<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 12 Sep 2026 01:39:50 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yüzü Erken Yaşlandıran 7 Alışkanlık ve Cildi Korumanın Yolları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yuzu-erken-yaslandiran-7-aliskanlik-ve-cildi-korumanin-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yuzu-erken-yaslandiran-7-aliskanlik-ve-cildi-korumanin-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kırışıklıkların ve ciltteki yaşlanma belirtilerinin tek nedeni yaş değil. Güneşten korunmamaktan sigaraya, yanlış cilt bakımından yetersiz uykuya kadar bazı günlük alışkanlıklar cildin daha erken yaşlanmasına katkıda bulunabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yüzü Daha Hızlı Yaşlandıran 7 Alışkanlık: Her Gün Yapıyor Olabilirsiniz</p>

<p>Yaş ilerledikçe yüzde ince çizgilerin oluşması, cildin incelmesi, kuruması ve yüzün gençlik dönemindeki dolgunluğunu bir miktar kaybetmesi doğal yaşlanma sürecinin parçalarıdır.</p>

<p>Ancak aynaya baktığımızda gördüğümüz değişikliklerin tamamı yalnızca doğum tarihimizle açıklanmıyor.</p>

<p>Genetik özelliklerin yanı sıra güneş ışınları, sigara, beslenme, uyku ve cilde nasıl davrandığımız da görünüm üzerinde etkili olabiliyor. Dermatolojide çevresel ve yaşam tarzıyla ilişkili bu süreçler “dışsal yaşlanma” kapsamında değerlendiriliyor.</p>

<p>Üstelik bunların önemli bir bölümünü değiştirmek mümkün.</p>

<p>Peki yüzün daha erken yaşlanmasına katkıda bulunabilecek alışkanlıklar hangileri?</p>

<ol>
 <li>GÜNEŞTEN KORUNMAMAK</li>
</ol>

<p>Listenin en önemli maddelerinden biri güneş.</p>

<p>Ultraviyole ışınlarına uzun süre korunmasız maruz kalmak ciltte “foto-yaşlanma” olarak bilinen sürece neden olabiliyor.</p>

<p>Zaman içinde kırışıklıklar, lekeler, cilt tonunda düzensizlik ve elastikiyet kaybı gibi değişiklikler ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle güneş koruması yalnızca yaz tatilinde yapılması gereken bir uygulama olarak görülmemeli.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisi, dışarı çıkarken geniş spektrumlu, suya dayanıklı ve en az SPF 30 güneş koruyucu kullanılmasını; bunun gölge, uygun giysiler, şapka ve güneş gözlüğü gibi diğer korunma yöntemleriyle desteklenmesini öneriyor.</p>

<p>Solaryum da güvenli bir alternatif değil. Bronzlaşmaya neden olan ultraviyole maruziyeti cilt yaşlanmasını hızlandırabiliyor.</p>

<ol start="2">
 <li>SİGARA İÇMEK</li>
</ol>

<p>Sigaranın etkileri yalnızca akciğerlerle sınırlı değil.</p>

<p>Tütün dumanına maruziyet ile erken cilt yaşlanması ve kırışıklıklar arasında ilişki bulunduğunu gösteren araştırmalar bulunuyor.</p>

<p>Uzun süre sigara kullanan kişilerde donuk ve kuru görünüm, elastikiyet kaybı ve özellikle ağız çevresinde belirginleşen çizgiler görülebiliyor.</p>

<p>Araştırmalarda sigara kullanım miktarı arttıkça kırışıklıklarla ilişkinin de güçlendiği gösterildi.</p>

<p>Güneş ve sigaranın birlikte bulunması ise cilt açısından özellikle olumsuz bir kombinasyon oluşturabiliyor.</p>

<ol start="3">
 <li>CİLDİ SÜREKLİ OVMAK VE SERT TEMİZLEMEK</li>
</ol>

<p>“Ne kadar sert temizlersem cildim o kadar temiz olur” düşüncesi doğru değil.</p>

<p>Cildi sürekli ovalamak, sert temizleyiciler kullanmak veya tahrişe neden olan ürünleri üst üste uygulamak cildin koruyucu bariyerini zorlayabilir.</p>

<p>Özellikle yüz yıkandıktan sonra sürekli yanıyor, batıyor, geriliyor veya kızarıyorsa kullanılan ürünlerin ve bakım rutininin yeniden değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Dermatologlar yüzün ılık su ve nazik bir temizleyiciyle temizlenmesini ve sert biçimde ovalanmamasını öneriyor.</p>

<p>Daha fazla ürün kullanmak da her zaman daha iyi sonuç anlamına gelmez.</p>

<ol start="4">
 <li>CİLDİ SÜREKLİ KURU BIRAKMAK</li>
</ol>

<p>Yaş ilerledikçe cildin kuruması daha belirgin hale gelebilir.</p>

<p>Kuruluk, ince çizgilerin daha görünür olmasına yol açabilir ve cildin daha mat görünmesine neden olabilir.</p>

<p>Nemlendiriciler ciltteki suyun tutulmasına yardımcı olur. Bu nedenle düzenli nemlendirme, özellikle kuru ve olgun ciltlerde basit ama önemli bir bakım adımıdır.</p>

<p>Burada önemli olan pahalı bir ürün kullanmak değil, kişinin cilt tipine uygun ve tahrişe neden olmayan bir bakım rutini oluşturmaktır.</p>

<ol start="5">
 <li>YETERSİZ VE KALİTESİZ UYKU</li>
</ol>

<p>“Güzellik uykusu” ifadesinin tamamen temelsiz olduğu söylenemez.</p>

<p>Son yıllarda yaşam tarzı ile cilt yaşlanmasını inceleyen bilimsel çalışmalar, kötü uyku kalitesinin cilt bariyerinin toparlanması ve görünür yaşlanma belirtileriyle ilişkili olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak uyku ile kırışıklıklar arasındaki ilişkiyi abartmamak gerekiyor. Tek başına birkaç gece az uyumak yüzü aniden yaşlandırmaz.</p>

<p>Asıl önemli olan uzun dönemde sağlıklı uyku düzeninin genel sağlıkla birlikte cilt sağlığının da parçalarından biri olmasıdır.</p>

<p>Uyku pozisyonu konusunda da ilginç bir ayrıntı var. Yıllarca sürekli yan veya yüzüstü uyumak bazı kişilerde yüzde ve göğüs bölgesinde “uyku çizgilerinin” oluşumuna katkıda bulunabilir. Bununla birlikte yüz yaşlanmasını yalnızca uyku pozisyonuna bağlamak doğru değildir.</p>

<ol start="6">
 <li>ŞEKER VE RAFİNE KARBONHİDRATLARI AŞIRI TÜKETMEK</li>
</ol>

<p>Cildin görünümü ile beslenme arasında da ilişki bulunuyor.</p>

<p>Sebze, meyve, yeterli protein ve sağlıklı yağları içeren dengeli bir beslenme düzeni genel cilt sağlığını destekleyebilir.</p>

<p>Buna karşılık yüksek miktarda şeker ve rafine karbonhidrat içeren beslenme düzenlerinin yaşlanmayla ilişkili biyolojik süreçleri olumsuz etkileyebileceğine dair bulgular bulunuyor.</p>

<p>Ancak buradan “bir dilim tatlı kırışıklık yapar” sonucu çıkarılmamalı.</p>

<p>Cilt sağlığı açısından tek bir yiyeceğe odaklanmak yerine uzun dönemli beslenme düzenine bakmak daha doğru.</p>

<ol start="7">
 <li>HER SORUNU YENİ BİR KOZMETİK ÜRÜNLE ÇÖZMEYE ÇALIŞMAK</li>
</ol>

<p>Retinol, C vitamini, asitler, peelingler, serumlar…</p>

<p>Cilt bakımında seçeneklerin artması bazen gereğinden fazla ürün kullanımına yol açabiliyor.</p>

<p>Özellikle birden fazla aktif içeriğin bilinçsizce bir araya getirilmesi kızarıklık, kuruluk ve tahrişe neden olabilir.</p>

<p>Bir ürünün sürüldüğünde daha fazla yanması, mutlaka daha fazla işe yaradığı anlamına gelmez.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisi de tahriş oluşturan cilt bakım ürünlerinin cildin daha yaşlı görünmesine yol açabileceğine dikkat çekiyor. Reçeteli bazı dermatolojik tedavilerde başlangıçta irritasyon görülebileceği için bunlar ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>PAHALI KREMDEN ÖNCE TEMEL ALIŞKANLIKLAR</p>

<p>Yaşlanmayı tamamen durdurabilecek bir krem, besin veya estetik işlem bulunmuyor.</p>

<p>Cilt yaşlanmasının bir bölümü genetik ve doğal biyolojik süreçlerden kaynaklanıyor.</p>

<p>Ancak dışsal yaşlanmanın bazı nedenleri değiştirilebilir.</p>

<p>Güneşten düzenli korunmak, sigaradan uzak durmak, cildi tahriş etmeden temizlemek, gerektiğinde nemlendirmek, dengeli beslenmek ve yeterli uyumak çoğu insan için karmaşık “anti-aging” rutinlerinden önce gelen temel adımlar.</p>

<p>Özellikle güneşten korunma burada ayrı bir öneme sahip. Çünkü UV maruziyeti yalnızca kozmetik bir mesele değil; aynı zamanda cilt kanseri riskini de artırıyor.</p>

<p>Ciltte aniden ortaya çıkan renk değişikliği, iyileşmeyen yara, kanayan veya hızla değişen ben, açıklanamayan yoğun kaşıntı ya da başka yeni bir değişiklik varsa bunu “yaşlanma belirtisi” olarak kabul etmek yerine dermatoloji uzmanına başvurmak gerekir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tıbbi değerlendirme veya tedavi önerisi yerine geçmez. Cilt hastalığı bulunanların ve reçeteli dermatolojik ürün kullananların bakım rutinlerindeki değişiklikleri hekimleriyle değerlendirmeleri uygun olur.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Academy of Dermatology Association — 11 Ways to Reduce Premature Skin Aging</p>

<p>American Academy of Dermatology Association — Skin Care in Your 40s and 50s</p>

<p>American Academy of Dermatology Association — How Dermatologists Treat Sun-Damaged Skin</p>

<p>American Academy of Dermatology Association — Wrinkle Remedies</p>

<p>Journal of the American Academy of Dermatology — Aging and Photoaging</p>

<p>British Journal of Dermatology — Skin Aging Induced by Ultraviolet Exposure and Tobacco Smoking</p>

<p>Clinical and Experimental Dermatology — Defining Skin Aging and Its Risk Factors: A Systematic Review and Meta-analysis</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yuzu-erken-yaslandiran-7-aliskanlik-ve-cildi-korumanin-yollari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 00:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0316.jpeg" type="image/jpeg" length="85819"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Spoonful Kaşık Tatlısı Tarifi: Evde Kaşık Tatlısı Nasıl Yapılır?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/spoonful-kasik-tatlisi-tarifi-evde-kasik-tatlisi-nasil-yapilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/spoonful-kasik-tatlisi-tarifi-evde-kasik-tatlisi-nasil-yapilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Spoonful kaşık tatlısı tarifi; kakaolu taban, yoğurtlu krema ve bitter çikolata katmanlarını buluşturan, porsiyonluk hazırlanan pratik bir kaşık tatlısı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Spoonful Tatlısı Tarifi: Evde Kaşık Tatlısı Nasıl Yapılır?</p>

<p>Spoonful, diğer adıyla kaşık tatlısı; kakaolu taban, krema ve çikolata katmanlarının aynı kapta buluştuğu, kaşıkla servis edilen porsiyonluk tatlılardan biri. Katmanlı görüntüsü ve yoğun çikolata lezzeti sayesinde özellikle soğuk servis edilen tatlıları sevenlerin ilgisini çekiyor.</p>

<p>Klasik versiyonlarında kek, bisküvi, şekerli krema, krema ve bol miktarda çikolata kullanılabildiği için Spoonful'u doğrudan “sağlıklı” veya “düşük kalorili” olarak tanımlamak doğru olmaz. Bu tarifte ise tatlının karakteri korunurken porsiyon büyüklüğü kontrol ediliyor; kremada süzme yoğurttan yararlanılıyor ve çikolata miktarı ölçülü tutuluyor.</p>

<p>Ortaya çıkan tarif yine bir tatlı. Ancak evde hazırlanması sayesinde ilave şeker, çikolata ve porsiyon miktarını kontrol etmek daha kolay hale geliyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından nasıl değerlendirilmeli?</p>

<p>Tatlıların dengeli beslenmede değerlendirilmesinde yalnızca tek bir malzemeye odaklanmak yerine porsiyon ve tüketim sıklığı önem taşıyor.</p>

<p>Bu tarifte kremanın temelini süzme yoğurt oluşturuyor. Yoğurt protein ve kalsiyum gibi besin öğelerine katkı sağlarken klasik yoğun kremalara göre farklı bir beslenme profili sunuyor.</p>

<p>Bitter çikolata ve kakao tatlının temel çikolata aromasını oluşturuyor. Ancak kakao oranının yüksek olması çikolatanın enerji içermediği veya sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Tarifte ilave şeker bulunuyor. Bu nedenle Spoonful'un bu versiyonu “şekersiz” veya “ilave şekersiz” olarak tanımlanmamalıdır.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 25 dakika<br />
Pişirme süresi: 10 dakika<br />
Soğutma süresi: En az 2 saat<br />
Toplam süre: Yaklaşık 2 saat 35 dakika<br />
Kaç kişilik: 6 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 1 küçük tatlı kasesi, yaklaşık 150-170 gram<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Tatlı / ara öğün<br />
Kategori: Sağlıklı Tarifler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 285 kcal<br />
Protein: 9 g<br />
Karbonhidrat: 31 g<br />
Yağ: 14 g<br />
Lif: 3 g</p>

<p>Değerler kullanılan süzme yoğurt, bitter çikolata, süt, yulaf unu ve diğer malzemelerin ortalama besin değerleri üzerinden yaklaşık olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p>Çikolatanın kakao oranı, yoğurdun yağ oranı, kullanılan şeker ve porsiyon büyüklüğü değerleri değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>Kakaolu taban için:</p>

<p>80 gram yulaf unu<br />
20 gram şekersiz kakao<br />
1 adet orta boy yumurta<br />
100 ml süt<br />
30 gram esmer veya beyaz şeker<br />
20 ml zeytinyağı<br />
1 çay kaşığı kabartma tozu<br />
1 çay kaşığı vanilya özütü, isteğe bağlı</p>

<p>Yoğurtlu krema için:</p>

<p>400 gram koyu kıvamlı sade süzme yoğurt<br />
100 gram labne peyniri<br />
20 gram pudra şekeri<br />
1 çay kaşığı vanilya özütü</p>

<p>Çikolata katmanı için:</p>

<p>80 gram yüzde 70 veya üzeri bitter çikolata<br />
80 ml süt<br />
10 gram kakao</p>

<p>Üzeri için isteğe bağlı:</p>

<p>10 gram ince kıyılmış fındık veya ceviz<br />
Taze çilek, ahududu veya birkaç dilim mevsim meyvesi<br />
Az miktarda kakao</p>

<p>Spoonful tatlısı nasıl yapılır?</p>

<p>1. Fırını 175 derece alt-üst ayarda önceden ısıtın.</p>

<p>2. Yumurtayı ve 30 gram şekeri bir karıştırma kabına alın. Şeker tamamen erimek zorunda değil; yaklaşık 1 dakika çırpmak yeterlidir.</p>

<p>3. Sütü, zeytinyağını ve kullanıyorsanız vanilyayı ekleyip karıştırın.</p>

<p>4. Yulaf unu, kakao ve kabartma tozunu ayrı bir kapta karıştırın.</p>

<p>5. Kuru malzemeleri sıvı karışıma ekleyin. Un görünümü kaybolana kadar spatulayla karıştırın. Gereğinden fazla çırpmayın.</p>

<p>6. Yaklaşık 20 santimetrelik küçük bir fırın kabını pişirme kağıdıyla kaplayın ve karışımı ince bir tabaka halinde yayın.</p>

<p>7. Önceden ısıtılmış 175 derece fırında yaklaşık 9-12 dakika pişirin. Kürdan kontrolünde üzerinde ıslak hamur kalmamalı ancak taban tamamen kurutulmamalıdır.</p>

<p>8. Fırından çıkarın ve tamamen soğumaya bırakın.</p>

<p>9. Yoğurtlu krema için süzme yoğurt, labne, pudra şekeri ve vanilyayı bir kasede pürüzsüz hale gelene kadar karıştırın.</p>

<p>10. Kremayı gereğinden fazla çırpmayın. Özellikle daha sulu bir yoğurt kullanıldığında uzun süre çırpmak karışımın gevşemesine neden olabilir.</p>

<p>11. Çikolata katmanı için sütü küçük bir sos tenceresinde kaynama noktasına getirmeden ısıtın.</p>

<p>12. Tencereyi ocaktan alın. Küçük parçalara ayrılmış bitter çikolatayı sıcak sütün içine ekleyin.</p>

<p>13. Yaklaşık 1 dakika dokunmadan bekleyin. Ardından merkezden dışa doğru karıştırarak pürüzsüz bir çikolata sosu elde edin.</p>

<p>14. Kakaoyu ekleyerek yeniden karıştırın.</p>

<p>15. Çikolata sosunu oda sıcaklığına yaklaşana kadar bekletin. Sıcak sosu doğrudan yoğurtlu kremanın üzerine dökmeyin; aksi halde krema gevşeyebilir.</p>

<p>16. Tamamen soğuyan kakaolu tabanı elinizle veya bıçakla küçük parçalar halinde ufalayın.</p>

<p>17. Altı adet küçük servis kasesinin tabanına kakaolu parçaları eşit biçimde paylaştırın.</p>

<p>18. Üzerlerine yoğurtlu kremayı ekleyin ve kaşığın arkasıyla hafifçe düzeltin.</p>

<p>19. Ilıklığını tamamen kaybetmiş çikolata sosunu kaselere eşit biçimde paylaştırın.</p>

<p>20. Tatlıları buzdolabına alın ve en az 2 saat dinlendirin.</p>

<p>21. Servis öncesinde isteğe göre kıyılmış ceviz veya fındık, taze meyve ya da çok az kakao ekleyin.</p>

<p>22. Spoonful'u buzdolabından çıktıktan kısa süre sonra soğuk servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Spoonful'un iyi sonuç vermesinde sıcaklık kontrolü önemli. Kakaolu taban tamamen soğumadan krema eklenirse yoğurtlu katman gevşeyebilir. Aynı şekilde çikolata sosunun da sıcak halde kremayla buluşmaması gerekir.</p>

<p>Yoğurtlu krema için sulu yoğurt yerine koyu kıvamlı süzme yoğurt kullanın. Normal yoğurt kullanmak istiyorsanız önce suyunu süzmek daha dengeli bir kıvam sağlar.</p>

<p>Çikolata katmanını çok kalın hazırlamayın. Soğukta bitter çikolata sertleştiğinden fazla çikolata kullanılması kaşıkla yenmesi zor, sert bir üst katman oluşturabilir. Sütle hazırlanan daha yumuşak sos bu nedenle Spoonful için daha uygundur.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Spoonful bir tatlı olduğu için onu başka bir yiyecekmiş gibi göstermeye çalışmak yerine porsiyonu kontrol etmek en gerçekçi yaklaşımdır.</p>

<p>Klasik tariflerde kullanılan yüksek miktarda krema yerine süzme yoğurt kullanmak mümkün. Bununla birlikte yoğurdun da yağ oranı ürüne göre değişebileceğinden etiket kontrol edilebilir.</p>

<p>Tatlılık ihtiyacına göre yoğurtlu kremadaki pudra şekeri azaltılabilir. Ancak şekeri tamamen çıkarmak tatlının lezzet dengesini değiştirir.</p>

<p>Çikolata miktarını artırmak yerine ince bir çikolata katmanı hazırlamak, karakteristik lezzeti korurken porsiyon başına kullanılan miktarı sınırlamaya yardımcı olur.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Bu Spoonful tarifi, porsiyon kontrollü ev yapımı bir tatlı arayan ve süt ürünleri ile yumurta tüketen kişiler için uygundur.</p>

<p>Tarifte kullanılan yulaf doğal olarak gluten içermese de üretim sırasında buğday, arpa veya çavdarla çapraz temas gerçekleşebilir. Çölyak hastalığı bulunan kişiler yalnızca sertifikalı glutensiz yulaf unu kullanmalı; çikolata, kakao ve diğer paketli ürünlerin etiketlerini de kontrol etmelidir.</p>

<p>Tarif süt ürünü ve yumurta içerir. Süt veya yumurta alerjisi bulunan kişiler için standart hali uygun değildir.</p>

<p>Üzerinde fındık veya ceviz kullanılacaksa kuruyemiş alerjisi de dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Spoonful tatlısı kaç kaloridir?</p>

<p>Bu tarif altı eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 285 kalori sağlayabilir. Kullanılan bitter çikolatanın miktarı, yoğurt ve labnenin yağ oranı, şeker miktarı ve porsiyon büyüklüğü toplam enerjiyi değiştirebilir.</p>

<p>Spoonful tatlısı nedir?</p>

<p>Spoonful, kelime anlamıyla “kaşık dolusu” anlamına gelir. Türkiye'de bu isim genellikle kek veya bisküvi tabanı, krema ve çikolata katmanlarının bir kapta buluşturulduğu, kaşıkla yenilen soğuk tatlılar için kullanılmaktadır. Tek bir standart reçetesi bulunmadığından farklı versiyonları hazırlanabilir.</p>

<p>Spoonful tatlısı bir gece önceden yapılır mı?</p>

<p>Evet. Katmanların soğukta dinlenmesi tatlının kıvamının oturmasına yardımcı olduğundan Spoonful bir gece önceden hazırlanabilir. Servis süslemelerini ise meyvenin ve kuruyemişlerin dokusunu korumak için son anda eklemek daha iyi sonuç verir.</p>

<p>Spoonful kreması neden cıvık olur?</p>

<p>Sulu yoğurt kullanmak, kremayı gereğinden fazla çırpmak veya sıcak kakaolu taban ve çikolata sosuyla temas ettirmek kremanın gevşemesine neden olabilir. Koyu kıvamlı süzme yoğurt kullanmak ve bütün katmanları soğutarak birleştirmek önemlidir.</p>

<p>Spoonful hangi çikolatayla yapılır?</p>

<p>Sütlü veya bitter çikolatayla hazırlanabilir. Bu tarifte çikolata aromasını daha belirgin tutmak ve eklenen şeker miktarını sınırlamak amacıyla kakao oranı yüksek bitter çikolata tercih edilmiştir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Spoonful süt ürünleri içerdiği için oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemelidir. Hazırlandıktan sonra üzeri kapalı biçimde buzdolabında muhafaza edilmelidir.</p>

<p>Taze meyve ve kıyılmış kuruyemişleri mümkünse servis öncesinde ekleyin. Böylece meyveler fazla su bırakmaz, kuruyemişler de kıtır dokusunu daha iyi korur.</p>

<p>Dondurmak tavsiye edilmez. Yoğurt ve labne bazlı krema çözüldüğünde su salabilir ve pürüzsüz dokusunu kaybedebilir.</p>

<p>Spoonful, kakaolu taban, yumuşak krema ve çikolata katmanını aynı kaşıkta buluşturan gösterişli ama evde uygulanabilir bir tatlı. Porsiyonluk hazırlanması servis kolaylığı sağlarken malzemelerin miktarını da kontrol etmeyi kolaylaştırıyor.</p>

<p>Tatlıyı “diyet” veya “şekersiz” gibi gerçekte karşılamadığı etiketlerle tanımlamak yerine, ölçülü porsiyonlarla ve dengeli bir tarif yapısıyla sunmak daha doğru bir yaklaşım.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/spoonful-kasik-tatlisi-tarifi-evde-kasik-tatlisi-nasil-yapilir</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0314.jpeg" type="image/jpeg" length="15145"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADHD ile Kabızlık ve IBS Arasında İlişki: 1,9 Milyon Kişilik Analiz]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/adhd-ile-kabizlik-ve-ibs-arasinda-iliski-19-milyon-kisilik-analiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/adhd-ile-kabizlik-ve-ibs-arasinda-iliski-19-milyon-kisilik-analiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[University of Warwick araştırmacılarının 23 çalışmayı ve 1,9 milyondan fazla kişiyi kapsayan yeni sistematik derleme ve meta-analizinde, ADHD tanısı olan kişilerde çeşitli gastrointestinal yakınmaların daha yüksek odds ile ilişkili olduğu belirlendi. Journal of Attention Disorders’ta 10 Eylül 2026’da yayımlanan araştırmada kabızlık için odds yaklaşık iki kat, irritabl bağırsak sendromu için yüzde 58 daha yüksek, enkoprezis için ise dört kattan fazla bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bulgular ADHD ile bağırsak sorunları arasında ilişki bulunduğunu gösteriyor ancak neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu yalnızca dikkat, dürtüsellik ve hareketlilikle ilişkili belirtilerle sınırlı olmayabilir. Yeni ve geniş kapsamlı bir bilimsel değerlendirme, ADHD tanısı bulunan kişilerde bazı bağırsak yakınmalarının daha yüksek odds ile ilişkili olduğunu gösterdi.<br />
University of Warwick araştırmacıları tarafından yürütülen sistematik derleme ve meta-analiz 10 Eylül 2026’da Journal of Attention Disorders’ta yayımlandı.<br />
Araştırmacılar bilimsel literatürdeki binlerce kaydı taradı ve kriterleri karşılayan 23 çalışmanın sonuçlarını bir araya getirdi.<br />
Toplam örneklem 1,9 milyondan fazla kişiyi kapsadı.<br />
Birleştirilmiş analizde ADHD tanısı bulunan kişilerde genel gastrointestinal yakınmalar için oddsın karşılaştırma grubuna göre yaklaşık yüzde 50 daha yüksek olduğu bildirildi.<br />
Ancak bu sonuç, ADHD olan kişilerin yüzde 50 daha fazlasında bağırsak hastalığı görüldüğü anlamına gelmiyor. Odds oranı iki grup arasındaki göreli ilişkiyi ifade ediyor ve doğrudan mutlak risk artışı olarak yorumlanamıyor.<br />
Kabızlık için odds yaklaşık iki kat<br />
Meta-analizde en belirgin ilişkilerden biri kabızlıkta görüldü.<br />
ADHD tanısı bulunan kişilerde kabızlık oddsı karşılaştırma grubunun yaklaşık iki katı olarak bildirildi.<br />
Bu sonuç ADHD’nin doğrudan kabızlığa neden olduğunu göstermiyor. Beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, kullanılan ilaçlar, uyku düzeni ve başka sağlık durumları ilişkiye katkıda bulunabilir.<br />
IBS için yüzde 58 daha yüksek odds<br />
İrritabl bağırsak sendromu açısından da anlamlı bir ilişki bulundu.<br />
ADHD tanısı olan kişilerde IBS oddsının karşılaştırma grubuna göre yüzde 58 daha yüksek olduğu bildirildi.<br />
İrritabl bağırsak sendromu; tekrarlayan karın ağrısı ile kabızlık, ishal veya dışkılama alışkanlıklarında değişikliklerin birlikte görülebildiği işlevsel bir bağırsak bozukluğu.<br />
Yeni meta-analiz ADHD ile IBS’nin birlikte daha sık görülmesine ilişkin kanıtları destekliyor ancak ADHD’nin IBS’ye yol açtığını göstermiyor.<br />
En yüksek ilişki enkopreziste görüldü<br />
Araştırmada dikkat çeken bir başka bulgu enkoprezis ile ilgiliydi.<br />
Enkoprezis, bağırsak kontrolünün kazanılmasının beklendiği yaştan sonra dışkının tekrarlayan biçimde uygunsuz yerlere kaçırılması olarak tanımlanıyor.<br />
Meta-analizde ADHD bulunan kişilerde enkoprezis oddsının karşılaştırma grubuna göre dört kattan fazla olduğu bildirildi.<br />
Ancak bu sonuç tek başına ADHD’nin enkoprezise neden olduğunu göstermiyor.<br />
Özellikle çocuklarda kronik kabızlık, tuvalet alışkanlıkları, dikkatin başka yöne kayması, davranışsal etkenler ve eşlik eden gelişimsel sorunlar tabloyu etkileyebilir.<br />
Bağırsak-beyin ekseni olası açıklamalardan biri<br />
ADHD ile gastrointestinal yakınmalar arasındaki ilişkinin neden ortaya çıktığı henüz net değil.<br />
Araştırmacıların üzerinde durduğu olası açıklamalardan biri bağırsak-beyin ekseni.<br />
Bağırsak sistemi ile beyin arasında sinir sistemi, bağışıklık sistemi, hormonlar ve bağırsak mikroorganizmaları üzerinden çift yönlü iletişim bulunduğu biliniyor.<br />
ADHD olan kişilerde bağırsak mikrobiyotasında bazı farklılıklar olabileceğini bildiren daha önceki araştırmalar bulunuyor.<br />
Ancak yeni meta-analiz doğrudan bağırsak bakterilerini ölçmedi.<br />
Bu nedenle “ADHD’nin nedeni bağırsak florasıdır” veya “mikrobiyota düzeltilirse ADHD tedavi edilir” şeklinde bir sonuç bu çalışmadan çıkarılamaz.<br />
Beslenme alışkanlıkları ilişkiye katkıda bulunabilir<br />
ADHD ile ilişkili bazı davranış özellikleri de bağırsak yakınmalarını etkileyebilir.<br />
Düzensiz öğünler, öğün atlama, dürtüsel yeme ve düşük lifli beslenme bazı kişilerde bağırsak hareketlerini etkileyebilir.<br />
Bazı çocuklarda yiyeceklerin dokusuna, kokusuna veya tadına karşı hassasiyet de besin çeşitliliğinin azalmasına yol açabiliyor.<br />
Bu tür faktörler kabızlık ve diğer gastrointestinal yakınmalara katkıda bulunabilir.<br />
Ancak mevcut meta-analiz hangi mekanizmanın ne kadar etkili olduğunu belirleyemiyor.<br />
ADHD ilaçlarının etkisi tam olarak ayrıştırılamadı<br />
Araştırmanın yorumlanmasındaki önemli sorulardan biri ADHD tedavisinde kullanılan ilaçların olası etkisi.<br />
Metilfenidat gibi uyarıcı ilaçlarda iştah azalması, karın ağrısı, bulantı ve bazı gastrointestinal yakınmalar görülebiliyor.<br />
Meta-analiz, ADHD ilaçlarının gözlenen gastrointestinal ilişkideki payını kesin olarak ayrıştırmaya imkân vermiyor.<br />
Araştırmacılar biyolojik etkenlerle ilaç etkilerinin gelecekteki çalışmalarda ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.<br />
Bu durum klinik açıdan önemli.<br />
ADHD tanısı bulunan bir kişide yeni başlayan veya uzun süren bağırsak yakınmalarının otomatik olarak ADHD’ye bağlanmaması gerekiyor.<br />
Kullanılan ilaçlar, beslenme düzeni ve olası gastrointestinal hastalıklar ayrıca değerlendirilmeli.<br />
Önceki araştırmalarda tablo daha karmaşıktı<br />
ADHD ile bağırsak sorunları arasındaki ilişki daha önce de incelendi.<br />
2025’te Scientific Reports’ta yayımlanan ayrı bir sistematik derleme ve meta-analiz, 11 çalışmada 3,8 milyondan fazla kişinin verisini değerlendirdi.<br />
Bu analizde bütün intestinal bozukluklar birlikte ele alındığında ADHD ile anlamlı bir ilişki gösterilemedi.<br />
Buna karşılık IBS açısından anlamlı ilişki bulundu ve odds oranı 1,63 olarak hesaplandı.<br />
Yeni Warwick çalışması, daha fazla gastrointestinal belirti ve tanıyı kapsayan daha geniş bir değerlendirme sunuyor.<br />
İki meta-analiz arasındaki farklılıklar; dahil edilen çalışmalar, tanımlar, yaş grupları ve analiz yöntemlerinden kaynaklanabilir.<br />
Bu nedenle bilimsel tablo “ADHD bağırsak hastalığına neden oluyor” biçiminde basitleştirilemez.<br />
Büyük örneklem güçlü, ancak nedensellik kanıtlanmadı<br />
1,9 milyondan fazla kişinin verisinin değerlendirilmesi araştırmanın önemli güçlü yönlerinden biri.<br />
Ancak meta-analiz yeni bir randomize klinik deney değil.<br />
Bir araya getirilen gözlemsel araştırmalar ADHD ile gastrointestinal sorunların birlikte görülmesini gösterebilir ancak hangisinin diğerine neden olduğunu ortaya koyamaz.<br />
Diyet, uyku, ilaç kullanımı, fiziksel aktivite, psikiyatrik eş tanılar ve sosyoekonomik faktörler gibi değişkenlerin tamamı her araştırmada aynı biçimde kontrol edilmiş değil.<br />
Bu nedenle bulunan ilişkilerin bir bölümü ADHD dışındaki ortak faktörlerden kaynaklanabilir.<br />
ADHD takibinde bağırsak yakınmaları gözden kaçırılmamalı<br />
Araştırmanın klinik açıdan en doğrudan mesajı, ADHD tanısı bulunan kişilerde gastrointestinal belirtilerin göz ardı edilmemesi.<br />
Uzun süren kabızlık, tekrarlayan karın ağrısı, dışkılama alışkanlığındaki belirgin değişiklikler veya IBS benzeri yakınmalar kişinin yaşam kalitesini etkileyebilir.<br />
Bu belirtilerin varlığında kullanılan ilaçlar, beslenme düzeni ve olası gastrointestinal hastalıklar ayrıca değerlendirilmelidir.<br />
Yeni çalışma ADHD için probiyotik, özel diyet veya başka bir bağırsak tedavisinin etkili olduğunu göstermiyor.<br />
Bağırsak mikrobiyotasını değiştiren herhangi bir müdahalenin ADHD belirtilerini tedavi ettiği sonucu da bu araştırmadan çıkarılamaz.<br />
Meta-analizin ortaya koyduğu temel bulgu daha sınırlı: ADHD tanısı bulunan kişilerde bazı gastrointestinal yakınmalar ve işlevsel bağırsak sorunları, ADHD bulunmayan kişilere göre daha yüksek odds ile ilişkili.<br />
Bu ilişkinin hangi biyolojik ve davranışsal mekanizmalar üzerinden ortaya çıktığını anlamak için ilaç kullanımı, diyet, uyku ve mikrobiyota gibi değişkenlerin daha ayrıntılı değerlendirildiği ileriye dönük araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• Journal of Attention Disorders – The Association Between Attention-Deficit Hyperactivity Disorder and Gastrointestinal Symptoms: A Systematic Review and Meta-Analysis, 10 Eylül 2026<br />
• University of Warwick – People with ADHD More Likely to Suffer From Gut Problems, Major Review Finds, 10 Eylül 2026<br />
• Scientific Reports – ADHD ile gastrointestinal bozukluklar arasındaki ilişkiyi değerlendiren sistematik derleme ve meta-analiz, 2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/adhd-ile-kabizlik-ve-ibs-arasinda-iliski-19-milyon-kisilik-analiz</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 22:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/adhd-bagirsak-yeni-baglanti-200kb.webp" type="image/jpeg" length="56380"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HE4 Nedir? Yüksekliği, CA 125 ve Yumurtalık Kanseri İlişkisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/he4-nedir-yuksekligi-ca-125-ve-yumurtalik-kanseri-iliskisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/he4-nedir-yuksekligi-ca-125-ve-yumurtalik-kanseri-iliskisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[HE4, özellikle epitelyal yumurtalık kanserinin değerlendirilmesinde kullanılan bir tümör belirtecidir. Yüksek HE4 tek başına kanser tanısı değildir; yaş, menopoz durumu, sigara kullanımı ve özellikle böbrek fonksiyonları sonucu etkileyebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kan tahlilinde HE4 değerinin yüksek çıkması yumurtalık kanseri endişesi yaratabilir. HE4, bazı epitelyal yumurtalık kanserlerinde yükselen bir tümör belirtecidir; ancak tek başına kanser tanısı koydurmaz. Böbrek fonksiyonlarının azalması başta olmak üzere yaş, menopoz durumu ve sigara kullanımı da HE4 düzeyini etkileyebilir.</p>

