<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 17 Sep 2026 21:56:47 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bipolar Bozukluk Sadece “Bir İyi Bir Kötü Hissetmek” Değil: Fark Nerede?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bipolar-bozukluk-sadece-bir-iyi-bir-kotu-hissetmek-degil-fark-nerede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bipolar-bozukluk-sadece-bir-iyi-bir-kotu-hissetmek-degil-fark-nerede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bipolar bozukluk yalnızca sık ruh hali değişimi değildir. Mani veya hipomani ile depresyon dönemleri; uyku, enerji, düşünce, davranış ve günlük işlevlerde belirgin değişikliklere yol açabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bipolar Bozukluk Belirtileri: Günlük Duygu Değişiminden Nasıl Ayrılır?</p>

<p>Bipolar bozukluk, kişinin yalnızca zaman zaman mutlu, üzgün veya öfkeli olması anlamına gelmez. Temel özellik; duygu durumuyla birlikte enerji, aktivite, uyku, düşünme biçimi ve davranışlarda kişinin olağan halinden belirgin şekilde farklı dönemlerin ortaya çıkmasıdır.</p>

<p>Bu dönemler mani veya daha hafif seyreden hipomani şeklinde olabileceği gibi depresif dönemler şeklinde de görülebilir. Bazı kişilerde belirtiler birbirine karışabilir. Tanıda tek bir belirti yerine belirtilerin şiddeti, süresi, birlikte ortaya çıkışı ve kişinin yaşamındaki değişiklikler değerlendirilir.</p>

<p>Bipolar bozukluk belirtileri nelerdir?</p>

<p>Bipolar bozukluğun belirtileri kişinin hangi duygu durum döneminde olduğuna göre önemli ölçüde değişebilir.</p>

<p>Mani veya hipomani dönemlerinde görülebilecek belirtiler arasında şunlar bulunabilir:</p>

<p>• Olağandan belirgin biçimde yüksek, coşkulu veya taşkın ruh hali<br />
• Belirgin sinirlilik veya huzursuzluk<br />
• Enerji ve aktivitede belirgin artış<br />
• Çok daha az uyumaya rağmen kendini dinlenmiş hissetme<br />
• Normalden fazla ve hızlı konuşma<br />
• Düşüncelerin hızlanması veya fikirlerin peş peşe gelmesi<br />
• Dikkatin kolay dağılması<br />
• Kendine güven veya kendini önemli görmede olağandışı artış<br />
• Aynı anda çok sayıda işe girişme<br />
• Sonuçlarını yeterince değerlendirmeden karar verme<br />
• Aşırı para harcama veya düşüncesiz yatırımlar yapma<br />
• Cinsel veya başka alanlarda riskli davranışlarda artış</p>

<p>Depresif dönemlerde ise tablo neredeyse tersine dönebilir:</p>

<p>• Sürekli üzgün, boş veya umutsuz hissetme<br />
• Daha önce zevk alınan etkinliklere ilginin azalması<br />
• Enerji kaybı ve belirgin yorgunluk<br />
• Çok az veya çok fazla uyuma<br />
• İştah veya kiloda değişiklik<br />
• Konsantrasyon ve karar vermede güçlük<br />
• Değersizlik veya aşırı suçluluk düşünceleri<br />
• Hareketlerde belirgin yavaşlama veya huzursuzluk<br />
• Ölüm veya intihar düşünceleri</p>

<p>Mani nedir?</p>

<p>Mani yalnızca kişinin çok neşeli veya enerjik olması değildir.</p>

<p>Kişinin normalinden belirgin şekilde farklı bir duygu durumu ve enerji artışı ortaya çıkar. Bu değişiklik günlük işlevleri ciddi biçimde bozabilir.</p>

<p>Kişi çok az uyuyabilir fakat kendisini yorgun hissetmeyebilir. Konuşması hızlanabilir, düşünceleri birbirini kovalayabilir ve aynı anda çok sayıda işe girişebilir.</p>

<p>Muhakeme de etkilenebilir. Normal koşullarda alınmayacak mali, sosyal veya cinsel riskler alınabilir.</p>

<p>Ağır mani sırasında gerçeklikle bağın bozulduğu psikotik belirtiler görülebilir ve hastanede tedavi gerekebilir.</p>

<p>Hipomani ile mani arasındaki fark nedir?</p>

<p>Hipomani, maniye benzeyen ancak daha düşük şiddette seyreden bir dönemdir.</p>

<p>Enerji artışı, daha az uyku ihtiyacı, konuşkanlık, kendine güven artışı ve hareketlilik görülebilir. Ancak hipomani genellikle manide görülen ağır işlev kaybına yol açmaz ve psikoz içermez.</p>

<p>Bu nedenle hipomani bazen kişinin kendisi tarafından hastalık belirtisi olarak algılanmayabilir.</p>

<p>Kişi kendisini daha üretken, sosyal veya enerjik hissedebilir. Çevresindekiler ise davranışının olağandan farklı olduğunu daha kolay fark edebilir.</p>

<p>Bipolar bozukluk neden depresyonla karıştırılabilir?</p>

<p>Bipolar bozukluğu bulunan bir kişi sağlık hizmetine ilk olarak depresif dönemde başvurabilir.</p>

<p>O sırada geçmişte yaşanan hipomani veya mani dönemleri fark edilmez ya da kişi bunları hastalık olarak görmezse tablo yalnızca depresyon gibi algılanabilir.</p>

<p>Bu nedenle değerlendirmede yalnızca kişinin o gün nasıl hissettiğine değil, geçmişte yaşadığı yüksek enerjili dönemlere de bakılması önemlidir.</p>

<p>Özellikle depresyon öyküsüne şu dönemler eşlik etmişse hekime anlatılması önem taşır:</p>

<p>Normalden çok daha az uyuma ihtiyacı,</p>

<p>olağandışı enerji artışı,</p>

<p>çok hızlı konuşma,</p>

<p>düşüncelerin belirgin hızlanması,</p>

<p>olağan dışı özgüven,</p>

<p>dürtüsel veya riskli davranışlar.</p>

<p>Bunların bulunması tek başına bipolar bozukluk tanısı anlamına gelmez. Ancak tanısal değerlendirmede önemli bilgiler sağlayabilir.</p>

<p>Her ruh hali değişimi bipolar bozukluk mudur?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>İnsanların neşeli, üzgün, öfkeli veya stresli hissetmesi yaşamın doğal bir parçasıdır. Gün içinde ruh halinin değişmesi de tek başına bipolar bozukluk anlamına gelmez.</p>

<p>Bipolar bozuklukta önemli olan yalnızca duygunun değişmesi değildir.</p>

<p>Değişimin süresi, şiddeti ve kişinin olağan halinden ne kadar farklı olduğu değerlendirilir. Uyku, enerji, konuşma, düşünce hızı, karar verme ve davranışlarda eşlik eden değişiklikler de önemlidir.</p>

<p>Bu dönemlerin okul, iş, aile ilişkileri, mali durum veya sosyal yaşam üzerindeki etkileri tanısal değerlendirmede dikkate alınır.</p>

<p>Az uyumak bipolar bozukluk belirtisi midir?</p>

<p>Tek başına değildir.</p>

<p>Stres, yoğun çalışma, uykusuzluk, kafein tüketimi ve çok sayıda başka durum uyku süresini azaltabilir.</p>

<p>Mani ve hipomanide ise önemli ayrıntılardan biri “uyuyamamak” ile “uyku ihtiyacının azalması” arasındaki farktır.</p>

<p>Örneğin kişi birkaç saat uyuduğu halde kendisini olağandışı derecede dinç ve enerjik hissedebilir. Buna hızlı konuşma, artmış aktivite, düşüncelerin hızlanması veya riskli davranışlar eşlik ediyorsa durum daha anlamlı hale gelir.</p>

<p>Bipolar I ve Bipolar II arasındaki fark nedir?</p>

<p>Bipolar I bozukluğun ayırt edici özelliği en az bir mani döneminin yaşanmış olmasıdır. Depresif dönemler sıklıkla görülse de Bipolar I tanısı için mutlaka majör depresyon dönemi geçirilmiş olması gerekmez.</p>

<p>Bipolar II bozuklukta ise en az bir hipomani dönemi ve en az bir majör depresif dönem bulunur; geçmişte mani dönemi yaşanmamıştır.</p>

<p>Bipolar II, Bipolar I'in basitçe “hafif hali” olarak değerlendirilmemelidir. Hipomani maniden daha hafif olsa da depresif dönemler ciddi ve uzun süreli olabilir.</p>

<p>Karma belirtiler görülebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Bazı dönemlerde depresif ve manik belirtiler aynı anda bulunabilir.</p>

<p>Örneğin kişi kendisini yoğun biçimde mutsuz veya umutsuz hissederken aynı zamanda düşüncelerinde hızlanma, huzursuzluk veya artmış enerji yaşayabilir.</p>

<p>Bu tür tablolar klinik değerlendirmeyi daha karmaşık hale getirebilir.</p>

<p>Bipolar bozukluk nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Bipolar bozukluğu kesin olarak gösteren tek bir kan testi veya görüntüleme yöntemi bulunmaz.</p>

<p>Tanı; kişinin belirtileri, geçmiş duygu durum dönemleri, bunların süre ve şiddeti, günlük yaşam üzerindeki etkileri ve gerektiğinde yakınlarından alınan bilgiler değerlendirilerek konur.</p>

<p>Hekim bazı durumlarda benzer belirtilere neden olabilecek başka hastalıkları veya maddeleri de araştırabilir.</p>

<p>Örneğin bazı tiroid hastalıkları, ilaçlar ve madde kullanımı duygu durum belirtilerini taklit edebilir veya ağırlaştırabilir.</p>

<p>Bu nedenle internetteki belirti listeleri kişinin kendisine bipolar bozukluk tanısı koyması için yeterli değildir.</p>

<p>Bipolar bozukluk hangi yaşlarda başlayabilir?</p>

<p>Belirtiler herhangi bir yaşta ortaya çıkabilse de bipolar bozukluk sıklıkla ergenliğin sonları veya erken yetişkinlik döneminde başlar.</p>

<p>Çocuk ve ergenlerde de görülebilir ancak bu yaş grubundaki duygu ve davranış değişikliklerinin değerlendirilmesi daha karmaşık olabilir.</p>

<p>Bipolar bozukluk tedavi edilebilir mi?</p>

<p>Bipolar bozukluk genellikle uzun süreli takip gerektiren bir hastalıktır ancak etkili tedavi seçenekleri vardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavi kişinin hastalık dönemine, bipolar bozukluk tipine, önceki ataklarına, eşlik eden hastalıklarına ve bireysel özelliklerine göre planlanır.</p>

<p>Duygu durum dengeleyici ilaçlar ve bazı antipsikotik ilaçlar tedavide kullanılabilir. Psikoeğitim ve çeşitli psikoterapi yaklaşımları da tedavinin önemli parçaları olabilir.</p>

<p>Düzenli uyku, stresin azaltılması, fiziksel aktivite, alkol ve madde kullanımından kaçınma ve kişinin duygu durum değişikliklerini takip etmesi tedavi planını destekleyebilir.</p>

<p>İlaçların hekim önerisi olmadan başlanması, dozunun değiştirilmesi veya aniden bırakılması uygun değildir.</p>

<p>Ne zaman profesyonel yardım alınmalı?</p>

<p>Duygu durumundaki değişiklikler kişinin işini, okulunu, ilişkilerini, mali kararlarını veya günlük yaşamını belirgin biçimde etkilemeye başladıysa psikiyatri değerlendirmesi uygun olabilir.</p>

<p>Özellikle birkaç gün boyunca çok az uykuya rağmen olağandışı enerji artışı, kontrol edilmesi güç davranışlar, aşırı harcama, ciddi risk alma veya gerçeklikle bağın bozulması gibi belirtiler gecikmeden değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kişide intihar düşüncesi, kendisine veya başkasına zarar verme riski, ağır ajitasyon ya da gerçeklikle bağın kaybolması varsa acil profesyonel yardım gerekir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgisi amacıyla hazırlanmıştır ve psikiyatrik değerlendirme veya tanının yerini tutmaz. Bipolar bozukluk tanısı belirti listelerine bakılarak kişinin kendisi tarafından konulmamalıdır. İntihar düşüncesi, kendine veya başkasına zarar verme riski ya da ağır mani/psikoz belirtileri varsa acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institute of Mental Health (NIMH) — Bipolar Disorder</p>

<p>World Health Organization (WHO) — Bipolar Disorder</p>

<p>Mayo Clinic — Bipolar Disorder: Symptoms and Causes</p>

<p>American Psychiatric Association — DSM-5-TR, Bipolar and Related Disorders</p>

<p>WebMD — Bipolar Disorder Symptoms</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bipolar-bozukluk-sadece-bir-iyi-bir-kotu-hissetmek-degil-fark-nerede</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 21:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0821.jpeg" type="image/jpeg" length="21873"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Polislikte Göz A Dilimi Şartları 2026: Göz Derecesi Kaç Olmalı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/polislikte-goz-a-dilimi-sartlari-2026-goz-derecesi-kac-olmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/polislikte-goz-a-dilimi-sartlari-2026-goz-derecesi-kac-olmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Polis adaylarında miyop, hipermetrop ve astigmat için hangi sınırlar uygulanıyor? Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’ndeki göz A dilimi kriterlerini madde madde inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Polislikte Göz A Dilimi Şartları 2026: Göz Derecesi Kaç Olmalı?</p>

<p>Polis olmak isteyen adayların en çok araştırdığı sağlık kriterlerinden biri göz derecesi. Özellikle “Miyop polisliğe engel mi?”, “Astigmat sınırı kaç?”, “Gözlük kullanan polis olabilir mi?” ve “İki gözün derecesi toplanıyor mu?” soruları öne çıkıyor.</p>

<p>Polis okullarına alınacak adayların Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’ndeki A dilimi sağlık şartlarına uygun olması gerekiyor. Göz hastalıkları da EK-3 kapsamında ayrıca değerlendiriliyor.</p>

<p>Peki göz için A dilimi ne anlama geliyor?</p>

<p>MİYOPTA SINIR KAÇ?</p>

<p>Okullara alınacak öğrencilerde her iki göz ayrı ayrı değerlendiriliyor.</p>

<p>Miyoplarda sferik ve silindirik değerlerin toplamı her bir göz için –2 diyoptriyi geçemiyor.</p>

<p>Buradaki önemli ayrıntı şu:</p>

<p>–2 sınırı iki gözün derecelerinin birbiriyle toplanması anlamına gelmiyor. Yönetmelik her iki gözün ayrı ayrı değerlendirilmesini öngörüyor.</p>

<p>Ayrıca yalnızca “miyop derecesine” bakılması yeterli değil. Sferik ve silindirik değer birlikte hesaba katılıyor.</p>

<p>HİPERMETROP SINIRI KAÇ?</p>

<p>Hipermetroplarda da sferik ve silindirik değerlerin toplamı dikkate alınıyor.</p>

<p>Her bir göz için bu değer +1 diyoptriyi geçemiyor.</p>

<p>Dolayısıyla hipermetropisi bulunan bir aday açısından yalnızca gözlük reçetesindeki sferik değere bakarak kesin sonuca ulaşmak doğru olmayabilir. Silindirik değer de değerlendirmeye dahil ediliyor.</p>

<p>ASTİGMAT POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Astigmat bulunması tek başına otomatik olarak polisliğe engel anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yönetmelikte miyop ve hipermetrop için belirtilen sınırlar sferik ve silindirik değerlerin toplamı üzerinden düzenlenmiş durumda.</p>

<p>Mikst astigmatlarda ise transpozisyon sonrasında elde edilen değerlere göre değerlendirme yapılıyor.</p>

<p>Bu nedenle özellikle astigmatı bulunan adayların yalnızca “astigmatım 0,75” gibi tek bir rakam üzerinden kendileri hakkında kesin karar vermeleri doğru değil.</p>

<p>GÖZLÜK KULLANAN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet, gözlük kullanmak tek başına polisliğe engel olarak tanımlanmıyor.</p>

<p>Asıl belirleyici olan refraksiyon kusurunun yönetmelikte belirtilen sınırlar içerisinde bulunması ve diğer göz sağlığı kriterlerinin karşılanması.</p>

<p>Bu nedenle “Gözlük kullanan polis olamaz” şeklindeki yaygın bilgi doğru değil.</p>

<p>GÖRME KESKİNLİĞİ KAÇ OLMALI?</p>

<p>Yönetmelik yalnızca göz numarasını sınırlamıyor. Düzeltme sonrasındaki görme gücü için de kriter getiriyor.</p>

<p>Düzeltmeden sonra iki gözün görme güçleri toplamının en az 20’de 16 olması gerekiyor.</p>

<p>Gözlerden birinin düzeltilmiş görme gücü 10’da 7 düzeyinde olabilir. Ancak böyle bir durumda diğer gözün düzeltilmiş görme gücünün 10’da 10, yani tam olması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle göz numarası yönetmelikteki sınırlar içerisinde olsa bile görme keskinliği şartının ayrıca karşılanması gerekiyor.</p>

<p>KONTAKT LENSLERLE MUAYENE OLUNABİLİR Mİ?</p>

<p>Yönetmeliğin göz hastalıkları A dilimi düzenlemesinde görme ve diskromatopsi muayenesinde lens kullanılmasına izin verilmediği belirtiliyor.</p>

<p>Bu hüküm özellikle renk görme ve görme değerlendirmesi bakımından önemli.</p>

<p>KATARAKT POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Her katarakt bulgusu aynı şekilde değerlendirilmiyor.</p>

<p>Yönetmelikte izole, periferik ve noktasal kataraktın “sağlam” kabul edileceği belirtiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla yalnızca “katarakt tespit edildi” ifadesinden hareketle adayın kesin olarak eleneceği sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>KORNEADAKİ LEKE POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmelik bu konuda da bir istisna getiriyor.</p>

<p>Periferik, yüzeysel ve küçük korneal nefelyonların sağlam kabul edileceği belirtiliyor.</p>

<p>Bunun dışındaki kornea hastalıklarında ise bulgunun niteliği ve yönetmeliğin diğer hükümleri dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerekiyor.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ NASIL DEĞERLENDİRİLİYOR?</p>

<p>Göz A dilimi hükümlerinde diskromatopsi, yani renk görme bozukluğu açısından da muayene öngörülüyor.</p>

<p>Bu değerlendirmede kontakt lens kullanılmasına izin verilmiyor.</p>

<p>Adayın renk görme durumunun yönetmelikteki sağlık şartlarına uygunluğu resmi muayenede belirleniyor.</p>

<p>KERATOKONUS, ŞAŞILIK VE DİĞER GÖZ HASTALIKLARI NE OLACAK?</p>

<p>Polis adaylarının değerlendirilmesi yalnızca göz numarasından ibaret değil.</p>

<p>Yönetmeliğin temel yaklaşımına göre adayların göz hastalıkları yönünden A dilimi koşullarını karşılaması gerekiyor. B, C veya D dilimlerinde tanımlanan göz hastalıkları öğrenci adaylığı açısından engel oluşturuyor.</p>

<p>Yönetmelikte bire bir karşılığı bulunmayan veya sınırda kalan sağlık durumlarında ise hastalığın seyri ve ağırlığı dikkate alınıyor ve uygun sağlık dilimine sağlık kurulu tarafından karar veriliyor.</p>

<p>Bu nedenle keratokonus, şaşılık, retina hastalıkları, kornea hastalıkları veya başka bir göz rahatsızlığında yalnızca internet üzerindeki “olur/olamaz” listelerine göre hareket edilmemeli.</p>

<p>POLİSLİK GÖZ ŞARTLARINDA EN ÖNEMLİ 5 NOKTA</p>

<ol>
 <li>Miyoplarda sferik ve silindirik değerlerin toplamı her bir gözde ayrı ayrı –2 diyoptriyi geçmemeli.</li>
 <li>Hipermetroplarda sferik ve silindirik değerlerin toplamı her bir gözde ayrı ayrı +1 diyoptriyi geçmemeli.</li>
 <li>Mikst astigmatta transpozisyon sonrası değerler esas alınıyor.</li>
 <li>Düzeltme sonrasında iki gözün görme güçleri toplamının en az 20/16 olması gerekiyor.</li>
 <li>Bir gözün düzeltilmiş görmesi 7/10 ise diğer gözün 10/10 olması gerekiyor.</li>
</ol>

<p>Dolayısıyla polis adaylarında yalnızca gözlük kullanıp kullanmamak veya tek başına göz numarası belirleyici değil. Refraksiyon değerleri, düzeltilmiş görme keskinliği ve gözde bulunan diğer hastalıklar birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>1,50 miyop polisliğe engel mi?</p>

<p>Yalnızca “1,50 miyop” bilgisiyle kesin uygunluk kararı verilemez. Yönetmelikte miyop için her göz ayrı değerlendirilerek sferik ve silindirik değerlerin toplamının –2 diyoptriyi geçmemesi öngörülüyor. Görme keskinliği ve diğer göz bulgularının da uygun olması gerekiyor.</p>

<p>Astigmatı olan polis olabilir mi?</p>

<p>Astigmatın bulunması tek başına otomatik engel anlamına gelmez. Sferik-silindirik değerler ve astigmatın türüne göre yönetmelikteki hesaplama uygulanır.</p>

<p>Gözlük kullanan POMEM veya PMYO adayı olabilir mi?</p>

<p>Gözlük kullanmak tek başına engel değildir. Adayın göz bulgularının Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’ndeki A dilimi kriterlerine uygun olması gerekir.</p>

<p>ÖNEMLİ UYARI</p>

<p>Bu içerik adayın polisliğe sağlık açısından uygun olup olmadığına ilişkin kişisel karar yerine geçmez. Gözlük reçetesindeki rakamlar üzerinden tek başına kesin “olur” veya “olamaz” sonucu çıkarılmamalıdır. Resmi değerlendirmede güncel mevzuat, göz muayenesi, tetkikler ve yetkili sağlık kurulunun kararı esas alınır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği EK-3 – Göz Hastalıkları</p>

<p>Resmî Gazete, 29 Eylül 2019, Sayı 30903 – Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/polislikte-goz-a-dilimi-sartlari-2026-goz-derecesi-kac-olmali</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 21:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0819.jpeg" type="image/jpeg" length="39096"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[En İyi Magnezyum Kaynakları Hangileri? Besinler ve Takviye Formları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/en-iyi-magnezyum-kaynaklari-hangileri-besinler-ve-takviye-formlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/en-iyi-magnezyum-kaynaklari-hangileri-besinler-ve-takviye-formlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Magnezyumun en iyi kaynakları kabak çekirdeği, chia, badem, ıspanak, baklagiller ve tam tahıllardır. Takviye gerektiğinde ise magnezyumun kimyasal formu ve elemental miktarı önem taşır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>En İyi Magnezyum Kaynakları Hangileri? Besinler ve Takviye Formları</p>

<p>Magnezyum ihtiyacını karşılamak için ilk seçenek çoğu sağlıklı kişide besinlerdir. Kabak çekirdeği, chia tohumu, badem, kaju, ıspanak, fasulye, tam tahıllar ve bazı soya ürünleri magnezyum açısından güçlü kaynaklar arasında bulunuyor. Takviye gerekiyorsa ise ürünün yalnızca üzerinde yazan “magnezyum” miktarına değil, hangi magnezyum formunu ve ne kadar elemental magnezyum içerdiğine bakmak gerekiyor.</p>

<p>Takviye formları arasında da emilim açısından farklılıklar bulunuyor. ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri'nin (NIH) değerlendirmesine göre magnezyum sitrat, aspartat, laktat ve klorür gibi suda daha iyi çözünen bazı formlar genel olarak magnezyum oksitten daha iyi emilebiliyor. Ancak bu, herkes için tek bir “en iyi magnezyum takviyesi” bulunduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Magnezyum neden önemli?</p>

<p>Magnezyum vücutta yüzlerce enzimatik reaksiyonda görev alan temel minerallerden biri. Protein sentezi, enerji üretimi, kas ve sinir fonksiyonları, kan şekeri kontrolü ve kan basıncının düzenlenmesi gibi süreçlerde rol oynuyor.</p>

<p>Aynı zamanda kemik yapısına katkıda bulunuyor ve normal kalp ritmi açısından önemli olan kalsiyum ve potasyumun hücre zarları üzerinden taşınmasında görev alıyor.</p>

<p>Günlük magnezyum ihtiyacı ne kadar?</p>

<p>NIH verilerine göre yetişkin erkeklerde önerilen günlük magnezyum miktarı yaklaşık 400–420 mg, yetişkin kadınlarda ise 310–320 mg düzeyinde.</p>

<p>Gebelikte gereksinim yaşa göre değişmekle birlikte yetişkin kadınlarda yaklaşık 350–360 mg'a çıkabiliyor.</p>

<p>Bu rakamlar yalnızca takviyeden alınması gereken miktarı değil, gün boyunca yiyecek ve içeceklerden alınan toplam magnezyumu ifade ediyor.</p>

<p>Magnezyum açısından en zengin besinler hangileri?</p>

<p>Magnezyum yalnızca tek bir “süper besinde” bulunmuyor. Çeşitli bitkisel gıdalar günlük ihtiyaca önemli katkı sağlayabiliyor.</p>

<p>NIH'nin seçilmiş porsiyon değerlerine göre:</p>

<p>Kabak çekirdeği, yaklaşık 28 gram: 156 mg</p>

<p>Chia tohumu, yaklaşık 28 gram: 111 mg</p>

<p>Badem, yaklaşık 28 gram: 80 mg</p>

<p>Pişmiş ıspanak, yarım su bardağı: 78 mg</p>

<p>Kaju, yaklaşık 28 gram: 74 mg</p>

<p>Yer fıstığı, çeyrek su bardağı: 63 mg</p>

<p>Soya sütü, bir su bardağı: 61 mg</p>

<p>Pişmiş siyah fasulye, yarım su bardağı: 60 mg</p>

<p>Edamame, yarım su bardağı: 50 mg</p>

<p>Fıstık ezmesi, iki yemek kaşığı: 49 mg</p>

<p>Kabuklu fırınlanmış patates, yaklaşık 100 gram: 43 mg</p>

<p>Pişmiş esmer pirinç, yarım su bardağı: 42 mg</p>

<p>Bu değerler ürün, porsiyon ve hazırlanma biçimine göre değişebilir.</p>

<p>Özellikle tohumlar, kuruyemişler, baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve tam tahıllar magnezyum açısından öne çıkıyor.</p>

<p>Neden yeşil yapraklı sebzelerde magnezyum bulunuyor?</p>

<p>Bunun ilginç bir biyolojik nedeni var. Magnezyum, bitkilerin ışık enerjisini kullanmasını sağlayan klorofil molekülünün merkezinde bulunur. Bu nedenle ıspanak gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler magnezyum kaynakları arasında yer alır.</p>

<p>Ancak “en iyi kaynak” değerlendirilirken yalnızca 100 gramdaki mineral miktarına bakmak yeterli değildir. Gerçekte tüketilen porsiyon, besinin enerji yoğunluğu ve kişinin toplam beslenme düzeni de önemlidir.</p>

<p>Besinlerden alınan magnezyumun tamamı emiliyor mu?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>NIH'ye göre yiyecek ve içeceklerden alınan magnezyumun yaklaşık yüzde 30–40'ı tipik olarak bağırsaklardan emiliyor.</p>

<p>Emilim oranı kişinin magnezyum durumu, alınan miktar ve beslenmenin diğer bileşenlerinden etkilenebilir.</p>

<p>Bu nedenle bir yiyeceğin içerdiği toplam magnezyum miktarı ile vücudun gerçekten kullanabildiği miktar birebir aynı değildir.</p>

<p>Takviye mi, besin mi?</p>

<p>Sağlıklı kişilerde temel yaklaşım magnezyumu çeşitli besinlerden karşılamaktır.</p>

<p>Besinler yalnızca magnezyum sağlamaz; aynı zamanda lif, protein, vitaminler, diğer mineraller ve çok sayıda biyolojik bileşeni birlikte sunar.</p>

<p>Takviyeler ise belirli durumlarda hekim veya diyetisyen değerlendirmesiyle gündeme gelebilir. Yetersiz beslenme, bazı gastrointestinal hastalıklar, bazı ilaçların uzun süreli kullanımı veya belirli klinik durumlar magnezyum durumunu etkileyebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Magnezyum sitrat mı, magnezyum oksit mi?</p>

<p>Bu soru takviye arayanların en sık karşılaştığı konulardan biri.</p>

<p>Magnezyum oksit, yüksek miktarda elemental magnezyum içerebilmesi ve yaygın kullanılması nedeniyle birçok üründe bulunuyor. Ancak yüksek elemental içerik, alınan magnezyumun tamamının iyi emildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>NIH, sıvıda daha iyi çözünen magnezyum formlarının bağırsaktan daha iyi emilme eğiliminde olduğunu belirtiyor. Küçük çalışmalar magnezyum sitrat, aspartat, laktat ve klorürün magnezyum oksit ve sülfata göre daha yüksek biyoyararlanım gösterebildiğini bildiriyor.</p>

<p>Magnezyum sitrat ile oksidi doğrudan karşılaştıran klinik araştırmaların bir bölümünde de sitratın daha yüksek biyoyararlanım gösterdiği bulundu.</p>

