışmaları, bazı bölgelerde beklenmeyen bir iletişim sorununu beraberinde getirdi. Yıkım kararı verilen binaların çatılarında bulunan baz istasyonları ve diğer haberleşme ekipmanlarının kaldırılmasıyla çok sayıda mahallede kapsama kapasitesinin zayıfladığı belirtiliyor.</p>

<p>Vatandaşlar telefon görüşmelerinde kesinti, mobil internette yavaşlama ve binaların içinde şebekeye erişememe gibi sorunlarla karşılaşıyor. Özellikle aynı bölgede birden fazla yapının kısa süre içinde yıkılması, mevcut haberleşme altyapısının yükünü daha da artırıyor.</p>

<p>Yaşanan sorun yalnızca günlük telefon ve internet kullanımını ilgilendirmiyor. Sağlık sorunu yaşayan vatandaşların 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ulaşması, evde sağlık hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık çalışanlarının iletişim kurması ve afet anlarında haberleşmenin sürdürülebilmesi açısından mobil şebekelerin kesintisiz çalışması büyük önem taşıyor.</p>

<p>Üç büyük operatöre ortak çağrı</p>

<p>Türkiye’nin üç büyük mobil iletişim operatörü Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom’un kentsel dönüşüm bölgeleri için ortak ve önleyici bir altyapı planı hazırlaması isteniyor.</p>

<p>Operatörlerin yalnızca şikâyet geldikten sonra harekete geçmesi yerine, yıkılacak binalardaki baz istasyonlarını önceden belirlemesi ve mevcut sistem kapatılmadan önce alternatif noktaları devreye alması gerekiyor.</p>

<p>Kalıcı istasyon kurulmasının zaman alacağı bölgelerde mobil baz istasyonları kullanılabilir, küçük hücre sistemleri kurulabilir ve uygun noktalarda ortak altyapıya geçilebilir. Böylece üç operatörün ayrı ayrı yer araması yerine, belirli bölgelerde aynı teknik altyapıdan yararlanması mümkün olabilir.</p>

<p>Operatörlerden mahalle bazında saha ölçümü yapmaları, kapsama sorununun nedenini vatandaşlarla açık biçimde paylaşmaları ve sorunun giderileceği tarihi duyurmaları da bekleniyor.</p>

<p>Kamu kurumları yer ve izin konusunda destek vermeli</p>

<p>Haberleşme sorununun çözümü yalnızca operatörlerin sorumluluğuna bırakılamaz. Belediyeler, ilgili bakanlıklar, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, sağlık kuruluşları, üniversiteler ve diğer kamu kurumlarının da sürece destek vermesi gerekiyor.</p>

<p>Uygun kamu binaları, belediye tesisleri, otoparklar ve teknik açıdan elverişli alanlar; gerekli güvenlik incelemeleri, ölçümler ve mevzuat süreçleri tamamlanarak haberleşme altyapısı için değerlendirilebilir.</p>

<p>Baz istasyonlarının kurulmasına ilişkin izin süreçleri de kamu sağlığı, şehir estetiği, teknik standartlar ve kesintisiz haberleşme ihtiyacı birlikte gözetilerek hızlandırılabilir. Ancak süreç şeffaf yürütülmeli, her kurulum yetkili kurumların belirlediği sınırlar içinde denetlenmeli ve ölçüm sonuçları kamuoyuyla anlaşılır biçimde paylaşılmalıdır.</p>

<p>Sağlık konusunda doğru bilgilendirme yapılmalı</p>

<p>Baz istasyonları gündeme geldiğinde toplumda sağlık konusunda çeşitli endişeler ortaya çıkabiliyor. Bilgi eksikliği ve doğrulanmamış iddialar, bazı bölgelerde yeni istasyonların kurulmasına karşı tepki oluşmasına neden olabiliyor. Bu durum, haberleşme kapasitesinin artırılmasını zorlaştırırken vatandaşların daha uzaktaki istasyonlarla bağlantı kurmaya çalışması nedeniyle hizmet kalitesini de düşürebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle Sağlık Bakanlığı, BTK, üniversiteler ve alanında uzman bilim insanları tarafından ortak bir bilgilendirme çalışması yürütülmeli. Elektromanyetik alan ölçümlerinin nasıl yapıldığı, hangi sınırların uygulandığı, denetimlerin kim tarafından gerçekleştirildiği ve vatandaşların ölçüm sonuçlarına nasıl ulaşabileceği sade bir dille anlatılmalı.</p>

