<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 14 Sep 2026 11:56:21 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanser Aileden Geçer mi? Aile Öykünüz Riskiniz Hakkında Ne Söylüyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kanser-aileden-gecer-mi-aile-oykunuz-riskiniz-hakkinda-ne-soyluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kanser-aileden-gecer-mi-aile-oykunuz-riskiniz-hakkinda-ne-soyluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ailede kanser öyküsü kişinin riskini artırabilir ancak kanserlerin çoğu doğrudan kalıtsal değildir. Kanser türü, tanı yaşı ve aynı aile kolundaki vaka örüntüsü genetik değerlendirmede önem taşır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ailede kanser görülmesi, kişinin de mutlaka kansere yakalanacağı anlamına gelmez. Kanserlerin yalnızca yaklaşık yüzde 5–10’unun anne veya babadan aktarılan zararlı gen değişiklikleriyle ilişkili olduğu tahmin ediliyor. Kanserlerin büyük bölümünde ise yaşla birlikte ortaya çıkan genetik değişiklikler, çevresel etkenler ve yaşam biçimi dahil birçok faktör rol oynuyor.</p>

<p>Bununla birlikte ailede kanser öyküsü önemli bir sağlık bilgisidir. Özellikle aynı aile kolunda belirli kanserlerin tekrarlanması, kanserin beklenenden genç yaşta ortaya çıkması veya aynı kişide birden fazla kanser gelişmesi kalıtsal kanser yatkınlığı açısından daha ayrıntılı değerlendirmeyi gerektirebilir.</p>

<p>Kanser genetik mi, kalıtsal mı?</p>

<p>Kanser genlerde meydana gelen değişikliklerle gelişen bir hastalıktır. Ancak bu, bütün kanserlerin anne veya babadan çocuklara geçtiği anlamına gelmez.</p>

<p>Kanser hücrelerinde bulunan gen değişikliklerinin büyük bölümü kişinin yaşamı boyunca ortaya çıkar. Bunlara edinilmiş veya somatik değişiklikler denir. Bu değişiklikler genellikle çocuklara aktarılmaz.</p>

<p>Kalıtsal kanser yatkınlığında ise kişi kansere yakalanma olasılığını artırabilen belirli bir gen değişikliğini ebeveynlerinden birinden almış olabilir.</p>

<p>Bu nedenle “kanser genetik bir hastalıktır” ile “kanser kalıtsaldır” ifadeleri aynı anlama gelmez.</p>

<p>Ailede kanser olması riski artırır mı?</p>

<p>Bazı kanserlerde aile öyküsü kişinin riskini artırabilir. Ancak riskin ne kadar değiştiği kanser türüne, etkilenen akrabanın yakınlığına, tanı yaşına ve ailedeki diğer vakalara göre farklılık gösterir.</p>

<p>Örneğin anne, baba, kardeş veya çocuk gibi birinci derece akrabalarda belirli kanserlerin bulunması risk değerlendirmesinde önem taşır.</p>

<p>Aynı ailede birden fazla kanser görülmesinin ise tek açıklaması kalıtım değildir.</p>

<p>Aile üyeleri sigara kullanımı, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite veya bazı çevresel maruziyetler gibi ortak risk faktörlerini paylaşabilir. Kanserin toplumda yaygın olması nedeniyle bazı vakalar aynı ailede tesadüfen de bir araya gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “Ailemde kaç kişide kanser var?” sorusu yeterli değildir.</p>

<p>Hangi kanserin görüldüğü, kimin hastalandığı ve hastalığın kaç yaşında ortaya çıktığı çok daha anlamlı bilgiler sağlayabilir.</p>

<p>Hangi aile öyküsü daha dikkat çekici?</p>

<p>Bazı aile öyküsü özellikleri kalıtsal kanser yatkınlığı olasılığını artırabilir.</p>

<p>Özellikle aynı aile kolundaki birden fazla yakın akrabada aynı veya birbiriyle ilişkili kanserlerin görülmesi önemlidir.</p>

<p>Kanserin alışılmıştan genç yaşta ortaya çıkması da dikkat çeken işaretlerden biridir.</p>

<p>Aynı kişide iki veya daha fazla bağımsız kanser gelişmesi, çift organların her ikisinde kanser görülmesi veya erkeklerde meme kanseri gibi daha nadir durumların ortaya çıkması da genetik değerlendirmeyi gündeme getirebilir.</p>

<p>Ailede daha önce kansere yatkınlık oluşturan patojenik bir gen değişikliğinin saptanmış olması ise özellikle önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meme ve yumurtalık kanserlerinin ya da kolon ve endometrium kanserlerinin aynı ailede kümelenmesi de belirli kalıtsal kanser sendromları açısından değerlendirme nedeni olabilir.</p>

<p>Kanserin genç yaşta görülmesi neden önemli?</p>

<p>Kanser genel olarak yaş ilerledikçe daha sık görülür. Bu nedenle bazı kanserlerin beklenenden çok daha erken yaşlarda ortaya çıkması kalıtsal yatkınlık açısından önemli bir ipucu olabilir.</p>

<p>Örneğin 50 yaşından önce gelişen kolorektal kanser, kişinin kişisel ve aile öyküsüyle birlikte genetik değerlendirmeyi gündeme getirebilecek durumlardan biridir.</p>

<p>Yumurtalık kanseri, erkek meme kanseri ve pankreas kanseri gibi bazı kanserlerde de genetik değerlendirme daha geniş bir hasta grubunda düşünülebilir.</p>

<p>Ancak genç yaşta kanser görülmesi tek başına kalıtsal kanser sendromu bulunduğunu kanıtlamaz.</p>

<p>Anne tarafı mı, baba tarafı mı önemli?</p>

<p>Her ikisi de önemlidir.</p>

<p>Kanser yatkınlığı oluşturan bazı gen değişiklikleri anneden veya babadan aktarılabilir. Bu nedenle aile öyküsü değerlendirilirken yalnızca anne tarafındaki kanserlere bakılması önemli bilgilerin gözden kaçmasına yol açabilir.</p>

<p>Örneğin baba tarafında görülen meme, yumurtalık, prostat, pankreas veya kolon kanserleri de kişinin genetik risk değerlendirmesi açısından anlam taşıyabilir.</p>

<p>Aile öyküsü bu nedenle hem anne hem de baba tarafı için ayrı ayrı incelenmelidir.</p>

<p>BRCA1 ve BRCA2 ne anlama geliyor?</p>

<p>BRCA1 ve BRCA2, kalıtsal kanser yatkınlığı konusunda en iyi bilinen genler arasındadır.</p>

<p>Bu genlerde bulunan belirli zararlı kalıtsal değişiklikler özellikle meme ve yumurtalık kanseri riskini artırabilir. Ayrıca prostat ve pankreas kanseri dahil başka kanserlerle de ilişkilidir.</p>

<p>Ancak BRCA1 veya BRCA2’de patojenik bir değişiklik taşıyan herkes kanser olmaz.</p>

<p>Genetik yatkınlık, kanserin kesin gelişeceği anlamına gelmez. Kişinin belirli kanserlere yakalanma olasılığının arttığını gösterir.</p>

<p>Bu ayrım kalıtsal kanser riskini anlamanın en önemli noktalarından biridir.</p>

<p>Lynch sendromu nedir?</p>

<p>Lynch sendromu en sık görülen kalıtsal kanser sendromlarından biridir.</p>

<p>Özellikle kolorektal ve endometrium kanseri riskindeki artışla ilişkilidir. Bunun yanında yumurtalık, mide, ince bağırsak, üriner sistem, pankreas ve bazı diğer kanserlerin riski de artabilir.</p>

<p>Aynı ailede genç yaşta kolon kanseri ve endometrium kanseri gibi belirli kanserlerin tekrarlanması Lynch sendromu açısından değerlendirme yapılmasına neden olabilir.</p>

<p>Genetik test kimlere yapılmalı?</p>

<p>Kanser açısından genetik test herkesin rutin olarak yaptırması gereken bir tarama değildir.</p>

<p>İlk adım kişinin kendi kanser öyküsü ile ailesindeki kanserlerin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesidir.</p>

<p>Güçlü aile öyküsü, beklenenden genç yaşta kanser gelişmesi, aynı kişide birden fazla kanser bulunması, belirli nadir kanserler veya ailede bilinen patojenik bir gen değişikliğinin bulunması genetik danışmanlığı gündeme getirebilir.</p>

<p>Genetik test düşünülüyorsa mümkün olduğunda ailede kanser geçirmiş bir kişiden başlanması özellikle yararlı olabilir.</p>

<p>Kanser gelişmiş kişide hastalıkla ilişkili gen değişikliği bulunursa, diğer aile üyelerinin hangi değişiklik açısından test edilmesi gerektiği daha açık hale gelebilir.</p>

<p>Genetik test pozitif çıkarsa kanser kesin mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bu, genetik kanser testleri konusunda en sık yanlış anlaşılan noktalardan biridir.</p>

<p>Kanser yatkınlığıyla ilişkili patojenik bir gen değişikliğinin bulunması, kişinin belirli kanserlere yakalanma olasılığının toplum ortalamasından daha yüksek olabileceğini gösterir.</p>

<p>Ancak bu sonuç kişinin mutlaka kanser olacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Bazı genlerde risk artışı oldukça yüksek olabilirken bazılarında daha sınırlıdır. Risk ayrıca yaş, biyolojik cinsiyet, aile öyküsü ve başka faktörlerden de etkilenebilir.</p>

<p>Dolayısıyla pozitif genetik test sonucu kanser tanısı değildir.</p>

<p>Sonucun en önemli yararlarından biri, kişiye özel tarama ve risk azaltma seçeneklerinin değerlendirilmesine yardımcı olmasıdır.</p>

<p>Genetik test negatif çıkarsa risk biter mi?</p>

<p>Her zaman değil.</p>

<p>Özellikle ailede belirgin bir kanser kümelenmesi bulunmasına rağmen bilinen bir patojenik gen değişikliğinin saptanamaması, kişinin riskinin otomatik olarak toplum ortalamasına indiği anlamına gelmez.</p>

<p>Henüz bilinmeyen genetik faktörler bulunabilir veya ailedeki kanser kümelenmesinde ortak çevresel ve yaşam biçimi faktörleri etkili olabilir.</p>

<p>Bu nedenle genetik test sonucu aile öyküsünden bağımsız değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Evde yapılan DNA testleri yeterli mi?</p>

<p>Tüketiciye yönelik DNA testleri, kapsamlı bir tıbbi genetik değerlendirmesinin yerine geçmez.</p>

<p>Kanser yatkınlığının değerlendirilmesinde hangi genlerin incelendiği, testin hangi değişiklikleri tespit edebildiği ve sonucun kişinin aile öyküsüyle nasıl örtüştüğü önemlidir.</p>

<p>Testlerde ayrıca “önemi belirsiz varyant” olarak adlandırılan sonuçlarla karşılaşılabilir.</p>

<p>Bu tür bir sonuç, söz konusu gen değişikliğinin kansere neden olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmez. Bu nedenle yalnızca önemi belirsiz bir varyanta dayanılarak büyük tıbbi kararlar verilmemelidir.</p>

<p>Genetik danışmanlık, test sonucunun doğru yorumlanması açısından önemli bir aşamadır.</p>

<p>Ailenizde kanser varsa hangi bilgileri öğrenmelisiniz?</p>

<p>Ailede kanser öyküsü bulunan kişilerin mümkün olduğunca ayrıntılı bir aile sağlık geçmişi oluşturması yararlı olabilir.</p>

<p>Sadece “dedemde kanser vardı” bilgisini bilmek çoğu zaman yeterli değildir.</p>

<p>Hangi akrabada kanser görüldüğü, kanserin türü, tanının kaç yaşında konulduğu ve aynı kişide başka bir kanser gelişip gelişmediği öğrenilmelidir.</p>

<p>Vakanın anne veya baba tarafında olduğu da kaydedilmelidir.</p>

<p>Ailede daha önce genetik test yapılmışsa test sonucu ve saptanan gen değişikliği mümkünse öğrenilmelidir.</p>

<p>Bu bilgiler hekimin kişinin genetik danışmanlık veya daha farklı bir tarama programına ihtiyaç duyup duymadığını değerlendirmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Ailede genetik değişiklik bulunursa diğer akrabalar ne yapmalı?</p>

<p>Bazı yaygın kalıtsal kanser sendromlarında patojenik gen değişiklikleri otozomal dominant biçimde aktarılır.</p>

<p>Böyle bir durumda değişikliği taşıyan kişinin çocuklarının aynı değişikliği kalıtma olasılığı her gebelik için yüzde 50 olabilir. Birinci derece akrabaların risk değerlendirmesi de bu nedenle önem kazanır.</p>

<p>Ancak bütün kalıtsal kanser sendromları aynı şekilde aktarılmaz.</p>

<p>Bu nedenle ailede patojenik bir gen değişikliği bulunduğunda hangi akrabaların test edilmesi gerektiği tıbbi genetik değerlendirmeyle belirlenmelidir.</p>

<p>Aile öyküsü kanser taramalarını değiştirebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Kişinin aile öyküsü veya bilinen kalıtsal kanser yatkınlığı bazı kanser taramalarının toplumdaki standart önerilerden daha erken başlatılmasına veya daha sık yapılmasına neden olabilir.</p>

<p>Bazı yüksek riskli kişilerde farklı görüntüleme yöntemleri, ilaçla risk azaltma veya risk azaltıcı cerrahi seçenekleri de değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak bu uygulamalar herkese aynı şekilde önerilmez.</p>

<p>Karar; saptanan gen değişikliğine, kanser türüne, kişinin yaşına, kişisel sağlık öyküsüne ve hesaplanan risk düzeyine göre verilmelidir.</p>

<p>Ailenizde kanser varsa ilk ne yapmalısınız?</p>

<p>İlk adım korkmak veya doğrudan genetik test satın almak değildir.</p>

<p>Önce aile öyküsünü doğru biçimde oluşturmak gerekir.</p>

<p>Özellikle kanser türleri, tanı yaşları ve vakaların aile ağacındaki dağılımı öğrenilmelidir.</p>

<p>Bu bilgiler aile hekimi, ilgili uzman hekim veya tıbbi genetik uzmanıyla paylaşılabilir.</p>

<p>Değerlendirme sonucunda gerekli görülürse genetik danışmanlık ve uygun genetik test planlanabilir.</p>

<p>Aile öyküsü ne olursa olsun tütün ürünlerinden uzak durmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, fiziksel olarak aktif olmak, alkolü sınırlamak ve yaş ile kişisel riske uygun kanser taramalarını yaptırmak kanserden korunma açısından önemini korur.</p>

<p>Ailede kanser varsa en önemli mesaj ne?</p>

<p>Ailede kanser görülmesi önemli bir sağlık bilgisidir ancak kişinin geleceğini tek başına belirlemez.</p>

<p>Kanserlerin yalnızca küçük bir bölümü doğrudan kalıtsal zararlı gen değişiklikleriyle ilişkilidir.</p>

<p>Buna karşılık aynı veya ilişkili kanserlerin aynı aile kolunda tekrarlaması, kanserin genç yaşta ortaya çıkması, aynı kişide birden fazla kanser gelişmesi veya ailede bilinen patojenik bir gen değişikliğinin bulunması daha ayrıntılı değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “Ailemde kanser var mı?” sorusuna odaklanmak yerine şu bilgiler önemlidir:</p>

<p>Hangi kanser görüldü?</p>

<p>Hangi akrabada görüldü?</p>

<p>Kaç yaşında tanı konuldu?</p>

<p>Anne tarafında mı, baba tarafında mı?</p>

<p>Aynı veya ilişkili kanserler başka yakın akrabalarda da görüldü mü?</p>

<p>Ailede genetik test yapıldı mı?</p>

<p>Bu bilgiler, kişinin gerçek kanser riskinin değerlendirilmesinde genetik testten önce gelen en önemli adımlardan biridir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgilendirmesi amacıyla hazırlanmıştır. Kişisel kanser riskinin hesaplanması, tarama programının değiştirilmesi veya genetik test kararı için hekim ve gerektiğinde tıbbi genetik uzmanı değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Cancer Institute — Genetic Testing for Inherited Cancer Risk</p>

<p>National Cancer Institute — The Genetics of Cancer</p>

<p>National Cancer Institute — BRCA Gene Changes: Cancer Risk and Genetic Testing</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention — Family Health History and Cancer</p>

<p>American Cancer Society — Family Cancer Syndromes</p>

<p>The Washington Post — Aile öyküsü ve kanser riski üzerine sağlık içeriği </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kanser-aileden-gecer-mi-aile-oykunuz-riskiniz-hakkinda-ne-soyluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0563.jpeg" type="image/jpeg" length="47075"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul FTR Hastanesi Başhekimliğine Doç. Dr. Tuğba Aydın Atandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-ftr-hastanesi-bashekimligine-doc-dr-tugba-aydin-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/istanbul-ftr-hastanesi-bashekimligine-doc-dr-tugba-aydin-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliğine Doç. Dr. Tuğba Aydın atandı. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanı Aydın, uzun süredir aynı hastanede görev yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliğine Doç. Dr. Tuğba Aydın atandı.</p>

<p>Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon alanında uzun yıllardır klinik ve akademik çalışmalar yürüten Aydın, İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde görev yapıyordu.</p>

<p>Doç. Dr. Tuğba Aydın kimdir?</p>

<p>Doç. Dr. Tuğba Aydın, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden 2006 yılında mezun oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tıp eğitiminin ardından Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon alanında uzmanlaşan Aydın’ın akademik kayıtlarında, 2015 yılından itibaren İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi’nde görev yaptığı bilgisi yer alıyor.</p>

<p>Aydın’ın bilimsel çalışmalarında fiziksel tıp ve rehabilitasyonun farklı alanları öne çıkıyor. Akademik yayınları arasında inme rehabilitasyonu, osteoporoz, D vitamini, kas-iskelet sistemi hastalıkları ve rehabilitasyon uygulamalarına yönelik çalışmalar bulunuyor.</p>

<p>Doç. Dr. Tuğba Aydın, mesleki çalışma gruplarında da görev aldı. Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği bünyesindeki Vertigo Rehabilitasyonu Çalışma Grubu’nun yürütme kurulunda yer aldı.</p>

<p>Ulusal ve uluslararası bilimsel yayınlarda araştırmacı olarak bulunan Aydın’ın akademik çalışmalarının fiziksel tıp ve rehabilitasyonun yanı sıra kas-iskelet sistemi sağlığı ve rehabilitasyon uygulamaları üzerinde yoğunlaştığı görülüyor.</p>

<p>İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon EAH</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi ile afiliye İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi; fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında sağlık hizmetinin yanı sıra uzmanlık eğitimi ve akademik faaliyetlerin yürütüldüğü önemli merkezlerden biri olarak faaliyet gösteriyor.</p>

<p>Doç. Dr. Tuğba Aydın, yeni göreviyle birlikte hastanenin başhekimlik görevini yürütecek.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-ftr-hastanesi-bashekimligine-doc-dr-tugba-aydin-atandi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0562.jpeg" type="image/jpeg" length="53797"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üniversitelere Çağrı: TSEDAD Değerlendirici Havuzu Başvuruları Başlıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/universitelere-cagri-tsedad-degerlendirici-havuzu-basvurulari-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/universitelere-cagri-tsedad-degerlendirici-havuzu-basvurulari-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp ve Sağlık Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TSEDAD), değerlendirme ve akreditasyon çalışmalarında görev alacak değerlendirici havuzunu oluşturuyor. Türkiye genelindeki üniversitelerden akademisyenler, ilgili idari personel ve öğrenciler için başvurular 16 Eylül 2026’da başlayacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ÜNİVERSİTELERE AÇIK ÇAĞRI: TSEDAD DEĞERLENDİRİCİ HAVUZUNU OLUŞTURUYOR</p>

<p>Türkiye’de tıp ve sağlık eğitiminin niteliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürüten Tıp ve Sağlık Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TSEDAD), değerlendirme ve akreditasyon süreçlerinde görev üstlenecek değerlendirici havuzunun oluşturulması için başvuru sürecini başlatıyor.</p>

<p>Başvurular 16 Eylül 2026 tarihi itibarıyla alınmaya başlanacak.</p>

<p>Çağrı, Türkiye genelindeki üniversitelerde görev yapan ve program değerlendirme süreçlerine katkı sunmak isteyen geniş bir akademik ve kurumsal kesimi kapsıyor.</p>

<p>TÜRKİYE GENELİNDEKİ ÜNİVERSİTELERE ÇAĞRI</p>

<p>TSEDAD’ın değerlendirici havuzu çalışması yalnızca belirli bir üniversite veya kurumla sınırlı tutulmuyor.</p>

<p>Türkiye’nin farklı bölgelerindeki devlet ve vakıf üniversitelerinde görev yapan, ilgili alanlarda deneyime sahip adayların sürece katılımı hedefleniyor.</p>

<p>Bu yönüyle çağrı; farklı üniversitelerin bilgi birikiminin, akademik deneyiminin ve kalite kültürünün ortak bir değerlendirme zemini içerisinde buluşmasına imkân sağlayacak.</p>

<p>KİMLER BAŞVURABİLECEK?</p>

<p>TSEDAD tarafından yapılan duyuruya göre süreç; tıp, sağlık ve sosyal bilimler alanlarında program değerlendirme çalışmalarında görev almak isteyen öğretim üyelerine açık olacak.</p>

<p>Bunun yanında eğitim yönetimi ve kalite güvencesi süreçlerinde deneyim sahibi idari personel de değerlendirici adaylığı için başvurabilecek.</p>

<p>Öğrenci değerlendirici adayları da oluşturulacak havuzun önemli bileşenlerinden biri olacak.</p>

<p>Böylece değerlendirme süreçlerinde akademik bakışın yanı sıra kurumsal kalite deneyiminin ve öğrenci perspektifinin de temsil edilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>AKREDİTASYON SÜREÇLERİNDE GÖREV ALACAKLAR</p>

<p>Değerlendirici havuzuna kabul edilen adaylar doğrudan değerlendirme görevine başlamadan önce TSEDAD tarafından düzenlenecek değerlendirici eğitimlerini tamamlayacak.</p>

<p>Eğitim sürecinin ardından adayların ilerleyen değerlendirme dönemlerinde program değerlendirme takımlarında görev alması planlanıyor.</p>

<p>Bu yapı, değerlendiricilerin ortak standartlar ve değerlendirme ilkeleri doğrultusunda sürece hazırlanması açısından önem taşıyor.</p>

<p>TSEDAD DEĞERLENDİRİCİ HAVUZU NEDEN ÖNEMLİ?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Program değerlendirme ve akreditasyon süreçlerinin en önemli unsurlarından biri, değerlendirmeyi gerçekleştiren uzmanların yetkinliği ve farklı kurumlardan gelen deneyimlerin sürece yansıtılmasıdır.</p>

<p>Geniş bir değerlendirici havuzu; farklı üniversitelerden akademisyenlerin, kalite süreçlerinde görev alan uzmanların ve öğrencilerin değerlendirme sistemine katkı sağlamasına olanak tanıyabilir.</p>

<p>Aynı zamanda üniversiteler arasında kalite kültürünün yaygınlaşması, iyi uygulamaların görünür hâle gelmesi ve programların sürekli gelişiminin desteklenmesi bakımından da önemli bir insan kaynağı oluşturabilir.</p>

<p>ÖĞRETİM ÜYELERİ İÇİN AKADEMİK KATKI FIRSATI</p>

<p>Çağrının önemli hedef gruplarından birini öğretim üyeleri oluşturuyor.</p>

<p>Tıp, sağlık ve sosyal bilimler alanlarında görev yapan akademisyenler, sahip oldukları eğitim ve program deneyimini değerlendirme süreçlerine taşıma fırsatı bulabilecek.</p>

<p>Farklı kurumların eğitim modellerini ve kalite uygulamalarını değerlendirme deneyimi, değerlendiricilerin kendi kurumlarındaki eğitim ve kalite çalışmalarına da yeni perspektifler kazandırabilir.</p>

<p>KALİTE GÜVENCESİ ALANINDA ÇALIŞAN İDARİ PERSONEL DE BAŞVURABİLECEK</p>

<p>Değerlendirici havuzu yalnızca akademisyenlerden oluşturulmayacak.</p>

<p>Üniversitelerde eğitim yönetimi, kalite koordinatörlükleri, kalite güvencesi ve benzeri süreçlerde deneyim sahibi idari personel de değerlendirici adaylığına başvurabilecek.</p>

<p>Böylece yükseköğretimde kalite süreçlerinin hem akademik hem de kurumsal yönetim boyutunun değerlendirmelere yansıtılması hedefleniyor.</p>

<p>ÖĞRENCİLER DE DEĞERLENDİRME SÜRECİNDE YER ALACAK</p>

<p>TSEDAD’ın çağrısında öğrenci değerlendirici adaylarına da yer verilmesi dikkat çekiyor.</p>

<p>Öğrencilerin eğitim programlarının doğrudan paydaşlarından biri olması nedeniyle öğrenci görüşünün program değerlendirme süreçlerine dahil edilmesi, kalite güvencesi yaklaşımının önemli bileşenlerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>BAŞVURULAR 16 EYLÜL 2026’DA BAŞLIYOR</p>

<p>TSEDAD Değerlendirici Havuzu için başvurular 16 Eylül 2026 tarihi itibarıyla alınmaya başlanacak.</p>

<p>Başvuru koşulları, adaylardan talep edilecek belgeler ve sürece ilişkin ayrıntılı adımlar TSEDAD tarafından ilan edilecek.</p>

<p>Adayların güncel başvuru duyurularını derneğin Duyurular bölümünden takip etmeleri gerekiyor.</p>

<p>TÜM ÜNİVERSİTELERE KATILIM ÇAĞRISI</p>

<p>Değerlendirici havuzunun farklı üniversitelerden, disiplinlerden ve kurumsal deneyimlerden gelen adaylarla oluşturulması; tıp ve sağlık eğitiminin kalite güvencesi açısından önemli bir insan kaynağı oluşturma potansiyeli taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle Türkiye genelindeki üniversitelerin ilgili akademik ve idari birimlerinin çağrıyı kendi öğretim üyeleri, kalite ekipleri, ilgili idari personeli ve öğrencileriyle paylaşması önem taşıyor.</p>

<p>Tıp ve sağlık eğitiminde kalite kültürünün güçlendirilmesi yalnızca değerlendirilen kurumların değil, yükseköğretim sisteminin bütün paydaşlarının ortak sorumluluğu.</p>

<p>TSEDAD’ın oluşturacağı değerlendirici havuzu da farklı üniversitelerin deneyim ve birikimini bu ortak hedef etrafında buluşturmayı amaçlıyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/universitelere-cagri-tsedad-degerlendirici-havuzu-basvurulari-basliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0558.jpeg" type="image/jpeg" length="72968"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Atopik Egzamada 2026: Yeni İlaç, Yeni Çocuk Rehberi, Yeni Küresel Plan]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/atopik-egzamada-2026-yeni-ilac-yeni-cocuk-rehberi-yeni-kuresel-plan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/atopik-egzamada-2026-yeni-ilac-yeni-cocuk-rehberi-yeni-kuresel-plan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Eylül Dünya Atopik Egzama Günü’nde bu yıl hastalığın “görünmeyen yükü” öne çıkarılıyor. 2026; yeni bir topikal ilacın onayı, çocuklara özel ilk AAD rehberi ve DSÖ’nün küresel deri hastalıkları planıyla dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>DÜNYA ATOPİK EGZAMA GÜNÜ: 2026’DA ATOPİK DERMATİTTE NELER DEĞİŞTİ?</p>

<p>Her yıl 14 Eylül’de düzenlenen Dünya Atopik Egzama Günü’nün 2026 teması “#BreakTheInvisibleBurden” yani “Görünmeyen Yükü Kır” oldu.</p>

<p>Bu yılki kampanyanın temel mesajı açık: Atopik egzama yalnızca ciltte kızarıklık ve kaşıntıyla sınırlı bir hastalık değil.</p>

<p>Kronik kaşıntı, ağrı, uyku bozukluğu, okul ve iş yaşamında güçlük, sosyal geri çekilme, ruhsal yük ve tedavi maliyetleri hastalığın görünmeyen tarafını oluşturuyor.</p>

<p>GlobalSkin ve Avrupa Alerji ve Havayolu Hastalıkları Hasta Dernekleri Federasyonu tarafından hazırlanan 2026 kampanyasında, atopik egzamanın dünya genelinde 230 milyondan fazla kişiyi etkilediği belirtiliyor.</p>

<p>2026’DA EN ÖNEMLİ GELİŞME: DERİ HASTALIKLARI KÜRESEL GÜNDEME GİRDİ</p>

<p>Bu yılki Dünya Atopik Egzama Günü’nü önceki yıllardan ayıran gelişmelerden biri Dünya Sağlık Örgütü cephesinde yaşanıyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Asamblesi, Mayıs 2025’te kabul ettiği WHA78.15 sayılı kararla deri hastalıklarını küresel bir halk sağlığı önceliği olarak tanıdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu kararın ardından DSÖ, 2026–2035 dönemini kapsayacak Küresel Deri Hastalıkları Eylem Planı üzerinde çalışmaya başladı.</p>

<p>Temmuz 2026’da yayımlanan taslak belgelerde; erken tanı, tedaviye erişim, sağlık çalışanlarının eğitimi, ruh sağlığı, damgalanmanın azaltılması, hastalık sürveyansı ve araştırmalar temel başlıklar arasında yer aldı.</p>