<p>Ancak literatür tamamen tek yönlü değil. Farklı ölçüm yöntemleri kullanan bazı araştırmalarda magnezyum oksitle de biyolojik göstergelerde artış saptandı. Bu nedenle yalnızca “organik form iyidir, diğerleri işe yaramaz” şeklindeki kesin genelleme bilimsel verileri aşar.</p>

<p>Takviye seçerken “elemental magnezyum” neden önemli?</p>

<p>Takviye etiketlerindeki en önemli ayrıntılardan biri budur.</p>

<p>Örneğin “magnezyum sitrat” bileşiğinin toplam ağırlığı ile bu bileşiğin sağladığı gerçek magnezyum miktarı aynı değildir.</p>

<p>Takviye etiketinde belirtilen magnezyum miktarı genellikle elemental magnezyumu ifade eder. Farklı formları karşılaştırırken yalnızca bileşiğin adına veya tabletin toplam ağırlığına bakmak yanıltıcı olabilir.</p>

<p>Magnezyum glisinat veya bisglisinat daha mı iyi?</p>

<p>Magnezyum bisglisinat son yıllarda popülerleşmiş durumda. Ancak belirli bir magnezyum formunun bütün insanlar ve bütün kullanım amaçları için diğerlerinden üstün olduğunu söylemeye yetecek güçlü klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Bir ürünün bağırsaktan emilmesi ile belirli bir sağlık sorununu tedavi ettiğinin gösterilmesi de aynı şey değildir.</p>

<p>Örneğin bir formun biyoyararlanımının daha yüksek olması, onun uyku, kas krampları, migren veya anksiyete için otomatik olarak daha etkili olduğu anlamına gelmez. Bu iddiaların her biri ayrıca klinik çalışmalarla değerlendirilmelidir.</p>

<p>Magnezyum takviyesi herkese gerekli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Magnezyum önemli bir mineral olsa da bu durum herkesin magnezyum takviyesi kullanması gerektiği anlamına gelmez.</p>

<p>Beslenmesi yeterli ve çeşitli olan birçok kişi ihtiyacının önemli bölümünü yiyeceklerden karşılayabilir.</p>

<p>Gerçek magnezyum eksikliği ise yalnızca “kramp oluyor” veya “kendimi yorgun hissediyorum” gibi özgül olmayan belirtilerden hareketle güvenilir biçimde teşhis edilemez.</p>

<p>Magnezyum takviyesinin fazlası zararlı olabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Besinlerde doğal olarak bulunan magnezyum sağlıklı kişilerde genellikle sorun oluşturmaz; böbrekler fazla miktarın uzaklaştırılmasına yardımcı olur.</p>

<p>Ancak takviye ve magnezyum içeren ilaçlardan yüksek miktarda alınması ishal, bulantı ve karın kramplarına yol açabilir.</p>

<p>NIH'ye göre yetişkinler için yalnızca takviye ve ilaçlardan gelen magnezyum açısından tolere edilebilir üst alım düzeyi günlük 350 mg'dır. Bu sınır yiyeceklerden doğal olarak alınan magnezyumu kapsamaz.</p>

<p>Çok yüksek miktarlar ciddi magnezyum toksisitesine neden olabilir. Böbrek fonksiyonları bozulmuş kişilerde risk özellikle önemlidir çünkü fazla magnezyumun vücuttan uzaklaştırılması zorlaşabilir.</p>

<p>Magnezyum ilaçlarla etkileşebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Magnezyum bazı antibiyotiklerin ve osteoporoz tedavisinde kullanılan oral bisfosfonatların emilimini azaltabilir.</p>

<p>Diüretikler magnezyum kaybını artırabilir veya azaltabilir. Proton pompası inhibitörlerinin uzun süre kullanılması da bazı kişilerde düşük magnezyum düzeyleriyle ilişkilendirilebilir.</p>

<p>Bu nedenle düzenli ilaç kullananların magnezyum takviyesini sıradan bir gıda ürünü gibi değerlendirmemesi gerekir.</p>

<p>Peki en iyi magnezyum kaynağı hangisi?</p>

<p>Tek bir yiyeceği veya takviye formunu herkes için “en iyi magnezyum kaynağı” ilan etmek doğru değil.</p>

<p>Beslenme açısından bakıldığında kabak çekirdeği, chia, badem, kaju, baklagiller, ıspanak ve tam tahıllar güçlü seçeneklerdir. Günlük ihtiyacı tek bir besinden karşılamak yerine bu kaynakları dengeli bir beslenme düzenine yaymak daha gerçekçi bir yaklaşımdır.</p>

<p>Takviye gerektiğinde ise durum farklıdır. Emilim çalışmalarında sitrat gibi iyi çözünen bazı formlar okside göre avantaj gösterebilir; ancak kullanılacak form ve miktar kişinin ihtiyacına, toleransına, böbrek fonksiyonlarına, kullandığı ilaçlara ve takviyenin kullanım amacına göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kısacası magnezyum söz konusu olduğunda “en pahalı form” veya “en popüler form” otomatik olarak en iyi seçenek değildir. Çoğu kişi için ilk bakılması gereken yer takviye rafı değil, günlük beslenme düzenidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Bu içerik genel sağlık bilgisi amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Böbrek hastalığı bulunanlar, düzenli ilaç kullananlar, gebeler ve magnezyum eksikliğinden şüphelenen kişiler takviye kullanmadan önce sağlık profesyoneline danışmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
NIH Office of Dietary Supplements — Magnesium: Fact Sheet for Health Professionals<br />
NIH Office of Dietary Supplements — Magnesium: Fact Sheet for Consumers<br />
Lindberg JS ve ark. Journal of the American College of Nutrition — Magnesium Bioavailability from Magnesium Citrate and Magnesium Oxide<br />
Walker AF ve ark. Magnesium Research — Mg Citrate Found More Bioavailable Than Other Mg Preparations in a Randomised, Double-Blind Study<br />
Werner T ve ark. Magnesium Research — Assessment of Bioavailability of Mg from Mg Citrate and Mg Oxide </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/en-iyi-magnezyum-kaynaklari-hangileri-besinler-ve-takviye-formlari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 20:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0817.jpeg" type="image/jpeg" length="32943"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1850’de Tıbbiye’de Kanser Hastası Ameliyatı Reddetti: 175 Yıllık Bir Hasta Kararı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/1850de-tibbiyede-kanser-hastasi-ameliyati-reddetti-175-yillik-bir-hasta-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/1850de-tibbiyede-kanser-hastasi-ameliyati-reddetti-175-yillik-bir-hasta-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mekteb-i Tıbbiye’nin 1850-1851 cerrahi kayıtlarında iki kanser hastasının önerilen ağır ameliyatları reddettiği görülüyor. Hekimler operasyonları yapmadı ve hastalar taburcu edildi. Kayıtlar, Osmanlı tıbbında hasta iradesine ilişkin dikkat çekici bir pencere açıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>1850’de Tıbbiye’de Kanser Hastası Ameliyatı Reddetti: 175 Yıllık Bir Hasta Kararı</p>

<p>İstanbul, 1850.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin cerrahi kliniğinde kanserli bir hasta bulunuyordu.</p>

<p>Hastalığın yeri sol testisti.</p>

<p>Klinik kayıtlarında lezyon “sarkosel” olarak tarif ediliyordu ve dönemin hekimlerinin önerdiği tedavi ağırdı:</p>

<p>Kastrasyon.</p>

<p>Ancak hasta ameliyat olmak istemedi.</p>

<p>Ve ameliyat yapılmadı.</p>

<p>Aynı dönemin kayıtlarında ikinci bir kanser hastası daha bulunuyordu.</p>

<p>Bu hastanın sağ elinin sırtında kanserli oluşumlar vardı.</p>

<p>Hekimler ekstremite amputasyonu önerdi.</p>

<p>O da ameliyatı reddetti.</p>

<p>Operasyon gerçekleştirilmedi ve hasta taburcu edildi. [1][2]</p>

<p>Yaklaşık 175 yıl önce Mekteb-i Tıbbiye’nin cerrahi servisinde kayda geçirilen bu iki kısa vaka, yalnız Osmanlı cerrahisinin değil, hekim-hasta ilişkisinin tarihi açısından da dikkat çekici.</p>

<p>Çünkü dönemin cerrahi tablosunda yalnız hastalık ve önerilen ameliyat yazmıyor.</p>

<p>Hastanın ameliyatı kabul etmediği de kayda geçiriliyor.</p>

<p><br />
BELGE MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN KENDİ KLİNİĞİNDEN</p>

<p>Vakalar sonradan oluşturulmuş bir tarih anlatısından gelmiyor.</p>

<p>Kaynağın arkasında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin 1850-1851 öğretim dönemindeki cerrahi klinik faaliyetleri bulunuyor.</p>

<p>Dönemin bilimsel yayın organlarından Gazette Médicale de Constantinople, Tıbbiye çevresinde Fransızca yayımlanıyordu.</p>

<p>1849-1852 arasında çıkan yayın; İstanbul ve Osmanlı coğrafyasındaki tıbbi ve cerrahi uygulamaları, vaka sunumlarını, halk sağlığı konularını ve Avrupa tıp dünyasındaki gelişmeleri okuyucularına aktarıyordu. [1][6]</p>

<p>1850-1851 cerrahi kliniğinin kayıtları da bu bilimsel yayın dünyasının içerisinde yer aldı.</p>

<p><br />
KLİNİĞİN BAŞINDA KONSTANTİN KARATEODORİ VARDI</p>

<p>Cerrahi kliniğinin başında Prof. Konstantin Karateodori bulunuyordu.</p>

<p>Karateodori, 19. yüzyıl Osmanlı tıbbının önemli cerrahlarından biriydi ve Mekteb-i Tıbbiye’nin modernleşme döneminde öğretim üyeliği yaptı. [3]</p>

<p>1850-1851 dönemine ait klinik tablo yalnız birkaç ilginç vakayı değil, servisin faaliyetlerini sayılarla görmemize de imkân sağlıyor.</p>

<p>Araştırmaya göre cerrahi serviste o yıl 34 ameliyat gerçekleştirildi.</p>

<p>Bunların:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>19’unu Prof. Konstantin Karateodori,</p>

<p>9’unu Cerrahi Kliniği Şefi Dr. Stefan Bey,</p>

<p>5’ini 10. sınıf öğrencileri,</p>

<p>1’ini ise Cerrahlık Sınıfı öğrencisi Osman gerçekleştirdi. [2]</p>

<p>Öğrencilerin de ameliyat yapmış olması Mekteb-i Tıbbiye’de klinik öğretimin uygulamalı niteliğini göstermesi açısından ayrıca dikkat çekici.</p>

<p><br />
195 HASTA KAYIT ALTINDAYDI</p>

<p>Cerrahi tablonun verdiği rakamlar, 19. yüzyıl ortasındaki bir Osmanlı cerrahi kliniğini istatistiksel olarak görmemizi sağlıyor.</p>

<p>Cerrahi endikasyonu bulunan toplam 195 hasta kaydedilmişti.</p>

<p>Bunlardan:</p>

<p>151’i şifa buldu.</p>

<p>23 hastada düzelme görüldü.</p>

<p>15 hasta iyileşmedi veya sakat kaldı.</p>

<p>Biri intihar olmak üzere 6 hasta hayatını kaybetti. [2]</p>

<p>Araştırmada klinik mortalite oranı yüzde 3,07 olarak hesaplanıyor. [2]</p>

<p>Ancak bu rakamı günümüz hastanelerinin mortalite oranlarıyla karşılaştırmak doğru olmaz.</p>

<p>Hasta seçimi, tanı yöntemleri, hastalık sınıflandırmaları, ameliyat endikasyonları ve takip süreleri tamamen farklıydı.</p>

<p>Bununla birlikte rakamların kendisi önemli bir şeyi gösteriyor:</p>

<p>Tıbbiye yalnız hastaları tedavi etmiyor, sonuçları sistematik biçimde kaydediyordu.</p>

<p><br />
İLK HASTA: SOL TESTİSTE “SARKOSEL”</p>

<p>Kayıtlardaki en dikkat çekici hastalardan birinde sol testiste “sarkosel” bulunuyordu. [2]</p>

<p>Burada terminolojik bir ayrım önemli.</p>

<p>“Sarkosel”, 19. yüzyıl tıp dilinde testisin etli veya solid büyümelerini tarif etmek için kullanılan tarihsel bir terimdi.</p>

<p>Bu nedenle hastalığı bugünkü patoloji sınıflamasındaki belirli bir testis kanseri türüyle birebir eşitlemek doğru değildir.</p>

<p>Dönemin hekimleri hastaya kastrasyon önerdi.</p>

<p>Bu, hastalıklı testisin cerrahi olarak çıkarılmasını gerektiren ciddi bir girişimdi.</p>

<p>Fakat hasta kabul etmedi.</p>

<p>Ameliyat gerçekleştirilmedi. [1][2]</p>

<p><br />
İKİNCİ HASTAYA AMPUTASYON ÖNERİLDİ</p>

<p>İkinci vakada hastanın sağ elinin dorsal, yani sırt yüzünde kanseröz oluşumlar bulunuyordu.</p>

<p>Tıp etiği araştırmasında bunlar dönemin terminolojisiyle “mantarsı hematodlar şeklinde kanserli oluşumlar” olarak aktarılıyor. [1]</p>

<p>Hekimlerin önerisi bu kez daha ağırdı:</p>

<p>Ekstremite amputasyonu.</p>

<p>Hasta bunu da kabul etmedi.</p>

<p>Ameliyat gerçekleştirilmedi ve hasta taburcu edildi. [1][2]</p>

<p>İşte klinik tablodaki bu birkaç satır, dosyayı yalnız cerrahi tarihinden çıkarıp tıp etiği tarihine taşıyor.</p>

<p><br />
BU, 1850’DE “AYDINLATILMIŞ ONAM” MIYDI?</p>

<p>Burada tarihsel sınırı dikkatle çizmek gerekiyor.</p>

<p>Bugünkü anlamıyla aydınlatılmış onam; hastaya tanısı, önerilen girişim, yararlar, riskler, alternatifler ve tedavisiz kalmanın olası sonuçları hakkında bilgi verilmesini ve kişinin özgür iradesiyle karar vermesini gerektiren modern bir tıp etiği ve hukuk kurumudur.</p>

<p>1850’de Mekteb-i Tıbbiye’de bugünkü biçimiyle kurulmuş bir aydınlatılmış onam sisteminin bulunduğunu söyleyemeyiz.</p>

<p>Bu iki hastaya ameliyatın risklerinin tam olarak nasıl anlatıldığını gösteren ayrıntılı bir onam formu da elimizde yok.</p>

<p>Dolayısıyla:</p>

<p>“Osmanlı’da 1850’de modern hasta hakları uygulanıyordu”</p>

<p>sonucuna varmak doğru olmaz.</p>

<p>Fakat klinik kaydın gösterdiği somut durum son derece önemlidir:</p>

<p>Cerrahi girişim önerildi.</p>

<p>Hasta kabul etmedi.</p>

<p>Hekimler operasyonu gerçekleştirmedi.</p>

<p>Ret kararı klinik kayda geçti. [1][2]</p>

<p>Bu nedenle vakalar, 19. yüzyıl ortası Osmanlı tıbbında hasta iradesinin klinik uygulamada nasıl karşılık bulabildiğini incelemek için son derece değerli örneklerdir.</p>

<p><br />
OSMANLI’DA HASTA RIZASININ DAHA ESKİ İZLERİ</p>

<p>Hekim ile hasta arasındaki rıza ilişkisi Osmanlı toplumunda 1850’den önce de farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor.</p>

<p>Şer‘iyye sicilleri üzerine yapılan tarih araştırmalarında özellikle riskli cerrahi girişimler öncesinde hasta veya yakınlarının hekimin müdahalesine izin verdiğini gösteren kayıtlar tespit edilmiştir. [4]</p>

<p>Bunları bugünün hastanelerindeki aydınlatılmış onam belgeleriyle eşitlemek doğru değildir.</p>

<p>Fakat cerrahi müdahale öncesinde rızanın hukuki önem taşıdığını gösteren tarihsel örneklerdir.</p>

<p><br />
1897’DE “HÜSN-İ RIZA SENETLERİ”</p>

<p>Yaklaşık yarım yüzyıl sonra çok daha somut belgelerle karşılaşıyoruz.</p>

<p>1897 Osmanlı-Yunan Savaşı sırasında ameliyat edilecek bazı yaralı askerler için “Hüsn-i Rıza Senetleri” düzenlendi.</p>

<p>Tıp tarihçisi Nuran Yıldırım’ın incelediği bu belgeler, Osmanlı tıp tarihinde hasta rızasının yazılı belgeler üzerinden takip edilebildiği önemli örnekler arasında bulunuyor. [5]</p>

<p>Böylece ilginç bir tarihsel hat ortaya çıkıyor:</p>

<p>1850-1851:</p>

<p>Tıbbiye cerrahi kayıtlarında “hasta ameliyatı reddetti.”</p>

<p>1897:</p>

<p>Ameliyat öncesinde yazılı rıza belgeleri.</p>

<p>Ancak bu iki nokta arasındaki gelişimi bugünkü aydınlatılmış onama doğru ilerleyen kesintisiz ve doğrusal bir süreç olarak değerlendirmek de doğru değildir.</p>

<p><br />
ÖĞRENCİLER DE AMELİYAT YAPIYORDU</p>

<p>1850-1851 cerrahi tablosunun en şaşırtıcı ayrıntılarından biri, ameliyatların yalnız profesörler tarafından yapılmamış olması.</p>

<p>Beş operasyonun son sınıf öğrencileri tarafından gerçekleştirildiği kaydediliyor.</p>

<p>Bunlar arasında:</p>

<p>Ahmed Ali,</p>

<p>Konstantin Bélisaire,</p>

<p>Marc Apostoli,</p>

<p>Miltiade Konstantin,</p>

<p>Spiro Yani</p>

<p>gibi öğrenciler bulunuyordu. [2]</p>

<p>Cerrahlık Sınıfı öğrencisi Osman’ın gerçekleştirdiği bir ameliyat da ayrıca kayıtlıydı.</p>

<p>Bu tablo Mekteb-i Tıbbiye’de öğrencinin yalnız sınıfta ders dinlemediğini gösteriyor.</p>

<p>Öğrenci klinikteydi.</p>

<p>Hastayı muayene ediyordu.</p>

<p>Vakayı izliyordu.</p>

<p>Ve hocaların gözetimindeki uygulamalı cerrahi eğitimin parçasıydı.</p>

<p><br />
13 YAŞINDAKİ TIBBİYELİNİN DOSYASI</p>

<p>Aynı dönem kayıtlarında başka bir çarpıcı hasta daha bulunuyor.</p>

<p>13 yaşında bir Tıbbiye öğrencisi.</p>

<p>Çocuk sınıfta dirseğinin üzerine düşüyor.</p>

<p>Ertesi sabah hastane vizitinde kolunda belirgin şişlik, dirseğinde kızarıklık ve şiddetli ağrı görülüyor.</p>

<p>Tedavi ise bugünün okuyucusuna oldukça yabancı:</p>

<p>Sülük uygulanıyor.</p>

<p>Yakı konuyor.</p>

<p>Antifilojistik tedavi veriliyor.</p>

<p>Tedavi haftalar boyunca sürüyor.</p>

<p>Kazadan sonraki 25. günde öğrencinin kolunu hâlâ yukarı kaldıramadığı ve dirseğini normal biçimde bükemediği kaydediliyor. [1]</p>

<p>Bu vaka 1850’de yalnız hangi hastalıkların görüldüğünü değil, bir hastanın nasıl muayene edildiğini ve hangi tedavilerin uygulandığını da gösteriyor.</p>

<p><br />
TIBBİYE ÖĞRENCİLERİ VAKA DA YAZIYORDU</p>

<p>Gazette Médicale de Constantinople’un başka bir dikkat çekici özelliği öğrencilerin bilimsel yayın faaliyetlerine katılmasıydı.</p>

<p>1850-1851 döneminde Ahmed Ali, Andon Ohannes, Christophe Patrocle, Constantine Bélisaire, A. Davud, Marc Apostoli Pizipio, Memiş Süleyman, Militiade Konstantin, Osman, Rıfat İsmail ve Spiro Yanni gibi öğrencilerin isimleri yayınlarda görülüyor. [6]</p>

<p>Bazıları gerçek hastaların klinik seyirlerini vaka olarak yayımlıyordu.</p>

<p>Bazı çalışmalar ise otopsi ve diseksiyon bulgularını içeriyordu.</p>

<p>Bu nedenle Gazette Médicale de Constantinople yalnız bir gazete değildi.</p>

<p>19. yüzyıl ortasında Tıbbiye’nin hasta kayıtlarının, klinik gözlemlerinin ve bilimsel düşünme biçiminin izlenebildiği önemli bir tarih kaynağıdır.</p>

<p><br />
175 YIL ÖNCEKİ KLİNİĞE AÇILAN PENCERE</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye’nin 1850-1851 cerrahi kayıtlarının asıl değeri burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bugün bir hastanenin elektronik sisteminde gördüğümüz:</p>

<p>Tanı.</p>

<p>Tedavi.</p>

<p>Ameliyat.</p>

<p>Sonuç.</p>

<p>Taburculuk.</p>

<p>gibi bilgilerin tarihsel karşılıklarını bu kayıtlarda görebiliyoruz.</p>

<p>Ve bazen tek bir bilgi bütün hikâyeyi değiştiriyor:</p>

<p>Hasta kabul etmedi.</p>

<p>Sol testisindeki hastalık nedeniyle kastrasyon önerilen hasta reddetti.</p>

<p>Elindeki kanseröz oluşum nedeniyle amputasyon önerilen hasta reddetti.</p>

<p>Hekimler ameliyatları gerçekleştirmedi.</p>

<p><br />
TIP TARİHİ BAZEN BİR HASTANIN “HAYIR” DEMESİNDE SAKLIDIR</p>

<p>Tıp tarihini çoğu zaman büyük keşiflerle anlatıyoruz.</p>

<p>Yeni ilaçlar.</p>

<p>Yeni ameliyatlar.</p>

<p>Ünlü hekimler.</p>

<p>Yeni hastaneler.</p>

<p>Fakat tıbbın tarihi aynı zamanda hastanın tarihidir.</p>

<p>1850-1851’de Mekteb-i Tıbbiye’nin cerrahi kliniğinde isimlerini bugün bilmediğimiz iki hasta kendilerine önerilen ağır cerrahi girişimleri kabul etmedi.</p>

<p>Neden reddettiklerini bilmiyoruz.</p>

<p>Korkmuş olabilirler.</p>

<p>Riskleri fazla bulmuş olabilirler.</p>

<p>Başka bir tedavi istemiş olabilirler.</p>

<p>Fakat kaynak bunların hiçbirini söylemiyor.</p>

<p>Bu nedenle nedenleri tahmin etmek doğru olmaz.</p>

<p>Bildiklerimiz daha sınırlı ama daha değerlidir:</p>

<p>Ameliyat önerildi.</p>

<p>Hasta reddetti.</p>

<p>Operasyon yapılmadı.</p>

<p>Ret kararı kayda geçirildi.</p>

<p>Yaklaşık 175 yıl sonra o kayıt hâlâ okunabiliyor.</p>

<p>Ve Mekteb-i Tıbbiye’nin ameliyathanelerinden tarihe yalnız cerrahların yaptıkları değil, hastaların vermediği izinler de kalmış durumda.</p>

<p><br />
KAYNAKLAR</p>

<p>[1] Yeşim Işıl Ülman, “Tarihimizde Tıbbi Etik: Geçen Yüzyıl Tıp Pratiğinde Tıbbi Etik Vaka Örnekleri”, Hastane, Yıl 7, Sayı 38, Ocak-Şubat 2006, s. 24-26. Gazette Médicale de Constantinople kayıtlarından seçilen Mekteb-i Tıbbiye vaka örnekleri.</p>

<p>[2] Yeşim Işıl Ülman, “Mekteb-i Tıbbiye Cerrahi Kliniği Olguları (1850-1851) / The Surgical Clinical Cases at the Imperial School of Medicine during the Ottoman Empire in 1850-1851”, Hastane, Kasım-Aralık 2006, s. 30-31. Cerrahi servisinin hasta ve ameliyat tabloları ile operasyonu reddeden hastalar.</p>

<p>[3] Constantinos Trompoukis, John Lascaratos, “Greek Professors of the Medical School of Constantinople during a Period of Reformation (1839–76)”, Journal of Medical Biography, 2003; 11:226-231.</p>

<p>[4] Osmanlı şer‘iyye sicilleri üzerinden cerrahi müdahale, hekim sorumluluğu ve hasta rızasını inceleyen Osmanlı tıp tarihi çalışmaları.</p>

<p>[5] Nuran Yıldırım, “Aydınlatılmış Onamın Osmanlı Devleti’ndeki Öncülleri ve 1897 Türk-Yunan Savaşı Yaralılarına Ait Onam Belgeleri: Hüsn-i Rıza Senetleri”, Toplumsal Tarih, Sayı 202, 2010, s. 46-53.</p>