<p>Toplumun kaygıları küçümsenmemeli; sorular bilimsel veriler, düzenli ölçümler ve şeffaf denetimlerle yanıtlanmalıdır. Her istasyon için teknik uygunluk ve mevzuata uyum esas alınmalı, sağlıkla ilgili kesinlik taşımayan iddiaların yayılmasının önüne geçilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni binalarda haberleşme altyapısı baştan planlanmalı</p>

<p>Sorunun kalıcı olarak çözülebilmesi için kentsel dönüşüm projelerinde haberleşme altyapısı da elektrik, su ve doğal gaz kadar temel bir ihtiyaç olarak görülmeli.</p>

<p>Yeni yapılacak büyük konut projelerinde fiber bağlantı, bina içi kapsama sistemleri ve gerektiğinde haberleşme ekipmanlarının yerleştirilebileceği teknik alanlar proje aşamasında planlanmalı. Yıkılacak binadaki istasyonun yerine nerede ve ne zaman yeni altyapı kurulacağı, yıkım başlamadan önce belirlenmeli.</p>

<p>Kentsel dönüşüm şehirleri depreme karşı güvenli hâle getirirken mahalleleri iletişimsiz bırakmamalı. Turkcell, Vodafone, Türk Telekom ve ilgili kamu kurumları birlikte hareket ederek geçici ve kalıcı çözümleri hızla uygulamalı.</p>

<p>Çünkü kesintisiz haberleşme artık yalnızca bir konfor meselesi değil; sağlık hizmetlerine erişimin, afet yönetiminin ve toplum güvenliğinin vazgeçilmez parçalarından biridir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📰 Gündem</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/kentsel-donusumde-unutulan-altyapi-mahallelerde-gsm-cilesi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 21:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9036.jpeg" type="image/jpeg" length="98122"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor’un istediği Fábio Silva’dan transfer sinyali: “Göreceğiz”]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonsporun-istedigi-fabio-silvadan-transfer-sinyali-gorecegiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonsporun-istedigi-fabio-silvadan-transfer-sinyali-gorecegiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un transfer gündeminde bulunan Borussia Dortmund’un Portekizli forveti Fábio Silva, geleceğine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Daha fazla ilk 11 süresi istediğini söyleyen 24 yaşındaki golcü, Dortmund’dan ayrılık ihtimaline kapıyı kapatmadı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’un forvet transferi için gündemine aldığı Fábio Silva cephesinden Almanya’da dikkat çekici bir gelişme yaşandı.</p>

<p>Borussia Dortmund forması giyen Portekizli futbolcu, geleceğine ilişkin yaptığı açıklamalarla transfer ihtimalini açık bıraktı.</p>

<p>Fábio Silva geleceği hakkında konuştu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alman basınına yansıyan bilgilere göre Fábio Silva, Bayern Münih ile oynanan Süper Kupa karşılaşmasının ardından geleceğiyle ilgili soruları yanıtladı.</p>

<p>Dortmund’da daha fazla forma süresi ve özellikle ilk 11’de daha fazla şans istediğini ortaya koyan Silva, geleceğinin ne olacağı konusunda kesin bir ifade kullanmadı.</p>

<p>Portekizli forvetin verdiği mesaj kısa ancak transfer gündemi açısından oldukça dikkat çekiciydi:</p>

<p>“Ne olacağını bilmiyorum. Göreceğiz.”</p>

<p>Bu sözler, Silva’nın Borussia Dortmund’dan ayrılma ihtimalini kesin biçimde reddetmediğini gösterdi.</p>

<p>Trabzonspor için dikkat çeken zamanlama</p>

<p>Açıklamanın dikkat çekici tarafı ise zamanlaması.</p>

<p>Fábio Silva’nın adı bir süredir Trabzonspor ile anılıyor. Son haberlerde bordo-mavililerin oyuncunun transferi konusunda Borussia Dortmund ile temas halinde olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle oyuncunun daha fazla oynama isteğini açık biçimde dile getirmesi ve geleceği konusunda kapıyı açık bırakması, Trabzonspor açısından transfer dosyasına eklenen önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak Silva’nın açıklamalarında Trabzonspor’un adını doğrudan kullanmadığının özellikle altını çizmek gerekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla oyuncunun sözlerini “Trabzonspor’a gelmek istiyor” şeklinde yorumlamak için henüz yeterli veri bulunmuyor.</p>

