<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 12 Aug 2026 09:26:27 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mohamed Salah Transferi Trabzonspor’u Nasıl Değiştirdi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mohamed-salah-transferi-trabzonsporu-nasil-degistirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mohamed-salah-transferi-trabzonsporu-nasil-degistirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un dünya yıldızı Mohamed Salah transferi yalnızca sahada değil, kulübün ekonomik ve sportif geleceğinde de büyük yankı uyandırdı. Bordo mavililer, tarihi transferin ardından yeni sezon öncesinde önemli bir ivme yakalamayı hedefliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mohamed Salah’ın Trabzonspor’a transferi, Avrupa futbolunda yaz döneminin en dikkat çeken hamlelerinden biri oldu. Mısırlı yıldızın imza törenine binlerce taraftar katılırken, transferin forma satışlarından sponsorluk gelirlerine kadar birçok alanda kulübe önemli katkı sağlaması bekleniyor.</p>

<p>Taraftar İlgisi Zirveye Çıktı</p>

<p>Salah’ın açıklanmasının ardından kulübün mağazalarına ve dijital platformlarına yoğun ilgi oluştu. Uluslararası basın da transferi geniş şekilde gündemine taşıdı. Trabzonspor’un marka değerinin önemli ölçüde yükselmesi bekleniyor.</p>

<p>Sahadaki Beklenti Büyük</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>34 yaşındaki yıldız futbolcu, Liverpool formasıyla yıllarca Avrupa’nın en istikrarlı hücum oyuncularından biri oldu. Hızı, golcülüğü ve liderliğiyle tanınan Salah’ın Süper Lig’de de takımın en önemli hücum silahı olması bekleniyor.</p>

<p>Trabzonspor’un Hedefi Şampiyonluk Yarışı</p>

<p>Yönetim, Salah transferini yalnızca yıldız bir isim kazandırmak olarak değil, kulübün uluslararası görünürlüğünü artıracak stratejik bir yatırım olarak değerlendiriyor. Avrupa kupaları ve Süper Lig yarışında bordo mavililerin iddiasını güçlendiren bu hamlenin sezon boyunca önemli etkiler oluşturması bekleniyor.</p>

<p>Kaynak: Reuters, The Guardian</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Spor</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mohamed-salah-transferi-trabzonsporu-nasil-degistirdi</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7926.jpeg" type="image/jpeg" length="80089"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray’dan Rafael Leão İçin Yeni Hamle! Teklif Yükseliyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-rafael-leao-icin-yeni-hamle-teklif-yukseliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-rafael-leao-icin-yeni-hamle-teklif-yukseliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray, yaz transfer döneminin en dikkat çeken dosyalarından biri olan Rafael Leão için çalışmalarını sürdürüyor. İlk teklifin Milan tarafından geri çevrilmesinin ardından sarı kırmızılıların yeni bir teklif hazırlığında olduğu öne sürüldü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’ın transfer listesinde ilk sıralarda yer alan Rafael Leão için temaslar devam ediyor. İtalyan basınında yer alan haberlere göre sarı kırmızılı yönetimin yaptığı ilk resmi teklif Milan tarafından yeterli bulunmadı. İki kulüp arasındaki görüşmelerin tamamen sona ermediği, Galatasaray’ın ekonomik şartları iyileştirecek yeni bir formül üzerinde çalıştığı belirtiliyor.</p>

<p>Milan’ın Beklentisi Daha Yüksek</p>

<p>Haberlere göre Galatasaray’ın ilk teklifi yaklaşık 35 milyon avro seviyesinde kaldı. Milan yönetiminin ise Portekizli yıldız için yaklaşık 50 milyon avroluk bir bonservis beklentisi bulunduğu ifade ediliyor. Bu nedenle taraflar arasındaki pazarlıkların önümüzdeki günlerde yeniden hız kazanabileceği konuşuluyor.</p>

<p>Galatasaray Farklı Formülleri Değerlendiriyor</p>

<p>Transfer sürecinde yalnızca peşin bonservis değil, bonuslar ve farklı ödeme planlarının da masada olduğu öne sürülüyor. Bazı İtalyan kaynakları ise kiralama artı zorunlu satın alma seçeneğinin de değerlendirilen alternatiflerden biri olduğunu aktarıyor.</p>

<p>Rafael Leão’nun Performansı Dikkat Çekiyor</p>

<p>26 yaşındaki Portekizli kanat oyuncusu, son yıllarda Milan’ın en etkili isimlerinden biri olarak öne çıktı. Hızı, bire birdeki başarısı ve skor katkısıyla Avrupa’nın birçok kulübünün radarında bulunan Leão, Galatasaray’ın transfer listesinde üst sıralarda yer almayı sürdürüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Transferde Son Durum</p>

<p>Şu an itibarıyla kulüpler arasında resmi anlaşma bulunmuyor. Galatasaray’ın yeni teklif hazırlığında olduğu, Milan’ın ise beklentisini koruduğu belirtiliyor. Transfer görüşmelerinin önümüzdeki günlerde yeniden hareketlenmesi bekleniyor.</p>

<p>Kaynak: GOAL Italia, Football Italia, SportMediaset, Türkiye Today</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/galatasaraydan-rafael-leao-icin-yeni-hamle-teklif-yukseliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7925.jpeg" type="image/jpeg" length="65673"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[30’lu ve 40’lı Yaşlarda Kolon Kanseri Neden Artıyor? Bilinenler ve Bilinmeyenler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/30lu-ve-40li-yaslarda-kolon-kanseri-neden-artiyor-bilinenler-ve-bilinmeyenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/30lu-ve-40li-yaslarda-kolon-kanseri-neden-artiyor-bilinenler-ve-bilinmeyenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kolorektal kanser genç yetişkinlerde giderek daha fazla görülüyor. Dışkıda kan, bağırsak düzeninde kalıcı değişiklik, karın ağrısı ve kansızlık gibi belirtilerin göz ardı edilmemesi önem taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kolon ve rektum kanseri denildiğinde akla çoğunlukla ileri yaşlar geliyor. Oysa son yıllardaki veriler, özellikle 50 yaşın altındaki yetişkinlerde farklı bir tabloya işaret ediyor: Genç yaşta başlayan kolorektal kanser vakaları artıyor.</p>

<p>Bu değişim yalnızca daha fazla tarama yapılmasıyla açıklanamıyor. Üstelik gençlerde görülen hastalığın belirtileri yaşlılardan farklı değil. Asıl sorun, dışkıda kanama, karın ağrısı veya bağırsak alışkanlığındaki değişikliklerin genç yaşlarda hemoroid, beslenme sorunları ya da başka yaygın bağırsak problemleriyle açıklanarak gecikebilmesi.</p>

<p>Stanford Medicine uzmanlarının 2026 yılında yaptığı değerlendirmede de özellikle bu noktaya dikkat çekiliyor. Uzmanlara göre gençlerdeki artış gerçek olmakla birlikte bunun arkasındaki tek bir neden henüz bulunabilmiş değil.</p>

<p>Erken yaşta kolorektal kanser nedir?</p>

<p>Kolorektal kanser, kalın bağırsağın kolon adı verilen bölümünde veya kalın bağırsağın son kısmı olan rektumda gelişen kanserleri kapsayan genel bir isimdir.</p>

<p>“Erken başlangıçlı kolorektal kanser” ise genellikle 50 yaşından önce ortaya çıkan vakaları tanımlamak için kullanılır. Bazı araştırma ve merkezlerde sınır 45 yaş olarak da ele alınabilir.</p>

<p>Yaş, kolorektal kanser için önemli bir risk faktörü olmaya devam ediyor. Başka bir ifadeyle hastalık hâlâ ileri yaşlarda daha sık görülüyor. Ancak genç yetişkinlerdeki artış, “Bu hastalık gençlerde olmaz” düşüncesini geçersiz hale getiriyor.</p>

<p>Amerikan Kanser Derneği verilerine göre ABD’de 50 yaş altındaki kişilerde kolorektal kanser görülme oranı 2013-2022 döneminde yılda ortalama yüzde 2,9 arttı.</p>

<p>JAMA’da 2026 yılında yayımlanan bir araştırma da çarpıcı bir değişimi ortaya koydu: Kolorektal kanser, ABD’de 50 yaşından genç kadın ve erkekler birlikte değerlendirildiğinde kansere bağlı ölümlerin önde gelen nedeni haline geldi.</p>

<p>Bu veriler ABD’ye ait olduğu için doğrudan Türkiye’deki risk oranları olarak yorumlanmamalı. Ancak genç yaşta başlayan kolorektal kanserdeki artış, farklı ülkelerde de araştırılan önemli bir halk sağlığı konusu.</p>

<p>Gençlerde kolon kanseri neden artıyor?</p>

<p>Bilim dünyasının henüz kesin olarak cevaplayamadığı soru bu.</p>

<p>Bilinen bazı risk faktörleri var ancak bunların hiçbiri tek başına gençlerdeki artışın tamamını açıklamıyor.</p>

<p>Fazla kilo ve obezite, fiziksel hareketsizlik, sigara kullanımı, alkol tüketimi, işlenmiş etlerin fazla tüketilmesi ve liften fakir beslenme kolorektal kanser riskinin artmasıyla ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Fakat önemli bir ayrıntı var: Erken yaşta kolorektal kanser tanısı alan herkes bu özelliklere sahip değil.</p>

<p>Düzenli egzersiz yapan, sağlıklı beslendiğini düşünen ve bilinen önemli bir risk faktörü bulunmayan genç yetişkinlerde de hastalık ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar bağırsak mikrobiyomu, çocukluk dönemindeki bazı çevresel maruziyetler, antibiyotik kullanımı, beslenme sistemindeki değişiklikler ve çeşitli çevresel faktörleri de araştırıyor.</p>

<p>Mikroplastikler, bazı tarım kimyasalları ve erken yaşta belirli mikroorganizmalarla karşılaşma da araştırılan başlıklar arasında. Ancak mevcut veriler bunlardan herhangi birini gençlerdeki kolorektal kanser artışının kesin nedeni ilan etmek için yeterli değil.</p>

<p>Dolayısıyla “Gençlerde kolon kanserinin nedeni bulundu” demek bilimsel olarak doğru değil.</p>

<p>Gençlerde hangi belirtiler görülüyor?</p>

<p>Gençlerdeki kolorektal kanserin belirtileri esas olarak diğer yaş gruplarındaki belirtilerle aynı.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında şunlar bulunuyor:</p>

<ul>
 <li>Dışkıda veya makattan kan gelmesi</li>
 <li>Bağırsak alışkanlığında açıklanamayan ve kalıcı değişiklik</li>
 <li>Uzun süren ishal veya kabızlık</li>
 <li>Dışkının görünümünde belirgin değişiklik</li>
 <li>Sürekli veya tekrarlayan karın ağrısı</li>
 <li>Açıklanamayan kilo kaybı</li>
 <li>Belirgin yorgunluk ve halsizlik</li>
 <li>Demir eksikliği ve kansızlık</li>
 <li>Bulantı</li>
 <li>Bağırsakların tam boşalmadığı hissi</li>
</ul>

<p>Bu belirtilerin bulunması kişinin kanser olduğu anlamına gelmez. Hemoroid, anal fissür, bağırsak enfeksiyonları, irritabl bağırsak sendromu ve iltihabi bağırsak hastalıkları gibi çok daha farklı nedenler de benzer yakınmalara yol açabilir.</p>

<p>Önemli olan, özellikle tekrarlayan veya devam eden belirtileri yalnızca yaşın genç olmasına güvenerek görmezden gelmemektir.</p>

<p>Dışkıda kan neden özellikle önemli?</p>

<p>Genç yetişkinlerde en kolay yanlış yorumlanabilecek belirtilerden biri makattan kanamadır.</p>

<p>Kanama gerçekten de hemoroid veya anal fissür gibi sık görülen ve iyi huylu nedenlerden kaynaklanabilir. Ancak nedeni değerlendirilmeden her kanamayı otomatik olarak hemoroide bağlamak doğru değildir.</p>

<p>JAMA Network Open’da yayımlanan geniş kapsamlı sistematik derleme ve meta-analizde, 50 yaşından önce kolorektal kanser tanısı alan kişilerde en sık bildirilen belirtiler arasında makattan kanama ve karın ağrısının öne çıktığı görüldü.</p>

<p>Araştırmada incelenen çalışmalar, belirtilerin başlaması ile tanı arasında aylar sürebilen gecikmeler olabileceğini de gösterdi.</p>

<p>Bu nedenle dışkıda tekrarlayan kan görülmesi, özellikle bağırsak alışkanlığında değişiklik, açıklanamayan kansızlık, kilo kaybı veya karın ağrısı da eşlik ediyorsa değerlendirilmesi gereken bir bulgudur.</p>

<p>Demir eksikliği ve kansızlık bağırsaklarla ilişkili olabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Sindirim sistemindeki küçük ancak uzun süre devam eden kanamalar bazen gözle fark edilmeyebilir. Zaman içerisinde demir kaybı gelişebilir ve bunun sonucunda demir eksikliği anemisi ortaya çıkabilir.</p>

<p>Kişi kendisini sürekli yorgun hissedebilir, efor kapasitesi düşebilir, çarpıntı veya nefes darlığı yaşayabilir.</p>

<p>Demir eksikliği anemisinin çok sayıda nedeni vardır ve tek başına kolon kanseri anlamına gelmez. Özellikle adet gören kadınlarda farklı nedenler sık görülür.</p>

<p>Ancak nedeni açıklanamayan demir eksikliği anemisinde kan kaybının kaynağının araştırılması önemlidir.</p>

<p>“Gencim, kanser olamam” düşüncesi tanıyı geciktirebilir</p>

<p>Gençlerdeki en önemli sorunlardan biri hastalığın mutlaka farklı belirtiler vermesi değil, aynı belirtilerin daha masum nedenlere bağlanabilmesidir.</p>

<p>Stanford Medicine uzmanlarının aktardığı araştırma verilerine göre genç hastalarda tanıya ulaşma süresi daha ileri yaştaki hastalara kıyasla daha uzun olabiliyor.</p>

<p>Bunun sonucu olarak bazı genç hastalar hastalık daha ileri aşamaya ulaştığında tanı alabiliyor.</p>

<p>Buradaki mesaj, her karın ağrısında kanserden şüphelenmek değildir.</p>

<p>Asıl önemli nokta; devam eden, tekrarlayan, giderek artan veya birden fazla uyarıcı bulgunun birlikte görüldüğü durumlarda yaşın tek başına güvence kabul edilmemesidir.</p>

<p>Kolorektal kanser taraması kaç yaşında başlamalı?</p>

<p>Tarama ile belirti nedeniyle yapılan incelemeyi birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>Tarama, hiçbir yakınması bulunmayan kişide hastalık veya kanser öncüsü oluşumları erken yakalamayı amaçlar.</p>

<p>ABD Önleyici Hizmetler Görev Gücü ve Amerikan Kanser Derneği gibi kuruluşlar, ortalama risk grubundaki yetişkinlerde düzenli kolorektal kanser taramasının 45 yaşında başlamasını öneriyor.</p>

<p>Ancak ülkelerin ulusal tarama programları ve başlangıç yaşları birbirinden farklı olabilir. Türkiye’de uygulanacak tarama programı açısından ulusal sağlık otoritelerinin güncel önerileri esas alınmalıdır.</p>

<p>Daha önemlisi, tarama yaşı “45 yaşından önce bağırsaklar araştırılmaz” anlamına gelmez.</p>

<p>Belirtisi olan kişinin değerlendirilmesi tarama değil, tanıya yönelik incelemedir ve yaş sınırına bağlı değildir.</p>

<p>Ailede kolon kanseri varsa daha erken kontrol gerekebilir</p>

<p>Aile öyküsü risk değerlendirmesinde önemlidir.</p>

<p>Anne, baba veya kardeş gibi birinci derece akrabalarda kolorektal kanser bulunması kişinin riskini artırabilir. Özellikle akrabanın genç yaşta tanı almış olması daha ayrıntılı değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Lynch sendromu ve ailesel adenomatöz polipozis gibi kalıtsal hastalıklar kolorektal kanser riskini belirgin biçimde yükseltebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte erken yaşta kolorektal kanserlerin büyük bölümü bilinen kalıtsal sendromlarla açıklanamıyor.</p>

<p>Bu nedenle ailede hiç kolon kanseri bulunmaması riski tamamen ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Kolonoskopi neden önemli?</p>

<p>Kolonoskopi, ucunda kamera bulunan ince ve esnek bir cihazla kalın bağırsağın iç yüzeyinin incelenmesini sağlar.</p>

<p>Yöntemin önemli avantajlarından biri yalnızca kanseri araştırmaması, kanser öncüsü olabilecek poliplerin de görülmesine ve işlem sırasında çıkarılmasına imkân vermesidir.</p>

<p>Şüpheli bir alan görülürse doku örneği alınabilir ve patolojik incelemeyle kesin tanıya gidilebilir.</p>

<p>Ortalama riskli ve belirtisi olmayan kişiler için dışkıda gizli kanı araştıran testler ve diğer tarama yöntemleri de kullanılabilir. Hangi yöntemin uygun olduğu yaşa, risk düzeyine, sağlık durumuna ve ulusal tarama programlarına göre değişebilir.</p>

<p>Belirti bulunan kişide ise yapılacak incelemeye yalnızca rutin tarama takvimi üzerinden karar verilmez.</p>

<p>Beslenmeyle risk azaltılabilir mi?</p>

<p>Kolorektal kanserin tamamını beslenmeyle önlemek mümkün değil. Buna karşılık yaşam tarzıyla değiştirilebilen bazı risk faktörleri bulunuyor.</p>

<p>Bilimsel veriler genel olarak:</p>

<ul>
 <li>Sebze, meyve, tam tahıl ve diğer lif kaynaklarından zengin beslenmeyi,</li>
 <li>İşlenmiş et tüketimini sınırlamayı,</li>
 <li>Kırmızı eti aşırı tüketmemeyi,</li>
 <li>Düzenli fiziksel aktiviteyi,</li>
 <li>Sağlıklı vücut ağırlığını korumayı,</li>
 <li>Sigara kullanmamayı,</li>
 <li>Alkol tüketimini azaltmayı</li>
</ul>

<p>daha düşük kolorektal kanser riskiyle ilişkilendiriyor.</p>

<p>Ancak bunlar garanti sağlayan bir “kanserden korunma reçetesi” değildir. Çok sağlıklı yaşayan bir kişide de hastalık gelişebilir.</p>

<p>Aynı şekilde tek bir besin, vitamin veya takviyenin kolorektal kanseri önlediğini söylemek için yeterli bilimsel dayanak yoktur.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyomu işin içinde olabilir mi?</p>

<p>Son yılların en dikkat çekici araştırma alanlarından biri bağırsak mikrobiyomu.</p>

<p>Bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca mikroorganizmanın oluşturduğu bu ekosistem bağışıklık sistemi, metabolizma ve bağırsak sağlığıyla yakından ilişkili.</p>

<p>Araştırmacılar genç yaşta kolorektal kanser gelişen kişilerde mikrobiyomun farklı olup olmadığını ve bazı bakterilerin oluşturduğu maddelerin yıllar içerisinde kanser gelişimine katkıda bulunup bulunamayacağını inceliyor.</p>

<p>Bu alan bilimsel açıdan umut verici olsa da henüz günlük yaşamda kullanılabilecek basit bir “mikrobiyom testiyle kolon kanseri riskini öğrenme” aşamasına gelinmiş değil.</p>

<p>Ayrıca probiyotik veya başka bir takviyenin genç yaşta kolorektal kanseri önlediği sonucunu çıkarmak için de yeterli kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Hangi durumda sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir?</p>

<p>Tek seferlik kısa süreli bağırsak değişikliklerinin önemli bir bölümü kanser dışındaki nedenlerden kaynaklanır. Ancak bazı belirtilerin tekrarlaması veya açıklanamaması değerlendirmeyi gerektirir.</p>

<p>Özellikle dışkıda veya makattan tekrarlayan kanama, birkaç hafta devam eden bağırsak alışkanlığı değişikliği, nedeni açıklanamayan demir eksikliği anemisi, sürekli karın ağrısı, istemsiz kilo kaybı veya giderek artan halsizlik varsa sağlık kuruluşuna başvurulması uygun olur.</p>

<p>Şiddetli ve giderek artan karın ağrısı, belirgin karın şişliğiyle birlikte dışkı veya gaz çıkaramama, sürekli kusma ya da ciddi ve kontrol edilemeyen kanama ise gecikmeden değerlendirilmelidir.</p>

