<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 07 Sep 2026 18:50:05 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2026-2027 Üniversite Bursları: Öğrencilere Burs Veren Kurumlar ve Başvuru Rehberi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/2026-2027-universite-burslari-ogrencilere-burs-veren-kurumlar-ve-basvuru-rehberi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/2026-2027-universite-burslari-ogrencilere-burs-veren-kurumlar-ve-basvuru-rehberi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üniversitelerin açılmasıyla birlikte öğrencilerin burs arayışı hızlandı. KYK, VGM, TEV, Anadolu Vakfı, ÇYDD, Vehbi Koç Vakfı, Sabancı Vakfı, TÜBİTAK, belediyeler ve çok sayıda kuruluş öğrencilere farklı koşullarda eğitim desteği sağlıyor. Peki 2026-2027 burs başvuruları ne zaman, kimler başvurabilir ve başvurular nasıl yapılır? İşte üniversite öğrencileri için kapsamlı burs rehberi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Üniversitelerin açılmasıyla birlikte öğrencilerin burs arayışı hızlandı. KYK, VGM, TEV, Anadolu Vakfı, ÇYDD, Vehbi Koç Vakfı, Sabancı Vakfı, TÜBİTAK, belediyeler ve çok sayıda kuruluş öğrencilere farklı koşullarda eğitim desteği sağlıyor. Peki 2026-2027 burs başvuruları ne zaman, kimler başvurabilir ve başvurular nasıl yapılır? İşte üniversite öğrencileri için kapsamlı burs rehberi.</p>

<p>BURS ARAYAN ÖĞRENCİLER NE YAPMALI?</p>

<p>Burs arayan öğrencilerin tek bir kuruma başvurup sonucu beklemek yerine şartlarını karşıladıkları farklı programları değerlendirmeleri daha doğru bir yöntem.</p>

<p>İlk olarak öğrencinin kendi üniversitesinin burs koordinatörlüğü, Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı, öğrenci işleri ve üniversite vakfı duyuruları kontrol edilmeli.</p>

<p>Ardından KYK, VGM, TEV, Anadolu Vakfı, ÇYDD, büyük vakıflar, belediyeler ve bölüm bazlı burs programları takip edilmeli.</p>

<p>Özellikle Eylül ve Ekim aylarında başvuru takvimleri sık değişebildiği için öğrencilerin haftalık bir burs kontrol listesi oluşturması yararlı olabilir.</p>

<p>Başvuru yapılacak kurumların resmi sayfaları tarayıcıya kaydedilebilir ve son başvuru tarihleri telefondaki takvime eklenebilir.</p>

<p>SADECE BURS MİKTARINA BAKMAYIN</p>

<p>Burs seçerken yalnızca aylık ödeme tutarına odaklanmak doğru olmayabilir.</p>

<p>Bazı burslar dokuz ay, bazıları sekiz ay, bazıları ise on iki ay boyunca ödeniyor.</p>

<p>Bazı programlar yalnızca maddi destek sağlarken bazı vakıflar mentorluk, staj, kariyer gelişimi, yabancı dil, proje geliştirme ve mezun ağı gibi ek imkânlar da sunabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin burs tutarının yanında programın sağladığı diğer fırsatları da değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<p>BAŞARI BURSLARI AYRI TAKİP EDİLMELİ</p>

<p>YKS’de yüksek başarı gösteren, üniversitede yüksek not ortalamasına sahip olan veya bilim olimpiyatları ve proje yarışmalarında derece alan öğrenciler için ihtiyaç burslarından farklı programlar bulunuyor.</p>

<p>TEV Üstün Başarı Bursu, TÜBİTAK 2205 ve çeşitli üniversitelerin başarı bursları bu gruptaki öğrenciler açısından önemli seçenekler arasında.</p>

<p>Bazı burslarda öğrencinin gelir durumu ana kriter olurken bazı programlarda akademik başarı çok daha belirleyici olabiliyor.</p>

<p>YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA ÖĞRENCİLERİ İÇİN AYRI BURS HAVUZU VAR</p>

<p>Burs arayışı yalnızca lisans öğrencileriyle sınırlı değil.</p>

<p>Yüksek lisans ve doktora öğrencileri için TEV, TÜBİTAK, çeşitli eğitim vakıfları ve araştırma kuruluşlarının ayrı destek programları bulunuyor.</p>

<p>Bu programlarda akademik başarı, tez konusu, araştırma alanı, yayın geçmişi, yabancı dil puanı ve bilimsel çalışma planı gibi kriterler değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Özellikle yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin genel öğrenci bursları dışında araştırma bursları, proje bursları ve tez desteklerini de takip etmesi önemli.</p>

<p>KIZ ÖĞRENCİLERE YÖNELİK ÖZEL BURSLAR</p>

<p>Bazı vakıf ve kuruluşlar kız öğrencilerin eğitimini desteklemeye yönelik özel burs programları da yürütüyor.</p>

<p>Bu programlar özellikle mühendislik, teknoloji, fen bilimleri ve belirli meslek alanlarında okuyan kız öğrencileri desteklemeye odaklanabiliyor.</p>

<p>Alarko Eğitim ve Kültür Vakfı gibi bazı kuruluşların dönemsel olarak belirli üniversitelerde kız öğrencilere özel programları bulunabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin yalnızca genel burs başlıklarını değil, kendilerine özel kontenjan veya program bulunup bulunmadığını da kontrol etmesi gerekiyor.</p>

<p>ŞEHİT VE GAZİ YAKINLARI İÇİN DESTEKLER</p>

<p>Şehit ve gazi yakınları için kamu kurumları, üniversiteler, vakıflar ve çeşitli kuruluşlar tarafından ayrı burs ve eğitim destekleri sağlanabiliyor.</p>

<p>Bu programlarda öğrencilerden ilgili durumlarını gösteren resmi belgeler istenebiliyor.</p>

<p>Şehit ve gazi yakınlarının genel bursların yanı sıra kendilerine özel tanımlanan programları da ayrıca araştırması gerekiyor.</p>

<p>ENGELLİ ÖĞRENCİLER İÇİN BURSLAR</p>

<p>Engelli üniversite öğrencileri için de farklı kurum ve kuruluşlar tarafından eğitim destekleri sağlanabiliyor.</p>

<p>Bazı burs programlarında engellilik durumu özel kontenjan veya değerlendirme kriteri olarak dikkate alınıyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru sırasında engellilik durumlarını gösteren güncel sağlık kurulu raporu veya ilgili resmi belgeleri hazırlaması istenebiliyor.</p>

<p>YEREL VAKIFLAR ÖNEMLİ BİR KAYNAK</p>

<p>Türkiye’deki burs imkânlarının önemli bir bölümü ulusal çapta bilinen büyük vakıflardan ibaret değil.</p>

<p>İl, ilçe ve köy vakıfları ile hemşehri dernekleri de kendi bölgelerinden üniversite kazanan öğrencilere burs verebiliyor.</p>

<p>Örneğin öğrencinin nüfusa kayıtlı olduğu il veya ilçeye göre kurulan eğitim vakıfları, kalkınma vakıfları ve hemşehri dernekleri dönemsel burs programları açabiliyor.</p>

<p>Bu burslar ulusal burs programlarına göre daha az başvuru alabildiği için öğrenciler açısından önemli bir fırsat oluşturabiliyor.</p>

<p>Öğrencilerin memleketlerine ait vakıf ve dernekleri de ayrıca araştırması yararlı olabilir.</p>

<p>TİCARET VE SANAYİ ODALARINI KONTROL EDİN</p>

<p>Türkiye’nin birçok ilindeki ticaret ve sanayi odaları ile bunlara bağlı vakıflar da öğrencilere burs veya eğitim desteği sağlayabiliyor.</p>

<p>Bu programlarda çoğu zaman öğrencinin veya ailesinin ilgili il ile bağlantısı, belirli bir bölümde okuması veya maddi ihtiyaç kriterleri aranabiliyor.</p>

<p>İstanbul Ticaret Odası dışında öğrencilerin kendi şehirlerindeki ticaret ve sanayi odalarının resmi duyurularını da takip etmesi gerekiyor.</p>

<p>MESLEK ODALARININ BURSLARI DA VAR</p>

<p>Mühendislik, mimarlık, hukuk, sağlık ve diğer meslek alanlarında eğitim gören öğrenciler için meslek odaları ve bunlara bağlı vakıflar da dönemsel destekler sağlayabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin yalnızca büyük burs listelerini değil, eğitim gördükleri meslek alanına ait odaların ve mesleki kuruluşların duyurularını da incelemesi önemli.</p>

<p>TIP ÖĞRENCİLERİ İÇİN FAKÜLTE MEZUN DERNEKLERİNE BAKIN</p>

<p>Tıp fakültesi öğrencileri açısından önemli fakat çoğu zaman gözden kaçan kaynaklardan biri fakülte mezun dernekleri.</p>

<p>Bazı tıp fakültelerinin mezun dernekleri kendi fakültelerinde öğrenim gören ihtiyaç sahibi öğrencilere destek verebiliyor.</p>

<p>Bu burslar her zaman büyük burs platformlarında yer almayabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tıp öğrencilerinin fakülte yönetimi, öğrenci işleri, mezun derneği ve varsa üniversite vakfı üzerinden ayrıca araştırma yapması gerekiyor.</p>

<p>DİŞ HEKİMLİĞİ VE ECZACILIK ÖĞRENCİLERİ DE AYRI ARAŞTIRMALI</p>

<p>Diş hekimliği ve eczacılık öğrencileri de genel üniversite burslarının yanında meslek kuruluşları, fakülte mezun dernekleri ve sektör vakıflarını takip edebilir.</p>

<p>Meslek odaları ve ilgili meslek örgütleri dönemsel olarak öğrenci destekleri açıklayabiliyor.</p>

<p>HEMŞİRELİK VE SAĞLIK BİLİMLERİ ÖĞRENCİLERİ İÇİN DE SEÇENEKLER VAR</p>

<p>Hemşirelik, fizyoterapi ve rehabilitasyon, beslenme ve diyetetik, ergoterapi, odyoloji, sağlık yönetimi ve diğer sağlık bilimleri bölümlerinde okuyan öğrenciler de genel burs programlarının tamamına yakınını değerlendirebilir.</p>

<p>Bunun yanında sağlık alanındaki vakıflar, üniversite hastanelerine bağlı vakıflar, meslek dernekleri ve üniversite mezun oluşumları da dönemsel burslar sağlayabiliyor.</p>

<p>BURS BAŞVURULARINDA MÜLAKAT OLABİLİR</p>

<p>Bazı vakıflar yalnızca belge değerlendirmesiyle bursiyer seçmiyor.</p>

<p>Ön değerlendirmeyi geçen öğrenciler çevrim içi veya yüz yüze mülakata çağrılabiliyor.</p>

<p>Mülakatta öğrencinin ekonomik durumu, eğitim hedefleri, akademik başarısı, sosyal faaliyetleri ve gelecek planları hakkında sorular yöneltilebiliyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru formunda verdikleri bilgilerle mülakatta söyledikleri bilgilerin birbiriyle uyumlu olması gerekiyor.</p>

<p>YANLIŞ VEYA EKSİK BEYAN BURSUN İPTALİNE YOL AÇABİLİR</p>

<p>Burs başvurularında gelir, aile durumu, eğitim bilgileri veya başka burslara ilişkin yanlış beyanda bulunmak ciddi sonuçlara neden olabilir.</p>

<p>Birçok kurum başvuru bilgilerini resmi sistemlerden veya belgeler üzerinden doğruluyor.</p>

<p>Yanlış bilgi verilmesi halinde başvuru reddedilebilir veya kazanılmış burs sonradan iptal edilebilir.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin formları eksiksiz ve doğru bilgilerle doldurması gerekiyor.</p>

<p>BURSUN DEVAM ETMESİ İÇİN BAŞARI ŞARTI OLABİLİR</p>

<p>Bir bursu kazanmak desteğin mezuniyete kadar otomatik olarak devam edeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Birçok vakıf her eğitim yılı sonunda öğrencinin akademik başarısını yeniden değerlendiriyor.</p>

<p>Belirlenen not ortalamasının altına düşmek, sınıf tekrarı yapmak, disiplin cezası almak veya öğrencilik statüsünün sona ermesi bursun kesilmesine yol açabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin bursu kazandıktan sonra devam koşullarını da dikkatle incelemesi gerekiyor.</p>

<p>BAŞVURU TARİHİNİ SON GÜNE BIRAKMAYIN</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burs sistemlerinde son günlerde yoğunluk yaşanabiliyor.</p>

<p>Belge yükleme hatası, e-Devlet belgesinin alınamaması veya başvuru sistemindeki teknik sorunlar öğrencinin başvuruyu tamamlamasını engelleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle burs başvurularının mümkünse son güne bırakılmadan tamamlanması gerekiyor.</p>

<p>2026-2027 DÖNEMİ İÇİN ÖNE ÇIKAN TARİHLER</p>

<p>7 Eylül 2026 itibarıyla öğrencilerin ajandalarına ekleyebileceği bazı önemli tarihler şöyle:</p>

<p>Anadolu Vakfı: 1-30 Eylül 2026.</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursu: 14 Eylül-8 Ekim 2026.</p>

<p>ÇYDD yeni burs başvuruları: 14-20 Eylül 2026.</p>

<p>ÇYDD mevcut bursiyer kayıt yenileme: 25 Eylül-9 Ekim 2026.</p>

<p>TÜBİTAK 2205 ikinci dönem: 5-27 Ekim 2026.</p>

<p>Diğer büyük vakıflar, KYK, VGM, belediyeler ve yerel kuruluşların yeni dönem duyuruları da Eylül ve Ekim boyunca takip edilmeli.</p>

<p>BAŞVURU TARİHİ AÇIKLANMAYAN KURUMLARDA NE YAPILMALI?</p>

<p>Bir kuruluşun 2026-2027 başvuru tarihinin henüz açıklanmaması o kurumun bu yıl burs vermeyeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bazı kuruluşlar takvimlerini üniversitelerin açılmasının ardından duyuruyor.</p>

<p>Bu nedenle geçmiş yıllardaki başvuru tarihlerine bakılarak tahminde bulunulabilir ancak eski tarih kesin yeni dönem tarihi olarak kabul edilmemeli.</p>

<p>Öğrencilerin kurumun resmi internet sitesindeki duyurular ve burs sayfasını takip etmesi gerekiyor.</p>

<p>SOSYAL MEDYADAKİ BURS LİSTELERİNE TEMKİNLİ YAKLAŞIN</p>

<p>Sosyal medyada onlarca bursun tek görselde toplandığı listeler öğrenciler açısından yararlı bir başlangıç noktası olabilir.</p>

<p>Ancak bu listelerde kapanmış burs programları, eski başvuru tarihleri veya güncelliğini yitirmiş burs tutarları bulunabiliyor.</p>

<p>En güvenli yöntem, listedeki kuruluşun adına ulaştıktan sonra başvuruyu doğrudan kurumun resmi internet sitesi üzerinden doğrulamak.</p>

<p>PARA İSTEYEN “BURS” BAŞVURULARINA DİKKAT</p>

<p>Burs başvurusu adı altında kayıt ücreti, dosya masrafı, güvence bedeli veya benzeri isimlerle para talep edilmesi önemli bir uyarı işareti.</p>

<p>Özellikle bilinmeyen kişi veya hesaplara para transferi yapılmamalı.</p>

<p>Öğrenciler banka hesabı, şifre, kart bilgileri veya mobil bankacılık doğrulama kodlarını hiçbir burs kuruluşuyla paylaşmamalı.</p>

<p>Kimlik fotoğrafı ve kişisel belgeler de yalnızca kurumun doğrulanmış resmi başvuru sistemi üzerinden gönderilmeli.</p>

<p>2026-2027 BURS DÖNEMİNİN EN ÖNEMLİ KURALI: ERKEN BAŞLAYIN</p>

<p>Burs arayan öğrenciler için en büyük avantaj hazırlıklı olmak.</p>

<p>Eylül ve Ekim aylarında çok sayıda başvuru aynı anda açıldığı için öğrencinin belgelerini önceden hazırlaması, uygun bursları listelemesi ve son başvuru tarihlerini takip etmesi gerekiyor.</p>

<p>Bir programa uygun olmamak diğer burslara da uygun olunmadığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kurumların ekonomik durum, akademik başarı, şehir, bölüm, sınıf, yaş ve özel koşullara ilişkin kriterleri birbirinden farklı.</p>

<p>Bu nedenle mümkün olduğunca çok sayıda uygun ve güvenilir programa başvurmak burs alma ihtimalini artırabilir.</p>

<p>SONUÇ: BURS İMKÂNI KYK İLE SINIRLI DEĞİL</p>

<p>Türkiye’de üniversite öğrencilerine yönelik burs ve eğitim desteği ağı oldukça geniş.</p>

<p>KYK ve Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi kamu desteklerinin yanı sıra TEV, Anadolu Vakfı, ÇYDD, Vehbi Koç Vakfı, Sabancı Vakfı, Mehmet Zorlu Vakfı, Borusan Kocabıyık Vakfı, Çağdaş Eğitim Vakfı ve çok sayıda başka vakıf öğrencilere farklı programlar sunuyor.</p>

<p>TÜBİTAK bilimsel başarı gösteren öğrenciler ile yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yönelik ayrı burslara sahip.</p>

<p>Belediyeler, üniversite vakıfları, mezun dernekleri, ticaret ve sanayi odaları, meslek kuruluşları ve yerel vakıflar da öğrenciler için önemli destek kaynakları arasında.</p>

<p>Özellikle tıp ve sağlık bilimleri öğrencilerinin genel bursların yanı sıra kendi üniversitelerinin vakıflarını, fakülte mezun derneklerini ve mesleki kuruluşları ayrıca araştırması önemli.</p>

<p>2026-2027 burs döneminde bazı başvurular şimdiden başladı, bazıları ise Eylül ve Ekim aylarında açılacak.</p>

<p>Başvuru tarihleri ve burs tutarları değişebildiği için öğrencilerin her başvurudan önce kurumun resmi güncel duyurusunu kontrol etmesi gerekiyor.</p>

<p>Burs arayan öğrenciler için en doğru yöntem ise tek bir başvuruya güvenmek yerine şartlarını karşıladıkları bütün güvenilir burs programlarını zamanında değerlendirmek. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık Eğitimi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/2026-2027-universite-burslari-ogrencilere-burs-veren-kurumlar-ve-basvuru-rehberi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9978.jpeg" type="image/jpeg" length="28628"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mezun Olunca İş Bulma Şansı En Yüksek Bölümler Belli Oldu: Tıp Zirvede]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mezun-olunca-is-bulma-sansi-en-yuksek-bolumler-belli-oldu-tip-zirvede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mezun-olunca-is-bulma-sansi-en-yuksek-bolumler-belli-oldu-tip-zirvede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üniversite tercihinde yalnızca puan ve bölümün popülerliği değil, mezuniyet sonrasında iş bulabilme ihtimali de giderek daha fazla önem taşıyor. TÜİK’in Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri 2025 sonuçları, lisans mezunlarının iş gücü piyasasındaki durumuna ilişkin dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Verilere göre kayıtlı istihdam oranının en yüksek olduğu lisans bölümü yüzde 95,5 ile tıp oldu. Başka bir ifadeyle tıp mezunlarının çok büyük bölümü kayıtlı istihdam içerisinde yer aldı.</p>

<p>Tıp bölümünü yüzde 90,8 ile özel eğitim öğretmenliği takip etti. Havacılık elektrik ve elektroniğinde kayıtlı istihdam oranı yüzde 89,9 olurken, matematik mühendisliği ve hemşirelikte bu oran yüzde 89,8 olarak gerçekleşti.</p>

<p>İSTİHDAM ORANI EN YÜKSEK 5 LİSANS BÖLÜMÜ</p>

<p>Tıp: %95,5</p>

<p>Özel Eğitim Öğretmenliği: %90,8</p>

<p>Havacılık Elektrik ve Elektroniği: %89,9</p>

<p>Matematik Mühendisliği: %89,8</p>

<p>Hemşirelik: %89,8</p>

<p>TIP SADECE İSTİHDAMDA DEĞİL, İŞE GEÇİŞ HIZINDA DA ÖNDE</p>

<p>Verilerin dikkat çeken taraflarından biri de mezunların ilk işlerini bulmalarının ne kadar sürdüğü.</p>

<p>Lisans mezunlarında ortalama ilk iş bulma süresi 14,2 ay olarak hesaplanırken bazı bölümlerde bu süre birkaç aya kadar düşüyor.</p>

<p>İlk iş bulma süresinin en kısa olduğu bölüm 2,4 ay ile dil ve konuşma terapisi oldu. Tıp mezunları ise ortalama 3,9 ayda ilk işlerini buldu.</p>

<p>Özel eğitim öğretmenliğinde bu süre 4,4 ay, eczacılıkta 4,6 ay, ergoterapide ise 7,6 ay olarak gerçekleşti.</p>

<p>İLK İŞİNİ EN HIZLI BULAN BÖLÜMLER</p>

<p>Dil ve Konuşma Terapisi: 2,4 ay</p>

<p>Tıp: 3,9 ay</p>

<p>Özel Eğitim Öğretmenliği: 4,4 ay</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eczacılık: 4,6 ay</p>

<p>Ergoterapi: 7,6 ay</p>

<p>SAĞLIK BÖLÜMLERİNİN AĞIRLIĞI DİKKAT ÇEKİYOR</p>

<p>İki gösterge birlikte değerlendirildiğinde sağlık alanlarının güçlü konumu dikkat çekiyor.</p>

<p>Tıp ve hemşirelik yüksek kayıtlı istihdam oranlarıyla öne çıkarken; dil ve konuşma terapisi, tıp, eczacılık ve ergoterapi ilk işe geçiş süresinin en kısa olduğu bölümler arasında bulunuyor.</p>

<p>Bu tablo, sağlık alanındaki bazı mesleklerin mezuniyetten istihdama geçiş açısından diğer birçok lisans alanından ayrıştığını gösteriyor.</p>

<p>Ancak yüksek istihdam oranı, bir bölümün herkes için doğru tercih olduğu anlamına gelmiyor. Çalışma koşulları, eğitim süresi, mesleğin gerektirdiği yetkinlikler, gelir beklentisi, kişinin ilgi alanları ve uzun vadeli kariyer hedefleri de tercih sırasında birlikte değerlendirilmeli.</p>

<p>“İSTİHDAM ORANI” NE ANLAMA GELİYOR?</p>

<p>TÜİK verilerindeki kayıtlı istihdam oranını doğrudan “mezunların yüzde kaçı hemen iş buldu?” şeklinde yorumlamak doğru değil.</p>

<p>Gösterge, ilgili yükseköğretim programından mezun olan kişilerin kayıtlı istihdam içerisindeki durumunu ortaya koyuyor. Bu nedenle istihdam oranı ile mezuniyet sonrasında ilk işi bulma süresi birbirinden farklı iki gösterge olarak değerlendirilmeli.</p>

<p>TERCİH YAPACAK ÖĞRENCİLER İÇİN ÖNEMLİ BİR GÖSTERGE</p>

<p>Üniversite tercihleri yapılırken geçmiş yıllarda çoğunlukla taban puanlar, başarı sıralamaları ve üniversitelerin olanakları ön plana çıkıyordu. Mezunların istihdam performansı ise artık tercih denklemine eklenebilecek önemli göstergelerden biri.</p>

