<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 10 Aug 2026 14:18:20 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Crystal Palace, Trabzonsporlu Chibuike Nwaiwu’yu takibe aldı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/crystal-palace-trabzonsporlu-chibuike-nwaiwuyu-takibe-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/crystal-palace-trabzonsporlu-chibuike-nwaiwuyu-takibe-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Chibuike Nwaiwu için Crystal Palace’ın devreye girdiği bildirildi. Nijerya basınına göre Premier Lig ekibi, Trabzonspor’un 22 yaşındaki stoperini savunma transferi için seçenekleri arasına aldı; bordo-mavililerin bonservis beklentisinin ise 30-35 milyon avro seviyesinde olduğu öne sürülüyor. [1][2]]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor forması giyen Chibuike Nwaiwu’nun geleceğine ilişkin İngiltere’den yeni bir transfer bağlantısı gündeme geldi. Nijerya futbolunu takip eden kaynaklar, Premier Lig temsilcisi Crystal Palace’ın genç savunmacıyı transfer listesine eklediğini bildirdi. [1]</p>

<p>Crystal Palace’ın stoper bölgesindeki kadro planlaması doğrultusunda Nwaiwu’nun durumunu takip ettiği belirtilirken, henüz İngiliz kulübünün Trabzonspor’a kabul edilmiş veya reddedilmiş resmî bir teklif yaptığı doğrulanmış değil.</p>

<p>Trabzonspor’un beklentisi 30-35 milyon avro</p>

<p>Nwaiwu için yaz transfer döneminde en somut girişimlerden biri Fulham tarafından geldi. Nijerya basını, İngiliz kulübünün daha önce yaptığı tekliflerin Trabzonspor tarafından yeterli bulunmadığını ve bordo-mavililerin oyuncu için yaklaşık 30-35 milyon avro seviyesinde bonservis beklentisi taşıdığını bildirdi. [2][3]</p>

<p>Bu rakamın karşılanması halinde transferin Trabzonspor açısından kulüp tarihinin en yüksek satışlarından birine dönüşebileceği belirtiliyor.</p>

<p>Crystal Palace’ın ilgisinin somut teklife dönüşüp dönüşmeyeceği ise transfer dosyasının bundan sonraki aşamasını belirleyecek.</p>

<p>Ocak ayında Trabzonspor’a geldi</p>

<p>22 yaşındaki Nijeryalı futbolcu, Ocak 2026’da Avusturya temsilcisi Wolfsberger AC’den Trabzonspor’a transfer edildi.</p>

<p>Nwaiwu, bordo-mavili forma altında kısa sürede düzenli oynayan isimlerden biri oldu. Nijerya kaynaklarındaki sezon verilerine göre genç stoper, Trabzonspor kariyerinin ilk bölümünde tüm kulvarlarda 21 karşılaşmada görev yaptı. [4]</p>

<p>Savunmanın merkezinde görev yapan Nwaiwu, gerektiğinde ön libero pozisyonunda da değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Premier Lig kulüplerinin takibinde</p>

<p>Crystal Palace’ın yanı sıra Fulham başta olmak üzere farklı İngiliz kulüplerinin de Nwaiwu’yu takip ettiği daha önce Nijerya ve İngiltere basınına yansıdı. [1][3]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Oyuncunun Trabzonspor ile uzun süreli sözleşmesinin bulunması, bordo-mavili kulübün transfer görüşmelerindeki elini güçlendiren faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Trabzonspor’un oyuncuyu satmak zorunda olmadığı, ancak kulübün belirlediği seviyeye ulaşan bir teklif gelmesi durumunda transfer seçeneğinin değerlendirilebileceği belirtiliyor.</p>

<p>Crystal Palace’tan resmî teklif doğrulanmadı</p>

<p>Transferle ilgili şu aşamadaki en önemli ayrım, Crystal Palace’ın ilgisinin doğrulanmasına karşın 30 milyon avroluk resmî teklif yaptığı yönündeki iddiaların bağımsız biçimde teyit edilememiş olması.</p>

<p>Bu nedenle mevcut gelişme, Crystal Palace’ın Nwaiwu’yu transfer seçenekleri arasında değerlendirdiği çerçevesinde ele alınmalı.</p>

<p>Trabzonspor veya Crystal Palace tarafından oyuncunun transferi konusunda görüşmelerin başladığını doğrulayan resmî bir açıklama henüz yapılmadı.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>[1] PUNCH Sports Extra<br />
[2] PUNCH Sports Extra<br />
[3] Soccernet Nigeria<br />
[4] Trabzonspor</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/crystal-palace-trabzonsporlu-chibuike-nwaiwuyu-takibe-aldi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 14:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7809.jpeg" type="image/jpeg" length="80993"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir El, Bir Yüzük ve Tıbbı Değiştiren Görünmez Işın]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-el-bir-yuzuk-ve-tibbi-degistiren-gorunmez-isin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-el-bir-yuzuk-ve-tibbi-degistiren-gorunmez-isin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1895’te Alman fizikçi Wilhelm Conrad Röntgen’in laboratuvarında fark ettiği görünmez ışınlar, insan bedeninin ameliyat edilmeden içine bakabilmenin yolunu açtı. Haftalar sonra eşi Anna Bertha’nın elini görüntülediğinde kemiklerle birlikte yüzüğün de görünmesi, radyoloji tarihinin en tanınmış görüntülerinden birini ortaya çıkardı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>8 Kasım 1895 akşamı Almanya’nın Würzburg kentindeki Würzburg Üniversitesi Fizik Enstitüsü’nde çalışan Wilhelm Conrad Röntgen, katot ışınlarıyla deney yapıyordu. Deney tüpünün üzerini ışığın dışarı çıkmasını engelleyecek biçimde kapatmasına rağmen laboratuvardaki floresan özellikli bir ekranın parladığını fark etti. Görünmeyen bir tür ışının kaplamayı aşarak ekranı etkilediğini anlamıştı; ancak bunun ne olduğunu henüz bilmiyordu. [1]</p>

<p>Bu nedenle yeni ışınlara matematikte bilinmeyeni ifade eden “X” harfinden hareketle X-ışınları adını verdi. Sonraki haftalarda Röntgen, bu ışınların kâğıt, tahta ve insan dokusu gibi bazı maddelerden geçebildiğini, kemik ve metal gibi daha yoğun yapılarda ise daha fazla tutulduğunu sistemli deneylerle araştırdı. [1]</p>

<h3>Laboratuvardaki beklenmedik parıltı</h3>

<p>Röntgen’in karşılaştığı olay ilk bakışta küçük bir laboratuvar ayrıntısıydı. Fakat fizikçi, gördüğü parıltının sıradan bir ışık sızıntısı olmadığını fark etti.</p>

<p>Katot ışınlarının kendisi bu kadar uzağa ulaşamıyordu. Üstelik tüp siyah kartonla kaplıydı. Buna rağmen yakındaki floresan ekran ışıldıyordu.</p>

<p>Röntgen farklı malzemeleri ışınların önüne yerleştirerek ne olduğunu anlamaya çalıştı. Bazı maddeler ışınları büyük ölçüde geçirirken daha yoğun maddeler ekranda belirgin gölgeler oluşturuyordu.</p>

<p>Röntgen, insan elini floresan ekran önüne tuttuğunda kemiklerin koyu gölgeler halinde seçilebildiğini gördü. [1]</p>

<p>Tıbbın önünde yeni bir kapı açılıyordu: İnsan bedeninin içindeki yapılar, vücut kesilmeden görülebilecekti.</p>

<h3>22 Aralık 1895: Anna Bertha elini uzattı</h3>

<p>Keşiften yaklaşık altı hafta sonra, 22 Aralık 1895’te Röntgen tarihe geçecek görüntülerden birini elde etti.</p>

<p>Bu kez ışınların önünde eşi Anna Bertha Röntgen’in sol eli vardı. Uzun pozlama sonucunda ortaya çıkan görüntüde elin kemikleri açık biçimde seçiliyor, parmağındaki yüzük ise yoğun bir halka halinde görünüyordu. [2]</p>

<p>Bugün basit görünen bu görüntü, 19. yüzyılın insanı için sıra dışıydı.</p>

<p>İnsan bedeninin içindeki kemikler, cerrahi işlem yapılmadan bir görüntü üzerinde açık biçimde görülebiliyordu.</p>

<p>Anna Bertha’nın “yüzüklü eli”, daha sonra X-ışınlarının keşfinin simgesi haline geldi. Nobel Prize arşivinde de Röntgen’in erken X-ışını görüntülerinden biri olarak yer alan bu radyografide kemikler ve yüzük belirgin biçimde görülebiliyor. [3]</p>

<h3>Bir radyograf tıbbın bakışını değiştirdi</h3>

<p>Röntgen’in keşfinden önce doktorlar kemik kırıklarının yerini büyük ölçüde muayene bulgularıyla anlamaya çalışıyordu. Vücuda saplanan mermi veya başka bir yabancı cismin tam konumunu belirlemek de çoğu zaman oldukça güçtü.</p>

<p>X-ışınları bu soruna tamamen yeni bir çözüm getirdi.</p>

<p>Doktor artık kemiği doğrudan görmeden önce onun görüntüsünü elde edebiliyordu. Cerrah, vücudun içindeki metal bir yabancı cismin yaklaşık yerini ameliyattan önce belirleyebiliyordu.</p>

<p>Keşfin tıp dünyasında olağanüstü hızla karşılık bulmasının nedenlerinden biri buydu. Röntgen'in çalışmasının duyurulmasından kısa süre sonra farklı ülkelerde hekimler ve fizikçiler X-ışınlarını kırıkların ve yabancı cisimlerin görüntülenmesinde kullanmaya başladı. [2]</p>

<p>Bu gelişme modern tıbbi görüntülemenin başlangıç noktalarından biri oldu.</p>

<h3>Röntgen önce ne bulduğunu anlamaya çalıştı</h3>

<p>Keşfin hikâyesindeki önemli ayrıntılardan biri Röntgen’in hemen büyük açıklamalar yapmamasıydı.</p>

<p>Yaklaşık yedi hafta boyunca yeni ışınların özelliklerini araştırdı. Işınların hangi maddelerden geçebildiğini, nasıl gölge oluşturduğunu ve fotoğraf plakalarını nasıl etkilediğini incelemeye devam etti. [1]</p>

<p>Çalışmalarını 28 Aralık 1895 tarihli “Über eine neue Art von Strahlen”, yani “Yeni Bir Işın Türü Üzerine” başlıklı raporunda bilim dünyasına sundu. [1]</p>

<p>Haber kısa süre içinde Avrupa’ya ve ardından dünyanın diğer bölgelerine yayıldı.</p>

<p>Gazetelerde insan kemiklerini gösteren görüntüler basılmaya başlandı. X-ışınları yalnızca bilim insanlarının değil, kamuoyunun da ilgisini çekti.</p>

<h3>Kırıkları ve mermileri görmenin yolu açıldı</h3>

<p>X-ışınlarının tıbbi değeri kısa sürede anlaşıldı.</p>

<p>Özellikle kırık kemiklerin görüntülenmesi ve vücuda saplanmış yabancı cisimlerin yerinin belirlenmesi cerrahi açısından büyük önem taşıyordu. X-ışını görüntüleme, cerrahların bazı işlemleri daha fazla bilgiyle planlamasına olanak sağladı. [2]</p>

<p>Bugün radyografi olarak adlandırılan yöntemin temel mantığı da büyük ölçüde aynı fiziksel özelliğe dayanıyor.</p>

<p>X-ışınları vücuttan geçirilir. Farklı dokular ışını farklı oranlarda tutar.</p>

<p>Kemik gibi yoğun yapılar daha fazla X-ışını tuttuğu için görüntüde belirgin görünür. Akciğerlerdeki hava gibi daha az yoğun bölgeler ise ışınları daha fazla geçirir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böylece vücudun içindeki yapılar farklı tonlarda görüntülenebilir.</p>

<h3>Görünmez ışınların tehlikesi başlangıçta bilinmiyordu</h3>

<p>X-ışınlarının sağladığı büyük yararın yanında önemli bir sorun da vardı: İlk yıllarda radyasyonun insan dokularına verebileceği zarar yeterince bilinmiyordu.</p>

<p>Radyasyon güvenliği kuralları henüz gelişmemişti. Erken dönem araştırmacıları ve sağlık çalışanları uzun süre ve yüksek miktarda X-ışınına maruz kalabiliyordu.</p>

<p>Zaman içinde iyonlaştırıcı radyasyonun, yani hücrelerin yapısına zarar verebilecek kadar enerji taşıyan ışınların deri hasarı ve kanser dahil ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği anlaşıldı.</p>

<p>Modern radyolojide bu nedenle görüntü elde etmek kadar hastaya ve sağlık çalışanına verilen radyasyon dozunu mümkün olduğunca düşük tutmak da temel güvenlik ilkelerinden biri haline geldi.</p>

<h3>Röntgen ilk Nobel Fizik Ödülü’nü aldı</h3>

<p>Keşfin üzerinden yalnızca altı yıl geçmişti.</p>

<p>1901 yılında Nobel Ödülleri ilk kez verildiğinde fizik alanındaki ödül Wilhelm Conrad Röntgen’e verildi. Nobel Komitesi, ödülü daha sonra onun adıyla da anılacak ışınları keşfetmesinden dolayı verdi. [3]</p>

<p>Röntgen böylece tarihin ilk Nobel Fizik Ödülü sahibi oldu.</p>

<p>Ancak keşfin gerçek mirası tek bir ödülden çok daha büyüktü.</p>

<p>Anna Bertha’nın kemikleri ve yüzüğü görünen eli, insan bedenine bakışın değiştiği anlardan birini simgeliyordu.</p>

<h3>Bir el görüntüsünden modern tıbbi görüntülemeye</h3>

<p>1895 yılında elde edilen o erken radyografi bugünkü görüntüleme teknolojileriyle karşılaştırıldığında oldukça basitti. Günümüzde birkaç saniye içinde alınabilen bazı görüntüler için o dönemde uzun pozlama süreleri gerekiyordu.</p>

<p>Buna rağmen temel fikir devrim niteliğindeydi: Bedenin içi, cerrahi olarak açılmadan görüntülenebilirdi.</p>

<p>Sonraki yıllarda radyografi gelişti; floroskopi ve bilgisayarlı tomografi gibi X-ışını kullanan daha ileri yöntemler ortaya çıktı. Ultrason ve manyetik rezonans gibi farklı fiziksel prensiplere dayanan görüntüleme teknolojilerinin gelişmesiyle de hekimlerin insan bedenini inceleme gücü çok daha ileri bir noktaya ulaştı.</p>

<p>Fakat modern tıbbi görüntülemenin tarihindeki en unutulmaz sahnelerden biri hâlâ 22 Aralık 1895’e ait: Bir fizikçinin laboratuvarında, ışınların karşısına uzatılmış bir kadın eli, görünen kemikler ve parmakta karanlık bir halka gibi duran yüzük.</p>

<p>Röntgen’in gördüğü şey yalnızca bir elin içi değildi. Tıp, o görüntüyle birlikte insan bedeninin içine bakmanın yeni bir yolunu bulmuştu.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Mould RF. Röntgen and the discovery of X-rays. British Journal of Radiology. 1995;68(815):1145-1176. DOI: 10.1259/0007-1285-68-815-1145.</p>

<p>[2] Toledo-Pereyra LH. X-rays surgical revolution. Journal of Investigative Surgery. 2009;22(5):327-332. DOI: 10.1080/08941930903300054.</p>

<p>[3] Nobel Prize Outreach AB. Wilhelm Conrad Röntgen: Facts, Biographical Information and Photo Gallery. Nobel Prize. 1901 Nobel Prize in Physics historical archive.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-el-bir-yuzuk-ve-tibbi-degistiren-gorunmez-isin</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 13:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/rontgen-tibbi-degistiren-1200x650-150kb.jpg" type="image/jpeg" length="19457"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella ile Tümöre Hedefli Yeni Tedavi Yaklaşımı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/salmonella-ile-tumore-hedefli-yeni-tedavi-yaklasimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/salmonella-ile-tumore-hedefli-yeni-tedavi-yaklasimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güney Koreli araştırmacılar, zayıflatılmış Salmonella bakterilerini tümöre yönelen deneysel bir kanser tedavisinin parçası olarak kullandı. Hücre kültürü ve tümör taşıyan fare modellerinde tümör büyümesi baskılanırken bağışıklık yanıtı da güçlendi; ancak yöntem henüz insanlarda denenmedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Güney Kore’de Chonnam National University öncülüğündeki araştırmacılar, tümör dokusunda birikebilen zayıflatılmış Salmonella bakterilerini bağışıklık sistemini harekete geçirmeyi amaçlayan deneysel bir proteinle birleştirdi. Cell Death Discovery dergisinde 9 Ağustos 2026’da yayımlanan preklinik araştırmada yöntem, hücre kültürü ve tümör taşıyan fare modellerinde antitümör etki gösterdi. Çalışma insanlarda yapılmadığı için sonuçlar henüz bir kanser tedavisi olarak değerlendirilemiyor. [1]</p>

<h3>Salmonella neden kanser araştırmasında kullanıldı?</h3>

<p>Salmonella denildiğinde akla genellikle gıda zehirlenmesine yol açabilen bakteriler geliyor. Araştırmada ise hastalık oluşturma kapasitesi azaltılmış, bilimsel amaçlarla değiştirilmiş CNC018 adlı Salmonella suşu kullanıldı. [1]</p>

<p>Bu yaklaşımın arkasında bazı bakterilerin tümör dokusunun kendine özgü ortamında birikebilmesi yatıyor. Katı tümörlerin bazı bölgelerinde oksijen düzeyi düşebiliyor ve bağışıklık sistemi yeterince etkili çalışamayabiliyor. Araştırmacılar bu biyolojik özelliklerden yararlanarak bakterilerle tümör bölgesini hedefleyen deneysel bir yaklaşım geliştirmeyi amaçladı.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım var: Çalışmada kullanılan bakteriler, insanların Salmonella enfeksiyonunda karşılaştığı bakterilerin doğrudan tedavi amacıyla verilmesi anlamına gelmiyor. Araştırma için özel olarak zayıflatılmış ve deneysel amaçla kullanılan bir bakteri sistemi söz konusu. [1]</p>

<h3>Bakteriye iki farklı biyolojik araç eşlik etti</h3>

<p>Araştırmacılar bakteriyel sistemi CRT3LFP adı verilen deneysel bir füzyon proteinle birleştirdi. Füzyon proteinleri, farklı biyolojik görevleri olan protein parçalarının tek bir yapıda bir araya getirilmesiyle oluşturuluyor.</p>

<p>Bu yapının önemli bileşenlerinden biri L-asparaginazdı. Bu enzim, bazı hücrelerin ihtiyaç duyduğu asparajin adlı amino asidin miktarını azaltabiliyor.</p>

