<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 28 Sep 2026 19:53:58 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Otoskop: Kulağın Karanlık Dünyasına Açılan Pencere]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/otoskop-kulagin-karanlik-dunyasina-acilan-pencere</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/otoskop-kulagin-karanlik-dunyasina-acilan-pencere" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Küçük bir ışık, koni biçiminde bir uç ve birkaç santimetrelik görüş alanı… Bugün neredeyse her muayene odasında bulunan otoskop, hekimlerin yüzyıllar boyunca görmekte zorlandığı kulak yolunu ve kulak zarını görünür hâle getirdi. Bu küçük aletin arkasında ise yüzyıllara yayılan dikkat çekici bir tıp tarihi var.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>İnsan bedeninin bazı bölgeleri hekimler için uzun süre adeta karanlık bir dünyaydı.<br />
Kulak da bunlardan biriydi.<br />
Kulak kepçesi dışarıdan kolaylıkla görülebiliyordu. Ancak dış kulak yolunun dar ve kıvrımlı yapısı nedeniyle daha derindeki yapıları, özellikle de kulak zarını ayrıntılı biçimde incelemek kolay değildi.<br />
Sorun yalnızca kulağın içine bakmak değildi.<br />
Aynı anda hem dar kanalı açık tutmak hem yeterli ışığı içeri göndermek hem de görüntüyü değerlendirmek gerekiyordu.<br />
Bugün bütün bunları küçük bir otoskop birkaç saniye içinde yapabiliyor.<br />
Hikâye otoskoptan çok önce başladı<br />
Otoskopun tarihini tek bir mucide ve tek bir tarihe bağlamak doğru değil.<br />
Çünkü modern otoskop ortaya çıkmadan yüzyıllar önce hekimler kulağın içini görebilmek için çeşitli araçlar geliştirmeye başlamıştı.<br />
yüzyılda Fransız cerrah Guy de Chauliac, kulak ve burun kanallarını açmaya yarayan erken dönem spekulum benzeri araçlardan söz etti.<br />
Bunlar bugünkü anlamıyla otoskop değildi.<br />
Ancak dar anatomik boşlukların doğrudan incelenebilmesi için kullanılan araçların gelişiminde önemli basamaklardan birini oluşturuyordu.<br />
Daha sonraki yüzyıllarda spekulumlar geliştirildi.<br />
Fakat temel sorun devam ediyordu:<br />
Işık.<br />
Elektrik henüz yoktu.<br />
Hekimler güneş ışığı, mum, aynalar ve merceklerden yararlanarak kulak yolunun derinliklerini görmeye çalışıyordu.<br />
Bu nedenle otoskopun gerçek hikâyesi aslında tıbbın çok eski bir sorusunun hikâyesidir:<br />
İnsan bedeninin karanlık boşluklarını nasıl aydınlatabiliriz?<br />
Joseph Toynbee ve “otoscope” adı<br />
yüzyıl, kulak hastalıklarının bilimsel olarak incelenmesinde önemli bir dönem oldu.<br />
Bu dönemin önde gelen isimlerinden biri İngiliz cerrah Joseph Toynbee idi.<br />
Toynbee, insan kulağı ve temporal kemik üzerinde yaptığı geniş kapsamlı anatomik ve patolojik çalışmalarla modern otolojinin gelişmesine önemli katkı sağladı.<br />
Toynbee, 1850 dolaylarında “otoscope” adını verdiği bir araç da kullandı.<br />
Ancak burada önemli bir ayrım var.<br />
Toynbee’nin otoskopu, bugün bildiğimiz ışıklı ve büyütmeli otoskop gibi kulağın içine bakmak amacıyla kullanılmıyordu.<br />
Araç, Eustachi tüpünden verilen havanın orta kulağa ulaşıp ulaşmadığını dinlemek, yani auskültasyon yapmak için kullanılan tüp biçiminde bir sistemdi.<br />
Bu nedenle “otoscope” sözcüğünün erken kullanımlarından biri Toynbee ile ilişkilendirilse de modern görsel otoskopun gelişimini onun cihazından ayrı değerlendirmek daha doğru olur.<br />
1862: John Brunton’un otoskopu<br />
Bugün kullandığımız otoskopa çok daha fazla benzeyen önemli dönüm noktalarından biri 1862’de John Brunton tarafından geliştirilen cihazdı.<br />
Brunton’un otoskopunda;<br />
değiştirilebilir kulak spekulumları,<br />
ışığı yönlendiren delikli bir ayna,<br />
görüntüyü büyüten bir mercek<br />
aynı sistem içerisinde bir araya getirildi.<br />
Bu özellikleri nedeniyle Brunton’un cihazı modern otoskopların önemli öncülerinden biri kabul edilir.<br />
Artık mesele yalnızca kulak kanalını açık tutmak değildi.<br />
Hekim aynı zamanda bölgeyi aydınlatabiliyor ve görüntüyü büyüterek değerlendirebiliyordu.<br />
Bugünkü otoskopun temel mantığı da büyük ölçüde aynı prensiplere dayanıyor:<br />
Aydınlat, büyüt ve incele.<br />
1864: Kulak zarının hareketi de görünür oldu<br />
Otoskopinin gelişimindeki bir başka önemli isim Alman hekim Emil Siegle oldu.<br />
Siegle, 1864’te pnömatik kulak spekulumunu geliştirdi.<br />
Bu cihaz yalnızca kulak zarına bakmayı değil, kulak zarının basınç değişikliklerine verdiği hareketi de değerlendirmeyi mümkün hâle getiriyordu.<br />
Dış kulak yolundaki hava basıncı hafifçe değiştirilerek kulak zarının hareketliliği gözlenebiliyordu.<br />
Bu oldukça önemliydi.<br />
Çünkü hekim artık yalnızca:<br />
“Kulak zarı nasıl görünüyor?”<br />
sorusunu değil,<br />
“Kulak zarı nasıl hareket ediyor?”<br />
sorusunu da sorabiliyordu.<br />
Bu prensip günümüzde kullanılan pnömatik otoskopinin temelini oluşturdu.<br />
Elektrik ışığı oyunun kurallarını değiştirdi<br />
yüzyılın sonlarına kadar hekimlerin en büyük sorunlarından biri güvenilir bir ışık kaynağıydı.<br />
Elektrikli aydınlatmanın gelişmesi bu sorunu büyük ölçüde değiştirdi.<br />
Küçük ampullerin tıbbi cihazlarda kullanılabilir hâle gelmesiyle dışarıdaki bir ışık kaynağını aynalarla kulağın içine yönlendirme ihtiyacı giderek azaldı.<br />
Işık artık cihazın kendisine taşınabiliyordu.<br />
Bu gelişme otoskopu daha küçük, daha kullanışlı ve daha taşınabilir hâle getiren sürecin önünü açtı.<br />
yüzyılın sonlarından itibaren elektrikli aydınlatmanın endoskopik ve otolojik cihazlara uyarlanması hızlandı.<br />
1904: Daha kompakt tasarımlar ortaya çıktı<br />
Peter T. Geyerman, 1904’te daha kompakt ve kapalı yapıda bir otoskop geliştirdi.<br />
Bu tür tasarımlar otoskopun günlük klinik kullanımını kolaylaştırdı.<br />
Cihaz giderek büyük ve dış ışık kaynağına bağımlı sistemlerden uzaklaşıyor, hekimin elinde daha rahat kullanabileceği bir muayene aracına dönüşüyordu.<br />
Birkaç yıl sonra bu gelişim yeni bir aşamaya geçecekti.<br />
1910: Otoskop ele sığmaya başladı<br />
Henry L. De Zeng, 1910’da kuru pillerle çalışan pnömatik bir auriskop geliştirdi.<br />
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:<br />
De Zeng, pnömatik muayene fikrini ilk kez ortaya atan kişi değildi.<br />
Pnömatik prensibin temeli Siegle’ın 1864’te geliştirdiği kulak spekulumuna dayanıyordu.<br />
De Zeng’in yeniliği ise bu yaklaşımı kuru pille çalışan, elde taşınabilir bir cihazla birleştirmesiydi.<br />
Bu tasarımın genel biçimi bugünkü elde taşınan otoskoplara giderek daha fazla yaklaşıyordu.<br />
Artık elektrik kaynağının büyük bir dış sistem olması gerekmiyordu.<br />
Enerji cihazın içinde taşınabiliyordu.<br />
Bu gelişme, otoskopun hastane veya muayene odasına bağlı bir aletten hekimin elinde taşıyabileceği günlük bir muayene aracına dönüşmesinde önemli basamaklardan biri oldu.<br />
20. yüzyılda modern otoskop doğdu<br />
yüzyıl boyunca otoskop teknolojisi giderek gelişti.<br />
Pilli saplar yaygınlaştı.<br />
Ampuller küçüldü ve güçlendi.<br />
Mercek sistemleri geliştirildi.<br />
Daha sonra fiberoptik aydınlatma sistemleri kullanılmaya başlandı.<br />
Kulak spekulumları da farklı boyutlarda üretilebilir hâle geldi ve tek kullanımlık plastik modeller yaygınlaştı.<br />
Böylece otoskop, kulak muayenesinin standart araçlarından biri hâline geldi.<br />
Bugün otoskopla ne görüyoruz?<br />
Modern otoskop temel olarak dış kulak yolunu ve kulak zarını değerlendirmek için kullanılıyor.<br />
Muayene sırasında hekim;<br />
kulak yolundaki tıkanıklıkları, kulak kirini, yabancı cisimleri, dış kulak yolu değişikliklerini, kulak zarının rengini, bütünlüğünü ve pozisyonunu değerlendirebilir.<br />
Orta kulakta sıvı birikimi veya enfeksiyon düşündüren bazı bulgular da kulak zarındaki değişikliklerden anlaşılabilir.<br />
Pnömatik otoskopide ise kulak zarının hareketliliği hakkında ek bilgi edinilebilir.<br />
Bu nedenle otoskop yalnızca kulağın içine ışık tutan basit bir alet değildir.<br />
Doğru kullanıldığında ve doğru yorumlandığında önemli bir klinik muayene aracıdır.<br />
Şimdi sıra dijital otoskoplarda<br />
Otoskopun yüzyıllara yayılan yolculuğunun son halkası dijitalleşme oldu.<br />
Yeni nesil video ve dijital otoskoplarda görüntü artık yalnızca hekimin gözünden görülmüyor.<br />
Kamera aracılığıyla ekrana aktarılabiliyor.<br />
Görüntü büyütülebiliyor, kaydedilebiliyor ve gerektiğinde başka bir sağlık profesyoneliyle paylaşılabiliyor.<br />
Bazı sistemler akıllı telefonlarla birlikte çalışabiliyor.<br />
Böylece 19. yüzyılda aynalar ve dışarıdaki ışık kaynaklarıyla gerçekleştirilmeye çalışılan kulak muayenesi, bugün yüksek çözünürlüklü dijital görüntülere dönüşmüş durumda.<br />
Son yıllarda dijital otoskop görüntülerinin yapay zekâ sistemleriyle değerlendirilmesi de araştırılıyor.<br />
Fakat burada önemli bir ayrım var:<br />
Görüntüyü elde etmek ile görüntüyü doğru yorumlamak aynı şey değildir.<br />
Kulak zarının rengi, pozisyonu, bütünlüğü ve hareketliliği gibi özelliklerin değerlendirilmesi klinik bilgi ve deneyim gerektirir.<br />
Küçük alet, büyük değişim<br />
Otoskop ilk bakışta tıp tarihinin en büyük teknolojik buluşları arasında görünmeyebilir.<br />
Bir MR cihazı kadar büyük değildir.<br />
Bir ameliyat robotu kadar karmaşık değildir.<br />
Bir laboratuvar sistemi kadar gösterişli de değildir.<br />
Ama tıbbın ilerlemesi her zaman büyük makinelerle gerçekleşmedi.<br />
Bazen en önemli gelişme, daha önce görülemeyen bir yere ışık tutabilmekti.<br />
Otoskop tam olarak bunu yaptı.<br />
Yüzyıllar boyunca hekimlerin görmekte zorlandığı kulak yolu ve kulak zarı; spekulum, ayna, mercek ve ışığın zaman içinde aynı cihazda birleşmesiyle günlük muayenenin parçası hâline geldi.<br />
Bugün bir hekimin cebine sığabilecek kadar küçük olan bu araç, aslında tıp tarihindeki en temel düşüncelerden birini temsil ediyor:<br />
Görebildiğimiz şeyi daha iyi anlayabiliriz.<br />
Kaynaklar<br />
Falkson SR, Sutton AE, Tadi P. Otoscopy. StatPearls, National Library of Medicine.<br />
Isaacson G. The Evolution of the Otoscope. Ear, Nose &amp; Throat Journal, 2024.<br />
Suh C, Zhao DZ, Ganti L. History and Evolution of the Otoscope. Cureus, 2025.<br />
Feldmann H. History of the Ear Speculum. Laryngorhinootologie, 1996.<br />
Science Museum Group Collection, Joseph Toynbee otoskopuna ilişkin koleksiyon kayıtları.<br />
Smithsonian Institution, Emil Siegle’ın pnömatik kulak spekulumuna ilişkin tarihsel koleksiyon kayıtları.<br />
National Library of Medicine / PubMed, otoskopi ve kulak muayenesinin tarihine ilişkin kayıtlar.<br />
Tıbbi not<br />
Otoskopla elde edilen görüntülerin değerlendirilmesi tıbbi bilgi ve klinik deneyim gerektirir. Kulak ağrısı, akıntı, işitme kaybı, baş dönmesi, kulakta dolgunluk veya kulak zarında sorun şüphesi bulunan kişilerin kendi kendine tanı koymaya çalışmak yerine sağlık profesyoneline başvurması gerekir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/otoskop-kulagin-karanlik-dunyasina-acilan-pencere</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 19:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/otoskop-1280x720-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="11309"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıpta Son 48 Saat: Dört Yeni Araştırmadan Öne Çıkan Bulgular]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tipta-son-48-saat-dort-yeni-arastirmadan-one-cikan-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tipta-son-48-saat-dort-yeni-arastirmadan-one-cikan-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya, ABD, Hollanda ve Çin'den son 48 saatte yayımlanan dört hakemli araştırma; ağır inmede ameliyat sonrası sonuçları, pankreas kanserinde sağkalım ölçütlerini, 10 bini aşkın lenfoma hastasında tedavi zamanlamasını ve kanser immünoterapisinde RNA temizleme mekanizmasını inceledi. Üç çalışma insan verilerine dayanırken, Çin'deki immünoterapi araştırmasının tedaviye ilişkin bulguları henüz deneysel aşamada.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Tıp literatüründe 26–28 Eylül 2026 arasında yayımlanan dört araştırma, beyin cerrahisinden kanser immünoterapisine uzanan farklı alanlarda yeni veriler sundu.<br />
Scientific Reports'ta yayımlanan çalışma, ağır inme nedeniyle ameliyat edilen hastalarda görüntüleme bulguları ile 90 günlük fonksiyonel sonuçlar arasındaki ilişkiyi inceledi. Annals of Surgical Oncology'deki araştırmada 1.783 pankreas kanseri hastasının verileri üzerinden klinik araştırmalarda kullanılan sağkalım ölçütleri değerlendirildi.<br />
BMC Cancer'da yayımlanan Almanya merkezli araştırma, 10.872 lenfoma hastasında tedaviye başlama zamanı ile sağkalım arasındaki ilişkiye odaklandı. Çin'den gelen ve 28 Eylül'de Cell Research'te yayımlanan deneysel çalışma ise kanser hücrelerinde çift sarmallı RNA'nın temizlenmesinde görev alan bir mekanizmayı hedef aldı.<br />
Ağır inmede ameliyat sonrası sonuçlarla ilişkili yeni bulgular<br />
Almanya'daki beş üniversite hastanesinin katıldığı araştırmada, ağır orta serebral arter enfarktüsü geçiren ve beyindeki tehlikeli şişmeyi azaltmak amacıyla dekompresif hemikraniektomi uygulanan hastalar incelendi.<br />
Çalışma özellikle ameliyattan önce enfarkt bölgesinde kanamalı dönüşüm gelişmiş hastalara odaklandı.<br />
Araştırmaya 125 hasta dahil edildi. Bunların 110'unda 90 günlük fonksiyonel sonuçlara ulaşılabildi. Hastane içi ölüm oranı yüzde 27, 90 günlük ölüm oranı ise yüzde 36 olarak bildirildi.<br />
Analizlerde daha büyük enfarkt hacmi ve daha fazla kanama yükünün 90. gündeki daha kötü fonksiyonel durumla ilişkili olduğu görüldü. Her 50 mililitrelik enfarkt hacmi artışı, daha kötü fonksiyonel sonuca doğru kayma olasılığında artışla ilişkiliydi.<br />
Kanama hacmi de bazı analizlerde kötü sonuçla ilişkili bulundu. Ancak ikili duyarlılık analizinde enfarkt hacmi bağımsız ilişkisini korurken, kanama hacmine ilişkin sonuç istatistiksel anlamlılık sınırının hemen dışında kaldı.<br />
Bu nedenle çalışma, ameliyat öncesi görüntülemede özellikle enfarkt büyüklüğünün hastanın sonraki durumuna ilişkin ek bilgi sağlayabileceğine işaret ediyor.<br />
Araştırma yeni bir ameliyat yönteminin etkinliğini test etmiyor ve hangi hastanın ameliyat edilmesi gerektiğine tek başına yanıt vermiyor. Retrospektif tasarım ve ameliyat edilmeyen bir karşılaştırma grubunun bulunmaması, sonuçların yorumlanmasındaki temel sınırlılıklar arasında.<br />
Pankreas kanserinde 1.783 hastalık sağkalım analizi<br />
Pankreas kanseri klinik araştırmalarında tedavinin yaşam süresine etkisini belirlemek uzun takip gerektirebiliyor. Bu nedenle hastalığın ilerlemeden kontrol altında kaldığı süre gibi daha erken ölçülebilen sonuçların genel sağkalımın yerine kullanılıp kullanılamayacağı önem taşıyor.<br />
ABD ve Hollanda'daki merkezlerin katıldığı araştırmada, lokalize pankreatik duktal adenokarsinomu bulunan 1.783 hastanın verileri incelendi.<br />
Hastalar 2012–2022 döneminde başlangıç tedavisi olarak en az bir kür standart veya modifiye FOLFIRINOX almıştı.<br />
Medyan genel sağkalım 22,2 ay, hastalığın ilerlemeden kontrol altında kaldığı medyan süre ise 12,8 ay olarak hesaplandı.<br />
Progresyonsuz sağkalım ile genel sağkalım arasındaki korelasyon 0,647 düzeyinde kaldı. Araştırmacıların güçlü bir vekil ölçüt için önceden belirlediği 0,8 eşiğine ulaşılamadı.<br />
Bu sonuç, progresyonsuz sağkalımın klinik araştırmalarda değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Ancak lokalize pankreas kanserinde hastalığın ilerlemeden geçen süresinin, hastaların gerçek yaşam süresinin otomatik bir karşılığı olarak kabul edilemeyeceğini gösteriyor.<br />
Çalışma retrospektif olarak gerçekleştirildi. Uzun çalışma döneminde tedavi uygulamalarının değişmiş olması ve hasta grubundaki klinik farklılıklar sonuçların genellenmesini sınırlıyor.<br />
10.872 lenfoma hastasında tedavi zamanlaması incelendi<br />
Almanya'nın ulusal kanser kayıtlarına dayanan üçüncü araştırma, yeni tanı diffüz büyük B hücreli lenfomada (DLBCL) tanı ile sistemik tedavinin başlaması arasındaki sürenin sağkalımla ilişkisini araştırdı.<br />
Başlangıçta 16.443 hastanın kayıtları değerlendirildi. Tanıdan sonraki sekiz hafta içinde sistemik tedavi alan 10.872 hasta ana analize dahil edildi.<br />
Üç yıllık genel sağkalım, tedavinin başladığı haftalara göre yaklaşık yüzde 63 ile yüzde 75 arasında değişti. İlk haftalarda tedavi edilen hastalarda sağkalımın daha düşük görünmesi, ilk bakışta tedavi gecikmesinin avantajlı olabileceği izlenimini oluşturdu.<br />
Ancak araştırma tedaviyi geciktirmenin yaşam süresini uzattığını göstermiyor.<br />
Daha ağır ve agresif hastalığı bulunan kişilerin tedaviye daha hızlı başlatılması, bu ilişkinin önemli açıklamalarından biri olarak değerlendiriliyor. Bu durum gözlemsel araştırmalarda “tedavi endikasyonuna bağlı karıştırıcılık” olarak bilinen soruna örnek oluşturuyor.<br />
Çalışmanın gözlemsel olması nedeniyle neden-sonuç ilişkisi kurulamaz. Hastalığın risk düzeyini değerlendirmekte kullanılan Uluslararası Prognostik İndeks verilerinin hastaların büyük bölümünde bulunmaması da önemli bir sınırlılık.<br />
Araştırma bu nedenle lenfoma tedavisinin bilinçli biçimde ertelenmesini destekleyen bir kanıt olarak yorumlanmamalı.<br />
Çin'den kanser immünoterapisinde yeni RNA araştırması<br />
Son 48 saatin en yeni çalışmalarından biri 28 Eylül'de Cell Research'te yayımlandı.<br />
Çin'deki Xiamen Üniversitesi öncülüğündeki araştırmacılar, hücrelerde RNA'nın parçalanmasında görev alan RNASET2 enziminin tümör bağışıklığındaki rolünü araştırdı.<br />
Çalışmanın merkezinde çift sarmallı RNA bulunuyor. Hücre içinde bu RNA'nın birikmesi, normalde virüslere karşı çalışan doğuştan bağışıklık mekanizmalarını harekete geçirebiliyor.<br />
Araştırmacılar, RNASET2'nin mitokondri kaynaklı çift sarmallı RNA'nın temizlenmesinde rol oynadığını ve magnezyumun bu enzimin işlevini etkilediğini gösterdi. RNASET2 mekanizmasının baskılanmasıyla çift sarmallı RNA birikiminin artması, deneysel modellerde antitümör bağışıklık yanıtının güçlenmesiyle ilişkilendirildi.<br />
Araştırmada insan biyolojik örneklerinden de yararlanıldı. Ancak RNASET2'yi hedefleyen bir kanser tedavisi insanlarda klinik olarak denenmedi.<br />
Bu nedenle çalışma yeni bir kanser ilacının etkili olduğunu göstermiyor. Bulgular, kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden kaçışında rol oynayabilecek bir mekanizmayı ve immünoterapi araştırmaları için yeni bir deneysel hedefi ortaya koyuyor.<br />
Bu yaklaşımın hastalara uygulanabilmesi için öncelikle güvenlilik, doz ve etkinliğin klinik araştırmalarda değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
Dört araştırma aynı kanıt düzeyinde değil<br />
Son 48 saatte yayımlanan bu çalışmalar farklı bilimsel sorulara yanıt arıyor ve kanıt düzeyleri birbirinden ayrılıyor.<br />
İnme araştırması 125 hastalık çok merkezli retrospektif klinik veriye, pankreas kanseri çalışması 1.783 hastalık uluslararası retrospektif kohorta, lenfoma araştırması ise 10.872 hastalık geniş bir ulusal kayıt analizine dayanıyor.<br />
Çin'deki RNA araştırması farklı bir aşamada bulunuyor. İnsan biyolojik örnekleri kullanılmış olsa da tedaviye ilişkin sonuçlar henüz klinik bir ilaç çalışmasına dayanmıyor.<br />
Bu ayrım, bulguların yorumlanmasında belirleyici. Laboratuvar ve deneysel modellerde bir mekanizmanın çalışması, aynı yöntemin insanlarda güvenli ve etkili olacağını göstermiyor. Benzer şekilde hasta kayıtlarında bulunan bir ilişki de tek başına neden-sonuç kanıtı oluşturmuyor.<br />
Dört çalışma, mevcut tedavileri değiştiren sonuçlardan çok, inme sonrası prognozun değerlendirilmesi, kanser araştırmalarında doğru sonlanım noktalarının seçilmesi, lenfomada tedavi zamanlamasının yorumlanması ve immünoterapide yeni biyolojik hedeflerin araştırılması açısından yeni veriler sağlıyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• Scientific Reports – Kanamalı dönüşüm bulunan malign serebral enfarktta dekompresif hemikraniektomi sonrası fonksiyonel sonuç araştırması<br />
• Annals of Surgical Oncology – Trans-Atlantic Pancreatic Surgery Consortium lokalize pankreas kanseri sağkalım analizi<br />
• BMC Cancer – Yeni tanı diffüz büyük B hücreli lenfomada tedavi başlangıç zamanı ve sağkalım araştırması<br />
• Cell Research – Magnezyuma duyarlı çift sarmallı RNA temizleme mekanizmasının kanser immünoterapisindeki rolünü inceleyen araştırma</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tipta-son-48-saat-dort-yeni-arastirmadan-one-cikan-bulgular</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 19:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/tipta-son-iki-gun-200kb.webp" type="image/jpeg" length="96376"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ölüm belgesindeki birkaç kelimenin yüzyıllara uzanan hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/olum-belgesindeki-birkac-kelimenin-yuzyillara-uzanan-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/olum-belgesindeki-birkac-kelimenin-yuzyillara-uzanan-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ölüm belgeleri, insanların hangi hastalık ve yaralanmalar nedeniyle hayatını kaybettiğini anlamaya yardımcı oluyor. Bu kayıtların ortak dili, Londra’nın ölüm listelerinden bugünkü ICD sistemine uzanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Ölüm Belgesine Ne Yazılacaktı? Ölüm Nedenlerinin Sınıflandırılma Tarihi<br />
Bir insanın ardından düzenlenen ölüm belgesi, yakınları için bir kaybın resmî kaydıdır. Halk sağlığı açısından ise yeni soruların başlangıcıdır: Ölümün ardında hangi hastalık vardı? Benzer ölümler önlenebilir miydi?<br />
Bu sorulara karşılaştırılabilir cevaplar verebilmek yüzyıllar aldı. Ölüm nedenlerini adlandırma çabası, zamanla salgınları izlemeye ve sağlık hizmetlerini planlamaya yardımcı olan uluslararası bir sisteme dönüştü.<br />
Ölüm listelerine diş çıkarma yazılan yıllar<br />
yüzyıl Londra’sında yayımlanan “Bills of Mortality”, defin sayılarını kilise bölgelerine göre sıralayan ve bildirilen ölüm nedenlerini topluca sunan istatistik bültenleriydi. Kişiler için ayrı ayrı düzenlenen tıbbi ölüm belgeleri değildi. Veba korkusunun yaşandığı şehirde bu haftalık listeler, ölümlerin nerelerde yoğunlaştığını izlemeye yarıyordu.<br />
Kayıtlarda “yaşlılık” ve “diş çıkarma” gibi ifadeler de bulunuyordu. Ölüm nedenini değerlendiren görevliler arasında tıp eğitimi olmayan, bu iş için görevlendirilmiş kadınlar vardı.<br />
Eski bir kayıtta “diş çıkarma” yazması, ölümün gerçekten bundan kaynaklandığını kanıtlamaz. Bu ifade, çocuğun o sırada diş çıkarma döneminde olduğunu da yansıtabilir. Yalnızca bu kayda bakarak gerçek ölüm nedenini bugünden kesinleştirmek mümkün değildir.<br />
Bir tüccar ölüm sayılarını okumaya başladı<br />
Londralı tüccar John Graunt, 1662’de yayımladığı çalışmada bu listeleri sistematik biçimde inceledi. Doğumlar hakkında dolaylı bilgi veren vaftiz sayıları ile defin sayılarını karşılaştırarak nüfusa ilişkin düzenlilikleri araştırdı.<br />
Graunt’ın çalışması, ölüm sayılarını toplumun sağlık durumunu anlamak için kullanmanın erken ve etkili örneklerinden biri oldu. Tek tek kayıpların bir araya getirilmesi, şehir ölçeğinde görünmeyen örüntüleri ortaya çıkarabiliyordu.<br />
Aynı hastalık için farklı isimler kullanılıyordu<br />
yüzyılda hekim ve istatistikçi William Farr, aynı hastalığın farklı adlarla kaydedilmesinin karşılaştırmaları zorlaştırdığını vurguladı.<br />
1853’te Brüksel’de toplanan Uluslararası İstatistik Kongresi, Farr ve Marc d’Espine’den ortak bir ölüm nedenleri sınıflandırması hazırlamalarını istedi. Böylece ülkelerin benzer ölümleri aynı başlıklar altında sayabilmesi için uluslararası çalışmalar hız kazandı.<br />
1893’te ortak listeye doğru önemli adım<br />
Jacques Bertillon başkanlığındaki komitenin hazırladığı sınıflandırma, 1893’te Chicago’daki Uluslararası İstatistik Enstitüsü toplantısında kabul edildi.<br />
“Bertillon Ölüm Nedenleri Sınıflandırması” olarak tanınan bu çalışma, bugünkü Uluslararası Hastalık Sınıflandırması’nın, yani ICD’nin tarihsel temelini oluşturdu. 1900’de Paris’te düzenlenen konferansla listenin uluslararası gözden geçirilme süreci başladı.<br />
1948’de uluslararası ölüm belgesi standardı<br />
1948’deki altıncı revizyon, Dünya Sağlık Örgütünün sorumluluğunda yeni bir dönemi başlattı. Sınıflandırma, ölümle sonuçlanmayan hastalıkları da kapsayacak biçimde genişledi.<br />
Aynı süreçte tıbbi ölüm nedeni belgesinin uluslararası standart biçimi ve istatistiklerde esas alınacak “altta yatan ölüm nedenini” seçme kuralları kabul edildi.<br />
Altta yatan neden, ölüme götüren süreci başlatan hastalık veya yaralanmayı; kaza ve şiddet olaylarında ise ölümcül yaralanmaya yol açan olayın koşullarını ifade eder.<br />
Kalp durması ifadesinin ardındaki neden<br />
Bugünkü yaklaşımda yalnızca “kalp durması” yazılması, buna yol açan hastalığı açıklamaz. ABD Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezinin hekim kılavuzu da kalp ve solunum durması gibi son olayların ölüm nedeni olarak yazılmamasını belirtir.<br />
Örneğin, tıbbi bulgular destekliyorsa kalp krizi doğrudan ölüm nedeni, kalbi besleyen damarlardaki damar sertliği ise bu süreci başlatan altta yatan neden olabilir. Ölüm belgesi bu ilişkiyi kayda geçirir. Zincirin dışında kalan ancak ölüme katkıda bulunan hastalıklar ayrıca belirtilir.<br />
Her ölümün nedeni aynı kesinlikle belirlenemez. Kayıt, eldeki tıbbi bulgulara dayanmalı; belirsizlikler gerçekte bulunmayan bir kesinlikle örtülmemelidir.<br />
Kâğıt listelerden dijital sınıflandırmaya<br />
ICD’nin 11. revizyonu, 2019’da Dünya Sağlık Asamblesinde kabul edildi ve 1 Ocak 2022’de yürürlüğe girdi. Dijital yapısıyla hastalıkların ve ölüm nedenlerinin ortak bir dille kaydedilmesini destekliyor. Ülkelerin uygulamaya geçişi ise kendi hazırlık süreçlerine göre ilerliyor.<br />
Ancak ortak bir kod sistemi, tek başına kusursuz veri sağlamıyor. Dünya Sağlık Örgütü, ölüm kayıtlarının kapsamının ve ölüm nedeni bilgilerinin doğruluğunun ülkeler ve dönemler arasında değişebildiğini belirtiyor.<br />
Ölüm nedenlerini doğru kaydetmek; hastalıkların yükünü anlamaya, sağlık hizmetlerini değerlendirmeye ve önlenebilir kayıpları belirlemeye yardımcı oluyor.<br />
Bir insanın hayatını birkaç satıra sığdırmak mümkün değil. Yine de o satırlara gösterilen özen, yaşayanların sağlığı için değer taşıyor.<br />
Tıbbi bilgilendirme: Bu yazı tarih ve sağlık okuryazarlığı amacı taşır. Ölüm nedeni, yetkili hekimlerin değerlendirmesi ve gerektiğinde adli incelemeyle belirlenir; örnekler kişisel bir vakaya uygulanamaz.<br />
KAYNAKLAR<br />
Dünya Sağlık Örgütü. History of the Development of the ICD.<br />
ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi. Kristin Heitman, Revealing Data: London’s Deadly Visitation. Circulating Now, 2017.<br />
Gresham College. Gill Newton, Parochial Registration and the Bills of Mortality, 2012.<br />
ABD Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezi. Physician’s Handbook on Medical Certification of Death, 2023 revizyonu.<br />
Dünya Sağlık Örgütü. ICD-11 Implementation, sık sorulan sorular.<br />
Dünya Sağlık Örgütü. About the WHO Mortality Database.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/olum-belgesindeki-birkac-kelimenin-yuzyillara-uzanan-hikayesi</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 18:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/olum-belgesi-tarihi-1200x750-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="14438"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Milas’ın Acı Kaybı: Diş Hekimi Şahin Koca Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/milasin-aci-kaybi-dis-hekimi-sahin-koca-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/milasin-aci-kaybi-dis-hekimi-sahin-koca-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milas Devlet Hastanesi’nde 2012’den bu yana görev yapan diş hekimi Şahin Koca, 58 yaşında hayatını kaybetti. İstanbul’da tedavi gören Koca’nın vefatı, meslektaşları ve hastaları arasında üzüntü yarattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Muğla’nın Milas ilçesinde uzun yıllar görev yapan diş hekimi Şahin Koca hayatını kaybetti. 58 yaşındaki Koca’nın vefatı, ailesinin yanı sıra birlikte çalıştığı sağlık çalışanlarını ve hastalarını üzdü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yerel basına yansıyan bilgilere göre Koca, İstanbul’da tedavi gördüğü özel bir hastanede yaşamını yitirdi. Meslek hayatının önemli bir bölümünü Milas Devlet Hastanesi’nde geçiren Koca’nın ardından başsağlığı mesajları paylaşıldı.</p>