<p>TÜİK’in verileri özellikle bir noktayı açık biçimde ortaya koyuyor: Üniversite bölümlerinin mezuniyet sonrasındaki iş gücü performansı arasında ciddi farklılıklar bulunabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle adayların yalnızca “Hangi bölümü kazanabilirim?” sorusuna değil, “Bu bölümden mezun olduktan sonra nasıl bir çalışma hayatı beni bekliyor?” sorusuna da yanıt araması önem taşıyor.</p>

<p>KAYNAK</p>

<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)<br />
Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri, 2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık Eğitimi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mezun-olunca-is-bulma-sansi-en-yuksek-bolumler-belli-oldu-tip-zirvede</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9975.jpeg" type="image/jpeg" length="51936"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kahvaltıda Hangi Meyve Daha İyi? Orman Meyvelerini Öne Çıkaran Özellikler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kahvaltida-hangi-meyve-daha-iyi-orman-meyvelerini-one-cikaran-ozellikler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kahvaltida-hangi-meyve-daha-iyi-orman-meyvelerini-one-cikaran-ozellikler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çilek, ahududu, böğürtlen ve yaban mersini; lif, vitamin ve çeşitli bitkisel bileşikler içeriyor. Ancak sağlıklı kahvaltının sırrı tek bir meyveden değil, öğünün bütününden geçiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kahvaltıda hangi meyvenin tercih edilmesi gerektiği konusunda tek bir bilimsel “şampiyon” yok. Ancak çilek, ahududu, böğürtlen ve yaban mersini gibi orman meyveleri; lif içerikleri ve antosiyanin adı verilen bitkisel bileşikler nedeniyle besleyici seçenekler arasında öne çıkıyor.</p>

<p>Bu meyveleri sabah öğününde tercih etmenin en önemli avantajlarından biri, meyveyi bütün haliyle tüketirken lif, vitamin, mineral ve farklı bitkisel bileşikleri birlikte alabilmek. Bununla birlikte sağlıklı bir kahvaltı yalnızca hangi meyvenin seçildiğine bağlı değil; protein, tam tahıl, sağlıklı yağ ve genel beslenme düzeni de önemli.</p>

<p>Orman meyvelerini farklı kılan ne?</p>

<p>Çilek, yaban mersini, ahududu ve böğürtlen gibi meyvelerin renklerinin önemli bir bölümü antosiyanin adı verilen doğal pigmentlerden geliyor.</p>

<p>Antosiyaninler, flavonoid olarak bilinen geniş bir bitkisel bileşik grubunun üyeleri. Bu maddeler özellikle kırmızı, mor ve mavi renkteki birçok meyve ve sebzede bulunuyor.</p>

<p>Orman meyveleri ayrıca C vitamini başta olmak üzere farklı vitamin ve mineraller sağlayabiliyor. İçerikleri meyvenin türüne, yetişme koşullarına ve porsiyona göre değişiyor.</p>

<p>Lif açısından neden dikkat çekiyor?</p>

<p>Orman meyvelerinin önemli özelliklerinden biri lif içermeleri. Lif sindirim sisteminde tamamen parçalanmıyor ve öğünün sindirim hızının, tokluk hissinin ve yemek sonrası kan şekeri yanıtının düzenlenmesine katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Özellikle ahududu ve böğürtlen, meyveler arasında lif açısından dikkat çeken seçenekler arasında. Ancak elma, armut, portakal ve diğer bütün meyveler de sağlıklı beslenmenin değerli parçaları.</p>

<p>Bu nedenle “diğer meyveler sağlıksız, orman meyveleri sağlıklı” şeklinde bir ayrım bilimsel olarak doğru değil. Meyve ve sebze tüketiminde çeşitlilik, tek bir besine odaklanmaktan daha anlamlı.</p>

<p>Kan şekeri için üstün oldukları söylenebilir mi?</p>

<p>Orman meyvelerinin lif içermesi ve bazı meyvelere kıyasla porsiyon başına daha düşük miktarda doğal şeker içerebilmesi, onları dengeli öğünlerde kullanışlı hale getirebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak bir yiyeceğin kan şekerine etkisi yalnızca içerdiği şeker miktarıyla belirlenmez. Porsiyon, öğünde tüketilen diğer besinler, kişinin metabolik durumu ve toplam beslenme düzeni de sonucu etkiler.</p>

<p>Araştırmalar orman meyveleri ve onlardan elde edilen polifenollerin glikoz metabolizmasına etkilerini incelemiş durumda. Bununla birlikte randomize çalışmaların sistematik incelemelerinde sonuçlar her zaman aynı değil. Bazı çalışmalarda olumlu değişiklikler görülürken, bazı analizlerde kan şekeri göstergeleri üzerinde belirgin veya klinik açıdan önemli bir etki saptanmadı.</p>

<p>Bu nedenle orman meyvelerini “kan şekerini düşüren besin” olarak tanımlamak doğru olmaz.</p>

<p>Kalp sağlığı araştırmaları ne gösteriyor?</p>

<p>Orman meyveleri kardiyometabolik sağlık açısından da çok sayıda araştırmaya konu oldu.</p>

<p>Randomize kontrollü çalışmaların sistematik incelemelerinde kan basıncı, kan yağları, damar fonksiyonu ve glikoz metabolizması gibi göstergelerde bazı olumlu sonuçlar bildirilmiş olsa da bütün çalışmalar aynı sonucu vermiyor.</p>

<p>2018'de yayımlanan bir sistematik incelemede 23 randomize kontrollü çalışma ve toplam 1.168 katılımcı değerlendirildi. Araştırmacılar yüksek kaliteli çalışmaların önemli bölümünde kardiyovasküler risk göstergelerinden en az birinde olumlu değişiklik bildirildiğini belirtti.</p>

<p>2025'te metabolik sendromlu kişilerde yapılan randomize çalışmaların meta-analizinde ise HDL kolesterolde küçük bir artış görülürken LDL kolesterol, toplam kolesterol, kan basıncı, HbA1c ve birçok başka göstergede anlamlı değişiklik bulunmadı.</p>

<p>Bu farklı sonuçlar, tek bir besinin etkisini olduğundan güçlü göstermemek gerektiğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Kilo vermek için orman meyvesi yemek yeterli mi?</p>

<p>Hayır. Hiçbir meyve tek başına yağ yakmaz veya kilo kaybını garanti etmez.</p>

<p>2026'da yayımlanan ve randomize kontrollü çalışmaları bir araya getiren bir meta-analizde orman meyvesi müdahaleleri vücut kitle indeksi ve vücut yağ oranında küçük değişikliklerle ilişkilendirildi. Bununla birlikte vücut ağırlığı ve bel çevresinde anlamlı değişiklik saptanmadı.</p>

<p>Dolayısıyla bu meyvelerin kilo vermeyi sağlayan özel bir besin olarak sunulması mevcut kanıtların ötesine geçer.</p>

<p>Meyveyi bütün olarak tüketmek neden avantajlı?</p>

<p>Beslenme rehberleri meyvenin önemli bölümünün bütün meyvelerden karşılanmasını destekliyor. Bütün meyve, meyve suyunda azalabilen veya tamamen kaybolabilen lifin korunmasını sağlıyor.</p>

<p>Meyve suyu hazırlanırken posa ayrıldığında lif miktarı belirgin biçimde azalabilir. Ayrıca sıvı haldeki meyveyi kısa sürede daha fazla miktarda tüketmek daha kolaydır.</p>

<p>Bu nedenle kahvaltıda çilek, ahududu veya yaban mersini gibi meyveleri bütün haliyle tüketmek, yalnızca meyve suyunu içmeye göre genellikle daha uygun bir seçenek.</p>

<p>Dondurulmuş orman meyveleri kullanılabilir mi?</p>

<p>Evet. Şeker veya şurup eklenmemiş dondurulmuş meyveler de pratik bir seçenek olabilir.</p>

<p>Mevsim dışında taze ürün bulmak güçleştiğinde dondurulmuş çilek, böğürtlen, ahududu veya yaban mersini yoğurt, yulaf ve benzeri kahvaltılara eklenebilir.</p>

<p>Ürünün içindekiler bölümünde ilave şeker bulunup bulunmadığını kontrol etmek yararlı olur.</p>

<p>Kahvaltıda nasıl tüketilebilir?</p>

<p>Orman meyveleri tek başına yenebileceği gibi kahvaltının diğer bileşenleriyle birlikte de tüketilebilir.</p>

<p>Örneğin sade yoğurt veya kefir, yulaf, ceviz, badem ve chia tohumu gibi besinlerle bir araya getirilebilir. Böylece kahvaltıda meyvenin yanında protein, yağ ve farklı lif kaynakları da yer alabilir.</p>

<p>Smoothie hazırlanacaksa meyvenin posasının korunması avantaj sağlar. Buna karşılık meyveyi süzüp yalnızca suyunu tüketmek lif miktarını azaltır.</p>

<p>Peki kahvaltının en sağlıklı meyvesi hangisi?</p>

<p>Bilimsel veriler herkes için geçerli tek bir “en sağlıklı kahvaltı meyvesi” belirlemeye yeterli değil. Orman meyveleri besleyici özellikleri nedeniyle güçlü seçenekler arasında olsa da muz, elma, armut, portakal, kivi ve diğer bütün meyvelerin de sağlıklı bir beslenme düzeninde yeri var.</p>

<p>Asıl hedef her sabah aynı “süper besini” tüketmek yerine farklı renk ve türlerde bütün meyvelere beslenmede yer vermek olmalı.</p>

<p>Orman meyvelerinin avantajı; lif, C vitamini ve farklı bitkisel bileşikleri bir arada sunabilmeleri. Kahvaltıda yoğurt, yulaf, kuruyemiş veya başka protein ve sağlıklı yağ kaynaklarıyla birlikte kullanıldıklarında dengeli bir öğünün parçası olabilirler.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Health, Stephanie Anderson Witmer, We Asked 4 Dietitians the Healthiest Fruit to Eat for Breakfast, güncelleme 2026</p>

<p>Heneghan C, Kiely M, Lyons J, Lucey A. Molecular Nutrition &amp; Food Research, The Effect of Berry-Based Food Interventions on Markers of Cardiovascular and Metabolic Health, 2018</p>

<p>Nutrients, Effect of Berry Polyphenols on Glucose Metabolism: A Systematic Review and Meta-Analysis of Randomized Controlled Trials, 2020</p>

<p>Nutrition Reviews, Effect of Dietary Intervention With Berries on Anthropometric Indices: A Systematic Review and Meta-Analysis of Randomized Controlled Clinical Trials, 2026</p>

<p>Systematic Review and Meta-Analysis of Randomised Controlled Trials, Effects of Berry Consumption on Cardiometabolic Risk Factors in Patients with Metabolic Syndrome, 2025</p>

<p>U.S. Department of Agriculture, FoodData Central</p>

<p>Dietary Guidelines for Americans 2020–2025</p>

<p>Harvard T.H. Chan School of Public Health, The Nutrition Source </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kahvaltida-hangi-meyve-daha-iyi-orman-meyvelerini-one-cikaran-ozellikler</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 16:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9974.jpeg" type="image/jpeg" length="52551"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tuzla’da İş Yeri Hekimine Bıçaklı Saldırı: Doktor Ağır Yaralandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tuzlada-is-yeri-hekimine-bicakli-saldiri-doktor-agir-yaralandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tuzlada-is-yeri-hekimine-bicakli-saldiri-doktor-agir-yaralandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Tuzla’daki Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’nde görev yapan iş yeri hekimi B.A., bıçaklı saldırıda ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan doktorun tedavisi sürerken, saldırının şüphelisi S.A. da olayın ardından sahil bölgesinde intihar girişiminde bulunduğu sırada bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>İstanbul’un Tuzla ilçesinde görev yapan bir iş yeri hekimi bıçaklı saldırıya uğradı. Ağır yaralanan doktor hastaneye kaldırılırken, olayın şüphelisi de daha sonra sahil bölgesinde bulundu.</p>

<p>İstanbul Valiliğinden yapılan açıklamaya göre olay, 7 Eylül Pazartesi günü saat 09.00 sıralarında Tuzla Aydınlı Mahallesi’ndeki Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana geldi.</p>

<p>DOKTOR AĞIR YARALANDI</p>

<p>Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’nde iş sağlığı doktoru olarak görev yapan B.A., bıçaklı saldırıya uğradı.</p>

<p>İhbar üzerine bölgeye sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Ağır yaralanan doktora olay yerinde ilk müdahale yapıldı. B.A. daha sonra ambulansla hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı.</p>

<p>ŞÜPHELİNİN DAHA ÖNCE OSB’DE ÇALIŞTIĞI BELİRLENDİ</p>

<p>Polis ekiplerinin olayın ardından başlattığı incelemede saldırıyı gerçekleştirdiği belirlenen kişinin S.A. olduğu tespit edildi.</p>

<p>İstanbul Valiliğinin açıklamasına göre şüphelinin daha önce Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’nde çalıştığı belirlendi.</p>

<p>ŞÜPHELİ SAHİL BÖLGESİNDE BULUNDU</p>

<p>Şüphelinin yakalanması için başlatılan çalışmalar sürerken S.A.’nın sahil bölgesinde intihar girişiminde bulunduğu belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bulunduğu yere sağlık ekipleri sevk edilen şüpheli, müdahalenin ardından hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı.</p>

<p>Şüphelinin üzerinde yapılan kontrolde olayda kullanıldığı değerlendirilen bıçak da bulundu.</p>

<p>SALDIRININ NEDENİ HENÜZ AÇIKLANMADI</p>

<p>Saldırının hangi nedenle gerçekleştirildiğine ilişkin şu ana kadar kamuoyuyla paylaşılmış kesin bir bilgi bulunmuyor.</p>

<p>Olayın öncesinde doktor ile şüpheli arasında herhangi bir görüşme veya tartışma yaşanıp yaşanmadığına ilişkin de resmi makamlar tarafından ayrıntılı bir açıklama yapılmadı.</p>

<p>Ağır yaralanan iş yeri hekiminin hastanedeki tedavisi devam ederken, şüpheli hakkında yürütülen soruşturmanın sürdüğü bildirildi.</p>

<p>Olayla ilgili yeni gelişmelerin ve doktorun sağlık durumuna ilişkin yapılabilecek resmi açıklamaların takip edilmesi bekleniyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tuzlada-is-yeri-hekimine-bicakli-saldiri-doktor-agir-yaralandi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9973.jpeg" type="image/jpeg" length="90477"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vitamini ve Omega-3 Birlikte Alınırsa Ne Olur? Bilimsel Kanıtlar Ne Söylüyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/vitamini-ve-omega-3-birlikte-alinirsa-ne-olur-bilimsel-kanitlar-ne-soyluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/vitamini-ve-omega-3-birlikte-alinirsa-ne-olur-bilimsel-kanitlar-ne-soyluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[D vitamini ve omega-3 aynı anda alınabilir; ancak birlikte kullanımın her alanda ek fayda sağladığı kanıtlanmış değil. Büyük çalışmalar bazı sonuçlarda yarar, bazılarında ise anlamlı fark göstermedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>D vitamini ve omega-3, en çok kullanılan besin takviyeleri arasında yer alıyor. Bu nedenle iki takviyenin aynı anda kullanılmasının daha fazla yarar sağlayıp sağlamadığı da sıkça merak ediliyor.</p>

<p>Kısa cevap şu: D vitamini ve omega-3 birlikte kullanılabilir, ancak ikisini birlikte almanın sağlıklı yetişkinlerde her alanda tek tek kullanımdan daha üstün olduğu gösterilmiş değil. Büyük randomize kontrollü çalışmalar bazı sağlık sonuçlarında dikkat çekici bulgular ortaya koyarken, başka sonuçlarda belirgin bir yarar saptamadı.</p>

<p>D vitamini vücutta ne yapıyor?</p>

<p>D vitamini, kalsiyum emilimi ve kemik sağlığının korunması açısından gerekli bir vitamin. Kasların, sinir sisteminin ve bağışıklık sisteminin normal işlevlerinde de görev alıyor.</p>

<p>D vitamini eksikliği bulunan bir kişinin eksikliğinin giderilmesi ile D vitamini düzeyi yeterli olan sağlıklı bir kişinin hastalıklardan korunmak amacıyla yüksek doz takviye kullanması aynı durum değil. Bu ayrım, araştırma sonuçlarını değerlendirirken özellikle önemli.</p>

<p>Omega-3 neden önemli?</p>

<p>Omega-3 yağ asitleri tek bir maddeden oluşmuyor. ALA, EPA ve DHA en çok bilinen omega-3 türleri arasında.</p>

<p>EPA ve DHA özellikle balık ve deniz ürünlerinde bulunuyor. ALA ise keten tohumu, chia tohumu, ceviz ve bazı bitkisel yağlardan alınabiliyor.</p>

<p>Omega-3 yağ asitleri hücre zarlarının yapısında bulunuyor ve vücuttaki çeşitli biyolojik süreçlere katılıyor. EPA ve DHA içeren ürünlerin özellikle trigliserit düzeyleri üzerindeki etkileri uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>D vitamini ve omega-3 birlikte alınabilir mi?</p>

<p>Mevcut bilgiler, önerilen miktarlarda kullanıldığında D vitamini ile omega-3 arasında bu iki takviyenin genel olarak aynı anda alınmasını engelleyen bir durum olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Ancak “birlikte alınabilir” ifadesi, “herkes birlikte kullanmalı” veya “birlikte kullanıldığında mutlaka daha etkilidir” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Takviye gereksinimi kişinin yaşı, beslenmesi, mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve D vitamini açısından gerektiğinde yapılan laboratuvar değerlendirmesine göre değişebilir.</p>

<p>Yaşlanmayı yavaşlatıyorlar mı?</p>

<p>Bu konuda son yılların en dikkat çekici araştırmalarından biri DO-HEALTH çalışmasının 2025 yılında Nature Aging’de yayımlanan analiziydi.</p>

<p>Araştırmacılar çalışmadaki 777 kişinin verilerini kullanarak günlük 2.000 IU D vitamini, günlük 1 gram omega-3 ve evde uygulanan basit egzersiz programının biyolojik yaşlanmayla ilişkili dört DNA metilasyon göstergesi üzerindeki etkisini üç yıl boyunca değerlendirdi.</p>

<p>DNA metilasyonu, genlerin çalışma biçimini etkileyebilen kimyasal değişikliklerden biri. Bu değişikliklerden yararlanan bazı hesaplama yöntemleri “epigenetik saat” olarak adlandırılıyor ve biyolojik yaşlanmayı araştırmak için kullanılıyor.</p>

<p>Analizde omega-3 kullanımı dört epigenetik yaşlanma ölçümünün üçünde daha yavaş ilerlemeyle ilişkilendirildi.</p>

<p>Araştırmacıların hesaplamasına göre görülen fark, üç yıllık dönem boyunca bazı ölçümlerde yaklaşık 2,9 ila 3,8 aylık biyolojik yaşlanma farkına karşılık geliyordu.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Bu sonuç insanların yaklaşık dört ay daha uzun yaşadığını göstermiyor.</p>

<p>Araştırmada ölüm yaşı veya gerçek yaşam süresi ölçülmedi. İncelenen sonuçlar biyolojik yaşlanmayı tahmin etmek amacıyla kullanılan laboratuvar göstergeleriydi.</p>

<p>D vitamini, omega-3 ve egzersiz birlikte daha mı güçlüydü?</p>

<p>Aynı araştırmada omega-3, D vitamini ve egzersizin birlikte uygulanması, kullanılan epigenetik göstergelerden PhenoAge üzerinde ek faydayla ilişkilendirildi.</p>

<p>Bununla birlikte omega-3 tek başına üç epigenetik saatte anlamlı sonuç verirken, üç müdahalenin birlikte oluşturduğu ek etki bütün yaşlanma göstergelerinde görülmedi.</p>

<p>Dolayısıyla bu çalışmadan “D vitamini ve omega-3 birlikte kullanıldığında yaşlanmayı durduruyor” sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Araştırmacılar da saptanan etkinin küçük olduğunu ve biyolojik yaşlanmayı ölçmek için kabul edilmiş tek bir altın standart bulunmadığını belirtiyor.</p>

<p>D vitamini için telomer araştırması da dikkat çekti</p>

<p>VITAL araştırmasının 2025 yılında yayımlanan başka bir analizinde D vitamini ve omega-3 takviyelerinin telomer uzunluğu üzerindeki etkileri araştırıldı.</p>

<p>Telomerler kromozomların uçlarında bulunan yapılardır ve hücresel yaşlanma araştırmalarında kullanılan biyolojik göstergelerden biridir.</p>

<p>Bu alt çalışmada 1.031 katılımcı değerlendirildi. Dört yıllık takipte günlük 2.000 IU D3 vitamini verilen grupta telomer kısalmasının plasebo grubuna göre daha az olduğu bildirildi.</p>

<p>Deniz kaynaklı omega-3 takviyesinde ise telomer uzunluğu açısından anlamlı bir etki saptanmadı.</p>

<p>Bu bulgu da D vitamininin insan ömrünü uzattığını veya yaşlanmayı durdurduğunu kanıtlamıyor. Telomer uzunluğu gerçek yaşam süresiyle aynı şey değil.</p>

<p>Otoimmün hastalıklar açısından ne bulundu?</p>

<p>D vitamini ve omega-3 konusunda önemli veriler sağlayan araştırmalardan biri de ABD’de yürütülen VITAL çalışması.</p>

<p>Randomize, çift kör ve plasebo kontrollü araştırmaya 25.871 yetişkin katıldı. Katılımcılar medyan 5,3 yıl takip edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmada günlük 2.000 IU D vitamini kullanan grupta doğrulanmış otoimmün hastalık görülme oranı plaseboya kıyasla yüzde 22 daha düşük bulundu.</p>

<p>Günlük 1.000 miligram deniz kaynaklı omega-3 verilen grupta ise yüzde 15 daha düşük oran görüldü; ancak omega-3 için bu sonuç tek başına istatistiksel anlamlılık sınırına ulaşmadı.</p>

<p>İki takviyenin birlikte kullanıldığı grupta da çift plasebo grubuna göre daha düşük otoimmün hastalık görülme oranı saptandı.</p>

<p>Bununla birlikte araştırma, D vitamini ile omega-3 arasında özel ve kesin bir sinerjik etki bulunduğunu kanıtlamadı.</p>

<p>Ağrı için sonuçlar aynı derecede güçlü değil</p>

<p>D vitamini ve omega-3 takviyelerinin ağrı üzerindeki etkileri de araştırıldı.</p>

<p>VITAL çalışmasının büyük bir yan analizinde D vitamini veya omega-3 takviyesinin genel ağrı sıklığı ya da şiddetinde anlamlı azalma sağlamadığı bildirildi.</p>

<p>VITAL kapsamında kronik diz ağrısının değerlendirildiği başka bir randomize analizde de D vitamini ve omega-3 kullanımının diz ağrısını anlamlı biçimde azaltmadığı görüldü.</p>

<p>Bu nedenle iki takviyenin birlikte alınmasını kronik ağrı için kanıtlanmış bir tedavi gibi değerlendirmek doğru değil.</p>