<p>Gençler için en önemli mesaj ne?</p>

<p>Kolorektal kanser hâlâ yaşla birlikte daha sık görülen bir hastalık. Fakat artık yalnızca ileri yaşların hastalığı olarak görülmemeli.</p>

<p>Genç yetişkinlerde vakaların neden arttığı henüz tam olarak bilinmiyor. Beslenme, obezite, hareketsizlik ve bazı çevresel faktörler tablonun bir bölümünü açıklayabilir ancak bilim dünyası hâlâ eksik parçaları arıyor.</p>

<p>Bu nedenle en uygulanabilir yaklaşım korkmak değil, vücuttaki kalıcı değişiklikleri fark etmek.</p>

<p>Dışkıda kanama, bağırsak düzeninde açıklanamayan ve devam eden değişiklik, karın ağrısı, demir eksikliği anemisi veya istemsiz kilo kaybı “Ben daha gencim” düşüncesiyle aylarca ertelenmemeli.</p>

<p>Çünkü kolorektal kanserde yaş önemli olsa da, belirtileri ciddiye almak için bir yaş sınırı yoktur.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>JAMA – Leading Cancer Deaths in People Younger Than 50 Years – Rebecca L. Siegel, Nikita Sandeep Wagle, Ahmedin Jemal – 2026 – DOI: 10.1001/jama.2025.25467</li>
 <li>JAMA Network Open – Red Flag Signs and Symptoms for Patients With Early-Onset Colorectal Cancer: A Systematic Review and Meta-Analysis – Joshua Demb, Jennifer M. Kolb, Jonathan Dounel ve arkadaşları – 2024 – DOI: 10.1001/jamanetworkopen.2024.13157</li>
 <li>JCO Oncology Practice – Early-Onset Colorectal Cancer: Understanding Risk Factors, Biology, and Management Considerations—Toward a Framework for Improving Care – Abel Abraham, Thejus Jayakrishnan – 2026 – DOI: 10.1200/OP-25-01271</li>
 <li>Journal of the National Cancer Institute – Red-flag signs and symptoms for earlier diagnosis of early-onset colorectal cancer – Cassandra D. L. Fritz ve arkadaşları – 2023 – DOI: 10.1093/jnci/djad068</li>
 <li>U.S. Preventive Services Task Force – Screening for Colorectal Cancer: Recommendation Statement – 2021</li>
 <li>American Cancer Society – Colorectal Cancer Statistics and Screening Recommendations – 2026</li>
 <li>Stanford Medicine – Colorectal Cancer’s Rise in Adults Under 50: What You Should Know – Sarah Williams – 2026</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/30lu-ve-40li-yaslarda-kolon-kanseri-neden-artiyor-bilinenler-ve-bilinmeyenler</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7924.jpeg" type="image/jpeg" length="95340"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Her Gün Bir Avuç Kapsül Yutanlar Dikkat: Fazlası Fayda Değil Yük Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-bir-avuc-kapsul-yutanlar-dikkat-fazlasi-fayda-degil-yuk-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/her-gun-bir-avuc-kapsul-yutanlar-dikkat-fazlasi-fayda-degil-yuk-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabah multivitamin, öğlen omega-3, akşam magnezyum… Buna D vitamini, çinko, bitkisel ürünler ve düzenli kullanılan ilaçlar da eklendiğinde, günlük rutin fark edilmeden bir avuç tablet ve kapsüle dönüşebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Peki insan vücudu için “fazla kapsül” diye bir sınır var mı?</p>

<p>Bu sorunun herkese uygulanabilecek “5 kapsül güvenli, 10 kapsül zararlı” şeklinde bilimsel bir cevabı yok. Sağlık açısından asıl önemli olan yalnızca kaç tablet veya kapsül yutulduğu değil; bunların içinde ne bulunduğu, hangi miktarlarda kullanıldığı, gerçekten gerekli olup olmadığı ve birbirleriyle veya ilaçlarla etkileşip etkileşmediğidir.</p>

<p>Bunun yanında hap sayısı ve boyutu arttıkça başka bir sorun daha ortaya çıkabiliyor: tedavi yükü. Karmaşık kullanım programları, yutma güçlüğü ve hangi ürünün ne amaçla kullanıldığının belirsizleşmesi, özellikle çok sayıda ilaç veya takviye kullanan kişiler için günlük hayatı zorlaştırabiliyor.</p>

<p>“Kapsül yükü” aslında ne anlama geliyor?</p>

<p>“Kapsül yükü” tek başına belirli bir hastalığın veya tıbbi tanının adı değildir. Gün içinde kullanılan tablet, kapsül ve benzeri ürünlerin oluşturduğu fiziksel ve pratik yükü anlatmak için kullanılabilecek bir ifadedir.</p>

<p>Tıp literatüründe bununla ilişkili daha geniş bir kavram olan “tedavi yükü” bulunuyor.</p>

<p>Tedavi yükü; kişinin ilaçlarını zamanında kullanmasından kontrollerine, testlerinden beslenme düzenine kadar hastalığını yönetebilmek için günlük yaşamında üstlenmek zorunda kaldığı işleri kapsıyor.</p>

<p>Özellikle birden fazla kronik hastalığı bulunan ve çok sayıda ilaç kullanan kişilerde bu yük artabiliyor.</p>

<p>BMJ Open’da 2025 yılında yayımlanan, 65 yaş ve üzerindeki 422 kişinin değerlendirildiği çok merkezli kesitsel araştırmada katılımcıların yüzde 75’inde yüksek tedavi yükü saptandı. Araştırmada ilaç sayısının ve tedavi düzeninin karmaşıklığının yüksek tedavi yüküyle ilişkili olduğu bildirildi.</p>

<p>Ancak bu gözlemsel bir araştırmaydı. Dolayısıyla bulgular, hap sayısının tek başına tedavi sorunlarına neden olduğunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Günde kaç kapsül kullanmak fazladır?</p>

<p>En önemli noktalardan biri burada ortaya çıkıyor:</p>

<p>Sağlıklı yetişkinler için geçerli, bilimsel olarak belirlenmiş tek bir günlük kapsül üst sınırı yoktur.</p>

<p>Bir kişinin günde sekiz kapsül kullanması, başka bir kişinin üç kapsül kullanmasından otomatik olarak daha tehlikeli değildir.</p>

<p>Çünkü kapsül yalnızca taşıyıcı formdur.</p>

<p>Örneğin hekim tarafından belirli hastalıklar nedeniyle reçete edilmiş birkaç ilacın kullanılması gerekli olabilir. Buna karşılık kişinin kendi kararıyla kullandığı daha az sayıdaki takviye bile aynı maddeleri yüksek miktarlarda içeriyorsa gereksiz veya sakıncalı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle kapsülleri saymaktan önce içeriklerini saymak daha anlamlıdır.</p>

<p>Aynı vitamini fark etmeden birkaç kez alıyor olabilirsiniz</p>

<p>Takviye kullanımında kolayca gözden kaçabilen noktalardan biri içeriklerin üst üste binmesidir.</p>

<p>Örneğin bir multivitaminin içinde D vitamini bulunabilir. Kemik sağlığı için kullanılan başka bir üründe de D vitamini olabilir. Buna ayrıca tek başına D vitamini takviyesi eklenmiş olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Benzer durum B vitaminleri, çinko, magnezyum, demir ve başka bileşenlerde de görülebilir.</p>

<p>Şişelerin üzerinde farklı ürün isimlerinin bulunması, içlerindeki maddelerin tamamen farklı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bu nedenle çok sayıda takviye kullanan kişinin yalnızca ürünlerin isimlerine değil, her bir ürünün içeriğine ve günlük toplam miktara bakması önemlidir.</p>

<p>“Vitaminse fazlası zarar vermez” düşüncesi doğru değil</p>

<p>Vitamin ve mineraller vücudun normal işleyişi için gereklidir. Ancak bundan “ne kadar fazla alınırsa o kadar iyidir” sonucu çıkmaz.</p>

<p>Bazı vitamin ve mineraller gereğinden yüksek miktarlarda ve özellikle uzun süre kullanıldığında istenmeyen etkilere yol açabilir.</p>

<p>Yağda çözünen bazı vitaminler vücutta birikebilir. Bazı minerallerin yüksek miktarları da başka minerallerin emilimini veya vücuttaki dengesini etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle bir besin öğesinin gerekli olması ile yüksek miktarda takviye edilmesinin yararlı olması birbirinden farklı konulardır.</p>

<p>Takviye ihtiyacı; beslenme biçimi, yaş, gebelik, bazı hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve doğrulanmış vitamin veya mineral eksiklikleri gibi pek çok faktöre göre değişebilir.</p>

<p>Takviyeler ilaçlarla etkileşebilir</p>

<p>Bir ürünün reçetesiz satılması veya “doğal” olarak tanıtılması, bütün ilaçlarla birlikte sorunsuz kullanılabileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Bazı vitaminler, mineraller ve bitkisel ürünler ilaçların emilimini veya etkisini değiştirebilir.</p>

<p>Bazı takviyeler kanama eğilimini etkileyebilirken bazıları belirli ilaçların vücuttaki düzeylerinin değişmesine yol açabilir. Ameliyat öncesinde kullanılan bazı takviyeler de ayrıca önem taşıyabilir.</p>

<p>Bu nedenle düzenli ilaç kullanan bir kişinin takviyelerini ilaç listesinden ayrı düşünmemesi gerekir.</p>

<p>Hekim veya eczacıya kullanılan ürünler bildirilirken yalnızca reçeteli ilaçların değil, vitaminlerin, minerallerin ve bitkisel ürünlerin de belirtilmesi güvenlik açısından önemlidir.</p>

<p>Büyük tablet ve kapsüller gerçekten daha zor yutuluyor</p>

<p>Kapsül yükünün yalnızca içeriğe ilişkin olmayan bir başka boyutu da var: yutma güçlüğü.</p>

<p>Journal of Medical Internet Research’te 2024 yılında yayımlanan araştırma, tablet ve kapsül boyutunun yutma güçlüğü açısından önemli olduğunu gösterdi.</p>

<p>Araştırmacılar, büyük tablet veya kapsülleri yutmakta zorlanan kişilerin verilerini inceleyerek ilaç boyutuyla yutma güçlüğü arasındaki ilişkiyi değerlendirdi.</p>

<p>Sonuçlar, daha büyük ilaç formlarının yutma güçlüğüyle belirgin biçimde ilişkili olduğunu gösterdi.</p>

<p>Çalışmada tablet veya kapsülün üç boyutunun toplamının 21,5 milimetrenin üzerine çıkması, yutma güçlüğünü ayırt etmede kullanılabilecek istatistiksel bir eşik olarak belirlendi.</p>

<p>Ancak bu rakam herkes için geçerli kesin bir “güvenli kapsül boyutu” değildir. İnsanların ağız ve yutma fonksiyonları farklıdır ve araştırmada bulunan değer istatistiksel bir göstergedir.</p>

<p>Hap yutmakta zorlanmak sandığınızdan önemli olabilir</p>

<p>International Journal of Clinical Pharmacy’de yayımlanan bir araştırmada en az üç farklı katı ağızdan ilaç kullanan 410 yetişkin değerlendirildi.</p>

<p>Katılımcıların yüzde 9’u mevcut dönemde, yüzde 13,4’ü ise geçmişte ilaç yutma güçlüğü yaşadığını bildirdi.</p>

<p>Daha önemlisi, yutma problemi yaşayan bazı kişilerin bununla başa çıkabilmek için ilaç kullanım biçimini değiştirdiği görüldü.</p>

<p>2026 yılında International Journal of Language &amp; Communication Disorders’da yayımlanan başka bir kesitsel araştırma da hap yutma güçlüğünün ilaç tedavisinin uygulanmasını etkileyebilecek, gözden kaçabilen bir sorun olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Bu durum özellikle yaş ilerledikçe, yutma sorunları bulunanlarda veya aynı anda çok sayıda tablet kullanması gereken kişilerde daha önemli hale gelebilir.</p>

<p>Tableti ezmek veya kapsülü açmak her zaman güvenli değil</p>

<p>Büyük bir hapı yutamayan kişinin aklına ilk olarak tableti kırmak, ezmek veya kapsülü açıp içindekileri yiyeceğe karıştırmak gelebilir.</p>

<p>Ancak her ilaç buna uygun değildir.</p>

<p>Bazı ilaçlar etkin maddenin vücuda belirli bir hızda verilmesini sağlayacak şekilde tasarlanır. Bazılarında ise ilacın midede değil bağırsakta çözünmesi amaçlanır.</p>

<p>Bu tür ilaçların ezilmesi, kırılması veya kapsülünün açılması ilacın nasıl emildiğini değiştirebilir.</p>

<p>Dolayısıyla yutma güçlüğü varsa çözüm, ilacın yapısını rastgele değiştirmek değildir. Uygun olduğunda daha küçük tablet, sıvı ilaç veya başka bir farmasötik form bulunup bulunmadığı değerlendirilebilir.</p>

<p>Kapsül kabuğunun kendisi asıl sorun mu?</p>

<p>İnternette kapsüllerin dış kabuklarının sağlık açısından başlı başına büyük bir tehdit oluşturduğu yönünde iddialarla karşılaşılabiliyor.</p>

<p>Ancak mevcut bilimsel bilgiler, normal kullanımdaki kapsül yükü tartışmasını yalnızca kapsül kabuğuna indirgemeyi desteklemiyor.</p>

<p>Kapsüllerde ürünün özelliğine göre jelatin veya bitkisel kökenli kapsül materyalleri kullanılabilir.</p>

<p>Sağlık açısından daha önemli sorular genellikle kapsülün içindeki etkin maddelerin neler olduğu, hangi miktarlarda alındığı, ürünün gerekli olup olmadığı ve başka ürünlerle etkileşim ihtimalidir.</p>

<p>Kısacası dış kabuğun sayısını saymak yerine bütün takviye düzenini değerlendirmek daha anlamlıdır.</p>

<p>Toz ürün kullanmak kapsülden daha sağlıklı mı?</p>

<p>Bu da sık yapılan genellemelerden biri.</p>

<p>Bazı takviyelerin toz formda kullanılması, özellikle çok sayıda kapsül yutmakta zorlanan kişiler açısından pratik olabilir.</p>

<p>Ancak “toz olan daha sağlıklıdır” şeklinde genel bir bilimsel kural bulunmuyor.</p>

<p>Ürünün hangi formda hazırlanacağı; etkin maddenin özelliklerine, kararlılığına, gerekli miktarına, tadına ve kullanım amacına bağlı olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla kapsülden toza geçmek kapsül sayısını azaltabilir ancak tek başına ürünü daha etkili veya daha güvenli hale getirmez.</p>

<p>Takviye dolabınızı kontrol etmenin 7 yolu</p>

<p>Çok sayıda vitamin ve takviye kullanıyorsanız zaman zaman bütün ürünleri birlikte değerlendirmek yararlı olabilir.</p>

<p>Her ürün için şu sorular sorulabilir:</p>

<p>Neden kullanıyorum?<br />
Başlama nedeni hâlâ geçerli mi?</p>

<p>İçinde ne var?<br />
Ürünün ön yüzündeki pazarlama ifadesinden çok içerik tablosu önemlidir.</p>

<p>Başka ürünümde aynı madde bulunuyor mu?<br />
Özellikle multivitaminlerle tek bileşenli takviyeler birlikte kullanıldığında tekrarlar oluşabilir.</p>

<p>Günlük toplam miktarım ne kadar?<br />
Aynı maddeyi birkaç üründen almak toplam miktarın fark edilmeden yükselmesine neden olabilir.</p>

<p>Reçeteli ilaçlarımla etkileşebilir mi?<br />
Takviyeler de ilaç değerlendirmesinin bir parçasıdır.</p>

<p>Kullanım amacımı destekleyen bilimsel kanıt var mı?<br />
Bir ürünün popüler olması, herkese gerekli olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Kullanmakta zorlanıyor muyum?<br />
Büyük kapsüller nedeniyle düzenli olarak doz atlanıyorsa bu da değerlendirilmesi gereken bir sorundur.</p>

<p>Reçeteli ilaçlarla takviyeleri aynı kefeye koymayın</p>

<p>“Kapsül yükünü azaltmak” ifadesinin yanlış anlaşılmaması özellikle önemli.</p>

<p>Gereksiz olabilecek bir takviyenin yeniden değerlendirilmesi ile kalp hastalığı, yüksek tansiyon, diyabet, epilepsi veya başka bir hastalık için reçete edilmiş ilacın bırakılması aynı şey değildir.</p>

<p>Reçeteli ilaçların çok olduğunu düşünen kişiler tedavilerini kendi başlarına kesmemeli veya dozlarını değiştirmemelidir.</p>

<p>Çok sayıda ilaç kullanılıyorsa en güvenli yaklaşım, reçeteli ilaçlar, reçetesiz ürünler ve takviyelerin tamamının tek bir liste üzerinden değerlendirilmesidir.</p>

<p>Yutma güçlüğü yalnızca kapsüllerde olmuyorsa dikkat</p>

<p>Büyük bir kapsülü yutmakta zorlanmak oldukça farklı bir durum olabilir. Ancak sorun yalnızca haplarla sınırlı değilse değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Yemek yerken sık sık öksürme veya boğulma hissi, yiyeceklerin boğazda ya da göğüste takılması, yutarken ağrı, sıvıları yutmakta güçlük veya açıklanamayan kilo kaybı gibi belirtiler gerçek bir yutma bozukluğuna işaret edebilir.</p>

<p>Bu belirtiler kalıcıysa kapsül boyutuna bağlayıp geçmemek gerekir.</p>

<p>Asıl soru “Kaç kapsül?” değil</p>

<p>Günlük kullanılan kapsül sayısı kolay ölçüldüğü için dikkat çekici bir rakamdır. Ancak sağlık açısından tek başına yeterli bilgi vermez.</p>

<p>Bir kişinin gerçekten ihtiyacı olan sekiz ilacı bulunabilir. Başka biri ise herhangi bir doğrulanmış ihtiyacı olmadan üç farklı takviyeden aynı maddeleri yüksek miktarlarda alıyor olabilir.</p>

<p>Bu nedenle sağlık açısından daha anlamlı soru:</p>

<p>“Günde kaç kapsül kullanıyorum?” değil, “Kullandığım her ürünün gerçekten bir amacı ve gerekçesi var mı?”</p>

<p>Takviyeler dengeli beslenmenin veya gerekli tıbbi tedavinin yerini tutmaz. Bazı durumlarda gerçekten yararlı ve gerekli olabilirler; ancak daha fazla ürün kullanmak otomatik olarak daha sağlıklı olmak anlamına gelmez.</p>

<p>Kapsül kutusu büyüdükçe yapılabilecek en değerli şey yeni bir ürün eklemek değil, mevcut listenin hâlâ anlamlı olup olmadığını gözden geçirmek olabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Journal of Medical Internet Research – Factor Analysis of Patients Who Find Tablets or Capsules Difficult to Swallow Due to Their Large Size: Using the Personal Health Record Infrastructure of Electronic Medication Notebooks – Masaki Asano, Shungo Imai, Yuri Shimizu ve arkadaşları – 2024 – DOI: 10.2196/54645</li>
 <li>International Journal of Clinical Pharmacy – Swallowing difficulties with oral drugs among polypharmacy patients attending community pharmacies – Julien Marquis, Marie-Paule Schneider, Valérie Payot ve arkadaşları – 2013 – DOI: 10.1007/s11096-013-9836-2</li>
 <li>BMJ Open – Treatment burden and medication adherence among older patients in comprehensive specialised hospitals in the Amhara Region in Ethiopia: a multicentre, cross-sectional study – Samuel Berihun Dagnew ve arkadaşları – 2025 – DOI: 10.1136/bmjopen-2024-095666</li>
 <li>International Journal of Language &amp; Communication Disorders – Prevalence and Factors Associated With Pill-Swallowing Difficulties Among Outpatient Pharmacy Attendees at a Malaysian Teaching Hospital: A Cross-Sectional Study – Nur Amira Said Udin ve arkadaşları – 2026 – DOI: 10.1111/1460-6984.70258</li>
 <li>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, Besin Takviyeleri Ofisi – Dietary Supplements: What You Need to Know – Besin takviyelerinin kullanımı, güvenliği ve ilaçlarla etkileşimlerine ilişkin tüketici bilgilendirmesi</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-bir-avuc-kapsul-yutanlar-dikkat-fazlasi-fayda-degil-yuk-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7923-1.jpeg" type="image/jpeg" length="47246"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kulak Çınlaması, Kaşıntı ve Ağrı Neden Olur? Her Belirti Aynı Değil]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kulak-cinlamasi-kasinti-ve-agri-neden-olur-her-belirti-ayni-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kulak-cinlamasi-kasinti-ve-agri-neden-olur-her-belirti-ayni-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kulak memesindeki çapraz çizgi, geçmeyen kaşıntı, çınlama veya ani işitme değişikliği bazen önemli ipuçları verebilir. Peki hangileri sık görülür, hangi durumda değerlendirme geciktirilmemeli?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kulaklarınız Sağlığınız Hakkında Ne Söylüyor?</p>

