<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 07 Sep 2026 22:33:44 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Duchenne’de Ev Tipi Ventilasyon Kullanılan Kohortlarda Sağkalım 29 Yıla Yaklaştı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/duchennede-ev-tipi-ventilasyon-kullanilan-kohortlarda-sagkalim-29-yila-yaklasti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/duchennede-ev-tipi-ventilasyon-kullanilan-kohortlarda-sagkalim-29-yila-yaklasti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[On üç binden fazla Duchenne hastasını kapsayan meta-analizde, evde mekanik ventilasyon kullanılan çalışma kollarında ortanca sağkalım 28,9 yıl; kullanılmayanlarda 19 yıl hesaplandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Journal of Neurology’de yayımlanan yeni sistematik derleme ve meta-analiz, Duchenne musküler distrofide evde mekanik ventilasyon kullanılan kohortlarda ortanca sağkalımın 28,9 yıla ulaştığını gösterdi. Ventilasyon kullanılmayan çalışma kollarında bu değer 19 yıl olarak hesaplandı.</p>

<p>Yaklaşık on yıllık fark dikkat çekici olsa da araştırma, ventilasyonun her hastanın yaşamını doğrudan on yıl uzattığını kanıtlamıyor. Bulgular bireysel hasta karşılaştırmasına değil, farklı dönemlerde yürütülmüş gözlemsel çalışmaların toplu analizine dayanıyor.</p>

<p> Elli üç çalışmadan 13 bin 168 hastanın verisi incelendi</p>

<p>Zürih Üniversite Hastanesi ve Zürih Üniversitesi araştırmacıları, Duchenne musküler distrofide sağkalım sonuçlarını bildiren 53 çalışmayı değerlendirdi. Bunların 44’ü geriye dönük, dokuzu ileriye dönük araştırmalardı.</p>

<p>Toplam 13 bin 168 hastayı kapsayan çalışmaların ortanca takip süresi 8,2 yıldı. Çalışmalarda evde mekanik ventilasyon alan hastaların ortanca oranı yüzde 59,5’ti.</p>

<p>Ortanca sağkalım verisi bildiren 34 çalışma birlikte değerlendirildiğinde genel ortanca sağkalım 23,9 yıl olarak hesaplandı. Geçmiş dönemlerde yaklaşık 19 yıl olan sağkalımın, daha yakın dönemlerde 27–28 yıl aralığına yükseldiği görüldü.</p>

<p>Ventilasyon kullanılan çalışma kollarında havuzlanmış ortanca sağkalım 28,9 yıl, yüzde 95 güven aralığı ise 27,0–30,7 yıl bulundu. Ventilasyon kullanılmayan çalışma kollarında ortanca sağkalım 19,0 yıl, güven aralığı 18,2–19,7 yıldı.</p>

<p>Bu değerler, doğrudan karşılaştırılan iki hasta grubunun sonucu değildir. Ventilasyon analizindeki çalışma kolu sayıları, toplam benzersiz çalışma sayısıyla aynı şekilde yorumlanmamalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ortanca sağkalım ne anlama geliyor?</p>

<p>Ortanca sağkalım, incelenen grubun yarısının ulaştığı veya geçtiği tahmini yaş noktasını ifade eder. Bir kişinin kaç yıl yaşayacağını göstermez.</p>

<p>Duchenne’de hastalığa neden olan genetik değişiklik, solunum ve kalp kaslarının etkilenme düzeyi, tedaviye erişim, enfeksiyonlar ve multidisipliner bakımın niteliği kişiden kişiye değişebilir. Bu nedenle 28,9 yıllık değer bireysel yaşam beklentisi olarak kullanılmamalıdır.</p>

<p>Ventilasyon yaşamı yaklaşık on yıl uzatıyor mu?</p>

<p>Araştırmanın gösterdiği şey, evde mekanik ventilasyon kullanılan kohortlarda sağkalımın daha uzun olduğudur. Hastalar ventilasyon alıp almamaya rastgele atanmadığı için doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurulamıyor.</p>

<p>Ventilasyonun yaygınlaştığı daha yakın dönemlerde kalp takibi, kalp yetersizliği tedavileri, rehabilitasyon, beslenme desteği, enfeksiyon yönetimi ve uzmanlaşmış merkez bakımı da gelişti. Sağkalımdaki iyileşme büyük olasılıkla bu uygulamaların birleşik etkisini yansıtıyor.</p>

<p>Hastaların evde ventilasyona başlayabilecek kadar uzun süre yaşamış olmaları da sağ kalan hasta yanlılığı oluşturabilir. Araştırmacılar bunu çalışmanın temel sınırlılıklarından biri olarak gösteriyor.</p>

<p>Çalışmalar arasında hasta özellikleri, cihazın başlama zamanı, ventilasyon yöntemi ve diğer tedaviler açısından büyük farklılıklar vardı. Özellikle ventilasyon kullanılan çalışma kollarındaki istatistiksel heterojenlik çok yüksekti.</p>

<p>Duchenne musküler distrofi nedir?</p>

<p>Duchenne musküler distrofi, DMD genindeki hastalık oluşturucu değişikliklerin işlevsel distrofin proteininin üretimini bozmasıyla gelişen ilerleyici bir kas hastalığıdır. X kromozomuyla ilişkili olduğu için çoğunlukla erkek çocukları etkiler.</p>

<p>Distrofin yetersizliği kas hücrelerini hasara karşı dayanıksız hâle getirir. Zamanla hareketi sağlayan iskelet kaslarının yanında kalp ve solunum kasları da etkilenebilir.</p>

<p>Solunum kaslarındaki zayıflama başlangıçta fark edilmeyebilir. Hareket kapasitesi sınırlanan bir kişi, sağlıklı bir kişide eforla ortaya çıkacak nefes darlığını oluşturacak düzeyde fiziksel aktivite yapamayabilir. </p>

<p>Ev tipi mekanik ventilasyon nasıl çalışır?</p>

<p>Ev tipi mekanik ventilasyon, soluk alıp vermeyi pozitif basınçla destekleyen bir cihaz kullanılmasıdır. Destek çoğunlukla burun veya yüz maskesiyle ve başlangıçta gece uykusu sırasında uygulanır.</p>

<p>Solunum kaslarındaki zayıflama ilerlediğinde gündüz desteği veya ağızlıkla ventilasyon gündeme gelebilir. Trakeostomi yoluyla invaziv ventilasyon ise noninvaziv desteğin yetersiz kaldığı seçilmiş hastalarda, kişinin tercihleri ve klinik durumu birlikte değerlendirilerek planlanır.</p>

<p>Meta-analiz hem noninvaziv hem de invaziv ev tipi ventilasyon uygulamalarını içeren çalışmaları kapsadı. Bu nedenle elde edilen sağkalım değeri yalnızca tek bir cihaz veya uygulama yöntemine ait değildir.</p>

<p>Ventilasyon kas hastalığını ortadan kaldırmaz ve kaybedilen kas gücünü geri getirmez. Amaç, özellikle gece gelişen yetersiz solunumu düzeltmek, karbondioksit birikimini azaltmak ve solunum kaslarının yükünü hafifletmektir.</p>

<p>Ventilasyon oksijen tedavisiyle aynı şey değildir</p>

<p>Mekanik ventilasyon akciğerlere girip çıkan havayı destekler; oksijen tedavisi ise solunan havadaki oksijen oranını artırır. Duchenne’de solunum kası zayıflığına bağlı yetersiz havalanma geliştiğinde yalnız oksijen verilmesi, karbondioksit birikimini düzeltmeyebilir.</p>

<p>Bu ifade, ihtiyaç duyulan hastaya oksijen verilmemesi gerektiği anlamına gelmez. Oksijen tedavisi gerekli olduğunda hekim gözetiminde uygulanabilir; ancak yetersiz havalanmanın yerini tek başına tutmaz ve gerektiğinde ventilasyon desteğiyle birlikte planlanır.</p>

<p>Oksijen düşüklüğünün nedeni değerlendirilmeden yalnız oksijen tedavisine yönelmek, altta yatan solunum yetersizliğinin gözden kaçmasına neden olabilir. Ventilasyon ve oksijen gereksinimi, nöromusküler hastalıklarda deneyimli ekip tarafından ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Solunum desteği ne zaman gündeme gelir?</p>

<p>Evde ventilasyon her Duchenne hastasına aynı yaşta veya aynı test sonucunda başlanmaz. Karar; belirtiler, solunum fonksiyonlarının zaman içindeki değişimi, uyku sırasında solunum ve karbondioksit ölçümleri birlikte değerlendirilerek verilir.</p>

<p>Takipte değerlendirilmesi gereken bulgular şunlardır:</p>

<p>Sabah baş ağrısı ve dinlenmeden uyanma</p>

<p>Gündüz aşırı uyku hâli veya belirgin yorgunluk</p>

<p>Dikkat ve odaklanma güçlüğü</p>

<p>Uykuda düzensiz, yüzeysel veya zorlanarak soluma</p>

<p>Öksürük gücünün azalması</p>

<p>Balgam ve salgıları temizlemekte zorlanma</p>

<p>Sıklaşan veya uzayan alt solunum yolu enfeksiyonları</p>

<p>Bu belirtiler tek başına ventilasyon başlanması gerektiğini göstermez. Zorlu vital kapasite, öksürük tepe akımı, solunum kası basınçları, gece oksijen ve karbondioksit izlemi veya uyku incelemesi gerekebilir.</p>

<p>Bazı uluslararası bakım önerilerinde zorlu vital kapasitenin beklenen değerin yüzde 50’sinin altına düşmesi, daha yakın değerlendirme ve uzman solunum merkezine yönlendirme açısından önemli bir eşik olarak ele alınıyor. Bu değer, bütün hastalarda otomatik ventilasyon başlama sınırı değildir.</p>

<p>Öksürük desteği de bakımın bir parçası</p>

<p>Duchenne’de solunum bakımı yalnız ventilasyon cihazından oluşmaz. Öksürük zayıfladığında salgıların akciğerlerden uzaklaştırılması güçleşebilir ve enfeksiyon sırasında solunum yetersizliği riski artabilir.</p>

<p>Akciğer hacmini korumaya yönelik uygulamalar, elle destekli öksürük ve mekanik öksürük destek cihazları uygun hastalarda kullanılabilir. Hangi yöntemin ne zaman ve hangi ayarlarla uygulanacağı solunum fizyoterapisti ve hekim tarafından belirlenmelidir.</p>

<p>Ailenin cihaz kullanımı, maske bakımı, salgı temizleme yöntemleri, elektrik kesintisi ve solunum yolu enfeksiyonu sırasında izlenecek plan konusunda eğitim alması da evde bakımın güvenliğini etkiler.</p>

<p>Ölüm nedenleri solunumdan kalp hastalıklarına doğru değişiyor</p>

<p>Meta-analiz, Duchenne’de sağkalım uzadıkça ölüm nedenlerinin de değiştiğini gösterdi. Eski çalışmalarda solunum yetersizliği baskınken daha yakın dönemlerde kardiyomiyopati ve diğer sağlık sorunlarının payı arttı.</p>

<p>Renin-anjiyotensin sistemini hedefleyen kalp ilaçlarının daha fazla kullanıldığı çalışma kollarında sağkalım daha uzundu. Ancak bu analiz yalnız 10 çalışmaya dayanıyordu. Beta blokerlerle saptanan ilişki ise yalnız altı çalışmadan elde edildi.</p>

<p>Bu gözlemsel bağlantılar, ilaçların sağkalımı kesin olarak artırdığını kanıtlamıyor ve kişisel tedavi önerisi oluşturmuyor. Bulgular, Duchenne’de kalp izleminin solunum takibiyle birlikte yürütülmesi gerektiğini destekliyor.</p>

<p>Glukokortikoid kullanımıyla sağkalım arasında çalışma düzeyindeki analizde anlamlı ilişki bulunmadı. Bu sonuç, glukokortikoidlerin kas işlevi ve hareket kapasitesi üzerindeki bilinen yararlarını geçersiz kılmaz. Kullanılan tedavi hekim önerisi olmadan bırakılmamalı veya değiştirilmemelidir.</p>

<p>Aileler kontrollerde hangi konuları sorabilir?</p>

<p>Duchenne bakımında solunum ve kalp izleminin birbirinden kopuk yürütülmemesi gerekiyor. Hasta ve ailesi takip görüşmelerinde şu konuları sağlık ekibiyle değerlendirebilir:</p>

<p>Solunum fonksiyonlarının son değeri ve zaman içindeki değişimi</p>

<p>Öksürük gücünün yeterli olup olmadığı</p>

<p>Gece oksijen ve karbondioksit izlemi gerekip gerekmediği</p>

<p>Mekanik öksürük desteğine ihtiyaç bulunup bulunmadığı</p>

<p>Solunum yolu enfeksiyonları için kişisel eylem planı</p>

<p>Cihazın yedek güç kaynağı ve seyahat düzenlemeleri</p>

<p>Kalp görüntüleme ve koruyucu tedavi planı</p>

<p>Hangi durumlarda acil değerlendirme gerekir?</p>

<p>Yeni başlayan veya hızla artan solunum güçlüğü, salgıları temizleyememe, dudaklarda morarma, olağan dışı uyku hâli, bilinç değişikliği ya da enfeksiyonla birlikte hızlı kötüleşme acil değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Böyle bir durumda evdeki cihaz ayarları kişisel kararla değiştirilmemeli; 112 veya hastayı izleyen sağlık ekibiyle iletişime geçilmelidir.</p>

<p>Araştırmanın asıl mesajı ne?</p>

<p>Yeni meta-analiz bir ilaç veya cihaz onayı bildirmiyor. Bulgular, evde mekanik ventilasyonun düzenli solunum izlemi, öksürük desteği, kalp koruyucu yaklaşım ve multidisipliner bakımla birlikte Duchenne’in değişen doğal seyrinin temel parçalarından biri olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Sağkalım rakamları kişisel bir takvim değildir. Genetik değişiklik, kalp ve solunum tutulumunun seyri, tedaviye erişim, bakım merkezinin deneyimi ve eşlik eden sağlık sorunları her hastada farklı olabilir.</p>

<p>Çalışmanın açık erişim giderleri Zürih Üniversitesi tarafından karşılandı ve araştırma Löwenstein Medical AG Switzerland tarafından kısmen desteklendi. Araştırmacılar destekleyicinin tasarım, analiz ve verilerin yorumlanmasında rol almadığını; yazarların çıkar çatışması bildirmediğini belirtti.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Lara Benning, Zoe Bousraou, Bastian Gruber ve arkadaşları. Improving survival in Duchenne muscular dystrophy across eras: a systematic review and cumulative meta-analysis. Journal of Neurology, 2026. DOI: 10.1007/s00415-026-14121-4</p>

<p>David J. Birnkrant ve arkadaşları. Diagnosis and management of Duchenne muscular dystrophy, part 2: respiratory, cardiac, bone health, and orthopaedic management. The Lancet Neurology, 2018. DOI: 10.1016/S1474-4422(18)30025-5</p>

<p>Anne-Marie Childs ve arkadaşları. Development of respiratory care guidelines for Duchenne muscular dystrophy in the UK: key recommendations for clinical practice. Thorax, 2024. DOI: 10.1136/thorax-2023-220811</p>

<p>Dongsheng Duan, Nathalie Goemans, Shin’ichi Takeda ve arkadaşları. Duchenne muscular dystrophy. Nature Reviews Disease Primers, 2021. DOI: 10.1038/s41572-021-00248-3</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/duchennede-ev-tipi-ventilasyon-kullanilan-kohortlarda-sagkalim-29-yila-yaklasti</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 22:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/duchenne-sagkalim-29-yil-200kb.webp" type="image/jpeg" length="73889"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CAR-T Hücreleri Hastanın Vücudunda Üretildi: 16 Hastadan İlk İnsan Verileri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/car-t-hucreleri-hastanin-vucudunda-uretildi-16-hastadan-ilk-insan-verileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/car-t-hucreleri-hastanin-vucudunda-uretildi-16-hastadan-ilk-insan-verileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çin’de Tongji Hastanesi ve Shenzhen Genocury Biotech araştırmacılarının yürüttüğü erken keşifsel çalışmada, tedaviye dirençli nörolojik otoimmün hastalıkları bulunan 16 yetişkine T hücrelerini doğrudan vücudun içinde CAR-T hücrelerine dönüştürmeyi amaçlayan JY231 uygulandı. New England Journal of Medicine’da 2 Eylül 2026’da yayımlanan sonuçlarda tüm hastalarda CAR-T hücresi oluşumu ve tam B hücresi tükenmesi görülürken, farklı hastalık gruplarında erken klinik iyileşme sinyalleri bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çalışmanın küçük ve kontrolsüz olması nedeniyle sonuçların daha geniş araştırmalarda doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Kanser tedavisinde kullanılan CAR-T teknolojisinin üretim sürecini değiştirmeyi amaçlayan yeni bir yaklaşım, tedaviye dirençli nörolojik otoimmün hastalıkları bulunan 16 yetişkinde test edildi.</p>

<p>Çin’in Wuhan kentindeki Huazhong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Tongji Hastanesi ile Shenzhen Genocury Biotech araştırmacılarının yürüttüğü çalışmada, hastaların T hücreleri laboratuvarda toplanıp genetik olarak değiştirilmek yerine doğrudan vücudun içinde CAR-T hücrelerine dönüştürüldü.</p>

<p>Erken insan verileri 2 Eylül 2026’da New England Journal of Medicine’da çevrim içi yayımlandı.</p>

<p>Çalışmaya ilerleyici multipl sklerozu bulunan 7, MOG antikoru ilişkili hastalığı bulunan 3, yaygın miyastenia gravisi bulunan 3 ve idiyopatik inflamatuvar kas hastalığı bulunan 3 yetişkin katıldı.</p>

<p>Hastaların ortak özelliği, daha önce uygulanan standart tedavilere rağmen hastalıklarının yeterince kontrol altına alınamamış olmasıydı.</p>

<h3>CAR-T hücreleri hastanın vücudunda oluşturuldu</h3>

<p>Geleneksel CAR-T tedavisinde hastanın T hücreleri önce kanından toplanıyor. Hücreler özel laboratuvarlarda genetik olarak değiştirilerek belirli bir hedefi tanıyacak hale getiriliyor, çoğaltılıyor ve ardından yeniden hastaya veriliyor.</p>

<p>JY231 ise bu sürecin önemli bir bölümünü vücudun içine taşımayı amaçlıyor.</p>

<p>Tedavide T hücrelerine genetik talimat taşıyan, CD19 hedefli CAR yapısını kodlayan lentiviral bir vektör kullanıldı. Böylece hastanın kendi T hücrelerinin doğrudan dolaşım içinde değiştirilerek CD19 hedefli CAR-T hücrelerine dönüşmesi amaçlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>NEJM’de bildirilen 16 kişilik kohorta tek doz, 2,0 milyar transdüksiyon ünitesi JY231 damar yoluyla verildi. Bu kohortta uygulama öncesinde klasik CAR-T tedavilerinde sık kullanılan lenfosit azaltıcı kemoterapi uygulanmadı.</p>

<p>Çalışmanın daha geniş resmî araştırma kaydında ise lenfosit azaltıcı tedavi uygulanabilen ve uygulanmayan farklı doz grupları bulunuyor. Bu nedenle yayımlanan 16 kişilik sonuçların, devam eden araştırmanın bütün kollarını temsil etmediği dikkate alınmalı.</p>

<h3>Tüm hastalarda CAR-T hücreleri saptandı</h3>

<p>Araştırmacılar, JY231 uygulamasından sonra 16 hastanın tamamında CAR-T hücrelerinin vücut içinde oluştuğunu ve çoğaldığını bildirdi.</p>

<p>CAR-T hücrelerini gösteren genetik işaretler yaklaşık 11. günde en yüksek düzeyine ulaştı.</p>

<p>Tedavinin hedefi, yüzeyinde CD19 adlı proteini taşıyan B hücreleriydi. B hücreleri normal bağışıklık sisteminin önemli parçaları arasında yer alıyor ancak bazı otoimmün hastalıklarda hastalığı sürdüren antikorların ve bağışıklık yanıtının oluşmasına katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Çalışmada tüm hastalarda dolaşımdaki B hücrelerinin hızlı ve tam olarak tükendiği bildirildi.</p>

<p>İki aydan sonra B hücreleri yeniden görülmeye başladığında bunların büyük bölümünün daha olgunlaşmamış, yeni oluşmuş B hücrelerinden meydana geldiği gözlendi.</p>

<p>Araştırmacılar bu değişimin, hastalıkla ilişkili B hücresi repertuvarının yeniden yapılanmasına işaret edebileceğini değerlendiriyor. Ancak bunun uzun süreli bir “bağışıklık sistemi sıfırlanması” sağlayıp sağlamadığı henüz bilinmiyor.</p>

<h3>Dört hastalık grubunda erken iyileşme sinyalleri</h3>

<p>Hastaların medyan takip süresi yaklaşık altı aydı.</p>

<p>Yedi ilerleyici multipl skleroz hastasında fiziksel engellilik, hareket, bilişsel performans ve yorgunlukla ilgili ölçümlerde iyileşme yönünde değişiklikler bildirildi.</p>

<p>Bu hastaların üç veya altı aylık kontrollerinde yeni kontrast tutan beyin lezyonu veya yeni T2 lezyonu görülmediği bildirildi.</p>

<p>MOG antikoru ilişkili hastalığı bulunan üç kişide hastalıkla ilişkili antikor düzeylerinde azalma yönünde değişiklikler izlendi.</p>

<p>Yaygın miyastenia gravisi bulunan üç hastada ise hastalık şiddetini ve günlük yaşam üzerindeki etkisini değerlendiren puanlarda düşüş görüldü. Asetilkolin reseptörüne karşı gelişen otoantikorların düzeyinde de azalma bildirildi.</p>

<p>İdiyopatik inflamatuvar kas hastalığı bulunan üç hastada kas gücü, kas hasarıyla ilişkili laboratuvar değerleri ve görüntüleme bulgularında iyileşme yönünde sonuçlar görüldü.</p>

<p>Ancak her hastalık grubunda yalnızca üç ila yedi kişinin bulunması ve karşılaştırma grubunun olmaması, bu değişikliklerin tedavinin kesin etkinliği olarak değerlendirilmesine izin vermiyor.</p>

<h3>En sık yan etki hafif sitokin salınım sendromuydu</h3>

<p>CAR-T tedavilerinde yakından izlenen sorunlardan biri sitokin salınım sendromu. Bu tablo, bağışıklık hücrelerinin hızla aktive olması sonucunda ateş ve çeşitli sistemik belirtilerle ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Çalışmada 16 hastanın 11’inde, yaklaşık yüzde 69 oranında birinci derece sitokin salınım sendromu görüldü.</p>

<p>Bildirilen vakaların tamamı hafif düzeydeydi ve iki hafta içinde düzeldi.</p>

<p>CAR-T tedavileriyle ilişkili olabilen önemli nörolojik yan etkilerden biri olan bağışıklık efektör hücre ilişkili nörotoksisite sendromu ise bildirilmedi.</p>

<p>Bu bulgular yöntemin kısa dönem güvenliliği açısından ilk verileri sağlıyor. Ancak 16 kişilik ve yaklaşık altı aylık izleme dayanan bir araştırma, daha seyrek veya uzun dönemde ortaya çıkabilecek yan etkileri belirlemek için yeterli değil.</p>

<h3>Lentiviral yöntemde uzun dönem takip gerekiyor</h3>

<p>JY231’in diğer bazı vücut içi CAR-T teknolojilerinden önemli bir farkı, genetik talimatı hücrelere taşımak için lentiviral vektör kullanması.</p>

<p>Lentiviral sistemler genetik materyalin hücre DNA’sına yerleşmesine olanak sağlayabiliyor. Bu özellik CAR üretiminin kalıcı olmasını sağlayabilirken, uzun dönem güvenlilik açısından da izlem gerektiriyor.</p>

<p>Araştırmacılar erken dönemde CAR-T hücrelerinin genetik olarak farklı hücre gruplarından oluştuğunu bildirdi. Bu veri, tek bir genetik olarak değiştirilmiş hücre grubunun kontrolsüz biçimde baskın hale geldiğine ilişkin erken bir işaret görülmediğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak olası geç dönem risklerin değerlendirilebilmesi için hastaların yıllar boyunca takip edilmesi gerekiyor.</p>

<h3>Çalışma tedavinin etkinliğini henüz kanıtlamıyor</h3>

<p>Araştırmanın sonuçlarının yorumlanmasında çalışma tasarımının sınırları belirleyici.</p>

<p>Araştırma erken keşifsel nitelikte, tek merkezli ve tek kollu olarak yürütüldü. Yalnızca 16 yetişkin değerlendirildi ve plasebo ya da standart tedavi alan bir kontrol grubu bulunmadı.</p>

<p>Dört farklı hastalığın aynı çalışmada yer alması nedeniyle her hastalık için hasta sayısı da oldukça düşük kaldı.</p>

<p>Yaklaşık altı aylık medyan takip süresi, özellikle multipl skleroz gibi uzun seyirli hastalıklarda kalıcı etkinlik hakkında karar vermek için yeterli değil.</p>

<p>Bu nedenle görülen klinik iyileşmeler JY231’in multipl sklerozu, miyastenia gravisi, MOG antikoru ilişkili hastalığı veya inflamatuvar kas hastalıklarını tedavi ettiği şeklinde yorumlanamaz.</p>

<h3>Rutin kullanım için onaylanmış değil</h3>

<p>JY231 deneysel bir tedavi olarak klinik araştırma aşamasında bulunuyor.</p>

<p>Nörolojik otoimmün hastalıkların rutin tedavisinde kullanılmak üzere düzenleyici kurumlar tarafından onaylanmış değil.</p>

