<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 16 Sep 2026 14:42:43 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[JAMA: 10 Sentlik Bir Dergiden Tıbbın Yönünü Değiştiren Makalelere]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/jama-10-sentlik-bir-dergiden-tibbin-yonunu-degistiren-makalelere</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/jama-10-sentlik-bir-dergiden-tibbin-yonunu-degistiren-makalelere" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İlk sayısı 14 Temmuz 1883’te yayımlandı ve yalnızca 10 sente satıldı. Aradan geçen 143 yılda JAMA’nın sayfalarında kalp krizinin klinik olarak anlaşılmasından sigara-akciğer kanseri ilişkisine, çocuk felci aşısından hepatit B araştırmalarına ve kanıta dayalı tıbbın yükselişine kadar tıp tarihinin birçok önemli dönüm noktası yer aldı. Bugün ise yılda 86 milyondan fazla makale görüntüleme ve indirmeye ulaşan JAMA, bilim dünyasının en etkili genel tıp yayınlarından biri olmayı sürdürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h1>143 yıllık bilim hafızası</h1>

<p>Tıp dünyasında bazı dergiler yalnızca yeni araştırmaları yayımlamaz.</p>

<p>Zamanla bilimin nasıl değiştiğini de kaydeder.</p>

<p>Hastalıkların nasıl anlaşıldığını, tedavilerin nasıl dönüştüğünü ve hekimliğin düşünce biçiminin nasıl değiştiğini sayfalarında saklar.</p>

<p><strong>JAMA – Journal of the American Medical Association bu dergilerden biri.</strong></p>

<p>Ancak JAMA’yı önemli yapan yalnızca 1883’ten beri yayımlanıyor olması değil.</p>

<p>Asıl dikkat çekici olan, modern tıbbın bazı önemli dönüm noktalarının onun sayfalarında yer almış olması.</p>

<h2>Her şey 1883’te başladı</h2>

<p>American Medical Association 1847’de kuruldu.</p>

<p>Derneğin toplantılarında sunulan çalışmalar ve alınan kararlar uzun yıllar <i>Transactions</i> adı verilen yıllık ciltlerde yayımlanıyordu.</p>

<p>1883’te Cleveland’da yapılan AMA toplantısında bunun yerine derneğin kontrolünde haftalık bir tıp dergisi yayımlanmasına karar verildi.</p>

<p><strong>Journal of the American Medical Association’ın ilk sayısı 14 Temmuz 1883’te Chicago’da yayımlandı.</strong></p>

<p>İlk editör Nathan Smith Davis’ti.</p>

<p>Bir sayının fiyatı yalnızca <strong>10 sent</strong>, yıllık abonelik ise <strong>5 dolardı</strong>.</p>

<p>İlk sayıda çocuklarda tütün kullanımı, göğüs travmaları, nörolojik hastalıklar, diyabet tedavileri, kulak hastalıkları ve cerrahi yöntemler gibi oldukça farklı konular bulunuyordu.</p>

<p>Derginin ilk editoryalinde haftada yaklaşık 32 sayfalık okuma içeriği sunulması planlanıyor ve Amerika’nın farklı bölgelerindeki hekimlerden bilimsel çalışmalar göndermeleri isteniyordu.</p>

<p>JAMA daha ilk sayısından yalnızca bir dernek bülteni değil, geniş bir bilimsel yayın olmayı hedefliyordu.</p>

<h2>1912: Kalp krizinin klinik tarihinde önemli bir çalışma</h2>

<p>Bugün kalp krizinin koroner damarlardaki tıkanmayla ilişkili olduğu temel tıp bilgisidir.</p>

<p>Ancak 20. yüzyılın başında koroner arterlerin aniden tıkanmasının çoğu zaman kaçınılmaz biçimde hızlı ölüme yol açtığı düşünülüyordu.</p>

<p>Chicago’lu hekim <strong>James B. Herrick</strong>, 1912’de JAMA’da yayımlanan <i>Clinical Features of Sudden Obstruction of the Coronary Arteries</i> başlıklı makalesinde koroner arter tıkanıklığının her zaman ani ölümle sonuçlanmadığını ve yaşayan hastalarda klinik olarak tanınabileceğini anlattı.</p>

<p>Bu çalışma, miyokard enfarktüsünün klinik olarak anlaşılmasının gelişmesinde önemli kilometre taşlarından biri oldu.</p>

<h2>1923: Nobel ödüllü bir bilim insanı JAMA’da</h2>

<p>JAMA’nın yazarları arasında Nobel ödülü kazanacak bilim insanları da vardı.</p>

<p>Bunlardan biri <strong>Edward A. Doisy</strong> idi.</p>

<p>Doisy ve Edgar Allen, 1923’te JAMA’da yumurtalık hormonları üzerine öncü çalışmalarından birini yayımladı.</p>

<p>Doisy daha sonra vitamin K’nın kimyasal yapısıyla ilgili araştırmaları nedeniyle Henrik Dam ile birlikte <strong>1943 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü</strong> aldı.</p>

<p>JAMA’nın 1987’de yayımladığı “100 Citation Classics” incelemesinde Nobel ödüllü Edward Doisy ve Baruch Blumberg de derginin en çok atıf alan tarihsel çalışmalarının yazarları arasında yer alıyordu.</p>

<h2>1927: Hastalığı değil, hastayı görmek</h2>

<p>Harvardlı hekim <strong>Francis Weld Peabody</strong>, 1927’de JAMA’da <i>The Care of the Patient</i> başlıklı yazısını yayımladı.</p>

<p>Peabody’nin temel mesajı son derece güçlüydü:</p>

<p>Hekimlik yalnızca laboratuvar sonuçlarından, fizik muayeneden ve hastalık tanısından ibaret değildi.</p>

<p>Hastanın yaşamı, ailesi, korkuları, işi ve beklentileri de hekimliğin parçasıydı.</p>

<p>Makale ilerleyen yıllarda JAMA tarafından yeniden “JAMA Classics” kapsamında ele alındı ve hasta merkezli hekimliğin tarihindeki klasik metinlerden biri hâline geldi.</p>

<p>Yaklaşık bir asır sonra bile tıp eğitiminde aynı soru geçerliliğini koruyor:</p>

<p><strong>İyi hekim yalnızca hastalığı mı tedavi eder, yoksa hastayı da anlamak zorunda mıdır?</strong></p>

<h2>1950: Sigara ve akciğer kanseri</h2>

<ol start="20">
 <li>yüzyılın ortalarında sigaranın akciğer kanseriyle bağlantısı bugünkü açıklıkta kabul edilmiş değildi.</li>
</ol>

<p><strong>Ernest L. Wynder ve Evarts A. Graham</strong>, 1950’de JAMA’da 684 doğrulanmış akciğer kanseri vakasını inceleyen çalışmalarını yayımladı.</p>

<p>Araştırmacılar, akciğer kanseri bulunan hastalarda uzun süreli ve yoğun sigara kullanımının kontrol gruplarına göre çok daha fazla olduğunu gösterdi.</p>

<p>Bu çalışma tek başına sigaranın kansere neden olduğunu kanıtlamadı.</p>

<p>Ancak sigara ile akciğer kanseri arasındaki nedensel ilişkinin kabulüne giden bilimsel kanıt birikiminin en önemli erken çalışmalarından biri oldu.</p>

<p>JAMA daha sonra bu makaleyi yalnızca kendi tarihinin değil, <strong>epidemiyoloji tarihinin klasik çalışmalarından biri</strong> olarak değerlendirdi.</p>

<h2>1955: Jonas Salk ve çocuk felci aşısı</h2>

<p>1950’li yılların en korkulan bulaşıcı hastalıklarından biri çocuk felciydi.</p>

<p>Hastalığa karşı geliştirilen aşının öncü ismi <strong>Jonas Salk</strong>, 1955’te JAMA’da <i>Considerations in the Preparation and Use of Poliomyelitis Virus Vaccine</i> başlıklı çalışmasını yayımladı.</p>

<p>Aynı sayıda 1954’te gerçekleştirilen büyük çocuk felci aşısı saha çalışmasının planı ve Salk aşısının paralitik poliomiyeliti önlemedeki etkinliğine ilişkin değerlendirmeler de yayımlandı.</p>

<p>Böylece 20. yüzyılın en önemli halk sağlığı başarılarından birine ilişkin bilimsel tartışmalar JAMA’nın sayfalarına taşındı.</p>

<h2>1969: Baruch Blumberg ve hepatit B’ye giden yol</h2>

<p>JAMA’da yayımlanan bilim insanlarından biri de <strong>Baruch S. Blumberg</strong> idi.</p>

<p>Blumberg, Alton Sutnick ve W. Thomas London 1969’da JAMA’da <i>Australia Antigen and Hepatitis</i> başlıklı makalelerini yayımladı.</p>

<p>Australia antijeni üzerinde yürütülen araştırmalar hepatit B virüsünün anlaşılmasında kritik rol oynadı.</p>

<p>Blumberg’in çalışmaları daha sonra hepatit B için kan testlerinin ve aşının geliştirilmesine uzanan sürece katkı sağladı.</p>

<p>Blumberg, bulaşıcı hastalıkların kökeni ve yayılmasıyla ilgili keşifleri nedeniyle <strong>1976 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü</strong> aldı.</p>

<p>JAMA böylece Nobel ödülüyle sonuçlanacak bilimsel araştırma çizgisinin yayımlandığı platformlardan biri olmuştu.</p>

<h2>1992: Kanıta dayalı tıp geniş kitlelere ulaşıyor</h2>

<p>Modern hekimliğin düşünce biçimini değiştiren kavramlardan biri de <strong>kanıta dayalı tıp</strong> oldu.</p>

<p>1992’de Gordon Guyatt ve Evidence-Based Medicine Working Group üyeleri JAMA’da <i>Evidence-Based Medicine: A New Approach to Teaching the Practice of Medicine</i> başlıklı makaleyi yayımladı.</p>

<p>Yazının temel düşüncesi açıktı:</p>

<p>Klinik kararlar yalnızca otoriteye, kişisel deneyime veya fizyopatolojik varsayımlara dayandırılmamalı; klinik araştırmalardan elde edilen kanıtlar sistematik biçimde değerlendirilmeliydi.</p>

<p>JAMA’da daha sonra yayımlanan değerlendirmelerde, “evidence-based medicine” ifadesinin daha önce bilimsel literatürde kullanılmış olmakla birlikte <strong>1992 JAMA makalesinin kavramı çok daha geniş bir tıp çevresinin gündemine taşıdığı</strong> belirtildi.</p>

<p>Bugün sistematik derleme, klinik araştırmaların eleştirel değerlendirilmesi, kanıt düzeyi ve klinik kılavuzlar modern hekimliğin vazgeçilmez parçaları.</p>

<p>Bu dönüşümün bilimsel tarihindeki temel metinlerden biri JAMA’da yayımlandı.</p>

<h1>Peki JAMA bugün neden önemli?</h1>

<p>JAMA’nın önemi yalnızca geçmişinden kaynaklanmıyor.</p>

<p><strong>2026 yılında hâlâ son derece etkin bir bilimsel yayın.</strong></p>

<p>JAMA’nın Temmuz 2026’da güncellediği resmî verilere göre derginin <strong>Journal Impact Factor değeri 65,4</strong>.</p>

<p>JAMA, bu değerin tıp ve bilim dergileri arasında ilk üç içinde bulunduğunu bildiriyor.</p>

<p>Derginin makaleleri yılda <strong>86 milyondan fazla görüntüleme ve indirmeye</strong> ulaşıyor.</p>

<p>Elektronik içerik ve uyarı sistemlerinin <strong>3,1 milyondan fazla alıcısı</strong>, sosyal medya hesaplarının ise <strong>1,8 milyondan fazla takipçisi</strong> bulunuyor.</p>

<h2>Her 25 araştırmadan yaklaşık biri</h2>

<p>JAMA’ya yılda <strong>12.700’den fazla çalışma</strong> gönderiliyor.</p>

<p>Bütün makale türleri için genel kabul oranı yaklaşık yüzde 10.</p>

<p>Araştırma makalelerinde ise durum çok daha seçici.</p>

<p>JAMA yılda 5.700’den fazla araştırma makalesi başvurusu aldığını ve bunların yaklaşık <strong>yüzde 4’ünü</strong> kabul ettiğini bildiriyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, JAMA’ya gönderilen yaklaşık her 25 araştırma makalesinden yalnızca biri yayımlanıyor.</p>

<p>Bu yüksek seçicilik, dergide yayımlanmanın bilim insanları açısından neden önemli kabul edildiğini açıklayan göstergelerden biri.</p>

<h2>Bir makale yayımlandığında yalnız akademisyenlere ulaşmıyor</h2>

<p>JAMA’nın etkisini yalnız atıf sayılarıyla ölçmek yeterli değil.</p>

<p>Dergiyi;</p>

<p>hekimler,</p>

<p>araştırmacılar,</p>

<p>sağlık yöneticileri,</p>

<p>politika yapıcılar,</p>

<p>gazeteciler</p>

<p>ve halk sağlığı uzmanları takip ediyor.</p>

<p>JAMA’nın güncel verilerine göre dergide yayımlanan çalışmalar <strong>2025 ve 2026 döneminde 8.800’den fazla medya kuruluşunda 94.000’den fazla kez</strong> haber veya içerik konusu oldu.</p>

<p>Bu nedenle JAMA’da yayımlanan büyük bir klinik araştırma kısa sürede yalnız akademik literatüre değil, tıp pratiğine, sağlık politikalarına ve kamuoyundaki sağlık tartışmalarına da ulaşabiliyor.</p>

<h2>Bilim için neden önemli?</h2>

<p>JAMA’nın etkisi yalnızca önemli araştırmaları seçmesinden kaynaklanmıyor.</p>

<p>Dergi;</p>

<p>randomize klinik araştırmalar,</p>

<p>sistematik derlemeler,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>meta-analizler,</p>

<p>tanı ve tedavi araştırmaları,</p>

<p>halk sağlığı çalışmaları,</p>

<p>sağlık politikası araştırmaları</p>

<p>ve önemli klinik önerileri aynı bilimsel platformda buluşturuyor.</p>

<p>Ayrıca yeni makaleler hafta içi her gün çevrim içi yayımlanıyor.</p>

<p>Zaman açısından kritik araştırmalar için kullanılan <strong>JAMA Express</strong> sistemi ise seçilen çalışmaların hızlandırılmış hakem değerlendirmesinden geçirilerek kabul edilmeleri hâlinde gönderimden itibaren yaklaşık dört hafta içinde çevrim içi yayımlanmasını hedefliyor.</p>

<p>Bu özellik özellikle yeni klinik bulgular ve halk sağlığını doğrudan ilgilendiren gelişmeler açısından önem taşıyor.</p>

<h2>Artık tek bir dergi değil</h2>

<p>1883’te başlayan JAMA bugün daha büyük bir yayın sisteminin parçası.</p>

<p><strong>JAMA Network toplam 13 hakemli dergiden oluşuyor.</strong></p>

<p>JAMA’nın yanı sıra kardiyoloji, onkoloji, nöroloji, pediatri, psikiyatri, cerrahi, dermatoloji ve diğer alanlara yönelik uzmanlık dergileri bulunuyor.</p>

<p>JAMA Network Open ve JAMA Health Forum ise tamamen açık erişimli yayınlar arasında.</p>

<p>Böylece 19. yüzyılda haftalık tek bir tıp dergisi olarak başlayan yapı, 21. yüzyılda çok sayıda uzmanlık alanını kapsayan uluslararası bir bilimsel yayın ağına dönüşmüş durumda.</p>

<h1>10 sentten bilim tarihine</h1>

<p>1883…</p>

<p>Chicago’da yeni yayımlanmaya başlayan haftalık bir tıp dergisi.</p>

<p>Bir nüshası <strong>10 sent</strong>.</p>

<p>Ardından o sayfalarda;</p>

<p><strong>James Herrick</strong> koroner arter tıkanmasının klinik özelliklerini anlattı.</p>

<p><strong>Edward Doisy</strong> hormon araştırmalarını yayımladı.</p>

<p><strong>Francis Peabody</strong> hekimlere hastalığın arkasındaki insanı hatırlattı.</p>

<p><strong>Wynder ve Graham</strong> sigara ile akciğer kanseri arasındaki güçlü ilişkiyi gösterdi.</p>

<p><strong>Jonas Salk</strong> çocuk felci aşısını tartıştı.</p>

<p><strong>Baruch Blumberg</strong> hepatit araştırmalarını yayımladı.</p>

<p><strong>Gordon Guyatt ve çalışma arkadaşları</strong> kanıta dayalı tıbbın yeni yaklaşımını geniş bir hekim kitlesinin gündemine taşıdı.</p>

<p>Ve JAMA bugün de yeni klinik araştırmaları dünyaya ulaştırmaya devam ediyor.</p>

<p>Bu nedenle JAMA’yı önemli yapan yalnızca <strong>143 yıldır yayımlanıyor olması değildir.</strong></p>

<p>Onu farklı kılan, tıp tarihinin önemli kırılma noktalarında bilim insanlarının bulgularını onun sayfalarında tartışmış olması ve bugün de klinik bilginin dünya çapında yayılmasında güçlü bir rol üstlenmesidir.</p>

<p><strong>JAMA yalnızca tıp tarihini kaydetmedi.</strong></p>

<p><strong>Bazı sayfalarında tıbbın değişimine doğrudan tanıklık etti.</strong></p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>JAMA – <i>From the July 14, 1883, Inaugural Issue of JAMA</i></p>

<p>JAMA – <i>JAMA Classics: Celebrating 125 Years of Publication</i></p>

<p>American Medical Association – <i>AMA History</i></p>

<p>JAMA – James B. Herrick, <i>Clinical Features of Sudden Obstruction of the Coronary Arteries</i>, 1912</p>

<p>JAMA – Edgar Allen &amp; Edward A. Doisy, <i>An Ovarian Hormone</i>, 1923</p>

<p>JAMA – Francis W. Peabody, <i>The Care of the Patient</i>, 1927</p>

<p>JAMA – Ernest L. Wynder &amp; Evarts A. Graham, <i>Tobacco Smoking as a Possible Etiologic Factor in Bronchiogenic Carcinoma</i>, 1950</p>

<p>JAMA – Jonas E. Salk, <i>Considerations in the Preparation and Use of Poliomyelitis Virus Vaccine</i>, 1955</p>

<p>JAMA – Baruch S. Blumberg, Alton I. Sutnick &amp; W. Thomas London, <i>Australia Antigen and Hepatitis</i>, 1969</p>

<p>JAMA – Evidence-Based Medicine Working Group, <i>Evidence-Based Medicine: A New Approach to Teaching the Practice of Medicine</i>, 1992</p>

<p>JAMA – <i>100 Citation Classics From The Journal of the American Medical Association</i></p>

<p>JAMA – <i>For Authors / About JAMA</i>, güncelleme Temmuz 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/jama-10-sentlik-bir-dergiden-tibbin-yonunu-degistiren-makalelere</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/j-a-m-a-haber-gorseli-1280x720-200-k-b.jpg" type="image/jpeg" length="43973"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Robotik Cerrahi, Kalp Nakli ve Yeni Tedaviler SBÜ’de Konuşulacak]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/robotik-cerrahi-kalp-nakli-ve-yeni-tedaviler-sbude-konusulacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/robotik-cerrahi-kalp-nakli-ve-yeni-tedaviler-sbude-konusulacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Tıp Fakültesi, 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında kalp cerrahisi, yeni tedaviler, organ transplantasyonu ve kalp sağlığındaki teknolojik gelişmelerin ele alınacağı kapsamlı bir bilimsel program düzenleyecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Hamidiye Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı, Dünya Kalp Günü dolayısıyla 29 Eylül 2026 Salı günü İstanbul Üsküdar’da kapsamlı bir bilimsel toplantıya ev sahipliği yapacak.</p>

<p>“Daha sağlıklı kalpler için birlikte” mesajıyla gerçekleştirilecek program, SBÜ Uluslararası Tıp Amfisi I Salonu ile Anatomi Salonu’nda yapılacak. Etkinlikte kalp ve damar cerrahisinin geleceğinden robotik cerrahiye, kalp naklinden obezite tedavilerinin kardiyovasküler etkilerine kadar güncel başlıklar ele alınacak.</p>

<p>Da Vinci robot simülasyonu ile uygulamalı eğitim</p>

<p>Programın dikkat çeken bölümlerinden biri sabah saatlerinde Anatomi Laboratuvarı’nda gerçekleştirilecek uygulamalı kurslar olacak.</p>

<p>“Kalp Damar Cerrahisinde Robotik Uygulamalar” başlıklı kursta Da Vinci robot simülasyonu üzerinden cerrahi uygulamalar ele alınacak. Eğitimde Prof. Dr. Murat Bülent Rabuş, Prof. Dr. Ersin Kadiroğulları ve Dr. Öğr. Üyesi Barış Timur görev alacak.</p>

<p>Aynı bölümde “Dana Kalbinden Kalbin Anatomisi ve Anastomoz Tekniği” başlıklı uygulamalı eğitim de gerçekleştirilecek. Katılımcılar kalp anatomisi ve cerrahi anastomoz tekniklerini uygulamalı olarak değerlendirme fırsatı bulacak.</p>

<p>Açılışta Rektör Aydın’ın da yer alması bekleniyor </p>

<p>Programın resmi açılışı saat 14.00’te yapılacak. Açılış bölümünde SBÜ Hamidiye Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Bülent Rabuş ve Hamidiye Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşe Batırel yer alacak.</p>

<p>SBÜ Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın’ın da teşrifleri halinde açılış programına katılması öngörülüyor.</p>

<p>Kalp sağlığının geleceği konuşulacak</p>

<p>İlk bilimsel oturum “Kalp Sağlığının Geleceği: Bilim, Teknoloji ve Araştırma” başlığıyla gerçekleştirilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Oturumda ekstrakorporeal kalp ve akciğer sistemlerinde Türkiye’nin geldiği nokta, deneysel hayvan çalışmalarının araştırmacı üniversite hedefindeki yeri ve yetişkinlerin kalp sağlığına yönelik tutumları değerlendirilecek.</p>

<p>TÜSEB Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Murat Şahin, Türkiye’de ekstrakorporeal kalp ve akciğer sistemlerindeki yeni üretimleri ve gelecek perspektifini anlatacak. Prof. Dr. Ersin Kadiroğulları ise deneysel hayvan çalışmalarını araştırmacı üniversite perspektifinden ele alacak.</p>

<p>Kalp nakli ve obezitede yeni nesil tedaviler gündemde</p>

<p>Günün ikinci bilimsel oturumu ise “Kalp Sağlığında Yeni Ufuklar: Tedavi, Transplantasyon ve Cerrahi” başlığını taşıyor.</p>

<p>Doç. Dr. Arzu Cennet Işık, obezite ve kalp sağlığı ilişkisini yeni nesil tedavilerin kardiyovasküler etkileri üzerinden değerlendirecek.</p>

<p>Prof. Dr. Ahmet Erdal Taşçı, “Türkiye’de Organ Transplantasyonu” başlıklı sunumuyla organ naklinin mevcut durumunu ele alacak.</p>

<p>Prof. Dr. Babürhan Özbek ise pediatrik kardiyovasküler cerrahideki gelişmeleri “Büyük Emekler: Kalbin Dili Sevgidir” başlıklı konuşmasıyla aktaracak.</p>

<p>Tıp öğrencileri de programın içinde</p>

<p>Toplantının dikkat çeken özelliklerinden biri de tıp öğrencilerinin bilimsel programa doğrudan katılımı olacak. Hamidiye Tıp Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Nisanur Hatipoğlu ilk bilimsel oturumun moderatörleri arasında yer alacak.</p>

<p>Program, tartışma bölümlerinin ardından Dünya Kalp Günü’ne özel Kahoot bilgi yarışmasıyla tamamlanacak. Yarışmanın ödülü, 2026 Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Ulusal Kongresi’ne katılım olarak açıklandı.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen etkinlik, 29 Eylül 2026 tarihinde saat 10.00 ile 17.30 arasında gerçekleştirilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/robotik-cerrahi-kalp-nakli-ve-yeni-tedaviler-sbude-konusulacak</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0716.jpeg" type="image/jpeg" length="27303"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Asylum Journal’dan Modern Psikiyatriye: British Journal of Psychiatry’nin Yolculuğu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/asylum-journaldan-modern-psikiyatriye-british-journal-of-psychiatrynin-yolculugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/asylum-journaldan-modern-psikiyatriye-british-journal-of-psychiatrynin-yolculugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün psikiyatrinin önde gelen uluslararası bilimsel yayınlarından biri olan The British Journal of Psychiatry, 1853 yılında The Asylum Journal adıyla yayımlanmaya başladı. Derginin 170 yılı aşan tarihinde değişen adları, psikiyatrinin kurumsal bakım ağırlıklı bir alandan modern bir tıp uzmanlığına uzanan dönüşümünün izlerini taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2>Her şey 1853’te başladı</h2>

<p><strong>15 Kasım 1853.</strong></p>

<p>İngiltere’de yeni bir tıp dergisinin ilk sayısı yayımlandı.</p>

<p>Adı <strong>The Asylum Journal</strong> idi.</p>

<p>İlk editörü, İngiliz psikiyatri tarihinin önemli isimlerinden <strong>John Charles Bucknill</strong> oldu.</p>

<p>Derginin kuruluşunun temelleri bir yıl önce atılmıştı. 1852’de Oxford’da yapılan mesleki toplantıda yeni bir dergi çıkarılması kararlaştırılmış ve Bucknill editörlüğe getirilmişti.</p>

<p>Yaklaşık 18 ay sonra ilk sayı okuyucuyla buluştu.</p>

<p>Bu yayın, psikiyatrinin kendisini ayrı bir tıbbi uzmanlık alanı olarak tanımlamaya çalıştığı dönemin önemli belgelerinden biri olacaktı.</p>

<h2>“Mental science” dönemi</h2>

<p>Derginin adı uzun süre aynı kalmadı.</p>

<p>1855 yılında başlığa <strong>“mental science”</strong> ifadesi eklendi:</p>

<p><strong>The Asylum Journal of Mental Science</strong></p>

<p>Derginin kendi tarihini ele alan yayınlarda bu değişikliğin, Bucknill’in derginin kapsamına ilişkin geniş bilimsel yaklaşımını yansıtmış olabileceği belirtiliyor.</p>

<p>1858’de ise “Asylum” ifadesi tamamen kaldırıldı.</p>

<p>Yeni adı:</p>

<p><strong>Journal of Mental Science</strong></p>

<p>oldu.</p>

<p>Bu isim 1962 yılı sonuna kadar kullanılacaktı.</p>

<h2>Bir derginin adında değişen psikiyatri</h2>

<p>Derginin isimleri yan yana getirildiğinde dikkat çekici bir tarih ortaya çıkıyor:</p>

