<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 12 Aug 2026 18:00:19 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[William Osler’in Tıp Tarihine Geçen Kırmızı Gül Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/william-oslerin-tip-tarihine-gecen-kirmizi-gul-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/william-oslerin-tip-tarihine-gecen-kirmizi-gul-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modern tıp eğitiminin öncü isimlerinden William Osler’in, ölmek üzere olan küçük bir hastasını ziyaret ederken yanına kırmızı bir gül aldığı anlatılır. 1958’de yayımlanan bir tıp metninde aktarılan bu olayda Osler, çocuğu iyileştiremeyeceğini biliyordu; ancak korkusunu azaltmak için ölümden doğrudan söz etmek yerine solacak bir gül üzerinden yaşamın sona erişini anlatmayı seçti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><span style="font-size:15px">Sir William Osler ölmek üzere olan küçük bir hastasını ziyaret ediyordu. 1958 yılında Proceedings of the Royal Society of Medicine’da yayımlanan bir tıp metninde aktarılan anlatıya göre Osler, sonun yakın olduğunu biliyordu. Hastasının yanına giderken bahçesindeki güzel kırmızı güllerden birini kopardı ve cebine koydu. Amaç hastalığı tedavi etmek değil, küçük çocuğun korkusunu azaltmaktı. [1]</span></p>

<p>Bu hikâyenin önemli bir tarihçilik sınırı var. Olayın Osler tarafından yazılmış birinci el anlatımı doğrulanmış değil. Elimizdeki güçlü kayıt, Osler’in ölümünden yaklaşık 39 yıl sonra yayımlanan Ronald Gibson’ın aktarımı. Bu nedenle çocuğun adı, kesin yaşı, hastalığı, olayın tarihi ve nerede geçtiği konusunda belgelerin söylemediği ayrıntıları eklememek gerekiyor. [1]</p>

<h2>Cebinden kırmızı bir gül çıkardı</h2>

<p>Anlatıya göre Osler hasta odasına girdiğinde cebindeki kırmızı gülü çıkardı.</p>

<p>Çocuğa, bunun bahçesinde kalan yazın son güzel güllerinden biri olduğunu anlattı. Ardından gülü sanki canlıymış gibi hikâyeleştirdi ve küçük hastasını görmek için kendisiyle gelmek istediğini söyledi. [1]</p>

<p>Osler’in kullandığı dil doğrudan ölüm sözcüğüne dayanmıyordu. Bunun yerine kırmızı rengin ne insanların ne de çiçeklerin üzerinde sonsuza kadar kalamayacağını, hiç kimsenin istediği yerde sonsuza dek kalamayacağını çocuğun anlayabileceği bir hikâye üzerinden anlattı. [1]</p>

<p>Buradaki amaç biyolojik ölümü açıklamak değildi. Osler, yaklaşmakta olan ölümü korkutucu bir konuşmaya dönüştürmek yerine, çocuğun dünyasına ait bir simgeden yararlanmıştı.</p>

<h2>Tedavi yoksa hekimlik biter mi?</h2>

<p>Osler’in yaşadığı dönemde bugünkü yoğun bakım olanakları, modern antibiyotikler, gelişmiş ağrı tedavileri ve günümüz palyatif bakım sistemleri yoktu.</p>

<p>Hekimler, hastalığı durduramadıkları noktada çok daha sınırlı seçeneklerle karşı karşıya kalıyordu.</p>

<p>Osler’in yaklaşımını önemli kılan nokta da buydu. Hastalığın tedavi edilememesi, hastayla ilgilenmenin sona erdiği anlamına gelmiyordu.</p>

<p>Richard L. Golden’ın Osler’in ölüm ve ölmekte olan hastalara yaklaşımını incelediği çalışması, onun yalnızca tanı ve tedaviye değil, ölüm sürecinin fiziksel ve psikolojik yönlerine de ilgi gösterdiğini ortaya koyuyor. [2]</p>

<h2>486 ölmekte olan hastayı kaydetti</h2>

<p>Osler’in yaşam sonu bakıma ilgisi yalnızca anekdotlardan ibaret değildi.</p>

<p>Johns Hopkins Hospital’da 1900 ile 1904 yılları arasında ölmekte olan 486 hastaya ilişkin kayıt tuttu. Bu kayıtlar daha sonra Paul S. Mueller tarafından yeniden incelendi. [3]</p>

<p>Osler’in kendi değerlendirmesinde 104 hastada, yani yaklaşık yüzde 21’inde fiziksel, zihinsel veya ruhsal sıkıntı bildirilmişti. Mueller’in daha sonraki yeniden analizinde ise 186 hastada, yaklaşık yüzde 38 oranında sıkıntı bulundu. Ayrıca 76 kayıt kartıyla Osler’in özet tablosu arasında uyumsuzluk olduğu saptandı. [3]</p>

<p>Bu veriler, Osler’i idealize etmek yerine daha dengeli değerlendirmeyi sağlıyor. O, yaşam sonu bakımına erken dönemde sistematik biçimde ilgi gösteren hekimlerden biriydi; ancak kendi döneminin sınırlılıkları ve kayıt yöntemleri de sonuçları etkiliyordu.</p>

<h2>“Umutsuz vaka” aslında umutsuz değildi</h2>

<p>Geçmiş tıp literatüründe tedavi şansı bulunmadığı düşünülen hastalar için zaman zaman “hopeless case”, yani “umutsuz vaka” ifadesi kullanılıyordu.</p>

<p>Bugün bu yaklaşım büyük ölçüde değişti.</p>

<p>Bir hastalığın iyileştirilememesi, hasta için yapılabilecek hiçbir şey kalmadığı anlamına gelmiyor. Ağrının azaltılması, nefes darlığının giderilmesi, kaygının kontrol edilmesi, hastanın yalnız bırakılmaması ve ailesinin desteklenmesi modern palyatif bakımın temel parçaları arasında yer alıyor.</p>

<p>Osler’in kırmızı gülle anlatılan hikâyesi de “palyatif bakım” kavramının bugünkü anlamıyla yerleşmediği bir dönemde bu yaklaşımın insani tarafını gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hekim çocuğun hastalığını yenemiyordu.</p>

<p>Ama çocuğun korkusunu azaltmak için hâlâ yapabileceği bir şey vardı.</p>

<h2>Osler neden tıp tarihinde bu kadar önemli?</h2>

<p>William Osler 1849’da Kanada’da doğdu. McGill University’de tıp eğitimi aldı ve daha sonra aynı kurumda çalıştı. University of Pennsylvania’dan Johns Hopkins’e geçti ve Johns Hopkins Hospital’ın kurucu hekimlerinden biri oldu. Daha sonra İngiltere’de Oxford University’de Regius Professor of Medicine görevini üstlendi. [3]</p>

<p>Osler’in tıp eğitimindeki en büyük etkilerinden biri öğrencileri yalnızca dersliklerde eğitmek yerine hastaların başına götürmesiydi.</p>

<p>Bugün tıp fakültelerinde doğal kabul edilen yatak başı eğitim anlayışının modern biçiminin gelişmesinde önemli rol oynadı.</p>

<p>Öğrencilerin hastayla konuşmasını, öyküsünü dinlemesini, fizik muayene yapmasını ve hastalığı yalnızca kitaptaki bir tanım olarak değil, gerçek bir insanın yaşadığı durum olarak görmesini istiyordu.</p>

<h2>Ölüm, Osler’in yaşamında da vardı</h2>

<p>Osler’in ölüm konusundaki düşüncelerinin yalnızca mesleki gözlemlerden oluşmadığını gösteren acı bir kişisel geçmişi de vardı.</p>

<p>William ve Grace Osler’in ilk çocukları Paul Revere Osler 1893’te doğdu ve yaklaşık bir hafta yaşadı. Yıllar sonra oğulları Edward Revere Osler de Birinci Dünya Savaşı sırasında aldığı yaralar nedeniyle 1917’de hayatını kaybetti. [4]</p>

<p>Bu kayıplar, ölümün Osler için yalnızca hastane odalarında gözlemlediği bir durum olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Yaşamının son yıllarını Oxford’da geçiren Osler de 29 Aralık 1919’da öldü. [3]</p>

<h2>Kırmızı gül neden hâlâ anlatılıyor?</h2>

<p>Osler’in küçük hastasına götürdüğü kırmızı gülün tıp tarihinde kalmasının nedeni yeni bir tedavi keşfetmiş olması değil.</p>

<p>Tam tersine, hikâyenin merkezinde tedavinin artık mümkün olmadığı an bulunuyor.</p>

<p>Modern tıp bugün Osler’in döneminde hayal bile edilemeyecek ilaçlara, yoğun bakım cihazlarına, görüntüleme yöntemlerine ve cerrahi tekniklere sahip. Buna rağmen hekimler hâlâ iyileştirilemeyen hastalıklarla ve yaşamının sonuna yaklaşan insanlarla karşılaşıyor.</p>

<p>Bu noktada tıbbın amacı değişebiliyor. Hastalığı ortadan kaldırmak mümkün olmadığında acıyı azaltmak, hastanın onurunu korumak ve yaşamının kalan bölümünü mümkün olduğunca rahat geçirmesini sağlamak ön plana çıkıyor.</p>

<h2>Hikâyenin sınırlarını bilmek de önemli</h2>

<p>Tıp tarihindeki ünlü anekdotlar yıllar boyunca tekrarlandıkça yeni ayrıntılar kazanabiliyor. Osler hakkındaki kırmızı gül hikâyesinde de aynı risk bulunuyor.</p>

<p>1958 tarihli tıp literatürü Osler’in ölmek üzere olan küçük bir hastayı ziyaret ettiğini, bahçesinden kırmızı bir gül götürdüğünü ve gülün solması üzerinden yaşamın geçiciliğini anlatmaya çalıştığını aktarıyor. Ancak çocuğun adı, kesin yaşı, hastalığı, olayın tarihi ve yeri bu kaynakta belirtilmiyor. [1]</p>

<p>Bu nedenle hikâyeyi “1884’te Montreal’de zatürre geçiren 10 yaşındaki bir çocuk” şeklinde anlatmak mevcut tarihsel kanıtların ötesine geçiyor.</p>

<p>Belgelere daha sadık anlatı daha sade ama daha güçlü: Dünyanın en tanınmış hekimlerinden biri, artık iyileştiremeyeceğini bildiği küçük hastasının yanına eli boş gitmedi.</p>

<p>Yanında bir ilaç değil, bahçesinden kopardığı kırmızı bir gül vardı.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Gibson R. Discussion: The Management of the Hopeless Case. Proceedings of the Royal Society of Medicine. 1958;51(2):111-118. DOI: 10.1177/003591575805100209</p>

<p>[2] Golden RL. Sir William Osler: Humanistic Thanatologist. OMEGA – Journal of Death and Dying. 1998;36(3):241-258. DOI: 10.2190/Q16P-KLJX-AC21-DDVP</p>

<p>[3] Mueller PS. William Osler's Study of the Act of Dying: An Analysis of the Original Data. Journal of Medical Biography. 2007;15(Suppl 1):55-63. DOI: 10.1258/J.JMB.2007.S-1-06-11</p>

<p>[4] Golden RL. Paul Revere Osler: The Other Child. Baylor University Medical Center Proceedings. 2015;28(1):21-24. DOI: 10.1080/08998280.2015.11929175</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/william-oslerin-tip-tarihine-gecen-kirmizi-gul-hikayesi</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 17:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/william-osler-kirmizi-gul-hikayesi-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="95671"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Görele’de sel felaketi: Zekiye Kırca ile iki kızı kayıp]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gorelede-sel-felaketi-zekiye-kirca-ile-iki-kizi-kayip</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gorelede-sel-felaketi-zekiye-kirca-ile-iki-kizi-kayip" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giresun’un Görele ilçesine bağlı Hamzalı köyünde sağanak yağışla birlikte yükselen Zıva Deresi yatağından taştı. Dere kenarında bulunan 55 yaşındaki Zekiye Kırca ile kızları Burcu Kırca ve Burçin Kırca akıntıya kapılarak kayboldu. AFAD ve jandarma ekiplerinin üç kişiye ulaşmak için başlattığı arama kurtarma çalışmaları devam ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Görele’de taşan dere üç kişiyi sürükledi: Anne ve iki kızı aranıyor</p>

<p>Giresun’un Görele ilçesinde etkili olan şiddetli yağış, Hamzalı köyünde endişeli bir bekleyişe dönüştü. Yağışla birlikte su seviyesi hızla yükselen Zıva Deresi taşarken, aynı aileden üç kişi sel sularına kapıldı.</p>

<p>Olay, Görele’ye bağlı Hamzalı köyünde meydana geldi.</p>

<p>Bölgede etkisini artıran yağışın ardından Zıva Deresi’nin debisi yükseldi. Taşkının meydana geldiği sırada dere kenarında bulunan 55 yaşındaki Zekiye Kırca ile kızları Burcu Kırca ve Burçin Kırca, sel sularının sürüklediği akıntının içinde kaldı.</p>

<p>Anne ve iki kızından daha sonra haber alınamadı.</p>

<p>İhbarla birlikte ekipler bölgeye yönlendirildi</p>

<p>Üç kişinin kaybolduğunun bildirilmesi üzerine bölgede geniş çaplı arama kurtarma çalışması başlatıldı.</p>

<p>AFAD ve jandarma ekipleri Hamzalı köyüne sevk edilirken, çalışmalar özellikle dere yatağı ve akıntının ilerlediği kesimlerde yoğunlaştırıldı.</p>

<p>Ekipler, sel sularının taşıma yönünü dikkate alarak Zekiye Kırca ile kızları Burcu ve Burçin Kırca’nın izine ulaşmaya çalışıyor.</p>

<p>Hamzalı köyünde endişeli bekleyiş</p>

<p>Selin ardından köyde arama çalışmaları sürerken, anne ve iki kızından gelecek iyi haber bekleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Zıva Deresi boyunca sürdürülen çalışmalarda ekiplerin ulaşılması güç noktaları da kontrol ettiği belirtiliyor. Arama kurtarma faaliyetleri kesintisiz şekilde devam ediyor.</p>

<p>Üç kişinin durumuna ilişkin henüz yeni bir bilgiye ulaşılamazken, bölgedeki çalışmalar sürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gorelede-sel-felaketi-zekiye-kirca-ile-iki-kizi-kayip</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 17:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7956.jpeg" type="image/jpeg" length="96112"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuklarınız Büyürken Tükenmemek İçin: Sağlıklı Yaşlanmanın Temeli Orta Yaşta Atılıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cocuklariniz-buyurken-tukenmemek-icin-saglikli-yaslanmanin-temeli-orta-yasta-atiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cocuklariniz-buyurken-tukenmemek-icin-saglikli-yaslanmanin-temeli-orta-yasta-atiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[40’lı yaşlar yalnızca yaş aldığımız bir dönem değil, ileriki yıllardaki kalp ve beyin sağlığının da şekillendiği önemli bir eşik. Bilimsel veriler, değiştirilebilir risklere erken müdahalenin önemini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çocukların büyüdüğünü görmek, yıllar sonra da merdivenleri rahat çıkabilmek, zihinsel canlılığı korumak ve günlük yaşamda başkasına bağımlı olmadan yaşlanmak…</p>

<p>Sağlıklı yaşlanma denildiğinde asıl hedef yalnızca ömrü uzatmak değil, sağlıklı geçirilen yılları artırmak.</p>

<p>Özellikle 40’lı yaşlardan itibaren yüksek tansiyon, kan şekeri yüksekliği, kolesterol bozuklukları, sigara, hareketsizlik, fazla kilo ve yetersiz uyku gibi faktörlerin yıllar boyunca birikmesi; kalp ve damar hastalıklarından demansa kadar birçok sağlık sorunuyla ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Üstelik bilimsel çalışmalar önemli bir noktaya işaret ediyor: Sağlığın geleceği yalnızca genetik mirasla belirlenmiyor. Değiştirilebilir risk faktörleri de tablonun önemli bir bölümünü oluşturuyor.</p>

<p>Kalp ve beyin birbirinden bağımsız değil</p>

<p>Kalp sağlığı denildiğinde çoğu kişinin aklına kalp krizi, damar tıkanıklığı ve tansiyon geliyor. Ancak damarların durumu beynin geleceğini de ilgilendiriyor.</p>

<p>Beyin, kesintisiz ve sağlıklı bir kan akımına ihtiyaç duyuyor. Uzun yıllar kontrolsüz seyreden yüksek tansiyon, diyabet ve sigara kullanımı gibi damar riskleri yalnızca kalbi değil, beynin küçük ve büyük damarlarını da etkileyebiliyor.</p>

<p>JAMA Neurology’de yayımlanan uzun süreli bir araştırmada yaklaşık 12 bin 300 kişi incelendi. Araştırmacılar özellikle yüksek tansiyon, diyabet ve sigara kullanımının orta yaş ve sonrasındaki demans yüküyle ilişkisini değerlendirdi.</p>

<p>Çalışmanın sonuçları, 80 yaşından önce ortaya çıkan demans vakalarının önemli bir bölümünün bu değiştirilebilir damar riskleriyle bağlantılı olabileceğine işaret etti.</p>

<p>Bu bulgu, her demans vakasının önlenebileceği anlamına gelmiyor. Demans yaş, genetik özellikler ve çok sayıda biyolojik ve çevresel etkenin rol oynadığı karmaşık bir hastalık grubu. Ancak damar sağlığının korunması, beyin sağlığı açısından da önem taşıyor.</p>

<p>Sağlıklı yaşlanmanın 8 temel göstergesi</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği, kalp ve damar sağlığını değerlendirmek için “Life’s Essential 8” adı verilen sekiz temel başlık tanımlıyor.</p>

<p>Bunlar dört günlük yaşam alışkanlığı ile dört önemli sağlık göstergesinden oluşuyor:</p>

<p>Beslenme: Sebze, meyve, tam tahıl, kuruyemiş ve sağlıklı protein kaynaklarının ağırlıkta olduğu dengeli bir beslenme düzeni.</p>

<p>Fiziksel aktivite: Düzenli hareket etmek ve uzun süre hareketsiz kalmamak.</p>

<p>Nikotin ve tütün maruziyeti: Sigara ve diğer nikotin ürünlerinden uzak durmak, pasif dumana maruziyeti de azaltmak.</p>

<p>Uyku: Yeterli süre ve kalitede uyumak.</p>

<p>Vücut ağırlığı: Sağlığı olumsuz etkileyebilecek fazla kilo ve özellikle karın çevresindeki yağlanmayı kontrol altında tutmak.</p>

<p>Kolesterol: Kandaki aterojenik, yani damar sertliğiyle ilişkili yağ parçacıklarının yüksekliğini izlemek.</p>

<p>Kan şekeri: Diyabet ve prediyabet gelişimini erken fark edebilmek için kan şekeri durumunu takip etmek.</p>

<p>Tansiyon: Yüksek tansiyonu erken saptamak ve kontrol altında tutmak.</p>

<p>Bu sekiz başlığın önemli özelliği, büyük bölümünün günlük yaşam ve uygun sağlık takibiyle değiştirilebilir olması.</p>

<p>40 yaş neden önemli bir dönemeç?</p>

<p>Kalp krizi çoğu zaman meydana geldiği gün başlamış bir hastalık değildir.</p>

<p>Damar duvarındaki değişiklikler, yüksek tansiyonun oluşturduğu yük, kan şekeri bozukluğu, sigara maruziyeti ve kolesterol yüksekliği yıllar içinde birikebilir.</p>

<p>Bu nedenle 40’lı yaşlarda “Henüz bir şikâyetim yok” düşüncesi tek başına sağlık göstergesi değildir.</p>

<p>JAMA Cardiology’de yayımlanan CARDIA araştırmasının 2025 tarihli analizinde, 18-45 yaş arasındaki kalp-damar sağlığının yıllar boyunca nasıl seyrettiği incelendi.</p>

<p>Yaklaşık 4 bin 800 kişinin değerlendirildiği araştırmada, genç erişkinlik boyunca daha iyi kalp-damar sağlığını koruyanlarda ilerleyen yaşlardaki kalp-damar hastalığı riskinin daha düşük olduğu görüldü.</p>