<p>Planın üye ülkeler tarafından değerlendirilme süreci 2026 boyunca devam ediyor.</p>

<p>Bu gelişme atopik dermatit açısından önemli. Çünkü hastalığın yalnızca dermatolojik bir sorun değil, yaşam kalitesi ve sağlık sistemi üzerinde yük oluşturan kronik bir hastalık olarak ele alınmasının önünü açıyor.</p>

<p>ÇOCUKLAR İÇİN İLK ÖZEL AAD REHBERİ YAYIMLANDI</p>

<p>2026’nın dikkat çeken gelişmelerinden biri de çocukluk çağı atopik dermatiti konusunda geldi.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisi, Nisan 2026’da çocuk ve ergenlerde atopik dermatitin önlenmesi ve tedavisine yönelik tarihindeki ilk kapsamlı pediatrik kılavuzu yayımladı.</p>

<p>Rehberde nemlendiriciler ve uygun hastalarda topikal kortikosteroidler ile topikal kalsinörin inhibitörleri temel tedaviler arasında yer almaya devam ediyor.</p>

<p>Bunun yanında son yıllarda kullanıma giren roflumilast, ruxolitinib ve tapinarof gibi topikal tedaviler ile orta-ağır hastalıkta kullanılan bazı biyolojik ilaçlar ve JAK inhibitörleri de tedavi seçenekleri arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>Rehberin dikkat çekici mesajlarından biri de sistemik kortikosteroidlerin rutin tedavide kullanılmaması yönündeki güçlü öneri.</p>

<p>Uzun süreli veya tekrarlayan sistemik kortizon kullanımının yan etkileri ve tedavi bırakıldıktan sonra hastalığın yeniden alevlenebilmesi bu yaklaşımın temel nedenleri arasında.</p>

<p>“EGZAMAYI ÖNLEMEK İÇİN” HER ÖNERİNİN KANITI YOK</p>

<p>Yeni pediatrik rehber, ailelerin sık karşılaştığı bazı önerilere de açıklık getiriyor.</p>

<p>AAD; atopik dermatiti önlemek amacıyla belirli gıdaların erken verilmesi, yalnızca anne sütüyle beslenme, probiyotik kullanımı veya D vitamini takviyesi konusunda yeterli kanıt bulunmadığını belirtiyor.</p>

<p>Bu durum, atopik dermatiti olan çocuklarda gereksiz diyet kısıtlamalarından kaçınılmasının önemini bir kez daha gündeme getiriyor.</p>

<p>Besin alerjisi şüphesi bulunan çocuklarda değerlendirme kişiye özel yapılmalı ve hekim önerisi olmadan geniş kapsamlı besin kısıtlamalarına gidilmemeli.</p>

<p>2026’DA YENİ BİR TOPİKAL İLAÇ DA ONAYLANDI</p>

<p>Tedavi alanındaki bir diğer yeni gelişme ABD’den geldi.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, 12 Şubat 2026’da difamilast içeren topikal tedaviyi hafif ve orta şiddette atopik dermatit için onayladı.</p>

<p>Fosfodiesteraz-4 inhibitörü olan ilaç, iki yaş ve üzerindeki çocuklar ile yetişkinlerde kullanılmak üzere onay aldı.</p>

<p>Bu gelişme, özellikle sistemik tedavi gerektirmeyen hastalarda steroid dışı topikal seçeneklerin giderek çeşitlendiğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak ABD’de bir ilacın onaylanmış olması, ilacın Türkiye’de ruhsat aldığı veya kullanıma sunulduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>BİYOLOJİK TEDAVİLER VE HEDEFE YÖNELİK İLAÇLAR ARTIYOR</p>

<p>Son birkaç yılda atopik dermatitin tedavi yaklaşımında önemli bir dönüşüm yaşandı.</p>

<p>Eskiden tedavinin büyük bölümü nemlendiriciler, kortizonlu kremler, fototerapi ve bağışıklık sistemini genel olarak baskılayan ilaçlara dayanırken bugün hastalığın belirli bağışıklık yollarını hedefleyen tedaviler bulunuyor.</p>

<p>Amerikan Dermatoloji Akademisinin güncel yetişkin rehberlerinde dupilumab ve tralokinumab gibi biyolojik ilaçların yanı sıra JAK inhibitörleri güçlü öneriler arasında bulunuyor.</p>

<p>2025 odaklı güncellemesinde ise lebrikizumab ve nemolizumab gibi daha yeni biyolojik tedaviler ile tapinarof ve roflumilast gibi topikal seçenekler de önerilere eklendi.</p>

<p>AAD ayrıca atopik dermatit kılavuzunu 2026 boyunca yeniden güncelliyor. Yeni bölümlerin 2026’nın ikinci ve dördüncü çeyrekleri arasında aşamalı olarak yayımlanması planlanıyor.</p>

<p>ATOPİK EGZAMA NEDİR?</p>

<p>Atopik dermatit veya yaygın adıyla atopik egzama, deri bariyerinin bozulması ve bağışıklık sistemindeki düzensizliklerle ilişkili kronik, inflamatuvar bir deri hastalığıdır.</p>

<p>En karakteristik belirtilerden biri yoğun kaşıntıdır.</p>

<p>Hastalarda ayrıca:</p>

<p>Kuru cilt,<br />
kızarıklık,<br />
kabuklanma,<br />
çatlaklar,<br />
tekrarlayan egzama atakları<br />
ve gece artabilen kaşıntı görülebilir.</p>

<p>Hastalık çoğunlukla çocukluk döneminde başlasa da yetişkinlikte devam edebilir veya bazı kişilerde ilk kez erişkin yaşta ortaya çıkabilir.</p>

<p>“SADECE KAŞINTI” OLARAK GÖRÜLMEMELİ</p>

<p>2026 Dünya Atopik Egzama Günü kampanyasının en önemli mesajı da burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Atopik dermatitte deri üzerindeki lezyonlar görülebilirken uykusuzluk, yorgunluk, okul ve iş performansındaki düşüş, sosyal izolasyon ve psikolojik yük çoğu zaman dışarıdan fark edilmiyor.</p>

<p>Bu nedenle güncel yaklaşım yalnızca döküntünün ne kadar geniş olduğuna değil, kaşıntının şiddetine, uyku üzerindeki etkisine ve hastanın günlük yaşamına da odaklanıyor.</p>

<p>Tedavi ise hastanın yaşı, hastalığın şiddeti, tutulan vücut bölgeleri, önceki tedavilere yanıtı ve eşlik eden hastalıklarına göre dermatoloji uzmanı tarafından kişiselleştiriliyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Atopik dermatitin tedavisi kişiden kişiye değişebilir. Kortizonlu kremler, bağışıklık sistemini etkileyen ilaçlar veya biyolojik tedaviler hekim değerlendirmesi olmadan başlanmamalı ya da bırakılmamalıdır. Özellikle yaygın kızarıklık, akıntılı yaralar, ateş veya hızla kötüleşme durumunda sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>International Alliance of Dermatology Patient Organizations (GlobalSkin) – World Atopic Eczema Day 2026</p>

<p>World Health Organization – WHA78.15, Skin Diseases as a Global Public Health Priority</p>

<p>World Health Organization – Global Action Plan on Skin Diseases 2026–2035 taslak belgeleri</p>

<p>American Academy of Dermatology – Pediatric Atopic Dermatitis Guidelines, 2026</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration – Difamilast (Adquey) Prescribing Information, 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/atopik-egzamada-2026-yeni-ilac-yeni-cocuk-rehberi-yeni-kuresel-plan</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0515.jpeg" type="image/jpeg" length="97203"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp Bilgisini Latinceden Çıkaran Öncü Dergi: 1679’da Başlayan Büyük Yayıncılık Deneyi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-bilgisini-latinceden-cikaran-oncu-dergi-1679da-baslayan-buyuk-yayincilik-deneyi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-bilgisini-latinceden-cikaran-oncu-dergi-1679da-baslayan-buyuk-yayincilik-deneyi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[17. yüzyılda Avrupa’da bilimsel ve tıbbi bilginin büyük bölümü Latince yazılıyor, üniversitelerin ve dar bir akademik çevrenin içinde dolaşıyordu. 1679’da Paris’te Nicolas de Blégny tarafından yayımlanmaya başlayan Les Nouvelles découvertes sur toutes les parties de la médecine ise bu düzeni sarsan yayınlardan biri oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2>Yalnızca üç yıl yayımlanan dergi, Avrupa’nın ilk yerel dilde tıp dergisi olarak kabul ediliyor. Fransızca başlayan yayın kısa süre içinde Almanca ve Latinceye çevrildi; hatta Galileo’nun ünlü eserinin ilk yerel dil çevirilerinden biri de bu yayın çevresinden çıktı.</h2>

<h3>Ondan önce de bir tıp-bilim dergisi vardı</h3>

<p>Blégny’nin dergisini “dünyanın ilk tıp dergisi” olarak tanımlamak tam olarak doğru değildir.</p>

<p>Alman bilim akademisi Leopoldina’nın öncülü olan <i>Academia Naturae Curiosorum</i>, <strong>1670 yılında</strong> <i>Miscellanea Curiosa Medico-Physica Academiae Naturae Curiosorum</i> adlı Latince bir tıp ve doğa bilimleri dergisi yayımlamaya başlamıştı. Leopoldina bu yayını dünyanın ilk tıp-doğa bilimleri dergisi olarak tanımlıyor.</p>

<p>Blégny’nin 1679’daki girişimini farklı kılan ise başka bir özellikti:</p>

<p><strong>Tıp bilgisini üniversitelerin Latince dünyasının dışına çıkararak yerel dilde yayımlaması.</strong></p>

<p>Bu nedenle güncel bilim tarihi araştırmalarında <i>Les Nouvelles découvertes</i>, <strong>Avrupa’nın ilk yerel dilde tıp dergisi</strong> olarak tanımlanıyor.</p>

<h3>1679’da Paris’te başladı</h3>

<p>Derginin kurucusu ve yayın yönetmeni Fransız cerrah <strong>Nicolas de Blégny</strong> idi.</p>

<p>İlk sayıların amacı yeni tıbbi keşifleri, tedavileri, klinik gözlemleri ve uygulayıcıların deneyimlerini düzenli olarak okuyucuya ulaştırmaktı.</p>

<p>Fransa Millî Kütüphanesi kayıtlarına göre yayın <strong>aylık</strong> olarak hazırlanıyordu. Blégny’ye 2 Şubat 1679 tarihinde altı yıllık yayın ayrıcalığı da verilmişti.</p>

<p>Bu yaklaşım dönemi için önemliydi. Çünkü hekimlerin yanı sıra cerrahlar ve diğer sağlık uygulayıcıları da yeni gözlemlerini paylaşabiliyor; bilginin yalnızca Paris’in büyük akademik çevrelerinden gelmesi gerekmiyordu.</p>

<h3>Üç yıl içinde dört farklı ad kullandı</h3>

<p>Derginin yayın hayatı kısa fakat oldukça hareketliydi.</p>

<p><strong>1679:</strong><br />
<i>Les Nouvelles découvertes sur toutes les parties de la médecine</i></p>

<p><strong>Ocak-Mayıs 1680:</strong><br />
<i>Le Temple d’Esculape</i></p>

<p><strong>Haziran-Ekim 1680:</strong><br />
<i>Nouveautez Journalieres concernant les Sciences et les Arts, qui font parties de la Médecine</i></p>

<p><strong>1681:</strong><br />
<i>Journal des Nouvelles découvertes</i></p>

<p>Böylece yayın <strong>1679–1681 arasında üç cilt halinde ancak dört farklı adla</strong> okuyucuya ulaştı.</p>

<h3>Neden bu kadar kısa sürdü?</h3>

<p>Blégny yalnızca yayıncı değildi; dönemin yerleşik tıp düzeniyle açık biçimde mücadele eden tartışmalı bir isimdi.</p>

<p>Paris Tıp Fakültesi ile cerrahlar, eczacılar ve üniversite dışındaki tıp uygulayıcıları arasında ciddi yetki ve statü çatışmaları bulunuyordu. Blégny’nin yayıncılığı da bu mücadelenin bir parçası haline geldi.</p>

<p>Buna <i>Journal des Sçavans</i> çevresiyle yaşanan yayın rekabeti de eklendi.</p>

<p>Sonuçta derginin yayın ayrıcalığı <strong>24 Mart 1682’de geri çekildi.</strong> Fransızca ana yayın böylece sona erdi.</p>

<h3>Ünlü yazarları kimlerdi?</h3>

<p>Bugünkü bilimsel dergilerde olduğu gibi tanınmış akademisyenlerden oluşan düzenli bir “yazar kadrosu” yoktu.</p>

<p>Derginin merkezindeki kişi kuşkusuz <strong>Nicolas de Blégny</strong> idi. Hem editörlük yapıyor hem içerik üretiyor hem de başka uygulayıcılardan gelen gözlemleri bir araya getiriyordu.</p>

<p>Yayınla bağlantılı en dikkat çekici isimlerden biri ise <strong>Alexandre Tinelis de Castelet</strong> oldu.</p>

<p>Castelet 1681’de Galileo Galilei’nin <i>Sidereus Nuntius</i> adlı ünlü eserini Fransızcaya çevirdi. Araştırmacılar bu çalışmayı Galileo’nun eserinin <strong>Avrupa’da yayımlanan ilk yerel dil çevirisi</strong> olarak değerlendiriyor. Üstelik bu astronomi metni Blégny’nin tıp dergisi yayın projesinin parçası olarak çıktı.</p>

<h3>Bir tıp dergisinde Galileo ne arıyordu?</h3>

<p>Bu durum bugünün okuyucusuna şaşırtıcı gelebilir.</p>

<p>Ancak 17. yüzyılda tıp, astronomi, kimya ve doğa bilimleri arasındaki sınırlar bugünkü kadar kesin değildi.</p>

<p>Daha önemlisi Galileo, <strong>gözlem ve deney üzerine kurulan yeni bilim anlayışının</strong> sembollerinden biriydi.</p>

<p>Blégny ve çevresi de tıbbın yalnız eski otoritelerin kitaplarına dayanmasına karşı çıkıyordu. Güncel bilim tarihi araştırmalarına göre Galileo’nun çalışması, özellikle Paris’in geleneksel tıp anlayışına ve astrolojinin tıptaki konumuna karşı yürütülen tartışmada bilinçli biçimde kullanıldı.</p>

<h3>Fransızca başladı, Avrupa’ya yayıldı</h3>

<p>Orijinal derginin dili <strong>Fransızcaydı</strong>.</p>

<p>Bu tercih yayın tarihinin en önemli özelliklerinden biriydi. Çünkü dönemin üniversite ve bilim dünyasında Latince hâkimdi.</p>

<p>Blégny’nin dergisi ise tıbbi bilgiyi Fransızca okuyabilen cerrahların ve diğer uygulayıcıların erişimine açıyordu.</p>

<p>Derginin etkisi kısa süre içinde Fransa dışına çıktı.</p>

<p>Almanca çevirisi, <i>Monatliche neu eröffnete Anmerckungen über alle Theile der Artzney-Kunst</i> adıyla <strong>1680–1683</strong> arasında dört cilt halinde yayımlandı.</p>

<p>Latince versiyonu <i><i><strong>Zodiacus medico-gallicus</strong></i></i> ise <strong>1680–1685</strong> arasında yayımlandı. Fransa Millî Kütüphanesi kayıtlarında ünlü Cenevreli hekim <strong>Théophile Bonet</strong>, bu Latince yayının çevirmeni olarak gösteriliyor.</p>

<p>Dolayısıyla Fransızca ana dergi yalnız üç yıl yaşamış olsa da içerikleri Avrupa’da birkaç yıl daha dolaşmaya devam etti.</p>

<h3>Bilimsel etkisi neydi?</h3>

<p>Bu dergiyi bugünkü anlamda “hakemli bilimsel dergi” olarak değerlendirmek doğru olmaz.</p>

<p>Bağımsız hakemlik, etik kurul onayı, klinik araştırma protokolleri, istatistiksel değerlendirme ve çıkar çatışması bildirimi gibi modern bilimsel yayıncılığın temel mekanizmaları henüz mevcut değildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Derginin tarihsel önemi yayımladığı her bilginin doğru olmasından çok, <strong>bilginin nasıl dolaşıma sokulduğunda</strong> yatıyordu.</p>

<p>Yeni gözlemler toplanıyor, yazılı hale getiriliyor, düzenli aralıklarla basılıyor ve başka sağlık uygulayıcılarına ulaştırılıyordu.</p>

<p>Üstelik Almanca ve Latince çevirilerin ortaya çıkması, derginin yalnız Paris çevresinde okunmadığını gösteriyor. Güncel araştırmacılar da bu çevirileri Blégny’nin Avrupa çapındaki etkisinin önemli göstergelerinden biri olarak değerlendiriyor.</p>

<h3>Bugünkü tıp dergilerine bıraktığı miras</h3>

<p>1679’daki bu dergiden doğrudan <i>The Lancet</i>, <i>BMJ</i>, <i>JAMA</i> veya <i>New England Journal of Medicine</i>e uzanan kesintisiz bir kurumsal soy çizgisi bulunduğunu söylemek doğru değildir.</p>

<p>Ancak kullandığı temel model bugün oldukça tanıdık:</p>

<p><strong>Gözlem → kayıt → yayın → paylaşım → tartışma → yeni bilgi.</strong></p>

<p>Modern bilimsel dergicilik, yüzyıllar içinde bu sistemi hakem değerlendirmesi, araştırma etiği, istatistik, standartlaştırılmış makale yapıları ve uluslararası veri tabanlarıyla çok daha ileri bir düzeye taşıdı.</p>

<p>Blégny’nin Fransızca dergisi yalnız <strong>1679’dan 1681’e kadar</strong> yayımlandı.</p>

<p>Fakat tıbbi bilginin Latincenin ve kapalı akademik çevrelerin dışına çıkarılarak düzenli bir süreli yayın aracılığıyla daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaştırılabileceğini gösterdi.</p>

<p>Belki de derginin tıp tarihindeki en önemli mirası tam olarak buydu:</p>

<p><strong>Tıbbi bilgi yalnız üretilmemeli, dolaşıma da girmeliydi.</strong></p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>Bibliothèque nationale de France (BnF), <i>Les Nouvelles descouvertes sur toutes les parties de la medecine</i> ve devam yayınları katalog kayıtları.</p>

<p>Deutsche Akademie der Naturforscher Leopoldina, <i>Miscellanea Curiosa Medico-Physica</i> tarihçesi ve akademi arşiv kayıtları.</p>

<p>Gipper A, Stefanelli D. <i>Galileo as a Battering Ram Against the Fortress of Parisian Orthodox Medicine: Periodical Culture and Translation in Seventeenth Century France.</i> 2025.</p>

<p>Nicholls AG. <i>Nicolas de Blegny and the First Medical Periodical.</i> Canadian Medical Association Journal. 1934.</p>

<p>Kronick DA. <i>“Devant le Déluge” and Other Essays on Early Modern Scientific Communication.</i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-bilgisini-latinceden-cikaran-oncu-dergi-1679da-baslayan-buyuk-yayincilik-deneyi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/tip-dergiciliginin-350-yillik-oncusu.jpg" type="image/jpeg" length="37398"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hangi Meyvelerde Şeker Daha Fazla? Meyve Şekeri Hakkında Bilmeniz Gerekenler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hangi-meyvelerde-seker-daha-fazla-meyve-sekeri-hakkinda-bilmeniz-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hangi-meyvelerde-seker-daha-fazla-meyve-sekeri-hakkinda-bilmeniz-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı meyveler diğerlerinden daha fazla doğal şeker içeriyor. Ancak sağlıklı seçim yaparken yalnızca şeker gramına değil; porsiyon, lif, meyvenin bütün halde tüketilmesi ve kişisel kan şekeri yanıtına da bakmak gerekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Meyvelerin şeker miktarı aynı değildir. Mango, üzüm, kiraz, armut ve muz gibi bazı meyveler porsiyon başına daha fazla doğal şeker sağlayabilirken; çilek, ahududu, guava ve kavun gibi seçeneklerde miktar daha düşük olabilir.</p>

<p>Ancak bundan “şekeri yüksek meyve sağlıksızdır” sonucu çıkarmak doğru değil. Bütün meyve; doğal şekerin yanında su, lif, vitaminler, mineraller ve çeşitli bitkisel bileşikler de sağlar. Özellikle meyve suyuyla bütün meyveyi aynı değerlendirmemek gerekir.</p>

<p>Meyvelerde şeker miktarı ne kadar?</p>

<p>WebMD’nin güncel meyve karşılaştırmasında kullanılan porsiyonlara göre bazı örnekler şöyle:</p>

<p>Mango: Bir bütün mango yaklaşık 46 gram şeker içerebilir.</p>

<p>Üzüm: Bir fincan üzümde yaklaşık 23 gram şeker bulunabilir.</p>

<p>Kiraz: Bir fincan kiraz yaklaşık 18 gram şeker sağlayabilir.</p>

<p>Armut: Orta boy bir armutta yaklaşık 17 gram şeker bulunabilir.</p>

<p>Muz: Orta boy bir muz yaklaşık 14 gram şeker içerir.</p>

<p>Ahududu: Bir fincan ahudududa yaklaşık 5 gram şeker bulunur.</p>

<p>Çilek: Bir fincan bütün çilek yaklaşık 7 gram şeker sağlar.</p>

<p>Buradaki rakamları doğrudan bir “en sağlıklıdan en sağlıksıza” sıralaması olarak okumamak gerekir. Çünkü örneklerin porsiyonları aynı değildir. Bir bütün mango ile bir fincan çileğin gram ağırlıkları ve tüketilen miktarları farklıdır.</p>

<p>Meyvedeki şeker neden tatlıyla aynı değerlendirilmemeli?</p>

<p>Meyvedeki temel şekerler arasında fruktoz, glukoz ve sakkaroz bulunur. Bunlar kimyasal olarak şekerdir; ancak bütün meyvenin beslenmedeki etkisi yalnızca içerdiği şeker gramından ibaret değildir.</p>

<p>Bütün meyvedeki lif ve su, yiyeceğin daha yavaş tüketilmesine ve daha fazla tokluk sağlamasına yardımcı olur. Lif ayrıca karbonhidratların sindirimi ve kana geçiş hızını etkileyebilir.</p>

<p>Bu yüzden bir elma yemek ile benzer miktarda şekeri şekerli bir içecekten almak metabolik ve beslenme açısından aynı durum değildir.</p>

<p>Harvard’ın beslenme değerlendirmelerinde de bütün meyve tüketimi genel olarak tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları ve yüksek tansiyon açısından olumsuz bir beslenme alışkanlığı olarak görülmüyor. Buna karşılık yüksek miktarda eklenmiş şeker içeren içeceklerin sağlık riskleri çok daha iyi belgelenmiş durumda.</p>

<p>Meyve suyu neden farklı?</p>

<p>Meyve tüketiminde kritik ayrımlardan biri burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bütün meyveyi çiğnemek zaman alır ve meyvenin lif yapısının önemli bölümü korunur. Meyve suyunda ise kısa sürede birkaç meyvenin suyunu içmek mümkün olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böylece daha fazla karbonhidrat ve doğal şeker çok daha kısa sürede alınabilir. Meyve suyunun tokluk etkisi de bütün meyve kadar güçlü olmayabilir.</p>

<p>Harvard tarafından değerlendirilen büyük gözlemsel çalışmalarda daha fazla bütün meyve tüketimi daha düşük tip 2 diyabet riskiyle ilişkilendirilirken, daha fazla meyve suyu tüketiminde ters yönde bir ilişki görülmüştür. Bu çalışmalar gözlemsel olduğu için tek başına neden-sonuç kanıtlamaz.</p>

<p>Diyabeti olanlar meyve yiyebilir mi?</p>

<p>Evet. Diyabet tanısı meyvenin tamamen beslenmeden çıkarılması gerektiği anlamına gelmez.</p>

<p>American Diabetes Association, taze, dondurulmuş veya ilave şeker içermeyen konserve meyveleri uygun seçenekler arasında değerlendiriyor.</p>

<p>Burada porsiyon miktarı önem kazanıyor. Kuruma göre küçük bir bütün meyve veya yaklaşık yarım fincan dondurulmuş ya da konserve meyve çoğu durumda yaklaşık 15 gram karbonhidrat sağlayabilir. Meyvenin çeşidine göre gerçek miktar değişir.</p>

<p>Kurutulmuş meyvelerde ise aynı karbonhidrat miktarı çok daha küçük hacme sığabilir. Bu nedenle kuru üzüm, kuru kiraz veya diğer kurutulmuş meyvelerde porsiyonu fark etmeden büyütmek daha kolaydır.</p>

<p>Kan şekerine etkisi herkeste aynı mı?</p>

<p>Hayır. Aynı meyve farklı kişilerde aynı kan şekeri yanıtını oluşturmayabilir.</p>

<p>Tüketilen miktar, meyvenin olgunluğu, aynı öğünde yenilen diğer yiyecekler, kişinin metabolik durumu, kullanılan ilaçlar ve fiziksel aktivite gibi birçok etken sonucu değiştirebilir.</p>

<p>Özellikle diyabeti olan kişiler açısından yalnızca “bu meyvenin şekeri yüksek” yaklaşımı yerine toplam karbonhidrat miktarını ve porsiyonu değerlendirmek daha anlamlıdır.</p>

<p>Şekeri daha düşük meyve seçmek isteyenler ne yapabilir?</p>

<p>Çilek ve ahududu gibi bazı orman meyveleri porsiyon başına görece düşük şeker miktarı ve dikkate değer lif içerikleriyle iyi seçenekler olabilir.</p>

<p>Ancak mango, üzüm veya muzun daha fazla şeker içermesi bunların “yasak” olduğu anlamına gelmez. Porsiyon büyüklüğü özellikle kan şekeri kontrolü gereken kişilerde daha belirleyici hale gelir.</p>

<p>Meyvenin yoğurt, kuruyemiş veya başka protein ve yağ içeren yiyeceklerle birlikte tüketilmesi de öğünün sindirim hızını ve kan şekeri yanıtını değiştirebilir.</p>

<p>Şeker miktarı tek başına meyvenin sağlık değerini belirlemez</p>

<p>Meyveleri yalnızca kaç gram şeker içerdiklerine göre değerlendirmek beslenme tablosunun önemli bölümünü kaçırır.</p>

<p>Lif miktarı, porsiyon büyüklüğü, toplam karbonhidrat, enerji miktarı, tüketim biçimi ve kişinin sağlık durumu birlikte düşünülmelidir.</p>

<p>Çoğu kişi için esas ayrım, “yüksek şekerli meyve–düşük şekerli meyve” ayrımından çok; bütün meyve ile meyve suyu, şeker eklenmiş meyve ürünleri ve büyük porsiyonlar arasındadır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Diyabet, insülin direnci veya kan şekeriyle ilgili başka bir sağlık sorununuz varsa meyve ve karbonhidrat miktarını kişisel tedavi planınıza göre sağlık profesyonelinizle değerlendirin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>WebMD — Which Fruits Have the Most Sugar? Medically Reviewed, 25 Haziran 2025</p>

<p>American Diabetes Association — Fruit: Best Fruit Choices for Diabetes</p>

<p>Harvard T.H. Chan School of Public Health, The Nutrition Source — Common Questions About Fruits and Vegetables</p>

<p>Harvard T.H. Chan School of Public Health, The Nutrition Source — Vegetables and Fruits </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hangi-meyvelerde-seker-daha-fazla-meyve-sekeri-hakkinda-bilmeniz-gerekenler</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 09:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0513.jpeg" type="image/jpeg" length="85078"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şizofreni İçin Hastaları İnsülin Komalarına Sokuyorlardı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sizofreni-icin-hastalari-insulin-komalarina-sokuyorlardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sizofreni-icin-hastalari-insulin-komalarina-sokuyorlardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1930’lardan itibaren bazı psikiyatri hastanelerinde şizofreni tanısı alan hastalara, kan şekerini tehlikeli derecede düşürecek miktarda insülin veriliyor ve bilinçli olarak hipoglisemik koma oluşturuluyordu. Haftalar boyunca tekrarlanabilen bu yöntem bir dönem psikiyatrinin en umut verici tedavilerinden biri sayıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ancak yıllar ilerledikçe bilimsel kanıtlar sorgulandı, ciddi komplikasyonlar ortaya çıktı ve insülinin şizofreni üzerinde özgül bir tedavi etkisi bulunduğu iddiası kontrollü çalışmalarla giderek desteklenemez hale geldi.</p>

<p>Bugün insülin, milyonlarca diyabet hastasının yaşamını sürdürebilmesini sağlayan temel ilaçlardan biri.</p>

<p>Ancak yaklaşık 90 yıl önce aynı hormon, psikiyatri hastanelerinde bambaşka bir amaçla kullanılıyordu.</p>

<p>Hedef kan şekerini düzenlemek değildi.</p>

<p>Tam tersine kan şekeri, hastanın bilincini kaybetmesine yol açacak kadar düşürülüyordu.</p>

<p>Şizofreni tanısı alan hastalara yüksek dozlarda insülin veriliyor; ağır hipoglisemi oluşturuluyor ve hasta komaya sokuluyordu.</p>

<p>Bu uygulamanın adı <strong>“insülin koma tedavisi”</strong> ya da dönemin yaygın ifadesiyle <strong>“insülin şok tedavisi”</strong> idi.</p>

