<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 14 Aug 2026 12:01:08 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anoreksiya sadece kilo kaybı değil: Vücudun verdiği bu işaretlere dikkat]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/anoreksiya-sadece-kilo-kaybi-degil-vucudun-verdigi-bu-isaretlere-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/anoreksiya-sadece-kilo-kaybi-degil-vucudun-verdigi-bu-isaretlere-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anoreksiya nervoza, beslenmenin ciddi biçimde kısıtlanmasına yol açabilen ve hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı etkileyen ciddi bir yeme bozukluğudur. Yoğun kilo alma korkusu, yeme davranışındaki değişiklikler ve kilo kaybıyla kendini gösterebilen hastalıkta erken tanı, beslenmenin düzeltilmesi, tıbbi takip ve psikolojik tedavi önem taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir kişinin giderek daha az yemek yemesi, öğünlerden kaçınması veya kilosuyla sürekli meşgul olması her zaman sıradan bir diyet davranışı olmayabilir. Özellikle buna belirgin kilo kaybı, yoğun egzersiz, yemek konusunda katı kurallar, kilo alma korkusu, halsizlik, baş dönmesi veya sürekli üşüme ekleniyorsa anoreksiya nervoza açısından değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Anoreksiya yalnızca “çok zayıf olmak” anlamına gelmez. Kişinin yemek, kilo ve beden algısıyla ilişkisini etkileyen ciddi bir yeme bozukluğudur. Dışarıdan bakıldığında kişinin ne kadar hasta olduğunu anlamak da her zaman mümkün değildir.</p>

<p>Tedavi geciktiğinde yetersiz beslenme kalp ve dolaşım sisteminden kemiklere, kaslardan hormonlara kadar birçok sistemi etkileyebilir. Buna karşılık uygun tedaviyle beslenme düzeninin yeniden kurulması, fiziksel sağlığın toparlanması ve yemek ile beden algısına ilişkin sorunların tedavi edilmesi mümkündür.</p>

<p>Anoreksiya Nervoza Nedir?</p>

<p>Anoreksiya nervoza, kişinin enerji alımını ciddi biçimde kısıtlayabildiği, kilo almaktan yoğun biçimde korkabildiği ve beden ağırlığı veya görünümü konusunda bozulmuş bir algıya sahip olabildiği bir yeme bozukluğudur.</p>

<p>Hastalık çoğu zaman ergenlik veya genç erişkinlik döneminde başlasa da çocuklarda ve daha ileri yaşlarda da görülebilir. Kadınlarda daha sık tanı konulmakla birlikte erkeklerde de anoreksiya gelişebilir.</p>

<p>Anoreksiyanın önemli özelliklerinden biri, kişinin durumunun ciddiyetini fark etmekte zorlanabilmesidir. Bu nedenle aile üyeleri veya yakın çevre bazen değişiklikleri hastadan önce fark edebilir.</p>

<p>Ayrıca kişinin görünümünden yola çıkarak anoreksiya olup olmadığına karar verilemez. Yeme bozuklukları farklı beden ağırlıklarındaki kişilerde ortaya çıkabilir.</p>

<p>Anoreksiya Neden Olur?</p>

<p>Anoreksiya nervozanın tek bir nedeni bulunmuyor. Güncel bilgiler genetik, biyolojik, psikolojik, davranışsal ve sosyal etkenlerin birlikte rol oynayabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Ailede yeme bozukluğu veya bazı ruhsal hastalıkların bulunması yatkınlıkla ilişkili olabilir. Kaygı, mükemmeliyetçilik, düşük benlik algısı ve beden görünümüne aşırı önem verme de bazı kişilerde riskle ilişkili özellikler arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>Beden ölçüsü ve zayıflık konusunda yoğun sosyal baskıya maruz kalmak, kilo ve görünümün performans açısından ön plana çıktığı bazı spor veya mesleklerle uğraşmak da hassas kişilerde etkili olabilir.</p>

<p>Ancak tek başına bu faktörlerden herhangi birinin anoreksiyaya yol açacağı söylenemez. Hastalık kişinin tercihi, iradesizliği veya yalnızca “zayıflama isteği” ile açıklanabilecek basit bir durum değildir.</p>

<p>Anoreksiya Belirtileri Nelerdir?</p>

<p>Anoreksiya hem yeme davranışında hem de fiziksel ve psikolojik durumda değişikliklere neden olabilir. Belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>İlk ve Erken Belirtiler</p>

<p>Başlangıçta değişiklikler oldukça sıradan görünebilir. Kişi bazı yiyecekleri beslenmesinden çıkarmaya, porsiyonlarını küçültmeye veya öğün atlamaya başlayabilir.</p>

<p>Yemeklerin kalorisini sürekli hesaplama, sık tartılma, başkalarıyla birlikte yemek yemekten kaçınma, kilo alma konusunda belirgin endişe ve egzersizin giderek katı bir zorunluluğa dönüşmesi de dikkat çekebilir.</p>

<p>Çocuk ve ergenlerde yalnızca kilo kaybına bakılmaz. Büyümenin yavaşlaması veya yaşına göre beklenen kilo artışının gerçekleşmemesi de önemli olabilir.</p>

<p>Sık Görülen Belirtiler</p>

<p>Anoreksiyada görülebilecek belirtiler arasında şunlar bulunabilir:</p>

<ul>
 <li>Belirgin kilo kaybı veya beklenen kilo artışının gerçekleşmemesi</li>
 <li>Öğün atlama veya çok az yemek yeme</li>
 <li>Bazı yiyecek gruplarını katı biçimde beslenmeden çıkarma</li>
 <li>Kilo almaktan yoğun korku duyma</li>
 <li>Beden ölçüsü ve kilo hakkında sürekli düşünme</li>
 <li>Aşırı veya zorlayıcı egzersiz yapma</li>
 <li>Başkalarının yanında yemek yemekten kaçınma</li>
 <li>Yeme davranışını veya kilosunu gizlemeye çalışma</li>
 <li>Halsizlik ve güçsüzlük</li>
 <li>Baş dönmesi veya bayılma</li>
 <li>Sürekli üşüme</li>
 <li>Kabızlık ve karın yakınmaları</li>
 <li>Cilt kuruluğu ve saçlarda incelme veya dökülme</li>
 <li>Adet düzeninde bozulma</li>
 <li>Cinsel istekte azalma</li>
 <li>Konsantrasyon güçlüğü</li>
</ul>

<p>Bu belirtilerin tek başına bulunması anoreksiya tanısı anlamına gelmez. Tanı, kişinin fiziksel ve ruhsal durumu birlikte değerlendirilerek konulur.</p>

<p>İleri Dönemde Görülebilecek Belirtiler</p>

<p>Uzun süren veya ağır anoreksiyada yetersiz beslenmenin etkileri belirginleşebilir.</p>

<p>Düşük tansiyon, nabzın yavaşlaması, kalp ritmi sorunları, kas kaybı, kemik yoğunluğunda azalma, kansızlık, ciddi güçsüzlük ve hormonal değişiklikler gelişebilir.</p>

<p>Ağır yetersiz beslenmede vücudun birçok organ sistemi etkilenebilir.</p>

<p>Anoreksiya Nasıl Teşhis Edilir?</p>

<p>Anoreksiya tanısı yalnızca tartıdaki rakama bakılarak konulmaz. Yeme davranışı, kilo değişimi, beden algısı, kilo alma korkusu, fiziksel bulgular ve ruhsal durum birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Hekim boy, kilo, nabız, tansiyon ve vücut sıcaklığı gibi temel ölçümleri değerlendirebilir. Kilo kaybına yol açabilecek başka hastalıkların dışlanması ve yetersiz beslenmenin vücuttaki etkilerinin araştırılması için kan ve idrar testleri gerekebilir.</p>

<p>Kan sayımı, elektrolitler ile böbrek, karaciğer ve tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesi sık kullanılan incelemeler arasındadır.</p>

<p>Kalp ritmi açısından elektrokardiyografi yapılabilir. Uzun süreli hastalıkta veya risk bulunan kişilerde kemik yoğunluğunun değerlendirilmesi de gündeme gelebilir.</p>

<p>Ruh sağlığı değerlendirmesinde ise kişinin yemek, kilo ve beden hakkındaki düşünceleri, yeme davranışları ve eşlik edebilecek depresyon, kaygı veya diğer psikiyatrik sorunlar ele alınır.</p>

<p>Anoreksiya Tedavisi Nasıl Yapılır?</p>

<p>Anoreksiya tedavisinin temel amacı yalnızca kişinin kilo almasını sağlamak değildir. Vücudun güvenli biçimde beslenmesini sağlamak, tıbbi sorunları tedavi etmek ve hastalığı sürdüren düşünce ve davranışları değiştirmek birlikte hedeflenir.</p>

<p>Bu nedenle tedavide genellikle hekim, psikiyatri veya ruh sağlığı uzmanı ve beslenme konusunda deneyimli sağlık profesyonellerinin birlikte çalıştığı çok disiplinli yaklaşım tercih edilir.</p>

<p>Tedavinin önemli bileşenleri şunlardır:</p>

<ul>
 <li>Beslenme durumunun güvenli biçimde düzeltilmesi</li>
 <li>Sağlıklı kilo ve büyümenin yeniden sağlanması</li>
 <li>Fiziksel komplikasyonların izlenmesi ve tedavisi</li>
 <li>Yeme bozukluğuna yönelik psikoterapi</li>
 <li>Sağlıklı yeme davranışının yeniden geliştirilmesi</li>
 <li>Gerektiğinde aile desteğinin tedaviye dahil edilmesi</li>
 <li>Eşlik eden ruhsal sorunların değerlendirilmesi</li>
</ul>

<p>Erişkinlerde yeme bozukluğuna odaklanan farklı psikoterapi yöntemleri kullanılabilir. Çocuk ve ergenlerde aile temelli tedaviler önemli seçenekler arasındadır.</p>

<p>Anoreksiya nervozanın temel belirtilerini tek başına ortadan kaldıran özel bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Ancak depresyon veya kaygı gibi eşlik eden durumlarda hekim tarafından ilaç tedavisi değerlendirilebilir.</p>

<p>Ciddi yetersiz beslenme, ağır sıvı-elektrolit bozukluğu, tehlikeli kalp ritmi değişiklikleri veya ciddi ruhsal risk bulunduğunda hastanede tedavi gerekebilir.</p>

<p>Tedavi her hasta için aynı değildir. Yaş, hastalığın şiddeti, kilo kaybının seyri, fiziksel komplikasyonlar ve ruhsal durum tedavi planını etkiler.</p>

<p>Güncel Bilimsel Gelişmeler</p>

<p>Anoreksiya araştırmalarında yalnızca kilo değişimine değil, hastalığın biyolojik ve nöropsikolojik mekanizmalarına da giderek daha fazla odaklanılıyor.</p>

<p>Genetik yatkınlık, beynin ödül ve davranış sistemleri, metabolik özellikler ve bağırsak-beyin ilişkisi araştırılan alanlar arasında bulunuyor. Ayrıca mevcut psikoterapilerin daha etkili hale getirilmesi ve tedaviye erişimin artırılması için dijital yöntemler üzerinde çalışmalar sürüyor.</p>

<p>Yeni ilaç ve biyolojik tedavi araştırmaları da bulunmakla birlikte araştırma aşamasındaki yaklaşımlar standart tedavinin yerine geçmiş değildir.</p>

<p>Anoreksiya ile Yaşam</p>

<p>İyileşme yalnızca tartıdaki değişimle ölçülmez. Yemekle daha sağlıklı bir ilişkinin kurulması, kilo ve beden hakkındaki yoğun düşüncelerin azalması, sosyal yaşamın yeniden güçlenmesi ve fiziksel sağlığın toparlanması da tedavinin parçalarıdır.</p>

<p>Kişinin internetten bulunan kısıtlayıcı diyetleri veya kontrolsüz takviyeleri kendi başına uygulaması uygun değildir. Özellikle ciddi yetersiz beslenme bulunan kişilerde beslenmenin yeniden düzenlenmesi tıbbi takip gerektirebilir.</p>

<p>Düzenli kontroller, tedavi planına devam etmek ve yakın çevrenin yargılamadan destek olması iyileşme sürecine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Nüks, yani hastalığın belirtilerinin yeniden ortaya çıkması mümkündür. Öğün atlama, yeniden katı beslenme kuralları oluşturma veya kilo ve egzersizle aşırı uğraşmaya başlama gibi eski davranışların geri dönmesi halinde tedavi ekibiyle erken iletişim önemlidir.</p>

<p>Halk Arasında Doğru Bilinen Yanlışlar</p>

<p>Yanlış: Anoreksiya sadece çok zayıf insanlarda görülür.</p>

<p>Doğru: Bir kişinin görünümünden yeme bozukluğunun bulunup bulunmadığı veya ne kadar ciddi olduğu anlaşılamaz.</p>

<p>Yanlış: Anoreksiya yalnızca genç kadınların hastalığıdır.</p>

<p>Doğru: Genç kadınlarda daha sık görülse de erkeklerde, çocuklarda ve farklı yaş gruplarında da ortaya çıkabilir.</p>

<p>Yanlış: Kişi isterse sadece daha fazla yiyerek anoreksiyayı yenebilir.</p>

<p>Doğru: Anoreksiya ciddi bir yeme bozukluğudur ve tedavisi çoğu zaman beslenme desteğinin yanı sıra tıbbi ve psikolojik yaklaşım gerektirir.</p>

<p>Yanlış: Anoreksiya tamamen dış görünüşe önem vermekten kaynaklanır.</p>

<p>Doğru: Hastalığın gelişiminde genetik, biyolojik, psikolojik ve sosyal birçok etken rol oynayabilir.</p>

<p>Yanlış: Kilo normale gelince tedavi bitmiştir.</p>

<p>Doğru: Fiziksel toparlanma çok önemlidir ancak yeme davranışı, beden algısı ve hastalığı sürdüren psikolojik etkenlerin de ele alınması gerekir.</p>

<p>Yanlış: Anoreksiyanın tedavisi yoktur.</p>

<p>Doğru: Anoreksiya tedavi edilebilir. İyileşme süresi kişiden kişiye değişse de uygun profesyonel destekle önemli ölçüde düzelme ve iyileşme mümkündür.</p>

<p>Tedavi Edilmezse Ne Olur?</p>

<p>Tedavi edilmeyen anoreksiya, uzun süreli enerji ve besin yetersizliği nedeniyle vücudun birçok sistemini etkileyebilir.</p>

<p>Kemik yoğunluğunda azalma, kas kaybı, kansızlık, hormonal ve üreme sistemi sorunları, böbrek problemleri, sindirim sistemi yakınmaları, düşük tansiyon ve kalp sorunları ortaya çıkabilir.</p>

<p>Elektrolit dengesizlikleri ve kalp ritmi bozuklukları ağır vakalarda yaşamı tehdit edebilir. Çok ciddi yetersiz beslenme birden fazla organın işlevini bozabilir.</p>

<p>Anoreksiya aynı zamanda depresyon, kaygı ve diğer ruhsal sorunlarla birlikte görülebilir. Hastalık ölümcül olabildiği için belirtilerin erken dönemde ciddiye alınması önem taşır.</p>

<p>Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?</p>

<p>Yeme miktarında belirgin azalma, hızlı veya açıklanamayan kilo kaybı, kilo almaya karşı yoğun korku, sürekli kalori veya kilo hesabı yapma, yemeklerden kaçınma ya da aşırı egzersiz davranışları ortaya çıktığında profesyonel değerlendirme alınmalıdır.</p>

<p>Çocuk ve ergenlerde büyümenin yavaşlaması veya beklenen kilo artışının gerçekleşmemesi özellikle dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Kişinin kendisinde sorun olduğunu kabul etmemesi anoreksiyada görülebilir. Bu nedenle yakınları belirgin değişiklikler fark ettiğinde yargılayıcı olmayan bir dille profesyonel yardım almaya teşvik edebilir.</p>

<p>Anoreksiya İçin Hangi Doktora Gidilir?</p>

<p>İlk değerlendirme aile hekimi, iç hastalıkları veya çocuk ve ergenlerde çocuk sağlığı ve hastalıkları hekimi tarafından yapılabilir.</p>

<p>Anoreksiya bir yeme bozukluğu olduğu için psikiyatri değerlendirmesi tedavinin önemli bölümüdür. Çocuk ve ergenlerde çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı devreye girer.</p>

<p>Beslenme tedavisi ve fiziksel komplikasyonların yönetimi için farklı sağlık disiplinlerinin birlikte çalışması gerekebilir.</p>

<p>Acil Müdahale Gerektiren Durumlar</p>

<p>Bayılma, ciddi bilinç değişikliği, belirgin susuzluk, göğüs ağrısı, ciddi çarpıntı veya kalp ritmi sorunu belirtileri, nöbet ya da kişinin fiziksel durumunda hızlı ve ciddi kötüleşme acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Ciddi yetersiz beslenme veya elektrolit bozuklukları dışarıdan tahmin edilenden daha ağır olabilir. Kişinin kendisine zarar verme veya yaşamına son verme düşüncelerinin bulunması da acil profesyonel değerlendirme gerektirir.</p>

<p>GOOGLE’DA EN ÇOK ARANAN 8 SORU</p>

<p>Anoreksiya nedir?</p>

<p>Anoreksiya nervoza, yemek alımının ciddi biçimde kısıtlanabildiği ve kilo alma korkusu ile beden algısındaki bozulmanın öne çıkabildiği bir yeme bozukluğudur. Hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı etkileyebilir.</p>

<p>Anoreksiya belirtileri nelerdir?</p>

<p>Öğün atlama, çok az yemek yeme, belirgin kilo kaybı, kilo almaktan yoğun korkma, aşırı egzersiz, sürekli üşüme, halsizlik ve baş dönmesi görülebilir. Belirtiler kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>Anoreksiya nasıl anlaşılır?</p>

<p>Yalnızca düşük kiloya bakılarak anlaşılmaz. Yeme davranışındaki kısıtlama, kilo ve bedenle aşırı uğraşma, kilo alma korkusu ve fiziksel değişiklikler birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Anoreksiya neden olur?</p>

<p>Tek bir nedeni bilinmemektedir. Genetik, biyolojik, psikolojik, davranışsal ve sosyal faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülmektedir.</p>

<p>Anoreksiya tedavisi var mı?</p>

<p>Evet. Tedavi genellikle beslenmenin düzeltilmesi, fiziksel sağlığın takip edilmesi ve yeme bozukluğuna yönelik psikoterapinin birlikte uygulanmasını içerir.</p>

<p>Anoreksiya tamamen geçer mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İyileşme mümkündür ve birçok kişi uygun tedaviyle önemli ölçüde toparlanabilir. İyileşmenin süresi ve seyri kişiden kişiye farklılık gösterir.</p>

<p>Anoreksiya tehlikeli midir?</p>

<p>Evet, ağır anoreksiya yaşamı tehdit edebilir. Ciddi yetersiz beslenme kalp, kemik, kas, böbrek, hormon ve diğer organ sistemlerini etkileyebilir.</p>

<p>Anoreksiya için hangi doktora gidilir?</p>

<p>Psikiyatri, anoreksiya tedavisindeki temel uzmanlık alanlarından biridir. Fiziksel durumun değerlendirilmesi için aile hekimi, iç hastalıkları veya çocuklarda çocuk sağlığı uzmanı da sürece dahil olabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institute of Mental Health (NIMH)</p>

<p>National Health Service (NHS)</p>

<p>Mayo Clinic</p>

<p>American Psychiatric Association, Yeme Bozukluklarının Tedavisine İlişkin Klinik Uygulama Kılavuzu</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/anoreksiya-sadece-kilo-kaybi-degil-vucudun-verdigi-bu-isaretlere-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8119.jpeg" type="image/jpeg" length="25970"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göz Kızarıklığı Neden Geçmiyor? Günlük Alışkanlıklardan Göz Hastalıklarına 10 Neden]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/goz-kizarikligi-neden-gecmiyor-gunluk-aliskanliklardan-goz-hastaliklarina-10-neden</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/goz-kizarikligi-neden-gecmiyor-gunluk-aliskanliklardan-goz-hastaliklarina-10-neden" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz kızarıklığı uykusuzluk, kuruluk veya alerji gibi basit nedenlerden kaynaklanabilir. Ancak ağrı, ışığa hassasiyet, akıntı ya da görme değişikliği eşlik ediyorsa tabloyu önemsemek gerekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uzun süre ekrana baktıktan sonra, uykusuz bir gecenin sabahında ya da polenlerin yoğun olduğu günlerde aynaya bakıp kızarmış gözlerle karşılaşmak oldukça yaygın. Çoğu zaman sorun geçici ve basit bir tahrişten kaynaklanıyor. Ancak sürekli tekrarlayan veya başka belirtilerin eşlik ettiği göz kızarıklığı her zaman aynı ölçüde masum olmayabilir.</p>

<p>Gözün beyaz kısmındaki küçük damarların genişlemesi, gözün normalden daha kırmızı veya kanlanmış görünmesine yol açar. Bunun arkasında alerjiden göz kuruluğuna, enfeksiyondan göz kapağı iltihabına kadar pek çok neden bulunabilir.</p>

<p>Cleveland Clinic göz hastalıkları uzmanları da göz kızarıklığının tek başına bir hastalık değil, farklı sorunların ortak belirtisi olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p>Göz kızarıklığı neden olur?</p>

<p>Göz kızarıklığının nedeni bazen çevrede saklıdır. Polen, ev tozu, hayvan tüyü, duman, kum, klorlu su veya kozmetik ürünler göz yüzeyini tahriş edebilir.</p>

<p>Bazı kişilerde ise sorun gözyaşı tabakasının göz yüzeyini yeterince koruyamamasıyla ilişkilidir. Göz kuruluğunda yanma, batma, kum kaçmış hissi ve kızarıklık birlikte görülebilir.</p>

<p>Enfeksiyonlar, göz kapağı sorunları ve gözün daha derin dokularını etkileyen bazı hastalıklar da kızarıklığa neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle kızarıklığın yanında hangi belirtilerin bulunduğu önem taşır.</p>