<p><strong>Asylum</strong></p>

<p><strong>Mental Science</strong></p>

<p><strong>Psychiatry</strong></p>

<ol start="19">
 <li>yüzyılın ortalarında ruhsal hastalıkların tedavisi büyük ölçüde akıl hastaneleri ve kurumsal bakım çevresinde şekilleniyordu.</li>
</ol>

<p>Zamanla klinik tıp, nöroloji, psikoloji, patoloji ve farmakolojideki gelişmeler psikiyatrinin araştırma ve tedavi alanını genişletti.</p>

<p>Bu nedenle derginin adındaki değişimlerin psikiyatrinin dönüşümünü tek başına açıkladığını söylemek doğru olmaz. Ancak kullanılan kavramlar, farklı dönemlerde ruhsal hastalıklara ve psikiyatriye nasıl yaklaşıldığının dikkat çekici bir göstergesi.</p>

<h2>1963: British Journal of Psychiatry</h2>

<p>Derginin tarihindeki büyük değişimlerden biri <strong>1963 yılında</strong> gerçekleşti.</p>

<p>Bir asırdan uzun süre kullanılan <i>Journal of Mental Science</i> adı bırakıldı.</p>

<p>Dergi bundan sonra:</p>

<p><strong>The British Journal of Psychiatry</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>adıyla yayımlanmaya başladı.</p>

<p>Cambridge University Press arşivine göre bugünkü ad ilk kez <strong>109. ciltte, 1963 yılında</strong> kullanıldı.</p>

<p>İsim yolculuğu kısaca şöyleydi:</p>

<p><strong>1853: The Asylum Journal</strong></p>

<p><strong>1855: The Asylum Journal of Mental Science</strong></p>

<p><strong>1858: Journal of Mental Science</strong></p>

<p><strong>1963: The British Journal of Psychiatry</strong></p>

<p>Bir derginin değişen başlıkları, aynı zamanda psikiyatri dilinin yaklaşık iki yüzyılda geçirdiği dönüşümün de izlerini taşıyordu.</p>

<h2>Dünyanın en eski psikiyatri dergilerinden</h2>

<p>BJPsych’nin 2012 yılında yayımlanan tarihsel değerlendirmesinde dergi, <strong>dünyanın üçüncü en eski psikiyatri dergisi</strong> olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Bu değerlendirmeye göre daha önce yayımlanmaya başlayan iki dergi:</p>

<p><strong>Annales Médico-Psychologiques — 1843</strong></p>

<p>ve</p>

<p><strong>American Journal of Insanity — 1844</strong></p>

<p>idi.</p>

<p><i>American Journal of Insanity</i> daha sonra <strong>American Journal of Psychiatry</strong> adını aldı.</p>

<p>Bu nedenle BJPsych’nin arşivi yalnızca eski bilimsel makalelerin bulunduğu bir koleksiyon değil; psikiyatride kullanılan kavramların, tedavilerin ve mesleki tartışmaların zaman içinde nasıl değiştiğinin de önemli bir kaydı.</p>

<h2>İlk sayıda neler tartışılıyordu?</h2>

<p>1853’te yayımlanan ilk sayının konuları, dönemin psikiyatri dünyasını anlamak açısından oldukça çarpıcıydı.</p>

<p>Akıl hastanelerinin yönetimi, dizanteri ve koleranın önlenmesi, adli psikiyatri, “monomani” tanısı, doğum sonrası ruhsal bozukluklar, beynin yapısına ilişkin görüşler ve hastaların mekanik olarak kısıtlanmadan tedavi edilmesi gibi konular ele alınıyordu.</p>

<p>Özellikle <strong>“non-restraint”</strong>, yani hastaların mekanik yöntemlerle bağlanmasına veya kısıtlanmasına karşı gelişen yaklaşım, dönemin önemli tartışmalarından biriydi.</p>

<p>Daha ilk sayıda bu kadar farklı konunun yer alması, derginin yalnızca akıl hastanelerinin yönetimiyle ilgilenmediğini; klinik, adli ve toplumsal meseleleri de tartışmaya açtığını gösteriyordu.</p>

<h2>Bugün BJPsych</h2>

<p>Günümüzde <strong>The British Journal of Psychiatry (BJPsych)</strong>, Royal College of Psychiatrists adına Cambridge University Press tarafından yayımlanan uluslararası ve hakemli bir bilimsel dergi.</p>

<p>Psikiyatrinin bütün alanlarını kapsıyor ve özellikle ruhsal hastalıkların önlenmesi, araştırılması, tanısı, tedavisi ve bakımına ilişkin klinik çalışmalara yer veriyor.</p>

<p>Dergi <strong>aylık</strong> yayımlanıyor.</p>

<p>Ancak BJPsych’yi tıp tarihi açısından özel kılan yalnızca günümüzde yayımladığı araştırmalar değil.</p>

<p>1853’e uzanan arşivi sayesinde psikiyatrinin 19. yüzyıldaki tartışmalarından modern ruh sağlığı araştırmalarına kadar uzanan büyük dönüşümü aynı yayın geleneği içinde izlemek mümkün.</p>

<h2>Bir derginin adında saklı psikiyatri tarihi</h2>

<p>British Journal of Psychiatry’nin uzun hikâyesini üç kavramla özetlemek mümkün:</p>

<p><strong>Asylum.</strong></p>

<p><strong>Mental Science.</strong></p>

<p><strong>Psychiatry.</strong></p>

<p>1853’te <i>The Asylum Journal</i> adıyla başlayan yayın, bugün dünyanın farklı ülkelerinden psikiyatri araştırmalarının yayımlandığı uluslararası bir bilimsel dergi olarak yoluna devam ediyor.</p>

<p>Bu nedenle British Journal of Psychiatry’nin tarihi yalnızca bir bilimsel derginin geçmişi değil.</p>

<p><strong>Aynı zamanda modern psikiyatrinin nasıl değiştiğini gösteren 170 yılı aşkın bir bilim tarihi.</strong></p>

<h2>KAYNAKLAR</h2>

<p>Cambridge University Press – <i>The British Journal of Psychiatry, Past Titles</i></p>

<p>Tyrer P, Craddock N. <i>The bicentennial volume of the British Journal of Psychiatry: the winding pathway of mental science</i></p>

<p>Malhi GS. <i>The BJPsych: from asylum to psychiatry by dint of mental science</i></p>

<p>Cambridge University Press – <i>About The British Journal of Psychiatry</i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/asylum-journaldan-modern-psikiyatriye-british-journal-of-psychiatrynin-yolculugu</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 12:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/british-journal-psychiatry-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="99207"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Siirt’in Duayen Hekimi Dr. Feridun Bağış Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/siirtin-duayen-hekimi-dr-feridun-bagis-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/siirtin-duayen-hekimi-dr-feridun-bagis-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siirt’te 1967 yılında hekimliğe başlayan ve yaklaşık 60 yıl boyunca kentte sağlık hizmeti veren Dr. Feridun Bağış, 84 yaşında hayatını kaybetti. Bağış, yüz binlerce hastayı muayene etmişti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Siirt’in tanınmış ve uzun yıllar görev yapan hekimlerinden Dr. Feridun Bağış, 84 yaşında hayatını kaybetti.</p>

<p>Yaklaşık 60 yıllık meslek yaşamının büyük bölümünü doğup büyüdüğü Siirt’te geçiren Bağış’ın vefatı, kentte ve sağlık camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Dr. Feridun Bağış, henüz hekim sayısının oldukça sınırlı olduğu yıllardan itibaren Siirt’te sağlık hizmeti verdi. Meslek hayatı boyunca yüz binlerce hastayı muayene eden Bağış, kentte birkaç kuşağın yakından tanıdığı hekimlerden biri haline geldi.</p>

<p>DR. FERİDUN BAĞIŞ KİMDİR?</p>

<p>Dr. Feridun Bağış, 1942 yılında doğdu.</p>

<p>İlk, orta ve lise eğitimini Siirt’te tamamladı. Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde alan Bağış, mezuniyetinin ardından 1967 yılında memleketi Siirt’te hekimlik yapmaya başladı.</p>

<p>Bağış, mesleki yaşamını başka bir şehirde sürdürmek yerine Siirt’te kalmayı tercih etti ve uzun yıllar kent halkına sağlık hizmeti verdi.</p>

<p>2016 yılında Anadolu Ajansına verdiği röportajda, meslek yaşamının tamamını Siirt’te geçirdiğini, askerlik döneminde de yedek subay olarak yine kentte bulunduğunu anlatmıştı.</p>

<p>SİİRT DEVLET HASTANESİ’NDE BAŞHEKİM VEKİLLİĞİ YAPTI</p>

<p>Dr. Feridun Bağış, hekimlik kariyerinin bir döneminde Siirt Devlet Hastanesi’nde Başhekim Vekili olarak da görev yaptı.</p>

<p>Bağış’ın hekimliğe başladığı yıllarda Siirt’te doktor sayısı bugüne kıyasla oldukça sınırlıydı. Bu nedenle kentte görev yapan hekimlerin hasta yükü de son derece yüksekti.</p>

<p>Bağış, geçmiş yıllara ilişkin anılarında kentin tek doktoru olduğu dönemlerden birinde bir günde 164 hastayı muayene ettiğini anlatmıştı.</p>

<p>YÜZ BİNLERCE HASTAYI MUAYENE ETTİ</p>

<p>Dr. Feridun Bağış’ın meslek yaşamının en dikkat çekici yönlerinden biri, yaklaşık altmış yıla ulaşan kesintisiz hekimlik hizmetiydi.</p>

<p>2016 yılında, meslekte 49 yılı geride bıraktığı dönemde verdiği röportajda o tarihe kadar yüz binlerce insanı muayene ettiğini ifade etmişti.</p>

<p>Bağış, sağlık hizmetini yalnızca hastane ve muayenehaneyle sınırlı tutmayan hekimlerden biri olarak tanınıyordu. Siirt’te kendisine sağlık sorunlarını danışan vatandaşlara günlük yaşam içerisinde de yardımcı olduğu kentte yayımlanan vefat haberlerinde özellikle vurgulandı.</p>

<p>ÜÇ OĞLUNU DA SAĞLIK ALANINA YÖNLENDİRDİ</p>

<p>Dr. Feridun Bağış’ın hekimlik sevgisi ailesine de yansıdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bağış, 2016 yılında yaptığı açıklamada üç oğlunu da insanlara sağlık hizmeti vermeleri amacıyla bu alana yönlendirdiğini anlatmıştı.</p>

<p>Oğlu Prof. Dr. Yıldırım Hakan Bağış diş hekimliği alanında akademisyen oldu. Diğer oğulları Tayfun Bağış ve Bora Bağış da sağlık alanında mesleki ve akademik kariyerlerini sürdürdü.</p>

<p>Bağış ailesinin ikinci kuşağının farklı üniversitelerde sağlık alanında görev yapması, Dr. Feridun Bağış’ın mesleki mirasının dikkat çeken yönlerinden biri oldu.</p>

<p>BİR HEKİMİN EN BÜYÜK MÜKAFATINI ANLATMIŞTI</p>

<p>Dr. Feridun Bağış, yıllar önce verdiği röportajda hekimliğe bakışını anlatırken bir hekimin en büyük karşılığının hastasının iyileştiğini görmek olduğunu vurgulamıştı.</p>

<p>Bağış’ın meslek yaşamından aktardığı dikkat çekici anılardan biri de daha sonra Siirt İl Sağlık Müdürü olan Dr. Serkan Aslan ile ilgiliydi.</p>

<p>Bağış, yaklaşık 45 yıl önce bir hastayı evinde muayene ederken henüz altı aylık olan Serkan Aslan’ın ciddi şekilde hasta olduğunu fark ettiğini ve tedavisinin başlamasını sağladığını anlatmıştı. Dr. Serkan Aslan da yıllar sonra bu olayı doğrulayarak ailesinin kendisine aynı hikâyeyi anlattığını ifade etmişti.</p>

<p>1967’DEN 2026’YA UZANAN HEKİMLİK HAYATI</p>

<p>Dr. Feridun Bağış’ın Siirt’te başlayan hekimlik serüveni yaklaşık altmış yıla ulaştı.</p>

<p>7 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan haberde Bağış’ın bir süredir hastanede tedavi gördüğü ve o tarihte yaklaşık 15 gündür tedavisinin devam ettiği belirtilmişti.</p>

<p>Dr. Feridun Bağış, 16 Eylül 2026 tarihinde, 84 yaşında hayatını kaybetti.</p>

<p>1967 yılında memleketinde hekimliğe başlayan Bağış; hastane hizmetleri, muayenehanesi ve uzun yıllara yayılan hasta-hekim ilişkileriyle Siirt sağlık tarihinin uzun süre görev yapan hekimlerinden biri oldu.</p>

<p>Dr. Feridun Bağış’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, meslektaşlarına ve Siirt halkına başsağlığı diliyoruz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/siirtin-duayen-hekimi-dr-feridun-bagis-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 12:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0708.jpeg" type="image/jpeg" length="79349"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mide Koruyucular Mide Kanseri Tanısını Geciktiriyor mu? 21 Bin Hastalık Çalışmanın Sonucu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mide-koruyucular-mide-kanseri-tanisini-geciktiriyor-mu-21-bin-hastalik-calismanin-sonucu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mide-koruyucular-mide-kanseri-tanisini-geciktiriyor-mu-21-bin-hastalik-calismanin-sonucu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[PPI olarak bilinen mide asidi baskılayıcı ilaçların mide kanseri tanısını geciktirebileceği tartışılıyordu. 21.433 hastalık yeni çalışma, PPI kullanımının daha ileri evre veya daha yüksek ölüm riskiyle ilişkili olmadığını gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mide koruyucu olarak bilinen proton pompa inhibitörlerinin (PPI) mide kanserinin belirtilerini baskılayarak tanıyı geciktirebileceği uzun süredir tartışılıyor. Beş İskandinav ülkesinden 21.433 mide non-kardia adenokarsinomu hastasını kapsayan yeni çalışma ise bu endişeyi destekleyen bir sonuç bulmadı.</p>

<p>American Journal of Gastroenterology'de 2026'da yayımlanan araştırmada, mide kanseri tanısından önceki iki yılda PPI kullanan hastaların kanserinin daha ileri evrede saptanmadığı ve beş yıllık ölüm risklerinin artmadığı görüldü.</p>

<p>Ancak sonuçların önemli bir sınırı var: Araştırma gözlemsel. Bu nedenle bulgular, PPI ilaçlarının mide kanserini önlediğini, kanseri tedavi ettiğini veya hastaların yaşam süresini uzattığını kanıtlamıyor.</p>

<p>21.433 mide kanseri hastası incelendi</p>

<p>Araştırmacılar Danimarka, Finlandiya, İzlanda, Norveç ve İsveç'teki ulusal kayıtları kullanarak mide non-kardia adenokarsinomu tanısı alan 21.433 kişiyi değerlendirdi.</p>

<p>Hastaların 9.736'sı tanıdan önce PPI kullanmış, 11.697'si ise kullanmamıştı.</p>

<p>PPI kullananlar ayrıca kullanım miktarlarına göre hafif ve yoğun kullanıcılar olarak ayrıldı. Araştırmacılar tanıdan önceki iki yıllık dönemdeki PPI kullanımını değerlendirdi.</p>

<p>Analizlerde yaş, cinsiyet, ülke, tanı yılı, eşlik eden hastalıklar ve Helicobacter pylori tedavisi gibi faktörler için istatistiksel düzeltmeler yapıldı.</p>

<p>PPI kullananlarda ölüm riski daha yüksek çıkmadı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmanın temel amacı, PPI kullanımının mide kanseri belirtilerini baskılayarak tanıyı geciktirip geciktirmediğini ve bunun kanser sonuçlarını kötüleştirip kötüleştirmediğini araştırmaktı.</p>

<p>Sonuçlar bu hipotezi desteklemedi.</p>

<p>Yoğun PPI kullananlarda beş yıllık mide kanserine özgü ölüm için düzeltilmiş hazard oranı 0,90 olarak hesaplandı.</p>

<p>Hafif PPI kullananlarda ise bu değer 0,87 idi.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, PPI kullananlarda hastalığa özgü ölüm riski kullanmayanlara göre daha yüksek değildi; gözlemsel analizde daha düşük görünüyordu.</p>

<p>Benzer sonuçlar beş yıllık tüm nedenlere bağlı ölüm açısından da elde edildi.</p>

<p>Metastatik hastalık açısından dikkat çekici sonuç</p>

<p>Araştırmanın en ilgi çekici bulgularından biri hastaların tanı anındaki kanser evresiydi.</p>

<p>Yoğun PPI kullananlarda metastatik hastalıkla tanı alma olasılığı için düzeltilmiş odds oranı 0,70 bulundu. Bu, PPI kullanmayanlarla karşılaştırıldığında yaklaşık yüzde 30 daha düşük odds anlamına geliyor.</p>

<p>İleri tümör evresiyle tanı alma açısından düzeltilmiş odds oranı ise 0,71 olarak hesaplandı.</p>

<p>Dolayısıyla çalışmada PPI kullanımının belirtileri maskeleyerek hastaların daha ileri evrede tanı almasına yol açtığı yönünde bir işaret görülmedi.</p>

<p>Peki PPI mide kanserinden koruyor mu?</p>

<p>Hayır. Bu çalışmadan böyle bir sonuç çıkarılamaz.</p>

<p>Araştırma randomize kontrollü bir klinik çalışma değil, popülasyon kayıtlarının incelendiği gözlemsel bir kohort çalışmasıdır. PPI kullanan ve kullanmayan kişiler arasında sağlık hizmetine başvurma sıklığı, endoskopi yapılma ihtimali, ilaç kullanım nedenleri ve ölçülmemiş başka özellikler bakımından farklılıklar bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle PPI kullananlarda gözlenen daha düşük ölüm veya ileri evre oranlarının doğrudan ilaçtan kaynaklandığı söylenemez.</p>

<p>Araştırmacıların daha temkinli temel sonucu da budur: Tanı öncesindeki PPI kullanımı, mide non-kardia adenokarsinomunda daha ileri hastalık veya artmış ölüm riskiyle ilişkili görünmemektedir.</p>

<p>PPI'lar mide kanseri riskini artırıyor mu?</p>

<p>Burada iki farklı soruyu birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>Yeni çalışma, mide kanseri geliştirme riskini değil, zaten mide non-kardia adenokarsinomu gelişmiş kişilerde tanı öncesi PPI kullanımı ile kanserin evresi ve sağkalım arasındaki ilişkiyi araştırdı.</p>

<p>Bununla birlikte 2026'da BMJ'de yayımlanan, yine beş İskandinav ülkesinden 17.232 mide non-kardia adenokarsinomu vakası ile 172.297 kontrolü kapsayan başka bir büyük çalışma da uzun süreli PPI kullanımının mide non-kardia adenokarsinomu riskinde artışla ilişkili olmadığını bildirdi.</p>

<p>Bu araştırmada uzun süreli PPI kullanımı için düzeltilmiş odds oranı 1,01 ve yüzde 95 güven aralığı 0,96–1,07 olarak bulundu.</p>

<p>Araştırmacılar özellikle Helicobacter pylori ile ilişkili faktörlerin ve tanıya yakın dönemde başlayan PPI kullanımının analizlerde yanıltıcı ilişkiler oluşturabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Mide şikâyeti PPI ile geçiyorsa sorun yok mu?</p>

<p>Bu sonuç da çıkarılamaz.</p>

<p>PPI'lar mide asidini azaltarak reflü, ülser ve çeşitli asitle ilişkili hastalıklarda belirtileri hafifletebilir. Ancak belirtilerin azalması, altta önemli bir hastalık bulunmadığını tek başına göstermez.</p>

<p>Özellikle açıklanamayan kilo kaybı, gastrointestinal kanama bulguları, tekrarlayan kusma, yutma güçlüğü, demir eksikliği anemisi veya kalıcı ve açıklanamayan üst gastrointestinal yakınmalar olduğunda klinik değerlendirme önem taşır.</p>

<p>Gerektiğinde üst gastrointestinal endoskopi, mide ve yemek borusunun doğrudan değerlendirilmesini ve şüpheli bölgelerden biyopsi alınmasını sağlar.</p>

<p>PPI endoskopinin alternatifi değil</p>

<p>Yeni araştırmanın günlük yaşam açısından en önemli mesajlarından biri bu noktada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Sonuçlar, PPI kullanımının mide kanserini geciktirdiğine ilişkin hipotezi desteklemese de mide yakınmalarının yalnızca ilaçla baskılanıp değerlendirilmemesi gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.</p>

<p>PPI tedavisi gerekli hastalarda hekim önerisi doğrultusunda kullanılabilir; ancak ilaca rağmen devam eden, tekrarlayan veya alarm özellikleri taşıyan belirtiler uygun klinik değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Sonuç olarak 21 binden fazla hastayı kapsayan yeni çalışma, tanıdan önceki iki yılda PPI kullanımının mide non-kardia adenokarsinomunun daha geç tanınmasına, daha ileri evrede yakalanmasına veya daha yüksek beş yıllık ölüm riskine yol açtığı hipotezini desteklemedi.</p>

<p>Bulgular PPI'ların kanserden koruduğunu kanıtlamıyor. Daha doğru yorum, mevcut büyük popülasyon verilerinin “PPI kullanımı mide kanserinin tanısını geciktirerek sonuçları kötüleştiriyor” endişesine destek sağlamadığıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. PPI ilaçlarını doktorunuza danışmadan başlatmayın, bırakmayın veya dozunu değiştirmeyin. Süren ya da alarm bulguları içeren mide-bağırsak yakınmaları tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
American Journal of Gastroenterology — Duru O ve ark. The Effect of Prior Proton Pump Inhibitor Use on Gastric Cancer Survival: A Population-Based Cohort Study in the 5 Nordic Countries. 2026.</p>

<p>PubMed — PMID: 42262519.</p>

<p>BMJ — Long term use of proton pump inhibitors and risk of stomach cancer: population based case-control study in five Nordic countries. 2026.</p>

<p>American College of Gastroenterology — Clinical Guideline: Diagnosis and Management of Gastric Premalignant Conditions. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mide-koruyucular-mide-kanseri-tanisini-geciktiriyor-mu-21-bin-hastalik-calismanin-sonucu</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 12:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0705.jpeg" type="image/jpeg" length="68840"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fırında Patlıcan Kebabı Tarifi: Köfteli ve Pratik]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/firinda-patlican-kebabi-tarifi-kofteli-ve-pratik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/firinda-patlican-kebabi-tarifi-kofteli-ve-pratik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fırında patlıcan kebabı; patlıcan ve baharatlı köftelerin domates, biber ve sarımsakla aynı tepside piştiği, kızartma gerektirmeyen pratik bir ana yemek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fırında Patlıcan Kebabı Tarifi: Köfteli ve Pratik</p>

<p>Patlıcan ile köfteyi aynı tepside buluşturan fırında patlıcan kebabı, özellikle yaz sonu ve sonbahar başında hazırlanabilecek klasik ana yemeklerden biri. Kalın patlıcan dilimleri ile kıymalı köfteler sırayla diziliyor; domates, biber ve sarımsak eklenerek fırında birlikte pişiriliyor.</p>

<p>Bu tarifte patlıcanlar önceden yağda kızartılmıyor. Patlıcan yüzeyine ölçülü miktarda zeytinyağı sürülmesi ve tepsinin ilk bölümde kapalı pişirilmesi sebzenin yumuşamasına yardımcı oluyor.</p>

<p>Köftenin patlıcanla benzer kalınlıkta hazırlanması da önemli. Böylece hem köfte hem patlıcan yaklaşık aynı sürede pişiyor ve tepside daha düzenli bir görünüm oluşuyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Patlıcan sebze tüketimine ve lif alımına katkıda bulunur. Domates, biber ve sarımsak da yemeğin sebze çeşitliliğini artırır.</p>

<p>Dana kıyma tarifin temel protein kaynağıdır. Kullanılan kıymanın yağ oranı yemeğin toplam enerji ve doymuş yağ miktarını önemli ölçüde etkileyebilir.</p>

<p>Patlıcanların kızartılmaması, sebzenin yüksek miktarda yağ çekmesini önleyerek ilave yağ miktarının daha kolay kontrol edilmesini sağlar.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 25 dakika<br />
Pişirme süresi: 40-45 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 1 saat 10 dakika<br />
Kaç kişilik: 6 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 3-4 köfte ve patlıcan dilimleri<br />
Zorluk: Orta<br />
Öğün: Akşam yemeği / ana yemek<br />
Kategori: Sağlıklı Tarifler</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 390 kcal<br />
Protein: 28 g<br />
Karbonhidrat: 18 g<br />
Yağ: 24 g<br />
Lif: 6 g</p>

<p>Değerler kullanılan kıymanın yağ oranı, patlıcanların büyüklüğü, zeytinyağı ve porsiyon miktarına göre değişebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>4 büyük patlıcan, yaklaşık 1,2 kilogram<br />
600 gram orta yağlı dana kıyma<br />
1 orta boy kuru soğan<br />
2 diş sarımsak<br />
Yarım demet maydanoz<br />
1 çay kaşığı kimyon<br />
1 çay kaşığı karabiber<br />
1 çay kaşığı kırmızı toz biber<br />
Kontrollü miktarda tuz<br />
2 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 30 ml</p>

<p>Tepsi için:</p>

<p>3 orta boy domates<br />
4-5 adet yeşil biber<br />
4 diş sarımsak</p>

<p>Sosu için:</p>

<p>1 yemek kaşığı domates salçası<br />
250 ml sıcak su<br />
Yarım çay kaşığı karabiber</p>

<p>Fırında köfteli patlıcan kebabı nasıl yapılır?</p>

<p>1. Patlıcanları yıkayın ve saplarını kesin.</p>

<p>2. Kabuklarını tamamen soymak yerine isteğe göre alacalı soyun.</p>

<p>3. Patlıcanları yaklaşık 2 santimetre kalınlığında yuvarlak dilimler halinde kesin.</p>

<p>4. Patlıcanlarda belirgin acılık varsa hafif tuzlu suda yaklaşık 15 dakika bekletin. Ardından iyice durulayıp tamamen kurulayın.</p>

<p>5. Köfte için soğanı rendeleyin ve fazla suyunu sıkın.</p>

<p>6. Kıyma, soğan, ezilmiş sarımsak, ince kıyılmış maydanoz, kimyon, karabiber, kırmızı toz biber ve kontrollü miktarda tuzu geniş bir kaba alın.</p>