<p>HE4 bu nedenle yalnızca laboratuvardaki rakama bakılarak değerlendirilmemelidir. Pelvik kitle gibi klinik bir durum varsa ultrason veya diğer görüntüleme bulguları, CA 125 ve kişinin özellikleriyle birlikte yorumlanabilir.</p>

<p>HE4 nedir ve neyi gösterir?</p>

<p>HE4, “Human Epididymis Protein 4” adıyla bilinen, WFDC2 geni tarafından kodlanan bir proteindir. Adında “epididymis” geçmesine rağmen kadınlarda da farklı dokularda bulunur.</p>

<p>Bazı epitelyal yumurtalık kanserlerinde HE4 üretimi artabilir ve kandaki düzeyi yükselebilir. Bu özelliği nedeniyle yumurtalık kanserinin klinik değerlendirmesinde kullanılan biyobelirteçlerden biridir.</p>

<p>Ancak HE4 yalnızca kanser hücrelerine özgü değildir. Bu nedenle yüksek bir sonuç doğrudan yumurtalık kanseri anlamına gelmez.</p>

<p>HE4 testi neden istenir?</p>

<p>HE4 testi özellikle yumurtalık veya pelviste kitle saptanan bazı kadınlarda kitlenin kötü huylu olma riskini değerlendirmeye yardımcı olmak amacıyla kullanılabilir.</p>

<p>CA 125 ile birlikte değerlendirilerek ek bilgi sağlayabilir. Ayrıca uygun hastalarda daha önce tanı konmuş epitelyal yumurtalık kanserinin izleminde HE4 düzeyindeki değişikliklerden yararlanılabilir.</p>

<p>HE4 tek başına genel toplumda “yumurtalık kanseri var mı?” sorusuna cevap veren bir tarama testi değildir.</p>

<p>HE4 kaç olmalı?</p>

<p>HE4 için herkese uygulanabilecek tek bir evrensel normal değer vermek doğru değildir.</p>

<p>Sonuç genellikle pmol/L birimiyle raporlanır. Referans sınırı kullanılan laboratuvar yöntemine, yaşa ve menopoz durumuna göre değişebilir. Üretici ve laboratuvarların kullandığı karar sınırları da birbirinden farklı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle e-Nabız veya laboratuvar raporundaki referans aralığı dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Laboratuvar sınırının üzerinde olmak ise “kanser sınırının aşılması” anlamına gelmez.</p>

<p>HE4 yüksekliği ne anlama gelir?</p>

<p>HE4 yüksekliği epitelyal yumurtalık kanseriyle ilişkili olabilir. Ancak sonuç yorumlanırken kanser dışı etkenlerin de dikkate alınması gerekir.</p>

<p>Özellikle böbrek fonksiyonlarının azalması HE4’ü belirgin biçimde yükseltebilir. Yaşın ilerlemesi, menopoz durumu ve sigara kullanımı da HE4 düzeyleri üzerinde etkili olabilir.</p>

<p>Bu nedenle yüksek HE4 sonucu değerlendirilirken kreatinin ve eGFR gibi böbrek fonksiyonuyla ilgili bilgiler önemli olabilir.</p>

<p>HE4 yüksekliği yumurtalık kanseri anlamına gelir mi?</p>

<p>Hayır. HE4 yüksekliği tek başına yumurtalık kanseri tanısı koydurmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HE4’ün yumurtalık kanserini iyi huylu pelvik hastalıklardan ayırmada yararlı olabileceğini gösteren çalışmalar vardır. Ancak hiçbir tümör belirteci sonucu klinik değerlendirme ve görüntülemenin yerine geçmez.</p>

<p>Normal HE4 sonucu da yumurtalık kanserini kesin olarak dışlamaz. Yumurtalık kanserlerinin biyolojik özellikleri farklıdır ve tüm tümör tipleri aynı miktarda HE4 üretmez.</p>

<p>HE4 ile CA 125 arasındaki fark nedir?</p>

<p>HE4 ve CA 125 aynı test değildir.</p>

<p>CA 125 yumurtalık kanserinde sık kullanılan bir belirteçtir ancak adet dönemi ve endometriozis gibi bazı iyi huylu jinekolojik durumlarda da yükselebilir. HE4 ise özellikle endometriozis gibi bazı benign durumlarda CA 125’e göre daha az yanlış yüksek sonuç verebilir.</p>

<p>HE4’ün önemli sınırlamalarından biri böbrek fonksiyonlarından etkilenmesidir. Böbrek fonksiyonu azaldığında kanser bulunmasa bile HE4 yükselebilir.</p>

<p>Bu nedenle iki testin güçlü ve zayıf yönleri farklıdır.</p>

<p>HE4 ve ROMA indeksi arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>ROMA, “Risk of Ovarian Malignancy Algorithm” ifadesinin kısaltmasıdır.</p>

<p>Bu algoritma HE4 ve CA 125 sonuçlarını menopoz durumuyla birlikte kullanarak pelvik kitlesi bulunan kadınlarda epitelyal yumurtalık kanseri riskinin sınıflandırılmasına yardımcı olur.</p>

<p>ROMA sonucu tek başına yumurtalık kanseri tanısı değildir. Ayrıca kullanılan laboratuvar yöntemine göre karar sınırları değişebileceğinden internette bulunan tek bir yüzde değeri herkese uygulanmamalıdır.</p>

<p>ROMA özellikle zaten pelvik kitlesi bulunan uygun hastaların risk değerlendirmesinde kullanılan yardımcı bir araçtır; sağlıklı kadınlarda genel kanser taraması amacıyla kullanılmamalıdır.</p>

<p>Böbrek hastalığı HE4’ü yükseltir mi?</p>

<p>Evet. HE4 yorumlanırken dikkat edilmesi gereken en önemli kanser dışı faktörlerden biri böbrek fonksiyonudur.</p>

<p>Böbrek fonksiyonu azaldığında HE4’ün kandaki düzeyi yükselebilir. Bu durum özellikle ileri yaşta veya kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde yüksek HE4 sonucunun yanlış biçimde kanserle ilişkilendirilmesine yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle HE4 yüksekliğinde böbrek fonksiyonlarının bilinmesi sonucun doğru yorumlanmasına yardımcı olur.</p>

<p>HE4 sonucu tek başına ne ifade etmez?</p>

<p>Tek bir HE4 sonucu yumurtalık kanseri tanısı koydurmaz, kanserin evresini tek başına belirlemez ve yüksek çıktığında kitlenin kesin olarak kötü huylu olduğunu göstermez.</p>

<p>Benzer şekilde normal sonuç da yumurtalık kanserini yüzde 100 dışlamaz.</p>

<p>Şüpheli bir yumurtalık veya pelvik kitle değerlendirilirken yaş, menopoz durumu, ultrason ve diğer görüntüleme bulguları ile gerektiğinde CA 125 ve diğer klinik bilgiler birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>HE4 yüksek çıktı, kanser miyim?</p>

<p>Hayır. HE4 yüksekliği tek başına yumurtalık kanseri tanısı değildir. Böbrek fonksiyon bozukluğu, yaş ve sigara kullanımı gibi kanser dışı faktörler de sonucu yükseltebilir.</p>

<p>HE4 mü, CA 125 mi daha önemli?</p>

<p>İki test farklı özelliklere sahiptir ve birinin her durumda diğerinden daha önemli olduğu söylenemez. Pelvik kitlenin değerlendirilmesinde HE4 ve CA 125 bazı durumlarda birlikte kullanılabilir.</p>

<p>HE4 yüksekliğinde böbrek değerlerine neden bakılır?</p>

<p>Çünkü böbrek fonksiyonu azaldığında HE4 kanda yükselebilir. Bu nedenle kreatinin ve eGFR gibi böbrek fonksiyon göstergeleri, yüksek HE4 sonucunun doğru yorumlanmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Dochez V, Caillon H, Vaucel E, et al. Biomarkers and Algorithms for Diagnosis of Ovarian Cancer: CA125, HE4, RMI and ROMA, a Review. Journal of Ovarian Research, 2019.</li>
 <li>Huang J, Chen J, Huang Q. Diagnostic Value of HE4 in Ovarian Cancer: A Meta-analysis. European Journal of Obstetrics &amp; Gynecology and Reproductive Biology, 2018.</li>
 <li>Kappelmayer J, Antal-Szalmás P, Nagy B Jr. Human Epididymis Protein 4 (HE4) in Laboratory Medicine and an Algorithm in Renal Disorders. Clinica Chimica Acta, 2015.</li>
 <li>Scaletta G, Plotti F, Luvero D, et al. The Role of Novel Biomarker HE4 in the Diagnosis, Prognosis and Follow-up of Ovarian Cancer: A Systematic Review. Expert Review of Anticancer Therapy, 2017.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/he4-nedir-yuksekligi-ca-125-ve-yumurtalik-kanseri-iliskisi</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 20:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="32886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Abdullah Kutlar Dies: A Life Dedicated to Hematology]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-abdullah-kutlar-dies-a-life-dedicated-to-hematology</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-abdullah-kutlar-dies-a-life-dedicated-to-hematology" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Abdullah Kutlar, a distinguished physician and scientist known for his decades-long work in hematology and sickle cell disease, passed away on September 11, 2026. His remarkable journey took him from Gaziantep, Türkiye, to an internationally recognized academic career in the United States.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>A GREAT LOSS FOR THE WORLD OF HEMATOLOGY: PROF. DR. ABDULLAH KUTLAR PASSES AWAY</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar, a distinguished hematologist whose medical and scientific career spanned several decades, has passed away.</p>

<p>According to an announcement shared by his family, Prof. Dr. Abdullah Kutlar, born in 1947, died on September 11, 2026.</p>

<p>His passing marks the end of an extraordinary medical and academic journey that began in Gaziantep, continued through Ankara and Istanbul, and ultimately led to a long and influential career in the United States.</p>

<p>Kutlar was particularly known for his work on sickle cell disease, hemoglobin disorders and red blood cell diseases.</p>

<p>No verified public statement regarding the cause of his death has been released.</p>

<p>WHO WAS PROF. DR. ABDULLAH KUTLAR?</p>

<p>Abdullah Kutlar was born in Gaziantep, Türkiye, in 1947.</p>

<p>He was the son of Perihan Barlas Kutlar and Cevat Kutlar and came from a family with deep roots in Gaziantep.</p>

<p>After attending Ankara College, Kutlar entered Ankara University Faculty of Medicine. He graduated from medical school in 1971 and began a career that would eventually span continents.</p>

<p>FROM INTERNAL MEDICINE TO HEMATOLOGY</p>

<p>Following medical school, Kutlar continued his training at Istanbul University Istanbul Faculty of Medicine, where he pursued Internal Medicine and Hematology.</p>

<p>This period played a major role in shaping his future scientific interests.</p>

<p>His academic development in hematology also included work with Prof. Dr. Muzaffer Aksoy, one of Türkiye’s pioneering physicians and researchers in hematology.</p>

<p>Kutlar developed a particular interest in inherited blood disorders, hemoglobin abnormalities and red blood cell diseases—fields that would remain central to his research for decades.</p>

<p>FROM TÜRKİYE TO THE UNITED STATES</p>

<p>Kutlar later continued his scientific and medical career in the United States.</p>

<p>His professional journey included research experience at Cleveland Clinic and Medical College of Georgia.</p>

<p>He subsequently established a long academic career in Augusta, Georgia, working within Medical College of Georgia and Augusta University.</p>

<p>There, Kutlar combined three major aspects of academic medicine: patient care, scientific research and medical education.</p>

<p>A CAREER DEDICATED TO SICKLE CELL DISEASE</p>

<p>Sickle cell disease became one of the defining areas of Prof. Dr. Abdullah Kutlar’s career.</p>

<p>The inherited blood disorder affects hemoglobin and can cause anemia, severe episodes of pain, vascular complications and progressive organ damage.</p>

<p>Kutlar spent decades studying the disease, caring for patients and contributing to clinical research aimed at improving its management.</p>

<p>His academic interests extended beyond sickle cell disease to hemoglobinopathies, thalassemia, anemia, red blood cell disorders, hematologic malignancies, myelodysplastic syndromes, myeloproliferative disorders, coagulation abnormalities and platelet disorders.</p>

<p>LEADERSHIP IN SICKLE CELL RESEARCH</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar also held a prominent leadership role at the Sickle Cell Center in Augusta.</p>

<p>The center brought together patient care and scientific research, allowing clinicians and researchers to study sickle cell disease while providing specialized care to affected patients.</p>

<p>Throughout his career, Kutlar worked not only as a researcher but also as a clinician and educator.</p>

<p>His work reflected an approach in which questions arising from patient care could lead to scientific investigation, while new research findings could ultimately contribute to better clinical practice.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MORE THAN 200 ORIGINAL SCIENTIFIC PUBLICATIONS</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar leaves behind an extensive academic legacy.</p>

<p>According to his institutional academic biography, he authored more than 200 original scientific papers, contributed book chapters and presented a large number of scientific abstracts and presentations.</p>

<p>He also participated in numerous clinical trials and federally supported research projects.</p>

<p>His work became part of the international scientific literature on sickle cell disease and other hematologic disorders and was cited by researchers around the world.</p>

<p>RECOGNIZED FOR RESEARCH AND MEDICAL EDUCATION</p>

<p>Kutlar’s contributions to academic medicine were recognized with several awards.</p>

<p>Institutional records show that he received the Clinical Science Research Distinguished Faculty Award in 1997.</p>

<p>In 1998, he received both an Excellence in Teaching Award and a Faculty of the Year Award.</p>

<p>In 2012, his scientific work was again recognized with a Clinical Science Research Award as part of the Distinguished Faculty Awards.</p>

<p>These honors reflected the breadth of a career that extended beyond laboratory research to medical education and patient care.</p>

<p>A PHYSICIAN, SCIENTIST AND EDUCATOR</p>

<p>One of the defining characteristics of Prof. Dr. Abdullah Kutlar’s career was his ability to combine clinical medicine with scientific research.</p>

<p>He cared for patients while investigating the biological and clinical questions surrounding their diseases.</p>

<p>At the same time, he contributed to the education of medical students, physicians and younger researchers.</p>

<p>His career represents a remarkable example of a physician-scientist whose work crossed geographic and academic boundaries.</p>

<p>HE NEVER LOST HIS CONNECTION TO GAZIANTEP</p>

<p>Although Prof. Dr. Abdullah Kutlar spent much of his professional life in the United States, his connection to his birthplace and family in Gaziantep remained an important part of his life.</p>

<p>The family announcement identified him as the grandson of Gaziantep physician Mecit Barlas and Ayşe Barlas, the son of Perihan and Cevat Kutlar, the elder brother of Merih Kutlar, the uncle of Fatma Çolakoğlu and Akay Taşkıntuna, and the beloved husband of Ferdane Kutlar.</p>

<p>WHAT WAS PROF. DR. ABDULLAH KUTLAR’S CAUSE OF DEATH?</p>

<p>As of September 11, 2026, no verified public information regarding Prof. Dr. Abdullah Kutlar’s cause of death has been released by his family or an authorized institution.</p>

<p>For this reason, any unverified claims concerning the cause of his death should be treated with caution.</p>

<p>According to the family announcement, Prof. Dr. Abdullah Kutlar passed away on September 11, 2026, at the age of 79.</p>

<p>A LEGACY THAT EXTENDS FROM GAZIANTEP TO INTERNATIONAL MEDICINE</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar’s life was a journey from Gaziantep to Ankara, from Istanbul to the United States—and ultimately into the international scientific community.</p>

<p>Over several decades, he cared for patients, contributed to the understanding of sickle cell disease and hemoglobin disorders, participated in clinical research and helped educate new generations of physicians.</p>

<p>His legacy lives on through his scientific publications, his contributions to hematology, the physicians and researchers he helped train, and the patients whose lives were touched by his work.</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar passed away on September 11, 2026, leaving behind a distinguished legacy in medicine and science.</p>

<p>We extend our condolences to his family, loved ones, colleagues, students and the international medical community. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-abdullah-kutlar-dies-a-life-dedicated-to-hematology</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 19:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0303.jpeg" type="image/jpeg" length="54870"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Abdullah Kutlar Vefat Etti: Hematolojiye Adanmış Bir Ömür]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-abdullah-kutlar-vefat-etti-hematolojiye-adanmis-bir-omur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-abdullah-kutlar-vefat-etti-hematolojiye-adanmis-bir-omur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hematoloji alanında uzun yıllar ABD’de önemli bilimsel çalışmalara imza atan Prof. Dr. Abdullah Kutlar, 11 Eylül 2026’da hayatını kaybetti. Gaziantep’ten başlayan yaşamı, Ankara ve İstanbul’daki tıp eğitiminin ardından ABD’de uluslararası bir bilim kariyerine uzandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TIP DÜNYASININ ACI KAYBI: PROF. DR. ABDULLAH KUTLAR VEFAT ETTİ</p>

<p>Hematoloji alanında uzun yıllar klinik çalışmalar ve bilimsel araştırmalar yürüten Prof. Dr. Abdullah Kutlar hayatını kaybetti.</p>

<p>Ailesi tarafından paylaşılan vefat ilanında, 1947 doğumlu Prof. Dr. Abdullah Kutlar’ın 11 Eylül 2026 tarihinde yaşamını yitirdiği duyuruldu.</p>

<p>Kutlar’ın vefatı, Türkiye’den ABD’ye uzanan ve onlarca yılı kapsayan önemli bir hekimlik ve bilim insanı kariyerinin de sonu oldu.</p>

<p>Özellikle orak hücre hastalığı, hemoglobinopatiler ve kırmızı kan hücresi hastalıkları üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Kutlar, meslek yaşamının önemli bölümünü ABD’de sürdürdü.</p>

<p>Vefat nedeni konusunda kamuoyuyla paylaşılmış doğrulanabilir bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>PROF. DR. ABDULLAH KUTLAR KİMDİR?</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar, 1947 yılında Gaziantep’te dünyaya geldi.</p>

<p>Perihan Barlas Kutlar ile Cevat Kutlar’ın oğlu olan Abdullah Kutlar, köklü bir Gaziantep ailesinin mensubuydu. Aile bağları içerisinde hekimlerin bulunması, onun çocukluk ve gençlik yıllarında tıp mesleğiyle yakından tanışmasını sağladı.</p>

<p>Eğitim hayatının önemli bölümünü Ankara’da geçiren Kutlar, Ankara Koleji’nin ardından Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine girdi.</p>

<p>1971 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olarak hekimlik hayatına başladı.</p>

<p>HEMATOLOJİYE UZANAN AKADEMİK YOLCULUK</p>

<p>Tıp fakültesi eğitiminin ardından İstanbul’a geçen Abdullah Kutlar, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesinde İç Hastalıkları ve Hematoloji alanlarında eğitim aldı.</p>

<p>Bu dönem, onun gelecekteki bilimsel kariyerinin yönünü belirledi.</p>

<p>Kutlar’ın hematoloji alanındaki akademik gelişiminde, Türkiye’de hematoloji ve meslek hastalıkları alanının öncü bilim insanlarından Prof. Dr. Muzaffer Aksoy ile gerçekleştirdiği çalışmalar da önemli yer tuttu.</p>

<p>Kalıtsal kan hastalıkları, hemoglobin bozuklukları ve kırmızı kan hücreleri üzerine başlayan bilimsel ilgisi, daha sonraki yıllarda meslek yaşamının ana araştırma alanlarından biri haline geldi.</p>

<p>TÜRKİYE’DEN ABD’YE</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar’ın kariyeri daha sonra ABD’ye uzandı.</p>

<p>Türkiye’de edindiği klinik ve akademik deneyimin ardından ABD’de araştırmalarını sürdüren Kutlar, Cleveland Clinic ve Medical College of Georgia gibi önemli sağlık ve akademi kurumlarında çalıştı.</p>

<p>Uzun yıllar Georgia eyaletindeki Augusta’da akademik çalışmalarını sürdüren Kutlar, Medical College of Georgia ve Augusta University bünyesinde tıp eğitimi, hasta hizmetleri ve bilimsel araştırmalarda görev aldı.</p>

<p>Kutlar’ın adı zaman içerisinde özellikle orak hücre hastalığı alanındaki çalışmalarıyla öne çıktı.</p>

<p>ORAK HÜCRE HASTALIĞINA ADANAN YILLAR</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar’ın bilimsel kariyerinin merkezinde orak hücre hastalığı bulunuyordu.</p>

<p>Orak hücre hastalığı, hemoglobinin yapısını etkileyen kalıtsal bir kan hastalığıdır. Hastalık; şiddetli ağrı ataklarından kansızlığa, damar ve organ hasarından ciddi komplikasyonlara kadar farklı sağlık sorunlarına yol açabilir.</p>

<p>Kutlar, bu hastalığın klinik özellikleri, komplikasyonları ve tedavi yaklaşımlarının araştırılması konusunda uzun yıllar çalıştı.</p>

<p>Akademik ilgi alanları yalnızca orak hücre hastalığıyla sınırlı değildi.</p>

<p>Hemoglobinopatiler, talasemiler, anemiler, kırmızı kan hücresi hastalıkları, hematolojik maligniteler, miyelodisplastik sendromlar, miyeloproliferatif hastalıklar ile pıhtılaşma ve trombosit bozuklukları üzerinde de çalışmalar yürüttü.</p>

<p>SICKLE CELL CENTER’DA ÖNEMLİ GÖREV</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar, Augusta’daki Sickle Cell Center’ın yönetiminde de önemli sorumluluk üstlendi.</p>

<p>Merkez; orak hücre hastalığı bulunan bireylerin takip ve tedavisinin yanı sıra hastalığın biyolojisini anlamaya ve yeni tedavi seçeneklerini değerlendirmeye yönelik araştırmalar gerçekleştiren akademik yapılardan biri olarak faaliyet gösterdi.</p>

<p>Kutlar burada klinisyen, araştırmacı ve akademisyen kimliklerini bir arada sürdürdü.</p>

<p>Bir taraftan hastaları takip ederken diğer taraftan laboratuvar ve klinik araştırmalara katkı sağladı; tıp öğrencileri ve genç hekimlerin eğitiminde görev aldı.</p>

<p>200’Ü AŞKIN ÖZGÜN BİLİMSEL ÇALIŞMA</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar’ın geride bıraktığı akademik mirasın önemli bölümünü bilimsel yayınları oluşturuyor.</p>

<p>Augusta University tarafından yayımlanan akademik özgeçmişinde Kutlar’ın 200’ü aşkın özgün bilimsel makaleye imza attığı, kitap bölümleri hazırladığı ve çok sayıda bilimsel bildiri sunduğu belirtiliyor.</p>

<p>Kutlar ayrıca klinik araştırmalarda araştırmacı olarak görev aldı ve federal kurumlar ile farklı kuruluşların desteklediği araştırma projelerinde yer aldı.</p>

<p>Üniversitenin akademik kayıtlarına göre yürüttüğü ve katkıda bulunduğu araştırmalar kapsamında kuruma milyonlarca dolarlık araştırma desteği sağlanmasına katkı sundu.</p>

<p>BİLİMSEL ÇALIŞMALARI ULUSLARARASI LİTERATÜRE GİRDİ</p>

<p>Kutlar’ın bilimsel yayınları özellikle orak hücre hastalığı ve hemoglobin bozuklukları literatüründe yer aldı.</p>

<p>Klinik gözlemleri bilimsel araştırmayla birleştiren akademik yaklaşımı, kariyerinin belirleyici özelliklerinden biri oldu.</p>

<p>Onlarca yıl boyunca aynı hastalık grubuyla ilgilenmesi, yalnızca hastalığın laboratuvar yönünü değil, hastaların yıllar içerisindeki klinik seyrini ve karşılaştıkları komplikasyonları da yakından değerlendirmesine imkân sağladı.</p>

<p>Çalışmaları uluslararası bilimsel dergilerde yayımlandı ve başka araştırmacılar tarafından çok sayıda bilimsel çalışmada referans gösterildi.</p>

<p>AKADEMİK BAŞARILARI ÖDÜLLERLE TAÇLANDI</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar’ın araştırma ve eğitim alanındaki çalışmaları çeşitli akademik ödüllere de değer görüldü.</p>

<p>Augusta University kayıtlarına göre Kutlar, 1997 yılında Clinical Science Research Distinguished Faculty Award’a layık görüldü.</p>

<p>1998 yılında Excellence in Teaching Award ve Faculty of the Year Award aldı.</p>

<p>2012 yılında ise Distinguished Faculty Award kapsamında Clinical Science Research Award ile ödüllendirildi.</p>

<p>Bu ödüller, Kutlar’ın yalnızca araştırmacı yönünü değil, tıp eğitimi alanındaki çalışmalarını da ortaya koydu.</p>