<p>Uyku konusunda kanıt yeterli mi?</p>

<p>D vitamini ve omega-3 ayrı ayrı uyku kalitesiyle ilişkili araştırmalara konu oldu. Ancak bu, iki takviyenin birlikte kullanılmasının uykuyu iyileştirdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>D vitamini ile omega-3 kombinasyonunun uyku kalitesini artırmak amacıyla rutin olarak önerilebilmesi için yeterli ve tutarlı klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Benzer bir dikkat ruh hali ve depresyonla ilgili iddialarda da gerekli. Bazı araştırmalar D vitamini veya omega-3 ile ruh sağlığı göstergeleri arasındaki ilişkileri incelese de iki takviyenin birlikte kullanılmasını depresyon veya anksiyete tedavisi olarak görmek doğru değil.</p>

<p>Kalp sağlığında tablo nasıl?</p>

<p>Omega-3 yağ asitlerinin özellikle trigliserit düzeylerini düşürme etkisi iyi biliniyor. Ancak bu durum, reçetesiz omega-3 takviyelerinin kalp krizi ve inmeyi önlemek amacıyla herkese rutin olarak kullanılması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>D vitamini için de benzer bir ayrım gerekiyor. Eksikliğin tedavisi ile kalp-damar hastalıklarını önlemek amacıyla takviye kullanılması birbirinden farklı konular.</p>

<p>VITAL ve DO-HEALTH gibi büyük çalışmalar, D vitamini ile omega-3’ü birlikte kullanmanın sağlıklı toplumda kalp-damar hastalıklarını önleyen genel bir yöntem olduğunu göstermedi.</p>

<p>Kemikler için ikisini birden almak gerekir mi?</p>

<p>D vitamininin kemik sağlığındaki biyolojik işlevi iyi biliniyor. Vücudun kalsiyumu emmesine yardımcı oluyor ve normal kemik mineralizasyonuna katkıda bulunuyor.</p>

<p>Omega-3 ile kemik sağlığı arasındaki ilişki de araştırılıyor. Ancak iki takviyenin birlikte kullanılmasının bütün sağlıklı yetişkinlerde kırıkları veya osteoporozu önlediğini söylemek için yeterli kanıt bulunmuyor.</p>

<p>DO-HEALTH araştırmasının kemik sağlığı analizinde de D vitamini, omega-3 ve egzersiz müdahalelerinin üç yıllık dönemde genel olarak kemik mineral yoğunluğu üzerinde belirgin bir yarar sağlamadığı bildirildi.</p>

<p>Çalışmalardaki dozlar kişisel kullanım önerisi değil</p>

<p>Bilimsel araştırmalarda kullanılan miktarları doğrudan günlük takviye önerisi olarak görmek önemli bir hata olabilir.</p>

<p>VITAL çalışmasında günlük 2.000 IU D vitamini ve 1 gram deniz kaynaklı omega-3 kullanıldı. DO-HEALTH çalışmasında da günlük 2.000 IU D vitamini ve 1 gram omega-3 araştırıldı.</p>

<p>Bunlar belirli klinik araştırma protokolleri için seçilmiş miktarlardır. Herkesin bu dozlara ihtiyacı olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Özellikle D vitamini yağda çözünen bir vitamindir. Gereksiz ve uzun süreli yüksek doz kullanımı kandaki kalsiyum düzeyinin aşırı yükselmesi dahil ciddi sorunlara yol açabilir.</p>

<p>Omega-3 takviyeleri de tamamen risksiz değil. Yüksek dozlar ve bazı ilaçlarla birlikte kullanım özel değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Kimler daha dikkatli olmalı?</p>

<p>Düzenli ilaç kullananlar, kronik böbrek veya karaciğer hastalığı bulunanlar, gebeler ve emzirenler, kanama riskini etkileyen ilaç kullananlar ve yüksek doz takviye kullanmayı düşünenler sağlık profesyoneline danışmadan takviye programı oluşturmamalı.</p>

<p>Balık yağı kaynaklı omega-3 ürünlerinde balık veya deniz ürünlerine karşı ciddi alerjisi bulunan kişilerin de ürün içeriğini özellikle değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>D vitamini açısından ise takviye ihtiyacı ve uygun doz kişiden kişiye değişebilir. Eksiklik şüphesi bulunan kişilerde değerlendirme sağlık profesyoneli tarafından yapılabilir.</p>

<p>Peki bilimsel tablo bize ne söylüyor?</p>

<p>D vitamini ile omega-3’ün aynı anda kullanılabilmesi, birlikte kullanıldıklarında otomatik olarak daha güçlü oldukları anlamına gelmiyor.</p>

<p>En dikkat çekici klinik bulgular arasında VITAL çalışmasındaki otoimmün hastalık sonuçları ile DO-HEALTH çalışmasındaki bazı epigenetik yaşlanma göstergeleri bulunuyor. D vitamini için telomer kısalmasına ilişkin yeni sonuçlar da araştırma alanına dikkat çekici veriler ekledi.</p>

<p>Buna karşılık ağrı, uyku, kemik sağlığı, ruh hali ve kalp-damar hastalıklarının genel olarak önlenmesi gibi alanlarda “D vitamini + omega-3” kombinasyonunun herkese yönelik kanıtlanmış üstünlüğünden söz etmek mümkün değil.</p>

<p>Bu nedenle asıl soru yalnızca “İkisini birlikte alabilir miyim?” değil, “Bu takviyelerden herhangi birine gerçekten ihtiyacım var mı?” olmalı.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements. Vitamin D Fact Sheet for Health Professionals.</p>

<p>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements. Omega-3 Fatty Acids Fact Sheet for Health Professionals.</p>

<p>Bischoff-Ferrari HA, Gängler S, Wieczorek M ve ark. Individual and additive effects of vitamin D, omega-3 and exercise on DNA methylation clocks of biological aging in older adults from the DO-HEALTH trial. Nature Aging, 2025.</p>

<p>Hahn J, Cook NR, Alexander EK ve ark. Vitamin D and marine omega 3 fatty acid supplementation and incident autoimmune disease: VITAL randomized controlled trial. BMJ, 2022.</p>

<p>Zhu H, Manson JE, Cook NR ve ark. Vitamin D3 and marine omega-3 fatty acids supplementation and leukocyte telomere length: 4-year findings from the VITAL randomized controlled trial. American Journal of Clinical Nutrition, 2025.</p>

<p>Soens MA, Sesso HD, Manson JE ve ark. The effect of vitamin D and omega-3 fatty acid supplementation on pain prevalence and severity in older adults: a large-scale ancillary study of VITAL. Pain, 2024.</p>

<p>MacFarlane LA, Cook NR, Kim E ve ark. The Effects of Vitamin D and Marine Omega-3 Fatty Acid Supplementation on Chronic Knee Pain in Older US Adults. Arthritis &amp; Rheumatology, 2020.</p>

<p>Kistler-Fischbacher M, Armbrecht G, Gängler S ve ark. Effects of vitamin D3, omega-3s, and a simple strength training exercise program on bone health: the DO-HEALTH randomized controlled trial. Journal of Bone and Mineral Research, 2024. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/vitamini-ve-omega-3-birlikte-alinirsa-ne-olur-bilimsel-kanitlar-ne-soyluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9971.jpeg" type="image/jpeg" length="17432"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İBB Bursu 2026-2027: Kimler Başvurabilir, Destek Ne Kadar Olacak?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ibb-bursu-2026-2027-kimler-basvurabilir-destek-ne-kadar-olacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ibb-bursu-2026-2027-kimler-basvurabilir-destek-ne-kadar-olacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin üniversite öğrencilerine yönelik Genç Üniversiteli Eğitim Desteği için 2026-2027 dönemi bekleniyor. Peki İBB burs başvuruları başladı mı, kimler başvurabilecek ve öğrencilere ne kadar ödeme yapılacak? İşte mevcut resmi bilgilere göre merak edilen ayrıntılar.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>İBB Burs Başvuruları 2026-2027: Genç Üniversiteli Desteğinde Gözler Takvimde</p>

<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin üniversite öğrencilerine yönelik Genç Üniversiteli Eğitim Desteği için 2026-2027 başvuru takvimi merak ediliyor. Üniversitelerde yeni eğitim döneminin yaklaşmasıyla birlikte öğrencilerin gündeminde “İBB burs başvuruları başladı mı, kimler başvurabilir ve destek ne kadar olacak?” soruları öne çıktı.</p>

<p>İBB BURS BAŞVURULARI 2026-2027 BAŞLADI MI?</p>

<p>7 Eylül 2026 itibarıyla İBB Genç Üniversiteli programının 2026-2027 eğitim öğretim dönemine ilişkin yeni başvuru başlangıç ve bitiş tarihleri resmî olarak duyurulmuş değil.</p>

<p>Bu nedenle sosyal medyada veya çeşitli internet sitelerinde yer alan tarihlere karşı öğrencilerin dikkatli olması gerekiyor. Kesin başvuru takvimi için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin resmî duyurularının takip edilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Başvuruların açılmasıyla birlikte işlemlerin önceki dönemlerde olduğu gibi Genç Üniversiteli sistemi ve İstanbul Senin uygulaması üzerinden gerçekleştirilmesi bekleniyor.</p>

<p>İBB GENÇ ÜNİVERSİTELİ DESTEĞİ NE KADAR OLACAK?</p>

<p>Yeni dönemin en fazla merak edilen konularından biri de öğrencilere yapılacak ödemenin miktarı.</p>

<p>İBB’nin 2025-2026 eğitim öğretim yılı Genç Üniversiteli Sosyal Desteği kapsamında 100 bin öğrenciye 20 bin TL destek verildiği açıklanmıştı. Aynı dönemde programa 255 bin 697 başvuru yapıldığı bilgisi paylaşılmıştı.</p>

<p>İBB’nin mevcut Genç Üniversiteli Sıkça Sorulan Sorular sayfasında da eğitim yardımı miktarı 20 bin TL olarak yer alıyor.</p>

<p>Ancak 2026-2027 dönemi için destek tutarının ayrıca açıklanması beklendiğinden, 20 bin TL’nin yeni dönem için kesinleşmiş tutar olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. İBB yeni dönem miktarını duyurduğunda öğrencilerin alacağı kesin destek de netleşmiş olacak.</p>

<p>KİMLER İBB EĞİTİM DESTEĞİNE BAŞVURABİLİYOR?</p>

<p>İBB’nin yayımladığı mevcut genel koşullara göre başvuru yapacak öğrencilerde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma şartı aranıyor.</p>

<p>Öğrencinin kendisinin veya ailesinin İstanbul’da ikamet etmesi gerekiyor. Anne veya babanın vefatı durumunda ise öğrencinin yakınının İstanbul’daki ikamet durumu dikkate alınabiliyor.</p>

<p>Destek; ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerini kapsıyor.</p>

<p>Öğrencinin normal öğrenim süresi içerisinde eğitimine devam etmesi ve devlet üniversitesinde okuması ya da vakıf/özel üniversitede yüzde 100 burslu olması gerekiyor.</p>

<p>Ara ve son sınıf öğrencilerinde yıl sonu başarı notunun 100 üzerinden en az 53 veya 4,00 üzerinden en az 2,00 olması şartı bulunuyor.</p>

<p>Ayrıca başvurular değerlendirilirken öğrencinin ve ailesinin ekonomik durumu dikkate alınıyor.</p>

<p>KİMLER BAŞVURU YAPAMIYOR?</p>

<p>Mevcut İBB koşullarına göre;</p>

<p>Açık öğretim öğrencileri,</p>

<p>Yurt dışında öğrenim gören öğrenciler,</p>

<p>Ücretli değişim programında bulunan öğrenciler,</p>

<p>Ön lisans ve lisans düzeyinde 30 yaşından büyük öğrenciler,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yüksek lisans ve doktora düzeyinde 40 yaşından büyük öğrenciler</p>

<p>Genç Üniversiteli Eğitim Desteği’nden yararlanamıyor.</p>

<p>YÜZDE 50 BURSLU VAKIF ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİ BAŞVURABİLİR Mİ?</p>

<p>Hayır. İBB’nin mevcut kurallarına göre vakıf veya özel üniversitelerde eğitim gören öğrencilerin destekten yararlanabilmesi için yüzde 100 burslu olması gerekiyor.</p>

<p>Dolayısıyla yüzde 25, yüzde 50 veya yüzde 75 bursla öğrenim gören öğrenciler mevcut koşullara göre programa başvuramıyor.</p>

<p>ÜNİVERSİTESİ İSTANBUL DIŞINDA OLANLAR BAŞVURABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet. İBB’nin Sıkça Sorulan Sorular bölümünde, İstanbul’da ikamet eden ancak İstanbul dışında bir üniversitede eğitim gören öğrencilerin de başvuru yapabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Bu ayrıntı, programın yalnızca İstanbul’daki üniversitelerde okuyan öğrencilerle sınırlı olmadığını gösteriyor.</p>

<p>YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA ÖĞRENCİLERİ DE KAPSAMDA</p>

<p>Genç Üniversiteli desteği yalnızca ön lisans ve lisans öğrencilerine yönelik değil.</p>

<p>İBB’nin mevcut şartlarına göre yüksek lisans ve doktora öğrencileri de diğer koşulları karşılamaları halinde eğitim desteğinden yararlanabiliyor.</p>

<p>BAŞVURU İÇİN HANGİ BELGELER İSTENİYOR?</p>

<p>Mevcut uygulamada öğrencilerden durumlarına göre öğrenci belgesi, transkript, bursluluk belgesi ve ailenin gelir durumunu gösteren belgeler talep edilebiliyor.</p>

<p>Öğrenci evliyse kendisinin ve eşinin gelir durumuna ilişkin belgeler istenebiliyor.</p>

<p>Varsa engelli raporu, öğrenimine devam eden kardeşlere ait öğrenci belgeleri ile şehitlik veya gazilik durumunu gösteren belgeler de değerlendirme sürecinde kullanılabiliyor.</p>

<p>Birinci sınıfa yeni başlayan öğrenciler açısından ise önemli bir istisna bulunuyor. İBB’nin mevcut açıklamasına göre birinci sınıf öğrencilerinden transkript ve disiplin belgesi istenmiyor.</p>

<p>GEÇEN YIL DESTEK ALANLAR YENİDEN BAŞVURACAK MI?</p>

<p>Evet. Daha önce Genç Üniversiteli Eğitim Desteği alan öğrencilerin desteklerinin otomatik olarak devam etmesi söz konusu değil.</p>

<p>İBB’nin mevcut bilgilendirmesine göre öğrencilerin yeni dönemde tekrar başvuru yapması ve istenen bilgileri ile belgeleri güncellemesi gerekiyor.</p>

<p>İBB BURS BAŞVURUSU NASIL YAPILACAK?</p>

<p>Yeni dönem başvuruları başladığında öğrencilerin işlemlerini İBB’nin Genç Üniversiteli internet sistemi veya İstanbul Senin uygulaması üzerinden gerçekleştirmesi bekleniyor.</p>

<p>Başvuru yapmayı planlayan öğrencilerin özellikle güncel öğrenci belgesi, gelir belgeleri ve gerekli olması halinde transkript gibi evraklarını hazırlaması süreci kolaylaştırabilir.</p>

<p>GÖZLER İBB’DEN GELECEK RESMÎ DUYURUDA</p>

<p>2026-2027 eğitim öğretim yılının başlamasına kısa süre kala Genç Üniversiteli Eğitim Desteği için gözler İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne çevrildi.</p>

<p>Yeni dönem başvuru başlangıç ve bitiş tarihleri ile öğrenci başına ödenecek destek miktarının İBB tarafından yapılacak resmî açıklamayla kesinleşmesi bekleniyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru tarihi açıklanmadan önce internette dolaşıma giren kesin tarih ve tutar iddiaları yerine İBB’nin resmî duyurularını esas almaları önem taşıyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ibb-bursu-2026-2027-kimler-basvurabilir-destek-ne-kadar-olacak</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 14:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9967.jpeg" type="image/jpeg" length="66145"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anne ve Babanın Gebelik Öncesi B12 Düzeyi Doğumsal Kusurlarla İlişkili Bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/anne-ve-babanin-gebelik-oncesi-b12-duzeyi-dogumsal-kusurlarla-iliskili-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/anne-ve-babanin-gebelik-oncesi-b12-duzeyi-dogumsal-kusurlarla-iliskili-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Annals of Internal Medicine’da yayımlanan prospektif kohort çalışması, gebelik öncesinde hem anne hem babadaki B12 düzeylerinin doğumsal kusurların daha düşük görülmesiyle ilişkili olduğunu gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gebelik öncesi beslenme denildiğinde çoğunlukla anne adayının folat ve diğer besin öğeleri gündeme geliyor. Ancak yeni bir prospektif kohort çalışması, baba adayının vitamin B12 düzeyinin de çocukta doğumsal kusurların görülme olasılığıyla ilişkili olabileceğini gösterdi.</p>

<p>Annals of Internal Medicine’da yayımlanan araştırmada, gebelikten önce hem annede hem babada daha yüksek B12 düzeyleri, doğumsal kusurların daha düşük tahmini sıklığıyla ilişkili bulundu. Erken gebelik döneminde annedeki kırmızı kan hücresi folat düzeyleri için de benzer yönde bir ilişki saptandı.</p>

<p>Araştırmada kimler incelendi?</p>

<p>Çalışma, Çin’de yürütülen Shanghai Preconception Cohort verilerine dayanıyor. Araştırmacılar gebelikten önceki dört ay içinde kan örneği alınmış 3 bin 32 çifti değerlendirdi. Bu grupta 73 doğumsal kusur vakası kaydedildi.</p>

<p>Araştırmanın ikinci bölümünde ise gebeliğin ilk dört ayı içinde kan örneği alınmış 17 bin 765 kadın incelendi. Bu grupta 327 doğumsal kusur vakası belirlendi.</p>

<p>Doğumsal kusurlar yalnızca canlı doğumlarda değil; ölü doğumlar ve fetal anomali nedeniyle sonlandırılan gebeliklerde de değerlendirildi.</p>

<p>Anne adaylarında B12 yükseldikçe tahmini sıklık düştü</p>

<p>Gebelik öncesinde anne adaylarının B12 düzeyleri ile doğumsal kusurlar arasında belirgin bir doz-yanıt ilişkisi görüldü.</p>

<p>B12 düzeyi 148 pmol/L’nin altında olan anne adaylarında doğumsal kusurların standartlaştırılmış tahmini sıklığı bin gebelikte 49,6 olarak hesaplandı.</p>

<p>B12 düzeyi 590 pmol/L veya üzerinde olanlarda ise bu değer bin gebelikte 16,2’ye düştü.</p>

<p>Bu rakamlar, B12 takviyesi almanın doğumsal kusurları kesin olarak önlediği anlamına gelmiyor. Çalışma gözlemsel nitelikte olduğu için yalnızca iki durum arasındaki ilişkiyi gösterebiliyor.</p>

<p>Babaların B12 düzeyinde de benzer ilişki bulundu</p>

<p>Araştırmanın dikkat çekici yönlerinden biri, baba adaylarının da biyolojik belirteçlerinin değerlendirilmiş olmasıydı.</p>

<p>Babaların gebelik öncesi B12 düzeyleri yükseldikçe doğumsal kusurların tahmini sıklığı genel olarak azaldı. En düşük B12 kategorisinde tahmini sıklık bin gebelikte 55,5 iken, en yüksek kategoride 24,0 olarak hesaplandı.</p>

<p>Babalardaki ilişki annelere göre daha zayıftı ve B12 düzeyi orta-yüksek seviyelere ulaştıktan sonra düşüşün belirgin biçimde devam etmediği görüldü.</p>

<p>Bu nedenle çalışma, baba adaylarına belirli bir B12 hedefi veya takviye dozu önermiyor.</p>

<p>Folat için sonuçlar daha farklıydı</p>

<p>Gebelikten önce hem anne hem babada ölçülen kırmızı kan hücresi folatı ile doğumsal kusurlar arasındaki ilişki daha belirsizdi. Araştırmacılar daha düşük tahmini sıklık yönünde bir eğilim görse de sonuçların kesinliği sınırlıydı.</p>

<p>Gebeliğin başlamasından sonra annelerde ölçülen kırmızı kan hücresi folatı ise daha net bir ilişki gösterdi.</p>

<p>Folat düzeyi 906 ile 1131 nmol/L arasında olan kadınlarda doğumsal kusurların tahmini sıklığı bin gebelikte 16,5 olarak hesaplandı. Folat düzeyi 453 nmol/L’nin altında olan kadınlarda ise bu değer bin gebelikte 25,7 idi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Daha yüksek folat düzeylerinde ek azalmanın sınırlı olduğu görüldü.</p>

<p>Erken gebelikte B12 için de ilişki saptandı</p>

<p>Gebelik başladıktan sonra annelerin B12 düzeyleri de incelendi.</p>

<p>B12 düzeyi 590 pmol/L veya üzerinde olan kadınlarda tahmini doğumsal kusur sıklığı bin gebelikte 11,8 olarak hesaplanırken, B12 düzeyi 148 ile 294 pmol/L arasında olanlarda bu değer 20,4 oldu.</p>

<p>Bununla birlikte düşük ve orta B12 kategorileri arasında belirgin ve düzenli bir azalma görülmedi.</p>

<p>Çalışma ne anlama geliyor?</p>

<p>Araştırma, gebelik öncesi sağlık hazırlığının yalnızca anne adayına odaklanmaması gerektiği görüşünü destekleyen yeni veriler sunuyor.</p>

<p>B12 ve folat, DNA sentezi ve hücre bölünmesi gibi süreçlerde görev alan besin öğeleri. Ancak bu çalışmadan hareketle yüksek doz B12 veya folat takviyesi kullanılmasının doğumsal kusurları önleyeceği sonucuna varılamaz.</p>

<p>Çalışma, kandaki vitamin düzeyleri ile doğumsal kusurlar arasındaki istatistiksel ilişkiyi değerlendirdi; doğrudan bir takviye tedavisini test etmedi.</p>

<p>En önemli sınırlılık: Nedensellik kanıtlanmadı</p>

<p>Araştırmacılar çalışmanın temel sınırlılığını artık karıştırıcı etkenlerin tamamen dışlanamaması olarak bildirdi.</p>

<p>Beslenme düzeni, yaşam tarzı, sosyoekonomik durum, sağlık davranışları veya ölçülmemiş başka faktörler hem vitamin düzeylerini hem de gebelik sonuçlarını etkileyebilir.</p>

<p>Çalışmanın Çin’de tek bir büyük kohort üzerinden yürütülmüş olması da sonuçların farklı toplumlara doğrudan genellenmesini sınırlıyor.</p>

<p>Bu nedenle bulguların daha büyük, farklı coğrafyalarda yürütülen çalışmalar ve mümkün olduğunda müdahale araştırmalarıyla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Gebelik planlayan çiftler ne yapmalı?</p>

<p>Bulgular, baba adaylarının beslenme durumunun da gebelik öncesi değerlendirmelerde daha fazla dikkate alınabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak yalnızca bu araştırmaya dayanarak B12 veya folat takviyesine başlanması uygun değil. Eksiklik şüphesi olan kişilerin kan değerleri, beslenme biçimi, kullanılan ilaçlar ve kişisel sağlık durumu hekim tarafından birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Chen H, Chen X, Zhang Y, Li M ve arkadaşları. Periconception Parental Red Blood Cell Folate, Vitamin B12, and Birth Defects in Offspring: A Prospective Cohort Study. Annals of Internal Medicine, 2026. DOI: 10.7326/ANNALS-25-05243</p>