<p>ŞAHİN KOCA KİMDİR?</p>

<p>Şahin Koca, 3 Şubat 1968’de Afyonkarahisar’da doğdu. İlkokul ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladı. 1991 yılında İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun oldu.</p>

<p>1993’te Malatya’da yedek subay olarak askerlik görevini tamamlayan Koca, meslek yaşamının ilk döneminde özel sektörde çalıştı. Diş hekimliğinin yanı sıra yöneticilik görevleri de üstlendi.</p>

<p>ÖZEL SEKTÖRDEN KAMU HASTANELERİNE</p>

<p>2007 yılına kadar özel sektörde çalışan Koca, aynı yıl İstanbul Sağlık Müdürlüğü’nde, ardından Tuzla Devlet Hastanesi’nde görev aldı.</p>

<p>2012’de Bodrum Devlet Hastanesi’nde çalışan Koca’nın meslek yolculuğu, aynı yıl Milas Devlet Hastanesi’ne uzandı. Bu tarihten itibaren Milas’ta diş hekimliği hizmeti veren Koca, ilçede çok sayıda hastanın tedavisinde görev yaptı.</p>

<p>Uzun yıllar hizmet verdiği Milas’ta vefatı üzüntüyle karşılanan Şahin Koca, meslektaşlarının ve hastalarının paylaştığı taziye mesajlarıyla anıldı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/milasin-aci-kaybi-dis-hekimi-sahin-koca-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 18:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1508-1.jpeg" type="image/jpeg" length="96175"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gece Terlemesi Neden Olur? Belirtileri, Nedenleri ve Ne Zaman Önemli Olduğu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gece-terlemesi-neden-olur-belirtileri-nedenleri-ve-ne-zaman-onemli-oldugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gece-terlemesi-neden-olur-belirtileri-nedenleri-ve-ne-zaman-onemli-oldugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oda sıcak olmadığı halde pijamaları veya çarşafları ıslatacak kadar gece terlemek araştırılabilir. Menopoz, bazı ilaçlar, düşük kan şekeri ve farklı sağlık sorunları olası nedenler arasındadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>GECE TERLEMESİ NEDİR?</p>

<p>Sıcak bir odada veya kalın bir yorgan altında terlemek normal bir vücut tepkisidir. Tıbbi açıdan dikkat çeken gece terlemesi ise uyku ortamı serin olmasına rağmen kişinin gece kıyafetlerini veya çarşaflarını belirgin biçimde ıslatacak kadar terlemesiyle tarif edilir.</p>

<p>Gece terlemesinin tek bir nedeni yoktur. Menopoz ve perimenopoz, bazı ilaçlar, anksiyete, düşük kan şekeri, aşırı terleme bozukluğu ve alkol kullanımı sık karşılaşılan nedenler arasındadır. Enfeksiyonlar, tiroit hastalıkları ve daha seyrek olarak bazı ciddi hastalıklar da değerlendirmeye girebilir.</p>

<p>HER GECE TERLEMEK HASTALIK BELİRTİSİ Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Gece terlemesi tek başına belirli bir hastalığın göstergesi değildir. Amerikan Aile Hekimleri Akademisi'nin değerlendirmesine göre, birinci basamakta kalıcı gece terlemesi bildiren kişilerin büyük bölümünde ciddi bir altta yatan hastalık saptanmaz.</p>

<p>Öncelikle yatak odasının sıcaklığı, kullanılan yorgan ve kıyafetler değerlendirilmelidir. Ortam koşulları terlemeyi açıklamıyorsa eşlik eden belirtiler önem kazanır.</p>

<p>MENOPoz GECE TERLEMESİNİN YAYGIN NEDENLERİNDEN</p>

<p>Perimenopoz ve menopoz sırasında hormon düzeylerindeki değişiklikler sıcak basmalarına yol açabilir. Sıcak basması gece ortaya çıktığında yoğun terleme ve uykudan uyanmayla sonuçlanabilir.</p>

<p>Gece terlemesine adet düzeninde değişiklik, gündüz sıcak basmaları, uyku güçlüğü, çarpıntı veya başka menopoz belirtileri eşlik edebilir.</p>

<p>Menopoz dönemindeki gece terlemeleri bazen uykuyu ciddi biçimde bozabilir. Tekrarlayan uyanmalar da ertesi gün yorgunluk ve konsantrasyon güçlüğüne katkıda bulunabilir.</p>

<p>İLAÇLAR GECE TERLEMESİ YAPABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet. Bazı ilaçların yan etkileri arasında terleme bulunabilir.</p>

<p>NHS, bazı antidepresanları, steroidleri ve ağrı kesicileri gece terlemesiyle ilişkili olabilecek ilaçlar arasında sayıyor.</p>

<p>İlaç başladıktan veya dozu değiştirildikten sonra gece terlemesi ortaya çıktıysa zaman ilişkisi sağlık profesyoneline bildirilmelidir.</p>

<p>Ancak reçeteli bir ilacı yalnızca terlemeye neden olduğu düşüncesiyle kendi kendine bırakmak veya dozunu değiştirmek doğru değildir.</p>

<p>KAN ŞEKERİ DÜŞMESİ GECE TERLETEBİLİR</p>

<p>Hipoglisemi, yani kan şekerinin normalden fazla düşmesi, terlemeye neden olabilir.</p>

<p>Bu durum özellikle insülin veya kan şekerini düşüren bazı diyabet ilaçlarını kullanan kişiler açısından önemlidir.</p>

<p>Gece terlemesine titreme, çarpıntı, açlık, baş dönmesi, huzursuzluk veya sabah baş ağrısı gibi belirtiler eşlik edebilir.</p>

<p>Diyabet tedavisi alan bir kişide tekrarlayan gece terlemelerinin hipoglisemiyle ilişkili olabileceği düşünülüyorsa tedavi planı sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmelidir. İlaç veya insülin dozu kişinin kendi kararıyla değiştirilmemelidir.</p>

<p>TİROİT FAZLA ÇALIŞIRSA TERLEME ARTABİLİR</p>

<p>Tiroid bezinin aşırı hormon üretmesi, yani hipertiroidi, ısıya tahammülsüzlük ve aşırı terlemeye yol açabilir.</p>

<p>Terlemenin yanında çarpıntı, ellerde titreme, kilo kaybı, sinirlilik, uyku sorunları, sık dışkılama veya sıcak havaya karşı belirgin hassasiyet gibi belirtiler bulunabilir.</p>

<p>Bu belirtiler tek başına hipertiroidi tanısı koydurmaz. Şüphe halinde tiroit fonksiyonları kan testleriyle değerlendirilebilir.</p>

<p>ENFEKSİYONLAR GECE TERLEMESİ YAPABİLİR Mİ?</p>

<p>Bazı enfeksiyonlar gece terlemesine neden olabilir.</p>

<p>Özellikle ateş, titreme, uzun süren öksürük veya kişinin genel durumunda bozulma gibi başka belirtiler varsa enfeksiyon olasılığı değerlendirilir.</p>

<p>Tüberküloz, gece terlemesiyle klasik olarak ilişkilendirilen enfeksiyonlardan biridir. Ancak yalnızca gece terlemesi olması kişinin tüberküloz olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Risk değerlendirmesinde kişinin temas öyküsü, seyahatleri, bağışıklık sistemi, öksürük ve ateş gibi diğer bulguları dikkate alınır.</p>

<p>GECE TERLEMESİ KANSER BELİRTİSİ Mİ?</p>

<p>Gece terlemesi denildiğinde en fazla kaygı yaratan konulardan biri kanserdir. Ancak gece terlemesinin tek başına bulunması kanser olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bazı lenfoma ve lösemi türlerinde gece terlemesi görülebilir. Bu durumlarda çoğunlukla yalnızca terleme değil, başka klinik bulgular da değerlendirmeye yön verir.</p>

<p>Açıklanamayan kilo kaybı, objektif ateş ve büyümüş lenf düğümleri gibi bulgular varsa daha ayrıntılı değerlendirme gerekir.</p>

<p>Amerikan Aile Hekimleri Akademisi'nin değerlendirmesinde de kalıcı gece terlemesi yaşayan birinci basamak hastalarının çoğunda ciddi bir hastalık bulunmadığı özellikle belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle gece terlemesini doğrudan kansere bağlamak gereksiz korkuya yol açabilir; eşlik eden belirtiler ve kişinin genel risk profili birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>UYKU APNESİYLE İLİŞKİLİ OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Gece terlemesi bazı uyku bozukluklarıyla da ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Obstrüktif uyku apnesi bulunan kişilerde gece terlemesinin daha sık bildirildiğini gösteren gözlemsel çalışmalar bulunuyor.</p>

<p>Yüksek sesle horlama, uykuda nefesin durduğunun fark edilmesi, boğulur gibi uyanma, sabah baş ağrısı veya gündüz aşırı uyku hali varsa uyku apnesi açısından değerlendirme düşünülebilir.</p>

<p>Bu ilişki, gece terleyen herkesin uyku apnesi olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>ANKSİYETE VE STRES DE TERLEMEYİ ARTIRABİLİR</p>

<p>Terleme vücudun otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Anksiyete ve panik atak gibi durumlarda terleme artabilir.</p>

<p>Kabuslar, yoğun stres ve uykunun sık bölünmesi de kişinin gece terlediğini daha fazla fark etmesine yol açabilir.</p>

<p>Ancak tekrarlayan gece terlemelerini otomatik olarak “stresten” kabul etmek de doğru değildir. Yeni başlayan veya devam eden belirtilerde diğer olası nedenler değerlendirilmelidir.</p>

<p>GECE TERLEMESİNDE HANGİ TESTLER YAPILIR?</p>

<p>Gece terleyen herkese uygulanacak tek bir standart test paketi yoktur.</p>

<p>Değerlendirme önce kişinin öyküsü ve fizik muayenesiyle başlar. Terlemenin ne zamandır sürdüğü, ateş, kilo kaybı, öksürük, kullanılan ilaçlar, menopoz belirtileri, alkol kullanımı ve başka yakınmalar sorgulanabilir.</p>

<p>Belirgin bir neden bulunamaz ve terleme devam ederse kişinin klinik durumuna göre tam kan sayımı, tiroit testleri, inflamasyon göstergeleri veya enfeksiyonlara yönelik incelemeler gündeme gelebilir.</p>

<p>Testlerin seçimi kişiye göre yapılmalıdır. Yalnızca gece terlediği için herkese geniş kapsamlı tetkik yapılması gerekmez.</p>

<p>NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI?</p>

<p>NHS, düzenli olarak uykudan uyandıran veya kişiyi endişelendiren gece terlemelerinde tıbbi değerlendirme öneriyor.</p>

<p>Gece terlemesine açıklanamayan kilo kaybı, yüksek ateş veya ateş-titreme hissi, uzun süren öksürük ya da ishal eşlik ediyorsa değerlendirme özellikle önemlidir.</p>

<p>Boyun, koltuk altı veya kasık bölgesinde kalıcı lenf bezi büyümesi gibi yeni bulgular da sağlık profesyoneline bildirilmelidir.</p>

<p>Terleme yeni başladıysa kullanılan ilaçların ve yakın zamanda yapılan doz değişikliklerinin gözden geçirilmesi de yararlı olabilir.</p>

<p>HER GECE TERLEMEK İÇİN TEDAVİ GEREKİR Mİ?</p>

<p>Tedavi gece terlemesinin kendisinden çok nedenine göre belirlenir.</p>

<p>Odanın veya yatağın aşırı sıcak olması gibi çevresel bir neden varsa uyku ortamının düzenlenmesi yeterli olabilir. Menopoz, hipertiroidi, hipoglisemi veya başka bir sağlık sorunu saptanırsa yaklaşım bu nedene göre planlanır.</p>

<p>İlaçla ilişkili olduğundan şüpheleniliyorsa tedavinin değiştirilip değiştirilmeyeceğine sağlık profesyoneli karar vermelidir.</p>

<p>Gece terlemesinin nedenini bilmeden rastgele vitamin, bitkisel ürün veya ilaç kullanmak doğru değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tanı veya tedavi yerine geçmez. Düzenli, yoğun veya açıklanamayan gece terlemeniz varsa; özellikle ateş, açıklanamayan kilo kaybı veya başka kalıcı belirtiler eşlik ediyorsa sağlık profesyoneline başvurun. İlaçlarınızı hekime danışmadan bırakmayın veya dozunu değiştirmeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>NHS — Night Sweats</p>

<p>NHS — Symptoms of Menopause and Perimenopause, 2026</p>

<p>American Family Physician — Persistent Night Sweats: Diagnostic Evaluation, 2020</p>

<p>MedlinePlus — Menopause</p>

<p>MedlinePlus Medical Encyclopedia — Hyperhidrosis </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gece-terlemesi-neden-olur-belirtileri-nedenleri-ve-ne-zaman-onemli-oldugu</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1505.jpeg" type="image/jpeg" length="95106"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uşak Üniversitesi Öğrencisi Faruk Enes Er Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/usak-universitesi-ogrencisi-faruk-enes-er-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/usak-universitesi-ogrencisi-faruk-enes-er-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uşak Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğrencisi Faruk Enes Er’in genç yaşta hayatını kaybetmesi, ailesini ve üniversite camiasını yasa boğdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uşak Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi öğrencisi Faruk Enes Er hayatını kaybetti.</p>

<p>Şehir ve Bölge Planlama Bölümünde eğitim gören Faruk Enes Er’in vefatı; ailesi, yakınları, arkadaşları ve akademisyenler arasında büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>UŞAK ÜNİVERSİTESİNDEN TAZİYE MESAJI</p>

<p>Uşak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Demir tarafından yayımlanan taziye mesajında, genç öğrencinin kaybının üniversite ailesini derinden sarstığı belirtildi.</p>

<p>Açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Mimarlık ve Tasarım Fakültemiz Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğrencisi Faruk Enes Er’in vefatını büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Genç yaşta aramızdan ayrılan öğrencimizin acı kaybı, Uşak Üniversitesi ailemizi derinden sarsmıştır. Merhuma Allah’tan rahmet; kederli ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına ve tüm üniversite camiamıza başsağlığı diliyoruz.”</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/usak-universitesi-ogrencisi-faruk-enes-er-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 18:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1506.jpeg" type="image/jpeg" length="73792"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boğazda Gri Tabaka, Ateş ve Boyunda Şişlik: Difteri İşareti Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bogazda-gri-tabaka-ates-ve-boyunda-sislik-difteri-isareti-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bogazda-gri-tabaka-ates-ve-boyunda-sislik-difteri-isareti-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Difteri, özellikle boğazı etkileyebilen ve ciddi komplikasyonlara yol açabilen bakteriyel bir enfeksiyondur. Boğazda gri zar, ateş ve boyunda şişlik önemli belirtiler arasındadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Difteri, toksin üretebilen Corynebacterium diphtheriae bakterisinin neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. En sık burun ve boğaz gibi üst solunum yollarını etkiler. Hastalık sırasında boğazda kalın gri bir tabaka oluşabilir; bakterinin ürettiği toksin ise kalp ve sinir sistemi başta olmak üzere vücudun başka bölgelerine zarar verebilir.</p>

