<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 13 Aug 2026 14:42:28 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zayıflama İlaçları Güvenli mi? Yan Etki ve Ölüm Bildirimlerinde Bilinmesi Gereken Gerçek]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclari-guvenli-mi-yan-etki-ve-olum-bildirimlerinde-bilinmesi-gereken-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclari-guvenli-mi-yan-etki-ve-olum-bildirimlerinde-bilinmesi-gereken-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GLP-1 zayıflama ilaçlarıyla ilişkilendirilen ölüm bildirimleri tartışma yarattı. Ancak bildirim, ilacın ölüme neden olduğunun kanıtı değil. Peki gerçek risk ne ve hangi belirtiler önemsenmeli?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mounjaro, Wegovy ve benzeri zayıflama ilaçlarının kullanımının hızla yaygınlaşmasıyla birlikte, bu ilaçların güvenliği de milyonlarca insanın merak ettiği bir konu haline geldi. Özellikle İngiltere’de GLP-1 ilaçlarını kullanan kişilerle ilgili yüzlerce ölüm bildiriminin bulunduğuna ilişkin haberler, “Zayıflama iğneleri ölüme yol açıyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.</p>

<p>BMJ’de 12 Ağustos 2026’da yayımlanan bir doğruluk kontrolü, tartışmadaki en kritik ayrıntıya dikkat çekiyor: Bir ilacı kullanan kişide meydana gelen ölümün ilaç güvenliği sistemine bildirilmesi, ölümün o ilaç tarafından meydana getirildiğinin kanıtı değildir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, “ilaç kullanırken hayatını kaybetti” ile “ilaç nedeniyle hayatını kaybetti” aynı şey değildir.</p>

<p>Bununla birlikte GLP-1 ilaçları tamamen risksiz de değildir. Özellikle ciddi ve geçmeyen karın ağrısı, pankreatit adı verilen pankreas iltihabının belirtisi olabileceği için dikkatle değerlendirilmelidir.</p>

<p>GLP-1 ilaçları nedir?</p>

<p>GLP-1 temelli ilaçlar başlangıçta özellikle tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan, daha sonra obezite tedavisindeki etkileri nedeniyle çok daha geniş bir kesimin tanıdığı ilaç grubuna dönüştü.</p>

<p>Semaglutid ve liraglutid GLP-1 reseptörleri üzerinden etki gösterirken, tirzepatid hem GLP-1 hem de GIP adı verilen başka bir bağırsak hormonu sistemi üzerinde etkilidir.</p>

<p>Bu ilaçlar iştahın azalmasına, kişinin daha uzun süre tok hissetmesine ve mide boşalmasının yavaşlamasına yardımcı olabilir. Uygun hastalarda belirgin kilo kaybı sağlayabilirler.</p>

<p>Ancak etkili olmaları, yan etkilerinin bulunmadığı anlamına gelmez.</p>

<p>Bulantı, kusma, ishal, kabızlık ve karın ağrısı en çok bilinen sindirim sistemi yakınmaları arasındadır. Daha seyrek fakat daha ciddi komplikasyonlar da görülebilir.</p>

<p>“Yüzlerce ölüm” iddiası nereden çıktı?</p>

<p>BMJ’nin Jacqui Wise imzasıyla yayımladığı doğruluk kontrolüne göre, İngiliz basınında son haftalarda GLP-1 zayıflama ilaçlarıyla yüzlerce ölümü ve çok sayıda yan etkiyi ilişkilendiren haberler yayımlandı.</p>

<p>İngiltere’nin ilaç güvenliği sistemine ulaşan veriler üzerinden bazı yayınlarda 100’ün üzerinde, bazılarında 150’den fazla, bazılarında ise 200’ü aşan ölümden söz edildi.</p>

<p>Bu rakamları yorumlarken sistemin nasıl çalıştığını bilmek gerekiyor.</p>

<p>İngiltere’de ilaçlarla ilişkili olduğundan şüphelenilen yan etkiler Yellow Card adı verilen farmakovijilans sistemine bildirilebiliyor. Sistem, daha önce bilinmeyen veya beklenenden sık görülen olası güvenlik sorunlarının fark edilmesini sağlıyor.</p>

<p>Fakat bu sistemde yer alan bir bildirim, tek başına neden-sonuç ilişkisi kurmuyor.</p>

<p>Yan etki bildirimi “ilaç bunu yaptı” anlamına gelmiyor</p>

<p>Bu ayrım GLP-1 tartışmasının merkezinde bulunuyor.</p>

<p>Bir kişi ilacı kullanırken kalp krizi geçirebilir, başka bir hastalığa yakalanabilir veya hayatını kaybedebilir. Olay ilaçla ilişkili olabileceği şüphesiyle güvenlik sistemine bildirilebilir.</p>

<p>Ancak kişinin yaşı, obezite, diyabet, kalp-damar hastalıkları, başka hastalıkları, kullandığı diğer ilaçlar veya olaydan tamamen bağımsız faktörler de sonucu açıklayabilir.</p>

<p>Bu nedenle spontan yan etki bildirimleri bilim insanları için önemli bir “sinyal” oluşturur fakat tek başına ilacın olaya neden olduğunu kanıtlamaz.</p>

<p>Ayrıca bildirim sayısı doğrudan “bu kadar kişi zarar gördü” biçiminde de yorumlanmamalıdır. Bir hastayla ilgili birden fazla şüpheli reaksiyon bildirilebilmesi ve bu tür sistemlerin kullanım yaygınlığından etkilenmesi mümkündür.</p>

<p>Bir ilacın gerçek riskini değerlendirmek için bildirimin yanı sıra klinik araştırmalar, gözlemsel çalışmalar, ilacı kullanan toplam kişi sayısı, beklenen doğal hastalık oranları ve diğer güvenlik verilerinin birlikte incelenmesi gerekir.</p>

<p>Peki hiç doğrulanmış ciddi vaka yok mu?</p>

<p>Var. İşte tartışmanın diğer önemli tarafı da bu.</p>

<p>BMJ’nin aktardığı vakalardan biri 66 yaşındaki Paula Owen’a ilişkin. İngiltere’de adli tıp yetkilisi, Owen’ın kullandığı GLP-1 agonistinin akut pankreatit sonucu gerçekleşen ölümüne katkıda bulunduğunu bildirdi. Vakanın ayrıntılı adli incelemesinin daha sonra yapılması planlandı.</p>

<p>BMJ ayrıca 58 yaşındaki hemşire Susan McGowan’ın 2024’teki ölümüne dikkat çekiyor.</p>

<p>McGowan’ın ölüm belgesinde çoklu organ yetmezliği, septik şok ve pankreatit ölüm nedenleri arasında yer alırken, reçeteli tirzepatid kullanımı katkıda bulunan bir faktör olarak kaydedilmişti.</p>

<p>Bu vakalar önemli olmakla birlikte, yüzlerce şüpheli bildirimin tamamının aynı şekilde doğrulandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Dolayısıyla iki uç yorum da doğru değil:</p>

<p>“Bütün bildirilen ölümlere GLP-1 ilaçları neden oldu” demek için yeterli kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Ancak “Bu ilaçların ciddi veya ölümcül hiçbir riski yok” demek de mevcut güvenlik verileriyle bağdaşmıyor.</p>

<p>En önemli ciddi risklerden biri: Akut pankreatit</p>

<p>İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu 2026 yılında GLP-1 ve GLP-1/GIP ilaçlarının ürün bilgilerindeki akut pankreatit uyarılarını güçlendirdi.</p>

<p>Pankreatit, pankreasın ani olarak iltihaplanmasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>GLP-1 ilaçlarıyla ilişkili akut pankreatit bilinen fakat seyrek görülen bir yan etkidir. Çok nadir vakalarda hastalık ağırlaşabilir; pankreas dokusunda hasara yol açan nekrotizan pankreatit gelişebilir ve ölümcül seyredebilir.</p>

<p>Bu nedenle sıradan sindirim sistemi yan etkileri ile ciddi bir tablonun belirtilerini ayırt etmek önem taşıyor.</p>

<p>Hangi karın ağrısı önemsenmeli?</p>

<p>GLP-1 kullanan bir kişide şiddetli ve geçmeyen karın ağrısı özellikle önemlidir.</p>

<p>Pankreatitte ağrı çoğunlukla üst karın bölgesinde hissedilebilir ve sırta doğru yayılabilir. Bulantı ve kusma eşlik edebilir.</p>

<p>Buradaki kritik nokta, şiddetli ve devam eden ağrının “İğnenin normal yan etkisidir, geçer” denilerek görmezden gelinmemesidir.</p>

<p>Özellikle şu durumlarda gecikmeden tıbbi değerlendirme gerekir:</p>

<ul>
 <li>Şiddetli ve sürekli karın ağrısı</li>
 <li>Sırta yayılan belirgin karın ağrısı</li>
 <li>Karın ağrısıyla birlikte tekrarlayan kusma</li>
 <li>Sıvı alınmasını engelleyecek kadar devam eden kusma veya ishal</li>
 <li>Belirgin susuzluk, halsizlik veya bayılacak gibi olma</li>
 <li>Sarılık gelişmesi</li>
 <li>Ciddi alerjik reaksiyon belirtileri</li>
</ul>

<p>Şiddetli, sürekli ve özellikle sırta yayılan karın ağrısı pankreatit açısından acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Bulantı ve kusma neden hafife alınmamalı?</p>

<p>Bulantı ve kusma GLP-1 ilaçlarının bilinen yan etkileri arasında yer aldığı için kullanıcıların bunları tamamen normal kabul etme eğilimi olabilir.</p>

<p>Çoğu durumda bu yakınmalar ciddi bir hastalık anlamına gelmez.</p>

<p>Ancak şiddetli veya uzun süren kusma önemli miktarda sıvı ve elektrolit kaybına neden olabilir. Elektrolitler kalp ritmi, kaslar ve sinir sistemi dahil birçok yaşamsal işlev için gereklidir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle sıvı alamama, belirgin halsizlik, baş dönmesi, bayılma hissi veya ciddi karın ağrısıyla birlikte seyreden kusma sıradan bir yan etki olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>GLP-1 kullanan herkes pankreatit açısından yüksek risk altında mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Düzenleyici kurumların pankreatit konusunda uyarı yayımlaması, ilacı kullanan kişilerin büyük bölümünün pankreatit geliştireceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>İngiliz ilaç düzenleyicisi akut pankreatiti bilinen ancak seyrek bir yan etki olarak tanımlıyor. Ağır, nekrotizan veya ölümcül vakalar ise daha nadir.</p>

<p>Risk değerlendirilirken kişinin tıbbi geçmişi de önemlidir. Pankreatitin GLP-1 ilaçları dışında safra taşları, yüksek trigliserid düzeyleri, alkol kullanımı ve çeşitli başka nedenleri bulunabilir.</p>

<p>Dolayısıyla GLP-1 kullanan bir kişide pankreatit gelişmesi bile her vakada otomatik olarak ilacın tek neden olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>İlaçların yararları da risk değerlendirmesinin bir parçası</p>

<p>GLP-1 ilaçlarının güvenliği tartışılırken yalnızca yan etkileri değerlendirmek de eksik bir tablo oluşturabilir.</p>

<p>Obezite kendi başına tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları, uyku apnesi ve çok sayıda başka sağlık sorunuyla bağlantılı ciddi bir kronik hastalıktır.</p>

<p>GLP-1 temelli tedaviler uygun hastalarda önemli kilo kaybı sağlayabilir. Bazı GLP-1 ilaçları için büyük klinik araştırmalarda kalp-damar hastalığı açısından da yararlar gösterilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle tıpta temel soru “Bu ilacın hiç riski var mı?” değildir. Neredeyse hiçbir etkili ilaç için risk sıfır değildir.</p>

<p>Asıl değerlendirme, belirli bir hasta için beklenen yararın olası risklerden fazla olup olmadığıdır.</p>

<p>Bu denge kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>Sosyal medyadan veya kaçak ürünlerden temin etmek ayrı bir risk</p>

<p>GLP-1 ilaçlarına yönelik yoğun talep başka bir sorunu da beraberinde getirdi: tıbbi değerlendirme dışında kullanım ve ruhsatsız ürünlere yönelme.</p>

<p>İlacın kim için uygun olduğunun değerlendirilmemesi, kişinin diğer hastalıklarının ve ilaçlarının bilinmemesi veya denetimsiz ürün kullanılması güvenlik sorunlarını artırabilir.</p>

<p>Özellikle internette “araştırma amaçlı”, “peptid” veya benzeri ifadelerle satılan ruhsatsız maddelerin onaylı ilaçlarla aynı güvenlik ve kalite standartlarına sahip olduğu varsayılamaz.</p>

<p>Zayıflama amacıyla ilaç kullanımı yalnızca tartıdaki rakam üzerinden değerlendirilecek kadar basit değildir.</p>

<p>GLP-1 kullanırken her mide şikâyeti tehlikeli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bulantı, ishal, kabızlık, kusma ve karın rahatsızlığı bu ilaçlarla görülebilen yan etkiler arasındadır. Bu belirtilerin ortaya çıkması kişinin mutlaka ciddi bir komplikasyon geçirdiği anlamına gelmez.</p>

<p>Fakat belirtinin şiddeti, süresi ve eşlik eden bulgular önemlidir.</p>

<p>Hafif bulantıyla, saatlerce devam eden şiddetli ve sırta yayılan karın ağrısını aynı kategoride değerlendirmek doğru değildir.</p>

<p>İlaç güvenliğinde asıl amaç paniğe kapılmak değil, olağandışı veya ağır belirtileri zamanında fark etmektir.</p>

<p>İlacı kullananlar ölüm haberları nedeniyle bırakmalı mı?</p>

<p>Bu tür haberler üzerine reçeteli tedaviyi kendi kendine kesmek doğru bir yaklaşım değildir.</p>

<p>GLP-1 ilaçları diyabet veya obezite gibi kronik hastalıkların tedavisinde kullanılabilir. Tedavinin devamı, değiştirilmesi veya sonlandırılması kişinin hastalığına, tedaviden elde ettiği yarara, yan etkilerine ve diğer risk faktörlerine göre değerlendirilir.</p>

<p>Bununla birlikte ciddi bir yan etki düşündüren belirtilerin ortaya çıkması halinde tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir.</p>

<p>“200 ölüm” rakamından çıkarılmaması gereken sonuç</p>

<p>GLP-1 ilaçları hakkındaki tartışmanın belki de en önemli dersi, ilaç güvenliği verilerinin nasıl okunması gerektiği.</p>

<p>Bir güvenlik sisteminde yüzlerce ölüm bildiriminin bulunması önemlidir ve araştırılmalıdır.</p>

<p>Ancak bu rakamı doğrudan “ilaç yüzlerce kişiyi öldürdü” şeklinde çevirmek bilimsel olarak doğru değildir.</p>

<p>Aynı şekilde bildirimlerin nedenselliği kanıtlamaması, güvenlik sinyallerinin önemsiz olduğu anlamına da gelmez.</p>

<p>Farmakovijilans sistemlerinin görevi zaten bu şüpheli olayları toplamak, olağandışı bir örüntü bulunup bulunmadığını araştırmak ve gerektiğinde ilaç uyarılarını değiştirmektir.</p>

<p>Nitekim GLP-1 ilaçlarında akut pankreatitle ilgili uyarıların güçlendirilmesi bunun somut örneklerinden biridir.</p>

<p>Okuyucu açısından çıkarılacak sonuç korku değil, bilinç olmalı: GLP-1 ilaçları etkili tedavilerdir ancak risksiz değildir. Ölüm bildirimleri otomatik olarak ölüm nedeni anlamına gelmez. Buna karşılık şiddetli ve geçmeyen, özellikle sırta yayılan karın ağrısı gibi ciddi belirtiler de “normal yan etki” denilerek geçiştirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>BMJ – GLP-1 deaths: Are weight loss drugs linked to hundreds of fatalities? – Jacqui Wise – 2026 – DOI: 10.1136/bmj-2026-100557</li>
 <li>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency – GLP-1 receptor agonists and dual GLP-1/GIP receptor agonists: strengthened warnings on acute pancreatitis, including necrotising and fatal cases – 2026</li>
 <li>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency – MHRA updates guidance for GLP-1 prescribers and patients – 2026</li>
 <li>BMJ – GLP-1 agonists: 82 deaths linked to adverse reactions, UK data show – Gareth Iacobucci – 2025 – DOI: 10.1136/bmj.r390</li>
 <li>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency – GLP-1 receptor agonists: reminder of the potential side effects and to be aware of the potential for misuse – 2024</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclari-guvenli-mi-yan-etki-ve-olum-bildirimlerinde-bilinmesi-gereken-gercek</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebulteni.com/vendor/te/assets/images/placeholder.png" type="image/jpeg" length="29910"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Arsenal’e 45 Milyon Euro Teklif: Martinelli Cephesinde Durum Ne?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/arsenale-45-milyon-euro-teklif-martinelli-cephesinde-durum-ne</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/arsenale-45-milyon-euro-teklif-martinelli-cephesinde-durum-ne" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın Arsenal’in Brezilyalı yıldızı Gabriel Martinelli için yaklaşık 45 milyon avroluk teklif yaptığı bildirildi. İngiltere’den gelen son bilgiler ise transferin önündeki kritik engelin oyuncunun kariyer planı olabileceğine işaret ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’ın Gabriel Martinelli transferinde İngiltere’den gelen yeni bilgiler, dosyanın oyuncu cephesine çevrilmesine neden oldu.</p>

<p>İngiliz basınında yer alan haberlere göre sarı-kırmızılılar, Arsenal’in 25 yaşındaki Brezilyalı kanat oyuncusu için yaklaşık 45 milyon avro değerinde bir teklif sundu.</p>

<p>Ancak transferin gerçekleşmesi açısından yalnızca Arsenal’in vereceği karar yeterli olmayabilir. Son bilgiler, Martinelli’nin kariyerine ilişkin tercihinin Galatasaray açısından önemli bir engel oluşturabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Martinelli Arsenal’den ayrılmak için baskı yapmıyor</p>

<p>The Athletic’in aktardığı bilgilere göre Gabriel Martinelli, Arsenal’den ayrılmak için kulübüne herhangi bir baskı yapmıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Brezilyalı futbolcunun Arsenal’den ayrılması halinde ise kariyerine Avrupa’nın önde gelen liglerinden birinde devam etmeyi tercih ettiği bildiriliyor.</p>

<p>Bu ayrıntı, Galatasaray’ın transfer girişimi açısından dosyanın en kritik noktalarından biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Çünkü sarı-kırmızılıların Arsenal’i ikna etmesinin ardından Martinelli’nin de Türkiye’de oynama konusunda olumlu karar vermesi gerekecek.</p>

<p>45 milyon avroluk teklif İngiltere’de gündemde</p>

<p>Galatasaray’ın Martinelli için yaptığı teklif konusunda İngiltere’den birden fazla kaynak benzer bilgiler aktarıyor.</p>

<p>The Times da Arsenal’in Galatasaray’dan yaklaşık 38 milyon sterlin, yani yaklaşık 45 milyon avro seviyesinde teklif aldığını bildirdi.</p>

<p>İngiliz gazetesi, Martinelli’nin Türkiye’ye transfer olmaya sıcak bakıp bakmayacağının henüz netlik kazanmadığını belirtti.</p>

<p>Böylece transfer dosyasında iki farklı konu ortaya çıkmış durumda: Arsenal’in Galatasaray’ın teklifine vereceği yanıt ve Martinelli’nin kariyer tercihi.</p>

<p>Arsenal cephesinde Martinelli kararı</p>

<p>Martinelli, Arsenal hücum hattının uzun süredir önemli parçalarından biri.</p>

<p>İngiliz ekibinin oyuncunun ayrılığına ilişkin vereceği kararın kadro planlaması ve transfer dönemindeki diğer hamlelerle bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Galatasaray açısından yaklaşık 45 milyon avroluk teklif iddiası kulüpler arasındaki transfer görüşmelerinin mali boyutunu ortaya koyarken, oyuncunun tercihi transferin gerçekleşmesi için aşılması gereken ayrı bir eşik oluşturuyor.</p>

<p>Gabriel Martinelli kimdir?</p>

<p>18 Haziran 2001 doğumlu Gabriel Martinelli, 25 yaşında.</p>

<p>Ağırlıklı olarak sol kanatta görev yapan Brezilyalı futbolcu, hücum hattının farklı bölgelerinde de oynayabiliyor.</p>

<p>Martinelli, 2019 yılında Brezilya ekibi Ituano’dan Arsenal’e transfer oldu ve genç yaşına rağmen Londra ekibinde uzun süredir Premier League ve Avrupa kupaları seviyesinde forma giyiyor.</p>

<p>Brezilya Milli Takımı kadrosunda da yer alan Martinelli; sürati, topsuz koşuları, bire bir etkinliği ve sol kanattan ceza sahasına yaptığı koşularla öne çıkıyor.</p>

<p>Galatasaray İçin Kritik Nokta Oyuncunun Kararı</p>

<p>Galatasaray’ın yaklaşık 45 milyon avroluk teklif yaptığı yönündeki haber artık transfer dosyasının tek önemli gelişmesi değil.</p>

<p>Yeni bilgiler, sarı-kırmızılıların Arsenal ile olası bir anlaşmanın yanı sıra Martinelli’yi de Türkiye projesine ikna etmesi gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>Şu aşamada Galatasaray, Arsenal veya Martinelli tarafından transfer konusunda resmî bir açıklama yapılmış değil.</p>

<p>Bu nedenle transferin gerçekleşeceğine ilişkin kesin bir ifade kullanmak mümkün değil.</p>

<p>Doğrulama Kaynaklarının Özeti</p>

<p>The Athletic, Galatasaray’ın Martinelli için girişimde bulunduğunu aktarırken Brezilyalı futbolcunun Arsenal’den ayrılmak için baskı yapmadığını ve olası ayrılık halinde Avrupa’nın önde gelen liglerinden birinde kalmayı tercih ettiğini bildirdi.</p>

<p>The Times ise Arsenal’in Galatasaray’dan yaklaşık 38 milyon sterlin, yaklaşık 45 milyon avro seviyesinde teklif aldığını aktararak transfer girişiminin mali boyutunu destekledi.</p>

<p>Kaynak güveni: ★★★★★<br />
Transfer aşaması: 6/10 – Teklif / oyuncu değerlendirmesi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/arsenale-45-milyon-euro-teklif-martinelli-cephesinde-durum-ne</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8026.jpeg" type="image/jpeg" length="86466"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alaturka mı alafranga mı? Tuvalet alışkanlığı kolon kanseri riskini etkiliyor mu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alaturka-mi-alafranga-mi-tuvalet-aliskanligi-kolon-kanseri-riskini-etkiliyor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alaturka-mi-alafranga-mi-tuvalet-aliskanligi-kolon-kanseri-riskini-etkiliyor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alafranga tuvaletlerin kolon kanserine yol açtığı, alaturka tuvaletlerin ise bağırsakları koruduğu iddiası yıllardır tartışılıyor. Bilimsel araştırmalar çömelme pozisyonunun dışkılama mekaniğini değiştirebildiğini ve bazı kişilerde ıkınmayı azaltabildiğini gösteriyor. Ancak kritik noktada tablo değişiyor: Bugüne kadarki veriler, alafranga tuvalet kullanımının kolorektal kansere neden olduğunu veya alaturka tuvaletin kansere karşı koruyucu olduğunu göstermiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Alafranga tuvalet kolon kanseri yapıyor mu? Yıllardır konuşulan iddia araştırıldı</p>

<p>Tuvalette nasıl oturduğumuz kolon kanseri riskimizi değiştirebilir mi?</p>

<p>Alaturka tuvaletin bağırsakların doğal çalışma biçimine daha uygun olduğu, alafranga tuvalette oturmanın ise bağırsakların tam boşalmasını engellediği ve uzun vadede kolon kanseri riskini artırabileceği iddiası özellikle sosyal medyada yıllardır gündeme geliyor.</p>

<p>İddianın arkasındaki teori ilk bakışta oldukça ikna edici görünüyor: Çömelirken bağırsakların son bölümündeki açı değişiyor, dışkılama kolaylaşıyor ve daha az ıkınmak gerekiyor. Alafranga tuvalette ise bu avantajın kaybolduğu ileri sürülüyor.</p>

<p>Peki bu anatomik farklılık gerçekten kansere kadar uzanan bir risk zinciri oluşturuyor mu?</p>

<p>Bilimsel çalışmalar incelendiğinde yanıt netleşiyor:</p>

<p>Teorinin dışkılama mekaniğine ilişkin bir bölümü bilimsel dayanağa sahip. Ancak alafranga tuvaletin kolon kanserine yol açtığı gösterilmiş değil.</p>

<p>Bilim insanları bu iddiayı doğrudan araştırdı</p>

<p>Konuyla ilgili en dikkat çekici araştırmalardan biri İran’da gerçekleştirildi.</p>

<p>Araştırmacılar, “Oturarak kullanılan tuvaletler kolorektal kanser açısından bir risk faktörü olabilir mi?” sorusunu doğrudan test etti.</p>

<p>Çalışmaya 100 kolorektal kanser hastası ile 100 kontrol dahil edildi. Katılımcıların yaşamları boyunca oturarak ve çömelerek kullanılan tuvaletlerle ilgili alışkanlıkları değerlendirildi.</p>

<p>Sonuçta oturarak kullanılan alafranga tipi tuvaletlerle kolorektal kanser arasında istatistiksel olarak anlamlı bir risk artışı bulunmadı.</p>

<p>Araştırmada çeşitli faktörlere göre düzeltme yapıldıktan sonra oturarak tuvalet kullanımı için hesaplanan risk tahmini 1,07 olarak bulundu. Güven aralığının 1’in her iki tarafına geniş biçimde uzanması, görülen küçük farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığını gösteriyordu.</p>

<p>Üstelik oturarak tuvalet kullanım süresi arttıkça kanser riskinin yükseldiğine ilişkin anlamlı bir doz-süre ilişkisi de ortaya çıkmadı.</p>

<p>Araştırmacılar sonuç olarak oturarak kullanılan tuvaletlerin kolorektal kanser açısından kayda değer bir risk faktörü olduğu hipotezinin kendi verileri tarafından desteklenmediğini bildirdi.</p>

<p>Ancak çalışmanın yalnızca 200 kişi üzerinde gerçekleştirilmiş bir vaka-kontrol araştırması olduğu unutulmamalı. Dolayısıyla tek başına kesin hüküm verecek büyüklükte değil. Buna karşılık mevcut bilimsel literatürde alafranga tuvaletin kolorektal kansere neden olduğunu ortaya koyan güçlü epidemiyolojik kanıt da bulunmuyor.</p>

<p>Alaturka tuvaletin gerçekten bir avantajı var mı?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İddianın bilimsel açıdan en ilginç kısmı burada başlıyor.</p>

<p>Alaturka tuvalette kişi çömeliyor. Bu sırada kalçaların pozisyonu değişiyor ve rektum ile anal kanalın oluşturduğu açı dışkının geçişini kolaylaştırabilecek hale gelebiliyor.</p>

