<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 16 Aug 2026 21:05:32 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dang Virüsü Nedir? Sivrisinek Isırığı Sonrası Ortaya Çıkabilen Belirtiler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dang-virusu-nedir-sivrisinek-isirigi-sonrasi-ortaya-cikabilen-belirtiler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dang-virusu-nedir-sivrisinek-isirigi-sonrasi-ortaya-cikabilen-belirtiler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dang humması, özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde sivrisinekler aracılığıyla yayılan ve bazı hastalarda ağır seyredebildiği için dikkatle izlenmesi gereken viral bir enfeksiyondur. Yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, göz arkasında ağrı, kas-eklem ağrıları ve döküntüyle ortaya çıkabilen hastalıkta tedavinin temelini destekleyici bakım ve ağırlaşma belirtilerinin erken fark edilmesi oluşturuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yüksek ateş, baş ağrısı ve bütün vücudu saran yoğun ağrılar ilk bakışta sıradan bir viral enfeksiyonu düşündürebilir. Ancak dang hummasının görüldüğü bir bölgede yaşayan veya yakın zamanda böyle bir bölgeye seyahat eden kişilerde bu tablo farklı değerlendirilmelidir. Hastalığı taşıyan sivrisineğin ısırmasından günler sonra başlayan belirtiler çoğu kişide kendiliğinden düzelirken, küçük bir grupta ciddi damar geçirgenliği, kanama ve dolaşım bozukluklarının eşlik edebildiği ağır dang gelişebilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, dünya nüfusunun yaklaşık yarısının dang riski altında bulunduğunu ve her yıl tahminen 100 ila 400 milyon enfeksiyon meydana geldiğini bildiriyor. Hastalık açısından en önemli noktalardan biri ise ağırlaşma belirtilerinin bazen ateş düşmeye başladıktan sonra ortaya çıkabilmesi.</p>

<p>Dang Humması Nedir?</p>

<p>Dang humması, DENV olarak adlandırılan dang virüsünün yol açtığı sivrisinek kaynaklı viral bir enfeksiyondur. Virüsün DENV-1, DENV-2, DENV-3 ve DENV-4 olmak üzere dört temel serotipi bulunur.</p>

<p>Hastalık insanlara başlıca enfekte Aedes aegypti sivrisineklerinin, bazı bölgelerde ise Aedes albopictus sivrisineklerinin ısırmasıyla geçer. Bu sivrisinekler özellikle tropikal ve subtropikal iklimlerde yaygındır ve gündüz saatlerinde de aktif biçimde ısırabilir.</p>

<p>Dang enfeksiyonlarının önemli bir bölümü belirti vermeden veya hafif belirtilerle geçirilebilir. Belirti gelişen kişilerin çoğu yaklaşık bir ila iki hafta içinde iyileşir. Bununla birlikte bazı hastalarda hastanede tedavi gerektiren ağır dang tablosu ortaya çıkabilir.</p>

<p>Dang Virüsü Neden Olur ve Nasıl Bulaşır?</p>

<p>Hastalığın nedeni dang virüsüdür. En önemli bulaş yolu, virüsü taşıyan dişi Aedes sivrisineğinin insanı ısırmasıdır.</p>

<p>Sivrisinek, virüsü taşıyan bir kişiden kan emerken enfekte olabilir. Daha sonra başka bir insanı ısırdığında virüsü aktarabilir. Bu nedenle hastalığın yayılmasında insan-sivrisinek-insan döngüsü önemli rol oynar.</p>

<p>Dang, grip veya COVID-19 gibi günlük sosyal temasla insandan insana kolayca yayılan bir enfeksiyon değildir. Nadir görülen farklı bulaş yolları bildirilmiş olsa da toplumdaki yayılımın temel motoru enfekte sivrisineklerdir.</p>

<p>Sıcaklık, yağış, nem, kentleşme, su birikintileri ve sivrisineklerin çoğalabileceği uygun ortamların artması hastalığın yayılımını etkileyebilir.</p>

<p>Dang Humması Belirtileri Nelerdir?</p>

<p>Belirtiler enfekte sivrisineğin ısırmasından genellikle 4 ila 10 gün sonra ortaya çıkar ve çoğunlukla 2 ila 7 gün sürer.</p>

<p>İlk ve Erken Belirtiler</p>

<p>Hastalık çoğu zaman ani başlayan yüksek ateşle kendini gösterebilir. Ateşe şiddetli baş ağrısı ve belirgin halsizlik eşlik edebilir.</p>

<p>Bazı hastalarda gözlerin arkasında hissedilen ağrı dikkat çekicidir. Kas, kemik ve eklem ağrılarının belirgin olması nedeniyle dang geçmişte “kırık kemik ateşi” olarak da adlandırılmıştır.</p>

<p>Sık Görülen Belirtiler</p>

<ul>
 <li>Yüksek ateş</li>
 <li>Şiddetli baş ağrısı</li>
 <li>Gözlerin arkasında ağrı</li>
 <li>Kas ve eklem ağrıları</li>
 <li>Bulantı</li>
 <li>Kusma</li>
 <li>Deri döküntüsü</li>
 <li>Lenf bezlerinde şişme</li>
 <li>Belirgin halsizlik</li>
</ul>

<p>Bu belirtilerin hiçbiri tek başına dang tanısı koydurmaz. Benzer yakınmalar başka viral ve bakteriyel enfeksiyonlarda da görülebilir.</p>

<p>Ağır Dang Belirtileri</p>

<p>Dang enfeksiyonundaki kritik noktalardan biri, ciddi belirtilerin ateş gerilemeye başladıktan sonra gelişebilmesidir. Ateşin düşmesi bu nedenle her zaman hastalığın tamamen geçtiği anlamına gelmez.</p>

<p>Şiddetli karın ağrısı, sürekli kusma, hızlı solunum, burun veya diş eti kanaması, kanlı kusma veya dışkı, belirgin huzursuzluk, aşırı halsizlik, yoğun susama, soluk ve soğuk cilt ağır hastalığın uyarıcı belirtileri arasında yer alır.</p>

<p>Bu bulgular ortaya çıktığında acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Dang Humması Nasıl Teşhis Edilir?</p>

<p>Tanıda hastanın belirtileri kadar seyahat ve yaşadığı bölge öyküsü de önem taşır. Hekim, dangın görüldüğü bir bölgeye yakın zamanda seyahat edilip edilmediğini ve sivrisinek maruziyeti olasılığını değerlendirir.</p>

<p>Tanıyı desteklemek veya doğrulamak için hastalığın dönemine göre virüsün genetik materyalini araştıran moleküler testler, NS1 antijen testi veya dang virüsüne karşı gelişen antikorları araştıran serolojik testler kullanılabilir.</p>

<p>Kan sayımı da hastalığın takibinde önemlidir. Trombositlerde azalma ve hematokrit değerindeki değişiklikler klinik tabloyla birlikte değerlendirilebilir.</p>

<p>Testin türü hastalığın kaçıncı gününde olunduğuna göre önem kazandığından, sonuçların hekim tarafından belirtiler ve diğer laboratuvar bulgularıyla birlikte yorumlanması gerekir.</p>

<p>Dang Humması Tedavisi Nasıl Yapılır?</p>

<p>Dang virüsünü doğrudan ortadan kaldıran, rutin kullanımda hastalığa özgü bir antiviral tedavi bulunmamaktadır. Tedavinin temel amacı sıvı dengesinin korunması, belirtilerin kontrol edilmesi ve ağır dang gelişiminin erken fark edilmesidir.</p>

<p>Hafif vakalarda dinlenme, yeterli sıvı alınması ve klinik takip önem taşır. Ateş ve ağrının kontrolünde uygun ilaç seçimi hekim veya sağlık profesyonelinin önerisine göre yapılmalıdır.</p>

<p>Dang şüphesi bulunan kişilerde aspirin ve ibuprofen gibi bazı nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar kanama riskini artırabileceğinden özellikle dikkat gerektirir. Kişinin kendi kendine ilaç başlamaması en güvenli yaklaşımdır.</p>

<p>Ağır dang gelişen hastalarda hastane izlemi gerekebilir. Damar yoluyla sıvı tedavisi ve hastanın dolaşım, kanama ve organ fonksiyonları açısından yakından takip edilmesi yaşamsal önem taşıyabilir.</p>

<p>Tedavi hastanın yaşı, hastalığın şiddeti, gebelik durumu, eşlik eden hastalıkları ve klinik bulgularına göre kişiselleştirilir.</p>

<p>Güncel Bilimsel Gelişmeler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dang hastalığında son yıllardaki önemli gelişmelerden biri aşılama alanında yaşandı. WHO, TAK-003 olarak bilinen canlı zayıflatılmış dang aşısını yüksek dang bulaş yoğunluğunun bulunduğu bölgelerde 6-16 yaş arasındaki çocuklar için öneriyor.</p>

<p>WHO yaklaşımında aşılama tek başına yeterli bir mücadele yöntemi olarak kabul edilmiyor. Sivrisinek kontrolü, erken tanı, uygun hasta yönetimi ve toplumun korunma yöntemleri konusunda bilinçlendirilmesi birlikte yürütülmesi gereken temel uygulamalar arasında bulunuyor.</p>

<p>Dang aşılarının kullanımı yaşa, kişinin sağlık durumuna, daha önce dang geçirip geçirmediğine, ülkenin ruhsatlandırma koşullarına ve bölgesel hastalık yüküne göre değişebildiğinden aşı kararı bireysel olarak sağlık profesyoneliyle değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yeni aşı adayları, antiviral tedaviler, sivrisinek popülasyonunun kontrolüne yönelik biyolojik yöntemler ve daha hızlı tanı teknolojileri üzerindeki araştırmalar da devam ediyor. Araştırma aşamasındaki yöntemlerin tümü henüz rutin klinik uygulamanın parçası değildir.</p>

<p>Dang Hummasından Nasıl Korunulur?</p>

<p>Dangdan korunmada en önemli adım sivrisinek ısırıklarını azaltmaktır. Hastalığı taşıyan Aedes sivrisineklerinin gündüzleri de aktif olabilmesi nedeniyle korunma yalnızca gece saatleriyle sınırlı tutulmamalıdır.</p>

<p>Uzun kollu giysiler ve vücudu daha fazla örten kıyafetler tercih edilebilir. Uygun sivrisinek kovucuların ürün talimatlarına göre kullanılması, pencere ve kapılarda sineklik bulunması ve gerektiğinde cibinlik kullanılması riski azaltabilir.</p>

<p>Sivrisineklerin üreyebildiği durgun suların ortadan kaldırılması da önemlidir. Saksı altlıkları, açık su kapları, kovalar, kullanılmayan lastikler ve yağmur suyunun birikebildiği küçük alanlar bile sivrisineklerin üremesi için uygun ortam oluşturabilir.</p>

<p>Dang Humması ile Yaşam</p>

<p>Akut enfeksiyon sırasında vücudun sıvı ihtiyacının karşılanması ve dinlenme önemlidir. Kusma nedeniyle yeterli sıvı alamayan, idrar miktarı belirgin azalan veya genel durumu kötüleşen kişilerin tıbbi değerlendirmesi geciktirilmemelidir.</p>

<p>Hastalık geçtikten sonra bazı kişilerde halsizlik birkaç hafta devam edebilir. Günlük aktivitelere dönüş kişinin toparlanmasına göre kademeli biçimde yapılabilir.</p>

<p>Dang geçiren kişinin özellikle hastalığın ilk dönemlerinde yeni sivrisinek ısırıklarından korunması da önemlidir. Böylece sivrisineğin enfekte kişiden virüsü alıp başka insanlara taşıma ihtimalinin azaltılmasına katkı sağlanabilir.</p>

<p>Halk Arasında Doğru Bilinen Yanlışlar</p>

<p>Yanlış: Dang yalnızca gece ısıran sivrisineklerden bulaşır.</p>

<p>Doğru: Dangın başlıca taşıyıcıları olan Aedes sivrisinekleri gündüz saatlerinde de aktiftir.</p>

<p>Yanlış: Dang insandan insana grip gibi kolayca bulaşır.</p>

<p>Doğru: Toplumdaki temel bulaş yolu enfekte sivrisineklerin insanları ısırmasıdır.</p>

<p>Yanlış: Ateş düştüyse tehlike tamamen geçmiştir.</p>

<p>Doğru: Ağır dangın uyarıcı belirtileri bazı hastalarda tam da ateşin düşmeye başladığı dönemde ortaya çıkabilir.</p>

<p>Yanlış: Dang geçiren kişi bir daha dang olmaz.</p>

<p>Doğru: Virüsün dört farklı serotipi vardır. Bir serotipe karşı gelişen bağışıklık diğer serotiplere karşı kalıcı ve tam koruma sağlamaz.</p>

<p>Yanlış: İkinci dang enfeksiyonu mutlaka ağır geçer.</p>

<p>Doğru: İkinci enfeksiyonda ağır dang riski artabilir ancak her ikinci enfeksiyonun ağır seyredeceği söylenemez.</p>

<p>Yanlış: Her ateşli sivrisinek ısırığı dang anlamına gelir.</p>

<p>Doğru: Dang belirtileri birçok hastalıkla karışabilir. Tanı, klinik değerlendirme ve gerektiğinde laboratuvar testleriyle konulur.</p>

<p>Tedavi Edilmezse Ne Olur?</p>

<p>Çoğu dang enfeksiyonu hafif seyrederek iyileşir. Ancak ağır hastalık gelişen kişilerde damar geçirgenliğinin artması, ciddi kanama, dolaşım bozukluğu ve şok ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bazı ağır vakalarda karaciğer, kalp, beyin veya diğer organlar etkilenebilir. Erken tanı ve uygun sıvı yönetimi ağır dangda komplikasyon ve ölüm riskinin azaltılmasında kritik öneme sahiptir.</p>

<p>Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?</p>

<p>Dangın görüldüğü bir bölgede yaşayan veya yakın zamanda böyle bir bölgeden dönen kişide yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, göz arkasında ağrı, belirgin kas-eklem ağrıları, döküntü, bulantı veya kusma gelişirse sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>Özellikle çocuklar, ileri yaştaki kişiler, gebeler ve önemli kronik hastalığı bulunan kişilerde değerlendirme daha dikkatli yapılmalıdır.</p>

<p>Dang Humması İçin Hangi Doktora Gidilir?</p>

<p>İlk değerlendirme aile hekimi, iç hastalıkları veya enfeksiyon hastalıkları uzmanı tarafından yapılabilir. Çocuklarda çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurulabilir.</p>

<p>Ağır hastalık bulguları bulunan kişilerin ise poliklinik randevusu beklemek yerine acil serviste değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Acil Müdahale Gerektiren Durumlar</p>

<p>Aşağıdaki belirtilerden biri gelişirse acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır:</p>

<ul>
 <li>Şiddetli veya giderek artan karın ağrısı</li>
 <li>Sürekli kusma</li>
 <li>Kanlı kusma veya dışkı</li>
 <li>Burun veya diş etlerinden belirgin kanama</li>
 <li>Hızlı solunum veya nefes almakta zorlanma</li>
 <li>Aşırı halsizlik</li>
 <li>Belirgin huzursuzluk veya bilinç durumunda değişiklik</li>
 <li>Soğuk, soluk veya nemli cilt</li>
 <li>İdrar miktarında belirgin azalma</li>
 <li>Genel durumun hızla kötüleşmesi</li>
</ul>

<p>Ateşin düşmesi sırasında bu belirtilerin ortaya çıkması özellikle önemlidir.</p>

<p>GOOGLE’DA EN ÇOK ARANAN 8 SORU</p>

<p>1. Dang virüsü nedir?</p>

<p>Dang virüsü, insanlara çoğunlukla enfekte Aedes sivrisineklerinin ısırmasıyla bulaşan bir virüstür. Dört temel serotipi bulunur ve dang hummasına yol açabilir.</p>

<p>2. Dang virüsü insandan insana bulaşır mı?</p>

<p>Dang günlük temas, öksürme veya aynı ortamda bulunma yoluyla grip gibi yayılmaz. Temel bulaş yolu, enfekte sivrisineğin insanı ısırmasıdır.</p>

<p>3. Dang virüsü belirtileri kaç günde ortaya çıkar?</p>

<p>Belirtiler genellikle enfekte sivrisinek ısırığından 4-10 gün sonra başlar. Hastalık çoğu kişide birkaç gün içinde gerilemeye başlar ve genellikle 1-2 hafta içinde iyileşir.</p>

<p>4. Dang humması tehlikeli midir?</p>

<p>Çoğu vaka hafif veya orta şiddette seyreder ancak bazı kişilerde ağır dang gelişebilir. Şiddetli karın ağrısı, sürekli kusma, kanama ve dolaşım bozukluğu belirtileri acil değerlendirme gerektirir.</p>

<p>5. Dang hummasının tedavisi var mı?</p>

<p>Dang virüsünü hedefleyen rutin ve hastalığa özgü bir antiviral tedavi bulunmamaktadır. Tedavi sıvı dengesinin korunması, belirtilerin kontrolü ve komplikasyonların erken yönetilmesine dayanır.</p>

<p>6. Dang humması kaç günde geçer?</p>

<p>Belirti gösteren kişilerin çoğu yaklaşık 1-2 hafta içinde iyileşir. Bununla birlikte halsizlik bazı kişilerde iyileşmeden sonra birkaç hafta devam edebilir.</p>

<p>7. Dang humması ikinci kez geçirilir mi?</p>

<p>Evet. Dang virüsünün dört serotipi bulunduğundan kişi farklı bir serotiple yeniden enfekte olabilir ve sonraki enfeksiyonlarda ağır hastalık riski artabilir.</p>

<p>8. Dang hummasından nasıl korunulur?</p>

<p>En etkili yöntem sivrisinek ısırıklarından korunmak ve sivrisineklerin üreyebileceği durgun su alanlarını azaltmaktır. Uygun kovucular, koruyucu giysiler, sineklik ve çevresel sivrisinek kontrolü birlikte kullanılabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) – Dengue and Severe Dengue</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) – Dengue Vaccines and Immunization</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) – Dengue Vaccine Position Paper</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention (CDC) – Dengue</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dang-virusu-nedir-sivrisinek-isirigi-sonrasi-ortaya-cikabilen-belirtiler</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 20:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8327.jpeg" type="image/jpeg" length="25069"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Egzama tedavisinde dikkat çeken bulgu: Derinin bakteri dengesi değişti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/egzama-tedavisinde-dikkat-ceken-bulgu-derinin-bakteri-dengesi-degisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/egzama-tedavisinde-dikkat-ceken-bulgu-derinin-bakteri-dengesi-degisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mount Sinai Icahn Tıp Fakültesi öncülüğündeki JADE MOA verilerinin analizinde, orta ve şiddetli atopik dermatiti bulunan yetişkinlerde abrositinib tedavisinin deri mikrobiyomundaki bozulmayı kısmen tersine çevirebildiği görüldü. 200 mg dozda mikrobiyal çeşitlilik artarken, egzama lezyonlarında Staphylococcus aureus yoğunluğu azaldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Orta ve şiddetli atopik dermatitin tedavisinde kullanılan JAK1 inhibitörü abrositinibin, hastalığın belirtilerini azaltmanın yanı sıra deride yaşayan mikroorganizmaların dengesini de değiştirebileceğine ilişkin dikkat çekici veriler ortaya çıktı.</p>

<p>Mount Sinai Icahn Tıp Fakültesi ve Pfizer araştırmacılarının yer aldığı çalışma, daha önce gerçekleştirilen randomize ve plasebo kontrollü Faz 2a JADE MOA araştırmasının verileri üzerinden yapıldı. Analizde orta ve şiddetli atopik dermatiti bulunan 45 yetişkinden alınan toplam 312 deri sürüntüsü incelendi.</p>

<p>Bulgular, özellikle günde 200 mg abrositinib alan hastalarda 12 haftanın sonunda derideki mikrobiyal çeşitliliğin arttığını gösterdi. Egzamalı deri bölgelerinde Staphylococcus aureus adı verilen bakterinin miktarında da anlamlı azalma saptandı.</p>

<p>Egzamada deri bakterileri neden önemli?</p>

<p>Atopik dermatit yalnızca ciltte kızarıklık, kuruluk ve yoğun kaşıntıyla seyreden bir hastalık değil. Hastaların derisinde yaşayan mikroorganizmaların oluşturduğu doğal denge de bozulabiliyor.</p>

<p>Özellikle Staphylococcus aureus bakterisinin egzamalı bölgelerde artması, daha şiddetli hastalık ve alevlenmelerle ilişkilendiriliyor. Bu bakteri, deri bariyerinin daha fazla bozulmasına ve iltihabi süreçlerin güçlenmesine katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar, tedavinin yalnızca gözle görülen deri lezyonlarını ve kaşıntıyı değil, derinin mikrobiyal yapısını değiştirip değiştirmediğini de araştırdı.</p>

<p>45 hastadan 312 deri örneği incelendi</p>

<p>Analize alınan hastaların 14’ü günde 200 mg, 16’sı günde 100 mg abrositinib kullanırken 15 hastaya plasebo verildi.</p>

<p>Tedavi 12 hafta sürdü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Egzama lezyonlarının bulunduğu bölgelerden başlangıçta ve tedavinin 2, 4 ve 12. haftalarında örnekler alındı. Lezyon bulunmayan deriden ise başlangıçta, 4. haftada ve 12. haftada örnek toplandı.</p>

<p>Araştırmacılar bakterileri, mikroorganizmaların genetik izlerini belirlemeye yarayan 16S ribozomal RNA gen dizileme yöntemiyle analiz etti.</p>

<p>Derideki mikrobiyal çeşitlilik arttı</p>

<p>En dikkat çekici sonuçlardan biri, 200 mg abrositinib kullanan grupta ortaya çıktı.</p>

<p>On ikinci haftada hem egzama lezyonlarının bulunduğu bölgelerde hem de görünürde sağlam deride mikrobiyal çeşitlilikte istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı.</p>

<p>Bu bulgu önemli görülüyor. Çünkü atopik dermatitte deri mikrobiyomunun çeşitliliğinin azalması ve belirli bakterilerin baskın hale gelmesi, hastalığın bilinen özellikleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Araştırmada tedavi gruplarının deri mikrobiyomu yapılarında zaman içinde birbirinden ayrışan değişiklikler de belirlendi.</p>

<p>Staphylococcus aureus miktarı azaldı</p>

<p>Araştırmanın bir diğer önemli sonucu egzamalı deri bölgelerindeki Staphylococcus aureus miktarında görüldü.</p>

<p>Günde 200 mg abrositinib kullanan hastalarda 12. haftada hem genel Staphylococcus bakterilerinin hem de özellikle S. aureus miktarının başlangıca ve plaseboya kıyasla anlamlı biçimde azaldığı belirlendi.</p>

<p>Daha da önemlisi, bazı mikrobiyom değişiklikleri hastalığın klinik olarak düzelmesiyle ilişkili bulundu.</p>

<p>Örneğin 200 mg grubunda egzamalı deride S. aureus miktarındaki değişiklikler; egzamanın yaygınlığı ve şiddetini değerlendiren ölçümlerdeki iyileşmeyle bağlantılıydı.</p>

<p>Abrositinib kullanan hastalarda deri belirtileri ve kaşıntıdaki iyileşmenin ikinci haftadan itibaren görüldüğü ve 12. haftaya kadar sürdüğü bildirildi. Klinik yanıtın doza bağlı olarak daha belirgin hale geldiği de gözlendi.</p>

<p>İlaç bakterileri doğrudan mı öldürüyor?</p>

<p>Araştırma bu soruya doğrudan yanıt vermiyor.</p>

<p>Abrositinib bir antibiyotik değil. JAK1 adı verilen hücresel sinyal yolunu baskılayarak atopik dermatitte rol oynayan iltihabi süreçleri azaltan ağızdan kullanılan bir ilaç.</p>

<p>Bu nedenle ortaya çıkan mikrobiyom değişikliğinin, ilacın bakterileri doğrudan ortadan kaldırmasından ziyade deri iltihabının azalması ve deri bariyerinin düzelmesiyle bağlantılı olabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Ancak mevcut çalışma bu mekanizmayı kesin olarak kanıtlamıyor.</p>

<p>Abrositinib zaten onaylı bir tedavi</p>

<p>Araştırmadaki bulguların yeni bir ilaç onayı anlamına gelmediğinin altı çizilmeli.</p>

<p>Abrositinib, orta ve şiddetli atopik dermatitin sistemik tedavisinde halihazırda kullanılan reçeteli bir JAK1 inhibitörü. Avrupa İlaç Ajansı tarafından yetişkinler ve 12 yaşından büyük ergenlerde belirli koşullarda kullanım için ruhsatlandırılmış durumda. ABD’de de atopik dermatit için onaylı bir tedavi olarak kullanılıyor.</p>

<p>Yeni analiz, ilacın bilinen klinik etkisinin arkasında deri mikrobiyomundaki değişikliklerin de bulunabileceğine ilişkin mekanistik bir ipucu sunuyor.</p>

<p>Çalışmanın önemli sınırlılıkları var</p>

<p>Sonuçların temkinli değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Mikrobiyom analizi yalnızca 45 hastayı kapsadı. Araştırmacılar da örneklem büyüklüğünün küçük olması nedeniyle grupların başlangıç özelliklerinin tamamen dengeli olmadığını belirtti.</p>

<p>Ayrıca mikrobiyom ile hastalığın düzelmesi arasında bulunan ilişkiler, mikrobiyom değişikliğinin klinik iyileşmenin doğrudan nedeni olduğunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Bazı korelasyon analizlerinde çoklu karşılaştırmalar için istatistiksel düzeltme yapılmamış olması da bulgular yorumlanırken dikkate alınması gereken bir başka nokta.</p>

<p>Bu nedenle daha büyük ve bağımsız çalışmalar, abrositinib tedavisi sırasında deri mikrobiyomunda meydana gelen değişikliklerin hastalığın iyileşmesinde doğrudan rol oynayıp oynamadığını ortaya koymak açısından önem taşıyor.</p>

<p>Buna karşın mevcut sonuçlar, atopik dermatit tedavisinin yalnızca bağışıklık sistemindeki iltihabi sinyalleri değil, hastalık sırasında bozulan deri mikroçevresini de etkileyebileceğini düşündürüyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>Icahn School of Medicine at Mount Sinai</li>
 <li>European Academy of Dermatology and Venereology (EADV)</li>
 <li>JADE MOA Faz 2a Klinik Araştırması</li>
 <li>Allergy</li>
 <li>European Medicines Agency (EMA)</li>
 <li>U.S. Food and Drug Administration (FDA)</li>
 <li>Medscape Medical News</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/egzama-tedavisinde-dikkat-ceken-bulgu-derinin-bakteri-dengesi-degisti</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 19:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8326.jpeg" type="image/jpeg" length="97631"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnmeden Migrene, Demanstan Epilepsiye: Beyni Etkileyen Başlıca Hastalıklar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/inmeden-migrene-demanstan-epilepsiye-beyni-etkileyen-baslica-hastaliklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/inmeden-migrene-demanstan-epilepsiye-beyni-etkileyen-baslica-hastaliklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü verileri, nörolojik hastalıkların dünya genelinde 3 milyardan fazla insanı etkilediğini ortaya koyuyor. İnme, migren, demans, epilepsi ve sinir sistemi hastalıkları küresel ölçekte hastalık ve engelliliğin en önemli nedenleri arasında bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin ve sinir sistemini etkileyen hastalıklar, dünya genelindeki en büyük sağlık sorunlarından biri haline geldi. WebMD’nin beyni etkileyen farklı hastalıklara dikkat çeken sağlık içeriğinin yanı sıra Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel verileri, nörolojik hastalıkların yalnızca ileri yaşlarda görülen sorunlardan ibaret olmadığını gösteriyor.</p>