<p>Sabah aynaya baktığınızda kulak memenizde belirgin bir çizgi fark ettiniz. Sessiz bir odada kulağınızda uğultu başladı. Son zamanlarda televizyonun sesini daha fazla açıyor ya da kulağınızdaki kaşıntının bir türlü geçmediğini düşünüyorsunuz.</p>

<p>Bu belirtilerin çoğunun basit ve tedavi edilebilir nedenleri olabilir. Ancak kulak yalnızca sesleri toplayan bir organ değildir. İşitme sistemi, cilt, sinir sistemi ve kan damarlarıyla yakın ilişki içindedir. Bu nedenle kulakta ortaya çıkan bazı değişiklikler başka sağlık sorunlarıyla birlikte görülebilir.</p>

<p>Buradaki kritik nokta ise şu: Kulaktaki tek bir belirtiye bakarak hastalık tanısı konulamaz.</p>

<p>Örneğin kulak memesindeki çapraz çizginin kalp-damar hastalıklarıyla ilişkisi yıllardır araştırılıyor. Buna karşılık çınlama, işitme azalması, kaşıntı ve ağrının çok daha yaygın ve birbirinden farklı nedenleri bulunuyor.</p>

<p>Peki kulaklarımızda hangi değişiklikleri önemsemeliyiz?</p>

<p>Kulak memesindeki çapraz çizgi kalp hastalığını gösterir mi?</p>

<p>Kulak memesini çapraz şekilde geçen belirgin kıvrım tıp literatüründe diyagonal kulak memesi kıvrımı olarak adlandırılıyor. Bu görünüm “Frank belirtisi” adıyla da biliniyor.</p>

<p>İlgi çekmesinin nedeni, bazı araştırmalarda bu çizgi ile kalbi besleyen damarlardaki hastalık arasında bağlantı bulunmuş olması.</p>

<p>Journal of Clinical Medicine’da 2021 yılında yayımlanan sistematik derlemede 13 araştırmadaki toplam 3 bin 951 hasta değerlendirildi. İncelenen çalışmalar, kulak memesindeki çapraz kıvrımın koroner arter hastalığını belirlemedeki olası değerini araştırıyordu.</p>

<p>Sonuçlar iki durum arasında ilişki bulunabileceğini gösterse de araştırmacılar çalışmalar arasında önemli farklılıklar bulunduğuna dikkat çekti. Bu nedenle kulak memesindeki çizgi, kalp hastalığını teşhis eden bağımsız bir test olarak kabul edilmiyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle aynada böyle bir çizgi görmek, “kalp damarlarım tıkalı” anlamına gelmez.</p>

<p>Yaşlanmayla birlikte kulak memesinde kıvrımların belirginleşebilmesi de değerlendirmeyi güçleştirir.</p>

<p>Kalp-damar hastalığı riskini belirlerken yüksek tansiyon, kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, yaş ve aile öyküsü gibi yerleşik risk faktörleri çok daha önemlidir.</p>

<p>Kulak çınlaması neden olur?</p>

<p>Sessiz bir ortamda zil, uğultu, vızıltı, tıslama veya benzeri bir ses duyulmasına tinnitus, yani kulak çınlaması denir.</p>

<p>Bu ses dışarıdaki gerçek bir kaynaktan gelmez.</p>

<p>Kulak çınlamasının tek bir nedeni yoktur. Yaşla ilişkili veya gürültüye bağlı işitme kaybı, yüksek sese maruz kalma, kulak kiri birikmesi ve kulak enfeksiyonları çınlamayla bağlantılı olabilir.</p>

<p>Bazı ilaçlar da tinnitusla ilişkili olabilir. Bu nedenle yeni başlayan çınlama kullanılan ilaçlarla aynı döneme denk geldiyse bunun sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmesi gerekebilir. Ancak kişi yalnızca çınlama geliştiği için reçeteli ilacını kendi kararıyla bırakmamalıdır.</p>

<p>Çınlama bazen çene eklemi sorunları, baş veya boyun yaralanmaları ve daha seyrek olarak damarlarla ilgili bazı durumlarla da bağlantılı olabilir.</p>

<p>Önemli olan yalnızca “çınlama var mı?” sorusu değildir. Çınlamanın tek kulakta mı iki kulakta mı olduğu, sürekli mi aralıklı mı devam ettiği, işitme kaybının eşlik edip etmediği ve sesin nabızla aynı ritimde duyulup duyulmadığı da önemlidir.</p>

<p>Kalp atışıyla birlikte duyulan kulak sesi neden farklı?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı insanlar kulaklarında sürekli bir uğultudan ziyade kalp atışlarıyla aynı ritimde “vuruş”, “üfleme” veya “nabız sesi” duyduklarını söyler.</p>

<p>Buna pulsatil tinnitus, yani nabızla uyumlu kulak çınlaması adı verilir.</p>

<p>Bu tür çınlama sıradan tinnitustan farklı değerlendirilir. Çünkü bazı durumlarda baş ve boyun bölgesindeki kan akımındaki değişikliklerle ilişkili olabilir.</p>

<p>Özellikle yeni başlayan, tek taraflı veya sürekli nabızla uyumlu çınlamanın tıbbi değerlendirmesi önemlidir.</p>

<p>Bu durum mutlaka ciddi bir damar hastalığı bulunduğu anlamına gelmez. Ancak olası nedenleri birbirinden ayırmak için muayene ve gerektiğinde ileri inceleme yapılabilir.</p>

<p>Kulak kaşıntısı neden olur?</p>

<p>Kulak kaşıntısı oldukça yaygın bir şikâyettir ve her zaman kulak kiri anlamına gelmez.</p>

<p>Dış kulak yolu enfeksiyonları, cildin kuruması, tahriş, egzama ve sedef hastalığı gibi cilt sorunları kaşıntıya yol açabilir.</p>

<p>Sedef hastalığı kulak çevresindeki deriyi veya dış kulak kanalını etkileyebilir. Kaşıntının yanı sıra pullanma, hassasiyet ve cilt değişiklikleri görülebilir.</p>

<p>Burada sık yapılan hata, kaşınan kulağı pamuklu çubuk veya başka bir cisimle sürekli temizlemeye çalışmaktır.</p>

<p>Bu davranış kulak kanalındaki hassas deriyi tahriş edebilir ve mevcut sorunu daha da kötüleştirebilir.</p>

<p>Özellikle uzun süren, tekrarlayan, akıntının veya belirgin pullanmanın eşlik ettiği kaşıntının nedeninin belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Kulak ağrısının kaynağı her zaman kulak değildir</p>

<p>Kulak ağrısı denildiğinde ilk akla gelen nedenlerden biri kulak enfeksiyonudur. Ancak bazen kulak tamamen sağlıklı olduğu halde kişi kulağında ağrı hissedebilir.</p>

<p>Bunun nedeni yansıyan ağrı olabilir.</p>

<p>Diş sorunları, çene eklemi rahatsızlıkları, diş sıkma veya gıcırdatma ve bazı boğaz problemleri kulağa vuran ağrıya neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle erişkinlerde muayenede belirgin bir kulak problemi bulunamayan ve devam eden kulak ağrısında yalnızca kulağın kendisine odaklanılmayabilir.</p>

<p>Ağrının kaynağını belirlemek için ağız, dişler, çene, boğaz ve boyun bölgesinin de değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Ani işitme kaybı neden önemlidir?</p>

<p>Kulakla ilgili belirtiler arasında zaman açısından özellikle önem taşıyanlardan biri ani sensörinöral işitme kaybıdır.</p>

<p>Bu, iç kulaktan veya işitme sinirinden kaynaklanan işitme kaybının aniden ya da birkaç gün içinde ortaya çıkmasıdır. Çoğunlukla tek kulağı etkiler.</p>

<p>Kişi bunu sabah uyandığında fark edebilir. Telefonda bir kulağının diğerinden belirgin şekilde az duyduğunu anlayabilir veya kulağının aniden tıkandığını düşünebilir.</p>

<p>Kulakta dolgunluk hissi, çınlama veya baş dönmesi de eşlik edebilir.</p>

<p>Sorun tam da burada başlar.</p>

<p>Ani işitme kaybı bazen kulak kiri, nezle, sinüzit veya basit bir kulak tıkanıklığı sanılarak günlerce beklenebilir.</p>

<p>Oysa ABD Ulusal Sağırlık ve Diğer İletişim Bozuklukları Enstitüsü, ani sensörinöral işitme kaybının tıbbi acil durum olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Tanı ve gerekli tedavinin gecikmesi, tedaviden yararlanma olasılığını azaltabilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle bir kulakta aniden gelişen belirgin işitme azalmasında “nasıl olsa açılır” diye beklemek doğru değildir.</p>

<p>Yüksek ses sonrası çınlama kulağın verdiği bir uyarı olabilir</p>

<p>Konserden çıktıktan sonra kulaklarınızda çınlama yaşadığınız oldu mu?</p>

<p>Yüksek sese maruz kaldıktan sonra ortaya çıkan çınlama ve geçici işitme değişiklikleri, işitme sisteminin yoğun gürültüden etkilendiğinin göstergelerinden olabilir.</p>

<p>Çok yüksek sesler iç kulaktaki hassas yapılara zarar verebilir.</p>

<p>Hasar tek ve son derece güçlü bir sesle ortaya çıkabileceği gibi, yıllar boyunca tekrarlanan yüksek ses maruziyeti sonucunda yavaş yavaş da gelişebilir.</p>

<p>Gürültüye bağlı işitme kaybının sinsi tarafı budur. İnsan yıllar içinde konuşmaları anlamakta zorlandığını, televizyonun sesini giderek yükselttiğini veya kalabalık ortamlarda söylenenleri seçemediğini fark edebilir.</p>

<p>İşitme hasarı oluşturan yalnızca sesin yüksekliği değildir. Ne kadar yüksek sese, ne kadar uzun süre maruz kalındığı da önemlidir.</p>

<p>Bu nedenle kulaklık sesini kontrol etmek, çok gürültülü ortamlarda geçirilen süreyi azaltmak ve gerekli durumlarda uygun işitme koruyucuları kullanmak önem taşır.</p>

<p>Pamuklu çubukla kulak temizlemek doğru mu?</p>

<p>Kulak kiri çoğu insanın düşündüğü gibi yalnızca temizlenmesi gereken bir atık değildir.</p>

<p>Dış kulak yolunda üretilen bu madde kulağın doğal savunma sisteminin bir parçasıdır. Kulak kanalındaki derinin korunmasına yardımcı olur ve çoğu kişide zamanla kendiliğinden dışarı doğru taşınır.</p>

<p>Sorun, pamuklu çubukların kulağın derinine sokulmasıyla başlayabilir.</p>

<p>Pamuklu çubuk kiri dışarı çıkarmak yerine daha derine itebilir. Ayrıca kulak kanalını tahriş edebilir ve yanlış kullanımda kulak zarına zarar verme riski oluşturabilir.</p>

<p>Kulak kiri işitmeyi azaltacak kadar birikmişse veya ağrı ve dolgunluk hissi oluşturuyorsa uygun temizleme yöntemine kişinin kulak yapısı ve klinik durumuna göre karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Kulak şekli başka hastalıklar hakkında bilgi verebilir mi?</p>

<p>Kulakların şekli ve yerleşimi özellikle yenidoğan muayenesinde değerlendirilen fiziksel özellikler arasındadır.</p>

<p>Bazı genetik veya doğumsal durumlarda kulakların yapısında, kıvrımlarında veya konumunda farklılıklar görülebilir.</p>

<p>Ancak burada önemli bir sınır vardır:</p>

<p>Tek başına kulak şekline bakılarak genetik hastalık tanısı konulamaz.</p>

<p>Kulak yapısındaki bir farklılık ancak çocuğun diğer fiziksel özellikleri, gelişimi, aile öyküsü ve gerektiğinde yapılan incelemelerle birlikte anlam kazanabilir.</p>

<p>Bu nedenle internetteki görsellerle kulak şeklini karşılaştırarak hastalık tanısı çıkarmaya çalışmak yanıltıcı olabilir.</p>

<p>Yaş ilerledikçe işitme neden değişir?</p>

<p>İşitme yalnızca hastalık nedeniyle azalmaz. Yaş ilerledikçe iç kulaktaki ve işitmeyle ilişkili sinir yollarındaki değişiklikler nedeniyle işitme kapasitesi zaman içinde azalabilir.</p>

<p>Bu süreç genellikle yavaş ilerlediğinden kişi başlangıçta fark etmeyebilir.</p>

<p>Özellikle kalabalık bir restoranda konuşmaları anlamakta güçlük çekmek, insanların “mırıldandığını” düşünmek, televizyonun sesini giderek yükseltmek veya sık sık söylenenleri tekrar ettirmek ilk ipuçlarından olabilir.</p>

<p>İşitme kaybını erken fark etmek önemlidir. Çünkü işitmenin değerlendirilmesi yalnızca “duyuyor muyum, duymuyor muyum?” sorusundan ibaret değildir. İşitme testi farklı frekanslardaki sesleri ne kadar duyabildiğinizi gösterebilir.</p>

<p>Hangi kulak belirtileri göz ardı edilmemeli?</p>

<p>Kulaktaki her değişiklik ciddi bir hastalığın işareti değildir. Ancak bazı belirtilerin değerlendirilmesi geciktirilmemelidir.</p>

<p>Özellikle şu durumlar önemlidir:</p>

<ul>
 <li>Bir veya iki kulakta aniden gelişen belirgin işitme kaybı</li>
 <li>İşitmenin birkaç gün içinde hızla azalması</li>
 <li>Yeni başlayan ve kalp atışıyla aynı ritimde duyulan çınlama</li>
 <li>Tek taraflı ve kalıcı çınlama</li>
 <li>İşitme kaybına belirgin baş dönmesinin eşlik etmesi</li>
 <li>Kulaktan kan veya sürekli akıntı gelmesi</li>
 <li>Şiddetli veya geçmeyen kulak ağrısı</li>
 <li>Kulak çevresinde belirgin şişlik</li>
 <li>Yüksek ses sonrasında kalıcı işitme değişikliği</li>
</ul>

<p>Özellikle ani işitme kaybında değerlendirmeyi ertelememek gerekir.</p>

<p>Kulak sağlığını korumak için neler yapılabilir?</p>

<p>Kulak sağlığını korumak çoğu zaman karmaşık yöntemler gerektirmez.</p>

<p>Yüksek sesli ortamlarda gereksiz yere uzun süre kalmamak, gerektiğinde uygun kulak koruyucusu kullanmak ve kulaklıkla dinlerken sesi aşırı yükseltmemek işitmenin korunmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Kulak kanalının içine pamuklu çubuk, toka veya benzeri cisimler sokulmaması da önemlidir.</p>

<p>İşitmede giderek artan azalma, tekrarlayan çınlama veya uzun süren kulak yakınmaları varsa bunları yalnızca yaşlanmaya ya da “kulak kirine” bağlamamak gerekir.</p>

<p>Peki kulaklarımız bize gerçekten ne söylüyor?</p>

<p>Kulakları vücudun gizli hastalıklarını ortaya çıkaran bir “erken uyarı cihazı” olarak görmek doğru değildir.</p>

<p>Kulak memesindeki her çizgi kalp hastalığını, her çınlama damar sorununu, her kaşıntı sedef hastalığını ve her kulak ağrısı enfeksiyonu göstermez.</p>

<p>Fakat kulaklarımız bazı değişiklikleri fark etmemiz için önemli ipuçları verebilir.</p>

<p>Bilimsel açıdan en doğru yaklaşım, tek bir belirtiye bakarak tanıya sıçramak yerine değişikliğin ne zaman başladığını, ne kadar sürdüğünü, tek veya çift taraflı olup olmadığını ve başka belirtilerin eşlik edip etmediğini değerlendirmektir.</p>

<p>Kulak memesindeki çapraz çizgi bunun iyi bir örneğidir. Kalp-damar hastalıklarıyla bağlantısını gösteren araştırmalar vardır, ancak bu çizgi kalp hastalığını teşhis eden bir test değildir.</p>

<p>Buna karşılık bir kulakta aniden ortaya çıkan belirgin işitme kaybı çok daha somut ve zaman açısından önemli bir bulgudur.</p>

<p>Kısacası kulağınızdaki her değişiklikten korkmanız gerekmez. Ancak yeni başlayan, kalıcı, tekrarlayan veya hızla gelişen değişiklikleri de görmezden gelmemek gerekir.</p>

<p>4. KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>Journal of Clinical Medicine – Diagonal Earlobe Crease (Frank’s Sign) for Diagnosis of Coronary Artery Disease: A Systematic Review of Diagnostic Test Accuracy Studies – Krzysztof Więckowski ve arkadaşları – 2021 – DOI: 10.3390/jcm10132799</li>
 <li>ABD Ulusal Sağırlık ve Diğer İletişim Bozuklukları Enstitüsü – Tinnitus: Kulak Çınlamasının Nedenleri ve Tedavisine İlişkin Sağlık Bilgilendirmesi</li>
 <li>ABD Ulusal Sağırlık ve Diğer İletişim Bozuklukları Enstitüsü – Ani Sensörinöral İşitme Kaybı Sağlık Bilgilendirmesi</li>
 <li>ABD Ulusal Sağırlık ve Diğer İletişim Bozuklukları Enstitüsü – Gürültüye Bağlı İşitme Kaybı Sağlık Bilgilendirmesi</li>
 <li>ABD Ulusal Sağırlık ve Diğer İletişim Bozuklukları Enstitüsü – Gürültünün İşitmeye Etkileri ve İşitmenin Korunması Bilgilendirmesi</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kulak-cinlamasi-kasinti-ve-agri-neden-olur-her-belirti-ayni-degil</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 07:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7920-1.jpeg" type="image/jpeg" length="26615"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karakola Gitmeden Adli Kontrol: Biyometrik Takip Dönemi Başlıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/karakola-gitmeden-adli-kontrol-biyometrik-takip-donemi-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/karakola-gitmeden-adli-kontrol-biyometrik-takip-donemi-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanlığı, adli kontrol ve denetimli serbestlik uygulamalarında dijital dönüşüm için BİOSİS projesini hayata geçirmeye hazırlanıyor. Biyometrik doğrulama ve konum teknolojilerinden yararlanacak sistemle yüz binlerce yükümlünün dijital ortamda takip edilebilmesi, emniyet ve jandarmadaki imza yükünün azaltılması hedefleniyor. İlk uygulamanın 2026 yılında başlatılması planlanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de adli kontrol ve denetimli serbestlik uygulamalarında yıllardır kullanılan “belirli aralıklarla gidip imza verme” yönteminde yeni bir dönemin kapısı aralanıyor.</p>

<p>Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü (CTE), Biyometrik İmza Yöntemi ile Takip Sistemi (BİOSİS) üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.</p>

<p>Projenin hayata geçirilmesiyle bazı yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğinin dijital teknolojiler yardımıyla denetlenebilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>Karakola giderek imza verme yükü azalabilir</p>

<p>Mevcut uygulamada mahkemeler tarafından “belirlenen yerlere, belirtilen süreler içerisinde düzenli olarak başvurma” yükümlülüğü getirilen kişiler, belirlenen polis veya jandarma birimlerine giderek imza verebiliyor.</p>

<p>BİOSİS’in temel hedeflerinden biri bu işlemin oluşturduğu fiziksel başvuru ve personel yükünü teknoloji yardımıyla azaltmak.</p>

<p>Adalet Bakanlığının daha önce yaptığı resmî açıklamalarda da sistem sayesinde özellikle emniyet ve jandarmanın imza yükümlülüğünden kaynaklanan iş yükünün azaltılmasının hedeflendiği belirtilmişti.</p>