<p>Bugün son derece sert görünen bu yöntem, 1930’lardan itibaren Avrupa ve Kuzey Amerika'daki birçok psikiyatri kurumunda modern ve bilimsel bir tedavi olarak kabul gördü.</p>

<p>Üstelik yalnızca birkaç yıl değil, yaklaşık bir kuşak boyunca kullanıldı.</p>

<h2>Hikâyenin merkezinde Manfred Sakel vardı</h2>

<p>İnsülin koma tedavisi Avusturyalı psikiyatrist <strong>Manfred Sakel</strong> ile özdeşleşti.</p>

<p>Sakel’in insülinle ilk çalışmaları doğrudan şizofreniyle başlamadı. 1930 yılında morfin bağımlılarındaki yoksunluk belirtilerini hafifletmek amacıyla insülin kullanımına ilişkin çalışmalar yayımladı.</p>

<p>Daha sonra insülinin yol açtığı hipoglisemik durumların bazı ruhsal belirtiler üzerinde değişiklik oluşturabileceğini düşündü ve yöntemi şizofreni tanısı alan hastalarda denemeye yöneldi.</p>

<p>1933 yılında Viyana Tıp Cemiyeti'ne şizofreni hastalarına insülin verilmesiyle elde ettiğini düşündüğü olumlu sonuçları bildirdi.</p>

<p>1937'de yayımladığı çalışması yöntemin uluslararası ölçekte tanınmasında önemli rol oynadı.</p>

<p>Sakel'in ilk hasta serileri dikkat çekiciydi.</p>

<p>Yeni başlangıçlı şizofreni tanısı bulunan 100'den fazla hastadan oluşan ilk grubunda yaklaşık yüzde 88 oranında belirgin iyileşme, yüzde 70 oranında ise tam iyileşme bildirdi.</p>

<p>Rakamlar olağanüstü görünüyordu.</p>

<p>Ancak yıllar sonra bu sonuçların elde edildiği çalışmaların modern klinik araştırma standartlarından oldukça uzak olduğu anlaşılacaktı.</p>

<p>Hastaların seçimi, karşılaştırma gruplarının bulunmaması, “iyileşme” kavramının standart olmaması ve şizofreninin doğal seyrinin yeterince hesaba katılmaması sonuçların yorumlanmasını güçleştiriyordu.</p>

<h2>Hasta sabah insülin alıyor, ardından koma bekleniyordu</h2>

<p>Tedavinin temelinde son derece basit fakat tehlikeli bir mekanizma bulunuyordu:</p>

<p><strong>İnsülin kan şekerini düşürüyordu.</strong></p>

<p>Doz yeterince artırıldığında hasta ağır hipoglisemiye giriyor ve bilincini kaybediyordu.</p>

<p>Uygulama hastaneden hastaneye değişebilse de klasik protokollerde hastalara sabah saatlerinde insülin veriliyordu.</p>

<p>Kan şekeri düştükçe terleme, huzursuzluk, titreme, davranış değişiklikleri ve bilinç bulanıklığı ortaya çıkabiliyordu.</p>

<p>Doz artırıldığında hasta bilinçsiz ya da yarı bilinçli hale geliyor ve hipoglisemik komaya giriyordu.</p>

<p>Bazı protokollerde bu durum yaklaşık <strong>üç saat</strong> devam ettiriliyordu.</p>

<p>Ardından hastaya şekerli sıvı veya yiyecek veriliyor; gerektiğinde damar yoluyla yoğun glukoz uygulanarak koma sonlandırılıyordu.</p>

<p>Ve çoğu zaman bütün bunlar ertesi gün yeniden yapılıyordu.</p>

<h2>Bir tedavi kürü yaklaşık 30 koma içerebiliyordu</h2>

<p>İnsülin koma tedavisi tek seferlik bir işlem değildi.</p>

<p>Dönemin bazı standart uygulamalarında hasta, pazar günleri dışında yaklaşık <strong>30 gün boyunca</strong> her sabah aynı sürece alınabiliyordu.</p>

<p>Başka bir ifadeyle bir kişi, psikiyatrik hastalığını tedavi etmek amacıyla birkaç hafta içinde tekrar tekrar ağır hipoglisemiye ve bilinç kaybına maruz bırakılabiliyordu.</p>

<p>İşlem o kadar karmaşık ve riskliydi ki bazı büyük psikiyatri hastanelerinde özel <strong>“insülin üniteleri”</strong> oluşturuldu.</p>

<p>Bu bölümlerde doktor ve hemşirelerden oluşan ekipler hastaları yakından takip ediyor, olası komplikasyonlara karşı glukoz ve acil müdahale araçlarını hazır bulunduruyordu.</p>

<p>Bazı tarihçiler, bu yoğun tıbbi ortamın yöntemin prestij kazanmasına da katkıda bulunduğunu düşünüyor.</p>

<p>Psikiyatri, uzun yıllar boyunca etkili biyolojik tedavilerin çok sınırlı olduğu bir alandı. İnsülin koma üniteleri ise yakın tıbbi gözetimi, özel personeli ve komplikasyonlara yönelik müdahaleleriyle psikiyatriyi dönemin diğer tıp dallarındaki yoğun tedavilere yaklaştırıyor gibi görünüyordu.</p>

<h2>Komaya girmek tedavinin “başarısızlığı” değil hedefiydi</h2>

<p>Bugün ağır hipoglisemi, insülin tedavisinin engellenmesi gereken ciddi komplikasyonlarından biridir.</p>

<p>O dönemde ise durum tamamen farklıydı.</p>

<p>Hipogliseminin ilerlemesi ve hastanın komaya girmesi, çoğu protokolde istenmeyen bir yan etki değil, tedavinin hedeflenen aşamasıydı.</p>

<p>Hastalarda ajitasyon, yoğun terleme, bilinç bozukluğu, nöbetler ve uzamış koma görülebiliyordu.</p>

<p>Akciğer ödemi gibi ağır komplikasyonlar da bildirilmişti.</p>

<p>Dönemin yayınları tedavinin ölümle de sonuçlanabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Tarihsel kaynaklarda bildirilen ölüm oranları merkeze ve döneme göre büyük farklılık gösteriyor; bazı çağdaş yayınlarda yaklaşık <strong>yüzde 0,5 ile yüzde 4,5 arasında</strong> oranlardan söz ediliyordu.</p>

<p>1950 tarihli önemli bir psikiyatri ders kitabında ise deneyimli ekiplerin elinde ölüm oranının yaklaşık yüzde 1 olduğu ifade ediliyordu.</p>

<p>Bugünkü tıp açısından son derece yüksek kabul edilecek bu risk, o yıllarda ağır şizofreniye karşı kullanılabilecek etkili seçeneklerin son derece sınırlı olması nedeniyle farklı değerlendiriliyordu.</p>

<h2>Peki neden böyle bir tedaviye ihtiyaç duyuldu?</h2>

<p>Bunu anlayabilmek için 1930'ların psikiyatrisine bakmak gerekiyor.</p>

<p>Bugün kullanılan modern antipsikotik ilaçlar henüz yoktu.</p>

<p>Şizofreni ağır seyredebildiğinde hastalar yıllarca, hatta yaşamlarının büyük bölümünü psikiyatri hastanelerinde geçirebiliyordu.</p>

<p>Hekimlerin tedavi seçenekleri son derece sınırlıydı.</p>

<p>Bu nedenle ruhsal hastalıklarda belirgin değişiklik oluşturduğu düşünülen yeni biyolojik yöntemlere büyük umut bağlanıyordu.</p>

<p>Aynı dönem psikiyatride başka “şok tedavilerinin” de ortaya çıktığı yıllardı.</p>

<p>Metrazol ile nöbet oluşturulması, elektrokonvülsif tedavinin geliştirilmesi ve psikoşirürjinin yükselişi aynı tarihsel atmosfer içinde değerlendirilebilir.</p>

<p>İnsülin koma tedavisi de bu arayışın en dikkat çekici örneklerinden biri haline geldi.</p>

<h2>İlk sonuçlar neden bu kadar başarılı görünüyordu?</h2>

<p>En önemli sorunlardan biri buydu.</p>

<p>Sakel'in ve yöntemin diğer savunucularının yayımladığı ilk sonuçlarda bazı hastalarda son derece yüksek iyileşme oranları görülüyordu.</p>

<p>Ancak klinik araştırma biliminin gelişmesiyle bu sonuçlar sorgulanmaya başladı.</p>

<p>Örneğin hastalığı kısa süredir devam eden ve zaten iyileşme olasılığı daha yüksek olan hastaların tedavi için seçilmesi sonuçları olduğundan olumlu gösterebilirdi.</p>

<p>Üstelik hastalar insülin ünitesine alındıklarında yalnızca insülin almıyordu.</p>

<p>Aynı zamanda haftalar boyunca yoğun hemşirelik bakımı görüyor, düzenli besleniyor, sürekli takip ediliyor, yapılandırılmış faaliyetlere katılıyor ve sağlık personeliyle yakın ilişki kuruyordu.</p>

<p>Dolayısıyla gözlenen iyileşmenin ne kadarının insülinden, ne kadarının <strong>yoğun hastane bakımı ve hemşirelik ilgisinden</strong> ya da hastalığın doğal seyrinden kaynaklandığını belirlemek zordu.</p>

<p>Bu soru yıllar geçtikçe daha yüksek sesle sorulmaya başlandı.</p>

<h2>Yöntem daha ilk yıllardan itibaren tartışılıyordu</h2>

<p>İnsülin koma tedavisinin hiçbir eleştiri görmeden onlarca yıl kullanıldığı düşüncesi de tam olarak doğru değil.</p>

<p>Daha 1930'ların sonlarından itibaren tedavinin gerçekten işe yarayıp yaramadığı konusunda psikiyatristler arasında tartışmalar vardı.</p>

<p>1940'larda bazı çalışmalar insülin verilen hastalarla verilmeyenler arasında beklenen düzeyde fark bulamadı.</p>

<p>Araştırmacılar özellikle hasta seçiminin, şizofreni tanısındaki farklılıkların ve kontrol grubu bulunmamasının sonuçları bozabileceğini vurgulamaya başladı.</p>

<p>Buna rağmen yöntem yaygınlığını korudu.</p>

<p>Çünkü doktorların bir bölümü klinikte gözleriyle gördükleri iyileşmelere güçlü biçimde inanıyordu.</p>

<p>Modern tıp tarihinin önemli derslerinden biri tam da burada ortaya çıkıyordu:</p>

<p><strong>Bir tedavinin işe yarıyor gibi görünmesi, gerçekten o tedavinin işe yaradığını kanıtlamıyordu.</strong></p>

<h2>1953: “İnsülin miti”ne meydan okuyan makale</h2>

<p>1953 yılında genç psikiyatrist <strong>Harold Bourne</strong>, dünyanın en önemli tıp dergilerinden <i>The Lancet</i>'te dikkat çekici bir makale yayımladı.</p>

<p>Başlığı oldukça iddialıydı:</p>

<p><strong>“The Insulin Myth” — “İnsülin Miti.”</strong></p>

<p>Bourne, yaklaşık 20 yıldır kullanılan yönteme ilişkin bilimsel kanıtları inceledi.</p>

<p>İnsülin koma tedavisiyle ilgili çalışmaların çoğunda uygun kontrol gruplarının bulunmadığını, hasta gruplarının karşılaştırılabilir olmadığını ve şizofrenide “iyileşmenin” standart şekilde tanımlanmadığını vurguladı.</p>

<p>Temel sorusu basitti:</p>

<p>Hastalar gerçekten insülin nedeniyle mi düzeliyordu?</p>

<p>Yoksa aynı iyileşme iyi bir hastane bakımı altında zaten meydana gelebilir miydi?</p>

<p>Makale psikiyatri dünyasında ciddi tartışmaya yol açtı.</p>

<p>Yöntemin güçlü savunucuları Bourne'a karşı çıktı.</p>

<p>Fakat artık insülin koma tedavisinin etkinliğini yalnızca klinik deneyimlerle savunmak giderek zorlaşıyordu.</p>

<h2>1957'de kritik deney yapıldı</h2>

<p>Tartışmayı değiştiren en önemli araştırmalardan biri 1957 yılında yayımlandı.</p>

<p>Brian Ackner, Arthur Harris ve A. J. Oldham tarafından yürütülen kontrollü çalışmada şizofreni hastaları rastgele iki farklı koma tedavisine ayrıldı.</p>

<p>Bir grupta koma insülinle oluşturuluyordu.</p>

<p>Diğer grupta ise barbitürat kullanılıyordu.</p>

<p>Araştırmanın mantığı çok önemliydi.</p>

<p>Eğer iyileşmeyi sağlayan şey gerçekten insüline özgü biyolojik bir etkiyse, insülin komasının diğer koma yönteminden daha başarılı olması gerekiyordu.</p>

<p>Ancak çalışma iki grup arasında anlamlı bir üstünlük göstermedi.</p>

<p>Bu sonuç, insülinin şizofreni üzerinde özel bir tedavi etkisine sahip olduğu düşüncesine ciddi darbe vurdu.</p>

<p>Araştırmacılar da bulguların insülinin “özgül tedavi edici ajan” olmadığı görüşünü desteklediğini belirtti.</p>

<h2>Aynı yıllarda psikiyatriye yeni bir ilaç girdi</h2>

<p>İnsülin koma tedavisinin düşüşü yalnızca bilimsel eleştiriler nedeniyle olmadı.</p>

<p>1950'lerde psikiyatride çok daha büyük bir değişim yaşanıyordu.</p>

<p><strong>Klorpromazin</strong> ve ardından diğer antipsikotik ilaçlar klinik kullanıma girmeye başladı.</p>

<p>Şizofreni belirtilerinin ilaçla kontrol altına alınabilmesi, her sabah hastayı ağır hipoglisemiye sokmayı gerektiren zahmetli ve riskli tedavilere duyulan ihtiyacı hızla azalttı.</p>

<p>1956'da insülin koma tedavisiyle klorpromazini karşılaştıran bir çalışma yayımlandı.</p>

<p>Sonuçlar klorpromazin lehine küçük bir avantaj gösterse de fark istatistiksel olarak kesin değildi. Buna rağmen araştırmacılar, daha güvenli ve uygulanması daha kolay olması nedeniyle klorpromazinin tercih edilmesini öneriyordu.</p>

<p>Sonraki çalışmalar da insülin komasının beklenen özgül üstünlüğünü gösteremedi.</p>

<p>1960'lara gelindiğinde yöntem giderek terk ediliyordu.</p>

<p>1960'ların sonlarında ise dünyanın büyük bölümünde psikiyatrinin standart tedavileri arasından çıkmıştı.</p>

<h2>Tıp tarihinin asıl dersi insülinden daha büyük</h2>

<p>İnsülin koma tedavisinin öyküsünü yalnızca “geçmişte doktorlar hastaları komaya sokuyordu” şeklinde okumak eksik olur.</p>

<p>Hikâyenin asıl önemi başka yerde.</p>

<p>Bu dönem, tıpta <strong>kanıt kavramının nasıl değiştiğini</strong> gösteriyor.</p>

<p>Bir hekimin onlarca hastasında iyileşme gördüğünü söylemesi bir zamanlar güçlü bilimsel kanıt kabul edilebiliyordu.</p>

<p>Bugün ise aynı iddianın karşılaştırmalı ve mümkün olduğunca iyi tasarlanmış çalışmalarla sınanması gerekiyor.</p>

<p>Çünkü hastalar tedavi olmadan da düzelebilir.</p>

<p>Hastalıklar doğal olarak dalgalanabilir.</p>

<p>Hasta seçimi sonuçları değiştirebilir.</p>

<p>Doktorun tedaviye inanması değerlendirmeyi etkileyebilir.</p>

<p>Yoğun ilgi ve bakım başlı başına fayda sağlayabilir.</p>

<p>Modern klinik araştırmaların kontrol grubu, randomizasyon ve standart sonuç ölçümleri gibi yöntemleri tam da bu sorunları azaltmak için geliştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnsülin koma tedavisinin yükselişi ve düşüşü bu nedenle yalnızca psikiyatri tarihinin değil, <strong>kanıta dayalı tıp tarihinin de çarpıcı örneklerinden biri</strong> olarak görülüyor.</p>

<p>Yaklaşık bir kuşak boyunca <strong>çok sayıda hastaya</strong> uygulanan, özel hastane üniteleri kurulan ve dönemin önde gelen psikiyatristleri tarafından savunulan bir tedavi sonunda çok temel bir soruyla karşı karşıya kaldı:</p>

<p><strong>Gerçekten insülin mi tedavi ediyordu?</strong></p>

<p>1950'lerde daha kontrollü çalışmalar yapılmaya başladığında bu soruya verilen yanıt giderek daha belirgin hale geldi.</p>

<p>İnsülinin şizofreni üzerinde iddia edildiği gibi özgül bir tedavi etkisi gösterilemiyordu.</p>

<p>Bir zamanların “modern” psikiyatri tedavisi böylece tıp tarihinin tartışmalı sayfalarından birine dönüştü.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<ul>
 <li>Freudenthal R, Moncrieff J. “‘A landmark in psychiatric progress’? The role of evidence in the rise and fall of insulin coma therapy.” <i>History of Psychiatry</i>, 2022;33(1):65–78.</li>
 <li>Doroshow DB. “Performing a Cure for Schizophrenia: Insulin Coma Therapy on the Wards.” <i>Journal of the History of Medicine and Allied Sciences</i>, 2007;62(2):213–243.</li>
 <li>Sakel M. “The Origin and Nature of the Hypoglycemic Therapy of the Psychoses.” <i>Bulletin of the New York Academy of Medicine</i>, 1937;13(3):97–109.</li>
 <li>Bourne H. “The Insulin Myth.” <i>The Lancet</i>, 1953;265(6793):964–968.</li>
 <li>Ackner B, Harris A, Oldham AJ. “Insulin Treatment of Schizophrenia: A Controlled Study.” <i>The Lancet</i>, 1957;272(6969):607–611.</li>
 <li>Jones K. “Insulin Coma Therapy in Schizophrenia.” <i>Journal of the Royal Society of Medicine</i>, 2000;93(3):147–149.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sizofreni-icin-hastalari-insulin-komalarina-sokuyorlardi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/sizofreni-insulin-koma-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="45986"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kibrit Fabrikalarının Korkunç Hastalığı: “Phossy Jaw”]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kibrit-fabrikalarinin-korkunc-hastaligi-phossy-jaw</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kibrit-fabrikalarinin-korkunc-hastaligi-phossy-jaw" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19. yüzyılda sıradan bir kibrit, onu üreten bazı işçiler için çene kemiğinin ölümüne kadar ilerleyebilen korkunç bir meslek hastalığının kaynağıydı. Beyaz fosforla çalışan ve bu maddeye tekrarlayan biçimde maruz kalan kibrit işçilerinde; diş ağrısıyla başlayıp irinli yaralara, kronik enfeksiyona, çene kemiği nekrozuna ve ağır yüz deformitelerine kadar ilerleyebilen bir tablo ortaya çıkıyordu. Hastalığın dönemdeki ürkütücü adı “Phossy jaw”dı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<ol start="19">
 <li>yüzyılda kibrit, günlük hayatı değiştiren küçük ama önemli buluşlardan biri hâline geldi. Ateş yakmak artık çok daha kolaydı. Bu başarının arkasında kullanılan maddelerden biri ise son derece tehlikeli olan <strong>beyaz fosfordu</strong>.</li>
</ol>

<p>Beyaz fosfor, “herhangi bir yüzeye sürtülerek yakılabilen” kibritlerin üretiminde büyük avantaj sağlıyordu. Ancak fabrikalarda bu maddeyle çalışan insanların ödediği bedel çok ağırdı.</p>

<p>Kibrit çöpleri fosfor içeren karışımlara batırılıyor, kurutuluyor ve paketleniyordu. Üretimin farklı aşamalarındaki işçiler fosfor buharlarına, fosfor içeren karışımlara ve henüz kurumamış kibritlere tekrar tekrar maruz kalabiliyordu.</p>

<p>Özellikle genç kadınların ve çocukların yoğun biçimde çalıştırıldığı bazı kibrit fabrikalarında zamanla ağır bir hastalık ortaya çıktı.</p>

<p>Tıbbın ona verdiği isim <strong>fosfor nekrozu</strong>ydu.</p>

<p>İşçilerin kullandığı isim ise çok daha kısa ve ürkütücüydü:</p>

<p><strong>Phossy jaw.</strong></p>

<h3>Önce sıradan bir diş ağrısı gibi başlıyordu</h3>

<p>Phossy jaw çoğu zaman diş ağrısıyla başlıyordu.</p>

<p>Diş etinde hassasiyet, çenede ağrı, yüzde şişlik ve ağız içinde iyileşmeyen yaralar ortaya çıkabiliyordu. Bazı vakalarda ağrıyan diş çekiliyor ancak çekim bölgesi normal biçimde iyileşmiyordu.</p>

<p>Ardından enfeksiyon ilerliyor, irinli akıntılar ortaya çıkıyor ve çene kemiğinde nekroz gelişebiliyordu.</p>

<p>Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ölü kemik parçaları canlı dokudan ayrılabiliyor, fistüller oluşabiliyor ve kronik osteomiyelit gelişebiliyordu.</p>

<p>Bazı hastalarda çenenin bir bölümünün, ağır vakalarda ise çok daha geniş kısımlarının cerrahi olarak çıkarılması gerekiyordu.</p>

<p>Phossy jaw'ın temel klinik özellikleri bugün <strong>çene kemiği nekrozu ve kronik osteomiyelit</strong> olarak tanımlanıyor. Bununla birlikte hastalığın biyolojik mekanizmasının bütün ayrıntıları hâlâ kesin olarak açıklanabilmiş değil.</p>

<p>Beyaz fosfor maruziyetinin hastalıkla ilişkisi güçlü biçimde ortaya konmuş olsa da, yalnızca fosfor buharının solunmasının tek başına bütün vakaları açıkladığını söylemek doğru değil. Fosforlu maddelerin ağız dokularıyla teması, diş hastalıkları, enfeksiyonlar ve dönemin kötü çalışma koşulları da hastalığın gelişiminde rol oynamış olabilir.</p>

<h3>Karanlıkta parlayan çeneler</h3>

<p>Phossy jaw'ın tıp tarihindeki en ürpertici ayrıntılarından biri, dönemin bazı gözlem ve kayıtlarında anlatılan <strong>fosforesan parıltıydı</strong>.</p>

<p>Bazı vakalarda hastaların nefesinde veya hastalıklı çene dokusunda karanlıkta soluk bir parıltı görüldüğü bildirildi. Royal College of Surgeons kayıtlarında diş etlerinde yeşilimsi-beyaz bir parlaklıktan da söz edilir.</p>

<p>Bu görüntü, hastalığın işçiler arasında neden korkutucu bir ün kazandığını anlamayı kolaylaştırıyor.</p>

<p>“Phossy” sözcüğü de zaten İngilizce “phosphorus” kelimesinden türemişti.</p>

<p>Ancak asıl korkunç olan bu sıra dışı görüntü değildi.</p>

<p>Asıl korkunç olan, yaşayan bir insanın çene kemiğinin giderek canlılığını kaybetmesiydi.</p>

<h3>16 yaşındaki Cornelia'nın çenesi çıkarıldı</h3>

<p>Phossy jaw'ın insan vücudunda yol açabileceği yıkımı gösteren en çarpıcı tarihsel vakalardan biri <strong>Cornelia</strong> adlı genç bir işçiye aittir.</p>

<p>Cornelia henüz 16 yaşındaydı.</p>

<p>New York'taki bir kibrit fabrikasının paketleme bölümünde yaklaşık iki buçuk yıl çalışmıştı.</p>

<p>1855 yılında diş ağrısı ve sağ alt çenesinde şişlik başladı. Önce diş eti açıldı, ardından bir dişi çekildi.</p>

<p>Ancak yara iyileşmedi.</p>

<p>Şişlik büyüdü ve çenenin altında sürekli irin boşaltan bir açıklık oluştu.</p>

<p>Cornelia bütün bunlara rağmen fabrikada çalışmaya devam etti.</p>

<p>17 Aralık 1855'te Bellevue Hospital'a yatırıldığında çene kemiğinde ciddi hasar vardı.</p>

<p>Cerrah James Rushmore Wood, 19 Ocak 1856'da ölü kemiği çıkarmak için ameliyat yaptı.</p>

<p>Royal College of Surgeons kayıtlarına göre operasyon <strong>anestezi kullanılmadan</strong> gerçekleştirildi.</p>

<p>Cerrah sonunda sağ alt çenenin tamamına yakın bölümünü çıkarmak zorunda kaldı.</p>

<p>Fakat hastalık burada durmadı.</p>

<p>Sol tarafta da hastalık gelişti ve 16 Şubat 1856'da alt çenenin kalan bölümü de çıkarıldı.</p>

<p>Cornelia hayatta kaldı.</p>

<p>Ancak bir kibrit fabrikasında çalışmanın bedeli, henüz 16 yaşındaki bir genç kız için alt çenesini kaybetmek olmuştu.</p>

<h3>Yoksulların ve kadın işçilerin hastalığı</h3>

<p>Phossy jaw toplumun bütün kesimlerini eşit biçimde etkileyen bir hastalık değildi.</p>

<p>Bu, büyük ölçüde <strong>sanayi işçilerinin hastalığıydı</strong>.</p>

<p>Kibrit fabrikalarında düşük ücretlerle çalışan kadınlar ve gençler, fosforla en yoğun temas eden gruplar arasındaydı.</p>

<p>Fabrikalarda çalışma saatleri uzundu. Havalandırma ve hijyen koşulları bugünün standartlarından son derece uzaktı. İşçiler sağlık sorunları yaşadığında işlerini kaybetme korkusuyla çalışmaya devam edebiliyordu.</p>

<p>Bu nedenle phossy jaw yalnızca tıp tarihinin değil, <strong>işçi sağlığı, kadın emeği ve sanayi tarihi</strong>nin de önemli konularından biri hâline geldi.</p>

<h3>1888: Kibritçi kızlar greve çıktı</h3>

<p>1888 yılında Londra'nın East End bölgesindeki <strong>Bryant &amp; May kibrit fabrikasında çalışan kadın işçiler greve çıktı.</strong></p>

<p>Tarihe “Match Girls' Strike” olarak geçen bu hareketin temelinde düşük ücretler, uzun çalışma saatleri, işçilere uygulanan para cezaları ve kötü çalışma koşulları bulunuyordu.</p>

<p>Grevi yalnızca “beyaz fosfora karşı yapılmış bir grev” olarak tanımlamak doğru değildir.</p>

<p>Ancak fosforun yol açtığı sağlık sorunları, fabrikadaki çalışma koşullarının ne kadar ağır olduğunu gösteren önemli unsurlardan biriydi. Grev ve sonrasında gelişen kamuoyu baskısı, kibrit işçilerinin maruz kaldığı sağlık risklerinin daha fazla tartışılmasını sağladı.</p>

<p>Buna rağmen beyaz fosfor hemen ortadan kalkmadı.</p>

<p>Bryant &amp; May fabrikası beyaz fosfor kullanımını ancak <strong>1901 yılında</strong> bıraktı.</p>

<p>Bu ayrıntı, işçi sağlığı tarihinin en önemli gerçeklerinden birini gösteriyor:</p>

<p><strong>Bir tehlikenin bilinmesi, her zaman o tehlikenin hemen ortadan kaldırılması anlamına gelmiyordu.</strong></p>

<h3>Daha güvenli alternatif vardı</h3>

<p>Üstelik beyaz fosforun alternatifi bulunmuştu.</p>

<p><strong>Kırmızı fosfor</strong>, beyaz fosfora göre çok daha güvenli biçimde kibrit üretiminde kullanılabiliyordu.</p>

<p>Ancak ekonomik maliyetler, üretim teknikleri, patentler ve uluslararası rekabet nedeniyle geçiş hemen gerçekleşmedi.</p>

<p>Bazı ülkelerde ve fabrikalarda işçi sağlığını koruyacak teknolojiler mevcut olduğu hâlde beyaz fosfor kullanılmaya devam etti.</p>

<p>Böylece küçük bir tüketim ürününün ucuz üretimiyle işçilerin sağlığı arasında uzun yıllar süren bir mücadele ortaya çıktı.</p>

<h3>Dünya sonunda beyaz fosfora karşı harekete geçti</h3>

<ol start="20">
 <li>yüzyılın başlarında beyaz fosforlu kibritlere yönelik uluslararası baskı giderek arttı.</li>
</ol>

<p>Önemli dönüm noktalarından biri, <strong>26 Eylül 1906'da kabul edilen Bern Sözleşmesi</strong> oldu.</p>

<p>Sözleşmeyle taraf devletler beyaz ya da sarı fosfor içeren kibritlerin üretimini, ithalatını ve satışını yasaklama yönünde yükümlülük üstlendi.</p>

<p>Birleşik Krallık da 1908 yılında <strong>White Phosphorus Matches Prohibition Act</strong> adlı yasayı çıkardı.</p>

<p>Yasanın beyaz fosforun kibrit üretiminde kullanılmasını yasaklayan temel hükümleri <strong>1 Ocak 1910'da</strong> yürürlüğe girdi. Perakende satışa ilişkin yasak ise <strong>1 Ocak 1911'de</strong> uygulanmaya başladı.</p>