<p>Araştırmanın bilimsel açıdan öne çıkan yönü, CD19 hedefli CAR-T hücrelerinin hastanın T hücreleri laboratuvarda üretilmeden, tek bir damar içi uygulamanın ardından doğrudan vücutta oluşturulabildiğinin insanlarda gösterilmesi.</p>

<p>Yöntemin geleneksel CAR-T üretimine göre gerçekten daha güvenli, etkili, hızlı veya ekonomik olup olmadığını belirlemek için daha geniş hasta gruplarında ve mümkünse karşılaştırmalı klinik araştırmalar yapılması gerekiyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>• New England Journal of Medicine – Lentiviral In Vivo CD19 CAR T-Cell Therapy in Neurologic Autoimmune Disorders, 2 Eylül 2026</p>

<p>• Tongji Hospital, Huazhong University of Science and Technology – JY231 Injection for the Treatment of Relapsed/Refractory Neurologic Immune Disorders erken keşifsel klinik araştırması</p>

<p>• ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi – JY231 ile tedaviye dirençli nörolojik bağışıklık hastalıkları klinik araştırma kaydı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/car-t-hucreleri-hastanin-vucudunda-uretildi-16-hastadan-ilk-insan-verileri</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 21:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebulteni.com/vendor/te/assets/images/placeholder.png" type="image/jpeg" length="25969"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Greek, Latin and Arabic Medical Knowledge Met in One City: How Did Salerno Become a Medical Center?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alerno</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alerno" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Before modern universities became widespread in Europe, Salerno in southern Italy had emerged as one of the most important centers of medical teaching in the Middle Ages. Greek and Latin medical traditions, knowledge transmitted through Arabic medical texts, and local practices came together in the same intellectual environment.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Imagine a medical school today.<br />
Textbooks, clinical training, diagnosis of disease, surgical knowledge, and rules governing how medicine should be practiced...<br />
One of the important milestones in the institutional history of these traditions in Europe emerged around a thousand years ago in the southern Italian city of Salerno.<br />
Before universities in the modern sense became widespread across Europe, Salerno had developed into an important center where medical knowledge from different sources was taught.<br />
The tradition now known as the Schola Medica Salernitana, or Salerno Medical School, became increasingly visible from the 10th century onward and rose to a significant position in European medical history during the 11th and 12th centuries.<br />
Salerno’s importance was not based solely on training physicians.<br />
What made it particularly remarkable was its role in bringing together medical knowledge produced in different cultures within the same geographical and intellectual environment.<br />
When was the Salerno Medical School founded?<br />
The answer is not as simple as it may seem.<br />
Some sources trace medical teaching in Salerno back to the 9th century or even earlier. However, it would be misleading to think of the school as a university founded on a single, clearly documented date in the modern sense.<br />
Medical teaching in Salerno developed gradually over time.<br />
The center’s reputation began to grow particularly in the 10th century, and by the 11th and 12th centuries it had become one of Europe’s important medical centers.<br />
For this reason, rather than assigning Salerno a precise “founding day,” it is more accurate to view it as a medical teaching tradition that evolved over several centuries.<br />
Is the story that four physicians founded the school true?<br />
One of the best-known legends in the history of the Salerno school concerns its founding.<br />
According to the story, the school was established by four physicians:<br />
a Latin,<br />
a Greek,<br />
a Jewish physician,<br />
and an Arab physician.<br />
These four figures were said to have brought together different medical traditions and laid the foundations of Salerno.<br />
However, this account cannot be regarded as a documented historical event.<br />
Modern historical scholarship treats it as a founding legend.<br />
Even so, the idea represented by the legend reflects an important feature of Salerno’s actual history:<br />
Salernitan medicine did indeed develop in an environment where knowledge from different cultural traditions came together.<br />
Why did Salerno become such an important center?<br />
Salerno’s geographical position played an important role.<br />
Southern Italy was in contact with different regions of the Mediterranean world.<br />
The Latin medical tradition of Western Europe encountered Greek and Byzantine medical heritage there, while works translated from Arabic medical literature also entered circulation in Western Europe.<br />
During the 11th and 12th centuries, texts derived from Greek, Latin and Arabic traditions, together with local medical practice, came together in different ways in and around Salerno.<br />
This helped make Salerno not only a center of treatment but also an important place for the transmission and teaching of medical knowledge.<br />
Constantine the African and the great translation movement<br />
One of the most important figures associated with Salerno’s history is Constantinus Africanus, or Constantine the African.<br />
Active in southern Italy in the 11th century, Constantine is generally understood to have begun his translation work in Salerno and later continued it at the monastery of Monte Cassino.<br />
He played a major role in transmitting Arabic medical literature into Latin, thereby expanding access in Latin Europe to important medical writings of the period.<br />
One of his most important works was the Pantegni, based on the extensive medical writings of the Persian physician Ali ibn Abbas al-Majusi.<br />
The Pantegni became one of the foundational medical texts of medieval Latin medicine.<br />
There is, however, an important historical distinction to make:<br />
Claims that Constantine formally taught at Salerno or was directly part of the school’s teaching staff are not firmly established.<br />
His most clearly documented influence lies in the circulation of the works he translated and adapted, first in the Salernitan environment and later throughout European medical education.<br />
Why were Arabic medical texts so important?<br />
Medical literature in the medieval Islamic world was highly developed.<br />
Large parts of the ancient Greek medical tradition had been translated into Arabic, preserved, interpreted, and further developed by physicians through new observations and medical writing.<br />
The works of al-Razi, Ali ibn Abbas al-Majusi, Ibn al-Jazzar, and many other physicians formed part of a substantial body of medical knowledge.<br />
Through the translation activities associated with Constantine the African, important portions of this literature became available to the Latin world.<br />
The Pantegni in particular became a major reference work on anatomy, causes of disease, and approaches to treatment.<br />
As a result, medical teaching around Salerno was not limited to older Latin texts but gained access to a broader pool of knowledge shaped by different scientific traditions across the Mediterranean.<br />
What did medical students study in the Middle Ages?<br />
One of Salerno’s important contributions to later European medical education was its role in the systematization of medical knowledge around specific texts and traditions of interpretation.<br />
In this context, the medical text collection known as the Articella became historically important.<br />
The Articella was long strongly associated with medical teaching in Salerno.<br />
However, historians continue to debate where the collection was actually formed; alongside the traditional Salernitan attribution, a Parisian origin has also been proposed.<br />
For that reason, it would be inaccurate to describe the Articella definitively as “a textbook created in Salerno.”<br />
There is, however, broad agreement that the Articella was highly influential in medieval European medical education.<br />
The collection included Latin texts associated with the Hippocratic and Galenic traditions, as well as writings linked to Hunayn ibn Ishaq and other medical authors.<br />
The systematization of medical teaching in the Salernitan environment around texts, commentary, and practical knowledge contributed to the later development of university-based medical education in Europe.<br />
Women were present in Salerno’s medical world<br />
One of the most striking features of Salerno is the visibility of women in its medical environment.<br />
Historical sources refer to female practitioners known as mulieres Salernitanae, meaning “women of Salerno.”<br />
One of the best-known figures associated with this tradition is Trota.<br />
However, the subject of “Trotula” was presented too simplistically in popular historical accounts for many years.<br />
Modern scholarship has shown that “Trotula” was not the name of a single female author, but rather the title associated with a collection of three separate texts on women’s health.<br />
It would therefore be inaccurate to claim that all of these texts were written by one female physician.<br />
At the same time, strong historical scholarship links at least one of the texts in the collection to a female practitioner from Salerno named Trota.<br />
This distinction matters.<br />
It preserves the genuine historical importance of women in Salernitan medicine without assigning excessive certainty to a later, simplified image of a single legendary “Trotula.”<br />
The presence of women in Salerno’s medical world shows that women’s role in the production and practice of medical knowledge in medieval Europe was more complex than is often assumed.<br />
The health guide associated with the name of Salerno<br />
One of the most famous health texts associated with Salerno is the Regimen Sanitatis Salernitanum.<br />
However, it has not been conclusively demonstrated that the work was actually written at the Salerno Medical School.<br />
The anonymous Latin poem, which was expanded in different periods, contained a range of recommendations aimed at preserving health.<br />
Diet,<br />
sleep,<br />
exercise,<br />
emotions,<br />
and daily routines<br />
were among the topics given significant attention.<br />
It would therefore be misleading to treat the work as a modern-style health guide written by a single author at a clearly defined moment.<br />
Nevertheless, the widespread circulation of the Regimen Sanitatis Salernitanum across Europe is notable because it shows how old medical ideas about preventive health and lifestyle management really are.<br />
Surgery was also important in the Salernitan tradition<br />
The influence of the Salernitan tradition was not limited to internal medicine or diet.<br />
The 12th-century surgeon Roger Frugardi is also known in sources as Rogerius Salernitanus.<br />
The Practica Chirurgiae, also known as the Chirurgia Rogerii, is associated with him and became one of the important surgical texts of medieval Europe.<br />
The work organized surgical problems according to different parts of the body and described possible treatments.<br />
It became an important example of how surgical knowledge could be transmitted in a systematic written form and influenced later surgical literature.<br />
Was Salerno a modern medical school?<br />
Not exactly.<br />
It would be historically inaccurate to portray Salerno as an institution identical to a modern university.<br />
There was no faculty administration, modern diploma system, laboratory infrastructure, medical specialization structure, or scientific research framework comparable to those of today.<br />
Salerno’s importance lay elsewhere.<br />
By teaching medical knowledge in a more systematic way, bringing together texts from different traditions, and developing a recognizable culture of medical instruction, it became an important stage in the development of later European university medicine.<br />
Medical texts used and circulated in Salerno later influenced university medicine in centers such as Bologna, Montpellier, Paris, and elsewhere in Europe.<br />
Rules also emerged for becoming a physician<br />
The 13th century marked an important turning point in Salerno’s history.<br />
During the reign of Holy Roman Emperor Frederick II, medical education and the right to practice medicine in southern Italy became subjects of state regulation.<br />
These measures are regarded as an important stage in European medical history because they linked medical education more explicitly to standards and to the assessment of a physician’s qualifications.<br />
Medicine thus became more clearly associated with formal education and demonstrated competence.<br />
However, because historical sources vary regarding exact training periods, examination structures, and anatomical requirements, it would be misleading to present these details as a single, universally fixed model.<br />
From a medieval school to modern medical education<br />
What makes the history of the Salerno Medical School important is not that modern medicine had somehow already been discovered a thousand years ago.<br />
Physicians in Salerno still worked within the limited anatomical knowledge of their time, humoral theories, and many medical ideas that have no scientific validity today.<br />
Its importance lies elsewhere:<br />
in taking knowledge from different cultures,<br />
translating it,<br />
organizing it,<br />
teaching it,<br />
and passing it on to new generations of physicians.<br />
Greek and Latin medical heritage, Arabic medical literature, and different intellectual traditions of the Mediterranean met in and around Salerno.<br />
The visibility of women in medicine, the development of surgical texts, the circulation of health-related writings, and the gradual systematization of medical education all contributed to the center’s historical significance.<br />
Modern medical schools are not direct copies of Salerno.<br />
But the processes that took place there around a thousand years ago represented an important stage in the transformation of medicine in Europe into a more systematically taught academic discipline.<br />
For that reason, Salerno’s legacy is not simply the story of an old medical school.<br />
It is also the story of how medical knowledge grew by moving across cultures.<br />
SOURCES<br />
U.S. National Library of Medicine — Medieval Manuscripts: The School of Salerno<br />
U.S. National Library of Medicine — An Odyssey of Knowledge: From Translation to Teaching<br />
Neurosurgery — The Schola Medica Salernitana: The Forerunner of the Modern University Medical Schools<br />
Treccani — La scuola di Salerno e l'Articella<br />
Oxford Academic — Constantine the African and Medieval Medical Teaching<br />
Medicina nei Secoli — Constantine the African and Salernitan Pharmacology<br />
University of Edinburgh Collections — Regimen Sanitatis Salernitanum</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alerno</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 20:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/salerno-english-200kb.webp" type="image/jpeg" length="89830"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yunan, Latin ve Arap Tıp Bilgisi Aynı Şehirde Buluştu: Salerno Nasıl Bir Tıp Merkezi Oldu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yunan-latin-ve-arap-tip-bilgisi-ayni-sehirde-bulustu-salerno-nasil-bir-tip-merkezi-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yunan-latin-ve-arap-tip-bilgisi-ayni-sehirde-bulustu-salerno-nasil-bir-tip-merkezi-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modern üniversiteler Avrupa'da yaygınlaşmadan önce Güney İtalya'daki Salerno, Orta Çağ'ın en önemli tıp öğretim merkezlerinden biri haline gelmişti. Yunan ve Latin tıp mirası, Arapça tıp eserlerinden aktarılan bilgiler ve yerel uygulamalar burada aynı entelektüel ortamda buluştu. Kadınların tıp dünyasındaki görünürlüğü, çeviri hareketleri, cerrahi metinler ve hekimlik eğitiminin giderek sistemleşmesi Salerno'yu tıp tarihinde özel bir yere taşıdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugünkü bir tıp fakültesini düşünün.</p>

<p>Ders kitapları, klinik eğitim, hastalıkların tanısı, cerrahi bilgi ve hekimliğin nasıl uygulanacağına ilişkin kurallar...</p>

<p>Bunların Avrupa'daki kurumsal tarihinin önemli duraklarından biri, yaklaşık bin yıl önce Güney İtalya'nın Salerno kentinde ortaya çıktı.</p>

<p>Modern anlamdaki üniversitelerin Avrupa'da yaygınlaşmasından önce Salerno, farklı kaynaklardan gelen tıp bilgisinin öğretildiği önemli bir merkez haline gelmişti.</p>

<p>Bugün Schola Medica Salernitana, yani Salerno Tıp Okulu olarak anılan bu gelenek, özellikle 10. yüzyıldan itibaren daha görünür hale geldi; 11. ve 12. yüzyıllarda ise Avrupa tıp tarihinde önemli bir konuma ulaştı.</p>

<p>Salerno'nun önemi yalnızca hekim yetiştirmesinden kaynaklanmıyordu.</p>

<p>Onu asıl dikkat çekici yapan, farklı kültürlerde üretilen tıbbi bilgilerin aynı coğrafyada buluşmasına katkı sağlamasıydı.</p>

<h2>Salerno Tıp Okulu ne zaman kuruldu?</h2>

<p>Bu sorunun sanıldığı kadar basit bir cevabı yok.</p>

<p>Bazı kaynaklar Salerno'daki tıp öğretiminin köklerini 9. yüzyıla, hatta daha erken dönemlere götürüyor. Ancak okulun bugünkü anlamda belirli bir tarihte, tek bir kararla kurulmuş bir üniversite olduğunu düşünmek yanıltıcı olur.</p>

<p>Salerno'da tıp öğretimi zaman içinde gelişen bir gelenekti.</p>

<p>Okulun ünü özellikle 10. yüzyılda artmaya başladı ve 11.–12. yüzyıllarda Avrupa'nın önemli tıp merkezlerinden biri haline geldi.</p>

<p>Dolayısıyla Salerno'nun tarihini anlatırken kesin bir “kuruluş günü” vermek yerine, yüzyıllar içinde gelişen bir tıp öğretim merkezi olarak değerlendirmek daha doğru.</p>

<h2>Dört hekimin kurduğu okul anlatısı gerçek mi?</h2>

<p>Salerno'nun kuruluşuyla ilgili tıp tarihinin en bilinen efsanelerinden biri anlatılır.</p>

<p>Rivayete göre okul dört hekim tarafından kurulmuştu:</p>

<p>Bir Latin,</p>

<p>bir Yunan,</p>

<p>bir Yahudi</p>

<p>ve bir Arap hekim.</p>

<p>Bu dört kişinin farklı tıp geleneklerini bir araya getirerek Salerno'nun temelini attığı söylenir.</p>

<p>Ancak bunu belgelenmiş bir tarihsel olay olarak kabul etmek mümkün değil.</p>

<p>Modern tarih çalışmalarında bu anlatı bir kuruluş efsanesi olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Yine de efsanenin temsil ettiği düşünce Salerno'nun gerçek tarihindeki önemli bir özelliği yansıtıyor:</p>

<p>Salerno tıbbı gerçekten de farklı kültürlerden gelen bilgi kaynaklarının buluştuğu bir ortamda gelişti.</p>

<h2>Salerno neden böyle bir merkez haline geldi?</h2>

<p>Salerno'nun coğrafi konumu önemliydi.</p>

<p>Güney İtalya, Akdeniz dünyasının farklı bölgeleriyle temas halindeydi.</p>

<p>Latin Batı'nın tıp geleneği burada Yunan ve Bizans mirasıyla karşılaşıyor; Arapça tıp literatüründen çevrilen eserler de Batı Avrupa'nın kullanımına giriyordu.</p>

<ol start="11">
 <li>
 <p>ve 12. yüzyıllarda Salerno çevresinde Yunan, Latin ve Arap kaynaklarından gelen metinler ile yerel tıp pratiği farklı biçimlerde bir araya geldi.</p>
 </li>
</ol>

<p>Bu durum Salerno'yu yalnızca bir tedavi merkezi değil, aynı zamanda tıbbi bilginin aktarıldığı ve öğretildiği önemli bir merkez haline getirdi.</p>

<h2>Afrikalı Konstantin ve büyük çeviri hareketi</h2>

<p>Salerno tarihindeki en önemli isimlerden biri Constantinus Africanus, yani Afrikalı Konstantin'dir.</p>

<ol start="11">
 <li>
 <p>yüzyılda Güney İtalya'da faaliyet gösteren Konstantin'in çeviri çalışmalarının Salerno'da başladığı, daha sonra Monte Cassino manastırında sürdüğü kabul ediliyor.</p>
 </li>
</ol>

<p>Arapça tıp literatürünün Latinceye aktarılmasında çok önemli bir rol oynayan Konstantin'in çalışmaları, Latin Avrupa'nın dönemin gelişmiş tıp literatürüne erişimini genişletti.</p>

<p>En önemli çalışmalarından biri, Pers hekimi Ali ibn Abbas el-Mecusi'nin kapsamlı tıp eserinden hareketle hazırlanan Pantegni idi.</p>

<p>Pantegni, Orta Çağ Latin tıbbının temel metinlerinden biri haline geldi.</p>

<p>Ancak burada önemli bir tarihsel ayrıntı bulunuyor:</p>

<p>Afrikalı Konstantin'in Salerno'da resmî olarak ders verdiği veya doğrudan okulun öğretim kadrosunda yer aldığı yönündeki anlatılar kesin değildir.</p>

<p>Asıl tartışmasız etkisi, çevirdiği ve uyarladığı eserlerin Salerno çevresinde ve daha sonra Avrupa'daki tıp eğitiminde yaygınlaşmasıdır.</p>

<h2>Arapça tıp eserleri neden bu kadar önemliydi?</h2>

<p>Orta Çağ İslam dünyasında tıp literatürü son derece gelişmişti.</p>

<p>Antik Yunan tıp mirasının önemli bölümleri Arapçaya çevrilmiş, korunmuş, yorumlanmış ve hekimler tarafından yeni gözlemlerle geliştirilmişti.</p>

<p>Râzî, Ali ibn Abbas el-Mecusi, İbnü'l-Cezzâr ve başka birçok hekimin eserleri geniş bir tıp birikiminin parçasıydı.</p>

<p>Afrikalı Konstantin'in çeviri faaliyetleriyle bu birikimin önemli bölümleri Latin dünyasına ulaştı.</p>

<p>Özellikle Pantegni, anatomi, hastalıkların nedenleri ve tedavi yaklaşımlarına ilişkin kapsamlı bir başvuru metni haline geldi.</p>

<p>Böylece Salerno çevresindeki tıp öğretimi yalnızca eski Latin metinlerine bağlı kalmadı; Akdeniz'in farklı bilim geleneklerinden beslenen daha geniş bir bilgi havuzuna erişti.</p>

<h2>Orta Çağ'da tıp öğrencileri ne okuyordu?</h2>

<p>Salerno'nun sonraki Avrupa tıp eğitimi üzerindeki en önemli etkilerinden biri, tıp bilgisinin belirli metinler ve yorum gelenekleri çevresinde sistemleşmesine katkıda bulunmasıydı.</p>

<p>Bu bağlamda Articella olarak bilinen tıp metinleri koleksiyonu tarihsel açıdan büyük önem taşıdı.</p>

<p>Articella uzun süre Salerno tıp öğretimiyle güçlü biçimde ilişkilendirildi.</p>

<p>Ancak koleksiyonun oluşum yeri konusunda tarihçiler arasında tartışma bulunuyor; geleneksel Salerno atfının yanında Paris kökenli olabileceği de ileri sürülüyor.</p>

<p>Bu nedenle Articella'yı kesin biçimde “Salerno'da oluşturulmuş bir ders kitabı” olarak tanımlamak doğru olmaz.</p>

<p>Buna karşılık Articella'nın Orta Çağ Avrupa'sındaki tıp eğitiminde son derece etkili olduğu konusunda geniş bir görüş birliği bulunuyor.</p>

<p>Koleksiyonda Hipokrat ve Galen geleneğinin yanı sıra Huneyn ibn İshak ve başka tıp yazarlarıyla ilişkilendirilen Latince metinler bulunuyordu.</p>

<p>Salerno çevresinde tıp öğretiminin belirli metinler, yorumlar ve uygulamalı bilgi etrafında sistemleşmesi, Avrupa'da daha sonraki üniversite tıp eğitiminin gelişimine katkıda bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Kadınlar Salerno tıp dünyasında yer aldı</h2>

<p>Salerno'nun en dikkat çekici özelliklerinden biri kadınların tıp dünyasındaki görünürlüğüdür.</p>

<p>Tarihsel kaynaklarda mulieres Salernitanae, yani “Salernolu kadınlar” olarak anılan kadın uygulayıcılara rastlanıyor.</p>

<p>Salerno ile ilişkilendirilen kadın tıp geleneğinin en tanınmış isimlerinden biri Trota'dır.</p>

<p>Ancak “Trotula” konusu uzun süre popüler tarih anlatılarında olduğundan daha basit biçimde aktarıldı.</p>

<p>Modern araştırmalar, “Trotula”nın tek bir kadın yazarın adı değil, kadın sağlığı üzerine üç ayrı metinden oluşan bir külliyatın adı olduğunu ortaya koydu.</p>

<p>Bu metinlerin tümünün tek bir kadın hekim tarafından yazıldığını söylemek doğru değildir.</p>

<p>Bununla birlikte külliyat içindeki metinlerden en az birinin Salernolu Trota adlı kadın uygulayıcıyla ilişkilendirildiğine dair güçlü tarihsel değerlendirmeler bulunuyor.</p>

<p>Bu ayrım önemli.</p>

<p>Çünkü Salerno'daki kadın tıp geleneğinin gerçek tarihsel önemini korurken, sonradan oluşturulan tek ve efsanevi bir “Trotula” figürüne gereğinden fazla kesinlik atfetmemek gerekiyor.</p>

<p>Kadınların Salerno tıp çevresindeki varlığı, Orta Çağ Avrupa'sında kadınların tıbbi bilgi üretimi ve uygulamasındaki rolünün sanıldığından daha karmaşık olduğunu gösteriyor.</p>

<h2>Salerno adıyla özdeşleşen sağlık rehberi</h2>

<p>Salerno adıyla özdeşleşen en ünlü sağlık metinlerinden biri Regimen Sanitatis Salernitanum'dur.</p>

<p>Ancak eserin gerçekten Salerno Tıp Okulunda kaleme alındığı kesin olarak gösterilebilmiş değildir.</p>

<p>Yazarı bilinmeyen ve farklı dönemlerde genişletilen Latince şiir, sağlığın korunmasına yönelik çeşitli öneriler içeriyordu.</p>

<p>Beslenme,</p>

<p>uyku,</p>

<p>egzersiz,</p>

<p>duygular</p>

<p>ve günlük yaşam düzeni gibi konular metinde önemli yer tutuyordu.</p>

<p>Bu nedenle eseri tek bir kişinin belirli bir tarihte yazdığı modern bir sağlık rehberi gibi değerlendirmek doğru olmaz.</p>

<p>Buna karşılık Regimen Sanitatis Salernitanum'un Avrupa'da geniş biçimde dolaşıma girmesi, sağlığı korumaya ve yaşam düzenine ilişkin düşüncelerin tıp tarihinde ne kadar eski olduğunu göstermesi açısından dikkat çekicidir.</p>

<h2>Cerrahi de Salerno geleneğinde önemliydi</h2>

<p>Salerno geleneğinin etkisi yalnızca dahili hastalıklar veya beslenmeyle sınırlı değildi.</p>

<ol start="12">
 <li>
 <p>yüzyılda yaşamış cerrah Roger Frugardi, kaynaklarda Rogerius Salernitanus olarak da anılır.</p>
 </li>
</ol>

<p>Onunla ilişkilendirilen Practica Chirurgiae, diğer adıyla Chirurgia Rogerii, Orta Çağ Avrupa cerrahisinin önemli metinlerinden biri oldu.</p>

<p>Eserde cerrahi sorunlar vücudun farklı bölgelerine göre ele alınıyor ve uygulanabilecek tedaviler tarif ediliyordu.</p>

<p>Bu eser, cerrahi bilginin sistematik bir metin halinde aktarılmasının önemli örneklerinden biri olarak sonraki cerrahi literatürü etkiledi.</p>

<h2>Salerno modern tıp fakültesi miydi?</h2>

<p>Tam olarak değil.</p>

<p>Salerno'yu bugünkü üniversitelerle birebir aynı kurum gibi anlatmak tarihsel açıdan yanlış olur.</p>

<p>Bugünkü anlamıyla fakülte yönetimi, modern diploma sistemi, laboratuvarlar, uzmanlık dalları ve bilimsel araştırma düzeni henüz yoktu.</p>