<p>Dortmund’daki forma rekabeti transferin anahtarı olabilir</p>

<p>Silva açısından dosyanın merkezinde forma süresi bulunuyor.</p>

<p>24 yaşındaki santrforun düzenli oynama isteği, transfer döneminin kalan bölümünde verilecek kararda belirleyici olabilir. Dortmund’un oyuncuyla ilgili yaklaşımı ile Silva’nın sportif beklentilerinin örtüşmemesi halinde ayrılık seçeneğinin daha ciddi şekilde gündeme gelmesi beklenebilir.</p>

<p>Trabzonspor açısından ise oyuncunun bu açıklaması önemli bir ayrıntı taşıyor: Bordo-mavililerin ilgilendiği futbolcu, mevcut kulübünde kalacağını kesin bir dille ilan etmiş değil.</p>

<p>Gözler Dortmund-Trabzonspor hattında</p>

<p>Transferde bundan sonraki kritik başlık, kulüpler arasındaki görüşmelerin hangi model üzerinden ilerleyeceği olacak.</p>

<p>Almanya kaynaklı son haberlerde Trabzonspor ile Borussia Dortmund arasında Fábio Silva konusunda görüşmelerin sürdüğüne ilişkin bilgiler yer alıyor.</p>

<p>Oyuncunun geleceğini açık bırakmasıyla birlikte gözler şimdi Borussia Dortmund’un vereceği karara ve Trabzonspor’un teklifinin şartlarına çevrildi.</p>

<p>Fábio Silva cephesinden gelen “Göreceğiz” mesajı transferin gerçekleştiği anlamına gelmiyor. Ancak bordo-mavililerin gündemindeki forvetin Dortmund’dan ayrılığa kapıyı kapatmaması, dosyayı daha da dikkat çekici hale getiriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/trabzonsporun-istedigi-fabio-silvadan-transfer-sinyali-gorecegiz</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 20:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9035-1.jpeg" type="image/jpeg" length="14593"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Pamukkale Üniversitesi Öğrencisi Arzu Acunsöz Trafik Kazasında Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/pamukkale-universitesi-ogrencisi-arzu-acunsoz-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/pamukkale-universitesi-ogrencisi-arzu-acunsoz-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Halkbilimi Programı öğrencisi Arzu Acunsöz, Denizli’de yolun karşısına geçerken otomobilin çarpması sonucu hayatını kaybetti. Acunsöz’ün vefatı üniversite ve sivil toplum camiasında büyük üzüntüye neden oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Denizli’nin Pamukkale ilçesinde meydana gelen trafik kazası, genç bir üniversite öğrencisini ve sivil toplum gönüllüsünü hayattan kopardı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre kaza, 24 Ağustos akşamı saat 21.30 sıralarında Kınıklı Mahallesi Şehit Başsavcı Mustafa Alper Caddesi’nde meydana geldi. Yolun karşısına geçmeye çalışan Arzu Acunsöz’e seyir hâlindeki bir otomobil çarptı.</p>

<p>Çarpmanın etkisiyle ağır yaralanan Acunsöz için çevredeki vatandaşların ihbarı üzerine bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. İlk müdahalesi olay yerinde yapılan Acunsöz, ambulansla Pamukkale Üniversitesi Hastanesine kaldırıldı.</p>

<p>Arzu Acunsöz, hastanede doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Kazaya karışan otomobilin sürücüsünün polis ekiplerince gözaltına alındığı, olayla ilgili soruşturma başlatıldığı bildirildi.</p>

<p>Pamukkale Üniversitesinden taziye mesajı</p>

<p>Pamukkale Üniversitesi, öğrencisi Arzu Acunsöz’ün vefatının ardından bir taziye mesajı yayımladı.</p>

