<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 28 Oct 2026 01:38:16 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şizofreniyle Yaşamak: Tedavi, İş Hayatı ve İyileşme İmkânları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sizofreniyle-yasamak-tedavi-is-hayati-ve-iyilesme-imkanlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sizofreniyle-yasamak-tedavi-is-hayati-ve-iyilesme-imkanlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şizofreni yalnızca ses duymakla sınırlı değil. Erken belirtiler, tanı süreci, etkili tedaviler ve 2026'da öne çıkan ilaç ile dijital terapi araştırmaları bu kapsamlı rehberde anlaşılır biçimde açıklanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Şizofreni, kişinin düşüncelerini, duygularını, algılarını ve davranışlarını etkileyen ciddi bir ruh sağlığı hastalığıdır. Kimi zaman gerçekte bulunmayan seslerin duyulmasına, gerçek dışı düşüncelere güçlü biçimde inanılmasına ve günlük yaşamın belirgin ölçüde zorlaşmasına neden olabilir. Ancak ses duyan herkes şizofreni hastası değildir. Benzer belirtiler farklı psikiyatrik, nörolojik veya bedensel sağlık sorunlarında da ortaya çıkabilir.</p>

<p>Şizofreni, doğru tanı ve düzenli tedaviyle yönetilebilen bir hastalıktır. İlaç tedavileri, psikolojik destek, aile eğitimi ve sosyal rehabilitasyon birlikte uygulandığında birçok kişi eğitimini sürdürebilir, çalışabilir ve bağımsız bir yaşam kurabilir. Son yıllarda geliştirilen ilaçlar ve yeni araştırmalar tedavi seçeneklerini genişletirken erken müdahalenin önemi devam etmektedir.</p>

<p>Şizofreni Nedir?</p>

<p>Şizofreni, beynin bilgileri değerlendirme ve gerçeklikle ilişkilendirme süreçlerini etkileyen bir ruhsal bozukluktur.</p>

<p>Hastalığın en belirgin özelliklerinden biri psikoz adı verilen durumdur. Psikoz sırasında kişi, çevresindeki olayları gerçekte olduğundan farklı algılayabilir veya doğru olmayan bazı düşünceleri gerçek kabul edebilir.</p>

<p>Örneğin çevrede kimse konuşmadığı hâlde sesler duyabilir. Televizyondaki bir konuşmanın özellikle kendisine yönelik olduğunu düşünebilir ya da birilerinin kendisini takip ettiğine inanabilir.</p>

<p>Bununla birlikte her şizofreni hastasında aynı belirtiler görülmez. Bazılarında ses duyma ve gerçek dışı inanışlar ön plandayken bazılarında içe kapanma, isteksizlik, düşünceleri toparlayamama ve günlük işleri sürdürmekte zorlanma daha belirgindir.</p>

<p>Şizofreni, halk arasında zaman zaman karıştırıldığı çoklu kişilik bozukluğuyla aynı hastalık değildir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütünün Eylül 2026'da güncellenen verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 27 milyon kişi şizofreniyle yaşamaktadır. Hastalık çoğunlukla ergenliğin sonlarında veya genç yetişkinlik döneminde ortaya çıkar.</p>

<p>Şizofreni Neden Olur?</p>

<p>Şizofreninin tek ve kesin bir nedeni bulunmamaktadır. Güncel bilimsel yaklaşım, genetik yatkınlığın beyin gelişimi ve çevresel etkenlerle etkileşiminin hastalığın ortaya çıkmasında rol oynadığı yönündedir.</p>

<p>Ailede şizofreni bulunması riski artırabilir. Ancak ailesinde şizofreni bulunan herkes hastalanmaz. Hastalık, aile öyküsü olmayan kişilerde de görülebilir.</p>

<p>Araştırmalarda hastalıkla ilişkili çeşitli etkenler belirlenmiştir:</p>

<p>- Genetik yatkınlık ve aile öyküsü<br />
- Beynin gelişimi ve kimyasal haberleşmesindeki farklılıklar<br />
- Gebelik ve doğum dönemine ilişkin bazı biyolojik etkenler<br />
- Çocukluk dönemindeki ağır olumsuz yaşantılarla ilişkili riskler<br />
- Özellikle yoğun esrar kullanımıyla ilişkili artmış psikoz riski</p>

<p>Bunların hiçbiri tek başına kişinin mutlaka şizofreni geliştireceği anlamına gelmez.</p>

<p>Yoğun stres, uykusuzluk ve madde kullanımı bazı kişilerde mevcut belirtileri ağırlaştırabilir veya yeni bir atağın ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Ancak bu etkenlerin hastalığın kesin nedeni olduğu söylenemez.</p>

<p>Şizofreni Belirtileri Nelerdir?</p>

<p>Şizofreninin belirtileri üç ana grupta değerlendirilebilir.</p>

<p>1. Gerçeklik algısını etkileyen belirtiler</p>

<p>Bu grupta ses duyma, gerçek dışı inanışlar ve düşünce akışında bozulmalar bulunur.</p>

<p>Kişi, çevresinde bulunmayan birinin kendisiyle konuştuğunu duyabilir. Sesler bazen tanıdığı kişilerin seslerine benzeyebilir.</p>

<p>Duyulan sesler kişinin yaptıklarını yorumlayabilir, onun hakkında konuşuyormuş gibi gelebilir veya ona bazı şeyler söyleyebilir.</p>

<p>Bu deneyimler kişi açısından son derece gerçek hissedilebilir. Bazı kişiler duyduklarından kuşku duyarken bazıları seslerin gerçekten dışarıdan geldiğine inanabilir.</p>

<p>Bunun yanında kişinin takip edildiğine, zarar göreceğine veya düşüncelerinin başkaları tarafından bilindiğine ilişkin güçlü inanışlar gelişebilir.</p>

<p>2. İçe kapanma ve isteksizlik</p>

<p>Şizofreninin her belirtisi dışarıdan kolayca fark edilmez.</p>

<p>Kişi daha önce sevdiği etkinliklerden uzaklaşabilir, arkadaşlarıyla görüşmeyi azaltabilir ve günlük sorumluluklarını yerine getirmekte zorlanabilir.</p>

<p>Duygularını yüz ifadesiyle göstermesi azalabilir. Konuşmaları kısalabilir veya herhangi bir işe başlamak için gerekli isteği bulmakta zorlanabilir.</p>

<p>Bu durumlar bazen depresyon, aşırı yorgunluk veya kişilik özelliği sanılabilir.</p>

<p>3. Dikkat ve düşünme güçlükleri</p>

<p>Bazı kişilerde dikkatini toplama, konuşmaları takip etme, yeni bilgileri öğrenme ve günlük işlerini planlama becerileri etkilenebilir.</p>

<p>Düşünceler arasında bağlantı kurmak zorlaşabilir. Konuşurken konudan konuya geçme veya anlatmak istediğini toparlayamama görülebilir.</p>

<p>Şizofreni Nasıl Başlar? Erken Belirtiler Nelerdir?</p>

<p>Şizofreni her zaman aniden başlamaz. Bazı kişilerde belirgin bir psikoz atağından önce haftalar veya aylar boyunca çeşitli değişiklikler ortaya çıkabilir.</p>

<p>Dikkat çekebilen erken işaretler şunlardır:</p>

<p>- Okul veya iş performansında belirgin düşüş<br />
- Arkadaşlardan ve aile ortamından uzaklaşma<br />
- Uyku düzeninde ciddi değişiklik<br />
- Kişisel bakımın belirgin biçimde azalması<br />
- Açıklanması güç kuşkuculuk ve güvensizlik<br />
- Düşünceleri toparlamakta zorlanma<br />
- Günlük olaylara alışılmadık anlamlar yükleme</p>

<p>Bu belirtiler şizofreniye özgü değildir. Depresyon, kaygı bozuklukları, madde kullanımı ve başka sağlık sorunları da benzer değişikliklere neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca erken belirtilere dayanarak şizofreni tanısı koymak doğru değildir.</p>

<p>Ne Zaman Psikiyatri Uzmanına Başvurulmalı?</p>

<p>Gerçekte bulunmayan sesler duyulması, çevredeki olaylara ilişkin gerçek dışı inanışların gelişmesi veya düşünce ve davranışlarda günlük yaşamı etkileyen belirgin değişiklikler ortaya çıkması durumunda psikiyatri değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Özellikle ilk kez ses duyma, yoğun kuşkuculuk, belirgin içe kapanma ve işlev kaybının birlikte görülmesi geciktirilmemesi gereken bir değerlendirme nedenidir.</p>

<p>Bazı durumlarda ise acil yardım gerekir.</p>

<p>- Kişinin kendisine veya başkasına zarar verme düşüncesi ya da girişimi bulunması<br />
- Duyduğu seslerin zarar verici davranışlar yapmasını söylemesi ve bunlara uyma ihtimalinin bulunması<br />
- Ağır kafa karışıklığı veya kontrol edilemeyen ajitasyon gelişmesi<br />
- Kişinin uzun süre yemek, su veya temel bakım ihtiyaçlarını karşılayamaması<br />
- Tepki vermeme, belirgin hareketsizlik veya ciddi bilinç değişikliği ortaya çıkması</p>

<p>Bu durumlarda Türkiye'de 112 Acil Çağrı Merkezi üzerinden yardım istenmeli veya en yakın acil servise başvurulmalıdır.</p>

<p>Şizofreni Tanısı Nasıl Konur?</p>

<p>Şizofreni tanısını psikiyatri uzmanı koyar.</p>

<p>Tanıda kişinin yaşadığı belirtiler, bu belirtilerin ne kadar sürdüğü, günlük yaşam üzerindeki etkileri, önceki sağlık sorunları ve aile öyküsü birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Psikiyatri görüşmesinde ses duyma, düşünce değişiklikleri, uyku düzeni, duygu durumu ve günlük işlevler ayrıntılı biçimde ele alınabilir.</p>

<p>Gerektiğinde kan testleri, idrar incelemeleri, nörolojik değerlendirme veya beyin görüntüleme yöntemleri kullanılabilir.</p>

<p>Bu incelemelerin amacı çoğu zaman belirtilere neden olabilecek başka hastalıkları araştırmaktır.</p>

<p>Örneğin bazı madde veya ilaçların etkileri, nörolojik hastalıklar, ağır duygu durum bozuklukları ve çeşitli bedensel hastalıklar psikoz belirtileri oluşturabilir.</p>

<p>Şizofreniyi tek başına kesin olarak gösteren bir kan testi ya da beyin filmi bulunmamaktadır.</p>

<p>Tanı, belirtilerin klinik özellikleri ve zaman içindeki seyri değerlendirilerek konur.</p>

<p>Şizofreni Nasıl Tedavi Edilir?</p>

<p>Şizofreni tedavisinin amacı yalnızca sesleri veya gerçek dışı inanışları azaltmak değildir.</p>

<p>Aynı zamanda yeni atakları önlemek, kişinin günlük yaşam becerilerini korumak, eğitim ve çalışma hayatına katılımını desteklemek ve yaşam kalitesini yükseltmek hedeflenir.</p>

<p>İlaç tedavisi</p>

<p>Şizofreni tedavisinin temel araçlarından biri antipsikotik adı verilen ilaçlardır.</p>

<p>Bu ilaçlar beynin haberleşme sistemlerini etkileyerek özellikle ses duyma, gerçek dışı inanışlar ve düşünce dağınıklığı gibi belirtilerin azaltılmasına yardımcı olur.</p>

<p>Risperidon, olanzapin, aripiprazol ve diğer antipsikotikler farklı klinik durumlarda kullanılabilen örneklerdir.</p>

<p>İlaç seçimi kişinin belirtilerine, önceki tedavi yanıtına, diğer hastalıklarına ve olası yan etkilere göre yapılır.</p>

<p>Antipsikotikler bazı kişilerde kilo artışı, uyku hâli, hareket bozuklukları veya metabolik değişikliklere yol açabilir. Bu nedenle tedavi sırasında kilo, kan şekeri, kan yağları ve gerektiğinde kalp sağlığı izlenir.</p>

<p>Uzun etkili enjeksiyonlar</p>

<p>Günlük tablet kullanımında güçlük yaşayan veya bu yöntemi tercih eden kişiler için uzun etkili enjeksiyonlar bir seçenek olabilir.</p>

<p>Bu ilaçlar belirli aralıklarla sağlık profesyoneli tarafından uygulanır. Kullanılan ürüne göre uygulama aralığı değişir.</p>

<p>Tedaviye dirençli şizofreni</p>

<p>Uygun süre ve dozlarda kullanılan en az iki farklı antipsikotiğe rağmen yeterli yanıt alınamadığında tedaviye dirençli şizofreni olasılığı değerlendirilir.</p>

<p>Bu durumda klozapin önemli bir tedavi seçeneğidir.</p>

<p>Klozapin, bazı hastalarda diğer ilaçların sağlayamadığı yararı sağlayabilir. Ancak ciddi yan etki riskleri nedeniyle düzenli kan sayımı ve başka sağlık kontrolleri gerektirir.</p>

<p>Psikolojik ve sosyal destek</p>

<p>İlaçların yanında psikoterapi, aile eğitimi ve psikososyal rehabilitasyon önemli yer tutar.</p>

<p>Bilişsel davranışçı terapi, kişinin rahatsız edici deneyimlerle baş etmesine ve düşüncelerini değerlendirmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Aileye yönelik eğitimler iletişimi güçlendirebilir ve kriz dönemlerinde daha etkili destek sağlanmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Mesleki rehabilitasyon ve destekli istihdam programları ise kişinin çalışma yaşamına katılımını kolaylaştırabilir.</p>

<p>Şizofreni Tedavisinde 2026'nın Güncel Gelişmeleri</p>

<p>Şizofreni tedavisinde son yıllarda önemli ilaç onayları ve yeni kullanım yaklaşımları gündeme gelmiştir.</p>

<p>Yeni etki mekanizması: Ksanomelin ve trospiyum</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 26 Eylül 2024'te ksanomelin ve trospiyum klorür birleşiminden oluşan Cobenfy adlı ilacı yetişkinlerde şizofreni tedavisi için onayladı.</p>

<p>Bu tedavinin önemi, klasik antipsikotiklerin çoğundan farklı bir biyolojik mekanizma üzerinden etki göstermesidir.</p>

<p>Ksanomelin, beynin asetilkolin adı verilen haberci maddesiyle ilişkili belirli alıcılarını etkiler. Trospiyum ise ilacın vücuttaki bazı istenmeyen etkilerini sınırlamak amacıyla kullanılır.</p>

<p>FDA değerlendirmesinde yer alan iki kısa süreli çalışmada toplam 470 yetişkinin etkinlik verileri incelendi. Beş haftalık tedavide belirtilerde plaseboya göre anlamlı düzelme görüldü.</p>

<p>Bununla birlikte bulantı, kusma, kabızlık, kalp hızında artış ve idrar yapma güçlüğü gibi yan etkiler görülebilir. Bazı karaciğer, böbrek ve göz hastalıklarında kullanımı sakıncalı olabilir.</p>

<p>Kısa süreli çalışmalardaki başarı, bütün hastalarda uzun süreli üstünlük sağlandığı anlamına gelmez.</p>

<p>2026'da onaylanan milsaperidon</p>

<p>FDA, 20 Şubat 2026'da Bysanti adlı milsaperidon tabletlerini yetişkinlerde şizofreni tedavisi için onayladı.</p>

<p>Milsaperidon, dopamin ve serotonin sistemleriyle ilişkili geleneksel antipsikotik etki yolunu kullanır.</p>

<p>Önemli bir ayrıntı, bu ilacın etkinliğine ilişkin ruhsat değerlendirmesinde daha önce kullanılan iloperidonun klinik çalışmalarından yararlanılmış olmasıdır. İki madde vücutta birbiriyle ilişkili biçimde dönüşmektedir.</p>

<p>Bu nedenle yeni onay, ilacın mevcut bütün antipsikotiklerden daha etkili olduğunun kanıtı değildir.</p>

<p>Kalp ritmi üzerinde etkiler ve tansiyon düşüklüğü gibi riskler tedavi seçiminde dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Ayda bir uygulanan yeni olanzapin enjeksiyonu</p>

<p>FDA, 8 Ekim 2026'da Weltruza adlı uzun etkili olanzapin enjeksiyonunu yetişkinlerde şizofreni tedavisi için onayladı.</p>

<p>Bu ürün, daha önce de kullanılan olanzapinin ayda bir deri altına uygulanabilen yeni bir biçimidir.</p>

<p>Özellikle günlük ilaç kullanımını sürdürmekte güçlük yaşayan bazı hastalar açısından farklı bir uygulama seçeneği sunabilir.</p>

<p>Ancak yeni uygulama biçimi, olanzapinin kilo artışı ve metabolik yan etki risklerini ortadan kaldırmaz. Enjeksiyon sonrası ciddi sersemlik ve bilinç değişikliğiyle ilişkili nadir bir sendromun bu yeni formdaki riski de henüz tam olarak bilinmemektedir.</p>

<p>Nükslerin önlenmesine ilişkin yeni veriler</p>

<p>Nisan 2026'da FDA, daha önce şizofreni tedavisinde onaylı olan lumateperonun uzun dönem nüks önleme verilerine dayalı ruhsat güncellemesini onayladı.</p>

<p>Bu gelişme yeni bir ilaç sınıfından çok, mevcut bir tedavinin uzun süreli etkisine ilişkin kanıtların genişlemesi anlamına geliyor.</p>

<p>Bu ilaçlar ve ürünler için belirtilen onaylar ABD'ye aittir. Türkiye'deki ruhsat, erişim ve SGK geri ödeme durumları bu incelemede kesin olarak doğrulanamamıştır. ABD onayı, Türkiye'de doğrudan kullanılabildikleri anlamına gelmez.</p>

<p>Şizofrenide Umut Vadeden Araştırmalar</p>

<p>Yeni bir araştırma ilacının geliştirilmesi</p>

<p>Nisan 2026'da JAMA Psychiatry dergisinde yayımlanan randomize bir faz II araştırmada LB-102 adlı ilaç incelendi.</p>

<p>ABD'de yürütülen çalışmaya akut şizofreni belirtileri bulunan 359 yetişkin katıldı.</p>

<p>Dört haftalık değerlendirmede belirtileri ölçen puanlama ölçeğinde plasebo grubunda ortalama 9,3 puan, LB-102'nin iki ana doz grubunda ise yaklaşık 14 puan iyileşme görüldü.</p>

<p>Bu sonuç, kısa dönemde plaseboya göre yaklaşık 5 puanlık ek düzelmeye karşılık geliyor.</p>

<p>Araştırma olumlu bir sinyal sunsa da dört haftalık süre uzun dönem güvenlilik, atakları önleme ve günlük yaşam üzerindeki kalıcı yarar konusunda yeterli değildir.</p>

<p>LB-102 henüz araştırma aşamasındadır; onaylı standart tedavi olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Akıllı telefon destekli dijital tedavi</p>

<p>Eylül 2026'da JAMA Network Open dergisinde yayımlanan bir başka çalışmada CT-155 adlı dijital terapi yöntemi araştırıldı.</p>

<p>ABD'deki 66 merkezde yürütülen faz III araştırmaya şizofreninin isteksizlik, zevk alamama ve sosyal ilişkilerden uzaklaşma gibi belirtilerini yaşayan 457 yetişkin katıldı.</p>

<p>Katılımcılar mevcut ilaç tedavilerine ek olarak 16 hafta boyunca CT-155 uygulamasını veya karşılaştırma amacıyla hazırlanmış başka bir dijital uygulamayı kullandı.</p>

<p>Tedavi grubunda motivasyon ve zevk alma belirtilerini ölçen puanlarda ortalama 6,8; karşılaştırma grubunda 4,2 puanlık iyileşme görüldü.</p>

<p>Gruplar arasındaki yaklaşık 2,6 puanlık fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Etkinin büyüklüğü küçük ile orta düzey arasındaydı.</p>

<p>Bu sonuçlar, dijital araçların ilaç tedavisine ek destek sağlayabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak çalışmaya akıllı telefon ve internet erişimi bulunan, ilaç tedavisi dengede olan kişiler alındı. Bulguların bütün hastalara genellenmesi için daha fazla araştırma gerekiyor.</p>

<p>CT-155, bu çalışmada araştırma aşamasındaki bir yöntem olarak değerlendirilmiştir. Rutin kullanıma girmiş onaylı bir şizofreni tedavisi olarak sunulamaz.</p>

<p>Şizofreni Tamamen İyileşir mi?</p>

<p>Şizofreninin seyri kişiden kişiye önemli ölçüde değişebilir.</p>

<p>Bazı kişilerde belirtiler belirli dönemlerde ağırlaşırken bazı kişiler uzun süre belirgin yakınma yaşamadan hayatını sürdürebilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, şizofreniyle yaşayan kişilerin en az üçte birinde belirtilerin tamamen düzelebileceğini bildirmektedir.</p>

<p>Ancak bu durum, herkesin aynı tedaviyle kalıcı olarak iyileşeceği veya bir daha atak geçirmeyeceği anlamına gelmez.</p>

<p>Erken müdahale, etkili tedavi, düzenli takip ve kişinin ihtiyaçlarına uygun sosyal destek iyileşme sürecinin önemli parçalarıdır.</p>

<p>Sık Sorulan Diğer Sorular</p>

<p>Şizofreni bulaşıcı mıdır?</p>

<p>Hayır. Şizofreni enfeksiyon hastalığı değildir. Aynı evde yaşamak, temas etmek veya konuşmak yoluyla başka bir kişiye bulaşmaz.</p>

<p>Şizofreni çoklu kişilik bozukluğu mudur?</p>

<p>Hayır. Şizofrenide gerçeklik algısı ve düşünce süreçleri etkilenebilir. Çoklu kişilik olarak bilinen dissosiyatif kimlik bozukluğu ise farklı özelliklere sahip ayrı bir ruhsal bozukluktur.</p>

<p>Şizofreni hastaları her zaman hastaneye yatırılır mı?</p>

<p>Hayır. Birçok kişi ayaktan psikiyatri takibiyle tedavisini sürdürebilir. Hastaneye yatış, ağır ataklar, ciddi güvenlik riskleri veya yoğun tedavi ve gözlem gerektiren durumlarda değerlendirilebilir.</p>

<p>Şizofreni ilaçları bağımlılık yapar mı?</p>

<p>Antipsikotik ilaçlar, alkol ve bazı uyuşturucu maddelerde görülen türde bir bağımlılık oluşturmak amacıyla kullanılan maddeler değildir. Ancak vücut ilaca uyum sağlayabilir; aniden bırakılması belirtilerin yeniden ortaya çıkmasına veya başka kesilme sorunlarına yol açabilir. Tedavi değişiklikleri hekim gözetiminde yapılmalıdır.</p>

<p>Şizofreni hastası evlenebilir veya çocuk sahibi olabilir mi?</p>

<p>Evet. Şizofreni tanısı, kişinin evlenmesine veya çocuk sahibi olmasına tek başına engel değildir. Gebelik planlanıyorsa kullanılan ilaçlar ve hastalığın durumu psikiyatri ve kadın hastalıkları uzmanlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Şizofreni hastasının ailesi nasıl davranmalı?</p>

<p>Sakin, saygılı ve yargılamayan bir iletişim önemlidir. Kişinin duyduğu sesleri gerçek olarak onaylamak da yaşadığı korkuyu küçümsemek de yardımcı olmayabilir. Yaşadığı sıkıntıyı anladığını göstermek ve profesyonel yardım almasını desteklemek daha yapıcı bir yaklaşımdır.</p>

<p>Şizofreni hastaları tehlikeli midir?</p>

<p>Şizofreni tanısı tek başına kişinin tehlikeli olduğu anlamına gelmez. Hastaların büyük çoğunluğu şiddet davranışı göstermez. Hastalıkla yaşayan kişiler damgalanma, ayrımcılık ve başkalarından zarar görme gibi sorunlarla da karşılaşabilir. Güvenlik değerlendirmesi tanıya değil, kişinin mevcut davranışlarına ve somut risklere dayanmalıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Şizofreni tanısı ve kişiye uygun tedavi planı psikiyatri uzmanı tarafından yapılacak değerlendirmeye dayanmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Dünya Sağlık Örgütü (WHO). Schizophrenia. Güncellenme tarihi: 11 Eylül 2026.</p>

<p>2. ABD Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü (NIMH). Schizophrenia. Hasta ve toplum bilgilendirme yayını.</p>

<p>3. National Institute for Health and Care Excellence (NICE). Psychosis and Schizophrenia in Adults: Prevention and Management. CG178, 2014; son gözden geçirme 2025.</p>

<p>4. American Psychiatric Association. The American Psychiatric Association Practice Guideline for the Treatment of Patients With Schizophrenia. 2020.</p>

<p>5. U.S. Food and Drug Administration (FDA). Cobenfy: Approval Information and Drug Trials Snapshot. 26 Eylül 2024.</p>

<p>6. U.S. Food and Drug Administration (FDA). Bysanti (Milsaperidone), Approved Prescribing Information. 2026.</p>

<p>7. U.S. Food and Drug Administration (FDA). Weltruza (Olanzapine), Approval Letter and Prescribing Information. 8 Ekim 2026.</p>

<p>8. U.S. Food and Drug Administration (FDA). Caplyta (Lumateperone), Updated Prescribing Information. 2026.</p>

<p>9. Eramo A, Correll CU, Walling DP ve arkadaşları. Antipsychotic Efficacy and Safety of LB-102 in the Treatment of Adults With Acute Schizophrenia: A Randomized Clinical Trial. JAMA Psychiatry, 2026.</p>

<p>10. Pratap A, Lakhan SE, Snipes C ve arkadaşları. A Digital Therapeutic Intervention for Negative Symptoms of Schizophrenia: A Randomized Clinical Trial. JAMA Network Open, 2026. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sizofreniyle-yasamak-tedavi-is-hayati-ve-iyilesme-imkanlari</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3255-1.jpeg" type="image/jpeg" length="40567"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göz Damlalarını Peş Peşe Kullanmayın: İkinci Damla İlk İlacın Etkisini Azaltabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/goz-damlalarini-pes-pese-kullanmayin-ikinci-damla-ilk-ilacin-etkisini-azaltabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/goz-damlalarini-pes-pese-kullanmayin-ikinci-damla-ilk-ilacin-etkisini-azaltabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Birden fazla göz damlasını art arda sıkmak ilk ilacın yeterince emilmesini engelleyebilir. Uzmanlar farklı damlalar arasında yaklaşık 5 dakika beklenmesini öneriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Glokom, göz kuruluğu, alerji veya ameliyat sonrası tedavi nedeniyle aynı anda birden fazla göz damlası kullananların dikkat etmesi gereken küçük ama önemli bir ayrıntı var: Damlaları peş peşe göze uygulamak doğru olmayabilir.</p>

<p>İlk damlanın ardından hemen ikinci bir damla sıkıldığında, gözde bulunan sıvı miktarı artıyor. Bunun sonucunda ilk ilaç seyrelerek gözden dışarı taşabiliyor veya yeterince emilmeden uzaklaşabiliyor.</p>

<p>Amerikan Oftalmoloji Akademisi, aynı zamanda birden fazla türde göz damlası kullanılması gerekiyorsa farklı ilaçlar arasında 3 ila 5 dakika beklenmesini öneriyor. Dünyanın önde gelen göz hastanelerinden Moorfields Eye Hospital ise farklı göz damlaları arasında en az 5 dakika bırakılmasını tavsiye ediyor.</p>

<p>İKİNCİ DAMLA İLKİNİ NEDEN ETKİLEYEBİLİR?</p>

<p>Gözün ilaç damlasını tutabileceği alan sınırlı.</p>

<p>Bu nedenle göze gereğinden fazla sıvı damlatıldığında fazlalık göz kapağından dışarı akabiliyor veya gözyaşı kanalı aracılığıyla uzaklaşabiliyor.</p>

<p>İlk damlanın hemen üzerine ikinci damlanın uygulanması da ilk ilacın göz yüzeyinde yeterince kalmasına fırsat vermeyebiliyor.</p>

<p>Moorfields Eye Hospital, ikinci damlanın çok erken uygulanmasının ilk damlayı gözden uzaklaştırabileceğini ve böylece tedavinin etkinliğinin azalabileceğini açıkça belirtiyor.</p>

<p>Bu nedenle yaklaşık 5 dakikalık bekleme süresi, ilk ilacın göz yüzeyinde kalıp emilmesine zaman tanıyor.</p>

<p>ÖZELLİKLE GLOKOM HASTALARI İÇİN ÖNEMLİ</p>

<p>Birden fazla göz damlasının birlikte kullanıldığı alanların başında glokom tedavisi geliyor.</p>

<p>Bazı hastalar göz içi basıncını kontrol altında tutabilmek için farklı etken maddeler içeren iki veya daha fazla damla kullanabiliyor.</p>

<p>Bu ilaçların reçete edildiği saatlerde düzenli kullanılması kadar doğru uygulanması da tedavinin önemli bir parçası.</p>

<p>Damlaların peş peşe uygulanması yerine doktorun verdiği kullanım sırasına uyulması ve farklı damlalar arasında uygun süre bırakılması gerekiyor.</p>

<p>GÖZE KAÇ DAMLA SIKILMALI?</p>

<p>“Bir damla yetmez, iki damla daha etkili olur” düşüncesi de doğru değil.</p>

<p>Moorfields Eye Hospital, klinisyen tarafından farklı bir talimat verilmedikçe genellikle tek damlanın yeterli olduğunu belirtiyor.</p>

<p>İkinci veya üçüncü damlayı art arda sıkmak ilacın etkisini mutlaka artırmıyor. Fazla sıvının önemli bir bölümü zaten gözden dışarı taşabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle reçetede veya ilaç kullanım talimatında belirtilen damla sayısının üzerine çıkılmaması önemli.</p>

<p>DAMLA GÖZE GELMEDİYSE NE YAPILMALI?</p>

<p>Göz damlasını uygulamak özellikle ileri yaştaki kişilerde veya el hareketlerini etkileyen hastalıklarda zor olabiliyor.</p>

<p>Damlanın göze ulaşmadığından emin olunamıyorsa Moorfields, bir kez daha damlatılmasının genellikle güvenli olduğunu belirtiyor. Fazla sıvı gözden dışarı akabiliyor.</p>

<p>Ancak sürekli olarak birkaç damla sıkmak yerine uygulama tekniğinin düzeltilmesi daha doğru.</p>

