<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 20 Aug 2026 15:50:27 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fransızlar Duyurdu: Trabzonspor’dan George Ilenikhena Hamlesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fransizlar-duyurdu-trabzonspordan-george-ilenikhena-hamlesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fransizlar-duyurdu-trabzonspordan-george-ilenikhena-hamlesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un santrfor arayışında dikkat çekici bir isim gündeme geldi. Fransız Foot Mercato’nun haberine göre bordo-mavililer, Al-Ittihad forması giyen 20 yaşındaki George Ilenikhena için satın alma opsiyonlu kiralama teklifinde bulundu. Teklifteki satın alma opsiyonunun 15 milyon euro olduğu, Suudi Arabistan temsilcisinin ise bu öneriyi kabul etmediği öne sürüldü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’un Golcü Arayışında Yeni İsim: George Ilenikhena</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni sezon kadrosunu güçlendirmek için çalışmalarını sürdüren Trabzonspor’un santrfor transferinde sürpriz bir isme yöneldiği iddia edildi.</p>

<p>Fransız futbolunun önemli transfer kaynaklarından Foot Mercato’nun aktardığı bilgilere göre bordo-mavililer, Suudi Arabistan ekibi Al-Ittihad’da forma giyen George Ilenikhena için girişimde bulundu.</p>

<p>Haberde Trabzonspor’un 20 yaşındaki santrfor için Al-Ittihad’a satın alma opsiyonlu kiralama teklifi sunduğu belirtildi.</p>

<p>Satın Alma Opsiyonu 15 Milyon Euro</p>

<p>Fransız kaynakta yer alan bilgilere göre Trabzonspor’un hazırladığı teklifin satın alma opsiyonu 15 milyon euro seviyesindeydi.</p>

<p>Ancak Al-Ittihad yönetiminin bordo-mavililerin teklifini kabul etmediği öne sürüldü.</p>

<p>Suudi Arabistan temsilcisinin genç futbolcunun ayrılığına tamamen kapalı olmadığı, ancak Ilenikhena için yaklaşık 20 milyon euro seviyesinde bir gelir hedeflediği ifade ediliyor.</p>

<p>Bologna da Teklif Yaptı</p>

<p>Ilenikhena için Avrupa’dan başka kulüplerin de devrede olduğu belirtiliyor.</p>

<p>İtalyan ekibi Bologna’nın 22 milyon euroluk satın alma opsiyonu içeren kiralama önerisinin de Al-Ittihad tarafından geri çevrildiği bildirildi.</p>

<p>İspanya’dan Sevilla’nın ise genç santrfor için temaslarını sürdürdüğü ve transfer yarışında ciddi şekilde yer aldığı aktarılıyor.</p>

<p>Bu tablo, Ilenikhena için transfer döneminin son bölümünde Avrupa kulüpleri arasında önemli bir rekabet yaşanabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Avrupa’ya Dönmek İstiyor</p>

<p>Haberlerde genç futbolcunun Suudi Arabistan’daki geleceğini değerlendirdiği ve yeniden Avrupa futbolunda forma giymeye sıcak baktığı belirtiliyor.</p>

<p>Bu durum Trabzonspor açısından transfer görüşmelerinde önemli bir unsur olabilir. Ancak şu aşamada Al-Ittihad’ın talep ettiği rakam ile bordo-mavililerin teklifinin koşulları arasında fark bulunuyor.</p>

<p>Şubat Ayında Monaco’dan Transfer Edildi</p>

<p>16 Ağustos 2006 tarihinde Lagos’ta dünyaya gelen George Ilenikhena, genç yaşına rağmen Avrupa futbolunda önemli bir kariyer rotası çizdi.</p>

<p>Amiens altyapısından yetişen santrfor daha sonra Belçika ekibi Royal Antwerp’e transfer oldu. Buradaki performansıyla dikkat çeken Ilenikhena, 2024 yazında Monaco’nun kadrosuna katıldı.</p>

<p>Genç futbolcu özellikle UEFA Şampiyonlar Ligi’nde Barcelona karşısında attığı golle Avrupa futbolunda adından söz ettirdi.</p>

<p>Ilenikhena, Şubat 2026’da Monaco’dan Suudi Arabistan’ın Al-Ittihad takımına transfer oldu. Monaco da transferi resmi olarak duyurmuştu.</p>

<p>Trabzonspor’un Önünde Zorlu Pazarlık</p>

<p>Foot Mercato kaynaklı iddia doğrultusunda Trabzonspor’un Ilenikhena dosyasındaki ilgisi somut bir teklif aşamasına kadar ilerlemiş görünüyor.</p>

<p>Bununla birlikte Al-Ittihad’ın bordo-mavililerin ilk önerisini kabul etmemesi ve Sevilla ile Bologna gibi Avrupa kulüplerinin de oyuncuyla ilgilenmesi transfer sürecini zorlaştırıyor.</p>