<p>Göz kızarıklığının 10 yaygın nedeni</p>

<p>1. Alerji</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Polen, ev tozu akarları, küf ve hayvanlardan kaynaklanan alerjenler gözlerde kızarıklığa yol açabilir.</p>

<p>Alerjik göz sorunlarında özellikle kaşıntı dikkat çeker. Sulanma ve göz kapaklarında şişlik de görülebilir. Şikâyetlerin iki gözde birden ortaya çıkması alerji ihtimalini güçlendirebilir.</p>

<p>Mevsimsel alerjisi olanlarda belirtiler yılın belirli dönemlerinde artarken, sürekli alerjen maruziyeti yaşayanlarda sorun daha uzun sürebilir.</p>

<p>2. Gözün tahriş olması</p>

<p>Duman, toz, kum, klor, makyaj ürünleri veya göze kaçan küçük yabancı maddeler göz yüzeyini tahriş ederek kızarıklığa neden olabilir.</p>

<p>Hafif tahrişlerde kızarıklık, tahriş edici etken ortadan kalktıktan sonra azalabilir.</p>

<p>Ancak göze kimyasal madde kaçması sıradan bir tahriş olarak değerlendirilmemelidir. Özellikle temizlik ürünleri ve güçlü kimyasallarla temas acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>3. Göz kuruluğu</p>

<p>Göz kuruluğu yalnızca gözün “kuru” hissedilmesi anlamına gelmez. Yanma, batma, kaşıntı, kumlanma hissi, kızarıklık ve hatta zaman zaman aşırı sulanma görülebilir.</p>

<p>Uzun süre bilgisayar, telefon veya tablet ekranına bakmak göz kırpma sıklığını azaltarak şikâyetleri artırabilir. Klima, kuru hava, rüzgâr, bazı ilaçlar ve yaşın ilerlemesi de göz kuruluğuna katkıda bulunabilir.</p>

<p>Özellikle gün boyunca ekran karşısında çalışan kişilerde tekrarlayan kızarıklığın arkasında göz kuruluğu bulunabilir.</p>

<p>Gözdeki kırmızı leke damar çatlaması olabilir</p>

<p>Bazen gözün beyaz kısmında aniden parlak kırmızı, sınırları belirgin bir alan oluşur. Görüntüsü ürkütücü olsa da bu durum çoğu zaman göz yüzeyindeki küçük bir damarın kanamasından kaynaklanır.</p>

<p>Buna subkonjonktival kanama adı verilir.</p>

<p>Şiddetli öksürme, hapşırma, ıkınma, gözü sert biçimde ovalama veya travma sonrasında ortaya çıkabilir. Kan sulandırıcı ilaç kullananlarda da görülebilir.</p>

<p>Basit subkonjonktival kanamada genellikle ağrı ve görme kaybı olmaz. Ancak tekrarlayan kanamalar, travma sonrası gelişen kızarıklık veya başka kanama belirtilerinin bulunması değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>5. Konjonktivit</p>

<p>Halk arasında göz nezlesi veya pembe göz olarak da bilinen konjonktivit, gözün beyaz bölümünü ve göz kapaklarının iç yüzeyini örten ince zarın iltihaplanmasıdır.</p>

<p>Virüsler, bakteriler, alerjenler ve tahriş edici maddeler konjonktivite yol açabilir.</p>

<p>Kızarıklığın yanında sulanma, yanma, kaşıntı, göz kapaklarında şişme veya akıntı görülebilir. Özellikle enfeksiyona bağlı bazı konjonktivit türleri bulaşıcı olabilir.</p>

<p>Her kırmızı göze antibiyotikli damla gerektiği düşüncesi ise doğru değildir. Tedavi, kızarıklığın gerçek nedenine göre değişir.</p>

<p>6. Diğer göz enfeksiyonları</p>

<p>Göz enfeksiyonlarında kızarıklığa ağrı, akıntı, bulanık görme veya ışığa karşı belirgin hassasiyet eşlik edebilir.</p>

<p>Özellikle kontakt lens kullananlarda ağrılı kırmızı göz daha dikkatli değerlendirilmelidir. Çünkü korneayı, yani gözün önündeki saydam tabakayı etkileyen enfeksiyonlar hızlı ilerleyebilir.</p>

<p>Tedavi edilmeyen bazı enfeksiyonlar korneada hasara ve görme sorunlarına yol açabilir.</p>

<p>7. Göz kapağının içindeki arpacık</p>

<p>Arpacık yalnızca göz kapağının dışından görülen küçük bir şişlik şeklinde ortaya çıkmaz. Göz kapağının iç bölümündeki yağ bezlerinin iltihaplanması da ağrı, hassasiyet, batma ve kızarıklığa neden olabilir.</p>

<p>Bu durumda gözde yabancı bir cisim varmış hissi oluşabilir.</p>

<p>Ilık kompres bazı arpacık türlerinde rahatlama sağlayabilir. Ancak geçmeyen, büyüyen veya sık tekrarlayan göz kapağı şişliklerinin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>8. Kornea ülseri</p>

<p>Gözün önündeki saydam tabaka olan korneada gelişen açık yara ciddi bir durumdur.</p>

<p>Kornea ülserinde kızarıklığın yanında belirgin ağrı, ışığa hassasiyet, akıntı, görmede azalma veya gözde yabancı cisim hissi görülebilir. Kornea üzerinde beyazımsı veya grimsi bir alan fark edilebilir.</p>

<p>Özellikle kontakt lens kullanıcılarında ağrılı kırmızı göz ve görme değişikliği hafife alınmamalıdır.</p>

<p>Kornea ülseri kalıcı görme hasarına yol açabileceğinden hızlı tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>9. Blefarit</p>

<p>Kirpik diplerinde kabuklanma, göz kapaklarında yağlı görünüm, şişlik, kaşıntı ve tekrarlayan göz kızarıklığı varsa göz kapağı iltihabı olarak bilinen blefarit söz konusu olabilir.</p>

<p>Blefarit çoğu zaman kronik seyredebilir. Göz kuruluğuyla birlikte bulunması da mümkündür.</p>

<p>Özellikle sabahları kirpik diplerinde kabuklanma ve gözlerde tahriş hissi yaşayan kişilerde bu olasılık akla gelebilir.</p>

<p>10. İritis ve gözün içindeki iltihaplar</p>

<p>Gözün renkli bölümünün iltihaplanmasına iritis adı verilir ve üveit adı verilen daha geniş bir hastalık grubunun parçası olabilir.</p>

<p>Basit göz tahrişinden farklı olarak kızarıklığa ağrı, bulanık görme ve ışığa karşı belirgin hassasiyet eşlik edebilir. Bazı kişiler görüş alanında uçuşan noktalar da tarif edebilir.</p>

<p>Bu durum evde uygulanacak basit yöntemlerle geçiştirilecek bir göz kızarıklığı değildir. Tedavi edilmediğinde görmeyi etkileyebilecek komplikasyonlara yol açabilir.</p>

<p>Ekrana bakmak gözleri neden kızartabilir?</p>

<p>Bilgisayar ve telefon ekranları doğrudan bütün göz kızarıklıklarının nedeni değildir. Ancak uzun süre ekrana odaklanıldığında göz kırpma sıklığı azalabilir.</p>

<p>Göz kırpmanın azalması gözyaşı tabakasının daha hızlı bozulmasına ve göz yüzeyinin kurumasına katkıda bulunur. Bunun sonucunda yanma, batma, yorgunluk ve kızarıklık gelişebilir.</p>

<p>Ekran başında düzenli aralar vermek, bilinçli olarak göz kırpmak ve çalışma ortamındaki kuru havayı azaltmak bazı kişilerde şikâyetlerin hafiflemesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Kontakt lens kullanıyorsanız kızarıklığı daha fazla önemseyin</p>

<p>Kontakt lens kullanan bir kişide yeni başlayan kızarıklık, özellikle ağrı, ışığa hassasiyet veya görme bulanıklığıyla birlikteyse sıradan göz yorgunluğu olarak görülmemelidir.</p>

<p>Lens kullanımı kornea enfeksiyonu açısından önemli bir risk oluşturabilir.</p>

<p>Kızarıklık veya belirgin tahriş geliştiğinde kontakt lensle gözü zorlamaya devam etmek uygun değildir. Ağrı ve görme değişikliği varsa göz hekimi değerlendirmesi geciktirilmemelidir.</p>

<p>Kızarıklık giderici göz damlalarına dikkat</p>

<p>Eczanelerde gözün beyaz görünmesini sağlamak amacıyla satılan bazı “kızarıklık giderici” damlalar yüzeydeki damarları geçici olarak daraltır.</p>

<p>Göz kısa süreliğine daha beyaz görünebilir. Ancak bu etki sorunun gerçek nedenini tedavi etmez.</p>

<p>Bu tür ürünlerin sık ve uzun süre kullanılması bazı kişilerde damlanın etkisi geçtikten sonra kızarıklığın yeniden belirginleşmesine yol açabilir.</p>

<p>Tekrarlayan göz kızarıklığında yalnızca görüntüyü düzeltmeye çalışmak yerine altta yatan nedeni belirlemek daha önemlidir.</p>

<p>Evde ne yapılabilir?</p>

<p>Hafif göz kuruluğu ve çevresel tahrişlerde gözü ovuşturmamak, duman ve benzeri tahriş edicilerden uzak durmak ve ekran kullanımında düzenli molalar vermek yardımcı olabilir.</p>

<p>Göz kuruluğunda suni gözyaşı ürünleri kullanılabilir. Ancak göz damlalarının içerikleri ve kullanım amaçları birbirinden farklıdır. Özellikle sürekli damla ihtiyacı olan kişilerin uygun ürün konusunda sağlık profesyonelinden bilgi alması yararlı olabilir.</p>

<p>Göz kapağı kenarında kabuklanma ve blefarit eğilimi bulunan kişilerde göz kapağı hijyeni ve ılık kompres önerilebilen yaklaşımlar arasındadır.</p>

<p>Buna karşılık antibiyotikli veya kortizon içeren göz damlalarının gelişigüzel kullanılması doğru değildir. Özellikle kortizonlu göz damlaları bazı göz hastalıklarını ağırlaştırabileceği için göz hekimi değerlendirmesi olmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>Göz kızarıklığında ne zaman doktora başvurmalı?</p>

<p>Kızarıklık sürekli tekrarlıyorsa, nedeni belli değilse veya basit önlemlerle düzelmiyorsa göz muayenesi gerekebilir.</p>

<p>Özellikle şu belirtiler önemlidir:</p>

<ul>
 <li>Belirgin göz ağrısı</li>
 <li>Görmede azalma veya ani görme değişikliği</li>
 <li>Işığa bakmakta zorlanma</li>
 <li>Yoğun veya irinli akıntı</li>
 <li>Kornea üzerinde beyaz veya gri bir alan</li>
 <li>Göz yaralanması</li>
 <li>Göze kimyasal madde kaçması</li>
 <li>Göz ameliyatı sonrasında gelişen kızarıklık</li>
 <li>Kontakt lens kullanırken başlayan ağrılı kızarıklık</li>
 <li>Göz bebeğinin şeklinde veya görünümünde değişiklik</li>
</ul>

<p>Ani ve şiddetli göz ağrısına bulanık görme, ışıkların çevresinde renkli halkalar, baş ağrısı, bulantı veya kusma eşlik etmesi de acil göz hastalıklarından biri olan akut açı kapanması glokomunu düşündürebilir ve gecikmeden değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kızarıklığın kendisinden çok eşlik eden belirtilere bakın</p>

<p>Göz kızarıklığı tek bir hastalığın adı değildir. Aynı görüntünün arkasında göz kuruluğu, alerji ve basit tahriş bulunabileceği gibi kornea enfeksiyonu veya göz içi iltihabı gibi daha ciddi sorunlar da olabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “Gözüm ne kadar kırmızı?” sorusuna değil, “Ağrım var mı, görmem değişti mi, ışık rahatsız ediyor mu, akıntı var mı?” sorularına da dikkat etmek gerekir.</p>

<p>Özellikle ağrı ve görme değişikliğinin eşlik ettiği kırmızı göz, bekleyip geçmesi umulacak sıradan bir göz yorgunluğu olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Cleveland Clinic – Why Your Eyes Are Always Red (and How To Fix Them) – Nicole Bajic, MD ve Catherine Hwang, MD – 2026</li>
 <li>American Family Physician – Diagnosis and Management of Red Eye in Primary Care – Holly Cronau, Ramana Reddy Kankanala, Thomas Mauger – 2010</li>
 <li>American Academy of Ophthalmology – Red Eye ve göz kızarıklığının değerlendirilmesine ilişkin hasta ve klinik eğitim kaynakları</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/goz-kizarikligi-neden-gecmiyor-gunluk-aliskanliklardan-goz-hastaliklarina-10-neden</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8117.jpeg" type="image/jpeg" length="23299"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beşiktaş Tobias Moi’den Vazgeçmedi: Teklif 4,1 Milyon Euroya Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/besiktas-tobias-moiden-vazgecmedi-teklif-41-milyon-euroya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/besiktas-tobias-moiden-vazgecmedi-teklif-41-milyon-euroya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş’ın Tobias Moi transferindeki ısrarı sürüyor. Norveç’ten gelen son bilgiler, siyah-beyazlıların teklif seviyesini yükseltmesine rağmen Viking’in 20 yaşındaki orta saha oyuncusunu bırakmaya sıcak bakmadığını gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beşiktaş’ın orta saha transferi için gündemine aldığı Tobias Moi dosyasında Norveç’ten yeni gelişmeler geliyor.</p>

<p>Siyah-beyazlıların Viking forması giyen 20 yaşındaki futbolcu için yaptığı ilk teklifin reddedilmesinin ardından rakamı yükselttiği bildirildi. Türkiye’de bugün yayımlanan haberlerde, RA Stavanger kaynak gösterilerek Beşiktaş’ın 3,2 milyon euro seviyesindeki teklifinin ardından 4,1 milyon euroya kadar çıktığı aktarıldı.</p>

<p>Viking, Moi’yi bırakmak istemiyor</p>

<p>Transferin önündeki temel engel yalnızca bonservis rakamı değil. Viking’in genç futbolcuyu takımın önemli parçalarından biri olarak değerlendirdiği ve sezonun bu bölümünde kadrodan çıkarmaya sıcak bakmadığı belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Norveç kaynaklı ilk haberlerde Beşiktaş’ın yaklaşık 3,2 milyon euroluk teklifinin Viking tarafından geri çevrildiği aktarılmıştı.</p>

<p>Son gelişmeler ise Beşiktaş’ın ilk olumsuz cevabın ardından masadan kalkmadığını gösteriyor.</p>

<p>Beşiktaş rakamı 4,1 milyon euroya çıkardı</p>

<p>Beşiktaş’ın yeni hamlesinde teklif seviyesinin 4,1 milyon euroya yükseldiği bildirildi. Fotomaç’ın RA Stavanger’e dayandırdığı haberde, Norveç ekibinin bu teklif karşısındaki tutumunun transferin seyrini belirleyeceği belirtildi.</p>

<p>Bununla birlikte transfer konusunda farklı rakamların dolaşımda olması dikkat çekiyor. Beşiktaşlı yetkililere atfedilen başka bir açıklamada ilk teklifin yaklaşık 2,2 milyon euro olduğu ve reddedildikten sonra transferin şimdilik beklemeye alındığı ileri sürüldü.</p>

<p>Bu nedenle 4,1 milyon euroluk teklifin Viking tarafından kesin biçimde reddedildiği yönündeki bilgiyi, kulüplerden veya ikinci güçlü bir kaynaktan doğrulama gelmeden kesinleşmiş bir gelişme olarak değerlendirmemek gerekiyor.</p>

<p>Tobias Moi kimdir?</p>

<p>3 Mart 2006 doğumlu Tobias Saliou Moi Séne, Viking altyapısından yetişti. Orta sahada görev yapan genç futbolcu, özellikle savunma ağırlıklı orta saha rolünde kullanılabiliyor.</p>

<p>Moi, 2025 sezonunda kısa süreliğine Åsane’ye kiralandıktan sonra Viking’e geri döndü. Genç oyuncunun sözleşmesi Nisan 2026’da yenilendi ve 2029 yılına kadar uzatıldı. Bu uzun sözleşme, Viking’in pazarlık masasındaki konumunu güçlendiren faktörlerden biri.</p>

<p>Norveçli futbolcunun genç yaşı ve gelişim potansiyeli, Beşiktaş açısından transferi yalnızca mevcut kadro ihtiyacı değil, geleceğe yönelik bir yatırım haline getiriyor.</p>

<p>Transferde pazarlık kolay görünmüyor</p>

<p>Viking’in oyuncuyu bırakmak konusunda isteksiz davranması, Beşiktaş’ın önündeki en önemli engel.</p>

<p>Türkiye’de bazı haberlerde Norveç ekibinin beklentisinin 5,5 milyon euro seviyesinde olduğu ileri sürülüyor. Ancak bu rakam için de şu aşamada kulüplerden yapılmış resmî bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Dolayısıyla Tobias Moi transferinde kesinleşmiş tablo, Beşiktaş’ın oyuncuya ilgisinin bulunduğu ve Viking’in gelen tekliflere direnç gösterdiği yönünde. Yeni teklifin miktarı ve Viking’in son cevabı konusunda ise kaynaklar arasında farklılık bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/besiktas-tobias-moiden-vazgecmedi-teklif-41-milyon-euroya-cikti</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8116.jpeg" type="image/jpeg" length="46098"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Giresun’da Araç Dereye Uçtu: 2 Kişiden Haber Alınamıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/giresunda-arac-dereye-uctu-2-kisiden-haber-alinamiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/giresunda-arac-dereye-uctu-2-kisiden-haber-alinamiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giresun’un Keşap ilçesinde kontrolden çıkarak dereye uçan araçta bulunan 2 kişiden haber alınamıyor. Giresun, Sivas ve Samsun’dan bölgeye sevk edilen AFAD ekipleri, kayıp kişilere ulaşmak için arama kurtarma çalışması başlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Giresun’un Keşap ilçesine bağlı Karabulduk mevkisinde bir aracın dereye uçması sonucu araçta bulunan 2 kişinin kaybolduğu bildirildi.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre araç, henüz belirlenemeyen bir nedenle kontrolden çıkarak dereye uçtu. Kazanın ardından araçta bulunduğu belirtilen 2 kişiden haber alınamaması üzerine durum yetkililere bildirildi.</p>

<p>Üç ilden AFAD ekipleri bölgeye sevk edildi</p>

<p>İhbarın ardından bölgede geniş çaplı arama kurtarma çalışması başlatıldı. Çalışmalara destek vermek üzere Giresun’un yanı sıra Sivas ve Samsun’dan AFAD ekipleri bölgeye sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekiplerin dere içerisinde ve çevresinde kayıp kişilere ulaşmak için çalışmalarını yoğunlaştırdığı bildirildi.</p>

<p>Arama kurtarma çalışmaları sürüyor</p>

<p>Bölgede ekiplerin çalışmaları devam ederken, kayıp 2 kişiye henüz ulaşılamadığı belirtildi.</p>

<p>Kazanın nasıl meydana geldiğinin belirlenmesine yönelik incelemelerin de sürdüğü öğrenildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/giresunda-arac-dereye-uctu-2-kisiden-haber-alinamiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8113.jpeg" type="image/jpeg" length="52230"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[LGS 2. nakil sonuçları açıklandı: Öğrenciler sonuçlarını sorgulayabiliyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/lgs-2-nakil-sonuclari-aciklandi-ogrenciler-sonuclarini-sorgulayabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/lgs-2-nakil-sonuclari-aciklandi-ogrenciler-sonuclarini-sorgulayabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 2026 Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında yerleştirmeye esas ikinci nakil sonuçlarını açıkladı. İkinci nakil döneminde tercih yapan öğrenciler, yerleştirme sonuçlarını MEB üzerinden öğrenebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı, lise yerleştirme sürecinde öğrencilerin ve velilerin beklediği ikinci nakil sonuçlarını 14 Ağustos 2026 tarihinde erişime açtı.</p>

<p>Bakanlığın açıklamasına göre, 10 Ağustos’ta birinci nakil sonuçlarının ilan edilmesinin ardından gerçekleştirilen ikinci nakil süreci de tamamlandı. İkinci nakil için tercih yapan öğrenciler, hangi okula yerleştiklerini sonuç ekranından kontrol edebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>LGS 2. nakil sonuçları nasıl öğrenilir?</p>

<p>Öğrenciler LGS kapsamında yerleştirmeye esas ikinci nakil sonuçlarına Milli Eğitim Bakanlığının sonuç sistemi üzerinden ulaşabiliyor.</p>

<p>Sonuç sorgulama işlemi için öğrencilerin ilgili ekrandaki kimlik ve öğrenci bilgilerini kullanmaları gerekiyor.</p>

<p>Yerleşemeyen öğrenciler için süreç devam edecek</p>

<p>İkinci nakil sürecinin tamamlanmasıyla birlikte herhangi bir ortaöğretim kurumuna yerleşemeyen öğrenciler için yerleştirme süreci sona ermiyor.</p>

<p>MEB’in 2026 tercih ve yerleştirme takvimine göre, boş kalan kontenjanlar için 17-21 Ağustos 2026 tarihleri arasında il ve ilçe öğrenci yerleştirme ve nakil komisyonlarına başvuru yapılabilecek.</p>

<p>Komisyonlar tarafından yürütülecek yerleştirme işlemlerinin ise 24 Ağustos 2026 tarihinde tamamlanması planlanıyor.</p>

<p>İlk yerleştirmede öğrencilerin yüzde 93,56’sı yerleşmişti</p>

<p>MEB tarafından daha önce açıklanan verilere göre, 13-27 Temmuz tarihleri arasındaki ilk tercih döneminde 1 milyon 29 bin 595 öğrenci tercih yaptı.</p>

<p>İlk yerleştirme sonucunda öğrencilerin yüzde 93,56’sı tercihlerinden birine yerleşti. Sınavla öğrenci alan okullarda açılan 198 bin 905 kontenjanın 190 bin 473’üne öğrenci yerleşirken doluluk oranı yüzde 95,76 olarak gerçekleşti.</p>