<p>Damlatmadan önce eller yıkanmalı, baş hafifçe geriye yatırılmalı ve alt göz kapağı aşağı çekilerek küçük bir cep oluşturulmalı.</p>

<p>Şişenin ucunun göze, kirpiklere veya cilde temas etmemesine dikkat edilmeli. Bu temas damlalığın kirlenmesine neden olabilir.</p>

<p>DAMLAYI SIKTIKTAN SONRA GÖZÜ HEMEN AÇMAK GEREKİYOR MU?</p>

<p>Damla uygulandıktan sonra gözün kısa süre kapalı tutulması ve buruna yakın iç köşesine hafifçe baskı uygulanması ilacın gözde daha uzun süre kalmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Bu yöntem aynı zamanda ilacın gözyaşı kanalı yoluyla buruna ve sistemik dolaşıma geçmesini azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Özellikle glokom ilaçları gibi düzenli kullanılan bazı damlalarda doğru uygulama tekniği önem taşıyor.</p>

<p>GÖZ DAMLASIYLA MERHEM BİRLİKTE KULLANILIYORSA SIRA ÖNEMLİ</p>

<p>Bazı tedavilerde göz damlasıyla birlikte göz merhemi de reçete edilebiliyor.</p>

<p>Moorfields Eye Hospital, böyle bir durumda önce göz damlasının uygulanmasını, ardından yaklaşık 5 dakika beklendikten sonra merhemin kullanılmasını öneriyor.</p>

<p>Merhem daha yoğun yapıda olduğu için önce sürülmesi, sonradan uygulanan damlanın göz yüzeyine ulaşmasını zorlaştırabilir.</p>

<p>“5 DAKİKA” HER GÖZ İLACI İÇİN DEĞİŞMEZ BİR KURAL MI?</p>

<p>Yaklaşık 5 dakikalık aralık genel bir uygulama önerisi.</p>

<p>Amerikan Oftalmoloji Akademisi farklı göz damlaları arasında 3 ila 5 dakika beklemeyi önerirken Moorfields en az 5 dakika tavsiye ediyor.</p>

<p>Ancak bazı özel hastalıklarda veya yoğun tedavi programlarında doktor farklı bir kullanım aralığı belirleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle reçetede veya hekimin verdiği kullanım planında farklı bir süre belirtilmişse o talimat esas alınmalı.</p>

<p>GÖZ DAMLASI KULLANANLAR İÇİN 6 BASİT KURAL</p>

<p>1. Damla uygulamadan önce ellerinizi yıkayın.</p>

<p>2. Şişenin ucunu göze, kirpiklere veya cilde değdirmeyin.</p>

<p>3. Doktor farklı bir miktar önermediyse gereksiz yere birkaç damla sıkmayın.</p>

<p>4. Farklı göz damlalarını aynı göze uygularken yaklaşık 5 dakika bekleyin.</p>

<p>5. Damla ve merhem birlikte kullanılacaksa genellikle önce damlayı uygulayın.</p>

<p>6. Kullanım sırası veya saatleri konusunda emin değilseniz doktorunuza veya eczacınıza danışın.</p>

<p>KÜÇÜK BİR BEKLEME SÜRESİ TEDAVİYİ DAHA DOĞRU HALE GETİREBİLİR</p>

<p>Göz damlası kullanırken yapılan hata çoğu zaman ilacı hiç kullanmamak kadar belirgin olmayabilir.</p>

<p>Hasta bütün ilaçlarını düzenli kullandığını düşünse bile iki farklı damlayı saniyeler içinde peş peşe uygulaması ilk ilacın gözde yeterince kalmasını engelleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle birden fazla göz damlası kullananların aklında tutabileceği en basit kural şu:</p>

<p>İlk damlayı uygulayın, yaklaşık 5 dakika bekleyin, ardından diğer damlaya geçin.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Göz damlalarının kullanım sırası ve zamanlaması hastalığa ve kullanılan ilaca göre değişebilir. Reçeteli göz ilaçlarının dozu veya kullanım sıklığı hekim önerisi olmadan değiştirilmemelidir. Ani görme kaybı, şiddetli göz ağrısı veya belirgin göz travması acil değerlendirme gerektirir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Academy of Ophthalmology — How to Put in Eye Drops</p>

<p>Moorfields Eye Hospital — How to Use Your Eye Drops</p>

<p>Moorfields Eye Hospital — Eye Drop Compliance Aids </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/goz-damlalarini-pes-pese-kullanmayin-ikinci-damla-ilk-ilacin-etkisini-azaltabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3253.jpeg" type="image/jpeg" length="51769"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Subay ve Astsubaylıkta Diş Eksikliği, İmplant ve Ortodonti Engel mi? 2026 Sağlık Şartları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/subay-ve-astsubaylikta-dis-eksikligi-implant-ve-ortodonti-engel-mi-2026-saglik-sartlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/subay-ve-astsubaylikta-dis-eksikligi-implant-ve-ortodonti-engel-mi-2026-saglik-sartlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diş eksikliği, implant ve diş teli subay veya astsubay olmaya engel mi? 2026 sağlık şartlarında 7 diş eşiği, çene bozuklukları ve askerî öğrenci–dış kaynak ayrımı belirleyici olabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Subay ve astsubay olmak isteyen adayların sağlık muayenesinde diş eksikliği, implant, diş teli ve çene bozuklukları da değerlendiriliyor. Ancak bir dişini kaybetmiş olmakla çok sayıda dişi eksik olmak aynı anlama gelmiyor. Benzer şekilde ağızda implant bulunması veya ortodontik tedavi görülmesi de her aday için otomatik elenme nedeni oluşturmuyor.</p>

<p>2026 yılında geçerli sağlık şartları, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği ile belirleniyor. Yönetmeliğin EK-C Hastalıklar Listesi'nin 26, 27 ve 28'inci maddeleri ağız, diş ve çene hastalıklarını düzenlerken, askerî öğrenci adayları ile dış kaynaktan alınacak subay ve astsubaylar için farklı değerlendirme hükümleri uygulanıyor.</p>

<p>Özellikle kaç dişin eksik olduğu, eksikliğin doğuştan bulunup bulunmadığı, dişlerin çekilme nedeni, çiğneme fonksiyonları ve çene kapanışının durumu sağlık kararını etkileyebiliyor.</p>

<p>Subay ve astsubaylıkta kaç diş eksikliği engel?</p>

<p>Yönetmeliğin Hastalıklar Listesi'nin 28/A-8 hükmü, diş eksikliği konusunda önemli bir sınır getiriyor.</p>

<p>Buna göre alt ve üst çenede toplam 7 veya daha fazla kısmi diş eksikliği, belirli koşullarda A diliminde değerlendiriliyor. İlgili hüküm, sabit protezle düzeltilebilen ve konuşma ile çiğneme fonksiyonlarını bozmayan diş eksikliklerini kapsıyor.</p>

<p>Ancak diş sayısı hesaplanırken önemli iki istisna bulunuyor.</p>

<p>Ortodontik tedavi amacıyla çekilen dişler ile üçüncü büyük azı dişler, yani yirmilik dişler, bu hükümdeki eksik diş hesabının dışında tutuluyor.</p>

<p>Dolayısıyla yirmilik dişi çekilmiş bir aday ile farklı nedenlerle çok sayıda kalıcı dişini kaybetmiş bir adayın durumu aynı şekilde değerlendirilmiyor.</p>

<p>Yönetmeliğin EK-D Personel Adaylarının Hastalıklara Göre Değerlendirme Çizelgesi'nde 28/A-8 hükmü, dış kaynaktan alınan subay ve astsubay adaylarının her iki değerlendirme sütununda da olumsuz işaret taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle söz konusu hüküm kapsamına giren diş eksikliği, dış kaynak subay ve astsubay adaylığına engel oluşturuyor.</p>

<p>Bir veya iki dişi eksik olanlar subay olabilir mi?</p>

<p>Tek bir dişin veya birkaç dişin eksik olması, 28/A-8 hükmündeki 7 diş sınırının aşıldığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bununla birlikte 7'den az diş eksikliği bulunan herkesin otomatik olarak kabul edileceği de söylenemez. Eksikliğin çene yapısını, konuşmayı, çiğnemeyi veya dişlerin kapanışını etkileyip etkilemediği ayrıca önem taşıyor.</p>

<p>Örneğin bir dişini travma nedeniyle kaybetmiş, diğer dişleri sağlıklı ve çiğneme fonksiyonu normal olan bir aday ile çene bozukluğu ve yaygın diş hastalıkları bulunan adayın sağlık durumu farklı olabilir.</p>

<p>Nihai değerlendirmede muayene bulguları ve adayın tabi olduğu sağlık şartları esas alınıyor.</p>

<p>İmplant yaptıranlar subay veya astsubay olabilir mi?</p>

<p>Diş implantı, kaybedilen dişin yerine çene kemiğine yerleştirilen yapay diş kökü üzerine protez uygulanmasını sağlayan bir tedavi yöntemi.</p>

<p>Sağlık Yeteneği Yönetmeliği'nde tek bir implant bulunmasını bütün subay ve astsubay adayları açısından otomatik ret nedeni sayan genel bir hüküm bulunmuyor.</p>

<p>Ancak bu durum, implant yaptıran her adayın sağlık muayenesinden geçeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Değerlendirmede implantın kendisinden çok, implant uygulanmasına neden olan diş kaybı, toplam eksik diş sayısı, çene kemiğinin durumu ve ağız fonksiyonları önem taşıyabiliyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 28/A-13 hükmünde ise daha farklı ve özel bir durum düzenleniyor.</p>

<p>Alt ve üst çenede tam diş noksanlığının, implant destekli sabit protezlerle belirlenen kapsamda düzeltildiği durumlar A diliminde yer alıyor. Bu hüküm de dış kaynak subay ve astsubay adaylarının her iki değerlendirme sütununda olumsuz işaret taşıyor.</p>

<p>Dolayısıyla tek diş implantı yaptırmış olmakla bütün dişleri implant destekli protezlerle tamamlanmış olmak aynı şekilde yorumlanmamalı.</p>

<p>İmplant tedavisinin tamamlanmış olması da ilgili hastalık hükmünün kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Diş teli olanlar MSÜ'ye girebilir mi?</p>

<p>Diş teli olarak bilinen ortodontik tedavi, çapraşıklıkların ve bazı kapanış bozukluklarının düzeltilmesi amacıyla uygulanıyor.</p>

<p>Burada askerî öğrenci adayları açısından önemli bir düzenleme bulunuyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 35'inci maddesinde harp okulları ve astsubay meslek yüksekokullarına alınacak öğrenci adayları için tam sağlam olma şartı aranırken hafif diş sıra bozukluklarının sağlam kabul edileceği açıkça belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle hafif derecede diş dizilim bozukluğu bulunan her adayın eleneceği yönündeki değerlendirme doğru değil.</p>

<p>Bununla birlikte diş teli kullanmak ile dişlerin ve çenenin sağlık durumunun uygun olması farklı konular.</p>

<p>Tedavi gerektiren bozukluğun derecesi, kaç dişi etkilediği ve çiğneme fonksiyonlarını bozup bozmadığı değerlendirmede önem taşıyor.</p>

<p>Yönetmelikte diş tellerinin tamamını kapsayan tek başına otomatik bir kabul veya ret hükmü bulunmuyor.</p>

<p>Ortodontik tedavi gören adayların güncel ağız ve diş sağlığı durumları, muayene sırasında ilgili hükümler kapsamında inceleniyor.</p>

<p>Diş çapraşıklığı hangi durumda engel oluşturuyor?</p>

<p>Yönetmeliğin 28/A-4 hükmünde, alt ve üst çenede toplam 16 dişte görülen çapraşıklıklar düzenleniyor.</p>

<p>Söz konusu hüküm, dış kaynak subay ve astsubay adaylarının her iki değerlendirme sütununda da olumsuz işaret taşıyor.</p>

<p>Ancak bu, birkaç dişteki hafif çapraşıklıkla aynı durum değil.</p>

<p>Askerî öğrenci adayları bakımından hafif diş sıra bozukluklarının sağlam kabul edilmesi, özellikle bu ayrımı önemli hâle getiriyor.</p>

<p>Dolayısıyla sağlık muayenesinde yalnızca dişlerin düzgün görünüp görünmediği değil, çapraşıklığın kapsamı ve ilgili hastalık listesi hükmü dikkate alınıyor.</p>

<p>Çene geriliği veya çene ileriliği subaylığa engel mi?</p>

<p>Çene yapısındaki bozukluklar da adayların merak ettiği konular arasında bulunuyor.</p>

<p>Alt çenenin geride olması retrognati, ileri konumda olması ise prognati olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 28/A-2 hükmünde alt ve üst dişler arasında 6 milimetre ve üzerindeki iskeletsel alt çene gerilikleri ile 3 milimetre ve üzerindeki iskeletsel alt çene ilerilikleri düzenleniyor.</p>

<p>Bu değerler her çene bozukluğuna uygulanabilecek genel bir ölçü değil; ilgili hükümde tanımlanan iskeletsel bozukluklar için belirlenmiş sınırlar.</p>

<p>Söz konusu hüküm, dış kaynak subay ve astsubay adayları açısından her iki değerlendirme sütununda da olumsuz.</p>

<p>Çene anomalilerinin başka türleri ve tedaviyle düzeltilebilen durumlar ise Hastalıklar Listesi'nin 26 ve 27'nci maddelerinde ayrıca düzenleniyor.</p>

<p>Bu nedenle çene bozukluğunun türü, ölçüsü ve tedavi edilebilirliği doğru belirlenmeden kesin uygunluk kararı verilmesi mümkün değil.</p>

<p>Diş çürüğü olanlar astsubay olabilir mi?</p>

<p>Diş çürüğü bulunan adayların tamamı aynı kapsamda değerlendirilmiyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 28/A-9 hükmü, dolgu ve kanal tedavisi gibi endodontik yöntemlerle kurtarılması mümkün olmayan 5'ten fazla çürük dişi kapsıyor.</p>

<p>Buradaki önemli ayrıntı, yalnızca çürük diş sayısı değil, bu dişlerin tedaviyle korunmasının mümkün olup olmadığı.</p>

<p>Tedavi edilebilir bir çürük ile artık kurtarılamayan bir diş aynı durum değil.</p>

<p>İlgili 28/A-9 hükmü de dış kaynak subay ve astsubay adaylarının değerlendirme çizelgesinde her iki sütunda olumsuz işaret taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle adayların yalnızca çürük sayılarını değil, dişlerin tedavi edilebilirliğini ve mevcut ağız sağlıklarını da dikkate almaları gerekiyor.</p>

<p>Diş eti hastalıkları sağlık muayenesini etkiler mi?</p>

<p>Diş eti ve dişi destekleyen dokuların hastalıkları da yönetmelik kapsamında bulunuyor.</p>

<p>28/A-10 hükmünde, alveol kemiğinde 6 milimetreye kadar kemik kaybına yol açan ve 5'ten fazla dişi ilgilendiren belirli periodontal hastalıklar düzenleniyor.</p>

<p>Ayrıca 28/A-11 hükmünde 5'ten fazla dişte üçüncü derecede, 3 milimetrelik diş hareketliliğinin bulunması yer alıyor.</p>

<p>Bu hükümler de dış kaynaktan subay ve astsubay adaylığı bakımından olumsuz değerlendiriliyor.</p>

<p>Ancak diş eti kanaması veya hafif diş eti iltihabı görülmesi, tek başına bu maddelerde tanımlanan ileri periodontal hastalıkların bulunduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Diş eti hastalığının kapsamı, kemik kaybı ve diş hareketliliği muayeneyle değerlendiriliyor.</p>

<p>Doğuştan diş eksikliği olanlar için şartlar farklı mı?</p>

<p>Bazı kişilerde kalıcı dişlerin bir kısmı doğuştan gelişmeyebiliyor. Konjenital diş eksikliği olarak adlandırılan bu durum, sonradan çekilen dişlerden farklı bir tıbbi geçmişe sahip.</p>

<p>Yönetmeliğin 28/A-12 hükmünde 5'ten fazla doğuştan diş eksikliği ayrıca düzenleniyor.</p>

<p>Dolayısıyla doğuştan diş eksikliği bulunan adaylarda yalnızca sonradan kaybedilen dişler için geçerli olan 7 diş eşiğine bakılması yeterli değil.</p>

<p>Doğuştan eksik diş sayısının da kendi hükmüne göre değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Yirmilik diş eksikliği subaylığa engel mi?</p>

<p>Yirmilik dişler, üçüncü büyük azı dişler olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Yönetmeliğin 28/A-8 hükmünde bu dişler, 7 veya daha fazla kısmi diş eksikliği hesabının dışında tutuluyor.</p>

<p>Bu nedenle yirmilik dişlerin çekilmiş olması, söz konusu sayısal eksiklik hesabında diğer kalıcı dişlerle aynı şekilde değerlendirilmiyor.</p>

<p>Ancak yirmilik dişin çekilmesine neden olan hastalık, devam eden enfeksiyon veya iyileşme sorunu varsa bunlar ayrıca tıbbi değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>MSÜ adayları ile dış kaynak subay ve astsubay adayları arasında ne fark var?</p>

<p>Askerî öğrenci adayları, harp okullarına veya astsubay meslek yüksekokullarına eğitim almak üzere başvuran kişileri kapsıyor.</p>

<p>Bu adaylar Yönetmeliğin 35'inci maddesi çerçevesinde değerlendirilirken, hafif diş sıra bozuklukları gibi açıkça sağlam kabul edilen durumlar bulunuyor.</p>

<p>Üniversite mezuniyetinden sonra dış kaynaktan muvazzaf veya sözleşmeli subay ve astsubay olmak isteyenler için ise 71'inci madde ve EK-D değerlendirme çizelgesi esas alınıyor.</p>

<p>EK-D çizelgesinde bazı hastalıkların A dilimindeki karşılığı artı, bazılarının ise eksi işareti taşıyor. Ayrıca bir ve iki numaralı aday sütunlarında farklı sonuçlar bulunabiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte diş eksikliği ve diş hastalıklarına ilişkin 28'inci maddenin A dilimindeki 1–13'üncü fıkraları, dış kaynak subay ve astsubay adayları için her iki sütunda da olumsuz işaretlenmiş durumda.</p>

<p>Bu ayrımın bilinmesi önemli. Çünkü zorunlu askerlik bakımından askerliğe elverişli olmak, askerî öğrenci veya profesyonel subay ve astsubay adaylığına mutlaka uygun olmak anlamına gelmiyor.</p>

<p>Sağlık muayenesinden önce nelere dikkat edilmeli?</p>

<p>Başvuru yapmayı planlayan adayların ağız ve diş sağlığı muayenesini son aşamaya bırakmaması yararlı olabilir.</p>

<p>Diş eksikliklerinin sayısı, bunların doğuştan mı yoksa sonradan mı oluştuğu, çekim nedenleri, implant ve protez uygulamaları ile devam eden ortodontik tedavilerin belgelenmesi değerlendirmeyi kolaylaştırabilir.</p>

<p>Gerektiğinde panoramik diş röntgeni, ortodontik değerlendirme ve geçmiş tedavi kayıtları üzerinden ağız sağlığı durumu açıklığa kavuşturulabilir.</p>

<p>Bununla birlikte yalnızca adaylık şartlarını karşılamak amacıyla aceleyle implant yaptırmak, diş çektirmek veya devam eden ortodontik tedaviyi durdurmak doğru bir yaklaşım değil.</p>

<p>Tedavi kararları diş hekimi tarafından tıbbi gerekliliklere göre verilmeli.</p>

<p>2026 sağlık şartlarında adayların bilmesi gereken sonuç</p>

<p>Diş eksikliği, implant veya diş teli bulunan bütün adaylar için tek bir kabul ya da ret kuralı yok.</p>

<p>Yönetmelikte belirli koşullardaki 7 veya daha fazla kısmi diş eksikliği, 5'ten fazla doğuştan diş eksikliği, 5'ten fazla kurtarılamayan çürük diş ve belirli ağır çene bozuklukları ayrı ayrı düzenleniyor.</p>

<p>Hafif diş sıra bozukluklarının askerî öğrenci adaylarında sağlam kabul edilmesi ise önemli bir istisna oluşturuyor.</p>

<p>Başvuru öncesinde en önemli konu, kişinin hangi askerî statüye müracaat ettiği ve mevcut ağız-diş bulgularının yönetmelikte hangi hükme karşılık geldiği.</p>

<p>Kesin sağlık uygunluğu, başvurulan statünün yürürlükteki hükümlerine göre yetkili sağlık kurulu tarafından belirleniyor.</p>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu haber genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kişiye özel sağlık uygunluğu kararı niteliği taşımaz. Diş eksikliği, implant, ortodonti ve çene hastalıklarına ilişkin nihai değerlendirmede yürürlükteki sağlık mevzuatı, ilgili alım kılavuzu ve yetkili sağlık kurulunun kararı esas alınır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği; 35 ve 71'inci maddeler, EK-C Hastalıklar Listesi'nin 26, 27 ve 28'inci maddeleri ile EK-D Personel Adaylarının Hastalıklara Göre Değerlendirme Çizelgesi.</p>

<p>2. Millî Savunma Bakanlığı, Personel Temin Sistemi; Harp Okulları ve Astsubay Meslek Yüksekokulları Öğrenci Temini ve Seçim Aşamaları.</p>

<p>3. Millî Savunma Bakanlığı, Sıkça Sorulan Sorular; Muvazzaf Subay ve Muvazzaf Astsubay Temini. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/subay-ve-astsubaylikta-dis-eksikligi-implant-ve-ortodonti-engel-mi-2026-saglik-sartlari</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/genel/subay-ve-astsubay-saglik-sartlari.jpg" type="image/jpeg" length="11612"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tip 2 diyabet belirti vermeyebilir: Tanıda kan testleri belirleyici]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-2-diyabet-belirti-vermeyebilir-tanida-kan-testleri-belirleyici</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-2-diyabet-belirti-vermeyebilir-tanida-kan-testleri-belirleyici" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tip 2 diyabet, susama ve sık idrara çıkmanın yanı sıra bulanık görme ve geç iyileşen yaralarla kendini gösterebilir. Ancak hiçbir belirti olmaması hastalığı dışlamaz; tanı için kan testleri gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tip 2 diyabet her zaman belirgin yakınmalarla başlamaz. Belirtiler yıllar içinde yavaş gelişebilir, hafif kalabilir veya hiç fark edilmeyebilir. Bu nedenle susama, sık idrara çıkma ve yorgunluk gibi değişiklikler değerlendirilirken, şikâyet olmamasının diyabeti dışlamadığı da bilinmelidir. Tanı, belirtilerin sayısına göre değil, kan testleri ve hekim değerlendirmesiyle konur.</p>

<p>Susama ve sık idrara çıkma neden birlikte görülür?</p>

<p>Kan şekeri yükseldiğinde böbrekler fazla şekeri idrarla uzaklaştırmaya çalışır. Bununla birlikte sıvı kaybı artabilir; kişi daha sık idrara çıkar ve daha fazla susar. Ağız kuruluğu da bu tabloya eşlik edebilir.</p>

<p>Yemek yenmesine rağmen açlık hissinin sürmesi, alışılmışın dışında yorgunluk ve istemeden kilo verme de görülebilir. Ancak bu yakınmalardan birinin bulunması tek başına diyabet tanısı anlamına gelmez.</p>

<p>Görme değişiklikleri ve iyileşmeyen yaralar da değerlendirilir</p>

<p>Bulanık görme, yaraların geç iyileşmesi ve tekrarlayan idrar yolu, cilt veya mantar enfeksiyonları diyabetle birlikte görülebilen diğer sorunlardır. El ve ayaklarda uyuşma ya da karıncalanma ise bazı kişilerde hastalığın sinirler üzerindeki etkileriyle ilişkili olabilir.</p>

<p>Bu bulguların tamamının aynı kişide bulunması gerekmez. Ayrıca belirtiler yalnızca tip 2 diyabete özgü değildir; diyabetin türü de sadece yakınmalara bakılarak belirlenemez.</p>

<p>Belirti yoksa kimler test yaptırmalı?</p>

<p>Ailede tip 2 diyabet bulunması, fazla kilo veya obezite, hareketsizlik, daha önce prediyabet saptanması ve gebelik diyabeti öyküsü değerlendirmede önem taşır. Risk yaşla birlikte de artar.</p>

<p>Tarama, henüz yakınma yokken hastalığı araştırmayı amaçlar. Risk faktörleri bulunan kişiler, test gerekip gerekmediğini ve tekrar aralığını hekimleriyle görüşmelidir. Yeni başlayan veya devam eden belirtilerde ise rutin kontrol tarihini beklemeden başvurmak uygundur.</p>

<p>Açlık şekeri ve HbA1c farklı bilgileri gösterir</p>

<p>Açlık plazma glukozu, en az sekiz saatlik açlık sonrasındaki kan şekerini ölçer. HbA1c ise yaklaşık son üç aylık ortalama kan şekeri hakkında bilgi verir ve açlık gerektirmez.</p>

<p>Gebelik dışındaki değerlendirmelerde açlık plazma glukozunun 126 mg/dL veya üzerinde, HbA1c’nin yüzde 6,5 veya üzerinde olması diyabet tanı eşiklerindendir. Tanının doğrulanması için çoğu durumda ikinci bir test gerekir.</p>

<p>Evde kullanılan şeker ölçüm cihazı tek başına tanı koydurmaz. Ayrıca bazı kansızlık türleri ve kanla ilgili durumlar HbA1c sonucunu etkileyebilir; sonuçlar kişinin sağlık durumuyla birlikte yorumlanır.</p>

<p>Hangi belirtilerde acil yardım gerekir?</p>

<p>Susama ve sık idrara çıkmaya kusma, karın ağrısı, nefes almada güçlük veya bayılma eşlik ediyorsa acil değerlendirme gerekir. Bunlar, tip 2 diyabette de gelişebilen diyabetik ketoasidoz gibi acil tabloların işareti olabilir. Böyle bir durumda açlık testi için ertesi sabahı beklemek uygun değildir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Belirtiler üzerinden kendi kendinize tanı koymayın; test ve tedavi kararları için hekime başvurun. Acil belirtilerde 112’yi arayın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. WebMD. Signs and Symptoms of Type 2 Diabetes.<br />
2. ABD Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü (NIDDK). Symptoms &amp; Causes of Diabetes.<br />
3. ABD Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü (NIDDK). Diabetes Tests &amp; Diagnosis. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-2-diyabet-belirti-vermeyebilir-tanida-kan-testleri-belirleyici</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 23:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3250.jpeg" type="image/jpeg" length="69115"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye'de Pnömokok Araştırması: 462 Örneğin Yüzde 54,3'ünde Çoklu Antibiyotik Direnci]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-pnomokok-arastirmasi-462-ornegin-yuzde-543unde-coklu-antibiyotik-direnci</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-pnomokok-arastirmasi-462-ornegin-yuzde-543unde-coklu-antibiyotik-direnci" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de incelenen 462 pnömokok izolatının yüzde 54,3’ünde çoklu antibiyotik direnci saptandı. Araştırma, direnç oranlarıyla aşıların hedeflediği bakteri tiplerini birlikte değerlendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de gerçekleştirilen yeni bir bilimsel araştırmada, zatürre, menenjit ve kan dolaşımı enfeksiyonlarına neden olabilen pnömokok bakterisinin antibiyotiklere karşı direnç özellikleri incelendi. Ankara'da hastalardan alınan klinik örneklerden elde edilen 462 bakteriyel izolatın 251'inde birden fazla antibiyotik sınıfına direnç saptandı. Çoklu antibiyotik direnci oranı yüzde 54,3 olarak hesaplandı.</p>

<p>Uluslararası hakemli BMC Microbiology dergisinde 26 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan araştırma, pnömokok bakterisinin antibiyotik duyarlılığını ve farklı pnömokok aşılarının hedeflediği bakteri tiplerini birlikte değerlendirdi. Bulgular, enfeksiyonların tedavisinde güncel direnç verilerinin ve düzenli mikrobiyolojik izlemin önemine işaret ediyor. Ancak sonuçlar tek bir sağlık merkezinden elde edildiği için Türkiye genelindeki antibiyotik direnci oranı olarak yorumlanamıyor.</p>

<p>462 Bakteri Örneği İki Yıllık Dönemde İncelendi</p>

<p>Araştırma, Ankara Etlik Şehir Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı ile Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ulusal Solunum Yolu Patojenleri Referans Laboratuvarından araştırmacıların iş birliğiyle gerçekleştirildi.</p>

<p>Çalışmaya Sağlık Bilimleri Üniversitesi bağlantılı araştırmacılar da katkı sundu.</p>

<p>Bilim insanları, Ocak 2024 ile Aralık 2025 arasında klinik örneklerden izole edilen 462 Streptococcus pneumoniae bakterisinin antibiyotik duyarlılık sonuçlarını geriye dönük olarak değerlendirdi.</p>

<p>Streptococcus pneumoniae, halk arasında pnömokok olarak bilinen ve solunum yolu enfeksiyonlarının yanı sıra bazı ciddi sistemik enfeksiyonlara neden olabilen bir bakteri türü.</p>

<p>Araştırmada incelenen örneklerin 112'si invaziv, 350'si ise invaziv olmayan grupta sınıflandırıldı.</p>

<p>İnvaziv grup, normal koşullarda mikroorganizma bulunmaması beklenen kan ve beyin omurilik sıvısı gibi bölgelerden elde edilen bakterileri kapsıyor.</p>

<p>İnvaziv olmayan grup ise solunum yolları gibi normalde steril olmayan bölgelerden alınan klinik örnekleri içeriyor.</p>

<p>Araştırmacılar, bu iki gruptaki antibiyotik direnç özelliklerini karşılaştırırken çocuk ve yetişkin hastalardan elde edilen bakteriler arasındaki farklılıkları da değerlendirdi.</p>

<p>Pnömokok Örneklerinin Yüzde 54,3'ünde Çoklu Direnç Bulundu</p>

<p>Araştırmanın en önemli sonucu, incelenen bakterilerin yarısından fazlasında çoklu antibiyotik direnci saptanması oldu.</p>

<p>Toplam 462 izolatın 251'i çoklu dirençli olarak sınıflandırıldı.</p>

<p>Bu oran yüzde 54,3'e karşılık geliyor.</p>

<p>Çalışmada çoklu direnç, bakterinin en az üç farklı antibiyotik sınıfından en az birer ilaca direnç göstermesi olarak tanımlandı.</p>

