<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 26 Aug 2026 00:47:29 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ordu’da Fatma Gümüş ve Melehat Gümüş kardeşler gözyaşlarıyla uğurlandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/orduda-fatma-gumus-ve-melehat-gumus-kardesler-gozyaslariyla-ugurlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/orduda-fatma-gumus-ve-melehat-gumus-kardesler-gozyaslariyla-ugurlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ordu’nun Çamaş ilçesinde fındık topladıkları bahçede yaklaşık 30 metreden düşerek hayatını kaybeden Melehat ve Fatma Gümüş kardeşler, Sarıyakup Mahallesi’nde toprağa verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çamaş’ta iki kardeş son yolculuğuna birlikte uğurlandı</p>

<p>ORDU – Ordu’nun Çamaş ilçesinde fındık toplamak için gittikleri bahçede yaklaşık 30 metreden düşerek hayatını kaybeden Melehat Gümüş (60) ile Fatma Gümüş (65), gözyaşları arasında son yolculuklarına uğurlandı.</p>

<p>Olay, Çamaş ilçesine bağlı Sarıyakup Mahallesi’nde meydana geldi. Fındık toplamak üzere bahçeye giden iki kardeş, akşam saatlerinde evlerine dönmeyince yakınları bölgede arama başlattı.</p>

<p>YAKLAŞIK 30 METREDEN DÜŞTÜLER</p>

<p>Yakınları tarafından yapılan aramada Melehat ve Fatma Gümüş, dere kenarında hareketsiz halde bulundu. İhbar üzerine bölgeye jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi.</p>

<p>Sağlık görevlilerinin yaptığı kontrolde iki kardeşin hayatını kaybettiği belirlendi. Olay yerinde gerçekleştirilen incelemelerde Melehat ve Fatma Gümüş’ün fındık bahçesinden yaklaşık 30 metre aşağıya düştükleri tespit edildi.</p>

<p>Cenazeler, jandarma ve olay yeri inceleme ekiplerinin çalışmalarının ardından hastane morguna kaldırıldı.</p>

<p>AYNI AİLEYE GELİN GİTMİŞLERDİ</p>

<p>İki kardeşin yaşam öyküsüne ilişkin ortaya çıkan ayrıntılar, Çamaş’taki acıyı daha da büyüttü. Melehat ve Fatma Gümüş’ün, kendileri gibi kardeş olan iki erkekle evlendikleri ve düğünlerinin aynı gün yapıldığı öğrenildi.</p>

<p>Melehat Gümüş’ün Ali Gümüş, Fatma Gümüş’ün ise Hacı Mehmet Gümüş ile evlendiği belirtildi. Melehat Gümüş’ün eşinin daha önce hayatını kaybettiği bildirildi.</p>

<p>Melehat Gümüş’ün 6, Fatma Gümüş’ün ise 2 çocuk annesi olduğu öğrenildi.</p>

<p>GÖZYAŞLARI ARASINDA TOPRAĞA VERİLDİLER</p>

<p>İki kardeş için Sarıyakup Mahallesi’nde cenaze töreni düzenlendi. Melehat ve Fatma Gümüş’ün cenazeleri, ikindi namazının ardından kılınan cenaze namazı sonrası yakınlarının ve mahalle sakinlerinin gözyaşları arasında toprağa verildi.</p>

<p>Hayatları boyunca birbirlerinden ayrılmayan, aynı gün iki erkek kardeşle evlenerek aynı aileye gelin giden Melehat ve Fatma Gümüş’ün son yolculuklarına da birlikte uğurlanması, yakınlarını ve ilçe halkını yasa boğdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olayla ilgili başlatılan inceleme sürüyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>3. Sayfa</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/orduda-fatma-gumus-ve-melehat-gumus-kardesler-gozyaslariyla-ugurlandi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 23:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9055.jpeg" type="image/jpeg" length="49083"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sildenafil Kullananlara Beslenme Uyarısı: Greyfurttan Kaçının]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sildenafil-kullananlara-beslenme-uyarisi-greyfurttan-kacinin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sildenafil-kullananlara-beslenme-uyarisi-greyfurttan-kacinin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sildenafil (viagra) kullananların greyfurt ve greyfurt suyundan kaçınması öneriliyor. Greyfurtun ilacın vücutta parçalanmasını yavaşlatabileceği; baş ağrısı, kızarma, baş dönmesi ve tansiyon düşmesi gibi yan etkilerin görülme olasılığını artırabileceği belirtiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Greyfurt ile sildenafil birlikte tüketilir mi?</p>

<p>Sertleşme sorununun tedavisinde kullanılan sildenafil ile greyfurtun birlikte tüketilmesi, ilaç etkileşimleri bakımından dikkat gerektiriyor. Sağlık otoriteleri, sildenafil kullanan kişilerin greyfurt yememesini ve greyfurt suyu içmemesini öneriyor.</p>

<p>Greyfurtun içeriğindeki bazı bileşikler, bağırsaklarda ilaçların parçalanmasında görev alan CYP3A4 adlı enzimin çalışmasını baskılayabiliyor. Sildenafil de büyük ölçüde bu enzim sistemi üzerinden metabolize ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle greyfurt tüketildiğinde sildenafilin kandaki düzeyi yükselebiliyor ve ilacın etkisi kişiden kişiye değişebilecek şekilde daha az öngörülebilir hale gelebiliyor.</p>

<p>Yan etkilerin görülme ihtimali artabilir</p>

<p>Greyfurt ve sildenafil etkileşimi sonucunda şu yan etkilerin görülme olasılığı artabilir:</p>

<ul>
 <li>Baş ağrısı</li>
 <li>Yüzde kızarma ve sıcaklık hissi</li>
 <li>Baş dönmesi</li>
 <li>Çarpıntı</li>
 <li>Hazımsızlık</li>
 <li>Görmeyle ilgili geçici değişiklikler</li>
 <li>Tansiyon düşmesi</li>
 <li>Baygınlık hissi</li>
</ul>

<p>Yapılan farmakokinetik bir araştırmada, greyfurt suyunun sildenafilin vücuttaki toplam kullanılabilirliğini artırdığı ve emilim sürecini geciktirebildiği bildirildi. Araştırmacılar, bu durumun ilacın etkisini daha az öngörülebilir hale getirebileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Birkaç saat ara vermek yeterli olmayabilir</p>

<p>Greyfurtun ilaç metabolizması üzerindeki etkisi yalnızca tüketildiği anla sınırlı kalmayabilir. Bu nedenle greyfurt ile sildenafil arasında birkaç saat bırakılması, etkileşimi tamamen önleyen güvenilir bir yöntem olarak kabul edilmemelidir.</p>

<p>En güvenli yaklaşım, sildenafil kullanılan dönemde greyfurt ve greyfurt suyundan kaçınmak; ilacın kullanımıyla ilgili tereddüt bulunması halinde doktor veya eczacıya danışmaktır.</p>

<p>Greyfurt içerebilen karışık meyve suları ve içeceklerin etiketlerinin de kontrol edilmesi önem taşıyor. Acı portakal ve pomelo gibi bazı turunçgillerin de benzer etkileşimlere yol açabileceği unutulmamalıdır.</p>

<p>Birlikte tüketildiyse ne yapılmalı?</p>

<p>Greyfurt yedikten veya greyfurt suyu içtikten sonra sildenafil alınmış olması, her kişide ciddi bir sorun gelişeceği anlamına gelmez. Ancak yeni bir doz alınmamalı ve ortaya çıkabilecek belirtiler takip edilmelidir.</p>

<p>Şiddetli baş dönmesi, bayılma, göğüs ağrısı, ani görme ya da işitme kaybı veya dört saatten uzun süren ereksiyon gelişmesi halinde acil sağlık yardımı alınmalıdır.</p>

<p>Göğüs ağrısı ortaya çıkarsa nitrat içeren bir kalp ilacı kesinlikle kullanılmamalı; sağlık ekibine sildenafil alındığı ve hangi saatte kullanıldığı açıkça bildirilmelidir.</p>

<p>Nitratlarla birlikte kullanımı çok daha ciddi risk taşıyor</p>

<p>Sildenafilin nitrogliserin, izosorbid mononitrat ve izosorbid dinitrat gibi nitrat içeren ilaçlarla birlikte kullanılması tehlikeli düzeyde tansiyon düşmesine yol açabilir. “Poppers” olarak bilinen nitrit içeren maddeler de bu kapsamda değerlendirilir.</p>

<p>Riociguat kullananlar ile ciddi kalp-damar hastalığı, belirgin düşük tansiyon, yakın zamanda kalp krizi veya inme öyküsü bulunan kişiler de sildenafil kullanmadan önce mutlaka hekim değerlendirmesinden geçmelidir.</p>

<p>Sildenafil reçete edilen dozun üzerinde alınmamalı ve sertleşme sorununun tedavisinde 24 saat içinde birden fazla kullanılmamalıdır. Dozun artırılması, yararın yükselmesini garanti etmediği gibi yan etki riskini belirgin biçimde artırabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Servisi</li>
 <li>ABD Gıda ve İlaç Dairesi</li>
 <li>DailyMed İlaç Bilgi Sistemi</li>
 <li>British National Formulary</li>
 <li>Clinical Pharmacology &amp; Therapeutics – Greyfurt suyu ve sildenafil farmakokinetiği araştırması</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sildenafil-kullananlara-beslenme-uyarisi-greyfurttan-kacinin</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9054.jpeg" type="image/jpeg" length="55326"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Selenyum Hangi Besinlerde Var? En Güçlü Doğal Kaynaklar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/selenyum-hangi-besinlerde-var-en-guclu-dogal-kaynaklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/selenyum-hangi-besinlerde-var-en-guclu-dogal-kaynaklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Selenyum eksikliği yalnızca yorgunlukla anlaşılmıyor; beslenme düzeni, bağırsak ve böbrek hastalıkları da tabloyu etkileyebiliyor. Peki bu mineral doğal yolla nasıl karşılanabilir?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>SELENYUM EKSİKLİĞİ DOĞAL YOLLA NASIL GİDERİLİR?</p>

<p>Kan tahlilindeki düşük bir sonuç, çoğu kişiyi doğruca takviye kutularına yöneltiyor. Oysa selenyum söz konusu olduğunda “biraz fazla olsun” düşüncesi güvenli değil. Vücudun bu minerale çok küçük miktarlarda ihtiyacı var; gereğinden fazlası ise saçtan tırnağa, sindirim sisteminden sinirlere kadar farklı sorunlara yol açabiliyor.</p>

<p>Selenyum eksikliğini düzeltmenin ilk adımı, sonucu tek başına yorumlamak değil; beslenme düzenini ve düşüklüğe yol açabilecek sağlık sorunlarını birlikte değerlendirmektir.</p>

<p>SELENYUM VÜCUTTA NE YAPAR?</p>

<p>Selenyum, vücudun az miktarda ihtiyaç duyduğu bir mineraldir. Hücreleri oksidatif hasara karşı koruyan bazı enzimlerin yapısına katılır. Tiroid hormonlarının etkin biçimlerine dönüştürülmesinde, bağışıklık sisteminin çalışmasında, DNA üretiminde ve üreme fonksiyonlarında görev alır.</p>

<p>Bu görevler, daha fazla selenyum almanın daha güçlü bağışıklık veya daha hızlı çalışan bir tiroid sağlayacağı anlamına gelmez. Sağlıklı kişide amaç, eksikliği gidermek ve yeterli düzeyi korumaktır.</p>

<p>SELENYUM EKSİKLİĞİ HANGİ BELİRTİLERİ YAPABİLİR?</p>

<p>Hafif selenyum düşüklüğünün yalnızca bu minerale özgü, kolayca tanınabilen bir belirtisi yoktur. Yorgunluk, kaslarda güçsüzlük veya ağrı, saç ve tırnak değişiklikleri gibi yakınmalar görülebilir; ancak bunlar demir, B12 vitamini ve D vitamini eksikliklerinden tiroid hastalıklarına kadar pek çok farklı nedenle ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu nedenle yorgunluk yaşayan herkesin selenyum eksikliği bulunduğunu düşünmek doğru değildir. Belirtilerin uzun sürmesi hâlinde hekim değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Ciddi eksiklik nadirdir. Çok düşük selenyum alımının görüldüğü bazı coğrafi bölgelerde kalp kasını ve eklemleri etkileyen hastalıklarla ilişki kurulmuştur. Selenyum yetersizliği, iyot eksikliğinin tiroid üzerindeki etkilerini de ağırlaştırabilir.</p>

<p>KİMLER DAHA FAZLA RİSK ALTINDA?</p>

<p>Çeşitli beslenen sağlıklı kişilerde belirgin selenyum eksikliği sık görülmez. Bununla birlikte bazı gruplarda risk artabilir:</p>

<p>• Uzun süre damar yoluyla beslenenler<br />
• Böbrek diyalizi uygulanan hastalar<br />
• Besin emilimini bozan bağırsak hastalığı bulunanlar<br />
• Mide veya bağırsak ameliyatı geçirenler<br />
• Çok sınırlı ve tek yönlü beslenenler<br />
• Selenyum bakımından fakir topraklarda yetişen ürünlere dayalı beslenen topluluklar<br />
• HIV ile yaşayan bazı bireyler<br />
• Uzun süre yetersiz protein ve enerji alanlar</p>

<p>Eksikliğin altında bir emilim sorunu veya kronik hastalık varsa yalnızca selenyumdan zengin besin tüketmek yeterli olmayabilir. Asıl nedenin de değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>SELENYUM TAHLİLİ NASIL YORUMLANIR?</p>

<p>Selenyum durumu serum veya plazma düzeyiyle değerlendirilebilir. Ancak ölçüm yöntemi ve laboratuvarın kullandığı referans aralıkları farklılık gösterebilir. Kan düzeyi yakın dönemdeki beslenmeden ve takviye kullanımından da etkilenebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle sonuç; belirtiler, beslenme öyküsü, kullanılan ilaç ve takviyeler, böbrek işlevleri, tiroid testleri ve olası emilim bozukluklarıyla birlikte yorumlanmalıdır. Tek bir düşük değer, kişiye kendi başına yüksek doz takviye başlama gerekçesi oluşturmaz.</p>

<p>SELENYUM DOĞAL YOLLA NASIL KARŞILANIR?</p>

<p>Selenyumun doğal kaynakları yalnızca kuruyemişlerden ibaret değildir. Balık ve diğer deniz ürünleri, yumurta, süt ürünleri, kırmızı et, hindi ve tavuk eti, sakatatlar, kuru baklagiller ile tahıl ürünleri selenyum sağlayabilir.</p>

<p>Gün içinde şu tür dengeli bir dağılım kurulabilir:</p>

<p>• Kahvaltıda yumurta, peynir veya yoğurt<br />
• Ana öğünde balık, tavuk, hindi, et ya da kuru baklagil<br />
• Öğünlerde tam tahıllı ekmek veya başka tahıl ürünleri<br />
• Ara öğünlerde ölçülü miktarda kuruyemiş<br />
• Haftaya yayılan, farklı protein kaynaklarını içeren bir beslenme düzeni</p>

<p>Selenyum miktarı yalnızca besinin türüne bağlı değildir. Bitkisel ürünlerde yetiştikleri toprağın, hayvansal ürünlerde ise hayvanın yeminin selenyum içeriği sonucu değiştirebilir. Bu nedenle tek bir besine güvenmek yerine çeşitlilik daha sağlıklı bir yaklaşımdır.</p>

<p>BREZİLYA CEVİZİ TÜKETİRKEN NEDEN DİKKATLİ OLUNMALI?</p>

<p>Brezilya cevizi selenyum açısından son derece zengindir; fakat içerdiği miktar yetiştiği bölgeye ve toprağa göre büyük ölçüde değişebilir. Birkaç adet ceviz bile günlük ihtiyacın üzerine çıkabilir.</p>

<p>Her gün avuç avuç Brezilya cevizi tüketmek veya bunu selenyum takviyesiyle birleştirmek aşırı alım riskini artırır. Selenyum eksikliğini doğal yolla gidermek, tek bir besini sınırsız tüketmek anlamına gelmez.</p>

<p>GÜNLÜK SELENYUM İHTİYACI NE KADAR?</p>

<p>Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüleri yetişkinler için günlük 55 mikrogram selenyum önerir. Bu miktar gebelikte 60, emzirme döneminde 70 mikrogramdır. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi ise yetişkinler için günlük 70 mikrogramlık yeterli alım düzeyi belirlemiştir.</p>

<p>Bu değerler sağlıklı toplum için genel referanslardır. Hastalık, gebelik, emzirme, çocukluk dönemi veya emilim bozukluğu gibi durumlarda değerlendirme kişiye göre yapılmalıdır.</p>

<p>TAKVİYE ALMADAN ÖNCE İKİ KEZ DÜŞÜNÜN</p>

<p>Selenyum takviyeleri eksiklik saptanan bazı kişilerde hekim tarafından önerilebilir. Ancak eksikliği bulunmayan kişilerin kanseri, kalp hastalıklarını veya tiroid sorunlarını önlemek amacıyla gelişigüzel selenyum kullanmasını destekleyen yeterli kanıt yoktur.</p>

<p>Ayrıca multivitaminler, saç-tırnak ürünleri ve bağışıklık desteği adıyla satılan ürünler aynı anda selenyum içerebilir. Etiketler kontrol edilmeden birkaç takviyenin birlikte kullanılması toplam alımı fark edilmeden yükseltebilir.</p>

<p>FAZLA SELENYUMUN İŞARETLERİ NELERDİR?</p>

<p>Uzun süre gereğinden fazla selenyum alınması “selenozis” olarak adlandırılan zehirlenme tablosuna neden olabilir. Erken dönemde saç dökülmesi ve tırnaklarda kırılma ya da şekil bozukluğu görülebilir.</p>

<p>Aşırı alımla ilişkilendirilen diğer belirtiler şunlardır:</p>

<p>• Ağızda metalik tat<br />
• Nefeste sarımsağı andıran koku<br />
• Bulantı ve ishal<br />
• Ciltte döküntü<br />
• Halsizlik ve sinirlilik<br />
• El ve ayaklarda uyuşma gibi sinir sistemi yakınmaları</p>

<p>Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi yetişkinler için besinler ve takviyeler dâhil günlük toplam üst alım düzeyini 255 mikrogram olarak belirlemiştir. Bu bir hedef değil, uzun süre düzenli biçimde aşılmaması gereken güvenlik sınırıdır.</p>

<p>NE ZAMAN HEKİME BAŞVURULMALI?</p>

<p>Tahlilde selenyum düşüklüğü saptandıysa, sürekli yorgunluk veya kas güçsüzlüğü varsa ya da emilimi etkileyen bir hastalık bulunuyorsa aile hekimi, iç hastalıkları uzmanı veya ilgili branş hekimiyle görüşülmelidir.</p>

<p>Takviye dozu internetten alınan genel bilgilere göre belirlenmemelidir. Hekim gerekli görürse diğer vitamin-mineral düzeylerini, tiroid işlevlerini, böbrek durumunu ve beslenme alışkanlıklarını birlikte değerlendirir.</p>

<p>Doğal kaynaklardan çeşitlendirilmiş beslenme çoğu sağlıklı kişi için yeterlidir. Belgelenmiş eksiklikte ise amaç yalnızca değeri yükseltmek değil, düşüklüğün nedenini bulmak ve güvenli biçimde düzeltmektir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. National Institutes of Health Office of Dietary Supplements – Selenium Fact Sheet for Consumers – 2025</p>

<p>2. National Institutes of Health Office of Dietary Supplements – Selenium Fact Sheet for Health Professionals – 2025</p>

<p>3. EFSA Journal – Scientific Opinion on the Tolerable Upper Intake Level for Selenium – EFSA Panel on Nutrition, Novel Foods and Food Allergens – 2023 – DOI: 10.2903/j.efsa.2023.7704</p>

<p>4. Merck Manual Professional Edition – Selenium Deficiency – 2026</p>

<p>5. Nature Reviews Endocrinology – Selenium in Thyroid Disorders: Essential Knowledge for Clinicians – Winther, Rayman, Bonnema ve Hegedüs – 2020 – DOI: 10.1038/s41574-019-0311-6</p>