<p>Ancak Salerno'nun önemi başka bir noktadaydı.</p>

<p>Tıp bilgisinin sistematik biçimde öğretilmesi, farklı kaynaklardan gelen eserlerin bir araya getirilmesi ve belirli bir tıp öğretim geleneğinin oluşması bakımından sonraki Avrupa üniversitelerine giden yolun önemli duraklarından birini oluşturdu.</p>

<p>Salerno'da kullanılan ve geliştirilen tıbbi metinlerin etkisi daha sonra Bologna, Montpellier, Paris ve diğer Avrupa merkezlerinde gelişen üniversite tıbbında da görüldü.</p>

<h2>Hekim olmak için kurallar da ortaya çıktı</h2>

<p>Salerno'nun tarihinde 13. yüzyıl önemli bir dönüm noktasıydı.</p>

<p>Kutsal Roma İmparatoru II. Friedrich döneminde Güney İtalya'da hekimlik eğitimi ve hekimlerin uygulama yetkisine ilişkin kurallar devlet düzenlemelerine konu oldu.</p>

<p>Bu düzenlemeler, tıp eğitiminin belirli standartlarla ilişkilendirilmesi ve hekimlik yapacak kişilerin yeterliliğinin denetlenmesi açısından Avrupa tıp tarihinde önemli bir aşama olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Böylece hekimlik, eğitim ve yeterlilik şartlarıyla daha açık biçimde ilişkilendirilmeye başladı.</p>

<p>Ancak bu döneme ilişkin ayrıntılı eğitim süreleri, sınav yapıları veya anatomi uygulamaları konusunda farklı kaynaklarda değişen bilgiler bulunduğundan, bu ayrıntıları tek ve kesin bir model gibi vermek doğru olmaz.</p>

<h2>Bir Orta Çağ okulundan modern tıp eğitimine</h2>

<p>Salerno Tıp Okulu'nun hikâyesini önemli yapan, modern tıbbı bin yıl önce keşfetmiş olması değildir.</p>

<p>Salerno'daki hekimler de kendi dönemlerinin sınırlı anatomik bilgileri, humoral teorileri ve bugün bilimsel geçerliliği bulunmayan birçok tıbbi düşüncesi içinde çalışıyordu.</p>

<p>Onu önemli yapan başka bir şeydi:</p>

<p>Bilginin farklı kültürlerden alınması,</p>

<p>tercüme edilmesi,</p>

<p>düzenlenmesi,</p>

<p>öğretilmesi</p>

<p>ve yeni kuşak hekimlere aktarılması.</p>

<p>Yunan ve Latin mirası, Arapça tıp literatürü ve Akdeniz'in farklı bilgi gelenekleri Salerno çevresinde karşılaştı.</p>

<p>Kadınların tıp dünyasındaki görünürlüğü, cerrahi metinlerin gelişmesi, sağlıklı yaşam üzerine eserlerin dolaşımı ve tıp eğitiminin giderek sistemleşmesi bu merkezin tarihsel önemini artırdı.</p>

<p>Bugünkü tıp fakülteleri Salerno'nun doğrudan kopyaları değil.</p>

<p>Ancak yaklaşık bin yıl önce Salerno'da yaşanan süreç, Avrupa'da tıbbın daha sistematik biçimde öğretilen akademik bir disipline dönüşmesinin önemli aşamalarından biriydi.</p>

<p>Bu nedenle Salerno'nun mirası yalnızca eski bir okulun hikâyesi değil.</p>

<p>Aynı zamanda tıbbi bilginin kültürler arasında dolaşarak nasıl büyüdüğünün de hikâyesidir.</p>

<h1>KAYNAKLAR</h1>

<p>U.S. National Library of Medicine — Medieval Manuscripts: The School of Salerno</p>

<p>U.S. National Library of Medicine — An Odyssey of Knowledge: From Translation to Teaching</p>

<p>Neurosurgery — The Schola Medica Salernitana: The Forerunner of the Modern University Medical Schools</p>

<p>Treccani — La scuola di Salerno e l'Articella</p>

<p>Oxford Academic — Constantine the African and Medieval Medical Teaching</p>

<p>Medicina nei Secoli — Constantine the African and Salernitan Pharmacology</p>

<p>University of Edinburgh Collections — Regimen Sanitatis Salernitanum</p>

<p>Genel Tıp Dergisi — Salerno Tıp Okulu</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yunan-latin-ve-arap-tip-bilgisi-ayni-sehirde-bulustu-salerno-nasil-bir-tip-merkezi-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 20:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/salerno-tip-okulu-200kb.webp" type="image/jpeg" length="44940"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Orta Çağ Doktorları Hastalığı İdrarın Renginden Nasıl Anlamaya Çalışıyordu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/orta-cag-doktorlari-hastaligi-idrarin-renginden-nasil-anlamaya-calisiyordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/orta-cag-doktorlari-hastaligi-idrarin-renginden-nasil-anlamaya-calisiyordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Laboratuvar testlerinin ve modern görüntüleme yöntemlerinin bulunmadığı dönemlerde idrar, hekimin vücudun içinde olup bitenleri anlamak için başvurduğu önemli ipuçlarından biriydi. Antik kökleri bulunan ve Orta Çağ'da daha sistematik hale gelen üroskopide hekimler idrarın rengini, berraklığını, kıvamını ve tortusunu inceliyor; farklı görünümleri sınıflandıran “idrar çarklarından” yararlanıyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Klasik dönem Osmanlı tıp yazmalarında da idrar muayenesi ve “karure” adı verilen idrar kabı ayrıntılı biçimde yer aldı.</p>

<p>Bugün bir hastalığın araştırılması gerektiğinde kan ve idrar tahlilleri, ultrason, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans ve çok sayıda laboratuvar yöntemi kullanılabiliyor.</p>

<p>Yüzlerce yıl önce hekimin elinde bunların hiçbiri yoktu.</p>

<p>İnsan bedeninin içine doğrudan bakmanın mümkün olmadığı bir çağda, vücuttan çıkan maddeler içeride olup bitenlerin işaretlerinden biri olarak görülüyordu.</p>

<p>Bunların arasında idrarın özel bir yeri vardı.</p>

<p>Hekim hastanın idrarını cam bir kaba koyuyor; rengini, berraklığını, kıvamını ve dibinde oluşan tortuyu inceliyordu.</p>

<p>İdrarın makroskopik olarak incelenmesine dayanan üroskopi, Antik Çağ'dan Rönesans'a kadar farklı tıp geleneklerinde önemli bir tanısal ve prognostik araç olarak kullanıldı.</p>

<p>Hatta zamanla idrar dolu cam şişe, Orta Çağ ve erken modern dönem hekimini tasvir eden en tanınabilir sembollerden biri oldu.</p>

<h2>Hikâye Orta Çağ'dan çok daha önce başladı</h2>

<p>İdrarın sağlık hakkında bilgi verebileceği düşüncesi Orta Çağ'da ortaya çıkmadı.</p>

<p>Antik Yunan tıbbında, özellikle Hipokrat geleneğinde idrarın rengi, görünümü, tortusu ve miktarı hastanın durumunu ve hastalığın seyrini değerlendirmede kullanılabilecek belirtiler arasında yer alıyordu.</p>

<p>Bu dönemde idrar çoğunlukla diğer klinik belirtilerle birlikte değerlendiriliyor ve özellikle hastalığın nasıl seyredeceğine ilişkin gözlemlerde kullanılıyordu.</p>

<p>Galen döneminde de vücut sıvıları, dönemin humoral tıp anlayışı çerçevesinde yorumlandı.</p>

<p>Ancak Antik Çağ'daki bu uygulamaları modern anlamdaki laboratuvar tanısıyla karıştırmamak gerekiyor.</p>

<p>Sonraki yüzyıllarda özellikle Bizans tıbbında üroskopi giderek daha ayrıntılı ve sistematik hale geldi.</p>

<p>Bizans hekimlerinin idrar üzerine hazırladığı eserlerde idrarın rengi, kıvamı, tortusu ve diğer özellikleri sınıflandırılmaya çalışıldı.</p>

<p>Antik Yunan ve Bizans'tan aktarılan üroskopi bilgisi, İslam dünyasındaki hekimler tarafından da ele alındı ve geliştirildi. Arapça tıp eserlerinin Latinceye çevrilmesi, bu bilgi birikiminin Orta Çağ Avrupa'sındaki tıp eğitimine taşınmasında önemli kanallardan biri oldu.</p>

<p>Bu aktarımı tek yönlü ve tek kaynaklı bir süreç olarak görmek doğru değil. Farklı coğrafyalardaki tıp gelenekleri, antik mirası kendi bilgi sistemleri içinde yorumlayarak geliştirdi.</p>

<h2>İdrar neden bu kadar önemliydi?</h2>

<p>Orta Çağ hekimlerinin karşısında temel bir sorun vardı:</p>

<p>İnsan bedeninin içinde neler olduğunu nasıl anlayacaklardı?</p>

<p>Bugünkü anlamda kan biyokimyası yoktu.</p>

<p>Mikroskop yoktu.</p>

<p>Röntgen yoktu.</p>

<p>Ultrason yoktu.</p>

<p>Modern stetoskop bile henüz geliştirilmemişti.</p>

<p>Buna karşılık idrar kolayca elde edilebiliyor ve çıplak gözle incelenebiliyordu.</p>

<p>Rengi değişebiliyor, bulanıklaşabiliyor, tortu oluşturabiliyor ve miktarı farklılaşabiliyordu.</p>

<p>Bugün bu özelliklerin bazılarının gerçekten fizyolojik veya patolojik nedenlerle değişebildiğini biliyoruz. Hidrasyon durumu, kanama, bazı ilaçlar, metabolik değişiklikler ve çeşitli hastalıklar idrarın görünümünü etkileyebilir.</p>

<p>Ancak Orta Çağ hekimlerinin bu gözlemleri yorumladıkları teorik çerçeve günümüz tıbbından tamamen farklıydı.</p>

<h2>Hekimin elindeki özel şişe: Matula</h2>

<p>Üroskopinin yaygınlaşmasıyla idrarı incelemek için karakteristik biçimli cam kaplar kullanılmaya başlandı.</p>

<p>Batı Avrupa kaynaklarında bu kap “matula” adıyla biliniyordu.</p>

<p>Geniş ve yuvarlak alt bölümü ile dar boynu, idrarın rengini ve tortusunu gözlemlemeye elverişli bir görünüm sağlıyordu.</p>

<p>Hekim matulayı ışığa doğru kaldırarak içindeki sıvıyı inceliyordu.</p>

<p>Zamanla bu görüntü o kadar yaygınlaştı ki elinde idrar şişesi tutan kişi, resimlerde ve tıbbi el yazmalarında hekimin görsel simgelerinden birine dönüştü.</p>

<p>Matula, özellikle Orta Çağ Avrupa'sındaki hekim tasvirlerinde mesleğin en tanınabilir görsel sembollerinden biri haline geldi.</p>

<h2>İdrar çarkları ne işe yarıyordu?</h2>

<p>Üroskopinin en dikkat çekici unsurlarından biri, farklı idrar görünümlerini sınıflandırmaya çalışan çizelgelerdi.</p>

<ol start="12">
 <li>
 <p>yüzyılın sonları ile 13. yüzyılın başlarında yaşayan Fransız hekim ve tıp öğretmeni Gilles de Corbeil, idrarın renk ve tortu özelliklerini sistematik biçimde ele alan önemli isimlerden biri oldu.</p>
 </li>
</ol>

<p>Onun üroskopi üzerine öğretisi, Orta Çağ Avrupa'sında tıp eğitiminde etkili oldu ve idrarın farklı görünümlerinin sınıflandırılmasına katkı sağladı.</p>

<p>Kaynaklarda Gilles de Corbeil'in öğretisiyle ilişkilendirilen sınıflandırmalarda yaklaşık 20 farklı idrar rengi ve görünümü tarif edilir.</p>

<p>Ancak bunu bütün tarihî idrar çarklarının değişmez standardı olarak görmek doğru değildir.</p>

<p>Daha sonraki dönemlerde benzer sınıflandırmalar farklı biçimlerde görsel şemalara dönüştürüldü.</p>

<p>Bugün “urine wheel”, yani “idrar çarkı” olarak adlandırılan bu çizimlerde farklı renklerde idrar bulunan matulalar dairesel biçimde sıralanıyordu.</p>

<p>Farklı dönemlerde ve farklı eserlerde kullanılan çarklardaki kap ve renk sayıları değişebiliyordu.</p>

<p>Hekimler hastadan gelen örneğin görünümünü bu tür sınıflandırmalarla karşılaştırarak dönemin tıp anlayışı çerçevesinde yorumlamaya çalışıyordu.</p>

<h2>Orta Çağ geleneği erken modern dönemde de sürdü</h2>

<p>İdrar çarkları yalnızca Orta Çağ'a ait değildi.</p>

<p>Orta Çağ'da gelişen bu gelenek erken modern dönemde de devam etti.</p>

<p>Nürnbergli hekim Ulrich Pinder'in 1506'da basılan <i>Epiphanie medicorum</i> adlı eserindeki renkli idrar çarkı bunun günümüze ulaşan dikkat çekici örneklerinden biridir.</p>

<p>Bu görseller yalnızca tıbbi bilgi aktarmıyordu. Aynı zamanda dönemin hekimlerine idrarın görünümünü sınıflandırmak ve öğrencilere üroskopiyi öğretmek için görsel bir referans sağlıyordu.</p>

<h2>Yalnızca renge bakmıyorlardı</h2>

<p>Üroskopi yalnızca “idrar sarı mı, kırmızı mı?” sorusundan ibaret değildi.</p>

<p>Hekimler örneğin rengini, berraklığını, kıvamını, tortusunu ve miktarını değerlendiriyordu.</p>

<p>Bazı dönem ve kaynaklarda kokusu da değerlendirmeye dahil edilebiliyordu.</p>

<p>İdrarın kabın hangi bölümünde nasıl göründüğüne de anlam yüklenebiliyordu.</p>

<p>Bütün bunlar dönemin baskın humoral tıp anlayışıyla birlikte yorumlanıyordu.</p>

<p>Vücudun sağlıklı olmasının kan, balgam, sarı safra ve kara safra olarak tanımlanan dört “hılt” arasındaki dengeye bağlı olduğu düşünülüyordu.</p>

<p>İdrardaki değişiklikler de bu varsayılan dengenin bozulmasının dışarıdan görülebilen işaretlerinden biri olarak değerlendirilebiliyordu.</p>

<h2>Hastayı görmeden bile idrar örneği gönderilebiliyordu</h2>

<p>Üroskopinin yaygınlaşması zamanla oldukça sıra dışı bir uygulamayı da ortaya çıkardı.</p>

<p>Bazı durumlarda hasta hekimin karşısına hiç gelmiyordu.</p>

<p>Hastanın yakını idrar örneğini bir kap içinde hekime götürüyor, hekim de örneği inceleyerek hastanın durumu hakkında görüş bildirmeye çalışıyordu.</p>

<p>Erken modern Avrupa'da hastaların mektuplarıyla birlikte idrar örneklerinin hekimlere gönderildiğini gösteren tarihî kayıtlar bulunuyor.</p>

<p>Böylece idrar, bir anlamda hasta ile hekim arasında taşınan biyolojik bir mesaj haline gelmişti.</p>

<p>Ancak hastayı doğrudan değerlendirmeden yalnızca idrarın görünümünden kapsamlı teşhisler çıkarmaya çalışılması, üroskopinin zamanla eleştirilen yönlerinden biri oldu.</p>

<h2>Osmanlı hekimleri de idrarı “karure” ile inceliyordu</h2>

<p>Üroskopi yalnızca Batı Avrupa tıbbına özgü değildi.</p>

<p>Klasik dönem Türkçe tıp yazmalarında da idrar muayenesine ayrıntılı biçimde yer verildi.</p>

<p>Bu eserlerde idrar örneğinin incelendiği özel kap “karure” adıyla anılıyordu.</p>

<p>Hekimler idrarın rengini, kıvamını, tortusunu ve diğer görünür özelliklerini dönemin tıp anlayışı çerçevesinde değerlendiriyordu.</p>

<p>Türkçe tıp yazmalarındaki üroskopi bölümleri, idrar incelemesinin Osmanlı hekimlik geleneğinde de tanısal değerlendirmenin unsurlarından biri olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Bu yönüyle Avrupa'daki matula ile Osmanlı tıp metinlerindeki karure, farklı tıp geleneklerinde benzer bir ihtiyaca cevap veriyordu:</p>

<p>Vücudun içinde olup bitenleri dışarıdan elde edilen bir örnek üzerinden anlamaya çalışmak.</p>

<h2>Yalnızca idrara bakarak teşhis koyma anlayışı neden geriledi?</h2>

<p>Üroskopi uzun süre hekimlik pratiğinin önemli parçalarından biri olarak kaldı.</p>

<p>Ancak yalnızca idrarın görüntüsüne bakarak çok sayıda hastalık hakkında kesin hükümler çıkarılması zamanla eleştirilmeye başladı.</p>

<p>Özellikle geç Orta Çağ ve erken modern dönemde yöntemin aşırı yorumlanmasına yönelik hekim eleştirileri arttı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tıp ilerledikçe hastayı doğrudan değerlendiren fizik muayene yöntemleri gelişti.</p>

<p>Daha sonraki yüzyıllarda mikroskobik inceleme ve kimyasal analizlerin ortaya çıkması idrar değerlendirmesini tamamen farklı bir bilimsel zemine taşıdı.</p>

<p>Stetoskop, termometre, laboratuvar yöntemleri ve görüntüleme teknolojilerinin gelişmesiyle hastalıkların araştırılmasında hekimin kullanabileceği araçların sayısı da hızla arttı.</p>

<p>Böylece gerileyen şey idrarın tıptaki önemi değil, yalnızca görünümüne bakarak kapsamlı tanısal sonuçlara ulaşılabileceği düşüncesiydi.</p>

<p>Çünkü idrar tıptan hiçbir zaman kaybolmadı.</p>

<h2>Orta Çağ'ın idrar şişesinden modern laboratuvara</h2>

<p>Bugün idrar örneği yalnızca ışığa tutularak değerlendirilmez.</p>

<p>Kimyasal test şeritleri, mikroskobik inceleme ve laboratuvar analizleriyle idrarda protein, glukoz, kan, ketonlar, hücreler, kristaller ve çok sayıda başka özellik değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Böbrek ve idrar yolu hastalıklarından diyabete kadar birçok durumda idrar analizi hâlâ önemli klinik bilgiler sağlayabiliyor.</p>

<p>Ancak modern idrar analizi ile tarihî üroskopi bilimsel yöntem açısından birbirinden çok farklıdır.</p>

<p>Bu nedenle üroskopinin tarihini yalnızca “Orta Çağ'ın tuhaf tıbbi uygulamalarından biri” olarak görmek eksik kalır.</p>

<p>Yüzyıllar önceki hekimlerin temel gözlemlerinden biri doğruydu:</p>

<p>Vücuttan çıkan bir sıvı, vücudun içinde gerçekleşen süreçler hakkında bilgi taşıyabilir.</p>

<p>Fakat bu bilgiyi güvenilir biçimde ölçmek ve doğru yorumlamak için modern laboratuvar biliminin gelişmesi gerekiyordu.</p>

<p>Tarihî idrar çarklarından bugünün otomatik analiz cihazlarına uzanan yol, aynı zamanda tıbbi gözlemin ölçülebilir bilimsel veriye dönüşmesinin dikkat çekici hikâyelerinden biridir.</p>

<h1>KAYNAKLAR</h1>

<p>Journal of Clinical Medicine of Kazakhstan — Urinalysis in Medical Diagnosis: The Historical and Contemporary Usage</p>

<p>National Library of Medicine — Uroscopy and Urinary Ailments in Medieval Welsh Medical Texts</p>

<p>American Journal of Nephrology — Critical and Historical Approach to Theophilus' De Urinis</p>

<p>The Journal of Urology — Uroscopy in Byzantium (330–1453 AD)</p>

<p>Türkiye Klinikleri Tıp Etiği-Hukuku-Tarihi Dergisi — Uroscopy According to Turkish Medical Manuscripts of Classical Period</p>

<p>Wellcome Collection — Remote Diagnosis from Wee to the Web</p>

<p>Yale University Library — Historical Uroscopy and Urine Wheel Collections</p>

<p>Royal College of Physicians of Edinburgh — Historical Collections on Physical Examination and Diagnosis</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/orta-cag-doktorlari-hastaligi-idrarin-renginden-nasil-anlamaya-calisiyordu</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/orta-cag-uroskopi-200kb.webp" type="image/jpeg" length="78008"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fırında Sebzeli Somon Tarifi: Hafif ve Doyurucu Akşam Yemeği]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/firinda-sebzeli-somon-tarifi-hafif-ve-doyurucu-aksam-yemegi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/firinda-sebzeli-somon-tarifi-hafif-ve-doyurucu-aksam-yemegi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fırında sebzeli somon tarifi; somon, kabak, biber ve domatesi zeytinyağıyla buluşturan, tek tepside hazırlanan pratik ve doyurucu bir ana yemek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fırında Sebzeli Somon Tarifi: Hafif ve Doyurucu Akşam Yemeği</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akşam yemeğinde hem pratik hem de sebze ağırlıklı bir ana yemek hazırlamak isteyenler için fırında sebzeli somon güçlü seçeneklerden biri. Somon fileto; kabak, renkli biberler, domates ve kırmızı soğanla aynı tepside pişiriliyor. Zeytinyağı, limon ve baharatlarla lezzetlendirilen tarif, mutfakta uzun süre geçirmek istemeyenler için de oldukça kullanışlı.</p>

<p>Tarifin önemli avantajlarından biri balık ile farklı sebzeleri aynı öğünde buluşturması. Üstelik kızartma gerektirmiyor ve tek tepside hazırlanabildiği için bulaşık miktarını da azaltıyor.</p>

<p>Sebzeler mevsime göre değiştirilebildiğinden tarif yıl boyunca farklı malzemelerle hazırlanabilir. Kabak yerine brokoli, kuşkonmaz veya karnabahar; kırmızı biber yerine farklı renklerde biberler kullanılabilir.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Somon, protein içeriğinin yanı sıra uzun zincirli omega-3 yağ asitleri EPA ve DHA açısından öne çıkan yağlı balıklardan biridir. Balığın sebzeler ve zeytinyağıyla birlikte hazırlanması, tarifi Akdeniz tipi beslenme yaklaşımıyla uyumlu bir ana yemek seçeneğine dönüştürür.</p>

<p>Kabak, biber, domates ve soğan kullanılması ise tek öğünde sebze çeşitliliğini artırmaya yardımcı olur. Sebzeler lif, vitamin, mineral ve farklı bitkisel bileşenlerin beslenmeye dahil edilmesini sağlar.</p>

<p>Zeytinyağı da tarifin temel yağ kaynağıdır. Ancak sağlıklı kabul edilen yağlarda da porsiyon miktarının toplam enerji alımını etkilediği unutulmamalıdır.</p>

<p>Tek bir yemek kalp hastalıklarını önlemez veya tedavi etmez. Bununla birlikte balık, sebze, tam tahıllar, baklagiller ve doymamış yağ kaynaklarının ağırlıkta olduğu genel beslenme modelleri kalp sağlığını destekleyen beslenme yaklaşımlarının temel parçaları arasında değerlendirilir.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 15 dakika<br />
Pişirme süresi: 20-25 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 35-40 dakika<br />
Kaç kişilik: 4 kişilik<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Akşam yemeği / ana yemek<br />
Kategori: Kalp Dostu Tarifler<br />
İkincil kategori: Akdeniz Tipi Beslenme</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 390 kcal<br />
Protein: 34 g<br />
Karbonhidrat: 13 g<br />
Yağ: 23 g<br />
Lif: 4 g</p>

<p>Besin değerleri kullanılan somonun türüne, fileto büyüklüğüne, sebze miktarına ve kullanılan zeytinyağına göre değişebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>600 gram somon fileto<br />
1 orta boy kabak<br />
1 kırmızı kapya biber<br />
1 sarı biber<br />
1 küçük kırmızı soğan<br />
200 gram cherry domates<br />
2 yemek kaşığı zeytinyağı<br />
1 adet limon<br />
2 diş sarımsak<br />
1 çay kaşığı kekik<br />
Yarım çay kaşığı karabiber<br />
2 yemek kaşığı ince kıyılmış maydanoz veya dereotu<br />
İsteğe göre kontrollü miktarda tuz</p>

<p>Fırında sebzeli somon nasıl yapılır?</p>

<p>1. Fırını 200 derece alt-üst ayarda önceden ısıtın.</p>

<p>2. Kabağı yaklaşık 1 santimetre kalınlığında yarım ay şeklinde doğrayın. Biberleri iri parçalar halinde kesin. Kırmızı soğanı ince dilimleyin, cherry domatesleri ikiye bölün.</p>

<p>3. Sebzeleri geniş bir fırın tepsisine alın. Bir yemek kaşığı zeytinyağı, kekik ve karabiberin yarısını ekleyerek karıştırın.</p>

<p>4. Sebzeleri tepsiye mümkün olduğunca tek kat halinde yayın. Önceden ısıtılmış fırında yaklaşık 8-10 dakika ön pişirme yapın.</p>

<p>5. Somon filetoların yüzeyini kağıt havluyla nazikçe kurulayın.</p>

<p>6. Kalan zeytinyağı, ezilmiş sarımsak, limon suyu, kalan karabiber ve az miktarda kekiği küçük bir kapta karıştırın.</p>

<p>7. Sebzelerin bulunduğu tepsiyi fırından çıkarın. Somon filetoları sebzelerin arasına yerleştirin ve hazırladığınız limonlu-zeytinyağlı karışımı balıkların üzerine sürün.</p>

<p>8. Tepsiyi yeniden fırına verin. Somonun kalınlığına bağlı olarak yaklaşık 12-15 dakika daha pişirin.</p>