<p>[6] Yeşim Işıl Ülman, Gazette Médicale de Constantinople’un Tıp Tarihimizdeki Önemi, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı, İstanbul, 1999. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/1850de-tibbiyede-kanser-hastasi-ameliyati-reddetti-175-yillik-bir-hasta-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 19:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0816.jpeg" type="image/jpeg" length="45495"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Siyah pirinç kan şekerini daha az mı yükseltiyor? Pirinç ve diyabette yeni veriler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/siyah-pirinc-kan-sekerini-daha-az-mi-yukseltiyor-pirinc-ve-diyabette-yeni-veriler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/siyah-pirinc-kan-sekerini-daha-az-mi-yukseltiyor-pirinc-ve-diyabette-yeni-veriler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siyah ve yeşil pirinç son dönemde beyaz pirince alternatif olarak dikkat çekiyor. Özellikle siyah pirinç için yayımlanan yeni araştırmalar, bazı çeşitlerin kan şekerini daha yavaş yükseltebileceğini gösteriyor. Ancak bilimsel verilerin verdiği mesaj net: Pirincin rengi tek başına yeterli değil; çeşidi, işlenme biçimi ve tüketilen miktar da önemli.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Pirinç, dünyanın en yaygın tüketilen temel besinlerinden biri. Ancak içerdiği yüksek miktardaki nişasta nedeniyle özellikle diyabeti veya prediyabeti olan kişilerde hangi pirincin tercih edilmesi gerektiği sıkça tartışılıyor.<br />
Son araştırmalar bu konuda özellikle siyah pirinci öne çıkarıyor.<br />
Siyah pirinçte dikkat çekici sonuç<br />
2026 yılında Scientific Reports dergisinde yayımlanan bir araştırmada siyah, kırmızı ve beyaz pirincin glisemik indeksleri doğrudan insanlarda karşılaştırıldı.<br />
Çalışmaya 10 sağlıklı yetişkin katıldı. Araştırılan siyah pirincin glisemik indeksi 49, kırmızı pirincin 69, beyaz pirincin ise 71 olarak hesaplandı.<br />
Buna göre çalışmada kullanılan siyah pirinç düşük glisemik indeks kategorisinde yer alırken beyaz pirinç yüksek glisemik indeks grubundaydı. Ancak araştırma yalnızca üç belirli pirinç çeşidini ve az sayıda sağlıklı kişiyi kapsıyordu. Sonuçların diyabetli bireylere veya bütün siyah pirinç çeşitlerine doğrudan genellenmesi mümkün değil.<br />
“Siyah pirincin glisemik indeksi 49’dur” demek doğru değil<br />
Çalışmadan çıkarılması gereken en önemli sonuçlardan biri bu.<br />
49 değeri bütün siyah pirinçlerin ortak özelliği değil, araştırmada kullanılan Ominio adlı siyah pirinç çeşidine ait.<br />
Nitekim 2026'da sekiz farklı siyah pirinç çeşidini inceleyen başka bir laboratuvar çalışmasında tahmini glisemik indeks değerleri yaklaşık 49 ile 68 arasında değişti.<br />
Aynı araştırma işleme ve pişirme yöntemlerinin de nişastanın sindirim hızını değiştirebildiğini gösterdi.<br />
Siyah pirincin farkı ne?<br />
Siyah pirincin koyu rengini büyük ölçüde antosiyanin adı verilen bitkisel bileşikler oluşturuyor.<br />
Ayrıca kepek tabakasını koruyan siyah pirinç çeşitleri, cilalanmış beyaz pirince kıyasla daha fazla lif ve çeşitli fenolik bileşikler içerebiliyor.<br />
Bu özellikler nişastanın sindirim ve emilim hızını etkileyebilir. Fakat siyah pirincin “diyabeti önlediği” ya da “kan şekerini düşürdüğü” şeklinde bir sonuç çıkarmak mevcut kanıtların ötesine geçer.<br />
Peki yeşil pirinç?<br />
Burada daha temkinli olmak gerekiyor.<br />
Hokkaido Üniversitesi araştırmacılarının Food Research International dergisinde yayımlanan çalışmasında Japonya'dan 56 japonica pirinç çeşidinin lipid yapısı incelendi. Kahverengi, siyah, kırmızı ve yeşil pigmentli çeşitler arasında belirgin farklılıklar bulundu.<br />
Araştırmacılar ayrıca seçilmiş bazı pirinç örneklerinde laboratuvar ortamında nişasta sindirimini ölçerek tahmini glisemik indeks hesapladı. Siyah pirinç örnekleri bu değerlendirmede en düşük tahmini glisemik indeksle öne çıktı.<br />
Yeşil pigmentli pirinçlerin ise bazı dikkat çekici lipid bileşenleri açısından zengin olduğu saptandı. Ancak buradan “yeşil pirinç kan şekerini düşürür” veya “diyabet için daha iyidir” sonucu çıkarmak doğru değil.<br />
Üstelik çalışmadaki glisemik indeks hesabı insanlar üzerinde yapılan klinik bir kan şekeri testi değil, in vitro yani laboratuvar ortamında yapılmış tahmini bir değerlendirmeydi.<br />
Renk tek başına yeterli değil<br />
Bir pirincin siyah, kırmızı veya yeşil olması onun otomatik olarak düşük glisemik indeksli olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Kan şekeri üzerindeki etkiyi;<br />
pirincin çeşidi, amiloz ve nişasta yapısı, lif miktarı, ne kadar işlendiği, pişirme yöntemi ve tüketilen porsiyon birlikte belirliyor.<br />
Örneğin geçmişte yapılan insan çalışmalarında bazı yapışkan siyah pirinçlerin yüksek glisemik yanıt oluşturabildiği de gösterildi.<br />
Diyabeti olanlar pirinç yiyebilir mi?<br />
Amerikan Diyabet Derneğinin 2026 standartları diyabetli kişiler için tek bir besini tamamen yasaklayan yaklaşım yerine bireyselleştirilmiş beslenme planını öneriyor.<br />
Önerilerde mümkün olduğunca az işlenmiş, liften zengin karbonhidrat kaynakları ve tam tahıllar öne çıkarılırken rafine tahılların sınırlandırılması tavsiye ediliyor. Porsiyon miktarı da özellikle önem taşıyor.<br />
Bu nedenle bazı siyah pirinç çeşitleri beyaz pirince göre kan şekeri açısından avantaj sağlayabilir.<br />
Ancak siyah pirinç de karbonhidrat ve nişasta içeren bir besindir.<br />
Renginin koyu olması sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmez.<br />
Sonuç: Siyah pirinç umut verici, ancak tek ölçüt renk değil<br />
Yeni çalışmalar özellikle bazı siyah pirinç çeşitlerinin beyaz pirince göre daha düşük glisemik yanıt oluşturabileceğini gösteriyor.<br />
Ancak bütün siyah pirinçler aynı değil.<br />
Yeşil pigmentli pirinçler konusunda ise besin bileşimi açısından ilgi çekici sonuçlar bulunmakla birlikte, kan şekeri üzerindeki üstünlüğünü gösterecek insan çalışmalarına ihtiyaç var.<br />
Bugünkü bilimsel verilerle en doğru mesaj şu: Kan şekeri açısından pirincin renginden çok çeşidi, işlenme biçimi, pişirilmesi ve porsiyonu birlikte değerlendirilmelidir.<br />
Tıbbi uyarı<br />
Diyabet veya prediyabeti bulunan kişilerde karbonhidrat gereksinimi ve öğün planlaması kullanılan ilaçlar, insülin tedavisi, kan şekeri hedefleri ve kişisel metabolik yanıta göre değişebilir. Beslenme düzeninde önemli değişiklikler hekim veya diyabet konusunda deneyimli diyetisyenle birlikte planlanmalıdır.<br />
Kaynaklar<br />
Bayaga CLT ve ark. Scientific Reports, 2026.<br />
Determination of glycemic index and load of commercially available non-pigmented and pigmented rice varieties in the Philippines.<br />
Nath LR ve ark. Food Research International, 2026.<br />
Lipidomic profiling of 56 japonica rice cultivars and identification of novel fatty acid esters of hydroxy fatty acids.<br />
Wang D ve ark. Foods, 2026.<br />
Effects of Chemical Composition and Intramolecular Structural Characteristics of Black Rice Varieties on Glycemic Index and Their Regulation Under Different Processing Conditions.<br />
American Diabetes Association Professional Practice Committee.<br />
Standards of Care in Diabetes—2026.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/siyah-pirinc-kan-sekerini-daha-az-mi-yukseltiyor-pirinc-ve-diyabette-yeni-veriler</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 19:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/siyah-pirinc-kan-sekeri-200kb.webp" type="image/jpeg" length="25662"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Elazığ Sağlık Camiasının Acı Kaybı: Dr. Necmettin Toptaş Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/elazig-saglik-camiasinin-aci-kaybi-dr-necmettin-toptas-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/elazig-saglik-camiasinin-aci-kaybi-dr-necmettin-toptas-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde görev yapan Dr. Necmettin Toptaş vefat etti. Hastane yönetimi, Toptaş’ın vefatını duyurarak ailesine ve sevenlerine başsağlığı ve sabır diledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Elazığ sağlık camiasını üzen bir vefat haberi geldi. Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde görev yapan Dr. Necmettin Toptaş hayatını kaybetti.</p>

<p>DR. NECMETTİN TOPTAŞ’IN VEFATINI HASTANE DUYURDU</p>

<p>Dr. Necmettin Toptaş’ın vefatı, görev yaptığı Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi tarafından kamuoyuna duyuruldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastanenin duyurusunda, kurumda görev yapan Dr. Necmettin Toptaş’ın vefat ettiği belirtilerek merhuma rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı ve sabır dilendi.</p>

<p>DR. NECMETTİN TOPTAŞ NEREYE DEFNEDİLECEK?</p>

<p>Dr. Necmettin Toptaş’ın vefatının ardından cenaze ve defin bilgileri de kayıtlara yansıdı.</p>

<p>17 Eylül 2026 tarihli Elazığ cenaze kayıtlarında “Necmettin TOPTAŞ” adına yer verilen kayıtta, Elazığ Merkez’de kayıtlı olan Toptaş’ın cenazesinin Harput Mezarlığı’na defnedileceği belirtildi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/elazig-saglik-camiasinin-aci-kaybi-dr-necmettin-toptas-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 19:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/doktor-vefat.jpg" type="image/jpeg" length="88108"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alerjiyi Ne Tetikler? Evde ve Dışarıda Karşılaştığımız 10 Yaygın Neden]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alerjiyi-ne-tetikler-evde-ve-disarida-karsilastigimiz-10-yaygin-neden</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alerjiyi-ne-tetikler-evde-ve-disarida-karsilastigimiz-10-yaygin-neden" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alerjiyi polen, ev tozu akarları, küf, hayvan kaynaklı alerjenler, bazı gıdalar, ilaçlar, lateks ve böcek sokmaları tetikleyebilir. Tetikleyiciyi bulmak belirtileri kontrol etmenin önemli bir parçasıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Alerjiyi Ne Tetikler? Evde ve Dışarıda Karşılaştığımız 10 Yaygın Neden</p>

<p>Alerji, bağışıklık sisteminin normalde zararsız olan bir maddeye karşı aşırı tepki vermesiyle ortaya çıkar. Polen en iyi bilinen nedenlerden biri olsa da alerjinin tek kaynağı değildir. Ev tozu akarları, küf, hayvanlardan yayılan alerjenler, bazı gıdalar, ilaçlar, lateks, böcek zehirleri ve hamam böceği kaynaklı parçacıklar da reaksiyon başlatabilir.</p>

<p>Üstelik tetikleyiciye göre tablo değişebilir. Bazı kişilerde hapşırma, burun akıntısı ve gözlerde kaşıntı ön plandayken bazılarında kurdeşen, dudak veya dilde şişme, kusma, hırıltı ya da nefes almada güçlük görülebilir. Ağır reaksiyonlar ise anafilaksiye ilerleyebilir.</p>

<p>Alerji neden olur?</p>

<p>Bağışıklık sisteminin temel görevi vücudu zararlı etkenlere karşı korumaktır. Alerjide ise bağışıklık sistemi normalde zararsız olan belirli maddeleri tehdit olarak algılar.</p>

<p>Duyarlı kişilerde alerjenle karşılaşma bağışıklık yanıtını ve histamin gibi kimyasal aracıların salınmasını tetikleyebilir. Bunun sonucunda burun akıntısı, hapşırma, kaşıntı, gözlerde sulanma, cilt belirtileri veya solunum yakınmaları gelişebilir.</p>

<p>Alerjiyi tetikleyen 10 yaygın neden</p>

<p>1. Polen</p>

<p>Ağaçlar, çimenler ve yabani otların polenleri mevsimsel alerjik rinitin başlıca tetikleyicilerindendir.</p>

<p>Polen alerjisinde en sık:</p>

<p>Hapşırma<br />
Burun akıntısı<br />
Burun tıkanıklığı<br />
Burun ve damakta kaşıntı<br />
Gözlerde kaşıntı ve sulanma</p>

<p>görülebilir.</p>

<p>Belirtilerin yılın belirli dönemlerinde tekrarlaması polen alerjisi açısından önemli bir ipucudur. Ancak polen mevsimi bitmesine rağmen şikâyetlerin devam etmesi başka alerjenlerin de araştırılmasını gerektirebilir.</p>

<p>2. Ev tozu akarları</p>

<p>Alerjinin en kolay gözden kaçabilen kaynaklarından biri ev tozu akarlarıdır.</p>

<p>Bu mikroskobik canlılar özellikle yatak, yastık, döşemeli mobilya, halı ve tekstil ürünlerinin bulunduğu ortamlarda yaşayabilir. Nemli ortamlar çoğalmalarını kolaylaştırabilir.</p>

<p>Ev tozu akarı alerjisinde şikâyetlerin yalnızca belirli bir mevsimde değil, yıl boyunca görülmesi mümkündür.</p>

<p>Özellikle yatakta geçirilen saatlerin ardından burun tıkanıklığı, hapşırma veya göz yakınmalarının artması olası bir ipucu olabilir. Ancak yalnızca belirtilere bakılarak kesin tanı konulamaz.</p>

<p>3. Hayvan kaynaklı alerjenler</p>

<p>Yaygın bir yanlış inanış, evcil hayvan alerjisinin doğrudan hayvanın tüyüne karşı geliştiğidir.</p>

<p>Asıl sorun çoğu zaman hayvanın deri döküntülerinde, tükürüğünde ve diğer salgılarında bulunan proteinlerdir. Bunlar tüylere ve ev içerisindeki yüzeylere taşınabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “az tüy döken” bir hayvan seçmek alerjen maruziyetini mutlaka ortadan kaldırmaz.</p>

<p>4. Küf</p>

<p>Küf sporları da solunum yolu alerjilerini tetikleyebilir.</p>

<p>Küf özellikle nemli alanlarda gelişebilir. Banyo, bodrum, su sızıntısı bulunan bölgeler ve yetersiz havalandırılan alanlar bunun için uygun ortam oluşturabilir.</p>

<p>Dış ortamda ise çürüyen yapraklar, bitki artıkları ve nemli organik materyaller küf sporlarının kaynağı olabilir.</p>

<p>Nem kontrolü ve su sızıntılarının giderilmesi maruziyeti azaltmada önemlidir.</p>

<p>5. Gıdalar</p>

<p>Gıda alerjisi, gıda intoleransıyla aynı şey değildir.</p>

<p>Gıda alerjisinde bağışıklık sistemi belirli bir gıda proteinine karşı reaksiyon oluşturur. Süt, yumurta, yer fıstığı, ağaç yemişleri, balık, kabuklu deniz ürünleri, buğday, soya ve susam iyi bilinen gıda alerjenleri arasındadır.</p>

<p>Belirtiler arasında:</p>

<p>Kurdeşen<br />
Kaşıntı<br />
Dudak, dil veya boğazda şişme<br />
Kusma<br />
Karın ağrısı<br />
İshal<br />
Hırıltı<br />
Nefes almada güçlük</p>

<p>bulunabilir.</p>

<p>Gıda alerjisinin şiddeti kişiden kişiye değişebilir ve bazı reaksiyonlar anafilaksiye ilerleyebilir.</p>

<p>6. Böcek sokmaları</p>

<p>Arı, eşek arısı ve benzeri sokucu böceklerin zehirleri bazı kişilerde ciddi alerjik reaksiyona neden olabilir.</p>

<p>Sokulan bölgede ağrı ve sınırlı şişlik tek başına sistemik alerji anlamına gelmez. Ancak yaygın kurdeşen, boğaz veya dil şişmesi, solunum güçlüğü, baş dönmesi ya da bayılma gibi bulgular ciddi reaksiyonu düşündürür.</p>

<p>Daha önce böcek sokmasına karşı ciddi sistemik reaksiyon yaşayanların alerji uzmanı tarafından değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>7. İlaçlar</p>

<p>İlaçlara bağlı her yan etki alerji değildir.</p>

<p>Ancak bazı ilaçlar gerçek aşırı duyarlılık reaksiyonlarına yol açabilir. Penisilin ve diğer bazı antibiyotikler bu açıdan sık gündeme gelir; bazı ağrı kesicilerle de aşırı duyarlılık reaksiyonları görülebilir.</p>

<p>Daha önce bir ilaca reaksiyon gelişmiş olması, ilacın ömür boyu kesin biçimde “alerjik” kabul edilmesi gerektiği anlamına gelmeyebilir. Özellikle penisilin alerjisi gibi kayıtlarda uzman değerlendirmesi ve uygun testler tanıyı netleştirebilir.</p>

<p>Şüpheli bir ilacı kendi kendinize yeniden denemek ise güvenli değildir.</p>

<p>8. Lateks</p>

<p>Doğal kauçuk lateks bazı kişilerde alerjik reaksiyona yol açabilir.</p>

<p>Lateks içeren eldivenler ve bazı tıbbi ürünlerle temas sonrasında kaşıntı, kurdeşen, burun ve göz belirtileri veya solunum yakınmaları ortaya çıkabilir.</p>

<p>Nadir durumlarda ağır sistemik reaksiyon gelişebilir.</p>

<p>9. Hamam böceği kaynaklı alerjenler</p>

<p>Ev içindeki alerjen kaynaklarından biri de hamam böcekleridir.</p>

<p>Böceklerin vücut parçaları ve dışkılarındaki proteinler havaya ve ev tozuna karışarak duyarlı kişilerde alerjik belirtileri tetikleyebilir.</p>

<p>Özellikle kalıcı iç ortam alerjilerinde yalnızca ev tozu akarları ve evcil hayvanlar değil, hamam böceği alerjenleri de değerlendirilmelidir.</p>

<p>10. Çevresel irritanlar: Her tetikleyici gerçek alerjen değildir</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var.</p>

<p>Sigara dumanı, yoğun parfüm, hava kirliliği ve keskin kokular burun veya astım belirtilerini artırabilir; ancak bunların oluşturduğu reaksiyon her zaman klasik IgE aracılı alerji değildir.</p>

<p>Bu nedenle “bana alerji yapıyor” şeklinde tarif edilen her çevresel etken gerçek bir alerjen olmayabilir.</p>

<p>Alerjinin kaynağı nasıl anlaşılır?</p>

<p>Belirtilerin ne zaman başladığını izlemek oldukça değerlidir.</p>

<p>Örneğin yalnızca ilkbaharda ortaya çıkan yakınmalar poleni düşündürebilirken yıl boyunca, özellikle evde devam eden şikâyetlerde ev tozu akarları, hayvan alerjenleri veya küf gibi iç ortam kaynakları gündeme gelebilir.</p>

<p>Belirtilerin yemek sonrasında başlaması ise gıda alerjisi açısından farklı bir değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Şu ayrıntıların kaydedilmesi tetikleyiciyi bulmaya yardımcı olabilir:</p>

<p>Belirti ne zaman başladı?<br />
Nerede ortaya çıktı?<br />
Ne kadar sürdü?<br />
O sırada ne yenildi?<br />
Yeni bir ilaç kullanıldı mı?<br />
Hayvanla temas oldu mu?<br />
Belirli bir ortamda artıyor mu?<br />
Yılın aynı dönemlerinde tekrarlıyor mu?</p>

<p>Ancak belirtiler üzerinden kendi kendine kesin alerji tanısı koymak doğru değildir.</p>

<p>Alerji testi ne zaman gerekir?</p>

<p>Tetikleyicinin belirlenemediği, belirtilerin sık tekrarladığı, günlük yaşamı etkilediği veya ciddi reaksiyon öyküsü bulunduğu durumlarda hekim değerlendirmesi gerekebilir.</p>

<p>Öyküye göre deri prik testi veya belirli alerjenlere karşı IgE antikorlarını değerlendiren kan testleri kullanılabilir.</p>

<p>Buradaki önemli nokta şudur: Pozitif bir alerji testi tek başına mutlaka klinik alerji anlamına gelmez. Sonucun kişinin belirtileri ve maruziyet öyküsüyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Alerjenlerden tamamen kaçınmak mümkün mü?</p>

<p>Her zaman değil.</p>

<p>Polen gibi dış ortam alerjenlerinden tamamen uzaklaşmak gerçekçi değildir. Buna karşılık kişinin gerçekten duyarlı olduğu alerjen belirlendiğinde hedefli önlemler maruziyeti azaltabilir.</p>

<p>Örneğin ev tozu akarına duyarlı kişilerde yatak ve yastık için alerjen geçirmeyen kılıflar, uygun temizlik yöntemleri ve iç ortam neminin kontrol edilmesi yararlı olabilir.</p>

<p>Polen alerjisinde yüksek polen dönemlerinde dış ortam maruziyetinin azaltılması ve eve giren polenin kontrol edilmesi düşünülebilir.</p>

<p>Tedavi ise alerjinin türüne ve şiddetine göre antihistaminikler, burun spreyleri veya uygun hastalarda alerjen immünoterapisi gibi seçenekleri içerebilir. Tedavi seçimi kişinin hastalığına göre yapılmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alerji ne zaman acildir?</p>

<p>Alerjik reaksiyonların büyük bölümü yaşamı tehdit etmez. Ancak anafilaksi acil müdahale gerektirir.</p>

<p>Özellikle şu belirtiler ciddi kabul edilmelidir:</p>

<p>Nefes almada güçlük<br />
Boğazda sıkışma veya şişme<br />
Dil şişmesi<br />
Bayılma veya belirgin bilinç değişikliği<br />
Şiddetli baş dönmesi<br />
Birden fazla organ sistemini etkileyen hızla gelişen reaksiyon</p>

<p>Anafilaksi riski nedeniyle adrenalin reçete edilmiş kişiler, hekimlerinin hazırladığı acil eylem planına uymalı ve adrenalini geciktirmemelidir. Acil tıbbi yardım da sağlanmalıdır.</p>

<p>Alerjide en önemli adım: Tetikleyiciyi doğru tanımak</p>

<p>Sürekli hapşırmanın nedeni polen olabilir; ancak aynı belirtileri yataktaki ev tozu akarları, evcil hayvan kaynaklı proteinler veya küf de oluşturabilir.</p>

<p>Bu nedenle alerjiyi kontrol etmenin temel basamaklarından biri, yalnızca belirtileri baskılamak değil, gerçekten hangi alerjenin reaksiyonu tetiklediğini belirlemektir.</p>

<p>Özellikle yıl boyunca süren veya nedeni açıklanamayan yakınmalarda belirtilerin zamanı ve maruziyetlerle ilişkisi önemli ipuçları sağlar. Gerektiğinde alerji değerlendirmesi bu tabloyu netleştirebilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve tanı veya kişisel tedavi önerisi yerine geçmez. Nefes darlığı, boğaz veya dilde şişme, bayılma ya da hızla ilerleyen ciddi alerjik reaksiyon belirtilerinde acil tıbbi yardım alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Academy of Allergy, Asthma &amp; Immunology (AAAAI) — Allergic Rhinitis / Hay Fever</p>

<p>American College of Allergy, Asthma &amp; Immunology (ACAAI) — Allergies and Allergic Conditions</p>

<p>WebMD — Common Allergy Triggers </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alerjiyi-ne-tetikler-evde-ve-disarida-karsilastigimiz-10-yaygin-neden</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 19:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0810.jpeg" type="image/jpeg" length="45918"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Retinol Nedir, Ne İşe Yarar ve Nasıl Kullanılır?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/retinol-nedir-ne-ise-yarar-ve-nasil-kullanilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/retinol-nedir-ne-ise-yarar-ve-nasil-kullanilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Retinol, kırışıklık ve cilt lekelerine karşı en popüler kozmetik içeriklerden biri. Retinoidlerin foto-yaşlanma üzerindeki etkisini destekleyen güçlü bilimsel veriler var; ancak retinol ile reçeteli tretinoin aynı şey değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Retinol Gerçekten Kırışıklıkları Azaltıyor mu? Bilim Ne Diyor?</p>

<p>Kırışıklık karşıtı bir serum aradığınızda karşınıza çıkma ihtimali en yüksek içeriklerden biri retinol.</p>

<p>Sosyal medyada kimi zaman “yaşlanma karşıtı mucize” olarak sunuluyor. Bazı kullanıcılar ise birkaç gün içinde kızarıklık ve soyulma yaşayıp ürünü tamamen bırakıyor.</p>

<p>Peki retinol gerçekten işe yarıyor mu?</p>

<p>Kısa cevap: Retinoid ailesinin cilt yaşlanması üzerindeki etkisi dermatolojide en fazla araştırılmış topikal yaklaşımlardan biri. Ancak önemli bir ayrıntı var.</p>

<p>Retinol, retinal ve tretinoin aynı madde değil.</p>

<p>Özellikle reçeteli tretinoinin güneşe bağlı cilt yaşlanması ve kırışıklıklar üzerindeki kanıtları çok daha güçlü. Kozmetik retinol ürünleri için de olumlu klinik çalışmalar bulunuyor ancak ürünlerin formülasyonu ve konsantrasyonu ciddi biçimde değişebiliyor.</p>

<p>RETİNOL NEDİR?</p>

<p>Retinol, A vitamini türevlerinden oluşan retinoid ailesinin bir üyesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cilde uygulandıktan sonra biyolojik olarak aktif retinoik aside ulaşabilmesi için dönüşüm basamaklarından geçmesi gerekir.</p>

<p>Basitleştirirsek:</p>

<p>Retinol → Retinaldehit (retinal) → Retinoik asit</p>

<p>Tretinoin ise retinoik asidin kendisidir.</p>

<p>Bu nedenle tretinoinin ciltte önce retinolden dönüşmesine gerek yoktur.</p>

<p>Bu fark, ürünlerin etkinliği ve tahriş potansiyeli açısından önem taşır.</p>

<p>RETİNOL GERÇEKTEN KIRIŞIKLIKLARI AZALTIYOR MU?</p>

<p>Retinoidler için cevap genel olarak evet; fakat kanıt gücü kullanılan moleküle göre değişiyor.</p>

<p>2025 yılında yayımlanan ve sekiz randomize çalışmadaki 1.361 hastayı değerlendiren sistematik derleme ve meta-analiz, topikal tretinoinin güneş hasarına bağlı hem ince hem de daha belirgin yüz kırışıklıklarında anlamlı iyileşme sağladığını bildirdi.</p>

<p>2024 tarihli başka bir sistematik derlemede de tretinoin foto-yaşlanmanın tedavisinde referans tedavilerden biri olarak değerlendirildi.</p>

<p>Retinol için de olumlu veriler var.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan ve altı kontrollü klinik çalışmayı birleştiren analizde yüzde 0,1 stabilize retinol kullanan 237 kişi, taşıyıcı ürün kullanan 234 kişiyle karşılaştırıldı. Retinol grubunda foto-yaşlanma belirtilerinde 4. haftadan itibaren daha fazla iyileşme bildirildi.</p>

<p>Ancak bu sonuç “piyasadaki her retinol kremi aynı etkiyi gösterir” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Formülasyon, stabilite, konsantrasyon ve kullanım süresi sonucu etkileyebilir.</p>

<p>RETİNOL CİLTTE NE YAPIYOR?</p>

<p>Retinoidler cilt hücrelerinin yenilenme ve farklılaşma süreçlerini etkileyebilir.</p>

<p>Ayrıca kollajen metabolizması üzerinde etkileri bulunur.</p>

<p>Güneşe bağlı yaşlanmada kollajen yapısındaki bozulma kırışıklıkların oluşmasında önemli rol oynar.</p>

<p>Tretinoin üzerinde yapılan insan çalışmalarında epidermal değişikliklerin yanı sıra dermal kollajenle ilişkili olumlu etkiler gösterildi.</p>

<p>Bu nedenle retinoidlerin etkisi yalnızca yüzeydeki ölü hücreleri uzaklaştırmaktan ibaret değildir.</p>

<p>Ancak kozmetik retinol ürünleriyle reçeteli tretinoinin biyolojik gücü aynı kabul edilmemelidir.</p>

<p>RETİNOL LEKELERE İYİ GELİR Mİ?</p>

<p>Bazı pigment düzensizliklerinde yardımcı olabilir.</p>

<p>Retinoidler hücre yenilenmesini ve pigment dağılımını etkileyebildiğinden güneşe bağlı renk eşitsizliklerinin görünümünde iyileşme sağlayabilir.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisi de retinolün hafif pigment düzensizlikleri, cilt dokusu ve ince çizgiler için kullanılabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Ancak her kahverengi leke aynı değildir.</p>

<p>Melazma, güneş lentigoları, postinflamatuvar hiperpigmentasyon ve şüpheli pigmente lezyonların birbirinden ayrılması gerekir.</p>

<p>Özellikle yeni ortaya çıkan, büyüyen veya renk ve şekil değiştiren bir lekeye yalnızca “retinol sürmek” doğru yaklaşım değildir.</p>

<p>RETİNOL GÖZENEKLERİ KÜÇÜLTÜR MÜ?</p>

<p>Gözeneklerin fiziksel olarak açılıp kapanan kapılar gibi küçülmesi mümkün değildir.</p>

<p>Ancak retinoidler hücre döngüsünü ve foliküler keratinizasyonu etkilediğinden gözeneklerin tıkanmasını azaltabilir.</p>

<p>Cilt dokusunun daha düzgün hale gelmesi de gözeneklerin daha az belirgin görünmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla “gözenekleri tamamen yok eder” değil, görünümünü azaltabilir demek daha doğru.</p>

<p>RETİNOL NE ZAMAN ETKİ ETMEYE BAŞLAR?</p>

<p>Retinol birkaç gecede cildi gençleştiren bir ürün değildir.</p>

<p>Bazı kontrollü çalışmalarda ilk değişiklikler yaklaşık dört hafta içerisinde saptanmış olsa da kırışıklık, pigmentasyon ve cilt dokusundaki daha belirgin sonuçlar için haftalar veya aylar gerekebilir.</p>

<p>Tretinoin çalışmalarında tedaviler üç aydan iki yıla kadar uzanan sürelerde incelendi.</p>

<p>Bu nedenle bir hafta kullanıp “işe yaramadı” demek kadar, birkaç uygulamadan sonra dramatik değişiklik beklemek de gerçekçi değildir.</p>

<p>RETİNOL HER GECE KULLANILIR MI?</p>

<p>Yeni başlayan biri için doğrudan her gece kullanmak gerekmeyebilir.</p>

<p>Retinoidlerin en bilinen sorunlarından biri irritasyondur.</p>

<p>Kızarıklık, kuruluk, yanma, hassasiyet ve soyulma görülebilir.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisi özellikle başlangıçta daha düşük yoğunluklu bir ürünün gün aşırı kullanılması ve cildin toleransına göre kullanım sıklığının kademeli artırılması yaklaşımını öneriyor.</p>

<p>Hassas cilde sahip kişilerde daha yavaş başlamak özellikle önemli olabilir.</p>

<p>RETİNOL NASIL KULLANILIR?</p>

<p>Basit bir başlangıç rutini çoğu kişi için yeterlidir.</p>

<p>Akşam:</p>

<p>Yüzü nazik bir temizleyiciyle temizleyin.</p>

<p>Cildin kurumasını bekleyin.</p>

<p>Ürünün talimatına uygun küçük miktarda retinol uygulayın.</p>

<p>Gerekiyorsa nemlendirici kullanın.</p>

<p>Başlangıçta haftada birkaç gece veya gün aşırı kullanım düşünülebilir.</p>

<p>Cilt tolerans gösterdikçe kullanım sıklığı artırılabilir.</p>

<p>Ancak ürünlerin retinol konsantrasyonları ve formülasyonları farklı olduğundan ürünün kendi kullanım talimatı da dikkate alınmalıdır.</p>

<p>“DAHA ÇOK RETİNOL = DAHA HIZLI SONUÇ” MU?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Retinolün fazla kullanılması daha hızlı gençleşme sağlamaz.</p>

<p>Bunun yerine cilt bariyerinin bozulmasına, yoğun kuruluğa, kızarıklığa ve yanmaya yol açabilir.</p>

<p>Tahriş özellikle koyu cilt tonlarında sonrasında hiperpigmentasyona neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle retinoid kullanımında amaç cildi mümkün olduğunca fazla soymak değildir.</p>

<p>Cildin yanması veya sürekli pul pul dökülmesi ürünün daha iyi çalıştığının göstergesi değildir.</p>

<p>“RETİNOL PURGING” GERÇEK Mİ?</p>

<p>Retinoidler hücre döngüsünü etkilediği için akneye yatkın bazı kişilerde başlangıç döneminde sivilcelerde geçici artış görülebilir.</p>