<p>American College of Physicians. Higher Vitamin B12 Levels in Both Parents Are Associated With Lower Risk of Birth Defects, 2026.</p>

<p>Children’s Hospital of Fudan University ve Shanghai Preconception Cohort araştırma grubu, 2026. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/anne-ve-babanin-gebelik-oncesi-b12-duzeyi-dogumsal-kusurlarla-iliskili-bulundu</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9966.jpeg" type="image/jpeg" length="62349"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göbek Yağı Sadece Depo Değil: Kronik İltihapla Bağlantısı Nasıl Kuruluyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gobek-yagi-sadece-depo-degil-kronik-iltihapla-baglantisi-nasil-kuruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gobek-yagi-sadece-depo-degil-kronik-iltihapla-baglantisi-nasil-kuruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karın içindeki yağ dokusu yalnızca enerji depolayan bir alan değil; bağışıklık ve iltihap süreçleriyle de ilişkili. Yeni çalışma, resistin adlı proteinin bu zincirde nasıl etkili olabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Göbek Yağı Sadece Depo Değil: Kronik İltihapla Bağlantısı Nasıl Kuruluyor?</p>

<p>Göbek çevresindeki yağlanma yalnızca kilo veya görünüm meselesi değil. Özellikle karın organlarının çevresinde biriken ve “visseral yağ” olarak adlandırılan yağ dokusu, vücuttaki metabolik ve iltihabi süreçlerle yakından ilişkili.</p>

<p>PLOS ONE'da 2026 yılında yayımlanan yeni bir çalışma ise bu büyük tablonun içindeki önemli moleküllerden biri olan resistine odaklandı. Araştırmacılar, resistinin bağışıklık hücrelerinde kronik iltihabı besleyebilecek NLRP3 adlı sistemi nasıl harekete geçirebildiğini gösterdi.</p>

<p>Göbek yağı ile kronik iltihabın ne ilgisi var?</p>

<p>Burada öncelikle “göbek yağı” denildiğinde hangi yağdan söz edildiğini ayırmak gerekiyor.</p>

<p>Derinin hemen altında bulunan yağ ile karın boşluğunda, iç organların çevresinde biriken visseral yağ aynı şey değil. Sağlık açısından özellikle visseral yağlanma üzerinde duruluyor.</p>

<p>Yağ dokusu eskiden büyük ölçüde fazla enerjinin depolandığı pasif bir alan olarak görülüyordu. Bugün ise yağ dokusunun hormonlar ve çeşitli haberci moleküller üreten, bağışıklık sistemiyle sürekli iletişim halinde olan aktif bir doku olduğu biliniyor.</p>

<p>Özellikle obezitede yağ dokusunun yapısı ve içindeki bağışıklık hücrelerinin davranışı değişebiliyor. Makrofaj adı verilen bağışıklık hücrelerinin yağ dokusunda birikmesi de düşük düzeyli ve uzun süreli iltihabi ortamın oluşmasına katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Yeni araştırmanın merkezinde resistin var</p>

<p>Yeni çalışmada araştırmacılar “resistin” adı verilen bir proteinin makrofajları nasıl etkilediğini araştırdı.</p>

<p>Resistin sıklıkla yağ dokusu ve obeziteyle birlikte anılsa da önemli bir ayrıntı var: İnsanlarda resistinin önemli kaynaklarından biri doğrudan yağ hücrelerinden ziyade monosit ve makrofaj gibi bağışıklık hücreleri.</p>

<p>Bu nedenle yeni araştırmanın bulgularını “göbek yağı resistin salgılıyor ve vücudu iltihaplandırıyor” şeklinde yorumlamak doğru değil.</p>

<p>Araştırmanın gösterdiği şey daha farklı ve daha ayrıntılı.</p>

<p>Resistin hücrenin iltihap sistemini harekete geçirdi</p>

<p>Araştırmacılar, resistinin makrofajların içinde bulunan NLRP3 inflamazomu üzerinde etkili olduğunu belirledi.</p>

<p>NLRP3 inflamazomunu, hücrenin tehlike veya hasar sinyalleri karşısında iltihap tepkisini başlatmasına yardım eden bir sistem olarak düşünmek mümkün.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu sistem gerektiğinde vücudun savunmasına katkıda bulunuyor. Ancak aşırı veya uzun süreli çalışması, kronik iltihapla ilişkili hastalık süreçlerinin bir parçası olabiliyor.</p>

<p>Araştırmaya göre resistin bu sistemi iki basamak üzerinden etkileyebiliyor.</p>

<p>İlk olarak makrofajı iltihap tepkisine hazırlayan sinyalleri artırıyor. Ardından BTK adı verilen bir proteinle etkileşerek NLRP3 sisteminin aktif hale gelmesini destekliyor.</p>

<p>Bunun sonucunda IL-1 beta ve IL-18 adı verilen iltihapla ilişkili maddelerin üretimi ve salınımı artıyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle resistin, bağışıklık hücresinin iltihap mekanizmasını hem hazırlayabilen hem de harekete geçirebilen bir molekül olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Göbek yağı bu zincirin neresinde?</p>

<p>Yeni araştırmanın doğrudan göbek yağını incelemediğinin altını çizmek gerekiyor.</p>

<p>Araştırmacılar göbek çevresi geniş olan kişilerde resistin ölçümü yaparak “göbek yağı arttıkça NLRP3 aktive oluyor” sonucuna ulaşmadı.</p>

<p>Bağlantı daha geniş bir biyolojik çerçeve üzerinden kuruluyor.</p>

<p>Visseral yağlanma ve obezite, yağ dokusunda bağışıklık hücrelerinin davranışının değişebildiği ve düşük düzeyli kronik iltihabın gelişebildiği durumlar arasında bulunuyor. Resistin ise insanlarda bu bağışıklık hücrelerinden üretilebilen ve inflamasyonla ilişkilendirilen moleküllerden biri.</p>

<p>Yeni çalışma bu zincirin sonraki basamağına ışık tutuyor: Resistin ortaya çıktığında makrofajların içindeki iltihap sistemini nasıl harekete geçirebilir?</p>

<p>Araştırmacıların yanıtı NLRP3 üzerinden işleyen bir mekanizmaya işaret ediyor.</p>

<p>İnsan dokuları da incelendi</p>

<p>Çalışma yalnızca laboratuvarda yetiştirilen hücrelerle sınırlı değildi.</p>

<p>Araştırmacılar hücre deneylerinin yanı sıra düşük oksijene bağlı pulmoner hipertansiyon oluşturulan fare modelini ve pulmoner hipertansiyonu bulunan insanlardan alınan akciğer dokularını da değerlendirdi.</p>

<p>İnsan akciğer dokularındaki bulgular, resistin, BTK ve NLRP3 arasındaki ilişkinin hastalık ortamında da bulunabileceğini destekledi.</p>

<p>Ancak insan dokularının incelenmiş olması, resistini hedefleyen bir tedavinin insanlarda etkili olduğunun gösterildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Damarlarla ilgili dikkat çekici bulgu</p>

<p>Araştırmacılar resistinle uyarılan makrofajların salgıladığı IL-1 beta ve IL-18'in damar duvarındaki düz kas hücrelerini de etkileyebildiğine ilişkin deneysel bulgular elde etti.</p>

<p>Bu hücrelerin çoğalmasının artması, kronik iltihap ile damar yapısındaki değişiklikler arasındaki bağlantının anlaşılması açısından dikkat çekiyor.</p>

<p>Çalışmanın özellikle pulmoner hipertansiyon üzerine yoğunlaştığı unutulmamalı. Bulguların kalp-damar hastalıklarının veya obeziteyle ilişkili diğer hastalıkların tamamına doğrudan uygulanması mümkün değil.</p>

<p>Resistini engellemek yeni bir tedavi olabilir mi?</p>

<p>Araştırmacılar resistini hedefleyen bir insan monoklonal antikorunu deneysel ortamda da test etti.</p>

<p>Resistinin engellenmesiyle NLRP3 üzerinden gelişen iltihap tepkisinin azaldığı görüldü. Bu bulgu, resistinin gelecekte bazı kronik inflamatuar hastalıklarda tedavi hedefi olup olamayacağının araştırılabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak ortada henüz hastalara uygulanmış ve kronik iltihabı azalttığı kanıtlanmış yeni bir resistin tedavisi yok.</p>

<p>Göbek yağını azaltmak resistini durdurur mu?</p>

<p>Bu araştırmadan böyle bir sonuç çıkarmak mümkün değil.</p>

<p>Çalışma kilo veren kişilerde resistin veya NLRP3 düzeylerinin nasıl değiştiğini araştırmadı. Aynı şekilde belirli bir diyetin, egzersizin veya ilacın bu mekanizmayı kapattığını da göstermedi.</p>

<p>Bu nedenle araştırmanın bulgularını “göbek yağını eriterek resistini kapatabilirsiniz” gibi bir sağlık önerisine dönüştürmek bilimsel olarak doğru olmaz.</p>

<p>Asıl mesaj ne?</p>

<p>Göbek çevresindeki yağlanmanın sağlık açısından önemini yalnızca tartıdaki fazla kilolarla açıklamak yetersiz kalıyor. Özellikle visseral yağ dokusu, metabolizma ve bağışıklık sistemiyle iletişim halinde olan biyolojik olarak aktif bir doku.</p>

<p>Yeni çalışma ise bu karmaşık ağın bir parçasını daha açıklıyor: İnsanlarda bağışıklık hücrelerinden üretilebilen resistin, makrofajların içindeki NLRP3 iltihap sistemini harekete geçirebiliyor.</p>

<p>Bu mekanizmanın obezite ve kronik iltihap arasındaki bağlantıda ne kadar belirleyici olduğunu ve resistinin gerçekten güvenli bir tedavi hedefine dönüşüp dönüşemeyeceğini göstermek için insanlarda yapılacak ileri araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>PLOS ONE — Kariyawasam U ve arkadaşları. Human resistin is critical to activation of the NLRP3 inflammasome in macrophages. 2026.</p>

<p>DOI: 10.1371/journal.pone.0337682</p>

<p>Nature Reviews Immunology — Hotamisligil GS. Inflammation and metabolic disorders. 2008.</p>

<p>The Journal of Clinical Investigation — Weisberg SP ve arkadaşları. Obesity is associated with macrophage accumulation in adipose tissue. 2003. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gobek-yagi-sadece-depo-degil-kronik-iltihapla-baglantisi-nasil-kuruluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9961.jpeg" type="image/jpeg" length="50620"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sulu İshal Neden Olur? Belirtileri, Riskleri ve Ne Zaman Doktora Gidilmeli?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sulu-ishal-neden-olur-belirtileri-riskleri-ve-ne-zaman-doktora-gidilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sulu-ishal-neden-olur-belirtileri-riskleri-ve-ne-zaman-doktora-gidilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sulu ishal çoğu zaman enfeksiyon, gıda intoleransı veya ilaçlarla ilişkilidir. En önemli risk sıvı kaybıdır; kanlı dışkı, yüksek ateş, şiddetli ağrı ve susuzluk belirtileri değerlendirme gerektirir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sulu İshal Neden Olur? Belirtileri, Riskleri ve Ne Zaman Doktora Gidilmeli?</p>

<p>Sulu ishal, dışkının normalden belirgin biçimde daha sıvı hale gelmesi ve genellikle bağırsak hareketlerinin sıklaşmasıyla ortaya çıkar. Akut vakaların önemli bir bölümü bağırsak enfeksiyonları, gıda kaynaklı hastalıklar veya bazı ilaçların yan etkileriyle ilişkilidir.</p>

<p>Çoğu kısa süreli vaka kendiliğinden düzelebilir. Ancak ishalle kaybedilen su ve elektrolitler yerine konmazsa özellikle çocuklarda, ileri yaştaki kişilerde ve bazı kronik hastalıkları bulunanlarda susuzluk gelişebilir.</p>

<p>Sulu ishal nedir?</p>

<p>İshal genel olarak günde üç veya daha fazla kez gevşek ya da sulu dışkılama veya kişinin alışılmış dışkılama düzeninden belirgin biçimde daha sık ve sulu dışkılama olarak tanımlanır.</p>

<p>Sulu dışkıya karın krampları, acil tuvalete gitme ihtiyacı, bulantı, kusma, gaz ve bazı enfeksiyonlarda ateş eşlik edebilir.</p>

<p>Sulu ishal neden olur?</p>

<p>Sulu ishal tek bir hastalık değildir. Çok farklı nedenlerle ortaya çıkabilen bir belirtidir.</p>

<p>Enfeksiyonlar</p>

<p>Akut sulu ishalin en sık nedenlerinden biri bağırsak enfeksiyonlarıdır. Norovirüs ve rotavirüs gibi virüslerin yanı sıra bazı bakteriler ve parazitler de ishale yol açabilir.</p>

<p>Mikroorganizmalar kontamine yiyecek veya suyla alınabileceği gibi enfekte kişilerle yakın temas sonucunda da yayılabilir. Seyahat sırasında gelişen ishalde tüketilen su ve yiyecekler ayrıca önem kazanır.</p>

<p>Gıda intoleransları</p>

<p>Bazı kişiler laktoz veya fruktoz gibi karbonhidratları yeterince sindiremediğinde bağırsakta su miktarı artabilir ve sulu dışkılama görülebilir.</p>

<p>Sorbitol, mannitol ve ksilitol gibi bazı şeker alkolleri de özellikle fazla miktarda tüketildiğinde ishale yol açabilir.</p>

<p>İlaçlar</p>

<p>Antibiyotikler başta olmak üzere bazı ilaçlar bağırsak hareketlerini veya bağırsak florasını etkileyerek ishale neden olabilir.</p>

<p>Magnezyum içeren bazı ürünler ve farklı ilaç grupları da yan etki olarak ishale yol açabilir. Yeni başlayan veya uzayan ishalde kullanılan ilaçların sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Sindirim sistemi hastalıkları</p>

<p>Uzun süren veya sık tekrarlayan sulu ishal yalnızca enfeksiyonlarla açıklanmayabilir. İrritabl bağırsak sendromu, çölyak hastalığı ve inflamatuvar bağırsak hastalıkları gibi sindirim sistemi sorunlarında da ishal görülebilir.</p>

<p>Haftalarca devam eden veya tekrar eden ishalde nedeni belirlemek için tıbbi değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Sulu ishalde en önemli risk: Susuzluk</p>

<p>İshal sırasında vücut yalnızca su değil, sodyum ve potasyum gibi elektrolitleri de kaybedebilir.</p>

<p>Susuzluk belirtileri arasında aşırı susama, ağız kuruluğu, normalden az idrara çıkma, koyu renkli idrar, halsizlik, baş dönmesi ve sersemlik bulunabilir.</p>

<p>Bebekler ve küçük çocuklarda gözyaşı olmadan ağlama, bezin uzun süre kuru kalması, ağız kuruluğu ve belirgin halsizlik de sıvı kaybını düşündürebilir.</p>

<p>Sulu ishalde ne yapılabilir?</p>

<p>Kısa süreli ve hafif ishalde temel amaç kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konmasıdır. Su içmek önemlidir; belirgin sıvı kaybı bulunan kişilerde uygun oral rehidrasyon solüsyonları tercih edilebilir.</p>

<p>Kusma varsa sıvıyı bir anda büyük miktarlarda içmek yerine küçük ve sık yudumlar daha kolay tolere edilebilir.</p>

<p>İştah geri döndüğünde çoğu yetişkin normal beslenme düzenine kademeli olarak dönebilir. Uzun süre aç kalmak genellikle gerekli değildir.</p>

<p>İshal kesici ilaçlar herkese uygun değildir</p>

<p>Bazı reçetesiz ishal ilaçları yetişkinlerde belirli akut ishal tablolarında belirtileri azaltabilir. Ancak kanlı ishal veya ateş varlığında bu tür ilaçların gelişigüzel kullanılması önerilmez.</p>

<p>Çocuklarda ishal kesici ilaçların kullanımı ayrıca sağlık profesyoneli değerlendirmesi gerektirir. İlaç seçimi ishalin nedenine ve kişinin sağlık durumuna göre değişebilir.</p>

<p>Antibiyotik her ishalde gerekli değildir</p>

<p>İshalin viral nedenli olduğu durumlarda antibiyotiklerin yararı olmaz. Bazı bakteriyel veya paraziter enfeksiyonlarda ise doktor tarafından uygun görülürse antibiyotik ya da etkene yönelik başka tedaviler kullanılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle ishal başladı diye kendi kendine antibiyotik başlanması doğru değildir.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Yetişkinlerde ishalin iki günden uzun sürmesi, günde altı veya daha fazla sulu dışkılama olması ya da tablonun giderek ağırlaşması değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Aşağıdaki belirtilerde gecikmeden sağlık hizmeti alınması önemlidir:</p>

<p>Kanlı veya siyah, katranımsı dışkı</p>

<p>Şiddetli karın veya makat ağrısı</p>

<p>Yüksek ateş</p>

<p>Sık ve kontrol edilemeyen kusma</p>

<p>Aşırı susama ve belirgin ağız kuruluğu</p>

<p>İdrar miktarında belirgin azalma</p>

<p>Koyu renkli idrar</p>

<p>Şiddetli halsizlik, baş dönmesi veya bayılma hissi</p>

<p>Bilinç veya davranış değişikliği</p>

<p>Sıvı alamama ya da alınan sıvıyı sürekli kusma</p>

<p>Kimler daha dikkatli olmalı?</p>

<p>Bebekler ve küçük çocuklar sıvı kaybından daha hızlı etkilenebilir. İleri yaştaki kişiler, hamileler, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler ve bazı kronik hastalıkları bulunanlarda da komplikasyon riski daha yüksek olabilir.</p>

<p>Antibiyotik kullanımı sırasında veya hemen sonrasında gelişen şiddetli ya da devam eden ishal de ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Sulu ishal nasıl önlenebilir?</p>

<p>Enfeksiyona bağlı ishal riskini azaltmanın temel yolları arasında ellerin sabun ve suyla düzenli yıkanması, yiyeceklerin uygun şekilde hazırlanması ve güvenli su tüketimi yer alır.</p>

<p>Özellikle seyahatlerde içme suyu ve çiğ ya da yeterince pişmemiş yiyecekler konusunda dikkatli olmak bazı bağırsak enfeksiyonlarının önlenmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Sulu ishal çoğu kişide kısa süren bir yakınma olsa da tablonun süresi ve eşlik eden belirtiler önemlidir. Özellikle kanlı dışkı, yüksek ateş, şiddetli ağrı veya susuzluk belirtileri geliştiğinde yalnızca ishalin durmasını beklemek yerine tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Diarrhea: Symptoms &amp; Causes</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Treatment of Diarrhea</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention — Food Safety: Information for Healthcare Professionals</p>

<p>Health — Watery Diarrhea: Causes, Treatment, and Risks </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sulu-ishal-neden-olur-belirtileri-riskleri-ve-ne-zaman-doktora-gidilmeli</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9959.jpeg" type="image/jpeg" length="92145"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akciğer fibrozisinde yeni ilaç adayı: 12 haftada dikkat çeken FVC sinyali]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/akciger-fibrozisinde-yeni-ilac-adayi-12-haftada-dikkat-ceken-fvc-sinyali-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/akciger-fibrozisinde-yeni-ilac-adayi-12-haftada-dikkat-ceken-fvc-sinyali-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GRI-0621, 35 hastalık Faz IIa çalışmada 12 haftada plaseboya göre FVC’de 99 mL’lik fark gösterdi. Bulgular umut verici olsa da çalışma küçük, kısa süreli ve ilaç henüz onaylı değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İdiyopatik pulmoner fibrozis için geliştirilen deneysel oral tedavi GRI-0621, Faz IIa çalışmasında akciğer fonksiyonu ve fibrozisle ilişkili bazı biyobelirteçlerde olumlu sinyaller verdi. Çalışmaya yalnızca 35 hasta katıldığı ve takip süresi 12 hafta olduğu için sonuçlar henüz kesin etkinlik kanıtı olarak değerlendirilmiyor.</p>

<p>GRI-0621-IPF-02 adlı randomize, çift kör ve plasebo kontrollü çalışmada hastalar 2’ye 1 oranında günlük 4,5 mg GRI-0621 veya plasebo almak üzere ayrıldı. Katılımcıların yüzde 80’i pirfenidon veya nintedanib gibi mevcut antifibrotik tedavileri kullanmaya devam etti.</p>

<p>GRI-0621 nedir?</p>

<p>GRI-0621, tazarotenin ağızdan kullanılan deneysel bir formu ve retinoik asit reseptörü beta/gamma seçici agonisti olarak geliştiriliyor.</p>

<p>Tedavinin, fibrozis ve inflamasyonda rol oynadığı düşünülen tip 1 invariant doğal öldürücü T hücrelerinin aktivitesini baskılaması hedefleniyor.</p>

<p>İdiyopatik pulmoner fibrozis, akciğer dokusunda ilerleyici skarlaşmaya yol açan kronik bir hastalık. Mevcut antifibrotik ilaçlar hastalığın ilerleme hızını azaltabiliyor ancak yeni mekanizmalara sahip tedavilere ihtiyaç devam ediyor.</p>

<p>Çalışmaya 35 hasta katıldı</p>

<p>Faz IIa çalışmasına idiyopatik pulmoner fibrozis tanısı bulunan 35 hasta dahil edildi.</p>

<p>Hastaların 23’ü GRI-0621, 12’si plasebo grubunda yer aldı. Tedavi 12 hafta sürdü.</p>

<p>Çalışmanın birincil sonlanım noktası etkinlik değil, güvenlik ve tolere edilebilirlikti. Akciğer fonksiyonundaki değişimler ise keşifsel sonlanım noktaları arasında değerlendirildi.</p>

<p>Bu ayrım önemli; çünkü Faz IIa çalışmasının temel amacı ilacın daha büyük araştırmalara geçmeye uygun olup olmadığını belirlemekti.</p>

<p>FVC’de 99 mL’lik plasebo düzeltilmiş fark</p>

<p>Akciğer fonksiyonu, zorlu vital kapasite olarak bilinen FVC testiyle değerlendirildi. FVC, kişinin derin bir nefes aldıktan sonra mümkün olduğunca güçlü biçimde dışarı verebildiği hava miktarını ölçüyor.</p>

<p>GRI-0621 grubunda 12. haftada plaseboya göre düzeltilmiş FVC farkı 99 mL olarak bildirildi.</p>

<p>Mevcut pirfenidon veya nintedanib tedavisine devam eden hastaların oluşturduğu alt grupta ise plasebo ve standart tedaviye kıyasla fark 139 mL’ye ulaştı.</p>

<p>Bu sonuçlar akciğer fonksiyonunda olumlu bir sinyal olarak değerlendiriliyor ancak FVC analizi çalışmanın birincil etkinlik hedefi değildi.</p>

<p>Ayrıca spirometri ölçümleri hastanın çabasından ve ziyaretler arasındaki doğal değişkenlikten etkilenebildiği için sonuçların daha büyük ve uzun süreli çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Hastaların yüzde 39’unda FVC arttı</p>

<p>Şirket tarafından açıklanan verilere göre GRI-0621 alan hastaların yüzde 39’unda 12. haftada başlangıca kıyasla FVC artışı görüldü.</p>

<p>Plasebo grubundaki hastaların yüzde 80’inde ise aynı süre içinde FVC düşüşü kaydedildi.</p>