<p>Aşılamanın yaygınlaşmasıyla birçok ülkede çok seyrek görülmeye başlayan difteri tamamen ortadan kalkmış değildir. Dünya Sağlık Örgütü, aşılama oranlarının düştüğü toplumlarda vakaların ve salgınların yeniden ortaya çıkabildiğine dikkat çekiyor. Hastalıktan korunmanın temel yolu, difteri içeren aşıların önerilen dozlarda tamamlanmasıdır.</p>

<p>Difteri nedir?</p>

<p>Difteri, bakteriyel bir enfeksiyondur. Hastalığın ciddi seyretmesinde yalnızca bakterinin kendisi değil, bazı türlerinin ürettiği difteri toksini önemli rol oynar.</p>

<p>Solunum yolu difterisinde hastalık çoğunlukla boğazı, bademcikleri ve burnu etkiler. Daha seyrek olarak ciltte yaralarla seyreden deri difterisi görülebilir.</p>

<p>Boğaz difterisinde ölü hücreler, bakteriler ve diğer maddelerin birikmesi sonucunda bademcikler ve boğaz üzerinde kalın, gri veya grimsi beyaz bir zar gelişebilir. Bu zar solunum ve yutmayı güçleştirebilir.</p>

<p>Difteri neden olur?</p>

<p>Difteri esas olarak toksin üreten Corynebacterium diphtheriae bakterisinin bulaşmasıyla gelişir.</p>

<p>Bakteri çoğunlukla hasta veya bakteriyi taşıyan kişinin:</p>

<p>- Öksürmesi,<br />
- Hapşırması,<br />
- Solunum salgılarıyla yakın temas kurulması</p>

<p>sonucunda kişiden kişiye geçebilir.</p>

<p>Enfekte cilt yaralarıyla yakın temas da bulaşmaya neden olabilir.</p>

<p>Aşısız veya difteri aşıları eksik olan kişiler hastalık açısından daha yüksek risk taşır. Aşı kapsayıcılığının düşük olduğu toplumlarda bakterinin dolaşımı kolaylaşabilir ve salgınlar ortaya çıkabilir.</p>

<p>Difteri belirtileri nelerdir?</p>

<p>Belirtiler çoğunlukla bakteriyle karşılaşılmasından birkaç gün sonra başlar.</p>

<p>En sık görülebilen belirtiler şunlardır:</p>

<p>- Boğaz ağrısı<br />
- Hafif veya orta dereceli ateş<br />
- Halsizlik<br />
- Yutma güçlüğü<br />
- Boyundaki lenf bezlerinde şişme<br />
- Burun akıntısı<br />
- Ses değişikliği veya ses kısıklığı</p>

<p>Solunum yolu difterisinin dikkat çekici bulgularından biri boğaz, bademcikler veya burun bölgesinde oluşabilen kalın gri zardır.</p>

<p>Boyundaki belirgin şişlik bazı ağır vakalarda dışarıdan fark edilecek düzeye ulaşabilir.</p>

<p>Her boğaz ağrısı veya bademcik üzerindeki beyazlık difteri anlamına gelmez. Streptokok enfeksiyonları ve başka boğaz hastalıkları da benzer yakınmalara neden olabilir.</p>

<p>Difteri neden tehlikelidir?</p>

<p>Difteri bakterisinin ürettiği toksin kana karışarak farklı organlara ulaşabilir.</p>

<p>Ciddi komplikasyonlardan biri miyokardittir. Miyokardit, kalp kasının iltihaplanmasıdır ve kalbin ritmini veya pompalama gücünü etkileyebilir.</p>

<p>Toksin ayrıca sinirlerde hasara yol açabilir. Bunun sonucunda yutma güçlüğü, kas güçsüzlüğü veya başka nörolojik sorunlar gelişebilir.</p>

<p>Boğazdaki kalın zarın hava yolunu daraltması ise solunum sıkıntısına neden olabilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, özellikle aşısız ve yeterli tedavi almayan kişilerde hastalığın ciddi ve ölümcül seyredebildiğini bildiriyor.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Difteri şüphesi sıradan bir boğaz enfeksiyonu gibi değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Özellikle:</p>

<p>- Boğazda kalın gri veya grimsi bir zar,<br />
- Boyunda belirgin şişme,<br />
- Ateşle birlikte ciddi boğaz ağrısı,<br />
- Yutma güçlüğü,<br />
- Difteri tanısı almış biriyle yakın temas</p>

<p>varsa sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir.</p>

<p>Nefes almakta güçlük, hızla artan boyun şişliği, morarma veya bilinç değişikliği gibi belirtilerde gecikmeden acil sağlık hizmeti alınmalıdır.</p>

<p>Difteri bulaşıcı olduğu için şüpheli vakaların sağlık kuruluşları tarafından enfeksiyon kontrolü ve halk sağlığı açısından ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Difteri nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Hekimler difteriden öncelikle kişinin belirtileri ve boğaz muayenesindeki karakteristik bulgular nedeniyle şüphelenebilir.</p>

<p>Boğaz ve burundan örnek alınarak bakterinin laboratuvarda araştırılması mümkündür. Gerekirse bakterinin difteri toksini üretip üretmediğini belirleyen ileri testler yapılır.</p>

<p>Ancak ciddi solunum yolu difterisi düşünülüyorsa laboratuvar sonucunun çıkması beklenmeden tedavinin başlanması gerekebilir. Bunun nedeni difteri antitoksininin dolaşımdaki toksini etkisizleştirebilmesi, ancak dokulara bağlanmış toksinin oluşturduğu hasarı geri çevirememesidir.</p>

<p>Difteri nasıl tedavi edilir?</p>

<p>Solunum yolu difterisinin tedavisinde iki temel yaklaşım bulunur:</p>

<p>Difteri antitoksini</p>

<p>Antitoksin, bakterinin ürettiği ve henüz dokulara bağlanmamış toksini etkisizleştirmek amacıyla kullanılır.</p>

<p>Bu nedenle tedavinin erken başlanması önemlidir. Antitoksin mevcut hasarı her zaman geri çeviremez ancak toksinin daha fazla zarar vermesini sınırlayabilir.</p>

<p>Antibiyotikler</p>

<p>Antibiyotik tedavisi bakteriyi ortadan kaldırmayı, yeni toksin üretimini durdurmayı ve hastalığın başkalarına bulaşma riskini azaltmayı amaçlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uluslararası kılavuzlarda eritromisin ve penisilin tedavide kullanılan temel antibiyotikler arasında yer alır. Bununla birlikte bazı bölgelerde antibiyotik direnci bildirilmiştir. Antibiyotik seçimi hastanın durumu ve yerel direnç verilerine göre sağlık profesyonelleri tarafından yapılmalıdır.</p>

<p>Ağır hastalarda solunum yolunun açık tutulması, solunum desteği ve kalp ritminin yakından izlenmesi gerekebilir. Sinir sistemi komplikasyonları açısından da takip yapılır.</p>

<p>Deri difterisinde tedavi yaklaşımı farklı olabilir ve çoğu vakada antibiyotik tedavisi yeterli kabul edilir. Antitoksin solunum yolu difterisinde daha önemli bir yere sahiptir.</p>

<p>Difteri geçiren kişi tekrar hastalanabilir mi?</p>

<p>Evet. Difteri geçirmek her zaman yeterli ve kalıcı bağışıklık oluşturmayabilir.</p>

<p>Bu nedenle hastalığı geçiren kişilerin aşı durumları iyileşme döneminde yeniden değerlendirilir. Eksik dozları bulunanların difteri içeren aşılarla bağışıklamasının tamamlanması önerilir.</p>

<p>Yakın temaslılara ne yapılır?</p>

<p>Difteri tanısı konan veya güçlü biçimde şüphelenilen kişinin yakın temaslıları halk sağlığı açısından değerlendirilir.</p>

<p>Yakın temaslılarda:</p>

<p>- Belirti takibi,<br />
- Boğaz ve burun kültürü,<br />
- Koruyucu antibiyotik tedavisi,<br />
- Aşı durumunun kontrol edilmesi</p>

<p>gündeme gelebilir.</p>

<p>Eksik aşıları bulunan kişilerin aşıları tamamlanır. Temas yönetimi ülkelerin halk sağlığı protokollerine göre yürütülür.</p>

<p>Difteri aşısı korur mu?</p>

<p>Difteri aşıyla önlenebilir hastalıklar arasındadır. Aşı doğrudan bakteriyi değil, bakterinin oluşturduğu toksine karşı bağışıklık gelişmesini sağlar.</p>

<p>Uzun süreli korunma için tek doz yeterli değildir. Çocukluk döneminde temel aşı serisinin ve daha sonraki pekiştirme dozlarının tamamlanması gerekir.</p>

<p>Türkiye'de difteri aşısı Ulusal Çocukluk Dönemi Aşılama Takvimi içinde yer alıyor.</p>

<p>Türkiye'de 14 Nisan 2025'ten itibaren çocukluk döneminde kullanılan beş bileşenli karma aşı yerine altı bileşenli karma aşı uygulamasına geçildi. Bu aşı difteriyle birlikte tetanos, boğmaca, çocuk felci, Haemophilus influenzae tip b ve hepatit B'ye karşı koruma sağlıyor.</p>

<p>Difteri aşılarının zamanında ve eksiksiz yapılması yalnızca bireysel korunma açısından değil, bakterinin toplumda dolaşmasını azaltmak açısından da önemlidir.</p>

<p>En güncel tedavi yöntemleri</p>

<p>2026 itibarıyla solunum yolu difterisinde temel tedavi yaklaşımını değiştiren yeni bir ilaç sınıfı veya yaygın kullanıma girmiş yeni bir hedefe yönelik tedavi bulunmuyor.</p>

<p>Güncel uluslararası yaklaşım hâlâ erken difteri antitoksini, uygun antibiyotik tedavisi, hastanın izolasyonu ve gerektiğinde solunum ile kalp desteğine dayanıyor.</p>

<p>CDC'nin Temmuz 2026'da güncellenen klinik rehberi de solunum yolu difterisinde antitoksin ve antibiyotik tedavisinin geciktirilmemesini vurguluyor.</p>

<p>Son yıllardaki önemli klinik sorunlardan biri bazı Corynebacterium diphtheriae suşlarında antibiyotik direncinin bildirilmesi. Bu nedenle direnç verilerinin takip edilmesi ve tedavinin yerel mikrobiyolojik verilere göre düzenlenmesi giderek daha önemli hale geliyor.</p>

<p>Umut vaat eden çalışmalar</p>

<p>Difteri alanındaki araştırmaların önemli bölümü yeni bir tedavi molekülünden çok daha hızlı tanı, bakterinin toksin üretiminin belirlenmesi, antimikrobiyal direnç izlemi ve aşılama açıklarının kapatılması üzerinde yoğunlaşıyor.</p>

<p>Günümüzde antitoksinin yerini almış veya rutin klinik kullanım için onaylanmış yeni bir biyolojik tedavi bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle difteride yakın dönemde hastalık yükünü azaltma açısından en güçlü araç hâlâ yüksek aşılama oranlarının sürdürülmesi, vakaların erken tanınması, temaslıların hızla belirlenmesi ve antitoksinin gerektiğinde gecikmeden uygulanmasıdır.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'nün 2026 verilerine göre 2025 yılında dünya genelindeki bebeklerin yaklaşık yüzde 85'i difteri içeren aşının önerilen üç temel dozunu aldı. Buna karşın yaklaşık beş çocuktan biri aşısız veya eksik aşılı kalabildi. Aşılama boşluklarının devam etmesi difteri salgınları açısından önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Difteri sadece çocuklarda mı görülür?</p>

<p>Hayır. Bağışıklığı olmayan veya aşı koruması yetersiz her yaştaki kişi difteriye yakalanabilir. Tarihsel olarak çocukluk hastalığı olarak bilinmesine rağmen erişkinlerde de görülebilir.</p>

<p>Difteri havadan bulaşır mı?</p>

<p>En önemli bulaş yollarından biri enfekte kişinin öksürmesi veya hapşırması sırasında yayılan solunum damlacıklarıdır. Yakın ve uzun süreli temas riski artırabilir.</p>

<p>Difteri ile bademcik iltihabı aynı şey midir?</p>

<p>Hayır. İki hastalık boğaz ağrısı ve bademciklerde değişiklik yapabilse de difteri farklı bir bakterinin neden olduğu, toksin üretebilen ve ciddi sistemik komplikasyonlara yol açabilen bir hastalıktır.</p>

<p>Boğazdaki difteri zarı kazınmalı mı?</p>

<p>Hayır. Şüpheli gri zarın kişi tarafından çıkarılmaya çalışılması uygun değildir. Böyle bir bulgu sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Difteri aşısı olduktan sonra hastalık kesinlikle görülmez mi?</p>

<p>Hiçbir aşı yüzde 100 koruma garantisi vermez. Ancak difteri içeren aşılar hastalıktan korunmada temel ve son derece etkili yöntemdir. Korumanın sürmesi için önerilen temel ve pekiştirme dozlarının tamamlanması önemlidir.</p>

<p>Difteri Türkiye'de aşı takviminde var mı?</p>

<p>Evet. Difteri, Türkiye Ulusal Aşılama Programı kapsamında aşıyla korunulan hastalıklar arasında yer almaktadır.</p>

<p>Tıbbi Uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Difteri şüphesinde gecikmeden sağlık profesyoneli değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Diphtheria Fact Sheet, güncelleme 15 Temmuz 2026.<br />
2. U.S. Centers for Disease Control and Prevention (CDC), Clinical Guidance for Diphtheria, güncelleme 31 Temmuz 2026.<br />
3. T.C. Sağlık Bakanlığı, Ulusal Çocukluk Dönemi Aşılama Takvimi ve Altı Bileşenli Karma Aşı Uygulaması, 2025-2026. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bogazda-gri-tabaka-ates-ve-boyunda-sislik-difteri-isareti-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1503.jpeg" type="image/jpeg" length="81532"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[LDH Kaç Olmalı? 250, 300, 500 ve 1000 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ldh-kac-olmali-250-300-500-ve-1000-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ldh-kac-olmali-250-300-500-ve-1000-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[LDH, birçok dokuda bulunan ve hücre hasarında kana geçebilen bir enzimdir. Yetişkinlerde referans aralığı laboratuvara göre değişir; 250, 300, 500 ve 1000 U/L sonuçları tek başına kanser veya organ hastalığı tanısı koydurmaz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>LDH NEDİR?</p>

<p>LDH, “laktat dehidrogenaz” adlı enzimin kısaltmasıdır. Kaslar, karaciğer, böbrekler, akciğerler ve kan hücreleri dahil vücudun çok sayıda dokusunda bulunur.</p>

<p>Hücreler hasar gördüğünde LDH kana salınabilir. Bu nedenle yüksek LDH genellikle vücutta bir yerde doku hasarı veya hücre yıkımı olduğunu düşündürür; ancak hasarın nerede olduğunu veya nedenini tek başına göstermez.</p>

<p>LDH KAÇ OLMALI?</p>

<p>LDH için tek bir evrensel normal aralık yoktur.</p>

<p>Örneğin Mayo Clinic Laboratories 18 yaş ve üzerindeki kişiler için 122–222 U/L referans aralığını kullanır. MedlinePlus ise bazı laboratuvarlarda yaklaşık 125–220 U/L aralığının kullanılabileceğini belirtir.</p>

<p>Bu nedenle kişinin kendi laboratuvar raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>LDH 250 NE DEMEK?</p>

<p>Üst sınırı yaklaşık 220 U/L olan bir laboratuvarda LDH 250 hafif yüksek kabul edilebilir.</p>

<p>Yakın zamanda yoğun egzersiz yapılması, kan örneğinde hemoliz oluşması veya geçici doku hasarı gibi nedenler sonucu hafif yükseltebilir.</p>

<p>Tek başına LDH 250 ciddi bir hastalık anlamına gelmez.</p>

<p>LDH 300 NE DEMEK?</p>

<p>LDH 300 U/L birçok yetişkin laboratuvar aralığında yüksek bir sonuçtur.</p>

<p>Karaciğer hastalıkları, hemoliz, kas hasarı, enfeksiyonlar veya başka doku hasarlarıyla ilişkili olabilir.</p>

<p>Sonucun anlamı ALT, AST, CK, hemoglobin ve diğer klinik testlere göre değişir.</p>

<p>LDH 500 NE DEMEK?</p>

<p>LDH 500 U/L belirgin yüksek bir değerdir ve nedeninin açıklanması gerekir.</p>

<p>Hemolitik anemi, karaciğer hastalıkları, kas hasarı, bazı ciddi enfeksiyonlar, doku oksijensizliği ve bazı kanserlerde görülebilir.</p>

<p>Ancak “LDH 500 = kanser” şeklinde bir yorum kesinlikle doğru değildir.</p>

<p>LDH 1000 NE DEMEK?</p>

<p>LDH 1000 U/L çoğu yetişkin referans aralığının birkaç kat üzerindedir ve belirgin hücre veya doku hasarını düşündürebilir.</p>

<p>Megaloblastik veya hemolitik anemi, ciddi doku hasarı, şok, hipoksi, bazı kan hastalıkları ve malignitelerde çok yüksek değerler görülebilir.</p>

<p>Ancak sonuç tek başına hangi hastalığın bulunduğunu belirlemez.</p>

<p>LDH YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>LDH vücudun çok sayıda dokusunda bulunduğu için yüksekliğin nedenleri oldukça geniştir.</p>

<p>Başlıca nedenler arasında:</p>

<p>Hemolitik anemi</p>

<p>B12 veya folat eksikliğine bağlı megaloblastik anemi</p>

<p>Karaciğer hastalıkları</p>

<p>Kas hasarı</p>

<p>Böbrek hastalıkları</p>

<p>Akciğer hasarı veya pulmoner emboli</p>

<p>Bazı ciddi enfeksiyonlar</p>

<p>Doku oksijensizliği</p>

<p>Bazı hematolojik hastalıklar</p>

<p>Bazı kanserler</p>

<p>yer alabilir.</p>

<p>LDH YÜKSEKLİĞİ KANSER Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>LDH bazı kanserlerde yükselebilir ancak kanser taraması için özgül bir test değildir.</p>

<p>Lenfoma, lösemi, multipl miyelom, testis kanseri ve bazı diğer malignitelerde hastalığın yükü veya tedavi yanıtının değerlendirilmesinde kullanılabilir.</p>

<p>Bununla birlikte aynı LDH yüksekliği hemoliz, karaciğer hastalığı, kas hasarı ve enfeksiyon gibi çok sayıda kanser dışı nedenle de ortaya çıkabilir.</p>

<p>LDH 1000 KANSER Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>LDH 1000 belirgin yüksek bir sonuçtur ancak rakamın büyüklüğü tek başına hastalığın kanser olduğunu göstermez.</p>

<p>Örneğin ciddi hemoliz veya B12 eksikliğine bağlı megaloblastik anemide de çok yüksek LDH görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle tanı diğer kan testleri, muayene ve gerektiğinde görüntüleme yöntemlerine dayanır.</p>

<p>KAN ALINIRKEN HEMOLİZ LDH'Yİ YÜKSELTİR Mİ?</p>

<p>Evet ve bu LDH yorumunda özellikle önemlidir.</p>

<p>Kırmızı kan hücrelerinde LDH yoğun olarak bulunur. Kan örneği alınırken veya taşınırken hücreler parçalanırsa LDH tüpün içine salınır ve sonuç yanlış biçimde yüksek çıkabilir.</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories hemolizli örneklerin LDH ölçümü için uygun olmadığını belirtmektedir.</p>

<p>Bu nedenle beklenmedik tek yüksek LDH sonucunda örnek hemolizi de dikkate alınabilir.</p>

<p>LDH YÜKSEK, ALT VE AST NORMAL OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>LDH yalnızca karaciğerden gelmez. Kan hücreleri, kas, akciğer, böbrek ve diğer dokulardaki hasarlarda da yükselebilir.</p>

<p>ALT ve AST normal olduğu halde LDH yüksekse karaciğer dışındaki nedenler, hemoliz veya örnek sorunu klinik duruma göre değerlendirilir.</p>

<p>LDH YÜKSEK, CK NORMAL OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>CK daha çok kas hasarıyla ilişkili bir enzimdir. LDH ise çok daha geniş bir doku dağılımına sahiptir.</p>

<p>LDH yüksek ancak CK normalse sonuç kas dışındaki bir kaynaktan geliyor olabilir.</p>

<p>LDH YÜKSEKLİĞİ B12 EKSİKLİĞİNDEN OLUR MU?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Evet.</p>

<p>Şiddetli B12 eksikliğine bağlı megaloblastik anemide kemik iliğindeki anormal kırmızı kan hücresi öncüllerinin parçalanması nedeniyle LDH çok belirgin yükselebilir.</p>

<p>Bu durumda hemoglobin, MCV, B12, folat ve bilirubin gibi testler de değerlendirilir.</p>

<p>LDH İZOENZİMLERİ NEDİR?</p>

<p>LDH'nin beş farklı izoenzimi vardır.</p>

<p>LDH-1 özellikle kalp ve kırmızı kan hücrelerinde, LDH-5 ise karaciğer ve iskelet kasında daha yoğun bulunur.</p>

<p>İzoenzim testleri LDH yüksekliğinin hangi dokudan kaynaklanabileceğine dair ek bilgi verebilir. Ancak günümüzde birçok durumda daha özgül testler tercih edilmektedir.</p>

<p>LDH KALP KRİZİNİ GÖSTERİR Mİ?</p>

<p>Eskiden kalp krizi değerlendirmesinde LDH kullanılıyordu.</p>

<p>Günümüzde kalp kası hasarı için troponin çok daha özgül olduğu için LDH büyük ölçüde bu amaçla kullanılmamaktadır.</p>

<p>LDH DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Düşük LDH değeri genellikle yüksekliği kadar klinik önem taşımaz.</p>

<p>Yüksek doz C veya E vitamini kullanımı ve çok nadir genetik LDH eksiklikleri düşük sonuçlarla ilişkili olabilir.</p>

<p>Tek başına hafif düşük LDH çoğu durumda sağlık problemi anlamına gelmez.</p>

<p>LDH NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Amaç LDH rakamını doğrudan düşürmek değildir.</p>

<p>Hemoliz varsa hemolizin, karaciğer hastalığı varsa karaciğer probleminin, kas hasarı varsa kas hasarının veya enfeksiyon varsa enfeksiyonun nedeni ele alınır.</p>

<p>Altta yatan durum düzeldiğinde LDH de düşebilir.</p>

<p>LDH NE ZAMAN DAHA FAZLA ÖNEM TAŞIR?</p>

<p>LDH'nin birkaç kat yükselmesi, giderek artması veya beraberinde ciddi anemi, sarılık, belirgin halsizlik, nefes darlığı, açıklanamayan kilo kaybı ya da başka anormal laboratuvar sonuçları bulunması değerlendirmeyi daha önemli hale getirir.</p>

<p>Tek başına LDH sonucu üzerinden hastalık tanısı konulmamalıdır.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>LDH 250 yüksek mi?</p>

<p>Laboratuvarın üst sınırına bağlıdır. Üst sınır yaklaşık 220 U/L ise hafif yüksek kabul edilebilir.</p>

<p>LDH 500 tehlikeli mi?</p>

<p>Belirgin yüksektir ancak tek başına tehlikenin derecesini veya nedeni göstermez. Hemoliz, karaciğer, kas, kan ve diğer hastalıklarla birlikte değerlendirilir.</p>

<p>LDH 1000 kanser mi?</p>

<p>Hayır. Kanserde görülebilir ancak hemolitik veya megaloblastik anemi ve ciddi doku hasarı gibi kanser dışı nedenlerle de ortaya çıkabilir.</p>