<p>6. Cochrane Database of Systematic Reviews – Selenium for Preventing Cancer – Vinceti ve çalışma arkadaşları – 2018 – DOI: 10.1002/14651858.CD005195.pub4 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Vitamin &amp; Mineraller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/selenyum-hangi-besinlerde-var-en-guclu-dogal-kaynaklar</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 23:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9053.jpeg" type="image/jpeg" length="78508"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kadınlar ve Erkekler Aynı Hızda mı Yaşlanıyor? 100 Binden Fazla Kişilik Araştırmadan Yeni Bulgular]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kadinlar-ve-erkekler-ayni-hizda-mi-yaslaniyor-100-binden-fazla-kisilik-arastirmadan-yeni-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kadinlar-ve-erkekler-ayni-hizda-mi-yaslaniyor-100-binden-fazla-kisilik-arastirmadan-yeni-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Aging’de yayımlanan 100 binden fazla kişilik çalışma, kadın ve erkeklerin özellikle orta yaşta farklı klinik ve fizyolojik yaşlanma örüntüleri gösterebildiğini, ileri yaşta ise bazı farkların azalabildiğini ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Aynı yıl doğmuş iki insanın takvim yaşı aynı olabilir; ancak kan değerleri, metabolik sağlıkları ve vücuttaki fizyolojik değişimler aynı biçimde ilerlemeyebilir. Üstelik yeni bir araştırma, bu farklılıkların yalnız kişiden kişiye değil, kadınlarla erkekler arasında da yaşamın bazı dönemlerinde belirginleşebildiğini gösteriyor.<br />
Nature Aging’de 25 Ağustos 2026’da yayımlanan geniş kapsamlı çalışma, 18 ile 98 yaş arasındaki 100 binden fazla kişinin 172 klinik göstergesini değerlendirdi. Araştırmacılar kadınlar ve erkekler için ayrı klinik yaşlanma saatleri oluşturarak vücuttaki fizyolojik değişimlerin yaşam boyunca nasıl farklı örüntüler gösterebildiğini inceledi.<br />
Sonuç, “kadınlar daha hızlı yaşlanıyor” ya da “erkekler daha hızlı yaşlanıyor” kadar basit değil.<br />
Araştırmanın temel mesajı şu: Çalışma, bir cinsiyetin genel olarak diğerinden daha hızlı yaşlandığını göstermedi. Buna karşılık kadın ve erkeklerin klinik ve fizyolojik yaşlanma yörüngelerinin özellikle orta yaşlarda birbirinden ayrışabildiği, ileri yaşlarda ise bazı farklılıkların yeniden azalabildiği görüldü.<br />
Biyolojik yaş ne demek?<br />
Takvim yaşı, doğumdan bu yana geçen süreyi gösteriyor. Biyolojik veya fizyolojik yaş ise vücuttaki çeşitli sistemlerin yaşla birlikte ne ölçüde değiştiğini anlamaya çalışan daha karmaşık bir kavram.<br />
Araştırmacılar bu çalışmada yalnızca DNA veya genetik temelli bir “yaş testi” kullanmadı. Kan testleri ve diğer klinik değerlendirmelerden elde edilen çok sayıda göstergenin yaşla nasıl değiştiğini analiz ederek kadın ve erkeklere özgü klinik yaşlanma modelleri geliştirdi.<br />
Ancak bu tür bir “yaşlanma saati”, kişinin kaç yıl yaşayacağını söyleyen bir sayaç değil.<br />
Bir kişinin modelde takvim yaşından daha ileri veya geri görünmesi de tek başına hastalık tanısı koydurmuyor. Bu yöntemler esas olarak toplum düzeyinde yaşlanmanın fizyolojik örüntülerini anlamaya yardımcı oluyor.<br />
En belirgin ayrışma orta yaşta görüldü<br />
Çalışmanın dikkat çekici sonuçlarından biri, kadın ve erkeklerin fizyolojik profilleri arasındaki farklılıkların yaşam boyunca aynı biçimde seyretmemesiydi.<br />
Araştırmacılar özellikle orta yaş döneminde kadın ve erkeklerin klinik yaşlanma yörüngelerinin daha belirgin biçimde farklılaştığını saptadı. İleri yaşlara gelindiğinde ise bazı genel fizyolojik örüntüler yeniden birbirine yaklaşma eğilimi gösterdi.<br />
Bu sonuçlar yaşlanmanın düz ve herkes için aynı biçimde ilerleyen bir süreç olmadığını destekliyor. Vücuttaki farklı sistemler yaşamın farklı dönemlerinde farklı hızlarda değişebiliyor.<br />
Bu, kadınların ya da erkeklerin daha hızlı yaşlandığı anlamına geliyor mu?<br />
Hayır.<br />
Çalışmanın en önemli noktalarından biri de tam olarak bu.<br />
Araştırmacılar, modelde gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra kadınlarla erkekler arasında genel fizyolojik yaş açısından tek yönlü ve anlamlı bir “biri daha hızlı yaşlanıyor” farkı ortaya koymadı.<br />
Fark daha çok yaşlanmanın nasıl ve hangi dönemlerde ilerlediğiyle ilgiliydi.<br />
Yaşlanma; metabolizma, bağışıklık sistemi, hormonlar, kalp-damar sistemi, böbrek işlevleri ve çok sayıda başka sürecin birlikte değiştiği çok boyutlu bir olay.<br />
Bu nedenle tek bir ölçüte bakarak “kadınlar daha hızlı yaşlanıyor” veya “erkekler daha genç kalıyor” gibi sonuçlara ulaşmak bilimsel olarak doğru değil.<br />
Yeni çalışmanın önemi, bu farklılıkları 100 binden fazla insan ve 172 klinik ölçüm üzerinden, 18–98 yaş gibi geniş bir yaşam aralığında değerlendirmiş olması.<br />
Kolesterol, kan şekeri ve ürik asit neden öne çıktı?<br />
Araştırmacılar yaş ilerledikçe bazı metabolik göstergelerin de değiştiğini belirledi.<br />
Bunların arasında:<br />
LDL kolesterol<br />
Trigliserit<br />
Glukoz<br />
Ürik asit<br />
gibi rutin sağlık kontrollerinde de sık karşılaşılan değerler bulunuyordu.<br />
Araştırmacılar daha sonra bazı metabolik faktörlerin yalnızca yaşla birlikte değişen işaretler olup olmadığını anlamak için laboratuvar deneyleri gerçekleştirdi.<br />
İnsan damar iç yüzeyini oluşturan hücrelerde yapılan deneylerde bazı yaşla artan faktörlerin hücresel yaşlanmayla ilişkili değişiklikleri tetikleyebildiği görüldü.<br />
Ancak burada önemli bir sınır var: Laboratuvardaki hücre deneyi, aynı etkinin insan vücudunda aynı biçimde gerçekleştiğini veya insanlarda yaşlanmaya doğrudan neden olduğunu kanıtlamaz.<br />
Bazı “tümör belirteçleri” de yaşla birlikte değişti<br />
Araştırmada CEA ve HE4 gibi bazı tümörlerle ilişkilendirilebilen laboratuvar göstergelerinde de yaşla bağlantılı değişimler saptandı.<br />
Bu bulgu özellikle dikkatli yorumlanmalı.<br />
Bu tür biyobelirteçlerin yüksek olması tek başına kanser olduğu anlamına gelmez. Yaş, sigara kullanımı, böbrek işlevleri, inflamasyon ve başka birçok durum bazı değerleri etkileyebilir.<br />
Dolayısıyla araştırmanın bu bölümü, sağlıklı kişilerin bu testleri kendi kendilerine “kanser taraması” amacıyla yaptırmaları gerektiği şeklinde yorumlanmamalı.<br />
Fare deneyi “yaşlanmayı geri çevirmek” anlamına gelmiyor<br />
Çalışmanın deneysel bölümünde yüksek yağlı diyet uygulanan bir fare modeli de kullanıldı. Beslenme koşullarının değiştirilmesiyle metabolik yükle ilişkili bazı yaşlanma özelliklerinin değiştirilebilir olabileceğine ilişkin bulgular elde edildi.<br />
Ancak bu sonuçların insanlara doğrudan aktarılması doğru değil.<br />
Çalışma, belirli bir diyetin insanlarda biyolojik yaşı geri çevirdiğini göstermedi. Aynı şekilde özel bir besin, takviye, ilaç veya “anti-aging” programının insan ömrünü uzattığı sonucuna da ulaşılmadı.<br />
Bu ayrım longevity alanında özellikle önemli; çünkü deneysel yaşlanma araştırmaları zaman zaman kanıt düzeylerinin ötesinde “gençleşme” iddialarıyla sunulabiliyor.<br />
Araştırmanın en önemli sınırlılığı ne?<br />
Çalışmanın insan verileri kesitsel nitelikte.<br />
Yani aynı insanların 20, 30 veya 40 yıl boyunca nasıl yaşlandığı takip edilmedi. Bunun yerine farklı yaşlardaki insanların mevcut klinik özellikleri karşılaştırıldı.<br />
Bu nedenle araştırma kadın veya erkek bireylerin kişisel yaşlanma hızını doğrudan ölçmüş değil. Farklı yaş gruplarında görülen örüntüler üzerinden yaşlanma yörüngeleri oluşturulmuş durumda.<br />
Bu ayrım önemli. Çalışmadan “kadınlar şu yaştan sonra hızla yaşlanıyor” ya da “erkeklerin yaşlanması şu dönemde yavaşlıyor” gibi bireysel sonuçlar çıkarılamaz.<br />
Ayrıca katılımcılar Çin’deki üç merkezden geldi. Bulguların Türkiye dahil farklı genetik, çevresel ve yaşam tarzı özelliklerine sahip toplumlarda aynı ölçüde geçerli olup olmadığının ayrıca araştırılması gerekiyor.<br />
Hücre ve hayvan deneylerinde elde edilen sonuçların da insanlarda aynı etkilerin gerçekleştiğini tek başına kanıtlamadığı unutulmamalı.<br />
Peki günlük yaşam açısından bundan ne anlamalıyız?<br />
Araştırma kadınlara ve erkeklere ayrı bir “uzun yaşam reçetesi” önermiyor.<br />
Bunun yerine yaşlanmanın herkeste aynı biyolojik yol üzerinden ilerlemediğine ve özellikle metabolik sağlıkla ilişkili birçok göstergenin yaşla birlikte değiştiğine işaret ediyor.<br />
Sağlıklı yaşlanma açısından kan basıncı, kan şekeri, kan yağları, sigara kullanımı, fiziksel aktivite, uyku ve vücut ağırlığı gibi değiştirilebilir sağlık unsurlarının düzenli değerlendirilmesi önemini koruyor.<br />
Ancak tek bir kan değerine bakarak “biyolojik yaşım yüksek” sonucuna varmak veya internetten alınan yaşlanma testlerine göre tedavi ya da takviye başlamak doğru değil.<br />
Yaşlanmanın geleceği kişiye özel mi olacak?<br />
Yeni araştırmanın en ilginç yönlerinden biri burada ortaya çıkıyor.<br />
Bugün birçok tıbbi risk değerlendirmesinde yaş, cinsiyet, metabolik durum ve diğer bireysel özellikler zaten birlikte değerlendiriliyor. Yaşlanma biyolojisindeki çalışmalar ilerledikçe aynı yaklaşımın sağlıklı yaşlanma alanında da daha ayrıntılı hale gelmesi mümkün olabilir.<br />
Gelecekte yalnızca “60 yaşındaki herkes” üzerinden yapılan genel değerlendirmeler yerine kişinin metabolik, fizyolojik ve biyolojik özelliklerine göre daha kişiselleştirilmiş risk modelleri geliştirilebilir.<br />
Ancak bilim henüz bu noktaya tamamen ulaşmış değil.<br />
Bu çalışmanın verdiği en güvenli mesaj, yaşlanmanın tek bir hızda ilerleyen evrensel bir saat olmadığı.<br />
Kadınlarla erkeklerin yaşlanma örüntüleri bazı dönemlerde farklılaşabiliyor; fakat araştırma bir cinsiyetin diğerinden genel olarak daha hızlı yaşlandığını göstermiyor.<br />
Takvim herkeste aynı hızla ilerliyor. Vücudun yaşlanma hikâyesi ise çok daha karmaşık ve kişisel.<br />
6. KAYNAKLAR<br />
Nature Aging – Sex-specific aging clocks from a large-scale human phenome reveal distinct aging transitions and circulating signatures – Li J, Gao DD, Li J ve çalışma grubu – 2026 – DOI: 10.1038/s43587-026-01180-5<br />
Nature Aging – The X-Age Project to construct a Chinese aging clock – Li J, Jiang M, Wang Q ve çalışma grubu – 2025 – DOI: 10.1038/s43587-025-00935-w<br />
Nature Aging – Phenome-wide associations of human aging uncover sex-specific dynamics – Reicher L, Bar N, Godneva A ve çalışma grubu – 2024 – DOI: 10.1038/s43587-024-00734-9<br />
eLife – Sex differences in biological aging with a focus on human studies – Hägg S, Jylhävä J – 2021 – DOI: 10.7554/eLife.63425</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kadinlar-ve-erkekler-ayni-hizda-mi-yaslaniyor-100-binden-fazla-kisilik-arastirmadan-yeni-bulgular</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 22:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/kadinlar-erkekler-yaslanma-1200x750-200kb-2.webp" type="image/jpeg" length="55346"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Batı Nil Virüsü Neden Ağustos Sonunda Artıyor? Dikkat Edilmesi Gereken Belirtiler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bati-nil-virusu-neden-agustos-sonunda-artiyor-dikkat-edilmesi-gereken-belirtiler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bati-nil-virusu-neden-agustos-sonunda-artiyor-dikkat-edilmesi-gereken-belirtiler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Batı Nil virüsü enfeksiyonları Avrupa’da çoğunlukla yaz sonuna doğru yoğunlaşıyor. Enfeksiyonların büyük bölümü belirtisiz geçse de bazı nörolojik bulgular hızlı değerlendirme gerektirebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bir sivrisinek ısırığı çoğu zaman birkaç gün süren kaşıntı ve kızarıklık dışında sorun yaratmıyor. Ancak yazın son haftalarına gelindiğinde sivrisineklerle taşınan bazı enfeksiyonlar açısından daha dikkatli olunması gereken bir dönem başlıyor. Bunlardan biri de Batı Nil virüsü.<br />
Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nin 21 Ağustos 2026 tarihli haftalık verilerine göre Avrupa’da yıl başından bu yana 12 ülkede 625 yerel kaynaklı insan vakası bildirildi ve 99 bölge etkilenmiş durumda. Bununla birlikte bu rakamlar tek başına olağandışı bir salgın yaşandığı anlamına gelmiyor. Batı Nil virüsü enfeksiyonlarının Avrupa’daki mevsimsel seyri, geçmiş yıllarda da çoğunlukla ağustos ve erken eylül döneminde zirveye yaklaşıyor.<br />
Bu nedenle asıl soru, “Neden tam yaz sonunda?” oluyor.<br />
Batı Nil virüsü neden ağustos ve eylülde daha sık görülüyor?<br />
Batı Nil virüsünün doğadaki temel dolaşımı insanlar arasında değil, kuşlar ile sivrisinekler arasında gerçekleşiyor.<br />
Özellikle Culex türü sivrisinekler enfekte kuşlardan kan emerken virüsü alabiliyor. Daha sonra başka bir kuşu veya insanı ısırdıklarında virüsü taşıyabiliyorlar. İnsanlar ise çoğunlukla virüsün doğadaki döngüsünü devam ettirecek düzeyde virüs taşımadıkları için “son konak” olarak değerlendiriliyor.<br />
Yaz boyunca sivrisineklerin çoğalması, sıcaklıkların sivrisinek aktivitesini desteklemesi ve virüsün kuş-sivrisinek döngüsünde zaman içinde daha fazla dolaşıma girmesi, insan vakalarının yaz sonuna doğru artmasında rol oynuyor.<br />
Ancak bu tabloyu yalnızca sıcak havaya bağlamak doğru değil. Yağış miktarı, sıcaklık, sivrisineklerin üreyebileceği durgun su alanları, kuş hareketleri ve bölgedeki virüs dolaşımı birlikte etkili oluyor.<br />
Bu nedenle bazı yıllarda veya bölgelerde vaka sayısı artarken başka yerlerde çok daha sınırlı kalabiliyor.<br />
Virüsü alanların çoğu hiçbir belirti yaşamıyor<br />
Batı Nil virüsü enfeksiyonunun en dikkat çekici özelliklerinden biri, virüsü alan kişilerin büyük bölümünde hastalık belirtisi ortaya çıkmaması.<br />
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre enfekte kişilerin yaklaşık yüzde 80’inde belirti görülmüyor. Yaklaşık yüzde 20’sinde ise ateşli bir hastalık gelişebiliyor.<br />
Bu kişilerde:<br />
Ateş<br />
Baş ağrısı<br />
Halsizlik<br />
Kas ve vücut ağrıları<br />
Bulantı<br />
Kusma<br />
Bazen deri döküntüsü<br />
görülebiliyor.<br />
Belirtiler sivrisinek ısırığının hemen ardından başlamıyor. Güncel CDC ve ECDC bilgilerinde kuluçka süresinin çoğunlukla 2 ila 6 gün olduğu, genel olarak ise 2 ila 14 gün arasında değişebildiği belirtiliyor. Bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde bu süre daha uzun olabilir.<br />
Her baş ağrısı Batı Nil virüsü anlamına gelmez<br />
Ateş, halsizlik ve baş ağrısı oldukça yaygın yakınmalar. Pek çok farklı viral enfeksiyonda ve başka sağlık sorunlarında görülebiliyor.<br />
Bu nedenle yaz aylarında sivrisinek tarafından ısırılan ve başı ağrıyan bir kişinin kendisine Batı Nil virüsü tanısı koyması doğru değil.<br />
Enfeksiyonların büyük bölümü ya tamamen belirtisiz ya da hafif seyrediyor.<br />
Daha önemli olan, nadiren ortaya çıkan nörolojik belirtileri tanımak.<br />
Hangi belirtiler daha fazla önem taşıyor?<br />
Batı Nil virüsü enfeksiyonlarının yaklaşık her 150’sinden birinde merkezi sinir sistemini etkileyen daha ağır hastalık gelişebildiği bildiriliyor.<br />
Bu tablolar arasında beyin iltihabı olarak bilinen ensefalit, beyin ve omuriliği çevreleyen zarların iltihabı olan menenjit ve kas gücünü etkileyebilen nörolojik hastalıklar bulunuyor.<br />
Özellikle:<br />
Çok şiddetli veya giderek artan baş ağrısı<br />
Yüksek ateşle birlikte ense sertliği<br />
Bilinç bulanıklığı<br />
Çevreyle iletişimde belirgin değişiklik<br />
Belirgin uykuya eğilim<br />
Nöbet<br />
Yeni gelişen belirgin kas güçsüzlüğü<br />
Kol veya bacakları hareket ettirmede ciddi güçlük<br />
gibi belirtiler ortaya çıktığında tıbbi değerlendirme geciktirilmemeli.<br />
Bu belirtilerin bulunması kişinin mutlaka Batı Nil virüsü taşıdığı anlamına gelmez. Ancak merkezi sinir sistemini ilgilendiren ciddi durumların dışlanması gerektiği için değerlendirme önemlidir.<br />
Kimlerde daha ağır seyredebilir?<br />
Ağır hastalık her yaşta görülebilse de risk herkes için aynı değil.<br />
İleri yaştaki kişilerde ve bağışıklık sistemi baskılanmış olanlarda nörolojik hastalık gelişme olasılığının daha yüksek olduğu biliniyor.<br />
Bu durum, bu kişilerin sivrisinek tarafından ısırıldıklarında mutlaka hastalanacağı anlamına gelmez. Risk faktörleri yalnızca ağır seyretme olasılığının toplum ortalamasından daha yüksek olabileceğini gösterir.<br />
Batı Nil virüsü insandan insana kolayca bulaşır mı?<br />
Batı Nil virüsünün temel bulaşma yolu enfekte sivrisinek ısırığıdır.<br />
Günlük temas, tokalaşma, aynı odada bulunma, öksürme veya hapşırmayla bulaşması beklenmez.<br />
Çok nadir olarak kan nakli, organ nakli veya gebelikle ilişkili bulaş yolları bildirilmiştir. Ancak toplumdaki vakaların büyük çoğunluğu sivrisineklerle ilişkilidir.<br />
Aşısı veya özel tedavisi var mı?<br />
İnsanlarda Batı Nil virüsünü önlemek için ruhsatlı bir aşı bulunmuyor.<br />
Virüsü doğrudan ortadan kaldıran, standart olarak kullanılan özgül bir antiviral tedavi de mevcut değil.<br />
Hafif hastalıkta tedavi çoğunlukla belirtilerin kontrolüne yönelik destek yaklaşımından oluşuyor. Ağır nörolojik hastalık gelişen kişilerin ise hastanede izlenmesi ve klinik durumuna göre destek tedavisi alması gerekebiliyor.<br />
Bu nedenle korunmada en önemli adım, sivrisineklerle teması azaltmak.<br />
Sivrisineklerden korunmak için ne yapılabilir?<br />
Culex türü sivrisineklerin önemli bölümü akşamdan geceye ve sabaha kadar daha aktif olabiliyor.<br />
Sivrisinek temasını azaltmak için:<br />
Açık alanlarda gerektiğinde vücudu daha fazla örten kıyafetler tercih edilebilir.<br />
Uygun sivrisinek kovucular kullanım talimatına göre kullanılabilir.<br />
Pencere ve kapılardaki sinekliklerin sağlam olması sağlanabilir.<br />
Ev ve çevresinde uzun süre bekleyen durgun sular azaltılabilir.<br />
Saksı altlıkları, açık su kapları ve benzeri küçük su birikintileri düzenli kontrol edilebilir.<br />
Bu önlemler yalnız Batı Nil virüsüne değil, sivrisineklerle taşınabilen başka enfeksiyonlara karşı da riski azaltmaya yardımcı olabilir.<br />
Türkiye açısından ne anlama geliyor?<br />
Batı Nil virüsü Türkiye için yeni bir enfeksiyon değil. Sağlık Bakanlığının vaka yönetim rehberi kapsamında hastalık ülkemizde bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar arasında izleniyor ve şüpheli vakalar için sürveyans süreçleri bulunuyor.<br />
Ancak önemli bir ayrıntı var: ECDC’nin 21 Ağustos 2026 tarihli haftalık raporunda Türkiye, bu sezon yerel insan vakası bildiren 12 Avrupa ülkesi arasında yer almıyor.<br />
Bu durum, Türkiye açısından şu anda Avrupa’daki bazı ülkelerle aynı vaka tablosunun bulunduğu şeklinde bir yorum yapılmaması gerektiğini gösteriyor.<br />
Buna karşılık Türkiye’nin coğrafi konumu, göçmen kuş yolları, uygun sivrisinek türlerinin bulunması ve yaz-sonbahar dönemindeki çevresel koşullar nedeniyle Batı Nil virüsü halk sağlığı açısından izlenmeye devam eden enfeksiyonlardan biri.<br />
Sivrisinek ısırığından sonra ne yapmak gerekir?<br />
Sivrisinek tarafından ısırılmak tek başına Batı Nil virüsü testi veya özel bir tedavi gerektiği anlamına gelmiyor.<br />
Çoğu kişide herhangi bir hastalık gelişmiyor.<br />
Ancak sivrisinek temasını izleyen günlerde ateş ve belirgin hastalık hali ortaya çıkarsa; özellikle buna şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, bilinç değişikliği, nöbet veya yeni gelişen kas güçsüzlüğü eşlik ederse sağlık kuruluşunda değerlendirme geciktirilmemeli.<br />
Ağustos sonundaki temel mesaj korku değil, farkındalık olmalı: Batı Nil virüsü enfeksiyonlarının çoğu sessiz veya hafif seyrediyor; korunmanın temelini ise sivrisinek ısırıklarını azaltmak ve nadir görülen ciddi nörolojik belirtileri zamanında fark etmek oluşturuyor.<br />
6. KAYNAKLAR<br />
European Centre for Disease Prevention and Control – Surveillance of West Nile Virus Infections in Humans in Europe, Weekly Report, Week 34 – 2026.<br />
European Centre for Disease Prevention and Control – West Nile Virus Infection: Factsheet for Health Professionals – güncel sürüm.<br />
European Centre for Disease Prevention and Control ve European Food Safety Authority – Surveillance of West Nile Virus Infections in Humans and Animals in Europe – 2026.<br />
World Health Organization – West Nile Virus Fact Sheet – güncel erişim.<br />
Centers for Disease Control and Prevention – Clinical Signs and Symptoms of West Nile Virus Disease – güncel sürüm.<br />
Centers for Disease Control and Prevention – West Nile Virus: Causes, Transmission and Prevention – güncel sürüm.<br />
T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü – Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu Vaka Yönetim Rehberi – 2022.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bati-nil-virusu-neden-agustos-sonunda-artiyor-dikkat-edilmesi-gereken-belirtiler</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 21:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/bati-nil-virusu-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="33074"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ruhsal Bozukluk Vakaları 1990’dan Beri Yüzde 95,5 Arttı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ruhsal-bozukluk-vakalari-1990dan-beri-yuzde-955-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ruhsal-bozukluk-vakalari-1990dan-beri-yuzde-955-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni küresel araştırma, ruhsal bozukluklarla yaşayanların sayısının 1990’dan bu yana neredeyse ikiye katlandığını gösterdi. Rakamların ardında nüfus artışından çok daha fazlası var.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dünya Ruh Sağlığında Çarpıcı Tablo: 1,17 Milyar Kişi Etkileniyor</p>