<p>Diğer bileşen ise flagellin B alt birimiydi. Flagellin, bakterilerin hareket etmesini sağlayan kamçı benzeri yapıların temel proteinlerinden biri. Bağışıklık sistemi flagellini yabancı bir işaret olarak algılayabildiği için bağışıklık yanıtının başlamasına katkıda bulunabiliyor. [1]</p>

<p>Araştırmacılar böylece tümör metabolizmasını etkileyen bir mekanizmayla bağışıklık sistemini uyaran mekanizmayı aynı deneysel yaklaşımda buluşturmayı amaçladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Tümörün bağışıklık ortamı değişti</h3>

<p>Kanser tedavisinin önündeki önemli sorunlardan biri, tümörlerin çevrelerindeki bağışıklık hücrelerini kendi lehlerine değiştirebilmesi. Buna tümör mikroçevresi, yani kanser hücrelerinin çevresindeki bağışıklık hücreleri, damarlar ve diğer dokuların oluşturduğu ortam deniliyor.</p>

<p>Araştırmada bakteriyel tedavi ile füzyon proteinin birlikte kullanılması, bu ortamda çeşitli bağışıklık değişiklikleriyle ilişkili bulundu. Makrofaj adı verilen ve mikropları veya hasarlı hücreleri temizleyebilen bağışıklık hücrelerinin daha tümör karşıtı özellikler göstermesi bunlardan biriydi. [1]</p>

<p>Araştırmacılar özellikle makrofajların M2 olarak adlandırılan, tümörü destekleyebilen özelliklerden M1 olarak adlandırılan daha tümör karşıtı özelliklere doğru kaydığını bildirdi. Dendritik hücrelerin olgunlaşmasında ve CD8+ T hücreleri olarak bilinen, kanserleşmiş hücreleri öldürebilen bağışıklık hücrelerinin etkinliğinde de artış gözlendi. [1]</p>

<p>Bu değişikliklerle birlikte deneysel tümör modellerinde tümör büyümesinin baskılandığı görüldü.</p>

<h3>CD47 engellendiğinde bağışıklık yanıtı daha da güçlendi</h3>

<p>Araştırmacılar deneysel sisteme ayrıca CD47 blokajını ekledi.</p>

<p>CD47, bazı kanser hücrelerinin yüzeyinde yüksek miktarda bulunabilen ve bağışıklık hücrelerine kabaca “beni yeme” sinyali gönderen bir proteindir. Bu sinyalin engellenmesi, bağışıklık sisteminin tümör hücrelerini daha kolay tanıyıp ortadan kaldırmasına yardımcı olabilecek kanser tedavisi stratejilerinden biri olarak araştırılıyor.</p>

<p>Çalışmada CD47 blokajının bakteriyel tedavi yaklaşımıyla birleştirilmesi, antitümör bağışıklık yanıtını daha da güçlendirdi. Araştırmacılar ayrıca kalıcı bağışıklık belleği oluşumunu destekleyen deneysel bulgular bildirdi. [1]</p>

<p>Bağışıklık belleği, bağışıklık sisteminin daha önce karşılaştığı hedefi hatırlaması ve yeniden karşılaştığında daha hızlı yanıt verebilmesi anlamına geliyor. Ancak bu sonuçlar yalnızca deneysel modellerden elde edildi ve insanlarda aynı etkinin oluşup oluşmayacağı bilinmiyor.</p>

<h3>Sonuçlar insan tedavisi anlamına gelmiyor</h3>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlılığı, yöntemin henüz insanlarda denenmemiş olması.</p>

<p>Bir tedavinin farelerde veya laboratuvar ortamında tümörü baskılaması, aynı sonucun kanser hastalarında da ortaya çıkacağını göstermiyor. İnsanlarda kullanılabilecek canlı bakteri temelli tedavilerde bakterinin güvenliği, vücuttaki dağılımı, uygun dozu ve kontrol altında tutulup tutulamayacağı özellikle önemli.</p>

<p>Bağışıklık sistemini güçlü biçimde uyaran yaklaşımların sağlıklı dokular üzerindeki etkilerinin de ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle çalışma yeni bir kanser ilacının geliştirildiğini değil, tümörde birikebilen zayıflatılmış bakterilerle tümörü hedefleyen füzyon proteinin birlikte kullanılmasının metabolik ve bağışıklık yanıtlarını güçlendirip güçlendiremeyeceğini araştıran preklinik bir yaklaşımı gösteriyor. [1]</p>

<p>Dergi, yayımlanan metnin henüz nihai editoryal işlemlerden geçmemiş sürüm olduğunu ve son yayımdan önce teknik düzeltmeler yapılabileceğini belirtiyor. [1]</p>

<p>Araştırmanın bundan sonraki kritik aşaması, yaklaşımın güvenliğinin ve etkinliğinin daha kapsamlı deneysel modellerde doğrulanması olacak. Ancak bu basamaklardan sonra insanlarda yapılacak klinik çalışmalar gündeme gelebilir. Bu nedenle Salmonella temelli sistem bugün hastaların kullanabileceği bir kanser tedavisi değil; henüz erken aşamadaki deneysel bir araştırma yaklaşımıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Nguyen DH, Afzal AR, Nguyen PTM, et al. Calreticulin-targeting L-asparaginase-flagellin conjugate enhances Salmonella-mediated antitumor efficacy. Cell Death Discovery. 2026. DOI: 10.1038/s41420-026-03300-x.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim, 🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/salmonella-ile-tumore-hedefli-yeni-tedavi-yaklasimi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/salmonella-tumore-hedefli-1200x650-150kb.jpg" type="image/jpeg" length="46695"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ABD’de Gündem Oldu: Etin Yanında Yoğurt ve Turşu Tüketmek Sağlıklı mı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/abdde-gundem-oldu-etin-yaninda-yogurt-ve-tursu-tuketmek-saglikli-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/abdde-gundem-oldu-etin-yaninda-yogurt-ve-tursu-tuketmek-saglikli-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de et ile mayalanmış gıdaları bir araya getiren beslenme yaklaşımı gündemde. Türkiye’de sofraların yabancı olmadığı et, yoğurt, kefir ve turşu birlikteliği için bilim ne söylüyor? Araştırmalar bazı faydalara işaret ediyor, ancak kritik nokta etin miktarı ve türü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD’de başlayan beslenme tartışması bizim sofralara hiç yabancı değil</p>

<p>ABD’de kırmızı et ile kimchi ve diğer mayalanmış gıdaları öne çıkaran bir beslenme yaklaşımı son günlerde tartışılıyor.</p>

<p>The New York Times Magazine’in 4 Ağustos 2026’da ele aldığı yaklaşım, özellikle ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. çevresindeki beslenme tercihleri üzerinden dikkat çekti.</p>

<p>Tartışmanın merkezinde etin yanında kimchi, lahana turşusu ve benzeri mayalanmış yiyeceklerin tüketilmesi bulunuyor.</p>

<p>Amerikalılar için yeni bir sağlık trendi gibi görünen bu tabak, Türkiye’de aslında oldukça tanıdık.</p>

<p>Etin yanında yoğurt, ayran veya turşu tüketmek uzun yıllardır sofralarımızın bir parçası. Kefir de son yıllarda giderek daha fazla tüketiliyor.</p>

<p>Peki bu alışkanlığın bilimsel açıdan gerçekten bir avantajı var mı?</p>

<p>Kısa yanıt şu: Yoğurt, kefir ve bazı turşular dengeli beslenmenin değerli parçaları olabilir. Ancak bunların etle birlikte tüketilmesinin özel bir sağlık avantajı sağladığı henüz kanıtlanmış değil.</p>

<p>Kimchi aslında nedir?</p>

<p>ABD’deki tartışmada adı sık geçen kimchi, Türkiye’de herkesin bildiği bir yiyecek değil.</p>

<p>Kimchi, Kore mutfağının geleneksel yiyeceklerinden biri. Genellikle lahana ve farklı sebzelerin tuz ve baharatlarla mayalanmasıyla hazırlanıyor.</p>

<p>Bizim mutfaktaki birebir karşılığı olmasa da baharatlı, mayalanmış bir sebze turşusu olarak düşünülebilir.</p>

<p>Kimchinin yoğurt, kefir ve geleneksel yöntemle hazırlanmış bazı turşularla ortak noktası ise fermantasyon, yani halk arasındaki ifadeyle mayalanma.</p>

<p>Yoğurt, kefir ve turşunun ortak özelliği ne?</p>

<p>Mayalanma sırasında bakteriler ve bazı diğer mikroorganizmalar gıdanın içerisindeki maddeleri dönüştürüyor.</p>

<p>Sütün yoğurda dönüşmesi bunun en tanıdık örneği.</p>

<p>Bu süreç yalnızca gıdanın tadını ve kıvamını değiştirmiyor. Bazı ürünlerde canlı mikroorganizmaların bulunmasına da olanak sağlıyor.</p>

<p>Bu nedenle yoğurt, kefir ve diğer mayalanmış gıdalar özellikle bağırsak mikrobiyotası araştırmalarında dikkat çekiyor.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotası, bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca mikroorganizmanın oluşturduğu ekosisteme verilen isim.</p>

<p>Sindirimden bağışıklık sistemine kadar birçok süreçle ilişkili olduğu biliniyor.</p>

<p>Bilimsel araştırma dikkat çekici sonuç verdi</p>

<p>Stanford Üniversitesi araştırmacılarının Cell dergisinde yayımlanan randomize kontrollü çalışması bu konuda en fazla dikkat çeken araştırmalardan biri.</p>

<p>Araştırmada sağlıklı yetişkinlerden oluşan bir grup 10 hafta boyunca yoğurt, kefir, fermente sebzeler ve benzeri mayalanmış gıdaların tüketimini artırdı.</p>

<p>Sonuçta bu gruptaki katılımcıların bağırsak mikrobiyotasındaki çeşitliliğin arttığı görüldü.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca ölçülen bazı iltihap göstergelerinde azalma saptadı.</p>

<p>Ancak burada önemli bir sınır var.</p>

<p>Çalışma yalnızca 36 yetişkin üzerinde gerçekleştirildi. Bu nedenle sonuçlar umut verici olsa da “yoğurt, kefir veya turşu tüketmek hastalıkları önler” sonucuna varmak mümkün değil.</p>

<p>Peki etin yanında tüketilirse ne oluyor?</p>

<p>Yeni beslenme tartışmasının en önemli sorusu burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Yoğurt, kefir veya turşunun sağlık üzerindeki etkilerini araştıran çalışmalar bulunmasına rağmen bunların kırmızı etle aynı öğünde tüketilmesinin özel bir sağlık avantajı sağladığını gösteren güçlü klinik kanıt yok.</p>

<p>Başka bir ifadeyle tabağın yanına yoğurt veya turşu koymak, fazla miktarda kırmızı ya da işlenmiş et tüketiminin olası sağlık risklerini ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Bununla birlikte dengeli bir tabakta bu gıdaların birlikte bulunmasının önünde genel olarak bir engel de yok.</p>

<p>Burada asıl mesele birlikte yenip yenmemelerinden çok porsiyonlar ve tabağın geri kalanının nasıl oluşturulduğu.</p>

<p>Kırmızı etin faydası da var, dikkat edilmesi gereken tarafı da</p>

<p>Kırmızı et kaliteli protein kaynaklarından biri.</p>

<p>Aynı zamanda demir, çinko ve B12 vitamini gibi önemli besin öğelerini içeriyor.</p>

<p>Bu nedenle bilimsel tartışma “et sağlıklı mı, sağlıksız mı?” şeklindeki basit bir ikileme indirgenemez.</p>

<p>Etin miktarı, ne sıklıkla tüketildiği ve işlenmiş olup olmadığı önem taşıyor.</p>

<p>Özellikle salam, sosis ve benzeri işlenmiş etler konusunda kanıtlar daha güçlü.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı, işlenmiş et tüketimini insanlarda kansere yol açtığına dair yeterli kanıt bulunan Grup 1 kategorisinde değerlendiriyor. Bu sınıflandırma tehlikenin varlığını ifade ediyor; sigara ile aynı miktarda risk oluşturduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kırmızı et ise “muhtemelen kanserojen” olarak sınıflandırılıyor.</p>

<p>Bu nedenle yoğurt veya turşu eklemek, sınırsız et tüketimi için bir sağlık kalkanı olarak görülmemeli.</p>

<p>Turşunun faydasını düşünürken tuzu unutmayın</p>

<p>Turşu söz konusu olduğunda önemli bir ayrıntı var: tuz miktarı.</p>

<p>Geleneksel turşuların bazıları oldukça fazla sodyum içerebilir.</p>

<p>Dolayısıyla “mayalanmış gıda sağlıklıdır” düşüncesiyle çok miktarda turşu tüketmek doğru değil.</p>

<p>Özellikle günlük beslenmede zaten fazla tuz tüketiliyorsa turşu porsiyonunun küçük tutulması daha dengeli bir yaklaşım.</p>

<p>Ayrıca sirke eklenerek kısa sürede hazırlanan her turşu ile doğal mayalanma sürecinden geçen turşu aynı özellikleri taşımayabilir.</p>

<p>Yoğurt ve kefirde de her ürün aynı değil</p>

<p>Market rafındaki bütün yoğurt ve kefir ürünlerini aynı değerlendirmek doğru olmaz.</p>

<p>Sade yoğurt veya kefir ile yüksek miktarda ilave şeker içeren aromalı ürünlerin beslenme profili farklı.</p>

<p>Bu nedenle ürün seçerken içeriğe bakmak önemli.</p>

<p>Özellikle ilave şeker miktarı düşük seçenekler tercih edilebilir.</p>

<p>Asıl kazanç şeker ve yoğun işlenmiş gıdaları azaltmak olabilir</p>

<p>ABD’de gündeme gelen beslenme yaklaşımının daha az konuşulan ama sağlık açısından belki de daha önemli bir tarafı bulunuyor.</p>

<p>Bu tür beslenme modellerinde şekerli içeceklerin, tatlıların ve yoğun işlenmiş ürünlerin azaltılması da öneriliyor.</p>

<p>Bir kişi paketli atıştırmalıkları, şekerli içecekleri ve yoğun işlenmiş yiyecekleri azaltıp bunların yerine sebze, yoğurt, kefir ve daha az işlenmiş gıdaları koyduğunda yalnızca tek bir yiyeceği değiştirmiş olmuyor.</p>

<p>Bütün beslenme düzeni değişiyor.</p>

<p>Dolayısıyla ortaya çıkan olumlu sonuçları sadece “etin yanında turşu yedi” şeklinde açıklamak yanıltıcı olabilir.</p>

<p>Etin yanında ne tüketilebilir?</p>

<p>Sağlıklı bir öğün için tek bir mucize eşleşme bulunmuyor.</p>

<p>Et tüketilecekse porsiyon makul tutulabilir. Tabağın önemli bir bölümünü sebzeler veya salata oluşturabilir. Yanına sade yoğurt eklenebilir. Turşu ise tuz miktarı göz önünde bulundurularak küçük porsiyonda tüketilebilir.</p>

<p>Kefirin aynı öğünde tüketilmesi şart değil. Günün farklı bir saatinde de beslenmeye dahil edilebilir.</p>

<p>Protein kaynaklarını çeşitlendirmek de önemli.</p>

<p>Balık, yumurta, mercimek, nohut, kuru fasulye ve diğer baklagiller kırmızı ete alternatif oluşturabilir.</p>

<p>Sonuç: Bizim eski soframız, dünyanın yeni tartışması</p>

<p>ABD’de yeni bir beslenme yaklaşımı olarak tartışılan et ile mayalanmış gıdaların birlikteliği, Türkiye için aslında çok da yeni değil.</p>

<p>Etin yanında yoğurt, ayran ve turşu tüketmek geleneksel sofralarımızda uzun zamandır var.</p>

<p>Bilimsel araştırmalar özellikle yoğurt, kefir ve bazı mayalanmış gıdaların bağırsak mikrobiyotası açısından ilgi çekici olabileceğini gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fakat etin yanında yoğurt, kefir veya turşu tüketmenin kırmızı eti daha sağlıklı hale getirdiğini gösteren güçlü bir kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Sağlık açısından belirleyici olan tek bir yiyecek veya yiyecek eşleşmesi değil; etin miktarı, işlenmiş olup olmadığı, sebze ve lif tüketimi ve beslenmenin tamamı.</p>

<p>Uzmanlar Ne Öneriyor?</p>

<ul>
 <li>Et tüketirken tabağın önemli bir bölümünü sebze ve salataya ayırın.</li>
 <li>Yoğurt ve kefirde ilave şekeri düşük veya şekersiz seçenekleri tercih edin.</li>
 <li>Turşuyu tuz içeriği nedeniyle küçük porsiyonlarda tüketin.</li>
 <li>Salam ve sosis gibi işlenmiş etleri mümkün olduğunca sınırlayın.</li>
 <li>Kırmızı eti tek protein kaynağı haline getirmeyin.</li>
 <li>Balık, yumurta ve baklagillerle protein çeşitliliği sağlayın.</li>
 <li>Şekerli içecekleri ve yoğun işlenmiş gıdaları azaltın.</li>
 <li>Yoğurt, kefir veya turşuyu fazla et tüketiminin olası etkilerini ortadan kaldıran bir “koruyucu” olarak görmeyin.</li>
</ul>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>The New York Times Magazine. Et, kimchi ve mayalanmış gıdaları öne çıkaran beslenme yaklaşımına ilişkin dosya, 4 Ağustos 2026.</li>
 <li>Wastyk HC ve arkadaşları. Gut-microbiota-targeted diets modulate human immune status. Cell, 2021.</li>
 <li>Stanford School of Medicine. Fermented-food diet increases microbiome diversity and decreases inflammatory proteins, 2021.</li>
 <li>World Health Organization. Healthy Diet.</li>
 <li>International Agency for Research on Cancer. Red Meat and Processed Meat.</li>
 <li>Harvard T.H. Chan School of Public Health. The Nutrition Source: Yogurt.</li>
 <li>Harvard T.H. Chan School of Public Health. The Nutrition Source: Protein.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/abdde-gundem-oldu-etin-yaninda-yogurt-ve-tursu-tuketmek-saglikli-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7808-1.jpeg" type="image/jpeg" length="78450"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ufuk Üniversitesi Öğrencisi Cansu Dilara Bakacak Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ufuk-universitesi-ogrencisi-cansu-dilara-bakacak-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ufuk-universitesi-ogrencisi-cansu-dilara-bakacak-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ufuk Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Tıbbi Görüntüleme Teknikleri Programı öğrencisi Cansu Dilara Bakacak’ın vefat ettiği bildirildi. Üniversite yönetimi, Bakacak için başsağlığı mesajı yayımladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ufuk Üniversitesi öğrencisi Cansu Dilara Bakacak’ın vefatı, üniversite camiasında üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Üniversite tarafından yayımlanan başsağlığı mesajında, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Tıbbi Görüntüleme Teknikleri Programı öğrencisi Cansu Dilara Bakacak’ın hayatını kaybettiği duyuruldu.</p>

