<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 14 Sep 2026 21:42:37 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tavuklu Mantar Sote Tarifi: Pratik ve Yüksek Proteinli]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tavuklu-mantar-sote-tarifi-pratik-ve-yuksek-proteinli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tavuklu-mantar-sote-tarifi-pratik-ve-yuksek-proteinli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tavuklu mantar sote tarifi; tavuk göğsü, mantar, biber ve soğanla tek tavada hazırlanan, kremasız ve protein açısından zengin pratik bir ana yemek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tavuklu Mantar Sote Tarifi: Pratik ve Yüksek Proteinli</p>

<p>Tavuklu mantar sote, akşam yemeğini kısa sürede hazırlamak isteyenlerin tercih edebileceği tek tava yemeklerinden biri. Tavuk göğsü; mantar, kapya biber, yeşil biber, soğan ve sarımsakla yüksek ateşte kısa sürede soteleniyor.</p>

<p>Bu tarifte krema kullanılmıyor. Lezzetin temelini tavuğun tavada renk alması, mantarın suyunu bırakmadan kızarması, sebzeler ve baharatlar oluşturuyor. Böylece ağır bir sos kullanmadan sulu kalmayan, yoğun aromalı bir tavuk sote hazırlanabiliyor.</p>

<p>Tarifin başarısındaki en önemli ayrıntı bütün malzemeleri aynı anda tavaya doldurmamak. Özellikle mantar kalabalık tavada düşük sıcaklıkta piştiğinde kızarmak yerine suyunu bırakıp haşlanmaya başlayabilir.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Derisiz tavuk göğsü protein açısından zengin ve görece düşük yağlı et seçeneklerinden biridir. Bu tarifte porsiyon başına kullanılan tavuk miktarı, ana öğünün protein içeriğini belirgin biçimde artırır.</p>

<p>Mantar, kapya biber, yeşil biber ve soğanın birlikte kullanılması yemeğin sebze çeşitliliğine katkı sağlar.</p>

<p>Krema veya büyük miktarda tereyağı yerine ölçülü zeytinyağı kullanılması toplam yağ miktarını kontrol etmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Bununla birlikte “yüksek proteinli” bir öğünün tek başına kilo kaybı, kas gelişimi veya başka bir sağlık sonucu sağlamadığı unutulmamalıdır. Günlük beslenmenin bütünü ve kişinin gereksinimleri önemlidir.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 10 dakika<br />
Pişirme süresi: 15-20 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 25-30 dakika<br />
Kaç kişilik: 4 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 1 orta boy ana yemek porsiyonu<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Akşam yemeği / ana yemek<br />
Kategori: Yüksek Proteinli Tarifler</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 300 kcal<br />
Protein: 40 g<br />
Karbonhidrat: 11 g<br />
Yağ: 11 g<br />
Lif: 3 g</p>

<p>Değerler yaklaşık 600 gram tavuk göğsü, 400 gram mantar, 250 gram biber-soğan karışımı ve 20 gram zeytinyağı üzerinden dört porsiyon dikkate alınarak yaklaşık hesaplanmıştır.</p>

<p>Tavuk parçalarının büyüklüğü, sebze miktarı, kullanılan yağ ve porsiyonlama gerçek besin değerlerini değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>600 gram derisiz tavuk göğsü<br />
400 gram kültür mantarı<br />
1 orta boy kırmızı kapya biber, yaklaşık 120 gram<br />
2 adet yeşil biber, yaklaşık 80 gram<br />
1 orta boy kuru soğan, yaklaşık 120 gram<br />
2 diş sarımsak<br />
1,5 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 20 ml<br />
1 tatlı kaşığı domates salçası, yaklaşık 10 gram<br />
1 çay kaşığı kekik<br />
Yarım çay kaşığı karabiber<br />
Yarım çay kaşığı tatlı kırmızı toz biber<br />
İsteğe göre az miktarda pul biber<br />
Kontrollü miktarda tuz<br />
2 yemek kaşığı ince kıyılmış maydanoz</p>

<p>Tavuklu mantar sote nasıl yapılır?</p>

<p>1. Tavuk göğsünü yaklaşık 2 santimetrelik eşit küpler veya ince şeritler halinde kesin.</p>

<p>2. Çiğ tavukla temas eden bıçak ve kesme tahtasını sebzelerde kullanmadan önce sıcak su ve uygun deterjanla iyice temizleyin veya ayrı ekipman kullanın.</p>

<p>3. Tavukların yüzeyindeki fazla nemi kağıt havluyla alın. Islak tavuk tavaya girdiğinde kızarmak yerine daha kolay su bırakır.</p>

<p>4. Mantarları akan suyun altında uzun süre bekletmek yerine üzerlerindeki kiri uygun şekilde temizleyin. Gerekiyorsa kısa süre yıkayıp hemen kurulayın.</p>

<p>5. Mantarları yaklaşık yarım santimetre kalınlığında dilimleyin.</p>

<p>6. Soğanı yarım ay şeklinde, kapya ve yeşil biberleri ince şeritler halinde kesin. Sarımsağı ince doğrayın.</p>

<p>7. Geniş tabanlı bir tavayı orta-yüksek ateşte iyice ısıtın.</p>

<p>8. Zeytinyağının yaklaşık yarısını tavaya ekleyin.</p>

<p>9. Tavukları tavaya tek kat halinde yerleştirin. Tavanız küçükse tavukları iki parti halinde pişirin.</p>

<p>10. Tavukları ilk 2 dakika sürekli karıştırmayın. Bir yüzlerinin renk almasına izin verin.</p>

<p>11. Ardından karıştırarak toplam yaklaşık 5-6 dakika soteleyin. Bu aşamada tamamen pişmeleri gerekmiyor.</p>

<p>12. Tavukları temiz bir tabağa alın.</p>

<p>13. Aynı tavayı yeniden yüksekçe ateşe getirin. Kalan zeytinyağını ekleyin.</p>

<p>14. Mantarları tavaya mümkün olduğunca tek kat halinde yayın.</p>

<p>15. İlk 2 dakika mantarları sürekli karıştırmayın. Yüzeylerinin renk almaya başlamasını bekleyin.</p>

<p>16. Ardından 3-4 dakika yüksek ateşte soteleyin. Tavanın aşırı kalabalık olması mantarların çok fazla su bırakmasına neden olabilir.</p>

<p>17. Soğan ve biberleri ekleyin. Yaklaşık 3 dakika daha soteleyin. Sebzelerin tamamen yumuşaması gerekmez; hafif diri kalmaları yemeğe daha iyi doku verir.</p>

<p>18. Sarımsağı ve domates salçasını ekleyip yaklaşık 30-60 saniye karıştırın.</p>

<p>19. Önceden sotelediğiniz tavukları tekrar tavaya aktarın.</p>

<p>20. Kekik, karabiber, kırmızı toz biber ve kullanacaksanız pul biberi ekleyin.</p>

<p>21. Bütün malzemeleri orta-yüksek ateşte birkaç dakika birlikte soteleyin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>22. Tavuk parçalarının en kalın bölümünü kontrol edin. Çiğ veya pembe bölüm kalmamalıdır. Mutfak termometresi kullanılıyorsa tavuk için 74 derece iç sıcaklık güvenli pişirme açısından temel referanslardan biridir.</p>

<p>23. Tavuk tamamen piştiğinde tuz miktarını ayarlayın.</p>

<p>24. Ocağı kapatın ve ince kıyılmış maydanozu ekleyin.</p>

<p>25. Bir kez karıştırıp sıcak servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Mantar sotenin sulanmaması için geniş tava ve yeterince yüksek ısı kullanın. Çok miktarda mantarı küçük tavaya doldurmak sıcaklığı hızla düşürür ve mantarın kızarmak yerine kendi suyunda pişmesine neden olur.</p>

<p>Tavuğu ve mantarı ayrı aşamalarda renk aldıktan sonra birleştirmek daha iyi sonuç verir. Her şeyi başlangıçta aynı tavaya eklemek hem tavuğun hem mantarın fazla su bırakmasına yol açabilir.</p>

<p>Tavuk parçalarını mümkün olduğunca eşit büyüklükte kesin. Böylece küçük parçalar kururken büyük parçaların çiğ kalması önlenir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarif zaten krema kullanılmadan ve ölçülü miktarda zeytinyağıyla hazırlanıyor. Bu nedenle sırf daha sağlıklı görünmesi için temel yapısını değiştirmek gerekmez.</p>

<p>Sebze miktarını artırmak isteyenler kabak veya kırmızı biber ekleyebilir. Ancak kabağın da su bırakabileceği düşünülerek yüksek ateşte ve tavayı kalabalıklaştırmadan pişirilmesi gerekir.</p>

<p>Tuz miktarını artırmak yerine kekik, sarımsak, karabiber, kırmızı biber ve taze maydanozdan yararlanılabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Tavuklu mantar sote, protein açısından güçlü bir ana yemek arayanlar için uygundur.</p>

<p>Tarifin temel malzemelerinde buğday veya başka bir glutenli tahıl bulunmaz. Ancak çölyak hastalığı bulunan kişilerin salça, baharat ve diğer paketli ürünlerin etiketlerini ve çapraz bulaşma riskini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Standart tarif süt ürünü ve yumurta içermez.</p>

<p>Tavuklu mantar sote kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçüler dört eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 300 kalori sağlayabilir.</p>

<p>Zeytinyağı miktarı, kullanılan tavuk parçası ve porsiyon büyüklüğü toplam enerji değerini değiştirebilir.</p>

<p>Tavuklu mantar sote kaç gram protein içerir?</p>

<p>Bu tarifte bir porsiyonun yaklaşık 40 gram protein sağlaması beklenir. Protein miktarının büyük bölümü tavuk göğsünden gelir.</p>

<p>Kesin miktar kullanılan tavuk gramajına ve porsiyonlamaya göre değişir.</p>

<p>Mantar sote neden sulanır?</p>

<p>Tavanın yeterince sıcak olmaması, mantarların yıkandıktan sonra ıslak kalması veya çok fazla mantarın küçük bir tavaya aynı anda eklenmesi en yaygın nedenlerdir.</p>

<p>Geniş tava kullanmak, mantarları kurutmak ve gerekirse birkaç parti halinde pişirmek daha iyi kızarmalarını sağlar.</p>

<p>Tavuklu mantar soteye krema konur mu?</p>

<p>Kremalı versiyonları hazırlanabilir ancak krema zorunlu değildir. Bu tarif tavuk, mantar, sebze ve baharatların kendi lezzetini öne çıkarmak için kremasız hazırlanmıştır.</p>

<p>Tavuklu mantar sotenin yanına ne gider?</p>

<p>Bol yeşillikli bir salata veya yoğurtla servis edilebilir. Daha doyurucu bir öğün istenirse kişinin ihtiyacına uygun porsiyonda bulgur, esmer pirinç veya başka bir tahıl eklenebilir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Pişmiş tavuk içeren yemek oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemelidir. Artan yemek uygun şekilde soğutulduktan sonra kapalı bir kapta buzdolabında saklanmalıdır.</p>

<p>Yeniden ısıtırken yemeğin yalnızca dışının değil tavuk parçalarının merkezinin de tamamen ısındığından emin olun.</p>

<p>Yüksek ateşte uzun süre yeniden pişirmek tavuğu kurutabilir. Bu nedenle yalnızca güvenli biçimde tamamen ısınana kadar kontrollü şekilde ısıtmak daha iyi sonuç verir.</p>

<p>Tavuklu mantar sote, birkaç temel malzemeyle tek tavada hazırlanabilen ve yaklaşık yarım saat içinde sofraya getirilebilen pratik bir akşam yemeği.</p>

<p>İyi sonuç için en önemli teknik, tavuk ve mantarın tavada gerçekten sotelenmesine izin vermek. Tavayı kalabalıklaştırmamak ve malzemeleri aşamalı pişirmek, kremaya ihtiyaç duymadan daha yoğun lezzet ve daha iyi bir doku elde edilmesini sağlar.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central<br />
USDA – Food Safety and Inspection Service </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tavuklu-mantar-sote-tarifi-pratik-ve-yuksek-proteinli</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 21:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0614.jpeg" type="image/jpeg" length="15846"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Her Gün Aspirin İçmek Kalbi Korur mu? Aspirin Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-aspirin-icmek-kalbi-korur-mu-aspirin-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/her-gun-aspirin-icmek-kalbi-korur-mu-aspirin-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“50 yaşından sonra aspirin başlanır”, “düşük dozun zararı olmaz”, “kaplı aspirin mideyi korur”… Aspirin hakkında yıllardır tekrarlanan bazı bilgiler artık güncel tıbbi yaklaşımı yansıtmıyor. Peki aspirin kimlerde gerçekten yararlı, kimlerde risk oluşturabilir?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Aspirin, yüz yılı aşkın süredir kullanılan ve tıp tarihinin en bilinen ilaçlarından biri.<br />
Baş ağrısından ateşe, kalp-damar hastalıklarından bazı özel gebelik durumlarına kadar farklı kullanım alanları bulunuyor.<br />
Ancak kolay ulaşılabilir olması, aspirinin herkes için güvenli olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Özellikle kalp krizi ve inmeyi önlemek amacıyla her gün düşük doz aspirin kullanılması konusunda tıbbın yaklaşımı son yıllarda önemli ölçüde değişti.<br />
Buradaki en önemli ayrım şu:<br />
Daha önce kalp-damar hastalığı geçirmiş bir kişinin aspirin kullanması ile daha önce kalp krizi, inme veya bilinen kalp-damar hastalığı olmayan bir kişinin ilk kalp-damar olayını önlemek amacıyla aspirin kullanmaya başlaması aynı şey değil.<br />
YANLIŞ: “50 yaşından sonra herkes aspirin kullanmalı”<br />
Aspirin hakkında en yaygın eski inanışlardan biri bu.<br />
Geçmişte kalp-damar hastalığı bulunmayan kişilerde bile düşük doz aspirinin koruyucu amaçla daha yaygın kullanıldığı dönemler oldu.<br />
Ancak günümüzde aspirin, belirli bir yaşa gelen herkese rutin olarak önerilen bir “kalp koruyucu” olarak kabul edilmiyor.<br />
ABD Önleyici Hizmetler Görev Gücü (USPSTF), kalp-damar hastalığı bulunmayan 60 yaş ve üzerindeki kişilerde yalnızca ilk kalp krizi veya inmeyi önlemek amacıyla düşük doz aspirine başlanmasını önermiyor.<br />
USPSTF’ye göre, 40–59 yaş grubunda 10 yıllık kalp-damar hastalığı riski yüzde 10 veya üzerinde olan kişilerde bile aspirin başlama kararı bireysel olarak verilmelidir.<br />
Bu yaklaşım, bilinen kalp-damar hastalığı bulunmayan ve kanama riski yüksek olmayan kişiler için geçerlidir.<br />
Karar verilirken kişinin kanama riski, kullandığı diğer ilaçlar, eşlik eden hastalıkları ve genel sağlık durumu birlikte değerlendirilir.<br />
Bu grupta dahi beklenen net yararın küçük olduğu belirtiliyor.<br />
Dolayısıyla:<br />
Sadece yaş ilerledi diye aspirine başlanmaz.<br />
DOĞRU: Kalp-damar hastalığı geçirmiş bazı kişilerde aspirin çok önemli olabilir<br />
Aspirinin en önemli kullanım alanlarından biri ikincil korunmadır.<br />
Yani kişi daha önce kalp krizi geçirmişse, bilinen koroner damar hastalığı varsa, bazı kalp-damar girişimleri uygulanmışsa veya belirli türde iskemik inme geçirmişse aspirin yeni damar olaylarının önlenmesinde önemli rol oynayabilir.<br />
Ancak burada da tedavi herkeste aynı değildir.<br />
Örneğin bazı inme türlerinde aspirin yerine farklı pıhtılaşma önleyici ilaçlar gerekebilir. Atriyal fibrasyona bağlı kardiyoembolik inmelerde tedavi yaklaşımı farklıdır.<br />
Aynı şekilde stent takılması, geçirilmiş kalp krizi, kullanılan diğer ilaçlar ve kişinin kanama riski aspirin tedavisinin süresini ve şeklini değiştirebilir.<br />
Akut koroner sendrom sonrasında da aspirin çoğu hastada temel tedavilerden biri olmaya devam eder; ancak ikinci bir antitrombosit ilaçla birlikte kullanım süresi ve tedavi kombinasyonu hastanın kanama ve pıhtılaşma riskine göre belirlenir.<br />
Bu nedenle:<br />
“Kalp hastalığım var, mutlaka aspirin kullanmalıyım” şeklinde genel bir çıkarım yapmak doğru değildir.<br />
DOĞRU AMA EKSİK: “Aspirin kanı sulandırır”<br />
Günlük dilde aspirin için sıklıkla “kan sulandırıcı” deniliyor.<br />
Ancak aspirin aslında kanın yoğunluğunu veya kıvamını değiştirmez.<br />
Aspirinin temel etkilerinden biri, trombosit adı verilen kan hücrelerinin birbirine yapışmasını azaltmasıdır.<br />
Böylece damar içinde pıhtı oluşmasını güçleştirebilir.<br />
Bu mekanizma bazı kalp krizi ve iskemik inmelerin önlenmesine yardımcı olurken aynı zamanda kanama riskinin artmasına da yol açabilir.<br />
Yani halk arasında kullanılan “kanı sulandırıyor” ifadesi tamamen anlamsız değildir; ancak bilimsel olarak daha doğru ifade şudur:<br />
Aspirin trombositlerin pıhtı oluşturma yeteneğini azaltır.<br />
YANLIŞ: “Düşük doz aspirin zararsızdır”<br />
Aspirinin düşük dozda kullanılması risklerin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.<br />
Düşük doz aspirin bile trombositlerin çalışmasını baskıladığı için kanama riskini artırabilir.<br />
Bu risk özellikle;<br />
ileri yaşta,<br />
daha önce mide veya bağırsak kanaması geçirmiş kişilerde,<br />
mide ülseri bulunanlarda,<br />
başka kan sulandırıcı veya pıhtılaşmayı önleyici ilaç kullananlarda,<br />
bazı böbrek ve karaciğer hastalıklarında<br />
daha önemli hale gelebilir.<br />
Bu nedenle aspirin kullanımı değerlendirilirken yalnızca şu soru sorulmaz:<br />
“Kalp krizini önleyebilir mi?”<br />
Asıl değerlendirme şudur:<br />
“Bu kişide sağlayacağı yarar, oluşturabileceği kanama riskinden daha fazla mı?”<br />
YANLIŞ: “Kaplı aspirin mide kanaması yapmaz”<br />
Enterik kaplı aspirinlerin midede değil bağırsakta çözünmesi amaçlanır.<br />
Bu nedenle birçok kişi kaplı aspirinlerin mide açısından tamamen güvenli olduğunu düşünür.<br />
Ancak ciddi mide-bağırsak kanaması riski yalnızca tabletin mide yüzeyiyle doğrudan temasından kaynaklanmaz.<br />
Aspirinin trombositler üzerindeki sistemik etkisi de kanama riskinde rol oynar.<br />
ADAPTABLE çalışmasının ikincil analizinde enterik kaplı aspirin ile kaplamasız aspirin arasında majör kanama veya mide-bağırsak kanaması açısından anlamlı bir güvenlik üstünlüğü gösterilemedi.<br />
Bununla birlikte aspirin formu bu analizde randomize edilmediği için enterik kaplamanın olası etkileri konusunda kesin hüküm vermek de doğru değildir.<br />
Sonuç olarak:<br />
Enterik kaplama, ciddi kanama riskini ortadan kaldıran bir koruma olarak görülmemelidir.<br />
DOĞRU: Kalp krizi şüphesinde aspirin bazı durumlarda yararlı olabilir<br />
Günlük koruyucu aspirin kullanımı ile akut kalp krizi şüphesinde aspirin kullanılması birbirinden farklı konulardır.<br />
Göğüste baskı veya sıkışma, kola, sırta ya da çeneye yayılan ağrı, nefes darlığı ve soğuk terleme gibi kalp krizi düşündüren belirtilerde ilk yapılması gereken:<br />
112 Acil Çağrı Merkezi'ni aramaktır.<br />
Uluslararası ilk yardım kılavuzlarında, acil sağlık hizmeti çağrıldıktan sonra, bilinci açık ve travmaya bağlı olmayan akut göğüs ağrısı bulunan bir yetişkinde; bilinen aspirin alerjisi yoksa ve bir sağlık çalışanı daha önce aspirin almamasını söylememişse 162–325 mg aspirinin çiğnenmesinin düşünülebileceği belirtiliyor.<br />
Ancak bu, göğsü ağrıyan herkesin kendi başına aspirin alması gerektiği anlamına gelmez.<br />
Belirtilerin nedeni kalp krizi olmayabilir ve bazı durumlarda aspirin sakıncalı olabilir.<br />
Bu nedenle kalp krizi şüphesinde öncelik:<br />
Acil sağlık sistemini devreye sokmaktır.<br />
Aspirin ambulans çağırmanın veya hastaneye gitmenin alternatifi değildir.<br />
YANLIŞ: “Aspirin kanseri önlediği için herkes kullanmalı”<br />
Aspirin ile özellikle kolorektal kanser arasındaki ilişki uzun yıllardır araştırılıyor.<br />
Bazı çalışmalar uzun süreli aspirin kullanımının belirli kişilerde kolorektal kanser riskini azaltabileceğini düşündürdü.<br />
Ancak mevcut kanıtlar, kalp-damar hastalığı bulunmayan kişilerin yalnızca kanserden korunmak amacıyla kendi kendilerine aspirin kullanmaya başlamalarını desteklemiyor.<br />
Aspirinin olası kanserden koruyucu etkisi değerlendirilirken kanama gibi ciddi yan etkiler de hesaba katılmak zorunda.<br />
Dolayısıyla:<br />
“Kanseri önlüyor, her gün aspirin içeyim” doğru bir yaklaşım değildir.<br />
YANLIŞ: “Gebelikte aspirin kesinlikle kullanılmaz”<br />
Bu ifade de doğru değil.<br />
Gebelik döneminde aspirin gelişigüzel kullanılmamalıdır.<br />
Ancak bazı gebelerde düşük doz aspirin doktor tarafından özellikle reçete edilebilir.<br />
Örneğin preeklampsi açısından yüksek risk taşıyan belirli gebelerde düşük doz aspirin koruyucu tedavinin bir parçası olabilir.<br />
Dolayısıyla doğru ifade:<br />
Gebelikte aspirin kendi kendine kullanılmamalıdır; ancak belirli durumlarda hekim tarafından özellikle önerilebilir.<br />
DOĞRU: Çocuklarda aspirin konusunda özel dikkat gerekir<br />
Çocuklarda aspirin kullanımı erişkinlerden farklı değerlendirilir.<br />
Özellikle grip ve suçiçeği gibi bazı viral enfeksiyonlar sırasında çocuk ve ergenlere aspirin verilmesi, nadir fakat ciddi bir tablo olan Reye sendromu ile ilişkilendirilmiştir.<br />
Bu nedenle çocuklarda ateş veya ağrı nedeniyle ebeveynlerin kendi kararıyla aspirin kullanması uygun değildir.<br />
Bununla birlikte Kawasaki hastalığı gibi bazı özel durumlarda aspirin çocuklarda da doktor gözetiminde kullanılabilir.<br />
Yani:<br />
“Çocuklarda aspirin hiçbir zaman kullanılmaz” demek de doğru değildir; ancak kullanım kararı mutlaka hekim tarafından verilmelidir.<br />
YANLIŞ: “Aspirin kullanırken ibuprofen almak sorun oluşturmaz”<br />
Düzenli aspirin kullanan kişilerin kullandıkları diğer ağrı kesiciler de önem taşır.<br />
İbuprofen gibi bazı ilaçlar, belirli zamanlamalarda kullanıldığında aspirinin trombositler üzerindeki kalp koruyucu etkisine müdahale edebilir.<br />
Ayrıca aspirin ile bazı ağrı kesicilerin birlikte kullanılması mide-bağırsak sistemi üzerindeki yan etkileri ve kanama riskini artırabilir.<br />
Bu nedenle düzenli aspirin kullanan kişilerin reçetesiz satılan ağrı kesicileri de gelişigüzel kullanmaması gerekir.<br />
YANLIŞ: “Doktor aspirin verdiyse mutlaka ömür boyu kullanılmalıdır”<br />
Bazı hastalarda aspirin gerçekten uzun yıllar, hatta yaşam boyu tedavinin bir parçası olabilir.<br />
Ancak günümüzde antitrombosit tedaviler giderek daha fazla kişiye özel planlanıyor.<br />
Stent takılması,<br />
geçirilmiş kalp krizi,<br />
eş zamanlı kullanılan diğer kan sulandırıcı ilaçlar,<br />
hastanın yaşı,<br />
kanama riski<br />
ve eşlik eden hastalıklar tedavinin süresini değiştirebilir.<br />
Bu nedenle doktor tarafından başlanmış aspirinin kendi kendine kesilmesi de doğru değildir.<br />
Özellikle kalp krizi veya stent sonrasında verilen aspirinin doktor bilgisi dışında bırakılması ciddi sonuçlara yol açabilir.<br />
Aspirin kullanımını anlamanın anahtarı: Birincil ve ikincil korunma<br />
Aspirin tartışmalarının çoğu iki farklı kullanım biçiminin birbirine karıştırılmasından kaynaklanıyor.<br />
Birincil korunma<br />
Kişi daha önce kalp krizi, inme veya bilinen kalp-damar hastalığı geçirmemiştir.<br />
Amaç ilk kalp-damar olayının meydana gelmesini önlemektir.<br />
Bu kişide hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol veya sigara kullanımı gibi kalp-damar risk faktörleri bulunabilir.<br />
Güncel yaklaşımda bu gruptaki herkese rutin aspirin başlanması önerilmez.<br />
Karar kişinin bireysel kalp-damar riski ve kanama ihtimaline göre verilmelidir.<br />
İkincil korunma<br />
Kişinin daha önce kalp krizi, bilinen koroner damar hastalığı veya uygun türde bir damar olayı vardır.<br />
Bu hastaların önemli bir bölümünde aspirin hâlâ modern kalp-damar tedavisinin temel ilaçlarından biridir.<br />
Ancak hangi hastanın ne kadar süreyle aspirin kullanacağı yine kişiye özel olarak belirlenir.<br />
Aspirin için yeni dönemin özeti<br />
Aspirin ne “belirli bir yaştan sonra herkesin kullanması gereken mucize bir ilaç” ne de önemini kaybetmiş eski bir tedavidir.<br />
Doğru kişide son derece değerli olabilir.<br />
Ancak gereksiz kullanıldığında sağladığı sınırlı yarardan daha büyük bir kanama riski oluşturabilir.<br />
Bu nedenle güncel tıbbın aspirin konusunda verdiği en önemli mesajlardan biri şu:<br />
Aspirine yalnızca yaşa veya çevreden duyulan tavsiyelere bakılarak başlanmamalıdır.<br />
Kalp-damar hastalığı riski, geçirilmiş hastalıklar, kanama öyküsü, mide-bağırsak sorunları, kullanılan diğer ilaçlar ve kişinin genel sağlık durumu birlikte değerlendirilmelidir.<br />
Önemli uyarı<br />
Aspirin, özellikle düzenli veya koruyucu amaçlı kullanılacaksa doktor değerlendirmesi ve tavsiyesi olmadan başlanmamalıdır. Doktor tarafından reçete edilmiş aspirin de hekime danışılmadan kesilmemeli, dozu değiştirilmemeli veya başka ilaçlarla birlikte gelişigüzel kullanılmamalıdır.<br />
Kaynaklar<br />
U.S. Preventive Services Task Force — Aspirin Use to Prevent Cardiovascular Disease<br />
American Heart Association / American College of Cardiology — Chronic Coronary Disease Guideline<br />
American Heart Association / American Red Cross — First Aid Guidelines<br />
American College of Cardiology / American Heart Association — Acute Coronary Syndromes Guideline<br />
U.S. Food and Drug Administration — Aspirin Use and Ibuprofen Interaction<br />
JAMA Cardiology — Enteric-Coated Aspirin and ADAPTABLE Analysis<br />
American College of Obstetricians and Gynecologists — Low-Dose Aspirin Use in Pregnancy<br />
U.S. Centers for Disease Control and Prevention — Aspirin, Viral Infections and Reye Syndrome</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-aspirin-icmek-kalbi-korur-mu-aspirin-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 21:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/aspirin-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="35198"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Üniversitesi’nin Acı Kaybı: Prof. Dr. Yenal Öncel Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-yenal-oncel-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/istanbul-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-yenal-oncel-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümünün emekli akademisyenlerinden Prof. Dr. S. Yenal Öncel hayatını kaybetti. 1940 doğumlu Öncel, uzun yıllar maliye alanında akademik çalışmalar yürüttü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümünün emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. S. Yenal Öncel hayatını kaybetti.</p>