<p>Ancak retinol kullandıktan sonra oluşan her kızarıklık, kabarıklık veya döküntüyü “purging” diye kabul etmek yanlış.</p>

<p>İrritan kontakt dermatit veya ürünün başka bir bileşenine karşı reaksiyon da gelişebilir.</p>

<p>Şiddetli yanma, belirgin şişlik, yoğun kızarıklık veya uzun süren tahriş varsa ürüne ara verilmesi ve gerektiğinde dermatolojik değerlendirme uygun olur.</p>

<p>RETİNOL İLE C VİTAMİNİ BİRLİKTE KULLANILIR MI?</p>

<p>Teknik olarak birçok modern formülasyonda bu iki içeriğin aynı bakım düzeninde bulunması mümkündür.</p>

<p>Ancak özellikle yeni başlayanlarda çok sayıda aktif ürünü aynı anda kullanmak irritasyon riskini artırabilir.</p>

<p>Pratik bir yaklaşım C vitaminini sabah, retinolü akşam kullanmaktır.</p>

<p>Bu ayrım kimyasal olarak mutlaka birbirlerini “etkisiz hale getirdikleri” için değil, rutini sadeleştirmek ve tahrişi azaltmak açısından yararlı olabilir.</p>

<p>RETİNOL İLE AHA VE BHA KULLANILIR MI?</p>

<p>Glikolik asit, laktik asit veya salisilik asit gibi eksfolyanlarla retinol aynı bakım rutininde bulunabilir.</p>

<p>Ancak bunları aynı gece üst üste kullanmak özellikle hassas veya retinoide yeni başlayan ciltlerde tahrişi artırabilir.</p>

<p>Başlangıç döneminde farklı günlere ayırmak daha tolere edilebilir bir yaklaşım olabilir.</p>

<p>Cildin ihtiyacı olmayan beş aktif maddeyi aynı anda kullanmak daha iyi bir bakım rutini anlamına gelmez.</p>

<p>RETİNOL KULLANIRKEN GÜNEŞ KORUYUCU ŞART MI?</p>

<p>Güneşten korunma retinoid kullanan veya kullanmayan herkes için foto-yaşlanmayı önlemenin temel yollarından biridir.</p>

<p>Retinoid kullanırken ise özellikle önemlidir.</p>

<p>Sabah geniş spektrumlu en az SPF 30 güneş koruyucu kullanılması, gölge ve koruyucu giysiler gibi diğer güneşten korunma yöntemleriyle desteklenmesi önerilir.</p>

<p>Bir yandan foto-yaşlanmayı azaltmaya çalışırken diğer yandan cildi yoğun UV maruziyetine bırakmak mantıklı değildir.</p>

<p>RETİNOL GÖZ ÇEVRESİNE SÜRÜLÜR MÜ?</p>

<p>Göz çevresindeki cilt daha hassastır.</p>

<p>Göz çevresi için özel formüle edilmiş bazı retinol ürünleri kullanılabilir; ancak ürünün göze ve kirpik diplerine kaçırılmaması gerekir.</p>

<p>Yeni başlayanlarda göz çevresi, burun kenarları ve ağız çevresi tahrişe daha yatkın olabilir.</p>

<p>Ürünün kullanım talimatı esas alınmalıdır.</p>

<p>RETİNOL KAÇ YAŞINDA KULLANILMAYA BAŞLANMALI?</p>

<p>Retinole başlanması gereken evrensel bir yaş yok.</p>

<p>Bir kişinin 25'inci doğum gününde mutlaka retinol kullanmaya başlaması gerektiğine ilişkin tıbbi bir kural bulunmuyor.</p>

<p>Retinoidler akne, pigmentasyon veya foto-yaşlanma gibi farklı nedenlerle farklı yaşlarda kullanılabilir.</p>

<p>Kırışıklıkların önlenmesi söz konusu olduğunda ise en temel yaklaşım hâlâ güneşten korunmadır.</p>

<p>Dolayısıyla sosyal medyadaki “20 yaşında başlamazsan geç kalırsın” mesajları bilimsel bir zorunluluk olarak görülmemeli.</p>

<p>RETİNOL, RETİNAL VE TRETİNOİN ARASINDAKİ FARK NE?</p>

<p>Bu üç isim sık karıştırılıyor.</p>

<p>Retinol:<br />
Kozmetik ürünlerde yaygın olarak bulunan A vitamini türevidir. Ciltte aktif retinoik aside dönüşmesi gerekir.</p>

<p>Retinal veya retinaldehit:<br />
Retinolden retinoik aside giden dönüşüm zincirinde bir sonraki basamaktadır. Kozmetik ürünlerde giderek daha sık kullanılıyor.</p>

<p>Tretinoin:<br />
Retinoik asidin kendisidir. Reçeteli bir ilaçtır ve foto-yaşlanma konusunda en güçlü klinik kanıtlardan bazılarına sahiptir.</p>

<p>“Daha güçlü” her zaman “benim için daha iyi” anlamına gelmez.</p>

<p>Daha güçlü retinoidler daha fazla irritasyon da oluşturabilir.</p>

<p>2024 tarihli sistematik derleme tretinoini foto-yaşlanma için güçlü referans tedavi olarak değerlendirirken bazı retinoid öncüllerinin daha iyi tolere edilebildiğini, ancak alternatiflerin kanıt kalitesinin genel olarak daha sınırlı olduğunu bildirdi.</p>

<p>HAMİLELİKTE RETİNOL KULLANILIR MI?</p>

<p>Bu konu önemli.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisi gebelik sırasında retinoidlerin kullanılmamasını öneriyor.</p>

<p>Reçeteli veya reçetesiz retinoid içeren bir ürün kullanan ve hamile olan ya da hamilelik planlayan kişilerin ürünü hekimleriyle değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Emzirme dönemindeki kullanım için de kişisel tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.</p>

<p>RETİNOL GERÇEKTEN GENÇLEŞTİRİYOR MU?</p>

<p>Retinol zamanı geri çevirmiyor ve yüz yaşlanmasının bütün bileşenlerini ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Ancak retinoid ailesinin foto-yaşlanma üzerindeki bilimsel kanıtı, kozmetik dünyasındaki pek çok popüler içerikten daha güçlü.</p>

<p>Özellikle tretinoin için kırışıklıklar, pigment düzensizlikleri ve güneş hasarına bağlı cilt değişikliklerinde güçlü klinik veri bulunuyor.</p>

<p>Retinol için de olumlu çalışmalar mevcut ancak bütün kozmetik retinol ürünlerinin aynı etkinliğe sahip olduğunu varsayamayız.</p>

<p>Başarılı kullanımın sırrı çoğu zaman en yüksek konsantrasyonu bulmak değil;</p>

<p>cildin tolere edebileceği uygun ürünü seçmek,</p>

<p>yavaş başlamak,</p>

<p>düzenli kullanmak,</p>

<p>cilt bariyerini korumak</p>

<p>ve her gün güneşten korunmak.</p>

<p>Retinol konusunda “daha fazla” değil, sürdürülebilir kullanım daha önemli olabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Şiddetli akne, rosacea, egzama, belirgin cilt hassasiyeti veya başka dermatolojik hastalığı bulunan kişilerin retinoid kullanımını dermatoloji uzmanıyla değerlendirmesi uygun olur. Gebelikte retinoid kullanımı önerilmez. <br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/retinol-nedir-ne-ise-yarar-ve-nasil-kullanilir</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 17:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0804.jpeg" type="image/jpeg" length="43564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[C-Peptid Nedir, Kaç Olmalı? Yüksekliği ve Düşüklüğü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/c-peptid-nedir-kac-olmali-yuksekligi-ve-dusuklugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/c-peptid-nedir-kac-olmali-yuksekligi-ve-dusuklugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[C-Peptid, pankreasın kendi ürettiği insülin miktarı hakkında bilgi veren bir kan testidir. Düşük değerler insülin üretiminin azaldığını, yüksek değerler ise fazla insülin üretimini düşündürebilir; ancak kan şekeri ve böbrek fonksiyonlarıyla birlikte yorumlanmalıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>C-Peptid, pankreasın ne kadar insülin üretebildiğini değerlendirmek için kullanılan önemli testlerden biridir. Özellikle diyabetin tipinin belirlenmesine yardımcı olmak, pankreasın kalan beta hücre fonksiyonunu değerlendirmek ve dışarıdan insülin kullanan bir kişinin kendi insülin üretimini anlamak gerektiğinde yararlı olabilir.</p>

<p>Ancak C-peptid tek başına “Tip 1 diyabet” veya “Tip 2 diyabet” tanısı koydurmaz. Sonucun anlamı, test sırasında kan şekerinin kaç olduğu, kişinin açlık durumu, kullanılan ilaçlar ve böbrek fonksiyonlarıyla birlikte değerlendirilir.</p>

<p>C-Peptid nedir?</p>

<p>Pankreasın beta hücreleri önce proinsülin adı verilen bir öncü molekül üretir.</p>

<p>Proinsülin parçalandığında iki ürün ortaya çıkar:</p>

<ul>
 <li>İnsülin</li>
 <li>C-Peptid</li>
</ul>

<p>Bu iki madde kana yaklaşık eşit miktarlarda salınır.</p>

<p>İnsülin kan şekerini düzenleyen hormondur. C-Peptid ise kan şekerini doğrudan düşürmez ancak pankreasın ne kadar insülin ürettiğini anlamak için kullanılabilecek bir işaret bırakır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle C-peptid, pankreasın kendi insülin üretiminin bir göstergesi olarak kullanılabilir.</p>

<p>C-Peptid neden insülinden farklıdır?</p>

<p>İnsülin düzeyi kandaki insülin miktarını gösterirken C-peptid özellikle vücudun kendi ürettiği insülin hakkında bilgi verir.</p>

<p>Dışarıdan enjeksiyonla alınan insülin C-peptid içermez.</p>

<p>Bu nedenle insülin tedavisi kullanan bir kişide yüksek insülin düzeyinin ne kadarının enjeksiyondan, ne kadarının pankreastan geldiğini yalnızca insülin testiyle anlamak zor olabilir.</p>

<p>C-peptid bu ayrımda daha kullanışlıdır.</p>

<p>Ayrıca C-peptidin kandaki ömrü insülinden daha uzundur ve düzeyi daha kararlı olabilir.</p>

<p>C-Peptid kaç olmalı?</p>

<p>C-peptid için herkese uygulanabilecek tek bir normal değer yoktur.</p>

<p>Referans aralıkları laboratuvar yöntemine, testin açlık veya uyarılmış koşullarda yapılmasına ve kullanılan birime göre değişir.</p>

<p>Yaygın laboratuvar referanslarından biri açlıkta yaklaşık 0,5-2,0 ng/mL civarındadır; bazı laboratuvarlarda daha geniş veya farklı sınırlar kullanılabilir.</p>

<p>Sonuç ng/mL veya nmol/L gibi farklı birimlerle raporlanabilir.</p>

<p>Bu nedenle e-Nabız veya laboratuvar sonucundaki C-peptid rakamı internette bulunan tek bir aralıkla değil, rapordaki referans değer ve test sırasında ölçülen glukozla birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>C-Peptid düşüklüğü ne anlama gelir?</p>

<p>Düşük C-peptid pankreasın az miktarda insülin ürettiğini düşündürebilir.</p>

<p>Bu durum özellikle:</p>

<ul>
 <li>Tip 1 diyabette</li>
 <li>Uzun süredir devam eden bazı Tip 2 diyabet olgularında</li>
 <li>Pankreasın önemli bölümünün çıkarıldığı ameliyatlardan sonra</li>
 <li>Kronik pankreas hastalıklarının ileri dönemlerinde</li>
 <li>Beta hücrelerinin ciddi şekilde azaldığı başka durumlarda</li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Ancak C-peptid sonucu kan şekerinden bağımsız yorumlanmamalıdır.</p>

<p>Örneğin test sırasında kan şekeri düşükse pankreasın insülin üretimini azaltması normal fizyolojik yanıttır ve C-peptid de düşük olabilir.</p>

<p>Buna karşılık kan şekeri yüksek olduğu halde C-peptidin çok düşük olması pankreasın yeterli insülin üretemediği yönünde daha anlamlı bir bulgudur.</p>

<p>Tip 1 diyabette C-Peptid nasıl olur?</p>

<p>Tip 1 diyabette bağışıklık sistemi pankreasın insülin üreten beta hücrelerini hedef alır.</p>

<p>Beta hücreleri azaldıkça vücudun kendi insülin üretimi ve dolayısıyla C-peptid düzeyi düşer.</p>

<p>Uzun süreli Tip 1 diyabette C-peptid çok düşük veya ölçülemeyecek düzeyde olabilir.</p>

<p>Ancak yeni tanı döneminde bazı kişilerde kalan beta hücreleri hâlâ insülin üretebildiği için ölçülebilir C-peptid bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle tek bir C-peptid sonucuyla Tip 1 diyabet tanısı konmaz. Gerektiğinde diyabetle ilişkili otoantikorlar da değerlendirilir.</p>

<p>Tip 2 diyabette C-Peptid nasıl olur?</p>

<p>Tip 2 diyabetin erken dönemlerinde insülin direnci nedeniyle pankreas kan şekerini kontrol altında tutabilmek için daha fazla insülin üretebilir.</p>

<p>Bu nedenle C-peptid normal veya yüksek bulunabilir.</p>

<p>Hastalık yıllar içinde ilerledikçe beta hücrelerinin insülin üretme kapasitesi azalabilir. Bu durumda Tip 2 diyabetli bir kişide C-peptid zamanla düşebilir.</p>

<p>Dolayısıyla “yüksek C-peptid Tip 2, düşük C-peptid Tip 1” şeklinde kesin bir kural yoktur.</p>

<p>C-Peptid yüksekliği ne anlama gelir?</p>

<p>Yüksek C-peptid pankreasın fazla miktarda insülin salgıladığını gösterebilir.</p>

<p>Olası nedenler arasında:</p>

<ul>
 <li>İnsülin direnci</li>
 <li>Tip 2 diyabetin bazı dönemleri</li>
 <li>Obeziteyle ilişkili hiperinsülinemi</li>
 <li>Böbrek fonksiyonlarının azalması</li>
 <li>İnsülinoma gibi nadir insülin üreten pankreas tümörleri</li>
 <li>Bazı kan şekeri düşürücü ilaçların etkisi</li>
</ul>

<p>bulunabilir.</p>

<p>Yüksek C-peptid tek başına insülinoma veya başka bir pankreas tümörü anlamına gelmez.</p>

<p>Yüksek C-Peptid insülin direnci midir?</p>

<p>İnsülin direncinde C-peptid yüksek bulunabilir çünkü pankreas dokuların insüline verdiği azalmış yanıtı telafi etmek için daha fazla insülin salgılar.</p>

<p>Ancak yüksek C-peptid tek başına insülin direnci tanısı değildir.</p>

<p>Kan şekeri, HbA1c, klinik özellikler ve gerektiğinde diğer metabolik değerlendirmeler dikkate alınır.</p>

<p>C-peptid esas olarak insülin direncini taramak için kullanılan rutin bir test değildir.</p>

<p>C-Peptid ve kan şekeri neden birlikte değerlendirilir?</p>

<p>Çünkü aynı C-peptid değeri farklı glukoz düzeylerinde farklı anlam taşıyabilir.</p>

<p>Kan şekeri yüksekse pankreasın insülin salgılaması beklenir. Bu sırada C-peptidin düşük olması beta hücrelerinin yeterince yanıt veremediğini düşündürebilir.</p>

<p>Kan şekeri düşükken C-peptidin de baskılanması ise normal olabilir.</p>

<p>Özellikle hipoglisemi araştırılırken glukoz, insülin ve C-peptidin aynı anda ölçülmesi önemli bilgiler sağlayabilir.</p>

<p>Hipoglisemide C-Peptid ne anlatır?</p>

<p>Nedeni açıklanamayan düşük kan şekeri ataklarında C-peptid önemli bir ayırıcı test olabilir.</p>

<p>Hipoglisemi sırasında hem insülin hem C-peptid yüksekse pankreasın kendi insülin üretiminin devam ettiği düşünülebilir.</p>

<p>İnsülin yüksek ancak C-peptid baskılıysa dışarıdan alınmış insülin olasılığı değerlendirmeye girebilir.</p>

<p>İnsülinoma gibi nadir pankreas tümörlerinde ise hipoglisemi sırasında uygunsuz şekilde yüksek insülin ve C-peptid görülebilir.</p>

<p>Bu değerlendirme tek başına bir laboratuvar rakamıyla yapılmaz; kontrollü klinik protokoller gerekebilir.</p>

<p>Böbrek hastalığı C-Peptidi yükseltir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>C-peptidin vücuttan temizlenmesinde böbrekler önemli rol oynar. Böbrek fonksiyonları azaldığında kandaki C-peptid düzeyi yükselebilir.</p>

<p>Bu nedenle yüksek C-peptid sonucunda kreatinin ve eGFR gibi böbrek fonksiyon göstergelerinin bilinmesi önemlidir.</p>

<p>Böbrek hastalığı bulunan bir kişide yüksek C-peptidi yalnızca “pankreas çok insülin üretiyor” şeklinde yorumlamak hatalı olabilir.</p>

<p>C-Peptid testi aç karnına mı yapılır?</p>

<p>C-peptid açlıkta veya belirli bir uyarı sonrasında ölçülebilir.</p>

<p>Hangi yöntemin kullanılacağı testin neden istendiğine bağlıdır.</p>

<p>Açlık C-peptidi pankreasın bazal insülin üretimi hakkında bilgi verir. Bazı durumlarda yemek, glukagon veya başka uyarılar sonrasında “uyarılmış C-peptid” ölçümü beta hücre rezervini değerlendirmede daha yararlı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle test öncesinde laboratuvarın ve testi isteyen hekimin hazırlık talimatına uyulmalıdır.</p>

<p>C-Peptid nasıl yükseltilir veya düşürülür?</p>

<p>C-peptid doğrudan tedavi edilmesi gereken bir hedef değildir.</p>

<p>Düşük C-peptid pankreasın insülin üretiminin azaldığını gösteriyorsa yaklaşım altta yatan diyabet veya pankreas hastalığına göre belirlenir.</p>

<p>Yüksek C-peptid insülin direnciyle ilişkiliyse metabolik risklerin yönetilmesi önem kazanabilir.</p>

<p>Amaç C-peptid rakamını değiştirmek değil, bu rakamın neden değiştiğini anlamaktır.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>Düşük C-Peptid Tip 1 diyabet demek midir?</p>

<p>Tek başına hayır. Düşük C-peptid pankreasın insülin üretiminin azaldığını düşündürür ancak test sırasındaki kan şekeri, diyabet süresi ve gerektiğinde otoantikor sonuçlarıyla birlikte değerlendirilir.</p>

<p>C-Peptid yüksekliği insülin direnci anlamına gelir mi?</p>

<p>Her zaman değil. İnsülin direncinde C-peptid yüksek olabilir ancak böbrek fonksiyon bozukluğu ve başka durumlar da değeri artırabilir.</p>

<p>İnsülin kullananlarda C-Peptid neden ölçülür?</p>

<p>Enjekte edilen insülin C-peptid içermediği için C-peptid kişinin pankreasının hâlâ ne kadar kendi insülinini ürettiğini değerlendirmeye yardımcı olabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>U.S. National Library of Medicine. C-Peptide Test. MedlinePlus Medical Test.</li>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Diagnosis and Classification of Diabetes: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026.</li>
 <li>Jones AG, Hattersley AT. The Clinical Utility of C-Peptide Measurement in the Care of Patients with Diabetes. Diabetic Medicine, 2013.</li>
 <li>Leighton E, Sainsbury CAR, Jones GC. A Practical Review of C-Peptide Testing in Diabetes. Diabetes Therapy, 2017. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/c-peptid-nedir-kac-olmali-yuksekligi-ve-dusuklugu</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 16:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="38061"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kaymakam Kızılgüneş’e “İtibar Suikastı” İddiası: Olayın Öncesine Ait Görüntüler Ortaya Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kaymakam-kizilgunese-itibar-suikasti-iddiasi-olayin-oncesine-ait-goruntuler-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kaymakam-kizilgunese-itibar-suikasti-iddiasi-olayin-oncesine-ait-goruntuler-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Palandöken Kaymakamı Yunus Kızılgüneş’in köpeğe tekme attığı iddiasıyla gündeme gelen olayın öncesine ilişkin yeni görüntüler ortaya çıktı. Kızılgüneş’in daha önce fiziki müdahaleye uğradığı, site sakinlerinin ise köpeğin uzaklaştırılması için ortak dilekçe verdiği bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kaymakam Kızılgüneş’e “İtibar Suikastı” İddiası: Olayın Öncesine Ait Görüntüler Ortaya Çıktı</p>

<p>Erzurum’da Palandöken Kaymakamı Yunus Kızılgüneş’in bir köpeğe tekme attığı iddiasıyla kamuoyuna yansıyan olayda, tartışmanın öncesine ilişkin yeni görüntüler ve bilgiler gündeme geldi.</p>

<p>Ortaya çıkan güvenlik kamerası kayıtları ve site sakinlerinin daha önce yaptığı başvurular, olayın kamuoyuna ilk yansıyan kısa görüntülerden çok daha eskiye dayanan bir geçmişi bulunduğunu gösterdi.</p>

<p>Kaymakam Kızılgüneş’in daha önce aynı köpeğin sahibiyle yaşadığı tartışmada fiziki müdahaleye maruz kaldığı ve yere düştüğü anların güvenlik kamerasına yansıdığı bildirildi. Kızılgüneş’in bu olayın ardından hastaneye başvurarak rapor aldığı ancak komşuluk ilişkilerini gözeterek o aşamada şikâyetçi olmadığı belirtildi.</p>

<p>KÖPEKLE İLGİLİ ŞİKÂYETLER KAYMAKAMDAN ÖNCE DE VARMIŞ</p>

<p>Olayın dikkat çeken ayrıntılarından biri, köpekle ilgili şikâyetlerin Yunus Kızılgüneş’in siteye taşınmasından önceye uzandığı yönündeki bilgiler oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Altı bloktan oluşan Kardelen Sitesi’nde yaşayan bazı vatandaşların, köpeğin ortak alanlarda ağızlıksız gezdirilmesinden rahatsız olduğu ve özellikle çocuklu aileler ile yaşlıların güvenlik endişelerini dile getirdiği bildirildi.</p>

<p>İlerleyen süreçte site yönetiminin köpeğin siteden uzaklaştırılması amacıyla imza topladığı, altı blokta yaşayan site sakinlerinin ortak iradesiyle hazırlanan dilekçenin Yakutiye Kaymakamlığına teslim edildiği belirtildi.</p>

<p>Kızılgüneş’in de site sakinlerinin ortak girişiminin ardından dilekçeye imza attığı aktarıldı.</p>

<p>KÜÇÜK OĞLU YANINDAYKEN TARTIŞMA YAŞANDI</p>

<p>Haberlere yansıyan bilgilere göre Kızılgüneş ile köpeğin sahibi arasındaki ilk gerilimlerden biri, Kaymakamın 3,5 yaşındaki oğluyla birlikte evine döndüğü sırada yaşandı.</p>

<p>Kızılgüneş’in asansörde ağızlıksız köpeği görmesi üzerine küçük oğluyla aynı asansöre binmediği ve köpeğin sahibini ağızlık kullanması konusunda uyardığı belirtildi.</p>

<p>Daha sonraki karşılaşmada ise tartışmanın büyüdüğü bildirildi.</p>

<p>GÜVENLİK KAMERASI ÖNCEKİ FİZİKİ MÜDAHALEYİ KAYDETTİ</p>

<p>Olayın geçmişine ilişkin ortaya çıkan güvenlik kamerası görüntülerinde Kızılgüneş ile köpeğin sahibi arasında yaşanan tartışmanın fiziki müdahaleye dönüştüğü görülüyor.</p>

<p>Görüntülerde Kızılgüneş’in müdahalenin ardından yere düştüğü ve karşılık vermediği görülüyor.</p>

<p>Kızılgüneş’in olay sonrasında boğazındaki ağrı nedeniyle sağlık kuruluşuna başvurarak rapor aldığı bildirildi.</p>

<p>Basına yansıyan bilgilere göre köpek sahibinin babası daha sonra Kızılgüneş ile görüşerek oğlunun davranışları nedeniyle özür diledi ve şikâyetçi olmamasını istedi.</p>

<p>Kızılgüneş’in de bu görüşmenin ardından komşuluk ilişkilerini gözeterek olayın üzerine gitmediği belirtildi.</p>

<p>SON GÖRÜNTÜLER NASIL ORTAYA ÇIKTI?</p>

<p>Tartışmanın kamuoyuna yansımasına neden olan son olay ise Kızılgüneş’in sabah işe gitmek üzere makam aracına yöneldiği sırada yaşandı.</p>

<p>İlk yayımlanan görüntülerde Kızılgüneş’in köpeğe doğru ayağıyla hamle yaptığı görülmüş ve bu görüntüler “Kaymakam köpeğe tekme attı” iddiasıyla gündeme taşınmıştı.</p>

<p>Olayın geçmişine ilişkin yeni bilgilerde ise ağızlıksız köpeğin Kızılgüneş’in üzerine yöneldiği ve Kaymakamın hareketinin kendisini korumaya yönelik refleks olduğu savunuldu.</p>

<p>Olay sırasında araya giren koruma polisinin de köpek tarafından ısırıldığı bildirildi. Koruma görevlisinin hastaneye başvurduğu ve tedavi gördüğü belirtildi.</p>

<p>“İTİBAR SUİKASTI” İDDİASI GÜNDEME GELDİ</p>

<p>Yeni görüntü ve bilgilerin ortaya çıkmasının ardından olayın kamuoyuna sunuluş biçimi de tartışmaya açıldı.</p>

<p>Kızılgüneş’in daha önce fiziki müdahaleye uğraması, köpekle ilgili şikâyetlerin yalnızca kendisine ait olmaması ve altı blokta yaşayan site sakinlerinin ortak dilekçe hazırlaması, tartışmanın kişisel bir anlaşmazlıktan ibaret olmadığı yönündeki anlatımı güçlendiren unsurlar olarak gündeme geldi.</p>

<p>Daha önce oğlunun davranışları nedeniyle özür dilediği belirtilen babanın, site sakinlerinin ortak imza girişiminin ardından Kızılgüneş’i bu süreçten sorumlu tuttuğu ve kendisini basına vermekle tehdit ettiği de ileri sürüldü.</p>

<p>Bu gelişmelerin ardından Kızılgüneş’in kamuoyu önündeki itibarını hedef alan bir girişimde bulunulduğu iddiası gündeme taşındı.</p>

<p>SORUŞTURMA OLAYIN TAMAMINI AYDINLATACAK</p>

<p>Olayla ilgili kamuoyuna yansıyan ilk görüntüler kadar, daha sonra ortaya çıkan kamera kayıtları ve olayın geçmişine ilişkin bilgiler de soruşturma dosyası açısından önem taşıyor.</p>

<p>Erzurum Valiliği olay hakkında idari inceleme başlatırken, adli makamlar tarafından da süreç yürütülüyor.</p>

<p>Kamera kayıtlarının tamamı, sağlık raporları, site sakinlerinin başvuruları, tarafların ifadeleri ve diğer delillerin değerlendirilmesiyle olayın hukuki boyutu netlik kazanacak.</p>

<p>Ancak ortaya çıkan son görüntüler, kamuoyunun ilk etapta gördüğü kısa görüntülerin olayın geçmişini ve taraflar arasında daha önce yaşananları içermediğini ortaya koyuyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kaymakam-kizilgunese-itibar-suikasti-iddiasi-olayin-oncesine-ait-goruntuler-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 15:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0803.jpeg" type="image/jpeg" length="12946"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tip 2 Diyabette Böbrekleri Hangi İlaçlar Daha İyi Koruyor? Albuminüri Önemli Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-2-diyabette-bobrekleri-hangi-ilaclar-daha-iyi-koruyor-albuminuri-onemli-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-2-diyabette-bobrekleri-hangi-ilaclar-daha-iyi-koruyor-albuminuri-onemli-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tip 2 diyabette GLP-1 ve SGLT2 grubu ilaçların böbrek koruyucu etkisi, idrarda albumin bulunan kişilerde daha belirgin görüldü. 75 bin kişilik çalışma tedavide albuminürinin önemine işaret ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tip 2 Diyabette Böbrekleri Hangi İlaçlar Daha İyi Koruyor? Albuminüri Önemli Olabilir</p>

<p>Tip 2 diyabette kullanılan ilaçların böbrek üzerindeki etkileri herkeste aynı olmayabilir. The BMJ'de yayımlanan 75 bin 455 kişilik büyük bir araştırma, GLP-1 reseptör agonistleri ve SGLT2 inhibitörlerinin böbrek fonksiyonundaki kötüleşmeye karşı sağladığı yararın özellikle idrarında albumin bulunan kişilerde daha belirgin olduğunu gösterdi.</p>

<p>Çalışmanın önemli mesajlarından biri, oldukça basit bir idrar testinin taşıdığı bilgi. Albuminüri, yani idrarda normalden fazla albumin bulunması, böbrek hasarının önemli göstergelerinden biri. Yeni çalışma, bu bulgunun yalnızca böbrek riskini göstermeyebileceğini; farklı diyabet ilaçlarının böbrek üzerindeki sonuçlarını değerlendirirken de önemli olabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>75 BİNDEN FAZLA KİŞİNİN VERİLERİ İNCELENDİ</p>