<p>DSÖ’nün küresel değerlendirmesine göre nörolojik hastalıklar 3 milyardan fazla insanı etkiliyor. Dünya genelinde hastalık ve engellilik yükünün başlıca nedenleri arasında yer alan bu geniş hastalık grubunda inme, migren, demans, epilepsi, menenjit ve Parkinson hastalığı gibi birbirinden farklı tablolar bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beyni etkileyen hastalıklar aynı şekilde ortaya çıkmıyor</p>

<p>Beyin, vücudun hareketten hafızaya, konuşmadan duyulara kadar çok sayıda işlevini yönettiği için bu organı veya sinir sistemini etkileyen hastalıkların belirtileri de büyük farklılık gösterebiliyor.</p>

<p>Bazı hastalıklar aniden ortaya çıkarken bazıları aylar veya yıllar içinde yavaş biçimde ilerleyebiliyor.</p>

<p>İnmede beynin bir bölümüne giden kan akımı kesilebiliyor veya beyinde kanama meydana gelebiliyor. Alzheimer hastalığında ise sinir hücreleri arasındaki bağlantılar ve hücrelerin kendisi zaman içerisinde zarar görüyor.</p>

<p>Epilepside beyindeki anormal elektriksel aktivite nöbetlere yol açabilirken, Parkinson hastalığı özellikle hareketlerin kontrolünü etkileyen ilerleyici bir nörolojik hastalık olarak biliniyor.</p>

<p>Multipl sklerozda ise bağışıklık sisteminin merkezi sinir sistemindeki yapılara zarar vermesi sonucunda görme, hareket, denge ve duyuyla ilgili farklı sorunlar gelişebiliyor.</p>

<p>İnme küresel yükün başında geliyor</p>

<p>DSÖ’nün aktardığı küresel hastalık yükü analizinde en fazla sağlık kaybına yol açan nörolojik tablolar arasında inme ilk sıralarda bulunuyor.</p>

<p>Migren, demans, diyabete bağlı sinir hasarı, menenjit, epilepsi ve sinir sistemi kanserleri de önemli hastalık yükü oluşturan durumlar arasında yer alıyor. 2021 verilerine dayanan değerlendirmede 3 milyardan fazla kişinin en az bir nörolojik durumla yaşadığı bildirildi.</p>

<p>Bu tablo önemli bir noktayı ortaya koyuyor: “Beyin hastalığı” tek bir hastalığı ifade etmiyor. Damar hastalıklarından enfeksiyonlara, bağışıklık sistemi bozukluklarından nörodejeneratif hastalıklara ve tümörlere kadar çok geniş bir hastalık grubu bu başlık altında değerlendiriliyor.</p>

<p>Alzheimer belirtilerden yıllar önce başlayabiliyor</p>

<p>Beyni etkileyen hastalıkların en dikkat çekici özelliklerinden biri, bazı hastalıklarda biyolojik değişikliklerin belirtilerden çok daha önce başlayabilmesi.</p>

<p>ABD Ulusal Yaşlanma Enstitüsü’ne göre Alzheimer hastalığıyla bağlantılı karmaşık beyin değişiklikleri, hafıza ve düşünme sorunları ortaya çıkmadan on yıl veya daha uzun süre önce başlayabiliyor.</p>

<p>Hastalığın erken dönemlerinde özellikle yeni anıların oluşturulmasında görev alan beyin bölgeleri etkilenebiliyor. Hastalık ilerledikçe sinir hücrelerinin kaybı daha geniş alanlara yayılabiliyor.</p>

<p>Her unutkanlığın Alzheimer anlamına gelmediğinin de altı çiziliyor. Yaşla ilişkili olağan değişikliklerle hastalığa bağlı bilişsel kaybın birbirinden ayrılması gerekiyor.</p>

<p>Demans yaşlanmanın kaçınılmaz sonucu değil</p>

<p>DSÖ’nün Temmuz 2026’da güncellediği verilere göre 2021 yılında dünya genelinde yaklaşık 57 milyon kişi demansla yaşıyordu ve her yıl yaklaşık 10 milyon yeni vaka ortaya çıkıyor.</p>

<p>Alzheimer hastalığı, demans vakalarının yaklaşık yüzde 60-70’inden sorumlu tutuluyor.</p>

<p>DSÖ özellikle önemli bir yanlış algıya da dikkat çekiyor: Demans ileri yaşlarda daha sık görülmesine rağmen normal yaşlanmanın kaçınılmaz bir parçası değil.</p>

<p>Belirtilerin niteliği önemli</p>

<p>Beyin ve sinir sistemi hastalıklarının belirtileri hastalığa göre değişiyor. Yeni başlayan konuşma bozukluğu, yüzde veya vücudun bir tarafında güçsüzlük, bilinç değişikliği, nöbet, giderek artan hafıza sorunları, hareketlerde belirgin yavaşlama veya günlük yaşamı etkileyen denge ve koordinasyon sorunları farklı nörolojik tabloların işareti olabiliyor.</p>

<p>Özellikle aniden gelişen nörolojik belirtilerde zaman kritik önem taşıyor. İnme gibi acil durumlarda erken tıbbi değerlendirme, tedavi seçeneklerini ve hastalığın sonucunu doğrudan etkileyebiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte tek bir belirti üzerinden hastalık tanısı koymak mümkün değil. Benzer yakınmalar farklı ve bazen daha basit nedenlerden kaynaklanabileceği için tanının hekim değerlendirmesiyle konulması gerekiyor.</p>

<p>Beyin sağlığı artık küresel halk sağlığı gündeminde</p>

<p>DSÖ’nün 2026’da yayımladığı nöroloji durum değerlendirmesi, beyin ve sinir sistemi hastalıklarının yalnızca bireysel bir sağlık meselesi olmadığını ortaya koyuyor.</p>

<p>Kurum, nörolojik hastalıkların dünya genelinde hastalık ve engelliliğin önde gelen nedenleri arasında olduğunu, sağlık hizmetlerine erişimde ise ülkeler arasında ciddi farklılıklar bulunduğunu bildiriyor.</p>

<p>Bu nedenle beyin sağlığına yönelik yaklaşım yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedaviyle sınırlı görülmüyor. İnme riskinin azaltılması, enfeksiyonların önlenmesi, diyabet ve yüksek tansiyon gibi kronik hastalıkların kontrolü, erken tanı ve rehabilitasyona erişim de küresel mücadelenin önemli parçaları arasında bulunuyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>WebMD</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü (WHO)</li>
 <li>WHO Global Status Report on Neurology</li>
 <li>National Institute on Aging</li>
 <li>Global Burden of Disease 2021 / The Lancet Neurology</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/inmeden-migrene-demanstan-epilepsiye-beyni-etkileyen-baslica-hastaliklar</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 19:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8325-1.jpeg" type="image/jpeg" length="69564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Horlama, Sabah Baş Ağrısı, Gündüz Uyuklama: Uyku Apnesini Ele Veren Belirtiler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/horlama-sabah-bas-agrisi-gunduz-uyuklama-uyku-apnesini-ele-veren-belirtiler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/horlama-sabah-bas-agrisi-gunduz-uyuklama-uyku-apnesini-ele-veren-belirtiler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüksek sesle horlama, uykuda nefesin kesilmesi ve sabah dinlenemeden uyanma uyku apnesinin habercisi olabilir. CPAP en güçlü seçeneklerden biri olsa da artık tedavi bununla sınırlı değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gece boyunca yeterince uyuduğunuzu düşünüyorsunuz ama sabah yatağın içinden çıkmak bile güç geliyor. Gün içinde gözler kapanıyor, dikkat dağılıyor, sabahları baş ağrısı oluyor. Yanınızda uyuyan kişi ise horladığınızı, hatta zaman zaman nefesinizin kesildiğini söylüyor.</p>

<p>Bu tablo yalnızca kötü uyku alışkanlığından kaynaklanmayabilir. Özellikle obstrüktif uyku apnesi, kişinin farkına varmadan yıllarca yaşayabileceği önemli bir uyku bozukluğudur.</p>

<p>Uyku apnesinin tedavisi denildiğinde akla çoğunlukla CPAP cihazı geliyor. CPAP hâlâ özellikle orta ve ağır obstrüktif uyku apnesinde temel tedavi seçeneklerinden biri. Ancak ağız içi aparatlardan kilo yönetimine, seçilmiş hastalarda cerrahi yöntemlerden sinir uyarımına ve belirli hasta gruplarında ilaç tedavisine kadar seçenekler genişliyor.</p>

<p>Uyku apnesi nedir?</p>

<p>Obstrüktif uyku apnesinde uyku sırasında üst solunum yolu tekrarlayan biçimde daralıyor veya kapanıyor. Hava akımı azalabiliyor ya da kısa süreliğine tamamen durabiliyor.</p>

<p>Vücut nefes alabilmek için uyku sırasında tekrar tekrar kısa uyanıklıklar yaşayabiliyor. Kişi bunların çoğunu sabah hatırlamayabilir.</p>

<p>Bu nedenle uyku süresi kâğıt üzerinde yeterli görünse bile uyku parçalanabilir ve dinlendirici özelliğini kaybedebilir.</p>

<p>Horlayan herkes uyku apnesi midir?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Horlama oldukça yaygındır ve tek başına uyku apnesi tanısı anlamına gelmez. Ancak özellikle yüksek sesli ve düzenli horlamaya uykuda nefes durmaları, boğulur gibi uyanma veya belirgin gündüz uykululuğu eşlik ediyorsa uyku apnesi açısından değerlendirme önem kazanır.</p>

<p>Sabah baş ağrıları, ağız kuruluğu, konsantrasyon güçlüğü, huzursuz uyku, gece sık uyanma ve gün içinde olağan dışı yorgunluk da görülebilir.</p>

<p>Önemli noktalardan biri de şudur: Uyku apnesi yalnızca fazla kilosu olan kişilerde görülmez. Fazla kilo önemli bir risk faktörü olmakla birlikte çene ve üst solunum yolu anatomisi, yaş, genetik yatkınlık ve başka faktörler de rol oynayabilir.</p>

<p>Uyku apnesinin şiddeti nasıl belirleniyor?</p>

<p>Uyku değerlendirmesinde kullanılan ölçütlerden biri apne-hipopne indeksidir. Kısaca AHI olarak adlandırılan bu değer, uyku sırasında bir saatte meydana gelen solunum durması veya belirgin solunum azalması olaylarının ortalama sayısını gösterir.</p>

<p>Erişkinlerde genel sınıflamada AHI değerinin 5 ile 15’in altında olması hafif, 15 ile 30’un altında olması orta, 30 ve üzerinde olması ağır obstrüktif uyku apnesiyle uyumludur.</p>

<p>Ancak yalnızca tek bir sayı üzerinden tedavi seçilmez. Belirtiler, kandaki oksijen düşüşleri, eşlik eden hastalıklar, kişinin anatomisi ve uyku testindeki diğer bulgular da değerlendirilir.</p>

<p>CPAP neden hâlâ bu kadar önemli?</p>

<p>CPAP, uyku sırasında maske aracılığıyla sürekli pozitif hava yolu basıncı sağlayarak üst solunum yolunun kapanmasını önlemeye çalışır.</p>

<p>Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi’nin klinik rehberinde özellikle aşırı gündüz uykululuğu bulunan erişkin obstrüktif uyku apnesi hastalarında pozitif hava yolu basıncı tedavisi güçlü biçimde öneriliyor.</p>

<p>CPAP ve otomatik basınç ayarlayabilen APAP, erişkinlerde devam tedavisinde kullanılan başlıca seçenekler arasında bulunuyor.</p>

<p>Sorun çoğu zaman tedavinin etkisizliğinden değil, cihazla uyumanın bazı kişiler için zor olmasından kaynaklanıyor.</p>

<p>Maske rahatsızlığı, hava kaçağı, burun kuruluğu veya tıkanıklığı, basınç hissi ve kapalı kalma duygusu tedaviye uyumu güçleştirebilir.</p>

<p>Bu noktada cihazı tamamen terk etmek yerine maske tipi, uyum, nemlendirme ve basınç ayarları gibi sorunların sağlık ekibi tarafından yeniden değerlendirilmesi yararlı olabilir.</p>

<p>CPAP kullanamayanların başka seçenekleri var mı?</p>

<p>Evet. Fakat “CPAP yerine herkese uygun tek bir alternatif” bulunmuyor.</p>

<p>Tedavi, uyku apnesinin şiddetine ve nedenlerine göre kişiselleştiriliyor.</p>

<p>Ağız içi aparatlar: Alt çeneyi uyku sırasında bir miktar öne taşıyan kişiye özel cihazlar bazı hastalarda solunum yolunun açık kalmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi ile Amerikan Dental Uyku Tıbbı Akademisi’nin rehberi, CPAP’ı tolere edemeyen veya alternatif tedaviyi tercih eden erişkin obstrüktif uyku apnesi hastalarında ağız içi aparatların değerlendirilebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Hazır ve standart ürünler yerine uygun hastalarda kişiye özel, ayarlanabilir cihazlar tercih ediliyor. Bu tedavinin diş ve çene yapısı üzerindeki olası etkileri nedeniyle düzenli takip de önem taşıyor.</p>

<p>Kilo vermek uyku apnesini düzeltebilir mi?</p>

<p>Fazla kilo ve obezite, obstrüktif uyku apnesinin en önemli değiştirilebilir risk faktörleri arasında.</p>

<p>Bu nedenle uygun hastalarda kilo kaybı tedavinin önemli parçalarından biri olabilir. Kilo kaybıyla uyku apnesinin şiddeti azalabilir.</p>

<p>Ancak burada sık yapılan bir hata var: Kilo vermek her hastada uyku apnesinin tamamen ortadan kalkacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Zayıf kişilerde de uyku apnesi görülebildiği gibi, önemli miktarda kilo kaybeden bazı hastalarda hastalık devam edebilir. Bu nedenle mevcut tedavinin yalnızca kilo verildiği gerekçesiyle kontrolsüz biçimde bırakılması doğru değildir.</p>

<p>Uyku apnesi için ilaç tedavisi var mı?</p>

<p>Bu alanda son yıllardaki en dikkat çekici gelişmelerden biri tirzepatid oldu.</p>

<p>New England Journal of Medicine’da yayımlanan iki faz 3 randomize kontrollü çalışmada, obezitesi ve orta-ağır obstrüktif uyku apnesi bulunan erişkinlerde tirzepatid tedavisi araştırıldı. Çalışmalarda uyku sırasında meydana gelen solunum olaylarında ve bazı diğer ölçümlerde anlamlı iyileşmeler saptandı.</p>

<p>Bu sonuçların ardından ABD Gıda ve İlaç Dairesi, 2024 yılında tirzepatidi obezitesi bulunan erişkinlerde orta-ağır obstrüktif uyku apnesinin tedavisinde, azaltılmış kalorili beslenme ve artırılmış fiziksel aktiviteyle birlikte kullanılmak üzere onayladı.</p>

<p>Ancak bu gelişme “uyku apnesinin iğnesi bulundu” şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Tedavi belirli bir hasta grubuna yönelik ve reçeteli bir ilaç söz konusu. Kişinin bu tedaviye uygunluğu, olası yan etkiler ve diğer sağlık sorunları birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Sinir uyarımı nasıl çalışıyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı hastalarda hipoglossal sinir uyarımı adı verilen cerrahi olarak yerleştirilen sistemler kullanılabiliyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, uyku sırasında dil hareketlerini kontrol eden sinirin uyarılması yoluyla üst solunum yolunun açık tutulmasına yardımcı olmayı amaçlıyor.</p>

<p>Ancak bu yöntem her uyku apnesi hastasına uygun değil. Hastalığın tipi ve şiddeti, vücut yapısı, solunum yolunun anatomisi ve diğer klinik özellikler aday seçiminde önem taşıyor.</p>

<p>Dolayısıyla implant tedavileri CPAP’ın basit bir teknolojik alternatifi olarak görülmemeli.</p>

<p>Ameliyat ne zaman gündeme geliyor?</p>

<p>Uyku apnesinde cerrahi yaklaşım da tek bir ameliyattan ibaret değil.</p>

<p>Burun, yumuşak damak, bademcikler, dil kökü veya çene yapısıyla ilişkili sorunlara yönelik farklı girişimler bulunuyor. Obezitesi bulunan bazı hastalarda bariatrik cerrahi de ayrıca değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi’nin cerrahi değerlendirmeye ilişkin rehberi, pozitif hava yolu basıncı tedavisini kullanmakta güçlük yaşayan uygun erişkinlerde cerrahi konsültasyonun gündeme gelebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Buradaki anahtar kelime “uygun hasta”.</p>

<p>Cerrahinin olası yararı kişinin anatomisine, hastalığının nedenine ve uygulanacak yönteme göre önemli ölçüde değişebiliyor.</p>

<p>Uyku pozisyonu ve alkol gerçekten önemli mi?</p>

<p>Bazı kişilerde uyku apnesi sırtüstü yatarken belirgin biçimde ağırlaşabilir. Böyle hastalarda pozisyon tedavisi yararlı olabilir.</p>

<p>Alkol ise özellikle yatmaya yakın saatlerde üst solunum yolundaki kasların gevşemesini artırarak horlama ve solunum yolu tıkanıklığını kötüleştirebilir.</p>

<p>Bazı sakinleştirici ilaçlar da uyku sırasında solunum üzerinde etkili olabilir. Reçeteli ilaçlar bu nedenle kişinin kendi kararıyla kesilmemeli; olası etkiler klinik değerlendirme sırasında ele alınmalıdır.</p>

<p>Akıllı saat uyku apnesi tanısı koyabilir mi?</p>

<p>Tüketici tipi giyilebilir cihazların uyku ve solunum özelliklerini takip etme kapasitesi hızla gelişiyor. Bazı cihazlar uyku apnesi olasılığı konusunda kullanıcıyı uyarabiliyor.</p>

<p>Fakat bir saat veya uygulamadan gelen uyarı, tek başına kesin uyku apnesi tanısı anlamına gelmez.</p>

<p>Tanıda kişinin klinik değerlendirmesiyle birlikte uygun hastalarda evde uyku testi veya uyku laboratuvarında polisomnografi kullanılabilir.</p>

<p>Benzer şekilde, akıllı cihazın “sorun yok” göstermesi de belirgin belirtileri bulunan bir kişide hastalığı kesin olarak dışlamaz.</p>

<p>Uyku apnesi tedavi edilmezse ne olur?</p>

<p>Tedavi edilmeyen obstrüktif uyku apnesi yalnızca horlama veya kötü uyuma sorunu değildir.</p>

<p>Hastalık gündüz uykululuğu, dikkat ve konsantrasyon sorunları, yaşam kalitesinde azalma ve trafik ya da iş kazası riskinin artmasıyla ilişkilidir.</p>

<p>Ayrıca hipertansiyon ve çeşitli kalp-damar ve metabolik sorunlarla da bağlantılıdır.</p>

<p>Burada önemli bir bilimsel ayrım yapılmalı: Uyku apnesi ile birçok kronik hastalık arasında güçlü ilişkiler bulunması, her hastada tek başına uyku apnesinin bu hastalıkların doğrudan nedeni olduğu anlamına gelmez. Yaş, obezite ve başka risk faktörleri de tabloya eşlik edebilir.</p>

<p>Ne zaman değerlendirme gerekir?</p>

<p>Özellikle düzenli ve yüksek sesli horlama ile birlikte uykuda nefesin durduğunun fark edilmesi önemli bir işarettir.</p>

<p>Boğulur gibi uyanma, sabahları sürekli baş ağrısı, yeterince uyunmasına rağmen dinlenememe, gün içinde kontrol edilmesi güç uyku hali ve dikkat sorunları da değerlendirmeyi gerektirebilir.</p>

<p>Direksiyon başında uyuklama ise özellikle ciddiye alınmalıdır. Belirgin gündüz uykululuğu bulunan kişilerin güvenli sürüş konusunda dikkatli olması gerekir.</p>

<p>Uyku apnesinde asıl hedef yalnızca horlamayı susturmak değildir. Amaç, uyku sırasında solunum yolunun açık kalmasını sağlamak, parçalanan uykuyu düzeltmek ve hastalığın günlük yaşam ile uzun vadeli sağlık üzerindeki yükünü azaltmaktır.</p>

<p>CPAP hâlâ tedavinin merkezindeki güçlü araçlardan biri. Fakat günümüzde tedavi haritası tek yoldan oluşmuyor. Ağız içi aparatlar, kilo yönetimi, belirli hastalarda ilaç tedavisi, sinir uyarımı ve cerrahi seçenekler bu haritanın farklı yollarını oluşturuyor.</p>

<p>En uygun yol ise uyku apnesinin yalnızca var olup olmadığına değil, neden oluştuğuna, ne kadar ağır olduğuna ve hastanın hangi tedaviyi sürdürebildiğine bağlı.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Journal of Clinical Sleep Medicine – Treatment of Adult Obstructive Sleep Apnea with Positive Airway Pressure: An American Academy of Sleep Medicine Clinical Practice Guideline – Patil SP, Ayappa IA, Caples SM, Kimoff RJ, Patel SR, Harrod CG – 2019 – DOI: 10.5664/jcsm.7640<br />
2. Journal of Clinical Sleep Medicine – Clinical Practice Guideline for the Treatment of Obstructive Sleep Apnea and Snoring with Oral Appliance Therapy: An Update for 2015 – Ramar K, Dort LC, Katz SG ve diğerleri – 2015 – DOI: 10.5664/jcsm.4858<br />
3. Journal of Clinical Sleep Medicine – Referral of Adults with Obstructive Sleep Apnea for Surgical Consultation: An American Academy of Sleep Medicine Clinical Practice Guideline – Kent D, Stanley J, Aurora RN ve diğerleri – 2021 – DOI: 10.5664/jcsm.9592<br />
4. New England Journal of Medicine – Tirzepatide for the Treatment of Obstructive Sleep Apnea and Obesity – Malhotra A, Grunstein RR, Fietze I ve SURMOUNT-OSA Investigators – 2024 – DOI: 10.1056/NEJMoa2404881<br />
5. ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Obstrüktif Uyku Apnesinde Tirzepatid Onayı – 2024 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/horlama-sabah-bas-agrisi-gunduz-uyuklama-uyku-apnesini-ele-veren-belirtiler</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 17:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8315.jpeg" type="image/jpeg" length="42917"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanımız Yaşlandığımızı Haber Veriyor mu? CHIP’in Sessiz Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kanimiz-yaslandigimizi-haber-veriyor-mu-chipin-sessiz-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kanimiz-yaslandigimizi-haber-veriyor-mu-chipin-sessiz-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaş ilerledikçe kemik iliğindeki bazı kan kök hücreleri genetik değişiklikler kazanarak diğer hücrelerden daha fazla çoğalabiliyor. Çoğu insanın hiçbir belirti hissetmediği bu süreç, kan kanserlerinin yanı sıra kalp-damar hastalıkları ve kronik inflamasyonla bağlantısı nedeniyle sağlıklı yaşlanma araştırmalarının dikkat çeken alanlarından biri hâline geliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kan hücrelerimizin büyük bölümü kemik iliğinde bulunan hematopoietik kök hücrelerden, yani yaşam boyunca yeni kan hücreleri üretebilen ana hücrelerden oluşuyor.</p>

<p>Bu hücreler yıllar boyunca defalarca bölünüyor. Her hücre bölünmesinde olduğu gibi zamanla DNA’da bazı somatik mutasyonlar, yani doğuştan gelmeyen ve yaşam sırasında kazanılan genetik değişiklikler ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Bu değişikliklerin çoğu önemli bir sonuç yaratmıyor. Ancak bazı mutasyonlar bir kök hücreye diğerlerine göre çoğalma avantajı sağlayabiliyor.</p>

<p>Böyle bir hücre daha fazla çoğaldığında, zaman içinde kandaki hücrelerin giderek büyüyen bir bölümü aynı kök hücrenin soyundan gelmeye başlıyor.</p>

<p>Bu duruma genel olarak <strong>klonal hematopoez (CH)</strong> adı veriliyor.</p>

<h2>CH ile CHIP aynı şey değil</h2>

<p>Klonal hematopoez geniş bir kavram. CHIP ise bunun daha özel bir biçimini tanımlıyor.</p>

<p>CHIP, İngilizce “clonal hematopoiesis of indeterminate potential” ifadesinin kısaltması. Türkçeye “belirsiz potansiyelli klonal hematopoez” olarak çevrilebilir.</p>

<p>Klasik araştırma tanımında kan kanserlerinde rol oynayabilen belirli genlerden birinde edinilmiş mutasyon bulunması, mutant hücrelerin ölçülebilir büyüklükte bir klon oluşturması ve kişide belirgin bir hematolojik kanser bulunmaması gerekiyor. Çalışmalarda uzun yıllardır sıklıkla kullanılan eşik, varyant alel frekansının en az yüzde 2 olması; başka bir ifadeyle incelenen DNA’nın yaklaşık yüzde 2 veya daha fazlasında söz konusu genetik değişikliğin saptanması. [2]</p>

<p>Ancak günümüzde çok daha hassas DNA dizileme yöntemleri yüzde 2’nin altındaki küçük klonları da gösterebiliyor. Bu nedenle bilimsel çalışmalarda bildirilen klonal hematopoez oranları kullanılan testin hassasiyetine göre değişebiliyor.</p>

<p>En önemli ayrım ise şu:</p>

<p><strong>CHIP kanser değildir.</strong></p>

<p>Bir kişide CHIP bulunması, o kişinin mutlaka lösemi veya başka bir kan kanseri geliştireceği anlamına gelmez.</p>

<h2>Yaş ilerledikçe daha sık görülüyor</h2>

<p>CHIP ve diğer klonal hematopoez biçimlerinin en belirgin özelliklerinden biri yaşla ilişkili olmaları.</p>

<p>New England Journal of Medicine’da 2014 yılında yayımlanan büyük bir insan çalışmasında 17.182 kişinin kan DNA’sı incelendi. Araştırmacılar yaşa bağlı klonal hematopoezin ileri yaşlarda çok daha sık görüldüğünü ve hematolojik kanser gelişimiyle ilişkili olduğunu gösterdi. [3]</p>

<p>Aynı yıl yayımlanan başka bir New England Journal of Medicine çalışmasında 12.380 kişinin kan DNA’sı değerlendirildi. Sürücü mutasyonlarla veya bilinmeyen sürücülerle ilişkili klonal hematopoez, 50 yaşın altındakilerin yaklaşık yüzde 0,9’unda görülürken 65 yaşın üzerindekilerde oran yüzde 10,4’e çıktı. [4]</p>

<p>Bu nedenle klonal hematopoez için “50 yaşında başlayan” kesin bir sınırdan söz etmek doğru değil.</p>

<p>Daha genç kişilerde de görülebiliyor ancak yaş ilerledikçe görülme olasılığı belirgin biçimde artıyor.</p>

<h2>Her CHIP aynı riski taşımıyor</h2>

<p>Kanda böyle bir klon bulunması tek başına gelecekte ne olacağını söylemeye yetmiyor.</p>

<p>Hangi genin değiştiği, klonun ne kadar büyük olduğu, zaman içinde büyüyüp büyümediği ve aynı kişide birden fazla mutasyon bulunup bulunmadığı önem taşıyor.</p>

<p>CHIP çalışmalarında en sık karşılaşılan genler arasında DNMT3A, TET2 ve ASXL1 bulunuyor. Bunların yanında JAK2, TP53 ve bazı RNA işleme genlerindeki değişiklikler de görülebiliyor.</p>

<p>ARIC kohortunun 21 yıllık takibinde de klonların davranışlarının birbirinden farklı olduğu görüldü. Bazı genetik değişiklikleri taşıyan klonlar yıllar içinde daha hızlı büyürken bazıları daha yavaş ilerledi. [1]</p>

<p>Bu nedenle CHIP’i tek bir hastalık veya herkeste aynı sonucu doğuran tek bir biyolojik durum gibi değerlendirmek doğru değil.</p>