<p>Türk maliye akademisinin uzun yıllar İstanbul Üniversitesi çatısı altında çalışmalarını sürdüren isimlerinden Öncel’in vefatı, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Vefat haberini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti duyurdu. Cemiyet, Prof. Dr. Yenal Öncel’in fakültenin Maliye Bölümü emekli akademisyenlerinden ve cemiyet üyelerinden olduğunu belirterek ailesine, dostlarına ve üniversite camiasına başsağlığı diledi.</p>

<p>PROF. DR. YENAL ÖNCEL KİMDİR?</p>

<p>Tam adı Sadık Yenal Öncel olan Prof. Dr. Yenal Öncel, 1940 yılında doğdu.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi’nin fakülte arşiv kayıtlarına göre Öncel, 1964 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Enstitüsü bünyesinde akademik görevine başladı.</p>

<p>Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümünde akademisyen olarak görev yapan Öncel, maliye teorisi, vergilendirme ve mahalli idareler maliyesi başta olmak üzere kamu maliyesinin farklı alanlarında çalışmalar gerçekleştirdi.</p>

<p>İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’NDE 1964’TEN 2005’E</p>

<p>İstanbul Üniversitesi’nin akademik geçmişe ilişkin kayıtlarında Prof. Dr. Yenal Öncel’in Maliye Enstitüsü’ndeki göreve başlangıç yılı 1964, fakülteden ayrıldığı yıl ise 2005 olarak gösteriliyor.</p>

<p>Böylece Öncel’in İstanbul Üniversitesi çatısı altındaki akademik geçmişi yaklaşık 41 yıllık bir döneme uzanıyor.</p>

<p>Bu süreçte akademik çalışmalarının yanı sıra maliye alanında yetişen kuşakların eğitimine katkıda bulundu.</p>

<p>MALİYE VE VERGİ ALANINDA ÇALIŞTI</p>

<p>Prof. Dr. Yenal Öncel’in bilimsel çalışmalarında vergi politikaları ve kamu maliyesi önemli bir yer tuttu.</p>

<p>Akademik yayınları arasında gelir vergisinin vergi güvenliği açısından değerlendirilmesi, kurumlar vergisi, uluslararası vergi rekabeti, transfer fiyatlandırması, örtülü kazanç dağıtımı ve belediye hizmetlerinin finansmanı gibi başlıklar bulunuyor.</p>

<p>Öncel’in 2002 yılında yayımlanan çalışmalarından biri “Transfer Fiyatlaması, Örtülü Kazanç Dağıtımı ve Vergilendirme” konusunu ele aldı.</p>

<p>2005 tarihli çalışmasında ise kurumlar vergisindeki değişimi ve uluslararası vergi rekabetini değerlendirdi.</p>

<p>MAHALLİ İDARELER MALİYESİ ALANINDA ESER VERDİ</p>

<p>Prof. Dr. Yenal Öncel’in öne çıkan çalışma alanlarından biri de mahalli idareler maliyesiydi.</p>

<p>“Mahalli İdareler Maliyesi” adlı kitabı, yerel yönetimlerin mali yapısına ilişkin çalışmalar arasında yer aldı.</p>

<p>Öncel ayrıca belediye hizmetlerinin finansmanı ve değişimini ele alan akademik çalışmalar kaleme aldı.</p>

<p>Kurumlar vergisine ilişkin çalışmaları da bulunan Öncel’in kaynaklarda “Türkiye’de Kurumlar Vergisinin Kurumlaşma Üzerindeki Etkileri 1950-1980” ve “Kurum Kazançlarında Vergi Yükünü Belirleyen Faktörler ve Kurumlar Vergisinin Türleri” başlıklı eserleri yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CENAZESİ 15 EYLÜL’DE</p>

<p>İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyetinin paylaştığı programa göre Prof. Dr. Yenal Öncel’in cenazesi 15 Eylül 2026 Salı günü Karaca Ahmet Şakirin Camii’nden kaldırılacak.</p>

<p>Öğle namazının ardından kılınacak cenaze namazı sonrası Öncel, Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p>

<p>Prof. Dr. S. Yenal Öncel’e Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine, meslektaşlarına ve İstanbul Üniversitesi camiasına başsağlığı diliyoruz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-yenal-oncel-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 20:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0613.jpeg" type="image/jpeg" length="50654"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliğine Doç. Dr. Durdu Mehmet Köş Atandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gulhane-egitim-ve-arastirma-hastanesi-bashekimligine-doc-dr-durdu-mehmet-kos-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gulhane-egitim-ve-arastirma-hastanesi-bashekimligine-doc-dr-durdu-mehmet-kos-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliğine Doç. Dr. Durdu Mehmet Köş atandı. Sağlık Bakanlığında önemli görevler üstlenen Köş, son olarak Ankara Bilkent Şehir Hastanesinde görev yapıyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesinde başhekimlik görevine Doç. Dr. Durdu Mehmet Köş atandı.</p>

<p>Sağlık yönetiminin farklı kademelerinde uzun yıllara dayanan deneyime sahip olan Köş, kariyeri boyunca hastane yöneticiliğinin yanı sıra Sağlık Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatında çeşitli görevler üstlendi.</p>

<p>Doç. Dr. Durdu Mehmet Köş kimdir?</p>

<p>1975 yılında Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde doğan Durdu Mehmet Köş, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1998 yılında mezun oldu.</p>

<p>Mezuniyetinin ardından Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde İç Hastalıkları uzmanlık eğitimine başlayan Köş, 2003 yılında uzmanlığını tamamladı.</p>

<p>Sağlık yönetiminde farklı görevler üstlendi</p>

<p>Meslek hayatında klinik çalışmalarının yanı sıra sağlık yönetimi alanında da görev alan Köş, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü yaptı.</p>

<p>Sağlık Bakanlığında saha koordinatörlüğü görevinde bulunan Köş, Ankara Meslek Hastalıkları Hastanesinde Başhekim Yardımcısı olarak da görev yaptı.</p>

<p>Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü yaptı</p>

<p>Doç. Dr. Durdu Mehmet Köş, 2017 yılında Sağlık Bakanlığı Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü görevine getirildi.</p>

<p>Bu dönemde acil sağlık hizmetlerinin yönetimi ve koordinasyonuna ilişkin çalışmalarda görev alan Köş, Fırat Kalkanı Harekâtı sürecinde sınır bölgesi ve sınır ötesindeki sağlık hizmetlerinin koordinasyonunda da görev üstlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğünde görev aldı</p>

<p>Köş, daha sonraki dönemde Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdür Yardımcılığı görevini üstlendi.</p>

<p>Böylece kariyeri boyunca il sağlık yönetiminden hastane yöneticiliğine, acil sağlık hizmetlerinden kamu hastanelerinin yönetimine kadar sağlık sisteminin farklı alanlarında görev yaptı.</p>

<p>Son olarak Bilkent Şehir Hastanesinde görev yapıyordu</p>

<p>Doç. Dr. Durdu Mehmet Köş, Mayıs 2025’te Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekim Yardımcılığı görevine getirildi.</p>

<p>Köş, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliğine atanmasının ardından kariyerine Türkiye’nin köklü sağlık kurumlarından Gülhane’de devam edecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gulhane-egitim-ve-arastirma-hastanesi-bashekimligine-doc-dr-durdu-mehmet-kos-atandi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 20:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0610.jpeg" type="image/jpeg" length="31276"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Grip Sezonuna Nasıl Hazırlanmalı? Aşıdan Havalandırmaya Etkili Önlemler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/grip-sezonuna-nasil-hazirlanmali-asidan-havalandirmaya-etkili-onlemler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/grip-sezonuna-nasil-hazirlanmali-asidan-havalandirmaya-etkili-onlemler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Grip sezonuna hazırlanmanın en etkili adımı yıllık grip aşısıdır. El hijyeni, kapalı alanların havalandırılması, hastayken evde kalmak ve riskli kişilerde erken tıbbi değerlendirme de önem taşır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Grip Sezonuna Nasıl Hazırlanmalı? Aşıdan Havalandırmaya Etkili Önlemler</p>

<p>Grip sezonuna hazırlanmanın en etkili adımlarından biri yıllık grip aşısıdır. Bunun yanında kapalı alanları havalandırmak, el ve öksürme hijyenine dikkat etmek, hastayken yakın teması azaltmak ve gerektiğinde maske kullanmak bulaşma riskini azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Grip çoğu sağlıklı kişide kendiliğinden düzelir. Ancak 65 yaş üzerindekiler, gebeler, bağışıklığı baskılanmış kişiler ile kalp, akciğer, böbrek hastalığı veya diyabet gibi kronik rahatsızlıkları bulunanlarda daha ağır seyredebilir.</p>

<p>Grip aşısı neden her yıl yapılıyor?</p>

<p>İnfluenza virüsleri zaman içinde değişir ve aşıyla oluşan koruma da giderek azalabilir. Bu nedenle grip aşısının içeriği dolaşması beklenen virüslere göre güncellenir ve uygun kişiler için her sezon yeniden aşılanma önerilir.</p>

<p>Grip aşısı ne zaman yapılmalı?</p>

<p>Kuzey yarımkürede çoğu kişi için Eylül ve Ekim ayları aşı açısından uygun dönemdir. Ancak grip virüsleri dolaşmaya devam ettiği sürece sezon ilerledikten sonra da aşı yapılması yararlı olabilir.</p>

<p>Çocuklar, gebeler, ileri yaştakiler ve özel sağlık durumu bulunan kişilerde en uygun zamanlama farklılaşabilir.</p>

<p>Gripten korunmak için neler yapılabilir?</p>

<p>Aşı tek korunma yöntemi değildir. İnfluenza solunum yoluyla yayıldığı için özellikle kalabalık kapalı alanlarda havalandırma önemlidir.</p>

<p>Pencereleri uygun olduğunda açmak ve etkili havalandırma kullanmak ortamdaki solunum parçacıklarının yoğunluğunu azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Ellerin düzenli yıkanması, kirli ellerle göz, burun ve ağza dokunulmaması ve öksürürken ya da hapşırırken ağız ile burnun kapatılması da temel korunma önlemleridir.</p>

<p>Kalabalık kapalı ortamlarda veya yüksek riskli kişilerle temas sırasında iyi oturan bir maske ek koruma sağlayabilir.</p>

<p>Bağışıklığı güçlendiren özel bir yiyecek var mı?</p>

<p>Gribi önlediği kanıtlanmış tek bir yiyecek, içecek veya takviye yoktur.</p>

<p>Dengeli beslenme, yeterli uyku, düzenli fiziksel aktivite ve kronik hastalıkların kontrol altında tutulması bağışıklık sisteminin normal çalışmasını destekler. Ancak vitamin veya “bağışıklık güçlendirici” ürünler grip aşısının yerine geçmez.</p>

<p>Evde biri grip olursa ne yapılmalı?</p>

<p>Hasta kişinin dinlenmesi ve özellikle risk grubundaki kişilerle yakın temasını azaltması önemlidir. Ortak alanların havalandırılması, el ve öksürme hijyenine dikkat edilmesi bulaşma olasılığını azaltabilir.</p>

<p>Grip belirtileri nelerdir?</p>

<p>Grip genellikle aniden başlayabilir. Sık görülen belirtiler şunlardır:</p>

<p>Ateş veya titreme</p>

<p>Öksürük</p>

<p>Boğaz ağrısı</p>

<p>Burun akıntısı veya tıkanıklığı</p>

<p>Kas ve eklem ağrıları</p>

<p>Baş ağrısı</p>

<p>Belirgin halsizlik ve yorgunluk</p>

<p>Her hastada ateş görülmeyebilir. COVID-19 ve diğer solunum yolu enfeksiyonları da benzer yakınmalara neden olabileceğinden yalnızca belirtilerle kesin ayrım yapmak her zaman mümkün değildir.</p>

<p>Gripte ilk 48 saat neden önemli?</p>

<p>Grip tedavisinde kullanılan antiviral ilaçlar genellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 1–2 gün içinde başlandığında en fazla yararı sağlar.</p>

<p>Bu nedenle özellikle gebeler, ileri yaştakiler, bağışıklığı baskılanmış kişiler ve kronik hastalığı bulunanlar belirtiler başladığında erken tıbbi değerlendirme almalıdır.</p>

<p>Ancak ağır veya ilerleyici hastalıkta 48 saat geçmiş olması antiviral tedavinin artık yararsız olduğu anlamına gelmez. Tedavi kararını hekim vermelidir.</p>

<p>Antibiyotik gribi geçirir mi?</p>

<p>Hayır. Grip viral bir enfeksiyondur ve antibiyotikler influenza virüsüne karşı etkili değildir. Antibiyotik ancak ayrıca bakteriyel bir enfeksiyon gelişmesi halinde hekim tarafından gerekli görülebilir.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Nefes darlığı, göğüste ağrı veya baskı, bilinç değişikliği, ciddi halsizlik, susuzluk belirtileri ya da hızla kötüleşen bir tablo gelişirse tıbbi yardım alınmalıdır.</p>

<p>Yüksek risk grubundaki kişilerin ise belirtiler hafif olsa bile daha erken sağlık profesyoneline başvurması gerekebilir.</p>

<p>Grip sezonuna hazırlanırken 6 temel adım</p>

<p>Her sezon grip aşısını değerlendirin.</p>

<p>Kapalı alanları düzenli havalandırın.</p>

<p>El ve öksürme hijyenine dikkat edin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastayken yakın teması azaltın.</p>

<p>Riskli ortamlarda gerektiğinde maske kullanın.</p>

<p>Risk grubundaysanız grip belirtilerinde erken tıbbi değerlendirme alın.</p>

<p>Gripten tamamen korunmayı garanti eden tek bir yöntem yoktur. Aşılama ile temel hijyen ve bulaşmayı azaltan önlemlerin birlikte uygulanması, özellikle ağır hastalık riskini azaltmada en güçlü yaklaşımı oluşturur.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgilendirmesi amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi yerine geçmez. Aşı ve antiviral tedavi konusunda kişisel sağlık durumunuza göre hekiminize danışın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention — 2026–2027 Flu Season</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention — Seasonal Flu Vaccine Basics</p>

<p>World Health Organization — Influenza (Seasonal)</p>

<p>T.C. Sağlık Bakanlığı — Mevsimsel Grip</p>

<p>Cleveland Clinic — How To Prepare for Flu Season</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/grip-sezonuna-nasil-hazirlanmali-asidan-havalandirmaya-etkili-onlemler</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 20:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0608.jpeg" type="image/jpeg" length="97775"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kırşehir Sağlık Camiasının Acı Kaybı: Musa Karaca Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kirsehir-saglik-camiasinin-aci-kaybi-musa-karaca-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kirsehir-saglik-camiasinin-aci-kaybi-musa-karaca-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan 24 yaşındaki Musa Karaca hayatını kaybetti. Genç sağlık çalışanının vefatı ailesini, sevenlerini ve çalışma arkadaşlarını yasa boğdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kırşehir sağlık camiası, genç yaşta gelen vefat haberiyle sarsıldı.</p>

<p>Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde memur olarak görev yapan 24 yaşındaki Musa Karaca, 12 Eylül gecesi evinde hayatını kaybetti.</p>

<p>Henüz 24 yaşında olan Karaca’nın vefatı, başta ailesi ve yakınları olmak üzere birlikte görev yaptığı çalışma arkadaşları arasında büyük üzüntüye neden oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Musa Karaca Son Yolculuğuna Uğurlandı</p>

<p>Musa Karaca için 13 Eylül’de Kırşehir’de cenaze töreni düzenlendi. Ali Çam Camii’nde öğle namazının ardından cenaze namazı kılındı.</p>

<p>Ailesi, yakınları ve sevenlerinin dualarla uğurladığı Karaca’nın naaşı, Bağbaşı Mezarlığı’nda toprağa verildi.</p>

<p>Genç Yaşta Gelen Vefat Sağlık Camiasını Üzdü</p>

<p>Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Musa Karaca’nın henüz 24 yaşında hayata veda etmesi, sağlık camiasında da derin üzüntü oluşturdu.</p>