<p>LDH yüksek ama diğer tahliller normalse ne olur?</p>

<p>Öncelikle laboratuvar referansı, örnek hemolizi ve kişinin klinik durumu değerlendirilir. Gerektiğinde test tekrar edilebilir veya daha özgül testler istenebilir.</p>

<p>LDH yüksekliği tek başına hastalık tanısı koydurur mu?</p>

<p>Hayır. LDH doku hasarının özgül olmayan bir göstergesidir ve nedenini belirlemek için diğer testlere ihtiyaç vardır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>LDH yüksekliği tek başına kanser, karaciğer hastalığı veya başka bir ciddi hastalık tanısı değildir. Çok yüksek veya giderek artan sonuçlara belirgin anemi, sarılık, nefes darlığı, şiddetli halsizlik ya da başka ciddi belirtiler eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories — Lactate Dehydrogenase (LDH), Serum</p>

<p>MedlinePlus — Lactate Dehydrogenase (LDH) Test </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ldh-kac-olmali-250-300-500-ve-1000-ne-demek</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 17:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2025/12/genel/kan-tahlilleri.jpg" type="image/jpeg" length="89331"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ALP Kaç Olmalı? 150, 200, 300 ve 500 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alp-alkalen-fosfataz-yuksekligi-ve-dusuklugu-ne-anlama-gelir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alp-alkalen-fosfataz-yuksekligi-ve-dusuklugu-ne-anlama-gelir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ALP, özellikle karaciğer-safra yolları ve kemiklerden kaynaklanan bir enzimdir. Normal sınır yaş ve cinsiyete göre değişir; 150, 200, 300 ve 500 U/L sonuçları GGT ve diğer testlerle birlikte yorumlanır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ALP NEDİR?</p>

<p>ALP, “alkalen fosfataz” adlı enzimin kısaltmasıdır. En önemli kaynakları karaciğer, safra yolları ve kemiklerdir; daha az miktarda bağırsak ve plasentadan da kaynaklanabilir.</p>

<p>ALP yüksekliği tek başına karaciğer hastalığı anlamına gelmez. Safra yolu sorunlarının yanı sıra kemik yapımının arttığı durumlarda da yükselebilir. Bu nedenle özellikle GGT ve diğer karaciğer testleriyle birlikte değerlendirilir.</p>

<p>ALP KAÇ OLMALI?</p>

<p>ALP için tek bir evrensel normal aralık yoktur. Yaş, cinsiyet ve laboratuvar yöntemine göre önemli farklılıklar bulunur.</p>

<p>Örneğin Mayo Clinic Laboratories yetişkin erkeklerde 40–129 U/L, yetişkin kadınlarda 35–104 U/L referans aralığını kullanır.</p>

<p>Başka laboratuvarlarda farklı sınırlar bulunabilir. Bu nedenle kişinin kendi tahlil raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>Çocuk ve ergenlerde kemik büyümesi nedeniyle ALP yetişkinlerden çok daha yüksek olabilir. Gebelikte de plasenta kaynaklı ALP artışı görülebilir.</p>

<p>ALP 150 NE DEMEK?</p>

<p>ALP 150 U/L, birçok yetişkin laboratuvar aralığında hafif yüksek bir sonuçtur.</p>

<p>Ancak çocuklarda, ergenlerde ve bazı gebelerde aynı değer normal fizyolojik değişimin parçası olabilir.</p>

<p>Yetişkinde kalıcı ALP 150 sonucu varsa GGT, ALT, AST, bilirubin, kalsiyum, fosfor ve klinik duruma göre diğer testlerle kaynağı araştırılabilir.</p>

<p>ALP 200 NE DEMEK?</p>

<p>ALP 200 U/L çoğu yetişkin referans aralığının üzerindedir.</p>

<p>Bu sonuç safra yolları veya karaciğer kaynaklı olabileceği gibi kemik yapımının arttığı durumlarda da görülebilir.</p>

<p>GGT'nin de yüksek olması karaciğer-safra yolları kaynaklı bir yükselmeyi desteklerken GGT'nin normal kalması kemik kaynağını daha olası hale getirebilir.</p>

<p>ALP 300 NE DEMEK?</p>

<p>ALP 300 U/L yetişkinlerde belirgin yüksek bir sonuçtur ve nedeninin açıklanması gerekir.</p>

<p>Safra yolu tıkanıklığı ve diğer kolestatik karaciğer hastalıklarında görülebileceği gibi Paget hastalığı, osteomalazi, iyileşmekte olan kırıklar veya kemik yapımının arttığı başka durumlarda da yükselebilir.</p>

<p>Tek başına 300 sonucu hangi organın sorumlu olduğunu göstermez.</p>

<p>ALP 500 NE DEMEK?</p>

<p>ALP 500 U/L yetişkinlerde çoğu laboratuvarın normal aralığının oldukça üzerindedir.</p>

<p>Ancak yaş burada kritik öneme sahiptir. Çocuklar ve ergenlerde hızlı büyüme dönemlerinde kemik kaynaklı ALP çok yüksek olabilir ve bazı kaynaklarda büyüme ataklarında yaklaşık 500 U/L düzeylerine ulaşabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>Yetişkinde ALP 500 saptandığında karaciğer-safra yolları ve kemik kaynakları klinik olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>ALP YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>ALP yüksekliğinin iki temel kaynağı karaciğer-safra yolları ve kemiktir.</p>

<p>Karaciğer ve safra yollarıyla ilişkili nedenler arasında:</p>

<p>Safra yolu tıkanıklığı</p>

<p>Safra taşları</p>

<p>Kolestaz</p>

<p>Bazı hepatit ve karaciğer hastalıkları</p>

<p>Safra yolu darlıkları</p>

<p>İlaçlara bağlı karaciğer hasarı</p>

<p>yer alabilir.</p>

<p>Kemik kaynaklı nedenler arasında ise:</p>

<p>Çocukluk ve ergenlik döneminde büyüme</p>

<p>İyileşmekte olan kırık</p>

<p>Paget kemik hastalığı</p>

<p>Osteomalazi ve bazı D vitamini bozuklukları</p>

<p>Kemik yapımının arttığı bazı hastalıklar</p>

<p>bulunabilir.</p>

<p>ALP YÜKSEK AMA GGT NORMAL NE DEMEK?</p>

<p>Bu önemli bir klinik ayrımdır.</p>

<p>ALP yüksekken GGT normal bulunuyorsa yükseliğin kemik kaynaklı olma ihtimali artar. Çünkü kemik hastalıkları ALP'yi yükseltebilirken genellikle GGT'yi yükseltmez.</p>

<p>Ancak bu kesin bir kural değildir. Kaynağın netleşmediği durumlarda ALP izoenzimleri veya başka testler kullanılabilir.</p>

<p>ALP VE GGT İKİSİ DE YÜKSEKSE NE DEMEK?</p>

<p>ALP ile GGT'nin birlikte yükselmesi karaciğer veya safra yolları kaynaklı bir durum ihtimalini güçlendirir.</p>

<p>Özellikle bilirubin de yüksekse veya sarılık, koyu idrar, açık renk dışkı ve kaşıntı gibi belirtiler bulunuyorsa safra akımını engelleyen durumlar değerlendirilir.</p>

<p>Yine de yalnızca iki laboratuvar testiyle kesin tanı konulmaz.</p>

<p>ALT VE AST NORMAL AMA ALP YÜKSEK OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Safra yollarını ağırlıklı etkileyen bazı hastalıklarda ALP yükselirken ALT ve AST daha az etkilenebilir veya normal kalabilir.</p>

<p>Ayrıca ALP kemikten kaynaklanıyorsa ALT ve AST'nin normal olması beklenebilir.</p>

<p>Bu durumda GGT, bilirubin ve gerektiğinde ALP izoenzimleri kaynak konusunda yardımcı olabilir.</p>

<p>ALP YÜKSEKLİĞİ SAFRA TAŞINDAN OLUR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Safra taşı ana safra kanalında tıkanmaya neden olursa safra akımı bozulabilir ve ALP belirgin yükselebilir.</p>

<p>Sarılık, sağ üst karın ağrısı, koyu idrar veya açık renk dışkı gibi belirtiler eşlik edebilir.</p>

<p>Ateş ve titremeyle birlikte safra yolu tıkanıklığı belirtileri varsa hızlı değerlendirme gerekir.</p>

<p>ALP YÜKSEKLİĞİ KEMİKTEN OLUR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Kemik yapan osteoblast hücrelerinin aktivitesi arttığında ALP yükselir.</p>

<p>Bu nedenle büyüme dönemindeki çocuklarda, kırık iyileşirken, Paget hastalığında ve osteomalazi gibi kemik metabolizması bozukluklarında yüksek ALP görülebilir.</p>

<p>ALP yüksekliğine GGT'nin normal olması kemik kaynağı ihtimalini destekleyebilir.</p>

<p>D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ ALP'Yİ YÜKSELTİR Mİ?</p>

<p>Şiddetli D vitamini eksikliğine bağlı osteomalazi veya çocuklarda raşitizm geliştiğinde kemik yapım-yıkım döngüsü artabilir ve ALP yükselebilir.</p>

<p>Ancak her D vitamini eksikliğinde mutlaka ALP yüksekliği görülmez.</p>

<p>D vitamini, kalsiyum, fosfor ve parathormon sonuçları gerektiğinde birlikte değerlendirilir.</p>

<p>ÇOCUKLARDA ALP YÜKSEKLİĞİ NORMAL Mİ?</p>

<p>Evet, belirli ölçüde normal olabilir.</p>

<p>Kemikler hızla büyüdüğü için çocuk ve ergenlerde ALP değerleri yetişkinlerden doğal olarak yüksektir. Puberte döneminde belirgin artışlar görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle bir çocuğun ALP sonucu yetişkin referans aralığıyla değerlendirilmemelidir.</p>

<p>GEBELİKTE ALP YÜKSELİR Mİ?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Evet.</p>

<p>Gebelik sırasında plasentanın ürettiği ALP nedeniyle özellikle ilerleyen dönemlerde total ALP yükselebilir.</p>

<p>Bu nedenle gebe bir kişinin sonucu gebelik dışındaki yetişkin referanslarıyla tek başına yorumlanmamalıdır.</p>

<p>ALP DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Düşük ALP daha az sık görülür ancak bazı durumlarda klinik önem taşıyabilir.</p>

<p>Yetersiz beslenme, protein veya çinko eksikliği, hipotiroidi ve nadir bir kalıtsal hastalık olan hipofosfatazya düşük ALP ile ilişkili olabilir.</p>

<p>Tek bir hafif düşük sonuç üzerinden bu hastalıkların tanısı konulmaz.</p>

<p>ALP İZOENZİM TESTİ NEDİR?</p>

<p>Total ALP yüksekliğinin hangi dokudan kaynaklandığı her zaman anlaşılmayabilir.</p>

<p>ALP izoenzim testi enzimin karaciğer, kemik veya diğer kaynaklardan gelip gelmediğini ayırt etmeye yardımcı olabilir.</p>

<p>Özellikle GGT ve diğer testlerle kaynak belirlenemiyorsa kullanılabilir.</p>

<p>ALP NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Amaç ALP rakamını doğrudan düşürmek değildir.</p>

<p>Safra yolu tıkanıklığı varsa tıkanıklığın, kemik metabolizması sorunu varsa kemik hastalığının, vitamin-mineral bozukluğu varsa ilgili eksikliğin tedavisi gerekir.</p>

<p>Neden bilinmeden yalnızca ALP'yi düşürmek amacıyla ilaç veya takviye kullanılmamalıdır.</p>

<p>ALP NE ZAMAN HIZLI DEĞERLENDİRİLMELİ?</p>

<p>Tek başına yüksek ALP değeri çoğu durumda acil durum değildir.</p>

<p>Ancak ALP yüksekliğine sarılık, ateş, titreme, şiddetli sağ üst karın ağrısı, koyu idrar, çok açık renk dışkı veya belirgin genel durum bozukluğu eşlik ediyorsa safra yolu tıkanıklığı veya enfeksiyonu açısından hızlı değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>ALP 150 yüksek mi?</p>

<p>Yetişkinlerde birçok laboratuvara göre hafif yüksek olabilir. Ancak yaş, cinsiyet ve laboratuvar referansı mutlaka dikkate alınmalıdır.</p>

<p>ALP 200 tehlikeli mi?</p>

<p>Tek başına tehlikeli değer olarak kabul edilmez. Karaciğer, safra yolları veya kemikten kaynaklanıp kaynaklanmadığı araştırılır.</p>

<p>ALP 300 ne demek?</p>

<p>Yetişkinlerde belirgin yüksektir. GGT, bilirubin, ALT-AST ve gerekirse kemik metabolizması testleriyle birlikte değerlendirilir.</p>

<p>ALP 500 kanser mi?</p>

<p>Hayır. ALP 500 tek başına kanser anlamına gelmez. Safra yolu hastalıkları, kemik hastalıkları ve çocuklarda büyüme dahil çok farklı nedenlerle görülebilir.</p>

<p>ALP yüksek GGT normal ne demek?</p>

<p>Kemik kaynaklı ALP yüksekliği olasılığını artırır. Ancak kesin kaynağı belirlemek için klinik durum ve gerektiğinde ek testler değerlendirilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>ALP yüksekliği tek başına karaciğer, kemik hastalığı veya kanser tanısı değildir. Yüksek ALP'ye sarılık, ateş, titreme veya şiddetli sağ üst karın ağrısı eşlik ediyorsa safra yolu tıkanıklığı ya da enfeksiyonu açısından hızlı tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories — Alkaline Phosphatase, Serum</p>

<p>Merck Manual Professional Edition — Laboratory Tests of the Liver and Gallbladder</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alp-alkalen-fosfataz-yuksekligi-ve-dusuklugu-ne-anlama-gelir</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2025/12/genel/kan-tahlilleri.jpg" type="image/jpeg" length="33935"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aynı Yaşta Olsak da Aynı Yaşlanmıyoruz: 335 Kadının Moleküler Takibinden Çarpıcı Sonuç]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ayni-yasta-olsak-da-ayni-yaslanmiyoruz-335-kadinin-molekuler-takibinden-carpici-sonuc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ayni-yasta-olsak-da-ayni-yaslanmiyoruz-335-kadinin-molekuler-takibinden-carpici-sonuc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Science dergisinde yayımlanan araştırmada 335 kadının kanındaki yaklaşık 16 bin gen ile yüzlerce metabolit yıllar boyunca takip edildi. Bulgular, aynı yaştaki insanların moleküler düzeyde birbirinden oldukça farklı biçimlerde yaşlanabildiğini gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aynı doğum tarihine sahip iki insanın yaşlanma süreci birbirinden tamamen farklı ilerleyebilir. Science dergisinde yayımlanan kapsamlı araştırma, yaşlanmanın herkes için geçerli tek bir moleküler senaryoya göre gerçekleşmediğini ortaya koydu.</p>

<p>King’s College London öncülüğündeki araştırmada, TwinsUK çalışmasına katılan 32 ile 80 yaş arasındaki 335 kadın incelendi. Araştırmacılar, 2009 ile 2017 yılları arasında alınan kan örneklerinde yaklaşık 16 bin genin etkinliğini ve 915 metabolitin düzeyini takip etti.</p>

<p>Her katılımcı en az üç kez değerlendirildi. Böylece yalnızca farklı yaş gruplarının tek bir zamandaki değerleri karşılaştırılmadı; aynı kişide yıllar içinde meydana gelen moleküler değişimler de izlendi.</p>

<p>5 BİNDEN FAZLA GENDE DEĞİŞİM BELİRLENDİ</p>

<p>Araştırmada 5 bin 61 genin ve 181 metabolitin zaman içinde anlamlı biçimde değiştiği belirlendi. Genlerin büyük bir bölümü toplum genelinde ortak bir artış veya azalış eğilimi gösterdi.</p>

<p>Ancak ortalama sonuçlar bütün hikâyeyi anlatmadı. Bazı katılımcılarda belirli genlerin etkinliği artarken aynı genler başka katılımcılarda azalabildi. Metabolitlerdeki değişimler ise kişiler arasında daha belirgin farklılıklar gösterdi.</p>

<p>Bir kadında zamanla yükselen bir metabolit, başka bir kadında düşebildi veya neredeyse hiç değişmeyebildi. Araştırmacılar bu sonuçların, yaşlanmanın kişiden kişiye değişen dinamik bir süreç olduğunu gösterdiğini bildirdi.</p>

<p>AYNI YAŞ, FARKLI MOLEKÜLER ROTA</p>

<p>Çalışmanın en dikkat çekici sonucu, aynı takvim yaşındaki sağlıklı insanların moleküler açıdan farklı yaşlanma yolları izleyebilmesi oldu.</p>

<p>Araştırmacılar, kalp yaşlanmasıyla ilişkilendirilen CXCL9 geninin etkinliğinin katılımcılar arasında farklı yönlerde değişebildiğini gördü. Bazı kişilerde tümör baskılayıcı TP53 geninin etkinliğinde de zaman içinde azalma belirlendi.</p>

<p>Ancak bu değişikliklerin tek başına kalp hastalığı veya kanser gelişeceği anlamına gelmediği vurgulandı. Bulgular, yalnızca bazı kişilerin hastalıklarla ilişkili moleküler değişimleri farklı biçimlerde yaşayabileceğini gösteriyor.</p>

<p>GENETİK ÖNEMLİ AMA TEK BELİRLEYİCİ DEĞİL</p>

<p>Tek yumurta ikizlerinin gen etkinliği değişimleri, çift yumurta ikizlerine kıyasla daha fazla benzerlik gösterdi. Bu bulgu, genetik yapının moleküler yaşlanmada önemli bir rol oynadığını destekledi.</p>

<p>Bununla birlikte yaşlanma rotasını yalnızca genlerin belirlemediği görüldü. Kan örneğinin alındığı saat, mevsim, bağışıklık hücrelerinin dağılımı ve çevresel maruziyetler de ölçülen moleküler değerleri etkileyebildi.</p>

<p>İncelenen gen ve metabolitlerin yaklaşık dörtte birinde mevsimlerle bağlantılı değişimler tespit edildi. Metabolitlerin yüzde 40’a varan bölümünün ise vücudun 24 saatlik biyolojik ritmine göre farklılık gösterebildiği bildirildi.</p>

<p>“SONSUZ KİMYASALLAR” DA İNCELENDİ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar, PFAS olarak bilinen ve doğada uzun süre kalabildikleri için “sonsuz kimyasallar” adı verilen maddelerin kandaki düzeylerini de değerlendirdi.</p>

<p>Bazı PFAS türlerinin kan düzeylerinde yıllar içinde azalma görüldü. Araştırmacılar bu düşüşün, söz konusu kimyasalların kullanımını azaltmaya yönelik düzenlemelerle bağlantılı olabileceğini değerlendirdi.</p>

<p>PFAS düzeyleriyle bazı gen ve metabolit değişimleri arasında ilişki bulundu. Ancak gözlemsel çalışma, bu kimyasalların moleküler değişimlere doğrudan neden olduğunu kanıtlamadı.</p>

<p>BİYOLOJİK YAŞ TEK BİR SAYIYA SIĞMAYABİLİR</p>

<p>Bulgular, insanın yaşlanma durumunu tek bir “biyolojik yaş” puanıyla açıklamanın yetersiz kalabileceğine işaret ediyor. Çünkü bağışıklık sistemi, metabolizma, kalp-damar sistemi ve diğer biyolojik yapılar aynı kişide bile farklı hızlarda değişebiliyor.</p>

<p>Araştırmacılara göre kişisel moleküler rotaların anlaşılması, gelecekte sağlıklı yaşlanmayla hastalığın erken döneminde ortaya çıkan değişikliklerin birbirinden ayrılmasına yardımcı olabilir. Bu yaklaşım, kişiye özel hastalık riski değerlendirmelerinin ve daha erken müdahalelerin önünü açabilir.</p>

<p>PROF. DR. KAAN YILANCIOĞLU: YAŞLANMAYI TEK BİR DEĞERE İNDİRGEMEK DOĞRU DEĞİL</p>

<p>Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, yaşlanmanın kişiden kişiye değişen çok yönlü bir süreç olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Bu araştırma, yaşlanmanın herkeste aynı hızda ve aynı biyolojik yollar üzerinden ilerlemediğini güçlü biçimde ortaya koyuyor. Aynı takvim yaşındaki iki kişinin gen etkinliği, metabolizması ve çevresel etkilere verdiği yanıt birbirinden oldukça farklı olabilir. Bu nedenle yaşlanmayı yalnızca doğum tarihine veya tek bir ‘biyolojik yaş’ değerine indirgemek doğru değildir” dedi.</p>

<p>Gelecekte sağlıklı yaşlanma çalışmalarının daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşacağını belirten Yılancıoğlu, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Geleceğin sağlıklı yaşlanma yaklaşımı; kişinin genetik yapısını, metabolik durumunu, yaşam biçimini ve çevresel maruziyetlerini birlikte değerlendiren kişiselleştirilmiş modellere dayanacaktır. Ancak bu bulgular bugün için yaşlanmanın kesin olarak ölçülebildiği ya da tersine çevrilebildiği anlamına gelmiyor. Çalışmanın asıl önemi, hastalık ortaya çıkmadan önce kişiye özgü moleküler değişimlerin izlenebilmesine yönelik güçlü bir bilimsel zemin oluşturmasıdır.”</p>

<p>ÇALIŞMANIN SINIRLILIKLARI VAR</p>

<p>Araştırma yalnızca kadınları kapsadı ve moleküler değişimler kan örnekleri üzerinden incelendi. Çalışmanın toplam veri toplama dönemi sekiz yıl olsa da her katılımcı sekiz yıl boyunca kesintisiz takip edilmedi. İlk ve son ölçüm arasındaki ortanca süre yaklaşık altı yıl olarak bildirildi.</p>

<p>Sonuçlar, yaşlanmayı durduran bir yöntem bulunduğunu, insanların yaşam süresinin tahmin edilebildiğini veya tek bir kan testiyle kesin biyolojik yaşın belirlenebileceğini göstermiyor.</p>

<p>Araştırmanın temel mesajı ise açık: İnsanlar aynı yaşta olsalar bile genleri, metabolizmaları ve çevresel etkilenimleri aynı yönde ilerlemiyor. Başka bir ifadeyle yaşlanmanın herkes için geçerli tek bir moleküler yol haritası bulunmuyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Science — Longitudinal Dynamics of Gene Expression and Metabolomics in an Aging Population Cohort</li>
 <li>King’s College London — Healthy Ageing Shaped by More Varied Biology Than Previously Thought </li>
</ol>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ayni-yasta-olsak-da-ayni-yaslanmiyoruz-335-kadinin-molekuler-takibinden-carpici-sonuc</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1495.jpeg" type="image/jpeg" length="68243"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Susuz Kalınca Böbreklerde Ne Olur? İlk Değişiklik İdrarda Görülebilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/susuz-kalinca-bobreklerde-ne-olur-ilk-degisiklik-idrarda-gorulebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/susuz-kalinca-bobreklerde-ne-olur-ilk-degisiklik-idrarda-gorulebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Susuz kalmak böbreklere giden kanı azaltır, idrarı yoğunlaştırır ve ağırlaştığında akut böbrek hasarına yol açabilir. Risk; kusma, ishal, sıcak hava, ileri yaş ve bazı ilaçlarla daha da artar.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Susuz kalındığında vücuttaki dolaşan sıvı miktarı azalır ve böbreklere ulaşan kan akımı düşebilir. Böbrekler suyu korumak için idrar miktarını azaltıp idrarı yoğunlaştırır. Sıvı kaybı şiddetli veya uzun süreliyse böbreklerin süzme işlevi bozulabilir ve akut böbrek hasarı gelişebilir.</p>

<p>Kısa süreli ve hafif susuzluk sağlıklı kişilerde çoğunlukla sıvı açığının giderilmesiyle düzelir. Ancak kusma, ishal, yüksek ateş, yoğun terleme, ileri yaş, diyabet, mevcut böbrek hastalığı ve bazı ilaçlar riski yükseltir.</p>