<p>Bir işe odaklanamamak, geceleri zihni susturamamak, sürekli kaygılı hissetmek ya da günlerce hiçbir şey yapmak istememek… Günlük hayatın içinde kişisel bir sorun gibi görülen bu deneyimler, artık dünyanın en büyük sağlık yüklerinden birinin parçaları arasında.</p>

<p>The Lancet’te yayımlanan Küresel Hastalık Yükü 2023 araştırması, ruhsal bozuklukların dünya çapındaki boyutunu ortaya koydu. Araştırmaya göre 2023 yılında yaklaşık 1,17 milyar kişi en az bir ruhsal bozuklukla yaşıyordu.</p>

<p>Bu rakam, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 14’üne karşılık geliyor. Başka bir ifadeyle, dünya genelinde her yedi kişiden yaklaşık biri araştırmada değerlendirilen ruhsal bozukluklardan biriyle karşı karşıya.</p>

<p>VAKA SAYISI 33 YILDA NEREDEYSE İKİYE KATLANDI</p>

<p>Araştırmaya göre dünya genelindeki toplam ruhsal bozukluk vakaları, 1990 ile 2023 yılları arasında yüzde 95,5 arttı. Sayısal artışta özellikle kaygı bozuklukları ile majör depresif bozukluk öne çıktı.</p>

<p>Aynı dönemde kaygı bozukluğu vakalarının yüzde 158, majör depresif bozukluk vakalarının ise yüzde 131 arttığı hesaplandı.</p>

<p>Ancak bu rakamları “insanların ruh sağlığı yüzde 95,5 kötüleşti” şeklinde yorumlamak doğru değil. Toplam vaka sayısındaki artışın bir bölümünde dünya nüfusunun büyümesi ve yaşlanması etkili oldu.</p>

<p>Nüfusun yaş yapısı hesaba katıldığında, ruhsal bozuklukların yaşa göre standardize edilmiş yaygınlık oranındaki artış yüzde 24,2 olarak belirlendi. Bu veri, nüfus artışının etkisi çıkarıldığında da ruhsal bozuklukların toplum içindeki yaygınlığının belirgin biçimde yükseldiğini gösteriyor.</p>

<p>ARAŞTIRMA HANGİ RUHSAL BOZUKLUKLARI KAPSIYOR?</p>

<p>Çalışmada yalnızca kaygı ve depresyon değerlendirilmedi. Araştırmacılar toplam 12 ruhsal bozukluk grubuna ilişkin verileri inceledi:</p>

<p>Kaygı bozuklukları</p>

<p>Majör depresif bozukluk</p>

<p>Süreğen depresif bozukluk</p>

<p>Bipolar bozukluk</p>

<p>Şizofreni</p>

<p>Otizm spektrum bozuklukları</p>

<p>Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu</p>

<p>Davranım bozukluğu</p>

<p>Anoreksiya nervoza</p>

<p>Bulimiya nervoza</p>

<p>Nedeni belirlenemeyen gelişimsel zihinsel yetersizlik</p>

<p>Diğer ruhsal bozukluklar</p>

<p>Bu nedenle 1,17 milyarlık tahmin, yalnızca depresyon veya kaygı yaşayan kişileri değil, araştırma kapsamında incelenen farklı ruhsal ve nörogelişimsel durumları kapsıyor.</p>

<p>RUHSAL BOZUKLUKLAR SAĞLIK KAYBINDA BEŞİNCİ SIRADA</p>

<p>Araştırmacılar, ruhsal bozukluklar nedeniyle 2023 yılında dünya genelinde yaklaşık 171 milyon sağlıklı yaşam yılının kaybedildiğini hesapladı.</p>

<p>Bu ölçüm, hastalık veya engellilik nedeniyle sağlıklı geçirilen yıllardaki kaybı gösteren DALY adı verilen bilimsel bir göstergeden yararlanılarak yapıldı.</p>

<p>Ruhsal bozukluklar, 2023 yılında dünyadaki toplam hastalık yükünün yüzde 6,1’ini oluşturdu. Böylece 1990’da küresel hastalık yükü sıralamasında 12’nci basamakta bulunan ruhsal bozukluklar, 2023’te beşinci sıraya yükseldi.</p>

<p>Ruhsal bozuklukların yol açtığı yükün çok büyük bölümü doğrudan ölümden değil; eğitim, çalışma, sosyal yaşam ve günlük işlevler üzerindeki uzun süreli etkilerden kaynaklandı.</p>

<p>Dünya genelinde hastalık veya engellilikle geçirilen yılların yüzde 17,3’ü ruhsal bozukluklarla ilişkilendirildi. Bu sonuçla ruhsal bozukluklar, sağlıklı yaşam yılı kaybının en büyük nedeni konumuna geldi.</p>

<p>EN YÜKSEK YÜK 15–19 YAŞ GRUBUNDA</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri yaş dağılımında ortaya çıktı. Ruhsal bozukluklara bağlı sağlık yükünün en yüksek olduğu dönem 15–19 yaş grubu olarak belirlendi.</p>

<p>Ergenlik; bedenin, sosyal çevrenin, kimlik algısının ve gelecek beklentilerinin aynı anda değiştiği hassas bir dönem. Akran zorbalığı, şiddet, ekonomik güçlükler, aile içi sorunlar, eğitim baskısı ve sosyal eşitsizlikler bu dönemde ruh sağlığını etkileyebiliyor.</p>

<p>Araştırmanın bu sonucu, ruh sağlığı desteğinin yalnızca hastalık belirginleştikten sonra başlamaması gerektiğine işaret ediyor. Okullarda erken fark etme programları, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerine erişim ve ailelere yönelik destek mekanizmaları daha fazla önem kazanıyor.</p>

<p>KADINLARDA RUH SAĞLIĞI YÜKÜ DAHA YÜKSEK</p>

<p>Araştırmada ruhsal bozukluklara bağlı yaşa göre standardize edilmiş hastalık yükünün kadınlarda erkeklere kıyasla daha yüksek olduğu görüldü.</p>

<p>Kadınlarda kaygı, depresyon, süreğen depresif bozukluk ve bazı yeme bozuklukları daha sık görülürken; otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile davranım bozukluğu gibi nörogelişimsel ve davranışsal durumlar erkeklerde daha yaygındı.</p>

<p>Bu farklılıklar yalnızca biyolojik özelliklerle açıklanmıyor. Şiddete maruz kalma, ekonomik eşitsizlikler, bakım sorumlulukları, toplumsal baskılar ve sağlık hizmetlerine erişimdeki farklılıklar da ruh sağlığı üzerinde etkili olabiliyor.</p>

<p>ARTIŞIN ARKASINDA TEK BİR NEDEN YOK</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ruhsal bozukluklardaki yükselişi yalnızca salgın, sosyal medya veya ekonomik sorunlarla açıklamak mümkün değil. Araştırmacılar; genetik yatkınlık, çocukluk dönemindeki olumsuz deneyimler, aile içi şiddet, akran zorbalığı, yoksulluk ve toplumsal eşitsizlikler gibi çok sayıda etkenin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Savaşlar, zorunlu göçler, doğal afetler, iklim krizi ve COVID-19 salgını gibi büyük çaplı olaylar da bazı topluluklarda ruh sağlığı sorunlarının artmasına katkıda bulunmuş olabilir.</p>

<p>Bunun yanında tanı olanaklarının gelişmesi, toplumdaki farkındalığın yükselmesi ve geçmişte tanınmayan vakaların sağlık kayıtlarına girmesi de tespit edilen vaka sayısını artırmış olabilir.</p>

<p>HER ÜZÜNTÜ DEPRESYON DEĞİLDİR</p>

<p>Üzüntü, endişe, stres ve zaman zaman isteksizlik yaşamak insan hayatının doğal parçalarıdır. Bu duyguların varlığı tek başına ruhsal bozukluk tanısı anlamına gelmez.</p>

<p>Belirtilerin uzun süre devam etmesi, kişinin günlük işlerini yerine getirmesini güçleştirmesi, uyku ve iştah düzenini bozması ya da eğitim, çalışma ve sosyal hayatını belirgin biçimde etkilemesi durumunda profesyonel değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Tanı; belirtilerin süresi, şiddeti, kişinin yaşamındaki etkileri ve diğer sağlık durumları birlikte değerlendirilerek ruh sağlığı uzmanları tarafından konulur. İnternetteki kısa testler veya sosyal medya paylaşımları klinik değerlendirmenin yerini tutmaz.</p>

<p>NE ZAMAN DESTEK ALINMALI?</p>

<p>Sürekli kaygı, uzun süren çökkünlük, günlük faaliyetlere ilginin kaybolması, belirgin uyku veya iştah değişiklikleri, sosyal hayattan uzaklaşma ve işlev kaybı profesyonel destek ihtiyacına işaret edebilir.</p>

<p>Kişinin kendisine zarar verme ya da yaşamına son verme düşünceleri bulunuyorsa durum bekletilmemelidir. En yakın acil servise başvurulmalı veya acil sağlık hizmetlerinden yardım istenmelidir. Böyle bir durumda kişinin yalnız bırakılmaması da önemlidir.</p>

<p>Araştırmanın ortaya koyduğu 1,17 milyarlık tahmin yalnızca büyük bir sayı değil. Ruh sağlığının genel sağlık hizmetlerinin dışında tutulamayacağını, koruyucu hizmetlerden erken tanıya ve tedaviye kadar erişilebilir bir sistem kurulması gerektiğini gösteren küresel bir tablo.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. The Lancet – Updated trends in the global prevalence and burden of mental disorders, 1990–2023: a systematic analysis for the Global Burden of Disease Study 2023 – GBD 2023 Mental Disorder Collaborators – 2026 – DOI: 10.1016/S0140-6736(26)00519-2</p>

<p>2. Institute for Health Metrics and Evaluation – Updated trends in the global prevalence and burden of mental disorders, 1990–2023: a systematic analysis for the Global Burden of Disease Study 2023 – 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ruhsal-bozukluk-vakalari-1990dan-beri-yuzde-955-artti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 21:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9038.jpeg" type="image/jpeg" length="35709"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kentsel Dönüşümde Unutulan Altyapı: Mahallelerde GSM Çilesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kentsel-donusumde-unutulan-altyapi-mahallelerde-gsm-cilesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kentsel-donusumde-unutulan-altyapi-mahallelerde-gsm-cilesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kentsel dönüşüm nedeniyle yıkılan binalardaki baz istasyonlarının kaldırılması, çok sayıda mahallede telefon ve mobil internet sorunlarına yol açtı. Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom’dan geçici istasyonlar kurmaları istenirken kamu kurumlarına da yer tahsisi, izin süreçleri ve toplumun sağlık konusunda doğru bilgilendirilmesi için çağrı yapıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kentsel dönüşüm haberleşme altyapısını da etkiledi</p>

<p>Depreme dayanıklı şehirler oluşturmak amacıyla sürdürülen kentsel dönüşüm çalışmaları, bazı bölgelerde beklenmeyen bir iletişim sorununu beraberinde getirdi. Yıkım kararı verilen binaların çatılarında bulunan baz istasyonları ve diğer haberleşme ekipmanlarının kaldırılmasıyla çok sayıda mahallede kapsama kapasitesinin zayıfladığı belirtiliyor.</p>

<p>Vatandaşlar telefon görüşmelerinde kesinti, mobil internette yavaşlama ve binaların içinde şebekeye erişememe gibi sorunlarla karşılaşıyor. Özellikle aynı bölgede birden fazla yapının kısa süre içinde yıkılması, mevcut haberleşme altyapısının yükünü daha da artırıyor.</p>

<p>Yaşanan sorun yalnızca günlük telefon ve internet kullanımını ilgilendirmiyor. Sağlık sorunu yaşayan vatandaşların 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ulaşması, evde sağlık hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık çalışanlarının iletişim kurması ve afet anlarında haberleşmenin sürdürülebilmesi açısından mobil şebekelerin kesintisiz çalışması büyük önem taşıyor.</p>

<p>Üç büyük operatöre ortak çağrı</p>

<p>Türkiye’nin üç büyük mobil iletişim operatörü Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom’un kentsel dönüşüm bölgeleri için ortak ve önleyici bir altyapı planı hazırlaması isteniyor.</p>

<p>Operatörlerin yalnızca şikâyet geldikten sonra harekete geçmesi yerine, yıkılacak binalardaki baz istasyonlarını önceden belirlemesi ve mevcut sistem kapatılmadan önce alternatif noktaları devreye alması gerekiyor.</p>

<p>Kalıcı istasyon kurulmasının zaman alacağı bölgelerde mobil baz istasyonları kullanılabilir, küçük hücre sistemleri kurulabilir ve uygun noktalarda ortak altyapıya geçilebilir. Böylece üç operatörün ayrı ayrı yer araması yerine, belirli bölgelerde aynı teknik altyapıdan yararlanması mümkün olabilir.</p>

<p>Operatörlerden mahalle bazında saha ölçümü yapmaları, kapsama sorununun nedenini vatandaşlarla açık biçimde paylaşmaları ve sorunun giderileceği tarihi duyurmaları da bekleniyor.</p>

<p>Kamu kurumları yer ve izin konusunda destek vermeli</p>

<p>Haberleşme sorununun çözümü yalnızca operatörlerin sorumluluğuna bırakılamaz. Belediyeler, ilgili bakanlıklar, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, sağlık kuruluşları, üniversiteler ve diğer kamu kurumlarının da sürece destek vermesi gerekiyor.</p>

<p>Uygun kamu binaları, belediye tesisleri, otoparklar ve teknik açıdan elverişli alanlar; gerekli güvenlik incelemeleri, ölçümler ve mevzuat süreçleri tamamlanarak haberleşme altyapısı için değerlendirilebilir.</p>

<p>Baz istasyonlarının kurulmasına ilişkin izin süreçleri de kamu sağlığı, şehir estetiği, teknik standartlar ve kesintisiz haberleşme ihtiyacı birlikte gözetilerek hızlandırılabilir. Ancak süreç şeffaf yürütülmeli, her kurulum yetkili kurumların belirlediği sınırlar içinde denetlenmeli ve ölçüm sonuçları kamuoyuyla anlaşılır biçimde paylaşılmalıdır.</p>

<p>Sağlık konusunda doğru bilgilendirme yapılmalı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Baz istasyonları gündeme geldiğinde toplumda sağlık konusunda çeşitli endişeler ortaya çıkabiliyor. Bilgi eksikliği ve doğrulanmamış iddialar, bazı bölgelerde yeni istasyonların kurulmasına karşı tepki oluşmasına neden olabiliyor. Bu durum, haberleşme kapasitesinin artırılmasını zorlaştırırken vatandaşların daha uzaktaki istasyonlarla bağlantı kurmaya çalışması nedeniyle hizmet kalitesini de düşürebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle Sağlık Bakanlığı, BTK, üniversiteler ve alanında uzman bilim insanları tarafından ortak bir bilgilendirme çalışması yürütülmeli. Elektromanyetik alan ölçümlerinin nasıl yapıldığı, hangi sınırların uygulandığı, denetimlerin kim tarafından gerçekleştirildiği ve vatandaşların ölçüm sonuçlarına nasıl ulaşabileceği sade bir dille anlatılmalı.</p>

<p>Toplumun kaygıları küçümsenmemeli; sorular bilimsel veriler, düzenli ölçümler ve şeffaf denetimlerle yanıtlanmalıdır. Her istasyon için teknik uygunluk ve mevzuata uyum esas alınmalı, sağlıkla ilgili kesinlik taşımayan iddiaların yayılmasının önüne geçilmelidir.</p>

<p>Yeni binalarda haberleşme altyapısı baştan planlanmalı</p>

<p>Sorunun kalıcı olarak çözülebilmesi için kentsel dönüşüm projelerinde haberleşme altyapısı da elektrik, su ve doğal gaz kadar temel bir ihtiyaç olarak görülmeli.</p>

<p>Yeni yapılacak büyük konut projelerinde fiber bağlantı, bina içi kapsama sistemleri ve gerektiğinde haberleşme ekipmanlarının yerleştirilebileceği teknik alanlar proje aşamasında planlanmalı. Yıkılacak binadaki istasyonun yerine nerede ve ne zaman yeni altyapı kurulacağı, yıkım başlamadan önce belirlenmeli.</p>

<p>Kentsel dönüşüm şehirleri depreme karşı güvenli hâle getirirken mahalleleri iletişimsiz bırakmamalı. Turkcell, Vodafone, Türk Telekom ve ilgili kamu kurumları birlikte hareket ederek geçici ve kalıcı çözümleri hızla uygulamalı.</p>

<p>Çünkü kesintisiz haberleşme artık yalnızca bir konfor meselesi değil; sağlık hizmetlerine erişimin, afet yönetiminin ve toplum güvenliğinin vazgeçilmez parçalarından biridir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📰 Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kentsel-donusumde-unutulan-altyapi-mahallelerde-gsm-cilesi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 21:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9036.jpeg" type="image/jpeg" length="39704"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor’un istediği Fábio Silva’dan transfer sinyali: “Göreceğiz”]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzonsporun-istedigi-fabio-silvadan-transfer-sinyali-gorecegiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzonsporun-istedigi-fabio-silvadan-transfer-sinyali-gorecegiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un transfer gündeminde bulunan Borussia Dortmund’un Portekizli forveti Fábio Silva, geleceğine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Daha fazla ilk 11 süresi istediğini söyleyen 24 yaşındaki golcü, Dortmund’dan ayrılık ihtimaline kapıyı kapatmadı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’un forvet transferi için gündemine aldığı Fábio Silva cephesinden Almanya’da dikkat çekici bir gelişme yaşandı.</p>

<p>Borussia Dortmund forması giyen Portekizli futbolcu, geleceğine ilişkin yaptığı açıklamalarla transfer ihtimalini açık bıraktı.</p>

<p>Fábio Silva geleceği hakkında konuştu</p>

<p>Alman basınına yansıyan bilgilere göre Fábio Silva, Bayern Münih ile oynanan Süper Kupa karşılaşmasının ardından geleceğiyle ilgili soruları yanıtladı.</p>

<p>Dortmund’da daha fazla forma süresi ve özellikle ilk 11’de daha fazla şans istediğini ortaya koyan Silva, geleceğinin ne olacağı konusunda kesin bir ifade kullanmadı.</p>

<p>Portekizli forvetin verdiği mesaj kısa ancak transfer gündemi açısından oldukça dikkat çekiciydi:</p>

<p>“Ne olacağını bilmiyorum. Göreceğiz.”</p>

<p>Bu sözler, Silva’nın Borussia Dortmund’dan ayrılma ihtimalini kesin biçimde reddetmediğini gösterdi.</p>

<p>Trabzonspor için dikkat çeken zamanlama</p>

<p>Açıklamanın dikkat çekici tarafı ise zamanlaması.</p>

<p>Fábio Silva’nın adı bir süredir Trabzonspor ile anılıyor. Son haberlerde bordo-mavililerin oyuncunun transferi konusunda Borussia Dortmund ile temas halinde olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle oyuncunun daha fazla oynama isteğini açık biçimde dile getirmesi ve geleceği konusunda kapıyı açık bırakması, Trabzonspor açısından transfer dosyasına eklenen önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak Silva’nın açıklamalarında Trabzonspor’un adını doğrudan kullanmadığının özellikle altını çizmek gerekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla oyuncunun sözlerini “Trabzonspor’a gelmek istiyor” şeklinde yorumlamak için henüz yeterli veri bulunmuyor.</p>

<p>Dortmund’daki forma rekabeti transferin anahtarı olabilir</p>

<p>Silva açısından dosyanın merkezinde forma süresi bulunuyor.</p>

<p>24 yaşındaki santrforun düzenli oynama isteği, transfer döneminin kalan bölümünde verilecek kararda belirleyici olabilir. Dortmund’un oyuncuyla ilgili yaklaşımı ile Silva’nın sportif beklentilerinin örtüşmemesi halinde ayrılık seçeneğinin daha ciddi şekilde gündeme gelmesi beklenebilir.</p>

<p>Trabzonspor açısından ise oyuncunun bu açıklaması önemli bir ayrıntı taşıyor: Bordo-mavililerin ilgilendiği futbolcu, mevcut kulübünde kalacağını kesin bir dille ilan etmiş değil.</p>