<p>Bu mekanizmada puborektalis kası önemli rol oynuyor.</p>

<p>Bu kas, bağırsakların son bölümünü adeta bir askı gibi çevreleyerek dışkının tutulmasına yardımcı oluyor. Çömelme sırasında anorektal geometrinin değişmesi dışkılamayı bazı kişiler açısından kolaylaştırabiliyor.</p>

<p>Fizyolojik araştırmalarda çömelme ile normal oturma pozisyonları arasında anorektal açı bakımından farklılıklar gösterildi.</p>

<p>Başka küçük deneysel çalışmalarda da çömelerek dışkılayan katılımcıların daha az ıkınma ihtiyacı bildirebildikleri görüldü.</p>

<p>Yani:</p>

<p>“Çömelme pozisyonu dışkılamayı bazı insanlarda kolaylaştırabilir” demek bilimsel olarak savunulabilir.</p>

<p>Fakat buradan çok daha büyük bir sonuca, “Alaturka tuvalet kolon kanserini önler” sonucuna geçilemiyor.</p>

<p>İddiadaki kritik zincir nerede kopuyor?</p>

<p>Alafranga tuvalet ile kanser arasında ilişki kuran teorinin kabaca şöyle bir zinciri var:</p>

<p>Alafranga tuvalet → daha fazla ıkınma → bağırsakların yeterince boşalmaması → kabızlık → dışkının bağırsakta daha uzun kalması → zararlı maddelerin kolon mukozasıyla daha uzun temas etmesi → kolorektal kanser.</p>

<p>Bu zincirin ilk kısmında fizyolojik olarak tartışılabilecek noktalar bulunuyor.</p>

<p>Ancak mesele kansere ulaştığında kanıt zayıflıyor.</p>

<p>Çünkü bir mekanizmanın teorik olarak mümkün olması, o mekanizmanın insanlarda gerçekten kansere yol açtığının gösterildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kabızlık kolon kanseri yapıyor mu?</p>

<p>Bu soru da yıllardır araştırılıyor.</p>

<p>Kabızlık ile kolorektal kanser arasındaki ilişkiyi inceleyen önemli bir sistematik derleme ve meta-analizde binlerce yayın tarandı ve uygun kriterleri karşılayan 28 çalışma değerlendirildi.</p>

<p>Bazı vaka-kontrol çalışmalarında kabızlığı bulunan kişilerde kolorektal kanser daha sık görünüyordu.</p>

<p>Ancak daha önemli bir ayrıntı vardı.</p>

<p>İnsanların ileriye dönük olarak takip edildiği kohort çalışmalarında kabızlığın kolorektal kanser riskini anlamlı biçimde artırdığı gösterilemedi.</p>

<p>Bu farklılığın nedenlerinden biri “ters nedensellik” olabilir.</p>

<p>Bazen kabızlık neden değil, sonuç olabilir</p>

<p>Kolorektal kanser bağırsak alışkanlıklarını değiştirebilir.</p>

<p>Daha önce düzenli dışkılayan bir kişide yeni başlayan kabızlık, dışkının şeklinde değişiklik, dışkılama düzeninin belirgin biçimde değişmesi veya tam boşalamama hissi ortaya çıkabilir.</p>

<p>Dolayısıyla bazı araştırmalarda ilk bakışta:</p>

<p>Kabızlık → kanser</p>

<p>şeklinde görünen ilişki, bazı hastalarda gerçekte:</p>

<p>Henüz teşhis edilmemiş hastalık → bağırsak alışkanlığının değişmesi</p>

<p>şeklinde olabilir.</p>

<p>Bu nedenle kronik kabızlığı doğrudan “kolon kanserinin nedeni” olarak tanımlamak mevcut bilimsel kanıtların ötesine geçiyor.</p>

<p>Öte yandan özellikle yeni başlayan veya kalıcı bağırsak alışkanlığı değişikliklerinin göz ardı edilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Alaturka tuvalet kolon kanserinden koruyor mu?</p>

<p>Bunun için de yeterli kanıt yok.</p>

<p>Alaturka tuvaletin çömelme pozisyonu nedeniyle dışkılama mekaniğinde bazı avantajları bulunabilir. Ancak bir davranışın dışkılamayı kolaylaştırması ile kanseri önlemesi birbirinden tamamen farklı bilimsel iddialar.</p>

<p>Kolorektal kanserden koruyucu etkiyi gösterebilmek için çok sayıda insanın yıllarca takip edildiği, beslenme, sigara, kilo, fiziksel aktivite, yaş, genetik özellikler ve diğer önemli risk faktörlerinin hesaba katıldığı güçlü araştırmalar gerekir.</p>

<p>Mevcut veriler “Alaturka tuvalet kullananlarda kolon kanseri daha az görülür” sonucunu ortaya koyacak düzeyde değil.</p>

<p>Dolayısıyla iki uç iddia da bilimsel açıdan sorunlu:</p>

<p>“Alafranga tuvalet kolon kanseri yapar” denilemez.</p>

<p>Aynı şekilde:</p>

<p>“Alaturka tuvalet kolon kanserinden korur” da denilemez.</p>

<p>Ayakların altına küçük bir tabure koymak işe yarıyor mu?</p>

<p>Alafranga tuvalet kullananlar için son yıllarda popüler hale gelen uygulamalardan biri de ayakların altına küçük bir yükselti koymak.</p>

<p>Amaç dizleri yukarı kaldırarak vücudu çömelme pozisyonuna yaklaştırmak.</p>

<p>Bazı küçük araştırmalar bunun ıkınmayı ve dışkılama süresini azaltabileceğini düşündürse de sonuçlar tutarlı değil.</p>

<p>Örneğin 2023 yılında yayımlanan randomize bir çalışmada kabızlığı bulunan 41 kişi değerlendirildi. Ayak taburesi vücut pozisyonunu değiştirmesine rağmen çalışmada dışkılamayı taklit eden objektif testlerde belirgin bir avantaj gösterilemedi.</p>

<p>Bu nedenle ayak yükseltici bazı kişiler tarafından rahat bulunabilse de kanserden koruyucu bir yöntem olarak sunulamaz.</p>

<p>Asıl kolon kanseri riskleri başka yerde</p>

<p>Bilimsel kanıtların güçlü olduğu risk faktörlerine bakıldığında tuvaletin alaturka veya alafranga olmasından çok farklı bir tablo ortaya çıkıyor.</p>

<p>Kolorektal kanser riskinde yaş, aile öyküsü ve kalıtsal yatkınlıklar, inflamatuvar bağırsak hastalıkları ile çeşitli yaşam tarzı faktörleri önem taşıyor.</p>

<p>Fazla kilo ve obezite, fiziksel hareketsizlik, sigara ve alkol kullanımı da üzerinde durulan faktörler arasında.</p>

<p>Beslenmede ise kanıt çok daha güçlü.</p>

<p>Düşük lif tüketimi ile fazla kırmızı ve özellikle işlenmiş et tüketimi kolorektal kanser açısından üzerinde önemle durulan başlıklar arasında yer alıyor.</p>

<p>Dünya Kanser Araştırma Fonu, liften zengin beslenmenin önemine dikkat çekerken işlenmiş et tüketiminin bağırsak kanseri riskini artırdığına ilişkin güçlü kanıt bulunduğunu belirtiyor.</p>

<p>Dolayısıyla kolorektal kanserden korunmayı konuşurken tuvaletin biçimine odaklanıp kanıtı çok daha güçlü risk faktörlerini ikinci plana atmak doğru değil.</p>

<p>Sonuç: Teorinin bir kısmı doğru, kanser bağlantısı doğrulanmış değil</p>

<p>Yıllardır anlatılan iddianın en ilginç yanı tamamen temelsiz bir anatomik varsayımdan doğmamış olması.</p>

<p>Çömelmek dışkılama anatomisini gerçekten değiştirebilir.</p>

<p>Bazı kişilerde dışkılamayı kolaylaştırabilir ve ıkınma ihtiyacını azaltabilir.</p>

<p>Ancak bilimsel yol burada sona ermiyor.</p>

<p>Bu fizyolojik avantajdan hareket ederek alafranga tuvaletlerin kabızlığa, oradan da kolon kanserine yol açtığını söylemek için gereken epidemiyolojik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Bugünkü bilimsel veriler ışığında en doğru sonuç şu:</p>

<p>Alafranga tuvaletin kolon kanseri yaptığı gösterilmemiştir. Alaturka tuvaletin kolon kanserinden koruduğu da kanıtlanmış değildir.</p>

<p>Tuvalet pozisyonu dışkılama konforunu ve mekaniğini etkileyebilir; kolorektal kanser riski ise çok daha karmaşık ve çok faktörlü bir süreçtir.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurmalı?</p>

<p>Yeni başlayan ve kalıcı hale gelen bağırsak alışkanlığı değişiklikleri, dışkıda kan görülmesi, açıklanamayan kilo kaybı, devam eden karın ağrısı veya demir eksikliği anemisi gibi bulgular yalnızca “kabızlık” ya da tuvalet alışkanlığına bağlanmamalı. Özellikle uygun yaş ve risk grubundaki kişiler kolorektal kanser taramalarını ihmal etmemeli.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Sohrabi S, Malekzadeh R, Ansari R, Kamangar F. Squatting and Risk of Colorectal Cancer: A Case-Control Study. Middle East Journal of Digestive Diseases, 2012.<br />
2. Sikirov D. Comparison of Straining During Defecation in Three Positions: Results and Implications for Human Health. Digestive Diseases and Sciences, 2003.<br />
3. Power AM, Talley NJ, Ford AC. Association Between Constipation and Colorectal Cancer: Systematic Review and Meta-Analysis of Observational Studies. American Journal of Gastroenterology, 2013.<br />
4. Trieu RQ ve arkadaşları. Using a Footstool Does Not Aid Simulated Defecation in Undifferentiated Constipation: A Randomized Trial. Neurogastroenterology &amp; Motility, 2023.<br />
5. World Cancer Research Fund. Bowel Cancer: Causes and Risk Factors.<br />
6. International Agency for Research on Cancer. Red Meat and Processed Meat. IARC Monographs.<br />
7. National Cancer Institute. Colorectal Cancer Prevention and Risk Factors.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alaturka-mi-alafranga-mi-tuvalet-aliskanligi-kolon-kanseri-riskini-etkiliyor-mu</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8023.jpeg" type="image/jpeg" length="69483"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kongo’daki Ebola Salgını Kayıtlardaki İkinci Büyük Salgın]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kongodaki-ebola-salgini-kayitlardaki-ikinci-buyuk-salgin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kongodaki-ebola-salgini-kayitlardaki-ikinci-buyuk-salgin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki Ebola salgınında 4 bin 449 doğrulanmış vaka ve 2 bin 61 ölüm bildirildi. Dünya Sağlık Örgütü, beş eyalet ve 53 sağlık bölgesine yayılan salgının artık kayıtlardaki en büyük ikinci Ebola salgını olduğunu açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin kuzeydoğusunda büyüyen Ebola salgını kritik bir aşamaya ulaştı. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 12 Ağustos 2026 tarihli resmî açıklamasına göre 4 bin 449 laboratuvar doğrulamalı vaka ve 2 bin 61 ölüm kaydedildi. Salgın beş eyalette 53 sağlık bölgesine yayıldı ve WHO tarafından kayıtlardaki en büyük ikinci Ebola salgını olarak tanımlandı. [1]<br />
WHO: Salgın önceki Ebola salgınlarından daha hızlı ilerliyor<br />
WHO Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, salgının yalnızca büyüklüğünün değil, yayılma hızının da kaygı verici olduğunu bildirdi. WHO’ya göre mevcut salgın, şimdiye kadar kaydedilmiş Ebola salgınlarından daha hızlı ilerliyor. Salgının aynı hızla devam etmesi halinde 2014–2016 yıllarında Batı Afrika’da yaşanan ve tarihin en büyük Ebola salgını olarak kayıtlara geçen salgının büyüklüğüne ulaşabileceği belirtiliyor. [1]<br />
Karşılaştırma açısından, 2018–2020 yıllarında Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde yaşanan önceki büyük salgında toplam 3 bin 481 vaka ve 2 bin 299 ölüm bildirilmişti. Mevcut salgın vaka sayısı bakımından bu salgını geçmiş durumda. [2]<br />
Vakaların yaklaşık yüzde 90’ı Ituri’de<br />
Salgının merkezi ülkenin doğusundaki Ituri eyaleti. WHO’nun 12 Ağustos verilerine göre tüm vakaların yaklaşık yüzde 90’ı, ölümlerin ise yaklaşık yüzde 80’i Ituri’de görülüyor. Bunia, Rwampara, Nizi ve Lita yerleşimlerinde bulaşın devam ettiği bildiriliyor. [1]<br />
Bu yoğunlaşma, sağlık ekiplerinin kaynaklarını belirli bölgelere yöneltmesini kolaylaştırsa da Ituri’deki güvenlik sorunları, nüfus hareketliliği ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler salgın kontrolünü zorlaştırıyor. WHO, ülkenin doğusundaki aktif silahlı çatışmaların müdahale ekiplerinin güvenli ve kesintisiz çalışabilmesi açısından önemli bir engel oluşturduğunu bildiriyor. [1]<br />
Toplum içinde gerçekleşen ölümler neden kaygı veriyor?<br />
WHO’nun en fazla üzerinde durduğu göstergelerden biri, hastaların Ebola tedavi merkezlerine ulaşmadan toplum içinde hayatını kaybetmesi. Ayrıca bazı yeni vakaların daha önce belirlenmiş temaslı listelerinde bulunmadığı bildiriliyor. [1]<br />
Temaslı listesinde bulunmayan bir kişide hastalık ortaya çıkması, sağlık ekiplerinin henüz tespit edemediği başka bulaş zincirlerinin bulunabileceği anlamına geliyor. WHO’ya göre salgının durdurulabilmesi için bu gizli bulaş zincirlerinin bulunması ve kesilmesi gerekiyor. [1]<br />
Ebola bulaşının büyük bölümü, hastalığın ileri dönemindeki kişilerin vücut sıvılarıyla temas sırasında veya yaşamını kaybeden hastaların cenazelerine korunmasız temas edilmesiyle gerçekleşiyor. Bu nedenle hastaların erken dönemde sağlık kuruluşuna ulaştırılması ve cenazelerin güvenli biçimde defnedilmesi salgının kontrolünde temel önlemler arasında bulunuyor. [1]<br />
Her 5 temaslıdan yaklaşık 1’i yeterince izlenemiyor<br />
Ebola salgınlarının kontrolünde “temaslı takibi” büyük önem taşıyor. Temaslı takibi, Ebola hastasıyla yakın temasta bulunan kişilerin belirlenerek belirtiler açısından düzenli olarak izlenmesi anlamına geliyor.<br />
WHO, mevcut salgında belirlenen temaslıların yaklaşık yüzde 80’inin izlenebildiğini açıkladı. Kuruluş, bulaş zincirini kesebilmek için bu oranın yüzde 95’e çıkarılmasını hedefliyor. Başka bir ifadeyle, bugün her 100 temaslıdan yaklaşık 20’si istenilen düzeyde takip edilemiyor. [1]<br />
Temaslıların eksik izlenmesi, hastalık belirtileri başlayan kişilerin geç fark edilmesine ve bu kişilerin virüsü başkalarına bulaştırmasına yol açabiliyor.<br />
12 haftada 3 bin tedavi yatağı hedefleniyor<br />
WHO ve Kongo sağlık yetkilileri salgının büyümesine karşı tedavi kapasitesini hızla artırmaya çalışıyor. WHO, mevcut kapasitenin yaklaşık üç katına çıkarılarak 12 hafta içinde 3 bin Ebola tedavi yatağına ulaşılmasını hedefliyor. [1]<br />
Kuruluş ayrıca her hasta için üç sağlık çalışanının görevlendirilebilmesini amaçlıyor. Bunun sağlanabilmesi için mevcut sağlık personeline binlerce yeni çalışanın eklenmesi gerekiyor. Şimdiye kadar 21 binden fazla toplum sağlığı çalışanının salgınla mücadele konusunda eğitildiği bildirildi. [1]<br />
Tedavi merkezleri, laboratuvarlar, güvenli defin ekipleri ve toplum bilgilendirme ekipleri salgından etkilenen bölgelerde çalışmalarını sürdürüyor.<br />
Şimdiye kadar 886 hasta iyileşti<br />
WHO verilerine göre salgın sırasında Ebola tanısı alan 886 hasta iyileşti. Bu sonuç, Bundibugyo virüsüne karşı henüz onaylanmış özel bir tedavi veya aşı bulunmamasına rağmen destek tedavisinin önemini gösteriyor. [1] [3]<br />
Destek tedavisi; hastanın kaybettiği sıvı ve minerallerin yerine konması, tansiyon ve organ işlevlerinin izlenmesi ve gelişen komplikasyonların tedavi edilmesi gibi uygulamaları kapsıyor. Hastanın erken dönemde sağlık kuruluşuna ulaşması, hem tedavi şansını artırıyor hem de başkalarına bulaşma ihtimalini azaltıyor.<br />
Bu salgına Bundibugyo virüsü neden oluyor<br />
Ebola tek bir virüs türünden oluşmuyor. Kongo’daki 2026 salgınına, Ebola hastalığına neden olabilen türlerden biri olan Bundibugyo virüsü yol açıyor. [3]<br />
Bu ayrım özellikle aşı açısından önemli. Daha sık görülen Zaire ebolavirüsüne karşı etkili bir aşı bulunuyor. Ancak bu aşının Bundibugyo virüsüne karşı insanlarda koruma sağladığı henüz gösterilmiş değil. [1]<br />
Bundibugyo’ya özel iki aşı ilk kez insanlarda deneniyor<br />
WHO, 12 Ağustos açıklamasında önemli bir araştırma gelişmesini de duyurdu. Bundibugyo virüsüne karşı özel olarak geliştirilen iki aday aşı ilk kez insanlarda Faz I güvenlik çalışmalarına girdi. Faz I araştırmaları, bir aşının öncelikle güvenli olup olmadığını ve insan vücudunda nasıl bir bağışıklık yanıtı oluşturduğunu değerlendiren erken aşama çalışmalardır. [1]<br />
Bunun yanında, Zaire ebolavirüsüne karşı kullanılan mevcut aşının Bundibugyo’ya karşı da etkili olabileceğine ilişkin iki hayvan çalışmasından umut verici sonuçlar elde edildi. Ancak hayvanlarda görülen bu koruyucu etkinin insanlarda da ortaya çıkacağı henüz bilinmiyor. [1]<br />
Bu nedenle WHO, mevcut Zaire Ebola aşısının Bundibugyo salgınında koruma sağlayıp sağlamadığını araştırmak amacıyla Faz III çalışma yapılmasını önerdi. Faz III çalışmalar, bir aşının geniş bir insan grubunda hastalığı gerçekten önleyip önlemediğini değerlendiren ileri aşama klinik araştırmalardır. [1]<br />
Ebola nasıl bulaşıyor?<br />
Ebola, grip veya kızamık gibi havadan kolayca yayılan bir hastalık değil. Virüs temel olarak hastalanmış kişilerin kanı ve diğer vücut sıvılarıyla doğrudan temas sonucu bulaşıyor.<br />
Özellikle hastalığın ileri evresindeki kişilere koruyucu ekipman olmadan bakım verilmesi veya Ebola nedeniyle ölen kişilerin bedenlerine güvenli olmayan biçimde temas edilmesi bulaş riskini ciddi biçimde artırabiliyor. Bu nedenle erken tanı, hastanın hızlı biçimde izole edilmesi ve güvenli defin uygulamaları salgın kontrolünün temelini oluşturuyor. [1]<br />
Salgın henüz kontrol altında değil<br />
Toplum içinde gerçekleşen ölümlerin devam etmesi, bazı hastaların bilinen temaslı listelerinin dışında ortaya çıkması ve temaslı takibinin WHO’nun yüzde 95 hedefinin altında kalması, salgının henüz kontrol altına alınamadığını gösteriyor. [1]<br />
WHO’nun salgının önceki Ebola salgınlarından daha hızlı ilerlediğini açıklaması da önümüzdeki haftaları kritik hale getiriyor. Buna karşılık tedavi kapasitesinin artırılması, daha fazla temaslının izlenmesi, toplum içindeki vakaların erken bulunması ve Bundibugyo’ya karşı yürütülen aşı ve tedavi araştırmalarının hızlandırılması salgının yönünü değiştirebilecek başlıca adımlar olarak öne çıkıyor.<br />
Açıklanan vaka ve ölüm sayıları devam eden laboratuvar doğrulamaları, geçmiş vakaların yeniden sınıflandırılması ve saha verilerinin güncellenmesi nedeniyle geriye dönük olarak değişebilir. Bu nedenle 4 bin 449 vaka ve 2 bin 61 ölüm, WHO’nun 12 Ağustos 2026 tarihinde açıkladığı mevcut resmî tabloyu yansıtıyor. [1]<br />
Kaynaklar<br />
[1] World Health Organization. WHO Director-General's opening remarks at the media briefing – 12 August 2026. World Health Organization, Geneva, 2026.<br />
[2] World Health Organization. Ebola outbreak 2018–2020: North Kivu–Ituri, Democratic Republic of the Congo. World Health Organization, 2020.<br />
[3] World Health Organization. Ebola outbreak – Democratic Republic of the Congo, 2026. World Health Organization, 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kongodaki-ebola-salgini-kayitlardaki-ikinci-buyuk-salgin</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/kongo-ebola-haber-gorseli-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="95705"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Glioblastomada Yeni Umut: CAR-T Hücreleri Tümöre Yakından Ulaştırıldı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/glioblastomada-yeni-umut-car-t-hucreleri-tumore-yakindan-ulastirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/glioblastomada-yeni-umut-car-t-hucreleri-tumore-yakindan-ulastirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Medicine’da yayımlanan Faz I çalışmada, tekrarlayan glioblastoma hastalarına B7-H3 hedefli CAR-T hücreleri doğrudan kafa içine uygulandı. Erken sonuçlarda doz sınırlayıcı toksisite görülmezken klinik aktivite sinyalleri bildirildi. Tedavinin etkinliği için daha büyük çalışmalar gerekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Glioblastomada CAR-T Doğrudan Beyne Verildi: İlk Sonuçlar Geldi</p>

<p>Tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu agresif beyin tümörü glioblastomada, CAR-T hücrelerini doğrudan merkezi sinir sistemine ulaştırmayı amaçlayan yeni bir yaklaşımın ilk insan sonuçları yayımlandı.</p>

<p>Nature Medicine dergisinde 6 Ağustos 2026’da yayımlanan Faz I klinik araştırmada, tekrarlayan glioblastoma hastalarında B7-H3 hedefli CAR-T hücre tedavisinin kafa içi uygulanması değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmanın öncelikli amacı yeni yöntemin güvenliliğini ve uygulanabilirliğini belirlemekti. Erken klinik veriler tedavinin araştırılmaya devam edilmesini destekleyen sinyaller ortaya koydu.</p>

<p>CAR-T hücreleri doğrudan merkezi sinir sistemine ulaştırıldı</p>

<p>CAR-T tedavisinde hastanın kendi T hücreleri toplanıyor ve kanser hücrelerindeki belirli bir hedefi tanıyacak şekilde laboratuvarda genetik olarak yeniden programlanıyor.</p>

<p>Hazırlanan hücreler daha sonra hastaya geri veriliyor.</p>

<p>Yeni araştırmada hedef olarak B7-H3 seçildi. B7-H3, glioblastoma dahil bazı solid tümörlerde yüksek düzeyde bulunabilen bir hücre yüzeyi proteini olarak biliniyor.</p>

<p>Araştırmacılar CAR-T hücrelerini yalnızca sistemik dolaşıma vermek yerine doğrudan merkezi sinir sistemi bölgesine ulaştıran bir uygulama stratejisini değerlendirdi.</p>

<p>Bu yöntem, glioblastoma tedavisindeki en büyük engellerden birini aşmayı hedefliyor.</p>

<p>Beyin tümörlerinde CAR-T neden daha zor?</p>

<p>CAR-T hücre tedavileri bazı lösemi, lenfoma ve multipl miyelom türlerinde kanser tedavisini önemli ölçüde değiştirdi.</p>

<p>Ancak aynı başarı henüz glioblastoma gibi solid tümörlerde elde edilemedi.</p>

<p>Bunun önemli nedenlerinden biri, CAR-T hücrelerinin solid tümör dokusuna yeterli miktarda ulaşmasının ve tümör içerisinde etkinliğini sürdürmesinin daha zor olması.</p>

<p>Glioblastomada buna bir de kan-beyin bariyeri ve tümörün son derece heterojen yapısı ekleniyor.</p>

<p>Aynı tümördeki kanser hücreleri bile birbirinden farklı moleküler özellikler taşıyabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar CAR-T hücrelerini tümöre mümkün olduğunca yakın ulaştırmanın tedavinin biyolojik etkisini artırıp artıramayacağını araştırıyor.</p>

<p>Faz I çalışmanın temel hedefi güvenlilikti</p>

<p>Çalışma erken aşamalı bir Faz I araştırma olduğu için sonuçların yorumlanmasında en önemli nokta bu aşamanın temel amacının tedavinin etkinliğini kesin olarak kanıtlamak olmadığı.</p>

<p>Araştırmacılar öncelikle hücresel tedavinin uygulanabilirliğini, güvenlilik profilini ve uygun doz düzeylerini değerlendirdi.</p>

<p>Yayımlanan sonuçlarda doz sınırlayıcı toksisite saptanmadığı bildirildi.</p>

<p>Tedavi sonrasında hastaların klinik ve radyolojik yanıtları da takip edildi.</p>

<p>Araştırmacılar bazı hastalarda antitümör aktiviteyle uyumlu erken klinik sinyaller gözlemledi.</p>

<p>Ancak hasta sayısının sınırlı olması nedeniyle bu sonuçlar tedavinin glioblastomada etkili olduğunun kesin kanıtı olarak kabul edilmiyor.</p>

<p>En önemli yenilik uygulama biçimi olabilir</p>

<p>Araştırmanın dikkat çekici yönlerinden biri yalnızca yeni bir CAR-T hedefinin test edilmesi değil.</p>

<p>Tedavinin doğrudan kafa içi uygulanması, hücrelerin hedef bölgeye ulaşmasını güçleştiren biyolojik engelleri aşmak için geliştirilen stratejilerden biri.</p>

<p>Solid tümörlerde CAR-T araştırmalarının önündeki temel sorunlardan biri, laboratuvarda güçlü antitümör aktivite gösteren hücrelerin hastaya verildikten sonra tümör dokusuna yeterli düzeyde ulaşamaması.</p>

<p>Glioblastomada lokal veya bölgesel CAR-T uygulamasının başarılı olması, gelecekte diğer beyin tümörlerinde geliştirilecek hücresel tedaviler için de yeni bir yol açabilir.</p>

<p>Glioblastomada yeni tedavilere büyük ihtiyaç var</p>

<p>Glioblastoma erişkinlerde görülen en agresif primer beyin tümörlerinden biri.</p>