<p>FVC’de yüzde 10 veya daha fazla düşüş yaşayanların oranı GRI-0621 grubunda yüzde 8, plasebo grubunda yüzde 20 olarak bildirildi.</p>

<p>Hasta sayısının küçük olması nedeniyle bu oranların daha geniş popülasyonlara doğrudan genellenmemesi gerekiyor.</p>

<p>Fibrozis biyobelirteçlerinde de değişiklik görüldü</p>

<p>Araştırmada yalnızca akciğer fonksiyonu değil, kollajen üretimi ve yıkımıyla ilişkili biyobelirteçler de incelendi.</p>

<p>GRI-0621 alan hastalarda tip III ve tip VI kollajen oluşumuyla ilişkili bazı göstergelerin azalması, kollajen yıkımıyla ilişkili bazı göstergelerin ise artması araştırmacılar tarafından fibrotik yeniden yapılanmanın azalabileceğine işaret eden bir sinyal olarak yorumlandı.</p>

<p>Tip IV kollajenle ilişkili değişikliklerin de alveoler bazal membran onarımına işaret edebileceği bildirildi.</p>

<p>Ancak biyobelirteçlerde görülen değişiklikler, akciğerdeki fibrozisin klinik olarak gerilediğini tek başına kanıtlamıyor.</p>

<p>Tedavinin güvenlik profili nasıldı?</p>

<p>GRI-0621’in en sık bildirilen yan etkileri arasında dudak kuruluğu, cilt kuruluğu ve kas-iskelet sistemi yakınmaları yer aldı.</p>

<p>Dudak kuruluğu hastaların yaklaşık yüzde 30’unda, cilt kuruluğu yüzde 22’sinde ve kas-iskelet sistemiyle ilişkili belirtiler yüzde 13’ünde bildirildi.</p>

<p>Aktif tedavi grubunda ciddi advers olay bildirilmedi. Plasebo grubunda ise bir ciddi advers olay raporlandı.</p>

<p>Bu güvenlik verileri de hasta sayısının küçük ve takip süresinin kısa olması nedeniyle uzun dönem güvenlik hakkında kesin sonuç vermiyor.</p>

<p>FDA yetim ilaç statüsü verdi ancak bu bir onay değil</p>

<p>GRI-0621, Haziran 2026’da ABD Gıda ve İlaç Dairesi tarafından idiyopatik pulmoner fibrozis için yetim ilaç statüsü aldı.</p>

<p>Yetim ilaç statüsü, nadir hastalıklar için geliştirilen tedavilere bazı geliştirme ve düzenleyici teşvikler sağlayabiliyor.</p>

<p>Ancak bu statü, ilacın FDA tarafından etkin veya güvenli bulunduğu ya da kullanım için onaylandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>GRI-0621 halen deneysel bir ilaç adayı.</p>

<p>Sonuçlar neden temkinli yorumlanmalı?</p>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlılığı yalnızca 35 hastayı kapsaması ve 12 hafta sürmesi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>FVC’de görülen 99 mL’lik fark dikkat çekici olsa da bu sonuç keşifsel bir analizden geliyor. Çalışma, hastaneye yatış, hastalık ilerlemesi veya yaşam süresi gibi uzun dönem klinik sonuçları değerlendirecek büyüklükte değil.</p>

<p>Ayrıca olumlu verilerin önemli bir bölümü şirket tarafından açıklanan çalışma sonuçları ve ERS 2026 kongre sunumlarına dayanıyor.</p>

<p>Bu nedenle GRI-0621 için şu aşamada “akciğer fibrozisini tedavi ediyor”, “fibrozu geri çeviriyor” veya “yeni tedavi bulundu” demek bilimsel kanıt düzeyini aşar.</p>

<p>Mevcut veriler, GRI-0621’in daha büyük ve daha uzun süreli klinik çalışmalarla araştırılmasını destekleyen erken bir Faz IIa sinyali olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Parfrey H, Porter J, Saunders P ve arkadaşları. GRI-0621-IPF-02 Faz IIa çalışması. European Respiratory Society Congress 2026</p>

<p>GRI Bio. GRI-0621 Faz IIa topline sonuçları, 2025 ve 2026 güncellemeleri</p>

<p>ClinicalTrials.gov. GRI-0621-IPF-02, NCT06331624</p>

<p>GRI Bio. FDA Yetim İlaç Statüsü duyurusu, Haziran 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/akciger-fibrozisinde-yeni-ilac-adayi-12-haftada-dikkat-ceken-fvc-sinyali-1</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2025/12/i-m-g-7473.jpeg" type="image/jpeg" length="85538"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Psikiyatri Camiasının Acı Kaybı: Prof. Dr. Salih Yaşar Özden Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/psikiyatri-camiasinin-aci-kaybi-prof-dr-salih-yasar-ozden-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/psikiyatri-camiasinin-aci-kaybi-prof-dr-salih-yasar-ozden-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adli tıp ve psikiyatri alanındaki çalışmalarıyla tanınan, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde başhekimlik ve klinik şefliği görevlerinde bulunan Prof. Dr. Salih Yaşar Özden vefat etti. Türkiye Psikiyatri Derneği, Özden’in vefatının ardından ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve psikiyatri camiasına başsağlığı diledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Psikiyatrinin Önemli İsimlerinden Prof. Dr. Salih Yaşar Özden Vefat Etti</p>

<p>Türk psikiyatrisinin deneyimli isimlerinden, adli tıp ve adli psikiyatri alanındaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Salih Yaşar Özden vefat etti. Acı haberi Türkiye Psikiyatri Derneği duyurdu.</p>

<p>Uzun yıllar psikiyatri alanında görev yapan ve mesleki çalışmalarının yanı sıra adli psikiyatri ile bağımlılık alanında eserler kaleme alan Prof. Dr. Salih Yaşar Özden’in vefatı, meslektaşları ve psikiyatri camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ’NDEN TAZİYE MESAJI</p>

<p>Türkiye Psikiyatri Derneği, Prof. Dr. Salih Yaşar Özden’in vefatının ardından bir taziye mesajı yayımladı.</p>

<p>Dernek açıklamasında, Özden’in vefatının derin bir üzüntüyle öğrenildiği belirtilerek ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve psikiyatri camiasına başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>PROF. DR. SALİH YAŞAR ÖZDEN KİMDİR?</p>

<p>Prof. Dr. Salih Yaşar Özden, Türkiye’de psikiyatri ve özellikle adli psikiyatri alanındaki çalışmalarıyla tanınan hekim ve akademisyenler arasında yer aldı.</p>

<p>1947 yılında Çorum’da doğan Özden, 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu.</p>

<p>Mesleki kariyerinde hem adli tıp hem de psikiyatri alanlarında akademik çalışmalar yürüten Özden, 1983 yılında Adli Tıp Doçenti, 1987 yılında ise Psikiyatri Doçenti oldu.</p>

<p>1989 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne başhekim olarak atanan Özden, aynı kurumda klinik şefliği görevinde de bulundu. Bilimsel yayın kayıtlarında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 6. Psikiyatri Kliniği Şefi olarak yer aldı.</p>

<p>Eğitim: İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi</p>

<p>Mezuniyet: 1972</p>

<p>Mesleki alanları: Psikiyatri, adli psikiyatri ve adli tıp</p>

<p>Adli Tıp Doçentliği: 1983</p>

<p>Psikiyatri Doçentliği: 1987</p>

<p>Görev yaptığı kurum: Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi</p>

<p>Üstlendiği görevler: Başhekimlik ve psikiyatri klinik şefliği</p>

<p>ADLİ PSİKİYATRİ ALANINDA ESERLER BIRAKTI</p>

<p>Prof. Dr. Salih Yaşar Özden’in mesleki çalışmalarında adli psikiyatri, adli tıp ve bağımlılık konuları önemli yer tuttu.</p>

<p>Özden, tıp ve hukuk arasındaki ilişkinin önemli çalışma alanlarından biri olan adli psikiyatri konusunda bilimsel yayınlar ve kitaplar kaleme aldı. “Adli Psikiyatri” adlı eseri bu alandaki çalışmalarından biri olarak öne çıktı. Kitabın üçüncü baskısı 2022 yılında yayımlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özden’in “Alkolizm: Sebep ve Sonuçları”, “Adlî Tıp”, “Uyuşturucu Madde Bağımlılığı” ve “500 Soruda Uyuşturucu Madde Bağımlılığı” gibi eserleri de bulunuyor.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarında tıp ile adalet arasındaki ilişki, tıbbi bilirkişilik ve adli psikiyatri konularına da odaklanan Özden, 1997 yılında yayımlanan “Tıbbi Bilirkişiliğin Tarihi Gelişimi ve Adli Psikiyatride Bilirkişinin Özellikleri” başlıklı çalışmasında Türkiye’de adli psikiyatrinin gelişimini ve tıbbi bilirkişiliğin özelliklerini ele aldı.</p>

<p>Prof. Dr. Salih Yaşar Özden, hekimlik yaşamı boyunca psikiyatri, adli tıp, adli psikiyatri ve bağımlılık alanlarında yürüttüğü çalışmaların yanı sıra kaleme aldığı eserlerle mesleki literatüre katkıda bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/psikiyatri-camiasinin-aci-kaybi-prof-dr-salih-yasar-ozden-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9957.jpeg" type="image/jpeg" length="81588"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Malatya Sağlık Camiasının Acı Kaybı: Müberra Paluluoğlu Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/malatya-saglik-camiasinin-aci-kaybi-muberra-paluluoglu-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/malatya-saglik-camiasinin-aci-kaybi-muberra-paluluoglu-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeşilyurt İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Görgü (Cafana) Sağlık Evi’nde görev yapan Müberra Paluluoğlu’nun vefatı, ailesi, yakınları ve sağlık camiasında üzüntüye neden oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yeşilyurt İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Görgü (Cafana) Sağlık Evi’nde görev yapan Müberra Paluluoğlu’nun hayatını kaybettiği bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Malatya İl Sağlık Müdürü Uzman Dr. Cezmi Karaca, yayımladığı taziye mesajında Paluluoğlu’nun vefatını derin bir üzüntüyle öğrendiğini belirtti.</p>

<p>Karaca mesajında, “Merhumeye Allah’tan rahmet; başta ailesi ve yakınları olmak üzere, tüm sevenlerine ve sağlık camiamıza başsağlığı diliyorum.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Müberra Paluluoğlu’nun vefatı dolayısıyla ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarına ve Malatya sağlık camiasına başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/malatya-saglik-camiasinin-aci-kaybi-muberra-paluluoglu-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9954.jpeg" type="image/jpeg" length="68317"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp Eğitiminde Dikkat Çeken Model: Sanal Hasta, VR ve Simülasyon]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-egitiminde-dikkat-ceken-model-sanal-hasta-vr-ve-simulasyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-egitiminde-dikkat-ceken-model-sanal-hasta-vr-ve-simulasyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp öğrencisinin ilk ciddi girişimini gerçek bir hasta üzerinde yapmak zorunda olmadığı bir eğitim modeli giderek yaygınlaşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aga Khan Üniversitesi’nin sanal gerçeklik, hasta simülatörleri ve farklı simülasyon teknolojilerini tıp ve sağlık eğitimine entegre eden merkezi, AMEE tarafından 2026 yılında uluslararası ödüle layık görüldü. Model, geleceğin sağlık profesyonellerinin klinik ortama geçmeden önce güvenli bir ortamda deneyim kazanmasına imkân tanıyor.</p>

<p>Tıp eğitiminde “önce gör, sonra yap” anlayışı teknolojinin gelişmesiyle değişiyor. Artık öğrenciler bazı klinik durumlarla gerçek hastanın karşısına çıkmadan önce simülasyon merkezlerinde karşılaşabiliyor; hata yapabiliyor, aynı uygulamayı tekrar edebiliyor ve performansları hakkında geri bildirim alabiliyor.</p>

<p>Bu yaklaşımın dikkat çeken örneklerinden biri Aga Khan Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Centre for Innovation in Medical Education (CIME).</p>

<p>Üniversitenin tıp ve sağlık meslekleri eğitiminde kullandığı simülasyon altyapısı, 2026 yılında uluslararası düzeyde de dikkat çekti.</p>

<p>AMEE’den simülasyon eğitimine ödül</p>

<p>Sağlık meslekleri eğitimi alanındaki uluslararası kuruluşlardan AMEE, Aga Khan Üniversitesi CIME’ı 2026 ASPIRE to Excellence programında “Healthcare Simulation” kategorisinde ödüllendirdi.</p>

<p>AMEE’nin açıkladığı sonuçlara göre merkez, 2026 yılında bu kategoride ASPIRE Award alan beş kurumdan biri oldu.</p>

<p>Ödülün önemi yalnızca kullanılan teknolojiden kaynaklanmıyor. Simülasyonun eğitim programına nasıl yerleştirildiği, öğrencilerin klinik becerilerinin geliştirilmesi, eğitimcilerin rolü ve uygulamaların sürdürülebilirliği gibi unsurlar da bu yaklaşımın temel parçalarını oluşturuyor.</p>

<p>Gerçek hastadan önce güvenli eğitim ortamı</p>

<p>Simülasyon temelli tıp eğitiminin en önemli özelliklerinden biri, öğrencinin gerçek hastaya zarar verme riski olmadan klinik becerilerini geliştirebilmesi.</p>

<p>Öğrenci bir uygulamada hata yaptığında süreç durdurulabiliyor, hata değerlendirilebiliyor ve uygulama yeniden gerçekleştirilebiliyor.</p>

<p>Gerçek klinik ortamda her zaman mümkün olmayan bu tekrar imkânı, simülasyon eğitimini özellikle karmaşık veya acil durumların öğretilmesinde değerli hale getiriyor.</p>

<p>Bu yöntem yalnızca teknik işlemlerin öğrenilmesi amacıyla kullanılmıyor.</p>

<p>Hasta değerlendirme, klinik karar verme, ekip çalışması, sağlık çalışanları arasındaki iletişim ve kriz yönetimi gibi birçok beceri de oluşturulan senaryolar üzerinden çalışılabiliyor.</p>

<p>VR ve 3D teknolojileri de eğitimde</p>

<p>CIME’ın eğitim altyapısında farklı düzeylerde simülasyon teknolojilerinden yararlanılıyor.</p>

<p>Bunların arasında insan vücudunun çeşitli klinik durumlarını taklit edebilen hasta simülatörleri, belirli tıbbi işlemlerin çalışılmasını sağlayan eğitim modelleri, sanal gerçeklik teknolojileri ve 3D baskı uygulamaları bulunuyor.</p>

<p>Sanal gerçeklik, öğrencinin gerçek klinik ortamda oluşturulması zor veya riskli olabilecek bazı senaryoları kontrollü bir ortamda deneyimlemesine olanak sağlayabiliyor.</p>

<p>3D teknolojileri ise özellikle anatomik yapıların ve belirli klinik durumların eğitiminde yeni imkânlar sunuyor.</p>

<p>Böylece tıp eğitimi yalnızca ders kitabı, amfi ve hastane üçgeninden oluşan klasik modelin ötesine taşınıyor.</p>

<p>Tıp öğrencisi hata yaparak da öğrenebiliyor</p>

<p>Simülasyon eğitimini klasik klinik eğitimden ayıran önemli özelliklerden biri kontrollü biçimde hata yapılabilmesine izin vermesi.</p>

<p>Gerçek bir hastanın söz konusu olduğu ortamda öğrencinin yapabileceği uygulamalar doğal olarak hasta güvenliğiyle sınırlı.</p>

<p>Simülasyon ortamında ise eğitimci, öğrenciyi karmaşık bir vakayla karşı karşıya bırakabiliyor.</p>

<p>Örneğin hastanın durumunun aniden kötüleştiği bir senaryoda öğrencilerin hangi kararı verdiği, ekip içinde nasıl iletişim kurduğu ve müdahaleyi hangi sırayla gerçekleştirdiği gözlemlenebiliyor.</p>

<p>Senaryonun ardından yapılan değerlendirmede yalnızca “doğru veya yanlış” sonucu değil, öğrencinin o karara nasıl ulaştığı da ele alınabiliyor.</p>

<p>Sadece tıp öğrencileri için değil</p>

<p>Modelin dikkat çeken yönlerinden biri de farklı sağlık mesleklerinin aynı eğitim ortamında buluşabilmesi.</p>

<p>Gerçek bir hastanede hasta bakımı yalnızca hekimin çalışmasından oluşmuyor. Hekimler, hemşireler ve farklı sağlık profesyonelleri çoğu zaman aynı ekip içinde görev yapıyor.</p>

<p>Bu nedenle simülasyon merkezleri meslekler arası eğitimin uygulanabileceği önemli alanlardan biri haline geliyor.</p>

<p>Öğrencilerin mezun olduktan sonra ilk kez birlikte çalışmayı öğrenmeleri yerine, bu deneyimin eğitim döneminde başlaması hedefleniyor.</p>

<p>Güney Asya’da öncü merkezlerden biri</p>

<p>Aga Khan Üniversitesi’nin verdiği bilgilere göre Karaçi’deki CIME merkezi 2017 yılında faaliyete geçti.</p>

<p>Merkez, 2020 yılında Society for Simulation in Healthcare tarafından akredite edildi ve üniversite tarafından Güney Asya’da bu akreditasyonu alan ilk simülasyon programı olarak tanımlandı.</p>

<p>Üniversitenin simülasyon ve sağlık eğitimi faaliyetleri yalnızca Pakistan ile de sınırlı değil. CIME yapılanmasının Karaçi’nin yanı sıra Nairobi ve Darüsselam’da da eğitim altyapısı bulunuyor.</p>

<p>Bu durum modeli tek bir laboratuvar uygulamasından çıkararak farklı ülkelerde sağlık profesyonellerinin eğitiminde kullanılan daha geniş bir yapıya dönüştürüyor.</p>

<p>Tıp eğitiminde teknoloji tek başına yeterli mi?</p>

<p>Simülasyon merkezleri denildiğinde akla çoğu zaman pahalı cihazlar, robotik hasta modelleri veya VR gözlükleri geliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak uluslararası tıp eğitimi yaklaşımlarında teknoloji tek başına eğitim kalitesinin göstergesi kabul edilmiyor.</p>

<p>Simülasyonun hangi öğrenme hedefi için kullanıldığı, müfredatla nasıl ilişkilendirildiği, eğitimcilerin yeterliliği, öğrencinin performansının nasıl değerlendirildiği ve uygulamaların sonuçlarının nasıl ölçüldüğü en az kullanılan teknoloji kadar önem taşıyor.</p>

<p>Dolayısıyla başarılı bir simülasyon merkezi yalnızca teknolojik bir laboratuvar değil, iyi tasarlanmış bir eğitim sistemi gerektiriyor.</p>

<p>Türkiye’deki tıp fakülteleri için neden önemli?</p>

<p>Türkiye’de de çeşitli üniversitelerde klinik beceri ve simülasyon merkezleri bulunuyor ve bu alandaki yatırımlar giderek artıyor.</p>

<p>Dünyadaki iyi uygulamalar ise tartışmayı “simülasyon merkezimiz var mı?” sorusunun ötesine taşıyor.</p>

<p>Asıl soru, öğrencinin mezun olmadan önce hangi klinik senaryoları simülasyonda mutlaka deneyimlemesi gerektiği.</p>

<p>Kardiyak arrestten travmaya, hasta iletişiminden ekip çalışmasına kadar kritik durumların standartlaştırılmış senaryolarla öğretilmesi; öğrencilerin yalnızca bilgi düzeylerinin değil, uygulama ve karar verme becerilerinin de değerlendirilmesini mümkün kılabilir.</p>

<p>Aga Khan Üniversitesi’nin uluslararası ödül alan modeli de tıp eğitiminde teknolojinin asıl değerinin cihazların kendisinden değil, öğrenciyi gerçek klinik yaşama ne kadar iyi hazırladığından kaynaklandığını gösteren dikkat çekici örneklerden biri.</p>

<p>Geleceğin tıp fakültesinde amfiler ve hastaneler varlığını sürdürecek. Ancak bunların arasına sanal hastaların, VR ortamlarının ve gelişmiş simülasyon merkezlerinin çok daha güçlü biçimde yerleşeceği görülüyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Aga Khan University – Centre for Innovation in Medical Education<br />
Aga Khan University – CIME receives AMEE ASPIRE to Excellence Award in Healthcare Simulation, 25 Ağustos 2026<br />
AMEE – ASPIRE to Excellence Awards 2026<br />
Society for Simulation in Healthcare</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık Eğitimi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-egitiminde-dikkat-ceken-model-sanal-hasta-vr-ve-simulasyon</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9951.jpeg" type="image/jpeg" length="59014"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Lor Peynirli Omlet Tarifi: Yüksek Proteinli Sağlıklı Kahvaltı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/lor-peynirli-omlet-tarifi-yuksek-proteinli-saglikli-kahvalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/lor-peynirli-omlet-tarifi-yuksek-proteinli-saglikli-kahvalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lor peynirli omlet tarifi; yumurta, lor peyniri ve renkli sebzelerle yaklaşık 10 dakikada hazırlanan, protein açısından zengin bir kahvaltı seçeneği.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Lor Peynirli Omlet Tarifi: Yüksek Proteinli Sağlıklı Kahvaltı</p>

<p>Kahvaltıda hem pratik hem de protein açısından zengin bir seçenek arayanlar için lor peynirli omlet, birkaç temel malzemeyle kısa sürede hazırlanabilen tariflerden biri. Yumurta, lor peyniri ve sebzelerin bir araya geldiği bu tarif, özellikle yoğun sabahlarda uzun hazırlık gerektirmeden doyurucu bir öğün hazırlamak isteyenlere alternatif sunuyor.</p>

<p>Klasik omleti daha renkli hale getiren kırmızı biber, yeşil biber, domates ve maydanoz gibi sebzeler tarife hem lezzet hem de hacim kazandırıyor. Lor peyniri ise yumurtayla birlikte tarifin protein içeriğini artırıyor.</p>

<p>Taze domates, salatalık, roka veya diğer mevsim yeşillikleriyle servis edildiğinde kahvaltıyı farklı besin gruplarıyla çeşitlendirmek de mümkün.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Tarifin temelini yumurta ve lor peyniri oluşturuyor. Yumurta, kaliteli protein içeriğinin yanı sıra çeşitli vitamin ve mineralleri de sağlayan besinlerden biri. Lor peynirinin besin değerleri üretim yöntemine göre değişmekle birlikte protein içeriği nedeniyle özellikle protein miktarı artırılmak istenen tariflerde kullanılabiliyor.</p>

<p>Omlete biber, domates, maydanoz veya ıspanak gibi sebzelerin eklenmesi ise kahvaltıdaki sebze çeşitliliğini artırmanın kolay yollarından biri.</p>

<p>Sağlıklı beslenmede asıl önemli nokta tek bir yiyeceğe özel bir sağlık etkisi yüklemek değil; farklı besin gruplarından yeterli, dengeli ve kişinin ihtiyacına uygun miktarlarda yararlanmak.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 5 dakika<br />
Pişirme süresi: 5-7 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 10-12 dakika<br />
Kaç kişilik: 1 kişilik<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Kahvaltı / hafif öğün<br />
Kategori: Yüksek Proteinli Tarifler<br />
İkincil kategori: Sağlıklı Kahvaltılar</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 330 kcal<br />
Protein: 31 g<br />
Karbonhidrat: 9 g<br />
Yağ: 19 g<br />
Lif: 2-3 g</p>