<p>9. Balığın en kalın bölümünün güvenli şekilde piştiğinden emin olun. Gıda güvenliği açısından balığın iç sıcaklığının yaklaşık 63 dereceye ulaşması güvenli pişirme için kullanılan temel referanslardan biridir.</p>

<p>10. Fırından çıkardıktan sonra üzerine taze maydanoz veya dereotu serpin. Limon dilimleriyle sıcak servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Somonun kuru olmaması için gereğinden uzun süre fırında bırakmayın. Pişirme süresi filetonun kalınlığına göre değişebileceğinden ince ve kalın parçaların aynı sürede pişmeyebileceğini unutmayın.</p>

<p>Sebzelere kısa bir ön pişirme uygulamak da önemlidir. Somon hızlı piştiği için havuç, kabak veya biber gibi sebzeler balıkla aynı anda fırına konulduğunda istenenden daha diri kalabilir.</p>

<p>Tepsiyi aşırı doldurmayın. Sebzelerin üst üste yığılması fırında kızarmak yerine kendi buharlarında yumuşamalarına neden olabilir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarif zaten kızartma yerine fırında pişirme yöntemini kullanıyor. Eklenen yağ miktarını kontrol etmek için zeytinyağını doğrudan şişeden dökmek yerine kaşıkla ölçmek faydalı olabilir.</p>

<p>Somon ve baharatlar yeterince lezzetli olduğundan tuz miktarı düşük tutulabilir. Limon, sarımsak, dereotu, maydanoz, kekik ve karabiber gibi aromatik malzemeler tuzu artırmadan lezzeti güçlendirebilir.</p>

<p>Sebze miktarı artırılarak tabağın daha büyük bölümünün sebzelerden oluşması sağlanabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Fırında sebzeli somon; balık tüketen, protein açısından zengin bir ana yemek isteyen ve Akdeniz tipi beslenme modeline uygun tarifler arayanlar için iyi bir alternatiftir.</p>

<p>Tarifte buğday veya başka gluten içeren tahıllar kullanılmadığından temel tarif doğal olarak gluten içeren bir malzeme gerektirmez. Çölyak hastalığı bulunan kişilerin baharatlar ve diğer paketli ürünlerde olası çapraz bulaşma riskini ayrıca kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Balık alerjisi bulunan kişiler için uygun değildir.</p>

<p>Fırında sebzeli somon kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen malzemelerle hazırlanan tarifin bir porsiyonu yaklaşık 390 kalori olarak hesaplanabilir. Somonun yağ oranı, porsiyon büyüklüğü ve kullanılan zeytinyağı miktarı toplam kaloriyi değiştirebilir.</p>

<p>Somon fırında kaç dakikada pişer?</p>

<p>Somon fileto çoğunlukla 200 derecelik fırında yaklaşık 12-15 dakikada pişebilir. Ancak kesin süre balığın kalınlığına ve fırına göre değişir. Çok kalın filetoların daha uzun süre pişmesi gerekebilir.</p>

<p>Somonun piştiği nasıl anlaşılır?</p>

<p>Pişmiş somonun eti opaklaşır ve çatalla hafifçe bastırıldığında katmanlarına ayrılmaya başlar. Yalnızca renk ve dokuya güvenmek yerine mutfak termometresi kullanmak daha güvenilir bir yöntemdir. Balığın en kalın kısmında yaklaşık 63 derecelik iç sıcaklık güvenli pişirme açısından yaygın kullanılan referanstır.</p>

<p>Fırında somonun yanına ne gider?</p>

<p>Fırında sebzeli somon zaten sebze içeren bir ana yemektir. Daha doyurucu bir öğün için yanında kişinin ihtiyacına uygun miktarda bulgur, karabuğday, esmer pirinç veya başka bir tam tahıl seçeneği servis edilebilir. Bol yeşillikli bir salata da iyi bir eşlikçi olabilir.</p>

<p>Dondurulmuş somon kullanılabilir mi?</p>

<p>Evet. Ancak somonun güvenli şekilde çözdürülmesi gerekir. Balığı oda sıcaklığında uzun süre bekletmek yerine buzdolabında çözdürmek daha güvenli bir yöntemdir. Çözünen balığın fazla suyunu pişirmeden önce kağıt havluyla almak, fırında daha iyi bir doku elde edilmesine yardımcı olur.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Fırında sebzeli somon en iyi lezzet ve dokuyu pişirildiği gün verir.</p>

<p>Artan yemek oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemeli ve uygun biçimde soğutularak kapalı bir kapta buzdolabına kaldırılmalıdır. Yeniden ısıtırken somonun kurumasını önlemek için düşük veya orta sıcaklıkta kontrollü ısıtma tercih edilebilir.</p>

<p>Servis sırasında üzerine taze limon suyu, dereotu veya maydanoz eklemek balığın aromasını tazeleyebilir.</p>

<p>Fırında sebzeli somon; balık, farklı renklerde sebzeler ve zeytinyağını tek tepside bir araya getiren pratik bir akşam yemeği. Kısa hazırlık süresi ve sebzelerin mevsime göre değiştirilebilmesi, tarifi günlük mutfakta uygulanabilir hale getiriyor.</p>

<p>Temel yöntemi öğrendikten sonra sebze ve baharatları değiştirerek aynı tarifin farklı versiyonlarını hazırlamak mümkün. Böylece balığı sofraya dahil etmek için hem pratik hem de çeşitlendirilebilir bir ana yemek alternatifi elde edilebilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Healthy Diet<br />
U.S. Food and Drug Administration – Safe Minimum Internal Temperature Chart </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/firinda-sebzeli-somon-tarifi-hafif-ve-doyurucu-aksam-yemegi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 18:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9980.jpeg" type="image/jpeg" length="35950"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2026-2027 Üniversite Bursları: Öğrencilere Burs Veren Kurumlar ve Başvuru Rehberi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/2026-2027-universite-burslari-ogrencilere-burs-veren-kurumlar-ve-basvuru-rehberi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/2026-2027-universite-burslari-ogrencilere-burs-veren-kurumlar-ve-basvuru-rehberi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üniversitelerin açılmasıyla birlikte öğrencilerin burs arayışı hızlandı. KYK, VGM, TEV, Anadolu Vakfı, ÇYDD, Vehbi Koç Vakfı, Sabancı Vakfı, TÜBİTAK, belediyeler ve çok sayıda kuruluş öğrencilere farklı koşullarda eğitim desteği sağlıyor. Peki 2026-2027 burs başvuruları ne zaman, kimler başvurabilir ve başvurular nasıl yapılır? İşte üniversite öğrencileri için kapsamlı burs rehberi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Üniversitelerin açılmasıyla birlikte öğrencilerin burs arayışı hızlandı. KYK, VGM, TEV, Anadolu Vakfı, ÇYDD, Vehbi Koç Vakfı, Sabancı Vakfı, TÜBİTAK, belediyeler ve çok sayıda kuruluş öğrencilere farklı koşullarda eğitim desteği sağlıyor. Peki 2026-2027 burs başvuruları ne zaman, kimler başvurabilir ve başvurular nasıl yapılır? İşte üniversite öğrencileri için kapsamlı burs rehberi.</p>

<p>BURS ARAYAN ÖĞRENCİLER NE YAPMALI?</p>

<p>Burs arayan öğrencilerin tek bir kuruma başvurup sonucu beklemek yerine şartlarını karşıladıkları farklı programları değerlendirmeleri daha doğru bir yöntem.</p>

<p>İlk olarak öğrencinin kendi üniversitesinin burs koordinatörlüğü, Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı, öğrenci işleri ve üniversite vakfı duyuruları kontrol edilmeli.</p>

<p>Ardından KYK, VGM, TEV, Anadolu Vakfı, ÇYDD, büyük vakıflar, belediyeler ve bölüm bazlı burs programları takip edilmeli.</p>

<p>Özellikle Eylül ve Ekim aylarında başvuru takvimleri sık değişebildiği için öğrencilerin haftalık bir burs kontrol listesi oluşturması yararlı olabilir.</p>

<p>Başvuru yapılacak kurumların resmi sayfaları tarayıcıya kaydedilebilir ve son başvuru tarihleri telefondaki takvime eklenebilir.</p>

<p>SADECE BURS MİKTARINA BAKMAYIN</p>

<p>Burs seçerken yalnızca aylık ödeme tutarına odaklanmak doğru olmayabilir.</p>

<p>Bazı burslar dokuz ay, bazıları sekiz ay, bazıları ise on iki ay boyunca ödeniyor.</p>

<p>Bazı programlar yalnızca maddi destek sağlarken bazı vakıflar mentorluk, staj, kariyer gelişimi, yabancı dil, proje geliştirme ve mezun ağı gibi ek imkânlar da sunabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin burs tutarının yanında programın sağladığı diğer fırsatları da değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<p>BAŞARI BURSLARI AYRI TAKİP EDİLMELİ</p>

<p>YKS’de yüksek başarı gösteren, üniversitede yüksek not ortalamasına sahip olan veya bilim olimpiyatları ve proje yarışmalarında derece alan öğrenciler için ihtiyaç burslarından farklı programlar bulunuyor.</p>

<p>TEV Üstün Başarı Bursu, TÜBİTAK 2205 ve çeşitli üniversitelerin başarı bursları bu gruptaki öğrenciler açısından önemli seçenekler arasında.</p>

<p>Bazı burslarda öğrencinin gelir durumu ana kriter olurken bazı programlarda akademik başarı çok daha belirleyici olabiliyor.</p>

<p>YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA ÖĞRENCİLERİ İÇİN AYRI BURS HAVUZU VAR</p>

<p>Burs arayışı yalnızca lisans öğrencileriyle sınırlı değil.</p>

<p>Yüksek lisans ve doktora öğrencileri için TEV, TÜBİTAK, çeşitli eğitim vakıfları ve araştırma kuruluşlarının ayrı destek programları bulunuyor.</p>

<p>Bu programlarda akademik başarı, tez konusu, araştırma alanı, yayın geçmişi, yabancı dil puanı ve bilimsel çalışma planı gibi kriterler değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Özellikle yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin genel öğrenci bursları dışında araştırma bursları, proje bursları ve tez desteklerini de takip etmesi önemli.</p>

<p>KIZ ÖĞRENCİLERE YÖNELİK ÖZEL BURSLAR</p>

<p>Bazı vakıf ve kuruluşlar kız öğrencilerin eğitimini desteklemeye yönelik özel burs programları da yürütüyor.</p>

<p>Bu programlar özellikle mühendislik, teknoloji, fen bilimleri ve belirli meslek alanlarında okuyan kız öğrencileri desteklemeye odaklanabiliyor.</p>

<p>Alarko Eğitim ve Kültür Vakfı gibi bazı kuruluşların dönemsel olarak belirli üniversitelerde kız öğrencilere özel programları bulunabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin yalnızca genel burs başlıklarını değil, kendilerine özel kontenjan veya program bulunup bulunmadığını da kontrol etmesi gerekiyor.</p>

<p>ŞEHİT VE GAZİ YAKINLARI İÇİN DESTEKLER</p>

<p>Şehit ve gazi yakınları için kamu kurumları, üniversiteler, vakıflar ve çeşitli kuruluşlar tarafından ayrı burs ve eğitim destekleri sağlanabiliyor.</p>

<p>Bu programlarda öğrencilerden ilgili durumlarını gösteren resmi belgeler istenebiliyor.</p>

<p>Şehit ve gazi yakınlarının genel bursların yanı sıra kendilerine özel tanımlanan programları da ayrıca araştırması gerekiyor.</p>

<p>ENGELLİ ÖĞRENCİLER İÇİN BURSLAR</p>

<p>Engelli üniversite öğrencileri için de farklı kurum ve kuruluşlar tarafından eğitim destekleri sağlanabiliyor.</p>

<p>Bazı burs programlarında engellilik durumu özel kontenjan veya değerlendirme kriteri olarak dikkate alınıyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru sırasında engellilik durumlarını gösteren güncel sağlık kurulu raporu veya ilgili resmi belgeleri hazırlaması istenebiliyor.</p>

<p>YEREL VAKIFLAR ÖNEMLİ BİR KAYNAK</p>

<p>Türkiye’deki burs imkânlarının önemli bir bölümü ulusal çapta bilinen büyük vakıflardan ibaret değil.</p>

<p>İl, ilçe ve köy vakıfları ile hemşehri dernekleri de kendi bölgelerinden üniversite kazanan öğrencilere burs verebiliyor.</p>

<p>Örneğin öğrencinin nüfusa kayıtlı olduğu il veya ilçeye göre kurulan eğitim vakıfları, kalkınma vakıfları ve hemşehri dernekleri dönemsel burs programları açabiliyor.</p>

<p>Bu burslar ulusal burs programlarına göre daha az başvuru alabildiği için öğrenciler açısından önemli bir fırsat oluşturabiliyor.</p>

<p>Öğrencilerin memleketlerine ait vakıf ve dernekleri de ayrıca araştırması yararlı olabilir.</p>

<p>TİCARET VE SANAYİ ODALARINI KONTROL EDİN</p>

<p>Türkiye’nin birçok ilindeki ticaret ve sanayi odaları ile bunlara bağlı vakıflar da öğrencilere burs veya eğitim desteği sağlayabiliyor.</p>

<p>Bu programlarda çoğu zaman öğrencinin veya ailesinin ilgili il ile bağlantısı, belirli bir bölümde okuması veya maddi ihtiyaç kriterleri aranabiliyor.</p>

<p>İstanbul Ticaret Odası dışında öğrencilerin kendi şehirlerindeki ticaret ve sanayi odalarının resmi duyurularını da takip etmesi gerekiyor.</p>

<p>MESLEK ODALARININ BURSLARI DA VAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mühendislik, mimarlık, hukuk, sağlık ve diğer meslek alanlarında eğitim gören öğrenciler için meslek odaları ve bunlara bağlı vakıflar da dönemsel destekler sağlayabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin yalnızca büyük burs listelerini değil, eğitim gördükleri meslek alanına ait odaların ve mesleki kuruluşların duyurularını da incelemesi önemli.</p>

<p>TIP ÖĞRENCİLERİ İÇİN FAKÜLTE MEZUN DERNEKLERİNE BAKIN</p>

<p>Tıp fakültesi öğrencileri açısından önemli fakat çoğu zaman gözden kaçan kaynaklardan biri fakülte mezun dernekleri.</p>

<p>Bazı tıp fakültelerinin mezun dernekleri kendi fakültelerinde öğrenim gören ihtiyaç sahibi öğrencilere destek verebiliyor.</p>

<p>Bu burslar her zaman büyük burs platformlarında yer almayabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tıp öğrencilerinin fakülte yönetimi, öğrenci işleri, mezun derneği ve varsa üniversite vakfı üzerinden ayrıca araştırma yapması gerekiyor.</p>

<p>DİŞ HEKİMLİĞİ VE ECZACILIK ÖĞRENCİLERİ DE AYRI ARAŞTIRMALI</p>

<p>Diş hekimliği ve eczacılık öğrencileri de genel üniversite burslarının yanında meslek kuruluşları, fakülte mezun dernekleri ve sektör vakıflarını takip edebilir.</p>

<p>Meslek odaları ve ilgili meslek örgütleri dönemsel olarak öğrenci destekleri açıklayabiliyor.</p>

<p>HEMŞİRELİK VE SAĞLIK BİLİMLERİ ÖĞRENCİLERİ İÇİN DE SEÇENEKLER VAR</p>

<p>Hemşirelik, fizyoterapi ve rehabilitasyon, beslenme ve diyetetik, ergoterapi, odyoloji, sağlık yönetimi ve diğer sağlık bilimleri bölümlerinde okuyan öğrenciler de genel burs programlarının tamamına yakınını değerlendirebilir.</p>

<p>Bunun yanında sağlık alanındaki vakıflar, üniversite hastanelerine bağlı vakıflar, meslek dernekleri ve üniversite mezun oluşumları da dönemsel burslar sağlayabiliyor.</p>

<p>BURS BAŞVURULARINDA MÜLAKAT OLABİLİR</p>

<p>Bazı vakıflar yalnızca belge değerlendirmesiyle bursiyer seçmiyor.</p>

<p>Ön değerlendirmeyi geçen öğrenciler çevrim içi veya yüz yüze mülakata çağrılabiliyor.</p>

<p>Mülakatta öğrencinin ekonomik durumu, eğitim hedefleri, akademik başarısı, sosyal faaliyetleri ve gelecek planları hakkında sorular yöneltilebiliyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru formunda verdikleri bilgilerle mülakatta söyledikleri bilgilerin birbiriyle uyumlu olması gerekiyor.</p>

<p>YANLIŞ VEYA EKSİK BEYAN BURSUN İPTALİNE YOL AÇABİLİR</p>

<p>Burs başvurularında gelir, aile durumu, eğitim bilgileri veya başka burslara ilişkin yanlış beyanda bulunmak ciddi sonuçlara neden olabilir.</p>

<p>Birçok kurum başvuru bilgilerini resmi sistemlerden veya belgeler üzerinden doğruluyor.</p>

<p>Yanlış bilgi verilmesi halinde başvuru reddedilebilir veya kazanılmış burs sonradan iptal edilebilir.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin formları eksiksiz ve doğru bilgilerle doldurması gerekiyor.</p>

<p>BURSUN DEVAM ETMESİ İÇİN BAŞARI ŞARTI OLABİLİR</p>

<p>Bir bursu kazanmak desteğin mezuniyete kadar otomatik olarak devam edeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Birçok vakıf her eğitim yılı sonunda öğrencinin akademik başarısını yeniden değerlendiriyor.</p>

<p>Belirlenen not ortalamasının altına düşmek, sınıf tekrarı yapmak, disiplin cezası almak veya öğrencilik statüsünün sona ermesi bursun kesilmesine yol açabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin bursu kazandıktan sonra devam koşullarını da dikkatle incelemesi gerekiyor.</p>

<p>BAŞVURU TARİHİNİ SON GÜNE BIRAKMAYIN</p>

<p>Burs sistemlerinde son günlerde yoğunluk yaşanabiliyor.</p>

<p>Belge yükleme hatası, e-Devlet belgesinin alınamaması veya başvuru sistemindeki teknik sorunlar öğrencinin başvuruyu tamamlamasını engelleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle burs başvurularının mümkünse son güne bırakılmadan tamamlanması gerekiyor.</p>

<p>2026-2027 DÖNEMİ İÇİN ÖNE ÇIKAN TARİHLER</p>

<p>7 Eylül 2026 itibarıyla öğrencilerin ajandalarına ekleyebileceği bazı önemli tarihler şöyle:</p>

<p>Anadolu Vakfı: 1-30 Eylül 2026.</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursu: 14 Eylül-8 Ekim 2026.</p>

<p>ÇYDD yeni burs başvuruları: 14-20 Eylül 2026.</p>

<p>ÇYDD mevcut bursiyer kayıt yenileme: 25 Eylül-9 Ekim 2026.</p>

<p>TÜBİTAK 2205 ikinci dönem: 5-27 Ekim 2026.</p>

<p>Diğer büyük vakıflar, KYK, VGM, belediyeler ve yerel kuruluşların yeni dönem duyuruları da Eylül ve Ekim boyunca takip edilmeli.</p>

<p>BAŞVURU TARİHİ AÇIKLANMAYAN KURUMLARDA NE YAPILMALI?</p>

<p>Bir kuruluşun 2026-2027 başvuru tarihinin henüz açıklanmaması o kurumun bu yıl burs vermeyeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bazı kuruluşlar takvimlerini üniversitelerin açılmasının ardından duyuruyor.</p>

<p>Bu nedenle geçmiş yıllardaki başvuru tarihlerine bakılarak tahminde bulunulabilir ancak eski tarih kesin yeni dönem tarihi olarak kabul edilmemeli.</p>

<p>Öğrencilerin kurumun resmi internet sitesindeki duyurular ve burs sayfasını takip etmesi gerekiyor.</p>

<p>SOSYAL MEDYADAKİ BURS LİSTELERİNE TEMKİNLİ YAKLAŞIN</p>

<p>Sosyal medyada onlarca bursun tek görselde toplandığı listeler öğrenciler açısından yararlı bir başlangıç noktası olabilir.</p>

<p>Ancak bu listelerde kapanmış burs programları, eski başvuru tarihleri veya güncelliğini yitirmiş burs tutarları bulunabiliyor.</p>

<p>En güvenli yöntem, listedeki kuruluşun adına ulaştıktan sonra başvuruyu doğrudan kurumun resmi internet sitesi üzerinden doğrulamak.</p>

<p>PARA İSTEYEN “BURS” BAŞVURULARINA DİKKAT</p>

<p>Burs başvurusu adı altında kayıt ücreti, dosya masrafı, güvence bedeli veya benzeri isimlerle para talep edilmesi önemli bir uyarı işareti.</p>

<p>Özellikle bilinmeyen kişi veya hesaplara para transferi yapılmamalı.</p>

<p>Öğrenciler banka hesabı, şifre, kart bilgileri veya mobil bankacılık doğrulama kodlarını hiçbir burs kuruluşuyla paylaşmamalı.</p>

<p>Kimlik fotoğrafı ve kişisel belgeler de yalnızca kurumun doğrulanmış resmi başvuru sistemi üzerinden gönderilmeli.</p>

<p>2026-2027 BURS DÖNEMİNİN EN ÖNEMLİ KURALI: ERKEN BAŞLAYIN</p>

<p>Burs arayan öğrenciler için en büyük avantaj hazırlıklı olmak.</p>

<p>Eylül ve Ekim aylarında çok sayıda başvuru aynı anda açıldığı için öğrencinin belgelerini önceden hazırlaması, uygun bursları listelemesi ve son başvuru tarihlerini takip etmesi gerekiyor.</p>

<p>Bir programa uygun olmamak diğer burslara da uygun olunmadığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kurumların ekonomik durum, akademik başarı, şehir, bölüm, sınıf, yaş ve özel koşullara ilişkin kriterleri birbirinden farklı.</p>

<p>Bu nedenle mümkün olduğunca çok sayıda uygun ve güvenilir programa başvurmak burs alma ihtimalini artırabilir.</p>

<p>SONUÇ: BURS İMKÂNI KYK İLE SINIRLI DEĞİL</p>

<p>Türkiye’de üniversite öğrencilerine yönelik burs ve eğitim desteği ağı oldukça geniş.</p>

<p>KYK ve Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi kamu desteklerinin yanı sıra TEV, Anadolu Vakfı, ÇYDD, Vehbi Koç Vakfı, Sabancı Vakfı, Mehmet Zorlu Vakfı, Borusan Kocabıyık Vakfı, Çağdaş Eğitim Vakfı ve çok sayıda başka vakıf öğrencilere farklı programlar sunuyor.</p>

<p>TÜBİTAK bilimsel başarı gösteren öğrenciler ile yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yönelik ayrı burslara sahip.</p>

<p>Belediyeler, üniversite vakıfları, mezun dernekleri, ticaret ve sanayi odaları, meslek kuruluşları ve yerel vakıflar da öğrenciler için önemli destek kaynakları arasında.</p>

<p>Özellikle tıp ve sağlık bilimleri öğrencilerinin genel bursların yanı sıra kendi üniversitelerinin vakıflarını, fakülte mezun derneklerini ve mesleki kuruluşları ayrıca araştırması önemli.</p>

<p>2026-2027 burs döneminde bazı başvurular şimdiden başladı, bazıları ise Eylül ve Ekim aylarında açılacak.</p>

<p>Başvuru tarihleri ve burs tutarları değişebildiği için öğrencilerin her başvurudan önce kurumun resmi güncel duyurusunu kontrol etmesi gerekiyor.</p>

<p>Burs arayan öğrenciler için en doğru yöntem ise tek bir başvuruya güvenmek yerine şartlarını karşıladıkları bütün güvenilir burs programlarını zamanında değerlendirmek. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık Eğitimi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/2026-2027-universite-burslari-ogrencilere-burs-veren-kurumlar-ve-basvuru-rehberi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9978.jpeg" type="image/jpeg" length="59886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mezun Olunca İş Bulma Şansı En Yüksek Bölümler Belli Oldu: Tıp Zirvede]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mezun-olunca-is-bulma-sansi-en-yuksek-bolumler-belli-oldu-tip-zirvede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mezun-olunca-is-bulma-sansi-en-yuksek-bolumler-belli-oldu-tip-zirvede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üniversite tercihinde yalnızca puan ve bölümün popülerliği değil, mezuniyet sonrasında iş bulabilme ihtimali de giderek daha fazla önem taşıyor. TÜİK’in Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri 2025 sonuçları, lisans mezunlarının iş gücü piyasasındaki durumuna ilişkin dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Verilere göre kayıtlı istihdam oranının en yüksek olduğu lisans bölümü yüzde 95,5 ile tıp oldu. Başka bir ifadeyle tıp mezunlarının çok büyük bölümü kayıtlı istihdam içerisinde yer aldı.</p>

<p>Tıp bölümünü yüzde 90,8 ile özel eğitim öğretmenliği takip etti. Havacılık elektrik ve elektroniğinde kayıtlı istihdam oranı yüzde 89,9 olurken, matematik mühendisliği ve hemşirelikte bu oran yüzde 89,8 olarak gerçekleşti.</p>

<p>İSTİHDAM ORANI EN YÜKSEK 5 LİSANS BÖLÜMÜ</p>

<p>Tıp: %95,5</p>

<p>Özel Eğitim Öğretmenliği: %90,8</p>

<p>Havacılık Elektrik ve Elektroniği: %89,9</p>

<p>Matematik Mühendisliği: %89,8</p>

<p>Hemşirelik: %89,8</p>

<p>TIP SADECE İSTİHDAMDA DEĞİL, İŞE GEÇİŞ HIZINDA DA ÖNDE</p>

<p>Verilerin dikkat çeken taraflarından biri de mezunların ilk işlerini bulmalarının ne kadar sürdüğü.</p>

<p>Lisans mezunlarında ortalama ilk iş bulma süresi 14,2 ay olarak hesaplanırken bazı bölümlerde bu süre birkaç aya kadar düşüyor.</p>