<p>Üniversitenin açıklamasında, Acunsöz’ün Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Halkbilimi Programı öğrencisi olduğu belirtilerek ailesine, yakınlarına ve üniversite camiasına başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>Sivil toplum çalışmalarında aktif görev aldı</p>

<p>Arzu Acunsöz’ün akademik çalışmalarının yanı sıra Denizli’de yürütülen sivil toplum ve gençlik faaliyetlerinde de aktif rol aldığı öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kalkınma ve İnovasyon Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Acunsöz; gönüllülük, eğitim, gençlerin güçlendirilmesi ve sosyal kalkınma odaklı çalışmalara katkı sağlıyordu. Acunsöz’ün daha önce eğitim koordinatörlüğü ve proje çalışmalarında da görev aldığı belirtildi.</p>

<p>Genç yaşta hayatını kaybeden Arzu Acunsöz’ün vefatı; ailesi, arkadaşları, üniversite camiası ve birlikte çalıştığı sivil toplum gönüllüleri arasında derin üzüntüye yol açtı.</p>

<p>Cenazenin 25 Ağustos 2026 tarihinde Denizli Asri Mezarlık’ta toprağa verildiği bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/pamukkale-universitesi-ogrencisi-arzu-acunsoz-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 20:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9034.jpeg" type="image/jpeg" length="82527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bacaklarınız Akşamları Ağırlaşıyor mu? Bu Belirtileri Gözden Kaçırmayın]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/bacaklariniz-aksamlari-agirlasiyor-mu-bu-belirtileri-gozden-kacirmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/bacaklariniz-aksamlari-agirlasiyor-mu-bu-belirtileri-gozden-kacirmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günün sonunda bacaklarda ağırlık, yanma ve yorgunluk uzun süre ayakta kalmakla ilişkili olabilir. Ancak şişlik, varis, uyuşma veya yürümekle başlayan ağrı eşlik ediyorsa neden farklı olabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Sabah hiçbir sorun yokken akşam saatlerinde bacaklarınız ağırlaşıyor, ayaklarınızda veya baldırlarınızda yanma hissediyor musunuz?<br />
Özellikle bütün gün ayakta çalışanlarda veya uzun süre masa başında oturanlarda bu yakınmalar oldukça yaygın olabilir. Bazı kişiler “bacaklarım kurşun gibi oluyor” diye tarif ederken, bazıları ayak tabanından baldıra doğru yükselen yanma veya sıcaklık hissinden söz eder.<br />
Bu belirtiler tek bir hastalığa özgü değildir.<br />
Uzun süre ayakta kalmak, toplardamar dolaşımındaki değişiklikler, kas yorgunluğu, periferik sinir sorunları ve bazı durumlarda atardamar dolaşım bozuklukları benzer yakınmalar oluşturabilir.<br />
Bu nedenle en önemli soru yalnızca “Bacağım neden yanıyor?” değil; yanmanın veya ağırlık hissinin ne zaman başladığı, neyin artırdığı, dinlenmekle azalıp azalmadığı ve hangi belirtilerin eşlik ettiğidir.<br />
Bacaklar neden özellikle akşam ağırlaşabilir?<br />
İnsan gün boyunca ayakta olduğunda yer çekiminin etkisiyle bacak toplardamarlarındaki basınç artabilir.<br />
Normalde bacaklardaki kanın kalbe geri dönmesine toplardamar kapakçıkları ve özellikle yürürken çalışan baldır kasları yardımcı olur.<br />
Uzun süre hareketsiz biçimde ayakta durmak veya oturmak bu mekanizmanın etkinliğini azaltabilir.<br />
Bunun sonucunda bazı kişilerde günün ilerleyen saatlerinde:<br />
ağırlık,<br />
dolgunluk,<br />
yorgunluk,<br />
hafif şişlik,<br />
gerginlik<br />
hissi ortaya çıkabilir.<br />