<p>HEKİMLİK, ARAŞTIRMA VE EĞİTİM BİR ARADA</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar’ın kariyerini dikkat çekici kılan özelliklerden biri, hekimlik ile bilimsel araştırmayı uzun yıllar birlikte sürdürmesiydi.</p>

<p>Hasta başında karşılaşılan sorunların bilimsel araştırmaya dönüşmesi ve araştırmalardan elde edilen bilgilerin yeniden klinik uygulamaya aktarılması, çalışma hayatının temel eksenlerinden birini oluşturdu.</p>

<p>Aynı zamanda yeni kuşak hekimlerin ve araştırmacıların yetiştirilmesinde görev aldı.</p>

<p>Böylece Gaziantep’te başlayan yaşam öyküsü, Türkiye’de alınan tıp ve hematoloji eğitiminin ardından uluslararası akademik tıp dünyasına uzandı.</p>

<p>GAZİANTEP İLE BAĞINI KORUDU</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar, yaşamının büyük bölümünü ABD’de geçirmesine rağmen doğduğu şehir Gaziantep ve ailesiyle bağlarını sürdürdü.</p>

<p>Aile tarafından yayımlanan vefat ilanında Kutlar’ın Gaziantepli Doktor Mecit Barlas ve Ayşe Barlas’ın torunu, Perihan ve Cevat Kutlar’ın oğlu olduğu belirtildi.</p>

<p>İlanda ayrıca Merih Kutlar’ın ağabeyi, Fatma Çolakoğlu ve Akay Taşkıntuna’nın dayısı ve Ferdane Kutlar’ın eşi olduğu bilgisine yer verildi.</p>

<p>PROF. DR. ABDULLAH KUTLAR NEDEN ÖLDÜ?</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar’ın ölüm nedeni konusunda şu ana kadar ailesi veya yetkili kurumlar tarafından kamuoyuna açıklanmış doğrulanabilir bir bilgi bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle ölüm nedenine ilişkin sosyal medyada veya farklı mecralarda ortaya çıkabilecek doğrulanmamış iddialara ihtiyatla yaklaşılması gerekiyor.</p>

<p>Ailesinin duyurusuna göre Prof. Dr. Abdullah Kutlar, 11 Eylül 2026 tarihinde hayatını kaybetti. 1947 doğumlu Kutlar 79 yaşındaydı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>GERİDE ULUSLARARASI BİR BİLİM MİRASI BIRAKTI</p>

<p>Prof. Dr. Abdullah Kutlar’ın yaşam öyküsü Gaziantep’ten Ankara’ya, İstanbul’dan ABD’ye uzanan yaklaşık yarım asırlık bir tıp ve bilim yolculuğuna dönüştü.</p>

<p>Bir hekim olarak hastalarının yaşamına dokundu; bir araştırmacı olarak özellikle orak hücre hastalığı ve hemoglobinopatiler üzerine bilimsel bilgi birikimine katkı sundu; bir akademisyen olarak da yeni kuşak hekimlerin eğitiminde görev aldı.</p>

<p>Yüzlerce bilimsel çalışma, onlarca yıllık klinik deneyim ve uluslararası akademik kariyerin ardından Prof. Dr. Abdullah Kutlar, tıp dünyasında önemli bir bilimsel miras bırakarak 11 Eylül 2026’da hayata veda etti.</p>

<p>Ailesine, yakınlarına, öğrencilerine, meslektaşlarına ve tıp camiasına başsağlığı diliyoruz. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-abdullah-kutlar-vefat-etti-hematolojiye-adanmis-bir-omur</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 18:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0302.jpeg" type="image/jpeg" length="89155"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alzheimer Genetik mi? Aile Öyküsü, APOE ve Kalıtsal Alzheimer Gerçeği]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alzheimer-genetik-mi-aile-oykusu-apoe-ve-kalitsal-alzheimer-gercegi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alzheimer-genetik-mi-aile-oykusu-apoe-ve-kalitsal-alzheimer-gercegi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alzheimer’da genetik önemli olsa da çoğu kişide hastalığı tek başına belirleyen bir gen yok. APOE ε4 riski artırabilir; nadir APP, PSEN1 ve PSEN2 değişiklikleri ise farklı bir tablo oluşturur.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığında genetik önemli bir paya sahip, ancak “ailemde Alzheimer var, ben de kesin hastalanacağım” düşüncesi bilimsel olarak doğru değil. Hastalığın en sık görülen geç başlangıçlı biçiminde genler, yaş, damar sağlığı ve başka biyolojik ve çevresel etkenler birlikte rol oynuyor.</p>

<p>Buradaki en önemli ayrım “risk geni” ile hastalığa çok yüksek olasılıkla yol açabilen nadir genetik değişiklikler arasında. APOE ε4 Alzheimer riskini artıran en güçlü bilinen yaygın genetik faktörlerden biri. Buna karşılık APP, PSEN1 ve PSEN2 genlerindeki bazı nadir patojenik değişiklikler otozomal dominant Alzheimer hastalığına neden olabiliyor.</p>

<p>Alzheimer tek bir “Alzheimer geni” ile açıklanamaz</p>

<p>Alzheimer genetiği iki farklı düzeyde ele alınıyor.</p>

<p>İlki, toplumda çok daha sık görülen geç başlangıçlı Alzheimer hastalığı. Bu grupta tek bir genin hastalığı kesin biçimde belirlemesi beklenmiyor. Çok sayıda genetik varyant, yaş ve diğer risk faktörleri bir araya gelerek kişinin toplam riskini etkiliyor.</p>

<p>İkinci grup ise nadir görülen kalıtsal Alzheimer biçimleri. APP, PSEN1 veya PSEN2 genlerindeki bazı patojenik değişiklikler aile içinde kuşaktan kuşağa aktarılabiliyor ve hastalığın görece genç yaşlarda ortaya çıkmasına yol açabiliyor.</p>

<p>2026 Alzheimer’s Association verileri, Alzheimer demansı yaşayan kişilerin yaklaşık yüzde 1 veya daha azında hastalığın bu üç gendeki mutasyonlarla ilişkili otozomal dominant biçimden kaynaklandığını bildiriyor.</p>

<p>APOE ε4 nedir?</p>

<p>APOE, vücudun yağ ve kolesterol taşınmasında görev alan apolipoprotein E adlı proteinin üretimiyle ilişkili bir gen.</p>

<p>En sık konuşulan üç APOE biçimi ε2, ε3 ve ε4.</p>

<p>APOE ε3 toplumda en yaygın biçim ve genel olarak nötr kabul ediliyor.</p>

<p>APOE ε2 bazı kişilerde Alzheimer’a karşı daha düşük riskle ilişkilendiriliyor.</p>

<p>APOE ε4 ise özellikle geç başlangıçlı Alzheimer için en güçlü bilinen yaygın genetik risk faktörlerinden biri.</p>

<p>Bir kişinin APOE ε4 taşıması hastalığa yakalanacağını göstermez. ε4 taşıdığı halde yaşamı boyunca Alzheimer geliştirmeyen kişiler bulunur. Aynı şekilde ε4 taşımayan kişilerde de Alzheimer gelişebilir.</p>

<p>İki APOE ε4 kopyası ne anlama geliyor?</p>

<p>İnsanlar APOE geninin bir kopyasını anneden, diğerini babadan alır. Bu nedenle bir kişi sıfır, bir veya iki ε4 kopyası taşıyabilir.</p>

<p>Genel olarak iki ε4 kopyasına sahip olmak, tek kopyaya göre daha yüksek Alzheimer riskiyle ilişkilidir. NIH tarafından 2025 araştırma ilerleme raporunda aktarılan bir çalışmada, ağırlıklı olarak Avrupa kökenli örneklemde iki APOE ε4 kopyasına sahip kişiler için 85 yaşına kadar Alzheimer gelişme olasılığının yaklaşık yüzde 60 olduğu bildirildi.</p>

<p>Bu sayı bütün toplumlara doğrudan uygulanamaz. APOE ile ilişkili riskin genetik kökene ve farklı nüfus gruplarına göre değişebildiğine dair veriler bulunuyor. Bu nedenle yalnızca APOE sonucundan yola çıkarak bireysel bir kişinin yaşam boyu Alzheimer riskini kesin hesaplamak mümkün değil.</p>

<p>Ailede Alzheimer varsa risk artar mı?</p>

<p>Birinci derece akrabalarda Alzheimer bulunması kişinin risk değerlendirmesinde dikkate alınır. Ancak aile öyküsü yalnızca ortak genlerden oluşmaz.</p>

<p>Aynı ailede yaşayan kişiler beslenme, fiziksel aktivite, eğitim, çevresel maruziyetler ve kalp-damar riskleri gibi birçok ortak özelliği de paylaşabilir.</p>

<p>Özellikle birkaç kuşakta çok erken yaşlarda başlayan Alzheimer vakalarının görülmesi, nadir kalıtsal biçimler açısından daha fazla önem taşır.</p>

<p>APP, PSEN1 ve PSEN2 neden farklı?</p>

<p>APP, PSEN1 ve PSEN2 genlerindeki bazı patojenik varyantlar, APOE ε4 gibi yalnızca “riski artıran” bir durumdan farklıdır.</p>

<p>Bu genlerde otozomal dominant Alzheimer’a neden olan belirli değişiklikleri taşıyan kişilerde hastalığın gelişme olasılığı çok yüksektir. Ailelerde çoğu zaman birden fazla kuşakta ve alışılmıştan daha genç yaşlarda hastalık öyküsü bulunabilir.</p>

<p>Fakat bu kalıtsal tablolar tüm Alzheimer vakalarının küçük bir bölümünü oluşturuyor.</p>

<p>Genetik test yaptırmak gerekir mi?</p>

<p>Her sağlıklı bireyin Alzheimer riskini öğrenmek amacıyla rutin APOE testi yaptırması önerilen bir yaklaşım değil.</p>

<p>Bunun temel nedeni APOE sonucunun tek başına “Alzheimer olacaksınız” veya “olmayacaksınız” yanıtını verememesi. Test sonucu kişide ciddi kaygıya da yol açabilir ve aile üyeleri hakkında dolaylı genetik bilgi taşıyabilir.</p>

<p>Erken yaşta başlayan Alzheimer belirtileri bulunan ve güçlü aile öyküsü olan kişilerde ise nörolog, tıbbi genetik uzmanı veya genetik danışman tarafından daha ayrıntılı değerlendirme yapılabilir. Gerektiğinde APP, PSEN1 ve PSEN2 gibi genlere yönelik testler gündeme gelebilir.</p>

<p>Evde yapılan genetik testlere dikkat</p>

<p>Tüketiciye doğrudan sunulan bazı genetik testler APOE durumunu gösterebiliyor. Ancak tek başına böyle bir sonuç, Alzheimer tanısı veya kişisel risk hesabı anlamına gelmez.</p>

<p>Genetik testin neyi ölçtüğü, neyi ölçmediği ve sonucun aile üyeleri açısından ne anlam taşıdığı değerlendirilmeden yapılan yorumlar yanıltıcı olabilir.</p>

<p>APOE testi tedavide neden daha fazla konuşuluyor?</p>

<p>APOE artık yalnızca gelecekte Alzheimer gelişme riskinin araştırıldığı bir gen değil.</p>

<p>Anti-amiloid ilaçlarla tedavi düşünülen bazı Alzheimer hastalarında APOE ε4 durumu tedavi güvenliği açısından önem taşıyabiliyor. APOE ε4 taşıyanlarda ve özellikle iki ε4 kopyası bulunanlarda, bazı anti-amiloid tedaviler sırasında ARIA adı verilen beyin ödemi veya küçük kanamalarla ilişkili görüntüleme bulgularının görülme riski daha yüksek olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle APOE testi belirli tedavi kararları öncesinde hekim tarafından gündeme getirilebilir. Bu kullanım, sağlıklı bir kişinin gelecekte Alzheimer olup olmayacağını tahmin etmek amacıyla yapılan taramadan farklıdır.</p>

<p>Genler kader anlamına gelmiyor</p>

<p>Alzheimer’ın en yaygın biçimi çok faktörlü bir hastalık. Genetik yatkınlık önemli olsa da kişinin risk profilinin tamamını tek başına açıklamıyor.</p>

<p>Yaş halen Alzheimer için en güçlü risk faktörlerinden biri. Kalp-damar sağlığı, hipertansiyon, diyabet, sigara, fiziksel aktivite, işitme kaybı ve çeşitli yaşam boyu etkenlerin demans riskiyle ilişkisi de araştırmaların önemli bir bölümünü oluşturuyor.</p>

<p>Bu nedenle APOE ε4 pozitifliği “Alzheimer olacağım” şeklinde yorumlanmamalı; negatif sonuç da kişiyi hastalıktan tamamen korunduğu düşüncesine götürmemeli.</p>

<p>Genetik danışmanlık ne zaman değerlendirilebilir?</p>

<p>Özellikle şu durumlarda uzman değerlendirmesi daha anlamlı olabilir:</p>

<p>Ailede birden fazla kişide genç yaşta Alzheimer veya benzeri demans öyküsü bulunması</p>

<p>Hastalığın birbirini izleyen kuşaklarda görülmesi</p>

<p>50’li yaşlar veya daha erken dönemlerde başlayan doğrulanmış Alzheimer vakalarının bulunması</p>

<p>Bir aile üyesinde APP, PSEN1 veya PSEN2 ile ilişkili patojenik genetik değişiklik saptanmış olması</p>

<p>Genetik test öncesinde yalnızca testin yapılmasına değil, sonucun psikolojik, tıbbi ve ailevi sonuçlarına da hazırlanmak gerekir. Bu nedenle özellikle kalıtsal Alzheimer şüphesinde genetik danışmanlık test sürecinin önemli bir parçasıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve bireysel Alzheimer riskini hesaplamak veya tanı koymak için kullanılamaz. Ailede erken yaşta Alzheimer öyküsü varsa genetik test kararı nöroloji ve tıbbi genetik değerlendirmesiyle verilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institute on Aging — Alzheimer’s Disease Genetics Fact Sheet</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>National Institute on Aging — 2025 NIH Alzheimer’s Disease and Related Dementias Research Progress Report</p>

<p>Alzheimer’s Association — 2026 Alzheimer’s Disease Facts and Figures</p>

<p>National Institute on Aging — Lecanemab and APOE Information Sheet</p>

<p>Neurology — The Spectrum of Genetic Risk in Alzheimer Disease</p>

<p>Nature Neuroscience — Apolipoprotein E in Alzheimer’s Disease Trajectories and the Next-Generation Clinical Care Pathway</p>

<p>Molecular Neurodegeneration — Apolipoprotein E in Alzheimer’s Disease: Molecular Insights and Therapeutic Opportunities</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alzheimer-genetik-mi-aile-oykusu-apoe-ve-kalitsal-alzheimer-gercegi</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 18:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0296.jpeg" type="image/jpeg" length="82883"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MS Tedavisinde 2026 Tablosu: Onaylanan ve Araştırılan Yeni Seçenekler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ms-tedavisinde-2026-tablosu-onaylanan-ve-arastirilan-yeni-secenekler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ms-tedavisinde-2026-tablosu-onaylanan-ve-arastirilan-yeni-secenekler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MS, beyin ve omurilikte miyelin ve sinir liflerini etkileyebilen kronik bir hastalık. Güncel tedaviler atakları azaltırken araştırmalar ilerleyici MS ve sinir onarımına yöneliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>MS Nedir? Belirtileri, Güncel Tedavileri ve Umut Veren Çalışmalar</p>

<p>Multipl skleroz (MS), bağışıklık sisteminin merkezi sinir sistemindeki yapılara karşı anormal bir bağışıklık yanıtı geliştirdiği kronik bir nörolojik hastalıktır. Beyin, omurilik ve görme sinirlerindeki miyelin adı verilen koruyucu tabaka zarar görebilir; zamanla sinir liflerinin kendisinde de hasar oluşabilir.</p>

<p>MS için halen hastalığı tamamen ortadan kaldıran bir tedavi bulunmuyor. Buna karşılık tedavi alanı son yıllarda büyük ölçüde değişti. Hastalığın iltihabi aktivitesini güçlü biçimde baskılayabilen çok sayıda hastalık seyrini değiştirici tedavi bulunuyor. 2026 itibarıyla araştırmaların en önemli yönlerinden biri de atakları önlemenin ötesine geçerek ilerleyici nörolojik kaybı yavaşlatmak ve hasarlı miyelini onarmak.</p>

<p>MS’TE VÜCUTTA NE OLUR?</p>

<p>Sinir liflerini çevreleyen miyelin, elektrik kablosunun etrafındaki yalıtım tabakasına benzetilebilir. Sinir uyarılarının hızlı ve düzenli biçimde iletilmesine yardımcı olur.</p>

<p>MS’te bağışıklık sistemiyle ilişkili inflamasyon miyelinde hasara yol açabilir. Beyin ve omurilikte oluşan bu alanlar MR görüntülerinde lezyon olarak görülebilir.</p>

<p>Miyelin kaybı sinir iletimini yavaşlatabilir veya bozabilir. Hastalık ilerledikçe bazı kişilerde sinir liflerinin kendisi de zarar görebilir. Kalıcı nörolojik kaybın önlenmesi açısından tedavinin temel hedeflerinden biri bu süreci mümkün olduğunca erken kontrol altına almaktır.</p>

<p><br />
MS BELİRTİLERİ NELERDİR?</p>

<p>MS herkeste aynı şekilde ortaya çıkmaz. Belirtiler, merkezi sinir sisteminin hangi bölgesinin etkilendiğine göre değişebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sık görülebilen belirtiler arasında şunlar bulunur:</p>

<p>Tek gözde ağrıyla birlikte görme azalması veya bulanık görme</p>

<p>Çift görme</p>

<p>Kol veya bacakta uyuşma, karıncalanma ya da his değişikliği</p>

<p>Bir kol veya bacakta güçsüzlük</p>

<p>Denge ve koordinasyon bozukluğu</p>

<p>Yürümede güçlük</p>

<p>Kas sertliği ve spazmlar</p>

<p>Belirgin yorgunluk</p>

<p>Baş dönmesi</p>

<p>Mesane ve bağırsak kontrolünde sorunlar</p>

<p>Cinsel işlev bozuklukları</p>

<p>Dikkat, işlem hızı veya hafızada değişiklikler</p>

<p>Bazı kişilerde boynun öne eğilmesiyle omurgadan aşağı doğru yayılan elektriklenme benzeri bir his oluşabilir. Bu bulgu Lhermitte belirtisi olarak adlandırılır ancak yalnızca MS’e özgü değildir.</p>

<p><br />
HER UYUŞMA VE YORGUNLUK MS ANLAMINA GELİR Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Uyuşma, baş dönmesi, yorgunluk veya görme bulanıklığı toplumda çok sayıda farklı nedenle ortaya çıkabilir. Vitamin eksiklikleri, migren, sinir sıkışmaları, enfeksiyonlar, metabolik sorunlar ve başka nörolojik hastalıklar benzer yakınmalara yol açabilir.</p>

<p>MS tanısı yalnızca belirtilere bakılarak konmaz.</p>

<p><br />
MS ATAĞI NEDİR?</p>

<p>MS atağı, merkezi sinir sistemindeki yeni veya artmış inflamasyon nedeniyle ortaya çıkan yeni nörolojik belirtiler ya da daha önce bulunan belirtilerde belirgin kötüleşmedir.</p>

<p>Gerçek bir atağın değerlendirilmesinde belirtilerin süresi, enfeksiyon veya ateş gibi başka nedenlerin bulunup bulunmadığı ve nörolojik muayene önemlidir.</p>

<p>Sıcak hava, ateş veya yoğun egzersiz bazı kişilerde eski MS belirtilerinin geçici olarak artmasına neden olabilir. Bu durum her zaman yeni bir MS atağı anlamına gelmez.</p>

<p><br />
MS TANISI NASIL KONUR?</p>

<p>MS için tek başına tanı koyan basit bir kan testi bulunmuyor.</p>

<p>Tanı; kişinin öyküsü, nörolojik muayene, beyin ve gerektiğinde omurilik MR görüntülemeleri ile destekleyici laboratuvar incelemelerinin birlikte değerlendirilmesine dayanır.</p>

<p>Bazı hastalarda beyin-omurilik sıvısı incelemesi yapılabilir. Görsel uyarılmış potansiyeller, optik koherens tomografi ve farklı hastalıkları dışlamak için kan testleri de kullanılabilir.</p>

<p>2024 McDonald tanı kriterleri 2025 yılında yayımlandı. Güncellenen yaklaşım, görüntüleme ve biyolojik belirteçlerden daha fazla yararlanarak uygun hastalarda MS tanısının daha erken ve daha güvenilir biçimde konulmasını amaçlıyor.</p>

<p><br />
MS’İN TÜRLERİ NELERDİR?</p>

<p>Klasik olarak MS birkaç klinik seyir altında değerlendirilir.</p>

<p>Relapsing-remitting MS</p>

<p>Hastalık belirgin ataklarla seyredebilir. Ataklardan sonra belirtilerde kısmi veya tam düzelme görülebilir.</p>

<p>Sekonder progresif MS</p>

<p>Başlangıçta ataklarla seyreden hastalık ilerleyen yıllarda ataklardan bağımsız biçimde nörolojik kötüleşme gösterebilir.</p>

<p>Primer progresif MS</p>

<p>Belirgin ataklar olmadan, hastalığın başlangıcından itibaren yavaş nörolojik kötüleşme görülür.</p>

<p>MS araştırmalarında giderek daha fazla üzerinde durulan nokta ise hastalığı yalnızca bu isimlerle sınıflandırmak yerine aktif inflamasyon, sinir hasarı ve ilerleme biyolojisini ayrı ayrı değerlendirmek.</p>

<p><br />
MS TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?</p>

<p>Tedavinin üç temel ayağı bulunur:</p>

<p>Akut atağın tedavisi</p>

<p>Hastalığın uzun dönem seyrini değiştiren tedaviler</p>

<p>Yorgunluk, spastisite, ağrı, yürüme veya mesane sorunları gibi belirtilerin tedavisi</p>

<p><br />
MS ATAĞINDA HANGİ TEDAVİLER KULLANILIYOR?</p>

<p>Fonksiyon kaybına yol açan belirgin MS ataklarında yüksek doz kortikosteroid tedavisi uygulanabilir.</p>

<p>Steroid tedavisine yeterli yanıt vermeyen ağır ataklarda plazma değişimi belirli hastalar için değerlendirilebilir.</p>

<p>Kortikosteroidler MS’i ortadan kaldırmaz. Temel amaç atağın iyileşmesini hızlandırmaktır.</p>

<p><br />
HASTALIĞIN SEYRİNİ DEĞİŞTİREN TEDAVİLER</p>

<p>MS tedavisindeki en büyük değişim hastalık seyrini değiştiren tedavilerin sayısının ve etkinliğinin artması oldu.</p>

<p>Günümüzde farklı mekanizmalar üzerinden çalışan tedavi sınıfları bulunuyor. Bunlar arasında interferonlar, glatiramer asetat, fumaratlar, teriflunomid, S1P reseptör düzenleyicileri, kladribin ve çeşitli monoklonal antikorlar bulunuyor.</p>

<p>Natalizumab, ocrelizumab, ofatumumab ve ublituximab gibi yüksek etkinlikli tedaviler uygun hasta gruplarında hastalık aktivitesini güçlü şekilde baskılayabiliyor.</p>

<p>Her ilacın etkinlik, enfeksiyon riski, gebelik planlaması, bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri ve laboratuvar takip gereksinimleri farklıdır. Bu nedenle “en güçlü ilaç herkes için en iyi ilaçtır” yaklaşımı doğru değildir.</p>

<p><br />
ERKEN VE ETKİLİ TEDAVİ YAKLAŞIMI</p>

<p>MS tedavisinde geçmişte sık kullanılan yaklaşım, daha düşük etkinlikli ilaçlarla başlayıp hastalık aktivitesi sürerse daha güçlü tedavilere geçmekti.</p>

<p>Günümüzde yüksek hastalık aktivitesine sahip uygun hastalarda başlangıçtan itibaren yüksek etkinlikli tedavilerin kullanılması giderek daha fazla değerlendiriliyor.</p>

<p>Amaç yalnızca atağı azaltmak değil; yeni MR lezyonlarını, sessiz hastalık aktivitesini ve uzun vadeli nörolojik kaybı mümkün olduğunca sınırlamak.</p>

<p><br />
PRİMER PROGRESİF MS İÇİN TEDAVİ</p>

<p>Primer progresif MS, tedavinin en zor alanlarından biri olmayı sürdürüyor.</p>

<p>Ocrelizumab, primer progresif MS için etkinliği gösterilmiş temel hastalık seyrini değiştirici tedavilerden biridir.</p>

<p>2026 yılında açıklanan fenebrutinib Faz III sonuçları ise bu alan açısından dikkat çekti.</p>

<p>FENtrepid çalışmasına 985 primer progresif MS hastası alındı. Ağızdan kullanılan BTK inhibitörü fenebrutinib, engellilik ilerlemesini azaltmada ocrelizumaba karşı önceden belirlenen non-inferiority kriterini karşıladı.</p>

<p>Fenebrutinib grubunda engellilik ilerlemesi açısından ocrelizumaba kıyasla yüzde 12'lik sayısal risk azalması görüldü; güven aralığı üstünlüğü kesin olarak göstermedi.</p>

<p>Bu nedenle fenebrutinibi ocrelizumabdan kesin biçimde daha etkili olarak tanımlamak doğru değil. Ancak ağızdan kullanılabilen ve merkezi sinir sistemine ulaşabilen yeni bir tedavi sınıfı açısından sonuçlar önemli.</p>

<p>Fenebrutinib 2026 itibarıyla araştırma tedavisi olmayı sürdürüyor ve düzenleyici değerlendirme süreci tamamlanmış bir rutin MS tedavisi olarak kabul edilmemeli.</p>

<p><br />
BTK İNHİBİTÖRLERİ MS TEDAVİSİNİ DEĞİŞTİREBİLİR Mİ?</p>

<p>MS araştırmalarının en hareketli alanlarından biri Bruton tirozin kinaz, yani BTK inhibitörleri.</p>

<p>Bu ilaçlar yalnızca dolaşımdaki B hücrelerini değil, merkezi sinir sistemi içinde kronik inflamasyona katkıda bulunan hücresel mekanizmaları da etkileyebilme potansiyeli nedeniyle araştırılıyor.</p>

<p>İki molekül özellikle öne çıkıyor: tolebrutinib ve fenebrutinib.</p>

<p><br />
TOLEBRUTİNİB: PROGRESİF MS İÇİN ÖNEMLİ GELİŞME</p>

<p>Tolebrutinib çalışmaları MS tedavisinde dikkat çekici bir ayrımı ortaya koydu.</p>

<p>HERCULES Faz III çalışmasında ataksız sekonder progresif MS'li 1.131 kişi değerlendirildi. En az altı ay devam eden doğrulanmış engellilik ilerlemesi tolebrutinib grubunda yüzde 22,6, plasebo grubunda yüzde 30,7 oranında görüldü.</p>

<p>Buna karşılık relapsing MS'teki GEMINI çalışmalarında tolebrutinib, yıllık atak oranını azaltmada teriflunomidden üstün değildi.</p>

<p>Primer progresif MS için yapılan PERSEUS çalışması da ana sonlanım noktasını karşılamadı.</p>

<p>Bu sonuçlar “bir ilaç bütün MS türlerinde aynı etkiyi gösterir” düşüncesinin doğru olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Tolebrutinib, 2026 yılında Avrupa Birliği'nde son iki yılda atağı olmayan sekonder progresif MS'li yetişkinlerin tedavisi için ruhsatlandırıldı.</p>

<p>Tedavide karaciğer hasarı riski nedeniyle karaciğer fonksiyonlarının yakın izlenmesi gerekiyor.</p>

<p><br />
FENEBRUTİNİB: FAZ III SONUÇLARI GÜÇLÜ</p>

<p>Fenebrutinib 2026'nın en fazla dikkat çeken deneysel MS ilaçlarından biri oldu.</p>

<p>FENhance 1 ve FENhance 2 Faz III çalışmalarında relapsing MS'li hastalarda teriflunomidle karşılaştırıldı.</p>

<p>Açıklanan sonuçlarda yıllık atak oranı teriflunomide kıyasla FENhance 1'de yüzde 51,1, FENhance 2'de yüzde 58,5 daha düşük bulundu.</p>

<p>Yeni veya büyüyen T2 beyin lezyonlarında da belirgin azalma bildirildi.</p>

<p>Bununla birlikte bu veriler fenebrutinibin henüz onaylanmış bir tedavi olduğu anlamına gelmiyor. Düzenleyici değerlendirme tamamlanmadan standart tedavi seçeneği olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p><br />
MS’TE HASARLI MİYELİN YENİDEN ONARILABİLİR Mİ?</p>

<p>MS tedavisindeki büyük hedeflerden biri remiyelinizasyon.</p>

<p>Remiyelinizasyon, hasar gören sinir liflerinin çevresindeki miyelin tabakasının yeniden oluşturulması anlamına geliyor.</p>

<p>Mevcut hastalık seyrini değiştirici tedavilerin çoğu esas olarak yeni bağışıklık saldırılarını azaltıyor. Sinir sistemindeki mevcut hasarı doğrudan onarmaları ise beklenmiyor.</p>

<p>Bu nedenle miyelin onarımını sağlayabilecek tedaviler MS araştırmalarının en önemli hedeflerinden biri.</p>

<p><br />
METFORMİN VE CLEMASTİNE NEDEN ARAŞTIRILIYOR?</p>

<p>2025 yılında açıklanan klinik araştırma sonuçları, diyabet tedavisinde kullanılan metformin ile antihistaminik clemastine kombinasyonunun MS'te miyelin yenilenmesini destekleyebileceğine ilişkin erken klinik kanıt sağladı.</p>

<p>Araştırmacılar altı aylık tedavi sonrası sinir iletimindeki ölçümler üzerinden remiyelinizasyon işaretleri bildirdi.</p>

<p>Bu sonuçlar dikkat çekici olsa da metformin ve clemastine kombinasyonu MS'in onaylanmış standart remiyelinizasyon tedavisi değildir.</p>

<p>Uzun dönem klinik faydanın, güvenliğin ve gerçekten engellilik ilerlemesini yavaşlatıp yavaşlatmadığının daha büyük çalışmalarla gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p><br />
FREXALİMAB: BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNDE FARKLI BİR HEDEF</p>

<p>Araştırılan başka bir yaklaşım CD40-CD40L sinyal yolunu hedeflemek.</p>

<p>Frexalimab adlı monoklonal antikor bu mekanizma üzerinden bağışıklık hücreleri arasındaki aktivasyon sinyallerini değiştirmeyi amaçlıyor.</p>