<h2>Kan kanseri riski artıyor ama çoğu kişi kanser olmuyor</h2>

<p>CHIP’in ilk dikkat çektiği alan kan kanserleriydi.</p>

<p>Araştırmalar, CHIP bulunan kişilerde bazı hematolojik kanserlerin görülme olasılığının CHIP bulunmayanlara göre daha yüksek olduğunu gösteriyor. Ancak burada “göreceli risk artışı” ile kişinin gerçek yaşamındaki “mutlak riskini” birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>Blood dergisinde yayımlanan temel değerlendirmelerden birinde CHIP’in hematolojik kansere ilerleme hızının genel olarak yılda yaklaşık yüzde 0,5 ile yüzde 1 arasında olduğu bildirildi. [2]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bunu günlük dille anlatmak gerekirse, CHIP taşıyan 100 kişinin büyük çoğunluğu bir yıl içinde kan kanseri geliştirmiyor.</p>

<p>Üstelik risk herkeste aynı değil. Klonun büyüklüğü ve taşıdığı mutasyon bu olasılığı önemli ölçüde değiştirebiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla CHIP “kanser olacaksınız” anlamına gelen bir sonuç değil; gelecekteki hastalık olasılığını değerlendirmeye yardımcı olabilecek biyolojik bir risk işareti.</p>

<h2>Bilim insanlarını şaşırtan bağlantı kalpte ortaya çıktı</h2>

<p>CHIP araştırmalarının yönünü değiştiren gelişmelerden biri, bu sürecin yalnızca kan kanserleriyle bağlantılı olmadığının fark edilmesiydi.</p>

<p>New England Journal of Medicine’da 2017 yılında yayımlanan çalışmada 4.726 koroner kalp hastası ile 3.529 kontrolün de dahil olduğu farklı insan grupları incelendi. Araştırmacılar klonal hematopoez ile aterosklerotik kalp-damar hastalıkları arasında güçlü bir ilişki saptadı. [5]</p>

<p>İleriye dönük iki kohortun analizinde CHIP taşıyan kişilerde koroner kalp hastalığı riski yaklaşık 1,9 kat daha yüksekti. Erken yaşta miyokard enfarktüsü, yani kalp krizi geçirenlerin değerlendirildiği ayrı analizlerde ilişki daha da güçlü bulundu. [5]</p>

<p>Bu sonuç önemli bir soruyu gündeme getirdi:</p>

<p>Kemik iliğindeki bir kök hücrenin kazandığı mutasyon, kalp damarlarını nasıl etkileyebilirdi?</p>

<h2>Olası bağlantı kronik inflamasyon</h2>

<p>Araştırmalar bu sorunun yanıtlarından birinin inflamasyon, yani vücudun bağışıklık ve iltihabi yanıtları olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Özellikle TET2 gibi bazı genlerdeki değişiklikleri taşıyan hücrelerin bağışıklık sisteminin çalışma şeklini etkileyebileceğine dair güçlü deneysel kanıtlar bulunuyor.</p>

<p>Science dergisinde yayımlanan hayvan deneylerinde TET2 işlevinin azalmasına bağlı klonal hematopoezin damar sertliği gelişimini hızlandırabildiği gösterildi. Araştırmacılar bu etkinin inflamasyonu artıran bağışıklık hücreleri ve sinyal yollarıyla ilişkili olduğunu bildirdi. [6]</p>

<p>Bu bulgular, yaşla birlikte vücutta görülebilen düşük düzeyli ve uzun süreli inflamasyonu anlatmak için kullanılan “inflammaging” kavramıyla da örtüşüyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle yaşlanan kan hücreleri yalnızca kanda dolaşmıyor olabilir; bazı durumlarda damar duvarındaki biyolojik ortamı da etkileyebilir.</p>

<p>Ancak hayvan deneylerinden elde edilen mekanizmaların insanlarda aynı ölçüde gerçekleştiğini varsaymak doğru değil. Bu nedenle insanlarda uzun süreli takip çalışmaları özellikle önemli.</p>

<h2>Sağlıklı orta yaşlı insanların damarları yıllarca izlendi</h2>

<p>Bu noktada başka bir soru ortaya çıktı.</p>

<p>Klonal hematopoez mi damar sertliğini artırıyordu, yoksa mevcut damar sertliği ve inflamasyon mu mutant kan hücrelerinin çoğalmasına yardımcı oluyordu?</p>

<p>İspanya’daki Centro Nacional de Investigaciones Cardiovasculares araştırmacıları PESA çalışmasında bu ilişkiyi sağlıklı orta yaşlı kişilerde inceledi.</p>

<p>Nature Medicine’da 2024 yılında yayımlanan araştırmada yüksek duyarlılıklı DNA dizilemesi ile damar görüntüleme yöntemleri birlikte kullanıldı. Başlangıçta femoral arterlerinde, yani bacakların büyük atardamarlarında plak bulunmayan 2.347 kişinin yaklaşık üç yıllık; 2.214 kişinin ise yaklaşık altı yıllık takip verileri değerlendirildi. [7]</p>

<p>Burada önemli bir terminoloji ayrımı bulunuyor: Araştırma yalnızca klasik CHIP tanımına giren kişilerle sınırlı değildi; <strong>klonal hematopoezle ilişkili mutasyonları</strong> değerlendirdi.</p>

<p>Bu mutasyonlardan birini taşıyan kişilerde takip sırasında yeni femoral ateroskleroz, yani yeni damar plağı gelişme olasılığının daha yüksek olduğu görüldü. [7]</p>

<p>Araştırmacılar yaş, sigara kullanımı, kan basıncı, LDL kolesterol, kan şekeri ve vücut kitle indeksi gibi bilinen kalp-damar risk faktörlerini hesaba kattıklarında da ilişki devam etti.</p>

<p>Buna karşılık başlangıçta mevcut olan aterosklerozun sonraki yıllarda mutant kan hücrelerinin genişlemesini hızlandırdığına dair aynı çalışma döneminde güçlü kanıt bulunmadı. [7]</p>

<p>Bu sonuçlar klonal hematopoezin damar hastalığının yalnızca bir sonucu olmayabileceği ihtimalini güçlendiriyor.</p>

<p>Ancak gözlemsel bir insan çalışması tek başına kesin neden-sonuç ilişkisini kanıtlayamaz.</p>

<h2>CHIP biyolojik yaş testi olarak kullanılabilir mi?</h2>

<p>CHIP’in longevity, yani sağlıklı ve uzun yaşam araştırmalarında ilgi görmesinin temel nedenlerinden biri burada yatıyor.</p>

<p>Aynı takvim yaşındaki iki kişinin biyolojik yaşlanma hızı birbirinden oldukça farklı olabiliyor. Araştırmacılar bu farkı gösterebilecek hücresel ve moleküler işaretleri uzun süredir araştırıyor.</p>

<p>CHIP de yaşla birlikte biriken genetik değişiklikleri, kök hücrelerin seçilimini ve bazı kronik hastalık risklerini aynı noktada buluşturduğu için ilgi çekici.</p>

<p>Ancak bugün için CHIP, insanların “biyolojik yaşını” söyleyen onaylanmış bir test değil.</p>

<p>Sağlıklı kişilerin rutin olarak CHIP taramasından geçirilmesinin kalp krizlerini, kanserleri veya ölümleri azalttığını gösteren yeterli klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>2026 yılında npj Cardiovascular Health dergisinde yayımlanan kapsamlı değerlendirme de klonal hematopoez ile kalp-damar hastalıkları arasındaki ilişkinin giderek güçlenen kanıtlara dayandığını, ancak riskin mutasyon türüne ve klon büyüklüğüne göre önemli ölçüde değiştiğini vurguluyor. Araştırmacılar ayrıca yaş, sigara ve diğer ortak risk faktörlerinin sonuçların yorumlanmasında dikkate alınması gerektiğini belirtiyor. [8]</p>

<h2>Bir testte CHIP çıkarsa ne anlama geliyor?</h2>

<p>CHIP bazen başka bir nedenle yapılan ileri genetik incelemelerde tesadüfen saptanabiliyor.</p>

<p>Böyle bir sonuç tek başına hastalık tanısı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Klinik değerlendirmede mutasyonun hangi gende bulunduğu, mutant hücrelerin kandaki oranı, kişinin kan sayımında anormallik olup olmadığı ve klonun zaman içinde değişip değişmediği gibi bilgiler birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Bazı yüksek riskli genetik değişiklikler veya büyüyen klonlar daha yakından takip gerektirebilirken küçük ve düşük riskli klonların anlamı farklı olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle bilim insanlarının bugün yanıtlamaya çalıştığı asıl soru artık yalnızca “CHIP var mı?” değil.</p>

<p>Daha önemli soru, <strong>hangi CHIP’in kim için gerçekten önemli olduğu.</strong></p>

<h2>Yaşlanmanın yeni işaretlerinden biri olabilir</h2>

<p>Klonal hematopoez, yaşlanmanın yalnızca saçın beyazlaması, kas kütlesinin azalması veya cildin değişmesi gibi dışarıdan görülebilen bir süreç olmadığını çarpıcı biçimde gösteriyor.</p>

<p>Yaş ilerlerken kemik iliğinin içinde de hücreler arasında görünmez bir seçilim yaşanabiliyor. Bazı kök hücreler genetik değişiklikler kazanıyor, zaman içinde çoğalıyor ve kanda giderek daha fazla yer kaplıyor.</p>

<p>Bu değişimin bazı kişilerde hiçbir klinik sonucu olmayabilirken bazılarında kan kanserleri veya kalp-damar hastalıklarıyla bağlantılı risklerin bir parçasına dönüşmesi mümkün.</p>

<p>Bilimin geldiği noktada CHIP henüz “kanınız size kaç yıl ömrünüz kaldığını söylüyor” şeklinde yorumlanabilecek bir longevity testi değil.</p>

<p>Fakat kanın yaşlanma sürecine ilişkin yıllar boyunca bilgi taşıdığı giderek daha açık hâle geliyor. Bundan sonraki önemli adım, bu sessiz hücresel değişiklikleri yalnızca saptamak değil; hangi kişilerin gerçekten risk altında olduğunu ve bu bilgiyi kullanmanın hastalıkları önleyip önleyemeyeceğini göstermek olacak.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Uddin MM, Saadatagah S, Niroula A ve ark. Long-term longitudinal analysis of 4,187 participants reveals insights into determinants of clonal hematopoiesis. Nature Communications. 2024;15:7858. DOI: 10.1038/s41467-024-52302-9.</p>

<p>[2] Steensma DP, Bejar R, Jaiswal S ve ark. Clonal hematopoiesis of indeterminate potential and its distinction from myelodysplastic syndromes. Blood. 2015;126:9-16. DOI: 10.1182/blood-2015-03-631747.</p>

<p>[3] Jaiswal S, Fontanillas P, Flannick J ve ark. Age-Related Clonal Hematopoiesis Associated with Adverse Outcomes. New England Journal of Medicine. 2014;371:2488-2498. DOI: 10.1056/NEJMoa1408617.</p>

<p>[4] Genovese G, Kähler AK, Handsaker RE ve ark. Clonal Hematopoiesis and Blood-Cancer Risk Inferred from Blood DNA Sequence. New England Journal of Medicine. 2014;371:2477-2487. DOI: 10.1056/NEJMoa1409405.</p>

<p>[5] Jaiswal S, Natarajan P, Silver AJ ve ark. Clonal Hematopoiesis and Risk of Atherosclerotic Cardiovascular Disease. New England Journal of Medicine. 2017;377:111-121. DOI: 10.1056/NEJMoa1701719.</p>

<p>[6] Fuster JJ, MacLauchlan S, Zuriaga MA ve ark. Clonal hematopoiesis associated with TET2 deficiency accelerates atherosclerosis development in mice. Science. 2017;355:842-847. DOI: 10.1126/science.aag1381.</p>

<p>[7] Díez-Díez M, Ramos-Neble BL, de la Barrera J ve ark. Unidirectional association of clonal hematopoiesis with atherosclerosis development. Nature Medicine. 2024;30:2857-2866. DOI: 10.1038/s41591-024-03213-1.</p>

<p>[8] Morley AP, Carter P, Hargreaves R ve ark. Clonal haematopoiesis and cardiovascular disease, defining risk, filling gaps, and framing the future. npj Cardiovascular Health. 2026;3:30. DOI: 10.1038/s44325-026-00127-4.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kanimiz-yaslandigimizi-haber-veriyor-mu-chipin-sessiz-hikayesi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 15:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/chip-haber-gorseli-1200x750-1.webp" type="image/jpeg" length="39239"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Morte di Ruggero D’Angerio a Istanbul: aperta un’indagine]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/morte-di-ruggero-dangerio-a-istanbul-aperta-unindagine</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/morte-di-ruggero-dangerio-a-istanbul-aperta-unindagine" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[55enne italiano Ruggero D’Angerio è stato trovato morto nella sua abitazione nel quartiere di Beyoğlu, a Istanbul. Secondo le prime informazioni, sul corpo non sarebbero stati riscontrati segni evidenti di percosse né ferite provocate da armi da taglio. La salma è stata trasferita all’Istituto di Medicina Legale per determinare con precisione la causa della morte.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Il professore italiano Ruggero D’Angerio trovato morto nella sua abitazione a Istanbul</p>

<p>ISTANBUL – Ruggero D’Angerio, italiano di 55 anni attivo nel mondo dell’istruzione, è stato trovato morto nella sua abitazione nel distretto di Beyoğlu, a Istanbul. Sono in corso accertamenti per stabilire le circostanze e la causa esatta del decesso.</p>

<p>Secondo le informazioni riportate dai media turchi, il fatto risale a mercoledì 5 agosto 2026 ed è avvenuto nel quartiere Hacıahmet, in Sahancı Sokak.</p>

<p>L’allarme dopo l’impossibilità di contattarlo</p>

<p>Non riuscendo a mettersi in contatto con D’Angerio, un agente immobiliare si è recato nell’abitazione per verificare la situazione.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>D’Angerio è stato trovato immobile nel letto. Dopo la segnalazione, sul posto sono intervenuti i servizi sanitari e le forze di polizia. Il personale medico ha constatato il decesso del 55enne.</p>

<p>Nessun evidente segno di violenza nel primo esame</p>

<p>Secondo quanto emerso dalle prime verifiche effettuate sul posto, sul corpo di D’Angerio non sarebbero stati individuati evidenti segni di percosse né ferite riconducibili ad armi da taglio o oggetti perforanti.</p>

<p>Dopo i rilievi effettuati nell’abitazione, la salma è stata trasferita all’Istituto di Medicina Legale per ulteriori esami.</p>

<p>La causa della morte sarà stabilita dagli esami medico-legali</p>

<p>Al momento non è stata resa nota una causa definitiva del decesso. Saranno l’autopsia e gli accertamenti medico-legali a chiarire le cause della morte di Ruggero D’Angerio.</p>

<p>Secondo le informazioni diffuse dai media locali, le autorità hanno avviato un’indagine nell’ambito di una procedura per morte sospetta. Questo, allo stato attuale, non implica necessariamente l’ipotesi di un atto criminale.</p>

<p>Chi era Ruggero D’Angerio?</p>

<p>Ruggero D’Angerio era un cittadino italiano residente in Turchia e attivo nel settore dell’istruzione. Documenti scolastici consultabili pubblicamente riportano come data di nascita l’8 ottobre 1970, dato compatibile con l’età di 55 anni indicata nelle notizie sulla sua morte.</p>

<p>Il suo nome compare inoltre in documentazione relativa ad attività accademiche e formative in Turchia.</p>

<p>Gli accertamenti sulla morte proseguono. Ulteriori elementi sulle cause del decesso potranno emergere dopo il completamento degli esami dell’Istituto di Medicina Legale.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/morte-di-ruggero-dangerio-a-istanbul-aperta-unindagine</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8314.jpeg" type="image/jpeg" length="86962"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul’da İtalyan Profesör Ruggero D’Angerio’dan Acı Haber]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/istanbulda-italyan-profesor-ruggero-dangeriodan-aci-haber</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/istanbulda-italyan-profesor-ruggero-dangeriodan-aci-haber" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Beyoğlu’nda yaşayan 55 yaşındaki İtalyan eğitimci Ruggero D’Angerio, kendisinden haber alınamaması üzerine kontrol edilen evinde ölü bulundu. İlk incelemelerde vücudunda darp, kesici veya delici alet izine rastlanmadığı belirtilirken, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için cenazesi Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İtalyan Profesör Ruggero D’Angerio Beyoğlu’ndaki Evinde Ölü Bulundu</p>

<p>İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde yaşayan İtalyan eğitimci Ruggero D’Angerio evinde ölü bulundu. 55 yaşındaki D’Angerio’nun ölüm nedeninin belirlenmesi için inceleme başlatıldı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre olay, 5 Ağustos 2026 Çarşamba günü Beyoğlu Hacıahmet Mahallesi Sahancı Sokak’ta meydana geldi.</p>

<p>Kendisinden haber alınamayınca eve gidildi</p>

<p>Bir süredir D’Angerio’dan haber alamayan emlakçı Ethem İ., durumu kontrol etmek amacıyla eve gitti. D’Angerio’yu yatağında hareketsiz halde bulan Ethem İ., durumu yetkililere bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İhbar üzerine adrese sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde D’Angerio’nun yaşamını yitirdiği belirlendi.</p>

<p>İlk incelemede darp izine rastlanmadı</p>

<p>Olay yerinde yapılan ilk incelemelerde D’Angerio’nun vücudunda darp ile kesici veya delici alet izine rastlanmadığı bildirildi.</p>

<p>Polis ekiplerinin evde yaptığı incelemelerin ardından D’Angerio’nun cenazesi, kesin ölüm nedeninin tespit edilebilmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu Morgu’na kaldırıldı.</p>

<p>Kesin ölüm nedeni Adli Tıp incelemesiyle belirlenecek</p>

<p>D’Angerio’nun neden hayatını kaybettiğine ilişkin henüz kesin bir açıklama yapılmadı. Kesin ölüm nedeninin yapılacak otopsi ve incelemelerin ardından ortaya çıkması bekleniyor.</p>

<p>Olayla ilgili şüpheli ölüm kapsamında soruşturma başlatıldığı bildirildi.</p>

<p>Ruggero D’Angerio kimdir?</p>

<p>Ruggero D’Angerio, Türkiye’de yaşayan İtalyan bir eğitimciydi. Ulaşılan eğitim kayıtlarında D’Angerio’nun doğum tarihinin 8 Ekim 1970 olduğu görülüyor. Türkiye’de eğitim ve akademik çalışmalarla bağlantılı kayıtlarda da adına rastlanıyor.</p>

<p>D’Angerio’nun ölümüyle ilgili soruşturma sürerken, ölüm nedenine ilişkin kesin sonucun Adli Tıp incelemesinin ardından netleşmesi bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/istanbulda-italyan-profesor-ruggero-dangeriodan-aci-haber</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8313.jpeg" type="image/jpeg" length="60849"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor Orta Sahaya Serie A’dan Takviye Peşinde: Yunus Musah İddiası]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzonspor-orta-sahaya-serie-adan-takviye-pesinde-yunus-musah-iddiasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzonspor-orta-sahaya-serie-adan-takviye-pesinde-yunus-musah-iddiasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un orta saha arayışında dikkat çekici bir isim gündeme geldi. İtalya’dan gelen son haberlerde bordo-mavililerin Milan’ın ABD’li orta saha oyuncusu Yunus Musah’la ilgilendiği öne sürülürken, İtalyan kulübünün transfer için 15-20 milyon euro aralığında bir bedel istediği belirtiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’dan Milan’a Transfer Çıkarması: Yunus Musah Gündemde</p>

<p>Trabzonspor’da transfer çalışmaları sürerken bordo-mavili ekibin orta saha için rotasını İtalya’ya çevirdiği ileri sürüldü. Milan kadrosunda bulunan Yunus Musah, Karadeniz ekibiyle anılan son isim oldu.</p>

<p>İtalyan futbolunu yakından takip eden SempreMilan’ın 12 Ağustos tarihli haberine göre Trabzonspor, 23 yaşındaki ABD’li orta saha oyuncusunu transfer gündemine aldı. Haberde Milan’ın Musah’ın bonservisi için 15 ila 20 milyon euro arasında bir rakam talep ettiği belirtildi.</p>

<p>Atalanta sonrası Milan’a döndü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Musah, geçtiğimiz sezonu Milan’dan kiralık olarak Atalanta’da geçirdi. Ancak Atalanta’nın satın alma opsiyonunu kullanmamasının ardından oyuncu Milan’a geri döndü.</p>

<p>İtalyan basınındaki değerlendirmelerde Musah’ın geleceğinin transfer döneminin kalan bölümünde netleşebileceği belirtiliyor. Milan cephesinin oyuncuyu kesin olarak elden çıkaracağı yönünde henüz resmi bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle Trabzonspor açısından dosyanın şu aşamada “ilgi ve transfer ihtimali” düzeyinde değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Milan’ın beklentisi 15-20 milyon euro</p>

<p>Transferin önündeki en önemli başlıklardan biri bonservis bedeli. İtalya kaynaklı son haberde Milan’ın 23 yaşındaki futbolcu için 15-20 milyon euro bandında bir gelir hedeflediği ifade edildi.</p>

<p>Musah’ın çok yönlü yapısı ise transferde dikkat çeken ayrıntılardan biri. Merkez orta sahanın yanı sıra farklı orta saha rollerinde görev yapabilen ABD’li oyuncunun durumu Milan teknik heyetinin kadro planlamasına göre de değişebilir.</p>

<p>Arsenal altyapısından Valencia ve Milan’a</p>

<p>New York doğumlu Yunus Musah, futbol eğitimini Arsenal altyapısında aldıktan sonra Valencia’ya geçti. İspanya’da A takım seviyesine yükselen genç futbolcu, 2023 yazında yaklaşık 18 milyon euro ve bonuslar karşılığında Milan’a transfer edildi.</p>

<p>ABD Milli Takımı formasını da giyen Musah; atletizmi, top taşıma becerisi ve orta sahadaki farklı pozisyonlarda görev yapabilmesiyle tanınıyor.</p>

<p>Henüz anlaşma haberi yok</p>

<p>Trabzonspor açısından önemli ayrıntı ise transferin mevcut aşaması.</p>

<p>İtalyan kaynaklarda Trabzonspor’un oyuncuyla anlaşmaya vardığına veya Milan’a resmi teklif sunduğuna ilişkin güçlü bir doğrulama bulunmuyor. Güncel bilgiler bordo-mavililerin Musah’a ilgi gösterdiği ve Milan’ın olası satış için belirlediği fiyat aralığı üzerinde yoğunlaşıyor.</p>

<p>Bu nedenle “Trabzonspor Yunus Musah’ı bitirdi” şeklindeki kesin ifadeler için henüz erken. Transfer döneminin kalan bölümünde Milan’ın kadro planlaması ve Trabzonspor’un mali şartlara yaklaşımı dosyanın seyrini belirleyebilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>SempreMilan</li>
 <li>MilanNews</li>
 <li>La Gazzetta dello Sport</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzonspor-orta-sahaya-serie-adan-takviye-pesinde-yunus-musah-iddiasi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 14:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8307.jpeg" type="image/jpeg" length="74707"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[100 Yaşını Aşanların Bağırsakları İncelendi: Uzun Yaşama Dair Dikkat Çeken İpuçları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/100-yasini-asanlarin-bagirsaklari-incelendi-uzun-yasama-dair-dikkat-ceken-ipuclari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/100-yasini-asanlarin-bagirsaklari-incelendi-uzun-yasama-dair-dikkat-ceken-ipuclari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bilimsel derleme, bağırsak mikrobiyotasının yaşlanmayla birlikte değişebildiğini; beyin, kalp, karaciğer, kas, akciğer ve böbreklerle kurulan biyolojik iletişimin sağlıklı yaşlanmada rol oynayabileceğini ortaya koyuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yaşlanmayı düşündüğümüzde akla önce kırışıklıklar, kas kaybı, hafızanın zayıflaması veya kalp ve damar sağlığı geliyor. Ancak bilim insanlarının giderek daha fazla üzerinde durduğu başka bir alan var: bağırsaklar ve burada yaşayan trilyonlarca mikroorganizma.</p>

<p>Cellular and Molecular Life Sciences dergisinde 2026 yılında yayımlanan kapsamlı bilimsel derleme, bağırsakları yalnızca besinlerin sindirildiği bir organ olarak değil, vücudun farklı organları arasındaki iletişim ağının önemli merkezlerinden biri olarak ele alıyor.</p>

<p>Araştırmacıların değerlendirdiği mevcut bilimsel bulgulara göre bağırsak mikrobiyotası, yani bağırsaklarımızda yaşayan mikroorganizmaların oluşturduğu ekosistem; bağışıklık sistemi, metabolizma ve mikroorganizmaların ürettiği çeşitli maddeler aracılığıyla beynin, kasların, kalbin, karaciğerin, akciğerlerin ve böbreklerin işleyişiyle bağlantılı olabilir.</p>

<p>Bu tablo önemli bir soruyu gündeme getiriyor:</p>

<p>Sağlıklı yaşlanmanın yollarından biri bağırsak sağlığını korumaktan geçebilir mi?</p>

<p>Bilimsel veriler dikkat çekici bağlantılar gösteriyor. Ancak bağırsak mikrobiyotasını değiştirerek insanlarda yaşlanmayı yavaşlatmanın veya yaşam süresini uzatmanın kanıtlanmış bir yöntemi henüz bulunmuyor.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotası nedir?</p>

<p>İnsan bağırsağı çok büyük ve karmaşık bir mikroorganizma topluluğuna ev sahipliği yapıyor.</p>

<p>Bakteriler başta olmak üzere çeşitli mikroorganizmaların oluşturduğu bu topluluğa bağırsak mikrobiyotası adı veriliyor. Mikrobiyom ise daha geniş anlamıyla bu mikroorganizmaların genetik materyalini ve oluşturdukları biyolojik sistemi ifade ediyor.</p>

<p>Bu mikroorganizmalar bağırsakta yalnızca pasif biçimde yaşamıyor. Besinlerin parçalanmasına katkıda bulunabiliyor, bazı vitaminlerin üretiminde rol oynayabiliyor, bağışıklık sistemiyle iletişim kurabiliyor ve vücudun kullanabildiği çeşitli maddeler üretebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle bağırsaklar ile vücudun geri kalanı arasında görünmez fakat oldukça hareketli bir biyolojik iletişim ağı bulunuyor.</p>

<p>Yaş ilerledikçe bağırsaklar da değişiyor</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotası hayat boyunca aynı kalmıyor.</p>

<p>Doğumdan itibaren şekillenmeye başlayan bu ekosistem; beslenme, çevre, yaşam biçimi, kullanılan ilaçlar, geçirilen hastalıklar ve yaş gibi çok sayıda faktörden etkileniyor.</p>

<p>İleri yaşlarda bazı kişilerde bağırsak mikrobiyotasının çeşitliliğinde ve mikroorganizmaların dağılımında değişiklikler görülebiliyor.</p>

<p>Ancak kritik nokta şu:</p>

<p>Her insanın bağırsak mikrobiyotası yaşlanmayla aynı biçimde değişmiyor.</p>

<p>Beslenme düzeni, fiziksel aktivite, hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve kişinin yaşadığı çevre önemli farklılıklar oluşturabiliyor. Bu nedenle bilim insanları yalnızca takvim yaşına değil, kişinin genel sağlık durumu ile mikrobiyotasının birlikte nasıl değiştiğine bakıyor.</p>

<p>100 yaşını aşan insanların bağırsaklarında ne farklı?</p>

<p>Uzun yaşayan insanların bağırsak mikrobiyotası bilim dünyasının özellikle ilgisini çekiyor.</p>

<p>Bazı araştırmalarda 90 ve 100 yaş üzerindeki sağlıklı bireylerin bağırsaklarında kendilerine özgü mikrobiyal özellikler saptandı. Belirli mikroorganizma topluluklarının sağlıklı ve çok uzun yaşayan kişilerde farklılık gösterebildiği bildirildi.</p>