<p>Besin değerleri kullanılan lor peynirinin yağ ve tuz oranına, yumurtaların büyüklüğüne, sebze miktarına ve kullanılan zeytinyağına göre değişebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>2 adet yumurta<br />
100 gram lor peyniri<br />
Yarım küçük kırmızı kapya biber<br />
1 küçük yeşil biber<br />
4-5 adet cherry domates<br />
1 avuç ince doğranmış maydanoz<br />
1 tatlı kaşığı zeytinyağı<br />
Bir tutam karabiber<br />
Bir tutam pul biber veya kırmızı toz biber<br />
İsteğe göre çok az tuz</p>

<p>Lor peynirli omlet nasıl yapılır?</p>

<p>1. Kırmızı ve yeşil biberleri küçük küpler halinde doğrayın. Cherry domatesleri ikiye veya dörde bölün.</p>

<p>2. Yumurtaları geniş bir kasede çırpın. Lor peynirini ekleyerek yumurtayla hafifçe karıştırın. Lorun tamamen ezilmesi gerekmez; küçük peynir parçalarının kalması omlete daha belirgin bir doku kazandırır.</p>

<p>3. Yapışmaz tavayı orta ateşte ısıtın ve zeytinyağını ekleyin.</p>

<p>4. Biberleri tavaya alarak yaklaşık 1-2 dakika çevirin. Sebzelerin tamamen yumuşamasına gerek yok; hafif diri kalmaları omletin dokusunu korumasına yardımcı olur.</p>

<p>5. Domatesleri ekleyip yaklaşık 30 saniye daha pişirin.</p>

<p>6. Yumurtalı lor karışımını sebzelerin üzerine eşit biçimde dökün. Ateşi orta-kısık seviyeye indirin.</p>

<p>7. Omletin alt kısmı pişmeye başladığında kenarlarını spatulayla hafifçe içeri doğru alın. Üst kısmındaki yumurta da tamamen pişene kadar birkaç dakika daha kontrollü şekilde pişirin.</p>

<p>8. Maydanoz, karabiber ve tercih ettiğiniz baharatları ekleyin. Omleti ikiye katlayarak veya açık biçimde sıcak servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Lor peyniri fazla su içeriyorsa omlete eklemeden önce süzün. Böylece pişirme sırasında tavada fazla sıvı oluşmasının önüne geçebilirsiniz.</p>

<p>Omleti yüksek ateşte hızlıca pişirmek yerine orta-kısık ateş kullanmak daha yumuşak bir doku elde edilmesine yardımcı olur.</p>

<p>Sebzeleri de gereğinden uzun süre önceden pişirmeyin. Özellikle biberlerin hafif diri kalması tarife hem renk hem de doku kazandırır.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Lor peynirinin etiketindeki tuz ve yağ miktarını kontrol edebilirsiniz. Peynir yeterince tuzluysa tarife ayrıca tuz eklememek toplam tuz miktarını azaltmanın kolay bir yoludur.</p>

<p>Sebze miktarı damak tadına göre artırılabilir. Ispanak, mantar, kabak, taze soğan veya dereotu gibi farklı sebze ve yeşillikler kullanılarak tarif çeşitlendirilebilir.</p>

<p>Kahvaltıyı daha kapsamlı bir öğüne dönüştürmek isteyenler omletin yanında taze sebzeler ve kişisel enerji ihtiyacına uygun miktarda tam tahıllı ekmek tüketebilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Lor peynirli sebzeli omlet, protein açısından zengin bir kahvaltı arayanlar için uygun seçeneklerden biridir.</p>

<p>Tarifte buğday unu veya ekmek kullanılmadığından temel malzemeleri doğal olarak gluten içermez. Ancak çölyak hastalığı veya ciddi gluten hassasiyeti bulunan kişilerin kullanılan paketli ürünlerin etiketlerini ve çapraz bulaşma riskini ayrıca kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Tarif, yumurta ve süt ürünlerini tüketen vejetaryen beslenme biçimine de uygundur.</p>

<p>Yumurta veya süt proteini alerjisi bulunan kişiler için ise uygun değildir.</p>

<p>Lor peynirli omlet kaç kaloridir?</p>

<p>Bu tarif kullanılan malzemelere bağlı olarak porsiyon başına yaklaşık 330 kalori sağlar. Zeytinyağı ve peynir miktarının değiştirilmesi toplam enerji değerini belirgin biçimde değiştirebilir.</p>

<p>Lor peynirli omlette kaç gram protein var?</p>

<p>Verilen ölçülerle hazırlanan bir porsiyonun yaklaşık 31 gram protein içermesi beklenir. Ancak lor peynirinin protein miktarı üründen ürüne değişebildiği için en doğru hesaplama kullanılan ürünün besin etiketi üzerinden yapılmalıdır.</p>

<p>Lor peynirli omlet diyette yenir mi?</p>

<p>Lor peynirli omlet, porsiyonu kişinin enerji ve besin gereksinimine göre ayarlandığında dengeli bir beslenme düzeninde yer alabilir.</p>

<p>Bir yiyeceğin tek başına kilo vermeyi sağlamadığı veya kilo aldırmadığı unutulmamalıdır. Gün boyunca alınan toplam enerji, porsiyon büyüklükleri, beslenme düzeni ve fiziksel aktivite birlikte önem taşır.</p>

<p>Lor yerine hangi peynir kullanılabilir?</p>

<p>Lor yerine az tuzlu çökelek veya uygun kıvamda başka bir taze peynir kullanılabilir. Peynir değiştirildiğinde tarifin kalori, protein, yağ ve tuz miktarının da değişeceği göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p>Omlete hangi sebzeler eklenebilir?</p>

<p>Ispanak, mantar, kabak, kırmızı biber, yeşil biber, taze soğan ve domates omletle uyumlu seçenekler arasında yer alıyor. Mevsimde bulunan sebzeleri kullanarak aynı temel tarifin farklı versiyonlarını hazırlayabilirsiniz.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Lor peynirli omlet lezzet ve doku açısından en iyi sonucu pişirildikten hemen sonra verir. Bu nedenle mümkünse tüketileceği zaman hazırlanmalıdır.</p>

<p>Artan omlet uzun süre oda sıcaklığında bekletilmemeli; uygun şekilde soğutularak kapalı bir kapta buzdolabına kaldırılmalıdır. Yeniden tüketilecekse her tarafı yeterince ısınacak şekilde ısıtılmalıdır.</p>

<p>Omlet domates, salatalık, roka, maydanoz ve diğer mevsim yeşillikleriyle servis edilebilir.</p>

<p>Lor peynirli sebzeli omlet, yumurta ve peyniri sebzelerle tek tavada buluşturan kolay bir kahvaltı alternatifi. Yaklaşık 10 dakikada hazırlanabilmesi özellikle yoğun sabahlarda tarifi kullanışlı hale getiriyor.</p>

<p>Temel tarifi öğrendikten sonra sebze ve baharatları değiştirerek farklı versiyonlarını hazırlamak mümkün. Böylece yüksek proteinli kahvaltı seçeneklerini tek bir tarife bağlı kalmadan çeşitlendirebilirsiniz.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Sağlıklı Yemek Tabağım </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/lor-peynirli-omlet-tarifi-yuksek-proteinli-saglikli-kahvalti</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9949.jpeg" type="image/jpeg" length="38873"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kahve Kemikleri Zayıflatıyor mu? 9.704 Kadının Uzun Süreli Verileri İncelendi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kahve-kemikleri-zayiflatiyor-mu-9704-kadinin-uzun-sureli-verileri-incelendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kahve-kemikleri-zayiflatiyor-mu-9704-kadinin-uzun-sureli-verileri-incelendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[65 yaş ve üzerindeki 9.704 kadının yer aldığı uzun süreli kohortun verilerini inceleyen araştırmada, genel kahve tüketimi ile kalça veya femur boynu kemik mineral yoğunluğu arasında anlamlı bir olumsuz ilişki bulunmadı. Analizler, çok yüksek kahve tüketiminde daha düşük kemik yoğunluğu yönünde bir eğilim olabileceğini düşündürürken, araştırmacılar bulguların neden-sonuç ilişkisi göstermediğini vurguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kahvenin kemikleri zayıflattığı ve osteoporoz riskini artırdığı yönündeki tartışma uzun yıllardır devam ediyor. Özellikle menopoz sonrası dönemde kafein tüketiminin kemik sağlığı üzerindeki etkisi merak edilirken, yaşlı kadınları uzun süre izleyen bir araştırma konuya ayrıntılı verilerle yaklaştı.</p>

<p>Flinders Üniversitesi Tıp ve Halk Sağlığı Fakültesi araştırmacılarının yürüttüğü çalışma, 23 Kasım 2025'te Nutrients dergisinde yayımlandı.</p>

<p>Araştırmada, ABD'deki uzun soluklu Study of Osteoporotic Fractures kohortuna dahil edilen 65 yaş ve üzerindeki 9.704 kadının verileri kullanıldı. Kahve ve çay tüketimi farklı takip ziyaretlerinde tekrar tekrar sorgulanırken, kalça ve femur boynundaki kemik mineral yoğunluğu DXA yöntemiyle ölçüldü.</p>

<p>Kohort 9.704 kadınla başlamasına rağmen bütün katılımcılardan her değerlendirme döneminde eksiksiz kemik mineral yoğunluğu verisi elde edilmedi. Araştırmacılar dört değerlendirme dalgasından toplam 24.638 gözlemi analiz etti.</p>

<p>Çalışmanın ölçüm dönemi yaklaşık 10 yıla uzanırken, analitik örneklemde ortalama takip süresi yaklaşık 8,1 yıl olarak bildirildi.</p>

<h2>Genel kahve tüketimi kemik yoğunluğunda belirgin azalmayla ilişkili bulunmadı</h2>

<p>Araştırmanın temel sonuçlarından biri, kahve tüketimi ile total kalça veya femur boynu kemik mineral yoğunluğu arasında genel olarak anlamlı bir olumsuz ilişki saptanmaması oldu.</p>

<p>Başka bir ifadeyle çalışma, kahve içen yaşlı kadınlarda kahvenin tek başına kemik yoğunluğunu düşürdüğünü göstermedi.</p>

<p>Araştırmacıların tüketim miktarına göre yaptığı değerlendirmelerde, günde yaklaşık 2-3 fincan civarındaki tüketimde kemik mineral yoğunluğunda belirgin bir değişiklik yönünde güçlü bir sinyal görülmedi.</p>

<p>Ancak bu sonuç, günde 2-3 fincan kahvenin herkes için “güvenli eşik” olduğu anlamına gelmiyor. Çalışma belirli bir güvenli tüketim sınırı belirlemek amacıyla tasarlanmadı.</p>

<h2>5 fincanın üzerinde bir eğilim görüldü ancak sonuç kesin değil</h2>

<p>Araştırmacılar kahve miktarı ile kemik yoğunluğu arasındaki olası doğrusal olmayan ilişkiyi de inceledi.</p>

<p>Spline analizlerinin görsel değerlendirmesi, günlük tüketimin yaklaşık 5 fincanı aşmasıyla daha düşük kemik mineral yoğunluğu yönünde bir eğilim olabileceğini düşündürdü.</p>

<p>Ancak bu nokta özellikle dikkatli yorumlanmalı.</p>

<p>Doğrusal olmayan ilişkinin istatistiksel testi anlamlı değildi. Bu nedenle yaklaşık 5 fincan düzeyi kesin bir biyolojik sınır, risk eşiği veya “bu miktardan sonra kemik kaybı başlıyor” şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Araştırma ayrıca günde 5 fincandan fazla kahvenin doğrudan osteoporoza yol açtığını veya kırık riskini belirli bir oranda artırdığını göstermedi.</p>

<p>Bulgular yalnızca çok yüksek tüketim düzeylerinde daha düşük kemik mineral yoğunluğu yönünde incelenmeye değer bir eğilim olabileceğine işaret ediyor.</p>

<h2>Alkol tüketimi de ilişkiyi etkileyebilir</h2>

<p>Araştırmada kahvenin kemik yoğunluğuyla ilişkisi bütün katılımcılarda aynı değildi.</p>

<p>Yaşam boyu alkol tüketimi daha yüksek olan kadınlarda kahve tüketimi ile femur boynu kemik mineral yoğunluğu arasındaki olumsuz ilişkinin daha belirgin olduğu görüldü.</p>

<p>Bu bulgu, kemik sağlığının tek bir besin veya içecekle açıklanamayacağını bir kez daha gösteriyor.</p>

<p>Yaş, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite, sigara ve alkol kullanımı, kullanılan ilaçlar, menopoz sonrası hormonal değişiklikler, kalsiyum ve D vitamini durumu gibi birçok faktör kemik sağlığını birlikte etkileyebiliyor.</p>

<h2>Çay içenlerde küçük bir fark bulundu</h2>

<p>Araştırmanın bir diğer dikkat çekici sonucu çay tüketimiyle ilgiliydi.</p>

<p>Çay tüketen kadınların total kalça kemik mineral yoğunluğu, çay içmeyen kadınlara göre istatistiksel olarak biraz daha yüksek bulundu.</p>

<p>Araştırmada ortalama total kalça kemik mineral yoğunluğu çay içenlerde yaklaşık 0,718 g/cm², çay içmeyenlerde ise 0,715 g/cm² olarak bildirildi.</p>

<p>İki grup arasındaki ortalama fark yalnızca 0,003 g/cm² düzeyindeydi.</p>

<p>Bu nedenle sonuç “çay kemikleri güçlendiriyor” veya “çay osteoporozu önlüyor” şeklinde yorumlanamaz. İstatistiksel olarak anlamlı görülen farkın bireysel düzeyde klinik öneminin sınırlı olabileceği belirtiliyor.</p>

<h2>Kahvenin içindeki kafein neden tartışılıyor?</h2>

<p>Kahve ile kemik sağlığı arasındaki tartışmanın önemli başlıklarından biri kafein.</p>

<p>Kafeinin kalsiyum emilimi ve kalsiyum metabolizması üzerinde küçük etkiler oluşturabileceğini gösteren daha önce yayımlanmış çalışmalar bulunuyor.</p>

<p>Ancak kahve yalnızca kafeinden oluşmuyor. İçerdiği polifenoller ve diğer biyolojik aktif bileşikler nedeniyle sağlık üzerindeki etkisinin tek bir mekanizmayla açıklanması mümkün değil.</p>

<p>Benzer şekilde çayda bulunan kateşinler ve diğer polifenollerin de kemik metabolizması üzerindeki olası etkileri araştırılıyor.</p>

<p>Bu olası biyolojik mekanizmalar, mevcut gözlemsel çalışmanın kahvenin kemik kaybına veya çayın kemik kazanımına doğrudan neden olduğunu kanıtladığı anlamına gelmiyor.</p>

<h2>Araştırma “kahve osteoporoz yapıyor” demiyor</h2>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlamalarından biri gözlemsel olması.</p>

<p>Araştırmacılar katılımcılara belirli miktarda kahve veya çay içirmedi. Kadınların mevcut tüketim alışkanlıkları takip edildi ve bunlarla kemik mineral yoğunluğu ölçümleri arasındaki ilişkiler değerlendirildi.</p>

<p>Yaş, fiziksel aktivite, eşlik eden hastalıklar ve ilaç kullanımı dahil çeşitli değişkenler için istatistiksel düzeltmeler yapılmış olsa da gözlemsel araştırmalarda bütün karıştırıcı faktörlerin tamamen ortadan kaldırılması mümkün değil.</p>

<p>Çalışmanın yalnızca 65 yaş ve üzerindeki kadınlardan oluşması da önemli bir sınırlılık. Sonuçların genç kadınlara, erkeklere veya farklı toplumlara doğrudan genellenmesi doğru olmaz.</p>

<p>Araştırma esas olarak kemik mineral yoğunluğunu değerlendirdi. Kahve tüketiminin doğrudan kalça kırığı veya diğer osteoporotik kırıklar üzerindeki etkisini kanıtlamadı.</p>

<h2>Peki kahve içenler ne yapmalı?</h2>

<p>Araştırmanın sonuçları, kemik sağlığını korumak için kahvenin tamamen bırakılması gerektiğini göstermiyor.</p>

<p>Genel analizlerde kahve tüketimi ile total kalça veya femur boynu kemik mineral yoğunluğu arasında anlamlı olumsuz bir ilişki saptanmaması bu açıdan önemli.</p>

<p>Buna karşılık kahve tüketimi çok yüksek olan kişilerde toplam kafein alımının yanı sıra yeterli kalsiyum ve D vitamini alımı, fiziksel aktivite, sigara ve alkol kullanımı gibi kemik sağlığını etkileyen diğer faktörlerin birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Özellikle menopoz sonrası kadınlarda osteoporoz riski yalnızca kahve tüketimine bakılarak değerlendirilemez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmanın temel mesajı, genel kahve tüketiminin daha düşük kemik mineral yoğunluğuyla anlamlı biçimde ilişkili bulunmadığı; buna karşılık çok yüksek tüketimde görülen olası olumsuz eğilimin daha ileri çalışmalarla doğrulanması gerektiğidir.</p>

<h1>Kaynaklar</h1>

<p>Nutrients — Longitudinal Association of Coffee and Tea Consumption with Bone Mineral Density in Older Women: A 10-Year Repeated-Measures Analysis in the Study of Osteoporotic Fractures, 23 Kasım 2025</p>

<p>Flinders University — Tea vs Coffee: Which Drink Is Better for Your Bones?</p>

<p>Study of Osteoporotic Fractures</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kahve-kemikleri-zayiflatiyor-mu-9704-kadinin-uzun-sureli-verileri-incelendi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/kahve-kemik-sagligi-200kb.webp" type="image/jpeg" length="17343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uyanıksınız Ama Hareket Edemiyorsunuz: Karabasanın Bilimsel Açıklaması]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/uyaniksiniz-ama-hareket-edemiyorsunuz-karabasanin-bilimsel-aciklamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/uyaniksiniz-ama-hareket-edemiyorsunuz-karabasanin-bilimsel-aciklamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uyku felcinde kişi uyanık olduğunu hissederken birkaç saniye veya dakika boyunca hareket edemez ya da konuşamaz. Korkutucu olabilen bu durum çoğu zaman kendiliğinden geçer.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uyku Felci Nedir? Karabasan Neden Olur ve Ne Zaman Önemsenmeli?</p>

<p>Uyku felci, kişinin uykuya dalarken veya uykudan uyanırken çevresinin farkında olmasına rağmen kısa süreli olarak hareket edememesi ya da konuşamamasıdır. Halk arasında “karabasan” olarak da adlandırılan bu deneyim çoğunlukla saniyeler veya birkaç dakika içinde kendiliğinden sona erer.</p>

<p>Tıbbi açıklama, hızlı göz hareketlerinin görüldüğü REM uykusuyla yakından ilişkilidir. REM döneminde beynin rüyaları fiziksel olarak gerçekleştirmemizi önleyen doğal mekanizmaları nedeniyle iskelet kaslarının büyük bölümünde geçici hareketsizlik oluşur. Uyku felcinde kişi uyanıklık bilincine dönerken bu kas hareketsizliği kısa bir süre daha devam edebilir.</p>

<p>Uyku felci sırasında ne yaşanır?</p>

<p>En belirgin özellik, kişinin çevresinin farkında olmasına rağmen vücudunu hareket ettirememesi veya konuşamamasıdır. Kişi uyanık olduğunu düşünebilir, çevresindeki sesleri algılayabilir ancak kısa süreliğine hareketlerini kontrol edemeyebilir.</p>

<p>Bu deneyim yoğun korkuya yol açabilir. Atağın süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte genellikle kısa sürer ve hareket yeteneği kendiliğinden geri gelir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Odada biri varmış gibi hissetmek neden olur?</p>

<p>Uyku felcinin en dikkat çekici özelliklerinden biri, bazı kişilerde son derece gerçekçi algıların ortaya çıkabilmesidir. Odada başka birinin bulunduğunu hissetme, bir gölge veya figür görme, ses duyma ya da dokunuluyormuş hissine kapılma bildirilebilir.</p>

<p>Bunlar uyku ile uyanıklık arasındaki geçiş sırasında ortaya çıkabilen halüsinasyonlarla ilişkilendirilir. Başka bir ifadeyle beynin rüya üretimiyle ilişkili bazı süreçleri devam ederken kişinin çevresine ilişkin farkındalığı geri dönmüş olabilir.</p>

<p>Bu nedenle deneyimin kişiye son derece gerçek gelmesi, odada gerçekten başka birinin bulunduğu anlamına gelmez. Uyku felcinin geçmişte farklı kültürlerde doğaüstü açıklamalarla ilişkilendirilmesinde bu yoğun ve gerçekçi deneyimlerin etkili olduğu düşünülüyor.</p>

<p>Göğüste baskı ve nefes alamama hissi olabilir mi?</p>

<p>Bazı kişiler uyku felci sırasında göğsünde bir ağırlık bulunduğunu veya nefes almakta zorlandığını hissedebilir. Bu algı atağın korkutucu yönlerinden biridir.</p>

<p>Uyku felcinde solunum tamamen durmaz. REM uykusundaki kas aktivitesi değişiklikleri ve atağa eşlik eden yoğun korku, kişinin solunumunu farklı algılamasına ve göğüste baskı hissi yaşamasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Uyku felci neden olur?</p>

<p>Uyku felcinin tek bir nedeni yoktur. Temel mekanizmanın REM uykusundaki kas hareketsizliği ile uyanıklık bilincinin kısa süreli olarak üst üste gelmesi olduğu kabul edilir.</p>

<p>Düzensiz uyku saatleri ve yetersiz uyku, uyku felciyle ilişkilendirilen faktörler arasındadır. Vardiyalı çalışma veya jet lag gibi uyku-uyanıklık düzenini bozan durumlar da bazı kişilerde atakların ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.</p>

<p>Sırtüstü uyuma ile uyku felci arasında da bazı çalışmalarda ilişki bildirilmiştir. Bununla birlikte bir risk faktörünün bulunması, kişinin mutlaka uyku felci yaşayacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Uyku felci tehlikeli midir?</p>

<p>Tek başına ve seyrek ortaya çıkan uyku felci çoğu durumda ciddi bir sağlık sorunu olarak kabul edilmez. Korkutucu olmasına rağmen atak genellikle kendiliğinden geçer ve kalıcı fiziksel hasar bırakması beklenmez.</p>

<p>Ancak atakların sıklaşması farklı bir sorun yaratabilir. Kişi tekrar uyku felci yaşayacağı endişesiyle uyumaktan kaçınabilir ve bunun sonucunda uyku düzeni daha da bozulabilir.</p>

<p>Uyku felci ne kadar yaygın?</p>

<p>Uyku felcinin toplumdaki sıklığı konusunda araştırmalar birbirinden oldukça farklı sonuçlar vermektedir. Bunun önemli nedenlerinden biri çalışmaların farklı yaş gruplarında ve toplumlarda yapılması, ayrıca uyku felcinin tanımlanmasında kullanılan yöntemlerin aynı olmamasıdır.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan geniş kapsamlı bir sistematik derleme ve meta-analiz, 25 ülkeden 167 binden fazla katılımcının yer aldığı 76 gözlemsel çalışmayı değerlendirdi. Araştırmacılar çalışmalar bir araya getirildiğinde uyku felci görülme sıklığını yaklaşık yüzde 30 olarak hesapladı.</p>