<p>Musa Karaca’ya Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve çalışma arkadaşlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kirsehir-saglik-camiasinin-aci-kaybi-musa-karaca-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 20:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0607.jpeg" type="image/jpeg" length="10196"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıbbın İki Asrı Aşan Neşteri: The Lancet Nasıl Doğdu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tibbin-iki-asri-asan-nesteri-the-lancet-nasil-dogdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tibbin-iki-asri-asan-nesteri-the-lancet-nasil-dogdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5 Ekim 1823’te Londra’da yayımlanan küçük bir haftalık tıp dergisi, yalnızca bilimsel bilgi aktarmayı değil, dönemin tıp kurumlarındaki ayrıcalıkları ve kapalı yapıyı da sorgulamayı hedefliyordu. Kurucusu Thomas Wakley, ünlü cerrahların derslerini yayımladı, mahkemelerle karşı karşıya geldi ve tıp dünyasının güçlü isimlerini açıkça eleştirdi. O derginin adı The Lancet’ti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İki asrı aşan tarihinde Lister’in antiseptik cerrahi çalışmalarından penisiline kadar tıp tarihinin önemli dönüm noktalarına tanıklık etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Londra, 1823: Tıp bilgisi herkesin ulaşabildiği bir bilgi değildi<br />
yüzyılın ilk çeyreğinde Londra, modern tıbbın şekillenmeye başladığı önemli merkezlerden biriydi. Ancak tıp eğitimi ve mesleki güç; büyük hastaneler, kraliyet kolejleri ve dönemin önde gelen hekimlerinden oluşan dar çevrelerin etkisi altındaydı.<br />
Tıbbi bilgiye ulaşmak da bugünkü kadar kolay değildi. Ünlü cerrahların derslerini dinlemek isteyen öğrenciler ücret ödemek zorunda kalıyor, mesleki bilgi büyük ölçüde belirli kurumların ve kişilerin çevresinde dolaşıyordu.<br />
Tam bu ortamda 28 yaşındaki İngiliz cerrah Thomas Wakley, alışılmış tıp yayınlarından farklı bir dergi çıkarmaya karar verdi.<br />
The Lancet’in ilk sayısı 5 Ekim 1823 Pazar günü yayımlandı.<br />
Yaklaşık 36 sayfalık ilk sayı; cerrahi derslerden tıbbi olgu ve değerlendirmelere kadar farklı içerikler barındırıyordu. Derginin daha ilk sayısında tıp dışındaki kültürel içeriklere de yer verildi; tiyatro sahnesindeki The Rivals ve Much Ado About Nothing gibi oyunlar hakkında değerlendirmeler yayımlandı.<br />
Bu durum The Lancet’in daha ilk günden yalnızca dar anlamda bir bilimsel dergi olarak tasarlanmadığını gösteriyordu.<br />
Wakley’nin amacı yalnızca yeni bir tıp dergisi çıkarmak değildi.<br />
Tıbbın kapalı dünyasını açmak istiyordu.<br />
Neden “The Lancet”?<br />
“Lancet”, dönemin cerrahlarının kullandığı küçük ve keskin bir cerrahi bıçağın adıydı.<br />
Dergi için son derece bilinçli bir isimdi.<br />
Çünkü Wakley, tıp dünyasında gördüğü sorunları adeta bir cerrah gibi kesip açmayı hedefliyordu.<br />
Kelimenin başka bir çağrışımı da vardı. İngilizcede “lancet window”, sivri kemerli dar bir pencereyi ifade eder. Daha sonraki tarihsel yorumlarda bu iki anlam The Lancet’in yayın anlayışıyla ilişkilendirildi:<br />
Bir yandan karanlıkta kalan alanlara ışık sokmak, diğer yandan sorunlu dokuyu kesip ortaya çıkarmak.<br />
Wakley’ye bu iki anlamı birleştiren çeşitli sözler atfedilmiş olsa da bunların özgün kaynakları konusunda dikkatli olmak gerekiyor.<br />
Fakat derginin ilk yıllardaki yayın politikası düşünüldüğünde isim oldukça yerindeydi.<br />
The Lancet hem bilgiyi görünür kılmak hem de tıp kurumlarını sorgulamak istiyordu.<br />
Ünlü cerrahın derslerini yayımladı<br />
The Lancet’in erken dönemindeki en çarpıcı olaylardan biri, dönemin en ünlü İngiliz cerrahlarından Sir Astley Cooper ile yaşandı.<br />
Cooper’ın cerrahi dersleri Londra’daki öğrenciler arasında son derece popülerdi ve bu derslere katılmak ücretliydi.<br />
Wakley ise dersleri takip ettirerek içeriklerini The Lancet’te yayımlamaya başladı.<br />
Üstelik başlangıçta Cooper’dan izin alınmamıştı.<br />
Bu yayın modeli dönemin tıp eğitim sistemine doğrudan meydan okuyordu. Çünkü öğrenciler, pahalı derslerde anlatılan bilgilerin önemli bölümüne çok daha düşük maliyetle haftalık bir dergi üzerinden ulaşabiliyordu.<br />
Cooper başlangıçta bu durumdan hoşnut değildi. Ancak daha sonra derslerin kendi adı kullanılmadan yayımlanmasına belirli ölçüde izin verdi.<br />
Wakley’nin asıl mesajı ise daha büyüktü:<br />
Tıbbi bilgi birkaç kişinin mülkiyeti olmamalıydı.<br />
John Abernethy işi mahkemeye taşıdı<br />
Her cerrah Cooper kadar uzlaşmacı değildi.<br />
Dönemin ünlü cerrahlarından John Abernethy, derslerinin The Lancet tarafından yayımlanmasına karşı çıktı ve konu mahkemeye taşındı.<br />
1820’lerin ortasında yaşanan hukuki mücadele, yalnızca Wakley ile Abernethy arasındaki kişisel bir anlaşmazlık değildi.<br />
Temel soru şuydu:<br />
Bir öğretim üyesinin ücret karşılığında verdiği derslerde anlattığı bilgiler başkaları tarafından yayımlanabilir miydi?<br />
Abernethy’nin yaptığı ikinci hukuki başvurunun ardından 1825’te, derslerin izinsiz biçimde ticari olarak yayımlanmasını sınırlayan bir tedbir kararı çıktı.<br />
Bu olay, tıp yayıncılığının erken döneminde telif hakkı, bilgi sahipliği ve akademik bilginin dolaşımı konularındaki önemli hukuki tartışmalardan birine dönüştü.<br />
Bugünün akademik yayıncılık ilkeleri açısından Wakley’nin kullandığı yöntem tartışmalı görülebilir.<br />
Ancak tartışmanın diğer tarafında son derece modern bir soru bulunuyordu:<br />
Tıbbi bilgi kime aitti?<br />
The Lancet kurulmadan önce Wakley ölümden dönmüştü<br />
Thomas Wakley’nin hayatı da kurduğu derginin tarihi kadar sıra dışıydı.<br />
The Lancet’in kuruluşundan yaklaşık üç yıl önce, 27 Ağustos 1820 gecesi, Wakley Londra’daki evinde saldırıya uğradı.<br />
Ev daha sonra ateşe verildi.<br />
Wakley saldırıdan sağ kurtuldu ancak ev büyük ölçüde yandı.<br />
Olayın gerçek nedeni hiçbir zaman kesin biçimde açıklanamadı. Dönemin siyasi ve toplumsal olaylarıyla bağlantılı olduğuna ilişkin çeşitli teoriler ileri sürülse de bunların hiçbiri kesin olarak kanıtlanamadı.<br />
Birkaç yıl sonra Wakley başka bir mücadele aracına sahip olacaktı:<br />
Matbaa.<br />
Tıp elitlerini hedef aldı<br />
The Lancet kısa sürede yalnızca bilimsel ve klinik bilgi yayımlayan bir dergi olmaktan çıktı.<br />
Wakley; hastanelerdeki kötü uygulamaları, mesleki ayrıcalıkları, adam kayırmacılığını, kurumsal kapalı yapıları ve tıp mesleğinin yönetimindeki sorunları açıkça eleştirmeye başladı.<br />
Dili zaman zaman son derece sertti.<br />
Eleştirilen hekimler ve kurumlarla çok sayıda hukuki anlaşmazlık yaşandı.<br />
Fakat tartışmalar derginin okunmasını azaltmadı.<br />
Aksine The Lancet hızla büyüdü.<br />
1824 yılına gelindiğinde yaklaşık 4 bin aboneye ulaştığı bildiriliyordu.<br />
yüzyılın başlarındaki uzmanlık yayıncılığı düşünüldüğünde bu oldukça dikkat çekici bir rakamdı.<br />
The Lancet böylece modern tıp gazeteciliğinin önemli fikirlerinden birini çok erken dönemde ortaya koymuş oldu:<br />
Bir tıp dergisi yalnızca araştırmaları yayımlayan bir mecra değil, tıp kurumlarını sorgulayan kamusal bir denetim alanı da olabilirdi.<br />
Editörlükten parlamentoya<br />
Thomas Wakley’nin reform mücadelesi yayıncılıkla sınırlı kalmadı.<br />
1835 yılında Parlamento’ya seçildi.<br />
Daha sonra West Middlesex adli tabibi olarak görev yaptı.<br />
Tıp mesleğinin daha şeffaf ve düzenli bir yapıya kavuşması için çalışan Wakley, mesleki kayıt ve denetim sistemlerinin oluşturulmasını savundu.<br />
1846’da tıbbi kayıt sistemine ilişkin bir yasa tasarısı da sundu.<br />
Wakley’nin girişimleri tek başına sonraki düzenlemeleri oluşturmadı; ancak 19. yüzyıl boyunca gelişen tıp reform hareketlerinin önemli aktörlerinden biri oldu.<br />
Bu reform süreci sonunda 1858 Medical Act, Britanya’da tıp mesleğinin düzenlenmesi açısından büyük bir dönüm noktası oluşturdu.<br />
Wakley 1862’de hayatını kaybetti.<br />
Ancak ailesinin The Lancet üzerindeki etkisi devam etti.<br />
Oğulları ve daha sonra torunu derginin editörlüğünü üstlendi.<br />
Wakley ailesi yaklaşık 85 yıl boyunca The Lancet’in yönetiminde etkili oldu.<br />
Lister’in antiseptik cerrahisi The Lancet’in sayfalarındaydı<br />
yüzyıl cerrahisinin en büyük sorunlarından biri ameliyat sonrası enfeksiyonlardı.<br />
Ameliyat başarılı geçse bile hastalar yara enfeksiyonları ve sepsis nedeniyle hayatını kaybedebiliyordu.<br />
Bu tabloyu değiştiren isimlerden biri İngiliz cerrah Joseph Lister oldu.<br />
Lister, mikroorganizmaların enfeksiyondaki rolüne ilişkin yeni bilimsel bilgilerden hareket ederek yaralarda karbolik asit kullanımını geliştirdi.<br />
1867’de açık kırık ve apselerde karbolik asit kullanarak geliştirdiği antiseptik yaklaşımın sonuçlarını The Lancet’te bir dizi makaleyle yayımladı.<br />
Bu yayınlar arasında “On a New Method of Treating Compound Fracture, Abscess, etc.” başlıklı çalışmaları da bulunuyordu.<br />
Aynı yıl antiseptik cerrahinin temel ilkelerini ortaya koyduğu ünlü “On the Antiseptic Principle in the Practice of Surgery” başlıklı makalesi ise 21 Eylül 1867’de hem The Lancet’te hem British Medical Journal’da yayımlandı.<br />
Bu çalışmalar, cerrahi enfeksiyonların önlenmesine yönelik yaklaşımın dönüşmesinde ve modern antiseptik cerrahinin gelişmesinde temel metinler arasına girdi.<br />
1940: Penisilin The Lancet’in sayfalarında<br />
Yaklaşık 70 yıl sonra The Lancet bu kez tıp tarihinin başka bir devrimine tanıklık edecekti.<br />
24 Ağustos 1940.<br />
Dergide şu başlığı taşıyan bir araştırma yayımlandı:<br />
“Penicillin as a Chemotherapeutic Agent.”<br />
Ernst Boris Chain, Howard Florey ve Oxford’daki araştırma ekibinin çalışması, Alexander Fleming’in yıllar önce gözlemlediği penisilinin antibakteriyel gücünün deneysel olarak ortaya konulmasında kritik aşamalardan biriydi.<br />
Araştırma, penisilinin bakteriyel enfeksiyonlara karşı sistemik tedavide kullanılabileceğine ilişkin güçlü deneysel bulgular sundu.<br />
Ardından klinik çalışmalar gelecekti.<br />
Ve birkaç yıl içinde penisilin modern tıbbın en büyük silahlarından birine dönüşecekti.<br />
Böylece 1823’te Londra’daki cerrahi dersleri daha geniş kitlelere ulaştırmaya çalışan haftalık bir yayın, yaklaşık bir asır sonra antibiyotik çağının doğuşunu dünyaya duyuran bilimsel platformlardan biri hâline gelmişti.<br />
Büyük prestij büyük hataları engellemiyor<br />
The Lancet’in iki asrı aşan tarihi yalnızca başarılarla dolu değil.<br />
Bunun en bilinen örneklerinden biri 1998 yılında yayımlanan Andrew Wakefield ve arkadaşlarının çalışmasıydı.<br />
Çalışma, kızamık-kabakulak-kızamıkçık aşısı ile otizm arasında ilişki bulunduğu yönünde dünya çapında büyük tartışmalara yol açtı.<br />
Araştırmanın yöntemleri ve araştırmacıların beyanları daha sonra ciddi biçimde sorgulandı.<br />
Uzun süren incelemelerin ardından The Lancet, 2 Şubat 2010’da makaleyi tamamen geri çektiğini duyurdu. Geri çekme bildirimi derginin 6 Şubat 2010 tarihli basılı sayısında da yer aldı.<br />
Olay, bilimsel yayıncılık tarihindeki en çok tartışılan geri çekme vakalarından biri hâline geldi.<br />
Aynı zamanda önemli bir gerçeği de gösterdi:<br />
Bir araştırmanın prestijli bir dergide yayımlanmış olması, onun sonsuza kadar doğru kabul edileceği anlamına gelmez.<br />
Bilim; eleştiri, tekrar değerlendirme ve gerektiğinde hataların düzeltilmesiyle ilerler.<br />
Küçük bir haftalık dergiden küresel tıp yayıncılığına<br />
The Lancet 2023 yılında kuruluşunun 200. yılını tamamladı.<br />
Ancak artık tek bir dergiden söz etmiyoruz.<br />
The Lancet adı bugün onkolojiden nörolojiye, psikiyatriden enfeksiyon hastalıklarına, çocuk sağlığından halk sağlığına kadar çok sayıda uzmanlık alanındaki bilimsel yayınla birlikte anılıyor.<br />
Derginin etkisi yalnızca klinik araştırmalarla da sınırlı değil.<br />
Salgın hastalıklar, küresel sağlık eşitsizlikleri, anne ve çocuk sağlığı, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileri, sağlık politikaları ve dünya genelindeki ölüm ve hastalık yükleri gibi konular The Lancet yayın ailesinin önemli çalışma alanları arasında bulunuyor.<br />
Fakat The Lancet’in tarihsel önemini yalnızca yayımladığı araştırmalarla açıklamak eksik kalır.<br />
Derginin doğuşunda daha temel bir fikir vardı:<br />
Tıp yalnızca doktorların kendi aralarında konuştuğu kapalı bir alan olmamalıydı.<br />
1823 yılında Thomas Wakley’nin elindeki “lancet”, yalnızca cerrahi bir bıçak değildi.<br />
Bir metafora dönüşmüştü.<br />
Bilginin üzerindeki örtüyü kaldırmak, güçlü kurumları sorgulamak ve gerektiğinde tıp dünyasının sorunlu alanlarını kesip açmak…<br />
İki asrı aşkın süre sonra derginin kapağında hâlâ aynı isim bulunuyor:<br />
The Lancet.<br />
Belki de bütün tarihini en iyi anlatan isim de hâlâ bu.<br />
Bir yandan ışığın girebileceği küçük bir açıklık.<br />
Diğer yandan keskin bir neşter.<br />
Kaynaklar<br />
The Lancet — The Lancet’in kuruluşu ve 200 yıllık tarihine ilişkin tarihsel yayınlar.<br />
Jones R. — Thomas Wakley, plagiarism, libel and the founding of The Lancet. Journal of the Royal Society of Medicine, 2009.<br />
Sharp D. — Thomas Wakley (1795–1862): a biographical sketch. The Lancet, 2012.<br />
Pladek B. — “A variety of tastes”: The Lancet in the early-nineteenth-century periodical press. Bulletin of the History of Medicine, 2011.<br />
The Lancet — The editors: 175 years at The Lancet. 1998.<br />
Lister J. — On a New Method of Treating Compound Fracture, Abscess, etc. The Lancet, 1867.<br />
Lister J. — On the Antiseptic Principle in the Practice of Surgery. The Lancet, 1867.<br />
Lister J. — On the Antiseptic Principle in the Practice of Surgery. British Medical Journal, 1867.<br />
Chain E, Florey HW, Gardner AD ve ark. — Penicillin as a Chemotherapeutic Agent. The Lancet, 1940.<br />
Dyer C. — Lancet retracts Wakefield’s MMR paper. BMJ, 2010.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tibbin-iki-asri-asan-nesteri-the-lancet-nasil-dogdu</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 19:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/the-lancet-1823-bugune-1280x720-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="83607"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[214 Yıldır Tıbbın Nabzını Tutan Dergi: New England Journal of Medicine’in Olağanüstü Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/214-yildir-tibbin-nabzini-tutan-dergi-new-england-journal-of-medicinein-olaganustu-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/214-yildir-tibbin-nabzini-tutan-dergi-new-england-journal-of-medicinein-olaganustu-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İlk sayısı 1812’de yayımlandı. Sayfalarında eter anestezisinden çocukluk çağı lösemisinin ilk ilaç tedavilerine, bel fıtığının modern tanımından organ nakli ve büyük randomize klinik araştırmalara kadar tıp tarihinin dönüm noktaları yer aldı. Bugün New England Journal of Medicine (NEJM), yalnızca dünyanın en etkili tıp dergilerinden biri değil; iki yüzyılı aşkın modern tıp tarihinin canlı arşivi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>1812 yılının Boston’undayız.<br />
Mikropların hastalıklara yol açtığı henüz kanıtlanmamıştı. Antibiyotik yoktu. Cerrahi anestezi günlük tıp pratiğinin parçası değildi. Kan grupları bilinmiyordu. Röntgen keşfedilmemişti. Organ nakli, kemoterapi, yoğun bakım ve moleküler tıp henüz geleceğin konusu bile değildi.<br />
İşte New England Journal of Medicine’in kökleri böyle bir dünyada atıldı.<br />
Bostonlu hekim John Collins Warren, James Jackson ve meslektaşlarının girişimiyle hazırlanan derginin ilk sayısı 1 Ocak 1812’de, The New England Journal of Medicine and Surgery, and the Collateral Branches of Science adıyla yayımlandı.<br />
Bugünden geriye bakıldığında dikkat çekici olan şu:<br />
Derginin tarihi, büyük ölçüde modern tıbbın tarihidir.<br />
İlk makalenin konusu: Angina pectoris<br />
Derginin ilk sayısının ilk makalesi:<br />
“Remarks on Angina Pectoris.”<br />
Ancak burada tarihsel olarak önemli bir isim ayrımı bulunuyor.<br />
Makalenin yazarı derginin kurucularından John Collins Warren değil, onun babası John Warren idi.<br />
John Warren’ın 1 Ocak 1812’de yayımlanan makalesi 11 sayfaydı ve göğüs ağrısı ile angina pectoris üzerine dönemin klinik gözlemlerini ele alıyordu.<br />
Bugün genom dizileme, immünoterapi ve hassas tıbbın tartışıldığı yayın geleneğinin ilk sayfasında, iki asır önce bir hekimin hastalarının göğüs ağrısını anlamaya çalışması vardı.<br />
NEJM’nin tarihini çarpıcı yapan da tam olarak budur.<br />
Adı değişti, yayın geleneği devam etti<br />
Dergi başlangıçta üç aylık olarak yayımlanıyordu.<br />
1828 yılında yayın, Boston Medical Intelligencer ile birleşti ve Boston Medical and Surgical Journal adını aldı. Aynı dönemde haftalık yayın düzenine geçti.<br />
1914 yılında Boston Medical and Surgical Journal, Massachusetts Medical Society’nin resmî yayın organı haline geldi.<br />
Ardından sıra dışı bir satış gerçekleşti.<br />
1921 yılında Massachusetts Medical Society dergiyi yalnızca bir dolar karşılığında satın aldı.<br />
Society’nin kendi tarih anlatısında bu bir doların hiçbir zaman ödenmemiş olabileceğine ilişkin esprili bir not bile bulunuyor.<br />
Yedi yıl sonra, 1928’de, yaklaşık bir yüzyıldır kullanılan Boston Medical and Surgical Journal adı tarihe karıştı.<br />
Yeni adı:<br />
The New England Journal of Medicine.<br />
Bu isim artık tıp dünyasının en tanınmış bilimsel yayın markalarından biri olacaktı.<br />
1846: Ameliyat masasındaki acıyı değiştiren gelişme<br />
NEJM’nin tarihindeki en önemli yayınlardan biri, derginin henüz Boston Medical and Surgical Journal adını taşıdığı dönemde yayımlandı.<br />
16 Ekim 1846’da, Boston’daki Massachusetts General Hospital’ın cerrahi amfitiyatrosunda diş hekimi William T.G. Morton, eter kullanarak cerrahi anestezinin tarihî halka açık gösterilerinden birini gerçekleştirdi.<br />
Cerrah ise derginin kurucularından John Collins Warren idi.<br />
Morton’un eter uyguladığı Gilbert Abbott adlı hastanın boyun bölgesindeki lezyona Warren tarafından cerrahi girişimde bulunuldu.<br />
Uzun yıllar bu olay, Abbott’un boynundaki bir “tümörün çıkarılması” şeklinde anlatıldı. Ancak daha sonraki tarihsel incelemelerde özgün hastane kayıtlarının yeniden değerlendirilmesi, girişimin lezyonu tamamen çıkarmaktan çok, konjenital vasküler bir oluşumun kanlanmasını azaltmaya yönelik olduğunu gösterdi.<br />
Bu nedenle olayın en doğru tanımı, Abbott’un boyun bölgesindeki lezyona eter anestezisi altında cerrahi girişimde bulunulmasıdır.<br />
Gösteri, cerrahi anestezi tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri haline geldi.<br />
Yaklaşık bir ay sonra, 18 Kasım 1846’da, cerrah Henry Jacob Bigelow gelişmeyi Boston Medical and Surgical Journalda ayrıntılı biçimde yayımladı.<br />
Makalenin başlığı:<br />
“Insensibility during Surgical Operations Produced by Inhalation.”<br />
Burada önemli bir tarihsel ayrım vardır:<br />
Bu olay eterin dünyada ilk kez cerrahide kullanıldığı an değildi.<br />
Ancak Massachusetts General Hospital’daki halka açık gösteri ve hemen ardından Bigelow’un yayımladığı ayrıntılı rapor, eter anestezisinin tıp dünyasında hızla tanınmasında son derece önemli rol oynadı.<br />
Cerrahinin en eski sorunlarından biri olan acı, artık kaçınılmaz olmak zorunda değildi.<br />
1934: “Bel fıtığı”nın modern tıp tarihindeki dönüm noktası<br />
William Jason Mixter ve Joseph S. Barr, 2 Ağustos 1934’te NEJM’de yayımladıkları çalışmayla intervertebral disk rüptürü ile spinal kanal ve sinir kökü bulguları arasındaki ilişkiyi ayrıntılı biçimde ortaya koydular.<br />
Makalenin başlığı:<br />
“Rupture of the Intervertebral Disc with Involvement of the Spinal Canal.”<br />
Bu çalışma, spinal disk rüptürünün modern klinik ve cerrahi anlayışının gelişmesindeki temel yayınlardan biri haline geldi.<br />
Bugün milyonlarca insanın “bel fıtığı” olarak bildiği hastalığın modern klinik ve cerrahi yaklaşımının gelişmesinde bu makale önemli bir dönüm noktasıydı.<br />
1948: Çocukluk çağı lösemisinde kapı açıldı<br />
Tıp tarihinin en önemli NEJM çalışmalarından biri 3 Haziran 1948’de yayımlandı.<br />
Patolog Sidney Farber ve arkadaşları akut lösemili beş çocuğu, folik asit antagonisti aminopterin ile tedavi ettikleri çalışmanın sonuçlarını bildirdiler.<br />
Makalenin başlığı son derece açıktı:<br />
“Temporary Remissions in Acute Leukemia in Children Produced by Folic Acid Antagonist, 4-Aminopteroyl-Glutamic Acid (Aminopterin).”<br />
Çalışmada tedavi edilen beş çocukta klinik ve hematolojik yanıtlar değerlendirildi ve geçici remisyonlar bildirildi.<br />
Bu çocukların hastalığı henüz “iyileştirilmiş” değildi.<br />
Ancak çok önemli bir düşünce kanıtlanmaya başlamıştı:<br />
Kanser, ilaçlarla geriletilebilirdi.<br />
Farber ve arkadaşlarının çalışması daha sonra modern kanser kemoterapisinin gelişimine uzanan yolun temel tarihsel kilometre taşlarından biri olarak kabul edildi.<br />
Organ naklinin gelişimi NEJM sayfalarında<br />
yüzyılın en büyük tıbbi başarılarından biri organ nakliydi.<br />
23 Aralık 1954’te, Boston’daki Peter Bent Brigham Hospital’da böbrek yetmezliği bulunan Richard Herrick’e, tek yumurta ikizi Ronald Herrick’ten böbrek nakledildi.<br />
Joseph Murray, John Merrill, J. Hartwell Harrison ve çalışma arkadaşlarının gerçekleştirdiği operasyon, başarılı organ transplantasyonunun tarihindeki temel dönüm noktalarından biri oldu.<br />
Ancak NEJM’nin tarihi anlatılırken burada önemli bir ayrıntının doğru verilmesi gerekir:<br />
1954’te gerçekleştirilen bu tarihî naklin ayrıntılı özgün bilimsel raporu NEJM’de değil, 1956 yılında JAMA’da yayımlandı.<br />
NEJM ise organ naklinin daha sonraki gelişiminin son derece önemli belgelerine ev sahipliği yaptı.<br />
23 Haziran 1960’ta, Merrill, Murray ve arkadaşları tek yumurta ikizi olmayan kardeşler arasında başarılı böbrek naklini NEJM’de yayımladı.<br />
Ardından 1963’te, Murray ve arkadaşlarının 13 hastadaki deneyimlerini aktardıkları çalışma yayımlandı:<br />
“Prolonged Survival of Human-Kidney Homografts by Immunosuppressive Drug Therapy.”<br />
Bu çalışma, ilaçlarla bağışıklık sisteminin baskılanmasının insan böbrek greftlerinin yaşam süresini uzatabileceğini gösteren transplantasyon tarihinin önemli raporlarından biriydi.<br />
Böylece organ nakli, yalnızca tek yumurta ikizleri arasında uygulanabilen sıra dışı bir cerrahi başarıdan, modern tıbbın yerleşik tedavilerinden birine dönüşmeye başladı.<br />
Tıp değiştikçe bilimsel yayıncılık da değişti<br />
1812’de tıp dergilerinde klinik gözlemler, vaka raporları ve hekimlerin kişisel deneyimleri önemli yer tutuyordu.<br />
Ancak 20. yüzyıl ilerledikçe tıp araştırmalarının yapısı köklü biçimde değişti.<br />
Biyostatistik gelişti.<br />
Kontrollü klinik araştırmalar yaygınlaştı.<br />
Randomizasyon ve plasebo kontrolü bilimsel araştırmanın merkezine yerleşti.<br />
Kanıta dayalı tıbbın temelleri güçlendi.<br />
NEJM de bu dönüşümün önemli platformlarından biri oldu.<br />
Bunun çarpıcı örneklerinden biri Physicians’ Health Study idi.<br />
1989’da yayımlanan nihai raporda 22.071 erkek hekimi kapsayan randomize, çift kör ve plasebo kontrollü araştırmanın aspirin kolunun sonuçları açıklandı.<br />
Aspirin kullanan grupta ilk miyokard enfarktüsü riskinin plasebo grubuna göre yüzde 44 daha düşük olduğu bildirildi.<br />
Ancak çalışma kardiyovasküler mortalite, inme ve kanama gibi sonuçların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini de gösteriyordu.<br />
Bu nedenle çalışma, “herkes aspirin kullanmalı” biçiminde okunabilecek basit bir sonuç değildi.<br />
Asıl önemli olan başka bir şeydi:<br />
Modern tıp giderek büyük, kontrollü ve istatistiksel olarak güçlü klinik araştırmalar üzerinden karar vermeye başlıyordu.<br />
200 yıllık arşiv dijital dünyaya taşındı<br />
NEJM’nin tarihindeki bir başka büyük dönüşüm 21. yüzyılda yaşandı.<br />
Dergi 2010 yılında, 1812’ye kadar uzanan tarihî arşivini elektronik ortamda erişilebilir hale getirdi.<br />
1812–1989 arasındaki koleksiyonun dijitalleştirilmesi sonucunda 8.498 sayı, 486.434 sayfa, 145.969 makale ve 75.649 görsel elektronik arşive aktarıldı.<br />
Bazı eski sayıların fiziksel nüshaları derginin kendi koleksiyonunda bile bulunamadığından Harvard’daki Countway Library’nin tarihî koleksiyonlarından yararlanıldı.<br />
Böylece derginin ilk makalesi olan John Warren’ın 1812 tarihli “Remarks on Angina Pectoris” yazısından itibaren tarihî sayıların dijital ortamda araştırılması mümkün hale geldi.<br />
Bu yalnızca teknik bir dijitalleştirme projesi değildi.<br />
Ortaya çıkan şey, aynı zamanda iki yüzyıllık tıp tarihinin devasa bir hafızasıydı.<br />
Çünkü bu arşivde yalnızca başarılar yoktu.<br />
Yanlış teoriler, terk edilmiş tedaviler, dönemin önyargıları ve bugün bilimsel olarak kabul edilemeyecek düşünceler de bulunuyordu.<br />
NEJM kendi karanlık geçmişini de araştırıyor<br />
İki yüzyıllık bir tıp arşivi yalnızca bilimsel ilerlemenin tarihi değildir.<br />
Tıp tarihinde ırk, kölelik, cinsiyet, engellilik, psikiyatri ve toplumsal farklılıklar hakkında bugün kabul edilemez görülen birçok yaklaşım bilimsel yayınlarda yer buldu.<br />
NEJM bu geçmişle yüzleşmek amacıyla 2023 yılında “Historical Injustices in Medicine and the Journal” başlıklı kapsamlı bir tarihsel inceleme süreci başlattı.<br />
Derginin editörleri, NEJM’nin ve diğer tıp kurumlarının geçmişte insanların ırkı, etnik kökeni, dini, cinsiyeti ve fiziksel ya da zihinsel özellikleri üzerinden kötü muameleleri haklılaştıran veya destekleyen düşüncelerin yayılmasına katkıda bulunduğunu açıkça kabul etti.<br />
Bağımsız tarihçiler daha sonra derginin arşivini kölelikten öjeniye, Yerli halklara yönelik yaklaşımlardan ırksal eşitsizliklere kadar farklı başlıklar altında incelemeye başladı.<br />
Bu nedenle NEJM arşivi yalnızca:<br />
“Tıp ne kadar ilerledi?”<br />
sorusuna cevap vermiyor.<br />
Aynı zamanda çok daha rahatsız edici ama gerekli bir soruyu da gündeme getiriyor:<br />
“Tıp nerelerde yanıldı?”<br />
1812’de birkaç hekim, bugün küresel bir bilim platformu<br />
NEJM bugün hâlâ Massachusetts Medical Society tarafından yayımlanıyor.<br />
Derginin baş editörlüğünü Eric J. Rubin yürütüyor ve yayın haftalık olarak devam ediyor.<br />
NEJM’nin güncel kurumsal verilerine göre dergi yılda 16.000’den fazla araştırma ve diğer türde çalışma başvurusu alıyor.<br />
Özgün araştırma başvurularının yaklaşık yüzde 5’i yayımlanıyor ve araştırma başvurularının önemli bir bölümü ABD dışından geliyor.<br />
Clarivate Journal Citation Reports’un 2026’da açıkladığı verilere göre NEJM’nin 2025 Journal Impact Factor değeri 84,5.<br />
Ancak NEJM’nin önemini yalnızca etki faktörüyle açıklamak eksik kalır.<br />
Asıl değer, 1812’deki bir angina pectoris makalesinden başlayıp anesteziye, disk cerrahisine, lösemi tedavisine, organ nakline ve büyük randomize klinik araştırmalara uzanan kesintisiz bilimsel hafızasında yatıyor.<br />
Aynı dergi, bambaşka bir tıp<br />
1812’de bir hasta ameliyat masasına yatırıldığında modern anestezi yoktu.<br />
Enfeksiyon hastalıklarının mikrobiyolojik temeli henüz anlaşılmamıştı.<br />
Lösemi neredeyse kaçınılmaz biçimde ölümcül bir hastalıktı.<br />
Organ nakli düşünülemiyordu.<br />
Genlerin moleküler yapısı bilinmiyordu.<br />
Modern yoğun bakım yoktu.<br />
Bugün ise aynı yayın geleneğinin sayfalarında gen tedavileri, immünoterapiler, hassas tıp, yapay zekâ, yeni biyolojik ilaçlar ve moleküler hedefli tedaviler tartışılıyor.<br />
Bu nedenle New England Journal of Medicine yalnızca dünyanın en tanınmış tıp dergilerinden biri değildir.<br />
Aynı zamanda 19. yüzyıl hekimliğinden 21. yüzyıl tıbbına uzanan 214 yıllık dev bir zaman kapsülüdür.<br />
Ve belki de arşivin verdiği en güçlü mesaj şudur:<br />
Bugün kesin doğru olduğuna inandığımız bazı tıbbi bilgiler de bir gün tıp tarihinin konusu olacaktır.<br />
Kaynaklar<br />
New England Journal of Medicine — Remarks on Angina Pectoris, John Warren, 1812.<br />
New England Journal of Medicine — The Journal from 1812 to 1989 at NEJM.org, 2010.<br />
New England Journal of Medicine — About NEJM.<br />
Massachusetts Medical Society — The New England Journal of Medicine and the Massachusetts Medical Society.<br />
Massachusetts Medical Society — Kurumsal tarih kayıtları.<br />
Henry Jacob Bigelow — Insensibility during Surgical Operations Produced by Inhalation, Boston Medical and Surgical Journal, 1846.<br />
William Jason Mixter, Joseph S. Barr — Rupture of the Intervertebral Disc with Involvement of the Spinal Canal, NEJM, 1934.<br />
Sidney Farber ve ark. — Temporary Remissions in Acute Leukemia in Children Produced by Folic Acid Antagonist, NEJM, 1948.<br />
John P. Merrill, Joseph E. Murray, J. Hartwell Harrison ve ark. — Successful Homotransplantation of the Human Kidney Between Identical Twins, JAMA, 1956.<br />
John P. Merrill, Joseph E. Murray ve ark. — Successful Homotransplantation of the Kidney between Nonidentical Twins, NEJM, 1960.<br />
Joseph E. Murray ve ark. — Prolonged Survival of Human-Kidney Homografts by Immunosuppressive Drug Therapy, NEJM, 1963.<br />
Physicians’ Health Study Research Group — Final Report on the Aspirin Component of the Ongoing Physicians’ Health Study, NEJM, 1989.<br />
Eric J. Rubin ve ark. — Recognizing Historical Injustices in Medicine and the Journal, NEJM, 2023.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/214-yildir-tibbin-nabzini-tutan-dergi-new-england-journal-of-medicinein-olaganustu-hikayesi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 18:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/1812den-bugune-tibbin-tanigi-n-e-j-m-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="99031"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Takviyelerde İlk 15: Faydaları ve Tercih Edilebilecek Formları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/takviyelerde-ilk-15-faydalari-ve-tercih-edilebilecek-formlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/takviyelerde-ilk-15-faydalari-ve-tercih-edilebilecek-formlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hangi takviyeler gerçekten işe yarıyor? Bilimsel kanıtlarıyla öne çıkan 15 takviyeyi, kullanım alanlarını ve tercih edilebilecek formlarını inceleyin.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilime Göre Gerçekten İşe Yarayan 15 Takviye: Hangisinin Hangi Formu Daha İyi?</p>