<p>Cerrahi, radyoterapi ve kemoterapiden oluşan standart tedavilere rağmen hastalık birçok hastada yeniden ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Tekrarlayan glioblastomada tedavi seçenekleri daha da sınırlı hale geliyor.</p>

<p>Bu nedenle immünoterapiler, kişiselleştirilmiş kanser aşıları, onkolitik virüsler, hedefe yönelik ilaçlar ve CAR-T hücreleri dahil çok sayıda yeni yaklaşım araştırılıyor.</p>

<p>B7-H3 hedefli CAR-T çalışması da bu yeni nesil stratejiler arasında bulunuyor.</p>

<p>Henüz “glioblastoma tedavisi bulundu” denilemez</p>

<p>Çalışmanın erken aşamada olması önemli bir sınırlılık oluşturuyor.</p>

<p>Faz I araştırmalar genellikle az sayıda hastayla yürütülüyor ve öncelikle güvenlilik değerlendirmesine odaklanıyor.</p>

<p>Bu nedenle klinik çalışmada elde edilen ilk verilere göre yaklaşım dikkat çekici olsa da henüz nihai tedavi niteliği taşımıyor.</p>

<p>Gerçek etkinliğin belirlenebilmesi için daha fazla hastanın dahil edildiği ileri faz klinik araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Tedavinin ne kadar süre etkili olduğu, hangi hastaların en fazla yarar gördüğü ve tümörün B7-H3 hedefinden kaçıp kaçamayacağı da yanıtlanması gereken önemli sorular arasında.</p>

<p>Türkiye açısından ileri merkezler gündeme gelebilir</p>

<p>Bu tür CAR-T uygulamalarının Türkiye’ye ulaşması halinde klasik ilaç tedavilerinden farklı bir altyapı gerekecek.</p>

<p>Hastadan hücre toplanması, hücrelerin genetik olarak değiştirilmesi, kalite kontrol süreçleri ve tedavinin hastaya uygulanması ileri hücresel tedavi altyapısına ihtiyaç duyuyor.</p>

<p>Glioblastomada buna nöroşirürji ve nöro-onkoloji ekiplerinin de eklenmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle gelecekte başarılı olması halinde uygulamanın öncelikle ileri hücresel tedavi altyapısına sahip üniversite ve eğitim araştırma hastanelerinde gündeme gelmesi beklenebilir.</p>

<p>Türkiye’nin bu alandaki en önemli fırsatlarından biri ise ileri faz uluslararası klinik araştırmalara merkez olarak katılım sağlamak olabilir.</p>

<p>CAR-T’nin ikinci büyük sınavı solid tümörler</p>

<p>CAR-T teknolojisinin ilk büyük başarısı hematolojik kanserlerde yaşandı.</p>

<p>Şimdi bilim dünyasının önündeki büyük sorulardan biri aynı teknolojinin solid tümörlerde de kalıcı klinik başarı sağlayıp sağlayamayacağı.</p>

<p>Glioblastomada doğrudan kafa içine uygulanan B7-H3 CAR-T yaklaşımı bu arayışın dikkat çekici örneklerinden biri.</p>

<p>Faz I sonuçları bir tedavi başarısından çok, CAR-T hücrelerinin beynin en agresif tümörlerinden birine nasıl ulaştırılabileceğine ilişkin önemli bir erken klinik sinyal sunuyor.</p>

<p>Bulguların geniş katılımcı gruplarıyla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>DOI: 10.1038/s41591-026-04557-6</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı veya tedavi önerisi niteliği taşımaz. Kanser tedavileri hastanın klinik ve moleküler özelliklerine göre uzman hekimler tarafından planlanmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Nature Medicine<br />
2. ClinicalTrials<br />
3. PubMed / ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/glioblastomada-yeni-umut-car-t-hucreleri-tumore-yakindan-ulastirildi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8022.jpeg" type="image/jpeg" length="41371"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nörolojide Yeni Tedavi Sinyali: 52 Haftada Atak Riski Sert Düştü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/norolojide-yeni-tedavi-sinyali-52-haftada-atak-riski-sert-dustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/norolojide-yeni-tedavi-sinyali-52-haftada-atak-riski-sert-dustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Medicine’da yayımlanan Faz III BeInmost çalışmasında obinutuzumab β, AQP4-IgG pozitif nöromiyelitis optika spektrum bozukluğunda relaps riskini plaseboya göre yüzde 93,1 azalttı. 91 hastalık araştırma, yeni anti-CD20 tedavisi için güçlü klinik kanıt sundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Nadir Sinir Sistemi Hastalığında Relaps Riskini Yüzde 93 Azaltan Tedavi</p>

<p>Görme kaybı, felç ve ciddi nörolojik engelliliğe yol açabilen nadir bir merkezi sinir sistemi hastalığında yeni bir biyolojik tedaviden dikkat çekici Faz III sonuçları geldi.</p>

<p>Nature Medicine dergisinde 10 Ağustos 2026’da yayımlanan BeInmost çalışmasında, deneysel obinutuzumab β (MIL62) tedavisinin aquaporin-4 antikoru pozitif nöromiyelitis optika spektrum bozukluğu bulunan hastalarda hastalık relapsı riskini plaseboya kıyasla yüzde 93,1 azalttığı bildirildi.</p>

<p>Çok merkezli, randomize, çift kör ve plasebo kontrollü Faz III araştırma, Çin’deki 32 merkezde gerçekleştirildi.</p>

<p>Çalışmaya 18 ile 70 yaşları arasında toplam 91 hasta dahil edildi.</p>

<p>Tedavi grubunda yalnızca 2 hastada relaps görüldü</p>

<p>Katılımcıların 45’i obinutuzumab β, 46’sı ise plasebo grubuna randomize edildi.</p>

<p>Araştırmanın en çarpıcı sonucu hastalık relapslarında görüldü.</p>

<p>Obinutuzumab β verilen 45 hastanın yalnızca 2’sinde, yani yüzde 4,4’ünde doğrulanmış relaps meydana geldi.</p>

<p>Plasebo grubunda ise 46 hastanın 21’inde, yani yüzde 45,7’sinde relaps görüldü.</p>

<p>İstatistiksel analiz, tedavinin ilk doğrulanmış relaps riskini plaseboya kıyasla yüzde 93,1 oranında azalttığını gösterdi.</p>

<p>Bu farkın istatistiksel olarak son derece güçlü olduğu bildirildi.</p>

<p>Bir yılda hastaların yaklaşık yüzde 95’i relapssız kaldı</p>

<p>Araştırmada 52 haftalık relapssız yaşam oranı da değerlendirildi.</p>

<p>Obinutuzumab β grubunda hastaların tahmini yüzde 94,8’i 52 haftalık dönemi doğrulanmış bir hastalık relapsı yaşamadan tamamladı.</p>

<p>Plasebo grubunda bu oran yalnızca yüzde 28,4 olarak hesaplandı.</p>

<p>Yıllıklandırılmış relaps oranı da tedavi grubunda belirgin biçimde daha düşük bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>NMOSD relapsı nedeniyle hastaneye yatışlarda da obinutuzumab β lehine önemli fark görüldü.</p>

<p>Nöromiyelitis optika neden bu kadar önemli?</p>

<p>Nöromiyelitis optika spektrum bozukluğu, bağışıklık sisteminin merkezi sinir sistemine saldırdığı nadir fakat ağır seyreden otoimmün bir hastalık.</p>

<p>Hastalık özellikle görme sinirlerini ve omuriliği etkileyebiliyor.</p>

<p>Optik nörit olarak adlandırılan görme siniri iltihabı ciddi görme kaybına, omurilik tutulumu ise kas güçsüzlüğü, duyu bozuklukları ve bazı hastalarda kalıcı hareket kaybına neden olabiliyor.</p>

<p>Hastalığın önemli özelliklerinden biri, tekrarlayan atakların oluşturduğu nörolojik hasarın zaman içinde birikebilmesi.</p>

<p>Bu nedenle tedavinin temel hedeflerinden biri yeni relapsların mümkün olduğunca engellenmesi.</p>

<p>AQP4 antikoru hastalığın merkezinde</p>

<p>Çalışmaya yalnızca AQP4-IgG pozitif hastalar dahil edildi.</p>

<p>Aquaporin-4, merkezi sinir sistemindeki bazı destek hücrelerinin yüzeyinde bulunan önemli bir su kanalı proteini.</p>

<p>NMOSD hastalarının önemli bölümünde bağışıklık sistemi bu proteine karşı anormal antikorlar geliştiriyor.</p>

<p>Bu antikorların hastalıkta meydana gelen doku hasarının önemli tetikleyicilerinden biri olduğu biliniyor.</p>

<p>Dolayısıyla AQP4-IgG pozitif hastalarda antikor üretiminde rol oynayan B hücrelerini hedeflemek, hastalığın biyolojik mekanizmasına doğrudan müdahale eden stratejiler arasında bulunuyor.</p>

<p>Yeni nesil anti-CD20 antikoru</p>

<p>Obinutuzumab β, CD20 taşıyan B hücrelerini hedefleyen gliko-mühendislik uygulanmış tip II monoklonal antikor olarak geliştirildi.</p>

<p>Tedavinin amacı, hastalığın gelişiminde rol oynayan B hücrelerini güçlü biçimde azaltarak patolojik bağışıklık yanıtını baskılamak.</p>

<p>CD20 hedefli B hücresi tedavileri nöroimmün hastalıklarda tamamen yeni değil.</p>

<p>Ancak BeInmost araştırması, obinutuzumab β için AQP4-IgG pozitif NMOSD hastalarında randomize ve kontrollü Faz III düzeyinde güçlü klinik kanıt sağlaması açısından önem taşıyor.</p>

<p>Güvenlilik sonuçları da değerlendirildi</p>

<p>Araştırmada yalnızca etkinlik değil, tedavinin güvenlilik profili de incelendi.</p>

<p>Çalışmanın yayımlanan sonuçlarına göre ciddi advers olayların görülme oranı tedavi ve plasebo gruplarında benzer düzeydeydi.</p>

<p>Bununla birlikte B hücrelerini baskılayan tedaviler bağışıklık sistemi üzerinde önemli etkiler oluşturabildiğinden enfeksiyonlar ve diğer olası komplikasyonlar açısından uzun dönem takip önem taşıyor.</p>

<p>Faz III sonuçlarının güçlü olması, ilacın tüm hastalar için otomatik olarak uygun olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Hasta seçimi, enfeksiyon riski, eşlik eden hastalıklar ve uzun dönem güvenlilik verileri tedavi kararında belirleyici olacak.</p>

<p>Mevcut tedavilerin yanına yeni seçenek gelebilir</p>

<p>NMOSD için son yıllarda hastalığın farklı biyolojik mekanizmalarını hedefleyen yeni tedaviler geliştirildi.</p>

<p>Kompleman sistemini, interlökin-6 reseptörünü veya B hücrelerini hedefleyen ilaçlar bazı ülkelerde klinik kullanıma girmiş durumda.</p>

<p>Obinutuzumab β’nin bu tedaviler arasındaki kesin konumu ise doğrudan karşılaştırmalı araştırmalar ve uzun dönem sonuçlar ortaya çıktıkça daha net anlaşılacak.</p>

<p>Bu nedenle yüzde 93,1’lik sonuç mevcut tedavilere karşı yüzde 93 daha üstünlük anlamına gelmiyor. Bulgular, Faz III çalışmada plaseboya kıyasla relaps riskindeki göreceli azalmayı ifade ediyor.</p>

<p>Türkiye açısından neden önemli?</p>

<p>Nöromiyelitis optika spektrum bozukluğu nadir görülmesine rağmen ağır nörolojik sonuçları nedeniyle yüksek klinik öneme sahip.</p>

<p>Yeni tedavinin uluslararası ruhsat süreçlerinden geçmesi ve daha sonra Türkiye’de ruhsat alması halinde uygulamanın özellikle ileri nöroloji ve nöroimmünoloji merkezlerinde gündeme gelmesi beklenebilir.</p>

<p>Ancak Türkiye’deki kullanım açısından TİTCK ruhsat süreci, tedavinin fiyatı, SGK geri ödeme koşulları ve mevcut biyolojik tedavilere göre sağlayacağı ek klinik yarar belirleyici olacaktır.</p>

<p>Faz III sonucu güçlü, ancak süreç tamamlanmadı</p>

<p>BeInmost çalışmasının sonuçları obinutuzumab β için önemli bir klinik eşik oluşturuyor.</p>

<p>Bununla birlikte bilimsel çalışmada elde edilen başarı doğrudan küresel ruhsat anlamına gelmiyor.</p>

<p>Düzenleyici kurumların etkinlik, güvenlilik, üretim kalitesi ve yarar-risk dengesini değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<p>Uzun dönem takip verileri de özellikle nadir fakat ciddi güvenlilik sorunlarının anlaşılması açısından önem taşıyacak.</p>

<p>Buna rağmen 91 hastalık randomize Faz III çalışmada relapsların tedavi grubunda yüzde 4,4’e karşı plaseboda yüzde 45,7 oranında görülmesi, NMOSD tedavi araştırmalarında son dönemin dikkat çekici klinik sonuçlarından biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>DOI: 10.1038/s41591-026-04583-4<br />
PubMed PMID: 42575985</p>

<p>Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı veya tedavi önerisi niteliği taşımaz. Nöromiyelitis optika spektrum bozukluğunun tanı ve tedavisi uzman hekim tarafından planlanmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Nature Medicine<br />
2. PubMed / ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi<br />
3. BeInmost Faz III Klinik Araştırması </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/norolojide-yeni-tedavi-sinyali-52-haftada-atak-riski-sert-dustu</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8021.jpeg" type="image/jpeg" length="90392"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kan Şekerini Algılayan Akıllı Probiyotik Fare ve Maymunlarda Etki Gösterdi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kan-sekerini-algilayan-akilli-probiyotik-fare-ve-maymunlarda-etki-gosterdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kan-sekerini-algilayan-akilli-probiyotik-fare-ve-maymunlarda-etki-gosterdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature’da yayımlanan yeni araştırmada, bağırsakta geçici olarak yaşayan genetik olarak tasarlanmış probiyotik bakteriler kan şekeri yükseldiğinde GLP-1 üretip salgılayacak şekilde programlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p><br />
Sistem diyabetli farelerde ve tip 2 diyabetli insan dışı primatlarda kan şekeri kontrolünü iyileştirdi; ancak henüz insanlarda denenmiş bir tedavi değil.<br />
Çin’de East China Normal University bünyesindeki Shanghai Key Laboratory of Regulatory Biology ve Biomedical Synthetic Biology Research Center liderliğinde yürütülen araştırmada bilim insanları, kan şekeri yükseldiğinde bunu algılayıp tedavi edici moleküllerin üretimini artırabilen ağızdan alınabilir bir “canlı ilaç” geliştirdi. Çalışmaya Shanghai Fengxian District Central Hospital, Shanghai SynBioEra Biotechnology ve University of Texas Health Science Center at San Antonio’dan araştırmacılar da katkı sundu. Araştırma insanlar üzerinde değil, farklı diyabet fare modelleri ve tip 2 diyabetli insan dışı primatlar üzerinde yapıldı. Çalışma 12 Ağustos 2026’da Nature dergisinde yayımlandı. [1]<br />
Probiyotik bakteriye glikoz sensörü eklendi<br />
Çalışmanın temelinde, bağırsakta geçici olarak yaşayabilen genetik olarak değiştirilmiş probiyotik bakteriler bulunuyor.<br />
Araştırmacılar bakterilere HexR adı verilen glikoza duyarlı bir düzenleyici protein ve buna bağlı çalışan sentetik bir gen devresi ekledi. Gen devresi, bakterinin çevredeki glikoz düzeyini algılayıp buna göre belirli terapötik genleri açıp kapatmasını sağladı. [1]<br />
Bunu basitçe otomatik çalışan bir sensöre benzetmek mümkün.<br />
Glikoz yükseldiğinde sistem devreye giriyor; glikoz normal sınırlara yaklaştığında terapötik üretim azalıyor. Araştırmacılar bu yaklaşımı “sense-and-respond”, yani “algıla ve yanıt ver” sistemi olarak tanımlıyor. [1]<br />
Bakteriler bağırsakta kalıcı olarak yerleşmedi<br />
Yeni sistemin önemli özelliklerinden biri, bakterilerin bağırsakta kalıcı biçimde kolonileşmek üzere tasarlanmamış olması.<br />
Araştırmada kullanılan probiyotikler ağızdan verildikten sonra bağırsakta geçici olarak kaldı ve glikoz düzeyine göre terapötik molekül üretimini ayarladı. [1]<br />
Geçici bağırsak varlığı, canlı tedavilerin kontrol edilebilirliği açısından önemli bir tasarım özelliği. Ancak bunun insanlarda güvenli olduğunu göstermek için klinik çalışmalara ihtiyaç var.<br />
Glikoz yükselince GLP-1 üretildi<br />
Araştırmacılar bakterileri, glikoz yükseldiğinde GLP-1 üretip salgılayacak şekilde programladı. GLP-1, bağırsakta doğal olarak üretilen ve yemek sonrası kan şekeri kontrolünde rol oynayan bir hormondur. [1]<br />
Günümüzde bazı diyabet ve obezite ilaçları da GLP-1 sistemini hedefliyor. Ancak yeni çalışmadaki yaklaşım farklı: dışarıdan düzenli enjeksiyon yapmak yerine bağırsaktaki tasarlanmış bakterilerin glikoz yükseldiğinde gerekli molekülü üretmesi amaçlanıyor.<br />
Bu nedenle araştırma mevcut GLP-1 ilaçlarının yerine kullanılabilecek hazır bir tedavi olarak değerlendirilmemeli.<br />
Farelerde kan şekeri kontrolü iyileşti<br />
Araştırmacılar sistemi birden fazla diyabet fare modelinde test etti.<br />
Tasarlanmış probiyotiklerin ağızdan verilmesiyle kan şekeri kontrolünün iyileştiği ve özellikle yemek sonrası glikoz yükselmelerinin daha iyi düzenlenebildiği bildirildi. [1]<br />
Uzun süreli uygulamalarda kan yağları olarak bilinen lipid profillerinde de olumlu değişiklikler görüldü.<br />
Araştırmacılar ayrıca uzun süreli fare deneylerinde karaciğer ve böbrekle ilişkili bazı inflamasyon, oksidatif stres ve doku hasarı göstergelerinde iyileşmeler bildirdi. İnflamasyon, vücudun doku hasarı veya zararlı uyaranlara karşı verdiği iltihabi yanıtı; oksidatif stres ise hücrelere zarar verebilen reaktif moleküllerin artmasını ifade ediyor. [1]<br />
Bu bulgular önemli olsa da farelerde elde edilen sonuçların insanlarda aynı şekilde ortaya çıkacağı varsayılamaz.<br />
İnsan dışı primatlarda da test edildi<br />
Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, araştırmanın yalnızca farelerle sınırlı kalmaması.<br />
Bilim insanları sistemi tip 2 diyabetli insan dışı primatlarda da değerlendirdi. Probiyotik tedavinin bu hayvanlarda da kan şekeri kontrolünü iyileştirdiği bildirildi. [1]<br />
İnsan dışı primatlar fizyolojik olarak insanlara farelerden daha yakın olduğu için bu aşama translasyonel araştırmalarda önemli kabul ediliyor.<br />
Buna rağmen primat deneylerinin olumlu sonuç vermesi, insanlarda etkinlik ve güvenliğin garanti edildiği anlamına gelmiyor.<br />
Bu bir yoğurt veya sıradan probiyotik değil<br />
“Probiyotik” kelimesi günlük yaşamda çoğunlukla yoğurt, kefir veya probiyotik takviyeleri çağrıştırıyor.<br />
Ancak araştırmada kullanılan bakteriler sıradan besinlerde bulunan probiyotiklerden farklı.<br />
Bunlar sentetik biyoloji yöntemleriyle genetik olarak programlanmış canlı mikroorganizmalardan oluşuyor. Sentetik biyoloji, hücrelere belirli görevleri yerine getirecek yeni genetik devreler kazandırmayı amaçlayan mühendislik yaklaşımıdır. [2]<br />
Bu nedenle çalışmanın sonuçları “probiyotik tüketmek kan şekerini düşürür” şeklinde yorumlanamaz.<br />
Araştırmada test edilen sistem, özel olarak tasarlanmış ve laboratuvarda üretilmiş deneysel bir canlı tedavi platformu.<br />
“Canlı ilaç” ne anlama geliyor?<br />
Klasik ilaçların büyük bölümü belirli bir kimyasal molekül veya biyolojik proteinden oluşuyor.<br />
Canlı tedavilerde ise tedaviyi gerçekleştiren yapı canlı bir hücre veya mikroorganizma oluyor.<br />
Bu hücreler genetik olarak programlanarak hastalıkla ilişkili bir sinyali algılayabilir, ardından belirli bir ilacı veya proteini üretebilir. [2]<br />
Araştırmacıların hedefi, vücuttaki değişikliklere gerçek zamanlı yanıt verebilen biyolojik tedavi sistemleri geliştirmek.<br />
Diyabette bunun teorik avantajı açık: Kan şekeri gün boyunca sürekli değişiyor. Tedavinin de bu değişime göre kendisini otomatik olarak ayarlayabilmesi, gelecekte daha hassas bir kontrol sağlayabilir.<br />
İnsanlarda denenmedi<br />
Araştırmanın en önemli sınırlılığı, sistemin henüz insanlarda test edilmemiş olması.<br />
Çalışma güçlü bir preklinik araştırma olmasına rağmen insanlarda güvenlilik, doğru doz, bağırsakta kalış süresi ve uzun dönem etkiler bilinmiyor.<br />
Genetik olarak değiştirilmiş bakterilerle ilgili bir başka önemli konu da biyolojik güvenlik.<br />
Bu mikroorganizmaların çevreye yayılması, bağırsak mikrobiyotası üzerindeki uzun dönem etkileri ve genetik materyallerinin başka bakterilere aktarılma ihtimali gibi konuların insan çalışmalarından önce ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
Araştırmacılardan Haifeng Ye, Ningzi Guan ve Xianyun Gao, çalışmada kullanılan yeni glikoz sensörüyle ilişkili patent başvurularında mucit olarak yer alıyor. Bu durum araştırmanın geçerliliğini ortadan kaldırmıyor ancak çıkar çatışması değerlendirmesinde dikkate alınması gereken bir bilgi. [1]<br />
Diyabet tedavisinde neyi değiştirebilir?<br />
Bugün için hastaların tedavisinde herhangi bir değişiklik yok.<br />
Araştırma, insülinin, GLP-1 ilaçlarının veya diğer diyabet tedavilerinin yerine geçecek yeni bir seçenek sunmuş değil.<br />
Çalışmanın asıl önemi, canlı mikroorganizmaların yalnızca ilaç taşıyan araçlar değil, aynı zamanda vücuttaki metabolik değişiklikleri algılayan ve buna göre ilaç üretimini ayarlayan biyolojik sistemler olarak kullanılabileceğini göstermesinde yatıyor.<br />
İnsan çalışmalarında benzer etkinlik ve yeterli güvenlik gösterilebilirse, gelecekte diyabet gibi sürekli değişen metabolik hastalıklarda “gerektiğinde çalışan” ağızdan alınabilir canlı tedaviler araştırılabilir.<br />
Ancak bunun klinik uygulamaya dönüşebilmesi için önce insanlarda kontrollü klinik çalışmalar yapılması gerekiyor.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Guan N, Kong D, Gao X, ve ark. Glucose-responsive probiotics for glycaemic modulation in mice and monkeys. Nature. 2026. DOI: 10.1038/s41586-026-10909-6<br />
[2] Cubillos-Ruiz A, Guo T, Sokolovska A, ve ark. Engineering living therapeutics with synthetic biology. Nature Reviews Drug Discovery. 2021;20(12):941-960. DOI: 10.1038/s41573-021-00285-3</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kan-sekerini-algilayan-akilli-probiyotik-fare-ve-maymunlarda-etki-gosterdi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/akilli-probiyotik-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="56276"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Popüler ketojenik diyette beklenmedik sonuç: İnce bağırsakta tümörleri hızlandırdı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/populer-ketojenik-diyette-beklenmedik-sonuc-ince-bagirsakta-tumorleri-hizlandirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/populer-ketojenik-diyette-beklenmedik-sonuc-ince-bagirsakta-tumorleri-hizlandirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de Massachusetts Institute of Technology (MIT) araştırmacılarının Nature dergisinde yayımlanan yeni çalışması, yüksek yağ ve düşük karbonhidrat içeren ketojenik diyetin kansere genetik yatkınlığı bulunan farelerde ince bağırsak tümörlerinin gelişimini hızlandırabildiğini ortaya koydu. Araştırmada etkinin ketonlardan değil, hücrelerin besinlerle alınan yağları enerji için kullanmasından kaynaklandığı belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ketojenik diyetlerin kanser üzerindeki etkisine ilişkin tartışmalara dikkat çekici yeni bir bilimsel çalışma eklendi. Massachusetts Institute of Technology (MIT) araştırmacıları, yüksek yağ ve çok düşük karbonhidrat içeren ketojenik beslenmenin bağırsakların farklı bölümlerinde birbirinin tam tersi biyolojik sonuçlar oluşturabileceğini belirledi.</p>

<p>15 Temmuz 2026’da Nature dergisinde yayımlanan araştırmada, bağırsak tümörü geliştirmeye genetik olarak yatkın farelerde ketojenik diyetin ince bağırsaktaki tümör oluşumunu artırdığı görüldü.</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri ise bu etkinin doğrudan ketonlardan kaynaklanmadığının belirlenmesi oldu. Bulgular, yüksek miktarda besinsel yağın hücreler tarafından enerji üretmek amacıyla kullanılmasının tümör gelişimini destekleyen biyolojik mekanizmayı harekete geçirdiğini gösterdi.</p>

<p>Ketojenik diyet nedir?</p>

<p>Ketojenik diyet, karbonhidrat tüketiminin çok büyük ölçüde sınırlandırıldığı, yağ tüketiminin ise belirgin biçimde artırıldığı bir beslenme modelidir. Protein miktarı genellikle normal veya azaltılmış düzeylerde tutulur.</p>

<p>Karbonhidratın ciddi şekilde azaltılmasıyla vücudun temel enerji metabolizması değişmeye başlar. Normal koşullarda önemli enerji kaynaklarından biri olan glikozun kullanılabilirliği azalınca vücut enerji üretmek için yağ asitlerini daha yoğun kullanır.</p>

<p>Yağların parçalanması sırasında başta beta-hidroksibütirat (BHB) ve asetoasetat olmak üzere “keton cisimleri” adı verilen moleküller oluşur. Vücudun enerji üretiminde ketonları daha yoğun kullandığı bu metabolik durum “ketozis” olarak adlandırılır.</p>

<p>Ketojenik beslenme ilk olarak 1920’li yıllarda epilepsi tedavisinde kullanılmaya başlandı. Sonraki yıllarda kilo kontrolü ve metabolik etkileri nedeniyle yaygın ilgi gördü. Kanser biyolojisi üzerindeki olası etkileri de bilimsel araştırmaların konusu haline geldi.</p>