<p>Trabzonspor’un yeni bir teklif hazırlayıp hazırlamayacağı ve Al-Ittihad’ın yaklaşık 20 milyon euroluk beklentisinde indirime gidip gitmeyeceği önümüzdeki günlerde netlik kazanabilir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Foot Mercato</li>
 <li>AS Monaco</li>
 <li>Soccernet</li>
 <li>Africa Top Sports</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fransizlar-duyurdu-trabzonspordan-george-ilenikhena-hamlesi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8637.jpeg" type="image/jpeg" length="55684"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Günde Açıklanan 8 Önemli Sağlık ve Tıp Gelişmesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-gunde-aciklanan-8-onemli-saglik-ve-tip-gelismesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-gunde-aciklanan-8-onemli-saglik-ve-tip-gelismesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İlk gen tedavisi onayı, gözden kaçan karaciğer kanserlerinin saptanmasına yardımcı olan yapay zekâ ve otomatik kan alma cihazı, günün sağlık gündeminde öne çıktı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Gen Tedavisinden Robotik Kan Almaya: Bilimde Bir Gün<br />
Sağlık ve tıp dünyasında 19 Ağustos 2026’da yayımlanan araştırmalar ile resmî kararlar; gen tedavisinden kanser tanısında yapay zekâya, çocuklarda enfeksiyonların önlenmesinden otomatik kan alma teknolojisine kadar uzandı.<br />
Günün en dikkat çekici gelişmesi, glikojen depo hastalığı tip Ia için ilk tedavinin onaylanması oldu. Karaciğer görüntülerini inceleyen yapay zekâ sistemi, daha önce gözden kaçmış kanserlerin saptanmasına yardımcı olurken Uganda’da yürütülen küçük bir araştırma, çinkonun orak hücreli anemisi bulunan çocuklarda enfeksiyonları azaltabileceğini gösterdi.<br />
Nadir bir hastalık için ilk gen tedavisi onaylandı<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi, glikojen depo hastalığı tip Ia bulunan sekiz yaş ve üzerindeki hastalar için Genglycos adlı gen tedavisine hızlandırılmış onay verdi. Bu, hastalık için ruhsatlandırılan ilk tedavi oldu.<br />
Bu kalıtsal hastalıkta vücut, karaciğer ve böbreklerde depolanan şekeri gerektiğinde kana veremiyor. Uzun süre yemek yenmediğinde kan şekeri tehlikeli düzeyde düşebiliyor. Hastalar bu nedenle sık beslenmek ve günün farklı saatlerinde çiğ ya da özel hazırlanmış mısır nişastası tüketmek zorunda kalabiliyor.<br />
Tek sefer uygulanan tedavi, karaciğere işlevsel bir G6PC geni taşıyarak eksik enzimin üretilmesini amaçlıyor. Randomize ve plasebo kontrollü araştırmada tedavi grubunun günlük mısır nişastası tüketimindeki başlangıca göre ortalama azalma, plasebo grubuna kıyasla yüzde 31 olarak hesaplandı. Tedavi alan hastalar günde ortalama bir doz daha az mısır nişastasına ihtiyaç duydu.<br />
Ancak bu sonuç, hastalığın tamamen düzeldiğini veya beslenme tedavisinin bırakılabileceğini göstermiyor. Uzun dönemli karaciğer ve böbrek sorunlarının azalıp azalmadığı da henüz bilinmiyor. Onayın devamı için üreticinin klinik yararı doğrulayan ek araştırmaları tamamlaması gerekiyor.<br />
Tedaviyle bağlantılı ciddi alerjik reaksiyon, karaciğer hasarı, kan şekeri düşüklüğü ve adrenal yetmezlik bildirildi. Ürün bilgisinde tümör gelişimi olasılığına ilişkin uyarı da bulunuyor.<br />
Yapay zekâ gözden kaçan kanserlerin saptanmasına yardım etti<br />
Nature Medicine’da yayımlanan Çin merkezli araştırmada, kontrastlı bilgisayarlı tomografi görüntülerini değerlendiren LiON adlı yapay zekâ sistemi incelendi.<br />
Sistem 6 bin 443 hastanın verileriyle eğitildi ve 22 bin 251 hastada geriye dönük olarak doğrulandı. Daha sonra 10 bin 333 hastanın bulunduğu gerçek klinik ortamda radyologlara destek veren ikinci bir okuyucu olarak kullanıldı.<br />
Yapay zekâ ile radyologların birlikte değerlendirmesi, daha önce gözden kaçmış 51 karaciğer lezyonunun yeniden incelenmesini sağladı. Bunların 15’inin kötü huylu olduğu belirlendi. Otuz yedi radyoloji raporu değiştirildi ve 22 hasta, farklı uzmanlık alanlarının birlikte karar verdiği kurullara yönlendirildi.<br />
Bulgular, yapay zekânın radyologun yerine geçmesinden çok ikinci bir güvenlik kontrolü olarak kullanılabileceğini gösteriyor. Ancak araştırmanın klinik bölümü tek kolluydu; yapay zekâ destekli değerlendirme, ayrı bir standart bakım grubuyla doğrudan karşılaştırılmadı.<br />
Sistemin kanserden kaynaklanan gecikmeleri, hastalık ilerlemesini veya ölümleri azalttığı henüz gösterilmedi. Verilerin büyük bölümünün Çin’den gelmesi de sonuçların başka sağlık sistemlerine doğrudan aktarılmasını sınırlıyor.<br />
Günlük çinko enfeksiyon sıklığını azalttı<br />
Uganda’da yürütülen ZIPS-2 araştırması, orak hücreli anemisi bulunan 1–4 yaşlarındaki 100 çocuğu kapsadı. Çocuklara altı ay boyunca günde 20 miligram çinko sülfat veya plasebo, yani etkin madde içermeyen karşılaştırma ürünü verildi.<br />
JAMA’da yayımlanan sonuçlara göre çinko verilen grupta bütün enfeksiyonların görülme hızı yüzde 38 daha düşüktü. Yüz kişi-yıl başına enfeksiyon sayısı çinko grubunda 305,7, plasebo grubunda 480,7 olarak hesaplandı.<br />
Bu ölçüm, aynı çocuğun takip sırasında birden fazla enfeksiyon geçirebilmesini hesaba katıyor. Dolayısıyla açıklanan rakamlar hasta sayısını değil, bütün enfeksiyon olaylarının toplam görülme hızını gösteriyor.<br />
Orak hücreli anemide alyuvarlar normal yuvarlak yapılarını kaybederek sert ve orak biçimini alabiliyor. Bu durum kansızlığa, damar tıkanıklıklarına, ağrı krizlerine ve enfeksiyonlara yatkınlığa yol açabiliyor.<br />
Araştırma umut verici olsa da yalnızca tek hastanede ve 100 çocukla yürütüldü. Sonuçların farklı ülkeleri ve yaş gruplarını kapsayan daha büyük çalışmalarla doğrulanması gerekiyor. Bulgular, orak hücreli anemisi olmayan çocuklarda gelişigüzel veya yüksek dozda çinko kullanımını desteklemiyor.<br />
Eğitimli personel gözetiminde otomatik kan alan cihaz<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi, yetişkinlerin kolundan kan alma işleminin büyük bölümünü otomatik olarak gerçekleştirebilen Aletta adlı robotik cihaza pazarlama izni verdi.<br />
Cihaz, yakın kızılötesi ışık ve Doppler ultrason kullanarak uygun damarı buluyor ve toplardamarı atardamardan ayırıyor. Uygun damar saptanamazsa iğne girişimi yapılmıyor.<br />
Aletta; turnike uygulama, cildi temizleme, iğneyi damara yerleştirme, kan tüplerini değiştirme ve bandaj koyma aşamalarını ellerle müdahale gerektirmeden gerçekleştirebiliyor. Hasta işlem sırasında fazla hareket ederse iğne otomatik olarak ayrılıyor ve kan alma durduruluyor.<br />
Bununla birlikte cihaz tamamen bağımsız veya gözetimsiz çalışmıyor. Eğitimli bir kan alma uzmanının işlemi başlatması, tüplerin doğru sırayla ve yeterli miktarda doldurulduğunu kontrol etmesi ve gerektiğinde müdahale etmesi gerekiyor. Bir uzman aynı anda en fazla üç cihazı denetleyebilecek.<br />
Düzenleyici değerlendirmeye göre cihazın iğne girişimi yapabildiği kişilerdeki başarı oranı eğitimli personelle karşılaştırılabilir veya daha yüksek bulundu. Ancak klinik araştırmanın örneklem büyüklüğü ve ayrıntılı karşılaştırma sonuçları kamuya açıklanan duyuruda yer almadı.<br />
Kafa travmasının nedenleri ülkeler arasında değişiyor<br />
Nature Medicine’da yayımlanan Global Neurosurgical Study-1, 29 ülkedeki 100 hastaneden 2 bin 165 kafa travması hastasını kapsadı.<br />
Düşük gelişmişlik düzeyindeki ülkelerde kafa travmalarının yüzde 65,8’i trafik kazalarından kaynaklandı. Çok yüksek gelişmişlik düzeyindeki ülkelerde ise vakaların yüzde 66’sının temel nedeni düşmelerdi.<br />
Hastaneye ulaşım biçiminde de büyük farklılık görüldü. Düşük gelişmişlik grubundaki hastaların yüzde 69,3’ü hastaneye özel araçla getirildi. Bu oran çok yüksek gelişmişlik düzeyindeki ülkelerde yüzde 13’tü.<br />
Sonuçlar, bütün ülkeler için tek bir kafa travması önleme programının yeterli olmayacağını gösteriyor. Düşük kaynaklı bölgelerde trafik güvenliği ve ambulans erişimi öne çıkarken yaşlı nüfusun daha yoğun olduğu toplumlarda düşmelerin önlenmesi önem kazanıyor.<br />
Araştırmaya yalnızca hastaneye ulaşabilen kişiler alındı. Olay yerinde hayatını kaybeden veya sağlık hizmetine erişemeyen kişiler çalışmaya girmediği için düşük kaynaklı ülkelerdeki gerçek yük olduğundan az görünmüş olabilir. Gözlemsel araştırma, hastaneye ulaşım biçiminin doğrudan hasta sonucuna neden olduğunu kanıtlamıyor.<br />
Arginin ağrı krizlerinin süresini kısaltmadı<br />
Orak hücre hastalığına bağlı akut ağrı krizlerinde damar yoluyla verilen argininin etkisini inceleyen Faz III STArT araştırması da JAMA’da yayımlandı.<br />
ABD’deki 10 çocuk hastanesinde yürütülen çalışmada 274 çocuk ve genç randomize edildi; 271 hasta araştırma tedavisini aldı. Arginin verilenlerde ağrı krizinin çözülmesine kadar geçen ortanca süre 60,8 saat, plasebo grubunda 65,8 saat oldu. Aradaki fark bilimsel olarak anlamlı değildi.<br />
Opioid gereksinimi, ağrı puanları ve hastaların bildirdiği diğer sonuçlarda da belirgin bir üstünlük görülmedi. Araştırma, tedavinin yarar gösterme ihtimalinin düşük bulunması üzerine planlanandan önce durduruldu.<br />
Sonuçlar, daha küçük Faz II araştırmalarındaki olumlu işaretlerin büyük ve çok merkezli bir Faz III araştırmada doğrulanmadığını gösteriyor. Yeni bir güvenlik sorunu belirlenmedi ancak argininin bu amaçla rutin kullanımı desteklenmedi.<br />
Lifli beslenme daha onarıcı uyku evreleriyle ilişkilendirildi<br />
Weizmann Bilim Enstitüsü ve ortaklarının araştırmasında 4 bin 793 gecelik beslenme ve uyku kaydı incelendi. Katılımcıların günlük beslenme kayıtları, giyilebilir cihazlarla ölçülen uyku evreleriyle karşılaştırıldı.<br />
Nature Health’te yayımlanan sonuçlara göre daha yüksek lif yoğunluğu, aynı gece derin uyku ve hızlı göz hareketlerinin görüldüğü REM uykusunda küçük artışlarla ilişkili bulundu. Ortalama gece kalp hızı da dakikada yaklaşık bir atım daha düşüktü.<br />
Daha çeşitli bitkisel besin tüketimi de daha düşük gece kalp hızıyla bağlantılıydı. Yatmadan önceki altı saatte günlük enerjinin daha büyük bölümünü almak, yaklaşık sekiz dakika daha uzun uyku ancak kalp hızında küçük bir yükselişle ilişkilendirildi.<br />
Bu çalışma randomize bir beslenme deneyi değildi. Gelişmiş istatistiksel yöntemler kullanılmış olsa da lifli beslenmenin doğrudan uyku kalitesini artırdığı veya uykusuzluğu tedavi ettiği söylenemez. Saptanan uyku evresi farkları da küçüktü.<br />
Sağlık hizmetlerine yönelik saldırılarda ağır bilanço<br />
Dünya Sağlık Örgütü, 2026 yılı içinde sağlık çalışanlarını, hastaları, sağlık tesislerini ve tıbbi ulaşımı hedef alan 914 saldırı kaydettiğini açıkladı. Bu olaylarda 911 kişi hayatını kaybetti ve bin 486 kişi yaralandı.<br />
Saldırıların büyük bölümü Ukrayna, Lübnan, işgal altındaki Filistin toprakları ve Myanmar’da bildirildi.<br />
Örgütün izleme sisteminin başlatıldığı Aralık 2017’den bu yana 29 ülke ve bölgede 10 bin 400’den fazla saldırı belgelendi. Bu olaylarda 5 bin 700’den fazla kişi hayatını kaybetti, 8 bin 500 kişi yaralandı.<br />
Sağlık hizmetlerine yönelik saldırılar yalnızca doğrudan can kayıplarına yol açmıyor. Aşılama, doğum, acil ameliyat, kronik hastalık tedavisi ve salgın kontrolü gibi temel hizmetlerin kesilmesi çok daha geniş bir nüfusu etkileyebiliyor.<br />
Bu sayılar yalnızca doğrulanarak kayıt altına alınabilen olayları içeriyor. Güvenli erişimin bulunmadığı çatışma bölgelerinde gerçek saldırı ve kayıp sayısı daha yüksek olabilir.<br />
Bulguların tümü aynı kanıt gücüne sahip değil<br />
Günün bilimsel gelişmeleri aynı düzeyde kesinlik taşımıyor. Gen tedavisinin hızlandırılmış onayı ve robotik kan alma cihazının pazarlama izni resmî düzenleyici kararlara dayanıyor. Ancak bu kararlar, uzun dönem yarar ve risklerin tamamen bilindiği anlamına gelmiyor.<br />
Orak hücreli anemisi bulunan çocuklardaki çinko araştırması umut verici ancak küçük ve tek merkezli. Beslenme ile uyku arasındaki çalışma yalnızca bir ilişki gösteriyor. Karaciğer tanısına yardımcı yapay zekâ geniş bir hasta grubunda başarılı görünse de yaşam süresi veya yaşam kalitesi üzerindeki etkisi bilinmiyor.<br />
Bilimsel gelişmelerin gerçek değeri, ilk sonuçların daha büyük, karşılaştırmalı ve bağımsız araştırmalarda doğrulanmasıyla daha açık biçimde ortaya çıkacak.<br />
KAYNAKLAR<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi – FDA Approves First Therapy for Patients Aged 8 Years and Older With Glycogen Storage Disease Type Ia – 2026.<br />
Nature Medicine – Large-scale AI-guided liver malignancy diagnosis: multicenter study and a single-arm trial – Zhang X, Li C, Han X ve diğerleri – 2026 – DOI: 10.1038/s41591-026-04589-y<br />
JAMA – Daily Zinc Supplementation for Infection Prevention in Children With Sickle Cell Anemia: The ZIPS-2 Randomized Clinical Trial – Namazzi R, Mellencamp KA, Bagala I ve diğerleri – 2026 – DOI: 10.1001/jama.2026.14190<br />
ABD Gıda ve İlaç Dairesi – FDA Authorizes First-Of-Its-Kind Robotic Blood Draw Device – 2026.<br />
Nature Medicine – Traumatic brain injury outcomes across human development index strata in 29 countries – Nugent JG, Tan H, Stedelin B ve diğerleri – 2026 – DOI: 10.1038/s41591-026-04600-6<br />
JAMA – Arginine Therapy for Sickle Cell Disease Acute Pain Episodes: The STArT Randomized Clinical Trial – Morris CR, Hatabah D, Korman R ve diğerleri – 2026 – DOI: 10.1001/jama.2026.13310<br />
Nature Health – Impact of Daily Diet on Sleep Quality – Shkolnik M, Sapir G, Shilo S ve diğerleri – 2026 – DOI: 10.1038/s44360-026-00182-2<br />
Dünya Sağlık Örgütü – World Humanitarian Day 2026: Honouring Fallen Humanitarians and Calling for Greater Protection of Health Care – 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-gunde-aciklanan-8-onemli-saglik-ve-tip-gelismesi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 14:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/bilimde-bir-gun-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="18905"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nach Polizeischüssen in Dresden: 41-jähriger Türke weiterhin ans Bett gebunden]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/nach-polizeischussen-in-dresden-41-jahriger-turke-weiterhin-ans-bett-gebunden</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/nach-polizeischussen-in-dresden-41-jahriger-turke-weiterhin-ans-bett-gebunden" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rund einen Monat nach dem Polizeieinsatz in Dresden-Friedrichstadt befindet sich der 41-jährige türkische Staatsangehörige Mehmet Ü. weiterhin in medizinischer Behandlung.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Nach Medienberichten ist der bei dem Einsatz schwer verletzte Mann derzeit ans Bett gebunden. Hinweise auf ein islamistisches Tatmotiv fanden die Ermittler nach Angaben der Staatsanwaltschaft nicht.</p>

<p>Der Vorfall ereignete sich am Morgen des 15. Juli 2026 im Bereich Berliner Straße/Menageriestraße in Dresden. Nach Angaben der Staatsanwaltschaft Dresden soll der 41-Jährige zunächst auf einer Baustelle eine Waffe auf drei Arbeiter gerichtet und dabei Schussgeräusche imitiert haben.</p>

<p>Anschließend soll er mit offen getragener Waffe einen Supermarkt betreten haben.</p>

<p>Waffe auf Polizeibeamte gerichtet</p>

<p>Nach dem Verlassen des Marktes habe sich Mehmet Ü. auf die Knie begeben und mehrfach „Allahu akbar“ gerufen. Als Polizeibeamte eintrafen, soll er die Waffe plötzlich auf die Einsatzkräfte gerichtet haben.</p>

<p>Die Staatsanwaltschaft erklärte, es könne nicht ausgeschlossen werden, dass der Mann dabei auch einen Schuss in Richtung der Polizeibeamten abgegeben habe.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Daraufhin schossen die Einsatzkräfte zweimal auf den 41-Jährigen. Mehmet Ü. wurde schwer verletzt und anschließend in ein Krankenhaus gebracht.</p>

<p>Keine Hinweise auf islamistisches Tatmotiv</p>

<p>Besondere Aufmerksamkeit erhielt der Fall aufgrund der während des Einsatzes gerufenen religiösen Worte. Die Ermittlungen ergaben jedoch nach Angaben der Dresdner Staatsanwaltschaft bislang keine Anhaltspunkte dafür, dass die Tat islamistisch motiviert gewesen sein könnte.</p>

<p>Stattdessen verdichteten sich Hinweise auf eine mögliche schwere psychische Erkrankung des Beschuldigten.</p>

<p>Unterbringungsbeschluss unter Auflagen außer Vollzug</p>

<p>Nach dem Vorfall war zunächst die vorläufige Unterbringung des Mannes in einem psychiatrischen Krankenhaus angeordnet worden.</p>

<p>Inzwischen wurde dieser Beschluss auf Antrag der Staatsanwaltschaft unter strengen Auflagen außer Vollzug gesetzt. Grundlage dafür ist unter anderem eine fachliche Einschätzung, wonach von dem Beschuldigten unter seiner derzeitigen medikamentösen Behandlung aktuell keine entsprechende Gefahr ausgehe.</p>

<p>Der 41-Jährige befindet sich allerdings weiterhin im Krankenhaus. Aufgrund der schweren Verletzungen, die er bei dem Polizeieinsatz erlitt, soll er derzeit ans Bett gebunden sein.</p>