<ol>
 <li>D Vitamini — D3 (kolekalsiferol)<br />
 Özellikle eksiklik/yetersizlikte kemik ve kas sağlığı açısından önemli. D3, D2’ye kıyasla kan düzeylerini genellikle daha etkili yükseltiyor.</li>
 <li>Omega-3 — EPA + DHA<br />
 Özellikle yüksek trigliserid düzeylerinde güçlü kanıt var. Trigliserid veya re-esterifiye trigliserid formları iyi seçenekler; etikette toplam balık yağından çok EPA+DHA miktarı önemli.</li>
 <li>Magnezyum — Sitrat / klorür; duruma göre diğer formlar<br />
 Eksiklikte önemli. NIH verilerinde sitrat, klorür, laktat ve aspartatın oksitten daha iyi emilebildiği belirtiliyor. Elemental magnezyum miktarı esas alınmalı.</li>
 <li>Kreatin — Kreatin monohidrat<br />
 Kas gücü, egzersiz performansı ve yağsız vücut kütlesi konusunda en iyi araştırılmış takviyelerden. Burada pahalı “özel kreatin” formlarını öne çıkarmaya gerek yok.</li>
 <li>B12 Vitamini — Siyanokobalamin / metilkobalamin<br />
 Veganlarda, ileri yaşta, bazı emilim bozukluklarında ve belirli ilaçların uzun süreli kullanımında özellikle önemli.</li>
 <li>Demir — Ferrous sulfate/fumarate; uygun kişide bisglisinat<br />
 Demir eksikliğinde çok etkili ama rastgele kullanılmaması gereken takviyelerden. Demirin hemoglobin oluşumu ve oksijen taşınmasında temel rolü var.</li>
 <li>Protein — Whey / whey isolate veya uygun bitkisel protein<br />
 Beslenmeyle yeterli protein alamayanlarda pratik. Özellikle direnç egzersizi yapanlarda ve ileri yaşta yararlı olabilir.</li>
 <li>Psyllium — Psyllium husk<br />
 Lif desteği açısından bence listelerin fazla göz ardı ettiği ürünlerden. Bağırsak düzeni ve LDL kolesterol kontrolü açısından ayrıca ele alınmalı.</li>
 <li>Folik Asit — Folik asit<br />
 Genel nüfus için “9. sıradaki takviye” olarak düşünülmemeli; gebelik planlayanlarda ise listenin en önemli ürünlerinden biri. USPSTF, gebelik planlayan veya gebe kalabilecek kişilere günlük 400–800 mikrogram folik asit öneriyor.</li>
 <li>Kalsiyum — Sitrat / karbonat<br />
 Beslenmeyle ihtiyaç karşılanamıyorsa anlamlı. Herkese gelişigüzel yüksek doz kalsiyum yaklaşımı doğru değil.</li>
 <li>Çinko — Asetat / glukonat<br />
 Eksiklikte önemli. Soğuk algınlığı başladıktan kısa süre sonra kullanılan bazı çinko pastilleri hastalık süresini azaltabilir; kanıtın kesinliği ise düşük-orta düzeyde ve sonuçlar değişken.</li>
 <li>Probiyotik — Suşa özgü ürün<br />
 Burada “en iyi probiyotik formu” demek yanıltıcı. Tür + suş + kullanım amacı birlikte değerlendirilmeli. NCCIH de etkilerin üründen ürüne ve kullanım alanına göre değiştiğini vurguluyor.</li>
 <li>Melatonin — Hızlı veya uzatılmış salım, amaca göre<br />
 Jet lag ve bazı sirkadiyen ritim sorunlarında yararlı olabilir. Ancak kronik uykusuzluk için birinci seçenek olarak sunulmamalı; uzun dönem güvenliğine ilişkin veriler sınırlı.</li>
 <li>Tiamin (B1) — Tiamin HCl<br />
 Normal beslenen herkese rutin bir “enerji takviyesi” değil; fakat eksiklik riski bulunan kişilerde klinik değeri çok yüksek.</li>
 <li>Elektrolit — Sodyum içeren dengeli formül<br />
 Uzun süreli yoğun egzersiz, aşırı terleme veya sıvı kaybında anlamlı. Masa başında çalışan sağlıklı bir kişinin her gün elektrolit içmesi gerektiği algısını kırmak iyi olur.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/takviyelerde-ilk-15-faydalari-ve-tercih-edilebilecek-formlari</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 18:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0589.jpeg" type="image/jpeg" length="29244"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Tıp’ın Acı Kaybı: Prof. Dr. Sumru Beder Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ankara-tipin-aci-kaybi-prof-dr-sumru-beder-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ankara-tipin-aci-kaybi-prof-dr-sumru-beder-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sumru Beder, 14 Eylül 2026 tarihinde hayatını kaybetti. Beder, 16 Eylül’de Ankara’da son yolculuğuna uğurlanacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara Tıp’ın Acı Kaybı: Prof. Dr. Sumru Beder Vefat Etti</p>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalının emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Sumru Beder hayatını kaybetti.</p>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan duyuruya göre Prof. Dr. Sumru Beder, 14 Eylül 2026 tarihinde vefat etti.</p>

<p>Uzun yıllar Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan Beder, göğüs hastalıkları alanındaki klinik ve akademik çalışmalarıyla tıp camiasında tanınan isimler arasında yer alıyordu.</p>

<p>PROF. DR. SUMRU BEDER KİMDİR?</p>

<p>Prof. Dr. Sumru Beder, akademik kariyerini göğüs hastalıkları alanında sürdüren hekim ve akademisyendi.</p>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Ana Bilim Dalında uzun yıllar öğretim üyesi olarak görev yaptı. Üniversitenin resmi emekli öğretim üyeleri kayıtlarına göre Prof. Dr. Beder, 1 Ocak 2008 tarihinde emekliye ayrıldı.</p>

<p>Beder, akademik yaşamı boyunca yalnızca hasta hizmetlerinde değil, tıp eğitimi ve bilimsel araştırmalarda da görev aldı. Uzmanlık öğrencilerinin yetişmesine katkıda bulundu ve tez danışmanlığı yaptı.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarında bronkoskopi, trakeobronşiyal anatomi ve varyasyonlar, hemoptizi, tüberküloz, endobronşiyal tedavi yöntemleri ve çeşitli akciğer hastalıkları öne çıktı.</p>

<p>Beder'in akademik çalışmalarından biri, Türk toplumundaki trakeobronşiyal varyasyonların araştırıldığı ve 2008 yılında Clinical Anatomy dergisinde yayımlanan çalışmaydı. Araştırmada 1.114 bronkoskopi hastasının verileri değerlendirilmişti.</p>

<p>Prof. Dr. Beder ayrıca hemoptiziye yaklaşım konusunda yayımlanan akademik çalışmalarda yer aldı. Daha eski yayınları arasında endobronşiyal tedavi yöntemlerine ilişkin çalışmaları da bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akademik kayıtlarda Prof. Dr. Beder'in tüberküloz alanında uzmanlık tezlerine danışmanlık yaptığı da görülüyor. 1990 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde hazırlanan, Mycobacterium tuberculosis üzerine bir uzmanlık tezinin danışmanlığını Prof. Dr. Sumru Beder üstlendi.</p>

<p>Türkiye solunum hastalıkları camiasının akademik faaliyetlerinde de yer alan Beder, bilimsel toplantı ve çalışmalarda görev aldı.</p>

<p>PROF. DR. SUMRU BEDER’İN CENAZESİ NE ZAMAN?</p>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin duyurusuna göre Prof. Dr. Sumru Beder için 16 Eylül 2026 Çarşamba günü saat 11.00’de İbni Sina Hastanesi Hasan Ali Yücel Konferans Salonu’nda tören düzenlenecek.</p>

<p>Törenin ardından Prof. Dr. Beder’in cenazesi öğle namazını müteakip Karşıyaka Mezarlığı’nda defnedilecek.</p>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi yayımladığı taziye mesajında merhum öğretim üyesine Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve tüm tıp camiasına başsağlığı diledi.</p>

<p>Prof. Dr. Sumru Beder’e Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi camiasına başsağlığı diliyoruz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ankara-tipin-aci-kaybi-prof-dr-sumru-beder-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 18:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0587.jpeg" type="image/jpeg" length="94836"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[D Vitamini Eksikliği Ameliyat Sonrası Ağrıyla Bağlantılı Bulundu: 184 Hastadan Dikkat Çeken Sonuç]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-eksikligi-ameliyat-sonrasi-agriyla-baglantili-bulundu-184-hastadan-dikkat-ceken-sonuc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-eksikligi-ameliyat-sonrasi-agriyla-baglantili-bulundu-184-hastadan-dikkat-ceken-sonuc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meme kanseri nedeniyle ameliyat edilen 184 kadının değerlendirildiği araştırmada, ameliyat öncesinde D vitamini eksikliği bulunan hastalarda ilk 24 saat içinde orta-şiddetli ağrı bildirme odds'u yaklaşık 3,1 kat daha yüksek bulundu. Bu hastalar ameliyat sonrasında ortalama 112 mg daha fazla tramadol kullandı. Ancak çalışma gözlemsel olduğu için D vitamini eksikliğinin doğrudan ağrıya neden olduğu veya takviyenin ağrıyı azaltacağı henüz kanıtlanmış değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>D vitamini çoğunlukla kemik sağlığıyla ilişkilendiriliyor.<br />
Ancak son yıllarda D vitamininin bağışıklık sistemi, inflamasyon ve ağrının algılanması üzerinde de rol oynayabileceğine yönelik araştırmalar artıyor.<br />
Regional Anesthesia &amp; Pain Medicine dergisinde yayımlanan çalışma, bu olası ilişkinin ameliyat sonrası dönemde de önemli olabileceğini düşündürüyor.<br />
Araştırmacılar, meme kanseri nedeniyle tek taraflı modifiye radikal mastektomi uygulanacak 184 kadın hastayı ameliyat öncesi D vitamini düzeylerine göre değerlendirdi.<br />
184 hasta iki gruba ayrıldı<br />
Araştırma, Mısır'daki Fayoum University Hospital'da Eylül 2024 ile Nisan 2025 arasında gerçekleştirildi.<br />
Hastaların yarısında serum 25-hidroksivitamin D düzeyi 30 nmol/L'nin altında, diğer yarısında ise 30 nmol/L ve üzerindeydi.<br />
Böylece 92 hasta D vitamini eksikliği grubunda, 92 hasta ise D vitamini düzeyi yeterli kabul edilen grupta değerlendirildi.<br />
Hastaların bakımını yapan klinik ekipler D vitamini sonuçlarını bilmiyordu.<br />
Bu yaklaşım, ağrı tedavisinin hastanın D vitamini durumuna göre bilinçli veya bilinçsiz biçimde değiştirilme ihtimalini azaltmayı amaçlıyordu.<br />
Ağrı ilk 24 saat boyunca izlendi<br />
Hastaların ağrı düzeyleri ameliyatın hemen ardından ve daha sonra 6, 12, 18 ve 24. saatlerde değerlendirildi.<br />
Ameliyat sırasında akut ağrı kontrolü için fentanyl kullanıldı.<br />
Ameliyat sonrasında ise tüm hastalara sekiz saatte bir intravenöz parasetamol verildi.<br />
Bunun yanında hastalar ihtiyaç duyduklarında hasta kontrollü sistem aracılığıyla tramadol kullanabildi.<br />
D vitamini eksikliğinde ağrı odds'u yaklaşık 3,1 kat daha yüksekti<br />
Araştırmanın en dikkat çekici sonucu ilk 24 saatlik dönemde ortaya çıktı.<br />
Diğer değişkenler hesaba katıldıktan sonra D vitamini eksikliği ile ameliyat sonrası orta-şiddetli ağrı arasında anlamlı ilişki bulundu.<br />
Düzeltilmiş analizde odds oranı 3,12 olarak hesaplandı.<br />
Başka bir ifadeyle D vitamini eksikliği bulunan hastaların ilk 24 saat içinde orta-şiddetli ağrı bildirme odds'u, D vitamini düzeyi yeterli olanlara göre yaklaşık 3,1 kat daha yüksekti.<br />
Ancak burada önemli bir ayrıntı var.<br />
Araştırmada hiçbir hasta, 0–10 arasındaki ağrı ölçeğinde 7 veya üzeri olarak tanımlanan şiddetli ağrı bildirmedi.<br />
Gruplar arasındaki fark tamamen 4–6 puan arasındaki orta düzey ağrıdan kaynaklandı.<br />
Dolayısıyla sonuçları “D vitamini eksik olanlarda çok şiddetli ağrı görüldü” şeklinde yorumlamak doğru değil.<br />
12. saatte belirgin fark<br />
Çalışmanın dikkat çekici bulgularından biri ameliyat sonrası 12. saatte görüldü.<br />
Bu zaman noktasında orta-şiddetli ağrı:<br />
D vitamini eksikliği bulunan 92 hastanın 16'sında, yani yüzde 17,4'ünde,<br />
D vitamini düzeyi yeterli olan 92 hastanın ise 2'sinde, yani yüzde 2,2'sinde görüldü.<br />
Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı.<br />
Ancak bu sonuç da D vitamini eksikliğinin doğrudan ağrıya neden olduğunu kanıtlamıyor; iki durum arasındaki güçlü ilişkiyi gösteriyor.<br />
D vitamini düşük olanlar daha fazla tramadol kullandı<br />
Çalışmanın ikinci dikkat çekici sonucu ağrı kesici kullanımında görüldü.<br />
D vitamini eksikliği bulunan hastalar, ameliyattan sonraki ilk 24 saat içinde diğer gruba kıyasla ortalama 112,17 mg daha fazla tramadol kullandı.<br />
Tramadol, opioid grubu bir ağrı kesici ve çalışmada hasta kontrollü analjezi sistemiyle uygulanıyordu.<br />
Bu nedenle sonuç, D vitamini eksikliği olan hastaların toplam 112 mg tramadol aldığı anlamına gelmiyor.<br />
Gruplar arasındaki ortalama tüketim farkının yaklaşık 112 mg olduğu anlamına geliyor.<br />
Ameliyat sırasında da küçük bir fark vardı<br />
Ameliyat sırasında kullanılan fentanyl miktarında da gruplar arasında fark görüldü.<br />
D vitamini eksikliği bulunan hastalar ameliyat sırasında ortalama 8,04 mikrogram daha fazla fentanyl aldı.<br />
Araştırmacılar bu farkı nispeten küçük olarak değerlendirdi.<br />
Asıl daha belirgin farklılık ameliyat sonrası tramadol ihtiyacında görüldü.<br />
Bulantı daha sık görüldü<br />
Ameliyat sonrası bulantı, D vitamini eksikliği bulunan hastalarda daha sık görüldü.<br />
Kusma ise yalnızca D vitamini eksikliği grubunda kaydedildi.<br />
Ancak kusma açısından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi.<br />
Bu nedenle “D vitamini eksikliği ameliyat sonrası kusmaya neden oluyor” şeklinde bir sonuç çıkarmak mümkün değil.<br />
D vitamini ağrıyı nasıl etkileyebilir?<br />
D vitamininin ağrı üzerindeki olası etkisi henüz tam olarak açıklanmış değil.<br />
Bilim insanları özellikle D vitamininin inflamatuvar yanıt, bağışıklık sistemi ve ağrı sinyallerinin işlenmesi üzerindeki olası etkilerini araştırıyor.<br />
Bu mekanizmalar teorik olarak D vitamini düzeyi ile ağrı algısı arasında bağlantı kurulmasını mümkün kılabilir.<br />
Ancak mevcut araştırmada inflamasyon belirteçleri ölçülmedi.<br />
Dolayısıyla hangi biyolojik mekanizmanın rol oynadığı bu çalışma tarafından gösterilmiş değil.<br />
D vitamini takviyesi ameliyat ağrısını azaltır mı?<br />
Araştırmanın en önemli sorusu burada ortaya çıkıyor.<br />
Henüz bilmiyoruz.<br />
Çalışmada hastalara D vitamini verilmedi.<br />
Araştırmacılar yalnızca ameliyattan önce D vitamini düzeylerini ölçtü ve ardından hastaların ağrı düzeylerini ve ağrı kesici ihtiyaçlarını takip etti.<br />
Dolayısıyla araştırma:<br />
“Ameliyat öncesinde D vitamini alınırsa ameliyat sonrası ağrı azalır”<br />
sonucunu kanıtlamıyor.<br />
Araştırmacılar, D vitamini eksikliği bulunan meme kanseri hastalarında ameliyat öncesi takviyenin ağrı yönetiminde rol oynayıp oynayamayacağının araştırılması gerektiğini belirtiyor.<br />
Bunun gösterilebilmesi için randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç bulunuyor.<br />
Çalışmanın önemli sınırları var<br />
Araştırmanın sonuçları dikkat çekici olsa da bazı önemli sınırlamalar bulunuyor.<br />
Çalışma yalnızca tek merkezde gerçekleştirildi ve tüm katılımcılar Mısır'dandı.<br />
Ayrıca araştırma gözlemsel olduğu için neden-sonuç ilişkisi kurulamıyor.<br />
Araştırmacılar inflamasyon göstergelerini ölçmedi.<br />
Bunun yanında ameliyat sonrası ağrıyı etkileyebilecek anksiyete, depresyon, kanserin evresi, neoadjuvan tedavi ve ameliyat öncesi uyku bozuklukları gibi bazı faktörlere ilişkin veri toplanmadı.<br />
Takip süresinin yalnızca ilk 24 saati kapsaması da çalışmanın uzun dönem ağrı hakkında bilgi vermediği anlamına geliyor.<br />
Bu nedenle D vitamini eksikliğinin doğrudan daha fazla ağrıya neden olduğunu söylemek mümkün değil.<br />
Her ameliyat için aynı sonuç geçerli mi?<br />
Hayır.<br />
Araştırma yalnızca meme kanseri nedeniyle tek taraflı modifiye radikal mastektomi uygulanan kadınlarda gerçekleştirildi.<br />
Bu nedenle sonuçlar ortopedik cerrahi, kalp ameliyatı, sezaryen veya diğer operasyonlara doğrudan genellenemez.<br />
Aynı ilişkinin farklı cerrahi işlemlerde bulunup bulunmadığını göstermek için ayrı çalışmalara ihtiyaç var.<br />
Ameliyat öncesinde D vitamini ölçülmeli mi?<br />
Yeni araştırma, ameliyat öncesi D vitamini düzeyi ile ameliyat sonrası ağrı arasında dikkate değer bir ilişki olabileceğini gösteriyor.<br />
Ancak D vitamini düzeyinin klinik bir ağrı risk belirteci olarak kullanılabilmesi için bulguların farklı hasta gruplarında ve daha geniş çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.<br />
Tek bir gözlemsel çalışma, tüm ameliyat hastalarına rutin olarak D vitamini testi yapılması veya ameliyattan önce herkese D vitamini verilmesi gerektiğini göstermek için yeterli değil.<br />
D vitamini takviyesinin gerekliliği ve dozu kişinin laboratuvar sonuçları, sağlık durumu ve hekim değerlendirmesi doğrultusunda belirlenmeli.<br />
Tıbbiye Bülteni değerlendirmesi<br />
Araştırmanın en önemli sonucu, “D vitamini ağrı kesici gibi çalışıyor” değil.<br />
Asıl dikkat çekici bulgu şu:<br />
Ameliyattan önce D vitamini eksikliği bulunan meme kanseri hastalarında ameliyat sonrası orta düzey ağrı daha sık görüldü ve bu hastaların opioid ağrı kesici ihtiyacı daha yüksek oldu.<br />
Üstelik 12. saatte orta-şiddetli ağrı oranı yüzde 17,4'e karşı yüzde 2,2 gibi belirgin bir fark gösterdi.<br />
Bulgular başka çalışmalarla doğrulanırsa ameliyat öncesi D vitamini düzeyi, cerrahi sonrası ağrı riskinin değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek faktörlerden biri olabilir.<br />
Ancak bunu gösterecek kritik sonraki adım, D vitamini eksikliğini ameliyattan önce düzeltmenin gerçekten ağrı ve opioid ihtiyacını azaltıp azaltmadığını test eden randomize kontrollü çalışmalar olacak.<br />
KAYNAKLAR<br />
Regional Anesthesia &amp; Pain Medicine<br />
Association between preoperative vitamin D level and postoperative pain in patients undergoing breast cancer surgery: a prospective observational study. 2026.<br />
BMJ Group<br />
Low vitamin D levels linked to more pain after breast cancer surgery. 2026.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-eksikligi-ameliyat-sonrasi-agriyla-baglantili-bulundu-184-hastadan-dikkat-ceken-sonuc</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0588.jpeg" type="image/jpeg" length="17244"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Evde En Çok Mikrop Birikebilen Eşyalar: Sandığınızdan Farklı Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/evde-en-cok-mikrop-birikebilen-esyalar-sandiginizdan-farkli-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/evde-en-cok-mikrop-birikebilen-esyalar-sandiginizdan-farkli-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Telefon, mutfak süngeri, uzaktan kumanda ve klavye gibi sık dokunulan eşyalar mikroorganizmaları taşıyabilir. Düzenli temizlik ve doğru el hijyeni, bulaşma riskini azaltmanın temel yollarındandır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Evde mikropların en çok bulunduğu yer denildiğinde akla ilk olarak tuvalet gelebilir. Ancak araştırmalar özellikle nemli kalan, yiyeceklerle temas eden veya gün boyunca birçok kez elle tutulan eşyaların da yoğun miktarda mikroorganizma barındırabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Mutfak süngeri, lavabo, diş fırçalık, kahve makinesinin su haznesi ve sık dokunulan elektronik cihazlar bu açıdan dikkat çeken yüzeyler arasında. Bununla birlikte bir yüzeyde bakteri veya başka mikroorganizmaların bulunması, o yüzeye dokunan kişinin mutlaka hastalanacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Asıl önemli olan mikroorganizmanın türü, miktarı, kişinin bağışıklık durumu ve mikropların el aracılığıyla ağız, burun, göz veya yiyeceklere taşınıp taşınmamasıdır.</p>