<p>Açıklamada, öğrencinin vefatının derin bir üzüntüyle öğrenildiği belirtilerek ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına ve sevenlerine başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>Ufuk Üniversitesi tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Sevgili öğrencimize Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına ve tüm sevenlerine başsağlığı ve sabır dileriz.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ufuk-universitesi-ogrencisi-cansu-dilara-bakacak-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 12:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7807.jpeg" type="image/jpeg" length="56465"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kalbin Önüne Yeni Bir Yol Açan Cerrah: René Favaloro]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kalbin-onune-yeni-bir-yol-acan-cerrah-rene-favaloro</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kalbin-onune-yeni-bir-yol-acan-cerrah-rene-favaloro" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Arjantinli cerrah René Favaloro, 1967’de Cleveland Clinic’te bacak toplardamarını koroner cerrahide kullanarak kalbin tıkalı damarlarına yeniden kan ulaştırmanın yolunu değiştirdi. Aynı yıl içinde geliştirilen aortokoroner bypass yaklaşımı, modern kalp cerrahisinin en önemli dönüm noktalarından biri oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün “bypass” denildiğinde milyonlarca insanın ne anlama geldiğini az çok bildiği bir kalp ameliyatından söz ediyoruz. Ancak 1960’ların ortasında kalbi besleyen koroner damarları ciddi biçimde tıkanmış hastalar için seçenekler çok daha sınırlıydı. Arjantin’den ABD’ye gelen René Favaloro ve Cleveland Clinic’teki çalışma arkadaşları, hastanın bacağından alınan safen veni, yani bacağın yüzeyel toplardamarlarından birini kullanarak kalp kasına yeniden kan ulaştıran cerrahi yöntemlerin geliştirilmesinde belirleyici rol oynadı. Favaloro, bu yaklaşımı 1968’de The Annals of Thoracic Surgery’de yayımladı; ertesi yıl ekip ilk 100 hastalık klinik deneyimini bilim dünyasıyla paylaştı. [1] [2]</p>

<p>Köy doktorluğundan kalp cerrahisinin merkezine</p>

<p>René Gerónimo Favaloro, 12 Temmuz 1923’te Arjantin’in La Plata kentinde doğdu. Tıp eğitimini La Plata Üniversitesi’nde tamamladı. Kariyerinin ilk büyük durağı ise dünyaca ünlü bir hastane değil, Arjantin’in La Pampa bölgesindeki küçük Jacinto Aráuz kasabasıydı.</p>

<p>Başlangıçta kısa süreliğine başka bir hekimin yerine gitmişti. Ancak bölgede sağlık hizmetlerinin yetersizliğini görünce kalmaya karar verdi. Yaklaşık 12 yıl boyunca burada hekimlik yaptı. Kardeşi Juan José’nin de katılmasıyla ameliyathane olanaklarının geliştirilmesine, kan bankası kurulmasına, hemşire ve sağlık çalışanlarının eğitimine ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasına katkıda bulundu. [4]</p>

<p>Bu yıllar Favaloro’nun tıbba bakışını da biçimlendirdi. Onun için hekimlik yalnızca hastalıklı organı tedavi etmek değildi; hastanın yaşadığı çevreyi, yoksulluğu ve sağlık hizmetine erişimini de anlamak gerekiyordu. Daha sonra dünyanın en tanınmış kalp cerrahlarından biri olduğunda bile kırsal hekimlik yıllarını meslek hayatının temel deneyimlerinden biri olarak görmeye devam etti. [4]</p>

<p>1962’de Cleveland’a gitti</p>

<p>Favaloro’nun ilgisi zamanla göğüs ve kalp cerrahisine yöneldi. 1962’de ABD’nin Ohio eyaletindeki Cleveland Clinic’e giderek kardiyovasküler cerrahi, yani kalp ve damar cerrahisi alanında çalışmaya başladı.</p>

<p>Burada cerrah Donald Effler ve kardiyolog F. Mason Sones gibi dönemin önemli isimleriyle aynı ekipte yer aldı. Sones’un geliştirdiği selektif koroner anjiyografi, yani kalbi besleyen damarların kontrast madde ve X ışını yardımıyla ayrıntılı biçimde görüntülenmesi, cerrahların önünde yeni bir harita açmıştı.</p>

<p>Artık hangi koroner damarın nerede ve ne ölçüde daraldığı daha açık biçimde görülebiliyordu. Favaloro bu görüntüleri inceleyerek hangi hastalarda cerrahi yolla yeniden kan akımı sağlanabileceği üzerine yoğunlaştı.</p>

<p>Tıkanıklığı açmak yerine yeni bir yol oluşturmak</p>

<p>Koroner arter hastalığında kalbi besleyen damarların içinde yağ ve kolesterol içeren plaklar birikir. Damar ciddi biçimde daraldığında kalp kasına yeterli kan ve oksijen ulaşamaz. Bunun sonucu göğüs ağrısı ortaya çıkabilir; damar tamamen tıkanırsa kalp krizi gelişebilir.</p>

<p>Bypass cerrahisinin temel mantığı, tıkanmış bölgenin çevresinden kanın geçebileceği alternatif bir yol oluşturmaktır.</p>

<p>Bu amaçla hastanın kendi damarlarından biri kullanılabilir. Favaloro’nun çalışmalarında bacağın yüzeyel toplardamarlarından olan safen ven önemli rol oynadı. Damarın bir ucu aortaya, yani vücudun ana atardamarına; diğer ucu ise koroner damarın tıkanıklığın ötesindeki bölümüne bağlandığında kan, kapalı bölgeyi dolaşarak kalp kasına ulaşabilir.</p>

<p>“Bypass” sözcüğü de günlük dilde tam olarak bunu anlatır: Tıkanmış yolun çevresinden yeni bir geçiş oluşturmak.</p>

<p>9 Mayıs 1967 önemli bir başlangıçtı</p>

<p>Favaloro’nun çalışmalarındaki kritik tarihlerden biri 9 Mayıs 1967 oldu. O gün Cleveland Clinic’te 51 yaşındaki bir kadın hastanın sağ koroner arterindeki ciddi hastalıklı bölüm çıkarıldı ve araya hastanın bacağından alınan safen ven parçası yerleştirildi.</p>

<p>Bu operasyon, günümüzde yaygın olarak uygulanan klasik aortokoroner bypassın birebir aynısı değildi. Kullanılan yöntem bir “interpozisyon grefti”ydi; yani hastalıklı damar bölümü çıkarılmış, yerine safen venden alınan bir damar parçası yerleştirilmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Favaloro ve Cleveland Clinic ekibi aynı yıl içinde yöntemi geliştirmeye devam etti. Daha sonraki operasyonlarda safen venin bir ucu aortaya, diğer ucu koroner arterin tıkanıklığın sonrasındaki bölümüne bağlandı. Böylece bugün aortokoroner bypass olarak bilinen yaklaşımın sistematik uygulamasına geçildi. [1] [3]</p>

<p>Bu ayrım tıp tarihi açısından önemli. Favaloro’nun başarısı tek bir ameliyatla “bypassı icat etmesi” değil, safen veni koroner dolaşımda kullanarak yöntemi adım adım geliştirmesi ve uygulanabilir bir cerrahi stratejiye dönüştürmesiydi.</p>

<p>Bypass Favaloro’dan önce de denenmişti</p>

<p>Tıp tarihinde büyük gelişmeler çoğu zaman tek bir kişinin bir anda yaptığı keşiflerden değil, birbirinin üzerine eklenen çalışmaların sonucunda ortaya çıkar.</p>

<p>Koroner damarlara yeniden kan ulaştırmaya yönelik ameliyatlar Favaloro’dan önce de yapılmıştı. Robert Goetz 1961’de insanda başarılı bir koroner bypass operasyonu gerçekleştirmiş, Vasilii Kolesov ise iç meme atardamarını kullanarak koroner damarlarla bağlantı kuran önemli operasyonlar yapmıştı. [3]</p>

<p>Bu nedenle René Favaloro’yu “bypassı tarihte ilk kez yapan cerrah” olarak tanımlamak doğru değil.</p>

<p>Onun tarihsel önemi, özellikle safen venle aortokoroner bypassı sistematik, tekrarlanabilir ve başka merkezlerde de uygulanabilir bir cerrahi yönteme dönüştüren başlıca öncülerden biri olmasıydı. [3]</p>

<p>İlk 100 hastanın sonuçları yayımlandı</p>

<p>Favaloro ve Cleveland Clinic ekibi yöntemi birkaç başarılı ameliyatla sınırlı bırakmadı. Hastalarda uygulanan operasyonların sonuçlarını sistematik biçimde izledi ve bilimsel dergilerde yayımladı.</p>

<p>1969’da Diseases of the Chest dergisinde yayımlanan çalışmada, safen ven kullanılarak doğrudan miyokardiyal revaskülarizasyon, yani kalp kasına yeniden kan ulaştırılması uygulanan ilk 100 hastanın sonuçları bildirildi. Araştırma insanlarda yapılmış klinik bir çalışmaydı. Hastaların 83’ü erkek, 17’si kadındı ve büyük bölümü 41 ile 60 yaş arasındaydı. [2]</p>

<p>Makalenin hazırlandığı sırada 100 hastadan 92’sinin hayatta olduğu bildirildi. Ameliyat sonrasında yeniden kalp kateterizasyonu yapılan 50 hastanın 40’ında greftin, yani oluşturulan yeni damar yolunun açık olduğu görüldü. [2]</p>

<p>Bu sonuçları bugünkü bypass ameliyatlarının sonuçlarıyla doğrudan karşılaştırmak doğru olmaz. Çünkü 1960’larda yoğun bakım, anestezi, kalp-akciğer makineleri, ilaçlar ve ameliyat sonrası bakım günümüzden çok farklıydı.</p>

<p>Buna rağmen bu ilk hasta serileri, yöntemin yalnızca teorik bir fikir olmadığını; gerçek hastalarda uygulanabildiğini ve kalbe yeniden kan ulaştırabildiğini gösterdi.</p>

<p>Bir kişinin değil, bir ekibin başarısıydı</p>

<p>Modern koroner bypass cerrahisi yalnızca Favaloro’nun çalışmalarıyla ortaya çıkmadı.</p>

<p>Koroner anjiyografinin geliştirilmesi, kalp-akciğer makinelerindeki ilerlemeler, damar cerrahisindeki teknik gelişmeler, anestezi olanakları ve farklı ülkelerde çalışan cerrahların deneyimleri birbirini tamamladı.</p>

<p>Tıp tarihçileri bu gelişimi Alexis Carrel’den Arthur Vineberg’e, Robert Goetz’den Vasilii Kolesov’a, F. Mason Sones’tan René Favaloro’ya kadar uzanan uzun bir bilimsel zincirin sonucu olarak değerlendiriyor. [3]</p>

<p>Favaloro’nun en önemli katkılarından biri, safen ven greftini planlı bir cerrahi strateji hâline getirmesi, sonuçlarını hızla yayımlaması ve yöntemin başka merkezlerde uygulanabilmesine öncülük etmesiydi.</p>

<p>1971’de Arjantin’e döndü</p>

<p>Favaloro, Cleveland Clinic’te uluslararası bir kariyer kurmuş olmasına rağmen 1971’de Arjantin’e dönmeye karar verdi.</p>

<p>Amacı yalnızca ameliyat yapılan bir hastane kurmak değildi. Hasta bakımı, eğitim ve bilimsel araştırmanın aynı çatı altında yürütüldüğü bir merkez oluşturmayı hedefliyordu.</p>

<p>1975’te Favaloro Vakfı kuruldu. Kurum zamanla kardiyoloji ve kalp cerrahisi alanlarında Latin Amerika’nın önemli eğitim, araştırma ve sağlık merkezlerinden biri hâline geldi. [4]</p>

<p>Favaloro, meslek yaşamı boyunca sağlık hizmetinin yalnızca ödeme gücü olanlara ulaşmaması gerektiğini savundu. Kırsal hekimlik yıllarında edindiği toplumsal sağlık anlayışını ileri teknoloji kullanılan kalp cerrahisi döneminde de sürdürdü.</p>

<p>Yaşamının son yılları ise kurduğu sağlık kuruluşunun ciddi ekonomik sorunlarıyla gölgelendi. René Favaloro, 29 Temmuz 2000’de Buenos Aires’te yaşamına son verdi. [4]</p>

<p>Favaloro’nun açtığı yol bugün hâlâ kullanılıyor</p>

<p>Koroner bypass cerrahisi 1960’lardan bu yana önemli ölçüde gelişti.</p>

<p>Günümüzde yalnızca bacaktaki safen ven değil, özellikle göğüs duvarındaki internal torasik arter gibi atardamarlar da greft olarak kullanılabiliyor. Cerrahi teknikler, yoğun bakım ve ilaç tedavileri de Favaloro’nun dönemine göre büyük ilerleme gösterdi.</p>

<p>Öte yandan her koroner damar hastasına bypass uygulanmıyor. Bazı hastalarda ilaç tedavisi veya stent tercih edilirken, özellikle çok sayıda damarın ciddi biçimde etkilendiği ve damar yapısının karmaşık olduğu bazı hastalarda bypass cerrahisi hâlâ temel tedavi seçeneklerinden biri. [5]</p>

<p>Güncel kılavuzlar tedavi kararının hastanın damar yapısı, kalbin çalışma gücü, eşlik eden hastalıkları ve kişisel özellikleri birlikte değerlendirilerek verilmesini öneriyor. Karmaşık hastalarda kardiyolog ve kalp cerrahlarının birlikte karar verdiği “Kalp Ekibi” yaklaşımı önem taşıyor. [5]</p>

<p>René Favaloro’nun tıp tarihindeki yeri bu nedenle yalnızca 1967’de gerçekleştirilen tek bir ameliyata dayanmıyor. Onun asıl mirası, yıllar boyunca geliştirilen bir fikri sistematik bir cerrahi yönteme dönüştürerek kalbin tıkanmış damarlarının çevresinden yeni bir yol açmanın güvenilir ve öğretilebilir bir tedavi yaklaşımı hâline gelmesine yaptığı katkıda yatıyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Favaloro RG. Saphenous Vein Autograft Replacement of Severe Segmental Coronary Artery Occlusion: Operative Technique. The Annals of Thoracic Surgery. 1968;5(4):334-339. DOI: 10.1016/S0003-4975(10)66351-5.</p>

<p>[2] Favaloro RG, Effler DB, Groves LK, Sheldon WC, Riahi M. Direct Myocardial Revascularization with Saphenous Vein Autograft: Clinical Experience in 100 Cases. Diseases of the Chest. 1969;56(4):279-283. DOI: 10.1378/chest.56.4.279.</p>

<p>[3] Bakaeen FG, Blackstone EH, Pettersson GB, Gillinov AM, Svensson LG. The Father of Coronary Artery Bypass Grafting: René Favaloro and the 50th Anniversary of Coronary Artery Bypass Grafting. The Journal of Thoracic and Cardiovascular Surgery. 2018;155(6):2324-2328. DOI: 10.1016/j.jtcvs.2017.09.167.</p>

<p>[4] Captur G. Memento for René Favaloro. Texas Heart Institute Journal. 2004;31(1):47-60.</p>