<p>Bereits 2013 zu langer Haftstrafe verurteilt</p>

<p>Nach Recherchen deutscher Medien ist Mehmet Ü. den Behörden bereits aus einem früheren schweren Gewaltverfahren bekannt.</p>

<p>Er soll im Februar 2012 in Dresden zwei Männer mit einem Messer angegriffen haben. Das Landgericht Dresden verurteilte ihn im Jahr 2013 wegen zweifachen versuchten Totschlags zu einer Freiheitsstrafe von zehn Jahren und sechs Monaten.</p>

<p>Nach Medienberichten wurde er im August 2022 aus der Haft entlassen. Anschließend stand er unter Führungsaufsicht, die ursprünglich bis August 2027 dauern sollte.</p>

<p>Die Ermittlungen zum aktuellen Vorfall dauern an. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/nach-polizeischussen-in-dresden-41-jahriger-turke-weiterhin-ans-bett-gebunden</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 14:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8635.jpeg" type="image/jpeg" length="50341"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mengücek Gazi Hastanesi’nin Yeni Başhekimi Hakan Gökalp Taş Oldu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mengucek-gazi-hastanesinin-yeni-bashekimi-hakan-gokalp-tas-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mengucek-gazi-hastanesinin-yeni-bashekimi-hakan-gokalp-tas-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başhekimlik görevine Doç. Dr. Hakan Gökalp Taş getirildi. Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı olan Taş, daha önce aynı hastanede başhekim yardımcısı olarak görev yapıyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başhekimlik görevinde değişikliğe gidildi. Hastanenin yeni başhekimi Doç. Dr. Hakan Gökalp Taş oldu.</p>

<p>Prof. Dr. Ufuk Kuyrukluyıldız’ın rektörlük görevine atanmasının ardından boşalan başhekimlik görevine, hastanenin yönetim kadrosunda daha önce başhekim yardımcılığı görevini yürüten Doç. Dr. Hakan Gökalp Taş getirildi.</p>

<p>Hastanenin yönetiminde daha önce de görev aldı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni başhekim Taş’ın hastaneyi ve sağlık hizmetlerinin işleyişini yakından tanıması, yeni dönemin dikkat çeken ayrıntılarından biri oldu. Başhekim yardımcılığı görevinde bulunan Taş, yeni görevlendirmeyle birlikte hastanenin yönetim sorumluluğunu üstlendi.</p>

<p>Doç. Dr. Hakan Gökalp Taş kimdir?</p>

<p>Erzincan’ın Refahiye ilçesinde doğan Doç. Dr. Hakan Gökalp Taş, Anesteziyoloji ve Reanimasyon alanında uzmanlık sahibi.</p>

<p>Akademik çalışmalarını da sürdüren Taş, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor.</p>

<p>Yeni görevlendirmeyle Doç. Dr. Hakan Gökalp Taş, bölgenin önemli sağlık kuruluşlarından Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin başhekimlik görevini üstlenmiş oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>👔 Atamalar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mengucek-gazi-hastanesinin-yeni-bashekimi-hakan-gokalp-tas-oldu</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8633.jpeg" type="image/jpeg" length="47026"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[189 Bin Kişilik Araştırma: Sigarayı Bırakanlarda Risk Daha Düşük]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/189-bin-kisilik-arastirma-sigarayi-birakanlarda-risk-daha-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/189-bin-kisilik-arastirma-sigarayi-birakanlarda-risk-daha-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Periferik arter hastalığı bulunan yaklaşık 190 bin kişinin incelendiği araştırmada, sigarayı tamamen bırakanlarda ciddi kalp-damar ve uzuv olaylarının riski daha düşük bulundu; yalnızca azaltanlarda benzer fark görülmedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sigarayı günde bir paket yerine birkaç adet içmek damarlar üzerindeki riski yeterince azaltıyor mu? Güney Kore’de yeni periferik arter hastalığı tanısı alan 189 bin 545 aktif sigara kullanıcısını inceleyen geniş araştırma, bu hasta grubunda sigarayı tamamen bırakanların yalnızca azaltanlardan farklı sağlık sonuçlarına sahip olduğunu gösterdi.<br />
JAMA Network Open’da yayımlanan ülke çapındaki araştırmada, katılımcıların 38 bin 952’si sigarayı tamamen bıraktı, 38 bin 709’u günlük tüketimini en az yüzde 20 azalttı, 111 bin 884’ü ise sigara kullanımını büyük ölçüde sürdürdü.<br />
Sigarayı tamamen bırakanlarda, içmeye devam edenlerle karşılaştırıldığında ciddi kardiyovasküler ve beyin damar olaylarının riski yaklaşık yüzde 12, ciddi uzuv olaylarının riski ise yaklaşık yüzde 17 daha düşük bulundu. Yalnızca sigara sayısını azaltanlarda ise incelenen bu sonuçlar açısından istatistiksel olarak anlamlı bir risk azalması gösterilemedi.<br />
Ancak önemli bir nokta var: Bu çalışma gözlemsel bir araştırma. Yani sigarayı bırakmanın riskteki düşüşün tek ve doğrudan nedeni olduğunu kanıtlamıyor. Buna rağmen sonuçlar, periferik arter hastalığında tütün kullanımının tamamen bırakılmasını öneren güncel klinik rehberlerle aynı yönde güçlü bir mesaj veriyor.<br />
Periferik arter hastalığı nedir?<br />
Periferik arter hastalığı, özellikle bacaklara kan taşıyan atardamarların daralmasıyla ortaya çıkan önemli bir dolaşım sorunudur.<br />
Hastalığın en yaygın nedeni ateroskleroz, yani kolesterol ve başka maddelerden oluşan plakların damar duvarlarında birikerek kan akımını azaltmasıdır.<br />
Damar daraldıkça özellikle hareket sırasında çalışan bacak kaslarına yeterli kan ulaşması zorlaşabilir.<br />
Bunun en tipik belirtilerinden biri yürürken ortaya çıkan baldır, uyluk veya kalça ağrısıdır. Kişi durup dinlendiğinde ağrı genellikle azalır. Bu tabloya tıpta “klaudikasyon” adı verilir.<br />
Ancak periferik arter hastalığı her zaman belirgin ağrı yapmaz. Bacaklarda çabuk yorulma, ağırlık hissi, güçsüzlük veya yürüme mesafesinde azalma da görülebilir. Bazı kişilerde ise hastalık uzun süre belirgin bir şikâyet oluşturmadan ilerleyebilir.<br />
Kimler daha fazla risk altında?<br />
Sigara kullanımı periferik arter hastalığının en önemli değiştirilebilir risk faktörlerinden biridir.<br />
Bunun yanında yaşın ilerlemesi, diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve kronik böbrek hastalığı da riski artırabilir.<br />
Özellikle sigara kullanan ve yürürken tekrar eden baldır ağrısı yaşayan kişilerin bu yakınmayı yalnızca “yaşlanma” veya “yorgunluk” olarak değerlendirmemesi önemlidir.<br />
Çünkü sorun yalnızca bacak damarlarıyla sınırlı olmayabilir.<br />
Bacak damarlarında ateroskleroz bulunan kişilerde kalp ve beyin damarlarında da benzer damar sertliği süreçlerinin bulunma olasılığı daha yüksektir. Bu nedenle periferik arter hastalığı, kalp krizi ve inme açısından da önemli bir uyarı işareti kabul edilir.<br />
Sigara damarları nasıl etkiliyor?<br />
Sigaranın zararı yalnızca akciğerlerde ortaya çıkmıyor.<br />
Tütün dumanındaki maddeler damarların iç yüzeyine zarar verebilir, damar sertliği sürecini hızlandırabilir ve pıhtı oluşumunu kolaylaştıran değişikliklere yol açabilir.<br />
Periferik arter hastalığı ilerlediğinde bacaklara ve ayaklara ulaşan kan miktarı ciddi biçimde azalabilir.<br />
Bunun sonucunda dinlenirken bile devam eden ayak veya bacak ağrısı, iyileşmeyen yaralar ve ileri durumlarda doku kaybı gelişebilir.<br />
Bu nedenle sigarayı bırakmak, periferik arter hastalığında yalnızca genel bir sağlıklı yaşam önerisi değil, hastalığın yönetiminin temel parçalarından biridir.<br />
189 bin kişilik araştırmada ne bulundu?<br />
Araştırmacılar Güney Kore Ulusal Sağlık Sigortası verilerini kullanarak 40 yaş ve üzerindeki, yeni periferik arter hastalığı tanısı almış aktif sigara kullanıcılarını izledi.<br />
Katılımcılar tanıdan sonraki sigara davranışlarına göre üç gruba ayrıldı: tamamen bırakanlar, günlük sigara tüketimini en az yüzde 20 azaltanlar ve sigara kullanımını sürdürenler.<br />
Sigarayı tamamen bırakanlarda ciddi kardiyovasküler ve serebrovasküler olayların görülme hızı, içmeye devam edenlere göre daha düşüktü.<br />
Araştırmada bu grupta risk yaklaşık yüzde 12 daha düşük bulundu.<br />
Ciddi uzuv olaylarında da benzer bir fark vardı. Bacağı besleyen damarlarla ilgili girişim veya büyük amputasyon gibi sonuçların riski, sigarayı bırakanlarda yaklaşık yüzde 17 daha düşük hesaplandı.<br />
Buna karşılık yalnızca sigara miktarını azaltanlarda bu iki ana sonuç açısından istatistiksel olarak anlamlı bir risk azalması gösterilemedi.<br />
Sigarayı azaltmanın hiç faydası yok mu?<br />
Araştırmanın sonucu bu şekilde yorumlanmamalı.<br />
Sigara sayısını azaltmak bazı kişiler için tamamen bırakmaya giden süreçte önemli bir ara basamak olabilir. Ayrıca bu araştırma sigaranın insan vücudu üzerindeki bütün etkilerini ölçmedi.<br />
Çalışmanın gösterdiği daha dar ve daha önemli sonuç şu: Periferik arter hastalığı bulunan bu büyük hasta grubunda, incelenen ciddi kalp-damar ve uzuv olayları açısından belirgin fark tamamen sigarayı bırakanlarda ortaya çıktı.<br />
Bu nedenle “günde birkaç tane sigara içiyorum, artık riskim çok düşük” düşüncesi güvenli bir çıkarım değil.<br />
Kalp ve damar sağlığı açısından az miktarda sigara içmenin risksiz olduğu kabul edilen bir eşik bulunmuyor.<br />
Bacak ağrısı her zaman damar hastalığı anlamına gelmez<br />
Yürürken ortaya çıkan her bacak ağrısının nedeni damar hastalığı değildir.<br />
Kas ve eklem sorunları, bel bölgesinden kaynaklanan sinir sıkışmaları ve başka sağlık sorunları da benzer yakınmalara neden olabilir.<br />
Periferik arter hastalığından şüphelenildiğinde hekim muayenesine ek olarak ayak bileği-kol indeksi adı verilen basit bir test kullanılabilir.<br />
Bu testte ayak bileğindeki tansiyon ile koldaki tansiyon karşılaştırılır. Aradaki oran, bacaklara giden kan akımının azalıp azalmadığı konusunda önemli bilgi sağlar.<br />
Özellikle yürümekle tekrarlayan ve birkaç dakika dinlendikten sonra azalan baldır ağrısının uzun süre göz ardı edilmemesi gerekir.<br />
Sigarayı bırakmak tedavinin önemli bir parçası<br />
Güncel periferik arter hastalığı rehberleri, sigara kullanan hastaların bırakmaya teşvik edilmesini tedavinin temel bileşenlerinden biri olarak görüyor.<br />
Hastalığın yönetimi yalnızca sigarayla da sınırlı değil.<br />
Kişinin durumuna göre kolesterol ve tansiyonun kontrol altına alınması, diyabetin iyi yönetilmesi, düzenli ve yapılandırılmış yürüyüş egzersizleri, uygun ilaç tedavileri ve bazı hastalarda damar açıcı girişimler gerekebilir.<br />
Sigarayı bırakmakta güçlük yaşanması ise oldukça yaygın.<br />
Davranışsal destek ve uygun kişilerde sigara bırakmaya yardımcı tedavilerin birlikte kullanılması bırakma başarısını artırabilir. Kullanılacak yöntemin kişinin mevcut hastalıkları ve kullandığı diğer ilaçlarla birlikte değerlendirilmesi gerekir.<br />
Ayakta iyileşmeyen yaraları önemseyin<br />
Periferik arter hastalığı ileri aşamaya ulaştığında ayağa giden kan akımı ciddi biçimde azalabilir.<br />
Ayak veya parmaklarda uzun süre iyileşmeyen yaralar, dinlenirken ortaya çıkan veya gece artan ayak ağrısı ve belirgin renk değişiklikleri tıbbi değerlendirme gerektirir.<br />
Bir bacakta veya ayakta aniden başlayan şiddetli ağrıya soğukluk, belirgin solukluk, uyuşma, güçsüzlük ya da hareket kaybının eşlik etmesi ise kan akımının aniden bozulduğunu gösterebilir. Böyle bir durumda gecikmeden acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.<br />
Güney Kore’deki geniş araştırmanın günlük yaşama yansıyan en önemli mesajı, periferik arter hastalığı geliştikten sonra sigara kullanımındaki değişikliğin sağlık sonuçlarıyla ilişkili olduğudur.<br />
Çalışma gözlemsel olduğu için “sigarayı bırakmak riski kesin olarak yüzde 12 veya yüzde 17 azaltır” demek bilimsel olarak doğru değildir. Ancak yaklaşık 190 bin kişinin verileri ve mevcut klinik rehberler birlikte değerlendirildiğinde mesaj nettir: Periferik arter hastalığında hedef yalnızca daha az sigara içmek değil, tütün kullanımını tamamen bırakmak olmalıdır.<br />
KAYNAKLAR<br />
JAMA Network Open – Smoking Behavior and Major Cardiovascular and Limb Events in Patients With Peripheral Artery Disease – Kim HK, Kim M, Ahn S ve ark. – 2026;9(8):e2629337 – DOI: 10.1001/jamanetworkopen.2026.29337<br />
Circulation – 2024 ACC/AHA/AACVPR/APMA/ABC/SCAI/SVM/SVN/SVS/SIR/VESS Guideline for the Management of Lower Extremity Peripheral Artery Disease: A Report of the American College of Cardiology/American Heart Association Joint Committee on Clinical Practice Guidelines – Gornik HL, Aronow HD, Goodney PP ve ark. – 2024 – DOI: 10.1161/CIR.0000000000001251</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/189-bin-kisilik-arastirma-sigarayi-birakanlarda-risk-daha-dusuk</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 13:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/sigara-damar-hastaligi-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="85251"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aleksey Batrakov Galatasaray’da: İstanbul’a Doğru Yola Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/aleksey-batrakov-galatasarayda-istanbula-dogru-yola-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/aleksey-batrakov-galatasarayda-istanbula-dogru-yola-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray, Lokomotiv Moskova’nın 21 yaşındaki yıldızı Aleksey Batrakov’un transferinde sona geldi. Rusya’dan gelen son bilgilere göre kulüpler anlaşmaya varırken genç futbolcu, transfer işlemlerini tamamlamak üzere İstanbul’a doğru yola çıktı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray, transfer döneminin en dikkat çeken hamlelerinden birini gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Sarı-kırmızılılar, Lokomotiv Moskova forması giyen Rus milli futbolcu Aleksey Batrakov’un transferi konusunda anlaşmaya vardı.</p>