<p>Araştırmacılar ABD'de tip 2 diyabeti bulunan 75 bin 455 kişinin sağlık kayıtları ve sigorta verilerini analiz etti.</p>

<p>Katılımcıların yaş ortalaması yaklaşık 60'tı ve yüzde 48'i kadındı. Araştırmaya alınan kişilerin orta düzeyde kardiyovasküler riski bulunuyordu ve metformin sonrasında ek diyabet tedavisine başlanmıştı.</p>

<p>Toplam 13 bin 872 kişide albuminüri bulunurken, 61 bin 583 kişide yani katılımcıların yaklaşık yüzde 82'sinde albuminüri yoktu.</p>

<p>Araştırmacılar 2014-2022 dönemindeki verileri kullanarak GLP-1 reseptör agonisti veya SGLT2 inhibitörü kullananlarla sulfonilüre ya da DPP-4 inhibitörü kullananları karşılaştırdı.</p>

<p>Ortalama takip süresi yaklaşık 32 aydı. Analiz, beş yıla kadar böbrek fonksiyonlarında kötüleşme riskini tahmin etti.</p>

<p>ALBUMİNÜRİ VARSA FARK DAHA BELİRGİN</p>

<p>En dikkat çekici sonuç albuminürisi bulunan grupta ortaya çıktı.</p>

<p>Bu kişilerde beş yıllık tahmini böbrek fonksiyonu kötüleşme riski:</p>

<p>GLP-1 reseptör agonisti veya SGLT2 inhibitörü kullananlarda yüzde 3,2,</p>

<p>sulfonilüre kullananlarda yüzde 4,6,</p>

<p>DPP-4 inhibitörü kullananlarda ise yüzde 5,4 olarak hesaplandı.</p>

<p>GLP-1 reseptör agonistleri veya SGLT2 inhibitörleri, DPP-4 inhibitörleriyle karşılaştırıldığında böbrek fonksiyonlarında kötüleşme açısından yaklaşık yüzde 40 daha düşük göreli riskle ilişkiliydi.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var: Yüzde 40 ifadesi mutlak riskin yüzde 40 puan azalması anlamına gelmiyor. Çalışmadaki tahmini beş yıllık risk yüzde 5,4'ten yüzde 3,2'ye düşüyordu; mutlak fark yaklaşık 2,2 yüzde puandı.</p>

<p>ALBUMİNÜRİ YOKSA SONUÇ AYNI DEĞİLDİ</p>

<p>Araştırmanın belki de en ilginç bulgusu albuminürisi olmayan kişilerden geldi.</p>

<p>Bu grupta beş yıllık tahmini böbrek fonksiyonu kötüleşme riski:</p>

<p>GLP-1 reseptör agonisti veya SGLT2 inhibitörü kullananlarda yüzde 2,4,</p>

<p>sulfonilüre kullananlarda yüzde 2,8,</p>

<p>DPP-4 inhibitörü kullananlarda yüzde 2,1 olarak bulundu.</p>

<p>Başka bir ifadeyle araştırmacılar, çalışma süresi içinde albuminürisi olmayan kişilerde GLP-1 reseptör agonistleri veya SGLT2 inhibitörleri için DPP-4 inhibitörlerine kıyasla belirgin bir böbrek avantajına ilişkin güçlü kanıt saptamadı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna karşılık sulfonilüre kullanımı bu grupta DPP-4 inhibitörlerine göre böbrek fonksiyonlarında kötüleşme açısından yaklaşık yüzde 31 daha yüksek göreli riskle ilişkili bulundu.</p>

<p>Bu sonuç, "GLP-1 veya SGLT2 ilaçları albuminürisi olmayan kişilerde böbreği korumaz" şeklinde yorumlanmamalı. Çalışmanın tasarımı ve takip süresi böyle kesin bir sonuç çıkarmaya uygun değil.</p>

<p>ALBUMİNÜRİ NEDİR?</p>

<p>Albumin, normalde kanda bulunan önemli bir proteindir. Sağlıklı böbrekler albuminin büyük bölümünün idrara geçmesini engeller.</p>

<p>Böbreğin filtreleme sisteminde hasar gelişmeye başladığında albumin idrara sızabilir. Bu nedenle idrardaki albumin miktarının ölçülmesi, özellikle diyabetli kişilerde böbrek hasarının erken değerlendirilmesinde kullanılan temel yöntemlerden biridir.</p>

<p>Albuminüri çoğu zaman belirti vermeden ortaya çıkabilir. Kişi kendisini tamamen iyi hissederken idrar testi böbreklerdeki risk hakkında bilgi sağlayabilir.</p>

<p>DİYABETTE BÖBREK TAKİBİNDE İKİ ÖNEMLİ ÖLÇÜM</p>

<p>Diyabetli bir kişinin böbrek sağlığını değerlendirirken yalnızca kreatinin değerine bakılmaz.</p>

<p>İki ölçüm özellikle önemlidir:</p>

<p>İdrar albumin/kreatinin oranı (UACR), idrara ne kadar albumin geçtiğini gösterir.</p>

<p>Tahmini glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) ise böbreklerin kanı ne kadar iyi süzdüğü hakkında bilgi verir.</p>

<p>Bir kişinin eGFR değeri korunmuş görünürken albuminürisi bulunabilir. Tersine, albuminüri olmadan da böbrek fonksiyonlarında azalma görülebilir. Bu nedenle iki göstergenin birlikte değerlendirilmesi önem taşır.</p>

<p>ARAŞTIRMA NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>SGLT2 inhibitörlerinin kronik böbrek hastalığının ilerlemesini azaltabildiğine ilişkin güçlü randomize klinik çalışma kanıtları zaten bulunuyor. GLP-1 reseptör agonistleri için de özellikle kardiyovasküler ve böbrek sonuçlarına ilişkin kanıtlar giderek güçleniyor.</p>

<p>2026 Amerikan Diyabet Derneği standartları da tip 2 diyabet ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde, uygun hastalarda kanıtlanmış yararı bulunan SGLT2 inhibitörlerinin veya GLP-1 reseptör agonistlerinin kullanılmasını öneriyor.</p>

<p>Yeni BMJ çalışmasının katkısı biraz farklı.</p>

<p>Araştırma, "Bu ilaçlar böbreğe yararlı mı?" sorusundan çok, "Böbrek üzerindeki göreli yarar kimlerde daha belirgin olabilir?" sorusuna odaklanıyor.</p>

<p>Sonuçlar albuminürinin bu ayrımda önemli bir gösterge olabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>BU ÇALIŞMA İLAÇLARI BİRBİRİNE KARŞI KESİN OLARAK ÜSTÜN İLAN ETMİYOR</p>

<p>Araştırmanın yorumlanmasında önemli bir sınırlama bulunuyor: Bu çalışma randomize kontrollü bir klinik araştırma değil.</p>

<p>Araştırmacılar "target trial emulation" adı verilen yöntemle gerçek yaşam sağlık verilerinden, randomize bir çalışmaya mümkün olduğunca benzeyen karşılaştırmalar oluşturmaya çalıştı.</p>

<p>Bu yöntem klasik gözlemsel analizlerin bazı yanlılıklarını azaltabilir ancak tamamen ortadan kaldıramaz.</p>

<p>Hangi ilacın reçete edildiğini etkileyen ve araştırmacıların ölçemediği başka özellikler sonuçları etkilemiş olabilir. Ortalama takip süresinin yaklaşık 32 ay olması da uzun dönem böbrek sonuçları açısından dikkate alınması gereken bir sınırlama.</p>

<p>Dolayısıyla çalışma ilaçlar arasında kesin bir neden-sonuç ilişkisi kanıtlamıyor.</p>

<p>GLP-1 VE SGLT2 İLAÇLARI AYNI ŞEY DEĞİL</p>

<p>Çalışmada GLP-1 reseptör agonistleri ile SGLT2 inhibitörlerinin bazı analizlerde birlikte değerlendirilmiş olması da okuyucu açısından önemli bir ayrıntı.</p>

<p>Bunlar farklı mekanizmalarla çalışan iki ayrı ilaç sınıfıdır.</p>

<p>SGLT2 inhibitörleri böbrek ve kalp koruması açısından geniş klinik çalışma verilerine sahipken, GLP-1 reseptör agonistleri kan şekeri kontrolünün yanı sıra kilo, kardiyovasküler risk ve belirli hasta gruplarında böbrek sonuçları üzerinde yararlar gösterebilir.</p>

<p>Bu nedenle yeni araştırmanın sonuçları "iki ilaç grubu tamamen eşdeğerdir" şeklinde yorumlanmamalıdır.</p>

<p>BASİT İDRAR TESTİ NEDEN DAHA FAZLA ÖNEM KAZANIYOR?</p>

<p>Çalışmanın günlük klinik uygulama açısından dikkat çekici tarafı burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Diyabet tedavisinde HbA1c ve kan şekeri kontrolü önemli olmaya devam ediyor. Ancak modern tedavi yaklaşımında kalp, böbrek, kilo, hipoglisemi riski ve eşlik eden hastalıklar da ilaç seçimini etkiliyor.</p>

<p>Albuminüri değerlendirmesi bu tabloya önemli bir bilgi daha ekliyor.</p>

<p>İdrar albumin/kreatinin oranı gibi rutin bir ölçüm, kişinin böbrek riskinin değerlendirilmesine yardımcı olurken hangi tedavilerden daha fazla kardiyorenal fayda beklenebileceğinin belirlenmesine de katkı sağlayabilir.</p>

<p>Ancak tek bir idrar testi tek başına ilaç seçmek için yeterli değildir.</p>

<p>Böbrek fonksiyonları, kalp hastalığı, kullanılan diğer ilaçlar, kan şekeri düzeyi, hipoglisemi riski, kilo, yan etkiler, yaş ve kişinin genel klinik durumu birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>SONUÇ: KAN ŞEKERİNDEN DAHA FAZLASINA BAKMAK GEREKİYOR</p>

<p>BMJ'de yayımlanan çalışma, tip 2 diyabet tedavisinin giderek daha kişiselleştirilmiş hale geldiğini gösteren yeni kanıtlardan biri.</p>

<p>75 binden fazla kişinin verilerinde GLP-1 reseptör agonistleri ve SGLT2 inhibitörleri, albuminürisi bulunan kişilerde böbrek fonksiyonlarının kötüleşmesi açısından DPP-4 inhibitörlerinden daha düşük riskle ilişkiliydi.</p>

<p>Albuminürisi olmayanlarda ise çalışma süresi boyunca aynı düzeyde belirgin bir böbrek avantajı gösterilemedi.</p>

<p>Bu sonuçların mevcut randomize klinik çalışma kanıtlarının yerine geçmediği özellikle vurgulanmalı. Bulgular daha çok, tip 2 diyabette böbrek riskini değerlendirirken idrar albumininin göz ardı edilmemesi gerektiğine dair önemli bir ek veri sağlıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgilendirmesi amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tedavi önerisi değildir. Diyabet ilaçları yalnızca hekim değerlendirmesiyle başlanmalı, değiştirilmeli veya bırakılmalıdır. Mevcut ilacınızı bu araştırmaya dayanarak değiştirmeyin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>The BMJ — Turchin A ve ark. Renal outcomes in people with type 2 diabetes with and without albuminuria treated with SGLT-2 inhibitors and GLP-1 receptor agonists: target trial emulation. 2026. DOI: 10.1136/bmj-2026-100574</p>

<p>American Diabetes Association — Standards of Care in Diabetes 2026: Chronic Kidney Disease and Risk Management</p>

<p>American Diabetes Association — Standards of Care in Diabetes 2026: Pharmacologic Approaches to Glycemic Treatment</p>

<p>The Lancet — GLP-1 receptor agonists and next-generation incretin-based medications: metabolic, cardiovascular, and renal benefits </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-2-diyabette-bobrekleri-hangi-ilaclar-daha-iyi-koruyor-albuminuri-onemli-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0797.jpeg" type="image/jpeg" length="70535"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YÖK 2026 Araştırma Üniversiteleri Sıralamasını Açıkladı: Koç Üniversitesi İlk Sırada]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yok-2026-arastirma-universiteleri-siralamasini-acikladi-koc-universitesi-ilk-sirada</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yok-2026-arastirma-universiteleri-siralamasini-acikladi-koc-universitesi-ilk-sirada" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YÖK’ün 2026 Araştırma Üniversiteleri performans değerlendirmesinde Koç Üniversitesi ilk sırada yer aldı. Sabancı Üniversitesi ikinci, ODTÜ üçüncü olurken 23 araştırma üniversitesi ile 10 aday üniversite açıklandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>YÖK 2026 Araştırma Üniversiteleri Sıralamasını Açıkladı: Koç Üniversitesi İlk Sırada</p>

<p>Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Araştırma Üniversiteleri 2026 Yılı Performans Değerlendirme sonuçlarını açıkladı. ODTÜ’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda 23 araştırma üniversitesinin performans sıralaması ile izlemeye alınan 10 aday araştırma üniversitesi kamuoyuyla paylaşıldı.</p>

<p>YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın paylaştığı sonuçlara göre 2026 sıralamasının ilk sırasında Koç Üniversitesi bulunuyor. Koç Üniversitesi’ni Sabancı Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi takip ediyor.</p>

<p>İstanbul Teknik Üniversitesi dördüncü, Yıldız Teknik Üniversitesi beşinci, Boğaziçi Üniversitesi ise altıncı sırada yer aldı.</p>

<p>2026 araştırma üniversiteleri sıralaması</p>

<p>YÖK tarafından paylaşılan 23 üniversitelik performans sıralaması şöyle:</p>

<p>1. Koç Üniversitesi<br />
2. Sabancı Üniversitesi<br />
3. Orta Doğu Teknik Üniversitesi<br />
4. İstanbul Teknik Üniversitesi<br />
5. Yıldız Teknik Üniversitesi<br />
6. Boğaziçi Üniversitesi<br />
7. İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi<br />
8. Ankara Üniversitesi<br />
9. İstanbul Üniversitesi<br />
10. Hacettepe Üniversitesi<br />
11. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa<br />
12. Gazi Üniversitesi<br />
13. Atatürk Üniversitesi<br />
14. Erciyes Üniversitesi<br />
15. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü<br />
16. Ege Üniversitesi<br />
17. Sakarya Üniversitesi<br />
18. Gebze Teknik Üniversitesi<br />
19. Marmara Üniversitesi<br />
20. Fırat Üniversitesi<br />
21. Karadeniz Teknik Üniversitesi<br />
22. Bursa Uludağ Üniversitesi<br />
23. Çukurova Üniversitesi</p>

<p>10 üniversite izlemeye alındı</p>

<p>YÖK, mevcut araştırma üniversitelerinin yanı sıra araştırma kapasitesi ve performansı takip edilen 10 aday üniversiteyi de açıkladı.</p>

<p>Aday üniversiteler devlet ve vakıf üniversiteleri olmak üzere iki grupta sıralandı.</p>

<p>İzlemeye alınan devlet üniversiteleri:</p>

<p>1. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi<br />
2. Akdeniz Üniversitesi<br />
3. Dokuz Eylül Üniversitesi<br />
4. Kocaeli Üniversitesi<br />
5. Ondokuz Mayıs Üniversitesi<br />
6. Selçuk Üniversitesi</p>

<p>İzlemeye alınan vakıf üniversiteleri:</p>

<p>1. Özyeğin Üniversitesi<br />
2. İstanbul Medipol Üniversitesi<br />
3. İstinye Üniversitesi<br />
4. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi</p>

<p>Toplantı ODTÜ’de gerçekleştirildi</p>

<p>Araştırma Üniversiteleri 2026 Yılı Performans Değerlendirme Toplantısı, Orta Doğu Teknik Üniversitesinin ev sahipliğinde gerçekleştirildi.</p>

<p>Toplantıya Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel de katıldı.</p>

<p>YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, sonuçların açıklanmasının ardından sıralamasını yükselten üniversiteleri tebrik etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özvar, araştırma üniversitelerinden yalnızca kendi performanslarını yükseltmelerinin değil, birbirlerinin imkân ve bilimsel birikimlerinden daha fazla yararlanmalarının ve ulusal ile uluslararası iş birliklerini artırmalarının beklendiğini vurguladı.</p>

<p>Hedef: Rekabet ederken birlikte büyüyen üniversiteler</p>

<p>YÖK’ün araştırma üniversiteleri yaklaşımında üniversiteler arasındaki rekabet kadar bilimsel iş birliği de öne çıkıyor.</p>

<p>Özvar, üniversitelerin rekabet ederken birlikte büyüdüğü, bilimsel birikimin daha nitelikli ve etkili çıktılara dönüştürüldüğü bir araştırma ekosisteminin hedeflendiğini belirtti.</p>

<p>Araştırma üniversitesi ne demek?</p>

<p>Araştırma üniversitesi modeli, yüksek araştırma kapasitesine sahip üniversitelerin bilimsel üretim, araştırma kalitesi, proje geliştirme, doktora eğitimi, uluslararasılaşma ve üniversite-sanayi iş birliği gibi alanlardaki performanslarını güçlendirmeyi amaçlıyor.</p>

<p>Model yalnızca üniversitelerin sıralanmasından ibaret değil. Araştırma üniversitelerinin performansları belirli göstergeler üzerinden takip ediliyor ve kurumların araştırma kapasitelerinin geliştirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>YÖK’ün son dönemde araştırma üniversitelerini stratejik insan kaynağı programlarına da dahil etmesi bu modelin önemini artırıyor. Türkiye Stratejik Teknoloji İnsan Kaynağı Programı kapsamında 23 araştırma üniversitesinde doktora eğitimi alacak genç araştırmacıların aynı zamanda araştırma görevlisi olarak istihdam edilmesi planlanıyor.</p>

<p>ADEP kapsamında 548 projeye destek</p>

<p>2026 değerlendirmesinin yalnızca sıralama açısından değil, araştırma finansmanı bakımından da önemli bir boyutu bulunuyor.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, toplantıda Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) kapsamında 2026 yılında yaklaşık 1,9 milyar lira bütçeli 548 projenin destekleneceğini açıkladı.</p>

<p>Bu çerçevede araştırma üniversitelerinin bilimsel üretimlerinin ekonomik ve toplumsal çıktılara dönüştürülmesi, stratejik alanlardaki araştırma kapasitesinin güçlendirilmesi ve üniversiteler arasındaki iş birliklerinin artırılması hedefleniyor.</p>

<p>2026 tablosunda ilk üç</p>

<p>Açıklanan performans tablosunun zirvesinde iki vakıf üniversitesi ile bir devlet üniversitesi bulunuyor.</p>

<p>Koç Üniversitesi: 1.<br />
Sabancı Üniversitesi: 2.<br />
Orta Doğu Teknik Üniversitesi: 3.</p>

<p>Böylece Koç Üniversitesi 2026 Araştırma Üniversiteleri Performans Sıralaması’nın ilk sırasında yer alırken ODTÜ devlet üniversiteleri arasında en üst sırada bulunuyor.</p>

<p>YÖK’ün açıkladığı liste, genel bir “Türkiye’nin en iyi üniversiteleri” sıralaması olarak değerlendirilmemeli. Açıklanan tablo, Araştırma Üniversiteleri Programı kapsamındaki kurumların araştırma performansının değerlendirilmesine dayanıyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yok-2026-arastirma-universiteleri-siralamasini-acikladi-koc-universitesi-ilk-sirada</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0796.jpeg" type="image/jpeg" length="40007"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Astral Seyahat Gerçek mi? Bilimin Bildikleri ve Hâlâ Cevaplayamadıkları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/astral-seyahat-gercek-mi-beden-disi-deneyimler-hakkinda-bilim-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/astral-seyahat-gercek-mi-beden-disi-deneyimler-hakkinda-bilim-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Astral seyahatte anlatılan beden dışı deneyimler bilimsel olarak belgelenmiş durumda. Ancak bilincin bedenden ayrılıp başka bir yerden doğrulanabilir bilgi alabildiği henüz gösterilemedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Astral Seyahat Gerçek mi? Bilim Ne Biliyor, Hangi Sorular Hâlâ Açık?</p>

<p>Astral seyahat gerçekten mümkün mü? Bu soruya bilimin bugün verebildiği en doğru cevap basit bir “evet” ya da “hayır” değil. Çünkü insanların bedenlerinden ayrılmış gibi hissetmeleri bilimsel literatürde iyi belgelenmiş bir fenomen. Ancak bilincin gerçekten bedenden ayrılarak başka bir yerde dolaşabildiği ve oradan doğrulanabilir bilgi getirebildiği henüz güvenilir ve tekrarlanabilir deneylerle gösterilmiş değil.</p>

<p>Buradaki kritik ayrım şu:</p>

<p>“Bedenimin dışındaydım” şeklindeki deneyim gerçek olabilir.</p>

<p>Fakat bu deneyimin nedeni olarak “bilincim gerçekten bedenimi terk etti” sonucuna ulaşmak ayrı bir bilimsel iddiadır ve ayrıca kanıt gerektirir.</p>

<p>Dolayısıyla astral seyahat konusunda iki uç yorum da mevcut bilimsel tabloyu olduğundan daha kesin gösteriyor.</p>

<p>“Astral seyahat bilimsel olarak kanıtlandı” demek için yeterli veri yok.</p>

<p>“Astral seyahatin imkânsız olduğu bilim tarafından kanıtlandı” demek de doğru değil.</p>

<p>Bilimin çok daha güçlü biçimde açıklayabildiği şey, beden dışı deneyimin kendisi.</p>

<p>Beden dışı deneyim gerçekten var mı?</p>

<p>Evet, bir öznel deneyim olarak var.</p>

<p>Bilimsel literatürde “out-of-body experience” yani OBE olarak tanımlanan durumda kişi benliğinin fiziksel bedeninin dışında bulunduğunu hissedebiliyor.</p>

<p>Kimi insanlar kendilerini yukarıdan gördüklerini, kimi yükseldiklerini veya süzüldüklerini, kimi de bulundukları odayı bedenlerinden farklı bir noktadan algıladıklarını anlatıyor.</p>

<p>2025 yılında yayımlanan kapsamlı bir tarama, altı bilimsel veri tabanında 1987-2024 döneminden seçilen 87 yayını değerlendirdi.</p>

<p>Çalışmaya göre beden dışı deneyimler kendiliğinden ortaya çıkabiliyor, bazı kişiler tarafından istemli biçimde oluşturulabiliyor veya farklı koşullarda tetiklenebiliyor. Uyku felci ve lucid rüya gibi deneyimlerle de bağlantılar bildiriliyor.</p>

<p>Araştırmanın dikkat çektiği bir başka nokta, bu deneyimlerin kişiden kişiye oldukça değişmesine rağmen sıklıkla güçlü bir “gerçeklik hissi” taşıması.</p>

<p>Yani “Bana tamamen gerçek geldi” ifadesi OBE anlatılarında sıra dışı değil.</p>

<p>Fakat bir deneyimin çok gerçek hissedilmesi, dış dünyada algılandığı biçimde gerçekleştiğinin bağımsız kanıtı değildir.</p>

<p>Beyin beden dışı deneyim oluşturabilir mi?</p>

<p>Bu sorunun cevabı için nörobilimin oldukça güçlü verileri var.</p>

<p>Nature'da 2002 yılında yayımlanan klasik bir vakada, epilepsi cerrahisi öncesinde değerlendirilen bir hastanın sağ angular girus bölgesine elektriksel uyarım uygulandı.</p>

<p>Araştırmacılar beden dışı algıya benzeyen deneyimleri tekrar tekrar ortaya çıkarabildi.</p>

<p>Aynı bölgenin uyarılması sırasında kol ve bacaklarla ilgili algısal değişiklikler ve bütün bedenin hareket ettiği hissi gibi vestibüler deneyimler de oluştu.</p>

<p>Araştırmacılar bulguların, beynin somatosensoriyel ve vestibüler bilgileri bütünleştirmesindeki bozulmayla ilişkili olabileceğini değerlendirdi.</p>

<p>Bu çalışma çok önemli.</p>

<p>Çünkü insanın “Ben bedenimin neresindeyim?” hissinin değiştirilebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Fakat çalışmanın kanıtlamadığı bir şey de var.</p>

<p>Bir kişide beyin uyarımıyla beden dışı deneyim oluşturulabilmesi, tarihte bildirilmiş bütün beden dışı deneyimlerin aynı mekanizmayla meydana geldiğini tek başına kanıtlamaz.</p>

<p>Nörobilim neyi açıklayabiliyor?</p>

<p>Beyin normal yaşamda çok sayıda duyusal bilgiyi aynı anda birleştiriyor.</p>

<p>Görme, dokunma, denge ve bedenin uzaydaki konumuna ilişkin sinyaller sayesinde yalnızca çevremizi değil, kendi bedenimizin nerede bulunduğunu da algılıyoruz.</p>

<p>Beden dışı deneyimlerle ilgili nörolojik çalışmalar özellikle temporoparietal bileşke çevresindeki çoklu duyusal bütünleşmenin önemine işaret ediyor.</p>

<p>Bu sistemlerdeki sıra dışı işleyiş, kişinin kendisini fiziksel bedeninin bulunduğu noktadan farklı bir yerde algılamasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu açıklama, doğaüstü bir mekanizmaya başvurmadan OBE'nin nasıl meydana gelebileceğine ilişkin test edilebilir bir model sunuyor.</p>

<p>Fakat astral seyahatin daha güçlü iddiasını sınamak için başka bir deney gerekiyor.</p>

<p>Asıl soru: Bedenin dışındayken bilinmeyen bilgi görülebilir mi?</p>

<p>Astral seyahat iddiasını bilimsel açıdan gerçekten sınayabilecek soru budur.</p>

<p>Bir kişinin bedeninden ayrıldığı hissini yaşaması tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Eğer bilinç gerçekten bedenden bağımsız biçimde başka bir noktaya gidebiliyorsa, kişinin normal duyularıyla ulaşamayacağı bilgiyi elde edebilmesi beklenebilir.</p>

<p>Örneğin başka ve erişilemeyen bir odada bilgisayar tarafından rastgele seçilmiş bir resim gösterilebilir.</p>

<p>Ne katılımcı ne de deney sırasında onunla ilgilenen araştırmacılar hedefin ne olduğunu bilmelidir.</p>

<p>Beden dışı deneyim yaşadığını söyleyen kişiden daha sonra bu hedefi tarif etmesi istenir.</p>

<p>Deney çok sayıda kez tekrarlanır.</p>

<p>Sonuç tesadüften anlamlı derecede yüksek çıkar ve bağımsız araştırma ekipleri de aynı sonucu elde ederse, bilimsel tablo çok farklı hale gelir.</p>

<p>Peki böyle bir deney yapıldı mı?</p>

<p>Evet.</p>

<p>2026'da doğrudan astral seyahat iddiasını sınayan deney</p>

<p>2026 yılında yayımlanan bir araştırma tam olarak bu soruya yöneldi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmaya beden dışı deneyim konusunda eğitim veren bir kurumla bağlantılı 21 kişi katıldı.</p>

<p>Katılımcılardan, ayrı ve erişilemeyen bir odada bulunan rastgele seçilmiş görsel hedefi beden dışı deneyim sırasında algılamaya çalışmaları istendi.</p>

<p>Hedefler standartlaştırılmış bir veri tabanından seçildi.</p>

<p>Üstelik hangi görüntünün hedef olduğu hem katılımcılardan hem de araştırmacılardan gizlendi.</p>

<p>Bu tasarım son derece önemliydi.</p>

<p>Çünkü istemeden bilgi aktarılması ihtimalini azaltmayı amaçlıyordu.</p>

<p>Katılımcıların deneyim sonrasında yaptıkları tariflerle gerçek hedefler bilgisayar destekli anlamsal benzerlik yöntemi kullanılarak karşılaştırıldı.</p>

<p>Sonuç astral algı lehine çıkmadı.</p>

<p>Analize alınabilen hedef tarifleri gizlenmiş görsellerle tesadüfün üzerinde güvenilir bir eşleşme göstermedi.</p>

<p>Başka bir ifadeyle çalışma, kişinin beden dışı deneyim sırasında erişemediği odadaki görüntüyü gerçekten algılayabildiğine ilişkin kanıt üretmedi.</p>

<p>Bu önemli bir negatif sonuç.</p>

<p>Ancak tek bir küçük çalışma bütün sorunu nihai olarak çözmez.</p>

<p>Çalışmanın katılımcı sayısı sınırlıydı ve herkes deney sırasında OBE yaşayamadı. Dolayısıyla daha büyük örneklemli, önceden kayıtlı ve bağımsız araştırma grupları tarafından tekrarlanan deneyler bilimsel güveni artıracaktır.</p>

<p>2025'te 87 yayın incelendi: Bilimsel tartışma tamamen bitmiş değil</p>

<p>2025 yılında yayımlanan kapsam taramasının önemi burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Araştırmacılar beden dışı deneyimlere ilişkin açıklamaları fizyolojik, psikolojik ve “non-local consciousness” başlıkları altında literatürde bulunan farklı hipotezler olarak ele aldı.</p>