<p>Gözler Dortmund-Trabzonspor hattında</p>

<p>Transferde bundan sonraki kritik başlık, kulüpler arasındaki görüşmelerin hangi model üzerinden ilerleyeceği olacak.</p>

<p>Almanya kaynaklı son haberlerde Trabzonspor ile Borussia Dortmund arasında Fábio Silva konusunda görüşmelerin sürdüğüne ilişkin bilgiler yer alıyor.</p>

<p>Oyuncunun geleceğini açık bırakmasıyla birlikte gözler şimdi Borussia Dortmund’un vereceği karara ve Trabzonspor’un teklifinin şartlarına çevrildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fábio Silva cephesinden gelen “Göreceğiz” mesajı transferin gerçekleştiği anlamına gelmiyor. Ancak bordo-mavililerin gündemindeki forvetin Dortmund’dan ayrılığa kapıyı kapatmaması, dosyayı daha da dikkat çekici hale getiriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzonsporun-istedigi-fabio-silvadan-transfer-sinyali-gorecegiz</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 20:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9035-1.jpeg" type="image/jpeg" length="38883"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Pamukkale Üniversitesi Öğrencisi Arzu Acunsöz Trafik Kazasında Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/pamukkale-universitesi-ogrencisi-arzu-acunsoz-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/pamukkale-universitesi-ogrencisi-arzu-acunsoz-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Halkbilimi Programı öğrencisi Arzu Acunsöz, Denizli’de yolun karşısına geçerken otomobilin çarpması sonucu hayatını kaybetti. Acunsöz’ün vefatı üniversite ve sivil toplum camiasında büyük üzüntüye neden oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Denizli’nin Pamukkale ilçesinde meydana gelen trafik kazası, genç bir üniversite öğrencisini ve sivil toplum gönüllüsünü hayattan kopardı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre kaza, 24 Ağustos akşamı saat 21.30 sıralarında Kınıklı Mahallesi Şehit Başsavcı Mustafa Alper Caddesi’nde meydana geldi. Yolun karşısına geçmeye çalışan Arzu Acunsöz’e seyir hâlindeki bir otomobil çarptı.</p>

<p>Çarpmanın etkisiyle ağır yaralanan Acunsöz için çevredeki vatandaşların ihbarı üzerine bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. İlk müdahalesi olay yerinde yapılan Acunsöz, ambulansla Pamukkale Üniversitesi Hastanesine kaldırıldı.</p>

<p>Arzu Acunsöz, hastanede doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Kazaya karışan otomobilin sürücüsünün polis ekiplerince gözaltına alındığı, olayla ilgili soruşturma başlatıldığı bildirildi.</p>

<p>Pamukkale Üniversitesinden taziye mesajı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Pamukkale Üniversitesi, öğrencisi Arzu Acunsöz’ün vefatının ardından bir taziye mesajı yayımladı.</p>

<p>Üniversitenin açıklamasında, Acunsöz’ün Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Halkbilimi Programı öğrencisi olduğu belirtilerek ailesine, yakınlarına ve üniversite camiasına başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>Sivil toplum çalışmalarında aktif görev aldı</p>

<p>Arzu Acunsöz’ün akademik çalışmalarının yanı sıra Denizli’de yürütülen sivil toplum ve gençlik faaliyetlerinde de aktif rol aldığı öğrenildi.</p>

<p>Kalkınma ve İnovasyon Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Acunsöz; gönüllülük, eğitim, gençlerin güçlendirilmesi ve sosyal kalkınma odaklı çalışmalara katkı sağlıyordu. Acunsöz’ün daha önce eğitim koordinatörlüğü ve proje çalışmalarında da görev aldığı belirtildi.</p>

<p>Genç yaşta hayatını kaybeden Arzu Acunsöz’ün vefatı; ailesi, arkadaşları, üniversite camiası ve birlikte çalıştığı sivil toplum gönüllüleri arasında derin üzüntüye yol açtı.</p>

<p>Cenazenin 25 Ağustos 2026 tarihinde Denizli Asri Mezarlık’ta toprağa verildiği bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/pamukkale-universitesi-ogrencisi-arzu-acunsoz-trafik-kazasinda-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 20:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9034.jpeg" type="image/jpeg" length="83857"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bacaklarınız Akşamları Ağırlaşıyor mu? Bu Belirtileri Gözden Kaçırmayın]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bacaklariniz-aksamlari-agirlasiyor-mu-bu-belirtileri-gozden-kacirmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bacaklariniz-aksamlari-agirlasiyor-mu-bu-belirtileri-gozden-kacirmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günün sonunda bacaklarda ağırlık, yanma ve yorgunluk uzun süre ayakta kalmakla ilişkili olabilir. Ancak şişlik, varis, uyuşma veya yürümekle başlayan ağrı eşlik ediyorsa neden farklı olabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Sabah hiçbir sorun yokken akşam saatlerinde bacaklarınız ağırlaşıyor, ayaklarınızda veya baldırlarınızda yanma hissediyor musunuz?<br />
Özellikle bütün gün ayakta çalışanlarda veya uzun süre masa başında oturanlarda bu yakınmalar oldukça yaygın olabilir. Bazı kişiler “bacaklarım kurşun gibi oluyor” diye tarif ederken, bazıları ayak tabanından baldıra doğru yükselen yanma veya sıcaklık hissinden söz eder.<br />
Bu belirtiler tek bir hastalığa özgü değildir.<br />
Uzun süre ayakta kalmak, toplardamar dolaşımındaki değişiklikler, kas yorgunluğu, periferik sinir sorunları ve bazı durumlarda atardamar dolaşım bozuklukları benzer yakınmalar oluşturabilir.<br />
Bu nedenle en önemli soru yalnızca “Bacağım neden yanıyor?” değil; yanmanın veya ağırlık hissinin ne zaman başladığı, neyin artırdığı, dinlenmekle azalıp azalmadığı ve hangi belirtilerin eşlik ettiğidir.<br />
Bacaklar neden özellikle akşam ağırlaşabilir?<br />
İnsan gün boyunca ayakta olduğunda yer çekiminin etkisiyle bacak toplardamarlarındaki basınç artabilir.<br />
Normalde bacaklardaki kanın kalbe geri dönmesine toplardamar kapakçıkları ve özellikle yürürken çalışan baldır kasları yardımcı olur.<br />
Uzun süre hareketsiz biçimde ayakta durmak veya oturmak bu mekanizmanın etkinliğini azaltabilir.<br />
Bunun sonucunda bazı kişilerde günün ilerleyen saatlerinde:<br />
ağırlık,<br />
dolgunluk,<br />
yorgunluk,<br />
hafif şişlik,<br />
gerginlik<br />
hissi ortaya çıkabilir.<br />
Uzun süre hareketsizlik veya venöz göllenmeyle ilişkili yakınmalar bazı kişilerde kısa yürüyüşlerle ya da dinlenirken bacakların yükseltilmesiyle azalabilir. Ancak bu durum bütün bacak ağrıları için geçerli değildir.<br />
Tek başına böyle bir tablo mutlaka hastalık anlamına gelmez. Ancak yakınmalar düzenli olarak tekrarlıyor veya giderek belirginleşiyorsa nedeninin değerlendirilmesi gerekebilir.<br />
Akşam artan ağırlık toplardamarlarla ilişkili olabilir<br />
Akşam bacak ağırlığının olası nedenlerinden biri kronik venöz hastalık, yani bacak toplardamarlarındaki dolaşımın yeterince etkili olmamasıdır.<br />
Avrupa Damar Cerrahisi Derneğinin klinik kılavuzunda kronik venöz hastalığı bulunan kişilerde ağırlık, ağrı veya sızlama, şişlik hissi, kaşıntı ve kramplar görülebileceği belirtiliyor. Bazı kişiler yanma da tarif edebilir.<br />
Ancak önemli bir ayrıntı var:<br />
Bu belirtilerin hiçbiri tek başına kronik venöz hastalığa özgü değildir.<br />
Benzer yakınmalar kas, sinir, eklem veya başka dolaşım sorunlarında da ortaya çıkabilir.<br />
Venöz yakınmaların uzun süre ayakta kalmayla artması ve günün ilerleyen saatlerinde daha belirgin hale gelmesi olası ipuçlarından biridir.<br />
Varis varsa daha mı anlamlı?<br />
Varisler kronik venöz hastalığın görünür belirtilerinden biri olabilir.<br />
Ancak her varisi olan kişinin bacaklarında ağrı veya yanma olmaz. Aynı şekilde bacaklarında ağırlık yaşayan herkesin görünür varisi olmak zorunda değildir.<br />
Toplardamarla ilişkili yakınmalara bazen ayak bileğinde şişlik, kaşıntı ve ciltte değişiklikler eşlik edebilir.<br />
Özellikle ayak bileği çevresinde zamanla gelişen kahverengimsi renk değişiklikleri veya tekrarlayan şişlik değerlendirilmesi gereken bulgulardır.<br />
Uzun süre ayakta kalmak neden bacakları yoruyor?<br />
Kaslarımız yalnızca hareket etmek için değil, dolaşımın desteklenmesi için de çalışır.<br />
Yürüdüğümüzde baldır kaslarının kasılması, bacak toplardamarlarındaki kanın yukarı doğru hareket etmesine yardımcı olur.<br />
Uzun süre aynı yerde ayakta durduğumuzda ise bu kas pompası yürümeye kıyasla daha az etkili çalışabilir.<br />
Bu nedenle öğretmenler, sağlık çalışanları, güvenlik görevlileri, kuaförler, mağaza çalışanları ve işi gereği uzun süre ayakta kalan kişiler gün sonunda daha fazla bacak yorgunluğu yaşayabilir.<br />
Benzer şekilde saatlerce hareket etmeden oturmak da bacaklarda dolgunluk ve ağırlık hissine katkıda bulunabilir.<br />
Bacaklarda yanma her zaman dolaşım sorunu mu?<br />
Hayır.<br />
Bu önemli bir ayrım.<br />
Bacak veya ayaklarda yanma hissi sinirlerden de kaynaklanabilir.<br />
Periferik nöropatide özellikle ayaklarda:<br />
yanma,<br />
batma,<br />
karıncalanma,<br />
uyuşma,<br />
elektriklenme benzeri ağrı<br />
görülebilir.<br />
Sinir kaynaklı yakınmalar bazı kişilerde geceleri daha belirgin olabilir.<br />
Özellikle ayak parmaklarından veya ayak tabanından başlayarak iki tarafta benzer biçimde ilerleyen yanma ve uyuşma, toplardamar hastalığından farklı bir tablo düşündürebilir.<br />
Diyabet ayaklarda yanmaya neden olabilir mi?<br />
Diyabet, periferik nöropatinin önemli nedenlerinden biridir.<br />
Uzun süre yüksek kan şekeri düzeyleri periferik sinirlere zarar verebilir ve özellikle ayaklarda uyuşma, karıncalanma veya yanıcı ağrı ortaya çıkabilir.<br />
Ancak ayakları yanan herkesin diyabeti olduğu söylenemez.<br />
Periferik nöropatinin diyabet dışında da çok sayıda nedeni bulunur.<br />
Bu nedenle nedeni bilinmeyen, devamlı veya giderek artan yanma hissinin yalnızca “dolaşım bozukluğu” olduğu varsayılmamalıdır.<br />
Yürüyünce başlayan ağrı veya yanma farklı bir ipucu olabilir<br />
Belirtinin ne zaman başladığı değerlendirmede çok önemlidir.<br />
Bacakta ağrı veya başka bir rahatsızlık hissi belirli bir mesafe yürüdükten sonra başlıyor ve dinlenince azalıyor ya da geçiyorsa, atardamar dolaşımı açısından değerlendirme gerekebilir.<br />
Periferik arter hastalığında egzersiz sırasında bacak kaslarına giden kan ihtiyacı arttığında özellikle baldırda ağrı, kramp, yorgunluk veya başka bir rahatsızlık hissi ortaya çıkabilir. Bazı kişiler bu rahatsızlığı yanma şeklinde de tarif edebilir.<br />
Bu klasik tabloya klaudikasyon adı verilir.<br />
Ancak periferik arter hastalığının her zaman klasik klaudikasyonla ortaya çıkmadığı unutulmamalıdır. Bazı kişilerde daha atipik bacak yakınmaları görülebilir veya hastalık belirti vermeden bulunabilir.<br />
Ayrıca yürüyüş sırasında başlayan her bacak ağrısı damar hastalığı anlamına gelmez. Eklem, kas, omurga ve sinir sorunları da yürürken yakınmaya neden olabilir.<br />
Toplardamar ve atardamar yakınmaları aynı şey değil<br />
Günlük kullanımda her iki durum da sıklıkla “dolaşım bozukluğu” olarak adlandırılıyor.<br />
Ancak toplardamar ve atardamar hastalıkları birbirinden farklıdır.<br />
Toplardamar kaynaklı yakınmalar uzun süre ayakta kalmayla artan ağırlık, dolgunluk ve şişlik şeklinde ortaya çıkabilir.<br />
Atardamar hastalığında ise özellikle eforla başlayan ve dinlenmeyle azalan kas ağrısı veya başka bir bacak rahatsızlığı daha dikkat çekici olabilir.<br />
Bu ayrım tanı koydurmaz ancak yakınmanın nedeninin araştırılmasında önemli ipuçları sağlayabilir.<br />
Belden gelen sinirler bacaklarda yanma yapabilir mi?<br />
Evet.<br />
Bel bölgesindeki sinir köklerinin etkilenmesi, bacak boyunca yayılan ağrı, yanma, uyuşma veya karıncalanmaya yol açabilir.<br />
Bazı kişilerde yakınma kalçadan başlayıp bacağın arkasına, baldır bölgesine veya ayağa doğru ilerleyebilir.<br />
Bel ağrısının eşlik etmesi her zaman şart değildir.<br />
Bu tür yakınmalar sinir kökü kaynaklı ağrı açısından değerlendirilirken ağrının yayılımı, duyu değişiklikleri, kas gücü ve nörolojik muayene birlikte ele alınır.<br />
Özellikle bacak yanmasına belirgin güç kaybı, ilerleyen uyuşma veya yürümede belirgin bozulma eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme gerekir.<br />
Sıcak havalarda bacak ağırlığı neden artabilir?<br />
Sıcaklık arttığında yüzeysel damarlar genişleyebilir.<br />
Özellikle toplardamar problemi bulunan bazı kişilerde sıcak havalarda bacaklarda:<br />
ağırlık,<br />
dolgunluk,<br />
şişlik<br />
daha belirgin hale gelebilir.<br />
Uzun süre ayakta kalma ve sıcak hava bir araya geldiğinde yakınmaların akşam daha fazla hissedilmesi mümkündür.<br />
Ancak sürekli veya yeni başlayan bacak yanmasını yalnızca sıcak havaya bağlamak doğru değildir.<br />
Tek bacakta ani şişlik farklı değerlendirilmeli<br />
İki bacakta uzun süredir bulunan gün sonu ağırlığı ile tek bacakta aniden ortaya çıkan belirgin şişlik ve ağrı aynı tablo değildir.<br />
Derin ven trombozu, yani bacağın derin toplardamarlarında pıhtı oluşması, özellikle tek taraflı ani şişlik söz konusu olduğunda akılda tutulması gereken nedenlerden biridir.<br />
DVT’de etkilenen bacakta:<br />
şişlik,<br />
ağrı veya hassasiyet,<br />
sıcaklık artışı,<br />
kızarıklık veya renk değişikliği<br />
görülebilir.<br />
Ancak bu belirtiler DVT’ye özgü değildir ve bazı kişilerde pıhtı belirgin yakınma vermeden de bulunabilir.<br />
Tek bacakta açıklanamayan ani ve belirgin şişlik geliştiğinde gecikmeden tıbbi değerlendirme alınmalıdır.<br />
Nefes darlığı da varsa beklemeyin<br />
Bacak şikâyetlerine ani nefes darlığı, göğüs ağrısı veya baskı, kanlı öksürük, bayılma ya da belirgin baş dönmesi eklenirse acil değerlendirme gerekir.<br />
Bu belirtiler pulmoner emboli gibi ciddi bir durumla ilişkili olabilir.<br />
Ayrıca ayağın veya bacağın aniden çok ağrılı, belirgin biçimde soğuk ya da soluk hale gelmesi; buna uyuşma veya hareket güçlüğünün eklenmesi de acil dolaşım bozukluğu açısından değerlendirilmelidir.<br />
Bu tür belirtilerde evde beklemek yerine acil sağlık hizmetine başvurmak gerekir.<br />
Bacak ağırlığı ve yanma için ne zaman doktora başvurmalı?<br />
Ara sıra yoğun bir günün ardından ortaya çıkan ve dinlenince kaybolan hafif bacak yorgunluğu genellikle acil bir durum değildir.<br />
Ancak şu durumlarda değerlendirme yararlı olur:<br />
yakınmaların haftalar boyunca tekrarlaması,<br />
giderek artması,<br />
ayak bileğinde sürekli şişlik gelişmesi,<br />
belirgin varislerle birlikte ağrı veya cilt değişikliği bulunması,<br />
yanmaya uyuşma veya duyu kaybının eşlik etmesi,<br />
yürümekle düzenli olarak başlayan baldır ağrısı veya rahatsızlık olması,<br />
tek bacakta diğerinden belirgin farklılık gelişmesi.<br />
Hangi testlerin gerektiği yakınmanın özelliklerine göre belirlenir.<br />
Her bacak yanmasında damar ultrasonu, MR veya kan testi yapılması gerekmez. Öncelikle öykü ve fizik muayene bulguları yol gösterir.<br />
Gün sonunda bacak ağırlığını azaltmak için neler yapılabilir?<br />
Yakınma uzun süre hareketsiz kalmak veya ayakta durmakla ilişkiliyse günlük yaşamda bazı basit değişiklikler yardımcı olabilir.<br />
Uzun süre aynı pozisyonda kalmamak, gün içine kısa yürüyüşler eklemek ve baldır kaslarını düzenli olarak hareket ettirmek yararlı olabilir.<br />
Uzun süre ayakta kalma veya venöz göllenmeyle ilişkili hafif şişlik ve ağırlık yaşayan bazı kişilerde dinlenirken bacakları yükseltmek rahatlama sağlayabilir.<br />
Ancak yürümekle başlayan ağrı, ayakta belirgin soğukluk veya atardamar dolaşım bozukluğu şüphesi varsa bu tür öneriler değerlendirme ve tedavinin yerine kullanılmamalıdır.<br />
Aşırı sıkı giysilerden ve kişinin ayağına uygun olmayan ayakkabılardan kaçınmak da rahatlığı artırabilir.<br />
Bu öneriler nedeni bilinmeyen sürekli ağrı, yanma veya şişliğin tedavisi değildir.<br />
Kompresyon çorabı herkese uygun mu?<br />
Hayır.<br />
Tıbbi kompresyon çorapları bazı kronik venöz hastalıklarda yararlı olabilir ancak hangi basınçta ve hangi tipte kullanılacağı kişiye göre değişebilir.<br />
Özellikle atardamar dolaşım bozukluğu bulunan veya bundan şüphelenilen kişilerde güçlü kompresyon ürünleri sağlık profesyoneli değerlendirmesi olmadan kullanılmamalıdır.<br />
Bu nedenle yalnızca “bacağım ağırlaşıyor” düşüncesiyle rastgele yüksek basınçlı kompresyon çorabı kullanmak uygun olmayabilir.<br />
Akşam artan bacak yakınmasında en önemli ipucu nedir?<br />
Yakınmanın örüntüsü önemli ipuçları verebilir.<br />
Örneğin:<br />
Bütün gün ayakta kaldıktan sonra ağırlık ve şişlik: Uzun süre ayakta kalma veya toplardamar sistemiyle ilişkili olabilir.<br />
Ayaklardan başlayan yanma, uyuşma ve karıncalanma: Sinir kaynaklı nedenleri düşündürebilir.<br />
Belirli bir mesafe yürüyünce başlayan ve dinlenince azalan baldır ağrısı veya rahatsızlığı: Atardamar dolaşımı açısından değerlendirme gerektirebilir.<br />
Kalçadan veya bel çevresinden bacağa doğru yayılan yanma, elektriklenme veya uyuşma: Sinir kökü kaynaklı bir problemi düşündürebilir.<br />
Bu örneklerin hiçbiri tek başına tanı koydurmaz. Ancak hangi sistemin öncelikle değerlendirilmesi gerektiği konusunda yol gösterici olabilir.<br />
Sonuç: “Dolaşım bozukluğudur” deyip geçmeyin<br />
Akşam bacaklarda ağırlık ve yanma oldukça yaygın bir yakınmadır.<br />
Uzun süre ayakta kalmak veya oturmak gibi günlük nedenlerden kaynaklanabilir. Özellikle akşam artan ağırlık, dolgunluk ve şişlik toplardamar sistemiyle ilişkili olabilir.<br />
Ancak yanma hissi sinirlerden de kaynaklanabilir. Yürümekle ortaya çıkan ve dinlenmeyle azalan bacak yakınmaları ise atardamar dolaşımı açısından farklı değerlendirilmelidir.<br />
Bu nedenle en yararlı yaklaşım tek bir belirtiye odaklanmak yerine yakınmanın ne zaman başladığına, neyin artırıp azalttığına ve eşlik eden şişlik, uyuşma, ağrı, renk değişikliği veya güç kaybına bakmaktır.<br />
Tek bacakta ani belirgin şişlik veya ağrı; bacağın aniden soğuk ya da soluk hale gelmesi ya da bacak yakınmalarına ani nefes darlığı ve göğüs ağrısının eşlik etmesi ise beklenmeden değerlendirilmesi gereken durumlardır.<br />
KAYNAKLAR<br />
European Journal of Vascular and Endovascular Surgery – European Society for Vascular Surgery 2022 Clinical Practice Guidelines on the Management of Chronic Venous Disease of the Lower Limbs – De Maeseneer MG, Kakkos SK, Aherne T ve ark. – 2022;63(2):184-267 – DOI: 10.1016/j.ejvs.2021.12.024<br />
Circulation – 2024 ACC/AHA/AACVPR/APMA/ABC/SCAI/SVM/SVN/SVS/SIR/VESS Guideline for the Management of Lower Extremity Peripheral Artery Disease – Gornik HL, Aronow HD, Goodney PP ve ark. – 2024;149(24):e1313-e1410 – DOI: 10.1161/CIR.0000000000001251<br />
Neurology – Oral and Topical Treatment of Painful Diabetic Polyneuropathy: Practice Guideline Update Summary – Price R, Smith D, Franklin G ve ark. – 2022;98(1):31-43 – DOI: 10.1212/WNL.0000000000013038<br />
Pain Medicine – AAAPT Diagnostic Criteria for Acute Low Back Pain with and Without Lower Extremity Pain – Nicol AL, Adams MCB, Gordon DB ve ark. – 2020;21(11):2661-2675 – DOI: 10.1093/pm/pnaa239<br />
National Institute of Neurological Disorders and Stroke – Peripheral Neuropathy – Güncel resmî sağlık bilgilendirmesi<br />
Centers for Disease Control and Prevention – About Venous Thromboembolism: Signs, Symptoms and Risk Factors – Güncel resmî sağlık bilgilendirmesi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bacaklariniz-aksamlari-agirlasiyor-mu-bu-belirtileri-gozden-kacirmayin</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 20:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/aksam-bacaklarda-agirlik-yanma-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="17142"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çorap İzleri Akşam Bacaklarınızda Kalıyorsa Ne Anlama Gelebilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/corap-izleri-aksam-bacaklarinizda-kaliyorsa-ne-anlama-gelebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/corap-izleri-aksam-bacaklarinizda-kaliyorsa-ne-anlama-gelebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çorabınızı çıkardığınızda ayak bileğinizde belirgin bir halka görmek çoğu zaman basit basınca bağlı olabilir. Ancak izlere belirgin şişlik, tek bacakta ani şişme, ağrı veya nefes darlığı eşlik ediyorsa önem kazanır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Akşam eve geldiğinizde çorabınızı çıkarıyor ve ayak bileğinizin çevresinde belirgin bir halka mı görüyorsunuz? Bazen iz birkaç dakika içinde kayboluyor, bazen de bacakta hafif bir şişlik ve gerginlik hissiyle birlikte daha uzun süre kalabiliyor.<br />
Bu görüntü tek başına bir hastalık anlamına gelmez. Özellikle sıkı lastikli çoraplar, gün boyu ayakta kalmak veya uzun süre oturmak sağlıklı kişilerde bile geçici iz bırakabilir.<br />
Ancak çorap izi belirgin bir bacak şişliğinin parçasıysa, özellikle günün sonunda giderek artıyorsa, vücudun dokularında sıvı birikmesini ifade eden ödem açısından değerlendirilmesi gerekebilir.<br />
Önemli olan yalnızca izin varlığı değil; tek mi çift bacakta olduğu, ne kadar sürdüğü, gerçek bir şişliğin eşlik edip etmediği ve başka belirtilerin bulunup bulunmadığıdır.<br />
Çorap izi neden oluşur?<br />
Çorabın lastikli bölümü cilde ve cilt altındaki yumuşak dokulara basınç uygular.<br />
Çorap sıkıysa bu basınç normal bir bacakta bile geçici bir iz bırakabilir. İz kısa sürede kayboluyor, ayak bileğinde belirgin şişlik bulunmuyor ve ağrı, kızarıklık veya ağırlık hissi yaşanmıyorsa çoğu zaman basit basınç izi söz konusu olabilir.<br />
Fakat bacak dokularında normalden fazla sıvı biriktiğinde çorap lastiği daha derin bir iz oluşturabilir.<br />
Bu nedenle eskiden rahat olan çorabın akşamları giderek daha fazla iz bırakmaya başlaması veya ayakkabıların gün sonunda dar gelmesi, gerçek bir şişliğin fark edilmesini sağlayan ipuçlarından biri olabilir.<br />
Ödem nedir?<br />
Ödem, vücut dokuları arasında normalden fazla sıvı birikmesidir.<br />
Ayak ve ayak bilekleri yer çekiminin etkisi nedeniyle sıvı birikiminin kolay fark edildiği bölgeler arasındadır.<br />
Özellikle uzun süre ayakta veya oturarak geçirilen bir günün ardından bacakların alt bölümünde bir miktar sıvı birikmesi görülebilir.<br />
Özellikle yer çekimi ve toplardamar dolaşımıyla ilişkili hafif şişlik bazı kişilerde akşam daha belirgin, sabah ise daha az olabilir.<br />
Ancak tekrarlayan, giderek artan veya başka belirtilerin eşlik ettiği ödemin nedeni araştırılmalıdır.<br />
Parmakla bastırınca çukur kalması ne anlama gelir?<br />
Bazı ödemlerde şişmiş bölgeye parmakla birkaç saniye bastırıldığında cilt eski haline hemen dönmez ve geçici bir çukur oluşur.<br />
Buna çukurlaşan ödem, tıbbi adıyla “pitting ödem” denir.<br />
Çorap lastiğinin normalden derin iz bırakmasının nedenlerinden biri de bu tür sıvı birikimi olabilir.<br />
Ancak evde parmakla bastırarak yapılan kontrol tek başına tanı koydurmaz. Ödemin nedeni; muayene, kişinin sağlık öyküsü, kullandığı ilaçlar ve gerektiğinde yapılan tetkiklerle değerlendirilir.<br />
Akşam artan şişlik toplardamarlarla ilişkili olabilir<br />
Gün boyunca kanın bacaklardan kalbe geri dönmesi gerekir. Yürürken baldır kaslarının çalışması bu dönüşe yardımcı olur.<br />
Uzun süre hareketsiz kalındığında veya toplardamarların içindeki kapakçıklar yeterince iyi çalışmadığında kan bacaklarda daha fazla göllenebilir.<br />
Kronik venöz hastalık, yani bacak toplardamarlarındaki dolaşım bozukluğu, özellikle günün ilerleyen saatlerinde ayak bileklerinde şişlik oluşturabilir.<br />
Buna bacaklarda ağırlık, dolgunluk, sızlama, kaşıntı veya varisler eşlik edebilir.<br />
İleri dönemlerde ayak bileği çevresindeki ciltte kahverengimsi renk değişiklikleri ve cilt sorunları da gelişebilir.<br />
Her akşam oluşan çorap izi elbette kronik venöz hastalık anlamına gelmez. Ancak tekrarlayan şişlik ve bacak yakınmaları birlikteyse değerlendirilmesi anlamlıdır.<br />
Uzun süre oturmak da izleri belirginleştirebilir<br />
Masa başında saatlerce oturmak, uzun yolculuklar veya bütün gün ayakta çalışmak bacaklarda sıvının aşağı bölgelerde birikmesini kolaylaştırabilir.<br />
Baldır kasları hareket ettiğinde toplardamar kanının yukarı taşınmasına yardımcı olur. Uzun süre hareketsiz kalmak ise bu “kas pompasının” daha az çalışmasına neden olur.<br />
Bu nedenle bazı kişilerde gün içinde hareket arttığında veya bacaklar bir süre yukarı kaldırıldığında hafif şişliğin azalması mümkündür.<br />
Ancak şişlik sürekli tekrarlıyorsa nedeni yalnızca “çok oturdum” diye varsayılmamalıdır.<br />
Sıcak havalarda neden daha fazla olabilir?<br />
Sıcak havalarda damarlar genişleyebilir. Bu durum bazı kişilerde bacaklarda sıvı birikimini kolaylaştırarak ayak bileği şişliğinin yaz aylarında daha görünür hale gelmesine yol açabilir.<br />
Uzun süre ayakta kalma ve sıcak hava birlikte olduğunda akşam çorap izleri daha belirgin olabilir.<br />
Yine de yeni başlayan veya giderek artan şişliğin yalnızca sıcak havaya bağlanması doğru değildir.<br />
Tuz tüketimi etkili olabilir mi?<br />
Yüksek sodyum alımı bazı kişilerde vücudun daha fazla su tutmasına ve şişliğin belirginleşmesine katkıda bulunabilir.<br />
Bu etki özellikle kalp veya böbrek hastalığı bulunan bazı kişilerde daha belirgin olabilir.<br />
Ancak bacak şişliği yaşayan herkesin sorununun fazla tuzdan kaynaklandığını düşünmek yanlış olur.<br />
Ödemin çok farklı nedenleri vardır ve yalnızca tuzu azaltarak nedenin ortadan kalkacağı varsayılmamalıdır.<br />
Bazı ilaçlar bacaklarda şişliğe yol açabilir<br />
Özellikle bazı kalsiyum kanal blokerleri başta olmak üzere bazı tansiyon ilaçları; steroid olmayan iltihap gidericiler, hormon içeren tedaviler ve başka bazı ilaçlar ayak bileği ödemine katkıda bulunabilir.<br />
Özellikle yeni bir ilaç başladıktan veya doz değişikliğinden sonra ortaya çıkan şişlikte kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi gerekebilir.<br />
Ancak bir ilacın ödeme yol açtığından şüphelenmek, ilacı kendi başına bırakmak için gerekçe değildir. Tedavide değişiklik gerekip gerekmediği sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmelidir.<br />
Her iki bacağın şişmesi ne düşündürür?<br />
İki ayak bileğinde birden görülen hafif ve gün sonunda artan şişlik, uzun süre ayakta kalma veya toplardamar dolaşımı gibi nedenlerle ilişkili olabilir.<br />
Ancak kalp, böbrek ve karaciğerle ilgili bazı hastalıklar da iki taraflı bacak ödemine yol açabilir.<br />
Örneğin kalp yetersizliğinde ayak bileği şişliğine eforla nefes darlığı, normalden çabuk yorulma veya yatarken nefes almada zorlanma gibi belirtiler eşlik edebilir.<br />
Böbrek hastalıklarında daha yaygın şişlik, göz çevresinde şişkinlik veya idrarla ilgili değişiklikler görülebilir.<br />
Karaciğer hastalıklarında ise karında sıvı birikmesi ve başka belirtiler eşlik edebilir.<br />
Ancak bu belirtilerin hiçbiri tek başına tanı koydurmaz. Çorap izi görmek, kalp, böbrek veya karaciğer hastalığınız olduğu anlamına gelmez.<br />
Tek bacakta ani şişlik neden daha önemli?<br />
Bacak şişliği konusunda önemli ayrımlardan biri, şişliğin tek taraflı ve ani ortaya çıkıp çıkmadığıdır.<br />
Derin ven trombozu, tek taraflı ani bacak şişliğinde mutlaka akılda tutulması gereken nedenlerden biridir. Ancak bu belirtiler DVT’ye özgü değildir ve bazı kişilerde DVT belirgin yakınma vermeden de gelişebilir.<br />
Şişliğe açıklanamayan baldır veya bacak ağrısı, hassasiyet, sıcaklık artışı ve ciltte kızarıklık ya da renk değişikliği eşlik edebilir.<br />
Bu belirtiler varsa kişi kendi kendine “ödemdir, geçer” diye beklememeli ve gecikmeden tıbbi değerlendirme almalıdır.<br />
Hangi belirtilerde acil değerlendirme gerekir?<br />
Bacak şişliğine ani nefes darlığı, göğüste ağrı veya baskı, kanlı öksürük, bayılma ya da belirgin baş dönmesi eşlik ediyorsa acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.<br />
Bu belirtiler, nadiren de olsa bacakta oluşan bir pıhtının akciğerlere ulaşmasıyla gelişen pulmoner emboli gibi ciddi bir durumu düşündürebilir.<br />
Ayrıca tek bacakta aniden başlayan belirgin şişlik, ağrı, sıcaklık ve renk değişikliği de kısa sürede değerlendirilmesi gereken bir tablodur.<br />
Ne zaman doktora başvurmak gerekir?<br />
Çorap izinin yanında gerçek bir bacak veya ayak bileği şişliği varsa ve bu durum birkaç gün içinde geçmiyor, sık tekrarlıyor veya giderek artıyorsa değerlendirme yararlı olur.<br />
Özellikle şişlik tek taraftaysa, ağrı veya cilt değişiklikleri varsa, varislerle birlikte giderek artıyorsa ya da kişinin bilinen kalp, böbrek veya karaciğer hastalığı bulunuyorsa neden araştırılmalıdır.<br />
Hekim değerlendirmesinde şişliğin ne zaman başladığı, tek veya çift taraflı olması, gün içinde nasıl değiştiği, kullanılan ilaçlar ve eşlik eden belirtiler önem taşır.<br />
Gerekli durumlarda kan ve idrar testleri, kalp değerlendirmesi veya bacak toplardamarlarını inceleyen ultrason gibi yöntemlerden yararlanılabilir.<br />
Hafif şişlikte günlük yaşamda nelere dikkat edilebilir?<br />
Uzun süre aynı pozisyonda kalmamak ve gün içine kısa yürüyüşler eklemek bacak kaslarının çalışmasını sağlar.<br />
Dinlenirken bacakları uygun şekilde yükseltmek bazı kişilerde gün sonu şişliğini azaltabilir.<br />
Çok sıkı çorap ve ayakkabılardan kaçınmak da basınç izlerinin azalmasına yardımcı olabilir.<br />
Ancak normal çorabı daha sıkı giymek ile tıbbi kompresyon çorabı kullanmak aynı şey değildir.<br />
Kompresyon çorapları bazı toplardamar hastalıklarında yararlı olabilir ancak uygun basınç derecesi ve kişiye uygunluğu değerlendirilmelidir.<br />
Özellikle periferik atardamar hastalığı bulunan veya bundan şüphelenilen kişilerde güçlü kompresyon ürünleri sağlık profesyoneli değerlendirmesi olmadan kullanılmamalıdır.<br />
Çorap izi ne zaman büyük olasılıkla basit bir izdir?<br />
Çorabın lastiğinin bulunduğu yerde hafif bir çizgi oluşuyor, iz kısa sürede kayboluyor, ayak bileği gerçekten şiş görünmüyor ve ağrı, kızarıklık, sıcaklık artışı veya ağırlık hissi bulunmuyorsa durum çoğunlukla çorabın oluşturduğu basınçla ilişkili olabilir.<br />
Daha önemli olan değişikliktir.<br />
Daha önce hiç iz bırakmayan çorapların son zamanlarda belirgin iz bırakması, ayakkabıların akşam dar gelmeye başlaması veya bacak çevresinde fark edilir bir şişlik gelişmesi, durumu yeniden değerlendirmek için daha anlamlı ipuçlarıdır.<br />
Sonuç: Çorap izine değil, eşlik eden tabloya bakın<br />
Akşam çorabınızı çıkardığınızda ayak bileğinizde iz kalması tek başına hastalık belirtisi değildir.<br />
Sıkı lastik, uzun süre ayakta durmak veya oturmak gibi oldukça sıradan nedenlerle geçici iz oluşabilir.<br />
Ancak iz belirgin şişlikle birlikteyse, sürekli tekrarlıyorsa, giderek artıyorsa veya tek bacakta ağrı, sıcaklık ve renk değişikliğiyle ortaya çıkıyorsa önem kazanır.<br />
En önemli mesaj şu: Çorap izinin kendisinden çok, şişliğin süresi, tek veya çift taraflı olması ve beraberindeki belirtiler yol göstericidir.<br />
KAYNAKLAR<br />
European Journal of Vascular and Endovascular Surgery – European Society for Vascular Surgery 2022 Clinical Practice Guidelines on the Management of Chronic Venous Disease of the Lower Limbs – De Maeseneer MG, Kakkos SK, Aherne T ve ark. – 2022;63(2):184-267 – DOI: 10.1016/j.ejvs.2021.12.024<br />
European Heart Journal – 2021 ESC Guidelines for the diagnosis and treatment of acute and chronic heart failure – McDonagh TA, Metra M, Adamo M ve ark. – 2021;42(36):3599-3726 – DOI: 10.1093/eurheartj/ehab368<br />
Centers for Disease Control and Prevention – About Venous Thromboembolism: Signs, Symptoms and Risk Factors – Güncel resmî sağlık bilgilendirmesi<br />
American Family Physician – Peripheral Edema: Evaluation and Management in Primary Care – Patel H, Skok CJ, DeMarco A – 2022;106(5):557-564</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/corap-izleri-aksam-bacaklarinizda-kaliyorsa-ne-anlama-gelebilir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 20:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/corap-izleri-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="11050"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray’ın Leão transferinde önü açılıyor: Milan’ın beklentisi belli oldu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-leao-transferinde-onu-aciliyor-milanin-beklentisi-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-leao-transferinde-onu-aciliyor-milanin-beklentisi-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın transfer gündemindeki Rafael Leão için İtalya’dan yeni bilgiler geldi. Aston Villa’nın yüksek maliyet nedeniyle geri adım attığı, Galatasaray’ın ise dosyada ciddi biçimde kalmayı sürdürdüğü bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Rafael Leão transferinde dengeler değişti: Galatasaray için kritik gelişme</p>