<p>İnce bağırsakta tümör gelişimini hızlandırdı</p>

<p>Yeni araştırmada bilim insanları bağırsak kanseri geliştirmeye genetik olarak yatkın fareleri farklı beslenme modelleri altında inceledi.</p>

<p>Hayvanlara ketojenik diyet, standart kontrol diyeti veya yüksek yağlı ve yüksek kalorili beslenme uygulandı.</p>

<p>Ketojenik diyet uygulanan farelerin kontrol grubundaki farelere kıyasla ince bağırsakta daha fazla tümör geliştirdiği belirlendi.</p>

<p>Dikkat çekici biçimde, ketojenik diyet uygulanan fareler obez hale gelmemelerine rağmen tümör gelişimi yüksek yağlı ve yüksek kalorili diyet uygulanan farelerde görülen seviyelere ulaştı veya bazı deneylerde bu seviyelerin üzerine çıktı.</p>

<p>Nature’da yayımlanan deneysel veriler ayrıca ketojenik diyetin incelenen fare modellerinde tümör yükünü artırdığını ve sağkalımı kısalttığını gösterdi.</p>

<p>Asıl etki ketonlardan gelmedi</p>

<p>Araştırmacılar başlangıçta ortaya çıkan etkinin ketojenik beslenmeyle birlikte artan keton cisimlerinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını araştırdı.</p>

<p>Ancak deneyler farklı bir mekanizmaya işaret etti.</p>

<p>Keton üretiminin genetik yöntemlerle artırılması veya azaltılması tümör gelişimini belirgin biçimde değiştirmedi.</p>

<p>Bilim insanlarına göre tümör oluşumunu hızlandıran süreç, ketonlardan ziyade bağırsak hücrelerinin yüksek miktardaki besinsel yağları enerji üretmek amacıyla kullanmasıyla ilişkiliydi.</p>

<p>Bu süreç “yağ asidi oksidasyonu” olarak biliniyor.</p>

<p>Yağ metabolizması kök hücrelerini harekete geçirdi</p>

<p>Araştırmada yüksek miktarda yağın hücresel enerji üretiminde kullanılmasının PPAR adı verilen protein ailesini aktive ettiği belirlendi.</p>

<p>Bu mekanizma bağırsak kök hücrelerinin çoğalmasını hızlandırdı.</p>

<p>Kök hücrelerinin çoğalması normal şartlarda bağırsak dokusunun hasar gördüğünde kendisini yenileyebilmesi açısından önemli. Ancak aşırı hücresel çoğalma, kansere yatkın dokularda tümör oluşumu için daha elverişli bir ortam oluşturabiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar PPAR sinyal mekanizmasını baskıladıklarında ketojenik diyetin neden olduğu bağırsak kök hücresi genişlemesi ve hücresel çoğalmanın azaldığını gözlemledi.</p>

<p>Yağ asitlerinin enerji üretiminde kullanılmasında önemli görev üstlenen CPT1A enziminin devre dışı bırakılması da ketojenik diyet koşullarındaki adenom oluşumunu sınırladı.</p>

<p>Bu sonuçlar, tümör gelişimindeki temel mekanizmanın ketonlardan ziyade besinlerle alınan yağların hücreler tarafından yakılmasıyla ilişkili olduğunu destekledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnce bağırsakta artırdı, kolonda baskıladı</p>

<p>Çalışmanın en şaşırtıcı sonuçlarından biri bağırsakların iki farklı bölümünde tamamen farklı etkilerin görülmesi oldu.</p>

<p>Ketojenik diyet ince bağırsakta tümör gelişimini artırırken, kolonda tümör oluşumunu baskıladı.</p>

<p>Bu bulgu, aynı beslenme biçiminin gastrointestinal sistem içerisinde bile farklı dokularda farklı biyolojik sonuçlara yol açabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Araştırmacılar şimdi birbirine komşu iki bağırsak bölgesinin aynı beslenme düzenine neden zıt tepkiler verdiğini ortaya çıkarmaya çalışıyor.</p>

<p>İnsanlarda kanser yaptığı sonucu çıkarılamaz</p>

<p>Araştırmanın en önemli sınırlılığı çalışmanın insanlarda değil, kansere genetik olarak yatkın farelerde gerçekleştirilmiş olması.</p>

<p>Bu nedenle sonuçlar, “ketojenik diyet insanlarda ince bağırsak kanserine neden oluyor” şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Erken safha bulgularına göre araştırma, ketojenik beslenmenin belirli genetik yatkınlıklarda tümör biyolojisini etkileyebileceğine ilişkin yeni bir mekanizma ortaya koyuyor.</p>

<p>Özellikle ailesel adenomatöz polipozis gibi kalıtsal olarak bağırsak tümörlerine yatkınlığı artıran durumlar açısından sonuçların gelecekte yapılacak insan araştırmalarıyla değerlendirilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Bulguların geniş katılımcı gruplarıyla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Araştırma aynı zamanda ketojenik diyetin kanser açısından tek başına “koruyucu” veya “zararlı” şeklinde sınıflandırılmasının bilimsel olarak doğru olmayabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Nature’da yayımlanan sonuçlara göre aynı metabolik beslenme modeli, kanserin geliştiği dokuya ve genetik yatkınlığa bağlı olarak farklı sonuçlar ortaya çıkarabiliyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Massachusetts Institute of Technology (MIT)</li>
 <li>Nature</li>
 <li>Koch Institute for Integrative Cancer Research</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/populer-ketojenik-diyette-beklenmedik-sonuc-ince-bagirsakta-tumorleri-hizlandirdi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8020.jpeg" type="image/jpeg" length="43508"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Küçük Doğan Bebeklerde Çok Yönlü Destek Büyümeyi İyileştirdi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kucuk-dogan-bebeklerde-cok-yonlu-destek-buyumeyi-iyilestirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kucuk-dogan-bebeklerde-cok-yonlu-destek-buyumeyi-iyilestirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hindistan’da 1.300 zamanında doğmuş ancak gebelik haftasına göre küçük bebekle yapılan randomize çalışmada, sağlık, beslenme ve erken gelişim desteği alan bebeklerin 12 aylık büyüme sonuçları daha iyi bulundu. Müdahale grubunda düşük kilo, bodurluk, aşırı zayıflık ve kansızlık oranları da daha düşüktü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hindistan’ın Güney Delhi bölgesinde yürütülen geniş kapsamlı bir klinik araştırma, gebelik haftasına göre küçük doğan bebeklerde yaşamın ilk yılındaki çok yönlü desteğin büyüme ve gelişim sonuçlarını iyileştirebileceğini gösterdi. Yeni Delhi’deki Society for Applied Studies öncülüğünde, University of Bergen ve diğer ortak kurumlardan araştırmacıların katılımıyla yürütülen çalışmada 1.300 bebek rastgele iki gruba ayrıldı. Sağlık, beslenme, erken çocukluk gelişimi ve anneye yönelik destekleri birlikte alan bebekler, 12 aylık olduklarında standart bakım alan bebeklerden ortalama yaklaşık 220 gram daha ağırdı. Araştırma 27 Temmuz 2026’da JAMA’da yayımlandı. [1]</p>

<h2>“Gebelik haftasına göre küçük” ne anlama geliyor?</h2>

<p>Araştırmaya en az 37 gebelik haftasında, yani zamanında doğmuş bebekler alındı. Ancak bu bebeklerin doğum ağırlıkları, aynı gebelik haftasında doğan bebekler arasında en düşük yüzde 10’luk dilimdeydi. Tıpta bu durum “small for gestational age” veya SGA, yani gebelik yaşına göre küçük olarak tanımlanıyor. [1]</p>

<p>Bu nedenle araştırmadaki bebekler prematüre değildi. Sorun, anne karnında geçirilen sürenin kısa olması değil, bebeğin doğum sırasındaki ağırlığının gebelik haftasına göre beklenenden düşük olmasıydı.</p>

<p>Gebelik yaşına göre küçük doğan bebeklerde ilerleyen aylarda düşük kilo, boy uzamasında gerilik ve gelişim sorunları daha sık görülebiliyor. Araştırmacılar bu nedenle yalnızca bebeğin beslenmesini değil, sağlık izlemini, erken gelişimini ve annenin bakım kapasitesini birlikte destekleyen bir programın sonuçları değiştirip değiştiremeyeceğini araştırdı. [1][2]</p>

<h2>1.300 bebek rastgele iki gruba ayrıldı</h2>

<p>Çalışmaya doğumdan sonraki ilk 14 gün içinde toplam 1.300 bebek dahil edildi. Bunların 647’si çok yönlü destek programına, 653’ü ise mevcut kamu sağlık hizmetleri kapsamında olağan bakım grubuna rastgele atandı. [1]</p>

<p>Araştırmaya katılan bebeklerin 1.261’i 12 aylık değerlendirmeyi tamamladı. Bu sayı, başlangıçta çalışmaya alınan bebeklerin yaklaşık yüzde 97’sine karşılık geliyor. [1]</p>

<p>Müdahale tek bir gıda, vitamin veya tedaviden oluşmuyordu. Annelerin ilk altı ay yalnızca anne sütüyle beslemeyi sürdürebilmeleri desteklendi. Bebeklerin büyümesi düzenli olarak izlendi, gerekli mikrobesin desteği sağlandı ve altıncı aydan sonra uygun tamamlayıcı beslenme konusunda ailelere rehberlik verildi. [2]</p>

<p>Program aynı zamanda anne ve bebeği birlikte ele aldı. Annelerin beslenmesi ve psikososyal iyilik hali desteklenirken ailelere bebekle konuşma, oyun oynama, bebeğin verdiği işaretlere karşılık verme ve erken gelişimi destekleyen günlük etkinlikler konusunda da eğitim verildi. [2]</p>

<h2>Bir yaşında yaklaşık 220 gramlık fark oluştu</h2>

<p>Araştırmanın temel ölçütü bebeğin 12 aylık ağırlığıydı. Çok yönlü destek grubundaki bebeklerin ortalama ağırlığı 8,0 kilogram, olağan bakım grubundaki bebeklerin ortalama ağırlığı ise 7,8 kilogram olarak ölçüldü. Diğer etkiler hesaba katıldığında iki grup arasındaki ortalama fark yaklaşık 0,22 kilogram, yani 220 gramdı. [1]</p>

<p>220 gram ilk bakışta küçük bir fark gibi görünebilir. Ancak araştırmacılar yalnızca tartıdaki rakama değil, bebeğin yaşına göre beklenen ağırlığa ve büyüme yetersizliği yaşayan çocukların oranına da baktı. Bu değerlendirmelerin büyük bölümünde destek grubunun sonuçları daha iyi çıktı. [1]</p>

<h2>Düşük kilo ve bodurluk daha az görüldü</h2>

<p>Bir yaşında düşük kilolu kabul edilen çocukların oranı olağan bakım grubunda yüzde 32,6 iken çok yönlü destek grubunda yüzde 23,9 olarak bulundu. Başka bir ifadeyle her 100 çocukta düşük kilo görülenlerin sayısı yaklaşık 9 çocuk daha azdı. [1]</p>

<p>Bodurluk, yani çocuğun yaşına göre boyunun belirgin biçimde kısa olması, müdahale grubunda yüzde 20,1; olağan bakım grubunda ise yüzde 27,2 oranında görüldü. [1]</p>

<p>“Wasting” olarak adlandırılan ve çocuğun boyuna göre belirgin biçimde zayıf olması anlamına gelen durum da destek grubunda daha azdı. Bu oran müdahale grubunda yüzde 13,9, olağan bakım grubunda yüzde 19,4 olarak ölçüldü. [1]</p>

<p>Bu sonuçlar, programın yalnızca ortalama ağırlığı artırmakla kalmadığını, büyüme yetersizliği yaşayan çocukların oranında da azalma sağladığını gösteriyor.</p>

<h2>Kansızlık oranında belirgin düşüş görüldü</h2>

<p>Çalışmadaki en dikkat çekici farklardan biri anemi, yani kansızlık oranında ortaya çıktı. Bir yaşında anemi müdahale grubundaki çocukların yüzde 34,0’ında görülürken olağan bakım grubunda bu oran yüzde 72,5’ti. [1]</p>

<p>Ancak bu sonuç belirli bir vitaminin, mineralin veya tek bir besinin aynı etkiyi sağlayacağı anlamına gelmiyor. Programda mikrobesin desteğinin yanı sıra emzirme danışmanlığı, tamamlayıcı beslenme, büyüme takibi, sağlık hizmetleri, erken gelişim desteği ve anneye yönelik psikososyal destek birlikte uygulandı. Bu nedenle kansızlıktaki iyileşmenin hangi tek bileşenden ne ölçüde kaynaklandığını bu araştırma gösteremiyor. [1][2]</p>

<h2>Beslenme desteği günlük yaşamda nasıl uygulandı?</h2>

<p>Altı ile 12 ay arasındaki bebeklere, müdahale kapsamında günlük yaklaşık 125 kilokalori enerji ve yaklaşık 5 gram protein sağlayan mikrobesinlerle desteklenmiş sütlü tahıl karışımı verildi. Büyümesinde yetersizlik saptanan bazı bebeklere ek beslenme desteği de sağlandı. [2]</p>

<p>Bu ayrıntı, araştırmanın sonuçlarının neden yalnızca “evde bebeğe biraz daha fazla yemek yedirmek” şeklinde yorumlanamayacağını gösteriyor. Çalışmada beslenme desteği, düzenli büyüme izlemi ve sağlık değerlendirmeleriyle birlikte yürütüldü.</p>

<p>Araştırma ayrıca tek bir gıdanın veya takviyenin etkisini ölçmedi. Dolayısıyla sonuçlardan belirli bir mama, tahıl ürünü, vitamin veya mineral için doğrudan tüketim önerisi çıkarmak bilimsel olarak doğru olmaz.</p>

<h2>Dil, hareket ve zihinsel gelişimde de olumlu sonuçlar</h2>

<p>Araştırmacılar bebeklerin zihinsel, dil ve hareket gelişimini standart gelişim testleriyle değerlendirdi.</p>

<p>Destek programındaki çocukların bilişsel gelişim puanları ortalama 1,73 puan, dil gelişimi puanları 2,74 puan ve motor gelişim puanları 2,32 puan daha yüksek bulundu. [1]</p>

<p>Bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı olsa da sonuçların dikkatli yorumlanması gerekiyor. Bir yaşındaki gelişim testlerinde görülen birkaç puanlık farkın ilerleyen çocukluk döneminde zekâ, okul başarısı veya akademik performans açısından ne anlama geleceğini bu çalışma tek başına gösteremez.</p>

<p>Bu nedenle araştırmadan “program çocukların zekâsını artırdı” sonucu çıkarılamaz. Çalışmanın gösterdiği şey, çok yönlü destek alan çocukların 12 aylık gelişim değerlendirmelerinde ortalama olarak daha iyi sonuçlar elde etmiş olmasıdır. [1]</p>

<h2>Aileler açısından en önemli mesaj ne?</h2>

<p>Araştırmanın günlük yaşamdaki en önemli sonucu, küçük doğan bir bebeğin büyümesini desteklemenin yalnızca daha fazla kalori vermek anlamına gelmediğini göstermesi.</p>

<p>Program; emzirmenin desteklenmesini, altıncı aydan sonra yeterli ve uygun tamamlayıcı beslenmeye geçilmesini, bebeğin büyümesinin düzenli izlenmesini, sağlık sorunlarının erken fark edilmesini, anne-bebek etkileşiminin güçlendirilmesini ve erken gelişimin oyun ile iletişim yoluyla desteklenmesini birlikte içeriyordu. [2]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anne de programın dışında bırakılmadı. Annenin beslenmesi, ruhsal iyilik hali ve bebeğin ihtiyaçlarına karşılık verebilme becerisi de destek paketinin parçaları arasındaydı. [2]</p>

<p>Bu nedenle araştırmanın asıl mesajı tek bir besin veya takviyeden çok, yaşamın ilk yılında anne ve bebeği birlikte ele alan bütüncül bir bakım yaklaşımının önemine işaret ediyor.</p>

<h2>Çalışmanın önemli sınırlılıkları bulunuyor</h2>

<p>Araştırmanın randomize olması ve katılımcıların yaklaşık yüzde 97’sinin 12 aylık izlemi tamamlaması sonuçların güvenilirliğini güçlendiriyor. Bununla birlikte çalışma Güney Delhi’nin düşük kaynaklı kentsel mahallelerinde yürütüldü. Aynı programın farklı ülkelerde, gelir düzeylerinde ve sağlık sistemlerinde aynı büyüklükte yarar sağlayıp sağlamayacağı henüz bilinmiyor. [1]</p>

<p>Bir başka önemli sınırlılık, müdahalenin çok sayıda bileşeni aynı anda içermesi. Emzirme desteği, tamamlayıcı beslenme, mikrobesinler, büyüme izlemi, sağlık hizmetleri, erken çocukluk gelişimi ve anneye verilen destek birlikte uygulandığı için hangi bileşenin sonuçlara ne kadar katkı yaptığı ayrı ayrı belirlenemiyor. [1][2]</p>

<p>Ayrıca çocuklar bu sonuçlar açısından 12 aylık olana kadar izlendi. İlk yıldaki büyüme ve gelişim farklarının okul çağına veya daha ileri yaşlara kadar sürüp sürmeyeceğini göstermek için daha uzun süreli takip gerekiyor.</p>

<p>Çalışmanın protokolü hem prematüre doğan hem de zamanında doğmuş ancak gebelik yaşına göre küçük bebekleri kapsayacak şekilde hazırlanmıştı. JAMA’da yayımlanan bu sonuçlar ise özellikle zamanında doğmuş SGA bebeklerin 12 aylık sonuçlarını bildiriyor. [1][2]</p>

<p>Bulgular, gebelik haftasına göre küçük doğan bebeklerde ilk yılın yalnızca kilo takibiyle geçirilmesi yerine beslenme, sağlık, anne-bebek etkileşimi ve erken gelişimin birlikte ele alınmasının daha iyi sonuçlar sağlayabileceğine işaret ediyor. Ancak araştırmanın test ettiği müdahale tek bir besin veya takviye değil, yaşamın ilk yılına yayılan kapsamlı bir anne-bebek destek modeliydi.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Chowdhury R, Manapurath R, Upadhyay RP, et al.; Small Babies Trial Study Group. Multidomain Intervention for Growth in Term Small-for-Gestational-Age Infants: A Randomized Clinical Trial. JAMA. 2026. DOI: 10.1001/jama.2026.12117.</p>

<p>[2] Chowdhury R, Manapurath R, Sandøy IF, et al.; Small Babies Trial Group. Impact of an integrated health, nutrition, and early child stimulation and responsive care intervention package delivered to preterm or term small for gestational age babies during infancy on growth and neurodevelopment: study protocol of an individually randomized controlled trial in India (Small Babies Trial). Trials. 2024;25:110. DOI: 10.1186/s13063-024-07942-z.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kucuk-dogan-bebeklerde-cok-yonlu-destek-buyumeyi-iyilestirdi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/kucuk-dogan-bebekler-haber-gorseli-150kb.webp" type="image/jpeg" length="58665"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Felce kadar ilerleyebilen hastalıkta yeni ilaç için umut veren sonuç]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/felce-kadar-ilerleyebilen-hastalikta-yeni-ilac-icin-umut-veren-sonuc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/felce-kadar-ilerleyebilen-hastalikta-yeni-ilac-icin-umut-veren-sonuc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD merkezli biyoteknoloji şirketi Annexon, 12 Ağustos 2026’da açıkladığı klinik program güncellemesinde, Guillain-Barré sendromuna karşı geliştirilen deneysel C1q inhibitörü tanruprubartın ABD ve Avrupa’daki Faz 3 FORWARD çalışmasında erken dönemde hızlı fonksiyonel iyileşme ve engellilikte klinik açıdan anlamlı azalma gösterdiğini bildirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Şirket, ABD’de biyolojik ruhsat başvurusunu 2026’nın son çeyreğinde yapmayı planlıyor. [1]</p>

<p>Guillain-Barré sendromunun doğrudan hastalık mekanizmasını hedeflemeyi amaçlayan yeni bir ilaç adayında ruhsat sürecine giden yol belirginleşiyor. Annexon tarafından geliştirilen tanruprubart için ABD ve Avrupa’da yürütülen Faz 3 FORWARD çalışmasından elde edilen erken klinik sonuçların, daha önceki kontrollü Faz 3 araştırması ve gerçek yaşam verileriyle uyumlu olduğu açıklandı. [1]</p>

<p>Tanruprubart henüz onaylanmış bir Guillain-Barré tedavisi değil. Araştırma aşamasındaki monoklonal antikor, bağışıklık sisteminin kompleman mekanizmasında yer alan C1q proteinini hedefleyerek sinirlerde gelişen inflamatuvar hasarı erken dönemde durdurmayı amaçlıyor.</p>

<p>Tek dozla C1q aktivitesini hedefliyor</p>

<p>Guillain-Barré sendromu, bağışıklık sisteminin periferik sinirlere zarar vermesiyle hızla ilerleyebilen kas güçsüzlüğü ve felce yol açabilen ciddi bir nörolojik hastalık olarak biliniyor. Ağır olgularda solunum kaslarının etkilenmesi nedeniyle mekanik ventilasyon ve yoğun bakım gerekebiliyor.</p>

<p>Günümüzde intravenöz immünoglobulin ve plazma değişimi başlıca tedavi seçenekleri arasında bulunuyor. Tanruprubart ise mevcut yaklaşımlardan farklı olarak hastalığın nöroinflamatuvar sürecinde rol oynayan klasik kompleman yolunun başlangıç bileşenlerinden C1q’yu doğrudan bloke etmek üzere geliştiriliyor. [2]</p>

<p>İlaç tek intravenöz infüzyon şeklinde uygulanıyor.</p>

<p>Bilim insanlarına göre bu yaklaşımın temel hedefi yalnızca bağışıklık yanıtını genel olarak değiştirmek değil, sinir hasarının oluşmasında rol oynayan kompleman aracılı inflamasyonu mümkün olduğunca erken baskılamak.</p>

<p>Faz 3 çalışmasında dikkat çeken sonuçlar</p>

<p>Tanruprubart için daha önce tamamlanan plasebo kontrollü Faz 3 çalışmasında 30 mg/kg dozunun sekizinci haftada Guillain-Barré Engellilik Ölçeği üzerinden değerlendirilen birincil sonlanım noktasını karşıladığı bildirilmişti. Bununla birlikte araştırmada incelenen 75 mg/kg dozunun aynı birincil sonlanım noktasını karşılamaması, sonuçların doz düzeyine göre ayrı değerlendirilmesini gerektiriyor. [3]</p>

<p>Şirketin daha önce açıkladığı verilere göre 30 mg/kg tanruprubart grubundaki hastaların yaklaşık yüzde 90’ında ilk hafta içerisinde fonksiyonel iyileşme gözlendi. 26’ncı haftada ise normal sağlık durumuna ulaştığı bildirilen hastaların oranının plasebo grubuna kıyasla iki kattan fazla olduğu açıklandı. [1]</p>

<p>Mekanik ventilasyon açısından da dikkat çekici bir sinyal bildirildi. Şirketin sunduğu karşılaştırmalı verilerde tanruprubart alan 79 hastanın 15’inin, intravenöz immünoglobulin veya plazma değişimi uygulanan karşılaştırma grubundaki 79 hastanın ise 32’sinin mekanik ventilasyona ihtiyaç duyduğu belirtildi. [4]</p>

<p>Bu sonuçlar umut verici olmakla birlikte farklı çalışma tasarımlarından ve karşılaştırma yöntemlerinden elde edilen bulguların doğrudan aynı kanıt düzeyinde değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>ABD ve Avrupa’daki FORWARD çalışması sürüyor</p>

<p>Tanruprubartın klinik geliştirme programındaki kritik aşamalardan biri FORWARD çalışması.</p>

<p>ClinicalTrials.gov kayıtlarına göre Faz 3 olarak yürütülen açık etiketli çalışma; ABD, Kanada ve Avrupa’daki yetişkin ve pediatrik Guillain-Barré hastalarında tek doz tanruprubartın farmakokinetiğini, farmakodinamiğini, etkinliğini ve güvenliğini değerlendirmek üzere tasarlandı. Çalışmada yaklaşık 30 katılımcının yer alması planlanıyor. [5]</p>

<p>FORWARD çalışmasının plasebo kontrollü olmaması önemli bir metodolojik sınırlılık oluşturuyor. Bu nedenle çalışmadan elde edilen erken fonksiyonel iyileşme sinyallerinin kontrollü Faz 3 araştırmasının yerine geçen bağımsız bir etkinlik kanıtı olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Annexon’un 12 Ağustos’taki açıklamasına göre FORWARD çalışmasındaki ilk ABD ve Avrupa hastalarında gözlenen hızlı güç kazanımı ve engellilikteki klinik açıdan anlamlı azalma, daha önceki Faz 3 ve gerçek yaşam çalışmalarında görülen tedavi etkisinin tutarlılığını destekliyor. [1]</p>

<p>Avrupa’da ruhsat dosyası incelemede</p>

<p>Tanruprubart için düzenleyici süreç de klinik programla eş zamanlı ilerliyor.</p>

<p>Annexon, Guillain-Barré sendromu tedavisi için Avrupa İlaç Ajansı’na pazarlama ruhsatı başvurusunu Ocak 2026’da yaptı. Dosyanın EMA tarafından incelenmesi sürüyor. [2]</p>

<p>Tanruprubart ayrıca Guillain-Barré sendromu için ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden Fast Track ve yetim ilaç statülerine sahip. Avrupa’da da yetim tıbbi ürün statüsü bulunuyor. [2]</p>

<p>Bu statüler ilacın etkinliğinin kesinleştiği veya ruhsat aldığı anlamına gelmiyor. Nihai karar, düzenleyici kurumların klinik etkinlik, güvenlilik, üretim ve yarar-risk dengesine ilişkin dosyanın tamamını değerlendirmesinin ardından verilecek.</p>

<p>FDA başvurusu için takvim açıklandı</p>

<p>Yeni açıklamadaki en önemli gelişmelerden biri ABD başvurusunun zamanlaması oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Annexon, FORWARD çalışmasından elde edilen ABD ve Avrupa verilerini de içeren Biyolojik Ruhsat Başvurusu’nu, BLA, 2026’nın dördüncü çeyreğinde FDA’ya sunmayı planladığını açıkladı. [1]</p>

<p>Bu aşama özellikle önemli. Şirketin önceki düzenleyici açıklamalarında FDA’nın, mevcut klinik verilerin Batılı hasta gruplarına genellenebilirliğini değerlendirmek amacıyla ek hasta verilerine ihtiyaç duyabileceğine işaret ettiği belirtilmişti. FORWARD çalışmasının ABD ve Avrupa’da yürütülmesinin temel gerekçelerinden biri de bu veri boşluğunu azaltmak. [4]</p>

<p>Dolayısıyla 12 Ağustos’ta açıklanan sonuçlar doğrudan bir FDA onayı anlamına gelmiyor. Bunlar, şirketin planladığı ruhsat başvurusunu desteklemek üzere oluşturulan klinik veri paketinin yeni bir parçasını oluşturuyor.</p>