Uzun süre hareketsizlik veya venöz göllenmeyle ilişkili yakınmalar bazı kişilerde kısa yürüyüşlerle ya da dinlenirken bacakların yükseltilmesiyle azalabilir. Ancak bu durum bütün bacak ağrıları için geçerli değildir.<br />
Tek başına böyle bir tablo mutlaka hastalık anlamına gelmez. Ancak yakınmalar düzenli olarak tekrarlıyor veya giderek belirginleşiyorsa nedeninin değerlendirilmesi gerekebilir.<br />
Akşam artan ağırlık toplardamarlarla ilişkili olabilir<br />
Akşam bacak ağırlığının olası nedenlerinden biri kronik venöz hastalık, yani bacak toplardamarlarındaki dolaşımın yeterince etkili olmamasıdır.<br />
Avrupa Damar Cerrahisi Derneğinin klinik kılavuzunda kronik venöz hastalığı bulunan kişilerde ağırlık, ağrı veya sızlama, şişlik hissi, kaşıntı ve kramplar görülebileceği belirtiliyor. Bazı kişiler yanma da tarif edebilir.<br />
Ancak önemli bir ayrıntı var:<br />
Bu belirtilerin hiçbiri tek başına kronik venöz hastalığa özgü değildir.<br />
Benzer yakınmalar kas, sinir, eklem veya başka dolaşım sorunlarında da ortaya çıkabilir.<br />
Venöz yakınmaların uzun süre ayakta kalmayla artması ve günün ilerleyen saatlerinde daha belirgin hale gelmesi olası ipuçlarından biridir.<br />
Varis varsa daha mı anlamlı?<br />
Varisler kronik venöz hastalığın görünür belirtilerinden biri olabilir.<br />
Ancak her varisi olan kişinin bacaklarında ağrı veya yanma olmaz. Aynı şekilde bacaklarında ağırlık yaşayan herkesin görünür varisi olmak zorunda değildir.<br />
Toplardamarla ilişkili yakınmalara bazen ayak bileğinde şişlik, kaşıntı ve ciltte değişiklikler eşlik edebilir.<br />
Özellikle ayak bileği çevresinde zamanla gelişen kahverengimsi renk değişiklikleri veya tekrarlayan şişlik değerlendirilmesi gereken bulgulardır.<br />
Uzun süre ayakta kalmak neden bacakları yoruyor?<br />
Kaslarımız yalnızca hareket etmek için değil, dolaşımın desteklenmesi için de çalışır.<br />
Yürüdüğümüzde baldır kaslarının kasılması, bacak toplardamarlarındaki kanın yukarı doğru hareket etmesine yardımcı olur.<br />
Uzun süre aynı yerde ayakta durduğumuzda ise bu kas pompası yürümeye kıyasla daha az etkili çalışabilir.<br />
Bu nedenle öğretmenler, sağlık çalışanları, güvenlik görevlileri, kuaförler, mağaza çalışanları ve işi gereği uzun süre ayakta kalan kişiler gün sonunda daha fazla bacak yorgunluğu yaşayabilir.<br />
Benzer şekilde saatlerce hareket etmeden oturmak da bacaklarda dolgunluk ve ağırlık hissine katkıda bulunabilir.<br />
Bacaklarda yanma her zaman dolaşım sorunu mu?<br />
Hayır.<br />
Bu önemli bir ayrım.<br />
Bacak veya ayaklarda yanma hissi sinirlerden de kaynaklanabilir.<br />
Periferik nöropatide özellikle ayaklarda:<br />
yanma,<br />
batma,<br />
karıncalanma,<br />
uyuşma,<br />
elektriklenme benzeri ağrı<br />
görülebilir.<br />
Sinir kaynaklı yakınmalar bazı kişilerde geceleri daha belirgin olabilir.<br />
Özellikle ayak parmaklarından veya ayak tabanından başlayarak iki tarafta benzer biçimde ilerleyen yanma ve uyuşma, toplardamar hastalığından farklı bir tablo düşündürebilir.<br />
Diyabet ayaklarda yanmaya neden olabilir mi?<br />
Diyabet, periferik nöropatinin önemli nedenlerinden biridir.<br />
Uzun süre yüksek kan şekeri düzeyleri periferik sinirlere zarar verebilir ve özellikle ayaklarda uyuşma, karıncalanma veya yanıcı ağrı ortaya çıkabilir.<br />
Ancak ayakları yanan herkesin diyabeti olduğu söylenemez.<br />
Periferik nöropatinin diyabet dışında da çok sayıda nedeni bulunur.<br />