<p>Bu sonuç, bakterilerin mevcut bütün antibiyotiklere dirençli olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bir bakterinin bazı antibiyotik gruplarına direnç göstermesi, başka ilaçların da mutlaka etkisiz kalacağını kanıtlamıyor.</p>

<p>Enfeksiyonun türüne, hastanın klinik özelliklerine ve laboratuvar sonuçlarına göre uygun tedavi seçenekleri farklılaşabiliyor.</p>

<p>Araştırmada çoklu direnç oranı, invaziv olmayan grupta yüzde 57,4 olarak hesaplandı.</p>

<p>İnvaziv grupta ise bu oran yüzde 44,6 oldu.</p>

<p>İki grup arasındaki bu farklılık, pnömokok bakterisinin antibiyotik direnç özelliklerinin elde edildiği klinik örneğe göre değişebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak araştırma, bu farklılığın hangi nedenlerle ortaya çıktığını kesin biçimde açıklayan bir çalışma değil.</p>

<p>Eritromisin Direnci Yüzde 52,8'e Ulaştı</p>

<p>Araştırmacılar pnömokok bakterisinin farklı antibiyotiklere karşı duyarlılığını da değerlendirdi.</p>

<p>En dikkat çekici bulgulardan biri eritromisin direnciyle ilgiliydi.</p>

<p>Makrolid grubundaki antibiyotiklerden biri olan eritromisine karşı direnç, değerlendirilen 460 izolatın 243'ünde saptandı.</p>

<p>Bu sonuç yüzde 52,8'lik direnç oranına karşılık geliyor.</p>

<p>Makrolidler, farklı bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılabilen antibiyotik gruplarından biri.</p>

<p>Ancak bakterilerin bu ilaçlara karşı direnç geliştirmesi, bazı enfeksiyonların tedavisinde kullanılabilecek seçenekleri sınırlandırabiliyor.</p>

<p>Araştırmada florokinolon grubundaki antibiyotiklere direnç oranları ise yüzde 10'un altında bulundu.</p>

<p>Bununla birlikte düşük direnç oranı, belirli bir antibiyotiğin bütün pnömokok enfeksiyonlarında ilk tercih olması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Antibiyotiklerin seçimi; hastalığın türü, enfeksiyonun bulunduğu bölge, hastanın yaşı, eşlik eden sağlık sorunları ve ilacın güvenlilik özellikleri dikkate alınarak gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Çocuklarda Klindamisin Direnci Daha Yüksek Bulundu</p>

<p>Araştırmada çocuklardan ve yetişkinlerden elde edilen pnömokok bakterilerinin direnç özellikleri de karşılaştırıldı.</p>

<p>Klindamisin direnci çocuk grubunda yüzde 55,2 olarak hesaplandı.</p>

<p>Yetişkin grubunda ise bu oran yüzde 36,2 oldu.</p>

<p>İki grup arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulundu.</p>

<p>Araştırmacılar, karşılaştırılan antibiyotik direnç oranları içerisinde çocuklar ve yetişkinler arasında anlamlı farklılığın klindamisinde ortaya çıktığını bildirdi.</p>

<p>Bu bulgu, pnömokok bakterisinin direnç özelliklerinin farklı yaş gruplarında ayrıca değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak sonuçlardan çocukların pnömokok enfeksiyonlarını daha ağır geçirdiği veya klindamisin tedavisinin bütün çocuklarda etkisiz olduğu çıkarılamaz.</p>

<p>Araştırma, bakterilerin laboratuvar ortamındaki duyarlılık özelliklerini inceliyor. Hastaların tedavi sonuçlarını karşılaştıran bir klinik araştırma niteliği taşımıyor.</p>

<p>Menenjit ve Zatürrede Direnç Sonuçları Neden Farklı Olabiliyor?</p>

<p>Çalışmanın önemli bulgularından biri, antibiyotik duyarlılığının enfeksiyonun bulunduğu bölgeye göre farklı sınır değerlerle değerlendirilmesi oldu.</p>

<p>Pnömokok bakterisi akciğerlerde zatürreye neden olabildiği gibi, beyin ve omuriliği çevreleyen zarların enfeksiyonu olan menenjite de yol açabiliyor.</p>

<p>Bu iki hastalıkta antibiyotiklerin ulaşması gereken dokular ve ilaçların farmakolojik özellikleri farklılık gösterebiliyor.</p>

<p>Özellikle merkezi sinir sistemi enfeksiyonlarında antibiyotiğin beyin omurilik sıvısına yeterli düzeyde ulaşabilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle laboratuvarlarda bazı antibiyotiklerin duyarlılık sonuçları, menenjit ve menenjit dışı enfeksiyonlar için farklı sınır değerler kullanılarak yorumlanıyor.</p>

<p>Araştırmada menenjit dışı değerlendirme ölçütleri kullanıldığında penisilin direnci yüzde 32 olarak hesaplandı.</p>

<p>İnvaziv izolatlara menenjite özgü sınır değerler uygulandığında ise direnç oranı yüzde 57,8 olarak belirlendi.</p>

<p>Benzer biçimde sefotaksim ve meropenem direnç oranları da kullanılan değerlendirme ölçütlerine göre değişti.</p>

<p>Bu farklılık, bakterilerin zaman içerisinde birdenbire daha dirençli hâle geldiğini göstermiyor.</p>

<p>Aynı antibiyotiğin farklı klinik enfeksiyonlarda değerlendirilmesine ilişkin sınır değerlerin değişmesi, laboratuvar sonucunun sınıflandırılmasını da etkileyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle antibiyotik duyarlılık raporlarının enfeksiyonun klinik özellikleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Pnömokok Bakterisi Hangi Hastalıklara Neden Oluyor?</p>

<p>Pnömokok bakterisi, insanlarda farklı organ sistemlerini etkileyebilen enfeksiyonlara neden olabiliyor.</p>

<p>Başlıca pnömokok enfeksiyonları arasında zatürre, orta kulak iltihabı, sinüzit, menenjit ve kan dolaşımı enfeksiyonları bulunuyor.</p>

<p>Bakteri bazı kişilerde burun ve boğaz bölgesinde herhangi bir belirti oluşturmadan da taşınabiliyor.</p>

<p>Ancak belirli koşullarda vücudun farklı bölgelerine yayılması ciddi hastalıklara yol açabiliyor.</p>

<p>Özellikle küçük çocuklar, ileri yaştaki kişiler ve bağışıklık sistemi zayıflamış bireylerde ağır pnömokok enfeksiyonları açısından risk daha yüksek olabiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte her zatürre vakasının pnömokok kaynaklı olmadığı unutulmamalı.</p>

<p>Akciğer enfeksiyonlarına farklı bakteriler, virüsler ve başka mikroorganizmalar neden olabiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla ateş, öksürük veya balgam gibi belirtiler tek başına pnömokok enfeksiyonunun varlığını göstermiyor.</p>

<p>Araştırmada Pnömokok Aşılarının Kapsamı da Değerlendirildi</p>

<p>Araştırmanın ikinci önemli bölümünü pnömokok bakterisinin serotip dağılımı oluşturdu.</p>

<p>Serotip, aynı bakteri türünün kapsül yapısındaki farklılıklara göre tanımlanan alt tiplerini ifade ediyor.</p>

<p>Pnömokok bakterisinin çok sayıda serotipi bulunuyor.</p>

<p>Pnömokok aşıları da bu serotiplerin belirli bir bölümünü hedef alacak şekilde geliştiriliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, invaziv gruptaki 79 izolatı serotiplendirme değerlendirmesine aldı.</p>

<p>Bu örneklerin 41'inde kesin serotip belirlenebildi.</p>

<p>Serotipi kesin tanımlanan 37 yetişkin izolatında en sık görülen tip, yüzde 21,6 ile serotip 3 oldu.</p>

<p>Serotip 8 yüzde 13,5 oranında saptanırken serotip 14 ve serotip 9N yüzde 10,8'er oranında bulundu.</p>

<p>Bu bulgular, incelenen merkezdeki bakterilerin serotip dağılımını ortaya koyuyor.</p>

<p>Ancak Türkiye genelinde dolaşan bütün pnömokok serotiplerinin aynı oranlarda bulunduğunu göstermiyor.</p>

<p>Aşıların Olası Serotip Kapsamı Karşılaştırıldı</p>

<p>Bilim insanları, belirlenen pnömokok serotiplerinin farklı aşılarda bulunan tiplerle ne ölçüde örtüştüğünü de değerlendirdi.</p>

<p>Serotipi kesin olarak belirlenen 37 yetişkin izolatında, 23 değerlikli polisakkarit pnömokok aşısının kapsadığı tiplerin oranı yüzde 86,5 olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu oran 20 değerlikli konjuge aşı için yüzde 67,6, 21 değerlikli konjuge aşı için ise yüzde 64,9 olarak belirlendi.</p>

<p>Burada önemli bir bilimsel ayrım bulunuyor.</p>

<p>Bu yüzdeler aşıların hastalığı önleme başarısını veya kişilerde sağladığı koruyuculuğu göstermiyor.</p>

<p>Araştırmada hesaplanan değerler, incelenen bakterilerin hangi aşıların içerdiği serotiplerle örtüştüğünü ifade ediyor.</p>

<p>Gerçek yaşamda aşıların sağladığı koruma; yaş, bağışıklık durumu, aşının özellikleri ve klinik etkinlik verileri gibi farklı etkenlere bağlı.</p>

<p>Ayrıca hesaplamaların yalnızca 37 yetişkin izolatına dayanması, sonuçların genellenebilirliğini sınırlandırıyor.</p>

<p>Bu nedenle çalışma, belirli bir pnömokok aşısının bütün yaş gruplarında diğerlerinden üstün olduğunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Antibiyotik Direnci Neden Düzenli İzlenmeli?</p>

<p>Antibiyotik direnci, bakterilerin belirli antibiyotiklerin etkisine karşı dayanıklılık geliştirmesi anlamına geliyor.</p>

<p>Bu durum, enfeksiyonların tedavisini güçleştirebiliyor ve bazı hastalarda farklı ilaçların kullanılmasını gerektirebiliyor.</p>

<p>Dirençli bakterilerin yayılması, yalnızca bireysel tedavi kararları açısından değil, hastanelerin enfeksiyon kontrol uygulamaları ve toplum sağlığı bakımından da önem taşıyor.</p>

<p>Antibiyotiklerin gereksiz veya uygun olmayan biçimde kullanılması, dirençli bakterilerin seçilmesine katkıda bulunabilen etkenler arasında bulunuyor.</p>

<p>Bununla birlikte antibiyotik direnci saptanması, enfeksiyonun tedavi edilemeyeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bakterinin hangi antibiyotiklere duyarlı olduğu, hastalığın klinik özellikleri ve güncel tedavi önerileri birlikte değerlendirilerek uygun tedavi planlanabiliyor.</p>

<p>Türkiye'deki sağlık kuruluşlarından düzenli olarak elde edilen mikrobiyolojik veriler, antibiyotiklerin etkisini korumaya yönelik çalışmaların planlanmasında önemli rol oynuyor.</p>

<p>Çalışmayı Türkiye'deki Araştırmacılar Gerçekleştirdi</p>

<p>BMC Microbiology dergisinde yayımlanan araştırma, Yasemin Genç Bahçe, Elvan Hortaç İştar, Erensu Öztürk, Oğuz Alp Gürbüz, Nuriye Ünal Şahin ve Yasemin Coşgun tarafından gerçekleştirildi.</p>

<p>Araştırmacılardan Yasemin Genç Bahçe, Elvan Hortaç İştar, Erensu Öztürk, Oğuz Alp Gürbüz ve Yasemin Coşgun'un bilimsel yayında belirtilen kurumsal adresi Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Etlik Şehir Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı.</p>

<p>Nuriye Ünal Şahin ise Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ulusal Solunum Yolu Patojenleri Referans Laboratuvarından çalışmaya katkıda bulundu.</p>

<p>Araştırmanın etik kurul onayı Ankara Etlik Şehir Hastanesi 1 No'lu Bilimsel Araştırmaları Değerlendirme ve Etik Kurulundan 25 Mart 2026 tarihinde alındı.</p>

<p>Bilimsel makale 8 Ekim 2026 tarihinde kabul edildi ve 26 Ekim 2026 tarihinde erken erişim olarak yayımlandı.</p>

<p>Çalışma, antibiyotik direnç verileriyle pnömokok serotiplerini aynı araştırmada incelemesi bakımından Türkiye'deki mikrobiyolojik sürveyans çalışmalarına güncel veriler kazandırdı.</p>

<p>Araştırmanın Sınırlılıkları Neler?</p>

<p>Çalışmada 462 bakteriyel izolatın değerlendirilmesi önemli bir laboratuvar veri kaynağı oluşturuyor.</p>

<p>Ancak araştırma tek bir sağlık merkezinin klinik örneklerine dayanıyor.</p>

<p>Bu nedenle bulgular, Türkiye'deki bütün hastanelerin veya toplumdaki bütün pnömokok enfeksiyonlarının direnç özelliklerini temsil etmiyor.</p>

<p>Çalışmaya alınan örneklerin klinik gereklilik nedeniyle laboratuvara gönderilmiş olması da önem taşıyor.</p>

<p>Laboratuvara örnek gönderilen hastalar, pnömokok taşıyan veya enfeksiyon geçiren bütün bireylerle aynı özelliklere sahip olmayabilir.</p>

<p>Ayrıca araştırma geriye dönük gerçekleştirildi.</p>

<p>Hastaların antibiyotik tedavilerine yanıtları, iyileşme durumları ve uzun dönemli sonuçları doğrudan karşılaştırılmadı.</p>

<p>Çoklu direnç oranı, hastalarda tedavi başarısızlığının veya ölüm riskinin aynı oranda arttığını göstermiyor.</p>

<p>Serotip analizlerinde de örnek sayısı sınırlı kaldı.</p>

<p>İnvaziv örneklerin tamamında kesin serotip belirlenememesi, aşıların olası serotip kapsamına ilişkin sonuçların yorumlanmasında dikkate alınmalı.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar, farklı sağlık merkezlerinden daha geniş verilerle pnömokok direnç özelliklerinin ve serotip dağılımının düzenli biçimde izlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Türkiye'de Pnömokok Enfeksiyonlarının İzlenmesine Bilimsel Katkı</p>

<p>Araştırmanın temel sonucu, incelenen pnömokok izolatlarının yarısından fazlasında çoklu antibiyotik direnci bulunması oldu.</p>

<p>Eritromisin direncinin yüksek düzeyde saptanması, klindamisin direncinin çocuklarda yetişkinlerden daha yüksek olması ve menenjit ile menenjit dışı enfeksiyonlarda antibiyotik duyarlılık değerlendirmelerinin farklılaşması çalışmanın önemli bulguları arasında yer aldı.</p>

<p>Bunun yanında pnömokok serotiplerinin aşıların içerdiği tiplerle karşılaştırılması, antibiyotik direnci ve aşılama araştırmalarının birlikte değerlendirilmesine imkân sağladı.</p>

<p>Çalışma yeni bir antibiyotik geliştirilmesini veya yeni bir aşının klinik başarısını ortaya koymuyor.</p>

<p>Bunun yerine Türkiye'deki pnömokok bakterilerinin direnç özelliklerinin izlenmesine, enfeksiyonların tedavi planlamasına ve aşıyla önlenebilir hastalıklara yönelik bilimsel değerlendirmelere katkı sağlayabilecek veriler sunuyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Antibiyotik direncine ilişkin araştırma sonuçları, kişilerin kendi kullandıkları ilaçları değiştirmeleri veya bırakmaları için gerekçe değildir. Antibiyotik seçimi hastalığın türüne, klinik değerlendirmeye ve gerektiğinde laboratuvar sonuçlarına göre hekim tarafından yapılmalıdır. Ense sertliği, bilinç değişikliği veya belirgin solunum güçlüğü gibi ciddi belirtilerde acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>BMC Microbiology — Antimicrobial resistance profiles of clinical Streptococcus pneumoniae isolates and serotype distribution among invasive isolates: a single-center retrospective study from Türkiye, 2024–2025 — 26 Ekim 2026. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-pnomokok-arastirmasi-462-ornegin-yuzde-543unde-coklu-antibiyotik-direnci</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 20:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3241.jpeg" type="image/jpeg" length="36763"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İmparatorların Doktorları: Roma Sarayında Hekimlik Nasıl İşliyordu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/imparatorlarin-doktorlari-roma-sarayinda-hekimlik-nasil-isliyordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/imparatorlarin-doktorlari-roma-sarayinda-hekimlik-nasil-isliyordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Roma imparatorlarının doktorları yalnızca hastalıkları tedavi etmiyordu. Bazıları büyük servetler kazanıyor, hükümdarların en özel anlarına tanıklık ediyor, bazıları ise siyasi entrikaların odağına yerleşiyordu. Galen'den Antonius Musa'ya uzanan saray hekimliği, Antik Roma'da tıp ile iktidar arasındaki dikkat çekici ilişkiyi ortaya koyuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h1>Roma İmparatorlarının Sağlığı Neden Devlet Meselesiydi?</h1>

<p>Roma İmparatorluğu'nda bir hükümdarın hastalanması, yalnızca kişisel bir sağlık sorunu değildi. İmparatorun sağlık durumu, devlet yönetiminin devamlılığını, askerî seferleri ve iktidarın geleceğini doğrudan etkileyebiliyordu.</p>

<p>Özellikle tahtın kime geçeceğinin belirsiz olduğu dönemlerde, imparatorun ciddi bir hastalık geçirmesi saray çevresinde siyasi gerilimlere neden olabilecek bir gelişmeydi.</p>

<p>Bu nedenle hükümdarları tedavi eden hekimler, Roma toplumunda oldukça özel bir konuma sahipti.</p>

<p>İmparatorun bulunduğu özel mekânlara girebiliyor, sağlık durumunu yakından gözlemleyebiliyor ve sarayın diğer görevlilerinin erişemediği bilgilere tanıklık edebiliyorlardı.</p>

<p>Ancak hükümdara yakın olmak her zaman güvence sağlamıyordu. Başarılı bir tedavi hekime büyük saygınlık kazandırabilirken, beklenmedik bir ölüm veya başarısız tedavi siyasi şüphelerin doğmasına yol açabiliyordu.</p>

<p>Roma tarihinin önemli hekimleri arasında bulunan Antonius Musa, Galen, Andromakhos ve Xenophon hakkında aktarılan olaylar, saray hekimliğinin birbirinden farklı yönlerini anlamamıza yardımcı oluyor.</p>

<h2>İmparatorun Başucunda Üç Doktor: Galen'in Dikkat Çeken Muayenesi</h2>

<p>Roma sarayında hekimler arasındaki rekabeti ortaya koyan en ilginç anlatılardan biri, ünlü hekim Galen'in İmparator Marcus Aurelius'u muayene etmesiyle ilgilidir.</p>

<p>Galen'in <i>Prognosis</i> adlı eserinin ikinci bölümünde anlattığına göre Marcus Aurelius, rahatsızlandığı bir sırada üç hekim tarafından muayene edilmişti.</p>

<p>Bu hekimler imparatorun nabzını incelemiş ve ateşli bir hastalık atağının başlamakta olabileceğini düşünmüşlerdi.</p>

<p>Galen ise başlangıçta muayeneye katılmadan beklemeyi tercih etti.</p>

<p>İmparator, diğer doktorlar nabzını kontrol ettiği hâlde Galen'in neden aynı işlemi yapmadığını sordu.</p>

<p>Galen, hükümdarı uzun süredir takip eden hekimlerin onun normal nabız özelliklerini daha iyi bilebileceklerini söyleyerek beklemesini açıkladı.</p>

<p>Bunun üzerine Marcus Aurelius, Galen'den de nabzını kontrol etmesini istedi.</p>

<p>Muayene sonrasında Galen, bulguların yaklaşan bir ateşli hastalık atağına işaret etmediğini, rahatsızlığın aşırı yemek tüketimiyle ilişkili olabileceğini değerlendirdi.</p>

<p>Bu olay, Antik Roma'da hekimlerin hastalıkları değerlendirirken nabız özelliklerinden nasıl yararlandığını gösteren önemli örneklerden biridir. Aynı zamanda saray ortamındaki mesleki rekabetin dikkat çekici bir yansımasıdır.</p>

<p>Bununla birlikte anlatının doğrudan Galen'in kendi eserinden geldiği unutulmamalıdır. Galen'in mesleki başarısını öne çıkarma amacı taşıyabileceği göz önünde bulundurulmalı; olay, bağımsız olarak doğrulanmış bir klinik kayıt gibi değerlendirilmemelidir.</p>

<h2>İmparatorların Doktorları Nasıl Seçiliyordu?</h2>

<p>Roma İmparatorluğu'nun ilk dönemlerinde saray hekimliği, günümüzdeki gibi standart eğitim koşulları ve merkezi atama süreçleri bulunan tek tip bir mesleki kurum değildi.</p>

<p>Hekimlerin saraya ulaşmasında mesleki ünleri, başarılı tedavileri, seçkin ailelerle kurdukları ilişkiler ve güçlü kişilerin himayesi önemli rol oynayabiliyordu.</p>

<p>Roma tıbbında Yunan dili ve tıp geleneği güçlü bir etkiye sahipti. İmparatorluk döneminde görev yapan hekimlerin arasında özellikle Yunanca konuşulan eyaletlerden gelen kişiler bulunuyordu. Ancak Roma hekimlerinin tamamının Yunan kökenli olduğu söylenemez.</p>

<p>Hekimler farklı hukuki ve toplumsal statülere sahip olabiliyordu. Özgür doğmuş kişiler, azat edilmiş köleler ve seçkin ailelerin himayesinde çalışan hekimler aynı meslek alanında yer alabiliyordu.</p>

<p>İmparatorluk ailesinin hekimi olmak, mesleki itibar ve toplumsal yükselme bakımından önemli fırsatlar sağlayabiliyordu.</p>

<p>Bununla birlikte sarayda çalışan bütün doktorların aynı yetkilere, maaşlara veya ayrıcalıklara sahip olduğu düşünülmemelidir. Roma'nın farklı dönemlerinde hekimlik görevlerinin niteliği ve idari yapılanması değişti.</p>

<h2>Augustus'u İyileştiren Doktora Heykel Dikildi</h2>

<p>Roma saray hekimliğinin en dikkat çekici isimlerinden biri, İmparator Augustus'un doktoru Antonius Musa'dır.</p>

<p>Romalı tarihçi Suetonius'un aktardığına göre Augustus, yaşamı boyunca çeşitli sağlık sorunları geçirdi. Bunlardan biri sırasında oldukça ağır bir hastalığa yakalandı.</p>

<p>Suetonius'un anlatısında, uygulanan sıcak tedavilerden beklenen sonuç alınamadığı ve Antonius Musa'nın soğuk uygulamalara dayanan farklı bir tedavi önerdiği belirtilmektedir.</p>

<p>Augustus'un iyileşmesi, Musa'nın mesleki ününü artırdı.</p>

<p>Öyle ki Suetonius, halkın katkılarıyla Antonius Musa için bir heykel yaptırıldığını ve heykelin sağlık tanrısı Asklepios'un heykeli yakınına yerleştirildiğini anlatır.</p>

<p>Bu olay, bir hükümdarın iyileştirilmesinin doktor açısından nasıl olağanüstü bir toplumsal itibara dönüşebildiğini göstermektedir.</p>

<p>Ancak tarihsel anlatıdaki hastalık belirtilerini günümüz tıbbının tanı ölçütleriyle kesin bir hastalığa bağlamak mümkün değildir.</p>

<p>Ayrıca Augustus'un iyileşmesinin yalnızca soğuk uygulamalardan kaynaklandığı bilimsel olarak kanıtlanamaz.</p>

<p>Buna rağmen Antonius Musa'nın kazandığı ün, Roma toplumunda başarılı bir hekimin imparatorluk çevresinde ne kadar saygın bir konuma ulaşabildiğini ortaya koymaktadır.</p>

<h2>Saray Doktorları Ne Kadar Kazanıyordu? Yıllık 500 Bin Sestertiusluk Gelir</h2>

<p>Roma İmparatorluğu'nda saray hekimlerinin kazançları hakkında dikkat çekici bilgiler bulunmaktadır.</p>

<p>Bu konuda en önemli antik kaynaklardan biri, Yaşlı Plinius'un <i>Naturalis Historia</i> adlı eseridir.</p>

<p>Plinius, eserinin 29. kitabında bazı ünlü hekimlerin yüksek gelirlerinden söz etmektedir.</p>

<p>Bunlardan biri, imparatorluk çevresiyle ilişkili olan Quintus Stertinius'tur.</p>

<p>Plinius'un aktardığına göre Stertinius, imparatorların hizmetinde yıllık 500 bin sestertiusluk gelirle yetindiğini ileri sürmüştü.</p>

<p>Üstelik hekim, Roma'daki özel hekimlik faaliyetleri sayesinde yılda 600 bin sestertius kazanabileceğini savunuyordu.</p>

<p>Aynı kaynakta Stertinius'un kardeşinin de İmparator Claudius tarafından yüksek miktarda ödüllendirildiği belirtilmektedir.</p>

<p>Plinius, bu hekim ailesiyle ilişkili servet konusunda 30 milyon sestertiusluk bir mirastan da söz etmektedir.</p>

<p>Ancak bu rakamlar, dönemin bütün hekimlerinin gelir düzeyini yansıtmamaktadır. Plinius'un özellikle çok zengin ve tanınmış doktorlar üzerinden verdiği örneklerdir.</p>

<p>Ayrıca antik kaynaklarda bildirilen mali büyüklüklerin günümüzdeki satın alma gücüyle doğrudan karşılaştırılması oldukça güçtür.</p>

<p>Buna rağmen anlatı, Roma'nın seçkin çevrelerinde çalışan bazı hekimlerin olağanüstü ekonomik imkânlara ulaşabildiğini göstermektedir.</p>

<p>Saray hekimliği, başarılı bir doktor için yalnızca mesleki prestij değil, ciddi bir servet edinme fırsatı da sunabiliyordu.</p>

<h2>Galen: Gladyatörlerin Hekimliğinden İmparatorluk Sarayına</h2>

<p>Roma tıp tarihinin en etkili isimlerinden biri olan Galen, MS 129 yılında Pergamon'da, bugünkü Bergama'da doğdu.</p>

<p>İlk eğitimini doğduğu şehirde alan Galen, daha sonra farklı merkezlere giderek tıp ve felsefe alanındaki bilgisini geliştirdi.</p>

<p>MS 157 yılında Pergamon'a döndüğünde gladyatörlerin hekimi olarak görevlendirildi. Bu görevi yaklaşık dört yıl sürdürdü.</p>

<p>Gladyatörlerin yaralanmalarıyla ilgilenmek, Galen'in özellikle travmalar, yaralar ve bedensel yapıların işleyişi hakkında önemli klinik deneyimler kazanmasını sağladı.</p>

<p>MS 162 yılında Roma'ya giden Galen, hekimlik uygulamaları, anatomik gösterileri ve bilimsel tartışmalarıyla dikkat çekti.</p>

<p>Üst düzey Romalı ailelerle kurduğu ilişkiler sayesinde mesleki ünü giderek arttı.</p>

<p>Ancak Roma'daki hekimlik çevrelerinde rekabet oldukça yoğundu. Galen'in diğer hekimlerin görüşlerine yönelttiği eleştiriler, zaman zaman ciddi mesleki anlaşmazlıklara neden oldu.</p>

<p>MS 166 yılında Roma'dan ayrılarak yeniden Pergamon'a döndü.</p>

<p>Roma'dan ayrılışının Antoninus Salgını'yla veya mesleki rekabetle ilişkili olabileceği düşünülmekle birlikte, bu kararının kesin nedeni konusunda tarihçiler arasında tam bir görüş birliği bulunmamaktadır.</p>

<h3>Galen Ne Zaman Saray Hekimi Oldu?</h3>

<p>Galen'in imparatorluk sarayıyla kurduğu ilişkinin kronolojisi, tarihsel kaynaklarda belirli aşamalar hâlinde izlenebilmektedir.</p>

<p>MS 168-169 döneminde Marcus Aurelius ve Lucius Verus'un çağrısı üzerine yeniden İtalya'ya gitti.</p>

<p>Bu dönemde imparatorlar, Roma'nın kuzey sınırlarındaki askerî harekâtla ilgileniyordu.</p>

<p>Galen, imparatorluk ordusuyla uzun süreli sefere katılmak yerine Roma'ya dönerek imparatorluk hanesinde görev yapma imkânı buldu.</p>

<p><strong>MS 169 yılından itibaren imparatorluk hanesinde ücretli hekim olarak çalışmaya başladı.</strong></p>

<p>Marcus Aurelius döneminde saray çevresindeki konumunu güçlendiren Galen, imparator için teriyak adı verilen ilaç karışımını da hazırladı.</p>

<p>Marcus Aurelius'un MS 180 yılındaki ölümünden sonra Galen'in imparatorluk hanesiyle ilişkisi bütünüyle sona ermedi.</p>

<p>Commodus döneminde saray hayatından kısmen uzaklaşmış olabileceği değerlendirilmekle birlikte, Septimius Severus döneminde de imparatorluk hekimi olarak hizmet etmeyi sürdürdüğü kabul edilmektedir.</p>

<p>Ancak Galen'in mesleki yaşamı yalnızca saray hekimliğinden ibaret değildi.</p>

<p>Farklı toplumsal kesimlerden hastaları tedavi ediyor, klinik gözlemler yapıyor ve tıp üzerine kapsamlı eserler hazırlıyordu.</p>

<p>Galen'in saraydaki görevi, oldukça geniş bir hekimlik ve bilimsel çalışma hayatının yalnızca bir bölümünü oluşturuyordu.</p>

<h2>Sarayda Günlük Muayeneler Nasıl Yapılıyordu?</h2>

<p>Roma imparatorlarının sağlık hizmetleri, bugünkü anlamda modern hastanelerde yürütülen standart bir sistemin parçası değildi.</p>

<p>Hekimler, hükümdarın veya ailesinin bulunduğu saray ve konut ortamında muayene yapabiliyordu.</p>

<p>Gerektiğinde hastanın bulunduğu yere çağrılıyor, askerî seferler sırasında da imparatorluk çevresine eşlik edebiliyorlardı.</p>

<p>Antik tıpta hastalığın değerlendirilmesi büyük ölçüde hekimin gözlemine ve dönemin tıbbi teorilerine dayanıyordu.</p>

<p>Hastanın nabzı, vücut sıcaklığı, solunumu, ağrıları, idrarı ve diğer bedensel belirtileri dikkate alınabiliyordu.</p>