<p>[5] Lawton JS, Tamis-Holland JE, Bangalore S, ve ark. 2021 ACC/AHA/SCAI Guideline for Coronary Artery Revascularization: A Report of the American College of Cardiology/American Heart Association Joint Committee on Clinical Practice Guidelines. Circulation. 2022;145(3):e18-e114. DOI: 10.1161/CIR.0000000000001038.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kalbin-onune-yeni-bir-yol-acan-cerrah-rene-favaloro</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/rene-favaloro-1200x650-150kb.jpg" type="image/jpeg" length="96531"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uyku Süresi Biyolojik Yaşlanmayı Etkiliyor mu? Yeni Çalışma]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/uyku-suresi-biyolojik-yaslanmayi-etkiliyor-mu-yeni-calisma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/uyku-suresi-biyolojik-yaslanmayi-etkiliyor-mu-yeni-calisma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature dergisinde yayımlanan geniş kapsamlı araştırma, hem çok kısa hem de uzun uyku süresinin bazı organ ve moleküler biyolojik yaş göstergeleriyle olumsuz yönde ilişkili olduğunu ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>En düşük biyolojik yaş farkları, incelenen sistem ve cinsiyete göre yaklaşık 6,4–7,8 saatlik uyku aralığında görüldü; ancak çalışma bu sürenin yaşlanmayı doğrudan yavaşlattığını kanıtlamıyor.<br />
Columbia Üniversitesi araştırmacılarının da yer aldığı uluslararası MULTI Consortium, Birleşik Krallık’taki UK Biobank verilerini kullanarak 37–84 yaş arasındaki yaklaşık 500 bin kişinin bildirdiği uyku süresi ile biyolojik yaşlanma arasındaki ilişkiyi inceledi. Nature dergisinde 2026’da yayımlanan çalışmada uyku bilgileri geniş katılımcı grubundan elde edilirken, biyolojik yaş hesaplamaları görüntüleme, proteomik ve metabolomik verileri bulunan daha küçük alt gruplarda gerçekleştirildi. [1]<br />
Araştırmada beynin yanı sıra akciğer, karaciğer, bağışıklık sistemi, deri, endokrin sistem, yağ dokusu ve pankreas gibi yapıları da kapsayan 17 organ veya doku sistemi için toplam 23 biyolojik yaş göstergesi değerlendirildi. [1]<br />
Araştırmacılar 23 Farklı Biyolojik Yaş Göstergesini İnceledi<br />
Takvim yaşı, doğumdan itibaren geçen süreyi gösteriyor. Biyolojik yaş ise organların, dokuların veya vücuttaki moleküler süreçlerin aynı takvim yaşındaki diğer insanlara göre daha genç ya da daha yaşlı özellikler gösterip göstermediğini tahmin etmeye çalışan bilimsel ölçümlere verilen genel ad.<br />
Araştırmada 11 proteomik, 5 metabolomik ve 7 manyetik rezonans görüntüleme temelli olmak üzere toplam 23 biyolojik yaş göstergesi kullanıldı. [1]<br />
Proteomik analiz, kandaki çok sayıdaki proteinin ölçülmesi anlamına geliyor. Metabolomik ise vücudun enerji üretimi ve diğer kimyasal süreçleri sırasında ortaya çıkan küçük moleküllerin incelenmesini ifade ediyor.<br />
İncelenen 23 göstergenin 9’unda uyku süresi ile biyolojik yaş arasında istatistiksel olarak anlamlı, doğrusal olmayan bir ilişki bulundu. Bu ilişkilerin çoğu U harfine benziyordu: Bazı biyolojik yaş göstergeleri hem kısa hem de uzun uyku sürelerinde daha yüksekken, orta aralıkta daha düşük değerlere sahipti. [1]<br />
En Düşük Değerler 6,4 ile 7,8 Saat Arasında Görüldü<br />
Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri, biyolojik yaş açısından tek bir “ideal uyku saati” ortaya çıkmamasıydı.<br />
Organ veya sistem ile cinsiyete göre değişmekle birlikte biyolojik yaş farklarının en düşük olduğu noktalar erkeklerde yaklaşık 6,4–7,7 saat, kadınlarda ise yaklaşık 6,5–7,8 saatlik uyku arasında görüldü. Araştırmacılar sonraki analizlerde 6–8 saatlik uykuyu referans aralık olarak kullandı. [1]<br />
Ancak bu değerler “herkes tam 7 saat uyumalı” şeklinde yorumlanmamalı.<br />
Bunlar araştırma örnekleminde istatistiksel eğrilerin en düşük noktalarını gösteriyor. Bir insanın gerçek uyku ihtiyacı yaşına, sağlık durumuna, fiziksel aktivitesine, genetik özelliklerine ve yaşam koşullarına göre değişebilir.<br />
Kısa ve Uzun Uyku Ölüm Riskiyle de İlişkili Bulundu<br />
Araştırmacılar uyku süresi ile uzun dönem sağlık sonuçları arasındaki bağlantıyı da değerlendirdi.<br />
6–8 saatlik uyku referans alındığında, 6 saatin altında uyuyanlarda tüm nedenlere bağlı ölüm için hesaplanan tehlike oranı 1,50, 8 saatten fazla uyuyanlarda ise 1,40 olarak bulundu. Kısa uyku ayrıca kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet ve depresyon dahil çeşitli sağlık sorunlarıyla ilişkiliydi. [1]<br />
Bu sonuç “6 saatten az uyuyan herkesin ölüm riski kesin olarak yüzde 50 artar” anlamına gelmiyor.<br />
Tehlike oranı, araştırmadaki grupların zaman içindeki sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan istatistiksel bir ölçü. Üstelik çalışma gözlemsel olduğu için kısa veya uzun uykunun tek başına hastalık ya da erken ölüme neden olduğunu kanıtlamıyor.<br />
Özellikle uzun uykuda ters nedensellik önemli bir olasılık.<br />
Ters nedensellik, neden olduğunu düşündüğümüz durumun aslında bir sonucun göstergesi olması anlamına geliyor. Örneğin kronik bir hastalık, depresyon veya henüz tanı konmamış başka bir sağlık sorunu kişinin normalden daha uzun uyumasına yol açabilir. Böyle bir durumda uzun uyku hastalığın nedeni değil, mevcut sağlık durumunun bir işareti olabilir. [1]<br />
Uyku Yalnızca Beyinle İlgili Değil<br />
Çalışmanın önemli yönlerinden biri, uyku ile yaşlanma ilişkisinin yalnızca beyin üzerinden araştırılmamasıydı.<br />
Toplam 17 organ ve doku sistemini kapsayan biyolojik yaş göstergelerinde beyin, akciğer, karaciğer, bağışıklık sistemi, deri, endokrin sistem, yağ dokusu ve pankreas gibi farklı alanlarda uyku süresiyle anlamlı ilişkiler görüldü. [1]<br />
Araştırmacılar ayrıca kandaki proteinleri ve metabolitleri değerlendirdi.<br />
Metabolit, vücudun besinleri ve diğer maddeleri işlerken oluşturduğu küçük moleküllere verilen isim. Uyku süresinin bağışıklık sistemiyle ilişkili proteinler, yağ metabolizması ve çeşitli biyolojik yollarla bağlantılı olduğu görüldü. [1]<br />
Bu sonuçlar, uykunun yalnızca beynin dinlenmesini sağlayan bir süreç olmadığını; metabolizma, bağışıklık sistemi ve farklı organların işleyişiyle ilişkili geniş bir biyolojik süreç olduğunu destekliyor.<br />
Ancak bu bulgulardan “az uyku organları doğrudan yaşlandırıyor” sonucu çıkarmak mümkün değil.<br />
500 Bin Kişinin Tamamında Organ Yaşı Ölçülmedi<br />
Çalışmanın büyüklüğü dikkat çekici olsa da yaklaşık 500 bin katılımcının tamamında 23 biyolojik yaş göstergesinin tümü hesaplanmadı.<br />
Uyku süresine ilişkin bilgi yaklaşık 500 bin kişiden elde edilirken manyetik rezonans görüntüleme, proteomik ve metabolomik veriler yalnızca bunların belirli alt gruplarında bulunuyordu. Dolayısıyla farklı biyolojik yaş saatleri, gerekli verileri bulunan daha küçük katılımcı gruplarında hesaplandı. [1]<br />
Uyku süresinin temel ölçümü de kişilerin kendi bildirimlerine dayanıyordu. Katılımcılara 24 saat içinde, gündüz uykuları da dahil olmak üzere ortalama kaç saat uyudukları soruldu. [1]<br />
Bu yöntem yüz binlerce kişiyi kapsayan araştırmalar için kullanışlı olsa da hareket sensörleri veya uyku laboratuvarında yapılan ölçümler kadar kesin olmayabilir.<br />
Çalışmanın bir diğer sınırlılığı, katılımcıların büyük bölümünün Avrupa kökenli olmasıydı. Bu nedenle sonuçların farklı etnik ve coğrafi topluluklarda aynı şekilde görülüp görülmeyeceğinin ayrıca araştırılması gerekiyor.<br />
Araştırmadaki biyolojik yaş değerlendirmelerinin önemli bir bölümü de belirli bir zaman noktasındaki verilerin karşılaştırılmasına dayanıyordu. Bu nedenle çalışmanın ortaya koyduğu ilişkiler, uyku süresindeki değişimin zaman içinde organları ne ölçüde yaşlandırdığını veya gençleştirdiğini doğrudan göstermiyor. [1]<br />
Günlük Yaşamda Hedef Yalnızca Saat Sayısı Değil<br />
Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi ve Sleep Research Society’nin ortak uzlaşı açıklamasına göre 18–60 yaş arasındaki yetişkinlerin genel sağlıklarını desteklemek için düzenli olarak gecede 7 veya daha fazla saat uyuması öneriliyor. [2]<br />
Ancak uyku sağlığını yalnızca saat sayısıyla değerlendirmek yeterli değil.<br />
Uykunun düzenliliği, zamanlaması, gece boyunca ne kadar bölündüğü ve kişinin sabah ne kadar dinlenmiş uyandığı da önemli.<br />
Bu nedenle araştırmada görülen 6,4–7,8 saatlik aralık, herkes için geçerli bir “uzun yaşam reçetesi” olarak görülmemeli.<br />
Örneğin her gece 5 saat uyuyup gün boyunca belirgin uykululuk yaşayan bir kişiyle düzenli olarak 7 saat uyuyup sabah dinlenmiş uyanan bir kişinin uyku durumu yalnızca toplam saat üzerinden karşılaştırılamaz.<br />
Benzer şekilde yeterli uyku fırsatı bulunmasına rağmen uzun süredir 9–10 saat veya daha fazla uyuma ihtiyacı hissedilmesi, yalnızca “fazla uyuma” olarak değerlendirilmemeli; uyku kalitesi ve genel sağlık durumuyla birlikte ele alınmalı.<br />
Nature’daki araştırma, uyku süresinin beyinle sınırlı olmayan geniş bir biyolojik yaşlanma tablosuyla ilişkili olduğunu gösteren önemli insan verileri sunuyor. Ancak çalışma gözlemsel ilişkiler üzerine kurulu; uyku süresini değiştirmenin biyolojik yaşı geriye çevirdiğini veya insan ömrünü uzattığını göstermiyor. Longevity açısından bugünkü verilerin desteklediği yaklaşım, mümkün olduğunca az ya da çok uyumaya çalışmak değil; kişinin ihtiyacına uygun, yeterli, kaliteli ve düzenli bir uyku düzenini korumak.<br />
Kaynaklar<br />
[1] The MULTI Consortium, O’Toole CK, Song Z, et al. Sleep chart of biological ageing clocks in middle and late life. Nature. 2026. DOI: 10.1038/s41586-026-10524-5.<br />
[2] Watson NF, Badr MS, Belenky G, et al. Recommended Amount of Sleep for a Healthy Adult: A Joint Consensus Statement of the American Academy of Sleep Medicine and Sleep Research Society. Sleep. 2015;38(6):843-844. DOI: 10.5665/sleep.4716.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/uyku-suresi-biyolojik-yaslanmayi-etkiliyor-mu-yeni-calisma</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/uyku-biyolojik-yaslanma-150kb.jpg" type="image/jpeg" length="86055"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Mezunu Sıla Saraydemir Türkiye’yi Miss World’de Temsil Edecek]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/saglik-bilimleri-universitesi-mezunu-sila-saraydemir-turkiyeyi-miss-worldde-temsil-edecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/saglik-bilimleri-universitesi-mezunu-sila-saraydemir-turkiyeyi-miss-worldde-temsil-edecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sosyal Hizmetler Bölümü mezunu ve Miss Turkey 2025 birincisi Sıla Saraydemir, Türkiye’yi 73. Miss World yarışmasında temsil etmek üzere Vietnam’a gitti. Saraydemir, dünya tacı için 5 Eylül’de gerçekleştirilecek finalde yarışacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi mezunu Sıla Saraydemir, Türkiye’yi uluslararası arenada temsil etmek üzere yeni bir yolculuğa çıktı.</p>

<p>Miss Turkey 2025 yarışmasında birincilik elde eden 22 yaşındaki Saraydemir, 73. Miss World organizasyonu için Vietnam’a gitti. İstanbul Havalimanı’ndan Türk bayrağıyla paylaşım yapan Saraydemir, Türkiye’yi dünya sahnesinde temsil edecek olmanın heyecanını dile getirdi.</p>

<p>Üniversiteden dünya sahnesine</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sıla Saraydemir’in Miss World yolculuğunda eğitim hayatı da öne çıkıyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sosyal Hizmetler Bölümü’nde eğitim gören Saraydemir, dört yıllık lisans eğitimini Haziran 2026’da tamamlayarak mezun oldu.</p>

<p>Üniversite yıllarında sosyal hizmet alanında eğitim alan Saraydemir, mezuniyetinin hemen ardından bu kez Türkiye’yi uluslararası bir organizasyonda temsil etmek üzere dünya sahnesine çıkıyor.</p>

<p>Türkiye adına yarışacak</p>

<p>Vietnam’da düzenlenen Miss World organizasyonunda farklı ülkelerden gelen yarışmacılar çeşitli etaplarda değerlendirilecek. Yarışmanın yalnızca sahne performansından oluşmayan programında sosyal sorumluluk çalışmaları da önemli bir yer tutuyor.</p>

<p>Saraydemir de sosyal sorumluluk çalışmasında ruh sağlığı farkındalığı ve engelli bireylerin toplumsal yaşama katılımı konularını öne çıkarıyor. Çalışmanın, Saraydemir’in Sağlık Bilimleri Üniversitesinde aldığı Sosyal Hizmetler eğitimiyle kesişmesi de dikkat çekiyor.</p>

<p>Hedef 5 Eylül’deki büyük final</p>

<p>Türkiye adına Miss World sahnesine çıkacak Saraydemir için Vietnam’daki yoğun program başladı. Organizasyon süresince farklı etkinliklere ve değerlendirme etaplarına katılacak olan genç temsilci, 5 Eylül 2026’da yapılması planlanan büyük final için hazırlanacak.</p>

<p>Türkiye, Miss World tarihinde en büyük başarısını 2002 yılında Azra Akın’ın Dünya Güzeli seçilmesiyle elde etmişti. Sıla Saraydemir de 24 yıl sonra dünya tacını yeniden Türkiye’ye getirebilmek için yarışacak.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesindeki öğrencilik yıllarını kısa süre önce tamamlayan Saraydemir’in yolu böylece üniversite sıralarından Türkiye’yi temsil edeceği dünya sahnesine uzandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📰 Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/saglik-bilimleri-universitesi-mezunu-sila-saraydemir-turkiyeyi-miss-worldde-temsil-edecek</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 09:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7803-1.jpeg" type="image/jpeg" length="74022"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bilim İnsanları 41 Çalışmayı İnceledi: Biyolojik Yaşı Ne Yavaşlatıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bilim-insanlari-41-calismayi-inceledi-biyolojik-yasi-ne-yavaslatiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bilim-insanlari-41-calismayi-inceledi-biyolojik-yasi-ne-yavaslatiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de Tally Health ve Harvard Tıp Fakültesi bağlantılı araştırmacıların hakemli Frontiers in Genetics dergisinde yayımlanan kapsamlı incelemesi, yeni nesil epigenetik yaş saatlerini kullanan 41 insan müdahale çalışmasını değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Egzersiz, bitki ağırlıklı beslenme, kalori kısıtlaması ve omega-3 dahil bazı müdahalelerde biyolojik yaş göstergelerinin yavaşlayabildiği veya gerileyebildiği bildirildi.</p>

<p>Biyolojik yaşın gerçekten yavaşlatılıp yavaşlatılamayacağına ilişkin insan çalışmalarını bir araya getiren yeni inceleme, longevity araştırmalarında dikkat çeken bir tablo ortaya koydu. Adiv A. Johnson ve Harvard Tıp Fakültesi Paul F. Glenn Yaşlanma Biyolojisi Araştırma Merkezi’nden Prof. David A. Sinclair tarafından hazırlanan çalışmada, en az bir yeni nesil epigenetik yaş saati kullanan 41 insan müdahale araştırması sistematik olarak değerlendirildi.[1][2]</p>

<p>29 Mayıs 2026’da yayımlanan inceleme; yaşam tarzı değişikliklerinden beslenmeye, takviyelerden ilaçlara ve klinik müdahalelere kadar geniş bir alanı kapsadı. Araştırmacılar, bazı müdahalelerin en az bir epigenetik yaş göstergesinde anlamlı azalmayla ilişkili olduğunu, ancak bunun insanların gerçekten “gençleştiği” anlamına gelmediğini özellikle vurguladı.[1]</p>

<p>Biyolojik yaş nasıl ölçülüyor?</p>

<p>Takvim yaşı doğumdan itibaren geçen süreyi gösterirken biyolojik yaş, vücudun moleküler ve fizyolojik düzeyde nasıl yaşlandığını anlamaya çalışan daha karmaşık bir kavram.</p>

<p>Epigenetik yaş saatleri ise DNA metilasyonu adı verilen kimyasal işaretlerdeki örüntüleri kullanarak yaşlanmayla ilişkili değişimleri tahmin ediyor. Yeni nesil saatler yalnızca kişinin kronolojik yaşını tahmin etmeyi değil, sağlık durumu, yaşa bağlı hastalıklar ve ölüm riskiyle ilişkili biyolojik sinyalleri de yakalamayı amaçlıyor.[1]</p>

<p>Araştırmacılar bu nedenle özellikle yeni nesil epigenetik saatlerin kullanıldığı insan müdahale çalışmalarına odaklandı.</p>

<p>Egzersiz ve bitki ağırlıklı beslenmede dikkat çeken sonuçlar</p>

<p>İncelemede egzersiz ve fiziksel aktivite içeren bazı çalışmaların en az bir yeni nesil epigenetik yaş göstergesinde olumlu değişiklik bildirdiği görüldü.[1]</p>

<p>Bitki ağırlıklı beslenmenin incelendiği bazı müdahalelerde de benzer şekilde epigenetik yaş göstergelerinde azalma saptandı.</p>

<p>Ancak bütün çalışmalar aynı sonucu vermedi. Kullanılan epigenetik saatin türü, müdahalenin süresi, katılımcıların özellikleri ve araştırma tasarımı sonuçların değişmesine neden olabiliyor.[1]</p>

<p>Bu nedenle çalışma, “belirli bir beslenme modeli biyolojik yaşı kesin olarak geriletir” sonucunu desteklemiyor.</p>

<p>Omega-3 ve kalori kısıtlaması da listede</p>

<p>Araştırmacıların değerlendirmesine göre omega-3 yağ asitleri ve kalori kısıtlamasının incelendiği bazı insan çalışmalarında da yeni nesil epigenetik saatlerde yaşlanmanın yavaşlaması yönünde değişiklikler bildirildi.[1]</p>

<p>Omega-3 bulguları, daha önce yaşlı yetişkinler üzerinde gerçekleştirilen randomize kontrollü araştırmalardan elde edilen verilerle de bilimsel açıdan ilgi çekici bir kesişme oluşturuyor.</p>

<p>Ancak epigenetik saatte birkaç aylık veya yıllık değişim görülmesi ile kişinin sağlıklı yaşam süresinin aynı ölçüde uzaması birbirinden farklı sonuçlar. Araştırmacılar bu ayrımın korunması gerektiğine dikkat çekiyor.[1]</p>

<p>Semaglutid ve metformin gibi ilaçlar da incelendi</p>

<p>İncelemenin dikkat çekici bölümlerinden biri farmakolojik müdahaleler oldu.</p>

<p>Araştırmacılar, GLP-1 reseptör agonisti semaglutid, metformin, kolesterol düşürücü pitavastatin ve bazı başka ilaçların kullanıldığı çalışmalarda en az bir yeni nesil epigenetik yaş saatinde anlamlı değişiklik bildirildiğini belirledi.[1]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte söz konusu çalışmaların önemli bir bölümü bu ilaçların sağlıklı insanlarda “yaşlanma karşıtı” amaçlarla kullanılması için tasarlanmadı.</p>

<p>Dolayısıyla sonuçlar, semaglutid veya metformin gibi ilaçların sırf biyolojik yaşı düşürmek amacıyla kullanılmasını destekleyen klinik bir öneri niteliği taşımıyor.</p>

<p>Rapamisin ve senolitiklerde tablo farklı çıktı</p>

<p>Longevity dünyasında uzun süredir tartışılan bazı müdahalelerde ise beklentilerin aksine sonuçlar daha sınırlı kaldı.</p>

<p>İncelemede yer alan insan çalışmalarında rapamisin, nikotinamid ribozid ve bazı senolitik müdahalelerin yeni nesil epigenetik yaş saatlerinde saptanabilir bir düşüş oluşturmadığı bildirildi.[1]</p>

<p>Bu bulgu özellikle önemli. Çünkü hayvan deneylerinde veya temel bilim araştırmalarında umut veren bir mekanizmanın insanlarda aynı biyolojik etkiyi göstereceği varsayılamıyor.</p>

<p>Öte yandan “epigenetik saatte değişiklik saptanmaması”, söz konusu müdahalenin insan sağlığındaki diğer olası etkilerinin bulunmadığı anlamına da gelmiyor. İncelemenin ölçtüğü temel konu, belirli yeni nesil yaş saatlerinin müdahalelere verdiği yanıttı.[1]</p>