<p>Burada çok önemli bir ayrıntı var:</p>

<p>Bir hipotezin bilimsel literatürde tartışılması, doğrulandığı anlamına gelmez.</p>

<p>Bugün fizyolojik ve nöropsikolojik modeller doğrudan deneysel ve klinik verilerle desteklenirken, bilincin bedenden bağımsız olarak başka bir konumdan bilgi alabildiği iddiası aynı düzeyde deneysel doğrulamaya sahip değil.</p>

<p>Dolayısıyla “bilim insanları non-local consciousness teorisini kabul ediyor” sonucuna ulaşmak yanlış olur.</p>

<p>Fakat beden dışı deneyimlerin bütün yönlerinin tamamen açıklanmış olduğunu söylemek de mevcut araştırmaların önüne geçmek olur.</p>

<p>“Henüz kanıtlanmadı” ne anlama geliyor?</p>

<p>Astral seyahat tartışmasındaki en önemli bilimsel ayrım belki de burada.</p>

<p>Bir iddianın henüz kanıtlanmamış olması, onun imkânsız olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmez.</p>

<p>Fakat bunun tam tersi de geçerlidir:</p>

<p>Bir iddianın kesin olarak çürütülmemiş olması, onun doğru olduğuna kanıt oluşturmaz.</p>

<p>Bilimsel yöntemde olağanüstü bir iddia ortaya atıldığında iddiayı destekleyen pozitif ve tekrarlanabilir kanıt aranır.</p>

<p>Dolayısıyla bugün bilimsel olarak savunulabilecek ifade şudur:</p>

<p>İnsanların bedenlerinden ayrılmış gibi hissetmeleri gerçek ve araştırılabilir bir bilinç fenomenidir.</p>

<p>Bunun bazı biçimlerini açıklayabilecek nörolojik mekanizmalar için güçlü kanıtlar bulunmaktadır.</p>

<p>Fakat bilincin fiziksel bedenden bağımsız biçimde uzak bir konuma giderek normal duyularla erişilemeyecek bilgiyi elde edebildiği henüz güvenilir ve bağımsız biçimde tekrarlanmış deneylerle gösterilememiştir.</p>

<p>Peki gelecekte kanıtlanabilir mi?</p>

<p>Bilimin buna vereceği cevap prensip olarak “evet, test edilebilir” olur.</p>

<p>Çünkü astral seyahatin güçlü iddiası yalnızca felsefi bir düşünce değildir.</p>

<p>Dış dünya hakkında bilgi edinildiği ileri sürülüyorsa ölçülebilir sonuç üretmesi gerekir.</p>

<p>Gelecekte yüzlerce deneyimli katılımcıyla gerçekleştirilen, hedeflerin bilgisayar tarafından rastgele belirlendiği, araştırmacıların ve katılımcıların hedefleri bilmediği, deney protokolünün ve istatistiksel analizlerin önceden kaydedildiği çalışmalar yapılabilir.</p>

<p>Eğer insanlar tekrar tekrar şans düzeyinin çok üzerinde doğru hedefleri tarif ederse mevcut bilimsel açıklamalar ciddi biçimde yeniden değerlendirilmek zorunda kalır.</p>

<p>Tersi durumda, iyi tasarlanmış çalışmalar sürekli olarak tesadüf düzeyinde sonuç verirse bedenden bağımsız algı hipotezi giderek daha az desteklenir.</p>

<p>Bilimin güzelliği de burada.</p>

<p>Sonuç önceden belirlenmez.</p>

<p>Hipotez teste sokulur.</p>

<p>Astral seyahatin asıl bilimsel gizemi başka olabilir</p>

<p>Belki de bu konunun en ilginç tarafı astral beden fikrinden bile daha temel.</p>

<p>İnsan neden kendisini bedeninin tam içinde hissediyor?</p>

<p>“Ben buradayım” dediğimizde beynimiz bunu nasıl biliyor?</p>

<p>Neden dünyaya gözlerimizin bulunduğu noktadan bakıyormuşuz gibi hissediyoruz?</p>

<p>Ve bu sistem birkaç saniyeliğine değiştiğinde neden kendimizi tavanda, yatağın yanında veya bedenimizin üzerinde hissedebiliyoruz?</p>

<p>Beden dışı deneyimler, benlik duygusunun düşündüğümüz kadar basit olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Bugünkü kanıtlarla astral seyahati doğrulanmış bir gerçek olarak kabul etmek için bilimsel temel bulunmuyor.</p>

<p>Ancak insanların yaşadığı sıra dışı deneyimleri “saçmalık” diyerek geçmek de bilinç araştırmalarının son derece ilginç bir alanını gözden kaçırmak anlamına geliyor.</p>

<p>Şimdilik bildiğimiz en sağlam şey şu:</p>

<p>Deneyim gerçek olabilir.</p>

<p>Deneyimin “bilincin bedenden ayrılması” şeklindeki açıklaması ise hâlâ kanıt bekliyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Beden dışı deneyim tek başına hastalık anlamına gelmez. Ancak tekrarlayan deneyimlere bilinç kaybı, nöbet, şiddetli uyku bozukluğu, halüsinasyonlar veya günlük yaşamı etkileyen başka belirtiler eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
Nature — Blanke O, Ortigue S, Landis T, Seeck M. Stimulating illusory own-body perceptions. 2002.</p>

<p>Brain Research Reviews — Blanke O, Mohr C. Out-of-body experience: precipitating factors and neural correlates. 2005.</p>

<p>EXPLORE — Moix J, Baldaccini S, Isern M. Out of body experiences: Scoping review. 2025.</p>

<p>EXPLORE — Assessing Correspondence Between Subjective Reports and Visual Targets During Attempted Out-of-Body Experiences. 2026. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/astral-seyahat-gercek-mi-beden-disi-deneyimler-hakkinda-bilim-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 12:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0792.jpeg" type="image/jpeg" length="68175"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aynı Acı, Farklı Sonuç: Eş Kaybından Sonra Kadın ve Erkeklerde Dikkat Çeken Ölüm Riski Farkı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ayni-aci-farkli-sonuc-es-kaybindan-sonra-kadin-ve-erkeklerde-dikkat-ceken-olum-riski-farki</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ayni-aci-farkli-sonuc-es-kaybindan-sonra-kadin-ve-erkeklerde-dikkat-ceken-olum-riski-farki" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eş kaybından sonra ölüm riski özellikle ilk aylarda artabiliyor. “Dul kalma etkisi” olarak bilinen bu ilişki erkeklerde daha belirgin; yas, yalnızlık ve sağlık davranışlarındaki değişimler rol oynayabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dul Kalma Etkisi: Eş Kaybından Sonra Ölüm Riski Neden Artıyor?</p>

<p>Hayat arkadaşını kaybetmek yalnızca psikolojik bir travma olmayabilir. On yıllardır farklı ülkelerde yürütülen araştırmalar, eşini yeni kaybeden kişilerin ölüm riskinin evli kişilere kıyasla geçici olarak arttığını gösteriyor. Bilimsel literatürde bu durum “dul kalma etkisi” ya da “widowhood effect” olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Risk özellikle kaybın hemen ardından belirginleşiyor. Ancak burada önemli bir ayrıntı var: “Eşini kaybeden herkesin ölüm riski yüzde 40 artar” demek doğru değil. Çalışmaların sonuçları yaşa, cinsiyete, ülkeye, takip süresine ve kullanılan istatistiksel yönteme göre değişiyor.</p>

<p>Bununla birlikte milyonlarca insanı kapsayan araştırmalarda tekrar eden dikkat çekici bir örüntü bulunuyor: Eş kaybından sonraki ilk aylar en hassas dönem ve ilişki erkeklerde genellikle daha güçlü görünüyor.</p>

<p>İLK 6 AY NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>2011 yılında PLOS ONE'da yayımlanan önemli bir meta-analiz, eş kaybıyla başlayan uzunlamasına çalışmaları bir araya getirdi.</p>

<p>Analiz 15 prospektif kohort çalışmasından toplam 2 milyon 263 bin 888 kişiyi kapsıyordu.</p>

<p>Sonuç dikkat çekiciydi.</p>

<p>Eş kaybından sonraki ilk 6 ayda ölüm için hesaplanan genel göreli risk 1,41'di. Başka bir ifadeyle bu çalışmalarda yeni dul kalan kişilerde ölüm riski karşılaştırma grubuna göre yaklaşık yüzde 41 daha yüksekti.</p>

<p>Altı aydan sonraki dönem için artış çok daha küçüktü: göreli risk 1,14'tü.</p>

<p>Bu nedenle dul kalma etkisinin en güçlü olduğu dönemin eş kaybının hemen sonrasındaki aylar olduğu düşünülüyor.</p>

<p>Ancak yüzde 41'lik rakamın özellikle erkeklere ait olmadığını vurgulamak gerekiyor. Bu, meta-analizin ilk altı aya ilişkin genel tahminiydi.</p>

<p>ERKEKLERDE RİSK DAHA MI YÜKSEK?</p>

<p>Araştırmaların önemli bir bölümü bu yönde sonuç veriyor.</p>

<p>Aynı 2011 meta-analizinde bütün takip dönemleri değerlendirildiğinde erkeklerde dul kalmayla ilişkili ölüm için göreli risk 1,23 olarak hesaplandı.</p>

<p>Kadınlarda ise tahmin 1,04'tü ve istatistiksel belirsizlik çok daha fazlaydı.</p>

<p>Fakat bilimsel tablo tek bir araştırmaya dayanmıyor.</p>

<p>Daha geniş kapsamlı başka bir meta-analizde 123 yayın içerisinden 1.377 ölüm riski tahmini incelendi ve veriler toplamda 500 milyondan fazla kişiyi temsil ediyordu.</p>

<p>Yüksek kaliteli ve gerekli düzeltmeleri içeren tahminlerde dul erkeklerde ortalama ölüm hazard oranı 1,27, kadınlarda ise 1,15 bulundu.</p>

<p>Dolayısıyla “dul kalma etkisi yalnızca erkeklerde görülüyor” demek yanlış olur.</p>

<p>Kadınlarda da risk artışı saptanabiliyor.</p>

<p>Daha doğru ifade şu:</p>

<p>Araştırmaların önemli bir bölümünde eş kaybıyla ilişkili ölüm riski erkeklerde kadınlara kıyasla daha güçlü görünüyor.</p>

<p>PEKİ NEDEN?</p>

<p>Bu sorunun tek bir cevabı yok.</p>

<p>Eş kaybı aynı anda psikolojik, sosyal, davranışsal ve biyolojik birçok sistemi etkileyebiliyor.</p>

<p>Yoğun yas ve stres bunlardan biri.</p>

<p>Eş kaybından sonra otonom sinir sistemi, stres hormonları ve bağışıklık sistemiyle ilişkili değişiklikler araştırılmış durumda. Bilimsel derlemeler, yas yaşayan kişilerde bazı nöroendokrin, otonom ve inflamatuvar süreçlerin değişebildiğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak hikâyenin önemli bir bölümü hastanede veya laboratuvarda değil, evde yaşanıyor.</p>

<p>EŞİNİZİ KAYBETTİĞİNİZDE BİR GÜNLÜK YAŞAM SİSTEMİNİ DE KAYBEDEBİLİRSİNİZ</p>

<p>Uzun süreli bir evlilik yalnızca duygusal birliktelik değildir.</p>

<p>İki insan yıllar içerisinde farkında olmadan ortak bir yaşam sistemi kurabilir.</p>

<p>Bir kişi yemekleri düzenler.</p>

<p>Diğeri alışverişi yapar.</p>

<p>Biri ilaç saatlerini hatırlatır.</p>

<p>Diğeri doktor randevularını takip eder.</p>

<p>Birlikte yemek yenir, birlikte dışarı çıkılır ve hastalık belirtileri bazen eş tarafından fark edilir.</p>

<p>Eşlerden biri öldüğünde yalnızca sevilen insan değil, bu gündelik düzenin bir bölümü de aniden ortadan kalkabilir.</p>

<p>Bilimsel araştırmalarda bu mekanizma “sağlığın sosyal düzenlenmesi” açısından ele alınıyor.</p>

<p>Örneğin bir eş, diğerine ilacını almasını, doktora gitmesini, daha iyi beslenmesini veya sağlık sorununu ihmal etmemesini hatırlatıyor olabilir.</p>

<p>Eş kaybıyla bu görünmez koruyucu mekanizma da zayıflayabilir.</p>

<p>BESLENME VE KİLO DEĞİŞEBİLİYOR</p>

<p>İleri yaşta eş kaybından sonraki sağlık davranışlarını inceleyen sistematik bir derleme özellikle beslenme konusunda güçlü kanıtlar buldu.</p>

<p>Eşini kaybeden yaşlı yetişkinlerde beslenme riski ve istemsiz kilo kaybı artabiliyordu.</p>

<p>Bu şaşırtıcı olmayabilir.</p>

<p>Tek başına yemek hazırlama isteğinin azalması, öğünlerin düzensizleşmesi, yalnız yemek yeme ve yas sırasında iştahın değişmesi beslenmeyi etkileyebilir.</p>

<p>Uzun yıllardır birlikte yaşayan çiftlerde yemek yalnızca kalori almak değildir; aynı zamanda sosyal bir davranıştır.</p>

<p>Eş ortadan kalktığında bu alışkanlık da değişebilir.</p>

<p>UYKU DA BOZULABİLİYOR</p>

<p>Aynı sistematik derlemede eş kaybından sonra uyku kalitesinin bozulduğuna ilişkin de kanıt bulundu.</p>

<p>Uykuya dalmakta güçlük, gece sık uyanma ve endişe nedeniyle uyuyamama bildirilen sorunlar arasında.</p>

<p>Uyku bozukluğu tek başına dul kalma etkisini açıklamaz.</p>

<p>Ancak kötü uyku; ruh hali, metabolizma, kardiyovasküler sistem ve kişinin günlük işlevleri üzerinde ek bir yük oluşturabilir.</p>

<p>ALKOL TÜKETİMİ DEĞİŞEBİLİYOR</p>

<p>Araştırmalarda dikkat çeken başka bir alan alkol kullanımı.</p>

<p>Sistematik incelemelerde eş kaybının ardından alkol tüketiminin artabileceğine ilişkin orta düzeyde kanıt bulunuyor. Bazı araştırmalarda ilk yıl boyunca devam eden artış özellikle erkeklerde görülmüş durumda.</p>

<p>Bu bulgu daha eski nüfus araştırmalarıyla da örtüşüyor.</p>

<p>Finlandiya'da yaklaşık 1,58 milyon evli kişinin takip edildiği büyük bir araştırmada eş kaybından sonraki fazla ölüm riski nedenlere göre incelendi.</p>

<p>Kaza, şiddet ve alkolle ilişkili nedenlerde fazla ölüm belirgin biçimde yüksekti.</p>

<p>Kronik iskemik kalp hastalığı ve akciğer kanseri gibi nedenlerde de artış vardı ancak büyüklüğü daha sınırlıydı.</p>

<p>Fazla ölüm yine eş kaybının ilk altı ayında daha belirgindi ve erkeklerde kadınlardan daha yüksekti.</p>

<p>ERKEKLER NEDEN DAHA KIRILGAN OLABİLİR?</p>

<p>En ilginç sorulardan biri burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bunun yalnızca biyolojik bir açıklaması olmayabilir.</p>

<p>Özellikle eski kuşaklarda erkeklerin sosyal ilişkilerinin önemli bir bölümünün eş üzerinden sürmesi olası mekanizmalardan biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Araştırmalar dul erkeklerin sosyal izolasyon ve yalnızlık açısından bazı koşullarda dul kadınlardan daha kırılgan olabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Kadınların ortalama olarak arkadaşlar ve diğer sosyal bağlantılarla daha geniş veya daha sık temas eden ağlara sahip olabilmesi, eş kaybının ardından alternatif sosyal desteğin sürmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Fakat bunu bütün kadın ve erkekler için geçerli bir kural olarak görmek doğru değildir.</p>

<p>Aile yapısı, kültür, ekonomik durum, yaş, arkadaş çevresi, çocuklarla ilişkiler ve kişinin eşinden önceki sosyal yaşamı sonucu önemli ölçüde değiştirebilir.</p>

<p>“BESLE VE DOST OL” TEK BAŞINA AÇIKLAMA DEĞİL</p>

<p>Kadınların stres karşısında sosyal bağ kurmaya daha fazla yöneldiğini öne süren “tend-and-befriend” yaklaşımı bu konuda zaman zaman kullanılıyor.</p>

<p>Fakat dul kalma etkisini yalnızca bu teoriyle açıklamak bilimsel kanıtın ötesine geçer.</p>

<p>Bugünkü bilgiler çok faktörlü bir modelle daha iyi uyuşuyor.</p>

<p>Yoğun psikolojik stres, yalnızlık, sosyal desteğin azalması, uyku bozukluğu, beslenmenin kötüleşmesi, istemsiz kilo kaybı, alkol tüketimindeki değişiklikler, fiziksel aktivitenin azalması ve günlük sağlık yönetiminin aksaması aynı anda rol oynayabilir.</p>

<p>Buna biyolojik stres yanıtları da eklenebilir.</p>

<p>KALP ÜZERİNDEKİ ETKİ NEDİR?</p>

<p>Yoğun duygusal stresin kardiyovasküler sistem üzerinde gerçek fizyolojik sonuçları bulunabilir.</p>

<p>Eş kaybı sonrasındaki dönemde kan basıncı, kalp hızı, otonom sinir sistemi ve stres hormonlarındaki değişiklikler araştırılıyor.</p>

<p>Ayrıca ağır duygusal veya fiziksel stres bazı kişilerde “kırık kalp sendromu” olarak bilinen Takotsubo sendromunu tetikleyebilir.</p>

<p>Fakat dul kalma etkisini yalnızca kalp krizi veya Takotsubo sendromuyla açıklamak doğru değildir.</p>

<p>Büyük nüfus çalışmalarında ölüm nedenleri çok çeşitlidir.</p>

<p>YAS BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ DE ETKİLEYEBİLİR Mİ?</p>

<p>Araştırmalar bu olasılığı da destekliyor.</p>

<p>Eş kaybı yaşayan kişilerde inflamasyon, bağışıklık fonksiyonu ve stres hormonları üzerine çalışmalar yapıldı.</p>

<p>Yasın yarattığı kronik veya yoğun stresin hipotalamus-hipofiz-adrenal eksen, sempatik sinir sistemi ve inflamatuvar süreçlerle etkileşebileceği düşünülüyor.</p>

<p>Ancak bunlar karmaşık biyolojik mekanizmalardır.</p>

<p>“Üzüntü bağışıklığı düşürdü ve kişi bu nedenle öldü” şeklindeki basit bir neden-sonuç ilişkisi bilimsel olarak kurulamaz.</p>

<p>EVLİLİK ERKEKLERİ KORUYOR MU?</p>

<p>Dul kalma etkisini açıklamak için sık kullanılan görüşlerden biri de evliliğin sağlığa sağlayabileceği sosyal ve davranışsal desteklerin kaybıdır.</p>

<p>Evlilik bazı kişiler için düzenli öğünler, sağlık sorunlarının daha erken fark edilmesi, ilaç kullanımının hatırlatılması, tıbbi yardım almaya teşvik edilme ve sürekli sosyal temas sağlayabilir.</p>

<p>Bu mekanizmaların bir bölümü erkeklerde daha güçlü olabilir.</p>

<p>Ancak “kadın erkeğin sağlığını yönetir ve kadın öldüğünde erkek de ölür” şeklindeki açıklama fazla kesin ve indirgemecidir.</p>

<p>Araştırmalar böyle tek yönlü bir nedensellik göstermiyor.</p>

<p>Üstelik evliliklerin yapısı ve görev paylaşımı kuşaklara, toplumlara ve bireylere göre büyük farklılık gösteriyor.</p>

<p>DUL KALMA ETKİSİ KADER DEĞİL</p>

<p>İstatistiksel risk artışı bireyin başına ne geleceğini söylemez.</p>

<p>Çalışmalarda görülen yüzde 20, yüzde 40 veya benzeri göreli risk artışları, eşini kaybeden insanların aynı oranda kısa sürede hayatını kaybedeceği anlamına gelmez.</p>

<p>Bunlar büyük nüfus gruplarının karşılaştırılmasından elde edilen göreli ölçümlerdir.</p>

<p>Bireysel mutlak risk kişinin yaşına, mevcut hastalıklarına, sosyal desteğine ve çok sayıda başka faktöre bağlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmaların asıl halk sağlığı mesajı başka yerde olabilir:</p>

<p>Eş kaybından sonraki ilk aylar yalnızca psikolojik destek gerektiren bir yas dönemi olarak görülmemeli.</p>

<p>Özellikle ileri yaştaki kişilerde düzenli yemek yiyip yemediği, ilaçlarını kullanıp kullanmadığı, doktor kontrollerini sürdürüp sürdürmediği, uykusu, alkol kullanımı, fiziksel aktivitesi ve sosyal izolasyonu da yakından izlenebilir.</p>

<p>Bazen en önemli yardım “Nasılsın?” sorusundan sonra gelir:</p>

<p>Bugün yemek yedin mi?</p>

<p>İlaçlarını aldın mı?</p>

<p>Doktor randevuna gidelim mi?</p>

<p>Birlikte yürüyelim mi?</p>

<p>Bu küçük görünen davranışlar, eş kaybından sonra bozulan günlük yaşam düzeninin yeniden kurulmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Bilimin “dul kalma etkisi” dediği olgunun belki de en önemli mesajı budur:</p>

<p>İnsan sağlığı yalnızca organların çalışmasıyla ilgili değildir.</p>

<p>Bizi hayatta tutan düzenin bir kısmı başka insanlarla kurduğumuz ilişkilerin içinde bulunur.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Yas doğal bir süreçtir ve eş kaybından sonra artmış istatistiksel risk, her bireyin ciddi sağlık sorunu yaşayacağı anlamına gelmez. Göğüs ağrısı, nefes darlığı, bayılma gibi acil belirtilerde tıbbi yardım alınmalıdır. Uzayan ağır yas, belirgin işlev kaybı veya kendine zarar verme düşüncelerinde profesyonel destek alınması önemlidir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
Moon JR, Kondo N, Glymour MM, Subramanian SV. Widowhood and Mortality: A Meta-Analysis. PLOS ONE, 2011.</p>

<p>Shor E, Roelfs DJ, Curreli M, Clemow L, Burg MM, Schwartz JE. Widowhood and Mortality: A Meta-Analysis and Meta-Regression. Demography, 2012.</p>

<p>Martikainen P, Valkonen T. Mortality after the Death of a Spouse: Rates and Causes of Death in a Large Finnish Cohort. American Journal of Public Health, 1996.</p>

<p>Stahl ST, Schulz R. Changes in Routine Health Behaviors Following Late-Life Bereavement: A Systematic Review. Journal of Behavioral Medicine, 2014.</p>

<p>Fagundes CP ve ark. Matters of the Heart: Grief, Morbidity, and Mortality. Psychosomatic Medicine, 2020.</p>

<p>Wilson SJ ve ark. Biological Mechanisms Underlying Widowhood's Health Consequences: Does Diet Play a Role? Brain, Behavior, and Immunity – Health, 2022. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ayni-aci-farkli-sonuc-es-kaybindan-sonra-kadin-ve-erkeklerde-dikkat-ceken-olum-riski-farki</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0790.jpeg" type="image/jpeg" length="46316"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp ve Sağlık Öğrencilerine Aylık 10 Bin TL Burs]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-ve-saglik-ogrencilerine-aylik-10-bin-tl-burs</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-ve-saglik-ogrencilerine-aylik-10-bin-tl-burs" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hrant Dink Vakfı’nın 2026-2027 Sağlık Bilimleri Fonu burs başvuruları devam ediyor. İstanbul’daki devlet üniversitelerinde tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik veya fizyoterapi ve rehabilitasyon okuyan öğrencilerin başvurabildiği burs aylık 10 bin TL ve 9 ay boyunca ödenecek. Son başvuru 25 Eylül.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Tıp ve Sağlık Öğrencilerine Aylık 10 Bin TL Burs</p>

<p>Tıp ve sağlık bilimleri öğrencilerine yönelik 2026-2027 burs programlarına dikkat çeken bir destek daha eklendi.</p>

<p>Hrant Dink Vakfı, Sağlık Bilimleri Fonu kapsamında İstanbul’daki devlet üniversitelerinde belirlenen sağlık bölümlerinde öğrenim gören öğrencilere aylık 10 bin TL burs verecek.</p>

<p>Burs 9 ay boyunca ödenecek.</p>

<p>Böylece burs almaya hak kazanan bir öğrenciye bir eğitim döneminde toplam 90 bin TL destek sağlanacak.</p>

<p>Başvurular 25 Eylül 2026 saat 23.59’da sona erecek.</p>

<p>Hangi bölümler başvurabilir?</p>

<p>Sağlık Bilimleri Fonu belirli sağlık programlarına doğrudan açık.</p>

<p>Başvuru yapılabilecek bölümler şöyle:</p>

<p>Tıp</p>

<p>Diş Hekimliği</p>

<p>Eczacılık</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hemşirelik</p>

<p>Fizyoterapi ve Rehabilitasyon</p>

<p>Dolayısıyla burs genel üniversite burslarından farklı olarak doğrudan sağlık alanında yükseköğrenim gören öğrencileri hedefliyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>İstanbul’daki bir devlet üniversitesinde tıp fakültesinde öğrenim gören ve diğer başvuru koşullarını sağlayan öğrenciler programa başvurabiliyor.</p>

<p>Diş hekimliği ve eczacılık öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>İstanbul’daki devlet üniversitelerinde Diş Hekimliği veya Eczacılık programlarında öğrenim gören öğrenciler de Sağlık Bilimleri Fonu kapsamına açıkça dahil edilmiş durumda.</p>

<p>Hemşirelik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Hemşirelik, 2026-2027 burs programında başvuru yapılabilecek sağlık bölümleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Fizyoterapi öğrencileri de kapsamda</p>

<p>Fizyoterapi ve Rehabilitasyon programında öğrenim gören öğrenciler de burs başvurusunda bulunabiliyor.</p>

<p>Böylece 2026-2027 Sağlık Bilimleri Fonu beş temel sağlık alanındaki öğrencileri kapsıyor.</p>

<p>İstanbul şartı bulunuyor</p>

<p>Burs programında önemli bir coğrafi sınırlama var.</p>

<p>Öğrencinin İstanbul’daki bir devlet üniversitesinde öğrenim görüyor olması gerekiyor.</p>

<p>İstanbul dışında üniversite okuyan öğrenciler Sağlık Bilimleri Fonu kapsamında değerlendirilmiyor.</p>

<p>Vakıf üniversitesi öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Program İstanbul’daki devlet üniversitelerinde öğrenim gören öğrencilere yönelik.</p>

<p>Bu nedenle vakıf üniversitelerinde öğrenim gören öğrenciler burs programı kapsamında değil.</p>

<p>Yaş sınırı var mı?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Fonu bursuna başvuracak öğrencilerin 18-24 yaş aralığında olması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin ayrıca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması şartı aranıyor.</p>

<p>Ara sınıflarda not ortalaması kaç olmalı?</p>

<p>Ara sınıf öğrencileri için akademik başarı kriteri bulunuyor.</p>

<p>Öğrencinin genel not ortalamasının 4 üzerinden en az 2,50 olması gerekiyor.</p>

<p>Bursiyerlik sürecinde de akademik durum takip ediliyor.</p>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>2026-2027 Sağlık Bilimleri Fonu bursu aylık 10 bin TL.</p>

<p>Burs ödemeleri ekim-haziran döneminde toplam 9 ay boyunca gerçekleştirilecek.</p>

<p>Bu durumda bir öğrencinin bir akademik yılda alacağı toplam destek 90 bin TL’ye ulaşıyor.</p>

<p>Kaç öğrenci burs alacak?</p>

<p>Hrant Dink Vakfı 2026-2027 döneminde Sağlık Bilimleri Fonu kapsamında iki yeni öğrenciye burs verecek.</p>

<p>Bu öğrencilerden birinin kadın olması öngörülüyor.</p>

<p>Kontenjanın yalnızca iki öğrenciyle sınırlı olması nedeniyle başvurularda değerlendirme süreci önem taşıyor.</p>

<p>Başka bir kurumdan burs alanlar başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Başka bir kurumdan burs almak Sağlık Bilimleri Fonu bursuna başvurmaya engel değil.</p>

<p>Ancak öğrencinin aldığı diğer burs veya maddi destekleri başvuru sırasında Vakfa bildirmesi gerekiyor.</p>

<p>Gönüllülük şartı bulunuyor</p>

<p>Burs programının dikkat çeken özelliklerinden biri gönüllülük koşulu.</p>

<p>Bursiyerlerin Hrant Dink Vakfı’nın faaliyetlerine ayda en az 16 saat gönüllü olarak katkı sunması bekleniyor.</p>

<p>Böylece burs programı yalnızca maddi eğitim desteği değil, öğrencilerin sivil toplum çalışmalarına katılımını da içeren bir yapı taşıyor.</p>