<p>Ancak bu sonuçların dikkatli yorumlanması gerekiyor.</p>

<p>Belirli bir bakterinin fazla bulunması kişinin uzun yaşayacağı anlamına gelmiyor. Uzun yaşamın genetik yapıdan beslenmeye, fiziksel aktiviteden çevresel koşullara kadar çok sayıda belirleyicisi bulunuyor.</p>

<p>Dolayısıyla bağırsak mikrobiyotası uzun yaşamın tek nedeni olarak değil, sağlıklı yaşlanma tablosunun olası parçalarından biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>9 binden fazla kişilik araştırmadan önemli ipucu</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotası ile sağlıklı yaşlanma arasındaki dikkat çekici insan çalışmalarından biri Nature Metabolism’de yayımlandı.</p>

<p>Üç farklı gruptan 9 binden fazla yetişkinin verilerinin değerlendirildiği araştırmada, orta ve ileri yaşlardan itibaren bağırsak mikrobiyotasının kişiden kişiye giderek daha özgün bir yapı gösterebildiği bildirildi.</p>

<p>Özellikle ileri yaşlarda sağlıklı kalan kişilerde bu mikrobiyal özgünleşmenin dikkat çektiği görüldü.</p>

<p>Araştırmada belirlenen bazı mikrobiyota özellikleri, kanda ölçülen mikrobiyal metabolitler ve sağkalımla da ilişkili bulundu.</p>

<p>Ancak çalışma gözlemsel nitelikteydi. Dolayısıyla belirli bir bağırsak mikrobiyotasının insanları doğrudan daha uzun yaşattığını kanıtlamıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu: “Bağırsak artık yalnızca sindirim organı olarak görülmüyor”</p>

<p>Araştırmayı değerlendiren Türkiye’de psikogenetik, biyoteknoloji ve longevity alanlarının öncü isimlerinden, Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, bağırsak mikrobiyotasının yaşlanma araştırmalarında giderek daha merkezi bir konuma geldiğine dikkat çekti.</p>

<p>Yılancıoğlu, “Bağırsakları yalnızca sindirim sisteminin bir parçası olarak değerlendiren eski bakış açısı hızla değişiyor. Bugün bağırsak mikrobiyotasının bağışıklık sistemi, metabolizma ve mikroorganizmaların ürettiği çeşitli maddeler aracılığıyla beyin, karaciğer, kalp ve kas dokusu gibi birçok sistemle karşılıklı iletişim içinde olduğunu biliyoruz. Yaş ilerledikçe bu ekosistemde meydana gelen değişikliklerin sağlıklı yaşlanmayla nasıl ilişkili olduğu ise araştırmaların en dikkat çekici alanlarından biri” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotasının tek başına uzun yaşamın anahtarı gibi sunulmaması gerektiğini vurgulayan Yılancıoğlu, şöyle devam etti:</p>

<p>“Burada önemli olan, bilimsel bulguları bir ‘gençlik formülü’ şeklinde yorumlamamak. Henüz belirli bir bakteri, probiyotik veya beslenme modeliyle insanlarda yaşlanmanın durdurulabileceğini ya da yaşam süresinin uzatılabileceğini söyleyemeyiz. Buna karşılık liften ve bitkisel çeşitlilikten zengin dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku ve gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınma gibi genel sağlığı destekleyen alışkanlıkların bağırsak ekosistemi açısından da önemli olduğunu biliyoruz.”</p>

<p>Yılancıoğlu, gelecekte kişiye özgü mikrobiyota yaklaşımlarının sağlıklı yaşlanma araştırmalarında daha fazla gündeme gelebileceğine işaret ederek, “Asıl heyecan verici soru bağırsak mikrobiyotasının yaşlanmayla ilişkili olup olmadığı değil, bu sistemi güvenli biçimde değiştirdiğimizde yaşa bağlı hastalıkların seyrini veya sağlıklı geçirilen yaşam süresini etkileyip etkileyemeyeceğimiz. Bunun cevabı için güçlü insan çalışmalarına ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bağırsak ile beyin gerçekten konuşuyor mu?</p>

<p>Bilimsel olarak bu iletişim bağırsak-beyin ekseni olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Bağırsaklar ve beyin arasında sinir sistemi, bağışıklık sistemi, hormonlar ve mikroorganizmaların ürettiği maddeler üzerinden çift yönlü bir iletişim bulunuyor.</p>

<p>Yaşlanmayla birlikte bağırsak bariyerinin yapısında, bağışıklık sisteminde ve mikrobiyal dengede meydana gelen değişikliklerin bu iletişimi etkileyebileceği düşünülüyor.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotasındaki değişiklikler bilişsel gerileme ve bazı nörodejeneratif hastalıklarla da araştırılıyor. Ancak bağırsak bakterilerini değiştirmenin demans veya diğer nörodejeneratif hastalıkları önlediğini söylemek için mevcut kanıtlar yeterli değil.</p>

<p>Kalp ve damarlar da bu iletişim ağının içinde</p>

<p>Bağırsak mikroorganizmaları tükettiğimiz besinleri işlerken çeşitli metabolitler üretiyor.</p>

<p>Bu maddelerin bazıları kana geçerek uzak organlara ulaşabiliyor. Bilim insanları özellikle bağırsak mikroorganizmalarının oluşturduğu veya değiştirdiği bazı metabolitlerin damar sağlığı, iltihabi süreçler ve metabolizma üzerindeki etkilerini araştırıyor.</p>

<p>Bu nedenle bağırsak-kalp bağlantısı son yıllarda mikrobiyom araştırmalarının önemli alanlarından biri haline geldi.</p>

<p>Fakat tek bir bakteri veya metaboliti kalp hastalıklarının nedeni olarak göstermek bilimsel açıdan doğru değil.</p>

<p>Karaciğer, kaslar, böbrekler ve akciğerler de araştırılıyor</p>

<p>Bağırsak ile karaciğer anatomik olarak da yakın ilişki içinde. Bağırsaktan emilen çok sayıda madde önce karaciğere ulaşıyor. Bu nedenle bağırsak bariyerinde ve mikrobiyal dengede meydana gelen değişikliklerin karaciğer metabolizmasını etkileyebilecek mekanizmalar oluşturabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Benzer şekilde yaşla birlikte görülebilen kas kütlesi ve güç kaybında da bağırsak-kas ekseni araştırılıyor. Mikrobiyal metabolitlerin iltihabi süreçleri, enerji metabolizmasını ve kas fonksiyonlarını dolaylı biçimde etkileyebileceği üzerinde duruluyor.</p>

<p>Bağırsak-böbrek ve bağırsak-akciğer bağlantıları da bilimsel araştırmaların gündeminde.</p>

<p>Ancak bu mekanizmaların önemli bir bölümü hâlâ araştırma aşamasında. Kas sağlığını korumada yeterli beslenme ve kişinin durumuna uygun düzenli fiziksel aktivite gibi kanıtı daha güçlü yaklaşımların yerini mikrobiyota temelli iddialarla doldurmak doğru değil.</p>

<p>Yaşlanmadaki “sessiz iltihap” neden önemli?</p>

<p>Yaş ilerledikçe bazı insanlarda vücutta düşük düzeyli fakat uzun süre devam eden iltihabi bir ortam oluşabiliyor.</p>

<p>Bilimsel literatürde buna “inflammaging”, yani yaşlanmayla ilişkili kronik düşük düzeyli inflamasyon adı veriliyor.</p>

<p>Bağırsak bariyerinin yapısındaki değişiklikler ve mikrobiyota dengesindeki bozulmalar bu sürece katkıda bulunabilecek faktörler arasında araştırılıyor.</p>

<p>Ancak yaşlanmayla ilişkili inflamasyonun tek kaynağı bağırsaklar değil. Hücresel yaşlanma, metabolik hastalıklar, bağışıklık sistemindeki değişiklikler ve başka birçok mekanizma da sürece katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Bağırsak bakterileri uzaktaki organları nasıl etkileyebilir?</p>

<p>Bağırsak bakterilerinin başka bir organı etkileyebilmesi için o organa ulaşması gerekmiyor.</p>

<p>Mikroorganizmalar besinleri işlerken çok sayıda küçük molekül üretiyor. Kısa zincirli yağ asitleri, safra asidi türevleri ve triptofan metabolitleri bunların arasında yer alıyor.</p>

<p>Bu maddelerin bir bölümü bağırsak hücreleri ve bağışıklık sistemiyle etkileşime girerken bazıları dolaşıma katılarak vücudun farklı bölgelerindeki biyolojik süreçlerle bağlantı kurabiliyor.</p>

<p>Yeni bilimsel yaklaşımın dikkat çekici tarafı tam da burada ortaya çıkıyor:</p>

<p>Bağırsak yalnızca sindirim sisteminin bir parçası değil, vücudun geri kalanıyla sürekli mesaj alışverişi yapan biyolojik bir kavşak olabilir.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotası nasıl korunabilir?</p>

<p>Bilimin mevcut durumu “şu bakteriyi artırın ve daha yavaş yaşlanın” şeklinde basit bir reçete sunmuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üstelik herkes için geçerli tek bir “mükemmel bağırsak mikrobiyotası” da tanımlanmış değil.</p>

<p>Buna karşılık genel sağlık açısından güçlü kanıtlara sahip bazı yaşam tarzı alışkanlıklarının bağırsak mikrobiyotasını da etkileyebildiği biliniyor.</p>

<p>Sebze, meyve, baklagiller, tam tahıllar, kuruyemişler ve diğer lif kaynakları açısından çeşitli bir beslenme düzeni bağırsak mikroorganizmalarına farklı besin kaynakları sağlayabilir.</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku, sigaradan uzak durmak ve gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmak da genel sağlık açısından önem taşıyor.</p>

<p>Antibiyotikler gerektiğinde hayat kurtarıcı ilaçlardır. Ancak gereksiz veya kontrolsüz kullanımları bağırsak mikrobiyotasını önemli ölçüde değiştirebilir.</p>

<p>Probiyotik kullanmak yaşlanmayı yavaşlatır mı?</p>

<p>Bugünkü bilimsel kanıtlarla böyle bir sonuç çıkarmak mümkün değil.</p>

<p>Probiyotikler belirli mikroorganizmaları içeren ürünlerdir ve bazı özel sağlık durumlarında belirli türlerin yararına ilişkin kanıtlar bulunabilir.</p>

<p>Ancak “probiyotik kullanmak yaşlanmayı yavaşlatır” veya “ömrü uzatır” şeklindeki genel iddialar kanıtlanmış değil.</p>

<p>Probiyotiklerin etkisi kullanılan mikroorganizma türüne, kişinin sağlık durumuna ve kullanım amacına göre değişebiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla üzerinde “bağırsak dostu” yazan herhangi bir ürünü uzun yaşamın anahtarı olarak görmek bilimsel gerçeklerle örtüşmüyor.</p>

<p>Mikrobiyota nakli bir gençleşme yöntemi değil</p>

<p>Mikrobiyota araştırmalarında dikkat çeken alanlardan biri de dışkı mikrobiyota nakli.</p>

<p>Bu yöntemde bağırsak mikroorganizmalarının oluşturduğu topluluk belirli tıbbi amaçlarla başka bir kişiye aktarılabiliyor.</p>

<p>Yaşlanma araştırmalarındaki hayvan deneylerinden ilgi çekici sonuçlar elde edilmiş olsa da bunların doğrudan insanlara uygulanması mümkün değil.</p>

<p>Dışkı mikrobiyota nakli kanıtlanmış bir gençleşme veya ömür uzatma tedavisi değildir.</p>

<p>Bu nedenle deneysel longevity uygulamalarıyla tıbbi olarak kabul edilmiş kullanım alanlarının birbirinden ayrılması gerekiyor.</p>

<p>Evde yapılan mikrobiyom testleri yaşlanma hızını gösterir mi?</p>

<p>Tüketiciye sunulan bağırsak mikrobiyomu testleri giderek yaygınlaşıyor. Ancak tek bir dışkı örneğinden kişinin ne kadar hızlı yaşlandığını, hangi hastalığa yakalanacağını veya kaç yıl yaşayacağını güvenilir biçimde hesaplamak mümkün değil.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotası kişiden kişiye büyük farklılık gösteriyor ve beslenme, ilaçlar, çevre ve sağlık durumu gibi birçok etkene göre değişebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle mikrobiyom analizleri bilimsel araştırmalarda son derece değerli olsa da sonuçları kişisel bir “uzun yaşam karnesi” olarak yorumlamak için henüz erken.</p>

<p>Bağırsaklar önemli ama yaşlanmanın tek düğmesi değil</p>

<p>Cellular and Molecular Life Sciences’ta yayımlanan 2026 tarihli çalışma yeni bir klinik deney değil, mevcut bilimsel araştırmaları bir araya getiren kapsamlı bir derleme.</p>

<p>Dolayısıyla çalışma belirli bir besinin, bakterinin, probiyotiğin veya tedavinin insan ömrünü uzattığını kanıtlamıyor.</p>

<p>Asıl dikkat çekici mesaj farklı:</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotası, bağışıklık sistemi ve mikroorganizmaların ürettiği metabolitler üzerinden vücudun birçok organıyla bağlantı kuruyor. Bu nedenle bağırsak sağlığındaki değişiklikler yalnızca sindirim sistemini ilgilendiren bir mesele olmayabilir.</p>

<p>Bilimin önündeki önemli sorulardan biri artık bu ilişkinin ne ölçüde değiştirilebilir olduğu ve bağırsak mikrobiyotasına yönelik güvenli müdahalelerin insanların daha sağlıklı yaşlanmasına gerçekten katkı sağlayıp sağlayamayacağı.</p>

<p>Şimdilik uzun yaşam için tek bir bakteri, takviye veya “mikrobiyom diyeti” yok.</p>

<p>Ancak bağırsakların yaşlanma biyolojisinin kenarında duran sıradan bir sindirim organı olmadığı, vücudun farklı sistemlerini birbirine bağlayan önemli biyolojik merkezlerden biri olabileceği yönündeki bilimsel kanıtlar giderek artıyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Cellular and Molecular Life Sciences – The gut as a central hub for multi-organ crosstalk in aging – Xianhong Zhang, Rongqing Li, Yue Gao, Wenjia Zhang, Ting Ni, Yongbin Liu – 2026 – DOI: 10.1007/s00018-026-06129-w<br />
2. Nature Metabolism – Gut microbiome pattern reflects healthy ageing and predicts survival in humans – Tomasz Wilmanski ve arkadaşları – 2021 – DOI: 10.1038/s42255-021-00348-0<br />
3. Annual Review of Medicine – Healthy and Unhealthy Aging and the Human Microbiome – Kseniya Y. Simbirtseva, Paul W. O’Toole – 2025 – DOI: 10.1146/annurev-med-042423-042542<br />
4. Annual Review of Food Science and Technology – How Diet and Lifestyle Can Fine-Tune Gut Microbiomes for Healthy Aging – M. Tamayo ve arkadaşları – 2024 – DOI: 10.1146/annurev-food-072023-034458</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/100-yasini-asanlarin-bagirsaklari-incelendi-uzun-yasama-dair-dikkat-ceken-ipuclari</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8306.jpeg" type="image/jpeg" length="85674"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sarıkamış’ın Ardından Tifüs: Şehit Hekimlerin Sessiz Mücadelesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/d-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/d-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sarıkamış Harekâtı'nın ardından Erzurum ve çevresinde büyüyen tifüs salgını, yalnızca askerleri değil onları hayatta tutmaya çalışan hekimleri de vurdu. Dönemin kayıtları, bir aşamada Erzurum'da 20 doktorun hayatını kaybettiğini, 30 doktorun ise hastalandığını gösteriyor. Kafkas Cephesi'ndeki tifüs mücadelesinde yaşamını yitiren 125 hekim, Türk tıp tarihinin sağlık şehitleri arasında anılıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Erzurum, 1915. Tevfik Salim Bey hastanenin subay koğuşunda dolaşırken yataklardan birinden güçlükle yükselen bir ses duydu. Seslenen kişi, İstanbul Cerrahi Kliniğinin genç asistanlarından Dr. Emin Bey'di.<br />
Fakat karşısındaki genç hekimi tanımakta zorlandı.<br />
Dr. Emin artık hastaların başında duran doktor değildi. Tifüsün yüksek ateşi altında yatağa düşmüş bir hastaydı. Uzun süre aynı pozisyonda yatmaktan sırtında büyük bir bası yarası, halk arasında bilinen adıyla yatak yarası oluşmuştu. Üstelik yarasının pansumanını düzenli yapacak sağlık çalışanı bile bulunamıyordu. [1]<br />
Sarıkamış'ın ardından yaşanan sağlık felaketinin belki de en çarpıcı görüntülerinden biri buydu:<br />
Hastalara şifa vermek için cepheye gelen bir hekim, birkaç hafta sonra kendisine bakacak insan bulunamayan bir hastaya dönüşmüştü.<br />
Sarıkamış'ta çatışmalar bitti, ölüm devam etti<br />
22 Aralık 1914'te başlayan Sarıkamış Harekâtı, Ocak 1915'in ilk günlerinde Osmanlı 3. Ordusu açısından ağır kayıplarla sonuçlandı.<br />
Askerlerin karşısında yalnızca Rus birlikleri yoktu.<br />
Dondurucu soğuk, açlık, yorgunluk, yetersiz beslenme, barınma sorunları ve ulaşım güçlükleri askerlerin direncini ciddi biçimde azaltmıştı.<br />
Harekâtın ardından hasta, yaralı ve bitkin askerler Erzurum ve çevresindeki hastanelere taşındı. 8 Şubat 1915 tarihli kayıtlarda hastanelerde 15 bin 808 hasta ve yaralı bulunduğu belirtiliyordu. [2]<br />
Ancak giderek büyüyen başka bir tehlike vardı.<br />
Tifüs.<br />
Ve kısa süre içinde hastalığın hedefinde yalnızca askerler değil, onları tedavi eden sağlık çalışanları da yer aldı.<br />
Erzurum'da doktorlar da yatağa düşüyordu<br />
Erzurum Valiliğinin döneme ilişkin bildirimleri, sağlık sisteminin karşı karşıya kaldığı tabloyu açık biçimde ortaya koyuyordu.<br />
Kayıtlara göre ordu içinde yaklaşık 20 bin kişi hastaydı. Tifüs ve diğer ateşli hastalıklar yalnızca askerî birliklerde değil, çevredeki yerleşimlerde de ölümlere neden oluyordu.<br />
Daha çarpıcı olan ise hekimlerin durumuydu.<br />
Dönemin kayıtlarında 20 doktorun hayatını kaybettiği, 30 doktorun ise hasta olduğu bildiriliyordu. [1]<br />
Bir doktorun hastalanması yalnızca bir kişinin daha tedaviye ihtiyaç duyması anlamına gelmiyordu.<br />
Aynı zamanda onlarca, hatta yüzlerce hastaya bakabilecek bir hekimin görev dışı kalması demekti.<br />
Bu nedenle tifüs, sağlık teşkilatını adeta içeriden tüketen bir salgına dönüştü.<br />
Hastalarını yaşatmaya çalışırken şehit oldular<br />
Cephedeki hekimlerin görevi yalnızca kurşun veya şarapnel yaralarını tedavi etmek değildi.<br />
Tifüs, dizanteri ve diğer bulaşıcı hastalıklarla da mücadele ediyorlardı.<br />
Üstelik bugünkü anlamda etkili antibiyotikler, modern yoğun bakım olanakları, tek kullanımlık koruyucu ekipmanlar ve gelişmiş enfeksiyon kontrol sistemleri henüz yoktu.<br />
Hekimler hastalarının yanına giriyor, onları muayene ediyor, ateşlerini takip ediyor ve çoğu zaman bitlerle dolu kıyafetlerle doğrudan temas ediyordu.<br />
Bu nedenle bazı hekimler birkaç gün önce tedavi ettikleri hastalar gibi yüksek ateşle yatağa düştü.<br />
Bazıları iyileşti.<br />
Bazıları görevine dönemedi.<br />
Bazıları ise hayatını kaybetti.<br />
Kafkas Cephesi'nde tifüsle mücadele sırasında yaşamını yitiren hekimler, Türk tıp tarihinin sağlık şehitleri arasında yer aldı.<br />
Dr. Emin Bey'in yatağı salgının sembolü gibiydi<br />
Tevfik Salim Bey'in yıllar sonra aktardığı Dr. Emin Bey sahnesi, dönemin dramını rakamlardan çok daha güçlü anlatıyor.<br />
Genç doktor cepheye hasta olmak için gelmemişti.<br />
Görevi başkalarını iyileştirmekti.<br />
Ancak tifüs hekim ile hasta arasındaki çizgiyi birkaç gün içinde silebiliyordu.<br />
Tevfik Salim Bey, Dr. Emin'i gördüğünde onu tanımakta güçlük çektiğini aktarır. Genç hekimin durumu ağırdı ve sırtındaki bası yarasının bakımı dahi gerektiği gibi yapılamamıştı. [1]<br />
Bu tablo yalnızca bir hastanın kötü bakım gördüğünü göstermiyordu.<br />
Asıl sorun çok daha büyüktü.<br />
Hastaya bakması gereken insanların bir bölümü de artık hasta yataklarındaydı.<br />
Tifüs nasıl bulaşıyordu?<br />
Salgın tifüsü, Rickettsia prowazekii adlı bakterinin neden olduğu ciddi bir enfeksiyon hastalığıdır.<br />
Hastalığın yayılmasında insan vücut biti temel rol oynar.<br />
Bit, tifüslü bir kişinin kanını emerek mikrobu alabilir. Daha sonra başka bir insan üzerinde beslenirken bıraktığı enfekte dışkı, kaşınma sırasında oluşan küçük deri yaralarından vücuda girebilir.<br />
Hastalık yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, halsizlik, bilinç değişiklikleri ve deri döküntüleriyle seyredebilir.<br />
1915'in cephe şartları ise bitlerin yayılması için son derece elverişliydi.<br />
Binlerce asker kalabalık alanlarda yaşıyor, kıyafetlerini uzun süre değiştiremiyor ve yeterince yıkanamıyordu.<br />
Bu nedenle tifüs yalnızca bir mikrobun neden olduğu hastalık değildi.<br />
Savaşın yarattığı yoksulluk, kalabalık, temizlik sorunu ve insan bedeninin tükenmesi salgının büyümesine zemin hazırlıyordu. [1]<br />
Bazen en önemli silah sıcak buhardı<br />
Tifüsle mücadelede en önemli hedeflerden biri bitleri ortadan kaldırmaktı.<br />
Fakat savaş şartlarında binlerce askerin düzenli olarak yıkanması ve kıyafetlerinin temizlenmesi son derece güçtü.<br />
Hamamlar ve temizleme merkezleri oluşturuldu. Kıyafetlerin yüksek sıcaklık ve buhar yardımıyla bitlerden arındırılmasına çalışıldı. Çeşitli dezenfeksiyon yöntemleri kullanıldı. [1]<br />
Cephede bazen bir askerin hayatını kurtaran şey silah değil, temizlenmiş bir gömlek olabiliyordu.<br />
Çünkü bit ortadan kaldırılmadan tifüs zincirini kırmak son derece zordu.<br />
32 yaşındaki Tevfik Salim ağır görevin başına geçti<br />
14 Mart 1915'te Tevfik Salim Bey, 3. Ordu Sıhhiye Reisliğine, yani ordunun sağlık hizmetlerinin yönetimine getirildi. [1]<br />
Henüz 32 yaşındaydı.<br />
Önünde devasa bir sorun vardı.<br />
Hastanelerin yeniden düzenlenmesi, hasta askerlerin ayrılması, temizlik koşullarının iyileştirilmesi, bitlerle mücadele edilmesi ve giderek azalan sağlık personelinin korunması gerekiyordu.<br />
Üstelik tifüsü bugünkü anlamda etkili antibiyotiklerle tedavi etmek mümkün değildi.<br />
Bu nedenle salgına yakalanmamak, tedavinin kendisi kadar önemliydi.<br />
1915 yazına doğru alınan tedbirlerle salgının şiddeti azaltıldı. Ancak savaş devam ettiği için tifüs tehlikesi tamamen ortadan kalkmadı. [1]<br />
Ordunun komutanı bile tifüsten kurtulamadı<br />
Tifüs rütbe ayırmıyordu.<br />
Sarıkamış Harekâtı sonrasında 3. Ordu Komutanlığı görevini üstlenen Hafız Hakkı Paşa da hastalığa yakalandı.<br />
Erzurum'da tedavi edilen Hafız Hakkı Paşa, Şubat 1915'te hayatını kaybetti. [2]<br />
Bir ordunun en üst düzey komutanlarından birinin bile tifüsten korunamaması salgının ulaştığı boyutu gösteriyordu.<br />
Ancak hastalarla sürekli ve yakın temas hâlinde bulunan sağlık çalışanlarının riski daha da büyüktü.<br />
125 şehit hekim: Rakamın doğru anlamı ne?<br />
Türk tıp tarihi kaynaklarında Kafkas Cephesi'ndeki tifüs salgını anlatılırken dikkat çeken rakamlardan biri 125 hekim kaybıdır.<br />
Ancak bu sayının doğru yorumlanması gerekir.<br />
125 hekimin tamamının Sarıkamış Harekâtı sırasında veya birkaç hafta içinde hayatını kaybettiğini söylemek doğru değildir.<br />
Mustafa Karatepe'nin tarihsel araştırmasına göre Birinci Dünya Savaşı yıllarında Kafkas Cephesi ve çevresindeki tifüs mücadelesi sırasında hastalığa yakalanarak yaşamını yitiren 164 sağlık subayının 125'i hekimdi. Kayıplar arasında eczacılar, cerrahlar, bir diş hekimi ve tıp öğrencileri de bulunuyordu. [3]<br />
Dolayısıyla 125 hekim, yalnızca Sarıkamış'ın birkaç haftalık bilançosu değil; daha geniş Kafkas Cephesi tifüs mücadelesinin ağır kaybıdır.<br />
Ancak Sarıkamış'ın ardından ortaya çıkan sağlık krizi, bu büyük salgının en çarpıcı dönemlerinden birini oluşturdu.<br />
Bu hekimleri yalnızca sayı olarak anmak eksik kalır.<br />
Onlar, savaşın sağlık cephesinde görevlerini yaparken hayatlarını kaybeden tıp şehitleriydi.<br />
Hekimler tifüse karşı aşı geliştirmeye çalıştı<br />
Salgının büyümesi Türk hekimlerini yalnızca hastaları tedavi etmeye değil, hastalığı önleyecek yöntemler aramaya da yöneltti.<br />
28 Mart 1915'te Tevfik Salim Bey tarafından hazırlanan tifüs aşısı 5'i hekim olmak üzere toplam 9 subaya uygulandı. Daha sonraki dönemde Erzurum, Hasankale, Erzincan ve Bayburt gibi merkezlerde benzer uygulamalar gerçekleştirildi. [1]<br />
Bu girişimleri bugünkü aşılarla aynı koşullarda değerlendirmek doğru değildir.<br />
Modern klinik araştırma sistemleri, ayrıntılı güvenlik aşamaları ve bugünün laboratuvar teknolojisi o yıllarda mevcut değildi.<br />
Dönemin hekimleri, tifüslü hastalardan alınan kanı belirli işlemlerden geçirerek koruyucu bir uygulama geliştirmeye çalışıyordu.<br />
Buna rağmen bu çalışmalar Türk tıp tarihinde tifüse karşı gerçekleştirilen erken bağışıklama girişimleri arasında yer aldı. [3]<br />
Buradaki amaç yalnızca askerleri korumak değildi.<br />
Hekimlerin de hayatta kalması gerekiyordu.<br />
Çünkü cephede bir hekimin kaybı, onun tedavi edebileceği yüzlerce hastanın da sağlık hizmetinden mahrum kalması anlamına geliyordu.<br />
Sarıkamış'ın karların altında kalan sağlık şehitleri<br />
Sarıkamış denildiğinde karların üzerinde kalan askerler hatırlanıyor.<br />
Bu hafıza haklıdır.<br />
Ancak hikâyenin başka bir cephesi daha vardır.<br />
Cephe gerisindeki hastanelerde ateşler içindeki askerlerin başından ayrılmayan doktorlar da vardı.<br />
Kimi birkaç gün sonra aynı hastalığa yakalandı.<br />
Kimi iyileşip yeniden görevine döndü.<br />
Kimi ise bir daha hastane yatağından kalkamadı.<br />
Bazılarının adı tıp tarihine geçti.<br />
Bazılarının adı yalnızca askerî kayıtların satırlarında kaldı.<br />
Fakat hepsinin ortak bir yönü vardı:<br />
Hastalarını yaşatmaya çalışırken kendi hayatlarını da ortaya koydular.<br />
Kafkas Cephesi'ndeki tifüs salgınları sırasında yaşamlarını yitiren 125 hekim, Türk tıp tarihinin sağlık şehitleri arasında hatırlanmayı hak ediyor.<br />
Çünkü savaşın yalnızca silahla yürütülen bir cephesi yoktu.<br />
Bir de hastanelerin, salgın koğuşlarının ve ateşler içindeki hastaların başında verilen mücadele vardı.<br />
Sarıkamış'ın tıp tarihine bıraktığı en ağır derslerden biri de budur:<br />
Bazen şehitlik, cephede silahla savaşırken değil; bir hastanın hayatını kurtarmak için onun başında kalırken yazılır.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Özer S. I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nde Tifüs (Lekeli Humma) Salgını. Belleten. 2016;80(287):219-260. DOI: 10.37879/belleten.2016.219.<br />
[2] Özcan A. Sarıkamış Harekâtı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.<br />
[3] Karatepe M. I. Dünya Savaşı Yıllarında Tifüs Aşısının Uygulanmasında Türk Hekimlerinin Rolü. Mikrobiyoloji Bülteni. 2008;42(2):301-313.<br />
[4] Sağlam T. Büyük Harpte 3. Orduda Sıhhî Hizmet. İstanbul: Askerî Matbaa; 1941.<br />
[5] Unat EK. Birinci Dünya Harbinde Türk Ordusunda Tifüs Savaşı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dergisi. 1989;20(2):255-263.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/d-1</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 13:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/sarikamis-sehit-hekimler-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="95768"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigarayı Bırakmak İsteyenler İçin Bilimsel Yol Haritası: Hangi Yöntemler Gerçekten İşe Yarıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sigarayi-birakmak-isteyenler-icin-bilimsel-yol-haritasi-hangi-yontemler-gercekten-ise-yariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sigarayi-birakmak-isteyenler-icin-bilimsel-yol-haritasi-hangi-yontemler-gercekten-ise-yariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sigarayı bırakmak yalnızca irade meselesi değil. Bilimsel veriler, davranışsal destek ile uygun tedavilerin birlikte kullanılmasının bırakma başarısını artırabildiğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sigarayı bırakmaya karar vermek kolay, bu kararı haftalar ve aylar boyunca sürdürebilmek ise çok daha zor olabilir. Sabah kahvesi, yemek sonrası, stresli bir telefon görüşmesi ya da arkadaş ortamı, sigara içme isteğini yeniden tetikleyebilir.</p>