<p>Susuzluk böbreklere giden kanı neden azaltır?</p>

<p>Vücut su kaybettiğinde kan hacmi ve kan basıncı düşebilir. Böbrekler hayati dolaşımı korumak amacıyla daha fazla su ve sodyum tutar. Bunun sonucunda idrar miktarı azalırken rengi koyulaşabilir.</p>

<p>Sıvı kaybı ilerler ve böbreklere yeterli kan ulaşmazsa atık maddelerin süzülmesi yavaşlar. Bu durum zamanında düzeltilmezse böbrek hücrelerinde hasar oluşabilir.</p>

<p>Koyu idrar her zaman böbrek hastalığı anlamına gelir mi?</p>

<p>Koyu sarı ve az miktarda idrar, susuzluğun yaygın işaretlerinden biridir. Ağız kuruluğu, yoğun susama, baş ağrısı, yorgunluk ve ayağa kalkınca baş dönmesi de sıvı kaybına eşlik edebilir.</p>

<p>Ancak idrar rengi tek başına tanı koydurmaz. Bazı vitaminler, ilaçlar, besinler, karaciğer hastalıkları, idrar yolu enfeksiyonları ve idrarda kan bulunması da renk değişikliğine neden olabilir. Kırmızı, kahverengi veya çay rengindeki idrar değerlendirilmelidir.</p>

<p>Şiddetli susuzluk akut böbrek hasarına yol açabilir</p>

<p>Akut böbrek hasarı, böbrek işlevlerinin saatler veya günler içinde aniden bozulmasıdır. Şiddetli sıvı kaybı böbreklere giden kanı kritik düzeyde azaltarak bu tabloyu başlatabilir.</p>

<p>Normalden belirgin şekilde az idrara çıkma, hiç idrar yapamama, ayaklarda şişme, bulantı, nefes darlığı, aşırı halsizlik, sersemlik veya bilinç bulanıklığı önemli belirtilerdir. Akut böbrek hasarı yalnızca su içilerek evde tedavi edilmeye çalışılmamalıdır.</p>

<p>Susuzluk böbrek taşı riskini artırır mı?</p>

<p>Yetersiz sıvı tüketildiğinde idrarın hacmi azalır ve taş oluşturabilen mineraller daha yoğun hâle gelir. Bu ortam, kristallerin birleşerek böbrek taşı oluşturmasını kolaylaştırabilir.</p>

<p>Yeterli sıvı tüketimi idrarı seyreltir ve özellikle daha önce böbrek taşı geçiren kişilerde korunmanın temel parçalarından biridir. Ancak herkese uygun tek bir su miktarı yoktur. Taşın türü, kullanılan ilaçlar ve eşlik eden hastalıklar kişisel hedefi değiştirebilir.</p>

<p>Az su içmek idrar yolu enfeksiyonuna neden olur mu?</p>

<p>Susuzluk tek başına idrar yolu enfeksiyonunun doğrudan nedeni değildir. Enfeksiyon genellikle bakterilerin idrar yollarına yerleşip çoğalmasıyla gelişir.</p>

<p>Bununla birlikte az sıvı almak idrar miktarını ve idrara çıkma sıklığını azaltabilir. Bu durum bazı kişilerde bakterilerin idrar yollarından uzaklaştırılmasını zorlaştırabilir. Su içmek destekleyici olsa da başlamış bir enfeksiyonun tıbbi tedavisinin yerine geçmez.</p>

<p>Susuzken ağrı kesici kullanmak neden riskli olabilir?</p>

<p>İbuprofen ve naproksen gibi steroid olmayan iltihap giderici ağrı kesiciler, böbreğin kendi kan akımını koruyan mekanizmalarını baskılayabilir. Bu ilaçların belirgin sıvı kaybı sırasında kullanılması akut böbrek hasarı riskini yükseltebilir.</p>

<p>Tansiyon ilaçları ve idrar söktürücüler de kusma, ishal veya ciddi sıvı kaybı sırasında özel değerlendirme gerektirebilir. Ancak hiçbir ilaç doktora danışılmadan bırakılmamalı veya dozu değiştirilmemelidir. Böyle bir hastalık döneminde hekimden ya da eczacıdan kişiye özel bilgi alınmalıdır.</p>

<p>Günde ne kadar su içilmeli?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Her yetişkin için geçerli sabit bir su miktarı bulunmaz. İhtiyaç; yaşa, vücut büyüklüğüne, hava sıcaklığına, fiziksel etkinliğe, gebeliğe, emzirmeye, beslenmeye ve mevcut hastalıklara göre değişir. Çorba, süt, sebze ve meyveler de toplam sıvı alımına katkıda bulunur.</p>

<p>Çoğu sağlıklı kişide gün boyunca düzenli idrara çıkmak ve idrarın açık saman sarısı olması pratik bir yol gösterici olabilir. Çok kısa sürede aşırı miktarda su içmek ise kandaki sodyumun tehlikeli biçimde düşmesine neden olabilir.</p>

<p>İleri evre kronik böbrek hastalığı, böbrek yetmezliği veya kalp yetmezliği bulunan kişilerde fazla sıvı; ödem, nefes darlığı ve kalbin iş yükünde artış oluşturabilir. Bu hastalar sıvı miktarını kendi başlarına artırmamalı, sağlık ekibinin belirlediği sınıra uymalıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Kusma veya ishal nedeniyle sıvı tutamama, çok az ya da hiç idrar yapamama, bayılma, bilinç bulanıklığı, nefes darlığı, belirgin şişlik veya şiddetli halsizlik varsa gecikmeden tıbbi değerlendirme gerekir. Böbrek ya da kalp hastalığınız varsa sıvı tüketimini doktorunuza danışmadan belirgin biçimde değiştirmeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. National Kidney Foundation — Healthy Hydration and Your Kidneys — 15 Ocak 2024<br />
2. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Keeping Kidneys Safe: Smart Choices about Medicines — Haziran 2018<br />
3. National Health Service — Acute Kidney Injury — 11 Mart 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/susuz-kalinca-bobreklerde-ne-olur-ilk-degisiklik-idrarda-gorulebilir</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1494.jpeg" type="image/jpeg" length="91291"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Polisliğe Engel mi? POMEM ve PMYO Sağlık Şartları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/epilepsi-polislige-engel-mi-pomem-ve-pmyo-saglik-sartlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/epilepsi-polislige-engel-mi-pomem-ve-pmyo-saglik-sartlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi polisliğe engel mi? POMEM ve PMYO adaylarında çocuklukta havale, tek nöbet, EEG bozukluğu, epilepsi tanısı ve ilaç kullanımının nasıl değerlendirildiğini inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Epilepsi Polisliğe Engel mi? POMEM ve PMYO Sağlık Şartları</p>

<p>Polis olmak isteyen adayların nöroloji sağlık şartlarında en fazla araştırdığı konulardan biri epilepsi.</p>

<p>“Epilepsi polisliğe engel mi?”, “Çocukken havale geçiren polis olabilir mi?”, “Bir kez nöbet geçirmek POMEM’e engel mi?”, “EEG bozukluğu polisliğe engel mi?” ve “Epilepsi ilacı kullanan PMYO’ya girebilir mi?” soruları adayların sık araştırdığı başlıklar arasında.</p>

<p>Ancak nöbet konusunda en önemli nokta şu:</p>

<p>Her nöbet epilepsi değildir.</p>

<p>Çocukluk dönemindeki ateşli havale, bayılma, tek seferlik nöbet benzeri olay ve epilepsi hastalığı birbirinden farklı tıbbi durumlardır.</p>

<p>POMEM VE PMYO’DA EPİLEPSİ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Polis eğitim kurumlarına alınacak öğrenci adaylarının Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğindeki A dilimi sağlık şartlarını taşıması gerekiyor.</p>

<p>Epilepsi ise yönetmeliğin nöroloji bölümünde ayrıca değerlendirilen hastalıklardan biri.</p>

<p>Bu nedenle doğrulanmış epilepsi tanısı polis öğrenci adaylığı açısından önemli bir sağlık kriteridir.</p>

<p>Ancak adayın yalnızca geçmiş sağlık kayıtlarında “nöbet” veya benzeri bir ifade bulunması üzerinden otomatik olarak epilepsi hastası olduğu sonucuna ulaşılmamalıdır.</p>

<p>Epilepsi tıbbi bir tanıdır.</p>

<p>ÇOCUKLUKTA HAVALE GEÇİRMEK POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Bu soru özellikle önemli.</p>

<p>Çocukluk döneminde yüksek ateş sırasında ortaya çıkan febril konvülsiyon, halk arasındaki adıyla ateşli havale, epilepsi ile aynı şey değildir.</p>

<p>Febril nöbetler genellikle küçük çocuklarda ateşli hastalık sırasında ortaya çıkar.</p>

<p>Bir kişinin çocukluk döneminde ateşli havale geçirmiş olması, yetişkinlik döneminde epilepsi hastası olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bu nedenle “Çocukken havale geçirdim, kesin polis olamam” şeklinde bir sonuç doğru değildir.</p>

<p>Ancak geçmiş olayın gerçekten febril konvülsiyon mu yoksa epileptik nöbet mi olduğunun tıbbi kayıtlardan anlaşılması önemlidir.</p>

<p>BİR KEZ NÖBET GEÇİRMEK POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Tek bir nöbet ile epilepsi tanısı aynı şey değildir.</p>

<p>Nöbet;</p>

<p>yüksek ateş,</p>

<p>metabolik bozukluk,</p>

<p>kan şekeri düşüklüğü,</p>

<p>bazı ilaçlar veya maddeler,</p>

<p>akut hastalıklar,</p>

<p>uykusuzlukla ilişkili bazı durumlar</p>

<p>gibi farklı nedenlerle ortaya çıkabilir.</p>

<p>Epilepsi tanısında kişinin klinik öyküsü, nöbetin özellikleri, nöroloji muayenesi ve gerekli tetkikler birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Dolayısıyla sağlık sisteminde yalnızca “bir kez nöbet geçirdi” kaydı bulunması ile tanılı epilepsi aynı şekilde yorumlanmamalıdır.</p>

<p>EEG BOZUKLUĞU POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>EEG, yani elektroensefalografi, beynin elektriksel aktivitesini kaydeden bir testtir.</p>

<p>Epilepsi şüphesi bulunan kişilerde sık kullanılır.</p>

<p>Ancak EEG sonucu tek başına her zaman epilepsi tanısı koydurmaz.</p>

<p>Epilepsisi bulunan bazı kişilerin rutin EEG’si normal olabilir.</p>

<p>Buna karşılık epilepsi hastalığı bulunmayan bazı kişilerde de EEG’de çeşitli farklılıklar görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “EEG’m bozuk çıktı” ifadesinden kişisel polislik uygunluğu sonucu çıkarılması doğru değildir.</p>

<p>Nöroloji uzmanının klinik değerlendirmesi önemlidir.</p>

<p>EEG NORMAL ÇIKARSA EPİLEPSİ KAYDI ORTADAN KALKAR MI?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Normal EEG tek başına daha önce konulmuş epilepsi tanısını otomatik olarak ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Epilepsi tanısı yalnızca EEG sonucuna dayanmaz.</p>

<p>Nöbet öyküsü, klinik özellikler, görüntüleme ve diğer değerlendirmeler önemlidir.</p>

<p>Bu nedenle geçmişte epilepsi tanısı bulunan adayın tek bir normal EEG sonucuna dayanarak “artık epilepsim yok” sonucuna ulaşması doğru değildir.</p>

<p>EPİLEPSİ İLACI KULLANMAK POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Antiepileptik ilaç kullanımı adayın sağlık geçmişinin önemli bir parçasıdır.</p>

<p>Ancak yalnızca ilaç adına bakılarak da kesin sonuç verilmemelidir.</p>

<p>Bazı antiepileptik ilaçlar epilepsi dışında migren, nöropatik ağrı veya bazı psikiyatrik hastalıkların tedavisinde de kullanılabilir.</p>

<p>Bu nedenle önemli olan ilacın hangi tanı nedeniyle reçete edildiğidir.</p>

<p>Gerçek epilepsi tanısı nedeniyle düzenli antiepileptik tedavi alan adayın durumu yönetmeliğin epilepsi hükümleri kapsamında değerlendirilir.</p>

<p>ÇOCUKKEN EPİLEPSİ İLACI KULLANMAK POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Çocukluk döneminde ilaç kullanmış adaylarda öncelikle gerçek tanının ne olduğu öğrenilmelidir.</p>

<p>İlaç ateşli havale sonrasında mı verildi?</p>

<p>Epilepsi tanısı mı konuldu?</p>

<p>Kaç nöbet yaşandı?</p>

<p>Tedavi ne kadar sürdü?</p>

<p>İlaç ne zaman kesildi?</p>

<p>Daha sonra nöbet tekrar etti mi?</p>

<p>Bu bilgiler adayın nörolojik sağlık geçmişini anlamak açısından önemlidir.</p>

<p>Yalnızca yıllar önce kullanılan ilacın adına bakarak sonuç çıkarmak doğru değildir.</p>

<p>BAYILMA POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Bayılma, yani senkop, epileptik nöbetle aynı şey değildir.</p>

<p>Senkop sırasında beyne giden kan akımının geçici azalması nedeniyle kısa süreli bilinç kaybı oluşabilir.</p>

<p>Kalp ritim bozuklukları, tansiyon değişiklikleri, vazovagal senkop ve başka nedenler bayılmaya yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle geçmişte bayılmış bir adayın otomatik olarak epilepsi hastası kabul edilmesi doğru değildir.</p>

<p>Tekrarlayan veya nedeni açıklanamayan bilinç kayıpları ise tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>EPİLEPSİ TANISI E-NABIZ’DA VARSA NE YAPILMALI?</p>

<p>Aday geçmiş sağlık kayıtlarında epilepsi tanısı görüyorsa bunu gizlemeye çalışmak yerine tanının hangi koşullarda konulduğunu öğrenmelidir.</p>

<p>Varsa eski nöroloji epikrizleri incelenebilir.</p>

<p>Nöbet öyküsü öğrenilebilir.</p>

<p>EEG ve görüntüleme sonuçları bulunabilir.</p>

<p>Kullanılan ilaçların hangi nedenle verildiği belirlenebilir.</p>

<p>Özellikle çocukluk döneminden kalan eski kayıtların gerçek klinik anlamını ortaya koymak önemlidir.</p>

<p>EPİLEPSİ KAYDINI SİLDİRMEK ÇÖZÜM MÜ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinin amacı yalnızca elektronik sistemde hangi tanının göründüğünü kontrol etmek değildir.</p>

<p>Adayın gerçek sağlık geçmişi ve mevcut nörolojik durumu değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle sağlık kaydını gizlemeye veya gerçeğe aykırı beyanda bulunmaya çalışmak yerine geçmiş tıbbi belgelerin doğru şekilde ortaya konulması gerekir.</p>

<p>NÖBET GEÇİRMEYELİ YILLAR OLDUYSA POLİS OLUNABİLİR Mİ?</p>

<p>Burada yalnızca geçen süre üzerinden kesin cevap vermek doğru değildir.</p>

<p>Önemli olan kişinin gerçek tanısıdır.</p>

<p>Çocuklukta ateşli havale geçirmiş ve sonrasında epilepsi tanısı almamış biri ile epilepsi tanısı konmuş, uzun süre antiepileptik ilaç kullanmış ve yıllardır nöbet geçirmeyen kişi aynı tıbbi geçmişe sahip değildir.</p>

<p>Sağlık kurulunun değerlendirmesinde hastalığın yönetmelikteki karşılığı esas alınır.</p>

<p>POMEM NÖROLOJİ MUAYENESİNDE SADECE EPİLEPSİYE Mİ BAKILIYOR?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Epilepsi nörolojik değerlendirmenin yalnızca bir parçasıdır.</p>

<p>Sinir sistemi hastalıkları, hareket bozuklukları, kas hastalıkları, geçirilmiş nörolojik hastalıklar ve başka durumlar da yönetmeliğin ilgili hükümleri kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>Dolayısıyla epilepsi bulunmaması bütün nöroloji muayenesinin otomatik olarak uygun olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>EPİLEPSİ ŞÜPHESİ BULUNAN ADAY NE YAPMALI?</p>

<p>Aday geçmişte nöbet, bilinç kaybı veya epilepsi tanısı yaşamışsa önce gerçek tıbbi geçmişini öğrenmelidir.</p>

<p>Eski epikrizlerini ve nöroloji raporlarını bulabilir.</p>

<p>EEG sonuçlarını inceletebilir.</p>

<p>Kullandığı ilaçların hangi nedenle reçete edildiğini öğrenebilir.</p>

<p>Gerekli görülürse nöroloji uzmanına başvurabilir.</p>

<p>Ancak yalnızca POMEM sağlık muayenesinden geçmek amacıyla doktor önerisi olmadan ilaç bırakmak veya sağlık geçmişini gizlemek doğru değildir.</p>

<p>ADAYLARIN EN ÇOK KARIŞTIRDIĞI 4 DURUM</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ateşli havale epilepsiyle aynı şey değildir.</p>

<p>Bayılma epileptik nöbetle aynı şey değildir.</p>

<p>Tek bir nöbet her zaman epilepsi anlamına gelmez.</p>

<p>Tek başına EEG sonucu da epilepsi tanısının tamamı değildir.</p>

<p>Bu nedenle adayın önce gerçek tanısını bilmesi gerekir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Epilepsi polisliğe engel mi?</p>

<p>Epilepsi yönetmeliğin nöroloji hükümlerinde ayrıca değerlendirilen bir hastalıktır. Polis eğitim kurumlarına girişte A dilimi sağlık şartları arandığından doğrulanmış epilepsi tanısı aday açısından önemlidir.</p>

<p>Çocukken havale geçirmek polisliğe engel mi?</p>

<p>Ateşli havale epilepsi ile aynı değildir. Çocukluk dönemindeki olayın niteliği ve daha sonra epilepsi gelişip gelişmediği değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bir kez nöbet geçiren polis olabilir mi?</p>

<p>Tek bir nöbet otomatik olarak epilepsi tanısı anlamına gelmez. Nöbetin nedeni ve nöroloji değerlendirmesi önemlidir.</p>

<p>EEG bozukluğu polisliğe engel mi?</p>

<p>EEG tek başına epilepsi tanısı koydurmaz. Klinik öykü ve nöroloji değerlendirmesiyle birlikte yorumlanmalıdır.</p>

<p>EEG normal çıkarsa polis olunur mu?</p>

<p>Normal EEG tek başına geçmiş epilepsi tanısını ortadan kaldırmaz. Nihai değerlendirmede gerçek tanı ve mevcut nörolojik durum esas alınır.</p>

<p>Epilepsi ilacı kullanmış olmak polisliğe engel mi?</p>

<p>İlacın hangi nedenle kullanıldığı önemlidir. Antiepileptik ilaçlar başka hastalıklarda da kullanılabilir. Epilepsi tanısı varsa yönetmeliğin ilgili hükümleri kapsamında değerlendirilir.</p>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel sağlık uygunluğu kararı değildir. Nöbet veya epilepsi geçmişi bulunan POMEM ve PMYO adaylarında yürürlükteki Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği, resmi nöroloji muayenesi, gerekli tetkikler ve yetkili sağlık kurulu/sağlık komisyonunun kararı esas alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği EK-3 – Sinir Sistemi Hastalıkları</p>

<p>Polis Akademisi Başkanlığı </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/epilepsi-polislige-engel-mi-pomem-ve-pmyo-saglik-sartlari</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-1089.jpeg" type="image/jpeg" length="61907"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Osteoporoz yalnızca kadınlarda görülmüyor: Erkeklerde risk altında]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/osteoporoz-yalnizca-kadinlarda-gorulmuyor-erkeklerde-risk-a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/osteoporoz-yalnizca-kadinlarda-gorulmuyor-erkeklerde-risk-a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kemik erimesi, kırık oluşana kadar belirti vermeyebilir. Kemik ölçümünün anlamı, boy kısalmasının önemi, ilaç seçenekleri ve yeni araştırmalar, osteoporozu anlamak için bu rehberde.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kemik erimesi, tıbbi adıyla osteoporoz, kemiklerin dayanıklılığının azalması ve daha kolay kırılabilir hâle gelmesidir. Çoğu zaman kırık oluşana kadar belirgin yakınmaya yol açmaz. Bu nedenle ağrı olmaması, kemiklerin mutlaka sağlıklı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Değerlendirmede yalnızca kemik yoğunluğu ölçümüne bakılmaz. Yaş, kullanılan ilaçlar, düşme olasılığı ve daha önce küçük bir düşmeyle oluşan kırıklar da önemlidir. Tedavinin temel amacı, ölçüm raporundaki sayıyı düzeltmenin yanında kırıkları önlemek ve kişinin hareket bağımsızlığını korumaktır.</p>

<p>Kemik erimesinde kemikte ne değişir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kemik, yaşam boyunca yenilenen canlı bir dokudur. Eski kemik dokusu yıkılırken yerine yenisi yapılır. Bu denge bozulduğunda kemik miktarı ve iç yapısının dayanıklılığı azalabilir.</p>

<p>Osteoporozda özellikle omurga, kalça ve el bileği kırıkları önem taşır. Ayakta durma yüksekliğinden düşmek gibi normalde sağlam kemiği kırması beklenmeyen bir olayla oluşan kırığa “kırılganlık kırığı” denir.</p>

<p>Kemik yoğunluğunun normalden düşük olduğu, fakat ölçümün osteoporoz sınırına ulaşmadığı durum için “osteopeni” ifadesi kullanılır. Bu iki kavram aynı anlama gelmez; tedavi kararı kişinin toplam kırık riskine göre verilir.</p>

<p>Kemik erimesi neden olur, kimlerde daha sık görülür?</p>

<p>Yaş ilerledikçe kemik kaybı artabilir. Kadınlarda menopozla birlikte östrojen hormonunun azalması bu süreci hızlandırabilir. Erkeklerde de osteoporoz gelişebilir; düşük testosteron düzeyi bazı hastalarda etkili olabilir.</p>

<p>Düşük vücut ağırlığı, ailede kalça kırığı öyküsü, sigara ve fazla alkol tüketimi riskle ilişkilidir. Yetersiz beslenme ve uzun süre hareketsiz kalma da kemik sağlığını olumsuz etkileyebilir.</p>

<p>Bazı kişilerde başka bir hastalık veya tedavi kemik kaybına katkıda bulunur. Besinlerin bağırsaktan yeterince emilememesi, bazı hormon bozuklukları ve uzun süre kullanılan kortizon türü ilaçlar buna örnektir.</p>

<p>Bu etkenlerden birinin bulunması mutlaka osteoporoz gelişeceğini göstermez. Ancak risk değerlendirmesi için gerekçe oluşturabilir. Özellikle uzun süreli kortizon tedavisinde kemik sağlığı, tedaviyi düzenleyen hekimle birlikte ele alınmalıdır.</p>

<p>Kemik erimesi belirtileri nelerdir?</p>

<p>Osteoporozun kendisi çoğu kişide fark edilir bir belirti oluşturmaz. Kırık geliştiğinde veya omurlarda çökme olduğunda şu bulgular ortaya çıkabilir:</p>

<p>- Yeni başlayan sırt veya bel ağrısı.<br />
- Zaman içinde belirgin boy kısalması.<br />
- Sırtta kamburlaşmanın artması.<br />
- Küçük bir düşme veya hafif zorlanmayla kırık oluşması.</p>

<p>Bazı omurga kırıkları belirgin ağrı yapmadan da gelişebilir. Öte yandan her sırt ağrısı kemik erimesinden kaynaklanmaz; kas, eklem ve disk sorunları da benzer yakınmalara yol açabilir. Belirtiler tek başına tanı koydurmaz.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Küçük bir düşmeyle kırık oluştuysa, boyda belirgin kısalma fark ediliyorsa veya duruşta yeni bir kamburlaşma geliştiyse değerlendirme gerekir. Osteoporoz riski bulunan bir kişide aniden başlayan sırt ağrısı da omurga kırığı açısından geciktirilmeden incelenmelidir.</p>

<p>Aile hekimi ilk değerlendirmeyi yapabilir. Fiziksel tıp ve rehabilitasyon, endokrinoloji veya ilgili diğer uzmanlıklar tanı ve tedaviyi planlayabilir. Kırık şüphesinde ortopedi değerlendirmesi gerekebilir.</p>