<p>BİOSİS nasıl çalışacak?</p>

<p>Planlanan sistem, yükümlülerin elektronik cihazlarından yararlanarak uzaktan doğrulanmasına ve belirlenen yükümlülüklerin dijital ortamda denetlenmesine dayanıyor.</p>

<p>Projenin teknik çerçevesinde biyometrik doğrulama ile konum teknolojilerinin birlikte kullanılması öngörülüyor.</p>

<p>Böylece uygun kapsamdaki bir kişinin belirlenen zamanda ve yerde bulunup bulunmadığının doğrulanması için her defasında fiziksel olarak kolluk birimine gitmesine ihtiyaç duyulmaması hedefleniyor.</p>

<p>Ancak sistemin hangi adli kontrol tedbirlerinde ve hangi yükümlü gruplarında kullanılacağı, uygulamanın nihai kapsamıyla netleşecek.</p>

<p>Yüz binlerce kişilik dijital takip kapasitesi</p>

<p>BİOSİS’i dikkat çekici hale getiren unsurlardan biri de hedeflenen kapasite.</p>

<p>Adalet Bakanlığı kaynaklarında sistemle dijital takip kapasitesinin yüz binlerin üzerine çıkarılmasının amaçlandığı belirtiliyor. Basına yansıyan bilgilerde ise BİOSİS’in yaklaşık 450 bin yükümlüyü kapsayabilecek bir kapasiteye ulaşmasının hedeflendiği aktarılıyor.</p>

<p>Bu rakam, 450 bin kişinin aynı anda ve kesintisiz biçimde GPS üzerinden izleneceği anlamına gelmiyor. Rakamı sistemin hedeflenen toplam kapasitesi olarak değerlendirmek daha doğru.</p>

<p>BİOSİS için ödenek temin edildi</p>

<p>Projede önemli aşamalardan biri 2025’in sonunda açıklandı.</p>

<p>Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım, 31 Aralık 2025’te gerçekleştirilen Denetimli Serbestlik Hizmetleri 21. Danışma Kurulu Toplantısı’nda BİOSİS için gerekli ödeneğin Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığından temin edildiğini bildirdi.</p>

<p>Yıldırım, sistemin ilk uygulamasının bir sonraki yıl hayata geçirileceğini de açıkladı.</p>

<p>Bu açıklamaya göre BİOSİS’in ilk uygulamasının 2026 yılında başlatılması planlanıyor.</p>

<p>Bu nedenle sosyal medyada yer alan “sistem 2027 yılında yürürlüğe girecek” bilgisini kesinleşmiş resmî tarih olarak vermek şu aşamada doğru görünmüyor.</p>

<p>Elektronik kelepçenin yerine mi geçecek?</p>

<p>BİOSİS ile elektronik kelepçe sisteminin birbirinden ayrılması gerekiyor.</p>

<p>Elektronik izleme, belirli kararlar kapsamında kişinin konumunun elektronik cihazlarla takip edilmesini sağlıyor. BİOSİS ise çok daha geniş sayıdaki yükümlünün belirli denetim ve imza yükümlülüklerinin teknolojik yöntemlerle kontrol edilebilmesine yönelik bir sistem olarak geliştiriliyor.</p>

<p>Dolayısıyla BİOSİS’in elektronik kelepçeyi tamamen ortadan kaldıracak bir uygulama olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Adli kontrolde dijital dönüşüm</p>

<p>Sistem planlandığı ölçekte devreye alınırsa yalnızca yükümlüler açısından değil, kolluk kuvvetleri ve denetimli serbestlik birimleri açısından da önemli bir değişiklik anlamına gelecek.</p>

<p>Her gün veya belirlenen aralıklarla gerçekleştirilen fiziksel imza işlemlerinin bir bölümünün dijital ortama taşınması, polis ve jandarmanın bu işlemler için ayırdığı personel ve zamanın azaltılmasını sağlayabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>BİOSİS’in ilk uygulamalarından elde edilecek sonuçlar, sistemin hangi ölçekte yaygınlaştırılabileceğini de gösterecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📰 Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/karakola-gitmeden-adli-kontrol-biyometrik-takip-donemi-basliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 05:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7918.jpeg" type="image/jpeg" length="18704"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Saç Dökülmesi Araştırmasında Şaşırtan Sonuç: 24 Haftada Yüzde 40 Artış]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sac-dokulmesi-arastirmasinda-sasirtan-sonuc-24-haftada-yuzde-40-artis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sac-dokulmesi-arastirmasinda-sasirtan-sonuc-24-haftada-yuzde-40-artis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güney Kore’de Pusan Ulusal Üniversitesi bağlantılı araştırmacıların Evidence-Based Complementary and Alternative Medicine dergisinde yayımlanan randomize, çift kör, plasebo kontrollü çalışmasında, androgenetik alopesisi bulunan erkeklerde 24 haftalık kabak çekirdeği yağı uygulaması saç sayısında ortalama yüzde 40 artışla ilişkilendirildi; plasebo grubundaki artış yüzde 10’da kaldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD’de hekim Michael Greger, 11 Ağustos 2026’da yayımladığı değerlendirmede bu çalışmayla birlikte soya izoflavonları ve kapsaisin üzerine insan araştırmalarını yeniden gündeme taşıdı. [1][2]</p>

<p>Saç dökülmesinde beslenmenin rolü yeniden bilimsel gündemde. ABD’li hekim Michael Greger tarafından 11 Ağustos 2026’da yayımlanan yeni değerlendirme, özellikle kabak çekirdeği, soya ürünleri ve acı biberde bulunan bazı bileşiklerin saç büyümesi üzerindeki olası etkilerine ilişkin kontrollü insan çalışmalarına dikkat çekti. [1]</p>

<p>Greger’in değerlendirmesinde öne çıkan en güçlü verilerden biri, androgenetik alopesi olarak bilinen erkek tipi saç dökülmesi bulunan 76 erkeğin katıldığı randomize, çift kör ve plasebo kontrollü klinik araştırma oldu. Çalışmada katılımcılar 24 hafta boyunca günde 400 miligram kabak çekirdeği yağı içeren preparat veya plasebo aldı. [2]</p>

<p>Saç sayısında yüzde 40 artış kaydedildi</p>

<p>Araştırmanın sonunda kabak çekirdeği yağı grubundaki erkeklerin ortalama saç sayısında başlangıca göre yüzde 40 artış saptandı. Plasebo grubundaki artış ise yaklaşık yüzde 10 olarak ölçüldü. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. [2]</p>

<p>Katılımcıların kendi değerlendirmelerinde de kabak çekirdeği yağı grubunda iyileşme ve tedaviden memnuniyet puanlarının plaseboya göre daha yüksek olduğu bildirildi. Çalışmada bildirilen yan etkiler açısından iki grup arasında anlamlı fark görülmedi. [2]</p>

<p>Bununla birlikte araştırma yalnızca 76 erkek üzerinde gerçekleştirildi ve 24 hafta sürdü. Dolayısıyla sonuçların daha büyük ve bağımsız klinik araştırmalarla doğrulanması gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Soya ve acı biber bileşenleri de araştırıldı</p>

<p>Bilim insanlarının üzerinde durduğu diğer bir kombinasyon ise acı biberin yakıcı bileşeni kapsaisin ile soyada bulunan izoflavonlar.</p>

<p>Nagoya City Üniversitesi araştırmacılarının gerçekleştirdiği çalışmada saç dökülmesi bulunan 48 gönüllü değerlendirildi. Katılımcılardan 31’ine beş ay boyunca günlük 6 miligram kapsaisin ile 75 miligram izoflavon verilirken, 17 kişi plasebo grubunda yer aldı. [3]</p>

<p>Beş ayın sonunda saç büyümesinde ilerleme kapsaisin ve izoflavon alan 31 kişinin 20’sinde, yani yüzde 64,5’inde gözlendi. Plasebo grubunda ise bu sonuç 17 kişiden yalnızca 2’sinde, yüzde 11,8 oranında kaydedildi. [3]</p>

<p>Araştırmacılar olası mekanizmanın saç foliküllerindeki IGF-1, insülin benzeri büyüme faktörü-1 üretiminin artmasıyla bağlantılı olabileceğini bildirdi. Ancak çalışma küçük bir katılımcı grubuna dayanıyor ve sonuçların günümüzde kullanılan standart saç dökülmesi tedavilerine karşı üstünlük gösterdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Soya tüketiminde dikkat çeken ilişki</p>

<p>Greger’in değerlendirmesinde gözlemsel araştırmalara da yer verildi. Bazı çalışmalarda çiğ sebze ve taze ot tüketiminin yanı sıra soya sütü tüketimiyle erkek tipi saç dökülmesi arasında ters yönlü ilişki saptandı. Haftalık soya içeceği tüketiminin orta ve ileri düzey saç kaybı olasılığının yüzde 62 daha düşük olmasıyla ilişkili olduğu bildirildi. [1]</p>

<p>Ancak bu veri nedensellik göstermiyor. Başka bir ifadeyle, soya tüketiminin tek başına saç dökülmesini yüzde 62 azalttığı sonucuna varmak bilimsel olarak mümkün değil.</p>

<p>Daha yeni bilimsel değerlendirmeler ne söylüyor?</p>

<p>Beslenme ile saç dökülmesi arasındaki ilişkiye yönelik daha geniş bilimsel incelemeler de benzer biçimde umut verici ancak ihtiyatlı bir tablo çiziyor.</p>

<p>Saç dökülmesine yönelik beslenme müdahalelerini inceleyen sistematik bir derlemede 24 çalışma ve toplam 1.787 kişi değerlendirildi. Araştırmacılar Akdeniz tipi beslenmenin, yeterli protein tüketiminin ve izoflavon açısından zengin soyanın bazı skar bırakmayan saç dökülmesi türlerinde yardımcı rol oynayabileceğini bildirdi. Bununla birlikte mevcut çalışmaların sayısının ve kontrol gruplarının yetersizliği önemli sınırlılıklar arasında gösterildi. [4]</p>

<p>2026’da yayımlanan daha yeni bir sistematik derleme ve ağ meta-analizi de androgenetik alopeside bazı besin desteklerinin saç yoğunluğu üzerinde olumlu sonuçlarla ilişkilendirildiğini bildirdi. Kapsaisin-izoflavon kombinasyonu ve kabak çekirdeği yağı incelenen müdahaleler arasında yer aldı. Araştırmacılar buna rağmen daha büyük ve yüksek kaliteli randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç bulunduğunu vurguladı. [5]</p>

<p>“Saç çıkaran yiyecek” sonucu çıkarmak için erken</p>

<p>Mevcut bilimsel veriler, belirli besin bileşenlerinin saç folikülünün biyolojisini etkileyebileceğine ilişkin dikkat çekici sinyaller veriyor. Ancak “kabak çekirdeği yiyenlerin saçı çıkar” veya “soya saç dökülmesini durdurur” şeklinde bir sonuç mevcut araştırmalardan çıkarılamıyor.</p>

<p>Özellikle kabak çekirdeği araştırmasında doğrudan günlük birkaç çekirdek tüketimi değil, standardize edilmiş kapsül formundaki bir preparat incelendi. Bu nedenle klinik çalışmadaki dozun sıradan gıda tüketimiyle birebir eşdeğer kabul edilmesi doğru değil. [2]</p>

<p>Benzer şekilde kapsaisin ve soya izoflavonlarına ilişkin insan çalışması yalnızca 48 gönüllü üzerinde gerçekleştirildi. Bulgular dikkat çekici olsa da geniş katılımcı gruplarıyla doğrulanması gerekiyor. [3]</p>

<p>Bilim insanlarına göre beslenme, saç sağlığını etkileyen faktörlerden yalnızca biri. Androgenetik alopesi başta olmak üzere saç kaybının genetik, hormonal, otoimmün ve metabolik nedenleri bulunabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle erken safha bulgularına göre bazı besinsel bileşikler gelecekte saç dökülmesine yönelik destekleyici yaklaşımların parçası olabilir. Ancak mevcut sonuçlar henüz nihai tedavi niteliği taşımıyor ve kanıtlanmış tıbbi tedavilerin yerine geçmiyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>[1] NutritionFacts<br />
[2] Pusan Ulusal Üniversitesi / Evidence-Based Complementary and Alternative Medicine<br />
[3] Nagoya City Üniversitesi / Growth Hormone &amp; IGF Research<br />
[4] Dermatology Practical &amp; Conceptual<br />
[5] Frontiers in Nutrition </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sac-dokulmesi-arastirmasinda-sasirtan-sonuc-24-haftada-yuzde-40-artis</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 04:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7915.jpeg" type="image/jpeg" length="34916"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[THY’den Pilot Adaylarını İlgilendiren Açıklama: Yeni Dönem Başlıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/thyden-pilot-adaylarini-ilgilendiren-aciklama-yeni-donem-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/thyden-pilot-adaylarini-ilgilendiren-aciklama-yeni-donem-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Hava Yolları, pilot istihdamında yeni bir döneme hazırlanıyor. THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker, mevcut planlamaya göre 2026 ve 2027 sonuna kadar dışarıdan ek pilot alımına ihtiyaç duyulmayacağını, gelecekteki ihtiyacın ise büyük ölçüde şirketin kendi uçuş akademisinden karşılanmasının hedeflendiğini açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Hava Yolları’nın (THY) önümüzdeki yıllardaki pilot istihdam politikasına ilişkin dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıktı. THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker, şirketin filo büyümesi, uçak teslimatları ve pilot yetiştirme programına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>11 Ağustos 2026’da yayımlanan açıklamalara göre THY, kısa vadede dışarıdan yeni pilot istihdam etmek yerine kendi bünyesinde yetiştirdiği pilotlara ağırlık vermeyi planlıyor. Şeker’in açıklamalarının özellikle pilotluk eğitimi alanlar ve havayolu sektöründe kariyer planlayanlar açısından önem taşıdığı değerlendiriliyor.</p>

<p>THY: 2027 Sonuna Kadar Ek Pilot İhtiyacı Görünmüyor</p>

<p>THY Genel Merkezi’nde gazetecilerle bir araya gelen Prof. Dr. Murat Şeker, şirketin mevcut filo ve uçak teslimat takvimi dikkate alındığında 2026 ve 2027 sonuna kadar dışarıdan ek pilot alımına ihtiyaç duyulmasının beklenmediğini söyledi.</p>

<p>Bu noktada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Açıklama, THY’nin bundan sonra hiçbir şekilde dışarıdan pilot istihdam etmeyeceği anlamına gelmiyor. Şirketin mevcut projeksiyonu, filo teslimat takvimi ve kendi akademisinin yetiştirme kapasitesi üzerinden yapılmış durumda.</p>

<p>Dolayısıyla gelecekte uçak teslimatlarının hızlanması, filonun planlanandan daha hızlı büyümesi veya operasyonel ihtiyacın değişmesi halinde istihdam politikası da yeniden şekillenebilir.</p>

<p>Pilot İhtiyacının Büyük Bölümü TAFA’dan Karşılanacak</p>

<p>THY’nin yeni stratejisinin merkezinde Türk Hava Yolları Uçuş Akademisi (TAFA) bulunuyor.</p>

<p>Şirketin yüzde 100 iştiraki olan TAFA’nın merkezi Aydın’da bulunuyor.</p>

<p>Güncel açıklamaya göre akademide halen yaklaşık 250 öğrenci pilot eğitim görüyor. THY’nin planı ise bu kapasiteyi 350 öğrenciye kadar çıkarmak. Aydın Çıldır Havalimanı’ndaki eğitim altyapısının geliştirilmesi amacıyla derslik ve konaklama yatırımlarının da sürdüğü bildirildi.</p>

<p>Şeker, şirketin büyüme projeksiyonuna bakıldığında akademinin gelecekte ortaya çıkacak pilot ihtiyacının çok büyük bölümünü karşılayabilecek noktaya gelmesinin beklendiğini ifade etti.</p>

<p>Bu yaklaşım, THY’nin pilot yetiştirme sistemini yalnızca bir eğitim faaliyeti olmaktan çıkarıp uzun vadeli insan kaynağı stratejisinin temel unsurlarından biri haline getirdiğini gösteriyor.</p>

<p>Uçak Teslimatlarındaki Gecikme Pilot İhtiyacını da Etkiledi</p>

<p>Pilot istihdamındaki yeni tablonun arkasında yalnızca TAFA’nın büyütülmesi bulunmuyor.</p>

<p>Küresel havacılık sektöründe uçak üreticilerinin yaşadığı tedarik ve üretim sorunları nedeniyle THY’nin beklediği bazı uçakların teslimatında gecikmeler yaşanıyor.</p>

<p>Aktarılan bilgilere göre dar gövdeli uçaklarda yaklaşık 6 aya, geniş gövdeli ve diğer bazı teslimatlarda ise 12 aya varabilen gecikmeler söz konusu. Bu durum, yeni uçakların filoya katılma tarihlerini ve dolayısıyla bu uçaklar için ihtiyaç duyulacak pilot sayısını da etkiliyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle denklem oldukça doğrudan işliyor: Uçağın filoya giriş tarihi ötelendiğinde, o uçakta görev yapacak yeni kokpit personeline duyulan ihtiyaç da aynı takvim içerisinde azalabiliyor.</p>

<p>Pandemi Sonrasında 1.000’den Fazla Dış Pilot Alınmıştı</p>

<p>THY’nin yeni politikası, pandemi sonrasındaki hızlı büyüme döneminden belirgin biçimde ayrılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şirket, pandemi sonrasında uçuş ağının ve filosunun hızla genişlemesiyle birlikte dış akademilerden yetişmiş 1.000’den fazla pilotu bünyesine kattı. Yeni dönemde ise bu kaynağın ağırlığının azaltılarak pilotların daha büyük bölümünün THY’nin kendi eğitim sistemi içerisinde yetiştirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>THY’nin kendi kaynakları da TAFA’nın uzun süredir şirket için pilot yetiştiren temel yapılardan biri olduğunu doğruluyor. Şirketin kariyer sayfasına göre pilot adaylarının eğitim süreci yaklaşık 18-24 ay sürebiliyor.</p>

<p>THY’nin Ocak 2026’da yayımladığı bir TAFA öğrenci röportajında ise akademide teorik eğitimin ardından uçuş safhasına geçildiği ve eğitim programının yoğun bir takvimle yürütüldüğü anlatılıyor.</p>

<p>Pilotaj Öğrencileri İçin Ne Anlama Geliyor?</p>

<p>Açıklamanın en fazla merak uyandıran tarafı, üniversitelerin pilotaj bölümlerinde veya özel uçuş okullarında eğitim gören adayların THY’deki geleceği.</p>

<p>Burada “THY artık dışarıdan hiç pilot almayacak” şeklinde kesin bir sonuç çıkarmak doğru değil.</p>

<p>Murat Şeker’in açıklaması mevcut planlamaya dayanıyor ve özellikle 2026-2027 döneminde ek dış pilot ihtiyacının görülmediğini ortaya koyuyor. Uzun vadede ise TAFA’nın şirket ihtiyacının mümkün olduğunca büyük bölümünü karşılaması amaçlanıyor.</p>

<p>Bu nedenle açıklama, özel uçuş okulları veya üniversitelerin pilotaj bölümlerinden mezun olanların THY’ye gelecekte hiçbir şekilde alınmayacağı şeklinde yorumlanmamalı. Ancak THY’nin kendi akademisinden pilot yetiştirmeye çok daha fazla ağırlık vereceği açık biçimde görülüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>💼 Kariyer</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/thyden-pilot-adaylarini-ilgilendiren-aciklama-yeni-donem-basliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 04:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7914.jpeg" type="image/jpeg" length="65325"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Haliç Üniversitesi’nden Acı Haber: Efe Algül Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/halic-universitesinden-aci-haber-efe-algul-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/halic-universitesinden-aci-haber-efe-algul-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Haliç Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü öğrencisi ve Erkek Voleybol Takımı sporcusu Efe Algül hayatını kaybetti. Üniversite, genç öğrencinin vefatı dolayısıyla taziye mesajı yayımladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Haliç Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi öğrencisi Efe Algül’ün vefatı, üniversite camiasını yasa boğdu.</p>

<p>Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü’nde eğitim gören Algül, aynı zamanda Haliç Üniversitesi Erkek Voleybol Takımı’nda öğrenci-sporcu olarak yer alıyordu.</p>

<p>Haliç Üniversitesi’nden taziye mesajı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haliç Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinin resmi hesabından yapılan açıklamada, Efe Algül’ün vefatından duyulan üzüntü paylaşıldı.</p>