Bu nedenle nedeni bilinmeyen, devamlı veya giderek artan yanma hissinin yalnızca “dolaşım bozukluğu” olduğu varsayılmamalıdır.<br />
Yürüyünce başlayan ağrı veya yanma farklı bir ipucu olabilir<br />
Belirtinin ne zaman başladığı değerlendirmede çok önemlidir.<br />
Bacakta ağrı veya başka bir rahatsızlık hissi belirli bir mesafe yürüdükten sonra başlıyor ve dinlenince azalıyor ya da geçiyorsa, atardamar dolaşımı açısından değerlendirme gerekebilir.<br />
Periferik arter hastalığında egzersiz sırasında bacak kaslarına giden kan ihtiyacı arttığında özellikle baldırda ağrı, kramp, yorgunluk veya başka bir rahatsızlık hissi ortaya çıkabilir. Bazı kişiler bu rahatsızlığı yanma şeklinde de tarif edebilir.<br />
Bu klasik tabloya klaudikasyon adı verilir.<br />
Ancak periferik arter hastalığının her zaman klasik klaudikasyonla ortaya çıkmadığı unutulmamalıdır. Bazı kişilerde daha atipik bacak yakınmaları görülebilir veya hastalık belirti vermeden bulunabilir.<br />
Ayrıca yürüyüş sırasında başlayan her bacak ağrısı damar hastalığı anlamına gelmez. Eklem, kas, omurga ve sinir sorunları da yürürken yakınmaya neden olabilir.<br />
Toplardamar ve atardamar yakınmaları aynı şey değil<br />
Günlük kullanımda her iki durum da sıklıkla “dolaşım bozukluğu” olarak adlandırılıyor.<br />
Ancak toplardamar ve atardamar hastalıkları birbirinden farklıdır.<br />
Toplardamar kaynaklı yakınmalar uzun süre ayakta kalmayla artan ağırlık, dolgunluk ve şişlik şeklinde ortaya çıkabilir.<br />
Atardamar hastalığında ise özellikle eforla başlayan ve dinlenmeyle azalan kas ağrısı veya başka bir bacak rahatsızlığı daha dikkat çekici olabilir.<br />
Bu ayrım tanı koydurmaz ancak yakınmanın nedeninin araştırılmasında önemli ipuçları sağlayabilir.<br />
Belden gelen sinirler bacaklarda yanma yapabilir mi?<br />
Evet.<br />
Bel bölgesindeki sinir köklerinin etkilenmesi, bacak boyunca yayılan ağrı, yanma, uyuşma veya karıncalanmaya yol açabilir.<br />
Bazı kişilerde yakınma kalçadan başlayıp bacağın arkasına, baldır bölgesine veya ayağa doğru ilerleyebilir.<br />
Bel ağrısının eşlik etmesi her zaman şart değildir.<br />
Bu tür yakınmalar sinir kökü kaynaklı ağrı açısından değerlendirilirken ağrının yayılımı, duyu değişiklikleri, kas gücü ve nörolojik muayene birlikte ele alınır.<br />
Özellikle bacak yanmasına belirgin güç kaybı, ilerleyen uyuşma veya yürümede belirgin bozulma eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme gerekir.<br />
Sıcak havalarda bacak ağırlığı neden artabilir?<br />
Sıcaklık arttığında yüzeysel damarlar genişleyebilir.<br />
Özellikle toplardamar problemi bulunan bazı kişilerde sıcak havalarda bacaklarda:<br />
ağırlık,<br />
dolgunluk,<br />
şişlik<br />
daha belirgin hale gelebilir.<br />
Uzun süre ayakta kalma ve sıcak hava bir araya geldiğinde yakınmaların akşam daha fazla hissedilmesi mümkündür.<br />
Ancak sürekli veya yeni başlayan bacak yanmasını yalnızca sıcak havaya bağlamak doğru değildir.<br />
Tek bacakta ani şişlik farklı değerlendirilmeli<br />
İki bacakta uzun süredir bulunan gün sonu ağırlığı ile tek bacakta aniden ortaya çıkan belirgin şişlik ve ağrı aynı tablo değildir.<br />
Derin ven trombozu, yani bacağın derin toplardamarlarında pıhtı oluşması, özellikle tek taraflı ani şişlik söz konusu olduğunda akılda tutulması gereken nedenlerden biridir.<br />
DVT’de etkilenen bacakta:<br />
şişlik,<br />
ağrı veya hassasiyet,<br />
sıcaklık artışı,<br />