<p>Rusya’dan 20 Ağustos’ta gelen haberlerde, 21 yaşındaki futbolcunun transferini tamamlamak üzere İstanbul’a doğru yola çıktığı bildirildi.</p>

<p>Transfer için İstanbul’a geliyor</p>

<p>Rus spor basınında yer alan bilgilere göre Aleksey Batrakov, Lokomotiv Moskova’dan Galatasaray’a transferinin son işlemlerini gerçekleştirmek amacıyla İstanbul’a hareket etti.</p>

<p>Genç futbolcunun İstanbul’da sağlık kontrollerinden geçmesinin ve gerekli işlemlerin tamamlanmasının ardından sarı-kırmızılı takıma katılması bekleniyor.</p>

<p>Galatasaray’ın transferi kendi resmi iletişim kanallarından duyurmasıyla birlikte anlaşmanın sözleşme ve mali ayrıntılarının da kesinleşmesi bekleniyor.</p>

<p>Galatasaray geleceğe yatırım yaptı</p>

<p>9 Haziran 2005 doğumlu Aleksey Batrakov, Rus futbolunun son yıllarda yetiştirdiği en dikkat çekici genç oyunculardan biri olarak gösteriliyor.</p>

<p>Lokomotiv Moskova altyapısında yetişen Batrakov, 2024 yılında A takım seviyesinde kendisini göstermeye başladı. Kısa sürede takımın önemli oyuncularından biri haline gelen genç futbolcu, Rusya Milli Takımı’na kadar yükseldi.</p>

<p>10 numara pozisyonunda oynuyor</p>

<p>Batrakov ağırlıklı olarak hücuma dönük orta saha pozisyonunda görev yapıyor.</p>

<p>Oyun kurma becerisi, skor katkısı ve hücum bölgesindeki hareketliliğiyle dikkat çeken genç futbolcu, orta sahanın farklı bölgelerinde de kullanılabiliyor.</p>

<p>Galatasaray’ın Batrakov hamlesi, hem ilk 11’e doğrudan katkı sağlayabilecek bir transfer hem de oyuncunun yaşı ve gelişim potansiyeli nedeniyle uzun vadeli bir yatırım olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Bonservis için 25+4 milyon euro iddiası</p>

<p>Transferin mali şartlarına ilişkin Galatasaray’dan henüz resmi bir açıklama yapılmadı.</p>

<p>Rusya’dan gelen haberlerde ise Lokomotiv Moskova ile Galatasaray arasındaki anlaşmanın 25 milyon euro garanti bonservis bedeli ve belirli şartlara bağlı 4 milyon euroluk bonus içerdiği öne sürülüyor.</p>

<p>Bu rakamların henüz Galatasaray tarafından resmen açıklanmadığını özellikle belirtmek gerekiyor.</p>

<p>Batrakov’un sözleşmesinin süresine ve yıllık ücretine ilişkin de farklı rakamlar gündeme gelirken, kesin mali tablo sarı-kırmızılı kulübün yapacağı resmi açıklamayla netleşecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gözler Galatasaray’ın açıklamasında</p>

<p>Batrakov’un İstanbul’a hareket etmesiyle transferde artık son aşamaya geçildi.</p>

<p>Sarı-kırmızılı taraftarların gözü genç futbolcunun İstanbul’a gelişi, sağlık kontrolleri ve Galatasaray’dan yapılacak resmi transfer açıklamasına çevrildi.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Business FM Russia</li>
 <li>Sovetsky Sport</li>
 <li>Sport-Express</li>
 <li>Championat</li>
 <li>Match TV</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/aleksey-batrakov-galatasarayda-istanbula-dogru-yola-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8631.jpeg" type="image/jpeg" length="75428"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Öğrencisi Aziz Dönmez Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sakarya-uygulamali-bilimler-universitesi-ogrencisi-aziz-donmez-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sakarya-uygulamali-bilimler-universitesi-ogrencisi-aziz-donmez-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü öğrencisi Aziz Dönmez hayatını kaybetti. Üniversite yönetimi, genç öğrencinin vefatı nedeniyle taziye mesajı yayımladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü öğrencisi Aziz Dönmez’in hayatını kaybettiği bildirildi.</p>

<p>Üniversitenin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Dönmez’in vefatından duyulan derin üzüntü dile getirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üniversiteden taziye mesajı</p>

<p>Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi tarafından yayımlanan taziye mesajında şu ifadelere yer verildi:</p>

<p>“Üniversitemiz Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü öğrencimiz Aziz Dönmez’i kaybetmiş olmanın derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Değerli öğrencimize Allah’tan rahmet; kederli ailesi, sevenleri ve üniversite camiamıza başsağlığı dileriz.”</p>

<p>Aziz Dönmez’in vefatı, ailesi, arkadaşları ve üniversite camiasında üzüntüye neden oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sakarya-uygulamali-bilimler-universitesi-ogrencisi-aziz-donmez-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8627.jpeg" type="image/jpeg" length="78146"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Damarı Buluyor, İğneyi Yerleştiriyor: Kan Alan Robot İlk Denemede Yüzde 94,5 Başarı Sağladı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/damari-buluyor-igneyi-yerlestiriyor-kan-alan-robot-ilk-denemede-yuzde-945-basari-sagladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/damari-buluyor-igneyi-yerlestiriyor-kan-alan-robot-ilk-denemede-yuzde-945-basari-sagladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hollanda merkezli Vitestro’nun geliştirdiği Aletta adlı otonom kan alma robotu, Clinical Chemistry’de yayımlanan çok merkezli çalışmada ilk iğne girişiminde yüzde 94,5 başarı sağladı. Sistem, damarı görüntüleme teknolojileriyle belirleyip kan alma sürecini otomatik yürütebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kan tahlili için kola turnike takılması, uygun damarın bulunması, iğnenin yerleştirilmesi ve tüplerin doldurulması gibi yıllardır sağlık çalışanları tarafından gerçekleştirilen işlemler robotik sistemlere taşınıyor.</p>

<p>Hollanda merkezli tıbbi robotik şirketi Vitestro tarafından geliştirilen Aletta, rutin tanısal kan alma işleminin büyük bölümünü otonom olarak gerçekleştirmek üzere tasarlandı.</p>

<p>Sistemin performansını değerlendiren çok merkezli klinik araştırmanın sonuçları 2026 yılında Clinical Chemistry dergisinde yayımlandı. Çalışmada robotik sistemin ilk iğne girişimindeki başarı oranı yüzde 94,5 olarak bildirildi.</p>

<p>Damarı kızılötesi ve ultrasonla buluyor</p>

<p>Aletta’nın en dikkat çekici özelliği yalnızca robotik bir kol kullanması değil, kan alınacak damarı farklı görüntüleme yöntemlerini bir araya getirerek belirleyebilmesi.</p>

<p>Sistem, yakın kızılötesi görüntüleme ile ultrason teknolojisini birlikte kullanıyor. Doppler ultrason ise seçilen damarın atardamar değil toplardamar olduğunun doğrulanmasına yardımcı oluyor.</p>

<p>Uygun damar belirlendikten sonra robotik mekanizma iğneyi kontrollü şekilde yerleştiriyor.</p>

<p>Sistem daha sonra kan tüplerinin doldurulması, değiştirilmesi ve karıştırılması gibi işlemleri otomatik olarak gerçekleştiriyor. İşlem sonunda bandaj uygulanması da sistemin otomatikleştirmek üzere tasarlandığı aşamalar arasında bulunuyor.</p>

<p>İlk girişimde başarı yüzde 94,5</p>

<p>Clinical Chemistry’de yayımlanan çok merkezli araştırmada sistemin günlük klinik kullanımdaki performansı, güvenliği ve hasta deneyimi değerlendirildi.</p>

<p>Sonuçlara göre Aletta, kan alma işlemlerinde ilk iğne girişiminde yüzde 94,5 başarı oranına ulaştı.</p>

<p>Kan örneklerinin laboratuvar sonuçlarını etkileyebilecek şekilde parçalanmasını ifade eden hemoliz oranının ise yüzde 0,3 olduğu bildirildi.</p>

<p>Araştırmada orta veya ciddi düzeyde istenmeyen olay bildirilmedi.</p>

<p>Hastaların yüzde 90’ı robotla gerçekleştirilen işlemin ağrısını geleneksel kan alma işlemine kıyasla daha az veya benzer olarak değerlendirdi.</p>

<p>Amaç sağlık çalışanlarının yerini tamamen almak değil</p>

<p>Teknolojinin geliştirilmesinin arkasındaki önemli nedenlerden biri, laboratuvar ve kan alma merkezlerinde yaşanan personel ihtiyacı.</p>

<p>Otonom sistemlerin özellikle gün içerisinde çok sayıda kan örneğinin alındığı hastane ve laboratuvarlarda rutin işlemlerin bir bölümünü üstlenmesi hedefleniyor.</p>

<p>Vitestro’nun öngördüğü çalışma modelinde eğitimli bir sağlık çalışanının aynı anda birden fazla cihazı denetleyebilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>Bu nedenle teknoloji, sağlık çalışanlarının tamamen devreden çıkarılmasından çok rutin kan alma işlemlerinin otomatikleştirilmesi ve personel kapasitesinin daha verimli kullanılması yaklaşımına dayanıyor.</p>

<p>Avrupa’da CE işareti aldı</p>

<p>Aletta, Avrupa Birliği’nde tıbbi cihazların güvenlik ve performans şartlarını gösteren CE işaretine sahip.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak cihazın düzenleyici statüsü konusunda önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>Mevcut doğrulanabilir bilgilere göre Aletta ABD Gıda ve İlaç Dairesi tarafından henüz onaylanmış değil ve ABD’de ticari veya klinik kullanıma sunulmuş değil.</p>

<p>Vitestro, ABD pazarı için düzenleyici izin sürecini yürütüyor ve sistemi değerlendirmek amacıyla ABD’de çok merkezli klinik çalışmalar üzerinde çalışıyor.</p>