<p>Beslenme düzeni, uyku, dinlenme, hareket ve günlük alışkanlıklar da tedavinin önemli unsurları arasındaydı.</p>

<p>Dönemin hekimleri bitkisel, mineral ve hayvansal kökenli maddelerden hazırlanan ilaçlar kullanabiliyor; uygun gördükleri durumlarda kan alma, dıştan uygulamalar ve çeşitli cerrahi müdahalelere başvurabiliyorlardı.</p>

<p>Ancak bu uygulamalar modern tıbbın bilimsel yöntemleriyle aynı değildi.</p>

<p>Özellikle dört hılt teorisi, yani kan, balgam, sarı safra ve kara safra arasındaki dengeye dayanan açıklama modeli, hastalıkların anlaşılmasında önemli bir yere sahipti.</p>

<p>Bugün bu teori bilimsel geçerliliğini kaybetmiştir.</p>

<p>Roma saray hekimliğinin değerlendirilmesinde, dönemin gözlemsel tıp birikimi ile modern tıbbi bilgiler arasındaki ayrımın korunması gerekmektedir.</p>

<h2>İmparatorları Zehirlenmeden Korumak İçin Hazırlanan İlaçlar</h2>

<p>Roma saraylarında zehirlenme korkusu, tıp ve siyasetin kesiştiği konulardan biriydi.</p>

<p>Antik tarih yazıcılığında hükümdarların ve üst düzey yöneticilerin zehirlenerek öldürülmesine ilişkin çok sayıda anlatı bulunmaktadır. Ancak bunların tamamı tarihsel olarak kanıtlanmış olaylar değildir.</p>

<p>Zehirlenmeye ilişkin kaygılar, panzehir olarak kullanılan karmaşık ilaç karışımlarına duyulan ilgiyi de artırdı.</p>

<p>Bu alanda adı öne çıkan hekimlerden biri, İmparator Nero döneminde görev yapan Yaşlı Andromakhos'tur.</p>

<p>Andromakhos, daha sonra teriyak adıyla tanınan çok bileşenli ilaç karışımının geliştirilmesiyle ilişkilendirilmektedir.</p>

<p>Teriyakın Andromakhos'tan önce de çeşitli biçimleri bulunuyordu. Ancak Andromakhos'un formülü, özellikle engerek yılanı etinin karışıma eklenmesiyle tarihsel önem kazandı.</p>

<p>Bu karışımın farklı formüllerinde çeşitli bitkisel maddeler, bal, afyon ve engerek yılanından elde edilen içerikler kullanılabiliyordu.</p>

<p>Antik dünyada teriyakın zehirlenmeye karşı koruyucu olduğu ve çeşitli hastalıkların tedavisinde yarar sağlayabileceği düşünülüyordu.</p>

<p>Galen de Marcus Aurelius için Andromakhos'un formülüyle ilişkili teriyak hazırlayan hekimler arasındaydı.</p>

<p>Ancak teriyakın uzun süre kullanılmış olması, bu karışıma atfedilen etkilerin modern klinik araştırmalarla doğrulandığı anlamına gelmemektedir.</p>

<p>Özellikle afyon gibi güçlü farmakolojik etkileri bulunan maddeleri içeren tarihsel formüllerin günümüzde güvenli tedaviler olarak değerlendirilmesi doğru değildir.</p>

<p>Teriyak örneği, Roma dünyasının ilaç hazırlama kültürünü ve hükümdarların güvenlik kaygılarını birlikte yansıtmaktadır.</p>

<h2>İmparator Claudius'un Ölümü: Bir Saray Hekimi Zehirlenmeye Karıştı mı?</h2>

<p>Roma saray hekimliğinin siyasi risklerini gösteren en dikkat çekici olaylardan biri, İmparator Claudius'un MS 54 yılındaki ölümüyle ilgilidir.</p>

<p>Romalı tarihçi Tacitus, <i>Annales</i> adlı eserinde Claudius'un ölümüne ilişkin zehirlenme iddialarını aktarmaktadır.</p>

<p>Tacitus'un anlatısına göre imparatorun eşi Agrippina, Claudius'u öldürmek amacıyla bir girişimde bulunmuş olabilir.</p>

<p>Bu anlatıda, hekim Xenophon'un da olaya karıştığı ileri sürülmektedir.</p>

<p>Tacitus, zehirli mantar aracılığıyla gerçekleştirildiği iddia edilen ilk girişimin beklenen sonucu hemen vermemesi üzerine Xenophon'un yardımına başvurulduğunu aktarır.</p>

<p>İddiaya göre hekim, Claudius'un kusmasına yardımcı olma bahanesiyle boğazına zehirli bir madde sürülmüş tüy sokmuştur.</p>

<p>Ancak burada son derece önemli bir tarihsel ayrım bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Xenophon'un Claudius'u öldürdüğü kesin olarak kanıtlanmış değildir.</strong></p>

<p>Tacitus'un anlatısı, olaydan yıllar sonra kaleme alınmış bir tarihsel kaynaktır. Bu suçlamayı doğrulayan bağımsız adli veya tıbbi kanıt bulunmamaktadır.</p>

<p>Üstelik Tacitus da tüy aracılığıyla gerçekleştirildiği ileri sürülen müdahaleyi kesinleşmiş bir bulgu olarak değil, inanılan veya aktarılan bir olay olarak ifade etmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla Xenophon hakkında aktarılanlar, kanıtlanmış bir cinayet vakası olarak değil, Roma tarih yazıcılığında yer alan ciddi bir suçlama olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bununla birlikte olay, saray hekimlerinin hükümdara yakınlıkları nedeniyle siyasi kuşkuların merkezine yerleşebilme ihtimalini göstermektedir.</p>

<p>İmparatorun en özel anlarında yanında bulunabilmek, hem büyük bir ayrıcalık hem de tehlikeli bir sorumluluk olabiliyordu.</p>

<h2>Roma İmparatorlarıyla Sefere Çıkan Doktorlar</h2>

<p>Roma saray hekimleri her zaman başkentte çalışmıyordu.</p>

<p>İmparatorların askerî seferlere katılması, hekimlerin de Roma dışına çıkmasını gerektirebiliyordu.</p>

<p>Bu konuda dikkat çeken isimlerden biri Scribonius Largus'tur.</p>

<p>MS 43 yılında İmparator Claudius'un Britanya seferine katılan Scribonius, Roma tıp tarihinde özellikle ilaç reçeteleriyle tanınmaktadır.</p>

<p><i>Compositiones</i> adlı eseri, çeşitli hastalıklar için hazırlanan ilaç karışımlarını ve tedavi yöntemlerini içermektedir.</p>

<p>Scribonius'un imparatorluk çevresiyle bağlantıları belirgindir.</p>

<p>Ancak Claudius'un sürekli kişisel hekimi olduğu kesin biçimde söylenememektedir.</p>

<p>Bu nedenle onu, imparatorluk çevresinde bulunan ve Claudius'un askerî seferine katılmış önemli bir hekim olarak tanımlamak daha doğrudur.</p>

<p>Scribonius'un eserinde hekimlik etiğine ilişkin düşüncelerin de bulunması, Roma tıbbında mesleki sorumluluk anlayışının gelişimine ilişkin önemli bilgiler sunmaktadır.</p>

<h2>Antoninus Salgını Saray Hekimlerini de Sınadı</h2>

<p>MS 2. yüzyılda Roma İmparatorluğu'nu etkileyen Antoninus Salgını, antik dünyanın en dikkat çekici sağlık krizlerinden biriydi.</p>

<p>Salgın, MS 165-166 yıllarından itibaren imparatorluğun çeşitli bölgelerinde etkili oldu ve sonraki yıllarda yeni dalgalar hâlinde devam etti.</p>

<p>Roma ordularının hareketliliği ve imparatorluğun geniş ulaşım ağı, hastalığın farklı bölgelere yayılmasında etkili olmuş olabilir.</p>

<p>Galen, salgın dönemini yaşamış ve hastalığa ilişkin bazı belirtileri eserlerinde aktarmış bir hekimdi.</p>

<p>Ancak onun anlatımları, günümüzde kesin bir mikrobiyolojik tanı koymak için yeterli değildir.</p>

<p>Salgının çiçek hastalığıyla ilişkili olabileceği uzun süre savunulmuştur.</p>

<p>Buna karşılık modern paleogenetik ve tarihsel epidemiyoloji araştırmaları, bu tanının kesin olmadığını ve yeni kanıtlar ışığında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Özellikle <i>Journal of Roman Archaeology</i> dergisinde 2022 yılında yayımlanan bir araştırma, çiçek hastalığının antik dönemdeki varlığına ilişkin kabul gören bazı görüşleri sorgulamıştır.</p>

<p>Bu nedenle Antoninus Salgını'nın etkenini kesin olarak çiçek hastalığı şeklinde tanımlamak doğru değildir.</p>

<p>Salgının Roma dünyası üzerindeki etkileri, saray hekimlerinin bilgi ve deneyimlerinin de belirli sınırları bulunduğunu göstermektedir.</p>

<p>Galen gibi dönemin en tanınmış hekimlerinden birinin varlığı, geniş çaplı bulaşıcı hastalıkların durdurulmasını sağlayamıyordu.</p>

<p>Antik tıp, klinik gözlemler bakımından önemli bir birikime sahip olmakla birlikte hastalık etkenleri ve bulaşma mekanizmaları konusunda modern mikrobiyolojinin bilgilerine sahip değildi.</p>

<h2>Saray Hekimliği Nasıl Resmî Bir Kuruma Dönüştü? Archiatri</h2>

<p>Roma İmparatorluğu'nun ilerleyen dönemlerinde hekimlik hizmetlerinin idari yapısı daha belirgin bir nitelik kazandı.</p>

<p>Özellikle geç antik çağda <i>archiatri</i> adı verilen hekimler, farklı resmî görevler ve toplumsal statülerle ilişkilendirildi.</p>

<p>Bu kapsamda imparatorluk sarayında görev yapan hekimler için <i>archiatri sacri palatii</i> veya <i>archiatri palatini</i> gibi adlandırmalar kullanılıyordu.</p>

<p>Ancak <i>archiatri</i> unvanı yalnızca saray hekimleri için kullanılmıyordu.</p>

<p>Şehirlerde kamu hizmeti veren hekimler de bu unvanla anılabiliyordu.</p>

<p>Dolayısıyla Roma'nın farklı dönemlerinde ve farklı bölgelerinde kullanılan hekimlik unvanlarını tek bir kurumun değişmeyen parçaları olarak değerlendirmek doğru değildir.</p>

<p>Geç Roma dönemindeki saray hekimleri ile şehirlerde görev yapan kamu hekimlerinin konumu, sorumlulukları ve ayrıcalıkları farklılaşabiliyordu.</p>

<p>Bazı saray hekimleri yüksek toplumsal mevkilere ulaşabiliyor ve imparatorluk yönetimi içinde saygın bir konum elde edebiliyordu.</p>

<p>Ancak Augustus dönemindeki kişisel hekimlik ilişkileri ile MS 4. ve 5. yüzyılların daha belirgin idari yapıları aynı değildi.</p>

<p>Bu tarihsel değişim, Roma saray hekimliğinin zaman içinde kişisel himaye ilişkilerinin ötesine geçerek daha kurumsal görevlendirme biçimleri kazandığını göstermektedir.</p>

<h2>İmparatorun Doktoru Olmak Ayrıcalık mıydı, Tehlike mi?</h2>

<p>Roma İmparatorluğu'nda hükümdarın doktoru olmak, döneminin en güçlü insanlarından biriyle doğrudan ilişki kurabilmek anlamına geliyordu.</p>

<p>Bu yakınlık, bazı hekimler için olağanüstü mesleki fırsatlar oluşturdu.</p>

<p>Antonius Musa, Augustus'un iyileşmesinin ardından büyük toplumsal saygınlık kazandı.</p>

<p>Quintus Stertinius'un gelirlerine ilişkin anlatı, bazı ünlü hekimlerin önemli servetlere ulaşabildiğini gösterdi.</p>

<p>Galen, imparatorluk hanesinde hekimlik yaparken tıp bilgisini geliştirmeyi ve kapsamlı eserler üretmeyi sürdürdü.</p>

<p>Andromakhos'un hazırladığı teriyak, yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalarda tanınan bir ilaç formülüne dönüştü.</p>

<p>Buna karşılık Xenophon hakkında aktarılan suçlamalar, hükümdarın sağlığıyla ilgilenen bir hekimin siyasi tartışmaların odağına nasıl yerleşebileceğini ortaya koydu.</p>

<p>Bu örneklerden hareketle Roma'daki bütün saray hekimlerinin siyasi entrikalara karıştığını veya devlet yönetimini doğrudan etkilediğini söylemek mümkün değildir.</p>

<p>Ancak imparatora fiziksel olarak yakın olmak, hekimlerin mesleki yaşamlarını diğer doktorlardan farklı hâle getirebiliyordu.</p>

<h2>Roma Saray Hekimliği Tıp Tarihini Nasıl Etkiledi?</h2>

<p>Roma imparatorlarının doktorları, farklı alanlarda tıp tarihine katkılarda bulundu.</p>

<p>Bazıları tedavi uygulamalarıyla ün kazandı. Bazıları ilaç formülleri geliştirdi. Bazıları ise gözlemlerini kaleme alarak sonraki yüzyıllara ulaşan eserler bıraktı.</p>

<p>Özellikle Galen'in çalışmaları, antik tıp bilgisinin aktarılmasında önemli bir rol üstlendi.</p>

<p>Galen'in anatomi, fizyoloji, farmakoloji ve hastalık teorilerine ilişkin eserleri, sonraki yüzyıllarda hem İslam dünyasında hem de Avrupa'da tıp düşüncesini etkiledi.</p>

<p>Eserlerinin Süryanice ve Arapçaya çevrilmesi, bu bilgilerin daha geniş bir coğrafyada değerlendirilmesine katkıda bulundu.</p>

<p>Orta Çağ'da İslam dünyasındaki hekimler, Galen'in çalışmalarından yararlanmakla birlikte onun görüşlerini tartıştı ve bazı alanlarda eleştirdi.</p>

<p>Daha sonraki dönemlerde Latinceye yapılan çeviriler aracılığıyla Galen'in eserleri Avrupa tıp eğitiminde de etkili oldu.</p>

<p>Ancak bu tarihsel etki, Galen'in bütün görüşlerinin doğru olduğu anlamına gelmemektedir.</p>

<p>Modern anatomi, fizyoloji, mikrobiyoloji ve farmakoloji araştırmaları, antik tıbbın çok sayıda açıklamasının geçerliliğini yitirdiğini göstermiştir.</p>

<p>Roma saray hekimliği bu nedenle yalnızca büyük doktorların yaşam öyküleri olarak değil, tıbbi bilginin siyasi güç, ekonomik imkânlar ve toplumsal ilişkiler içinde nasıl geliştiğini gösteren tarihsel bir alan olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>İmparatorların doktorları, bir yandan hükümdarların yaşamlarını korumaya çalışırken diğer yandan tıp tarihinin gelişimine katkıda bulundular. Onların hikâyesi, Antik Roma'da bir hastanın kimliğinin bazen hastalığın kendisi kadar önemli olabildiğini gösteriyor.</strong></p>

<hr />
<h2>KAYNAKLAR</h2>

<h3>Birincil Tarihsel Kaynaklar</h3>

<p><strong>1. Suetonius.</strong> <i>De Vita Caesarum – Divus Augustus</i>, 59 ve 81. bölümler. Antonius Musa'nın Augustus'u tedavisi ve kendisine heykel dikilmesi.</p>

<p><strong>2. Galen.</strong> <i>De Praecognitione (On Prognosis)</i>, II. bölüm. Marcus Aurelius'un muayenesi ve hekimler arasındaki değerlendirme farklılıkları.</p>

<p><strong>3. Tacitus.</strong> <i>Annales</i>, XII. kitap, 66-67. bölümler. Claudius'un ölümü ve Xenophon'a ilişkin suçlamalar.</p>

<p><strong>4. Plinius Maior (Yaşlı Plinius).</strong> <i>Naturalis Historia</i>, XXIX. kitap. Quintus Stertinius ve Roma hekimlerinin gelirleri.</p>

<p><strong>5. Scribonius Largus.</strong> <i>Compositiones</i>. Roma tıbbında ilaç reçeteleri ve hekimlik etiği.</p>

<h3>Akademik Araştırmalar</h3>

<p><strong>6. Singer, P. N. ve Rosen, R. M. (Ed.).</strong> <i>The Oxford Handbook of Galen</i>. Oxford University Press, 2024.</p>

<p><strong>7. Mattern, Susan.</strong> <i>Galen's Clinical Practice</i>. The Oxford Handbook of Galen, Oxford University Press, 2024, s. 342-360.</p>

<p><strong>8. Nutton, Vivian.</strong> <i>Archiatri and the Medical Profession in Antiquity</i>. Papers of the British School at Rome, 45, 1977, s. 191-226.</p>

<p><strong>9. Boudon-Millot, Véronique.</strong> <i>Aux origines de la thériaque: la recette d'Andromaque</i>. Revue d'histoire de la pharmacie, sayı 367, 2010, s. 261-270.</p>

<p><strong>10. Scarborough, John.</strong> <i>Scribonius Largus and Friends</i>. The Oxford Handbook of Science and Medicine in the Classical World, Oxford University Press, 2018, s. 699-720.</p>

<p><strong>11. Newfield, Timothy P., Duggan, Ana T. ve Poinar, Hendrik.</strong> <i>Smallpox's Antiquity in Doubt</i>. Journal of Roman Archaeology, 35(2), 2022, s. 897-913.</p>

<p><strong>12. Vallance, J. T.</strong> <i>Antonius Musa</i>. Oxford Classical Dictionary, Oxford University Press, 2015.</p>

<p><strong>13. Nutton, Vivian.</strong> <i>Scribonius Largus, Roman Physician, c. 1–50 CE</i>. Oxford Classical Dictionary, Oxford University Press, 2016.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/imparatorlarin-doktorlari-roma-sarayinda-hekimlik-nasil-isliyordu</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 20:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/roma-sarayinda-tip-ve-iktidar-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="57035"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Antik Roma'da Göz Ameliyatı Nasıl Yapılıyordu? Celsus'un 2.000 Yıllık Tarifi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/antik-romada-goz-ameliyati-nasil-yapiliyordu-celsusun-2000-yillik-tarifi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/antik-romada-goz-ameliyati-nasil-yapiliyordu-celsusun-2000-yillik-tarifi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antik Roma'da Celsus'un yaklaşık 2.000 yıl önce kaleme aldığı tıp eseri, gözdeki görme kaybına karşı uygulanan iğneli müdahaleyi, hasta hazırlığını ve ameliyat sonrası bakımı ayrıntılarıyla anlatıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Antik Roma'da yaklaşık 2.000 yıl önce göz rahatsızlıklarının yalnızca merhemler ve ilaçlarla değil, cerrahi müdahalelerle de ele alındığı tarihsel tıp metinlerinde anlatılıyor. Romalı yazar Aulus Cornelius Celsus'un MS 1. yüzyılda kaleme aldığı De Medicina adlı eser, görmeyi engelleyen göz rahatsızlıklarında uygulanan iğneli cerrahi işlemin ayrıntılarını günümüze taşıyor.</p>

<p><img alt="Antik Roma'da Göz Ameliyatı: Celsus'un 2.000 Yıllık Tarifi" class="detail-photo img-fluid" height="1848" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3239.jpeg" width="1320" /></p>

<p>Celsus, eserinin yedinci kitabında hastanın ameliyata nasıl hazırlanacağını, cerrahın nasıl oturacağını, yardımcının ne yapacağını ve işlem sonrasında gözün nasıl korunması gerektiğini açıklıyor.</p>

<p>Bugün genellikle katarakt cerrahisinin erken dönem anlatılarından biri olarak değerlendirilen bu metin, Roma dünyasında göz hastalıklarına ve cerrahi müdahalelere ilişkin düşünceleri ortaya koyan önemli tarihsel belgeler arasında bulunuyor.</p>

<p>Antik Roma'da göz ameliyatı nasıl yapılıyordu?</p>

<p>Celsus'un De Medicina adlı eseri sekiz kitaptan oluşuyor. Eserin yedinci ve sekizinci kitaplarında cerrahi uygulamalar ayrıntılı biçimde ele alınıyor.</p>

<p>Yedinci kitabın göz hastalıklarıyla ilgili bölümünde, Latince suffusio olarak adlandırılan ve görmeyi engelleyen bir rahatsızlık anlatılıyor.</p>

<p>Bu terim, eserin akademik çevirilerinde genellikle katarakt olarak karşılanıyor.</p>

<p>Celsus, söz konusu rahatsızlığı gözün içindeki bir maddenin zamanla yoğunlaşarak görmenin önünde engel oluşturması biçiminde açıklıyor.</p>

<p>Metne göre rahatsızlığın her aşaması cerrahi müdahale için uygun görülmüyordu.</p>

<p>Celsus, gözdeki oluşumun büyüklüğünü, rengini, hareketini ve hastanın ışığı algılayıp algılayamadığını değerlendirmenin önemli olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Bazı durumlarda müdahaleden sonuç alınabileceğini düşünürken, bazı göz bulgularında cerrahinin uygun olmayacağını ifade ediyor.</p>

<p>Bu değerlendirmeler, dönemin göz yapısına ve hastalıkların oluşumuna ilişkin hekimlik anlayışını yansıtıyor.</p>

<p>Ameliyat öncesinde hastanın başı neden tutuluyordu?</p>

<p>Celsus'un anlatısında ameliyat sırasında hastanın nasıl oturacağına özel önem veriliyor.</p>

<p>Metne göre hasta, aydınlık bir yerde ışığa dönük biçimde oturtuluyordu. Cerrah ise hastanın karşısında, biraz daha yüksek bir konumda bulunuyordu.</p>

<p>Bir yardımcı hastanın arkasında durarak başını sabit tutuyordu.</p>

<p>Celsus, işlem sırasında meydana gelebilecek küçük bir hareketin görmenin kalıcı olarak kaybedilmesine neden olabileceğini özellikle vurguluyor.</p>

<p>Ameliyat edilmeyen gözün de yünle kapatılarak bağlanması öneriliyordu.</p>

<p>Bu ayrıntılar, cerrahi müdahalenin yalnızca hekim ve hastadan oluşan bir işlem olarak değil, yardımcı bir kişinin de görev aldığı bir uygulama şeklinde tasarlandığını gösteriyor.</p>

<p>Cerrahın hangi elini kullanacağı bile yazılmıştı</p>

<p>Yaklaşık 2.000 yıllık metnin en dikkat çekici ayrıntılarından biri, cerrahın ellerini kullanmasına ilişkin talimat.</p>

<p>Celsus, sol göze yapılacak müdahalede sağ elin, sağ göze yapılacak müdahalede ise sol elin kullanılmasını öneriyor.</p>

<p>Eserin cerrahiyi tanıtan giriş bölümünde de iyi bir cerrahın her iki elini beceriyle kullanabilmesi gerektiği belirtiliyor.</p>

<p>Celsus'a göre cerrahın eli güçlü ve sabit olmalı, titrememeli ve gözleri keskin görmeliydi.</p>

<p>Cerrahın hastanın acısından etkilenerek gereğinden hızlı davranmaması, ancak yapılması gereken müdahaleyi de geciktirmemesi gerektiği anlatılıyordu.</p>

<p>Bu ifadeler, Roma dönemi hekimlik yazınında cerrahi becerinin yalnızca kullanılan aletlerle değil, uygulayıcının bedensel yetenekleri ve davranışlarıyla da ilişkilendirildiğini gösteriyor.</p>

<p>Gözdeki perde iğneyle yerinden oynatılıyordu</p>

<p>Celsus'un anlattığı işlemde temel araç, göze yönelik müdahalede kullanılan ince ve sivri bir iğneydi.</p>

<p>Cerrahın amacı, görmenin önünde engel oluşturduğu düşünülen yapıyı iğne yardımıyla bulunduğu yerden uzaklaştırmaktı.</p>

<p>Metinde bu yapının göz bebeğinin altına doğru itilmesi ve yeniden görme alanına gelmemesi için bulunduğu yerde tutulması anlatılıyor.</p>

<p>İşlem, tıp tarihi araştırmalarında İngilizce couching adıyla anılıyor.</p>

<p>Celsus ayrıca gözdeki engelin yerinden tekrar hareket etmesi durumunda nasıl bir yol izlenebileceğini de açıklıyor.</p>

<p>Ancak metin, belirli bir hastaya uygulanmış ve sonucu gözlemlenmiş tekil bir ameliyat raporu değil, cerrahi işlemin nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğini anlatan bir hekimlik kaynağıdır.</p>

<p>Bu nedenle tarifin bulunması, işlemin her hastada başarıyla uygulandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ameliyattan sonra göz nasıl korunuyordu?</p>

<p>Celsus, göz ameliyatını yalnızca cerrahi müdahalenin gerçekleştirilmesiyle sınırlı tutmuyor.</p>

<p>Eserinde işlem sonrasındaki bakım için de ayrı talimatlar bulunuyor.</p>

<p>Müdahaleden sonra gözün üzerine yumurta akıyla ıslatılmış yumuşak yün konulması, iltihaplanmayı önlemeye yönelik olduğu düşünülen maddeler kullanılması ve gözün bandajlanması öneriliyor.</p>

<p>Hastanın dinlenmesi, beslenmesinin düzenlenmesi ve göz çevresine yatıştırıcı olarak tanımlanan ilaçların uygulanması da metinde yer alıyor.</p>

<p>İlk günlerde çiğneme hareketinin azaltılması amacıyla sıvı yiyecekler verilmesi anlatılıyor.</p>

<p>Bu bakım önerileri, dönemin cerrahi uygulamalarında müdahale sonrasındaki dinlenme ve bedensel hareketlerin de önemsendiğini gösteriyor.</p>

<p>Romalı hekimler göz hastalıklarını nasıl değerlendiriyordu?</p>

<p>De Medicina, göz hastalıklarını tek bir başlık altında toplamıyor.</p>

<p>Eserde göz kapakları, gözyaşıyla ilişkili rahatsızlıklar, göz yüzeyindeki oluşumlar ve görmeyi engelleyen durumlar ayrı ayrı ele alınıyor.</p>

<p>Celsus bazı rahatsızlıklar için ilaç kullanımını anlatırken, bazılarında cerrahi müdahalelerden söz ediyor.</p>

<p>Hangi uygulamanın tercih edileceğine ilişkin değerlendirmelerinde hastalığın görünümü, süresi ve hastanın durumu önemli yer tutuyor.</p>

<p>Eserin bu bölümleri, Roma döneminde göz hastalıklarına yönelik belirli bir yazılı bilgi birikiminin bulunduğunu ve cerrahi işlemlerin de bu birikim içerisinde değerlendirildiğini gösteriyor.</p>

<p>Celsus gerçekten göz ameliyatı yaptı mı?</p>

<p>Celsus'un yaşamına ilişkin bilgiler sınırlı.</p>

<p>MÖ 1. yüzyılın sonları ile MS 1. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı kabul edilen Celsus, tıp alanında eser veren Romalı bir ansiklopedi yazarı olarak tanınıyor.</p>

<p>De Medicina, Antik Yunan ve Roma hekimlik geleneklerinden derlenen bilgileri içeren kapsamlı bir eser niteliğinde.</p>

<p>Celsus'un göz ameliyatlarını bizzat gerçekleştirdiğini gösteren kesin bir tarihsel belge bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle onun doğrudan göz cerrahı olarak tanıtılması yerine, dönemin cerrahi bilgisini ayrıntılı biçimde kayda geçiren bir yazar olarak değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Eserin giriş bölümünde Celsus'un Yunan ve Roma dünyasındaki çeşitli cerrahi otoritelerden söz etmesi de aktardığı bilgilerin daha geniş bir hekimlik geleneğiyle ilişkili olduğunu gösteriyor.</p>

<p>2.000 yıllık metin göz cerrahisi tarihine ne anlatıyor?</p>

<p>De Medicina'nın yedinci kitabı, Roma döneminde göz cerrahisinin nasıl tasarlandığını anlamak için önemli bir birincil kaynak oluşturuyor.</p>

<p>Hastanın oturuş düzeninden yardımcı kişinin görevine, cerrahın ellerini kullanmasından işlem sonrası bakıma kadar verilen ayrıntılar, cerrahi müdahalenin belirli kurallar içerisinde anlatıldığını ortaya koyuyor.</p>

<p>Bununla birlikte tarihsel bir metindeki cerrahi talimatlar, dönemin bütün hekimlerinin aynı uygulamaları gerçekleştirdiğini veya bu müdahalelerin sonuçlarını kesin biçimde belgelemiyor.</p>

<p>Celsus'un yaklaşık 2.000 yıl önce kaleme aldığı satırlar, Antik Roma'da göz hastalıklarının nasıl kavrandığını, cerrahlardan hangi becerilerin beklendiğini ve hastaların bakımına ilişkin hangi düşüncelerin kayda geçirildiğini günümüze taşıyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Aulus Cornelius Celsus. De Medicina, VII. Kitap, 7. bölüm, 13-14. kısımlar. Çeviri: W. G. Spencer. Loeb Classical Library, Cilt III, Harvard University Press, 1938.</p>

<p>2. The Open University. Health and Wellbeing in the Ancient World, Bölüm 2.3: Cataract Surgery. OpenLearn.</p>

<p>3. John Stewart Milne. Surgical Instruments in Greek and Roman Times. Clarendon Press, Oxford, 1907. Göz cerrahisi aletleri ve cerrahi iğneler bölümü. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/antik-romada-goz-ameliyati-nasil-yapiliyordu-celsusun-2000-yillik-tarifi</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 19:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3240.jpeg" type="image/jpeg" length="43959"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnsanları Yıllarca Hareketsiz Bırakan Gizemli Salgın]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/insanlari-yillarca-hareketsiz-birakan-gizemli-salgin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/insanlari-yillarca-hareketsiz-birakan-gizemli-salgin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[irinci Dünya Savaşı yıllarında ortaya çıkan gizemli bir nörolojik salgın, dünyanın farklı bölgelerinde çok sayıda insanı etkiledi. Bazı hastalar derin uyku bozuklukları yaşarken bazıları hareket etme ve konuşma yeteneklerini büyük ölçüde kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hayatta kalanların bir bölümü, yıllarca ağır hareket bozukluklarıyla yaşamak zorunda kaldı. Ensefalitis letarjika adı verilen hastalık, 1920'lerin sonlarında büyük ölçüde geriledi. Ancak salgının nedeni, bir asrı aşan bilimsel araştırmalara rağmen kesin olarak açıklanamadı.</p>