<p>Guillain-Barré tedavisinde yeni bir mekanizma olabilir</p>

<p>Tanruprubartın klinik programının başarıyla tamamlanması ve düzenleyici kurumlardan onay alması halinde, Guillain-Barré sendromunda C1q aracılı nöroinflamasyonu doğrudan hedefleyen yeni bir tedavi yaklaşımının kullanıma girmesi mümkün olabilir.</p>

<p>Ancak klinik çalışmada elde edilen ilk verilere göre görülen olumlu sinyaller, ilacın kesin olarak etkili ve güvenli olduğunun kabul edilmesi için tek başına yeterli değil.</p>

<p>FORWARD çalışmasının açık etiketli ve yaklaşık 30 katılımcıyla planlanmış olması, sonuçların yorumlanmasında dikkate alınması gereken başlıca sınırlılıklar arasında bulunuyor. Ayrıca önceki kontrollü Faz 3 çalışmasında iki doz kolunun aynı sonucu vermemesi de değerlendirilmesi gereken önemli bir ayrıntı.</p>

<p>Bu nedenle tanruprubart henüz nihai tedavi niteliği taşımamakla birlikte, Guillain-Barré sendromunda hastalık mekanizmasını doğrudan hedefleyen tedavilerin geliştirilmesi açısından yakından izlenen adaylardan biri durumunda.</p>

<p>2026’nın son çeyreğinde planlanan FDA başvurusu ve EMA’nın devam eden değerlendirmesi, ilacın klinikten gerçek yaşam kullanımına geçip geçemeyeceğini belirleyecek bir sonraki kritik eşikler olacak.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Annexon, Inc.<br />
2. European Medicines Agency<br />
3. Hakemli biyomedikal literatür<br />
4. U.S. Securities and Exchange Commission<br />
5. ClinicalTrials/ U.S. National Library of Medicine </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/felce-kadar-ilerleyebilen-hastalikta-yeni-ilac-icin-umut-veren-sonuc</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8019.jpeg" type="image/jpeg" length="92013"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Öğrenci affında yol haritası belli oldu: Başvurular 9 Aralık’a kadar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ogrenci-affinda-yol-haritasi-belli-oldu-basvurular-9-aralika-kadar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ogrenci-affinda-yol-haritasi-belli-oldu-basvurular-9-aralika-kadar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, kamuoyunda “öğrenci affı” olarak bilinen düzenlemeden yararlanacak öğrencilerin yükseköğretime dönüş sürecine ilişkin usul ve esasların üniversitelerle paylaşıldığını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hazırlık sınıfından doktoraya kadar çeşitli yükseköğretim programlarından ilişiği kesilenler ile bir programı kazandığı halde kayıt yaptıramayanlar, gerekli şartları taşımaları halinde 9 Aralık 2026’ya kadar ilgili yükseköğretim kurumlarına başvurabilecek.</p>

<p>Öğrenci affında yol haritası belli oldu: Başvurular 9 Aralık’a kadar</p>

<p>Kamuoyunda “öğrenci affı” olarak nitelendirilen düzenlemenin uygulanmasına ilişkin ayrıntılar netleşti. Yükseköğretim Kurulu (YÖK), düzenlemeden yararlanacak öğrencilerin eğitimlerine dönüş sürecinde uygulanacak usul ve esasları üniversitelere iletti.</p>

<p>YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, yaptığı açıklamada düzenlemenin hazırlık sınıfından doktora eğitimine kadar geniş bir yükseköğretim kitlesini kapsadığını bildirdi.</p>

<p>Kimler öğrenci affından yararlanabilecek?</p>

<p>Açıklamaya göre, yükseköğretim programlarından ilişiği kesilen öğrenciler ile bir yükseköğretim programını kazanarak kayıt hakkı elde etmesine rağmen çeşitli nedenlerle kayıt yaptıramayanlar, düzenlemede belirtilen şartları taşımaları halinde yeniden eğitim hayatına dönebilecek.</p>

<p>Bu kapsamdaki öğrencilerin başvurularını 9 Aralık 2026 tarihine kadar ilgili yükseköğretim kurumlarına yapmaları gerekiyor.</p>

<p>Böylece üniversite eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan veya kazandığı programa kayıt yaptıramayan öğrencilere belirlenen koşullar çerçevesinde yeniden yükseköğretime dönme imkânı sağlanacak.</p>

<p>Dört aylık süre için de önemli düzenleme</p>

<p>YÖK’ün açıkladığı usul ve esaslarda dikkat çeken bir başka ayrıntı ise düzenlemenin yürürlüğe girmesinden sonraki döneme ilişkin oldu.</p>

<p>Buna göre düzenlemenin yürürlüğe girmesinden itibaren dört ay içerisinde öğrenim hakkını kaybeden veya kaydı silinen öğrenciler de söz konusu haktan yararlanabilecek.</p>

<p>Bu hükümle, düzenlemenin uygulamaya geçirilmesi sırasında yeni mağduriyetlerin ortaya çıkmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>Hazırlıktan doktoraya kadar geniş kapsam</p>

<p>Düzenlemenin yalnızca lisans öğrencileriyle sınırlı olmaması da öne çıkan başlıklardan biri oldu. YÖK Başkanı Özvar’ın açıklamasına göre kapsam, hazırlık sınıfından başlayarak yükseköğretimin farklı kademelerini ve doktora programlarını da içine alıyor.</p>

<p>Öğrencilerin yeniden kayıt ve eğitime dönüş işlemlerinde ise YÖK tarafından belirlenen usul ve esaslar doğrultusunda ilgili üniversiteler işlem yapacak.</p>

<p>Bu nedenle düzenlemeden yararlanmayı düşünen öğrencilerin kendi üniversitelerinin yapacağı duyuruları ve başvuru şartlarını takip etmeleri önem taşıyor.</p>

<p>YÖK Başkanı Özvar: Geleceklerini yeniden kurma fırsatı</p>

<p>YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, düzenlemenin öğrenciler ve aileleri açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek, eğitimlerini tamamlama ve geleceklerini yeniden kurma fırsatı veren bu imkânın öğrenciler, aileleri ve yükseköğretim camiası için hayırlı olmasını diledi.</p>

<p>Yeni düzenlemeyle birlikte gözler şimdi üniversitelerin ilan edeceği başvuru süreçlerine çevrildi. Düzenleme kapsamına giren öğrenciler için en kritik tarih ise 9 Aralık 2026 olacak.</p>

<p>Öğrenciler ne yapmalı?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenlemeden yararlanmak isteyenlerin öncelikle daha önce kayıtlı oldukları veya kayıt hakkı kazandıkları yükseköğretim kurumunun duyurularını takip etmeleri gerekiyor. Başvurunun hangi belgelerle ve hangi birime yapılacağına ilişkin ayrıntılar üniversitelerin uygulamalarında netleşecek.</p>

<p>Öğrencilerin özellikle son başvuru tarihini kaçırmamaları ve kendi durumlarının düzenleme kapsamına girip girmediğini ilgili yükseköğretim kurumundan kontrol etmeleri önem taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📜 Mevzuat</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ogrenci-affinda-yol-haritasi-belli-oldu-basvurular-9-aralika-kadar</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6170.jpeg" type="image/jpeg" length="75909"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kalp Çarpıntısından Kas Gerginliğine: Kaygı Vücudu Nasıl Etkiliyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kalp-carpintisindan-kas-gerginligine-kaygi-vucudu-nasil-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kalp-carpintisindan-kas-gerginligine-kaygi-vucudu-nasil-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kaygı yalnızca endişeli düşüncelerle ortaya çıkmıyor. Çarpıntı, hızlı nefes alma, terleme, mide rahatsızlığı, kas gerginliği ve uyku sorunları da kaygının bedensel belirtileri arasında bulunabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kaygı Sadece Zihinde Yaşanmıyor: Vücudun Verdiği Fiziksel İşaretler</p>

<p>Kalbiniz hızlanıyor, elleriniz terliyor, midenizde düğümlenme hissediyor veya hiçbir belirgin neden yokken nefesinizin yetmediğini düşünüyorsunuz. İlk akla gelen genellikle fiziksel bir hastalık oluyor. Oysa bazı kişilerde kaygı, zihinsel endişeden çok bedensel belirtilerle kendini gösterebiliyor.</p>

<p>Kaygı sırasında vücudun tehlikeye karşı hazırlık sistemi devreye giriyor. Gerçek bir tehlike olmasa bile beyin tehdit algıladığında kalp atışından solunuma, kaslardan sindirim sistemine kadar birçok alanda değişiklik ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, kaygı bozukluklarının dünya genelinde en yaygın ruhsal bozukluklar olduğunu bildiriyor. Ancak zaman zaman kaygılanmak ile kaygı bozukluğu aynı şey değil. Günlük hayatın doğal parçası olan geçici endişe çoğu kişide sorun oluşturmazken, yoğun ve kontrol edilmesi güç kaygının uzun süre devam etmesi ve günlük yaşamı etkilemesi değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Kaygı neden fiziksel belirtilere yol açıyor?</p>

<p>Kaygının bedensel etkilerinin önemli bir bölümü vücudun “savaş ya da kaç” olarak bilinen stres yanıtıyla bağlantılı.</p>

<p>Beyin bir tehdit algıladığında sempatik sinir sistemi harekete geçebilir. Adrenalin ve noradrenalin gibi stres yanıtında rol alan maddelerin etkisiyle kalp daha hızlı atabilir, solunum hızlanabilir, terleme artabilir ve kaslar gerilebilir.</p>

<p>Bu mekanizma gerçek bir tehlike karşısında hayatta kalmayı kolaylaştıran normal bir biyolojik yanıttır. Sorun, alarm sisteminin ortada gerçek bir tehlike yokken veya günlük olaylar karşısında sık ve yoğun biçimde çalışmasıyla ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu nedenle kaygının belirtileri yalnızca “kafanın içinde” değildir. Kişinin hissettiği çarpıntı, terleme veya mide rahatsızlığı gerçek bedensel deneyimlerdir.</p>

<p>1. Kalp çarpıntısı ve kalp atışının hızlanması</p>

<p>Kaygının en dikkat çekici fiziksel belirtilerinden biri kalbin hızlı veya güçlü attığının hissedilmesidir.</p>

<p>Kişi kalbinin göğsünde vurduğunu, hızlandığını veya bazen düzensiz atıyormuş gibi olduğunu düşünebilir. Özellikle panik atağı sırasında çarpıntı oldukça belirgin olabilir.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrım var: Her çarpıntı kaygıdan kaynaklanmaz.</p>

<p>Kalp ritim bozuklukları, tiroit hastalıkları, kansızlık, bazı ilaçlar, yüksek miktarda kafein ve başka sağlık sorunları da benzer yakınmalara neden olabilir. Yeni başlayan, tekrarlayan veya açıklanamayan çarpıntının doğrudan kaygıya bağlanmaması gerekir.</p>

<p>2. Hızlı nefes alma ve nefes yetmiyormuş hissi</p>

<p>Kaygı sırasında solunum hızlanabilir. Bazı kişiler bunu “derin nefes alamıyorum”, “hava yetmiyor” veya “göğsüm sıkışıyor” şeklinde tarif eder.</p>

<p>Çok hızlı nefes alıp vermek kandaki karbondioksit dengesini değiştirebilir ve baş dönmesi, sersemlik, ellerde veya ağız çevresinde karıncalanma gibi başka belirtilerin ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Nefes darlığının kalp ve akciğer hastalıkları dahil çok sayıda başka nedeni bulunduğu için özellikle yeni veya şiddetli nefes darlığı yalnızca kaygıyla açıklanmamalıdır.</p>

<p>3. Terleme, titreme ve sıcak basması</p>

<p>Topluluk önünde konuşmadan hemen önce ellerin terlemesi veya önemli bir görüşme sırasında vücudun titremesi birçok kişinin yaşadığı geçici stres yanıtlarıdır.</p>

<p>Yoğun kaygıda ise bu belirtiler daha belirgin hale gelebilir.</p>

<p>Avuç içlerinde terleme, vücutta titreme, sıcak basması veya üşüme hissi görülebilir. Bunlar otonom sinir sisteminin, yani kalp atışı ve terleme gibi istemsiz vücut işlevlerini yöneten sistemin etkinliğinin artmasıyla ilişkili olabilir.</p>

<p>4. Kas gerginliği, boyun ve omuz ağrısı</p>

<p>Sürekli gergin hissetmek yalnızca zihinsel bir durum değildir. Kaslar da uzun süre gerilmiş halde kalabilir.</p>

<p>Özellikle boyun, omuz, çene ve sırt bölgesindeki gerginlik dikkat çekebilir. Bazı kişiler farkında olmadan dişlerini sıkabilir veya omuzlarını sürekli yukarıda tutabilir.</p>

<p>Kas gerginliği bazı kaygı bozukluklarında görülen bedensel belirtilerden biridir. Ancak kronik kas ve eklem ağrılarının çok sayıda başka nedeni de bulunduğu unutulmamalıdır.</p>

<p>5. Baş ağrısı ve baş dönmesi</p>

<p>Kaygıyla birlikte kas gerginliği ve solunum düzenindeki değişiklikler baş ağrısı veya baş dönmesine eşlik edebilir.</p>

<p>Kişi kendisini sersemlemiş, dengesiz veya bayılacakmış gibi hissedebilir. Özellikle panik sırasında ortaya çıkan hızlı solunum bu hissi daha belirgin hale getirebilir.</p>

<p>Bununla birlikte baş dönmesi; iç kulak hastalıklarından tansiyon sorunlarına, ilaçlardan nörolojik nedenlere kadar geniş bir yelpazede ortaya çıkabilir. Sürekli veya yeni başlayan baş dönmesinin nedeninin değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>6. Mide bulantısı, karın ağrısı ve bağırsak değişiklikleri</p>

<p>“Heyecandan mideme ağrı girdi” sözü aslında beden ile ruh hali arasındaki güçlü ilişkinin günlük hayattaki karşılıklarından biri.</p>

<p>Beyin ile sindirim sistemi arasında çift yönlü ve karmaşık bir iletişim bulunuyor. Yoğun kaygı bazı kişilerde mide bulantısı, karında rahatsızlık, iştah değişikliği veya bağırsak hareketlerinde değişikliklerle birlikte görülebiliyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü de bulantı ve karın rahatsızlığını kaygı bozukluklarında görülebilen belirtiler arasında sayıyor.</p>

<p>Ancak sürekli karın ağrısı, açıklanamayan kilo kaybı, dışkıda kan veya devam eden sindirim sistemi yakınmaları kaygıya bağlanarak geçiştirilmemelidir.</p>

<p>7. Uyuşma ve karıncalanma</p>

<p>Özellikle yoğun kaygı veya panik sırasında ellerde, ayaklarda ya da ağız çevresinde karıncalanma ve uyuşma hissedilebilir.</p>

<p>Bunun nedenlerinden biri hızlı ve derin solunum olabilir.</p>

<p>Fakat uyuşmanın sinir sıkışması, vitamin eksiklikleri, metabolik hastalıklar ve nörolojik sorunlar dahil farklı nedenleri de vardır.</p>

<p>Özellikle vücudun tek tarafında aniden gelişen uyuşma veya güçsüzlük kaygı belirtisi kabul edilmemelidir ve acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>8. Uykuya dalamama veya sık uyanma</p>

<p>Kaygı ile uyku arasında iki yönlü bir ilişki bulunuyor.</p>

<p>Zihin sürekli ertesi günü, işi, aileyi, sağlığı veya olası sorunları düşünüyorsa uykuya geçmek zorlaşabilir. Bazı kişiler uykuya dalsa bile gece boyunca sık sık uyanabilir.</p>

<p>Yetersiz uyku ise ertesi gün kişinin stresle baş etmesini zorlaştırabilir ve kaygı belirtilerinin daha yoğun hissedilmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle uzun süren kaygıda uyku düzeni değerlendirilmesi gereken önemli alanlardan biridir.</p>

<p>9. Yorgunluk ve enerji düşüklüğü</p>

<p>Kaygının yalnızca kişiyi hareketli ve huzursuz yaptığı düşünülür. Oysa uzun süre devam eden yoğun kaygı bazı kişilerde belirgin yorgunlukla da kendini gösterebilir.</p>

<p>Sürekli tetikte olma hali, kas gerginliği ve uyku sorunları gün içinde kişinin kendisini tükenmiş hissetmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Ancak yorgunluk son derece genel bir belirtidir. Kansızlık, tiroit bozuklukları, uyku bozuklukları, enfeksiyonlar ve başka birçok durum da yorgunluğa yol açabilir.</p>

<p>10. Göğüste sıkışma veya ağrı</p>

<p>Kaygının en fazla korkuya yol açan belirtilerinden biri göğüs bölgesindeki rahatsızlıktır.</p>

<p>Panik atağı sırasında çarpıntı, göğüs ağrısı veya sıkışma, nefes darlığı, terleme ve baş dönmesi birlikte ortaya çıkabilir. Bu tablo kalp krizi belirtilerine benzeyebilir.</p>

<p>Tam da bu nedenle göğüs ağrısını kişinin kendi kendine “bu sadece kaygı” diyerek yorumlaması güvenli değildir.</p>

<p>Özellikle yeni başlayan veya şiddetli göğüs ağrısı; nefes darlığı, bayılma, soğuk terleme ya da kola, sırta veya çeneye yayılan ağrıyla birlikteyse acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Her kaygı, kaygı bozukluğu anlamına gelmez</p>

<p>Sınavdan önce heyecanlanmak, önemli bir karar öncesinde endişelenmek veya zor bir dönemden geçerken gergin hissetmek insan yaşamının normal parçalarıdır.</p>

<p>Kaygı bozukluklarında ise korku ve endişe kişinin yaşadığı durumla orantısız hale gelebilir, kontrol edilmesi zorlaşabilir ve iş, okul, aile veya sosyal yaşamı etkileyebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örneğin yaygın kaygı bozukluğunda günlük hayatın farklı alanlarına ilişkin aşırı endişe uzun süre devam edebilir. Panik bozukluğunda ise tekrarlayan beklenmedik panik atakları ve yeni bir atak yaşama korkusu ön plana çıkabilir.</p>

<p>Tek başına birkaç fiziksel belirtiye bakılarak kaygı bozukluğu tanısı konulamaz.</p>

<p>Fiziksel belirtilerin gerçekten kaygıdan kaynaklandığı nasıl anlaşılır?</p>

<p>Buradaki en önemli noktalardan biri belirtileri otomatik olarak psikolojik bir nedene bağlamamaktır.</p>

<p>Çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı ve huzursuzluk gibi belirtiler kaygıda görülebileceği gibi kalp hastalıkları, tiroit sorunları, solunum sistemi hastalıkları, bazı ilaçların etkileri ve uyarıcı maddeler nedeniyle de gelişebilir.</p>

<p>Bu nedenle değerlendirmede belirtilerin ne zaman başladığı, ne kadar sürdüğü, hangi durumlarda ortaya çıktığı, kişinin kullandığı ilaçlar ve eşlik eden diğer belirtiler önem taşır.</p>

<p>Gerekli görüldüğünde fiziksel nedenleri dışlamak amacıyla muayene ve ek incelemeler yapılabilir.</p>

<p>Kafein kaygıyı artırabilir mi?</p>

<p>Bazı kişiler kafeine diğerlerinden daha duyarlıdır. Fazla miktarda kahve, enerji içeceği veya diğer kafein kaynakları çarpıntı, titreme, huzursuzluk ve uyku güçlüğü oluşturabilir.</p>

<p>Bu belirtiler kaygı yaşayan kişilerde mevcut yakınmaların daha yoğun hissedilmesine neden olabilir.</p>

<p>Alkol ve bazı maddeler de kaygı belirtilerini etkileyebilir. Bu nedenle kişinin belirtilerini değerlendirirken günlük kafein ve alkol tüketimi ile kullanılan ilaç ve diğer maddelerin göz önünde bulundurulması gerekir.</p>

<p>Kaygının fiziksel belirtileri için ne yapılabilir?</p>

<p>Belirtiler sık tekrarlıyor, uzun sürüyor veya günlük hayatı etkiliyorsa öncelikle nedenin doğru belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Kaygı bozukluklarının etkili tedavileri vardır. En güçlü bilimsel kanıta sahip psikolojik yaklaşımlardan biri bilişsel davranışçı terapidir. Bu yaklaşım kişinin kaygıyı artıran düşünce ve davranış kalıplarını fark etmesine ve bunlarla farklı biçimde baş etmesine yardımcı olur.</p>

<p>Bazı kişilerde ilaç tedavileri de değerlendirilebilir. Hangi tedavinin uygun olduğu kişinin belirtilerine, eşlik eden hastalıklarına, kullandığı diğer ilaçlara ve klinik durumuna göre değişir.</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku, alkolün azaltılması, aşırı kafeinden kaçınma ve stres yönetimi de genel iyilik halini destekleyebilir. Ancak yaşam tarzı değişiklikleri, tedavi gerektiren bir kaygı bozukluğunda profesyonel değerlendirmenin yerine geçmez.</p>

<p>Ne zaman sağlık kuruluşuna başvurmalı?</p>

<p>Kaygı ve buna eşlik eden fiziksel belirtiler haftalar boyunca devam ediyor, giderek artıyor veya kişinin çalışmasını, uyumasını, sosyal yaşamını ya da günlük işlerini belirgin biçimde etkiliyorsa sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmesi yararlı olabilir.</p>

<p>Ayrıca ilk kez ortaya çıkan veya açıklanamayan belirgin fiziksel belirtilerin yalnızca kaygıya bağlanmaması önemlidir.</p>

<p>Yeni veya şiddetli göğüs ağrısı, belirgin nefes darlığı, bilinç kaybı, ani konuşma bozukluğu ya da yüz, kol veya bacakta ani güçsüzlük gibi belirtilerde ise kaygı ihtimali düşünülerek beklenmemeli, gecikmeden acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.</p>

<p>En önemli nokta: Beden ile zihin birbirinden ayrı değil</p>

<p>Kaygı zihinsel bir deneyim olsa da etkileri bütün vücutta hissedilebilir. Kalbin hızlanması, terleme, kasların gerilmesi veya midenin rahatsız olması kişinin “kurduğu” belirtiler değildir; stres yanıtının bedensel yansımaları olabilir.</p>

<p>Ancak aynı belirtilerin fiziksel hastalıklarda da ortaya çıkabilmesi kritik ayrımdır.</p>