<p>Beyaz fosforun kibrit endüstrisinden uzaklaştırılmasıyla birlikte phossy jaw vakaları da giderek azaldı.</p>

<h3>Phossy jaw kanser değildi</h3>

<p>Tarihsel bazı popüler anlatımlarda phossy jaw için zaman zaman “kemik kanseri” benzeri ifadeler kullanılmıştır.</p>

<p>Ancak bu tanımlama tıbbi açıdan doğru değildir.</p>

<p>Phossy jaw bir kanser değil; beyaz fosfor maruziyetiyle ilişkili <strong>çene kemiği nekrozu ve kronik osteomiyelit tablosudur.</strong></p>

<p>Bu ayrım önemlidir çünkü hastalığın tarihsel korkunçluğu, onu olduğundan farklı bir hastalık gibi tanımlamaya gerek bırakmayacak kadar çarpıcıdır.</p>

<h3>Tıp tarihinin verdiği ders</h3>

<p>Phossy jaw bugün büyük ölçüde tarihe karışmış bir meslek hastalığıdır.</p>

<p>Ancak ardında bıraktığı ders hâlâ günceldir.</p>

<p>Bir kimyasalın sağlık riskleri bilindiği hâlde ekonomik gerekçelerle kullanılmaya devam edilmesi, hastalıkların yeterince bildirilmemesi, işçilerin sağlığı ile üretim maliyetlerinin karşı karşıya gelmesi ve en ağır bedeli toplumun düşük gelirli kesimlerinin ödemesi yalnızca 19. yüzyıla özgü sorunlar değildir.</p>

<p>Phossy jaw aynı zamanda modern iş sağlığı ve güvenliği anlayışının neden gerekli olduğunu gösteren tarihsel örneklerden biridir.</p>

<p>Bir zamanlar milyonlarca insanın hayatını kolaylaştıran küçücük bir kibrit, onu üreten bazı işçiler için ağrı, enfeksiyon, yüz deformitesi ve çene kaybı anlamına geliyordu.</p>

<p><strong>Phossy jaw'ın tıp tarihine bıraktığı en önemli ders belki de şudur: Bir teknolojinin başarısı yalnızca kullanıcıya sağladığı kolaylıkla değil, onu üreten insanların ödediği bedelle de değerlendirilmelidir.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>British Dental Journal — <i>A historical review of “phossy jaw”</i><br />
Royal College of Surgeons of England — <i>“Phossy jaw” and the matchgirls: a nineteenth-century industrial disease</i><br />
The National Archives — <i>The 1888 Match Girls’ Strike</i><br />
International Labour Organization — Bern Convention / White Phosphorus düzenlemeleri<br />
UK Legislation — <i>White Phosphorus Matches Prohibition Act 1908</i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kibrit-fabrikalarinin-korkunc-hastaligi-phossy-jaw</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 08:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/phossy-jaw-v6-2-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="47361"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gençlik Aşısı Gerçekten Gençleştiriyor mu? Bilim Ne Diyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/genclik-asisi-gercekten-genclestiriyor-mu-bilim-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/genclik-asisi-gercekten-genclestiriyor-mu-bilim-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Gençlik aşısı” adı son yıllarda estetik uygulamalarda sık duyuluyor. Ancak bu ifade tek bir standart tedaviyi tanımlamıyor. Hyalüronik asitten polinükleotidlere kadar farklı enjeksiyonlar bu isimle sunulabiliyor. Peki bilim gerçekten ne söylüyor?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gençlik Aşısı Gerçekten Gençleştiriyor mu? Bilim Ne Diyor?</p>

<p>“Cildi içeriden gençleştiriyor.”</p>

<p>“Kollajen üretimini yeniden başlatıyor.”</p>

<p>“Yüzü doldurmadan yılları geri alıyor.”</p>

<p>Son yıllarda “gençlik aşısı” adı altında sunulan estetik uygulamalar hakkında buna benzer çok sayıda iddiayla karşılaşmak mümkün.</p>

<p>Peki gerçekten gençlik aşısı diye bir aşı var mı?</p>

<p>İlk bilinmesi gereken nokta şu:</p>

<p>“Gençlik aşısı” tıpta tek bir standart ilacın veya yöntemin adı değil.</p>

<p>Bu ifade estetik uygulamalarda farklı enjekte edilebilir ürünler için kullanılan popüler bir tanımlama.</p>

<p>Hyalüronik asit içeren skin booster ürünlerinden polinükleotid enjeksiyonlarına kadar birbirinden farklı içerikler zaman zaman “gençlik aşısı” veya “gençlik serumu” adıyla sunulabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle bir kliniğin “gençlik aşısı” dediği ürün ile başka bir merkezin aynı isimle sunduğu ürün aynı olmayabilir.</p>

<p>Ve ürün değiştiğinde bilimsel kanıt da değişiyor.</p>

<p>GENÇLİK AŞISI GERÇEK BİR AŞI MI?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Buradaki “aşı” kelimesi klasik tıbbi anlamıyla kullanılmıyor.</p>

<p>Grip, HPV veya hepatit aşılarında olduğu gibi bağışıklık sistemine belirli bir mikroorganizmaya karşı koruma kazandıran bir aşılama söz konusu değil.</p>

<p>Estetik amaçlı “gençlik aşıları” çoğunlukla cildin farklı noktalarına küçük enjeksiyonlarla uygulanan ürünlerden oluşuyor.</p>

<p>Dolayısıyla bu terimi duyduğunuzda ilk sorulması gereken soru şu olmalı:</p>

<p>“İçinde tam olarak ne var?”</p>

<p>GENÇLİK AŞISININ İÇİNDE NE VAR?</p>

<p>Tek bir formül yok.</p>

<p>En sık karşılaşılan gruplardan biri hyalüronik asit içeren enjekte edilebilir cilt kalitesi ürünleri.</p>

<p>Hyalüronik asit insan vücudunda doğal olarak bulunan ve su tutabilen bir molekül.</p>

<p>Estetik uygulamalarda kullanılan bazı hyalüronik asit ürünleri yüzün belirli bölgelerine hacim kazandıran klasik dolgular şeklinde tasarlanırken bazıları daha çok cilt kalitesi ve nem düzeyini iyileştirmeyi hedefleyen “skin booster” ürünleri olarak kullanılıyor.</p>

<p>Bunun dışında bazı uygulamalarda;</p>

<p>polinükleotidler,</p>

<p>PDRN,</p>

<p>aminoasitler,</p>

<p>vitaminler,</p>

<p>peptitler</p>

<p>ve farklı bileşenlerden oluşan karışımlar kullanılabiliyor.</p>

<p>İşte bu nedenle bütün “gençlik aşılarını” aynı bilimsel başlık altında değerlendirmek doğru değil.</p>

<p>HYALÜRONİK ASİT ENJEKSİYONLARI GERÇEKTEN İŞE YARIYOR MU?</p>

<p>Bu alanda en fazla bilimsel verinin bulunduğu gruplardan biri hyalüronik asit bazlı enjeksiyonlar.</p>

<p>2023 yılında yayımlanan sistematik bir derlemede yüz cilt kalitesini iyileştirmek amacıyla kullanılan enjekte edilebilir hyalüronik asit ürünleri değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmacılar 2 bin 996 yayını taradı ve kriterleri karşılayan 13 klinik çalışmayı incelemeye aldı.</p>

<p>Sonuçlar özellikle hyalüronik asidin tek başına kullanıldığı uygulamalarda cilt nemi, sıkılık, parlaklık, doku ve elastikiyet gibi bazı parametrelerde iyileşme olabileceğini gösterdi.</p>

<p>Ancak önemli bir sorun vardı:</p>

<p>Çalışmaların çoğu küçük ve metodolojik açıdan sınırlıydı.</p>

<p>Araştırmacılar bu nedenle sonuçları “umut verici” olarak değerlendirdi ancak daha büyük ve iyi tasarlanmış randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguladı.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan sistematik derleme ve meta-analiz ise tabloyu biraz daha netleştirdi.</p>

<p>Toplam 12 çalışma değerlendirildi ve bunların altısı meta-analize dahil edilebildi.</p>

<p>Sonuç:</p>

<p>Hyalüronik asit enjeksiyonlarından sonra cilt neminde ve parlaklığında anlamlı iyileşme saptandı.</p>

<p>Ancak elastikiyet açısından kontrol gruplarına göre anlamlı bir fark gösterilemedi.</p>

<p>Melanin indeksinde de anlamlı değişiklik bulunmadı.</p>

<p>Yani bilimsel tablo “gençlik aşısı cildi tamamen gençleştiriyor” kadar basit değil.</p>

<p>Daha doğru ifade şu olabilir:</p>

<p>Bazı hyalüronik asit enjeksiyonları özellikle cildin nemini ve parlak görünümünü iyileştirebilir.</p>

<p>Ancak bütün yaşlanma belirtilerini ortadan kaldırdığı gösterilmiş değil.</p>

<p>KIRIŞIKLIKLARI YOK EDİYOR MU?</p>

<p>Burada beklentinin doğru belirlenmesi önemli.</p>

<p>Cilt yaşlanması yalnızca nem kaybından oluşmaz.</p>

<p>Yaş ilerledikçe;</p>

<p>kollajen yapısı değişir,</p>

<p>elastikiyet azalabilir,</p>

<p>güneş hasarı birikir,</p>

<p>deri altındaki yağ dokusunun dağılımı değişir,</p>

<p>kemik ve diğer destek yapılarında değişiklikler meydana gelir.</p>

<p>Dolayısıyla cilde hyalüronik asit enjekte ederek bütün bu yaşlanma mekanizmalarını geri çevirmek mümkün değildir.</p>

<p>Cildin daha nemli ve parlak görünmesi ince çizgilerin görünümünü bir miktar iyileştirebilir.</p>

<p>Ancak derin mimik çizgileri, belirgin hacim kaybı veya ciddi cilt gevşekliği farklı mekanizmalarla oluşur.</p>

<p>GENÇLİK AŞISI BOTOKS MU?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Botulinum toksini ile “gençlik aşısı” olarak pazarlanan cilt enjeksiyonları farklı mekanizmalarla çalışır.</p>

<p>Botulinum toksini belirli kaslara giden sinir sinyallerini geçici olarak azaltır.</p>

<p>Bu nedenle özellikle mimikle ortaya çıkan alın, kaş arası ve kaz ayağı çizgilerinde kullanılır.</p>

<p>Skin booster tipi uygulamalarda ise amaç kas hareketini azaltmak değildir.</p>

<p>Daha çok cildin nemi, dokusu ve genel kalitesinin iyileştirilmesi hedeflenir.</p>

<p>Dolayısıyla biri diğerinin yerine geçen iki yöntem değildir.</p>

<p>GENÇLİK AŞISI DOLGU MU?</p>

<p>Bu sorunun cevabı kullanılan ürüne bağlı.</p>

<p>Bazı skin booster ürünleri de hyalüronik asit içerir.</p>

<p>Ancak klasik dolgu ile amaç ve ürün özellikleri aynı olmayabilir.</p>

<p>Klasik dermal dolgular belirli bir bölgeye hacim kazandırmak, kontur oluşturmak veya hacim kaybını düzeltmek amacıyla kullanılabilir.</p>

<p>Skin booster uygulamalarında ise ürün genellikle cildin farklı noktalarına daha yüzeysel ve yaygın biçimde uygulanarak cilt kalitesinin iyileştirilmesi hedeflenir.</p>

<p>Bu nedenle “hyalüronik asit içeriyor” demek bütün ürünlerin aynı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>POLİNÜKLEOTİD VE PDRN UYGULAMALARI NE DURUMDA?</p>

<p>Son dönemde estetik dünyasında en fazla ilgi gören gruplardan biri polinükleotidler.</p>

<p>PN ve PDRN içeren ürünler özellikle “rejeneratif”, “biyostimülan” veya “cilt yenileyici” ifadeleriyle tanıtılıyor.</p>

<p>Laboratuvar ve yara iyileşmesi alanındaki biyolojik mekanizmalar bu ürünlere yönelik ilgiyi artırmış durumda.</p>

<p>Peki estetikte kanıt güçlü mü?</p>

<p>2024 sonunda yayımlanan sistematik bir derleme bu soruyu değerlendirdi.</p>

<p>Araştırmacılar polinükleotidlerin estetik kullanımına ilişkin yalnızca dokuz çalışma bulabildi.</p>

<p>Toplam hasta sayısı 219'du.</p>

<p>Çalışmaların bazıları kırışıklıklarda azalma, cilt dokusunda iyileşme ve elastikiyet artışı yönünde olumlu sonuçlar bildirdi.</p>

<p>Ancak araştırmaların kalitesi düşük veya orta düzeydeydi.</p>

<p>Uygulama teknikleri ve protokoller de birbirinden oldukça farklıydı.</p>

<p>Derlemenin vardığı sonuç dikkat çekici:</p>

<p>Polinükleotidler umut verici görünüyor ancak etkinliklerini ve güvenliklerini kesin biçimde ortaya koymak için daha kaliteli araştırmalara ihtiyaç var.</p>

<p>Dolayısıyla “PDRN kesin olarak cildi yeniler” veya “polinükleotid enjeksiyonları yaşlanmayı tersine çevirir” demek mevcut kanıtların önüne geçmek olur.</p>

<p>KOLLAJENİ GERÇEKTEN ARTIRIYOR MU?</p>

<p>Estetik uygulamaların pazarlanmasında en sık kullanılan kelimelerden biri “kollajen”.</p>

<p>Ancak “kollajen üretimini artırıyor” ifadesinin kullanılması için yalnızca cildin daha parlak görünmesi yeterli bilimsel kanıt değildir.</p>

<p>Bazı enjekte edilebilir ürünlerin fibroblast aktivitesi ve hücre dışı matriks üzerinde biyolojik etkileri olabileceğine ilişkin laboratuvar ve klinik bulgular bulunuyor.</p>

<p>Buna rağmen ürünlerin birbirinden farklı olması nedeniyle bütün “gençlik aşıları” için aynı kollajen iddiasını kullanmak doğru değil.</p>

<p>Daha da önemlisi:</p>

<p>Kollajen artışı gösterilse bile bunun yüzün bütün yaşlanma belirtilerini geri çevirdiği anlamına gelmez.</p>

<p>“GENÇLEŞTİRİYOR” DEMEK DOĞRU MU?</p>

<p>Bu noktada kelime seçimi önemli.</p>

<p>Bir kişinin cildi uygulama sonrasında daha nemli, parlak veya düzgün görünebilir.</p>

<p>Bu kişi kendisini daha genç görünüyor olarak değerlendirebilir.</p>

<p>Ancak biyolojik yaşlanmayı geri çevirmek çok daha büyük bir iddiadır.</p>

<p>Mevcut çalışmalar skin booster uygulamalarının bazı cilt kalitesi parametrelerini iyileştirebildiğini gösteriyor.</p>

<p>Bunları “cildi yıllarca gençleştiriyor” veya “yaşlanmayı geri döndürüyor” şeklinde yorumlamak için yeterli kanıt yok.</p>

<p>GENÇLİK AŞISININ ETKİSİ NE ZAMAN BAŞLAR?</p>

<p>Tek bir cevap yok.</p>

<p>Çünkü yine aynı noktaya dönüyoruz:</p>

<p>“Gençlik aşısı” tek bir ürün değil.</p>

<p>Kullanılan maddenin yapısı, konsantrasyonu, enjeksiyon tekniği, seans sayısı ve kişinin cilt özellikleri sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Bazı uygulamalarda cildin nemli görünümü kısa sürede fark edilebilirken daha uzun vadeli olduğu öne sürülen değişikliklerin değerlendirilmesi haftalar sürebilir.</p>

<p>Bu nedenle bütün ürünler için “üçüncü günde başlar” veya “altı ay kesin kalır” gibi tek bir süre vermek doğru değildir.</p>

<p>KAÇ SEANS YAPILIR?</p>

<p>Bu da ürüne göre değişir.</p>

<p>Bazı ürünler tek uygulama veya belirli aralıklarla iki seans şeklinde kullanılabilirken başka protokollerde daha fazla seans önerilebilir.</p>

<p>Ancak ticari protokol ile bilimsel olarak kanıtlanmış ideal protokol aynı şey olmayabilir.</p>

<p>Özellikle polinükleotidler konusunda yayımlanan sistematik derleme, çalışmalar arasında enjeksiyon bölgeleri ve uygulama yöntemleri açısından önemli farklılıklar bulunduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla “herkes üç seans yaptırmalıdır” şeklinde evrensel bir kural bulunmuyor.</p>

<p>YAN ETKİLERİ VAR MI?</p>

<p>Evet.</p>

<p>İğneyle yapılan her işlemde olduğu gibi enjeksiyon bölgesinde;</p>

<p>kızarıklık,</p>

<p>şişlik,</p>

<p>morarma,</p>

<p>hassasiyet</p>

<p>ve geçici kabarıklıklar görülebilir.</p>

<p>Hyalüronik asit skin booster çalışmalarında bildirilen yan etkilerin büyük bölümü hafif ve geçici nitelikteydi.</p>

<p>Ancak “doğal içerik” veya “vücutta zaten bulunan madde” ifadeleri bir enjeksiyonun tamamen risksiz olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Enfeksiyon, nodül ve inflamatuvar reaksiyonlar gibi komplikasyonlar görülebilir.</p>

<p>Hyalüronik asit içeren ürünlerin damar içine istemeden enjekte edilmesi ise kullanılan ürün ve enjeksiyon bölgesine bağlı olarak çok daha ciddi komplikasyonlara yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle bu işlemler güzellik salonunda yapılan sıradan cilt bakımı gibi değerlendirilmemeli.</p>

<p>KİMLER DİKKATLİ OLMALI?</p>

<p>Hamilelik veya emzirme döneminde olanlar, aktif cilt enfeksiyonu bulunanlar, bağışıklık sistemiyle ilgili hastalıkları veya belirli ilaç kullanımları bulunanlar işlem öncesinde mutlaka tıbbi değerlendirmeden geçmeli.</p>

<p>Daha önce dolgu, botulinum toksini veya başka enjeksiyon işlemleri yaptırılmışsa bunların da uygulayıcıya bildirilmesi gerekir.</p>

<p>Kişiye özel risk değerlendirmesi kullanılan ürüne göre değişebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>YAPTIRMADAN ÖNCE SORULMASI GEREKEN 5 SORU</p>

<p>“Gençlik aşısı yaptıracağım” demek yerine önce şu soruların cevabını öğrenmek daha doğru:</p>

<p>1. Uygulanacak ürünün tam adı nedir?</p>

<p>2. İçindeki aktif madde nedir?</p>

<p>3. Bu ürünün benim cilt problemimde etkili olduğunu gösteren klinik çalışma var mı?</p>

<p>4. Kaç seans öneriliyor ve bunun bilimsel dayanağı nedir?</p>

<p>5. Olası komplikasyon gelişirse kim ve nasıl müdahale edecek?</p>

<p>Özellikle ilk iki soru önemli.</p>

<p>Çünkü “gençlik aşısı” yazan bir reklam, gerçekte hangi ürünün uygulanacağını söylemez.</p>

<p>SONUÇ: GENÇLİK AŞISI GERÇEKTEN GENÇLEŞTİRİYOR MU?</p>

<p>Bilimin bugünkü cevabı siyah veya beyaz değil.</p>

<p>Hyalüronik asit bazlı enjekte edilebilir skin booster uygulamalarına ilişkin çalışmalar özellikle cilt nemi ve parlaklığında iyileşme olabileceğini destekliyor.</p>

<p>Bununla birlikte daha güçlü araştırmalara hâlâ ihtiyaç var.</p>

<p>Polinükleotid ve PDRN uygulamalarında da umut verici sonuçlar bulunuyor ancak mevcut klinik kanıt daha sınırlı ve çalışmaların kalitesi yeterince güçlü değil.</p>

<p>Dolayısıyla “gençlik aşısı yaşlanmayı geri çeviriyor” demek doğru değil.</p>

<p>Daha gerçekçi ifade şu:</p>

<p>Doğru ürün, doğru kişi ve uygun uygulamayla bazı enjekte edilebilir tedaviler cildin nem, parlaklık, doku ve görünümünün bazı özelliklerinde iyileşme sağlayabilir.</p>

<p>Ancak hiçbir enjeksiyon biyolojik yaşlanmayı durdurmuyor.</p>

<p>Ve “gençlik aşısı” adı altında sunulan her ürünün aynı derecede bilimsel kanıta sahip olduğu da söylenemez.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Enjekte edilebilir estetik uygulamalar tıbbi işlemlerdir ve komplikasyon riski taşır. İşlem öncesinde uygulanacak ürünün tam içeriği, kişinin tıbbi durumu, beklenen yarar, alternatifler ve olası riskler yetkin bir sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Journal of Cosmetic Dermatology — The Effect of Local Hyaluronic Acid Injection on Skin Aging: A Systematic Review and Meta-Analysis</p>

<p>Clinical, Cosmetic and Investigational Dermatology — The Effectiveness of Injectable Hyaluronic Acid in the Improvement of Facial Skin Quality: A Systematic Review</p>

<p>Aesthetic Plastic Surgery — The Effectiveness of Polynucleotides in Esthetic Medicine: A Systematic Review </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/genclik-asisi-gercekten-genclestiriyor-mu-bilim-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0508.jpeg" type="image/jpeg" length="98916"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avokado Tost Tarifi: Yumurtalı Sağlıklı Kahvaltı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/avokado-tost-tarifi-yumurtali-saglikli-kahvalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/avokado-tost-tarifi-yumurtali-saglikli-kahvalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avokado tost tarifi; tam tahıllı ekmek, avokado ve yumurtayla yaklaşık 10 dakikada hazırlanan, protein ve lif içeren pratik bir kahvaltı seçeneği.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Avokado Tost Tarifi: Yumurtalı Sağlıklı Kahvaltı</p>

<p>Sabah uzun süre mutfakta kalmadan doyurucu bir kahvaltı hazırlamak isteyenler için yumurtalı avokado tost oldukça pratik bir seçenek. Çıtır tam tahıllı ekmeğin üzerine limonla ezilmiş avokado sürülüyor ve yumurta eklenerek yaklaşık 10 dakikada servis edilebiliyor.</p>

<p>Tarif yalnızca üç temel malzemeye dayanıyor: ekmek, avokado ve yumurta. Domates, roka, pul biber veya farklı baharatlar ise damak tadına göre eklenebiliyor.</p>

<p>Avokadonun kremamsı dokusu sayesinde tereyağı veya mayonez gibi ilave sürülebilir yağlara ihtiyaç duyulmuyor. Yumurtanın pişirme biçimi değiştirilerek de aynı temel tarif farklı kahvaltılara dönüştürülebiliyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Yumurta protein içeren besinlerden biridir. Avokado ise ağırlıklı olarak doymamış yağ asitleri ve lif sağlar.</p>

<p>Tam tahıllı ekmek tercih edildiğinde beyaz ekmeğe kıyasla daha fazla lif içeren bir tahıl seçeneği kullanılabilir. Domates ve roka gibi sebzelerin eklenmesi de kahvaltıdaki sebze çeşitliliğini artırır.</p>

<p>Bununla birlikte avokado enerji yoğunluğu düşük bir besin değildir. Sağlıklı yağlar içermesi sınırsız miktarda tüketilebileceği anlamına gelmez. Bu nedenle bu tarifte yarım avokado kullanılması porsiyon açısından yeterlidir.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 5 dakika<br />
Pişirme süresi: 5 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 10 dakika<br />
Kaç kişilik: 1 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 2 küçük tost<br />
Zorluk: Çok kolay<br />
Öğün: Kahvaltı<br />
Kategori: Sağlıklı Kahvaltılar</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 390 kcal<br />
Protein: 17 g<br />
Karbonhidrat: 34 g<br />
Yağ: 22 g<br />
Lif: 10 g</p>

<p>Değerler 2 küçük dilim tam tahıllı ekmek, 1/2 orta boy avokado, 2 yumurta ve çok az zeytinyağı üzerinden yaklaşık hesaplanmıştır.</p>

<p>Ekmeğin gramajı, avokadonun büyüklüğü, yumurtaların boyutu ve kullanılan yağ miktarı gerçek besin değerlerini değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>2 küçük dilim tam tahıllı ekmek, toplam yaklaşık 70 gram<br />
Yarım orta boy olgun avokado, yaklaşık 80 gram yenilebilir kısım<br />
2 adet yumurta<br />
1 tatlı kaşığı taze limon suyu<br />
1 çay kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 5 ml<br />
Bir tutam karabiber<br />
İsteğe göre az miktarda pul biber<br />
Gerektiği kadar tuz</p>

<p>Servis için isteğe bağlı:</p>

<p>4-5 adet cherry domates<br />
Bir avuç roka<br />
Taze maydanoz<br />
Susam veya çörek otu</p>

<p>Yumurtalı avokado tost nasıl yapılır?</p>

<p>1. Avokadoyu uzunlamasına ikiye kesin ve çekirdeğini çıkarın.</p>

<p>2. Yarım avokadonun içini kaşıkla küçük bir kaseye alın.</p>

<p>3. Limon suyu ve karabiberi ekleyerek çatalla ezin. Tamamen pürüzsüz hale getirmek yerine küçük avokado parçalarının kalması daha iyi bir doku sağlar.</p>

<p>4. Tuz kullanacaksanız kontrollü miktarda ekleyin ve avokado karışımını bir kenara alın.</p>

<p>5. Tam tahıllı ekmekleri tost makinesinde, kuru tavada veya ekmek kızartma makinesinde yüzeyleri çıtırlaşana kadar kızartın.</p>

<p>6. Yumurtalar için yapışmaz tavayı orta-kısık ateşte ısıtın.</p>

<p>7. Zeytinyağını tavaya ekleyip yüzeye ince biçimde yayın.</p>

<p>8. Yumurtaları tavaya kırın. Sarıların dağılmamasına dikkat edin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>9. Tavayı kapakla kapatıp beyazlar tamamen katılaşana kadar kontrollü biçimde pişirin.</p>

<p>10. Yumurtayı rafadan veya akışkan sarılı tercih ediyorsanız gıda güvenliği açısından kullanılan yumurtanın güvenilir kaynaktan geldiğinden emin olun. Özellikle hamileler, küçük çocuklar, ileri yaştakiler ve bağışıklığı baskılanmış kişiler için yumurtanın sarısı ve beyazının tamamen pişirilmesi daha güvenli bir yaklaşımdır.</p>

<p>11. Kızarmış ekmeklerin üzerine avokado karışımını eşit şekilde yayın.</p>

<p>12. Her ekmek diliminin üzerine bir yumurta yerleştirin.</p>

<p>13. İsteğe göre pul biber, karabiber, susam veya çörek otu serpin.</p>

<p>14. Yanına cherry domates ve roka ekleyerek bekletmeden servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Avokado tostun başarısını en fazla etkileyen unsur avokadonun olgunluğu. Avokado hafifçe bastırıldığında nazikçe esnemeli ancak içi kahverengileşmiş veya aşırı yumuşamış olmamalıdır.</p>

<p>Ekmeği mutlaka belirgin biçimde kızartın. Kremamsı avokado, yumuşak ekmek üzerinde kısa sürede ağır bir doku oluşturabilir. Çıtır ekmek ise avokado ve yumurtayla daha iyi bir kontrast sağlar.</p>

<p>Avokadoyu servis zamanına yakın ezin. Limon kararmayı yavaşlatmaya yardımcı olsa da hazırlanmış avokado bekledikçe rengini ve taze görünümünü kaybedebilir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarifin temel yapısını değiştirmek gerekmez. Tam tahıllı ekmek, yumurta, avokado ve sebzeler birlikte kullanılabilir.</p>

<p>Avokado zaten yağ içeren bir meyve olduğundan yumurtayı pişirmek için çok miktarda yağ kullanmaya gerek yoktur. Yapışmaz tavada yaklaşık 1 çay kaşığı zeytinyağı yeterlidir.</p>

<p>Tuz miktarını artırmak yerine limon, karabiber, pul biber, maydanoz veya farklı taze otlardan yararlanılabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Yumurtalı avokado tost, yumurta tüketen vejetaryen beslenme biçimine uygun bir kahvaltıdır.</p>

<p>Standart tarif buğday içeren ekmekle hazırlandığından glutensiz değildir. Çölyak hastalığı bulunan kişilerin sertifikalı glutensiz ekmek kullanması ve diğer malzemelerde çapraz bulaşma riskini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Yumurta alerjisi bulunan kişiler için standart tarif uygun değildir.</p>

<p>Avokado tost kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçülerle hazırlanan iki küçük yumurtalı avokado tost yaklaşık 390 kalori sağlayabilir.</p>

<p>En büyük değişkenlerden biri avokado ve ekmek miktarıdır. Büyük bir avokadonun tamamının ve kalın ekmek dilimlerinin kullanılması toplam enerjiyi belirgin biçimde yükseltebilir.</p>

<p>Avokado tost kilo verme döneminde yenir mi?</p>

<p>Avokado tost, kişinin toplam enerji ve besin gereksinimine uygun porsiyonlandığında dengeli bir beslenme planının parçası olabilir.</p>

<p>Ancak hiçbir tek tarif kilo vermeyi sağlamaz. Avokado besleyici olmakla birlikte enerji yoğun bir besindir; bu nedenle porsiyon miktarı önemlidir.</p>

<p>Avokado tostun üzerine hangi yumurta yapılır?</p>

<p>Sahanda, poşe veya haşlanmış yumurta kullanılabilir. Evde en pratik seçeneklerden biri tavada pişmiş yumurtadır.</p>