<p>İlk yerleştirmenin ardından boş kalan kontenjanlar için iki ayrı nakil dönemi uygulandı.</p>

<p>LGS 2. nakil sonucu nereden sorgulanır?</p>

<p>Öğrenciler sonuçlarını MEB’in resmi sonuç ekranından ve ilgili e-Okul hizmetleri üzerinden kontrol edebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/lgs-2-nakil-sonuclari-aciklandi-ogrenciler-sonuclarini-sorgulayabiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5631.jpeg" type="image/jpeg" length="94892"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rebecca Cole: ABD’nin İkinci Afro-Amerikalı Kadın Hekimi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/rebecca-cole-abdnin-ikinci-afro-amerikali-kadin-hekimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rebecca-cole-abdnin-ikinci-afro-amerikali-kadin-hekimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de tıp diploması alan ikinci Afro-Amerikalı kadın olan Rebecca J. Cole, 14 Ağustos 1922’de yaşamını yitirdi. Yaklaşık 50 yıl süren hekimlik hayatında özellikle yoksul kadınların ve çocukların sağlık hizmetine ulaşması için çalıştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>14 Ağustos 1922’de Philadelphia’da yaşamını yitiren Rebecca J. Cole, tıp tarihinin uzun süre gölgede kalmış öncü kadınlarından biri. Cole, 1867’de Woman’s Medical College of Pennsylvania’dan mezun olarak Rebecca Lee Crumpler’dan sonra ABD’de tıp diploması alan ikinci Afro-Amerikalı kadın oldu. Bunu, kadınların ve siyahların yükseköğretime erişiminin ciddi biçimde sınırlı olduğu 19. yüzyıl Amerika’sında başardı. [1]<br />
1867’de tıp diplomasını aldığında tarihe geçti<br />
Rebecca J. Cole, 1846’da Philadelphia’da doğdu. Eğitimini, siyah öğrencilerin öğrenim gördüğü dönemin önemli kurumlarından Institute for Colored Youth’ta sürdürdü ve 1863’te buradan mezun oldu. Ardından Woman’s Medical College of Pennsylvania’ya girdi. [1]<br />
Cole’un tıp eğitimi aldığı yıllarda kadınların hekim olması dahi toplumun önemli bir kesimi tarafından sıra dışı görülüyordu. Siyah bir kadın için ise hem cinsiyet hem de ırk ayrımcılığının oluşturduğu daha ağır engeller söz konusuydu.<br />
Cole bütün bu koşullara rağmen eğitimini tamamladı ve 1867’de tıp diplomasını aldı. Woman’s Medical College of Pennsylvania’nın ilk Afro-Amerikalı kadın mezunu olurken, ABD’de tıp diploması alan ikinci Afro-Amerikalı kadın olarak tarihe geçti. Ondan üç yıl önce Rebecca Lee Crumpler, 1864’te bu alanda bir ilke imza atmıştı. [1]<br />
Cole’un mezuniyet çalışması da günümüze ulaştı. “The Eye and Its Appendages”, Türkçesiyle “Göz ve Ekleri” başlıklı 1867 tarihli tezi bugün Drexel Üniversitesi’nin tarihî koleksiyonlarında korunuyor. [2]<br />
Elizabeth Blackwell ile çalıştı<br />
Rebecca Cole’un mezuniyetinin ardından yolu, ABD’de tıp diploması alan ilk kadın olarak bilinen Elizabeth Blackwell ile kesişti.<br />
Cole, Blackwell’in New York’ta kurduğu New York Infirmary for Women and Children’da çalışmaya başladı. Kurum özellikle kadınlara ve çocuklara sağlık hizmeti sunuyor, aynı zamanda kadın hekimlere mesleklerini sürdürebilecekleri önemli bir çalışma alanı sağlıyordu. [1]<br />
Cole’un görevi yalnızca hastane içinde hasta muayene etmekle sınırlı değildi. Yoksul ailelerin yaşadığı mahallelere gidiyor ve sağlık bilgisini doğrudan insanların evlerine taşıyordu.<br />
Burada “sanitary visitor” olarak görev yaptı. Bugünün diliyle bu görev; aileleri evlerinde ziyaret ederek annelere bebek bakımı, temizlik, hastalıklardan korunma ve aile sağlığı konusunda bilgi verilmesini içeren bir toplum sağlığı çalışmasına benziyordu. [1]<br />
Elizabeth Blackwell de daha sonra Cole’un bu görevi dikkatli ve başarılı biçimde yürüttüğünü aktardı. Cole’un çalışmaları, sağlık hizmetinin yalnızca hastane odalarında değil, insanların yaşadığı evlerde ve mahallelerde de sürdürülmesi gerektiğini gösteren erken örneklerden biri oldu. [1]<br />
Yoksul kadınlar ve çocuklar meslek hayatının merkezindeydi<br />
Rebecca Cole’un hekimlik anlayışında sağlık hizmetine ulaşmakta zorlanan insanların özel bir yeri vardı.<br />
New York’taki çalışmalarından sonra farklı şehirlerde görev yapan Cole, meslek hayatının önemli bir bölümünde kadınlara, çocuklara ve ekonomik güçlük yaşayan ailelere sağlık hizmeti sunmaya devam etti. [1]<br />
Drexel Üniversitesi arşiv kayıtlarına göre Cole, Dr. Charlotte Abbey ile birlikte 1894’te Philadelphia’da “Physician Woman’s Directory” adlı bir oluşum kurdu. Yapının özellikle evlilik dışı çocuk sahibi kadınlara destek sağlamayı, annelerin çocuklarından ayrılmak zorunda kalmalarının önüne geçmeyi ve kadınların uygun işlere yönlendirilmesine yardımcı olmayı amaçladığı belirtiliyor. [2]<br />
Cole daha sonra Washington’da yoksul siyah kadınlara ve çocuklara hizmet veren Association for the Relief of Destitute Colored Women and Children bünyesindeki bir kurumun yöneticiliğini üstlendi. 1899 yılına ait kayıtlarda Cole’un deneyimi, enerjisi ve insanlarla iletişimindeki başarısı özellikle vurgulanıyordu. [2]<br />
Hastalığın yalnızca hastanede başlamadığını gördü<br />
Rebecca Cole’un dikkat çekici yönlerinden biri, insanların sağlık durumunun yalnızca tıbbi nedenlerle açıklanamayacağını erken dönemde fark etmiş olmasıydı.<br />
yüzyılın sonlarında yoksul siyah topluluklarda görülen bazı hastalıklar zaman zaman kişisel temizlik alışkanlıklarının yetersizliğiyle açıklanıyordu. Cole ise yıllarca yoksul mahallelerde çalışan bir hekim olarak bu yaklaşımın tek başına yeterli olmadığını savundu.<br />
Kalabalık yaşam koşulları, kötü konutlar, yoksulluk ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlüklerin de hastalıkların ortaya çıkması ve yayılmasında etkili olduğuna dikkat çekti. [3]<br />
Bu yaklaşım, bugün “sağlığın sosyal belirleyicileri” olarak adlandırılan anlayışla dikkat çekici bir paralellik taşıyor. Bu kavram; gelir, eğitim, barınma koşulları ve sağlık hizmetlerine erişim gibi sosyal şartların insanların sağlık durumunu etkileyebilmesini ifade ediyor.<br />
Yaklaşık 50 yıllık hekimlik hayatı<br />
Cole, 1867’de tıp diplomasını aldıktan sonra yaklaşık 50 yıl hekimlik yaptı. Meslek yaşamının önemli bir bölümünü kadınlara, çocuklara ve sağlık hizmetine ulaşmakta güçlük yaşayan topluluklara ayırdı. [1]<br />
Rebecca J. Cole, 14 Ağustos 1922’de Philadelphia’da 76 yaşında yaşamını yitirdi. [3]<br />
Bugün, 14 Ağustos 2026’da ölümünün üzerinden 104 yıl geçti.<br />
Onu gösteren doğrulanmış bir fotoğraf bilinmiyor<br />
Rebecca Cole’un hikâyesindeki en dikkat çekici ayrıntılardan biri, uzun hekimlik hayatına rağmen kendisine ilişkin çok az kişisel belgenin günümüze ulaşmış olması.<br />
ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi kayıtları, Cole’a ait doğrulanmış bir fotoğrafın bilinmediğini gösteriyor. Drexel Üniversitesi arşivlerinde yer alan 1870 tarihli bir gravürdeki kadınlardan birinin Rebecca Cole olabileceği değerlendirilse de bu kişinin Cole olduğu kesin olarak doğrulanmış değil. [1] [2]<br />
Bu nedenle bugün Rebecca Cole’un yüzünü kesin olarak bildiğimizi söylemek mümkün değil.<br />
Ancak yaptığı işler çok daha belirgin biçimde tarihteki yerini koruyor. Kadınların tıp eğitimi almakta zorlandığı, siyahların eğitim ve sağlık alanlarında ağır ayrımcılıkla karşılaştığı bir dönemde hekim oldu. Yaklaşık yarım yüzyıl boyunca çalıştı ve özellikle sağlık hizmetine ulaşmakta en fazla güçlük çeken insanların yanında yer aldı.<br />
Rebecca J. Cole’un ölümünden 104 yıl sonra yeniden hatırlanan hikâyesi, tıp tarihinin yalnızca büyük keşifleri yapan bilim insanlarından veya ünlü cerrahlardan oluşmadığını gösteriyor. Bazen tarihte kalıcı izi bırakanlar, sağlık hizmetini hastanenin kapısından çıkarıp insanların yaşadığı sokaklara ve evlere taşıyan hekimler oluyor.<br />
Kaynaklar<br />
[1] National Library of Medicine. Dr. Rebecca J. Cole. Changing the Face of Medicine. U.S. National Library of Medicine.<br />
[2] Grimm L. From the Collections: Dr. Rebecca Cole. The Legacy Center Archives and Special Collections, Drexel University College of Medicine. 2009.<br />
[3] LaBalle C. Cole, Rebecca J. 1846–1922. Contemporary Black Biography.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/rebecca-cole-abdnin-ikinci-afro-amerikali-kadin-hekimi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/rebecca-cole-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="34253"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Atakan Karazor için Trabzonspor devrede: Stuttgart detayı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/atakan-karazor-icin-trabzonspor-devrede-stuttgart-detayi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/atakan-karazor-icin-trabzonspor-devrede-stuttgart-detayi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’da orta saha transferi için Atakan Karazor ismi öne çıktı. Bordo-mavililerin milli futbolcunun menajeri ve Stuttgart ile temaslarını sürdürdüğü öne sürülürken, transferin önündeki en önemli başlıklardan biri oyuncunun uzun süreli sözleşmesi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’da transfer hareketliliği devam ediyor. Orta saha rotasyonunu güçlendirmek isteyen bordo-mavililerin gündemine son olarak Atakan Karazor geldi.</p>

<p>14 Ağustos sabahı yayımlanan haberlerde Trabzonspor’un 29 yaşındaki ön libero için girişimlerini hızlandırdığı ve oyuncunun transfer şartlarını araştırdığı belirtildi.</p>

<p>Stuttgart ile görüşme iddiası</p>

<p>Transfer kulislerine yansıyan son bilgilere göre Trabzonspor’un ilgisi yalnızca oyuncunun listeye alınması aşamasında değil. Bordo-mavililerin Atakan Karazor’un menajeri ve Stuttgart ile görüşmeler yürüttüğü öne sürülüyor.</p>

<p>Ancak transfer konusunda Trabzonspor veya Stuttgart tarafından yapılmış resmî bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle görüşmelerin anlaşmaya dönüştüğü yönünde kesin bir değerlendirme yapmak için henüz erken.</p>

<p>Trabzonspor neden Atakan Karazor’u istiyor?</p>

<p>Bordo-mavililerin bu transferde öne çıkan gerekçelerinden biri orta sahadaki ihtiyaç ve yabancı oyuncu kontenjanı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1,91 metre boyundaki Karazor, ağırlıklı olarak ön libero pozisyonunda görev yapıyor. Fizik gücü, savunma katkısı ve merkez orta sahadaki oyunuyla tanınan milli futbolcunun yerli statüsünde olması da Trabzonspor açısından önemli bir avantaj oluşturuyor.</p>

<p>Karazor’un Stuttgart’ta kaptanlık yapmış olması ve Bundesliga tecrübesi de transferi dikkat çekici hale getiriyor.</p>

<p>En önemli konu sözleşmesi</p>

<p>Transferin kolay görünmeyen tarafı ise Atakan Karazor’un Stuttgart ile olan kontratı.</p>

<p>29 yaşındaki futbolcunun Alman kulübüyle 30 Haziran 2028’e kadar sözleşmesi bulunuyor. Dolayısıyla Trabzonspor’un transferi sonuçlandırabilmesi için Stuttgart ile bonservis konusunda anlaşması gerekiyor.</p>

<p>Transferde kritik süreç</p>

<p>Şu anki tablo Atakan Karazor’un Trabzonspor’un orta saha adayları arasında ciddi biçimde değerlendirildiğini gösteriyor. Özellikle 14 Ağustos sabahı gelen yeni haberlerde menajer ve kulüp tarafıyla görüşmelerin sürdüğünün belirtilmesi, dosyayı sıradan bir transfer söylentisinin üzerine taşıyor.</p>

<p>Bununla birlikte henüz anlaşma sağlandığına veya resmî teklifin kabul edildiğine ilişkin doğrulanmış bir açıklama yok. Transferin seyri Stuttgart’ın talep edeceği şartlara ve oyuncunun vereceği karara bağlı olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/atakan-karazor-icin-trabzonspor-devrede-stuttgart-detayi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 09:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8107.jpeg" type="image/jpeg" length="73720"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray’da Lucas Torreira depremi: Ayrılmak istediği iddia edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/galatasarayda-lucas-torreira-depremi-ayrilmak-istedigi-iddia-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/galatasarayda-lucas-torreira-depremi-ayrilmak-istedigi-iddia-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’da Lucas Torreira ile ilgili dikkat çeken bir ayrılık iddiası gündeme geldi. Uruguaylı gazeteci Sebas Giovanelli’nin haberine göre 30 yaşındaki orta saha oyuncusu, menajeri Pablo Bentancur’a Türkiye’den ayrılmak istediğini iletti. Kararın, daha önce yaşadığı saldırının ardından ortaya çıkan güvenlik endişeleriyle bağlantılı olduğu öne sürüldü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’da yeni sezon öncesi transfer çalışmaları sürerken Lucas Torreira’nın geleceği yeniden gündeme geldi.</p>

<p>Uruguaylı orta saha oyuncusunun sarı-kırmızılı yönetimden ayrılık talebinde bulunduğu öne sürüldü. İddia kısa sürede taraftarlar arasında geniş yankı bulurken, Torreira cephesinden bu yönde doğrulanmış yeni bir açıklama bulunmaması dikkat çekiyor.</p>

<p>Torreira’nın son açıklamaları iddiayla örtüşmüyor</p>

<p>Torreira’nın daha önce özellikle Boca Juniors’a yönelik ilgisini açık biçimde dile getirmesi, ayrılık söylentilerinin uzun süredir gündemde kalmasına neden oldu.</p>

<p>Ancak Uruguaylı futbolcu, mart ayında yaptığı açıklamada Galatasaray’dan ayrılmak istemediğini ve İstanbul’da kendisini değerli ve mutlu hissettiğini söylemişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haziran ayında da Galatasaray ile yeni sözleşme görüşmelerinin sürdüğünü belirten Torreira, kariyerini sarı-kırmızılı takımda devam ettirme isteğini ortaya koydu.</p>

<p>Temmuz sonunda yaptığı açıklamalar ise daha da dikkat çekiciydi. Galatasaray’daki beşinci sezonuna aynı tutkuyla hazırlandığını belirten deneyimli orta saha, sözleşmesinde iki yıl daha bulunduğunu ve önümüzdeki yıllarda yeni şampiyonluklar kazanmayı umduğunu ifade etti.</p>

<p>Boca Juniors hayali biliniyor</p>

<p>Torreira’nın Güney Amerika’ya dönme ihtimalinin sık sık gündeme gelmesinin temelinde Boca Juniors’a duyduğu ilgi bulunuyor.</p>

<p>Uruguaylı yıldız daha önce kariyerinin bir bölümünde Boca Juniors forması giymek istediğini gizlememiş, mayıs ayında Arjantin ekibinin bir karşılaşmasını tribünden takip etmesi de transfer söylentilerini artırmıştı.</p>

<p>Bununla birlikte Boca Juniors’ta oynama hayali ile Galatasaray’dan hemen ayrılmak istediği iddiasının birbirinden ayrılması gerekiyor.</p>

<p>Gözler Galatasaray ve Torreira cephesinde</p>

<p>Gelinen noktada “Torreira ayrılık talebinde bulundu” iddiasını kesinleşmiş bir gelişme olarak değerlendirmek için yeterli doğrulama bulunmuyor.</p>

<p>Üstelik oyuncunun yakın tarihteki açıklamalarında Galatasaray’da kalmak, sözleşmesini sürdürmek ve yeni sezonda mücadele etmek istediğini belirtmesi, söz konusu iddiaya temkinli yaklaşılmasını gerektiriyor.</p>

<p>Galatasaray yönetimi veya Torreira cephesinden ayrılık talebini doğrulayan resmî bir açıklama gelmesi halinde transfer dosyasında tablo değişebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/galatasarayda-lucas-torreira-depremi-ayrilmak-istedigi-iddia-edildi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8106.jpeg" type="image/jpeg" length="28030"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kolon Kanserini Daha Oluşmadan Durdurmayı Hedefleyen Aşıdan Dikkat Çeken İlk Sonuçlar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kolon-kanserini-daha-olusmadan-durdurmayi-hedefleyen-asidan-dikkat-ceken-ilk-sonuclar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kolon-kanserini-daha-olusmadan-durdurmayi-hedefleyen-asidan-dikkat-ceken-ilk-sonuclar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de MD Anderson Cancer Center araştırmacılarının yürüttüğü ve Nature Medicine’da yayımlanan Faz 1b/2 çalışmada, Lynch sendromu taşıyan 45 kişide denenen Nous-209 aşısı güçlü T hücresi yanıtları oluşturdu; bir yıllık takipte kanser öncüsü oluşumlarda azalma sinyali ve ileri düzey polip görülmemesi dikkat çekti. Bulgular henüz aşının kanseri önlediğini kanıtlamasa da araştırmacılar daha büyük bir klinik çalışma için hazırlanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kalıtsal olarak kolon kanseri riski yüksek kişilerde tümör ortaya çıkmadan önce bağışıklık sistemini harekete geçirmeyi amaçlayan deneysel aşı çalışmaları yeni bir aşamaya ulaştı. ABD ve İngiltere’de geliştirilen en az üç farklı aşı yaklaşımı, Lynch sendromu taşıyan kişilerde kanser öncesi hücreleri bağışıklık sisteminin hedefi haline getirmeyi amaçlıyor.</p>

<p>13 Ağustos 2026’da yeniden gündeme gelen çalışmaların en dikkat çekici sonuçlarından biri, MD Anderson Cancer Center araştırmacılarının yer aldığı ve Nature Medicine’da yayımlanan Nous-209 çalışmasından geldi. Faz 1b/2 düzeyindeki araştırmada 45 Lynch sendromu taşıyıcısı değerlendirildi. Araştırmanın orijinal bilimsel makalesi 16 Ocak 2026’da yayımlandı.</p>

<p>Bağışıklık sistemi 209 farklı hedefe karşı eğitildi</p>

<p>Lynch sendromu, DNA çoğalması sırasında meydana gelen hataların düzeltilmesinde görev alan genlerden birindeki kalıtsal değişikliklerden kaynaklanıyor. Bu durum, hücrelerde zaman içerisinde mutasyonların birikmesini kolaylaştırarak başta kolorektal kanser olmak üzere bazı kanserlerin gelişme riskini artırıyor.</p>

<p>Nouscom tarafından geliştirilen Nous-209 aşısı ise Lynch sendromuyla ilişkili kanser öncüsü hücrelerde ve tümörlerde görülebilen 209 ortak anormal hedefi bağışıklık sistemine tanıtmak üzere tasarlandı.</p>

<p>Bilim insanlarının hedefi, bağışıklık sisteminin özellikle T hücrelerini bu anormal proteinleri taşıyan hücreleri tanıyabilecek şekilde hazırlamak ve böylece kanserleşme sürecine mümkün olduğunca erken müdahale etmek.</p>

<p>45 kişiyle yapılan Faz 1b/2 çalışmadan ilk sinyal</p>

<p>Çok merkezli ve açık etiketli Faz 1b/2 çalışmaya kanser tanısı bulunmayan 45 Lynch sendromu taşıyıcısı dahil edildi.</p>

<p>Nature Medicine’da yayımlanan sonuçlara göre aşı, hedeflenen anormal proteinlere karşı geniş kapsamlı T hücresi yanıtları oluşturdu. Araştırmacılar bu bağışıklık yanıtlarının kalıcılığını ve işlevsel özelliklerini de değerlendirdi.</p>

<p>Katılımcıların yaklaşık bir yıl sonraki kolonoskopi takiplerinde kanser öncüsü oluşumların sayısında azalma yönünde bir sinyal gözlendi ve ileri düzey polip saptanmadı.</p>

<p>Ancak bu sonuç, aşının kolon kanserini önlediği anlamına gelmiyor. Çalışma küçük katılımcı grubuyla yürütülen erken aşama bir araştırma olduğundan, kanser görülme sıklığını azaltıp azaltmadığının belirlenmesi için daha büyük ve kontrollü klinik çalışmalar gerekiyor.</p>

<p>Daha büyük klinik çalışma gündemde</p>

<p>Çalışmanın önde gelen araştırmacılarından MD Anderson Cancer Center’dan Dr. Eduardo Vilar-Sanchez, erken bulguların ardından daha büyük bir araştırmaya geçilmesinin planlandığını belirtti. Yeni çalışmanın 2027’nin başlarında başlaması bekleniyor.</p>