<p>Ancak çalışmalar arasındaki farklılık oldukça yüksekti. Bu nedenle söz konusu oran, “her toplumda insanların yüzde 30'u uyku felci yaşar” şeklinde kesin bir istatistik olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Başka klinik değerlendirmelerde daha düşük yaşam boyu sıklık oranları bildirilmiştir. Bu farklılıklar, uyku felcinin ne kadar yaygın olduğuna ilişkin tek bir oran vermenin neden güç olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Uyku felci narkolepsi anlamına mı gelir?</p>

<p>Hayır. Uyku felci yaşamak tek başına kişinin narkolepsisi olduğu anlamına gelmez. İzole uyku felci başka bir uyku hastalığı bulunmayan kişilerde de görülebilir.</p>

<p>Bununla birlikte uyku felci narkolepside görülebilen belirtilerden biridir. Narkolepsi, gündüz aşırı uykululuk ve kontrol edilmesi güç uyku atakları gibi başka belirtilerle seyreden nörolojik bir uyku bozukluğudur.</p>

<p>Uyku felcine belirgin gündüz uykululuğu veya olağandışı uyku atakları eşlik ediyorsa değerlendirme için hekime başvurulması uygun olabilir.</p>

<p>Uyku felci riskini azaltmak mümkün mü?</p>

<p>Özellikle tekrarlayan uyku felcinde düzenli ve yeterli uyku önemli bir yaklaşım olarak kabul edilir. Her gün mümkün olduğunca benzer saatlerde yatmak ve kalkmak, sık uyku kaybından kaçınmak ve uyku düzenini korumak yararlı olabilir.</p>

<p>Uyku felcinin altında başka bir uyku bozukluğu bulunuyorsa yaklaşım buna göre değişebilir. Bu nedenle sık tekrarlayan ataklarda kişiye özel değerlendirme önemlidir.</p>

<p>Uyku felci sırasında ne yapılabilir?</p>

<p>Atağın geçici olduğunu ve uyku fizyolojisiyle ilişkili bulunduğunu bilmek bazı kişilerde korkunun kontrol edilmesini kolaylaştırabilir. Uyku felci çoğunlukla kendiliğinden sona erer.</p>

<p>Atağı yaşayan kişi tamamen hareket etmeye çalışmak yerine parmak gibi küçük bir vücut bölümünü hareket ettirmeye odaklanmayı deneyebilir. Ancak bunu herkes için atağı kesin olarak sonlandıran bir yöntem olarak görmek doğru değildir.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Ara sıra ortaya çıkan ve kısa sürede geçen uyku felci çoğunlukla özel bir tedavi gerektirmez. Ataklar sık tekrarlıyorsa, uyumaktan korkmaya yol açıyorsa, kişinin uykusunu ciddi biçimde bozuyorsa veya gündüz belirgin uykululuk eşlik ediyorsa sağlık profesyoneline başvurmak uygun olur.</p>

<p>Özellikle kontrol edilemeyen gündüz uyku atakları gibi başka belirtilerin bulunması durumunda altta yatan bir uyku bozukluğu açısından değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Uyku dışında başlayan ani felç veya güçsüzlük ise uyku felci olarak değerlendirilmemelidir. Yüzde ani asimetri, kol veya bacakta aniden gelişen güç kaybı ya da konuşma bozukluğu gibi belirtiler varsa acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Academy of Sleep Medicine, International Classification of Sleep Disorders, Parasomnias</p>

<p>Stefani A, Tang Q. Recurrent Isolated Sleep Paralysis. Sleep Medicine Clinics, 2024. DOI: 10.1016/j.jsmc.2023.10.006</p>

<p>Hefnawy MT ve arkadaşları. Prevalence and Clinical Characteristics of Sleeping Paralysis: A Systematic Review and Meta-Analysis, 2024</p>

<p>NHS, Sleep Paralysis hasta bilgilendirmesi</p>

<p>Sleep Education, American Academy of Sleep Medicine, Sleep Paralysis Explained </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/uyaniksiniz-ama-hareket-edemiyorsunuz-karabasanin-bilimsel-aciklamasi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9945.jpeg" type="image/jpeg" length="98828"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kabuslardan Kurtulmak Mümkün mü? Tekrarlayan Kötü Rüyalar İçin Bilim Ne Diyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kabuslardan-kurtulmak-mumkun-mu-tekrarlayan-kotu-ruyalar-icin-bilim-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kabuslardan-kurtulmak-mumkun-mu-tekrarlayan-kotu-ruyalar-icin-bilim-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tekrarlayan kabuslar uykuyu ve gündüz yaşamını etkileyebilir. Araştırmalar, rüyanın daha güvenli bir senaryoyla yeniden yazılıp gündüz prova edildiği yöntemin bazı yetişkinlerde yarar sağlayabildiğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kabuslardan Kurtulmak Mümkün mü? Tekrarlayan Kötü Rüyalar İçin Bilim Ne Diyor?</p>

<p>Ara sıra kötü bir rüyayla uyanmak çoğu yetişkin için olağandışı değildir. Ancak kabuslar sıklaşıyor, kişiyi uykudan uyandırıyor, yeniden uyumayı zorlaştırıyor veya ertesi günün ruh halini ve işlevselliğini etkiliyorsa konu yalnızca “kötü bir gece” olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Tekrarlayan kabuslar için en fazla araştırılan psikolojik yaklaşımlardan biri imgeleme prova terapisidir. İngilizce adıyla Imagery Rehearsal Therapy olarak bilinen yöntemde kişi kabusunun içeriğini hatırlar, daha az tehdit edici veya daha güvenli bir senaryoya dönüştürür ve yeni versiyonu uyanıkken zihninde tekrar eder.</p>

<p>Kabuslar neden olur?</p>

<p>Kabusların tek bir nedeni yoktur. Stres ve kaygı dönemleri kötü rüyaları artırabilir. Travmatik olaylar ve travma sonrası stres bozukluğu da tekrarlayan kabuslarla yakından ilişkilidir.</p>

<p>Uyku yoksunluğu, düzensiz uyku saatleri ve uykusuzluk da kabus görülme olasılığını artırabilir. Bazı kişilerde rahatsız edici film, görüntü veya haberlerle özellikle yatmadan hemen önce karşılaşmak da kötü rüyalarla ilişkilendirilebilir.</p>

<p>Bazı ilaçlar kabusları tetikleyebilir</p>

<p>Kabusların başlaması bazen kullanılan ilaçlarla aynı döneme denk gelebilir. Bazı antidepresanlar, bazı tansiyon ilaçları ve beta blokerler ile Parkinson hastalığında veya sigarayı bırakma sürecinde kullanılan bazı ilaçlar kabuslarla ilişkilendirilebilmektedir.</p>

<p>Bu durum ilacın kendi kendine bırakılması gerektiği anlamına gelmez. Kabuslar yeni bir ilaç başladıktan veya doz değişikliğinden sonra ortaya çıktıysa hekimle görüşmek daha güvenli bir yaklaşımdır.</p>

<p>Alkol ve bazı maddeler de etkili olabilir</p>

<p>Yoğun alkol veya madde kullanımı kadar bunların bırakılması sırasında yaşanan yoksunluk süreçleri de rüya içeriğini ve uykuyu etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle yeni başlayan veya belirgin biçimde artan kabuslar değerlendirilirken yalnızca psikolojik stres değil; uyku düzeni, kullanılan ilaçlar, alkol ve diğer maddeler de göz önünde bulundurulur.</p>

<p>Kabusun sonunu değiştirmek işe yarayabilir mi?</p>

<p>İmgeleme prova terapisinin temelinde oldukça dikkat çekici bir yöntem bulunur: Kabus aynen tekrar tekrar düşünülmek yerine farklı bir hikâyeye dönüştürülür.</p>

<p>Örneğin sürekli kovalandığını gören bir kişi, terapötik çalışmada rüyanın devamını güvenli bir yere ulaştığı veya tehdidin ortadan kalktığı farklı bir senaryoyla yeniden kurgulayabilir. Ardından bu yeni senaryo uyanık olduğu saatlerde zihinsel olarak prova edilir.</p>

<p>Amaç kişinin “bir daha hiç kötü rüya görmemesini” garanti etmek değildir. Hedef kabusun tekrar sıklığını, yarattığı sıkıntıyı ve uyku üzerindeki etkisini azaltmaktır.</p>

<p>Araştırmalar ne gösteriyor?</p>

<p>Amerikan Uyku Tıbbı Akademisinin yetişkinlerde kabus bozukluğuna ilişkin değerlendirmesinde imgeleme prova terapisi hem kabus bozukluğu hem de travma sonrası stres bozukluğuyla ilişkili kabuslar için önerilen psikolojik yaklaşımlar arasında yer almaktadır.</p>

<p>2023 yılında yayımlanan ve yetişkinlerle yapılan çalışmaları değerlendiren sistematik derlemede de imgeleme prova terapisi ve benzeri maruz bırakma temelli psikolojik yaklaşımlar için kabus sıklığı, şiddeti ve yarattığı sıkıntının azaltılması açısından destekleyici kanıt bulundu.</p>

<p>Travmaya bağlı kabuslar üzerine yapılan farklı meta-analizler de imgeleme prova terapisinin yarar sağlayabileceğini bildiriyor. Bununla birlikte tedavinin etkisi kişiden kişiye değişebilir ve özellikle travma sonrası stres bozukluğu gibi eşlik eden durumlarda daha kapsamlı psikolojik değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Evde kabus günlüğü tutmak yararlı olabilir</p>

<p>Tekrarlayan kabuslarda hangi günlerde kötü rüya görüldüğünü, uyku saatlerini ve o gün yaşanan belirgin stresleri not etmek örüntüyü fark etmeyi kolaylaştırabilir.</p>

<p>Kabusların yeni bir ilaçtan, vardiya değişikliğinden, uykusuzluk döneminden veya belirgin bir stres kaynağından sonra artıp artmadığını görmek de sağlık profesyoneliyle yapılacak değerlendirmeyi kolaylaştırabilir.</p>

<p>Uyku düzenini korumak neden önemli?</p>

<p>Yetersiz uyku ve düzensiz uyku saatleri kabuslarla ilişkili olabildiğinden mümkün olduğunca düzenli yatış ve kalkış saatlerinin korunması yararlı olabilir.</p>

<p>Gece boyunca sürekli uyanan, uzun süredir uyuyamayan veya başka bir uyku bozukluğundan şüphelenen kişilerde yalnızca kabusların değil genel uyku sorununun da değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Yatmadan önce zihni uyarmak kabusları artırabilir mi?</p>

<p>Herkeste aynı etki görülmese de korkutucu filmler, yoğun şiddet içeren görüntüler veya kişinin duygusal olarak zorlayıcı bulduğu haberlerle yatmadan hemen önce karşılaşmak bazı kişilerde kabuslarla bağlantılı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle kendi kabuslarını hangi durumların tetiklediğini fark eden kişiler, özellikle uyku öncesindeki saatlerde bu uyaranları azaltmayı deneyebilir.</p>

<p>Kabus ne zaman bir sağlık sorunu sayılabilir?</p>

<p>Tek bir kötü rüya çoğunlukla hastalık anlamına gelmez. Ancak kabuslar sık tekrarlanıyorsa, uyumaktan kaçınmaya yol açıyorsa, uykuyu düzenli biçimde bölüyorsa veya gündüz yorgunluk, dikkat sorunu ve belirgin sıkıntıya neden oluyorsa profesyonel değerlendirme düşünülebilir.</p>

<p>Kabusların travmatik bir olaydan sonra başlaması, yoğun kaygı veya depresif belirtilerle birlikte görülmesi ya da kişinin ruhsal durumunu belirgin şekilde etkilemesi de değerlendirme için önemli nedenlerdir.</p>

<p>Her kabus aynı şekilde tedavi edilmez</p>

<p>Kabusların nedeni kişiden kişiye değiştiği için tek bir yöntem herkes için uygun değildir. Bazı kişilerde uyku düzeninin düzeltilmesi ve tetikleyicilerin azaltılması yeterli olabilirken, tekrarlayan kabus bozukluğunda yapılandırılmış psikolojik tedaviler gerekebilir.</p>

<p>Travma sonrası stres bozukluğu veya başka bir ruhsal sağlık sorunu eşlik ediyorsa tedavi yalnızca rüyaya değil altta yatan duruma da yönelik planlanabilir.</p>

<p>İlaç tedavisinin gerekip gerekmediğine ise kişinin sağlık durumu, kullandığı diğer ilaçlar ve kabusların nedeni değerlendirilerek hekim tarafından karar verilmelidir.</p>

<p>Kabusun yeniden yazılması nasıl bir yaklaşım?</p>

<p>İmgeleme prova terapisi basit görünse de esasen yapılandırılmış psikolojik bir tekniktir. Kabusun hatırlanması, hikâyenin değiştirilmesi ve yeni senaryonun uyanıkken zihinsel olarak prova edilmesi yaklaşımın temel parçalarıdır.</p>

<p>Araştırmalar özellikle kronik ve tekrarlayan kabus yaşayan bazı yetişkinlerde bu yöntemin kabus sıklığını ve kabusların yarattığı sıkıntıyı azaltabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Sık kabus görüyorsanız ne yapabilirsiniz?</p>

<p>Öncelikle kabusların ne sıklıkta yaşandığını ve uykuyu ne ölçüde etkilediğini gözlemlemek yararlı olabilir. Düzenli uyku saatleri oluşturmak, belirgin uyku yoksunluğunu azaltmak ve kişisel tetikleyicileri fark etmek ilk adımlar arasında yer alabilir.</p>

<p>Kabuslar devam ediyor veya yaşam kalitesini bozuyorsa aile hekimi, psikiyatri uzmanı, psikolog ya da uyku tıbbı alanında çalışan bir sağlık profesyoneliyle görüşülebilir. Özellikle tekrarlayan kabuslarda bilimsel olarak araştırılmış psikolojik tedavilerin bulunması, sorunun yalnızca katlanılması gereken bir gece deneyimi olmadığını gösteriyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Academy of Sleep Medicine — Position Paper for the Treatment of Nightmare Disorder in Adults, 2018</p>

<p>Morgenthaler ve arkadaşları — Position Paper for the Treatment of Nightmare Disorder in Adults, Journal of Clinical Sleep Medicine, 2018</p>

<p>Gieselmann ve arkadaşları — Psychosocial Treatments for Nightmares in Adults and Children: A Systematic Review, 2023</p>

<p>Yücel ve arkadaşları — Comparative Efficacy of Imagery Rehearsal Therapy and Prazosin in the Treatment of Trauma-Related Nightmares in Adults, Sleep Medicine Reviews, 2020</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Casement ve Swanson — A Meta-Analysis of Imagery Rehearsal for Post-Trauma Nightmares, Clinical Psychology Review, 2012</p>

<p>Mayo Clinic — Nightmare Disorder: Symptoms and Causes</p>

<p>CNN Health — How to Stop Nightmares in Adults, 2020 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kabuslardan-kurtulmak-mumkun-mu-tekrarlayan-kotu-ruyalar-icin-bilim-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9941.jpeg" type="image/jpeg" length="71296"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2 Milyon Kişilik Analiz: Şekerli ve Gazlı İçecekler Depresyon ve Kaygıyla İlişkilendirildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/2-milyon-kisilik-analiz-sekerli-ve-gazli-icecekler-depresyon-ve-kaygiyla-iliskilendirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/2-milyon-kisilik-analiz-sekerli-ve-gazli-icecekler-depresyon-ve-kaygiyla-iliskilendirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[59 çalışmayı ve 2 milyondan fazla kişiyi kapsayan analizde bazı şekerli ve gazlı içecekler depresyon veya kaygıyla ilişkili bulundu. Kahve ise depresyon açısından ters yönde bir ilişki gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>2 Milyon Kişilik Analiz: Bazı İçecekler Depresyon ve Kaygıyla İlişkilendirildi</p>

<p>59 araştırmadan 2 milyondan fazla kişinin verilerini bir araya getiren sistematik derleme ve meta-analiz, alkolsüz içecek tüketimi ile depresyon, kaygı ve stres arasındaki ilişkileri değerlendirdi. Bulgular, bütün içecekleri aynı kefeye koymanın doğru olmadığını gösterdi: Şekerle tatlandırılmış, gazlı ve bazı popüler içeceklerde depresyon veya kaygıyla pozitif ilişki görülürken kahve depresyon açısından ters yönde bir ilişki gösterdi.</p>

<p>Ancak araştırma, belirli bir içeceğin depresyona ya da kaygıya doğrudan neden olduğunu kanıtlamıyor. Çalışmaların büyük bölümünün kesitsel olması, yani içecek tüketimi ile ruh sağlığının aynı dönemde değerlendirilmesi, neden-sonuç ilişkisi kurulmasını önemli ölçüde sınırlıyor.</p>

<p>2 milyondan fazla kişinin verileri incelendi</p>

<p>Depression and Anxiety dergisinde yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizde araştırmacılar PubMed, Web of Science, PsycINFO ve EMBASE veri tabanlarında yer alan çalışmaları taradı. Taramaya 19 Kasım 2024'e kadar yayımlanan araştırmalar dahil edildi.</p>

<p>Analiz sonunda 59 çalışma ve 132 bağımsız rapordan toplam 2 milyon 50 bin 716 katılımcının verileri değerlendirildi. Çalışmalar 22 ülkede gerçekleştirilmişti. Dahil edilen araştırmaların yüzde 71,67'si orta, yüzde 20'si yüksek ve yüzde 8,33'ü düşük kalite kategorisinde değerlendirildi.</p>

<p>Depresyon açısından hangi içecekler öne çıktı?</p>

<p>İçecek türlerine göre yapılan analizde şekerle tatlandırılmış içecekler, bubble tea, gazlı içecekler, alkolsüz meşrubatlar, yapay tatlandırıcılı içecekler ve enerji içeceklerinin daha yüksek tüketimi depresyonla pozitif yönde ilişkili bulundu.</p>

<p>Birleştirilmiş sonuçlarda şekerle tatlandırılmış içeceklerde depresyon için olasılık oranı 1,29; bubble tea'de 2,62; gazlı içeceklerde 1,81; meşrubatlarda 1,39 olarak hesaplandı. Yapay tatlandırıcılı içecekler ve enerji içeceklerinde ise değer 1,30'du.</p>

<p>Bu rakamlar, bir içeceğin depresyon riskini kesin olarak bu oranlarda artırdığı anlamına gelmiyor. Değerler, incelenen araştırmalardaki ilişkilerin bir araya getirilmesiyle elde edilen istatistiksel tahminleri ifade ediyor.</p>

<p>Kahve neden farklı çıktı?</p>

<p>Kahve, depresyon analizinde diğer bazı içeceklerden farklı bir tablo ortaya koydu. Daha yüksek kahve tüketimi depresyonla ters yönde ilişkiliydi; birleştirilmiş olasılık oranı 0,87 olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu bulgu yaklaşık yüzde 13 daha düşük depresyon olasılığıyla uyumlu olsa da kahvenin depresyondan koruduğunu kanıtlamıyor. Kahve içenlerle içmeyenler arasında beslenme, uyku, fiziksel aktivite, sigara kullanımı, sosyoekonomik koşullar ve başka yaşam tarzı özellikleri bakımından farklılıklar bulunabilir.</p>

<p>Kahve ile kaygı arasında ise meta-analizde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.</p>

<p>Araştırmacılar, kahvedeki çeşitli biyoaktif bileşiklerin antioksidan özellikleri ve inflamasyonla ilişkili etkilerinin olası açıklamalar arasında bulunabileceğini tartıştı. Ancak bu mekanizmalar söz konusu meta-analizde doğrudan test edilmediğinden biyolojik açıklamaların kesinleşmiş sonuçlar olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Kaygı açısından bubble tea ve gazlı içecekler öne çıktı</p>

<p>Tüm alkolsüz içeceklerin birlikte değerlendirildiği analizde daha yüksek tüketim kaygıyla da ilişkiliydi. İçecek türleri ayrı değerlendirildiğinde özellikle bubble tea ve gazlı içeceklerde pozitif ilişki saptandı.</p>

<p>Araştırmada genel alkolsüz içecek tüketimi ile kaygı arasındaki birleştirilmiş olasılık oranı 1,31 olarak bildirildi. Bununla birlikte araştırmalar arasındaki yüksek farklılık ve sınırlı sayıdaki ileriye dönük çalışma, bu tahminlerin dikkatli yorumlanmasını gerektiriyor.</p>

<p>En dikkat çekici ilişki çocuk ve ergen gruplarında görüldü</p>

<p>Alt grup analizleri, depresyonla ilişkinin yalnızca çocuk ve ergenlerden oluşan araştırmalarda daha güçlü olduğunu gösterdi. Depresyon için bu gruptaki birleştirilmiş tahmin 1,39'du.</p>

<p>Kaygı açısından da en yüksek ilişki tahminlerinin çocuk ve ergen popülasyonlarında görüldüğü bildirildi. Bu bulgu, gençlerin içecek alışkanlıkları ile ruh sağlığı arasındaki ilişkinin uzun süreli ve daha güçlü araştırma tasarımlarıyla incelenmesi gerektiğine işaret ediyor.</p>

<p>Stres konusunda kanıt daha belirsiz</p>

<p>Depresyon ve kaygıdan farklı olarak stres için ana analiz istatistiksel olarak anlamlı değildi. Birleştirilmiş olasılık oranı 1,15 olarak hesaplandı ve güven aralığı istatistiksel anlamlılık sınırını içeriyordu.</p>

<p>Bir çalışma analizden çıkarıldığında ilişkinin anlamlı hale gelmesi, stres konusundaki sonucun belirli çalışmaların etkisine daha duyarlı olabileceğini gösterdi. Bu nedenle stresle ilgili kanıt depresyon ve kaygı bulgularına kıyasla daha belirsiz görünüyor.</p>

<p>Bulgular neden “bu içecekler depresyon yapıyor” anlamına gelmiyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmanın en önemli sınırlılıklarından biri, meta-analize dahil edilen çalışmaların büyük bölümünün kesitsel olması. Bu tür araştırmalarda bir kişinin içecek tüketimi ile ruh sağlığı arasındaki ilişki belirlenebilir ancak hangisinin önce geldiği her zaman anlaşılamaz.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, yüksek miktarda belirli içecekleri tüketmenin ruhsal sorunlara katkıda bulunması mümkün olabileceği gibi depresyon veya kaygı yaşayan kişilerin içecek tercihlerinin değişmesi de mümkün. Gözlemsel veriler tek başına bu iki olasılığı birbirinden kesin biçimde ayıramaz.</p>

<p>Nitekim depresyon için yalnızca ileriye dönük kohort çalışmalarının değerlendirildiği alt grupta genel ilişki istatistiksel olarak anlamlı değildi. Araştırmacılar ayrıca çalışmalar arasında yüksek istatistiksel heterojenlik bulunduğunu bildirdi.</p>

<p>İçecek tüketiminin birçok araştırmada kişilerin kendi bildirimlerine dayanması da ölçüm ve hatırlama hatalarına yol açabilir. Sosyoekonomik durum, genel beslenme kalitesi, fiziksel aktivite, uyku ve sigara kullanımı gibi etkenlerin bütün çalışmalarda aynı ölçüde kontrol edilmemesi de sonuçları etkileyebilir.</p>

<p>Günlük yaşam açısından ne anlam taşıyor?</p>

<p>Araştırmanın bulguları, depresyon veya kaygıyı önlemek amacıyla belirli miktarda kahve tüketilmesi gerektiği şeklinde yorumlanmamalı. Benzer biçimde tek başına belirli bir içeceğin depresyonun nedeni olduğu da söylenemez.</p>