<p>Galatasaray’ın yıldız transferi arayışında gündeme gelen Rafael Leão konusunda Avrupa’daki yarışın dengesi değişiyor. İtalyan basınından gelen son bilgilere göre Portekizli yıldızla ilgilenen Aston Villa, transferin toplam maliyetinin yükselmesi üzerine geri adım attı.</p>

<p>La Gazzetta dello Sport’un Milan muhabiri Marco Pasotto’nun aktardığı son tablo, Galatasaray açısından dikkat çekici. Habere göre İngiliz ekibi Aston Villa, hem Milan’ın bonservis beklentisini hem de Leão cephesindeki ekonomik şartları yüksek buldu.</p>

<p>Bu gelişmeyle birlikte Galatasaray’ın transferdeki pozisyonunun güçlendiği belirtiliyor.</p>

<p>Aston Villa’nın ilgisi soğudu</p>

<p>Rafael Leão için Avrupa’dan taliplerin bulunması, Galatasaray’ın önündeki en önemli engellerden biri olarak görülüyordu. Özellikle Premier Lig’den Aston Villa’nın devreye girmesi transfer yarışının zorlaşabileceği yorumlarına neden olmuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak İtalya’dan gelen yeni bilgiler farklı bir tablo ortaya koydu.</p>

<p>Aston Villa’nın transferin ekonomik boyutunu değerlendirdikten sonra Leão dosyasındaki ilgisinin önemli ölçüde azaldığı bildirildi. Böylece Galatasaray, Portekizli futbolcu için ciddi şekilde masada kalan kulüpler arasında daha avantajlı bir konuma geldi.</p>

<p>Galatasaray mali şartları karşılamaya hazır</p>

<p>İtalyan gazetesinin haberindeki en önemli ayrıntılardan biri ise Galatasaray’ın ekonomik pozisyonuna ilişkin değerlendirme oldu.</p>

<p>Haberde sarı-kırmızılıların, Leão’nun talep ettiği mali şartları karşılayabilecek ciddi alıcı konumunda olduğu ifade edildi.</p>

<p>Ancak bu durum transferin tamamlanmak üzere olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Çünkü görüşmelerin önündeki temel meselelerden biri Milan’ın bonservis beklentisi.</p>

<p>Milan cephesinde kritik pazarlık</p>

<p>Galatasaray açısından oyuncunun mali şartlarının karşılanabilmesi transferin yalnızca bir ayağını oluşturuyor. Asıl kritik pazarlığın Milan ile yapılacak bonservis görüşmelerinde yaşanması bekleniyor.</p>

<p>İtalyan basınındaki son değerlendirmeye göre Galatasaray’ın Milan’a sunduğu şartların yükseltilmesi gerekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla transferde oluşan yeni denklem şöyle görünüyor: Aston Villa’nın geri adım atması Galatasaray’ın rekabet açısından elini güçlendirirken, Milan’ın bonservis konusundaki tutumu anlaşmanın önündeki en önemli başlıklardan biri olmayı sürdürüyor.</p>

<p>Tottenham ihtimali ortaya çıktı</p>

<p>Leão dosyasındaki tek gelişme Aston Villa ile sınırlı değil.</p>

<p>Haberde yıldız futbolcunun temsilcisi Jorge Mendes’in Leão’yu Tottenham’a da önerdiği ileri sürüldü.</p>

<p>Bu nedenle Galatasaray’ın transferde tamamen rakipsiz kaldığını söylemek için henüz erken. Tottenham’ın somut bir girişimde bulunup bulunmayacağı ise transfer yarışının bundan sonraki seyrini belirleyebilecek başlıklardan biri.</p>

<p>Şimdilik İngiliz kulübü açısından somut bir anlaşma veya ileri aşamaya geçmiş pazarlık bilgisi bulunmuyor.</p>

<p>Galatasaray için fırsat penceresi açıldı</p>

<p>Son gelişmeler Galatasaray açısından önemli bir fırsat oluşturuyor.</p>

<p>Aston Villa’nın maliyet nedeniyle geri çekilmesi, özellikle Premier Lig kulüplerinin ekonomik gücü düşünüldüğünde sarı-kırmızılı yönetim açısından önemli bir avantaj olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak Leão seviyesindeki bir futbolcunun transferinde şartların kısa sürede yeniden değişebileceği unutulmamalı.</p>

<p>Yeni bir Premier Lig kulübünün devreye girmesi veya Milan’ın bonservis konusunda taviz vermemesi transfer sürecini yeniden zorlaştırabilir.</p>

<p>Bu nedenle Galatasaray açısından önümüzdeki görüşmelerin belirleyici başlığı, Milan’ın istediği rakam ile sarı-kırmızılıların çıkabileceği maksimum bonservis seviyesi arasındaki fark olacak.</p>

<p>Leão transferinde son durum</p>

<p>25 Ağustos itibarıyla ortaya çıkan tablo, Galatasaray’ın Leão transferinde önceki saatlere kıyasla daha güçlü bir pozisyona geçtiğine işaret ediyor.</p>