<p>Burs geri ödemeli mi?</p>

<p>Sağlık Bilimleri Fonu öğrencilere eğitim bursu olarak sağlanıyor.</p>

<p>Program kapsamında öğrencilerin burs tutarlarını mezuniyet sonrasında kredi gibi geri ödemelerine yönelik bir koşul açıklanmıyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>Başvurular çevrim içi gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin Hrant Dink Vakfı’nın Sağlık Bilimleri Fonu için oluşturduğu başvuru formunu doldurması gerekiyor.</p>

<p>Başvuru formunda öğrencinin kişisel bilgileri, eğitim durumu ve ekonomik koşullarına ilişkin bilgiler talep ediliyor.</p>

<p>Başvurular nasıl değerlendirilecek?</p>

<p>Başvuru sürecinin ardından adaylar burs kriterleri doğrultusunda değerlendirilecek.</p>

<p>Akademik başarı, maddi ihtiyaç, öğrencinin motivasyonu ve programın koşullarına uygunluk değerlendirmede dikkate alınacak.</p>

<p>Kontenjanın sınırlı olması nedeniyle başvuru yapmak doğrudan burs hakkı kazanıldığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Son başvuru 25 Eylül</p>

<p>Hrant Dink Vakfı Sağlık Bilimleri Fonu için 2026-2027 başvuruları 26 Ağustos’ta başladı.</p>

<p>Başvurular 25 Eylül 2026 saat 23.59’da sona erecek.</p>

<p>İstanbul’daki devlet üniversitelerinde tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik veya fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarında öğrenim gören ve diğer koşulları karşılayan öğrenciler çevrim içi başvuru yapabilecek.</p>

<p>Burs almaya hak kazanan iki öğrenciye aylık 10 bin TL olmak üzere 9 ayda toplam 90 bin TL eğitim desteği sağlanacak.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-ve-saglik-ogrencilerine-aylik-10-bin-tl-burs</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 11:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="87655"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Domatesli Pirinç Pilavı Tarifi: Tane Tane Tam Ölçülü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/domatesli-pirinc-pilavi-tarifi-tane-tane-tam-olculu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/domatesli-pirinc-pilavi-tarifi-tane-tane-tam-olculu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Domatesli pirinç pilavı nasıl yapılır? Olgun domates, pirinç ve ölçülü yağla hazırlanan tane tane pilavın su oranını, pişirme süresini ve püf noktalarını öğrenin.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Domatesli Pirinç Pilavı Tarifi: Tane Tane Tam Ölçülü</p>

<p>Domatesli pirinç pilavı, klasik pilavı özellikle olgun ve aromatik domateslerin bulunduğu dönemde farklılaştırmanın en kolay yollarından biri. Rendelenmiş domates pirince hem renk hem hafif ekşilik hem de belirgin bir sebze aroması kazandırıyor.</p>

<p>Ancak domatesli pilavın klasik pirinç pilavından önemli bir farkı var: domatesin içerdiği su da toplam pişirme sıvısının bir parçası. Domatesi hesaba katmadan klasik pilavdaki kadar su eklemek, pirincin lapa olmasına neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle iyi bir domatesli pirinç pilavında asıl püf noktası yalnızca pirinci kavurmak değil; domatesin suyunu biraz çektirmek ve eklenecek sıcak su miktarını buna göre ayarlamak.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Pirinç bu tarifin temel karbonhidrat kaynağıdır. Domates ise yemeğe sebze ekler ve C vitamini, potasyum ile likopen gibi karotenoidler sağlar.</p>

<p>Tarifte çok yüksek miktarda tereyağı kullanmak zorunlu değildir. Küçük miktarda tereyağı lezzet için korunurken zeytinyağıyla birlikte kullanılabilir.</p>

<p>Pilavın beslenmedeki yeri porsiyon ve öğünün geri kalanıyla birlikte değerlendirilmelidir. Yanında sebze, yoğurt, kuru baklagil, balık, tavuk veya uygun başka bir protein kaynağıyla daha dengeli bir öğün oluşturulabilir.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 10 dakika<br />
Pişirme süresi: 18-20 dakika<br />
Dinlendirme süresi: 15 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 45 dakika<br />
Kaç kişilik: 6 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 1 küçük kase<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Öğle / akşam yemeği<br />
Kategori: Sağlıklı Tarifler</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 260 kcal<br />
Protein: 5 g<br />
Karbonhidrat: 48 g<br />
Yağ: 6 g<br />
Lif: 2 g</p>

<p>Değerler kullanılan pirinç, domates ve yağın gerçek miktarına ve porsiyon büyüklüğüne göre değişebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>300 gram baldo pirinç<br />
3 orta boy olgun domates, yaklaşık 400 gram<br />
1 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 15 ml<br />
10 gram tereyağı<br />
Yaklaşık 400 ml sıcak su veya tuzu azaltılmış sebze suyu<br />
1 çay kaşığı taze limon suyu<br />
Kontrollü miktarda tuz<br />
İsteğe göre bir tutam karabiber</p>

<p>Domatesli pirinç pilavı nasıl yapılır?</p>

<p>1. Pirinci geniş bir kaseye alın.</p>

<p>2. Üzerine ılık su ekleyin ve yaklaşık 15-20 dakika bekletin.</p>

<p>3. Pirinci süzün ve akan soğuk su altında su mümkün olduğunca berraklaşana kadar birkaç kez yıkayın.</p>

<p>4. Pirincin fazla suyunun tamamen süzülmesi için süzgeçte birkaç dakika bekletin.</p>

<p>5. Domatesleri ikiye kesin ve rendenin iri tarafıyla rendeleyin. Kabuklarını kullanmayın.</p>

<p>6. Geniş ve kalın tabanlı bir pilav tenceresine zeytinyağı ile tereyağını alın.</p>

<p>7. Tereyağı eridiğinde rendelenmiş domatesleri ekleyin.</p>

<p>8. Domatesleri orta ateşte yaklaşık 5-7 dakika pişirin.</p>

<p>9. Bu aşamada domatesin çiğ kokusu azalmalı ve fazla suyunun bir bölümü buharlaşmalıdır. Domatesi tamamen kurutmayın.</p>

<p>10. İyice süzülmüş pirinci tencereye ekleyin.</p>

<p>11. Pirinci domatesle birlikte yaklaşık 2-3 dakika nazikçe çevirin. Pirinç tanelerini kırmamaya dikkat edin.</p>

<p>12. Limon suyunu ekleyin.</p>

<p>13. Yaklaşık 350 ml sıcak suyu başlangıçta tencereye dökün.</p>

<p>14. Kontrollü miktarda tuz ekleyin ve bir kez karıştırın.</p>

<p>15. Tencereyi orta ateşte kaynama noktasına getirin.</p>

<p>16. Kaynama başladığında ocağı en düşük seviyeye yakın bir ayara indirin ve kapağı kapatın.</p>

<p>17. Pilavı yaklaşık 12-15 dakika kısık ateşte pişirin.</p>

<p>18. Sürenin sonuna doğru pirinci kontrol edin. Pirinç hâlâ sert ancak sıvı tamamen bitmişse kalan sıcak sudan azar azar ekleyin.</p>

<p>19. Pirinç yumuşayıp tencerede serbest sıvı kalmadığında ocağı kapatın.</p>

<p>20. Tencerenin kapağını kaldırın ve kapağın altına temiz bir mutfak bezi veya kağıt havlu yerleştirin. Kumaşın veya kağıdın ateşle temas etmemesine dikkat edin.</p>

<p>21. Kapağı tekrar kapatıp pilavı yaklaşık 15 dakika dinlendirin.</p>

<p>22. Dinlenme sonrasında pilavı alttan üste doğru nazikçe karıştırarak havalandırın.</p>

<p>23. Sıcak servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Domatesli pilavda su ölçüsünü körü körüne klasik pirinç pilavıyla aynı tutmayın. Domatesin çeşidine ve olgunluğuna göre içerdiği sıvı ciddi biçimde değişebilir.</p>

<p>Domates çok suluysa tavada birkaç dakika daha fazla çektirin. Etli ve az sulu domates kullanılıyorsa pilavın pişme sırasında biraz daha sıcak suya ihtiyacı olabilir.</p>

<p>Pirinci yıkadıktan sonra çok iyi süzün. Pirincin üzerinde kalan fazla su da toplam sıvı dengesini değiştirir.</p>

<p>Pilavı pişerken sürekli karıştırmayın. Fazla karıştırmak pirinç tanelerinin kırılmasına ve nişastanın açığa çıkarak pilavın yapışkan hale gelmesine neden olabilir.</p>

<p>Ocağı kapattıktan sonraki dinlendirme aşamasını atlamayın. Pilav bu sürede kalan nemi dengeler ve taneler daha rahat ayrılır.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Pilav için yüksek miktarda tereyağı kullanmak gerekmez. Bu tarifte lezzet için küçük miktarda tereyağı ve zeytinyağı birlikte kullanılıyor.</p>

<p>Tuz tüketimini azaltmak isteyenler domatesin doğal lezzetinden, karabiber ve taze otlardan yararlanabilir.</p>

<p>Porsiyonu büyütmek yerine pilavın yanında sebze ve uygun bir protein kaynağı kullanmak öğünün çeşitliliğini artırabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Domatesli pirinç pilavı et içermeyen ve süt ürünü olarak yalnızca tereyağı kullanılan bir tariftir. Tereyağı çıkarıldığında tamamen bitkisel hazırlanabilir.</p>

<p>Tarifin temel malzemelerinde gluten içeren tahıl bulunmaz. Çölyak hastalığı bulunan kişilerin pirinç, sebze suyu ve diğer paketli ürünlerin etiketlerini ve çapraz bulaşma riskini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Süt proteini alerjisi bulunan kişiler tereyağını çıkarmalı ve yalnızca uygun bir bitkisel yağ kullanmalıdır.</p>

<p>Domatesli pirinç pilavı kaç kaloridir?</p>

<p>Bu ölçüler altı eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 260 kalori sağlayabilir.</p>

<p>Porsiyon büyüklüğü ile kullanılan tereyağı ve zeytinyağı miktarı toplam enerji değerini önemli ölçüde değiştirebilir.</p>

<p>Domatesli pilava ne kadar su konur?</p>

<p>Tek bir kesin oran vermek yanıltıcı olabilir çünkü domatesin içerdiği su miktarı değişir.</p>

<p>Bu tarifte 300 gram pirinç ve yaklaşık 400 gram domates için başlangıçta 350 ml sıcak su kullanılıyor. Gerekirse pişirme sırasında az miktarda ilave sıcak su ekleniyor.</p>

<p>Domatesli pilav neden lapa olur?</p>

<p>En yaygın neden toplam sıvının fazla olmasıdır. Domatesin suyu hesaba katılmadan klasik pilavdaki miktarda su eklenmesi pirincin fazla yumuşamasına neden olabilir.</p>

<p>Pirincin iyi yıkanmaması ve pişirme sırasında sürekli karıştırılması da yapışkanlığı artırabilir.</p>

<p>Domatesli pilav için hangi pirinç kullanılır?</p>

<p>Baldo pirinç tane tane ve dolgun bir pilav için iyi seçeneklerden biridir. Osmancık pirinciyle de hazırlanabilir ancak pirincin su çekme miktarı değişebileceği için sıvı kontrollü eklenmelidir.</p>

<p>Domatesli pilavın yanına ne gider?</p>

<p>Cacık, sade yoğurt ve büyük bir mevsim salatası pratik eşlikçilerdir.</p>

<p>Ana yemek olarak kuru fasulye, nohut, mercimek yemeği, tavuk veya balıkla da servis edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Pişmiş pirinç oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemelidir. Artan pilavı mümkün olduğunca hızlı biçimde soğutup kapalı bir kapta buzdolabına kaldırın.</p>

<p>Yeniden ısıtırken yalnızca ılık hale getirmek yerine pilavın tamamının iyice ısındığından emin olun.</p>

<p>Aynı pilavı tekrar tekrar soğutup ısıtmaktan kaçının.</p>

<p>Domatesli pirinç pilavı, klasik pilavın tekniğini mevsim domatesinin aromasıyla birleştiren basit ancak sıvı dengesi dikkat isteyen bir tarif.</p>

<p>Tane tane sonuç için üç nokta özellikle önemli: domatesin fazla suyunu önceden çektirmek, sıcak suyu kontrollü eklemek ve pilavı piştikten sonra dinlendirmek.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central<br />
Food Standards Agency – Rice Food Safety </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/domatesli-pirinc-pilavi-tarifi-tane-tane-tam-olculu</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 11:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0785.jpeg" type="image/jpeg" length="77070"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yumurta Muffin Tarifi: Peynirli ve Sebzeli Kahvaltı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yumurta-muffin-tarifi-peynirli-ve-sebzeli-kahvalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yumurta-muffin-tarifi-peynirli-ve-sebzeli-kahvalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yumurta muffin tarifi; yumurta, lor peyniri, kapya biber ve ıspanakla fırında hazırlanan, önceden yapılabilen pratik ve protein açısından güçlü bir kahvaltı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yumurta Muffin Tarifi: Peynirli ve Sebzeli Kahvaltı</p>

<p>Kahvaltıda her sabah yeniden omlet hazırlamak istemeyenler için sebzeli yumurta muffin, aynı temel malzemeleri farklı ve pratik bir forma dönüştürüyor. Çırpılmış yumurta; lor peyniri, kapya biber, ıspanak ve taze soğanla karıştırılıp muffin kalıplarında porsiyonluk olarak pişiriliyor.</p>

<p>Tarifin avantajlarından biri önceden hazırlanabilmesi. Böylece yoğun sabahlarda porsiyonluk bir kahvaltı alternatifi elde ediliyor.</p>

<p>Un veya hamur kullanılmadığı için klasik muffinlerden tamamen farklı bir yapısı var. Beklenen sonuç kek değil; dışı hafifçe kızarmış, içi yumuşak ve sebzeli küçük fırın omletleri.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Yumurta ve lor peyniri tarifin temel protein kaynaklarıdır. Kapya biber, ıspanak ve taze soğan ise sebze çeşitliliğini artırır.</p>

<p>Tarifin hamurunda un, tereyağı veya yüksek miktarda ilave yağ kullanılmasına gerek yoktur. Bununla birlikte gerçek enerji ve protein miktarı yumurtaların büyüklüğüne ve kullanılan peynirin besin değerlerine göre değişir.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 10 dakika<br />
Pişirme süresi: 15-18 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 28 dakika<br />
Kaç kişilik: 3 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 2 muffin<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Kahvaltı / ara öğün<br />
Kategori: Yüksek Proteinli Tarifler</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>2 muffin için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 220 kcal<br />
Protein: 20 g<br />
Karbonhidrat: 6 g<br />
Yağ: 13 g<br />
Lif: 1-2 g</p>

<p>Değerler kullanılan yumurta, lor peyniri ve sebzelerin gerçek gramajına göre değişebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>6 büyük yumurta<br />
150 gram lor peyniri<br />
100 gram kırmızı kapya biber<br />
60 gram taze ıspanak<br />
2 adet taze soğan<br />
1 yemek kaşığı süt, yaklaşık 15 ml<br />
1 çay kaşığı zeytinyağı<br />
Yarım çay kaşığı karabiber<br />
Yarım çay kaşığı kırmızı toz biber<br />
Kontrollü miktarda tuz</p>

<p>Sebzeli yumurta muffin nasıl yapılır?</p>

<p>1. Fırını 180 derece alt-üst ayarda önceden ısıtın.</p>

<p>2. Kapya biberi çok küçük küpler halinde doğrayın.</p>

<p>3. Ispanağı yıkayıp tamamen kurulayın ve ince kıyın.</p>

<p>4. Taze soğanları ince halkalar halinde kesin.</p>

<p>5. Yumurtaları geniş bir kaseye kırın.</p>

<p>6. Sütü, karabiberi ve kırmızı toz biberi ekleyerek yalnızca homojen hale gelene kadar çırpın.</p>

<p>7. Lor peynirini ekleyin.</p>

<p>8. Kapya biber, ıspanak ve taze soğanı ilave edip karıştırın.</p>

<p>9. Peynirin tuz oranını kontrol ettikten sonra gerekiyorsa az miktarda tuz ekleyin.</p>

<p>10. Altı gözlü muffin kalıbının iç yüzeyini çok ince zeytinyağıyla yağlayın.</p>

<p>11. Karışımı kalıplara eşit biçimde paylaştırın. Kalıpları ağzına kadar doldurmayın; üstte küçük bir boşluk bırakın.</p>

<p>12. 180 derece fırında yaklaşık 15-18 dakika pişirin.</p>

<p>13. Muffinlerin orta bölümü tamamen toparlanmalı ve sıvı yumurta görünümü kalmamalıdır.</p>

<p>14. Fırından çıkarıp yaklaşık 5 dakika kalıpta dinlendirin.</p>

<p>15. İnce bir spatula yardımıyla kalıptan çıkarıp sıcak veya ılık servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Sebzelerin özellikle ıspanağın fazla ıslak olmamasına dikkat edin. Sebzelerden gelen fazla su yumurtalı yapının ortasının sulu kalmasına neden olabilir.</p>

<p>Muffinleri gereğinden uzun pişirmeyin. Yumurta yüksek sıcaklıkta uzun süre kaldığında lastiksi ve kuru bir doku oluşabilir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarif zaten az miktarda ilave yağla hazırlanıyor. Tuzlu peynir kullanılıyorsa ayrıca tuz eklememek daha uygun olabilir.</p>

<p>Sebze miktarı artırılabilir ancak çok sulu domates, kabak veya mantar kullanılacaksa önceden suyunun azaltılması gerekir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Protein açısından güçlü bir kahvaltı isteyenler için kullanılabilir. Et tüketmeyen ancak yumurta ve süt ürünlerini tüketen vejetaryen beslenme biçimine uygundur.</p>

<p>Tarifin temel halinde glutenli tahıl bulunmaz. Çölyak hastalığı bulunan kişiler peynir ve baharat gibi paketli ürünlerde etiket ve çapraz bulaşma kontrolü yapmalıdır.</p>

<p>Yumurta veya süt proteini alerjisi bulunan kişiler için standart hali uygun değildir.</p>

<p>Yumurta muffin kaç kalori?</p>

<p>İki adet muffin kullanılan ürünlere bağlı olarak yaklaşık 220 kalori sağlayabilir.</p>

<p>Yumurta muffin önceden hazırlanır mı?</p>

<p>Evet. Tarif önceden pişirilip uygun şekilde soğutularak buzdolabında saklanabilir. Servis öncesinde tamamen ısınana kadar kontrollü şekilde yeniden ısıtılabilir.</p>

<p>Yumurta muffin neden söner?</p>

<p>Fırında yumurtanın içindeki hava ve su buharı nedeniyle kabaran yapı, fırından çıktıktan sonra bir miktar küçülebilir. Bu normaldir ve tarifin başarısız olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Yumurta muffin neden sulu kalır?</p>

<p>Fazla sulu sebzeler, kalıpların aşırı doldurulması veya yetersiz pişirme en yaygın nedenlerdir.</p>

<p>Saklama ve servis</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yumurta içeren muffinleri oda sıcaklığında uzun süre bırakmayın.</p>

<p>Tamamen soğuduktan sonra kapalı bir kapta buzdolabında muhafaza edin. Yeniden servis edilirken merkezlerinin tamamen ısındığından emin olun.</p>

<p>Yanında domates, salatalık, roka veya başka taze sebzelerle servis edilebilir.</p>

<p>Sebzeli yumurta muffin, klasik omlet malzemelerini porsiyonluk ve önceden hazırlanabilir bir kahvaltıya dönüştürüyor. Tarifin başarısındaki temel nokta sebzelerin fazla suyunu kontrol etmek ve yumurtaları gereğinden uzun pişirmemek.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central<br />
U.S. Food and Drug Administration – Egg Safety </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yumurta-muffin-tarifi-peynirli-ve-sebzeli-kahvalti</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0784.jpeg" type="image/jpeg" length="71054"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Pankreatitte Hangi Kan Değerleri Yükselir? Lipaz Kaç Olur?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/pankreatitte-hangi-kan-degerleri-yukselir-lipaz-kac-olur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/pankreatitte-hangi-kan-degerleri-yukselir-lipaz-kac-olur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akut pankreatitte en önemli kan testlerinden biri lipazdır; normal üst sınırın en az 3 katına yükselmesi tanıyı destekleyen kriterlerden biridir. Amilaz, CRP, WBC, kreatinin, glukoz ve karaciğer-safra testleri ise hastalığın nedeni ve seyri hakkında ek bilgi sağlayabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Akut pankreatit, pankreasın ani gelişen iltihabıdır. Kan tahlilinde en dikkat çekici bulgulardan biri lipaz yüksekliğidir ancak pankreatit yalnızca bir kan değerine bakılarak teşhis edilmez.</p>

<p>Tanıda tipik karın ağrısı, pankreas enzimleri ve gerektiğinde görüntüleme birlikte değerlendirilir. CRP ve WBC inflamatuvar yanıt hakkında, ALT ve bilirubin safra taşı kaynaklı olası neden hakkında, kreatinin ve hematokrit ise hastanın sıvı durumu ve hastalığın seyri hakkında ek bilgi verebilir.</p>

<p>Pankreatitte lipaz kaç olur?</p>

<p>Lipaz akut pankreatitte tercih edilen temel pankreas enzimidir.</p>

<p>Tanı açısından mutlak bir “lipaz şu rakam olmalı” sınırı yoktur. Çünkü laboratuvarların normal üst sınırları farklıdır.</p>

<p>Önemli ölçüt, lipazın laboratuvar normal üst sınırının en az 3 katına yükselmesidir.</p>

<p>Örneğin üst sınır 60 U/L olan bir laboratuvarda 180 U/L üç kat yükselmeye karşılık gelir. Üst sınırı 80 U/L olan başka bir laboratuvarda ise aynı kriter 240 U/L olur.</p>

<p>Bu nedenle “lipaz 200 pankreatit midir?” sorusuna laboratuvarın referans sınırı bilinmeden kesin cevap verilemez.</p>

<p>Lipaz 3 kat yüksekse kesin pankreatit midir?</p>

<p>Tek başına kesin değildir.</p>

<p>Akut pankreatit tanısında genel olarak şu üç kriterden en az ikisinin bulunması aranır:</p>

<ul>
 <li>Akut pankreatitle uyumlu karakteristik karın ağrısı</li>
 <li>Lipaz veya amilazın normal üst sınırın en az üç katına yükselmesi</li>
 <li>Görüntülemede akut pankreatitle uyumlu bulgular</li>
</ul>

<p>Bu nedenle tipik karın ağrısıyla birlikte lipazın üç kattan fazla yükselmesi güçlü bir bulgudur ve her hastada tanı koymak için hemen görüntüleme gerekmeyebilir.</p>

<p>Ancak tipik ağrı yoksa veya laboratuvar sonuçları tanıyla uyumlu değilse değerlendirme değişir.</p>

<p>Lipaz ne kadar yükselirse pankreatit ağırdır?</p>

<p>Lipazın yüksekliği hastalığın şiddetini güvenilir biçimde göstermez.</p>

<p>Lipazı 2000 U/L olan bir hastanın pankreatiti, lipazı 500 U/L olan başka bir hastadan mutlaka daha ağır değildir.</p>

<p>Bu nedenle tanı konduktan sonra lipazı sürekli ölçerek hastalığın iyileşip iyileşmediğini takip etmek çoğu durumda yararlı değildir.</p>

<p>Pankreatitin şiddeti; organ yetmezliği, dolaşım ve solunum durumu, böbrek fonksiyonları, sistemik inflamasyon ve klinik seyir üzerinden değerlendirilir.</p>

<p>Pankreatitte amilaz yükselir mi?</p>

<p>Evet. Akut pankreatitte amilaz da yükselebilir.</p>

<p>Ancak lipaz pankreasa daha özgü olduğu ve daha uzun süre yüksek kaldığı için günümüzde genellikle amilaza tercih edilir.</p>

<p>Amilaz tükürük bezlerinden de salgılandığından tükürük bezi hastalıkları, böbrek fonksiyon bozukluğu ve makroamilazemi gibi pankreas dışı durumlarda yükselebilir.</p>

<p>Ayrıca pankreatit başladıktan birkaç gün sonra amilaz normale dönebilirken lipaz hâlâ yüksek olabilir.</p>

<p>Bu nedenle normal amilaz pankreatiti tek başına dışlamaz.</p>

<p>Pankreatitte CRP neden bakılır?</p>

<p>CRP vücuttaki inflamatuvar yanıtı gösteren bir akut faz proteinidir.</p>

<p>Pankreatit başladıktan sonra CRP yükselebilir. Özellikle ilk 48 saat içinde zamanla artan CRP hastalığın inflamatuvar yükü hakkında yardımcı bilgi sağlayabilir.</p>

<p>Yaklaşık 48. saatte 150 mg/L’nin üzerindeki CRP değerleri geçmişten beri ağır pankreatit açısından kullanılan göstergelerden biridir.</p>

<p>Ancak CRP pankreatite özgü değildir ve tek başına hastalığın ağır olduğunu kanıtlamaz. Enfeksiyon ve başka inflamatuvar durumlarda da yükselebilir.</p>

<p>Pankreatitte WBC neden yükselir?</p>

<p>WBC yani lökosit sayısı akut inflamasyona yanıt olarak yükselebilir.</p>

<p>Bu nedenle pankreatitte lökositoz sık görülebilir.</p>

<p>Ancak yüksek WBC “pankreasta enfeksiyon var” anlamına gelmez. Akut pankreatit başlangıçta çoğu zaman steril bir inflamasyondur.</p>

<p>Bu ayrım önemlidir çünkü yalnızca WBC veya CRP yüksekliğine bakılarak antibiyotik başlanması doğru değildir.</p>

<p>ALT yüksekliği safra taşı pankreatitini gösterir mi?</p>

<p>Safra taşları akut pankreatitin en sık nedenlerinden biridir.</p>

<p>Pankreatitin ilk döneminde ALT’nin belirgin yükselmesi, özellikle normal üst sınırın yaklaşık üç katı veya ALT’nin 150 U/L’nin üzerinde olması safra taşı kaynaklı pankreatit olasılığını artırabilir.</p>

<p>Ancak ALT 150’nin altında olması safra taşı pankreatitini dışlamaz; yüksek olması da tek başına kesin tanı değildir.</p>

<p>Safra taşı araştırmasında ultrason önemli görüntüleme yöntemlerinden biridir.</p>

<p>Bilirubin, ALP ve GGT neden bakılır?</p>

<p>Bilirubin, ALP ve GGT özellikle safra akımının bozulup bozulmadığını değerlendirmeye yardımcı olur.</p>

<p>Safra taşının ana safra kanalını tıkaması durumunda bilirubin, ALP ve GGT yükselebilir.</p>

<p>Sarılık, koyu renkli idrar veya safra yolu enfeksiyonunu düşündüren belirtiler varsa bu sonuçların önemi daha da artar.</p>

<p>Bu testler pankreatitin kendisini teşhis etmekten çok olası safra yolu nedenini değerlendirmeye yardımcı olur.</p>

<p>Trigliserit neden ölçülür?</p>

<p>Çok yüksek trigliserit akut pankreatite neden olabilir.</p>

<p>Özellikle trigliseritin 1000 mg/dL’nin üzerinde olması pankreatit açısından güçlü bir risk oluşturur. Risk 500 mg/dL’nin üzerinde artmaya başlar ve değer yükseldikçe daha belirgin hale gelir.</p>

<p>Bu nedenle safra taşı veya alkol gibi belirgin bir neden bulunmayan akut pankreatitte trigliserit ölçümü önemlidir.</p>

<p>Trigliserit pankreasın ürettiği bir değer değildir; pankreatitin olası nedenini araştırmak için ölçülür.</p>

<p>Kalsiyum neden ölçülür?</p>

<p>Yüksek kalsiyum nadir fakat bilinen akut pankreatit nedenlerinden biridir.</p>

<p>Bu nedenle nedeni açıklanamayan pankreatitte kalsiyum yüksekliğinin bulunup bulunmadığı değerlendirilebilir.</p>

<p>Hastalığın seyri sırasında düşük kalsiyum da görülebilir.</p>

<p>Tek bir kalsiyum sonucu pankreatitin tanısını veya şiddetini belirlemez.</p>

<p>Kreatinin ve üre pankreatitte neden önemlidir?</p>

<p>Akut pankreatit ciddi sıvı kaybına ve dolaşım bozukluğuna yol açabilir.</p>

<p>Kreatinin ve üre böbrek fonksiyonları ve sıvı durumu hakkında bilgi verir. Özellikle BUN yani kan üre azotunun yükselmesi veya ilk saatlerde artmaya devam etmesi daha ağır seyirle ilişkili olabilir.</p>

<p>Kreatinin yükselmesi de akut böbrek hasarını düşündürebilir.</p>

<p>Bu nedenle pankreatitte yalnızca pankreas enzimlerine değil, diğer organların nasıl etkilendiğine de bakılır.</p>

<p>Hematokrit neden takip edilir?</p>

<p>Hematokrit kandaki kırmızı kan hücrelerinin hacimsel oranını gösterir.</p>

<p>Akut pankreatitte sıvının damar dışına kaçması ve sıvı kaybı hemokonsantrasyona yol açarak hematokriti yükseltebilir.</p>

<p>Yüksek veya düşmeyen hematokrit sıvı durumu ve hastalığın seyri açısından yardımcı bir bulgu olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak sıvı tedavisi tek bir hematokrit hedefi üzerinden yönetilmez.</p>