<p>Bu nedenle “FDA dünyada bir ilke onay verdi” şeklindeki ifade mevcut resmî durumla doğrulanamıyor.</p>

<p>Kan alma işleminin geleceğini değiştirebilir</p>

<p>Kan alma, sağlık sisteminde en sık gerçekleştirilen işlemlerden biri. Buna karşın uygun damarın bulunması her hastada aynı kolaylıkta olmayabiliyor ve başarısız ilk girişimler işlemin tekrarlanmasına yol açabiliyor.</p>

<p>Robotik sistemlerin klinik açıdan önem kazanabilmesi için yalnızca damarı bulabilmeleri değil, gerçek hastane koşullarında güvenilir şekilde çalışmaları, kaliteli kan örneği sağlayabilmeleri ve hastalar tarafından kabul edilmeleri gerekiyor.</p>

<p>Aletta ile elde edilen çok merkezli sonuçlar bu açıdan önemli bir klinik veri sağlıyor.</p>

<p>Bununla birlikte Avrupa’daki CE işareti, ABD’de FDA izni anlamına gelmiyor. Teknolojinin ABD’deki geleceği, devam eden klinik değerlendirmelerin ve düzenleyici sürecin sonucuna bağlı olacak.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>• Clinical Chemistry<br />
• Vitestro<br />
• ADOPT Çok Merkezli Klinik Araştırması<br />
• Avrupa Komisyonu CORDIS<br />
• ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🤖 Sağlık Teknolojileri</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/damari-buluyor-igneyi-yerlestiriyor-kan-alan-robot-ilk-denemede-yuzde-945-basari-sagladi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8622.jpeg" type="image/jpeg" length="73511"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Von Gierke Hastalığında Yeni Dönem: İlk Gen Tedavisine FDA Onayı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/von-gierke-hastaliginda-yeni-donem-ilk-gen-tedavisine-fda-onayi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/von-gierke-hastaliginda-yeni-donem-ilk-gen-tedavisine-fda-onayi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Gıda ve İlaç Dairesi, tehlikeli kan şekeri düşüşlerine yol açabilen glikojen depo hastalığı tip Ia için ilk tedaviyi onayladı. Tek sefer uygulanan Genglycos adlı gen tedavisi, 8 yaş ve üzerindeki hastalarda hastalığın genetik nedenini hedefliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, nadir görülen kalıtsal bir metabolizma hastalığı olan glikojen depo hastalığı tip Ia için önemli bir karara imza attı. FDA, Genglycos adıyla pazarlanacak pariglasgene brecaparvovec-opnr gen tedavisine 8 yaş ve üzerindeki hastalar için hızlandırılmış onay verdi.</p>

<p>Karar, bu hastalık için FDA tarafından onaylanan ilk tedavinin önünü açtı. Genglycos’un ayrıca hastalığın altında yatan genetik bozukluğu hedefleyen tek seferlik bir gen tedavisi olması dikkati çekiyor.</p>

<p>Hastalar neden sürekli beslenmek zorunda kalıyor?</p>

<p>Von Gierke hastalığı olarak da bilinen glikojen depo hastalığı tip Ia, G6PC genindeki hastalığa yol açan değişikliklerden kaynaklanıyor.</p>

<p>Bu gen, karaciğerin depoladığı enerjiyi gerektiğinde glikoza dönüştürerek kana verebilmesi açısından kritik bir enzimin üretilmesini sağlıyor.</p>

<p>Hastalarda bu sistem düzgün çalışmadığı için özellikle yemek aralarında ve gece boyunca kan şekeri tehlikeli seviyelere düşebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle hastalar yalnızca ne yediklerine dikkat etmekle yetinemiyor. Kan şekerini dengede tutabilmek için gün içinde ve gece belirli aralıklarla çiğ veya özel formüle edilmiş mısır nişastası kullanmaları gerekebiliyor.</p>

<p>Tedavinin günlük yaşam açısından en dikkat çekici yönlerinden biri de burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Karaciğere çalışan gen taşınıyor</p>

<p>Genglycos, AAV8 adı verilen değiştirilmiş bir virüs aracılığıyla karaciğer hücrelerine işlevsel G6PC geni taşımak üzere geliştirildi.</p>

<p>Bu virüs hastalığa yol açacak şekilde çoğalmıyor. Buradaki görevi, ihtiyaç duyulan genetik talimatı karaciğer hücrelerine ulaştırmak.</p>

<p>Tedavi damar yoluyla ve tek sefer uygulanıyor.</p>

<p>Amaç, karaciğerin glikoz üretme ve kan şekerini düzenleme kapasitesini iyileştirerek hastaların sürekli dışarıdan karbonhidrat desteğine olan bağımlılığını azaltmak.</p>

<p>Klinik çalışmada mısır nişastası ihtiyacı azaldı</p>

<p>FDA’nın kararına temel oluşturan klinik araştırmada Genglycos, plaseboyla karşılaştırıldı ve hastalar ilk 48 haftalık dönemde izlendi.</p>

<p>FDA’nın değerlendirmesine göre tedaviyi alan hastalarda günlük mısır nişastası ihtiyacında başlangıca kıyasla anlamlı azalma görüldü.</p>

<p>Uzun dönem takip verileri de etkinin zaman içinde devam edebileceğine işaret ediyor. Tedaviyi alan hastalarda 96. haftaya gelindiğinde günlük mısır nişastası kullanımındaki azalmanın daha da belirginleştiği bildirildi.</p>

<p>Bu sonuç önemli, çünkü hastalığın mevcut yönetiminde mısır nişastası sıradan bir beslenme tercihi değil, kan şekerinin tehlikeli biçimde düşmesini önlemeye yönelik günlük tedavinin temel parçalarından biri.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dolayısıyla ihtiyaç duyulan miktarın ve doz sayısının azaltılması, hastaların günlük yaşam yükünün hafiflemesi açısından potansiyel önem taşıyor.</p>

<p>Onay “hastalık tamamen ortadan kalktı” anlamına gelmiyor</p>

<p>FDA’nın kararı hızlandırılmış onay kapsamında verildi. Bu nokta, gelişmenin doğru yorumlanması açısından kritik önem taşıyor.</p>

<p>Onay, tedavinin hastalığı tamamen ortadan kaldırdığının veya hastaların artık kan şekeri takibine ihtiyaç duymayacağının kanıtlandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>FDA, onayı klinik yararı öngörmesi beklenen bir ölçüte dayanarak verdi. Tedavinin uzun vadede hastalar üzerindeki gerçek klinik yararının doğrulanması için ek takip ve çalışmalar gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle hastaların mısır nişastası kullanımını veya diğer beslenme düzenlerini hekim kontrolü dışında değiştirmemesi gerekiyor.</p>

<p>Güvenlilik yakından izlenecek</p>

<p>Gen tedavisinin önemli potansiyelinin yanında güvenlilik konusu da uzun dönem izlemin merkezinde bulunuyor.</p>

<p>FDA’nın değerlendirmesinde ciddi alerjik reaksiyonlar, karaciğerle ilişkili sorunlar, kan şekeri düşüklüğü ve bazı metabolik bozukluklar dahil ciddi yan etkiler bildirildi.</p>

<p>AAV tabanlı gen tedavilerinde karaciğer üzerindeki etkiler özellikle yakından takip ediliyor. Tedavinin uzun vadeli güvenliliğinin belirlenmesi için hastaların yıllar boyunca izlenmesi önem taşıyor.</p>

<p>Bu nedenle Genglycos, tek sefer uygulanan bir tedavi olsa da hasta takibi tek seferlik olmayacak.</p>

<p>Nadir metabolik hastalıklarda yeni bir eşik</p>

<p>Genglycos’un onayı yalnızca tek bir hastalık açısından değil, kalıtsal metabolizma hastalıklarının tedavisindeki değişim açısından da önem taşıyor.</p>

<p>Geleneksel yaklaşımda hastanın metabolik bozukluğunun sonuçlarını günlük beslenme ve destek tedavileriyle kontrol altında tutmak hedeflenirken gen tedavileri, sorunun biyolojik kaynağına müdahale etmeye çalışıyor.</p>

<p>Glikojen depo hastalığı tip Ia’da bunun günlük yaşama yansıması oldukça somut: Hastaların yıllardır sürdürmek zorunda kaldığı yoğun beslenme ve mısır nişastası programının azaltılması hedefleniyor.</p>

<p>FDA’nın verdiği ilk onay bu hedefin klinik uygulamaya taşınmasında önemli bir dönüm noktası oluşturuyor.</p>

<p>Ancak gen tedavisinin ne kadar kalıcı koruma sağlayacağı, uzun dönemde güvenlilik profilinin nasıl şekilleneceği ve hastaların mevcut destek tedavilerinden ne ölçüde uzaklaşabileceği gelecek yıllardaki takip verileriyle daha net anlaşılacak.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>• ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA)<br />
• Ultragenyx Pharmaceutical<br />
• GlucoGene Faz III klinik araştırması<br />
• Patient-Centered Outcomes Research Institute</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>💊 İlaç</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/von-gierke-hastaliginda-yeni-donem-ilk-gen-tedavisine-fda-onayi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8621.jpeg" type="image/jpeg" length="91513"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kızının Acısına Bir Yıl Dayanabildi: Şenol Kalaycı Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kizinin-acisina-bir-yil-dayanabildi-senol-kalayci-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kizinin-acisina-bir-yil-dayanabildi-senol-kalayci-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akçaabat Akpınar Mahallesi’nin sevilen isimlerinden, Akpınar Yıldızlı Restoran sahiplerinden Şenol Kalaycı geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Kalaycı’nın vefatı, bir yıl önce kaybettiği kızı Birgül’ün ardından yaşadığı büyük acıyı yeniden hatırlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Akçaabat ilçesi Akpınar Mahallesi, sevilen isimlerinden Şenol Kalaycı’nın vefatıyla büyük bir üzüntü yaşadı.</p>

<p>Akpınar Yıldızlı Restoran sahiplerinden olan ve çevresinde sevilen, tanınan bir isim olarak bilinen Şenol Kalaycı, geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.</p>

<p>Kalaycı’nın vefatını daha da hüzünlü kılan ise ailesinin bundan yaklaşık bir yıl önce yaşadığı büyük kayıp oldu.</p>

<p>Bir yıl önce kızı Birgül’ü toprağa vermişti</p>

<p>Şenol Kalaycı’nın kızı Birgül, geçen yıl hayatını kaybetmişti. Evlat acısıyla sarsılan baba Kalaycı’nın, kızını son yolculuğuna uğurlarken döktüğü gözyaşları ve söylediği sözler yakınlarının hafızasına kazındı.</p>

<p>Kızının ardından gözyaşları içinde, “Meleğim benim, bırakma…” diye seslenen acılı babanın, o günden sonra eski neşesine kavuşamadığı anlatıldı.</p>

<p>Bir evladın ardından kalan boşluğu hiçbir takvim dolduramadı. Günler geçti, mevsimler değişti ancak Şenol Kalaycı için kızının yokluğu dinmeyen bir hasret olarak kaldı.</p>

<p>Acı tesadüf: Yaklaşık bir yıl sonra baba da hayatını kaybetti</p>

<p>Kızının kaybından yaklaşık bir yıl sonra Şenol Kalaycı’nın kalp krizi sonucu hayatını kaybetmesi, ailesini ve sevenlerini ikinci kez yasa boğdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir yıl önce kızını toprağa verirken gözyaşları içinde “Meleğim” diye seslenen baba, şimdi aynı topraklarda ebediyete uğurlanacak.</p>

<p>Sevenlerinin dilinde ise hüzünlü bir cümle kaldı:</p>

<p>“Meleğinin yanına gitti…”</p>

<p>Şenol Kalaycı bugün son yolculuğuna uğurlanacak</p>

<p>Merhum Şenol Kalaycı’nın cenazesi bugün ikindi namazına müteakip Akpınar Mahallesi Merkez Kur’an Kursu önünde kılınacak cenaze namazının ardından Akpınar Fettahlı Mahallesi’ndeki aile kabristanlığında toprağa verilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kizinin-acisina-bir-yil-dayanabildi-senol-kalayci-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8619.jpeg" type="image/jpeg" length="69762"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon’da Bulunan Ceset, Selde Kaybolan Mehmet Akkaya’ya mı Ait?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzonda-bulunan-ceset-selde-kaybolan-mehmet-akkayaya-mi-ait</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzonda-bulunan-ceset-selde-kaybolan-mehmet-akkayaya-mi-ait" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giresun’un Keşap ilçesinde sel sularına kapılarak kaybolan öğretmen Mehmet Akkaya’yı arama çalışmalarında yeni bir gelişme yaşandı. Trabzon’un Ortahisar ilçesinde denizde bulunan erkek cesedinin Akkaya’ya ait olabileceği değerlendiriliyor. Kesin kimlik tespiti için Adli Tıp incelemesi bekleniyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Giresun’un Keşap ilçesinde 13 Ağustos’ta meydana gelen sel felaketinde kaybolan 45 yaşındaki öğretmen Mehmet Akkaya’yı arama çalışmalarında dikkatler Trabzon’dan gelen habere çevrildi.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, 19 Ağustos’ta Trabzon’un Ortahisar ilçesinde denizde bir erkek cesedi bulundu. Cesedin, Keşap’taki sel sırasında kaybolan Mehmet Akkaya’ya ait olabileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Naaşın yakınları tarafından teşhis edildiği belirtilirken, kimliğin kesin olarak belirlenebilmesi amacıyla Adli Tıp süreci başlatıldı. Resmî kimlik tespiti tamamlanmadan cesedin Mehmet Akkaya’ya ait olduğu kesinleşmiş kabul edilmiyor.</p>