<p>Daha da dikkat çekici olan nokta şuydu: Zaman içerisinde sağlık göstergelerini iyileştiren kişilerde de daha düşük riskle ilişki saptandı.</p>

<p>Yani geçmişte sağlıksız yaşamış olmak, “artık çok geç” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Sağlıklı geçirilen yıllar da artabilir</p>

<p>Amaç yalnızca daha uzun yaşamak değil.</p>

<p>Kalp hastalığı, diyabet, kanser veya demans gibi ciddi kronik hastalıklar ortaya çıkmadan geçirilen yılların sayısı da yaşam kalitesi açısından büyük önem taşıyor.</p>

<p>JAMA Internal Medicine’da yayımlanan ve 135 binden fazla yetişkinin değerlendirildiği bir araştırmada, kalp-damar sağlığı daha iyi olan kişilerde ciddi kronik hastalıklar olmadan geçirilen yaşam süresinin daha uzun olduğu görüldü.</p>

<p>Araştırma gözlemsel olduğu için “bu sekiz kurala uyan herkes şu kadar yıl daha sağlıklı yaşayacak” şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Ancak geniş katılımlı bilimsel veriler aynı yöne işaret ediyor: Kalp sağlığını koruyan alışkanlıklar yalnızca kalbe değil, genel sağlıklı yaşlanmaya da yatırım niteliği taşıyor.</p>

<p>Hareket için spor salonu şart değil</p>

<p>Sağlıklı yaşam denildiğinde insanların önündeki en büyük psikolojik engellerden biri, yapılması gerekenleri gözünde büyütmek.</p>

<p>Oysa hareket etmek yalnızca spor salonunda egzersiz yapmak anlamına gelmiyor.</p>

<p>Tempolu yürümek, bisiklete binmek, yüzmek, merdiven kullanmak, bahçeyle uğraşmak ve günlük yaşamda daha fazla hareket etmek de fiziksel aktivitenin parçası.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü yetişkinlere haftada en az 150-300 dakika orta şiddette aerobik fiziksel aktivite veya 75-150 dakika yüksek şiddette aktivite öneriyor.</p>

<p>Buna ek olarak büyük kas gruplarını çalıştıran kuvvet egzersizlerinin haftada en az iki gün yapılması öneriliyor.</p>

<p>Buradaki kritik mesaj ise oldukça basit: Hiç hareket etmemektense biraz hareket etmek daha iyidir.</p>

<p>Özellikle yıllardır hareketsiz yaşayan birinin ilk hedefinin mükemmel bir spor programı olması gerekmiyor. Sürdürülebilir şekilde daha fazla hareket etmek, daha gerçekçi bir başlangıç olabilir.</p>

<p>Kasları korumak da sağlıklı yaşlanmanın parçası</p>

<p>Orta yaşlardan sonra yalnızca tartıdaki rakama odaklanmak önemli bir ayrıntının gözden kaçmasına yol açabilir: kas kütlesi.</p>

<p>Yaş ilerledikçe kas miktarı ve kas gücü azalabilir. Hareketsizlik bu süreci hızlandırabilir.</p>

<p>Kaslar yalnızca güçlü görünmek için gerekli değildir. Ayağa kalkmak, merdiven çıkmak, alışveriş poşeti taşımak, düşmelerden korunmak ve ileri yaşlarda bağımsızlığı sürdürmek için de gereklidir.</p>

<p>Bu nedenle sağlıklı yaşlanma planında aerobik hareket kadar kas güçlendirici egzersizlerin de yeri vardır.</p>

<p>Uyku artık ikinci planda görülen bir konu değil</p>

<p>Yıllarca sağlıklı yaşamın temel üçlüsü beslenme, egzersiz ve sigaradan uzak durmak olarak anlatıldı.</p>

<p>Uyku ise artık bu tablonun kenarında duran küçük bir ayrıntı değil.</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği uykuyu kalp-damar sağlığının sekiz temel bileşeninden biri olarak kabul ediyor.</p>

<p>Çoğu yetişkin için gecede yaklaşık 7-9 saat uyku hedefleniyor. Ancak yalnızca süre değil, uyku kalitesi ve düzeni de önemli.</p>

<p>Sürekli yorgun uyanmak, yüksek sesle horlamak, uykuda nefesin kesildiğinin söylenmesi veya gün içinde belirgin uyku hali yaşamak, uyku bozuklukları açısından değerlendirmeyi gerektirebilir.</p>

<p>Tansiyonun yüksek olduğunu hissetmeyebilirsiniz</p>

<p>Yüksek tansiyonun önemli sorunlarından biri uzun süre belirgin şikâyet oluşturmayabilmesidir.</p>

<p>İnsan kendisini iyi hissederken tansiyonu yüksek seyredebilir.</p>

<p>Benzer şekilde kolesterol yüksekliği ve erken dönemdeki kan şekeri bozuklukları da çoğu zaman günlük yaşamda belirgin bir işaret vermeyebilir.</p>

<p>Bu nedenle orta yaşlardan itibaren sağlık takibinin yalnızca “Bir yerim ağrırsa doktora giderim” anlayışına bırakılmaması önemlidir.</p>

<p>Tansiyon, kan şekeri, kan yağları, kilo ve kişinin diğer risk faktörleri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kontrollerin sıklığı ise herkeste aynı değildir. Yaş, aile öyküsü, mevcut hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve önceki ölçümlere göre değişebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Ailemde var, yapacak bir şey yok” düşüncesi doğru değil</p>

<p>Aile öyküsü önemlidir.</p>

<p>Anne veya babada erken yaşta kalp-damar hastalığı bulunması kişinin risk değerlendirmesini değiştirebilir. Demansın bazı türlerinde de genetik yatkınlık rol oynar.</p>

<p>Ancak genetik risk, değiştirilebilir faktörlerin önemsiz olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Tansiyonu kontrol etmek, sigaradan uzak durmak, hareket etmek, sağlıklı beslenmek, kan şekerini ve kolesterolü takip etmek genetik yapıyı değiştirmez; fakat kişinin toplam risk profilini etkileyebilir.</p>

<p>Genler başlangıç çizgisinin bir bölümünü belirleyebilir. Yaşam boyunca izlenen yol ise yalnızca genlerden oluşmaz.</p>

<p>Çocukların sağlığı da evde şekilleniyor</p>

<p>Sağlıklı yaşlanmanın başka bir boyutu daha var: Çocuklar yetişkinlerin yalnızca söylediklerini değil, yaptıklarını da görüyor.</p>

<p>Evde sebze ve meyvenin bulunması, birlikte yürüyüş yapılması, sigara dumanının olmadığı bir ortam, ekran dışındaki hareketli zamanların desteklenmesi ve düzenli uyku alışkanlıkları çocukların sağlık davranışlarının şekillenmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, 5-17 yaş grubundaki çocuk ve ergenler için günde ortalama en az 60 dakika orta veya yüksek şiddette fiziksel aktivite öneriyor.</p>

<p>Dolayısıyla sağlıklı yaşam, yalnızca kişinin kendi geleceğine yaptığı yatırım değildir. Evde oluşan alışkanlık kültürü sonraki kuşağa da taşınabilir.</p>

<p>Her şeyi aynı gün değiştirmek gerekmiyor</p>

<p>Sağlık rehberleri bazen insanın önüne bitmek bilmeyen bir yapılacaklar listesi koyabiliyor.</p>

<p>Oysa sürdürülebilir değişim daha sade başlayabilir.</p>

<p>Sigara kullanılıyorsa bırakmaya yönelik destek almak, tansiyonu öğrenmek, kan şekeri ve kolesterol kontrollerini ihmal etmemek, haftanın çoğu günü hareket etmek, kasları çalıştırmak, uyku saatlerini düzene sokmak ve beslenmenin genel kalitesini artırmak güçlü başlangıç noktalarıdır.</p>

<p>Kusursuz olmak gerekmiyor.</p>

<p>Bilimsel verilerin verdiği en değerli mesajlardan biri, sağlık göstergelerindeki iyileşmenin de anlamlı olduğudur.</p>

<p>40’tan sonra asıl soru: Kaç yıl değil, nasıl yaşayacağız?</p>

<p>Yaşlanmayı durduracak bir ilaç, tek bir besin veya mucize bir egzersiz yok.</p>

<p>Fakat kalp-damar sağlığı, metabolik sağlık, hareket, kas gücü, uyku ve tütün maruziyeti gibi değiştirilebilir alanlarda bugün alınan kararların ileriki yıllardaki sağlıkla ilişkili olduğuna dair güçlü bilimsel kanıtlar bulunuyor.</p>

<p>40 yaşını geçmiş olmak geç kalmak anlamına gelmiyor.</p>

<p>Tam tersine orta yaş, tansiyondan uykuya, kan şekerinden fiziksel aktiviteye kadar uzun süredir ihmal edilen göstergeleri yeniden değerlendirmek için önemli bir dönem olabilir.</p>

<p>Çünkü sağlıklı yaşlanmanın hedefi takvimde mümkün olduğunca çok yıl biriktirmekten ibaret değil.</p>

<p>Asıl mesele, o yılların mümkün olduğunca fazlasını güçlü bir kalp, çalışan bir beden, berrak bir zihin ve bağımsız bir yaşamla geçirebilmek.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>JAMA Cardiology – Cumulative Life’s Essential 8 Scores and Cardiovascular Disease Risk – Walker J, Won D, Guo J ve diğerleri – 2025 – DOI: 10.1001/jamacardio.2025.0630</li>
 <li>JAMA Internal Medicine – Association of Cardiovascular Health With Life Expectancy Free of Cardiovascular Disease, Diabetes, Cancer, and Dementia in UK Adults – 2023</li>
 <li>JAMA Neurology – Contribution of Modifiable Midlife and Late-Life Vascular Risk Factors to Incident Dementia – Smith JR ve çalışma arkadaşları – 2025 – DOI: 10.1001/jamaneurol.2025.1495</li>
 <li>Circulation – Life’s Essential 8: Updating and Enhancing the American Heart Association’s Construct of Cardiovascular Health – Lloyd-Jones DM ve çalışma arkadaşları – 2022</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – Guidelines on Physical Activity and Sedentary Behaviour – 2020</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cocuklariniz-buyurken-tukenmemek-icin-saglikli-yaslanmanin-temeli-orta-yasta-atiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7950.jpeg" type="image/jpeg" length="38686"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yalova’da F-16 Eğitim Uçağı Düştü: Pilot Atlayarak Kurtuldu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yalovada-f-16-egitim-ucagi-dustu-pilot-atlayarak-kurtuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yalovada-f-16-egitim-ucagi-dustu-pilot-atlayarak-kurtuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalova’da askeri eğitim uçuşu gerçekleştirdiği belirtilen F-16 savaş uçağının düştüğü bildirildi. İlk bilgilere göre pilot, uçaktan fırlatma sistemiyle ayrılarak kurtuldu. Uçağın düştüğü bölgeye ekipler sevk edilirken kazanın nedenine ilişkin inceleme başlatılması bekleniyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yalova’da F-16 Eğitim Uçağı Düştü: Pilot Atlayarak Kurtuldu</p>

<p>Yalova’da askeri eğitim uçuşu yaptığı belirtilen F-16 savaş uçağının düşmesi bölgede hareketliliğe neden oldu.</p>

<p>İlk bilgilere göre uçakta bulunan pilot, kaza öncesinde fırlatma sistemini kullanarak uçaktan ayrıldı. Pilotun sağ olarak kurtulduğu bildirildi.</p>

<p>Kaza bölgesinden dumanlar yükseldi</p>

<p>Olayın ardından bölgeden yükselen yoğun duman çevrede bulunan vatandaşlar tarafından görüntülendi. İhbar üzerine ilgili ekiplerin kaza bölgesine yönlendirildiği belirtildi.</p>

<p>Kazanın meydana geldiği nokta ve uçağın hangi birliğe bağlı olduğu konusunda resmi makamlardan gelecek ayrıntılı açıklamalar bekleniyor.</p>

<p>Pilot sağ kurtuldu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazaya ilişkin ilk haberlerde pilotun uçaktan zamanında ayrıldığı ve hayatta olduğu bilgisi paylaşıldı. Pilotun sağlık durumuna ilişkin ayrıntılı resmi açıklama ise henüz kamuoyuna yansımadı.</p>

<p>F-16’nın neden düştüğü de şu aşamada netlik kazanmış değil. Teknik arıza veya kazaya yol açabilecek diğer ihtimaller, resmi incelemenin ardından açıklığa kavuşacak.</p>

<p>Olayla ilgili gelişmeler ve resmi kurumlardan yapılacak açıklamalar yakından takip ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📰 Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yalovada-f-16-egitim-ucagi-dustu-pilot-atlayarak-kurtuldu</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 15:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5527.jpeg" type="image/jpeg" length="75842"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Amedspor’dan Oğuz Aydın Hamlesi! Süper Lig’de Ses Getirecek İddia]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/amedspordan-oguz-aydin-hamlesi-super-ligde-ses-getirecek-iddia</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/amedspordan-oguz-aydin-hamlesi-super-ligde-ses-getirecek-iddia" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Amedspor’un, Fenerbahçe forması giyen milli futbolcu Oğuz Aydın’ın durumunu yakından takip ettiği öne sürüldü. Henüz resmi görüşme veya anlaşma bulunmazken, transfer kulislerinde yeşil kırmızılı ekibin oyuncunun şartlarını araştırdığı iddiaları konuşuluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Amedspor’dan Oğuz Aydın Hamlesi! Transfer Kulisleri Hareketlendi</p>

<p>Süper Lig’in yeni ekiplerinden Amedspor’un transfer çalışmalarında dikkat çeken bir iddia gündeme geldi. Transfer kulislerinde yer alan bilgilere göre Diyarbakır temsilcisi, Fenerbahçe’nin milli kanat oyuncusu Oğuz Aydın’ın durumunu yakından takip ediyor. Şu ana kadar kulüpler arasında resmi anlaşma ya da resmi teklif doğrulanmış değil.</p>

<p>Amedspor’un planı ne?</p>

<p>Yeni sezonda ligde kalıcı olmayı hedefleyen Amedspor’un, kaliteli yerli oyuncularla kadrosunu güçlendirmek istediği belirtiliyor. Oğuz Aydın’ın düzenli forma şansı bulabileceği bir projeye sıcak bakabileceği yönünde yorumlar yapılırken, transfer sürecinin henüz ilk aşamada olduğu ifade ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fenerbahçe cephesinin tavrı</p>

<p>Fenerbahçe’nin ise milli futbolcu için aceleci davranmadığı belirtiliyor. Teknik heyetin Oğuz Aydın’ı kadro planlamasında değerlendirdiği ve ancak beklentileri karşılayan ciddi bir teklif gelmesi halinde ayrılık ihtimalinin masaya yatırılabileceği konuşuluyor.</p>