<p>129 kişinin randomize edildiği Faz II çalışmada intravenöz frexalimab kullananlarda yeni aktif MR lezyonlarının plaseboya kıyasla belirgin şekilde azaldığı görüldü.</p>

<p>Çalışmanın kontrollü bölümü yalnızca 12 hafta sürdüğü için uzun dönem engellilik üzerindeki etkisi bu verilerden çıkarılamaz.</p>

<p>Frexalimabın gerçek klinik değerini belirlemek için daha büyük Faz III çalışmaların sonuçları gerekiyor.</p>

<p><br />
KÖK HÜCRE NAKLİ MS’İ TEDAVİ EDER Mİ?</p>

<p>MS'te sık konuşulan yöntemlerden biri otolog hematopoietik kök hücre nakli, yani AHSCT.</p>

<p>Buradaki amaç hasarlı sinirleri kök hücrelerle yeniden oluşturmak değildir.</p>

<p>Yoğun bağışıklık baskılayıcı tedaviyle mevcut bağışıklık sistemi büyük ölçüde baskılanır; daha önce hastadan toplanmış kan yapıcı kök hücrelerin geri verilmesiyle bağışıklık sisteminin yeniden yapılanması hedeflenir.</p>

<p>Özellikle çok aktif, agresif relapsing MS'i bulunan ve standart yüksek etkinlikli tedavilere rağmen hastalık aktivitesi devam eden seçilmiş kişilerde güçlü hastalık kontrolü sağlanabilir.</p>

<p>Ancak bu işlem enfeksiyon, infertilite, organ toksisitesi ve nadiren yaşamı tehdit eden komplikasyonlar taşıyabilir.</p>

<p>Bu nedenle her MS hastasına uygulanabilecek rutin bir yöntem değildir ve deneyimli merkezlerde çok dikkatli hasta seçimi gerektirir.</p>

<p><br />
CAR-T TEDAVİSİ MS İÇİN GELECEK VAAT EDİYOR MU?</p>

<p>CAR-T hücre tedavileri kan kanserlerindeki başarılarından sonra ağır otoimmün hastalıklarda da araştırılmaya başlandı.</p>

<p>Temel fikir, hastalığa katkıda bulunan B hücrelerini çok daha derin biçimde ortadan kaldırarak bağışıklık sistemini yeniden düzenlemek.</p>

<p>2026'da yayımlanan erken bir çalışmada dirençli nörolojik otoimmün hastalıkları bulunan 16 kişide vücut içinde oluşturulan CD19 CAR-T hücreleriyle tam B-hücresi azalması ve farklı hastalık gruplarında erken klinik iyileşme sinyalleri bildirildi.</p>

<p>Bunun MS için kanıtlanmış bir tedavi olduğu söylenemez.</p>

<p>MS hastalarını da kapsayan erken faz CAR-T araştırmaları devam ediyor. Örneğin CD19 ve CD20'yi hedefleyen hücresel tedavilerin güvenlilik ve erken etkinliğini inceleyen Faz I çalışmalar bulunuyor.</p>

<p>Bu çalışmaların tamamlanması yıllar alabilir. CAR-T şu anda rutin MS tedavisinin parçası değildir.</p>

<p><br />
MS TEDAVİSİNDE ASIL BÜYÜK HEDEF NEDİR?</p>

<p>Modern MS tedavisi inflamasyonu kontrol etmekte geçmişe göre çok daha güçlü.</p>

<p>Araştırmaların çözmeye çalıştığı daha zor sorun ise hastalığın ilerleyici bölümüdür.</p>

<p>Bir hasta hiç yeni atak yaşamadan ve MR'da belirgin yeni aktif lezyon görülmeden de zaman içinde yürüme, el fonksiyonu veya bilişsel yetilerde kötüleşme yaşayabilir.</p>

<p>Bu durum merkezi sinir sistemi içinde süren kronik inflamasyon, mikroglia aktivasyonu, miyelin kaybı ve sinir lifi hasarıyla ilişkilendiriliyor.</p>

<p>BTK inhibitörlerinin, remiyelinizasyon tedavilerinin ve nöroprotektif yaklaşımların yoğun biçimde araştırılmasının temel nedeni bu.</p>

<p><br />
MS TAMAMEN İYİLEŞEBİLİR Mİ?</p>

<p>Bugün için MS'i tamamen ortadan kaldırdığı kanıtlanmış bir tedavi bulunmuyor.</p>

<p>Ancak “MS tedavi edilemiyor” ifadesi de günümüzde hastalığın durumunu doğru yansıtmıyor.</p>

<p>Relapsing MS'te yüksek etkinlikli tedavilerle birçok hastada yıllarca yeni atak ve MR aktivitesi görülmemesi mümkün olabiliyor.</p>

<p>En büyük tedavi açığı, ortaya çıkmış sinir sistemi hasarının onarılması ve progresif engelliliğin tamamen durdurulması konusunda bulunuyor.</p>

<p><br />
MS’TE EGZERSİZ YAPILABİLİR Mİ?</p>

<p>Çoğu MS hastasında kişiye uygun düzenli fiziksel aktivite önerilir.</p>

<p>Egzersiz kas gücü, denge, dayanıklılık, yürüme fonksiyonu ve genel yaşam kalitesi açısından yararlı olabilir.</p>

<p>Bazı hastalarda sıcaklık arttığında eski belirtiler geçici olarak belirginleşebilir. Bu durum yeni sinir hasarı veya mutlaka yeni bir atak olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Fizyoterapi ve rehabilitasyon, özellikle yürüme, denge, kas sertliği ve günlük yaşam aktiviteleri etkilenmiş kişilerde tedavinin önemli parçalarındandır.</p>

<p><br />
MS’TE BESLENMENİN YERİ NEDİR?</p>

<p>MS'i tedavi ettiği kanıtlanmış özel bir diyet bulunmuyor.</p>

<p>Kalp-damar sağlığını koruyan, sebze, meyve, tam tahıl, balık, kuruyemiş ve sağlıklı yağlardan zengin dengeli beslenme genel sağlık açısından uygun bir yaklaşım olabilir.</p>

<p>Sigaranın bırakılması, sağlıklı vücut ağırlığının korunması, düzenli fiziksel aktivite ve eşlik eden hipertansiyon, diyabet veya kolesterol yüksekliği gibi durumların kontrolü de nörolojik sağlığın korunmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>İnternette MS'i iyileştirdiği iddia edilen yüksek doz vitaminler, bitkisel ürünler veya özel diyetler hastalık seyrini değiştiren tedavilerin yerine kullanılmamalıdır.</p>

<p><br />
2026 İTİBARIYLA EN UMUT VEREN ARAŞTIRMA ALANLARI</p>

<p>MS araştırmaları birkaç ana hatta yoğunlaşıyor:</p>

<p>BTK inhibitörleri ile merkezi sinir sistemi içindeki kronik inflamasyonun hedeflenmesi</p>

<p>Hasarlı miyelinin yeniden oluşturulmasını amaçlayan remiyelinizasyon tedavileri</p>

<p>Sinir hücrelerinin korunmasını amaçlayan nöroprotektif ilaçlar</p>

<p>CD40-CD40L gibi yeni bağışıklık yollarının hedeflenmesi</p>

<p>Agresif hastalıkta bağışıklık sisteminin AHSCT ile yeniden yapılandırılması</p>

<p>CAR-T gibi hücresel tedavilerle patolojik B hücrelerinin çok derin biçimde ortadan kaldırılması</p>

<p>Kan ve beyin-omurilik sıvısı biyobelirteçleriyle hastalık aktivitesinin daha hassas izlenmesi</p>

<p>Daha erken ve kişiselleştirilmiş tedavi seçimini sağlayabilecek görüntüleme ve biyobelirteç modelleri</p>

<p>Bunların bazıları rutin klinik kullanıma ulaşmış durumda, bazıları Faz III aşamasında, bazıları ise henüz erken deneysel araştırmalar.</p>

<p><br />
MS ARAŞTIRMALARINDA TABLO NEDEN ESKİSİNDEN FARKLI?</p>

<p>1990'ların başında MS için hastalık seyrini değiştiren tedavi seçenekleri son derece sınırlıydı.</p>

<p>Bugün ise farklı bağışıklık mekanizmalarını hedefleyen çok sayıda tedavi bulunuyor ve relapsing MS'in inflamatuvar bölümünü birçok hastada güçlü biçimde baskılamak mümkün.</p>

<p>2026'daki önemli değişiklik ise araştırmaların giderek “atakları nasıl azaltırız?” sorusundan “atak olmadan ilerleyen hastalığı nasıl durdururuz ve sinir sistemini nasıl onarırız?” sorusuna kayması.</p>

<p>Tolebrutinibin ataksız sekonder progresif MS'te Avrupa'da onaylanması ve fenebrutinibin progresif MS'teki Faz III sonuçları bu değişimin en somut örnekleri arasında.</p>

<p>Remiyelinizasyon ve hücresel tedaviler ise bir sonraki büyük sıçramanın nereden gelebileceğine ilişkin ipuçları veriyor. Ancak bu araştırmaların önemli bölümü halen deneysel aşamada ve “MS'in tedavisi bulundu” anlamına gelmiyor.</p>

<p><br />
TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgilendirmesi amacı taşır. MS tanısı ve tedavisi nöroloji uzmanı tarafından kişiye özel değerlendirilmelidir. MS ilaçlarını hekime danışmadan başlatmayın, bırakmayın veya dozunu değiştirmeyin. Yeni gelişen belirgin görme kaybı, güç kaybı veya ciddi nörolojik belirtilerde tıbbi değerlendirme alın.</p>

<p><br />
KAYNAKLAR</p>

<p>European Committee for Treatment and Research in Multiple Sclerosis — MS klinik araştırmaları ve tedavi kılavuzları</p>

<p>International Advisory Committee on Clinical Trials in Multiple Sclerosis — 2024 McDonald Tanı Kriterleri</p>

<p>The Lancet Neurology — Diagnosis of Multiple Sclerosis: 2024 Revisions of the McDonald Criteria</p>

<p>New England Journal of Medicine — Tolebrutinib in Nonrelapsing Secondary Progressive Multiple Sclerosis</p>

<p>New England Journal of Medicine — Tolebrutinib versus Teriflunomide in Relapsing Multiple Sclerosis</p>

<p>European Medicines Agency — Cenrifki ürün ve ruhsatlandırma bilgileri</p>

<p>FENtrepid Phase III Study — Fenebrutinib versus Ocrelizumab in Primary Progressive Multiple Sclerosis</p>

<p>FENhance 1 ve FENhance 2 Phase III Studies — Fenebrutinib in Relapsing Multiple Sclerosis</p>

<p>New England Journal of Medicine — Inhibition of CD40L with Frexalimab in Multiple Sclerosis</p>

<p>New England Journal of Medicine — Lentiviral In Vivo CD19 CAR T-Cell Therapy in Neurologic Autoimmune Disorders</p>

<p>European Society for Blood and Marrow Transplantation — Multiple Sclerosis and Autologous Haematopoietic Stem Cell Transplantation</p>

<p>University of Cambridge araştırma grubu — Metformin ve Clemastine ile Remiyelinizasyon Çalışması </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ms-tedavisinde-2026-tablosu-onaylanan-ve-arastirilan-yeni-secenekler</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 18:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0295.jpeg" type="image/jpeg" length="98153"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fırında Somon Tarifi: Sebzeli ve Pratik Akşam Yemeği]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/firinda-somon-tarifi-sebzeli-ve-pratik-aksam-yemegi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/firinda-somon-tarifi-sebzeli-ve-pratik-aksam-yemegi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fırında somon tarifi; somon fileto, kabak, biber ve domatesi zeytinyağı, limon ve baharatlarla tek tepside buluşturan pratik bir ana yemek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fırında Somon Tarifi: Sebzeli ve Pratik Akşam Yemeği</p>

<p>Fırında somon, balığı evde zahmetsiz şekilde hazırlamak isteyenlerin tercih edebileceği pratik ana yemeklerden biri. Bu tarifte somon filetolar kabak, kapya biber, cherry domates ve kırmızı soğanla aynı tepside pişiriliyor. Limon, sarımsak, zeytinyağı ve taze otlar ise yemeğin aromasını tamamlıyor.</p>

<p>Tarifin mutfaktaki en önemli noktası somon ile sebzelerin farklı pişme sürelerini dengelemek. Sebzeleri kısa süre önceden fırınlamak, ardından somonu tepsiye eklemek hem sebzelerin çiğ kalmasını hem de balığın gereğinden uzun süre pişerek kurumasını önlemeye yardımcı oluyor.</p>

<p>Tek tepside hazırlanması da tarifi yoğun akşamlar için kullanışlı hale getiriyor. Yanında salata veya ihtiyaca göre tam tahıllı bir eşlikçiyle servis edilebilir.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Somon protein açısından zengin yağlı balıklardan biridir. Aynı zamanda EPA ve DHA olarak bilinen uzun zincirli omega-3 yağ asitlerini içerir.</p>

<p>Tarifte kabağın yanı sıra biber, domates ve kırmızı soğan kullanılması tek öğünde sebze çeşitliliğinin artırılmasına yardımcı olur. Sebzeler lifin yanı sıra farklı vitamin, mineral ve bitkisel bileşenlerin beslenmeye dahil edilmesini sağlar.</p>

<p>Tarifin temel yağ kaynağı zeytinyağıdır. Somonun kendisi de yağ içeren bir balık olduğundan zeytinyağını ölçerek kullanmak hem lezzet hem de toplam enerji miktarı açısından yeterlidir.</p>

<p>Balık, sebze ve zeytinyağını aynı öğünde buluşturan bu yapı Akdeniz tipi beslenme yaklaşımıyla uyumludur. Bununla birlikte tek bir yemeğin kalp-damar hastalıklarını önlediği veya tedavi ettiği söylenemez; önemli olan genel beslenme düzenidir.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 15 dakika<br />
Pişirme süresi: 20-25 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 40 dakika<br />
Kaç kişilik: 4 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 150 gram çiğ somon ve yaklaşık 250 gram sebze<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Akşam yemeği / ana yemek<br />
Kategori: Kalp Dostu Tarifler</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 400 kcal<br />
Protein: 34 g<br />
Karbonhidrat: 13 g<br />
Yağ: 24 g<br />
Lif: 4 g</p>

<p>Değerler yaklaşık 600 gram somon, 400 gram kabak, 200 gram kapya biber, 250 gram cherry domates, 150 gram kırmızı soğan ve 20 gram zeytinyağı üzerinden dört porsiyon için yaklaşık olarak değerlendirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Somonun türü ve yağ oranı, sebzelerin gerçek ağırlığı, kullanılan zeytinyağı miktarı ve porsiyonlama besin değerlerini değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>600 gram derisiz veya derili somon fileto, 4 eşit parça<br />
2 orta boy kabak, yaklaşık 400 gram<br />
2 kırmızı kapya biber, yaklaşık 200 gram<br />
250 gram cherry domates<br />
1 orta boy kırmızı soğan, yaklaşık 150 gram<br />
2 diş sarımsak<br />
1,5 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 20 gram<br />
1 büyük limon<br />
1 çay kaşığı kuru kekik<br />
Yarım çay kaşığı karabiber<br />
2 yemek kaşığı ince kıyılmış dereotu veya maydanoz<br />
Kontrollü miktarda tuz</p>

<p>Fırında sebzeli somon nasıl yapılır?</p>

<p>1. Fırını 200 derece alt-üst ayarda önceden ısıtın.</p>

<p>2. Kabakları yaklaşık 1 santimetre kalınlığında yarım ay şeklinde doğrayın. Kapya biberleri iri şeritler halinde kesin. Kırmızı soğanı kalın dilimlere ayırın. Cherry domatesleri bütün bırakabilir veya ikiye bölebilirsiniz.</p>

<p>3. Kabak, biber ve soğanı geniş bir fırın tepsisine alın. Zeytinyağının yaklaşık yarısını, kekiği ve karabiberin yarısını ekleyerek karıştırın.</p>

<p>4. Sebzeleri tepsiye mümkün olduğunca tek kat halinde yayın. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında yaklaşık 10 dakika ön pişirme yapın.</p>

<p>5. Bu sırada somon filetoların yüzeyini kağıt havluyla nazikçe kurulayın.</p>

<p>6. Küçük bir kapta kalan zeytinyağı, ezilmiş sarımsak, 2 yemek kaşığı limon suyu ve kalan karabiberi karıştırın.</p>

<p>7. Tepsiyi fırından çıkarın. Sebzeleri hafifçe karıştırın ve cherry domatesleri ekleyin.</p>

<p>8. Somon filetoları sebzelerin arasına, deri kullanılıyorsa deri tarafı aşağı gelecek şekilde yerleştirin.</p>

<p>9. Hazırladığınız limonlu ve sarımsaklı karışımı somonların üzerine sürün. Gerekiyorsa kontrollü miktarda tuz ekleyin.</p>

<p>10. Tepsiyi yeniden 200 derece fırına verin. Somon filetoların kalınlığına bağlı olarak yaklaşık 10-15 dakika daha pişirin.</p>

<p>11. Somonun en kalın kısmını kontrol edin. Et opaklaşmalı ve çatalla hafifçe ayrılabilmelidir. Gıda güvenliği açısından balığın merkez sıcaklığının yaklaşık 63 dereceye ulaşması güvenli pişirme için kullanılan temel referanslardan biridir.</p>

<p>12. Balık istenen pişmişliğe ulaştığında tepsiyi hemen fırından çıkarın. Somonu gereğinden uzun süre fırında tutmak etin kurumasına neden olabilir.</p>

<p>13. Üzerine taze dereotu veya maydanoz serpin. Limon dilimleriyle sıcak servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Somon ile sebzeleri aynı anda çiğ halde fırına koymak her zaman iyi sonuç vermeyebilir. Kabak, biber ve soğana yaklaşık 10 dakikalık ön pişirme uygulamak, somon hazır olduğunda sebzelerin de ideal kıvama yaklaşmasını sağlar.</p>

<p>Somon filetoların mümkün olduğunca benzer kalınlıkta olması eşit pişmelerini kolaylaştırır. Çok ince bir filetoyu kalın parçalarla aynı süre fırında bırakmayın.</p>

<p>Balığın piştiğini anlamak için yalnızca süreye güvenmeyin. Filetonun kalınlığı ve fırının gerçek sıcaklığı pişirme süresini değiştirebilir. Mutfak termometresi en güvenilir kontrol yöntemlerinden biridir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarifte somon zaten doğal olarak yağ içerdiğinden çok miktarda ilave yağ kullanmaya gerek yoktur. Zeytinyağını ölçerek kullanmak yeterlidir.</p>

<p>Tuz miktarını artırmak yerine limon, sarımsak, dereotu, kekik ve karabiber gibi aromalardan yararlanılabilir.</p>

<p>Sebze miktarı kişisel gereksinime göre artırılabilir. Brokoli, mantar veya kuşkonmaz gibi sebzeler de tarife eklenebilir; ancak farklı sebzelerin pişme sürelerinin değişeceği unutulmamalıdır.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Fırında sebzeli somon; protein açısından zengin, balık ve sebzeyi aynı ana öğünde birleştiren tarif arayanlar için uygun bir seçenektir.</p>

<p>Balık, sebze ve zeytinyağı ağırlıklı yapısıyla Akdeniz tipi beslenme yaklaşımına uygundur.</p>

<p>Tarifin temel malzemelerinde gluten içeren tahıl bulunmaz. Ancak çölyak hastalığı bulunan kişilerin kullanılan baharatlar ve diğer paketli ürünlerde glutenle çapraz bulaşma riskini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Balık alerjisi bulunan kişiler için uygun değildir.</p>

<p>Fırında somon kaç dakikada pişer?</p>

<p>Somon fileto 200 derece fırında kalınlığına bağlı olarak yaklaşık 10-15 dakikada pişebilir. Çok kalın parçaların daha uzun süreye ihtiyacı olabilir. Dakika tek başına yeterli bir ölçüt değildir; balığın kalınlığı ve iç sıcaklığı da kontrol edilmelidir.</p>

<p>Fırında somon kaç derecede pişer?</p>

<p>Bu tarif için 200 derece alt-üst fırın uygun bir sıcaklıktır. Daha düşük sıcaklıklarda pişirme süresi uzarken çok yüksek sıcaklık balığın dışının hızla pişmesine ve içinin kontrolünün zorlaşmasına neden olabilir.</p>

<p>Somonun piştiği nasıl anlaşılır?</p>

<p>Somonun eti çiğ görünümünü kaybederek opaklaşır ve çatalla bastırıldığında katmanlarına ayrılmaya başlar. Daha güvenilir kontrol için en kalın bölümde iç sıcaklık ölçülebilir.</p>

<p>Fırında somonun yanına ne gider?</p>

<p>Tarif zaten bol miktarda sebze içeriyor. Daha doyurucu bir öğün istenirse yanında ihtiyaca uygun porsiyonda bulgur, karabuğday, esmer pirinç veya başka bir tam tahıl seçeneği servis edilebilir. Yeşil salata da iyi bir eşlikçidir.</p>

<p>Dondurulmuş somon kullanılabilir mi?</p>

<p>Evet. Dondurulmuş somon güvenli şekilde çözdürüldükten sonra kullanılabilir. Balığı oda sıcaklığında uzun süre bekletmek yerine buzdolabında çözdürmek daha güvenli bir yöntemdir.</p>

<p>Çözünen somonun yüzeyindeki fazla suyu kağıt havluyla almak fırında daha iyi bir doku elde edilmesine yardımcı olur.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Fırında somon en iyi dokuya pişirildiği anda sahiptir. Artan yemek oda sıcaklığında uzun süre bırakılmamalı ve uygun biçimde soğutularak kapalı bir kapta buzdolabına kaldırılmalıdır.</p>

<p>Yeniden ısıtırken yüksek sıcaklık yerine kontrollü ve daha düşük sıcaklık kullanmak somonun kurumasını azaltabilir.</p>

<p>Servisten hemen önce taze limon suyu ve dereotu eklemek yemeğin aromasını belirginleştirir.</p>

<p>Fırında sebzeli somon, balığı ev mutfağında hazırlamanın en pratik yöntemlerinden birini sebze ağırlıklı tek tepsi yemeğiyle birleştiriyor. Sebzelerin önceden kısa süre pişirilmesi ise tarifin mutfakta daha güvenilir sonuç vermesini sağlıyor.</p>

<p>Sebzeler mevsime göre değiştirilerek temel yöntem yıl boyunca uygulanabilir. Böylece fırında somon, tek bir tarife bağlı kalmadan farklı sebzelerle çeşitlendirilebilecek evergreen bir akşam yemeğine dönüşebilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
U.S. Food and Drug Administration – Safe Food Handling<br />
USDA – FoodData Central </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/firinda-somon-tarifi-sebzeli-ve-pratik-aksam-yemegi</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 18:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0294.jpeg" type="image/jpeg" length="31991"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Emeklilik Sisteminde Yeni Düzenleme Gündemde: Milyonları İlgilendiriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/emeklilik-sisteminde-yeni-duzenleme-gundemde-milyonlari-ilgilendiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/emeklilik-sisteminde-yeni-duzenleme-gundemde-milyonlari-ilgilendiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Emeklilik sistemine ilişkin yeni düzenleme tartışmaları hız kazandı. En düşük emekli aylığından aylık bağlama sistemine kadar milyonları ilgilendiren başlıklar gündemde. Ancak hangi değişikliklerin hayata geçirileceği henüz kesinleşmiş değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Türkiye’de milyonlarca emekli ve çalışanı doğrudan ilgilendiren emeklilik sistemi yeniden ekonomi gündeminin önemli başlıklarından biri haline geldi. En düşük emekli aylığı, çalıştıkça aylığın düşmesi sorunu, aylık bağlama sistemi ve kısmi emeklilikte farklı taban aylık uygulanması gibi başlıklar tartışılıyor.</p>

<p>Ancak kamuoyuna yansıyan bütün önerilerin kesinleşmiş bir düzenleme olmadığına dikkat etmek gerekiyor. Yeni sistemin ayrıntıları ancak resmi kararlar ve yapılması gereken yasal düzenlemelerin ardından netleşecek.</p>

<p>EMEKLİLİK SİSTEMİNDE NELER DEĞİŞEBİLİR?</p>

<p>Yeni Orta Vadeli Program’ın ardından sosyal güvenlik sisteminde yapılabilecek değişiklikler yeniden gündeme geldi.</p>

<p>SGK Başuzmanı İsa Karakaş’ın OVP üzerinden yaptığı değerlendirmeye göre üzerinde durulabilecek başlıklardan biri, kısmi emeklilik ile normal emeklilik arasında farklı taban aylıkların oluşturulması.</p>

<p>Bu modele göre daha az prim günüyle kısmi emekli olanlarla uzun süre prim ödeyerek normal şartlarda emekli olanların aynı taban aylık sisteminde değerlendirilmemesi gündeme gelebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak bunun şu anda yürürlüğe girmiş bir uygulama olmadığı özellikle belirtilmeli.</p>

<p>ÇALIŞTIKÇA EMEKLİ AYLIĞININ DÜŞMESİ SORUNU</p>

<p>Emeklilik sisteminde uzun süredir tartışılan önemli sorunlardan biri de bazı sigortalılarda çalışma süresi uzadıkça gelecekte bağlanacak emekli aylığının beklenen ölçüde yükselmemesi, hatta hesaplama koşullarına bağlı olarak düşebilmesi.</p>

<p>Yeni dönemde çalışma süresi ve ödenen prim ile emekli aylığı arasındaki ilişkinin güçlendirilmesine yönelik modeller gündeme gelebilir.</p>

<p>Tartışılan seçeneklerden biri, uzun süre çalışan ve prim ödeyen sigortalıların aylık hesaplamasında daha avantajlı bir yapının oluşturulması.</p>

<p>25 YILDAN SONRA FARKLI HESAPLAMA GÜNDEMDE</p>

<p>Kamuoyuna yansıyan uzman değerlendirmelerinde dikkat çeken formüllerden biri de 25 yıldan daha uzun süre çalışanların emekli aylıklarında ilave avantaj sağlanması.</p>

<p>Buna göre 25 yılın üzerindeki her ilave çalışma yılının aylık bağlama oranına daha güçlü yansımasını sağlayabilecek bir model üzerinde durulabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Böyle bir düzenlemenin hayata geçirilmesi halinde uzun süre sistemde kalan ve daha fazla prim ödeyen çalışanların emekli aylıkları açısından avantajlı hale gelmesi amaçlanabilir.</p>

<p>Ancak oranlar ve uygulama biçimi konusunda kesinleşmiş bir karar bulunmuyor.</p>

<p>İKİ AYRI TABAN EMEKLİ MAAŞI OLUR MU?</p>

<p>Gündeme gelen en dikkat çekici tartışmalardan biri de taban aylık sistemi.</p>

<p>Mevcut sistemde kök aylığı belirli seviyenin altında kalan emeklilerin ödemeleri yasal düzenlemeyle belirlenen en düşük emekli aylığına tamamlanabiliyor.</p>

<p>Tartışılan model ise kısmi emeklilik ile normal emeklilik arasında daha belirgin bir fark oluşturulması üzerine kurulu.</p>

<p>Böylece daha uzun süre çalışan ve daha fazla prim ödeyen sigortalıların sistem tarafından daha fazla ödüllendirilmesi hedeflenebilir.</p>

<p>Bu başlık da henüz kesinleşmiş bir uygulama değil.</p>

<p>EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI DA GÜNDEMDE</p>

<p>Emeklilik sistemindeki tartışmaların milyonlarca mevcut emekliyi ilgilendiren diğer ayağında ise en düşük emekli aylığı bulunuyor.</p>

<p>2027 Ocak döneminde yapılacak artış için yılın ikinci yarısındaki enflasyon belirleyici olacak. Temmuz ve ağustos verilerinin ardından SSK ve Bağ-Kur emeklileri açısından iki aylık enflasyon artışı yaklaşık yüzde 3,65 seviyesinde oluştu.</p>

<p>Kesin zam oranının belirlenmesi için eylül, ekim, kasım ve aralık enflasyon rakamlarının da açıklanması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle bugün açıklanan farklı maaş rakamlarının önemli bölümü tahmin niteliğinde.</p>

<p>OVP tahminleri üzerinden yapılan hesaplamalarda farklı rakamlar ortaya çıkarken, kesin emekli zammı yılın ikinci yarısına ilişkin enflasyon tablosunun tamamlanmasıyla belli olacak.</p>

<p>EMEKLİLİK SİSTEMİ TAMAMEN DEĞİŞİYOR MU?</p>

<p>Şu aşamada “Türkiye’nin emeklilik sistemi tamamen değişiyor” demek için erken.</p>

<p>Gündemde sosyal güvenlik sisteminin daha sürdürülebilir hale getirilmesi, uzun süre çalışanların teşvik edilmesi ve prim ödeme süresiyle bağlanan aylık arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi gibi başlıklar bulunuyor.</p>

<p>Bununla birlikte tartışılan modellerin hangilerinin mevzuata gireceği ve ne zaman uygulanacağı henüz belli değil.</p>

<p>Bu nedenle çalışanların sosyal medyada paylaşılan “emeklilik yaşı değişti”, “prim günleri yeniden belirlendi” veya “yeni emeklilik şartları kesinleşti” şeklindeki iddialara temkinli yaklaşması gerekiyor.</p>

<p>KADEMELİ EMEKLİLİKTE DE HENÜZ YASAL İLERLEME YOK</p>

<p>Son günlerde yeniden gündeme gelen kademeli emeklilik konusu da emeklilik sistemi tartışmalarından ayrı değerlendirilmeli.</p>

<p>8 Eylül 1999 sonrasında sigorta başlangıcı bulunan çalışanlar için sosyal medyada çeşitli yaş ve prim tabloları paylaşılmasına rağmen kademeli emekliliği hayata geçiren yeni bir yasal düzenleme şu anda bulunmuyor.</p>

<p>TBMM’ye daha önce sunulan tekliflerin bulunması, düzenlemenin kabul edildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>EMEKLİLİK SİSTEMİNDE GÖZLER YENİ ADIMLARDA</p>

<p>Önümüzdeki dönemde emeklilik sistemi açısından üç başlık özellikle takip edilecek: Emekli aylığı hesaplama yönteminde değişiklik yapılıp yapılmayacağı, uzun süre prim ödeyenlere ilave avantaj sağlanıp sağlanmayacağı ve taban emekli aylığı sisteminin yeniden düzenlenip düzenlenmeyeceği.</p>