<p>Evde en çok mikrop nerede bulunabilir?</p>

<p>Ev içindeki mikrop dağılımı her evde aynı değildir. Temizlik alışkanlıkları, nem, evcil hayvan bulunması, yemek hazırlama şekli ve yüzeylerin ne sıklıkta kullanıldığı sonucu değiştirebilir.</p>

<p>NSF tarafından evlerde yapılan bir araştırmada en yüksek mikroorganizma yükünün bulunduğu noktaların önemli bölümünün mutfakta olduğu görüldü. Özellikle mutfak süngeri veya bezleri, lavabo ve kahve makinesi su haznesi dikkat çekti.</p>

<p>Bu nedenle “tuvalet evin kesinlikle en kirli yeridir” şeklindeki genel kabul her zaman doğru olmayabilir.</p>

<p>Mutfak süngeri neden bu kadar çok mikrop barındırabilir?</p>

<p>Mutfak süngerleri sürekli nemli kalabilir ve üzerlerinde yiyecek kalıntıları birikebilir. Bu ortam bazı bakterilerin çoğalması için elverişlidir.</p>

<p>Üstelik sünger yalnızca mikropları üzerinde tutmakla kalmayabilir; tezgâh, lavabo veya başka yüzeyler silindiğinde mikroorganizmaların farklı alanlara taşınmasına da aracılık edebilir.</p>

<p>Kötü kokmaya başlayan, parçalanan veya uzun süredir kullanılan süngerlerin değiştirilmesi uygun olur. Süngerin kullanım ve temizlik yöntemi için üretici önerileri dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Mutfak lavabosu</p>

<p>Sebzeler, çiğ et ambalajları, kirli tabaklar ve eller aynı lavabo çevresinde buluşabilir. Bu nedenle lavabo ve özellikle gider çevresi mikroorganizmaların birikebileceği alanlar arasındadır.</p>

<p>Çiğ et veya kümes hayvanı suyu gibi potansiyel olarak kontamine materyallerle temas eden yüzeyler kullanımdan sonra uygun şekilde temizlenmelidir.</p>

<p>Telefon</p>

<p>Cep telefonu gün içinde evde, işte, toplu taşımada ve bazen banyoda bile kullanılabiliyor. Ellerle sürekli temas etmesi nedeniyle mikroorganizmaların bir yüzeyden diğerine taşınmasına aracılık edebilir.</p>

<p>Telefon temizliğinde gelişigüzel kimyasal kullanmak yerine cihaz üreticisinin temizlik önerilerine uyulmalıdır. Elektronik cihazlara zarar verebilecek sıvıların veya aşındırıcı ürünlerin doğrudan uygulanmasından kaçınılmalıdır.</p>

<p>Uzaktan kumanda</p>

<p>Televizyon kumandaları evde birden fazla kişi tarafından sık sık kullanılır ancak çoğu zaman düzenli temizlik sırasında gözden kaçar.</p>

<p>Özellikle evde hasta biri varsa sık dokunulan ortak yüzeylerin temizlenmesi daha önemli hale gelir.</p>

<p>Bilgisayar klavyesi ve fare</p>

<p>Klavye ve fare gün boyunca ellerle temas eder. Klavye üzerinde yemek yemek, öksürmek veya hapşırmak da yüzeyde organik artıkların ve mikroorganizmaların birikmesini kolaylaştırabilir.</p>

<p>Temizlik sırasında elektronik cihazın üretici talimatlarına uyulmalı ve cihazın içine sıvı kaçırılmamalıdır.</p>

<p>Diş fırçalık</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diş fırçası tutucuları sürekli nemlenebildiği için gözden kaçan yüzeylerden biridir. NSF araştırmasında da evde yüksek mikroorganizma yükü tespit edilen alanlar arasında yer aldı.</p>

<p>Yıkanabilir modeller düzenli olarak sıcak su ve deterjanla temizlenebilir. Bulaşık makinesine uygun ürünlerde üretici talimatları izlenebilir.</p>

<p>Kahve makinesinin su haznesi</p>

<p>Kahve makinesinin görünen dış yüzeyi temiz olsa bile su haznesi nemli kalabilir. Nemli ve uzun süre temizlenmeyen bölümler maya, küf veya bakterilerin gelişmesi açısından uygun ortam oluşturabilir.</p>

<p>Kahve makinesi üreticisinin belirttiği temizlik ve kireç giderme programına uyulması önemlidir.</p>

<p>Kesme tahtası</p>

<p>Kesme tahtaları özellikle çiğ et, tavuk veya deniz ürünleriyle temas ettikten sonra çapraz bulaş açısından önem taşır.</p>

<p>FDA, her yiyecek hazırlama işleminden sonra kesme tahtaları, kaplar, mutfak gereçleri ve tezgâhların sıcak sabunlu suyla temizlenmesini öneriyor. Çok aşınmış veya derin çiziklere sahip kesme tahtalarının değiştirilmesi de yararlı olabilir.</p>

<p>Musluk ve kapı kolları</p>

<p>Eller yıkanmadan önce musluk koluna dokunulduğu için musluklar kolayca kontamine olabilir. Kapı kolları ve ışık düğmeleri de birçok kişinin gün içinde tekrar tekrar dokunduğu yüzeylerdir.</p>

<p>Bu nedenle sık dokunulan yüzeylerin düzenli olarak temizlenmesi önerilir.</p>

<p>Evcil hayvan mama ve su kapları</p>

<p>Mama artıkları, su, tükürük ve çevresel kirler evcil hayvan kaplarında mikroorganizmaların çoğalmasına uygun bir ortam oluşturabilir.</p>

<p>Bu kapların düzenli yıkanması ve tamamen kurutulması önemlidir. Evcil hayvanla veya mama kaplarıyla temas sonrasında el hijyenine dikkat edilmelidir.</p>

<p>Her yüzeyi sürekli dezenfekte etmek gerekir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Evde sağlıklı bireylerin bulunduğu normal koşullarda her yüzeyi sürekli güçlü dezenfektanlarla silmek gerekli değildir. Düzenli temizlik, kir ve mikroorganizmaların büyük bölümünün yüzeyden uzaklaştırılmasına yardımcı olur.</p>

<p>Dezenfeksiyon özellikle evde hasta bir kişi bulunduğunda veya hastalık yapabilecek mikroorganizmalarla kontaminasyon riski yüksek olduğunda daha anlamlıdır.</p>

<p>Önce temizlik, sonra gerekiyorsa dezenfeksiyon yapılmalıdır. Kirli bir yüzeye doğrudan dezenfektan uygulamak ürünün etkinliğini azaltabilir.</p>

<p>Temizlik ürünlerini birbirine karıştırmayın</p>

<p>Çamaşır suyu dahil olmak üzere temizlik ve dezenfeksiyon ürünleri yalnızca etiket talimatlarına göre kullanılmalıdır.</p>

<p>Farklı temizlik kimyasallarının karıştırılması tehlikeli gazların ortaya çıkmasına yol açabilir. Ürünler çocukların ve evcil hayvanların ulaşamayacağı yerde saklanmalıdır.</p>

<p>Mikroplara karşı en önemli önlemlerden biri hâlâ eller</p>

<p>Bir evin tamamen mikroorganizmalardan arındırılması ne mümkün ne de gereklidir.</p>

<p>Amaç steril bir ev yaratmak değil; hastalık yapabilecek mikroorganizmaların insanlara ulaşma ihtimalini azaltmaktır.</p>

<p>Özellikle yemek hazırlamadan önce ve sonra, tuvaleti kullandıktan sonra, evcil hayvanlarla temas ettikten sonra ve eller görünür biçimde kirlendiğinde sabun ve suyla el yıkamak korunmanın en etkili basamaklarından biridir.</p>

<p>Sık dokunulan yüzeyleri düzenli temizlemek, yiyecek hazırlarken çapraz bulaşı önlemek ve elleri doğru şekilde yıkamak çoğu ev için aşırı dezenfeksiyondan daha uygulanabilir bir hijyen yaklaşımıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgilendirmesi amacıyla hazırlanmıştır. Evde bağışıklık sistemi baskılanmış, ağır kronik hastalığı bulunan veya enfeksiyon açısından özel risk taşıyan kişiler varsa temizlik ve dezenfeksiyon gereksinimleri farklı olabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention (CDC) — Cleaning and Disinfecting</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration (FDA) — Safe Food Handling</p>

<p>World Health Organization (WHO) — Guidelines on Hand Hygiene in Community Settings</p>

<p>NSF — Germiest Places in the Home / Household Germ Study</p>

<p>WebMD — Germy Things You Touch Every Day </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/evde-en-cok-mikrop-birikebilen-esyalar-sandiginizdan-farkli-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0584.jpeg" type="image/jpeg" length="86611"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karadeniz Mutfağının Klasiği: Kara Lahana Sarması Tarifi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-mutfaginin-klasigi-kara-lahana-sarmasi-tarifi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-mutfaginin-klasigi-kara-lahana-sarmasi-tarifi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kara lahana sarması tarifi; haşlanmış kara lahana yaprakları, kıyma, pirinç, soğan ve baharatlarla hazırlanan klasik lezzetin ölçülerini ve püf noktalarını içeriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kara Lahana Sarması Tarifi: Kıymalı Tam Ölçülü Tarif</p>

<p>Kara lahana sarması, özellikle Karadeniz mutfağıyla özdeşleşen geleneksel yemeklerden biri. Hafifçe haşlanan kara lahana yaprakları; kıyma, pirinç, soğan, domates ve baharatlarla hazırlanan harcın etrafına sarılıyor ve tencerede kısık ateşte pişiriliyor.</p>

<p>İyi bir kara lahana sarmasında yaprak ne sert kalmalı ne de sararken parçalanacak kadar fazla haşlanmalı. İç harçta kullanılan pirincin miktarı, sarmaların büyüklüğü ve tencereye eklenecek su da sonucu doğrudan etkiliyor.</p>

<p>Bu tarifte yaprakların hazırlanmasından kıymalı iç harcın oranına kadar ölçüler dengeli tutuldu. Böylece pirinci lapa olmayan, içi sulu kalan ve yaprağı kolay kesilen bir sarma elde etmek hedefleniyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Kara lahana, koyu yeşil yapraklı sebzelerden biridir. Lifin yanı sıra C ve K vitaminleri, folat ve çeşitli karotenoidler gibi besin öğelerini içerir.</p>

<p>Kıyma yemeğin protein içeriğini artırırken pirinç karbonhidrat sağlar. Soğan, domates ve maydanoz da iç harcın sebze ve aroma çeşitliliğini artırır.</p>

<p>Tarifte ilave yağ miktarını ölçülü tutmak mümkündür. Ancak kıymanın yağ oranı, pirinç miktarı ve porsiyon büyüklüğü toplam enerji değerini etkiler.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 45 dakika<br />
Pişirme süresi: 45-55 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 1 saat 40 dakika<br />
Kaç kişilik: 6 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 7-8 orta boy sarma<br />
Zorluk: Orta<br />
Öğün: Öğle / akşam yemeği<br />
Kategori: Sağlıklı Tarifler</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 350 kcal<br />
Protein: 21 g<br />
Karbonhidrat: 32 g<br />
Yağ: 16 g<br />
Lif: 6 g</p>

<p>Değerler yaklaşık 1 kilogram ayıklanmış kara lahana, 500 gram orta yağlı dana kıyma, 150 gram kuru pirinç ve 30 ml zeytinyağı üzerinden altı porsiyon için yaklaşık hesaplanmıştır.</p>

<p>Kıymanın yağ oranı, yaprakların büyüklüğü, pirinç ve yağ miktarı ile gerçek porsiyon büyüklüğü besin değerlerini değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>Yaklaşık 1,2 kilogram kara lahana<br />
500 gram orta yağlı dana kıyma<br />
150 gram pirinç<br />
2 orta boy kuru soğan, yaklaşık 200 gram<br />
2 orta boy domates, yaklaşık 250 gram<br />
1 yemek kaşığı domates salçası<br />
2 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 30 ml<br />
Yarım demet maydanoz<br />
1 tatlı kaşığı kuru nane<br />
1 çay kaşığı karabiber<br />
Yarım çay kaşığı kimyon<br />
Yarım çay kaşığı kırmızı toz biber<br />
Kontrollü miktarda tuz</p>

<p>Pişirme suyu için:</p>

<p>1 yemek kaşığı domates salçası<br />
500-600 ml sıcak su<br />
1 yemek kaşığı zeytinyağı<br />
İsteğe göre birkaç damla limon suyu</p>

<p>Kara lahana sarması nasıl yapılır?</p>

<p>1. Kara lahana yapraklarını saplarından ayırın. Sararmış veya çok sert yaprakları kullanmayın.</p>

<p>2. Yaprakları bol soğuk su altında tek tek yıkayın. Özellikle kıvrımlı bölümlerde toprak kalmadığından emin olun.</p>

<p>3. Geniş bir tencerede bol miktarda su kaynatın.</p>

<p>4. Kara lahana yapraklarını büyüklüklerine göre birkaç parti halinde kaynar suya bırakın.</p>

<p>5. Yaprakları yaklaşık 2-4 dakika haşlayın. Amaç tamamen pişirmek değil, sarılabilecek kadar esnek hale getirmektir.</p>

<p>6. Yaprakların rengi koyulaşıp orta damarları hafifçe esnemeye başladığında kevgirle sudan çıkarın.</p>

<p>7. Yaprakları hemen süzgece alın ve soğumalarını bekleyin. Gereğinden uzun haşlamak yaprakların sarılırken parçalanmasına neden olabilir.</p>

<p>8. Soğuyan yaprakların kalın orta damarlarını bıçakla inceltin. Çok büyük yaprakları iki parçaya ayırabilirsiniz.</p>

<p>9. Pirinci soğuk su altında birkaç kez yıkayın ve süzün.</p>

<p>10. Soğanları mümkün olduğunca küçük doğrayın.</p>

<p>11. Domatesleri rendeleyin veya küçük küpler halinde doğrayın.</p>

<p>12. Geniş bir kapta kıyma, çiğ pirinç, soğan, domates ve salçayı birleştirin.</p>

<p>13. Zeytinyağı, ince kıyılmış maydanoz, nane, karabiber, kimyon, kırmızı toz biber ve kontrollü miktarda tuz ekleyin.</p>

<p>14. Harcı bütün malzemeler eşit dağılana kadar karıştırın. Köfte harcı gibi uzun süre yoğurmayın.</p>

<p>15. Bir kara lahana yaprağını tezgâha damar tarafı yukarı gelecek şekilde serin.</p>

<p>16. Yaprağın genişliğine göre alt bölümüne yaklaşık 1 yemek kaşığı kıymalı harç yerleştirin.</p>

<p>17. Yaprağın sağ ve sol kenarlarını içe doğru kapatın.</p>

<p>18. Alt bölümden başlayarak kontrollü şekilde rulo yapın.</p>

<p>19. Sarmayı gereğinden fazla sıkmayın. Pirincin pişerken genişleyebilmesi için iç harcın bir miktar hareket alanı bulunmalıdır.</p>

<p>20. Tencerenin tabanına kullanılmayan birkaç kara lahana yaprağı serin. Bu tabaka sarmaların doğrudan sıcak tencere tabanına temasını azaltır.</p>

<p>21. Hazırladığınız sarmaları birleşme yerleri aşağı gelecek şekilde tencereye yan yana dizin.</p>

<p>22. Katlar oluştururken sarmaların birbirini desteklemesini sağlayın ancak tencereye aşırı sıkıştırmayın.</p>

<p>23. Pişirme suyu için domates salçasını sıcak suyla iyice açın.</p>

<p>24. Zeytinyağını ekleyip karıştırın.</p>

<p>25. Salçalı sıcak suyu tencerenin kenarından yavaşça dökün. Sıvının sarmaların yaklaşık yarısına kadar ulaşması yeterlidir.</p>

<p>26. Sarmaların açılmasını azaltmak için üzerlerine ısıya dayanıklı düz bir tabak kapatabilirsiniz.</p>

<p>27. Tencerenin kapağını kapatın ve orta ateşte kaynama noktasına gelmesini bekleyin.</p>

<p>28. Kaynama başladıktan sonra ateşi kısın.</p>

<p>29. Kara lahana sarmalarını yaklaşık 45-55 dakika kısık ateşte pişirin.</p>

<p>30. Yaklaşık 40. dakikadan sonra bir sarmayı kontrol edin. Yaprak kolayca kesilebilmeli, pirinç tamamen yumuşamış olmalı ve kıymada çiğ görünüm kalmamalıdır.</p>

<p>31. Kıyma içeren harcın güvenli biçimde tamamen pişmesi gerekir. Mutfak termometresi kullanılıyorsa kıymalı harcın merkezinde yaklaşık 71 derece güvenli pişirme için temel referanslardan biridir.</p>

<p>32. Pirinç hâlâ sert ancak tenceredeki sıvı bitmek üzereyse kenardan az miktarda sıcak su ekleyin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>33. Sarmalar piştiğinde ocağı kapatın ve kapağını açmadan yaklaşık 10-15 dakika dinlendirin.</p>

<p>34. Sıcak veya ılık servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Kara lahana sarmasının en kritik aşaması yaprakları doğru haşlamaktır. Yaprak sert kalırsa sarılmaz; fazla haşlanırsa elinizde parçalanır. Yaprağın orta damarı bükülebilir hale geldiğinde sudan çıkarmak genellikle doğru noktadır.</p>

<p>Kalın orta damarları tamamen kesip yaprağı parçalamak yerine bıçakla inceltmek sarma sırasında daha düzgün sonuç verir.</p>

<p>İç harcı yaprağa fazla koymayın ve sarmayı çok sıkı yapmayın. Pirinç pişerken genişleyeceği için aşırı sıkı sarılan dolmalar açılabilir veya içleri yoğun kalabilir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Kıymanın yağ oranı toplam doymuş yağ miktarını etkileyebilir. Orta veya daha düşük yağ oranlı kıyma tercih edilebilir.</p>

<p>İlave zeytinyağını göz kararı kullanmak yerine ölçmek porsiyon başına düşen enerji miktarını kontrol etmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Tuz miktarını artırmadan lezzeti güçlendirmek için nane, karabiber, maydanoz, kimyon ve domatesten yararlanılabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Kıymalı kara lahana sarması, et tüketen kişiler için protein ve sebzeyi aynı yemekte buluşturan bir ana öğün olabilir.</p>

<p>Tarifin temel halinde buğday veya başka bir glutenli tahıl kullanılmaz. Ancak çölyak hastalığı bulunan kişilerin pirinç, salça, baharat ve diğer paketli ürünlerde çapraz bulaşma riskini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Standart tarif yumurta ve süt ürünü içermez.</p>

<p>Kara lahana sarması kaç kaloridir?</p>

<p>Bu tarif altı eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 350 kalori sağlayabilir. Kıymanın yağ oranı, pirinç ve zeytinyağı miktarı ile porsiyon büyüklüğü değeri değiştirebilir.</p>

<p>Kara lahana kaç dakika haşlanır?</p>

<p>Yaprağın kalınlığına göre yaklaşık 2-4 dakika yeterli olabilir. Burada dakikadan daha önemli olan yaprağın sarılabilecek kadar esnemesi ancak parçalanacak kadar yumuşamamasıdır.</p>

<p>Kara lahana sarmasının iç harcı çiğ mi hazırlanır?</p>

<p>Bu tarifte hem kıyma hem de pirinç çiğ olarak iç harca eklenir. Harç daha sonra yaprakların içinde tencerede tamamen pişer.</p>