<p>Bu durum çoğu zaman kişinin “iradesinin zayıf” olduğu anlamına gelmez. Tütün bağımlılığında nikotin, beynin ödül ve alışkanlık sistemlerini etkiler. Üstelik bağımlılığın yalnızca biyolojik değil, davranışsal ve sosyal bir yönü de vardır.</p>

<p>New England Journal of Medicine’da yayımlanan kapsamlı değerlendirme, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde tütün bırakma tedavilerinin nasıl daha etkili ve erişilebilir hale getirilebileceğini ele alıyor. Bilimsel tablo, önemli bir noktaya işaret ediyor: Sigarayı bırakmaya çalışan kişiye yalnızca “bırakmalısın” demek yeterli değil. Etkili yöntemlere erişim de gerekiyor.</p>

<p>Sigarayı bırakmak neden bu kadar zor?</p>

<p>Sigara dumanıyla alınan nikotin kısa sürede beyne ulaşır ve ödül sistemi üzerinde etkili olur. Düzenli kullanım sürdükçe beyin nikotine uyum sağlar ve bağımlılık gelişebilir.</p>

<p>Kişi sigarayı bıraktığında nikotin yoksunluğuna bağlı olarak sigara içme isteği, huzursuzluk, sinirlilik, odaklanma güçlüğü, uyku sorunları, kaygı hissi ve iştah değişiklikleri ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu belirtiler bırakma sürecinin başarısız olduğu anlamına gelmez. Nikotin yoksunluğunun beklenen parçaları olabilir ve zaman içerisinde hafifleme eğilimindedir.</p>

<p>Bağımlılığın ikinci ayağı ise alışkanlıklardır. Kahve içerken, araba kullanırken, mola verirken veya stres yaşarken sigara içmeye alışmış bir kişinin beyni bu durumlarla sigara arasında güçlü bağlantılar kurabilir.</p>

<p>Bu nedenle sigarayı bırakmak hem nikotin bağımlılığıyla hem de yıllar içinde yerleşmiş davranış kalıplarıyla mücadele etmeyi gerektirebilir.</p>

<p>Sigarayı bırakmak için yalnızca irade yeterli mi?</p>

<p>İrade ve kararlılık elbette önemlidir. Ancak tütün bağımlılığını yalnızca irade sorunu olarak görmek bilimsel açıdan eksik bir yaklaşım olur.</p>

<p>Tütün bağımlılığı tedavi edilebilir bir bağımlılıktır.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, sağlık çalışanlarının tütün kullanan kişilere rutin olarak bırakma önerisinde bulunmasını tavsiye ediyor. Kısa bir sağlık çalışanı görüşmesi bile bırakma sürecinin kapısını açabilir.</p>

<p>Daha yoğun davranışsal destek ise yüz yüze bireysel görüşme, grup desteği veya telefon danışmanlığı şeklinde uygulanabilir.</p>

<p>Bilimsel kanıtların güçlü olduğu noktalardan biri, uygun kişilerde davranışsal desteğin ilaç tedavisiyle birleştirilmesidir.</p>

<p>Sigarayı bırakmada hangi yöntemlerin bilimsel kanıtı var?</p>

<p>Sigarayı bırakma konusunda yıllar içerisinde çok sayıda yöntem ortaya atıldı. Ancak hepsinin arkasındaki bilimsel kanıt aynı güçte değil.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü yetişkinlerde tütün bırakma tedavisinde davranışsal desteğin yanı sıra nikotin replasman tedavileri, vareniklin, bupropion ve sitizini etkili farmakolojik seçenekler arasında değerlendiriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bunların kullanılabilirliği ve ruhsat durumu ülkeden ülkeye değişebilir.</p>

<p>İlaç seçimi ise kişinin sağlık durumu, kullandığı diğer ilaçlar, nikotin bağımlılığının düzeyi, daha önceki bırakma girişimleri ve olası yan etkiler dikkate alınarak yapılmalıdır.</p>

<p>Nikotin replasman tedavisi nedir?</p>

<p>Nikotin replasman tedavisi, sigara dumanındaki katran ve yanma sonucu oluşan çok sayıdaki zararlı madde olmadan kontrollü miktarda nikotin sağlayarak yoksunluk belirtilerini azaltmayı amaçlar.</p>

<p>Nikotin bandı, sakız ve pastil gibi farklı formları bulunabilir.</p>

<p>Buradaki amaç sigaranın yerine yeni bir sürekli alışkanlık oluşturmak değil, bırakma sürecinde nikotin yoksunluğunu yönetmeye yardımcı olmaktır.</p>

<p>Bilimsel değerlendirmeler nikotin replasman tedavisinin sigarayı uzun süreli bırakma olasılığını artırabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Ayrıca uzun etkili bir nikotin bandının sakız veya pastil gibi daha kısa etkili bir ürünle birlikte kullanılması, bazı kişilerde tek bir nikotin replasman yöntemine göre daha etkili olabilir.</p>

<p>Vareniklin nasıl çalışıyor?</p>

<p>Vareniklin, beyindeki nikotinle ilişkili belirli reseptörleri etkileyen reçeteli bir ilaçtır. Hem sigara içme isteğinin ve yoksunluk belirtilerinin azaltılmasına hem de sigaradan alınan ödül hissinin zayıflamasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün değerlendirdiği bilimsel kanıtlarda vareniklin, sigarayı bırakmada etkili seçeneklerden biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Ancak bulantı, uyku sorunları, sıra dışı rüyalar ve baş ağrısı gibi yan etkiler görülebilir. Kullanım kararı kişinin klinik özellikleri dikkate alınarak verilmelidir.</p>

<p>Bupropion sigarayı bırakmada kullanılabilir mi?</p>

<p>Bupropion başlangıçta depresyon tedavisinde kullanılan bir ilaç olarak geliştirilmiş olsa da nikotin bağımlılığının tedavisinde de kullanılabilmektedir.</p>

<p>Araştırmalar, uygun kişilerde bupropionun ilaç kullanılmamasına kıyasla uzun süreli sigara bırakma başarısını artırabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak herkes için uygun değildir ve bazı kişilerde uykusuzluk, huzursuzluk veya başka yan etkiler görülebilir. Özellikle kişinin mevcut hastalıkları ve kullandığı diğer ilaçlar değerlendirilmelidir.</p>

<p>Sitizin nedir?</p>

<p>Sitizin, nikotin reseptörleri üzerinde etkili olan ve varenikline benzer bir mekanizmaya sahip başka bir seçenektir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, mevcut kanıtları değerlendirerek sitizini de tütün bırakmada etkili farmakolojik seçenekler arasında sayıyor.</p>

<p>Bununla birlikte sitizinin ruhsatlandırılması, bulunabilirliği ve kullanım biçimleri ülkeler arasında farklılık gösterebilir. Bu nedenle başka bir ülkedeki uygulamanın doğrudan kişisel tedavi planına dönüştürülmesi doğru değildir.</p>

<p>İlaç mı, psikolojik ve davranışsal destek mi?</p>

<p>Bu sorunun cevabı her zaman “ya biri ya diğeri” değildir.</p>

<p>Bilimsel kanıtlar, uygun kişilerde ilaç tedavisinin davranışsal destekle birleştirilmesinin bırakma başarısını artırabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Davranışsal desteğin amacı yalnızca kişiye sigaranın zararlarını anlatmak değildir. Asıl hedef, sigarayı tetikleyen durumları tanımak, yoğun içme isteğiyle başa çıkabilecek yöntemler geliştirmek, günlük alışkanlıkları değiştirmek ve yeniden sigaraya başlanması halinde süreci tamamen terk etmemektir.</p>

<p>Bir başka ifadeyle tedavi nikotin bağımlılığının biyolojik tarafıyla ilgilenirken, davranışsal destek bağımlılığın günlük hayatta bıraktığı izlerle mücadele eder.</p>

<p>Telefon ve dijital destek işe yarayabilir mi?</p>

<p>Sigarayı bırakma hizmetlerinin yalnızca hastanelerde verilmesi gerekmiyor.</p>

<p>Telefonla danışmanlık, kısa mesaj programları ve bazı dijital müdahaleler bırakma desteğinin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayabilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü dijital müdahalelerin, kapsamlı tütün bırakma desteğine yardımcı araçlar olarak kullanılabileceğini belirtiyor. Ancak dijital yöntemlerin tamamının arkasındaki kanıt düzeyi aynı değil.</p>

<p>Özellikle sağlık uygulamaları ve yapay zekâ temelli sistemler hızla geliştiği için bu alandaki kanıtların düzenli olarak yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>“Elektronik sigaraya geçmek bırakmak demek mi?”</p>

<p>Elektronik sigaralar konusunda tablo daha karmaşık.</p>

<p>Bazı araştırmalar elektronik sigaraların yanıcı sigarayı bırakmaya yardımcı olabileceğini düşündürse de bu ürünler risksiz değildir ve nikotin bağımlılığını sürdürebilir.</p>

<p>Ülkelerin elektronik sigaralara yönelik düzenlemeleri de büyük farklılık gösteriyor. Özellikle hiç tütün kullanmayan kişilerin ve gençlerin elektronik sigaraya başlaması ayrı bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor.</p>

<p>Bu nedenle elektronik sigaraya geçmek ile nikotin ve tütün bağımlılığından tamamen kurtulmak aynı şey olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Bir kez başarısız olmak bırakmanın mümkün olmadığı anlamına gelmez</p>

<p>Sigarayı bıraktıktan sonra yeniden başlamak sık görülebilir.</p>

<p>Bu durum kişinin bir daha bırakamayacağını göstermez. Tütün bağımlılığında birden fazla bırakma girişiminin gerekebilmesi şaşırtıcı değildir.</p>

<p>Önemli olan yeniden başlamaya yol açan durumun anlaşılmasıdır.</p>

<p>Stres mi etkili oldu?</p>

<p>Alkol kullanımı mı sigarayı tetikledi?</p>

<p>Arkadaş ortamı mı etkiledi?</p>

<p>Yoksunluk belirtileri mi ağır geldi?</p>

<p>Kullanılan yöntemin desteği yetersiz mi kaldı?</p>

<p>Bu soruların yanıtları bir sonraki bırakma girişiminin daha iyi planlanmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Sigarayı bırakınca vücutta ne değişir?</p>

<p>Sigarayı bırakmanın sağlık açısından yararı yalnızca yıllar sonra ortaya çıkmaz. Vücut tütün dumanına maruziyet sona erdiğinde toparlanma sürecine girer.</p>

<p>Uzun vadede sigarayı bırakmak kalp ve damar hastalıkları, kronik akciğer hastalıkları ve çok sayıda kanserle ilişkili risklerin azaltılması açısından son derece önemlidir.</p>

<p>Ne kadar uzun süre sigara içilmiş olursa olsun bırakmak sağlık açısından anlamlı yararlar sağlayabilir. Bu nedenle “Artık çok geç” düşüncesi, sigarayı bırakmanın önündeki en yanıltıcı engellerden biridir.</p>

<p>Sigarayı bırakmaya hazırlanırken ne yapılabilir?</p>

<p>İlk adım, sigaranın hangi anlarda ve hangi duygularla birlikte içildiğini fark etmek olabilir.</p>

<p>Gün içerisinde sigara içme isteğini tetikleyen durumların belirlenmesi, bırakma döneminde bu anlara karşı önceden hazırlık yapılmasını kolaylaştırabilir.</p>

<p>Evde ve araçta sigara bulundurmamak, sigarayla güçlü biçimde eşleşmiş rutinleri değiştirmek, yakın çevreden destek istemek ve bırakma girişimini sağlık desteğiyle planlamak yararlı olabilir.</p>

<p>Özellikle yoğun nikotin bağımlılığı bulunan, daha önce birçok kez bırakmayı deneyen veya bırakma döneminde ciddi yoksunluk yaşayan kişiler profesyonel destekten daha fazla yarar görebilir.</p>

<p>Asıl sorun etkili yöntemlerin bilinmemesi değil, herkese ulaşmaması</p>

<p>New England Journal of Medicine’daki değerlendirme özellikle düşük ve orta gelirli ülkeler açısından önemli bir soruna dikkat çekiyor.</p>

<p>Bilim dünyası sigarayı bırakmaya yardımcı olabilecek yöntemlerin önemli bölümünü zaten biliyor. Buna karşılık bu yöntemlere erişim her ülkede ve her toplum kesiminde eşit değil.</p>

<p>İlaçların maliyeti ve bulunabilirliği, bırakma danışmanlığı hizmetlerinin yetersizliği, sağlık çalışanlarının eğitimindeki farklılıklar, tütün kullanımına ilişkin kültürel özellikler ve sağlık sistemlerinin kapasitesi tedaviye ulaşmayı etkileyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tütün bağımlılığıyla mücadele yalnızca kişinin omuzlarına bırakılabilecek bir mesele değil. Sağlık sisteminin de tütün kullanan kişiyi belirlemesi, bırakmayı teşvik etmesi ve bilimsel olarak etkili desteğe erişimini kolaylaştırması gerekiyor.</p>

<p>Sigarayı bırakmak isteyen kişi bundan ne anlamalı?</p>

<p>En önemli mesaj şu: Sigarayı bırakamamak, bırakmanın imkânsız olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Nikotin bağımlılığı güçlü olabilir ve tek başına mücadele etmek zorunda değilsiniz. Bilimsel kanıtlar davranışsal destek, uygun farmakolojik tedaviler ve düzenli takibin bırakma olasılığını artırabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Herkes için tek bir “en iyi” yöntem bulunmadığından tedavi kişinin nikotin bağımlılığı, sağlık durumu, önceki bırakma deneyimleri ve tercihlerine göre şekillendirilmelidir.</p>

<p>Sigarayı bırakmak tek bir karardan çok bir süreçtir. Bu süreçte başarının anahtarı yalnızca irade değil, doğru yönteme ve doğru desteğe ulaşabilmektir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>New England Journal of Medicine – Evidence-Based Tobacco-Cessation Strategies for Low- and Middle-Income Countries – Donna Shelley, Nancy A. Rigotti, Pratima Murthy, Vu Minh Hoang, Kamran Siddiqi – 2026 – DOI: 10.1056/NEJMra2507061</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – WHO Clinical Treatment Guideline for Tobacco Cessation in Adults – 2024</li>
 <li>New England Journal of Medicine – Integrating Pharmacotherapy into Tobacco Control in Low- and Middle-Income Countries: A Critical Need – Nancy A. Rigotti, Natalie Walker, Amer Siddiq Amer Nordin – 2025 – DOI: 10.1056/NEJMp2500685</li>
 <li>Nicotine &amp; Tobacco Research – Behavioral Interventions for Tobacco Cessation in Low and Middle-Income Countries: A Systematic Review and Meta-analysis – Abhijit Nadkarni ve arkadaşları – 2025 – DOI: 10.1093/ntr/ntae259</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sigarayi-birakmak-isteyenler-icin-bilimsel-yol-haritasi-hangi-yontemler-gercekten-ise-yariyor</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8302.jpeg" type="image/jpeg" length="67499"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BMJ’de Yayımlandı: Bipolar Tedavilerinde Hangi Yöntemler Öne Çıkıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bmjde-yayimlandi-bipolar-tedavilerinde-hangi-yontemler-one-cikiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bmjde-yayimlandi-bipolar-tedavilerinde-hangi-yontemler-one-cikiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[BMJ’de yayımlanan geniş kapsamlı araştırmada bipolar bozukluğun farklı dönemlerinde kullanılan ilaçlardan beyin uyarımına kadar 116 farklı tedavi yaklaşımı değerlendirildi. 77 bilimsel çalışma ve 2.510 meta-analizin incelendiği araştırma, hangi tedavilerin etkinlik ve güvenlik açısından daha güçlü bilimsel kanıtlara sahip olduğunu ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavisinde kullanılan yöntemlere ilişkin bugüne kadarki geniş kapsamlı kanıtları bir araya getiren yeni bir araştırma BMJ’de yayımlandı. Bilim insanları, farklı yaş gruplarında ve hastalığın farklı dönemlerinde kullanılan tedavilerin etkinliği ile güvenliğine ilişkin mevcut bilimsel verileri sistematik biçimde değerlendirdi.</p>

<p>Araştırma tek bir yeni ilacın klinik denemesi değil. Çalışma, daha önce yapılmış sistematik derlemeleri ve meta-analizleri bir araya getiren geniş kapsamlı bir “şemsiye derleme” niteliğinde.</p>

<p>Bu nedenle sonuçlar, bipolar bozukluğu olan herkes için tek bir ilacın veya yöntemin “en iyi tedavi” olduğu anlamına gelmiyor. Araştırmanın dikkat çekici yanı, çok sayıda tedavi seçeneğinin kanıt gücünü aynı çatı altında karşılaştırması.</p>

<p>77 çalışma, 116 farklı tedavi yaklaşımı</p>

<p>Araştırmacılar bilimsel veri tabanlarını başlangıçlarından 19 Kasım 2024’e kadar taradı.</p>

<p>Belirlenen kriterleri karşılayan toplam 77 çalışma değerlendirmeye alındı. Bunların 21’i ağ meta-analizi, 56’sı ise doğrudan karşılaştırmaları içeren meta-analizlerden oluştu.</p>

<p>İncelemede toplam 116 farklı tedavi yaklaşımı yer aldı.</p>

<p>Bunların:</p>

<ul>
 <li>74’ü ilaç tedavisi,</li>
 <li>18’i beyin uyarım yöntemi,</li>
 <li>13’ü besin veya takviye temelli yaklaşım,</li>
 <li>8’i psikososyal tedavi,</li>
 <li>3’ü biyolojik saat ve günlük ritimlere yönelik tedavilerden oluştu.</li>
</ul>

<p>Tedaviler tek başına kullanımın yanı sıra mevcut tedaviye ekleme veya birden fazla yöntemin birlikte uygulanması açısından da incelendi.</p>

<p>2.510 meta-analiz üzerinden kanıt gücü değerlendirildi</p>

<p>Çalışmanın büyüklüğünü gösteren önemli rakamlardan biri de değerlendirilen sonuçların sayısı oldu.</p>

<p>Araştırmacılar 45 etkinlik ve 88 güvenlik ölçütü olmak üzere toplam 133 farklı sonucu değerlendirdi.</p>

<p>Bunların sonucunda toplam 2.510 meta-analiz incelendi.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca elde edilen bilimsel kanıtların ne kadar güvenilir olduğunu uluslararası GRADE sistemiyle derecelendirdi.</p>

<p>2.510 değerlendirmenin 236’sında kanıtların güvenilirliği yüksek, 827’sinde orta, 986’sında düşük ve 461’inde çok düşük olarak sınıflandırıldı.</p>

<p>Bu tablo, bipolar bozuklukta çok sayıda tedavi seçeneği bulunmasına rağmen bütün tedaviler hakkındaki bilimsel kanıtların aynı güçte olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Bipolar depresyonda bazı ilaçlar öne çıktı</p>

<p>Araştırmanın yetişkinlerde bipolar depresyon bölümünde etkili bulunan tedaviler arasında kariprazin, divalproeks veya valproat, fluoksetin, ek tedavi olarak ketamin, lamotrijin, lumateperon, lurasidon, olanzapin, olanzapin-fluoksetin kombinasyonu ve ketiapin yer aldı.</p>

<p>Çocuk ve ergenlerde ise bipolar depresyon açısından lurasidon ile olanzapin-fluoksetin kombinasyonunun etkili olduğuna ilişkin bulgular bildirildi.</p>

<p>Ancak bu sonuçlar ilaçların herkes için uygun olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bipolar bozuklukta tedavi seçimi hastalığın hangi döneminde bulunulduğuna, kişinin yaşına, daha önce kullanılan tedavilere, eşlik eden hastalıklara, olası yan etkilere ve bireysel özelliklere göre değişebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmadaki ilaç listelerinin kişisel tedavi önerisi olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Tek bir “en iyi bipolar ilacı” sonucu çıkmadı</p>

<p>Araştırmanın önemli mesajlarından biri, bipolar bozukluğun farklı dönemlerinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiği oldu.</p>

<p>Bipolar depresyon, mani veya karma dönemler ile hastalığın yeniden ortaya çıkmasını önlemeye yönelik koruyucu tedavi aynı klinik tabloyu ifade etmiyor. Bir dönemde etkili olan tedavi başka bir dönemde aynı yararı göstermeyebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar bu nedenle etkinlik sonuçlarının yaş grubuna ve hastalığın dönemine göre değiştiğini bildirdi.</p>

<p>Bu durum, bipolar bozuklukta tedavinin neden kişiye ve hastalığın o andaki durumuna göre planlandığını da ortaya koyuyor.</p>

<p>Etkinliğin yanında güvenlik de incelendi</p>

<p>Çalışma yalnızca tedavilerin belirtileri azaltıp azaltmadığına odaklanmadı.</p>

<p>Toplam 88 güvenlik sonucu da değerlendirmeye dahil edildi. Böylece bir tedavinin olası yararı ile istenmeyen etkilerinin birlikte değerlendirilmesi amaçlandı.</p>

<p>Araştırmacılar, mevcut bilimsel kanıtların hekim ve hastanın birlikte karar vermesini kolaylaştırması amacıyla Evidence Based Interventions for Bipolar Disorder adlı açık erişimli bir platform da geliştirdi.</p>

<p>Platformda tedavilerin etkinlik ve güvenliğine ilişkin kanıtların karşılaştırılabilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>Yaklaşık 40 milyon kişiyi etkiliyor</p>

<p>Araştırmada aktarılan küresel verilere göre bipolar bozukluk dünya genelinde yaklaşık 39,5 milyon kişiyi etkiliyor.</p>

<p>Hastalık yalnızca kişinin ruh hali üzerinde etkili olmayabiliyor. Bipolar bozukluğu olan kişilerde çeşitli fiziksel ve nörolojik sağlık sorunlarının da daha sık görülebildiği bildiriliyor.</p>

<p>Bu nedenle doğru tedavinin seçilmesi ve tedaviye devam edilmesi uzun dönemli sağlık açısından önem taşıyor.</p>

<p>Araştırmacılar, bipolar bozukluğu olan kişilerin yaklaşık yarısının reçete edilen tedavilere düzenli biçimde devam etmediğine ilişkin önceki araştırmalara da dikkat çekti.</p>

<p>Bulgular ne anlama geliyor?</p>

<p>Yeni araştırma bipolar bozukluk için yeni bir “mucize tedavi” bulunduğunu göstermiyor.</p>

<p>Bunun yerine çalışma, yıllar içinde biriken çok büyük miktardaki bilimsel veriyi tek bir kanıt haritasında toplamayı amaçlıyor.</p>

<p>En önemli sonuçlardan biri de bilimsel kanıtların kalitesindeki büyük farklılık. Değerlendirilen 2.510 meta-analizin yalnızca 236’sında kanıt düzeyi yüksek olarak sınıflandırıldı.</p>

<p>Dolayısıyla bazı tedaviler için güçlü bilimsel veriler bulunurken, bazı yöntemlerde sonuçların daha kaliteli araştırmalarla doğrulanmasına ihtiyaç devam ediyor.</p>

<p>Araştırmanın yaşayan bir kanıt değerlendirmesi şeklinde tasarlanması da önem taşıyor. Yeni bilimsel çalışmalar yayımlandıkça kanıt tabanının güncellenmesi hedefleniyor.</p>