<p>Düşme sonrasında şiddetli kalça ya da kasık ağrısı varsa ve kişi ayağa kalkamıyor veya bacağına yük veremiyorsa kalça kırığı düşünülmelidir. Kişiyi yürümeye zorlamadan 112’den yardım istenmelidir.</p>

<p>Daha önce kırık geçirenlerde yeni kırık riski artabildiği için yalnızca kırığın iyileşmesiyle yetinilmemeli, kemik sağlığı da değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kemik erimesi nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Hekim önce geçirilmiş kırıkları, düşmeleri, aile öyküsünü, beslenmeyi ve kullanılan ilaçları sorgular. Boy ölçümü ve muayene, fark edilmemiş omurga sorunlarına ilişkin ipucu verebilir.</p>

<p>Kemik mineral yoğunluğu genellikle DXA adı verilen, düşük miktarda X ışını kullanan bir yöntemle ölçülür. En sık bel omurgası ve kalça değerlendirilir. İşlem ağrısızdır; ölçüm sonucu kemik yoğunluğunun referans değerlerle karşılaştırılmasını sağlar.</p>

<p>Menopoz sonrası kadınlarda ve 50 yaş ve üzerindeki erkeklerde uygun bölgelerde T skorunun −2,5 veya daha düşük olması osteoporozun ölçüme dayalı tanı ölçütlerinden biridir. Daha genç kişilerde değerlendirme farklıdır; yaş grubuyla karşılaştırmayı sağlayan Z skoru önem kazanır.</p>

<p>Rapor tek başına tedavi reçetesi değildir. Örneğin kalça veya omurgada kırılganlık kırığı bulunan bir kişinin tedavi ihtiyacı, T skoru bu sınırın üzerinde olsa da gündeme gelebilir.</p>

<p>FRAX gibi araçlar belirli bilgilerden yararlanarak gelecek 10 yıldaki kırık olasılığını tahmin eder. Bunlar kesin olarak kimin kırık yaşayacağını söylemez.</p>

<p>Gerektiğinde omurga görüntülemesi ve kemik kaybına yol açabilecek nedenleri araştıran kan testleri yapılır. Böbrek işlevi, kalsiyum ve D vitamini gibi değerlerin değerlendirilmesi tedavi güvenliği açısından da yararlı olabilir. Her test her hastaya gerekli değildir.</p>

<p>Kemik erimesi nasıl tedavi edilir?</p>

<p>Tedavi; kırık riski, geçirilmiş kırıklar, yaş, böbrek işlevi, diğer hastalıklar ve kişinin tercihleri dikkate alınarak planlanır. Her hastaya aynı ilaç veya aynı uygulama aralığı uygun değildir.</p>

<p>Beslenme, hareket ve düşmelerin önlenmesi</p>

<p>Yeterli protein ve kalsiyum alımı, D vitamini eksikliğinin değerlendirilmesi ve kişiye uygun hareket tedaviyi destekler. Süt ürünleri, uygun yeşil sebzeler ve kalsiyumla zenginleştirilmiş besinler beslenme planında yer alabilir. Gereksinim beslenmeyle karşılanamıyorsa destek değerlendirilebilir.</p>

<p>Kalsiyum veya D vitamini kullanmak, yüksek kırık riski bulunan bir kişide gerekli osteoporoz ilacının yerini tutmaz. Gereksiz yüksek miktarda destek kullanmak da ek yarar garantisi sağlamaz.</p>

<p>Kas gücünü ve dengeyi geliştiren egzersizler önemlidir. Omurga kırığı veya belirgin hareket kısıtlılığı bulunanlarda program kişiye uyarlanmalıdır. Kaygan halılar, yetersiz aydınlatma, görme sorunları ve baş dönmesine katkıda bulunan ilaçlar düşme riski açısından gözden geçirilir.</p>

<p>Kemik kaybını azaltan ilaçlar</p>

<p>Alendronat ve risedronat gibi ağızdan alınan bisfosfonatlar ile damar yoluyla uygulanan zoledronat sık kullanılan seçeneklerdir. Bu ilaçlar kemik yıkımını azaltır. Mide ve yemek borusu sorunları, böbrek işlevi ve uygulama biçimi ilaç seçiminde önemlidir.</p>

<p>Denosumab da kemik yıkımını azaltan, enjeksiyonla uygulanan bir seçenektir. Ancak tedavinin devamı ve gerektiğinde başka ilaca geçiş baştan planlanmalıdır. Plansız bırakılması veya geciktirilmesi omurga kırığı riskini artırabilir.</p>

<p>Kemik yapımını destekleyen tedaviler</p>

<p>Çok yüksek kırık riski bulunan bazı hastalarda teriparatid gibi kemik yapımını artıran tedaviler değerlendirilebilir. Özellikle omurga kırıkları olan kişilerde ilaçların hangi sırayla kullanılacağı önem taşır. Bu tedavilerin ardından kazanımı korumak için başka bir osteoporoz ilacı gerekebilir.</p>

<p>Kırık gelişmişse ağrı kontrolü, gerektiğinde cerrahi ve rehabilitasyon tedaviye eklenir. Osteoporoz ilaçları mevcut kırığı anında onarmaz; sonraki kırıkların riskini azaltmayı hedefler.</p>

<p>Güncel tedavi gelişmesi: Biyobenzer onayı ne anlama geliyor?</p>

<p>FDA, 28 Şubat 2025’te ABD’de denosumabın biyobenzeri olan Stoboclo’yu onayladı. Kullanım alanları arasında kırık riski yüksek, osteoporozu bulunan menopoz sonrası kadınlar ve belirli diğer hasta grupları yer alıyor.</p>

<p>Biyobenzer, referans biyolojik ilaca yüksek ölçüde benzeyen ve güvenlilik ile etkinlik açısından klinik olarak anlamlı fark göstermeyen üründür. Bu onay, yeni bir kemik yapım mekanizması keşfedildiği veya ürünün mevcut denosumabdan daha güçlü olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Denosumab ürünlerinde özellikle ileri kronik böbrek hastalığı olan kişilerde ciddi kan kalsiyumu düşüklüğü riski önemlidir. Bu nedenle hasta seçimi ve takip gereklidir.</p>

<p>Bu ürünün Türkiye’de ruhsat, erişim ve geri ödeme durumu bu haber kapsamında resmî bir kaynaktan doğrulanamadı. ABD onayı Türkiye’de aynı koşullarla kullanılabileceğini veya karşılanacağını göstermez.</p>

<p>Umut vaat eden araştırma: Daha uzun aralıklı uygulama kimlerde incelendi?</p>

<p>16 Ocak 2025’te New England Journal of Medicine’da yayımlanan araştırma, mevcut bir ilaç olan zoledronatın daha seyrek uygulanmasını değerlendirdi. Yeni bir molekülü değil, kırığı önlemeye yönelik farklı bir uygulama stratejisini inceledi.</p>

<p>Çift kör, rastgele gruplandırılmış Faz IV çalışmaya 50–60 yaşlarında, menopoz sonrası 1.054 kadın katıldı. Katılımcıların kemik yoğunluğu genç yetişkin ortalamasının altındaydı; ancak T skorları osteoporozun ölçüm sınırı olan −2,5’in üzerindeydi.</p>

<p>Başlangıçta ve beşinci yılda zoledronat verilen grupta, 10 yıllık dönemde görüntülemeyle saptanan yeni omurga kırığı oranı yüzde 6,3 oldu. Her iki uygulamada da etkisiz karşılaştırma ürünü verilen grupta oran yüzde 11,1’di. Mutlak fark 10 yılda 4,8 yüzde puandı.</p>

<p>Burada ölçülen sonuç, her zaman ağrı oluşturmayan omurga şekil değişikliklerini de kapsıyordu. Bulgular erkeklere, ileri yaştaki kişilere veya ağır osteoporozu bulunan herkese doğrudan genellenemez. Çalışma, mevcut tedavinin uygulama aralığını kişinin kendi kendine değiştirmesi için dayanak değildir.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Osteopeni mutlaka osteoporoza dönüşür mü?</p>

<p>Hayır. Kemik yoğunluğunun seyri kişiden kişiye değişir. Takip ve tedavi ihtiyacı; yaş, kırık geçmişi ve diğer risk etkenleriyle birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Kan kalsiyumum normalse kemik erimesi dışlanır mı?</p>

<p>Hayır. Kan kalsiyumu ölçümü kemik yoğunluğunu göstermez. Osteoporoz değerlendirmesinde bu testin görevi, kemik ölçümünün yerini almak değildir.</p>

<p>Kemik ölçümü her yıl tekrarlanmalı mı?</p>

<p>Herkes için zorunlu bir yıllık takvim yoktur. Tekrar zamanı başlangıç ölçümüne, kullanılan tedaviye ve kemik kaybını hızlandırabilecek durumlara göre belirlenir. Küçük değişiklikler ölçüm farklılığından da kaynaklanabilir.</p>

<p>Kemik erimesi ilacı kullanırken diş çektirilebilir mi?</p>

<p>Çoğu kişide gerekli diş tedavisi yapılabilir; ancak diş hekimi kullanılan ilaçları bilmelidir. Bazı osteoporoz ilaçlarıyla nadiren çene kemiğinde iyileşme sorunu görülebilir. İşlem ve ilaç planı ilgili hekimlerle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Tedavi sırasında “ilaç tatili” yapılabilir mi?</p>

<p>Bazı bisfosfonat kullanıcılarında, yıllar süren tedaviden sonra kırık riski yeniden değerlendirilerek planlı ara düşünülebilir. Bu yaklaşım bütün osteoporoz ilaçlarına uygulanamaz. Ara verme kararı ve takip planı hekim tarafından belirlenir.</p>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel tanı, ilaç seçimi ve tedavi takibi sağlık profesyoneli değerlendirmesi gerektirir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. ABD Ulusal Artrit, Kas-İskelet ve Deri Hastalıkları Enstitüsü (NIAMS). Osteoporosis; Osteoporosis: Diagnosis, Treatment, and Steps to Take. Erişim: 28 Eylül 2026.</p>

<p>2. International Society for Clinical Densitometry (ISCD). Official Adult Positions, 2023. Kemik yoğunluğu ölçümü, T ve Z skorları ve takip ilkeleri.</p>

<p>3. National Osteoporosis Guideline Group (NOGG). Clinical guideline for the prevention and treatment of osteoporosis, 2024 güncellemesi. Kırık riski değerlendirmesi, ilaç seçenekleri ve uzun dönem yönetim bölümleri.</p>

<p>4. NHS. Osteoporosis; Osteoporosis: Treatment; Broken hip. Kalça kırığı sayfası gözden geçirme tarihi: 29 Temmuz 2026. Erişim: 28 Eylül 2026.</p>

<p>5. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA). Purple Book: Stoboclo, denosumab-bmwo, BLA 761404. İlk onay: 28 Şubat 2025. Stoboclo reçeteleme bilgileri, 2025.</p>

<p>6. Bolland MJ ve arkadaşları. Fracture Prevention with Infrequent Zoledronate in Women 50 to 60 Years of Age. New England Journal of Medicine, 2025;392:239–248. Yayın tarihi: 16 Ocak 2025. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/osteoporoz-yalnizca-kadinlarda-gorulmuyor-erkeklerde-risk-a</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 13:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1492.jpeg" type="image/jpeg" length="23029"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Meliha Ercan Vakfı Bursu: Kız Öğrencilere Aylık 7 Bin TL]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/meliha-ercan-vakfi-bursu-kiz-ogrencilere-aylik-7-bin-tl</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/meliha-ercan-vakfi-bursu-kiz-ogrencilere-aylik-7-bin-tl" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meliha Ercan Vakfı'nın üniversiteli kız öğrencilere yönelik burs başvurularında son günlere girildi. Devlet üniversitelerinde veya vakıf üniversitelerinde yüzde 100 burslu lisans eğitimi gören öğrenciler 30 Eylül'e kadar başvurabilecek. Burs 9 ay boyunca ödenecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kız Üniversite Öğrencilerine Aylık 7 Bin TL Burs</p>

<p>Üniversite öğrencilerine yönelik burs başvurularında eylül ayının son günlerine girilirken kız öğrencilere özel burs programlarından birinde başvurular devam ediyor.</p>

<p>Meliha Ercan Vakfı, maddi desteğe ihtiyaç duyan başarılı kız üniversite öğrencilerine eğitim bursu sağlıyor.</p>

<p>Başvurular 30 Eylül tarihinde sona erecek.</p>

<p>Burs programı Türkiye genelindeki lisans öğrencilerini kapsıyor.</p>

<p>Kimler başvurabilir?</p>

<p>Meliha Ercan Vakfı bursuna Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kız öğrenciler başvurabiliyor.</p>

<p>Öğrencinin maddi desteğe ihtiyaç duyması ve tam zamanlı lisans öğrencisi olması gerekiyor.</p>

<p>Devlet üniversitelerinde öğrenim gören öğrenciler başvuru yapabiliyor.</p>

<p>Vakıf üniversitesinde okuyan öğrenciler ise yalnızca yüzde 100 burslu olmaları halinde programa başvurabiliyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Meliha Ercan Vakfı bursunda belirli bir fakülte veya bölüm sınırlaması bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle devlet üniversitelerinde veya vakıf üniversitelerinde yüzde 100 burslu olarak tıp eğitimi gören kız öğrenciler diğer koşulları sağlamaları halinde başvurabiliyor.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Diş hekimliği fakültesinde lisans eğitimi gören kız öğrenciler de genel burs koşullarını karşılamaları halinde başvuru yapabiliyor.</p>

<p>Eczacılık öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Eczacılık Fakültesi öğrencilerini kapsam dışında bırakan bir bölüm sınırlaması bulunmuyor.</p>

<p>Hemşirelik ve sağlık bilimleri öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Hemşirelik ve diğer dört yıllık sağlık bilimleri lisans programlarında okuyan kız öğrenciler de burs programına başvurabiliyor.</p>

<p>Hazırlık öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Burs programı yalnızca ara sınıflardaki öğrencilerle sınırlı değil.</p>

<p>Üniversitelerin lisans programlarında hazırlık sınıfında öğrenim gören öğrenciler de başvurabiliyor.</p>

<p>1. sınıftan son sınıfa kadar lisans öğrencilerinin başvuru yapması mümkün.</p>

<p>Ön lisans öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>İki yıllık ön lisans programları burs kapsamında değil.</p>

<p>Açıköğretim ve uzaktan eğitim programlarında öğrenim gören öğrenciler de başvuramıyor.</p>

<p>Yüksek lisans öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Meliha Ercan Vakfı burs programı lisans öğrencilerine yönelik.</p>

<p>Yüksek lisans ve doktora öğrencileri bu program kapsamında değerlendirilmiyor.</p>

<p>Ara sınıflarda not ortalaması kaç olmalı?</p>

<p>Ara sınıftaki öğrencilerin yıllık genel başarı ortalamasının 4 üzerinden en az 3,00 olması gerekiyor.</p>

<p>Bursiyerliğin devamında da öğrencinin akademik başarısını koruması bekleniyor.</p>

<p>Not ortalamasının 3,00'ın altına düşmesi bursun kesilmesine neden olabiliyor.</p>

<p>Başka burs alanlar başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Meliha Ercan Vakfı'nın dikkat çeken özelliklerinden biri başka burslara izin vermesi.</p>

<p>Başka bir vakıf, kurum veya kuruluştan burs alan öğrenciler de Meliha Ercan Vakfı bursuna başvurabiliyor.</p>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>Yeni dönem bursuna ilişkin güncel duyurularda öğrencilere aylık 7 bin TL eğitim desteği sağlanacağı belirtiliyor.</p>

<p>Burs ödemeleri 9 ay boyunca gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Burslar ocak-haziran ve ekim-aralık dönemlerini kapsıyor.</p>

<p>Ödemeler her ayın 15'inde bursiyerin kendi adına açılmış banka hesabına yatırılıyor.</p>

<p>Burs geri ödemeli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Meliha Ercan Vakfı bursu karşılıksız.</p>

<p>Mezuniyet sonrasında geri ödeme veya mecburi hizmet şartı bulunmuyor.</p>

<p>Başvurular nasıl değerlendiriliyor?</p>

<p>Bursiyer seçiminde öğrencinin akademik başarısı ve ailesinin ekonomik durumu birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Çevrim içi başvuruların ardından uygun bulunan adaylar için mülakat listeleri oluşturuluyor.</p>

<p>Mülakata çağrılan öğrenciler öncelikle e-posta, gerektiğinde telefon yoluyla bilgilendiriliyor.</p>

<p>Nihai bursiyerler Vakfın Burs Komisyonunun değerlendirmesi sonucunda belirleniyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>Başvurular tamamen çevrim içi gerçekleştiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öğrenciler Meliha Ercan Vakfı'nın Burs Başvuru Platformu veya mobil uygulaması üzerinden başvuru formunu doldurabiliyor.</p>

<p>Formda öğrencinin üniversitesi, fakültesi, bölümü, sınıfı, akademik durumu, barınma koşulları ve ailesinin gelir durumuna ilişkin ayrıntılı bilgiler isteniyor.</p>

<p>Başka kurumdan alınan bursların da formda beyan edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Sonuçlar ne zaman açıklanacak?</p>

<p>Vakfın açıklamasına göre burs sonuçları ekim ayı içerisinde duyurulacak.</p>

<p>Burs almaya hak kazanan öğrencilerden gerekli belgeleri Vakfa ulaştırmaları istenecek.</p>

<p>Son başvuru 30 Eylül</p>

<p>Meliha Ercan Vakfı burs başvuruları 30 Eylül tarihinde sona erecek.</p>

<p>Türkiye'deki devlet üniversitelerinde veya vakıf üniversitelerinde yüzde 100 burslu olarak lisans eğitimi gören, maddi desteğe ihtiyaç duyan kız öğrencilerin başvurularını çevrim içi sistem üzerinden tamamlamaları gerekiyor.</p>

<p>Tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve sağlık bilimleri öğrencileri de genel koşulları karşılamaları halinde burs programına başvurabiliyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Meliha Ercan Vakfı<br />
Meliha Ercan Vakfı Burs Programı<br />
Meliha Ercan Vakfı Burs Başvuru Koşulları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/meliha-ercan-vakfi-bursu-kiz-ogrencilere-aylik-7-bin-tl</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="69197"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yaşayan Safai Bursu 2026-2027: Gerontoloji Öğrencilerine 4.500 TL]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yasayan-safai-bursu-2026-2027-gerontoloji-ogrencilerine-4500-tl</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yasayan-safai-bursu-2026-2027-gerontoloji-ogrencilerine-4500-tl" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[EGET Vakfı, Sağlık Bilimleri Fakültelerinin Gerontoloji bölümlerinde okuyan öğrencilere aylık 4 bin 500 TL karşılıksız burs verecek. Dokuz ay sürecek burs için başvurular 12 Ekim'de başlayacak, 27 Ekim'de sona erecek. Ara sınıflarda en az 3,00/4,00 ortalama şartı aranıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gerontoloji Öğrencilerine Aylık 4.500 TL Karşılıksız Burs</p>

<p>Sağlık bilimleri öğrencilerine yönelik 2026-2027 burs programlarına Gerontoloji öğrencileri için özel bir destek eklendi.</p>

<p>EGET Vakfı tarafından yürütülen Yaşayan Safai Lisans Bursu kapsamında Sağlık Bilimleri Fakültelerinin Gerontoloji bölümlerinde öğrenim gören öğrencilere aylık 4 bin 500 TL karşılıksız burs verilecek.</p>

<p>Burs bir akademik yılda 9 ay boyunca ödenecek.</p>

<p>Böylece burs almaya hak kazanan bir Gerontoloji öğrencisine toplam 40 bin 500 TL eğitim desteği sağlanacak.</p>

<p>Başvurular 12 Ekim 2026 tarihinde başlayacak ve 27 Ekim'de sona erecek.</p>

<p>Gerontoloji öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Fakültelerine bağlı Gerontoloji bölümleri Yaşayan Safai Bursunun kapsamına açıkça dahil edilmiş durumda.</p>

<p>Program ayrıca devlet üniversitelerinin Güzel Sanatlar ve Ziraat fakültelerindeki belirlenen lisans programlarında öğrenim gören öğrencilere de açık.</p>

<p>Ancak sağlık alanında bursun doğrudan kapsadığı bölüm Gerontoloji.</p>

<p>Devlet üniversitesi şartı var</p>

<p>Yaşayan Safai Bursuna Türkiye'deki devlet üniversitelerinde belirtilen programlarda öğrenim gören öğrenciler başvurabiliyor.</p>

<p>Vakıf üniversitelerinde öğrenim gören öğrenciler program kapsamında değil.</p>

<p>Açıköğretim ve uzaktan eğitim öğrencileri de burs başvurusu yapamıyor.</p>

<p>Yeni üniversiteye başlayanlar başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Gerontoloji bölümünü yeni kazanan öğrenciler de burs programına başvurabiliyor.</p>

<p>Yeni yerleşen öğrenciler için YKS başarı şartı bulunuyor.</p>

<p>Öğrencinin YKS'den en az 300 puan almış olması gerekiyor.</p>

<p>Ara sınıflarda ortalama kaç olmalı?</p>

<p>Gerontoloji bölümünde öğrenimine devam eden ara sınıf öğrencilerinin genel not ortalamasının 4 üzerinden en az 3,00 olması gerekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla program akademik başarı kriteri görece yüksek burslardan biri.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>2026-2027 Yaşayan Safai Lisans Bursu aylık 4 bin 500 TL olarak açıklandı.</p>

<p>Burs 9 ay boyunca ödenecek.</p>

<p>Bir öğrencinin bir akademik yılda alabileceği toplam destek 40 bin 500 TL olacak.</p>

<p>Burs geri ödemeli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Yaşayan Safai Bursu geri ödemesiz olarak veriliyor.</p>

<p>Öğrenciden mezuniyet sonrasında aldığı bursu geri ödemesi istenmiyor.</p>

<p>Bu özellik önemli. Çünkü EGET Vakfının genel lisans bursunda mezuniyet ve işe giriş sonrasında başka bir öğrencinin desteklenmesini sağlayan geri ödeme modeli uygulanıyor.</p>

<p>Yaşayan Safai Bursunda ise böyle bir geri ödeme yükümlülüğü bulunmuyor.</p>

<p>Sosyal sorumluluk şartı var</p>

<p>Bursiyerlerin yalnızca akademik başarılarını sürdürmeleri yeterli değil.</p>

<p>Yaşayan Safai Bursundan yararlanan öğrencilerin burs aldıkları akademik yıl içerisinde EGET Vakfı bünyesinde 10 gün süreyle sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirmeleri gerekiyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>Burs başvuruları çevrim içi gerçekleştirilecek.</p>

<p>Öğrenciler EGET Vakfının internet sitesindeki burs başvuru sistemi üzerinden veya Vakfın mobil uygulamasından başvurabilecek.</p>

<p>Başvuru sürecinin ilk aşaması dijital ortamda yürütülecek.</p>

<p>Başvurular nasıl değerlendirilecek?</p>

<p>Başvuru koşullarını sağlayan adaylar Vakfın değerlendirme sistemi üzerinden incelenecek.</p>

<p>Ön değerlendirmeyi geçen öğrencilerden durumlarını doğrulayan belgeler istenecek.</p>

<p>Akademik başarı yanında öğrencinin ve ailesinin ekonomik durumu da değerlendirmede dikkate alınacak.</p>

<p>Başvurular 12 Ekim'de başlayacak</p>

<p>Yaşayan Safai Lisans Bursu için başvuru ekranı 12 Ekim 2026 tarihinde açılacak.</p>