<p>Mevcut emekliler açısından ise en yakın kritik tarih 2027 Ocak dönemi olacak. SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin kesin artış oranı yılın ikinci yarısındaki altı aylık enflasyonun tamamlanmasıyla ortaya çıkacak.</p>

<p>Dolayısıyla emeklilik sisteminde önemli değişiklikler tartışılıyor olsa da bugün itibarıyla konuşulan her formülü kesinleşmiş yeni sistem olarak değerlendirmek doğru değil.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/emeklilik-sisteminde-yeni-duzenleme-gundemde-milyonlari-ilgilendiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 18:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0292.jpeg" type="image/jpeg" length="55302"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[PPI Mide Koruyucu İlaçlar Ne Kadar Süre Kullanılır? Uzun Kullanım ve Bırakma Rehberi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ppi-mide-koruyucu-ilaclar-ne-kadar-sure-kullanilir-uzun-kullanim-ve-birakma-rehberi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ppi-mide-koruyucu-ilaclar-ne-kadar-sure-kullanilir-uzun-kullanim-ve-birakma-rehberi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Omeprazol, pantoprazol ve benzeri PPI ilaçları reflü ve bazı mide hastalıklarında etkili tedavilerdir. Ancak her hastanın yıllarca kullanması gerekmez. Uzun kullanımdan sonra ilacın bırakılması geçici asit artışına yol açabilir; bazı hastalarda ise tedavinin kesilmemesi gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>MİDE KORUYUCU İLACI BIRAKINCA REFLÜ NEDEN ARTAR?</p>

<p>“Mide koruyucu” olarak bilinen ilaçlar dünyada en sık kullanılan ilaç gruplarından biri.</p>

<p>Pantoprazol, omeprazol, esomeprazol, lansoprazol ve rabeprazol bu grubun yaygın örnekleri arasında.</p>

<p>Tıbbi isimleri proton pompa inhibitörleri, yani PPI.</p>

<p>Bu ilaçlar mide asidi üretimini güçlü biçimde azaltıyor.</p>

<p>Reflü hastalığı, mide ve onikiparmak bağırsağı ülserleri, Helicobacter pylori tedavisinin bazı şemaları ve gastrointestinal kanama riski bulunan belirli hastalarda önemli yarar sağlayabiliyor.</p>

<p>Ancak PPI kullanan birçok kişinin aklında aynı sorular var:</p>

<p>Mide koruyucu ne kadar süre kullanılmalı?</p>

<p>Yıllarca kullanmak zararlı mı?</p>

<p>İlaç bırakıldığında mide yanması neden yeniden başlıyor?</p>

<p>Ve en önemlisi, mide koruyucuyu kendi kendine bırakmak doğru mu?</p>

<p>Yanıt herkes için aynı değil.</p>

<p>PPI NEDİR, NASIL ÇALIŞIR?</p>

<p>Mide, yiyeceklerin sindirimine yardımcı olmak için asit üretir.</p>

<p>Proton pompa inhibitörleri mide hücrelerindeki asit üretiminin son aşamasında görev alan proton pompalarını baskılayarak mide asidini azaltır.</p>

<p>Bu güçlü asit baskılayıcı etki özellikle gastroözofageal reflü hastalığında yemek borusunun iyileşmesine ve yakınmaların azalmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak “mide koruyucu” ifadesi bazen yanlış anlaşılabiliyor.</p>

<p>PPI'lar herkesin midesini genel olarak korumak amacıyla kullanması gereken vitamin benzeri ilaçlar değildir.</p>

<p>Belirli tıbbi endikasyonları bulunan tedavilerdir.</p>

<p>REFLÜ İÇİN PPI NE KADAR SÜRE KULLANILIR?</p>

<p>Reflü hastalığında tedavi süresi kişinin hastalığının şiddetine ve yemek borusunda hasar bulunup bulunmadığına göre değişir.</p>

<p>American College of Gastroenterology, alarm belirtisi bulunmayan tipik mide yanması ve regürjitasyon yakınmalarında genellikle yaklaşık 8 haftalık PPI tedavisinin değerlendirilebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Belirtiler kontrol altına alındıktan sonra her hastanın ömür boyu aynı dozda tedaviye devam etmesi gerekmeyebilir.</p>

<p>Bazı kişilerde ilaç kesilebilir.</p>

<p>Bazılarında ihtiyaç halinde kullanım düşünülebilir.</p>

<p>Bazılarında ise en düşük etkili dozla uzun süreli tedavi gerekebilir.</p>

<p>Dolayısıyla “PPI en fazla 8 hafta kullanılabilir” demek de doğru değildir.</p>

<p>Sekiz hafta birçok reflü hastasında başlangıç tedavisinin tipik süresidir; belirli hastalıklarda uzun süreli kullanım tıbben gerekli olabilir.</p>

<p>KİMLERDE UZUN SÜRELİ KULLANIM GEREKEBİLİR?</p>

<p>PPI tedavisinin kesilmesi herkes için uygun değildir.</p>

<p>Örneğin ciddi eroziv özofajiti bulunan kişilerde uzun süreli asit baskılayıcı tedavi gerekebilir.</p>

<p>Barrett özofagusu bulunan bazı hastalarda da tedavinin devamı uygun olabilir.</p>

<p>Peptik darlık, özofagus ülseri veya yüksek gastrointestinal kanama riski bulunan kişilerde PPI'nın bırakılması farklı değerlendirilir.</p>

<p>Aspirin, antikoagülan veya bazı ağrı kesici ilaçları kullanan ve gastrointestinal kanama açısından yüksek risk taşıyan belirli hastalarda da PPI korumasının sürdürülmesi gerekebilir.</p>

<p>Bu nedenle yıllardır PPI kullanan bir kişinin ilk sorusu “Bu ilaç zararlı mı?” değil, “Bu ilacı hangi nedenle kullanıyorum ve bu neden hâlâ devam ediyor mu?” olmalı.</p>

<p>AGA da kronik PPI kullanan hastaların tedavi endikasyonunun düzenli olarak gözden geçirilmesini öneriyor.</p>

<p>MİDE KORUYUCUYU BIRAKINCA NEDEN MİDE YANMASI ARTABİLİR?</p>

<p>Uzun süre PPI kullandıktan sonra ilacı bırakan bazı kişilerde mide yanması, ekşime veya reflü yakınmaları ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bunun nedenlerinden biri rebound asit hipersekresyonudur.</p>

<p>Türkçede kabaca “geri tepme şeklinde asit artışı” olarak açıklanabilir.</p>

<p>PPI kullanılırken mide asidi güçlü biçimde baskılanır.</p>

<p>Vücut buna karşı gastrin gibi asit üretimini düzenleyen mekanizmalarda değişiklikler geliştirebilir.</p>

<p>İlaç kesildiğinde bu sistem hemen eski dengesine dönmeyebilir.</p>

<p>Bir süre için mide asidi üretimi başlangıç düzeyinin üzerine çıkabilir.</p>

<p>Sonuç olarak daha önce belirgin şikâyeti olmayan kişi bile geçici mide yanması yaşayabilir.</p>

<p>BU, REFLÜNÜN KÖTÜLEŞTİĞİ ANLAMINA MI GELİR?</p>

<p>Her zaman değil.</p>

<p>İlaç kesildikten sonra ortaya çıkan belirtilerin bir bölümü geçici rebound asit artışından kaynaklanabilir.</p>

<p>Bu nedenle ilacı bıraktıktan birkaç gün sonra şikâyetin ortaya çıkması otomatik olarak “hastalığım geri döndü, ömür boyu ilaç kullanmalıyım” anlamına gelmez.</p>

<p>Ancak bunun tersi de doğru değildir.</p>

<p>Her yakınmayı rebound kabul edip gerçek reflü hastalığını gözden kaçırmak da doğru olmaz.</p>

<p>Belirtilerin süresi, şiddeti, kişinin önceki tanısı ve PPI'nın neden kullanıldığı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>PPI BİRDEN Mİ BIRAKILMALI, KADEMELİ Mİ?</p>

<p>Bu konuda herkese uygulanabilecek tek bir yöntem yok.</p>

<p>AGA'nın klinik uygulama güncellemesine göre uygun hastalarda hem dozun kademeli azaltılması hem de ilacın doğrudan kesilmesi düşünülebilir.</p>

<p>Bazı hekimler uzun süreli ve yüksek doz kullanımından sonra dozu azaltmayı veya günde iki dozdan tek doza geçmeyi tercih edebilir.</p>

<p>Geçici yakınmalar sırasında antasitler veya H2 reseptör antagonistleri gibi başka tedaviler belirli hastalarda değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak kişinin kullandığı PPI'yı nasıl bırakacağı kendi tıbbi durumuna göre planlanmalıdır.</p>

<p>Özellikle ciddi özofajit, Barrett özofagusu veya gastrointestinal kanama riski nedeniyle ilaç kullanan kişiler tedaviyi kendi başına kesmemeli.</p>

<p>MİDE KORUYUCULAR BÖBREĞİ BOZAR MI?</p>

<p>PPI'larla ilgili internette çok sayıda korkutucu iddia bulunuyor.</p>

<p>Böbrek hastalığı bunlardan biri.</p>

<p>Bazı gözlemsel araştırmalarda uzun süreli PPI kullanımı ile kronik böbrek hastalığı arasında ilişki bildirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca PPI'lar nadiren akut interstisyel nefrit adı verilen ciddi bir böbrek reaksiyonuna neden olabilir.</p>

<p>Ancak gözlemsel çalışmalarda iki durumun birlikte görülmesi PPI'nın doğrudan kronik böbrek hastalığına neden olduğunu kanıtlamaz.</p>

<p>PPI kullanan kişiler yaş, eşlik eden hastalıklar ve kullanılan diğer ilaçlar açısından kullanmayanlardan farklı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle riskler değerlendirilirken “ilişki” ile “nedensellik” birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>PPI DEMANS YAPAR MI?</p>

<p>PPI kullanımı ile demans arasında ilişki bildiren gözlemsel çalışmalar geçmişte büyük ilgi gördü.</p>

<p>Ancak mevcut daha güçlü kanıtlar PPI kullanımının demansa doğrudan neden olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “ileride demans olurum” korkusuyla tıbben gerekli PPI tedavisini bırakmak doğru değildir.</p>

<p>Bununla birlikte gereksiz bir ilacın hiçbir gerekçe olmadan yıllarca sürdürülmesi de doğru yaklaşım değildir.</p>

<p>Asıl hedef, doğru hastada doğru endikasyonla en uygun tedaviyi kullanmaktır.</p>

<p>B12 EKSİKLİĞİ YAPABİLİR Mİ?</p>

<p>Mide asidi bazı besinlerdeki B12 vitamininin serbestleşmesine yardımcı olur.</p>

<p>Uzun süreli güçlü asit baskılanması bazı kişilerde B12 emilimini etkileyebilir.</p>

<p>Ancak PPI kullanan herkeste B12 eksikliği gelişmez.</p>

<p>Rutin olarak bütün PPI kullanıcılarına sürekli B12 testi yapılması veya takviye başlanması gerektiğine ilişkin genel bir kural yoktur.</p>

<p>Risk faktörleri ve klinik belirtiler varsa değerlendirme kişiselleştirilir.</p>

<p>MAGNEZYUMU DÜŞÜREBİLİR Mİ?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Evet, nadir de olsa uzun süreli PPI kullanımında ciddi hipomagnezemi görülebilir.</p>

<p>FDA bu konuda güvenlik uyarısı yayımlamıştır.</p>

<p>Bazı olgularda yalnız magnezyum takviyesi yeterli olmayabilir ve PPI tedavisinin kesilmesi gerekebilir.</p>

<p>Uzun süre tedavi gören ve magnezyumu düşürebilecek başka ilaçlar kullanan kişilerde hekim laboratuvar izlemi planlayabilir.</p>

<p>KEMİK KIRIKLARINI ARTIRIR MI?</p>

<p>Bazı gözlemsel çalışmalarda özellikle yüksek doz veya uzun süreli PPI kullanımı ile kemik kırıkları arasında ilişki bildirilmiştir.</p>

<p>Ancak bu bulguların tamamı PPI'nın doğrudan kırığa neden olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Kırık riski yaş, osteoporoz, fiziksel aktivite, beslenme ve kullanılan diğer ilaçlar gibi birçok faktörden etkileniyor.</p>

<p>PPI kullanan herkesin yalnızca ilaç nedeniyle rutin kemik yoğunluğu ölçümü yaptırması gerektiğine ilişkin genel bir öneri bulunmuyor.</p>

<p>BAĞIRSAK ENFEKSİYONLARIYLA İLİŞKİSİ VAR MI?</p>

<p>Uzun süreli PPI kullanımına ilişkin olası riskler arasında kanıtın daha tutarlı olduğu alanlardan biri gastrointestinal enfeksiyonlardır.</p>

<p>Mide asidi, sindirim sistemine ulaşan bazı mikroorganizmalara karşı doğal savunmanın bir parçasıdır.</p>

<p>Asidin güçlü biçimde baskılanması bazı bağırsak enfeksiyonlarına yatkınlığı artırabilir.</p>

<p>Ancak bu risk de PPI'nın tıbben gerekli olduğu hastalarda tedaviyi otomatik olarak bırakmak için tek başına gerekçe değildir.</p>

<p>PPI NASIL KULLANILIR?</p>

<p>Birçok PPI en iyi etkiyi proton pompaları aktif hale gelmeden önce alındığında gösterir.</p>

<p>Bu nedenle reflü tedavisinde günde tek doz PPI çoğunlukla kahvaltıdan yaklaşık 30–60 dakika önce önerilir.</p>

<p>Günde iki kez kullanılması gerekiyorsa genellikle ilk doz kahvaltıdan, ikinci doz akşam yemeğinden önce planlanır.</p>

<p>Ancak bütün preparatların kullanım özellikleri aynı olmayabilir.</p>

<p>Kişi kendi ilacının prospektüsüne ve hekimin önerisine uymalıdır.</p>

<p>HER MİDE YANMASINDA PPI KULLANILIR MI?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Mide yanması ve göğüs arkasında yanma reflüyle ilişkili olabilir ancak her zaman reflüden kaynaklanmaz.</p>

<p>Kalp hastalıkları dahil bazı önemli durumlar benzer yakınmalara neden olabilir.</p>

<p>Yeni başlayan veya açıklanamayan göğüs ağrısı özellikle nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı, baygınlık hissi ya da kola, sırta veya çeneye yayılan rahatsızlıkla birlikteyse “reflüdür” denilerek PPI alınması ve beklenmesi doğru değildir.</p>

<p>Acil değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>HANGİ BELİRTİLERDE DOKTORA BAŞVURULMALI?</p>

<p>Reflü veya mide yakınmalarıyla birlikte yutma güçlüğü, ağrılı yutma, açıklanamayan kilo kaybı, gastrointestinal kanama bulguları, tekrarlayan kusma veya kansızlık gibi alarm bulguları varsa değerlendirme geciktirilmemeli.</p>

<p>Tedaviye rağmen devam eden veya sık tekrarlayan yakınmalar da değerlendirilmelidir.</p>

<p>PPI KULLANANLAR İÇİN EN ÖNEMLİ 4 SORU</p>

<p>Uzun süredir mide koruyucu kullanan bir kişinin şu dört sorunun cevabını bilmesi yararlı olabilir:</p>

<p>Bu ilaca neden başladım?</p>

<p>Bu kullanım nedeni hâlâ mevcut mu?</p>

<p>Kullandığım doz hâlâ gerekli mi?</p>

<p>İlacı azaltmak veya bırakmak benim için güvenli mi?</p>

<p>Bu soruların yanıtı kişiden kişiye değişir.</p>

<p>SONUÇ</p>

<p>PPI'lar doğru hastada son derece etkili ve önemli ilaçlardır.</p>

<p>Sorun PPI'ların “iyi” veya “kötü” ilaçlar olması değil; gereksiz yere kullanılıp kullanılmadığı ve gerekli olduğunda doğru dozda kullanılıp kullanılmadığıdır.</p>

<p>Uzun süre kullanan herkesin ilacı bırakması gerekmez.</p>

<p>Buna karşılık başlangıç nedeni ortadan kalkmış bir tedavinin yıllarca otomatik biçimde devam ettirilmesi de uygun olmayabilir.</p>

<p>İlaç kesildiğinde ortaya çıkabilen geçici rebound asit artışı ise hastaların yeniden PPI'ya başlamasının nedenlerinden biri olabilir.</p>

<p>Bu nedenle uzun süreli PPI tedavisinin devamı veya bırakılması, internetten edinilen korkutucu yan etki listelerine göre değil, ilacın gerçek kullanım nedeni ve kişinin gastrointestinal riskleri değerlendirilerek planlanmalıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Reçeteli PPI tedavisi hekime danışılmadan kesilmemeli veya dozu değiştirilmemelidir. Özellikle ciddi özofajit, Barrett özofagusu veya gastrointestinal kanama riski bulunan kişilerde uzun süreli tedavi gerekli olabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Gastroenterological Association. Clinical Practice Update on De-Prescribing of Proton Pump Inhibitors. Gastroenterology.</p>

<p>American College of Gastroenterology. Clinical Guideline for the Diagnosis and Management of Gastroesophageal Reflux Disease.</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration. Proton Pump Inhibitor Safety Communications.</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Acid Reflux and GERD in Adults. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ppi-mide-koruyucu-ilaclar-ne-kadar-sure-kullanilir-uzun-kullanim-ve-birakma-rehberi</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 18:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0291.jpeg" type="image/jpeg" length="94395"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Kliniğine EAACI Akreditasyonu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/izmir-dr-behcet-uz-cocuk-immunolojisi-ve-alerji-klinigine-eaaci-akreditasyonu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/izmir-dr-behcet-uz-cocuk-immunolojisi-ve-alerji-klinigine-eaaci-akreditasyonu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi SUAM Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Kliniği, EAACI tarafından klinik uygulama ve bilimsel araştırma alanlarında akredite edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İzmir Dr. Behçet Uz’a Avrupa’dan Çifte Akreditasyon</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tıp Fakültesi Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, uluslararası alanda önemli bir başarıya imza attı.</p>

<p>Merkezin Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Kliniği, Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi (EAACI) tarafından yapılan değerlendirme sonucunda hem klinik uygulama hem de bilimsel araştırma alanlarında akreditasyon almaya hak kazandı.</p>

<p>Böylece klinik, Türkiye’de pediatri alanında hem klinik hem de araştırma merkezi olarak EAACI akreditasyonu alan seçkin merkezler arasına katıldı.</p>

<p>Hasta Bakımı, Eğitim ve Bilimsel Çalışmalara Uluslararası Tescil</p>

<p>EAACI akreditasyonu; kliniğin hasta bakım kalitesi, eğitim faaliyetleri, bilimsel çalışmaları ve uluslararası standartlara uygun hizmet sunma kapasitesi açısından önemli bir kalite göstergesi niteliği taşıyor.</p>

<p>Bu başarıyla Dr. Behçet Uz Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Kliniği, Türkiye’den EAACI akreditasyonuna sahip merkezler arasındaki yerini aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilgilendirme dosyasına göre, Türkiye’de daha önce Hacettepe Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve Koç Üniversitesi bünyesindeki ilgili merkezler bu unvanı elde etmişti.</p>

<p>1987’den Bugüne Uzanan Birikim</p>

<p>Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Demet Can, kliniğin geçmişinin 1987 yılında kurulan “Alerji Polikliniği”ne dayandığını belirtti.</p>

<p>Klinikte 2010 yılından itibaren Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Uzmanı yetiştirildiğini ifade eden Prof. Dr. Can, kazanılan akreditasyonun kliniğin bilimsel gelişimine önemli katkı sağlayacağını vurguladı.</p>

<p>Can, kliniğin önümüzdeki dönemde de ulusal ve uluslararası alanda yeni başarılara imza atmayı hedeflediğini ifade etti.</p>

<p>“Certified Clinical and Research Centre” Statüsü</p>

<p>EAACI akreditasyonuyla birlikte Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Kliniği, uluslararası düzeyde “Certified Clinical and Research Centre” statüsü kazandı.</p>

<p>Bu statü, kliniğin hasta hizmetlerinin yanı sıra bilimsel araştırma ve eğitim alanlarındaki çalışmalarının da uluslararası standartlar çerçevesinde değerlendirilmesi açısından önem taşıyor.</p>

<p>İzmir’den gelen bu uluslararası başarı, Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi SUAM’ın çocuk immünolojisi ve alerji alanındaki klinik ve bilimsel birikimini uluslararası düzeyde güçlendiren önemli gelişmelerden biri oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/izmir-dr-behcet-uz-cocuk-immunolojisi-ve-alerji-klinigine-eaaci-akreditasyonu</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 16:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0285.jpeg" type="image/jpeg" length="96215"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özbekistan Senatosu onayladı: O‘, G‘, Sh ve Ch yerine Ö, Ğ, Ş ve Ç öngörülüyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ozbekistan-senatosu-onayladi-o-g-sh-ve-ch-yerine-o-g-s-ve-c-ongoruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ozbekistan-senatosu-onayladi-o-g-sh-ve-ch-yerine-o-g-s-ve-c-ongoruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özbekistan Oliy Majlisi Senatosu, Latin esaslı Özbek alfabesinin yeniden düzenlenmesini öngören yasayı onayladı. Düzenlemeyle mevcut O‘, G‘, Sh ve Ch yazımlarının Ö, Ğ, Ş ve Ç ile değiştirilmesi, Ng birleşiminin ise alfabenin bağımsız bir unsuru olmaktan çıkarılması öngörülüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yeni kurallar yürürlüğe girip imla sistemi kesinleştiğinde “O‘zbekiston” <strong>“Özbekiston”</strong>, “Toshkent” <strong>“Toşkent”</strong>, “Shavkat” ise <strong>“Şavkat”</strong> biçiminde yazılabilecek. Reform, Özbekçenin dijital kullanımını kolaylaştırmayı amaçlarken Türk dünyasında geliştirilen Ortak Türk Alfabesiyle grafik yakınlığı da artırıyor.</p>

<h1>Özbekistan’ın yazısında otuz yıl sonra önemli değişiklik</h1>

<p>Özbekistan, bağımsızlığın ardından başlayan Latin alfabesine geçiş sürecinde yeni ve önemli bir aşamaya geldi.</p>

<p>Özbekistan Oliy Majlisi Senatosu, <strong>10 Eylül 2026 tarihinde</strong>, Latin esaslı Özbek alfabesinin geliştirilmesine ilişkin yasayı onayladı.</p>

<p>Düzenleme, bugün <strong>26 harf ile Sh, Ch ve Ng olmak üzere üç harf birleşiminden</strong> oluşan yapının yerine <strong>28 harf ve bir tutuq işaretinden</strong> oluşan yeni bir sistem getirilmesini öngörüyor.</p>

<p>Değişikliğin merkezinde dört temel yazım bulunuyor:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <th>Mevcut yazım</th>
   <th>Öngörülen yeni yazım</th>
  </tr>
  <tr>
   <td>O‘ o‘</td>
   <td><strong>Ö ö</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>G‘ g‘</td>
   <td><strong>Ğ ğ</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Sh sh</td>
   <td><strong>Ş ş</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Ch ch</td>
   <td><strong>Ç ç</strong></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Bunun yanında <strong>Ng</strong>, alfabe tablosunda ayrı bir harf birleşimi olarak yer almayacak.</p>

<p>Ancak bu durum Özbekçede “ng” sesinin veya n ile g harflerinin yan yana kullanılmasının ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p><strong>yangi</strong></p>

<p><strong>rang</strong></p>

<p><strong>tong</strong></p>

<p>gibi kelimelerde n ve g yan yana kullanılmaya devam edebilecek.</p>

<p>Değişiklik, yalnızca <strong>Ng’nin alfabenin bağımsız bir unsuru olarak sayılmasına</strong> ilişkin.</p>

<hr />
<h1>Değişiklik günlük hayatta nasıl görünebilir?</h1>

<p>Senatonun onayladığı dönüşüm kuralları mevcut kelimelere uygulandığında Özbekçe metinlerin görünümü belirgin biçimde değişecek.</p>

<p>Örnekler şöyle:</p>

<p><strong>O‘zbekiston → Özbekiston</strong></p>

<p><strong>O‘zbek → Özbek</strong></p>

<p><strong>o‘zbekcha → özbekça</strong></p>

<p><strong>Toshkent → Toşkent</strong></p>

<p><strong>Shavkat → Şavkat</strong></p>

<p><strong>shahar → şahar</strong></p>

<p><strong>shifokor → şifokor</strong></p>

<p><strong>yaxshi → yaxşi</strong></p>

<p><strong>qishloq → qişloq</strong></p>

<p><strong>Chirchiq → Çirçiq</strong></p>

<p><strong>Chust → Çust</strong></p>

<p><strong>Cho‘lpon → Çölpon</strong></p>

<p><strong>Farg‘ona → Farğona</strong></p>

<p><strong>G‘afur → Ğafur</strong></p>

<p><strong>G‘ulom → Ğulom</strong></p>

<p><strong>O‘tkir → Ötkir</strong></p>

<p><strong>Hoshimov → Hoşimov</strong></p>

<p><strong>G‘afur G‘ulom → Ğafur Ğulom</strong></p>

<p><strong>O‘tkir Hoshimov → Ötkir Hoşimov</strong></p>

<hr />
<h1>O‘ yerine Ö</h1>

<p>Yeni sistemde bugün kullanılan <strong>O‘</strong> grafeminin yerine <strong>Ö</strong> getirilmesi öngörülüyor.</p>

<p>Dönüşüm uygulanırsa:</p>

<p><strong>O‘zbekiston → Özbekiston</strong></p>

<p><strong>O‘zbek → Özbek</strong></p>

<p><strong>o‘z → öz</strong></p>

<p><strong>so‘z → söz</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>ko‘z → köz</strong></p>

<p><strong>yo‘l → yöl</strong></p>

<p><strong>qo‘l → qöl</strong></p>

<p><strong>do‘st → döst</strong></p>

<p><strong>ko‘p → köp</strong></p>

<p><strong>bo‘ladi → böladi</strong></p>

<p><strong>o‘qish → öqiş</strong></p>

<p><strong>o‘quvchi → öquvçi</strong></p>

<p><strong>o‘qituvchi → öqituvçi</strong></p>

<p><strong>o‘g‘il → öğil</strong></p>

<p><strong>to‘g‘ri → töğri</strong></p>

<p><strong>ko‘cha → köça</strong></p>

<p>gibi biçimler ortaya çıkabilecek.</p>

<h2>Ancak önemli bir ayrıntı var</h2>

<p>Özbekçede kullanılacak <strong>Ö harfi, Türkçedeki “ö” sesinin Özbekçeye yeni bir ses olarak girmesi anlamına gelmiyor.</strong></p>

<p>Burada değişen öncelikle <strong>grafik gösterim</strong>.</p>

<p>Yeni Ö, bugünkü Özbekçede <strong>O‘</strong> ile gösterilen sesin karşılığı olacak.</p>

<p>Dolayısıyla:</p>

<p><strong>O‘zbekiston → Özbekiston</strong></p>

<p>değişimi, kelimenin Türkiye Türkçesindeki “Özbekistan” kelimesiyle tamamen aynı şekilde telaffuz edileceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Aynı harf farklı Türk dillerinde farklı fonetik ayrıntılar taşıyabilir.</p>

<hr />
<h1>G‘ yerine Ğ</h1>

<p>İkinci temel değişiklik <strong>G‘</strong> grafeminde.</p>

<p>Yeni sistemde:</p>

<p><strong>G‘ → Ğ</strong></p>

<p>dönüşümü öngörülüyor.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p><strong>G‘alaba → Ğalaba</strong></p>

<p><strong>G‘afur → Ğafur</strong></p>

<p><strong>G‘ulom → Ğulom</strong></p>

<p><strong>g‘oya → ğoya</strong></p>

<p><strong>g‘arb → ğarb</strong></p>

<p><strong>g‘urur → ğurur</strong></p>

<p><strong>g‘azal → ğazal</strong></p>

<p><strong>tog‘ → toğ</strong></p>

<p><strong>bog‘ → boğ</strong></p>

<p><strong>Farg‘ona → Farğona</strong></p>

<p><strong>G‘ijduvon → Ğijduvon</strong></p>

<p><strong>o‘g‘il → öğil</strong></p>

<p><strong>to‘g‘ri → töğri</strong></p>

<p>şeklinde yazımlar görülebilecek.</p>

<p>Burada da aynı uyarı geçerli:</p>

<h3>Özbekçedeki Ğ, Türkiye Türkçesindeki “yumuşak g” ile birebir aynı işleve sahip değil</h3>

<p>Türkiye Türkçesinde Ğ çoğu durumda kendisinden önceki ünlünün niteliğini etkileyen özel bir harftir.</p>

<p>Özbekçede ise yeni <strong>Ğ</strong>, bugünkü <strong>G‘</strong> grafeminin gösterdiği ünsüzün yazılı karşılığı olacak.</p>

<p>Dolayısıyla iki dil aynı harfi kullanacak olsa da fonetik işlevin bütünüyle aynı olduğu düşünülmemeli.</p>

<hr />
<h1>Sh artık Ş olabilir</h1>

<p>Türkiye Türkçesi konuşanların en kolay fark edeceği değişikliklerden biri:</p>

<p><strong>Sh → Ş</strong></p>

<p>dönüşümü.</p>

<p>Dönüşüm uygulandığında:</p>

<p><strong>Shavkat → Şavkat</strong></p>

<p><strong>shahar → şahar</strong></p>

<p><strong>shifokor → şifokor</strong></p>

<p><strong>sharq → şarq</strong></p>

<p><strong>yosh → yoş</strong></p>

<p><strong>yoshlar → yoşlar</strong></p>

<p><strong>yaxshi → yaxşi</strong></p>

<p><strong>ish → iş</strong></p>

<p><strong>bosh → boş</strong></p>

<p><strong>qish → qiş</strong></p>

<p><strong>qishloq → qişloq</strong></p>

<p><strong>tashqi → taşqi</strong></p>

<p><strong>Toshkent → Toşkent</strong></p>

<p><strong>Shahrisabz → Şahrisabz</strong></p>

<p><strong>Alisher → Alişer</strong></p>

<p><strong>Hoshimov → Hoşimov</strong></p>

<p>gibi biçimler ortaya çıkabilecek.</p>

<p>Burada <strong>Ş</strong> harfi, Türkiye Türkçesinde kullanılan Ş ile ses açısından oldukça yakın bir işlev taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle Türkiye’den bir okuyucunun Özbekçe metni ilk bakışta çözmesi daha kolay hâle gelebilir.</p>