<hr />
<h2>1927: Bir Hastanın Yüzünde Kaybolan İfade</h2>

<p>1927 yılında İngiliz nörolog Samuel Alexander Kinnier Wilson'ın hastalarından biri hakkında tutulan tıbbi kayıt, dönemin hekimlerinin karşılaştığı olağanüstü nörolojik tabloyu gözler önüne seriyordu.</p>

<p>Hasta yatağında neredeyse tamamen hareketsizdi. Yüzündeki ifade büyük ölçüde kaybolmuştu. Muayene notunda, hastanın hareketsizliği tuzdan bir sütuna, yüzünün ifadesizliği ise taştan oyulmuş bir yüze benzetiliyordu.</p>

<p>Bu gözlem, sıradan bir felç veya uyku bozukluğunu değil, 20. yüzyılın en gizemli nörolojik salgınlarından biri olan ensefalitis letarjikanın ağır sonuçlarını yansıtıyordu.</p>

<p>Kinnier Wilson'ın hasta kaydı, yaklaşık bir asır sonra, 2024 yılında <i>Brain Communications</i> dergisinde yayımlanan kapsamlı bir araştırmanın giriş bölümünde yeniden bilim dünyasının karşısına çıktı.</p>

<p>Araştırmacılar, o döneme ait yüzlerce hasta dosyasını incelemişti. Kayıtlar, bazı hastaların neden uzun süre hareketsiz kaldığını açıklamaya yardımcı oluyordu.</p>

<p>Ancak hastalığın neden ortaya çıktığı sorusu hâlâ yanıt bekliyordu.</p>

<h2>Avrupa'da Tanımlanamayan Bir Hastalık Ortaya Çıkıyor</h2>

<p>Birinci Dünya Savaşı devam ederken Avrupa'daki hekimler, daha önce karşılaştıkları hastalık tablolarına tam olarak benzemeyen nörolojik vakalar görmeye başladı.</p>

<p>Fransız hekim Jean-René Cruchet ve çalışma arkadaşları, 1915–1916 döneminde alışılmadık nörolojik belirtiler gösteren hastaları değerlendirdi.</p>

<p>Avusturyalı nörolog Constantin von Economo ise 1916 sonlarında Viyana'da benzer vakalarla karşılaştı.</p>

<p>Von Economo, 17 Nisan 1917 tarihinde Viyana Psikiyatri Derneğinde yaptığı sunumda, hastalığın klinik özelliklerini ayrıntılı biçimde tanımladı.</p>

<p>Hastalığa <i>encephalitis lethargica</i> adı verildi.</p>

<p>Türkçede ensefalitis letarjika veya letarjik ensefalit olarak anılan bu hastalık, özellikle uyku düzenindeki ağır bozulmalarla dikkat çekiyordu.</p>

<p>Ancak zaman içinde tablonun yalnızca uykuyla sınırlı olmadığı anlaşıldı.</p>

<p>Bazı hastalarda göz hareket bozuklukları, kas sertliği, titreme, ruhsal ve davranışsal değişiklikler, konuşma güçlüğü ve hareketlerde belirgin yavaşlama görülüyordu.</p>

<p>Hastalığın ilk örneklerinin tam olarak ne zaman ortaya çıktığı konusunda farklı tarihsel değerlendirmeler bulunmakla birlikte, büyük salgın dönemi çoğunlukla 1916–1927 yılları arasında ele alınıyor.</p>

<p>Salgın Avrupa'yla sınırlı kalmadı. Kuzey ve Orta Amerika, Japonya, Avustralya, Orta Doğu ve Afrika'nın farklı bölgelerinden benzer vakalar bildirildi.</p>

<h2>Bir Milyondan Fazla İnsan Etkilenmiş Olabilir</h2>

<p>Ensefalitis letarjika salgınının gerçek boyutları hâlâ kesin olarak bilinmiyor.</p>

<p>Bazı tarihsel ve bilimsel değerlendirmelerde bir milyondan fazla kişinin hastalıktan etkilenmiş olabileceği, ölüm sayısının ise yüz binlerle ifade edilebileceği belirtiliyor.</p>

<p>Buna karşılık daha ihtiyatlı epidemiyolojik incelemelerde, 1927 yılına kadar yaklaşık 65 bin bildirilmiş vakaya ilişkin tarihsel verilerden söz ediliyor.</p>

<p>Bu rakamlar aynı şeyi ölçmüyor. Bildirilmiş vaka sayıları dönemin sağlık kayıtlarına dayanırken, çok daha yüksek küresel sayılar tahmini hastalık yükünü yansıtıyor.</p>

<p>Ülkeler arasındaki kayıt farklılıkları, tanı yöntemlerinin sınırlılığı ve hafif vakaların fark edilmemiş olma ihtimali nedeniyle kesin bir küresel bilanço oluşturmak mümkün değil.</p>

<p>Bununla birlikte tarihsel kayıtlar, ensefalitis letarjikanın yalnızca nadir görülen bir nörolojik hastalık olmadığını; geniş bir coğrafyada ciddi sağlık sorunlarına yol açan bir salgın tablosu oluşturduğunu gösteriyor.</p>

<p>Özellikle ağır vakalarda ölüm riski yüksekti.</p>

<p>Hayatta kalanların bir bölümünde ise hastalığın etkileri akut dönemle sınırlı kalmadı.</p>

<p>Bazen hastaların yaşamlarını onlarca yıl boyunca değiştiren nörolojik sorunlar gelişti.</p>

<h2>Hastalar Gerçekten Yıllarca Uyuyor muydu?</h2>

<p>Ensefalitis letarjika, tarih boyunca sıklıkla uyku hastalığı olarak tanımlandı.</p>

<p>Ancak hastaların yıllarca kesintisiz biçimde uyuduğu düşüncesi, hastalığın klinik özelliklerini doğru yansıtmıyor.</p>

<p>Akut dönemde ağır uyku bozuklukları görülebiliyordu.</p>

<p>Bazı hastalarda günlerce süren yoğun uyku hâli, bilinç değişiklikleri ve ağır vakalarda koma gelişiyordu. Diğer hastalarda ise belirgin uykusuzluk ve uyku-uyanıklık döngüsünde bozulmalar ortaya çıkabiliyordu.</p>

<p>Kronik dönemde görülen uzun süreli hareketsizlik ise çoğu zaman farklı nörolojik mekanizmalarla ilişkiliydi.</p>

<p>Hareketleri başlatamama, kaslarda sertlik ve belirgin hareket yavaşlığı bazı hastaların neredeyse tamamen hareketsiz kalmasına yol açabiliyordu.</p>

<p>Bu tablo, nörolojide akinezi ve bradikinezi gibi kavramlarla açıklanıyor.</p>

<p>Akinezi, istemli hareketlerin başlatılmasının ciddi biçimde bozulmasını; bradikinezi ise hareketlerin belirgin derecede yavaşlamasını ifade ediyor.</p>

<p>Ağır vakalarda hasta yatağından kalkamayabiliyor, yürüyemiyor veya konuşmakta son derece zorlanabiliyordu.</p>

<p>Bazı hastalar çevrelerinde olup bitenlerin farkında oldukları hâlde buna yeterli fiziksel karşılığı veremiyordu.</p>

<p>Ancak bütün hastaların bilinç düzeyi ve farkındalığı aynı değildi. Hastalığa eşlik eden başka nörolojik ve psikiyatrik belirtiler de tabloyu karmaşıklaştırıyordu.</p>

<p>Dolayısıyla tarihsel anlatılarda kullanılan yıllarca uyuma ifadesi, gerçekte çoğu zaman ağır ve uzun süreli hareket bozukluklarını betimliyor.</p>

<p>Bu ayrım, hastalığın doğru anlaşılması açısından büyük önem taşıyor.</p>

<h2>Hastalık Geçtikten Sonra Parkinsonizm Başlıyordu</h2>

<p>Ensefalitis letarjikanın en dikkat çekici özelliklerinden biri, ilk hastalık dönemi atlatıldıktan sonra gelişebilen nörolojik bozukluklardı.</p>

<p>Bazı hastalar başlangıçta ateş, baş ağrısı, halsizlik ve uyku bozuklukları yaşıyordu.</p>

<p>Bu belirtiler zamanla hafifleyebiliyor ve hastanın iyileştiği düşünülebiliyordu.</p>

<p>Ancak haftalar, aylar veya yıllar sonra yeni sorunlar ortaya çıkabiliyordu.</p>

<p>Hareketlerde yavaşlama, kas sertliği, titreme, yürüyüş bozukluğu ve yüz ifadelerinin azalması, ensefalit sonrası parkinsonizm olarak bilinen tablonun önemli özellikleriydi.</p>

<p>Bazı kişilerde gözlerin istemsiz olarak belirli bir yöne, özellikle yukarı doğru dönmesiyle ortaya çıkan okülojirik krizler de görülüyordu.</p>

<p>Bu belirtilerin bir bölümü Parkinson hastalığında karşılaşılan klinik bulgulara benziyordu.</p>

<p>Ancak ensefalit sonrası parkinsonizm ile günümüzde yaygın olarak görülen Parkinson hastalığı aynı hastalık değil.</p>

<p>Ensefalit sonrası parkinsonizmde, geçirilmiş beyin iltihabı ve bunun sinir sistemi üzerinde bıraktığı hasar önemli rol oynuyordu.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan tarihsel arşiv araştırması, parkinsonizmin başlangıç zamanına ilişkin önemli bilgiler de ortaya koydu.</p>

<p>Hastalık başlangıcından parkinsonizm gelişimine kadar geçen sürenin kaydedildiği 511 hastada ortanca süre yaklaşık dört aydı. Bununla birlikte bazı hastalarda belirtiler çok daha erken, bazılarında ise yıllar sonra ortaya çıkabiliyordu.</p>

<p>Bu bulgu, ensefalitis letarjikanın uzun dönemli sonuçlarının bütün hastalarda aynı hızda gelişmediğini gösteriyordu.</p>

<h2>Beyindeki Hangi Hasar İnsanları Hareketsiz Bırakıyordu?</h2>

<p>Hastalığın nörolojik etkilerini anlamaya çalışan hekimler, özellikle beyin sapı ve bazal gangliyonlar üzerinde yoğunlaştı.</p>

<p>Bazal gangliyonlar, hareketlerin düzenlenmesinde ve belirli davranışsal işlevlerde rol oynayan sinir ağı yapılarıdır.</p>

<p>Özellikle orta beyinde bulunan substantia nigra, hareket kontrolü açısından kritik öneme sahiptir.</p>

<p>Bu bölgedeki dopamin üreten sinir hücreleri, hareketlerin düzenlenmesine katkıda bulunur.</p>

<p>Ensefalit sonrası parkinsonizm gelişen bazı hastaların beyinlerinde substantia nigra bölgesinde belirgin hücresel kayıp ve dejeneratif değişiklikler saptandı.</p>

<p>Bu bulgular, hastaların neden ciddi hareket güçlükleri yaşayabildiğini açıklayan önemli nöropatolojik kanıtlar arasında yer alıyor.</p>

<p>Ancak beynin hangi bölgelerinin hasar gördüğünü bilmek, hastalığın neden başladığını açıklamaya yetmiyordu.</p>

<p>Asıl sorun, bu hasarı başlatan etkenin belirlenememesiydi.</p>

<h2>1918 İspanyol Gribiyle Bağlantısı Var mıydı?</h2>

<p>Ensefalitis letarjikanın nedeni araştırılırken üzerinde en fazla durulan olasılıklardan biri, 1918 influenza pandemisiyle ilişkili olmasıydı.</p>

<p>İspanyol gribi olarak bilinen pandemiyle ensefalitis letarjika salgını kısmen aynı dönemde yaşanmıştı.</p>

<p>Bu durum, hastalıkların ortak bir etkenle bağlantılı olabileceği düşüncesini doğurdu.</p>

<p>Ancak tarihsel veriler bu bağlantıyı kesin olarak doğrulamadı.</p>

<p>Ensefalitis letarjika belirtileri gösteren hastaların bir bölümü, 1918 influenza pandemisi başlamadan önce bildirilmişti.</p>

<p>Bu zaman farkı, iki salgın arasında doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurulmasını güçleştiriyordu.</p>

<p>2001 yılında <i>Journal of Neuropathology &amp; Experimental Neurology</i> dergisinde yayımlanan bir araştırma, tartışmaya moleküler düzeyde yeni bilgiler ekledi.</p>

<p>Sherman McCall ve çalışma arkadaşları, tarihsel ensefalitis letarjika vakalarından elde edilmiş arşiv beyin dokularında influenza virüsüne ait genetik materyal araştırdı.</p>

<p>Çalışmada beş akut ensefalitis letarjika olgusuna ve iki ensefalit sonrası parkinsonizm olgusuna ait seçilmiş doku örnekleri incelendi.</p>

<p>İncelenen materyalde influenza virüsünün hedeflenen gen bölgelerine ait RNA saptanamadı.</p>

<p>Araştırmacılar, bu bulguların 1918 influenza virüsünün doğrudan beyni enfekte ederek ensefalitis letarjikaya yol açmış olması ihtimalini zayıflattığını değerlendirdi.</p>

<p>Ancak negatif bir moleküler sonuç, geçmişte hiçbir enfeksiyon yaşanmadığının kesin kanıtı değil.</p>

<p>Özellikle onlarca yıl saklanmış dokularda genetik materyalin bozulabilmesi ve enfeksiyonun doğrudan değil, bağışıklık sistemi üzerinden dolaylı etkiler oluşturabilmesi bu değerlendirmeyi sınırlandırıyor.</p>

<p>Dolayısıyla İspanyol gribi ile ensefalitis letarjika arasında kesin bir nedensel ilişki gösterilemediği gibi, bütün olası dolaylı bağlantılar da dışlanabilmiş değil.</p>

<h2>Bağışıklık Sistemi Kendi Beynine Saldırmış Olabilir mi?</h2>

<p>Ensefalitis letarjikanın nedenini açıklamak için geliştirilen diğer önemli hipotez, hastalığın bağışıklık sistemiyle ilişkili olabileceği düşüncesiydi.</p>

<p>Bu yaklaşıma göre bazı enfeksiyonlar, bağışıklık sisteminin sinir hücrelerini veya sinir sistemi yapılarındaki belirli hedefleri yanlışlıkla tanımasına yol açmış olabilir.</p>

<p>2004 yılında <i>Brain</i> dergisinde yayımlanan bir araştırmada, ensefalitis letarjikaya benzeyen belirtiler gösteren 20 çağdaş hasta incelendi.</p>

<p>Russell C. Dale ve çalışma arkadaşları, bu hastaların yüzde 95'inde bazal gangliyon antijenleriyle reaksiyon gösteren antikorlar saptadı.</p>

<p>Araştırmacılar, bu bulguların enfeksiyon sonrası gelişen bir otoimmün süreçle ilişkili olabileceğini öne sürdü.</p>

<p>Ancak burada önemli bir bilimsel ayrım bulunuyor.</p>

<p>Araştırmanın hastaları, 1916–1927 salgınının doğrudan incelenebilen hastaları değildi. Çalışma, daha sonraki dönemlerde benzer belirtiler gösteren bireyleri kapsıyordu.</p>

<p>Ayrıca bu antikorların hastalığa doğrudan neden olduğunu göstermek mümkün olmadı.</p>

<p>Sonraki bilimsel değerlendirmelerde, bazı antikor testlerinin klinik açıdan anlam taşımayan reaksiyonlar verebileceği de tartışıldı.</p>

<p>Bu nedenle otoimmünite hipotezi dikkat çekici olmakla birlikte, tarihsel salgının kesin açıklaması olarak kabul edilmiyor.</p>

<h2>1969: Onlarca Yıl Sonra Gelen Uyanış</h2>

<p>Ensefalitis letarjikanın tıp tarihindeki en etkileyici bölümlerinden biri, salgının üzerinden yaklaşık yarım yüzyıl geçtikten sonra yaşandı.</p>

<p>İngiliz nörolog Oliver Sacks, 1960'lı yıllarda New York'un Bronx bölgesindeki Beth Abraham Hastanesinde çalışmaya başladı.</p>

<p>Hastanede, geçmişte ensefalitis letarjika geçirmiş ve uzun yıllardır ciddi hareket bozuklukları yaşayan kişiler bulunuyordu.</p>

<p>Bu hastaların bir bölümü onlarca yıldır son derece sınırlı hareket edebiliyor, konuşmakta ve günlük faaliyetlerini yerine getirmekte güçlük çekiyordu.</p>

<p>1969 yılında Sacks, hastaların bir bölümüne levodopa olarak da bilinen L-DOPA tedavisini uygulamaya başladı.</p>

<p>Levodopa, beyinde dopamine dönüşebilen ve dopamin eksikliğiyle ilişkili hareket bozukluklarının tedavisinde kullanılan bir ilaçtı.</p>

<p>Bazı hastalarda beklenmedik derecede belirgin düzelmeler görüldü.</p>

<p>Uzun süredir ciddi biçimde hareketsiz olan kişiler hareket etmeye, konuşmaya ve çevreleriyle daha etkin iletişim kurmaya başladı.</p>

<p>Bazıları yıllardır gerçekleştiremediği gündelik faaliyetleri yeniden yapabilir hâle geldi.</p>

<p>Bu gelişmeler, hastalar ve yakınları açısından olağanüstü bir değişimi temsil ediyordu.</p>

<p>Ancak başlangıçtaki umut verici sonuçlar bütün hastalarda kalıcı olmadı.</p>

<p>Bazı hastalarda tedavinin etkisi zamanla azaldı. Bazılarında istemsiz hareketler, davranışsal değişiklikler ve ciddi nöropsikiyatrik sorunlar ortaya çıktı.</p>

<p>Kimi hastalarda hareketsizlikle aşırı hareketlilik arasında değişken dönemler yaşandı.</p>

<p>Dolayısıyla L-DOPA uygulaması, hastaları kesin biçimde iyileştiren veya ensefalitis letarjikanın nedenini ortadan kaldıran bir tedavi değildi.</p>

<p>Daha çok hastalığın bıraktığı bazı hareket bozukluklarının ilaçla hafifletilebileceğini gösteren önemli bir klinik deneyimdi.</p>

<p>Sacks, bu hastalarla yaşadığı deneyimleri 1973 yılında yayımlanan <i>Awakenings</i> adlı kitabında anlattı.</p>

<p>Türkçede <i>Uyanışlar</i> adıyla tanınan eser, daha sonra 1990 yılında aynı adla sinemaya uyarlandı.</p>

<p>Filmde Robert De Niro ve Robin Williams başrolleri paylaştı.</p>

<p>Ancak gerçek hastaların hikâyeleri, sinema anlatısının dramatik sınırlarından çok daha karmaşık bir tıbbi ve insani deneyimi yansıtıyordu.</p>

<h2>2024: Yüz Yıllık Hasta Dosyaları Yeniden Açıldı</h2>

<p>Ensefalitis letarjikanın nedeni hakkındaki belirsizlik, 21. yüzyılda da bilimsel araştırmalara konu olmaya devam etti.</p>

<p>4 Ekim 2024 tarihinde <i>Brain Communications</i> dergisinde yayımlanan araştırma, bu alandaki en kapsamlı tarihsel klinik incelemelerden birini ortaya koydu.</p>

<p>University College London ve diğer kurumlardan Jonathan P. Rogers ve çalışma arkadaşları, Londra'daki National Hospital for Neurology and Neurosurgery arşivlerini inceledi.</p>

<p>Araştırmada 1918–1946 yılları arasında hastaneye kabul edilmiş, ensefalitis letarjika veya hastalığın sonuçlarıyla ilişkili tanı kayıtları bulunan 614 kişinin dosyası değerlendirildi.</p>

<p>Karşılaştırma amacıyla 65 kontrol dosyası da araştırmaya dahil edildi.</p>

<p>Hasta grubunun hastaneye kabul sırasındaki ortanca yaşı 29 olarak hesaplandı.</p>

<h3>Hastalarda En Sık Hangi Belirtiler Görülüyordu?</h3>

<p>Araştırmacılar, tarihsel kayıtlarda belgelenen belirtileri ayrıntılı biçimde sınıflandırdı.</p>

<p>İncelenen 614 hastanın:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüzde 97,6'sında hareket sistemiyle ilgili belirtiler,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yüzde 91'inde kafa çiftleriyle ilişkili nörolojik bulgular,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yüzde 77,4'ünde gözle ilgili belirtiler,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yüzde 66,1'inde uyku bozuklukları,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yüzde 62,1'inde gastrointestinal veya beslenmeyle ilişkili sorunlar,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yüzde 60,8'inde konuşma bozuklukları,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yüzde 53,9'unda psikiyatrik belirtiler</p>
 </li>
</ul>

<p>kaydedilmişti.</p>

<p>Bu sonuçlar, ensefalitis letarjikanın tek bir belirtiyle tanımlanamayacak kadar çeşitli bir klinik tablo oluşturduğunu gösteriyordu.</p>

<p>Ancak oranların önemli bir sınırlılığı bulunuyordu.</p>

<p>Araştırma, genel toplumdaki bütün vakaları değil, uzmanlaşmış bir nöroloji hastanesine kabul edilmiş kişilerin arşiv kayıtlarını kapsıyordu.</p>

<p>Bu nedenle ağır ve kronik nörolojik sorunların araştırma grubunda daha fazla temsil edilmiş olması mümkündü.</p>

<p>Söz konusu yüzdeler, tarihsel salgındaki bütün hastalar için doğrudan genellenemez.</p>

<h2>614 Hasta Dosyası Gizemi Çözebildi mi?</h2>

<p>Araştırmanın en önemli amaçlarından biri, hastalığın nedenine ilişkin tarihsel hipotezleri modern tanı ölçütleriyle karşılaştırmaktı.</p>

<p>Bunun için enfeksiyon geçmişi, olası çevresel maruziyetler, otoimmün ensefalit belirtileri ve katatoniyle ilişkili bulgular ayrı ayrı değerlendirildi.</p>

<p>614 hastanın 195'inde, yani yüzde 31,8'inde, hastalık başlangıcıyla aynı takvim yılında veya önceki takvim yılında geçirilmiş ateşli hastalık öyküsü bulundu.</p>

<p>Araştırmacılar, bu ilişkinin enfeksiyöz bir etken olasılığını düşündürebileceğini ancak kayıt ve bildirim yanlılığı nedeniyle güçlü bir nedensellik kanıtı oluşturmadığını belirtti.</p>

<p>Mesleki ağır metal veya çözücü maruziyetinin ensefalitis letarjikayla ilişkili olduğunu gösteren ikna edici bir sonuç da elde edilmedi.</p>

<p>Otoimmünite açısından yapılan değerlendirmede ise 276 hastanın, yani yüzde 45'inin, günümüzde kullanılan olası otoimmün ensefalit tanı ölçütlerini karşılayabileceği hesaplandı.</p>

<p>Ancak yalnızca üç hasta, yaklaşık yüzde 0,5'lik bir oranla, kuvvetle muhtemel anti-NMDA reseptör ensefaliti için kullanılan klinik ölçütlerle uyumluydu.</p>

<p>Bu noktada önemli olan, tarihsel kayıtlara modern ölçütlerin uygulanmasının kesin bir tanı anlamına gelmemesiydi.</p>

<p>Araştırma kapsamında geçmişteki hastalara antikor testi uygulanması veya orijinal etkenin doğrudan gösterilmesi mümkün değildi.</p>

<p>Bulgular, ensefalitis letarjikanın bazı otoimmün hastalıklarla örtüşebileceğini ancak tarihsel salgının doğrudan anti-NMDA reseptör ensefalitiyle açıklanamayacağını düşündürüyordu.</p>

<p>Araştırmacıların genel değerlendirmesi, ensefalitis letarjikanın kendine özgü ve oldukça çeşitli nöropsikiyatrik belirtiler taşıyan bir hastalık tablosu olduğu yönündeydi.</p>

<p>Bir asırlık hasta kayıtları, hastalığın klinik özelliklerini daha iyi anlamayı sağlamıştı.</p>

<p>Ancak salgının kesin nedenini ortaya koyamamıştı.</p>

<h2>Salgın Neden Birdenbire Geriledi?</h2>

<p>Ensefalitis letarjikanın tarihsel seyrindeki en dikkat çekici sorulardan biri, hastalığın yaygın salgın biçiminin neden ortadan kaybolduğudur.</p>

<p>1920'lerin sonlarına doğru büyük salgın dalgası geriledi.</p>

<p>Sonraki yıllarda ensefalitis letarjika veya benzer nörolojik belirtiler gösteren tekil vakalar bildirilmeye devam etti.</p>

<p>Ancak erken 20. yüzyıldaki büyüklükte yeni bir salgın kesin olarak belgelenmedi.</p>

<p>Bunun nedenine ilişkin çeşitli açıklamalar öne sürüldü.</p>

<p>Eğer hastalık enfeksiyöz bir etkenle ilişkiliyse, etkenin dolaşımındaki değişiklikler, toplum bağışıklığının farklılaşması veya başka epidemiyolojik koşullar gerilemede rol oynamış olabilir.</p>

<p>Ancak bunların hiçbiri kesin biçimde doğrulanmış değil.</p>

<p>Ayrıca tarihsel dönemde ensefalitis letarjika adı altında sınıflandırılan bütün hastaların tek bir hastalık mekanizmasına sahip olup olmadığı da tartışma konusu.</p>

<p>Dönemin tanı yöntemleriyle birbirinden farklı hastalık tablolarının aynı başlık altında toplanmış olması ihtimali tamamen dışlanamıyor.</p>

<p>Bu durum, hem salgının ortaya çıkışını hem de ortadan kayboluşunu açıklamayı güçleştiriyor.</p>

<h2>Ensefalitis Letarjika ile Afrika Uyku Hastalığı Aynı Şey mi?</h2>

<p>Tarihsel anlatımlarda ensefalitis letarjika için kullanılan uyku hastalığı ifadesi, başka bir enfeksiyonla karışıklığa neden olabiliyor.</p>

<p>Afrika uyku hastalığı olarak bilinen insan Afrika tripanozomiyazisi, <i>Trypanosoma brucei</i> parazitinin neden olduğu ve çeçe sinekleri aracılığıyla bulaşabilen bir enfeksiyondur.</p>

<p>Bu hastalıkta da uyku düzeninin bozulması ve sinir sistemi belirtileri görülebilir.</p>

<p>Ancak ensefalitis letarjika ile aynı hastalık değildir.</p>

<p>Ensefalitis letarjikanın tarihsel salgınında kesin etken belirlenememiştir.</p>

<p>İki hastalığın benzer adlarla anılması, nedenlerinin ve biyolojik mekanizmalarının aynı olduğu anlamına gelmez.</p>

<h2>Bir Asır Sonra Hâlâ Yanıt Bekleyen Sorular</h2>

<p>Ensefalitis letarjika salgını, modern nörolojinin gelişiminde önemli bir yere sahip.</p>

<p>Hastalıkla ilgili klinik ve nöropatolojik gözlemler, uyku ve uyanıklığın düzenlenmesinde beyin sapı yapılarının rolünün anlaşılmasına katkı sağladı.</p>

<p>Ensefalit sonrası parkinsonizm vakaları, bazal gangliyonların ve dopaminerjik sinir sisteminin hareket kontrolündeki önemini gösteren klinik gözlemler arasında yer aldı.</p>

<p>Oliver Sacks'ın 1969 yılında gerçekleştirdiği levodopa uygulamaları ise ağır nörolojik hasar sonrasında bazı hareket belirtilerinin ilaç tedavisiyle belirgin biçimde değişebileceğini ortaya koydu.</p>

<p>Ancak hastalığın temel nedeni hakkındaki en önemli sorular bugün de geçerliliğini koruyor.</p>

<p>Salgını tek bir mikroorganizma mı başlattı?</p>

<p>Geçirilmiş bir enfeksiyonun ardından gelişen bağışıklık yanıtı mı beyin dokusunda hasara yol açtı?</p>

<p>Neden bazı hastalar iyileşirken bazıları yıllarca ağır hareket bozukluklarıyla yaşamak zorunda kaldı?</p>

<p>Ve neden hastalık, 20. yüzyılın başında geniş bir coğrafyada ortaya çıktıktan sonra büyük ölçüde geriledi?</p>

<p>Bu soruların kesin yanıtları henüz bilinmiyor.</p>

<p>Ensefalitis letarjika, tıp tarihinin yalnızca unutulmuş salgınlarından biri değil; aynı zamanda bir hastalığın klinik belirtilerini tanımlamakla onun nedenini açıklamak arasındaki bilimsel farkı gösteren çarpıcı örneklerden biri.</p>

<p>Hekimler hastalığın etkilediği beyin bölgelerini inceleyebildi, uzun dönemli sonuçlarını belgeledi ve bazı belirtileri hafifleten tedaviler geliştirdi.</p>

<p>Buna rağmen salgının başlangıcındaki temel neden hâlâ açıklığa kavuşturulamadı.</p>

<p><strong>Bir asır önce ortaya çıkan hastalık büyük ölçüde tarih sahnesinden çekildi. Fakat arkasında, modern tıbbın henüz kesin yanıt veremediği bir soru bıraktı: İnsanları yıllarca hareketsiz bırakabilen bu nörolojik salgını gerçekte ne başlatmıştı?</strong></p>

<hr />
<h2>BİLİMSEL KAYNAKLAR</h2>

<p><strong>1. Rogers JP ve arkadaşları (2024).</strong> Encephalitis lethargica: clinical features and aetiology. <i>Brain Communications</i>, 6(5), fcae347. 614 tarihsel vaka ve 65 kontrol dosyasının incelendiği temel araştırma.</p>

<p><strong>2. Dale RC ve arkadaşları (2004).</strong> Encephalitis lethargica syndrome: 20 new cases and evidence of basal ganglia autoimmunity. <i>Brain</i>, 127(1), 21–33. Otoimmünite hipotezine ilişkin klinik araştırma.</p>

<p><strong>3. McCall S ve arkadaşları (2001).</strong> Influenza RNA not detected in archival brain tissues from acute encephalitis lethargica cases or in postencephalitic Parkinson cases. <i>Journal of Neuropathology &amp; Experimental Neurology</i>, 60(7), 696–704.</p>

<p><strong>4. LeWitt PA (2023).</strong> A Half-century of Awakenings. <i>Neurology</i>, 101(13), 582–584. Oliver Sacks'ın çalışmalarının tarihsel ve klinik değerlendirmesi.</p>