<p>Bu nedenle doğru yaklaşım her çarpıntıyı kalp hastalığı kabul etmek olmadığı gibi, her çarpıntıyı kaygıya bağlamak da değildir. Özellikle yeni, şiddetli, sürekli veya alışılmadık belirtilerde altta yatan nedenin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – Anxiety disorders – Güncelleme: 2025.</li>
 <li>National Institute for Health and Care Excellence – Generalised anxiety disorder and panic disorder in adults: management, Clinical Guideline CG113 – Son güncelleme bilgileri: 2026.</li>
 <li>American Family Physician – Generalized Anxiety Disorder and Panic Disorder in Adults – Katharine C. DeGeorge, Molly Grover, Gregory S. Streeter – 2022; 106(2):157-164.</li>
 <li>JAMA – Generalized Anxiety Disorder – 2011.</li>
 <li>WebMD – Physical Symptoms of Anxiety – Paul Frysh; tıbbi değerlendirme Mahammad Juber – Güncelleme: 2025.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kalp-carpintisindan-kas-gerginligine-kaygi-vucudu-nasil-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8014.jpeg" type="image/jpeg" length="49370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Valin Kısıtlaması Erkek Farelerde Medyan Ömrü Yüzde 23 Uzattı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/valin-kisitlamasi-erkek-farelerde-medyan-omru-yuzde-23-uzatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/valin-kisitlamasi-erkek-farelerde-medyan-omru-yuzde-23-uzatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Aging’de yayımlanan araştırmada, besinlerdeki valin miktarı yüzde 67 azaltılan erkek farelerin medyan yaşam süresi yüzde 23,4 arttı. Aynı beslenme modeli erkek ve dişi farelerde metabolik sağlığı ve bazı sağlıklı yaşlanma göstergelerini iyileştirdi; ancak dişi farelerin yaşam süresinde anlamlı artış görülmedi. Çalışma insanlarda yapılmadığı için sonuçlar “valini azaltmak ömrü uzatır” şeklinde yorumlanmamalı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>ABD’de University of Wisconsin–Madison ve William S. Middleton Memorial Veterans Hospital öncülüğünde yürütülen çalışmada erkek ve dişi C57BL/6J fareleri, dört haftalık yaştan itibaren yaşamları boyunca özel olarak hazırlanmış iki farklı beslenme düzeniyle takip edildi. Valin miktarının yüzde 67 azaltıldığı grupta erkek farelerin medyan yaşam süresi kontrol grubuna göre yüzde 23,42 daha uzun bulundu. Dişi farelerde ise metabolik sağlık iyileşti, kırılganlık ve bazı hücresel yaşlanma göstergeleri azaldı; ancak yaşam süresindeki artış istatistiksel olarak anlamlı değildi. [1]<br />
Valin nedir ve neden araştırılıyor?<br />
Valin, vücudun kendi başına üretemediği ve besinlerden almak zorunda olduğu temel aminoasitlerden biridir. Aminoasitler, proteinlerin yapı taşlarıdır.<br />
Valin; lösin ve izolösinle birlikte dallı zincirli aminoasitler olarak bilinen grupta yer alır. Bu aminoasitler kas dokusu başta olmak üzere vücudun pek çok temel işlevinde kullanılır.<br />
Bu nedenle araştırmanın mesajı valinin “zararlı” olduğu değil. Tam tersine valin yaşam için gerekli bir besin öğesi.<br />
Bilim insanlarının araştırdığı konu, ihtiyaçtan daha yüksek miktarda alınan bazı aminoasitlerin metabolizma ve yaşlanma üzerindeki etkilerinin, toplam protein miktarından bağımsız olarak farklılaşıp farklılaşmadığı.<br />
Son yıllarda yapılan hayvan araştırmaları özellikle dallı zincirli aminoasitlerin miktarının metabolik sağlık üzerinde önemli etkileri olabileceğine işaret ediyor. Yeni çalışma ise bu üç aminoasitten yalnızca valini azaltmanın yaşam boyunca oluşturduğu etkileri incelemesi açısından dikkat çekiyor. [1]<br />
Farelerin valin tüketimi yüzde 67 azaltıldı<br />
Araştırmada kontrol grubunun yemi, kalorinin yaklaşık yüzde 21’inin proteinden geldiği standart bir beslenme modelini taklit edecek şekilde hazırlandı.<br />
Deney grubunda ise valin miktarı yüzde 67 azaltıldı. Yağ ve karbonhidrat miktarları kontrol grubuyla aynı tutuldu. Azaltılan valinin yerine temel olmayan başka aminoasitler eklenerek aminoasitlerden gelen toplam enerji miktarı da eşitlendi. [1]<br />
Bu ayrıntı önemli. Çünkü deneyde fareler basitçe daha az yemek yemedi ya da daha az kalori almadı. Araştırmacılar mümkün olduğunca yalnızca valin miktarındaki değişikliğin etkisini incelemeye çalıştı.<br />
Çalışmanın yaşam süresi bölümünde her beslenme ve cinsiyet grubunda 37 fare yer aldı. Böylece erkek ve dişi farelerin valin kısıtlamasına verdikleri yanıt ayrı ayrı değerlendirildi. [1]<br />
Erkek farelerde medyan yaşam süresi yüzde 23,4 arttı<br />
Araştırmanın en dikkat çekici sonucu erkek farelerin yaşam süresinde görüldü.<br />
Valini azaltılmış diyetle beslenen erkek farelerin medyan yaşam süresi kontrol grubundaki erkeklere göre yüzde 23,42 daha uzun bulundu. Maksimum yaşam süresinde de istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı. [1]<br />
“Medyan yaşam süresi” bütün hayvanların ortalama kaç gün yaşadığını ifade etmiyor. Bir gruptaki hayvanların yarısının öldüğü, diğer yarısının ise hâlâ hayatta olduğu noktayı gösteriyor.<br />
Bu nedenle sonuç, “her erkek fare yüzde 23 daha uzun yaşadı” anlamına gelmiyor. Araştırmanın gösterdiği şey, valin kısıtlanan erkek fare grubunun genel yaşam eğrisinin daha uzun bir yaşama doğru kaydığı.<br />
En uzun yaşayan 10 erkek fare ayrıca incelendiğinde, valin kısıtlanan gruptakilerin kontrol grubundaki en uzun yaşayan 10 fareye göre yaklaşık yüzde 14,5 daha uzun yaşadığı bildirildi. [1]<br />
Dişi farelerde ömür uzamadı ama sağlık göstergeleri iyileşti<br />
Aynı etki dişi farelerde görülmedi.<br />
Valin kısıtlaması dişi farelerde metabolik sağlığı iyileştirdi, kırılganlığı ve bazı hücresel yaşlanma göstergelerini azalttı; ancak yaşam süresini istatistiksel olarak anlamlı biçimde uzatmadı. [1]<br />
Araştırmacılar bunun nedenini kesin olarak bilmiyor.<br />
Gen analizlerinde dişi farelerin karaciğerinde valin, lösin ve izolösinin parçalanmasıyla ilgili bazı metabolik yolların erkeklerden farklı yanıt verdiği görüldü. Araştırmacılar bu farklılığın dişi farelerin valin kısıtlamasına verdiği yanıtı değiştirebileceğini düşünüyor.<br />
Ancak bu henüz kesin bir açıklama değil, araştırılması gereken bir olasılık. Cinsiyete bağlı farklılıklar, longevity yani sağlıklı ve uzun yaşam araştırmalarında aynı müdahalenin kadın ve erkeklerde mutlaka aynı sonucu vermeyebileceğini de hatırlatıyor. [1]<br />
Kan şekeri kontrolü ve vücut yağında da değişiklik görüldü<br />
Valin kısıtlamasının etkisi yalnızca yaşam süresiyle sınırlı değildi.<br />
Her iki cinsiyetteki fareler kontrol grubuna göre daha yavaş kilo aldı ve daha az yağ biriktirdi. Vücudun kan şekerini düzenleme yeteneğinde de iyileşme görüldü. [1]<br />
Özellikle erkek farelerde glikoz toleransındaki iyileşme genç yaşlardan itibaren başladı ve ileri yaşlara kadar devam etti.<br />
Glikoz toleransı, vücudun kandaki şekeri ne kadar iyi kontrol edebildiğini gösteren ölçülerden biridir. Bozulması insülin direnci ve tip 2 diyabet gelişimiyle ilişkili olabilir.<br />
İlginç biçimde valin kısıtlanan farelerin daha düşük ağırlıkta olması yalnızca daha az kalori yemeleriyle açıklanamadı. Araştırmacılar, vücudun enerji harcamasının arttığına ilişkin bulgular da elde etti. [1]<br />
Yaşlılık kırılganlığı her iki cinsiyette azaldı<br />
Araştırmacılar fareleri yalnızca ne kadar yaşadıkları açısından değil, yaşlanırken ne kadar sağlıklı kaldıkları açısından da değerlendirdi.<br />
Bunun için kırılganlık indeksi kullanıldı. Kırılganlık, yaş ilerledikçe güç, hareket, fiziksel dayanıklılık ve genel sağlık durumunda ortaya çıkan bozulmaları ifade ediyor.<br />
Valini azaltılmış diyetle beslenen erkek ve dişi farelerde çeşitli yaş dönemlerinde kırılganlık değerlerinin daha düşük olduğu görüldü. Özellikle fiziksel ve kas-iskelet sistemiyle ilişkili bazı göstergelerde iyileşmeler saptandı. [1]<br />
Ancak bütün fiziksel performans testleri daha iyi değildi. Örneğin bazı kas koordinasyonu ve performans testlerinde belirgin avantaj görülmedi; bazı sonuçların da farelerin daha düşük vücut ağırlığıyla açıklanabileceği belirtildi.<br />
Bu ayrıntı, araştırmanın “valin azaltılınca tüm yaşlanma belirtileri düzeldi” şeklinde yorumlanamayacağını gösteriyor.<br />
Hücresel yaşlanma göstergelerinde azalma görüldü<br />
Araştırmacılar karaciğer, böbrek, yağ dokusu ve diğer dokularda hücresel yaşlanmayla ilişkili işaretleri de değerlendirdi.<br />
Senesan hücreler, yani kalıcı ya da uzun süreli biçimde bölünmeyi bırakmış ancak metabolik olarak aktif kalabilen hücreler, yaş ilerledikçe bazı dokularda birikebiliyor.<br />
Valin kısıtlanan farelerde çeşitli dokulardaki hücresel yaşlanma göstergelerinin genel olarak azaldığı bildirildi. Ancak sonuçlar bütün dokularda aynı değildi ve bazı belirteçler farklı yönlerde değişti. [1]<br />
Bu nedenle araştırmacılar valinin hücresel yaşlanmayı nasıl etkilediğinin dokuya ve koşullara göre değişebileceğine dikkat çekiyor.<br />
Kanser bulgusu dikkat çekici ama temkinli yorumlanmalı<br />
Çalışmada valin kısıtlanan farelerde ölüm sonrası incelemelerde kanser görülme oranının daha düşük olduğu da bildirildi. [1]<br />
Ancak burada önemli bir sınırlılık bulunuyor.<br />
Araştırmacılar gözlenen tüm tümörleri bir patolog tarafından ayrıntılı biçimde sınıflandırmadı. Görülen kanserlerin bir bölümünün karaciğer kanseri, lenfoma veya lösemi olabileceği düşünüldü ancak bunların tamamı kesin patolojik tanıyla doğrulanmadı.<br />
Dolayısıyla çalışma “valini azaltmak kanseri önler” sonucunu kesinlikle göstermiyor.<br />
Erkek farelerin karaciğerinde mitokondriler daha aktif çalıştı<br />
Araştırmacılar yaşam süresindeki farkın altında hangi biyolojik mekanizmaların bulunabileceğini anlamak için karaciğer, kas ve kahverengi yağ dokusundaki gen faaliyetlerini de inceledi.<br />
Özellikle erkek farelerin karaciğerinde mitokondriyle ilişkili bazı biyolojik yollar dikkat çekti.<br />
Mitokondriler, hücrelerin enerji üretim merkezleri olarak düşünülebilir. Valin kısıtlanan erkek farelerin karaciğer hücrelerinde mitokondriyal solunumun arttığı görüldü. [1]<br />
PI3K-AKT olarak adlandırılan ve hücre büyümesi, metabolizma ve yaşlanmayla bağlantılı bir sinyal sisteminde de cinsiyete ve dokuya göre değişiklikler saptandı.<br />
Araştırmacılar bu mekanizmaların yaşam süresindeki farkı açıklamaya yardımcı olabileceğini düşünüyor ancak hangi değişikliğin ömür artışından doğrudan sorumlu olduğu henüz belirlenmiş değil.<br />
Bu araştırma sofrada ne anlama geliyor?<br />
Çalışmanın sonuçları, insanların valin içeren yiyecekleri azaltması gerektiği anlamına gelmiyor.<br />
Araştırmadaki yüzde 67’lik valin kısıtlaması, laboratuvarda özel olarak hazırlanmış ve aminoasit miktarları tek tek kontrol edilmiş bir fare yemiyle gerçekleştirildi. Normal beslenmede yalnızca valini bu ölçüde azaltıp diğer temel aminoasitleri ve toplam protein alımını aynı tutmak kolay değil.<br />
Valin ayrıca temel bir aminoasit. Vücut tarafından üretilemediği için yeterli miktarda besinlerle alınması gerekiyor.<br />
Özellikle ileri yaşlarda yetersiz protein tüketimi kas kaybı ve sarkopeni, yani yaşa bağlı kas kütlesi ve gücü kaybı açısından sorun oluşturabiliyor.<br />
Bu nedenle araştırmayı “eti azaltın”, “süt ürünlerini bırakın” veya “valinden uzak durun” biçiminde günlük beslenme tavsiyesine çevirmek bilimsel olarak doğru değil.<br />
Çalışmanın daha önemli mesajı, beslenmede yalnızca “ne kadar protein tüketildiğinin” değil, proteinin hangi aminoasitlerden oluştuğunun da yaşlanma biyolojisi açısından araştırılmaya değer olabileceği.<br />
İnsanlarda aynı sonuç elde edilir mi henüz bilinmiyor<br />
Araştırmanın en büyük sınırı, deneylerin farelerde yapılmış olması.<br />
Farelerde yaşam süresini uzatan bir beslenme müdahalesinin insanlarda aynı sonucu vereceğinin garantisi yok. İnsanların yaşam süresi, genetik yapıdan fiziksel aktiviteye, hastalıklardan çevresel koşullara ve beslenmenin tamamına kadar çok daha karmaşık faktörlerden etkileniyor.<br />
Üstelik araştırmada valin kısıtlaması çok genç yaştan, fareler yaklaşık bir aylıkken başlatıldı ve yaşam boyunca sürdürüldü. Aynı uygulamanın ileri yaşta başlanması halinde benzer sonuç verip vermeyeceği bu çalışmadan anlaşılamıyor. [1]<br />
Araştırmacılar da insanlar için en uygun valin miktarının ne olduğunu, uzun süreli kısıtlamanın olumsuz sonuçlar doğurup doğurmayacağını ve yaş ile cinsiyetin bu yanıtı nasıl değiştireceğini belirlemek için yeni çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguluyor.<br />
Bu nedenle Nature Aging’de yayımlanan bulgu bugün için yeni bir “uzun yaşam diyeti” sunmuyor. Bunun yerine longevity araştırmalarına daha temel bir soru ekliyor: Sağlıklı yaşlanmada yalnızca aldığımız protein miktarı değil, o proteini oluşturan aminoasitlerin dengesi de önemli olabilir mi? İnsan çalışmalarının yanıtlaması gereken asıl soru artık bu.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Calubag MF, Ademi I, Green CL, et al. Lifelong restriction of dietary valine has sex-specific benefits for health and lifespan in mice. Nature Aging. 2026. DOI: 10.1038/s43587-026-01169-0.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/valin-kisitlamasi-erkek-farelerde-medyan-omru-yuzde-23-uzatti</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/valin-haber-gorseli-1200x750-150kb-2.webp" type="image/jpeg" length="50246"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Sağlık Camiasının Acı Kaybı: Dr. Cemil Keskin Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzon-saglik-camiasinin-aci-kaybi-dr-cemil-keskin-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzon-saglik-camiasinin-aci-kaybi-dr-cemil-keskin-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde bulunan Pelitli Aile Sağlığı Merkezi’nde görev yapan Dr. Cemil Keskin hayatını kaybetti. Uzun yıllardır bölgede sağlık hizmeti veren Keskin’in vefatı, ailesinin yanı sıra meslektaşları, hastaları ve sevenlerini üzdü. Keskin, 12 Ağustos’ta Esiroğlu Kırankas Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından aile kabristanlığında toprağa verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon Sağlık Camiasının Acı Kaybı: Dr. Cemil Keskin Vefat Etti</p>

<p>Trabzon sağlık camiası, uzun yıllardır Pelitli’de görev yapan Dr. Cemil Keskin’in vefatıyla sarsıldı.</p>

<p>Ortahisar ilçesindeki Pelitli Aile Sağlığı Merkezi’nde aile hekimi olarak hizmet veren Dr. Keskin’in hayatını kaybettiği haberi, başta ailesi ve yakınları olmak üzere meslektaşları ve hastaları arasında büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Pelitli’de Uzun Yıllar Sağlık Hizmeti Verdi</p>

<p>Dr. Cemil Keskin, meslek hayatını Trabzon’da sürdüren hekimler arasında yer alıyordu. Pelitli Aile Sağlığı Merkezi’nin resmi personel kayıtlarında da aile hekimi olarak yer alan Keskin, bölgedeki vatandaşlara birinci basamak sağlık hizmeti veriyordu.</p>

<p>Keskin’in vefatının ardından sosyal medyada çok sayıda taziye mesajı paylaşıldı. Meslektaşları ve yakınları, yıllarca birlikte çalıştıkları Keskin’i sevgi ve saygıyla andı.</p>

<p>Dr. Cemil Keskin Kimdir?</p>

<p>Dr. Cemil Keskin, Trabzon Ortahisar’daki Pelitli Aile Sağlığı Merkezi’nde görev yapıyordu. Pelitli ASM kayıtlarında 61.01.084 Nolu Aile Hekimi olarak yer alan Keskin’in uzun süredir bölgede hekimlik yaptığı biliniyor.</p>

<p>Mesleki kayıtlarda Keskin’in İç Hastalıkları alanıyla da ilişkilendirildiği görülürken, Pelitli Aile Sağlığı Merkezi’nde aile hekimi olarak görevini sürdürüyordu.</p>

<p>Dr. Cemil Keskin’in Cenazesi Toprağa Verildi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Cemil Keskin için 12 Ağustos 2026 Çarşamba günü cenaze töreni düzenlendi.</p>

<p>Keskin’in cenazesi, öğle namazına müteakip Esiroğlu Kırankas Camii’nden kaldırıldı. Kılınan cenaze namazının ardından Keskin’in naaşı aile kabristanlığında toprağa verildi.</p>

<p>Ailesi, yakınları, meslektaşları ve sevenleri Dr. Cemil Keskin’i son yolculuğunda yalnız bırakmadı.</p>

<p>Trabzon’da Sevenlerini Üzdü</p>

<p>Uzun yıllar boyunca aynı bölgede sağlık hizmeti sunması nedeniyle çok sayıda vatandaşla yolu kesişen Dr. Cemil Keskin’in vefatı, Pelitli’de de üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Keskin’in ardından yapılan taziye paylaşımlarında meslektaşları kendisini saygı ve sevgiyle anarken, ailesine ve yakınlarına başsağlığı dilekleri iletildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzon-saglik-camiasinin-aci-kaybi-dr-cemil-keskin-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8012.jpeg" type="image/jpeg" length="39661"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beşiktaş’ta Dušan Vlahović bombası: Yıldız golcü İstanbul’da]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/besiktasta-dusan-vlahovic-bombasi-yildiz-golcu-istanbulda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/besiktasta-dusan-vlahovic-bombasi-yildiz-golcu-istanbulda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş, uzun süredir gündeminde bulunan Dušan Vlahović transferinde kritik eşiği geçti. Siyah-beyazlı kulüp, Sırp santrforla transfer görüşmelerine başlandığını resmen duyurdu. İstanbul’a gelen 26 yaşındaki yıldız futbolcu sağlık kontrollerinden geçerek transfer işlemlerini tamamlamak üzere sürecin son aşamasına girecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beşiktaş’ta Dušan Vlahović bombası: Yıldız golcü İstanbul’da</p>

<p>Beşiktaş’ın haftalardır konuşulan Dušan Vlahović transferinde söylenti dönemi sona erdi.</p>

<p>Siyah-beyazlı kulüp, Sırp santrforla transfer görüşmelerine başlandığını resmen açıkladı. Ardından 26 yaşındaki yıldız futbolcu İstanbul’a geldi.</p>

<p>Kulübün resmî açıklamasına göre Vlahović, sağlık kontrollerinden geçmek ve transfer işlemlerini tamamlamak üzere İstanbul’a getirildi.</p>

<p>Bu gelişmeyle birlikte transfer, kulis ve temas aşamasından çıkarak resmî görüşme sürecine taşındı.</p>

<p>Beşiktaş resmen duyurdu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vlahović’in Beşiktaş’a transfer olabileceğine ilişkin haberler uzun süredir hem Türkiye hem de Avrupa basınında yer alıyordu.</p>

<p>Ancak 12 Ağustos’ta süreçte kritik gelişme yaşandı.</p>

<p>Beşiktaş, Vlahović ile transfer görüşmelerine başlandığını kamuoyuna duyurdu. Kulübün açıklamasının ardından Sırp yıldızın İstanbul’a gelişi de gerçekleşti.</p>

<p>Anadolu Ajansı da Beşiktaş’ın Vlahović ile görüşmelere başladığını ve oyuncunun İstanbul’a geldiğini bildirdi.</p>

<p>Taraftarlar Vlahović’i karşıladı</p>

<p>İstanbul’a gelen yıldız golcü, siyah-beyazlı taraftarların yoğun ilgisiyle karşılandı.</p>

<p>Beşiktaş’ın resmî açıklamasında oyuncunun sağlık kontrollerinin ardından transfer sürecinin tamamlanmasına yönelik işlemlere devam edeceği belirtildi.</p>

<p>Bu aşamada önemli bir editoryal ayrıntı bulunuyor: Beşiktaş henüz Vlahović’in kesin transferini ve sözleşme ayrıntılarını resmen ilan etmiş değil.</p>

<p>Dolayısıyla mevcut durumda en doğru ifade, tarafların transfer görüşmelerine başladığı ve Vlahović’in işlemleri tamamlamak üzere İstanbul’a geldiği.</p>

<p>Haftalar önce transfer zora girmişti</p>

<p>Transferin geldiği nokta, yaklaşık bir ay önceki tabloyla karşılaştırıldığında daha da dikkat çekici.</p>

<p>Temmuz ayında Vlahović’in kariyerine Avrupa’nın beş büyük liginden birinde devam etmek istediği ve Türkiye seçeneğine mesafeli yaklaştığı belirtiliyordu.</p>

<p>Beşiktaş Futbol Direktörü Önder Özen de 27 Temmuz’da yaptığı açıklamada Vlahović’in serbest oyuncu olması nedeniyle kararın büyük ölçüde futbolcunun elinde olduğunu söylemişti.</p>

<p>Özen, uygun fırsat oluşması halinde Beşiktaş’ın Vlahović transferini değerlendirmek istediğini açık biçimde dile getirmişti.</p>

<p>Aradan geçen yaklaşık iki haftada tablo tamamen değişti.</p>

<p>Beşiktaş’ın ısrarı sonuç verdi ve yıldız santrfor İstanbul’a kadar geldi.</p>

<p>Vincenzo Italiano faktörü</p>

<p>Transferde dikkat çeken unsurlardan biri de Beşiktaş Teknik Direktörü Vincenzo Italiano.</p>

<p>Vlahović ile Italiano daha önce Fiorentina’da birlikte çalıştı.</p>

<p>Önder Özen de temmuz ayındaki açıklamasında Italiano’nun zaman zaman Vlahović ile görüştüğünü ve Sırp futbolcunun teknik adama büyük saygı duyduğunu belirtmişti.</p>

<p>İkilinin geçmişte birlikte çalışmış olması, Beşiktaş’ın transfer sürecindeki önemli avantajlarından biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Avrupa’nın önemli golcülerinden</p>

<p>28 Ocak 2000 doğumlu Dušan Vlahović, Avrupa futbolunun son yıllarda öne çıkan santrforlarından biri.</p>

<p>Partizan altyapısından yetişen Sırp futbolcu, genç yaşta Fiorentina’ya transfer olarak Serie A kariyerine başladı.</p>

<p>Floransa ekibindeki performansıyla Avrupa’nın büyük kulüplerinin radarına giren Vlahović, 2022 yılında Juventus’a transfer oldu.</p>

<p>Güçlü fiziği, sol ayağı, ceza sahasındaki bitiriciliği ve hava toplarındaki etkinliğiyle tanınan yıldız futbolcu, Sırbistan Milli Takımı’nın da önemli isimlerinden biri haline geldi.</p>

<p>Beşiktaş hücum hattında çıtayı yükseltiyor</p>

<p>Vlahović transferinin tamamlanması halinde Beşiktaş, hücum hattına Avrupa futbolunun en tanınmış santrforlarından birini kazandırmış olacak.</p>

<p>26 yaşındaki oyuncunun kariyerinin hâlâ önemli bir döneminde bulunması da transferin sportif değerini artırıyor.</p>

<p>Siyah-beyazlı yönetimin Vlahović hamlesi, yalnızca Süper Lig hedefleri açısından değil Avrupa kupalarındaki kadro planlaması bakımından da önemli bir adım niteliğinde.</p>

<p>Şimdi gözler sağlık kontrolü ve imzada</p>

<p>Transfer sürecinde artık kritik aşamaya gelindi.</p>

<p>Vlahović İstanbul’da.</p>

<p>Beşiktaş, oyuncuyla görüşmelerin başladığını resmen açıkladı.</p>

<p>Sıradaki adımlar sağlık kontrolleri, sözleşme işlemleri ve kulübün nihai transfer açıklaması olacak.</p>