<hr />
<h1>Ch yerine Ç</h1>

<p>Benzer biçimde:</p>

<p><strong>Ch → Ç</strong></p>

<p>dönüşümü öngörülüyor.</p>

<p>Örnek olarak:</p>

<p><strong>choy → çoy</strong></p>

<p><strong>chiroyli → çiroyli</strong></p>

<p><strong>chegara → çegara</strong></p>

<p><strong>kichik → kiçik</strong></p>

<p><strong>kecha → keça</strong></p>

<p><strong>uch → uç</strong></p>

<p><strong>uchun → uçun</strong></p>

<p><strong>kuch → kuç</strong></p>

<p><strong>ko‘cha → köça</strong></p>

<p><strong>o‘quvchi → öquvçi</strong></p>

<p><strong>o‘qituvchi → öqituvçi</strong></p>

<p><strong>Chirchiq → Çirçiq</strong></p>

<p><strong>Chust → Çust</strong></p>

<p><strong>Cho‘lpon → Çölpon</strong></p>

<p>biçimleri görülebilecek.</p>

<hr />
<h1>Bir kelimede birden fazla değişiklik</h1>

<p>Bazı kelimelerde reformun etkisi çok daha görünür olacak.</p>

<p>Çünkü aynı kelimede iki veya daha fazla yeni harf birlikte kullanılabilecek.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p><strong>O‘zbekiston → Özbekiston</strong></p>

<p><strong>o‘qish → öqiş</strong></p>

<p><strong>o‘quvchi → öquvçi</strong></p>

<p><strong>o‘qituvchi → öqituvçi</strong></p>

<p><strong>ko‘cha → köça</strong></p>

<p><strong>Cho‘lpon → Çölpon</strong></p>

<p><strong>o‘g‘il → öğil</strong></p>

<p><strong>to‘g‘ri → töğri</strong></p>

<p><strong>O‘tkir Hoshimov → Ötkir Hoşimov</strong></p>

<p><strong>G‘afur G‘ulom → Ğafur Ğulom</strong></p>

<p>Bu örnekler, değişikliğin yalnızca alfabe tablosunda kalmayacağını; kitaplardan tabelalara, internet sitelerinden günlük yazışmalara kadar Özbekçe metinlerin genel görünümünü değiştireceğini gösteriyor.</p>

<hr />
<h1>Bir cümle nasıl değişebilir?</h1>

<p>Bugünkü Özbekçe:</p>

<p><strong>O‘zbekiston Respublikasi Prezidenti Shavkat Mirziyoyev</strong></p>

<p>Dönüşüm kuralları uygulanırsa:</p>

<p><strong>Özbekiston Respublikasi Prezidenti Şavkat Mirziyoyev</strong></p>

<p>Bugünkü:</p>

<p><strong>Toshkent shahrida</strong></p>

<p>Yeni biçimi:</p>

<p><strong>Toşkent şahrida</strong></p>

<p>Bugünkü:</p>

<p><strong>O‘zbek tili</strong></p>

<p>Yeni biçimi:</p>

<p><strong>Özbek tili</strong></p>

<p>Bugünkü:</p>

<p><strong>o‘zbekcha so‘z</strong></p>

<p>Yeni biçimi:</p>

<p><strong>özbekça söz</strong></p>

<p>Bugünkü:</p>

<p><strong>yosh o‘quvchilar uchun</strong></p>

<p>Dönüşüm uygulandığında:</p>

<p><strong>yoş öquvçilar uçun</strong></p>

<p>şeklinde görünebilir.</p>

<p>Bu örnekler Özbekçe metinlerin Türkiye Türkçesi kullanan bir okuyucuya görsel olarak daha tanıdık gelebileceğini ortaya koyuyor.</p>

<hr />
<h1>Bütün apostroflar kaldırılmıyor</h1>

<p>Reformla ilgili önemli yanlış anlamalardan biri de bu olabilir.</p>

<p>O‘ ve G‘ içindeki işaretlerin kaldırılması, Özbekçedeki bütün kesme veya tutuq işaretlerinin ortadan kalkması anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yeni alfabenin tanımı zaten:</p>

<p><strong>28 harf + 1 tutuq işareti</strong></p>

<p>şeklinde.</p>

<p>Dolayısıyla:</p>

<p><strong>ma’no</strong></p>

<p><strong>ta’lim</strong></p>

<p><strong>san’at</strong></p>

<p><strong>e’lon</strong></p>

<p><strong>mas’ul</strong></p>

<p>gibi kelimelerde kullanılan tutuq işareti varlığını sürdürecek.</p>

<p>Burada iki farklı kullanım birbirinden ayrılıyor:</p>

<p><strong>O‘ ve G‘ içindeki işaret → yerine Ö ve Ğ geliyor.</strong></p>

<p><strong>Kelime içindeki tutuq işareti → korunuyor.</strong></p>

<hr />
<h1>Ng kaldırılmıyor, statüsü değişiyor</h1>

<p>“Ng alfabeden çıkarılıyor” ifadesi tek başına kullanıldığında yanlış anlaşılabilir.</p>

<p>Daha doğru ifade:</p>

<p><strong>Ng, alfabenin bağımsız bir harf birleşimi olmaktan çıkarılıyor.</strong></p>

<p>Bu nedenle:</p>

<p><strong>yangi</strong></p>

<p><strong>rang</strong></p>

<p><strong>tong</strong></p>

<p>gibi kelimeler kullanılmaya devam edebilecek.</p>

<p>Özbekçede ilgili sesin ortadan kaldırılması söz konusu değil.</p>

<p>Ayrıca yeni sistemde Ng yerine ayrı bir <strong>Ñ</strong> harfi getirilmesi de öngörülmüyor.</p>

<hr />
<h1>Neden değişiklik yapılıyor?</h1>

<p>Reform yalnızca kültürel bir tercih değil.</p>

<p>Önemli gerekçelerden biri <strong>dijitalleşme</strong>.</p>

<p>Bugünkü <strong>O‘ ve G‘</strong> yazımlarında kullanılan apostrof benzeri karakterler, farklı bilgisayar programlarında ve klavyelerde farklı Unicode karakterleriyle yazılabiliyor.</p>

<p>İnsan gözü açısından aynı gibi görünen iki işaret, bilgisayar açısından birbirinden farklı karakterler olabiliyor.</p>

<p>Bu durum özellikle:</p>

<p>arama motorlarında,</p>

<p>elektronik veri tabanlarında,</p>

<p>alfabetik sıralamada,</p>

<p>resmî kişi kayıtlarında,</p>

<p>otomatik metin işlemede,</p>

<p>klavye kullanımında,</p>

<p>dijital arşivlerde,</p>

<p>makine çevirisinde</p>

<p>sorunlara neden olabiliyor.</p>

<p>Ö, Ğ, Ş ve Ç gibi standart Unicode harflerinin kullanılması bu problemlerin önemli bir bölümünü azaltabilir.</p>

<p>Yeni sistem için klavye çözümleri ve mevcut metinlerin yeni yazıma otomatik aktarılmasını sağlayacak yazılımların geliştirilmesi de planlanıyor.</p>

<hr />
<h1>“Bir ses, bir harf” yaklaşımına doğru</h1>

<p>Reform özellikle:</p>

<p><strong>Sh → Ş</strong></p>

<p>ve</p>

<p><strong>Ch → Ç</strong></p>

<p>dönüşümleriyle tek bir sesi iki Latin karakteri yerine tek bir grafik işaretle göstermeye yaklaşıyor.</p>

<p>Ancak yeni Özbek alfabesinin tamamen ve istisnasız biçimde:</p>

<p><strong>“bir ses = bir harf”</strong></p>

<p>sistemine dönüştüğü söylenmemeli.</p>

<p>Daha doğru ifade, reformun <strong>bu ilkeye yaklaşan, yazımı sadeleştiren ve dijital standardizasyonu artıran bir düzenleme</strong> olduğudur.</p>

<hr />
<h1>Türk dünyası açısından neden önemli?</h1>

<p>Reformun Özbekistan sınırlarını aşan en dikkat çekici yönü Türk dünyasındaki ortak alfabe çalışmaları.</p>

<p>Türk Dünyası Ortak Alfabe Komisyonu, <strong>9–11 Eylül 2024 tarihlerinde Bakü’de</strong> yaptığı toplantıda <strong>34 harften oluşan Latin esaslı Ortak Türk Alfabesi</strong> üzerinde uzlaşmıştı.</p>

<p>Bu çalışma Türk Akademisi koordinasyonunda ve Türk Devletleri Teşkilatıyla iş birliği içinde yürütülüyor.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrıntı var:</p>

<h3>Ortak Türk Alfabesi devletler açısından doğrudan bağlayıcı bir alfabe değil</h3>

<p>Komisyon kararları <strong>tavsiye niteliğinde</strong>.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<p><strong>“Özbekistan Ortak Türk Alfabesine geçti”</strong></p>

<p>ifadesi doğru değil.</p>

<p>En doğru ifade:</p>

<h3>Özbekistan, kendi ulusal alfabesini Ortak Türk Alfabesiyle daha uyumlu hâle getiriyor</h3>

<p>olacaktır.</p>

<p>Çünkü yeni Özbek sisteminde öngörülen:</p>

<p><strong>Ö</strong></p>

<p><strong>Ğ</strong></p>

<p><strong>Ş</strong></p>

<p><strong>Ç</strong></p>

<p>harflerinin tamamı Ortak Türk Alfabesi sisteminde de bulunuyor.</p>

<hr />
<h1>Ortak alfabe bütün Türk dillerini aynılaştırmak anlamına gelmiyor</h1>

<p>Türkçe, Özbekçe, Azerbaycan Türkçesi, Kazakça, Kırgızca, Türkmence ve diğer Türk dillerinin ses sistemleri birbirinden farklı.</p>

<p>Bu nedenle Ortak Türk Alfabesi:</p>

<p><strong>“Bütün Türk dilleri aynı şekilde yazılacak.”</strong></p>

<p>anlamına gelmiyor.</p>

<p>Amaç, Türk dillerindeki seslerin gösteriminde mümkün olduğu kadar ortak bir Latin grafik havuzu oluşturmak.</p>

<p>Örneğin yeni Özbek sistemindeki:</p>

<p><strong>Ş ve Ç</strong></p>

<p>Türkiye Türkçesindeki karşılıklarıyla oldukça yakın.</p>

<p>Buna karşılık:</p>

<p><strong>Ö ve Ğ</strong></p>

<p>grafik olarak aynı olsa da her iki dilde tamamen aynı fonetik işleve sahip değil.</p>

<p>Bu nedenle ortaklaşma esas olarak <strong>yazı sistemi ve grafik uyum</strong> düzeyinde değerlendirilmeli.</p>

<hr />
<h1>Türkiye’den bakan biri farkı hemen görebilecek</h1>

<p>Bugün Türkiye Türkçesi konuşan bir okuyucu şu ifadeyi gördüğünde:</p>

<p><strong>O‘zbekistonning Toshkent shahridagi o‘quvchilar</strong></p>

<p>özellikle O‘, Sh ve Ch gibi yazımlara alışık değilse metni okumakta duraksayabilir.</p>

<p>Yeni dönüşüm kuralları uygulandığında aynı yapı:</p>

<p><strong>Özbekistonning Toşkent şahridagi öquvçilar</strong></p>

<p>şeklinde görünebilir.</p>

<p>Türkiye’deki okuyucu:</p>

<p><strong>Ş</strong></p>

<p>ve</p>

<p><strong>Ç</strong></p>

<p>harflerini doğrudan tanıyacak.</p>

<p>Ö ve Ğ de grafik olarak tanıdık olacak.</p>

<p>Bu durum iki dili aynılaştırmayacak ancak <strong>metinsel yabancılığı azaltabilecek.</strong></p>

<hr />
<h1>Türkiye ve Azerbaycan’la grafik yakınlık artacak</h1>

<p>Türkiye Türkçesinde:</p>

<p><strong>Ç – Ğ – Ö – Ş</strong></p>

<p>harflerinin tamamı kullanılıyor.</p>

<p>Azerbaycan Latin alfabesinde de bu karakterler yer alıyor.</p>

<p>Özbekistan’ın aynı grafik işaretleri kullanmaya başlaması, Türk dünyasının büyük bölümünde benzer seslerin daha tanıdık harflerle gösterilmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu durum özellikle:</p>

<p>ortak yayınlar,</p>

<p>akademik çalışmalar,</p>

<p>dijital sözlükler,</p>

<p>çevrim içi eğitim,</p>

<p>elektronik arşivler,</p>

<p>otomatik çeviri,</p>

<p>yapay zekâ uygulamaları</p>

<p>açısından önem taşıyor.</p>

<hr />
<h1>Dijital dünyada ortak alfabenin önemi büyüyor</h1>

<p>Ortak veya birbirine uyumlu alfabeler geçmişte daha çok kültürel birlik açısından tartışılıyordu.</p>

<p>Bugün ise konu doğrudan teknolojiyle bağlantılı.</p>

<p>Birbirine daha yakın yazı sistemleri:</p>

<p>Türk dilleri arasında makine çevirisini,</p>

<p>OCR sistemlerini,</p>

<p>arama motorlarını,</p>

<p>ortak dijital sözlükleri,</p>

<p>büyük dil modellerini,</p>

<p>elektronik kütüphaneleri,</p>

<p>ortak terminoloji veri tabanlarını</p>

<p>geliştirmeyi kolaylaştırabilir.</p>

<p>Özellikle yapay zekâ çağında farklı karakterlerle yazılan aynı veya benzer kelimelerin standart biçimde işlenmesi giderek daha büyük önem taşıyor.</p>

<p>Bu açıdan Özbekistan’ın alfabe reformu yalnızca bir dil politikası değil, aynı zamanda <strong>dijital dil altyapısı meselesi</strong>.</p>

<hr />
<h1>Özbekistan’ın alfabe değişiklikleri yeni değil</h1>

<p>Özbekistan’ın alfabe tartışması yaklaşık bir asırlık geçmişe sahip.</p>

<p>Sovyetler Birliği’nin ilk dönemlerinde Özbekçe bir süre Latin esaslı sistemlerle yazıldı.</p>

<p>Daha sonra Kiril alfabesine geçildi.</p>

<p>Bağımsızlığın ardından <strong>2 Eylül 1993 tarihinde</strong> Latin esaslı Özbek alfabesinin yeniden kabul edilmesi kararlaştırıldı.</p>

<p>1993’te kabul edilen sistem <strong>31 harf ve bir tutuq işaretinden</strong> oluşuyordu.</p>

<p>1995 yılında yapılan değişiklikle sistem bugün kullanılan:</p>

<p><strong>26 harf + Sh + Ch + Ng</strong></p>

<p>yapısına dönüştürüldü.</p>

<p>2026 düzenlemesi bu nedenle Özbekistan’ın Latin yazısındaki yaklaşık otuz yıllık tecrübesinin yeniden değerlendirilmesi anlamına geliyor.</p>

<p>Ancak bugünkü reformu, 1993 sistemine tamamen geri dönüş şeklinde değerlendirmek doğru değil.</p>

<p>Yeni sistem geçmiş alfabelerden bazı grafik unsurları hatırlatsa da <strong>kendi başına yeni bir standartlaştırma girişimi</strong>.</p>

<hr />
<h1>Pasaport ve diplomalar ne olacak?</h1>

<p>Vatandaşlar açısından en önemli sorulardan biri mevcut belgelerin durumu.</p>

<p>Açıklanan geçiş esaslarına göre yeni sisteme geçiş <strong>kademeli</strong> olacak.</p>

<p>Yeni düzenleme yürürlüğe girmeden önce mevcut alfabe ile hazırlanmış:</p>

<p><strong>pasaportlar,</strong></p>

<p><strong>diplomalar,</strong></p>

<p><strong>sertifikalar,</strong></p>

<p><strong>resmî belgeler</strong></p>

<p>geçerliliğini koruyacak.</p>

<p>Sadece alfabe değişikliği nedeniyle bütün vatandaşlardan belgelerini derhal yenilemeleri beklenmiyor.</p>

<p>Millî para ve diğer kıymetli evrakların da geçerliliğini koruması öngörülüyor.</p>

<p>Kamu kurumlarındaki bazı tabelalar ve işaretler ise belirlenen geçiş süresi veya kullanım ömürleri çerçevesinde kademeli olarak değiştirilecek.</p>

<hr />
<h1>Senato onayı ile yürürlüğe giriş aynı şey değil</h1>

<p>Haberin hukuki açıdan en önemli bölümü burası.</p>

<p><strong>10 Eylül 2026 itibarıyla kesin olan:</strong></p>

<p>Özbekistan Oliy Majlisi Senatosu düzenlemeyi <strong>onayladı</strong>.</p>

<p>Ancak Senato onayı tek başına:</p>

<p><strong>“Özbekistan yeni alfabeye geçti.”</strong></p>

<p>demek için yeterli değil.</p>

<p>11 Eylül 2026 itibarıyla incelenen resmî mevzuat kayıtlarında düzenlemenin Cumhurbaşkanı tarafından imzalanarak nihai biçimde yürürlüğe girdiğini gösteren kayıt henüz görülmedi.</p>

<p>Bu nedenle mevcut aşamada en doğru haber dili:</p>

<p><strong>“Özbekistan Senatosu alfabe değişikliğini onayladı.”</strong></p>

<p>veya</p>

<p><strong>“Özbekistan yeni alfabe düzenlemesine hazırlanıyor.”</strong></p>

<p>şeklinde olmalı.</p>

<hr />
<h1>Dört harften çok daha büyük bir değişiklik</h1>

<p>İlk bakışta reform yalnızca:</p>

<p><strong>O‘ → Ö</strong></p>

<p><strong>G‘ → Ğ</strong></p>

<p><strong>Sh → Ş</strong></p>

<p><strong>Ch → Ç</strong></p>

<p>değişikliğinden oluşuyor gibi görünebilir.</p>

<p>Ancak kararın önemi bundan çok daha büyük.</p>

<p>Özbekistan bir taraftan yaklaşık otuz yıllık Latin alfabesi uygulamasında ortaya çıkan teknik sorunları azaltmayı amaçlıyor.</p>

<p>Bir taraftan Özbekçeyi dijital dünyada daha standart ve kolay işlenebilir hâle getirmeye çalışıyor.</p>

<p>Diğer taraftan Özbek yazısı Türkiye ve Azerbaycan başta olmak üzere Latin alfabesi kullanan Türk dilleriyle grafik olarak yakınlaşıyor.</p>

<p>Aynı zamanda 2024 yılında üzerinde uzlaşılan Ortak Türk Alfabesi yaklaşımının ulusal alfabe tartışmalarında giderek daha görünür hâle geldiğini gösteriyor.</p>

<p>Bu nedenle Özbekistan’ın kararı yalnızca dört harfin nasıl yazılacağını belirleyen teknik bir düzenleme değil.</p>

<p>Aynı zamanda <strong>dil, teknoloji, kültür ve Türk dünyasındaki ortak iletişim arayışının kesiştiği önemli bir adım</strong>.</p>

<p>Önümüzdeki dönemde asıl soru şu olacak:</p>

<h3>Türk dilleri kendi ses özelliklerini korurken ortak bir yazı alanı ne kadar genişleyebilir?</h3>

<p>Özbekistan’ın 2026 alfabe düzenlemesi, bu uzun yolculuğun en dikkat çekici adımlarından biri olabilir.</p>

<hr />
<h1>Kaynaklar</h1>

<p><strong>Özbekistan Cumhuriyeti Oliy Majlisi</strong></p>

<p>Latin esaslı Özbek alfabesinin geliştirilmesine ilişkin yasama çalışmaları, 2026.</p>

<p><strong>Lex.uz — Özbekistan Cumhuriyeti Ulusal Mevzuat Veri Tabanı</strong></p>

<p>Latin esaslı Özbek alfabesine ilişkin parlamento kararları ve mevzuat kayıtları.</p>

<p><strong>Özbekistan Adalet sistemi</strong></p>

<p>10 Eylül 2026 tarihli yeni Özbek Latin alfabesine ilişkin hukuki ve teknik bilgilendirme.</p>

<p><strong>Türk Akademisi</strong></p>

<p>9–11 Eylül 2024, Bakü — 34 harfli Ortak Türk Alfabesi üzerinde uzlaşıya ilişkin açıklama.</p>

<p><strong>Türk Akademisi</strong></p>

<p>Ortak Türk Alfabesi Komisyonu kararlarının niteliği ve uygulama yaklaşımı.</p>

<p><strong>Türk Akademisi</strong></p>

<p>Haziran 2026, Astana — Ortak Türk Alfabesi Komisyonunun dördüncü toplantısı.</p>

<p><strong>Ali Şir Nevai Taşkent Devlet Özbek Dili ve Edebiyatı Üniversitesi</strong></p>

<p>Özbek alfabesinin geliştirilmesi, Türk dillerinin alfabeleri ve ortak alfabe üzerine akademik çalışmalar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ozbekistan-senatosu-onayladi-o-g-sh-ve-ch-yerine-o-g-s-ve-c-ongoruluyor</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 15:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/ozbekistan-ortak-turk-alfabesi-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="79850"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Memur Emeklisine Seyyanen Zam Son Dakika: Gözler AYM’de]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/memur-emeklisine-seyyanen-zam-son-dakika-gozler-aymde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/memur-emeklisine-seyyanen-zam-son-dakika-gozler-aymde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Memur emeklisine seyyanen zam tartışması yeniden gündemin üst sıralarına çıktı. 2023’te çalışan memurlara verilen 8.077 TL’lik ilave ödemenin emeklilere yansıtılması talebi AYM’de. 25 bin TL zam ve geriye dönük ödeme iddialarında ise henüz kesinleşmiş karar yok.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Memur Emeklisine Seyyanen Zam Son Dakika: Gözler AYM’nin Kararında</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Memur emeklilerinin uzun süredir takip ettiği seyyanen zam tartışması yeniden gündemde. 2023 yılında görevdeki memurlara verilen ancak memur emeklilerinin aylıklarına aynı şekilde yansıtılmayan 8 bin 77 TL’lik ilave ödeme konusunda yürütülen hukuki süreç Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı.</p>

<p>Son günlerde “memur emeklisine seyyanen zam”, “25 bin TL seyyanen zam” ve “geriye dönük ödeme” başlıklarının yeniden gündeme gelmesiyle milyonlarca emeklinin gözü AYM’den çıkacak karara çevrildi.</p>

<p>AYM’DE NE OLDU?</p>

<p>Sürecin merkezinde, 2023 yılında görevdeki kamu çalışanlarına verilen 8 bin 77 TL tutarındaki ilave ödemenin memur emeklilerinin aylıklarına yansıtılmaması bulunuyor.</p>

<p>Memur emeklilerinin bu uygulamaya yönelik başvuruları hukuki süreci başlattı.</p>

<p>Son önemli gelişme ise 6 Ağustos 2026 tarihinde yaşandı. Seyfettin Çilesiz tarafından yapılan ikinci bireysel başvurunun, daha önce açılan 2026/7162 numaralı dosyayla birleştirilmesine karar verildi.</p>

<p>Ancak burada kritik bir ayrım bulunuyor:</p>

<p>Dosyaların birleştirilmesi, AYM’nin memur emeklilerine seyyanen zam verilmesine karar verdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Mahkemenin başvurunun esasına ilişkin nihai kararı bekleniyor.</p>

<p>25 BİN TL SEYYANEN ZAM NEREDEN ÇIKTI?</p>

<p>Son dönemde tartışmanın en dikkat çekici başlıklarından biri “memur emeklisine 25 bin TL seyyanen zam” iddiası oldu.</p>

<p>Bu rakam, kesinleşmiş bir zam miktarı değil.</p>

<p>25 bin TL’ye ilişkin hesaplama, 2023 yılında çalışan memurlara verilen 8 bin 77 TL’lik ilave ödemenin sonraki maaş artışlarıyla günümüzde ulaşabileceği tutar üzerinden yapılan değerlendirmelere dayanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla şu aşamada “memur emeklilerine 25 bin TL seyyanen zam verilecek” şeklinde kesin bir değerlendirme yapmak mümkün değil.</p>

<p>AYM KARARI ÇIKTI MI?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>11 Eylül 2026 itibarıyla kamuoyuna yansıyan son durumda, memur emeklilerine 25 bin TL seyyanen zam yapılmasını kesinleştiren AYM kararı bulunmuyor.</p>

<p>6 Ağustos’taki gelişme, başvuruların birleştirilmesine ilişkin usule yönelik bir karar niteliğinde.</p>

<p>Asıl önemli aşama, AYM’nin başvurunun esasına ilişkin vereceği karar olacak.</p>

<p>GERİYE DÖNÜK 1 MİLYON TL ÖDEME YAPILACAK MI?</p>

<p>Tartışılan bir diğer konu ise bazı memur emeklileri açısından geriye dönük yaklaşık 1 milyon TL ödeme doğabileceği iddiası.</p>

<p>Bu rakam da kesinleşmiş bir ödeme değil.</p>

<p>Basına yansıyan hesaplamalar, seyyanen ödemenin memur emeklilerine de uygulanması gerektiği yönünde bir sonuç çıkması durumunda geçmiş dönemlere ilişkin oluşabilecek farkların bugünkü değerleri üzerinden yapılan değerlendirmelere dayanıyor.</p>

<p>AYM’nin esas hakkında nasıl bir karar vereceği, olası bir kararın geriye yürüyüp yürümeyeceği ve kimlerin hangi şartlarla bundan yararlanabileceği netleşmeden “1 milyon TL ödeme yapılacak” demek doğru değil.</p>

<p>SSK VE BAĞ-KUR EMEKLİLERİ DE KAPSAMDA MI?</p>

<p>Mevcut hukuki sürecin en çok karıştırılan noktalarından biri de bu.</p>

<p>AYM’ye taşınan başvurunun temelinde çalışan memurlara verilen ilave ödemenin memur emeklilerine yansıtılmaması bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle mevcut dava doğrudan memur emeklilerini ilgilendiriyor.</p>

<p>SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin AYM’deki bu dosya sonucunda otomatik olarak aynı seyyanen artıştan yararlanacağı yönünde kesinleşmiş bir karar veya düzenleme bulunmuyor.</p>

<p>SSK ve Bağ-Kur emeklilerini de kapsayacak genel bir seyyanen zam için ayrıca hukuki veya yasal bir düzenleme gerekebilir.</p>

<p>MEMUR EMEKLİSİNİN GÖZÜ AYM’DE</p>

<p>Gelinen aşamada memur emeklilerinin seyyanen zam beklentisinde en kritik başlık AYM’nin esas hakkında vereceği karar.</p>

<p>Mahkemenin dosyaları birleştirmesi sürecin devam ettiğini gösteriyor ancak bu gelişme tek başına zam hakkının doğduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu nedenle “25 bin TL seyyanen zam” ve “1 milyon TL geriye dönük ödeme” gibi rakamların kesinleşmiş haklar olarak değil, olası bir karar üzerinden yapılan hesaplamalar olarak değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Özetle 11 Eylül 2026 itibarıyla memur emeklisine yeni bir seyyanen zam kesinleşmiş değil. Gözler AYM’nin esas hakkında vereceği karara çevrilmiş durumda.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/memur-emeklisine-seyyanen-zam-son-dakika-gozler-aymde</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 15:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/i-m-g-8188.jpeg" type="image/jpeg" length="89132"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Donuk Omuza Ne İyi Gelir? Egzersiz, Sıcak Uygulama ve Takviyelerin Kanıtı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/donuk-omuza-ne-iyi-gelir-egzersiz-sicak-uygulama-ve-takviyelerin-kaniti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/donuk-omuza-ne-iyi-gelir-egzersiz-sicak-uygulama-ve-takviyelerin-kaniti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Donuk omuzda sıcak uygulama ve uygun egzersizler şikâyetlerin yönetimine yardımcı olabilir. Ancak vitamin, mineral ve bitkisel takviyelerin hastalığı iyileştirdiğini gösteren güçlü kanıt bulunmuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Donuk omuz, tıbbi adıyla adezif kapsülit, omuzda giderek artan ağrı ve belirgin hareket kısıtlılığıyla seyreden bir durum. Özellikle kolu yukarı kaldırmak, arkaya uzatmak, giyinmek veya gece ağrıyan omuzun üzerine yatmak zorlaşabiliyor.</p>

<p>Peki donuk omuza gerçekten ne iyi geliyor? Güncel bilimsel kanıtlar, tek bir besin veya takviyeden çok ağrının kontrol edilmesi, omuz hareketlerinin kişiye uygun şekilde sürdürülmesi, egzersiz ve gerektiğinde ek tedavilerden oluşan bir yaklaşımı destekliyor. Vitamin, mineral veya bitkisel takviyelerin donuk omuzu çözdüğünü gösteren güçlü klinik kanıt ise yok.</p>

<p>DONUK OMUZ NEDİR?</p>

<p>Omuz eklemini çevreleyen kapsül normalde kolun geniş bir hareket aralığında hareket etmesine izin verir. Adezif kapsülitte bu kapsülde inflamasyon, kalınlaşma ve sertleşme gelişebilir.</p>

<p>Hastalığın ayırt edici özelliklerinden biri yalnızca kişinin kendi hareketlerinin değil, başka biri tarafından hareket ettirildiğinde da omuzun hareket açıklığının kısıtlanmasıdır. Özellikle dışa döndürme hareketinde belirgin kayıp görülebilir.</p>

<p>Donuk omuz zaman içinde düzelebilen bir hastalık olsa da “nasıl olsa kendiliğinden geçer” yaklaşımı her hasta için doğru değildir. Güncel klinik kılavuzlar bazı kişilerde tam hareket açıklığının kendiliğinden geri dönmeyebileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>İYİLEŞME AYLAR, BAZEN YILLAR SÜREBİLİR</p>

<p>Donuk omuz genellikle ağrının baskın olduğu dönemden giderek artan sertliğe, ardından hareketlerin yavaş yavaş açıldığı döneme ilerler.</p>

<p>Bu süreç hızlı değildir. Klinik kaynaklarda şikâyetlerin bir ila üç yıl içinde belirgin biçimde iyileşebildiği belirtiliyor. Ancak hastalığın süresi ve şiddeti kişiden kişiye oldukça değişebilir.</p>

<p>Bu nedenle haftalar içinde sonuç vaat eden “donuk omuzu çözen” takviye veya doğal tedavi iddialarına temkinli yaklaşmak gerekiyor.</p>

<p>EVDE SICAK UYGULAMA İŞE YARAR MI?</p>

<p>Sıcak uygulama bazı kişilerde ağrıyı azaltabilir ve egzersiz öncesinde omuzun daha rahat hareket ettirilmesini sağlayabilir.</p>