<p>Tamamen pişmiş yumurta isteyenler yumurtayı iki taraflı pişirebilir veya haşlanmış yumurtayı dilimleyerek avokadonun üzerine ekleyebilir.</p>

<p>Avokadonun kararmaması için ne yapılır?</p>

<p>Avokado kesildikten sonra havayla temas ettiğinde renk değiştirir. Taze limon suyu eklemek bu süreci yavaşlatabilir.</p>

<p>En iyi yöntem ise avokadoyu çok önceden hazırlamak yerine tüketmeye yakın ezmektir.</p>

<p>Avokado tostun yanına ne gider?</p>

<p>Domates, salatalık, roka ve diğer taze sebzeler kahvaltıyı tamamlamak için kullanılabilir.</p>

<p>Daha yüksek enerji gereksinimi olan kişiler öğüne yoğurt, kefir veya uygun başka bir eşlikçi ekleyebilir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Avokado tost en iyi sonucu hazırlandıktan hemen sonra verir. Önceden hazırlanıp buzdolabında bekletildiğinde ekmek yumuşar ve avokado renk değiştirebilir.</p>

<p>Hazırlık yapmak gerekiyorsa ekmek, avokado ve yumurtayı ayrı tutun. Avokadoyu mümkünse servis zamanında kesin ve ezin.</p>

<p>Pişmiş yumurta oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemeli ve uygun gıda güvenliği kurallarına göre muhafaza edilmelidir.</p>

<p>Yumurtalı avokado tost, yaklaşık 10 dakikada hazırlanabilmesi ve yalnızca birkaç temel malzeme gerektirmesi sayesinde yoğun sabahlara uygun bir kahvaltı alternatifi.</p>

<p>Tarifin en önemli avantajlarından biri kolayca kişiselleştirilebilmesi. Domates, roka, farklı baharatlar veya taze otlarla temel tarif değiştirilmeden farklı lezzetler oluşturulabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central<br />
U.S. Food and Drug Administration – Egg Safety </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/avokado-tost-tarifi-yumurtali-saglikli-kahvalti</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0507.jpeg" type="image/jpeg" length="42343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yüksek Karbonhidratlı Yiyecekler: Sağlıklı Olanlarla Olmayanları Ayırın]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yuksek-karbonhidratli-yiyecekler-saglikli-olanlarla-olmayanlari-ayirin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yuksek-karbonhidratli-yiyecekler-saglikli-olanlarla-olmayanlari-ayirin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karbonhidrat miktarı tek başına bir yiyeceğin sağlıklı olup olmadığını göstermiyor. Lif, eklenmiş şeker, işlenme düzeyi ve porsiyon; doğru karbonhidrat seçerken çok daha anlamlı ipuçları veriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Karbonhidratı Yüksek 10 Yiyecek: Hangileri Daha İyi Seçim?</p>

<p>Karbonhidratlar ekmekten pirince, meyveden baklagillere kadar günlük beslenmenin büyük bölümünde bulunuyor. Ancak “karbonhidratı yüksek” ifadesi tek başına bir yiyeceğin sağlıksız olduğunu göstermiyor.</p>

<p>Bir tabak mercimek ile şekerli bir içecek karbonhidrat içerebilir; fakat besin değerleri aynı değildir. Dünya Sağlık Örgütü, karbonhidratların öncelikle tam tahıllar, sebzeler, meyveler ve baklagillerden alınmasını öneriyor. Bu yaklaşımda karbonhidratın miktarı kadar kalitesi de öne çıkıyor.</p>

<p>Karbonhidrat nedir?</p>

<p>Karbonhidrat; protein ve yağla birlikte beslenmenin üç temel makro besin grubundan biridir. Sindirilebilir karbonhidratların önemli bir bölümü vücutta glikoza dönüştürülür ve enerji üretiminde kullanılır.</p>

<p>Karbonhidratlar kabaca şekerler, nişastalar ve lifler şeklinde düşünülebilir. Ancak bu sınıflandırmanın günlük hayattaki karşılığı daha önemlidir.</p>

<p>Tam tahıllı ekmek, yulaf, mercimek ve meyve karbonhidrat içerir. Şekerli gazlı içecek, kek ve şekerleme de karbonhidrat içerir. Aradaki büyük fark; lif, vitamin ve mineral içeriği, eklenmiş şeker miktarı ve gıdanın ne kadar işlendiğidir.</p>

<p>Karbonhidratı yüksek 10 yaygın yiyecek</p>

<p>Beyaz ekmek ve rafine unlu ürünler</p>

<p>Beyaz ekmek, simit, bazı poğaçalar, sandviç ekmekleri ve rafine undan yapılmış benzer ürünler günlük beslenmede önemli miktarda karbonhidrat sağlayabilir.</p>

<p>Rafine tahıllarda tahılın kepek ve ruşeym gibi bölümlerinin bir kısmı işlem sırasında uzaklaştırılır. Bu nedenle tam tahıllı karşılıklarına göre lif miktarları genellikle daha düşüktür.</p>

<p>Mümkün olduğunda içindekiler bölümünde tam tahıl veya tam buğdayın öne çıktığı ürünlere yönelmek daha besleyici bir tercih olabilir.</p>

<p>Beyaz pirinç</p>

<p>Pirinç önemli bir nişasta ve karbonhidrat kaynağıdır. Beyaz pirinç işlenmiş bir tahıldır; esmer pirinç gibi tam tahıllı seçeneklerde tahılın daha fazla kısmı korunur.</p>

<p>Bu, beyaz pirincin hiç yenmemesi gerektiği anlamına gelmez. Porsiyon büyüklüğü, öğündeki sebze miktarı ve yanında protein veya baklagil bulunması öğünün genel yapısını değiştirir.</p>

<p>Makarna</p>

<p>Makarna da karbonhidrat açısından zengin temel gıdalardan biridir. Özellikle büyük tabaklar tüketildiğinde öğündeki toplam karbonhidrat miktarı hızla yükselebilir.</p>

<p>Tam buğdaylı makarnalar genellikle daha fazla lif sağlar. Makarnanın sebze, baklagil veya uygun bir protein kaynağıyla birlikte tüketilmesi de daha dengeli bir öğün oluşturabilir.</p>

<p>Şekerli kahvaltılık gevrekler</p>

<p>Kahvaltılık gevreklerin besin profili birbirinden oldukça farklıdır. Bazıları tam tahıl ve lif açısından iyi olabilirken bazı ürünler yüksek miktarda eklenmiş şeker ve rafine tahıl içerebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca paketin ön yüzündeki “tahıllı” veya benzeri ifadeler yeterli değildir. Eklenmiş şeker ve lif miktarını karşılaştırmak daha anlamlıdır.</p>

<p>Şekerli içecekler</p>

<p>Gazlı içecekler, şeker eklenmiş soğuk çaylar, enerji içecekleri ve bazı aromalı içecekler önemli miktarda karbonhidratı şeker biçiminde sağlayabilir.</p>

<p>Buradaki temel sorun karbonhidratın kendisinden çok şekerin sıvı biçimde ve lif olmadan alınmasıdır. Bu içecekler aynı zamanda günlük enerji alımını fark edilmeden artırabilir.</p>

<p>Şekerlemeler</p>

<p>Jelibon, lokum, şekerleme ve benzeri ürünlerde karbonhidratın büyük bölümü şekerlerden gelir.</p>

<p>Protein, lif, vitamin ve mineral açısından zengin temel besinlerle karşılaştırıldığında besleyici değerleri daha sınırlıdır. Günlük bir besin kaynağı yerine daha seyrek tüketilen yiyecekler olarak düşünülmeleri daha uygundur.</p>

<p>Kek, kurabiye ve hamur işleri</p>

<p>Kek, kruvasan, kurabiye, bazı pastane ürünleri ve paketli tatlı atıştırmalıklar yalnızca karbonhidrat açısından değil; eklenmiş şeker, doymuş yağ ve enerji açısından da yoğun olabilir.</p>

<p>Bir yiyeceği değerlendirirken yalnızca “kaç gram karbonhidrat var?” sorusuna bakmanın neden yetersiz olduğunun iyi örneklerinden biridir.</p>

<p>Patates kızartması ve cips</p>

<p>Patates doğal olarak nişastalı bir sebzedir. Haşlanmış veya fırınlanmış patates ile patates kızartması ya da cipsin beslenmedeki yeri ise aynı değildir.</p>

<p>Kızartma ve yoğun işleme; enerji yoğunluğunu, yağ ve bazı ürünlerde tuz miktarını artırabilir. Bu nedenle pişirme şekli en az yiyeceğin kendisi kadar önem taşır.</p>

<p>Meyve suyu</p>

<p>Meyve sağlıklı beslenmenin değerli bir parçasıdır ancak meyve ile meyve suyu aynı şey değildir.</p>

<p>Bütün meyvede bulunan lif yapısının önemli bölümü meyve suyunda bulunmaz veya miktarı azalır. Meyve suyu ayrıca kısa sürede birkaç meyveye karşılık gelebilecek miktarda doğal şeker tüketilmesini kolaylaştırabilir.</p>

<p>Bu yüzden çoğu durumda meyvenin suyunu içmek yerine kendisini yemek daha avantajlıdır.</p>

<p>Şekerli yoğurtlar</p>

<p>Yoğurdun kendisinde süt şekeri olan laktoz doğal olarak bulunur. Fakat aromalı ve tatlandırılmış bazı yoğurtlarda buna ek olarak önemli miktarda eklenmiş şeker bulunabilir.</p>

<p>Sade yoğurdu taze meyveyle tüketmek, eklenmiş şekeri kontrol etmek isteyenler için daha basit bir seçenek olabilir.</p>

<p>Peki yüksek karbonhidratlı her yiyecek kötü mü?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Yulaf, bulgur, tam tahıllar, mercimek, nohut, kuru fasulye, meyveler ve bazı nişastalı sebzeler de karbonhidrat açısından zengin olabilir.</p>

<p>Fakat bunlar aynı zamanda lif ve çeşitli mikro besinleri sağlayabilir. Baklagiller ayrıca bitkisel protein açısından da değerlidir.</p>

<p>Bu nedenle “yüksek karbonhidrat = sağlıksız” denklemi doğru değildir.</p>

<p>Karbonhidrat seçerken hangi özelliklere bakılmalı?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>En pratik yaklaşım dört noktaya bakmaktır:</p>

<p>Ne kadar işlenmiş?</p>

<p>Lif içeriyor mu?</p>

<p>Eklenmiş şeker miktarı yüksek mi?</p>

<p>Porsiyon ne kadar?</p>

<p>Örneğin yulaf ezmesi de şekerli gevrek de karbonhidrat sağlayabilir. Ancak lif ve eklenmiş şeker bakımından aralarında büyük fark bulunabilir.</p>

<p>Aynı şekilde bütün portakal ile portakal suyunu yalnızca toplam karbonhidrat üzerinden karşılaştırmak besinin yapısını gözden kaçırır.</p>

<p>Lif neden önemli?</p>

<p>Lif, bitkisel gıdalarda bulunan ve sindirim sisteminde diğer karbonhidratlardan farklı davranan bir karbonhidrat türüdür.</p>

<p>Tam tahıllar, sebzeler, meyveler ve baklagiller doğal lif kaynaklarıdır. Dünya Sağlık Örgütü yetişkinlerde gıdalardan gelen doğal lif için günlük en az 25 gram alımı öneriyor.</p>

<p>Lif içeriği yüksek besinlerin tercih edilmesi yalnızca bağırsak sağlığı açısından değil, sağlıklı beslenme düzeninin bütünü açısından da değerlidir.</p>

<p>Meyvedeki şeker ile gazlı içecekteki şeker aynı mı?</p>

<p>Kimyasal açıdan ortak şeker türleri bulunabilir; fakat tüketildiği besinin yapısı büyük fark yaratır.</p>

<p>Bütün meyve su, lif, vitaminler ve mineraller içeren bir gıdadır. Şekerli gazlı içecek ise genellikle eklenmiş şeker sağlar ve lif içermez.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca etiketteki toplam karbonhidrat rakamını görmek besinin kalitesini anlamaya yetmez.</p>

<p>Karbonhidrat tamamen kesilmeli mi?</p>

<p>Sağlıklı yetişkinlerin çoğu için karbonhidratı tamamen ortadan kaldırmak gerekli değildir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel sağlıklı beslenme yaklaşımında, çoğu kişi için rafine edilmemiş karbonhidrat kaynaklarının beslenmenin anlamlı bir bölümünü oluşturabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Asıl hedef karbonhidratı sıfırlamak değil; tam tahıl, sebze, meyve ve baklagil gibi kaynakların ağırlığını artırıp eklenmiş şeker ve yoğun biçimde işlenmiş rafine karbonhidratları sınırlamaktır.</p>

<p>Etikette neye bakabilirsiniz?</p>

<p>Paketli bir ürün alırken yalnızca “toplam karbonhidrat” satırına odaklanmayın.</p>

<p>Lif miktarına, eklenmiş şekere, porsiyon büyüklüğüne ve içindekiler listesine birlikte bakın. Benzer iki ürün arasında daha fazla lif ve daha az eklenmiş şeker içeren seçenek çoğu zaman daha iyi bir tercih olabilir.</p>

<p>Diyabeti olanlarda durum farklı olabilir</p>

<p>Diyabet, insülin direnci veya kan şekeri kontrolünü etkileyen başka bir sağlık sorunu bulunan kişilerde karbonhidratın miktarı, öğünlere dağılımı ve kullanılan ilaçlarla ilişkisi daha fazla önem kazanabilir.</p>

<p>Bu durumda internetteki genel bir karbonhidrat listesine göre beslenmeyi değiştirmek yerine kişisel sağlık durumu dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Karbonhidrata değil, tabağın tamamına bakın</p>

<p>Karbonhidrat söz konusu olduğunda tek bir rakam çoğu zaman bütün hikâyeyi anlatmaz.</p>

<p>Mercimek, yulaf ve meyve de karbonhidrat içerir; şekerli içecek, şekerleme ve beyaz unlu tatlılar da. Aralarındaki farkı belirleyen temel özelliklerden biri besinin ne kadar işlendiği ve beraberinde ne kadar lif ve besin öğesi getirdiğidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel beslenme bilgisi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Diyabet, böbrek hastalığı veya başka bir sağlık sorunu nedeniyle özel beslenme gereksiniminiz varsa karbonhidrat alımınızı sağlık profesyoneliyle birlikte planlayın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>World Health Organization — Carbohydrate Intake for Adults and Children Guideline</p>

<p>World Health Organization — Healthy Diet</p>

<p>American Heart Association — Carbohydrates</p>

<p>American Heart Association — Whole Grains and Dietary Fiber</p>

<p>American Heart Association — 2026 Dietary Guidance to Improve Cardiovascular Health</p>

<p>WebMD — Foods High in Carbs and Calories </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yuksek-karbonhidratli-yiyecekler-saglikli-olanlarla-olmayanlari-ayirin</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0506.jpeg" type="image/jpeg" length="60640"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Her Gün Burun Spreyi Kullanıyorsanız Bu Riski Bilin]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-burun-spreyi-kullaniyorsaniz-bu-riski-bilin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/her-gun-burun-spreyi-kullaniyorsaniz-bu-riski-bilin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Burun açıcı spreyler kısa sürede rahatlatabilir; ancak oksimetazolin ve ksilometazolin içeren ürünlerin uzun süre kullanılması, tıkanıklığın geri dönmesine ve giderek kötüleşmesine yol açabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Burun tıkanıklığında birkaç dakika içinde rahatlama sağlayabilen bazı burun spreyleri, önerilenden uzun kullanıldığında beklenenin tam tersini yapabilir. Özellikle oksimetazolin ve ksilometazolin gibi damar daraltıcı maddeler içeren spreyler, uzun süreli kullanımda “geri tepme tıkanıklığı” olarak bilinen tabloya yol açabilir.</p>

<p>Kişi spreyi sıktığında burun içindeki damarlar daralır ve şişlik azalır. Etki geçtikten sonra burun yeniden, hatta bazı kişilerde öncekinden daha fazla tıkanabilir. Spreyin tekrar tekrar kullanılması bu döngünün sürmesine neden olabilir.</p>

<p>Hangi burun spreylerinden söz ediyoruz?</p>

<p>Bu uyarı bütün burun spreyleri için geçerli değil.</p>

<p>Risk özellikle hızlı burun açıcı etki gösteren, damarları daraltan topikal dekonjestanlarla ilişkilidir. Bunların başlıcaları:</p>

<p>Oksimetazolin</p>

<p>Ksilometazolin</p>

<p>Bazı diğer alfa-adrenerjik burun açıcı maddeler</p>

<p>Tuzlu su spreyleri ile alerji tedavisinde kullanılan kortikosteroid burun spreyleri aynı mekanizmayla çalışmaz ve “burun spreyi” adı altında bu ürünlerle aynı şekilde değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Neden 5 gün sınırı gündeme geldi?</p>

<p>Birleşik Krallık İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu MHRA, 30 Nisan 2026 tarihinde oksimetazolin ve ksilometazolin içeren burun açıcı sprey ve damlaların önerilen kullanım süresini en fazla beş günle sınırlandırdı.</p>

<p>Kararın gerekçesi, uzun veya aşırı kullanım sonrasında görülebilen geri tepme tıkanıklığı, ilaç kaynaklı rinit ve ilacın zamanla aynı etkiyi göstermemesi olarak açıklandı.</p>

<p>Farklı ülkelerde ürün etiketleri daha kısa kullanım süreleri önerebilir. Örneğin bazı oksimetazolin ürünlerinin ABD'deki güncel etiketlerinde üç günden uzun kullanılmaması, sık veya uzun kullanımın burun tıkanıklığının yeniden başlamasına ya da kötüleşmesine yol açabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tek bir evrensel süre yerine kullanılan ürünün prospektüsü ve sağlık otoritesinin önerisi esas alınmalıdır.</p>

<p>Sprey burnu nasıl daha fazla tıkayabilir?</p>

<p>Oksimetazolin ve ksilometazolin burun mukozasındaki damarları daraltır. Böylece şişmiş dokunun hacmi azalır ve hava yolu geçici olarak açılır.</p>

<p>Sorun, bu etkinin uzun süre tekrarlanmasıyla ortaya çıkabilir.</p>

<p>Damarların sürekli ilaçla daraltılması sonrasında burun dokusunun ilaca verdiği yanıt azalabilir. Spreyin etkisi geçtiğinde damarlar tekrar genişler ve burun mukozası şişebilir.</p>

<p>Kişi yeniden rahatlamak için spreyi tekrar kullanır. Bir süre sonra daha sık kullanma ihtiyacı hissedilebilir.</p>

<p>Bu tablo “rhinitis medicamentosa”, yani ilaç kullanımına bağlı rinit olarak adlandırılır.</p>

<p>Burnunuz sprey olmadan açılmıyorsa</p>

<p>Geri tepme tıkanıklığının en karakteristik hikâyelerinden biri, başlangıçta soğuk algınlığı veya alerji nedeniyle kullanılan spreyin haftalar boyunca devam ettirilmesidir.</p>

<p>İlk başta günde birkaç kez kullanılan ürün zamanla vazgeçilmez hale gelebilir. Spreyin etkisi geçer geçmez burun yeniden tıkanır ve kişi başka türlü nefes alamadığını düşünmeye başlayabilir.</p>

<p>Bu durum klasik anlamda madde bağımlılığıyla aynı değildir. Ancak ilacın yarattığı geri tepme etkisi nedeniyle kullanımın devam ettiği bir kısır döngü oluşabilir.</p>

<p>Başka hangi sorunlar görülebilir?</p>

<p>Topikal burun açıcıların uzun veya uygunsuz kullanımında yalnızca tıkanıklık görülmeyebilir.</p>

<p>Burunda yanma</p>

<p>Kuruluk</p>

<p>Tahriş</p>

<p>Burun kanaması</p>

<p>Mukozada hassasiyet</p>

<p>gibi yakınmalar da ortaya çıkabilir.</p>

<p>Uzun süreli ve aşırı kullanım burun içindeki dokular üzerinde daha belirgin değişikliklere yol açabilir.</p>

<p>Her burun tıkanıklığında sprey çözüm mü?</p>

<p>Hayır. Burun tıkanıklığı tek başına bir hastalık değildir; farklı nedenlerle ortaya çıkabilir.</p>

<p>Soğuk algınlığı, alerjik rinit, sinüzit, burun kemiği eğriliği, burun polipleri ve başka yapısal sorunlar tıkanıklığa neden olabilir.</p>

<p>Bir burun açıcı sprey geçici rahatlama sağlayabilir ancak altta yatan nedeni ortadan kaldırmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örneğin alerjik rinitte uzun dönem tedavi yaklaşımı burun açıcı spreyleri sürekli kullanmak değildir. Klinik kılavuzlarda intranazal kortikosteroidler kalıcı alerjik rinitte temel tedavi seçeneklerinden biri olarak yer alır.</p>

<p>Tuzlu su spreyi de aynı riski taşır mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Serum fizyolojik veya tuzlu su içeren burun spreyleri damar daraltıcı değildir ve oksimetazolin ya da ksilometazolinle aynı geri tepme mekanizmasına sahip değildir.</p>

<p>Bu ayrım özellikle önemlidir çünkü tüketiciler çoğu zaman “burun spreyi” ifadesini bütün ürünleri kapsayan tek bir ilaç grubu gibi algılayabilir.</p>

<p>Aynı şekilde kortikosteroid içeren alerji spreyleri de farklı bir ilaç grubudur. Bu ürünlerin kendi kullanım kuralları ve yan etkileri vardır ancak dekonjestan spreylerde görülen klasik geri tepme tıkanıklığıyla aynı şekilde değerlendirilmezler.</p>

<p>Uzun zamandır kullanıyorsanız ne yapmalı?</p>

<p>Haftalardır veya aylardır damar daraltıcı bir burun spreyi kullanan kişilerin tedaviyi kendi kendine değiştirmek yerine sağlık profesyoneline danışması daha güvenlidir.</p>

<p>Sprey bırakıldığında tıkanıklık geçici olarak daha kötü hissedilebilir. Bu durum kişinin yeniden spreye başlamasına yol açabilir.</p>

<p>Tedavi yaklaşımı kullanılan ürünün türüne, kullanım süresine ve tıkanıklığın altında yatan nedene göre değişebilir. Bazı kişilerde kulak burun boğaz veya alerji değerlendirmesi gerekebilir.</p>

<p>Etikette etken maddeyi kontrol edin</p>

<p>Bir spreyin yalnızca marka adına bakarak hangi gruba girdiğini anlamak her zaman kolay değildir.</p>

<p>Etikette veya prospektüste “oksimetazolin” ya da “ksilometazolin” yazıyorsa ürün damar daraltıcı bir burun açıcıdır ve kullanım süresi konusunda özellikle dikkatli olunmalıdır.</p>

<p>Günlerdir burun spreyi kullanmanıza rağmen tıkanıklık devam ediyor, sprey olmadan nefes almak giderek zorlaşıyor veya ürünü önerilenden daha sık kullanma ihtiyacı hissediyorsanız altta yatan nedenin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tedavi önerisi değildir. Burun spreylerinin etken maddeleri ve kullanım süreleri farklıdır. İlacı hekime danışmadan değiştirmeyin; uzun süren veya giderek kötüleşen burun tıkanıklığında sağlık profesyoneline başvurun.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency — Nasal Decongestant Sprays and Drops Safety Update, 30 April 2026</p>

<p>U.S. National Library of Medicine DailyMed — Oxymetazoline Hydrochloride Nasal Decongestant Drug Label, 2026</p>

<p>The Journal of Allergy and Clinical Immunology — Rhinitis 2020: A Practice Parameter Update</p>

<p>Turkish Guideline for Diagnosis and Treatment of Allergic Rhinitis — Medication-Induced Rhinitis and Nasal Decongestants</p>

<p>International Consensus Statement on Allergy and Rhinology — Allergic Rhinitis </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-burun-spreyi-kullaniyorsaniz-bu-riski-bilin</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 07:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0505.jpeg" type="image/jpeg" length="27824"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nükseden Küçük Hücreli Akciğer Kanserinde Yeni Faz III Bulguları: Sağkalım 18,5 Aya Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/nukseden-kucuk-hucreli-akciger-kanserinde-yeni-faz-iii-bulgulari-sagkalim-185-aya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/nukseden-kucuk-hucreli-akciger-kanserinde-yeni-faz-iii-bulgulari-sagkalim-185-aya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nükseden küçük hücreli akciğer kanserinde yapılan ARTEMIS-008 Faz III çalışmasında risvutatug rezetecan ile medyan genel sağkalım 18,5 ay, topotekanla 10,3 ay bulundu. Ölüm riski yüzde 54 daha düşüktü. İlaç henüz bu kullanım için standart tedavi olarak değerlendirilmemeli.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>AKCİĞER KANSERİNDE FAZ III: 18,5 AYA KARŞI 10,3 AY SAĞKALIM</p>

<p>Akciğer kanserinin en agresif türlerinden biri olan küçük hücreli akciğer kanserinde dikkat çekici bir Faz III sonucu açıklandı.</p>

<p>13 Eylül'de Dünya Akciğer Kanseri Konferansı WCLC 2026'da sunulan ARTEMIS-008 çalışmasında, deneysel antikor-ilaç konjugatı risvutatug rezetecan nükseden küçük hücreli akciğer kanserinde topotekanla karşılaştırıldı.</p>

<p>Sonuçlar genel sağkalım, hastalığın ilerlemesine kadar geçen süre ve tümör yanıtı açısından risvutatug rezetecan lehine belirgin farklılık gösterdi.</p>

<p>461 HASTA ÇALIŞMAYA ALINDI</p>

<p>ARTEMIS-008, çok merkezli, açık etiketli ve randomize bir Faz III çalışma olarak yürütüldü.</p>

<p>Araştırmaya Çin'deki merkezlerden toplam 461 hasta katıldı.</p>

<p>Çalışmaya platin bazlı ilk basamak tedavi sırasında veya sonrasında hastalığı ilerleyen küçük hücreli akciğer kanseri hastaları dahil edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastalar iki gruba ayrıldı.</p>

<p>Bir gruba üç haftada bir risvutatug rezetecan, diğer gruba ise topotekan verildi.</p>

<p>Katılımcıların yüzde 80'inden fazlası daha önce PD-1 veya PD-L1 inhibitörü tedavisi almıştı.</p>

<p>SAĞKALIM 18,5 AYA KARŞI 10,3 AY</p>

<p>Çalışmanın temel hedefi genel sağkalımdı.</p>

<p>6 Haziran 2026 veri kesim tarihinde ve medyan 12,2 aylık takip sonrasında risvutatug rezetecan grubunda medyan genel sağkalım 18,5 ay olarak hesaplandı.</p>

<p>Topotekan grubunda ise medyan genel sağkalım 10,3 aydı.</p>

<p>Hazard ratio 0,46 olarak bulundu.</p>

<p>Bu sonuç, çalışma koşullarında risvutatug rezetecan grubunda takip süresi boyunca ölüm hızının topotekan grubuna kıyasla yüzde 54 daha düşük olduğu anlamına geliyor.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var:</p>

<p>Bu bulgu "hastaların yüzde 54'ü kurtuldu" veya "ilaç ölüm olasılığını herkes için yüzde 54 azaltıyor" şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Hazard ratio, iki grubun takip süresindeki olay hızlarını karşılaştıran istatistiksel bir ölçü.</p>

<p>HASTALIĞIN İLERLEMESİNE KADAR GEÇEN SÜRE DE UZADI</p>

<p>Çalışmanın ikincil sonuçları da risvutatug rezetecan lehineydi.</p>

<p>Bağımsız merkezi değerlendirmeye göre medyan progresyonsuz sağkalım risvutatug rezetecan grubunda 7,2 ay oldu.</p>

<p>Topotekan grubunda ise 3,0 ay olarak bulundu.</p>

<p>Progresyon veya ölüm için hazard ratio 0,33'tü.</p>

<p>Bu sonuç, çalışma dönemindeki hastalık ilerlemesi veya ölüm hızının deneysel tedavi grubunda daha düşük olduğunu gösterdi.</p>

<p>TÜMÖR YANITINDA BÜYÜK FARK</p>

<p>Araştırmada objektif yanıt oranı da değerlendirildi.</p>

<p>Risvutatug rezetecan alan hastalarda objektif yanıt oranı yüzde 58,3 olarak bildirildi.</p>

<p>Topotekan grubunda ise bu oran yüzde 12,6'da kaldı.</p>

<p>Hastalık kontrol oranları sırasıyla yüzde 90,4 ve yüzde 60,2 olarak açıklandı.</p>

<p>Bu sonuçlar, genel sağkalım bulgusuyla birlikte deneysel ilacın nükseden küçük hücreli akciğer kanserindeki potansiyelini güçlendirdi.</p>

<p>RİSVUTATUG REZETECAN NEDİR?</p>

<p>Risvutatug rezetecan, kısaca Ris-Rez olarak da adlandırılan deneysel bir antikor-ilaç konjugatı.</p>

<p>İlaç B7-H3 adı verilen proteini hedefliyor.</p>

<p>B7-H3, küçük hücreli akciğer kanseri dahil bazı tümörlerde yüksek düzeyde bulunabiliyor.</p>

<p>Antikor-ilaç konjugatları bir antikor ile güçlü bir hücre öldürücü ilacı aynı yapı içerisinde birleştiren tedaviler.</p>