<p>Fakültenin açıklamasında şu ifadelere yer verildi:</p>

<p>“Fakültemiz Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü öğrencimiz ve Erkek Voleybol Takımımızın değerli öğrenci-sporcusu Efe Algül’ü kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.”</p>

<p>Açıklamanın devamında Efe Algül’e Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına ve tüm sevenlerine sabır ve başsağlığı dilendi.</p>

<p>Efe Algül kimdir?</p>

<p>Efe Algül, Haliç Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü öğrencisiydi. Eğitim hayatını sürdüren Algül, üniversitenin Erkek Voleybol Takımı’nda da forma giyiyordu.</p>

<p>Genç öğrenci ve sporcunun vefatı, ailesi ve yakınlarının yanı sıra arkadaşları, takım arkadaşları ve Haliç Üniversitesi camiasında büyük üzüntüye neden oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📰 Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/halic-universitesinden-aci-haber-efe-algul-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 04:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7911.jpeg" type="image/jpeg" length="14983"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Halk TV’nin Acı Günü: Dürdane Kırçuval Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/halk-tvnin-aci-gunu-durdane-kircuval-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/halk-tvnin-aci-gunu-durdane-kircuval-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk basınının deneyimli isimlerinden, Halk TV İstanbul Haber Müdürü Dürdane Kırçuval, ailesiyle birlikte tatil için bulunduğu Yunanistan’da geçirdiği kalp krizi sonucu 61 yaşında hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kırçuval’ın ani vefatı, ailesi, yakınları ve gazetecilik camiasında büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Medya dünyası deneyimli bir ismini kaybetti. Uzun yıllar boyunca Türkiye’nin farklı basın kuruluşlarında görev yapan gazeteci Dürdane Kırçuval, 61 yaşında yaşamını yitirdi.</p>

<p>Kırçuval’ın ailesiyle birlikte tatil amacıyla bulunduğu Yunanistan’ın Kavala kentinde kalp krizi geçirdiği öğrenildi. Deneyimli gazetecinin yaşamını yitirdiği haberi, meslektaşları arasında büyük üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Dürdane Kırçuval Kimdir?</p>

<p>Gazeteciliğe uzun yıllarını veren Dürdane Kırçuval, Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunuydu.</p>

<p>Meslek hayatı boyunca haber ajanslarından ulusal gazetelere, televizyon haberciliğinden yöneticiliğe kadar medyanın farklı alanlarında görev üstlendi.</p>

<p>Kırçuval’ın kariyerinde Akdeniz Haber Ajansı, Ekonomik Panorama Dergisi, Ulusal Basın Ajansı, Cumhuriyet Gazetesi, Anadolu Ajansı, Dünya Gazetesi, Hürriyet Gazetesi, ANKA Haber Ajansı ve Halk TV gibi önemli basın kuruluşları yer aldı.</p>

<p>ANKA İstanbul Temsilciliği Görevini Yürüttü</p>

<p>Kırçuval, gazetecilik kariyerinin önemli dönemlerinden birinde ANKA Haber Ajansı’nın İstanbul Temsilciliğini üstlendi.</p>

<p>Uzun yıllara dayanan habercilik deneyimini yöneticilik alanına da taşıyan Kırçuval, daha sonra Halk TV bünyesinde çalışmalarını sürdürdü. Son olarak Halk TV İstanbul Haber Müdürü olarak görev yapıyordu.</p>

<p>Siyasetten ekonomiye, yargıdan gündeme uzanan farklı alanlarda çalışan Kırçuval, özellikle haber merkezlerindeki uzun yıllara dayanan tecrübesiyle basın dünyasının tanınan isimlerinden biri olmuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tatilde Gelen Acı Haber</p>

<p>Dürdane Kırçuval’ın vefatı, 11 Ağustos 2026 akşamı basın camiasına ulaştı.</p>

<p>Ailesiyle birlikte Yunanistan’da tatilde bulunan Kırçuval’ın Kavala’da geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybettiği bildirildi.</p>

<p>Ani vefatının ardından çok sayıda gazeteci ve meslektaşı Kırçuval için başsağlığı mesajları paylaşırken, yıllar boyunca birlikte görev yaptığı basın mensupları da üzüntülerini dile getirdi.</p>

<p>Kırçuval, meslek yaşamı boyunca muhabirlikten temsilciliğe, editoryal görevlerden haber merkezi yöneticiliğine kadar gazeteciliğin farklı kademelerinde görev yaptı.</p>

<p>Deneyimli gazetecinin 61 yaşında gelen ani vefatı, Türk basınında derin bir üzüntü yarattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📰 Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/halk-tvnin-aci-gunu-durdane-kircuval-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 04:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7907.jpeg" type="image/jpeg" length="75148"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fenerbahçe’den Dünya Yıldızına Hamle! Romelu Lukaku İddiası Gündem Oldu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahceden-dunya-yildizina-hamle-romelu-lukaku-iddiasi-gundem-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fenerbahceden-dunya-yildizina-hamle-romelu-lukaku-iddiasi-gundem-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İtalyan transfer gündemini yakından takip eden gazeteci Gianluca Di Marzio, Fenerbahçe ile Napoli’nin Romelu Lukaku transferi için anlaşmaya vardığını öne sürdü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fenerbahçe’nin yeni sezon transfer çalışmaları kapsamında dünya futbolunun önemli golcülerinden Romelu Lukaku için kritik bir iddia ortaya atıldı. İtalyan gazeteci Gianluca Di Marzio’nun haberine göre sarı lacivertli kulüp ile Napoli, Belçikalı yıldızın transferi konusunda 6 milyon euro ve bonuslar karşılığında prensip anlaşmasına ulaştı. Taraflardan ise henüz resmî bir açıklama yapılmadı.</p>

<p>İtalyan basınından dikkat çeken iddia</p>

<p>Transfer haberleriyle yakından takip edilen Gianluca Di Marzio’nun aktardığı bilgilere göre Fenerbahçe ile Napoli arasındaki görüşmeler olumlu sonuçlandı. Haberde, transfer bedelinin 6 milyon euro artı performansa bağlı bonuslardan oluştuğu ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak oyuncunun transferinin resmiyet kazanabilmesi için son prosedürlerin ve tarafların resmî açıklamalarının beklendiği belirtildi.</p>

<p>Romelu Lukaku’nun performansı</p>

<p>Belçika Milli Takımı’nın en önemli isimlerinden biri olan Romelu Lukaku, kariyerinde Anderlecht, Chelsea, Everton, Manchester United, Inter, Roma ve Napoli gibi Avrupa’nın önde gelen kulüplerinde forma giydi.</p>

<p>Güçlü fiziği, ceza sahasındaki bitiriciliği ve tecrübesiyle Avrupa futbolunun en önemli santrforları arasında gösterilen yıldız futbolcu, geçtiğimiz sezon da takımına gol ve asist katkısı verdi.</p>

<p>Fenerbahçe’nin kadro planlamasına etkisi</p>

<p>Fenerbahçe’nin yeni sezonda hücum hattını üst düzey bir santrforla güçlendirmek istediği biliniyor. Romelu Lukaku’nun kadroya katılması halinde sarı lacivertli ekibin hem Süper Lig hem de Avrupa kupalarındaki hücum gücünün önemli ölçüde artacağı değerlendiriliyor.</p>

<p>Transferin mali boyutunun ise oyuncunun maaşı ve sözleşme şartlarına bağlı olarak şekilleneceği ifade ediliyor.</p>

<p>Resmî açıklama bekleniyor</p>

<p>İtalyan basınında yer alan haberler transferde önemli bir aşamanın geride kaldığını öne sürse de Fenerbahçe ve Napoli cephesinden henüz resmî doğrulama gelmedi. Bu nedenle transfer süreci resmiyet kazanana kadar iddia niteliğini koruyor.</p>

<p>Kaynak: Gianluca Di Marzio</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahceden-dunya-yildizina-hamle-romelu-lukaku-iddiasi-gundem-oldu</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 04:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7906.jpeg" type="image/jpeg" length="10527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Her Takviye Değil: Bilim Yaşlanma İçin Birkaçını Öne Çıkarıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/her-takviye-degil-bilim-yaslanma-icin-birkacini-one-cikariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/her-takviye-degil-bilim-yaslanma-icin-birkacini-one-cikariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaşlanmayı durdurduğunu iddia eden takviyelerin sayısı her geçen gün artıyor. Ancak bilimsel kanıtlar aynı hızda büyümüyor. İnsan çalışmalarında elde edilen sonuçlar, özellikle omega-3 başta olmak üzere bazı takviyelerin biyolojik yaşlanma üzerinde küçük fakat ölçülebilir etkiler gösterebileceğine işaret ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yaşlanmayı yavaşlatmak için bir kapsül yeterli olabilir mi?</p>

<p>Uzun yaşam ve sağlıklı yaşlanmaya yönelik ilginin artmasıyla birlikte omega-3, D vitamini, kreatin, NAD öncüleri, resveratrol, spermidin ve farklı antioksidanlar “longevity” dünyasının en çok konuşulan ürünleri arasına girdi.</p>

<p>Ancak bilimsel tablo, takviye pazarının vaatlerinden çok daha temkinli.</p>

<p>Bugüne kadar hiçbir besin takviyesinin insanlarda yaşlanmayı durdurduğu veya insan ömrünü kesin olarak uzattığı gösterilmiş değil. Bununla birlikte son yıllarda yapılan bazı kontrollü araştırmalar, belirli takviyelerin yaşlanmanın bazı biyolojik göstergeleri üzerinde küçük etkiler oluşturabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Bu alanda en dikkat çekici verilerden biri omega-3 yağ asitlerinden geldi.</p>

<p>Omega-3 Biyolojik Yaşlanmayı Yavaşlatabilir mi?</p>

<p>Yaşlanma araştırmalarında artık yalnızca doğum tarihine bakılmıyor.</p>

<p>Bilim insanları “biyolojik yaş” adı verilen farklı bir kavram üzerinde çalışıyor. İki insan aynı yaşta olsa bile hücreleri, metabolizması ve organları aynı hızda yaşlanmayabiliyor.</p>

<p>Bu farklılığı ölçmeye çalışan yöntemlerden biri “epigenetik saatler”.</p>

<p>Epigenetik saatler, DNA dizisini değiştirmeden genlerin çalışma biçimini etkileyen DNA metilasyonu gibi moleküler işaretleri inceleyerek organizmanın biyolojik yaşlanma hızını tahmin etmeye çalışıyor.</p>

<p>DO-HEALTH araştırmasının 70 yaş ve üzerindeki 777 katılımcısını kapsayan analizinde bilim insanları dört farklı DNA metilasyon saatini değerlendirdi.</p>

<p>Katılımcılar üç yıl boyunca farklı kombinasyonlarda günlük D vitamini, deniz kaynaklı omega-3 yağ asitleri ve evde uygulanabilen egzersiz programı aldı.</p>

<p>Sonuç dikkat çekiciydi.</p>

<p>Günde 1 gram omega-3 kullananlarda incelenen dört epigenetik saatten üçünde biyolojik yaşlanmanın daha yavaş ilerlediğine ilişkin sinyal bulundu.</p>

<p>Araştırmacıların hesaplamalarına göre üç yıllık dönemde ölçülen etkinin büyüklüğü yaklaşık 2,9 ila 3,8 aylık biyolojik yaş farkına karşılık geliyordu.</p>

<p>Bu, yaşlanmanın durduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ancak nispeten basit bir müdahalenin hücresel yaşlanmayla bağlantılı ölçümlerde saptanabilir bir değişiklik oluşturabileceğini düşündürmesi açısından önemli.</p>

<p>Omega-3, D Vitamini ve Egzersiz Birlikte Daha mı Etkili?</p>

<p>Araştırmanın bir başka ilginç sonucu müdahalelerin birlikte değerlendirilmesiyle ortaya çıktı.</p>

<p>Omega-3, D vitamini ve düzenli egzersizin birlikte uygulanması, kullanılan epigenetik saatlerden birinde daha güçlü bir etki gösterdi.</p>

<p>Bu bulgu yaşlanmanın tek bir biyolojik mekanizma üzerinden gerçekleşmediğini hatırlatıyor.</p>

<p>Kronik inflamasyon, hücresel enerji üretimi, DNA hasarı, bağışıklık sistemi değişiklikleri, kas kaybı ve metabolik bozulma yaşlanma sürecine birlikte katkıda bulunuyor.</p>

<p>Dolayısıyla geleceğin “uzun yaşam reçetesi” tek bir mucize molekülden değil, farklı mekanizmaları hedefleyen müdahalelerin birleşiminden oluşabilir.</p>

<p>Ancak burada kritik bir ayrıntı var.</p>

<p>Biyolojik Yaşın Yavaşlaması Daha Uzun Yaşam Anlamına Gelmiyor</p>

<p>Epigenetik saat sonuçları ilgi çekici olsa da bunların doğrudan “insan ömrü uzadı” şeklinde yorumlanması doğru değil.</p>

<p>Bir kişinin biyolojik yaş göstergesinin birkaç ay daha genç görünmesi, o kişinin birkaç ay daha uzun yaşayacağını kanıtlamıyor.</p>

<p>Epigenetik saatler yaşlanma araştırmalarının güçlü araçlarından biri haline gelmiş olsa da hâlâ gelişmekte olan biyobelirteçler.</p>

<p>Asıl cevaplanması gereken soru daha büyük:</p>

<p>Bu moleküler değişiklikler ilerleyen yıllarda kalp-damar hastalıklarının, kanserin, demansın, kırılganlığın ve ölüm riskinin azalmasına dönüşüyor mu?</p>

<p>Bu sorunun kesin cevabı henüz yok.</p>

<p>D Vitamini İçin Tablo Daha Karmaşık</p>

<p>D vitamini uzun süredir sağlıklı yaşlanma tartışmalarının merkezinde.</p>

<p>Kemik metabolizması, kas fonksiyonları ve bağışıklık sistemi açısından önemli bir vitamin olduğu tartışmasız.</p>

<p>Ancak “D vitamini kullanmak yaşlanmayı yavaşlatır” demek çok daha büyük bir iddia.</p>

<p>DO-HEALTH çalışmasının ana sonuçlarında 70 yaş ve üzerindeki görece sağlıklı yetişkinlerde günlük 2000 IU D3 vitamini; kan basıncı, kırıklar, fiziksel performans, enfeksiyonlar ve bilişsel işlevler gibi temel klinik sonuçlarda belirgin genel üstünlük göstermedi.</p>

<p>Daha sonraki epigenetik analizde ise D vitamininin omega-3 ve egzersizle birlikte bazı biyolojik yaş göstergelerine katkıda bulunabileceğine ilişkin sinyal ortaya çıktı.</p>

<p>Dolayısıyla D vitaminini doğrudan bir “anti-aging takviyesi” olarak görmek için kanıt henüz yeterince güçlü değil.</p>

<p>Üstelik D vitamini yağda çözünen bir vitamin. Gereğinden fazla ve kontrolsüz kullanılması güvenli kabul edilemez.</p>

<p>Kreatin Neden Yaşlanma Araştırmalarının Gündeminde?</p>

<p>Kreatin uzun yıllar spor salonlarıyla özdeşleştirildi.</p>

<p>Oysa yaşlanan nüfus açısından kreatinin daha önemli olabilecek başka bir yönü bulunuyor: kas.</p>

<p>İnsan vücudu yaş ilerledikçe kas kütlesini ve özellikle kas gücünü kaybetme eğiliminde. Sarkopeni adı verilen bu süreç ileri yaşlarda düşme, kırık, hareket kabiliyetinin azalması ve bağımsızlığın kaybedilmesiyle ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Bu nedenle sağlıklı yaşlanmanın en önemli hedeflerinden biri yalnızca “genç hücrelere” sahip olmak değil, kas kütlesini ve gücünü mümkün olduğunca korumak.</p>

<p>Kreatin özellikle direnç egzersiziyle birlikte kullanıldığında kas kütlesi ve kuvvet kazanımlarını destekleyebildiğine ilişkin önemli miktarda araştırmaya sahip.</p>

<p>Bilişsel fonksiyonlar üzerindeki olası etkileri de araştırılıyor.</p>

<p>Ancak burada da kavramları ayırmak gerekiyor.</p>

<p>Kreatinin kas fonksiyonunu desteklemesi, insanın temel yaşlanma hızını doğrudan yavaşlattığının kanıtı değildir.</p>

<p>Buna rağmen fonksiyonel kapasitenin korunması sağlıklı yaşlanmanın temel parçalarından biri olduğu için kreatin longevity araştırmalarında giderek daha fazla ilgi görüyor.</p>

<p>NAD Artırıcı Takviyeler: NR ve NMN İçin Kanıt Ne Diyor?</p>

<p>Son yılların en popüler longevity ürünlerinden ikisi nikotinamid ribozid (NR) ve nikotinamid mononükleotid (NMN).</p>

<p>Bu moleküllerin popülerliğinin arkasında NAD adı verilen önemli bir hücresel molekül bulunuyor.</p>

<p>NAD, hücrelerin enerji üretimi ve çok sayıda metabolik süreç için gerekli.</p>

<p>Yaşla birlikte bazı dokulardaki NAD düzeylerinin azalması, araştırmacıları şu fikre yöneltti:</p>

<p>NAD seviyelerini yeniden yükseltmek yaşlanmanın bazı etkilerini azaltabilir mi?</p>

<p>Hayvan deneyleri bu konuda oldukça ilgi çekici sonuçlar üretti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnsanlarda yapılan araştırmalar ise NR ve NMN’nin bazı biyolojik göstergeleri değiştirebildiğini gösterse de uzun yaşam veya belirgin bir gençleşme etkisi henüz kanıtlanmış değil.</p>

<p>Başka bir ifadeyle NAD biyolojisi güçlü bir araştırma alanı, ancak “NAD takviyesi insanı gençleştirir” sonucu için henüz erken.</p>

<p>Resveratrol Beklentileri Karşıladı mı?</p>

<p>Resveratrol, özellikle kırmızı üzümün kabuğunda bulunan bir polifenol.</p>

<p>2000’li yıllarda yaşlanma araştırmalarının yıldızlarından biri haline geldi.</p>

<p>Hayvan ve hücre deneylerinden gelen sonuçlar büyük beklenti yarattı. Hatta bir dönem resveratrol, geleceğin en güçlü anti-aging moleküllerinden biri olarak gösteriliyordu.</p>

<p>Fakat insan çalışmalarından gelen sonuçlar çok daha karışık oldu.</p>

<p>Metabolik göstergelerde olası yararlar bildiren araştırmalar bulunmasına rağmen resveratrolün sağlıklı insanlarda yaşlanmayı anlamlı biçimde yavaşlattığını veya yaşam süresini uzattığını gösteren güçlü klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Longevity araştırmalarında sık görülen bir durum burada da karşımıza çıkıyor:</p>

<p>Farelerde umut verici olmak, insanlarda işe yaradığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Spermidin Yeni Bir Aday mı?</p>

<p>Son yıllarda dikkat çeken başka bir molekül spermidin.</p>

<p>Bu doğal bileşik çeşitli gıdalarda bulunuyor ve hücrelerin hasarlı yapılarını temizlediği otofaji mekanizmalarıyla bağlantılı olduğu düşünülüyor.</p>

<p>Hayvan çalışmalarında yaşam süresi ve kardiyovasküler sağlık açısından umut verici sonuçlar bildirildi.</p>

<p>İnsanlarda ise gözlemsel araştırmalar ve erken dönem klinik çalışmalar bulunuyor.</p>

<p>Ancak spermidinin insanlarda yaşlanmayı yavaşlattığını söylemek için mevcut kanıt seviyesi henüz yeterli değil.</p>

<p>Bu nedenle umut verici adaylarla kanıtlanmış müdahaleleri birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>Multivitaminler Yaşlanmayı Yavaşlatıyor mu?</p>

<p>Multivitaminlerin yaşlanma üzerindeki etkisi de son yıllarda yeniden tartışılmaya başladı.</p>

<p>Bazı büyük çalışmalar özellikle ileri yaş grubunda bilişsel performans açısından küçük yararlar bildirdi.</p>

<p>Fakat bunun doğrudan yaşlanma mekanizmalarının yavaşlaması anlamına geldiği söylenemez.</p>

<p>Vitamin veya mineral eksikliği bulunan bir kişide eksikliğin giderilmesi sağlık açısından önemli olabilir.</p>

<p>Ancak beslenmesi yeterli ve belirgin eksikliği bulunmayan bir kişinin yüksek dozlarda vitamin kullanmasının otomatik olarak daha uzun yaşamasını sağlayacağına ilişkin güçlü kanıt bulunmuyor.</p>