<p>Glukoz neden yükselebilir?</p>

<p>Pankreas insülin üretiminde görev aldığı için akut pankreatit sırasında kan şekeri yükselebilir.</p>

<p>Ayrıca ağır hastalığın oluşturduğu stres hormonları da hiperglisemiye katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle yüksek glukoz pankreatitin bir sonucu olabilir ancak “yüksek şeker = pankreatit” anlamına gelmez.</p>

<p>Daha önce bilinmeyen diyabet veya pankreas hastalığıyla ilişkili glukoz bozuklukları ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Normal lipazla pankreatit olabilir mi?</p>

<p>Evet, nadiren olabilir.</p>

<p>Testin çok erken veya hastalığın geç döneminde yapılması, kronik pankreas hasarı ve bazı özel klinik durumlar enzim sonuçlarını etkileyebilir.</p>

<p>Özellikle hipertrigliseridemiyle ilişkili pankreatitte pankreas enzimleri beklenenden daha düşük ölçülebilir.</p>

<p>Tipik şiddetli karın ağrısı bulunan bir kişide normal lipaz sonucu bütün klinik tabloyu tek başına geçersiz kılmaz.</p>

<p>Hangi kan değeri pankreatitin ağır olduğunu gösterir?</p>

<p>Tek bir kan testi pankreatitin şiddetini güvenilir biçimde belirleyemez.</p>

<p>CRP, BUN, kreatinin, hematokrit ve glukoz gibi sonuçlar değerlendirmeye yardımcı olabilir. Ancak güncel yaklaşımda en önemli noktalardan biri organ yetmezliğinin gelişip gelişmediğidir.</p>

<p>Solunum, dolaşım veya böbrek fonksiyonlarını etkileyen ve 48 saatten uzun süren organ yetmezliği ağır akut pankreatitin temel özelliklerinden biridir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “lipaz kaç?” sorusu hastalığın ciddiyetini anlamak için yeterli değildir.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>Pankreatitte lipaz kaç olur?</p>

<p>Tek bir rakam yoktur. Akut pankreatit tanısında lipazın laboratuvar normal üst sınırının en az üç katına yükselmesi önemli kriterlerden biridir.</p>

<p>Lipaz 1000 olması ağır pankreatit anlamına gelir mi?</p>

<p>Hayır. Lipazın çok yüksek olması hastalığın şiddetini güvenilir biçimde göstermez. Organ fonksiyonları, BUN-kreatinin, klinik seyir ve diğer bulgular daha önemlidir.</p>

<p>Pankreatitte CRP kaç olursa yüksek kabul edilir?</p>

<p>CRP pankreatite özgü değildir. Hastalığın yaklaşık 48. saatinde 150 mg/L’nin üzerindeki değerler ağır seyir olasılığıyla ilişkilendirilmiştir ancak tek başına ağır pankreatit tanısı koydurmaz.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>American College of Gastroenterology. ACG Clinical Guideline: Management of Acute Pancreatitis. The American Journal of Gastroenterology, 2024.</li>
 <li>Banks PA, Bollen TL, Dervenis C, et al. Classification of Acute Pancreatitis—2012: Revision of the Atlanta Classification and Definitions by International Consensus. Gut, 2013.</li>
 <li>International Association of Pancreatology and American Pancreatic Association. Evidence-Based Guidelines for the Management of Acute Pancreatitis. Pancreatology, 2013.</li>
 <li>American Gastroenterological Association Institute. Guideline on Initial Management of Acute Pancreatitis. Gastroenterology, 2018. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/pankreatitte-hangi-kan-degerleri-yukselir-lipaz-kac-olur</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 11:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/02/i-m-g-1694.jpeg" type="image/jpeg" length="68102"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Lipaz, Amilaz, CRP: Pankreas İçin Hangi Değer Ne Anlama Geliyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/lipaz-amilaz-crp-pankreas-icin-hangi-deger-ne-anlama-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/lipaz-amilaz-crp-pankreas-icin-hangi-deger-ne-anlama-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pankreasın durumunu tek başına gösteren bir kan testi yoktur. Lipaz ve amilaz özellikle akut pankreatitte önem taşırken glukoz, HbA1c, karaciğer-safra testleri, trigliserit ve kalsiyum farklı klinik sorulara yanıt verir; pankreas kanseri ise rutin kan tahliliyle dışlanamaz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Pankreas hastalıklarını değerlendirmek için “pankreas değeri” adı verilen tek bir kan testi yoktur. Hangi testin önemli olduğu, pankreasın hangi işlevinden veya hangi hastalığından şüphelenildiğine bağlıdır.</p>

<p>Ani ve şiddetli üst karın ağrısında akut pankreatit düşünülüyorsa en önemli kan testlerinden biri lipazdır. Diyabet açısından glukoz ve HbA1c, pankreasın hormon üreten kısmı hakkında dolaylı bilgi verir. Safra taşı kaynaklı pankreatit şüphesinde bilirubin, ALT, AST, ALP ve GGT gibi testler de önem kazanabilir.</p>

<p>Pankreas kanseri açısından ise rutin kan testlerinin hiçbiri tek başına kanseri doğrulayamaz veya güvenilir biçimde dışlayamaz.</p>

<p>Pankreas için hangi kan değerlerine bakılır?</p>

<p>Klinik duruma göre değerlendirilebilecek başlıca testler şunlardır:</p>

<ul>
 <li>Lipaz</li>
 <li>Amilaz</li>
 <li>Glukoz</li>
 <li>HbA1c</li>
 <li>ALT ve AST</li>
 <li>ALP ve GGT</li>
 <li>Bilirubin</li>
 <li>CRP</li>
 <li>WBC yani lökosit</li>
 <li>Trigliserit</li>
 <li>Kalsiyum</li>
 <li>Gerektiğinde CA 19-9</li>
</ul>

<p>Ancak bu testlerin tamamı her hastaya istenmez. Her birinin yanıtladığı soru farklıdır.</p>

<p>Lipaz pankreas hakkında ne gösterir?</p>

<p>Lipaz, pankreas hastalıklarının değerlendirilmesinde kullanılan en önemli enzimlerden biridir ve özellikle akut pankreatit şüphesinde tercih edilir.</p>

<p>Akut pankreatit tanısında lipaz veya amilazın laboratuvar normal üst sınırının en az üç katına yükselmesi önemli kriterlerden biridir.</p>

<p>Ancak pankreatit tanısı yalnızca lipaz sonucuna dayanmaz. Genel yaklaşımda şu üç bulgudan en az ikisinin bulunması aranır:</p>

<ul>
 <li>Pankreatitle uyumlu tipik karın ağrısı</li>
 <li>Lipaz veya amilazın normal üst sınırın en az üç katına yükselmesi</li>
 <li>Görüntülemede akut pankreatitle uyumlu bulgular</li>
</ul>

<p>Lipaz yüksekliği pankreatit dışında böbrek fonksiyon bozukluğu ve başka karın içi hastalıklarda da görülebilir.</p>

<p>Lipazın çok yüksek olması da pankreatitin mutlaka daha ağır olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Amilaz pankreas hakkında ne gösterir?</p>

<p>Amilaz da pankreatitte yükselebilen bir sindirim enzimidir ancak lipaz kadar pankreasa özgü değildir.</p>

<p>Bunun nedeni amilazın pankreasın yanı sıra tükürük bezlerinden de salgılanmasıdır.</p>

<p>Tükürük bezi hastalıkları, böbrek fonksiyon bozukluğu ve makroamilazemi gibi durumlarda pankreatit olmadan amilaz yüksekliği görülebilir.</p>

<p>Akut pankreatit şüphesinde lipazın daha özgül olması ve daha uzun süre yüksek kalması nedeniyle çoğu durumda lipaz tercih edilir.</p>

<p>Pankreatitte hangi kan değerleri yükselir?</p>

<p>Akut pankreatitte en karakteristik laboratuvar değişikliklerinden biri lipaz yüksekliğidir.</p>

<p>Ancak pankreatitin nedenini ve vücuttaki etkisini değerlendirmek için başka testler de kullanılabilir.</p>

<p>WBC enfeksiyon ve inflamatuvar yanıtla birlikte yükselebilir.</p>

<p>CRP inflamasyonun şiddeti hakkında ek bilgi sağlayabilir ve özellikle hastalığın seyri değerlendirilirken kullanılabilir.</p>

<p>Glukoz yükselebilir.</p>

<p>Böbrek fonksiyonları ve sıvı kaybını değerlendirmek için kreatinin ve üre önemlidir.</p>

<p>Hematokrit de sıvı durumu ve hastalığın seyri açısından değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu değerlerin hiçbiri tek başına pankreatit tanısı koydurmaz.</p>

<p>ALT, AST, bilirubin, ALP ve GGT pankreasla neden birlikte değerlendirilir?</p>

<p>Pankreas kanalı ile ana safra kanalı anatomik olarak yakın ilişkilidir. Safra taşları akut pankreatitin önemli nedenlerinden biridir.</p>

<p>Bu nedenle pankreatit düşünülen bir kişide karaciğer ve safra yolu testleri pankreatitin olası nedenini anlamaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Özellikle belirgin ALT yüksekliği safra taşı kaynaklı pankreatit olasılığını destekleyebilir.</p>

<p>Bilirubin, ALP ve GGT yüksekliği ise safra akımında tıkanıklık ihtimalini gündeme getirebilir.</p>

<p>Ancak bu testlerin yüksek olması tek başına safra taşı veya pankreatit tanısı değildir. Ultrason, MRCP veya başka görüntüleme yöntemleri gerekebilir.</p>

<p>Trigliserit pankreatitle neden ilişkilidir?</p>

<p>Çok yüksek trigliserit akut pankreatite neden olabilir.</p>

<p>Özellikle trigliserit düzeyinin 1000 mg/dL’nin üzerine çıkması pankreatit riskinin belirgin arttığı düzeylerden biridir. Daha düşük ancak ciddi derecede yüksek değerlerde de klinik bağlama göre risk bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle nedeni açıklanamayan akut pankreatitte trigliserit ölçümü yapılabilir.</p>

<p>Burada trigliserit pankreasın ürettiği bir madde değildir; pankreatitin olası nedenlerinden birini araştırmak için ölçülür.</p>

<p>Kalsiyum pankreas değerlendirmesinde neden önemlidir?</p>

<p>Yüksek kalsiyum düzeyleri nadir de olsa akut pankreatitle ilişkili olabilir.</p>

<p>Bu nedenle pankreatit nedeninin araştırılmasında serum kalsiyumu değerlendirilebilir.</p>

<p>Akut pankreatitin seyri sırasında düşük kalsiyum da görülebilir. Ancak tek başına kalsiyum sonucu pankreatit tanısı koydurmaz veya hastalığın nedenini kesinleştirmez.</p>

<p>Glukoz ve HbA1c pankreas hakkında ne söyler?</p>

<p>Pankreas yalnızca sindirim enzimi üretmez. Langerhans adacıklarındaki beta hücreleri insülin üretir ve kan şekeri kontrolünde görev alır.</p>

<p>Bu nedenle glukoz ve HbA1c pankreasın endokrin işleviyle ilişkilidir.</p>

<p>Ancak yüksek glukoz veya HbA1c “pankreas hasarı var” anlamına gelmez. Tip 2 diyabette temel sorun yalnızca pankreas değildir; insülin direnci ve zamanla beta hücre işlevindeki azalma birlikte rol oynar.</p>

<p>Kronik pankreatit ve pankreas ameliyatları gibi pankreas dokusunu etkileyen durumlar da diyabete yol açabilir.</p>

<p>C-peptid ve insülin ne zaman önemlidir?</p>

<p>C-peptid, pankreasın kendi insülin üretimi hakkında bilgi verebilir.</p>

<p>Vücut insülin ürettiğinde insülin ve C-peptid birlikte salgılanır. Bu nedenle C-peptid özellikle kişinin kendi insülin üretiminin ne kadar sürdüğünü değerlendirmek gereken bazı diyabet tablolarında kullanılabilir.</p>

<p>Ancak C-peptid ve insülin rutin “pankreas kontrol testi” değildir. Belirli klinik sorular olduğunda istenir.</p>

<p>Pankreas kanseri kan tahlilinde belli olur mu?</p>

<p>Pankreas kanserini güvenilir biçimde gösteren veya dışlayan rutin bir kan testi yoktur.</p>

<p>Pankreas başındaki bir tümör safra kanalını tıkarsa bilirubin, ALP ve GGT yükselebilir ve sarılık gelişebilir. Bazı hastalarda glukoz kontrolü de bozulabilir.</p>

<p>Ancak bu değişikliklerin hiçbiri pankreas kanserine özgü değildir.</p>

<p>Normal kan testleri de erken pankreas kanserini dışlamaz.</p>

<p>Pankreas kanseri şüphesinde kontrastlı BT, MR/MRCP ve endoskopik ultrason gibi görüntüleme yöntemleri klinik duruma göre çok daha belirleyicidir.</p>

<p>CA 19-9 pankreas kanseri testi midir?</p>

<p>CA 19-9 pankreas kanseriyle ilişkili en bilinen tümör belirteçlerinden biridir ancak genel toplumda pankreas kanseri taraması için uygun değildir.</p>

<p>Pankreas kanseri dışında safra yolu tıkanıklığı ve pankreatit gibi iyi huylu durumlarda da yükselebilir.</p>

<p>Tersi de mümkündür: Pankreas kanseri bulunan bazı kişilerde CA 19-9 normal kalabilir. Ayrıca bazı insanlar genetik özellikleri nedeniyle CA 19-9’u yeterince üretemez.</p>

<p>Bu nedenle yüksek CA 19-9 tek başına pankreas kanseri tanısı koydurmaz, normal CA 19-9 da kanseri kesin olarak dışlamaz.</p>

<p>CA 19-9 daha çok tanı konmuş uygun hastalarda hastalığın ve tedavinin takibine yardımcı olmak amacıyla kullanılır.</p>

<p>Lipaz ve amilaz normalse pankreas sağlıklı mıdır?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Normal lipaz ve amilaz özellikle aktif akut pankreatit olasılığını değerlendirmede yararlıdır ancak bütün pankreas hastalıklarını dışlamaz.</p>

<p>Kronik pankreatitte pankreas dokusu zamanla ciddi şekilde hasar gördüğünde serum amilaz ve lipaz normal hatta düşük olabilir.</p>

<p>Pankreasın sindirim enzimi üretme kapasitesini değerlendirmek gerekiyorsa dışkıda pankreatik elastaz gibi farklı testler daha yararlı olabilir.</p>

<p>Pankreas kanserinde de amilaz ve lipaz normal olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla “lipaz ve amilaz normal = pankreasta hiçbir sorun yok” şeklinde yorum yapmak doğru değildir.</p>

<p>Pankreas hastalığında hangi belirtiler önemlidir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Pankreas hastalığının türüne göre belirtiler değişebilir.</p>

<p>Akut pankreatitte ani başlayan ve sırta yayılabilen şiddetli üst karın ağrısı, bulantı ve kusma görülebilir.</p>

<p>Safra yolu tıkanıklığında sarılık, koyu idrar, açık renkli dışkı ve kaşıntı ortaya çıkabilir.</p>

<p>Kronik pankreas yetmezliğinde kilo kaybı, yağlı-kötü kokulu dışkı ve besin emiliminde bozulma görülebilir.</p>

<p>Açıklanamayan kilo kaybı, yeni gelişen sarılık veya sürekli üst karın-sırt ağrısı gibi belirtilerde yalnızca kan testlerine güvenilmemelidir.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>Pankreas için en önemli kan testi hangisidir?</p>

<p>Tek bir “en iyi pankreas testi” yoktur. Akut pankreatit şüphesinde lipaz en yararlı kan testlerinden biridir; diyabet, kronik pankreas hastalıkları veya pankreas kanseri şüphesinde ise farklı testler ve görüntüleme yöntemleri gerekir.</p>

<p>Lipaz ve amilaz normalse pankreas kanseri olmadığı kesin midir?</p>

<p>Hayır. Pankreas kanserinde lipaz ve amilaz normal olabilir. Bu enzimler pankreas kanseri tarama testleri değildir ve normal sonuç kanseri dışlamaz.</p>

<p>Pankreas kanseri CA 19-9 ile anlaşılır mı?</p>

<p>Hayır. CA 19-9 tek başına pankreas kanseri tanısı koydurmaz. Pankreatit ve safra yolu tıkanıklığı gibi kanser dışı durumlarda yükselebilir, bazı pankreas kanserlerinde ise normal kalabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>American College of Gastroenterology. ACG Clinical Guideline: Management of Acute Pancreatitis. The American Journal of Gastroenterology, 2024.</li>
 <li>American Gastroenterological Association Institute. Guideline on Initial Management of Acute Pancreatitis. Gastroenterology.</li>
 <li>National Cancer Institute. Pancreatic Cancer Treatment (PDQ). National Cancer Institute.</li>
 <li>American Diabetes Association Professional Practice Committee. Diagnosis and Classification of Diabetes: Standards of Care in Diabetes—2026. Diabetes Care, 2026. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/lipaz-amilaz-crp-pankreas-icin-hangi-deger-ne-anlama-geliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 10:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0778.jpeg" type="image/jpeg" length="93902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İleri Evre Böbrek Kanserinde Tedavi Değişiyor: İmmünoterapi Sonrası Yeni Seçenekler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ileri-evre-bobrek-kanserinde-tedavi-degisiyor-immunoterapi-sonrasi-yeni-secenekler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ileri-evre-bobrek-kanserinde-tedavi-degisiyor-immunoterapi-sonrasi-yeni-secenekler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İleri evre böbrek kanserinde tedavi; tümör tipi, önceki ilaçlar ve risk grubuna göre belirleniyor. Yeni Faz 3 verileri, immünoterapi sonrası belzutifan-lenvatinib kombinasyonunu öne çıkardı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İleri Evre Böbrek Kanserinde Tedavi Değişiyor: İmmünoterapi Sonrası Yeni Seçenekler</p>

<p>İleri evre böbrek kanserinde tedavi artık tek bir ilaca veya tek bir tedavi sırasına dayanmıyor. Özellikle berrak hücreli renal hücreli karsinomda (ccRCC) immünoterapi ile VEGF yolunu hedefleyen ilaçların kombinasyonları ilk basamak tedavinin temel seçenekleri arasında bulunuyor. Hastalık immünoterapi sonrasında ilerlediğinde ise hangi ilacın hangi sırada kullanılacağı giderek daha önemli hale geliyor.</p>

<p>2026'da yayımlanan yeni Faz 3 sonuçları bu alanda dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. Özellikle HIF-2α inhibitörü belzutifanın farklı tedavi aşamalarındaki rolü genişliyor. LITESPARK-011 çalışmasının sonuçları, daha önce anti-PD-1 veya anti-PD-L1 tedavisi almış ileri evre berrak hücreli böbrek kanserinde belzutifan ile lenvatinib kombinasyonunun cabozantinibe göre hastalığın ilerlemeden kontrol altında tutulduğu süreyi uzattığını gösterdi.</p>

<p>İleri evre böbrek kanseri nedir?</p>

<p>Renal hücreli karsinom böbrek kanserlerinin en yaygın grubunu oluşturur. Bunun en sık görülen alt tipi berrak hücreli renal hücreli karsinomdur.</p>

<p>"İleri evre" ifadesi, tümörün cerrahi olarak tamamen çıkarılamadığı lokal ileri hastalığı veya kanserin böbreğin dışına yayıldığı metastatik hastalığı kapsayabilir.</p>

<p>Tedavinin belirlenmesinde yalnızca hastalığın evresi dikkate alınmaz. Tümörün histolojik alt tipi, hastanın genel durumu, daha önce aldığı tedaviler, hastalığın yayılımı ve IMDC risk sınıflaması gibi faktörler birlikte değerlendirilir.</p>

<p>İlk basamak tedavide hangi seçenekler kullanılıyor?</p>

<p>Güncel yaklaşımda metastatik berrak hücreli böbrek kanserinin ilk basamak tedavisinde immün kontrol noktası inhibitörleri ile hedefe yönelik ilaçların birlikte kullanıldığı rejimler önemli yer tutuyor.</p>

<p>Güncel Avrupa Üroloji Birliği kılavuzunda pembrolizumab-axitinib, lenvatinib-pembrolizumab ve nivolumab-cabozantinib kombinasyonları temel seçenekler arasında yer alıyor.</p>

<p>IMDC orta ve kötü risk grubundaki hastalarda nivolumab-ipilimumab da güçlü seçeneklerden biri.</p>

<p>Bu nedenle "en iyi böbrek kanseri ilacı" şeklinde bütün hastalar için geçerli tek bir yanıt bulunmuyor. Tedavi seçiminin hastaya ve hastalığın özelliklerine göre yapılması gerekiyor.</p>

<p>İmmünoterapi sonrası ne oluyor?</p>

<p>Son yılların önemli klinik sorularından biri tam olarak bu noktada ortaya çıktı.</p>

<p>İmmünoterapi içeren tedaviler ilk basamakta yaygınlaştıkça, hastalığı bu tedavilerden sonra ilerleyen hastalarda hangi tedavinin tercih edilmesi gerektiği daha önemli hale geldi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>VEGFR tirozin kinaz inhibitörleri bu aşamada kullanılabiliyor. Cabozantinib bunların en önemli örneklerinden biri.</p>

<p>Ancak 2026'da açıklanan ve daha sonra The Lancet'te yayımlanan LITESPARK-011 Faz 3 çalışması yeni bir seçeneği gündemin merkezine taşıdı.</p>

<p>Belzutifan + lenvatinib ne kadar etkili bulundu?</p>

<p>LITESPARK-011 çalışmasına, anti-PD-1 veya anti-PD-L1 tedavisinin ardından hastalığı ilerlemiş 747 ileri evre berrak hücreli renal hücreli karsinom hastası dahil edildi.</p>

<p>Hastaların 371'i belzutifan-lenvatinib, 376'sı cabozantinib aldı.</p>

<p>İkinci ara analizde hastalığın ilerlemediği ortanca süre:</p>

<p>Belzutifan + lenvatinib: 14,8 ay<br />
Cabozantinib: 10,7 ay</p>

<p>olarak hesaplandı.</p>

<p>Progresyon veya ölüm için hazard oranı 0,70 olarak bulundu. Bu sonuç, çalışma koşullarında belzutifan-lenvatinib grubunda progresyon veya ölüm hızının karşılaştırma grubuna göre yaklaşık yüzde 30 daha düşük olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Objektif yanıt oranı da belzutifan-lenvatinib grubunda yüzde 52,6, cabozantinib grubunda yaklaşık yüzde 40 olarak bildirildi.</p>

<p>Yanıtın ortanca süresi ise sırasıyla 23 ay ve 12,3 ay oldu.</p>

<p>Bu rakamlar neden önemli?</p>

<p>Sonuçlar yalnızca tümörün küçülme ihtimalinin arttığını göstermiyor. Hastalığın kontrol altında tutulduğu sürede de anlamlı bir uzama olduğunu düşündürüyor.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrıntı var:</p>

<p>Genel sağkalım açısından henüz istatistiksel olarak anlamlı bir üstünlük gösterilmiş değil.</p>

<p>İkinci ara analizde ortanca genel sağkalım belzutifan-lenvatinib grubunda 34,9 ay, cabozantinib grubunda 27,6 ay olarak hesaplandı. Hazard oranı 0,85 olmasına rağmen sonuç istatistiksel anlamlılık sınırına ulaşmadı.</p>

<p>Dolayısıyla veriler "bu kombinasyon yaşam süresini kesin olarak uzatıyor" şeklinde yorumlanmamalı. Genel sağkalım sonuçlarının daha uzun takip ile değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Belzutifan neden farklı?</p>

<p>Belzutifan, böbrek kanseri tedavisindeki daha yeni hedeflerden biri olan HIF-2α proteinini baskılıyor.</p>

<p>Berrak hücreli renal hücreli karsinomda VHL-HIF biyolojisi hastalığın gelişiminde merkezi rol oynuyor. VHL işlevinin kaybı HIF yolunun aktif kalmasına ve tümörün büyümesini destekleyen süreçlerin güçlenmesine yol açabiliyor.</p>

<p>Belzutifan doğrudan HIF-2α'yı hedefleyerek bu biyolojik mekanizmaya müdahale ediyor.</p>

<p>FDA, belzutifana daha önce PD-1/PD-L1 inhibitörü ve VEGF tirozin kinaz inhibitörü almış ileri evre berrak hücre komponentli renal hücreli karsinom hastalarında kullanım için onay vermişti.</p>

<p>LITESPARK-011 ise HIF-2α inhibisyonunun lenvatinib gibi bir VEGFR hedefli ilaçla birlikte kullanılmasının potansiyelini ortaya koyuyor.</p>

<p>Yan etkiler göz ardı edilmemeli</p>

<p>Yeni kombinasyonun daha yüksek etkinlik göstermesi tedavinin hafif olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>LITESPARK-011'de derece 3 veya daha ağır tedavi sırasında ortaya çıkan advers olaylar belzutifan-lenvatinib alan hastaların yaklaşık yüzde 84'ünde, cabozantinib alanların ise yaklaşık yüzde 83'ünde görüldü.</p>

<p>Belzutifanın özellikle anemi ve hipoksiyle ilişkili bilinen etkileri bulunuyor. Lenvatinib ise hipertansiyon, ishal, yorgunluk ve diğer yan etkilere yol açabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tedavinin etkinliği kadar hastanın tedaviyi tolere edip edemeyeceği de seçimde belirleyici.</p>

<p>Belzutifan böbrek kanserinde daha erken aşamalara da taşındı</p>

<p>2026'nın önemli gelişmelerinden biri belzutifanın yalnızca metastatik hastalıktaki rolüyle sınırlı kalmadı.</p>

<p>LITESPARK-022 Faz 3 çalışmasında ameliyat edilmiş ve hastalığın tekrarlama riski yüksek berrak hücreli renal hücreli karsinom hastalarında pembrolizumab-belzutifan kombinasyonu, pembrolizumab tek başına tedaviyle karşılaştırıldı.</p>

<p>Toplam 1.841 hastanın yer aldığı çalışmada iki yıllık hastalıksız sağkalım oranı kombinasyon grubunda yüzde 80,7, kontrol grubunda yüzde 73,7 olarak bildirildi.</p>

<p>Hastalık tekrarı veya ölüm için hazard oranı 0,72 bulundu.</p>

<p>Bununla birlikte derece 3 veya daha ağır advers olaylar kombinasyon grubunda yüzde 52,1, pembrolizumab grubunda yüzde 30,2 oranında görüldü.</p>

<p>Genel sağkalım verileri ise henüz olgunlaşmış değil.</p>

<p>Bu sonuçların ardından FDA, Haziran 2026'da belzutifan-pembrolizumab kombinasyonunu nefrektomi sonrasında orta-yüksek veya yüksek nüks riski bulunan belirli berrak hücre komponentli renal hücreli karsinom hastalarının adjuvan tedavisi için onayladı.</p>

<p>Böbrek kanseri tedavisinde asıl değişiklik ne?</p>

<p>Son gelişmelerin en önemli sonucu yeni bir ilacın listeye eklenmesinden daha büyük olabilir.</p>

<p>Böbrek kanseri tedavisi giderek tümör biyolojisine, önceki tedaviye ve tedavi sıralamasına dayanan çok basamaklı bir modele dönüşüyor.</p>

<p>İlk basamakta immünoterapi kombinasyonları öne çıkarken, progresyon sonrasında VEGF yolunu hedefleyen ilaçlar ve HIF-2α inhibisyonu gibi yeni mekanizmalar devreye giriyor.</p>

<p>Bu nedenle ileri evre böbrek kanserinde artık yalnızca "hangi ilaç?" sorusu değil, "hangi hastada, hangi aşamada ve hangi tedaviden sonra?" sorusu önem kazanıyor.</p>

<p>LITESPARK-011'in sonuçları belzutifan-lenvatinib kombinasyonunun immünoterapi sonrası berrak hücreli renal hücreli karsinomda önemli bir seçenek olabileceğini gösteriyor. Bununla birlikte genel sağkalım üstünlüğü henüz kanıtlanmış değil ve tedaviyle ilişkili yan etkiler hasta seçiminde dikkate alınmalı.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Böbrek kanseri tedavisi hastalığın alt tipi, evresi, önceki tedaviler, eşlik eden hastalıklar ve hastanın genel durumuna göre değişir. İlaç başlanması, değiştirilmesi veya kesilmesi yalnızca hastayı takip eden onkoloji ekibi tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
The Lancet — LITESPARK-011 Faz 3 çalışması, 2026<br />
Journal of Clinical Oncology — LITESPARK-011, ASCO GU 2026<br />
New England Journal of Medicine — LITESPARK-022, 2026<br />
U.S. Food and Drug Administration — Renal Cell Carcinoma onay duyuruları<br />
European Association of Urology — Renal Cell Carcinoma Guidelines<br />
American Society of Clinical Oncology — 2026 Genitourinary Cancers Symposium </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ileri-evre-bobrek-kanserinde-tedavi-degisiyor-immunoterapi-sonrasi-yeni-secenekler</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 10:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0777.jpeg" type="image/jpeg" length="71283"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="39471"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="90049"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34017"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23682"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37981"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="97167"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