<p>Transfer gerçekleşecek mi?</p>

<p>Şu an için taraflar arasında resmi bir görüşmenin tamamlandığı ya da anlaşma sağlandığına ilişkin doğrulanmış bilgi bulunmuyor. Transfer dosyasındaki gelişmelerin önümüzdeki günlerde netlik kazanması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/amedspordan-oguz-aydin-hamlesi-super-ligde-ses-getirecek-iddia</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 15:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7947.jpeg" type="image/jpeg" length="28781"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnsan Kök Hücrelerinden Kalp Kapağı Benzeri Yapı Geliştirildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/insan-kok-hucrelerinden-kalp-kapagi-benzeri-yapi-gelistirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/insan-kok-hucrelerinden-kalp-kapagi-benzeri-yapi-gelistirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’deki araştırmacılar, insan kök hücrelerinden kalp kapağının gelişimini taklit eden üç boyutlu “assembloid” yapılar geliştirdi. Cell Stem Cell’de yayımlanan çalışma, kalp kapağı hastalıklarının insan hücreleri üzerinde araştırılması ve gelecekte yeni tedavi adaylarının test edilmesi için gelişmiş bir laboratuvar modeli sunuyor. Geliştirilen yapı, hastaya nakledilebilecek hazır bir kalp kapağı değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>University of Pittsburgh School of Medicine liderliğindeki araştırmacılar, insan indüklenmiş pluripotent kök hücrelerini kullanarak kalp kapağının gelişimini ve bazı hastalık süreçlerini laboratuvar ortamında taklit edebilen üç boyutlu yapılar geliştirdi. University of Pittsburgh Swanson School of Engineering ve Carnegie Mellon University araştırmacılarının da katkı sunduğu çalışma ABD’de gerçekleştirildi. Araştırma insanlarda uygulanmış bir tedavi denemesi değil; laboratuvarda insan hücrelerinden oluşturulan gelişmiş bir hastalık ve gelişim modeli niteliğinde. Çalışma 11 Ağustos 2026’da Cell Stem Cell dergisinde yayımlandı. [1]<br />
Kalp kapağının gelişimi laboratuvarda taklit edildi<br />
Kalp kapakları, kanın kalbin içinde doğru yönde hareket etmesini sağlayan ve her kalp atımında açılıp kapanan ince yapılardır. Kapakların gelişimi yalnızca hücrelerin çoğalmasına bağlı değildir. Kan akışı, hücreler arasındaki iletişim ve kalbin hareketi sırasında ortaya çıkan mekanik kuvvetler de bu süreçte önemli rol oynar.<br />
Araştırmacılar farklı özelliklere sahip insan kök hücresi kaynaklı kalp dokularını bir araya getirerek “assembloid” adı verilen üç boyutlu yapılar oluşturdu. Assembloid, farklı hücre veya doku bileşenlerinin laboratuvarda bir araya getirilerek gerçek bir organın belirli özelliklerinin taklit edildiği deneysel yapı anlamına geliyor. [1]<br />
Çalışmada ortaya çıkan yapı tam bir kalp ya da gerçek bir kalp kapağı değildi. Araştırmacıların amacı, özellikle kapak dokusunun nasıl geliştiğini ve hastalık sırasında hücrelerin nasıl değiştiğini insan hücreleri üzerinde daha gerçekçi biçimde inceleyebilecek bir model oluşturmaktı. [1]<br />
Mekanik kuvvetlerin kapak oluşumundaki etkisi görüldü<br />
Çalışma yalnızca kalp kapağı benzeri bir yapı geliştirilmesiyle sınırlı kalmadı. Araştırmacılar, kalp dokusundaki mekanik kuvvetlerin kapak gelişimini nasıl etkilediğini de inceledi.<br />
Deneylerde mekanik kuvvetlerin kapak oluşumuna katkı sağladığı, endotel hücrelerinden gelen sinyallerin kapak dokusunun gelişimi ve sürdürülmesinde rol oynadığı görüldü. Endotel hücreleri, kalbin ve damarların iç yüzeyini kaplayan hücrelerdir. [1]<br />
Araştırmacılar ayrıca sıvı akışının oluşturduğu kesme kuvvetinin, hücrelerin çevresinde bulunan destekleyici yapıların düzenlenmesini etkilediğini gösterdi. Bu yapıların tümüne hücre dışı matriks adı veriliyor ve bu matriks, kalp kapağının dayanıklılığı ile işlevi açısından önem taşıyor. [1]<br />
Bulgular, kalp kapağının yalnızca genetik talimatlarla değil, çevresindeki fiziksel koşulların etkisiyle de şekillendiğini gösteriyor.<br />
Neden kök hücre kullanıldı?<br />
Çalışmada kullanılan indüklenmiş pluripotent kök hücreler, kısaca iPSC olarak adlandırılıyor. Bunlar deri veya kan hücreleri gibi yetişkin insan hücrelerinin laboratuvarda yeniden programlanmasıyla elde edilebiliyor ve uygun koşullarda farklı hücre türlerine dönüşebiliyor.<br />
Bu özellik kalp hastalıklarının araştırılmasında önemli bir avantaj sağlıyor. Bilim insanlarının sağlıklı veya hastalıklı insan kalp kapağından sürekli canlı doku örneği alması mümkün değil. Hayvan modelleri önemli bilgiler sağlasa da insan kalbinin gelişimini ve bazı hastalıkları her yönüyle yansıtamayabiliyor.<br />
İnsan hücrelerinden geliştirilen üç boyutlu modeller bu boşluğu azaltmayı amaçlıyor. Böylece araştırmacılar kalp dokusunun oluşumunu izleyebiliyor, belirli gen değişikliklerinin sonuçlarını inceleyebiliyor ve potansiyel tedavileri kontrollü laboratuvar koşullarında değerlendirebiliyor. [1]<br />
Mitral kapak prolapsusu da modellendi<br />
Yeni sistemin önemli özelliklerinden biri, yalnızca normal kapak gelişiminin değil, bazı hastalık süreçlerinin de laboratuvarda taklit edilebilmesi oldu.<br />
Araştırmacılar, mitral kapak prolapsusuyla ilişkili genetik değişiklikleri model üzerinde inceleyebildi. Mitral kapak prolapsusu, kalbin sol tarafındaki mitral kapağın yaprakçıklarının kalp kasılması sırasında normal konumundan geriye doğru bombeleşmesiyle ortaya çıkan bir durumdur.<br />
Hastalıkla ilişkili genetik değişiklik modele eklendiğinde, kapak benzeri dokuda mitral kapak prolapsusuyla uyumlu özellikler gelişti. Bu sonuç, sistemin bazı kalıtsal kapak hastalıklarının başlangıç mekanizmalarını incelemek için kullanılabileceğine işaret etti. [1]<br />
Araştırmacılar ayrıca kapak kalsifikasyonu, yani kapak dokusunda kalsiyum birikimine bağlı sertleşme, doku hasarı ve yüksek kan şekeriyle ilişkili anormallikleri de model üzerinde taklit etti. Böylece sistemin yalnızca kalıtsal kapak bozukluklarını değil, yaşam boyunca gelişebilen bazı kapak hasarlarını araştırmak için de kullanılabileceği gösterildi. [1]<br />
Hastalığın erken dönemlerini görme fırsatı sağlayabilir<br />
Kalp kapağı hastalıkları doğuştan ortaya çıkabileceği gibi yaşlanma, doku bozulması ve farklı hastalık süreçleri sonucunda da gelişebiliyor. Kapak yeterince açılamadığında kanın geçişi zorlaşabiliyor; tam kapanamadığında ise kan geriye doğru kaçabiliyor.<br />
Bu hastalıkların başlangıcında hücrelerde neler olduğunu anlamak her zaman kolay değil. Ameliyat sırasında çıkarılan hastalıklı kapak dokuları çoğunlukla hastalığın ileri bir dönemini temsil ediyor.<br />
Kök hücrelerden oluşturulan modeller ise araştırmacılara hastalıkla ilişkili değişikliklerin daha erken aşamalarını laboratuvar ortamında takip etme fırsatı verebilir. Bu özellik özellikle genetik değişikliklerin zaman içinde kapak dokusunu nasıl etkilediğinin anlaşılması açısından önem taşıyor. [1]<br />
Hastaya takılabilecek bir kalp kapağı üretilmedi<br />
Araştırmanın en önemli sınırlarından biri, geliştirilen yapının gerçek ve nakledilebilir bir kalp kapağı olmaması.<br />
Gerçek bir kalp kapağı yaşam boyunca milyarlarca kez açılıp kapanırken kan basıncına, sürekli akıma ve mekanik gerilime dayanmak zorunda. Laboratuvarda geliştirilen kapak benzeri yapı ise bu koşulların yalnızca belirli bölümlerini taklit ediyor.<br />
Üstelik çalışmadaki kapak benzeri yapı, oluşturulan kalp assembloidinin yüzeyinde geliştirildi. Araştırmacıların sonraki hedeflerinden biri, iki odacıklı daha gelişmiş kalp modelleri oluşturmak ve kapak dokusunu odacıkların arasında, gerçek kalbin anatomisine daha yakın bir konumda geliştirmek. [1]<br />
Bu nedenle araştırma, “kök hücreden hastaya takılabilecek kalp kapağı üretildi” şeklinde yorumlanmamalı.<br />
Yeni ilaçların test edilmesinde kullanılabilir<br />
Kalp kapağı hastalıklarının ileri evrelerinde kapak onarımı veya kapak değişimi gerekebiliyor. Buna karşılık hastalığın hücresel düzeyde başlamasını ya da ilerlemesini durdurabilecek ilaçların geliştirilmesi daha zor bir araştırma alanı.<br />
İnsan hücrelerinden oluşturulan bu tür kapak modelleri, gelecekte farklı ilaç adaylarının hücrelerin davranışı ve kapak dokusunun yapısı üzerindeki etkilerinin incelenebileceği bir deney ortamı sağlayabilir.<br />
Ayrıca belirli bir kişiden alınan hücrelerin yeniden programlanarak iPSC haline getirilebilmesi, gelecekte bazı kalıtsal kalp kapağı hastalıklarının kişiye özgü hücre modelleri üzerinde araştırılmasına da katkı sağlayabilir. Ancak bunun kişiye özel tedavi seçimine dönüşebilmesi için daha ileri doğrulama çalışmalarına ihtiyaç var.<br />
Gerçek kalbin karmaşıklığı henüz laboratuvarda yok<br />
Kalp assembloidleri ve organoidleri son yıllarda hızla gelişen araştırma araçları arasında yer alıyor. Buna rağmen laboratuvarda oluşturulan üç boyutlu bir yapı, insan vücudundaki gerçek kalp kapağının bütün özelliklerini taşıyan bir organ olarak değerlendirilemiyor.<br />
İnsan kalbindeki kapaklar dolaşım sistemi, kan basıncı, bağışıklık sistemi, çevredeki kalp kası ve diğer dokularla sürekli etkileşim halinde çalışıyor. Mevcut modeller bu karmaşıklığın yalnızca bir bölümünü yeniden oluşturabiliyor.<br />
Bu nedenle çalışma doğrudan yeni bir tedavi sunmuyor ve insanlarda klinik yarar gösterildiği anlamına gelmiyor. Araştırmanın asıl önemi, kalp kapağının nasıl oluştuğunu ve bazı kapak hastalıklarının nasıl başladığını insan hücreleri üzerinde incelemek için yeni bir deney sistemi geliştirilmiş olması. Bundan sonraki çalışmalar, modelin gerçek insan kalp kapağına ne ölçüde benzediğini ve ilaç geliştirme süreçlerinde ne kadar güvenilir sonuç verdiğini gösterecek. [1]<br />
Kaynaklar<br />
[1] He Y. ve ark. Human iPSC-derived heart valve-like assembloids model valve development and disease pathology. Cell Stem Cell. 2026. DOI: 10.1016/j.stem.2026.07.011</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/insan-kok-hucrelerinden-kalp-kapagi-benzeri-yapi-gelistirildi</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 15:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/kalp-kapagi-kok-hucre-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="35111"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fırat Üniversitesi’nde köpeklerin kovaladığı akademisyen ağır yaralandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/firat-universitesinde-kopeklerin-kovaladigi-akademisyen-agir-yaralandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/firat-universitesinde-kopeklerin-kovaladigi-akademisyen-agir-yaralandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elazığ’da Fırat Üniversitesi kampüsünde elektrikli bisikletiyle seyreden Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zülfü Genç, sahipsiz köpeklerin kendisini kovalaması sırasında kontrolünü kaybederek asfalt zemine düştü. Başından ağır yaralanan Genç, Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi altına alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fırat Üniversitesi kampüsünde korkutan olay</p>

<p>Elazığ’da Fırat Üniversitesi kampüsünde sahipsiz köpeklerin kovaladığı öğretim üyesi Doç. Dr. Zülfü Genç, kullandığı elektrikli bisikletten düşerek ağır yaralandı.</p>

<p>Olayın Fırat Üniversitesi kampüs sınırları içerisinde bulunan Mühendislik Camii yakınlarında meydana geldiği bildirildi.<br />
Edinilen bilgilere göre Doç. Dr. Zülfü Genç, elektrikli bisikletiyle seyir halindeyken sahipsiz köpekler tarafından kovalanmaya başladı.</p>

<p>Köpeklerin havlayarak üzerine doğru koşması sırasında Genç’in elektrikli bisikletinin kontrolünü kaybettiği ve sert şekilde asfalt zemine düştüğü belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başından ağır yaralandı</p>

<p>Düşmenin etkisiyle başından ciddi şekilde yaralanan Genç için çevrede bulunanların ihbarı üzerine sağlık ekipleri olay yerine sevk edildi.</p>

<p>İlk müdahalesi olay yerinde yapılan akademisyen, daha sonra ambulansla Fırat Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı.</p>

<p>Fırat Üniversitesi’nde öğretim üyesi</p>

<p>Fırat Üniversitesi’nin resmi Akademik Bilgi Sistemi’ndeki kayıtlara göre Doç. Dr. Zülfü Genç, Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri bünyesinde görev yapıyor.</p>

<p>Genç’in uzmanlık alanları arasında kodlama ve robotik, STEM ile insan-bilgisayar etkileşimi bulunuyor. Üniversitenin resmi kayıtlarında akademisyenin çok sayıda makale, bildiri, proje ve kitap çalışmasının bulunduğu görülüyor.</p>

<p>Genç ayrıca çocuklara yönelik robotik ve kodlama eğitimleri ile çeşitli teknoloji projelerinde görev aldı.</p>

<p>Olayla ilgili yeni açıklama bekleniyor</p>

<p>Olayın ardından özellikle üniversite kampüslerinde sahipsiz hayvanlara yönelik güvenlik tedbirleri yeniden gündeme geldi.</p>

<p>Doç. Dr. Zülfü Genç’in sağlık durumuyla ilgili Fırat Üniversitesi veya hastane yönetiminden yapılabilecek yeni açıklamalar bekleniyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/firat-universitesinde-kopeklerin-kovaladigi-akademisyen-agir-yaralandi</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 14:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7946.jpeg" type="image/jpeg" length="22284"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin Acı Kaybı: Op. Dr. İsmet İnan Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ankara-egitim-ve-arastirma-hastanesinin-aci-kaybi-op-dr-ismet-inan-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ankara-egitim-ve-arastirma-hastanesinin-aci-kaybi-op-dr-ismet-inan-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde uzun yıllar Klinik Şef Yardımcısı olarak görev yapan emekli hekim Op. Dr. İsmet İnan hayatını kaybetti. İnan’ın vefatı, meslektaşları ve hastane camiasında üzüntüyle karşılandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi camiası, uzun yıllar hastanenin Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde görev yapan Op. Dr. İsmet İnan’ın vefatıyla sarsıldı.</p>

<p>Emekli hekim İsmet İnan’ın vefatını Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Rahmi Kılıç duyurdu.</p>

<p>İnan’ın uzun yıllar Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde Klinik Şef Yardımcısı olarak görev yaptığı belirtildi.</p>

<p>Başhekim Kılıç’tan taziye mesajı</p>

<p>Başhekim Prof. Dr. Rahmi Kılıç, yayımladığı taziye mesajında İsmet İnan’ın vefatından duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kılıç, merhum hekime Allah’tan rahmet dilerken ailesi, yakınları, meslektaşları ve Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi camiasına başsağlığı temennisinde bulundu.</p>

<p>Uzun yıllar kadın hastalıkları ve doğum alanında hekimlik yapan Op. Dr. İsmet İnan’ın vefatı, birlikte görev yaptığı meslektaşları ve sağlık camiasında üzüntüye neden oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ankara-egitim-ve-arastirma-hastanesinin-aci-kaybi-op-dr-ismet-inan-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 14:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7942.jpeg" type="image/jpeg" length="30037"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkoloji Dünyasının Acı Kaybı: Prof. Dr. Türkan Əfəndiyeva Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkoloji-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-turkan-efendiyeva-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkoloji-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-turkan-efendiyeva-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Azerbaycan dil bilimi ve Türkoloji alanının önemli isimlerinden Prof. Dr. Türkan Əfəndiyeva hayatını kaybetti. Uzun yıllar akademik çalışmalarıyla tanınan Əfəndiyeva’nın vefatı bilim dünyasında üzüntüyle karşılandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Azerbaycan dil bilimi ve Türkoloji alanının önemli isimlerinden, filoloji bilimleri doktoru ve profesör Türkan Əfəndiyeva hayatını kaybetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akademik yaşamı boyunca Azerbaycan dili, edebî dil, üslup bilimi ve söz varlığı üzerine çalışmalar yapan Prof. Dr. Türkan Əfəndiyeva, özellikle Azerbaycan Türkçesinin leksik ve üslup özelliklerine ilişkin araştırmalarıyla tanındı.</p>

<p>Əfəndiyeva’nın bilimsel çalışmaları yalnızca Azerbaycan’da değil, Türkiye’deki Türkoloji çevrelerinde de kaynak olarak kullanıldı. Türk dili, edebî dil ve üslup alanındaki eserleri çok sayıda akademik çalışma ve araştırmada referans gösterildi.</p>

<p>Türkoloji alanında iz bıraktı</p>

<p>Prof. Dr. Türkan Əfəndiyeva, Azerbaycan dil biliminin gelişimine katkı sağlayan akademisyenler arasında yer aldı. Edebî dilin gelişimi, kelimelerin üslup özellikleri, mecazlar ve Azerbaycan Türkçesinin söz varlığı üzerine yaptığı çalışmalar Türkoloji literatüründe önemli bir yer edindi.</p>

<p>Əfəndiyeva, uluslararası Türk dili ve Türkoloji toplantılarında da Azerbaycan dil bilimine ilişkin çalışmalarını bilim dünyasıyla paylaştı.</p>

<p>Oqtay Əfəndiyev’in eşiydi</p>

<p>Türkan Əfəndiyeva, Azerbaycan tarihçiliğinin önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Oqtay Əfəndiyev’in eşiydi.</p>

<p>Wikimedia Commons arşivinde yer alan 2009 tarihli bir fotoğrafta Türkan Əfəndiyeva ile Oqtay Əfəndiyev birlikte görülüyor. Fotoğraf kaydında Türkan Əfəndiyeva, filoloji bilimleri doktoru ve profesör olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Türkan Əfəndiyeva’nın vefatı ailesi, yakınları ve Türkoloji camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Kıbrıs Aydın Üniversitesi</li>
 <li>Wikimedia Commons</li>
 <li>AzadlıqRadiosu</li>
 <li>Türkoloji ve filoloji alanındaki akademik yayınlar</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkoloji-dunyasinin-aci-kaybi-prof-dr-turkan-efendiyeva-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 14:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7939-1.jpeg" type="image/jpeg" length="94744"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Pankreas Kanserinde Kritik Keşif: Yeni İlaçlara Direncin Yolu Bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanserinde-kritik-kesif-yeni-ilaclara-direncin-yolu-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanserinde-kritik-kesif-yeni-ilaclara-direncin-yolu-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Medicine’da yayımlanan araştırmada, metastatik pankreas kanseri hastalarında deneysel RAS inhibitörü daraxonrasibe karşı gelişen direnç mekanizmaları belirlendi. Bulgular, yeni ilaç kombinasyonlarıyla direncin geciktirilebileceğine işaret etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Pankreas Kanserinde Yeni İlaçlara Direncin Şifresi Çözüldü</p>

<p>Pankreas kanserinde son yılların en önemli ilaç hedeflerinden biri haline gelen RAS proteinlerini baskılayan yeni tedavilere karşı tümörlerin nasıl direnç geliştirdiğine ilişkin dikkat çekici sonuçlar elde edildi.</p>

<p>Nature Medicine dergisinde 11 Ağustos 2026’da yayımlanan araştırmada, metastatik pankreas kanseri hastalarında deneysel daraxonrasib tedavisi sırasında ortaya çıkan genetik değişiklikler incelendi.</p>

<p>Araştırma, yeni nesil RAS inhibitörlerinin etkisini sınırlayan mekanizmaların daha tedavinin geliştirme aşamasındayken belirlenebilmesi açısından önem taşıyor.</p>

<p>44 hastanın tümör DNA’sı incelendi</p>

<p>Araştırmacılar Faz I/II klinik çalışmaya katılan metastatik pankreas kanseri hastalarından elde edilen verileri değerlendirdi.</p>

<p>Toplam 44 hastanın tedavi öncesinde ve tedavi sırasında alınan kan örneklerinde dolaşımdaki tümör DNA’sı analiz edildi.</p>

<p>Bu yöntem sayesinde tümörden yeniden doku örneği alınmasına gerek kalmadan kan dolaşımındaki kanser kaynaklı DNA parçaları üzerinden hastalığın genetik değişimi takip edildi.</p>

<p>Araştırmacılar özellikle daraxonrasib tedavisi altında tümörlerin RAS baskısından kurtulmak için hangi biyolojik yolları kullandığını araştırdı.</p>

<p>Hastaların yüzde 59’unda yeni değişiklikler ortaya çıktı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuçlar kanser hücrelerinin tedavi baskısı altında hızla yeni kaçış yolları geliştirebildiğini gösterdi.</p>

<p>Hastaların yaklaşık yüzde 59’unda, tedavi sırasında RAS sinyal yoluyla ilişkili yeni genomik değişiklikler tespit edildi.</p>

<p>En sık görülen direnç mekanizmalarından biri mutant KRAS geninin kopya sayısının artması oldu.</p>

<p>Bu değişiklik hastaların yaklaşık yüzde 36’sında saptandı.</p>

<p>Tümör hücrelerinin hedef alınan mutant KRAS geninin kopyalarını artırarak ilacın oluşturduğu baskıyı aşmaya çalışabileceği değerlendirildi.</p>

<p>Kanser tek bir kaçış yolu kullanmıyor</p>

<p>Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de tedavi direncinin yalnızca KRAS üzerindeki değişikliklerle sınırlı olmadığının görülmesi oldu.</p>

<p>Bilim insanları kanser hücrelerinde RTK, MAPK ve PI3K gibi farklı hücresel sinyal yollarını etkileyen değişiklikler de belirledi.</p>

<p>Bu durum pankreas kanserinin RAS baskılandığında alternatif büyüme yollarını devreye sokabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Dolayısıyla tek bir hedefin uzun süre baskılanması bazı hastalarda yeterli olmayabilir.</p>

<p>Bu bulgu, gelecekte birden fazla biyolojik yolu aynı anda hedefleyen kombinasyon tedavilerinin önemini artırabilir.</p>

<p>Kombinasyon tedavileri direnci geciktirdi</p>

<p>Araştırmacılar insanlardan elde edilen genetik verilerin ardından farklı tedavi kombinasyonlarını laboratuvar ve hayvan modellerinde test etti.</p>

<p>Daraxonrasibin başka RAS inhibitörleriyle veya DNA hasar yanıtı ve reseptör tirozin kinaz yollarını hedefleyen ilaçlarla birlikte kullanılmasının bazı modellerde direnç gelişimini geciktirdiği veya önlediği görüldü.</p>

<p>Bu sonuç henüz hastalarda kombinasyon tedavisinin kesin olarak etkili olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ancak elde edilen veriler gelecekte yürütülecek klinik araştırmalar için önemli bir yol haritası oluşturuyor.</p>

<p>KRAS yıllarca ulaşılamaz hedef olarak görüldü</p>

<p>KRAS, pankreas kanserinin biyolojisindeki en önemli genetik sürücülerden biri.</p>

<p>Pankreas duktal adenokarsinomlarının büyük bölümünde KRAS geninde hastalığı tetikleyen mutasyonlar bulunuyor.</p>

<p>Ancak KRAS proteininin yapısı nedeniyle bu hedef onlarca yıl boyunca ilaç geliştirme açısından son derece zor kabul edildi.</p>

<p>Son yıllarda geliştirilen yeni moleküller bu tabloyu değiştirmeye başladı.</p>

<p>Daraxonrasib de aktif durumdaki RAS proteinlerini hedeflemek üzere geliştirilen yeni nesil ilaç adayları arasında bulunuyor.</p>

<p>Daraxonrasib Faz III aşamasında</p>

<p>Daraxonrasib henüz pankreas kanseri tedavisi için rutin klinik kullanıma girmiş bir ilaç değil.</p>

<p>İlacın etkinliği halen ileri aşama klinik araştırmalarda değerlendiriliyor.</p>