kızarıklık veya renk değişikliği<br />
görülebilir.<br />
Ancak bu belirtiler DVT’ye özgü değildir ve bazı kişilerde pıhtı belirgin yakınma vermeden de bulunabilir.<br />
Tek bacakta açıklanamayan ani ve belirgin şişlik geliştiğinde gecikmeden tıbbi değerlendirme alınmalıdır.<br />
Nefes darlığı da varsa beklemeyin<br />
Bacak şikâyetlerine ani nefes darlığı, göğüs ağrısı veya baskı, kanlı öksürük, bayılma ya da belirgin baş dönmesi eklenirse acil değerlendirme gerekir.<br />
Bu belirtiler pulmoner emboli gibi ciddi bir durumla ilişkili olabilir.<br />
Ayrıca ayağın veya bacağın aniden çok ağrılı, belirgin biçimde soğuk ya da soluk hale gelmesi; buna uyuşma veya hareket güçlüğünün eklenmesi de acil dolaşım bozukluğu açısından değerlendirilmelidir.<br />
Bu tür belirtilerde evde beklemek yerine acil sağlık hizmetine başvurmak gerekir.<br />
Bacak ağırlığı ve yanma için ne zaman doktora başvurmalı?<br />
Ara sıra yoğun bir günün ardından ortaya çıkan ve dinlenince kaybolan hafif bacak yorgunluğu genellikle acil bir durum değildir.<br />
Ancak şu durumlarda değerlendirme yararlı olur:<br />
yakınmaların haftalar boyunca tekrarlaması,<br />
giderek artması,<br />
ayak bileğinde sürekli şişlik gelişmesi,<br />
belirgin varislerle birlikte ağrı veya cilt değişikliği bulunması,<br />
yanmaya uyuşma veya duyu kaybının eşlik etmesi,<br />
yürümekle düzenli olarak başlayan baldır ağrısı veya rahatsızlık olması,<br />
tek bacakta diğerinden belirgin farklılık gelişmesi.<br />
Hangi testlerin gerektiği yakınmanın özelliklerine göre belirlenir.<br />
Her bacak yanmasında damar ultrasonu, MR veya kan testi yapılması gerekmez. Öncelikle öykü ve fizik muayene bulguları yol gösterir.<br />
Gün sonunda bacak ağırlığını azaltmak için neler yapılabilir?<br />
Yakınma uzun süre hareketsiz kalmak veya ayakta durmakla ilişkiliyse günlük yaşamda bazı basit değişiklikler yardımcı olabilir.<br />
Uzun süre aynı pozisyonda kalmamak, gün içine kısa yürüyüşler eklemek ve baldır kaslarını düzenli olarak hareket ettirmek yararlı olabilir.<br />
Uzun süre ayakta kalma veya venöz göllenmeyle ilişkili hafif şişlik ve ağırlık yaşayan bazı kişilerde dinlenirken bacakları yükseltmek rahatlama sağlayabilir.<br />
Ancak yürümekle başlayan ağrı, ayakta belirgin soğukluk veya atardamar dolaşım bozukluğu şüphesi varsa bu tür öneriler değerlendirme ve tedavinin yerine kullanılmamalıdır.<br />
Aşırı sıkı giysilerden ve kişinin ayağına uygun olmayan ayakkabılardan kaçınmak da rahatlığı artırabilir.<br />
Bu öneriler nedeni bilinmeyen sürekli ağrı, yanma veya şişliğin tedavisi değildir.<br />
Kompresyon çorabı herkese uygun mu?<br />
Hayır.<br />
Tıbbi kompresyon çorapları bazı kronik venöz hastalıklarda yararlı olabilir ancak hangi basınçta ve hangi tipte kullanılacağı kişiye göre değişebilir.<br />
Özellikle atardamar dolaşım bozukluğu bulunan veya bundan şüphelenilen kişilerde güçlü kompresyon ürünleri sağlık profesyoneli değerlendirmesi olmadan kullanılmamalıdır.<br />
Bu nedenle yalnızca “bacağım ağırlaşıyor” düşüncesiyle rastgele yüksek basınçlı kompresyon çorabı kullanmak uygun olmayabilir.<br />
Akşam artan bacak yakınmasında en önemli ipucu nedir?<br />
Yakınmanın örüntüsü önemli ipuçları verebilir.<br />
Örneğin:<br />
Bütün gün ayakta kaldıktan sonra ağırlık ve şişlik: Uzun süre ayakta kalma veya toplardamar sistemiyle ilişkili olabilir.<br />
Ayaklardan başlayan yanma, uyuşma ve karıncalanma: Sinir kaynaklı nedenleri düşündürebilir.<br />