<p>7. Harcı malzemeler eşit dağılana kadar birkaç dakika yoğurun.</p>

<p>8. Köfte harcını yaklaşık 15 dakika buzdolabında dinlendirin.</p>

<p>9. Fırını 200 derece alt-üst ayarda önceden ısıtın.</p>

<p>10. Dinlenen kıymadan patlıcan dilimleriyle yaklaşık aynı çapta ve kalınlıkta yassı köfteler hazırlayın.</p>

<p>11. Geniş yuvarlak veya dikdörtgen fırın kabına bir patlıcan, bir köfte olacak şekilde sırayla dizin.</p>

<p>12. Domatesleri iri dilimlere, biberleri birkaç parçaya kesin ve boşluklara yerleştirin.</p>

<p>13. Sarımsakları bütün veya ikiye bölerek tepsiye dağıtın.</p>

<p>14. Zeytinyağını patlıcanların üzerine fırça yardımıyla ince biçimde sürün.</p>

<p>15. Sos için salçayı sıcak suyla tamamen açın ve karabiber ekleyin.</p>

<p>16. Salçalı suyu tepsinin kenarından dökün.</p>

<p>17. Tepsiyi pişirme kağıdı ve üzerine folyo ile sıkıca kapatın.</p>

<p>18. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında yaklaşık 25 dakika kapalı olarak pişirin.</p>

<p>19. 25 dakikanın sonunda folyoyu ve pişirme kağıdını dikkatlice kaldırın.</p>

<p>20. Tepsideki pişme suyundan bir kaşık alıp patlıcanların üzerine gezdirin. Patlıcanlar hâlâ belirgin biçimde sertse tepsiyi tekrar kapatıp 5-10 dakika daha pişirin.</p>

<p>21. Patlıcanlar yumuşamaya başladığında tepsiyi açık şekilde tekrar fırına verin.</p>

<p>22. Yaklaşık 15-20 dakika daha, köftelerin yüzeyi kızarana ve domates-biberler hafifçe renk alana kadar pişirin.</p>

<p>23. Köftelerin yalnızca dış renginin değişmesine güvenmeyin. Kıymanın merkezinin tamamen pişmiş olması gerekir. Mutfak termometresi kullanılıyorsa kıymalı köftelerin merkezinde yaklaşık 71 derece güvenli pişirme için temel referanslardan biridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>24. Patlıcanların pişip pişmediğini ince bir bıçak veya çatalla kontrol edin. Çatal fazla direnç göstermeden içeri girebilmelidir.</p>

<p>25. Tepside gereğinden fazla sıvı kaldıysa son birkaç dakika açık şekilde pişirmeye devam edin. Sosun tamamen kurumasına izin vermeyin.</p>

<p>26. Fırından çıkardıktan sonra yaklaşık 10 dakika dinlendirin.</p>

<p>27. Patlıcan ve köfteleri dağıtmadan birlikte servis edin. Tepside kalan domatesli sostan üzerlerine gezdirin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Patlıcan ve köftelerin kalınlığını birbirine yakın tutun. Çok kalın patlıcan dilimleri kullanılırsa köfte piştiği halde patlıcan sert kalabilir.</p>

<p>Patlıcanları önceden kızartmak yerine yüzeylerine ölçülü zeytinyağı sürüp ilk aşamada tepsiyi kapalı pişirmek sebzenin kendi buharıyla yumuşamasına yardımcı olur.</p>

<p>Soğanın fazla suyunu köfte harcına eklemeyin. Çok sulu köfte harcı pişerken dağılabilir ve tepside gereğinden fazla sıvı oluşturabilir.</p>

<p>Tepsiyi fırından çıkarır çıkarmaz servis etmek yerine 10 dakika dinlendirin. Böylece hem sos biraz toparlanır hem de köfteler ve patlıcanlar daha rahat servis edilir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Patlıcanın yağda kızartılmaması bu tarifte kullanılan ilave yağ miktarını kontrol etmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Kıyma seçerken aşırı yağlı kıyma yerine orta veya daha düşük yağ oranına sahip dana kıyma tercih edilebilir.</p>

<p>Tuz miktarını artırmak yerine kimyon, karabiber, kırmızı biber, sarımsak ve maydanoz gibi aromalardan yararlanılabilir.</p>

<p>Yemeğin yanına ayrıca kızartma eklemek yerine büyük bir mevsim salatası veya sade yoğurt servis edilebilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Fırında köfteli patlıcan kebabı, et tüketen kişiler için protein ve sebzeyi aynı ana yemekte buluşturan bir seçenektir.</p>

<p>Tarifin standart halinde ekmek kırıntısı, galeta unu veya buğday unu kullanılmadığı için gluten içeren bir tahıl eklenmez. Ancak çölyak hastalığı bulunan kişilerin salça, baharat ve diğer paketli ürünlerin etiketlerini ve çapraz bulaşma riskini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Tarif standart haliyle yumurta ve süt ürünü içermez.</p>

<p>Fırında patlıcan kebabı kaç kaloridir?</p>

<p>Bu tarif altı eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 390 kalori sağlayabilir. Kıymanın yağ oranı, kullanılan zeytinyağı ve gerçek porsiyon büyüklüğü toplam enerji değerini değiştirebilir.</p>

<p>Patlıcan kebabı fırında kaç dakikada pişer?</p>

<p>Yaklaşık 2 santimetre kalınlığındaki patlıcan ve köftelerle hazırlanan bu tarif 200 derece fırında toplam yaklaşık 40-50 dakikada pişebilir.</p>

<p>İlk bölümde tepsiyi kapalı tutmak patlıcanların yumuşamasına, son bölümde açık pişirmek ise köfte ve sebzelerin renk almasına yardımcı olur.</p>

<p>Patlıcanları önceden kızartmak gerekir mi?</p>

<p>Hayır. Bu tarifte patlıcanlar kızartılmadan kullanılıyor. Yüzeylerine ölçülü zeytinyağı sürülüyor ve tepsi ilk aşamada kapalı pişiriliyor.</p>

<p>Bu yöntem kızartmaya göre daha az ilave yağ kullanılmasını sağlarken patlıcanların fırında yumuşamasına yardımcı olur.</p>

<p>Patlıcan kebabında köfte neden dağılır?</p>

<p>Köfte harcındaki soğanın fazla sulu olması, harcın yeterince yoğrulmaması veya dinlendirilmemesi başlıca nedenler arasındadır.</p>

<p>Soğanın suyunu sıkmak ve köfte harcını şekillendirmeden önce yaklaşık 15 dakika dinlendirmek daha sağlam köfteler elde etmeye yardımcı olur.</p>

<p>Fırında patlıcan kebabının yanına ne gider?</p>

<p>Sade veya sarımsaklı yoğurt ve büyük bir mevsim salatası iyi eşlikçilerdir.</p>

<p>Daha doyurucu bir öğün istenirse kişinin gereksinimine uygun porsiyonda bulgur veya pirinç eklenebilir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Kıyma içeren yemek oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemelidir. Artan yemek uygun şekilde soğutulduktan sonra kapalı bir kapta buzdolabında muhafaza edilmelidir.</p>

<p>Yeniden ısıtırken yalnızca sosun değil köftelerin merkezinin de tamamen ısındığından emin olun.</p>

<p>Fırında ısıtılacaksa yemeğin kurumasını azaltmak için tepsinin üzeri ilk bölümde kapatılabilir.</p>

<p>Fırında köfteli patlıcan kebabı, patlıcanın kızartılmadan kullanılabildiği ve bütün yemeğin tek tepside hazırlanabildiği doyurucu bir akşam yemeği.</p>

<p>Başarılı sonuç için en önemli üç ayrıntı patlıcan ve köfteleri benzer kalınlıkta hazırlamak, ilk aşamada tepsiyi kapalı pişirmek ve son bölümde üzerini açarak kızarmasını sağlamak.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central<br />
USDA – Food Safety and Inspection Service</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/firinda-patlican-kebabi-tarifi-kofteli-ve-pratik</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 12:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0702.jpeg" type="image/jpeg" length="34406"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Tabip Odası 2026-2027 Tıp Öğrenci Bursu Başvuruları Sürüyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ankara-tabip-odasi-2026-2027-tip-ogrenci-bursu-basvurulari-suruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ankara-tabip-odasi-2026-2027-tip-ogrenci-bursu-basvurulari-suruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Tabip Odası’nın 2026-2027 Tıp Öğrenci Bursu başvuruları devam ediyor. Ankara’da tıp fakültesinde öğrenim gören ve ekonomik desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler 21 Eylül’e kadar başvurabilecek. Geçen dönem burs alan öğrencilerin de güncel belgeleriyle yeniden başvuru yapması gerekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara’da Tıp Öğrencilerine Burs: Son Başvuru 21 Eylül</p>

<p>Tıp fakültesi öğrencilerine yönelik 2026-2027 eğitim öğretim yılı burs başvuruları devam ediyor.</p>

<p>Ankara Tabip Odası (ATO), Ankara’da eğitim gören ve ekonomik desteğe ihtiyaç duyan tıp fakültesi öğrencilerine yönelik Tıp Öğrenci Bursu için başvuruları kabul ediyor.</p>

<p>Başvurular 18 Ağustos’ta başladı ve 21 Eylül 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Kimler başvurabilir?</p>

<p>Ankara Tabip Odası Tıp Öğrenci Bursu, Ankara’da eğitim gören tıp fakültesi öğrencilerine yönelik.</p>

<p>Burs programının temel amacı ekonomik açıdan yardım ve desteğe ihtiyaç duyan tıp öğrencilerinin eğitim yaşamlarına katkı sağlamak.</p>

<p>Dolayısıyla bu burs genel üniversite burslarından farklı olarak doğrudan tıp fakültesi öğrencilerini hedefliyor.</p>

<p>Hangi üniversitelerdeki öğrenciler başvurabilir?</p>

<p>ATO’nun güncel duyurusunda tek tek üniversite isimlerinden oluşan sınırlayıcı bir liste yayımlanmıyor.</p>

<p>Temel kriter öğrencinin Ankara’da tıp fakültesinde öğrenim görüyor olması.</p>

<p>Bu nedenle Ankara’daki tıp fakültelerinde eğitimine devam eden öğrencilerin ekonomik ihtiyaç koşulunu sağlamaları halinde başvuru dosyalarını hazırlamaları gerekiyor.</p>

<p>Üniversiteye yeni başlayanlar başvurabilir mi?</p>

<p>Başvuru evrakları arasında ÖSYM Aday İşlemleri Sisteminden alınan TYT/AYT sonucu ile güncel öğrenci belgesinin bulunması, üniversiteye yeni başlayan tıp öğrencilerinin de değerlendirme sürecine dahil edilebildiğini gösteriyor.</p>

<p>Ara sınıftaki öğrencilerden ise son dönem not durumlarını gösteren belge isteniyor.</p>

<p>Geçen yıl burs alanlar yeniden başvuracak mı?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Ankara Tabip Odası, önceki dönemde burs alan öğrencilerin de 2026-2027 eğitim öğretim döneminde burs desteğinden yararlanmak istiyorlarsa yeniden başvuru yapmalarını istiyor.</p>

<p>Bu öğrencilerin de güncel evraklarını hazırlayarak başvurularını yenilemeleri gerekiyor.</p>

<p>KYK bursu veya kredisi bilgisi isteniyor</p>

<p>Başvuruda öğrencinin KYK burs ve kredi durumu da değerlendiriliyor.</p>

<p>Bu nedenle adaylardan kendilerine ait güncel KYK burs ve kredi bilgilerini gösteren belge talep ediliyor.</p>

<p>Öğrencilerin aldıkları veya yararlandıkları eğitim desteklerini başvuru sırasında eksiksiz şekilde beyan etmeleri gerekiyor.</p>

<p>Başvuruda hangi belgeler isteniyor?</p>

<p>ATO’nun burs değerlendirmesi öğrencinin hem eğitim hem de ekonomik durumunun ayrıntılı biçimde incelenmesine dayanıyor.</p>

<p>Öğrenciden öncelikle doldurulmuş burs başvuru formu isteniyor.</p>

<p>Başvuru dosyasına yazılı özgeçmiş, fotoğraf, nüfus cüzdanı fotokopisi ve ikametgâh belgesi de ekleniyor.</p>

<p>ÖSYM Aday İşlemleri Sisteminden alınan TYT/AYT sonucu ile tıp fakültesinde öğrenim görüldüğünü gösteren güncel öğrenci belgesinin sunulması gerekiyor.</p>

<p>Ara sınıftaki öğrencilerden son dönem not durumunu gösteren belge de talep ediliyor.</p>

<p>Ailenin ekonomik durumu ayrıntılı inceleniyor</p>

<p>Burs başvurusunda ailenin ekonomik ve sosyal durumunun belirlenebilmesi amacıyla kapsamlı belgeler isteniyor.</p>

<p>Tüm aile bireylerini gösteren vukuatlı nüfus kayıt örneği bunlardan biri.</p>

<p>Öğrenci yurtta kalıyorsa kurum tarafından imzalanmış yurt belgesi, kiralık evde kalıyorsa kira kontratının fotokopisi gerekiyor.</p>

<p>Anne ve babaya ait SGK tescil ve hizmet dökümleri de başvuru dosyasına ekleniyor.</p>

<p>Çalışan anne ve babaların maaş bordroları, emeklilerin ise emekli aylık bilgileri isteniyor.</p>

<p>Anne ve babaya ait e-Devlet vergi levhası da talep edilen belgeler arasında.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ev ve araç bilgileri de bildirilecek</p>

<p>Ekonomik ihtiyaç değerlendirmesinde yalnızca aylık gelir dikkate alınmıyor.</p>

<p>Öğrencinin kendisine, annesine ve babasına ait tapu ve taşınmaz bilgilerinin de sunulması gerekiyor.</p>

<p>Aynı şekilde öğrenci, anne ve baba adına kayıtlı araç bilgileri de başvuru belgeleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Ailenin oturduğu konut kiralıksa kira kontratının fotokopisinin dosyaya eklenmesi isteniyor.</p>

<p>Anne veya baba vefat etmişse ek belge gerekiyor</p>

<p>Anne veya babasını kaybetmiş öğrencilerden kendi adlarına kayıtlı 4A, 4B ve 4C aylık bilgilerini gösteren belgeler talep ediliyor.</p>

<p>Böylece öğrencinin ölüm aylığı veya benzeri bir sosyal güvenlik ödemesi alıp almadığı da ekonomik durum değerlendirmesine dahil ediliyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>Başvuru formu ve gerekli belgelerin hazırlanmasının ardından dosya Ankara Tabip Odasına e-posta yoluyla gönderilebiliyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru dosyalarını Ankara Tabip Odasının resmi burs duyurusunda belirtilen e-posta adresine göndermeleri gerekiyor.</p>

<p>Eksik belgeli başvurular kabul edilmeyecek</p>

<p>Ankara Tabip Odası bu konuda açık bir uyarıda bulunuyor.</p>

<p>Eksik evrakla yapılan burs başvuruları değerlendirmeye alınmayacak.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin başvuru formunu göndermeden önce ilan edilen belge listesini tek tek kontrol etmeleri önem taşıyor.</p>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>Ankara Tabip Odasının 2026-2027 başvuru duyurusunda yeni dönemde öğrencilere ödenecek aylık burs miktarı açıklanmıyor.</p>

<p>Bu nedenle geçmiş yıllardaki burs tutarlarının 2026-2027 dönemi için geçerli olduğu varsayılmamalı.</p>

<p>Güncel burs miktarı konusunda Ankara Tabip Odasının yeni dönem için yapacağı bildirimlerin esas alınması gerekiyor.</p>

<p>Burs fonuna hekimler destek oluyor</p>

<p>Ankara Tabip Odasının tıp öğrenci bursunun dikkat çeken özelliklerinden biri finansman modeli.</p>

<p>ATO, burs fonuna katkı sağlamak isteyen hekimlerin bağış yapabilmesi için ayrı bir burs fonu yürütüyor.</p>

<p>Odanın bazı bilimsel ve mesleki etkinliklerinde de konuşmacılar adına Tıp Öğrencileri Burs Fonuna bağış yapılması uygulaması bulunuyor.</p>

<p>Son başvuru 21 Eylül</p>

<p>Ankara Tabip Odası 2026-2027 Tıp Öğrenci Bursuna başvurular 21 Eylül 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Ankara’da tıp fakültesinde öğrenim gören ve ekonomik desteğe ihtiyaç duyan öğrencilerin başvuru formu ile gerekli belgeleri eksiksiz hazırlayarak belirtilen süre içerisinde Ankara Tabip Odasına iletmeleri gerekiyor.</p>

<p>Geçen eğitim döneminde ATO bursundan yararlanan öğrencilerin de güncel belgeleriyle yeniden başvuru yapması gerekiyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ankara-tabip-odasi-2026-2027-tip-ogrenci-bursu-basvurulari-suruyor</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 11:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="75622"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rönesans Eğitim Vakfı 2026-2027 Burs Başvuruları Başladı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ronesans-egitim-vakfi-2026-2027-burs-basvurulari-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ronesans-egitim-vakfi-2026-2027-burs-basvurulari-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rönesans Eğitim Vakfı’nın 2026-2027 burs başvuruları başladı. Türkiye’deki devlet üniversitelerinin lisans programlarında öğrenim gören veya yeni kayıt hakkı kazanan, maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler programa başvurabiliyor. Bölüm sınırlaması bulunmadığından tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve sağlık bilimleri öğrencileri de burs için başvuru yapabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tıp ve Sağlık Öğrencileri de Başvurabiliyor: REV Bursu Açıldı</p>

<p>Üniversite öğrencilerine yönelik 2026-2027 eğitim öğretim yılı burs programlarına bir yenisi daha eklendi.</p>

<p>Rönesans Eğitim Vakfı’nın (REV) yeni dönem burs başvuruları 15 Eylül 2026 tarihinde başladı.</p>

<p>Program, Türkiye’deki devlet üniversitelerinin lisans programlarında öğrenim gören ve maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrencilere yönelik.</p>

<p>Üniversiteye yeni kayıt hakkı kazanan öğrencilerin yanı sıra ara sınıflarda öğrenimine devam eden öğrenciler de başvurabiliyor.</p>

<p>REV bursuna kimler başvurabilir?</p>

<p>Burs programına başvuracak öğrencinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin Türkiye’deki devlete ait bir yükseköğretim kurumunun lisans programına kayıt hakkı kazanmış veya ara sınıflarda öğrenimine devam ediyor olması gerekiyor.</p>

<p>Maddi desteğe ihtiyaç duymak da temel başvuru koşullarından biri.</p>

<p>Öğrencinin herhangi bir kurumdan maaş veya ücret almaması gerekiyor. Eğitim kapsamında yapılan zorunlu stajlardan alınan ödemeler ise bu koşulun dışında tutuluyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>REV Burs Programında belirli bir fakülte veya bölüm sınırlaması bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle devlet üniversitelerinin tıp fakültelerinde lisans öğrenimi gören öğrenciler diğer koşulları sağlamaları halinde burs başvurusunda bulunabilir.</p>

<p>Diş hekimliği ve eczacılık öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Devlet üniversitelerinde diş hekimliği ve eczacılık programlarında öğrenim gören öğrenciler açısından bölüm kaynaklı bir başvuru engeli bulunmuyor.</p>

<p>Öğrencinin REV’in genel burs koşullarını karşılaması gerekiyor.</p>

<p>Hemşirelik ve sağlık bilimleri öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Devlet üniversitelerindeki hemşirelik ve diğer sağlık bilimleri lisans programlarında öğrenim gören öğrenciler de burs programına başvurabiliyor.</p>

<p>Vakıf üniversitesi öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>REV Burs Programının güncel koşullarında öğrencinin devlete ait bir yükseköğretim kurumunda öğrenim görüyor olması gerekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla vakıf veya özel üniversitelerde öğrenim gören öğrenciler program kapsamında bulunmuyor.</p>

<p>Üniversiteye yeni başlayan öğrenciler başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Üniversiteye yeni yerleşen öğrenciler için henüz üniversite not ortalaması koşulu bulunmuyor.</p>

<p>Bu adayların bir lisans programına kayıt hakkı kazandıklarını gösteren belgeye sahip olması gerekiyor.</p>

<p>Ara sınıflarda not ortalaması kaç olmalı?</p>

<p>Ara sınıflardaki öğrencilerin genel başarı ortalamasının 4,00 üzerinden en az 2,00 olması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin ayrıca bir üst sınıfa geçiş hakkı kazanmış olması şartı aranıyor.</p>

<p>Disiplin cezası başvuruya engel</p>

<p>REV bursuna başvuracak öğrencinin herhangi bir disiplin cezası almamış olması gerekiyor.</p>

<p>Bu koşul yeni başvuruların değerlendirilmesinde dikkate alınıyor.</p>

<p>Aynı aileden iki öğrenci burs alabilir mi?</p>

<p>REV’in güncel başvuru şartlarına göre aynı aileden burs programına devam eden başka bir öğrencinin bulunmaması gerekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla aileden bir öğrenci hâlihazırda REV bursiyeriyse aynı aileden ikinci öğrencinin başvurusu bu koşulu karşılamıyor.</p>

<p>İkinci üniversitesini okuyanlar başvurabilir mi?</p>

<p>Genel olarak hayır.</p>

<p>REV bursundan yararlanmak için öğrencinin ilk örgün üniversitesini okuyor olması gerekiyor.</p>

<p>Daha önce başka bir örgün üniversiteyi bitiren veya ikinci bir örgün üniversitede öğrenim gören öğrenciler burs programından yararlanamıyor.</p>

<p>Ancak yan dal, çift ana dal ve açık öğretim bu kuralın dışında tutuluyor.</p>

<p>Burs kaç ay ödeniyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>REV bursu ekim-haziran döneminde ödeniyor.</p>

<p>Bursiyerlere bir eğitim öğretim yılında toplam 9 ay burs desteği sağlanıyor.</p>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>Rönesans Eğitim Vakfı’nın aktif 2026-2027 başvuru portalında yeni dönem için uygulanacak aylık burs tutarı açıklanmış değil.</p>

<p>Bu nedenle önceki yıllarda uygulanan rakamların 2026-2027 burs miktarı olarak kullanılmaması gerekiyor.</p>

<p>Burs tutarı konusunda Vakfın güncel açıklamalarının esas alınması gerekiyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>REV burs başvuruları tamamen çevrim içi gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin Rönesans Eğitim Vakfı Burs Başvuru ve Bursiyer Gelişim Platformunda hesap oluşturarak başvuru formunu doldurması gerekiyor.</p>

<p>Önceki yıllarda başvuru yapan öğrencilerin yeniden hesap oluşturmasına gerek bulunmuyor. Bu öğrenciler mevcut hesaplarıyla yeni dönem başvurusuna devam edebiliyor.</p>

<p>İlk başvuruda hangi belgeler gerekiyor?</p>

<p>REV bu konuda başvuru sürecini kolaylaştıran bir yöntem uyguluyor.</p>

<p>Çevrim içi ilk başvuru sırasında öğrencinin yalnızca kendisini tanıtan bir fotoğraf yüklemesi yeterli.</p>

<p>Diğer belgeler ön değerlendirmeyi geçen adaylardan daha sonra isteniyor.</p>

<p>Ön değerlendirmeyi geçenlerden hangi belgeler istenecek?</p>

<p>İkinci aşamaya geçen öğrencilerden nüfus cüzdanı fotokopisi ve güncel öğrenci belgesi talep ediliyor.</p>

<p>Ara sınıf öğrencilerinin transkript sunması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin tüm SGK hizmet dökümü de zorunlu belgeler arasında bulunuyor.</p>

<p>Ailenin ekonomik durumunu gösteren gelir ve diğer belgeler de değerlendirme aşamasında talep edilebiliyor.</p>

<p>İstenen belgelerin Vakfın Ankara adresine elden, kargo veya posta yoluyla gönderilmesi gerekiyor.</p>

<p>Gönüllülük şartı bulunuyor</p>

<p>REV bursu yalnızca maddi eğitim desteğinden oluşmuyor.</p>

<p>Bursiyerlerin REV Akademi kapsamında kendilerine sunulan kişisel gelişim eğitimlerini tamamlamaları bekleniyor.</p>

<p>Programda ayrıca gönüllülük yükümlülüğü bulunuyor.</p>

<p>Bursiyerlerin kendi oluşturacakları sosyal sorumluluk projesinde veya belirlenen kriterlere uygun bir sivil toplum kuruluşunda yılda toplam en az 50 saat gönüllülük çalışması gerçekleştirmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu çalışmaların Vakfa belgelenmesi de bursiyerin sorumlulukları arasında.</p>

<p>14 bin öğrenciye burs verildi</p>

<p>Rönesans Eğitim Vakfı 2009 yılında kuruldu.</p>

<p>Vakfın güncel kurumsal bilgilerine göre REV Burs Programı aracılığıyla bugüne kadar 14 bin öğrenciye karşılıksız burs imkânı sağlandı.</p>

<p>Programda burs desteğinin yanı sıra öğrencilerin kişisel ve mesleki gelişimlerini destekleyen çevrim içi eğitimler ve sosyal sorumluluk çalışmaları da yürütülüyor.</p>

<p>Son başvuru tarihi konusunda güncel sistemi kontrol edin</p>

<p>2026-2027 başvuruları 15 Eylül tarihinde başladı.</p>

<p>REV’in güncel Sıkça Sorulan Sorular bölümünde başvuru tarihleri için başvuru sisteminin giriş sayfasında ilan edilen güncel takvimin geçerli olduğu özellikle belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin son başvuru tarihini REV Burs Başvuru Sistemindeki güncel duyurudan kontrol ederek işlemlerini mümkün olduğunca erken tamamlamaları gerekiyor.</p>

<p>Devlet üniversitelerinde öğrenim gören tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve diğer sağlık bilimleri lisans öğrencileri de genel şartları sağlamaları halinde programa başvurabilir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ronesans-egitim-vakfi-2026-2027-burs-basvurulari-basladi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="91307"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cerrahpaşa Tıp Öğrencilerine 2026-2027 Bursu: Aylık 7 Bin TL]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cerrahpasa-tip-ogrencilerine-2026-2027-bursu-aylik-7-bin-tl</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cerrahpasa-tip-ogrencilerine-2026-2027-bursu-aylik-7-bin-tl" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mezunları Derneği, 2026-2027 döneminde ihtiyaç sahibi tıp öğrencilerine aylık 7 bin TL karşılıksız burs verecek. Cerrahpaşa Tıp Fakültesini 2026’da yeni kazanan öğrenciler 20 Eylül’e kadar başvurabilecek. Burs 10 ay boyunca ödenecek ve toplam destek 70 bin TL’ye ulaşacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Tıp Öğrencilerine Aylık 7 Bin TL Burs: Son Gün 20 Eylül</p>