<p>SELDE ARAÇ SULARA KAPILDI</p>

<p>Giresun’da 13 Ağustos gecesi etkili olan şiddetli sağanak, Keşap başta olmak üzere çeşitli ilçelerde sel ve taşkınlara yol açtı.</p>

<p>Keşap ilçesi Karadere köyü mevkisinde Karabulduk Deresi’nin taşması sonucu içerisinde üç kişinin bulunduğu otomobil sel sularına kapıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araçta bulunan Ahmet Yılmaz (50) kendi imkânlarıyla kurtulmayı başarırken, bilgisayar öğretmeni Mehmet Akkaya (45) ile 16 yaşındaki Muhammed Abdullah Hakkıoğlu kayboldu.</p>

<p>Olayın ardından AFAD, AKUT, JAK, polis ve diğer ekiplerin katılımıyla geniş çaplı arama-kurtarma çalışması başlatıldı. Çalışmalar dere yatağından Karadeniz’e kadar uzanan yaklaşık 9 kilometrelik alanda yoğunlaştırıldı.</p>

<p>16 YAŞINDAKİ MUHAMMED’İN CANSIZ BEDENİ BULUNDU</p>

<p>Arama çalışmalarının beşinci gününde acı haber geldi.</p>

<p>16 yaşındaki Muhammed Abdullah Hakkıoğlu’nun cansız bedeni 18 Ağustos’ta dere yatağında bulundu. Hakkıoğlu’nun bulunmasının ardından ekipler çalışmalarını Mehmet Akkaya üzerinde yoğunlaştırdı.</p>

<p>DENİZDE BULUNAN CESET İÇİN ADLİ TIP SÜRECİ</p>

<p>Aramalar sürerken 19 Ağustos’ta Trabzon’un Ortahisar ilçesinde denizde bulunan erkek cesedinin Mehmet Akkaya olabileceği ihtimali üzerinde durulmaya başlandı.</p>

<p>Yakınlarının teşhisinin ardından kesin kimlik tespiti amacıyla adli inceleme sürecine geçildiği öğrenildi. Bu gelişme üzerine Akkaya için bölgede sürdürülen arama çalışmalarına kesin kimlik tespiti sonuçlanıncaya kadar ara verildiği belirtildi.</p>

<p>Adli Tıp incelemesinin tamamlanmasıyla denizde bulunan kişinin Mehmet Akkaya olup olmadığı kesinlik kazanacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzonda-bulunan-ceset-selde-kaybolan-mehmet-akkayaya-mi-ait</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8615-1.jpeg" type="image/jpeg" length="91157"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanser Tedavisinde Kritik Eşik: Kişiye Özel Aşıdan Faz III Başarısı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kanser-tedavisinde-kritik-esik-kisiye-ozel-asidan-faz-iii-basarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kanser-tedavisinde-kritik-esik-kisiye-ozel-asidan-faz-iii-basarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Moderna ve Merck tarafından geliştirilen kişiye özel mRNA tedavisi intismeran autogene, 1.137 melanom hastasının katıldığı Faz III çalışmada pembrolizumabla birlikte kullanıldığında hastalığın tekrarlaması ve uzak organlara yayılması açısından belirlenen temel hedeflere ulaştı. Tedavi henüz ruhsat almış değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde kişiye özel mRNA teknolojisinin kullanımına yönelik en önemli klinik eşiklerden biri aşıldı. Moderna ve Merck, ameliyatla tümörü tamamen çıkarılmış yüksek riskli melanom hastalarında yürütülen Faz III INTerpath-001 çalışmasının ilk sonuçlarını 19 Ağustos 2026’da açıkladı.</p>

<p>Toplam 1.137 hastanın yer aldığı araştırmada, her hastanın kendi tümöründeki mutasyonlara göre hazırlanan deneysel intismeran autogene tedavisi, pembrolizumab adlı immünoterapi ilacıyla birlikte değerlendirildi.</p>

<p>Şirketlerin açıkladığı ilk sonuçlara göre kombinasyon, yalnızca pembrolizumab verilen gruba kıyasla hastalığın yeniden ortaya çıkmadan geçirilen süre açısından istatistiksel olarak anlamlı ve klinik açıdan önemli bir iyileşme sağladı.</p>

<p>Çalışmanın bir diğer önemli hedefi olan kanserin uzak organlara yayılmadan kontrol altında tutulduğu süre açısından da kombinasyon tedavisinin üstünlük gösterdiği bildirildi.</p>

<p>1.137 hasta çalışmaya alındı</p>

<p>INTerpath-001, randomize, çift kör ve kontrollü bir Faz III çalışma olarak yürütülüyor.</p>

<p>Araştırmaya ameliyatla tümörü tamamen çıkarılmış evre IIB, IIC, III veya IV cilt melanomu bulunan ve daha önce sistemik tedavi almamış 1.137 hasta katıldı.</p>

<p>Hastalar ikiye bir oranında iki gruba ayrıldı. Bir gruba kişiye özel intismeran ile pembrolizumab birlikte uygulanırken diğer gruba pembrolizumab tedavisi verildi.</p>

<p>Intismeran üç haftada bir, en fazla dokuz doz uygulanacak şekilde planlandı. Pembrolizumab ise yaklaşık bir yıl boyunca altı haftada bir verildi.</p>

<p>Araştırmanın temel hedefi, ameliyat sonrasında hastalığın ne kadar süre yeniden ortaya çıkmadığını değerlendirmekti. Uzak metastaz gelişmeden geçirilen süre, genel sağkalım, güvenlilik ve yaşam kalitesi de araştırmanın önemli değerlendirme ölçütleri arasında yer aldı.</p>

<p>Her hastanın aşısı kendi tümörüne göre hazırlanıyor</p>

<p>Intismeran’ı klasik koruyucu aşılardan ayıran en önemli özellik, hazır ve herkese aynı şekilde uygulanan bir ürün olmaması.</p>

<p>Tedavinin hazırlanmasında hastanın ameliyat sırasında çıkarılan tümöründen alınan örnek inceleniyor. Kanser hücrelerine özgü mutasyonlar belirleniyor ve bağışıklık sisteminin hedefleyebileceği yapılar seçiliyor.</p>

<p>Ardından bu bilgileri taşıyan kişiye özel sentetik mRNA hazırlanıyor.</p>

<p>Tedavi, 34’e kadar tümöre özgü hedefin bilgisini taşıyabilecek şekilde tasarlanıyor. Amaç, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini daha iyi tanımasını ve onlara karşı daha güçlü bir T hücresi yanıtı geliştirmesini sağlamak.</p>

<p>Pembrolizumab ise kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden kaçmak için kullandığı PD-1 yolunu hedefleyen bir immünoterapi. Böylece iki yaklaşım farklı noktalardan aynı hedefe yöneliyor: Bağışıklık sisteminin geride kalmış olabilecek kanser hücrelerini tanıması ve ortadan kaldırması.</p>

<p>Faz II çalışmasındaki sonuçlar beş yılda korundu</p>

<p>Yeni Faz III sonuçları, daha önce yürütülen daha küçük KEYNOTE-942 Faz IIb çalışmasındaki olumlu bulguların ardından geldi.</p>

<p>Journal of Clinical Oncology’de yayımlanan beş yıllık takip sonuçlarında 157 hasta değerlendirilmişti. Bunların 107’si intismeran ile pembrolizumab kombinasyonunu, 50’si ise yalnızca pembrolizumab tedavisini almıştı.</p>

<p>Yaklaşık beş yıllık takip sonunda kombinasyon grubunda hastalığın tekrarlaması veya ölüm riskinin yüzde 49 daha düşük olduğu bildirildi.</p>

<p>Kanserin uzak organlara yayılması veya ölüm açısından hesaplanan risk ise pembrolizumabın tek başına kullanıldığı gruba göre yüzde 59 daha düşüktü.</p>

<p>Bu oranlar her 100 hastadan 49 veya 59’unun kesin olarak kurtulduğu anlamına gelmiyor. Bulgular, takip süresi boyunca iki tedavi grubunda olayların ortaya çıkma hızlarının karşılaştırılmasından elde edilen göreceli risk farkını ifade ediyor.</p>

<p>Faz III sonuçlarının ayrıntılı rakamları henüz açıklanmadı</p>

<p>Yeni çalışmayla ilgili en önemli bilimsel sınırlılık ise şu aşamada ayrıntılı Faz III verilerinin kamuoyuyla paylaşılmamış olması.</p>

<p>Moderna ve Merck, çalışmanın temel hedeflerine ulaştığını duyurdu ancak hastalığın tekrarlama oranları, gruplar arasındaki mutlak farklar, takip süresi ve ayrıntılı etkinlik sonuçlarını henüz açıklamadı.</p>

<p>Bu nedenle Faz II çalışmasındaki yüzde 49 ve yüzde 59’luk risk azalmalarının Faz III çalışmasında da aynı şekilde elde edildiğini söylemek mümkün değil.</p>

<p>Şirketler ayrıntılı Faz III sonuçlarını uluslararası bir tıp toplantısında sunmayı ve düzenleyici kurumlarla paylaşmayı planlıyor.</p>

<p>Genel sağkalım takibi devam ediyor</p>

<p>Araştırma henüz tamamlanmış değil.</p>

<p>Çalışmada hastaların toplam yaşam süresi üzerindeki etkinin belirlenebilmesi için takip devam edecek. Bu veri özellikle önemli çünkü bir tedavinin kanserin geri dönüşünü geciktirmesi ile hastaların yaşam süresini uzatması aynı bilimsel sonuç anlamına gelmiyor.</p>

<p>Şu anda açıklanan Faz III verileri hastalığın tekrarlaması ve uzak metastaz gelişmesi açısından olumlu sonuç gösterirken, genel sağkalım konusunda kesin bir sonuç bulunmuyor.</p>

<p>Yeni güvenlilik sinyali bildirilmedi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şirketlerin ilk açıklamasına göre Faz III çalışmasında kombinasyonun güvenlilik profili önceki araştırmalarda görülen sonuçlarla uyumlu bulundu ve yeni bir güvenlilik sorunu saptanmadı.</p>

<p>Bununla birlikte ayrıntılı yan etki oranları henüz açıklanmadığı için tedavinin güvenlilik profilinin kapsamlı biçimde değerlendirilebilmesi için tam verilerin yayımlanması gerekiyor.</p>

<p>Henüz onaylanmış bir kanser aşısı değil</p>

<p>Sonuçların umut verici olmasına karşın intismeran autogene halen deneysel bir tedavi.</p>

<p>Faz III çalışmasının hedeflerine ulaşması, ilacın FDA veya diğer düzenleyici kurumlar tarafından otomatik olarak onaylandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Moderna ve Merck, elde edilen verileri düzenleyici kurumlarla görüşerek ruhsat başvurusu sürecini ilerletmeyi planlıyor.</p>

<p>Dolayısıyla söz konusu tedavi şu anda melanom hastalarının rutin kullanımına sunulmuş yeni bir standart tedavi olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Kişiselleştirilmiş kanser tedavisinde önemli eşik</p>

<p>Sonuçların bilim dünyasında yakından izlenmesinin temel nedeni yalnızca melanom tedavisi değil.</p>

<p>INTerpath-001, kişiye özel neoantijen tedavisinin ve mRNA tabanlı bir kanser tedavisinin olumlu sonuç verdiği ilk Faz III çalışması olarak açıklandı.</p>

<p>Yaklaşımın klasik aşılardan temel farkı, sağlıklı insanlarda kanseri önlemeyi değil, kanser tanısı almış ve ameliyat edilmiş hastalarda geride kalabilecek kanser hücrelerine karşı bağışıklık sistemini yönlendirmeyi hedeflemesi.</p>