Belirli bir mesafe yürüyünce başlayan ve dinlenince azalan baldır ağrısı veya rahatsızlığı: Atardamar dolaşımı açısından değerlendirme gerektirebilir.<br />
Kalçadan veya bel çevresinden bacağa doğru yayılan yanma, elektriklenme veya uyuşma: Sinir kökü kaynaklı bir problemi düşündürebilir.<br />
Bu örneklerin hiçbiri tek başına tanı koydurmaz. Ancak hangi sistemin öncelikle değerlendirilmesi gerektiği konusunda yol gösterici olabilir.<br />
Sonuç: “Dolaşım bozukluğudur” deyip geçmeyin<br />
Akşam bacaklarda ağırlık ve yanma oldukça yaygın bir yakınmadır.<br />
Uzun süre ayakta kalmak veya oturmak gibi günlük nedenlerden kaynaklanabilir. Özellikle akşam artan ağırlık, dolgunluk ve şişlik toplardamar sistemiyle ilişkili olabilir.<br />
Ancak yanma hissi sinirlerden de kaynaklanabilir. Yürümekle ortaya çıkan ve dinlenmeyle azalan bacak yakınmaları ise atardamar dolaşımı açısından farklı değerlendirilmelidir.<br />
Bu nedenle en yararlı yaklaşım tek bir belirtiye odaklanmak yerine yakınmanın ne zaman başladığına, neyin artırıp azalttığına ve eşlik eden şişlik, uyuşma, ağrı, renk değişikliği veya güç kaybına bakmaktır.<br />
Tek bacakta ani belirgin şişlik veya ağrı; bacağın aniden soğuk ya da soluk hale gelmesi ya da bacak yakınmalarına ani nefes darlığı ve göğüs ağrısının eşlik etmesi ise beklenmeden değerlendirilmesi gereken durumlardır.<br />
KAYNAKLAR<br />
European Journal of Vascular and Endovascular Surgery – European Society for Vascular Surgery 2022 Clinical Practice Guidelines on the Management of Chronic Venous Disease of the Lower Limbs – De Maeseneer MG, Kakkos SK, Aherne T ve ark. – 2022;63(2):184-267 – DOI: 10.1016/j.ejvs.2021.12.024<br />
Circulation – 2024 ACC/AHA/AACVPR/APMA/ABC/SCAI/SVM/SVN/SVS/SIR/VESS Guideline for the Management of Lower Extremity Peripheral Artery Disease – Gornik HL, Aronow HD, Goodney PP ve ark. – 2024;149(24):e1313-e1410 – DOI: 10.1161/CIR.0000000000001251<br />
Neurology – Oral and Topical Treatment of Painful Diabetic Polyneuropathy: Practice Guideline Update Summary – Price R, Smith D, Franklin G ve ark. – 2022;98(1):31-43 – DOI: 10.1212/WNL.0000000000013038<br />
Pain Medicine – AAAPT Diagnostic Criteria for Acute Low Back Pain with and Without Lower Extremity Pain – Nicol AL, Adams MCB, Gordon DB ve ark. – 2020;21(11):2661-2675 – DOI: 10.1093/pm/pnaa239<br />
National Institute of Neurological Disorders and Stroke – Peripheral Neuropathy – Güncel resmî sağlık bilgilendirmesi<br />
Centers for Disease Control and Prevention – About Venous Thromboembolism: Signs, Symptoms and Risk Factors – Güncel resmî sağlık bilgilendirmesi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/bacaklariniz-aksamlari-agirlasiyor-mu-bu-belirtileri-gozden-kacirmayin</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 20:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/aksam-bacaklarda-agirlik-yanma-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="82548"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49367"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="70482"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48598"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84491"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46440"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://www.tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="87830"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