<p>Araştırmanın yanıt aradığı temel sorulardan biri, aşıyla güçlendirilen bağışıklık sisteminin Lynch sendromunun neden olduğu sürekli kanserleşme baskısına uzun vadede karşı koyup koyamayacağı.</p>

<p>Çalışmadaki bazı katılımcılara ilk aşılamadan yaklaşık bir yıl sonra hatırlatma dozu da uygulandı. Bu gruba ilişkin ek sonuçların 2026 sonbaharında açıklanması bekleniyor.</p>

<p>Moderna’nın mRNA aşısı da klinik araştırmaya giriyor</p>

<p>Lynch sendromunda kanseri ortaya çıkmadan engellemeyi amaçlayan çalışmalar Nous-209 ile sınırlı değil.</p>

<p>Oxford Üniversitesi ile Moderna’nın iş birliğinde geliştirilen mRNA-4194 adlı deneysel aşı için İngiltere’de Faz 1 INTERCEPT-Lynch çalışmasına izin verildi. İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu tarafından yetkilendirilen araştırmanın ilk aşamasında güvenlilik, bağışıklık yanıtı ve ileri çalışmalar için uygun doz değerlendirilecek.</p>

<p>Aşı, COVID-19 döneminde geniş ölçekte kullanılan mRNA platformundan yararlanarak bağışıklık sisteminin Lynch sendromuyla bağlantılı kanser öncesi değişiklikleri tanımasını sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Oxford Üniversitesi, ilk katılımcının 2026 yazında aşılanmasının planlandığını, çalışmanın ikinci aşamasının ise 2027’de İngiltere’deki başka merkezlere genişletilmesinin öngörüldüğünü açıkladı.</p>

<p>Üçüncü aşı yaklaşımının sonuçları bekleniyor</p>

<p>Araştırmacıların takip ettiği bir diğer yaklaşım ise ImmunityBio tarafından geliştirilen Tri-Ad5 aşısı.</p>

<p>Bu aşıda farklı kanser belirteçlerinin bağışıklık sistemine tanıtılması hedefleniyor. Tri-Ad5’in plaseboyla karşılaştırıldığı klinik araştırmadan gelecek sonuçların, Lynch sendromuna yönelik koruyucu kanser aşılarının potansiyelini değerlendirmede yeni veriler sağlaması bekleniyor.</p>

<p>Böylece Lynch sendromu için farklı teknolojilere dayanan en az üç koruyucu aşı yaklaşımı klinik geliştirme sürecinde bulunuyor.</p>

<p>Hedef kanseri tedavi etmek değil, oluşmasını engellemek</p>

<p>Kanserden korunmada aşı yaklaşımı tamamen yeni değil. HPV ve hepatit B aşıları, kansere neden olabilen viral enfeksiyonları engelleyerek bazı kanserlerin gelişme riskini azaltabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Lynch sendromuna yönelik çalışmaların farkı ise doğrudan kalıtsal genetik değişikliklerin tetiklediği kanserleşme sürecinde ortaya çıkan anormal proteinleri hedeflemeleri.</p>

<p>Bu yaklaşımda amaç, bağışıklık sistemini bir tümör ortaya çıktıktan sonra harekete geçirmek yerine, kanser öncüsü hücrelerin taşıdığı değişiklikleri daha erken aşamada tanıyabilecek şekilde hazırlamak.</p>

<p>Henüz koruyucu kanser aşısı olarak onaylanmadı</p>

<p>Erken safha bulgularına göre Nous-209’un güçlü bağışıklık yanıtı oluşturabilmesi araştırmacılar açısından önemli bir sinyal olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte hiçbir sonuç, aşının kolon kanserini kesin olarak önlediğini göstermiyor.</p>

<p>Nous-209, mRNA-4194 ve Tri-Ad5 halen araştırma aşamasındaki deneysel aşılar. Lynch sendromuna bağlı kanserleri önlemek amacıyla rutin klinik kullanım için onaylanmış aşılar değiller.</p>

<p>Bulguların daha geniş katılımcı gruplarında, kontrollü araştırmalar ve uzun süreli takiplerle doğrulanması gerekiyor. Özellikle aşıların gerçekten kanser görülme oranını azaltıp azaltmadığı, koruyucu bağışıklığın ne kadar sürdüğü ve hatırlatma dozlarının gerekli olup olmadığı ileri klinik çalışmalarla belirlenecek.</p>

<p>Çalışmalar başarıya ulaşırsa onkolojide önemli bir yaklaşım değişikliğinin kapısı açılabilir: Yüksek genetik risk taşıyan kişilerde kanseri yalnızca erken teşhis etmek yerine, bağışıklık sistemini önceden hazırlayarak tümör oluşum sürecini kesintiye uğratmak.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>Nature Medicine</li>
 <li>MD Anderson Cancer Center</li>
 <li>University of Oxford</li>
 <li>Oxford Cancer</li>
 <li>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency (MHRA)</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kolon-kanserini-daha-olusmadan-durdurmayi-hedefleyen-asidan-dikkat-ceken-ilk-sonuclar</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 08:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8101.jpeg" type="image/jpeg" length="12172"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp ve Sağlık Eğitiminde Kalite ve Akreditasyonun Yeni Adresi: TSEDAD]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-ve-saglik-egitiminde-kalite-ve-akreditasyonun-yeni-adresi-tsedad</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-ve-saglik-egitiminde-kalite-ve-akreditasyonun-yeni-adresi-tsedad" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp ve sağlık eğitiminin niteliğinin geliştirilmesi, kalite kültürünün güçlendirilmesi ve değerlendirme-akreditasyon süreçlerine katkı sağlanması amacıyla Tıp ve Sağlık Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TSEDAD) kuruldu. Yeni oluşum, yükseköğretimde hızla değişen kalite anlayışını tıp ve sağlık eğitiminin ihtiyaçlarıyla buluşturmayı hedefliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de yükseköğretimde kalite güvencesi ve program akreditasyonu giderek daha belirleyici hale gelirken, tıp ve sağlık eğitimi alanında yeni bir yapılanma hayata geçti.</p>

<p>Tıp ve Sağlık Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TSEDAD), 2026 yılında faaliyete başlayan yeni yapısıyla tıp ve sağlık eğitiminin değerlendirilmesi, kalite süreçlerinin geliştirilmesi ve akreditasyon alanında çalışmalar yürütmek üzere yola çıktı.</p>

<p>Derneğin kuruluşu, yükseköğretimde yalnızca eğitim programlarının içeriğinin değil; öğrenme çıktılarının, ölçme ve değerlendirme sistemlerinin, sürekli iyileştirme mekanizmalarının ve kurumsal kalite kültürünün de giderek daha fazla önem kazandığı bir döneme denk geldi.</p>

<p>TSEDAD tıp ve sağlık eğitiminde kaliteye odaklanacak</p>

<p>TSEDAD’ın ismi ve kurumsal kimliği, faaliyet alanının merkezine tıp ve sağlık eğitiminin değerlendirilmesi ile akreditasyonu yerleştirdiğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Yeni derneğin, sağlık alanında eğitim veren yükseköğretim kurumları ile akademisyenleri bir araya getiren; kalite, değerlendirme ve akreditasyon konularında bilgi ve deneyim paylaşımını destekleyen bir platform oluşturması bekleniyor.</p>

<p>Türkiye’de program akreditasyonu uzun süredir yükseköğretimde kalite güvencesinin önemli araçlarından biri olarak kullanılıyor. Tıp eğitimi ve sağlık bilimlerinin farklı alanlarında faaliyet gösteren akreditasyon kuruluşları da bulunuyor. Bu nedenle TSEDAD’ın bundan sonraki kurumsallaşma süreci, çalışma kapsamı ve geliştireceği değerlendirme yaklaşımı sağlık eğitimi çevreleri açısından yakından izlenecek.</p>

<p>İlk güçlü gündem: Yükseköğretimde değişim, kalite ve akreditasyon</p>

<p>TSEDAD, kuruluşunun ardından akademik çevreleri buluşturacak ilk çalışmalarından birini “Yükseköğretimde Değişim, Kalite ve Akreditasyon” başlığıyla gerçekleştirmeye hazırlanıyor.</p>

<p>1 Eylül 2026 Salı günü saat 10.00’da TSEDAD Merkezi’nde düzenlenecek bilgilendirme toplantısının konuşmacısı, Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas olacak.</p>

<p>Çevrim içi katılım seçeneğinin de bulunacağı toplantıda yükseköğretimde kalite güvencesi ve akreditasyon süreçlerindeki güncel gelişmelerin ele alınması, Prof. Dr. Elmas’ın bu alandaki görüş ve deneyimlerini katılımcılarla paylaşması planlanıyor.</p>

<p>Yükseköğretimde “kalite” artık merkezi başlıklardan biri</p>

<p>Üniversitelerde kalite güvencesi artık yalnızca belirli dönemlerde yapılan bir değerlendirme faaliyeti olarak görülmüyor. Eğitim programlarının düzenli biçimde izlenmesi, öğrenci ve diğer paydaşların süreçlere katılması, ölçülebilir öğrenme çıktıları oluşturulması ve elde edilen sonuçların programların geliştirilmesinde kullanılması çağdaş yükseköğretim sisteminin temel unsurları arasında yer alıyor.</p>

<p>Türkiye’de de farklı disiplinlerde program değerlendirme ve akreditasyon kuruluşları uzun süredir faaliyet gösteriyor. Tıp eğitimi alanındaki mevcut akreditasyon yapılarının yanında sağlık bilimlerinin farklı programlarına yönelik kuruluşlar da kalite güvencesi sisteminin parçası durumunda.</p>

<p>TSEDAD’ın bu ekosistemde nasıl bir çalışma modeli geliştireceği, hangi eğitim alanlarında faaliyet göstereceği ve değerlendirme-akreditasyon süreçlerine ilişkin oluşturacağı kurumsal çerçeve, derneğin önümüzdeki dönemdeki çalışmalarıyla daha belirgin hale gelecek.</p>

<p>Tıp ve sağlık eğitiminde değişim kaçınılmaz</p>

<p>Sağlık hizmetlerindeki teknolojik dönüşüm, yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşması, dijital sağlık sistemleri, yeni eğitim modelleri ve değişen toplumsal ihtiyaçlar, sağlık profesyonellerinin eğitiminde de sürekli yenilenmeyi zorunlu kılıyor.</p>

<p>Bu dönüşüm, üniversitelerin yalnızca güncel bilgiyi aktarmasını değil; eleştirel düşünebilen, bilimsel kanıtı değerlendirebilen, teknolojiyle çalışabilen ve mesleki gelişimini sürdürebilen sağlık profesyonelleri yetiştirmesini gerekli kılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akreditasyon ve kalite güvencesi mekanizmaları ise bu dönüşümün eğitim programlarına sistematik biçimde yansıtılmasında önemli araçlar arasında bulunuyor.</p>

<p>TSEDAD’ın yol haritası merakla bekleniyor</p>

<p>2026’da kurumsal kimliğiyle yola çıkan TSEDAD’ın önündeki dönemde düzenleyeceği toplantılar, eğitim faaliyetleri ve akademik çalışmalarla tıp ve sağlık eğitiminin geleceğine ilişkin tartışmalara yeni bir platform kazandırması bekleniyor.</p>

<p>Derneğin ilk bilgilendirme toplantısının doğrudan “değişim, kalite ve akreditasyon” ekseninde şekillenmesi de yeni yapının önceliklerine ilişkin önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>TSEDAD’ın bundan sonraki süreçte ortaya koyacağı standartlar, iş birlikleri, değerlendirme modelleri ve kurumsal yol haritası, Türkiye’deki tıp ve sağlık eğitimi açısından yeni oluşumun konumunu belirleyecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-ve-saglik-egitiminde-kalite-ve-akreditasyonun-yeni-adresi-tsedad</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 08:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8100.jpeg" type="image/jpeg" length="41549"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fenerbahçe’de ayrılık resmileşti: İrfan Can Eğribayat Gençlerbirliği’nde]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcede-ayrilik-resmilesti-irfan-can-egribayat-genclerbirliginde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcede-ayrilik-resmilesti-irfan-can-egribayat-genclerbirliginde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fenerbahçe’de kaleci hattında beklenen ayrılık resmiyet kazandı. Sarı-lacivertli kulüp, İrfan Can Eğribayat’ın Gençlerbirliği’ne transfer olduğunu duyurdu. Başkent temsilcisi de 28 yaşındaki kaleciyle 2 yıllık sözleşme imzalandığını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sarı-lacivertli kulüp, tecrübeli kalecinin Gençlerbirliği’ne transfer olduğunu resmen açıkladı. Böylece bir süredir geleceği merak edilen 28 yaşındaki file bekçisinin yeni adresi Ankara oldu.</p>

<p>Gençlerbirliği de transferi duyurarak İrfan Can Eğribayat ile 2 yıllık sözleşme imzalandığını bildirdi.</p>

<p>İki kulüpten de resmî açıklama</p>

<p>Transferin duyurusu önce Fenerbahçe cephesinden geldi. Sarı-lacivertliler, İrfan Can Eğribayat’ın Gençlerbirliği’ne transferi konusunda anlaşmaya varıldığını kamuoyuna açıkladı.</p>

<p>Ardından başkent temsilcisi de anlaşmayı resmileştirdi ve deneyimli kaleciyi kadrosuna kattığını ilan etti.</p>

<p>Böylece transfer, kulis veya görüşme aşamasından çıkarak tamamen resmî hale geldi.</p>

<p>Gençlerbirliği kaleyi güçlendirdi</p>

<p>Gençlerbirliği, yeni sezon öncesinde kaleci rotasyonuna önemli bir takviye yaptı.</p>

<p>Süper Lig tecrübesi bulunan İrfan Can Eğribayat’ın kadroya katılmasıyla başkent ekibi kalede rekabeti artırmayı hedefliyor.</p>

<p>28 yaşındaki kaleci, kariyerinde Göztepe ve Fenerbahçe formaları giyerken üst düzey lig tecrübesi kazandı.</p>

<p>Fenerbahçe’de 53 resmî maç</p>

<p>İrfan Can Eğribayat, Fenerbahçe kariyeri boyunca farklı kulvarlarda forma şansı buldu.</p>

<p>Sarı-lacivertli formayla 53 resmî karşılaşmaya çıkan deneyimli kaleci, zaman zaman ilk 11’de görev aldı ve özellikle kupa maçlarında sorumluluk üstlendi.</p>

<p>Geçen sezonun ikinci yarısını ise Samsunspor’da kiralık olarak geçirdi.</p>

<p>Fenerbahçe’de kaleci planlaması değişiyor</p>

<p>İrfan Can Eğribayat’ın ayrılığı, Fenerbahçe’nin kaleci rotasyonunda yeni bir dönemin işaretlerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sarı-lacivertlilerin Berke Özer başta olmak üzere farklı kaleci seçenekleriyle ilgilendiğine ilişkin haberlerin gündemde olduğu süreçte gerçekleşen bu ayrılık, yeni bir kaleci hamlesinin önünü daha da açabilir.</p>

<p>Ancak İrfan Can transferinden bağımsız olarak Fenerbahçe’nin yeni kaleci planlamasında hangi isimle sonuç alacağı henüz resmiyet kazanmış değil.</p>

<p>Ankara’da yeni sayfa</p>

<p>İrfan Can Eğribayat için kariyerinde yeni bir dönem başlıyor.</p>

<p>Gençlerbirliği ile 2 yıllık anlaşma imzalayan 28 yaşındaki kaleci, bundan sonraki süreçte başkent temsilcisinin başarısı için mücadele edecek.</p>

<p>Transferin resmileşmesiyle birlikte dosyadaki tablo net:</p>

<p>İrfan Can Eğribayat artık Gençlerbirliği oyuncusu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcede-ayrilik-resmilesti-irfan-can-egribayat-genclerbirliginde</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 06:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8096.jpeg" type="image/jpeg" length="86723"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Roma’nın Transferi Tıkandı, Galatasaray Rodrigo Mora İçin Devrede]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/romanin-transferi-tikandi-galatasaray-rodrigo-mora-icin-devrede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/romanin-transferi-tikandi-galatasaray-rodrigo-mora-icin-devrede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın, Roma ile Porto arasındaki Rodrigo Mora görüşmelerinin tıkanmasının ardından yeniden harekete geçtiği bildirildi. Portekiz basınına göre sarı-kırmızılılar, genç futbolcunun transfer şartlarını öğrenmek için Jorge Mendes ile yeniden temas kurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Roma-Porto hattındaki tıkanıklık Galatasaray’a kapıyı açtı</p>

<p>Galatasaray’ın 10 numara transferi için gündeminde bulunan Rodrigo Mora dosyasında Portekiz’den yeni bir gelişme geldi.</p>

<p>Record’un aktardığı son bilgilere göre sarı-kırmızılılar, Roma ile Porto arasındaki görüşmelerde yaşanan çıkmazın ardından 19 yaşındaki futbolcu için yeniden devreye girdi. Galatasaray’ın oyuncunun temsilcisi Jorge Mendes ile yeniden iletişim kurarak transfer şartları konusunda bilgi aldığı bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu gelişme, daha önce Roma’nın transfer yarışında öne geçtiği yönündeki haberlerin ardından dosyanın yeniden hareketlendiğini gösteriyor.</p>

<p>Porto 50 milyon euroluk paketten geri adım atmıyor</p>

<p>Transferdeki düğümün önemli bölümünü Porto’nun mali beklentileri oluşturuyor.</p>

<p>A Bola’nın haberine göre Roma, Porto ile görüşmeleri yeniden başlatmazken Portekiz kulübü toplam 50 milyon euro değerindeki transfer paketinden geri adım atmıyor.</p>

<p>Porto’nun 10 milyon euroluk kiralama bedeli ile 40 milyon euroluk satın alma bedelinden oluşan bir yapı istediği aktarılıyor. Portekiz ekibinin satın alma şartlarının kolay gerçekleştirilebilir kriterlere bağlanmasını talep ettiği de belirtiliyor.</p>

<p>Roma cephesinin ise satın alma yükümlülüğünü daha zor şartlara bağlamak istemesi görüşmelerin önündeki temel sorunlardan biri olarak gösteriliyor.</p>

<p>Galatasaray için yeni fırsat oluştu</p>

<p>Roma’nın transferi sonuçlandıramaması Galatasaray açısından yeni bir pazarlık alanı oluşturdu.</p>

<p>Sarı-kırmızılıların daha önce Mora ile ilgilenmesi yeni bir gelişme değil. Dosyayı yeniden haber değerine taşıyan nokta, Roma-Porto görüşmelerindeki tıkanıklığın ardından Galatasaray’ın Jorge Mendes ile yeniden temas kurması oldu.</p>

<p>A Bola da Roma’nın sessizliğinin Galatasaray’a yeniden kapı açtığını ve sarı-kırmızılıların ilgisinin canlandığını bildiriyor.</p>

<p>Ancak Porto’nun yüksek mali beklentisi transferin önündeki en önemli engel olmaya devam ediyor.</p>

<p>Rodrigo Mora kimdir?</p>

<p>Rodrigo Mora, 5 Mayıs 2007 doğumlu Portekizli hücum oyuncusu. Ağırlıklı olarak 10 numara pozisyonunda görev yapan genç futbolcu, Porto altyapısından yetişti.</p>

<p>Mora’nın Porto ile sözleşmesi 2030 yılına kadar devam ediyor. Portekiz kulübünün 2025’te yaptığı sözleşme yenilemesinde oyuncunun serbest kalma bedelinin 70 milyon euro olduğu açıklanmıştı.</p>

<p>Genç futbolcu özellikle teknik kapasitesi, dar alandaki etkinliği ve skor üretme potansiyeliyle Avrupa kulüplerinin dikkatini çekiyor.</p>

<p>Galatasaray’ın önündeki en büyük engel mali şartlar</p>

<p>Transferin gerçekleşebilmesi için Galatasaray’ın öncelikle Porto’nun istediği mali yapıya yaklaşması gerekiyor.</p>

<p>Roma’nın yeniden masaya dönmesi ihtimali de sarı-kırmızılıların karşısındaki diğer önemli değişken.</p>

<p>Şu aşamada Porto veya Galatasaray tarafından anlaşma sağlandığına ilişkin resmî bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle dosya yeniden temas ve şartların değerlendirilmesi aşamasında bulunuyor.</p>

<p>Doğrulama kaynaklarının özeti</p>

<p>Portekiz gazetesi Record, Galatasaray’ın Roma-Porto görüşmelerindeki tıkanıklığı değerlendirdiğini ve Jorge Mendes ile yeniden iletişim kurduğunu bildirdi. A Bola ise Roma’nın Porto ile görüşmeleri yeniden başlatmadığını, Porto’nun 50 milyon euroluk paket beklentisini koruduğunu ve bu durumun Galatasaray için yeniden fırsat oluşturduğunu aktardı.</p>

<p>Kaynak güveni: ★★★★☆<br />
Transfer aşaması: Yeniden temas / şartların değerlendirilmesi<br />
Erkenlik puanı: 7,5/10</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/romanin-transferi-tikandi-galatasaray-rodrigo-mora-icin-devrede</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 06:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8095.jpeg" type="image/jpeg" length="49976"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KSBÜ öğrencisi Belenay Balcıoğlu hayatını kaybetti: Bursa’daki kazada yaralanmıştı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ksbu-ogrencisi-belenay-balcioglu-hayatini-kaybetti-bursadaki-kazada-yaralanmisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ksbu-ogrencisi-belenay-balcioglu-hayatini-kaybetti-bursadaki-kazada-yaralanmisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencisi Belenay Balcıoğlu, Bursa’nın Yıldırım ilçesinde iki otomobilin çarpışması sonucu meydana gelen ve 7 kişinin yaralandığı trafik kazasının ardından hayatını kaybetti. Kazada yaralanan Balcıoğlu’nun tedavi sürecinin ardından gelen vefat haberi üniversite camiasını ve yakınlarını yasa boğdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>KSBÜ öğrencisi Belenay Balcıoğlu’ndan acı haber</p>

<p>Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi (KSBÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencisi Belenay Balcıoğlu hayatını kaybetti.</p>