<p>Böylece bipolar bozuklukta tedavi kararlarının yalnızca bir ilacın etkisine değil; hastalığın dönemine, yaşa, etkinliğe, güvenliğe ve hastanın tercihlerine birlikte bakılarak verilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>The BMJ</li>
 <li>U-REACH Project</li>
 <li>Evidence Based Interventions for Bipolar Disorder (EBI-BD)</li>
 <li>Cochrane Library</li>
 <li>University of Ottawa</li>
 <li>University of Barcelona / IDIBAPS</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bmjde-yayimlandi-bipolar-tedavilerinde-hangi-yontemler-one-cikiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 13:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8301-1.jpeg" type="image/jpeg" length="76746"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Pankreas Kanserinde Tümörü Destekleyen Hücreler Yeniden Programlandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanserinde-tumoru-destekleyen-hucreler-yeniden-programlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanserinde-tumoru-destekleyen-hucreler-yeniden-programlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cell Death & Disease dergisinde yayımlanan yeni araştırma, pankreas kanserinin çevresinde tümörü destekleyen fibroblast hücrelerindeki CD44 proteininin hedeflenmesinin bu hücrelerin davranışını değiştirebildiğini gösterdi. Farelerde CD44’ün silinmesi tümör hacmini belirgin biçimde azaltırken, insan hücrelerindeki deneylerde bağışıklığı baskılayan özelliklerin de zayıfladığı görüldü. Bulgular henüz insanlarda denenmiş bir tedavi anlamına gelmiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Almanya’daki Karlsruhe Institute of Technology (KIT) öncülüğündeki araştırma ekibi, pankreas kanserinin tedavisini zorlaştıran tümör çevresini değiştirebilecek yeni bir mekanizma belirledi. Bilim insanları, kanserle ilişkili fibroblastlar adı verilen destek hücrelerinde bulunan CD44 adlı proteine odaklandı. Fare deneylerinde bu proteinin belirli stromal hücrelerden silinmesi tümör büyümesini azaltırken, insan pankreas kanserinden elde edilen fibroblastlarda yapılan deneyler hücrelerin daha az aktif ve daha az bağışıklık baskılayıcı bir duruma yöneldiğini gösterdi. [1]<br />
Pankreas kanserinin çevresindeki doku neden önemli?<br />
Pankreas duktal adenokarsinomu, pankreas kanserinin en sık görülen türü. Bu hastalığın dikkat çekici özelliklerinden biri, kanser hücrelerinin çevresinde gelişen çok yoğun destek dokusu.<br />
Bilimsel olarak stroma adı verilen bu yapı, pankreas tümörlerinde tümör dokusunun yüzde 90’ına kadarını oluşturabiliyor. Stroma yalnızca cansız bir bariyer değil; bağ dokusu maddeleri, damar hücreleri, bağışıklık hücreleri ve fibroblastlardan oluşan karmaşık bir biyolojik ortam. [1]<br />
Fibroblastlar normal dokularda yara iyileşmesi ve doku bütünlüğünün korunması gibi önemli görevler üstleniyor. Ancak tümör çevresindeki bazı fibroblastlar zamanla farklı özellikler kazanarak kanser hücrelerinin büyümesini destekleyebiliyor ve bağışıklık sisteminin tümöre karşı etkili yanıt vermesini zorlaştırabiliyor.<br />
Bu hücrelere kanserle ilişkili fibroblastlar, kısaca CAF adı veriliyor.<br />
Araştırmanın hedefi CD44 oldu<br />
Araştırmacılar pankreas kanserindeki fibroblastlarda bulunan CD44 adlı hücre yüzeyi proteinini inceledi.<br />
İnsan pankreas dokularından elde edilmiş tek hücreli RNA dizileme verilerinin analizi, CD44’ün tümörle ilişkili fibroblastlarda belirgin biçimde bulunduğunu gösterdi. Bunun ardından araştırmacılar CD44’ün yalnızca tümör ortamında bulunan bir işaret olup olmadığını değil, fibroblastların davranışını gerçekten değiştirip değiştirmediğini anlamak için deneysel çalışmalara geçti. [1]<br />
Farelerde CD44’ün belirli stromal hücrelerden genetik olarak silinmesi tümör hacminde belirgin bir azalmayla sonuçlandı. [1]<br />
Ancak bu bulgu insan hastalarda elde edilmiş bir tedavi sonucu değil. Araştırma preklinik, yani klinik deneylerden önce gerçekleştirilen laboratuvar ve hayvan çalışması aşamasında bulunuyor.<br />
Amaç fibroblastları yok etmek değil<br />
Araştırmanın önemli yönlerinden biri, fibroblastları tamamen ortadan kaldırmayı hedeflememesi.<br />
Pankreas kanserindeki fibroblastların tümü aynı özelliklere sahip değil. Bazı fibroblast grupları tümörü desteklerken, bazıları tümörün davranışını sınırlayabilecek görevler üstlenebiliyor.<br />
Bu nedenle tüm fibroblastları ortadan kaldırmak beklenen yararı sağlamayabilir.<br />
Yeni yaklaşım bunun yerine fibroblastların davranışını değiştirmeye odaklanıyor. Araştırmacılar bu süreci “yeniden eğitme” veya yeniden programlama olarak tanımlıyor.<br />
Amaç, kanseri destekleyen aktif fibroblastları tamamen yok etmek yerine onları daha az tümör destekleyici bir biyolojik duruma yönlendirmek.<br />
İnsan hücrelerinde CRISPR kullanıldı<br />
Araştırmanın önemli aşamalarından biri insan pankreas kanserinden elde edilen kanserle ilişkili fibroblastlar üzerinde gerçekleştirildi.<br />
Bilim insanları CRISPR-Cas9 adı verilen gen düzenleme yöntemini kullanarak bu hücrelerde CD44’ü etkisiz hâle getirdi. CRISPR-Cas9, DNA’nın belirli bölgelerinde hedeflenen değişiklikler yapılmasına imkân sağlayan moleküler bir araç.<br />
CD44 kaybolduğunda fibroblastların hem görünümünde hem davranışında değişiklikler ortaya çıktı.<br />
Aktif fibroblastların tipik uzamış görünümü azaldı ve hücreler daha yuvarlak bir şekle yöneldi. Bunun yanında fibroblast aktivasyonuyla ilişkili bazı işaretler ve hücrelerin kasılma özellikleri de azaldı. [1]<br />
Bu bulgular, CD44’ün fibroblastları tümörü destekleyen aktif durumda tutan mekanizmaların parçalarından biri olabileceğini düşündürüyor.<br />
Tümörün çevresindeki destek ağı da değişti<br />
CD44’ün silinmesi yalnızca fibroblastların biçimini değiştirmedi.<br />
Araştırmacılar hücre dışı matriks, yani hücrelerin çevresinde bir iskelet ve destek ağı oluşturan bazı maddelerin üretiminde de azalma gözledi. [1]<br />
Bu sonuç pankreas kanseri açısından önemli olabilir. Çünkü yoğun stroma hem kanser hücreleriyle hem bağışıklık sistemiyle sürekli iletişim hâlinde olan aktif bir tümör çevresi oluşturuyor.<br />
Ancak çalışma, CD44’ün hedeflenmesinin insan hastalarda tümörün çevresindeki bariyeri ortadan kaldırdığını veya kanser ilaçlarının tümöre daha kolay ulaşmasını sağladığını göstermedi.<br />
Bu olasılıkların klinik çalışmalarda ayrıca araştırılması gerekiyor.<br />
Kanser karşıtı bağışıklık yanıtı güçlendi<br />
Çalışmanın dikkat çeken diğer bulgusu bağışıklık sistemiyle ilgiliydi.<br />
Kanserle ilişkili fibroblastlar salgıladıkları çeşitli moleküller aracılığıyla bağışıklık hücrelerinin davranışını değiştirebiliyor ve tümörün bağışıklık sisteminden kaçmasına katkıda bulunabiliyor.<br />
CD44 bulunmayan fibroblastlarda bu bağışıklık baskılayıcı özelliklerin azaldığı görüldü. [1]<br />
Araştırmacılar özellikle sitotoksik T hücreleri, yani kanserli veya enfekte hücreleri tanıyıp öldürebilen bağışıklık hücreleri üzerindeki etkiyi inceledi.<br />
CD44’ü silinmiş fibroblastların bulunduğu deney ortamında sitotoksik T hücrelerinin kanser hücrelerini öldürme kapasitesi arttı. Bulgular, fibroblastların yeniden programlanmasının yalnızca tümörün fiziksel çevresini değil, bağışıklık ortamını da değiştirebileceğini düşündürdü. [1]<br />
CD44 yeni bir tedavi hedefi olabilir mi?<br />
Araştırma, CD44’ün pankreas kanserindeki tümör mikroçevresini değiştirmek için potansiyel bir hedef olabileceğini gösteriyor.<br />
Buradaki yaklaşım doğrudan kanser hücresini öldürmekten farklı.<br />
Amaç, kanser hücrelerinin çevresindeki ve onları destekleyen hücreleri daha az tümör destekleyici bir duruma yönlendirmek. Böylece tümör büyümesinin zorlaştırılması ve bağışıklık sisteminin kanser hücrelerine karşı daha etkili çalışması hedeflenebilir.<br />
Bu yaklaşım gelecekte kemoterapi, hedefe yönelik tedaviler veya immünoterapiyle birlikte araştırılabilir.<br />
Ancak mevcut çalışma, CD44’ün hedeflenmesinin pankreas kanseri hastalarında yaşam süresini uzattığını, tümörü küçülttüğünü veya mevcut tedavilerin etkisini artırdığını göstermedi. [1]<br />
Bu çalışma yeni bir pankreas kanseri tedavisi değil<br />
Araştırmanın sonuçları umut veren yeni bir biyolojik mekanizma ortaya koysa da henüz insanlarda tedavi denemesi yapılmış değil.<br />
Farelerde tümör büyümesinde azalma görülmesi ve insan fibroblastlarında CD44’ün CRISPR ile silinmesi, klinik etkinliğin kanıtlandığı anlamına gelmiyor.<br />
Ayrıca kanserle ilişkili fibroblastların birbirinden farklı özelliklere sahip çok sayıda alt gruptan oluşması, CD44’ün hangi hücrelerde ve hangi hastalarda güvenli biçimde hedeflenebileceği sorusunu açık bırakıyor.<br />
Cell Death &amp; Disease dergisinde yayımlanan çalışma bu nedenle pankreas kanseri için hazır bir tedaviden çok, tümörün çevresindeki destek hücrelerini ortadan kaldırmak yerine davranışlarını yeniden programlama fikrini güçlendiren preklinik bir kanıt sunuyor. [1]<br />
Kaynaklar<br />
[1] Orian-Rousseau V, Treffert SM, Heneka YM, Martin J, Andrieux G, Launhardt L, ve ark. Loss of CD44 re-educates pancreatic cancer-associated fibroblasts modulating their fibrotic and immunosuppressive functions. Cell Death &amp; Disease. 2026;17:729. DOI: 10.1038/s41419-026-09155-5.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanserinde-tumoru-destekleyen-hucreler-yeniden-programlandi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/pankreas-kanseri-cd44-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="47977"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanser Tedavisi Sonrası Ağız Kuruluğuna Gen Tedavisi: Etki 3 Yıla Uzandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kanser-tedavisi-sonrasi-agiz-kuruluguna-gen-tedavisi-etki-3-yila-uzandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kanser-tedavisi-sonrasi-agiz-kuruluguna-gen-tedavisi-etki-3-yila-uzandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD ve Kanada’daki merkezlerin katıldığı Faz 1 çalışmasında, radyoterapi sonrası kalıcı ağız kuruluğu yaşayan 24 hastaya tek seferlik AAV2-hAQP1 gen tedavisi uygulandı. Birinci yılda tükürük akışında ortalama yüzde 112,5 artış görüldü; şirketin takip verileri etkinin 3 yıla kadar sürdüğüne işaret etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Baş ve boyun kanseri nedeniyle radyoterapi gördükten sonra yıllarca devam eden ağız kuruluğu yaşayan hastalar için geliştirilen tek uygulamalık gen tedavisinden dikkat çekici sonuçlar geldi. AAV2-hAQP1 adı verilen deneysel tedavinin Faz 1 çalışması, 24 hastada belirtilerin azalabildiğini ve tükürük üretiminin artabildiğini gösterdi.</p>

<p>Araştırmanın hakemli sonuçları International Journal of Radiation Oncology, Biology, Physics dergisinde yayımlandı. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ise tedaviye Mart 2026’da Breakthrough Therapy statüsü verdi.</p>

<p>Bu statü, tedavinin onaylandığı anlamına gelmiyor. FDA’nın ciddi hastalıklara yönelik ve ilk klinik verileri umut vadeden tedavilerin geliştirme sürecini hızlandırmak için kullandığı düzenleyici mekanizmalardan biri olarak uygulanıyor.</p>

<p>Amaç hasarlı tükürük bezinin işlevini yeniden kazandırmak</p>

<p>Radyoterapi baş ve boyun bölgesindeki kanserlerin tedavisinde önemli bir yöntem olmakla birlikte tükürük bezlerinde kalıcı hasara yol açabiliyor.</p>

<p>Bunun sonucunda bazı hastalarda yıllarca sürebilen ciddi ağız kuruluğu gelişebiliyor. Sorun yalnızca susama hissinden ibaret değil. Yemek yeme, çiğneme, yutma ve konuşma güçlüğünün yanı sıra diş çürükleri ve ağız enfeksiyonlarının artmasına da yol açabiliyor.</p>

<p>AAV2-hAQP1 tedavisinde amaç, radyasyondan zarar gören tükürük bezlerine suyun hücreler arasında taşınmasında görev alan aquaporin-1 adlı proteinin genini ulaştırmak.</p>

<p>Genetik materyal, AAV2 adı verilen ve gen taşımak amacıyla kullanılan bir viral vektör aracılığıyla parotis bezine veriliyor.</p>

<p>Çalışmaya 24 hasta katıldı</p>

<p>Faz 1 çalışması açık etiketli, çok merkezli ve farklı dozların değerlendirildiği bir araştırma olarak gerçekleştirildi.</p>

<p>Çalışmaya radyoterapi sonrasında orta veya ağır derecede kalıcı ağız kuruluğu bulunan 24 kişi dahil edildi.</p>

<p>Katılımcıların 12’sinde tedavi tek tükürük bezine, diğer 12’sinde ise iki beze uygulandı. Hastalar tedavinin ardından 12 ay boyunca takip edildi.</p>

<p>Araştırmanın bu aşamasındaki temel amaçlardan biri güvenliliği değerlendirmekti.</p>

<p>Tükürük akışında dikkat çeken artış</p>

<p>Bir yıllık takip sonunda tedaviyle ilişkili ciddi yan etki veya tedavinin dozunu sınırlayacak bir toksisite bildirilmedi.</p>

<p>Hastaların 16’sında, yani yüzde 67’sinde, ağız kuruluğunu değerlendiren ölçekte klinik açıdan anlamlı iyileşme kaydedildi.</p>

<p>Katılımcıların 19’u, başka bir değerlendirme ölçeğinde ağız kuruluğu şikâyetlerinde önemli iyileşme bildirdi. Bu sayı çalışma grubunun yaklaşık yüzde 79’una karşılık geldi.</p>

<p>Objektif ölçümlerde de dikkat çekici bir sonuç elde edildi. Uyarılmamış toplam tükürük akışının 12’nci ayda başlangıç değerine göre ortalama yüzde 112,5 arttığı belirlendi.</p>

<p>Bu sonuç, ortalama tükürük akışının başlangıca göre iki kattan fazla seviyeye çıktığı anlamına geliyor. Ancak araştırmanın küçük ve kontrol grubundan yoksun olması nedeniyle sonuçların daha geniş çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Tek uygulamanın etkisi üç yıl sürdü</p>

<p>Tedaviyi geliştiren MeiraGTx’in Nisan 2026’da açıkladığı uzun dönem takip verileri ise araştırmaya yeni bir boyut kazandırdı.</p>

<p>Şirketin verilerine göre hastaların bildirdiği iyileşmeler ve tükürük akışındaki artış, tek uygulamadan 36 ay sonra da devam etti. Tedavinin uzun dönem takipte de genel olarak iyi tolere edildiği bildirildi.</p>

<p>Burada bilimsel kanıt açısından önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>Bir yıllık sonuçlar hakemli bilimsel yayında yer alırken, üç yıllık takip sonuçları şirket tarafından açıklanan uzun dönem verilerine dayanıyor. Dolayısıyla uzun dönem etkinliğin bağımsız değerlendirmeler ve daha büyük kontrollü çalışmalarla desteklenmesi önem taşıyor.</p>

<p>FDA’dan iki önemli statü aldı</p>

<p>AAV2-hAQP1 daha önce FDA’nın rejeneratif tıp alanındaki ileri tedaviler için kullandığı RMAT statüsünü de almıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mart 2026’da verilen Breakthrough Therapy statüsüyle birlikte programın FDA ile daha yakın ve hızlandırılmış bir geliştirme sürecinden ilerlemesinin önü açıldı.</p>

<p>Ancak bu kararlar ilacın ruhsat aldığı veya rutin hastane kullanımına girdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Daha büyük kontrollü çalışma devam ediyor</p>

<p>Tedavinin bir sonraki önemli sınavı AQUAx2 çalışması olacak.</p>

<p>Faz 2 olarak yürütülen çalışma, Faz 1 araştırmasından farklı olarak randomize, çift kör ve plasebo kontrollü biçimde tasarlandı. ABD, Kanada ve Birleşik Krallık’taki yaklaşık 30 merkezde yürütülen araştırmanın olası ruhsat başvurusunu destekleyebilecek nitelikte olması hedefleniyor.</p>

<p>Şirket, çalışmanın 12 aylık temel sonuçlarını 2027’nin ikinci çeyreğinde açıklamayı planlıyor.</p>

<p>Sonuçların olumlu olması durumunda biyolojik ürün ruhsat başvurusunun gündeme gelmesi bekleniyor. Şirketin mevcut takvimine göre olası FDA onayı 2027 sonunu bulabilir. Bunların şirketin hedefleri olduğu ve düzenleyici onayın henüz garanti olmadığı özellikle vurgulanıyor.</p>

<p>Kanserden kurtulan hastalar için neden önemli?</p>

<p>Gelişmenin dikkat çeken yönü, gen tedavisinin doğrudan kanseri ortadan kaldırmayı değil, kanser tedavisinin yıllar sonra devam eden kalıcı bir sonucunu düzeltmeyi hedeflemesi.</p>

<p>Bugün radyoterapiye bağlı kalıcı ağız kuruluğunda kullanılan yöntemlerin önemli bölümü belirtileri hafifletmeye yönelik.</p>

<p>AAV2-hAQP1 yaklaşımı ise hasar gören tükürük bezinin sıvı salgılama kapasitesini gen aktarımı yoluyla yeniden artırmayı amaçlıyor.</p>

<p>Faz 1 sonuçlarının daha büyük ve plasebo kontrollü çalışmada doğrulanması halinde yöntem, kanser tedavisi sonrasında yaşam kalitesini yıllarca etkileyebilen kalıcı organ hasarlarının gen tedavileriyle giderilmesi konusunda yeni bir yaklaşımın önünü açabilir.</p>