<p><strong>5. Di Vito A ve arkadaşları (2023).</strong> Encephalitis lethargica. What is still wrong? Ensefalitis letarjikanın tarihsel gelişimi ve etiyolojisine ilişkin bilimsel inceleme.</p>

<p><strong>6. Mortimer PP (2009).</strong> Was encephalitis lethargica a post-influenzal or some other phenomenon? Time to re-examine the problem. <i>Epidemiology &amp; Infection</i>. İnfluenza bağlantısı ve salgının tarihsel epidemiyolojisi.</p>

<p><strong>7. Sacks O (1973).</strong> <i>Awakenings</i>. Duckworth. Ensefalit sonrası parkinsonizm gelişen hastaların tedavi deneyimlerini anlatan özgün eser.</p>

<p><strong>8. Sacks O (1990).</strong> Neurology and the Soul. <i>The New York Review of Books</i>. Sacks'ın 1969 yılındaki klinik deneyimlerini kendi anlatımıyla değerlendirdiği yazı.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/insanlari-yillarca-hareketsiz-birakan-gizemli-salgin</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/insanlari-heykele-ceviren-esrarengiz-hastalik.jpg" type="image/jpeg" length="77105"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Elektronik Sigara İçin Kritik Uyarı: İstanbul’da 121 Satış Noktası Tespit Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/elektronik-sigara-icin-kritik-uyari-istanbulda-121-satis-noktasi-tespit-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/elektronik-sigara-icin-kritik-uyari-istanbulda-121-satis-noktasi-tespit-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Toraks Derneği, elektronik sigaranın akciğer ve kalp sağlığına yönelik risklerine dikkat çekti. İstanbul’da 121 satış işletmesinin belirlendiği araştırmanın ardından etkin denetim çağrısı yaptı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Toraks Derneği, özellikle çocuklar ve gençler arasında yaygınlaşan elektronik sigara kullanımına karşı kapsamlı bir uyarıda bulundu. Elektronik sigaranın yalnızca nikotin bağımlılığına değil, akciğer hasarı ve kalp-damar sistemi üzerinde ciddi sağlık sorunlarına da yol açabileceğine dikkat çeken dernek, Türkiye'de satışına izin verilmeyen bu ürünlere kolayca ulaşılabilmesini halk sağlığı açısından önemli bir sorun olarak değerlendirdi.</p>

<p>Türk Toraks Derneği Tütün Kontrolü Çalışma Grubu tarafından yayımlanan basın bildirisinde, elektronik sigaranın sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin bilimsel bulgular, Türkiye'deki yasa dışı satış faaliyetleri ve yeni tütün kontrolü düzenlemelerinde alınması gereken önlemler ele alındı.</p>

<p>İstanbul'da 121 İşletme Tespit Edildi</p>

<p>Açıklamanın dikkat çeken bölümlerinden birini, Türkiye'de elektronik sigara satışına ilişkin araştırma sonuçları oluşturdu.</p>

<p>Türk Toraks Derneğinin 2025 yılı kongresinde sunulan İstanbul merkezli bir araştırmada, elektronik sigara ve benzeri ürünlerin satışını yapan 121 farklı işletme belirlendi.</p>

<p>Araştırmaya göre bu işletmelerin 55'i günün 24 saati hizmet veriyordu. Satış faaliyetlerinin fiziksel noktalarla sınırlı kalmadığı, internet ve sosyal medya üzerinden de sürdürüldüğü ortaya konuldu.</p>

<p>2026 yılında sunulan başka bir araştırmada ise elektronik sigara satışıyla bağlantılı 112 internet satış noktası incelendi. Bunların 72'sinin iki ortak bağlantı merkezi üzerinden ilişkili olduğu bildirildi.</p>

<p>Dernek, bu bulguların yasa dışı satış ağlarının tespit edilmesi ve denetlenmesi bakımından önemli olduğunu belirtti.</p>

<p>Türkiye'de elektronik sigaranın ticari satışının yasak olmasına rağmen ürünlerin çeşitli kanallardan temin edilebilmesi, özellikle çocukların ve gençlerin korunmasına yönelik mevcut denetimlerin etkinliğini yeniden gündeme taşıdı.</p>

<p>Elektronik Sigara Akciğerlere Nasıl Zarar Veriyor?</p>

<p>Elektronik sigaralar, içerdikleri sıvıları ısıtarak kullanıcının soluduğu bir aerosol oluşturuyor. Bu aerosol yalnızca su buharından oluşmuyor.</p>

<p>Ürünün içeriğine ve çalışma koşullarına bağlı olarak nikotin, formaldehit, akrolein, uçucu organik bileşikler, ağır metaller ve çok küçük parçacıklar içerebiliyor.</p>

<p>Türk Toraks Derneği, bu maddelerin solunum yollarında tahrişe, hücresel hasara ve iltihabi süreçlere neden olabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Elektronik sigara kullanımının uzun dönem etkilerine ilişkin araştırmalar devam etmekle birlikte, mevcut bilimsel bulgular bu ürünlerin zararsız olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Özellikle genç yaşta başlayan kullanımın nikotin bağımlılığına yol açabilmesi, uzmanların üzerinde durduğu başlıca riskler arasında bulunuyor.</p>

<p>ABD'de 2.807 Ağır Akciğer Hasarı Vakası, 68 Ölüm</p>

<p>Türk Toraks Derneğinin açıklamasında, 2019 yılında ABD'de yaşanan elektronik sigara veya vaping ürünü kullanımıyla ilişkili akciğer hasarı salgınına da yer verildi.</p>

<p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerinin 18 Şubat 2020 tarihli verilerine göre EVALI olarak adlandırılan bu tabloda 2.807 hastaneye yatırılma vakası bildirilirken 68 ölüm doğrulandı.</p>

<p>Bu rakamlar güncel yıllık vaka sayısını değil, söz konusu salgına ilişkin tarihsel verileri ifade ediyor.</p>

<p>Salgınla ilgili araştırmalarda vakaların büyük bölümü THC içeren vaping ürünleriyle ilişkilendirildi. Özellikle bazı ürünlerde bulunan E vitamini asetatının akciğer hasarında önemli rol oynadığı belirlendi.</p>

<p>Bu nedenle söz konusu salgındaki bütün vakaların yalnızca nikotin içeren standart elektronik sigaralardan kaynaklandığını söylemek bilimsel olarak doğru değil.</p>

<p>Bununla birlikte olay, solunan aerosolün içeriğinin ve ürün güvenliğinin ağır sağlık sonuçları açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu.</p>

<p>Sadece Akciğerler Değil, Kalp ve Damarlar da Risk Altında</p>

<p>Türk Toraks Derneği, elektronik sigaranın sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinin solunum sistemiyle sınırlı olmadığına dikkat çekti.</p>

<p>Elektronik sigara aerosollerindeki bazı kimyasal maddeler oksidatif stresi ve iltihabi süreçleri artırabiliyor. Nikotin ise sinir sistemi üzerindeki uyarıcı etkisi nedeniyle kalp atış hızını artırabiliyor ve kan basıncını yükseltebiliyor.</p>

<p>Bu etkiler özellikle yüksek miktarda nikotin tüketen gençler açısından endişe yaratıyor.</p>

<p>Bilimsel yayınlarda elektronik sigara kullanan gençlerde kalp kası iltihabı, kalp zarı iltihabı ve çeşitli kalp fonksiyon bozukluklarıyla ilgili olgu bildirimleri de bulunuyor.</p>

<p>Ancak tekil olgu bildirimleri, elektronik sigaranın bu hastalıklara doğrudan neden olduğunu kanıtlamak için yeterli değil.</p>

<p>Uzmanlar, mevcut bulguların daha kapsamlı araştırmalarla değerlendirilmesi gerektiğini, buna karşılık sağlık risklerinin önlenmesi için bütün neden-sonuç ilişkilerinin kesinleşmesinin beklenmemesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Puff Bar ve Benzeri Ürünlerde Nikotin Tehlikesi</p>

<p>Gençler arasında yaygınlaşan Puff Bar ve benzeri elektronik sigara ürünleri, özellikle yüksek nikotin içeriği nedeniyle endişe oluşturuyor.</p>

<p>Bazı cihazlarda kullanılan nikotin tuzları, yüksek miktarda nikotin alınmasına rağmen boğazda hissedilen sertliği azaltabiliyor.</p>

<p>Bu özellik, kullanıcıların yüksek nikotin maruziyetini fark etmesini zorlaştırabiliyor.</p>

<p>Nikotin, özellikle gelişimini sürdüren ergen beyninde bağımlılık açısından önemli risk taşıyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü de elektronik sigaraların çocuklar ve gençler üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek bu ürünlerin güvenli kabul edilemeyeceğini belirtiyor.</p>

<p>2025 yılında açıklanan küresel tahminler, dünyada 13-15 yaş grubunda en az 15 milyon çocuğun elektronik sigara kullandığını gösteriyor.</p>

<p>Uzmanlık Derneklerinden Yeni Yasa İçin Ortak Çağrı</p>

<p>Türk Toraks Derneği, Türkiye'de gündeme gelen yeni tütün kontrolü düzenlemelerinde elektronik sigara ve benzeri nikotin ürünlerine ilişkin mevcut yasakların korunması gerektiğini savundu.</p>

<p>Göğüs hastalıkları ve çocuk sağlığı alanında faaliyet gösteren 10 uzmanlık derneğinin de yeni tütün kontrolü yasasına ilişkin ortak taleplerini kamuoyuna duyurduğu belirtildi.</p>

<p>Ortak yaklaşımda, halk sağlığının korunması ve özellikle çocuklarla gençlerin yeni nikotin bağımlılığı ürünlerinden uzak tutulması gerektiği vurgulandı.</p>

<p>Dernek, elektronik sigaraların yasallaştırılmasına yönelik zarar azaltma, vergi geliri ve kaçakçılıkla mücadele gerekçelerinin halk sağlığı açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Bu tartışmalarda tütün ve nikotin endüstrisinin ticari çıkarları yerine bağımsız bilimsel kanıtların esas alınması istendi.</p>

<p>Türk Toraks Derneğinden 5 Temel Talep</p>

<p>Türk Toraks Derneği, elektronik sigara ve benzeri nikotin ürünlerine karşı alınması gereken önlemleri beş başlıkta topladı.</p>

<p>1. Elektronik sigara ve benzeri ürünlere yönelik mevcut ithalat ve ticari satış yasaklarının korunması ve güçlendirilmesi.</p>

<p>2. İnternet, sosyal medya ve fiziksel satış noktalarında denetimlerin artırılması.</p>

<p>3. Çocukları ve gençleri hedefleyen reklam, tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinin engellenmesi.</p>

<p>4. Yeni tütün kontrolü mevzuatının mevcut ve gelecekte ortaya çıkabilecek bütün tütün ve nikotin ürünlerini kapsaması.</p>

<p>5. Yasal düzenlemelerin hazırlanma sürecinin tütün endüstrisinin ticari çıkarlarından korunması.</p>

<p>Derneğin açıklamasında, tütün kontrolü politikalarının temel amacının sigara kullanan bireyleri başka bir bağımlılık ürününe yönlendirmek olmadığına dikkat çekildi.</p>

<p>Asıl hedefin nikotin bağımlılığını önlemek, sigarayı bırakmayı desteklemek ve gelecek kuşakları korumak olduğu belirtildi.</p>

<p>Elektronik Sigara Zararsız mı?</p>

<p>Elektronik sigaranın geleneksel sigaraya göre daha az zararlı olduğu yönündeki iddialar, ürünlerin güvenli olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Maruz kalınan zararlı maddelerin türü ve miktarı ürünlere göre değişebiliyor. Ayrıca sigarayı tamamen bırakmak ile elektronik sigara kullanmaya başlamak aynı sağlık sonucu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, elektronik sigaraların sağlık açısından güvenli olmadığını ve özellikle çocuklar, ergenler ve daha önce sigara kullanmamış kişiler için ciddi riskler taşıdığını belirtiyor.</p>

<p>Türk Toraks Derneğinin açıklaması, Türkiye'de elektronik sigarayla mücadelenin yalnızca ürünlerin yasal durumuyla sınırlı tutulmaması gerektiğini yeniden gündeme taşıdı.</p>

<p>İstanbul'da belirlenen satış işletmeleri ve internet üzerinden yürütülen faaliyetlere ilişkin araştırmalar, mevzuat kadar etkin denetimin de önemini ortaya koyuyor.</p>

<p>Uzmanların ortak mesajı ise açık: Çocukların ve gençlerin nikotin bağımlılığından korunması, tütün kontrolü politikalarının öncelikli hedeflerinden biri olmalı.</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/elektronik-sigara-icin-kritik-uyari-istanbulda-121-satis-noktasi-tespit-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 17:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3237.jpeg" type="image/jpeg" length="70466"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Balkabağının Faydaları Nelerdir? Gözlere İyi Gelir mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/balkabaginin-faydalari-nelerdir-gozlere-iyi-gelir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/balkabaginin-faydalari-nelerdir-gozlere-iyi-gelir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sonbaharın sevilen besini balkabağı, beta-karoten içeriğiyle A vitamini alımına katkı sağlıyor. Ancak göz sağlığını desteklemesi, görme bozukluklarını tedavi ettiği anlamına gelmiyor. Tatlısında ise şeker önemli.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Balkabağı, turuncu rengini veren beta-karoten ve diğer karotenoidler sayesinde göz sağlığını destekleyen besin öğeleri içeriyor. Vücutta A vitaminine dönüştürülebilen beta-karoten, normal görme işlevinin sürdürülmesine katkı sağlıyor. Ancak balkabağı tüketmenin miyopluk, katarakt veya diğer göz hastalıklarını tedavi ettiğini gösteren yeterli klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Özellikle sonbahar ve kış aylarında tüketilen balkabağı, düşük enerji içeriği ve vitamin değerleriyle dikkat çekiyor. ABD Tarım Bakanlığının (USDA) besin bileşimi verileri, pişirilmiş balkabağının önemli miktarda karotenoid içerdiğini gösteriyor.</p>

<p>Balkabağını beslenme açısından farklı kılan özelliklerden biri, beta-karoten gibi bazı bitkisel pigmentlerin vücutta A vitamini üretiminde kullanılabilmesi.</p>

<p>Balkabağının göz sağlığıyla ilişkisi de büyük ölçüde bu özelliğinden kaynaklanıyor.</p>

<p>Balkabağının besin değerleri nelerdir?</p>

<p>USDA FoodData Central verilerine göre 100 gram tuzsuz, haşlanmış ve suyu süzülmüş balkabağı yaklaşık olarak şu besin öğelerini içeriyor:</p>

<p>Kalori: 20 kcal<br />
Karbonhidrat: 4,9 gram<br />
Doğal şeker: 2,1 gram<br />
Besin lifi: 1,1 gram<br />
Protein: 0,7 gram<br />
Yağ: 0,1 gram<br />
Potasyum: 230 miligram<br />
C vitamini: 4,7 miligram<br />
Beta-karoten: 2.096 mikrogram<br />
A vitamini eşdeğeri: 288 mikrogram RAE</p>

<p>RAE, farklı A vitamini kaynaklarının vücutta kullanılabilirliğini karşılaştırmak için kullanılan retinol aktivite eşdeğeridir.</p>

<p>Bu veriler belirli bir balkabağı türünün haşlanmış hâline ait. Türkiye'de tüketilen farklı balkabağı çeşitlerinin besin değerleri, yetiştirme koşulları ve pişirme yöntemine göre değişebiliyor.</p>

<p>Özellikle beta-karoten miktarı, balkabağının göz sağlığı açısından neden değerlendirilen besinlerden biri olduğunu açıklıyor.</p>

<p>Balkabağının turuncu rengi ne anlama geliyor?</p>

<p>Balkabağının karakteristik turuncu renginden karotenoid adı verilen doğal bitkisel pigmentler sorumlu.</p>

<p>Beta-karoten, bu pigmentlerin en çok bilinenlerinden biri.</p>

<p>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), beta-karotenin vücutta A vitaminine dönüştürülebildiğini belirtiyor.</p>

<p>A vitamini, gözün ışığı algılamasında görev alan yapıların normal çalışması açısından gerekli.</p>

<p>Ayrıca kornea ve göz yüzeyindeki dokuların sağlıklı yapısının korunmasında rol oynuyor.</p>

<p>Ancak turuncu renkli bütün besinlerin aynı miktarda beta-karoten içerdiği söylenemez.</p>

<p>Besinin çeşidi, olgunluk düzeyi ve hazırlanma şekli, içindeki karotenoid miktarını etkileyebiliyor.</p>

<p>Balkabağı gözlere iyi gelir mi?</p>

<p>Balkabağı, A vitamini oluşumuna katkıda bulunan karotenoidleri sayesinde normal görme işlevini destekleyen bir beslenme düzeninin parçası olabilir.</p>

<p>Burada önemli olan, A vitamininin normal görmedeki göreviyle belirli bir besinin göz hastalıklarını tedavi etmesi arasındaki fark.</p>

<p>A vitamini, retinada ışığın algılanması için gerekli süreçlerde görev alıyor.</p>

<p>NIH verilerine göre A vitamini eksikliği, özellikle az ışıkta görme güçlüğüyle kendini gösterebiliyor. İleri düzeyde eksiklik göz yüzeyinde hasara ve ciddi görme sorunlarına yol açabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle A vitamini içeren besinlerin yeterli miktarda tüketilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Ancak yeterli A vitamini alan bir kişinin daha fazla balkabağı tüketerek görme keskinliğini artıracağı sonucuna varılamaz.</p>

<p>Miyopluk, astigmatizma, katarakt veya glokom gibi hastalıkların balkabağı yiyerek düzeldiğine ilişkin güvenilir klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Göz sağlığının korunması, yeterli ve dengeli beslenmenin yanı sıra düzenli göz muayenelerini ve gerektiğinde uygun tedaviyi gerektiriyor.</p>

<p>Balkabağı bağışıklık sistemini güçlendirir mi?</p>

<p>Balkabağındaki beta-karoten, bağışıklık sisteminin normal işlevleri için gerekli olan A vitamininin oluşumuna katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>A vitamini, bağışıklık hücrelerinin normal çalışması ve vücudun koruyucu dokularının bütünlüğü açısından önem taşıyor.</p>

<p>Balkabağı ayrıca az miktarda C vitamini de içeriyor.</p>

<p>Ancak bir besinin bağışıklık sisteminde görev alan vitaminleri içermesi, o besinin enfeksiyonları doğrudan önlediği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Balkabağının grip, soğuk algınlığı veya başka enfeksiyonlara karşı tek başına koruyucu olduğu yönünde güçlü klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle balkabağının sağlık açısından değeri, diğer sebze ve meyvelerle birlikte tüketildiğinde sağladığı besin çeşitliliği üzerinden değerlendirilmeli.</p>

<p>Balkabağı bağırsak sağlığına faydalı mı?</p>

<p>Balkabağı su ve besin lifi içeren bir sebze.</p>

<p>USDA verilerine göre 100 gram haşlanmış balkabağında yaklaşık 1,1 gram lif bulunuyor.</p>

<p>Besin lifleri, bağırsakların normal çalışmasına ve dışkı hacminin düzenlenmesine katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Ancak balkabağı, lif içeriği bakımından bütün sebze ve baklagillerin önünde yer alan bir besin değil.</p>

<p>Bu nedenle balkabağını yüksek lifli besinlerin tamamının yerine koymak doğru olmaz.</p>

<p>Kabızlığın önlenmesinde günlük toplam lif tüketimi, yeterli sıvı alımı ve hareketli yaşam biçimi birlikte önem taşıyor.</p>

<p>Balkabağının kabızlığı tek başına tedavi ettiğini söylemek için de yeterli klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Balkabağı kaç kalori, kilo aldırır mı?</p>

<p>Balkabağının kalori değeri, tüketim şekline göre önemli ölçüde değişebiliyor.</p>

<p>USDA verilerine göre sade ve haşlanmış balkabağı için yaklaşık enerji değerleri şöyle:</p>

<p>100 gram: 20 kalori<br />
150 gram: 30 kalori<br />
200 gram: 40 kalori<br />
250 gram: 50 kalori</p>

<p>Bu değerler yalnızca sade haşlanmış balkabağını ifade ediyor.</p>

<p>Balkabağı çorbasına eklenen yağ, krema veya diğer malzemeler, yemeğin toplam enerji miktarını değiştirebiliyor.</p>

<p>Aynı şekilde şekerle hazırlanan balkabağı tatlısının kalori değeri, sade balkabağından farklı oluyor.</p>

<p>Balkabağı düşük enerji yoğunluğuna sahip besinlerden biri olsa da tek başına zayıflatan veya yağ yakan bir besin olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Kilo kontrolünde belirleyici olan, günlük toplam enerji dengesi ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları.</p>

<p>Balkabağı tatlısı ile haşlanmış balkabağı arasındaki fark nedir?</p>

<p>Balkabağı Türkiye'de çoğunlukla şekerle pişirilen geleneksel bir tatlı olarak da tüketiliyor.</p>

<p>Ancak şeker ilavesiyle hazırlanan balkabağı tatlısının beslenme özellikleri, sade haşlanmış balkabağıyla aynı değil.</p>

<p>Sade balkabağında doğal olarak bulunan karbonhidratlara, tatlı hazırlanırken kullanılan şeker de ekleniyor.</p>

<p>Bu durum toplam karbonhidrat ve kalori miktarını artırıyor.</p>

<p>Üzerine eklenen tahin, ceviz veya diğer malzemeler de tatlının enerji değerini değiştirebiliyor.</p>

<p>Örneğin 100 gram sade haşlanmış balkabağının yaklaşık 20 kalori içermesi, 100 gram balkabağı tatlısının da aynı kaloriye sahip olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Tatlıdaki şeker miktarı kullanılan tarife göre değiştiğinden bütün balkabağı tatlıları için tek bir kalori değeri vermek doğru değil.</p>

<p>Balkabağı kan şekerini yükseltir mi?</p>

<p>Balkabağı, doğal olarak karbonhidrat içerdiği için tüketildiğinde kan şekerini etkileyebilir.</p>

<p>Ancak bu etki, yenilen miktara ve hazırlanma şekline göre değişebilir.</p>

<p>USDA verilerindeki 100 gram sade haşlanmış balkabağı yaklaşık 4,9 gram toplam karbonhidrat içeriyor.</p>

<p>Şeker ilavesiyle hazırlanan tatlılarda ise toplam karbonhidrat miktarı belirgin biçimde artabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle diyabetli bireyler için sade balkabağıyla şekerli balkabağı tatlısını aynı şekilde değerlendirmek doğru değil.</p>

<p>Balkabağının A vitamini ve karotenoid içermesi de tatlıya eklenen şekerin kan şekeri üzerindeki etkisini ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Diyabetli kişiler, özellikle şeker ilavesiyle hazırlanan ürünlerde porsiyon miktarını ve toplam karbonhidratı dikkate almalı.</p>

<p>Balkabağı nasıl tüketilmeli?</p>

<p>Balkabağı haşlanarak, fırınlanarak veya çeşitli yemeklerin içerisinde tüketilebiliyor.</p>

<p>Sade pişirilmiş balkabağı, çorbalarda ve sebze yemeklerinde kullanılabilecek seçeneklerden biri.</p>

<p>Balkabağındaki karotenoidler yağda çözünen bileşikler arasında yer alıyor. Bu nedenle balkabağının normal bir öğünün parçası olarak, ölçülü miktarda yağ içeren diğer besinlerle birlikte tüketilmesi karotenoidlerin emilimi açısından uygun bir yaklaşım olabilir.</p>

<p>Ancak daha fazla yağ eklemenin her zaman daha fazla sağlık yararı sağlayacağı düşünülmemeli.</p>

<p>Ayrıca balkabağının etli kısmıyla çekirdeğinin besin bileşimleri birbirinden farklı. Bu nedenle balkabağı çekirdeğinin kalori, yağ ve mineral değerleri, balkabağının kendisiyle karıştırılmamalı.</p>

<p>Günde ne kadar balkabağı tüketilmeli?</p>

<p>Herkes için geçerli, bilimsel olarak belirlenmiş zorunlu bir günlük balkabağı miktarı bulunmuyor.</p>

<p>Tüketilecek porsiyon kişinin yaşına, günlük enerji ihtiyacına, diğer sebze ve meyve tüketimine ve sağlık durumuna göre değişebiliyor.</p>

<p>Balkabağı farklı sebzelerle birlikte dengeli beslenmenin bir parçası olarak tüketilebilir.</p>

<p>A vitamini gereksinimini karşılamak için yalnızca balkabağı tüketmek de gerekli değil. Havuç, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve diğer karotenoid kaynakları da beslenmede yer alabiliyor.</p>

<p>Beta-karoten içeren besinlerle takviyeler aynı mı?</p>

<p>Balkabağındaki beta-karotenin beslenme yoluyla alınmasıyla yüksek doz beta-karoten takviyesi kullanılması birbirinden farklı.</p>

<p>NIH, özellikle sigara içen veya geçmişte sigara kullanmış kişilerde yüksek doz beta-karoten takviyelerinin akciğer kanseri riskini artırabildiğine ilişkin araştırma bulgularına dikkat çekiyor.</p>

<p>Bu sonuç, balkabağı veya havuç gibi beta-karoten içeren sebzelerin aynı riski taşıdığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Normal beslenmede karotenoid içeren sebzelerin tüketilmesiyle, yoğunlaştırılmış takviye ürünlerinin kullanılması birbirine eşitlenmemeli.</p>

<p>Balkabağının sağlık açısından en önemli özelliği, düşük enerji içeriğiyle birlikte A vitamini oluşumuna katkı sağlayan karotenoidleri sunması.</p>

<p>Ancak bu özelliğin gerçek değeri, tek başına bir hastalığı önlemesinden veya tedavi etmesinden değil, yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülmesine sağladığı katkıdan kaynaklanıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Görme bozukluğu veya göz hastalığı bulunan kişiler tanı ve tedavi için göz hastalıkları uzmanına başvurmalıdır. Diyabetli bireyler özellikle şeker ilavesiyle hazırlanan balkabağı tatlılarında porsiyon ve karbonhidrat miktarına dikkat etmelidir. Vitamin takviyeleri hekim önerisi olmadan tedavi amacıyla kullanılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. U.S. Department of Agriculture (USDA), Agricultural Research Service. FoodData Central, SR Legacy. Pumpkin, Cooked, Boiled, Drained, Without Salt. FDC ID: 168449. Besin bileşimi verileri.</p>

<p>2. National Institutes of Health (NIH), Office of Dietary Supplements. Vitamin A and Carotenoids: Fact Sheet for Consumers. A vitamininin görme, bağışıklık sistemi ve beta-karoten metabolizmasındaki işlevlerine ilişkin resmî bilimsel bilgi notu. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/balkabaginin-faydalari-nelerdir-gozlere-iyi-gelir-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 15:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3230-1.jpeg" type="image/jpeg" length="10041"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cumhurbaşkanlığından 4B geçici görevlendirme açıklaması: Hangileri sona erecek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cumhurbaskanligindan-4b-gecici-gorevlendirme-aciklamasi-hangileri-sona-erecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cumhurbaskanligindan-4b-gecici-gorevlendirme-aciklamasi-hangileri-sona-erecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı, mevcut geçici görevlendirmelerin durumunu açıkladı. Kapsam dışında kalanlar sona erdirilecek; sağlık ve can güvenliği gerekçeli görevlendirmeler mazeret sürdükçe devam edecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Kurumlar Arası Geçici Görevlendirme Yönetmeliğinde yapılan değişiklik öncesinde gerçekleştirilen mevcut görevlendirmelerin durumuna açıklık getirdi. Yeni düzenleme nedeniyle kapsam dışında kalan görevlendirmelerin sona erdirilmesi, buna ilişkin işlemlerin bir ayı geçmemek üzere makul süre içinde tamamlanması istendi.</p>

<p>Can güvenliği ve sağlık sebepleriyle yapılmış görevlendirmelerin ise ilgili mazeret durumu geçerliliğini koruduğu sürece devam ettirileceği bildirildi.</p>

<p>Kurumlara uygulama yazısı gönderildi</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün “Yönetmelik Değişikliği” konulu yazısında, 24 Ekim 2026 tarihli ve 33410 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren düzenlemenin ardından yapılacak işlemler açıklandı.</p>

<p>Genel Sekreter Hakkı Susmaz imzalı yazıda, değişiklikten önce yapılmış mevcut geçici görevlendirmelerden yeni hükümler nedeniyle yönetmeliğin kapsamı dışında kalanların sona erdirilmesi gerektiği belirtildi.</p>

<p>Bütün geçici görevlendirmeler sona ermeyecek</p>

<p>Açıklamada yer alan sona erdirme işlemi, mevcut geçici görevlendirmelerin tamamını kapsamıyor. Uygulama, yönetmelik değişikliği nedeniyle kapsam dışında kalan görevlendirmelere yönelik olacak.</p>

<p>Kurumların bu kapsamdaki görevlendirmelere ilişkin iş ve işlemleri bir ayı aşmayacak makul süre içerisinde tamamlaması istendi.</p>

<p>Sağlık ve can güvenliği mazereti korunacak</p>

<p>Yazıda, kapsam dışında kalan mevcut görevlendirmeler arasında can güvenliği ve sağlık sebepleriyle yapılmış olanlar için istisna belirtildi.</p>

<p>Bu gerekçelerle gerçekleştirilen görevlendirmeler, ilgili mazeret devam ettiği sürece sürdürülecek. Böylece mevcut görevlendirmelerin değerlendirilmesinde sağlık ve can güvenliği mazeretlerinin geçerliliği dikkate alınacak.</p>

<p>Yönetmelik değişikliği kimleri kapsıyor?</p>

<p>Düzenlemeyle, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B fıkrasının dördüncü paragrafına göre istihdam edilen sözleşmeli personel, memur kadrolarına atanıncaya kadar yönetmelik kapsamı dışında tutuldu.</p>

<p>7528 sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun 15’inci maddesi kapsamında Millî Eğitim Bakanlığında istihdam edilen sözleşmeli öğretmenlere ilişkin hükümler de güncellendi.</p>

<p>Adaylık, stajyerlik veya yardımcılık gibi yetişme ve yeterlik döneminde bulunan kariyer meslek personelinin ise bu süreçte yönetmelik kapsamında geçici olarak görevlendirilemeyeceği düzenlendi.</p>