<p>Üniversite tarafından yayımlanan taziye mesajında Balcıoğlu’nun vefatı duyurularak ailesine ve yakınlarına başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>Genç öğrencinin, Bursa’da ağustos ayının başında meydana gelen trafik kazasında yaralandığı ve kazanın ardından tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Kaza Bursa’nın Yıldırım ilçesinde meydana geldi</p>

<p>Belenay Balcıoğlu’nun da aralarında bulunduğu 7 kişinin yaralandığı trafik kazası, 2 Ağustos 2026 gecesi saat 02.00 sıralarında Bursa’nın Yıldırım ilçesi Millet Mahallesi 11 Eylül Bulvarı’nda meydana geldi.</p>

<p>Kaza haberlerine göre Sema M. yönetimindeki otomobil ile Mustafa M. idaresindeki otomobil bulvar üzerinde çarpıştı.</p>

<p>Kazada sürücü Sema M. ile aynı araçta bulunan Belenay B., Sıla U. ve Ela B.; diğer otomobilde bulunan Nihat M., Deniz M. ve Nezaket M. yaralandı.</p>

<p>İhbar üzerine bölgeye polis ve 112 Acil Sağlık ekipleri sevk edildi. Yaralılara olay yerinde yapılan ilk müdahalenin ardından ambulanslarla çevredeki hastanelere sevk edildi.</p>

<p>Ters yönden bulvara çıktığı iddia edilmişti</p>

<p>Kazaya ilişkin ilk haberlerde, Sema M. yönetimindeki otomobilin ters istikametten 11 Eylül Bulvarı’na katılmaya çalıştığı sırada seyir halindeki diğer otomobille çarpıştığı bilgisi yer aldı.</p>

<p>Kazanın ardından polis ekipleri olay yerinde güvenlik önlemleri alırken, kazanın meydana geliş nedeninin belirlenmesi amacıyla inceleme başlatıldı.</p>

<p>Belenay Balcıoğlu’nun beyin kanaması geçirdiği belirtildi</p>

<p>Kazanın ardından Belenay Balcıoğlu’nun durumunun ağır olduğu, beyin kanaması geçirdiği ve yoğun bakımda tedavi gördüğü yakınları tarafından yapılan paylaşımlara yansıdı.</p>

<p>Yaklaşık iki haftalık tedavi sürecinin ardından Balcıoğlu’ndan acı haber geldi. Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi de öğrencisinin hayatını kaybettiğini duyurdu.</p>

<p>Balcıoğlu’nun vefatı ailesi ve yakınlarının yanı sıra eğitim gördüğü KSBÜ’de büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Üniversiteden taziye mesajı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi tarafından yapılan duyuruda, Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencisi Belenay Balcıoğlu’nun vefat ettiği belirtilerek öğrenciye Allah’tan rahmet, ailesi ve yakınlarına başsağlığı dilendi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ksbu-ogrencisi-belenay-balcioglu-hayatini-kaybetti-bursadaki-kazada-yaralanmisti</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 01:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8094.jpeg" type="image/jpeg" length="37091"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vitiligo Sadece Cildi Etkilemiyor: Tanıdan Tedaviye Bilinmesi Gerekenler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/vitiligo-sadece-cildi-etkilemiyor-tanidan-tedaviye-bilinmesi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/vitiligo-sadece-cildi-etkilemiyor-tanidan-tedaviye-bilinmesi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vitiligo, cilt rengindeki belirgin değişiklikler nedeniyle fiziksel yakınmaların ötesinde kişinin günlük yaşamını, beden algısını ve yaşam kalitesini etkileyebilen kronik bir hastalıktır. Cilde rengini veren hücrelerin kaybıyla ortaya çıkan beyaz alanların neden geliştiği, vitiligonun nasıl anlaşıldığı ve günümüzde hangi tedavilerin uygulanabildiği merak edilen başlıca konular arasında yer alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ciltte giderek belirginleşen süt beyazı lekeler, özellikle yüz, eller, parmaklar, dirsekler veya vücut açıklıklarının çevresinde ortaya çıktığında vitiligoyu akla getirebilir. Hastalık ağrıya yol açmayabilir ve bulaşıcı değildir; ancak görünür bölgelerdeki renk kaybı bazı kişilerde sosyal ve psikolojik yük oluşturabilir. [1][2]</p>

<p>Vitiligoda önemli noktalardan biri, her beyaz lekenin vitiligo olmadığıdır. Mantar enfeksiyonları, daha önce geçirilen deri hastalıkları ve başka pigment bozuklukları da cilt renginin açılmasına neden olabilir. Bu nedenle tanının yalnızca lekelerin görünümüne bakılarak kişinin kendisi tarafından konulması doğru değildir. [2]</p>

<p>Vitiligo Nedir?</p>

<p>Vitiligo, ciltte pigment kaybına yol açan kronik bir hastalıktır. Cildin, saçın ve bazı dokuların rengini oluşturan melanini üreten melanosit adı verilen hücrelerin işlevini kaybetmesi veya ortadan kalkması sonucunda keskin ya da daha düzensiz sınırlı beyaz alanlar gelişebilir. [1][3]</p>

<p>Güncel bilgiler, özellikle en yaygın form olan nonsegmental vitiligonun otoimmün mekanizmalarla güçlü biçimde ilişkili olduğunu gösteriyor. Başka bir ifadeyle bağışıklık sistemi, pigment üreten hücreleri yanlışlıkla hedef alabiliyor. [3]</p>

<p>Vitiligo her yaşta başlayabilir ve farklı cilt renklerine sahip insanlarda görülebilir. Renk kaybı koyu tenli kişilerde çevredeki normal deriyle oluşturduğu kontrast nedeniyle daha belirgin olabilir.</p>

<p>Hastalığın iki temel klinik grubu nonsegmental vitiligo ve segmental vitiligo olarak tanımlanır. Nonsegmental tipte lekeler sıklıkla vücudun iki tarafında görülebilirken segmental vitiligo genellikle vücudun belirli bir bölgesinde ve daha tek taraflı dağılım gösterir. [4]</p>

<p>Vitiligo bulaşıcı değildir. Dokunmak, aynı eşyaları kullanmak, aynı ortamda bulunmak veya fiziksel temas hastalığın başka bir kişiye geçmesine neden olmaz.</p>

<p>Vitiligo Neden Olur?</p>

<p>Vitiligonun tek bir nedeni bulunmamaktadır. Güncel araştırmalar hastalığın genetik yatkınlık, bağışıklık sistemindeki düzensizlikler, oksidatif stres ve çevresel tetikleyicilerin karmaşık etkileşimi sonucunda ortaya çıkabileceğini düşündürüyor. [3]</p>

<p>Özellikle nonsegmental vitiligoda otoimmün mekanizma ön plandadır. Bağışıklık sistemine ait bazı hücreler ve sinyal yolları melanositleri hedef alarak pigment kaybına katkıda bulunabilir. [3][4]</p>

<p>Genetik yatkınlık</p>

<p>Ailesinde vitiligo bulunan kişilerde hastalığa yatkınlık artabilir. Bununla birlikte vitiligo basit biçimde anne veya babadan çocuğa geçen tek genli bir hastalık değildir. Çok sayıda genetik ve çevresel faktörün birlikte rol oynadığı düşünülmektedir. [3]</p>

<p>Bağışıklık sistemi</p>

<p>Vitiligo, özellikle otoimmün tiroid hastalıkları başta olmak üzere bazı otoimmün hastalıklarla daha sık birlikte görülebilir. Büyük bir sistematik derleme ve meta-analiz de vitiligolu kişilerde tiroid hastalıkları ve tiroid otoantikorlarının kontrol gruplarına göre daha sık görüldüğünü ortaya koymuştur. [5]</p>

<p>Bu ilişki, vitiligosu bulunan herkesin tiroid hastalığı olduğu anlamına gelmez. Ek hastalık açısından değerlendirme kişinin belirtileri, aile öyküsü ve klinik özelliklerine göre hekim tarafından yapılır.</p>

<p>Cilt travması ve çevresel tetikleyiciler</p>

<p>Bazı hastalarda sürtünme, kesik, yanık veya tekrarlayan travmaya maruz kalan bölgelerde yeni vitiligo alanları gelişebilir. Bu durum Koebner fenomeni olarak bilinir. Ancak travma tek başına bütün vitiligo vakalarının nedeni değildir. [4]</p>

<p>Stres ile vitiligo arasındaki ilişki de araştırılmaktadır. Yoğun stres bazı kişiler tarafından hastalığın başlangıcı veya alevlenmesiyle ilişkilendirilse de vitiligoyu yalnızca strese bağlamak bilimsel olarak doğru değildir.</p>

<p>Vitiligo Belirtileri Nelerdir?</p>

<p>Vitiligonun temel belirtisi ciltte pigmentin azalması veya tamamen kaybolması sonucu ortaya çıkan açık renkli ya da süt beyazı lekelerdir.</p>

<p>Erken belirtiler</p>

<p>Hastalığın başlangıcında:</p>

<ul>
 <li>Küçük ve açık renkli bir cilt alanı,</li>
 <li>El ve parmaklarda renk kaybı,</li>
 <li>Ağız veya göz çevresinde beyazlaşma,</li>
 <li>Koltuk altı veya kasık gibi bölgelerde renk değişikliği,</li>
 <li>Dirsek ve diz gibi sürtünmeye açık alanlarda pigment kaybı</li>
</ul>

<p>fark edilebilir. [1][2]</p>

<p>Bazı lekeler başlangıçta tam beyaz olmayabilir. Pigment kaybı zaman içinde daha belirgin hale gelebilir.</p>

<p>Sık görülen belirtiler</p>

<p>Vitiligoda renk kaybı özellikle yüz, boyun, eller, kollar, parmaklar ve vücut açıklıklarının çevresinde görülebilir. Saçlı deri, kaş, kirpik veya sakal bölgesindeki kıllarda erken beyazlaşma da bazı hastalarda ortaya çıkabilir. [1]</p>

<p>Hastalığın seyri kişiden kişiye değişir. Bazı kişilerde birkaç küçük alan uzun süre değişmeden kalırken bazılarında yeni bölgeler ortaya çıkabilir.</p>

<p>Vitiligo çoğunlukla ağrıya neden olmaz. Ancak pigmentini kaybeden bölgeler güneş ışınlarına karşı doğal korumanın azalması nedeniyle güneş yanığına daha duyarlı olabilir.</p>

<p>Vitiligo Nasıl Teşhis Edilir?</p>

<p>Vitiligo tanısında temel yöntem dermatoloji uzmanının hastanın öyküsünü değerlendirmesi ve cildi muayene etmesidir. Lekelerin ne zaman başladığı, yayılıp yayılmadığı, ailede vitiligo veya otoimmün hastalık bulunup bulunmadığı sorgulanabilir. [2][4]</p>

<p>Dermatolog gerekli gördüğünde Wood lambası adı verilen özel ultraviyole ışık kaynağından yararlanabilir. Bu inceleme pigment kaybının daha net görülmesini ve benzer renk değişikliklerinin ayırt edilmesini kolaylaştırabilir. [2]</p>

<p>Kan testi vitiligo tanısını doğrudan koyan bir test değildir. Ancak klinik gereklilik varsa özellikle tiroid hastalıkları gibi vitiligoyla ilişkili otoimmün durumları araştırmak amacıyla bazı kan testleri istenebilir. [2][5]</p>

<p>Biyopsiye çoğu tipik vakada ihtiyaç duyulmaz. Tanının belirsiz olduğu durumlarda dermatolog başka deri hastalıklarını dışlamak amacıyla biyopsi değerlendirmesine başvurabilir.</p>

<p>Vitiligo Tedavisi Nasıl Yapılır?</p>

<p>Vitiligo için bütün hastalarda aynı sonucu veren tek bir tedavi bulunmamaktadır. Tedavinin temel hedefleri hastalık aktivitesini kontrol etmek, yeni pigment kaybını sınırlandırmak ve uygun hastalarda mevcut beyaz alanlarda yeniden pigment oluşumunu sağlamaktır. [4][6]</p>

<p>Tedavi planı vitiligonun tipi, ne kadar süredir bulunduğu, hastalığın aktif olup olmadığı, etkilenen vücut yüzeyi, lekelerin bulunduğu bölgeler, yaş ve kişinin tedavi beklentilerine göre belirlenir.</p>

<p>Cilde uygulanan tedaviler</p>

<p>Sınırlı vitiligoda topikal kortikosteroidler ve topikal kalsinörin inhibitörleri klinik koşullara göre kullanılabilen tedaviler arasındadır. Özellikle yüz gibi hassas bölgelerde ilaç seçimi ve kullanım süresi yan etki riski nedeniyle dermatolog tarafından belirlenmelidir. [6]</p>

<p>Kortikosteroidlerin kontrolsüz ve uzun süre kullanılması cilt incelmesi gibi istenmeyen etkilere yol açabileceğinden kişinin kendi başına tedavi başlatması uygun değildir.</p>

<p>Fototerapi</p>

<p>Daha yaygın veya ilerleyen vitiligoda dar bant UVB (NB-UVB) fototerapisi önemli tedavi seçeneklerinden biridir. Kontrollü ultraviyole ışığı belirli protokollerle cilde uygulanır ve bazı hastalarda repigmentasyonu destekleyebilir. [6]</p>

<p>Tedavi genellikle uzun süreli takip gerektirir. Yüz ve gövde gibi bölgelerin tedaviye yanıtı el ve ayak parmakları gibi uç bölgelere göre daha iyi olabilir.</p>

<p>JAK inhibitörleri</p>

<p>Vitiligo tedavisindeki önemli gelişmelerden biri, hastalığın bağışıklık mekanizmalarında rol alan JAK sinyal yolunun hedeflenmesidir.</p>

<p>Topikal JAK1/JAK2 inhibitörü ruksolitinib krem, ABD Gıda ve İlaç Dairesi tarafından 12 yaş ve üzerindeki yetişkin ve çocuklarda nonsegmental vitiligoya bağlı repigmentasyon amacıyla onaylanan ilk ilaç olmuştur. [7]</p>

<p>Bu tedavinin her vitiligo hastası için uygun olduğu anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Kullanım kararı hastanın klinik özellikleri, tedavi alanı, olası riskler ve ilacın ilgili ülkedeki ruhsatlandırma koşulları dikkate alınarak hekim tarafından verilmelidir.</p>

<p>Cerrahi yöntemler</p>

<p>Hastalığın uzun süredir stabil olduğu ve uygun hastalarda medikal tedavilere yeterli yanıt alınamadığı bazı durumlarda melanosit veya deri grefti temelli cerrahi yöntemler değerlendirilebilir. Aktif biçimde yayılmaya devam eden vitiligoda bu yaklaşımlar genellikle uygun değildir. [6]</p>

<p>Kamuflaj seçenekleri</p>

<p>Tedavi istemeyen veya tedavi sürerken görünümü azaltmak isteyen kişiler kozmetik kamuflaj ürünlerinden ve bazı kendinden bronzlaştırıcı ürünlerden yararlanabilir. Bunlar hastalığı tedavi etmez ancak beyaz alanlarla normal cilt arasındaki renk farkını azaltabilir. [2]</p>

<p>Güncel Bilimsel Gelişmeler</p>

<p>Vitiligo tedavisindeki bilimsel yaklaşım, yalnızca pigment kaybını kozmetik olarak kapatmaktan hastalığın bağışıklık mekanizmalarını hedeflemeye doğru ilerliyor.</p>

<p>Bu değişimin en somut örneklerinden biri ruksolitinib kremdir. Toplam 674 hastanın katıldığı iki Faz 3 çalışmada 12 yaş ve üzerindeki nonsegmental vitiligo hastaları değerlendirilmiştir. Tedavinin 24. haftasında yüz bölgesindeki pigment kaybını ölçen F-VASI skorunda en az yüzde 75 iyileşme, ruksolitinib gruplarında yaklaşık yüzde 30 düzeyinde gerçekleşirken kontrol gruplarında oran yüzde 7,4 ile yüzde 11,4 arasında kalmıştır. [8]</p>

<p>Çalışmalar tedavinin etkisinin zaman içinde devam edebildiğini ve repigmentasyonun aylar gerektirebildiğini gösterdi. Bununla birlikte tedavinin yan etkileri bulunabilir ve uzun dönem güvenlilik verileri izlenmeye devam etmektedir. [7][8]</p>

<p>Daha yeni uluslararası ve ulusal uzman konsensüsleri de vitiligonun tek tip tedavi edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Hastalığın aktif veya stabil olması, dağılımı, yüzey alanı ve hastanın beklentileri tedavi seçimini doğrudan etkiliyor. [4][9]</p>

<p>JAK inhibitörlerinin yanı sıra bağışıklık sistemindeki farklı hedeflere yönelik yeni ilaçlar ve kombinasyon tedavileri üzerinde klinik araştırmalar sürmektedir. Araştırma aşamasındaki bu seçenekler, etkinlik ve güvenlilikleri yeterince kanıtlanıp gerekli düzenleyici onayları almadan standart tedavi kabul edilmemelidir.</p>

<p>Vitiligo ile Yaşam</p>

<p>Vitiligo fiziksel sağlık açısından çoğu kişide ciddi bir işlev kaybına neden olmasa da görünür cilt değişiklikleri yaşam kalitesini etkileyebilir. Özellikle yüz ve eller gibi açık bölgelerdeki lekeler sosyal kaygı ve özgüven sorunlarına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Güneşten korunma önemli</p>

<p>Pigment kaybı olan bölgelerde melaninin koruyucu etkisi azaldığından güneş yanığı riski artabilir. Güneşten korunmak aynı zamanda normal derinin bronzlaşarak beyaz alanlarla arasındaki kontrastın daha fazla belirginleşmesini de azaltabilir. [2]</p>

<p>Gölgeyi tercih etmek, koruyucu giysiler kullanmak ve uygun güneş koruyucularından yararlanmak günlük bakımın önemli parçalarıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özel bir vitiligo diyeti var mı?</p>

<p>Vitiligoyu ortadan kaldırdığı kanıtlanmış özel bir beslenme programı bulunmamaktadır. Vitamin, mineral, bitkisel ürün veya antioksidan takviyelerinin rutin olarak vitiligoyu tedavi ettiği kabul edilemez.</p>

<p>Eksiklik saptanan kişilerde gerekli tedavi hekim tarafından planlanabilir. Ancak kanıtlanmış standart tedavilerin yerine kontrolsüz takviye kullanılması önerilmez.</p>

<p>Psikolojik etkiler göz ardı edilmemeli</p>

<p>Cilt hastalıkları dışarıdan görülebildiği için kişinin sosyal ilişkilerini ve beden algısını etkileyebilir. Vitiligo nedeniyle belirgin kaygı, sosyal geri çekilme veya yaşam kalitesinde bozulma yaşayan kişilerde psikososyal destek tedavinin önemli bir parçası olabilir. [9]</p>

<p>Doğru Bilinen Yanlışlar</p>

<p>Yanlış: Vitiligo bulaşıcıdır.</p>

<p>Doğru: Vitiligo enfeksiyon değildir ve kişiden kişiye bulaşmaz.</p>

<p>Yanlış: Vitiligo yalnızca kozmetik bir sorundur.</p>

<p>Doğru: Hastalık doğrudan pigment hücrelerini etkileyen kronik bir durumdur ve bazı kişilerde önemli psikososyal yük oluşturabilir. Ayrıca başka otoimmün hastalıklarla birliktelik gösterebilir. [5][9]</p>

<p>Yanlış: Her beyaz cilt lekesi vitiligodur.</p>

<p>Doğru: Mantar enfeksiyonları, iltihabi deri hastalıkları sonrası pigment değişiklikleri ve başka pigment bozuklukları da beyaz veya açık renkli lekeler oluşturabilir. [2]</p>

<p>Yanlış: Vitiligonun nedeni sadece strestir.</p>

<p>Doğru: Vitiligonun gelişiminde genetik yatkınlık, otoimmün mekanizmalar, oksidatif stres ve çevresel etkenlerin birlikte rol oynadığı düşünülmektedir. [3]</p>

<p>Yanlış: Vitiligonun hiçbir tedavisi yoktur.</p>

<p>Doğru: Hastalığı herkeste kalıcı olarak ortadan kaldıran bir tedavi bulunmasa da hastalık aktivitesini kontrol etmeye ve pigmentin geri kazanılmasına yönelik topikal ilaçlar, fototerapi ve seçilmiş hastalarda başka tedaviler kullanılabilir. [6]</p>

<p>Yanlış: Vitiligo olan herkesin bütün vücudu zamanla beyazlar.</p>

<p>Doğru: Hastalığın seyri oldukça değişkendir. Bazı kişilerde sınırlı alanlar yıllarca stabil kalabilirken bazı kişilerde hastalık ilerleyebilir.</p>

<p>Tedavi Edilmezse Ne Olur?</p>

<p>Vitiligonun seyri önceden kesin olarak tahmin edilemez. Bazı hastalarda lekeler uzun süre değişmeden kalırken bazılarında pigment kaybı genişleyebilir veya vücudun farklı bölgelerinde yeni alanlar oluşabilir. [4]</p>

<p>Tedavi edilmemesi iç organların vitiligo nedeniyle hasar göreceği anlamına gelmez. Ancak pigmentini kaybeden deri güneş yanığına daha hassas hale gelebilir ve hastalığın görünür olması bazı kişilerde psikolojik ve sosyal etkileri artırabilir.</p>

<p>Vitiligoyla ilişkili olabilecek otoimmün hastalıkların belirtileri ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle tiroid hastalıklarıyla birliktelik bilindiğinden tarama gereksinimi kişisel riskler ve klinik bulgular doğrultusunda hekim tarafından belirlenebilir. [5]</p>

<p>Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?</p>

<p>Ciltte nedeni bilinmeyen beyaz veya belirgin biçimde açılmış lekeler ortaya çıktığında, özellikle bu alanlar büyüyor ya da yenileri ekleniyorsa dermatoloji değerlendirmesi uygun olur.</p>

<p>Saç, kaş, kirpik veya sakalda bölgesel beyazlaşmanın ciltteki pigment kaybıyla birlikte görülmesi de değerlendirilmelidir.</p>