<p>Epigenetik saatin gerilemesi gerçekten gençleşmek anlamına gelmiyor</p>

<p>Araştırmanın en kritik mesajlarından biri burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Epigenetik yaş saatleri halen araştırma amaçlı biyobelirteçler. Bir müdahaleden sonra epigenetik yaş değerinin azalması, kişinin yaşlanma sürecinin bütünüyle tersine döndüğünü veya yaşam süresinin uzadığını tek başına kanıtlamıyor.[1]</p>

<p>Araştırmacılar sirkadiyen ritim, akut stres ve kandaki hücre tiplerinin dağılımı gibi faktörlerin bile epigenetik saatlerin verdiği sonuçları etkileyebileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Ölçümlerde teknik ve biyolojik değişkenlik de bulunabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle epigenetik yaşta görülen düşüşün gerçek klinik yarara dönüşüp dönüşmediğinin hastalık gelişimi, fiziksel işlev, sağlıklı yaşam süresi ve ölüm oranları gibi daha güçlü sonuçlarla doğrulanması gerekiyor.[1][3]</p>

<p>699 kişilik uzun dönem araştırması saatlerin önemini destekliyor</p>

<p>Epigenetik saatlerin yalnızca teorik göstergeler olmadığına ilişkin başka veriler de bulunuyor.</p>

<p>2026’da yayımlanan ayrı bir uzun dönem araştırmasında 699 yetişkin 24 yıla kadar takip edildi. Bazı epigenetik saatlerde zaman içerisinde daha hızlı yaşlanma gösteren kişilerin ölüm riskinin de daha yüksek olduğu belirlendi.[3]</p>

<p>Bu bulgu, epigenetik yaşın zaman içerisindeki değişiminin sağlık durumuna ilişkin değerli bilgiler taşıyabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak araştırmacılar açısından asıl soru hâlâ açık: Bir müdahaleyle epigenetik saati yavaşlatmak, uzun vadede hastalıkları azaltıyor ve insanların daha uzun, daha sağlıklı yaşamasını sağlıyor mu?</p>

<p>Bu soruya kesin yanıt verebilmek için daha büyük, uzun süreli ve klinik sonuçları takip eden randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Longevity araştırmalarında tablo giderek netleşiyor</p>

<p>41 insan çalışmasının birlikte değerlendirilmesi, biyolojik yaşın tamamen değişmez bir süreç olmayabileceğine ilişkin bilimsel ilgiyi güçlendiriyor.</p>

<p>Egzersiz, bitki ağırlıklı beslenme, kalori kısıtlaması ve omega-3 gibi müdahalelerin bazı araştırmalarda olumlu epigenetik değişikliklerle ilişkilendirilmesi dikkat çekiyor. Buna karşılık longevity alanında yoğun biçimde tartışılan bazı ilaç ve takviyelerin aynı göstergelerde belirgin sonuç vermemesi, alanın henüz kesin reçeteler üretmekten uzak olduğunu gösteriyor.[1]</p>

<p>Bugünkü bilimsel kanıt açısından en önemli ayrım da burada bulunuyor: Biyolojik yaş saatini geriletmek umut verici bir araştırma sonucu olabilir, ancak henüz insanın gerçekten gençleştiğinin veya daha uzun yaşayacağının kanıtı değil.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>[1] Frontiers in Genetics</p>

<p>[2] Harvard Medical School, Paul F. Glenn Center for Biology of Aging Research</p>

<p>[3] Nature Aging</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bilim-insanlari-41-calismayi-inceledi-biyolojik-yasi-ne-yavaslatiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7799.jpeg" type="image/jpeg" length="82009"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çorum FK için Kyziridis iddiası güçlendi: Hearts teklifi kabul etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/corum-fk-icin-kyziridis-iddiasi-guclendi-hearts-teklifi-kabul-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/corum-fk-icin-kyziridis-iddiasi-guclendi-hearts-teklifi-kabul-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alexandros Kyziridis için Çorum FK iddiası güçlendi. Hearts Teknik Direktörü Wouter Vrancken, 25 yaşındaki kanat oyuncusu için 1,7 milyon sterlinlik teklifin kabul edildiğini doğrularken, Çorum kaynakları anlaşmanın 2,1 milyon avro seviyesinde olduğunu bildirdi. [1][2]]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Heart of Midlothian forması giyen Alexandros Kyziridis’in Türkiye’ye transferinde önemli bir aşamaya gelindi. İskoçya’dan gelen son bilgiler, Hearts’ın Yunan futbolcu için Süper Lig’e yeni yükselen bir Türk kulübünden gelen teklifi kabul ettiğini ortaya koyarken, Türkiye tarafındaki haberlerde söz konusu kulübün Çorum FK olduğu öne sürüldü.</p>

<p>Hearts teknik direktörü teklifi doğruladı</p>

<p>Transfer dosyasındaki en güçlü doğrulama Hearts cephesinden geldi.</p>

<p>Hearts Teknik Direktörü Wouter Vrancken, Kyziridis için yapılan teklifin kulüp tarafından kabul edildiğini açıkladı. İskoçya’da yayımlanan habere göre teklif yaklaşık 1,7 milyon sterlin seviyesinde. Oyuncuya da transfer görüşmelerini yürütmesi ve olası ayrılığını sonuçlandırması için izin verildi. [1]</p>

<p>Vrancken, transferin hem oyuncu hem de Hearts açısından uygun bir anlaşma olduğunu değerlendirdi. Kyziridis’in Dundee United karşılaşmasının kadrosunda yer almamasının da kabul edilen teklifle bağlantılı olduğu bildirildi. [1]</p>

<p>Bu gelişmeler, Türkiye bağlantısının yalnızca menajer veya sosyal medya kaynaklı bir transfer söylentisi olmadığını ortaya koyuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çorum FK adı öne çıktı</p>

<p>İskoç kaynakları teklifin Süper Lig’e yeni yükselen bir Türk kulübünden geldiğini belirtirken, alıcı kulübün adını ilk haberlerde açıklamadı. Türkiye tarafında ise Çorum FK bağlantısı giderek güçlendi.</p>

<p>Çorum yerel basınında yayımlanan haberlerde, Çorum FK’nin Kyziridis için Hearts ile 2,1 milyon avro bonservis bedeli üzerinden anlaşmaya vardığı ileri sürüldü. [2][3]</p>

<p>Transferle ilgili başka kaynaklarda da aynı bonservis rakamı ve Çorum FK bilgisi yer aldı. Oyuncuyla dört yıllık sözleşme konusunda anlaşmaya varıldığı ve Kyziridis’in işlemlerini tamamlamak üzere İstanbul’a geleceği öne sürüldü. [4]</p>

<p>İskoçya’da açıklanan yaklaşık 1,7 milyon sterlinlik teklif ile Türkiye’de bildirilen 2,1 milyon avroluk rakamın birbirine yakın olması da iki taraftaki haberlerin aynı transfer dosyasına ilişkin olduğunu güçlendiren unsurlar arasında bulunuyor.</p>

<p>25 yaşındaki kanat oyuncusu</p>

<p>Yunanistan doğumlu Kyziridis, 25 yaşında ve ağırlıklı olarak sol kanatta görev yapıyor. Hücum hattının farklı bölgelerinde kullanılabilen futbolcu, Hearts’a 2025 yazında Slovakya temsilcisi Zemplín Michalovce’den bonservis bedeli ödenmeden katılmıştı. [1]</p>

<p>Kyziridis, 2025-2026 sezonunda Hearts formasıyla tüm kulvarlarda 42 karşılaşmada 6 gol ve 11 asist üretti. [4]</p>

<p>Bu performansın ardından oyuncunun bonservis bedeliyle ayrılması, Hearts açısından da transfer geliri anlamına geliyor.</p>

<p>Çorum FK’nin kanat planlamasına yeni hamle</p>

<p>Çorum FK’nin Kyziridis girişimi, Süper Lig’deki ilk sezonu öncesindeki kadro yapılanmasının hücum ayağında değerlendiriliyor.</p>

<p>Kyziridis’in sol kanadın yanı sıra sağ kanat ve hücum hattının merkezinde görev yapabilmesi, transferin gerçekleşmesi halinde teknik heyete farklı seçenekler sağlayabilecek bir oyuncu profili ortaya koyuyor.</p>

<p>Bununla birlikte oyuncunun Çorum FK forması giyeceği konusunda kulüpten yapılmış nihai transfer açıklaması esas alınmadan sürecin tamamlandığını kesin ifadelerle duyurmak doğru olmayacaktır.</p>

<p>Resmî açıklama bekleniyor</p>

<p>Mevcut durumda dosyanın iki önemli bölümü birbirini destekliyor: Hearts cephesinde 1,7 milyon sterlinlik teklifin kabul edildiği teknik direktör tarafından doğrulanmış durumda; Türkiye’deki birden fazla kaynak ise teklifin arkasındaki kulübün Çorum FK olduğunu ve bedelin yaklaşık 2,1 milyon avro olduğunu bildiriyor.</p>

<p>Ancak Hearts veya Çorum FK tarafından Kyziridis’in transferinin tamamlandığını ilan eden nihai kulüp açıklaması görülmeden oyuncunun resmen Çorum FK’ye transfer olduğu şeklinde kesin bir ifade kullanılmamalı.</p>

<p>Transfer işlemlerinin tamamlanması halinde taraflardan resmî açıklama gelmesi bekleniyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>[1] Daily Record – Scott Burns<br />
[2] Çorum Haber<br />
[3] Yayla Haber<br />
[4] Spor Depor</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/corum-fk-icin-kyziridis-iddiasi-guclendi-hearts-teklifi-kabul-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7797.jpeg" type="image/jpeg" length="96791"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray’dan Gabriel Martinelli için transfer hamlesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-gabriel-martinelli-icin-transfer-hamlesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-gabriel-martinelli-icin-transfer-hamlesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın Arsenal forması giyen Brezilyalı kanat oyuncusu Gabriel Martinelli’nin transfer şartlarını sorduğu bildirildi. İngiliz basınına göre iki kulüp arasında olası transferin mali koşulları da gündeme geldi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’ın gündeminde Gabriel Martinelli</p>

<p>Galatasaray’ın hücum hattını güçlendirmek amacıyla Arsenal’in Brezilyalı yıldızı Gabriel Martinelli için harekete geçtiği öne sürüldü.</p>

<p>İngiltere’den gelen son bilgilere göre sarı-kırmızılılar, 25 yaşındaki futbolcunun transfer şartları konusunda Arsenal ile temas kurdu.</p>

<p>İngiliz basınında 10 Ağustos’ta yer alan haberlerde, Galatasaray’ın Martinelli’nin durumunu sorduğu ve taraflar arasında olası transferin mali koşullarının gündeme geldiği belirtildi.</p>

<p>Galatasaray’ın daha önce gündeminde bulunan Rafael Leao konusunda sonuç alamamasının ardından alternatif isimlerden biri olarak Martinelli’ye yöneldiği aktarılıyor.</p>

<p>Arsenal’in şartı ortaya çıktı</p>

<p>Transferin önündeki önemli konulardan biri Arsenal’in kadro planlaması.</p>

<p>İngiltere’den gelen bilgilere göre Arsenal, Martinelli’nin ayrılığına kapıyı tamamen kapatmış değil. Ancak Londra ekibinin Brezilyalı oyuncuyu göndermeden önce kanat bölgesine yeni bir futbolcu kazandırmak istediği belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle Galatasaray’ın ilgisine rağmen transfer sürecinin Arsenal’in yapacağı takviyelere bağlı olarak şekillenebileceği ifade ediliyor.</p>

<p>Martinelli’nin Arsenal ile mevcut sözleşmesinde son yıla girdiği, İngiliz kulübünün kontratı bir sezon daha uzatma hakkının bulunduğu bildiriliyor.</p>

<p>Galatasaray için önemli bir hücum seçeneği</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>18 Haziran 2001 doğumlu Gabriel Martinelli, ağırlıklı olarak sol kanatta görev yapıyor. Hücum hattının farklı bölgelerinde de oynayabilen Brezilyalı futbolcu, 2019 yılında Ituano’dan Arsenal’e transfer olmuştu.</p>

<p>Martinelli, Arsenal kariyerinde 278 resmi karşılaşmada 62 gol ve 36 asistlik katkı verdi.</p>

<p>Brezilya Milli Takımı formasını da giyen Martinelli’nin sürati, geçiş hücumlarındaki etkinliği ve sol kanattan ceza sahasına yaptığı koşular, Galatasaray’ın hücum seçeneklerini önemli ölçüde artırabilecek özellikler arasında bulunuyor.</p>

<p>Transferde kritik başlık bonservis</p>

<p>Galatasaray açısından dosyanın en önemli başlıklarından birini bonservis bedelinin oluşturması bekleniyor.</p>

<p>İngiliz basınında Arsenal’in oyuncuyu düşük bir bedelle bırakmak istemediği yönünde değerlendirmeler bulunuyor. Bu nedenle taraflar arasında temasların ilerlemesi halinde bonservis pazarlığının transferin kaderini belirlemesi bekleniyor.</p>

<p>Şu aşamada Galatasaray veya Arsenal tarafından Martinelli konusunda resmî bir transfer açıklaması yapılmış değil.</p>

<p>Doğrulama kaynaklarının özeti</p>

<p>İngiliz basınında 10 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan haberlerde Galatasaray’ın Martinelli için transfer sorgusu yaptığı ve olası transferin mali koşullarının görüşüldüğü bildirildi. Arsenal’in ise yerine kanat transferi gerçekleştirmeden oyuncunun ayrılığına onay vermek istemediği aktarılıyor.</p>

<p>Bilgiler henüz kulüpler tarafından resmen doğrulanmadığı için transfer, görüşme/temas aşamasında değerlendiriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-gabriel-martinelli-icin-transfer-hamlesi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7794.jpeg" type="image/jpeg" length="98534"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon’da 30 Yaşındaki Emrah Selim Evinde Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzonda-30-yasindaki-emrah-selim-evinde-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzonda-30-yasindaki-emrah-selim-evinde-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde kendisinden haber alınamayan 30 yaşındaki Emrah Selim, yakınlarının durumu bildirmesi üzerine gidilen evinde hayatını kaybetmiş halde bulundu. Kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için inceleme başlatıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesinde 30 yaşındaki Emrah Selim’in evinde hayatını kaybetmesi üzerine soruşturma başlatıldı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre olay, Ortahisar’a bağlı Çukurçayır Mahallesi’nde bulunan Mimoza Evlerinde meydana geldi.</p>

<p>Yakınları haber alamayınca eve gitti</p>

<p>Bir süredir Emrah Selim’den haber alamayan yakınları, durumdan endişelenerek yaşadığı eve gitti. Yapılan ihbarın ardından adrese ekipler sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekiplerin yaptığı kontrolde 30 yaşındaki Selim’in hayatını kaybettiği belirlendi.</p>

<p>Kesin ölüm nedeni araştırılıyor</p>

<p>Emrah Selim’in ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla inceleme başlatıldı. Kesin ölüm nedeninin yapılacak incelemelerin ardından netlik kazanması bekleniyor.</p>

<p>Olayla ilgili soruşturma sürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzonda-30-yasindaki-emrah-selim-evinde-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7790.jpeg" type="image/jpeg" length="38467"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üniversite Mezunu Kamu İşçilerinden “Memuriyete Geçiş” Talebi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/universite-mezunu-kamu-iscilerinden-memuriyete-gecis-talebi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/universite-mezunu-kamu-iscilerinden-memuriyete-gecis-talebi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kamu kurumlarında işçi statüsünde çalışan ön lisans ve lisans mezunları, eğitim durumları, hizmet süreleri ve mesleki deneyimlerinin dikkate alınacağı objektif kriterlerle memuriyete geçiş imkânı oluşturulmasını talep ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kamu kurumlarında uzun yıllardır işçi statüsünde görev yapan üniversite mezunu çalışanlardan yeni bir kariyer düzenlemesi talebi gündeme geldi.</p>

<p>Kamu işçilerinin sosyal medyada dile getirdiği talepte, görevlerini sürdürürken eğitim hayatına devam ederek ön lisans veya lisans mezunu olan çalışanların mevcut statülerinde kariyerlerini ilerletme konusunda sınırlı imkânlara sahip oldukları belirtildi.</p>

<p>Hizmet süresi ve eğitim durumunun dikkate alınması istendi</p>

<p>Talebi gündeme getiren kamu işçileri, yıllar içinde kazanılan kamu hizmeti tecrübesinin üniversite eğitimiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.</p>

<p>Önerilen modelde;</p>

<ul>
 <li>hizmet süresi,</li>
 <li>öğrenim durumu,</li>
 <li>mesleki deneyim,</li>
 <li>objektif sınav ve liyakat kriterlerinin</li>
</ul>

<p>birlikte değerlendirilerek uygun şartları sağlayan kamu işçilerine memuriyete geçiş için bir kariyer yolu oluşturulması isteniyor.</p>

<p>“Doğrudan memuriyet değil, kriterlere bağlı geçiş”</p>

<p>Çalışanların gündeme taşıdığı talebin, “üniversite mezunu olan bütün kamu işçileri doğrudan memur kadrosuna geçirilsin” şeklinde olmadığı özellikle vurgulanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna göre çalışanlar, belirli bir hizmet süresini tamamlayan, eğitim seviyesini yükselten ve belirlenecek objektif şartları sağlayan işçiler için sınav ve liyakat esasına dayalı bir geçiş mekanizmasının oluşturulmasını talep ediyor.</p>

<p>Kamu hizmetini ve kurumun işleyişini yakından bilen çalışanların mesleki deneyimlerinin de değerlendirmeye alınması gerektiği ifade ediliyor.</p>

<p>Gözler olası yasal düzenlemelere çevrildi</p>

<p>Üniversite mezunu kamu işçilerinin talebinin hayata geçirilebilmesi için personel mevzuatı ve kadro sistemini ilgilendiren kapsamlı bir düzenleme gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle sosyal medyada gündeme getirilen çağrı, mevcut durumda bir talep niteliği taşıyor. Üniversite mezunu kamu işçilerine genel ve otomatik bir memuriyete geçiş hakkı tanındığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Çalışanlar ise önümüzdeki dönemde kamu personel sistemine ilişkin yapılabilecek düzenlemelerde eğitim, tecrübe ve liyakat esaslı kariyer imkânının da gündeme alınmasını bekliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>💼 Kariyer</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/universite-mezunu-kamu-iscilerinden-memuriyete-gecis-talebi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7787-1.jpeg" type="image/jpeg" length="22086"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Metastatik prostat kanserinde yeni dönem: İlerleme riski yüzde 28 azaldı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/metastatik-prostat-kanserinde-yeni-donem-ilerleme-riski-yuzde-28-azaldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/metastatik-prostat-kanserinde-yeni-donem-ilerleme-riski-yuzde-28-azaldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de Weill Cornell Medicine öncülüğünde, 20 ülkeden merkezlerin katılımıyla yürütülen ve The Lancet’te yayımlanan Faz 3 PSMAddition çalışması, PSMA-pozitif metastatik hormona duyarlı prostat kanserinde standart hormonal tedaviye ^177Lu-PSMA-617 eklenmesinin radyolojik ilerleme veya ölüm riskini yüzde 28 azalttığını gösterdi. [1]]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Radyoligand tedavisi hastalığın daha erken dönemine taşındı</p>