<p>Ancak sıcak uygulamayı hastalığın kendisini tedavi eden bir yöntem olarak görmek doğru değil. Primer donuk omuza ilişkin güncel klinik kılavuzda derin ısı tedavisinin ağrı ve hareket açıklığı üzerindeki yararına ilişkin kanıtların çok düşük düzeyde olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Evde sıcak veya soğuk uygulama, daha çok belirtilerin geçici olarak kontrol edilmesine yardımcı olan destekleyici yöntemler arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>EGZERSİZDE “NE KADAR ÇOK, O KADAR İYİ” KURALI YOK</p>

<p>Donuk omuz tedavisinin temel parçalarından biri omuz hareket açıklığını korumaya ve zaman içinde artırmaya yönelik egzersizlerdir.</p>

<p>Fakat ağrıya rağmen omuzu zorlayarak germek iyileşmeyi hızlandırmak zorunda değil. Egzersizin şiddeti hastalığın dönemine ve omuzun ne kadar hassas olduğuna göre ayarlanmalı.</p>

<p>Özellikle ağrının yoğun olduğu dönemde agresif germe yerine tolere edilebilen hareket açıklığında kontrollü egzersizler tercih edilebilir. Fizyoterapist veya hekim, kişinin hareket kaybına göre uygun programı belirleyebilir.</p>

<p>ENJeksiyon VE FİZİK TEDAVİ BİRLİKTE AVANTAJ SAĞLAYABİLİR</p>

<p>2026 yılında yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analiz, beş randomize çalışmadaki toplam 198 hastanın sonuçlarını değerlendirdi.</p>

<p>Fizik tedaviye eklenen eklem içi kortikosteroid enjeksiyonu; yalnız fizik tedaviyle karşılaştırıldığında kısa dönemde omuz fonksiyonunda ve bazı hareket açıklığı ölçümlerinde daha fazla iyileşmeyle ilişkilendirildi. Ağrı skorundaki düşüş açısından ise gruplar arasında anlamlı fark gösterilemedi.</p>

<p>Daha önceki geniş kapsamlı analizler de eklem içi kortikosteroid enjeksiyonlarının özellikle hastalığın erken dönemlerinde kısa süreli ağrı ve fonksiyon yararı sağlayabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Bu, her donuk omuz hastasına enjeksiyon yapılması gerektiği anlamına gelmiyor. Hastalığın evresi, diyabet gibi eşlik eden durumlar ve kişinin klinik tablosu değerlendirilerek karar verilmesi gerekiyor.</p>

<p>PEKİ VİTAMİN D?</p>

<p>Vitamin D, donuk omuzla ilgili en sık gündeme gelen takviyelerden biri.</p>

<p>Bazı gözlemsel araştırmalarda düşük vitamin D düzeyi ile daha fazla omuz ağrısı arasında ilişki bildirilmiş olsa da bu bulgu vitamin D eksikliğinin donuk omuza neden olduğunu veya vitamin D almanın hastalığı tedavi ettiğini kanıtlamıyor.</p>

<p>Mevcut klinik literatürde vitamin D düzeyini yükseltmek amacıyla yapılan takviyenin donuk omuzun doğal seyrini değiştirdiği gösterilmiş değil.</p>

<p>Vitamin D eksikliği saptanan kişilerin eksiklik açısından tedavi edilmesi ayrı bir tıbbi konu. Eksikliği olmayan bir kişinin yalnızca donuk omuzu iyileştirmek amacıyla vitamin D kullanmasının kanıta dayalı standart bir tedavi olduğu söylenemez.</p>

<p>MAGNEZYUM, OMEGA-3 VE DİĞER TAKVİYELER?</p>

<p>Magnezyum, omega-3 yağ asitleri, bazı vitaminler ve başka besin bileşenlerinin inflamasyon veya kronik ağrıyla ilişkisi uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>2026 yılında donuk omuzlu hastalarda yayımlanan kesitsel bir çalışma, beslenme profili ile ağrı ve omuz fonksiyonları arasındaki olası ilişkileri inceledi. Ancak kesitsel çalışmalar neden-sonuç ilişkisi gösteremez.</p>

<p>Başka bir deyişle, belirli bir besini daha fazla tüketmenin veya magnezyum, omega-3 ya da başka bir takviye kullanmanın donuk omuzu iyileştireceği bu tür verilerden çıkarılamaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Donuk omuzun tedavisinde bu takviyeleri rutin olarak önerebilmek için yeterli, yüksek kaliteli klinik çalışma bulunmuyor.</p>

<p>“ANTİİNFLAMATUVAR BESLENME” TEDAVİ SAYILIR MI?</p>

<p>Sebze, meyve, tam tahıl, sağlıklı yağ kaynakları ve yeterli protein içeren dengeli bir beslenme genel sağlık açısından değerlidir.</p>

<p>Metabolik sağlık da donuk omuz açısından dikkate değer. Diyabet, tiroid hastalıkları ve lipid bozukluklarının primer donuk omuz riskinin artmasıyla ilişkili olduğuna dair kanıtlar bulunuyor.</p>

<p>Fakat belirli bir “antiinflamatuvar diyetin” gelişmiş donuk omuzu açtığını veya eklem kapsülündeki değişiklikleri tersine çevirdiğini gösteren yeterli klinik kanıt henüz yok.</p>

<p>DONUK OMUZ KİMLERDE DAHA SIK GÖRÜLEBİLİR?</p>

<p>Donuk omuz özellikle orta yaş ve sonrasında daha sık görülüyor.</p>

<p>Riskin arttığı durumlar arasında diyabet ve tiroid hastalıkları bulunuyor. Omuzun ameliyat, kırık, yaralanma veya başka bir nedenle uzun süre hareketsiz kalması da ikincil donuk omuz gelişimine zemin hazırlayabilir.</p>

<p>Bu ilişkiler nedeniyle nedeni açıklanamayan belirgin omuz sertliğinde yalnızca ağrıyı değil, kişinin genel sağlık durumunu da değerlendirmek gerekebilir.</p>

<p>HER OMUZ AĞRISI DONUK OMUZ DEĞİL</p>

<p>Rotator manşet sorunları, bursit, kireçlenme, boyundan kaynaklanan ağrı ve başka kas-iskelet sistemi hastalıkları da omuz ağrısına yol açabilir.</p>

<p>Donuk omuzda ağrıya ek olarak hem aktif hem pasif hareketlerde belirgin kısıtlılık olması tanıda önemli ipuçlarından biridir.</p>

<p>Özellikle birkaç haftadır giderek artan hareket kaybı varsa, gece ağrısı belirginleşiyorsa veya kolu kaldırma ve arkaya götürme giderek zorlaşıyorsa değerlendirme uygun olur.</p>

<p>DONUK OMUZDA KANITIN EN GÜÇLÜ OLDUĞU YAKLAŞIM NE?</p>

<p>Mevcut araştırmalar tek bir “en iyi” yöntemin bütün hastalara uygulanmasını desteklemiyor.</p>

<p>Tedavi çoğunlukla hastalığın dönemine göre düzenlenen hareket ve germe egzersizlerini, fizik tedaviyi ve gerekli kişilerde ağrı kontrolünü içeriyor. Erken ve ağrılı dönemde eklem içi kortikosteroid enjeksiyonu kısa dönem rahatlama sağlayabilir; bazı hastalarda enjeksiyon ile egzersiz veya fizik tedavinin birlikte uygulanması ek fayda sağlayabilir.</p>

<p>Dirençli olgularda hidrodilatasyon, sinir bloğu veya daha ileri girişimler de hekim değerlendirmesiyle gündeme gelebilir.</p>

<p>Takviyeler ise bu kanıt zincirinde aynı düzeyde değil. Eksikliği belirlenmiş bir vitamin veya mineralin yerine konması başka bir konu olsa da, donuk omuzu tedavi etmek amacıyla rutin takviye kullanımının güçlü klinik kanıtı bulunmuyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgilendirmesi amacı taşır. Omuz ağrısı ve hareket kaybının farklı nedenleri olabilir. Egzersiz, ilaç, enjeksiyon veya takviye konusunda kişisel karar vermeden önce sağlık profesyoneline danışın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Annals of Rehabilitation Medicine — Clinical Practice Guidelines for Diagnosis and Non-Surgical Treatment of Primary Frozen Shoulder</p>

<p>Journal of Shoulder and Elbow Surgery — Intra-articular Corticosteroid Injection Combined With Physical Therapy Versus Physical Therapy Alone for Adhesive Capsulitis</p>

<p>JAMA Network Open — Comparison of Treatments for Frozen Shoulder: A Systematic Review and Meta-analysis</p>

<p>British Medical Bulletin — Pharmacological Interventions for Early-Stage Frozen Shoulder: A Systematic Review and Network Meta-analysis</p>

<p>Frontiers in Medicine — Impact of Nutritional Profile on Pain and Functionality in Patients With Frozen Shoulder</p>

<p>Annals of Medical Research — Relationship of Serum Vitamin D Level With the Clinical Course of Adhesive Capsulitis</p>

<p>Cochrane — Manual Therapy and Exercise for Frozen Shoulder</p>

<p>Cleveland Clinic — Frozen Shoulder: Symptoms and Treatment </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/donuk-omuza-ne-iyi-gelir-egzersiz-sicak-uygulama-ve-takviyelerin-kaniti</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0281.jpeg" type="image/jpeg" length="51115"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özgürlük İsteğine “Hastalık” Dediler: Kölelerin Kaçışına Verilen Sözde Tanı — Drapetomania]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ozgurluk-istegine-hastalik-dediler-kolelerin-kacisina-verilen-sozde-tani-drapetomania</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ozgurluk-istegine-hastalik-dediler-kolelerin-kacisina-verilen-sozde-tani-drapetomania" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1851 yılında Amerikalı hekim Samuel A. Cartwright, köleleştirilmiş insanların sahiplerinden kaçma isteğini doğal bir özgürlük arayışı olarak değil, sözde bir zihinsel hastalık olarak tanımladı. “Drapetomania” adını verdiği bu kavram hiçbir zaman tıbbın evrensel kabul görmüş bir tanısı olmadı. Bugün ise bilimsel ırkçılığın ve tıbbi otoritenin kölelik düzenini meşrulaştırmak için nasıl kullanılabildiğinin çarpıcı örneklerinden biri olarak inceleniyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h1>Özgürlük İsteğine “Hastalık” Dediler</h1>

<p>Bir insan zincirlerinden kurtulmak için kaçarsa bunun nedeni nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugünün dünyasında yanıt açıktır:</p>

<p><strong>Özgür olmak istemektedir.</strong></p>

<p>Ancak 1851 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin köleci Güney eyaletlerinde çalışan bir hekim, köleleştirilmiş insanların kaçışını bambaşka biçimde yorumladı.</p>

<p>Samuel Adolphus Cartwright, köleleştirilmiş insanların sahiplerinden kaçmasını bir özgürleşme veya direniş davranışı olarak değil, sözde bir zihinsel bozukluğun belirtisi olarak sundu.</p>

<p>Bu sözde hastalığa verdiği isim ise tıp tarihine geçti:</p>

<p><strong>Drapetomania.</strong></p>

<p>Bugün hiçbir bilimsel geçerliliği bulunmayan bu kavram, tıp tarihinde bilimsel dilin ırkçı ve kölelik yanlısı düşüncelerle nasıl iç içe geçebildiğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<h2>Yıl 1851: Amerika kölelik konusunda bölünüyordu</h2>

<p>Drapetomania rastgele bir tarihsel dönemde ortaya çıkmadı.</p>

<p>Amerika Birleşik Devletleri, 19. yüzyılın ortalarında köleliğin geleceği konusunda derin biçimde bölünmüş durumdaydı.</p>

<p>1850 Uzlaşması kapsamında yürürlüğe giren yeni <strong>Fugitive Slave Act</strong>, kölelikten kaçarak özgür eyaletlere ulaşan kişilerin yakalanıp sahiplerine geri gönderilmesini kolaylaştırmıştı.</p>

<p>Cartwright’ın drapetomania kavramını ortaya attığı dönem tam da bu siyasi gerilimin hemen sonrasına denk geliyordu.</p>

<p>Modern tıp tarihçileri bu nedenle drapetomaniayı yalnızca tuhaf bir 19. yüzyıl tıp teorisi olarak değerlendirmiyor.</p>

<p>Kavram aynı zamanda kölelik düzeninin, dönemin ırksal kabullerinin ve siyasi atmosferinin tıbbi düşünceye nasıl yansıyabildiğinin bir örneği olarak inceleniyor.</p>

<h2>Bir tıp komitesinin başındaydı</h2>

<p>Cartwright sıradan bir köşe yazarı değildi.</p>

<p>Dönemin Güney tıp çevrelerinde tanınan bir hekimdi.</p>

<p>Louisiana’daki tıp örgütü tarafından siyah nüfusa özgü olduğu düşünülen hastalıkların ve fiziksel özelliklerin araştırılması amacıyla oluşturulan bir komitenin başkanlığına getirildi.</p>

<p>Hazırladığı rapor 1851 yılında <strong>New Orleans Medical and Surgical Journal</strong>da yayımlandı.</p>

<p>Cartwright’ın görüşlerinin önemli bölümleri aynı yıl dönemin etkili Güney yayınlarından <strong>De Bow’s Review</strong>da da yer aldı.</p>

<p>Cartwright burada siyah insanlara özgü olduğunu iddia ettiği iki sözde hastalık tanımlıyordu.</p>

<p>Bunlardan biri:</p>

<p><strong>Drapetomania.</strong></p>

<p>Diğeri ise:</p>

<p><strong>Dysaesthesia aethiopica.</strong></p>

<p>Cartwright ikinci kavramı da köleleştirilmiş veya özgür siyah insanların çalışmaya direnme, emirleri yerine getirmeme ya da kendisinin “itaatsizlik” olarak değerlendirdiği davranışlarını açıklamak amacıyla kullanıyordu.</p>

<p>Her iki kavramın ortak özelliği dikkat çekiciydi:</p>

<p><strong>Kölelik düzeninin beklentilerine uymayan davranışlar tıbbi bir sorun gibi sunuluyordu.</strong></p>

<h2>Drapetomania ne anlama geliyordu?</h2>

<p>Cartwright’a göre köleleştirilmiş bir insanın sahibinden kaçması normal bir insan davranışı olarak görülmemeliydi.</p>

<p>Bunu sözde bir zihinsel hastalığın belirtisi olarak yorumladı.</p>

<p>“Drapetomania” sözcüğü, Yunancada kaçan veya firari kişi anlamına gelen kök ile “mania” sözcüğünün birleştirilmesiyle oluşturulmuştu.</p>

<p>Sözde hastalığın en dikkat çekici “belirtisi” ise doğrudan kaçma davranışıydı.</p>

<p>Başka bir ifadeyle kişinin kölelikten kurtulmak amacıyla plantasyondan ayrılması, Cartwright’ın teorisinin kendi mantığı içinde hastalığın göstergesine dönüştürülüyordu.</p>

<p>Ancak Cartwright’ın bu iddialarının modern bilimsel ölçütlerle doğrulanmış bir biyolojik mekanizması, geçerli tanısal çerçevesi veya güvenilir bilimsel kanıtı bulunmuyordu.</p>

<p>Bugün drapetomania bilimsel bir hastalık olarak değil, <strong>ırkçı önkabullerin tıbbi terminoloji kullanılarak hastalıklaştırılmasının tarihsel bir örneği</strong> olarak değerlendiriliyor.</p>

<h2>“Tedavi” değil, itaat düzeni</h2>

<p>Cartwright yalnızca drapetomania adını ortaya atmakla kalmadı.</p>

<p>Bu sözde hastalığın önlenebileceğini de ileri sürdü.</p>

<p>Yaklaşımının temelinde köleleştirilmiş insanların sahiplerine karşı itaat içinde tutulması gerektiği düşüncesi bulunuyordu.</p>

<p>Cartwright, köleleştirilmiş kişilere belirli biçimde davranıldığı takdirde kaçma eğiliminin ortadan kaldırılabileceğini savunuyordu.</p>

<p>Bazı durumlarda fiziksel cezayı da kaçmayı önlemeye yönelik bir disiplin yöntemi olarak önerdi.</p>

<p>Dolayısıyla burada tıbbi terminoloji yalnızca davranışı açıklamak için kullanılmıyordu.</p>

<p>Aynı zamanda kölelik sisteminin disiplin anlayışına tıbbi bir gerekçe kazandırılmaya çalışılıyordu.</p>

<p>Modern tıp açısından bunların bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Tarihsel açıdan bakıldığında söz konusu yaklaşım, <strong>toplumsal kontrolün tıbbi kavramlarla gerekçelendirilmesinin</strong> dikkat çekici örneklerinden biridir.</p>

<h2>Her hekim bu görüşü kabul etmedi</h2>

<p>Drapetomania anlatılırken önemli bir tarihsel ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekiyor:</p>

<p><strong>Bu kavram 19. yüzyıl tıbbının genel kabul görmüş bir hastalık tanısı değildi.</strong></p>

<p>Cartwright’ın görüşleri bazı Güney çevrelerinde yayımlandı ve tartışıldı ancak dönemin bütün hekimleri tarafından benimsenmedi.</p>

<p>Hatta kavram başka tıp çevrelerinde eleştiri ve alay konusu da oldu.</p>

<p>Örneğin <strong>Buffalo Medical Journal and Monthly Review of Medical and Surgical Science</strong>, Aralık 1854’te Cartwright’ın “drapetomania” görüşlerini ele alan bir yazı yayımladı.</p>

<p>Dolayısıyla tarihsel olarak:</p>

<p><strong>“19. yüzyıldaki doktorlar kölelerin kaçmasını hastalık sayıyordu”</strong></p>

<p>demek doğru değildir.</p>

<p>Daha doğru ifade şudur:</p>

<p><strong>Cartwright ve onun düşüncelerine yakın belirli çevreler, kölelikten kaçışı tıbbi bir hastalık gibi göstermeye çalıştı.</strong></p>

<p>Bu ayrım hem tarihsel doğruluk hem de tıp tarihi açısından büyük önem taşıyor.</p>

<h2>Özgürlük arzusunun hastalıklaştırılması</h2>

<p>Drapetomania vakasını bugün hâlâ dikkat çekici kılan nokta burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bir insan zorla çalıştırılıyor.</p>

<p>Hareket özgürlüğü sınırlandırılıyor.</p>

<p>Kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olması engelleniyor.</p>

<p>Ve bu düzenden kaçmaya çalışıyor.</p>

<p>Ancak Cartwright’ın teorisinde sorgulanan şey kölelik sistemi değil, <strong>kaçmaya çalışan insanın davranışıydı.</strong></p>

<p>Baskıya karşı gösterilen tepki “anormal” ilan edilirken baskının oluşturduğu toplumsal düzen normal kabul ediliyordu.</p>

<p>Modern tıp tarihçileri drapetomaniayı bu nedenle bilimsel ırkçılık, kölelik, psikiyatri tarihi ve tıbbi otoritenin toplumsal işlevi çerçevesinde ele alıyor.</p>

<p>Cartwright’ın görüşlerinin dönemin kölelik yanlısı düşüncesinden bağımsız olmadığı; tıbbi terminolojinin ırksal hiyerarşileri desteklemek için kullanılmasının tarihsel örneklerinden birini oluşturduğu değerlendiriliyor.</p>

<h2>Drapetomania bugün bir hastalık değil</h2>

<p>Drapetomania modern tıpta veya psikiyatride kabul edilen bir hastalık değildir.</p>

<p>Günümüzde kullanılan psikiyatrik sınıflandırma sistemlerinde böyle bir tanı bulunmamaktadır.</p>

<p>Kavramın bugünkü önemi başka bir yerde yatıyor.</p>

<p>Drapetomania, tıp tarihinin şu temel sorularını gündeme getiriyor:</p>

<p>Bir davranışın hastalık olduğuna kim karar verir?</p>

<p>Bu karar bilimsel kanıtlara mı dayanır?</p>

<p>Toplumsal normlar bu kararları etkileyebilir mi?</p>

<p>Siyasi ve ekonomik sistemler tıbbi düşünce üzerinde ne kadar etkili olabilir?</p>

<ol start="19">
 <li>yüzyılda köleleştirilmiş insanların özgürlüğe ulaşmak amacıyla kaçması, Cartwright tarafından sözde bir tıbbi bozukluğun belirtisi olarak sunulabildi.</li>
</ol>

<p>Bugünden bakıldığında bu örnek, tıbbın yalnızca bilimsel ilerlemelerden oluşan doğrusal bir tarih olmadığını da hatırlatıyor.</p>

<p>Tıp tarihi aynı zamanda yanlış teorilerin, önyargıların ve toplumsal güç ilişkilerinin de tarihidir.</p>

<h2>1851’den günümüze kalan ders</h2>

<p>Drapetomania bugün yalnızca unutulmuş bir sözde hastalık adı değildir.</p>

<p>Aynı zamanda tıbbi otoritenin bilimsel kanıttan uzaklaşması durumunda nasıl toplumsal ve siyasi amaçların hizmetine girebileceğini gösteren tarihsel bir uyarıdır.</p>

<p>Tıp yalnızca hastalıkları tanımlamaz.</p>

<p>Aynı zamanda hangi davranışların “normal”, hangilerinin “anormal” kabul edileceği konusunda da önemli bir toplumsal otoriteye sahiptir.</p>

<p>Drapetomanianın tarihi bu nedenle bugün de anlamını koruyor:</p>

<p><strong>Bilimin gücü, ancak bilimsel kanıt, etik ilkeler ve insan onuru ile sınırlandığında toplumun yararına kullanılabilir.</strong></p>

<hr />
<h2>Kaynaklar</h2>

<ul>
 <li>Samuel A. Cartwright, <i>Report on the Diseases and Physical Peculiarities of the Negro Race</i>, New Orleans Medical and Surgical Journal, 1851.</li>
 <li>Samuel A. Cartwright, <i>Diseases and Peculiarities of the Negro Race</i>, De Bow’s Review, 1851.</li>
 <li>B. Bynum, <i>Drapetomania</i>, The Lancet, 2000; 356(9241):1615.</li>
 <li>Christopher D. E. Willoughby, <i>Running Away from Drapetomania: Samuel A. Cartwright, Medicine, and Race in the Antebellum South</i>, The Journal of Southern History, 2018; 84(3):579–614.</li>
 <li>Dann J. Broyld, <i>The History, Career, and Afterlife of Drapetomania: The “Mania” that Caused Enslaved Blacks to Run Away and the Man Behind It</i>, Louisiana History, 2025; 66(3):295–328.</li>
 <li><i>Slavery and Its Afterlives in US Psychiatry</i>, American Journal of Public Health, 2024.</li>
 <li><i>Dr. Cartwright on “Drapetomania”</i>, Buffalo Medical Journal and Monthly Review of Medical and Surgical Science, 1854</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ozgurluk-istegine-hastalik-dediler-kolelerin-kacisina-verilen-sozde-tani-drapetomania</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 14:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/drapetomania-200kb-1.jpg" type="image/jpeg" length="40710"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SBÜ Hamidiye Üçüncü Yaş Üniversitesi 2026-2027 Kayıtları Başlıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sbu-hamidiye-ucuncu-yas-universitesi-2026-2027-kayitlari-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sbu-hamidiye-ucuncu-yas-universitesi-2026-2027-kayitlari-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Üçüncü Yaş Üniversitesi, 2026-2027 eğitim öğretim yılı programını duyurdu. Ön kayıtlar 14 Eylül’de başlayacak, temel ve ileri seviye eğitim programı 20 hafta sürecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ), yaşam boyu öğrenme yaklaşımı kapsamında yürüttüğü Hamidiye Üçüncü Yaş Üniversitesi programında 2026-2027 eğitim öğretim yılı takvimini açıkladı.</p>

<p>Temel ve ileri seviye olarak yürütülecek program için duyuru ve ön kayıt süreci 14 Eylül 2026 tarihinde başlayacak ve 2 Ekim 2026’ya kadar devam edecek. Kesin kayıtlar ise 5-9 Ekim 2026 tarihleri arasında alınacak.</p>

<p>DERSLER 19 EKİM’DE BAŞLIYOR</p>

<p>Açıklanan akademik takvime göre güz dönemi dersleri 19 Ekim 2026’da başlayacak ve 25 Aralık 2026’da sona erecek.</p>

<p>Bahar dönemi ise 22 Şubat 2027 tarihinde başlayacak. 2026-2027 eğitim öğretim yılı programı 7 Mayıs 2027’de tamamlanacak.</p>

<p>20 HAFTALIK EĞİTİM PROGRAMI</p>

<p>Hamidiye Üçüncü Yaş Üniversitesi programının yarı zamanlı olarak yürütülmesi planlanıyor. Öğretim dili Türkçe olacak.</p>

<p>Program toplam 20 haftalık eğitimden oluşacak ve dersler haftanın üç günü gerçekleştirilecek. Katılımcıların derslerin en az yüzde 70’ine devam etmeleri gerekecek.</p>

<p>EĞİTİMLER HAYDARPAŞA VE KADIKÖY’DE</p>

<p>Program kapsamındaki yüz yüze eğitimler Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Külliyesi Haydarpaşa’daki dersliklerde ve Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirilecek.</p>

<p>Programın 19 Ekim 2026-7 Mayıs 2027 tarihleri arasında yürütülmesi planlanıyor.</p>

<p>KİMLER BAŞVURABİLECEK?</p>

<p>Duyuruda temel programa katılım için en az ilkokul mezunu olma şartı bulunuyor. Eğitim için fiziksel, mental, işitsel ve görsel açıdan bir sınırlılığın bulunmaması da başvuru koşulları arasında belirtiliyor.</p>

<p>İleri seviye programa başvuracak adayların ise Üçüncü Yaş Üniversitesi Temel Seviye Eğitim Programı’nı başarıyla tamamlamış olması gerekiyor.</p>

<p>PROGRAMIN AKADEMİK KADROSU AÇIKLANDI</p>

<p>Programın Rektör Danışmanlığını Prof. Dr. Mediha Şendir, koordinatörlüğünü Doç. Dr. Aydan Akkurt Yalçıntürk yürütecek.</p>

<p>Koordinatör yardımcıları Dr. Öğr. Üyesi Merve Murat Mehmed Ali ile Arş. Gör. Büşra Zehra Büyükkılıç olacak.</p>

<p>Temel Seviye Programı sekretaryasında Kübra Koçyiğit, İleri Seviye Programı sekretaryasında ise Dr. Yeliz Bayram görev yapacak.</p>

<p>YAŞAM BOYU ÖĞRENMEYE ÜNİVERSİTE DESTEĞİ</p>

<p>Üçüncü Yaş Üniversitesi modeli, ileri yaş döneminde bireylerin eğitim ve sosyal yaşama katılımını destekleyen yaşam boyu öğrenme uygulamalarından biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>SBÜ’nün 2026-2027 döneminde de sürdüreceği program, katılımcıları yeniden üniversite ortamıyla buluştururken öğrenmenin belirli bir yaşla sınırlı olmadığı yaklaşımını da güçlendiriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2026-2027 TAKVİMİ</p>

<p>14 Eylül-2 Ekim 2026: Duyurular ve ön kayıtlar</p>

<p>5-9 Ekim 2026: Kesin kayıtlar</p>

<p>19 Ekim 2026: Güz dönemi derslerinin başlangıcı</p>

<p>25 Aralık 2026: Güz dönemi derslerinin bitişi</p>

<p>22 Şubat 2027: Bahar dönemi derslerinin başlangıcı</p>

<p>7 Mayıs 2027: Bahar dönemi derslerinin bitişi</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sbu-hamidiye-ucuncu-yas-universitesi-2026-2027-kayitlari-basliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 14:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0280.jpeg" type="image/jpeg" length="15552"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akciğere Hedeflenen siRNA İnsanlarda İlk Kez Denendi: Astımda Yeni Tedavi Yaklaşımı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/akcigere-hedeflenen-sirna-insanlarda-ilk-kez-denendi-astimda-yeni-tedavi-yaklasimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/akcigere-hedeflenen-sirna-insanlarda-ilk-kez-denendi-astimda-yeni-tedavi-yaklasimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akciğer epitelindeki RAGE üretimini azaltmak üzere geliştirilen inhaler siRNA ARO-RAGE, ilk kez insanlarda randomize, çift kör ve plasebo kontrollü Faz 1/2a çalışmada değerlendirildi. 58 sağlıklı gönüllü ve 19 hafif-orta astım hastasının yer aldığı araştırmada tedavi genel olarak iyi tolere edilirken, RAGE hedefiyle ilişkili biyobelirteçlerde güçlü ve uzun süreli azalma görüldü. Ancak araştırma astım belirtilerinin, atakların veya akciğer fonksiyonlarının iyileştiğini göstermek için tasarlanmadı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2>Akciğere hedeflenen siRNA insanlarda ilk kez denendi</h2>

<p>Akciğerde inflamasyonla ilişkili belirli bir moleküler hedefi RNA teknolojisiyle susturmaya yönelik yeni bir yaklaşımın ilk insan sonuçları yayımlandı.</p>

<p><i>Nature Medicine</i>’da 9 Eylül 2026’da yayımlanan randomize, çift kör ve plasebo kontrollü Faz 1/2a araştırmada, akciğer epitel hücrelerindeki RAGE üretimini azaltmak üzere geliştirilen <strong>ARO-RAGE</strong> adlı inhaler siRNA tedavisi sağlıklı gönüllüler ve astım hastalarında değerlendirildi.</p>

<p>Araştırma, ARO-RAGE’nin ilk insan çalışması olmasının yanı sıra siRNA’nın inhalasyon yoluyla akciğer epiteline hedeflenebildiğini gösteren önemli bir erken dönem klinik çalışma niteliği taşıyor.</p>

<h3>siRNA nedir?</h3>

<p>Küçük girişimci RNA olarak adlandırılan <strong>siRNA</strong>, belirli bir haberci RNA’yı hedefleyerek ilgili proteinin üretimini azaltabilen kısa RNA molekülleridir.</p>

<p>ARO-RAGE, <strong>AGER/RAGE mRNA’sını</strong> hedefliyor. Amaç, inflamasyon ortaya çıktıktan sonra yalnızca sonuçlarını baskılamak yerine inflamatuvar süreçlerde rol oynayan RAGE proteininin üretimini RNA düzeyinde azaltmak.</p>

<p>Bu nedenle araştırma, klasik astım ilaçlarından farklı bir biyolojik mekanizmayı hedefliyor.</p>

<h3>RAGE neden önemli?</h3>

<p>RAGE, özellikle akciğerin alveoler tip 1 hücrelerinde yoğun olarak bulunan ve çeşitli inflamatuvar sinyallere yanıt veren bir reseptör.</p>