<p>Vitiligo için hangi bölüme gidilir?</p>

<p>Vitiligo şüphesinde başvurulması gereken temel uzmanlık alanı Dermatoloji (Deri ve Zührevi Hastalıklar) bölümüdür.</p>

<p>Dermatolog tanıyı doğruladıktan sonra gerekli görürse eşlik edebilecek hastalıkların değerlendirilmesi amacıyla hastayı başka uzmanlık alanlarına yönlendirebilir.</p>

<p>Vitiligo genellikle tek başına acil tıbbi müdahale gerektiren bir hastalık değildir. Ancak ciltte ani renk değişikliğine başka ciddi sistemik belirtiler eşlik ediyorsa değerlendirme vitiligoyla sınırlı tutulmamalıdır.</p>

<p>GOOGLE’DA EN ÇOK ARANAN 8 SORU</p>

<p>1. Vitiligo nedir?</p>

<p>Vitiligo, cilde rengini veren melanositlerin kaybıyla beyaz cilt alanlarının oluştuğu kronik bir pigment hastalığıdır. Özellikle yaygın nonsegmental formda otoimmün mekanizmalar önemli rol oynar. [3]</p>

<p>2. Vitiligo neden olur?</p>

<p>Vitiligonun tek bir nedeni yoktur. Genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin melanositleri hedef alması, oksidatif stres ve bazı çevresel etkenlerin birlikte rol oynadığı düşünülmektedir. [3]</p>

<p>3. Vitiligo ilk nasıl başlar?</p>

<p>Vitiligo çoğu zaman ciltte küçük, açık renkli veya süt beyazı bir alanın fark edilmesiyle başlar. Eller, yüz, göz ve ağız çevresi, dirsekler ve dizler sık fark edilen bölgeler arasındadır.</p>

<p>4. Vitiligo nasıl anlaşılır?</p>

<p>Vitiligo yalnızca beyaz lekeye bakılarak kesinleştirilmemelidir. Dermatolog cilt muayenesi yapar ve gerektiğinde Wood lambasıyla pigment kaybını ayrıntılı olarak değerlendirir. [2]</p>

<p>5. Vitiligo geçer mi?</p>

<p>Vitiligonun seyri kişiden kişiye değişir ve günümüzde hastalığı herkeste kalıcı biçimde ortadan kaldıran bir tedavi bulunmamaktadır. Bununla birlikte uygun tedaviler hastalığın kontrol altına alınmasına ve bazı bölgelerde pigmentin geri kazanılmasına yardımcı olabilir. [2][6]</p>

<p>6. Vitiligo tedavisi var mı?</p>

<p>Evet, vitiligoda pigment kaybını durdurmayı veya repigmentasyonu desteklemeyi amaçlayan çeşitli tedaviler bulunmaktadır. Topikal ilaçlar, fototerapi, belirli hastalarda JAK inhibitörleri ve seçilmiş stabil vakalarda cerrahi yöntemler değerlendirilebilir. [6][7]</p>

<p>7. Vitiligo tehlikeli midir?</p>

<p>Vitiligo genellikle yaşamı tehdit eden bir hastalık değildir ve bulaşıcı değildir. Bununla birlikte güneşe karşı hassasiyet, psikososyal etkiler ve bazı otoimmün hastalıklarla birliktelik açısından tıbbi değerlendirme önem taşır. [5]</p>

<p>8. Vitiligo için hangi doktora gidilir?</p>

<p>Vitiligo için Dermatoloji (Deri ve Zührevi Hastalıklar) uzmanına başvurulmalıdır. Dermatolog tanıyı doğrular, hastalığın yaygınlığını ve aktivitesini değerlendirir ve uygun tedavi seçeneklerini belirler.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>[1] National Health Service (NHS), Vitiligo hasta bilgilendirme ve klinik yaklaşım kaynakları.</p>

<p>[2] American Academy of Dermatology, Vitiligo: Diagnosis and Treatment.</p>

<p>[3] Autoimmunity Reviews, Genetic and Immune Dysregulation in Vitiligo: Insights into Autoimmune Mechanisms and Disease Pathogenesis, 2025.</p>

<p>[4] International Vitiligo Task Force, Worldwide Expert Recommendations for the Diagnosis and Management of Vitiligo: Part 1, Journal of the European Academy of Dermatology and Venereology, 2023.</p>

<p>[5] European Journal of Dermatology, Vitiligo and Thyroid Disease: A Systematic Review and Meta-analysis.</p>

<p>[6] International Vitiligo Task Force, Worldwide Expert Recommendations for the Diagnosis and Management of Vitiligo: Part 2, Specific Treatment Recommendations, Journal of the European Academy of Dermatology and Venereology, 2023.</p>

<p>[7] U.S. Food and Drug Administration (FDA), Ruksolitinib kremin nonsegmental vitiligo endikasyonuna ilişkin düzenleyici değerlendirmesi ve onay bilgileri.</p>

<p>[8] Rosmarin D. ve arkadaşları, Two Phase 3, Randomized, Controlled Trials of Ruxolitinib Cream for Vitiligo, New England Journal of Medicine, 2022.</p>

<p>[9] Canadian Consensus Guidelines for the Management of Vitiligo, 2025.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/vitiligo-sadece-cildi-etkilemiyor-tanidan-tedaviye-bilinmesi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 01:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8090.jpeg" type="image/jpeg" length="73611"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kemikler İçin Şaşırtıcı Meyve: Günde Bir Avuç Tüketmenin Dikkat Çeken Etkisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kemikler-icin-sasirtici-meyve-gunde-bir-avuc-tuketmenin-sasirtici-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kemikler-icin-sasirtici-meyve-gunde-bir-avuc-tuketmenin-sasirtici-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kuru erik yalnızca bağırsakları çalıştırmasıyla bilinen bir meyve değil. Randomize kontrollü bir araştırmada, menopoz sonrası kadınların bir yıl boyunca her gün 50 gram kuru erik tüketmesi kalça kemik mineral yoğunluğunun daha iyi korunmasıyla ilişkilendirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kuru erik neden bilim insanlarının ilgisini çekiyor?</p>

<p>Yaş ilerledikçe, özellikle menopozdan sonra kemik kaybı hızlanabiliyor. Bu nedenle kemik mineral yoğunluğunun korunmasına yardımcı olabilecek besinler uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>Bu alanda beklenmedik adaylardan biri kuru erik.</p>

<p>Kuru erik; polifenoller, potasyum, K vitamini, lif ve çeşitli biyoaktif bileşikler içeriyor. Araştırmacılar özellikle bu bileşenlerin kemik yapımı ve yıkımı arasındaki dengeyi etkileyip etkileyemeyeceğini inceliyor.</p>

<p>235 kadın bir yıl boyunca takip edildi</p>

<p>Dikkat çeken çalışmalardan biri 12 ay süren randomize kontrollü bir klinik araştırma.</p>

<p>Araştırmaya yaş ortalaması yaklaşık 62 olan 235 menopoz sonrası kadın katıldı.</p>

<p>Katılımcılar üç gruba ayrıldı:</p>

<ul>
 <li>Her gün 50 gram kuru erik tüketenler</li>
 <li>Her gün 100 gram kuru erik tüketenler</li>
 <li>Kuru erik tüketmeyen kontrol grubu</li>
</ul>

<p>Kemik mineral yoğunluğu altı aylık aralıklarla ölçüldü.</p>

<p>50 gramlık grupta ne oldu?</p>

<p>Bir yılın sonunda kontrol grubunun toplam kalça kemik mineral yoğunluğunda yaklaşık yüzde 1,1 azalma görüldü.</p>

<p>Günde 50 gram kuru erik tüketenlerde ise azalma yaklaşık yüzde 0,3 düzeyinde kaldı.</p>

<p>Başka bir ifadeyle kuru erik yiyenlerde kemik yoğunluğu artmadı, fakat çalışmada kalçadaki kemik kaybının daha sınırlı kaldığı görüldü.</p>

<p>Bu ayrım önemli.</p>

<p>Araştırmanın sonucu “kuru erik yeni kemik oluşturuyor” şeklinde yorumlanmamalı. Bulgular, belirli bir grupta kemik mineral yoğunluğunun korunmasına yardımcı olabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Peki 100 gram daha mı etkili?</p>

<p>İlginç biçimde araştırma, “daha fazla kuru erik daha fazla fayda sağlar” sonucunu ortaya koymadı.</p>

<p>Günde 100 gram tüketen grupta çalışmayı bırakma oranı yaklaşık yüzde 41 olurken, 50 gramlık grupta bu oran yüzde 15 civarında kaldı.</p>

<p>Araştırmacılar bu nedenle günlük 50 gramlık miktarın daha uygulanabilir olduğunu değerlendirdi.</p>

<p>Kuru eriğin büyüklüğüne göre sayı değişebilse de 50 gram kabaca 5-6 adet kuru eriğe karşılık gelebilir.</p>

<p>2026’da bütün çalışmalar birlikte değerlendirildi</p>

<p>Kuru erik konusunda tek bir araştırmaya bakmak yeterli değil.</p>

<p>2026 yılında yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizde randomize kontrollü çalışmalardan oluşan 11 yayın ve toplam 747 katılımcının verileri değerlendirildi.</p>

<p>Sonuç daha temkinliydi.</p>

<p>Araştırmacılar kuru erik tüketiminin özellikle bel omurgası kemik mineral yoğunluğu üzerinde mütevazı bir yarar sağlayabileceğine ilişkin ön bulgular bulunduğunu bildirdi.</p>

<p>Ancak kalça ve diğer kemik bölgelerinde çalışmalar topluca değerlendirildiğinde anlamlı ve tutarlı bir üstünlük gösterilemedi.</p>

<p>Çalışmalar arasındaki farklılıkların da oldukça yüksek olduğu belirtildi.</p>

<p>Yani kuru erik osteoporozu önlüyor mu?</p>

<p>Bugünkü bilimsel verilerle bunu söylemek doğru değil.</p>

<p>Kuru eriğin osteoporozu tedavi ettiği veya kırıkları önlediği kanıtlanmış değil.</p>

<p>Bunun yerine mevcut çalışmaların söylediği daha sınırlı ama ilginç:</p>

<p>Düzenli kuru erik tüketimi, özellikle menopoz sonrası kadınlarda kemik mineral yoğunluğunun korunmasına mütevazı ölçüde katkı sağlayabilir.</p>

<p>Bu nedenle kuru erik, kemik sağlığını destekleyen dengeli beslenmenin bir parçası olabilir ancak osteoporoz tedavisinin yerine geçmez.</p>

<p>Kuru eriğin bir başka özelliği de unutulmamalı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kuru erik taze meyveye göre daha yoğun enerji ve doğal şeker içerir.</p>

<p>Bu nedenle “kemiklere faydalı” düşüncesiyle sınırsız tüketmek doğru değildir.</p>

<p>Özellikle kan şekeri kontrolü gereken kişilerde miktar ve toplam beslenme düzeni önem taşır.</p>

<p>Bilimin şimdilik söylediği ne?</p>

<p>Kuru erik ile kemik sağlığı arasındaki ilişki, beslenme araştırmalarındaki ilginç alanlardan biri.</p>

<p>Bir yıllık randomize araştırmada günde 50 gram kuru erik tüketen menopoz sonrası kadınlarda kalça kemik mineral yoğunluğu kontrol grubuna göre daha iyi korunurken, 2026 meta-analizi bütün kanıtlar bir araya getirildiğinde etkinin küçük ve henüz kesinleşmemiş olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Kısacası kuru erik kemikler için “mucize” değil.</p>

<p>Fakat düzenli tüketildiğinde kemik sağlığına katkıda bulunma potansiyeli bilimsel araştırmalarla desteklenen meyvelerden biri.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>De Souza MJ ve ark. Prunes preserve hip bone mineral density in a 12-month randomized controlled trial in postmenopausal women: the Prune Study. American Journal of Clinical Nutrition, 2022.</li>
 <li>Treister-Goltzman Y, Peleg R. Effects of Prunes on Bone Density in Humans: A Systematic Review and Meta-Analysis of Randomized Controlled Trials. Nutrients, 2026.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kemikler-icin-sasirtici-meyve-gunde-bir-avuc-tuketmenin-sasirtici-etkisi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 00:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8089.jpeg" type="image/jpeg" length="88200"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ekşi mayalı ekmeğin 5 olası faydası: Her ekşi maya aynı değil]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/eksi-mayali-ekmegin-5-olasi-faydasi-her-eksi-maya-ayni-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/eksi-mayali-ekmegin-5-olasi-faydasi-her-eksi-maya-ayni-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ekşi mayalı ekmek, uzun fermantasyon süreci nedeniyle sindirimden kan şekeri yanıtına kadar bazı avantajlar sağlayabilir. Ancak bilimsel veriler, her ekşi mayalı ekmeğin otomatik olarak daha sağlıklı olmadığını gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ekmek alışverişinde artık yalnızca beyaz, tam buğday ya da çavdar seçenekleri yok. Son yıllarda raflarda ve fırınlarda giderek daha fazla karşımıza çıkan “ekşi mayalı” ifadesi, birçok tüketici için neredeyse doğrudan “sağlıklı ekmek” anlamına gelmeye başladı.</p>

<p>Peki gerçekten öyle mi?</p>

<p>Bilimsel araştırmalar, ekşi maya fermantasyonunun ekmeğin yapısında dikkate değer değişiklikler oluşturabildiğini gösteriyor. Bazı çalışmalar özellikle yemek sonrası kan şekeri yanıtı, sindirim rahatlığı ve minerallerin kullanılabilirliği açısından olası avantajlara işaret ediyor.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrıntı var: Ekşi maya tek başına bir sağlık garantisi değil. Kullanılan unun türü, tam tahıl oranı, fermantasyon süresi, eklenen şeker ve tuz miktarı ile ekmeğin nasıl üretildiği en az “ekşi mayalı” olması kadar önemli.</p>

<p>Ekşi mayalı ekmek nedir?</p>

<p>Ekşi mayalı ekmeğin temelinde un ve suyun fermantasyonu bulunur. Geleneksel üretimde hamurdaki doğal mayalar ile laktik asit bakterileri birlikte çalışır.</p>

<p>Bu mikroorganizmalar hamurdaki bazı karbonhidratları kullanırken çeşitli organik asitler oluşturur. Ekşi mayalı ekmeğin kendine özgü hafif ekşi tadı, kokusu ve dokusu büyük ölçüde bu süreçten kaynaklanır.</p>

<p>Fermantasyon yalnızca lezzeti değiştirmez. Hamurdaki bazı bileşenlerin parçalanmasını ve besin öğelerinin vücut tarafından kullanılabilirliğini de etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle ekşi mayalı ekmeğin olası sağlık etkileri araştırmacıların uzun süredir ilgisini çekiyor.</p>

<p>Kan şekerini daha yavaş yükseltebilir mi?</p>

<p>Ekşi mayalı ekmekle ilgili en çok araştırılan konulardan biri, yemekten sonraki kan şekeri yanıtı.</p>

<p>Critical Reviews in Food Science and Nutrition’da yayımlanan sistematik derlemede 18 klinik çalışma değerlendirildi. Bulgular, ekşi mayalı ekmek tüketiminin bazı karşılaştırmalarda yemek sonrası kan şekeri artışını azaltabileceğini gösterdi. Etki özellikle tam buğday unu kullanılan ekmeklerde daha belirgin görünüyordu.</p>

<p>Ancak araştırmacılar kanıtların kesinlik düzeyini düşük veya çok düşük olarak değerlendirdi.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, “Ekşi mayalı ekmek kan şekerini yükseltmez” demek doğru değil.</p>

<p>Ekşi mayalı ekmek de karbonhidrat içerir ve kan şekerini yükseltebilir. Üstelik kişinin verdiği yanıt ekmeğin içeriğine, porsiyona, yanında tüketilen yiyeceklere ve kişinin metabolik özelliklerine göre değişebilir.</p>

<p>Cell Metabolism’da yayımlanan küçük bir kontrollü çalışma da bu kişisel farklılığın önemine dikkat çekti. Araştırmacılar, bazı kişilerin tam tahıllı ekşi mayalı ekmeğe, bazılarının ise beyaz ekmeğe daha düşük kan şekeri yanıtı verdiğini gözlemledi.</p>

<p>Bu nedenle diyabeti veya kan şekeri kontrolüyle ilgili sorunu bulunan kişiler için “ekşi mayalı olduğu sürece sınırsız yenebilir” düşüncesi doğru değildir.</p>

<p>Sindirimi neden bazı insanlara daha kolay gelebilir?</p>

<p>Uzun fermantasyon sırasında mikroorganizmalar undaki bazı karbonhidratları parçalayabilir.</p>

<p>Bunların arasında FODMAP adı verilen ve bazı kişilerde bağırsakta kolay fermente olarak gaz, şişkinlik ve karın rahatsızlığına katkıda bulunabilen karbonhidratlar da bulunur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle geleneksel ve uzun fermantasyon yöntemleri bazı ekmeklerde fruktan miktarını azaltabilir. Bu durum, hassas bağırsak sendromu bulunan bazı kişilerde ekmeğin daha iyi tolere edilmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Fakat burada da genelleme yapmak doğru değil.</p>

<p>Ekmeğin yapıldığı tahıl, fermantasyon süresi ve üretim yöntemi sonucu önemli ölçüde değiştirebilir. Bu nedenle her ekşi mayalı ekmek düşük FODMAP özelliği taşımaz ve hassas bağırsak sorunu yaşayan herkeste aynı sonucu vermez.</p>

<p>Ekşi maya gluteni ortadan kaldırır mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Ekşi maya fermantasyonu sırasında buğdaydaki bazı proteinlerde değişiklikler meydana gelebilir ve belirli üretim koşullarında gluten miktarı azalabilir. Ancak sıradan buğday veya çavdar unundan yapılan geleneksel ekşi mayalı ekmek bu nedenle glutensiz hale gelmez.</p>

<p>Bu ayrım özellikle çölyak hastalığında önemlidir.</p>

<p>Çölyak hastalığı bulunan bir kişinin buğday, arpa veya çavdar içeren ekşi mayalı ekmeği yalnızca “uzun fermente edildiği” gerekçesiyle güvenli kabul etmesi doğru değildir.</p>

<p>Çölyak hastalığında gereken, uygun biçimde üretilmiş ve glutensiz kriterlerini karşılayan ürünlerin tercih edilmesidir.</p>

<p>“Ekşi maya gluteni yok eder” sözü bu nedenle sağlık açısından yanıltıcı bir genellemedir.</p>

<p>Minerallerin emilimini artırabilir mi?</p>

<p>Tahıllarda doğal olarak fitat adı verilen bir bileşik bulunur. Fitat; demir, çinko ve bazı diğer minerallerle bağlanarak bunların bağırsaktan kullanılabilirliğini azaltabilir.</p>

<p>Ekşi maya fermantasyonu sırasında oluşan asidik ortam ve enzimatik süreçler fitatın parçalanmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle ekşi maya yöntemi teorik olarak bazı minerallerin vücut tarafından kullanılabilirliğini artırabilir.</p>

<p>Ancak laboratuvar ortamında mineralin daha erişilebilir hale gelmesi, uzun vadede kişinin mineral düzeylerinin mutlaka yükseleceği anlamına gelmez.</p>

<p>Frontiers in Nutrition’da yayımlanan 2026 tarihli sistematik derleme, ekmek fermantasyonu ve fitat azalmasının demir açısından olası avantajlarını değerlendirdi. Sekiz insan müdahale çalışmasını inceleyen araştırmacılar, kısa süreli emilim deneylerinde bazı olumlu sonuçlar bulunmasına karşın uzun vadeli demir durumu üzerindeki kanıtların tutarlı olmadığını bildirdi.</p>

<p>Dolayısıyla ekşi mayalı ekmeği “demir eksikliğini önleyen” veya “demiri yükselten” bir besin olarak tanımlamak mevcut bilimsel kanıtların ötesine geçer.</p>

<p>Bağırsak sağlığı için probiyotik sayılır mı?</p>

<p>Bu konuda sık yapılan bir başka hata, ekşi mayalı ekmeği doğrudan probiyotik bir gıda olarak tanımlamak.</p>

<p>Hamurun fermantasyonunda bakteriler ve mayalar rol oynasa da ekmek yüksek sıcaklıkta pişirilir. Bu nedenle fermantasyonda görev alan canlı mikroorganizmaların önemli bölümü pişirme sırasında canlılığını kaybeder.</p>

<p>Ekşi mayanın bağırsak açısından olası avantajları, ekmeğin içinde çok sayıda canlı probiyotik bulunmasından çok fermantasyon sırasında gıdanın yapısında meydana gelen değişikliklerle ilişkilidir.</p>

<p>Bu iki kavram birbirine karıştırılmamalıdır.</p>

<p>Bilimsel araştırmaların genel sonucu ne?</p>

<p>Ekşi mayalı ekmek üzerine yapılan çalışmalar umut verici olsa da tablo sanıldığı kadar siyah-beyaz değil.</p>

<p>Advances in Nutrition’da yayımlanan kapsamlı bir sistematik derleme, toplam 542 kişinin yer aldığı 25 klinik çalışmayı değerlendirdi.</p>

<p>Araştırmalarda ağırlıklı olarak kan şekeri yanıtı, iştah, sindirim sistemiyle ilgili göstergeler ve kalp-damar sağlığına ilişkin bazı ölçümler incelendi.</p>

<p>Bazı çalışmalarda kan şekeri yanıtı, tokluk veya sindirim rahatlığı açısından olumlu sonuçlar görüldü. Ancak çalışmaların kullandığı tahıllar, unlar, bakteri türleri, fermantasyon yöntemleri ve ekmek tarifleri birbirinden oldukça farklıydı.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar ekşi mayanın kendi başına diğer ekmeklerden kesin biçimde daha sağlıklı olduğu sonucuna varmak için yeterli klinik kanıt bulunmadığını belirtti.</p>

<p>Frontiers in Nutrition’da yayımlanan ayrı bir bilimsel değerlendirme de benzer noktaya dikkat çekiyor: Ekşi maya fermantasyonunun laboratuvar ortamında gösterilen birçok avantajının insanlarda anlamlı ve uzun vadeli sağlık yararına dönüşüp dönüşmediği konusunda daha güçlü araştırmalara ihtiyaç var.</p>