<p>“Antioksidan Ne Kadar Fazla, O Kadar İyi” Düşüncesi Yanlış Olabilir</p>

<p>Yaşlanma teorilerinin önemli bir bölümü oksidatif hasar üzerine kurulu.</p>

<p>Bu nedenle uzun yıllar boyunca yüksek doz antioksidan takviyelerinin yaşlanmayı önleyebileceği düşünüldü.</p>

<p>Ancak insan biyolojisi bundan daha karmaşık.</p>

<p>Serbest radikaller yalnızca zararlı moleküller değil. Hücresel sinyal mekanizmalarında da görev yapıyorlar.</p>

<p>Egzersizin yararlı etkilerinin bir bölümü bile vücudun geçici oksidatif strese verdiği adaptasyon yanıtıyla bağlantılı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle çok yüksek doz antioksidan kullanarak bütün oksidatif süreçleri bastırmaya çalışmak teorik olarak avantaj değil, dezavantaj da yaratabilir.</p>

<p>Peki Bugün Bilim En Çok Hangi Takviyeye Yakın Duruyor?</p>

<p>Mevcut insan araştırmalarına bakıldığında omega-3, biyolojik yaşlanma açısından en dikkat çekici adaylardan biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Özellikle DO-HEALTH verileri bunun için önemli bir bilimsel sinyal oluşturuyor.</p>

<p>Kreatin ise farklı bir kulvarda güçlü.</p>

<p>Kas kütlesi ve kas fonksiyonunun korunmasına yardımcı olabileceğine ilişkin kanıtları nedeniyle sağlıklı yaşlanma açısından anlamlı bir araç olabilir.</p>

<p>D vitamini ise özellikle eksiklik bulunan kişiler açısından önemli olmakla birlikte herkese uygulanabilecek bir “gençlik takviyesi” olarak değerlendirilemez.</p>

<p>NR, NMN, spermidin ve benzeri moleküller ise bilimsel açıdan heyecan verici olmalarına rağmen henüz kanıt yolculuğunun daha erken aşamalarında.</p>

<p>En Güçlü “Anti-Aging Formülü” Hâlâ Bir Kapsülde Değil</p>

<p>Longevity dünyasının belki de en az heyecan verici fakat en güçlü mesajı burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bugünkü bilimsel kanıtlar sağlıklı yaşlanmanın temelini hâlâ düzenli fiziksel aktivite, özellikle direnç egzersizi, yeterli ve dengeli beslenme, sigaradan uzak durma, sağlıklı vücut ağırlığının korunması, yeterli uyku, kardiyometabolik risklerin kontrolü ve sosyal-bilişsel aktivitenin oluşturduğunu gösteriyor.</p>

<p>Bir takviyenin bu temelin yerini aldığı gösterilmiş değil.</p>

<p>Gelecekte bazı moleküllerin bu temel yaşam tarzı önlemlerinin üzerine küçük fakat anlamlı kazanımlar eklemesi mümkün.</p>

<p>Omega-3 konusunda ortaya çıkan epigenetik veriler bunun ilk örneklerinden biri olabilir.</p>

<p>Ancak birkaç aylık biyolojik yaş farkıyla onlarca yıllık yaşam uzaması arasında bilimsel açıdan devasa bir mesafe bulunuyor.</p>

<p>Yaşlanmayı Durduran Takviye Var mı?</p>

<p>Kısa cevap: Hayır.</p>

<p>Bugün eczaneden veya internetten satın alınabilen hiçbir takviyenin insanlarda yaşlanmayı durdurduğu kanıtlanmış değil.</p>

<p>Daha doğru soru şu olabilir:</p>

<p>Bazı takviyeler sağlıklı yaşlanmayı destekleyebilir veya biyolojik yaşlanmanın belirli göstergelerini küçük ölçüde değiştirebilir mi?</p>

<p>Bu soruya bilim giderek daha fazla “evet, bazıları olabilir” cevabını veriyor.</p>

<p>Ancak hangi kişinin hangi takviyeden yararlanacağı, ideal dozların ne olduğu, etkilerin yıllarca devam edip etmediği ve biyolojik yaş göstergelerindeki değişikliklerin gerçekten daha uzun ve sağlıklı bir yaşama dönüşüp dönüşmediği henüz kesinleşmiş değil.</p>

<p>Bu nedenle longevity araştırmalarının önümüzdeki yıllardaki asıl hedefi “gençlik hapını” bulmaktan çok daha somut olacak:</p>

<p>İnsanların yalnızca daha uzun değil, hastalıksız ve bağımsız geçirdikleri yaşam süresini uzatmak.</p>

<p>Uzmanlar Ne Öneriyor?</p>

<p>Takviye kullanımı kişinin yaşı, beslenmesi, mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve laboratuvar değerleriyle birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle yüksek doz D vitamini ve bazı omega-3 preparatlarının kontrolsüz kullanımı uygun değildir.</p>

<p>Takviyeler sağlıklı beslenme ve egzersizin alternatifi olarak görülmemelidir.</p>

<p>Yaşlanma araştırmalarında umut verici bir sonuç görülmesi de ürünün “yaşlanmayı durdurduğu” anlamına gelmez. Biyobelirteçlerdeki değişikliklerle gerçek klinik yararlar birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] New Scientist, Graham Lawton. There are only a few anti-ageing supplements that actually work. 2026.</p>

<p>[2] Bischoff-Ferrari HA ve ark. Individual and additive effects of vitamin D, omega-3 and exercise on DNA methylation clocks of biological aging in older adults from the DO-HEALTH trial. Nature Aging, 2025.</p>

<p>[3] DO-HEALTH Randomized Clinical Trial. Vitamin D, omega-3 fatty acids and exercise interventions in adults aged 70 years and older. JAMA.</p>

<p>[4] DO-HEALTH Research Group. Vitamin D3, omega-3 fatty acids and physical function in older adults, 2025.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity, 📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/her-takviye-degil-bilim-yaslanma-icin-birkacini-one-cikariyor</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 00:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7904.jpeg" type="image/jpeg" length="68642"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp Camiasının Acı Kaybı: Op. Dr. Yunus Gedikbaşı Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-camiasinin-aci-kaybi-op-dr-yunus-gedikbasi-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-camiasinin-aci-kaybi-op-dr-yunus-gedikbasi-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum alanında uzun yıllar hekimlik yapan Op. Dr. Yunus Gedikbaşı hayatını kaybetti. İstanbul’da sürdürdüğü meslek yaşamının yanı sıra Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesiyle köklü bağları bulunan Gedikbaşı’nın vefatı üzüntüyle karşılandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Yunus Gedikbaşı vefat etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzun yıllar sağlık alanında hizmet veren Gedikbaşı’nın vefat haberi, meslektaşları, yakınları ve sevenlerini üzdü.</p>

<p>Uzun Yıllar Kadın Hastalıkları ve Doğum Alanında Hizmet Verdi</p>

<p>Meslek hayatını Kadın Hastalıkları ve Doğum alanında sürdüren Op. Dr. Yunus Gedikbaşı, uzun yıllar İstanbul’da hekimlik yaptı.</p>

<p>Gedikbaşı, mesleki yaşamı boyunca kadın sağlığı, gebelik ve doğum başta olmak üzere uzmanlık alanına giren hastalıkların tanı ve tedavisinde görev aldı. Uzun yıllara yayılan hekimlik hayatıyla çok sayıda hastaya sağlık hizmeti verdi.</p>

<p>Gedikbaşı, mesleki birikiminin yanı sıra hastalarıyla kurduğu iletişim ve hekimlik yaklaşımıyla da hatırlanan isimler arasında yer aldı.</p>

<p>Afşin ile Bağını Sürdürdü</p>

<p>Op. Dr. Yunus Gedikbaşı’nın aile kökleri Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine uzanıyordu.</p>

<p>Gedikbaşı ailesinin ilçedeki geçmişinin önemli izlerinden biri olan Gedikbaşı Camii, 6 Şubat 2023 depremlerinde ağır hasar görmesinin ardından yıkıldı. Caminin yeniden inşası için 2025 yılında çalışma başlatılarak temel atma töreni gerçekleştirildi.</p>

<p>Ailenin eski evinin bulunduğu yerde inşa edilen cami, Gedikbaşı ailesinin Afşin’de bıraktığı kalıcı eserlerden biri olarak biliniyor.</p>

<p>Sağlık Camiasını Üzen Vefat</p>

<p>Uzun yıllar hekimlik mesleğine hizmet eden Op. Dr. Yunus Gedikbaşı’nın vefatı sağlık camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Gedikbaşı’nın ardından yayımlanan taziye mesajlarında, ailesine ve yakınlarına başsağlığı dilekleri iletildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-camiasinin-aci-kaybi-op-dr-yunus-gedikbasi-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 00:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7903.jpeg" type="image/jpeg" length="82641"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bina Yıkımlarında Yeni Dönem: 18,5 Metre Detayı Dikkat Çekti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bina-yikimlarinda-yeni-donem-185-metre-detayi-dikkat-cekti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bina-yikimlarinda-yeni-donem-185-metre-detayi-dikkat-cekti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmelik değişti. Yeni düzenlemeyle yüksek yapıların yıkımı, patlayıcı kullanımı, fenni mesuliyet ve çevre güvenliğine ilişkin yeni kurallar getirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de bina yıkımlarında uygulanacak teknik ve güvenlik kuralları yeniden düzenlendi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 12 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.</p>

<p>Düzenleme özellikle yüksek yapıların yıkılması, patlayıcıyla gerçekleştirilecek yıkımlar, yıkım işlerinde fenni mesuliyet ve çevrede alınacak güvenlik tedbirleri açısından önemli değişiklikler içeriyor.</p>

<p>18,5 Metrenin Altındaki Binalar İçin Yeni Düzenleme</p>

<p>Yönetmeliğin dikkat çeken hükümlerinden biri fenni mesuliyet konusunda yapıldı.</p>

<p>Yeni düzenlemeye göre bina yüksekliği 18,50 metreden az olan binaların yıkımlarında fenni mesul aranmayacak.</p>

<p>Ancak bu kural her bina için otomatik olarak uygulanmayacak.</p>

<p>Binanın bitişik nizam olması, karmaşık taşıyıcı sisteme sahip bulunması, yapının yoğun nüfus veya yerleşim alanında bulunması, sağlık ve eğitim tesisleri ile kültür veya tabiat varlıklarının yakınında yer alması gibi risk oluşturan durumlarda, bina yüksekliği 18,50 metrenin altında olsa bile ilgili idare tarafından fenni mesuliyet aranabilecek.</p>

<p>İkiden fazla bodrum katı bulunan binaların yıkımında da fenni mesul görevlendirilmesi zorunlu olacak.</p>

<p>“Yüksek Yapı” Tanımı Yönetmeliğe Girdi</p>

<p>Değişiklikle birlikte yüksek yapı kavramı da açık şekilde tanımlandı.</p>

<p>Buna göre bina yüksekliği 21,50 metreden veya yapı yüksekliği 30,50 metreden fazla olan binalar yüksek yapı olarak kabul edilecek.</p>

<p>Bu yapıların tamamen veya kısmen yıkılması için uygulanacak teknik ve idari esaslar yönetmeliğe eklenen özel hükümler çerçevesinde yürütülecek.</p>

<p>Yüksek Binaların Yıkımında Özel Güvenlik Önlemleri</p>

<p>Yüksek yapıların yıkımında çevre güvenliği de daha ayrıntılı kurallara bağlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yıkım sırasında ortaya çıkabilecek toz, titreşim ve gürültünün ilgili mevzuattaki sınır değerler içerisinde tutulması gerekecek.</p>

<p>Şantiye çevresinin ise perdeleme, örtülü yol ve koruma fanı gibi yöntemlerle korunması öngörülüyor.</p>

<p>Yıkım yönteminin belirlenmesinde yapının özellikleri dikkate alınacak. Uygun durumlarda makineyle yıkım veya patlayıcıyla yıkım tekniklerinden biri tercih edilebilecek.</p>

<p>İş iskelesi kullanılacak yıkımlarda da ilgili standartlara uygunluk aranacak.</p>

<p>Patlayıcıyla Bina Yıkımına Ayrıntılı Kurallar</p>

<p>Yönetmeliğin önemli bölümlerinden biri de patlayıcı kullanılarak gerçekleştirilecek yıkımlara ayrıldı.</p>

<p>Patlayıcıyla yıkılacak yapılarda görev yapacak patlatmadan sorumlu mühendisin uzmanlığının belgelendirilmesi zorunlu olacak.</p>

<p>Ateşleyicinin de ilgili mevzuata uygun yeterlilik belgesine sahip olması gerekecek.</p>

<p>Patlama yapılmadan önce meteorolojik koşullar değerlendirilecek. Patlama sırasında meydana gelebilecek titreşim ve hava şoku dalgalarının yayılımını belirlemek amacıyla kalibre edilmiş titreşim ve basınç sensörleri kullanılacak.</p>

<p>Sensörlerin yüksek hızlı kameralarla birlikte yıkım kayıtlarının alınmasında kullanılabilmesine de imkân tanındı.</p>

<p>Test Patlatması Yapılabilecek</p>

<p>Patlayıcıyla gerçekleştirilecek yıkımlarda, yıkım öncesinde belirlenen esaslara uygun şekilde test patlatması yapılabilecek.</p>

<p>Test patlatmasının gerekli görülmesi halinde ilgili formun doldurulması zorunlu olacak.</p>

<p>Bu düzenlemelerle patlayıcı kullanılan yıkımlarda çevredeki yapıların ve insanların güvenliğinin daha kontrollü biçimde sağlanması amaçlanıyor.</p>

<p>Kamu Kurumlarının Yıkımlarına Özel Hüküm</p>

<p>Düzenleme kamu kurum ve kuruluşlarının kendi imkânlarıyla gerçekleştireceği yıkımlara ilişkin de değişiklik içeriyor.</p>

<p>6306 sayılı Kanun kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarının kendi imkânlarıyla yapacağı yıkımlarda müteahhit ve şantiye şefi aranmayabilecek.</p>

<p>Bununla birlikte yıkım planı hazırlanması gereken yapılarda kamu kurum ve kuruluşlarınca her türlü fenni mesuliyetin üstlenilmesi zorunlu olacak.</p>

<p>Yıkım Ruhsatı Süresi Uzatılabilecek</p>

<p>Yeni yönetmelikle bazı özel durumlarda yıkım ruhsatı süresinin uzatılmasına da imkân sağlandı.</p>

<p>Yapının bitişik nizam olması, yüksek yapı sınıfında bulunması veya çevre koşullarının makineyle yıkımı zorlaştırması gibi nedenlerle yıkımın uzaması halinde, müteahhidin talebi üzerine ve ilgili idarenin uygun görmesi şartıyla ruhsat süresi bir defaya mahsus olmak üzere altı aya kadar uzatılabilecek.</p>

<p>Bazı Hükümler Daha Sonra Yürürlüğe Girecek</p>

<p>Yönetmeliğin yürürlük maddesine göre düzenlemelerin büyük bölümü yayımı tarihinde yürürlüğe girerken, bazı hükümlerin uygulanması için daha ileri tarihler belirlendi.</p>

<p>Yeni düzenlemeyle birlikte bina yıkımlarında yalnızca yapının ortadan kaldırılması değil, yıkımın çevreye, komşu yapılara ve insan güvenliğine etkisinin kontrollü biçimde yönetilmesi daha ayrıntılı bir mevzuat çerçevesine bağlanmış oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ekonomi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bina-yikimlarinda-yeni-donem-185-metre-detayi-dikkat-cekti</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="46812"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vakfıkebir’e Acı Haber: Kemal Günaydın Denizde Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/vakfikebire-aci-haber-kemal-gunaydin-denizde-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/vakfikebire-aci-haber-kemal-gunaydin-denizde-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Vakfıkebir ilçesinden dört arkadaşın Giresun’un Eynesil ilçesinde denize girmesi acı sonla bitti. Boğulma tehlikesi geçiren Kemal Günaydın’ın hayatını kaybettiği, Okan Engin’in ise hastanede tedavi altına alındığı bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon ve Giresun’u üzen olay, Giresun’un Eynesil ilçesinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, Vakfıkebir’in Caferli Mahallesi’nden dört arkadaş denize girmek amacıyla Eynesil’e gitti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Denize giren dört kişi bir süre sonra suda tehlike yaşadı. Olayın ardından yapılan müdahalelerde gruptaki kişiler sudan çıkarılırken, Vakfıkebir’de çay ocağı işlettiği belirtilen Kemal Günaydın’dan acı haber geldi.</p>

<p>Kemal Günaydın hayatını kaybetti</p>

<p>Boğulma tehlikesi geçiren Kemal Günaydın’ın yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığı ve hayatını kaybettiği öğrenildi.</p>

<p>Günaydın’ın vefat haberi Vakfıkebir’de büyük üzüntüye neden oldu. Özellikle Caferli Mahallesi ve kendisini tanıyan vatandaşlar acı haberle sarsıldı.</p>

<p>Okan Engin hastanede tedavi altında</p>

<p>Aynı olayda boğulma tehlikesi geçiren Okan Engin’in Giresun’da hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındığı bildirildi.</p>

<p>Denize giren diğer iki kişinin ise sağlık durumlarının iyi olduğu belirtildi.</p>

<p>Olayla ilgili ayrıntıların ve Kemal Günaydın’ın cenaze programının netleşmesinin ardından kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/vakfikebire-aci-haber-kemal-gunaydin-denizde-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 21:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7893.jpeg" type="image/jpeg" length="11318"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beşiktaş’ın Vlahović Transferinde Büyük Gelişme: 3 Yıllık Sözleşme]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/besiktasin-vlahovic-transferinde-buyuk-gelisme-3-yillik-sozlesme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/besiktasin-vlahovic-transferinde-buyuk-gelisme-3-yillik-sozlesme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş, dünya futbolunda ses getirecek bir transferde sona yaklaştı. İtalya’dan gelen son bilgilere göre siyah-beyazlılar, Sırp golcü Dušan Vlahović ile üç yıllık sözleşme konusunda anlaşmaya vardı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fabrizio Romano ise Beşiktaş’ın oyuncuya son teklifini sunduğunu ve transferi sonuçlandırmak için çalışmaların sürdüğünü bildirdi.</p>

<p>Beşiktaş’ın uzun süredir gündeminde bulunan Dušan Vlahović transferinde sıcak gelişmeler yaşanıyor. İtalyan futbolunun önde gelen yayınlarından Football Italia, Türkiye’den gelen bilgilere dayandırdığı haberinde Sırp yıldızın Beşiktaş ile üç yıllık sözleşme konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. (Football Italia⁠)</p>

<p>Transfer gerçekleşirse Beşiktaş, yalnızca Süper Lig’in değil, Avrupa transfer piyasasının da yaz dönemindeki en dikkat çekici hamlelerinden birine imza atmış olacak.</p>

<p>Fabrizio Romano: Beşiktaş Vlahović İçin Çalışıyor</p>

<p>Dünyaca ünlü transfer gazetecisi Fabrizio Romano da Vlahović-Beşiktaş görüşmelerinin gerçek olduğunu doğrulayan isimler arasında.</p>

<p>Romano’nun son paylaşımlarına göre Beşiktaş, bonservisi elinde bulunan 26 yaşındaki golcü için çalışmalarını sürdürüyor. Romano daha önce Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı’nın görüşmeleri doğruladığını aktarırken, son gelişmelerde siyah-beyazlıların oyuncu tarafına nihai teklifini gönderdiğini bildirdi. (X (formerly Twitter)⁠)</p>

<p>Ancak şu aşamada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor: Romano henüz transfer için “Here we go” ifadesini kullanmış değil. Bu nedenle üç yıllık anlaşmanın tamamlandığı yönündeki bilgi, doğrudan Romano’ya değil, İtalya ve Türkiye kaynaklı son haberlere dayanıyor.</p>

<p>İtalya’dan “Anlaşma Tamam” Haberi</p>

<p>Transferde en dikkat çekici gelişme Football Italia’dan geldi.</p>

<p>İtalyan yayın organı önce Vlahović’in Beşiktaş ile tam anlaşmaya çok yakın olduğunu ve siyah-beyazlıların teklifinin yıllık yaklaşık 8 milyon euro seviyesinde olduğunu bildirdi. Teklif paketinde önemli bir imza parasının da bulunduğu öne sürüldü. (Football Italia⁠)</p>