<p>RASolute 302 adlı Faz III çalışma, daraxonrasibin metastatik pankreas kanserindeki klinik yararını daha geniş hasta grubunda araştırıyor.</p>

<p>Bu nedenle Nature Medicine’da yayımlanan yeni araştırma doğrudan yeni bir tedavi onayı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Çalışmanın önemi, ilacın gelecekte karşılaşabileceği direnç mekanizmalarını ve bunlara karşı geliştirilebilecek stratejileri erken dönemde ortaya koymasından kaynaklanıyor.</p>

<p>Sıvı biyopsinin önemi de artabilir</p>

<p>Araştırmanın başka bir dikkat çekici yönü ise dolaşımdaki tümör DNA’sının tedavi direncini takip etmek amacıyla kullanılması.</p>

<p>Gelecekte bu yaklaşımın klinik olarak doğrulanması halinde hastalardan belirli aralıklarla alınan kan örnekleriyle kanserin genetik değişiminin takip edilmesi mümkün olabilir.</p>

<p>Böylece direnç mekanizması tümörün radyolojik olarak büyümesinden önce saptanabilir ve tedavi stratejisinin buna göre değiştirilmesi araştırılabilir.</p>

<p>Bu yaklaşım pankreas kanserinde kişiselleştirilmiş tedavinin önemli parçalarından biri haline gelebilir.</p>

<p>Yeni nesil tedavilerin ikinci aşaması başlıyor</p>

<p>Bilim insanlarına göre RAS inhibitörlerinin geliştirilmesi pankreas kanseri araştırmalarında önemli bir aşamayı temsil ediyor.</p>

<p>Ancak bir hedefe karşı ilaç geliştirmek tek başına yeterli olmayabilir.</p>

<p>Kanserin bu tedaviden nasıl kaçtığını anlamak, yeni nesil ilaçların daha uzun süre etkili olmasını sağlayabilecek ikinci büyük aşamayı oluşturuyor.</p>

<p>Yeni çalışma da bu açıdan önemli bir direnç haritası ortaya koyuyor.</p>

<p>Bulguların geniş hasta gruplarında doğrulanması ve laboratuvar ortamında başarılı bulunan kombinasyonların klinik çalışmalarda test edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı veya tedavi önerisi değildir. Kanser tedavileri hastanın hastalık özelliklerine ve moleküler bulgularına göre uzman hekimler tarafından planlanmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Nature Medicine<br />
2. Revolution Medicines<br />
3. ClinicalTrials </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanserinde-kritik-kesif-yeni-ilaclara-direncin-yolu-bulundu</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7935.jpeg" type="image/jpeg" length="21042"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Burun Poliplerine Karşı Yeni Antikor: 24 Haftalık Etki Sinyali]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/burun-poliplerine-karsi-yeni-antikor-24-haftalik-etki-sinyali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/burun-poliplerine-karsi-yeni-antikor-24-haftalik-etki-sinyali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Belenos Biosciences, Çin’de yürütülen randomize, çift kör ve plasebo kontrollü Faz II klinik çalışmada, TSLP ve IL-13 adlı iki inflamasyon yolunu aynı anda hedefleyen deneysel bispesifik antikor BEL512’nin kontrol altına alınamayan kronik rinosinüzit ve burun polipi bulunan hastalarda çalışmanın temel hedeflerine ulaştığını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>120 hastanın katıldığı araştırmada tek doz tedavinin etkisinin 24 haftaya kadar sürmesi, gelecekte yaklaşık altı ayda bir uygulanabilecek yeni bir biyolojik tedavi seçeneğinin önünü açabilecek önemli bir sinyal olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Burun Poliplerinde 6 Ayda Bir İğne Dönemi Başlayabilir</p>

<p>Burun poliplerinin tedavisinde enjeksiyon sıklığını önemli ölçüde azaltabilecek yeni bir biyolojik ilaç yaklaşımından dikkat çekici Faz II sonuçları geldi.</p>

<p>Belenos Biosciences tarafından geliştirilen BEL512 adlı deneysel bispesifik antikor, kontrol altına alınamayan kronik rinosinüzit ve nazal polipi bulunan hastalarda yürütülen Faz II klinik çalışmanın birincil ve ikincil hedeflerine ulaştı.</p>

<p>Çin’de gerçekleştirilen çok merkezli, randomize, çift kör ve plasebo kontrollü araştırmaya toplam 120 hasta katıldı.</p>

<p>Sonuçların en dikkat çekici yönlerinden biri ise tek doz tedaviden sonra klinik etkinliğin aylar boyunca devam etmesi oldu.</p>

<p>Bu bulgu ileri klinik çalışmalarda doğrulanırsa BEL512’nin yaklaşık 24 haftada bir, yani yılda iki kez uygulanabilecek uzun etkili bir biyolojik tedavi olarak geliştirilmesi mümkün olabilir.</p>

<p>İki inflamasyon yolunu aynı anda hedefliyor</p>

<p>BEL512 klasik tek hedefli monoklonal antikorlardan farklı olarak iki ayrı biyolojik yolu aynı molekül üzerinden baskılamak amacıyla geliştiriliyor.</p>

<p>Deneysel antikor TSLP ve IL-13 adlı iki önemli inflamasyon aracısını aynı anda hedefliyor.</p>

<p>Bu moleküller özellikle tip 2 inflamasyon olarak bilinen bağışıklık yanıtında önemli rol oynuyor.</p>

<p>Tip 2 inflamasyon; astım, atopik dermatit ve nazal polipli kronik rinosinüzit gibi birçok hastalığın gelişiminde etkili olabiliyor.</p>

<p>BEL512’nin iki mekanizmayı aynı anda hedeflemesi, inflamasyon zincirinin farklı noktalarına tek ilaçla müdahale edilmesini amaçlıyor.</p>

<p>Etki dördüncü haftada ortaya çıktı</p>

<p>Şirket tarafından açıklanan klinik çalışmanın ilk sonuçlarına göre BEL512 alan hastalarda tedavinin etkileri erken dönemde görülmeye başladı.</p>

<p>Dördüncü haftadan itibaren burun poliplerinin büyüklüğünü değerlendiren nazal polip skorunda plaseboya kıyasla anlamlı iyileşme bildirildi.</p>

<p>Burun tıkanıklığı, koku kaybı ve hastalığın diğer belirtilerinde de tedavi lehine sonuçlar elde edildi.</p>

<p>Çalışmanın birincil ve açıklanan ikincil sonlanım noktalarının karşılandığı belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak ayrıntılı sayısal sonuçların tamamı henüz hakemli bilimsel makale olarak yayımlanmadı.</p>

<p>Bu nedenle mevcut verilerin şirket tarafından açıklanan Faz II topline sonuçları olduğu özellikle önem taşıyor.</p>

<p>En dikkat çekici sinyal 24 haftalık etki</p>

<p>BEL512’yi benzer biyolojik tedavilerden ayırabilecek temel özelliklerden biri uzun etki süresi olabilir.</p>

<p>Araştırmada tek uygulamadan sonra elde edilen klinik etkinliğin 24 haftaya kadar devam ettiği bildirildi.</p>

<p>Bu bulgu daha büyük araştırmalarda doğrulanırsa tedavinin altı ayda bir uygulanabilecek şekilde geliştirilmesi mümkün olabilir.</p>

<p>Bu durum özellikle uzun süre biyolojik ilaç kullanması gereken hastalar açısından önemli.</p>

<p>Biyolojik tedavilerde enjeksiyon sıklığının azaltılması hasta uyumunu artırabilir ve tedavi yükünü azaltabilir.</p>

<p>Ancak BEL512 için kesin dozlama rejimi henüz belirlenmiş değil.</p>

<p>“Altı ayda bir iğne” yaklaşımı şu aşamada klinik verilerin desteklediği bir geliştirme hedefi olarak değerlendirilmeli.</p>

<p>Güvenlilik sonuçlarında ilk sinyal olumlu</p>

<p>Şirketin açıkladığı verilere göre klinik araştırmada tedaviyle ilişkili ciddi bir advers olay veya hastaların tedaviyi bırakmasına yol açan önemli bir güvenlilik sorunu görülmedi.</p>

<p>Bu sonuç uzun etkili bir biyolojik tedavi açısından olumlu bir erken sinyal oluşturuyor.</p>

<p>Bununla birlikte 120 hastalık Faz II araştırması, nadir görülebilecek yan etkilerin veya uzun dönem güvenlilik sorunlarının ortaya çıkarılması için yeterli değil.</p>

<p>Tedavinin gerçek güvenlilik profilinin belirlenebilmesi için çok daha büyük hasta gruplarında yürütülecek Faz III çalışmalarına ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Sadece burun polipleri için geliştirilmiyor</p>

<p>BEL512’nin potansiyeli nazal poliplerle sınırlı olmayabilir.</p>

<p>TSLP ve IL-13 mekanizmalarının farklı tip 2 inflamatuvar hastalıklarda rol oynaması nedeniyle molekülün başka hastalıkların tedavisinde de değerlendirilmesi planlanıyor.</p>

<p>Geliştirme programında astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve atopik dermatit gibi hastalıklar da bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle BEL512’nin klinik geliştirme programının başarıya ulaşması halinde aynı biyolojik platformun birden fazla kronik inflamatuvar hastalıkta kullanılabilmesi gündeme gelebilir.</p>

<p>Faz III çalışması belirleyici olacak</p>

<p>BEL512 henüz onaylanmış bir ilaç değil ve rutin tedavide kullanılamıyor.</p>

<p>Çin’in ilaç değerlendirme otoritesi CDE’nin tedaviye Breakthrough Therapy statüsü vermesi geliştirme süreci açısından önemli bir düzenleyici sinyal oluşturuyor.</p>

<p>Şirketin Çin dışındaki Faz III geliştirme programını 2027’nin ilk yarısında başlatmayı planladığı bildiriliyor.</p>

<p>Faz III çalışmalarında Faz II’deki etkinliğin doğrulanması, uzun dönem güvenlilik profilinin ortaya konması ve 24 haftalık doz aralığının sürdürülebilir olduğunun gösterilmesi gerekecek.</p>

<p>Sonuçlar doğrulanırsa BEL512, burun poliplerinin biyolojik tedavisinde yalnızca yeni bir molekül değil, tedavinin ne kadar sık uygulanması gerektiğini değiştirebilecek yeni bir yaklaşım haline gelebilir.</p>

<p>Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı veya tedavi önerisi niteliği taşımaz. Burun polipleri ve kronik rinosinüzit tedavisi hastanın klinik durumuna göre uzman hekim tarafından planlanmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Belenos Biosciences<br />
2. Çin Ulusal Tıbbi Ürünler İdaresi İlaç Değerlendirme Merkezi (CDE)<br />
3. ClinicalTrials</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/burun-poliplerine-karsi-yeni-antikor-24-haftalik-etki-sinyali</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 12:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7934.jpeg" type="image/jpeg" length="41132"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İlerleyici MS İçin CAR-T Umudu: FDA’dan Dikkat Çeken Karar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ilerleyici-ms-icin-car-t-umudu-fdadan-dikkat-ceken-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ilerleyici-ms-icin-car-t-umudu-fdadan-dikkat-ceken-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Stanford Üniversitesi ve California Üniversitesi San Francisco’da yürütülen erken klinik çalışmalardan elde edilen veriler doğrultusunda, ilerleyici multipl skleroz için araştırılan mivocabtagene autoleucel adlı CAR-T hücre tedavisine RMAT statüsü verdi. [1][2][3]]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>MS’te CAR-T araştırmaları yeni bir aşamaya geçti</p>

<p>Kan kanserlerinin tedavisinde kullanılan CAR-T hücre teknolojisinin otoimmün ve nörolojik hastalıklara taşınmasına yönelik çalışmalarda dikkat çekici bir gelişme yaşandı.</p>

<p>FDA, Kyverna Therapeutics tarafından geliştirilen mivocabtagene autoleucel (miv-cel, eski adıyla KYV-101) tedavisine, aktif olmayan sekonder ilerleyici multipl skleroz tedavisi için Regenerative Medicine Advanced Therapy (RMAT) statüsü verdi. [1]</p>

<p>Karar, ilacın multipl skleroz tedavisi için onaylandığı anlamına gelmiyor. RMAT statüsü, ciddi hastalıklara yönelik umut vadeden rejeneratif tedavilerin geliştirilmesi sırasında FDA ile daha yakın çalışma ve bazı hızlandırılmış düzenleyici süreçlerden yararlanma olanağı sağlıyor.</p>

<p>Hastanın kendi bağışıklık hücreleri kullanılıyor</p>

<p>Miv-cel, tamamen insan kaynaklı ve hastanın kendi hücrelerinden hazırlanan CD19 hedefli CAR-T hücre tedavisi olarak geliştiriliyor. [1]</p>

<p>Tedavide hastadan alınan T hücreleri laboratuvarda genetik olarak yeniden programlanıyor. Bu hücrelerin, bağışıklık sisteminde önemli rol oynayan CD19 taşıyan B hücrelerini hedeflemesi amaçlanıyor.</p>

<p>Yaklaşımın temelinde, multipl sklerozdaki anormal bağışıklık yanıtında rol oynayabilen B hücrelerinin derin biçimde azaltılması ve bağışıklık sisteminin işleyişinin yeniden düzenlenmesi bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar CAR-T yaklaşımını yalnızca geçici bağışıklık baskılanması sağlayan bir tedavi olarak değil, daha uzun süreli bir “bağışıklık sistemi sıfırlaması” oluşturma potansiyeli açısından da inceliyor.</p>

<p>Stanford ve UCSF’de klinik çalışmalar yürütülüyor</p>

<p>FDA’nın RMAT kararına temel oluşturan klinik verilerin Stanford Üniversitesi ile California Üniversitesi San Francisco’da yürütülen araştırmacı başlatımlı çalışmalardan geldiği bildirildi. [1]</p>

<p>Stanford’daki Faz I çalışma, tekrarlayıcı atakların görülmediği ilerleyici multipl skleroz hastalarında miv-cel’in güvenliliğini, tolere edilebilirliğini ve klinik aktivitesini araştırıyor. [2]</p>

<p>UCSF’de yürütülen diğer erken aşama çalışmada ise standart tedavilere yeterli yanıt vermeyen ilerleyici multipl skleroz hastalarında KYV-101 değerlendiriliyor. [3]</p>

<p>Klinik çalışmada elde edilen ilk verilere göre tedavinin ilerleyici MS’teki potansiyeli FDA’nın hızlandırılmış geliştirme programlarından biri için yeterince dikkat çekici bulundu.</p>

<p>Ancak mevcut çalışmalar erken klinik aşamada olduğu için CAR-T tedavisinin MS’teki etkinliği ve uzun dönem güvenliliği konusunda kesin sonuca varmak için henüz erken.</p>

<p>Tek uygulamayla uzun süreli etki hedefleniyor</p>

<p>Miv-cel’in en dikkat çekici özelliklerinden biri tedavinin tek uygulama üzerinden geliştirilmesi.</p>

<p>Mevcut multipl skleroz tedavilerinin önemli bölümü hastalık aktivitesini kontrol altında tutabilmek için düzenli veya tekrarlayan ilaç kullanımını gerektiriyor.</p>

<p>CAR-T yaklaşımında ise hastanın bağışıklık sisteminin belirli bölümünün daha derin ve uzun süreli biçimde yeniden düzenlenmesi hedefleniyor.</p>

<p>Bilim insanlarına göre bu stratejinin başarılı olması, yalnızca multipl skleroz açısından değil, B hücrelerinin rol oynadığı başka otoimmün hastalıkların tedavisinde de yeni bir kapı açabilir.</p>

<p>CAR-T kanserden otoimmün hastalıklara taşınıyor</p>

<p>CAR-T teknolojisi esas olarak lösemi, lenfoma ve multipl miyelom gibi bazı kan kanserlerinde kullanılıyor.</p>

<p>Son yıllarda ise araştırmacılar aynı teknolojinin lupus, miyastenia gravis, sistemik skleroz ve bazı nöroimmün hastalıklarda anormal bağışıklık yanıtını yeniden düzenlemek amacıyla kullanılabileceğini araştırıyor.</p>

<p>Miv-cel de bu yeni kuşağın önemli adaylarından biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Kyverna, aynı hücre tedavisini stiff person sendromu ve jeneralize miyastenia gravis dahil farklı nöroimmün hastalıklarda da geliştiriyor. [1]</p>

<p>FDA’nın RMAT statüsü ne anlama geliyor?</p>

<p>RMAT statüsü doğrudan ilaç onayı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Program, ciddi veya yaşamı tehdit eden hastalıkların tedavisinde klinik olarak anlamlı yarar sağlama potansiyeli gösteren rejeneratif tıp ürünlerinin geliştirilmesini hızlandırmayı amaçlıyor.</p>

<p>Bu statüyü alan programlar FDA ile daha yoğun görüşme olanağı elde edebiliyor ve gerekli koşullar karşılandığında hızlandırılmış onay, öncelikli inceleme veya kademeli başvuru gibi düzenleyici yollar gündeme gelebiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla son karar, miv-cel’in multipl sklerozdaki klinik geliştirme programı açısından önemli bir düzenleyici eşik niteliği taşıyor.</p>

<p>İlerleyici MS için neden önemli?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sekonder ilerleyici multipl sklerozda hastalık zaman içinde nörolojik fonksiyon kaybının giderek arttığı bir döneme geçebiliyor.</p>

<p>Özellikle belirgin inflamatuvar aktivitenin bulunmadığı hastalarda tedavi seçenekleri daha sınırlı hale gelebiliyor.</p>

<p>CAR-T tedavisinin bu hasta grubunda nörolojik kötüleşmeyi yavaşlatıp yavaşlatamayacağı veya mevcut kaybın bir bölümünü geri çevirip çeviremeyeceği ise henüz araştırılıyor.</p>

<p>Erken safha bulgularına göre yaklaşım bilimsel açıdan dikkat çekici görünse de miv-cel henüz multipl skleroz için onaylanmış bir tedavi değil.</p>

<p>Bulguların daha geniş katılımcı gruplarıyla doğrulanması, uzun dönem güvenlilik sonuçlarının ortaya konması ve kontrollü klinik araştırmalardan güçlü etkinlik verilerinin elde edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Kyverna’nın ilerleyici multipl skleroz geliştirme stratejisine ilişkin yeni açıklamayı 2027’nin başlarında, Stanford’daki Faz I çalışmadan ek verileri ise 2026’nın son çeyreğinde paylaşması bekleniyor. [1]</p>

<p>Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı veya tedavi önerisi niteliği taşımaz. Multipl skleroz tedavisi hastanın klinik durumuna göre uzman hekim tarafından planlanmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Kyverna Therapeutics</li>
 <li>Stanford Üniversitesi</li>
 <li>California Üniversitesi San Francisco</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ilerleyici-ms-icin-car-t-umudu-fdadan-dikkat-ceken-karar</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 12:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7933.jpeg" type="image/jpeg" length="61034"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Pasteur’den İstanbul’a: Kuduz Aşısını Taşıyan Üç Bilim İnsanı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/pasteurden-istanbula-kuduz-asisini-tasiyan-uc-bilim-insani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/pasteurden-istanbula-kuduz-asisini-tasiyan-uc-bilim-insani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Louis Pasteur ve ekibinin kuduz aşısını insanda uygulamasından yaklaşık bir yıl sonra Osmanlı Devleti, yöntemi yerinde öğrenmek için üç kişilik bir bilim heyetini Paris’e gönderdi. Heyetin dönüşünün ardından 1887’de İstanbul’da kuduzla mücadele için yeni bir merkez açıldı ve Pasteur yöntemi uygulanmaya başladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h1>1886 yılının Haziran ayında Zoeros Paşa, Dr. Hüseyin Remzi Bey ve veteriner hekim Hüseyin Hüsnü Bey İstanbul’dan Paris’e doğru yola çıktı. Amaç yalnızca yeni geliştirilen kuduz aşısını görmek değildi. Heyetten Pasteur’ün çalışmalarını yerinde incelemesi, yeni mikrobiyoloji yöntemlerini öğrenmesi ve bu bilgilerin Osmanlı sağlık sistemine aktarılmasına katkı sağlaması bekleniyordu. Arşiv belgeleri ve dönem yayınlarını inceleyen tarih araştırmaları, bu temasın Osmanlı’da modern mikrobiyoloji ve koruyucu hekimliğin gelişmesindeki önemli adımlardan biri olduğunu gösteriyor. [1]</h1>