<p>PSMA-pozitif metastatik hormona duyarlı prostat kanserinde hedefe yönelik radyoligand tedavisinin daha erken kullanılmasını değerlendiren PSMAddition çalışmasının Faz 3 sonuçları The Lancet’te yayımlandı. Çalışma, ^177Lu-PSMA-617’nin standart hormonal tedaviye eklenmesinin hastalığın radyolojik olarak ilerlemesi veya ölüm riskini anlamlı biçimde azalttığını ortaya koydu. [1]</p>

<p>Araştırmanın önemi, daha önce ileri ve tedaviye dirençli prostat kanseri basamaklarında kullanılan radyoligand tedavisinin, metastatik hastalığın daha erken evresinde standart tedaviye eklenmesini değerlendirmesinden kaynaklanıyor.</p>

<p>Çalışma sonuçları 7 Ağustos 2026’da Weill Cornell Medicine tarafından da duyuruldu. Araştırmacılar, bulguların uygun hasta grubunda tedavi yaklaşımını değiştirme potansiyeli taşıdığını bildirdi.</p>

<p>20 ülkede 1.100’den fazla hasta incelendi</p>

<p>Uluslararası, randomize, açık etiketli Faz 3 PSMAddition çalışmasına PSMA-pozitif, metastatik hormona duyarlı prostat kanseri bulunan 1.100’den fazla hasta dahil edildi. Çalışma 20 ülkedeki merkezlerde yürütüldü. [1]</p>

<p>Katılımcılar iki gruba ayrıldı.</p>

<p>Bir gruba standart tedavi olarak androjen baskılama tedavisi (ADT) ile androjen reseptör yolak inhibitörü (ARPI) verildi. Diğer grupta ise aynı tedaviye ^177Lu-PSMA-617 eklendi.</p>

<p>^177Lu-PSMA-617 grubundaki hastalara radyoligand tedavisi yaklaşık altı haftada bir ve en fazla altı kür uygulanacak şekilde planlandı. Çalışmanın temel sonlanım noktası radyolojik progresyonsuz sağkalımdı. [1]</p>

<p>Çalışma kayıtlarına göre toplam 1.140 hasta çalışmaya alındı. Daha önce yayımlanan çalışma protokolü verilerinde ise randomize edilen hasta sayısı 1.144 olarak bildirilmişti.</p>

<p>İlerleme veya ölüm riski yüzde 28 düştü</p>

<p>Çalışmanın en dikkat çekici sonucu radyolojik progresyonsuz sağkalımda görüldü.</p>

<p>^177Lu-PSMA-617’nin standart tedaviye eklenmesi, yalnızca standart tedavi verilen grupla karşılaştırıldığında radyolojik hastalık ilerlemesi veya ölüm riskini yüzde 28 azalttı.</p>

<p>Hazard oranı 0,72 olarak hesaplandı. [1]</p>

<p>Bu sonuç, hedefe yönelik radyoligand tedavisinin hastalık hormon tedavisine dirençli hale gelmeden önce kullanılmasının klinik yarar sağlayabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Tam yanıt oranında da artış görüldü</p>

<p>Çalışmada yalnızca hastalığın ilerlemesine kadar geçen süre değil, tümör yanıtları da değerlendirildi.</p>

<p>^177Lu-PSMA-617 eklenen grupta tam yanıt oranı yüzde 57,1 olurken standart tedavi grubunda yüzde 42,3 olarak bildirildi.</p>

<p>Genel yanıt oranları ise sırasıyla yüzde 85,3 ve yüzde 80,8 olarak kaydedildi. Ayrıca metastatik kastrasyona dirençli prostat kanserine ilerleme süresinde de kombinasyon tedavisi lehine sonuç elde edildi. [1]</p>

<p>Genel sağkalım için takip sürüyor</p>

<p>Bulguların yorumlanmasında önemli bir ayrıntı bulunuyor.</p>

<p>Çalışmanın mevcut analizinde genel sağkalım verileri henüz olgunlaşmış değil. İlk değerlendirmelerde ^177Lu-PSMA-617 grubunda olumlu bir eğilim görülmesine rağmen, tedavinin hastaların toplam yaşam süresini anlamlı biçimde uzattığını söylemek için daha uzun takip gerekiyor. [1]</p>

<p>Bu nedenle yüzde 28’lik azalma, tek başına ölüm riskinde yüzde 28 azalma anlamına gelmiyor. Bulgudaki sonlanım noktası, radyolojik hastalık ilerlemesi veya ölümden oluşan birleşik ölçüt.</p>

<p>Araştırmacılar genel sağkalım ve uzun dönem güvenlilik verilerini izlemeyi sürdürüyor.</p>

<p>En sık yan etkilerden biri ağız kuruluğu</p>

<p>Üçlü tedavi uygulanan hastalarda yan etkiler daha sık görüldü.</p>

<p>Araştırmacıların bildirdiği en yaygın sorunlardan biri ağız kuruluğuydu. ^177Lu-PSMA-617 alan hastaların yaklaşık yüzde 46’sında ağız kuruluğu görüldü. Yorgunluk da sık bildirilen yan etkiler arasında yer aldı. [1]</p>

<p>Radyoligand tedavisinin uygulanabilmesi için ayrıca hastanın tümörlerinde PSMA ekspresyonunun görüntüleme yöntemleriyle doğrulanması gerekiyor. Tedavinin nükleer tıp veya radyasyon onkolojisi altyapısı gerektirmesi de erişim açısından önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Prostat kanseri tedavisinde ne değişebilir?</p>

<p>^177Lu-PSMA-617, PSMA adı verilen hedefi taşıyan prostat kanseri hücrelerine bağlanarak radyoaktif lutetium-177’yi tümör hücrelerinin yakınına taşıyan hedefli bir radyoligand tedavisi.</p>

<p>PSMAddition sonuçlarının önemi, bu yaklaşımın yalnızca ileri ve tedaviye dirençli hastalıkta değil, PSMA-pozitif metastatik prostat kanserinin daha erken tedavi aşamalarında da kullanılabileceğini göstermesi.</p>

<p>Ancak sonuçlar bütün prostat kanseri hastalarının ^177Lu-PSMA-617 kullanması gerektiği anlamına gelmiyor. Hasta seçimi, PSMA görüntüleme sonuçları, hastalığın özellikleri, eşlik eden hastalıklar ve tedavinin olası yan etkileri dikkate alınarak uzman hekimler tarafından yapılmalı. [1][2]</p>

<p>KAYNAKLAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>[1] The Lancet<br />
[2] Weill Cornell Medicine<br />
[3] <a href="http://clinicaltrials.gov/" rel="nofollow">ClinicalTrials.gov</a><br />
[4] U.S. Food and Drug Administration</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/metastatik-prostat-kanserinde-yeni-donem-ilerleme-riski-yuzde-28-azaldi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 06:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7784.jpeg" type="image/jpeg" length="36686"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Van’da sağlık camiasının acı günü: Dr. Abdullah Şamil Çağlar ve Mehmet Hanifi Turan vefat etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/vanda-saglik-camiasinin-aci-gunu-dr-abdullah-samil-caglar-ve-mehmet-hanifi-turan-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/vanda-saglik-camiasinin-aci-gunu-dr-abdullah-samil-caglar-ve-mehmet-hanifi-turan-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Kardiyoloji Asistan Doktoru Abdullah Şamil Çağlar ile hastane çalışanı Mehmet Hanifi Turan hayatını kaybetti. Van İl Sağlık Müdürlüğü iki çalışan için başsağlığı mesajı yayımladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Van sağlık camiası iki vefat haberiyle üzüntü yaşadı. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Dr. Abdullah Şamil Çağlar ile hastane çalışanı Mehmet Hanifi Turan’ın hayatını kaybettiği bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Abdullah Şamil Çağlar Kardiyoloji Kliniğinde görev yapıyordu</p>

<p>Dr. Abdullah Şamil Çağlar’ın görevine ilişkin ayrıntı hastanenin resmî kayıtlarında da yer alıyor. SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin personel kayıtlarında Çağlar, Kardiyoloji Kliniğinde Asistan Doktor olarak gösteriliyor.</p>

<p>Van-Hakkâri Tabip Odası da Dr. Çağlar’ın vefatının ardından taziye mesajı yayımlayarak ailesine, yakınlarına ve çalışma arkadaşlarına başsağlığı dileklerini iletti.</p>

<p>Van İl Sağlık Müdürlüğünden taziye mesajı</p>

<p>Van İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yayımlanan mesajda, Dr. Abdullah Şamil Çağlar ile Mehmet Hanifi Turan’ın vefatlarının derin üzüntüyle öğrenildiği belirtilerek ailelerine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarına ve sağlık camiasına başsağlığı dilendi.</p>

<p>Vefat haberlerinin ardından iki sağlık çalışanının mesai arkadaşları ve vatandaşlar da taziye mesajları paylaştı.</p>

<p>Vefat nedenleri açıklanmadı</p>

<p>Dr. Abdullah Şamil Çağlar ve Mehmet Hanifi Turan’ın vefat nedenlerine ilişkin kamuoyuna açıklanmış doğrulanabilir bir bilgi bulunmuyor. Yerel basında yayımlanan haberlerde de vefatlara ilişkin ayrıntı verilmediği belirtiliyor.</p>

<p>Ayrıca mevcut açıklamalarda iki vefatın aynı olaydan kaynaklandığına veya aralarında bir bağlantı bulunduğuna ilişkin bilgi yer almıyor. Bu nedenle iki kaybı aynı olayla ilişkilendirmek için doğrulanmış bir dayanak bulunmuyor.</p>

<p>Cenaze ve defin programlarına ilişkin de şu ana kadar teyit edilmiş ayrıntılı bir açıklama yayımlanmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/vanda-saglik-camiasinin-aci-gunu-dr-abdullah-samil-caglar-ve-mehmet-hanifi-turan-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 06:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/doktor-vefat.jpg" type="image/jpeg" length="82639"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Un Belgo-Turc perd la vie dans un accident de quad à Malatya]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/un-belgo-turc-perd-la-vie-dans-un-accident-de-quad-a-malatya</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/un-belgo-turc-perd-la-vie-dans-un-accident-de-quad-a-malatya" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hakan Bozbey, un commerçant de 53 ans vivant à Charleroi, en Belgique, a perdu la vie dans un accident de quad survenu à Hekimhan, dans la province turque de Malatya, où il était venu passer ses vacances.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Selon les informations recueillies, Hakan Bozbey, qui exploitait un commerce à Charleroi, se trouvait dans sa ville d’origine, à Malatya, pour les vacances.</p>

<p>Après avoir terminé des travaux dans son jardin, Bozbey a pris son quad pour rentrer chez lui. Pour une raison encore indéterminée, il aurait perdu le contrôle du véhicule, qui s’est renversé. Hakan Bozbey s’est retrouvé coincé sous le quad.</p>

<p>L’homme de 53 ans n’a malheureusement pas survécu à l’accident.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>La disparition de Hakan Bozbey a suscité une vive émotion parmi ses proches à Malatya ainsi qu’au sein de son entourage et de la communauté turque en Belgique.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/un-belgo-turc-perd-la-vie-dans-un-accident-de-quad-a-malatya</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 06:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7781.jpeg" type="image/jpeg" length="20578"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Almanya’da Genç Yaşta Acı Kayıp: Berke Alkuru Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/almanyada-genc-yasta-aci-kayip-berke-alkuru-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/almanyada-genc-yasta-aci-kayip-berke-alkuru-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya’nın Hamburg kentinde yaşayan, aslen Giresunlu olduğu belirtilen 20 yaşındaki Berke Alkuru’nun hayatını kaybettiği bildirildi. Genç yaşta gelen vefat haberi ailesi, yakınları ve sevenlerini üzdü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Almanya’nın Hamburg kentinde yaşayan 20 yaşındaki Berke Alkuru’dan acı haber geldi.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, aslen Giresunlu olan Alkuru, geçirdiği kalp krizinin ardından hayatını kaybetti.</p>

<p>Genç yaşta gelen vefat haberi üzdü</p>

<p>Henüz 20 yaşında olan Berke Alkuru’nun beklenmedik vefatı, başta ailesi ve yakınları olmak üzere Almanya’daki Türk toplumu ile memleketi Giresun’daki sevenleri arasında üzüntüye neden oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alkuru’nun vefatına ilişkin haberi duyuran Haber Belcila da ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileklerini iletti.</p>

<p>Cenaze ve defin programına ilişkin ayrıntıların ise aile tarafından yapılacak bilgilendirmenin ardından netleşmesi bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/almanyada-genc-yasta-aci-kayip-berke-alkuru-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 06:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7777-1.jpeg" type="image/jpeg" length="76368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdrardaki Bu Değer Böbrek Hasarının Erken İşareti Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/idrardaki-bu-deger-bobrek-hasarinin-erken-isareti-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/idrardaki-bu-deger-bobrek-hasarinin-erken-isareti-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Böbrek hasarı uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir ve idrarda albümin artışı erken dönemde ortaya çıkabilen önemli bulgulardan biridir. İdrarda albümin/kreatinin oranı (ACR), böbreklerden idrara protein kaçağını değerlendirmek ve böbrek hastalığı riskini belirlemek için kullanılan önemli bir testtir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Böbrek hastalığının en önemli özelliklerinden biri, ileri aşamalara ulaşıncaya kadar belirgin şikâyet oluşturmayabilmesidir. Bu nedenle yalnızca kandaki kreatinin değerine bakmak böbrek sağlığının bütününü göstermeyebilir. İdrarda albümin/kreatinin oranı, yani ACR veya uACR, özellikle erken böbrek hasarının belirlenmesinde kullanılan temel testlerden biridir. [1][2]</p>

<p>ACR’nin 30 mg/g’nin üzerinde olması anormal kabul edilir. Ancak tek bir yüksek sonuç doğrudan kronik böbrek hastalığı tanısı anlamına gelmez. Sonucun tekrarlanması ve eGFR başta olmak üzere diğer böbrek göstergeleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. [1][3]</p>

<p>İdrarda Albümin/Kreatinin Oranı (ACR) Nedir?</p>

<p>Albümin normalde kanda bulunan önemli bir proteindir. Sağlıklı böbreklerin filtreleme sistemi albüminin büyük bölümünün kanda kalmasını sağlar. Böbreğin filtreleme yapıları zarar gördüğünde ise albümin idrara geçebilir. Buna albuminüri adı verilir. [1]</p>

<p>ACR testi, tek bir idrar örneğindeki albümin miktarını kreatinin miktarına oranlar. Böylece idrarın ne kadar yoğun veya seyrelmiş olduğundan kaynaklanan değişkenlik azaltılır. [1]</p>

<p>Hesaplama temel olarak şöyledir:</p>

<p>ACR = İdrar albümini / İdrar kreatinini</p>

<p>Sonuç çoğunlukla mg/g olarak ifade edilir.</p>

<p>Rutin değerlendirmede 24 saat boyunca idrar toplamak genellikle gerekli değildir. Tek bir idrar örneği kullanılabilir ve mümkün olduğunda sabah ilk idrar örneği tercih edilir. [1]</p>

<p>ACR Kaç Olmalı?</p>

<p>ACR sonuçları genel olarak üç albuminüri kategorisinde değerlendirilir: [1][2]</p>

<p>A1: 30 mg/g’nin altında</p>

<ul>
 <li>Normal veya hafif artmış albuminüri</li>
</ul>

<p>A2: 30-300 mg/g</p>

<ul>
 <li>Orta derecede artmış albuminüri</li>
 <li>Geçmişte “mikroalbuminüri” olarak adlandırılıyordu</li>
</ul>

<p>A3: 300 mg/g’nin üzerinde</p>

<ul>
 <li>Ciddi derecede artmış albuminüri</li>
 <li>Böbrek hastalığının ilerlemesi açısından daha yüksek riskle ilişkilidir</li>
</ul>

<p>ACR değeri yükseldikçe böbrek ve kalp-damar hastalıklarına ilişkin risk de genel olarak artar. Bununla birlikte ACR, tek başına böbreğin filtreleme kapasitesini göstermez. Bu nedenle eGFR ile birlikte değerlendirilmesi önemlidir. [2][3]</p>

<p>ACR Yüksekliği Neden Olur?</p>

<p>ACR yüksekliği, böbreklerin normalden fazla albümini idrara geçirdiğini gösterir. Kalıcı albuminürinin en önemli nedenleri arasında diyabet ve hipertansiyon bulunur. [2][3]</p>

<p>ACR yüksekliğiyle ilişkili olabilecek durumlar arasında şunlar yer alır:</p>

<ul>
 <li>Diyabet</li>
 <li>Yüksek tansiyon</li>
 <li>Kronik böbrek hastalığı</li>
 <li>Glomerüler böbrek hastalıkları</li>
 <li>Bazı kalp-damar hastalıkları</li>
 <li>Böbreği etkileyen sistemik hastalıklar</li>
</ul>

<p>Diyabet ve hipertansiyon erişkinlerde kronik böbrek hastalığının önde gelen nedenleri arasındadır. [3]</p>

<p>Bununla birlikte tek bir yüksek ACR sonucu her zaman kalıcı böbrek hasarı anlamına gelmez. Bu nedenle anormal sonuçların uygun koşullarda tekrar değerlendirilmesi önemlidir. [1][3]</p>

<p>ACR Yüksekliğinin Belirtileri Nelerdir?</p>

<p>Albuminürinin en dikkat çekici özelliği, erken dönemde çoğu kişide belirgin bir şikâyete yol açmamasıdır. Kişi kendisini tamamen sağlıklı hissederken idrar testinde albuminüri saptanabilir. [2]</p>

<p>Böbrek hastalığı ilerlediğinde altta yatan nedene ve hastalığın düzeyine bağlı olarak farklı belirtiler gelişebilir.</p>

<p>Bunlar arasında:</p>

<ul>
 <li>Ayak ve ayak bileklerinde şişme</li>
 <li>Yorgunluk</li>
 <li>İdrar miktarı veya görünümünde değişiklikler</li>
 <li>İleri böbrek fonksiyon kaybında iştahsızlık ve bulantı</li>
</ul>

<p>gibi yakınmalar görülebilir.</p>

<p>Ancak belirtilerin bulunmaması böbreklerin kesinlikle sağlıklı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>ACR Nasıl Ölçülür?</p>