<p>Ekşi mayalı ekmek seçerken neye bakılmalı?</p>

<p>Bir ekmeğin üzerinde büyük harflerle “EKŞİ MAYALI” yazması beslenme açısından bütün hikâyeyi anlatmaz.</p>

<p>İlk bakılması gereken noktalardan biri kullanılan undur.</p>

<p>Tam tahıllı veya tam buğday unundan hazırlanan ekmek, tahılın kepek ve diğer besleyici bölümlerini daha fazla koruduğu için genellikle daha fazla lif sağlar. Lif içeriği, ekmeğin yalnızca fermantasyon yönteminden bağımsız olarak önemli bir beslenme özelliğidir.</p>

<p>İçindekiler listesinin gereksiz yere uzamaması, ilave şeker miktarı ve tuz içeriği de değerlendirilmelidir.</p>

<p>Ayrıca “ekşi maya aromalı”, ekşi maya ilaveli ve geleneksel yöntemle uzun süre fermente edilmiş ekmekler aynı ürün değildir.</p>

<p>Bu nedenle etiketteki tek bir ifadeden çok ekmeğin tamamına bakmak gerekir.</p>

<p>Beyaz ekşi maya mı, tam buğday ekmeği mi?</p>

<p>Bu sorunun yanıtı yalnızca mayada saklı değil.</p>

<p>Rafine beyaz undan hazırlanmış ekşi mayalı bir ekmek, sırf ekşi maya kullanıldığı için otomatik olarak lif açısından zengin hale gelmez.</p>

<p>Tam tahıllı ekmeklerde ise tahılın daha büyük bölümü kullanıldığı için lif ve bazı mikro besin öğeleri daha yüksek miktarda bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle sağlıklı bir ekmek seçerken “ekşi maya mı normal maya mı?” sorusunun yanında “hangi undan yapılmış?” sorusunu da sormak gerekir.</p>

<p>Pratikte tam tahıllı ve geleneksel yöntemle fermente edilmiş bir ekşi mayalı ekmek, iki özelliğin avantajlarını aynı üründe buluşturabilir.</p>

<p>Ekşi mayalı ekmek kilo verdirir mi?</p>

<p>Tek başına hayır.</p>

<p>Hiçbir ekmek türünün bağımsız olarak kilo verdirdiğini söylemek bilimsel açıdan doğru değildir.</p>

<p>Vücut ağırlığındaki değişim, uzun vadede toplam enerji alımı ve harcaması başta olmak üzere beslenme düzeni, fiziksel aktivite, uyku, sağlık durumu ve birçok faktörden etkilenir.</p>

<p>Lif içeriği yüksek ekmeklerin daha doyurucu olması günlük beslenmede avantaj sağlayabilir. Ancak bu durum “ekşi mayalı ekmek yerseniz zayıflarsınız” anlamına gelmez.</p>

<p>Porsiyon yine önemlidir.</p>

<p>Her gün yenebilir mi?</p>

<p>Sağlıklı bir kişinin ekşi mayalı ekmeği dengeli beslenmenin parçası olarak tüketmesine genel olarak engel yoktur.</p>

<p>Ancak uygun miktar herkes için aynı değildir.</p>

<p>Günlük enerji ihtiyacı, fiziksel aktivite düzeyi, diğer tahıl tüketimi, diyabet veya insülin direnci gibi metabolik durumlar ve kişinin genel beslenme düzeni porsiyon konusunda belirleyicidir.</p>

<p>Bu nedenle ekşi mayalı ekmeği “ne kadar yenirse o kadar faydalı” bir ürün olarak görmek doğru değildir.</p>

<p>En önemli ayrıntı: “Ekşi mayalı” tek başına yeterli değil</p>

<p>Ekşi mayalı ekmeğin yükselen popülerliğinin arkasında tamamen boş bir sağlık iddiası yok. Fermantasyon gerçekten de hamurun kimyasal ve besinsel özelliklerini değiştirebiliyor.</p>

<p>Bazı araştırmalar yemek sonrası kan şekeri yanıtının daha düşük olabileceğini, bazı karbonhidratların parçalanabileceğini ve minerallerin kullanılabilirliğinin artabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Fakat bilimsel kanıtların ortak mesajı daha ölçülü:</p>

<p>Ekşi mayanın sağlık üzerindeki etkisini yalnızca maya belirlemiyor. Kullanılan tahılın türü, unun ne kadar rafine edildiği, fermantasyon koşulları, ekmeğin tarifi, porsiyon ve kişinin metabolik özellikleri de sonucu değiştiriyor.</p>

<p>Bu nedenle markette veya fırında ekmek seçerken sihirli kelimeyi aramak yerine bütün ürüne bakmak daha doğru: Tam tahıl oranı, lif miktarı, içerik listesi, tuz ve ilave şeker miktarı ile gerçek fermantasyon yöntemi birlikte değerlendirilmeli.</p>

<p>Ekşi maya iyi bir seçenek olabilir. Ama bilim onu “mucize ekmek” ilan etmiyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Advances in Nutrition – Nutritional benefits of sourdoughs: A systematic review – Léa Ribet, Robin Dessalles, Corinne Lesens, Nele Brusselaers, Mickaël Durand-Dubief – 2023 – DOI: 10.1016/j.advnut.2022.10.003</li>
 <li>Critical Reviews in Food Science and Nutrition – Consumption of sourdough bread and changes in the glycemic control and satiety: A systematic review – Maria Esther Rolim, Maria Izabel Fortes, Anize Von Frankenberg, Camila Kümmel Duarte – 2024 – DOI: 10.1080/10408398.2022.2108756</li>
 <li>Frontiers in Nutrition – Does sourdough bread provide clinically relevant health benefits? – Vera D’Amico, Michael Gänzle, Lisa Call, Benjamin Zwirzitz, Heinrich Grausgruber, Stefano D’Amico, Fred Brouns – 2023 – DOI: 10.3389/fnut.2023.1230043</li>
 <li>Cell Metabolism – Bread Affects Clinical Parameters and Induces Gut Microbiome-Associated Personal Glycemic Responses – Korem ve çalışma arkadaşları – 2017 – DOI: 10.1016/j.cmet.2017.05.002</li>
 <li>Frontiers in Nutrition – Effects of sourdough- or regular-bread fermentation, and phytate reduction on iron bioavailability, absorption, and iron status in humans: a systematic review of intervention studies – Nikolaou ve çalışma arkadaşları – 2026 – DOI: 10.3389/fnut.2026.1778997</li>
 <li>Celiac Disease Foundation – Gluten-Free Foods – Çölyak hastalığında glutensiz beslenmeye ilişkin hasta bilgilendirme kaynağı</li>
 <li>Monash University – FODMAPs ve geleneksel ekşi maya fermantasyonuna ilişkin klinik beslenme bilgilendirmesi</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/eksi-mayali-ekmegin-5-olasi-faydasi-her-eksi-maya-ayni-degil</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 00:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8087.jpeg" type="image/jpeg" length="19599"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Metformin, GLP-1 ve SGLT2 ilaçları sadece şekeri mi düşürüyor? Bazı diyabet ilaçları yaşlanma araştırmalarının radarında]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/metformin-glp-1-ve-sglt2-ilaclari-sadece-sekeri-mi-dusuruyor-bazi-diyabet-ilaclari-yaslanma-arastirmalarinin-radarinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/metformin-glp-1-ve-sglt2-ilaclari-sadece-sekeri-mi-dusuruyor-bazi-diyabet-ilaclari-yaslanma-arastirmalarinin-radarinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Metformin, GLP-1 reseptör agonistleri ve SGLT2 inhibitörleri diyabet tedavisinin ötesindeki etkileriyle araştırılıyor. Mitokondrilerden kalp ve böbreğe uzanan bulgular umut verici, ancak “yaşlanma ilacı” demek için henüz erken.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Diyabet ilaçları denildiğinde akla ilk olarak kan şekerini düşürmek geliyor. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, bazı ilaçların etkisinin glikoz kontrolünün çok ötesine uzanabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Metformin uzun süredir yaşlanma biyolojisinin en çok araştırılan ilaçlarından biri. GLP-1 reseptör agonistleri ve SGLT2 inhibitörleri ise kalp ve böbrek üzerindeki klinik yararları ortaya çıktıkça bilim insanlarının dikkatini başka bir soruya çevirdi:</p>

<p>Bu ilaçlar, yaşlanmayla ilişkili hücresel süreçleri de olumlu yönde etkiliyor olabilir mi?</p>

<p>Bu sorunun merkezinde mitokondriler, kronik inflamasyon, hücresel enerji dengesi, insülin duyarlılığı ve hücrenin hasarlı parçalarını temizleme mekanizmaları bulunuyor.</p>

<p>Fakat burada önemli bir çizgi var. Bu ilaçlardan bazılarının kalp, böbrek veya metabolizma üzerindeki yararları güçlü klinik çalışmalarla gösterilmiş durumda. İnsan ömrünü uzattıkları veya sağlıklı kişilerde yaşlanmayı yavaşlattıkları ise henüz kanıtlanmış değil.</p>

<p>Mitokondri neden yaşlanma araştırmalarının merkezinde?</p>

<p>Mitokondriler çoğu zaman hücrenin “enerji santralleri” olarak tanımlanıyor. Besinlerden gelen enerjinin hücrenin kullanabileceği forma dönüştürülmesinde temel görev üstleniyorlar.</p>

<p>Yaş ilerledikçe mitokondrilerin çalışma biçiminde değişiklikler meydana gelebiliyor. Enerji metabolizmasındaki bozulmalar, oksidatif stres, hücresel hasar ve kronik düşük düzeyli inflamasyon yaşlanma biyolojisinin birbiriyle bağlantılı parçaları arasında kabul ediliyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar yalnızca hastalıkları tedavi etmeyi değil, yaşlanmayla ilişkili temel biyolojik süreçleri etkileyebilecek yolları da inceliyor.</p>

<p>Diyabet tedavisinde kullanılan bazı ilaçların bu mekanizmalarla kesişmesi, konuyu özellikle ilgi çekici hale getiriyor.</p>

<p>Metformin neden yaşlanma araştırmalarında bu kadar öne çıktı?</p>

<p>Metformin onlarca yıldır tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan bir ilaç.</p>

<p>Kan şekerinin kontrolüne yardımcı olmasının yanı sıra karaciğerin glikoz üretimini azaltıyor ve hücresel enerji düzenlenmesini etkiliyor.</p>

<p>Metforminin yaşlanma araştırmalarında öne çıkmasının nedenlerinden biri, hücrenin enerji durumunu algılayan mekanizmalarla etkileşime girmesi.</p>

<p>İlacın mitokondriyal solunum zincirini etkileyebildiği ve hücrenin enerji durumuna yanıt veren AMPK adlı sistemi değiştirebildiği biliniyor. AMPK, basitçe hücrenin enerji durumunu algılayan önemli mekanizmalardan biri olarak düşünülebilir.</p>

<p>Metformin ayrıca mTOR, inflamasyon, oksidatif stres ve otofaji gibi yaşlanma araştırmalarında önemli kabul edilen başka biyolojik yollarla da ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Otofaji ise hücrenin hasarlı veya artık işlev görmeyen bazı parçalarını temizleyip geri dönüştürdüğü doğal sistem.</p>

<p>Metformin mitokondriyi gerçekten “güçlendiriyor” mu?</p>

<p>Burada sık yapılan bir bilimsel sadeleştirme hatasına dikkat etmek gerekiyor.</p>

<p>Metforminin mitokondriler üzerindeki etkisini yalnızca “enerji üretimini artırıyor” şeklinde anlatmak doğru değil.</p>

<p>Araştırmalar, metforminin belirli koşullarda mitokondriyal solunum zincirinin özellikle kompleks I adı verilen bölümünü etkileyebildiğini gösteriyor.</p>

<p>Hücre buna enerji algılama ve metabolik uyum mekanizmalarını değiştirerek yanıt verebiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla bilim insanlarının ilgisini çeken nokta, metforminin mitokondriyi basitçe daha fazla enerji üretmeye zorlaması değil; hücresel enerji kullanımını ve stres yanıtlarını yeniden düzenleyebilmesi.</p>

<p>Bu ayrım, metforminin yaşlanma biyolojisindeki olası rolünü anlamak açısından önemli.</p>

<p>Hayvanlarda umut verici sonuçlar var, insanlarda kanıt daha sınırlı</p>

<p>Metforminin yaşam süresi üzerindeki dikkat çekici sonuçlarından bazıları deneysel hayvan modellerinden geldi.</p>

<p>Bazı çalışmalarda belirli koşullarda yaşam süresinde ve yaşla ilişkili metabolik göstergelerde olumlu değişiklikler bildirildi.</p>

<p>Ancak hayvanlarda yaşam süresini etkileyen bir müdahalenin insanlarda aynı sonucu vermesi garanti değil.</p>

<p>İnsanlarda metformin kullanan diyabet hastalarından elde edilen gözlemsel veriler de yaşlanma ve uzun yaşam araştırmalarına ilgi uyandırdı. Bununla birlikte bunların önemli bir bölümü, sağlıklı insanlarda metforminin yaşlanmayı yavaşlatıp yavaşlatmadığını doğrudan test eden randomize kontrollü araştırmalar değil.</p>

<p>Bu nedenle bugün için “metformin insan ömrünü uzatır” demek bilimsel olarak kanıtlanmış bir sonuç değildir.</p>

<p>GLP-1 ilaçlarının hikâyesi kan şekerinin ötesine geçti</p>

<p>Semaglutid gibi GLP-1 reseptör agonistleri başlangıçta özellikle tip 2 diyabet tedavisindeki rolleriyle biliniyordu.</p>

<p>Bu ilaçlar kan şekerine bağlı insülin salgısını artırabiliyor, glukagon salgısını azaltabiliyor, mide boşalmasını yavaşlatabiliyor ve beyindeki iştah merkezlerini etkileyerek tokluk hissini artırabiliyor.</p>

<p>Ancak büyük klinik araştırmalar, GLP-1 ilaçlarının bazı hasta gruplarında yalnızca kan şekeri ve vücut ağırlığı üzerinde etkili olmadığını gösterdi.</p>

<p>New England Journal of Medicine’da yayımlanan SELECT araştırmasına fazla kilolu veya obez, daha önce kalp-damar hastalığı bulunan ancak diyabeti olmayan 17 bin 604 kişi katıldı.</p>

<p>Ortalama yaklaşık 40 aylık takipte kalp-damar kaynaklı ölüm, ölümcül olmayan kalp krizi veya ölümcül olmayan inmeden oluşan birleşik sonlanım semaglutid grubunda yüzde 6,5, plasebo grubunda yüzde 8,0 olarak gerçekleşti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu sonuç yaklaşık yüzde 20’lik göreceli risk azalmasına karşılık geliyor.</p>

<p>Araştırma önemli bir noktayı ortaya koydu: GLP-1 temelli tedavilerin bazı kardiyovasküler yararları yalnızca diyabetli kişilerle sınırlı olmayabilir.</p>

<p>Ancak SELECT araştırması semaglutidin yaşlanmayı yavaşlattığını veya insan ömrünü uzattığını kanıtlamadı.</p>

<p>GLP-1 ilaçları mitokondrileri de etkileyebilir mi?</p>

<p>Deneysel araştırmalar GLP-1 sinyalinin enerji metabolizması, inflamasyon, oksidatif stres ve mitokondri fonksiyonlarıyla bağlantılı olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Özellikle kalp, sinir sistemi, yağ dokusu ve diğer metabolik dokulardaki hücresel etkiler araştırılıyor.</p>

<p>Bu bulgular, GLP-1 ilaçlarının yaşlanma biyolojisi açısından neden ilgi gördüğünü açıklıyor.</p>

<p>Fakat hücre veya hayvan deneylerinde görülen mitokondriyal bir değişikliğin, insanlarda daha uzun veya daha sağlıklı yaşam anlamına geldiğini varsaymak doğru değil.</p>

<p>Bunun gösterilebilmesi için uzun süreli insan çalışmalarına ihtiyaç var.</p>

<p>SGLT2 inhibitörleri neden ayrı bir ilgi odağı oldu?</p>

<p>Empagliflozin ve benzeri SGLT2 inhibitörleri böbreklerin glikozu geri emmesini azaltarak idrarla daha fazla glikoz atılmasını sağlıyor.</p>

<p>Ancak bu ilaçların klinik öyküsü de kan şekeri kontrolünün çok ötesine geçti.</p>

<p>Büyük randomize kontrollü araştırmalar, uygun hasta gruplarında SGLT2 inhibitörlerinin kalp yetersizliği nedeniyle hastaneye yatış ve böbrek hastalığının ilerlemesi gibi önemli sonuçları azaltabildiğini gösterdi.</p>

<p>EMPA-REG OUTCOME araştırmasında yüksek kalp-damar riski taşıyan tip 2 diyabet hastalarında empagliflozin ile önemli kardiyovasküler yararlar görüldü.</p>

<p>Daha sonra yapılan kalp yetersizliği çalışmalarında ise yararın diyabeti olmayan hastalara da uzanabildiği ortaya çıktı.</p>

<p>EMPEROR-Reduced araştırmasında empagliflozin kullananlarda kardiyovasküler ölüm veya kalp yetersizliği nedeniyle hastaneye yatıştan oluşan birleşik sonuç yüzde 19,4 iken plasebo grubunda yüzde 24,7 olarak gerçekleşti.</p>

<p>Etkinin diyabeti olan ve olmayan hastalarda benzer yönde görülmesi özellikle dikkat çekti.</p>

<p>SGLT2 ilaçları hücrenin yakıt kullanımını değiştirebilir</p>

<p>SGLT2 inhibitörlerinin oluşturduğu metabolik değişikliklerin hücrelerin enerji kaynaklarını kullanma biçimini etkileyebileceği düşünülüyor.</p>

<p>Keton metabolizmasındaki değişiklikler, oksidatif stres, inflamasyon, otofaji ve mitokondri fonksiyonları olası mekanizmalar arasında araştırılıyor.</p>

<p>Bu mekanizmaların bir kısmı yaşlanma biyolojisinde incelenen yollarla örtüşüyor.</p>

<p>Ancak burada da klinik olarak kanıtlanmış kalp ve böbrek yararları ile deneysel düzeyde araştırılan yaşlanmanın biyolojik süreçlerine yönelik olası etkileri birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu: “Asıl mesele ömrü değil, sağlıklı geçirilen yılları uzatmak”</p>

<p>Moleküler biyoloji, genetik ve longevity alanındaki çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, diyabet tedavisinde kullanılan bazı ilaçların yaşlanma biyolojisi açısından da dikkat çekici araştırma alanları oluşturduğunu belirterek, kanıtlanmış tedavi etkileri ile henüz araştırma aşamasındaki uzun yaşam etkilerinin birbirinden ayrılması gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Yılancıoğlu şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Metformin, GLP-1 reseptör agonistleri ve SGLT2 inhibitörleri yalnızca kan şekerini etkileyen ilaçlar olarak değerlendirilmemeli. Bu ilaçların enerji metabolizması, inflamasyon, hücresel stres yanıtları ve mitokondri fonksiyonlarıyla kesişen etkileri olduğuna ilişkin giderek artan bilimsel veri bulunuyor. Özellikle mitokondriler burada önemli; çünkü yaşlanmayı yalnızca takvim yaşı olarak değil, hücrenin enerjiyi üretme ve kullanma kapasitesi, hasara verdiği yanıt ve metabolik esnekliği üzerinden de anlamaya çalışıyoruz.”</p>

<p>Yılancıoğlu, mevcut bulguların “yaşlanmayı durduran ilaç bulundu” şeklinde yorumlanmaması gerektiğini vurgulayarak değerlendirmesini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Bir ilacın yaşlanmayla ilişkili bir moleküler yolu etkilemesi, insan ömrünü uzattığının kanıtı değildir. Metformin için uzun yıllardır önemli veriler var; GLP-1 ve SGLT2 gruplarında ise kardiyometabolik yararların yanında hücresel enerji dengesi, inflamasyon ve mitokondri biyolojisi giderek daha fazla araştırılıyor. Fakat sağlıklı insanlara bu ilaçları sadece daha uzun yaşamak amacıyla vermeyi destekleyen yeterli klinik kanıt henüz yok.”</p>

<p>Uzun yaşam araştırmalarında asıl hedefin yalnızca insan ömrüne birkaç yıl eklemek olmadığını belirten Yılancıoğlu:</p>

<p>“Bence asıl soru ‘Kaç yıl daha yaşayabiliriz?’ değil, ‘Kaç yılı sağlıklı yaşayabiliriz?’ olmalı. Bilimde bunun karşılığı sağlıklı yaşam süresidir. Kalp-damar hastalıklarının, metabolik bozuklukların, böbrek hastalıklarının ve kırılganlığın daha geç ortaya çıktığı bir yaşam hedefleniyor. Eğer gelecekte bazı mevcut ilaçların bu süreçleri güvenli biçimde etkileyebildiği güçlü klinik çalışmalarla gösterilirse, yaşlanma tıbbında önemli bir dönüşüm görebiliriz. Ama bugün için bilimsel heyecanla klinik kanıt arasındaki mesafeyi korumamız gerekiyor.”</p>

<p>Üç ilaç grubu aynı şeyi yapmıyor</p>

<p>Metformin, GLP-1 reseptör agonistleri ve SGLT2 inhibitörlerini tek bir “yaşlanma ilacı” kategorisine koymak doğru olmaz.</p>

<p>Her birinin temel etki mekanizması farklı.</p>

<p>Metformin hücresel enerji algısı ve karaciğerin glikoz üretimi üzerinde önemli etkilere sahip.</p>

<p>GLP-1 reseptör agonistleri iştah, insülin-glukagon dengesi, vücut ağırlığı ve çeşitli metabolik yollar üzerinden çalışıyor.</p>

<p>SGLT2 inhibitörleri ise böbrekten glikoz ve sodyum geri emilimini değiştirirken kalp ve böbrek fizyolojisi üzerinde önemli sonuçlar oluşturuyor.</p>