<p>İlk iş bulma süresinin en kısa olduğu bölüm 2,4 ay ile dil ve konuşma terapisi oldu. Tıp mezunları ise ortalama 3,9 ayda ilk işlerini buldu.</p>

<p>Özel eğitim öğretmenliğinde bu süre 4,4 ay, eczacılıkta 4,6 ay, ergoterapide ise 7,6 ay olarak gerçekleşti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İLK İŞİNİ EN HIZLI BULAN BÖLÜMLER</p>

<p>Dil ve Konuşma Terapisi: 2,4 ay</p>

<p>Tıp: 3,9 ay</p>

<p>Özel Eğitim Öğretmenliği: 4,4 ay</p>

<p>Eczacılık: 4,6 ay</p>

<p>Ergoterapi: 7,6 ay</p>

<p>SAĞLIK BÖLÜMLERİNİN AĞIRLIĞI DİKKAT ÇEKİYOR</p>

<p>İki gösterge birlikte değerlendirildiğinde sağlık alanlarının güçlü konumu dikkat çekiyor.</p>

<p>Tıp ve hemşirelik yüksek kayıtlı istihdam oranlarıyla öne çıkarken; dil ve konuşma terapisi, tıp, eczacılık ve ergoterapi ilk işe geçiş süresinin en kısa olduğu bölümler arasında bulunuyor.</p>

<p>Bu tablo, sağlık alanındaki bazı mesleklerin mezuniyetten istihdama geçiş açısından diğer birçok lisans alanından ayrıştığını gösteriyor.</p>

<p>Ancak yüksek istihdam oranı, bir bölümün herkes için doğru tercih olduğu anlamına gelmiyor. Çalışma koşulları, eğitim süresi, mesleğin gerektirdiği yetkinlikler, gelir beklentisi, kişinin ilgi alanları ve uzun vadeli kariyer hedefleri de tercih sırasında birlikte değerlendirilmeli.</p>

<p>“İSTİHDAM ORANI” NE ANLAMA GELİYOR?</p>

<p>TÜİK verilerindeki kayıtlı istihdam oranını doğrudan “mezunların yüzde kaçı hemen iş buldu?” şeklinde yorumlamak doğru değil.</p>

<p>Gösterge, ilgili yükseköğretim programından mezun olan kişilerin kayıtlı istihdam içerisindeki durumunu ortaya koyuyor. Bu nedenle istihdam oranı ile mezuniyet sonrasında ilk işi bulma süresi birbirinden farklı iki gösterge olarak değerlendirilmeli.</p>

<p>TERCİH YAPACAK ÖĞRENCİLER İÇİN ÖNEMLİ BİR GÖSTERGE</p>

<p>Üniversite tercihleri yapılırken geçmiş yıllarda çoğunlukla taban puanlar, başarı sıralamaları ve üniversitelerin olanakları ön plana çıkıyordu. Mezunların istihdam performansı ise artık tercih denklemine eklenebilecek önemli göstergelerden biri.</p>

<p>TÜİK’in verileri özellikle bir noktayı açık biçimde ortaya koyuyor: Üniversite bölümlerinin mezuniyet sonrasındaki iş gücü performansı arasında ciddi farklılıklar bulunabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle adayların yalnızca “Hangi bölümü kazanabilirim?” sorusuna değil, “Bu bölümden mezun olduktan sonra nasıl bir çalışma hayatı beni bekliyor?” sorusuna da yanıt araması önem taşıyor.</p>

<p>KAYNAK</p>

<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)<br />
Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri, 2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık Eğitimi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mezun-olunca-is-bulma-sansi-en-yuksek-bolumler-belli-oldu-tip-zirvede</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9975.jpeg" type="image/jpeg" length="39156"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kahvaltıda Hangi Meyve Daha İyi? Orman Meyvelerini Öne Çıkaran Özellikler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kahvaltida-hangi-meyve-daha-iyi-orman-meyvelerini-one-cikaran-ozellikler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kahvaltida-hangi-meyve-daha-iyi-orman-meyvelerini-one-cikaran-ozellikler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çilek, ahududu, böğürtlen ve yaban mersini; lif, vitamin ve çeşitli bitkisel bileşikler içeriyor. Ancak sağlıklı kahvaltının sırrı tek bir meyveden değil, öğünün bütününden geçiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kahvaltıda hangi meyvenin tercih edilmesi gerektiği konusunda tek bir bilimsel “şampiyon” yok. Ancak çilek, ahududu, böğürtlen ve yaban mersini gibi orman meyveleri; lif içerikleri ve antosiyanin adı verilen bitkisel bileşikler nedeniyle besleyici seçenekler arasında öne çıkıyor.</p>

<p>Bu meyveleri sabah öğününde tercih etmenin en önemli avantajlarından biri, meyveyi bütün haliyle tüketirken lif, vitamin, mineral ve farklı bitkisel bileşikleri birlikte alabilmek. Bununla birlikte sağlıklı bir kahvaltı yalnızca hangi meyvenin seçildiğine bağlı değil; protein, tam tahıl, sağlıklı yağ ve genel beslenme düzeni de önemli.</p>

<p>Orman meyvelerini farklı kılan ne?</p>

<p>Çilek, yaban mersini, ahududu ve böğürtlen gibi meyvelerin renklerinin önemli bir bölümü antosiyanin adı verilen doğal pigmentlerden geliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Antosiyaninler, flavonoid olarak bilinen geniş bir bitkisel bileşik grubunun üyeleri. Bu maddeler özellikle kırmızı, mor ve mavi renkteki birçok meyve ve sebzede bulunuyor.</p>

<p>Orman meyveleri ayrıca C vitamini başta olmak üzere farklı vitamin ve mineraller sağlayabiliyor. İçerikleri meyvenin türüne, yetişme koşullarına ve porsiyona göre değişiyor.</p>

<p>Lif açısından neden dikkat çekiyor?</p>

<p>Orman meyvelerinin önemli özelliklerinden biri lif içermeleri. Lif sindirim sisteminde tamamen parçalanmıyor ve öğünün sindirim hızının, tokluk hissinin ve yemek sonrası kan şekeri yanıtının düzenlenmesine katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Özellikle ahududu ve böğürtlen, meyveler arasında lif açısından dikkat çeken seçenekler arasında. Ancak elma, armut, portakal ve diğer bütün meyveler de sağlıklı beslenmenin değerli parçaları.</p>

<p>Bu nedenle “diğer meyveler sağlıksız, orman meyveleri sağlıklı” şeklinde bir ayrım bilimsel olarak doğru değil. Meyve ve sebze tüketiminde çeşitlilik, tek bir besine odaklanmaktan daha anlamlı.</p>

<p>Kan şekeri için üstün oldukları söylenebilir mi?</p>

<p>Orman meyvelerinin lif içermesi ve bazı meyvelere kıyasla porsiyon başına daha düşük miktarda doğal şeker içerebilmesi, onları dengeli öğünlerde kullanışlı hale getirebilir.</p>

<p>Ancak bir yiyeceğin kan şekerine etkisi yalnızca içerdiği şeker miktarıyla belirlenmez. Porsiyon, öğünde tüketilen diğer besinler, kişinin metabolik durumu ve toplam beslenme düzeni de sonucu etkiler.</p>

<p>Araştırmalar orman meyveleri ve onlardan elde edilen polifenollerin glikoz metabolizmasına etkilerini incelemiş durumda. Bununla birlikte randomize çalışmaların sistematik incelemelerinde sonuçlar her zaman aynı değil. Bazı çalışmalarda olumlu değişiklikler görülürken, bazı analizlerde kan şekeri göstergeleri üzerinde belirgin veya klinik açıdan önemli bir etki saptanmadı.</p>

<p>Bu nedenle orman meyvelerini “kan şekerini düşüren besin” olarak tanımlamak doğru olmaz.</p>

<p>Kalp sağlığı araştırmaları ne gösteriyor?</p>

<p>Orman meyveleri kardiyometabolik sağlık açısından da çok sayıda araştırmaya konu oldu.</p>

<p>Randomize kontrollü çalışmaların sistematik incelemelerinde kan basıncı, kan yağları, damar fonksiyonu ve glikoz metabolizması gibi göstergelerde bazı olumlu sonuçlar bildirilmiş olsa da bütün çalışmalar aynı sonucu vermiyor.</p>

<p>2018'de yayımlanan bir sistematik incelemede 23 randomize kontrollü çalışma ve toplam 1.168 katılımcı değerlendirildi. Araştırmacılar yüksek kaliteli çalışmaların önemli bölümünde kardiyovasküler risk göstergelerinden en az birinde olumlu değişiklik bildirildiğini belirtti.</p>

<p>2025'te metabolik sendromlu kişilerde yapılan randomize çalışmaların meta-analizinde ise HDL kolesterolde küçük bir artış görülürken LDL kolesterol, toplam kolesterol, kan basıncı, HbA1c ve birçok başka göstergede anlamlı değişiklik bulunmadı.</p>

<p>Bu farklı sonuçlar, tek bir besinin etkisini olduğundan güçlü göstermemek gerektiğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Kilo vermek için orman meyvesi yemek yeterli mi?</p>

<p>Hayır. Hiçbir meyve tek başına yağ yakmaz veya kilo kaybını garanti etmez.</p>

<p>2026'da yayımlanan ve randomize kontrollü çalışmaları bir araya getiren bir meta-analizde orman meyvesi müdahaleleri vücut kitle indeksi ve vücut yağ oranında küçük değişikliklerle ilişkilendirildi. Bununla birlikte vücut ağırlığı ve bel çevresinde anlamlı değişiklik saptanmadı.</p>

<p>Dolayısıyla bu meyvelerin kilo vermeyi sağlayan özel bir besin olarak sunulması mevcut kanıtların ötesine geçer.</p>

<p>Meyveyi bütün olarak tüketmek neden avantajlı?</p>

<p>Beslenme rehberleri meyvenin önemli bölümünün bütün meyvelerden karşılanmasını destekliyor. Bütün meyve, meyve suyunda azalabilen veya tamamen kaybolabilen lifin korunmasını sağlıyor.</p>

<p>Meyve suyu hazırlanırken posa ayrıldığında lif miktarı belirgin biçimde azalabilir. Ayrıca sıvı haldeki meyveyi kısa sürede daha fazla miktarda tüketmek daha kolaydır.</p>

<p>Bu nedenle kahvaltıda çilek, ahududu veya yaban mersini gibi meyveleri bütün haliyle tüketmek, yalnızca meyve suyunu içmeye göre genellikle daha uygun bir seçenek.</p>

<p>Dondurulmuş orman meyveleri kullanılabilir mi?</p>

<p>Evet. Şeker veya şurup eklenmemiş dondurulmuş meyveler de pratik bir seçenek olabilir.</p>

<p>Mevsim dışında taze ürün bulmak güçleştiğinde dondurulmuş çilek, böğürtlen, ahududu veya yaban mersini yoğurt, yulaf ve benzeri kahvaltılara eklenebilir.</p>

<p>Ürünün içindekiler bölümünde ilave şeker bulunup bulunmadığını kontrol etmek yararlı olur.</p>

<p>Kahvaltıda nasıl tüketilebilir?</p>

<p>Orman meyveleri tek başına yenebileceği gibi kahvaltının diğer bileşenleriyle birlikte de tüketilebilir.</p>

<p>Örneğin sade yoğurt veya kefir, yulaf, ceviz, badem ve chia tohumu gibi besinlerle bir araya getirilebilir. Böylece kahvaltıda meyvenin yanında protein, yağ ve farklı lif kaynakları da yer alabilir.</p>

<p>Smoothie hazırlanacaksa meyvenin posasının korunması avantaj sağlar. Buna karşılık meyveyi süzüp yalnızca suyunu tüketmek lif miktarını azaltır.</p>

<p>Peki kahvaltının en sağlıklı meyvesi hangisi?</p>

<p>Bilimsel veriler herkes için geçerli tek bir “en sağlıklı kahvaltı meyvesi” belirlemeye yeterli değil. Orman meyveleri besleyici özellikleri nedeniyle güçlü seçenekler arasında olsa da muz, elma, armut, portakal, kivi ve diğer bütün meyvelerin de sağlıklı bir beslenme düzeninde yeri var.</p>

<p>Asıl hedef her sabah aynı “süper besini” tüketmek yerine farklı renk ve türlerde bütün meyvelere beslenmede yer vermek olmalı.</p>

<p>Orman meyvelerinin avantajı; lif, C vitamini ve farklı bitkisel bileşikleri bir arada sunabilmeleri. Kahvaltıda yoğurt, yulaf, kuruyemiş veya başka protein ve sağlıklı yağ kaynaklarıyla birlikte kullanıldıklarında dengeli bir öğünün parçası olabilirler.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Health, Stephanie Anderson Witmer, We Asked 4 Dietitians the Healthiest Fruit to Eat for Breakfast, güncelleme 2026</p>

<p>Heneghan C, Kiely M, Lyons J, Lucey A. Molecular Nutrition &amp; Food Research, The Effect of Berry-Based Food Interventions on Markers of Cardiovascular and Metabolic Health, 2018</p>

<p>Nutrients, Effect of Berry Polyphenols on Glucose Metabolism: A Systematic Review and Meta-Analysis of Randomized Controlled Trials, 2020</p>

<p>Nutrition Reviews, Effect of Dietary Intervention With Berries on Anthropometric Indices: A Systematic Review and Meta-Analysis of Randomized Controlled Clinical Trials, 2026</p>

<p>Systematic Review and Meta-Analysis of Randomised Controlled Trials, Effects of Berry Consumption on Cardiometabolic Risk Factors in Patients with Metabolic Syndrome, 2025</p>

<p>U.S. Department of Agriculture, FoodData Central</p>

<p>Dietary Guidelines for Americans 2020–2025</p>

<p>Harvard T.H. Chan School of Public Health, The Nutrition Source </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kahvaltida-hangi-meyve-daha-iyi-orman-meyvelerini-one-cikaran-ozellikler</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 16:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9974.jpeg" type="image/jpeg" length="22254"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tuzla’da İş Yeri Hekimine Bıçaklı Saldırı: Doktor Ağır Yaralandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tuzlada-is-yeri-hekimine-bicakli-saldiri-doktor-agir-yaralandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tuzlada-is-yeri-hekimine-bicakli-saldiri-doktor-agir-yaralandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Tuzla’daki Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’nde görev yapan iş yeri hekimi B.A., bıçaklı saldırıda ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan doktorun tedavisi sürerken, saldırının şüphelisi S.A. da olayın ardından sahil bölgesinde intihar girişiminde bulunduğu sırada bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>İstanbul’un Tuzla ilçesinde görev yapan bir iş yeri hekimi bıçaklı saldırıya uğradı. Ağır yaralanan doktor hastaneye kaldırılırken, olayın şüphelisi de daha sonra sahil bölgesinde bulundu.</p>

<p>İstanbul Valiliğinden yapılan açıklamaya göre olay, 7 Eylül Pazartesi günü saat 09.00 sıralarında Tuzla Aydınlı Mahallesi’ndeki Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana geldi.</p>

<p>DOKTOR AĞIR YARALANDI</p>

<p>Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’nde iş sağlığı doktoru olarak görev yapan B.A., bıçaklı saldırıya uğradı.</p>

<p>İhbar üzerine bölgeye sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Ağır yaralanan doktora olay yerinde ilk müdahale yapıldı. B.A. daha sonra ambulansla hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı.</p>

<p>ŞÜPHELİNİN DAHA ÖNCE OSB’DE ÇALIŞTIĞI BELİRLENDİ</p>

<p>Polis ekiplerinin olayın ardından başlattığı incelemede saldırıyı gerçekleştirdiği belirlenen kişinin S.A. olduğu tespit edildi.</p>

<p>İstanbul Valiliğinin açıklamasına göre şüphelinin daha önce Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’nde çalıştığı belirlendi.</p>

<p>ŞÜPHELİ SAHİL BÖLGESİNDE BULUNDU</p>

<p>Şüphelinin yakalanması için başlatılan çalışmalar sürerken S.A.’nın sahil bölgesinde intihar girişiminde bulunduğu belirlendi.</p>

<p>Bulunduğu yere sağlık ekipleri sevk edilen şüpheli, müdahalenin ardından hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı.</p>

<p>Şüphelinin üzerinde yapılan kontrolde olayda kullanıldığı değerlendirilen bıçak da bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>SALDIRININ NEDENİ HENÜZ AÇIKLANMADI</p>

<p>Saldırının hangi nedenle gerçekleştirildiğine ilişkin şu ana kadar kamuoyuyla paylaşılmış kesin bir bilgi bulunmuyor.</p>

<p>Olayın öncesinde doktor ile şüpheli arasında herhangi bir görüşme veya tartışma yaşanıp yaşanmadığına ilişkin de resmi makamlar tarafından ayrıntılı bir açıklama yapılmadı.</p>

<p>Ağır yaralanan iş yeri hekiminin hastanedeki tedavisi devam ederken, şüpheli hakkında yürütülen soruşturmanın sürdüğü bildirildi.</p>

<p>Olayla ilgili yeni gelişmelerin ve doktorun sağlık durumuna ilişkin yapılabilecek resmi açıklamaların takip edilmesi bekleniyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tuzlada-is-yeri-hekimine-bicakli-saldiri-doktor-agir-yaralandi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9973.jpeg" type="image/jpeg" length="13653"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vitamini ve Omega-3 Birlikte Alınırsa Ne Olur? Bilimsel Kanıtlar Ne Söylüyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/vitamini-ve-omega-3-birlikte-alinirsa-ne-olur-bilimsel-kanitlar-ne-soyluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/vitamini-ve-omega-3-birlikte-alinirsa-ne-olur-bilimsel-kanitlar-ne-soyluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[D vitamini ve omega-3 aynı anda alınabilir; ancak birlikte kullanımın her alanda ek fayda sağladığı kanıtlanmış değil. Büyük çalışmalar bazı sonuçlarda yarar, bazılarında ise anlamlı fark göstermedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>D vitamini ve omega-3, en çok kullanılan besin takviyeleri arasında yer alıyor. Bu nedenle iki takviyenin aynı anda kullanılmasının daha fazla yarar sağlayıp sağlamadığı da sıkça merak ediliyor.</p>

<p>Kısa cevap şu: D vitamini ve omega-3 birlikte kullanılabilir, ancak ikisini birlikte almanın sağlıklı yetişkinlerde her alanda tek tek kullanımdan daha üstün olduğu gösterilmiş değil. Büyük randomize kontrollü çalışmalar bazı sağlık sonuçlarında dikkat çekici bulgular ortaya koyarken, başka sonuçlarda belirgin bir yarar saptamadı.</p>

<p>D vitamini vücutta ne yapıyor?</p>

<p>D vitamini, kalsiyum emilimi ve kemik sağlığının korunması açısından gerekli bir vitamin. Kasların, sinir sisteminin ve bağışıklık sisteminin normal işlevlerinde de görev alıyor.</p>

<p>D vitamini eksikliği bulunan bir kişinin eksikliğinin giderilmesi ile D vitamini düzeyi yeterli olan sağlıklı bir kişinin hastalıklardan korunmak amacıyla yüksek doz takviye kullanması aynı durum değil. Bu ayrım, araştırma sonuçlarını değerlendirirken özellikle önemli.</p>

<p>Omega-3 neden önemli?</p>

<p>Omega-3 yağ asitleri tek bir maddeden oluşmuyor. ALA, EPA ve DHA en çok bilinen omega-3 türleri arasında.</p>

<p>EPA ve DHA özellikle balık ve deniz ürünlerinde bulunuyor. ALA ise keten tohumu, chia tohumu, ceviz ve bazı bitkisel yağlardan alınabiliyor.</p>

<p>Omega-3 yağ asitleri hücre zarlarının yapısında bulunuyor ve vücuttaki çeşitli biyolojik süreçlere katılıyor. EPA ve DHA içeren ürünlerin özellikle trigliserit düzeyleri üzerindeki etkileri uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>D vitamini ve omega-3 birlikte alınabilir mi?</p>

<p>Mevcut bilgiler, önerilen miktarlarda kullanıldığında D vitamini ile omega-3 arasında bu iki takviyenin genel olarak aynı anda alınmasını engelleyen bir durum olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Ancak “birlikte alınabilir” ifadesi, “herkes birlikte kullanmalı” veya “birlikte kullanıldığında mutlaka daha etkilidir” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Takviye gereksinimi kişinin yaşı, beslenmesi, mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve D vitamini açısından gerektiğinde yapılan laboratuvar değerlendirmesine göre değişebilir.</p>

<p>Yaşlanmayı yavaşlatıyorlar mı?</p>

<p>Bu konuda son yılların en dikkat çekici araştırmalarından biri DO-HEALTH çalışmasının 2025 yılında Nature Aging’de yayımlanan analiziydi.</p>

<p>Araştırmacılar çalışmadaki 777 kişinin verilerini kullanarak günlük 2.000 IU D vitamini, günlük 1 gram omega-3 ve evde uygulanan basit egzersiz programının biyolojik yaşlanmayla ilişkili dört DNA metilasyon göstergesi üzerindeki etkisini üç yıl boyunca değerlendirdi.</p>

<p>DNA metilasyonu, genlerin çalışma biçimini etkileyebilen kimyasal değişikliklerden biri. Bu değişikliklerden yararlanan bazı hesaplama yöntemleri “epigenetik saat” olarak adlandırılıyor ve biyolojik yaşlanmayı araştırmak için kullanılıyor.</p>

<p>Analizde omega-3 kullanımı dört epigenetik yaşlanma ölçümünün üçünde daha yavaş ilerlemeyle ilişkilendirildi.</p>

<p>Araştırmacıların hesaplamasına göre görülen fark, üç yıllık dönem boyunca bazı ölçümlerde yaklaşık 2,9 ila 3,8 aylık biyolojik yaşlanma farkına karşılık geliyordu.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Bu sonuç insanların yaklaşık dört ay daha uzun yaşadığını göstermiyor.</p>

<p>Araştırmada ölüm yaşı veya gerçek yaşam süresi ölçülmedi. İncelenen sonuçlar biyolojik yaşlanmayı tahmin etmek amacıyla kullanılan laboratuvar göstergeleriydi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>D vitamini, omega-3 ve egzersiz birlikte daha mı güçlüydü?</p>

<p>Aynı araştırmada omega-3, D vitamini ve egzersizin birlikte uygulanması, kullanılan epigenetik göstergelerden PhenoAge üzerinde ek faydayla ilişkilendirildi.</p>

<p>Bununla birlikte omega-3 tek başına üç epigenetik saatte anlamlı sonuç verirken, üç müdahalenin birlikte oluşturduğu ek etki bütün yaşlanma göstergelerinde görülmedi.</p>

<p>Dolayısıyla bu çalışmadan “D vitamini ve omega-3 birlikte kullanıldığında yaşlanmayı durduruyor” sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Araştırmacılar da saptanan etkinin küçük olduğunu ve biyolojik yaşlanmayı ölçmek için kabul edilmiş tek bir altın standart bulunmadığını belirtiyor.</p>

<p>D vitamini için telomer araştırması da dikkat çekti</p>

<p>VITAL araştırmasının 2025 yılında yayımlanan başka bir analizinde D vitamini ve omega-3 takviyelerinin telomer uzunluğu üzerindeki etkileri araştırıldı.</p>

<p>Telomerler kromozomların uçlarında bulunan yapılardır ve hücresel yaşlanma araştırmalarında kullanılan biyolojik göstergelerden biridir.</p>

<p>Bu alt çalışmada 1.031 katılımcı değerlendirildi. Dört yıllık takipte günlük 2.000 IU D3 vitamini verilen grupta telomer kısalmasının plasebo grubuna göre daha az olduğu bildirildi.</p>

<p>Deniz kaynaklı omega-3 takviyesinde ise telomer uzunluğu açısından anlamlı bir etki saptanmadı.</p>

<p>Bu bulgu da D vitamininin insan ömrünü uzattığını veya yaşlanmayı durdurduğunu kanıtlamıyor. Telomer uzunluğu gerçek yaşam süresiyle aynı şey değil.</p>

<p>Otoimmün hastalıklar açısından ne bulundu?</p>

<p>D vitamini ve omega-3 konusunda önemli veriler sağlayan araştırmalardan biri de ABD’de yürütülen VITAL çalışması.</p>

<p>Randomize, çift kör ve plasebo kontrollü araştırmaya 25.871 yetişkin katıldı. Katılımcılar medyan 5,3 yıl takip edildi.</p>

<p>Çalışmada günlük 2.000 IU D vitamini kullanan grupta doğrulanmış otoimmün hastalık görülme oranı plaseboya kıyasla yüzde 22 daha düşük bulundu.</p>

<p>Günlük 1.000 miligram deniz kaynaklı omega-3 verilen grupta ise yüzde 15 daha düşük oran görüldü; ancak omega-3 için bu sonuç tek başına istatistiksel anlamlılık sınırına ulaşmadı.</p>

<p>İki takviyenin birlikte kullanıldığı grupta da çift plasebo grubuna göre daha düşük otoimmün hastalık görülme oranı saptandı.</p>

<p>Bununla birlikte araştırma, D vitamini ile omega-3 arasında özel ve kesin bir sinerjik etki bulunduğunu kanıtlamadı.</p>

<p>Ağrı için sonuçlar aynı derecede güçlü değil</p>

<p>D vitamini ve omega-3 takviyelerinin ağrı üzerindeki etkileri de araştırıldı.</p>

<p>VITAL çalışmasının büyük bir yan analizinde D vitamini veya omega-3 takviyesinin genel ağrı sıklığı ya da şiddetinde anlamlı azalma sağlamadığı bildirildi.</p>

<p>VITAL kapsamında kronik diz ağrısının değerlendirildiği başka bir randomize analizde de D vitamini ve omega-3 kullanımının diz ağrısını anlamlı biçimde azaltmadığı görüldü.</p>