<p>Temel amaç, antikorun tümör hücresindeki hedefi tanıması ve taşıdığı ilaç yükünün kanser hücresine daha seçici biçimde ulaştırılması.</p>

<p>Risvutatug rezetecan, B7-H3'ü hedefleyen tamamen insan kaynaklı bir monoklonal antikora bağlı topoizomeraz inhibitörü yükü taşıyor.</p>

<p>YAN ETKİLER NASILDI?</p>

<p>Yeni bir kanser tedavisinde yalnızca etkinlik değil, güvenlilik de kritik önem taşıyor.</p>

<p>Derece 3 veya daha yüksek tedaviyle ilişkili yan etki oranı risvutatug rezetecan grubunda yüzde 60,9 olarak bildirildi.</p>

<p>Topotekan grubunda ise bu oran yüzde 78,2'ydi.</p>

<p>Her iki tedavide de ciddi yan etkilerin önemli bölümünü kan hücrelerindeki azalmalar oluşturdu.</p>

<p>Risvutatug rezetecan grubunda interstisyel akciğer hastalığı da özellikle izlenen yan etkilerden biriydi.</p>

<p>Bu olaylar risvutatug rezetecan alan 27 hastada, yani yüzde 11,7 oranında bildirildi.</p>

<p>Derece 3 veya üzeri interstisyel akciğer hastalığı oranı yüzde 3,9'du.</p>

<p>Çalışmada derece 4 veya 5 interstisyel akciğer hastalığı bildirilmedi.</p>

<p>KÜÇÜK HÜCRELİ AKCİĞER KANSERİ NEDEN ZOR TEDAVİ EDİLİYOR?</p>

<p>Küçük hücreli akciğer kanseri, akciğer kanserlerinin yaklaşık yüzde 15'ini oluşturuyor.</p>

<p>Hızlı büyüyebilmesi, erken dönemde yayılabilmesi ve tedaviden sonra tekrar ortaya çıkabilmesi hastalığın en önemli özellikleri arasında.</p>

<p>İlk basamak platin bazlı tedavilere başlangıçta güçlü yanıt alınabilse de hastaların önemli bölümünde hastalık daha sonra yeniden ilerliyor.</p>

<p>Bu nedenle nüks sonrası kullanılabilecek etkili tedavilerin geliştirilmesi önemli bir klinik ihtiyaç olmaya devam ediyor.</p>

<p>TOPOTEKAN NEDEN KARŞILAŞTIRMA TEDAVİSİYDİ?</p>

<p>Topotekan, küçük hücreli akciğer kanserinin ilk tedaviden sonra ilerlediği durumlarda uzun yıllardır kullanılan tedavi seçeneklerinden biri.</p>

<p>ARTEMIS-008 çalışmasında yeni tedavinin etkinliğini değerlendirebilmek için risvutatug rezetecan doğrudan topotekanla karşılaştırıldı.</p>

<p>İLAÇ ONAYLANDI MI?</p>

<p>Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.</p>

<p>Risvutatug rezetecan halen araştırılmakta olan bir ilaç.</p>

<p>Çin'de platin bazlı kemoterapi sonrasında küçük hücreli akciğer kanseri için yapılan ruhsat başvurusu NMPA tarafından 2 Eylül 2026'da değerlendirmeye kabul edildi.</p>

<p>Bu, ilacın onaylandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Başvurunun kabul edilmesi, düzenleyici kurumun ruhsat dosyasını değerlendirmeye aldığı anlamına geliyor.</p>

<p>Dolayısıyla ARTEMIS-008 sonuçları güçlü olsa da risvutatug rezetecan şu aşamada bu kullanım için yerleşik standart tedavi olarak sunulmamalı.</p>

<p>SONUÇLAR HER HASTAYA UYGULANABİLİR Mİ?</p>

<p>ARTEMIS-008 açısından önemli bir sınırlama da çalışmanın Çin'deki hastalarda gerçekleştirilmiş olması.</p>

<p>Farklı ülkelerden ve farklı hasta gruplarından elde edilecek sonuçların da değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Risvutatug rezetecanın Çin dışındaki geliştirme programı devam ediyor.</p>

<p>Küresel Faz III çalışmalarından gelecek sonuçlar ilacın daha geniş hasta gruplarındaki etkinlik ve güvenliliğini anlamak açısından önemli olacak.</p>

<p>NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>ARTEMIS-008, B7-H3 hedefli bir antikor-ilaç konjugatının herhangi bir tümör türünde genel sağkalım avantajı gösterdiği ilk pozitif Faz III çalışma olarak bildirildi.</p>

<p>18,5 aya karşı 10,3 aylık medyan genel sağkalım farkı, nükseden küçük hücreli akciğer kanseri gibi tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu bir hastalık açısından dikkat çekici.</p>

<p>Ancak sonuçların klinik pratiği ne ölçüde değiştireceği; tam bilimsel yayın, düzenleyici değerlendirmeler, küresel çalışmalar ve daha uzun takip sonuçlarıyla daha net ortaya çıkacak.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik bilimsel bir araştırmayı haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tedavi önerisi değildir. Kanser tedavileri hastalığın evresi, önceki tedaviler, hastanın genel durumu ve birçok klinik faktöre göre onkoloji uzmanı tarafından planlanır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>International Association for the Study of Lung Cancer (IASLC)<br />
2026 World Conference on Lung Cancer<br />
ARTEMIS-008 Faz III Çalışması<br />
Hansoh Pharmaceutical Group<br />
GSK<br />
ClinicalTrials.gov </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/nukseden-kucuk-hucreli-akciger-kanserinde-yeni-faz-iii-bulgulari-sagkalim-185-aya-cikti</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 06:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0503.jpeg" type="image/jpeg" length="10824"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[B12 Kaç Olmalı? Düşüklük Uyuşma ve Unutkanlıkla İlişkili Olabilir mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/b12-kac-olmali-dusukluk-uyusma-ve-unutkanlikla-iliskili-olabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/b12-kac-olmali-dusukluk-uyusma-ve-unutkanlikla-iliskili-olabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vitamin B12, kan hücrelerinin yapımı ve sinir sisteminin sağlıklı çalışması için gerekli bir vitamindir. Eksikliğinde kansızlığın yanı sıra uyuşma, karıncalanma ve denge sorunları gibi nörolojik belirtiler gelişebilir; sonuç tek başına değil klinik bulgularla birlikte değerlendirilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Kan tahlilinde Vitamin B12’nin düşük çıkması, vücudun yeterli B12 alamadığını veya alınan vitaminin yeterince emilemediğini düşündürebilir. B12 eksikliği yalnızca kansızlıkla ilgili değildir; sinir sistemini de etkileyebilir ve bazı kişilerde anemi ortaya çıkmadan nörolojik belirtiler gelişebilir.</p>

<p>Bu nedenle düşük B12 sonucunun hemogram, belirtiler, beslenme düzeni, kullanılan ilaçlar ve gerektiğinde ek laboratuvar testleriyle birlikte değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>Vitamin B12 nedir ve neyi gösterir?</p>

<p>Vitamin B12, diğer adıyla kobalamin, DNA sentezi, kırmızı kan hücrelerinin oluşumu ve sinir sisteminin normal işleyişi için gerekli suda çözünen bir vitamindir.</p>

<p>İnsan vücudu B12’yi kendisi üretemez. Vitamin doğal olarak özellikle et, balık, yumurta ve süt ürünleri gibi hayvansal kaynaklı besinlerde bulunur; ayrıca B12 ile zenginleştirilmiş ürünlerden ve takviyelerden alınabilir.</p>

<p>Serum B12 testi kandaki vitamin düzeyini ölçer. Ancak tek başına serum B12 sonucu her zaman dokulardaki B12 durumunu kusursuz biçimde göstermez.</p>

<p>Vitamin B12 kaç olmalı?</p>

<p>B12 referans aralığı kullanılan laboratuvar ve yönteme göre değişir. Sonuçlar pg/mL veya pmol/L gibi farklı birimlerle raporlanabilir.</p>

<p>Yaygın klinik değerlendirmelerde serum B12’nin yaklaşık 200-250 pg/mL’nin altında bulunması eksiklik olasılığını artırır. Ancak tek bir evrensel eşik yoktur.</p>

<p>Özellikle yaklaşık 150-399 pg/mL gibi düşük veya sınırda sonuçlarda, klinik şüphe varsa metilmalonik asit (MMA) gibi ek testlerden yararlanılabilir. B12 eksikliğinde MMA yükselebilir.</p>

<p>Bu nedenle e-Nabız sonucunda yalnızca B12 rakamına değil, birime ve laboratuvarın referans aralığına da bakılmalıdır.</p>

<p>Vitamin B12 düşüklüğü neden olur?</p>

<p>B12 düşüklüğünün nedeni her zaman beslenme yetersizliği değildir.</p>

<p>Başlıca nedenler şunlardır:</p>

<ul>
 <li>B12 içeren besinlerin yetersiz tüketilmesi</li>
 <li>Vegan veya çok kısıtlı hayvansal gıda içeren beslenme</li>
 <li>Pernisiyöz anemi ve intrinsik faktör eksikliği</li>
 <li>Mide veya ince bağırsakla ilgili emilim bozuklukları</li>
 <li>Çölyak veya Crohn hastalığı gibi bazı gastrointestinal hastalıklar</li>
 <li>Mide veya bağırsak ameliyatları</li>
 <li>Uzun süreli metformin kullanımı</li>
 <li>Uzun süre kullanılan bazı mide asidi azaltıcı ilaçlar</li>
 <li>İleri yaşla birlikte B12 emiliminin azalması</li>
</ul>

<p>Düşük sonuç saptandığında yalnızca B12 vermek yerine eksikliğin nedenini belirlemek, özellikle tekrarlayan veya belirgin eksikliklerde önemlidir.</p>

<p>B12 düşüklüğünün belirtileri nelerdir?</p>

<p>B12 eksikliği yavaş gelişebilir ve belirtiler kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>Görülebilecek belirtiler arasında:</p>

<ul>
 <li>Halsizlik ve çabuk yorulma</li>
 <li>Solukluk</li>
 <li>Dil üzerinde hassasiyet veya yanma</li>
 <li>El ve ayaklarda uyuşma veya karıncalanma</li>
 <li>Denge sorunları</li>
 <li>Kas güçsüzlüğü</li>
 <li>Konsantrasyon güçlüğü</li>
 <li>Bazı bilişsel değişiklikler</li>
</ul>

<p>yer alabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>B12 eksikliği megaloblastik anemiye yol açabilir. Ancak önemli bir ayrıntı, nörolojik belirtilerin anemi olmadan da ortaya çıkabilmesidir.</p>

<p>Uzun süre devam eden ciddi eksiklikte bazı sinir sistemi hasarlarının tamamen düzelmemesi mümkün olduğundan belirgin nörolojik yakınmaların geciktirilmeden değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>B12 düşüklüğü unutkanlık yapar mı?</p>

<p>B12 eksikliğinde bilişsel değişiklikler ve konsantrasyon sorunları görülebilir. Ancak unutkanlığın çok sayıda farklı nedeni vardır.</p>

<p>Uyku bozuklukları, depresyon, tiroid hastalıkları, kullanılan ilaçlar ve nörolojik hastalıklar da unutkanlığa neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle unutkanlık yaşayan bir kişide düşük B12 bulunması, bütün yakınmaların otomatik olarak B12 eksikliğinden kaynaklandığını göstermez.</p>

<p>B12 düşüklüğü uyuşma ve karıncalanma yapar mı?</p>

<p>Evet. B12 eksikliğinin dikkat çeken özelliklerinden biri sinir sistemini etkileyebilmesidir.</p>

<p>El ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, duyu değişiklikleri ve ilerleyen durumlarda denge bozukluğu görülebilir.</p>

<p>Bu belirtiler B12 eksikliğine özgü değildir; diyabet, sinir sıkışmaları ve başka nörolojik sorunlar da benzer yakınmalara neden olabilir.</p>

<p>Vitamin B12 yüksekliği ne anlama gelir?</p>

<p>B12 yüksekliğinin en basit nedenlerinden biri B12 içeren takviye veya enjeksiyon kullanılmasıdır.</p>

<p>Takviye kullanmayan bir kişide belirgin ve tekrarlayan yüksek B12 ise tek başına belirli bir hastalığın tanısı değildir. Bazı karaciğer ve böbrek hastalıkları ile bazı hematolojik veya başka hastalıklarda yüksek serum B12 görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle beklenmedik yüksek bir sonuç, özellikle kalıcıysa kişinin diğer laboratuvar bulguları ve klinik durumu dikkate alınarak değerlendirilir.</p>

<p>Sırf B12 yüksek çıktığı için değeri düşürmeye yönelik özel bir diyet veya tedavi uygulanmaz; varsa neden araştırılır.</p>

<p>Vitamin B12 nasıl normale döner?</p>

<p>Yaklaşım eksikliğin nedenine ve derecesine bağlıdır.</p>

<p>Beslenmeye bağlı hafif eksikliklerde B12 içeren besinlerin artırılması ve uygun hastalarda ağızdan takviye yeterli olabilir. Emilim bozukluğu, pernisiyöz anemi veya belirgin nörolojik bulgular bulunan kişilerde tedavi şekli farklılaşabilir ve B12 enjeksiyonları gerekebilir.</p>

<p>Eksikliğin düzeltilmesinde tek bir tedavi yöntemi herkes için uygun değildir. Özellikle nedeni bilinmeyen veya tekrarlayan B12 düşüklüğünde altta yatan sorunun belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>B12 testi için aç olmak gerekir mi?</p>

<p>B12 testi için hazırlık laboratuvar yöntemine ve beraberinde istenen diğer testlere göre değişebilir. Bu nedenle kan vermeden önce laboratuvarın veya testi isteyen sağlık profesyonelinin hazırlık talimatı esas alınmalıdır.</p>

<p>B12 düşük ama hemoglobin normalse eksiklik olabilir mi?</p>

<p>Evet. B12 eksikliğinde nörolojik belirtiler veya biyokimyasal eksiklik, belirgin anemi gelişmeden önce ortaya çıkabilir. Normal hemoglobin tek başına B12 eksikliğini dışlamaz.</p>

<p>B12 düşüklüğünde hangi doktora gidilir?</p>

<p>İlk değerlendirme aile hekimi veya iç hastalıkları tarafından yapılabilir. Belirgin uyuşma, denge bozukluğu gibi nörolojik belirtilerde veya emilim bozukluğu şüphesinde klinik duruma göre nöroloji ya da gastroenteroloji değerlendirmesi de gerekebilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements. Vitamin B12 Fact Sheet for Health Professionals. National Institutes of Health.</li>
 <li>National Institute for Health and Care Excellence. Vitamin B12 Deficiency in Over 16s: Diagnosis and Management. NICE Guideline NG239, 2024.</li>
 <li>British Society for Haematology. Guidelines for the Diagnosis and Treatment of Cobalamin and Folate Disorders. British Journal of Haematology, 2014.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. Vitamin B12 Level. MedlinePlus Medical Encyclopedia. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/b12-kac-olmali-dusukluk-uyusma-ve-unutkanlikla-iliskili-olabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="82685"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Devlet Arşivleri Başkanlığı 53 Sözleşmeli Personel Alacak]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/devlet-arsivleri-baskanligi-53-sozlesmeli-personel-alacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/devlet-arsivleri-baskanligi-53-sozlesmeli-personel-alacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Ankara ve İstanbul birimlerinde görevlendirilmek üzere 53 sözleşmeli personel alacak. Lise, ön lisans ve lisans mezunlarına açık kadrolarda KPSS şartı aranıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Devlet Arşivleri Başkanlığı 53 Sözleşmeli Personel Alacak</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Ankara ve İstanbul’daki birimlerinde görevlendirilmek üzere toplam 53 sözleşmeli personel alımı yapacağını duyurdu.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B maddesi kapsamında gerçekleştirilecek alımlarda arşiv uzmanından büro personeline, avukattan koruma ve güvenlik görevlisine, tekniker ve teknisyenden aşçı, temizlik ve bahçıvan kadrolarına kadar farklı pozisyonlar bulunuyor.</p>

<p>53 kişilik kontenjan nasıl dağıtılacak?</p>

<p>İlanda yer alan kontenjanlar şöyle:</p>

<p>Arşiv Uzmanı (1. Grup) – İstanbul: 5<br />
Arşiv Uzmanı (2. Grup) – Ankara: 5<br />
Büro Personeli – Ankara: 3<br />
Büro Personeli – İstanbul: 3<br />
Avukat – Ankara: 1<br />
Koruma ve Güvenlik Görevlisi (Erkek) – Ankara: 2<br />
Koruma ve Güvenlik Görevlisi (Erkek) – İstanbul: 8<br />
Koruma ve Güvenlik Görevlisi (Kadın) – Ankara: 1<br />
Koruma ve Güvenlik Görevlisi (Kadın) – İstanbul: 1<br />
Tekniker (Mobilya) – Ankara: 1<br />
Tekniker (Fotoğrafçılık) – Ankara: 1<br />
Tekniker (İnşaat) – İstanbul: 1<br />
Teknisyen (Ahşap) – İstanbul: 1<br />
Teknisyen (Metal) – İstanbul: 2<br />
Teknisyen (Elektrik) – İstanbul: 2<br />
Teknisyen (İnşaat) – İstanbul: 3<br />
Teknisyen (Tesisat) – İstanbul: 4<br />
Destek Personeli (Aşçı) – Ankara: 2<br />
Destek Personeli (Aşçı) – İstanbul: 2<br />
Destek Personeli (Temizlik-Erkek) – İstanbul: 3<br />
Destek Personeli (Temizlik-Kadın) – İstanbul: 1<br />
Destek Personeli (Bahçıvan) – İstanbul: 1</p>

<p>Toplam kontenjan 53 kişi olarak belirlendi.</p>

<p>Lise, ön lisans ve lisans mezunları başvurabilecek</p>

<p>İlanda farklı öğrenim düzeylerine yönelik kadrolar bulunuyor.</p>

<p>Arşiv uzmanı, büro personeli ve avukat pozisyonları için lisans; koruma ve güvenlik görevlisi ile tekniker ve aşçı pozisyonlarının bir bölümü için ön lisans; teknisyen, temizlik ve bahçıvan kadroları için ise ortaöğretim mezuniyet şartları aranıyor.</p>

<p>KPSS şartı kaç?</p>

<p>Adayların başvuracakları pozisyona göre ilgili KPSS puan türüne sahip olmaları gerekiyor.</p>

<p>Arşiv uzmanı, büro personeli ve avukat kadrolarında KPSSP3 puan türünden en az 70 puan şartı bulunuyor.</p>

<p>Koruma ve güvenlik görevlisi ile ön lisans düzeyindeki diğer ilgili pozisyonlarda KPSSP93 puan türünden en az 60 puan; ortaöğretim düzeyindeki pozisyonlarda ise KPSSP94 puan türünden en az 60 puan isteniyor.</p>

<p>Lisans mezuniyet şartı bulunan pozisyonlarda 2024 veya 2025 KPSS (B) grubu sınav sonuçları dikkate alınacak. Ön lisans ve ortaöğretim pozisyonlarında ise ilanda belirtilen 2024 KPSS sonuçları esas alınacak.</p>

<p>Kimler sözlü sınava çağrılacak?</p>

<p>İlanda belirtilen genel ve özel şartları sağlayan adaylar, ilgili KPSS puanlarına göre en yüksek puandan başlanarak sıralanacak.</p>

<p>Her pozisyon için alınacak personel sayısının üç katı kadar aday sözlü sınava çağrılacak. Son sıradaki adayla aynı KPSS puanına sahip adaylar da sınava katılabilecek.</p>

<p>Sözlü sınavda adayların mesleki bilgi düzeyi 50 puan üzerinden değerlendirilecek. Ayrıca ifade ve muhakeme gücü, liyakat ve temsil kabiliyeti, özgüven ve ikna kabiliyeti, genel kültür ile bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklık da değerlendirmeye alınacak.</p>

<p>Sözlü sınavdan başarılı sayılabilmek için komisyon üyelerinin verdiği puanların aritmetik ortalamasının en az 70 olması gerekiyor.</p>

<p>Başvurular ne zaman?</p>

<p>Başvurular 14 Eylül 2026 saat 09.00’da başlayacak ve 24 Eylül 2026 saat 23.59’da sona erecek.</p>

<p>Başvurular e-Devlet üzerinden “Devlet Arşivleri Başkanlığı-Kariyer Kapısı Kamu İşe Alım” hizmeti veya Kariyer Kapısı İşe Alım platformu üzerinden elektronik ortamda gerçekleştirilecek.</p>

<p>Şahsen, posta veya faks yoluyla yapılan başvurular kabul edilmeyecek.</p>

<p>Adaylar yalnızca bir pozisyon ve bir il için başvuru yapabilecek.</p>

<p>Arşiv uzmanlığı için özel şartlar</p>

<p>Arşiv Uzmanı 1. Grup için kütüphanecilik, arşiv veya programında Osmanlı Paleografyası, Arapça ve Farsça derslerine yer veren en az dört yıllık bölümlerden mezuniyet şartı bulunuyor. Ayrıca KPSSP3 puanının en az 70 olması gerekiyor.</p>

<p>Arşiv Uzmanı 2. Grup için ise Bilgi ve Belge Yönetimi, Dokümantasyon ve Enformasyon, Arşivcilik, Kütüphanecilik veya Kütüphanecilik ve Bilgi Çalışmaları lisans programlarından birinden mezun olmak gerekiyor.</p>

<p>Büro personeli için hangi bölümler kabul edilecek?</p>

<p>Büro personeli kadrosuna başvuracakların en az dört yıllık eğitim veren İktisat, Siyasal Bilgiler, İşletme, İşletme ve Yönetim Bilimleri veya İktisadi ve İdari Bilimler fakültelerinin lisans programlarından mezun olmaları gerekiyor.</p>

<p>Bu kadro için de KPSSP3 puan türünden en az 70 puan şartı aranıyor.</p>

<p>Güvenlik görevlileri için ek şartlar var</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Koruma ve güvenlik görevlisi kadrolarına başvuracak adayların herhangi bir ön lisans programından mezun olmalarının yanı sıra geçerlilik süresi dolmamış silahlı özel güvenlik görevlisi kimlik kartına sahip olmaları gerekiyor.</p>

<p>Bu pozisyonlarda KPSSP93 puan türünden en az 60 puan şartı bulunuyor.</p>

<p>Başvuru sonuçları nereden açıklanacak?</p>

<p>Sözlü sınava katılmaya hak kazanan adayların listesi Devlet Arşivleri Başkanlığının internet sitesi ile Kariyer Kapısı üzerinden duyurulacak.</p>

<p>Adaylara ayrıca bireysel bildirim yapılmayacağı belirtildi.</p>

<p>Sözlü sınavın tarihi, saati ve yeri daha sonra Başkanlık tarafından ilan edilecek.</p>

<p>Atamaya hak kazanan adaylar hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması gerçekleştirilecek. Gerekli görülmesi halinde illere göre ayrı yedek listeler de oluşturulabilecek.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/devlet-arsivleri-baskanligi-53-sozlesmeli-personel-alacak</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-5994.jpeg" type="image/jpeg" length="23114"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nohutlu Akdeniz Salatası Tarifi: Doyurucu ve Pratik]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/nohutlu-akdeniz-salatasi-tarifi-doyurucu-ve-pratik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/nohutlu-akdeniz-salatasi-tarifi-doyurucu-ve-pratik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nohutlu Akdeniz salatası; nohut, avokado, domates, salatalık ve beyaz peyniri limonlu zeytinyağı sosuyla buluşturan pratik ve doyurucu bir tarif.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Nohutlu Akdeniz Salatası Tarifi: Doyurucu ve Pratik</p>

<p>Salatayı yalnızca ana yemeğin yanında servis edilen birkaç yeşillikten ibaret görmek istemeyenler için nohutlu Akdeniz salatası oldukça renkli ve doyurucu bir alternatif. Haşlanmış nohut; domates, salatalık, kırmızı soğan, avokado, beyaz peynir ve bol yeşillikle aynı kasede buluşuyor.</p>

<p>Tarifin karakterini ise limon, zeytinyağı, sarımsak ve sumakla hazırlanan sos belirliyor. Nohudun hafif nötr tadı bu ekşi ve aromatik sosu iyi taşıyor; beyaz peynir tuzluluk, avokado ise kremamsı bir doku kazandırıyor.</p>

<p>Yaklaşık 15 dakikada hazırlanabilen salata, önceden haşlanmış veya tuz ilavesi kontrollü konserve nohut kullanıldığında pişirme gerektirmiyor. Böylece özellikle hızlı öğle veya hafif akşam yemeği arayanlar için uygulanabilir hale geliyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Nohut bitkisel protein, kompleks karbonhidrat ve lif içeren kuru baklagillerden biridir. Bu nedenle yalnızca sebzelerden hazırlanan birçok salataya kıyasla daha doyurucu bir temel oluşturabilir.</p>

<p>Domates, salatalık, biber, maydanoz ve roka aynı öğünde sebze çeşitliliğini artırıyor. Avokado ve zeytinyağı ise ağırlıklı olarak doymamış yağ asitleri sağlıyor.</p>

<p>Beyaz peynir tarifin protein ve kalsiyum miktarına katkıda bulunurken tuz içeriğini de artırabilir. Bu nedenle peynir kullanıldığında sosun içine ayrıca fazla tuz eklememek daha dengeli bir yaklaşım.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 15 dakika<br />
Pişirme süresi: Hazır haşlanmış nohut kullanılırsa yok<br />
Toplam süre: 15 dakika<br />
Kaç kişilik: 4 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 1 büyük salata kasesi<br />
Zorluk: Çok kolay<br />
Öğün: Öğle / akşam yemeği<br />
Kategori: Akdeniz Tipi Beslenme</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 390 kcal<br />
Protein: 15 g<br />
Karbonhidrat: 39 g<br />
Yağ: 21 g<br />
Lif: 11 g</p>

<p>Değerler kullanılan nohut, avokado, beyaz peynir ve zeytinyağı miktarlarına göre yaklaşık hesaplanmıştır. Peynirin yağ oranı, avokadonun büyüklüğü ve gerçek porsiyon miktarı değerleri değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>480 gram haşlanmış ve süzülmüş nohut<br />
250 gram cherry domates<br />
1 büyük salatalık, yaklaşık 200 gram<br />
1 kırmızı kapya biber, yaklaşık 120 gram<br />
1 küçük kırmızı soğan, yaklaşık 80 gram<br />
1 orta boy avokado, yaklaşık 150 gram yenilebilir kısım<br />
120 gram beyaz peynir<br />
1 büyük avuç roka<br />
Yarım demet maydanoz<br />
2 yemek kaşığı taze nane</p>

<p>Limonlu Akdeniz sosu için:</p>

<p>3 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 40 ml<br />
1 büyük limonun suyu, yaklaşık 40 ml<br />
1 küçük diş sarımsak<br />
1 tatlı kaşığı sumak<br />
Yarım çay kaşığı kuru kekik<br />
Yarım çay kaşığı karabiber<br />
Gerekiyorsa çok az tuz</p>

<p>Nohutlu Akdeniz salatası nasıl yapılır?</p>

<p>1. Konserve nohut kullanıyorsanız nohudu süzgece alın, bol suyla iyice durulayın ve fazla suyunun süzülmesini bekleyin.</p>

<p>2. Cherry domatesleri ortadan ikiye kesin.</p>

<p>3. Salatalığı iri küpler halinde doğrayın. Çok sulu bir salatalık kullanıyorsanız çekirdekli orta kısmın bir bölümünü çıkarabilirsiniz.</p>

<p>4. Kapya biberi küçük küpler veya ince şeritler halinde kesin.</p>

<p>5. Kırmızı soğanı mümkün olduğunca ince yarım ay şeklinde doğrayın.</p>

<p>6. Soğanın tadını daha yumuşak isteyenler dilimleri 5-10 dakika soğuk suda bekletip ardından iyice süzebilir.</p>

<p>7. Maydanoz ve naneyi iri biçimde kıyın. Rokayı çok büyükse birkaç parçaya bölün.</p>

<p>8. Sos için zeytinyağı, limon suyu, ezilmiş sarımsak, sumak, kekik ve karabiberi küçük bir kavanoza alın.</p>

<p>9. Kavanozun kapağını kapatıp sos hafifçe emülsifiye olana kadar kuvvetlice çalkalayın.</p>

<p>10. Tuz eklemeden önce beyaz peynirin tuzluluğunu dikkate alın.</p>

<p>11. Nohut, domates, salatalık, kapya biber, kırmızı soğan, roka, maydanoz ve naneyi geniş bir salata kasesine alın.</p>

<p>12. Hazırladığınız sosun yaklaşık üçte ikisini sebzelerin üzerine dökün.</p>

<p>13. Malzemeleri ezmeden iki büyük kaşık yardımıyla alttan üste doğru karıştırın.</p>

<p>14. Avokadoyu servis zamanına yakın ortadan ikiye kesin, çekirdeğini çıkarın ve yaklaşık 1,5 santimetrelik küpler halinde doğrayın.</p>

<p>15. Avokadoyu salataya ekleyin ve kalan limonlu sostan biraz üzerine gezdirin. Limon avokadonun yüzeyindeki kararmayı bir miktar yavaşlatır.</p>