<h2>Bir çocuğun aşılanması dünyada büyük yankı uyandırdı</h2>

<p>Kuduz, belirtiler ortaya çıktıktan sonra neredeyse her zaman ölümle sonuçlanan bir virüs hastalığıydı. 19. yüzyılda kuduz bir hayvan tarafından ısırılmak, etkili bir korunma yönteminin bulunmadığı dönemlerde büyük bir ölüm korkusu anlamına geliyordu.</p>

<p>Louis Pasteur ve çalışma arkadaşlarının deneyleri bu tabloyu değiştiren gelişmelerden biri oldu. Kuduz olduğu bildirilen bir köpek tarafından ısırılan 9 yaşındaki Joseph Meister, 6 Temmuz 1885’te Pasteur’ün laboratuvarına getirildi. Pasteur’ün geliştirdiği yönteme dayanan aşılama hekim Jacques-Joseph Grancher tarafından uygulandı. Meister’in hastalanmaması, yöntemin kısa sürede dünya çapında dikkat çekmesini sağladı. [2]</p>

<p>Osmanlı yönetimi de gelişmeyi yakından izledi. Ancak verilen karar yalnızca aşının dışarıdan temin edilmesi değildi. Yeni yöntemi öğrenebilecek uzmanların Paris’e gönderilmesi ve bilginin İstanbul’a taşınması tercih edildi.</p>

<h2>İstanbul’dan Paris’e üç kişilik bilim heyeti</h2>

<p>Heyetin başında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane öğretim üyelerinden Alexander Zoeros Paşa bulunuyordu. Ona hekim Hüseyin Remzi Bey ile veteriner hekim Hüseyin Hüsnü Bey eşlik ediyordu.</p>

<p>Hüseyin Remzi Bey’in daha sonra aktardığı bilgilere göre heyet 3 Haziran 1886’da İstanbul’dan ayrıldı. Varna üzerinden yapılan yolculuğun ardından 8 Haziran’da Paris’e ulaştı. [3]</p>

<p>Üç kişinin Paris’teki eğitimleri tamamen aynı değildi. Zoeros Paşa ve Hüseyin Remzi Bey, Pasteur’ün kuduzla ilgili çalışmalarını ve insanlara yönelik uygulamaları yakından izledi. Veteriner hekim Hüseyin Hüsnü Bey ise özellikle şarbon ve hayvan hastalıklarıyla ilgili mikrobiyolojik çalışmalar üzerinde eğitim aldı. [1]</p>

<p>Bu nedenle Osmanlı heyetinin Paris görevi yalnızca “kuduz aşısını öğrenme yolculuğu” olarak görülmemeli. Heyet aynı zamanda henüz gelişme aşamasında bulunan mikrobiyoloji biliminin yöntemlerini gözlemliyor ve bu bilgilerin Osmanlı’da nasıl uygulanabileceğini araştırıyordu.</p>

<h2>Pasteur Enstitüsü henüz kurulmamıştı</h2>

<p>Bu hikâyede sık yapılan tarihsel hatalardan biri, Osmanlı heyetinin “Pasteur Enstitüsü’nde eğitim aldığı” şeklindeki anlatımdır.</p>

<p>Heyet Paris’e 1886’da gitti. Pasteur Enstitüsü ise 14 Kasım 1888’de resmen açıldı. Dolayısıyla Zoeros Paşa ve arkadaşlarının eğitim gördüğü yer Pasteur Enstitüsü değil, Pasteur ve ekibinin o tarihte çalışmalarını yürüttüğü laboratuvarlardı. [1] [5]</p>

<p>Bu ayrıntı tıp tarihi açısından önem taşıyor. Osmanlı heyeti, bugün dünyaca tanınan Pasteur Enstitüsü henüz açılmadan önce Paris’e gitmiş ve modern mikrobiyolojinin şekillendiği döneme doğrudan tanıklık etmişti.</p>

<h2>II. Abdülhamid’den Pasteur’e nişan ve 10 bin frank</h2>

<p>Paris yolculuğunun bilimsel olduğu kadar diplomatik bir yönü de vardı.</p>

<p>Arşiv belgelerini inceleyen araştırmalara göre Sultan II. Abdülhamid, Louis Pasteur’e Birinci Rütbeden Mecidiye Nişanı gönderdi. Ayrıca kurulması planlanan Pasteur Enstitüsü’ne destek amacıyla 10 bin franklık mali katkı sağlandı. [1]</p>

<p>Heyet nişanı Pasteur’e sundu. Maddi yardım ise kurulacak bilimsel kurum için ilgili banka hesabına aktarıldı. [1] [3]</p>

<p>Bu olay, Osmanlı yönetiminin dönemin önemli bilimsel gelişmesini yalnızca izlemekle yetinmediğini gösteriyor. Devlet bir yandan kendi uzmanlarını Paris’e gönderirken diğer yandan yeni araştırma merkezinin kurulmasına mali destek sağlıyordu.</p>

<h2>Altı aya yakın Paris’te çalıştılar</h2>

<p>Osmanlı heyetinin Paris’teki çalışmaları yaklaşık altı ay sürdü.</p>

<p>Zoeros Paşa ve Hüseyin Remzi Bey kuduz aşılamasıyla ilgili uygulamaları ve laboratuvar yöntemlerini incelerken Hüseyin Hüsnü Bey veteriner mikrobiyolojisi alanında deneyim kazandı. Heyet Aralık 1886’da İstanbul’a döndü. Tarih araştırmalarında, dönüş yolculuğunda bilimsel çalışmalar için enfekte deney hayvanlarının da İstanbul’a getirildiği aktarılıyor. [1] [3]</p>

<p>Hüseyin Remzi Bey, Paris’te edindiği bilgileri daha sonra yazıya da aktardı. 1888’de yayımlanan <strong>Kuduz İlleti ve Tedavisi</strong> adlı eseri, Türkiye’de kuduz hastalığı ve dönemin yeni aşılama yöntemini ayrıntılı biçimde ele alan erken dönem eserlerinden biri oldu. [4]</p>

<p>Böylece Paris’te edinilen bilgi yalnızca birkaç uzmanın deneyimi olarak kalmadı; eğitim ve yayın yoluyla daha geniş bir tıp çevresine aktarılmaya başladı.</p>

<h2>İstanbul’da kuduzla mücadele için yeni merkez kuruldu</h2>

<p>Heyetin İstanbul’a dönüşünün ardından çalışmalar hızlandı.</p>

<p>Ocak 1887’de Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane bünyesinde Dâülkelb ve Bakteriyoloji Ameliyathanesi faaliyete geçti. “Dâülkelb”, dönemin Osmanlı Türkçesinde kuduz için kullanılan ifadelerden biriydi. Merkezde kuduzla ilgili laboratuvar çalışmaları yürütülüyor ve hayvanlar tarafından ısırılan kişilerin korunmasına yönelik uygulamalar geliştiriliyordu. [1] [2]</p>

<p>Tıp tarihi çalışmalarında bu merkez, dünyada kuduzla mücadele amacıyla kurulan en erken kurumlardan biri olarak gösteriliyor. Bazı araştırmalarda “dünyanın üçüncü, Doğu’nun ilk kuduz merkezi” şeklinde tanımlanıyor. [1]</p>

<p>Bu sıralama kullanılan tarihsel kaynaklara göre değerlendirilmesi gereken bir ifade olmakla birlikte, merkezin Pasteur’ün ilk insan uygulamasından çok kısa süre sonra İstanbul’da faaliyete geçmiş olması başlı başına dikkat çekici.</p>

<h2>3 Haziran 1887: Pasteur yöntemi İstanbul’da uygulanmaya başladı</h2>

<p>Tarihî kaynaklarda 3 Haziran 1887, Pasteur yönteminin İstanbul’da fiilen uygulanmaya başladığı önemli tarihlerden biri olarak kaydediliyor.</p>

<p>2025 tarihli araştırmada Zoeros Paşa’nın çalışmaları sonucunda Pasteur yöntemiyle ilk aşılamanın başarıyla tamamlandığı belirtilirken, daha önce Belleten’de yayımlanan bir araştırmada aynı tarih kuduz aşısının laboratuvarda hazırlanmasıyla ilişkilendiriliyor. [1] [2]</p>

<p>Kaynaklardaki ifade farklılığına rağmen ortak nokta açık: Paris’te öğrenilen yöntem 1887 yılı içinde İstanbul’da laboratuvar ve klinik uygulamaya aktarılmıştı.</p>

<p>Bu gelişmenin önemi yalnızca bir aşının İstanbul’a ulaşması değildi. Asıl değişim, yöntemin öğrenilmesi, gerekli laboratuvar altyapısının oluşturulması ve uygulamanın ülkede sürdürülebilir hale getirilmeye çalışılmasıydı.</p>

<h2>Bir aşıdan daha fazlası İstanbul’a taşındı</h2>

<p>Paris yolculuğunun kalıcı etkisi kuduzla sınırlı kalmadı.</p>

<ol start="19">
 <li>yüzyılın sonları, mikroorganizmaların hastalıklardaki rolünün giderek daha iyi anlaşıldığı bir dönemdi. Mikrobiyoloji, yani çıplak gözle görülemeyen hastalık etkenlerini laboratuvarda inceleyen bilim alanı, modern tıbbın temel araçlarından biri haline geliyordu.</li>
</ol>

<p>Osmanlı uzmanlarının Paris’te kazandığı deneyim, bulaşıcı hastalıkların laboratuvar yöntemleriyle araştırılması ve aşı çalışmalarının kurumsallaşmasına katkı sağladı. Sonraki yıllarda Telkihhâne-i Şahane gibi aşı üretim merkezleri ile Bakteriyolojihâne-i Şahane gibi kurumların oluşturulması bu bilimsel dönüşümün devamını oluşturdu. [1] [2]</p>

<p>Bu nedenle 1886’daki Paris yolculuğu yalnızca bir aşının başka bir ülkeye taşınması olarak değerlendirilemez. Olay, bugün “bilgi ve teknoloji transferi” dediğimiz yaklaşımın Osmanlı tıp tarihindeki erken ve dikkat çekici örneklerinden biriydi.</p>

<h2>Bugünkü kuduz aşıları Pasteur döneminden çok farklı</h2>

<p>Pasteur döneminde kullanılan kuduz aşıları ile bugün uygulanan aşılar aynı değil.</p>

<ol start="19">
 <li>yüzyıldaki yöntemlerde enfekte hayvanların sinir dokularından yararlanılıyordu. Günümüzde ise güvenliği ve etkinliği çok daha iyi değerlendirilmiş hücre kültürü temelli kuduz aşıları kullanılıyor. Dünya Sağlık Örgütü, eski tip sinir dokusu kökenli kuduz aşılarının kullanılmamasını öneriyor. [6]</li>
</ol>

<p>Ancak temel amaç değişmedi: Kuduz virüsüyle temas eden kişide hastalık belirtileri başlamadan önce bağışıklık oluşturmak.</p>

<p>Günümüzde şüpheli kuduz temasının ardından yaranın mümkün olduğunca hızlı biçimde sabun ve bol suyla en az 15 dakika yıkanması büyük önem taşıyor. Temasın niteliğine göre kuduz aşısı uygulanıyor; gerekli durumlarda kuduz immünoglobulini, yani virüse karşı hazır antikor içeren ürün de tedaviye ekleniyor. [6]</p>

<p>Pasteur’ün çalışmasının üzerinden yaklaşık bir buçuk yüzyıl geçti. Ancak 1886’da İstanbul’dan Paris’e giden üç kişilik Osmanlı heyetinin hikâyesi bugün de dikkat çekici bir mesaj taşıyor: Bilimsel bir gelişmeyi takip etmek kadar onu yerinde öğrenmek, uzman yetiştirmek ve ülkenin kendi kurumları içinde uygulanabilir hale getirmek de önem taşıyor.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Nizamoğlu A, Köken AH, İlter H. II. Abdülhamid’in Pasteur ve Pasteur Enstitüsü ile Olan Münasebetlerinin Osmanlı Tıbbına Etkileri. Osmanlı Bilimi Araştırmaları. 2025;26(2):333-362. DOI: 10.26650/oba.1602650.</p>

<p>[2] Elmacı İ. Bilimsel ve Teknolojik Açıdan Osmanlı İmparatorluğu’nda XVIII. Yüzyıldan XIX. Yüzyıla Çiçek Aşısı ve Kuduz Aşısı. Belleten. 2015;79:611-626. DOI: 10.37879/belleten.2015.611.</p>

<p>[3] Ölmez A. İkinci Abdülhamid Döneminde Koruyucu Hekimlik ve Bazı Vesikalar. Belgeler. 2013;34(38):87-99.</p>

<p>[4] Karacaoğlu E. Kuduz Hastalığına Dâir İlk Kitabımız: Kuduz İlleti ve Tedâvîsi. Türkiye Klinikleri Tıp Etiği-Hukuku-Tarihi Dergisi. 2015;23(3):73-85. DOI: 10.5336/mdethic.2015-46820.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>[5] Institut Pasteur. The history of the first rabies vaccination in 1885. Institut Pasteur tarih arşivi.</p>

<p>[6] World Health Organization. Rabies vaccines: WHO position paper – April 2018. Weekly Epidemiological Record. 2018;93(16):201-220.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/pasteurden-istanbula-kuduz-asisini-tasiyan-uc-bilim-insani</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/pasteur-istanbul-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="15376"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[8 Bin Örneklik Çalışma: Bağırsaklarda 56–60 Yaş Eşiği]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/8-bin-orneklik-calisma-bagirsaklarda-56-60-yas-esigi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/8-bin-orneklik-calisma-bagirsaklarda-56-60-yas-esigi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beş kıtadan 8 bin 115 dışkı örneğini inceleyen yeni çalışma, bağırsak mikrobiyotasında 56–60 yaş arasında belirgin bir değişim dönemi saptadı. Bulgular, bu dönemde bağırsak ekosisteminin yapısının ve kararlılığının değiştiğini gösteriyor; ancak bağırsak bakterilerini değiştirmenin insan ömrünü uzattığı henüz kanıtlanmış değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çin’de Southern Medical University ve Sun Yat-sen University araştırmacılarının da yer aldığı uluslararası ekip, bağırsak mikrobiyotasının yaşla nasıl değiştiğini anlamak için beş kıtadan 8 bin 115 dışkı örneğini analiz etti. npj Biofilms and Microbiomes dergisinde 2026’da yayımlanan çalışmada, bağırsaklarda yaşayan bakteri ve diğer mikroorganizmaların oluşturduğu toplulukta özellikle 56–60 yaş arasında belirgin bir geçiş dönemi bulundu. Bu sonuç, 2 bin 263 metagenomdan oluşan bağımsız bir grupta da doğrulandı. [1]</p>

<h2>Bağırsak Mikrobiyotası Yaşam Boyunca Aynı Kalmıyor</h2>

<p>Bağırsak mikrobiyotası, bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca mikroorganizmanın oluşturduğu ekosisteme verilen isim.</p>

<p>Bu mikroorganizmalar besinlerin parçalanması, bağışıklık sistemi ve bazı metabolik süreçlerle ilişkilendiriliyor. Ancak mikrobiyota sabit bir yapı değil. Yaş, beslenme, kullanılan ilaçlar, yaşanılan bölge ve sağlık durumu gibi pek çok etkene göre değişebiliyor.</p>

<p>Yeni çalışma, bu değişimin yaşam boyunca aynı hızda ilerlemediğini gösterdi. Araştırmacılar bağırsak bakterilerinin dağılımını kullanarak kişinin takvim yaşını tahmin etmeye çalışan bir “mikrobiyota yaş saati” oluşturdu. [1]</p>

<p>Bu saat, kişinin gerçek biyolojik yaşını kesin olarak ölçen klinik bir test değil. Çok sayıda kişiden elde edilen mikrobiyal örüntülerden yaşla ilişkili değişimleri ortaya koymaya çalışan istatistiksel bir model.</p>

<h2>En Dikkat Çeken Dönem 56–60 Yaş Arası Oldu</h2>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu, bağırsak mikrobiyotasındaki değişimin 56–60 yaş civarında belirginleşmesiydi.</p>

<p>Çalışmanın ayrıntılı analizlerinde daha erken yaşlarda da değişim noktaları görülse de, araştırmacılar en önemli mikrobiyal geçişin 56–60 yaş döneminde ortaya çıktığını bildirdi. [1]</p>

<p>Bu dönemin ardından bağırsaktaki bazı temel bakteri türlerinin oranları değişirken mikrobiyal ekosistemin kararlılığında da azalma görüldü.</p>

<p>Bulgular, 60 yaşına yaklaşırken herkesin bağırsaklarında aynı anda ve aynı biçimde bir değişim olacağı anlamına gelmiyor. Araştırmada görülen yaş aralığı, binlerce kişiden elde edilen verilerin ortak istatistiksel örüntüsünü gösteriyor.</p>

<h2>Ekosistemin Kararlılığı İleri Yaşta Azalabiliyor</h2>

<p>Araştırmacılar yalnızca hangi bakterilerin arttığını veya azaldığını incelemedi. Bağırsak mikrobiyotasının ekolojik kararlılığını da değerlendirdi.</p>

<p>56–60 yaş sonrasındaki örneklerde bağırsak mikrobiyotasının daha farklı bir ekolojik yapıya geçtiği görüldü. Araştırmacılar bunu yaşla birlikte mikrobiyal ekosistemin daha az kararlı hale gelebileceğine işaret eden bir bulgu olarak değerlendirdi. [1]</p>

<p>Bu sonuç, “60 yaşından sonra bağırsaklar bozuluyor” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ekolojik kararlılık, çok sayıda bakteri türünün birbirleriyle ve çevreleriyle nasıl bir denge kurduğunu anlatan bilimsel bir kavram. Bu ölçüm bugün bireysel hastalarda kullanılan bir sağlık testi değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Bazı Bakterilerin Oranı Yaşla Birlikte Değişti</h2>

<p>Araştırmada yaşla ilişkili çok sayıda bakteri türü belirlendi.</p>

<p>Akkermansia muciniphila, Methanobrevibacter smithii ve Bacteroides uniformis gibi bazı bakteriler ileri yaş gruplarında daha yüksek oranlarda görülürken, Bifidobacterium adolescentis ve Eubacterium rectale gibi bazı türlerin oranları daha düşük bulundu. [1]</p>

<p>Ancak bu sonuçlardan “şu bakteri iyi, şu bakteri kötü” biçiminde bir liste çıkarmak doğru değil.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotası çok karmaşık bir sistem. Bir bakterinin etkisi yalnızca varlığına değil, ne kadar bulunduğuna, diğer mikroorganizmalarla ilişkisine, kişinin beslenmesine ve sağlık durumuna da bağlı olabiliyor.</p>

<p>Çalışma ayrıca belirli bir bakteriyi artırmanın veya azaltmanın yaşlanmayı yavaşlattığını göstermedi.</p>

<h2>Aynı Bakteri Bile Yaşla Birlikte Değişebiliyor</h2>

<p>Çalışmanın ilginç sonuçlarından biri de aynı bakteri türü içinde yaşla ilişkili genetik farklılıkların ortaya çıkmasıydı.</p>

<p>Araştırmacılar bazı yaşla ilişkili bakterilerin farklı soylarında genetik ayrışmalar saptadı. Escherichia coli bunlardan biriydi.</p>

<p>İleri yaş grubundaki bazı E. coli soylarında hücre hareketliliği, karbonhidrat metabolizması ve yatay gen transferi olarak adlandırılan, bakterilerin birbirleri arasında genetik bilgi aktarabilmesiyle ilişkili özelliklerde farklılıklar görüldü. [1]</p>

<p>Bu bulgu, yaşlanma sırasında yalnızca bağırsakta hangi bakterilerin bulunduğunun değil, aynı bakteri türlerinin taşıdığı işlevsel özelliklerin de değişebileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak araştırma bu değişikliklerin insan sağlığına doğrudan zarar verdiğini göstermedi.</p>