<p>Öğrencilerin 27 Ekim'e kadar başvurularını tamamlaması gerekiyor.</p>

<p>Değerlendirme süreci 30 Ekim'de başlayacak ve 9 Aralık'ta tamamlanacak.</p>

<p>Sonuçların 12 Aralık 2026 tarihinde açıklanması planlanıyor.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Fakültelerinin Gerontoloji bölümlerinde öğrenim gören öğrenciler açısından programın en önemli avantajlarından biri, 4 bin 500 TL'lik aylık bursun 9 ay boyunca ve geri ödeme yükümlülüğü olmadan sağlanması.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>EGET Vakfı<br />
Yaşayan Safai Lisans Bursu<br />
EGET Vakfı 2026-2027 Burs Takvimi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yasayan-safai-bursu-2026-2027-gerontoloji-ogrencilerine-4500-tl</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 12:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="98341"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TSEDAD Program Değerlendiricisi Başvuru Süresini Uzattı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tsedad-program-degerlendiricisi-basvuru-suresini-uzatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tsedad-program-degerlendiricisi-basvuru-suresini-uzatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp ve Sağlık Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği, Program Değerlendiricisi Alımı ve Değerlendirici Temel Eğitim Programı için başvuru süresini yoğun talep üzerine 1 Ekim 2026 saat 23.59’a kadar uzattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tıp ve sağlık eğitimi alanındaki değerlendirme ve akreditasyon çalışmalarını yürüten TSEDAD, Program Değerlendiricisi Alımı ve Değerlendirici Temel Eğitim Programı için başvuru takviminde değişikliğe gitti.</p>

<p>Tıp ve Sağlık Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği tarafından yapılan açıklamada, programa yönelik yoğun başvuru talebi nedeniyle sürenin uzatıldığı bildirildi.</p>

<p>SON BAŞVURU TARİHİ 1 EKİM 2026</p>

<p>Yeni takvime göre adaylar, başvurularını 1 Ekim 2026 Perşembe günü saat 23.59’a kadar tamamlayabilecek.</p>

<p>Başvurular, daha önce yayımlanan ilanda belirtilen koşullar ve gerekli belgeler doğrultusunda aynı başvuru sistemi üzerinden alınmaya devam edecek. Program değerlendiricisi olmak isteyen adayların işlemlerini son saate bırakmadan tamamlamaları önem taşıyor.</p>

<p>YENİDEN BAŞVURU YAPILMASI GEREKMİYOR</p>

<p>TSEDAD, daha önce başvurusunu eksiksiz şekilde tamamlayan adayların yeniden başvuru yapmasına gerek bulunmadığını da açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Program Değerlendiricisi Alımı ve Değerlendirici Temel Eğitim Programı; tıp ve sağlık eğitimi programlarının belirlenen standartlar doğrultusunda incelenmesi, değerlendirilmesi ve kalite güvencesi çalışmalarının geliştirilmesi açısından önem taşıyor. <br />
Başvurmak için <a href="https://tsedad.org.tr/degerlendirici-basvuru" rel="nofollow">TIKLAYINIZ </a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tsedad-program-degerlendiricisi-basvuru-suresini-uzatti</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 12:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1489.jpeg" type="image/jpeg" length="60194"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[371 Bin Kişilik Araştırma: Meyveyi Daha Seyrek Tüketenlerde Kalp Sorunları Daha Yaygın]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/371-bin-kisilik-arastirma-meyveyi-daha-seyrek-tuketenlerde-kalp-sorunlari-daha-yaygin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/371-bin-kisilik-arastirma-meyveyi-daha-seyrek-tuketenlerde-kalp-sorunlari-daha-yaygin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de 371 binden fazla yetişkinin verilerini inceleyen geniş araştırmada, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, kalp krizi ve koroner kalp hastalığı bildiren kişilerin meyvenin kendisini daha seyrek tükettiği görüldü. Ancak araştırma, az meyve tüketmenin kalp hastalığına yol açtığını kanıtlamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çalışmanın dikkat çeken yönlerinden biri, meyvenin kendisi ile yüzde 100 meyve suyunu ayrı ayrı değerlendirmesi oldu. Sonuçlar, bu iki tüketim biçiminin kalp-damar sağlığı açısından aynı tabloyu göstermediğine işaret etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>371 Bin Yetişkinin Meyve Tüketimi İncelendi</p>

<p>Araştırmacılar, ABD’de 2019 yılında yürütülen Behavioral Risk Factor Surveillance System verilerini analiz etti. Çalışmaya toplam 371.038 yetişkin dahil edildi.</p>

<p>Katılımcılara taze, dondurulmuş, kurutulmuş veya konserve biçimde meyveyi ne sıklıkla yedikleri ve yüzde 100 meyve suyunu ne sıklıkla içtikleri soruldu.</p>

<p>Ayrıca katılımcıların yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, kalp krizi, anjina veya koroner kalp hastalığı ve inme öyküleri değerlendirildi.</p>

<p>Buradaki önemli ayrım şu: Araştırma kişilerin günde kaç gram ya da kaç porsiyon meyve yediğini ölçmedi. Yalnızca ne sıklıkta meyve tükettiklerini değerlendirdi.</p>

<p>Kalp-Damar Sorunu Olanlar Meyveyi Daha Seyrek Tüketti</p>

<p>Araştırmanın temel bulgusu, kalp-damar sağlığı daha olumsuz olan gruplarda meyvenin kendisini tüketme sıklığının daha düşük olmasıydı.</p>

<p>Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, kalp krizi ve koroner kalp hastalığı bildiren yetişkinler, bu sorunları bildirmeyenlere göre meyveyi daha seyrek tüketiyordu.</p>

<p>Araştırmada yaş, eğitim, gelir ve sigara kullanımı gibi sonuçları etkileyebilecek bazı faktörler de istatistiksel olarak dikkate alındı. Genel ilişki bu analizlerden sonra da büyük ölçüde devam etti.</p>

<p>Bununla birlikte gruplar arasındaki farkların büyüklüğü sınırlıydı. Bu nedenle sonuçları “çok meyve yiyenlerin kalbi korunuyor” şeklinde yorumlamak doğru değil.</p>

<p>Meyve Suyunda Sonuçlar Daha Karışıktı</p>

<p>Araştırmada yüzde 100 meyve suyu tüketiminde aynı derecede belirgin ve tutarlı bir ilişki ortaya çıkmadı.</p>

<p>Bazı kalp-damar sorunları bulunan kişilerde meyve suyu tüketim sıklığı daha yüksek görünürken bazı gruplarda daha düşük bulundu. Yaş, gelir, eğitim ve diğer değişkenler hesaba katıldığında bu ilişkilerin önemli bölümü zayıfladı.</p>

<p>Bu nedenle çalışma, “meyve suyu kalbe zararlıdır” veya “meyve suyu kalbi korur” şeklinde bir sonuç ortaya koymuyor.</p>

<p>Asıl dikkat çeken bulgu, meyvenin kendisini tüketme sıklığındaki daha tutarlı farklılık oldu.</p>

<p>Meyvenin Kendisi ile Meyve Suyu Neden Aynı Değil?</p>

<p>Elma, portakal, armut, çilek gibi meyveler doğal halleriyle tüketildiğinde posa, vitamin, mineral ve farklı biyolojik bileşenleri birlikte sağlar.</p>

<p>Meyve suyu ise meyvede bulunan bazı vitamin ve mineralleri içerse de posa miktarı ve gıdanın yapısı açısından meyvenin kendisinden farklıdır.</p>

<p>Bu nedenle beslenme rehberlerinde meyve ihtiyacının önemli bölümünün meyvenin kendisinden karşılanması tercih edilir.</p>

<p>Ancak bu fark, yeni araştırmada görülen kalp-damar ilişkilerinin nedenini tek başına açıklamıyor.</p>

<p>Araştırma “Az Meyve Yemek Kalp Hastalığı Yapar” Demiyor</p>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlaması burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Araştırma kesitsel olarak tasarlandı. Yani katılımcıların mevcut sağlık durumları ile o dönemde bildirdikleri beslenme alışkanlıkları aynı veri setinde karşılaştırıldı.</p>

<p>Bu nedenle hangi durumun önce ortaya çıktığını belirlemek mümkün değil.</p>

<p>Örneğin kalp krizi geçiren veya yüksek tansiyon tanısı alan bir kişi, doktor önerisiyle daha sonra beslenmesini değiştirmiş olabilir. Tersine, yıllardır düşük meyve tüketiyor da olabilir.</p>

<p>Araştırma bu iki olasılığı birbirinden ayıramıyor.</p>

<p>Bu nedenle bulunan ilişki önemli olsa da neden-sonuç ilişkisi olarak yorumlanamaz.</p>

<p>Çalışmanın Başka Sınırlamaları da Var</p>

<p>Beslenme bilgileri katılımcıların kendi beyanlarına dayanıyor. İnsanların ne yediğini veya ne sıklıkla tükettiğini hatırlamasında hata olması mümkün.</p>

<p>Araştırma ayrıca meyvenin porsiyon büyüklüğünü veya toplam tüketim miktarını ölçmedi.</p>

<p>Fiziksel aktivite, vücut ağırlığı, sebze tüketimi, tam tahıl tüketimi ve genel beslenme kalitesi gibi kalp sağlığını etkileyebilecek bütün yaşam tarzı faktörleri de analizde kapsamlı biçimde değerlendirilemedi.</p>

<p>Bu nedenle tek başına bu çalışmadan kişisel kalp hastalığı riski hesaplamak mümkün değil.</p>

<p>Meyve Tüketimi ve Kalp Sağlığı İçin Sonuç Ne?</p>

<p>Araştırmanın verdiği en net mesaj, kalp-damar hastalığı veya önemli risk faktörleri bildiren yetişkinlerin meyvenin kendisini genel olarak daha seyrek tükettiği.</p>

<p>Bu bulgu, sebze, meyve, tam tahıl ve baklagillerden zengin dengeli beslenme modellerinin kalp-damar sağlığıyla ilişkilendirildiği daha geniş bilimsel literatürle de uyum gösteriyor.</p>

<p>Ancak tek bir araştırma, meyve tüketimini artırmanın kalp krizi veya diğer kalp-damar hastalıklarını tek başına önleyeceğini gösteremez.</p>

<p>Araştırmacılar, insanların meyve tüketimini yıllar boyunca takip eden çalışmaların bu ilişkinin yönünü ve olası nedenlerini daha iyi ortaya koyabileceğini belirtiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol veya kalp-damar hastalığı bulunan kişiler beslenme düzenlerini yalnızca tek bir araştırmanın sonucuna göre değiştirmemelidir. Kişisel beslenme planı mevcut hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve genel sağlık durumu dikkate alınarak sağlık profesyoneliyle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Current Developments in Nutrition — ABD’li yetişkinlerde meyve ve yüzde 100 meyve suyu tüketim sıklığının kalp-damar hastalıkları ve risk faktörleriyle ilişkisini inceleyen çalışma — 2026</li>
 <li>Behavioral Risk Factor Surveillance System — 2019 yetişkin sağlık ve davranış verileri</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/371-bin-kisilik-arastirma-meyveyi-daha-seyrek-tuketenlerde-kalp-sorunlari-daha-yaygin</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1485.jpeg" type="image/jpeg" length="11671"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7 Sağlıklı Tohum: Hangisi Lif, Protein ve Omega-3 Açısından Öne Çıkıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/7-saglikli-tohum-hangisi-lif-protein-ve-omega-3-acisindan-one-cikiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/7-saglikli-tohum-hangisi-lif-protein-ve-omega-3-acisindan-one-cikiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Keten ve chia başta olmak üzere bazı tohumlar lif, bitkisel omega-3, protein ve mineraller sağlar. Ancak kalp, kilo ve uzun yaşam üzerindeki etkiler tohumdan tohuma değişir; mucize besin yoktur.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Keten tohumu, chia, kabak çekirdeği, susam, kenevir tohumu, ayçiçeği çekirdeği ve haşhaş; küçük hacimlerine rağmen lif, doymamış yağlar, bitkisel protein, vitaminler ve mineraller açısından yoğun besinlerdir. Ancak “hangi tohum daha sağlıklı?” sorusunun tek bir cevabı yok. Her birinin besin profili farklı olduğu gibi, sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin bilimsel kanıt da aynı güçte değil.</p>

<p>Özellikle keten ve chia tohumu hakkında randomize kontrollü çalışmalar ve meta-analizler bulunuyor. Diğer bazı tohumlarda ise sağlık faydasına ilişkin iddialar, doğrudan hastalık sonuçlarından çok besin bileşimi ve daha sınırlı insan çalışmalarına dayanıyor. Bu nedenle tohumları bir tedavi gibi değil, kaliteli bir beslenme düzeninin parçalarından biri olarak görmek daha doğru.</p>

<p>Tohumlar gerçekten sağlıklı mı?</p>

<p>Genel olarak evet. Tohumların önemli bölümü doymamış yağ asitleri, lif, protein ve çeşitli mikro besinler içeriyor. Geniş kapsamlı araştırmalar da kuruyemiş ve tohumların yer aldığı beslenme modellerini daha iyi kardiyometabolik sağlık göstergeleriyle ilişkilendiriyor.</p>

<p>Ancak burada kritik nokta tek bir besine olağanüstü özellik yüklememek. Bir kaşık chia, keten veya susam; sebze, meyve, tam tahıl ve diğer kaliteli besinlerden fakir bir beslenmenin etkisini tek başına ortadan kaldırmaz.</p>

<ol>
 <li>Keten tohumu: Kalp sağlığı için kanıtı en güçlü seçeneklerden</li>
</ol>

<p>Keten tohumu özellikle alfa-linolenik asit adı verilen bitkisel omega-3 yağ asidi, lif ve lignanlar açısından dikkat çekiyor.</p>

<p>Randomize kontrollü çalışmaların meta-analizleri, keten tohumu tüketiminin özellikle hipertansiyonu veya kardiyovasküler risk faktörleri bulunan bazı kişilerde sistolik ve diyastolik kan basıncında mütevazı düşüşlerle ilişkili olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Keten tohumu üzerine kolesterol ve diğer kan yağlarını inceleyen çalışmalar da olumlu sonuçlar bildirmiş durumda. Bununla birlikte bu etkilerin büyüklüğü kişinin başlangıç değerlerine, tüketilen miktara, kullanılan keten ürünü biçimine ve çalışma süresine göre değişebiliyor.</p>

<p>Pratik açıdan öğütülmüş keten tohumu, bütün tohuma göre daha kullanışlı olabilir. Bütün keten tohumlarının bir kısmı sindirilmeden bağırsaktan geçebilir.</p>

<p>“Hormonları dengeler” veya hormonla ilişkili kanserleri önler şeklindeki kesin ifadeler ise mevcut insan kanıtının önüne geçiyor. Lignanlar bilimsel açıdan ilgi çekici olsa da keten tohumu bu amaçlarla bir tedavi olarak görülmemeli.</p>

<ol start="2">
 <li>Chia tohumu: Lif ve bitkisel omega-3 açısından öne çıkıyor</li>
</ol>

<p>Chia tohumu özellikle lif içeriği nedeniyle öne çıkıyor. Suyla temas ettiğinde jel benzeri bir yapı oluşturması, onu yoğurt, yulaf veya benzeri yiyeceklere eklemeyi kolaylaştırıyor.</p>

<p>Chia ayrıca bitkisel omega-3 kaynağı olan alfa-linolenik asit içeriyor.</p>

<p>Son yıllarda yayımlanan randomize kontrollü çalışmaların meta-analizlerinde chia tüketiminin kan basıncı ve bel çevresi gibi bazı göstergelerde iyileşmeyle ilişkili olabileceği bildirildi. Bazı analizlerde trigliserit ve yüksek miktarlarda tüketimde LDL kolesterol açısından da olumlu sonuçlar görüldü.</p>

<p>Ancak sonuçlar bütün çalışmalar arasında tutarlı değil. Vücut ağırlığı, kan şekeri ve kan yağlarının tümünde aynı ölçüde yarar gösterilmiş değil. Bu nedenle chia tohumu “zayıflatan” veya metabolik hastalıkları tedavi eden bir besin olarak sunulmamalı.</p>

<p>Kuru chia tohumunun çok miktarda sıvı çekebildiği de unutulmamalı. Özellikle yutma güçlüğü bulunan kişilerin chia tohumunu kuru halde kaşıkla tüketmesi uygun değildir.</p>

<ol start="3">
 <li>Kabak çekirdeği: Magnezyum, çinko ve protein deposu</li>
</ol>

<p>Kabak çekirdeği protein, doymamış yağlar, magnezyum, çinko, demir ve çeşitli bitkisel bileşikler içeren yoğun bir besindir.</p>

<p>Magnezyum normal kas ve sinir fonksiyonu, enerji metabolizması ve birçok enzim sistemi için gereklidir. Çinko ise bağışıklık sistemi dahil çok sayıda biyolojik süreçte görev alır.</p>

<p>Bu özellikler kabak çekirdeğini besleyici bir atıştırmalık haline getiriyor ancak “magnezyum eksikliğini tedavi eder” veya “bağışıklığı güçlendirir” gibi kesin sonuçlar çıkarmak doğru değil.</p>

<p>Kabak çekirdeği yağıyla erkek tipi saç dökülmesi üzerine yapılmış küçük insan çalışmaları da bulunuyor. Ancak kabak çekirdeği yemenin saçları yeniden çıkardığını gösterecek yeterli klinik kanıt yok.</p>

<ol start="4">
 <li>Susam ve tahin: Doymamış yağlar ve lignanlar öne çıkıyor</li>
</ol>

<p>Susam; doymamış yağlar, protein ve sesamin başta olmak üzere lignan adı verilen bitkisel bileşikler içeriyor. Tahin de öğütülmüş susam olduğu için bu besinlerin önemli bölümünü taşıyor.</p>

<p>Susam tüketimini kan basıncı, kolesterol, trigliserit ve vücut ağırlığıyla ilişkilendiren randomize kontrollü çalışmalar mevcut.</p>

<p>Bununla birlikte susam araştırmalarında önemli bir sınırlama var: Çalışmalar çoğunlukla küçük ve birbirinden oldukça farklı. Daha yeni değerlendirmeler bazı olumlu sonuçlara rağmen kanıt kesinliğinin düşük olabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla susam ve tahin besleyici gıdalardır ancak hipertansiyon veya yüksek kolesterol tedavisinin yerine geçmez.</p>

<ol start="5">
 <li>Kenevir tohumu: Bitkisel protein arayanlar için seçenek</li>
</ol>

<p>Kabuksuz kenevir tohumu yüksek miktarda protein ve doymamış yağ içerir. Temel amino asitlerin tamamını içerdiği için bitki ağırlıklı beslenen kişiler açısından kullanışlı bir protein katkısı olabilir.</p>

<p>Ancak bu durum kenevir proteinini bütün protein kaynaklarıyla beslenme açısından eşdeğer yapmaz. Protein sindirilebilirliği ve bazı amino asitlerin miktarı farklılık gösterebilir; özellikle lizin sınırlayıcı amino asitlerden biridir.</p>

<p>Kenevir tohumundaki bazı bileşikların beyin ve sinir sistemi üzerindeki olası etkilerini inceleyen araştırmalar da var. Fakat bu çalışmaların önemli bölümü laboratuvar veya hayvan araştırması düzeyinde. Kenevir tohumu tüketmenin Alzheimer veya Parkinson hastalığını önlediğini söylemek için insanlarda yeterli kanıt bulunmuyor.</p>

<ol start="6">
 <li>Ayçiçeği çekirdeği: E vitamini açısından güçlü</li>
</ol>

<p>Ayçiçeği çekirdeğinin en belirgin beslenme avantajlarından biri E vitamini içeriğidir. E vitamini hücreleri oksidatif hasara karşı koruyan antioksidan sistemlerde rol oynayan yağda çözünen bir vitamindir.</p>

<p>Ayçiçeği çekirdeği ayrıca doymamış yağlar, protein ve çeşitli mineraller içerir.</p>

<p>Burada ürün seçimi önem kazanıyor. Çok tuzlu ayçiçeği çekirdeği tüketmek, özellikle sodyumu sınırlandırması gereken kişilerde tohumun beslenme açısından avantajını azaltabilir. Tuzsuz veya az tuzlu seçenekler bu açıdan daha uygun olabilir.</p>

<ol start="7">
 <li>Haşhaş tohumu: Besleyici ama “özel tedavi” kanıtı yok</li>
</ol>

<p>Haşhaş tohumu da doymamış yağlar, mineraller ve bitkisel protein içeren bir gıdadır. Ancak diğer bazı popüler tohumlarla karşılaştırıldığında belirli hastalıkların önlenmesi veya tedavisi konusunda insanlarda güçlü klinik kanıt daha sınırlıdır.</p>

<p>Bu nedenle haşhaşın faydasını mucizevi sağlık etkilerinden çok, çeşitli ve dengeli beslenmeye katkı sağlayabilecek bir tohum olması üzerinden değerlendirmek daha doğru.</p>

<p>Hangi tohumu seçmeli?</p>

<p>Amaç lif miktarını artırmaksa chia ve öğütülmüş keten öne çıkar.</p>

<p>Bitkisel omega-3 açısından keten ve chia önemli seçeneklerdir.</p>

<p>Protein ağırlıklı bir katkı isteniyorsa kenevir tohumu ve kabak çekirdeği düşünülebilir.</p>

<p>E vitamini açısından ayçiçeği çekirdeği dikkat çeker.</p>

<p>Susam ve tahin ise doymamış yağlar ve lignanları günlük beslenmeye eklemenin pratik yollarından biridir.</p>

<p>Bunlardan yalnızca birini “en sağlıklı tohum” ilan etmek yerine farklı tohumları dönüşümlü tüketmek besin çeşitliliğini artırabilir.</p>

<p>Tohumları günlük beslenmeye nasıl ekleyebilirsiniz?</p>

<p>Öğütülmüş keten tohumu yoğurt, kefir veya yulafa karıştırılabilir.</p>

<p>Chia sıvıyla bekletilerek yoğurt, süt veya yulafla tüketilebilir.</p>

<p>Kabak ve ayçiçeği çekirdeği salatalara veya ara öğünlere eklenebilir.</p>

<p>Susam yemeklerin üzerine serpilebilir; tahin sos veya kahvaltılık olarak kullanılabilir.</p>

<p>Kabuksuz kenevir tohumu yoğurt, salata veya kahvaltılık karışımlara eklenebilir.</p>

<p>Burada amaç çok miktarda tüketmek değil, beslenme düzeninde çeşitlilik oluşturmaktır. Tohumlar besin açısından yoğun oldukları gibi enerji açısından da yoğundur.</p>

<p>Asıl önemli olan tek bir tohum değil, beslenmenin bütünü</p>

<p>Bilimsel verilerin verdiği temel mesaj, sosyal medyada sık görülen “tek besinle sağlık” yaklaşımından farklı.</p>

<p>Keten veya chia gibi bazı tohumların belirli kardiyometabolik göstergeler üzerindeki etkisini destekleyen insan çalışmaları bulunuyor. Ancak hiçbir tohum tek başına uzun yaşam sağlamıyor, kalp hastalığını önlemiyor veya kilo vermeyi garanti etmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sebze, meyve, baklagiller, tam tahıllar, kuruyemişler, tohumlar ve kaliteli yağ kaynaklarından zengin genel beslenme düzeni çok daha önemli. Tohumların gerçek avantajı da böyle bir beslenme modeline küçük miktarlarda lif, protein, doymamış yağ ve mikro besin ekleyebilmeleri.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Tohumlar alerjiye neden olabilir; susam önemli besin alerjenlerinden biridir. Yutma güçlüğü bulunan kişiler kuru chia tüketmemelidir. Kronik hastalığı bulunan veya özel diyet uygulayan kişiler beslenmesinde önemli değişiklik yapmadan önce sağlık profesyoneline danışmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Food &amp; Nutrition Research — Nuts and seeds consumption and risk of cardiovascular disease, type 2 diabetes and their risk factors: a systematic review and meta-analysis — 2023</li>
 <li>Clinical Nutrition Research — Flaxseed Lowers Blood Pressure in Hypertensive Subjects: A Meta-Analysis of Randomized Controlled Trials — 2024</li>
 <li>Clinical Therapeutics — The Effects of Chia Seed Consumption on Blood Pressure and Body Composition in Adults: A Systematic Review and Meta-analysis of Randomized Controlled Trials — 2025</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/7-saglikli-tohum-hangisi-lif-protein-ve-omega-3-acisindan-one-cikiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1486.jpeg" type="image/jpeg" length="54740"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sedimantasyon (ESR) Kaç Olmalı? 20, 30, 50 ve 100 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sedimantasyon-esr-kac-olmali-20-30-50-ve-100-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sedimantasyon-esr-kac-olmali-20-30-50-ve-100-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sedimantasyon (ESR), vücuttaki inflamasyonu dolaylı gösteren kan testidir. Normal sınır yaş ve cinsiyete göre değişir; 20, 30, 50 veya 100 mm/saat sonuçları tek başına enfeksiyon, romatizma ya da kanser tanısı koydurmaz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>SEDİMANTASYON (ESR) NEDİR?</p>