<p>Bu nedenle iki takviyenin birlikte alınmasını kronik ağrı için kanıtlanmış bir tedavi gibi değerlendirmek doğru değil.</p>

<p>Uyku konusunda kanıt yeterli mi?</p>

<p>D vitamini ve omega-3 ayrı ayrı uyku kalitesiyle ilişkili araştırmalara konu oldu. Ancak bu, iki takviyenin birlikte kullanılmasının uykuyu iyileştirdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>D vitamini ile omega-3 kombinasyonunun uyku kalitesini artırmak amacıyla rutin olarak önerilebilmesi için yeterli ve tutarlı klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Benzer bir dikkat ruh hali ve depresyonla ilgili iddialarda da gerekli. Bazı araştırmalar D vitamini veya omega-3 ile ruh sağlığı göstergeleri arasındaki ilişkileri incelese de iki takviyenin birlikte kullanılmasını depresyon veya anksiyete tedavisi olarak görmek doğru değil.</p>

<p>Kalp sağlığında tablo nasıl?</p>

<p>Omega-3 yağ asitlerinin özellikle trigliserit düzeylerini düşürme etkisi iyi biliniyor. Ancak bu durum, reçetesiz omega-3 takviyelerinin kalp krizi ve inmeyi önlemek amacıyla herkese rutin olarak kullanılması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>D vitamini için de benzer bir ayrım gerekiyor. Eksikliğin tedavisi ile kalp-damar hastalıklarını önlemek amacıyla takviye kullanılması birbirinden farklı konular.</p>

<p>VITAL ve DO-HEALTH gibi büyük çalışmalar, D vitamini ile omega-3’ü birlikte kullanmanın sağlıklı toplumda kalp-damar hastalıklarını önleyen genel bir yöntem olduğunu göstermedi.</p>

<p>Kemikler için ikisini birden almak gerekir mi?</p>

<p>D vitamininin kemik sağlığındaki biyolojik işlevi iyi biliniyor. Vücudun kalsiyumu emmesine yardımcı oluyor ve normal kemik mineralizasyonuna katkıda bulunuyor.</p>

<p>Omega-3 ile kemik sağlığı arasındaki ilişki de araştırılıyor. Ancak iki takviyenin birlikte kullanılmasının bütün sağlıklı yetişkinlerde kırıkları veya osteoporozu önlediğini söylemek için yeterli kanıt bulunmuyor.</p>

<p>DO-HEALTH araştırmasının kemik sağlığı analizinde de D vitamini, omega-3 ve egzersiz müdahalelerinin üç yıllık dönemde genel olarak kemik mineral yoğunluğu üzerinde belirgin bir yarar sağlamadığı bildirildi.</p>

<p>Çalışmalardaki dozlar kişisel kullanım önerisi değil</p>

<p>Bilimsel araştırmalarda kullanılan miktarları doğrudan günlük takviye önerisi olarak görmek önemli bir hata olabilir.</p>

<p>VITAL çalışmasında günlük 2.000 IU D vitamini ve 1 gram deniz kaynaklı omega-3 kullanıldı. DO-HEALTH çalışmasında da günlük 2.000 IU D vitamini ve 1 gram omega-3 araştırıldı.</p>

<p>Bunlar belirli klinik araştırma protokolleri için seçilmiş miktarlardır. Herkesin bu dozlara ihtiyacı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Özellikle D vitamini yağda çözünen bir vitamindir. Gereksiz ve uzun süreli yüksek doz kullanımı kandaki kalsiyum düzeyinin aşırı yükselmesi dahil ciddi sorunlara yol açabilir.</p>

<p>Omega-3 takviyeleri de tamamen risksiz değil. Yüksek dozlar ve bazı ilaçlarla birlikte kullanım özel değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Kimler daha dikkatli olmalı?</p>

<p>Düzenli ilaç kullananlar, kronik böbrek veya karaciğer hastalığı bulunanlar, gebeler ve emzirenler, kanama riskini etkileyen ilaç kullananlar ve yüksek doz takviye kullanmayı düşünenler sağlık profesyoneline danışmadan takviye programı oluşturmamalı.</p>

<p>Balık yağı kaynaklı omega-3 ürünlerinde balık veya deniz ürünlerine karşı ciddi alerjisi bulunan kişilerin de ürün içeriğini özellikle değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>D vitamini açısından ise takviye ihtiyacı ve uygun doz kişiden kişiye değişebilir. Eksiklik şüphesi bulunan kişilerde değerlendirme sağlık profesyoneli tarafından yapılabilir.</p>

<p>Peki bilimsel tablo bize ne söylüyor?</p>

<p>D vitamini ile omega-3’ün aynı anda kullanılabilmesi, birlikte kullanıldıklarında otomatik olarak daha güçlü oldukları anlamına gelmiyor.</p>

<p>En dikkat çekici klinik bulgular arasında VITAL çalışmasındaki otoimmün hastalık sonuçları ile DO-HEALTH çalışmasındaki bazı epigenetik yaşlanma göstergeleri bulunuyor. D vitamini için telomer kısalmasına ilişkin yeni sonuçlar da araştırma alanına dikkat çekici veriler ekledi.</p>

<p>Buna karşılık ağrı, uyku, kemik sağlığı, ruh hali ve kalp-damar hastalıklarının genel olarak önlenmesi gibi alanlarda “D vitamini + omega-3” kombinasyonunun herkese yönelik kanıtlanmış üstünlüğünden söz etmek mümkün değil.</p>

<p>Bu nedenle asıl soru yalnızca “İkisini birlikte alabilir miyim?” değil, “Bu takviyelerden herhangi birine gerçekten ihtiyacım var mı?” olmalı.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements. Vitamin D Fact Sheet for Health Professionals.</p>

<p>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements. Omega-3 Fatty Acids Fact Sheet for Health Professionals.</p>

<p>Bischoff-Ferrari HA, Gängler S, Wieczorek M ve ark. Individual and additive effects of vitamin D, omega-3 and exercise on DNA methylation clocks of biological aging in older adults from the DO-HEALTH trial. Nature Aging, 2025.</p>

<p>Hahn J, Cook NR, Alexander EK ve ark. Vitamin D and marine omega 3 fatty acid supplementation and incident autoimmune disease: VITAL randomized controlled trial. BMJ, 2022.</p>

<p>Zhu H, Manson JE, Cook NR ve ark. Vitamin D3 and marine omega-3 fatty acids supplementation and leukocyte telomere length: 4-year findings from the VITAL randomized controlled trial. American Journal of Clinical Nutrition, 2025.</p>

<p>Soens MA, Sesso HD, Manson JE ve ark. The effect of vitamin D and omega-3 fatty acid supplementation on pain prevalence and severity in older adults: a large-scale ancillary study of VITAL. Pain, 2024.</p>

<p>MacFarlane LA, Cook NR, Kim E ve ark. The Effects of Vitamin D and Marine Omega-3 Fatty Acid Supplementation on Chronic Knee Pain in Older US Adults. Arthritis &amp; Rheumatology, 2020.</p>

<p>Kistler-Fischbacher M, Armbrecht G, Gängler S ve ark. Effects of vitamin D3, omega-3s, and a simple strength training exercise program on bone health: the DO-HEALTH randomized controlled trial. Journal of Bone and Mineral Research, 2024. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/vitamini-ve-omega-3-birlikte-alinirsa-ne-olur-bilimsel-kanitlar-ne-soyluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9971.jpeg" type="image/jpeg" length="11831"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İBB Bursu 2026-2027: Kimler Başvurabilir, Destek Ne Kadar Olacak?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ibb-bursu-2026-2027-kimler-basvurabilir-destek-ne-kadar-olacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ibb-bursu-2026-2027-kimler-basvurabilir-destek-ne-kadar-olacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin üniversite öğrencilerine yönelik Genç Üniversiteli Eğitim Desteği için 2026-2027 dönemi bekleniyor. Peki İBB burs başvuruları başladı mı, kimler başvurabilecek ve öğrencilere ne kadar ödeme yapılacak? İşte mevcut resmi bilgilere göre merak edilen ayrıntılar.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>İBB Burs Başvuruları 2026-2027: Genç Üniversiteli Desteğinde Gözler Takvimde</p>

<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin üniversite öğrencilerine yönelik Genç Üniversiteli Eğitim Desteği için 2026-2027 başvuru takvimi merak ediliyor. Üniversitelerde yeni eğitim döneminin yaklaşmasıyla birlikte öğrencilerin gündeminde “İBB burs başvuruları başladı mı, kimler başvurabilir ve destek ne kadar olacak?” soruları öne çıktı.</p>

<p>İBB BURS BAŞVURULARI 2026-2027 BAŞLADI MI?</p>

<p>7 Eylül 2026 itibarıyla İBB Genç Üniversiteli programının 2026-2027 eğitim öğretim dönemine ilişkin yeni başvuru başlangıç ve bitiş tarihleri resmî olarak duyurulmuş değil.</p>

<p>Bu nedenle sosyal medyada veya çeşitli internet sitelerinde yer alan tarihlere karşı öğrencilerin dikkatli olması gerekiyor. Kesin başvuru takvimi için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin resmî duyurularının takip edilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Başvuruların açılmasıyla birlikte işlemlerin önceki dönemlerde olduğu gibi Genç Üniversiteli sistemi ve İstanbul Senin uygulaması üzerinden gerçekleştirilmesi bekleniyor.</p>

<p>İBB GENÇ ÜNİVERSİTELİ DESTEĞİ NE KADAR OLACAK?</p>

<p>Yeni dönemin en fazla merak edilen konularından biri de öğrencilere yapılacak ödemenin miktarı.</p>

<p>İBB’nin 2025-2026 eğitim öğretim yılı Genç Üniversiteli Sosyal Desteği kapsamında 100 bin öğrenciye 20 bin TL destek verildiği açıklanmıştı. Aynı dönemde programa 255 bin 697 başvuru yapıldığı bilgisi paylaşılmıştı.</p>

<p>İBB’nin mevcut Genç Üniversiteli Sıkça Sorulan Sorular sayfasında da eğitim yardımı miktarı 20 bin TL olarak yer alıyor.</p>

<p>Ancak 2026-2027 dönemi için destek tutarının ayrıca açıklanması beklendiğinden, 20 bin TL’nin yeni dönem için kesinleşmiş tutar olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. İBB yeni dönem miktarını duyurduğunda öğrencilerin alacağı kesin destek de netleşmiş olacak.</p>

<p>KİMLER İBB EĞİTİM DESTEĞİNE BAŞVURABİLİYOR?</p>

<p>İBB’nin yayımladığı mevcut genel koşullara göre başvuru yapacak öğrencilerde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma şartı aranıyor.</p>

<p>Öğrencinin kendisinin veya ailesinin İstanbul’da ikamet etmesi gerekiyor. Anne veya babanın vefatı durumunda ise öğrencinin yakınının İstanbul’daki ikamet durumu dikkate alınabiliyor.</p>

<p>Destek; ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerini kapsıyor.</p>

<p>Öğrencinin normal öğrenim süresi içerisinde eğitimine devam etmesi ve devlet üniversitesinde okuması ya da vakıf/özel üniversitede yüzde 100 burslu olması gerekiyor.</p>

<p>Ara ve son sınıf öğrencilerinde yıl sonu başarı notunun 100 üzerinden en az 53 veya 4,00 üzerinden en az 2,00 olması şartı bulunuyor.</p>

<p>Ayrıca başvurular değerlendirilirken öğrencinin ve ailesinin ekonomik durumu dikkate alınıyor.</p>

<p>KİMLER BAŞVURU YAPAMIYOR?</p>

<p>Mevcut İBB koşullarına göre;</p>

<p>Açık öğretim öğrencileri,</p>

<p>Yurt dışında öğrenim gören öğrenciler,</p>

<p>Ücretli değişim programında bulunan öğrenciler,</p>

<p>Ön lisans ve lisans düzeyinde 30 yaşından büyük öğrenciler,</p>

<p>Yüksek lisans ve doktora düzeyinde 40 yaşından büyük öğrenciler</p>

<p>Genç Üniversiteli Eğitim Desteği’nden yararlanamıyor.</p>

<p>YÜZDE 50 BURSLU VAKIF ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİ BAŞVURABİLİR Mİ?</p>

<p>Hayır. İBB’nin mevcut kurallarına göre vakıf veya özel üniversitelerde eğitim gören öğrencilerin destekten yararlanabilmesi için yüzde 100 burslu olması gerekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla yüzde 25, yüzde 50 veya yüzde 75 bursla öğrenim gören öğrenciler mevcut koşullara göre programa başvuramıyor.</p>

<p>ÜNİVERSİTESİ İSTANBUL DIŞINDA OLANLAR BAŞVURABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet. İBB’nin Sıkça Sorulan Sorular bölümünde, İstanbul’da ikamet eden ancak İstanbul dışında bir üniversitede eğitim gören öğrencilerin de başvuru yapabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Bu ayrıntı, programın yalnızca İstanbul’daki üniversitelerde okuyan öğrencilerle sınırlı olmadığını gösteriyor.</p>

<p>YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA ÖĞRENCİLERİ DE KAPSAMDA</p>

<p>Genç Üniversiteli desteği yalnızca ön lisans ve lisans öğrencilerine yönelik değil.</p>

<p>İBB’nin mevcut şartlarına göre yüksek lisans ve doktora öğrencileri de diğer koşulları karşılamaları halinde eğitim desteğinden yararlanabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>BAŞVURU İÇİN HANGİ BELGELER İSTENİYOR?</p>

<p>Mevcut uygulamada öğrencilerden durumlarına göre öğrenci belgesi, transkript, bursluluk belgesi ve ailenin gelir durumunu gösteren belgeler talep edilebiliyor.</p>

<p>Öğrenci evliyse kendisinin ve eşinin gelir durumuna ilişkin belgeler istenebiliyor.</p>

<p>Varsa engelli raporu, öğrenimine devam eden kardeşlere ait öğrenci belgeleri ile şehitlik veya gazilik durumunu gösteren belgeler de değerlendirme sürecinde kullanılabiliyor.</p>

<p>Birinci sınıfa yeni başlayan öğrenciler açısından ise önemli bir istisna bulunuyor. İBB’nin mevcut açıklamasına göre birinci sınıf öğrencilerinden transkript ve disiplin belgesi istenmiyor.</p>

<p>GEÇEN YIL DESTEK ALANLAR YENİDEN BAŞVURACAK MI?</p>

<p>Evet. Daha önce Genç Üniversiteli Eğitim Desteği alan öğrencilerin desteklerinin otomatik olarak devam etmesi söz konusu değil.</p>

<p>İBB’nin mevcut bilgilendirmesine göre öğrencilerin yeni dönemde tekrar başvuru yapması ve istenen bilgileri ile belgeleri güncellemesi gerekiyor.</p>

<p>İBB BURS BAŞVURUSU NASIL YAPILACAK?</p>

<p>Yeni dönem başvuruları başladığında öğrencilerin işlemlerini İBB’nin Genç Üniversiteli internet sistemi veya İstanbul Senin uygulaması üzerinden gerçekleştirmesi bekleniyor.</p>

<p>Başvuru yapmayı planlayan öğrencilerin özellikle güncel öğrenci belgesi, gelir belgeleri ve gerekli olması halinde transkript gibi evraklarını hazırlaması süreci kolaylaştırabilir.</p>

<p>GÖZLER İBB’DEN GELECEK RESMÎ DUYURUDA</p>

<p>2026-2027 eğitim öğretim yılının başlamasına kısa süre kala Genç Üniversiteli Eğitim Desteği için gözler İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne çevrildi.</p>

<p>Yeni dönem başvuru başlangıç ve bitiş tarihleri ile öğrenci başına ödenecek destek miktarının İBB tarafından yapılacak resmî açıklamayla kesinleşmesi bekleniyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru tarihi açıklanmadan önce internette dolaşıma giren kesin tarih ve tutar iddiaları yerine İBB’nin resmî duyurularını esas almaları önem taşıyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ibb-bursu-2026-2027-kimler-basvurabilir-destek-ne-kadar-olacak</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 14:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9967.jpeg" type="image/jpeg" length="41845"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anne ve Babanın Gebelik Öncesi B12 Düzeyi Doğumsal Kusurlarla İlişkili Bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/anne-ve-babanin-gebelik-oncesi-b12-duzeyi-dogumsal-kusurlarla-iliskili-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/anne-ve-babanin-gebelik-oncesi-b12-duzeyi-dogumsal-kusurlarla-iliskili-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Annals of Internal Medicine’da yayımlanan prospektif kohort çalışması, gebelik öncesinde hem anne hem babadaki B12 düzeylerinin doğumsal kusurların daha düşük görülmesiyle ilişkili olduğunu gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gebelik öncesi beslenme denildiğinde çoğunlukla anne adayının folat ve diğer besin öğeleri gündeme geliyor. Ancak yeni bir prospektif kohort çalışması, baba adayının vitamin B12 düzeyinin de çocukta doğumsal kusurların görülme olasılığıyla ilişkili olabileceğini gösterdi.</p>

<p>Annals of Internal Medicine’da yayımlanan araştırmada, gebelikten önce hem annede hem babada daha yüksek B12 düzeyleri, doğumsal kusurların daha düşük tahmini sıklığıyla ilişkili bulundu. Erken gebelik döneminde annedeki kırmızı kan hücresi folat düzeyleri için de benzer yönde bir ilişki saptandı.</p>

<p>Araştırmada kimler incelendi?</p>

<p>Çalışma, Çin’de yürütülen Shanghai Preconception Cohort verilerine dayanıyor. Araştırmacılar gebelikten önceki dört ay içinde kan örneği alınmış 3 bin 32 çifti değerlendirdi. Bu grupta 73 doğumsal kusur vakası kaydedildi.</p>

<p>Araştırmanın ikinci bölümünde ise gebeliğin ilk dört ayı içinde kan örneği alınmış 17 bin 765 kadın incelendi. Bu grupta 327 doğumsal kusur vakası belirlendi.</p>

<p>Doğumsal kusurlar yalnızca canlı doğumlarda değil; ölü doğumlar ve fetal anomali nedeniyle sonlandırılan gebeliklerde de değerlendirildi.</p>

<p>Anne adaylarında B12 yükseldikçe tahmini sıklık düştü</p>

<p>Gebelik öncesinde anne adaylarının B12 düzeyleri ile doğumsal kusurlar arasında belirgin bir doz-yanıt ilişkisi görüldü.</p>

<p>B12 düzeyi 148 pmol/L’nin altında olan anne adaylarında doğumsal kusurların standartlaştırılmış tahmini sıklığı bin gebelikte 49,6 olarak hesaplandı.</p>

<p>B12 düzeyi 590 pmol/L veya üzerinde olanlarda ise bu değer bin gebelikte 16,2’ye düştü.</p>

<p>Bu rakamlar, B12 takviyesi almanın doğumsal kusurları kesin olarak önlediği anlamına gelmiyor. Çalışma gözlemsel nitelikte olduğu için yalnızca iki durum arasındaki ilişkiyi gösterebiliyor.</p>

<p>Babaların B12 düzeyinde de benzer ilişki bulundu</p>

<p>Araştırmanın dikkat çekici yönlerinden biri, baba adaylarının da biyolojik belirteçlerinin değerlendirilmiş olmasıydı.</p>

<p>Babaların gebelik öncesi B12 düzeyleri yükseldikçe doğumsal kusurların tahmini sıklığı genel olarak azaldı. En düşük B12 kategorisinde tahmini sıklık bin gebelikte 55,5 iken, en yüksek kategoride 24,0 olarak hesaplandı.</p>

<p>Babalardaki ilişki annelere göre daha zayıftı ve B12 düzeyi orta-yüksek seviyelere ulaştıktan sonra düşüşün belirgin biçimde devam etmediği görüldü.</p>

<p>Bu nedenle çalışma, baba adaylarına belirli bir B12 hedefi veya takviye dozu önermiyor.</p>

<p>Folat için sonuçlar daha farklıydı</p>

<p>Gebelikten önce hem anne hem babada ölçülen kırmızı kan hücresi folatı ile doğumsal kusurlar arasındaki ilişki daha belirsizdi. Araştırmacılar daha düşük tahmini sıklık yönünde bir eğilim görse de sonuçların kesinliği sınırlıydı.</p>

<p>Gebeliğin başlamasından sonra annelerde ölçülen kırmızı kan hücresi folatı ise daha net bir ilişki gösterdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Folat düzeyi 906 ile 1131 nmol/L arasında olan kadınlarda doğumsal kusurların tahmini sıklığı bin gebelikte 16,5 olarak hesaplandı. Folat düzeyi 453 nmol/L’nin altında olan kadınlarda ise bu değer bin gebelikte 25,7 idi.</p>

<p>Daha yüksek folat düzeylerinde ek azalmanın sınırlı olduğu görüldü.</p>

<p>Erken gebelikte B12 için de ilişki saptandı</p>

<p>Gebelik başladıktan sonra annelerin B12 düzeyleri de incelendi.</p>

<p>B12 düzeyi 590 pmol/L veya üzerinde olan kadınlarda tahmini doğumsal kusur sıklığı bin gebelikte 11,8 olarak hesaplanırken, B12 düzeyi 148 ile 294 pmol/L arasında olanlarda bu değer 20,4 oldu.</p>

<p>Bununla birlikte düşük ve orta B12 kategorileri arasında belirgin ve düzenli bir azalma görülmedi.</p>

<p>Çalışma ne anlama geliyor?</p>

<p>Araştırma, gebelik öncesi sağlık hazırlığının yalnızca anne adayına odaklanmaması gerektiği görüşünü destekleyen yeni veriler sunuyor.</p>

<p>B12 ve folat, DNA sentezi ve hücre bölünmesi gibi süreçlerde görev alan besin öğeleri. Ancak bu çalışmadan hareketle yüksek doz B12 veya folat takviyesi kullanılmasının doğumsal kusurları önleyeceği sonucuna varılamaz.</p>

<p>Çalışma, kandaki vitamin düzeyleri ile doğumsal kusurlar arasındaki istatistiksel ilişkiyi değerlendirdi; doğrudan bir takviye tedavisini test etmedi.</p>

<p>En önemli sınırlılık: Nedensellik kanıtlanmadı</p>

<p>Araştırmacılar çalışmanın temel sınırlılığını artık karıştırıcı etkenlerin tamamen dışlanamaması olarak bildirdi.</p>

<p>Beslenme düzeni, yaşam tarzı, sosyoekonomik durum, sağlık davranışları veya ölçülmemiş başka faktörler hem vitamin düzeylerini hem de gebelik sonuçlarını etkileyebilir.</p>

<p>Çalışmanın Çin’de tek bir büyük kohort üzerinden yürütülmüş olması da sonuçların farklı toplumlara doğrudan genellenmesini sınırlıyor.</p>

<p>Bu nedenle bulguların daha büyük, farklı coğrafyalarda yürütülen çalışmalar ve mümkün olduğunda müdahale araştırmalarıyla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Gebelik planlayan çiftler ne yapmalı?</p>

<p>Bulgular, baba adaylarının beslenme durumunun da gebelik öncesi değerlendirmelerde daha fazla dikkate alınabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak yalnızca bu araştırmaya dayanarak B12 veya folat takviyesine başlanması uygun değil. Eksiklik şüphesi olan kişilerin kan değerleri, beslenme biçimi, kullanılan ilaçlar ve kişisel sağlık durumu hekim tarafından birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Chen H, Chen X, Zhang Y, Li M ve arkadaşları. Periconception Parental Red Blood Cell Folate, Vitamin B12, and Birth Defects in Offspring: A Prospective Cohort Study. Annals of Internal Medicine, 2026. DOI: 10.7326/ANNALS-25-05243</p>

<p>American College of Physicians. Higher Vitamin B12 Levels in Both Parents Are Associated With Lower Risk of Birth Defects, 2026.</p>

<p>Children’s Hospital of Fudan University ve Shanghai Preconception Cohort araştırma grubu, 2026. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/anne-ve-babanin-gebelik-oncesi-b12-duzeyi-dogumsal-kusurlarla-iliskili-bulundu</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9966.jpeg" type="image/jpeg" length="86363"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göbek Yağı Sadece Depo Değil: Kronik İltihapla Bağlantısı Nasıl Kuruluyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gobek-yagi-sadece-depo-degil-kronik-iltihapla-baglantisi-nasil-kuruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gobek-yagi-sadece-depo-degil-kronik-iltihapla-baglantisi-nasil-kuruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karın içindeki yağ dokusu yalnızca enerji depolayan bir alan değil; bağışıklık ve iltihap süreçleriyle de ilişkili. Yeni çalışma, resistin adlı proteinin bu zincirde nasıl etkili olabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Göbek Yağı Sadece Depo Değil: Kronik İltihapla Bağlantısı Nasıl Kuruluyor?</p>

<p>Göbek çevresindeki yağlanma yalnızca kilo veya görünüm meselesi değil. Özellikle karın organlarının çevresinde biriken ve “visseral yağ” olarak adlandırılan yağ dokusu, vücuttaki metabolik ve iltihabi süreçlerle yakından ilişkili.</p>

<p>PLOS ONE'da 2026 yılında yayımlanan yeni bir çalışma ise bu büyük tablonun içindeki önemli moleküllerden biri olan resistine odaklandı. Araştırmacılar, resistinin bağışıklık hücrelerinde kronik iltihabı besleyebilecek NLRP3 adlı sistemi nasıl harekete geçirebildiğini gösterdi.</p>

<p>Göbek yağı ile kronik iltihabın ne ilgisi var?</p>

<p>Burada öncelikle “göbek yağı” denildiğinde hangi yağdan söz edildiğini ayırmak gerekiyor.</p>

<p>Derinin hemen altında bulunan yağ ile karın boşluğunda, iç organların çevresinde biriken visseral yağ aynı şey değil. Sağlık açısından özellikle visseral yağlanma üzerinde duruluyor.</p>