<p>ACR için küçük bir idrar örneği yeterlidir. Laboratuvar aynı örnekte idrar albümini ve kreatininini ölçerek oranı hesaplar. [1]</p>

<p>İlk sabah idrarı tercih edilebilir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda rastgele alınan idrar örneği de kullanılabilir. Rutin ACR değerlendirmesi için 24 saatlik idrar toplamak çoğu durumda gerekli değildir. [1]</p>

<p>Böbrek sağlığının daha kapsamlı değerlendirilmesinde ACR ile birlikte genellikle:</p>

<ul>
 <li>Serum kreatinin</li>
 <li>eGFR</li>
 <li>Tam idrar analizi</li>
 <li>Kan üre azotu</li>
 <li>Elektrolitler</li>
 <li>Kan şekeri</li>
</ul>

<p>gibi incelemeler değerlendirilebilir. [3]</p>

<p>Tek Bir Yüksek ACR Böbrek Hastalığı Anlamına Gelir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bu, ACR konusunda en önemli noktalardan biridir. Tek bir yüksek sonuçla kronik böbrek hastalığı tanısı konulmamalıdır.</p>

<p>Albuminürinin kalıcı olup olmadığını belirlemek amacıyla test tekrar edilebilir. Böbrek hasarı bulgularının üç aydan uzun süre devam etmesi, kronik böbrek hastalığı değerlendirmesinde önem taşır. [2][3]</p>

<p>Bu nedenle örneğin ACR’nin bir kez 45 mg/g çıkması, kişinin otomatik olarak kronik böbrek hastası olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>ACR ile eGFR Arasındaki Fark Nedir?</p>

<p>Bu iki test böbreğin farklı özelliklerini gösterir.</p>

<p>ACR, böbrek filtresinden idrara ne kadar albümin geçtiğine ilişkin bilgi verir.</p>

<p>eGFR ise böbreklerin kanı ne ölçüde filtrelediğini tahmin eder. [2]</p>

<p>Bu nedenle eGFR normal görünürken ACR yüksek olabilir. ACR’deki yükselme bazı kişilerde böbrek hasarının erken göstergelerinden biri olabilir. [1]</p>

<p>Böbrek sağlığının değerlendirilmesinde bu iki değerin birlikte ele alınması daha doğru bir tablo oluşturur.</p>

<p>ACR Yüksekliği Nasıl Tedavi Edilir?</p>

<p>ACR yüksekliği için herkese uygulanabilecek tek bir tedavi yoktur. Tedavi albuminüriye yol açan hastalığa, ACR düzeyine, eGFR’ye, tansiyona, diyabet durumuna ve kişinin genel sağlık durumuna göre planlanır.</p>

<p>Tedavinin temel hedefleri arasında:</p>

<ul>
 <li>Kan basıncının kontrol altında tutulması</li>
 <li>Diyabet varsa kan şekeri kontrolünün sağlanması</li>
 <li>Böbrek hastalığının ilerlemesinin yavaşlatılması</li>
 <li>Albuminürinin azaltılması</li>
 <li>Kalp-damar riskinin azaltılması</li>
</ul>

<p>yer alır. [3][4]</p>

<p>Uygun hastalarda renin-anjiyotensin-aldosteron sistemini etkileyen bazı tansiyon ilaçları albuminürinin azaltılması ve böbreğin korunması amacıyla kullanılabilir. Güncel kronik böbrek hastalığı tedavisinde bazı hasta gruplarında SGLT2 inhibitörleri gibi böbrek koruyucu tedaviler de önemli yer tutmaktadır. [4][5]</p>

<p>Hangi ilacın kullanılacağına yalnızca hastanın klinik durumunu değerlendiren hekim karar vermelidir.</p>

<p>Beslenme ve Yaşam Tarzı Önemli mi?</p>

<p>Evet. Özellikle hipertansiyon, diyabet veya kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde yaşam tarzı tedavinin önemli bir parçasıdır. [4]</p>

<p>Hekimin önerilerine göre:</p>

<ul>
 <li>Kan basıncının kontrol edilmesi</li>
 <li>Diyabet varsa kan şekerinin hedef aralıkta tutulması</li>
 <li>Sigaranın bırakılması</li>
 <li>Düzenli fiziksel aktivite</li>
 <li>Sağlıklı vücut ağırlığının korunması</li>
 <li>Beslenmenin böbrek fonksiyonlarına göre düzenlenmesi</li>
 <li>Gereksiz veya böbreğe zarar verebilecek ilaç kullanımından kaçınılması</li>
</ul>

<p>önem taşıyabilir.</p>

<p>İleri böbrek hastalığında beslenme programı kişiye özel düzenlenmelidir.</p>

<p>Güncel Bilimsel Gelişmeler</p>

<p>Böbrek hastalığının değerlendirilmesinde yalnızca kreatinin veya eGFR’ye odaklanmak yerine eGFR ve albuminürinin birlikte değerlendirilmesi giderek daha fazla önem kazanmıştır. [5]</p>

<p>Modern tedavide amaç yalnızca laboratuvar değerlerini düzeltmek değildir. Böbrek fonksiyon kaybını yavaşlatmak, böbrek yetmezliği riskini azaltmak ve kalp-damar sistemini korumak da temel hedefler arasındadır. [4][5]</p>

<p>Albuminüride zaman içinde görülen değişim de tedaviye yanıtın ve hastalığın ilerleme riskinin izlenmesinde kullanılabilir. [3]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ACR Yüksekliği ile Yaşam ve Günlük Alışkanlıklar</p>

<p>ACR yüksekliği saptanan kişinin ilk yapması gereken, tek bir laboratuvar sonucundan hareketle kendi kendine tanı koymak değildir.</p>

<p>Önemli olan ACR’nin zaman içindeki seyri ve eGFR ile birlikte değerlendirilmesidir.</p>

<p>Özellikle:</p>

<ul>
 <li>Tansiyonun düzenli ölçülmesi</li>
 <li>Diyabet varsa glukoz kontrolü</li>
 <li>Hekim tarafından önerilen kontrollerin aksatılmaması</li>
 <li>Düzenli fiziksel aktivite</li>
 <li>Dengeli beslenme</li>
 <li>Sigara kullanılmaması</li>
</ul>

<p>böbrek ve kalp-damar sağlığı açısından önem taşır. [3][4]</p>

<p>Halk Arasında Doğru Bilinen Yanlışlar</p>

<p>Yanlış: Kreatinin normalse böbreklerde kesinlikle sorun yoktur.<br />
Doğru: ACR yüksekliği, eGFR henüz normal sınırlardayken bile böbrek hasarının göstergesi olabilir.</p>

<p>Yanlış: ACR yüksek çıktıysa kesin böbrek yetmezliği vardır.<br />
Doğru: Tek bir yüksek ACR sonucu böbrek yetmezliği anlamına gelmez. Kalıcılığın değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Yanlış: ACR için mutlaka 24 saat idrar toplamak gerekir.<br />
Doğru: Rutin değerlendirmede spot idrar örneğiyle ACR ölçümü kullanılabilir.</p>

<p>Yanlış: İdrarda protein varsa mutlaka belirti ortaya çıkar.<br />
Doğru: Albuminüri erken dönemde hiçbir belirti vermeyebilir.</p>

<p>Yanlış: Sadece diyabet hastalarının ACR’ye bakması gerekir.<br />
Doğru: Diyabet önemli bir risk faktörüdür ancak hipertansiyon, kalp-damar hastalığı ve böbrek hastalığı açısından diğer risk faktörlerinde de ACR değerlendirmesi gerekebilir. [1][3]</p>

<p>ACR Yüksekliği Tedavi Edilmezse Ne Olur?</p>

<p>Kalıcı albuminüri, böbrek hasarının önemli göstergelerinden biridir.</p>

<p>Özellikle yüksek ACR’nin düşük eGFR ile birlikte bulunması kronik böbrek hastalığının ilerleme riskini artırabilir. Kronik böbrek hastalığı ilerlediğinde böbrek fonksiyon kaybının yanı sıra kalp-damar hastalıkları, anemi ve kemik-mineral metabolizması bozuklukları gibi komplikasyonlar gelişebilir. [3][4]</p>

<p>Bu nedenle ACR yalnızca “idrardaki protein değeri” olarak görülmemelidir.</p>

<p>Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?</p>

<p>ACR’nin 30 mg/g veya üzerinde saptanması durumunda sonucun hekim tarafından değerlendirilmesi uygun olur.</p>

<p>Özellikle diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalığı, böbrek hastalığı veya ailede böbrek yetmezliği öyküsü bulunan kişilerde düzenli böbrek değerlendirmesi daha büyük önem taşır. [1][3]</p>

<p>İlk değerlendirme aile hekimi veya iç hastalıkları uzmanı tarafından yapılabilir. Kalıcı veya belirgin albuminüri, azalmış eGFR ya da başka böbrek hastalığı bulguları varsa nefroloji uzmanına başvurulabilir.</p>

<p>Acil Müdahale Gerektiren Durumlar</p>

<p>ACR yüksekliği tek başına genellikle acil bir durum değildir.</p>

<p>Ancak idrar çıkışında belirgin azalma, ciddi nefes darlığı, hızla gelişen yaygın şişlik, bilinç değişikliği veya ciddi genel durum bozukluğu varsa acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>GOOGLE’DA EN ÇOK ARANAN 8 SORU</p>

<p>ACR değeri kaç olmalı?</p>

<p>Genel olarak 30 mg/g’nin altındaki ACR A1 kategorisindedir. 30-300 mg/g A2, 300 mg/g üzeri ise A3 albuminüri kategorisinde değerlendirilir. [1][2]</p>

<p>ACR yüksekliği ne anlama gelir?</p>

<p>Yüksek ACR, idrara normalden fazla albümin geçtiğini gösterir. Kalıcı olduğunda böbrek hasarının göstergelerinden biri olabilir ancak tek bir sonuçla kronik böbrek hastalığı tanısı konulmaz. [1][3]</p>

<p>İdrarda albümin neden yükselir?</p>

<p>Diyabet ve hipertansiyon kalıcı albuminürinin önemli nedenleri arasındadır. Böbreğin filtreleme yapılarını etkileyen başka hastalıklar da idrarda albümin artışına yol açabilir. [2][3]</p>

<p>ACR 30 ne demek?</p>

<p>ACR’nin 30 mg/g düzeyine ulaşması albuminürinin normal/hafif artmış kategoriden orta derecede artmış kategoriye geçtiği sınır olarak kullanılır. Sonuç klinik durum ve tekrar ölçümleriyle değerlendirilmelidir. [1]</p>

<p>ACR 300 ne demek?</p>

<p>ACR’nin 300 mg/g’nin üzerinde olması ciddi derecede artmış albuminüri, yani A3 kategorisi olarak değerlendirilir. Bu düzey daha yüksek böbrek hastalığı riskiyle ilişkilidir ve tıbbi değerlendirme gerektirir. [2]</p>

<p>ACR yüksekliği düşürülebilir mi?</p>

<p>Altta yatan nedenin uygun biçimde tedavi edilmesiyle albuminüri bazı hastalarda azaltılabilir. Kan basıncı ve diyabet kontrolü ile uygun böbrek koruyucu ilaçlar tedavinin önemli parçaları olabilir. [4][5]</p>

<p>Kreatinin normal ama ACR yüksek olabilir mi?</p>

<p>Evet. ACR böbrekteki protein kaçağını, eGFR ise filtreleme fonksiyonunu değerlendirir. Bu nedenle böbrek hasarının erken dönemlerinde eGFR korunmuşken ACR yüksek olabilir. [1][2]</p>

<p>ACR testi aç karnına mı yapılır?</p>

<p>ACR bir idrar testidir ve değerlendirmede özellikle idrar örneğinin niteliği önemlidir. İlk sabah idrarı tercih edilebilir ancak gerektiğinde rastgele alınan spot idrar örneği de kullanılabilir. [1]</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK) – Urine Albumin ve UACR klinik değerlendirme kaynakları</p>

<p>[2] National Kidney Foundation (NKF) – Urine Albumin-Creatinine Ratio ve böbrek sağlığı kaynakları</p>

<p>[3] National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK) – Chronic Kidney Disease değerlendirme ve izlem rehberleri</p>

<p>[4] National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK) – Chronic Kidney Disease yönetim rehberleri</p>

<p>[5] Kidney Disease: Improving Global Outcomes (KDIGO) – Chronic Kidney Disease klinik uygulama rehberi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/idrardaki-bu-deger-bobrek-hasarinin-erken-isareti-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 06:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="29550"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kreatinin Normal Olsa Bile Böbrek Fonksiyonu Bozulabilir: Sistatin C Ne Gösteriyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kreatinin-normal-olsa-bile-bobrek-fonksiyonu-bozulabilir-sistatin-c-ne-gosteriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kreatinin-normal-olsa-bile-bobrek-fonksiyonu-bozulabilir-sistatin-c-ne-gosteriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Böbrek fonksiyonlarını değerlendirmede en sık kullanılan testlerden biri kreatinin. Ancak kas kütlesi, beslenme ve yaş sonucu etkileyebiliyor. Sistatin C, bazı kişilerde böbreğin süzme kapasitesindeki bozulmayı kreatinine göre daha erken veya daha doğru gösterebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Böbreklerin çalışıp çalışmadığını anlamak için yıllardır ilk bakılan değerlerden biri serum kreatinin. Fakat normal bir kreatinin sonucu, her durumda böbrek fonksiyonlarının tamamen normal olduğu anlamına gelmiyor. Özellikle böbreğin süzme kapasitesindeki daha küçük değişikliklerde veya kas kütlesinin alışılmışın dışında olduğu kişilerde kreatinin yanıltıcı olabiliyor. [1][2]</p>

<p>Bu nedenle son yıllarda adı daha sık duyulan başka bir kan belirteci var: Sistatin C (Cystatin C).</p>

<p>Sistatin C, vücuttaki çekirdekli hücreler tarafından üretilen küçük bir proteindir. Böbreklerden süzüldüğü için kandaki düzeyi böbreğin filtreleme kapasitesi hakkında bilgi verir. Sistatin C yükseldikçe böbreğin süzme fonksiyonunun azalmış olabileceği düşünülür. [1][3]</p>

<p>Kreatinin neden her zaman yeterli olmayabilir?</p>

<p>Kreatinin aslında oldukça yararlı ve yaygın bir böbrek fonksiyon testidir. Sorun, kandaki kreatinin miktarının yalnızca böbreklerden etkilenmemesidir.</p>

<p>Sonucu etkileyebilecek faktörler arasında:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>Kas kütlesi,</li>
 <li>yoğun egzersiz,</li>
 <li>yaş,</li>
 <li>beslenme,</li>
 <li>fazla miktarda pişmiş et tüketimi,</li>
 <li>kreatin takviyeleri,</li>
 <li>yetersiz beslenme</li>
</ul>

<p>yer alabilir. [2]</p>

<p>Örneğin kas kütlesi düşük bir kişide böbrek fonksiyonu azalmaya başlamış olsa bile kreatinin beklenenden düşük kalabilir. Tersine, kas kütlesi çok yüksek bir kişide kreatinin böbrek hastalığı olmadan da daha yüksek ölçülebilir.</p>

<p>Bu nedenle günümüzde değerlendirme yalnızca laboratuvar kağıdındaki “kreatinin normal” ifadesine indirgenmiyor.</p>

<p>Sistatin C neden dikkat çekiyor?</p>

<p>Sistatin C’nin önemli avantajlarından biri kas kütlesinden kreatinine kıyasla daha az etkilenmesi. Bu özellik, kreatininin böbrek fonksiyonunu doğru yansıtmayabileceği durumlarda Sistatin C’yi değerli hale getiriyor. [1][3]</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories, Sistatin C’nin özellikle serum kreatinininin yanıltıcı olabileceği kişilerde glomerüler filtrasyon hızının değerlendirilmesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. [3]</p>

<p>National Kidney Foundation da belirsiz böbrek fonksiyon sonuçlarında Sistatin C’nin değerlendirmeyi destekleyebileceğine dikkat çekiyor. [1]</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı var:</p>

<p>Sistatin C, kreatininin yerini tamamen alan “yeni ve kusursuz böbrek testi” değildir.</p>

<p>Daha doğru yaklaşım, hastaya göre kreatinin, Sistatin C, eGFR ve idrar testlerinin birlikte değerlendirilmesidir.</p>

<p>Asıl önemli değer: Böbreğin ne kadar süzdüğü</p>

<p>Böbrek fonksiyonunu değerlendirmede temel kavram glomerüler filtrasyon hızı, yani GFR’dir. Basit ifadeyle bu değer böbreklerin kanı ne kadar iyi süzdüğünü gösterir.</p>

<p>GFR’nin doğrudan ölçülmesi mümkün olsa da bu işlem rutin kullanım için daha zahmetlidir. Bu nedenle günlük klinik uygulamada çoğunlukla eGFR, yani tahmini glomerüler filtrasyon hızı kullanılır. [4]</p>

<p>eGFR;</p>

<ul>
 <li>kreatinin,</li>
 <li>Sistatin C</li>
 <li>veya her ikisi</li>
</ul>

<p>kullanılarak hesaplanabilir.</p>

<p>National Kidney Foundation’a göre kreatinin ve Sistatin C’nin birlikte kullanıldığı eGFR hesaplaması, yalnızca bu belirteçlerden birinin kullanılmasına kıyasla daha doğru sonuç sağlayabilir. [2]</p>

<p>Kreatinin normalken Sistatin C yüksek olabilir mi?</p>

<p>Evet, olabilir.</p>

<p>Özellikle kreatinin üretiminin düşük olduğu kişilerde kandaki kreatinin böbreğin gerçek süzme kapasitesini olduğundan iyi gösterebilir. Böyle durumlarda Sistatin C ile yapılan değerlendirme farklı bir tablo ortaya çıkarabilir.</p>

<p>Bu nedenle “kreatinin normal, böbrekler kesinlikle normal” şeklinde tek başına sonuç çıkarmak doğru değildir.</p>

<p>Öte yandan Sistatin C de tamamen kusursuz değildir. Örneğin bazı tiroid hastalıkları ve steroid kullanımı sonucu etkileyebilir. [1]</p>

<p>Sistatin C kimlerde özellikle yararlı olabilir?</p>

<p>Test her sağlıklı kişiye rutin olarak yapılması gereken bir tarama testi değildir.</p>

<p>Ancak doktorlar özellikle kreatininin güvenilirliğinin azaldığı bazı durumlarda Sistatin C’den yararlanabilir.</p>

<p>Bunlar arasında:</p>

<ul>
 <li>İleri yaş,</li>
 <li>çok düşük kas kütlesi,</li>
 <li>çok yüksek kas kütlesi,</li>
 <li>yetersiz beslenme,</li>
 <li>obezite,</li>
 <li>kreatinin ile hesaplanan eGFR’nin klinik tabloyla uyuşmaması,</li>
 <li>böbrek fonksiyonunun daha hassas değerlendirilmesinin gerektiği durumlar</li>
</ul>