<p>Bununla birlikte mevcut veriler henüz 24 kişilik erken aşama çalışmasına dayanıyor. Tedavinin gerçek klinik değerinin belirlenmesi için daha büyük hasta gruplarında etkinliğinin, güvenliliğinin ve etkinin ne kadar sürdüğünün gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>* International Journal of Radiation Oncology, Biology, Physics<br />
* AQUAx Faz 1 klinik araştırması<br />
* MeiraGTx<br />
* ABD Gıda ve İlaç Dairesi Breakthrough Therapy Programı<br />
* ABD Gıda ve İlaç Dairesi Regenerative Medicine Advanced Therapy Programı </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kanser-tedavisi-sonrasi-agiz-kuruluguna-gen-tedavisi-etki-3-yila-uzandi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8296.jpeg" type="image/jpeg" length="51189"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Burkina Faso’da Çocuklarda Belirtisiz Shigella Enfeksiyonu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/burkina-fasoda-cocuklarda-belirtisiz-shigella-enfeksiyonu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/burkina-fasoda-cocuklarda-belirtisiz-shigella-enfeksiyonu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Burkina Faso’da beş yaşından küçük 750 çocuğun izlendiği araştırmada toplam 60 doğrulanmış Shigella olayı belirlendi; ana risk analizi 56 yeni enfeksiyon üzerinden yapıldı. Enfeksiyonların bir bölümü ishal görülmeden ilerlerken halka açık su kaynağı kullanımı daha düşük enfeksiyon hızıyla ilişkili bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Burkina Faso’nun başkenti Ouagadougou çevresinde yürütülen araştırma, çocuklardaki Shigella enfeksiyonlarının yalnızca ishal vakaları izlenerek tam olarak belirlenemeyebileceğini gösterdi. Groupe de Recherche Action en Santé, Joseph Ki-Zerbo Üniversitesi ve European Vaccine Initiative araştırmacıları, beş yaşından küçük 750 çocuğu 12 ay boyunca takip etti. [1]<br />
PLOS Neglected Tropical Diseases dergisinde yayımlanan çalışmada 2 bin 401 dışkı örneği incelendi. Toplam 60 doğrulanmış Shigella olayı saptandı; çocukların araştırmaya katıldığı gün belirlenen dört olay uzunlamasına risk hesabından çıkarıldığı için ana analiz 56 yeni enfeksiyon üzerinden yapıldı. [1]<br />
Shigella nasıl hastalık yapıyor?<br />
Shigella, bağırsakları etkileyerek ishal, karın ağrısı, ateş ve dışkıda kan veya mukusa neden olabilen bir bakteri grubu. Özellikle küçük çocuklarda sıvı kaybına ve ağır hastalığa yol açabiliyor.<br />
Bakteri, enfekte kişinin dışkısıyla kirlenmiş eller, su veya yiyecekler aracılığıyla yayılıyor. Çok az sayıda bakterinin bile hastalık oluşturabilmesi; güvenli su, uygun tuvalet koşulları ve el hijyenini korunmada önemli hâle getiriyor.<br />
Araştırmada 2 bin 165 belirtisiz döneme ait dışkı örneği ile 236 ishal döneminde alınan örnek değerlendirildi. Shigella’nın ishal görülmeyen örneklerde de saptanması, belirtisiz taşıyıcılığın toplumdaki hastalık yükü hesaplanırken göz önünde bulundurulması gerektiğini gösterdi. [1]<br />
Belirtisiz enfeksiyon ne anlama geliyor?<br />
Belirtisiz enfeksiyon, çocuğun dışkısında Shigella bulunmasına rağmen örnek alındığı sırada ishal görülmemesi anlamına geliyor. Bu durum çocuğun ağır hasta olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Bununla birlikte yalnızca sağlık kuruluşuna başvuran veya kanlı ishal geçiren çocukların izlenmesi, toplumdaki gerçek enfeksiyon sayısının olduğundan düşük hesaplanmasına yol açabilir.<br />
Araştırmada Shigella, ishalle güçlü biçimde ilişkiliydi. Ancak Shigella pozitif ishal vakalarında dışkının kanlı olmasından çok mukuslu olması öne çıktı. Bu nedenle yalnızca klasik kanlı ishal tablosunun aranması bazı vakaların gözden kaçmasına neden olabilir. [1]<br />
En yaygın tür Shigella flexneri oldu<br />
Ana analize alınan 56 enfeksiyonun 33’ünden, yani yüzde 58,9’undan Shigella flexneri sorumluydu. Shigella boydii 13 vakada, Shigella sonnei sekiz vakada ve Shigella dysenteriae iki vakada saptandı. [1]<br />
Tür dağılımının bilinmesi, geliştirilmekte olan Shigella aşılarının bölgede dolaşan bakterileri ne ölçüde kapsayabileceğini değerlendirmek açısından önem taşıyor. Ancak bu araştırma herhangi bir aşının etkinliğini veya güvenliliğini incelemedi.<br />
Yaş ve su kaynağı enfeksiyon hızıyla ilişkili bulundu<br />
Enfeksiyon riski, 0–11 aylık bebeklerle karşılaştırıldığında 12–23 aylık çocuklarda 2,68 kat, 36–47 aylık çocuklarda ise 2,81 kat daha yüksek bulundu. En yüksek genel enfeksiyon hızı 12–23 aylık grupta görüldü. [1]<br />
Halka açık su kaynağı kullanımı, diğer değişkenler hesaba katıldıktan sonra enfeksiyon hızının yaklaşık yüzde 48 daha düşük olmasıyla ilişkiliydi. Ancak gözlemsel araştırma, farkın doğrudan su kaynağından kaynaklandığını veya her halka açık su kaynağının güvenli olduğunu kanıtlamıyor.<br />
Sonuçlar, suyun kaynağı kadar düzenli denetlenmesi, eve taşınması ve temiz kaplarda saklanmasının da değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.<br />
Evde korunmak için neler önemli?<br />
Shigella’dan korunmada içme suyunun güvenliği kadar tuvalet sonrasında, çocuk bezini değiştirdikten sonra ve yemek hazırlamadan önce ellerin sabunla yıkanması da önem taşıyor. Çiğ yiyeceklerle pişmiş gıdaların ayrı tutulması ve içme suyunun temiz kaplarda saklanması bulaş riskini azaltmaya yardımcı olabilir.<br />
İshal gelişen küçük çocuklarda en önemli tehlikelerden biri sıvı kaybı. Su içememe, idrar miktarında azalma, sürekli kusma, belirgin halsizlik veya dışkıda kan görülmesi sağlık kuruluşunda değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor.<br />
Araştırma 2020–2022 döneminde Ouagadougou yakınındaki iki çevre yerleşiminde yürütüldü. Kullanılan geleneksel kültür yöntemi, düşük bakteri yoğunluğu veya örneklerin taşınması gibi nedenlerle bazı enfeksiyonları kaçırmış olabilir. Sonuçlar Burkina Faso’nun tamamına doğrudan genellenemiyor ve çalışma bakterilerin kapsamlı antibiyotik direnci profilini göstermiyor.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Héma A, Sawadogo J, Soulama BI, Hien D, Diarra A, Sermé SS, et al. Burden of Shigella infection in children under five years living in a peri-urban area of Ouagadougou, Burkina Faso: A community-based cohort study. PLOS Neglected Tropical Diseases. 2026;20(8):e0014624. DOI: 10.1371/journal.pntd.0014624</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/burkina-fasoda-cocuklarda-belirtisiz-shigella-enfeksiyonu</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 12:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/burkina-faso-shigella-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="45004"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[John Gibbon: Kalp Cerrahisini Değiştiren Makinenin Öyküsü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/john-gibbon-kalp-cerrahisini-degistiren-makinenin-oykusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/john-gibbon-kalp-cerrahisini-degistiren-makinenin-oykusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Amerikalı cerrah John H. Gibbon Jr., kalp ve akciğerin görevini ameliyat sırasında geçici olarak üstlenebilen kalp-akciğer makinesini geliştirerek modern açık kalp cerrahisinin önünü açtı. 6 Mayıs 1953’te 18 yaşındaki bir hastanın kalbindeki doğuştan deliği bu sistemle onarması, kalp cerrahisi tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün kalp kapaklarının değiştirilmesi, bazı doğumsal kalp hastalıklarının onarılması ve çok sayıda açık kalp ameliyatının yapılabilmesinde kullanılan kardiyopulmoner bypassın, yani kalp ve akciğerin görevini geçici olarak bir makineye devretme yönteminin gelişiminde John H. Gibbon Jr.’ın çalışmaları belirleyici rol oynadı. Gibbon’ın 20 yılı aşan araştırmalarının ardından geliştirdiği sistem, 6 Mayıs 1953’te Philadelphia’daki Jefferson Medical College Hospital’da 18 yaşındaki bir genç kadının kalbindeki atriyal septal defektin, yani kalbin üst odacıkları arasındaki doğuştan deliğin başarılı biçimde kapatılmasını mümkün kıldı. [1]<br />
Bir hastanın ölümü fikrin doğmasına yol açtı<br />
John Heysham Gibbon Jr., 29 Eylül 1903’te Philadelphia’da doğdu. Jefferson Medical College’dan 1927’de mezun olduktan sonra cerrahi eğitimine devam etti.<br />
Kalp-akciğer makinesine uzanan düşüncenin temeli ise 1931 yılında atıldı.<br />
Gibbon, Harvard Medical School ve Massachusetts General Hospital’daki çalışmaları sırasında ağır pulmoner embolisi olan bir hastanın tedavisine katıldı. Pulmoner emboli, akciğer damarlarından birinin çoğunlukla kan pıhtısıyla tıkanması anlamına geliyor.<br />
Hastanın dolaşımı hızla bozulurken Gibbon’ın zihninde basit ama dönemin teknolojisi açısından son derece zor bir soru oluştu: Kan vücuttan çıkarılıp dışarıda oksijenle buluşturulabilir ve ardından yeniden dolaşıma verilebilirse, kalp ve akciğer geçici olarak devre dışı bırakılabilir miydi?<br />
Hasta kurtarılamadı. Ancak bu olay Gibbon’ın sonraki meslek yaşamının yönünü belirledi. [1]<br />
Amaç kalbin ve akciğerin görevini makineye vermekti<br />
Sorun yalnızca kanı vücudun dışında dolaştırmak değildi.<br />
Makinenin aynı anda iki temel görevi yerine getirmesi gerekiyordu. Bir pompa kalbin yaptığı gibi kanı dolaştırmalı, bir oksijenatör ise akciğerlerin yaptığı gibi kana oksijen kazandırıp karbondioksitin uzaklaştırılmasına yardımcı olmalıydı.<br />
Bu işleme “ekstrakorporeal dolaşım”, yani kanın bir süreliğine vücudun dışındaki bir sistemden geçirilmesi adı verildi.<br />
Gibbon, 1930’lu yıllardan itibaren hayvan deneylerinde bu sistemi geliştirmeye başladı. İlk çalışmalar kediler, daha sonra köpekler üzerinde yürütüldü. Amaç, kalp ve akciğerin dolaşımdaki görevini makinenin güvenli biçimde ne kadar süre üstlenebileceğini anlamaktı. [2]<br />
Bugünün gelişmiş kalp-akciğer makineleri düşünüldüğünde fikir basit görünebilir. Ancak kanın borular ve mekanik parçalar içinden geçirilmesi; pıhtılaşma, kan hücrelerinin hasar görmesi, oksijenlendirme ve uygun kan akımının sağlanması gibi çok sayıda sorunu beraberinde getiriyordu.<br />
Bu başarı yalnızca John Gibbon’ın değildi<br />
Kalp-akciğer makinesinin öyküsünde Gibbon’ın eşi Mary Hopkinson Gibbon’ın da önemli bir yeri bulunuyor.<br />
Mary Gibbon, laboratuvar çalışmalarında eşinin yanında yer aldı ve yıllarca süren deneysel araştırmalara aktif olarak katıldı. Tarihsel incelemeler, cihazın geliştirilmesinin tek bir kişinin ani buluşundan çok uzun süreli ekip çalışmasının sonucu olduğunu gösteriyor. [3]<br />
İkinci Dünya Savaşı yıllarında çalışmalar kesintiye uğradı. Gibbon savaş sonrasında araştırmalarına yeniden döndü.<br />
1940’ların sonlarında International Business Machines Corporation, yani IBM’in mühendislik desteği de projeye katıldı. Bu iş birliğiyle önce Model I, ardından insanlarda kullanılabilecek kapasiteye yaklaşan Model II kalp-akciğer makinesi geliştirildi. [1]<br />
6 Mayıs 1953’te kalp cerrahisinde yeni bir dönem başladı<br />
Gibbon’ın yıllarca üzerinde çalıştığı sistem için en önemli sınav 6 Mayıs 1953’te geldi.<br />
Hasta, Cecelia Bavolek adlı 18 yaşında bir genç kadındı. Bavolek’te büyük bir atriyal septal defekt bulunuyordu. Bu durum, kalbin sağ ve sol üst odacıklarını ayıran duvarda doğuştan bir açıklık olması anlamına geliyor.<br />
Bu açıklık nedeniyle kan kalbin iki tarafı arasında normal olmayan biçimde geçiyor ve zamanla kalbe ciddi yük bindiriyordu.<br />
Gibbon ve ekibi hastayı kalp-akciğer makinesine bağladı. Sistem yaklaşık 45 dakika boyunca dolaşım desteği sağladı; bunun yaklaşık 26 dakikasında tam kardiyopulmoner bypass uygulandı. Bu sırada cerrahlar kalbin içindeki deliği doğrudan görerek kapatabildi. [4]<br />
Hasta ameliyattan sağ çıktı.<br />
Bu operasyon, kalp-akciğer makinesi kullanılarak gerçekleştirilen ilk başarılı açık kalp ameliyatı olarak tıp tarihinde önemli bir dönüm noktası haline geldi. Kalbe yönelik cerrahi girişimler daha önce de yapılmıştı; Gibbon’ın başarısını farklı kılan, kalp ve akciğerin görevlerinin mekanik bir sistem tarafından geçici olarak üstlenilmesiyle kalbin içinde doğrudan cerrahi işlem yapılabilmesiydi. [1]<br />
Makine ameliyat sırasında ne yapıyordu?<br />
Kalp-akciğer makinesinin temel mantığı bugün de aynı biyolojik ihtiyaca dayanıyor.<br />
Normalde toplardamarlardan kalbe gelen oksijeni azalmış kan akciğerlere gönderilir. Akciğerlerde oksijen alan kan yeniden kalbe döner ve kalp tarafından bütün vücuda pompalanır.<br />
Kardiyopulmoner bypass sırasında ise kan geçici olarak kalbe ulaşmadan makineye yönlendirilir.<br />
Makine kanın oksijenlenmesini sağlar ve ardından kanı yeniden vücudun atardamar sistemine pompalar. Böylece beyin ve diğer organların kanlanması sürerken cerrah kalbin içinde daha kontrollü bir alanda çalışabilir.<br />
Bu yöntem, daha önce ulaşılması son derece zor olan kalp içi yapıların doğrudan görülerek onarılmasının önünü açtı. [3]<br />
Başarıya rağmen yol hemen açılmadı<br />
6 Mayıs 1953’teki başarılı ameliyat, her sorunun çözüldüğü anlamına gelmiyordu.<br />
Gibbon’ın daha sonraki klinik girişimlerinde ciddi sorunlar ve hasta kayıpları yaşandı. Bu nedenle yöntem kısa sürede rutin hale gelmedi.<br />
Ancak Gibbon’ın ortaya koyduğu temel prensip başka cerrahlar tarafından geliştirilmeye devam edildi.<br />
1953’te Gibbon, sistemine ilişkin bilgi ve tasarım birikimini Mayo Clinic ekibiyle paylaştı. John Kirklin ve çalışma arkadaşları daha sonra Gibbon’ın sisteminden geliştirilen pompa-oksijenatörlerle başarılı ameliyat serileri gerçekleştirdi. Aynı dönemde C. Walton Lillehei ve başka cerrahların çalışmaları da açık kalp cerrahisinin hızla gelişmesine katkı sağladı. [3]<br />
Böylece Gibbon’ın tek bir başarılı ameliyatla gösterdiği “kalp ve akciğerin görevleri geçici olarak makine tarafından sürdürülebilir” düşüncesi, birkaç yıl içinde modern kalp cerrahisinin temel yöntemlerinden birine dönüştü.<br />
Bir makine kalp cerrahisinin sınırlarını değiştirdi<br />
Kalp-akciğer makinesi yalnızca yeni bir cihaz değildi. Cerrahın kalbin içini görerek çalışabilmesi için gerekli zamanı ve dolaşım desteğini sağladı.<br />
Bu gelişme; doğumsal kalp kusurlarının onarımından kalp kapak cerrahisine ve çok sayıda koroner bypass ameliyatına kadar geniş bir cerrahi alanın gelişmesine zemin hazırladı. Günümüzde bazı koroner bypass ameliyatları kalp-akciğer makinesi kullanılmadan da gerçekleştirilebilse de kardiyopulmoner bypass, kalp cerrahisinin temel teknolojilerinden biri olmaya devam ediyor. [5]<br />
Gibbon’ın çalışmasının önemi, insan kalbinin bir makineyle değiştirilmesi değildi. Asıl yenilik, yaşamsal dolaşım ve oksijenlenme görevlerinin sınırlı bir süre için güvenli biçimde vücut dışındaki bir sisteme aktarılabileceğini göstermesiydi.<br />
Yirmi yılı aşan bir arayışın sonucu<br />
Gibbon, tarihi ameliyattan sonra akademik cerrahi çalışmalarını sürdürdü. 1967’de aktif görevlerinden emekli oldu ve 5 Şubat 1973’te 69 yaşında yaşamını yitirdi.<br />
Ancak 1931’de ağır bir hastanın başında ortaya çıkan düşünce, tıp tarihinin yönünü değiştirmişti.<br />
Kalp-akciğer makinesi zaman içinde Gibbon’ın kullandığı büyük ve karmaşık sistemden çok daha güvenli, kontrollü ve gelişmiş cihazlara dönüştü. Günümüz ameliyathanelerinde kullanılan sistemler teknik açıdan ilk modellerden çok farklı olsa da temel fikir değişmedi: Kalp ve akciğerin yaşamsal görevlerini ameliyat boyunca geçici olarak üstlenmek.<br />
John Gibbon’ın tıp tarihindeki yeri de tam olarak burada bulunuyor. Bir hastanın başında başlayan soru, onlarca yıllık deney ve başarısızlığın ardından cerrahlara daha önce doğrudan ulaşamadıkları kalbin içine güvenli bir yol açtı.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Hill JD. John H. Gibbon, Jr. Part I. The development of the first successful heart-lung machine. The Annals of Thoracic Surgery. 1982;34(3):337-341. DOI: 10.1016/S0003-4975(10)62507-6.<br />
[2] Gibbon JH Jr. Application of a mechanical heart and lung apparatus to cardiac surgery. Minnesota Medicine. 1954;37(3):171-185.<br />
[3] Passaroni AC, Silva MAM, Yoshida WB. Cardiopulmonary bypass: development of John Gibbon's heart-lung machine. Revista Brasileira de Cirurgia Cardiovascular. 2015;30(2):235-245. DOI: 10.5935/1678-9741.20150021.<br />
[4] Kurusz M. May 6, 1953: the untold story. ASAIO Journal. 2012;58(1):2-5. DOI: 10.1097/MAT.0b013e31823ccfe7.<br />
[5] Lena T, Amabile A, Morrison A, Torregrossa G, Geirsson A, Tesler UF. John H. Gibbon and the development of the heart-lung machine: The beginnings of open cardiac surgery. Journal of Cardiac Surgery. 2022;37(12):4199-4201. DOI: 10.1111/jocs.17067.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/john-gibbon-kalp-cerrahisini-degistiren-makinenin-oykusu</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/john-gibbon-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="24784"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Jean-Martin Charcot: Modern Nörolojinin Sessiz Mimarı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/jean-martin-charcot-modern-norolojinin-sessiz-mimari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/jean-martin-charcot-modern-norolojinin-sessiz-mimari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modern nörolojinin kurucu isimlerinden Jean-Martin Charcot, 16 Ağustos 1893’te yaşamını yitirdi. Ölümünün 133. yılında Charcot; ALS’nin klinik olarak tanımlanmasından multipl sklerozun ayrı bir hastalık olarak anlaşılmasına, Parkinson hastalığının klinik özelliklerinin belirginleştirilmesinden nörolojinin bağımsız bir uzmanlık alanına dönüşmesine kadar uzanan bilimsel mirasıyla anılıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fransız hekim Jean-Martin Charcot, 16 Ağustos 1893’te hayatını kaybettiğinde 67 yaşındaydı. Paris’teki Salpêtrière Hastanesi’nde yıllarca hastaları gözlemleyen Charcot, hastaların yaşamları boyunca gösterdikleri belirtiler ile ölüm sonrasında beyin ve omurilikte görülen değişiklikleri karşılaştırdı. Bugün son derece doğal görünen bu yöntem, 19. yüzyılda sinir sistemi hastalıklarının birbirinden ayrılmasında büyük bir dönüşüm yarattı. Charcot bu nedenle tıp tarihinde modern nörolojinin kurucu isimlerinden biri kabul ediliyor. [1]<br />
Salpêtrière bir nöroloji okuluna dönüştü<br />
Charcot, 1825 yılında Paris’te doğdu. Meslek yaşamının en önemli bölümünü, o dönemde binlerce kronik hastanın bulunduğu Salpêtrière Hastanesi’nde geçirdi.<br />
Buradaki en büyük gücü yalnızca çok sayıda hasta görmesi değildi. Charcot, benzer görünen belirtiler arasındaki küçük farkları sistemli biçimde kaydediyor, hastalığın zaman içindeki seyrini izliyor ve mümkün olduğunda bu bulguları patolojik incelemelerle karşılaştırıyordu.<br />
Bu yaklaşım “anatomo-klinik yöntem” olarak biliniyordu. Basitçe anlatmak gerekirse hekim, hastada görülen belirtiyi vücuttaki gerçek doku değişikliğiyle eşleştirmeye çalışıyordu. Böylece daha önce aynı başlık altında değerlendirilen birçok sinir sistemi hastalığının aslında birbirinden farklı olduğu anlaşılmaya başladı.<br />
1882’de Paris Tıp Fakültesi’nde sinir sistemi hastalıklarına ayrılmış özel bir kürsü oluşturuldu ve Charcot bu kürsünün başına getirildi. Bu gelişme, nörolojinin genel tıbbın içinde dağınık biçimde ele alınan bir konu olmaktan çıkarak bağımsız bir uzmanlık alanına dönüşmesindeki önemli dönüm noktalarından biri oldu. [1]<br />
Multipl sklerozu ayrı bir hastalık olarak tanımladı<br />
Charcot’nun en önemli çalışmalarından biri multipl sklerozla ilgiliydi.<br />
Multipl skleroz, kısaca MS, bağışıklık sistemiyle ilişkili süreçlerin beyin ve omurilikteki miyelin adı verilen sinir kılıfında ve sinir dokusunda hasara yol açtığı kronik bir merkezi sinir sistemi hastalığıdır. Görme sorunları, uyuşma, kas güçsüzlüğü, denge bozukluğu ve yorgunluk gibi birbirinden çok farklı belirtiler ortaya çıkabilir.<br />
Charcot’dan önce bu belirtilerin bazıları biliniyor, hastalığa ait olabilecek doku değişiklikleri de görülüyordu. Ancak bunların tek ve ayrı bir hastalığın parçaları olduğu net değildi.<br />
Charcot, klinik belirtileri beyin ve omurilikte görülen “plak” adı verilen hasarlı bölgelerle ilişkilendirdi. 1868’de verdiği derslerde “sclérose en plaques” olarak adlandırdığı tabloyu sistemli biçimde ortaya koydu. Bu çalışmalar, multipl sklerozun ayrı bir nörolojik hastalık olarak tanımlanmasında temel dönüm noktalarından biri kabul ediliyor. [2]<br />
ALS’nin klinik tanımını şekillendirdi<br />
Charcot’nun bir başka önemli mirası amyotrofik lateral skleroz, yani ALS üzerine yaptığı çalışmalardı.<br />
ALS; beyin ve omurilikte kasların hareketini yöneten motor sinir hücrelerinin zamanla zarar gördüğü ilerleyici bir nörolojik hastalıktır. Hastalarda kas güçsüzlüğü, kaslarda erime ve hareket yeteneğinde giderek artan kayıp görülebilir.<br />
Charcot, farklı belirtiler gösteren hastaları ayrıntılı biçimde inceleyerek kas erimesi ile omuriliğin belirli bölgelerindeki hasar arasında bağlantı kurdu. 1870’li yıllarda yaptığı klinik ve patolojik gözlemler, ALS’nin günümüzde bilinen klinik çerçevesinin oluşmasında temel rol oynadı.<br />
1873’te yayımlanan derslerinde “amyotrofik lateral skleroz” terimini kullanan Charcot, hastalığın klinik belirtileri ile omurilikteki yapısal değişiklikleri birlikte tarif etti. [3]<br />
Bu katkı o kadar belirleyiciydi ki ALS, özellikle Fransa’da uzun yıllar “Charcot hastalığı” adıyla da anıldı.<br />
Parkinson hastalığının adının yerleşmesine katkı sağladı<br />
Parkinson hastalığının ilk kapsamlı klinik tanımı 1817’de İngiliz hekim James Parkinson tarafından yapılmıştı. Ancak hastalığın bugün bildiğimiz klinik çerçevesinin belirginleşmesinde Charcot ve öğrencilerinin de önemli katkısı oldu.<br />
Charcot; titreme, kaslarda sertlik, hareketlerin yavaşlaması ve duruş bozukluğu gibi belirtileri daha ayrıntılı biçimde değerlendirdi. Ayrıca James Parkinson’un kullandığı “shaking palsy”, yani “titrek felç” ifadesinin hastalığın bütün özelliklerini yeterince karşılamadığını düşünerek “Parkinson hastalığı” adının kullanılmasını destekledi. [4]<br />
Bu yaklaşım zamanla tıp dünyasında benimsendi ve Parkinson’un adı hastalıkla kalıcı biçimde özdeşleşti.<br />
Charcot için hastayı görmek yalnızca muayene etmek değildi<br />
Charcot’nun tıp tarihindeki etkisinin temelinde dikkatli gözlem bulunuyordu.<br />
Hastaların yürüyüşlerini, yüz ifadelerini, titremelerini, konuşmalarını ve kas hareketlerini ayrıntılı biçimde inceliyor; çizimlerden ve dönemin giderek gelişen fotoğraf tekniklerinden yararlanıyordu.<br />
Bu yaklaşım, nörolojide bugün de temel önem taşıyan bir düşünceyi güçlendirdi: Aynı gibi görünen iki belirti, farklı hastalıklardan kaynaklanabilir.<br />
Örneğin her titreme Parkinson hastalığı değildir. Her kas güçsüzlüğünün nedeni de aynı değildir. Hastanın nasıl yürüdüğü, hangi kasların etkilendiği, belirtilerin ne zaman başladığı ve zaman içinde nasıl değiştiği tanıya giden yolun önemli parçalarıdır.<br />
Charcot’nun klinik nörolojiye bıraktığı en kalıcı miraslardan biri bu ayrıntılı gözlem anlayışı oldu.<br />
Çalışmalarının tartışmalı bir yönü de vardı<br />
Charcot yalnızca bugün nörolojik olarak kabul edilen hastalıklarla ilgilenmedi. Dönemin tıp dilinde “histeri” olarak adlandırılan ve hareket kaybı, nöbet benzeri durumlar veya duyusal belirtilerle ortaya çıkabilen tablolar üzerinde de çalıştı.<br />
Hipnoz kullanarak yaptığı gösteriler dönemin Avrupa’sında büyük ilgi gördü. Ancak Charcot’nun bu alandaki bazı görüşleri daha sonraki bilimsel gelişmelerle değişti ve eleştirildi.<br />
Bugün “histeri” Charcot dönemindeki anlamıyla bir hastalık tanısı olarak kullanılmıyor. O dönemde bu başlık altında değerlendirilen hastaların bir bölümü günümüzde fonksiyonel nörolojik bozukluklar ve başka nörolojik ya da psikiyatrik tablolar çerçevesinde ele alınıyor.<br />
Bu durum Charcot’nun mirasının yalnızca başarıları üzerinden değil, tıbbın zaman içinde yeni kanıtlarla kendisini nasıl düzelttiğinin bir örneği olarak da okunmasını sağlıyor.<br />
Öğrencileri nörolojinin geleceğini şekillendirdi<br />
Salpêtrière, Charcot döneminde yalnızca bir hastane değil, dünyanın farklı ülkelerinden hekimlerin geldiği önemli bir eğitim merkezi haline geldi.<br />
Joseph Babinski ve Georges Gilles de la Tourette gibi daha sonra nöroloji tarihinin önemli isimleri olacak hekimler onun çevresinde yetişti. Sigmund Freud da Paris’te Charcot’nun derslerini izledi ve onun çalışmalarından etkilendi. Böylece Charcot’nun etkisi yalnızca kendi araştırmalarıyla sınırlı kalmadı; öğrencileri ve onu izleyen hekimler aracılığıyla nöroloji ve psikiyatriye yayıldı. [1]<br />
Son yolculuğu 16 Ağustos 1893’te sona erdi<br />
Charcot, 1893 yazında Fransa’da yaptığı bir seyahat sırasında rahatsızlandı ve 16 Ağustos 1893’te yaşamını yitirdi. Tarihsel tıp kayıtlarında ölümü, kalple ilişkili akut bir olayın ardından gelişen akciğer ödemiyle ilişkilendiriliyor. [5]<br />
Aradan 133 yıl geçti.<br />
Bugün nöroloji; manyetik rezonans görüntüleme, genetik incelemeler, moleküler testler ve ileri laboratuvar yöntemleriyle Charcot’nun döneminde hayal edilemeyecek olanaklara sahip. Buna rağmen nöroloji muayenesinin merkezindeki temel düşünce büyük ölçüde değişmedi: Hastayı dikkatle gözlemek, belirtileri birbirinden ayırmak ve gördüğünü doğru yorumlamak.<br />
Jean-Martin Charcot’nun 16 Ağustos’taki ölüm yıldönümünde geride bıraktığı en önemli miraslardan biri de bu klinik bakış olmaya devam ediyor.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Kumar DR, Aslinia F, Yale SH, Mazza JJ. Jean-Martin Charcot: The Father of Neurology. Clinical Medicine &amp; Research. 2011;9(1):46-49. DOI: 10.3121/cmr.2009.883.<br />
[2] Zalc B. One hundred and fifty years ago Charcot reported multiple sclerosis as a new neurological disease. Brain. 2018;141(12):3482-3488. DOI: 10.1093/brain/awy287.<br />
[3] Duyckaerts C, Maisonobe T, Hauw JJ, Seilhean D. Charcot identifies and illustrates amyotrophic lateral sclerosis. Free Neuropathology. 2021;2:12. DOI: 10.17879/freeneuropathology-2021-3323.<br />
[4] Goetz CG. Charcot on Parkinson's disease. Movement Disorders. 1986;1(1):27-32. DOI: 10.1002/mds.870010104.<br />
[5] Teive HAG, Germiniani FMB, Munhoz RP. Charcot and vascular Parkinsonism. Arquivos de Neuro-Psiquiatria. 2017;75(3):195-196. DOI: 10.1590/0004-282X20170007.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/jean-martin-charcot-modern-norolojinin-sessiz-mimari</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/jean-martin-charcot-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="92380"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yoğurda, Yulafa veya Ara Öğüne: Yaban Mersinini Bu Kadar Değerli Yapan Ne?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yogurda-yulafa-veya-ara-ogune-yaban-mersinini-bu-kadar-degerli-yapan-ne</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yogurda-yulafa-veya-ara-ogune-yaban-mersinini-bu-kadar-degerli-yapan-ne" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Koyu mavi rengini antosiyaninlerden alan yaban mersini, lif ve çeşitli bitkisel bileşikler içeriyor. Peki kalp, damar ve beyin sağlığı üzerindeki olası etkileri bilimsel araştırmalarda ne kadar güçlü?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kahvaltıda yoğurdun üzerine birkaç tane, yulaf ezmesinin içine bir avuç ya da gün içinde küçük bir ara öğün… Yaban mersini son yıllarda sağlıklı beslenmeyle en fazla özdeşleşen meyvelerden biri haline geldi.</p>

<p>Bu ilginin önemli bir nedeni, meyvenin koyu mavi-mor rengini veren antosiyaninler. Antosiyaninler, bitkilerde doğal olarak bulunan polifenol adı verilen bileşikler grubunda yer alıyor.</p>

<p>Yaban mersininin sağlık üzerindeki etkilerini araştıran çalışmalar özellikle kalp-damar sağlığı, kan damarlarının işlevi, metabolik sağlık ve bilişsel performans üzerinde yoğunlaşıyor.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrım var: Yaban mersini sağlıklı bir beslenme düzeninin değerli bir parçası olabilir, fakat herhangi bir hastalığı tek başına önleyen veya tedavi eden “mucize besin” değildir.</p>

<p>Yaban mersininin koyu mavi rengi nereden geliyor?</p>

<p>Yaban mersininin karakteristik rengi büyük ölçüde antosiyanin adı verilen doğal pigmentlerden kaynaklanıyor.</p>

<p>Antosiyaninler yalnızca yaban mersininde bulunmuyor. Böğürtlen, siyah frenk üzümü, vişne, mor üzüm ve bazı kırmızı-mor sebzeler de bu bileşiklerden farklı miktarlarda içeriyor.</p>

<p>Laboratuvar çalışmalarında antosiyaninlerin hücresel süreçler, oksidatif stres ve iltihaplanmayla ilişkili mekanizmalar üzerinde etkileri gösterilmiş durumda.</p>

<p>Fakat burada sık yapılan bir hataya dikkat etmek gerekiyor. Bir maddenin laboratuvarda güçlü antioksidan özellik göstermesi, o besinin insan vücudunda bütün hastalıklara karşı doğrudan koruma sağlayacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>İnsan sağlığı açısından daha önemli olan kanıtlar, kontrollü klinik araştırmalardan ve uzun süreli insan çalışmalarından geliyor.</p>

<p>Kalp ve damar sağlığı açısından dikkat çekici bulgular var</p>

<p>Yaban mersini ve diğer antosiyanin bakımından zengin besinlerle ilgili en güçlü araştırma alanlarından biri kalp-damar sağlığı.</p>

<p>2026 yılında The American Journal of Clinical Nutrition’da yayımlanan kapsamlı bir sistematik derleme ve meta-analiz, antosiyanin tüketimiyle ilgili 18 uzun süreli kohortu ve 65 randomize kontrollü araştırmayı değerlendirdi.</p>

<p>Uzun süreli gözlemsel çalışmalarda daha yüksek antosiyanin tüketimi, daha düşük kalp-damar hastalığı, kalp krizi, hipertansiyon ve tip 2 diyabet riskiyle ilişkili bulundu.</p>

<p>Bununla birlikte bu sonuçlar, “antosiyanin tüketmek bu hastalıkları kesin olarak önler” anlamına gelmiyor. Gözlemsel araştırmalar iki durum arasındaki ilişkiyi gösterebilir ancak tek başına neden-sonuç ilişkisini kanıtlayamaz.</p>

<p>Kontrollü klinik araştırmalar ise antosiyaninlerin özellikle damarların genişleyebilme yeteneğini gösteren bazı damar fonksiyonu ölçümlerinde iyileşmeyle ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Her araştırmada aynı sonuç çıkmıyor</p>

<p>Yaban mersini hakkındaki olumlu bulguları değerlendirirken çalışmalar arasındaki farklılıkları da görmek gerekiyor.</p>

<p>2021 yılında yayımlanan ve 44 randomize kontrollü çalışma ile 15 ileriye dönük gözlemsel çalışmayı değerlendiren kapsamlı bir analizde, antosiyanin bakımından zengin meyvelerin bazı kan yağları ve iltihaplanma göstergeleri üzerinde olumlu etkileri görüldü.</p>

<p>Ancak vücut ağırlığı, kan basıncı ve bazı damar fonksiyonu ölçümlerinde bütün çalışmalar tutarlı bir yarar göstermedi.</p>

<p>Daha güncel araştırmalar da benzer bir tablo çiziyor: Antosiyaninlerin özellikle damar fonksiyonuna yönelik etkileri umut verici görünürken kan şekeri, kolesterol ve kan basıncı gibi sonuçlarda etkiler araştırmadan araştırmaya değişebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yaban mersinini ilaç benzeri bir tedavi olarak değil, sağlıklı beslenme modelinin parçalarından biri olarak değerlendirmek daha doğru.</p>

<p>Günde bir fincan yaban mersini araştırıldı</p>

<p>Yaban mersini üzerine dikkat çeken insan çalışmalarından birinde metabolik sendromu bulunan 115 yetişkin altı ay boyunca takip edildi.</p>

<p>Katılımcılara günlük yaklaşık yarım fincan veya bir fincan yaban mersinine karşılık gelen miktarlarda dondurularak kurutulmuş yaban mersini ya da kontrol ürünü verildi.</p>

<p>Bir fincana karşılık gelen günlük tüketim damar fonksiyonunun bazı göstergelerinde iyileşmeyle ilişkilendirildi.</p>

<p>Buna karşılık araştırmanın temel hedeflerinden biri olan insülin direncinde belirgin bir iyileşme gösterilemedi.</p>

<p>Bu çalışma önemli bir noktayı ortaya koyuyor: Bir besinin bazı sağlık göstergelerinde olumlu sonuç vermesi, vücuttaki bütün metabolik sorunları düzelttiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Beyin ve hafıza üzerindeki etkileri de araştırılıyor</p>

<p>Yaban mersiniyle ilgili bir başka ilgi çekici alan beyin sağlığı.</p>

<p>Randomize kontrollü araştırmaları değerlendiren bir sistematik derlemede, incelenen çalışmaların bir bölümünde yaban mersini tüketiminin kısa ve uzun süreli hafıza ile bazı bilişsel performans ölçümlerinde iyileşmeyle ilişkili olduğu bildirildi.</p>