<p>Yağ dokusu eskiden büyük ölçüde fazla enerjinin depolandığı pasif bir alan olarak görülüyordu. Bugün ise yağ dokusunun hormonlar ve çeşitli haberci moleküller üreten, bağışıklık sistemiyle sürekli iletişim halinde olan aktif bir doku olduğu biliniyor.</p>

<p>Özellikle obezitede yağ dokusunun yapısı ve içindeki bağışıklık hücrelerinin davranışı değişebiliyor. Makrofaj adı verilen bağışıklık hücrelerinin yağ dokusunda birikmesi de düşük düzeyli ve uzun süreli iltihabi ortamın oluşmasına katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Yeni araştırmanın merkezinde resistin var</p>

<p>Yeni çalışmada araştırmacılar “resistin” adı verilen bir proteinin makrofajları nasıl etkilediğini araştırdı.</p>

<p>Resistin sıklıkla yağ dokusu ve obeziteyle birlikte anılsa da önemli bir ayrıntı var: İnsanlarda resistinin önemli kaynaklarından biri doğrudan yağ hücrelerinden ziyade monosit ve makrofaj gibi bağışıklık hücreleri.</p>

<p>Bu nedenle yeni araştırmanın bulgularını “göbek yağı resistin salgılıyor ve vücudu iltihaplandırıyor” şeklinde yorumlamak doğru değil.</p>

<p>Araştırmanın gösterdiği şey daha farklı ve daha ayrıntılı.</p>

<p>Resistin hücrenin iltihap sistemini harekete geçirdi</p>

<p>Araştırmacılar, resistinin makrofajların içinde bulunan NLRP3 inflamazomu üzerinde etkili olduğunu belirledi.</p>

<p>NLRP3 inflamazomunu, hücrenin tehlike veya hasar sinyalleri karşısında iltihap tepkisini başlatmasına yardım eden bir sistem olarak düşünmek mümkün.</p>

<p>Bu sistem gerektiğinde vücudun savunmasına katkıda bulunuyor. Ancak aşırı veya uzun süreli çalışması, kronik iltihapla ilişkili hastalık süreçlerinin bir parçası olabiliyor.</p>

<p>Araştırmaya göre resistin bu sistemi iki basamak üzerinden etkileyebiliyor.</p>

<p>İlk olarak makrofajı iltihap tepkisine hazırlayan sinyalleri artırıyor. Ardından BTK adı verilen bir proteinle etkileşerek NLRP3 sisteminin aktif hale gelmesini destekliyor.</p>

<p>Bunun sonucunda IL-1 beta ve IL-18 adı verilen iltihapla ilişkili maddelerin üretimi ve salınımı artıyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle resistin, bağışıklık hücresinin iltihap mekanizmasını hem hazırlayabilen hem de harekete geçirebilen bir molekül olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Göbek yağı bu zincirin neresinde?</p>

<p>Yeni araştırmanın doğrudan göbek yağını incelemediğinin altını çizmek gerekiyor.</p>

<p>Araştırmacılar göbek çevresi geniş olan kişilerde resistin ölçümü yaparak “göbek yağı arttıkça NLRP3 aktive oluyor” sonucuna ulaşmadı.</p>

<p>Bağlantı daha geniş bir biyolojik çerçeve üzerinden kuruluyor.</p>

<p>Visseral yağlanma ve obezite, yağ dokusunda bağışıklık hücrelerinin davranışının değişebildiği ve düşük düzeyli kronik iltihabın gelişebildiği durumlar arasında bulunuyor. Resistin ise insanlarda bu bağışıklık hücrelerinden üretilebilen ve inflamasyonla ilişkilendirilen moleküllerden biri.</p>

<p>Yeni çalışma bu zincirin sonraki basamağına ışık tutuyor: Resistin ortaya çıktığında makrofajların içindeki iltihap sistemini nasıl harekete geçirebilir?</p>

<p>Araştırmacıların yanıtı NLRP3 üzerinden işleyen bir mekanizmaya işaret ediyor.</p>

<p>İnsan dokuları da incelendi</p>

<p>Çalışma yalnızca laboratuvarda yetiştirilen hücrelerle sınırlı değildi.</p>

<p>Araştırmacılar hücre deneylerinin yanı sıra düşük oksijene bağlı pulmoner hipertansiyon oluşturulan fare modelini ve pulmoner hipertansiyonu bulunan insanlardan alınan akciğer dokularını da değerlendirdi.</p>

<p>İnsan akciğer dokularındaki bulgular, resistin, BTK ve NLRP3 arasındaki ilişkinin hastalık ortamında da bulunabileceğini destekledi.</p>

<p>Ancak insan dokularının incelenmiş olması, resistini hedefleyen bir tedavinin insanlarda etkili olduğunun gösterildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Damarlarla ilgili dikkat çekici bulgu</p>

<p>Araştırmacılar resistinle uyarılan makrofajların salgıladığı IL-1 beta ve IL-18'in damar duvarındaki düz kas hücrelerini de etkileyebildiğine ilişkin deneysel bulgular elde etti.</p>

<p>Bu hücrelerin çoğalmasının artması, kronik iltihap ile damar yapısındaki değişiklikler arasındaki bağlantının anlaşılması açısından dikkat çekiyor.</p>

<p>Çalışmanın özellikle pulmoner hipertansiyon üzerine yoğunlaştığı unutulmamalı. Bulguların kalp-damar hastalıklarının veya obeziteyle ilişkili diğer hastalıkların tamamına doğrudan uygulanması mümkün değil.</p>

<p>Resistini engellemek yeni bir tedavi olabilir mi?</p>

<p>Araştırmacılar resistini hedefleyen bir insan monoklonal antikorunu deneysel ortamda da test etti.</p>

<p>Resistinin engellenmesiyle NLRP3 üzerinden gelişen iltihap tepkisinin azaldığı görüldü. Bu bulgu, resistinin gelecekte bazı kronik inflamatuar hastalıklarda tedavi hedefi olup olamayacağının araştırılabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak ortada henüz hastalara uygulanmış ve kronik iltihabı azalttığı kanıtlanmış yeni bir resistin tedavisi yok.</p>

<p>Göbek yağını azaltmak resistini durdurur mu?</p>

<p>Bu araştırmadan böyle bir sonuç çıkarmak mümkün değil.</p>

<p>Çalışma kilo veren kişilerde resistin veya NLRP3 düzeylerinin nasıl değiştiğini araştırmadı. Aynı şekilde belirli bir diyetin, egzersizin veya ilacın bu mekanizmayı kapattığını da göstermedi.</p>

<p>Bu nedenle araştırmanın bulgularını “göbek yağını eriterek resistini kapatabilirsiniz” gibi bir sağlık önerisine dönüştürmek bilimsel olarak doğru olmaz.</p>

<p>Asıl mesaj ne?</p>

<p>Göbek çevresindeki yağlanmanın sağlık açısından önemini yalnızca tartıdaki fazla kilolarla açıklamak yetersiz kalıyor. Özellikle visseral yağ dokusu, metabolizma ve bağışıklık sistemiyle iletişim halinde olan biyolojik olarak aktif bir doku.</p>

<p>Yeni çalışma ise bu karmaşık ağın bir parçasını daha açıklıyor: İnsanlarda bağışıklık hücrelerinden üretilebilen resistin, makrofajların içindeki NLRP3 iltihap sistemini harekete geçirebiliyor.</p>

<p>Bu mekanizmanın obezite ve kronik iltihap arasındaki bağlantıda ne kadar belirleyici olduğunu ve resistinin gerçekten güvenli bir tedavi hedefine dönüşüp dönüşemeyeceğini göstermek için insanlarda yapılacak ileri araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>PLOS ONE — Kariyawasam U ve arkadaşları. Human resistin is critical to activation of the NLRP3 inflammasome in macrophages. 2026.</p>

<p>DOI: 10.1371/journal.pone.0337682</p>

<p>Nature Reviews Immunology — Hotamisligil GS. Inflammation and metabolic disorders. 2008.</p>

<p>The Journal of Clinical Investigation — Weisberg SP ve arkadaşları. Obesity is associated with macrophage accumulation in adipose tissue. 2003. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gobek-yagi-sadece-depo-degil-kronik-iltihapla-baglantisi-nasil-kuruluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9961.jpeg" type="image/jpeg" length="59470"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sulu İshal Neden Olur? Belirtileri, Riskleri ve Ne Zaman Doktora Gidilmeli?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sulu-ishal-neden-olur-belirtileri-riskleri-ve-ne-zaman-doktora-gidilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sulu-ishal-neden-olur-belirtileri-riskleri-ve-ne-zaman-doktora-gidilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sulu ishal çoğu zaman enfeksiyon, gıda intoleransı veya ilaçlarla ilişkilidir. En önemli risk sıvı kaybıdır; kanlı dışkı, yüksek ateş, şiddetli ağrı ve susuzluk belirtileri değerlendirme gerektirir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sulu İshal Neden Olur? Belirtileri, Riskleri ve Ne Zaman Doktora Gidilmeli?</p>

<p>Sulu ishal, dışkının normalden belirgin biçimde daha sıvı hale gelmesi ve genellikle bağırsak hareketlerinin sıklaşmasıyla ortaya çıkar. Akut vakaların önemli bir bölümü bağırsak enfeksiyonları, gıda kaynaklı hastalıklar veya bazı ilaçların yan etkileriyle ilişkilidir.</p>

<p>Çoğu kısa süreli vaka kendiliğinden düzelebilir. Ancak ishalle kaybedilen su ve elektrolitler yerine konmazsa özellikle çocuklarda, ileri yaştaki kişilerde ve bazı kronik hastalıkları bulunanlarda susuzluk gelişebilir.</p>

<p>Sulu ishal nedir?</p>

<p>İshal genel olarak günde üç veya daha fazla kez gevşek ya da sulu dışkılama veya kişinin alışılmış dışkılama düzeninden belirgin biçimde daha sık ve sulu dışkılama olarak tanımlanır.</p>

<p>Sulu dışkıya karın krampları, acil tuvalete gitme ihtiyacı, bulantı, kusma, gaz ve bazı enfeksiyonlarda ateş eşlik edebilir.</p>

<p>Sulu ishal neden olur?</p>

<p>Sulu ishal tek bir hastalık değildir. Çok farklı nedenlerle ortaya çıkabilen bir belirtidir.</p>

<p>Enfeksiyonlar</p>

<p>Akut sulu ishalin en sık nedenlerinden biri bağırsak enfeksiyonlarıdır. Norovirüs ve rotavirüs gibi virüslerin yanı sıra bazı bakteriler ve parazitler de ishale yol açabilir.</p>

<p>Mikroorganizmalar kontamine yiyecek veya suyla alınabileceği gibi enfekte kişilerle yakın temas sonucunda da yayılabilir. Seyahat sırasında gelişen ishalde tüketilen su ve yiyecekler ayrıca önem kazanır.</p>

<p>Gıda intoleransları</p>

<p>Bazı kişiler laktoz veya fruktoz gibi karbonhidratları yeterince sindiremediğinde bağırsakta su miktarı artabilir ve sulu dışkılama görülebilir.</p>

<p>Sorbitol, mannitol ve ksilitol gibi bazı şeker alkolleri de özellikle fazla miktarda tüketildiğinde ishale yol açabilir.</p>

<p>İlaçlar</p>

<p>Antibiyotikler başta olmak üzere bazı ilaçlar bağırsak hareketlerini veya bağırsak florasını etkileyerek ishale neden olabilir.</p>

<p>Magnezyum içeren bazı ürünler ve farklı ilaç grupları da yan etki olarak ishale yol açabilir. Yeni başlayan veya uzayan ishalde kullanılan ilaçların sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Sindirim sistemi hastalıkları</p>

<p>Uzun süren veya sık tekrarlayan sulu ishal yalnızca enfeksiyonlarla açıklanmayabilir. İrritabl bağırsak sendromu, çölyak hastalığı ve inflamatuvar bağırsak hastalıkları gibi sindirim sistemi sorunlarında da ishal görülebilir.</p>

<p>Haftalarca devam eden veya tekrar eden ishalde nedeni belirlemek için tıbbi değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Sulu ishalde en önemli risk: Susuzluk</p>

<p>İshal sırasında vücut yalnızca su değil, sodyum ve potasyum gibi elektrolitleri de kaybedebilir.</p>

<p>Susuzluk belirtileri arasında aşırı susama, ağız kuruluğu, normalden az idrara çıkma, koyu renkli idrar, halsizlik, baş dönmesi ve sersemlik bulunabilir.</p>

<p>Bebekler ve küçük çocuklarda gözyaşı olmadan ağlama, bezin uzun süre kuru kalması, ağız kuruluğu ve belirgin halsizlik de sıvı kaybını düşündürebilir.</p>

<p>Sulu ishalde ne yapılabilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kısa süreli ve hafif ishalde temel amaç kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konmasıdır. Su içmek önemlidir; belirgin sıvı kaybı bulunan kişilerde uygun oral rehidrasyon solüsyonları tercih edilebilir.</p>

<p>Kusma varsa sıvıyı bir anda büyük miktarlarda içmek yerine küçük ve sık yudumlar daha kolay tolere edilebilir.</p>

<p>İştah geri döndüğünde çoğu yetişkin normal beslenme düzenine kademeli olarak dönebilir. Uzun süre aç kalmak genellikle gerekli değildir.</p>

<p>İshal kesici ilaçlar herkese uygun değildir</p>

<p>Bazı reçetesiz ishal ilaçları yetişkinlerde belirli akut ishal tablolarında belirtileri azaltabilir. Ancak kanlı ishal veya ateş varlığında bu tür ilaçların gelişigüzel kullanılması önerilmez.</p>

<p>Çocuklarda ishal kesici ilaçların kullanımı ayrıca sağlık profesyoneli değerlendirmesi gerektirir. İlaç seçimi ishalin nedenine ve kişinin sağlık durumuna göre değişebilir.</p>

<p>Antibiyotik her ishalde gerekli değildir</p>

<p>İshalin viral nedenli olduğu durumlarda antibiyotiklerin yararı olmaz. Bazı bakteriyel veya paraziter enfeksiyonlarda ise doktor tarafından uygun görülürse antibiyotik ya da etkene yönelik başka tedaviler kullanılabilir.</p>

<p>Bu nedenle ishal başladı diye kendi kendine antibiyotik başlanması doğru değildir.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Yetişkinlerde ishalin iki günden uzun sürmesi, günde altı veya daha fazla sulu dışkılama olması ya da tablonun giderek ağırlaşması değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Aşağıdaki belirtilerde gecikmeden sağlık hizmeti alınması önemlidir:</p>

<p>Kanlı veya siyah, katranımsı dışkı</p>

<p>Şiddetli karın veya makat ağrısı</p>

<p>Yüksek ateş</p>

<p>Sık ve kontrol edilemeyen kusma</p>

<p>Aşırı susama ve belirgin ağız kuruluğu</p>

<p>İdrar miktarında belirgin azalma</p>

<p>Koyu renkli idrar</p>

<p>Şiddetli halsizlik, baş dönmesi veya bayılma hissi</p>

<p>Bilinç veya davranış değişikliği</p>

<p>Sıvı alamama ya da alınan sıvıyı sürekli kusma</p>

<p>Kimler daha dikkatli olmalı?</p>

<p>Bebekler ve küçük çocuklar sıvı kaybından daha hızlı etkilenebilir. İleri yaştaki kişiler, hamileler, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler ve bazı kronik hastalıkları bulunanlarda da komplikasyon riski daha yüksek olabilir.</p>

<p>Antibiyotik kullanımı sırasında veya hemen sonrasında gelişen şiddetli ya da devam eden ishal de ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Sulu ishal nasıl önlenebilir?</p>

<p>Enfeksiyona bağlı ishal riskini azaltmanın temel yolları arasında ellerin sabun ve suyla düzenli yıkanması, yiyeceklerin uygun şekilde hazırlanması ve güvenli su tüketimi yer alır.</p>

<p>Özellikle seyahatlerde içme suyu ve çiğ ya da yeterince pişmemiş yiyecekler konusunda dikkatli olmak bazı bağırsak enfeksiyonlarının önlenmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Sulu ishal çoğu kişide kısa süren bir yakınma olsa da tablonun süresi ve eşlik eden belirtiler önemlidir. Özellikle kanlı dışkı, yüksek ateş, şiddetli ağrı veya susuzluk belirtileri geliştiğinde yalnızca ishalin durmasını beklemek yerine tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Diarrhea: Symptoms &amp; Causes</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Treatment of Diarrhea</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention — Food Safety: Information for Healthcare Professionals</p>

<p>Health — Watery Diarrhea: Causes, Treatment, and Risks </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sulu-ishal-neden-olur-belirtileri-riskleri-ve-ne-zaman-doktora-gidilmeli</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9959.jpeg" type="image/jpeg" length="20536"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akciğer fibrozisinde yeni ilaç adayı: 12 haftada dikkat çeken FVC sinyali]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/akciger-fibrozisinde-yeni-ilac-adayi-12-haftada-dikkat-ceken-fvc-sinyali-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/akciger-fibrozisinde-yeni-ilac-adayi-12-haftada-dikkat-ceken-fvc-sinyali-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GRI-0621, 35 hastalık Faz IIa çalışmada 12 haftada plaseboya göre FVC’de 99 mL’lik fark gösterdi. Bulgular umut verici olsa da çalışma küçük, kısa süreli ve ilaç henüz onaylı değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İdiyopatik pulmoner fibrozis için geliştirilen deneysel oral tedavi GRI-0621, Faz IIa çalışmasında akciğer fonksiyonu ve fibrozisle ilişkili bazı biyobelirteçlerde olumlu sinyaller verdi. Çalışmaya yalnızca 35 hasta katıldığı ve takip süresi 12 hafta olduğu için sonuçlar henüz kesin etkinlik kanıtı olarak değerlendirilmiyor.</p>

<p>GRI-0621-IPF-02 adlı randomize, çift kör ve plasebo kontrollü çalışmada hastalar 2’ye 1 oranında günlük 4,5 mg GRI-0621 veya plasebo almak üzere ayrıldı. Katılımcıların yüzde 80’i pirfenidon veya nintedanib gibi mevcut antifibrotik tedavileri kullanmaya devam etti.</p>

<p>GRI-0621 nedir?</p>

<p>GRI-0621, tazarotenin ağızdan kullanılan deneysel bir formu ve retinoik asit reseptörü beta/gamma seçici agonisti olarak geliştiriliyor.</p>

<p>Tedavinin, fibrozis ve inflamasyonda rol oynadığı düşünülen tip 1 invariant doğal öldürücü T hücrelerinin aktivitesini baskılaması hedefleniyor.</p>

<p>İdiyopatik pulmoner fibrozis, akciğer dokusunda ilerleyici skarlaşmaya yol açan kronik bir hastalık. Mevcut antifibrotik ilaçlar hastalığın ilerleme hızını azaltabiliyor ancak yeni mekanizmalara sahip tedavilere ihtiyaç devam ediyor.</p>

<p>Çalışmaya 35 hasta katıldı</p>

<p>Faz IIa çalışmasına idiyopatik pulmoner fibrozis tanısı bulunan 35 hasta dahil edildi.</p>

<p>Hastaların 23’ü GRI-0621, 12’si plasebo grubunda yer aldı. Tedavi 12 hafta sürdü.</p>

<p>Çalışmanın birincil sonlanım noktası etkinlik değil, güvenlik ve tolere edilebilirlikti. Akciğer fonksiyonundaki değişimler ise keşifsel sonlanım noktaları arasında değerlendirildi.</p>

<p>Bu ayrım önemli; çünkü Faz IIa çalışmasının temel amacı ilacın daha büyük araştırmalara geçmeye uygun olup olmadığını belirlemekti.</p>

<p>FVC’de 99 mL’lik plasebo düzeltilmiş fark</p>

<p>Akciğer fonksiyonu, zorlu vital kapasite olarak bilinen FVC testiyle değerlendirildi. FVC, kişinin derin bir nefes aldıktan sonra mümkün olduğunca güçlü biçimde dışarı verebildiği hava miktarını ölçüyor.</p>

<p>GRI-0621 grubunda 12. haftada plaseboya göre düzeltilmiş FVC farkı 99 mL olarak bildirildi.</p>

<p>Mevcut pirfenidon veya nintedanib tedavisine devam eden hastaların oluşturduğu alt grupta ise plasebo ve standart tedaviye kıyasla fark 139 mL’ye ulaştı.</p>

<p>Bu sonuçlar akciğer fonksiyonunda olumlu bir sinyal olarak değerlendiriliyor ancak FVC analizi çalışmanın birincil etkinlik hedefi değildi.</p>

<p>Ayrıca spirometri ölçümleri hastanın çabasından ve ziyaretler arasındaki doğal değişkenlikten etkilenebildiği için sonuçların daha büyük ve uzun süreli çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Hastaların yüzde 39’unda FVC arttı</p>

<p>Şirket tarafından açıklanan verilere göre GRI-0621 alan hastaların yüzde 39’unda 12. haftada başlangıca kıyasla FVC artışı görüldü.</p>

<p>Plasebo grubundaki hastaların yüzde 80’inde ise aynı süre içinde FVC düşüşü kaydedildi.</p>

<p>FVC’de yüzde 10 veya daha fazla düşüş yaşayanların oranı GRI-0621 grubunda yüzde 8, plasebo grubunda yüzde 20 olarak bildirildi.</p>

<p>Hasta sayısının küçük olması nedeniyle bu oranların daha geniş popülasyonlara doğrudan genellenmemesi gerekiyor.</p>

<p>Fibrozis biyobelirteçlerinde de değişiklik görüldü</p>

<p>Araştırmada yalnızca akciğer fonksiyonu değil, kollajen üretimi ve yıkımıyla ilişkili biyobelirteçler de incelendi.</p>

<p>GRI-0621 alan hastalarda tip III ve tip VI kollajen oluşumuyla ilişkili bazı göstergelerin azalması, kollajen yıkımıyla ilişkili bazı göstergelerin ise artması araştırmacılar tarafından fibrotik yeniden yapılanmanın azalabileceğine işaret eden bir sinyal olarak yorumlandı.</p>

<p>Tip IV kollajenle ilişkili değişikliklerin de alveoler bazal membran onarımına işaret edebileceği bildirildi.</p>

<p>Ancak biyobelirteçlerde görülen değişiklikler, akciğerdeki fibrozisin klinik olarak gerilediğini tek başına kanıtlamıyor.</p>

<p>Tedavinin güvenlik profili nasıldı?</p>

<p>GRI-0621’in en sık bildirilen yan etkileri arasında dudak kuruluğu, cilt kuruluğu ve kas-iskelet sistemi yakınmaları yer aldı.</p>

<p>Dudak kuruluğu hastaların yaklaşık yüzde 30’unda, cilt kuruluğu yüzde 22’sinde ve kas-iskelet sistemiyle ilişkili belirtiler yüzde 13’ünde bildirildi.</p>

<p>Aktif tedavi grubunda ciddi advers olay bildirilmedi. Plasebo grubunda ise bir ciddi advers olay raporlandı.</p>

<p>Bu güvenlik verileri de hasta sayısının küçük ve takip süresinin kısa olması nedeniyle uzun dönem güvenlik hakkında kesin sonuç vermiyor.</p>

<p>FDA yetim ilaç statüsü verdi ancak bu bir onay değil</p>

<p>GRI-0621, Haziran 2026’da ABD Gıda ve İlaç Dairesi tarafından idiyopatik pulmoner fibrozis için yetim ilaç statüsü aldı.</p>

<p>Yetim ilaç statüsü, nadir hastalıklar için geliştirilen tedavilere bazı geliştirme ve düzenleyici teşvikler sağlayabiliyor.</p>

<p>Ancak bu statü, ilacın FDA tarafından etkin veya güvenli bulunduğu ya da kullanım için onaylandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>GRI-0621 halen deneysel bir ilaç adayı.</p>

<p>Sonuçlar neden temkinli yorumlanmalı?</p>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlılığı yalnızca 35 hastayı kapsaması ve 12 hafta sürmesi.</p>

<p>FVC’de görülen 99 mL’lik fark dikkat çekici olsa da bu sonuç keşifsel bir analizden geliyor. Çalışma, hastaneye yatış, hastalık ilerlemesi veya yaşam süresi gibi uzun dönem klinik sonuçları değerlendirecek büyüklükte değil.</p>

<p>Ayrıca olumlu verilerin önemli bir bölümü şirket tarafından açıklanan çalışma sonuçları ve ERS 2026 kongre sunumlarına dayanıyor.</p>

<p>Bu nedenle GRI-0621 için şu aşamada “akciğer fibrozisini tedavi ediyor”, “fibrozu geri çeviriyor” veya “yeni tedavi bulundu” demek bilimsel kanıt düzeyini aşar.</p>

<p>Mevcut veriler, GRI-0621’in daha büyük ve daha uzun süreli klinik çalışmalarla araştırılmasını destekleyen erken bir Faz IIa sinyali olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Parfrey H, Porter J, Saunders P ve arkadaşları. GRI-0621-IPF-02 Faz IIa çalışması. European Respiratory Society Congress 2026</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>GRI Bio. GRI-0621 Faz IIa topline sonuçları, 2025 ve 2026 güncellemeleri</p>

<p>ClinicalTrials.gov. GRI-0621-IPF-02, NCT06331624</p>

<p>GRI Bio. FDA Yetim İlaç Statüsü duyurusu, Haziran 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/akciger-fibrozisinde-yeni-ilac-adayi-12-haftada-dikkat-ceken-fvc-sinyali-1</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2025/12/i-m-g-7473.jpeg" type="image/jpeg" length="18047"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Psikiyatri Camiasının Acı Kaybı: Prof. Dr. Salih Yaşar Özden Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/psikiyatri-camiasinin-aci-kaybi-prof-dr-salih-yasar-ozden-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/psikiyatri-camiasinin-aci-kaybi-prof-dr-salih-yasar-ozden-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adli tıp ve psikiyatri alanındaki çalışmalarıyla tanınan, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde başhekimlik ve klinik şefliği görevlerinde bulunan Prof. Dr. Salih Yaşar Özden vefat etti. Türkiye Psikiyatri Derneği, Özden’in vefatının ardından ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve psikiyatri camiasına başsağlığı diledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Psikiyatrinin Önemli İsimlerinden Prof. Dr. Salih Yaşar Özden Vefat Etti</p>