<p>Tıp fakültesini yeni kazanan öğrencilere yönelik dikkat çeken burs programlarından birinde başvurular devam ediyor.</p>

<p>Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mezunları Derneği (CTFMED), 2026-2027 eğitim öğretim döneminde Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde öğrenim gören ve maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrencilere aylık 7 bin TL burs verecek.</p>

<p>Yeni kayıt yaptıran öğrenciler için başvurular 20 Eylül 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Burs 10 ay boyunca ödenecek</p>

<p>CTFMED bursu 2026-2027 eğitim öğretim döneminde aylık 7 bin TL olarak belirlendi.</p>

<p>Ödemeler ekim-temmuz dönemini kapsayacak şekilde toplam 10 ay boyunca yapılacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böylece bursiyer olmaya hak kazanan bir tıp öğrencisine bir eğitim döneminde toplam 70 bin TL eğitim desteği sağlanacak.</p>

<p>Ağustos ve eylül aylarında burs ödemesi yapılmayacak.</p>

<p>Kimler başvurabilir?</p>

<p>CTFMED bursu doğrudan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencilerine yönelik.</p>

<p>Programa Cerrahpaşa Tıp Fakültesini yeni kazanan veya hâlihazırda fakültede öğrenimine devam eden, eğitimi için maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler başvurabiliyor.</p>

<p>Öğrencinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerekiyor.</p>

<p>Ancak iki öğrenci grubu için başvuru tarihleri farklı.</p>

<p>Yeni kazananlar için başvurular devam ediyor</p>

<p>Cerrahpaşa Tıp Fakültesini 2026 yılında yeni kazanan öğrenciler için burs başvuruları 1 Ağustos’ta başladı.</p>

<p>Bu öğrenciler 20 Eylül 2026 tarihine kadar başvurularını tamamlayabilecek.</p>

<p>Hâlen Cerrahpaşa Tıp’ta okuyan öğrenciler için ise başvuru dönemi 1 Haziran-10 Eylül arasında gerçekleştirildi ve bu grubun yeni başvuru süresi sona erdi.</p>

<p>Burs başarı bursu değil</p>

<p>CTFMED tarafından sağlanan destek bir ihtiyaç bursu.</p>

<p>Dolayısıyla bursiyer seçimindeki temel amaç maddi desteğe ihtiyaç duyan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencilerine eğitim desteği sağlamak.</p>

<p>Akademik başarı ise tamamen önemsiz değil.</p>

<p>Adayların değerlendirme puanlarının eşit olması durumunda hâlen okuyan öğrenciler arasında not ortalaması yüksek olana, fakülteyi yeni kazanan öğrenciler arasında ise YKS puanı daha yüksek olan adaya öncelik veriliyor.</p>

<p>Burs geri ödemeli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>CTFMED bursu karşılıksız ihtiyaç bursu olarak veriliyor.</p>

<p>Bursiyerin normal koşullarda mezuniyet sonrasında aldığı burs tutarını geri ödemesi gerekmiyor.</p>

<p>Ancak başvuru sırasında eksik veya gerçeğe aykırı bilgi verildiğinin tespit edilmesi halinde burs kalıcı olarak kesilebiliyor ve ödenmiş tutarların faiziyle geri alınması söz konusu olabiliyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>Burs başvuruları Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mezunları Derneğinin çevrim içi burs başvuru sistemi üzerinden gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Adayın burs başvuru formunu doldurması ve formda belirtilen belgeleri hazırlaması gerekiyor.</p>

<p>Hangi belgeler isteniyor?</p>

<p>Başvuruda öğrencinin ve ailesinin ekonomik durumunu ayrıntılı şekilde gösteren belgeler talep ediliyor.</p>

<p>Yeni başvuran öğrencilerden YKS sonuç belgesi isteniyor.</p>

<p>Vukuatlı nüfus kayıt örneği, adli sicil kaydı ve ikametgâh belgesi de başvuru dosyasında yer alıyor.</p>

<p>Aile bireylerinin tapu kayıtları ile SGK kapsamında çalışıp çalışmadıklarını gösteren belgeler de isteniyor.</p>

<p>Aile gelirlerinin kaynağına göre maaş bordrosu, emekli maaşı dökümü, kira kontratı veya diğer gelir belgelerinin sunulması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin ailesi kirada yaşıyorsa kira kontratı ile son üç aylık kira ödemelerine ilişkin banka dekontları da talep ediliyor.</p>

<p>Aynı hanede yaşayan öğrenci kardeşler bulunması halinde kardeşlere ait öğrenci belgeleri de dosyaya ekleniyor.</p>

<p>Bursiyerler nasıl seçiliyor?</p>

<p>CTFMED, adayların ekonomik ve ailevi durumlarını puanlayarak değerlendiriyor.</p>

<p>Anne ve babanın hayatta olup olmadığı, ailenin kendisine ait evinin bulunup bulunmadığı, toplam aile geliri ve hanede yaşayan kişi sayısı değerlendirme kriterleri arasında.</p>

<p>Adayın şehit veya gazi çocuğu olması gibi durumlar da değerlendirmeye dahil ediliyor.</p>

<p>Başvurular bu kriterler doğrultusunda puanlandıktan sonra adaylar en yüksek puandan başlayarak sıralanıyor.</p>

<p>Derneğin o yılki burs bütçesine göre desteklenebilecek adaylar burs komitesiyle görüşmeye alınıyor ve nihai bursiyer listesi belirleniyor.</p>

<p>Sonuçlar 30 Eylül’de açıklanacak</p>

<p>2026-2027 döneminde burs almaya hak kazanan öğrencilerin 30 Eylül’de açıklanması planlanıyor.</p>

<p>Burs hakkı kazanan öğrencilerin, başvuru sırasında sundukları belgelerin asıllarını sonuçların açıklanmasının ardından 30 gün içerisinde Derneğe teslim etmesi gerekiyor.</p>

<p>Belgeler elden veya kargo yoluyla ulaştırılabiliyor.</p>

<p>İlk ödeme 5 Ekim’de</p>

<p>Yeni dönem burs ödemeleri 5 Ekim 2026 tarihinde başlayacak.</p>

<p>Sonraki ödemeler her ayın 1’i ile 5’i arasında gerçekleştirilecek.</p>

<p>Aylık 7 bin TL ödeme toplam 10 ay devam edecek.</p>

<p>Son başvuru 20 Eylül</p>

<p>Cerrahpaşa Tıp Fakültesini 2026 yılında yeni kazanan ve maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrencilerin CTFMED bursuna başvurmak için 20 Eylül’e kadar işlemlerini tamamlaması gerekiyor.</p>

<p>Burs almaya hak kazanan öğrencilere aylık 7 bin TL olmak üzere 10 ayda toplam 70 bin TL karşılıksız eğitim desteği sağlanacak.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cerrahpasa-tip-ogrencilerine-2026-2027-bursu-aylik-7-bin-tl</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="46370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Diz Kireçlenmesinde Yeni Dönem: Zayıflama İlaçları Rehbere Girdi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/diz-kireclenmesinde-yeni-donem-zayiflama-ilaclari-rehbere-girdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/diz-kireclenmesinde-yeni-donem-zayiflama-ilaclari-rehbere-girdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diz kireçlenmesinde tedavi yaklaşımı güncellendi. ACR, egzersiz ve uygun hastalarda kilo kaybını öne çıkarırken zayıflama ilaçlarını kilo yönetimi amacıyla koşullu seçenekler arasına aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Diz Kireçlenmesinde Yeni Rehber: GLP-1 İlaçları Neden Öneriler Arasına Girdi?</p>

<p>Eklem kireçlenmesi olarak bilinen osteoartritin tedavisinde dikkat çekici bir değişiklik yaşandı. Amerikan Romatoloji Koleji (ACR), 14 Eylül 2026’da açıkladığı güncellenmiş osteoartrit önerilerinde egzersiz, öz yönetim ve uygun hastalarda kilo kaybını tedavinin temel unsurları arasında tutarken, GLP-1 reseptör agonistlerini diz osteoartritinde belirli hastalar için koşullu seçenekler arasına aldı.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım var: GLP-1 ilaçları doğrudan kıkırdağı onaran veya osteoartriti ortadan kaldıran ilaçlar olarak önerilmiyor. ACR’nin yeni yaklaşımında bu ilaçlar, klinik olarak uygun diz osteoartriti hastalarının optimal kiloya ulaşmasına yardımcı olmak amacıyla değerlendirilebilecek bir seçenek olarak yer alıyor.</p>

<p>Diz kireçlenmesi tedavisinde neler öneriliyor?</p>

<p>Yeni ACR rehberi tek bir ilaç veya girişim yerine kapsamlı ve kişiye göre düzenlenen bir tedavi yaklaşımını öne çıkarıyor.</p>

<p>Güçlü önerilerin temelinde kişinin hastalığını yönetme becerisinin geliştirilmesi, egzersiz ve uygun hastalarda kilo kaybı bulunuyor.</p>

<p>Klinik açıdan uygun hastalarda topikal ve ağızdan kullanılan nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) da önemli tedavi seçenekleri arasında.</p>

<p>Eklem içine uygulanan glukokortikoid, yani kortizon enjeksiyonları da tedavi seçenekleri arasındaki yerini koruyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavinin; hastanın ağrısı, fonksiyon kaybı, diğer hastalıkları, daha önce aldığı tedaviler, ilaç riskleri ve kişisel tercihleri dikkate alınarak belirlenmesi gerekiyor.</p>

<p>GLP-1 ilaçları neden diz kireçlenmesi rehberine girdi?</p>

<p>Yeni rehberin en dikkat çekici değişikliklerinden biri GLP-1 reseptör agonistlerine ilişkin koşullu öneri.</p>

<p>ACR’ye göre bu ilaçlar, klinik olarak uygun olduğunda diz osteoartriti bulunan kişilerin optimal kiloya ulaşmasına yardımcı olmak amacıyla düşünülebilir.</p>

<p>Bu ayrım önemli. Rehber, GLP-1 ilaçlarını tüm diz kireçlenmesi hastalarının kullanması gereken yeni bir osteoartrit tedavisi olarak tanımlamıyor.</p>

<p>“Koşullu öneri” de güçlü bir tavsiye anlamına gelmiyor. ACR, bu tür kararların beklenen yarar, olası zarar, hastanın diğer hastalıkları, tedavi yükü, maliyet ve erişim gibi faktörler değerlendirilerek hasta ile hekim arasında verilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>GLP-1 ilaçları kireçlenmeyi tedavi ediyor mu?</p>

<p>Mevcut rehber açısından bunu söylemek doğru değil.</p>

<p>GLP-1 ilaçlarının öneriye girmesindeki temel nokta kilo yönetimi. Fazla vücut ağırlığı özellikle diz gibi yük taşıyan eklemlerde mekanik yükü artırabilir. Kilo kaybı bu nedenle fazla kilolu veya obezitesi bulunan uygun osteoartrit hastalarında tedavinin önemli parçalarından biri.</p>

<p>Dolayısıyla “GLP-1 kireçlenme ilacı oldu” ifadesi bilimsel açıdan fazla geniş olur. Daha doğru ifade, “GLP-1 ilaçları diz osteoartritinde uygun hastalarda kilo yönetimine yardımcı olmak amacıyla koşullu olarak önerildi” şeklinde.</p>

<p>Egzersiz hâlâ tedavinin merkezinde</p>

<p>Yeni ve dikkat çekici ilaç seçeneklerine rağmen rehberin temel mesajlarından biri değişmedi: Egzersiz osteoartrit yönetiminin merkezindeki güçlü önerilerden biri.</p>

<p>Bu nedenle yeni GLP-1 önerisinin egzersizin yerini aldığı şeklinde yorumlanmaması gerekiyor.</p>

<p>ACR aynı zamanda uygun hastalarda kilo kaybını ve hastanın kendi hastalığını yönetebilmesini sağlayan öz yönetim yaklaşımlarını da güçlü biçimde destekliyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle yeni rehber, osteoartrit tedavisini yalnızca ilaçlardan oluşan bir yaklaşım olarak görmüyor.</p>

<p>Kortizon enjeksiyonları artık önerilmiyor mu?</p>

<p>Hayır. Güncellenmiş ACR açıklamasında eklem içi glukokortikoid enjeksiyonları güçlü öneriler arasında sayılan tedavi yaklaşımlarından biri olmaya devam ediyor.</p>

<p>Ancak bu, her osteoartrit hastasına kortizon enjeksiyonu yapılması gerektiği anlamına gelmiyor. Hangi eklemin etkilendiği, hastanın yakınmaları, eşlik eden hastalıkları ve önceki tedavileri karar üzerinde etkili.</p>

<p>PRP ve kök hücre enjeksiyonlarında önemli nüans</p>

<p>PRP (trombositten zengin plazma) ve kök hücre uygulamalarına ilişkin haberlerde özellikle dikkatli olmak gerekiyor.</p>

<p>ACR’nin 2019/2020 osteoartrit rehberinde PRP tedavisi diz ve kalça osteoartritinde güçlü biçimde önerilmiyordu. Bunun önemli nedenlerinden biri kullanılan PRP preparatları ve uygulama tekniklerindeki standardizasyon eksikliğiydi.</p>

<p>Aynı rehberde kök hücre enjeksiyonları da diz ve kalça osteoartriti için güçlü biçimde önerilmiyordu; burada da kullanılan hücresel ürünler ve yöntemler arasındaki heterojenlik önemli bir sorun olarak gösterilmişti.</p>

<p>14 Eylül 2026 tarihli ACR duyurusu, güncellenen rehberde kanıtların desteklemediği veya zarar, maliyet ve diğer kaygıların beklenen yarardan ağır bastığı çeşitli enjeksiyon ve oral tedavilere karşı güçlü ya da koşullu öneriler bulunduğunu belirtiyor. Ancak yayımlanan basın açıklaması bu tedavilerin tamamını tek tek sıralamıyor.</p>

<p>Bu nedenle yeni rehberin tam öneri tabloları dikkate alınmadan “2026 rehberi PRP ve kök hücreyi ilk kez reddetti” demek doğru olmaz. ACR’nin bu uygulamalara karşı güçlü yaklaşımı zaten önceki rehberde bulunuyordu.</p>

<p>Ayrıca farklı uzmanlık kuruluşlarının PRP gibi uygulamalara ilişkin önerileri birbirinden farklı olabilir. Bu nedenle tek bir kuruluşun rehberi tüm dünyadaki tıbbi görüş birliği olarak yorumlanmamalı.</p>

<p>Metotreksatta önemli değişiklik: Her el kireçlenmesi için değil</p>

<p>Yeni rehberdeki ikinci önemli değişiklik metotreksatla ilgili.</p>

<p>ACR, metotreksatın eroziv el osteoartriti bulunan kişilerde koşullu olarak değerlendirilebileceğini açıkladı.</p>

<p>Buradaki “eroziv” ifadesi kritik öneme sahip. Öneri bütün el osteoartriti hastalarını kapsamıyor.</p>

<p>Daha da dikkat çekici olan, önceki ACR/Arthritis Foundation rehberinde metotreksatın diz, kalça ve el osteoartritinde güçlü biçimde önerilmemiş olması. Yeni koşullu öneri bu nedenle özellikle eroziv el osteoartriti açısından kayda değer bir değişiklik oluşturuyor.</p>

<p>Bu gelişme “metotreksat artık bütün kireçlenmelerde kullanılabilir” şeklinde yorumlanmamalı. ACR’nin açıkladığı yeni olumlu öneri spesifik olarak eroziv el osteoartritine yönelik.</p>

<p>Osteoartrit tedavisinde neden tek reçete yok?</p>

<p>Osteoartrit yalnızca eklem kıkırdağının aşınmasından ibaret basit bir süreç olarak değerlendirilmiyor. Ağrı, sertlik, şişlik ve hareket kısıtlılığına yol açabilen ve kişinin günlük yaşamını önemli ölçüde etkileyebilen bir eklem hastalığı.</p>

<p>Üstelik diz, kalça ve el osteoartriti aynı şekilde yönetilmeyebilir.</p>

<p>ACR bu nedenle tedavinin hastalığın şiddeti, ağrı ve fonksiyon kaybı, eşlik eden hastalıklar, daha önce geçirilen ameliyatlar, ilaçların riskleri, tedaviye erişim ve hastanın tercihleri dikkate alınarak kişiselleştirilmesini istiyor.</p>

<p>Yeni rehberden çıkarılabilecek temel sonuç ne?</p>

<p>2026 güncellemesinin en önemli mesajı “kireçlenmenin yeni ilacı GLP-1 oldu” değil.</p>

<p>Asıl değişiklik, kilo yönetiminin osteoartrit tedavisindeki öneminin yeni farmakolojik seçeneklerle desteklenmesi ve GLP-1 reseptör agonistlerinin klinik olarak uygun diz osteoartriti hastalarında optimal kiloya ulaşmaya yardımcı olmak amacıyla koşullu seçenek haline gelmesi.</p>

<p>Buna karşılık egzersiz, uygun hastalarda kilo kaybı ve öz yönetim gibi temel yaklaşımlar güçlü konumlarını koruyor.</p>

<p>Eroziv el osteoartritinde metotreksata yönelik yeni koşullu öneri de rehberdeki diğer önemli değişikliklerden biri.</p>

<p>Yeni öneriler, osteoartrit tedavisinin tek bir ilaç veya enjeksiyondan ziyade hastanın özelliklerine göre oluşturulan kapsamlı bir plan olması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Osteoartrit tedavisi; etkilenen eklem, hastalığın şiddeti, vücut ağırlığı, eşlik eden hastalıklar ve kullanılan ilaçlara göre değişebilir. GLP-1 ilaçları, metotreksat, NSAİİ veya eklem içi enjeksiyonlar hekim değerlendirmesi olmadan başlanmamalı veya değiştirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American College of Rheumatology — American College of Rheumatology Updates Osteoarthritis Guidance, Reinforcing Personalized, Comprehensive Care, 14 Eylül 2026</p>

<p>American College of Rheumatology/Arthritis Foundation — 2019 Guideline for the Management of Osteoarthritis of the Hand, Hip, and Knee, Arthritis &amp; Rheumatology / Arthritis Care &amp; Research, 2020</p>

<p>Kolasinski SL, Neogi T, Hochberg MC ve ark. — 2019 American College of Rheumatology/Arthritis Foundation Guideline for the Management of Osteoarthritis of the Hand, Hip, and Knee </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/diz-kireclenmesinde-yeni-donem-zayiflama-ilaclari-rehbere-girdi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0699.jpeg" type="image/jpeg" length="98678"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Antalya’da Sağlık Yönetiminde Devam Sinyali: Behzat Özkan İçin Güçlü Kulis]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/antalyada-saglik-yonetiminde-devam-sinyali-behzat-ozkan-icin-guclu-kulis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/antalyada-saglik-yonetiminde-devam-sinyali-behzat-ozkan-icin-guclu-kulis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya sağlık yönetiminde yeni dönem için dikkatler Prof. Dr. Behzat Özkan’a çevrildi. Sağlık camiasından edinilen güçlü kulis bilgilerine göre, yaklaşık iki yıldır Antalya İl Sağlık Müdürlüğü görevini yürüten Özkan’ın yeni dönemde de görevine devam etmesi bekleniyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Henüz yeniden atamaya ilişkin resmî bir açıklama yapılmış değil. Ancak sağlık çevrelerinde Prof. Dr. Behzat Özkan ile Antalya’da sağlık yönetiminde devamlılık sağlanacağı yönündeki beklenti güçlenmiş durumda.</p>

<p>Özkan’ın son haftalarda da kent genelinde hastaneler, birinci basamak sağlık kuruluşları ve devam eden yatırımlara yönelik saha çalışmalarını sürdürmesi dikkat çekiyor.</p>

<p>Antalya’da yoğun bir sağlık gündemi</p>

<p>Prof. Dr. Behzat Özkan, 23 Eylül 2024 tarihinde Antalya İl Sağlık Müdürü olarak göreve başladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özkan’ın görev dönemi Antalya açısından yalnızca mevcut sağlık hizmetlerinin yönetildiği değil, aynı zamanda yeni hastane yatırımlarının ve sağlık kapasitesini artırmaya yönelik projelerin gündemde olduğu yoğun bir dönem oldu.</p>

<p>Bunların başında Aksu’da yapımı devam eden 300 yataklı yeni devlet hastanesi geliyor. Projenin tamamlanmasıyla Aksu ve çevresindeki yerleşimlerin sağlık hizmeti kapasitesinin önemli ölçüde artırılması hedefleniyor.</p>

<p>Antalya Atatürk Devlet Hastanesinin yeniden yapılması ve Serik’e yönelik yeni hastane çalışmaları da kentin önümüzdeki dönemdeki önemli sağlık yatırımları arasında bulunuyor.</p>

<p>Özkan, yatırımların yanı sıra ilçelerde sunulan sağlık hizmetlerini de sahada takip ediyor. Eylül 2026’nın ilk günlerinde Elmalı Devlet Hastanesi ile ilçedeki sağlık kuruluşlarında incelemelerde bulunması, sağlık hizmetlerinin yerinde değerlendirilmesine yönelik çalışmaların son dönemde de sürdüğünü gösteriyor.</p>

<p>112’de dikkat çeken performans</p>

<p>Özkan döneminde Antalya’nın acil sağlık hizmetlerine ilişkin açıklanan veriler de dikkat çekiyor.</p>

<p>2026 yılında açıklanan verilere göre Antalya’da 112 Acil Sağlık ekipleri, ihbarın ardından şehir merkezindeki vakalara en geç 10 dakika, kırsal bölgelerde ise en geç 30 dakika içerisinde ulaşabiliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Özkan, Antalya’nın geniş coğrafyası ve dağınık kırsal yerleşim yapısına rağmen ulaşılan bu sürelerin önemine dikkat çekmişti.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı tarafından Antalya’ya 15 yeni ambulans kazandırılması da kentin acil sağlık hizmetleri kapasitesini güçlendiren gelişmelerden biri oldu.</p>

<p>Aynı dönemde Antalya Şehir Hastanesine 12 yeni yoğun bakım yatağı kazandırıldığı açıklandı.</p>

<p>Evde sağlıkta 120 bin hastaya hizmet</p>

<p>Antalya’da son dönemde öne çıkan bir diğer alan ise evde sağlık hizmetleri oldu.</p>

<p>2025 yılı içerisinde kent genelinde 120 bin hastaya evde sağlık kapsamında muayene, tahlil, tıbbi bakım, psikolojik ve sosyal destek hizmetleri sunuldu.</p>

<p>Özellikle yatağa bağımlı, ileri yaştaki, engelli ve kronik hastalığı bulunan vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması amacıyla evde sağlık ekiplerinin ilçelere ve kırsal bölgelere kadar ulaşması sağlandı.</p>

<p>Bu model 2026 yılında yeni uygulamalarla da devam etti. Kepez Devlet Hastanesinde yürütülen multidisipliner evde sağlık modelinde hekim, fizyoterapist, psikolog ve diyetisyen gibi farklı sağlık profesyonellerinin aynı sistem içerisinde hastayı takip etmesi öne çıktı.</p>

<p>Hastaneden birinci basamağa geniş saha yönetimi</p>

<p>Özkan’ın Antalya’daki yönetim döneminde yalnız büyük hastane yatırımlarının değil, aile sağlığı merkezleri, KETEM’ler ve ilçe sağlık kuruluşlarının da gündemde tutulması dikkat çekti.</p>

<p>Son dönemde Elmalı’da Antalya Ticaret ve Sanayi Odası, Elmalı Belediyesi ve Antalya İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle hayata geçirilen Eğitim ve Sağlık Merkezi bünyesinde Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) ile Aile Sağlığı Merkezi hizmete kazandırıldı.</p>

<p>Özkan’ın özellikle ilçelerde sağlık hizmetlerini yerinde inceleyen saha yönetimi anlayışı, görev süresinin belirgin özelliklerinden biri oldu.</p>

<p>Akademisyen kimliğiyle sağlık yönetiminde</p>

<p>Prof. Dr. Behzat Özkan, sağlık bürokrasisinin yanı sıra uzun bir akademik geçmişe sahip.</p>

<p>1964 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesinde doğan Özkan, 1989 yılında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu.</p>

<p>1994 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalında çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlığını tamamladı. Ardından Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalı Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalında eğitim aldı.</p>

<p>2000 yılında doçent, 2006 yılında profesör unvanını aldı.</p>

<p>Akademik kariyerinin yanında sağlık yönetiminin farklı kademelerinde de görev yapan Özkan, Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanelerinde başhekim yardımcılığı yaptı.</p>

<p>2012 yılında İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi oldu. Aynı yıl Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu İzmir İli Güney Bölgesi Genel Sekreterliği görevine getirildi ve 2017 yılına kadar bu görevi yürüttü.</p>

<p>Daha sonra Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan Özkan, 2020-2024 yılları arasında hastanenin başhekimliğini yürüttü.</p>

<p>23 Eylül 2024 tarihinde ise Antalya İl Sağlık Müdürü olarak göreve başladı.</p>

<p>Antalya’da sağlık yönetiminde devamlılık beklentisi</p>

<p>Yaklaşık iki yıllık dönemde hastane yatırımlarından 112 Acil Sağlık hizmetlerine, evde sağlıktan birinci basamağa kadar geniş bir alanda çalışmalar yürüten Prof. Dr. Behzat Özkan’ın yeni dönemde de Antalya sağlık yönetiminin başında kalacağı yönündeki beklenti sağlık camiasında güçleniyor.</p>

<p>Özkan’ın yeniden Antalya İl Sağlık Müdürlüğü görevine atanacağı yönünde güçlü kulis bilgileri bulunurken, süreç henüz resmî makamlar tarafından açıklanmış değil.</p>

<p>Bu nedenle gözler şimdi Sağlık Bakanlığından gelecek resmî açıklamaya çevrildi.</p>

<p>Resmî kararın açıklanması halinde Antalya’da sağlık yönetiminde Prof. Dr. Behzat Özkan ile yeni bir dönemin başlaması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/antalyada-saglik-yonetiminde-devam-sinyali-behzat-ozkan-icin-guclu-kulis</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 09:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0698.jpeg" type="image/jpeg" length="26277"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şalgam Suyu ve Siyah Havuç Kanser Hücrelerini Azaltır mı? Araştırmalar Ne Gösteriyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/salgam-suyu-ve-siyah-havuc-kanser-hucrelerini-azaltir-mi-arastirmalar-ne-gosteriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/salgam-suyu-ve-siyah-havuc-kanser-hucrelerini-azaltir-mi-arastirmalar-ne-gosteriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siyah havuç antosiyaninleri ve şalgamdan izole edilen bazı bakteriler, kanser hücreleri üzerinde laboratuvarda incelendi. Bulgular dikkat çekici olsa da şalgamın insanlarda kanseri tedavi ettiğini göstermiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>SİYAH HAVUÇ VE ŞALGAM KANSERİ TEDAVİ EDER Mİ?</p>