<p>16. Beyaz peyniri iri küpler veya parçalar halinde en son ekleyin.</p>

<p>17. Salatayı yalnızca birkaç kez nazikçe karıştırın. Fazla karıştırmak avokado ve peynirin ezilmesine, salatanın bulanık görünmesine neden olabilir.</p>

<p>18. Tadını kontrol edin. Gerekiyorsa biraz daha limon, sumak veya karabiber ekleyin.</p>

<p>19. Hazırladıktan kısa süre sonra servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Nohutları yıkadıktan sonra iyice süzmek önemli. Islak nohut salata sosunu seyreltir ve sosun malzemelerin yüzeyine tutunmasını zorlaştırır.</p>

<p>Avokado ve beyaz peyniri diğer malzemelerden sonra ekleyin. Böylece karıştırma sırasında ezilmezler ve salatanın renkleri daha belirgin kalır.</p>

<p>Sosu tek seferde tamamen dökmek yerine önce üçte ikisini kullanın. Sebzelerin miktarı ve sululuğu değişebildiği için kalan sosu ihtiyaç halinde eklemek daha kontrollü sonuç verir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarif zaten sebze, baklagil ve doymamış yağ kaynaklarını bir araya getiriyor. Bu nedenle sırf “daha sağlıklı” görünmesi için temel yapısını değiştirmek gerekmiyor.</p>

<p>Tuz tüketimini sınırlamak isteyenler daha az tuzlu beyaz peynir tercih edebilir veya peyniri daha küçük porsiyonda kullanabilir.</p>

<p>Konserve nohut kullanılıyorsa süzüp bol suyla durulamak ürünün salamura sıvısını uzaklaştırmaya yardımcı olur.</p>

<p>Zeytinyağı besleyici bir yağ kaynağı olmakla birlikte enerji yoğunluğu yüksektir. Bu nedenle miktarı göz kararı değil ölçerek kullanmak yararlı olur.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Nohutlu Akdeniz salatası, yumurta ve et içermeyen doyurucu bir öğün arayanlar için uygundur. Süt ürünlerini tüketen vejetaryen beslenme biçimine uyumludur.</p>

<p>Beyaz peynir çıkarıldığında ve diğer malzemelerin uygunluğu kontrol edildiğinde vegan olarak da hazırlanabilir.</p>

<p>Tarifin temel malzemelerinde gluten içeren tahıl bulunmaz. Ancak çölyak hastalığı bulunan kişilerin konserve nohut, baharat ve diğer paketli ürünlerin etiketlerini ve çapraz bulaşma riskini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Süt proteini alerjisi bulunan kişiler beyaz peynir kullanmamalıdır.</p>

<p>Nohutlu salata kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçüler dört ana öğün porsiyonuna ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 390 kalori sağlayabilir. Avokado, beyaz peynir ve zeytinyağı miktarı toplam enerji değerini önemli ölçüde değiştirebilir.</p>

<p>Nohutlu salata tok tutar mı?</p>

<p>Nohut protein ve lif içerir. Salatada sebzeler, avokado ve zeytinyağı da bulunduğu için yalnızca yeşillikten hazırlanan basit salatalardan daha kapsamlı bir öğün oluşturabilir.</p>

<p>Doygunluk kişiden kişiye değiştiği için tek bir yiyeceğin herkesi belirli bir süre tok tutacağı söylenemez.</p>

<p>Nohutlu salataya hangi peynir yakışır?</p>

<p>Beyaz peynir, feta benzeri peynirler ve lor kullanılabilir. Lor daha farklı ve daha yumuşak bir lezzet verirken beyaz peynir salataya daha belirgin tuzlu bir karakter kazandırır.</p>

<p>Nohutlu salata bir gece önceden yapılır mı?</p>

<p>Malzemelerin büyük bölümü önceden hazırlanabilir ancak bütün salatayı soslayıp gece boyunca bekletmek ideal değildir.</p>

<p>Nohut ve doğranmış sert sebzeler ayrı hazırlanabilir. Avokado, yeşillikler, peynir ve sos ise mümkünse servis zamanına yakın eklenmelidir.</p>

<p>Nohutlu Akdeniz salatasının yanına ne gider?</p>

<p>Ana öğün olarak tek başına tüketilebilir. Daha kapsamlı bir sofra hazırlanıyorsa yanında yoğurt veya cacık, sebze çorbası ya da ihtiyaca göre küçük porsiyon tam tahıllı bir eşlikçi sunulabilir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Avokado, domates ve sos içeren salata en iyi dokusunu hazırlandıktan kısa süre sonra verir.</p>

<p>Önceden hazırlamak gerekiyorsa nohudu, sert sebzeleri, yeşillikleri, peyniri, avokadoyu ve sosu mümkün olduğunca ayrı saklamak daha iyi sonuç verir.</p>

<p>Servis sırasında bütün malzemeleri birleştirmek sebzelerin diri, avokadonun kremamsı ve peynirin bütün halde kalmasını sağlar.</p>

<p>Nohutlu Akdeniz salatası, salatayı yalnızca garnitür olmaktan çıkarıp ana öğüne yaklaştıran tariflerden biri. Nohutun doyuruculuğu, sebzelerin ferahlığı, avokadonun kremamsı dokusu ve limonlu-sumaklı sos aynı kasede farklı tat ve dokuları buluşturuyor.</p>

<p>Temel tarif mevsime göre farklı sebzelerle kolayca değiştirilebilir. Böylece nohut ve limonlu sos temelini koruyarak yıl boyunca farklı Akdeniz salataları hazırlamak mümkün.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/nohutlu-akdeniz-salatasi-tarifi-doyurucu-ve-pratik</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0494.jpeg" type="image/jpeg" length="88296"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avrupa Eczanelerinde İnsan Kalıntısı Satılıyordu: “Mumia”nın Karanlık Tıp Tarihi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/avrupa-eczanelerinde-insan-kalintisi-satiliyordu-mumianin-karanlik-tip-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/avrupa-eczanelerinde-insan-kalintisi-satiliyordu-mumianin-karanlik-tip-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüzyıllar boyunca Avrupa’da “mumia” adı verilen madde ilaç olarak kullanıldı. Başlangıçta bitüm benzeri doğal maddeleri ifade eden sözcük, zaman içinde Mısır mumyalarında bulunan mumyalama maddeleri ve sonunda mumyalanmış insan dokusuyla özdeşleşti. İnsan bedeninden elde edilen materyaller eczacılık dünyasına girdi, farmakopelerde yer aldı ve kanamadan yaralanmalara kadar çeşitli rahatsızlıklar için önerildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Günümüze ulaşan farmakope kayıtları, eczane kapları ve modern kimyasal analizler bunun yalnızca tarihî bir söylenti olmadığını gösteriyor.<br />
Bugün bir eczanenin rafında üzerinde “MUMIA” yazan bir kavanoz görmek ürpertici olurdu.<br />
Ancak birkaç yüzyıl önce Avrupa eczacılığında bu isimle satılan maddelere rastlamak mümkündü.<br />
Hastaya verilen ürün her zaman aynı içeriğe sahip değildi. Bazı dönemlerde bitüm veya benzeri doğal maddeler “mumia” olarak adlandırılırken, bazı ürünlerde mumyalama sırasında kullanılan reçineler ve başka maddeler bulunuyordu. Fakat tarihsel belgeler, belirli örneklerde gerçekten mumyalanmış insan dokusunun ve insan kalıntılarının tıbbi madde olarak kullanıldığını ortaya koyuyor.<br />
Modern tıp tarihçileri bu uygulamaları daha geniş bir çerçevede “corpse medicine”, yani ceset tıbbı kapsamında inceliyor.<br />
Bitümden insan bedenine uzanan bir anlam değişimi<br />
“Mumia”nın hikâyesinin en dikkat çekici yönlerinden biri, kelimenin başlangıçta doğrudan insan bedeni anlamına gelmemesi.<br />
Orta Çağ İslam dünyasında kullanılan mūmiyāʾ sözcüğü, bitüm veya asfalt benzeri doğal maddelerle ilişkilendiriliyordu. Bu maddelerin özellikle yara ve travmalarda iyileştirici özelliklere sahip olduğuna inanılıyordu.<br />
Zamanla Mısır mumyalarında görülen koyu renkli maddeler ile doğal bitüm arasında bağlantı kuruldu. Mumyalama sırasında kullanılan reçineler ve benzeri maddeler de aynı kavram altında değerlendirilmeye başladı.<br />
Avrupa’ya aktarılan tıbbi bilgi ve ticaret ağları içerisinde “mumia” kelimesinin anlam alanı giderek genişledi.<br />
Önce mumyalarda bulunan reçinemsi ve bitümlü maddeler ilaç olarak kullanılmaya başlandı.<br />
Daha sonra ise sınır daha da ileri taşındı:<br />
Mumyanın kendisi tıbbi maddeye dönüştü.<br />
Böylece doğal bir mineral veya bitüm için kullanılan kelime, bazı dönemlerde mumyalanmış insan bedeninden elde edilen maddeleri de ifade eder hale geldi.<br />
Adı bile vardı: “Mumia vera Aegyptiaca”<br />
Mumia ticaretinde ürünlerin içeriği ve kalitesi zamanla önemli bir sorun oluşturdu.<br />
Piyasada doğal bitümden insan dokusuna kadar farklı maddelerin aynı ad altında satılabilmesi, “gerçek” mumia ile taklit ürünlerin ayrılması ihtiyacını doğurdu.<br />
Bu bağlamda “Mumia vera Aegyptiaca”, yani kabaca “gerçek Mısır mumyası” ifadesi kullanılmaya başlandı.<br />
Bu ad, eski Mısır mumyalarından elde edildiği ileri sürülen malzemeyi başka maddelerden veya daha yakın tarihte ölmüş insanlardan hazırlanan ürünlerden ayırmayı amaçlıyordu.<br />
Bugün kulağa bir korku filmi ayrıntısı gibi gelen bu ifade, dönemin farmasötik ticaretinde gerçek bir ürün kategorisiydi.<br />
Mumia resmî farmakopelere kadar girdi<br />
Mumia yalnızca halk arasında kullanılan gizemli bir karışım değildi.<br />
Eczacılığın kurumsallaşmaya başladığı dönemde hazırlanan bazı resmî farmakopelerde de yer aldı.<br />
İngiltere’de College of Physicians tarafından yayımlanan Pharmacopoeia Londinensis’in ilk baskısı 1618 yılında çıktı. Bu eser, Londra’da kullanılacak ilaçların ve bileşenlerin standartlaştırılması açısından önemli bir dönüm noktasıydı.<br />
Tarihsel araştırmalar ilk baskılarda insan kökenli maddelerin ve mumianın farmasötik repertuvar içinde bulunduğunu gösteriyor.<br />
Daha da çarpıcı olanı, 1655 tarihli Pharmacopoeia Londinensis’in günümüze ulaşan dijital nüshalarında “Mumia” adının doğrudan görülebilmesi.<br />
Dolayısıyla Avrupa’da mumyanın ilaç olarak kullanıldığı iddiası yalnızca yüzyıllar sonra anlatılmış sıra dışı bir hikâyeye dayanmıyor.<br />
Dönemin farmakolojik kayıtlarında da iz bırakmış durumda.<br />
Kanama, ezilme ve yaralanmalar için öneriliyordu<br />
Mumia için ileri sürülen tedavi alanları dönemden döneme değişiyordu.<br />
Özellikle travmalar, ezilmeler, kanamalar ve vücutta biriktiği düşünülen kanın dağıtılması gibi durumlarda yararlı olduğuna inanılıyordu.<br />
Bazı hekimler ve eczacılar mumianın iyileştirici özelliklerini çok daha geniş hastalık gruplarına yaydı.<br />
Bu düşüncenin arkasında yalnızca maddenin kimyasal özelliklerine ilişkin varsayımlar yoktu.<br />
Erken modern Avrupa tıbbında insan bedeninin ölümden sonra bile bazı şifalı özellikleri koruyabileceğine ilişkin düşünceler bulunuyordu.<br />
Bu nedenle yalnızca mumyalar değil; insan kanı, yağ dokusu ve kafatası gibi bugün ilaç olarak değerlendirilmesi düşünülemeyecek maddeler de dönemin bazı tedavi uygulamalarında kullanılabildi.<br />
Talep arttı, “sahte mumia” ortaya çıktı<br />
Mısır’dan getirilen gerçek mumya materyalinin sınırlı ve pahalı olması başka bir sorun doğurdu.<br />
Taklit veya sahte mumia ticareti.<br />
Tarihsel kaynaklarda, eski Mısır mumyalarının yerine daha yakın tarihlerde ölmüş insanların kurutulmuş bedenlerinden hazırlanan ürünlerin kullanıldığına ilişkin kayıtlar bulunuyor.<br />
Bazı erken modern tıp metinlerinde ise mumianın Avrupa’da doğrudan hazırlanabileceğine ilişkin tarifler bile yer aldı.<br />
Alman hekim ve Paracelsusçu yazar Oswald Croll, 1609 yılında yayımlanan eserinde şiddet sonucu ölmüş genç bir erkeğin bedeninden ilaç hazırlanmasına ilişkin son derece çarpıcı bir tarif aktarıyordu.<br />
Tarifte bedenin parçalanması, çeşitli maddelerle işlenmesi, alkole yatırılması ve kurutulması gibi işlemler bulunuyordu.<br />
Bu noktada mumia artık yalnızca Antik Mısır’dan getirilen egzotik bir ilaç olmaktan çıkmıştı.<br />
İnsan bedeni doğrudan farmasötik hammadde olarak düşünülmeye başlanmıştı.<br />
Ünlü cerrah Ambroise Paré karşı çıktı<br />
Mumia kullanımını herkes kabul etmiyordu.<br />
yüzyılın en önemli cerrahlarından Ambroise Paré, mumianın tıbbi yararlarını sorgulayan isimlerden biri oldu.<br />
Paré, Fransız gezgin André Thevet’nin Mısır’dan aldığı mumia sonrasında mide rahatsızlığı, kusma ve kötü ağız kokusu yaşadığına ilişkin anlatıyı aktardı.<br />
Mumianın gerçek bir tıbbi yarar sağlamadığı görüşünü savundu ve kullanılmasına karşı çıktı.<br />
Dolayısıyla mumianın etkisizliği ve olası zararları hakkındaki eleştiriler yalnızca modern bilimsel tıbbın ortaya çıkmasından sonra başlamadı.<br />
Şüpheler ve itirazlar 16. yüzyılda bile bulunuyordu.<br />
300 yıllık eczane kabını modern laboratuvar inceledi<br />
Mumia tarihinin en önemli sorularından biri şuydu:<br />
Tarihî eczanelerde bulunan “mumia” gerçekten insan mumyası içeriyor muydu?<br />
Çünkü aynı isim farklı dönemlerde doğal bitüm, mumyalama maddeleri, insan dokuları ve taklit ürünler için kullanılabiliyordu.<br />
Bu soruya modern kimya dikkat çekici bir cevap verdi.<br />
2013 yılında Organic Geochemistry dergisinde yayımlanan bir araştırmada, Heidelberg’deki Alman Eczacılık Müzesi’nde bulunan 18. yüzyıl başlarına tarihlenen ve üzerinde “MUMIA” yazan tarihî bir ilaç kabındaki kalıntılar analiz edildi.<br />
Araştırmacılar yalnızca asfalt benzeri bir madde bulmadı.<br />
Analizlerde bandaj veya kumaş lifleri, reçineler, balmumu, yağ bileşenleri, mumyalama maddeleriyle uyumlu materyaller ve mumyalanmış deri ya da doku kalıntıları tespit edildi.<br />
Ayrıca Ölü Deniz bölgesinden gelen asfaltla uyumlu kimyasal işaretler bulundu.<br />
Araştırmacılar bütün bu bulguların birlikte değerlendirildiğinde kabın içindeki maddenin gerçek mumya materyali olduğuna dair güçlü kanıt oluşturduğu sonucuna vardı.<br />
Böylece “eczanelerde mumya satılıyordu” şeklindeki tarihsel anlatının en azından bazı örneklerde gerçek mumyalanmış insan materyaline dayandığı modern laboratuvar yöntemleriyle de desteklenmiş oldu.<br />
“MUMIA” yazılı eczane kapları bugün hâlâ müzelerde<br />
Mumia yalnızca yazılı belgelerde kalmadı.<br />
Avrupa’daki bazı eczacılık ve tıp tarihi koleksiyonlarında üzerinde “MUMIA” yazılı tarihî kaplar günümüze ulaştı.<br />
Heidelberg’de bulunan Alman Eczacılık Müzesi’nin koleksiyonları da geçmişte kullanılan binlerce farmasötik maddeyi sergiliyor.<br />
Müzenin tarihî materia medica koleksiyonlarında geçmişin sıra dışı ilaçları arasında mumya da bulunuyor.<br />
Bu objeler tıp tarihinin rahatsız edici fakat önemli bir gerçeğini gözler önüne seriyor:<br />
Bir insan bedeninin kalıntıları, belirli dönemlerde eczacılık hammaddesi statüsüne girebilmişti.<br />
Hikâye 18. yüzyılda hemen sona ermedi<br />
Aydınlanma dönemi, anatomi bilgisinin gelişmesi ve modern bilimsel tıbbın yükselmesiyle birlikte mumianın tıbbi itibarı giderek azaldı.<br />
Fakat ürünün ticari izleri şaşırtıcı biçimde uzun süre devam etti.<br />
Tarihsel farmasötik kataloglara ilişkin araştırmalar, Alman ilaç şirketi E. Merck’in 1924 tarihli fiyat listesinde “Mumia vera Aegyptica”nın hâlâ yer aldığını gösteriyor.<br />
Ürünün kilogramı 12 Goldmark olarak listelenmişti.<br />
Bu kayıt son derece dikkat çekici.<br />
Çünkü kökenleri Orta Çağ’a uzanan bir tıbbi maddenin adı, modern ilaç sanayisinin kurumsallaştığı 20. yüzyılın ilk çeyreğinde bile bir farmasötik katalogda yaşamaya devam ediyordu.<br />
Bu durum, elbette mumianın 1924 yılında modern tıpta yaygın bir tedavi olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Ancak ticari ve farmasötik hafızasının ne kadar uzun sürdüğünü gösteriyor.<br />
Önemli ayrıntı: Her “mumia” insan eti değildi<br />
Mumia tarihi anlatılırken önemli bir bilimsel ayrımın korunması gerekiyor.<br />
Tarihî bir belgede yalnızca “mumia” kelimesinin görülmesi, o ürünün kesinlikle insan dokusu içerdiğini göstermiyor.<br />
Kelime farklı dönemlerde doğal bitüm, mumyalamada kullanılan reçinemsi maddeler, eski insan mumyalarından elde edilen materyaller veya bunların taklitleri için kullanılabiliyordu.<br />
Dolayısıyla tarihî kayıtlardaki her “mumia” örneğini doğrudan “öğütülmüş Mısır mumyası” olarak tanımlamak doğru değil.<br />
Ancak bunun tersi de geçerli:<br />
İnsan kalıntılarından hazırlanan mumianın gerçekten var olduğu artık yalnızca söylentilere dayanmıyor.<br />
Tarihsel tıp kitapları, farmakope kayıtları, eczane koleksiyonları ve modern kimyasal analizler belirli mumia ürünlerinin gerçek mumyalanmış insan materyali içerdiğini güçlü biçimde ortaya koyuyor.<br />
Tıbbın en karanlık raflarından biri<br />
Mumia’nın öyküsü yalnızca geçmiş insanların sıra dışı tedavi yöntemlerini anlatmıyor.<br />
Bu tarih aynı zamanda tıbbi bilginin kültürler arasında aktarılırken nasıl değişebildiğini, bir kelimenin anlamının yüzyıllar içinde nasıl dönüşebildiğini, ticari talebin tedavi alışkanlıklarını nasıl etkileyebildiğini ve bilimsel kanıt bulunmadan bir uygulamanın ne kadar uzun süre yaşayabileceğini gösteriyor.<br />
Bir zamanlar farmakopelerde adı bulunan, eczane kavanozlarında saklanan ve hastalara ilaç olarak verilen bir madde bugün insan kalıntılarının etik kullanımı açısından düşünülemeyecek bir uygulama olarak görülüyor.<br />
Ancak Avrupa’nın bazı tıp ve eczacılık müzelerinde o dönemin sessiz tanıkları hâlâ duruyor.<br />
Üzerlerinde tek bir kelime yazıyor:<br />
MUMIA.<br />
Kaynaklar<br />
Scholz-Böttcher BM, Nissenbaum A, Rullkötter J. An 18th century medication “Mumia vera aegyptica” – Fake or authentic? Organic Geochemistry. 2013;65:1–18.<br />
Varotto E, Papa V, Toscano F, Artico M, Vaccarezza M, Habicht ME, Galassi FM. Historico-medical considerations on the use of mummy as a drug: a bona fide ineffective medicament or a noxious charlatanry? Medicina nei Secoli. 2025;37(2):167–178.<br />
Pharmacopoeia Londinensis. 1655 tarihli nüsha. Wellcome Collection.<br />
Kinski M. Historical studies on human-derived medicinal substances and early modern pharmacopoeias. Humboldt-Universität zu Berlin.<br />
Deutsches Apotheken-Museum, Heidelberg. Historical Materia Medica Collection.<br />
Discover başlığı<br />
Avrupa Eczanelerinde İnsan Kalıntısı Satılıyordu: “Mumia”nın Karanlık Tıp Tarihi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/avrupa-eczanelerinde-insan-kalintisi-satiliyordu-mumianin-karanlik-tip-tarihi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 22:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/avrupa-eczanelerinde-mumya-satiliyordu-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="49022"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çinko Eksikliği Belirtileri Neler? Kimler Risk Altında, Nasıl Anlaşılır?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cinko-eksikligi-belirtileri-neler-kimler-risk-altinda-nasil-anlasilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cinko-eksikligi-belirtileri-neler-kimler-risk-altinda-nasil-anlasilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çinko eksikliği saç dökülmesi, tat-koku kaybı, iştahsızlık ve yara iyileşmesinde gecikmeyle görülebilir. Ancak bu belirtiler tek başına tanı koydurmaz; kan testi bile klinik değerlendirmeyle yorumlanmalıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çinko Eksikliği Belirtileri Neler? Kimler Risk Altında, Nasıl Anlaşılır?</p>

<p>Çinko; bağışıklık sistemi, protein ve DNA sentezi, hücre bölünmesi, büyüme ve yara iyileşmesi için gerekli temel minerallerden biridir. Eksikliğinde saç dökülmesi, iştah azalması, tat ve koku duyusunda bozulma, yaraların daha geç iyileşmesi ve bazı kişilerde enfeksiyonlara yatkınlık görülebilir.</p>

<p>Ancak bu belirtilerin hiçbiri tek başına çinko eksikliği anlamına gelmez. Saç dökülmesi, halsizlik veya geç yara iyileşmesi çok sayıda başka durumdan da kaynaklanabilir. Üstelik çinko düzeyini değerlendirmek için kullanılan kan testi bile tek başına kusursuz bir tanı yöntemi değildir.</p>

<p>“Çinko üçüncü en önemli besin öğesidir” iddiası doğru mu?</p>

<p>Çinkoyu vitamin ve mineraller arasında “üçüncü en önemli besin öğesi” olarak sıralayan kabul edilmiş bilimsel bir sınıflandırma bulunmuyor.</p>

<p>Çinko gerekli bir eser elementtir ve yüzlerce enzimin çalışmasına katkıda bulunur. Bağışıklık fonksiyonu, protein ve DNA sentezi, hücre çoğalması, büyüme, tat duyusu ve yara iyileşmesi gibi çok sayıda biyolojik süreçte görev alır.</p>

<p>Bu nedenle önemli bir mineraldir; ancak diğer zorunlu besin öğeleri arasında bilimsel olarak “üçüncü sırada” gösterilmesi doğru değildir.</p>

<p>Çinko eksikliğinin belirtileri neler olabilir?</p>

<p>Eksikliğin derecesine ve kişinin yaşına göre bulgular değişebilir.</p>

<p>Görülebilecek belirtiler arasında:</p>

<p>Saç dökülmesi</p>

<p>İştah azalması</p>

<p>Tat veya koku duyusunda azalma</p>

<p>Yaraların daha yavaş iyileşmesi</p>

<p>Cilt sorunları</p>

<p>İshal</p>

<p>Halsizlik ve isteksizlik</p>

<p>Çocuklarda büyümenin yavaşlaması</p>

<p>Bazı kişilerde enfeksiyonlara karşı direncin azalması</p>

<p>yer alabilir.</p>

<p>Çocuklarda belirgin çinko eksikliği büyüme ve gelişmeyi etkileyebilir. Erişkinlerde ise saç, cilt, iştah, tat-koku duyusu ve yara iyileşmesiyle ilgili belirtiler daha fazla öne çıkabilir.</p>

<p>Saç dökülmesi varsa mutlaka çinko eksikliği mi vardır?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Çinko eksikliği saç dökülmesine yol açabilen nedenlerden biridir ancak demir eksikliği, tiroit hastalıkları, genetik saç dökülmesi, hızlı kilo kaybı, bazı ilaçlar, enfeksiyonlar ve başka beslenme sorunları da saç kaybına neden olabilir.</p>

<p>Çinko takviyesinin eksikliği olmayan bir kişide saçları yeniden çıkardığına ilişkin genel bir kural yoktur. Çinko eksikliği gerçekten mevcutsa eksikliğin giderilmesi buna bağlı belirtilerin düzelmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Kimlerde çinko eksikliği riski daha yüksek?</p>

<p>Güncel kaynaklarda risk özellikle bazı gruplarda daha yüksek kabul ediliyor.</p>

<p>Crohn hastalığı, çölyak veya inflamatuvar bağırsak hastalığı gibi emilimi etkileyen hastalıkları bulunanlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bariatrik cerrahi veya bazı mide-bağırsak ameliyatlarını geçirenler</p>

<p>Vejetaryen veya vegan beslenen kişiler</p>

<p>Gebeler ve emzirenler</p>

<p>Altı aydan sonra yalnızca anne sütüyle beslenmeye devam eden ve yeterli tamamlayıcı besin almayan bebekler</p>

<p>Alkol kullanım bozukluğu bulunan kişiler</p>

<p>Orak hücre hastalığı bulunan çocuklar</p>

<p>Yetersiz veya tek yönlü beslenen kişiler</p>

<p>Bazı kronik hastalıkları bulunan kişiler</p>

<p>Bazı diüretik ilaçları kullananlarda da idrarla çinko kaybının artabileceği bildiriliyor.</p>

<p>Vegan ve vejetaryen beslenme neden risk oluşturabilir?</p>

<p>Bitkisel besinlerde de çinko bulunur. Ancak tam tahıllar, baklagiller ve bazı bitkisel besinlerde bulunan fitatlar çinkonun bağırsaktan emilimini azaltabilir.</p>

<p>Bu durum vegan veya vejetaryen beslenen herkesin çinko eksikliği yaşayacağı anlamına gelmez. İyi planlanmış bir beslenmeyle ihtiyaç karşılanabilir. Risk, alınan çinko miktarı kadar mineralin biyoyararlanımıyla da ilgilidir.</p>

<p>Yaşlanmak doğrudan çinko eksikliğine yol açar mı?</p>

<p>Yaşlanmayı tek başına çinko eksikliğinin nedeni olarak göstermek doğru değil.</p>

<p>İleri yaşlarda iştah azalması, beslenme çeşitliliğinin düşmesi, kronik hastalıklar, emilim sorunları veya kullanılan ilaçlar nedeniyle yetersizlik riski artabilir. Özellikle evden çıkmakta zorlanan veya kurum bakımında yaşayan ileri yaştaki kişilerde risk daha yüksek olabilir.</p>

<p>Şeker tüketimi çinko eksikliği yapar mı?</p>

<p>“Şeker tüketmek doğrudan çinko eksikliğine neden olur” şeklinde yerleşik bir tıbbi kabul bulunmuyor.</p>

<p>Besin değeri düşük, tek yönlü ve aşırı işlenmiş gıdalar ağırlıklı bir beslenme düzeni kişinin yeterli vitamin ve mineral alamamasına katkıda bulunabilir. Fakat şeker tüketimini tek başına çinko eksikliğinin doğrudan nedeni olarak göstermek bilimsel açıdan fazla basitleştirici olur.</p>

<p>Kronik stres çinko eksikliği yapar mı?</p>

<p>Kronik stres de günlük yaşamda sıkça çinko eksikliğinin doğrudan nedeni olarak gösteriliyor. Ancak sağlıklı bireylerde “stres çinkoyu tüketir ve eksiklik oluşturur” biçimindeki kesin ifade güncel klinik kanıtların desteklediğinden daha güçlüdür.</p>

<p>Ağır hastalık, yanık, sepsis ve ciddi metabolik stres durumlarında çinko metabolizması ve kan düzeyleri değişebilir. Günlük psikolojik stres ile klinik çinko eksikliğini aynı şey gibi değerlendirmemek gerekir.</p>

<p>Alkol gerçekten etkileyebilir mi?</p>

<p>Evet. Alkol kullanım bozukluğu çinko yetersizliği açısından bilinen risk gruplarından biridir.</p>

<p>Alkol çinkonun bağırsaktan emilimini azaltabilir ve idrarla kaybını artırabilir. Ayrıca uzun süreli yoğun alkol kullanımı yetersiz ve dengesiz beslenmeyle birlikte görülebilir.</p>