<p>Türk psikiyatrisinin deneyimli isimlerinden, adli tıp ve adli psikiyatri alanındaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Salih Yaşar Özden vefat etti. Acı haberi Türkiye Psikiyatri Derneği duyurdu.</p>

<p>Uzun yıllar psikiyatri alanında görev yapan ve mesleki çalışmalarının yanı sıra adli psikiyatri ile bağımlılık alanında eserler kaleme alan Prof. Dr. Salih Yaşar Özden’in vefatı, meslektaşları ve psikiyatri camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ’NDEN TAZİYE MESAJI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye Psikiyatri Derneği, Prof. Dr. Salih Yaşar Özden’in vefatının ardından bir taziye mesajı yayımladı.</p>

<p>Dernek açıklamasında, Özden’in vefatının derin bir üzüntüyle öğrenildiği belirtilerek ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve psikiyatri camiasına başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>PROF. DR. SALİH YAŞAR ÖZDEN KİMDİR?</p>

<p>Prof. Dr. Salih Yaşar Özden, Türkiye’de psikiyatri ve özellikle adli psikiyatri alanındaki çalışmalarıyla tanınan hekim ve akademisyenler arasında yer aldı.</p>

<p>1947 yılında Çorum’da doğan Özden, 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu.</p>

<p>Mesleki kariyerinde hem adli tıp hem de psikiyatri alanlarında akademik çalışmalar yürüten Özden, 1983 yılında Adli Tıp Doçenti, 1987 yılında ise Psikiyatri Doçenti oldu.</p>

<p>1989 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne başhekim olarak atanan Özden, aynı kurumda klinik şefliği görevinde de bulundu. Bilimsel yayın kayıtlarında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 6. Psikiyatri Kliniği Şefi olarak yer aldı.</p>

<p>Eğitim: İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi</p>

<p>Mezuniyet: 1972</p>

<p>Mesleki alanları: Psikiyatri, adli psikiyatri ve adli tıp</p>

<p>Adli Tıp Doçentliği: 1983</p>

<p>Psikiyatri Doçentliği: 1987</p>

<p>Görev yaptığı kurum: Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi</p>

<p>Üstlendiği görevler: Başhekimlik ve psikiyatri klinik şefliği</p>

<p>ADLİ PSİKİYATRİ ALANINDA ESERLER BIRAKTI</p>

<p>Prof. Dr. Salih Yaşar Özden’in mesleki çalışmalarında adli psikiyatri, adli tıp ve bağımlılık konuları önemli yer tuttu.</p>

<p>Özden, tıp ve hukuk arasındaki ilişkinin önemli çalışma alanlarından biri olan adli psikiyatri konusunda bilimsel yayınlar ve kitaplar kaleme aldı. “Adli Psikiyatri” adlı eseri bu alandaki çalışmalarından biri olarak öne çıktı. Kitabın üçüncü baskısı 2022 yılında yayımlandı.</p>

<p>Özden’in “Alkolizm: Sebep ve Sonuçları”, “Adlî Tıp”, “Uyuşturucu Madde Bağımlılığı” ve “500 Soruda Uyuşturucu Madde Bağımlılığı” gibi eserleri de bulunuyor.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarında tıp ile adalet arasındaki ilişki, tıbbi bilirkişilik ve adli psikiyatri konularına da odaklanan Özden, 1997 yılında yayımlanan “Tıbbi Bilirkişiliğin Tarihi Gelişimi ve Adli Psikiyatride Bilirkişinin Özellikleri” başlıklı çalışmasında Türkiye’de adli psikiyatrinin gelişimini ve tıbbi bilirkişiliğin özelliklerini ele aldı.</p>

<p>Prof. Dr. Salih Yaşar Özden, hekimlik yaşamı boyunca psikiyatri, adli tıp, adli psikiyatri ve bağımlılık alanlarında yürüttüğü çalışmaların yanı sıra kaleme aldığı eserlerle mesleki literatüre katkıda bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/psikiyatri-camiasinin-aci-kaybi-prof-dr-salih-yasar-ozden-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9957.jpeg" type="image/jpeg" length="60807"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Malatya Sağlık Camiasının Acı Kaybı: Müberra Paluluoğlu Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/malatya-saglik-camiasinin-aci-kaybi-muberra-paluluoglu-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/malatya-saglik-camiasinin-aci-kaybi-muberra-paluluoglu-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeşilyurt İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Görgü (Cafana) Sağlık Evi’nde görev yapan Müberra Paluluoğlu’nun vefatı, ailesi, yakınları ve sağlık camiasında üzüntüye neden oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yeşilyurt İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Görgü (Cafana) Sağlık Evi’nde görev yapan Müberra Paluluoğlu’nun hayatını kaybettiği bildirildi.</p>

<p>Malatya İl Sağlık Müdürü Uzman Dr. Cezmi Karaca, yayımladığı taziye mesajında Paluluoğlu’nun vefatını derin bir üzüntüyle öğrendiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karaca mesajında, “Merhumeye Allah’tan rahmet; başta ailesi ve yakınları olmak üzere, tüm sevenlerine ve sağlık camiamıza başsağlığı diliyorum.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Müberra Paluluoğlu’nun vefatı dolayısıyla ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarına ve Malatya sağlık camiasına başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/malatya-saglik-camiasinin-aci-kaybi-muberra-paluluoglu-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9954.jpeg" type="image/jpeg" length="72720"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp Eğitiminde Dikkat Çeken Model: Sanal Hasta, VR ve Simülasyon]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-egitiminde-dikkat-ceken-model-sanal-hasta-vr-ve-simulasyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-egitiminde-dikkat-ceken-model-sanal-hasta-vr-ve-simulasyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp öğrencisinin ilk ciddi girişimini gerçek bir hasta üzerinde yapmak zorunda olmadığı bir eğitim modeli giderek yaygınlaşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aga Khan Üniversitesi’nin sanal gerçeklik, hasta simülatörleri ve farklı simülasyon teknolojilerini tıp ve sağlık eğitimine entegre eden merkezi, AMEE tarafından 2026 yılında uluslararası ödüle layık görüldü. Model, geleceğin sağlık profesyonellerinin klinik ortama geçmeden önce güvenli bir ortamda deneyim kazanmasına imkân tanıyor.</p>

<p>Tıp eğitiminde “önce gör, sonra yap” anlayışı teknolojinin gelişmesiyle değişiyor. Artık öğrenciler bazı klinik durumlarla gerçek hastanın karşısına çıkmadan önce simülasyon merkezlerinde karşılaşabiliyor; hata yapabiliyor, aynı uygulamayı tekrar edebiliyor ve performansları hakkında geri bildirim alabiliyor.</p>

<p>Bu yaklaşımın dikkat çeken örneklerinden biri Aga Khan Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Centre for Innovation in Medical Education (CIME).</p>

<p>Üniversitenin tıp ve sağlık meslekleri eğitiminde kullandığı simülasyon altyapısı, 2026 yılında uluslararası düzeyde de dikkat çekti.</p>

<p>AMEE’den simülasyon eğitimine ödül</p>

<p>Sağlık meslekleri eğitimi alanındaki uluslararası kuruluşlardan AMEE, Aga Khan Üniversitesi CIME’ı 2026 ASPIRE to Excellence programında “Healthcare Simulation” kategorisinde ödüllendirdi.</p>

<p>AMEE’nin açıkladığı sonuçlara göre merkez, 2026 yılında bu kategoride ASPIRE Award alan beş kurumdan biri oldu.</p>

<p>Ödülün önemi yalnızca kullanılan teknolojiden kaynaklanmıyor. Simülasyonun eğitim programına nasıl yerleştirildiği, öğrencilerin klinik becerilerinin geliştirilmesi, eğitimcilerin rolü ve uygulamaların sürdürülebilirliği gibi unsurlar da bu yaklaşımın temel parçalarını oluşturuyor.</p>

<p>Gerçek hastadan önce güvenli eğitim ortamı</p>

<p>Simülasyon temelli tıp eğitiminin en önemli özelliklerinden biri, öğrencinin gerçek hastaya zarar verme riski olmadan klinik becerilerini geliştirebilmesi.</p>

<p>Öğrenci bir uygulamada hata yaptığında süreç durdurulabiliyor, hata değerlendirilebiliyor ve uygulama yeniden gerçekleştirilebiliyor.</p>

<p>Gerçek klinik ortamda her zaman mümkün olmayan bu tekrar imkânı, simülasyon eğitimini özellikle karmaşık veya acil durumların öğretilmesinde değerli hale getiriyor.</p>

<p>Bu yöntem yalnızca teknik işlemlerin öğrenilmesi amacıyla kullanılmıyor.</p>

<p>Hasta değerlendirme, klinik karar verme, ekip çalışması, sağlık çalışanları arasındaki iletişim ve kriz yönetimi gibi birçok beceri de oluşturulan senaryolar üzerinden çalışılabiliyor.</p>

<p>VR ve 3D teknolojileri de eğitimde</p>

<p>CIME’ın eğitim altyapısında farklı düzeylerde simülasyon teknolojilerinden yararlanılıyor.</p>

<p>Bunların arasında insan vücudunun çeşitli klinik durumlarını taklit edebilen hasta simülatörleri, belirli tıbbi işlemlerin çalışılmasını sağlayan eğitim modelleri, sanal gerçeklik teknolojileri ve 3D baskı uygulamaları bulunuyor.</p>

<p>Sanal gerçeklik, öğrencinin gerçek klinik ortamda oluşturulması zor veya riskli olabilecek bazı senaryoları kontrollü bir ortamda deneyimlemesine olanak sağlayabiliyor.</p>

<p>3D teknolojileri ise özellikle anatomik yapıların ve belirli klinik durumların eğitiminde yeni imkânlar sunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böylece tıp eğitimi yalnızca ders kitabı, amfi ve hastane üçgeninden oluşan klasik modelin ötesine taşınıyor.</p>

<p>Tıp öğrencisi hata yaparak da öğrenebiliyor</p>

<p>Simülasyon eğitimini klasik klinik eğitimden ayıran önemli özelliklerden biri kontrollü biçimde hata yapılabilmesine izin vermesi.</p>

<p>Gerçek bir hastanın söz konusu olduğu ortamda öğrencinin yapabileceği uygulamalar doğal olarak hasta güvenliğiyle sınırlı.</p>

<p>Simülasyon ortamında ise eğitimci, öğrenciyi karmaşık bir vakayla karşı karşıya bırakabiliyor.</p>

<p>Örneğin hastanın durumunun aniden kötüleştiği bir senaryoda öğrencilerin hangi kararı verdiği, ekip içinde nasıl iletişim kurduğu ve müdahaleyi hangi sırayla gerçekleştirdiği gözlemlenebiliyor.</p>

<p>Senaryonun ardından yapılan değerlendirmede yalnızca “doğru veya yanlış” sonucu değil, öğrencinin o karara nasıl ulaştığı da ele alınabiliyor.</p>

<p>Sadece tıp öğrencileri için değil</p>

<p>Modelin dikkat çeken yönlerinden biri de farklı sağlık mesleklerinin aynı eğitim ortamında buluşabilmesi.</p>

<p>Gerçek bir hastanede hasta bakımı yalnızca hekimin çalışmasından oluşmuyor. Hekimler, hemşireler ve farklı sağlık profesyonelleri çoğu zaman aynı ekip içinde görev yapıyor.</p>

<p>Bu nedenle simülasyon merkezleri meslekler arası eğitimin uygulanabileceği önemli alanlardan biri haline geliyor.</p>

<p>Öğrencilerin mezun olduktan sonra ilk kez birlikte çalışmayı öğrenmeleri yerine, bu deneyimin eğitim döneminde başlaması hedefleniyor.</p>

<p>Güney Asya’da öncü merkezlerden biri</p>

<p>Aga Khan Üniversitesi’nin verdiği bilgilere göre Karaçi’deki CIME merkezi 2017 yılında faaliyete geçti.</p>

<p>Merkez, 2020 yılında Society for Simulation in Healthcare tarafından akredite edildi ve üniversite tarafından Güney Asya’da bu akreditasyonu alan ilk simülasyon programı olarak tanımlandı.</p>

<p>Üniversitenin simülasyon ve sağlık eğitimi faaliyetleri yalnızca Pakistan ile de sınırlı değil. CIME yapılanmasının Karaçi’nin yanı sıra Nairobi ve Darüsselam’da da eğitim altyapısı bulunuyor.</p>

<p>Bu durum modeli tek bir laboratuvar uygulamasından çıkararak farklı ülkelerde sağlık profesyonellerinin eğitiminde kullanılan daha geniş bir yapıya dönüştürüyor.</p>

<p>Tıp eğitiminde teknoloji tek başına yeterli mi?</p>

<p>Simülasyon merkezleri denildiğinde akla çoğu zaman pahalı cihazlar, robotik hasta modelleri veya VR gözlükleri geliyor.</p>

<p>Ancak uluslararası tıp eğitimi yaklaşımlarında teknoloji tek başına eğitim kalitesinin göstergesi kabul edilmiyor.</p>

<p>Simülasyonun hangi öğrenme hedefi için kullanıldığı, müfredatla nasıl ilişkilendirildiği, eğitimcilerin yeterliliği, öğrencinin performansının nasıl değerlendirildiği ve uygulamaların sonuçlarının nasıl ölçüldüğü en az kullanılan teknoloji kadar önem taşıyor.</p>

<p>Dolayısıyla başarılı bir simülasyon merkezi yalnızca teknolojik bir laboratuvar değil, iyi tasarlanmış bir eğitim sistemi gerektiriyor.</p>

<p>Türkiye’deki tıp fakülteleri için neden önemli?</p>

<p>Türkiye’de de çeşitli üniversitelerde klinik beceri ve simülasyon merkezleri bulunuyor ve bu alandaki yatırımlar giderek artıyor.</p>

<p>Dünyadaki iyi uygulamalar ise tartışmayı “simülasyon merkezimiz var mı?” sorusunun ötesine taşıyor.</p>

<p>Asıl soru, öğrencinin mezun olmadan önce hangi klinik senaryoları simülasyonda mutlaka deneyimlemesi gerektiği.</p>

<p>Kardiyak arrestten travmaya, hasta iletişiminden ekip çalışmasına kadar kritik durumların standartlaştırılmış senaryolarla öğretilmesi; öğrencilerin yalnızca bilgi düzeylerinin değil, uygulama ve karar verme becerilerinin de değerlendirilmesini mümkün kılabilir.</p>

<p>Aga Khan Üniversitesi’nin uluslararası ödül alan modeli de tıp eğitiminde teknolojinin asıl değerinin cihazların kendisinden değil, öğrenciyi gerçek klinik yaşama ne kadar iyi hazırladığından kaynaklandığını gösteren dikkat çekici örneklerden biri.</p>

<p>Geleceğin tıp fakültesinde amfiler ve hastaneler varlığını sürdürecek. Ancak bunların arasına sanal hastaların, VR ortamlarının ve gelişmiş simülasyon merkezlerinin çok daha güçlü biçimde yerleşeceği görülüyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Aga Khan University – Centre for Innovation in Medical Education<br />
Aga Khan University – CIME receives AMEE ASPIRE to Excellence Award in Healthcare Simulation, 25 Ağustos 2026<br />
AMEE – ASPIRE to Excellence Awards 2026<br />
Society for Simulation in Healthcare</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık Eğitimi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-egitiminde-dikkat-ceken-model-sanal-hasta-vr-ve-simulasyon</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9951.jpeg" type="image/jpeg" length="59361"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Lor Peynirli Omlet Tarifi: Yüksek Proteinli Sağlıklı Kahvaltı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/lor-peynirli-omlet-tarifi-yuksek-proteinli-saglikli-kahvalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/lor-peynirli-omlet-tarifi-yuksek-proteinli-saglikli-kahvalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lor peynirli omlet tarifi; yumurta, lor peyniri ve renkli sebzelerle yaklaşık 10 dakikada hazırlanan, protein açısından zengin bir kahvaltı seçeneği.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Lor Peynirli Omlet Tarifi: Yüksek Proteinli Sağlıklı Kahvaltı</p>

<p>Kahvaltıda hem pratik hem de protein açısından zengin bir seçenek arayanlar için lor peynirli omlet, birkaç temel malzemeyle kısa sürede hazırlanabilen tariflerden biri. Yumurta, lor peyniri ve sebzelerin bir araya geldiği bu tarif, özellikle yoğun sabahlarda uzun hazırlık gerektirmeden doyurucu bir öğün hazırlamak isteyenlere alternatif sunuyor.</p>

<p>Klasik omleti daha renkli hale getiren kırmızı biber, yeşil biber, domates ve maydanoz gibi sebzeler tarife hem lezzet hem de hacim kazandırıyor. Lor peyniri ise yumurtayla birlikte tarifin protein içeriğini artırıyor.</p>

<p>Taze domates, salatalık, roka veya diğer mevsim yeşillikleriyle servis edildiğinde kahvaltıyı farklı besin gruplarıyla çeşitlendirmek de mümkün.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Tarifin temelini yumurta ve lor peyniri oluşturuyor. Yumurta, kaliteli protein içeriğinin yanı sıra çeşitli vitamin ve mineralleri de sağlayan besinlerden biri. Lor peynirinin besin değerleri üretim yöntemine göre değişmekle birlikte protein içeriği nedeniyle özellikle protein miktarı artırılmak istenen tariflerde kullanılabiliyor.</p>

<p>Omlete biber, domates, maydanoz veya ıspanak gibi sebzelerin eklenmesi ise kahvaltıdaki sebze çeşitliliğini artırmanın kolay yollarından biri.</p>

<p>Sağlıklı beslenmede asıl önemli nokta tek bir yiyeceğe özel bir sağlık etkisi yüklemek değil; farklı besin gruplarından yeterli, dengeli ve kişinin ihtiyacına uygun miktarlarda yararlanmak.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 5 dakika<br />
Pişirme süresi: 5-7 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 10-12 dakika<br />
Kaç kişilik: 1 kişilik<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Kahvaltı / hafif öğün<br />
Kategori: Yüksek Proteinli Tarifler<br />
İkincil kategori: Sağlıklı Kahvaltılar</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 330 kcal<br />
Protein: 31 g<br />
Karbonhidrat: 9 g<br />
Yağ: 19 g<br />
Lif: 2-3 g</p>

<p>Besin değerleri kullanılan lor peynirinin yağ ve tuz oranına, yumurtaların büyüklüğüne, sebze miktarına ve kullanılan zeytinyağına göre değişebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>2 adet yumurta<br />
100 gram lor peyniri<br />
Yarım küçük kırmızı kapya biber<br />
1 küçük yeşil biber<br />
4-5 adet cherry domates<br />
1 avuç ince doğranmış maydanoz<br />
1 tatlı kaşığı zeytinyağı<br />
Bir tutam karabiber<br />
Bir tutam pul biber veya kırmızı toz biber<br />
İsteğe göre çok az tuz</p>

<p>Lor peynirli omlet nasıl yapılır?</p>

<p>1. Kırmızı ve yeşil biberleri küçük küpler halinde doğrayın. Cherry domatesleri ikiye veya dörde bölün.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Yumurtaları geniş bir kasede çırpın. Lor peynirini ekleyerek yumurtayla hafifçe karıştırın. Lorun tamamen ezilmesi gerekmez; küçük peynir parçalarının kalması omlete daha belirgin bir doku kazandırır.</p>

<p>3. Yapışmaz tavayı orta ateşte ısıtın ve zeytinyağını ekleyin.</p>

<p>4. Biberleri tavaya alarak yaklaşık 1-2 dakika çevirin. Sebzelerin tamamen yumuşamasına gerek yok; hafif diri kalmaları omletin dokusunu korumasına yardımcı olur.</p>

<p>5. Domatesleri ekleyip yaklaşık 30 saniye daha pişirin.</p>

<p>6. Yumurtalı lor karışımını sebzelerin üzerine eşit biçimde dökün. Ateşi orta-kısık seviyeye indirin.</p>

<p>7. Omletin alt kısmı pişmeye başladığında kenarlarını spatulayla hafifçe içeri doğru alın. Üst kısmındaki yumurta da tamamen pişene kadar birkaç dakika daha kontrollü şekilde pişirin.</p>

<p>8. Maydanoz, karabiber ve tercih ettiğiniz baharatları ekleyin. Omleti ikiye katlayarak veya açık biçimde sıcak servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Lor peyniri fazla su içeriyorsa omlete eklemeden önce süzün. Böylece pişirme sırasında tavada fazla sıvı oluşmasının önüne geçebilirsiniz.</p>

<p>Omleti yüksek ateşte hızlıca pişirmek yerine orta-kısık ateş kullanmak daha yumuşak bir doku elde edilmesine yardımcı olur.</p>

<p>Sebzeleri de gereğinden uzun süre önceden pişirmeyin. Özellikle biberlerin hafif diri kalması tarife hem renk hem de doku kazandırır.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Lor peynirinin etiketindeki tuz ve yağ miktarını kontrol edebilirsiniz. Peynir yeterince tuzluysa tarife ayrıca tuz eklememek toplam tuz miktarını azaltmanın kolay bir yoludur.</p>

<p>Sebze miktarı damak tadına göre artırılabilir. Ispanak, mantar, kabak, taze soğan veya dereotu gibi farklı sebze ve yeşillikler kullanılarak tarif çeşitlendirilebilir.</p>

<p>Kahvaltıyı daha kapsamlı bir öğüne dönüştürmek isteyenler omletin yanında taze sebzeler ve kişisel enerji ihtiyacına uygun miktarda tam tahıllı ekmek tüketebilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Lor peynirli sebzeli omlet, protein açısından zengin bir kahvaltı arayanlar için uygun seçeneklerden biridir.</p>

<p>Tarifte buğday unu veya ekmek kullanılmadığından temel malzemeleri doğal olarak gluten içermez. Ancak çölyak hastalığı veya ciddi gluten hassasiyeti bulunan kişilerin kullanılan paketli ürünlerin etiketlerini ve çapraz bulaşma riskini ayrıca kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Tarif, yumurta ve süt ürünlerini tüketen vejetaryen beslenme biçimine de uygundur.</p>

<p>Yumurta veya süt proteini alerjisi bulunan kişiler için ise uygun değildir.</p>

<p>Lor peynirli omlet kaç kaloridir?</p>

<p>Bu tarif kullanılan malzemelere bağlı olarak porsiyon başına yaklaşık 330 kalori sağlar. Zeytinyağı ve peynir miktarının değiştirilmesi toplam enerji değerini belirgin biçimde değiştirebilir.</p>

<p>Lor peynirli omlette kaç gram protein var?</p>

<p>Verilen ölçülerle hazırlanan bir porsiyonun yaklaşık 31 gram protein içermesi beklenir. Ancak lor peynirinin protein miktarı üründen ürüne değişebildiği için en doğru hesaplama kullanılan ürünün besin etiketi üzerinden yapılmalıdır.</p>

<p>Lor peynirli omlet diyette yenir mi?</p>

<p>Lor peynirli omlet, porsiyonu kişinin enerji ve besin gereksinimine göre ayarlandığında dengeli bir beslenme düzeninde yer alabilir.</p>

<p>Bir yiyeceğin tek başına kilo vermeyi sağlamadığı veya kilo aldırmadığı unutulmamalıdır. Gün boyunca alınan toplam enerji, porsiyon büyüklükleri, beslenme düzeni ve fiziksel aktivite birlikte önem taşır.</p>

<p>Lor yerine hangi peynir kullanılabilir?</p>

<p>Lor yerine az tuzlu çökelek veya uygun kıvamda başka bir taze peynir kullanılabilir. Peynir değiştirildiğinde tarifin kalori, protein, yağ ve tuz miktarının da değişeceği göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p>Omlete hangi sebzeler eklenebilir?</p>

<p>Ispanak, mantar, kabak, kırmızı biber, yeşil biber, taze soğan ve domates omletle uyumlu seçenekler arasında yer alıyor. Mevsimde bulunan sebzeleri kullanarak aynı temel tarifin farklı versiyonlarını hazırlayabilirsiniz.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Lor peynirli omlet lezzet ve doku açısından en iyi sonucu pişirildikten hemen sonra verir. Bu nedenle mümkünse tüketileceği zaman hazırlanmalıdır.</p>

<p>Artan omlet uzun süre oda sıcaklığında bekletilmemeli; uygun şekilde soğutularak kapalı bir kapta buzdolabına kaldırılmalıdır. Yeniden tüketilecekse her tarafı yeterince ısınacak şekilde ısıtılmalıdır.</p>

<p>Omlet domates, salatalık, roka, maydanoz ve diğer mevsim yeşillikleriyle servis edilebilir.</p>

<p>Lor peynirli sebzeli omlet, yumurta ve peyniri sebzelerle tek tavada buluşturan kolay bir kahvaltı alternatifi. Yaklaşık 10 dakikada hazırlanabilmesi özellikle yoğun sabahlarda tarifi kullanışlı hale getiriyor.</p>

<p>Temel tarifi öğrendikten sonra sebze ve baharatları değiştirerek farklı versiyonlarını hazırlamak mümkün. Böylece yüksek proteinli kahvaltı seçeneklerini tek bir tarife bağlı kalmadan çeşitlendirebilirsiniz.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Sağlıklı Yemek Tabağım </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/lor-peynirli-omlet-tarifi-yuksek-proteinli-saglikli-kahvalti</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9949.jpeg" type="image/jpeg" length="71135"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44239"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="25064"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21455"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76506"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90455"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="56956"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