<p>Siyah havuç ve şalgam suyunun kanseri tedavi ettiği henüz gösterilmiş değil. Son günlerde gündeme gelen sonuçlar, insanlarda yapılmış bir kanser tedavisi çalışmasından değil; belirli bileşik ve bakterilerin laboratuvar ortamındaki kanser hücreleri üzerinde incelendiği deneylerden geliyor.</p>

<p>Erciyes Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü de 14 Eylül 2026 tarihli açıklamasında, siyah havuçtaki antosiyaninler ile şalgam suyundan izole edilen laktik asit bakterilerinin kolon, karaciğer ve bağırsak kanseri hücreleri üzerindeki etkilerinin araştırıldığını doğruladı.</p>

<p>Burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir ayrıntı var: Kamuoyunda tek bir araştırmaymış gibi gündeme gelen bulgular aslında farklı tarihlerde gerçekleştirilen iki ayrı bilimsel çalışma hattına dayanıyor.</p>

<p>SİYAH HAVUÇ ARAŞTIRMASINDA NE YAPILDI?</p>

<p>Araştırmaların ilk ayağı siyah havuca odaklanıyor.</p>

<p>Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Doğan'ın danışmanlığında Dr. Duygu Aslan Türker tarafından yürütülen doktora çalışmasında siyah havuçtan elde edilen antosiyaninlerin biyolojik özellikleri araştırıldı.</p>

<p>Antosiyaninler, siyah havucun karakteristik koyu mor renginden sorumlu doğal pigmentler arasında yer alıyor. Kırmızı, mor ve mavi renkli çok sayıda bitkisel besinde bulunan bu bileşikler antioksidan özellikleri nedeniyle uzun süredir bilimsel araştırmalara konu oluyor.</p>

<p>Araştırmacılar siyah havuçtan elde edilen antosiyaninleri kolon ve karaciğer kanseri hücre hatları üzerinde laboratuvar koşullarında değerlendirdi.</p>

<p>Çalışmada bu bileşiklerin kanser hücrelerinin çoğalması üzerinde baskılayıcı etki gösterdiği bildirildi.</p>

<p>Erciyes Üniversitesi, söz konusu çalışmaların sonuçlarının uluslararası Q1 kategorisindeki bilimsel dergilerde yayımlandığını açıkladı.</p>

<p>Siyah havuç çalışmasının ilgili sonuçları 2022 yılında Food and Bioproducts Processing dergisinde yayımlandı.</p>

<p>ŞALGAM ARAŞTIRMASI AYRI BİR ÇALIŞMA</p>

<p>İkinci araştırma ise doğrudan siyah havucun kendisinden çok, siyah havucun da kullanıldığı fermente bir ürün olan şalgam suyundaki mikroorganizmalara odaklandı.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Yetiman'ın yürütücülüğündeki araştırmada şalgam suyundan laktik asit bakterileri izole edildi.</p>

<p>Prof. Dr. Mahmut Doğan'ın araştırmaya ilişkin açıklamasına göre şalgam suyundan yaklaşık 50–55 farklı laktik asit bakterisi izole edildi.</p>

<p>Araştırmacılar bunların antioksidan özellikleri ve diğer fonksiyonel niteliklerini değerlendirerek ileri deneylerde kullanılacak bakterileri seçti.</p>

<p>Çalışmanın sonuçları 2026 yılında Probiotics and Antimicrobial Proteins dergisinde yayımlandı.</p>

<p>LACTOBACILLUS BREVIS NEDEN İNCELENDİ?</p>

<p>Araştırmada öne çıkan mikroorganizmalardan biri Lactobacillus brevis oldu.</p>

<p>Bu bakteri fermente gıdalarda bulunabilen laktik asit bakterilerinden biri.</p>

<p>Araştırmacılar seçilen bakterinin kanser hücre kültürleri üzerindeki etkisini incelemek için Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Tıp Fakültesi İmmünoloji Bölümü ile iş birliği yaptı.</p>

<p>Deneyler canlı insanlarda değil, laboratuvar ortamındaki hücre kültürlerinde gerçekleştirildi.</p>

<p>İncelenen hücreler arasında bağırsak kanseri hücreleri de bulunuyordu.</p>

<p>YÜZDE 90–95 RAKAMI NEREDEN GELİYOR?</p>

<p>Haberlerin en dikkat çekici bölümü kuşkusuz yüzde 90–95 rakamı.</p>

<p>Prof. Dr. Mahmut Doğan, hücre kültürü çalışmalarında elde edilen bakterinin ince ve kalın bağırsak kanseri hücrelerinde yüzde 90–95 düzeyinde hücreleri bozduğunu ve azalttığını gözlemlediklerini açıkladı.</p>

<p>Ancak bu rakamı doğru yorumlamak kritik önem taşıyor.</p>

<p>Yüzde 90–95, şalgam suyu içen kanser hastalarının yüzde 90–95'inin iyileştiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kanser riskinin yüzde 90–95 azaldığı anlamına da gelmiyor.</p>

<p>Şalgamın kanseri yüzde 90–95 oranında önlediğini de göstermiyor.</p>

<p>Rakam, belirli laboratuvar koşullarında belirli kanser hücre kültürleri üzerinde gerçekleştirilen deneylerden geliyor.</p>

<p>Hücre kültürü sonuçları ile insan vücudunda elde edilecek klinik sonuçlar birbirinden tamamen farklı olabilir.</p>

<p>"ŞALGAM SUYU KANSER HÜCRELERİNİ YÜZDE 95 YOK EDİYOR" DENEBİLİR Mİ?</p>

<p>Bu ifade bilimsel açıdan fazla genelleyici olur.</p>

<p>Araştırmada marketten alınan bir bardak şalgam suyunun kanser hastalarına verilmesi ve tümörlerin küçülmesinin gözlenmesi gibi bir deney yapılmadı.</p>

<p>Şalgam suyundan izole edilen belirli bakteriler laboratuvar ortamında seçildi ve bunların belirli hücre kültürlerindeki etkileri incelendi.</p>

<p>Bir bakterinin kontrollü laboratuvar koşullarındaki konsantrasyonu ile kişinin şalgam içtikten sonra bağırsaklarında ortaya çıkacak biyolojik durum aynı şey değil.</p>

<p>Bu nedenle araştırmanın sonucu "şalgam içmek kanser hücrelerini yüzde 95 azaltıyor" şeklinde aktarılamaz.</p>

<p>HÜCRE KÜLTÜRÜ ÇALIŞMASI NEDİR?</p>

<p>Hücre kültürü çalışmaları yeni ilaçların, moleküllerin, bakterilerin ve biyolojik maddelerin araştırılmasında bilim insanlarının kullandığı önemli ilk basamaklardan biri.</p>

<p>Belirli insan veya hayvan hücreleri kontrollü laboratuvar ortamında yetiştirilerek araştırılan maddenin hücreler üzerindeki etkisi gözleniyor.</p>

<p>Bu çalışmalar bir maddenin araştırılmaya değer olup olmadığını gösterebilir.</p>

<p>Ancak insan vücudu laboratuvar kabındaki hücrelerden çok daha karmaşık.</p>

<p>Bir maddenin sindirim sisteminden ne kadar emildiği, hangi dokulara ulaştığı, vücutta nasıl metabolize edildiği, güvenli dozu ve diğer hücreler üzerindeki etkileri ancak sonraki araştırma aşamalarında anlaşılabilir.</p>

<p>LABORATUVARDA ETKİLİ OLMAK NEDEN YETERLİ DEĞİL?</p>

<p>Kanser araştırmalarında binlerce molekül ve doğal bileşik laboratuvar ortamında kanser hücreleri üzerinde etkili sonuçlar verebilir.</p>

<p>Bunların yalnızca küçük bir bölümü hayvan çalışmalarına, daha küçük bir bölümü insan araştırmalarına ve çok daha azı güvenli ve etkili bir tedaviye dönüşür.</p>

<p>Bunun önemli nedenlerinden biri laboratuvarda hücrelere doğrudan uygulanabilen konsantrasyonların insan vücudunda aynı biçimde elde edilememesidir.</p>

<p>Ayrıca kanser tek bir hastalık değildir.</p>

<p>Aynı organdaki kanserlerin bile genetik özellikleri, tedaviye verdikleri yanıt ve biyolojik davranışları birbirinden farklı olabilir.</p>

<p>SİYAH HAVUÇ YEMEK KANSERİ ÖNLER Mİ?</p>

<p>Mevcut araştırmalardan böyle bir sonuç çıkarılamaz.</p>

<p>Siyah havuç; lif, çeşitli vitaminler, mineraller ve antosiyaninler dahil bitkisel bileşikler içeren bir sebzedir ve dengeli beslenmenin parçası olabilir.</p>

<p>Ancak belirli bir besini tüketmenin tek başına kanseri önlediği veya mevcut kanseri tedavi ettiği söylenemez.</p>

<p>Siyah havuç antosiyaninlerinin hücre kültüründeki etkilerinin araştırılması, siyah havuç tüketen insanlarda kanser görülmeyeceği anlamına gelmez.</p>

<p>ŞALGAM SUYU İÇMEK KANSERDEN KORUR MU?</p>

<p>Şu anda bunu kanıtlayan klinik veri bulunmuyor.</p>

<p>Fermente gıdalardaki mikroorganizmalar ve bunların metabolitleri bağırsak mikrobiyotası, bağışıklık sistemi ve metabolizma açısından aktif bir araştırma alanı.</p>

<p>Ancak belirli bir fermente içeceğin insanlarda kanseri önlediğini söyleyebilmek için epidemiyolojik çalışmaların ve tercihen kontrollü insan araştırmalarının bunu desteklemesi gerekir.</p>

<p>Şalgam araştırmasındaki mevcut bulgular bu kanıt düzeyinde değil.</p>

<p>ŞALGAMIN TUZ İÇERİĞİ DE UNUTULMAMALI</p>

<p>Bir gıdanın laboratuvarda incelenen potansiyel yararları, günlük tüketimdeki bütün özelliklerinin göz ardı edilmesi anlamına gelmez.</p>

<p>Şalgam suyu üretim yöntemine ve ürüne göre önemli miktarda tuz içerebilir.</p>

<p>Hipertansiyonu, kalp veya böbrek hastalığı bulunan ya da sodyum tüketimini sınırlaması önerilmiş kişilerin yüksek tuzlu içecekleri tüketirken dikkatli olması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle "kanser araştırmasında incelendi" diye şalgam tüketimini kontrolsüz biçimde artırmak doğru bir yaklaşım olmaz.</p>

<p>İKİ ÇALIŞMA NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Araştırmaların asıl bilimsel değeri, sofradaki bir besini doğrudan "kanser ilacı" ilan etmek değil.</p>

<p>Siyah havuç çalışması bitkisel antosiyaninlerin biyolojik özellikleri konusunda yeni araştırmalara zemin hazırlıyor.</p>

<p>Şalgam çalışması ise geleneksel fermente ürünlerde bulunan mikroorganizmaların potansiyel fonksiyonel özelliklerinin araştırılabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Bu tür bulgular gelecekte hangi moleküllerin veya mikroorganizmaların daha ayrıntılı araştırılması gerektiğini belirlemeye yardımcı olabilir.</p>

<p>Bir sonraki bilimsel basamaklardan biri deney hayvanlarında etkinlik ve güvenlilik çalışmalarının yapılması olabilir.</p>

<p>Ancak hayvanlarda başarılı sonuç alınması bile doğrudan insanlarda işe yarayacağı anlamına gelmez.</p>

<p>İnsanlarda etkinlik ve güvenliliğin anlaşılması için ayrıca klinik araştırmalar gerekir.</p>

<p>ARAŞTIRMACILAR DA SONRAKİ AŞAMAYA İŞARET EDİYOR</p>

<p>Prof. Dr. Mahmut Doğan da elde edilen sonuçların ardından çalışmaların ileri aşamalara taşınması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Araştırma hattının hayvan modellerinde ve daha sonra uygun bilimsel koşullar sağlanması halinde insanlarda değerlendirilmesi, laboratuvar bulgularının gerçek klinik öneminin anlaşılması açısından gerekli.</p>

<p>Dolayısıyla bugün için çıkarılabilecek en doğru sonuç şu:</p>

<p>Siyah havuçtaki belirli antosiyaninler ile şalgam suyundan izole edilen belirli laktik asit bakterileri laboratuvar ortamındaki kanser hücrelerinde dikkat çekici etkiler gösterdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fakat bu bulgular henüz siyah havuç veya şalgam suyunun insanlarda kanseri önlediğini ya da tedavi ettiğini kanıtlamıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Siyah havuç, şalgam suyu veya başka bir besin kanser tedavisinin yerine kullanılmamalıdır. Kanser tanısı bulunan kişilerin tedavilerini değiştirmeden veya tamamlayıcı ürün kullanmadan önce onkoloji ekipleriyle görüşmeleri gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü</p>

<p>Food and Bioproducts Processing</p>

<p>Probiotics and Antimicrobial Proteins</p>

<p>Anadolu Ajansı </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/salgam-suyu-ve-siyah-havuc-kanser-hucrelerini-azaltir-mi-arastirmalar-ne-gosteriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0695.jpeg" type="image/jpeg" length="91748"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Serebral Küçük Damar Hastalığı ve Depresyon: 40 Bin Kişilik Analiz Ne Gösterdi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/serebral-kucuk-damar-hastaligi-ve-depresyon-40-bin-kisilik-analiz-ne-gosterdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/serebral-kucuk-damar-hastaligi-ve-depresyon-40-bin-kisilik-analiz-ne-gosterdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Serebral küçük damar hastalığı depresyonla ilişkili bulundu. Yaklaşık 40 bin kişilik yeni analiz, ilişkinin MR’da görülen damar hasarının türüne göre önemli ölçüde değişebildiğini gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Serebral Küçük Damar Hastalığı ve Depresyon: 40 Bin Kişilik Analiz Ne Gösterdi?</p>

<p>Beynin küçük damarlarını etkileyen serebral küçük damar hastalığı (CSVD), depresyonla anlamlı biçimde ilişkili olabilir. Ancak yeni bir sistematik derleme ve meta-analiz, bu ilişkinin beyindeki her damar hasarı bulgusunda aynı güçte olmadığını gösteriyor.</p>

<p>General Hospital Psychiatry dergisinde 8 Eylül 2026'da yayımlanan araştırmada, 2006-2025 yılları arasında yayımlanmış 28 gözlemsel çalışmanın verileri değerlendirildi. Analize yaklaşık 40 bin ileri yaştaki yetişkin dahil edildi.</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca “küçük damar hastalığı var mı?” sorusuna bakmadı. Beyaz madde hiperintensiteleri, genişlemiş perivasküler boşluklar, serebral mikrokanamalar ve laküner enfarktlar gibi farklı MR bulgularının depresyonla ilişkisini ayrı ayrı değerlendirdi.</p>

<p>Sonuç dikkat çekiciydi: Küçük damar hastalığının depresyonla ilişkisi, beyindeki hasarın türüne göre belirgin biçimde değişiyordu.</p>

<p>Serebral küçük damar hastalığı depresyonla ne kadar ilişkili?</p>

<p>Meta-analizde serebral küçük damar hastalığı bulunan kişilerde depresyon görülme olasılığı, hastalığı bulunmayanlara kıyasla daha yüksek bulundu.</p>

<p>Birleştirilmiş sonuçta OR 1,66 olarak hesaplandı (yüzde 95 güven aralığı 1,48-1,87).</p>

<p>Bu sonuç günlük dilde sıklıkla “yüzde 66 daha yüksek risk” şeklinde ifade edilebilse de burada ölçülen değer bir odds oranıdır (OR); doğrudan mutlak risk artışı anlamına gelmez.</p>

<p>Daha önemlisi, tek tek MR bulgularına bakıldığında ilişkinin büyüklüğü aynı değildi.</p>

<p>Beyin MR'ındaki hangi bulgular depresyonla ilişkili?</p>

<p>Araştırmada beyaz madde hiperintensiteleri bulunanlarda depresyonla ilişki için OR 1,40 bulundu.</p>

<p>Beyindeki küçük damarların çevresinde bulunan genişlemiş perivasküler boşluklarda bu değer 1,74'tü.</p>

<p>Serebral mikrokanamalarda ise OR 2,06 olarak hesaplandı. Bu, çalışmada incelenen tekil görüntüleme belirteçleri arasında daha güçlü ilişkilerden biriydi.</p>

<p>Birden fazla küçük damar hastalığı bulgusunu birlikte değerlendiren toplam CSVD yükü skorunda ilişki daha da belirgindi ve OR 2,62 olarak bildirildi.</p>

<p>Ancak laküner enfarktlar için aynı tablo görülmedi. Laküner enfarkt ile depresyon arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı değildi (OR 1,25; p=0,344).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu ayrım önemli: “Beyindeki her küçük damar hasarı depresyon riskini aynı şekilde artırıyor” sonucuna varmak mevcut verilerle doğru değil.</p>

<p>Beyaz madde hiperintensiteleri nedir?</p>

<p>Beyaz madde hiperintensiteleri, özellikle ileri yaşlarda beyin MR'ında sık görülebilen parlak alanlardır. Küçük damar hastalığının önemli görüntüleme işaretlerinden biri kabul edilir.</p>

<p>Hipertansiyon ve yaşlanma başta olmak üzere çeşitli vasküler faktörlerle ilişkili olabilirler.</p>

<p>Önceki araştırmalarda da daha fazla beyaz madde hiperintensitesinin özellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan depresif belirtilerle ilişkili olabileceğine dair bulgular elde edilmişti.</p>

<p>2020'de yayımlanan ve uzunlamasına kohort çalışmalarını değerlendiren başka bir meta-analizde de başlangıçtaki beyaz madde hiperintensiteleri daha sonra ortaya çıkan depresyonla ilişkili bulunmuştu.</p>

<p>Beyindeki damar hastalığı depresyonu nasıl etkileyebilir?</p>

<p>Bu sorunun kesin yanıtı henüz bilinmiyor.</p>

<p>Öne çıkan açıklamalardan biri “vasküler depresyon” hipotezi.</p>

<p>Beyindeki küçük damarların hasarlanması zamanla beyaz maddenin yapısını ve beynin farklı bölgeleri arasındaki bağlantıları etkileyebilir. Özellikle duygu durumunun düzenlenmesinde görev alan frontal ve subkortikal sinir ağlarındaki bozulmanın depresif belirtilerin ortaya çıkmasına katkıda bulunabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Daha önce yapılan difüzyon MR çalışmalarında da küçük damar hastalığı bulunan ve depresif belirtiler yaşayan kişilerde beyaz madde bütünlüğündeki bozulmayla depresif belirtiler arasında bağlantılar gösterildi.</p>

<p>Ancak bu mekanizma henüz neden-sonuç ilişkisi olarak kanıtlanmış değil.</p>

<p>Yeni başlayan depresyonla da bağlantı bulundu</p>

<p>Araştırmacılar depresyonun farklı türlerini ayrıca değerlendirdi.</p>

<p>Serebral küçük damar hastalığı ile daha sonra ortaya çıkan yeni depresyon arasındaki birleştirilmiş ilişki OR 1,44 olarak hesaplandı.</p>

<p>İnme sonrası depresyon için ise OR 2,00 bulundu.</p>

<p>Bu sonuçlar, küçük damar hastalığı ile depresyon arasındaki ilişkinin kişinin klinik durumuna göre de değişebileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Etnik gruplar arasında farklı sonuçlar</p>

<p>Meta-analizin dikkat çeken sonuçlarından biri de popülasyonlar arasındaki farklılıktı.</p>

<p>Asya popülasyonlarında CSVD ile depresyon arasındaki birleştirilmiş OR 2,17 iken, Asya dışındaki popülasyonlarda 1,39 olarak hesaplandı.</p>

<p>Ancak bu sonuç, etnik kökenin tek başına depresyon riskini belirlediği şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Araştırmalar arasındaki yaş, damar hastalığı yükü, sağlık koşulları, depresyonun değerlendirilme yöntemi ve diğer klinik farklılıklar sonuçları etkileyebilir. Bu nedenle araştırmacılar daha standart yöntemlerle yapılacak ileri çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguluyor.</p>

<p>MR'da küçük damar hastalığı görülmesi depresyon gelişeceği anlamına gelir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Araştırmanın en önemli sınırı burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>İncelenen çalışmalar gözlemseldi. Bu nedenle küçük damar hastalığının depresyona doğrudan neden olduğu söylenemez.</p>

<p>İki durum ortak risk faktörlerinden etkileniyor olabilir. Ayrıca ilişkinin iki yönlü olabileceği ihtimali de dışlanmış değil.</p>

<p>Dolayısıyla beyin MR'ında beyaz madde hiperintensitesi, genişlemiş perivasküler boşluk veya mikrokanama görülmesi kişinin depresyon geliştireceği anlamına gelmez.</p>

<p>Aynı şekilde depresyon tanısı koymak için beyin MR'ı tek başına kullanılamaz.</p>

<p>Araştırma neden önemli?</p>

<p>Çalışmanın önemli yanı, serebral küçük damar hastalığını tek bir hastalık yükü olarak değerlendirmek yerine farklı görüntüleme belirteçlerini ayrı ayrı karşılaştırması.</p>

<p>Sonuçlar, özellikle ileri yaşlarda beyin damar sağlığı ile ruh sağlığının tamamen birbirinden bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğine ilişkin mevcut bilimsel kanıtları güçlendiriyor.</p>

<p>Ancak çalışma bir tarama veya tedavi protokolü önermiyor. Bulguların depresyonun önlenmesi ya da tedavisinde MR kullanımını değiştirebilmesi için ileriye dönük ve standartlaştırılmış çalışmalar gerekiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve tanı veya tedavi önerisi değildir. Beyin MR'ında küçük damar hastalığı bulgusu bulunması depresyon tanısı anlamına gelmez. Depresyon belirtileri veya nörolojik yakınmalar için hekim değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Yang Z, Shi Y, Wu J ve ark. General Hospital Psychiatry, 2026. Imaging marker-specific associations between cerebral small vessel disease and depression: a systematic review and meta-analysis.</p>

<p>Psychiatric News Alert. Cerebral Small Vessel Disease Poses Varied Depression Risks. 15 Eylül 2026.</p>

<p>Fang Y, Qin T, Liu W ve ark. Journal of the American Heart Association, 2020. Cerebral Small-Vessel Disease and Risk of Incidence of Depression: A Meta-Analysis of Longitudinal Cohort Studies.</p>

<p>Brookes RL, Herbert V, Lawrence AJ ve ark. Neurology, 2014. Depression in small-vessel disease relates to white matter ultrastructural damage, not disability. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/serebral-kucuk-damar-hastaligi-ve-depresyon-40-bin-kisilik-analiz-ne-gosterdi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0693.jpeg" type="image/jpeg" length="46197"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı 26.673 Personel Alımı 2026: Başvurular Başladı mı, Hangi Kadrolar Var?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/saglik-bakanligi-26673-personel-alimi-2026-basvurular-basladi-mi-hangi-kadrolar-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/saglik-bakanligi-26673-personel-alimi-2026-basvurular-basladi-mi-hangi-kadrolar-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı’nın 26 bin 673 sözleşmeli sağlık personeli istihdam edeceğine ilişkin haberler yeniden gündemde. Ancak sayı yeni açıklanmış genel bir KPSS alımı değil. 2025’te yayımlanan 4924 kapsamındaki kararda 26.673 pozisyonun 26.635’i tabip ve uzman tabiplere ayrılıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>SAĞLIK BAKANLIĞI 26 BİN 673 PERSONEL ALIMINDA GERÇEK TABLO</p>

<p>Sağlık Bakanlığının 26 bin 673 personel alacağına ilişkin haberler yeniden gündeme geldi.</p>

<p>Hemşire, ebe, sağlık teknikeri, diyetisyen ve diğer sağlık mesleklerinden binlerce aday "26 bin 673 personel alımı başladı mı?", "Başvurular ne zaman?" ve "Kaç hemşire alınacak?" sorularına yanıt arıyor.</p>

<p>Ancak gündemdeki 26.673 sayısının neyi ifade ettiğini doğru anlamak gerekiyor.</p>

<p>Bu sayı Eylül 2026'da açıklanan yeni bir genel personel alım kararı değil.</p>

<p>26.673 SAYISI NEREDEN GELİYOR?</p>

<p>Söz konusu sayı, 20 Ekim 2025 tarihli ve 2025/404 sayılı Cumhurbaşkanı Kararına dayanıyor.</p>

<p>Karar 21 Ekim 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>Düzenlemeyle 4924 sayılı Kanun kapsamında, eleman temininde güçlük çekilen yerlerde ve hizmet dallarında 2026 yılında sözleşmeli sağlık personeli istihdam edilecek hizmet birimleri ve pozisyon sayıları belirlendi.</p>

<p>Karar 1 Ocak 2026'dan itibaren uygulanmak üzere toplam 26 bin 673 pozisyon öngörüyor.</p>

<p>26 BİN 673 KADRONUN 26 BİN 635'İ HEKİMLERE AYRILDI</p>

<p>Resmî listedeki dağılım, internette oluşan "26 bin sağlık çalışanı alınacak" algısından oldukça farklı.</p>

<p>2026 yılı için belirlenen pozisyonların dağılımı şöyle:</p>

<p>Uzman tabip: 22.983</p>

<p>Tabip: 3.652</p>

<p>Sağlık memuru: 25</p>

<p>Ebe: 9</p>

<p>Hemşire: 2</p>

<p>Diyetisyen: 1</p>

<p>Sağlık teknikeri: 1</p>

<p>Toplam: 26.673</p>

<p>Buna göre uzman tabip ve tabip pozisyonlarının toplamı 26 bin 635.</p>

<p>Başka bir ifadeyle 26.673 pozisyonun yaklaşık yüzde 99,9'u hekimlere ayrılmış durumda.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HEKİM DIŞI POZİSYON SAYISI SADECE 38</p>