<h2>Hastalıklarla Bağlantı Yaşa Göre Farklılaşabiliyor</h2>

<p>Araştırmacılar mikrobiyota yaşı ile bazı hastalıklar arasındaki ilişkileri de inceledi.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotasının tahmin edilen yaşı ile bazı hastalıklar arasındaki bağlantının, 56–60 yaş civarındaki geçiş döneminden önce ve sonra farklılaştığı görüldü. [1]</p>

<p>Bu sonuç özellikle gelecekte bağırsak bakterilerinden hastalık göstergeleri geliştirilmesi açısından önemli olabilir.</p>

<p>Çünkü aynı mikrobiyota özelliği genç bir kişide farklı, ileri yaştaki bir kişide farklı anlam taşıyabilir.</p>

<p>Ancak burada “hastalık riski” ile “hastalıkla ilişki” arasındaki fark önemli. Çalışma bağırsak bakterilerinin belirli hastalıklara neden olduğunu göstermedi; yalnızca bazı mikrobiyal örüntülerle hastalık durumları arasında istatistiksel bağlantılar saptadı.</p>

<h2>İkinci Çalışma Biyolojik Yaşlanma Hızıyla İlişki Buldu</h2>

<p>Bağırsak mikrobiyotası ile yaşlanma arasındaki ilişkiyi inceleyen başka bir araştırma da Temmuz 2026’da Scientific Reports dergisinde yayımlandı.</p>

<p>University of Hawaii at Manoa ve John A. Burns School of Medicine araştırmacıları, 17–82 yaş arasındaki 123 kişiden aynı dönemde alınan dışkı ve kan örneklerini değerlendirdi. [2]</p>

<p>Araştırmada bağırsak bakterileri ile DNA metilasyonu adı verilen, DNA üzerinde genlerin çalışma biçimini etkileyebilen kimyasal işaretlerden hesaplanan biyolojik yaşlanma göstergeleri karşılaştırıldı.</p>

<p>Çalışmanın dikkat çekici sonucu DunedinPACE adı verilen ve biyolojik yaşlanmanın hızını tahmin etmeye çalışan bir ölçümde görüldü.</p>

<p>Mikrobiyota verilerinden oluşturulan model, DunedinPACE değerlerindeki farklılığın sınırlı ama istatistiksel olarak anlamlı bir bölümünü tahmin edebildi. Tür düzeyindeki modelde R² değeri 0,152 olarak bulundu. Bu, modelin yaşlanmanın tamamını açıkladığı anlamına gelmiyor; biyolojik yaşlanmanın çok sayıda farklı etkenden oluşan karmaşık bir süreç olduğunu gösteriyor. [2]</p>

<h2>Tek Bir “Gençlik Bakterisi” Bulunmadı</h2>

<p>İkinci çalışmada Bifidobacterium adolescentis, daha yavaş biyolojik yaşlanma hızıyla ilişkili modele en güçlü katkı sağlayan bakterilerden biri olarak öne çıktı. [2]</p>

<p>Ancak araştırmacılar bu bakterinin yaşlanmayı yavaşlattığını göstermedi.</p>

<p>Yaş etkisi hesaba katılarak tek tek bakteri türleri yeniden değerlendirildiğinde, hiçbir tür çoklu karşılaştırma düzeltmesinden sonra istatistiksel anlamlılığını korumadı. Buna karşılık çok sayıda bakteriyi birlikte değerlendiren DunedinPACE modeli test grubunda anlamlı bir sinyal göstermeye devam etti. [2]</p>

<p>Bu ayrıntı önemli. Çünkü bağırsak mikrobiyotasındaki yaşlanma sinyali tek bir bakteriden değil, birçok mikroorganizmanın birlikte oluşturduğu karmaşık bir yapıdan kaynaklanıyor olabilir.</p>

<h2>Probiyotik Kullanmak Yaşlanmayı Yavaşlatır mı?</h2>

<p>Mevcut çalışmalar buna yanıt vermiyor.</p>

<p>Yeni bulgular bağırsak mikrobiyotasının yaşlanmayla birlikte değiştiğini gösteriyor ancak probiyotik, prebiyotik veya herhangi bir mikrobiyota takviyesinin insan ömrünü uzattığı sonucuna ulaşılmadı.</p>

<p>Aynı şekilde 56–60 yaş aralığı da herkes için kesin bir biyolojik sınır olarak görülmemeli.</p>

<p>Ana araştırma büyük ölçüde farklı insanlardan tek bir zamanda alınan örneklerin karşılaştırılmasına dayanıyor. Yani aynı kişiler 40 yaşından 70 yaşına kadar izlenerek bağırsaklarındaki değişim doğrudan takip edilmedi.</p>

<p>İkinci araştırma ise yalnızca 123 kişiyi kapsayan bir kavram kanıtlama çalışmasıydı ve makine öğrenmesi modelinin test grubunda yalnızca 37 kişi bulunuyordu. Çalışmanın bağımsız bir veri grubunda dış doğrulaması da henüz yapılmadı. [2]</p>

<p>Bu nedenle yeni çalışmaların günlük yaşamdaki mesajı “60 yaşından sonra belirli bir bakteriyi alın” değil. Bulgular, bağırsak mikrobiyotasının yaşam boyunca değiştiğini ve özellikle 56–60 yaş civarında bu değişimin daha belirgin hale gelebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Bu mikrobiyal geçişin sağlıklı yaşam süresini veya insan ömrünü gerçekten etkileyip etkilemediğini anlamak için aynı kişileri yıllarca izleyen ve mikrobiyotaya yönelik müdahaleleri doğrudan test eden çalışmalara ihtiyaç var.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Fu J, Zhang J, He R, et al. A global metagenomic atlas of aging identifies a microbiota phase transition associated with disease risk. npj Biofilms and Microbiomes. 2026;12:97. DOI: 10.1038/s41522-026-00970-4.</p>

<p>[2] Kunihiro BP, Yamamoto BY, Juarez R, et al. Gut microbiome signatures associate with DNA methylation-based biological aging. Scientific Reports. 2026;16:21903. DOI: 10.1038/s41598-026-52974-x.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/8-bin-orneklik-calisma-bagirsaklarda-56-60-yas-esigi</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/bagirsak-56-60-yas-150kb.webp" type="image/jpeg" length="45876"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zayıflama İğneleriyle İlgili En Sık Sorulan Sorular: Gerçekler ve Yanılgılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-igneleriyle-ilgili-en-sik-sorulan-sorular-gercekler-ve-yanilgilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-igneleriyle-ilgili-en-sik-sorulan-sorular-gercekler-ve-yanilgilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zayıflama iğneleri birçok kişide anlamlı kilo kaybı sağlayabiliyor. Ancak bu tedaviler yalnızca tartıdaki rakamı değil; kas kütlesini, iştahı, kan şekerini ve yaşam kalitesini de etkileyebiliyor. Peki bilimsel veriler fayda ve riskler konusunda ne söylüyor?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zayıflama iğneleri neden bu kadar konuşuluyor?</p>

<p>Son yıllarda kilo vermek isteyen birçok kişinin gündeminde GLP-1 reseptör agonistleri ve benzer etki gösteren yeni nesil zayıflama iğneleri yer alıyor. Başlangıçta tip 2 diyabet tedavisi için geliştirilen bu ilaçların, iştahı azaltarak ve mide boşalmasını yavaşlatarak önemli kilo kaybı sağlayabildiği görüldü. Günümüzde bazıları obezite tedavisi için de onay almış durumda.</p>

<p>Ancak uzmanlar, bu ilaçların yalnızca “kilo verdiren iğne” olarak görülmesinin doğru olmadığını vurguluyor. Çünkü vücutta hem olumlu hem de dikkat edilmesi gereken etkiler oluşturabiliyor.</p>

<p>Zayıflama iğneleri nasıl etki ediyor?</p>

<p>Bu ilaçlar bağırsaklardan salgılanan doğal hormonların etkisini taklit ediyor. Böylece:</p>

<ul>
 <li>Tokluk hissi daha uzun sürüyor.</li>
 <li>Açlık hissi azalıyor.</li>
 <li>Mide daha yavaş boşalıyor.</li>
 <li>Kalori alımı düşebiliyor.</li>
 <li>Kan şekeri kontrolü iyileşebiliyor.</li>
</ul>

<p>Bu mekanizmalar sayesinde birçok kişi daha az yiyerek sürdürülebilir kilo kaybı yaşayabiliyor.</p>

<p>Zayıflama iğneleri ne kazandırabilir?</p>

<p>Daha fazla kilo kaybı</p>

<p>Klinik araştırmalar, yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte kullanıldığında bu ilaçların birçok kişide vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 10 ila 20’sinden fazlasının kaybedilmesine yardımcı olabileceğini gösteriyor. Sonuçlar kullanılan ilaca, tedavi süresine ve kişisel özelliklere göre değişebiliyor.</p>

<p>Kan şekeri kontrolünde iyileşme</p>

<p>Tip 2 diyabeti olan kişilerde kan şekeri kontrolü düzelebiliyor ve uzun dönem şeker kontrolünü gösteren HbA1c değerlerinde düşüş görülebiliyor.</p>

<p>Kalp ve damar sağlığına katkı</p>

<p>Bazı büyük klinik araştırmalar, yüksek kardiyovasküler risk taşıyan kişilerde kalp krizi, felç ve kalp kaynaklı ölüm riskinde azalma görülebildiğini ortaya koydu. Bu etkinin tüm hastalar için aynı olduğu söylenemez.</p>

<p>Kan basıncı ve yağlanmada azalma</p>

<p>Kilo kaybına bağlı olarak tansiyon, bel çevresi ve karaciğer yağlanması gibi metabolik sorunlarda da iyileşmeler görülebiliyor.</p>

<p>Uyku ve hareket kabiliyetinde artış</p>

<p>Kilo kaybı sayesinde diz ve kalça eklemlerine binen yük azalabiliyor. Bazı kişilerde uyku apnesi belirtileri hafifleyebiliyor ve günlük hareket etmek kolaylaşabiliyor.</p>

<p>Peki ne kaybettirebilir?</p>

<p>Kas kütlesi</p>

<p>En çok tartışılan konulardan biri kas kaybı. Kilo verirken yalnızca yağ değil, yağsız vücut kütlesi de azalabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle uzmanlar tedavi sürecinde:</p>

<ul>
 <li>Yeterli protein tüketimini,</li>
 <li>Düzenli direnç egzersizlerini,</li>
 <li>Gerektiğinde kas kütlesinin takip edilmesini</li>
</ul>

<p>öneriyor.</p>

<p>İştah ve besin çeşitliliği</p>

<p>İştahın belirgin şekilde azalması bazı kişilerde protein, vitamin ve mineral alımının da düşmesine neden olabiliyor. Bu durum özellikle yaşlılarda ve kronik hastalığı olan kişilerde daha dikkatli izlenmesi gereken bir konu.</p>

<p>Mide ve bağırsak rahatlığı</p>

<p>En sık görülen yan etkiler arasında:</p>

<ul>
 <li>Bulantı</li>
 <li>Kusma</li>
 <li>Kabızlık</li>
 <li>İshal</li>
 <li>Hazımsızlık</li>
 <li>Karında dolgunluk hissi</li>
</ul>

<p>yer alıyor. Bu yakınmalar çoğu kişide tedavinin ilk haftalarında daha belirgin olabiliyor ve zamanla hafifleyebiliyor.</p>

<p>Herkes kullanabilir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bu ilaçlar;</p>

<ul>
 <li>Hamilelik döneminde,</li>
 <li>Emzirme sürecinde,</li>
 <li>Bazı pankreas hastalıklarında,</li>
 <li>Bazı kalıtsal tiroit kanseri sendromlarında,</li>
 <li>İlacın içeriğine karşı ciddi alerjisi olan kişilerde</li>
</ul>

<p>uygun olmayabiliyor.</p>

<p>Hangi ilacın kim için uygun olduğuna kişinin sağlık durumu değerlendirilerek karar veriliyor.</p>

<p>İlacı bırakınca kilo geri gelir mi?</p>

<p>Araştırmalar, tedavi sonlandırıldıktan sonra yaşam tarzı değişiklikleri sürdürülemezse verilen kilonun bir bölümünün geri alınabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Bu nedenle uzmanlar ilacı tek başına bir çözüm olarak değil;</p>

<ul>
 <li>sağlıklı beslenme,</li>
 <li>düzenli fiziksel aktivite,</li>
 <li>uyku düzeni,</li>
 <li>davranış değişikliği</li>
</ul>

<p>ile birlikte değerlendiriyor.</p>

<p>Zayıflama iğneleri mucize bir çözüm mü?</p>

<p>Hayır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilimsel veriler bu ilaçların obezite tedavisinde önemli bir seçenek olduğunu gösteriyor. Ancak tek başına herkes için aynı sonucu vermiyor.</p>

<p>Tedaviden beklenen yarar; kişinin yaşı, mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar, beslenme düzeni, fiziksel aktivitesi ve tedaviye uyumuna göre değişebiliyor.</p>

<p>Doğru bilinen yanlışlar</p>

<p>“Ne kadar çok kullanırsam o kadar hızlı zayıflarım.”<br />
Yanlış. Daha yüksek doz her zaman daha fazla fayda sağlamaz ve yan etki riskini artırabilir.</p>

<p>“Kas kaybı kaçınılmazdır.”<br />
Yanlış. Düzenli direnç egzersizi ve yeterli protein alımı kas kaybını azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>“İğne bırakılınca herkes eski kilosuna döner.”<br />
Yanlış. Kilo geri alımı görülebilir ancak yaşam tarzı değişikliklerini sürdüren kişilerde bu risk azalabilir.</p>

<p>“Bu ilaçlar sadece estetik amaçlıdır.”<br />
Yanlış. Obezite; diyabet, kalp hastalıkları ve birçok kronik hastalıkla ilişkili tıbbi bir durumdur. Bu ilaçlar uygun hastalarda sağlık risklerini azaltmayı amaçlayan tedavilerin bir parçasıdır.</p>

<p>Ne zaman sağlık kuruluşuna başvurulmalı?</p>

<p>Tedavi sırasında;</p>

<ul>
 <li>Şiddetli ve geçmeyen karın ağrısı,</li>
 <li>Sürekli kusma nedeniyle sıvı kaybı,</li>
 <li>Şiddetli alerjik reaksiyon belirtileri,</li>
 <li>Belirgin susuzluk veya baygınlık hissi</li>
</ul>

<p>gibi durumlarda gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>Sonuç</p>

<p>Zayıflama iğneleri uygun hastalarda yalnızca kilo vermeye değil; kan şekeri kontrolünün düzelmesine, kalp ve damar riskinin azalmasına ve yaşam kalitesinin artmasına da katkı sağlayabiliyor. Buna karşılık kas kaybı, mide-bağırsak yan etkileri ve tedavi bırakıldıktan sonra kilo geri alımı gibi konular da göz önünde bulundurulmalı. Uzun vadede en başarılı sonuçlar ise ilaç tedavisinin sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte uygulanmasıyla elde ediliyor.</p>

<p></p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>New England Journal of Medicine – Once-Weekly Semaglutide in Adults with Overweight or Obesity – Wilding JPH ve ark. – 2021 – DOI: 10.1056/NEJMoa2032183</li>
 <li>New England Journal of Medicine – Tirzepatide Once Weekly for the Treatment of Obesity – Jastreboff AM ve ark. – 2022 – DOI: 10.1056/NEJMoa2206038</li>
 <li>New England Journal of Medicine – Semaglutide and Cardiovascular Outcomes in Obesity without Diabetes (SELECT Trial) – Lincoff AM ve ark. – 2023 – DOI: 10.1056/NEJMoa2307563</li>
 <li>American Diabetes Association – Standards of Care in Diabetes – 2026</li>
 <li>European Association for the Study of Obesity – Clinical Practice Guidelines for Adult Obesity Management – 2025</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – Obesity and Overweight – Güncel rehber</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-igneleriyle-ilgili-en-sik-sorulan-sorular-gercekler-ve-yanilgilar</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7929.jpeg" type="image/jpeg" length="87066"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dušan Vlahović İçin Geri Sayım! Beşiktaş’ta Kritik Saatler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dusan-vlahovic-icin-geri-sayim-besiktasta-kritik-saatler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dusan-vlahovic-icin-geri-sayim-besiktasta-kritik-saatler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş’ın uzun süredir gündeminde yer alan Dušan Vlahović transferinde kritik bir aşamaya gelindiği öne sürüldü. Siyah beyazlıların Sırp golcüyle kişisel şartlarda anlaşmaya vardığı ve oyuncunun İstanbul’a gelmeye hazırlandığı iddia edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beşiktaş’ta yaz transfer döneminin en dikkat çekici dosyalarından biri olan Dušan Vlahović transferinde önemli gelişmeler yaşanıyor. Avrupa basınında yer alan haberlere göre siyah beyazlı yönetim, Juventus forması giyen 26 yaşındaki santrforla üç yıllık sözleşme konusunda anlaşma sağladı. Tarafların son detayları görüştüğü, sağlık kontrolleri ve resmi imzalar için hazırlıkların sürdüğü öne sürülüyor.</p>

<p>İstanbul Yolculuğu Gündemde</p>

<p>İtalyan kaynaklarına göre Vlahović’in kısa süre içinde İstanbul’a gelmesi bekleniyor. Transfer sürecinde resmi prosedürlerin tamamlanmasının ardından sağlık kontrollerinin gerçekleştirileceği ve ardından imzaların atılabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Ancak kulüplerden henüz transferi doğrulayan resmi bir açıklama yapılmış değil.</p>

<p>Maaş Detayları Dikkat Çekti</p>

<p>Haberlere göre Beşiktaş’ın yıldız futbolcuya yıllık 8 milyon avro garanti ücret ve performansa bağlı bonuslar içeren bir teklif sunduğu ifade ediliyor. Bonuslarla birlikte toplam kazancın yaklaşık 10 milyon avroya ulaşabileceği öne sürülüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kulüpler arasındaki son mali detayların da büyük ölçüde netleştiği iddia ediliyor.</p>

<p>Vlahović’in Performansı</p>

<p>Sırp golcü son yıllarda Serie A’nın en önemli santrforlarından biri olarak gösteriliyor. Güçlü fiziği, hava toplarındaki etkinliği ve bitiriciliğiyle dikkat çeken Vlahović, Avrupa’nın birçok kulübünün transfer listesinde yer aldı.</p>

<p>Beşiktaş’ın bu transferi tamamlaması halinde hücum hattına uluslararası düzeyde önemli bir takviye yapmış olacak.</p>

<p>Resmi Açıklama Bekleniyor</p>

<p>Transfer sürecinde önemli mesafe kat edildiği belirtilse de anlaşma henüz kulüpler tarafından resmen duyurulmadı. Gözler şimdi Beşiktaş ve oyuncu cephesinden gelecek resmi açıklamalara çevrildi.</p>

<p>Kaynak: Football Italia, Tuttomercatoweb, İtalyan spor basını</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dusan-vlahovic-icin-geri-sayim-besiktasta-kritik-saatler</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 09:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7927.jpeg" type="image/jpeg" length="28706"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mohamed Salah Transferi Trabzonspor’u Nasıl Değiştirdi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mohamed-salah-transferi-trabzonsporu-nasil-degistirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mohamed-salah-transferi-trabzonsporu-nasil-degistirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un dünya yıldızı Mohamed Salah transferi yalnızca sahada değil, kulübün ekonomik ve sportif geleceğinde de büyük yankı uyandırdı. Bordo mavililer, tarihi transferin ardından yeni sezon öncesinde önemli bir ivme yakalamayı hedefliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mohamed Salah’ın Trabzonspor’a transferi, Avrupa futbolunda yaz döneminin en dikkat çeken hamlelerinden biri oldu. Mısırlı yıldızın imza törenine binlerce taraftar katılırken, transferin forma satışlarından sponsorluk gelirlerine kadar birçok alanda kulübe önemli katkı sağlaması bekleniyor.</p>