<p>Bildirim yapılmayan görevlendirme iptal edilmiş sayılacak</p>

<p>Değişiklik kapsamında kamu personeli bilgi sistemine ilişkin kurumsal atıflar da güncellendi. Ayrıca sisteme bildirimi yapılmayan geçici görevlendirme işlemlerinin iptal edilmiş sayılacağı hükme bağlandı.</p>

<p>Cumhurbaşkanlığının uygulama yazısıyla, yeni kapsam kurallarının yanı sıra mevcut görevlendirmelerin hangi koşullarda sona erdirileceği ve hangi mazeretlerle devam edeceği de kurumlara bildirildi.</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Mevzuat</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cumhurbaskanligindan-4b-gecici-gorevlendirme-aciklamasi-hangileri-sona-erecek</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3229.jpeg" type="image/jpeg" length="11146"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Doktora Verilen Ceza Yargıtay’dan Döndü: Eksik İnceleme ve Meslek Yasağı Gerekçesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/doktora-verilen-ceza-yargitaydan-dondu-eksik-inceleme-ve-meslek-yasagi-gerekcesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/doktora-verilen-ceza-yargitaydan-dondu-eksik-inceleme-ve-meslek-yasagi-gerekcesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay, bir bebeğin ölümü nedeniyle mahkûm edilen doktor hakkındaki hükmü bozdu. Kararda, ölümle hekim kusuru arasındaki bağın araştırılması istendi; dört aylık meslek yasağı da hukuka aykırı bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bir bebeğin ölümü üzerine taksirle öldürme suçundan mahkûm edilen doktor hakkındaki hükmü, eksik inceleme ve meslek yasağının hukuka aykırılığı gerekçeleriyle bozdu. Daire, hekimin kusurlu davranışı ile ölüm arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığının yeniden değerlendirilmesini istedi.</p>

<p>26 Haziran 2024 tarihli, 2020/10687 esas ve 2024/3396 karar sayılı dosyada, acil serviste görevli pratisyen hekime verilen 18 bin 200 liralık adli para cezası ve dört aylık meslek yasağı incelendi.</p>

<p>Ölümle kusur arasındaki bağ araştırılacak</p>

<p>Yaklaşık 10 aylık bebeğin ölümüne ilişkin dosyadaki Adli Tıp raporunda; muayene kayıtları, tetkikler ve çocuk hastalıkları uzmanına danışılmadan taburcu edilmesi yönünden eksiklikler belirtilmişti. Ancak zamanında uygun tanı ve tedaviyle de bebeğin kurtulmasının kesin olmadığı bildirilmişti.</p>

<p>Yargıtay, tüm tedavi belgeleri ve yurt dışındaki tahlil sonuçları toplanarak Adli Tıp Üst Kurulundan yeniden rapor alınması gerektiğine hükmetti. Hekimin hukuki durumunun bu incelemenin ardından değerlendirilmesini istedi.</p>

<p>Dört aylık meslek yasağı da hukuka aykırı bulundu</p>

<p>Daire, ayrıca TCK’nin 53/6. maddesi kapsamında meslek yasağı uygulanabilmesi için mesleğin ruhsatnameye bağlı yürütülmesi gerektiğini belirtti. Doktorluğun bu kapsamda olmadığı değerlendirmesiyle, çalışma hürriyetini kısıtlayan dört aylık yasağı hukuka aykırı buldu.</p>

<p>Karar beraat anlamına gelmiyor</p>

<p>Yargıtay’ın kararı, hekimin beraatine değil, mahkûmiyet hükmünün bozularak dosyanın yeniden değerlendirilmesine ilişkin. Meslek yasağına yönelik gerekçe de karardaki iki ayrı bozma nedeninden birini oluşturuyor.</p>

<p>Disiplin yaptırımları ayrı kapsamda</p>

<p>Kararın, hekimlere hiçbir koşulda meslekten men yaptırımı uygulanamayacağı şeklinde yorumlanmaması gerekiyor. TCK’nin 53/6. maddesi, mesleğin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılıkla işlenen taksirli suçlarda üç aydan üç yıla kadar meslek yasağı öngörüyor. Ruhsatnameye ilişkin değerlendirme ise Dairenin bu dosyada benimsediği hukuki yorumu yansıtıyor.</p>

<p>Öte yandan 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 39. maddesinde, disiplin yaptırımları arasında 15 günden altı aya kadar geçici olarak meslek icrasından men de bulunuyor. Ceza yargılamasında incelenen yasak ile mesleki disiplin hükümlerinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hukuk</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/doktora-verilen-ceza-yargitaydan-dondu-eksik-inceleme-ve-meslek-yasagi-gerekcesi</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 15:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-7057.jpeg" type="image/jpeg" length="76467"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Otosklerozda işitme cihazı mı, ameliyat mı? Kararı belirleyen farklar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/otosklerozda-isitme-cihazi-mi-ameliyat-mi-karari-belirleyen-farklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/otosklerozda-isitme-cihazi-mi-ameliyat-mi-karari-belirleyen-farklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yavaş ilerleyen işitme kaybı ve çınlama, otosklerozun belirtisi olabilir. Kulak kireçlenmesinde doğru işitme testleri, cihaz ile ameliyat arasındaki seçimi belirlemeye yardımcı olur.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Otoskleroz, kulağın kemik dokusunda gelişen anormal yenilenmenin ses iletimini bozabildiği bir hastalıktır. Halk arasında “kulak kireçlenmesi” olarak bilinir. En sık, orta kulaktaki üzengi kemiğinin hareketini kısıtlayarak zaman içinde artan işitme kaybına yol açar.</p>

<p>Genç ve orta yaşlı yetişkinlerde de görülebilen hastalık, yalnızca yaşlanmaya bağlı işitme kaybıyla açıklanmamalıdır. Bir kulakta başlayan güçlük daha sonra diğer kulağı da etkileyebilir. İşitme cihazı ve uygun hastalarda ameliyat yarar sağlayabilir; hangi seçeneğin uygun olduğu, kaybın türüne ve kişinin günlük ihtiyaçlarına bağlıdır.</p>

<p>Kulak kireçlenmesinde ses iletimi nasıl bozulur?</p>

<p>Ses, kulak zarından çekiç, örs ve üzengi adı verilen üç küçük kemiğe aktarılır. Üzenginin hareketi, titreşimin iç kulağa ulaşmasını sağlar. Otosklerozda bu kemiğin çevresindeki değişiklikler hareketi azaltabilir.</p>

<p>Sesin iç kulağa taşınmasındaki bu güçlüğe “iletim tipi işitme kaybı” denir. Bazı kişilerde iç kulağın sesi algılayan yapıları da etkilenir. İletim sorunu ile iç kulak kaynaklı kayıp birlikte bulunduğunda “karma işitme kaybı” söz konusudur.</p>

<p>Bu ayrım tedavinin beklentisini belirler. Ses iletimini düzelten bir ameliyat, iç kulağın işlevindeki kaybı aynı şekilde gidermez. Dolayısıyla “işitmem azalıyor” yakınmasının ardından kaybın nereden kaynaklandığının araştırılması gerekir.</p>

<p>Otoskleroz neden olur, kimlerde görülür?</p>

<p>Hastalığın kesin nedeni bütünüyle açıklanmış değildir. Kemik dokusu yaşam boyunca yenilenir; otosklerozda kulağın belirli bölgelerindeki bu süreç olağandışı biçimde ilerler.</p>

<p>Ailede otoskleroz bulunması riski artırabilir. Bununla birlikte aile öyküsü olmayan kişilerde de hastalık gelişebilir. Kadınlarda daha sık bildirilir; erkeklerde de görülür.</p>

<p>Belirtiler sıklıkla yetişkinliğin erken veya orta dönemlerinde fark edilir. Hastalığın başlangıç yaşı ve ilerleme hızı kişiden kişiye değişir. Aile öyküsü ya da yaş, tek başına tanı koydurmaz.</p>

<p>İşitme kaybı ve çınlama nasıl fark edilir?</p>

<p>En belirgin yakınma, aylar veya yıllar içinde artabilen işitme güçlüğüdür. Kalın sesleri ya da fısıltıyı duymak zorlaşabilir. Kulakta dışarıdan gelmeyen zil, uğultu veya vızıltı duyulmasına “çınlama” denir; bu da hastalığa eşlik edebilir.</p>

<p>Günlük yaşamda konuşulanları tekrar ettirme, televizyonun sesini yükseltme veya telefonda söylenenleri kaçırma dikkat çekebilir. Bazen değişikliği önce yakınlar fark eder.</p>

<p>Bazı kişiler baş dönmesi veya denge sorunu da yaşayabilir. Ancak bu yakınmaların başka kulak hastalıklarıyla ilişkisi araştırılmalıdır. Özellikle belirgin dönme hissi, yalnızca otoskleroza bağlanmamalıdır.</p>

<p>İşitme kaybının tek nedeni otoskleroz değildir. Kulak kiri, enfeksiyon, gürültüye bağlı hasar ve başka işitme sorunları benzer şikâyetler oluşturabilir. Belirtilerin bulunması, kişinin kendi kendine tanı koyması için yeterli değildir.</p>

<p>Ne zaman KBB uzmanına başvurulmalı?</p>

<p>İşitmenin giderek azalması, konuşmaları takip etmeyi güçleştirmesi veya düzenli çınlamanın uyku ve dikkati etkilemesi değerlendirme gerektirir. Aile hekimi ilk değerlendirmeyi yapabilir; tanı ve tedavi planında kulak burun boğaz uzmanı ile odyoloji birimi birlikte rol alır.</p>

<p>Ani işitme kaybı farklı ele alınmalıdır. Bir veya iki kulakta birden başlayan ya da birkaç gün içinde belirginleşen kayıp için rutin randevuyu beklemeden aynı gün acil sağlık hizmetlerine veya acil KBB değerlendirmesine başvurulmalıdır. Önceden otoskleroz tanısı bulunması bu gerekliliği değiştirmez.</p>

<p>İşitme kaybına kulak ağrısı veya akıntı eşlik ediyorsa da gecikmeden değerlendirme gerekir. Bunlar farklı ve hızlı tedavi gerektirebilen bir soruna işaret edebilir.</p>

<p>Otoskleroz tanısı nasıl konur?</p>

<p>Hekim, işitme değişikliğinin süresini, hangi kulağı etkilediğini, aile öyküsünü ve eşlik eden yakınmaları sorar. Kulak muayenesinde zar normal görünebilir; bu durum otosklerozu dışlamaz.</p>

<p>Odyometri adı verilen işitme testinde farklı seslerin hangi düzeyde duyulduğu ölçülür. Sesin kulak yolundan ve kemik üzerinden iletimi karşılaştırılır. Böylece iletim sorunu ile iç kulak kaynaklı kaybın ayrılmasına yardımcı olunur.</p>

<p>Timpanometri, kulak zarı ve orta kulak sisteminin hareket özelliklerini değerlendirir. Küçük orta kulak kaslarının sese verdiği yanıt da incelenebilir. Bulgular birlikte yorumlanır; tek bir test işareti her durumda kesin tanı sağlamaz.</p>

<p>Gerektiğinde yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi kullanılır. Bu inceleme kemik yapılarını, başka olası nedenleri ve ameliyat açısından önemli anatomiyi gösterir. Görüntüleme kararı muayeneye, testlere ve cerrahi planına göre verilir; her kişiye aynı inceleme paketi uygulanmaz.</p>

<p>İşitme cihazı mı, ameliyat mı?</p>

<p>Tedavinin temel amacı, işitmeyi ve günlük iletişimi iyileştirmektir. Hafif kayıpta düzenli işitme testleriyle izlem seçilebilir. İzlem, değişimin ölçülmesi ve gerektiğinde tedavi planının yeniden ele alınması anlamına gelir.</p>

<p>İşitme cihazları sesi güçlendirerek konuşmaları duymayı kolaylaştırabilir. Özellikle ameliyat istemeyen veya cerrahi açısından uygun bulunmayan kişiler için önemli bir seçenektir. Cihaz kullanımı kemikteki hastalık sürecini durdurmaz; mevcut işitmenin daha iyi kullanılmasını sağlar.</p>

<p>Ameliyatta amaç, hareketi kısıtlanan üzenginin yol açtığı iletim engelini küçük bir protezle aşmaktır. Stapedotomi denilen yöntemde üzengi tabanında küçük bir açıklık oluşturulur ve protez yerleştirilir. Kullanılacak teknik, kulağın yapısına ve cerrahın değerlendirmesine bağlıdır.</p>

<p>Ameliyatın beklenen yararı özellikle iletim tipi kayıptadır. İç kulak kaynaklı kayıp varsa sonrasında da cihaz ihtiyacı sürebilir. Baş dönmesi, tat duyusunda değişiklik ve nadiren işitmenin kötüleşmesi gibi riskler görüşülmelidir.</p>

<p>İleri derecede iç kulak kaybı bulunan ve diğer seçeneklerden yeterince yararlanamayan bazı hastalarda koklear implant değerlendirilebilir. Bu, iç kulağa yerleştirilen elektrotlarla işitme sistemini uyaran bir cihazdır; standart üzengi protezinden farklıdır.</p>

<p>Güncel tedavilerde ne değişiyor?</p>

<p>27 Ekim 2026 itibarıyla yapılan kaynak taramasında, otosklerozu ortadan kaldırdığı gösterilmiş yeni bir ilaç onayı doğrulanmadı. Yerleşik seçenekler işitme desteği, uygun hastada cerrahi ve izlem olmaya devam ediyor.</p>

<p>16 Şubat 2026’da çevrimiçi yayımlanan bir şemsiye derleme, yani sistematik derlemeleri birlikte değerlendiren araştırma, tanı ve tedavideki kanıtları inceledi. Sonuçlar, ilaçların yararını ve belirli cerrahi tekniklerin üstünlüğünü belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Sodyum florür ve kemik yıkımını etkileyen bisfosfonat grubu ilaçlar araştırılmış olsa da bunları herkes için kanıtlanmış, hastalığı durduran standart tedavi gibi sunmak doğru değil. Görüntülemede değişiklik görülmesi, kişinin daha iyi duyduğunu tek başına göstermiyor.</p>

<p>Mikroskop veya endoskop kullanılması da bir yöntemin her hastada daha iyi olduğu anlamına gelmez. Türkiye’de belirli bir cihazın erişim ve geri ödeme koşulları bu çalışma kapsamında doğrulanmadı; yabancı yayınlardan Türkiye’de karşılanacağı sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Araştırmalarda ameliyat sonrası yakınmalar hedefleniyor</p>

<p>23 Eylül 2025’te çevrimiçi yayımlanan, The Laryngoscope’un Şubat 2026 sayısında yer alan bir çalışmada otosklerozlu 70 hasta incelendi. Rastgele gruplara ayrılan hastalar, ameliyat sırasında bölgesel deksametazon adlı kortizon ilacı uygulanarak veya uygulanmadan stapedotomi geçirdi. Çalışma tek kör tasarıma sahipti.</p>

<p>İlaç uygulanan grupta konuşmayı işitme ve kelimeleri ayırt etme ölçümlerinde daha fazla iyileşme, ameliyat sonrası çınlama ve baş dönmesinde azalma bildirildi. Ancak ses iletimindeki kaybı gösteren hava–kemik aralığının düzelmesi bakımından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi.</p>

<p>Bu araştırma, ameliyatın yanına eklenen bir uygulamayı değerlendiriyor; otosklerozu ilaçla iyileştiren bir tedaviyi göstermiyor. Küçük katılımcı sayısı ve tek kör tasarım sonuçların genellenmesini sınırlıyor. Erişilen özette takip süresi belirtilmediğinden uzun dönem yarar konusunda çıkarım yapılamıyor. Bulgular, daha kapsamlı çalışmalarla sınanması gereken bir yaklaşım olarak görülmeli.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Ameliyattan hemen sonra daha iyi duymamak başarısızlık anlamına mı gelir?<br />
Hayır. Kulak kanalına yerleştirilen pansuman malzemesi ilk dönemde işitmeyi etkileyebilir. Sonuç, kontroller ve uygun zamanda yapılan işitme testiyle değerlendirilir.</p>

<p>İki kulak aynı seansta ameliyat edilir mi?<br />
Genellikle edilmez. Çoğunlukla daha az duyan kulak önce ele alınır; diğer kulağın planı ilk ameliyatın sonucu ve iyileşme sürecine göre yapılır.</p>

<p>Üzengi proteziyle MR çekilebilir mi?<br />
Çoğu modern protez MR incelemesine uygundur; yine de kullanılan modelin koşulları doğrulanmalıdır. Protez bilgisi veya ameliyat kaydı, çekim öncesinde radyoloji ekibiyle paylaşılmalıdır.</p>

<p>Ameliyattan sonra ne zaman uçağa binilebilir veya yüzülebilir?<br />
Zamanlama, iyileşmeye ve cerrahın kontrolüne bağlıdır. Erken dönemde basınç değişikliği ve kulağa su girmesiyle ilgili kısıtlamalar uygulanabilir; kişisel izin alınmadan sabit bir süreye güvenilmemelidir.</p>

<p>İş yerinde konuşmaları takip etmeyi ne kolaylaştırabilir?<br />
Arka plan gürültüsünü azaltmak ve konuşan kişinin yüzünü görmek yardımcı olabilir. Toplantılarda yazılı özet veya altyazı kullanılması da iletişimi destekleyebilir. Bu düzenlemeler, işitme değerlendirmesinin ve gerekli tedavinin tamamlayıcısıdır.</p>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel tanı ve tedavi, sağlık profesyonelinin değerlendirmesini gerektirir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>- National Institute on Deafness and Other Communication Disorders (NIDCD). Otosclerosis. Son güncelleme: 16 Mart 2022.<br />
- NHS. Otosclerosis. Son değerlendirme: 27 Ağustos 2026.<br />
- NHS. Hearing loss. Son değerlendirme: 30 Mayıs 2025.<br />
- Royal National Institute for Deaf People (RNID). Otosclerosis. Son güncelleme: 26 Mayıs 2026.<br />
- American Academy of Otolaryngology–Head and Neck Surgery Foundation, ENT Health. Otosclerosis. Hasta bilgilendirme kaynağı; erişim: 27 Ekim 2026.<br />
- Silva VAR ve arkadaşları. Brazilian Society of Otology task force – Otosclerosis: evaluation and treatment. Brazilian Journal of Otorhinolaryngology. 2023;89(5):101303.<br />
- Chau ve arkadaşları. Interventions for the Diagnosis and Management of Otosclerosis: An Umbrella Review. Otolaryngology–Head and Neck Surgery. 2026;174(4):904–915. Çevrimiçi yayın: 16 Şubat 2026.<br />
- Amirzargar B ve arkadaşları. Topical Dexamethasone During Stapedotomy in Patients With Otosclerosis: A Randomized Clinical Trial. The Laryngoscope. 2026;136(2):948–954. Çevrimiçi yayın: 23 Eylül 2025. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/otosklerozda-isitme-cihazi-mi-ameliyat-mi-karari-belirleyen-farklar</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 14:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3226.jpeg" type="image/jpeg" length="23145"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Van’da Patoloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Bayram vefat etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/vanda-patoloj-uzmani-prof-dr-irfan-bayram-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/vanda-patoloj-uzmani-prof-dr-irfan-bayram-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Van YYÜ Tıp Fakültesinin emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. İrfan Bayram hayatını kaybetti. Patoloji alanında çalışan Bayram’ın vefatını Dursun Odabaş Tıp Merkezi yayımladığı taziye mesajıyla duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesinin emekli öğretim üyelerinden, patoloji uzmanı Prof. Dr. İrfan Bayram hayatını kaybetti.</p>

<p>Bayram’ın vefatı, üniversitenin Dursun Odabaş Tıp Merkezinin sosyal medya hesabından duyuruldu. Açıklamada, Bayram’ın hastaneye uzun yıllar emek verdiği belirtildi.</p>

<p>Taziye mesajında, “Kıymetli hocamıza Allah’tan rahmet; ailesine, tüm yakınlarına başsağlığı dileriz” ifadelerine yer verildi.</p>

<p>Prof. Dr. İrfan Bayram kimdir?</p>

<p>Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1994’te mezun olan Bayram, meslek hayatının ilk döneminde Van 2 No’lu Sağlık Ocağında çalıştı. Patoloji uzmanlık eğitimini Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesinde aldı ve akademik çalışmalarını aynı üniversitede sürdürdü.</p>

<p>Patoloji alanında öğretim üyeliği ve anabilim dalı başkanlığı yapan Bayram, tıp öğrencilerinin ve uzmanlık eğitimi alan hekimlerin eğitiminde görev aldı. Danışmanlığını yürüttüğü tezlerde prostat, tiroid, yemek borusu ve rahim ağzı lezyonlarının yanı sıra çölyak hastalığının ayırıcı tanısı ve deneysel karaciğer hasarı gibi konular ele alındı.</p>

<p>Kendi uzmanlık tezinde ise C ve E vitaminlerinin deneysel karaciğer hasarındaki etkilerini araştırdı. Bu konudaki ortak yazarlı çalışması, 2004’te Van Tıp Dergisi’nde yayımlandı.</p>

<p>Bayram, 2021’de verdiği bir röportajda, 2006’da Çapa’da hematopatoloji, 2009’da ABD’deki Johns Hopkins Üniversitesinde sitopatoloji eğitimi aldığını anlatmıştı.</p>

<p>Ağustos 2020’de üniversiteden emekliye ayrılan Bayram, daha sonra Van’da özel patoloji laboratuvarı açarak mesleki çalışmalarını sürdürdü.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/vanda-patoloj-uzmani-prof-dr-irfan-bayram-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3225.jpeg" type="image/jpeg" length="80809"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankilozan Spondilit Askerliğe Engel mi? Muafiyette Hastalığın Aktivitesi ve Tedavi Belirleyici]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ankilozan-spondilit-askerlige-engel-mi-muafiyette-hastaligin-aktivitesi-ve-tedavi-belirleyici</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ankilozan-spondilit-askerlige-engel-mi-muafiyette-hastaligin-aktivitesi-ve-tedavi-belirleyici" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankilozan spondilit tanısı askerlikten otomatik muafiyet sağlamıyor. Hastalığın aktif olması veya biyolojik ya da hedefe yönelik ilaç kullanımı değerlendirmede önem taşıyor. Kararı yetkili sağlık kurulu veriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankilozan spondilit, askerlik yükümlülerinde “Askerliğe Elverişli Değildir” kararı verilmesine neden olabilen hastalıklar arasında bulunuyor. Ancak değerlendirme yalnızca tanının adına göre yapılmıyor. Hastalığın aktif olup olmadığı, uygulanan tedavi ve mevcut sağlık belgeleri, yetkili sağlık kurulunun kararında belirleyici oluyor.</p>

<p>Askerlik çağına gelen hastalar açısından temel ayrım, tanı konulması ile askerlikten muafiyet kararının aynı işlem olmaması. Romatoloji takibinde bulunan kişinin askerlik yönünden durumu, ilgili mevzuat kapsamında ayrıca değerlendiriliyor.</p>

<p>Ankilozan spondilit askerlik yönetmeliğinde nasıl değerlendiriliyor?</p>

<p>Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin EK-C Hastalıklar Listesi’nde yer alan 36’ncı madde, romatizmal eklem hastalıklarına ilişkin hükümleri düzenliyor.</p>

<p>Maddenin B diliminin birinci fıkrasında; klinik, laboratuvar ve/veya görüntüleme yöntemleriyle aktif olduğu belirlenen ankilozan spondilit de sayılıyor. Bu hastalık nedeniyle biyolojik kökenli veya hedefe yönelik ilaç tedavisi alan hastalar da aynı fıkra kapsamında bulunuyor.</p>

<p>Askerlik yükümlülerinde hastalığın B veya D diliminde değerlendirilmesi, “Askerliğe Elverişli Değildir” kararının dayanağını oluşturuyor.</p>

<p>Biyolojik ilaç kullanan hastalarda hangi belge gerekiyor?</p>

<p>Yönetmeliğin 36/B-1 hükmünde, resmî sağlık kuruluşlarından son altı ay içinde alınmış durum bildirir sağlık raporu şartı yer alıyor.</p>

<p>Bu nedenle biyolojik veya hedefe yönelik tedavi kullanan kişilerin, askerlik muayenesine giderken güncel romatoloji değerlendirmelerini ve tedavi belgelerini yanlarında bulundurmaları önem taşıyor. Kullanılan ilacın adı, hangi hastalık için verildiği ve tedavinin devam edip etmediği sağlık kayıtlarında açıkça görülebilmeli.</p>

<p>Biyolojik veya hedefe yönelik tedavi, ilgili hükümde ayrıca sayılan bir değerlendirme ölçütü. Bu nedenle yalnızca kişinin muayene günü ağrısının az olmasına bakılarak askerlik durumu hakkında kesin sonuca varılamaz.</p>

<p>Her ankilozan spondilit tanısı otomatik muafiyet sağlar mı?</p>

<p>Hayır. Tanı belgesi, değerlendirme sürecinde önemli olmakla birlikte tek başına kesinleşmiş askerlik muafiyeti anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yönetmelikte klinik ve laboratuvar bulguları tamamen düzelmiş romatizmal eklem hastalıkları A diliminde; tedavi ve nekahet durumları ise C diliminde ele alınıyor. İleri derecede hareket bozukluğuna yol açan kalıcı etkiler ve tedaviye rağmen aktivitesi baskılanamayan bazı durumlar için ayrıca hükümler bulunuyor.</p>

<p>Kişinin hangi kapsamda değerlendirileceğine; hastalığın seyri, muayene bulguları, tetkikleri ve tedavisi birlikte incelenerek karar veriliyor. Bu nedenle başka bir hastaya verilen karar, aynı tanıyı taşıyan herkes için doğrudan örnek kabul edilemiyor.</p>

<p>Askerlik muayenesi için nereye başvurulmalı?</p>

<p>Yoklama sürecindeki kişi, ankilozan spondilit tanısını aile hekimine bildirmeli ve elindeki sağlık belgelerini sunmalı. İleri değerlendirme gereken yükümlüler, askerlik sağlık kurulu raporu vermeye yetkili sağlık kuruluşuna sevk ediliyor.</p>

<p>Muayeneye giderken şu belgelerin hazır bulundurulması süreci kolaylaştırabilir:</p>

<p>Romatoloji tanı ve takip raporları.<br />
Varsa güncel durum bildirir sağlık raporu.<br />
MR ve röntgen raporları ile erişilebilir görüntüler.<br />
Mevcut kan tahlili sonuçları.<br />
İlaç kullanım raporları ve güncel tedavi bilgileri.<br />
Önceki yatışlara ilişkin epikrizler.</p>

<p>Aile hekimi askerlikten muafiyet kararı verebilir mi?</p>

<p>Aile hekiminin “Askerliğe Elverişli Değildir” raporu düzenleme yetkisi bulunmuyor. Bu karar, yetkili sağlık kuruluşunun sağlık kurulu tarafından veriliyor.</p>

<p>“Askerliğe Elverişli Değildir” kararlı sağlık kurulu raporu, Millî Savunma Bakanlığının onayından sonra kesinleşiyor. Geçici sağlık durumlarında ise değerlendirmeye göre ertesi yıla bırakma veya sevk geciktirmesi kararı alınabiliyor.</p>

<p>Subay ve astsubay adaylığı için aynı kurallar mı geçerli?</p>

<p>Zorunlu askerlik yükümlülüğü ile subay, astsubay veya uzman erbaş adaylığı aynı değerlendirme süreci değil. Profesyonel askerlik başvurularında adayın statüsüne ilişkin sağlık hükümleri ve değerlendirme çizelgeleri de uygulanıyor.</p>

<p>Bu nedenle zorunlu askerlik için verilen bir sağlık kararından hareketle, profesyonel askerlik başvurusunun sonucu hakkında kesin hüküm kurulmamalı.</p>

<p>TIBBİ VE İDARİ BİLGİLENDİRME</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Kişisel askerlik uygunluğu, yetkili sağlık kurulunun değerlendirmesi ve ilgili onay süreciyle belirlenir. Tedaviye ilişkin değişiklikler takip eden hekime danışılmadan yapılmamalıdır.</p>

<p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ankilozan-spondilit-askerlige-engel-mi-muafiyette-hastaligin-aktivitesi-ve-tedavi-belirleyici</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 13:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3222.jpeg" type="image/jpeg" length="36271"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Her Gün Büyük Tuvalete Çıkmak Şart Değil: Normal Sıklık Kişiden Kişiye Değişiyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-buyuk-tuvalete-cikmak-sart-degil-normal-siklik-kisiden-kisiye-degisiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/her-gun-buyuk-tuvalete-cikmak-sart-degil-normal-siklik-kisiden-kisiye-degisiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dışkılama sıklığı bağırsak bakterileri ve bazı kan göstergeleriyle ilişkili. Ancak araştırma, herkesin günde iki kez tuvalete çıkması gerektiğini göstermiyor; dışkının kıvamı ve alışılmış düzen de önemli.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlıklı bağırsak düzeni, herkesin her gün aynı sayıda büyük tuvalete çıkması anlamına gelmiyor. Yetişkinlerde haftada üç ile günde üç dışkılama genel olarak normal aralıkta değerlendirilebiliyor. Ancak sayı kadar dışkının kıvamı, dışkılama sırasında zorlanma ve kişinin alışılmış düzenindeki değişiklikler de önem taşıyor.</p>

<p>Dışkılama sıklığını bağırsak bakterileri ve kan göstergeleriyle ilişkilendiren araştırmalar, bu alışkanlığın sağlık açısından bilgi taşıyabileceğini gösteriyor. Bununla birlikte, belirli bir sıklığı herkes için zorunlu hedefe dönüştürmek mevcut kanıtı aşıyor.</p>

<p>Araştırma bağırsak alışkanlıklarıyla kan değerlerini karşılaştırdı</p>

<p>Cell Reports Medicine dergisinde 16 Temmuz 2024’te yayımlanan kesitsel araştırma, genel olarak sağlıklı yetişkinlerin dışkılama bildirimlerini biyolojik ölçümlerle karşılaştırdı. Klinik kan ölçümleri 1.425, anket verileri 1.420 katılımcı için mevcuttu.</p>

<p>Katılımcılar haftada en fazla iki, haftada üç-altı, günde bir-üç ve günde en az dört dışkılama bildiren gruplara ayrıldı. Bağırsak mikroorganizmaları ile kanda bulunan metabolitler, yani metabolik süreçlerde oluşan küçük moleküller incelendi.</p>