<p>Resmî listedeki hekim dışı pozisyonlar toplandığında sayı 38 oluyor.</p>

<p>Bunlar:</p>

<p>25 sağlık memuru,</p>

<p>9 ebe,</p>

<p>2 hemşire,</p>

<p>1 diyetisyen,</p>

<p>1 sağlık teknikeri.</p>

<p>Bu nedenle söz konusu kararı "26 bin 673 hemşire, ebe ve sağlık teknikeri alımı" şeklinde yorumlamak doğru değil.</p>

<p>HEMŞİRE KONTENJANI KAÇ?</p>

<p>2025/404 sayılı kararın ekindeki resmî tabloda hemşire unvanı için toplam 2 pozisyon bulunuyor.</p>

<p>Her iki pozisyon da yataklı tedavi hizmetleri altında gösteriliyor.</p>

<p>Dolayısıyla bu karar kapsamında binlerce hemşire kontenjanı bulunmuyor.</p>

<p>EBE KONTENJANI KAÇ?</p>

<p>Ebe unvanında toplam 9 pozisyon yer alıyor.</p>

<p>Bunların biri ilçe sağlık müdürlüğü/toplum sağlığı merkezi, sekizi ise sağlık evi hizmet birimleri için gösteriliyor.</p>

<p>SAĞLIK TEKNİKERİ VE DİYETİSYEN SAYISI KAÇ?</p>

<p>Kararda sağlık teknikeri için 1, diyetisyen için de 1 pozisyon bulunuyor.</p>

<p>Sağlık teknikeri pozisyonu acil sağlık hizmetleri, diyetisyen pozisyonu ise yataklı tedavi hizmetleri altında yer alıyor.</p>

<p>26.673 PERSONEL ALIMI İÇİN BAŞVURULAR BAŞLADI MI?</p>

<p>Burada "tek seferde 26.673 kişilik yeni bir KPSS tercih başvurusu" beklentisi yanıltıcı olabilir.</p>

<p>2025/404 sayılı karar, 2026 yılında 4924 sayılı Kanun kapsamında kullanılacak sözleşmeli sağlık personeli pozisyonlarını ve hizmet birimlerini belirleyen bir düzenleme.</p>

<p>Bu karar tek başına bütün pozisyonlar için aynı anda ÖSYM üzerinden başvuru açıldığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Nitekim 2026 içerisinde bazı il sağlık müdürlükleri 4924 kapsamındaki boş uzman tabip pozisyonları için dönemsel ilanlar yayımladı.</p>

<p>Örneğin İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, 2026/1. dönem için 4924 sayılı Kanuna tabi sözleşmeli uzman tabip başvuru ilanı yayımladı.</p>

<p>Benzer dönemsel işlemler farklı illerde de gerçekleştirildi.</p>

<p>4924 SAYILI KANUN NEDİR?</p>

<p>4924 sayılı Kanun, eleman temininde güçlük çekilen yerlerde ve hizmet dallarında sağlık hizmetlerinin etkili ve verimli yürütülebilmesi amacıyla sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasına ilişkin düzenlemeleri içeriyor.</p>

<p>Bu sistem klasik anlamdaki merkezi KPSS sağlık personeli alımıyla birebir aynı süreç değil.</p>

<p>Bu nedenle 4924 kapsamında belirlenen pozisyon sayısını doğrudan yeni bir merkezi KPSS tercih kontenjanı olarak değerlendirmemek gerekiyor.</p>

<p>NEDEN 26.673 SAYISI YENİDEN GÜNDEMDE?</p>

<p>Son günlerde birçok internet sitesinde "Sağlık Bakanlığı 26.673 personel alımı ne zaman?" ve "Başvurular başladı mı?" başlıklı içerikler yeniden yayımlanmaya başladı.</p>

<p>Bu durum, yaklaşık 11 ay önce yayımlanan kararın yeni bir personel alım duyurusu olduğu izlenimini oluşturabiliyor.</p>

<p>Oysa kararın tarihi 20 Ekim 2025.</p>

<p>Karar, 2026 yılında uygulanacak 4924 kapsamındaki pozisyon planlamasını düzenliyor.</p>

<p>YENİ HEKİM DIŞI PERSONEL ALIMI AYRI BİR KONU</p>

<p>Hemşire, ebe, sağlık teknikeri, fizyoterapist, diyetisyen ve diğer sağlık meslek gruplarının beklediği geniş kapsamlı yeni personel alımıyla 26.673 pozisyonluk karar birbirine karıştırılmamalı.</p>

<p>Yeni bir merkezi KPSS personel alımı yapılması halinde;</p>

<p>toplam kontenjan,</p>

<p>branş dağılımı,</p>

<p>KPSS puan türleri,</p>

<p>nitelik kodları,</p>

<p>tercih tarihleri</p>

<p>ve başvuru koşulları ayrıca yayımlanacak resmî duyuru ve tercih kılavuzuyla kesinleşecek.</p>

<p>Dolayısıyla sosyal medyada dolaşan "26 bin 673 yeni hemşire ve sağlık personeli alımı başlıyor" benzeri ifadeler resmî tablonun içeriğini doğru yansıtmıyor.</p>

<p>SAĞLIKÇILAR HANGİ DUYURULARI TAKİP ETMELİ?</p>

<p>Yeni merkezi sağlık personeli alımı bekleyen adayların Sağlık Bakanlığı, ÖSYM ve ilgili resmî kurumların duyurularını esas alması gerekiyor.</p>

<p>Özellikle başvuru tarihi veya branş kontenjanı açıklanmadan yayılan listelere ihtiyatla yaklaşılmalı.</p>

<p>Tıbbiye Bülteni, yeni hekim dışı personel alımına ilişkin resmî tercih kılavuzu veya kadro dağılımı yayımlandığında ayrıntıları ayrıca haberleştirecek.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/saglik-bakanligi-26673-personel-alimi-2026-basvurular-basladi-mi-hangi-kadrolar-var</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 08:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0692.jpeg" type="image/jpeg" length="68036"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Soğan Dolması Tarifi: Kıymalı Tam Ölçülü Ev Usulü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sogan-dolmasi-tarifi-kiymali-tam-olculu-ev-usulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sogan-dolmasi-tarifi-kiymali-tam-olculu-ev-usulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Soğan dolması tarifi; haşlanmış soğan katlarının kıyma, pirinç, salça ve baharatlı harçla doldurulup tencerede ağır ağır pişirilmesiyle hazırlanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Soğan Dolması Tarifi: Kıymalı Tam Ölçülü Ev Usulü</p>

<p>Soğan dolması, büyük kuru soğanların kısa süre haşlanıp katlarına ayrılması ve bu yaprakların kıymalı-pirinçli iç harçla doldurulmasıyla hazırlanan geleneksel yemeklerden biri. İyi bir soğan dolmasında dış katlar kolay kesilecek kadar yumuşak, iç harç ise sulu fakat pirinci lapa olmayacak kıvamda olmalı.</p>

<p>Tarifin en kritik aşaması soğanı doğru sürede haşlamak. Yeterince yumuşamayan soğan katları sarılırken kırılabilir; fazla haşlananlar ise elinizde parçalanabilir.</p>

<p>İç harcı da soğan katlarına sıkıştırarak doldurmamak gerekiyor. Pirinç pişerken hacim kazandığı için küçük bir genişleme payı bırakılması daha düzgün dolmalar elde edilmesini sağlıyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Soğan yemeğin sebze temelini oluştururken kıyma protein sağlar. Pirinç ise tarifin temel karbonhidrat kaynağıdır.</p>

<p>Evde hazırlanması kullanılan kıymanın yağ oranı, pirinç, tuz ve ilave yağ miktarının kontrol edilmesine olanak verir.</p>

<p>Bu tarifte lezzeti artırmak için çok miktarda tereyağı yerine ölçülü zeytinyağı, domates salçası, sumak, karabiber, nane ve maydanozdan yararlanılıyor.</p>

<p>Bununla birlikte soğan dolmasını yalnızca içindeki sebze nedeniyle “düşük kalorili” olarak tanımlamak doğru değildir. Kıyma, pirinç, yağ ve gerçek porsiyon büyüklüğü toplam enerji miktarını belirler.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 35 dakika<br />
Pişirme süresi: 45-50 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 1 saat 25 dakika<br />
Kaç kişilik: 6 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 4-5 orta boy dolma<br />
Zorluk: Orta<br />
Öğün: Öğle / akşam yemeği<br />
Kategori: Sağlıklı Tarifler</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 370 kcal<br />
Protein: 21 g<br />
Karbonhidrat: 38 g<br />
Yağ: 16 g<br />
Lif: 4-5 g</p>

<p>Değerler yaklaşık 1,2 kilogram kuru soğan, 500 gram orta yağlı dana kıyma, 160 gram kuru pirinç ve 30 ml zeytinyağı üzerinden altı porsiyon dikkate alınarak yaklaşık hesaplanmıştır.</p>

<p>Soğanların gerçek büyüklüğü, kıymanın yağ oranı, kullanılan pirinç ve yağ miktarı ile porsiyonlama değerleri değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>8 adet büyük kuru soğan, yaklaşık 1,2 kilogram</p>

<p>İç harcı için:</p>

<p>500 gram orta yağlı dana kıyma<br />
160 gram pirinç<br />
1 küçük kuru soğan, yaklaşık 80 gram<br />
1 orta boy domates, yaklaşık 120 gram<br />
1 yemek kaşığı domates salçası<br />
2 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 30 ml<br />
Yarım demet maydanoz<br />
1 tatlı kaşığı kuru nane<br />
1 tatlı kaşığı sumak<br />
Yarım çay kaşığı kimyon<br />
1 çay kaşığı karabiber<br />
Yarım çay kaşığı kırmızı toz biber<br />
Kontrollü miktarda tuz</p>

<p>Pişirme sosu için:</p>

<p>1 yemek kaşığı domates salçası<br />
500 ml sıcak su<br />
1 yemek kaşığı nar ekşisi, isteğe bağlı<br />
1 tatlı kaşığı sumak<br />
1 yemek kaşığı taze limon suyu</p>

<p>Soğan dolması nasıl yapılır?</p>

<p>1. Büyük ve mümkün olduğunca düzgün şekilli kuru soğanlar seçin. Çok küçük soğanların katlarını doldurmak zor olabilir.</p>

<p>2. Soğanların kabuklarını soyun.</p>

<p>3. Kök bölümünü tamamen kesip katları dağıtmak yerine yalnızca kuru kısmını temizleyin.</p>

<p>4. Her soğana dıştan merkeze doğru tek bir dikey kesik atın. Soğanı tamamen iki parçaya ayırmayın. Bu kesik, haşlandıktan sonra katların kolayca ayrılmasını sağlayacaktır.</p>

<p>5. Geniş bir tencerede bol su kaynatın.</p>

<p>6. Soğanları kaynar suya dikkatlice bırakın.</p>

<p>7. Yaklaşık 8-12 dakika kontrollü biçimde haşlayın. Süre soğanların büyüklüğüne göre değişebilir.</p>

<p>8. Soğanın dış katları esnemeye ve birbirinden ayrılmaya başladığında tencereden çıkarın.</p>

<p>9. Soğanları süzgece alıp el yakmayacak sıcaklığa gelene kadar bekletin.</p>

<p>10. Dış katlardan başlayarak soğan yapraklarını dikkatlice birbirinden ayırın.</p>

<p>11. Büyük katları dolma için ayırın. Çok küçük iç bölümleri ise iç harca eklemek üzere ince doğrayabilirsiniz.</p>

<p>12. Pirinci soğuk su altında birkaç kez yıkayın ve iyice süzün.</p>

<p>13. İç harçta kullanacağınız küçük soğanı ve ayırdığınız soğan içlerini ince doğrayın.</p>

<p>14. Domatesi rendeleyin veya çok küçük küpler halinde doğrayın.</p>

<p>15. Geniş bir karıştırma kabına kıyma, çiğ pirinç, doğranmış soğan, domates ve salçayı alın.</p>

<p>16. Zeytinyağı, ince kıyılmış maydanoz, nane, sumak, kimyon, karabiber, kırmızı toz biber ve kontrollü miktarda tuz ekleyin.</p>

<p>17. Harcı bütün malzemeler eşit dağılana kadar karıştırın. Köfte yapar gibi uzun süre yoğurmayın.</p>

<p>18. Bir soğan katını avucunuza veya kesme tahtasına alın.</p>

<p>19. Geniş kenarına yaklaşık 1 tatlı kaşığı veya yaprağın büyüklüğüne göre biraz daha fazla iç harç koyun.</p>

<p>20. Soğan katını kendi doğal kıvrımını takip ederek harcın çevresine sarın.</p>

<p>21. Dolmaları gereğinden sıkı sarmayın. Pirincin pişerken genişleyebilmesi için küçük bir hareket alanı kalmalıdır.</p>

<p>22. Aynı işlemi bütün uygun soğan katları bitene kadar tekrarlayın.</p>

<p>23. Kullanılmayan küçük soğan parçalarını geniş ve kalın tabanlı tencerenin dibine yayın.</p>

<p>24. Hazırlanan dolmaları birleşme noktaları aşağıya gelecek şekilde tencereye yan yana dizin.</p>

<p>25. Dolmaların birbirini hafifçe desteklemesi pişerken açılmalarını azaltabilir.</p>

<p>26. Pişirme sosu için domates salçasını sıcak suyla tamamen açın.</p>

<p>27. Kullanacaksanız nar ekşisi, sumak ve limon suyunu ekleyip karıştırın.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>28. Sosu tencerenin kenarından yavaşça dökün. Sıvının dolmaların yaklaşık yarısına ulaşması yeterlidir.</p>

<p>29. Dolmaların üzerine ısıya dayanıklı düz bir tabak kapatın. Bu yöntem kaynama sırasında hareket etmelerini azaltır.</p>

<p>30. Tencerenin kapağını kapatın ve orta ateşte kaynama noktasına getirin.</p>

<p>31. Kaynama başladığında ateşi kısın.</p>

<p>32. Soğan dolmalarını yaklaşık 40-50 dakika kısık ateşte pişirin.</p>

<p>33. Yaklaşık 40. dakikadan itibaren bir dolmayı kontrol edin. Soğan kolay kesilmeli, pirinç tamamen yumuşamış olmalı ve kıymada çiğ bölüm kalmamalıdır.</p>

<p>34. Kıyma içeren harcın tamamen piştiğinden emin olun. Mutfak termometresi kullanılıyorsa kıymalı karışımın merkezinde yaklaşık 71 derece güvenli pişirme açısından temel referanslardan biridir.</p>

<p>35. Pirinç sert kaldığı halde tencerede sıvı azalmışsa kenardan az miktarda sıcak su ekleyin.</p>

<p>36. Dolmalar piştiğinde ocağı kapatın.</p>

<p>37. Kapağı açmadan yaklaşık 10-15 dakika dinlendirin.</p>

<p>38. Sıcak veya ılık servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Soğan dolmasının en önemli noktası haşlama süresi. Yaprakların sarılabilecek kadar esnemesi gerekiyor ancak tamamen pişip parçalanmaması lazım.</p>

<p>Soğan katlarını ayırırken zorlanıyorsanız iç kısımları tekrar kaynar suya 2-3 dakika bırakabilirsiniz. Böylece dış katlar gereğinden fazla haşlanmadan iç katları yumuşatabilirsiniz.</p>

<p>Dolmaları çok sıkı sarmayın. Pirincin genişlemesi için yer bırakılmadığında dolmalar açılabilir veya iç harç gereğinden yoğun kalabilir.</p>

<p>Sosu dolmaların üzerine boca etmek yerine tencerenin kenarından dökün. Böylece yeni sarılmış dolmaların açılma riski azalır.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Kıymanın yağ oranını kontrol etmek toplam doymuş yağ miktarını azaltmaya yardımcı olabilir. Orta veya daha düşük yağ oranlı kıyma tercih edilebilir.</p>

<p>İlave yağı göz kararı dökmek yerine ölçerek kullanmak porsiyon başına enerji miktarını kontrol etmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Nar ekşisi kullanılacaksa ürün etiketini kontrol edin. Nar ekşili sos adıyla satılan bazı ürünlerde ilave şeker bulunabilir. Saf nar ekşisi kullanılabilir veya tariften tamamen çıkarılabilir.</p>

<p>Tuz miktarını artırmak yerine sumak, nane, karabiber, maydanoz ve limondan yararlanılabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Kıymalı soğan dolması, et tüketen kişiler için protein, sebze ve tahılı aynı yemekte buluşturan doyurucu bir ana öğündür.</p>

<p>Tarifin temel malzemelerinde gluten içeren tahıl bulunmaz. Ancak çölyak hastalığı bulunan kişilerin pirinç, salça, baharat ve nar ekşisi gibi paketli ürünlerin etiketlerini ve çapraz bulaşma riskini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Standart tarif yumurta ve süt ürünü içermez.</p>

<p>Soğan dolması kaç kaloridir?</p>

<p>Bu ölçüler altı eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 370 kalori sağlayabilir.</p>

<p>Kıymanın yağ oranı, pirinç ve zeytinyağı miktarı, dolmaların büyüklüğü ve gerçek porsiyon sayısı toplam enerji değerini değiştirebilir.</p>

<p>Soğan dolması için soğan kaç dakika haşlanır?</p>

<p>Büyük kuru soğanlar yaklaşık 8-12 dakika haşlanabilir. Ancak kesin süre soğanın büyüklüğüne ve çeşidine bağlıdır.</p>

<p>Dakikadan daha önemli gösterge, katların kırılmadan ayrılabilecek ve sarılabilecek kadar esnek hale gelmesidir.</p>

<p>Soğan dolmasının iç harcı çiğ mi hazırlanır?</p>

<p>Bu tarifte kıyma ve pirinç çiğ olarak kullanılır. İç harç soğan katlarının içinde tencerede tamamen pişer.</p>

<p>Bu nedenle hem pirincin yumuşadığından hem de kıymanın tamamen piştiğinden emin olunmalıdır.</p>

<p>Soğan dolması neden dağılıyor?</p>

<p>Soğan katlarının fazla haşlanması, iç harcın gereğinden fazla doldurulması veya dolmaların tencereye gevşek yerleştirilmesi başlıca nedenlerdir.</p>

<p>Üzerlerine ısıya dayanıklı düz bir tabak kapatmak da kaynama sırasında hareket etmelerini azaltabilir.</p>

<p>Soğan dolmasının yanına ne gider?</p>

<p>Sade veya sarımsaklı yoğurt soğan dolmasının en klasik eşlikçilerinden biridir.</p>

<p>Yanında bol yeşillikli mevsim salatası servis edilebilir. Dolmanın içinde zaten pirinç bulunduğu için ayrıca büyük porsiyon pilav eklemek gerekli değildir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Kıyma içeren soğan dolması piştikten sonra oda sıcaklığında uzun süre bırakılmamalıdır.</p>

<p>Artan dolmaları uygun şekilde soğuttuktan sonra kapalı bir kapta buzdolabında muhafaza edin.</p>

<p>Yeniden ısıtırken tencereye birkaç yemek kaşığı su ekleyip kapaklı şekilde kısık ateşte ısıtmak soğan katlarının kurumasını azaltabilir.</p>

<p>Yoğurtla servis edilecekse yoğurdu saklama sırasında dolmalardan ayrı tutmak daha uygundur.</p>

<p>Soğan dolması, günlük yemeklerde çoğunlukla doğranarak kullanılan kuru soğanı bu kez yemeğin dış katmanına dönüştüren farklı bir geleneksel tarif.</p>

<p>Başarılı sonuç için üç nokta belirleyici: soğanları yalnızca sarılabilecek kadar haşlamak, kıymalı-pirinçli harcı fazla doldurmamak ve dolmaları kısık ateşte yeterli süre pişirmek.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central<br />
USDA – Food Safety and Inspection Service </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sogan-dolmasi-tarifi-kiymali-tam-olculu-ev-usulu</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 06:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0691.jpeg" type="image/jpeg" length="43227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[87 Klinik Çalışma İncelendi: Tam Tahılda Faydanın Belirginleştiği Miktar Dikkat Çekti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/87-klinik-calisma-incelendi-tam-tahilda-faydanin-belirginlestigi-miktar-dikkat-cekti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/87-klinik-calisma-incelendi-tam-tahilda-faydanin-belirginlestigi-miktar-dikkat-cekti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[87 randomize klinik çalışmanın meta-analizi, tam tahıl tüketiminin kolesterol, tansiyon, kan şekeri ve vücut ağırlığında küçük iyileşmelerle ilişkili olduğunu; etkinin miktara göre değiştiğini gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tam tahılların kalp sağlığına katkısı uzun süredir gözlemsel araştırmalarla ilişkilendiriliyordu. European Heart Journal’da 15 Eylül 2026’da yayımlanan yeni sistematik derleme ve meta-analiz ise 87 randomize klinik çalışmayı bir araya getirerek tam tahılların kolesterol, kan basıncı, kan şekeri, vücut ağırlığı ve bazı inflamasyon göstergeleri üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>

<p>Sonuçlar, daha fazla tam tahıl tüketiminin birden fazla kardiyometabolik risk göstergesinde küçük ancak ölçülebilir iyileşmelerle ilişkili olduğunu gösterdi. Bununla birlikte çalışma, “belirli miktarda tam tahıl yemek kalp hastalığını önler” sonucunu doğrudan kanıtlamıyor. Araştırmada kalp krizi veya inme gibi klinik sonlanımlardan çok, bu hastalıklarla ilişkili risk faktörleri incelendi.</p>

<p>87 randomize çalışma ne gösterdi?</p>

<p>Araştırmacılar 101 yayında bildirilen 87 randomize çalışmayı meta-analize dahil etti. Çalışmalar toplam 6 binden fazla katılımcıyı kapsıyordu.</p>

<p>Doz-yanıt analizinde günlük kuru ağırlık olarak her 48 gramlık tam tahıl artışı; yaklaşık 90 gram tüketime veya üç porsiyona karşılık gelecek şekilde değerlendirildi.</p>

<p>Bu miktardaki artış ortalama olarak:</p>

<p>Vücut ağırlığında yaklaşık 0,20 kilogram azalma,</p>

<p>Bel çevresinde yaklaşık 0,22 santimetre azalma,</p>

<p>Toplam kolesterolde 0,10 mmol/L azalma,</p>

<p>LDL kolesterolde 0,07 mmol/L azalma,</p>

<p>Trigliseritte 0,04 mmol/L azalma,</p>

<p>Açlık kan şekerinde 0,03 mmol/L azalma,</p>

<p>Sistolik kan basıncında yaklaşık 0,82 mmHg azalma</p>

<p>ile ilişkili bulundu.</p>

<p>İnterlökin-6 gibi bazı inflamasyon göstergelerinde de düşüş saptandı.</p>

<p>Bu değişikliklerin çoğunun bireysel düzeyde küçük olduğu özellikle vurgulanmalı. Çalışmanın önemi, tek bir risk göstergesinde büyük bir değişiklik göstermesinden ziyade birden fazla kardiyometabolik göstergenin aynı yönde değiştiğine ilişkin randomize çalışma kanıtlarını bir araya getirmesi.</p>

<p>Tam tahıl ne kadar tüketilmeli?</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri doz-yanıt analizi oldu.</p>

<p>Çoğu kardiyometabolik gösterge açısından en belirgin iyileşmeler günlük yaklaşık 60–100 gram kuru ağırlıktaki tam tahıl tüketiminde görüldü. Araştırmacılar bunun yaklaşık 115–190 gram yenmeye hazır tam tahıllı gıdaya veya yaklaşık 4–6 porsiyona karşılık geldiğini belirtti.</p>

<p>Ancak bu rakamların herkes için kesin bir “ideal doz” olarak değerlendirilmesi doğru değil.</p>

<p>Çünkü farklı sonuçlar için en güçlü ilişkinin görüldüğü miktarlar değişti ve özellikle çok yüksek tüketim düzeylerinde veri sayısı azaldı. Araştırmacılar da kesin bir üst veya optimum eşik belirlemek için daha uzun süreli ve iyi tasarlanmış randomize çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguladı.</p>

<p>Üç porsiyonda da etkiler başlayabilir</p>

<p>Analizde bazı yararlı değişikliklerin daha düşük tüketim düzeylerinde ortaya çıkmaya başladığı görüldü. Genel olarak günlük 30–40 gram kuru ağırlık civarında bazı kardiyometabolik göstergelerde iyileşmeler belirginleşmeye başladı.</p>

<p>CNN’in araştırmayı aktardığı haberde yaklaşık üç porsiyonluk günlük tüketimin iki dilim tam buğday ekmeği ve bir kase yulaf ezmesine yakın olabileceği örneği verildi.</p>

<p>Ancak porsiyon büyüklüğü ürünün türüne, su içeriğine ve nasıl hazırlandığına göre değişebildiği için gram ve porsiyon ifadeleri birebir aynı kabul edilmemeli.</p>

<p>Tam tahıllar neden rafine tahıllardan farklı?</p>

<p>Tam tahıllarda tahıl tanesinin kepek, endosperm ve rüşeym bölümleri korunur. Rafine tahıllarda ise işleme sırasında özellikle kepek ve rüşeymin önemli bölümü uzaklaştırılabilir.</p>

<p>Bu nedenle tam tahıllar genellikle daha fazla lifin yanı sıra vitaminler, mineraller ve çeşitli biyoaktif bileşenler sağlar.</p>

<p>Yulaf, tam buğday, çavdar, bulgur, esmer pirinç, arpa ve benzeri ürünler uygun şekilde hazırlandığında tam tahıl kaynakları arasında yer alabilir.</p>

<p>Yeni meta-analizde de tahıl türüne göre bazı farklılıklar görüldü. Örneğin yulafın lipid göstergelerinde, esmer pirincin lipid ve inflamasyon göstergelerinde, çavdarın ise vücut kompozisyonuyla ilişkili bazı ölçümlerde daha belirgin sonuçlar verdiğine ilişkin sinyaller bulundu. Ancak araştırmacılar bu alt grup bulgularının kesin sonuçlar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Tam tahıllı ekmek seçerken etikete dikkat</p>

<p>Bir ekmeğin koyu renkli olması onun mutlaka tam tahıllı olduğu anlamına gelmez. Benzer şekilde “çok tahıllı” veya “tahıllarla yapılmıştır” gibi ifadeler ürünün ağırlıklı olarak tam tahıldan üretildiğini garanti etmez.</p>

<p>Bu nedenle ürünün içerik listesine bakılması önemlidir. Tam buğday unu veya başka bir tam tahılın içerik listesinin başında bulunması, ürünün tahıl kaynağı hakkında daha yararlı bilgi verir.</p>

<p>Ayrıca ürünün yalnızca tam tahıl içermesine değil; ilave şeker, doymuş yağ ve özellikle ekmek gibi ürünlerde sodyum miktarına da bakılmalıdır.</p>