<p>Kara lahana sarması neden sert olur?</p>

<p>Yaprakların yeterince ön haşlanmaması veya sarmaların kısa süre pişirilmesi başlıca nedenlerdir. Çok kalın orta damarların inceltilmemesi de ağızda sert bir doku bırakabilir.</p>

<p>Kara lahana sarmasının yanına ne gider?</p>

<p>Sade yoğurt veya sarımsaklı yoğurt kara lahana sarmasıyla iyi uyum sağlar. Yanında mevsim salatası da servis edilebilir.</p>

<p>Sarmanın içinde pirinç bulunduğundan yanında ayrıca büyük porsiyon pilav sunmak zorunlu değildir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Kıymalı kara lahana sarması piştikten sonra oda sıcaklığında uzun süre bırakılmamalıdır.</p>

<p>Artan sarmalar uygun şekilde soğutulduktan sonra kapalı bir kapta buzdolabında muhafaza edilmelidir.</p>

<p>Yeniden ısıtırken tencereye birkaç yemek kaşığı su ekleyip kısık ateşte kapaklı biçimde ısıtmak yaprakların kurumasını azaltabilir.</p>

<p>Kara lahana sarması; kendine özgü hafif buruk yaprak lezzetini kıyma, pirinç, domates ve baharatlarla bir araya getiren Karadeniz mutfağının karakteristik yemeklerinden biri.</p>

<p>Başarılı bir sarma için en önemli noktalar yaprakları gereğinden fazla haşlamamak, kalın damarları inceltmek, iç harcı ölçülü koymak ve sarmaları kısık ateşte yeterli süre pişirmek.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central<br />
USDA – Food Safety and Inspection Service </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-mutfaginin-klasigi-kara-lahana-sarmasi-tarifi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0583.jpeg" type="image/jpeg" length="68919"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıymalı Biber Dolması Tarifi: Tam Ölçülü Ev Usulü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kiymali-biber-dolmasi-tarifi-tam-olculu-ev-usulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kiymali-biber-dolmasi-tarifi-tam-olculu-ev-usulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kıymalı biber dolması tarifi; dolmalık biber, kıyma, pirinç, domates ve baharatlarla hazırlanan klasik ev yemeğinin tam ölçülerini ve püf noktalarını içeriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kıymalı Biber Dolması Tarifi: Tam Ölçülü Ev Usulü</p>

<p>Kıymalı biber dolması, dolmalık biberlerin kıyma, pirinç, soğan, domates ve baharatlarla hazırlanan harçla doldurulup tencerede ağır ağır pişirilmesiyle yapılan klasik ev yemeklerinden biri. İyi bir dolmada biber yumuşarken şeklini korumalı, pirinç tane tane pişmeli ve kıymalı iç harç kuru kalmamalıdır.</p>

<p>Tarifin en önemli noktası iç harcı biberlere gereğinden fazla doldurmamak. Pirinç pişerken hacim kazandığı için biberlerin üst bölümünde boşluk bırakılması gerekiyor. Kullanılan su miktarı da hem pirincin pişmesini hem de dolmanın lezzetini doğrudan etkiliyor.</p>

<p>Bu tarifte kıyma ve pirinç oranı dengeli tutuluyor; soğan, domates, maydanoz ve baharatlarla klasik dolma lezzeti tamamlanıyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Dolmalık biber sebze grubunda yer alır ve özellikle C vitamini başta olmak üzere çeşitli vitamin ve bitkisel bileşenler içerir.</p>

<p>Kıyma tarifin temel protein kaynaklarından biridir. Yağ oranı kullanılan kıymanın türüne göre önemli ölçüde değişebilir. Orta veya daha düşük yağ oranına sahip kıyma tercih edilmesi toplam yağ miktarının kontrol edilmesini kolaylaştırabilir.</p>

<p>Pirinç ise yemeğin temel karbonhidrat kaynağıdır. Kıymalı biber dolması; sebze, protein ve tahılı aynı yemekte bir araya getiren bir tariftir.</p>

<p>Bununla birlikte dolmanın porsiyon büyüklüğü, kıymanın yağ oranı, pirinç ve ilave yağ miktarı toplam enerji değerini belirler.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 30 dakika<br />
Pişirme süresi: 40-50 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 1 saat 20 dakika<br />
Kaç kişilik: 6 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: Kişi başı 2 orta boy dolma<br />
Zorluk: Orta<br />
Öğün: Öğle / akşam yemeği<br />
Kategori: Sağlıklı Tarifler</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 380 kcal<br />
Protein: 21 g<br />
Karbonhidrat: 38 g<br />
Yağ: 16 g<br />
Lif: 5 g</p>

<p>Değerler yaklaşık 12 orta boy dolmalık biber, 500 gram orta yağlı dana kıyma, 180 gram kuru pirinç ve 30 ml zeytinyağı üzerinden yaklaşık olarak hesaplanmıştır.</p>

<p>Biberlerin büyüklüğü, kıymanın gerçek yağ oranı, pirinç ve yağ miktarı ile porsiyon büyüklüğü besin değerlerini değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>12 adet orta boy dolmalık biber, yaklaşık 1 kilogram</p>

<p>İç harcı için:</p>

<p>500 gram orta yağlı dana kıyma<br />
180 gram pirinç<br />
2 orta boy kuru soğan, yaklaşık 200 gram<br />
2 orta boy domates, yaklaşık 250 gram<br />
2 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 30 ml<br />
1 yemek kaşığı domates salçası, yaklaşık 20 gram<br />
Yarım demet maydanoz<br />
1 tatlı kaşığı kuru nane<br />
1 çay kaşığı karabiber<br />
Yarım çay kaşığı kimyon<br />
Yarım çay kaşığı kırmızı toz biber<br />
Kontrollü miktarda tuz</p>

<p>Üzeri için:</p>

<p>1 büyük domates</p>

<p>Pişirme suyu için:</p>

<p>1 yemek kaşığı domates salçası<br />
500 ml sıcak su<br />
İsteğe göre çok az tuz</p>

<p>Kıymalı biber dolması nasıl yapılır?</p>

<p>1. Dolmalık biberleri yıkayın. Saplarının çevresini küçük bir bıçakla dikkatlice keserek kapaklarını çıkarın.</p>

<p>2. Biberlerin içindeki çekirdekleri ve beyaz zarların gevşek kısımlarını temizleyin. Biberlerin gövdesini delmemeye dikkat edin.</p>

<p>3. Pirinci süzgece alın ve soğuk su altında birkaç kez yıkayın. Fazla suyunun süzülmesini bekleyin.</p>

<p>4. Soğanları mümkün olduğunca küçük küpler halinde doğrayın.</p>

<p>5. Domateslerin kabuklarını isteğe göre soyun ve küçük küpler halinde doğrayın veya iri rendeleyin.</p>

<p>6. Geniş bir karıştırma kabına kıyma, yıkanmış çiğ pirinç, soğan, domates ve domates salçasını alın.</p>

<p>7. Zeytinyağı, ince kıyılmış maydanoz, kuru nane, karabiber, kimyon, kırmızı toz biber ve kontrollü miktarda tuzu ekleyin.</p>

<p>8. Harcı temiz ellerinizle veya büyük bir kaşıkla bütün malzemeler eşit biçimde dağılana kadar karıştırın. Kıymayı köfte harcı gibi uzun süre yoğurmayın.</p>

<p>9. İç harcı yaklaşık 10 dakika dinlendirin.</p>

<p>10. Hazırlanan harcı biberlerin içine kaşıkla doldurun.</p>

<p>11. Biberleri ağzına kadar sıkıştırarak doldurmayın. Pirincin pişerken şişebilmesi için üst bölümde yaklaşık 1 santimetre boşluk bırakın.</p>

<p>12. Büyük domatesi ince dilimlere kesin ve her biberin üzerine kapak olacak şekilde bir parça yerleştirin.</p>

<p>13. Dolmaları geniş ve kalın tabanlı bir tencereye dik biçimde, birbirlerini destekleyecek şekilde yerleştirin.</p>

<p>14. Pişirme suyu için domates salçasını sıcak suyun içinde tamamen açın.</p>

<p>15. Salçalı suyu tencerenin kenarından yavaşça dökün. Su dolmaların yaklaşık yarısına kadar gelmelidir. Biberlerin içine doğrudan su doldurmayın.</p>

<p>16. Tencereyi orta ateşe alın ve suyun kaynama noktasına yaklaşmasını bekleyin.</p>

<p>17. Kaynama başladıktan sonra ateşi kısın ve tencerenin kapağını kapatın.</p>

<p>18. Dolmaları kısık ateşte yaklaşık 40 dakika kontrollü biçimde pişirin.</p>

<p>19. Yaklaşık 35. dakikadan itibaren bir dolmayı kontrol edin. Biber kolayca kesilebilecek kadar yumuşamış, pirinç tamamen pişmiş ve kıymada çiğ görünüm kalmamış olmalıdır.</p>

<p>20. Kıyma içeren dolmalarda gıda güvenliği açısından yalnızca pirincin pişmesine bakmak yeterli değildir. İç harcın merkezinde kıymanın tamamen piştiğinden emin olun; kıymalı karışımlar için yaklaşık 71 derece iç sıcaklık güvenli pişirme açısından kullanılan temel referanslardan biridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>21. Pirinç hâlâ sert ancak tenceredeki su azalmışsa çok az sıcak su ekleyin. Soğuk su eklemek yerine sıcak su kullanın.</p>

<p>22. Dolmalar tamamen piştiğinde ocağı kapatın.</p>

<p>23. Tencerenin kapağını kapalı tutarak yaklaşık 10 dakika dinlendirin. Bu süre pirincin kalan nemi çekmesine ve dolmaların daha rahat servis edilmesine yardımcı olur.</p>

<p>24. Dolmaları sıcak veya ılık servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Dolmanın içini gereğinden fazla doldurmayın. Pirinç pişerken hacim kazanır. Harç sıkıştırılırsa pirinç yeterince genişleyemez; biber çatlayabilir veya dolmanın içi gereğinden yoğun olabilir.</p>

<p>İç harçta kullanılan pirinci önceden tamamen pişirmeyin. Bu tarif çiğ pirincin kıyma ve sebzelerle birlikte biberin içinde pişmesi üzerine dengelenmiştir.</p>

<p>Dolmaları çok büyük bir tencerede seyrek bırakmayın. Birbirlerini hafifçe desteklemeleri pişerken devrilmelerini azaltır.</p>

<p>Pişirme suyunu fazla kullanmayın. Biberleri tamamen suya gömmek dolmanın aromasını seyreltir ve biberlerin gereğinden fazla yumuşamasına neden olabilir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Kıymanın yağ oranını kontrol etmek tarifteki toplam doymuş yağ miktarını etkileyebilir. Orta yağlı veya daha düşük yağ oranlı dana kıyma kullanılabilir.</p>

<p>Zeytinyağını göz kararı dökmek yerine ölçerek kullanmak toplam enerji miktarını kontrol etmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Tuz miktarını artırmak yerine nane, karabiber, kimyon, maydanoz ve domates gibi aromatik malzemelerden yararlanılabilir.</p>

<p>Pirinç miktarını çok artırmak yerine iç harçta soğan, domates ve maydanozun korunması hem lezzet hem de malzeme dengesi açısından daha iyi sonuç verir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Kıymalı biber dolması et tüketen kişiler için protein içeren doyurucu bir ana yemek seçeneğidir.</p>

<p>Tarifin temel halinde buğday unu veya gluten içeren bir tahıl kullanılmaz. Ancak çölyak hastalığı bulunan kişiler salça, pirinç, baharat ve diğer paketli ürünlerde glutenle çapraz bulaşma riskini ve ürün etiketlerini kontrol etmelidir.</p>

<p>Standart tarif süt ürünü ve yumurta içermez.</p>

<p>Kıymalı biber dolması kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçülerle iki orta boy dolmadan oluşan bir porsiyon yaklaşık 380 kalori sağlayabilir.</p>

<p>Kıymanın yağ oranı, biberlerin büyüklüğü, pirinç ve zeytinyağı miktarı toplam enerji değerini değiştirebilir.</p>

<p>Kıymalı biber dolmasına pirinç çiğ mi konur?</p>

<p>Bu tarifte pirinç çiğ olarak kullanılır. Pirinç yıkandıktan sonra kıymalı harca eklenir ve dolmanın içinde pişer.</p>

<p>Bu nedenle biberlerin tamamen doldurulmaması ve pirincin genişleyebilmesi için boşluk bırakılması önemlidir.</p>

<p>Kıymalı biber dolması kaç dakikada pişer?</p>

<p>Orta boy dolmalık biberler kısık ateşte yaklaşık 40-50 dakikada pişebilir. Biberin büyüklüğü, pirincin çeşidi ve tencerenin yapısı süreyi değiştirebilir.</p>

<p>Pişirme süresini yalnızca saate göre değil; biberin yumuşaması, pirincin pişmesi ve kıymanın güvenli pişmişliğe ulaşması üzerinden değerlendirin.</p>

<p>Biber dolmasının içi neden çiğ kalır?</p>

<p>Dolmaların aşırı sıkı doldurulması, yetersiz pişirme suyu, çok kısa pişirme süresi veya ateşin yanlış ayarlanması pirincin sert kalmasına neden olabilir.</p>

<p>İç harcı gevşek biçimde doldurmak ve kısık ateşte yeterli süre pişirmek daha güvenilir sonuç verir.</p>

<p>Biber dolmasının yanına ne gider?</p>

<p>Sade yoğurt veya cacık kıymalı biber dolmasının en klasik eşlikçilerindendir. Büyük bir mevsim salatası da öğünü tamamlayabilir.</p>

<p>Dolmanın içinde zaten pirinç bulunduğu için yanında ayrıca büyük porsiyon pilav servis etmek zorunlu değildir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Kıymalı dolma piştikten sonra oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemelidir.</p>

<p>Artan dolmalar uygun şekilde soğutulduktan sonra kapalı bir saklama kabında buzdolabına kaldırılmalıdır.</p>

<p>Yeniden ısıtılırken yalnızca dışındaki biberin değil, kıymalı iç harcın merkezinin de tamamen ısındığından emin olun.</p>

<p>Servis sırasında üzerine taze maydanoz eklenebilir. Yoğurt tercih ediliyorsa ayrı servis etmek hem porsiyon kontrolünü hem de saklamayı kolaylaştırır.</p>

<p>Kıymalı biber dolması, sebze, kıyma ve pirinci aynı tencerede buluşturan klasik ev yemeklerinden biri. Başarılı sonuç için karmaşık tekniklerden çok doğru harç oranı, kontrollü su ve kısık ateşte yeterli pişirme gerekiyor.</p>

<p>Özellikle pirincin genişleyebilmesi için biberlerin ağzında boşluk bırakılması ve dolmaların piştikten sonra kısa süre dinlendirilmesi, hem kıvamı hem de sunumu belirgin biçimde iyileştiriyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central<br />
USDA – Food Safety and Inspection Service </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kiymali-biber-dolmasi-tarifi-tam-olculu-ev-usulu</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0581.jpeg" type="image/jpeg" length="63703"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnönü Üniversitesi’nin Acı Kaybı: Prof. Dr. Aslan Aksoy Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/inonu-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-aslan-aksoy-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/inonu-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-aslan-aksoy-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnönü Üniversitesi emekli öğretim üyesi ve eski Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aslan Aksoy hayatını kaybetti. Aksoy, üniversitede yöneticilik görevleri de üstlenmiş önemli akademisyenler arasında yer alıyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnönü Üniversitesi emekli öğretim üyesi ve eski Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aslan Aksoy hayatını kaybetti.</p>

<p>Prof. Dr. Aslan Aksoy’un vefatı, İnönü Üniversitesi ve Malatya akademi camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Akpolat tarafından yayımlanan taziye mesajında, Aksoy’un akademik birikimi, bilime sunduğu katkılar ve üniversiteye verdiği hizmetlere dikkat çekildi.</p>

<p>İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ’NDEN TAZİYE MESAJI</p>

<p>Üniversite tarafından yapılan açıklamada Prof. Dr. Aslan Aksoy’un emekli öğretim üyesi ve eski Rektör Yardımcısı olduğu belirtilerek, üniversiteye uzun yıllar hizmet ettiği vurgulandı.</p>

<p>Rektör Prof. Dr. Nusret Akpolat da Aksoy’a Allah’tan rahmet, ailesine ve akademi camiasına başsağlığı dileklerini iletti.</p>

<p>PROF. DR. ASLAN AKSOY KİMDİR?</p>

<p>Prof. Dr. Aslan Aksoy, akademik kariyerinin önemli bölümünü İnönü Üniversitesi bünyesinde geçiren ve üniversitenin yönetim kademelerinde de sorumluluk üstlenen bir akademisyendi.</p>

<p>İnönü Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Aksoy, ilerleyen yıllarda üniversitenin Rektör Yardımcılığı görevini de üstlendi.</p>

<p>Aksoy’un üniversite bünyesindeki yöneticilik geçmişi Rektör Yardımcılığı ile sınırlı değildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MALATYA MESLEK YÜKSEKOKULU MÜDÜRLÜĞÜ YAPTI</p>

<p>İnönü Üniversitesi’nin kurumsal tarihçe kayıtlarına göre Prof. Dr. Aslan Aksoy, 1988-1991 yılları arasında Malatya Meslek Yüksekokulu Müdürü olarak görev yaptı.</p>

<p>Aksoy, bu görevi Öğr. Gör. Fethi Çavdar’dan devralırken, 1991 yılında görevi Prof. Dr. Ali Rıza Uluata’ya devretti.</p>

<p>Üniversitenin farklı birimlerinde akademik ve idari sorumluluklar üstlenen Aksoy, İnönü Üniversitesi’nin gelişim dönemlerine tanıklık eden akademisyenler arasında yer aldı.</p>

<p>ÜNİVERSİTENİN GELİŞİMİ İÇİN ÇALIŞTI</p>

<p>Prof. Dr. Aslan Aksoy’un üniversite yerleşkesinin geliştirilmesine yönelik çalışmalarda da aktif rol aldığı görülüyor.</p>

<p>2003 yılında İnönü Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Üniversite Yerleşke Planlaması ve Çevre Düzenlemesi Ulusal Çalıştayı’nda üniversitenin yerleşim alanının geliştirilmesi için yürütülen çalışmaları katılımcılara aktardı.</p>

<p>Aksoy’un akademik görevlerinin yanı sıra üniversitenin kurumsal ve fiziki gelişimine yönelik çalışmalarda sorumluluk üstlendiği biliniyor.</p>

<p>İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ’NDE İZ BIRAKAN İSİMLERDEN BİRİ OLDU</p>

<p>Öğretim üyeliğinden Meslek Yüksekokulu Müdürlüğüne ve Rektör Yardımcılığına uzanan görevleriyle Prof. Dr. Aslan Aksoy, uzun yıllar İnönü Üniversitesi’ne hizmet etti.</p>

<p>Üniversite yönetimi de vefatının ardından yayımladığı mesajda Aksoy’un akademik birikimine, bilime sunduğu katkılara ve üniversiteye verdiği hizmetlere özellikle vurgu yaptı.</p>

<p>Prof. Dr. Aslan Aksoy’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine, meslektaşlarına ve İnönü Üniversitesi camiasına başsağlığı diliyoruz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/inonu-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-aslan-aksoy-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0579.jpeg" type="image/jpeg" length="92798"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzun Ömür İçin Pahalı Takviyelerden Önce Bu 5 Alışkanlığa Bakın]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/uzun-omur-icin-pahali-takviyelerden-once-bu-5-aliskanliga-bakin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/uzun-omur-icin-pahali-takviyelerden-once-bu-5-aliskanliga-bakin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzun yaşam için pahalı takviyeler şart değil. Düzenli yürüyüş, bitki ağırlıklı beslenme, yeterli uyku, güçlü sosyal bağlar ve iyimser bakış sağlıklı yaşlanmayla ilişkilendiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uzun ve Sağlıklı Yaşamı Destekleyen 5 Basit Alışkanlık</p>

<p>Uzun yaşam denildiğinde akla pahalı takviyeler, özel diyetler ve yeni nesil “longevity” uygulamaları gelebiliyor. Ancak bilimsel çalışmaların daha güçlü biçimde desteklediği alışkanlıkların önemli bir bölümü oldukça temel: hareket etmek, iyi beslenmek, yeterli uyumak, sosyal bağları korumak ve psikolojik iyilik halini desteklemek.</p>

<p>Bu alışkanlıkların hiçbiri tek başına daha uzun yaşayacağınızı garanti etmiyor. Genetik yapı, mevcut hastalıklar, çevresel koşullar, sağlık hizmetlerine erişim ve sosyoekonomik faktörler de yaşam süresini etkiliyor. Buna rağmen geniş nüfus çalışmalarında bazı yaşam biçimi özellikleri daha düşük erken ölüm riski ve daha sağlıklı yaşlanmayla tekrar tekrar ilişkilendiriliyor.</p>

<p>1. Her gün biraz daha fazla hareket edin</p>

<p>Uzun yaşam için mutlaka ağır egzersiz yapmak gerekmiyor. Yürüyüş gibi günlük hareketlerin bile önemli olabileceğini gösteren güçlü veriler var.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analizde günlük adım sayısı arttıkça tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin azaldığı görüldü. Analizde yaklaşık her 1000 ek günlük adım, ortalama olarak daha düşük ölüm riskiyle ilişkilendirildi.</p>

<p>Bu sonuç “günde tam olarak şu kadar adım atarsanız ömrünüz uzar” anlamına gelmiyor. Ancak hareketsiz bir kişinin günlük hareket miktarını artırmasının sağlık açısından anlamlı olabileceğini destekliyor.</p>

<p>Pratik hedef; uzun süre oturmayı azaltmak, mümkün olduğunca yürümek, merdiven kullanmak ve haftanın çoğu günü fiziksel olarak aktif kalmak olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Beslenmenin temelini bitkisel ve az işlenmiş gıdalar oluşturabilir</p>

<p>Sağlıklı yaşlanmayla en sık ilişkilendirilen beslenme modelleri arasında Akdeniz tipi beslenme öne çıkıyor.</p>

<p>2026'da yayımlanan geniş bir meta-analizde, 1,8 milyondan fazla kişinin verileri değerlendirildi ve Akdeniz diyetine daha yüksek uyum daha düşük tüm nedenlere bağlı ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Bununla birlikte bu tür gözlemsel sonuçların doğrudan neden-sonuç kanıtı oluşturmadığını unutmamak gerekiyor.</p>

<p>2025 yılında Nature Medicine'da yayımlanan, 105 binden fazla kişinin yaklaşık 30 yıllık verilerini kullanan başka bir çalışma da sebze, meyve, tam tahıl, kuruyemiş, baklagil ve doymamış yağlardan zengin beslenme modellerini daha sağlıklı yaşlanmayla ilişkilendirdi.</p>

<p>Buradaki mesaj belirli bir “mucize gıda” aramak değil. Günlük beslenmede sebze, meyve, baklagil ve tam tahılların payını artırmak; aşırı işlenmiş ürünleri, şekerli içecekleri ve işlenmiş etleri sınırlamak daha gerçekçi bir yaklaşım.</p>

<p>3. Uykuyu yalnızca dinlenme olarak görmeyin</p>

<p>Uyku süresi ve uyku kalitesi metabolizma, bağışıklık sistemi, kalp-damar sağlığı ve zihinsel işlevlerle yakından ilişkili.</p>

<p>Yetişkinlerin çoğu için gecede yaklaşık 7-9 saat uyku genel sağlık önerileriyle uyumlu kabul ediliyor. Bununla birlikte yalnızca süre değil, uyku düzeninin devamlılığı ve uyku kalitesi de önemli.</p>

<p>2026'da yayımlanan 148 binden fazla yetişkinin değerlendirildiği bir çalışmada, daha sağlıklı uyku örüntüsüne sahip kişilerde daha düşük tüm nedenlere bağlı ölüm riski görüldü. Çalışma gözlemsel olduğu için iyi uykunun tek başına ömrü uzattığını kanıtlamıyor; ancak uyku ile uzun dönem sağlık arasındaki ilişkiyi güçlendiriyor.</p>

<p>Sürekli horlama, uykuda nefes durması, gündüz aşırı uyku hali veya uzun süren uykusuzluk varsa konuyu yalnızca “daha erken yatmak” düzeyinde değerlendirmemek gerekir.</p>

<p>4. Sosyal ilişkiler sağlık için düşündüğünüzden daha önemli olabilir</p>

<p>Uzun yaşam araştırmalarında daha az konuşulan konulardan biri sosyal bağlantılar.</p>