<p>Ortak nokta, bu ilaçların etkilerinin kan şekerinden ibaret olmadığının giderek daha açık hale gelmesi.</p>

<p>Kalp ve böbrek yararları güçlü kanıta sahip</p>

<p>“Yaşlanma karşıtı” olası etkiler ile bugün klinik olarak kanıtlanmış yararları ayırmak özellikle önemli.</p>

<p>Güncel diyabet tedavi yaklaşımında, tip 2 diyabetle birlikte kalp-damar veya kronik böbrek hastalığı bulunan uygun kişilerde kanıtlanmış yarara sahip SGLT2 inhibitörleri ve GLP-1 reseptör agonistleri önemli bir yer tutuyor.</p>

<p>Üstelik bazı hasta gruplarında bu ilaçların seçimi yalnızca kan şekerini ne kadar düşürdüklerine göre yapılmıyor.</p>

<p>Kalp, böbrek, vücut ağırlığı ve genel kardiyometabolik risk üzerindeki etkiler tedavi seçiminde giderek daha önemli hale geldi.</p>

<p>Bu, diyabet tedavisindeki en önemli değişimlerden biri.</p>

<p>Peki bunlara “yaşlanma karşıtı ilaç” diyebilir miyiz?</p>

<p>Bugünkü kanıtlarla hayır.</p>

<p>Bu ilaçların bazıları yaşlanmayla ilişkili biyolojik mekanizmaları etkileyebilir. Hayvan, hücre ve insan çalışmalarından gelen sonuçlar araştırmacılar için önemli ipuçları sağlıyor.</p>

<p>Ancak bir ilacın inflamasyonu azaltması, mitokondri fonksiyonlarını değiştirmesi veya kalp-damar riskini düşürmesi otomatik olarak insan yaşlanmasını yavaşlattığı anlamına gelmez.</p>

<p>Bunu kanıtlamak için sağlıklı yaşam süresi, yaşa bağlı hastalıkların ortaya çıkışı, fiziksel ve bilişsel işlevler ve mümkünse yaşam süresi gibi sonuçları uzun yıllar boyunca izleyen kontrollü insan çalışmalarına ihtiyaç var.</p>

<p>Bilimsel açıdan bugün söylenebilecek en dengeli sonuç şu:</p>

<p>Metformin, GLP-1 reseptör agonistleri ve SGLT2 inhibitörleri yaşlanma biyolojisiyle kesişen mekanizmaları etkileyebilir; fakat bugün hiçbiri yalnızca yaşlanmayı yavaşlatmak veya ömrü uzatmak amacıyla kullanılabilecek kanıtlanmış bir “uzun yaşam ilacı” değildir.</p>

<p>Sağlıklı insanların uzun yaşam amacıyla kullanması doğru mu?</p>

<p>Araştırmaların en kritik noktalarından biri burada.</p>

<p>Bir ilacın diyabet, obezite, kalp yetersizliği veya böbrek hastalığı bulunan uygun kişilerde yararlı olması, sağlıklı insanların daha uzun yaşamak amacıyla aynı ilacı kullanmasının yararlı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Reçeteli ilaçların yararlarının yanında riskleri de bulunur.</p>

<p>Metformin özellikle mide-bağırsak yakınmalarına yol açabilir; uzun süreli kullanımda B12 vitamini düzeyleri açısından değerlendirme gerekebilir. Böbrek fonksiyonlarının ciddi şekilde bozulduğu bazı durumlarda kullanımı uygun değildir.</p>

<p>GLP-1 reseptör agonistlerinde bulantı, kusma, ishal veya kabızlık gibi mide-bağırsak etkileri görülebilir ve belirli klinik durumlarda özel değerlendirme gerekir.</p>

<p>SGLT2 inhibitörlerinde genital enfeksiyonlar, sıvı kaybı ve nadiren kan şekeri çok yüksek olmadan da gelişebilen diyabetik ketoasidoz gibi önemli riskler bulunabilir.</p>

<p>Yılancıoğlu’nun onayına sunulan görüş taslağında bu konuda da şu uyarı yer aldı:</p>

<p>“Uzun yaşam arayışı, gereksiz ilaç kullanımına dönüşmemeli. Her ilacın bir kullanım amacı, yarar-risk dengesi ve uygun hasta profili vardır. Bugün elimizdeki en güçlü mesaj, bu ilaçların uygun hastalarda diyabet tedavisinin ötesine geçen önemli kardiyometabolik yararlar sağlayabildiğidir. Yaşlanmanın biyolojisini ne ölçüde değiştirebildikleri ise önümüzdeki yılların en heyecan verici araştırma alanlarından biri olmaya devam edecek.”</p>

<p>Hedef yalnızca uzun yaşamak değil, sağlıklı yaş almak</p>

<p>Modern yaşlanma araştırmalarında giderek daha fazla öne çıkan kavramlardan biri “sağlıklı yaşam süresi”.</p>

<p>Amaç yalnızca insanın kaç yıl yaşadığını artırmak değil; kalp-damar hastalıkları, metabolik bozukluklar, böbrek hastalıkları, kırılganlık ve diğer yaşla ilişkili sorunların mümkün olduğunca geç ortaya çıktığı, kişinin bağımsızlığını ve yaşam kalitesini koruduğu dönemi uzatmak.</p>

<p>Metformin, GLP-1 ve SGLT2 ilaçlarının oluşturduğu bilimsel ilginin önemli bir bölümü de buradan kaynaklanıyor.</p>

<p>Bu ilaçlar gelecekte yaşlanmanın biyolojik mekanizmalarını anlamamız için yeni kapılar açabilir. Fakat bugünkü güçlü klinik kanıtların söylediği şey daha somut:</p>

<p>Doğru hastada doğru tedavi kullanıldığında modern diyabet tedavisi artık yalnızca kan şekerini düşürmeyi değil; kalbi, böbrekleri ve uzun vadeli sağlığı korumayı da hedefliyor.</p>

<p>Yaşlanmanın kendisini ilaçla güvenli biçimde yavaşlatmanın mümkün olup olmadığı ise bilimin cevap aradığı büyük sorulardan biri olmaya devam ediyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. New England Journal of Medicine – Semaglutide and Cardiovascular Outcomes in Obesity without Diabetes – Lincoff AM ve arkadaşları, SELECT Trial Investigators – 2023 – DOI: 10.1056/NEJMoa2307563<br />
2. New England Journal of Medicine – Empagliflozin, Cardiovascular Outcomes, and Mortality in Type 2 Diabetes – Zinman B ve arkadaşları, EMPA-REG OUTCOME Investigators – 2015 – DOI: 10.1056/NEJMoa1504720<br />
3. New England Journal of Medicine – Cardiovascular and Renal Outcomes with Empagliflozin in Heart Failure – Packer M ve arkadaşları, EMPEROR-Reduced Trial Investigators – 2020 – DOI: 10.1056/NEJMoa2022190<br />
4. Diabetes Care – Standards of Care in Diabetes 2026: Pharmacologic Approaches to Glycemic Treatment – American Diabetes Association Professional Practice Committee – 2026<br />
5. Diabetes Care – Standards of Care in Diabetes 2026: Cardiovascular Disease and Risk Management – American Diabetes Association Professional Practice Committee – 2026<br />
6. Biochemical Journal – Effects of metformin and other biguanides on oxidative phosphorylation in mitochondria – Bridges HR, Jones AJ, Pollak MN, Hirst J – 2014 – DOI: 10.1042/BJ20140620<br />
7. Drug Design, Development and Therapy – Metformin: a review of its potential indications – Wang YW, He SJ, Feng X ve arkadaşları – 2017 – DOI: 10.2147/DDDT.S141675</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/metformin-glp-1-ve-sglt2-ilaclari-sadece-sekeri-mi-dusuruyor-bazi-diyabet-ilaclari-yaslanma-arastirmalarinin-radarinda</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 00:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8085.jpeg" type="image/jpeg" length="27227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ordu’da heyelanzede üreticinin fındık mesaisi çileye döndü: “1 ay kalacak yer istedik, vermediler”]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/orduda-heyelanzede-ureticinin-findik-mesaisi-cileye-dondu-1-ay-kalacak-yer-istedik-vermediler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/orduda-heyelanzede-ureticinin-findik-mesaisi-cileye-dondu-1-ay-kalacak-yer-istedik-vermediler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ordu’nun Kumru ilçesinde yaklaşık 1,5 yıl önce meydana gelen heyelanda iki evi hasar gören fındık üreticisi Adem Perik, 3 ton fındığını toplamak için köyüne dönmek istiyor ancak ailesiyle kalabileceği bir yer bulamıyor. Perik, yalnızca hasat döneminde kullanmak üzere köydeki kültür evi veya atıl durumdaki lojmanın tahsis edilmesini istediğini ancak talebinin kabul edilmediğini söyledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yaşanan mağduriyet, Türkiye’nin farklı bölgelerinde eğitim amacıyla artık kullanılmayan eski köy okulları ve diğer kamu binalarının kırsal nüfusun ihtiyaçları için nasıl değerlendirilebileceği tartışmasını da gündeme taşıdı.</p>

<p>Heyelan evlerini kullanılamaz hale getirdi</p>

<p>Ordu’nun Kumru ilçesine bağlı Güneycik Mahallesi’nde yaklaşık 1,5 yıl önce meydana gelen heyelan, bölgedeki bazı evleri kullanılamaz hale getirdi.</p>

<p>Heyelanda 5 evin kullanılamaz hale geldiği, yıkılma tehlikesi bulunan 2 evin de tahliye edildiği belirtildi.</p>

<p>Afetten etkilenen isimlerden biri de fındık üreticisi Adem Perik oldu. Perik’in yaklaşık 15 yıl önce yaptırdığı iki katlı binası ile eski evi ağır hasar gördü.</p>

<p>Perik ailesi, AFAD tarafından sağlanan bir yıllık kira desteğinin ardından Kumru ilçe merkezinde yaşamaya başladı.</p>

<p>Ancak Karadeniz’de fındık hasadının başlaması aileyi yeni bir sorunla karşı karşıya bıraktı.</p>

<p>3 ton fındık tarlada, aile kalacak yer arıyor</p>

<p>Yaklaşık 3 ton fındığı bulunan Adem Perik’in ürününü toplayabilmesi için hasat döneminde köyünde bulunması gerekiyor.</p>

<p>Perik, KOAH hastası anne ve babası ile üç çocuğuyla birlikte köyde kalabilecekleri bir ev bulunmadığını belirterek, yalnızca hasat süresince kullanılmak üzere köy kültür evi veya atıl durumdaki lojmanın kendilerine tahsis edilmesini talep ettiğini söyledi.</p>

<p>Milli Eğitim Müdürlüğü ve Kaymakamlık başta olmak üzere çeşitli makamlara başvurduğunu anlatan Perik, sonuç alamadığını ifade etti.</p>

<p>“Kalıcı istemiyorum, sadece bir ay”</p>

<p>Yaşadığı durumu anlatan Perik, talebinin kalıcı bir konut olmadığının altını çizerek şunları söyledi:</p>

<p>“AFAD ev için bir senelik kira yardımı yaptı, köyde yer bulamadığımız için Kumru merkeze yerleştik. Ancak 3 ton fındığımız var ve sezon başladı. Fındık hasadı sürecinde köy kültür evinde veya lojmanda kalmak istedik. Milli Eğitim’e, Kaymakamlığa başvurduk, Vali Bey’e kadar çıktık. Kaymakam Bey, Milli Eğitim Müdürü ile yaptığı görüşme sonucunda ‘Senin iş olmuyor’ dedi. En azından fındık sezonu için 1-2 aylığına istedik ama bize münasip görmediler, vermediler.”</p>

<p>Perik, ailesinin şartlarına da dikkat çekerek şöyle devam etti:</p>

<p>“Ben orayı kalıcı olarak istemiyorum. Tek istediğim sadece bir ay kalmak. Annem ve babam KOAH hastası, 3 tane de çocuğum var. Bizim 15 yıllık yeni yaptırdığımız 2 katlı binamız ve eski evimiz hasar gördü, perişan olduk. Fındığımızı toplayabilmek için geçici bir barınma desteği bekliyoruz.”</p>

<p>Muhtar: Birden fazla mağdur hane var</p>

<p>Güneycik Mahallesi Muhtarı Nevzat Bayın da heyelanın yaklaşık 1,5 yıl önce meydana geldiğini ve bölgede benzer durumda birden fazla hanenin bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Bayın, geçici barınma amacıyla gündeme gelen kamuya ait yer konusunda Milli Eğitim Müdürlüğü ile görüştüklerini ancak olumlu sonuç alamadıklarını belirtti.</p>

<p>“Burada 5-6 tane hane var. Birine vereceğim, birine olmayacak. Biz bu konuyla ilgili Milli Eğitim’e de gittik. Milli Eğitim kabul etmedi” diyen Bayın, kendilerine hukuki ve idari sorumluluk gerekçelerinin aktarıldığını ifade etti.</p>

<p>Bayın’ın aktardığına göre yetkililer, binada kalan bir kişinin sağlık sorunu yaşaması gibi durumlarda kurum açısından sorumluluk doğabileceğini ve söz konusu yeri bu amaçla tahsis etme yetkilerinin bulunmadığını belirtti.</p>

<p>“Kaymakama da Valiye de gidildi”</p>

<p>Sorunun çözümü amacıyla farklı kurumların kapısının çalındığını anlatan Muhtar Bayın, “Kaymakam’a gidiyorsun, Kaymakam Milli Eğitim Müdürü’nü arıyor. Biz Vali’ye de gittik. Vali’ye gidiyorsun, AFAD’ı arıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Heyelan mağdurlarının yeni ev yapabilecekleri uygun alan bulmakta da güçlük çektiğini belirten Bayın, bürokratik süreçlerin çözümü geciktirdiğini söyledi.</p>

<p>Bayın, “Bunlar ev yapmaya yer bulamayınca mağduriyet yaşadılar. Herkes bir çare arıyor ama devlet işleri hemen olmuyor, bir sürü prosedürü var” dedi.</p>

<p>Ordu’daki olay eski köy okullarını da gündeme taşıdı</p>

<p>Adem Perik ailesinin yaşadığı sorun, yalnızca bir üreticinin fındık hasadı sırasında karşılaştığı barınma problemi olmaktan öte, kırsaldaki kullanılmayan kamu taşınmazlarının durumunu da yeniden tartışmaya açıyor.</p>

<p>Türkiye’de taşımalı eğitim, öğrenci sayısının azalması ve köylerden kentlere göç gibi nedenlerle eğitim amacıyla kullanılmayan çok sayıda eski köy okulu bulunuyor. Bu yapıların bir bölümü Köy Yaşam Merkezi gibi projelerle yeniden kullanıma kazandırılırken, uzun süre kullanılmayan bazı yapıların ise zaman içerisinde bakımsız hale geldiği görülüyor.</p>

<p>Bir tarafta köyünde üretimini sürdüren veya afet nedeniyle barınma problemi yaşayan vatandaşlar, diğer tarafta asli kamu hizmetinde artık kullanılmayan taşınmazlar bulunması, yeni bir değerlendirme modeline ihtiyaç olup olmadığı sorusunu beraberinde getiriyor.</p>

<p>Çürümeye bırakmak yerine köylünün hizmetine sunulabilir mi?</p>

<p>Eğitim amacıyla yeniden kullanılmayacağı kesinleşen eski köy okulları ve benzeri kamu taşınmazlarının hukuki statülerinin tek tek incelenerek kırsal kalkınmaya kazandırılması değerlendirilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mülkiyet durumu ve yürürlükteki mevzuat uygun olduğu ölçüde bu yapıların köy sakinlerine uzun süreli kiralanması, afet mağdurlarına geçici olarak tahsis edilmesi, tarımsal kooperatiflere kullandırılması, köy yaşam merkezlerine dönüştürülmesi veya kamu açısından ihtiyaç kalmayan taşınmazların mevzuata uygun yöntemlerle satışının değerlendirilmesi seçenekler arasında yer alabilir.</p>

<p>Böyle bir model hem kamu malının atıl kalarak değer kaybetmesinin önüne geçebilir hem de kırsalda yaşamaya ve üretmeye devam eden vatandaşlara yeni imkânlar sağlayabilir.</p>

<p>Atıl köy okulları için kapsamlı envanter çağrısı</p>

<p>Konunun yalnızca Kumru özelinde değil, Türkiye genelinde ele alınması da önem taşıyor.</p>

<p>Kullanılmayan eski köy okullarının kaçının yeniden eğitim amacıyla kullanılabileceği, kaçının Köy Yaşam Merkezi olarak değerlendirilebileceği, kaçının başka kamu hizmetlerine tahsis edilebileceği ve hangilerinin artık kamu açısından kullanım ihtiyacının bulunmadığı kapsamlı bir envanter çalışmasıyla ortaya konulabilir.</p>

<p>Kamu hizmetinde kullanılmasına ihtiyaç bulunmayan taşınmazlar için de köylüyü ve kırsal üretimi önceleyen kiralama, tahsis veya mevzuata uygun satış modellerinin tartışılması mümkün.</p>

<p>Böylece yıllarca kapalı kaldığı için fiziksel olarak yıpranan yapılar ekonomiye ve köy hayatına yeniden kazandırılabilir.</p>

<p>Fındığını toplamak isteyen afetzede çözüm bekliyor</p>

<p>Kumru’daki Perik ailesinin talebi ise çok daha kısa vadeli.</p>

<p>Aile kalıcı olarak kamuya ait bir taşınmaz istemediğini, yalnızca fındık hasadı boyunca yaklaşık bir ay barınabilecekleri güvenli bir yer talep ettiklerini belirtiyor.</p>

<p>Şimdi gözler, hasat devam ederken Perik ailesinin geçici barınma sorununa bir çözüm bulunup bulunamayacağına çevrildi.</p>

<p>Yaşanan olay aynı zamanda daha büyük bir soruyu da gündeme taşıdı:</p>

<p>Köylerde artık kullanılmayan kamu binaları yıllar içerisinde çürümeye terk edilmek yerine, kamu yararı korunarak yeniden köylünün ve üreticinin hizmetine kazandırılabilir mi?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📰 Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/orduda-heyelanzede-ureticinin-findik-mesaisi-cileye-dondu-1-ay-kalacak-yer-istedik-vermediler</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8084.jpeg" type="image/jpeg" length="54577"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DİTİB’in eski Genel Başkanı Dr. Mehmet Aksoy vefat etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ditibin-eski-genel-baskani-dr-mehmet-aksoy-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ditibin-eski-genel-baskani-dr-mehmet-aksoy-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya’da uzun yıllar din hizmetlerinde görev yapan ve Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Genel Başkanlığı görevini üstlenen Dr. Mehmet Aksoy hayatını kaybetti. Aksoy’un vefatı ailesi, yakınları ve DİTİB camiasında üzüntüye neden oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>DİTİB’in eski Genel Başkanı Dr. Mehmet Aksoy vefat etti</p>

<p>Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) eski genel başkanlarından Dr. Mehmet Aksoy hayatını kaybetti.</p>

<p>DİTİB tarafından yayımlanan taziye mesajında, Aksoy’un vefatının üzüntüyle öğrenildiği belirtilerek ailesine, yakınlarına ve DİTİB camiasına başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>Dr. Mehmet Aksoy, 1993-1998 yılları arasında Almanya’da Din Hizmetleri Müşaviri olarak görev yaptı. Aksoy, 1994-1999 yılları arasında ise DİTİB Genel Başkanlığı görevini yürüttü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Almanya’daki Türk toplumuna yönelik din hizmetleri ve teşkilat çalışmalarında uzun yıllar görev alan Aksoy’un, DİTİB bünyesinde gerçekleştirdiği çalışmalar ve kuruma sunduğu katkılarla hatırlanacağı belirtildi.</p>

<p>Dr. Mehmet Aksoy’un cenazesi, 12 Ağustos 2026 tarihinde memleketi Çorum’un Kargı ilçesinde aile kabristanında toprağa verildi.</p>

<p>DİTİB tarafından yayımlanan taziye mesajında Dr. Mehmet Aksoy’a Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve DİTİB camiasına sabır ve başsağlığı dilendi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ditibin-eski-genel-baskani-dr-mehmet-aksoy-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 22:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8083-1.jpeg" type="image/jpeg" length="45510"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Borçka’da büyük üzüntü: Öğretmen Türkan Küçük hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/borckada-buyuk-uzuntu-ogretmen-turkan-kucuk-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/borckada-buyuk-uzuntu-ogretmen-turkan-kucuk-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Artvin’in Borçka ilçesinde eğitim camiasının sevilen isimlerinden, yıllar boyunca yetiştirdiği öğrenciler ve çevresinde bıraktığı izlerle anılan öğretmen Türkan Küçük hayatını kaybetti. Küçük’ün vefatı öğrencileri, meslektaşları ve sevenleri arasında büyük üzüntüye neden oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Borçka eğitim camiası yasa boğuldu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Borçka’da uzun yıllar eğitime emek veren ve öğrencileri tarafından sevgiyle anılan öğretmen Türkan Küçük’ten acı haber geldi.</p>

<p>“Her öğrencinin öğretmeni” olarak gönüllerde yer edindiği ifade edilen Küçük’ün hayatını kaybetmesi, ilçede büyük üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Öğrencilerinin hafızasında iz bıraktı</p>

<p>Meslek hayatı boyunca çok sayıda öğrencinin eğitimine katkıda bulunan Türkan Küçük, yalnızca dersleriyle değil, öğrencileriyle kurduğu bağ ve eğitim camiasında bıraktığı izlerle de anılıyor.</p>

<p>Vefat haberinin duyulmasının ardından öğrencileri, meslektaşları ve sevenleri üzüntülerini dile getirirken, Küçük’ün hatırasının yetiştirdiği öğrencilerle yaşamaya devam edeceği ifade edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/borckada-buyuk-uzuntu-ogretmen-turkan-kucuk-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 22:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8080.jpeg" type="image/jpeg" length="28564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72272"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="84101"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83179"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25489"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77721"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="56620"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