<p>Çinko eksikliği basit bir testle anlaşılır mı?</p>

<p>Kısmen, fakat konu sosyal medyada anlatıldığı kadar basit değil.</p>

<p>Serum veya plazma çinko düzeyi klinikte kullanılabilir. Buna rağmen tek bir kan sonucuyla kişinin toplam çinko durumunu kesin olarak belirlemek her zaman mümkün değildir.</p>

<p>Kan çinko düzeyi günün saatinden, enfeksiyonlardan, iltihabi durumdan, hormon değişikliklerinden, açlık durumundan ve yakın dönemdeki hastalıktan etkilenebilir.</p>

<p>Bu nedenle hekimler yalnızca laboratuvar değerine değil; beslenmeye, hastalıklara, kullanılan ilaçlara, risk faktörlerine ve klinik belirtilere birlikte bakar.</p>

<p>Saçtan çinko testi yaptırmak güvenilir mi?</p>

<p>Saçtaki çinko miktarının ölçülmesi klinik çinko eksikliğini belirlemek için standart ve güvenilir bir tanı yöntemi kabul edilmez.</p>

<p>Benzer şekilde tek başına idrar çinko ölçümü de hafif eksikliği güvenilir biçimde ortaya koymayabilir.</p>

<p>Günde ne kadar çinko gerekir?</p>

<p>Yetişkinlerde önerilen günlük çinko alımı genel olarak kadınlarda yaklaşık 8 mg, erkeklerde yaklaşık 11 mg düzeyindedir.</p>

<p>Gebelik ve emzirme döneminde ihtiyaç artabilir. Çocuklarda gereksinim yaşa göre değişir.</p>

<p>Çinko hangi besinlerde bulunur?</p>

<p>Çinkonun iyi besinsel kaynakları arasında:</p>

<p>İstiridye ve diğer bazı deniz ürünleri</p>

<p>Kırmızı et</p>

<p>Kümes hayvanları</p>

<p>Süt ve süt ürünleri</p>

<p>Yumurta</p>

<p>Baklagiller</p>

<p>Kuruyemişler ve çekirdekler</p>

<p>Tam tahıllar</p>

<p>Çinkoyla zenginleştirilmiş bazı kahvaltılık tahıllar</p>

<p>bulunur.</p>

<p>Hayvansal kaynaklardaki çinkonun emilimi çoğu zaman bitkisel kaynaklara göre daha yüksektir.</p>

<p>Takviyeye hemen başlanmalı mı?</p>

<p>Çinko eksikliğinden şüphelenmek, yüksek doz çinko takviyesine kendi kendine başlamak için yeterli değildir.</p>

<p>Takviyenin gerekli olup olmadığı kişinin beslenmesine, laboratuvar bulgularına, belirtilerine ve varsa hastalıklarına göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yetişkinler için günlük toplam çinko alımında tolere edilebilir üst sınır 40 mg olarak belirlenmiştir. Bu değer tedavi amacıyla hekim gözetiminde kullanılan dozlarla aynı şey değildir.</p>

<p>Fazla çinko neden sorun olabilir?</p>

<p>Uzun süre gereğinden fazla çinko almak zararsız değildir.</p>

<p>Yüksek dozlar bulantı, kusma ve mide-bağırsak yakınmalarına yol açabilir. Uzun süre aşırı çinko kullanımı bakır emilimini bozabilir; bakır eksikliği, kansızlık ve nörolojik sorunlar ortaya çıkabilir.</p>

<p>Çinko ayrıca bazı antibiyotiklerin ve penisilamin gibi ilaçların emilimiyle etkileşebilir.</p>

<p>Sosyal medyadaki iddiaların kısa değerlendirmesi</p>

<p>“Çinko yara iyileşmesinde görev alır.”<br />
Doğru.</p>

<p>“Çinko kollajen üretimiyle ilişkili biyolojik süreçlerde görev alır.”<br />
Genel olarak doğru, ancak bunu tek başına kollajen artırıcı bir takviye gibi yorumlamak doğru değildir.</p>

<p>“Çinko saçın yeniden çıkmasını sağlar.”<br />
Genelleme yapmak yanlış. Eksiklik saç dökülmesine yol açabiliyorsa eksikliğin düzeltilmesi yardımcı olabilir; eksikliği olmayan herkeste saç çıkaran bir tedavi değildir.</p>

<p>“Yaşlanma çinko eksikliğinin nedenidir.”<br />
Tek başına doğru değil. İleri yaşla birlikte beslenme, hastalık ve emilim sorunları nedeniyle risk artabilir.</p>

<p>“Vegan ve vejetaryen beslenme risk yaratabilir.”<br />
Doğru. Özellikle fitatlar çinko emilimini azaltabilir, ancak iyi planlanmış bitkisel beslenmeyle ihtiyaç karşılanabilir.</p>

<p>“Alkol tüketimi çinko eksikliği yapabilir.”<br />
Özellikle alkol kullanım bozukluğunda risk artabilir.</p>

<p>“Şeker çinko eksikliğinin doğrudan nedenidir.”<br />
Bu şekilde kesin söylemek için yeterli kanıt yok.</p>

<p>“Kronik stres doğrudan çinko eksikliği yapar.”<br />
Bu kadar doğrudan bir ilişki kurulamaz.</p>

<p>“Basit bir test çinko eksikliğini gösterir.”<br />
Eksik anlatımdır. Kan çinko düzeyi yardımcı olabilir ancak tek başına kesin tanı testi değildir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgisi içindir. Saç dökülmesi, tat-koku kaybı, uzun süren ishal veya iyileşmeyen yaralar yalnızca çinko eksikliğine bağlı olmayabilir. Takviyeye başlamadan ve özellikle yüksek doz çinko kullanmadan önce sağlık profesyoneline danışın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements — Zinc Fact Sheet for Health Professionals</p>

<p>National Academies of Sciences, Engineering, and Medicine — Dietary Reference Intakes for Zinc</p>

<p>Merck Manual Professional Edition — Zinc Deficiency</p>

<p>Merck Manual Professional Edition — Zinc Supplements</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cinko-eksikligi-belirtileri-neler-kimler-risk-altinda-nasil-anlasilir</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 22:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0492.jpeg" type="image/jpeg" length="91092"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kan Tahlili Olmadan Uzun Süre Demir Kullanımına Dikkat]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kan-tahlili-olmadan-uzun-sure-demir-kullanimina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kan-tahlili-olmadan-uzun-sure-demir-kullanimina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de Legacy Health ve Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesi araştırmacılarının 6 Ağustos 2026’da European Journal of Haematology’da yayımlanan derlemesi, erişkinlerde yüksek ferritinin çoğu zaman gerçek demir yüklenmesi anlamına gelmediğini ve ferritinin transferrin satürasyonu ile klinik bulgularla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Güncel hematoloji verileri ise gerçek ve uzun süreli demir yüklenmesinin özellikle karaciğer ve kalpte hasara yol açabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Demir eksikliği dünya genelinde önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ederken, gereksiz demir kullanımı ve gerçek demir yüklenmesinin doğru biçimde ayırt edilmesi de klinik değerlendirmede öne çıkan başlıklardan biri.<br />
ABD’deki Legacy Health ve Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesi araştırmacılarının 6 Ağustos 2026’da European Journal of Haematology’da yayımlanan derlemesi, erişkinlerde yüksek ferritin değerlerinin hangi durumlarda demir fazlalığına işaret ettiğini ve hangi durumlarda başka nedenlerin araştırılması gerektiğini ele aldı.<br />
Çalışma yeni bir klinik deney değil. Araştırmacılar, Nisan 2026’ya kadar yayımlanan klinik çalışmalar, sistematik derlemeler, meta-analizler ve kılavuzları inceleyerek yüksek ferritinin nedenlerini ve tanısal yaklaşımı değerlendirdi.<br />
Derlemenin öne çıkan mesajı, tek bir yüksek ferritin sonucunun vücutta fazla demir bulunduğunu göstermeye yetmediği oldu.<br />
Yüksek ferritin her zaman fazla demir anlamına gelmiyor<br />
Ferritin, vücudun demir depoları hakkında bilgi veren temel laboratuvar göstergelerinden biri.<br />
Ancak ferritin yalnızca demir depolarını yansıtmıyor. Enfeksiyonlar, iltihabi hastalıklar, karaciğer hastalıkları, metabolik sorunlar ve bazı başka klinik durumlarda da yükselebiliyor.<br />
2026 değerlendirmesinde, yüksek ferritinin erişkinlerde sık karşılaşılan bir laboratuvar bulgusu olduğu ancak bu kişilerin çoğunda gerçek demir yüklenmesinin bulunmadığı belirtildi.<br />
Bu nedenle yalnızca ferritin değerine bakılarak demir fazlalığı tanısı konulması doğru kabul edilmiyor.<br />
Değerlendirmede transferrin satürasyonu da öne çıkan göstergeler arasında yer aldı. Transferrin satürasyonu, kandaki demiri taşıyan proteinin ne kadarının demirle dolu olduğunu gösteriyor.<br />
Ferritin ve transferrin satürasyonunun birlikte değerlendirilmesi, gerçek demir yüklenmesi olasılığının daha doğru belirlenmesine yardımcı oluyor.<br />
Dünya Sağlık Örgütü de ferritin yüksekliğinin tek başına demir yüklenmesini göstermek amacıyla kullanılmaması gerektiğini, yüksek değerlerde altta yatan nedenin klinik ve laboratuvar incelemeleriyle araştırılmasını öneriyor.<br />
Gerçek demir yüklenmesinde organlar zarar görebiliyor<br />
Atina Ulusal ve Kapodistrian Üniversitesi ile Aghia Sophia Çocuk Hastanesi araştırmacılarının 2026’da International Journal of Laboratory Hematology’da yayımladığı başka bir derleme, kronik demir yüklenmesinin vücuttaki etkilerini değerlendirdi.<br />
Verilere göre fizyolojik ihtiyacın üzerinde kalan demirin uzun süre dokularda birikmesi, zaman içinde organ hasarına yol açabiliyor.<br />
Karaciğer ve kalp, kronik demir yüklenmesinden en fazla etkilenebilen organlar arasında bulunuyor.<br />
Uzun süreli ve belirgin demir yüklenmesi kalp kası işlevlerinde bozulma, karaciğerde fibroz ve sirozla ilişkilendiriliyor. Bazı kronik demir yüklenmesi durumlarında karaciğer kanseri riskinde de artış görülebiliyor.<br />
Bu bulgular, demir içeren bir öğün tüketmenin veya hekim kontrolünde kısa süreli demir tedavisi almanın aynı sonucu doğurduğu anlamına gelmiyor.<br />
Ciddi kronik demir yüklenmesi daha çok kalıtsal hemokromatozis, talasemi gibi bazı hematolojik hastalıklar, etkisiz kan hücresi üretimi ve tekrarlayan kan transfüzyonları gibi durumlarda görülüyor.<br />
Demir takviyesinde ihtiyaç belirleyici<br />
Demir eksikliği bulunan kişilerde demir tedavisi gerekli ve etkili olabiliyor.<br />
Tedavinin dozu ve süresi; kişinin kan değerlerine, yaşına, eksikliğin derecesine ve altta yatan nedene göre belirleniyor.<br />
Bu nedenle demir takviyesinin gerekliliğinin yalnızca halsizlik gibi genel belirtilere göre değil, klinik değerlendirme ve uygun laboratuvar sonuçlarına göre belirlenmesi gerekiyor.<br />
ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri Besin Takviyeleri Ofisi, 19 yaş ve üzerindeki yetişkinler için gıda, içecek ve takviyelerden alınan toplam demirin tolere edilebilir üst alım düzeyini günlük 45 miligram olarak bildiriyor.<br />
Bu değer bir zehirlenme sınırı değil.<br />
Tolere edilebilir üst alım düzeyi, sağlıklı bireylerde uzun süreli genel kullanım açısından istenmeyen etkiler görülme riskinin artabileceği sınırı ifade ediyor.<br />
Demir eksikliği bulunan hastalarda hekim kontrolünde kullanılan tedavi dozları geçici olarak bu miktarın üzerine çıkabiliyor. Bu nedenle 45 miligramın aşılması tek başına yanlış veya tehlikeli tedavi anlamına gelmiyor.<br />
Yüksek dozlarda sindirim sistemi etkilenebiliyor<br />
Yüksek doz ağızdan alınan demir preparatlarında en sık görülen yan etkiler sindirim sisteminde ortaya çıkıyor.<br />
Bulantı, karın ağrısı, kabızlık, kusma ve ishal yüksek miktarda demir kullanımında görülebiliyor.<br />
Çok yüksek miktarlardaki akut demir alımı ise özellikle çocuklarda ciddi zehirlenmeye yol açabiliyor.<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi, demir içeren katı oral takviye ve ilaçların etiketlerinde, küçük çocuklarda kazara aşırı dozun ciddi zehirlenmeye neden olabileceğine ilişkin uyarı bulunmasını zorunlu tutuyor.<br />
Bu nedenle demir preparatlarının gelişigüzel kullanılan sıradan takviyeler gibi değerlendirilmemesi gerekiyor.<br />
Vücut fazla demiri kolayca uzaklaştıramıyor<br />
İnsan vücudu bağırsaktan alınan demir miktarını sıkı biçimde düzenliyor. Buna karşılık fazla demirin aktif olarak vücuttan uzaklaştırılmasını sağlayan güçlü bir fizyolojik mekanizma bulunmuyor.<br />
Demir dengesinin kontrolünde hepsidin adı verilen hormon temel görevlerden birini üstleniyor.<br />
Kalıtsal hemokromatozis gibi bazı hastalıklarda bu düzenleme bozulabiliyor. Bağırsaklardan ihtiyaçtan fazla demir emilmesi yıllar içinde demirin dokularda birikmesine neden olabiliyor.<br />
Tekrarlayan kan transfüzyonlarında ise farklı bir mekanizma devreye giriyor. Her transfüzyon vücuda ek demir kazandırdığı için uzun süre çok sayıda transfüzyon alan kişilerde demir yüklenmesi gelişebiliyor.<br />
Tek laboratuvar sonucuyla karar verilmiyor<br />
Güncel değerlendirmeler, olası demir yüklenmesinin araştırılmasında ferritin ile transferrin satürasyonunun birlikte ele alınmasını destekliyor.<br />
Klinik duruma göre karaciğer testleri, genetik incelemeler ve manyetik rezonans görüntüleme de değerlendirmeye eklenebiliyor.<br />
Manyetik rezonans görüntüleme, özellikle karaciğer ve kalpte biriken demir miktarının girişimsel işlem yapılmadan değerlendirilmesine yardımcı olabiliyor.<br />
Bu yaklaşım hem gerçek demir yüklenmesinin gözden kaçırılmasını hem de yalnızca ferritin yüksekliği nedeniyle kişiye gereksiz yere demir yüklenmesi tanısı konulmasını önlemeyi amaçlıyor.<br />
Demirde hedef daha yüksek değer değil, uygun düzey<br />
Mevcut bilimsel veriler demirin zararlı bir mineral olduğunu göstermiyor. Demir insan yaşamı için gerekli ve eksikliğinde tedavi edilmesi gereken bir besin öğesi.<br />
Risk, kişinin ihtiyacına uygun olmayan kullanımda veya demir metabolizmasını bozan hastalıklarda ortaya çıkıyor.<br />
Özellikle uzun süre demir preparatı kullanan, ferritin ve transferrin satürasyonu kalıcı olarak yüksek seyreden, sık kan transfüzyonu alan veya ailesinde kalıtsal hemokromatozis bulunan kişilerin demir durumunun klinik ve laboratuvar verileriyle değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
2026’da yayımlanan güncel hematoloji değerlendirmeleri, demir yönetiminde temel yaklaşımın yalnızca yüksek ya da düşük ferritin değerine odaklanmak değil, kişinin gerçek demir durumunu doğru biçimde belirlemek olduğunu gösteriyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• European Journal of Haematology – Hyperferritinemia: Pathophysiology, Etiologies, and Diagnostic Approach, 6 Ağustos 2026<br />
• International Journal of Laboratory Hematology – Iron Overload: Pathophysiology, Diagnosis and Monitoring, 2026<br />
• ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri Besin Takviyeleri Ofisi – Demir Sağlık Profesyonelleri Bilgi Formu<br />
• Dünya Sağlık Örgütü – Bireylerde ve Toplumlarda Demir Durumunun Değerlendirilmesinde Ferritin Konsantrasyonlarının Kullanımına İlişkin Kılavuz<br />
• ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Demir İçeren Takviye ve İlaçlarda Uyarı Etiketlerine İlişkin Düzenleme</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kan-tahlili-olmadan-uzun-sure-demir-kullanimina-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 22:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/demirde-fazlasi-da-sorun-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="35299"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fırında Karnabahar Köftesi Tarifi: Hafif ve Pratik]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/firinda-karnabahar-koftesi-tarifi-hafif-ve-pratik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/firinda-karnabahar-koftesi-tarifi-hafif-ve-pratik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fırında karnabahar köftesi tarifi; karnabahar, yumurta, lor ve yulafla hazırlanan, kızartma gerektirmeyen ve yoğurt sosuyla servis edilen pratik bir yemek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fırında Karnabahar Köftesi Tarifi: Hafif ve Pratik</p>

<p>Karnabaharı klasik sebze yemeğinden farklı şekilde değerlendirmek isteyenler için fırında karnabahar köftesi pratik bir alternatif. Haşlanıp suyu iyice alınan karnabahar; yumurta, lor peyniri, yulaf ve yeşilliklerle bir araya getiriliyor, ardından küçük köfteler halinde fırında kızartılıyor.</p>

<p>Tarifin en önemli özelliklerinden biri yağda kızartma gerektirmemesi. Kontrollü miktarda zeytinyağıyla fırında pişirildiğinde dış yüzeyi hafifçe kızarmış, iç kısmı ise yumuşak sebze köfteleri elde edilebiliyor.</p>

<p>Yanında sarımsaklı yoğurt ve büyük bir mevsim salatasıyla servis edildiğinde hafif bir akşam öğününe dönüştürülebilir. Köfteler küçük hazırlanırsa ara öğün veya atıştırmalık olarak da sunulabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Karnabahar, sebze grubunda yer alan ve lifin yanı sıra C vitamini, folat ve çeşitli bitkisel bileşenler sağlayan bir besindir.</p>

<p>Yumurta ve lor peyniri tarifin protein miktarına katkıda bulunurken yulaf hem bağlayıcı görevi görüyor hem de kompleks karbonhidrat ve lif sağlıyor.</p>

<p>Tarifin yağda kızartılmak yerine fırında hazırlanması kullanılan yağ miktarının daha kolay kontrol edilmesini sağlar. Bununla birlikte “fırında” ifadesinin tek başına bir yemeği düşük kalorili hale getirmediği unutulmamalıdır. Peynir, yağ, sos ve porsiyon miktarı toplam enerji değerini etkiler.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 20 dakika<br />
Pişirme süresi: 25-30 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 50 dakika<br />
Kaç kişilik: 4 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 4-5 orta boy köfte ve yoğurt sosu<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Akşam yemeği / hafif öğün<br />
Kategori: Düşük Kalorili Tarifler</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 270 kcal<br />
Protein: 19 g<br />
Karbonhidrat: 25 g<br />
Yağ: 11 g<br />
Lif: 6 g</p>

<p>Değerler yaklaşık 800 gram temizlenmiş karnabahar, 2 yumurta, 150 gram lor peyniri, 100 gram yulaf ve 15 gram zeytinyağı üzerinden dört porsiyon dikkate alınarak yaklaşık hesaplanmıştır.</p>

<p>Kullanılan lor ve yoğurdun yağ oranı, köftelerin büyüklüğü, yulaf ve yağ miktarı gerçek besin değerlerini değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>Köfteler için:</p>

<p>800 gram temizlenmiş karnabahar<br />
2 adet büyük yumurta<br />
150 gram lor peyniri<br />
100 gram yulaf ezmesi<br />
2 adet taze soğan<br />
Yarım demet maydanoz<br />
Yarım demet dereotu<br />
1 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 15 ml<br />
1 çay kaşığı kimyon<br />
Yarım çay kaşığı karabiber<br />
Yarım çay kaşığı tatlı kırmızı toz biber<br />
Kontrollü miktarda tuz</p>

<p>Yoğurt sosu için:</p>

<p>200 gram sade yoğurt<br />
1 küçük diş sarımsak<br />
1 yemek kaşığı ince kıyılmış dereotu<br />
Bir tutam karabiber<br />
Gerekiyorsa çok az tuz</p>

<p>Fırında karnabahar köftesi nasıl yapılır?</p>

<p>1. Karnabaharı küçük çiçeklerine ayırın ve bol suyla yıkayın.</p>

<p>2. Geniş bir tencerede suyu kaynatın. Karnabaharları kaynar suya ekleyerek yaklaşık 6-8 dakika haşlayın.</p>

<p>3. Karnabahar tamamen dağılacak kadar yumuşamamalıdır. Çatalla kolayca ezilebilecek ancak fazla su çekmemiş bir kıvam yeterlidir.</p>

<p>4. Haşlanan karnabaharı süzgece alın ve suyunun iyice süzülmesini bekleyin.</p>

<p>5. Karnabaharı geniş bir kaseye aktarın ve patates ezici veya çatalla ezin. Tamamen püre yapmak yerine küçük parçaların kalması köftelere daha iyi doku verir.</p>

<p>6. Ezilmiş karnabahar hâlâ belirgin biçimde suluysa temiz bir mutfak bezi veya tülbent yardımıyla fazla suyunu çıkarın. Bu aşama tarifin başarısı açısından önemlidir.</p>

<p>7. Yulaf ezmesini mutfak robotunda iri un kıvamına gelene kadar çekin.</p>

<p>8. Karnabaharın üzerine yumurtaları, lor peynirini ve öğütülmüş yulafı ekleyin.</p>

<p>9. Taze soğan, maydanoz ve dereotunu ince kıyarak karışıma ilave edin.</p>

<p>10. Kimyon, karabiber, kırmızı toz biber ve kontrollü miktarda tuz ekleyin.</p>

<p>11. Bütün malzemeleri spatula veya temiz ellerinizle homojen hale gelene kadar karıştırın.</p>

<p>12. Karışımı yaklaşık 10 dakika dinlendirin. Yulaf bu sürede fazla nemin bir bölümünü emecektir.</p>

<p>13. Dinlenen harcın kıvamını kontrol edin. Elinizle şekil verildiğinde dağılmadan durmalı ancak kuru ve sert olmamalıdır.</p>

<p>14. Harç hâlâ çok gevşekse önce 1 yemek kaşığı öğütülmüş yulaf ekleyin ve birkaç dakika daha bekleyin. Gereksiz miktarda yulaf eklemek köfteleri kuru hale getirebilir.</p>

<p>15. Fırını 200 derece alt-üst ayarda önceden ısıtın.</p>

<p>16. Geniş bir fırın tepsisine pişirme kağıdı serin. Kağıdın yüzeyini zeytinyağının yaklaşık yarısıyla ince biçimde yağlayın.</p>

<p>17. Harçtan yaklaşık 50-55 gramlık parçalar alın. Elinizle yuvarlayıp hafifçe bastırarak yaklaşık 1,5 santimetre kalınlığında köfteler oluşturun.</p>

<p>18. Köfteleri aralarında boşluk bırakarak tepsiye yerleştirin. Çok sık dizmek yüzeylerinin kızarmasını zorlaştırabilir.</p>

<p>19. Kalan zeytinyağını köftelerin üzerine fırça yardımıyla ince biçimde sürün.</p>

<p>20. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında yaklaşık 15 dakika pişirin.</p>

<p>21. Alt yüzeyleri belirgin biçimde toparlandığında köfteleri ince bir spatulayla dikkatlice çevirin.</p>

<p>22. Yaklaşık 10-15 dakika daha pişirin. İki yüzey de altın rengini almaya başladığında fırından çıkarın.</p>

<p>23. Köfteleri tepsiden hemen kaldırmayın. Yaklaşık 5 dakika dinlendirin. Sıcakken hassas olan yapı dinlendikçe toparlanacaktır.</p>

<p>24. Yoğurt sosu için sade yoğurt, ezilmiş sarımsak ve dereotunu karıştırın.</p>

<p>25. Karnabahar köftelerini ılık halde yoğurt sosuyla servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Fırında karnabahar köftesinin dağılmaması için en kritik aşama karnabaharın fazla suyunu uzaklaştırmaktır. Sulu karnabahar harcını toparlamak için sürekli yulaf eklemek, sonuçta sebze köftesi yerine kuru ve yoğun bir yapı oluşturabilir.</p>

<p>Karnabaharı gereğinden uzun süre haşlamayın. Fazla pişen karnabahar daha çok su tutar ve köfte harcının kontrolünü zorlaştırır.</p>

<p>Köfteleri çok kalın hazırlamayın. Yaklaşık 1,5 santimetrelik kalınlık iç kısmın ısınmasına, dış yüzeyin ise kızarmasına imkân verir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarif zaten yağda kızartılmadığı ve ölçülü zeytinyağıyla hazırlandığı için sırf daha sağlıklı görünmesi amacıyla temel yapısını değiştirmek gerekmez.</p>

<p>Lor peynirinin tuz oranı yüksekse harca ayrıca tuz eklememek toplam tuz miktarını azaltabilir.</p>

<p>Yoğurt sosunda mayonez veya hazır sos kullanmak yerine sade yoğurt, sarımsak ve taze otlarla lezzet oluşturulabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Fırında karnabahar köftesi, sebze ağırlıklı ve vejetaryen bir öğün arayanlar için uygundur. Yumurta ve süt ürünlerini tüketen vejetaryen beslenme biçimine uyumludur.</p>

<p>Tarif protein açısından yalnızca sebzeden oluşan birçok köfte tarifine göre daha güçlüdür; ancak “yüksek proteinli” kategorisine yerleştirmek yerine porsiyon değerini açıkça belirtmek daha doğru olur.</p>

<p>Yulaf doğal olarak gluten içermese de üretim sırasında buğday, arpa veya çavdarla temas edebilir. Çölyak hastalığı bulunan kişiler yalnızca sertifikalı glutensiz yulaf kullanmalı ve diğer paketli ürünlerde çapraz bulaşma riskini kontrol etmelidir.</p>

<p>Yumurta veya süt proteini alerjisi bulunan kişiler için standart tarif uygun değildir.</p>

<p>Fırında karnabahar köftesi kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçüler dört eşit porsiyona ayrıldığında yoğurt sosuyla birlikte bir porsiyon yaklaşık 270 kalori sağlayabilir.</p>

<p>Lor peynirinin ve yoğurdun yağ oranı, yulaf miktarı, kullanılan zeytinyağı ve porsiyon büyüklüğü toplam enerjiyi değiştirebilir.</p>

<p>Karnabahar köftesi neden dağılıyor?</p>

<p>En yaygın neden karnabaharın fazla sulu olmasıdır. Harcın yeterince dinlendirilmemesi veya köftelerin ilk yüzü toparlanmadan çevrilmesi de dağılmaya neden olabilir.</p>

<p>Karnabaharın suyunu iyi almak, yulafı ekledikten sonra harcı dinlendirmek ve köfteleri fırında ilk 15 dakika mümkün olduğunca hareket ettirmemek daha iyi sonuç verir.</p>

<p>Karnabahar köftesi kızartmadan yapılır mı?</p>

<p>Evet. Fırında pişirme bu tarif için oldukça uygundur. Pişirme kağıdının yüzeyine ve köftelerin üzerine az miktarda yağ sürmek dış yüzeyin daha iyi renk almasına yardımcı olur.</p>

<p>Karnabahar köftesinin yanına ne gider?</p>

<p>Sarımsaklı veya dereotlu yoğurt en pratik eşlikçilerden biridir. Domates, salatalık, roka, havuç ve diğer mevsim sebzeleriyle hazırlanan büyük bir salatayla birlikte hafif bir öğün oluşturulabilir.</p>

<p>Karnabahar köftesi airfryer'da yapılır mı?</p>

<p>Evet. Köfteler airfryer sepetine birbirlerine değmeyecek şekilde yerleştirilebilir. Cihazların performansı değiştiğinden pişirme süresi modele göre ayarlanmalıdır. Köftelerin dış yüzeyi kızarıp iç yapısı tamamen ısındığında pişirme tamamlanabilir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Artan karnabahar köftelerini tamamen soğuduktan sonra kapalı bir saklama kabına alarak buzdolabında muhafaza edin.</p>

<p>Yoğurt sosunu ayrı kapta saklamak köftelerin yüzeyinin yumuşamasını azaltır.</p>

<p>Yeniden servis ederken mikrodalga yerine fırın veya airfryer kullanmak dış yüzeyin tekrar daha iyi doku kazanmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Fırında karnabahar köftesi, karnabaharı klasik sebze yemeğinin dışında değerlendirmek isteyenler için pratik ve görsel açıdan güçlü bir alternatif. Fırında hazırlanması sayesinde kızartma işlemiyle uğraşmadan dışı kızarmış sebze köfteleri elde edilebilir.</p>

<p>Tarifin başarısındaki temel nokta ise malzeme sayısını artırmak değil, karnabaharın suyunu doğru kontrol etmek. Bu aşama iyi yapıldığında köfteler kolay şekil alır ve fırından çıktıktan sonra da yapısını korur.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/firinda-karnabahar-koftesi-tarifi-hafif-ve-pratik</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 21:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0488.jpeg" type="image/jpeg" length="97726"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="18015"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="50705"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14493"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="94033"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12652"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="50481"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