<p>Ardından yayımlanan yeni haberde ise süreç bir adım daha ileri taşındı ve Vlahović’in Beşiktaş ile üç yıllık sözleşme üzerinde anlaşmaya vardığı ileri sürüldü. (Football Italia⁠)</p>

<p>Bu gelişme, haftalardır devam eden transfer görüşmelerinde şimdiye kadarki en güçlü “anlaşma” sinyali olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Serdal Adalı Görüşmeleri Doğrulamıştı</p>

<p>Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı da geçtiğimiz günlerde Vlahović transferi konusunda yürütülen temasları kamuoyu önünde doğrulamıştı.</p>

<p>Adalı’nın, “Çalışıyoruz, Vlahović ile görüşüyoruz” açıklaması İtalyan basınında da geniş yankı bulmuştu. (Football Italia⁠)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu açıklamanın ardından görüşmeler hız kazanırken Beşiktaş’ın oyuncunun ekonomik beklentilerini karşılayabilecek güçlü bir paket hazırladığı bildirildi.</p>

<p>Vlahović Bonservissiz Geliyor</p>

<p>Transferi Beşiktaş açısından daha da dikkat çekici hale getiren noktalardan biri Vlahović’in bonservisinin elinde bulunması.</p>

<p>Juventus ile yollarını ayırmasının ardından serbest oyuncu statüsüne geçen Sırp santrfor için Beşiktaş’ın bir transfer bedeli ödemesi gerekmiyor. Bu nedenle siyah-beyazlı yönetimin hazırladığı ekonomik paketin önemli bölümünün oyuncunun maaşı, imza parası ve temsilci ödemelerine ayrıldığı belirtiliyor. (Talksport⁠)</p>

<p>İstanbul’a Ne Zaman Gelecek?</p>

<p>Sosyal medyada Vlahović’in 48 saat içerisinde İstanbul’a geleceği yönünde çok sayıda paylaşım bulunuyor.</p>

<p>Ancak mevcut güvenilir kaynaklar arasında bu süreyi Fabrizio Romano’ya dayandırarak kesin biçimde doğrulayan bir paylaşım tespit edilemedi. Bu nedenle oyuncunun İstanbul’a geliş tarihini kesinleşmiş bilgi olarak vermek için Beşiktaş’tan veya Vlahović cephesinden gelecek yeni açıklamayı beklemek gerekiyor.</p>

<p>Transferin geldiği aşama ise oldukça ileri görünüyor. İtalyan basını üç yıllık anlaşmadan söz ederken Romano da Beşiktaş’ın Vlahović için aktif biçimde çalıştığını doğruluyor.</p>

<p>Gözler artık sağlık kontrolü, İstanbul yolculuğu ve Beşiktaş’ın resmi açıklamasına çevrilmiş durumda.</p>

<p>Dušan Vlahović Kimdir?</p>

<p>28 Ocak 2000 doğumlu Sırp santrfor, Avrupa futbolunda Partizan formasıyla dikkat çekmesinin ardından Fiorentina’ya transfer oldu. İtalya’daki performansıyla Avrupa’nın önde gelen golcüleri arasına giren Vlahović, daha sonra Juventus’un yolunu tuttu.</p>

<p>Fizik gücü, ceza sahası etkinliği, sol ayağı ve gol vuruşlarıyla tanınan Vlahović, Sırbistan Milli Takımı’nın da önemli hücum oyuncuları arasında yer alıyor.</p>

<p>26 yaşındaki golcünün Beşiktaş’a transferinin resmiyet kazanması halinde siyah-beyazlılar, kariyerinin önemli bölümünü Serie A’da geçirmiş ve Avrupa’nın büyük kulüplerinin uzun süre transfer listelerinde bulunan bir santrforu kadrosuna katmış olacak. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/besiktasin-vlahovic-transferinde-buyuk-gelisme-3-yillik-sozlesme</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 21:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7891.jpeg" type="image/jpeg" length="77037"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Besin Değeri Şaşırtıyor: Günlük Beslenmeye Eklenebilecek 7 Tohum]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/besin-degeri-sasirtiyor-gunluk-beslenmeye-eklenebilecek-7-tohum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/besin-degeri-sasirtiyor-gunluk-beslenmeye-eklenebilecek-7-tohum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Keten, chia, kabak, susam, kenevir, ayçiçeği ve haşhaş tohumu; lif, sağlıklı yağlar, protein, vitaminler ve mineraller açısından dikkat çekiyor. Bilimsel araştırmalar özellikle keten, chia ve susamın kalp ve metabolik sağlık üzerindeki olası etkilerini inceliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tohumlar mutfakta çoğu zaman yemeklerin üzerine serpilen küçük bir ayrıntı olarak görülüyor. Oysa bazıları gram başına oldukça yoğun besin öğeleri taşıyor.</p>

<p>Keten tohumu, chia, kabak çekirdeği, susam, kenevir tohumu, ayçiçeği çekirdeği ve haşhaş tohumu; farklı oranlarda lif, protein, doymamış yağ asitleri, magnezyum, çinko ve E vitamini gibi besin öğeleri içeriyor. [1][2]</p>

<p>Bilimsel çalışmalar ise özellikle bazı tohumların kalp-damar ve metabolik sağlık üzerindeki olası etkilerine odaklanıyor.</p>

<p>1. Keten tohumu: Araştırmalarda öne çıkanlardan</p>

<p>Keten tohumu, bitkisel omega-3 yağ asidi olan alfa-linolenik asit (ALA), lif ve lignan içeriğiyle dikkat çekiyor.</p>

<p>Randomize kontrollü araştırmaları bir araya getiren bilimsel çalışmalar, düzenli keten tohumu tüketiminin bazı gruplarda kan basıncı üzerinde mütevazı fakat anlamlı etkiler oluşturabileceğine işaret ediyor. [1]</p>

<p>Keten tohumunun bir başka önemli özelliği ise lif içeriği. Özellikle öğütülmüş halde tüketildiğinde besin öğelerinden yararlanımın artabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Ancak keten tohumu hipertansiyon veya başka bir hastalığın tedavisi olarak görülmemeli.</p>

<p>2. Chia tohumu: Küçük tanede yoğun lif</p>

<p>Chia tohumunun en belirgin özelliklerinden biri yüksek lif içeriği.</p>

<p>Suyla temas ettiğinde sıvıyı emerek jel benzeri bir yapı oluşturması da bu lif yapısından kaynaklanıyor.</p>

<p>Chia ayrıca alfa-linolenik asit, protein ve magnezyum gibi besin öğeleri içeriyor. İnsanlarda yapılan araştırmalarda kan basıncı ve bazı metabolik göstergeler üzerinde olumlu sonuçlar bildirilse de bulgular bütün çalışmalarda aynı değil. [2]</p>

<p>Bu nedenle bilim insanlarına göre chia için en güçlü yaklaşım, onu tek başına tedavi edici bir gıda olarak değil, dengeli beslenmenin bir parçası olarak değerlendirmek.</p>

<p>3. Kabak çekirdeği: Magnezyum ve çinko kaynağı</p>

<p>Kabak çekirdeği protein, magnezyum, çinko ve doymamış yağlar açısından besin değeri yüksek seçeneklerden biri.</p>

<p>Magnezyum; normal kas ve sinir fonksiyonlarından enerji metabolizmasına kadar çok sayıda biyolojik süreçte görev yapıyor.</p>

<p>Çinko ise bağışıklık sisteminin normal işlevi dahil birçok mekanizmada rol oynuyor.</p>

<p>Ancak bu mineralleri içermesi, kabak çekirdeğinin tek başına belirli hastalıkları önlediği anlamına gelmiyor.</p>

<p>4. Susam: Küçük tanede lignan zenginliği</p>

<p>Susamın dikkat çekici bileşenleri arasında sesamin ve sesamolin gibi lignanlar bulunuyor.</p>

<p>Susam ve susam ürünlerinin kan şekeri, kan basıncı ve kan yağları üzerindeki etkileri çeşitli klinik araştırmalarda incelendi. Bazı çalışmalarda olumlu sonuçlar bildirilmesine rağmen mevcut kanıtların tamamı aynı yönde değil. [3]</p>

<p>Susam aynı zamanda doymamış yağlar, protein ve çeşitli mineraller sağlıyor.</p>

<p>5. Kenevir tohumu: Bitkisel protein açısından dikkat çekiyor</p>

<p>Kenevir tohumu özellikle protein içeriği nedeniyle son yıllarda popüler hale gelen tohumlardan biri.</p>

<p>Aynı zamanda doymamış yağ asitleri ve çeşitli mineraller içeriyor.</p>

<p>Besin profili güçlü olmakla birlikte, kenevir tohumunun belirli hastalıkların önlenmesi veya tedavisinde doğrudan etkili olduğunu gösterecek güçlü insan çalışmaları halen sınırlı.</p>

<p>Bu nedenle sağlık yararları değerlendirilirken besin değeri ile klinik tedavi etkisinin birbirinden ayrılması gerekiyor.</p>

<p>6. Ayçiçeği çekirdeği: E vitaminiyle öne çıkıyor</p>

<p>Ayçiçeği çekirdeğinin dikkat çeken özelliklerinden biri E vitamini içeriği.</p>

<p>E vitamini vücutta antioksidan işlevleri bulunan yağda çözünen bir vitamin.</p>

<p>Ayçiçeği çekirdeği ayrıca doymamış yağlar, protein ve magnezyum sağlıyor.</p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı ise hazırlanma biçimi. Tuz eklenmiş ürünler, özellikle fazla miktarda tüketildiğinde günlük sodyum alımını önemli ölçüde artırabilir.</p>

<p>7. Haşhaş tohumu: Besleyici ama bir ayrıntıya dikkat</p>

<p>Haşhaş tohumu protein, yağ, lif ve bazı mineraller içeriyor.</p>

<p>Ancak diğer tohumlardan farklı olarak haşhaşın yüzeyinde hasat veya işleme koşullarına bağlı olarak çok düşük miktarlarda afyon alkaloidi kalıntıları bulunabiliyor.</p>

<p>Bu durum özellikle uyuşturucu madde taraması yapılacak kişiler açısından önem taşıyabiliyor. Bu nedenle haşhaş tohumu tüketimi bu özel durumda dikkate alınması gereken bir ayrıntı.</p>

<p>Tohumların asıl gücü nereden geliyor?</p>

<p>Tohumların ortak özelliği tek bir “mucize” bileşen taşımaları değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Asıl dikkat çekici nokta, küçük miktarlarda farklı besin öğelerini bir arada sunmaları.</p>

<p>Tohuma göre değişmekle birlikte bu grupta;</p>

<p>lif, bitkisel protein, doymamış yağlar, alfa-linolenik asit, magnezyum, çinko, E vitamini ve çeşitli bitkisel biyoaktif bileşikler bulunabiliyor.</p>

<p>Bu kombinasyon, tohumları dengeli beslenme modellerinin değerli parçalarından biri haline getiriyor.</p>

<p>Daha fazlası her zaman daha iyi değil</p>

<p>Tohumların besin değeri yüksek olsa da enerji yoğunlukları da göz ardı edilmemeli.</p>

<p>Özellikle yağ içeriği yüksek tohumların çok büyük porsiyonlarda tüketilmesi günlük enerji alımını hızla yükseltebilir.</p>

<p>Tuzlanmış çekirdeklerde sodyum, bazı paketli ürünlerde ise ilave şeker ve diğer katkılar devreye girebilir.</p>

<p>Ayrıca susam gibi tohumlar bazı kişilerde ciddi alerjik reaksiyonlara yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle miktar ve kişinin sağlık durumu önem taşıyor.</p>

<p>Bilim tek bir “süper gıda” yerine bütüne işaret ediyor</p>

<p>Beslenme biliminde giderek güçlenen yaklaşım, sağlığı tek bir yiyecek üzerinden açıklamak yerine genel beslenme modeline odaklanıyor.</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği de kalp sağlığını destekleyen beslenme düzeninde sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, kuruyemişler ve tohumlara yer verilmesini öneriyor. [4]</p>

<p>Dolayısıyla keten veya chia tohumu eklemek, kötü bir beslenme düzenini tek başına sağlıklı hale getirmiyor.</p>

<p>Ancak doğru porsiyonlarla ve dengeli bir beslenme düzeninin parçası olarak kullanıldıklarında tohumlar, günlük beslenmenin küçük ama besin yoğun parçalarından biri olabilir.</p>

<p>Bilimsel verilerin en önemli mesajı da burada yatıyor: Tohumların gücü mucize olmalarında değil, küçük miktarda yoğun besin değeri sunmalarında.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>[1] Journal of Cardiovascular and Thoracic Research<br />
[2] Nutrition Reviews<br />
[3] Diabetes &amp; Metabolic Syndrome: Clinical Research &amp; Reviews<br />
[4] American Heart Association</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/besin-degeri-sasirtiyor-gunluk-beslenmeye-eklenebilecek-7-tohum</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 20:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7887.jpeg" type="image/jpeg" length="28770"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cellât Gölü: Sıtmanın Gölgesinden Sağlık Ovası’na]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cellat-golu-sitmanin-golgesinden-saglik-ovasina</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cellat-golu-sitmanin-golgesinden-saglik-ovasina" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir zamanlar Küçük Menderes havzasında sıtma yalnızca ateş ve titreme nöbetleriyle seyreden bir hastalık değildi. Köylerin çalışma gücünü azaltıyor, ailelerin yaşamını etkiliyor, çocukları ve yetişkinleri günlerce yatağa bağlıyordu. İzmir yakınlarındaki Cellât Gölü’nün kurutulması, Cumhuriyet’in sıtmaya karşı ilaçla tedaviyi çevre sağlığı ve koruyucu hekimlikle birleştiren erken dönem mücadelesinin en çarpıcı örneklerinden birine dönüştü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>1930’ların başında İzmir’den Aydın’a doğru ilerleyen bir trenin penceresinden dışarı bakan yolcunun göreceği manzara, bugünkü Ege ovalarından oldukça farklıydı.</p>

<p>Küçük Menderes taştığında sular geniş alanlara yayılıyor, sazlıkların arasında durgun su birikintileri oluşuyor, göl ile bataklık arasındaki sınırlar belirsizleşiyordu.</p>

<p>Uzaktan bakıldığında bereketli görünen bu coğrafyanın içinde görünmeyen başka bir hayat vardı.</p>

<p><strong>Anopheles sivrisinekleri.</strong></p>

<p>Ve bazı sivrisineklerin taşıdığı <strong>Plasmodium</strong> parazitleri.</p>

<p>Sıtma, enfekte dişi Anopheles sivrisineklerinin ısırmasıyla insana geçen paraziter bir hastalıktır. Ateş, titreme, baş ağrısı ve terleme hastalığın klasik belirtileri arasında yer alır. Ağır vakalarda ciddi kansızlık, bilinç bozuklukları, solunum sıkıntısı ve organ yetmezlikleri gelişebilir.</p>

<p>Bugün hastalığın biyolojisini ayrıntılı biçimde biliyoruz.</p>

<p>Fakat Cumhuriyet’in ilk yıllarında Anadolu insanı için sıtma çoğu zaman birkaç kelimeyle tarif edilen bir hayat gerçeğiydi:</p>

<p><strong>Ateş. Titreme. Terleme. Halsizlik. Ve yeniden başlayan ateş.</strong></p>

<h2>Ateş geçiyor, hastalık bazen geri dönüyordu</h2>

<p>Türkiye’de tarihsel olarak yerli sıtma vakalarının büyük bölümü <strong>Plasmodium vivax</strong> ile ilişkiliydi.</p>

<p>Bu parazitin önemli özelliklerinden biri, bazı formlarının karaciğerde sessiz biçimde kalabilmesi ve ilk hastalık tablosundan haftalar ya da aylar sonra yeniden ateş nöbetlerine yol açabilmesidir.</p>

<p>Bu nedenle sıtma yalnızca birkaç günlük bir hastalık değildi.</p>

<p>Bir tarım toplumunda hastalığın etkisi hastanın yatağının çok ötesine uzanıyordu.</p>

<p>Tarlaya gidemeyen çiftçi…</p>

<p>Günlerce çalışamayan işçi…</p>

<p>Ateşler içinde kalan çocuk…</p>

<p>Bakım vermek zorunda olduğu halde kendisi de halsiz düşen anne…</p>

<p>Bir insanın hastalanması, bazen bütün bir ailenin üretim ve yaşam düzenini etkileyebiliyordu.</p>

<p>Sıtma bu nedenle yalnızca klinik bir hastalık değil, aynı zamanda <strong>ekonomik ve toplumsal bir halk sağlığı sorunu</strong> haline gelmişti.</p>

<p>Ve Cumhuriyet’in önündeki soru giderek belirginleşiyordu:</p>

<p>Hastayı tedavi etmek yeterli miydi?</p>

<p>Yoksa hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştıran çevreyi de değiştirmek mi gerekiyordu?</p>

<p>Cellât Gölü’nün hikâyesi işte bu sorunun etrafında şekillendi.</p>

<h2>Adı bile ürkütüyordu: Cellât Gölü</h2>

<p>Bugünkü İzmir’in Selçuk ve Torbalı çevresindeki Küçük Menderes havzasında bulunan Cellât Gölü ve çevresindeki bataklık alanlar, uzun yıllar sıtmayla birlikte anıldı.</p>

<p>Bölgeden İzmir’deki hastanelere sıtmalı hastaların gönderildiği, özellikle hastalığın arttığı dönemlerde sağlık kurumlarının yoğunluk yaşadığı dönemin kayıtlarına yansıdı.</p>

<p>Cellât Gölü’nü içine alan coğrafya, <strong>Aydın Sıtma Mücadele Mıntıkası</strong> içerisinde hastalığın yakından izlendiği bölgelerden biriydi.</p>

<p>Rakamlar sorunun büyüklüğünü daha açık biçimde gösteriyordu.</p>

<p>1930 yılında Türkiye genelinde sıtmayla mücadele kapsamına alınan köylerin sayısı <strong>3.375’e</strong> ulaşmıştı.</p>

<p>Yaklaşık <strong>1,5 milyon kişi muayene edilmiş</strong>, bunlardan <strong>344 bini tedavi altına alınmış</strong>, halka yaklaşık <strong>4.496 kilogram kinin</strong> ücretsiz dağıtılmıştı.</p>

<p>Bir başka çarpıcı veri 1936 yılına aitti.</p>

<p>Cellât Gölü’nün bulunduğu bölgeyi de kapsayan Aydın Sıtma Mücadele Bölgesi’nde <strong>139.556 kişi muayene edildi</strong>. On binlerce kan örneği incelendi ve <strong>23.655 kişide sıtma tespit edilerek tedavi uygulandı.</strong></p>

<p>Dönemin kayıtlarında muayene edilenler arasındaki sıtma oranı <strong>yüzde 16,09</strong> olarak bildiriliyordu.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım vardır:</p>

<p>Bu oran bütün bölge nüfusunun yüzde 16’sının sıtmalı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p><strong>Muayene edilen kişiler içerisindeki tespit oranını ifade eder.</strong></p>

<p>Yine de rakamların gösterdiği tablo açıktı:</p>

<p>Sıtma birkaç hastanın ya da birkaç köyün meselesi değildi.</p>

<p><strong>Devlet çapında örgütlü mücadele gerektiren bir toplum sağlığı problemiydi.</strong></p>

<h2>Cumhuriyet reçetenin dışına çıktı</h2>

<p>Genç Cumhuriyet’in sıtma mücadelesindeki dikkat çekici yönlerden biri, hastalığı yalnızca hekimin karşısındaki hasta üzerinden değerlendirmemesiydi.</p>

<p>Elbette hastaya ilaç gerekiyordu.</p>

<p>Dönemin en önemli sıtma ilaçlarından biri <strong>kinin</strong>di.</p>

<p>Ama hastalar tedavi edildikten sonra aynı çevrede sivrisinekler çoğalmaya devam ediyorsa bulaş zinciri yeniden kurulabiliyordu.</p>

<p>Bu nedenle mücadelenin başka bir cephesi daha vardı:</p>

<p><strong>Çevre.</strong></p>

<p>1926 yılında kabul edilen <strong>839 sayılı Sıtma Mücadelesi Kanunu</strong>, bu alandaki kurumsal mücadelenin temel hukuki düzenlemelerinden biri oldu.</p>

<p>1930 tarihli <strong>1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu</strong> da sıtmayla mücadeleye özel hükümler içeriyordu.</p>