<p>Moderna ve Merck, aynı teknolojiyi akciğer, mesane ve böbrek kanseri dahil farklı tümör türlerinde de araştırıyor.</p>

<p>Faz III çalışmasının ayrıntılı sonuçlarının bilimsel toplantıda açıklanması, genel sağkalım takibinin tamamlanması ve düzenleyici kurumların değerlendirmesi, kişiye özel mRNA kanser tedavisinin klinikteki geleceğini belirleyecek sonraki kritik adımlar olacak.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>• Moderna<br />
• Merck<br />
• INTerpath-001 Faz III klinik araştırması<br />
• KEYNOTE-942 Faz IIb klinik araştırması<br />
• Journal of Clinical Oncology<br />
• Amerikan Klinik Onkoloji Derneği</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kanser-tedavisinde-kritik-esik-kisiye-ozel-asidan-faz-iii-basarisi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8612.jpeg" type="image/jpeg" length="90605"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağlık Çalışanlarına Kreş Müjdesi: İlk Etapta 2 İl, Yıl Sonuna Kadar 7 İl]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/saglik-calisanlarina-kres-mujdesi-ilk-etapta-2-il-yil-sonuna-kadar-7-il</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/saglik-calisanlarina-kres-mujdesi-ilk-etapta-2-il-yil-sonuna-kadar-7-il" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, sağlık çalışanlarının çocukları için kreş uygulamasının hayata geçirileceğini duyurdu. İlk etapta 2 ilde açılacak kreşlerin yıl sonuna kadar 7 ile çıkarılması, ardından uygulamanın ülke geneline yaygınlaştırılması hedefleniyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık çalışanlarının uzun süredir gündeminde bulunan çocuk bakımına ilişkin önemli bir adım geliyor. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla sağlık çalışanları ve çocuklarına yönelik kreş projesini duyurdu.</p>

<p>Memişoğlu paylaşımına, “Büyük sağlık ailem, size güzel bir haberim var” sözleriyle başladı.</p>

<p>İlk etapta 2 ilde başlayacak</p>

<p>Bakan Memişoğlu, sağlık çalışanlarının çalışma hayatını kolaylaştırmayı amaçlayan kreşlerin ilk aşamada iki ilde açılacağını bildirdi.</p>

<p>Projenin kısa sürede genişletilmesi planlanıyor. Memişoğlu, yıl sonuna kadar kreşlerin 7 ile ulaştırılması, sonraki aşamada ise uygulamanın Türkiye geneline yayılması için çalışmaların başlatıldığını açıkladı.</p>

<p>Bakan Memişoğlu paylaşımında şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Sağlık çalışanlarımız ve kıymetli evlatları için güzel bir adımı hayata geçiriyoruz. İlk etapta 2 ilimizde açılışını yapacağımız kreşlerimizi, yıl sonuna kadar 7 ilimize, ardından ülke geneline yaymak için çalışmalarımızı başlattık.”</p>

<p>Kreşler 7 gün 24 saat hizmet verecek</p>

<p>Sağlık çalışanlarının nöbet ve vardiya sistemiyle çalışması nedeniyle projenin en dikkat çekici yönlerinden biri hizmet saatleri olacak.</p>

<p>Bakan Memişoğlu’nun açıklamalarına göre kreşlerin, sağlık çalışanlarının çocukları için güvenli ve nitelikli bir ortam sunması ve 7 gün 24 saat hizmet vermesi planlanıyor.</p>

<p>Bu model özellikle gece nöbeti, hafta sonu ve resmi tatillerde görev yapan sağlık personelinin çocuk bakımında yaşadığı güçlüklerin azaltılması açısından önem taşıyor.</p>