<p>Taraftar İlgisi Zirveye Çıktı</p>

<p>Salah’ın açıklanmasının ardından kulübün mağazalarına ve dijital platformlarına yoğun ilgi oluştu. Uluslararası basın da transferi geniş şekilde gündemine taşıdı. Trabzonspor’un marka değerinin önemli ölçüde yükselmesi bekleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sahadaki Beklenti Büyük</p>

<p>34 yaşındaki yıldız futbolcu, Liverpool formasıyla yıllarca Avrupa’nın en istikrarlı hücum oyuncularından biri oldu. Hızı, golcülüğü ve liderliğiyle tanınan Salah’ın Süper Lig’de de takımın en önemli hücum silahı olması bekleniyor.</p>

<p>Trabzonspor’un Hedefi Şampiyonluk Yarışı</p>

<p>Yönetim, Salah transferini yalnızca yıldız bir isim kazandırmak olarak değil, kulübün uluslararası görünürlüğünü artıracak stratejik bir yatırım olarak değerlendiriyor. Avrupa kupaları ve Süper Lig yarışında bordo mavililerin iddiasını güçlendiren bu hamlenin sezon boyunca önemli etkiler oluşturması bekleniyor.</p>

<p>Kaynak: Reuters, The Guardian</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Spor</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mohamed-salah-transferi-trabzonsporu-nasil-degistirdi</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7926.jpeg" type="image/jpeg" length="61287"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray’dan Rafael Leão İçin Yeni Hamle! Teklif Yükseliyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-rafael-leao-icin-yeni-hamle-teklif-yukseliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-rafael-leao-icin-yeni-hamle-teklif-yukseliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray, yaz transfer döneminin en dikkat çeken dosyalarından biri olan Rafael Leão için çalışmalarını sürdürüyor. İlk teklifin Milan tarafından geri çevrilmesinin ardından sarı kırmızılıların yeni bir teklif hazırlığında olduğu öne sürüldü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’ın transfer listesinde ilk sıralarda yer alan Rafael Leão için temaslar devam ediyor. İtalyan basınında yer alan haberlere göre sarı kırmızılı yönetimin yaptığı ilk resmi teklif Milan tarafından yeterli bulunmadı. İki kulüp arasındaki görüşmelerin tamamen sona ermediği, Galatasaray’ın ekonomik şartları iyileştirecek yeni bir formül üzerinde çalıştığı belirtiliyor.</p>

<p>Milan’ın Beklentisi Daha Yüksek</p>

<p>Haberlere göre Galatasaray’ın ilk teklifi yaklaşık 35 milyon avro seviyesinde kaldı. Milan yönetiminin ise Portekizli yıldız için yaklaşık 50 milyon avroluk bir bonservis beklentisi bulunduğu ifade ediliyor. Bu nedenle taraflar arasındaki pazarlıkların önümüzdeki günlerde yeniden hız kazanabileceği konuşuluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Galatasaray Farklı Formülleri Değerlendiriyor</p>

<p>Transfer sürecinde yalnızca peşin bonservis değil, bonuslar ve farklı ödeme planlarının da masada olduğu öne sürülüyor. Bazı İtalyan kaynakları ise kiralama artı zorunlu satın alma seçeneğinin de değerlendirilen alternatiflerden biri olduğunu aktarıyor.</p>

<p>Rafael Leão’nun Performansı Dikkat Çekiyor</p>

<p>26 yaşındaki Portekizli kanat oyuncusu, son yıllarda Milan’ın en etkili isimlerinden biri olarak öne çıktı. Hızı, bire birdeki başarısı ve skor katkısıyla Avrupa’nın birçok kulübünün radarında bulunan Leão, Galatasaray’ın transfer listesinde üst sıralarda yer almayı sürdürüyor.</p>

<p>Transferde Son Durum</p>

<p>Şu an itibarıyla kulüpler arasında resmi anlaşma bulunmuyor. Galatasaray’ın yeni teklif hazırlığında olduğu, Milan’ın ise beklentisini koruduğu belirtiliyor. Transfer görüşmelerinin önümüzdeki günlerde yeniden hareketlenmesi bekleniyor.</p>

<p>Kaynak: GOAL Italia, Football Italia, SportMediaset, Türkiye Today</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-rafael-leao-icin-yeni-hamle-teklif-yukseliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7925.jpeg" type="image/jpeg" length="56353"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[30’lu ve 40’lı Yaşlarda Kolon Kanseri Neden Artıyor? Bilinenler ve Bilinmeyenler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/30lu-ve-40li-yaslarda-kolon-kanseri-neden-artiyor-bilinenler-ve-bilinmeyenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/30lu-ve-40li-yaslarda-kolon-kanseri-neden-artiyor-bilinenler-ve-bilinmeyenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kolorektal kanser genç yetişkinlerde giderek daha fazla görülüyor. Dışkıda kan, bağırsak düzeninde kalıcı değişiklik, karın ağrısı ve kansızlık gibi belirtilerin göz ardı edilmemesi önem taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kolon ve rektum kanseri denildiğinde akla çoğunlukla ileri yaşlar geliyor. Oysa son yıllardaki veriler, özellikle 50 yaşın altındaki yetişkinlerde farklı bir tabloya işaret ediyor: Genç yaşta başlayan kolorektal kanser vakaları artıyor.</p>

<p>Bu değişim yalnızca daha fazla tarama yapılmasıyla açıklanamıyor. Üstelik gençlerde görülen hastalığın belirtileri yaşlılardan farklı değil. Asıl sorun, dışkıda kanama, karın ağrısı veya bağırsak alışkanlığındaki değişikliklerin genç yaşlarda hemoroid, beslenme sorunları ya da başka yaygın bağırsak problemleriyle açıklanarak gecikebilmesi.</p>

<p>Stanford Medicine uzmanlarının 2026 yılında yaptığı değerlendirmede de özellikle bu noktaya dikkat çekiliyor. Uzmanlara göre gençlerdeki artış gerçek olmakla birlikte bunun arkasındaki tek bir neden henüz bulunabilmiş değil.</p>

<p>Erken yaşta kolorektal kanser nedir?</p>

<p>Kolorektal kanser, kalın bağırsağın kolon adı verilen bölümünde veya kalın bağırsağın son kısmı olan rektumda gelişen kanserleri kapsayan genel bir isimdir.</p>

<p>“Erken başlangıçlı kolorektal kanser” ise genellikle 50 yaşından önce ortaya çıkan vakaları tanımlamak için kullanılır. Bazı araştırma ve merkezlerde sınır 45 yaş olarak da ele alınabilir.</p>

<p>Yaş, kolorektal kanser için önemli bir risk faktörü olmaya devam ediyor. Başka bir ifadeyle hastalık hâlâ ileri yaşlarda daha sık görülüyor. Ancak genç yetişkinlerdeki artış, “Bu hastalık gençlerde olmaz” düşüncesini geçersiz hale getiriyor.</p>

<p>Amerikan Kanser Derneği verilerine göre ABD’de 50 yaş altındaki kişilerde kolorektal kanser görülme oranı 2013-2022 döneminde yılda ortalama yüzde 2,9 arttı.</p>

<p>JAMA’da 2026 yılında yayımlanan bir araştırma da çarpıcı bir değişimi ortaya koydu: Kolorektal kanser, ABD’de 50 yaşından genç kadın ve erkekler birlikte değerlendirildiğinde kansere bağlı ölümlerin önde gelen nedeni haline geldi.</p>

<p>Bu veriler ABD’ye ait olduğu için doğrudan Türkiye’deki risk oranları olarak yorumlanmamalı. Ancak genç yaşta başlayan kolorektal kanserdeki artış, farklı ülkelerde de araştırılan önemli bir halk sağlığı konusu.</p>

<p>Gençlerde kolon kanseri neden artıyor?</p>

<p>Bilim dünyasının henüz kesin olarak cevaplayamadığı soru bu.</p>

<p>Bilinen bazı risk faktörleri var ancak bunların hiçbiri tek başına gençlerdeki artışın tamamını açıklamıyor.</p>

<p>Fazla kilo ve obezite, fiziksel hareketsizlik, sigara kullanımı, alkol tüketimi, işlenmiş etlerin fazla tüketilmesi ve liften fakir beslenme kolorektal kanser riskinin artmasıyla ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Fakat önemli bir ayrıntı var: Erken yaşta kolorektal kanser tanısı alan herkes bu özelliklere sahip değil.</p>

<p>Düzenli egzersiz yapan, sağlıklı beslendiğini düşünen ve bilinen önemli bir risk faktörü bulunmayan genç yetişkinlerde de hastalık ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar bağırsak mikrobiyomu, çocukluk dönemindeki bazı çevresel maruziyetler, antibiyotik kullanımı, beslenme sistemindeki değişiklikler ve çeşitli çevresel faktörleri de araştırıyor.</p>

<p>Mikroplastikler, bazı tarım kimyasalları ve erken yaşta belirli mikroorganizmalarla karşılaşma da araştırılan başlıklar arasında. Ancak mevcut veriler bunlardan herhangi birini gençlerdeki kolorektal kanser artışının kesin nedeni ilan etmek için yeterli değil.</p>

<p>Dolayısıyla “Gençlerde kolon kanserinin nedeni bulundu” demek bilimsel olarak doğru değil.</p>

<p>Gençlerde hangi belirtiler görülüyor?</p>

<p>Gençlerdeki kolorektal kanserin belirtileri esas olarak diğer yaş gruplarındaki belirtilerle aynı.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında şunlar bulunuyor:</p>

<ul>
 <li>Dışkıda veya makattan kan gelmesi</li>
 <li>Bağırsak alışkanlığında açıklanamayan ve kalıcı değişiklik</li>
 <li>Uzun süren ishal veya kabızlık</li>
 <li>Dışkının görünümünde belirgin değişiklik</li>
 <li>Sürekli veya tekrarlayan karın ağrısı</li>
 <li>Açıklanamayan kilo kaybı</li>
 <li>Belirgin yorgunluk ve halsizlik</li>
 <li>Demir eksikliği ve kansızlık</li>
 <li>Bulantı</li>
 <li>Bağırsakların tam boşalmadığı hissi</li>
</ul>

<p>Bu belirtilerin bulunması kişinin kanser olduğu anlamına gelmez. Hemoroid, anal fissür, bağırsak enfeksiyonları, irritabl bağırsak sendromu ve iltihabi bağırsak hastalıkları gibi çok daha farklı nedenler de benzer yakınmalara yol açabilir.</p>

<p>Önemli olan, özellikle tekrarlayan veya devam eden belirtileri yalnızca yaşın genç olmasına güvenerek görmezden gelmemektir.</p>

<p>Dışkıda kan neden özellikle önemli?</p>

<p>Genç yetişkinlerde en kolay yanlış yorumlanabilecek belirtilerden biri makattan kanamadır.</p>

<p>Kanama gerçekten de hemoroid veya anal fissür gibi sık görülen ve iyi huylu nedenlerden kaynaklanabilir. Ancak nedeni değerlendirilmeden her kanamayı otomatik olarak hemoroide bağlamak doğru değildir.</p>

<p>JAMA Network Open’da yayımlanan geniş kapsamlı sistematik derleme ve meta-analizde, 50 yaşından önce kolorektal kanser tanısı alan kişilerde en sık bildirilen belirtiler arasında makattan kanama ve karın ağrısının öne çıktığı görüldü.</p>

<p>Araştırmada incelenen çalışmalar, belirtilerin başlaması ile tanı arasında aylar sürebilen gecikmeler olabileceğini de gösterdi.</p>

<p>Bu nedenle dışkıda tekrarlayan kan görülmesi, özellikle bağırsak alışkanlığında değişiklik, açıklanamayan kansızlık, kilo kaybı veya karın ağrısı da eşlik ediyorsa değerlendirilmesi gereken bir bulgudur.</p>

<p>Demir eksikliği ve kansızlık bağırsaklarla ilişkili olabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Sindirim sistemindeki küçük ancak uzun süre devam eden kanamalar bazen gözle fark edilmeyebilir. Zaman içerisinde demir kaybı gelişebilir ve bunun sonucunda demir eksikliği anemisi ortaya çıkabilir.</p>

<p>Kişi kendisini sürekli yorgun hissedebilir, efor kapasitesi düşebilir, çarpıntı veya nefes darlığı yaşayabilir.</p>

<p>Demir eksikliği anemisinin çok sayıda nedeni vardır ve tek başına kolon kanseri anlamına gelmez. Özellikle adet gören kadınlarda farklı nedenler sık görülür.</p>

<p>Ancak nedeni açıklanamayan demir eksikliği anemisinde kan kaybının kaynağının araştırılması önemlidir.</p>

<p>“Gencim, kanser olamam” düşüncesi tanıyı geciktirebilir</p>

<p>Gençlerdeki en önemli sorunlardan biri hastalığın mutlaka farklı belirtiler vermesi değil, aynı belirtilerin daha masum nedenlere bağlanabilmesidir.</p>

<p>Stanford Medicine uzmanlarının aktardığı araştırma verilerine göre genç hastalarda tanıya ulaşma süresi daha ileri yaştaki hastalara kıyasla daha uzun olabiliyor.</p>

<p>Bunun sonucu olarak bazı genç hastalar hastalık daha ileri aşamaya ulaştığında tanı alabiliyor.</p>

<p>Buradaki mesaj, her karın ağrısında kanserden şüphelenmek değildir.</p>

<p>Asıl önemli nokta; devam eden, tekrarlayan, giderek artan veya birden fazla uyarıcı bulgunun birlikte görüldüğü durumlarda yaşın tek başına güvence kabul edilmemesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kolorektal kanser taraması kaç yaşında başlamalı?</p>

<p>Tarama ile belirti nedeniyle yapılan incelemeyi birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>Tarama, hiçbir yakınması bulunmayan kişide hastalık veya kanser öncüsü oluşumları erken yakalamayı amaçlar.</p>

<p>ABD Önleyici Hizmetler Görev Gücü ve Amerikan Kanser Derneği gibi kuruluşlar, ortalama risk grubundaki yetişkinlerde düzenli kolorektal kanser taramasının 45 yaşında başlamasını öneriyor.</p>

<p>Ancak ülkelerin ulusal tarama programları ve başlangıç yaşları birbirinden farklı olabilir. Türkiye’de uygulanacak tarama programı açısından ulusal sağlık otoritelerinin güncel önerileri esas alınmalıdır.</p>

<p>Daha önemlisi, tarama yaşı “45 yaşından önce bağırsaklar araştırılmaz” anlamına gelmez.</p>

<p>Belirtisi olan kişinin değerlendirilmesi tarama değil, tanıya yönelik incelemedir ve yaş sınırına bağlı değildir.</p>

<p>Ailede kolon kanseri varsa daha erken kontrol gerekebilir</p>

<p>Aile öyküsü risk değerlendirmesinde önemlidir.</p>

<p>Anne, baba veya kardeş gibi birinci derece akrabalarda kolorektal kanser bulunması kişinin riskini artırabilir. Özellikle akrabanın genç yaşta tanı almış olması daha ayrıntılı değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Lynch sendromu ve ailesel adenomatöz polipozis gibi kalıtsal hastalıklar kolorektal kanser riskini belirgin biçimde yükseltebilir.</p>

<p>Bununla birlikte erken yaşta kolorektal kanserlerin büyük bölümü bilinen kalıtsal sendromlarla açıklanamıyor.</p>

<p>Bu nedenle ailede hiç kolon kanseri bulunmaması riski tamamen ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Kolonoskopi neden önemli?</p>

<p>Kolonoskopi, ucunda kamera bulunan ince ve esnek bir cihazla kalın bağırsağın iç yüzeyinin incelenmesini sağlar.</p>

<p>Yöntemin önemli avantajlarından biri yalnızca kanseri araştırmaması, kanser öncüsü olabilecek poliplerin de görülmesine ve işlem sırasında çıkarılmasına imkân vermesidir.</p>

<p>Şüpheli bir alan görülürse doku örneği alınabilir ve patolojik incelemeyle kesin tanıya gidilebilir.</p>

<p>Ortalama riskli ve belirtisi olmayan kişiler için dışkıda gizli kanı araştıran testler ve diğer tarama yöntemleri de kullanılabilir. Hangi yöntemin uygun olduğu yaşa, risk düzeyine, sağlık durumuna ve ulusal tarama programlarına göre değişebilir.</p>

<p>Belirti bulunan kişide ise yapılacak incelemeye yalnızca rutin tarama takvimi üzerinden karar verilmez.</p>

<p>Beslenmeyle risk azaltılabilir mi?</p>

<p>Kolorektal kanserin tamamını beslenmeyle önlemek mümkün değil. Buna karşılık yaşam tarzıyla değiştirilebilen bazı risk faktörleri bulunuyor.</p>

<p>Bilimsel veriler genel olarak:</p>

<ul>
 <li>Sebze, meyve, tam tahıl ve diğer lif kaynaklarından zengin beslenmeyi,</li>
 <li>İşlenmiş et tüketimini sınırlamayı,</li>
 <li>Kırmızı eti aşırı tüketmemeyi,</li>
 <li>Düzenli fiziksel aktiviteyi,</li>
 <li>Sağlıklı vücut ağırlığını korumayı,</li>
 <li>Sigara kullanmamayı,</li>
 <li>Alkol tüketimini azaltmayı</li>
</ul>

<p>daha düşük kolorektal kanser riskiyle ilişkilendiriyor.</p>

<p>Ancak bunlar garanti sağlayan bir “kanserden korunma reçetesi” değildir. Çok sağlıklı yaşayan bir kişide de hastalık gelişebilir.</p>

<p>Aynı şekilde tek bir besin, vitamin veya takviyenin kolorektal kanseri önlediğini söylemek için yeterli bilimsel dayanak yoktur.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyomu işin içinde olabilir mi?</p>

<p>Son yılların en dikkat çekici araştırma alanlarından biri bağırsak mikrobiyomu.</p>

<p>Bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca mikroorganizmanın oluşturduğu bu ekosistem bağışıklık sistemi, metabolizma ve bağırsak sağlığıyla yakından ilişkili.</p>

<p>Araştırmacılar genç yaşta kolorektal kanser gelişen kişilerde mikrobiyomun farklı olup olmadığını ve bazı bakterilerin oluşturduğu maddelerin yıllar içerisinde kanser gelişimine katkıda bulunup bulunamayacağını inceliyor.</p>

<p>Bu alan bilimsel açıdan umut verici olsa da henüz günlük yaşamda kullanılabilecek basit bir “mikrobiyom testiyle kolon kanseri riskini öğrenme” aşamasına gelinmiş değil.</p>

<p>Ayrıca probiyotik veya başka bir takviyenin genç yaşta kolorektal kanseri önlediği sonucunu çıkarmak için de yeterli kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Hangi durumda sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir?</p>

<p>Tek seferlik kısa süreli bağırsak değişikliklerinin önemli bir bölümü kanser dışındaki nedenlerden kaynaklanır. Ancak bazı belirtilerin tekrarlaması veya açıklanamaması değerlendirmeyi gerektirir.</p>

<p>Özellikle dışkıda veya makattan tekrarlayan kanama, birkaç hafta devam eden bağırsak alışkanlığı değişikliği, nedeni açıklanamayan demir eksikliği anemisi, sürekli karın ağrısı, istemsiz kilo kaybı veya giderek artan halsizlik varsa sağlık kuruluşuna başvurulması uygun olur.</p>

<p>Şiddetli ve giderek artan karın ağrısı, belirgin karın şişliğiyle birlikte dışkı veya gaz çıkaramama, sürekli kusma ya da ciddi ve kontrol edilemeyen kanama ise gecikmeden değerlendirilmelidir.</p>

<p>Gençler için en önemli mesaj ne?</p>

<p>Kolorektal kanser hâlâ yaşla birlikte daha sık görülen bir hastalık. Fakat artık yalnızca ileri yaşların hastalığı olarak görülmemeli.</p>

<p>Genç yetişkinlerde vakaların neden arttığı henüz tam olarak bilinmiyor. Beslenme, obezite, hareketsizlik ve bazı çevresel faktörler tablonun bir bölümünü açıklayabilir ancak bilim dünyası hâlâ eksik parçaları arıyor.</p>