<p>Aston Villa’nın ilgisinin soğuması sarı-kırmızılıların önündeki önemli bir rakibi zayıflatırken, Galatasaray’ın oyuncunun ekonomik şartlarını karşılamaya hazır olduğu yönündeki bilgi transfer ihtimalini canlı tutuyor.</p>

<p>Buna karşın henüz Milan ile anlaşma sağlandığına ilişkin güvenilir bir bilgi bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle mevcut gelişme “transfer bitti” şeklinde değil, “Galatasaray’ın eli güçlendi ancak Milan ile bonservis pazarlığı belirleyici olacak” şeklinde değerlendirilmelidir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-leao-transferinde-onu-aciliyor-milanin-beklentisi-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 19:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9030.jpeg" type="image/jpeg" length="35238"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Parmak Ağrısı ve Sertliği İçin Evde Yapılabilecek Yedi Egzersiz]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/parmak-agrisi-ve-sertligi-icin-evde-yapilabilecek-yedi-egzersiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/parmak-agrisi-ve-sertligi-icin-evde-yapilabilecek-yedi-egzersiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Düğme iliklemek, anahtar çevirmek veya kavanoz açmak giderek zorlaşıyorsa el eklemlerindeki sertlik günlük yaşamı etkilemeye başlamış olabilir. Nazik hareketler işlev kaybını azaltmaya yardımcı olabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sabah kahvaltısında çay kaşığını kavramak, gömleğin düğmesini iliklemek ya da telefonun ekranında yazı yazmak… Ellerimiz gün boyunca yüzlerce küçük görevi sessizce yerine getiriyor. Parmak eklemlerinde ağrı ve sertlik başladığında ise en sıradan hareketler bile sabır isteyen bir işe dönüşebiliyor.</p>

<p>El osteoartriti, halk arasında el kireçlenmesi olarak bilinen, eklemin yalnızca kıkırdağını değil çevresindeki kemik ve yumuşak dokuları da etkileyebilen uzun süreli bir eklem hastalığıdır. Parmak uçlarındaki eklemler, parmakların orta eklemleri ve başparmağın el bileğiyle birleştiği bölge sık etkilenen alanlardır.</p>

<p>Ağrı nedeniyle eli hiç kullanmamak ilk bakışta koruyucu görünebilir. Ancak uzun süreli hareketsizlik sertliğin artmasına, eklem hareket açıklığının azalmasına ve el kaslarının zayıflamasına yol açabilir. Kontrollü ve nazik egzersizler hareketliliğin korunmasına, günlük işlerin daha rahat yapılmasına ve bazı kişilerde ağrının hafiflemesine yardımcı olabilir.</p>

<p>ELLER NEDEN SABAH DAHA SERT HİSSEDİLEBİLİR?</p>

<p>Uzun süre hareketsiz kalan eklemler uyandıktan sonra daha katı ve isteksiz hissedilebilir. Parmakları açmak, yumruk yapmak veya başparmağı hareket ettirmek birkaç dakika boyunca zorlaşabilir.</p>

<p>El osteoartritinde ağrı çoğunlukla eklem kullanıldıkça belirginleşir. Sertlik, hassasiyet, şişlik, kavrama gücünde azalma ve parmak eklemlerinde kemiksi çıkıntılar görülebilir. Başparmak kökündeki etkilenme ise anahtar çevirme, kapak açma ve bir nesneyi sıkıca tutma sırasında ağrıya neden olabilir.</p>

<p>Her el ağrısının nedeni kireçlenme değildir. Sinir sıkışması, tendon sorunları, romatoid artrit, gut, yaralanmalar ve enfeksiyonlar da benzer yakınmalara yol açabilir. Bu nedenle tanısı konulmamış, kalıcı veya giderek artan şikâyetleri yalnızca egzersizle geçirmeye çalışmak doğru değildir.</p>

<p>HAREKETLER YAVAŞ VE AĞRISIZ SINIRDA YAPILMALI</p>

<p>Egzersiz sırasında amaç parmakları zorlamak değil, eklemleri kontrollü biçimde hareket ettirmektir. Hareketler yavaş ve akıcı yapılmalı; el sıkılarak, bastırılarak veya ani biçimde gerilerek zorlanmamalıdır.</p>

<p>Egzersize başlamadan önce elleri birkaç dakika ılık suda bekletmek bazı kişilerde sertliğin azalmasına yardımcı olabilir. Belirgin şişlik, sıcaklık artışı veya alevlenme varsa özellikle sıkma ve kuvvetlendirme hareketlerinden kaçınılması gerekebilir.</p>

<p>YUMUŞAK YUMRUK HAREKETİ</p>

<p>Elinizi parmaklar düz ve birbirine yakın olacak şekilde tutun. Parmakları yavaşça avuca doğru kıvırarak gevşek bir yumruk oluşturun. Başparmak diğer parmakların dışında kalsın.</p>

<p>Elinizi sıkmayın. Ardından parmakları kontrollü biçimde açarak başlangıç konumuna dönün. Bu hareket parmak eklemlerinin birlikte çalışmasını ve hareket açıklığının korunmasını destekleyebilir.</p>

<p>PARMAKLARI TEK TEK BÜKME</p>

<p>Elinizi açık tutun. Önce başparmağınızı avuca doğru yavaşça bükün, kısa süre bekleyin ve yeniden düzeltin. Aynı hareketi işaret, orta, yüzük ve küçük parmakla sırayla yapın.</p>

<p>Parmakların tek tek çalıştırılması, hangi eklemde hareket kısıtlılığı bulunduğunu fark etmeyi de kolaylaştırabilir. Bir parmak diğerlerine göre belirgin biçimde takılıyor veya kilitleniyorsa zorlamayın.</p>

<p>BAŞPARMAĞI AVUÇ İÇİNDE GEZDİRME</p>

<p>Başparmağınızı avuç içine doğru bükerek küçük parmağın tabanına yaklaştırmaya çalışın. Ulaşamıyorsanız eli zorlamadan, rahatça gidebildiği noktada durun. Ardından başlangıç konumuna dönün.</p>

<p>Başparmak; tutma, çevirme ve sıkıştırma hareketlerinin büyük bölümünde görev alır. Bu nedenle başparmak hareketliliğindeki azalma, günlük yaşamı diğer parmaklardaki benzer bir kısıtlılıktan daha fazla etkileyebilir.</p>

<p>PARMAKLARLA “O” ŞEKLİ YAPMA</p>

<p>Elinizi açık tutun. Parmakları yavaşça içeri doğru kıvırarak başparmakla diğer parmakların uçlarını buluşturun ve yuvarlak bir “O” şekli oluşturun. Birkaç saniye bekledikten sonra eli yeniden açın.</p>

<p>Hareket sırasında parmak uçlarını birbirine bastırmayın. Buradaki amaç güçlü bir sıkıştırma değil, parmaklarla başparmağın uyumlu çalışmasını sağlamaktır.</p>

<p>MASA KENARINDA “L” HAREKETİ</p>

<p>Elinizin küçük parmak tarafını masaya yerleştirin ve başparmağı yukarı doğru tutun. Başparmağın konumunu korurken diğer dört parmağı, büyük boğumlardan içeri doğru bükün. El yandan bakıldığında “L” biçimine yaklaşacaktır.</p>

<p>Kısa süre bekledikten sonra parmakları yeniden düzeltin. Bu hareket özellikle parmakların ele bağlandığı büyük eklemleri çalıştırır.</p>

<p>PARMAKLARI MASADAN TEK TEK KALDIRMA</p>

<p>Avucunuzu ve parmaklarınızı düz biçimde masaya yerleştirin. Önce başparmağı, ardından diğer parmakları sırayla masadan hafifçe kaldırıp indirin.</p>

<p>Bileği çevirmeden ve avucu masadan ayırmadan yapılan bu hareket, parmakların bağımsız kontrolünü destekler. Bir parmağın çok az yükselmesi tek başına sorun olduğu anlamına gelmez; insanların el hareket açıklığı birbirinden farklıdır.</p>

<p>BİLEĞİ NAZİKÇE GERME</p>

<p>Kolunuzu öne uzatın ve avuç içini yere çevirin. Diğer elinizle parmakları nazikçe aşağı yönlendirerek elin ve bileğin üst bölümünde hafif bir gerilme hissedin. Daha sonra elin yönünü değiştirerek bileğin diğer tarafını çalıştırabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Keskin ağrı, uyuşma veya elektriklenme hissi oluşursa hareketi bırakın. Özellikle sinir sıkışması, yakın zamanda geçirilmiş ameliyat veya bilek yaralanması bulunan kişiler standart egzersizler yerine kendilerine gösterilen programı uygulamalıdır.</p>

<p>KAÇ TEKRAR YAPILMALI?</p>

<p>Herkes için geçerli tek bir tekrar sayısı bulunmaz. Genel egzersiz kaynaklarında hareketlerin düşük tekrarlarla başlatılması, rahat tolere edildikçe kademeli biçimde artırılması önerilir. Üç tekrar ile başlayıp zaman içinde beş ila on tekrara çıkmak bazı kişiler için uygun olabilir.</p>

<p>Egzersiz sırasında hafif gerilme hissedilebilir; ancak keskin veya giderek artan ağrı hedeflenen bir durum değildir. Egzersizden sonra el ağrısı belirgin biçimde artıyor ve uzun süre devam ediyorsa hareket sayısı ya da şiddeti fazla gelmiş olabilir.</p>

<p>AĞRILI ELİ SIKMAK HER ZAMAN İYİ FİKİR DEĞİL</p>

<p>Stres topu, lastik halka veya egzersiz hamuru sıkmak her el ağrısı için uygun değildir. Bu hareketler daha çok kuvvetlendirme amacı taşır ve aktif alevlenme döneminde ağrıyı artırabilir.</p>

<p>Önce hareket açıklığını koruyan nazik egzersizlere odaklanmak, kuvvetlendirme çalışmalarını ise hekim, fizyoterapist veya el terapistinin değerlendirmesiyle planlamak daha güvenlidir. Egzersiz ağrıyı azaltmak için yapılırken eklemi sürekli zorlayan yeni bir yük haline gelmemelidir.</p>

<p>EGZERSİZ KİREÇLENMEYİ ORTADAN KALDIRIR MI?</p>

<p>El egzersizleri aşınmış eklem kıkırdağını yeniden oluşturmaz ve osteoartriti ortadan kaldırmaz. Buna karşılık parmakların hareket açıklığını, kasların desteğini ve elin günlük işlerde kullanılabilme kapasitesini korumaya katkı sağlayabilir.</p>

<p>El osteoartritinin yönetimi yalnızca egzersizden oluşmaz. Eklem koruma yöntemleri, günlük işleri uyarlama, uygun yardımcı araçlar, gerektiğinde kısa süreli ortez veya atel kullanımı ve hekim tarafından planlanan tedaviler birlikte değerlendirilebilir.</p>

<p>NE ZAMAN MUAYENE GEREKİR?</p>

<p>Aşağıdaki durumlardan biri varsa sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir:</p>

<p>• Ağrı veya şişlik giderek artıyorsa<br />
• Eklem kızarık, belirgin sıcak ve çok hassassa<br />
• Parmak aniden kilitleniyor ya da açılamıyorsa<br />
• Uyuşma, karıncalanma veya güç kaybı bulunuyorsa<br />
• El travması sonrasında şekil bozukluğu gelişmişse<br />
• Sabah sertliği uzun sürüyor ve iki eli benzer biçimde etkiliyorsa<br />
• Günlük işleri yapma becerisi belirgin biçimde azalmışsa<br />
• Egzersiz sonrasında ağrı uzun süre devam ediyorsa</p>

<p>Ani gelişen güç kaybı, ciddi yaralanma, parmakta morarma veya dolaşım bozukluğunu düşündüren renk değişikliği acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>KÜÇÜK HAREKETLER GÜNLÜK BAĞIMSIZLIĞI DESTEKLEYEBİLİR</p>

<p>El kireçlenmesinde hedef yalnızca ağrı puanını düşürmek değildir. Çatal tutabilmek, kalem kullanabilmek, düğme ilikleyebilmek ve sevilen uğraşlara devam edebilmek de tedavinin parçasıdır.</p>

<p>Birkaç dakikalık nazik hareket programı, doğru kişide ve doğru yoğunlukta uygulandığında el işlevinin korunmasına destek olabilir. Ancak hareket sırasında bedenin verdiği sınırı dikkate almak gerekir: Zorlamak değil, düzenli ve kontrollü hareket etmek esastır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. WebMD – Slideshow: 10 Ways to Exercise Hands and Fingers – 30 Eylül 2022<br />
2. Arthritis Foundation – 9 Exercises to Help Hand Arthritis – 2026<br />
3. Mayo Clinic – Hand Exercises for People with Arthritis – 21 Ocak 2026<br />
4. University Hospitals Sussex NHS Foundation Trust – Range of Movement Exercises if You Have Osteoarthritis of the Hand – 11 Ağustos 2025<br />
5. University Hospitals Sussex NHS Foundation Trust – Strengthening Exercises if You Have Osteoarthritis of the Hand – 11 Ağustos 2025<br />
6. American Academy of Orthopaedic Surgeons – Arthritis of the Hand – Güncel hasta bilgilendirme metni<br />
7. NHS – Osteoarthritis: Treatment and Support – Güncel hasta bilgilendirme metni </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/parmak-agrisi-ve-sertligi-icin-evde-yapilabilecek-yedi-egzersiz</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 17:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9029-1.jpeg" type="image/jpeg" length="81423"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vakfıkebir’de Feci Kaza: Takla Atan Aracın Altında Kalan Kadın Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/vakfikebirde-feci-kaza-takla-atan-aracin-altinda-kalan-kadin-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/vakfikebirde-feci-kaza-takla-atan-aracin-altinda-kalan-kadin-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Vakfıkebir ilçesinde kontrolden çıkarak takla atan aracın altında kalan kadın, olay yerinde yaşamını yitirdi. Kazanın fren sistemindeki arızadan kaynaklandığı iddiası araştırılıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Vakfıkebir ilçesinde meydana gelen trafik kazası bir kişinin ölümüyle sonuçlandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre kaza, ilçeye bağlı Çamlık Mahallesi Yağcıoğlu mevkisinde meydana geldi. Fren sisteminde arıza oluştuğu ileri sürülen araç, sürücüsünün kontrolünden çıkarak takla attı.</p>

<p>Kaza sırasında aracın altında kalan bir kadın ağır şekilde yaralandı. Çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye sağlık, itfaiye ve güvenlik ekipleri sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekiplerin yaptığı kontrolde, aracın altında sıkışan kadının olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Kadının cansız bedeni, ekiplerin çalışmasının ardından bulunduğu yerden çıkarıldı.</p>

<p>Kazaya ilişkin inceleme başlatılırken aracın fren sisteminde arıza meydana geldiği yönündeki iddianın teknik incelemenin ardından kesinlik kazanacağı bildirildi.</p>

<p>Hayatını kaybeden kadının kimlik bilgisine ilişkin henüz resmî bir açıklama yapılmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>3. Sayfa</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/vakfikebirde-feci-kaza-takla-atan-aracin-altinda-kalan-kadin-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 17:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9027.jpeg" type="image/jpeg" length="18178"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beşiktaş, Ernest Poku transferinde anlaşmaya vardı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/besiktas-ernest-poku-transferinde-anlasmaya-vardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/besiktas-ernest-poku-transferinde-anlasmaya-vardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş’ın, Bayer Leverkusen forması giyen 22 yaşındaki Hollandalı kanat oyuncusu Ernest Poku’yu satın alma maddesi içeren kiralık transfer formülüyle kadrosuna katmak üzere anlaşma sağladığı bildirildi. Poku’nun 26 Ağustos Çarşamba günü İstanbul’a gelmesi bekleniyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beşiktaş, kanat rotasyonunu güçlendirmek amacıyla yürüttüğü transfer çalışmalarında Ernest Poku için önemli aşama kaydetti.</p>

<p>A Spor muhabiri Efecan Öztaş’ın aktardığı bilgilere göre siyah-beyazlı yönetim, hem genç futbolcu hem de Bayer Leverkusen ile anlaşmaya vardı. Teknik heyet ile futbol yapılanmasının transferinde ısrarcı olduğu Poku için görüşmeleri Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı’nın yürüttüğü belirtildi.</p>

<p>Poku İstanbul’a geliyor</p>

<p>Hollandalı futbolcunun 26 Ağustos Çarşamba günü İstanbul’a gelerek sağlık kontrollerinden geçmesi bekleniyor. Kontrollerin tamamlanmasının ardından sözleşme işlemlerinin yürütülmesi planlanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Transfer gazetecisi Fabrizio Romano da Beşiktaş’ın Ernest Poku için anlaşmaya vardığını bildirdi. Romano, transferin ilk aşamada kiralama yöntemiyle gerçekleşeceğini ve anlaşmada satın almaya ilişkin bir madde bulunacağını aktardı.</p>

<p>Alman Bild gazetesi ise sözleşmede satın alma yükümlülüğü bulunduğunu ve toplam bedelin yaklaşık 25 milyon avroya ulaşabileceğini öne sürdü.[3] Kaynakların satın alma maddesinin niteliğine ilişkin kullandığı ifadeler farklılık gösterirken, kesin mali şartların kulüpler tarafından açıklanması bekleniyor.</p>

<p>U23 kontenjanına uygun</p>

<p>22 yaşındaki Poku’nun Türkiye Futbol Federasyonunun U23 kontenjanına uygun olması, transfer planlamasında Beşiktaş açısından dikkat çeken unsurlar arasında gösteriliyor.</p>

<p>28 Ocak 2004’te Almanya’nın Hamburg kentinde doğan Poku, Hollanda ve Gana vatandaşlığına sahip. Asıl mevkisi sağ kanat olan genç futbolcu, hücum hattının farklı bölgelerinde de görev yapabiliyor.</p>

<p>Transfermarkt değeri 25 milyon avro</p>

<p>Poku, Ağustos 2025’te AZ Alkmaar’dan Bayer Leverkusen’e transfer oldu. Alman ekibiyle 30 Haziran 2030’a kadar sözleşmesi bulunan oyuncunun Transfermarkt tarafından belirlenen güncel piyasa değeri 25 milyon avro.</p>

<p>Bu tutar, Beşiktaş’ın ödeyeceği kesin bonservis bedeli anlamına gelmiyor. Transfermarkt piyasa değeri ile kulüpler arasında kararlaştırılan kiralama ve satın alma koşulları birbirinden ayrı veriler olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Geçen sezon 5 gol ve 4 asist</p>

<p>Ernest Poku, 2025-2026 Bundesliga sezonunda Bayer Leverkusen formasıyla 29 karşılaşmaya çıktı. Hollandalı kanat oyuncusu bu maçlarda 5 gol ve 4 asistlik katkı sağladı.</p>

<p>Sürati, topsuz koşuları ve hücum hattında birden fazla bölgede görev yapabilmesiyle öne çıkan Poku’nun; Beşiktaş’ın kanat seçeneklerini artırması ve geçiş hücumlarına hareketlilik kazandırması hedefleniyor.</p>

<p>Beşiktaş ile Bayer Leverkusen’den henüz resmî transfer açıklaması yapılmadı. Sürecin sağlık kontrollerinin tamamlanması, sözleşmelerin imzalanması ve kulüplerin açıklama yapmasıyla kesinlik kazanması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/besiktas-ernest-poku-transferinde-anlasmaya-vardi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 17:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9025.jpeg" type="image/jpeg" length="35456"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bedenen Çalışıyorum, Ayrıca Egzersiz Yapmalı mıyım?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bedenen-calisiyorum-ayrica-egzersiz-yapmali-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bedenen-calisiyorum-ayrica-egzersiz-yapmali-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gün boyu ayakta kalmak, yük taşımak ya da tekrarlayan işler yapmak, boş zamanda yapılan yürüyüşle aynı etkiyi göstermeyebilir. Milyonlarca kişiyi kapsayan araştırma, hareketin bağlamına işaret ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İş çıkışında eve yorgun dönen birinin gün boyunca ne kadar hareket ettiğini anlatması zor değildir: Saatlerce ayakta kalmak, yük taşımak, merdiven çıkmak, aynı hareketi tekrar tekrar yapmak… Buna karşılık yarım saatlik sakin bir yürüyüş çok daha hafif görünebilir.</p>

<p>Ancak beyin sağlığı söz konusu olduğunda bu iki hareket biçimi birbirinin karşılığı olmayabilir.</p>

<p>The Lancet Public Health’te yayımlanan geniş kapsamlı bir sistematik derleme ve meta-analiz, yalnızca ne kadar hareket edildiğinin değil, hareketin hangi koşullarda yapıldığının da demans riskiyle bağlantılı olabileceğini gösterdi. Bulgular, “Gün içinde çok yoruluyorum, ayrıca egzersize ihtiyacım yok” düşüncesini yeniden tartışmaya açtı.</p>

<p>## ARAŞTIRMA 4,2 MİLYONDAN FAZLA KİŞİYİ KAPSADI</p>

<p>Araştırmacılar, 30 ülkede yürütülen 74 kohort ve vaka-kontrol çalışmasının sonuçlarını bir araya getirdi. Yaşları 45 ile 93 arasında değişen 4,2 milyondan fazla kişinin verileri incelendi.</p>

<p>Katılımcılar ortanca 10 yıl boyunca izlendi. Bu süreçte tüm nedenlere bağlı demansın yanı sıra Alzheimer hastalığı ve damar sağlığıyla ilişkili vasküler demans tanıları değerlendirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Analizin en dikkat çekici yönü, fiziksel aktiviteyi tek bir başlık altında toplamamasıydı. Hareket;</p>

<p>Boş zamanda yapılan egzersiz,</p>

<p>Meslek sırasında gerçekleştirilen fiziksel aktivite,</p>

<p>Ev işleri,</p>

<p>Yürüyerek veya bisikletle işe gidip gelme</p>

<p>gibi farklı alanlarda ayrı ayrı ele alındı.</p>

<p>## BOŞ ZAMANDA YAPILAN EGZERSİZ DAHA DÜŞÜK RİSKLE İLİŞKİLİ BULUNDU</p>

<p>Boş zamanlarında daha fazla fiziksel aktivite yapan kişilerde demans riski, en az hareket edenlere kıyasla yüzde 24 daha düşük bulundu.</p>