<p>90 kohort çalışmasını ve 2,2 milyondan fazla kişiyi kapsayan bir meta-analizde sosyal izolasyon, daha yüksek tüm nedenlere bağlı ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Yalnızlık için de daha küçük ancak anlamlı bir ilişki görüldü.</p>

<p>Bu sonuç çok sayıda arkadaş sahibi olmanın otomatik olarak ömrü uzattığı anlamına gelmez. İlişkilerin niteliği, karşılıklı destek, aidiyet hissi ve kişinin yalnızlık algısı da önem taşır.</p>

<p>Aile üyeleriyle düzenli görüşmek, arkadaşlıkları sürdürmek, gönüllü faaliyetlere katılmak veya ortak ilgi alanlarına dayalı topluluklarla bağ kurmak sosyal sağlığı güçlendirebilir.</p>

<p>5. İyimserlik de tabloya dahil olabilir</p>

<p>Psikolojik özelliklerle yaşam süresi arasındaki ilişki konusunda da dikkat çekici araştırmalar bulunuyor.</p>

<p>2019 yılında kadınlar ve erkeklerden oluşan iki büyük kohortun değerlendirildiği bir çalışmada, daha yüksek iyimserlik düzeyine sahip kişilerin daha uzun yaşam süresi ve 85 yaşına ulaşma olasılığının daha yüksek olduğu görüldü.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım var: Çalışma, “iyimser olun ve ömrünüz yüzde 15 uzasın” şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>İyimser kişiler daha fazla hareket ediyor, daha sağlıklı besleniyor, stresle farklı başa çıkıyor veya sağlık davranışlarına daha iyi uyum gösteriyor olabilir. Araştırmacılar bazı değişkenleri hesaba katsalar bile gözlemsel çalışmalar bütün olası etkileri ortadan kaldıramaz.</p>

<p>Bu nedenle iyimserliği bir tedavi değil, sağlıklı yaşam davranışlarını destekleyebilecek psikolojik faktörlerden biri olarak görmek daha doğru.</p>

<p>Uzun yaşam için hangisi daha önemli?</p>

<p>Araştırmalar tek bir alışkanlığın diğerlerinden bağımsız biçimde “uzun yaşamın sırrı” olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Aksine bu davranışlar birbirini etkiliyor. Düzenli hareket uyku kalitesini destekleyebilir. İyi uyku iştah kontrolünü ve fiziksel aktiviteyi kolaylaştırabilir. Sosyal destek stresle baş etmeye yardımcı olabilir. Sağlıklı beslenme ise kalp-damar ve metabolik hastalık riskini azaltmaya katkı sağlayabilir.</p>

<p>Bu nedenle uygulanabilir en iyi yaklaşım mükemmel bir yaşam programı oluşturmak yerine birkaç temel alışkanlığı sürdürülebilir hale getirmek olabilir.</p>

<p>Başlangıç için ne yapılabilir?</p>

<p>Her gün mevcut düzeyinizden biraz daha fazla yürümek.</p>

<p>Ana öğünlerde sebze veya baklagil miktarını artırmak.</p>

<p>Uyku ve uyanma saatlerini mümkün olduğunca düzenli tutmak.</p>

<p>Haftalık olarak aile veya arkadaşlarla yüz yüze zaman planlamak.</p>

<p>Kontrol edilemeyen sorunlardan çok değiştirilebilen davranışlara odaklanmak.</p>

<p>Uzun yaşamın garantisi yok. Ancak mevcut kanıtlar, pahalı “anti-aging” ürünlerinden önce bu temel sağlık davranışlarının önemsenmesi gerektiğini güçlü biçimde destekliyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Kronik hastalığı olanlar, egzersiz veya beslenme düzeninde önemli değişiklik yapmadan önce sağlık profesyoneline danışmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Health</p>

<p>PubMed – Daily Steps and All-Cause Mortality: An Umbrella Review and Meta-Analysis</p>

<p>PubMed – Adherence to the Mediterranean Diet and All-Cause Mortality</p>

<p>Nature Medicine – Optimal Dietary Patterns for Healthy Aging</p>

<p>PubMed – Healthy Sleep Patterns, Mortality and Life Expectancy</p>

<p>PubMed – A Systematic Review and Meta-Analysis of Social Isolation, Loneliness and Mortality</p>

<p>Proceedings of the National Academy of Sciences – Optimism and Exceptional Longevity</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/uzun-omur-icin-pahali-takviyelerden-once-bu-5-aliskanliga-bakin</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0576.jpeg" type="image/jpeg" length="88993"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sitrat, Glisinat, Oksit, L-Treonat: Magnezyumda Hangisi Ne İşe Yarıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sitrat-glisinat-oksit-l-treonat-magnezyumda-hangisi-ne-ise-yariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sitrat-glisinat-oksit-l-treonat-magnezyumda-hangisi-ne-ise-yariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Magnezyum sitrat, glisinat, klorür ve bazı organik formlar genellikle iyi emilirken magnezyum oksidin biyoyararlanımı daha düşüktür. Ancak “uyku”, “beyin” veya “kalp” iddialarının kanıtı forma göre değişir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Magnezyum takviyelerinin üzerinde sitrat, glisinat, bisglisinat, oksit, malat, taurat veya L-treonat gibi farklı isimler görmek mümkün. Bunların hepsi vücuda magnezyum sağlar ancak çözünürlükleri, bağırsaktan emilimleri, içerdiği elemental magnezyum miktarı ve sindirim sistemi üzerindeki etkileri aynı değildir.</p>

<p>Genel kullanım açısından yalnızca ürünün ön yüzündeki “500 mg” veya “1000 mg” ifadesine bakmak doğru değildir. Asıl önemli değer, kişinin gerçekte ne kadar “elemental magnezyum” aldığıdır. Ayrıca bir formun iyi emilmesi, o formun belirli bir hastalık, uyku sorunu veya nörolojik durum için diğerlerinden üstün olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmez.</p>

<p>Magnezyumun hangi formu daha iyi emilir?</p>

<p>Magnezyumun bağırsaktan emilimi formun suda çözünürlüğünden etkilenir. NIH Office of Dietary Supplements verilerine göre magnezyum sitrat, laktat, klorür ve aspartat gibi daha iyi çözünen formlar genel olarak magnezyum oksit ve magnezyum sülfattan daha iyi emilir.</p>

<p>İnsanlarda yapılan doğrudan karşılaştırmalı çalışmalarda da magnezyum sitratın magnezyum okside göre daha yüksek biyoyararlanım gösterebildiği görülmüştür.</p>

<p>Ancak “en iyi magnezyum” şeklinde herkes için geçerli tek bir seçenek yoktur. Amaç, gastrointestinal tolerans, kişinin kullandığı ilaçlar, böbrek fonksiyonları ve takviyenin neden kullanıldığı seçimi değiştirebilir.</p>

<p>Magnezyum sitrat ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum sitrat, emilimi konusunda en fazla veriye sahip formlardan biridir.</p>

<p>Avantajları:<br />
• Suda iyi çözünür.<br />
• Magnezyum oksitten genellikle daha iyi emilir.<br />
• Magnezyum desteği amacıyla kullanılabilir.<br />
• Bağırsaklara su çekme özelliği nedeniyle dışkıyı yumuşatabilir.</p>

<p>Bu nedenle kabızlık sorunu olan kişilerde iki yönlü avantaj sağlayabilir. Buna karşılık ishal eğilimi bulunan kişilerde aynı özellik dezavantaja dönüşebilir.</p>

<p>Yüksek miktarlarda karın krampları ve ishale yol açabilir.</p>

<p>Magnezyum glisinat ve bisglisinat ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum glisinat veya bisglisinat, magnezyumun glisin aminoasidiyle oluşturduğu şelat formudur.</p>

<p>Son yıllarda özellikle “uyku magnezyumu” olarak çok popüler hale gelmiştir.</p>

<p>En önemli avantajlarından biri gastrointestinal olarak genellikle iyi tolere edilmesidir. Bu nedenle sitrat kullandığında bağırsak sorunu yaşayan kişiler tarafından tercih edilebilir.</p>

<p>2025 yılında yayımlanan plasebo kontrollü bir çalışmada, 155 yetişkinde günlük 250 mg elemental magnezyum sağlayan magnezyum bisglisinatın kötü uyku bildiren kişilerde uykusuzluk belirtileri üzerinde küçük bir yarar sağlayabileceği bildirildi.</p>

<p>Ancak buradan “glisinat kesin olarak en iyi uyku magnezyumudur” sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Magnezyumun uyku üzerindeki genel klinik kanıtları hâlâ sınırlıdır ve glisinatın diğer iyi emilen magnezyum formlarına karşı açık üstünlüğü gösterilmiş değildir.</p>

<p>Özetle:<br />
Sindirim sistemi hassas olan ve uzun süreli destek arayan kişiler açısından mantıklı seçeneklerden biridir; ancak “uyku, anksiyete ve stres için özel magnezyum” şeklindeki pazarlama dili mevcut kanıttan daha güçlüdür.</p>

<p>Magnezyum oksit neden daha az tercih ediliyor?</p>

<p>Magnezyum oksit piyasadaki en yaygın ve genellikle en ucuz formlardan biridir.</p>

<p>Ağırlık başına yüksek miktarda elemental magnezyum içermesi önemli bir avantaj gibi görünür. Fakat çözünürlüğü düşüktür ve birçok çalışmada sitrat gibi formlara göre daha düşük biyoyararlanım göstermiştir.</p>

<p>Bu nedenle amaç vücudun magnezyum durumunu artırmak olduğunda genellikle ilk seçenek olarak düşünülmez.</p>

<p>Ancak bu “magnezyum oksit işe yaramaz” anlamına gelmez.</p>

<p>Bağırsakta kalan magnezyum su çekebildiğinden oksit formunun laksatif etkisi olabilir. Bu nedenle bazı antasit ve kabızlık ürünlerinde özellikle kullanılır.</p>

<p>Yani düşük emilim, bazı kullanım amaçlarında dezavantajken kabızlık açısından mekanizmanın bir parçası olabilir.</p>

<p>Magnezyum klorür ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum klorür iyi çözünebilen ve bağırsaktan nispeten iyi emilebilen formlardan biridir.</p>

<p>NIH verilerinde klorür, sitrat, laktat ve aspartatla birlikte okside göre daha iyi biyoyararlanabilen formlar arasında gösterilmektedir.</p>

<p>Oral magnezyum desteğinde kullanılabilir. Bununla birlikte bazı kişilerde yüksek miktarlarda ishal ve gastrointestinal rahatsızlık oluşturabilir.</p>

<p>Magnezyum laktat ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum laktat da iyi çözünen ve biyoyararlanımı görece yüksek formlar arasındadır.</p>

<p>Uzun süreli oral magnezyum replasmanında kullanılabilir ve bazı kişilerde gastrointestinal toleransı iyi olabilir.</p>

<p>Ancak piyasada sitrat ve glisinat kadar yaygın değildir.</p>

<p>Magnezyum malat ne işe yarar?</p>

<p>Malat formu magnezyum ile malik asidin birleşimidir. Emilimi iyi olabilen organik magnezyum formlarından biri olarak değerlendirilir.</p>

<p>İnternette özellikle:<br />
• enerji,<br />
• kas performansı,<br />
• kronik yorgunluk,<br />
• fibromiyalji</p>

<p>için önerildiği görülür.</p>

<p>Fakat burada önemli bir ayrım vardır.</p>

<p>Magnezyumun enerji metabolizmasındaki rolü biyolojik olarak gerçektir; buna karşılık magnezyum malatın diğer iyi emilen formlardan özellikle daha etkili olduğunu gösteren güçlü klinik kanıt bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle “enerji için özel magnezyum” şeklinde sunulması kanıtın önüne geçebilir.</p>

<p>Magnezyum taurat ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum taurat, magnezyum ile taurin içeren bir formdur.</p>

<p>Özellikle:<br />
• kalp sağlığı,<br />
• tansiyon,<br />
• ritim,<br />
• metabolik sağlık</p>

<p>başlıklarıyla pazarlanmaktadır.</p>

<p>Magnezyum ve taurinin ayrı ayrı kardiyovasküler fizyolojide ilgi çekici özellikleri bulunmasına rağmen magnezyum tauratın sağlıklı kişilerde veya kalp hastalarında diğer magnezyum formlarından daha üstün olduğunu kanıtlayan güçlü klinik çalışmalar yetersizdir.</p>

<p>Bu nedenle sırf “kalbe özel magnezyum” olduğu düşüncesiyle tercih edilmesi için güçlü kanıt yoktur.</p>

<p>Magnezyum L-treonat gerçekten beyne daha mı iyi ulaşır?</p>

<p>Son yılların en çok konuşulan formlarından biri magnezyum L-treonattır.</p>

<p>Özellikle:<br />
• hafıza,<br />
• bilişsel performans,<br />
• beyin sağlığı,<br />
• uyku</p>

<p>iddialarıyla pazarlanmaktadır.</p>

<p>Bu form üzerine hayvan deneylerinden başlayan ilgi, son dönemde insan çalışmalarına da taşındı.</p>

<p>2024 ve 2026'da yayımlanan küçük randomize kontrollü çalışmalarda uyku ve bazı bilişsel ölçümlerde olumlu sonuçlar bildirildi. Bununla birlikte sonuçların tamamı tutarlı değildi; bazı objektif uyku ölçümlerinde anlamlı fark bulunmadı.</p>

<p>Dolayısıyla L-treonat umut verici bir araştırma alanıdır ancak “beyin için kanıtlanmış en iyi magnezyum” demek için henüz erkendir.</p>

<p>Ayrıca L-treonat ürünleri genellikle daha pahalıdır ve tuz ağırlığına kıyasla sağladıkları elemental magnezyum miktarı görece düşüktür.</p>

<p>Magnezyum aspartat ne işe yarar?</p>

<p>Aspartat iyi çözünen ve biyoyararlanımı yüksek olabilen magnezyum formlarından biridir.</p>

<p>NIH tarafından okside göre daha iyi emilen formlar arasında gösterilmektedir.</p>

<p>Ancak diğer iyi emilen formlara göre belirli bir sağlık sorunu için üstünlüğü kanıtlanmış değildir.</p>

<p>Magnezyum sülfat günlük takviye için iyi seçim mi?</p>

<p>Magnezyum sülfat tıpta son derece önemli bir formdur ancak oral günlük takviye söz konusu olduğunda durum farklıdır.</p>

<p>Hastanelerde damar yoluyla magnezyum sülfat; belirli ciddi magnezyum eksiklikleri, gebelikte preeklampsi ve eklampsi gibi özel klinik durumlarda kullanılabilir.</p>

<p>Oral kullanımda ise biyoyararlanımı bazı diğer formlara göre daha düşüktür ve laksatif etkisi belirgindir.</p>

<p>Bu nedenle sıradan günlük oral magnezyum takviyesi seçiminde sitrat, klorür, laktat veya iyi tolere edilen diğer formlar varken genellikle öncelikli seçenek değildir.</p>

<p>Hangi magnezyum formları daha az avantajlı?</p>

<p>Amaç yalnızca magnezyum desteği ve iyi emilim ise en önemli soru işaretlerinden biri magnezyum oksittir.</p>

<p>Magnezyum oksit:<br />
• iyi çözünmez,<br />
• birçok karşılaştırmalı çalışmada sitrattan daha az emilmiştir,<br />
• bağırsakta kalan miktar nedeniyle gastrointestinal yan etki oluşturabilir.</p>

<p>Ancak ucuz olması, yüksek oranda elemental magnezyum içermesi ve laksatif etkisinin istendiği durumlarda kullanılabilmesi nedeniyle tamamen “kötü” bir ürün değildir.</p>

<p>Magnezyum sülfat da rutin oral destek amacıyla genellikle ilk tercih değildir.</p>

<p>Magnezyum karbonat ise mide asidiyle reaksiyona girebilir ve antasit ürünlerinde kullanılabilir. Emilim açısından iyi çözünen organik formlara göre daha az avantajlı olabilir.</p>

<p>Hangi form hangi amaçta öne çıkıyor?</p>

<p>Genel magnezyum desteği:<br />
Sitrat, klorür, laktat veya bazı şelatlı formlar düşünülebilir.</p>

<p>Hassas bağırsak:<br />
Glisinat/bisglisinat genellikle daha iyi tolere edilen seçeneklerden biridir.</p>

<p>Kabızlık eğilimi:<br />
Sitratın laksatif etkisi avantaj sağlayabilir.</p>

<p>Belirgin laksatif etki isteniyorsa:<br />
Oksit ve bazı diğer magnezyum tuzları bu amaçla kullanılabilir.</p>

<p>Uyku:<br />
Glisinat konusunda yeni klinik veriler bulunmakla birlikte kanıt henüz kesin değildir. Sadece “glisinat” yazması bir ürünün uyku ilacı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bilişsel performans:<br />
L-treonat konusunda erken dönem insan çalışmaları ilgi çekicidir ancak kanıt henüz sınırlıdır.</p>

<p>Kalp sağlığı:<br />
Taurat formuna yönelik pazarlama güçlüdür; forma özgü klinik kanıt ise çok daha zayıftır.</p>

<p>Yorgunluk ve enerji:<br />
Malat sık önerilse de diğer iyi emilen formlardan belirgin üstünlüğü kanıtlanmış değildir.</p>

<p>Magnezyum kas kramplarına iyi gelir mi?</p>

<p>Magnezyum denildiğinde en yaygın inanışlardan biri her kas krampının magnezyum eksikliğinden kaynaklandığıdır.</p>

<p>Bu doğru değildir.</p>

<p>Magnezyum eksikliğinde kas ve sinir sistemi belirtileri görülebilir ancak gece bacak krampları yaşayan herkesin magnezyum eksikliği bulunduğu söylenemez.</p>

<p>Randomize çalışmaların değerlendirildiği Cochrane incelemesinde, özellikle yaşlı yetişkinlerde görülen nedeni bilinmeyen gece kramplarında rutin magnezyum kullanımının klinik açıdan anlamlı bir koruma sağladığı gösterilememiştir.</p>

<p>Bu nedenle sık kramp yaşayan bir kişinin doğrudan yüksek doz magnezyum kullanmak yerine kramp nedeninin değerlendirilmesi daha doğru olabilir.</p>

<p>Magnezyum etiketi nasıl okunmalı?</p>

<p>Takviye seçiminde en sık yapılan hatalardan biri bileşiğin toplam ağırlığı ile elemental magnezyumu karıştırmaktır.</p>

<p>Örneğin ürünün üzerinde yüksek miktarda “magnezyum sitrat” yazması, bunun tamamının magnezyum olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Vücudun aldığı gerçek magnezyum miktarını değerlendirmek için “elemental magnezyum” miktarına bakılmalıdır.</p>

<p>Dolayısıyla iki ürünün ön yüzündeki “500 mg” ifadeleri aynı miktarda magnezyum sağladıkları anlamına gelmeyebilir.</p>

<p>Daha yüksek doz daha iyi mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Magnezyumun fazlası özellikle takviyelerden alındığında ishal, bulantı ve karın kramplarına neden olabilir.</p>

<p>ABD Ulusal Akademileri tarafından sağlıklı yetişkinlerde yalnızca takviye ve ilaçlardan gelen magnezyum için belirlenen üst sınır günlük 350 mg elemental magnezyumdur. Bu sınır yiyeceklerden doğal olarak alınan magnezyumu kapsamaz.</p>

<p>Bazı hastalıkların tedavisinde veya migren gibi durumlarda hekim kontrolünde bu miktarın üzerinde dozlar kullanılabilir.</p>

<p>Böbrek hastalığı olanlar özellikle dikkat etmeli</p>

<p>Fazla magnezyum esas olarak böbreklerden atılır.</p>

<p>Böbrek fonksiyonları ciddi şekilde bozulduğunda magnezyum vücutta birikebilir. Ağır hipermagnezemi düşük tansiyon, kas güçsüzlüğü, solunum sorunları ve kalp ritmi bozukluklarına kadar ilerleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle kronik böbrek hastalığı veya böbrek yetmezliği bulunan kişiler hekime danışmadan magnezyum takviyesi kullanmamalıdır.</p>

<p>Magnezyum ilaçlarla etkileşebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Magnezyum bazı ilaçları bağırsakta bağlayarak emilimlerini azaltabilir.</p>

<p>Özellikle:<br />
• tetrasiklin grubu antibiyotikler,<br />
• kinolon grubu antibiyotikler,<br />
• ağızdan kullanılan bazı osteoporoz ilaçları</p>

<p>ile zamanlama önemlidir.</p>

<p>Öte yandan uzun süre kullanılan proton pompa inhibitörleri ve bazı diüretikler de kişinin magnezyum düzeyini etkileyebilir.</p>

<p>Düzenli ilaç kullananların takviye başlamadan önce hekim veya eczacıya danışması gerekir.</p>

<p>Sonuç: En iyi magnezyum hangisi?</p>

<p>Tek bir “en iyi magnezyum” yoktur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sadece emilim açısından bakıldığında sitrat, laktat, klorür ve aspartat gibi iyi çözünen formlar okside göre avantajlı görünmektedir.</p>

<p>Sindirim sistemi toleransı önemliyse glisinat/bisglisinat mantıklı seçeneklerden biridir.</p>

<p>Kabızlık varsa sitratın bağırsak etkisi avantaj sağlayabilir.</p>

<p>Buna karşılık oksit, yalnızca günlük magnezyum düzeyini artırmak amacıyla kullanıldığında düşük çözünürlüğü nedeniyle daha az avantajlıdır; fakat laksatif amaçlı kullanımı farklıdır.</p>

<p>L-treonat, taurat ve malat gibi formların “beyin”, “kalp” veya “enerji” gibi belirli organlara özel üstünlük sağladığı iddialarında ise mevcut klinik kanıt, pazarlama söyleminden daha temkinli olmayı gerektiriyor.</p>

<p>Takviye seçerken form kadar elemental magnezyum miktarı, doz, gastrointestinal tolerans, böbrek fonksiyonları ve kişinin gerçekten magnezyum desteğine ihtiyacı olup olmadığı önemlidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Özellikle böbrek hastalığı bulunanlar, düzenli ilaç kullananlar, gebeler ve yüksek doz magnezyum kullanmayı düşünenler sağlık profesyoneline danışmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>NIH Office of Dietary Supplements — Magnesium: Fact Sheet for Health Professionals</p>

<p>Walker AF ve ark. Magnesium Research — Magnesium citrate, amino-acid chelate ve magnesium oxide biyoyararlanım karşılaştırması</p>

<p>Lindberg JS ve ark. Journal of the American College of Nutrition — Magnesium citrate ve magnesium oxide biyoyararlanımı</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sitrat-glisinat-oksit-l-treonat-magnezyumda-hangisi-ne-ise-yariyor</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 17:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0575.jpeg" type="image/jpeg" length="29317"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[D Vitamini Düşük Çıktıysa Ne Anlama Geliyor? 10, 20 ve 30 Değerleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-dusuk-ciktiysa-ne-anlama-geliyor-10-20-ve-30-degerleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-dusuk-ciktiysa-ne-anlama-geliyor-10-20-ve-30-degerleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[D vitamini durumunu değerlendirmek için genellikle kandaki 25-OH D düzeyi ölçülür. Düşük değerler kemik ve kas sağlığını etkileyebilir; ancak “ideal” düzey konusunda tek bir evrensel eşik yoktur ve yüksek doz takviyeler aşırı yükselmeye yol açabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kan tahlilinde “D vitamini” olarak görülen test çoğunlukla 25-hidroksi vitamin D, yani 25-OH D ölçümüdür. Vücudun D vitamini durumunu değerlendirmek için tercih edilen temel kan testi budur.</p>

<p>D vitamini kalsiyum ve fosfor dengesinin sağlanmasına, kemiklerin korunmasına ve kasların normal çalışmasına katkıda bulunur. Düşüklüğü özellikle kemik sağlığı açısından önemlidir. Ancak son yıllarda önemli bir ayrım öne çıkmıştır: Her sağlıklı kişinin rutin olarak D vitamini ölçtürmesi gerektiği veya herkes için tek bir “ideal” kan düzeyi bulunduğu söylenemez.</p>

<p>D vitamini testi neyi ölçer?</p>

<p>D vitamini iki farklı kan testiyle karıştırılabilir.</p>

<p>Vücudun D vitamini durumunu değerlendirmek için çoğunlukla 25-OH D ölçülür. 1,25-dihidroksi vitamin D ise aktif formdur ve rutin D vitamini eksikliğini araştırmak için genellikle tercih edilmez; böbrek hastalıkları veya bazı kalsiyum bozuklukları gibi özel durumlarda kullanılabilir.</p>