<p>Tam tahıl eklemek mi, beyaz tahılın yerine koymak mı?</p>

<p>Kalp sağlığı açısından önemli noktalardan biri tam tahılı mevcut beslenmeye fazladan eklemek yerine rafine tahılların yerine tercih etmektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örneğin beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek, beyaz pirinç yerine esmer pirinç veya rafine tahıllı kahvaltılık ürünler yerine yulaf tercih etmek toplam enerji alımını gereksiz yere artırmadan beslenmenin niteliğini değiştirebilir.</p>

<p>Yeni meta-analizin yazarları da tam tahıl miktarının artırıldığı çalışmalarda bunun çoğu zaman başka gıdaların yerini aldığını ve sonuçların yorumlanmasında bu değişimin dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği ne öneriyor?</p>

<p>American Heart Association’ın 2026 beslenme rehberi, kalp sağlığı için rafine tahıllar yerine çoğunlukla tam tahıllardan yapılan gıdaların tercih edilmesini öneriyor.</p>

<p>Ancak rehber tek bir besini veya kesin bir tam tahıl miktarını kalp hastalığını önleyen “sihirli” çözüm olarak görmüyor.</p>

<p>Kalp sağlığını destekleyen beslenme modeli; sebze ve meyvelerin, tam tahılların ve sağlıklı protein kaynaklarının ağırlıkta olduğu; doymuş yağ, ilave şeker, fazla sodyum ve aşırı işlenmiş gıdaların sınırlandırıldığı genel bir beslenme düzenine dayanıyor.</p>

<p>Tam tahıl tek başına kalp hastalığını önler mi?</p>

<p>Hayır. Yeni çalışma böyle bir sonuç göstermiyor.</p>

<p>Araştırmada vücut ağırlığı, bel çevresi, LDL kolesterol, kan basıncı ve kan şekeri gibi kardiyometabolik risk göstergeleri değerlendirildi. Bu göstergelerdeki iyileşmeler kalp-damar sağlığı açısından olumlu kabul edilse de çalışma doğrudan kalp krizi, inme veya kardiyovasküler ölüm riskinin ne kadar azaldığını belirlemek üzere tasarlanmadı.</p>

<p>Bununla birlikte daha önce yayımlanan büyük prospektif çalışmaların meta-analizlerinde daha yüksek tam tahıl tüketimi daha düşük koroner kalp hastalığı ve kardiyovasküler hastalık riskiyle ilişkilendirilmişti.</p>

<p>Yeni çalışma bu gözlemsel bağlantıların altında yatan olası mekanizmalara ilişkin randomize çalışma kanıtlarını güçlendiriyor.</p>

<p>Sonuç: Küçük değişiklikler aynı yönde</p>

<p>87 randomize çalışmanın sonuçları birlikte değerlendirildiğinde tam tahıl tüketimi LDL ve toplam kolesterol, trigliserit, sistolik kan basıncı, açlık kan şekeri, vücut ağırlığı, bel çevresi ve bazı inflamasyon göstergelerinde olumlu yönde değişikliklerle ilişkili bulundu.</p>

<p>Çoğu etki küçük olsa da farklı kardiyometabolik risk faktörlerinin aynı yönde değişmesi dikkat çekiyor.</p>

<p>Araştırmanın günlük yaklaşık 4–6 porsiyon düzeyinde daha belirgin yararlar göstermesi önemli bir bulgu olmakla birlikte, bunu herkes için geçerli kesin bir tüketim hedefi olarak yorumlamak için henüz yeterli kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Pratik yaklaşım ise daha basit: Beslenmeye fazladan karbonhidrat eklemek yerine, tüketilen rafine tahılların bir bölümünü tam tahıllı seçeneklerle değiştirmek.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel beslenme veya tedavi önerisi değildir. Diyabet, çölyak hastalığı, böbrek hastalığı veya özel beslenme gerektiren bir sağlık sorunu bulunan kişiler beslenme değişikliklerini sağlık profesyoneliyle değerlendirmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>European Heart Journal — Whole-grain consumption and cardiometabolic risk: a meta-analysis of randomized trials, 2026</p>

<p>American Heart Association — 2026 Dietary Guidance to Improve Cardiovascular Health</p>

<p>The American Journal of Clinical Nutrition — Consumption of whole grains and refined grains and associated risk of cardiovascular disease events and all-cause mortality</p>

<p>CNN Health — Whole grains are good for your heart. How do you know if you’re eating enough?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/87-klinik-calisma-incelendi-tam-tahilda-faydanin-belirginlestigi-miktar-dikkat-cekti</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 04:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0690.jpeg" type="image/jpeg" length="69927"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Haftada 2 Litreyi Aşınca Dikkat: Araştırmada AF Riski Yüzde 20 Daha Yüksek Bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/haftada-2-litreyi-asinca-dikkat-arastirmada-af-riski-yuzde-20-daha-yuksek-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/haftada-2-litreyi-asinca-dikkat-arastirmada-af-riski-yuzde-20-daha-yuksek-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[201.856 yetişkinin yaklaşık 10 yıl izlendiği UK Biobank çalışmasında, haftada 2 litreden fazla yapay tatlandırılmış içecek tüketimi yüzde 20 daha yüksek atriyal fibrilasyon riskiyle ilişkilendirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>“Şekersiz” veya “diyet” olarak tercih edilen yapay tatlandırıcılı içeceklerle kalp ritim bozukluklarından atriyal fibrilasyon (AF) arasında dikkat çekici bir ilişki saptandı. UK Biobank verilerine dayanan 201.856 kişilik araştırmada, haftada 2 litreden fazla yapay tatlandırılmış içecek tüketenlerde AF gelişme riski, bu içecekleri tüketmeyenlere göre yaklaşık yüzde 20 daha yüksek bulundu.</p>

<p>Circulation: Arrhythmia and Electrophysiology dergisinde yayımlanan prospektif kohort araştırmasında, başlangıçta atriyal fibrilasyonu bulunmayan yetişkinler değerlendirildi. Katılımcıların beslenme verileri 24 saatlik beslenme anketleriyle toplandı.</p>

<p>Yaklaşık 10 yılda 9.362 AF vakası</p>

<p>Katılımcılar medyan 9,9 yıl boyunca takip edildi. Bu süre içerisinde 9.362 yeni atriyal fibrilasyon vakası kaydedildi.</p>

<p>Araştırmacılar içecekleri üç grupta değerlendirdi: şekerle tatlandırılmış içecekler, yapay tatlandırılmış içecekler ve saf meyve suyu.</p>

<p>Haftada 2 litreden fazla yapay tatlandırılmış içecek tüketenlerde, hiç tüketmeyenlere kıyasla atriyal fibrilasyon riski yüzde 20 daha yüksek bulundu (HR: 1,20; %95 GA: 1,10–1,31).</p>

<p>Haftada 2 litreden fazla şekerle tatlandırılmış içecek tüketenlerde ise AF riski yaklaşık yüzde 10 daha yüksekti (HR: 1,10; %95 GA: 1,01–1,20).</p>

<p>2 litre günlük ne kadar içeceğe karşılık geliyor?</p>

<p>Haftada 2 litre, yedi güne bölündüğünde günde yaklaşık 286 mililitreye karşılık geliyor. Bu nedenle tüketim miktarı, kutu boyutuna bağlı olmakla birlikte, kabaca günlük bir küçük kutu içecek düzeyine yakın kabul edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak çalışmadaki eşik “2 litreden fazla” olduğu için bulguyu doğrudan “her gün bir kutu içmek riski yüzde 20 artırıyor” şeklinde yorumlamak doğru değil.</p>

<p>Meyve suyunda farklı sonuç</p>

<p>Araştırmada haftada 1 litre veya daha az saf meyve suyu tüketimi, hiç tüketmeyenlere kıyasla yüzde 8 daha düşük AF riskiyle ilişkili bulundu (HR: 0,92; %95 GA: 0,87–0,97).</p>

<p>Bu sonuç da meyve suyunun atriyal fibrilasyondan koruduğu anlamına gelmiyor. Gözlemsel çalışmalar yalnızca değişkenler arasındaki ilişkileri gösterebilir.</p>

<p>Yapay tatlandırıcılar AF’ye neden oluyor mu?</p>

<p>Hayır, bu çalışma böyle bir sonuca ulaşmıyor.</p>

<p>Araştırmanın en önemli noktalarından biri burada. Çalışma gözlemsel olduğu için yapay tatlandırılmış içeceklerin atriyal fibrilasyona doğrudan neden olduğunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Araştırmacılar yaş, cinsiyet, yaşam tarzı ve çeşitli sağlık faktörleri dahil olmak üzere olası karıştırıcı değişkenler için istatistiksel düzeltmeler yaptı. Buna rağmen ölçülmemiş faktörlerin sonuçları etkilemiş olması mümkün.</p>

<p>Örneğin fazla kilolu, diyabet riski yüksek veya başka kardiyometabolik sorunları bulunan kişiler şeker tüketimini azaltmak amacıyla diyet içeceklere daha fazla yönelebilir. Bu durum, gözlenen ilişkinin yorumlanmasını zorlaştıran faktörlerden biri olabilir.</p>

<p>Atriyal fibrilasyon nedir?</p>

<p>Atriyal fibrilasyon, kalbin üst odacıklarının düzensiz ve çoğu zaman hızlı elektriksel aktivite göstermesiyle ortaya çıkan yaygın bir kalp ritim bozukluğudur.</p>

<p>Bazı kişilerde belirti görülmezken çarpıntı, nefes darlığı, yorgunluk, baş dönmesi veya göğüste rahatsızlık hissi ortaya çıkabilir. AF ayrıca inme riskinin artmasıyla ilişkilidir.</p>

<p>Araştırmadan çıkarılması gereken sonuç ne?</p>

<p>Çalışmanın bulgusu, “yapay tatlandırıcı AF yapar” şeklinde yorumlanmamalı. Bulgular, yüksek miktarda yapay veya şekerle tatlandırılmış içecek tüketimi ile atriyal fibrilasyon arasında istatistiksel bir ilişki bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>Araştırmacılar da çalışmalarının bu içeceklerin AF riskini değiştirdiğini kanıtlamadığını özellikle belirtiyor. Dolayısıyla sonuçlar, nedenselliği ortaya koyacak yeni çalışmalarla doğrulanmaya ihtiyaç duyuyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tıbbi değerlendirme veya tedavi önerisi yerine geçmez. Çarpıntı, düzensiz kalp atımı, nefes darlığı, göğüs ağrısı veya bayılma gibi belirtiler yaşayan kişilerin sağlık kuruluşuna başvurması gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Sun Y, Yu B, Yu Y ve ark. Sweetened Beverages, Genetic Susceptibility, and Incident Atrial Fibrillation: A Prospective Cohort Study. Circulation: Arrhythmia and Electrophysiology. 2024;17.</li>
 <li>PubMed — Sweetened Beverages, Genetic Susceptibility, and Incident Atrial Fibrillation: A Prospective Cohort Study.</li>
 <li>Koeth RA, Smith JD, Chung MK. Artificial Sweeteners: A New Dietary Environmental Risk Factor for Atrial Fibrillation? Circulation: Arrhythmia and Electrophysiology. 2024;17:e012761. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/haftada-2-litreyi-asinca-dikkat-arastirmada-af-riski-yuzde-20-daha-yuksek-bulundu</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 04:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0689.jpeg" type="image/jpeg" length="52804"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bağırsak Mikrobiyotası İçin Ne Yemeli? Yararlı Bakterileri Besleyen Gıdalar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bagirsak-mikrobiyotasi-icin-ne-yemeli-yararli-bakterileri-besleyen-gidalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bagirsak-mikrobiyotasi-icin-ne-yemeli-yararli-bakterileri-besleyen-gidalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bağırsak mikrobiyotasını destekleyen beslenmenin temelinde sebze, meyve, baklagil ve tam tahıllardan gelen çeşitli lifler bulunuyor. Yoğurt ve kefir gibi fermente gıdalar da diyete eklenebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bağırsak Mikrobiyotası İçin Ne Yemeli? Yararlı Bakterileri Besleyen Gıdalar</p>

<p>Bağırsaklarımızda bakteriler, virüsler, mantarlar ve diğer mikroorganizmalarla birlikte son derece karmaşık bir ekosistem yaşıyor. “Bağırsak mikrobiyotası” olarak adlandırılan bu topluluğun yapısını genetik, çevre, kullanılan ilaçlar ve yaşam tarzının yanı sıra beslenme de etkiliyor.</p>

<p>Peki bağırsak mikrobiyotasını desteklemek için ne yemeli?</p>

<p>Mevcut bilimsel veriler tek bir “mucize bağırsak besini” yerine çeşitli bitkisel gıdalardan zengin, yeterli lif sağlayan uzun vadeli bir beslenme düzenini destekliyor. Sebzeler, meyveler, baklagiller, tam tahıllar, kuruyemişler ve tohumlar bu açıdan öne çıkıyor. Yoğurt ve kefir gibi bazı fermente gıdalar da beslenmenin bir parçası olabilir.</p>

<p>Bağırsak bakterileri neden lif seviyor?</p>

<p>İnsan sindirim enzimlerinin parçalayamadığı bazı lifler kalın bağırsağa kadar ulaşabiliyor. Burada bağırsak mikroorganizmaları bu bileşenleri fermente ediyor.</p>

<p>Bu süreç sonucunda asetat, propiyonat ve bütirat gibi kısa zincirli yağ asitleri oluşabiliyor. Bu metabolitler bağırsak ortamı ve bağırsak bariyerinin işlevleriyle ilişkili önemli moleküller arasında yer alıyor.</p>

<p>2025 yılında Nature Reviews Microbiology'de yayımlanan kapsamlı bir değerlendirme de farklı diyet liflerinin bağırsak mikrobiyotasının ekolojisini ve metabolizmasını etkileyebildiğini vurguluyor.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “probiyotik almak” yerine bağırsakta yaşayan mikroorganizmaların beslenebileceği lif kaynaklarını düzenli olarak tüketmek önemli.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotası için hangi yiyecekler öne çıkıyor?</p>

<p>Günlük beslenmede çeşitlilik sağlayabilecek başlıca gruplar şöyle:</p>

<p>Sebzeler:<br />
Soğan, sarımsak, pırasa, kuşkonmaz ve farklı renklerde sebzeler çeşitli lif ve bitkisel bileşikler sağlar.</p>

<p>Meyveler:<br />
Muz, elma, armut, turunçgiller ve orman meyveleri gibi farklı meyvelerin dönüşümlü tüketilmesi lif çeşitliliğine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Baklagiller:<br />
Mercimek, nohut, kuru fasulye ve bezelye önemli lif kaynaklarıdır. Bazıları bağırsak mikroorganizmaları tarafından kullanılabilen dirençli nişasta ve diğer fermente edilebilir karbonhidratları da içerir.</p>

<p>Tam tahıllar:<br />
Yulaf, arpa, tam buğday ve diğer tam tahıllar rafine tahıllara göre daha fazla lif sağlar.</p>

<p>Kuruyemiş ve tohumlar:<br />
Ceviz, badem ve çeşitli tohumlar lifin yanı sıra farklı yağ asitleri ve bitkisel bileşikler sağlayabilir.</p>

<p>Buradaki önemli nokta yalnızca bir besini çok miktarda yemek değil, farklı lif kaynaklarını beslenme düzenine yaymaktır.</p>

<p>Prebiyotik nedir?</p>

<p>Prebiyotikler, belirli bağırsak mikroorganizmaları tarafından seçici biçimde kullanılan ve sağlık açısından yarar sağlayabilen maddelerdir.</p>

<p>İnülin ve bazı oligosakkaritler bu kapsamda en çok bilinen örnekler arasındadır.</p>

<p>Soğan, sarımsak, pırasa, kuşkonmaz ve muz gibi gıdalar prebiyotik özellik gösterebilen bileşenler içerir. Ancak bağırsak sağlığını desteklemek için özel olarak “prebiyotik” etiketi taşıyan ürünler satın almak zorunlu değildir.</p>

<p>Meyve, sebze, baklagil ve tam tahıllardan oluşan çeşitli bir beslenme düzeni doğal olarak birçok farklı lif sağlar.</p>

<p>Fermente gıdalar gerçekten işe yarıyor mu?</p>

<p>Fermente gıdalar mikrobiyota araştırmalarının en ilgi çekici alanlarından biri.</p>

<p>Cell dergisinde yayımlanan randomize bir çalışmada sağlıklı yetişkinler yüksek lifli veya fermente gıdalardan zengin beslenme gruplarına ayrıldı.</p>

<p>Fermente gıda tüketimini artıran grupta mikrobiyota çeşitliliğinin arttığı ve ölçülen bazı inflamatuvar belirteçlerin azaldığı görüldü. Çalışmada yoğurt, kefir, kimchi ve diğer fermente sebzeler gibi gıdalar kullanıldı.</p>

<p>Ancak sonuçları “fermente gıdalar hastalıkları önler” şeklinde yorumlamak doğru değil. Çalışma sınırlı sayıda sağlıklı yetişkinde gerçekleştirildi ve mikrobiyota bilimi hâlâ gelişmekte olan bir alan.</p>

<p>Her fermente gıda probiyotik değildir</p>

<p>Burada sık yapılan önemli bir kavram hatası var.</p>

<p>“Fermente” ve “probiyotik” aynı anlama gelmez.</p>

<p>Bir gıda fermantasyon yoluyla üretilmiş olabilir ancak tüketildiğinde canlı mikroorganizma içermeyebilir. Isıl işlem ve pastörizasyon gibi işlemler mikroorganizmaların canlılığını azaltabilir veya ortadan kaldırabilir.</p>

<p>Ayrıca bir mikroorganizmanın yalnızca canlı olması, onun otomatik olarak “probiyotik” kabul edilmesi için yeterli değildir. Probiyotik terimi belirli miktarda alındığında sağlık yararı gösterilmiş canlı mikroorganizmalar için kullanılır.</p>

<p>Bu nedenle yoğurt, kefir ve diğer fermente ürünleri değerlendirirken ürünün içeriği ve üretim yöntemi önemlidir.</p>

<p>Probiyotik takviyesi gerekli mi?</p>

<p>Sağlıklı insanların bağırsak mikrobiyotasını korumak amacıyla rutin olarak probiyotik takviyesi kullanması gerektiğini gösteren güçlü ve herkese uygulanabilir bir kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Probiyotiklerin etkileri mikroorganizmanın türüne ve hatta suşuna, kullanılan doza ve hedeflenen sağlık durumuna göre değişebilir. Bir probiyotik üzerinde elde edilen sonuç başka bir probiyotik ürününe doğrudan aktarılamaz.</p>

<p>Bu nedenle “ne kadar çok bakteri, o kadar sağlıklı” yaklaşımı bilimsel açıdan doğru değildir.</p>

<p>Genel olarak sağlıklı bireylerde ilk basamak, çeşitli ve liften zengin bir beslenme düzeni oluşturmak olmalıdır. Belirli hastalıklarda probiyotik kullanımı ise hekim veya diyetisyenle değerlendirilmelidir.</p>

<p>Lifi birden artırmayın</p>

<p>Bağırsak sağlığı için lif önemli olsa da daha fazla lif her zaman hemen daha iyi anlamına gelmez.</p>

<p>Özellikle uzun süredir düşük lifle beslenen bir kişinin bir anda çok miktarda baklagil, tam tahıl ve prebiyotik lif tüketmeye başlaması gaz, karında şişkinlik ve rahatsızlığı artırabilir.</p>

<p>Bu nedenle lif miktarının kademeli artırılması ve yeterli sıvı alınması daha iyi tolere edilebilir.</p>

<p>İrritabl bağırsak sendromu (IBS) gibi sindirim sistemi hassasiyeti bulunan kişilerde bazı fermente edilebilir karbonhidratlar yakınmaları artırabileceğinden beslenmenin kişiye göre düzenlenmesi gerekebilir.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotası için örnek bir günlük yaklaşım</p>

<p>Kahvaltıda yulaf, yoğurt ve meyve; öğle veya akşam öğününde mercimek, nohut ya da kuru fasulye; gün içinde farklı sebzeler, meyveler ve bir miktar kuruyemiş tüketmek farklı lif kaynaklarını aynı beslenme düzeninde buluşturmanın basit yollarından biridir.</p>

<p>Yoğurt veya kefir gibi fermente gıdalar da kişinin toleransı ve beslenme tercihlerine göre eklenebilir.</p>

<p>Ama amaç mümkün olduğunca fazla “mikrobiyota ürünü” tüketmek değil; sürdürülebilir ve çeşitli bir beslenme modeli oluşturmaktır.</p>

<p>“Sağlıklı mikrobiyota” tam olarak ne demek?</p>

<p>Mikrobiyota konusunda önemli bir bilimsel sınır da burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bilim insanları henüz herkese uygulanabilecek tek bir “ideal bağırsak mikrobiyomu” tanımlamış değil. Mikrobiyota kişiden kişiye önemli ölçüde farklılık gösterebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle ticari mikrobiyom testlerinde belirli bakterilerin bulunmasına veya bulunmamasına bakarak kişinin genel sağlığı hakkında kesin sonuçlara ulaşmak her zaman mümkün değil.</p>

<p>Beslenmenin mikrobiyota üzerindeki etkisi güçlü bir araştırma alanı olsa da belirli bir yiyeceğin belirli bir bakteriyi artırmasının otomatik olarak hastalık riskini azalttığını söylemek için çoğu durumda daha fazla klinik araştırmaya ihtiyaç var.</p>

<p>Bağırsak sağlığı için en uygulanabilir mesaj</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotasını desteklemek isteyen sağlıklı bir yetişkin için başlangıç noktası pahalı takviyeler olmak zorunda değil.</p>

<p>Sebze, meyve, baklagil, tam tahıl, kuruyemiş ve tohumlardan gelen çeşitli lifleri düzenli tüketmek; uygun olduğunda yoğurt ve kefir gibi fermente gıdalara yer vermek daha kanıta dayalı bir yaklaşım.</p>

<p>Bağırsak bakterileri açısından da önemli olan yalnızca bugün ne yediğiniz değil, uzun vadede nasıl beslendiğiniz.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel tıbbi veya beslenme önerisi yerine geçmez. Süregelen karın ağrısı, ishal, kabızlık, dışkıda kan, açıklanamayan kilo kaybı veya başka sindirim sistemi yakınmaları varsa sağlık profesyoneline başvurulmalıdır. IBS, inflamatuvar bağırsak hastalığı veya başka bir gastrointestinal hastalığı bulunan kişiler büyük beslenme değişikliklerini sağlık profesyoneliyle planlamalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KAYNAKLAR<br />
Harvard T.H. Chan School of Public Health – The Nutrition Source, The Microbiome ve Probiotics for Gut Health<br />
Wastyk HC ve ark. Cell – Gut-microbiota-targeted diets modulate human immune status<br />
Delzenne NM ve ark. Nature Reviews Microbiology – The gut microbiome and dietary fibres: implications in obesity, cardiometabolic diseases and cancer </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bagirsak-mikrobiyotasi-icin-ne-yemeli-yararli-bakterileri-besleyen-gidalar</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 20:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0685.jpeg" type="image/jpeg" length="20758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin Kayıp Bilim Hazinesi: 11 Bin 821 Örneklik Koleksiyonun İzinde]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mekteb-i-tibbiye-i-sahanenin-kayip-bilim-hazinesi-11-bin-821-orneklik-koleksiyonun-izinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mekteb-i-tibbiye-i-sahanenin-kayip-bilim-hazinesi-11-bin-821-orneklik-koleksiyonun-izinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mekteb-i Tıbbiye yalnız hekim yetiştirmiyordu. 1839’da kurulan Doğa Tarihi Müzesi; fosillerden minerallere, bitkilerden binlerce böceğe uzanan koleksiyonuyla İstanbul’u Avrupa’nın bilim ağına bağlıyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><img alt="Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin Kayıp Doğa Tarihi Müzesi-1" class="detail-photo img-fluid" height="993" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0681.jpeg" width="1320" />Tıbbiye’nin Kayıp Bilim Hazinesi: Fosillerden Binlerce Böceğe</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane denildiğinde akla anatomi dersleri, hekimler ve Osmanlı’da modern tıp eğitiminin doğuşu geliyor.</p>

<p>Ancak Tıbbiye’nin bugün çok az bilinen başka bir yüzü daha vardı.</p>

<p>Bu okulun içinde 19. yüzyıl şartları düşünüldüğünde olağanüstü sayılabilecek bir bilim hazinesi oluşturulmuştu.</p>

<p>Mineraller...</p>

<p>Kayaçlar...</p>

<p>Fosiller...</p>

<p>Bitkiler...</p>

<p>Böcekler...</p>

<p>Zoolojik örnekler...</p>

<p>Bilimsel kitaplar...</p>

<p>Ve bunların eğitim amacıyla sınıflandırıldığı bir Doğa Tarihi Müzesi.</p>

<p>Üstelik 1870’lerin başında yalnızca müzenin mineraloji ve jeoloji bölümündeki örneklerin sayısı 11 bin 821’e ulaşmıştı. [1]</p>

<p><img alt="Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin Kayıp Doğa Tarihi Müzesi-1-1" class="detail-photo img-fluid" height="1218" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0682.jpeg" width="1320" /></p>

<p>TÜRKİYE’DEKİ İLK DOĞA TARİHİ MÜZESİ TIBBİYE’DE KURULDU</p>

<p>Bilim tarihçisi Feza Günergun’un araştırmasına göre Türkiye’deki ilk Doğa Tarihi Müzesi 1839 yılında İstanbul’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane bünyesinde kuruldu. [1]</p>

<p>Müzede başlangıçta Avrupa’dan getirilen botanik, mineraloji ve zooloji örnekleri bulunuyordu.</p>

<p>Bu durum aslında dönemin tıp anlayışını da anlatıyor.</p>

<p>19. yüzyılda hekim yetiştirmek yalnız anatomi, cerrahi ve hastalıkları öğretmek anlamına gelmiyordu. Botanik, zooloji, kimya ve doğa bilimleri tıp eğitiminin önemli parçaları arasındaydı.</p>

<p>Tıbbiye bu nedenle yalnız bir tıp mektebi değil, giderek çok disiplinli bir bilim merkezine dönüşüyordu. [1][2]</p>

<p>TIBBİYE’NİN BOTANİK BAHÇESİ VE HERBARYUMU DA VARDI</p>

<p>Doğa tarihi çalışmalarının bir başka önemli ayağını bitkiler oluşturuyordu.</p>

<p>1844 yılında Alman eczacı Friedrich Wilhelm Noë, Mekteb-i Tıbbiye’nin Botanik Bahçesi’nin yönetimine getirildi.</p>