<p>Sedimantasyon, diğer adıyla eritrosit sedimentasyon hızı (ESR veya ESH), kırmızı kan hücrelerinin bir saat içinde tüpün dibine ne kadar hızlı çöktüğünü ölçer.</p>

<p>Vücutta inflamasyon olduğunda bazı kan proteinleri eritrositlerin birbirine yapışmasını kolaylaştırabilir ve hücreler daha hızlı çöker. Bu nedenle ESR yükselir.</p>

<p>Ancak sedimantasyon özgül bir test değildir. Yüksek çıkması tek başına enfeksiyon, romatizma veya kanser tanısı koydurmaz.</p>

<p>SEDİMANTASYON KAÇ OLMALI?</p>

<p>Normal değer yaşa, cinsiyete ve kullanılan yönteme göre değişebilir.</p>

<p>Westergren yönteminde örnek referanslar:</p>

<p>50 yaş altı erkek: 15 mm/saatten düşük</p>

<p>50 yaş üstü erkek: 20 mm/saatten düşük</p>

<p>50 yaş altı kadın: 20 mm/saatten düşük</p>

<p>50 yaş üstü kadın: 30 mm/saatten düşük</p>

<p>Bunlar evrensel sınırlar değildir. Kişinin kendi laboratuvar raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>SEDİMANTASYON 20 NE DEMEK?</p>

<p>20 mm/saat sonucunun normal olup olmadığı yaş ve cinsiyete göre değişir.</p>

<p>Örneğin genç bir erkekte laboratuvar üst sınırının üzerinde olabilirken, 50 yaş üzerindeki bir erkekte veya bazı kadınlarda normal sınırlar içerisinde bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle ESR 20 tek başına “yüksek” olarak etiketlenmemelidir.</p>

<p>SEDİMANTASYON 30 NE DEMEK?</p>

<p>30 mm/saat bazı kişilerde hafif yüksek, bazı yaş ve cinsiyet gruplarında ise üst sınıra yakın bir sonuç olabilir.</p>

<p>Yakın zamanda geçirilen enfeksiyon, anemi, gebelik, inflamatuvar hastalıklar ve yaş gibi faktörler sonucu etkileyebilir.</p>

<p>SEDİMANTASYON 50 NE DEMEK?</p>

<p>50 mm/saat çoğu yetişkin referans aralığının üzerindedir ve belirgin ESR yüksekliği olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak rakam nedenini göstermez.</p>

<p>Enfeksiyonlar, romatolojik hastalıklar, inflamatuvar bağırsak hastalıkları, böbrek hastalıkları ve başka inflamatuvar durumlarda görülebilir.</p>

<p>SEDİMANTASYON 100 NE DEMEK?</p>

<p>100 mm/saat çok belirgin sedimantasyon yüksekliğidir ve genellikle nedeninin açıklanması gerekir.</p>

<p>Ciddi enfeksiyonlar, sistemik inflamatuvar veya otoimmün hastalıklar, dev hücreli arterit, polimiyalji romatika ve bazı hematolojik ya da diğer hastalıklarda çok yüksek ESR görülebilir.</p>

<p>Ancak “ESR 100 = kanser” veya “ESR 100 = kesin enfeksiyon” şeklinde bir yorum doğru değildir.</p>

<p>SEDİMANTASYON YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>ESR çok farklı nedenlerle yükselebilir.</p>

<p>Bunlar arasında:</p>

<p>Enfeksiyonlar</p>

<p>Romatoid artrit ve diğer otoimmün hastalıklar</p>

<p>Vaskülitler</p>

<p>Polimiyalji romatika</p>

<p>Dev hücreli arterit</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnflamatuvar bağırsak hastalıkları</p>

<p>Böbrek hastalıkları</p>

<p>Anemi</p>

<p>Gebelik</p>

<p>Bazı hematolojik ve diğer kanserler</p>

<p>yer alabilir.</p>

<p>Bu nedenle yüksek sedimantasyonun nedeni belirtiler ve diğer laboratuvar testleriyle birlikte araştırılır.</p>

<p>SEDİMANTASYON YÜKSEKLİĞİ KANSER Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bazı kanserlerde ESR yükselebilir ancak sedimantasyon bir kanser testi değildir.</p>

<p>Enfeksiyon, otoimmün hastalık, anemi ve çok sayıda başka durum çok daha benzer bir yüksekliğe yol açabilir.</p>

<p>Yalnızca ESR sonucuyla kanser tanısı veya kanser şüphesi oluşturmak doğru değildir.</p>

<p>SEDİMANTASYON YÜKSEKLİĞİ ROMATİZMA MI?</p>

<p>Her zaman değil.</p>

<p>Romatoid artrit, polimiyalji romatika ve bazı vaskülitlerde ESR yükselebilir. Ancak aynı sonuç enfeksiyon veya başka inflamatuvar hastalıklarda da görülebilir.</p>

<p>Romatolojik hastalık değerlendirmesinde belirtiler, muayene ve hastalığa göre CRP, RF, Anti-CCP, ANA gibi diğer testler birlikte kullanılabilir.</p>

<p>CRP NORMAL AMA SEDİMANTASYON YÜKSEK OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>ESR ve CRP aynı şeyi ölçmez ve aynı hızda değişmez.</p>

<p>Sedimantasyon yaş, anemi, gebelik ve kırmızı kan hücrelerinin özellikleri gibi faktörlerden daha fazla etkilenebilir. Ayrıca inflamasyon düzeldikten sonra ESR'nin normale dönmesi CRP'ye göre daha yavaş olabilir.</p>

<p>Bu nedenle CRP normal olduğu halde ESR yüksek bulunabilir.</p>

<p>CRP İLE SEDİMANTASYON ARASINDAKİ FARK NEDİR?</p>

<p>CRP, karaciğer tarafından inflamasyona yanıt olarak üretilen bir proteinin düzeyini ölçer.</p>

<p>Sedimantasyon ise kırmızı kan hücrelerinin tüpte ne kadar hızlı çöktüğünü ölçer ve inflamasyonu dolaylı olarak gösterir.</p>

<p>CRP genellikle akut inflamasyondaki değişikliklere daha hızlı yanıt verir. ESR ise daha yavaş değişebilir ve yaş, anemi gibi faktörlerden daha fazla etkilenebilir.</p>

<p>ANEMİ SEDİMANTASYONU YÜKSELTİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Anemi ESR'nin yükselmesine katkıda bulunabilir. Bu nedenle yüksek sedimantasyon sonucunu değerlendirirken hemoglobin ve tam kan sayımı da önemli olabilir.</p>

<p>Yalnızca yüksek ESR nedeniyle inflamatuvar hastalık tanısı konulmamalıdır.</p>

<p>YAŞ İLERLEDİKÇE SEDİMANTASYON YÜKSELİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Sedimantasyon değerleri yaşla birlikte doğal olarak yükselebilir. Kadınlarda da referans sınırları genellikle erkeklere göre biraz daha yüksektir.</p>

<p>Bu nedenle 70 yaşındaki bir kişinin sonucu ile 25 yaşındaki bir kişinin sonucu aynı sınırlarla değerlendirilmemelidir.</p>

<p>SEDİMANTASYON DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Düşük sedimantasyon çoğu zaman yüksek ESR kadar klinik önem taşımaz.</p>

<p>Polisitemi yani kırmızı kan hücrelerinin fazla olması, orak hücre hastalığı, çok yüksek beyaz kan hücresi sayısı ve bazı kan veya protein bozukluklarında ESR düşük bulunabilir.</p>

<p>Tek başına düşük ESR sonucu genellikle belirli bir hastalığı göstermez.</p>

<p>SEDİMANTASYON NASIL DÜŞER?</p>

<p>Amaç sedimantasyon rakamını doğrudan düşürmek değildir.</p>

<p>Enfeksiyon varsa enfeksiyon, otoimmün hastalık varsa inflamatuvar hastalık, anemi varsa aneminin nedeni tedavi edilir.</p>

<p>Altta yatan durum düzeldiğinde ESR zamanla düşebilir. Sedimantasyonu düşürmek amacıyla kendi kendine ilaç kullanılmamalıdır.</p>

<p>SEDİMANTASYON NE ZAMAN ÖNEMLİDİR?</p>

<p>Belirgin veya tekrarlayan ESR yüksekliği özellikle açıklanamayan ateş, kilo kaybı, gece terlemesi, kalıcı eklem şişliği veya başka sistemik belirtilerle birlikteyse değerlendirilmelidir.</p>

<p>50 yaş üzerindeki bir kişide yeni başlayan şiddetli baş ağrısı, saçlı deride hassasiyet, çene ağrısı veya görme değişikliği varsa dev hücreli arterit açısından hızlı değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Sedimantasyon 20 yüksek mi?</p>

<p>Yaş ve cinsiyete göre değişir. Bazı kişilerde normal, bazılarında hafif yüksek olabilir.</p>

<p>Sedimantasyon 50 tehlikeli mi?</p>

<p>Belirgin yüksek bir sonuçtur ancak tek başına tehlikenin derecesini veya nedeni göstermez. Klinik bulgularla birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Sedimantasyon 100 kanser mi?</p>

<p>Hayır. Çok yüksek ESR ciddi enfeksiyon ve inflamatuvar hastalıklar dahil birçok nedenle görülebilir. Kanser tanısı koydurmaz.</p>

<p>CRP normal sedimantasyon yüksek olabilir mi?</p>

<p>Evet. ESR yaş, anemi ve gebelik gibi faktörlerden etkilenebilir ve inflamasyon sonrasında CRP'den daha yavaş normale dönebilir.</p>

<p>Sedimantasyon yüksek ama hiçbir şikâyet yoksa ne olur?</p>

<p>Tek sonuç üzerinden hastalık tanısı konulmaz. Yüksekliğin derecesi, kalıcı olup olmadığı, yaş, tam kan sayımı ve diğer klinik bulgular değerlendirilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Sedimantasyon yüksekliği tek başına enfeksiyon, romatolojik hastalık veya kanser tanısı değildir. Çok yüksek veya tekrarlayan sonuçlara açıklanamayan ateş, kilo kaybı, kalıcı eklem şişliği ya da yeni görme sorunları gibi belirtiler eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>MedlinePlus Medical Encyclopedia — ESR</p>

<p>Mayo Clinic — Sed Rate (Erythrocyte Sedimentation Rate) </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sedimantasyon-esr-kac-olmali-20-30-50-ve-100-ne-demek</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/biyokimya-kan.jpg" type="image/jpeg" length="88353"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zayıflama İlaçları Gençleştirir mi? Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu’ndan Önemli Ayrım]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclari-genclestirir-mi-prof-dr-kaan-yilancioglundan-onemli-ayrim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclari-genclestirir-mi-prof-dr-kaan-yilancioglundan-onemli-ayrim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Semaglutid, HIV ile ilişkili lipohipertrofisi bulunan 84 kişide bazı epigenetik yaşlanma göstergelerini yavaşlattı. Bulgular umut verici; ancak ilacın ömrü uzattığını veya sağlıklı insanları gençleştirdiğini göstermiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Semaglutid, HIV ile ilişkili lipohipertrofisi bulunan yetişkinlerde bazı epigenetik yaşlanma göstergelerini plaseboya kıyasla yavaşlattı. DunedinPACE adı verilen ölçümde biyolojik yaşlanma hızının yaklaşık yüzde 9 daha düşük olduğu hesaplandı.</p>

<p>Ancak bu sonuç, semaglutidin insanları gençleştirdiğini, yaşlanmayı durdurduğunu veya yaşam süresini uzattığını kanıtlamıyor. Bulgular, 84 katılımcının kan örnekleri üzerinde yapılan kısa süreli ve önceden planlanmamış keşifsel bir analize dayanıyor.</p>

<p>Semaglutid araştırmasında kimler incelendi?</p>

<p>Nature Communications’ta yayımlanan çalışma, daha önce tamamlanan randomize, çift kör ve plasebo kontrollü Faz 2b araştırmasının verilerini yeniden değerlendirdi.</p>

<p>Ana araştırmaya HIV enfeksiyonu ilaçlarla kontrol altında bulunan ve karın bölgesinde anormal yağ birikimiyle seyreden lipohipertrofisi olan 108 yetişkin alınmıştı. Katılımcılarda diyabet veya aktif kalp-damar hastalığı bulunmuyordu.</p>

<p>Epigenetik yaş analizinde başlangıç ve 32’nci haftaya ait uygun kan örnekleri bulunan 84 kişi incelendi. Bunların 45’i haftada bir semaglutid, 39’u ise plasebo almıştı. Katılımcıların ortalama yaşı 49, ortanca vücut kitle indeksi ise 32,9’du.</p>

<p>“Yüzde 9 daha yavaş yaşlanma” ne anlama geliyor?</p>

<p>Araştırmacılar, kandaki DNA metilasyonu örüntülerini inceleyen 17 farklı epigenetik saat kullandı. Epigenetik saatler, DNA üzerindeki kimyasal işaretlerden yararlanarak yaşlanmayla bağlantılı moleküler değişimleri tahmin eden modeller olarak tanımlanıyor.</p>

<p>DunedinPACE ölçümünde semaglutid grubunun biyolojik yaşlanma hızı plasebo grubundan yaklaşık yüzde 9 daha düşük bulundu. PhenoAge, GrimAge, OMICmAge ve RetroAge gibi bazı diğer ölçümlerde de semaglutid lehine sonuçlar elde edildi.</p>

<p>Yüzde 9’luk değer, kişinin takvim yaşının yüzde 9 azaldığı anlamına gelmiyor. Bir insanın daha genç göründüğünü, dokuz yıl kazandığını veya ömrünün yüzde 9 uzadığını da göstermiyor. Bu oran yalnızca belirli bir epigenetik modelin hesapladığı yaşlanma hızındaki gruplar arası farkı ifade ediyor.</p>

<p>“Biyolojik yaş 4,9 yıl azaldı” yorumu doğru mu?</p>

<p>Çalışmada PhenoAge ölçümünde yıllıklandırılmış fark 4,9 yıl olarak hesaplandı. Fakat bu sonuç, katılımcıların 32 haftada biyolojik olarak 4,9 yıl gençleştiği şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Araştırmacılar, 32 haftalık değişimi yıllık bir hız biçiminde modelledi. Dolayısıyla elde edilen sayılar doğrudan kazanılmış yaşam yılı veya tersine çevrilmiş takvim yaşı değildir. Bunlar, farklı epigenetik saatlerin ürettiği istatistiksel tahminlerdir.</p>

<p>Kalp, beyin ve karaciğer gerçekten gençleşti mi?</p>

<p>Semaglutid grubunda inflamasyon, beyin, metabolizma, kan, kalp, böbrek ve karaciğerle ilişkilendirilen sistem saatlerinde daha düşük epigenetik yaşlanma değerleri görüldü. En büyük farklar inflamasyon, beyin ve metabolizma göstergelerinde kaydedildi.</p>

<p>Bununla birlikte bu sonuçlar organlardan alınmış doku örneklerine dayanmıyor. Bütün ölçümler kandaki DNA metilasyonu üzerinden hesaplandı. Bu nedenle semaglutidin beyni, kalbi, böbrekleri veya karaciğeri doğrudan gençleştirdiği söylenemez.</p>

<p>Akciğer, kas-iskelet, bağışıklık ve hormon sistemleriyle ilişkilendirilen saatlerde görülen farklar ise istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşmadı. Fiziksel ve zihinsel dayanıklılığı tahmin etmeyi amaçlayan “içsel kapasite” göstergesinde de anlamlı değişiklik bulunmadı.</p>

<p>Etki kilo kaybından mı kaynaklanıyor?</p>

<p>Semaglutid; iştah, kan şekeri, insülin direnci ve vücut yağ dağılımı üzerinde etkili olan bir GLP-1 reseptör agonistidir. Ana Faz 2b çalışmasında karın içi yağ dokusunda yaklaşık yüzde 30,6 azalma görülmüştü. İnflamasyonla bağlantılı bazı kan göstergeleri de düşmüştü.</p>

<p>Visseral yağlanmanın ve kronik inflamasyonun azalması, epigenetik saatlerdeki değişimin olası açıklamalarından biri olabilir. Metabolik yükün hafiflemesi, hücrelerin maruz kaldığı inflamatuvar ve oksidatif baskıyı azaltmış olabilir.</p>

<p>Fakat mevcut analiz, gözlenen farkın kilo kaybından mı, inflamasyonun azalmasından mı, insülin duyarlılığındaki iyileşmeden mi yoksa semaglutidin başka bir etkisinden mi kaynaklandığını kesin biçimde ayıramıyor.</p>

<p>İkinci araştırma bulguları destekliyor mu?</p>

<p>HIV ve metabolik işlev bozukluğuyla ilişkili yağlı karaciğer hastalığı bulunan 41 kişinin katıldığı ayrı bir pilot çalışmada, semaglutid kullanan bazı katılımcıların epigenetik yaşlanma göstergelerinde iyileşme görüldü. Yaşlanma hızı azalan kişilerde karaciğer yağındaki düşüş daha belirgindi.</p>

<p>Ancak bu araştırmada plasebo grubu yoktu. Grubun tamamında yaşlanma hızının düştüğünü gösteren tutarlı bir sonuç da elde edilmedi. Bu nedenle pilot çalışma, semaglutidin yaşlanmayı yavaşlattığını tek başına kanıtlamıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu: Mucize ilaç algısına karşı temkinli olunmalı</p>

<p>Moleküler biyoloji, genetik ve longevity uzmanı Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, bu tür bilimsel gelişmelerin son derece kıymetli olduğunu ancak sonuçların “mucize ilaç” algısına dönüştürülmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Semaglutid gibi moleküllerin kronik enflamasyonu, diğer adıyla yangıyı azaltma ve metabolik stresi düşürme potansiyeline dikkat çeken Yılancıoğlu, epigenetik saatlerde görülen değişimin önemli bir bilimsel sinyal olduğunu belirtti.</p>

<p>“Laboratuvarda veya genetik testlerde biyolojik yaş göstergelerinin, yani epigenetik saatlerin gerilemesi heyecan verici bir bulgudur. Ancak bu testlerdeki düzelmeler, tek başına yaşam süresinin kesin olarak uzadığı anlamına gelmez. Asıl önemli olan, bu hücresel iyileşmenin kaliteli, hastalıksız ve dinç bir ömre, yani healthspan’e ne ölçüde dönüştüğüdür.”</p>

<p>Yılancıoğlu’nun dikkat çektiği ayrım, longevity araştırmalarının temel tartışma alanlarından birini oluşturuyor. Biyolojik yaş göstergelerindeki düzelme, hücresel süreçlerin olumlu yönde değişebildiğini düşündürebilir. Fakat bunun daha az hastalık, daha yüksek yaşam kalitesi, korunmuş zihinsel ve fiziksel kapasite ya da daha uzun yaşam olarak karşılık bulup bulmayacağı ancak uzun süreli klinik takiplerle anlaşılabilir.</p>

<p>Epigenetik saatlerin önemli araştırma araçları olduğunu belirten yaklaşım, bu testlerin kişinin gelecekte kaç yıl yaşayacağını kesin biçimde gösteren ölçümler olmadığının da altını çiziyor. Farklı epigenetik saatler, yaşlanmanın farklı yönlerini ölçüyor ve aynı kişide birbirinden farklı sonuçlar üretebiliyor.</p>

<p>Yılancıoğlu’na göre asıl hedef yalnızca yaşam süresini uzatmak değil; kişinin ileri yaşlarını bağımsız, üretken, bilişsel açıdan güçlü ve kronik hastalıklardan mümkün olduğunca uzak geçirmesini sağlamak olmalı. Bu nedenle moleküler göstergelerdeki olumlu değişimin gerçek hayattaki karşılığı; kalp-damar hastalıkları, kanser, nörodejeneratif hastalıklar, kırılganlık ve işlev kaybı gibi sonuçlar üzerinden değerlendirilmelidir.</p>

<p>Uzun ve sağlıklı yaşamın tek bir ilaçla sağlanamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Yılancıoğlu, genetik altyapıyla yaşam tarzının birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti:</p>

<p>“Uzun yaşam; genetik altyapı, doğru beslenme, kaliteli uyku, düzenli egzersiz ve hücresel düzeyde stres yönetiminin bir bütünüdür. Semaglutid gibi modern tıbbın sunduğu araçlar metabolik sağlığı düzeltmede güçlü birer yardımcı olabilir. Fakat hiçbir tıbbi müdahale, kötü bir yaşam tarzının vücutta oluşturduğu tahribatı tek başına ortadan kaldırmaya yetmez.”</p>

<p>Bu değerlendirme, semaglutid araştırmasının sonuçlarıyla yaşam tarzı önerilerinin birbirinin alternatifi olmadığını ortaya koyuyor. İlaçlar uygun hastalarda metabolik riskleri azaltabilir; ancak hareket, beslenme, uyku, kas kütlesinin korunması ve stres yönetimi sağlıklı yaşlanmanın temel bileşenleri olmaya devam ediyor.</p>

<p>Semaglutid yaşlanma karşıtı bir ilaç mı?</p>

<p>Hayır. Semaglutid şu aşamada yaşlanmayı geciktiren, insanları gençleştiren veya ömrü uzatan bir tedavi olarak kabul edilemez. Araştırma doğrudan yaşam süresini, yaşa bağlı hastalıkların gelişmesini, bilişsel performansı veya günlük işlevleri değerlendirmedi.</p>

<p>Epigenetik analiz ana araştırmanın önceden belirlenmiş amacı değildi. Çalışmanın tek merkezli olması, yalnızca 84 kişinin değerlendirilmesi, izlem süresinin 32 haftayla sınırlı kalması ve çoklu karşılaştırmalar için istatistiksel düzeltme yapılmaması sonuçların gücünü azaltıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Katılımcıların tamamının HIV ile yaşayan ve lipohipertrofisi bulunan kişilerden oluşması da bulguların sağlıklı yetişkinlere, ileri yaştaki kişilere veya yalnızca obezitesi bulunanlara doğrudan uygulanmasını engelliyor.</p>

<p>Araştırmanın gerçek önemi ne?</p>

<p>Çalışma, semaglutidin kilo ve kan şekeri üzerindeki bilinen etkilerinin ötesinde, yaşlanmayla bağlantılı bazı moleküler göstergeleri değiştirebileceğine ilişkin erken bir insan verisi sunuyor. Randomize ve plasebo kontrollü bir araştırmanın örneklerinden yararlanılması önemli bir avantaj oluşturuyor.</p>

<p>Buna rağmen epigenetik saatler klinik sonuç değil, dolaylı biyolojik göstergelerdir. Bulguların doğrulanabilmesi için daha geniş ve çeşitli gruplarda yapılacak, yaşlanma ölçümlerinin başlangıçta belirlendiği ve katılımcıların yıllar boyunca izlendiği araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Gelecekteki çalışmaların yalnızca epigenetik saatleri değil; hastalıksız geçirilen yaşam süresini, fiziksel dayanıklılığı, bilişsel işlevleri, yaşa bağlı hastalıkların görülme sıklığını ve ölüm oranlarını da değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Semaglutid yalnızca hekim değerlendirmesiyle ve uygun tıbbi endikasyon için kullanılmalıdır. Bu araştırma, ilacın gençleşme veya uzun ömür amacıyla kullanılmasını desteklemez. İlaç başlanması, bırakılması ya da dozunun değiştirilmesi için doktora danışılmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Nature Communications — Semaglutide slows epigenetic aging in a randomized trial of HIV-associated lipohypertrophy — 19 Mayıs 2026<br />
2. The Lancet Diabetes &amp; Endocrinology — Once-weekly semaglutide in people with HIV-associated lipohypertrophy: a randomised, double-blind, placebo-controlled phase 2b single-centre clinical trial — 2024<br />
3. npj Aging — Pilot study of epigenetic aging and treatment response to semaglutide in the SLIM LIVER study — 21 Nisan 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclari-genclestirir-mi-prof-dr-kaan-yilancioglundan-onemli-ayrim</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 21:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1483.jpeg" type="image/jpeg" length="89698"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80849"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="34349"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92867"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75327"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85685"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="48995"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