<p>Ancak çalışmaların kullandığı yaban mersini miktarı, ürün biçimi, katılımcıların yaşı ve bilişsel testler birbirinden oldukça farklıydı.</p>

<p>Bu nedenle mevcut kanıtlar yaban mersininin bazı bilişsel işlevlere katkıda bulunabileceğini düşündürse de “hafızayı kesin güçlendirir” şeklinde bir sonuç çıkarmak için yeterli değil.</p>

<p>2023 yılında sağlıklı, 65-80 yaş arasındaki 61 kişinin katıldığı çift kör randomize kontrollü bir araştırmada da 12 hafta boyunca yabani yaban mersini polifenolleri alan grupta bazı damar ve bilişsel performans ölçümlerinde olumlu değişiklikler gözlendi.</p>

<p>Sonuçlar umut verici olmakla birlikte çalışma küçük bir katılımcı grubunda gerçekleştirildiği için daha büyük ve uzun süreli araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Yaban mersini antioksidan deposu mu?</p>

<p>“Antioksidan” kelimesi beslenme dünyasında bazen olduğundan daha büyük anlamlarla kullanılabiliyor.</p>

<p>Yaban mersini gerçekten polifenoller ve özellikle antosiyaninler açısından dikkat çekici bir meyve. Bunun yanında lif ve çeşitli vitamin-mineralleri de beslenmeye katkı sağlıyor.</p>

<p>Ancak vücudun antioksidan savunması yalnızca tek bir besine bağlı değil.</p>

<p>Sebze, meyve, tam tahıl, baklagil, kuruyemiş ve diğer besleyici gıdalardan oluşan çeşitli bir beslenme düzeni çok daha önemli.</p>

<p>Dolayısıyla amaç mümkün olduğunca fazla yaban mersini yemek değil, farklı bitkisel besinleri düzenli olarak tüketmek olmalı.</p>

<p>Tazesi mi, dondurulmuşu mu?</p>

<p>Taze yaban mersini pratik bir seçenek olsa da tek seçenek değil.</p>

<p>Şeker eklenmemiş dondurulmuş yaban mersini de günlük beslenmeye dahil edilebilir. Dondurulmuş meyveler özellikle mevsim dışında ulaşılabilirlik açısından avantaj sağlayabilir.</p>

<p>Yaban mersini;</p>

<p>* sade yoğurda,<br />
* kefire,<br />
* yulaf ezmesine,<br />
* şekersiz smoothie’lere,<br />
* tam tahıllı kahvaltılara</p>

<p>eklenebilir veya doğrudan ara öğün olarak tüketilebilir.</p>

<p>Burada kritik ayrıntı ürünün nasıl tüketildiği.</p>

<p>Yaban mersini aromalı şekerli içecekler, tatlılar veya yüksek miktarda ilave şeker içeren ürünler, taze ya da dondurulmuş meyvenin beslenme açısından eşdeğeri değildir.</p>

<p>Ne kadar tüketilmeli?</p>

<p>Araştırmalarda kullanılan miktarlar oldukça değişken.</p>

<p>Bazı klinik araştırmalarda yaklaşık yarım fincan ile bir fincan arasında günlük miktarlar incelense de buradan herkesin her gün belirli miktarda yaban mersini tüketmesi gerektiği sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Sağlıklı beslenmede daha önemli yaklaşım, yalnızca yaban mersinine odaklanmak yerine farklı meyvelere yer vermektir.</p>

<p>Yaban mersini pahalıysa veya kolay bulunamıyorsa benzer şekilde renkli bitkisel bileşikler içeren diğer meyveler de dengeli beslenmenin parçası olabilir.</p>

<p>Kurutulmuş yaban mersininde etikete dikkat</p>

<p>Kurutulmuş meyvelerde su miktarı azaldığı için aynı hacimde daha yoğun enerji ve doğal şeker bulunabilir. Bazı ticari ürünlere ayrıca şeker de eklenebilir.</p>

<p>Bu nedenle kurutulmuş yaban mersini alınırken içindekiler bölümünün kontrol edilmesi yararlı olabilir.</p>

<p>Meyve suyu konusunda da benzer bir ayrım bulunuyor. Bütün meyve, lif yapısını koruduğu için genellikle meyve suyundan daha avantajlı bir seçenektir.</p>

<p>Yaban mersini tek başına hastalıklardan korur mu?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bilimsel araştırmalar yaban mersini ve antosiyanin bakımından zengin besinlerin özellikle damar sağlığı ve bazı metabolik göstergeler açısından yararlı olabileceğine işaret ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fakat kalp hastalığı, diyabet, demans veya kanser gibi hastalıkların riskini tek bir besine indirgemek bilimsel olarak doğru değil.</p>

<p>Genetik özellikler, yaş, sigara kullanımı, hareket düzeyi, uyku, vücut ağırlığı, kan basıncı, kan şekeri, kolesterol ve beslenmenin bütünü sağlık riskini birlikte belirliyor.</p>

<p>Yaban mersininin asıl gücü de burada ortaya çıkıyor: Tek başına mucize yaratmasında değil, meyve ve sebzelerden zengin dengeli bir beslenme düzenine kolayca eklenebilen besleyici bir meyve olmasında.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. The American Journal of Clinical Nutrition – Dietary intakes of anthocyanins and cardiometabolic health: a systematic review and meta-analysis of randomized trials and prospective cohort studies in healthy participants – Avendano EE, Ellingson H, Digga E ve arkadaşları – 2026 – DOI: 10.1016/j.ajcnut.2026.101304<br />
2. Frontiers in Nutrition – Anthocyanins, Anthocyanin-Rich Berries, and Cardiovascular Risks: Systematic Review and Meta-Analysis of 44 Randomized Controlled Trials and 15 Prospective Cohort Studies – Xu L, Tian Z, Chen H, Zhao Y, Yang Y – 2021 – DOI: 10.3389/fnut.2021.747884<br />
3. The American Journal of Clinical Nutrition – Blueberries improve biomarkers of cardiometabolic function in participants with metabolic syndrome: results from a 6-month, double-blind, randomized controlled trial – Curtis PJ ve arkadaşları – 2019 – DOI: 10.1093/ajcn/nqy380<br />
4. Brain, Behavior, and Immunity – The effect of blueberry interventions on cognitive performance and mood: A systematic review of randomized controlled trials – Travica N, D’Cunha NM, Naumovski N ve arkadaşları – 2020 – DOI: 10.1016/j.bbi.2019.04.001<br />
5. The American Journal of Clinical Nutrition – Wild blueberry polyphenols can improve vascular function and cognitive performance in healthy older individuals: a double-blind randomized controlled trial – Wood E, Hein S, Mesnage R ve arkadaşları – 2023 – DOI: 10.1016/j.ajcnut.2023.03.017<br />
6. ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı ve ABD Tarım Bakanlığı – Dietary Guidelines for Americans, 2025–2030 – 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yogurda-yulafa-veya-ara-ogune-yaban-mersinini-bu-kadar-degerli-yapan-ne</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 10:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8282.jpeg" type="image/jpeg" length="51560"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yapay Zekânın “Haklısın” Demesi Bazı Kullanıcılar İçin Riskli Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yapay-zekanin-haklisin-demesi-bazi-kullanicilar-icin-riskli-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yapay-zekanin-haklisin-demesi-bazi-kullanicilar-icin-riskli-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature’da yayımlanan yeni araştırma, yapay zekâ modellerini daha sıcak ve destekleyici yanıtlar vermeye yönlendirmenin beklenmedik bir bedeli olabileceğini ortaya koydu. Bulgular, özellikle kullanıcıların kırılganlık ifade ettiği konuşmalarda aşırı onaylayıcılığın artabildiğine ve modelin hatalı düşüncelere karşı çıkma eğiliminin azalabildiğine işaret ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yapay zekâ sistemlerinin insanlarla daha sıcak, anlayışlı ve destekleyici iletişim kurması kullanıcı deneyimini geliştirebilir. Ancak 29 Nisan 2026’da Nature’da yayımlanan bir araştırma, bu yaklaşımın dikkatle dengelenmesi gerektiğini ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmacılar Lujain Ibrahim, Franziska Sofia Hafner ve Luc Rocher tarafından yürütülen çalışma, dil modellerinin daha “sıcak” yanıtlar vermek üzere yönlendirilmesinin doğruluk ve aşırı onaylayıcılık üzerindeki etkisini inceledi.</p>

<p>Sonuçlar, sıcak ve dostane iletişimin tek başına güvenli iletişim anlamına gelmediğini gösterdi. Araştırmaya göre modellerin sıcaklığını artırmaya yönelik bazı yaklaşımlar, özellikle kullanıcıların kırılganlık ifade ettiği durumlarda modelin kullanıcıya gereğinden fazla katılmasına yol açabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aşırı onaylayıcılık neden önemli?</p>

<p>Yapay zekâ alanında bu davranış “sycophancy” olarak adlandırılıyor. En basit ifadeyle modelin doğruyu söylemek veya gerektiğinde kullanıcıya karşı çıkmak yerine, kullanıcının görüşünü desteklemeye fazla eğilim göstermesi anlamına geliyor.</p>

<p>Gündelik ve düşük riskli bir konuşmada bunun etkisi sınırlı kalabilir. Ancak psikolojik açıdan hassas bir kullanıcı söz konusu olduğunda tablo değişebiliyor.</p>

<p>Özellikle gerçeklikle yeterince temellendirilmemiş bir düşünceyi sorgulamadan doğrulayan yanıtlar, kullanıcının zaten sahip olduğu hatalı veya gerçeklikten kopuk bir inancı güçlendirme riski taşıyabiliyor.</p>

<p>Buradaki kritik nokta, yapay zekânın soğuk veya duyarsız olması gerektiği değil. Araştırmanın ortaya koyduğu sorun, empati ile koşulsuz onay arasındaki çizginin doğru kurulması.</p>

<p>Daha sıcak yanıt, daha doğru yanıt anlamına gelmiyor</p>

<p>Nature’daki çalışmanın dikkat çektiği temel noktalardan biri de sıcaklık ile doğruluk arasında ortaya çıkabilen gerilim oldu.</p>

<p>Araştırmacılar, yapay zekâ sistemlerinin sıcak ve dostane görünmesini sağlayan bazı eğitim yaklaşımlarının model performansını olumsuz etkileyebildiğini ve kullanıcıya gereğinden fazla katılma davranışını artırabildiğini bildirdi.</p>

<p>Bu sonuç, milyonlarca kişinin yapay zekâ sistemlerini yalnızca bilgi edinmek için değil; tavsiye almak, kişisel sorunlarını konuşmak ve duygusal destek aramak amacıyla da kullandığı bir dönemde önem taşıyor.</p>

<p>OpenAI de aşırı onaylayıcılık sorununu gündeme getirmişti</p>

<p>Aşırı onaylayıcılık yalnızca akademik araştırmaların konusu değil.</p>

<p>OpenAI, Nisan 2025’te GPT-4o için yayımlanan bir güncellemenin modeli istenenden daha fazla onaylayıcı hale getirdiğini açıklamış ve güncellemeyi geri çekmişti.</p>

<p>Şirket daha sonra yaptığı değerlendirmede söz konusu davranışın yalnızca kullanıcıyı övmekle sınırlı olmadığını; şüpheleri doğrulama, öfkeyi besleme, düşünmeden hareket etmeyi teşvik etme veya olumsuz duyguları pekiştirme gibi istenmeyen sonuçlar doğurabileceğini bildirdi.</p>

<p>OpenAI, bunun ruh sağlığı, yapay zekâya sağlıksız düzeyde duygusal bağımlılık ve riskli davranışlar açısından güvenlik sorunu oluşturabileceğini belirtmişti.</p>

<p>Hassas konuşmalar için güvenlik yaklaşımı değişiyor</p>

<p>OpenAI’nin daha sonraki güvenlik çalışmalarında psikoz, mani, kendine zarar verme riski ve yapay zekâya aşırı duygusal bağlılık gibi hassas alanlara özel önem verildi.</p>

<p>Şirket, 170’ten fazla ruh sağlığı uzmanıyla yürütülen çalışmalar sonucunda modellerin sıkıntı belirtilerini daha iyi tanıması, gerçeklikle temellendirilmemiş inançları doğrudan doğrulamaması ve gerektiğinde kullanıcıyı gerçek dünyadaki desteğe yönlendirmesi üzerinde çalışıldığını açıkladı.</p>

<p>OpenAI’nin yayımladığı değerlendirmelere göre yapılan güncellemeler, zorlu ruh sağlığı konuşmalarında şirketin belirlediği güvenli davranışlardan sapan yanıtların oranını önemli ölçüde azalttı.</p>

<p>Mayıs 2026’da açıklanan yeni güvenlik çalışmalarında ise tek bir mesajdan ziyade konuşmanın zaman içinde nasıl geliştiğini değerlendiren sistemlere ağırlık verildi. Böylece başlangıçta sıradan görünen ancak konuşmanın ilerleyen bölümlerinde risk işaretleri taşıyan etkileşimlerin daha doğru değerlendirilmesi hedeflendi.</p>

<p>Empati ile gerçeklik arasında denge gerekiyor</p>

<p>Ortaya çıkan bilimsel tablo, yapay zekânın duygusal açıdan mesafeli olması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Asıl hedef, kullanıcıya karşı anlayışlı davranırken gerçeklerden taviz vermeyen bir iletişim kurabilmek.</p>

<p>Örneğin psikolojik açıdan kırılgan bir kullanıcının kanıtlanmamış veya gerçeklikten kopuk bir düşüncesini doğrudan desteklemek yerine, yaşadığı duyguyu kabul eden ancak iddianın doğru olduğunu varsaymayan bir yanıt daha güvenli kabul ediliyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle yapay zekânın “Seni anlıyorum” demesi ile “Evet, düşündüğün kesinlikle doğru” demesi arasında güvenlik açısından önemli bir fark bulunuyor.</p>

<p>Nature’da yayımlanan çalışma da yapay zekâ geliştiricileri açısından yeni bir tasarım sorununa dikkat çekiyor: Geleceğin modellerinin yalnızca daha insancıl konuşması değil, aynı zamanda ne zaman kullanıcıya katılmaması gerektiğini de öğrenmesi gerekiyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>Nature, Training language models to be warm can reduce accuracy and increase sycophancy, 29 Nisan 2026</li>
 <li>Oxford Internet Institute, University of Oxford</li>
 <li>OpenAI, Sycophancy in GPT-4o: What happened and what we’re doing about it</li>
 <li>OpenAI, Expanding on what we missed with sycophancy</li>
 <li>OpenAI, Strengthening ChatGPT’s responses in sensitive conversations</li>
 <li>OpenAI, Helping ChatGPT better recognize context in sensitive conversations</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yapay-zekanin-haklisin-demesi-bazi-kullanicilar-icin-riskli-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 10:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8280.jpeg" type="image/jpeg" length="92540"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yüzme Sonrası Kulak Ağrısını Hafife Almayın: Bu Belirti Dikkat Çekiyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yuzme-sonrasi-kulak-agrisini-hafife-almayin-bu-belirti-dikkat-cekiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yuzme-sonrasi-kulak-agrisini-hafife-almayin-bu-belirti-dikkat-cekiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Deniz veya havuzdan sonra başlayan kulak kaşıntısı, ağrı ve akıntı “yüzücü kulağı” olarak bilinen dış kulak yolu enfeksiyonunun işareti olabilir. Üstelik tek risk faktörü yüzmek değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Denizden ya da havuzdan çıktıktan sonra kulakta su kalmış hissi çoğu zaman kısa sürede geçer. Ancak saatler veya günler içinde kaşıntı, giderek artan ağrı, kulakta dolgunluk ya da akıntı ortaya çıkıyorsa tablo yalnızca “kulağa su kaçması” olmayabilir.</p>

<p>Halk arasında “yüzücü kulağı” olarak bilinen akut dış kulak yolu enfeksiyonu, tıbbi adıyla akut otitis eksterna, kulak kepçesinden kulak zarına uzanan dış kulak kanalının deri tabakasında gelişen iltihabi bir durumdur. Çoğu vakada bakteriler rol oynar.</p>

<p>Yüzme bu sorunun en bilinen tetikleyicilerinden biri olsa da hastalığın ortaya çıkması için mutlaka havuza veya denize girmek gerekmez. Kulak kanalını pamuklu çubuklarla veya başka cisimlerle temizlemeye çalışmak da doğal koruyucu tabakaya zarar vererek riski artırabilir.</p>

<p>Yüzücü kulağı neden olur?</p>

<p>Dış kulak yolunun kendine ait doğal bir savunma sistemi vardır. Kulak kiri olarak bilinen serumen yalnızca temizlenmesi gereken bir madde değildir; kulak kanalının korunmasına yardımcı olan doğal bariyerin bir parçasıdır.</p>

<p>Kulak kanalında uzun süre kalan nem, buradaki koruyucu ortamı bozabilir. Derinin yumuşaması ve doğal bariyerin zayıflaması bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırabilir.</p>

<p>Enfeksiyonların önemli bölümünde bakteriler sorumludur. Daha seyrek olarak mantarlar da dış kulak yolu enfeksiyonuna neden olabilir.</p>

<p>Sadece yüzmek değil, kulak çubuğu da riski artırabilir</p>

<p>“Yüzücü kulağı” adı, hastalığın yalnızca yüzücülerde görüldüğü izlenimini verebilir. Oysa risk faktörleri bundan daha geniştir.</p>

<p>Riski artırabilen durumlar arasında şunlar bulunur:</p>

<ul>
 <li>Sık yüzmek veya kulağın uzun süre suyla temas etmesi</li>
 <li>Kulak kanalında nem kalması</li>
 <li>Pamuklu kulak çubuğunu kanalın içine sokmak</li>
 <li>Kulağı anahtar, toka veya benzeri cisimlerle temizlemeye çalışmak</li>
 <li>Kulak kanalındaki deriyi tahriş etmek</li>
 <li>Egzama ve bazı diğer deri hastalıkları</li>
 <li>Uygun şekilde temizlenmeyen veya iyi oturmayan kulaklık, kulak tıkacı ve işitme cihazları</li>
 <li>Saç spreyi ve saç boyası gibi tahriş edici maddelerin kulak kanalına ulaşması</li>
</ul>

<p>Özellikle kulak çubukları iki yönlü sorun yaratabilir. Kulak kanalındaki hassas deride gözle görülmeyen küçük çizikler oluşturabilir ve kulak kirini daha derine itebilir. Böylece suyun içeride kalabileceği bir ortam meydana gelebilir.</p>

<p>En tipik işaretlerden biri: Kulağa dokununca ağrının artması</p>

<p>Dış kulak yolu enfeksiyonunda ilk belirtilerden biri kulak kanalında kaşıntı veya rahatsızlık hissi olabilir. Ardından ağrı belirginleşebilir.</p>

<p>En sık görülen belirtiler arasında:</p>

<ul>
 <li>Kulak ağrısı</li>
 <li>Kulak kanalında kaşıntı</li>
 <li>Kızarıklık</li>
 <li>Şişlik</li>
 <li>Kulaktan sıvı veya iltihaplı akıntı</li>
 <li>Kulakta dolgunluk hissi</li>
 <li>Geçici işitme azalması</li>
</ul>

<p>yer alabilir.</p>

<p>Dikkat çekici bulgulardan biri, kulak kepçesi hafifçe çekildiğinde veya kulak kanalının hemen önündeki küçük çıkıntıya bastırıldığında ağrının belirginleşmesidir.</p>

<p>Kulak kanalı çok şişerse veya salgılarla tıkanırsa sesin geçişi zorlaşabilir ve geçici işitme azalması yaşanabilir.</p>

<p>Orta kulak enfeksiyonuyla aynı şey değil</p>

<p>Yüzücü kulağı ile özellikle çocuklarda sık görülen orta kulak enfeksiyonu birbirinden farklıdır.</p>

<p>Yüzücü kulağında sorun, kulak zarının dış tarafındaki kulak kanalındadır. Orta kulak enfeksiyonunda ise iltihap kulak zarının arkasındaki orta kulak bölümünde gelişir.</p>

<p>Bu ayrım önemlidir çünkü tedavi yaklaşımları aynı değildir. Kulak ağrısının nedenini yalnızca belirtilere bakarak evde kesin biçimde belirlemek her zaman mümkün olmayabilir.</p>

<p>Tanı nasıl konulur?</p>

<p>Tanı çoğunlukla kişinin şikâyetleri ve kulağın muayene edilmesiyle konur.</p>

<p>Sağlık profesyoneli otoskop adı verilen ışıklı bir aletle kulak kanalını ve mümkün olduğunda kulak zarını değerlendirir. Kulak kanalındaki kızarıklık, şişlik, hassasiyet ve akıntı tanıyı destekleyebilir.</p>

<p>Basit ve yeni başlayan vakalarda rutin olarak ileri tetkik gerekmez. Ancak enfeksiyon tekrarlıyorsa, ağır seyrediyorsa veya tedaviye yanıt vermiyorsa ek değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Tedavide neden çoğunlukla kulak damlaları kullanılıyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Komplike olmayan akut dış kulak yolu enfeksiyonlarında temel tedavi genellikle kulak içine uygulanan ilaçlardır.</p>

<p>Kullanılacak damlanın içeriği enfeksiyonun durumuna, kulak zarının sağlam olup olmadığına ve kişinin diğer özelliklerine göre değişebilir. Bazı preparatlar antimikrobiyal ilaçlarla iltihabı azaltan maddeleri birlikte içerebilir.</p>

<p>Bu nedenle rastgele bir kulak damlasının kullanılması doğru değildir. Özellikle kulak zarında delik bulunup bulunmadığı bilinmiyorsa bazı ürünler uygun olmayabilir.</p>

<p>Ağızdan kullanılan antibiyotikler ise basit dış kulak yolu enfeksiyonlarının rutin ilk tedavisi değildir. Enfeksiyonun kulak kanalının dışına yayılması veya bazı özel risk faktörlerinin bulunması durumunda hekim tarafından değerlendirilebilir.</p>

<p>Evde kulağa sirke veya alkol damlatmak doğru mu?</p>

<p>İnternette yüzme sonrasında kulağa sirke, alkol veya çeşitli ev yapımı karışımlar damlatılması sık öneriliyor. Ancak bu yöntemler herkes için güvenli değildir.</p>

<p>Özellikle:</p>

<ul>
 <li>Kulak zarında delik varsa veya bundan şüpheleniliyorsa</li>
 <li>Kulakta tüp bulunuyorsa</li>
 <li>Kulaktan akıntı geliyorsa</li>
 <li>Aktif enfeksiyon belirtileri varsa</li>
 <li>Daha önce kulak ameliyatı geçirilmişse</li>
</ul>

<p>kulak içine gelişigüzel sıvı veya damla uygulanmamalıdır.</p>

<p>Koruyucu amaçlı kulak kurutucu ürünlerin kullanımı konusunda da kişinin kulak yapısı ve geçmiş sağlık sorunları önemlidir.</p>

<p>Kulaktaki suyu çıkarmak için ne yapılabilir?</p>

<p>Yüzme veya duş sonrasında kulağın içinde kalan suyu çıkarmak için sert müdahaleler yerine nazik yöntemler tercih edilebilir.</p>

<p>Başın yana eğilerek suyun kendiliğinden dışarı akmasına izin verilmesi, kulak kepçesinin farklı yönlere hafifçe hareket ettirilmesi ve dış kısmın havluyla kurulanması genellikle yeterlidir.</p>

<p>Su içeride kalmış hissi veriyorsa saç kurutma makinesi en düşük ısı ve hava ayarında, kulaktan güvenli bir mesafede tutularak nemin uzaklaşmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Kulak kanalının içine pamuklu çubuk, peçete, parmak veya başka bir cisim sokulmamalıdır.</p>

<p>Kulak kiri aslında koruyucu olabilir</p>

<p>Kulak kirinin tamamen temizlenmesi gerektiği düşüncesi yaygın bir yanılgıdır.</p>

<p>Oysa kulak kiri, dış kulak kanalının doğal savunmasının bir parçasıdır. Suyu uzaklaştırmaya yardımcı olan yapısı ve kulak kanalındaki ortam üzerindeki etkisi mikroorganizmaların çoğalmasını zorlaştırabilir.</p>

<p>Bu nedenle kulak kanalını sürekli olarak “tertemiz” tutmaya çalışmak bazı kişilerde tam tersine koruyucu bariyeri bozabilir.</p>

<p>Kulak kiri tıkanıklık oluşturuyorsa veya işitmeyi etkiliyorsa uygun temizleme yönteminin sağlık profesyoneli tarafından belirlenmesi daha güvenlidir.</p>

<p>Yüzücü kulağından korunmak mümkün mü?</p>

<p>Risk tamamen ortadan kaldırılamasa da bazı basit önlemler dış kulak yolunun korunmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Yüzme veya duş sonrasında kulakları iyi kurutmak, kulak kanalına yabancı cisim sokmamak ve doğal kulak kirini gereksiz yere çıkarmaya çalışmamak önemlidir.</p>

<p>Sık yüzen ve tekrarlayan sorun yaşayan kişilerde uygun yüzme tıkacı veya kişiye özel koruyucular değerlendirilebilir. Ancak bazı kulak hastalıklarında suyla temas konusunda farklı önlemler gerekebileceğinden kişisel durum dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Yüzme veya duş sonrasında ortaya çıkan hafif ve kısa süreli su hissi tek başına enfeksiyon anlamına gelmez.</p>

<p>Ancak kulak ağrısı, belirgin kaşıntı, akıntı, kızarıklık, şişlik veya işitmede azalma gelişirse sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir.</p>

<p>Özellikle ağrı hızla şiddetleniyorsa, ateş ortaya çıkıyorsa, kızarıklık veya şişlik kulak çevresine yayılıyorsa değerlendirme geciktirilmemelidir.</p>

<p>Diyabeti bulunan, bağışıklık sistemi baskılanmış veya ileri yaştaki kişilerde şiddetli ve geçmeyen kulak ağrısı daha ciddi dış kulak enfeksiyonlarının belirtisi olabileceğinden daha dikkatli değerlendirme gerekir.</p>

<p>En önemli mesaj: Kulağı kurutun ama kurcalamayın</p>

<p>Yüzücü kulağından korunmada temel yaklaşım şaşırtıcı derecede basittir: Kulak kanalında uzun süre nem kalmasını önlemek ve kulağın doğal koruyucu yapısına zarar vermemek.</p>

<p>Deniz ve havuz sonrasında kulağı nazikçe kurutmak yararlı olabilir. Buna karşılık suyu çıkarmaya çalışırken kulak çubuğunu kanalın derinlerine sokmak, koruyucu kulak kirini sürekli temizlemek veya gelişigüzel damlalar kullanmak sorunu büyütebilir.</p>

<p>Kısacası kulağa su kaçması her zaman enfeksiyon demek değildir. Fakat su sonrası başlayan ve giderek artan ağrı, kaşıntı, akıntı veya şişlik varsa bunu yalnızca “su kaldı” diye beklemek doğru olmayabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Otolaryngology–Head and Neck Surgery – Clinical Practice Guideline: Acute Otitis Externa – Rosenfeld RM, Schwartz SR, Cannon CR ve çalışma grubu – 2014 – DOI: 10.1177/0194599813517083</li>
 <li>American Family Physician – Acute Otitis Externa: Rapid Evidence Review – Edward A. Jackson, Kamini Geer – <a href="tel:2023%20-%20107">2023 – 107</a>(2):145-151</li>
 <li>Centers for Disease Control and Prevention – Preventing Swimmer’s Ear – 2025</li>
 <li>Merck Manual – External Otitis (Acute) – Bradley W. Kesser – Güncelleme: 2026</li>
 <li>WebMD – Swimmer’s Ear: Symptoms, Causes, Treatment and Prevention – Hasta bilgilendirme içeriği</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yuzme-sonrasi-kulak-agrisini-hafife-almayin-bu-belirti-dikkat-cekiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 10:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8278-1.jpeg" type="image/jpeg" length="19400"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32579"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="78822"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16747"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92239"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36662"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="80665"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