<p>Bu nedenle dosyanın mevcut durumunu tek cümleyle özetlemek mümkün:</p>

<p>Dušan Vlahović artık Beşiktaş için bir transfer söylentisi değil; kulübün resmen görüşme yürüttüğü ve İstanbul’a getirdiği yıldız golcü.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/besiktasta-dusan-vlahovic-bombasi-yildiz-golcu-istanbulda</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 09:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8007.jpeg" type="image/jpeg" length="73826"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yaşlanmanın Hücresel Haritası: SenNet Neyi Değiştiriyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yaslanmanin-hucresel-haritasi-sennet-neyi-degistiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yaslanmanin-hucresel-haritasi-sennet-neyi-degistiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri destekli SenNet programı, yaşla birlikte değişen ve bölünmeyi bıraktığı halde bir süre aktif kalabilen hücreleri doku doku haritalıyor. Yeni çalışmalar, bu hücrelerin tek tip olmadığını; bazılarının hastalıklarla ilişkiliyken bazılarının doku onarımı ve tümör baskılanması gibi yararlı görevlerde rol oynayabildiğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından desteklenen Cellular Senescence Network, kısa adıyla SenNet, insan vücudundaki senesan hücrelerin büyük ölçekli bir atlasını oluşturmak için farklı dokuları, kan örneklerini ve milyonlarca hücreyi inceliyor. Hücresel senesens, bir hücrenin kalıcı ya da uzun süreli biçimde bölünmeyi bırakması anlamına geliyor. Araştırmalar, yaşlanmayla ilişkilendirilen bu hücrelerin sanıldığı kadar basit ve tek tip olmadığını ortaya koyuyor. [1]<br />
Yaşlı hücre denince ne anlaşılmalı?<br />
Vücuttaki hücrelerin önemli bir bölümü gerektiğinde bölünerek kendilerini yeniler. Ancak DNA hasarı, yoğun hücresel stres veya tekrarlanan bölünmeler sonucunda bazı hücreler bölünmeyi bırakabilir. Bu duruma hücresel senesens, yani hücresel yaşlanma adı veriliyor.<br />
Senesan hücreler bölünmeyi bırakır ancak bir süre metabolik olarak aktif kalabilir. Çevrelerine proteinler ve iltihabi sinyal molekülleri salgılayabilirler. Bu salgıların bütünü bilimsel literatürde SASP olarak adlandırılıyor.<br />
Basit ifadeyle SASP, yaşlanmış hücrenin çevresindeki diğer hücrelerle kurduğu kimyasal iletişimin önemli bir bölümünü oluşturuyor.<br />
Senesan hücreler sağlıklı dokularda bağışıklık sistemi tarafından temizlenebilir. Ancak yaş ilerledikçe bu temizleme mekanizmalarının yetersiz kalması halinde bazı senesan hücrelerin dokularda birikmesi mümkün olabiliyor.<br />
Bu birikim kronik inflamasyonla, yani vücutta uzun süre devam eden düşük düzeyli iltihabi yanıtla, fibrozisle yani dokunun sertleşmesine yol açan nedbeleşmeyle ve bazı yaşa bağlı hastalıklarla ilişkilendiriliyor. Bununla birlikte bütün senesan hücreleri zararlı kabul etmek doğru değil. Hücresel senesens yara iyileşmesi, doku yeniden yapılanması ve kontrolsüz hücre çoğalmasının baskılanması gibi yararlı süreçlerde de rol oynayabiliyor. [5]<br />
SenNet neden kuruldu?<br />
Bilim insanlarının uzun süredir karşılaştığı önemli sorunlardan biri, senesan hücreleri insan vücudunda güvenilir biçimde tanımlayabilmekti.<br />
p16 ve p21 gibi bazı moleküller yıllardır hücresel yaşlanmanın göstergeleri arasında kullanılıyor. Ancak araştırmalar, tek bir belirtecin bütün senesan hücreleri doğru biçimde tanımlamak için yeterli olmadığını gösteriyor.<br />
SenNet bu nedenle hücrenin yalnızca tek bir özelliğine bakmıyor. Hücrede hangi genlerin çalıştığı, hangi proteinlerin üretildiği, metabolik yapısı, dokudaki konumu ve çevresindeki hücrelerle ilişkisi birlikte inceleniyor.<br />
Programın uzun vadeli amacı, senesan hücrelerin insan yaşamı boyunca hangi organlarda, hangi hücre tiplerinde ve hangi özelliklerle ortaya çıktığını gösteren ayrıntılı bir atlas oluşturmak. SenNet’in başlangıç planında 18 farklı insan dokusundaki senesan hücrelerin tanımlanması ve mekânsal olarak haritalanması hedeflendi. [1]<br />
14 farklı insan hücre tipi incelendi<br />
SenNet kapsamında 2026 yılında Molecular Cell dergisinde yayımlanan önemli çalışmalardan birinde araştırmacılar SenCat adı verilen kapsamlı bir hücresel yaşlanma kataloğu geliştirdi.<br />
Araştırmacılar 14 farklı insan hücre tipini, hücresel yaşlanmaya yol açan 30’dan fazla deneysel koşul altında inceledi. Hücrelerde hangi genlerin aktif olduğu ve hangi proteinlerin üretildiği birlikte analiz edildi. [2]<br />
Çalışmanın dikkat çekici sonuçlarından biri, bütün senesan hücreleri tek başına tanımlayabilecek ortak ve özgül bir belirtecin bulunamamasıydı.<br />
Başka bir ifadeyle bir deri hücresinin yaşlanma biçimiyle başka bir dokudaki hücrenin yaşlanma biçimi aynı olmayabiliyor.<br />
Araştırmacılar buna karşılık metabolizma, doku onarımı ve hücresel hasara verilen yanıtla ilişkili bazı biyolojik yolların çok sayıda hücre tipinde ortak biçimde değişebildiğini belirledi. [2]<br />
Bilim insanları “senotip” kavramını öne çıkarıyor<br />
Senesan hücreler arasındaki bu farklılıklar “senotip” kavramını giderek daha önemli hale getiriyor.<br />
Senotip, bir senesan hücrenin hangi hücre tipinden geldiğini, hangi nedenle yaşlandığını, hangi maddeleri salgıladığını ve çevresindeki hücreleri nasıl etkilediğini anlatan özellikler bütünü olarak düşünülebilir.<br />
Nature Aging dergisinde Temmuz 2026’da yayımlanan bir Perspective makalesinde araştırmacılar, senesan hücreleri yalnızca “var” veya “yok” şeklinde sınıflandırmak yerine farklı senotipleri dikkate alan daha ayrıntılı bir yaklaşım önerdi. Perspective türündeki yayınlar yeni bir klinik deneyden çok, mevcut bilimsel verileri değerlendirerek alana yeni bir kavramsal çerçeve sunmayı amaçlıyor. [5]<br />
Bu yaklaşım tedavi geliştirme açısından önemli olabilir. Çünkü gelecekte hedef bütün senesan hücreleri ortadan kaldırmak yerine, hastalığa katkıda bulunan belirli hücre tiplerini daha seçici biçimde hedeflemek olabilir.<br />
51 kişinin lenf düğümleri hücre hücre incelendi<br />
SenNet kapsamında yürütülen dikkat çekici insan çalışmalarından birinde araştırmacılar 18 ile 86 yaş arasındaki 51 kişiden elde edilen 99 lenf düğümü kesitini inceledi.<br />
Yüksek çözünürlüklü görüntüleme ve mekânsal multi-omik yöntemleri kullanılarak yaklaşık 20 milyon hücre değerlendirildi. [3]<br />
Multi-omik, aynı biyolojik örnekte genlerin, proteinlerin ve diğer moleküler özelliklerin birlikte incelenmesi anlamına geliyor.<br />
Araştırmacılar, yaş ilerledikçe senesens özellikleri taşıyan hücrelerin lenf düğümleri içindeki dağılımının değiştiğini belirledi.<br />
İleri yaş grubundaki dokularda özellikle germinal merkez adı verilen bölgelerde bazı B lenfositlerinin biriktiği görüldü. B lenfositleri bağışıklık sisteminin antikor üretiminde görev alan temel hücrelerinden biri.<br />
Bu hücrelerde antikor üretimiyle bağlantılı işlevlerin zayıfladığına ve metabolik düzenin değiştiğine ilişkin moleküler işaretler saptandı. [3]<br />
Bulgular, yaş ilerledikçe bağışıklık sisteminde ortaya çıkan bazı değişiklikleri anlamaya katkı sağlayabilir. Ancak çalışma, bu hücrelerin yaşla birlikte bağışıklık sisteminde görülen bütün değişikliklerin nedeni olduğunu göstermiyor.<br />
Kanda yaşlanmanın izi görülebilir mi?<br />
SenNet araştırmacıları yalnızca dokuları incelemekle kalmadı. Hücresel yaşlanmanın kana yansıyan protein işaretlerinin sağlık durumuyla ilişkili olup olmadığını da araştırdı.<br />
Cell Reports dergisinde yayımlanan çalışmada Baltimore Longitudinal Study of Aging kapsamındaki 1.275 kişi ile İtalya’daki InCHIANTI çalışmasına katılan 997 kişinin verileri değerlendirildi. Böylece toplam 2.272 kişinin uzun süreli sağlık verileri analiz edildi. [4]<br />
Araştırmacılar, farklı hücre tiplerinin senesensiyle ilişkili protein imzalarını kan örneklerinde araştırdı.<br />
Bazı senesensle ilişkili protein örüntülerinin yaşın yanı sıra yüksek tansiyon, yürüme hızı, diyabet ve böbrek sağlığı gibi özelliklerle ilişkili olduğu görüldü. [4]<br />
Bazı hücre tiplerine ait protein imzalarının, aynı dokuyla bağlantılı sağlık göstergeleriyle daha güçlü ilişki gösterdiği de belirlendi.<br />
Örneğin böbrek hücreleriyle ilişkili senesens imzaları böbrek sağlığıyla, yağ hücrelerine ait bazı imzalar ise vücut kitle indeksiyle bağlantılı bulundu.<br />
Bağışıklık hücrelerine ait bazı senesens imzalarının ise takip dönemindeki ölüm riski ve daha sonra diyabet gelişmesiyle ilişkili olduğu bildirildi. [4]<br />
Ancak bu sonuçlar neden-sonuç ilişkisi göstermiyor. Bir protein örüntüsünün hastalıkla ilişkili bulunması, o proteinin hastalığa doğrudan neden olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Bu bulgular yeni bir “yaşlanma kan testi” anlamına gelmiyor<br />
Çalışmanın en kolay yanlış anlaşılabilecek noktalarından biri burada ortaya çıkıyor.<br />
Araştırmacılar kanda yaşlanmayla ilişkili bazı protein örüntüleri belirlemiş olsa da bugün rutin sağlık hizmetlerinde kullanılabilen doğrulanmış bir “senesan hücre yükü testi” bulunmuyor.<br />
Bu proteinlerin tek başına bir kişinin ne kadar yaşayacağını veya gelecekte hangi hastalığa yakalanacağını kesin biçimde tahmin edebildiği de gösterilmiş değil.<br />
Bulguların farklı toplumlarda doğrulanması, ölçümlerin standartlaştırılması ve hangi belirteçlerin gerçekten klinik yarar sağlayacağının belirlenmesi gerekiyor.<br />
Yaşlı hücreleri hedefleyen ilaçlar neden araştırılıyor?<br />
Hücresel senesensin bazı hastalıklarla ilişkisinin anlaşılması, “senolitik” olarak adlandırılan ilaç ve moleküllere ilgiyi artırdı.<br />
Senolitikler, belirli senesan hücreleri ortadan kaldırmayı amaçlayan deneysel tedavilerdir. Senomorfik olarak adlandırılan başka yaklaşımlar ise hücreyi ortadan kaldırmak yerine zararlı salgılarını azaltmayı hedefliyor.<br />
Hayvan çalışmalarında bazı senolitik müdahalelerin yaşlanmayla ilişkili belirli biyolojik süreçleri etkileyebildiğine ilişkin bulgular elde edildi.<br />
Ancak insanlarda bu alan hâlâ deneysel aşamada. Senolitiklerin uzun vadede güvenli ve etkili olduğunu gösterecek yeterli klinik kanıt henüz bulunmuyor.<br />
Bu noktada SenNet’in çalışmaları önem kazanıyor. Çünkü bütün senesan hücreleri aynı kabul ederek ortadan kaldırmaya çalışmak, yararlı işlev gören bazı hücrelerin de kaybedilmesine yol açabilir.<br />
Her “yaşlı hücre” mutlaka kötü değil<br />
Yeni SenNet yaklaşımının longevity araştırmaları açısından en önemli mesajlarından biri bu.<br />
Hücresel senesens başlangıçta koruyucu bir mekanizma olarak ortaya çıkabilir. DNA’sı ciddi biçimde hasar görmüş bir hücrenin bölünmesini durdurmak, kontrolsüz çoğalmayı önlemeye yardımcı olabilir.<br />
Bazı senesan hücreler yara iyileşmesine ve dokuların yeniden düzenlenmesine de katkıda bulunabilir.<br />
Sorun, özellikle yaş ilerledikçe bazı senesan hücrelerin dokularda gereğinden uzun süre kalması ve çevrelerine zarar verebilecek moleküller salgılamasıyla ortaya çıkabilir.<br />
Bu nedenle bilim insanları hücresel yaşlanmayı artık yalnızca “iyi” veya “kötü” şeklinde değerlendirmek yerine, hangi hücrenin hangi dokuda, hangi koşulda ve ne kadar süre bulunduğunu anlamaya çalışıyor. [5]<br />
Longevity araştırmalarında hedef daha sağlıklı yaşlanma<br />
SenNet’in amacı insan ömrünü doğrudan uzatan bir yöntem geliştirmek değil. Programın temel hedefi, yaşlanmanın hücresel mekanizmalarını daha ayrıntılı biçimde ortaya koymak.<br />
Bu bilgiler gelecekte kalp ve damar hastalıklarından metabolik hastalıklara, bağışıklık sistemi yaşlanmasından nörodejeneratif hastalıklara kadar birçok alanda yeni araştırma yolları açabilir.<br />
SenNet çalışmaları yaşlanmanın durdurulduğunu veya tersine çevrildiğini göstermiyor.<br />
Ortaya çıkan asıl yenilik, hücresel yaşlanmanın tek tip bir süreç olmadığının giderek daha açık biçimde görülmesi. Aynı biyolojik yaşlanma başlığı altında farklı hücrelerin farklı biçimlerde davranabilmesi, gelecekte herkese aynı müdahale yerine hücreye, dokuya ve kişiye özgü yaklaşımların araştırılmasına zemin hazırlayabilir.<br />
Şimdilik SenNet’in en önemli katkısı bir “gençlik ilacı” bulmak değil; yaşlanmanın karmaşık hücresel coğrafyasını bilim insanlarının daha ayrıntılı biçimde görmesini sağlayacak bir harita oluşturmaya başlaması.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Suryadevara V, Farzad N, Yang M, et al. Charting human cellular senescence in aging and disease. Cell. 2026;189:3501-3505. DOI: 10.1016/j.cell.2026.05.028.<br />
[2] Anerillas C, Altés G, Grešová K, et al. SenCat: Cataloging human cell senescence through multi-omic profiling of multiple senescent primary cell types. Molecular Cell. 2026;86:2605-2616.e8. DOI: 10.1016/j.molcel.2026.05.017.<br />
[3] Farzad N, Enninful A, Lu Y, et al. A spatial multi-omics atlas of immunosenescence reveals germinal-center B cell alteration in human lymph nodes. Cell Press Blue. 2026;100053. DOI: 10.1016/j.cpblue.2026.100053.<br />
[4] Olinger B, Anerillas C, Herman AB, et al. Circulating cell type senescence signatures track distinct dimensions of health status and trajectories in human longitudinal cohorts. Cell Reports. 2026;45:117389. DOI: 10.1016/j.celrep.2026.117389.<br />
[5] Schafer MJ, Basisty N, Hertzel AV, et al. Senotypes define the diverse landscape of senescent cells. Nature Aging. 2026. DOI: 10.1038/s43587-026-01148-5.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yaslanmanin-hucresel-haritasi-sennet-neyi-degistiriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/sennet-haber-gorseli-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="87278"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Görele’den yürek yakan haber: Zekiye Kırca ve iki kızı sele kurban gitti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/goreleden-yurek-yakan-haber-zekiye-kirca-ve-iki-kizi-sele-kurban-gitti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/goreleden-yurek-yakan-haber-zekiye-kirca-ve-iki-kizi-sele-kurban-gitti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giresun’un Görele ilçesinde şiddetli yağışın ardından taşan Zıva Deresi, Kırca ailesinin tatilini faciaya çevirdi. Sel sularına kapılan Burcu ve Burçin Kırca’nın ardından saatlerce aranan anne Zekiye Kırca’nın da cansız bedenine ulaşıldı. Baba Mehmet Kırca’nın kurtulduğu felakette aynı aileden üç kişi hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yarın İstanbul’a döneceklerdi: Görele’de sel bir aileden üç can aldı</p>

<p>Giresun’un Görele ilçesinde şiddetli yağışın ardından yaşanan sel felaketi, Kırca ailesinin memleket tatilini büyük bir acıyla sonlandırdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tatil için Giresun’a gelen ve ertesi gün İstanbul’a dönmeye hazırlanan aile, Zıva Deresi’nin taşmasıyla yükselen suların ortasında kaldı.</p>

<p>Anne Zekiye Kırca ile kızları Burcu Kırca ve Burçin Kırca sel sularına kapıldı. Baba Mehmet Kırca ise felaketten kurtulmayı başardı.</p>

<p>Saatler süren arama çalışmalarının sonunda önce iki kız kardeşten, ardından anne Zekiye Kırca’dan acı haber geldi.</p>

<p>Bir gün sonra dönüş yoluna çıkacaklardı</p>

<p>Kırca ailesi tatil için memleketleri Giresun’daydı.</p>

<p>Ancak ailenin İstanbul’a dönüşünden yalnızca bir gün önce bölgede etkili olan şiddetli yağış, Zıva Deresi’ni kısa sürede tehlikeli bir noktaya taşıdı.</p>

<p>Ailenin bulunduğu bölgede yükselen sular, birkaç dakika içinde hayatlarının akışını değiştirdi.</p>

<p>Baba Mehmet Kırca kurtulurken eşi ve iki kızı akıntıya kapılarak gözden kayboldu.</p>

<p>İhbar üzerine bölgeye AFAD, jandarma ve arama-kurtarma ekipleri sevk edildi. Zorlu arazi şartlarına rağmen dere yatağından denize kadar uzanan geniş bir hatta arama başlatıldı.</p>

<p>Önce iki kız kardeş bulundu</p>

<p>Arama çalışmalarından gelen ilk acı haber, kız kardeşlerden Burcu Kırca için oldu.</p>

<p>Burcu Kırca’nın cansız bedenine ulaşılmasının ardından ekipler çalışmalarını kesintisiz sürdürdü.</p>

<p>Daha sonra kardeşi Burçin Kırca’nın da cansız bedeni bulundu.</p>

<p>İki kardeşin hayatını kaybettiğinin belirlenmesiyle arama çalışmalarında tek bir isim kalmıştı: anne Zekiye Kırca.</p>

<p>Zekiye Kırca’dan da acı haber geldi</p>

<p>Gece boyunca devam eden çalışmalar sabah saatlerinde de sürdürüldü. Ekipler dere yatağını ve suyun ilerlediği güzergâhı yeniden taradı.</p>

<p>Saatler süren aramanın ardından beklenen haber ne yazık ki acı oldu.</p>

<p>55 yaşındaki Zekiye Kırca’nın cansız bedenine Kırıklı Köyü mevkisinde ulaşıldı.</p>

<p>Anne Zekiye Kırca’nın da bulunmasıyla Görele’deki sel felaketinde aynı aileden hayatını kaybedenlerin sayısı üçe yükseldi.</p>

<p>Bir aileden geriye tarifsiz bir acı kaldı</p>

<p>Facianın belki de en ağır ayrıntısı, Kırca ailesinin ertesi gün İstanbul’a dönmeyi planlamasıydı.</p>

<p>Memleketlerinde geçirdikleri tatilin son gününde yaşanan sel, anne ile iki kızının hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı.</p>

<p>Baba Mehmet Kırca ise birkaç saat içinde eşini ve iki kızını kaybetmenin acısıyla baş başa kaldı.</p>

<p>Görele’de başlayan tatil, İstanbul’a dönüş yolculuğuna ulaşamadı.</p>

<p>Zekiye Kırca ile kızları Burcu ve Burçin Kırca, Zıva Deresi’nin taşması sonucu yaşanan sel felaketinde hayatlarını kaybetti.</p>

<p>Görele’ye ise aynı aileden üç canın kaybının hüznü kaldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/goreleden-yurek-yakan-haber-zekiye-kirca-ve-iki-kizi-sele-kurban-gitti</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8006.jpeg" type="image/jpeg" length="85125"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Süleymancılara 17 ilde operasyon: Alihan Kuriş gözaltında]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/suleymancilara-17-ilde-operasyon-alihan-kuris-gozaltinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/suleymancilara-17-ilde-operasyon-alihan-kuris-gozaltinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Alihan Kuriş’in liderliğini yaptığı öne sürülen yapılanmaya yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 49 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. İstanbul, Ankara ve Antalya’nın da aralarında bulunduğu 17 ilde 123 adrese düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda Alihan Kuriş dahil 30 şüpheli gözaltına alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Süleymancılara 17 ilde operasyon: Alihan Kuriş gözaltında</p>

<p>Kamuoyunda “Süleymancılar” olarak bilinen yapılanmayla ilgili Ankara merkezli geniş kapsamlı bir operasyon başlatıldı.</p>

<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, liderliğini Alihan Kuriş’in yaptığı öne sürülen çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik 17 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi.</p>

<p>Soruşturma kapsamında toplam 49 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilirken, sabah saatlerinde düzenlenen operasyonlarda aralarında Alihan Kuriş’in de bulunduğu 30 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.</p>

<p>123 adreste arama ve el koyma</p>

<p>Başsavcılığın açıklamasına göre operasyon İstanbul, Ankara ve Antalya başta olmak üzere 17 ilde gerçekleştirildi.</p>

<p>Şüphelilere ait 43 adres ile 33 şirkete ait 80 adres olmak üzere toplam 123 noktada arama ve el koyma işlemleri için karar verildi.</p>

<p>Şüphelilerden üçünün yurt dışında olduğu belirlenirken, hakkında gözaltı kararı bulunan diğer kişilerin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi.</p>

<p>Beş ayrı suçlama soruşturuluyor</p>

<p>Soruşturmanın;</p>

<p>“Suç örgütü kurma ve yönetme, suç örgütüne üye olma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık ve Vergi Usul Kanunu’na muhalefet”</p>

<p>suçları kapsamında yürütüldüğü açıklandı.</p>

<p>Soruşturmadaki suçlamaların henüz yargı kararıyla kesinleşmediği, şüpheliler hakkındaki hukuki sürecin devam ettiği belirtiliyor.</p>

<p>MASAK raporları dosyada</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Soruşturmanın önemli ayaklarından birini şirketler ve para hareketleri oluşturuyor.</p>

<p>MASAK tarafından hazırlanan incelemelerde, soruşturma kapsamındaki bazı şirketlerin özellikle 2020 sonrasında finansal işlem hacimleri ile mal alış ve satış hacimlerinde belirgin artışlar görüldüğü bildirildi.</p>

<p>Bazı şirketlerde bölünme ve devir işlemleri yapıldığı, yüksek sermayeyle yeni şirketlerin kurulduğu ve bu şirketlerin farklı illerde ve farklı faaliyet alanlarında yapılandırıldığı yönünde tespitlere yer verildi.</p>

<p>İncelemelerde ayrıca bazı şirket hesaplarındaki yüksek miktarlı nakit girişleri, şirketler arasındaki para transferleri, yurt dışından gerçekleştirilen döviz transferleri ve ticari kayıtlarla uyumu araştırılan mali hareketlerin de mercek altına alındığı bildirildi.</p>

<p>Operasyon mali yapılanmaya yönelik</p>

<p>Soruşturmanın, yapılanmanın sosyal veya dini faaliyetlerinden ziyade iddia edilen örgütlü ekonomik yapılanma ve mali suçlar üzerinde yoğunlaştığı belirtiliyor.</p>

<p>Operasyon kapsamında herhangi bir dernek veya dini hizmet faaliyetine yönelik işlem gerçekleştirilmediği de aktarıldı.</p>

<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmada arama, el koyma ve şüphelilerin yakalanmasına yönelik işlemler sürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/suleymancilara-17-ilde-operasyon-alihan-kuris-gozaltinda</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 09:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/i-m-g-8126.jpeg" type="image/jpeg" length="92541"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kemoterapi ve Radyoterapide Probiyotik Dönemi mi? Araştırmalar Ne Söylüyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kemoterapi-ve-radyoterapide-probiyotik-donemi-mi-arastirmalar-ne-soyluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kemoterapi-ve-radyoterapide-probiyotik-donemi-mi-arastirmalar-ne-soyluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kemoterapi ve radyoterapi sırasında görülen ishal, günlük yaşamı ve tedaviye uyumu zorlaştırabiliyor. Yeni bir çalışma probiyotik kullanan hastalarda dikkat çekici bir fark saptadı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser tedavisi sırasında hastaları zorlayan sorunların başında yalnızca yorgunluk, bulantı ve iştahsızlık gelmiyor. Özellikle bazı kemoterapi ilaçları ve karın-pelvis bölgesine uygulanan radyoterapi, bağırsakların çalışma düzenini bozarak ishale yol açabiliyor.</p>

<p>Bu sorun bazen hafif ve geçici kalırken, bazı hastalarda sıvı kaybına, beslenmenin bozulmasına, günlük yaşamın güçleşmesine ve destek tedavisi ihtiyacının artmasına kadar ilerleyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle bilim dünyasında son yıllarda giderek daha fazla sorulan bir soru var: Bağırsak mikrobiyotasını desteklemek, kanser tedavisine bağlı bağırsak sorunlarını azaltabilir mi?</p>

<p>Indian Journal of Pharmacology’de yayımlanan yeni bir çalışma bu soruya dikkat çekici veriler ekledi. Araştırmada probiyotik desteği alan hastalarda orta ve daha şiddetli ishal daha az görüldü. Ancak bulgular, kanser tedavisi gören herkesin kendi başına probiyotik kullanması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmada ne yapıldı?</p>

<p>Çalışmaya kemoterapi ve/veya radyoterapiye başlayan 18-75 yaş aralığındaki yetişkin hastalar dahil edildi.</p>

<p>İleriye dönük, iki gruplu gözlemsel araştırmada hastaların bir bölümü standart bakım alırken diğer gruba standart bakıma ek olarak altı hafta boyunca Lactobacillus içeren probiyotik desteği verildi.</p>

<p>Takibi tamamlayan 100 hastanın 50’si probiyotik grubunda, 50’si ise probiyotik almayan gruptaydı.</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca ishal olup olmadığına bakmadı. İshalin şiddeti, ishal nedeniyle kullanılan kurtarıcı ilaç ihtiyacı, ağrı ve yaşam kalitesinin farklı alanları da değerlendirildi.</p>

<p>Ortaya çıkan fark özellikle ishal açısından dikkat çekiciydi.</p>

<p>Probiyotik kullananlarda orta ve daha şiddetli ishal daha az görüldü</p>

<p>Altı haftanın sonunda orta veya daha yüksek şiddette ishal, probiyotik almayan grubun yüzde 28’inde görüldü.</p>

<p>Probiyotik kullanan grupta ise bu oran yüzde 4 olarak kaydedildi.</p>

<p>İshal şiddetini gösteren ortalama skorlar da probiyotik grubunda daha düşüktü.</p>

<p>İshalin kontrolü amacıyla kullanılan loperamid ihtiyacı probiyotik almayanlarda yüzde 44 iken probiyotik grubunda yüzde 24 olarak bildirildi.</p>

<p>Bu sonuçlar Lactobacillus desteği ile daha hafif tedavi ilişkili ishal arasında bağlantı bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Araştırma gözlemsel nitelikteydi. Hastaların probiyotik alıp almaması randomize edilmiş büyük ölçekli bir klinik deney düzeninde değerlendirilmedi. Bu nedenle sonuçlardan probiyotiğin tek başına bu farkın nedeni olduğu kesin biçimde çıkarılamaz.</p>

<p>Yaşam kalitesinde aynı ölçüde güçlü bir değişiklik görülmedi</p>

<p>Araştırmanın önemli taraflarından biri, yalnızca bağırsak şikâyetlerine odaklanmamasıydı.</p>

<p>Hastaların yaşam kalitesi de uluslararası olarak kullanılan bir kanser yaşam kalitesi ölçeğiyle değerlendirildi.</p>

<p>Altı hafta sonunda probiyotik kullanan hastalarda fiziksel işlev açısından küçük bir avantaj saptandı. Buna karşılık yaşam kalitesinin diğer alanlarında gruplar arasındaki farklılıklar genel olarak belirgin değildi.</p>

<p>Dolayısıyla çalışmayı “probiyotikler kanser hastalarının yaşam kalitesini belirgin biçimde artırıyor” şeklinde yorumlamak mevcut verilerin ötesine geçmek olur.</p>

<p>Asıl dikkat çekici bulgu, tedaviye bağlı ishalin sıklığı ve şiddetiyle ilgiliydi.</p>

<p>Kemoterapi neden ishale yol açabiliyor?</p>

<p>Bağırsakların iç yüzeyi sürekli yenilenen hücrelerden oluşur. Kemoterapi ise hızlı çoğalan kanser hücrelerini hedeflerken vücuttaki bazı sağlıklı ve hızlı yenilenen hücreleri de etkileyebilir.</p>

<p>Bağırsak yüzeyinin zarar görmesi, sıvı ve besinlerin emiliminin değişmesi ve bağırsaktaki mikroorganizma dengesinin bozulması ishal gelişmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Her kemoterapi ilacının bağırsak üzerindeki etkisi aynı değildir. Kullanılan ilaç veya ilaç kombinasyonu, doz, eşlik eden radyoterapi, kanserin türü ve kişinin genel sağlık durumu riski değiştirebilir.</p>

<p>Özellikle bazı tedavilerde ishal, yalnızca rahatsız edici bir belirti olmaktan çıkarak yakından takip edilmesi gereken bir tedavi yan etkisine dönüşebilir.</p>

<p>Probiyotikler bağırsakta ne yapıyor?</p>

<p>Probiyotikler, yeterli miktarda alındığında sağlık üzerinde yararlı etkileri olabilen canlı mikroorganizmalardır.</p>

<p>Lactobacillus ve Bifidobacterium türleri bu alanda en sık araştırılan mikroorganizmalar arasındadır.</p>

<p>Kanser tedavisi bağırsak mikrobiyotasının dengesini değiştirebilir. Bilimsel araştırmalar probiyotiklerin bağırsak bariyerinin korunması, mikrobiyal dengenin desteklenmesi ve bazı inflamatuvar süreçlerin düzenlenmesi üzerinde etkili olabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Fakat “probiyotik” tek bir madde değildir.</p>

<p>Farklı ürünlerde farklı bakteri türleri ve suşları, farklı miktarlarda canlı mikroorganizma ve farklı kombinasyonlar bulunabilir. Bir probiyotik preparatıyla elde edilen araştırma sonucunun bütün probiyotik ürünlere doğrudan aktarılması bu nedenle doğru değildir.</p>

<p>Önceki araştırmalar ne gösteriyor?</p>

<p>Yeni çalışma tek başına değerlendirilmemeli.</p>

<p>Kemoterapi ve radyoterapi sırasında probiyotik kullanımını inceleyen daha önceki randomize kontrollü çalışmaların sistematik derlemelerinde de özellikle ishal açısından olası yarara işaret eden sonuçlar bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Integrative Cancer Therapies’de yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analizde sekiz randomize çalışma ve toplam 697 katılımcının verileri değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmacılar bazı hasta gruplarında probiyotiklerin yararlı olabileceğine ilişkin işaretler bulmakla birlikte, bütün kanser hastalarında ağır veya genel ishalin önlenmesine ilişkin kanıtın kesin olmadığı sonucuna vardı.</p>

<p>European Journal of Clinical Nutrition’da yayımlanan daha sonraki bir sistematik derleme ve meta-analizde ise gastrointestinal sistem kanserleri bulunan 1.356 hastayı kapsayan 15 çalışma incelendi.</p>