<p>Yürüyüş, yüzme, bisiklete binme, koşma ve spor yapma bu grupta değerlendirilen etkinlikler arasındaydı. Aktivite düzeyi arttıkça riskteki azalmanın belirli bir noktaya kadar devam ettiği, daha sonra ise yataylaştığı görüldü.</p>

<p>Bu sonuç, daha fazla egzersizin sınırsız biçimde daha fazla koruma sağlayacağı anlamına gelmiyor. Bulgular, düzenli boş zaman hareketi ile daha düşük demans riski arasında bir ilişki bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>## FİZİKSEL OLARAK AĞIR İŞLERDE FARKLI BİR TABLO ORTAYA ÇIKTI</p>

<p>Mesleği gereği daha fazla fiziksel aktivite yapanlarda demans riskinin yüzde 20 daha yüksek olduğu bildirildi. Aktivitenin şiddeti arttıkça ilişkinin bir noktaya kadar güçlendiği, daha sonra sabitlendiği gözlendi.</p>

<p>Bu bulgu, fiziksel hareketin kendisinin beyne zarar verdiği veya bedensel işlerde çalışanların mutlaka demans geliştireceği şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Çalışmaların büyük bölümü gözlemseldi. Dolayısıyla araştırma, ağır fiziksel işlerin doğrudan demansa yol açtığını kanıtlamıyor. Araştırmacılar yaş, eğitim düzeyi ve kronik hastalıklar gibi bazı etkenleri hesaba katmış olsa da bütün sosyal, ekonomik ve çevresel farklılıkları tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil.</p>

<p>## AYNI HAREKET NEDEN AYNI ETKİYİ GÖSTERMEYEBİLİR?</p>

<p>Boş zamanda yapılan egzersiz çoğunlukla kişinin kendi seçimiyle gerçekleşir. Tempo ayarlanabilir, gerektiğinde dinlenilebilir ve hareket keyif veren ya da sosyal bir etkinliğe dönüştürülebilir. Düzenli yürüyüş aynı zamanda zihinsel rahatlama, açık havada zaman geçirme ve başka insanlarla iletişim kurma fırsatı sağlayabilir.</p>

<p>Bedensel açıdan ağır bir iş ise çok farklı koşullar taşıyabilir:</p>

<p>Uzun süre ayakta kalma,</p>

<p>Tekrarlayan ve tek yönlü hareketler,</p>

<p>Ağır kaldırma,</p>

<p>Yetersiz dinlenme ve toparlanma süresi,</p>

<p>İş üzerindeki kontrolün sınırlı olması,</p>

<p>Yoğun psikolojik stres,</p>

<p>Gürültü, hava kirliliği ve diğer mesleki maruziyetler,</p>

<p>Düzensiz çalışma ve uyku saatleri.</p>

<p>Bu nedenle görülen risk artışı yalnızca hareket miktarını değil, çalışma hayatının bütününü yansıtıyor olabilir. Araştırmacılar bu durumu “fiziksel aktivite paradoksu” olarak tanımlıyor: Boş zamanda seçilerek yapılan hareket sağlık açısından yarar gösterebilirken, iş sırasında zorunlu ve uzun süreli fiziksel yüklenme aynı sonucu vermeyebilir.</p>

<p>## “BÜTÜN GÜN AYAKTAYIM” EGZERSİZİN TAM KARŞILIĞI DEĞİL</p>

<p>Gün boyunca ayakta kalmak enerji harcatır ve kişiyi yorabilir. Fakat bu durum, kalp hızını kontrollü biçimde yükselten, farklı kas gruplarını çalıştıran ve ardından yeterli toparlanma sağlayan planlı egzersizle aynı değildir.</p>

<p>Mesleki hareket çoğu zaman uzun sürer fakat şiddeti düzensizdir. Bazen ağır yüklenme, bazen de uzun süre sabit bir pozisyonda kalma içerir. Kişi yorulsa bile kalp-damar sistemi, kaslar ve beyin, boş zamanda yapılan dengeli bir aktivitenin sağladığı etkilerin tümünü elde etmeyebilir.</p>

<p>Bu nedenle fiziksel bir işte çalışmak, kişinin sağlık durumu ve imkânları elveriyorsa, boş zamanda yapılan uygun hareketin gereksiz olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>## İŞE YÜRÜMEK VE EV İŞLERİ İÇİN KANIT SINIRLI</p>

<p>Analizde ev içindeki fiziksel aktivite daha düşük demans riskiyle ilişkili görünse de bu sonuç yalnızca tek bir çalışmaya dayanıyordu. İşe yürüyerek veya bisikletle gidip gelme konusunda ise sadece iki çalışma bulunuyordu ve hafif bir risk artışı gözlendi.</p>

<p>Bu sınırlı verilerden “Ev işi demansı önler” ya da “İşe yürümek zararlıdır” sonucu çıkarılamaz. Ulaşım güzergâhındaki hava kirliliği, trafik stresi, yol güvenliği, mesafe ve sosyoekonomik koşullar gibi birçok unsur sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Bu alanlarda daha fazla ve daha nitelikli çalışmaya ihtiyaç var.</p>

<p>## ARAŞTIRMANIN SINIRLARI NELER?</p>

<p>İncelenen araştırmaların çoğunda fiziksel aktivite, katılımcıların kendi beyanlarına dayanıyordu. İnsanlar ne kadar hareket ettiklerini, hareketin süresini veya şiddetini hatalı bildirebilir.</p>

<p>Çalışmaların önemli bir bölümü yüksek gelirli ülkelerde yürütüldü. Bulguların farklı çalışma koşullarına, sosyal yapılara ve gelir düzeylerine sahip toplumlara ne ölçüde uygulanabileceği henüz net değil.</p>

<p>Araştırmalar arasındaki ölçüm yöntemleri de birbirinin tamamen aynısı değildi. Ayrıca fiziksel açıdan ağır işlerde çalışan kişilerin eğitim, gelir, sağlık hizmetine erişim, beslenme, uyku ve çevresel maruziyet bakımından farklılaşması sonuçları etkilemiş olabilir.</p>

<p>Bu nedenlerle yüzde 24’lük azalma ve yüzde 20’lik artış, tek tek bireylerin kesin riskini göstermez. Bunlar, farklı grupların uzun dönemli karşılaştırmalarından elde edilen göreli ilişkilerdir.</p>

<p>## FİZİKSEL İŞLERDEN KAÇINMAK MI GEREKİYOR?</p>

<p>Hayır. Araştırma, insanların fiziksel işlerini bırakması veya mümkün olduğunca az hareket etmesi gerektiğini söylemiyor. Hareketsizlik de kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, hareket kaybı ve bilişsel gerileme bakımından sağlıklı bir seçenek değil.</p>

<p>Bulguların asıl mesajı, bütün fiziksel aktivitelerin tek bir toplam içinde değerlendirilmemesi gerektiği. İş sırasında yapılan zorunlu hareket ile kişinin kendi belirlediği tempoda, dinlenerek ve güvenli koşullarda yaptığı egzersiz farklı deneyimlerdir.</p>

<p>Bedensel işlerde çalışanların yeterli mola, ergonomik çalışma düzeni, koruyucu ekipman, temiz hava, uygun vardiya planlaması ve toparlanma süresine ulaşabilmesi de beyin sağlığı politikalarının bir parçası olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>## BEYİN SAĞLIĞI İÇİN NASIL BİR HAREKET DÜZENİ DÜŞÜNÜLEBİLİR?</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlere haftada en az 150–300 dakika orta şiddette veya 75–150 dakika yüksek şiddette aerobik aktivite öneriyor. Kas güçlendirici hareketlerin de haftada en az iki gün yapılması tavsiye ediliyor.</p>

<p>İleri yaşlarda denge ve işlevsel kuvveti geliştiren hareketler düşme riskinin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Ancak yaş, mevcut hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve hareket kapasitesi kişiden kişiye değişir.</p>

<p>Uzun süredir hareketsiz olanların, kronik hastalığı bulunanların veya egzersiz sırasında göğüs ağrısı, bayılma hissi, olağandışı nefes darlığı ya da belirgin çarpıntı yaşayanların sağlık profesyoneline danışması gerekir. Yeni başlayan belirtilerde egzersize devam ederek sınırları zorlamak doğru değildir.</p>

<p>## DEMANS RİSKİ TEK BİR ALIŞKANLIĞA BAĞLI DEĞİL</p>

<p>Demans; yaş, genetik özellikler, kalp-damar sağlığı, tansiyon, diyabet, işitme kaybı, tütün kullanımı, uyku, depresyon, sosyal ilişkiler ve eğitim gibi birçok unsurla bağlantılı karmaşık bir tablodur.</p>

<p>Düzenli hareket bu bütünün yalnızca bir parçasıdır. Hiçbir egzersiz biçimi demansı kesin olarak engelleyemez. Buna karşılık kişinin yapabildiği ölçüde düzenli, güvenli ve sürdürülebilir boş zaman aktivitesine yer vermesi; kalp, kas, denge, ruh sağlığı ve günlük işlevler açısından birden fazla fayda sağlayabilir.</p>

<p>Yeni araştırmanın ortaya koyduğu ayrım net: Hareketin miktarı kadar, nasıl bir ortamda, hangi amaçla ve ne ölçüde dinlenme olanağıyla yapıldığı da dikkate alınmalı.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. The Lancet Public Health – Domain-specific physical activity and the risk of dementia: a systematic review and meta-analysis with 4 million participants – Natan Feter ve arkadaşları – 2026 – DOI: 10.1016/S2468-2667(26)00142-8</p>

<p>2. University of Southern California – Why you move—not just how often—could affect dementia risk – 2026</p>

<p>3. Dünya Sağlık Örgütü – WHO Guidelines on Physical Activity and Sedentary Behaviour – 2020</p>

<p>4. Dünya Sağlık Örgütü – Risk Reduction of Cognitive Decline and Dementia: WHO Guidelines – 2019 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bedenen-calisiyorum-ayrica-egzersiz-yapmali-miyim</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9024.jpeg" type="image/jpeg" length="11908"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Milas Merkez Ortaokulu Müdürü Erdal Ayaz Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/milas-merkez-ortaokulu-muduru-erdal-ayaz-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/milas-merkez-ortaokulu-muduru-erdal-ayaz-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milas Merkez Ortaokulu Müdürü Erdal Ayaz’ın vefatı, ailesi ve yakınlarının yanı sıra öğrencileri, meslektaşları ve ilçe eğitim camiasında büyük üzüntüye neden oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Muğla’nın Milas ilçesinde uzun yıllardır eğitim camiasına hizmet veren Merkez Ortaokulu Müdürü Erdal Ayaz hayatını kaybetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayaz’ın vefat haberinin ardından Milas İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından taziye mesajı yayımlandı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p>

<p>“İlçemiz Merkez Ortaokulu Müdürü Erdal Ayaz’ın vefatını üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız. Merhum Müdürümüz Erdal Ayaz’a Allah’tan rahmet, ailesine ve eğitim camiamıza başsağlığı diliyoruz.”</p>

<p>Milas eğitim camiasını yasa boğan haber</p>

<p>Erdal Ayaz’ın vefatı, görev yaptığı Merkez Ortaokulu başta olmak üzere öğrencileri, öğretmen arkadaşları ve sevenleri arasında derin üzüntü yarattı. Ayaz’ın eğitim hayatına sunduğu katkılar ve öğrencileriyle kurduğu güçlü bağ nedeniyle Milas’ta sevilen eğitim yöneticilerinden biri olduğu belirtildi.</p>

<p>Cenaze töreninin tarihine, saatine ve defin yerine ilişkin henüz resmî bir açıklama yapılmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/milas-merkez-ortaokulu-muduru-erdal-ayaz-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9023-1.jpeg" type="image/jpeg" length="48781"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Testosteron Beyin Tümörü Tedavisi mi Olacak? Araştırmanın Söylediği ve Söylemediği]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/testosteron-beyin-tumoru-tedavisi-mi-olacak-arastirmanin-soyledigi-ve-soylemedigi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/testosteron-beyin-tumoru-tedavisi-mi-olacak-arastirmanin-soyledigi-ve-soylemedigi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fare deneyleri ve bin 300’den fazla erkeğin sağlık verileri, testosteron ile glioblastomanın seyri arasında beklenmedik bir ilişki gösterdi. Ancak bulgular henüz yeni bir tedavi anlamına gelmiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TESTOSTERON BEYİN TÜMÖRÜNÜN BÜYÜMESİNİ YAVAŞLATABİLİR Mİ?</p>

<p>Glioblastoma tanısı alan bir hastanın tedavi planında ameliyat, ışın tedavisi ve ilaç seçenekleri konuşulur. Hormonlar ise bugüne kadar bu tablonun daha geri planda kalan parçalarından biriydi. Nature’da yayımlanan yeni çalışma, özellikle erkeklerde testosteronun beklenenden farklı bir etkisi olabileceğini gösterdi.</p>

<p>Araştırmacılar, erkeklik gelişimiyle ilişkili androjen hormonlarının azalmasının farelerde beyin tümörünün büyümesini hızlandırdığını belirledi. İnsanlara ait sağlık kayıtlarının incelendiği bölümde ise kanser dışındaki nedenlerle testosteron kullanan glioblastomalı erkeklerde daha uzun sağkalımla uyumlu bir ilişki saptandı.</p>

<p>Bu bulgular dikkat çekici. Fakat aradaki en önemli sınırın baştan çizilmesi gerekiyor: Çalışma, testosteronun insanlarda glioblastomayı tedavi ettiğini kanıtlamadı. Hastaların kendi başlarına hormon kullanmasını destekleyen bir klinik sonuç da ortaya koymadı.</p>

<p>GLİOBLASTOMA NEDİR?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Glioblastoma, erişkinlerde görülen en saldırgan birincil beyin tümörlerinden biridir. “Birincil” ifadesi, tümörün başka bir organdan beyne sıçramak yerine beyin dokusundan geliştiğini anlatır.</p>

<p>Bu tümör hızla büyüyebilir, çevresindeki beyin dokusunun içine yayılabilir ve tedavi sonrasında yeniden ortaya çıkabilir. Hastalığın seyri kişiden kişiye değişse de mevcut tedavilere rağmen kontrol altına alınması güç olabilir.</p>

<p>Standart yaklaşım çoğunlukla mümkün olan en geniş güvenli cerrahi çıkarımı, ışın tedavisini ve temozolomid adlı ilacı içerir. Hastanın yaşı, genel durumu, tümörün yeri ve moleküler özellikleri tedavi planını etkiler.</p>

<p>TESTOSTERONLA İLGİLİ EZBER NEDEN DEĞİŞTİ?</p>

<p>Androjen adı verilen hormonlar arasında yer alan testosteronun bazı kanserlerde tümör gelişimini destekleyebildiği biliniyor. Prostat kanserinde hormon etkisini azaltan tedavilerin kullanılmasının nedeni de bu biyolojik ilişkidir.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar, erkeklerde daha sık görülen ve daha olumsuz seyredebilen glioblastomada androjenlerin hastalığı ağırlaştırabileceğini düşünüyordu. Yeni çalışma ise hormonların etkisinin tüm organlarda aynı olmayabileceğini gösterdi.</p>

<p>Araştırmaya göre testosteron, beyin ortamında yalnızca tümör hücrelerini değil; bağışıklık sistemi, stres hormonları ve iltihabi yanıt arasındaki iletişimi de etkileyebiliyor. Beynin kendine özgü savunma düzeni, diğer organlarda görülen hormon etkilerinden farklı bir tablo oluşturabiliyor.</p>

<p>FARELERDE TESTOSTERON AZALINCA TÜMÖR DAHA HIZLI BÜYÜDÜ</p>

<p>Çalışmanın deneysel bölümünde erkek farelerde androjen düzeyi azaltıldı veya androjen reseptörü olarak adlandırılan hormon sinyal sistemi engellendi. Bu hayvanlarda beyin tümörleri daha hızlı büyüdü ve yaşam süreleri kısaldı.</p>

<p>Testosteron verilen bazı erkek farelerde ise yaşam süresinin uzadığı görüldü. Benzer etki, tümör hücreleri deri altına yerleştirildiğinde ortaya çıkmadı. Bu ayrıntı, gözlenen mekanizmanın yalnızca tümör hücresinin türüyle değil, tümörün beyindeki özel ortamıyla bağlantılı olabileceğini düşündürdü.</p>

<p>Dişi farelerde aynı sonuçların görülmemesi de bulguların doğrudan bütün hastalara genellenemeyeceğini gösterdi. Hormonların etkisi; biyolojik cinsiyet, diğer hormonlar, bağışıklık yapısı ve tümörün bulunduğu dokuya göre değişebiliyor.</p>

<p>BEYİN, STRES HORMONLARI VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ ARASINDAKİ BAĞ</p>

<p>Araştırmanın merkezinde hipotalamus, hipofiz bezi ve böbreküstü bezleri arasındaki haberleşme sistemi bulunuyor. HPA ekseni olarak adlandırılan bu sistem, vücudun stres yanıtını ve kortizol benzeri hormonların üretimini düzenliyor.</p>

<p>Farelerde androjen sinyali azaldığında, tümörün çevresinde gelişen iltihabi yanıt hipotalamusu daha fazla etkiledi. Bunun ardından HPA ekseni aşırı çalıştı ve glukokortikoid adı verilen stres hormonlarının düzeyi yükseldi.</p>

<p>Yükselen stres hormonları, tümör çevresindeki bazı bağışıklık hücrelerinin çalışma biçimini değiştirdi. T hücrelerinin tümöre karşı yanıtı zayıflarken, kanserin bağışıklık sisteminden korunabildiği daha baskılayıcı bir ortam oluştu.</p>

<p>Araştırmacılar bu sürecin IL-1 beta ve TNF adı verilen iltihapla ilişkili sinyallerle bağlantısını da gösterdi. Bu sinyaller engellendiğinde, androjen kaybının oluşturduğu olumsuz etkilerin bir bölümü farelerde ortadan kalktı.</p>

<p>BİN 300’DEN FAZLA ERKEĞİN VERİLERİ NE GÖSTERDİ?</p>

<p>Araştırmacılar, deneysel sonuçların insanlardaki olası karşılığını değerlendirmek için glioblastoma tanısı konmuş bin 300’den fazla erkeğin sağlık kayıtlarını inceledi.</p>

<p>Kanser tedavisi amacı dışında testosteron desteği kullanan erkeklerde ölüm riskinin, testosteron kullanmayan gruba göre yüzde 38 daha düşük olduğu hesaplandı. Yaş, eşlik eden hastalıklar ve diğer olası etkiler hesaba katılarak yapılan daha kapsamlı analizde risk farkı yüzde 34 olarak bulundu.</p>

<p>Bu oranlar ilk bakışta güçlü görünebilir. Ancak çalışma kayıtların geriye dönük incelenmesine dayanıyor. Testosteron alan ve almayan hastalar arasında sonuçları etkileyebilecek başka farklılıklar bulunabilir.</p>

<p>Testosteron kullanan hastaların genel sağlık durumu, takip düzeni, kas kütlesi, beslenme koşulları veya sağlık hizmetlerine erişimi sonuçlara katkıda bulunmuş olabilir. Bu nedenle gözlenen ilişki, sağkalımdaki iyileşmenin doğrudan testosterondan kaynaklandığını göstermiyor.</p>

<p>YÜZDE 38 DAHA DÜŞÜK RİSK NE ANLAMA GELİYOR?</p>

<p>Araştırmada bildirilen yüzde 38’lik değer, belirli bir takip dönemindeki göreli ölüm riski farkını anlatıyor. Bu ifade, testosteron kullanan her yüz hastadan 38’inin kurtulduğu veya yaşam süresinin yüzde 38 uzadığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Göreli risk ile hastaların gerçek yaşam süresi aynı ölçü değildir. Bulgular değerlendirilirken başlangıçtaki hastalık özellikleri, uygulanan tedaviler ve mutlak sağkalım farkı birlikte ele alınmalıdır.</p>

<p>Çalışmanın insan verileri üzerinde yapılan bölümü neden-sonuç ilişkisini kanıtlamadığı için testosteronun gerçek etkisi ancak kontrollü klinik araştırmalarla anlaşılabilir.</p>

<p>BU ARAŞTIRMA YENİ BİR TEDAVİ BULUNDUĞU ANLAMINA GELİYOR MU?</p>

<p>Hayır. Testosteron, glioblastoma için onaylanmış bir kanser tedavisi değildir. Çalışma, hormonun standart tedavilerin yerine kullanılabileceğini de göstermedi.</p>

<p>Sonuçların büyük bölümü fare deneylerinden ve geriye dönük hasta kayıtlarından elde edildi. Bir tedavinin etkili ve güvenli kabul edilebilmesi için hastaların rastlantısal biçimde gruplara ayrıldığı kontrollü klinik çalışmalar gerekir.</p>

<p>Bu araştırmalar; uygun dozun ne olacağını, hangi hastaların yarar görebileceğini, olası zararları ve testosteronun ameliyat, ışın tedavisi, temozolomid veya diğer ilaçlarla etkileşimini değerlendirmelidir.</p>

<p>TESTOSTERON TAHLİLİ GLİOBLASTOMAYI GÖSTERİR Mİ?</p>

<p>Hayır. Kandaki testosteron düzeyi, glioblastoma tanısı koymak veya hastalığı taramak için kullanılan bir test değildir. Düşük testosteron sonucu da kişide beyin tümörü bulunduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Testosteron düzeyi yaşa, ölçüm saatine, kullanılan ilaçlara, vücut ağırlığına, uyku düzenine ve farklı hastalıklara göre değişebilir. Tek bir ölçümle hormon eksikliği tanısı konulması doğru değildir.</p>