<p>Buna karşılık şekerle tatlandırılmış, gazlı ve enerji içeceklerinin sık tüketimi ile ruh sağlığı arasındaki ilişkinin farklı araştırmalarda incelenmesi dikkat çekiyor. Daha güçlü bir sonuca ulaşılabilmesi için kişileri zaman içinde takip eden ileriye dönük araştırmalara ve uygun tasarlanmış müdahale çalışmalarına ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Mevcut çalışma, günlük içecek tercihlerinin ruh sağlığıyla ilişkisini araştırmak için önemli bir veri havuzu sunuyor; ancak bireysel tüketim kararları açısından sonuçların neden-sonuç kanıtı olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Ouyang Y, Liang J, He X ve diğerleri. Nonalcoholic Beverage Consumption and the Risk of Depression, Anxiety, and Stress: A Systematic Review and Meta-Analysis. Depression and Anxiety, 2026. DOI: 10.1155/da/7404084</p>

<p>News-Medical. Some Popular Drinks Were Linked to Depression and Anxiety: Coffee Was Different. 2026. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/2-milyon-kisilik-analiz-sekerli-ve-gazli-icecekler-depresyon-ve-kaygiyla-iliskilendirildi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9938.jpeg" type="image/jpeg" length="13152"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sadece Havuç Değil: Göz Sağlığını Destekleyen 10 Besin]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sadece-havuc-degil-goz-sagligini-destekleyen-10-besin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sadece-havuc-degil-goz-sagligini-destekleyen-10-besin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lutein, zeaksantin, A, C ve E vitaminleri, çinko ve omega-3 yağ asitleri gözün normal işlevleriyle ilişkilidir. Bu besin öğelerini sağlayan gıdalar dengeli beslenmenin parçası olabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Göz sağlığı denildiğinde akla ilk gelen yiyecek çoğu zaman havuç oluyor. Oysa gözün normal işlevlerini destekleyen beslenme modeli çok daha geniş: koyu yeşil yapraklı sebzelerden yumurtaya, kırmızı biberden balığa kadar farklı besin grupları önemli besin öğeleri sağlayabiliyor.</p>

<p>Özellikle lutein ve zeaksantin, A, C ve E vitaminleri, çinko ile omega-3 yağ asitleri göz sağlığı bağlamında en çok incelenen besin öğeleri arasında. Bununla birlikte tek bir yiyeceğin görmeyi güçlendirdiğini veya göz hastalıklarını tek başına önlediğini söylemek bilimsel olarak doğru değil. Esas yaklaşım, çeşitli ve dengeli beslenme.</p>

<p>Göz sağlığı için öne çıkan 10 besin</p>

<p>Kırmızı biber</p>

<p>Kırmızı biber C vitamini açısından zengin besinlerden biri. Aynı zamanda çeşitli karotenoidler ve A vitamini öncülleri de sağlayabiliyor.</p>

<p>C vitamini antioksidan özellik taşıyor ve vücuttaki pek çok dokunun normal işlevlerinde görev alıyor. Göz sağlığı açısından değerlendirildiğinde C vitaminini tek bir besinden yüksek miktarda almak yerine sebze ve meyve çeşitliliğine odaklanmak daha doğru bir yaklaşım.</p>

<p>Ay çekirdeği ve kuruyemişler</p>

<p>Ay çekirdeği, badem, fındık ve yer fıstığı gibi besinler E vitamini kaynakları arasında bulunuyor. E vitamini hücreleri oksidatif hasardan korumaya katkıda bulunan antioksidan vitaminlerden biri.</p>

<p>Kuruyemişler ayrıca sağlıklı yağlar ve farklı mineraller sağladıkları için dengeli bir beslenme planına kolaylıkla eklenebilir. Ancak enerji yoğun olduklarından porsiyon miktarı da dikkate alınmalı.</p>

<p>Koyu yeşil yapraklı sebzeler</p>

<p>Ispanak, kara lahana ve benzeri koyu yeşil yapraklı sebzeler göz sağlığı denildiğinde özellikle dikkat çekiyor. Bunun temel nedenlerinden biri lutein ve zeaksantin içermeleri.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Lutein ve zeaksantin, retinanın merkezindeki makula bölgesinde de bulunan karotenoidlerdir. Bu nedenle yaşa bağlı makula dejenerasyonu üzerine yapılan beslenme araştırmalarının önemli başlıkları arasında yer alırlar.</p>

<p>Somon ve diğer yağlı balıklar</p>

<p>Somon, sardalya, uskumru ve bazı diğer yağlı balıklar EPA ve DHA adı verilen uzun zincirli omega-3 yağ asitlerini sağlar.</p>

<p>DHA retinanın yapısında bulunan önemli yağ asitlerinden biridir. Bununla birlikte omega-3 takviyelerinin her göz hastalığını önlediği veya tedavi ettiği söylenemez. Örneğin AREDS2 çalışmasında omega-3 takviyesi, yaşa bağlı makula dejenerasyonunun ilerlemesi açısından ek genel yarar göstermedi.</p>

<p>Tatlı patates</p>

<p>Turuncu renkli tatlı patates beta-karoten açısından zengin besinlerden biri. Beta-karoten vücutta gerektiğinde A vitaminine dönüştürülebiliyor.</p>

<p>A vitamini normal görmenin sürdürülmesi açısından gereklidir. Özellikle ciddi A vitamini eksikliği karanlıkta görme güçlüğü ve daha ileri göz sorunlarına yol açabilir. Ancak eksiklik bulunmayan kişilerde yüksek doz A vitamini almak görmeyi normalin üzerine çıkarmaz.</p>

<p>Yağsız et ve kümes hayvanları</p>

<p>Et ve kümes hayvanları çinko sağlayabilen besinler arasında. Çinko pek çok enzimin çalışmasına katılır ve göz dokularında da çeşitli biyolojik süreçlerde görev alır.</p>

<p>Çinko aynı zamanda yaşa bağlı makula dejenerasyonu konusunda araştırılan besin öğelerinden biridir. Ancak yüksek doz çinko içeren özel formüller normal beslenme tavsiyesiyle aynı şey değildir.</p>

<p>Fasulye, mercimek ve nohut</p>

<p>Hayvansal ürün tüketmeyen veya bitkisel kaynakları artırmak isteyenler için baklagiller önemli bir seçenek. Nohut, mercimek ve fasulye türleri çinkonun yanı sıra protein, lif ve çeşitli mineraller sağlar.</p>

<p>Bu nedenle göz sağlığını destekleyen genel beslenme modelinin yalnızca et veya balık üzerine kurulması gerekmez.</p>

<p>Yumurta</p>

<p>Yumurta sarısı lutein ve zeaksantin içeriyor. Yumurta ayrıca protein, yağ ve çeşitli mikro besin öğelerini tek bir gıdada sunuyor.</p>

<p>Lutein ve zeaksantin özellikle makula sağlığı konusunda araştırılan karotenoidler arasında. Yumurtayı tek başına koruyucu bir besin olarak görmek yerine sebze, meyve, baklagil, kuruyemiş ve balık gibi farklı besinlerle birlikte düşünmek daha doğru.</p>

<p>Kabak</p>

<p>Sarı ve turuncu kabak çeşitleri karotenoidler açısından dikkat çekiyor. Türüne göre beta-karoten, lutein ve zeaksantin gibi farklı bileşenler sağlayabiliyor.</p>

<p>Sebze ve meyvelerde renk çeşitliliğini artırmak, yalnızca göz sağlığı için değil genel beslenme kalitesi açısından da pratik bir yöntem.</p>

<p>Brokoli ve Brüksel lahanası</p>

<p>Brokoli ve Brüksel lahanası C vitamini başta olmak üzere çeşitli antioksidan bileşikler ve karotenoidler içeriyor.</p>

<p>Bu sebzeler, koyu yeşil yapraklı sebzelerle birlikte düşünüldüğünde göz sağlığı açısından araştırılan birçok besin öğesinin günlük beslenmeden alınmasına katkı sağlayabilir.</p>

<p>Hangi besin öğeleri göz sağlığında öne çıkıyor?</p>

<p>Göz sağlığıyla ilişkilendirilen besinlerin ortak noktası tek bir vitamin içermeleri değil. Farklı besinler farklı öğeler sağlıyor.</p>

<p>Lutein ve zeaksantin: Ispanak, koyu yeşil yapraklı sebzeler, yumurta sarısı, brokoli ve kabak.</p>

<p>A vitamini ve beta-karoten: Tatlı patates, havuç, kabak ve diğer turuncu renkli sebzeler.</p>

<p>C vitamini: Kırmızı biber, turunçgiller, çilek, brokoli ve Brüksel lahanası.</p>

<p>E vitamini: Ay çekirdeği, badem, fındık ve farklı kuruyemişler.</p>

<p>Çinko: Et, kümes hayvanları, deniz ürünleri ve baklagiller.</p>

<p>Omega-3 yağ asitleri: Somon, sardalya, uskumru ve diğer yağlı balıklar.</p>

<p>AREDS2 takviyeleri herkes için gerekli mi?</p>

<p>Hayır. Göz sağlığı konusunda besinlerle takviyeleri birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>ABD Ulusal Göz Enstitüsü tarafından yürütülen AREDS ve AREDS2 araştırmaları, belirli evrelerde yaşa bağlı makula dejenerasyonu bulunan kişiler için C ve E vitaminleri, çinko, bakır, lutein ve zeaksantin içeren özel bir formülün hastalığın ilerleme riskini azaltabildiğini gösterdi.</p>

<p>Bu sonuç, gözleri sağlıklı olan herkesin AREDS2 takviyesi kullanması gerektiği anlamına gelmiyor. Araştırmalardaki dozlar günlük beslenmeyle alınan miktarlardan çok daha yüksek ve formül belirli hasta grupları için değerlendiriliyor. Ulusal Göz Enstitüsü de uygun olup olmadığının göz hekimiyle görüşülmesini öneriyor.</p>

<p>Beta-karoten konusunda da önemli bir ayrıntı bulunuyor. AREDS2 formülünde beta-karoten yerine lutein ve zeaksantin tercih ediliyor; beta-karoten içeren önceki formüller özellikle sigara içen veya geçmişte sigara kullanmış kişiler açısından uygun kabul edilmiyor.</p>

<p>Göz sağlığını tek başına beslenmeye bırakmamak gerekiyor</p>

<p>Sağlıklı beslenme göz sağlığının yalnızca bir parçası. Görme değişikliklerinin erken fark edilmesi için gerektiğinde göz muayenesi, diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıkların kontrolü, sigaradan uzak durmak ve gözü aşırı ultraviyole ışınlarından korumak da önem taşıyor.</p>

<p>Ani görme kaybı, görüş alanında yeni karanlık bölge, ışık çakmaları, aniden belirginleşen çok sayıda uçuşan cisim veya şiddetli göz ağrısı gibi yakınmalar yalnızca beslenmeyle ilişkilendirilmemeli ve gecikmeden tıbbi değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Eye Institute — Age-Related Eye Disease Studies, AREDS ve AREDS2</p>

<p>National Eye Institute — AREDS/AREDS2 Frequently Asked Questions</p>

<p>National Center for Complementary and Integrative Health — Dietary Supplements for Eye Conditions</p>

<p>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements — Vitamin A and Carotenoids</p>

<p>American Optometric Association — Diet and Nutrition</p>

<p>WebMD — 10 Foods That Are Good for Your Eyes, tıbbi değerlendirme güncellemesi 2024 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sadece-havuc-degil-goz-sagligini-destekleyen-10-besin</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 06:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9937.jpeg" type="image/jpeg" length="21817"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tansiyon Aleti Seçerken Marka Değil Bu Özellik Öne Çıkıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tansiyon-aleti-secerken-marka-degil-bu-ozellik-one-cikiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tansiyon-aleti-secerken-marka-degil-bu-ozellik-one-cikiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Evde tansiyon takibinde doğru cihaz kadar doğru manşet ve ölçüm tekniği de önemli. Güncel öneriler, klinik doğrulaması yapılmış otomatik üst kol cihazlarını öncelikli seçenek olarak gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Evde Tansiyon Aleti Seçerken Nelere Dikkat Edilmeli?</p>

<p>Evde tansiyon ölçümü, hipertansiyonun izlenmesinde ve sağlık profesyonelinin tedavinin etkisini değerlendirmesinde önemli bilgiler sağlayabiliyor. Ancak güvenilir bir sonuç için yalnızca bir tansiyon aleti satın almak yeterli değil; cihazın klinik olarak doğrulanmış olması, manşetin kola uygun gelmesi ve ölçümün doğru teknikle yapılması gerekiyor.</p>

<p>American Heart Association, ev kullanımı için otomatik ve üst kola takılan manşetli tansiyon cihazlarını tercih ediyor. Bilek ve parmak cihazları, rutin ev takibinde üst kol cihazlarına göre daha az güvenilir olabildiğinden ilk seçenek olarak önerilmiyor. 2025 hipertansiyon kılavuzu da evde tansiyon takibinin önemini vurgularken manşetsiz akıllı saat ve benzeri teknolojilerin tanı veya tedavi kararlarında henüz yeterince güvenilir olmadığını belirtiyor.</p>

<p>Markadan önce klinik doğrulamaya bakın</p>

<p>Bir tansiyon aletinin çok satılması, pahalı olması veya çok sayıda teknolojik özelliğe sahip olması tek başına ölçüm doğruluğunu göstermiyor.</p>

<p>Cihaz seçiminde en önemli noktalardan biri, modelin kabul edilmiş bir protokole göre bağımsız olarak doğrulanmış olması. ValidateBP ve STRIDE BP gibi programlar, doğrulama çalışmalarını belirli kriterlere göre değerlendirerek uygun cihazların listelerini oluşturuyor.</p>

<p>Bu ayrıntı özellikle önemli çünkü aynı markanın farklı modellerinin doğrulama durumu birbirinden farklı olabilir. Bu nedenle yalnızca marka adına değil, satın alınacak cihazın tam modeline bakılması gerekiyor.</p>

<p>Üst koldan ölçen cihazlar neden öne çıkıyor?</p>

<p>Standart tansiyon ölçümünün temel bölgesi üst koldur. Otomatik üst kol cihazlarında manşet, brakiyal arter olarak adlandırılan ana kol atardamarının bulunduğu bölge üzerinden ölçüm yapar.</p>

<p>American Heart Association evde kullanım için otomatik üst kol cihazını öneriyor. Bilekten ölçüm yapan doğrulanmış cihazlar bazı özel durumlarda kullanılabilse de bileğin ölçüm sırasında kalp hizasında tutulması gibi teknik ayrıntılara daha hassastır.</p>

<p>Üst kola uygun manşet bulunamaması veya üst kol ölçümünün tıbbi nedenlerle uygun olmaması gibi durumlarda doğrulanmış bir bilek cihazı sağlık profesyonelinin önerisiyle alternatif olabilir.</p>

<p>Manşet ölçüsü cihaz kadar önemli</p>

<p>Tansiyon aleti seçerken en kolay gözden kaçan konulardan biri manşet boyutudur.</p>

<p>Manşetin kişinin kol çevresine uygun olmaması ölçümü bozabilir. Bu nedenle cihaz satın almadan önce üst kol çevresinin ölçülmesi ve üreticinin belirttiği manşet aralığıyla karşılaştırılması gerekir.</p>

<p>Özellikle çok ince veya geniş kola sahip kişilerde kutudan çıkan standart manşetin otomatik olarak uygun olduğu varsayılmamalı. Bazı cihazlarda farklı boyutlarda manşet seçenekleri bulunması bu nedenle önemli bir avantajdır.</p>

<p>Hangi özellikler gerçekten işe yarıyor?</p>

<p>Temel amaç doğru ve tekrarlanabilir tansiyon ölçümüdür. Bunun ardından kullanım kolaylığını artırabilecek özellikler değerlendirilebilir.</p>

<p>Evde kullanılacak cihazda şu özellikler yararlı olabilir:</p>

<p>Klinik olarak doğrulanmış model olması</p>

<p>Üst kola takılan otomatik manşet kullanması</p>

<p>Kol çevresine uygun manşet seçeneği bulunması</p>

<p>Sonuçları hafızada saklayabilmesi</p>

<p>Birden fazla kullanıcı için ayrı kayıt tutabilmesi</p>

<p>Büyük ve kolay okunabilir ekrana sahip olması</p>

<p>Birden fazla ölçümün ortalamasını gösterebilmesi</p>

<p>Bluetooth veya uygulama bağlantısı ise zorunlu bir özellik değildir. Düzenli kayıt tutmayı kolaylaştırıyorsa kullanışlı olabilir; ancak uygulama desteği ölçüm doğruluğunun yerine geçmez.</p>

<p>Akıllı saat tansiyon aletinin yerini tutar mı?</p>

<p>Giyilebilir teknolojiler tansiyon takibi açısından hızla gelişiyor. Buna karşın 2025 ACC/AHA hipertansiyon kılavuzu, manşetsiz cihazların doğruluk ve güvenilirliği daha iyi gösterilene kadar klinik karar vermek amacıyla kullanılmamasını öneriyor.</p>

<p>American Heart Association'ın 2025 tarihli bilimsel değerlendirmesinde de akıllı saat, yüzük, yama ve benzeri manşetsiz sistemlerin umut verici olduğu ancak hipertansiyon tanısı koymak veya tedaviyi yönlendirmek için henüz yeterince güvenilir kabul edilmediği belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle akıllı saatte görülen tansiyon değerleri, doğrulanmış üst kol cihazıyla yapılan standart ev ölçümünün yerine geçirilmemeli.</p>

<p>İyi cihaz yanlış kullanılırsa sonuç yine hatalı olabilir</p>

<p>En iyi tansiyon aleti bile doğru kullanılmadığında yanıltıcı sonuç verebilir.</p>

<p>Ölçümden önce en az beş dakika sakin biçimde oturulması öneriliyor. Ölçümden önceki 30 dakika içinde egzersiz, sigara ve kafeinli içeceklerden kaçınılması; mesanenin boş olması gerekiyor.</p>

<p>Ölçüm sırasında sırt desteklenmeli, ayaklar yere düz basmalı ve bacaklar çaprazlanmamalı. Kol desteklenerek kalp hizasında tutulmalı ve manşet giysinin üzerinden değil çıplak üst kola yerleştirilmeli.</p>

<p>Ölçüm sırasında konuşmamak veya telefonla ilgilenmemek de önemli.</p>

<p>Tek ölçüm yerine tekrar ölçüm daha değerlidir</p>

<p>Tansiyon gün içinde doğal olarak değişebilir. Bu nedenle tek bir değer kişinin genel tansiyon durumunu her zaman doğru biçimde yansıtmaz.</p>

<p>American Heart Association, ev ölçümünde her seferinde yaklaşık bir dakika arayla iki ölçüm yapılmasını ve değerlerin kaydedilmesini öneriyor. Ölçümlerin mümkün olduğunca benzer saatlerde yapılması karşılaştırmayı kolaylaştırıyor.</p>

<p>Evde elde edilen kayıtlar daha sonra doktorla paylaşılabilir. Ölçüm sıklığı ise kişinin sağlık durumuna ve takip amacına göre sağlık profesyoneliyle birlikte belirlenmeli.</p>

<p>Yeni cihazı doktor kontrolüne götürmek yararlı olabilir</p>

<p>Yeni alınan tansiyon aletinin bir sağlık kontrolüne götürülmesi de öneriliyor. Böylece kişinin manşeti doğru takıp takmadığı kontrol edilebilir ve ev cihazından alınan değerler klinikte kullanılan ekipmanla karşılaştırılabilir.</p>

<p>American Heart Association ayrıca ev cihazının doğruluğunun belirli aralıklarla yeniden kontrol edilmesini öneriyor.</p>

<p>Health editörlerinin 2026 değerlendirmesinde ne yapıldı?</p>

<p>Health tarafından Haziran 2026'da güncellenen ürün değerlendirmesinde 35 ev tipi tansiyon cihazı test edildi. Editörler, STRIDE BP ve ValidateBP doğrulama kriterlerini karşılayan cihazları değerlendirerek ölçüm tutarlılığı, kullanım kolaylığı, manşet uyumu, ekran, veri saklama ve taşınabilirlik gibi özellikleri karşılaştırdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Değerlendirmede sekiz model farklı kullanım ihtiyaçları açısından öne çıkarıldı. Ancak bir ürün sıralamasından daha önemli olan ortak nokta, önerilen modellerin üst koldan ölçüm yapması ve doğrulama kriterlerine göre seçilmiş olmasıydı.</p>

<p>Türkiye'de cihaz alırken ne yapılmalı?</p>

<p>Türkiye'de satılan modeller, ABD'deki veya başka ülkelerdeki ürün listeleriyle birebir aynı olmayabilir. Bu nedenle yabancı bir listede belirli bir markanın bulunmasını tek başına satın alma gerekçesi yapmak yerine, Türkiye'de satılan cihazın tam model numarasının bağımsız doğrulama kaydının kontrol edilmesi daha doğru bir yaklaşım olur.</p>

<p>Satın alma kararında üç soru öne çıkıyor: Cihaz klinik olarak doğrulanmış mı, üst kol manşeti kişinin kol çevresine uyuyor mu ve cihaz günlük kullanım için yeterince kolay mı?</p>

<p>Bu üç kriter karşılandıktan sonra hafıza kapasitesi, uygulama bağlantısı, çoklu kullanıcı desteği ve ekran büyüklüğü gibi özellikler kişisel tercihe göre değerlendirilebilir.</p>

<p>Çok yüksek ölçümde ne yapılmalı?</p>

<p>Tek bir yüksek tansiyon ölçümü tek başına acil durum anlamına gelmez. Beklenmedik derecede yüksek bir değer görüldüğünde ölçüm tekniğinin doğru olduğundan emin olunarak ölçümün tekrarlanması gerekir.</p>

<p>American Heart Association, tansiyon 180/120 mmHg'nin üzerindeyse en az bir dakika sonra yeniden ölçüm yapılmasını öneriyor. Değer hâlâ bu düzeydeyse sağlık profesyoneliyle hızla iletişim kurulması gerekir.</p>

<p>180/120 mmHg'nin üzerindeki tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, güçsüzlük veya uyuşma, görmede değişiklik ya da konuşma güçlüğü gibi yeni belirtiler eşlik ediyorsa acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Evde tansiyon takibi doktor kontrolünün yerine geçmez. Ölçüm sonuçlarına bakarak tansiyon ilacını kendi kendine başlatmak, bırakmak veya dozunu değiştirmek uygun değildir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Heart Association, Home Blood Pressure Monitoring, son değerlendirme 2025</p>

<p>American Heart Association ve American College of Cardiology, 2025 High Blood Pressure Guideline, 2025</p>

<p>American Heart Association, Cuffless Devices for the Measurement of Blood Pressure bilimsel bildirisi, 2025</p>

<p>ValidateBP, Validated Device Listing</p>

<p>STRIDE BP, Validated Blood Pressure Monitors</p>

<p>Health, The 8 Best Blood Pressure Monitors of 2026, güncelleme 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tansiyon-aleti-secerken-marka-degil-bu-ozellik-one-cikiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 06:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9936.jpeg" type="image/jpeg" length="64081"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21967"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="53237"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14694"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53051"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21079"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="59464"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