<p>Bu nedenle en uygulanabilir yaklaşım korkmak değil, vücuttaki kalıcı değişiklikleri fark etmek.</p>

<p>Dışkıda kanama, bağırsak düzeninde açıklanamayan ve devam eden değişiklik, karın ağrısı, demir eksikliği anemisi veya istemsiz kilo kaybı “Ben daha gencim” düşüncesiyle aylarca ertelenmemeli.</p>

<p>Çünkü kolorektal kanserde yaş önemli olsa da, belirtileri ciddiye almak için bir yaş sınırı yoktur.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>JAMA – Leading Cancer Deaths in People Younger Than 50 Years – Rebecca L. Siegel, Nikita Sandeep Wagle, Ahmedin Jemal – 2026 – DOI: 10.1001/jama.2025.25467</li>
 <li>JAMA Network Open – Red Flag Signs and Symptoms for Patients With Early-Onset Colorectal Cancer: A Systematic Review and Meta-Analysis – Joshua Demb, Jennifer M. Kolb, Jonathan Dounel ve arkadaşları – 2024 – DOI: 10.1001/jamanetworkopen.2024.13157</li>
 <li>JCO Oncology Practice – Early-Onset Colorectal Cancer: Understanding Risk Factors, Biology, and Management Considerations—Toward a Framework for Improving Care – Abel Abraham, Thejus Jayakrishnan – 2026 – DOI: 10.1200/OP-25-01271</li>
 <li>Journal of the National Cancer Institute – Red-flag signs and symptoms for earlier diagnosis of early-onset colorectal cancer – Cassandra D. L. Fritz ve arkadaşları – 2023 – DOI: 10.1093/jnci/djad068</li>
 <li>U.S. Preventive Services Task Force – Screening for Colorectal Cancer: Recommendation Statement – 2021</li>
 <li>American Cancer Society – Colorectal Cancer Statistics and Screening Recommendations – 2026</li>
 <li>Stanford Medicine – Colorectal Cancer’s Rise in Adults Under 50: What You Should Know – Sarah Williams – 2026</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/30lu-ve-40li-yaslarda-kolon-kanseri-neden-artiyor-bilinenler-ve-bilinmeyenler</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7924.jpeg" type="image/jpeg" length="86734"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Her Gün Bir Avuç Kapsül Yutanlar Dikkat: Fazlası Fayda Değil Yük Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-bir-avuc-kapsul-yutanlar-dikkat-fazlasi-fayda-degil-yuk-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/her-gun-bir-avuc-kapsul-yutanlar-dikkat-fazlasi-fayda-degil-yuk-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabah multivitamin, öğlen omega-3, akşam magnezyum… Buna D vitamini, çinko, bitkisel ürünler ve düzenli kullanılan ilaçlar da eklendiğinde, günlük rutin fark edilmeden bir avuç tablet ve kapsüle dönüşebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Peki insan vücudu için “fazla kapsül” diye bir sınır var mı?</p>

<p>Bu sorunun herkese uygulanabilecek “5 kapsül güvenli, 10 kapsül zararlı” şeklinde bilimsel bir cevabı yok. Sağlık açısından asıl önemli olan yalnızca kaç tablet veya kapsül yutulduğu değil; bunların içinde ne bulunduğu, hangi miktarlarda kullanıldığı, gerçekten gerekli olup olmadığı ve birbirleriyle veya ilaçlarla etkileşip etkileşmediğidir.</p>

<p>Bunun yanında hap sayısı ve boyutu arttıkça başka bir sorun daha ortaya çıkabiliyor: tedavi yükü. Karmaşık kullanım programları, yutma güçlüğü ve hangi ürünün ne amaçla kullanıldığının belirsizleşmesi, özellikle çok sayıda ilaç veya takviye kullanan kişiler için günlük hayatı zorlaştırabiliyor.</p>

<p>“Kapsül yükü” aslında ne anlama geliyor?</p>

<p>“Kapsül yükü” tek başına belirli bir hastalığın veya tıbbi tanının adı değildir. Gün içinde kullanılan tablet, kapsül ve benzeri ürünlerin oluşturduğu fiziksel ve pratik yükü anlatmak için kullanılabilecek bir ifadedir.</p>

<p>Tıp literatüründe bununla ilişkili daha geniş bir kavram olan “tedavi yükü” bulunuyor.</p>

<p>Tedavi yükü; kişinin ilaçlarını zamanında kullanmasından kontrollerine, testlerinden beslenme düzenine kadar hastalığını yönetebilmek için günlük yaşamında üstlenmek zorunda kaldığı işleri kapsıyor.</p>

<p>Özellikle birden fazla kronik hastalığı bulunan ve çok sayıda ilaç kullanan kişilerde bu yük artabiliyor.</p>

<p>BMJ Open’da 2025 yılında yayımlanan, 65 yaş ve üzerindeki 422 kişinin değerlendirildiği çok merkezli kesitsel araştırmada katılımcıların yüzde 75’inde yüksek tedavi yükü saptandı. Araştırmada ilaç sayısının ve tedavi düzeninin karmaşıklığının yüksek tedavi yüküyle ilişkili olduğu bildirildi.</p>

<p>Ancak bu gözlemsel bir araştırmaydı. Dolayısıyla bulgular, hap sayısının tek başına tedavi sorunlarına neden olduğunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Günde kaç kapsül kullanmak fazladır?</p>

<p>En önemli noktalardan biri burada ortaya çıkıyor:</p>

<p>Sağlıklı yetişkinler için geçerli, bilimsel olarak belirlenmiş tek bir günlük kapsül üst sınırı yoktur.</p>

<p>Bir kişinin günde sekiz kapsül kullanması, başka bir kişinin üç kapsül kullanmasından otomatik olarak daha tehlikeli değildir.</p>

<p>Çünkü kapsül yalnızca taşıyıcı formdur.</p>

<p>Örneğin hekim tarafından belirli hastalıklar nedeniyle reçete edilmiş birkaç ilacın kullanılması gerekli olabilir. Buna karşılık kişinin kendi kararıyla kullandığı daha az sayıdaki takviye bile aynı maddeleri yüksek miktarlarda içeriyorsa gereksiz veya sakıncalı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle kapsülleri saymaktan önce içeriklerini saymak daha anlamlıdır.</p>

<p>Aynı vitamini fark etmeden birkaç kez alıyor olabilirsiniz</p>

<p>Takviye kullanımında kolayca gözden kaçabilen noktalardan biri içeriklerin üst üste binmesidir.</p>

<p>Örneğin bir multivitaminin içinde D vitamini bulunabilir. Kemik sağlığı için kullanılan başka bir üründe de D vitamini olabilir. Buna ayrıca tek başına D vitamini takviyesi eklenmiş olabilir.</p>

<p>Benzer durum B vitaminleri, çinko, magnezyum, demir ve başka bileşenlerde de görülebilir.</p>

<p>Şişelerin üzerinde farklı ürün isimlerinin bulunması, içlerindeki maddelerin tamamen farklı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bu nedenle çok sayıda takviye kullanan kişinin yalnızca ürünlerin isimlerine değil, her bir ürünün içeriğine ve günlük toplam miktara bakması önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Vitaminse fazlası zarar vermez” düşüncesi doğru değil</p>

<p>Vitamin ve mineraller vücudun normal işleyişi için gereklidir. Ancak bundan “ne kadar fazla alınırsa o kadar iyidir” sonucu çıkmaz.</p>

<p>Bazı vitamin ve mineraller gereğinden yüksek miktarlarda ve özellikle uzun süre kullanıldığında istenmeyen etkilere yol açabilir.</p>

<p>Yağda çözünen bazı vitaminler vücutta birikebilir. Bazı minerallerin yüksek miktarları da başka minerallerin emilimini veya vücuttaki dengesini etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle bir besin öğesinin gerekli olması ile yüksek miktarda takviye edilmesinin yararlı olması birbirinden farklı konulardır.</p>

<p>Takviye ihtiyacı; beslenme biçimi, yaş, gebelik, bazı hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve doğrulanmış vitamin veya mineral eksiklikleri gibi pek çok faktöre göre değişebilir.</p>

<p>Takviyeler ilaçlarla etkileşebilir</p>

<p>Bir ürünün reçetesiz satılması veya “doğal” olarak tanıtılması, bütün ilaçlarla birlikte sorunsuz kullanılabileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Bazı vitaminler, mineraller ve bitkisel ürünler ilaçların emilimini veya etkisini değiştirebilir.</p>

<p>Bazı takviyeler kanama eğilimini etkileyebilirken bazıları belirli ilaçların vücuttaki düzeylerinin değişmesine yol açabilir. Ameliyat öncesinde kullanılan bazı takviyeler de ayrıca önem taşıyabilir.</p>

<p>Bu nedenle düzenli ilaç kullanan bir kişinin takviyelerini ilaç listesinden ayrı düşünmemesi gerekir.</p>

<p>Hekim veya eczacıya kullanılan ürünler bildirilirken yalnızca reçeteli ilaçların değil, vitaminlerin, minerallerin ve bitkisel ürünlerin de belirtilmesi güvenlik açısından önemlidir.</p>

<p>Büyük tablet ve kapsüller gerçekten daha zor yutuluyor</p>

<p>Kapsül yükünün yalnızca içeriğe ilişkin olmayan bir başka boyutu da var: yutma güçlüğü.</p>

<p>Journal of Medical Internet Research’te 2024 yılında yayımlanan araştırma, tablet ve kapsül boyutunun yutma güçlüğü açısından önemli olduğunu gösterdi.</p>

<p>Araştırmacılar, büyük tablet veya kapsülleri yutmakta zorlanan kişilerin verilerini inceleyerek ilaç boyutuyla yutma güçlüğü arasındaki ilişkiyi değerlendirdi.</p>

<p>Sonuçlar, daha büyük ilaç formlarının yutma güçlüğüyle belirgin biçimde ilişkili olduğunu gösterdi.</p>

<p>Çalışmada tablet veya kapsülün üç boyutunun toplamının 21,5 milimetrenin üzerine çıkması, yutma güçlüğünü ayırt etmede kullanılabilecek istatistiksel bir eşik olarak belirlendi.</p>

<p>Ancak bu rakam herkes için geçerli kesin bir “güvenli kapsül boyutu” değildir. İnsanların ağız ve yutma fonksiyonları farklıdır ve araştırmada bulunan değer istatistiksel bir göstergedir.</p>

<p>Hap yutmakta zorlanmak sandığınızdan önemli olabilir</p>

<p>International Journal of Clinical Pharmacy’de yayımlanan bir araştırmada en az üç farklı katı ağızdan ilaç kullanan 410 yetişkin değerlendirildi.</p>

<p>Katılımcıların yüzde 9’u mevcut dönemde, yüzde 13,4’ü ise geçmişte ilaç yutma güçlüğü yaşadığını bildirdi.</p>

<p>Daha önemlisi, yutma problemi yaşayan bazı kişilerin bununla başa çıkabilmek için ilaç kullanım biçimini değiştirdiği görüldü.</p>

<p>2026 yılında International Journal of Language &amp; Communication Disorders’da yayımlanan başka bir kesitsel araştırma da hap yutma güçlüğünün ilaç tedavisinin uygulanmasını etkileyebilecek, gözden kaçabilen bir sorun olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Bu durum özellikle yaş ilerledikçe, yutma sorunları bulunanlarda veya aynı anda çok sayıda tablet kullanması gereken kişilerde daha önemli hale gelebilir.</p>

<p>Tableti ezmek veya kapsülü açmak her zaman güvenli değil</p>

<p>Büyük bir hapı yutamayan kişinin aklına ilk olarak tableti kırmak, ezmek veya kapsülü açıp içindekileri yiyeceğe karıştırmak gelebilir.</p>

<p>Ancak her ilaç buna uygun değildir.</p>

<p>Bazı ilaçlar etkin maddenin vücuda belirli bir hızda verilmesini sağlayacak şekilde tasarlanır. Bazılarında ise ilacın midede değil bağırsakta çözünmesi amaçlanır.</p>

<p>Bu tür ilaçların ezilmesi, kırılması veya kapsülünün açılması ilacın nasıl emildiğini değiştirebilir.</p>

<p>Dolayısıyla yutma güçlüğü varsa çözüm, ilacın yapısını rastgele değiştirmek değildir. Uygun olduğunda daha küçük tablet, sıvı ilaç veya başka bir farmasötik form bulunup bulunmadığı değerlendirilebilir.</p>

<p>Kapsül kabuğunun kendisi asıl sorun mu?</p>

<p>İnternette kapsüllerin dış kabuklarının sağlık açısından başlı başına büyük bir tehdit oluşturduğu yönünde iddialarla karşılaşılabiliyor.</p>

<p>Ancak mevcut bilimsel bilgiler, normal kullanımdaki kapsül yükü tartışmasını yalnızca kapsül kabuğuna indirgemeyi desteklemiyor.</p>

<p>Kapsüllerde ürünün özelliğine göre jelatin veya bitkisel kökenli kapsül materyalleri kullanılabilir.</p>

<p>Sağlık açısından daha önemli sorular genellikle kapsülün içindeki etkin maddelerin neler olduğu, hangi miktarlarda alındığı, ürünün gerekli olup olmadığı ve başka ürünlerle etkileşim ihtimalidir.</p>

<p>Kısacası dış kabuğun sayısını saymak yerine bütün takviye düzenini değerlendirmek daha anlamlıdır.</p>

<p>Toz ürün kullanmak kapsülden daha sağlıklı mı?</p>

<p>Bu da sık yapılan genellemelerden biri.</p>

<p>Bazı takviyelerin toz formda kullanılması, özellikle çok sayıda kapsül yutmakta zorlanan kişiler açısından pratik olabilir.</p>

<p>Ancak “toz olan daha sağlıklıdır” şeklinde genel bir bilimsel kural bulunmuyor.</p>

<p>Ürünün hangi formda hazırlanacağı; etkin maddenin özelliklerine, kararlılığına, gerekli miktarına, tadına ve kullanım amacına bağlı olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla kapsülden toza geçmek kapsül sayısını azaltabilir ancak tek başına ürünü daha etkili veya daha güvenli hale getirmez.</p>

<p>Takviye dolabınızı kontrol etmenin 7 yolu</p>

<p>Çok sayıda vitamin ve takviye kullanıyorsanız zaman zaman bütün ürünleri birlikte değerlendirmek yararlı olabilir.</p>

<p>Her ürün için şu sorular sorulabilir:</p>

<p>Neden kullanıyorum?<br />
Başlama nedeni hâlâ geçerli mi?</p>

<p>İçinde ne var?<br />
Ürünün ön yüzündeki pazarlama ifadesinden çok içerik tablosu önemlidir.</p>

<p>Başka ürünümde aynı madde bulunuyor mu?<br />
Özellikle multivitaminlerle tek bileşenli takviyeler birlikte kullanıldığında tekrarlar oluşabilir.</p>

<p>Günlük toplam miktarım ne kadar?<br />
Aynı maddeyi birkaç üründen almak toplam miktarın fark edilmeden yükselmesine neden olabilir.</p>

<p>Reçeteli ilaçlarımla etkileşebilir mi?<br />
Takviyeler de ilaç değerlendirmesinin bir parçasıdır.</p>

<p>Kullanım amacımı destekleyen bilimsel kanıt var mı?<br />
Bir ürünün popüler olması, herkese gerekli olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Kullanmakta zorlanıyor muyum?<br />
Büyük kapsüller nedeniyle düzenli olarak doz atlanıyorsa bu da değerlendirilmesi gereken bir sorundur.</p>

<p>Reçeteli ilaçlarla takviyeleri aynı kefeye koymayın</p>

<p>“Kapsül yükünü azaltmak” ifadesinin yanlış anlaşılmaması özellikle önemli.</p>

<p>Gereksiz olabilecek bir takviyenin yeniden değerlendirilmesi ile kalp hastalığı, yüksek tansiyon, diyabet, epilepsi veya başka bir hastalık için reçete edilmiş ilacın bırakılması aynı şey değildir.</p>

<p>Reçeteli ilaçların çok olduğunu düşünen kişiler tedavilerini kendi başlarına kesmemeli veya dozlarını değiştirmemelidir.</p>

<p>Çok sayıda ilaç kullanılıyorsa en güvenli yaklaşım, reçeteli ilaçlar, reçetesiz ürünler ve takviyelerin tamamının tek bir liste üzerinden değerlendirilmesidir.</p>

<p>Yutma güçlüğü yalnızca kapsüllerde olmuyorsa dikkat</p>

<p>Büyük bir kapsülü yutmakta zorlanmak oldukça farklı bir durum olabilir. Ancak sorun yalnızca haplarla sınırlı değilse değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Yemek yerken sık sık öksürme veya boğulma hissi, yiyeceklerin boğazda ya da göğüste takılması, yutarken ağrı, sıvıları yutmakta güçlük veya açıklanamayan kilo kaybı gibi belirtiler gerçek bir yutma bozukluğuna işaret edebilir.</p>

<p>Bu belirtiler kalıcıysa kapsül boyutuna bağlayıp geçmemek gerekir.</p>

<p>Asıl soru “Kaç kapsül?” değil</p>

<p>Günlük kullanılan kapsül sayısı kolay ölçüldüğü için dikkat çekici bir rakamdır. Ancak sağlık açısından tek başına yeterli bilgi vermez.</p>

<p>Bir kişinin gerçekten ihtiyacı olan sekiz ilacı bulunabilir. Başka biri ise herhangi bir doğrulanmış ihtiyacı olmadan üç farklı takviyeden aynı maddeleri yüksek miktarlarda alıyor olabilir.</p>

<p>Bu nedenle sağlık açısından daha anlamlı soru:</p>

<p>“Günde kaç kapsül kullanıyorum?” değil, “Kullandığım her ürünün gerçekten bir amacı ve gerekçesi var mı?”</p>

<p>Takviyeler dengeli beslenmenin veya gerekli tıbbi tedavinin yerini tutmaz. Bazı durumlarda gerçekten yararlı ve gerekli olabilirler; ancak daha fazla ürün kullanmak otomatik olarak daha sağlıklı olmak anlamına gelmez.</p>

<p>Kapsül kutusu büyüdükçe yapılabilecek en değerli şey yeni bir ürün eklemek değil, mevcut listenin hâlâ anlamlı olup olmadığını gözden geçirmek olabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Journal of Medical Internet Research – Factor Analysis of Patients Who Find Tablets or Capsules Difficult to Swallow Due to Their Large Size: Using the Personal Health Record Infrastructure of Electronic Medication Notebooks – Masaki Asano, Shungo Imai, Yuri Shimizu ve arkadaşları – 2024 – DOI: 10.2196/54645</li>
 <li>International Journal of Clinical Pharmacy – Swallowing difficulties with oral drugs among polypharmacy patients attending community pharmacies – Julien Marquis, Marie-Paule Schneider, Valérie Payot ve arkadaşları – 2013 – DOI: 10.1007/s11096-013-9836-2</li>
 <li>BMJ Open – Treatment burden and medication adherence among older patients in comprehensive specialised hospitals in the Amhara Region in Ethiopia: a multicentre, cross-sectional study – Samuel Berihun Dagnew ve arkadaşları – 2025 – DOI: 10.1136/bmjopen-2024-095666</li>
 <li>International Journal of Language &amp; Communication Disorders – Prevalence and Factors Associated With Pill-Swallowing Difficulties Among Outpatient Pharmacy Attendees at a Malaysian Teaching Hospital: A Cross-Sectional Study – Nur Amira Said Udin ve arkadaşları – 2026 – DOI: 10.1111/1460-6984.70258</li>
 <li>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, Besin Takviyeleri Ofisi – Dietary Supplements: What You Need to Know – Besin takviyelerinin kullanımı, güvenliği ve ilaçlarla etkileşimlerine ilişkin tüketici bilgilendirmesi</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-bir-avuc-kapsul-yutanlar-dikkat-fazlasi-fayda-degil-yuk-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7923-1.jpeg" type="image/jpeg" length="47742"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34537"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="51363"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50278"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10774"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33243"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="62387"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