<p>Refik Saydam döneminde sıtma; trahom, frengi, verem ve diğer bulaşıcı hastalıklarla birlikte Cumhuriyet’in koruyucu sağlık politikalarının önemli başlıklarından biri haline geldi.</p>

<p>Böylece sıtma yalnızca hekimin değil;</p>

<p>sağlık memurunun,</p>

<p>laboratuvar çalışanının,</p>

<p>yerel yöneticinin,</p>

<p>mühendisin</p>

<p>ve merkezi idarenin de mücadele alanıydı.</p>

<p>Cellât Gölü bu anlayışın en görünür örneklerinden birine dönüşecekti.</p>

<h2>1931: Suların içinden geçen tren</h2>

<p>Şubat 1931’de Mustafa Kemal Atatürk İzmir ve çevresinde incelemelerde bulunuyordu.</p>

<p>O günlerde Küçük Menderes taşmıştı.</p>

<p>Cellât Gölü’nün su seviyesi yükselmiş, geniş alanlar su altında kalmış ve İzmir-Aydın demiryolunun bazı kesimleri taşkından etkilenmişti.</p>

<p>Atatürk’ü taşıyan tren de suyun etkilediği hat üzerinde dikkatle ve yavaş biçimde ilerlemek zorunda kaldı.</p>

<p>Ancak trenin penceresinden görülen yalnızca bir taşkın değildi.</p>

<p>Suyun çevresindeki köylerde yıllardır devam eden bir sağlık sorunu vardı.</p>

<p>Cellât Gölü’nün kurutulması fikri aslında daha önce de gündeme gelmişti.</p>

<p>1931’deki incelemelerden sonra çalışmalar yeniden hız kazandı.</p>

<p>Etütler yapıldı.</p>

<p>Projeler hazırlandı.</p>

<p>Ve mesele giderek yalnızca “fazla suyu uzaklaştırma” işi olmaktan çıktı.</p>

<p><strong>Bir halk sağlığı müdahalesine dönüştü.</strong></p>

<h2>Bir bataklığa karşı mühendislik</h2>

<p>28 Nisan 1935’te Cellât Gölü’nün kurutulması için kapsamlı çalışmalar başladı.</p>

<p>Ekskavatörler toprağa girdi.</p>

<p>Kanallar açıldı.</p>

<p>Sular yönlendirildi.</p>

<p>Bataklık alanlarda drenaj sağlandı.</p>

<p>Sonunda Kuşadası yönünden Cellât Gölü sahasına uzanan yaklaşık <strong>46 kilometrelik ana kanal</strong> ve ona bağlanan yan kanallardan oluşan bir sistem meydana getirildi.</p>

<p>Çalışmalar 1940 yılında tamamlandığında Cellât Gölü sahasında yaklaşık <strong>1.200 hektarlık arazi</strong> kazanılmıştı.</p>

<p>Fakat tıp tarihi açısından daha önemli olan, kazanılan toprağın kaç hektar olduğundan çok başka bir şeydi:</p>

<p><strong>Sivrisineklerin üreme ortamlarının azaltılması amaçlanıyordu.</strong></p>

<p>1930’ların şartlarında bataklıkların kurutulması ve durgun suların drenajı, sıtma vektörlerinin üreme alanlarını azaltmaya yönelik çevresel mücadelenin önemli araçları arasındaydı.</p>

<p>Bugünün sıtma kontrol yöntemleri ise çok daha farklı ve çeşitlidir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü günümüzde özellikle <strong>insektisit uygulanmış cibinlikler</strong> ve <strong>kapalı alanlarda kalıcı insektisit uygulamalarını</strong> temel vektör kontrol yöntemleri arasında göstermektedir. Larva kaynaklarının yönetimi ve çevresel düzenlemeler ise yerel koşullara göre tamamlayıcı araçlar olarak kullanılabilmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla Cellât Gölü’nde yapılanları bugünün yöntemleriyle bire bir eşitlemek doğru değildir.</p>

<p>Ancak temel halk sağlığı düşüncesi dikkat çekici biçimde benzerdir:</p>

<p><strong>Bulaş zincirine, hastalık henüz insana ulaşmadan müdahale etmek.</strong></p>

<h2>Kinin şişesi ile ekskavatör aynı cephedeydi</h2>

<p>Cellât Gölü hikâyesinin tıp tarihi açısından belki de en anlamlı tarafı burada ortaya çıkar.</p>

<p>Bir tarafta hekimin elinde kinin vardı.</p>

<p>Diğer tarafta mühendisin önünde bataklık.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir tarafta laboratuvarda incelenen kan örnekleri…</p>

<p>Diğer tarafta kilometrelerce uzanan drenaj kanalları…</p>

<p>Görüntüler birbirinden tamamen farklıydı.</p>

<p>Ama hedef aynıydı:</p>

<p><strong>Sıtmanın insanlar üzerindeki yükünü azaltmak.</strong></p>

<p>Bu hikâye aynı zamanda modern halk sağlığının temel ilkelerinden birini hatırlatır.</p>

<p>İnsan sağlığı yalnızca hastane koridorlarında korunmaz.</p>

<p>Temiz su,</p>

<p>çevre düzenlemesi,</p>

<p>barınma koşulları,</p>

<p>eğitim,</p>

<p>yeterli beslenme,</p>

<p>vektör kontrolü,</p>

<p>erken tanı</p>

<p>ve sağlık hizmetlerine erişim de bir toplumun hastalık yükünü belirler.</p>

<p>Bu açıdan Cellât Gölü’nün kurutulması yalnızca bir mühendislik tarihi değildir.</p>

<p>Aynı zamanda <strong>Türkiye’nin çevre sağlığı ve koruyucu hekimlik tarihinin bir parçasıdır.</strong></p>

<h2>Cellât’tan Sağlık’a</h2>

<p>Çalışmalar tamamlandığında yalnızca coğrafya değişmedi.</p>

<p>Bir zamanlar Cellât Gölü’nün bulunduğu sahada tarıma uygun yeni alanlar ortaya çıktı.</p>

<p>Kurutulan arazinin bir bölümü topraksız köylülere ve göçmenlere tahsis edildi.</p>

<p>Bölgede kurulan yeni yerleşim önce <strong>Ahmetli Köyü’ne bağlı Sağlık Mahallesi</strong> olarak anıldı.</p>

<p>Daha sonraki idari düzenlemelerle bu yerleşim <strong>1965’ten itibaren Sağlık Köyü</strong> adını aldı.</p>

<p>Cellât Gölü’nün bulunduğu geniş tarım sahası ise zamanla <strong>Sağlık Ovası</strong> adıyla anılmaya başladı.</p>

<p>Bir coğrafyanın iki adı arasındaki fark belki de Cumhuriyet’in erken dönem sağlık politikasının sembolik bir özeti gibiydi:</p>

<p><strong>Cellât.</strong></p>

<p>Ve ardından:</p>

<p><strong>Sağlık.</strong></p>

<p>Birinde hastalıkla özdeşleşmiş bir geçmiş vardı.</p>

<p>Diğerinde hastalıktan korunmayı amaçlayan bir toplum sağlığı ideali.</p>

<h2>Sıtma Türkiye’den tamamen silindi mi?</h2>

<p>Cellât Gölü günlerinden bugüne Türkiye’nin sıtmayla mücadelesinde çok büyük bir mesafe alındı.</p>

<p>Türkiye’de <strong>yerli sıtma bulaşı uzun yıllardır görülmemektedir</strong> ve Avrupa Bölgesi’nde yerli bulaşın kesilmesi açısından önemli başarı sağlanmıştır.</p>

<p>Ancak burada bilimsel açıdan önemli bir ayrımı korumak gerekir:</p>

<p>Bir ülkede yerli bulaşın uzun süre görülmemesi ile Dünya Sağlık Örgütü tarafından resmî olarak <strong>“malaria-free” yani sıtmadan arındırılmış ülke sertifikası verilmesi aynı şey değildir.</strong></p>

<p>Türkiye, DSÖ’nün resmî olarak sıtmadan arındırılmış ülkeler listesinde henüz yer almamaktadır.</p>

<p>Ayrıca endemik ülkelerden Türkiye’ye gelen kişilerde <strong>importe sıtma vakaları</strong> görülebilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle sürveyans, erken tanı ve sağlık çalışanlarının sıtmayı hatırlaması hâlâ önem taşır.</p>

<p>Çünkü sıtma dünyadan kaybolmuş değildir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 Dünya Sıtma Raporu’na göre <strong>2024 yılında dünyada yaklaşık 282 milyon sıtma vakası ve 610 bin sıtmaya bağlı ölüm</strong> meydana geldiği tahmin edilmektedir.</p>

<p>Cellât Gölü’nün hikâyesi bu nedenle yalnızca geçmişin bir sağlık mücadelesi değildir.</p>

<p>Bugüne de bir şey söyler.</p>

<h2>Bir hastalığı yenmek bazen reçeteden fazlasını gerektirir</h2>

<p>Yaklaşık bir asır önce Küçük Menderes Ovası’nda sıtmayla mücadele edenlerin önünde bugünkü ilaçlar, modern tanı yöntemleri ya da gelişmiş epidemiyolojik takip sistemleri yoktu.</p>

<p>Ama önemli bir gerçeği görmüşlerdi:</p>

<p>Hastalık yalnızca insan bedeninde başlamıyordu.</p>

<p>Bazen suyun kenarında,</p>

<p>bazen bir sivrisineğin yaşam döngüsünde,</p>

<p>bazen yoksullukta,</p>

<p>bazen sağlık hizmetine erişememekte,</p>

<p>bazen de çevrenin insan sağlığına uygun biçimde düzenlenememesinde başlıyordu.</p>

<p>Bu nedenle mücadele de yalnızca reçetede bitmedi.</p>

<p>Hekim hastayı tedavi etti.</p>

<p>Laboratuvar kanı inceledi.</p>

<p>Sağlık ekipleri köylere ulaştı.</p>

<p>Kinin dağıtıldı.</p>

<p>Mühendisler kanallar açtı.</p>

<p>Bataklığın suyu çekildi.</p>

<p>Ve yıllar içinde bir isim haritalardan silinmeye başladı:</p>

<p><strong>Cellât Gölü.</strong></p>

<p>Yerinde başka bir isim yaşamaya devam etti:</p>

<h2>Sağlık Ovası.</h2>

<p>Belki de bu iki kelime arasındaki dönüşüm, Türkiye’nin erken Cumhuriyet dönemindeki halk sağlığı anlayışını anlatan en güçlü cümlelerden biridir.</p>

<p><strong>Çünkü bazen tıp tarihi bir ameliyathanede değil, bir bataklığın kıyısında yazılır.</strong></p>

<hr />
<h3>Editör Notu</h3>

<p>Bu yazı; dönemin mevzuatı ve resmî kayıtları, Sağlık Bakanlığının tarihsel kaynakları, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi’nde yayımlanan Mehmet Karayaman’ın <strong>“Cellât Gölü’nden Sağlık Ovası’na”</strong> başlıklı akademik çalışması, Dünya Sağlık Örgütü sıtma verileri ve Türkiye’de sıtmanın epidemiyolojisini inceleyen bilimsel çalışmalar esas alınarak hazırlanmıştır.</p>

<p>Tarihsel olayların okuyucu tarafından daha kolay anlaşılabilmesi amacıyla edebî bir anlatım kullanılmış; kaynaklarla doğrulanamayan hayalî kişiler, konuşmalar veya olaylar metne eklenmemiştir. Sıtmayla ilgili güncel tıbbi bilgiler, tarihsel uygulamalarla günümüz vektör kontrol yöntemlerinin birbirine karıştırılmaması gözetilerek aktarılmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cellat-golu-sitmanin-golgesinden-saglik-ovasina</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 19:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/cellat-golunden-saglik-ovasina-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="36716"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adnan Kahveci’nin Oğlu Mehmet Bozkurt Kahveci’den Sevindiren Haber]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/adnan-kahvecinin-oglu-mehmet-bozkurt-kahveciden-sevindiren-haber</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/adnan-kahvecinin-oglu-mehmet-bozkurt-kahveciden-sevindiren-haber" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eski Devlet ve Maliye Bakanı merhum Adnan Kahveci’nin büyük oğlu Mehmet Bozkurt Kahveci’nin sağlık durumunda sevindirici bir gelişme yaşandı. Yoğun bakım tedavisi tamamlanan Kahveci’nin tedavisi Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi Dahiliye Servisi’nde sürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ANAP döneminin önemli siyasetçilerinden, eski Devlet ve Maliye Bakanı merhum Adnan Kahveci’nin büyük oğlu Mehmet Bozkurt Kahveci’nin sağlık durumunda olumlu gelişme yaşandı.</p>

<p>Uzun süredir böbrek yetmezliği nedeniyle diyaliz tedavisi gören ve diyabete bağlı sağlık sorunlarıyla mücadele eden Mehmet Bozkurt Kahveci, geçtiğimiz günlerde rahatsızlanmasının ardından Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’ne kaldırılarak yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınmıştı.</p>

<p>Hastanede uygulanan tedavinin ardından sağlık durumunun düzelmesi üzerine Kahveci yoğun bakım ünitesinden çıkarıldı. Tedavisinin Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi Dahiliye Servisi’nde devam ettiği öğrenildi.</p>

<p>Diyabet nedeniyle görme yetisini kaybeden ve uzun süredir diyaliz tedavisi gören Kahveci’nin sağlık durumunun yakından takip edildiği belirtildi.</p>

<p>Tedavi süreciyle Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Hasan Fehmi Küçük’ün de yakından ilgilendiği öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Acı Kaza Hayatını Değiştirmişti</p>

<p>Merhum Adnan Kahveci, Turgut Özal döneminde Devlet Planlama Teşkilatı ve Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı, ardından Maliye Bakanı olarak görev yaptı.</p>

<p>5 Şubat 1993 tarihinde Bolu’nun Gerede ilçesi yakınlarında meydana gelen trafik kazasında Adnan Kahveci ile eşi yaşamını yitirdi. Kazada yaralanan kızları Aslıhan Kahveci ise yaklaşık 10 gün süren yaşam mücadelesinin ardından hayatını kaybetti. Küçük oğulları Cihan Kahveci kazadan yaralı olarak kurtulurken, o dönemde Bilkent Üniversitesi’nde eğitim gördüğü için araçta bulunmayan Mehmet Bozkurt Kahveci ailesini aynı kazada kaybetmenin derin acısını yaşadı.</p>

<p>Adnan Kahveci’nin Türk siyasi hayatındaki yeri ve devlete yaptığı hizmetler dikkate alındığında, Mehmet Bozkurt Kahveci’nin tedavi sürecine ilişkin devlet büyüklerinin ve ilgili kurumların manevi destek göstermesinin kamu vicdanında karşılık bulacağı değerlendiriliyor. Uzun yıllardır sağlık sorunlarıyla mücadele eden Kahveci’nin tedavisinin başarılı şekilde tamamlanması ve sağlığına kavuşması en büyük temenni olarak ifade ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/adnan-kahvecinin-oglu-mehmet-bozkurt-kahveciden-sevindiren-haber</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 19:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7886.jpeg" type="image/jpeg" length="46001"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fenerbahçe’nin Romelu Lukaku Transferinde Tarih Ortaya Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcenin-romelu-lukaku-transferinde-tarih-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcenin-romelu-lukaku-transferinde-tarih-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fenerbahçe’nin transfer görüşmelerini sürdürdüğü Romelu Lukaku için İtalya’dan yeni bir gelişme aktarıldı. Belçikalı golcünün 12 Ağustos’ta özel uçakla Türkiye’ye gelmesinin planlandığı bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Lukaku İçin Türkiye Yolculuğu İddiası</p>

<p>Fenerbahçe’nin Romelu Lukaku transferinde gözler artık oyuncunun Türkiye’ye geliş sürecine çevrildi.</p>

<p>İtalya’dan gelen son bilgilere göre Napoli ile Fenerbahçe arasındaki görüşmelerde önemli mesafe alınmasının ardından Belçikalı santrforun Türkiye yolculuğu için de planlama yapıldı.</p>

<p>İtalyan transfer gazetecisi Gianluca Di Marzio kaynaklı bilgilere göre Lukaku’nun 12 Ağustos Çarşamba günü özel uçakla Türkiye’ye gelmesi planlanıyor.</p>

<p>Türkiye’ye geliş takviminin ortaya çıkması, transfer dosyasındaki bir önceki aşamaya göre yeni bir gelişme niteliği taşıyor.</p>

<p>Napoli ile Anlaşma Haberleri Güçleniyor</p>

<p>Lukaku transferinin kulüpler arasındaki bölümüne ilişkin İtalya’dan gelen bilgiler de dikkat çekiyor.</p>

<p>İtalyan basınında Napoli ile Fenerbahçe’nin Belçikalı futbolcunun transferi konusunda anlaşmaya vardığı yönündeki haberler farklı kaynaklar tarafından aktarılıyor.</p>

<p>La Repubblica da tarafların transfer konusunda anlaşmaya ulaştığını bildirdi.</p>

<p>Böylece daha önce bonservis pazarlığıyla başlayan sürecin, oyuncunun Türkiye’ye gelişinin planlandığı aşamaya kadar ilerlediği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>12 Ağustos Detayı Neden Önemli?</p>

<p>Fenerbahçe-Lukaku dosyasında son günlerde peş peşe gelişmeler yaşandı.</p>

<p>İlk olarak sarı-lacivertliler ile Napoli arasında bonservis görüşmelerinin ilerlediği bildirildi. Ardından tarafların anlaşmaya yaklaştığı ve sağlık kontrolü sürecinin gündeme geldiği yönünde bilgiler geldi.</p>

<p>Son gelişme ise doğrudan oyuncunun seyahat programıyla ilgili.</p>

<p>Lukaku’nun 12 Ağustos’ta Türkiye’ye gelmesinin planlandığı bilgisi gerçekleşirse transfer süreci resmî açıklama öncesindeki son operasyonel aşamalardan birine geçmiş olacak.</p>

<p>Ancak seyahat programlarının transfer tamamlanıncaya kadar değişebileceği de göz önünde bulunduruluyor.</p>

<p>Lukaku 33 Yaşında</p>

<p>13 Mayıs 1993 doğumlu Romelu Lukaku, 33 yaşında ve santrfor mevkisinde görev yapıyor.</p>

<p>Anderlecht altyapısından yetişen Belçikalı golcü; Chelsea, West Bromwich Albion, Everton, Manchester United, Inter ve Roma formalarını giydikten sonra Napoli’ye transfer oldu.</p>

<p>Belçika Milli Takımı’nın da uzun yıllardır önemli isimlerinden biri olan Lukaku, fizik gücü ve ceza sahasındaki gol etkinliğiyle tanınıyor.</p>

<p>Deneyimli futbolcunun Napoli ile sözleşmesi Haziran 2027’ye kadar devam ediyor.</p>

<p>Gözler 12 Ağustos’a Çevrildi</p>

<p>Fenerbahçe veya Napoli’den Lukaku transferinin tamamlandığına ilişkin henüz resmî açıklama gelmedi.</p>

<p>Bu nedenle İtalya’dan gelen anlaşma ve seyahat programına ilişkin bilgiler güçlü transfer sinyalleri olarak değerlendirilse de Lukaku için şu aşamada “resmen Fenerbahçe’de” ifadesini kullanmak mümkün değil.</p>

<p>İtalyan kaynakların aktardığı program değişmezse transfer dosyasında gözler 12 Ağustos Çarşamba gününe çevrilecek.</p>

<p>Doğrulama Kaynaklarının Özeti</p>

<p>Gianluca Di Marzio kaynaklı son bilgilerde Romelu Lukaku’nun 12 Ağustos’ta özel uçakla Türkiye’ye gelmesinin planlandığı bildirildi.</p>

<p>Napoli ile Fenerbahçe arasında transfer konusunda anlaşma sağlandığı yönündeki bilgiler ise İtalyan basınında birden fazla kaynak tarafından aktarılıyor.</p>

<p>Türkiye’ye geliş tarihi konusunda henüz Fenerbahçe veya Napoli tarafından resmî açıklama yapılmadı.</p>

<p>Kaynak güveni: ★★★★☆<br />
Transfer aşaması: 9/10 – Seyahat / resmiyet öncesi işlemler<br />
Türkiye’de duyulma: 🟡 Yeni yayılıyor<br />
Erkenlik puanı: 7/10</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcenin-romelu-lukaku-transferinde-tarih-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 19:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7884.jpeg" type="image/jpeg" length="63242"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73345"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="46998"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42874"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21862"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38514"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="51673"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