<p>Daha seyrek dışkılama, proteinlerin bakteriler tarafından parçalanmasıyla ilişkili bazı maddelerin kandaki yüksek düzeyleriyle bağlantılıydı. Bunlardan indoksil sülfat, böbreğin süzme işlevini gösteren tahmini değerlerin daha düşük olmasıyla da ilişkili bulundu.</p>

<p>Ancak çalışma bir tedavi deneyi değildi. Dışkılama sıklığını değiştirmenin böbrek hastalığını önlediğini göstermedi; uzun dönem hastalık gelişimini izleyen bir araştırma da değildi. Kişilerin kendi bildirimlerine dayanan sıklık bilgisi ve kesitsel tasarım, neden-sonuç yorumunu sınırlıyor.</p>

<p>Her gün dışkılamak kabızlığı dışlamıyor</p>

<p>Kabızlık yalnızca tuvalete kaç günde bir çıkıldığıyla tanımlanmıyor. Haftada üçten az dışkılama yanında sert, kuru veya parçalı dışkı; ağrılı ya da güç dışkılama ve tam boşalamama hissi de kabızlık belirtileri arasında bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle her gün tuvalete çıkan, ancak belirgin biçimde zorlanan bir kişinin yakınmaları da değerlendirilmelidir. Benzer şekilde sık dışkılama, dışkı gevşek veya sulu değilse tek başına ishal anlamına gelmez.</p>

<p>Alışılmış düzende kalıcı değişiklik önemli</p>

<p>Beslenme, hareket düzeyi, stres, ilaçlar ve takviyeler tuvalet alışkanlığını etkileyebilir. Yeni başlayan ve devam eden değişikliklerde, yalnızca günlük sayıya odaklanmak yerine eşlik eden belirtileri de değerlendirmek gerekir.</p>

<p>Yetersiz lif ve sıvı alımı ile hareketsizlik kabızlığa katkıda bulunabilir. Dışkılama ihtiyacını sürekli ertelemek de etkili olabilir. Amaç, belirli bir sayıya ulaşmak için bağırsakları zorlamak değil; rahat dışkılamayı destekleyen alışkanlıkları sürdürmek ve devam eden sorunun nedenini belirlemektir.</p>

<p>Hangi belirtilerde hekime başvurulmalı?</p>

<p>Kabızlıkla birlikte dışkıda kan, sürekli karın ağrısı, gaz çıkaramama, kusma, ateş veya istemsiz kilo kaybı varsa gecikmeden tıbbi değerlendirme gerekir. Kendi kendine bakım önlemlerine rağmen düzelmeyen kabızlık da hekimle görüşülmesini gerektirir.</p>

<p>Dışkılama sıklığı sağlık değerlendirmesinde yararlı bir bilgidir; tek başına bağırsak, böbrek veya başka bir organ hastalığının tanısını koydurmaz.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Süregelen dışkılama değişiklikleri veya eşlik eden belirtiler için hekiminize başvurun; ilaç ya da müshil kullanımını kendi kendinize düzenlemeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Johnson-Martínez JP ve arkadaşları. Aberrant bowel movement frequencies coincide with increased microbe-derived blood metabolites associated with reduced organ function. Cell Reports Medicine. 16 Temmuz 2024;5(7):101646. DOI: 10.1016/j.xcrm.2024.101646.</p>

<p>2. Cleveland Clinic. Frequent Bowel Movements. Tıbbi değerlendirmeden geçmiş hasta bilgilendirme metni, 2024.</p>

<p>3. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK). Symptoms &amp; Causes of Constipation. Son değerlendirme: Mayıs 2018. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-buyuk-tuvalete-cikmak-sart-degil-normal-siklik-kisiden-kisiye-degisiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3220.jpeg" type="image/jpeg" length="65259"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dirençli Depresyonda Tek Doz Deneysel Burun Spreyi Belirtileri Azalttı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/direncli-depresyonda-tek-doz-deneysel-burun-spreyi-belirtileri-azaltti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/direncli-depresyonda-tek-doz-deneysel-burun-spreyi-belirtileri-azaltti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[JAMA’da yayımlanan 193 kişilik araştırmada, tek doz deneysel burun spreyi düşük doza göre depresyon belirtilerini daha fazla azalttı. Bulgular, daha geniş çalışmalarla doğrulanmayı bekliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mevcut antidepresan tedavilerden yeterli yarar görmeyen yetişkinlerde denenen mebufotenin benzoat içeren burun spreyi, tek uygulamadan 29 gün sonra depresyon belirtilerini düşük doz karşılaştırma grubuna göre daha fazla azalttı. Faz 2b araştırmasında elde edilen sonuçlar, yeni bir tedavi adayını destekliyor; ancak ilacın rutin kullanıma hazır olduğunu göstermiyor.</p>

<p>26 Ekim 2026’da JAMA’da yayımlanan çalışma, ABD, Avrupa ve Avustralya’daki 38 merkezde yürütüldü. Araştırmanın temel değerlendirmesinde, 12 miligramlık doz ile 0,3 miligramlık karşılaştırma dozu arasında depresyon ölçeğinde 5,3 puanlık anlamlı fark bulundu.</p>

<p>İki ila beş tedaviden yarar görmeyen hastalar katıldı</p>

<p>Araştırmaya, mevcut depresyon döneminde iki ila beş antidepresan tedavisine yeterli yanıt vermeyen, 18–75 yaş aralığındaki yetişkinler alındı. Katılımcılarda orta veya ağır düzeyde majör depresyon bulunuyordu.</p>

<p>Eylül 2023 ile Nisan 2025 arasında yürütülen çalışmada 196 kişi rastgele gruplara ayrıldı; 193 kişinin verileri temel etkinlik ve güvenlilik analizlerine dahil edildi. Katılımcılar sekiz hafta izlendi.</p>

<p>Tedaviye dirençli depresyon, en az iki uygun antidepresan tedavisine rağmen yeterli düzelme sağlanamamasını ifade ediyor. Araştırmanın sonuçları da bu hasta grubuna ilişkin; tüm depresyon hastalarına doğrudan genellenemiyor.</p>

<p>Standart antidepresanla değil, düşük dozla karşılaştırıldı</p>

<p>Katılımcıların 46’sına 8 miligram, 73’üne 12 miligram ve 74’üne 0,3 miligram mebufotenin benzoat verildi. Tek uygulama, eğitimli bir sağlık çalışanı tarafından burun spreyiyle yapıldı. Sürece psikolojik destek eşlik etti.</p>

<p>Karşılaştırma grubunda etkisiz bir sprey yerine, belirgin psikedelik etki oluşturması beklenmeyen çok düşük doz kullanıldı. Bu nedenle çalışma, ilacın standart antidepresanlardan daha etkili olup olmadığını yanıtlamıyor.</p>

<p>Mebufotenin, kısa süreli algı ve bilinç değişiklikleri oluşturabilen psikedelik özellikli bir madde. Çalışmada kullanılan formülasyon, klinik gözetim altında değerlendirilen deneysel bir ilaç adayı.</p>

<p>29. günde belirtiler ne kadar azaldı?</p>

<p>Temel değerlendirme, Montgomery-Åsberg Depresyon Derecelendirme Ölçeği üzerinden yapıldı. Puanın düşmesi, depresyon belirtilerinin hafiflemesini gösteriyor.</p>

<p>12 miligram alan grupta başlangıca göre ortalama azalma 11,1 puan, düşük doz grubunda 5,5 puan oldu. İstatistiksel analizde iki grup arasındaki fark 5,3 puan olarak hesaplandı.</p>

<p>8 miligramlık grupta ise ortalama azalma 12,5 puandı. Bu dozun düşük dozla karşılaştırılması ikincil değerlendirmeler arasındaydı. Sayısal olarak daha büyük azalma görülmesi, 8 miligramın 12 miligramdan üstün olduğunu göstermiyor.</p>

<p>İkinci günden 57. güne kadar yapılan diğer ölçümlerde de iki yüksek doz grubunda düşük doza göre daha fazla belirti azalması bildirildi. Ancak belirli günlerde gözlenen grup farkı, her hastada kesintisiz veya kalıcı iyileşme olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yanıt veren hastalar vardı, herkes iyileşmedi</p>

<p>29. gündeki tedaviye yanıt oranları, 8 miligram grubunda yüzde 35, 12 miligram grubunda yüzde 34 ve düşük doz grubunda yüzde 12 olarak bildirildi.</p>

<p>Belirtilerin belirlenmiş eşiğin altına inmesini ifade eden remisyon oranları ise aynı sırayla yüzde 26, yüzde 18 ve yüzde 8 oldu.</p>

<p>Bu sonuçlar, hastaların bir bölümünün belirgin yarar gördüğünü gösteriyor. Bununla birlikte, yüksek doz gruplarında da katılımcıların çoğu 29. günde yanıt ölçütünü karşılamadı. Remisyon da depresyonun bir daha tekrarlamayacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>İki saatte taburculuğa hazır olmak, iki saatte taburcu edilmek değil</p>

<p>Araştırmada, uygulama sonrası toparlanma süresi ayrıca değerlendirildi. 8 miligram alanların yüzde 85’i, 12 miligram alanların yüzde 78’i iki saat içinde taburculuğa hazır kabul edildi.</p>

<p>Buna rağmen katılımcılar protokol gereği dört saatten uzun süre gözlem altında tutuldu. Dolayısıyla sonuçlar, hastaların iki saatte taburcu edildiğini veya iki saatlik izlemin herkes için yeterli olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Bu ayrım, tedavinin gelecekte sağlık kuruluşlarında nasıl uygulanabileceği açısından önemli. Daha kısa gözlem ihtimali, ancak güvenlilik verileriyle birlikte değerlendirilebilir.</p>

<p>İstenmeyen olaylar sık görüldü</p>

<p>Uygulama sonrasında ortaya çıkan istenmeyen olaylar, 8 miligram grubunun yüzde 76’sında, 12 miligram grubunun yüzde 85’inde ve düşük doz grubunun yüzde 73’ünde bildirildi.</p>

<p>Kaydedilen olayların yüzde 99,7’si hafif veya orta şiddetteydi. Bu oran, katılımcıların neredeyse tamamının yan etkisiz bir süreç geçirdiği anlamına gelmiyor; olayların şiddetini tanımlıyor.</p>

<p>Ayrıca tedavi sonrasında kaydedilen her sağlık sorununun doğrudan ilaçtan kaynaklandığı söylenemez. Sekiz haftalık izlem ve sınırlı katılımcı sayısı, nadir veya uzun vadeli riskleri değerlendirmek için yeterli değil.</p>

<p>Beklentiler ve psikolojik destek sonuçları etkileyebilir</p>

<p>Çalışma çift kör tasarlansa da psikedelik etkiler, katılımcıların hangi grupta olduklarını tahmin etmesini kolaylaştırdı. Bu durum, tedaviye ilişkin beklentilerin sonuçlara etkisini tamamen dışlamayı güçleştiriyor.</p>

<p>Psikolojik desteğin bağımsız etkisi ayrı bir grupla incelenmedi. Gereken katılımcılarda araştırma öncesinde antidepresanların bırakılması, etnik çeşitliliğin sınırlı olması ve 8 miligram grubunun daha küçük kalması da sonuçların genellenebilirliğini etkiliyor.</p>

<p>Araştırma, AtaiBeckley bünyesindeki Beckley Psytech tarafından finanse edildi. Yazarlar arasında şirketle kurumsal bağlantısı bulunan araştırmacılar da yer alıyor.</p>

<p>Deneysel sprey henüz onaylı bir tedavi değil</p>

<p>BPL-003 adıyla geliştirilen mebufotenin benzoat burun spreyi, şirketin ürün bilgilerine göre FDA veya başka bir düzenleyici kurum tarafından henüz onaylanmış değil.</p>

<p>JAMA’da yayımlanan bulguların daha geniş Faz 3 çalışmalarında doğrulanması gerekiyor. Etkinin ne kadar sürdüğü, yeniden uygulamanın ne zaman gerekeceği ve tekrarlanan dozların güvenliliği, klinik kullanım açısından yanıtlanması gereken sorular arasında bulunuyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu haber genel bilgilendirme amaçlıdır. Deneysel psikedelik maddeleri kendi kendinize kullanmayın; antidepresanlarınızı hekiminize danışmadan bırakmayın veya değiştirmeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Feifel D, Seynaeve M, Cubała WJ ve arkadaşları. Single Intranasal Administration of the Psychedelic Mebufotenin for Treatment-Resistant Depression: A Randomized Clinical Trial. JAMA. 26 Ekim 2026. DOI: 10.1001/jama.2026.18380.</p>

<p>2. JAMA. Single Intranasal Administration of the Psychedelic Mebufotenin for Treatment-Resistant Depression: Research Summary. 26 Ekim 2026. DOI: 10.1001/jama.2026.18468.</p>

<p>3. AtaiBeckley. Pipeline: BPL-003 geliştirme programı ve düzenleyici onay durumu. Erişim: 27 Ekim 2026. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/direncli-depresyonda-tek-doz-deneysel-burun-spreyi-belirtileri-azaltti</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/db904b6a-f1ed-4843-a926-9e70942902a2.jpeg" type="image/jpeg" length="65006"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Parkinson Modellerinde Demir Birikimini Hedefleyen Müdahaleler Hücre Kaybını Azalttı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/parkinson-modellerinde-demir-birikimini-hedefleyen-mudahaleler-hucre-kaybini-azaltti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/parkinson-modellerinde-demir-birikimini-hedefleyen-mudahaleler-hucre-kaybini-azaltti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Parkinson modellerinde, bağışıklık hücrelerinden sinir hücrelerine taşınan demirin hücre kaybını tetiklediği gösterildi. Bu sürece müdahale farelerde yarar sağladı; insanlarda tedavi etkisi henüz gösterilmedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bilim insanları, Parkinson hastalığını araştırmak için kullanılan hücre ve fare modellerinde, beynin bağışıklık hücrelerinden sinir hücrelerine taşınan demirin hücre ölümünü tetikleyebildiğini gösterdi. Demir taşınmasını veya bunun yol açtığı hücre ölümü sürecini hedefleyen deneysel müdahaleler, sinir hücresi kaybını ve farelerdeki Parkinson benzeri hareket bozukluklarını hafifletti.</p>

<p>Çin’deki Soochow Üniversitesinden araştırmacıların da yer aldığı ekibin çalışması, 26 Ekim 2026’da Nature Neuroscience dergisinde yayımlandı. Bulgular, sinir hücrelerini korumaya yönelik yeni bir araştırma hedefi sunuyor; ancak Parkinson hastalarında denenmiş bir tedaviyi ortaya koymuyor.</p>

<p>Hasar süreci beynin bağışıklık hücrelerinde başladı</p>

<p>Araştırmanın merkezinde, beynin bağışıklık hücreleri olan mikroglialar bulunuyor. Sinir dokusunun korunmasına ve hücresel artıkların temizlenmesine katkı sağlayan bu hücrelerin işleyişindeki değişikliklerin, çevrelerindeki sinir hücrelerini nasıl etkilediği incelendi.</p>

<p>Ekip, Parkinson’a genetik yatkınlıkla ilişkilendirilen NUS1 genine odaklandı. Bu gen, NgBR adlı proteinin üretilmesini sağlıyor. Deneylerde, mikroglialardaki NgBR eksikliğinin hücre içi stres yanıtını artırdığı ve LCN2 adlı demir taşıyıcı proteinin üretimini ve salınmasını yükselttiği belirlendi.</p>

<p>Böylece araştırma, sinir hücrelerindeki hasarın başlangıcını yalnızca bu hücrelerin içinde aramak yerine, komşu hücrelerle aralarındaki demir alışverişini de değerlendirdi.</p>

<p>Demiri taşıyan protein, sinir hücresine giriş yolu oluşturdu</p>

<p>Deneylerde mikroglialardan salınan demir yüklü LCN2, dopamin üreten sinir hücrelerinin yüzeyindeki SLC22A17 adlı alıcı üzerinden hücre içine alındı. Bu süreç, sinir hücrelerinde aşırı demir birikmesine yol açtı.</p>

<p>Burada belirleyici ayrıntı, proteinin demir taşıyıp taşımamasıydı. Demir yüklü LCN2 ile demir taşımayan biçimi aynı etkiyi göstermedi.</p>

<p>Biriken demir, hücre zarındaki yağ moleküllerinin hasar görmesini ve ferroptoz adı verilen hücre ölümü sürecini tetikledi. Ferroptoz, demire bağımlı olarak gelişen ve hücre zarındaki oksidatif hasarla ilişkili bir hücre ölümü biçimi.</p>

<p>Çalışmanın ele aldığı sorun, demirin beyinde bulunması değil; hangi hücreden çıktığı, hangi hücreye taşındığı ve orada ne ölçüde biriktiğiydi. Dolayısıyla sonuçlar, besinlerle alınan demirin Parkinson’a neden olduğu şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Farelerde hareket sorunları zaman içinde belirginleşti</p>

<p>Araştırmacılar, NUS1 geninin işlevini mikroglia hücrelerinde ortadan kaldırdıkları fareleri kontrol hayvanlarıyla karşılaştırdı. Bazı hareket testlerinde her grupta sekiz fare değerlendirildi.</p>

<p>Genetik müdahaleden üç ay sonra belirgin hareket farklılıkları görülmezken, altıncı ayda bazı testlerde bozulmalar ortaya çıktı. Dokuzuncu ayda hareket performansındaki kayıp daha belirgin hâle geldi. Beyin dokusundaki incelemeler de dopamin üreten sinir hücrelerinin kaybı ve demir birikimiyle uyumluydu.</p>

<p>Bununla birlikte, belirli bir genin işlevinin ortadan kaldırılmasıyla oluşturulan bu model, insanlarda gelişen Parkinson hastalığının bütün özelliklerini temsil etmiyor.</p>

<p>Deneysel müdahale neyi değiştirdi?</p>

<p>Ekip, LCN2–SLC22A17 taşıma yolunun veya ferroptoz sürecinin baskılanmasının koruyucu olup olmadığını araştırdı. Hücre deneylerinde bu mekanizmalara müdahale edilmesi, demir birikimiyle ilişkili hasarı azalttı. Farelerdeki uygulamalar da dopamin üreten sinir hücrelerinin kaybını ve Parkinson benzeri hareket sorunlarını hafifletti.</p>

<p>Bu sonuçlar, tanımlanan mekanizmanın deneysel modellerde yalnızca hasarla birlikte görülmediğini, müdahale edilebilir bir süreç olduğunu da destekliyor. Ancak farelerde elde edilen koruyucu etki, aynı yaklaşımın insanlarda güvenli ve etkili olacağını göstermiyor.</p>

<p>17 kişiden alınan örnekler ne söylüyor?</p>

<p>Çalışmada, Parkinson hastalığı bulunan 12 kişi ile Parkinson bulunmayan beş kişiden alınan beyin-omurilik sıvısı örnekleri de incelendi. Parkinson grubunda LCN2 ve demir düzeyleri daha yüksek bulundu.</p>

<p>Bu gözlem, deneysel sonuçlarla uyumlu olsa da yalnızca 17 kişiye dayanıyor. Ayrıca sıvı örneklerindeki yüksek düzeyler, demirin insan beyninde aynı hücresel yolu izlediğini veya hastalığa doğrudan neden olduğunu tek başına kanıtlamıyor.</p>

<p>Araştırmanın insan örneklerini içeren bölümü bir tedavi denemesi değildi. Hastalara bu mekanizmayı hedefleyen yeni bir tedavi uygulanmadı.</p>

<p>Parkinson tedavisi açısından sıradaki soru</p>

<p>Bulgular, LCN2–SLC22A17 demir taşıma yolunun sinir hücrelerini korumaya yönelik araştırmalarda incelenebilecek bir hedef olduğunu gösteriyor. Klinik uygulamaya geçilebilmesi için mekanizmanın insanlarda daha geniş ve bağımsız gruplarda doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Bir sonraki temel soru, bu yola müdahale edildiğinde beynin normal demir dengesinin ve bağışıklık işlevlerinin korunup korunamayacağı. İnsanlarda güvenlik ve hastalığın ilerlemesine etkisi gösterilmeden, deneysel sonuçları yeni bir Parkinson tedavisi olarak sunmak mümkün değil.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu araştırma, Parkinson ilaçlarını veya demir tedavisini değiştirmek için gerekçe oluşturmaz. İlaç ve takviye kullanımına ilişkin kararları hekiminizle birlikte değerlendirin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Liu L, Hong Y, Wang X ve arkadaşları. Microglial NUS1 deficiency drives dopaminergic neurodegeneration through intercellular iron dysregulation in Parkinson’s disease models. Nature Neuroscience. 26 Ekim 2026. DOI: 10.1038/s41593-026-02499-3. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/parkinson-modellerinde-demir-birikimini-hedefleyen-mudahaleler-hucre-kaybini-azaltti</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 11:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/5b552589-4b2c-4f4a-932c-035b8ac3898b.jpeg" type="image/jpeg" length="35831"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Daha Dik Duruş İçin Evde Yapılabilecek Üç Sırt Egzersizi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/daha-dik-durus-icin-evde-yapilabilecek-uc-sirt-egzersizi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/daha-dik-durus-icin-evde-yapilabilecek-uc-sirt-egzersizi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bird dog, köprü ve plank hareketleri, omurgayı destekleyen sırt, karın ve kalça kaslarını çalıştırıyor. Daha dik duruşu destekleyebilen bu egzersizler, herkeste aynı sonucu veren bir tedavi değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Daha dik duruşu desteklemek için yalnızca omuzları geriye çekmeye çalışmak yeterli olmayabilir. Omurgayı destekleyen kasları güçlendirmek de önem taşır. Evde ekipmansız yapılabilen bird dog, köprü ve plank hareketleri, sırtla birlikte karın ve kalça kaslarını çalıştıran egzersizler arasında yer alır.</p>

<p>Bu hareketler, omurgayı destekleyen kasların çalışmasına katkı sağlar. Ancak omurgadaki yapısal eğrilikleri düzelten veya her türlü kamburluğu gideren bir tedavi olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Bird dog: Karşı kol ve bacakla kontrollü hareket</p>

<p>Eller omuzların, dizler kalçaların altında olacak şekilde dört ayak pozisyonu alınır. Bir kol öne, karşı bacak geriye uzatılır. Sırt düz tutulur; ardından başlangıca dönülerek diğer tarafla tekrarlanır.</p>

<p>Köprü: Kalça ve bel çevresini birlikte çalıştırma</p>

<p>Sırtüstü yatılır, dizler bükülür ve ayaklar yere basar. Karın ve kalça kasları sıkılarak kalça kaldırılır. Omuzlardan dizlere uzanan düz hat korunur; ardından kontrollü biçimde yere dönülür. Boyun kasılmamalıdır.</p>

<p>Plank: Gövdeyi dengede tutma</p>

<p>Dirsekler omuzların altında, önkollar yerde olacak şekilde gövde kaldırılır. Karın kasları çalıştırılarak belin aşağı sarkması önlenir. Hareket zor geliyorsa dizlerin yerde kaldığı biçimi kullanılabilir.</p>

<p>Tekrar sayısını artırmadan önce doğru uygulama</p>

<p>Egzersiz öncesinde 5–10 dakikalık hafif yürüyüşle ısınmak önerilir. Tekrar sayısı ve bekleme süresi kişinin kapasitesine göre belirlenmelidir. Hareket sırasında ağrı oluşursa zorlamaya devam edilmemeli; hekim veya fizyoterapiste danışılmalıdır.</p>

<p>Bel ağrısında hareket ile zorlamayı ayırın</p>

<p>Bel ağrısı yaşayanlarda uzun süre yatakta kalmak yerine, mümkün olduğunca günlük faaliyetleri sürdürmek önerilir. Ancak aktif kalmak, ağrıyı artıran bir egzersizi tamamlamak için kendini zorlamak anlamına gelmez.</p>

<p>Ağrı birkaç hafta içinde düzelmiyorsa, günlük işleri engelliyorsa veya gece belirginleşiyorsa değerlendirme gerekir. Ani başlayan şiddetli ağrı ya da hızla kötüleşme de geciktirilmemelidir.</p>

<p>Bel ağrısıyla birlikte iki bacakta güçsüzlük veya uyuşma, genital bölge ya da makat çevresinde his kaybı, idrar yapmada güçlük veya idrar-dışkı kontrolünde yeni değişiklik varsa acil yardım alınmalıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Belirgin duruş bozukluğu, mevcut ağrı, yaralanma veya ameliyat öyküsünde egzersiz seçimi hekim ya da fizyoterapistle birlikte yapılmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. American Academy of Orthopaedic Surgeons. Spine Conditioning Program. OrthoInfo.<br />
2. National Health Service. Back pain. NHS. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/daha-dik-durus-icin-evde-yapilabilecek-uc-sirt-egzersizi</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3195.jpeg" type="image/jpeg" length="85261"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yağmur Suyunda PFAS Uyarısı: “Sonsuz Kimyasallar” Uzak Bölgelere de Ulaştı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yagmur-suyunda-pfas-uyarisi-sonsuz-kimyasallar-uzak-bolgelere-de-ulasti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yagmur-suyunda-pfas-uyarisi-sonsuz-kimyasallar-uzak-bolgelere-de-ulasti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Stockholm Üniversitesi öncülüğündeki araştırma, yağışlardaki bazı PFAS düzeylerinin içme suyu için belirlenen sağlık eşiklerini aştığını ortaya koydu. Bulgular, kirliliğin küresel yayılımına dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>“Sonsuz kimyasallar” olarak bilinen PFAS grubundaki maddeler, insan faaliyetlerinin yoğun olduğu bölgelerin ötesinde, dünyanın uzak noktalarındaki yağışlarda da bulunuyor. Stockholm Üniversitesi ve ETH Zürih araştırmacılarının 2022’de yayımladığı çalışma, yağmur suyunda ölçülen bazı PFAS düzeylerinin içme suyu için belirlenen kimi sağlık tavsiye değerlerini ve sınırları aştığını gösteriyor.</p>

<p>Environmental Science &amp; Technology dergisinde yayımlanan çalışma, çevredeki PFAS kirliliğinin yaygınlığını ve kalıcılığını değerlendiriyor. Araştırma, dünyanın her noktasından yeni numuneler alınan bir tarama yerine, mevcut çevresel ölçümleri belirli eşiklerle karşılaştıran bir bilimsel değerlendirme niteliği taşıyor.</p>

<p>Uzak bölgelerdeki yağışlarda da bulundu</p>

<p>Araştırmacılar; PFOA, PFOS, PFHxS ve PFNA adlı dört maddeye odaklandı. Yağışlara ilişkin veriler, PFAS kirliliğinin Antarktika ve Tibet Platosu gibi yerleşim ve sanayi faaliyetlerinin sınırlı olduğu bölgelere de ulaşabildiğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Çalışmada, yağmur suyundaki PFOA ve PFOS düzeylerinin ABD Çevre Koruma Ajansının 2022’de açıkladığı içme suyu sağlık tavsiye değerlerini sıklıkla aştığı bildirildi. İncelenen dört maddenin toplamı da birçok ölçümde Danimarka’nın içme suyu sınırının üzerinde bulundu.</p>

<p>İçme suyu eşikleriyle karşılaştırıldı</p>

<p>Bulguların yorumlanmasında kullanılan eşiklerin niteliği önem taşıyor. Sağlık tavsiye değerleri ile hukuken uygulanabilir içme suyu limitleri aynı anlama gelmiyor. Ayrıca ülkelerin değerlendirdiği maddeler ve belirlediği sınırlar farklılaşabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle çalışma, dünyanın her yerindeki bütün yağmur sularının aynı düzeyde kirli olduğunu göstermiyor. Verilerin işaret ettiği temel sorun, bazı PFAS bileşiklerinin geniş coğrafyalara yayılması ve yağışlarda içme suyu açısından önem taşıyan düzeylerde bulunabilmesi.</p>

<p>Çevrede uzun süre kalıyorlar</p>

<p>PFAS, per- ve polifloroalkil maddeler olarak adlandırılan geniş bir sentetik kimyasal grubunu oluşturuyor. Bu gruptaki birçok maddenin çevrede parçalanmaya karşı yüksek direnç göstermesi, “sonsuz kimyasallar” ifadesinin kullanılmasına neden oluyor.</p>

<p>Araştırmacılara göre deniz serpintisiyle taşınan küçük parçacıklar, bazı PFAS bileşiklerinin okyanuslardan yeniden atmosfere geçmesine katkıda bulunabiliyor. Bu dolaşım, geçmişte çevreye salınmış maddelerin uzun süre taşınmaya devam etmesini açıklayan mekanizmalar arasında yer alıyor.</p>

<p>Sağlık etkileri bileşiğe ve maruziyete bağlı</p>

<p>Bazı PFAS bileşiklerine maruziyet; kolesterol artışı, aşıya karşı antikor yanıtında azalma, doğum ağırlığında düşüş ve belirli kanser türleriyle ilişkilendiriliyor. Ancak bütün PFAS maddeleri için aynı düzeyde kanıt bulunmuyor. Maruziyetin miktarı ve süresi de sağlık değerlendirmesinde önem taşıyor.</p>

<p>Sudan uzaklaştırmak mümkün</p>

<p>Küresel çevreye yayılmış PFAS kirliliğini azaltmak güç olsa da bu maddelerin içme suyundan giderilmesine yönelik yöntemler bulunuyor. Uygun aktif karbon, iyon değişimi ve ters ozmoz sistemleri PFAS düzeylerini önemli ölçüde azaltabiliyor. Etkinlik, kullanılan sisteme ve düzenli bakıma bağlı olarak değişiyor.</p>

<p>Araştırmacılar, çevredeki kalıcı birikimi sınırlandırmak için PFAS kullanımının ve çevreye salımının azaltılmasının önemini vurguluyor.</p>

<p>Kaynaklar<br />
1. Cousins, I. T. ve arkadaşları. Outside the Safe Operating Space of a New Planetary Boundary for Per- and Polyfluoroalkyl Substances (PFAS). Environmental Science &amp; Technology, 2022; 56: 11172–11179.<br />
2. ABD Toksik Maddeler ve Hastalık Kayıt Ajansı. PFAS Information for Clinicians, 2024.<br />
3. ABD Çevre Koruma Ajansı. Identifying Drinking Water Filters Certified to Reduce PFAS. </p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yagmur-suyunda-pfas-uyarisi-sonsuz-kimyasallar-uzak-bolgelere-de-ulasti</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 07:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-3193.jpeg" type="image/jpeg" length="20636"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80881"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="98085"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49736"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96429"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32583"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="89963"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