<p>Noë aynı yıl okulun bitki koleksiyonunu barındıran herbaryumunu kurdu. [1]</p>

<p>Herbaryum; bilimsel olarak toplanmış, kurutulmuş, tanımlanmış ve sınıflandırılmış bitki örneklerinden oluşan bir araştırma ve eğitim koleksiyonuydu.</p>

<p>Bu nedenle 1840’ların Tıbbiye öğrencisini yalnız anatomi salonunda düşünmek eksik kalıyor.</p>

<p>Öğrencinin çevresinde bir kütüphane, laboratuvarlar, botanik bahçesi ve doğa tarihi koleksiyonu da bulunuyordu. [1]</p>

<p></p>

<p>11 EKİM 1848: BİLİM HAZİNESİ ALEVLERİN ARASINDA KALDI</p>

<p>Sonra Tıbbiye tarihinin en büyük felaketlerinden biri yaşandı.</p>

<p>11 Ekim 1848’de Beyoğlu’nda çıkan büyük yangın Galatasaray’daki Mekteb-i Tıbbiye binasını da vurdu.</p>

<p>Yangında okul binasının yanı sıra botanik bahçesi, doğa tarihi koleksiyonu, kütüphane ve laboratuvarlar büyük ölçüde harap oldu. [1][3]</p>

<p>Yaklaşık on yılda oluşturulan bilimsel altyapının önemli bölümü böylece ortadan kalktı.</p>

<p>Tıbbiye eğitimine başka binalarda devam etti ancak 1839’dan itibaren oluşturulan ilk büyük doğa tarihi koleksiyonunun önemli kısmı artık yoktu.</p>

<p>MÜZEYİ YENİDEN AYAĞA KALDIRAN ADAM: MACARLI ABDULLAH BEY</p>

<p>Aradan yaklaşık yirmi yıl geçti.</p>

<p>1870 yılında Mekteb-i Tıbbiye’nin zooloji ve jeoloji profesörlüğüne sıra dışı bir bilim insanı getirildi:</p>

<p>Karl Eduard Hammerschmidt.</p>

<p>Osmanlı bilim tarihinde daha çok “Macarlı Abdullah Bey” adıyla tanınacaktı.</p>

<p>1799 doğumlu Hammerschmidt doğa bilimleri, zooloji, jeoloji ve özellikle böcek bilimiyle ilgileniyordu.</p>

<p>1848 Avrupa devrimlerinin ardından Osmanlı topraklarına gelen bilim insanlarından biriydi.</p>

<p>Tıbbiye’de göreve başladıktan sonra kaybolan Doğa Tarihi Müzesi’ni yeniden kurmaya girişti. [1]</p>

<p>VİYANA İLE İSTANBUL ARASINDA BİLİM KÖPRÜSÜ</p>

<p>Abdullah Bey’in en önemli avantajlarından biri Avrupa bilim çevreleriyle kurduğu ilişkilerdi.</p>

<p>Viyana’daki bilim insanları ve kurumlarla bağlantıya geçti.</p>

<p>Sonuçta İstanbul’a yalnız birkaç eğitim materyali değil, binlerce bilimsel örnek gönderildi.</p>

<p>Mineraller, kayaçlar, fosiller, böcek koleksiyonları ve bilimsel kitaplar Viyana’dan İstanbul’daki Tıbbiye’ye ulaştırıldı. [1]</p>

<p>Böylece Tıbbiye’nin kaybolan müzesi yeniden doğmaya başladı.</p>

<p>11 BİN 821 ÖRNEK: AMA BU SAYI MÜZENİN TAMAMI DEĞİLDİ</p>

<p>Tıbbiye’nin bilim koleksiyonunun büyüklüğünü gösteren en çarpıcı rakam 11 bin 821.</p>

<p>Ancak bu sayı çoğu zaman yanlış anlaşılabilecek bir ayrıntı taşıyor.</p>

<p>11 bin 821, Doğa Tarihi Müzesi’ndeki bütün nesnelerin toplamı değildi.</p>

<p>1871’de yapılan sayıma ilişkin kayıtlara göre müzenin mineraloji ve jeoloji koleksiyonu çeşitli bağış ve ilavelerle 11 bin 821 örneğe ulaşmıştı. [1]</p>

<p>Başka bir ifadeyle böcekler ve diğer zoolojik materyaller bu rakamın dışındaydı.</p>

<p>VİYANA’DAN 1.642 BÖCEK GELDİ</p>

<p>Müzenin entomoloji, yani böcek bilimi bölümü de şaşırtıcı derecede büyüktü.</p>

<p>Viyana İmparatorluk Zooloji Müzesi Entomoloji Bölümü yöneticisi Ludwig Redtenbacher çevresindeki bilimsel ağdan Tıbbiye için Coleoptera, Lepidoptera, Diptera gibi farklı böcek gruplarını içeren 1.642 örneklik bir koleksiyon sağlandı. [1]</p>

<p>Bununla da kalınmadı.</p>

<p>Viyana Belediyesi sekreteri Vittorio de Plason ve Viyana Uluslararası Sergisi Genel Sekreteri Marquis Adolph de Plason tarafından çeşitli böcek gruplarından oluşan 3 bin 658 örneklik başka bir koleksiyon bağışlandı. [1]</p>

<p>Başka katkılar ve Abdullah Bey’in Bursa’dan topladığı örneklerle birlikte Tıbbiye’nin Entomoloji Bölümü’ndeki koleksiyon yaklaşık 5 bin 300 örneğe ulaştı. [1]</p>

<p>Bir tıp fakültesinin içinde binlerce böcekten oluşan bilimsel koleksiyon bulunması bugün şaşırtıcı gelebilir.</p>

<p>Ancak 19. yüzyıl bilim dünyasında tıp ile doğa tarihi arasındaki sınırlar bugünkü kadar keskin değildi.</p>

<p>TIBBİYE’NİN FOSİL AVCILARI İSTANBUL BOĞAZI’NDAYDI</p>

<p>Koleksiyonun belki de en heyecan verici bölümü fosillerdi.</p>

<p>Abdullah Bey yalnız Avrupa’dan materyal getirtmedi.</p>

<p>İstanbul ve Anadolu’yu bizzat bir araştırma sahası olarak kullandı.</p>

<p>Dönemin envanterinde Abdullah Bey’in Kanlıca ve Arnavutköy’den topladığı 468 fosil örneği kayıtlıdır. [1]</p>

<p>Baltalimanı’ndan toplanan fosillerin sayısı ise 500 olarak verilir. [1]</p>

<p>Bugün Boğaziçi’nin en yoğun yerleşim bölgeleri arasında bulunan bu semtler, yaklaşık 150 yıl önce Tıbbiye’nin jeolojik araştırmalarının yapıldığı sahalardı.</p>

<p>BOĞAZİÇİ’NDEN 2 BİN DEVONİYEN FOSİLİ</p>

<p>Daha da çarpıcı bir kayıt var.</p>

<p>Abdullah Bey, Viyana Uluslararası Sergisi için 40 tablo içerisinde yaklaşık 2 bin Devoniyen fosil örneğinden oluşan bir “Boğaziçi Faunası” sergisi hazırladı. [1]</p>

<p>Devoniyen, yaklaşık 419 ila 359 milyon yıl öncesini kapsayan jeolojik dönemdir.</p>

<p>Dolayısıyla Tıbbiye’deki araştırmacılar yalnız insanın güncel hastalıklarıyla ilgilenmiyor; İstanbul’un yüz milyonlarca yıllık jeolojik geçmişinin izlerini de topluyordu.</p>

<p>Bu ayrıntı Mekteb-i Tıbbiye’nin bilim tarihindeki konumunu tamamen farklı bir yere taşıyor.</p>

<p>İSTANBUL SADECE AVRUPA’DAN BİLİM ALMIYORDU</p>

<p>Tıbbiye’nin Doğa Tarihi Müzesi hikâyesindeki en önemli ayrıntılardan biri bilimsel alışverişin tek yönlü olmamasıydı.</p>

<p>Viyana’dan İstanbul’a mineraller, fosiller, böcekler ve kitaplar gelirken Abdullah Bey’in Anadolu ve İstanbul’da topladığı örneklerin bazıları da Avrupa’daki bilimsel koleksiyonlara gönderiliyordu. [1]</p>

<p>Bu durum 19. yüzyıl İstanbul’unun yalnız Avrupa’dan bilgi ithal eden pasif bir merkez olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Tıbbiye, Avrupa ile karşılıklı materyal ve bilgi dolaşımının gerçekleştiği uluslararası bir bilim ağının parçasıydı.</p>

<p>1872’DE MÜZENİN KAYDI YAYIMLANDI</p>

<p>Bugün bu kayıp koleksiyon hakkında bu kadar ayrıntılı bilgi sahibi olmamızın çok önemli bir nedeni var.</p>

<p>Abdullah Bey, 1872 yılında İstanbul’da yayımlanan Fransızca Gazette Médicale d’Orient dergisinde Mekteb-i Tıbbiye Doğa Tarihi Müzesi’nin koleksiyonunu anlatan bir çalışma yayımladı. [1][4]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu kayıt sayesinde yaklaşık bir buçuk asır sonra müzenin içinde nelerin bulunduğunu kısmen yeniden oluşturabiliyoruz.</p>

<p>Minerallerden kayaçlara, fosillerden böceklere kadar çok geniş bir bilimsel dünyanın Tıbbiye’nin duvarları içinde toplandığı görülüyor.</p>

<p>FOTOĞRAFLARDA GÖRDÜĞÜMÜZ MÜZE AYNI MÜZE Mİ?</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye’ye ait tarihî fotoğraflarda camekânlarla, iskeletlerle, anatomik modellerle ve çeşitli preparatlarla dolu müze salonları görülüyor.</p>

<p>Ancak burada tarihsel açıdan önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.</p>

<p>Bu fotoğrafların bir bölümü kaynaklarda Anatomi Müzesi veya genel olarak Tıbbiye Müzehanesi şeklinde tanımlanıyor.</p>

<p>Bu nedenle günümüze ulaşan her Tıbbiye müze fotoğrafını “11 bin 821 mineraloji ve jeoloji örneğinin bulunduğu Doğa Tarihi Müzesi” olarak sunmak doğru değildir.</p>

<p>Tıbbiye’nin aynı bilimsel ekosistem içinde farklı eğitim koleksiyonlarına sahip olduğu anlaşılıyor.</p>

<p>Bu fotoğraflar yine de bize çok önemli bir şey gösteriyor:</p>

<p>Tıbbiye’de müzecilik, öğrencinin eğitiminde kullanılan gerçek bir öğretim yöntemiydi.</p>

<p>PEKİ 11 BİN 821 ÖRNEĞE NE OLDU?</p>

<p>İşte hikâyenin hâlâ tam olarak cevaplanamayan tarafı bu.</p>

<p>Tıbbiye tarih boyunca yangınlar, taşınmalar ve büyük idarî dönüşümler yaşadı.</p>

<p>1839’da oluşturulan ilk koleksiyonun önemli bölümü 1848 yangınında kaybedildi. [1]</p>

<p>1870’lerde Abdullah Bey tarafından yeniden kurulan koleksiyon ise sonraki yıllarda çeşitli kurumlara dağıldı, kayıplara uğradı ve bütünlüğünü koruyamadı.</p>

<p>Bugün 1871 envanterinde kayıtlı binlerce örneğin tamamını tek bir müze salonunda görmek mümkün değil.</p>

<p>Fakat Abdullah Bey’in 1872’de bıraktığı kayıtlar sayesinde kaybolmuş koleksiyonun bilimsel hafızası hâlâ yaşıyor. [1][4]</p>

<p>BİR TIP OKULUNDAN ÇOK DAHA FAZLASI</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye’nin Doğa Tarihi Müzesi, Osmanlı tıp tarihine farklı bir gözle bakmamızı sağlıyor.</p>

<p>Burada doktor adayları yalnız hastalık ezberlemiyordu.</p>

<p>İnsan bedenini inceliyor, bitkileri sınıflandırıyor, mineralleri tanıyor, fosilleri değerlendiriyor ve zoolojik örnekleri görüyordu.</p>

<p>Bir yandan Viyana’dan bilimsel materyal geliyor, diğer yandan Boğaziçi’nden toplanan yüz milyonlarca yıllık fosiller Avrupa’daki bilim dünyasına taşınıyordu.</p>

<p>1839’da başlayan, 1848’de alevlerin arasında büyük ölçüde kaybolan ve 1870’lerde Abdullah Bey’in çabalarıyla yeniden doğan bu müze, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin yalnız modern Türk tıbbının değil, Türkiye’de doğa bilimleri ve bilimsel müzeciliğin gelişiminde de önemli merkezlerden biri olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Bugün koleksiyonun büyük bölümü ortada değil.</p>

<p>Ama 11 bin 821 mineraloji-jeoloji örneği, yaklaşık 5 bin 300 böcek, Boğaziçi’nden yüzlerce fosil ve Avrupa ile İstanbul arasında dolaşan binlerce bilimsel materyalin kayıtları bize aynı şeyi söylüyor:</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye, yalnız bir tıp okulu değildi.</p>

<p>19. yüzyıl Osmanlısının büyük bilim laboratuvarlarından biriydi.</p>

<p><br />
KAYNAKLAR</p>

<p>[1] Feza Günergun, “Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin 1870’li Yılların Başındaki Doğa Tarihi Koleksiyonu”, Osmanlı Bilimi Araştırmaları, Cilt 11, Sayı 1, 2010, s. 337–344. Çalışma, Abdullah Bey’in 1872 tarihli Fransızca makalesinin çevirisini ve koleksiyon envanterini içermektedir.</p>

<p>[2] Türk Maarif Ansiklopedisi, “Tıp Eğitimi”; Osmanlı döneminde Mekteb-i Tıbbiye’nin eğitim programı ve bilimsel yapılanmasına ilişkin tarihçe.</p>

<p>[3] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mekteb-i Tıbbiyye”; Galatasaray’daki Mekteb-i Tıbbiye’nin 11 Ekim 1848 yangını ve sonraki kurumsal gelişmelerine ilişkin tarihçe.</p>

<p>[4] Karl Eduard Hammerschmidt (Macarlı Abdullah Bey), Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Doğa Tarihi Müzesi koleksiyonuna ilişkin çalışma, Gazette Médicale d’Orient, İstanbul, 1872.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mekteb-i-tibbiye-i-sahanenin-kayip-bilim-hazinesi-11-bin-821-orneklik-koleksiyonun-izinde</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 20:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0684.jpeg" type="image/jpeg" length="87932"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye’de Kadınların Yüzde 89,7’si Fiziksel Aktivite Yapmıyor: Meme Kanseri İçin Bu Ne Anlama Geliyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-kadinlarin-yuzde-897si-fiziksel-aktivite-yapmiyor-meme-kanseri-icin-bu-ne-anlama-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-kadinlarin-yuzde-897si-fiziksel-aktivite-yapmiyor-meme-kanseri-icin-bu-ne-anlama-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meme kanseri riskini tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil. Ancak sağlıklı kiloyu korumak, fiziksel olarak aktif olmak ve alkolden kaçınmak riski azaltmaya yardımcı olabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Meme Kanseri Riskini Neler Etkiliyor? Türkiye Verileriyle Değiştirilebilir Riskler</p>

<p>Meme kanserinde yaş, genetik yapı ve aile öyküsü gibi değiştirilemeyen risk faktörleri bulunuyor. Ancak bilimsel kanıtlar, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite ve alkol tüketimi gibi yaşam tarzıyla ilişkili bazı faktörlerin de meme kanseri riskini etkileyebildiğini gösteriyor.</p>

<p>Türkiye açısından konu özellikle önemli. Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı'nın (IARC) GLOBOCAN 2022 tahminlerine göre Türkiye'de 2022 yılında yaklaşık 25 bin 249 yeni meme kanseri vakası ortaya çıktı. Meme kanseri, kadınlarda yeni kanser vakalarının yüzde 23,5'ini oluşturarak en sık görülen kanser oldu.</p>

<p>Türkiye'nin güncel sağlık göstergeleri ise meme kanseri açısından değiştirilebilir risk faktörlerinden özellikle kilo ve fiziksel aktivitenin önemini artırıyor.</p>

<p>Türkiye'de kadınların yüzde 24,8'i obez</p>

<p>TÜİK Türkiye Sağlık Araştırması 2025 sonuçlarına göre 15 yaş ve üzerindeki kadınların yüzde 24,8'i obez, yüzde 32,2'si ise obez öncesi kategorisinde bulunuyor.</p>

<p>Bu rakamlar her kadının meme kanserine yakalanacağı anlamına gelmiyor. Obezite de tek başına meme kanserinin nedeni değil. Ancak özellikle menopoz sonrası dönemde yüksek vücut yağlılığının meme kanseri riskini artırdığına ilişkin güçlü bilimsel kanıt bulunuyor.</p>

<p>Menopozdan sonra kilo neden daha önemli?</p>

<p>Menopoz öncesi ve sonrası meme kanseri aynı risk örüntüsünü göstermiyor. Menopoz sonrasında yağ dokusu östrojen üretiminin önemli kaynaklarından biri haline geliyor. Fazla yağ dokusu ayrıca insülin ve inflamasyonla ilişkili biyolojik yolları da etkileyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle sağlıklı vücut ağırlığının korunması, özellikle menopoz sonrası meme kanseri riskini azaltmaya yönelik temel yaşam tarzı önerileri arasında yer alıyor.</p>

<p>Buradaki mesaj hızlı kilo vermek değil. Amaç, yetişkinlik boyunca aşırı kilo artışından mümkün olduğunca kaçınmak ve sürdürülebilir bir sağlıklı yaşam düzeni oluşturmak.</p>

<p>Türkiye'de kadınların yüzde 89,7'si fiziksel aktivite yapmıyor</p>

<p>Türkiye açısından dikkat çeken ikinci gösterge fiziksel aktivite.</p>

<p>TÜİK'in 2025 Türkiye Sağlık Araştırması'nda kadınlarda fiziksel aktivite yapmayanların oranı yüzde 89,7 olarak bildirildi. Bu oran 2022'de yüzde 92,7 idi.</p>

<p>Bu istatistik, meme kanseri açısından doğrudan “yüzde 89,7 risk altında” şeklinde yorumlanamaz. TÜİK'in fiziksel aktivite göstergesi bir kanser risk ölçümü değildir. Ancak toplumdaki hareketsizlik yükünü göstermesi açısından önemlidir.</p>

<p>Çünkü fiziksel aktivite ile meme kanseri arasındaki ilişki konusunda bilimsel kanıt güçlüdür.</p>

<p>Hareket etmek meme kanseri riskini azaltabilir mi?</p>

<p>Evet. Düzenli fiziksel aktivitenin özellikle menopoz sonrası meme kanseri riskinin daha düşük olmasıyla ilişkili olduğuna dair güçlü kanıt bulunuyor. Menopoz öncesi meme kanseri açısından da özellikle daha yoğun fiziksel aktivitenin koruyucu olabileceğini gösteren veriler mevcut.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü yetişkinlerin haftada en az 150 dakika orta şiddette aerobik fiziksel aktivite yapmasını öneriyor.</p>

<p>Bu mutlaka spor salonuna gitmek anlamına gelmiyor. Tempolu yürüyüş, bisiklet, yüzme, aktif ulaşım ve günlük yaşamda hareket miktarının artırılması da fiziksel aktiviteye katkıda bulunuyor.</p>

<p>Üstelik hareketin iki yönlü avantajı var: Fiziksel aktivitenin meme kanseri açısından doğrudan koruyucu etkileri olabileceği gibi, sağlıklı vücut ağırlığının korunmasına yardımcı olarak dolaylı katkısı da bulunuyor.</p>

<p>Alkol için "güvenli miktar" var mı?</p>

<p>Meme kanseri açısından alkol konusunda kanıt oldukça net: Alkol tüketimi meme kanseri riskini artırıyor.</p>

<p>Risk yalnızca yüksek miktarda alkol tüketenlerle sınırlı değil. Dünya Kanser Araştırma Fonu, meme kanseri açısından riskin tüketilen alkol miktarıyla birlikte arttığını ve kanserden korunma açısından alkol kullanmamanın en iyi seçenek olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Dolayısıyla “günde bir kadeh kalbe iyi gelir, o halde zararsızdır” şeklindeki genellemeler meme kanseri açısından doğru bir yaklaşım değil.</p>

<p>Beslenmede tek bir koruyucu yiyecek var mı?</p>

<p>Meme kanserini önlediği kanıtlanmış tek bir yiyecek, içecek veya takviye bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle brokoli, zerdeçal, yeşil çay, keten tohumu veya başka bir besini “meme kanserini önleyen gıda” şeklinde sunmak bilimsel kanıtların ötesine geçer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güncel yaklaşım tek tek besinlerden çok genel beslenme ve yaşam tarzı örüntüsüne odaklanıyor.</p>

<p>World Cancer Research Fund'ın 2025 değerlendirmesinde 84 araştırma yayını incelendi. Sonuçlar; sağlıklı vücut ağırlığının korunması, fiziksel aktivite, meyve-sebze ve liften zengin beslenme, alkol ve sigaradan kaçınma gibi davranışların birlikte uygulandığı yaşam tarzı örüntülerinin daha düşük meme kanseri riskiyle ilişkili olduğunu destekledi.</p>

<p>Başka bir ifadeyle önemli olan yalnızca tabağınıza eklediğiniz tek bir yiyecek değil, yıllar boyunca sürdürdüğünüz genel yaşam biçimi.</p>

<p>Emzirmenin etkisi var mı?</p>

<p>Kanıtların güçlü olduğu bir başka alan emzirme.</p>

<p>Emzirmenin anne açısından meme kanseri riskini azaltabildiğine ilişkin güçlü bilimsel kanıt bulunuyor. Bununla birlikte emzirme süresi ve imkânı kişisel, sosyal ve tıbbi birçok koşuldan etkilenebilir; bu bilgi anneler üzerinde baskı veya suçluluk oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır.</p>

<p>Sigara meme kanseri açısından nerede duruyor?</p>

<p>Sigaranın akciğer kanseri başta olmak üzere birçok kanser türüyle ilişkisi tartışmasız. Meme kanseri açısından ilişki daha karmaşık olmakla birlikte, kanserden korunma stratejisinin temel parçalarından biri tütün ürünlerinden uzak durmak.</p>

<p>Sigara kullanmamak yalnızca meme kanseri açısından değil, çok sayıda kanser ile kalp-damar ve solunum sistemi hastalıklarının önlenmesi açısından da önem taşıyor.</p>

<p>Peki kadınlar gerçekten ne yapabilir?</p>

<p>Meme kanseri riskini sıfıra indiren bir yaşam tarzı bulunmuyor. Çok sağlıklı yaşayan bir kadın da meme kanserine yakalanabilir; risk faktörlerine sahip bir kadın ise hiçbir zaman meme kanseri geliştirmeyebilir.</p>

<p>Bu nedenle yaşam tarzı önerileri bir garanti olarak değil, olasılığı azaltmaya yönelik önlemler olarak görülmeli.</p>

<p>Mevcut kanıtların desteklediği temel yaklaşım şöyle özetlenebilir:</p>

<p>Sağlıklı vücut ağırlığını korumaya çalışmak.</p>

<p>Yetişkinlik döneminde aşırı kilo artışından kaçınmak.</p>

<p>Haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite hedeflemek.</p>

<p>Günlük yaşamda daha fazla hareket etmek ve uzun süre hareketsiz kalmayı azaltmak.</p>

<p>Sebze, meyve, tam tahıl ve baklagillerden zengin dengeli bir beslenme düzeni oluşturmak.</p>

<p>Alkol tüketmemek veya tüketimi mümkün olduğunca azaltmak.</p>

<p>Tütün ürünlerinden uzak durmak.</p>

<p>Mümkün ve uygun olduğunda emzirmeyi desteklemek.</p>

<p>Yaşam tarzı mamografinin yerine geçmez</p>

<p>En kritik noktalardan biri de bu: Sağlıklı yaşam meme kanseri riskini azaltmaya yardımcı olabilir ancak taramanın veya tıbbi değerlendirmenin alternatifi değildir.</p>

<p>Düzenli egzersiz yapan, sağlıklı kilosunu koruyan ve alkol kullanmayan bir kadında da meme kanseri gelişebilir.</p>

<p>Memede yeni kitle, meme başında içe çekilme, meme derisinde çökme veya portakal kabuğu görünümü, tek taraflı olağan dışı meme başı akıntısı ya da meme ve koltuk altında yeni bir değişiklik fark edildiğinde rutin tarama zamanı beklenmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>Türkiye verileri neden önemli?</p>

<p>GLOBOCAN'ın Türkiye tahminlerinde meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser. Buna karşılık TÜİK'in 2025 verileri kadınların yüzde 24,8'inin obez olduğunu ve yüzde 89,7'sinin fiziksel aktivite yapmadığını gösteriyor.</p>

<p>Bu iki veri seti birbirine bağlanarak “Türkiye'deki meme kanserlerinin nedeni obezite veya hareketsizliktir” sonucu çıkarılamaz. Böyle bir nedensellik bu istatistiklerden hesaplanamaz.</p>

<p>Ancak Türkiye'de değiştirilebilir risk faktörlerinin halk sağlığı açısından neden önemli olduğunu açık biçimde gösteriyor.</p>

<p>Meme kanserinde genetik ve yaş değiştirilemez. Fakat hareket etmek, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, alkol ve tütünden uzak durmak gibi bazı faktörler değiştirilebilir.</p>

<p>En güçlü mesaj da burada: Tek bir mucize besin veya tek bir davranış yerine, uzun vadeli ve sürdürülebilir bir yaşam tarzı bütünü önem taşıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel meme kanseri risk değerlendirmesi, tanı veya tedavi yerine geçmez. Ailede meme veya yumurtalık kanseri öyküsü, bilinen genetik risk ya da memede yeni bir değişiklik varsa hekime başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
International Agency for Research on Cancer – Global Cancer Observatory, GLOBOCAN 2022 Türkiye<br />
Türkiye İstatistik Kurumu – Türkiye Sağlık Araştırması 2025<br />
World Cancer Research Fund International – Global Cancer Update Programme<br />
World Cancer Research Fund – Breast Cancer Prevention Recommendations<br />
T.C. Sağlık Bakanlığı – Meme Kanseri Bilgilendirme Kaynakları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-kadinlarin-yuzde-897si-fiziksel-aktivite-yapmiyor-meme-kanseri-icin-bu-ne-anlama-geliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 19:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0680.jpeg" type="image/jpeg" length="22934"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50745"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="60296"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58061"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50963"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16163"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="32044"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