<p>Bu analizde probiyotik veya sinbiyotik kullanılan gruplarda kemoterapiyle ilişkili ishal ile bulantı-kusma gibi bazı komplikasyonların daha az görüldüğü bildirildi.</p>

<p>Daha yeni bir sistematik derleme ve meta-analiz de 29 randomize kontrollü araştırmayı bir araya getirdi. Bu çalışmada probiyotik kullananlarda kemoterapiye bağlı ishal riskinin daha düşük olduğu, probiyotiklerle prebiyotikleri bir araya getiren sinbiyotiklerde de olumlu sonuçlar bulunduğu bildirildi.</p>

<p>Bütün bu veriler aynı yöne doğru umut verici bir tablo oluştursa da kullanılan mikroorganizmaların, kanser türlerinin, tedavilerin ve araştırma yöntemlerinin birbirinden farklı olması kesin bir “herkese probiyotik” sonucuna ulaşmayı engelliyor.</p>

<p>Kanser tedavisi gören herkes probiyotik kullanmalı mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Probiyotiklerin market veya eczane rafında kolay ulaşılabilir olması, kanser tedavisi sırasında tamamen risksiz oldukları anlamına gelmez.</p>

<p>Kanser hastalarında güvenlik değerlendirmesi özellikle önemlidir. Çünkü bazı kemoterapiler bağışıklık sistemini baskılayabilir ve beyaz kan hücrelerinin, özellikle enfeksiyonlarla mücadelede önemli rol oynayan nötrofillerin sayısını ciddi biçimde azaltabilir.</p>

<p>Bağışıklığı ileri derecede baskılanmış, ağır hastalığı bulunan veya bağırsak bariyerinin ciddi biçimde bozulduğu bazı kişilerde canlı mikroorganizma içeren ürünlerin kullanımı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu nedenle kemoterapi veya radyoterapi gören bir kişinin, “bağırsaklarımı korur” düşüncesiyle rastgele probiyotik takviyesine başlaması doğru bir yaklaşım değildir.</p>

<p>Kullanılacak mikroorganizmanın türü ve suşu, ürünün içeriği, hastanın bağışıklık durumu ve aldığı kanser tedavisi birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Probiyotik yoğurt ile probiyotik takviyesi aynı şey mi?</p>

<p>Bu iki kavram sıklıkla birbirine karıştırılıyor.</p>

<p>Yoğurt ve bazı fermente gıdalar canlı mikroorganizmalar içerebilir. Ancak klinik araştırmalarda kullanılan belirli suş ve miktarlardaki probiyotik preparatlarla herhangi bir fermente gıdayı eşdeğer kabul etmek mümkün değildir.</p>

<p>Benzer biçimde piyasadaki bütün probiyotik takviyelerinin de aynı etkiye sahip olduğu söylenemez.</p>

<p>Probiyotiklerin etkisi kullanılan mikroorganizmanın suşuna, miktarına, ürünün saklanmasına ve hedeflenen sağlık sorununa göre değişebilir.</p>

<p>Bu nedenle bir çalışmada Lactobacillus içeren belirli bir ürünle elde edilen sonuç, raftaki her probiyotik ürününün kemoterapiye bağlı ishali aynı şekilde azaltacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Kemoterapi sırasında ishal neden önemsenmeli?</p>

<p>Kanser tedavisi sırasında gelişen ishal “tedavinin normal yan etkisi” denilerek her zaman geçiştirilmemelidir.</p>

<p>Sık ve yoğun ishal sıvı ve elektrolit kaybına neden olabilir. Beslenmeyi bozabilir, halsizliği artırabilir ve bazı hastalarda tedavinin sürdürülmesini güçleştirebilir.</p>

<p>Özellikle çok sık sulu dışkılama, belirgin susuzluk, baş dönmesi, ateş, şiddetli karın ağrısı, dışkıda kan, idrar miktarında belirgin azalma veya ağızdan yeterli sıvı alınamaması durumunda sağlık ekibinin haberdar edilmesi önemlidir.</p>

<p>Kanser tedavisi sırasında ateşle birlikte gelişen ishal ise bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda ayrıca önem taşır ve gecikmeden tıbbi değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotası kanser tedavisinde neden bu kadar araştırılıyor?</p>

<p>İnsan bağırsağında trilyonlarca mikroorganizmanın oluşturduğu karmaşık bir yaşam alanı bulunuyor. Bu topluluk bağırsak mikrobiyotası olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Mikrobiyotanın yalnızca sindirimle değil, bağışıklık sistemi, bağırsak bariyeri ve bazı ilaçların vücuttaki etkileriyle de ilişkili olduğu biliniyor.</p>

<p>Kanser araştırmalarında bu alan giderek genişliyor. Bilim insanları bağırsak mikrobiyotasındaki farklılıkların bazı kanser tedavilerinin yan etkileri ve tedavi yanıtıyla nasıl ilişkili olduğunu anlamaya çalışıyor.</p>

<p>Ancak mikrobiyota bilimi henüz kişiye özel bir probiyotik reçetesinin rutin biçimde verilebildiği noktada değil.</p>

<p>Bu araştırmadan ne anlamalıyız?</p>

<p>Yeni çalışma, kanser tedavisi sırasında bağırsak sağlığını desteklemenin gelecekte destekleyici tedavinin önemli parçalarından biri olabileceği fikrini güçlendiriyor.</p>

<p>Araştırmada altı haftalık Lactobacillus desteği alan hastalarda orta ve daha şiddetli ishal yüzde 4 oranında görülürken probiyotik almayanlarda bu oran yüzde 28’di. İshal nedeniyle kullanılan destek ilacına ihtiyaç da daha düşüktü.</p>

<p>Bununla birlikte çalışma yalnızca 100 hastanın takip sonuçlarına dayanıyor ve gözlemsel tasarımı nedeniyle neden-sonuç ilişkisini kesin biçimde kanıtlayamıyor.</p>

<p>Daha geniş randomize kontrollü araştırmalar, hangi kanser türünde, hangi tedavi sırasında, hangi probiyotik suşunun ve hangi hasta grubunda gerçekten yarar sağladığını daha net ortaya koymalı.</p>

<p>Bugünkü bilimsel tablo probiyotiklere kapıyı kapatmıyor, fakat kapıyı sonuna kadar da açmıyor.</p>

<p>En önemli mesaj şu: Probiyotikler kemoterapi veya radyoterapinin yerine geçen bir kanser tedavisi değildir. Bazı hastalarda tedaviye bağlı bağırsak sorunlarının azaltılmasına yardımcı olabilecek destekleyici bir yaklaşım olarak araştırılmaktadır. Kanser tedavisi sırasında kullanılmaları ise hastanın klinik durumuna göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Indian Journal of Pharmacology – Impact of probiotic supplementation on chemotherapy and radiotherapy-associated diarrhea and quality of life – Nikhil Menia, Nancy Khajuria, Seema Gupta, Sucheta Hans, Rajesh Kumar – 2026 – DOI: 10.4103/ijp.ijp_465_25</li>
 <li>Integrative Cancer Therapies – Orally Administered Probiotics in the Prevention of Chemotherapy (± Radiotherapy)-Induced Gastrointestinal Toxicity: A Systematic Review With Meta-Analysis of Randomized Trials – 2023 – DOI: 10.1177/15347354221144309</li>
 <li>European Journal of Clinical Nutrition – Efficacy of probiotics or synbiotics supplementation on chemotherapy-induced complications and gut microbiota dysbiosis in gastrointestinal cancer: a systematic review and meta-analysis – Bei Yao ve arkadaşları – 2025 – DOI: 10.1038/s41430-024-01542-5</li>
 <li>Frontiers in Nutrition – Oral Administration of Probiotics Reduces Chemotherapy-Induced Diarrhea and Oral Mucositis: A Systematic Review and Meta-Analysis – Feng ve arkadaşları – 2022 – DOI: 10.3389/fnut.2022.823288</li>
 <li>Bioinformation – Probiotics and quality of life improvement in cancer therapy – Himani Muniyal Jheetay, Nikhil Menia, Kishore Chandra Thakur, Seema Gupta – 2025 – DOI: 10.6026/973206300213110</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kemoterapi-ve-radyoterapide-probiyotik-donemi-mi-arastirmalar-ne-soyluyor</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 05:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7998-1.jpeg" type="image/jpeg" length="51967"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kalbi Korumak Mutfakta Başlıyor: Tabağınızda Bunlara Yer Açın]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kalbi-korumak-mutfakta-basliyor-tabaginizda-bunlara-yer-acin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kalbi-korumak-mutfakta-basliyor-tabaginizda-bunlara-yer-acin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Damarları temizleyen yiyecek” iddiaları sık sık gündeme geliyor. Bilim ise tek bir mucize öğünden çok, LDL kolesterolü, tansiyonu ve kan şekerini etkileyen uzun vadeli beslenme düzenine işaret ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnternette “damarları temizleyen en iyi öğün”, “plağı eriten yiyecek” ya da “tıkanmış damarları açan besin” başlıklarına rastlamak zor değil. Bu tür içeriklerin cazibesi anlaşılır: İnsan, yıllar içinde oluşan bir sorunun sofradaki birkaç doğru seçimle geri çevrilebileceğini düşünmek istiyor.</p>

<p>Ancak damar sertliği, yani ateroskleroz, mutfak lavabosundaki bir borunun yağla tıkanmasına benzemez. Damarın içinde yıllar boyunca gelişen biyolojik ve iltihabi bir süreçtir. Bu nedenle hiçbir yiyeceğin tek başına damarların içini “kazıyıp temizlediğini” söylemek bilimsel olarak doğru değildir.</p>

<p>Buna karşılık beslenmenin önemsiz olduğu sonucu da çıkarılmamalı. Tam tersine, kalp ve damar hastalıklarının önlenmesinde beslenme son derece önemli bir yere sahip.</p>

<p>Asıl soru “Hangi yiyecek damarları temizler?” değil, “Hangi beslenme biçimi damarların daha fazla zarar görmesini önlemeye ve kalp-damar riskini azaltmaya yardımcı olur?” olmalı.</p>

<p>Damar plağı gerçekte nedir?</p>

<p>Ateroskleroz, atardamar duvarında kolesterol içeren parçacıkların, bağışıklık hücrelerinin ve zamanla farklı doku bileşenlerinin birikmesiyle gelişen karmaşık bir süreçtir.</p>

<p>Bu süreç yıllarca belirti vermeden ilerleyebilir.</p>

<p>LDL kolesterolün yüksek olması aterosklerozun gelişimindeki en önemli değiştirilebilir risk faktörlerinden biridir. Sigara, yüksek tansiyon, diyabet, fazla kilo, hareketsizlik ve bazı genetik özellikler de riski artırabilir.</p>

<p>Plağın büyümesi damarın iç çapını daraltabilir. Fakat kalp krizi açısından tek mesele damarın ne kadar daraldığı değildir. Bazı plakların yüzeyinin bozulması ve üzerinde pıhtı oluşması, kan akımını aniden keserek kalp krizine yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle modern kardiyolojide hedef yalnızca “damarı açmak” değildir. Yeni plak oluşumunu ve mevcut plağın ilerlemesini azaltmak, plağı daha kararlı hale getirmek ve kalp krizi ile inme riskini düşürmek de önemlidir.</p>

<p>Bir öğün damarları gerçekten temizleyebilir mi?</p>

<p>Kısa cevap: Hayır.</p>

<p>Bugünkü bilimsel kanıtlar belirli bir et, sebze, baharat, içecek, vitamin ya da tek bir öğünün damar duvarındaki aterosklerotik plağı temizlediğini göstermiyor.</p>

<p>Beslenmenin etkisi daha farklı çalışıyor.</p>

<p>Sağlıklı bir beslenme düzeni zaman içinde LDL kolesterolün, kan basıncının, vücut ağırlığının ve kan şekeri kontrolünün iyileştirilmesine katkıda bulunabilir. Bunların her biri kalp-damar riskinin azaltılmasında önemlidir.</p>

<p>Yani sofranın gücü bir “damar deterjanı” gibi çalışmasından değil, ateroskleroza zemin hazırlayan risk faktörlerini uzun vadede değiştirebilmesinden geliyor.</p>

<p>Sosyal medyadaki “en iyi öğün” iddialarında nerede dikkatli olmak gerekiyor?</p>

<p>Damar sağlığı konusunda internette düşük karbonhidratlı veya ketojenik beslenme, kırmızı et, peynir, roka, kabak çekirdeği, çeşitli vitaminler ve mineraller üzerinden güçlü iddialar ileri sürülebiliyor.</p>

<p>Bu besinlerin bazıları elbette değerli besin öğeleri içeriyor. Örneğin yeşil yapraklı sebzeler, kuruyemiş ve tohumlar dengeli beslenmenin parçası olabilir.</p>

<p>Ancak buradan “kırmızı et ağırlıklı bir öğün damarları temizler” veya “ketojenik beslenme kalp için en iyi beslenmedir” sonucuna geçmek mümkün değil.</p>

<p>Özellikle doymuş yağ konusu önem taşıyor. Doymuş yağın yerine doymamış yağların tercih edilmesi, LDL kolesterolün kontrolüne yardımcı olabilecek beslenme yaklaşımları arasında bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle kalp sağlığında tek tek besinlere kahraman veya suçlu rolü vermek yerine beslenme düzeninin bütününe bakmak daha doğru.</p>

<p>Peki kalp dostu bir tabak nasıl kurulabilir?</p>

<p>Bilimsel rehberlerin ortaklaştığı noktalar şaşırtıcı ölçüde sade.</p>

<p>Sebze ve meyvelerin ağırlıkta olduğu, tam tahılların yer aldığı, baklagillerin düzenli tüketildiği, kuruyemiş ve tohumların uygun miktarlarda kullanıldığı bir beslenme düzeni kalp sağlığı açısından güçlü bir temel oluşturuyor.</p>

<p>Protein kaynağında balık, deniz ürünleri ve bitkisel protein kaynaklarına daha fazla yer verilmesi; işlenmiş etlerin sınırlandırılması da önem taşıyor.</p>

<p>Yağ seçiminde zeytinyağı gibi doymamış yağ kaynaklarının öne çıkması, özellikle Akdeniz tipi beslenmenin temel özelliklerinden biri.</p>

<p>Şekerli içecekler, aşırı tuz, yüksek oranda işlenmiş gıdalar ve sık tüketilen işlenmiş etler ise günlük beslenmenin merkezine yerleştirilmemeli.</p>

<p>Bir tabağı “kalp dostu” yapan şey üzerinde tek bir mucize besinin bulunması değil, bu parçaların birlikte oluşturduğu beslenme örüntüsüdür.</p>

<p>Akdeniz tipi beslenmenin arkasında neden güçlü kanıt var?</p>

<p>Kalp-damar sağlığı denildiğinde en fazla bilimsel veri bulunan modellerden biri Akdeniz tipi beslenme.</p>

<p>Bu model genel olarak sebze, meyve, baklagil, tam tahıl, kuruyemiş, zeytinyağı ve balık tüketimini öne çıkarıyor; işlenmiş gıdaları ve işlenmiş etleri ise sınırlandırıyor.</p>

<p>Üstelik kanıt yalnızca sağlıklı kişilerle sınırlı değil.</p>

<p>The Lancet’te yayımlanan CORDIOPREV randomize kontrollü araştırmasında daha önce koroner kalp hastalığı bulunan yaklaşık bin kişi uzun yıllar izlendi. Akdeniz tipi beslenme uygulanan grupta önemli kalp-damar olaylarının düşük yağlı beslenme grubuna göre daha az görülmesi, bu beslenme modelinin ikincil korunmadaki değerini destekledi.</p>

<p>Bu sonuç “zeytinyağı damarları temizliyor” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Asıl mesaj, beslenme düzeninin bütünü ve bunun yıllarca sürdürülebilmesi.</p>

<p>LDL kolesterol neden bu kadar önemli?</p>

<p>LDL, halk arasında sıklıkla “kötü kolesterol” olarak biliniyor. Aslında LDL bir taşıyıcı parçacıktır ve kandaki kolesterolün dokular arasında taşınmasında görev alır.</p>

<p>Sorun, LDL içeren aterojenik parçacıkların kanda uzun süre yüksek düzeylerde bulunmasıdır. Bu durum aterosklerotik kalp-damar hastalığının gelişmesinde nedensel rol oynar.</p>

<p>Bu nedenle “LDL’nin kalp hastalıklarında önemi abartılıyor” şeklindeki genellemeler mevcut bilimsel kanıtlarla uyumlu değildir.</p>

<p>Beslenme LDL düzeyini etkileyebilir. Ancak kişinin genetik yapısı, yaşı, kilosu, metabolik durumu ve kullandığı ilaçlar da sonucu belirler.</p>

<p>Bazı kişilerde yaşam tarzı değişiklikleri yeterli iyileşmeyi sağlayabilirken, kalp-damar riski yüksek kişilerde ilaç tedavisi de gerekebilir.</p>

<p>Lif neden kalp dostu beslenmenin sessiz kahramanlarından biri?</p>

<p>Yulaf, arpa, baklagiller, sebzeler, meyveler, kuruyemişler ve çeşitli tohumlar farklı miktarlarda lif sağlar.</p>

<p>Özellikle çözünür lif bağırsakta kolesterol metabolizmasını etkileyerek LDL kolesterolün düşürülmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Lifli beslenmenin başka bir avantajı da yalnızca kolesterolle sınırlı olmaması. Tokluk, bağırsak sağlığı ve kan şekeri kontrolü açısından da yararlı olabilir.</p>

<p>Bu yüzden damar sağlığı için sofrayı düzenlerken yalnızca “yağı azaltmak” yerine beslenmenin lif kalitesine de bakmak gerekir.</p>

<p>Kuruyemişler ve tohumlar neden değerli?</p>

<p>Ceviz, badem, fındık ve çeşitli tohumlar doymamış yağlar, lif, bitkisel protein ve farklı mikro besinler içerir.</p>

<p>Ancak burada da aynı kural geçerli: Bir avuç ceviz ya da kabak çekirdeği damar plağını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Bunların yararı, sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olduklarında ortaya çıkar.</p>

<p>Örneğin yüksek oranda işlenmiş atıştırmalıkların yerine uygun miktarda kuruyemiş tercih edilmesi, beslenmenin genel kalitesini yükseltebilir.</p>

<p>Kırmızı et tamamen bırakılmalı mı?</p>

<p>Kalp sağlığını korumak için herkesin kırmızı eti tamamen hayatından çıkarması gerektiğini söylemek doğru olmaz.</p>

<p>Fakat kırmızı et ile işlenmiş eti birbirinden ayırmak önemli.</p>

<p>Sucuk, salam, sosis gibi işlenmiş etlerin sık tüketilmesi kalp-damar sağlığı açısından önerilen bir alışkanlık değildir. Kırmızı et tüketiminde ise miktar, sıklık, etin yağ içeriği ve kişinin toplam beslenme düzeni önem taşır.</p>

<p>Kalp dostu bir beslenme modelinde baklagiller, balık ve diğer uygun protein kaynaklarına daha fazla alan açmak mantıklı bir yaklaşım olabilir.</p>

<p>Karbonhidrat gerçekten damarların düşmanı mı?</p>

<p>“Karbonhidrat insülini yükseltir, insülin damarları bozar, dolayısıyla bütün karbonhidratlar zararlıdır” şeklindeki anlatım fazlasıyla basitleştiricidir.</p>

<p>Bir kutu şekerli içecekle bir tabak mercimeği aynı kategoriye koymak beslenme bilimi açısından doğru değildir.</p>

<p>Rafine tahıllar, şekerli içecekler ve yoğun şekilde işlenmiş karbonhidrat kaynakları ile tam tahıllar, sebzeler, meyveler ve baklagiller vücutta aynı beslenme etkisini oluşturmaz.</p>

<p>Kalp sağlığı açısından karbonhidratın yalnızca miktarı değil, kaynağı ve kalitesi de önemlidir.</p>

<p>Vitamin D ve K2 damarları temizler mi?</p>

<p>Vitaminler söz konusu olduğunda “doğal” kelimesi bazen “zararsız ve ne kadar fazla olursa o kadar iyi” şeklinde algılanabiliyor. Bu doğru değil.</p>

<p>Vitamin D vücudun pek çok işlevinde önemlidir ve eksikliği gerektiğinde uygun şekilde değerlendirilmelidir. Ancak yüksek doz vitamin D almanın damarları temizlediğini söylemek için yeterli klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Aynı şekilde K vitamininin damar kireçlenmesi üzerindeki biyolojik rolü araştırılıyor olsa da, K2 takviyesini aterosklerozu ortadan kaldıran kanıtlanmış bir tedavi olarak sunmak doğru değildir.</p>

<p>Özellikle yüksek doz takviyelerin gelişigüzel kullanılması sakıncalı olabilir.</p>

<p>Besin takviyesi ile besin tüketmek aynı şey değildir. Eksiklik saptanması veya özel bir tıbbi gereksinim bulunması halinde takviye kararı kişinin durumuna göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>Damar plağı hiç gerileyemez mi?</p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı var.</p>

<p>“Tek bir yiyecek damarları temizlemez” demek, ateroskleroz üzerinde hiçbir şey yapılamayacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yoğun risk faktörü kontrolüyle bazı kişilerde aterosklerotik plağın ilerlemesi yavaşlatılabilir, plağın yapısı daha kararlı hale getirilebilir ve bazı koşullarda plak yükünde sınırlı gerileme görülebilir.</p>

<p>Bunun için LDL kolesterolün uygun düzeylere indirilmesi, tansiyonun kontrolü, sigaranın bırakılması, diyabet varsa iyi yönetilmesi, fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenme birlikte değerlendirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kalp-damar hastalığı zaten bulunan kişilerde ise yalnızca beslenmeye güvenerek hekim tarafından verilen tedavilerin yerine “doğal damar temizleme” yöntemleri koymak ciddi risk yaratabilir.</p>

<p>Damar sağlığını korumak için en güçlü 7 beslenme ilkesi</p>

<p>Bilimsel veriler tek bir mucize öğünden ziyade şu genel tabloyu destekliyor:</p>

<p>Sebzeyi artırın. Tabağın önemli bölümünün farklı renklerde sebzelerden oluşması iyi bir başlangıçtır.</p>

<p>Baklagilleri unutmayın. Mercimek, nohut, kuru fasulye ve benzeri besinler lif ile bitkisel proteini aynı sofrada buluşturur.</p>

<p>Tam tahılları rafine tahıllara tercih edin. Yulaf, arpa ve diğer tam tahıllar özellikle lif açısından avantaj sağlar.</p>

<p>Yağın türüne dikkat edin. Zeytinyağı, kuruyemiş ve diğer doymamış yağ kaynaklarını öne çıkarmak kalp dostu beslenme modellerinin ortak özelliklerinden biridir.</p>

<p>Balığa ve bitkisel proteinlere daha fazla alan açın. Protein kaynağını çeşitlendirmek önemlidir.</p>

<p>İşlenmiş eti ve aşırı işlenmiş gıdaları sınırlayın. Kalp dostu beslenmenin önemli parçalarından biri yalnızca ne eklediğiniz değil, neyi azalttığınızdır.</p>

<p>Tek besine değil yıllara bakın. Pazartesi günü yenen bir salata, haftanın geri kalanındaki kötü beslenmeyi silemez. Damar sağlığında esas farkı sürdürülebilir alışkanlıklar oluşturur.</p>

<p>Kalp sağlığı yalnızca tabakta belirlenmiyor</p>

<p>Beslenme güçlü bir araç olsa da kalp-damar hastalıkları yalnızca yiyeceklerden ibaret değildir.</p>

<p>Sigara kullanmamak, düzenli hareket etmek, sağlıklı vücut ağırlığını korumaya çalışmak, yeterli uyku, tansiyon ve kan şekeri kontrolü de kalp sağlığının önemli parçalarıdır.</p>

<p>Özellikle LDL kolesterol, tansiyon ve diyabet gibi risk faktörleri “kendimi iyi hissediyorum” denilerek göz ardı edilmemeli. Bunların önemli bölümü uzun süre belirti vermeyebilir.</p>

<p>Göğüs ağrısını “damar temizleyen yiyeceklerle” geçirmeye çalışmayın</p>

<p>Kalp damarındaki ciddi daralma ya da kalp krizi, beslenmeyle evde tedavi edilebilecek durumlar değildir.</p>

<p>Yeni başlayan veya şiddetli göğüs ağrısı, göğüste baskı ve sıkışma, belirgin nefes darlığı, soğuk terleme, bayılma ya da göğüsten kola, sırta veya çeneye yayılan ağrı acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Benzer şekilde ani konuşma bozukluğu, yüzün bir tarafında düşme veya kol ve bacakta ani güç kaybı inme belirtisi olabilir ve gecikmeden acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.</p>

<p>Asıl “damar dostu öğün” hangisi?</p>

<p>Bilim bize tek bir tabak vermiyor.</p>

<p>Ama iyi bir yön tarif ediyor.</p>

<p>Sebzesi bol, liften zengin; baklagil, tam tahıl, kuruyemiş ve uygun protein kaynaklarını içeren; zeytinyağı gibi doymamış yağların öne çıktığı bir beslenme düzeni kalp sağlığı açısından çok daha sağlam kanıtlara sahip.</p>

<p>Bu nedenle “Damarlarımı hangi yiyecek temizler?” sorusunun yerine daha yararlı bir soru koymak gerekiyor:</p>

<p>“Her gün nasıl beslenirsem kalp-damar riskimi uzun vadede azaltabilirim?”</p>

<p>Çünkü damar sağlığında sihir tek bir öğünde değil, yıllar boyunca tekrar edilen seçimlerde saklı.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Circulation – Dietary Guidance to Improve Cardiovascular Health: A Scientific Statement From the American Heart Association – Lichtenstein AH ve arkadaşları – 2021 – DOI: 10.1161/CIR.0000000000001031</li>
 <li>The Lancet – Long-term secondary prevention of cardiovascular disease with a Mediterranean diet and a low-fat diet (CORDIOPREV): a randomised controlled trial – Delgado-Lista J, Alcala-Diaz JF, Torres-Peña JD ve CORDIOPREV araştırmacıları – 2022 – DOI: 10.1016/S0140-6736(22)00122-2</li>
 <li>Progress in Cardiovascular Diseases – Portfolio Dietary Pattern and Cardiovascular Disease: A Systematic Review and Meta-Analysis of Controlled Trials – Chiavaroli L, Nishi SK, Khan TA ve arkadaşları – 2018 – DOI: 10.1016/j.pcad.2018.05.004</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – Healthy Diet – Sağlıklı beslenme ve bulaşıcı olmayan hastalıkların önlenmesine ilişkin güncel öneriler</li>
 <li>American Heart Association – Life’s Essential 8 – Kalp-damar sağlığını korumaya yönelik yaşam tarzı ve risk faktörü çerçevesi</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kalbi-korumak-mutfakta-basliyor-tabaginizda-bunlara-yer-acin</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 23:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7996-1.jpeg" type="image/jpeg" length="56713"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="78646"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="39079"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59742"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84448"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17817"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="91201"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