<p>bulunabilir. [1][3]</p>

<p>Böbrek sağlığında yalnızca kan testi yeterli değil</p>

<p>Böbrek hastalığının erken saptanmasında önemli noktalardan biri de idrarın değerlendirilmesidir.</p>

<p>Özellikle idrar albümin/kreatinin oranı (uACR) böbrek hasarının önemli göstergelerinden biridir. Böbreğin süzme kapasitesi henüz belirgin şekilde azalmadan idrarda albümin artışı görülebilir. [4]</p>

<p>Bu nedenle erken böbrek hastalığını araştırırken yalnızca “kreatinin mi, Sistatin C mi?” sorusuna odaklanmak eksik kalabilir.</p>

<p>Daha anlamlı tablo genellikle:</p>

<p>eGFR + idrar albümin/kreatinin oranı + gerektiğinde Sistatin C</p>

<p>birlikte değerlendirilerek elde edilir.</p>

<p>Kimler böbrek fonksiyonlarını daha yakından takip etmeli?</p>

<p>Böbrek hastalığı uzun süre belirgin şikâyet oluşturmayabilir. Bu nedenle özellikle risk grubundaki kişilerde düzenli değerlendirme önemlidir.</p>

<p>Daha yakından takip gerektirebilecek gruplar arasında diyabeti veya yüksek tansiyonu bulunanlar, kalp-damar hastalığı olanlar, ailesinde böbrek hastalığı bulunanlar ve ileri yaştaki kişiler bulunur.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Tek bir kreatinin veya Sistatin C sonucuyla böbrek hastalığı tanısı konulmaz.</p>

<p>eGFR’nin düşük bulunması, idrarda albümin veya protein saptanması, kreatinin ya da Sistatin C değerlerinde tekrarlayan bozukluk görülmesi durumunda sonuçların hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Özellikle idrar miktarında belirgin azalma, açıklanamayan şişlik, nefes darlığı veya böbrek fonksiyonlarında hızlı değişiklik saptanması daha hızlı tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Sonuç: Kreatinin hâlâ önemli, fakat artık tek başına değil</p>

<p>Sistatin C, özellikle kreatininin güvenilir olmadığı kişilerde böbrek fonksiyonunun değerlendirilmesini güçlendiren önemli bir biyobelirteçtir.</p>

<p>Bazı durumlarda böbreğin süzme kapasitesindeki bozulmayı kreatinine göre daha hassas biçimde ortaya koyabilir. Bununla birlikte güncel yaklaşım kreatinini terk etmek değil; gerektiğinde Sistatin C ile tamamlamak ve eGFR ile idrar albümin ölçümünü birlikte değerlendirmektir. [1][2][4]</p>

<p>4. Uzmanlar Ne Öneriyor?</p>

<ul>
 <li>Yalnızca serum kreatinin değerine bakarak böbrek sağlığı hakkında kesin sonuç çıkarmayın.</li>
 <li>Laboratuvar sonucundaki eGFR değerini de kontrol edin.</li>
 <li>Diyabet veya hipertansiyon gibi risk faktörleri varsa idrar albümin/kreatinin oranının (uACR) değerlendirilmesini doktorunuzla görüşün.</li>
 <li>Kas kütlesi çok düşük veya çok yüksekse kreatinin sonucunun yanıltıcı olabileceğini unutmayın.</li>
 <li>Kreatinin ile klinik durum uyuşmuyorsa Sistatin C ile eGFR hesaplanmasının uygun olup olmadığını hekiminize sorun.</li>
 <li>Tek bir anormal laboratuvar sonucunu kendi başınıza böbrek hastalığı olarak yorumlamayın.</li>
</ul>

<p>5. Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>National Kidney Foundation. Cystatin C.</li>
 <li>National Kidney Foundation. Creatinine; Tests to Check Your Kidney Health.</li>
 <li>Mayo Clinic Laboratories. Cystatin C with Estimated Glomerular Filtration Rate (eGFR), Serum.</li>
 <li>National Kidney Foundation. Estimated Glomerular Filtration Rate (eGFR); eGFR Calculator.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kreatinin-normal-olsa-bile-bobrek-fonksiyonu-bozulabilir-sistatin-c-ne-gosteriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 05:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7773.jpeg" type="image/jpeg" length="43365"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Atriyal Fibrilasyon Atağını Tetikleyen Etkenler: Riski Azaltmak İçin Neler Yapılabilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/atriyal-fibrilasyon-atagini-tetikleyen-etkenler-riski-azaltmak-icin-neler-yapilabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/atriyal-fibrilasyon-atagini-tetikleyen-etkenler-riski-azaltmak-icin-neler-yapilabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Atriyal fibrilasyon atağı bazı kişilerde alkol, uykusuzluk, kontrolsüz tansiyon, fazla kilo ve sigara gibi etkenlerle daha sık ortaya çıkabiliyor. Tetikleyicileri tanımak ve kalp sağlığını koruyan alışkanlıklar geliştirmek atak yükünün azaltılmasına yardımcı olabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Atriyal fibrilasyonda yalnızca kalp ritmi değil, günlük yaşam da önemli</p>

<p>Atriyal fibrilasyon, kalbin üst odacıklarının düzenli çalışmak yerine hızlı ve düzensiz elektriksel aktivite göstermesiyle ortaya çıkan bir ritim bozukluğudur. Çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik ve baş dönmesi yapabilir. Bazı kişilerde ise hiçbir belirti vermeden fark edilebilir. [1][2]</p>

<p>Atriyal fibrilasyon atağını tamamen önlemenin garantili bir yolu yok. Ancak güncel kılavuzlar önemli bir noktaya dikkat çekiyor: yaşam tarzı ve değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrolü artık atriyal fibrilasyon tedavisinin temel parçalarından biri kabul ediliyor. [1]</p>

<p>Bu nedenle mesele yalnızca “Çarpıntım başladığında ne yapmalıyım?” sorusundan ibaret değil. Asıl hedeflerden biri, atakların ortaya çıkmasını kolaylaştırabilecek koşulları mümkün olduğunca azaltmak.</p>

<p>Atriyal fibrilasyon sırasında kalpte ne oluyor?</p>

<p>Normalde kalbin elektrik sistemi düzenli bir ritim oluşturur. Atriyal fibrilasyonda bu elektriksel düzen bozulur ve kalbin üst odacıkları olan kulakçıklar düzensiz çalışmaya başlar.</p>

<p>Bunun sonucunda nabız hızlı veya düzensiz olabilir. Kişi kalbinin göğsünde “pır pır ettiğini”, hızlandığını veya teklediğini hissedebilir. [2]</p>

<p>Atriyal fibrilasyonun önemi yalnızca çarpıntıdan kaynaklanmaz. Hastalık bazı kişilerde kalp yetersizliği ve özellikle kan pıhtısı ile inme riskinin artmasıyla ilişkilidir. [2][3]</p>

<p>Bu nedenle yaşam tarzı değişiklikleri, doktor tarafından önerilen ilaçların veya diğer tedavilerin yerine geçmez.</p>

<p>Atriyal fibrilasyon atağını tetikleyebilecek 8 önemli etken</p>

<p>1. Alkol tüketimine dikkat edin</p>

<p>Alkol, atriyal fibrilasyon açısından en iyi bilinen değiştirilebilir faktörlerden biridir. Özellikle fazla miktarda alkol tüketimi atakların ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. [1][4]</p>

<p>Atriyal fibrilasyonu bulunan kişilerde alkol tüketiminin azaltılması, bazı hastalarda ritim kontrolüne yardımcı olabilir.</p>

<p>Burada kişisel farklılıklar önemlidir. Bazı kişiler az miktarda alkolden sonra bile çarpıntı yaşadığını fark edebilir.</p>

<p>2. Fazla kilo göz ardı edilmemeli</p>

<p>Fazla kilo yalnızca tansiyon veya diyabet açısından sorun oluşturmaz. Atriyal fibrilasyonun ortaya çıkması ve ilerlemesiyle de ilişkilidir. [1][3]</p>

<p>Güncel kılavuzlarda fazla kilolu veya obez atriyal fibrilasyon hastalarında kilo yönetimine özel önem veriliyor. Uygun hastalarda yaklaşık yüzde 10 veya daha fazla kilo kaybı, atriyal fibrilasyon belirtilerinin, atak yükünün ve hastalığın ilerleme riskinin azaltılmasıyla ilişkilendiriliyor. [1]</p>

<p>Amaç hızlı kilo vermek değil, verilen kiloyu sürdürülebilir biçimde koruyabilmek.</p>

<p>3. Hareketsiz kalmayın, ancak egzersizde dengeyi koruyun</p>

<p>Kalp ritim bozukluğu var diye egzersizden tamamen uzak durmak doğru bir yaklaşım değil.</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite kalp-damar sağlığını destekler. Güncel kılavuzlarda uygun atriyal fibrilasyon hastalarında haftada yaklaşık 210 dakika orta ile yüksek yoğunluk arasında egzersiz, belirtilerin ve atriyal fibrilasyon yükünün azaltılmasına yardımcı olabilecek bir hedef olarak yer alıyor. [1]</p>

<p>Ancak bu öneri herkes için aynı şekilde uygulanmaz. Özellikle kalp hastalığı bulunanların egzersiz programı kişiye göre düzenlenmelidir.</p>

<p>Ayrıca yıllarca yapılan çok yoğun dayanıklılık egzersizleri ile atriyal fibrilasyon arasındaki ilişki daha karmaşıktır. “Ne kadar fazla egzersiz, o kadar iyi” yaklaşımı bu nedenle doğru değildir. [1][2]</p>

<p>4. Uyku apnesini hafife almayın</p>

<p>Gece yüksek sesle horlama, uykuda nefesin kesilmesi, sabah baş ağrısı ve gündüz aşırı uyku hali varsa uyku apnesi açısından değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Uyku apnesi ile atriyal fibrilasyon arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Atriyal fibrilasyon hastalarında uyku apnesinin görülme sıklığının yüksek olması nedeniyle güncel kılavuzlar uygun hastalarda taramanın değerlendirilmesini öneriyor. [1][5]</p>

<p>Ancak önemli bir ayrıntı var: Uyku apnesinin tedavi edilmesinin atriyal fibrilasyonun tekrarını ne ölçüde azalttığı konusunda bilimsel kanıtlar hâlâ gelişiyor. [1]</p>

<p>5. Tansiyonunuzu kontrol altında tutun</p>

<p>Yüksek tansiyon yıllar içinde kalbin yapısını ve çalışma biçimini etkileyebilir. Kontrolsüz hipertansiyon aynı zamanda atriyal fibrilasyon gelişme riskini artıran önemli faktörlerden biridir. [1][3]</p>

<p>Bu nedenle atriyal fibrilasyon yönetiminde tansiyon kontrolü yalnızca rakamları düzeltmek anlamına gelmez. Kalbin üzerindeki uzun dönemli yükün azaltılması açısından da önem taşır.</p>

<p>Evde tansiyon ölçülüyorsa değerlerin kaydedilmesi, doktor kontrolünde daha anlamlı bir değerlendirme yapılmasını sağlayabilir.</p>

<p>6. Sigarayı bırakın</p>

<p>Sigara atriyal fibrilasyon riskinin yanı sıra inme ve diğer kalp-damar hastalıkları açısından da önemli bir risk faktörüdür.</p>

<p>Atriyal fibrilasyonu bulunan sigara kullanıcılarına sigarayı bırakmaları güncel kılavuzlarda açık biçimde öneriliyor. [1][3]</p>

<p>Elektronik sigara veya diğer tütün ürünlerini “kalp açısından güvenli alternatif” olarak görmek de doğru değildir.</p>

<p>7. Kafeini otomatik olarak suçlamayın</p>

<p>Atriyal fibrilasyon denildiğinde ilk yasaklanan içeceklerden biri çoğu zaman kahve oluyor. Ancak bilimsel tablo bu kadar basit değil.</p>

<p>Mevcut veriler, normal miktarlarda kafein tüketiminin herkeste atriyal fibrilasyona yol açtığını göstermiyor. Bununla birlikte bazı kişiler kahve veya diğer kafeinli içeceklerden sonra çarpıntılarının başladığını açık biçimde fark edebilir. [4]</p>

<p>Bu nedenle kişisel gözlem değerlidir.</p>

<p>Kahve içtikten sonra tekrar tekrar çarpıntı ortaya çıkıyorsa tüketimi azaltmak mantıklı olabilir. Ancak atriyal fibrilasyonu olan herkesin kahveyi tamamen bırakması gerektiği şeklinde genel bir kural yoktur.</p>

<p>8. Eşlik eden hastalıkları kontrol altında tutun</p>

<p>Atriyal fibrilasyon bazen tek başına ortaya çıkmaz.</p>

<p>Yüksek tansiyon, diyabet, obezite, uyku apnesi, kalp yetersizliği, kalp kapak hastalıkları, böbrek hastalığı ve tiroid bezinin aşırı çalışması gibi durumlar atriyal fibrilasyonla ilişkili olabilir. [2][3]</p>

<p>Bu hastalıkların uygun biçimde yönetilmesi atriyal fibrilasyon tedavisinin de önemli bir parçasıdır.</p>

<p>Kendi tetikleyicilerinizi nasıl fark edebilirsiniz?</p>

<p>Her hastanın atriyal fibrilasyon atağı aynı koşullarda başlamaz. Bu nedenle küçük bir kayıt tutmak şaşırtıcı derecede yararlı olabilir.</p>

<p>Atak olduğunda şu bilgileri not edebilirsiniz:</p>

<ul>
 <li>Atağın başladığı saat</li>
 <li>Ne kadar sürdüğü</li>
 <li>O gün tüketilen alkol ve kafein miktarı</li>
 <li>Uyku süresi</li>
 <li>Yapılan egzersiz</li>
 <li>Olağan dışı stres veya yoğunluk</li>
 <li>Nabız ve mümkünse tansiyon</li>
 <li>Kullanılan ilaçların aksatılıp aksatılmadığı</li>
</ul>

<p>Tek bir olaydan sonuç çıkarmak yerine tekrarlayan örüntülere bakmak daha anlamlıdır.</p>

<p>En sık yapılan hata: Kendini iyi hissedince ilacı bırakmak</p>

<p>Atriyal fibrilasyon zaman zaman ortaya çıkıp sonra tamamen kaybolabilir. Nabzın yeniden normale dönmesi hastalığın bütün risklerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez.</p>

<p>Özellikle pıhtı oluşumunu ve inmeyi önlemek amacıyla kan sulandırıcı ilaç verilmişse, doktor önerisi olmadan ilaç kesilmemelidir. [3]</p>

<p>Aynı durum kalp hızını veya ritmini düzenleyen ilaçlar için de geçerlidir.</p>

<p>Yaşam tarzı değişiklikleri tedaviyi destekler. Reçeteli tedavinin yerine geçmez.</p>

<p>Atriyal fibrilasyonda ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Tekrarlayan veya giderek artan çarpıntılar, düzensiz nabız, açıklanamayan nefes darlığı, egzersiz kapasitesinde belirgin azalma, baş dönmesi veya olağan dışı halsizlik değerlendirilmelidir. [2]</p>

<p>Daha önce atriyal fibrilasyon tanısı bulunan bir kişide atakların belirgin biçimde sıklaşması veya mevcut tedavinin belirtileri kontrol edememesi de doktor kontrolünü gerektirir.</p>

<p>Hızlı veya düzensiz kalp atımına göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı, bayılma, şiddetli baş dönmesi, konuşma bozukluğu, yüzde-kolda-bacakta ani güçsüzlük ya da uyuşma veya ani görme kaybı eşlik ediyorsa acil tıbbi yardım alınmalıdır. Bu belirtiler ciddi bir kalp sorunu veya inmenin işareti olabilir. [2]</p>

<p>Sonuç: Atriyal fibrilasyon atağını azaltmada küçük alışkanlıklar önemli</p>

<p>Atriyal fibrilasyon atağını tek bir yiyecekten, içecekten veya alışkanlıktan koruyan sihirli bir yöntem bulunmuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna karşılık kanıtlar daha geniş bir tabloya işaret ediyor: kilo kontrolü, düzenli fiziksel aktivite, sigaradan uzak durmak, alkolü azaltmak, tansiyonu kontrol etmek, sağlıklı uyku ve eşlik eden hastalıkların yönetimi atriyal fibrilasyon tedavisinin önemli parçaları. [1][3]</p>

<p>En doğru yaklaşım ise kişinin kendi tetikleyicilerini tanıması ve yaşam tarzı düzenlemelerini mevcut tıbbi tedaviyle birlikte yürütmesi.</p>

<p>Uzmanlar Ne Öneriyor?</p>

<ul>
 <li>Atriyal fibrilasyon ataklarının ne zaman başladığını not edin.</li>
 <li>Alkolün ataklarla ilişkisini gözlemleyin ve tüketimi sınırlayın.</li>
 <li>Fazla kilo varsa hızlı diyetler yerine sürdürülebilir kilo kaybını hedefleyin.</li>
 <li>Düzenli hareket edin; kalp hastalığınız varsa egzersiz düzeyini doktorunuzla belirleyin.</li>
 <li>Tansiyonunuzu düzenli takip edin.</li>
 <li>Sigara kullanıyorsanız bırakmak için profesyonel destek alın.</li>
 <li>Horlama ve uykuda nefes kesilmesi varsa uyku apnesi açısından değerlendirme isteyin.</li>
 <li>Kahveyi yalnızca gerçekten kişisel tetikleyiciniz olduğunu fark ediyorsanız azaltmayı değerlendirin.</li>
 <li>Reçeteli ritim veya kan sulandırıcı ilaçları kendi kararınızla değiştirmeyin.</li>
</ul>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Joglar JA, Chung MK, Armbruster AL ve ark. 2023 ACC/AHA/ACCP/HRS Guideline for the Diagnosis and Management of Atrial Fibrillation. Circulation. 2024.</li>
 <li>NHS. Atrial Fibrillation. Güncel klinik hasta bilgilendirme rehberi.</li>
 <li>American Heart Association. Atrial Fibrillation: Risk Factors, Diagnosis, Treatment and Prevention.</li>
 <li>Chung MK, Eckhardt LL, Chen LY ve ark. Lifestyle and Risk Factor Modification for Reduction of Atrial Fibrillation. Circulation.</li>
 <li>American Heart Association. Sleep Disorders and Atrial Fibrillation.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/atriyal-fibrilasyon-atagini-tetikleyen-etkenler-riski-azaltmak-icin-neler-yapilabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 21:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7767-1.jpeg" type="image/jpeg" length="95092"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="52740"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="53920"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99482"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56785"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79889"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="89947"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