<p>Bu nedenle e-Nabız sonucunda yalnızca “D vitamini” ifadesine değil, testin 25-OH D olup olmadığına da bakmak önemlidir.</p>

<p>D vitamini kaç olmalı?</p>

<p>Bu soru sanıldığından daha tartışmalıdır.</p>

<p>Birçok klinik kaynakta 20 ng/mL ve üzerindeki 25-OH D düzeyi çoğu insan için yeterli kabul edilirken, bazı laboratuvar ve uzmanlık yaklaşımlarında 30 ng/mL ve üzerindeki değerler hedeflenebilir.</p>

<p>2024 Endocrine Society kılavuzu ise sağlıklı kişilerde hastalıkları önlemek için herkese uygulanabilecek tek bir optimal 25-OH D kan düzeyinin klinik çalışmalarla belirlenemediğini vurguladı.</p>

<p>Bu nedenle “herkesin D vitamini mutlaka 30, 40 veya 50 olmalı” şeklindeki kesin ifadeler doğru değildir.</p>

<p>Sonuç ng/mL veya nmol/L ile verilebilir. Birimler karıştırılmamalıdır.</p>

<p>D vitamini 10, 20 ve 30 ne anlama gelir?</p>

<p>25-OH D sonucunun birimi ng/mL ise 10 ng/mL oldukça düşük bir düzeydir ve belirgin eksiklik açısından değerlendirilir.</p>

<p>20 ng/mL civarı birçok kaynakta kemik sağlığı açısından önemli bir karar noktasıdır. NIH kaynaklarında 20 ng/mL ve üzerindeki düzeylerin çoğu kişi için yeterli olduğu belirtilir.</p>

<p>30 ng/mL ise bazı laboratuvarlar ve klinik yaklaşımlarda yeterlilik sınırı olarak kullanılır. Ancak 30’un altındaki her değeri otomatik hastalık olarak kabul etmek veya herkes için 30’un üzerinde hedef belirlemek güncel kanıtlarla desteklenen evrensel bir kural değildir.</p>

<p>Kişinin yaşı, kemik hastalığı, emilim sorunu ve diğer klinik özellikleri yorumlamayı değiştirebilir.</p>

<p>D vitamini düşüklüğü neden olur?</p>

<p>D vitamini düzeyinin düşük olmasına birçok faktör katkıda bulunabilir:</p>

<ul>
 <li>Güneş ışığına sınırlı maruz kalma</li>
 <li>Beslenmeyle yetersiz D vitamini alınması</li>
 <li>İleri yaş</li>
 <li>D vitamininin bağırsaktan emilimini azaltan hastalıklar</li>
 <li>Çölyak ve Crohn hastalığı gibi bazı bağırsak hastalıkları</li>
 <li>Bariatrik cerrahi</li>
 <li>Karaciğer veya böbrekle ilgili bazı hastalıklar</li>
 <li>Bazı ilaçlar</li>
 <li>Obeziteyle ilişkili fizyolojik değişiklikler</li>
</ul>

<p>Tek bir düşük sonuçtan nedenin hangisi olduğu belirlenemez.</p>

<p>D vitamini düşüklüğünün belirtileri nelerdir?</p>

<p>Hafif D vitamini düşüklüğü hiçbir belirti vermeyebilir.</p>

<p>Belirgin ve uzun süreli eksiklikte kemik ağrısı, kas güçsüzlüğü ve kemik mineralizasyonunda bozulma görülebilir. Çocuklarda ciddi eksiklik raşitizme, yetişkinlerde osteomalaziye yol açabilir.</p>

<p>Halsizlik ve yorgunluk da düşük D vitaminiyle ilişkilendirilebilir; ancak bunlar çok sayıda başka sağlık durumunda görüldüğü için yalnızca D vitamini eksikliğine özgü belirtiler değildir.</p>

<p>D vitamini düşüklüğü saç dökülmesi, depresyon veya kilo aldırır mı?</p>

<p>D vitamini ile saç dökülmesi, ruh hali, metabolik hastalıklar, bağışıklık sistemi ve çok sayıda sağlık sonucu arasında ilişkiler araştırılmıştır.</p>

<p>Ancak kandaki düşük D vitamini ile bir hastalık arasında ilişki bulunması, D vitamini eksikliğinin o hastalığın doğrudan nedeni olduğunu veya takviye almanın hastalığı tedavi edeceğini göstermez.</p>

<p>Örneğin depresyon, saç dökülmesi veya kilo artışı yalnızca düşük D vitamini sonucuna bağlanmamalıdır. Bu yakınmaların çok sayıda başka nedeni olabilir.</p>

<p>Güneş D vitaminini yükseltir mi?</p>

<p>Cilt güneş ışığındaki UVB ışınlarının etkisiyle D vitamini üretebilir. Ancak üretim mevsim, saat, coğrafi konum, cilt özellikleri, yaş, giyim ve güneşten korunma davranışlarından etkilenir.</p>

<p>D vitamini elde etmek amacıyla kontrolsüz ve uzun süreli güneşlenmek önerilmez; ultraviyole ışınlarının cilt kanseri riskini artırdığı bilinmektedir.</p>

<p>D vitamini ayrıca yağlı balıklar, yumurta sarısı ve D vitaminiyle zenginleştirilmiş bazı gıdalardan alınabilir.</p>

<p>D vitamini yüksekliği ne anlama gelir?</p>

<p>D vitamininin aşırı yükselmesi çoğunlukla güneşten veya normal beslenmeden değil, gereğinden fazla D vitamini takviyesi kullanımından kaynaklanır.</p>

<p>Çok yüksek D vitamini, kandaki kalsiyumun aşırı yükselmesine yol açabilir. Bulantı, kusma, kas güçsüzlüğü, iştahsızlık, aşırı susama, sık idrara çıkma ve böbrek taşı görülebilir. Ağır durumlarda böbrek hasarı ve kalp ritmi sorunları gelişebilir.</p>

<p>NIH, 25-OH D’nin 150 ng/mL’nin üzerindeki çok yüksek düzeylerini toksisiteyle ilişkilendirir. Ancak toksisite yalnızca bir laboratuvar rakamıyla değil, özellikle kalsiyum yüksekliği ve klinik tabloyla birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle yüksek doz D vitamini “zararsız vitamin desteği” olarak görülmemelidir.</p>

<p>D vitamini takviyesi ne kadar kullanılmalı?</p>

<p>Herkes için geçerli tek bir tedavi dozu yoktur.</p>

<p>Takviyenin gerekip gerekmediği ve dozu; yaşa, D vitamini düzeyine, beslenmeye, gebeliğe, kemik sağlığına, emilim sorunlarına ve diğer hastalıklara göre değişebilir.</p>

<p>2024 Endocrine Society kılavuzu, sağlıklı 75 yaş altındaki yetişkinlerde önerilen günlük alımın üzerinde rutin yüksek doz takviyenin hastalıkları önlemek amacıyla kullanılmasını desteklemiyor. Tedavi gerektiren eksiklik ise ayrı bir klinik durumdur.</p>

<p>Özellikle uzun süre yüksek doz D vitamini kullanmak yerine dozun kişisel gereksinime göre belirlenmesi gerekir.</p>

<p>D vitamini ne kadar sürede yükselir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>25-OH D düzeyi takviyeye başlandıktan hemen sonra sabit bir seviyeye ulaşmaz. Kullanılan doz, başlangıç değeri, emilim, vücut ağırlığı ve tedaviye uyum değişimin hızını etkiler.</p>

<p>Bu nedenle tedavinin ertesi günü veya birkaç gün sonra test yaptırmak genellikle anlamlı değildir. Kontrol zamanlaması kişinin tedavi planına ve eksikliğin nedenine göre belirlenir.</p>

<p>Sağlıklı kişilerde sırf takviye dozunu ayarlamak amacıyla sürekli 25-OH D testi yapılması da güncel kılavuzlarda desteklenmemektedir.</p>

<p>Gebelikte D vitamini farklı mı değerlendirilir?</p>

<p>Gebelikte D vitamini gereksinimi önemlidir; ancak sağlıklı gebelerde herkes için geçerli bir 25-OH D hedef kan düzeyi belirlenmiş değildir.</p>

<p>2024 Endocrine Society kılavuzu gebelikte D vitamini desteğinin bazı gebelik sonuçları açısından yarar sağlayabileceğini belirtirken, sağlıklı gebelerde rutin 25-OH D taramasını önermemektedir.</p>

<p>Gebelikte kullanılacak takviyenin dozu prenatal vitaminler ve kişinin diğer özellikleri dikkate alınarak belirlenmelidir.</p>

<p>D vitamini testi için aç olmak gerekir mi?</p>

<p>25-OH D testi için genellikle açlık gerekmez. Ancak aynı kan örneğinde açlık gerektiren başka testler yapılacaksa laboratuvarın verdiği hazırlık talimatına uyulmalıdır.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>D vitamini 20’nin altında olursa ne olur?</p>

<p>20 ng/mL’nin altındaki değerler birçok kaynakta düşük kabul edilir; özellikle daha düşük düzeylerde kemik sağlığı açısından eksiklik daha belirgin hale gelebilir. Ancak sonuç kişinin klinik durumu ve laboratuvarın kullandığı yöntemle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>D vitamini 30’un üzerinde olmak zorunda mı?</p>

<p>Hayır. Her sağlıklı kişinin 25-OH D değerinin mutlaka 30 ng/mL üzerinde olması gerektiğini gösteren evrensel bir klinik hedef bulunmuyor. Güncel kılavuzlar hastalıkların önlenmesi için herkese uygulanabilecek tek bir optimal kan düzeyinin belirlenemediğini vurguluyor.</p>

<p>D vitamini fazla alınırsa zararlı olur mu?</p>

<p>Evet. Özellikle uzun süre yüksek doz takviye kullanılması D vitamini toksisitesine, kalsiyum yüksekliğine ve böbrek hasarı gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Takviye dozu kişisel gereksinime göre belirlenmelidir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Demay MB, Pittas AG, Bikle DD, et al. Vitamin D for the Prevention of Disease: An Endocrine Society Clinical Practice Guideline. The Journal of Clinical Endocrinology &amp; Metabolism, 2024.</li>
 <li>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements. Vitamin D Fact Sheet for Health Professionals.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. 25-Hydroxy Vitamin D Test. MedlinePlus Medical Encyclopedia, 2024.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. Vitamin D Test. MedlinePlus Medical Test.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/d-vitamini-dusuk-ciktiysa-ne-anlama-geliyor-10-20-ve-30-degerleri</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 16:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0574.jpeg" type="image/jpeg" length="77137"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyin Tümörü Takibinde Tanıyı Güçlendirecek Yeni PET İlacı ABD’de Onaylandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-takibinde-taniyi-guclendirecek-yeni-pet-ilaci-abdde-onaylandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-takibinde-taniyi-guclendirecek-yeni-pet-ilaci-abdde-onaylandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, Pixclara’yı gliomlarda tümör nüksü veya ilerlemesini tedaviye bağlı değişikliklerden ayırt etmeye yardımcı PET görüntüleme için onayladı. İlaç 1 aylık ve üzerindeki hastalarda kullanılabilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, Pixclara adıyla pazarlanacak floretyrosine F 18’i gliomların PET ile görüntülenmesinde kullanmak üzere onayladı. Pixclara, ABD’de gliom görüntülemesi için onaylanan ilk FET-PET ilacı oldu.</p>

<p>Yeni görüntüleme ajanı, daha önce tedavi görmüş gliom hastalarında görüntülemelerde ortaya çıkan değişikliklerin aktif tümör ilerlemesine mi yoksa tedavinin oluşturduğu değişikliklere mi bağlı olduğunu ayırt etmeye yardımcı olmak amacıyla kullanılacak.</p>

<p>Onay yetişkinlerin yanı sıra 1 aylık ve üzerindeki çocukları da kapsıyor. Pixclara tek başına kesin tanı koyan bir test olarak değil, diğer klinik ve görüntüleme değerlendirmeleriyle birlikte kullanılacak.</p>

<p>Pixclara nedir?</p>

<p>Pixclara’nın etken maddesi floretyrosine F 18, diğer adıyla 18F-FET.</p>

<p>Bu madde flor-18 adlı radyoaktif izotopla işaretlenmiş bir aminoasit türevi. Damar yoluyla verildikten sonra PET tarayıcıyla görüntülenebilen radyoaktif sinyal oluşturuyor.</p>

<p>Pixclara özellikle hücre zarında bulunan LAT1 ve LAT2 adlı L-tipi aminoasit taşıyıcılarını hedefliyor.</p>

<p>Bu taşıyıcılar birçok tümör hücresinde ve özellikle bazı merkezi sinir sistemi tümörlerinde artmış düzeyde bulunabiliyor. Böylece FET-PET, tümör dokusundaki aminoasit taşınması ve metabolik aktivite hakkında ek bilgi sağlayabiliyor.</p>

<p>Neden klasik MR her zaman yeterli olmayabiliyor?</p>

<p>Gliom tedavisinden sonra MR görüntülerinde yeni veya büyüyen alanlar ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Ancak bu değişiklik her zaman kanserin ilerlediği anlamına gelmiyor. Radyoterapi, cerrahi veya diğer tedaviler dokuda inflamasyon, radyasyon nekrozu ve psödoprogresyon olarak adlandırılan değişikliklere yol açabiliyor.</p>

<p>Bu görüntüler bazı durumlarda gerçek tümör büyümesine benzeyebiliyor.</p>

<p>Bu ayrım önem taşıyor çünkü aktif tümör ilerlemesiyle tedaviye bağlı değişikliklerin yönetimi birbirinden farklı olabiliyor.</p>

<p>FET-PET burada ne sağlıyor?</p>

<p>FET-PET, tümör dokusunun aminoasit alımını görüntülüyor.</p>

<p>Tedavi sonrası değişikliklerde ve aktif gliom dokusunda metabolik özellikler farklı olabildiği için bu yöntem, MR ve diğer değerlendirmelerle birlikte kullanıldığında hekime ek bilgi sağlayabiliyor.</p>

<p>FDA’nın onayladığı endikasyon da tam olarak bu noktaya odaklanıyor: tekrarlayan veya ilerleyen gliom ile tedaviye bağlı değişikliklerin birbirinden ayrılmasına yardımcı olmak.</p>

<p>Bu nedenle Pixclara’nın “beyin tümörünü kesin olarak gösteren test” şeklinde tanımlanması doğru değil.</p>

<p>PET sonucu diğer görüntüleme bulguları, hastanın klinik durumu, önceki tedavileri ve gerektiğinde patolojik değerlendirmelerle birlikte yorumlanmalı.</p>

<p>Hangi hastalarda kullanılabilecek?</p>

<p>FDA onayına göre Pixclara, gliomu bulunan yetişkinlerde ve 1 aylık veya daha büyük pediatrik hastalarda kullanılabilecek.</p>

<p>Temel kullanım alanı, daha önce tedavi görmüş bir hastada tümörün tekrarladığı veya ilerlediği düşünülen durumların tedaviye bağlı değişikliklerden ayrılmasına yardımcı olmak.</p>

<p>Ürün damar yoluyla uygulanıyor ve ardından PET görüntülemesi gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Pixclara bir tedavi mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Pixclara bir kemoterapi, hedefe yönelik kanser ilacı veya radyoterapi değil.</p>

<p>Floretyrosine F 18, tanısal amaçla kullanılan bir radyofarmasötik görüntüleme ajanı. Görevi tümörü tedavi etmek değil, gliom dokusunun görüntülenmesine yardımcı olmak.</p>

<p>Bu ayrım özellikle önem taşıyor çünkü “FDA beyin kanseri için yeni ilaç onayladı” ifadesi tek başına kullanıldığında ilacın kanseri tedavi ettiği izlenimi oluşturabilir.</p>

<p>Onayın öncesinde ne yaşandı?</p>

<p>Pixclara’nın FDA süreci birkaç aşamada ilerledi.</p>

<p>İlk yeni ilaç başvurusu sonrasında FDA, 2025 yılında etkinliği destekleyen tanısal kanıtların güçlendirilmesini istemiş ve başvuruyu mevcut haliyle onaylamamıştı.</p>

<p>Telix Pharmaceuticals daha sonra FDA ile yaptığı görüşmelerin ardından mevcut klinik veriler üzerinde ek doğrulayıcı analizler ve istatistiksel değerlendirmeler hazırladı.</p>

<p>Güncellenmiş başvuru Mart 2026’da yeniden sunuldu ve FDA tarafından Nisan 2026’da değerlendirmeye kabul edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>14 Eylül 2026’da açıklanan nihai kararla Pixclara ABD’de ruhsat aldı.</p>

<p>Neden önemli?</p>

<p>FET-PET görüntüleme Avrupa dahil bazı ülkelerde ve uluslararası nöro-onkoloji uygulamalarında uzun süredir kullanılıyor.</p>

<p>Ancak ABD’de gliom görüntülemesi için FDA tarafından onaylanmış ticari bir FET-PET ürünü bulunmuyordu.</p>

<p>Yeni onay, özellikle tedavi sonrası MR bulgularının belirsiz olduğu hastalarda FET-PET’e erişimin genişlemesine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Bununla birlikte yeni bir görüntüleme yönteminin bulunması, her şüpheli MR bulgusunda mutlaka FET-PET yapılması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Hangi hastada ek görüntülemenin gerekli olduğuna nöro-onkoloji, radyoloji ve nükleer tıp ekipleri hastanın klinik durumuna göre karar vermeli.</p>

<p>Beyin metastazları için de araştırılıyor</p>

<p>Pixclara’nın mevcut FDA onayı gliom görüntülemesini kapsıyor.</p>

<p>Telix ayrıca floretyrosine F 18’in beyin metastazlarının görüntülenmesindeki kullanımını araştırmak üzere ayrı bir Faz III geliştirme programı yürütüyor.</p>

<p>Bu olası kullanım henüz FDA tarafından onaylanmış değil.</p>

<p>Pixclara’nın gliom dışındaki beyin tümörlerinde rutin kullanımının mevcut onay kapsamına girdiği düşünülmemeli.</p>

<p>Yeni onay neyi değiştirebilir?</p>

<p>Gliom hastalarında tedavi sonrasında ortaya çıkan yeni görüntüleme bulguları hem hasta hem de tedavi ekibi açısından zor kararların verilmesine neden olabiliyor.</p>

<p>FET-PET’in FDA onaylı bir ürün olarak erişilebilir hale gelmesi, özellikle standart görüntülemelerin net yanıt vermediği durumlarda tanısal değerlendirmeye yeni bir seçenek ekliyor.</p>

<p>Bunun klinik kararları ne ölçüde değiştireceği ise gerçek yaşam kullanım verileri, erişilebilirlik ve merkezlerin FET-PET deneyimiyle daha net görülecek.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration, Pixclara yeni ilaç başvurusu ve düzenleyici değerlendirme belgeleri, 2025–2026</p>

<p>Telix Pharmaceuticals, Pixclara FDA Onay Duyurusu, 14 Eylül 2026</p>

<p>Telix Pharmaceuticals, Pixclara Yeniden Başvuru Duyurusu, Mart 2026</p>

<p>National Comprehensive Cancer Network, Merkezi Sinir Sistemi Kanserleri Klinik Uygulama Kılavuzu, 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-takibinde-taniyi-guclendirecek-yeni-pet-ilaci-abdde-onaylandi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 16:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0573.jpeg" type="image/jpeg" length="71023"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÇYDD 2026-2027 Burs Başvuruları Başladı: Kimler Başvurabilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cydd-2026-2027-burs-basvurulari-basladi-kimler-basvurabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cydd-2026-2027-burs-basvurulari-basladi-kimler-basvurabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin üniversite bursu başvuruları başladı. Devlet üniversitelerinde okuyan ve maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler için aylık 5 bin TL burs 10 ay boyunca ödenecek. Bölüm sınırlaması bulunmadığından tıp ve diğer sağlık bölümlerindeki öğrenciler de şartları sağlamaları halinde başvurabilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Üniversite Öğrencilerine Aylık 5 Bin TL Burs: Başvurular Başladı</p>

<p>Üniversite öğrencilerinin beklediği burs programlarından biri için başvurular açıldı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), yeni dönem üniversite bursu başvurularını almaya başladı.</p>

<p>Başvurular 14-20 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.</p>

<p>ÇYDD bursu ne kadar?</p>

<p>ÇYDD üniversite bursu aylık 5 bin TL olarak uygulanıyor.</p>

<p>Burs öğrencilere bir eğitim döneminde toplam 10 ay ödeniyor. Böylece aylık 5 bin TL üzerinden bursiyere toplam 50 bin TL eğitim desteği sağlanmış oluyor.</p>

<p>Burs karşılıksız olarak veriliyor.</p>

<p>Kimler ÇYDD bursuna başvurabilir?</p>

<p>ÇYDD üniversite bursuna Türkiye’deki devlet üniversitelerinde öğrenim gören ve maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler başvurabiliyor.</p>

<p>Öğrencinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerekiyor.</p>

<p>Bursiyer seçiminde öğrencinin ekonomik ihtiyacının yanı sıra eğitimine başarıyla devam etmesi de dikkate alınıyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>ÇYDD üniversite bursunda belirli bir fakülte veya bölüm sınırlaması bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle devlet üniversitelerinin tıp fakültelerinde öğrenim gören öğrenciler, diğer başvuru koşullarını karşılamaları halinde burs için başvurabiliyor.</p>

<p>Diş hekimliği, eczacılık ve hemşirelik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Devlet üniversitelerinde diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve diğer sağlık bilimleri programlarında öğrenim gören öğrenciler açısından da bölüm kaynaklı bir başvuru engeli bulunmuyor.</p>

<p>Vakıf üniversitesi öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>ÇYDD üniversite bursu devlet üniversitelerinde öğrenim gören öğrencileri kapsıyor.</p>

<p>Vakıf veya özel üniversitelerde öğrenim gören öğrenciler, yüzde 100 burslu olsalar dahi bu burs programına başvuramıyor.</p>

<p>Başka burs alan öğrenciler başvurabilir mi?</p>

<p>ÇYDD bursunda başka kurumdan burs alma konusunda sınırlama bulunuyor.</p>

<p>Başka bir kamu veya özel kurumdan burs alan öğrencilere ÇYDD bursu verilmiyor.</p>

<p>KYK bursu da bu kapsamda değerlendiriliyor.</p>

<p>Ancak geri ödemeli KYK öğrenim kredisi almak ÇYDD bursuna engel oluşturmuyor.</p>

<p>Başvuru nereye yapılacak?</p>

<p>ÇYDD burs başvuruları çevrim içi olarak gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin resmi internet sitesindeki burs başvuru sistemini kullanmaları gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başvurular bireysel olarak yapılıyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru formundaki kişisel, akademik ve ekonomik durum bilgilerini doğru ve eksiksiz doldurması gerekiyor.</p>

<p>Hangi belgeler isteniyor?</p>

<p>Başvuru ve değerlendirme sürecinde öğrencinin eğitim ve ekonomik durumunu gösteren belgeler talep ediliyor.</p>

<p>Öğrenci belgesi, akademik başarı durumunu gösteren belgeler ile öğrencinin ve ailesinin ekonomik durumuna ilişkin bilgiler değerlendirmede kullanılabiliyor.</p>

<p>Adayların başvuru ekranında kendilerinden istenen güncel belgeleri esas almaları gerekiyor.</p>

<p>Burs ne zaman ödeniyor?</p>

<p>ÇYDD üniversite bursu bir eğitim döneminde toplam 10 ay ödeniyor.</p>

<p>Bursiyerliğin sonraki dönemlerde devam edebilmesi için öğrencinin eğitimine devam etmesi ve burs koşullarını koruması gerekiyor.</p>

<p>Başvuru için yalnızca 7 gün</p>

<p>ÇYDD’nin yeni dönem üniversite bursu başvuruları 14 Eylül’de başladı.</p>

<p>Başvurular 20 Eylül 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Devlet üniversitelerinde öğrenim gören ve maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrencilerin belirtilen tarihler arasında ÇYDD’nin çevrim içi burs başvuru sisteminden işlemlerini tamamlamaları gerekiyor.</p>

<p>Bölüm sınırlamasının bulunmaması nedeniyle devlet üniversitelerindeki tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve sağlık bilimleri öğrencileri de diğer koşulları karşılamaları halinde başvurabilecek.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği<br />
ÇYDD Üniversite Bursları<br />
ÇYDD Burs Başvuru Koşulları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cydd-2026-2027-burs-basvurulari-basladi-kimler-basvurabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 13:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0570.jpeg" type="image/jpeg" length="16511"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="94083"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="38338"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41159"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40933"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51819"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="15311"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