<p>Araştırma, gelecekte hormon düzeylerinin bazı hastalarda hastalığın seyri veya tedavi yanıtıyla ilişkili bir belirteç olup olamayacağı sorusunu gündeme getiriyor. Bunun rutin uygulamaya girebilmesi için ayrı klinik çalışmalar yapılması gerekiyor.</p>

<p>HASTALAR NEDEN KENDİ BAŞINA TESTOSTERON KULLANMAMALI?</p>

<p>Testosteron yalnızca “erkeklik hormonu” olarak görülmemeli; kan yapımından üreme sistemine, kas dokusundan metabolizmaya kadar birçok alanı etkileyen güçlü bir hormondur.</p>

<p>Gereksiz veya denetimsiz kullanım; kan hücrelerinde artış, doğurganlığın baskılanması, uyku apnesinin ağırlaşması, sıvı tutulumu ve başka istenmeyen sonuçlarla bağlantılı olabilir. Prostat hastalıkları, kalp ve damar sorunları ya da farklı kanser tedavileri bulunan kişilerde değerlendirme daha da karmaşıklaşır.</p>

<p>Glioblastoma hastasının testosterona başlaması, mevcut ürünü bırakması veya dozunu değiştirmesi bu araştırmaya dayanılarak önerilemez. Böyle bir karar ancak nöroonkoloji ekibi ile hormon tedavisini yöneten hekimin birlikte değerlendirmesiyle alınabilir.</p>

<p>PROSTAT KANSERİ TEDAVİSİ GÖRENLER İÇİN SONUÇ DEĞİŞTİ Mİ?</p>

<p>Androjen baskılama tedavisi, bazı prostat kanseri hastalarında hastalığın kontrolü için temel tedavilerden biridir. Yeni çalışma, bu tedavinin bırakılması gerektiğini göstermiyor.</p>

<p>Araştırmacılar, androjen baskılamanın glioblastoması bulunan kişiler üzerindeki etkisinin gelecekte ayrıca incelenmesi gerektiğini belirtiyor. Ancak deneysel bir bulguya dayanarak kanıtlanmış bir kanser tedavisini kesmek ciddi zarar doğurabilir.</p>

<p>Prostat kanseri tedavisi gören kişiler ilaçlarını değiştirmemeli veya bırakmamalıdır. Birden fazla kanser tanısı bulunan hastalarda karar, ilgili uzmanlık alanlarının ortak değerlendirmesiyle verilmelidir.</p>

<p>BEYİN TÜMÖRÜ HANGİ BELİRTİLERLE ORTAYA ÇIKABİLİR?</p>

<p>Glioblastomaya özgü tek bir belirti yoktur. Bulgular tümörün bulunduğu bölgeye, büyüklüğüne ve çevresinde oluşturduğu ödeme göre değişebilir.</p>

<p>Yeni başlayan veya giderek şiddetlenen baş ağrısı, bulantı ve kusma, nöbet, konuşma bozukluğu, kişilik ya da davranış değişikliği, görme sorunu, dengesizlik ve vücudun bir tarafında güçsüzlük görülebilir. Bu yakınmaların çok daha sık rastlanan başka nedenleri de vardır.</p>

<p>Ani gelişen yüz kayması, kol veya bacakta güç kaybı, konuşma bozukluğu, bilinç değişikliği, ilk kez geçirilen nöbet ya da alışılmadık şiddette baş ağrısı acil değerlendirme gerektirir. Böyle bir durumda acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.</p>

<p>ARAŞTIRMANIN EN GÜÇLÜ VE EN ZAYIF YÖNLERİ</p>

<p>Çalışmanın güçlü tarafı, tümör büyümesinden hormonlara, stres sisteminden bağışıklık hücrelerine uzanan biyolojik zincirin farklı deneylerle incelenmesi ve sonuçların geniş bir hasta veri grubuyla karşılaştırılmasıdır.</p>

<p>En belirgin sınırlılığı ise mekanizma deneylerinin büyük ölçüde genç farelerde yapılmasıdır. Oysa glioblastoma çoğunlukla ileri yaşlarda ortaya çıkar. Yaşlanmayla birlikte hormon sistemi, bağışıklık yanıtı ve metabolizma değişir.</p>

<p>İnsanlarla ilgili bölüm de gözlemseldir. Hastalar testosteron kullanmak veya kullanmamak üzere araştırmacılar tarafından rastlantısal biçimde gruplandırılmamıştır. Bu nedenle sağkalım farkını açıklayabilecek bütün etkenlerin dışlandığı söylenemez.</p>

<p>BUNDAN SONRA HANGİ SORULAR YANITLANMALI?</p>

<p>İlk soru, testosteronun uygun biçimde seçilmiş erkek glioblastoma hastalarında standart tedaviye eklendiğinde gerçekten yarar sağlayıp sağlamadığıdır. Güvenlik, doz, tedavi süresi ve hangi hormon düzeyindeki hastaların araştırmaya alınacağı da belirlenmelidir.</p>

<p>Kadın hastalarda hormonların etkisi, yaşa bağlı testosteron düşüşü, prostat kanserinde kullanılan androjen baskılayıcı tedaviler ve beyin ödemi için verilen kortikosteroidlerin bu mekanizmayla ilişkisi ayrıca araştırılmalıdır.</p>

<p>Yeni çalışma, beyin tümörlerinde hormonlar ile bağışıklık sistemi arasındaki ilişkinin sanılandan daha karmaşık olduğunu ortaya koyuyor. Bugün için hastaya ulaşan mesaj ise nettir: Bulgular yeni bir araştırma alanı açıyor, fakat testosteron henüz glioblastoma tedavisi olarak kabul edilmiyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Nature – Androgen loss accelerates brain tumour growth via HPA axis activation – Juyeun Lee ve araştırma ekibi – 2026 – DOI: 10.1038/s41586-026-10451-5</p>

<p>2. ABD Ulusal Kanser Enstitüsü – NIH Destekli Çalışma Testosteronun Erkeklerde Beyin Tümörü Büyümesini Baskılayabileceğini Gösteriyor – 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/testosteron-beyin-tumoru-tedavisi-mi-olacak-arastirmanin-soyledigi-ve-soylemedigi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9020.jpeg" type="image/jpeg" length="25479"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yediğimiz, içtiğimiz ve soluduğumuz mikroplastikler kanser riskini artırıyor mu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yedigimiz-ictigimiz-ve-soludugumuz-mikroplastikler-kanser-riskini-artiriyor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yedigimiz-ictigimiz-ve-soludugumuz-mikroplastikler-kanser-riskini-artiriyor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mikroplastikler insan dokularında ve bazı tümör örneklerinde saptandı. Ancak bu parçacıkların kansere yol açtığı henüz gösterilmiş değil. Araştırmalar olası riskin hangi yollarla oluşabileceğine odaklanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Plastik şişeden içilen su, mikrodalgada ısıtılan saklama kabı, sentetik giysilerden kopan lifler ve ev tozuna karışan parçacıklar… Mikroplastiklerle temas, günlük yaşamın neredeyse kaçınılmaz bir parçasına dönüştü.</p>

<p>Bu küçük plastik parçaları insan kanında, akciğerde, bağırsakta, plasentada ve farklı dokularda saptayan araştırmalar yayımlandı. Bazı çalışmalar kanserli dokularda da mikroplastik bulunduğunu bildiriyor. Bu gelişmeler önemli bir soruyu gündeme taşıdı: Mikroplastikler kanserin başlamasına veya ilerlemesine katkıda bulunabilir mi?</p>

<p>Mevcut bilimsel veriler kaygıyı araştırmaya değer buluyor ancak kesin bir hükme izin vermiyor. Mikroplastiklerin insanlarda kansere neden olduğu ya da mevcut tümörleri büyüttüğü henüz kanıtlanmış değil.</p>

<p>## Mikroplastik ve nanoplastik nedir?</p>

<p>Çapı 5 milimetreden küçük plastik parçacıkları genel olarak mikroplastik olarak adlandırılıyor. Bunlardan çok daha küçük olan, mikrometrenin altında ölçülen parçalar ise nanoplastik sınıfına giriyor.</p>

<p>Mikroplastikler doğrudan küçük parçacıklar halinde üretilebildiği gibi plastik ürünlerin zamanla aşınması ve parçalanmasıyla da oluşabiliyor. Ambalajlar, sentetik tekstil ürünleri, araç lastikleri, boya, kozmetik ürünleri ve ev eşyaları başlıca kaynaklar arasında bulunuyor.</p>

<p>İnsanlar bu parçacıklara yiyecekler, içme suyu ve solunan hava yoluyla maruz kalabiliyor. Parçacığın boyutu küçüldükçe bağırsak veya akciğer bariyerlerini aşabilme ve hücrelerle etkileşime girme ihtimali artabiliyor. Özellikle nanoplastiklerin ölçülmesi güç olduğu için vücuttaki gerçek miktarları konusunda büyük bir belirsizlik bulunuyor.</p>

<p>## Kanser dokusunda bulunması kanser yaptığı anlamına gelmiyor</p>

<p>Meme, akciğer, prostat, rahim ağzı ve kalın bağırsak tümörlerinden alınan örneklerde mikroplastik saptandığını bildiren çalışmalar var. Bazı araştırmalarda kanserli dokudaki parçacık miktarı, yakınındaki kanserli olmayan dokudan daha yüksek bulundu.</p>

<p>Bu bulgular tek başına neden-sonuç ilişkisi kurmuyor. Mikroplastikler tümör gelişimini kolaylaştırmış olabileceği gibi, tümör dokusundaki kanlanma, yağ içeriği veya yapısal değişiklikler de parçacıkların burada daha fazla birikmesine yol açmış olabilir.</p>

<p>Örneğin 2026 yılında yayımlanan küçük bir araştırmada, yedi meme kanseri hastasının tümör dokusu ile tümörün çevresindeki doku karşılaştırıldı. Mikroplastik miktarı tümörlerde daha yüksek olma eğilimi gösterse de fark istatistiksel anlamlılık sınırına ulaşmadı. Örneklem sayısının çok küçük olması, bu çalışmadan genel bir kanser riski sonucu çıkarılmasını engelliyor.</p>

<p>Kalın bağırsak kanserine ilişkin araştırmalarda da mikroplastik birikimi, bağırsak bakterilerindeki değişiklikler ve hücresel metabolizma arasında bazı bağlantılar bildirildi. Bunlar yeni araştırma alanları açıyor fakat mikroplastiklerin hastalığın sebebi olduğunu göstermiyor.</p>

<p>## Bilim insanlarını düşündüren olası mekanizmalar</p>

<p>Laboratuvar ve hayvan çalışmalarında mikroplastik ve nanoplastiklerin kanserle ilişkili olabilecek bazı biyolojik süreçleri etkileyebildiği görülüyor.</p>

<p>Bunların başında kronik iltihap geliyor. Bağışıklık hücreleri yabancı bir parçacıkla karşılaştığında onu ortadan kaldırmaya çalışıyor. Maruziyet uzun sürerse dokudaki iltihabi ortam kalıcı hale gelebiliyor. Kronik iltihap, bazı kanserlerin gelişimi ve ilerlemesiyle ilişkili süreçlerden biri.</p>

<p>İkinci olasılık oksidatif stres. Bu durum, hücrede oluşan zararlı moleküllerle onları etkisizleştiren savunma sistemleri arasındaki dengenin bozulması anlamına geliyor. Deneysel çalışmalarda mikroplastiklerin oksidatif stresi, hücresel hasarı ve bazı koşullarda DNA hasarını artırabildiği bildirildi.</p>

<p>Bağırsak duvarının geçirgenliğinin artması ve bağırsak mikrobiyotasının, yani bağırsakta yaşayan mikroorganizmaların dengesinin değişmesi de araştırılan diğer yollar arasında. Fareler üzerinde yapılan bazı deneylerde nanoplastik maruziyetinin kalın bağırsaktaki kansere karşı bağışıklık yanıtını zayıflatabilecek değişikliklere yol açtığı görüldü.</p>

<p>Ancak deneylerde kullanılan parçacıklar çoğu zaman tek tip, küresel ve yeni üretilmiş polistirenden oluşuyor. İnsanların çevrede karşılaştığı plastikler ise farklı büyüklük, biçim, kimyasal içerik ve aşınma özelliklerine sahip. Yüksek dozlu kısa süreli deneyler de yıllarca devam eden düşük düzeyli insan maruziyetini tam olarak yansıtmayabilir.</p>

<p>## Risk yalnızca plastik parçacığın kendisi olmayabilir</p>

<p>Plastik, tek bir kimyasal maddeden oluşmuyor. Ürünlere esneklik, dayanıklılık, renk veya ısı direnci kazandırmak amacıyla çok sayıda katkı maddesi eklenebiliyor.</p>

<p>Bisfenoller, bazı ftalatlar, PFAS grubu maddeler, ağır metaller ve formaldehit gibi bileşikler belirli plastik ürünlerde veya üretim süreçlerinde bulunabiliyor. Bu kimyasalların bir bölümü hormon sistemini bozma, iltihabı artırma, oksidatif strese yol açma veya kansere neden olma potansiyeli bakımından ayrıca değerlendiriliyor.</p>

<p>Mikroplastik parçaları çevredeki kirleticileri yüzeylerinde taşıyabilir veya bünyelerindeki katkı maddelerini zamanla açığa çıkarabilir. Dolayısıyla araştırılan konu yalnızca parçacığın fiziksel etkisi değil; plastik, katkı maddeleri ve başka çevresel kirleticilerin birlikte oluşturabileceği etkiler.</p>

<p>Bununla birlikte belirli bir plastik ürünün günlük kullanımının doğrudan kansere yol açtığını söylemek için yeterli insan verisi bulunmuyor. Tehlike potansiyeli ile gerçek yaşamda belirli bir dozun oluşturduğu hastalık riski aynı şey değil.</p>

<p>## Mesleki maruziyet çalışmalarının önemli bir sınırı var</p>

<p>Plastik ve kauçuk üretiminde çalışan bazı gruplarda karaciğer, akciğer, mesane ve farklı kanser türlerine ilişkin risk artışları bildirildi. Özellikle vinil klorür maruziyeti ile karaciğerde gelişen nadir bir damar kanseri arasındaki ilişki uzun zamandır biliniyor.</p>

<p>Fakat üretim ortamındaki yoğun kimyasal maruziyet, toplumun günlük hayatta karşılaştığı mikroplastik düzeyiyle aynı değil. İşçiler çözücülere, katkı maddelerine, dumanlara ve başka kimyasallara birlikte maruz kalabiliyor. Bu nedenle mesleki veriler, sıradan mikroplastik maruziyetinin kanser yaptığının doğrudan kanıtı sayılamaz.</p>

<p>## Mikroplastiklerin kanser riski ölçülebiliyor mu?</p>

<p>Henüz bir kişinin mikroplastik maruziyetini güvenilir biçimde ölçen ve gelecekteki kanser riskini hesaplayan standart bir kan ya da idrar testi yok. Ticari olarak sunulan testlerin klinik anlamı da belirlenmiş değil.</p>

<p>Araştırma yöntemleri arasında ciddi farklılıklar bulunuyor. Numunenin laboratuvarda plastikle kirlenmesi, biyolojik maddelerin yanlışlıkla plastik olarak tanımlanması ve çok küçük parçacıkların ölçülememesi sonuçları etkileyebiliyor.</p>

<p>Bu sebeple farklı araştırmalarda bildirilen parçacık miktarlarını doğrudan karşılaştırmak kolay değil. Bilim dünyasının ortak ölçüm standartlarına, uzun süre izlenen geniş insan gruplarına ve kişisel maruziyeti daha doğru belirleyen yöntemlere ihtiyacı var.</p>

<p>## Günlük maruziyeti azaltmak için neler yapılabilir?</p>

<p>Mikroplastiklerle teması tamamen ortadan kaldırmak gerçekçi değil. Yine de gereksiz plastik kullanımını azaltan bazı tercihler, kişisel maruziyeti sınırlarken çevresel plastik kirliliğinin azalmasına da katkı sağlayabilir.</p>

<p>• Çok sıcak yiyecek ve içecekleri plastik kaplarda uzun süre bekletmemek<br />
• Üretici tarafından uygun olduğu belirtilmedikçe plastik kabı mikrodalgada ısıtmamak<br />
• Çizilmiş, aşınmış veya yapısı bozulmuş plastik kapları kullanmamak<br />
• Uygun durumlarda cam, porselen veya paslanmaz çelik saklama kaplarını tercih etmek<br />
• Tek kullanımlık plastik tüketimini azaltmak<br />
• Plastik şişeleri sıcak otomobilde veya doğrudan güneş altında bırakmamak<br />
• Ev tozunu azaltmak için düzenli temizlik yapmak ve ortamı havalandırmak<br />
• Sentetik tekstil ürünlerini gereğinden fazla yıpratacak yıkama koşullarından kaçınmak<br />
• İçme suyu filtresi kullanılacaksa cihazın hangi parçacıkları tuttuğunu ve bakım koşullarını kontrol etmek</p>

<p>Bu önlemlerin herhangi birinin kanseri önlediği gösterilmiş değil. Amaç sıfır risk vaadi değil; kolayca azaltılabilecek maruziyetleri makul ölçüde sınırlamak.</p>

<p>## Bilinen kanser riskleri geri plana itilmemeli</p>

<p>Mikroplastik tartışması sürerken kanser riskini azalttığı daha güçlü kanıtlarla desteklenen adımlar göz ardı edilmemeli. Tütün ve tütün ürünlerinden uzak durmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, düzenli hareket etmek, alkol tüketimini sınırlamak, güneşten korunmak, önerilen aşıları yaptırmak ve yaşa uygun kanser taramalarına katılmak çok daha somut bir koruma zemini sunuyor.</p>

<p>Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkileri ciddiyetle araştırılmalı. Bugünkü kanıtların söylediği ise oldukça açık: Biyolojik etki oluşturabileceklerine dair deneysel işaretler var, insan dokularında bulunabiliyorlar, fakat insanlarda kansere neden olduklarını gösteren güvenilir ve doğrudan kanıt henüz yok.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. The Journal of Clinical Investigation – The carcinogenic consequences of the plastic pollution crisis – Jason A. Somarelli, Jason W. Arnold ve Andrew B. West – 2026 – DOI: 10.1172/JCI203775</p>

<p>2. Molecular Cancer – Emerging evidence on micro- and nanoplastics carcinogenicity: mechanisms, models, and signaling networks – Mohamed Alaraby, Doaa Abass, Ricard Marcos ve çalışma arkadaşları – 2026 – DOI: 10.1186/s12943-026-02657-y</p>

<p>3. Journal of Hazardous Materials – The hidden threat: Microplastics and cancer biology – Araştırma grubu – 2026 – DOI: 10.1016/j.jhazmat.2026.141332</p>

<p>4. Journal of Hazardous Materials – Microplastic accumulation in paired human breast tumor and para-tumor tissues and exploratory clinical associations – Limin Jia, Yanni Song, Yufeng Guo ve çalışma arkadaşları – 2026 – DOI: 10.1016/j.jhazmat.2026.141997</p>

<p>5. Environmental Pollution – A multi-omics signature of microplastic exposure and its clinical, metabolic, and microbial correlates in colorectal cancer – Dong Peng, Xiaoyu Liu, Lang Wang ve çalışma arkadaşları – 2026 – DOI: 10.1016/j.envpol.2026.128426</p>

<p>6. Cancer Epidemiology – The clinical relevance of microplastic exposure on colorectal cancer: a systematic review – H. Mashayekhi-Sardoo ve çalışma arkadaşları – 2025 – DOI: 10.1016/j.canep.2025.102840</p>

<p>7. Nano Letters – Nanoplastics shape adaptive anticancer immunity in the colon in mice – Q. Yang ve çalışma arkadaşları – 2023</p>

<p>8. American Journal of Industrial Medicine – Worker studies suggest unique liver carcinogenicity potential of polyvinyl chloride microplastics – G.M. Zarus ve çalışma arkadaşları – 2023</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>9. Medscape Medical News – Are Microplastics Feeding Cancer Risk? – 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yedigimiz-ictigimiz-ve-soludugumuz-mikroplastikler-kanser-riskini-artiriyor-mu</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9019.jpeg" type="image/jpeg" length="69828"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kapadokya Üniversitesi öğrencisi Mevlüt Sunar hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kapadokya-universitesi-ogrencisi-mevlut-sunar-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kapadokya-universitesi-ogrencisi-mevlut-sunar-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konya’nın Beyşehir ilçesinde bir apartmanın üçüncü katındaki pencereden düşerek ağır yaralanan Kapadokya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi öğrencisi Mevlüt Sunar, hastanede hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kapadokya Üniversitesi öğrencisi Mevlüt Sunar hayatını kaybetti</p>

<p>Konya’nın Beyşehir ilçesinde meydana gelen olayda ağır yaralanan üniversite öğrencisi Mevlüt Sunar’dan acı haber geldi.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre olay, Beyşehir’in Müftü Mahallesi’nde bulunan dört katlı bir apartmanda yaşandı. Apartmanın üçüncü katındaki pencereden düşen Mevlüt Sunar ağır yaralandı.</p>

<p>İhbar üzerine olay yerine sağlık ekipleri sevk edildi. İlk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırılan genç öğrenci, doktorların tüm çabasına rağmen kurtarılamadı.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencisiydi</p>

<p>Mevlüt Sunar’ın Kapadokya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi 4. sınıf öğrencisi olduğu öğrenildi. Sunar’ın vefatı ailesini, yakınlarını, arkadaşlarını ve üniversite camiasını yasa boğdu.</p>

<p>Üniversiteden taziye mesajı</p>

<p>Kapadokya Üniversitesi tarafından yayımlanan taziye mesajında, Diş Hekimliği Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Mevlüt Sunar’ın vefatının büyük bir üzüntüyle öğrenildiği belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mesajda Sunar’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve Kapadokya Üniversitesi ailesine başsağlığı dilendi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kapadokya-universitesi-ogrencisi-mevlut-sunar-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 15:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-9017.jpeg" type="image/jpeg" length="67140"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85560"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="97561"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10468"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79388"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37142"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="73182"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