<p>Bu yolun astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı gibi farklı inflamatuvar akciğer hastalıklarının biyolojisinde rol oynayabileceğine ilişkin deneysel ve genetik veriler bulunuyor.</p>

<p>Araştırmacılar bu nedenle RAGE üretimini doğrudan akciğer epitelinde azaltabilecek bir siRNA geliştirdi.</p>

<h2>İlaç solunum yoluyla doğrudan akciğere verildi</h2>

<p>ARO-RAGE damar yoluyla veya tablet olarak değil, <strong>nebülizatör aracılığıyla solunum yolundan</strong> uygulandı.</p>

<p>Tedavideki siRNA, akciğer epitelindeki <strong>αvβ6 integrinlerini</strong> hedefleyen bir liganda bağlandı. Bu tasarımla siRNA’nın akciğer epitel hücrelerine ulaştırılması amaçlandı.</p>

<p>İnsan çalışmalarından önce sıçan, fare ve makaklarda gerçekleştirilen deneylerde RAGE üretiminin güçlü ve uzun süreli biçimde baskılanabildiği görüldü.</p>

<p>Sıçanlarda tek doz sonrasında akciğer RAGE mRNA düzeyi üç gün içinde <strong>yüzde 90’dan fazla azaldı</strong> ve güçlü baskılanma sekiz haftadan uzun sürdü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Deneysel alerjik astım, amfizem/KOAH ve akut akciğer hasarı modellerinde de çeşitli inflamasyon göstergelerinde azalma saptandı.</p>

<p>Ancak bunlar <strong>hayvan deneylerinden elde edilen preklinik sonuçlar</strong>. Aynı antiinflamatuvar klinik etkinliğin insanlarda ortaya çıktığı henüz gösterilmiş değil.</p>

<h2>58 sağlıklı gönüllü ve 19 astım hastası çalışmaya katıldı</h2>

<p>Klinik araştırmada <strong>58 sağlıklı gönüllü ve T2 inflamatuvar profile sahip 19 hafif-orta astım hastası</strong> değerlendirildi.</p>

<p>Katılımcılara farklı dozlarda ARO-RAGE veya plasebo verildi. Sağlıklı gönüllüler tek ya da tekrarlanan doz gruplarında değerlendirilirken astım hastalarında 44, 92 ve 184 miligramlık dozlar araştırıldı.</p>

<p>Çalışmanın <strong>birincil amacı güvenlilik ve tolere edilebilirliği</strong> değerlendirmekti. Farmakokinetik ikincil, farmakodinamik etkiler ise keşifsel sonlanım noktaları arasındaydı.</p>

<p>Araştırma klinik etkinliği gösterecek istatistiksel güce sahip değildi.</p>

<h2>Sağlıklı gönüllülerde akciğer biyobelirteci yüzde 90’a kadar azaldı</h2>

<p>Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri, sağlıklı gönüllülerin bronkoalveoler lavaj sıvısındaki çözünür RAGE, yani <strong>sRAGE</strong> düzeylerinde görüldü.</p>

<p>Tek <strong>184 miligram</strong> ARO-RAGE uygulamasından 31 gün sonra bronkoalveoler lavaj sıvısındaki sRAGE düzeyinde ortalama <strong>yüzde 90,2 azalma</strong> saptandı.</p>

<p>Aynı dozun uygulanmasından 29 gün sonra serum sRAGE düzeyindeki ortalama maksimum azalma ise <strong>yüzde 76,6</strong> oldu.</p>

<p>İki kez 184 miligram uygulanan sağlıklı gönüllülerde serum sRAGE düzeyindeki ortalama maksimum azalma <strong>yüzde 88,7’ye</strong> ulaştı.</p>

<p>Bu sonuçlar, inhalasyonla verilen ARO-RAGE’nin insanlarda hedeflenen akciğer biyolojisi üzerinde güçlü ve uzun süreli bir farmakodinamik etki oluşturabildiğini gösteriyor.</p>

<h2>Astım hastalarında da hedef baskılanması görüldü</h2>

<p>Astım hastalarında da doz arttıkça serum sRAGE düzeylerinde daha belirgin azalma izlendi.</p>

<p>İki kez 184 miligram ARO-RAGE verilen astım hastalarında serum sRAGE düzeyindeki ortalama maksimum azalma <strong>yüzde 76,2</strong> olarak hesaplandı.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrıntı bulunuyor: <strong>Astım hastalarında bronkoskopi yapılmadı.</strong></p>

<p>Dolayısıyla sağlıklı gönüllülerde bronkoalveoler lavaj sıvısında gösterilen yüzde 90,2’lik azalma, astım hastalarında doğrudan ölçülmüş bir sonuç olarak sunulmamalı. Astım grubundaki farmakodinamik değerlendirme serum sRAGE ölçümlerine dayanıyor.</p>

<h2>Tedavi ilk çalışmada genel olarak iyi tolere edildi</h2>

<p>ARO-RAGE’nin genel güvenlilik ve tolere edilebilirlik profili ilk çalışma açısından olumlu bulundu.</p>

<p>Tedavinin kesilmesine veya katılımcının çalışmadan ayrılmasına yol açan advers olay bildirilmedi. Akciğer grafileri, solunum fonksiyon testleri veya sistemik inflamasyon göstergelerinde klinik açıdan anlamlı kötüleşme görülmedi.</p>

<p>Kandaki ARO-RAGE düzeylerinin düşük olması, <strong>sistemik maruziyetin sınırlı ve ilacın büyük ölçüde akciğer bölgesinde kalmasıyla uyumlu</strong> bulundu.</p>

<p>COVID-19 bildirimleri ARO-RAGE alanlarda plaseboya göre daha sık görüldü. Bununla birlikte çalışmanın küçük olması nedeniyle bu farklılığın tedaviyle ilişkili olup olmadığı bu araştırmadan belirlenemiyor.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca yüksek doz verilen astım hastalarında karbonmonoksit difüzyon kapasitesinde hafif ve geçici düşüşler gözlendiğini bildirdi. Değerler testin normal değişkenlik aralığında olmakla birlikte, ilerleyen klinik araştırmalarda akciğer difüzyon kapasitesinin izlenmesi önem taşıyor.</p>

<h2>“Astımı tedavi etti” demek için henüz erken</h2>

<p>Araştırmanın bilimsel açıdan en önemli sınırı, <strong>klinik etkinliği değerlendirmek için tasarlanmamış olması.</strong></p>

<p>Katılımcı sayısı küçük, çalışma süresi sınırlı ve hasta grubu hafif-orta astımı bulunan kişilerden oluşuyor.</p>

<p>FEV1 gibi solunum fonksiyon ölçümleri çalışmada etkinlik göstergesi olarak değil, güvenlilik değerlendirmesinin parçası olarak kullanıldı. Araştırmanın büyüklüğü FEV1’de iyileşme veya astım ataklarının azalması gibi klinik sonuçları göstermek için yeterli değildi.</p>

<p>Dolayısıyla mevcut sonuçlardan <strong>“ARO-RAGE astımı iyileştirdi” veya “yeni astım tedavisi bulundu”</strong> sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Çalışmanın gösterdiği temel bulgu daha farklı: <strong>Solunum yoluyla verilen, akciğer epiteline hedeflenmiş bir siRNA insanlarda hedeflenen RAGE yolunu güçlü ve uzun süreli biçimde baskılayabildi ve ilk küçük klinik araştırmada genel olarak iyi tolere edildi.</strong></p>

<h2>KOAH için henüz insan verisi yok</h2>

<p>RAGE yalnızca astımla ilişkili bir araştırma hedefi değil. Deneysel bulgular bu yolun KOAH, amfizem, akut akciğer hasarı ve başka inflamatuvar akciğer hastalıklarında da rol oynayabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Bu çalışmadaki insan hasta grubu ise yalnızca <strong>T2 inflamatuvar profile sahip hafif-orta astımlı kişilerden</strong> oluştu.</p>

<p>KOAH ve diğer akciğer hastalıklarına ilişkin bulgular şu aşamada esas olarak preklinik verilere dayanıyor. Bu nedenle ARO-RAGE’nin KOAH’ı tedavi ettiği veya KOAH hastalarında etkili olduğu söylenemez.</p>

<h2>Akciğer, RNA tedavileri için yeni bir hedef olabilir</h2>

<p>RNA temelli ilaçların geliştirilmesindeki temel güçlüklerden biri, molekülün istenilen hücre ve dokuya yeterli miktarda ulaştırılması.</p>

<p>ARO-RAGE araştırmasının önemli yönlerinden biri, siRNA’nın inhalasyon yoluyla verilmesi ve αvβ6 integrinlerini hedefleyen taşıyıcı sistem sayesinde akciğer epiteline yönlendirilmesi.</p>

<p>Çalışma bu açıdan yalnız RAGE için değil, gelecekte akciğerde farklı moleküler hedeflerin RNA teknolojisiyle susturulması açısından da önemli bir <strong>uygulanabilirlik kanıtı</strong> sunuyor.</p>

<p>Bundan sonraki temel soru artık yalnızca RAGE’nin baskılanıp baskılanamayacağı değil; bu güçlü biyolojik etkinin <strong>daha az astım atağı, daha iyi solunum fonksiyonu veya daha iyi yaşam kalitesi gibi hastalar açısından anlamlı klinik sonuçlara dönüşüp dönüşmeyeceği.</strong></p>

<p>Bunun yanıtı daha büyük ve uzun süreli randomize klinik çalışmalarla ortaya çıkacak.</p>

<h2>Çalışmayı ilaç şirketi finanse etti</h2>

<p>Araştırma <strong>Arrowhead Pharmaceuticals</strong> tarafından finanse edildi. Şirket çalışmanın tasarımı ve yürütülmesinin yanı sıra veri toplama, yönetim, analiz ve yorumlama süreçlerinde rol aldı. Araştırmacıların bir bölümü şirket çalışanı, bazı akademik araştırmacılar ise şirketle finansal ilişkilerini bildirdi.</p>

<p>Bu durum araştırmanın sonuçlarını tek başına geçersiz kılmıyor; ancak özellikle küçük ve erken faz bir ilaç araştırmasının bulguları değerlendirilirken finansman ve çıkar çatışmalarının şeffaf biçimde belirtilmesi önem taşıyor.</p>

<h1>Kaynaklar</h1>

<p><i>Nature Medicine</i> — <i>Inhaled siRNA therapy targeting RAGE for pulmonary inflammation: a first-in-human randomized trial</i> — 9 Eylül 2026</p>

<p>ClinicalTrials.gov — NCT05276570</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/akcigere-hedeflenen-sirna-insanlarda-ilk-kez-denendi-astimda-yeni-tedavi-yaklasimi</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 14:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-20260911-w-a0032.jpg" type="image/jpeg" length="96597"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Böbrek Taşı Tekrarlamasın Diye Ne Yemeli? Yeni Kılavuz Ne Diyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bobrek-tasi-tekrarlamasin-diye-ne-yemeli-yeni-kilavuz-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bobrek-tasi-tekrarlamasin-diye-ne-yemeli-yeni-kilavuz-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Böbrek taşı bir kez oluştuktan sonra yeniden gelişebilir. Yeni AUA kılavuzu, taş oluşumunu önlemede yeterli sıvı tüketimi, tuzun sınırlandırılması ve kalsiyumun gereksiz yere kesilmemesi gibi kişiye ve taşın türüne göre değişen önerileri öne çıkarıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>BÖBREK TAŞI TEKRARLAMASIN DİYE NE YEMELİ?</p>

<p>Böbrek taşı düşüren birçok kişinin ilk yaptığı şeylerden biri beslenmesini değiştirmek oluyor.</p>

<p>Ancak internette dolaşan “taş yapan yiyecekler” listelerinin önemli bir sorunu var:</p>

<p>Her böbrek taşı aynı değil.</p>

<p>Bir kişiye uygun beslenme önerisi başka bir kişi için gereksiz, hatta yanlış olabilir.</p>

<p>Amerikan Üroloji Derneği (AUA), 2026 yılında böbrek taşı oluşumunun önlenmesine ilişkin kılavuzunu kapsamlı biçimde güncelledi.</p>

<p>Yeni yaklaşımda herkese aynı yasak listesini vermek yerine taşın türü, 24 saatlik idrar sonuçları, kişinin beslenme biçimi ve metabolik risk faktörlerine göre önleme planı oluşturulması öne çıkıyor.</p>

<p>EN ÖNEMLİ ADIM: YETERLİ İDRAR HACMİ</p>

<p>Böbrek taşı oluşumunu önlemenin en temel yöntemlerinden biri yeterli sıvı almak.</p>

<p>Ama burada hedef yalnızca “günde şu kadar bardak su içmek” değil.</p>

<p>AUA, taş öyküsü bulunan kişilerde günlük idrar hacminin en az yaklaşık 2,5 litre olmasını sağlayacak miktarda sıvı alınmasını öneriyor.</p>

<p>Çünkü idrar miktarı arttıkça taş oluşturabilecek maddelerin idrardaki yoğunluğu azalıyor.</p>

<p>Ancak herkesin 2,5 litre idrar oluşturmak için içmesi gereken su miktarı aynı değil.</p>

<p>Sıcak hava, fiziksel aktivite, terleme, vücut büyüklüğü, beslenme ve başka hastalıklar sıvı ihtiyacını değiştirebilir.</p>

<p>Kalp veya böbrek yetmezliği nedeniyle sıvı kısıtlaması bulunan kişiler ise sıvı tüketimini kendi başına artırmamalı.</p>

<p>BÖBREK TAŞINDA TUZ NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Yüksek sodyum tüketimi idrarla atılan kalsiyum miktarını artırabilir.</p>

<p>Bu durum özellikle kalsiyum içeren taşların oluşumuna yatkın kişiler açısından önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle taş öyküsü olan ve idrarında kalsiyum yüksekliği bulunan kişilere sodyum tüketiminin sınırlandırılması önerilebilir.</p>

<p>Sorun yalnızca sofrada kullanılan tuz değil.</p>

<p>İşlenmiş etler, paketli atıştırmalıklar, hazır çorbalar, soslar, fast food ürünleri, salamura yiyecekler ve birçok paketlenmiş gıda önemli miktarda sodyum içerebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca yemeğe daha az tuz eklemek yeterli olmayabilir.</p>

<p>KALSİYUMU TAMAMEN KESMEK DOĞRU MU?</p>

<p>Böbrek taşlarıyla ilgili en yaygın yanlış inanışlardan biri budur.</p>

<p>Taşın içinde kalsiyum bulunduğu için besinlerle alınan kalsiyumun mümkün olduğunca azaltılması gerektiği düşünülebilir.</p>

<p>Ancak kalsiyum oksalat taşı bulunan birçok kişide bunun tam tersi söz konusu olabilir.</p>

<p>Besinlerle yeterli miktarda alınan kalsiyum bağırsakta oksalata bağlanabilir.</p>

<p>Böylece oksalatın bağırsaktan emilerek idrara geçmesi azalabilir.</p>

<p>AUA, kalsiyum taşı bulunan ve idrar kalsiyumu yüksek olan kişilerde yaşa uygun normal diyet kalsiyumunun korunmasını öneriyor.</p>

<p>Dolayısıyla süt, yoğurt veya diğer kalsiyum kaynaklarını doktor önerisi olmadan tamamen kesmek doğru bir taş önleme yöntemi değildir.</p>

<p>KALSİYUM TAKVİYESİ İLE BESİN KALSİYUMU AYNI ŞEY Mİ?</p>

<p>Tam olarak değil.</p>

<p>Kalsiyumun besinlerden alınması ile takviye olarak kullanılması taş riski açısından aynı şekilde değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Takviyenin dozu, hangi nedenle kullanıldığı ve öğünlerle birlikte alınıp alınmadığı önem taşıyabilir.</p>

<p>Özellikle osteoporoz veya başka bir sağlık sorunu nedeniyle kalsiyum kullanan kişiler böbrek taşı korkusuyla reçeteli veya önerilmiş takviyelerini kendi kendine bırakmamalı.</p>

<p>OKSALAT NEDİR?</p>

<p>Kalsiyum oksalat, böbrek taşlarının en sık görülen türlerinden biridir.</p>

<p>Oksalat birçok bitkisel besinde doğal olarak bulunur.</p>

<p>Ispanak, pazı, pancar, bazı kuruyemişler, kakao ve bazı diğer yiyeceklerde miktarı yüksek olabilir.</p>

<p>Ancak “oksalat içeren bütün yiyecekleri yasaklamak” dengeli bir beslenme yaklaşımı değildir.</p>

<p>AUA, idrar oksalatı yüksek olan kalsiyum oksalat taşı hastalarında oksalattan zengin gıdaların sınırlandırılmasını ancak normal kalsiyum tüketiminin korunmasını öneriyor.</p>

<p>Buradaki önemli nokta kişiselleştirme.</p>

<p>İdrar oksalatı normal olan bir kişinin gereksiz yere uzun bir sebze, meyve ve kuruyemiş listesini hayatından çıkarması gerekmeyebilir.</p>

<p>LİMONLU SU BÖBREK TAŞINI ÖNLER Mİ?</p>

<p>Limon ve diğer turunçgiller sitrat içerir.</p>

<p>İdrardaki sitrat, kalsiyum taşlarının oluşumunu engellemeye yardımcı olan doğal faktörlerden biridir.</p>

<p>Bu nedenle idrar sitratı düşük olan bazı hastalarda beslenme düzeninin meyve ve sebzeler yönünden zenginleştirilmesi ve uygun durumlarda sitrat tedavileri gündeme gelebilir.</p>

<p>Ancak “her sabah limonlu su içmek böbrek taşını eritir” şeklindeki iddialar bilimsel olarak doğru değildir.</p>

<p>Mevcut bir taşın tedavisi taşın büyüklüğüne, yerine ve kimyasal yapısına göre değişir.</p>

<p>Bazı ürik asit taşları idrarın alkalileştirilmesiyle çözülebilirken en sık görülen kalsiyum oksalat taşlarının limonlu suyla eritilmesi beklenmez.</p>

<p>HAYVANSAL PROTEİN TAŞ RİSKİNİ ETKİLER Mİ?</p>

<p>Bazı taş hastalarında yüksek miktarda hayvansal protein tüketimi idrar kimyasını taş oluşumunu kolaylaştırabilecek yönde değiştirebilir.</p>

<p>Özellikle ürik asit düzeyi yüksek veya idrar sitratı düşük kişilerde kırmızı et, sakatat ve bazı deniz ürünleri gibi yüksek pürin içeren hayvansal kaynakların miktarının değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Bunun anlamı herkesin eti tamamen bırakması gerektiği değildir.</p>

<p>Amaç kişinin metabolik özelliklerine göre aşırı tüketimi sınırlandırmak ve beslenmede bitkisel kaynakların payını artırmak olabilir.</p>

<p>MEYVE VE SEBZELER NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Meyve ve sebzeler yalnızca genel sağlıklı beslenmenin değil, bazı taş türlerinin önlenmesinin de parçası olabilir.</p>

<p>Özellikle idrar sitratı düşük kişilerde sebze ve meyvelerin artırılması önerilebilir.</p>

<p>Bitkisel ağırlıklı beslenme aynı zamanda aşırı sodyum ve hayvansal protein tüketiminin azaltılmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak oksalatı yüksek kişilerin bazı bitkisel gıdaları miktar açısından ayrıca değerlendirmesi gerekebilir.</p>

<p>GAZLI İÇECEKLER BÖBREK TAŞI YAPAR MI?</p>

<p>Bütün gazlı içecekleri aynı kategoriye koymak doğru değildir.</p>

<p>Özellikle şekerle tatlandırılmış içeceklerin sık tüketimi genel metabolik sağlık açısından önerilmez ve bazı gözlemsel çalışmalarda böbrek taşı riskiyle ilişkilendirilmiştir.</p>

<p>Sıvı ihtiyacını karşılamada temel tercih su olmalıdır.</p>

<p>Ancak tek bir içeceğin böbrek taşı oluşumunun tek nedeni olduğu düşünülmemelidir.</p>

<p>TAŞIN TÜRÜ NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Böbrek taşı tek bir hastalık değildir.</p>

<p>En sık kalsiyum oksalat taşları görülse de kalsiyum fosfat, ürik asit, strüvit ve sistin taşları da oluşabilir.</p>

<p>Örneğin ürik asit taşlarında idrarın fazla asidik olması önemli bir faktör olabilir.</p>

<p>Sistin taşlarında ise genetik bir hastalık söz konusudur ve çok daha yoğun sıvı tüketimi gibi özel yaklaşımlar gerekebilir.</p>

<p>Bu nedenle düşürülen veya cerrahiyle çıkarılan taşın mümkün olduğunda analiz edilmesi önemlidir.</p>

<p>24 SAATLİK İDRAR TESTİ NEDEN YAPILIR?</p>

<p>Tekrarlayan taş hastalarında veya yüksek risk taşıyan kişilerde 24 saatlik idrar analizi önemli bilgiler sağlayabilir.</p>

<p>İdrar hacmi, kalsiyum, oksalat, ürik asit, sitrat, sodyum ve diğer bazı parametreler ölçülebilir.</p>

<p>Bu sonuçlar kişinin neden taş oluşturduğunu anlamaya ve beslenme veya ilaç tedavisini kişiselleştirmeye yardımcı olur.</p>

<p>Örneğin idrarında kalsiyum yüksek olan biriyle sitratı düşük olan bir kişiye aynı önerilerin verilmesi doğru olmayabilir.</p>

<p>HER BÖBREK TAŞI SADECE BESLENMEYLE ÖNLENEBİLİR Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Beslenme ve yeterli sıvı tüketimi taş tekrarını azaltmada çok önemli olsa da bazı kişilerde ilaç tedavisi gerekebilir.</p>

<p>Tiyazid grubu ilaçlar, potasyum sitrat veya allopurinol gibi tedaviler belirli metabolik özelliklere sahip hastalarda kullanılabilir.</p>

<p>Hangi ilacın gerekli olduğu taşın türüne ve laboratuvar sonuçlarına göre belirlenir.</p>

<p>Bu ilaçlar yalnızca “taşım tekrar etmesin” düşüncesiyle hekime danışmadan başlanmamalıdır.</p>

<p>NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI?</p>

<p>Böbrek taşı şüphesiyle birlikte şiddetli yan veya bel ağrısı, ateş, titreme, bulantı-kusma, idrar yapamama veya belirgin kanlı idrar varsa tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Özellikle ateş ve idrar yolu tıkanıklığının birlikte bulunması acil müdahale gerektirebilecek ciddi bir tablo oluşturabilir.</p>

<p>Tekrarlayan taş öyküsü olan kişiler ise ağrı olmadığı dönemlerde de üroloji veya nefroloji değerlendirmesinden yararlanabilir.</p>

<p>SONUÇ</p>

<p>Böbrek taşını önlemek için herkese uygulanabilecek tek bir “yasak yiyecekler listesi” yoktur.</p>

<p>En güçlü genel yaklaşım yeterli sıvı tüketmek, aşırı sodyumdan kaçınmak ve dengeli beslenmektir.</p>

<p>Kalsiyumu tamamen kesmek ise özellikle kalsiyum oksalat taşı bulunan kişilerde doğru bir yaklaşım olmayabilir.</p>

<p>Taşın türü ve kişinin 24 saatlik idrar sonuçları bilindiğinde beslenme çok daha doğru biçimde kişiselleştirilebilir.</p>

<p>Böbrek taşı tekrarını önlemenin anahtarı yalnızca neyi yemediğiniz değil, neden taş oluşturduğunuzu anlamaktır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Böbrek taşı türü, eşlik eden hastalıklar ve kullanılan ilaçlar beslenme önerilerini değiştirebilir. Özellikle kalp veya böbrek hastalığı nedeniyle sıvı kısıtlaması bulunan kişiler sıvı tüketimini hekim önerisi olmadan artırmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Urological Association. Medical Management of Kidney Stones: AUA Guideline. 2026.</p>

<p>American Urological Association. Kidney Stones: Medical Management Guideline Part I – Evaluation and Dietary Management. Journal of Urology. 2026.</p>

<p>American Urological Association. Kidney Stones: Medical Management Guideline Part II – Pharmacologic and Follow-up Management. Journal of Urology. 2026.</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Eating, Diet, &amp; Nutrition for Kidney Stones.</p>

<p>National Kidney Foundation. Kidney Stone Diet and Prevention. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bobrek-tasi-tekrarlamasin-diye-ne-yemeli-yeni-kilavuz-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 11:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0277.jpeg" type="image/jpeg" length="68660"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kamu Görevlisine Varsayımla Disiplin Cezası Verilemez: Mahkemeden Dikkat Çeken Karar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kamu-gorevlisine-varsayimla-disiplin-cezasi-verilemez-mahkemeden-dikkat-ceken-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kamu-gorevlisine-varsayimla-disiplin-cezasi-verilemez-mahkemeden-dikkat-ceken-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mahkeme, bir kamu görevlisine disiplin cezası verilebilmesi için isnat edilen fiilin somut ve yeterli delillerle ortaya konulması gerektiğine hükmetti. Varsayıma dayandırılan kınama cezası iptal edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Varsayımla Disiplin Cezası Verilemez: Mahkemeden Dikkat Çeken Karar</p>

<p>Kamu personelinin disiplin soruşturmalarında hangi delillerle cezalandırılabileceğine ilişkin dikkat çeken bir karar verildi. İstanbul 19. İdare Mahkemesi, hakkında somut ve yeterli delil bulunmadan kınama cezası verilen sağlık çalışanına ilişkin işlemi iptal etti.</p>

<p>Kararın merkezinde önemli bir hukuk ilkesi yer aldı: Disiplin cezası yalnızca ihtimal, kanaat veya varsayıma dayandırılamaz.</p>

<p>OLAY SOYUNMA ODASINDA BULUNAN İLAÇLARLA BAŞLADI</p>

<p>Türk Sağlık-Sen tarafından kamuoyuna duyurulan karara göre olay, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nde yaşandı.</p>

<p>Bir servisin soyunma odasındaki bazı dolaplarda ilaç bulundu. Bunun üzerine yürütülen disiplin soruşturması sonucunda serviste görev yapan bir hemşireye kınama cezası verildi.</p>

<p>Ancak uyuşmazlık yargıya taşındığında, cezaya dayanak oluşturabilecek deliller mahkemenin incelemesine konu oldu.</p>

<p>İLAÇLARI KİMİN KOYDUĞU BELİRLENEMEDİ</p>

<p>Mahkemenin değerlendirmesinde, söz konusu ilaçların dolaplara kim tarafından konulduğunun ve sağlık çalışanının ilaçların stoklanmasına iştirak ettiğinin somut biçimde ortaya konulamadığı belirtildi.</p>

<p>Dosyada sağlık çalışanının söz konusu eylemi gerçekleştirdiğini gösterecek yeterli bilgi ve belgenin bulunmadığı değerlendirmesi öne çıktı.</p>

<p>İdarenin ise serviste görev yapan personelin böyle bir uygulamadan haberdar olmamasının mümkün olmadığı yönündeki değerlendirmesinden hareket ettiği belirtildi.</p>

<p>İşte kararın en dikkat çekici noktalarından biri de burada ortaya çıktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“BİLMEMESİ MÜMKÜN DEĞİL” YAKLAŞIMI CEZA İÇİN YETERLİ OLMADI</p>

<p>Mahkeme, kişinin bir olaydan haberdar olduğu veya eyleme katıldığı yönündeki varsayımın tek başına disiplin cezası verilmesi için yeterli kabul edilemeyeceği sonucuna vardı.</p>

<p>Disiplin hukukunda kişiye isnat edilen fiilin somutlaştırılması ve cezalandırmayı gerektiren eylemin yeterli delillerle ortaya konulması gerekiyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, bir kamu çalışanının “biliyor olması gerektiği”, “haberdar olmamasının mümkün olmadığı” veya benzeri bir kanaat, kişinin cezaya konu fiili gerçekleştirdiğinin kanıtı yerine geçmiyor.</p>

<p>MAHKEME KINAMA CEZASINI İPTAL ETTİ</p>

<p>İstanbul 19. İdare Mahkemesi, dosyadaki bilgi ve belgeleri değerlendirdikten sonra sağlık çalışanına verilen kınama cezasının hukuka uygun olmadığı sonucuna vardı ve işlemi iptal etti.</p>

<p>Karar, disiplin soruşturmalarında idarenin yalnızca bir kanaate ulaşmasının yeterli olmadığını; cezaya konu fiil ile personel arasındaki bağın delillerle ortaya konulmasının önemini bir kez daha gündeme taşıdı.</p>

<p>DİSİPLİN CEZASINDA SOMUT DELİL NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Disiplin cezaları kamu görevlisinin özlük dosyasından mesleki geleceğine kadar çeşitli sonuçlar doğurabildiği için, cezaya esas alınan fiilin hukuken ortaya konulması büyük önem taşıyor.</p>

<p>Danıştay kararlarında da disiplin cezasına konu fiillerin somutlaştırılması ve isnadın yeterli ve inandırıcı delillerle ortaya konulması gerektiğine ilişkin değerlendirmeler bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle disiplin soruşturmasında yalnızca bir olayın meydana gelmiş olması yeterli değil. Cezalandırılan kişinin o olay kapsamındaki sorumluluğunun da hukuken ortaya konulması gerekiyor.</p>

<p>KARAR TÜM DİSİPLİN CEZALARINI OTOMATİK OLARAK ETKİLEMİYOR</p>

<p>Kararı, “delil yoksa hiçbir şekilde disiplin cezası verilemez” biçiminde genelleştirmek doğru değil.</p>

<p>Her disiplin soruşturması kendi olayları, tutanakları, tanık anlatımları, belgeleri ve diğer delilleri çerçevesinde değerlendiriliyor.</p>

<p>Bu kararın öne çıkan yönü ise somut olayda sağlık çalışanına isnat edilen eylem yeterli şekilde ortaya konulmadan, varsayımdan hareketle ceza tesis edilmesinin hukuka uygun bulunmaması.</p>

<p>Dolayısıyla kararın verdiği temel mesaj oldukça açık:</p>

<p>Disiplin cezası bir ihtimale değil, ortaya konulmuş bir fiile ve bunu destekleyen hukuken yeterli delillere dayanmalı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hukuk</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kamu-gorevlisine-varsayimla-disiplin-cezasi-verilemez-mahkemeden-dikkat-ceken-karar</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/06/i-m-g-1424.jpeg" type="image/jpeg" length="18100"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25330"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="19545"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25236"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="54091"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92250"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="86965"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