<p>“Biz kocaman bir aileyiz”</p>

<p>Memişoğlu açıklamasını, “Sağlık camiamıza hayırlı, uğurlu olsun. Biz Kocaman Bir Aileyiz.” sözleriyle tamamladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Projenin ilk iki ilde uygulanmasının ardından yıl sonuna kadar yedi ile ulaşması, daha sonraki dönemde ise ülke çapında yaygınlaştırılması hedefleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/saglik-calisanlarina-kres-mujdesi-ilk-etapta-2-il-yil-sonuna-kadar-7-il</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 10:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8609.jpeg" type="image/jpeg" length="77747"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Zamanlar Anadolu’da Milyonlarca Kişiyi Tehdit Ediyordu: Türkiye’nin Trahomla Savaşı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-zamanlar-anadoluda-milyonlarca-kisiyi-tehdit-ediyordu-turkiyenin-trahomla-savasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-zamanlar-anadoluda-milyonlarca-kisiyi-tehdit-ediyordu-turkiyenin-trahomla-savasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhuriyet’in ilk yıllarında trahom, özellikle Güney ve Güneydoğu Anadolu’da ciddi bir körlük nedeniydi. Türkiye’nin onlarca yıl süren mücadelesi, halk sağlığı tarihinin dikkat çekici başarılarından biri oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bir zamanlar Anadolu’nun bazı şehirlerinde çocukların gözlerinin kızarması, sulanması ve çapaklanması sıradan bir rahatsızlık olarak görülmüyordu. Çünkü aynı evde başlayan göz enfeksiyonu zamanla kardeşlere, komşulara, hatta bütün köye yayılabiliyor; yıllarca tekrarlayan hastalık bazı insanları görme yetisini kaybetme noktasına kadar götürebiliyordu.<br />
Bu hastalığın adı trahomdu.<br />
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’de trahomlu kişi sayısının yaklaşık 3 milyon olduğu tahmin ediliyordu. Bu rakam, günümüzdeki gibi ülke çapında standart yöntemlerle yapılmış epidemiyolojik bir araştırmanın sonucu değildi. Ancak dönemin sağlık raporları, hekim gözlemleri ve daha sonraki tarih araştırmaları hastalığın özellikle Güney, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da son derece yaygın olduğunu gösteriyor.<br />
Bazı bölgelerde hastalık yalnızca bir sağlık sorunu değil, sosyal hayatı etkileyen büyük bir toplumsal meseleye dönüşmüştü.<br />
Trahom nedir ve insanı nasıl kör edebilir?<br />
Trahom, Chlamydia trachomatis adlı bakterinin belirli türlerinin neden olduğu bulaşıcı bir göz hastalığıdır.<br />
Hastalığın tehlikesi çoğu zaman tek bir enfeksiyondan değil, enfeksiyonun yıllar boyunca tekrar tekrar geçirilmesinden kaynaklanır.<br />
Tekrarlayan enfeksiyonlar göz kapağının iç yüzeyinde iltihaplanmaya ve zamanla nedbeleşmeye yol açabilir. İleri dönemde göz kapağı içeri doğru dönebilir ve kirpikler gözün saydam tabakası olan korneaya sürtmeye başlayabilir.<br />
Bu durum uzun süre devam ettiğinde kornea zarar görebilir ve kalıcı görme kaybı ortaya çıkabilir.<br />
Hastalık özellikle yakın temas, göz ve burun salgılarının eller veya ortak kullanılan eşyalar aracılığıyla taşınması ve bazı sinek türleriyle yayılabilir. Temiz suya erişimin sınırlı olması, yetersiz hijyen ve kötü çevre koşulları bulaşmayı kolaylaştırabilir.<br />
Bu nedenle trahom yalnızca bir göz hastalığı değil, aynı zamanda yoksulluk, çevre sağlığı ve temel sağlık hizmetlerine erişimle yakından ilişkili bir halk sağlığı sorunudur.<br />
Adıyaman neden “Körler Memleketi” diye anılıyordu?<br />
Trahomun Türkiye’de en ağır hissedildiği yerlerden biri, dönemin adıyla Hısn-ı Mansur, bugünkü Adıyaman idi.<br />
Dönemin kaynaklarına ve daha sonraki tarih araştırmalarına yansıyan çarpıcı bir ifade vardır: Adıyaman için zaman zaman “Körler Memleketi” deniliyordu.<br />
Bugünün diliyle son derece ağır görünen bu ifade, aslında hastalığın bölgede yarattığı toplumsal yükün boyutunu anlatıyordu.<br />
Trahom yalnızca gözleri kızartan bir enfeksiyon değildi. İleri vakalarda insanların çalışmasını, üretmesini, eğitim görmesini ve gündelik yaşamını sürdürebilmesini etkileyebiliyordu.<br />
Benzer şekilde Kilis’te de halk arasında “Körler Çarşısı” olarak anılan bir yerden söz edilmesi, hastalığın bölgedeki görünürlüğünü gösteren tarihsel ayrıntılardan biri olarak kaynaklara geçti.<br />
Refik Saydam önce hastalığın haritasını çıkarmak istedi<br />
Cumhuriyet yönetiminin karşısındaki ilk sorunlardan biri, trahomun ülkede ne kadar yaygın olduğunun tam olarak bilinmemesiydi.<br />
Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam, 1924 yılında çeşitli bölgelerdeki göz hekimlerinden bilgi toplamaya başladı.<br />
Ardından Ankara Numune Hastanesi göz hekimlerinden Dr. Vefik Hüsnü Bulat, hastalığın dağılımını incelemek amacıyla Anadolu’nun çeşitli bölgelerine gönderildi.<br />
Bu çalışmalar sonucunda trahomun yalnızca birkaç şehirle sınırlı olmadığı görüldü.<br />
İstanbul’dan Kars’a, İzmir’den Samsun ve Ankara’ya kadar farklı bölgelerde yapılan muayenelerde trahom vakaları tespit ediliyordu. Ancak hastalığın esas ağır yükü özellikle güney ve güneydoğu illerindeydi.<br />
Dr. Vefik Hüsnü Bulat’ın hazırladığı “Türkiye Trahom Coğrafyası” başlıklı rapor, 1927 yılında Ankara’da düzenlenen II. Millî Türk Tıp Kongresi’nde sunuldu.<br />
Aynı kongrede Prof. Dr. Niyazi Gözcü de trahom tedavisi ve trahomla mücadele üzerine bir rapor sundu.<br />
Böylece hastalığın yalnızca bireysel hekimlerin çabasıyla değil, devlet tarafından örgütlenen geniş kapsamlı bir halk sağlığı programıyla ele alınması gerektiği düşüncesi güç kazandı.<br />
Sistematik mücadele 1925’te başladı<br />
Türkiye’de örgütlü trahom mücadelesinin başlangıcı olarak 1925 yılı kabul ediliyor.<br />
İlk önemli merkezler Adıyaman ve Malatya oldu.<br />
Adıyaman’da 20 yataklı bir trahom hastanesi ve poliklinik kurulurken Malatya’da da özel bir trahom tedavi teşkilatı oluşturuldu.<br />
Ancak mücadele hastanelerin duvarları içinde kalmadı.<br />
Asıl dikkat çekici uygulamalardan biri seyyar sağlık ekipleriydi.<br />
Sağlık memurları köylere gidiyor, halkın gözlerini tek tek muayene ediyor, hastaları tespit ediyor, yapılabilecek ilk tedavileri uyguluyor ve ileri vakaları uzman hekimlere yönlendiriyordu.<br />
1925’in yalnızca temmuz-aralık döneminde Adıyaman’daki seyyar teşkilat 48 köyü dolaştı ve 4 bin 527 kişiyi muayene etti.<br />
Bu sayı, Cumhuriyet’in henüz çok sınırlı sağlık personeli ve ulaşım imkânlarına sahip olduğu düşünüldüğünde mücadelenin nasıl sahaya taşındığını gösteren dikkat çekici örneklerden biridir.<br />
Doktor hastayı beklemedi, sağlık hizmeti köye gitti<br />
Trahom mücadelesinin Türk halk sağlığı tarihi açısından en önemli yönlerinden biri buydu.<br />
İnsanlardan yalnızca hastaneye gelmeleri beklenmedi.<br />
Sağlık hizmeti insanların yaşadığı yere götürüldü.<br />
Zamanla trahom hastaneleri ve dispanserlerinin yanında köy tedavi evleri oluşturuldu. Seyyar ekipler, bazı bölgelerde atlı sağlık memurlarıyla birlikte köylere ulaşarak tarama ve tedavi hizmeti verdi.<br />
Çocuklar da mücadelenin önemli hedef gruplarından biriydi.<br />
Okullarda göz taramaları gerçekleştirildi. Bulaştırıcılık dönemindeki çocukların hem hastalığı yaymasının önlenmesi hem de eğitimlerinin mümkün olduğunca sürdürülebilmesi için özel düzenlemeler yapıldı.<br />
Böylece mücadele yalnızca hastayı tedavi etmeye değil, hastalığın toplum içinde dolaşımını azaltmaya yöneldi.<br />
1930’da trahom mücadelesi kanuna girdi<br />
Türkiye’nin trahomla mücadelesinde önemli dönüm noktalarından biri 24 Nisan 1930 tarihli Umumi Hıfzıssıhha Kanunu oldu.<br />
Kanunda trahom için ayrı hükümler bulunması, hastalığın dönemin önemli halk sağlığı sorunlarından biri olarak görüldüğünü gösteriyordu.<br />
Kanunun 99-102. maddelerinde trahomla mücadeleye ilişkin düzenlemeler yer aldı.<br />
Trahomun yaygın olduğu bölgelerde mücadele teşkilatı kurulabilmesi, hastaların kayıt ve muayenesi, gerekli tedavi ve ameliyatların ücretsiz yapılması ve bulaşıcı dönemdeki hastalarla ilgili koruyucu önlemler yasal zemine oturtuldu.<br />
Trahomun yaygın olduğu ilan edilen bölgelerde hastalığın bildirilmesine ilişkin hükümler de getirildi.<br />
Bir göz hastalığına kanunda özel maddeler ayrılması, dönemin Türkiye’sinde trahomun ne kadar ciddi bir sorun kabul edildiğini gösteriyor.<br />
Mücadele Anadolu’ya yayıldı<br />
Adıyaman ve Malatya ile başlayan çalışmalar zamanla genişledi.<br />
Kilis, Besni, Gaziantep, Adana, Maraş ve çevresindeki birçok yer mücadele programına dahil edildi.<br />
1930’da Adana’da 40 yataklı bir trahom hastanesi açıldı.<br />
Sonraki yıllarda mücadele teşkilatı büyürken hastanelerin yanında dispanserler, köy tedavi evleri ve seyyar ekipler oluşturuldu.<br />
Bu dönem aynı zamanda toplumun hastalık konusunda eğitilmeye çalışıldığı yıllardı.<br />
Temizlik, yüz ve göz hijyeni, sineklerle mücadele ve hastalığın bulaşma yolları konusunda halka bilgi veriliyor; afişler, broşürler ve basın aracılığıyla sağlık eğitimi yapılmaya çalışılıyordu.<br />
Bugün “koruyucu sağlık hizmeti” olarak tanımladığımız yaklaşımın erken örneklerinden biri Anadolu’da böyle uygulanıyordu.<br />
İlk yıllarda milyonlarca muayene ve tedavi işlemi yapıldı<br />
Mücadelenin büyüklüğü yıllar ilerledikçe istatistiklere de yansıdı.<br />
1924-1938 dönemini inceleyen tarih araştırmalarında, Cumhuriyet’in ilk 15 yılı sonunda yaklaşık 10 milyon ayaktan muayene ve tedavi işlemi, yaklaşık 15 bin yataklı tedavi ve 53 bin civarında göz ameliyatı gerçekleştirildiği bildiriliyor.<br />
Buradaki 10 milyon rakamı, 10 milyon farklı kişinin trahom hastası olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Aynı kişinin farklı zamanlarda yapılan muayene ve tedavileri toplam işlem sayısına dahil edilmiş olabilir.<br />
Mücadeleye rağmen hastalık bir anda ortadan kaldırılamadı.<br />
Çünkü trahom yalnızca ilaçla çözülebilecek bir sorun değildi.<br />
Temiz suya erişim, konut koşulları, kişisel hijyen, eğitim, sağlık hizmetlerine ulaşım ve ekonomik şartlar hastalığın yayılmasında önemli rol oynuyordu.<br />
Yeni ilaçlar tedavide önemli bir dönem açtı<br />
Trahom tedavisinde ilaç seçenekleri zaman içinde önemli ölçüde değişti.<br />
1930’ların sonlarından itibaren sülfonamidler, bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde yeni bir dönem başlattı ve trahom tedavisinde de kullanılmaya başladı.<br />
1940’ların sonu ve 1950’lerde ise antibiyotiklerin yaygınlaşmasıyla tedavi seçenekleri daha da genişledi.<br />
Türkiye’de de 1950’lerin başlarında oksitetrasiklin, klortetrasiklin ve kloramfenikol gibi dönemin yeni antibiyotiklerinin trahom tedavisindeki etkileri araştırılıyor ve uygulanıyordu.<br />
Ancak Türkiye’de hastalığın gerilemesini yalnızca ilaçlara bağlamak doğru olmaz.<br />
On yıllar boyunca yapılan taramalar, hastaların tedavisi, ileri vakalara yönelik ameliyatlar, köylere kadar ulaşan sağlık ekipleri, hijyen eğitimi, temiz su olanaklarının artması, çevre koşullarının düzelmesi ve genel yaşam standartlarının yükselmesi birlikte etkili oldu.<br />
Yüz binlere kadar geriledi<br />
Uzun süren mücadelenin ardından trahom yükü giderek azalmaya başladı.<br />
1960’ların sonlarına gelindiğinde yapılan değerlendirmelerde, Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaklaşık 3 milyon olduğu tahmin edilen trahomlu nüfusun artık yüz binlerle ifade edildiği görülüyordu.<br />
1967 yılına ilişkin tarihsel çalışmalarda trahomlu kişi sayısının yaklaşık 650 bin düzeyinde olduğu bildiriliyor.<br />
Bu rakam hâlâ önemli bir hastalık yükünü gösterse de başlangıçtaki tabloyla karşılaştırıldığında büyük bir gerilemeyi ortaya koyuyordu.<br />
1970’lere gelindiğinde trahom artık Türkiye’nin erken Cumhuriyet dönemindeki büyüklükte bir körlük tehdidi değildi.<br />
Bugün Türkiye’de durum ne?<br />
Trahom dünyada tamamen ortadan kalkmış bir hastalık değil.<br />
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre hastalık günümüzde de özellikle temiz suya, sanitasyona ve sağlık hizmetlerine erişimin sınırlı olduğu yoksul ve kırsal bölgelerde görülüyor.<br />
Trahom hâlen enfeksiyona bağlı önlenebilir körlüğün önemli nedenlerinden biri.<br />
Türkiye ise günümüzde trahom nedeniyle toplum düzeyinde müdahale yapılması gereken endemik ülkeler arasında bulunmuyor.<br />
Burada önemli bir terminolojik ayrım yapmak gerekiyor.<br />
Bazı ülkeler için Dünya Sağlık Örgütü tarafından “trahomun halk sağlığı sorunu olarak eliminasyonu doğrulandı” şeklinde özel bir statü açıklanıyor.<br />
Türkiye’nin tarihsel durumu bu ifadeyle karıştırılmamalı.<br />
Türkiye açısından en doğru anlatım, bir zamanlar çok büyük hastalık yükü oluşturan trahomun uzun süreli halk sağlığı mücadelesi ve toplumsal koşulların iyileşmesi sonucunda günümüzde endemik bir halk sağlığı tehdidi olmaktan çıkmış olmasıdır.<br />
Bir hastalıktan daha fazlasının hikâyesi<br />
Türkiye’nin trahomla savaşı yalnızca geçmişte kullanılan ilaçların ya da açılan hastanelerin hikâyesi değil.<br />
Bu hikâye aynı zamanda Cumhuriyet’in erken döneminde geliştirilen bir halk sağlığı modelini gösteriyor:<br />
Hastalığı yerinde tespit etmek.<br />
Hastayı kayıt altına almak.<br />
Tedaviyi ücretsiz ulaştırmak.<br />
Doktorun olmadığı yere sağlık çalışanını göndermek.<br />
Çocuğu okulda taramak.<br />
Köye kadar gitmek.<br />
Hastalık ilerlemeden insanları korumaya çalışmak.<br />
Yaklaşık bir yüzyıl önce bazı Anadolu şehirlerinde körlük günlük hayatın görünür bir parçasıyken bugün trahomun Türkiye’de büyük ölçüde unutulmuş bir hastalık haline gelmesi, onlarca yıl süren bu mücadelenin sonucudur.<br />
Bir zamanlar milyonlarla ifade edilen bir halk sağlığı sorununun bugün tarih kitaplarının sayfalarında kalması, Türkiye tıp ve halk sağlığı tarihinin en dikkat çekici başarı hikâyelerinden biridir.<br />
KAYNAKLAR<br />
Atatürk Yolu Dergisi – Türkiye’de Trahomla Mücadele (1925-1945) – Sevilay Özer – 2014 – DOI: 10.1501/Tite_0000000406<br />
Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi – Bulaşıcı ve Müzmin Bir Sosyal Afet: Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Trahom Hastalığı ve Mücadele Çalışmaları (1924-1938) – Sadet Altay – 2016 – Cilt 12, Sayı 23, s. 167-211<br />
Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi – Cumhuriyet Döneminde Adıyaman ve Besni’de Trahom (1925-1975) – Hamdi Doğan – 2017 – Cilt 16, Sayı 2, s. 461-489<br />
Türkiye Klinikleri Tıp Etiği-Hukuku-Tarihi – Ülkemizde Trahom ile Mücadele – İnci Hot – 2003 – Sayı 11, s. 22-29<br />
T.C. Mevzuatı – 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu – 1930 – Trahomla mücadeleye ilişkin 99-102. maddeler<br />
JAMA – Antibiotic Therapy of Trachoma – Trahomda antibiyotik tedavisine ilişkin klinik değerlendirmeler – 1950’ler<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Trachoma – Bilgi Notu – 2026<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Weekly Epidemiological Record: National Status of Trachoma – 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-zamanlar-anadoluda-milyonlarca-kisiyi-tehdit-ediyordu-turkiyenin-trahomla-savasi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 09:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/turkiyenin-trahomla-savasi-1200x750-250kb.webp" type="image/jpeg" length="42444"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hangi Peynir Daha Sağlıklı? Türkiye’de 200 Örnek Ne Gösteriyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hangi-peynir-daha-saglikli-turkiyede-200-ornek-ne-gosteriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hangi-peynir-daha-saglikli-turkiyede-200-ornek-ne-gosteriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyaz peynir mi, kaşar mı, tulum mu? Türkiye’de 200 peynir örneğini inceleyen araştırma ve yöresel peynir çalışmaları, tuz, protein ve yağ açısından dikkat çekici farklar ortaya koyuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyaz peynir, kaşar, İzmir tulumu, Erzincan tulumu, Divle tulumu, Mihaliç, Van otlu peyniri, kolot, lor, gravyer, civil…</p>

<p>Türkiye’nin peynir çeşitliliği yalnızca lezzet açısından değil, besin değeri açısından da oldukça geniş. Aynı sofrada yer alan iki peynirin tuz, protein, yağ ve enerji miktarları birbirinden ciddi ölçüde farklı olabiliyor.</p>

<p>Peki sağlık açısından hangisini seçmek daha doğru?</p>

<p>“Lor en hafif peynirdir”, “kaşar çok yağlıdır”, “tulum daha doğaldır” veya “köy peyniri daha sağlıklıdır” gibi yaygın kabuller, Türkiye’de yapılan laboratuvar çalışmalarına bakıldığında her ürün için geçerli değil. [5–8]</p>

<p>Bilimsel veriler peynir seçiminde yalnızca çeşidin adına değil; <strong>tuz, protein, yağ, enerji, kalsiyum, porsiyon ve üretim güvenliğine birlikte bakılması gerektiğini</strong> gösteriyor. [1–4]</p>

<p>Bu dosya herhangi bir marka veya üreticiyi değerlendirmiyor. Veriler bilimsel araştırmalarda incelenen peynir gruplarına ve örneklere ait. Aynı isimle günümüzde satışa sunulan ürünlerin besin değerleri üreticiye, kullanılan süte ve üretim yöntemine göre farklılık gösterebilir.</p>

<h2>Türkiye’de 200 peynir örneğinde ne bulundu?</h2>

<p>Türkiye’deki güncel karşılaştırmalardan biri 2024 yılında Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi’nde yayımlandı. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Veteriner Fakültesinden Esra Akkaya’nın çalışmasında İstanbul’daki market ve pazarlardan alınan <strong>200 peynir örneği</strong> incelendi. [5]</p>

<p>Araştırmada:</p>

<ul>
 <li>50 beyaz peynir</li>
 <li>50 tulum peyniri</li>
 <li>50 Mihaliç peyniri</li>
 <li>50 kaşar peyniri</li>
</ul>

<p>analiz edildi.</p>

<p>Araştırmacılar peynirlerin tuz, protein, yağ, kuru madde, su, pH, asitlik, renk ve doku özelliklerini karşılaştırdı. Dört peynir grubunun temel bileşimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu. [5]</p>

<h3>2024 araştırmasında incelenen örneklerin 100 gramdaki ortalama değerleri</h3>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th>Peynir</th>
   <th>Tuz</th>
   <th>Protein</th>
   <th>Yağ</th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>Beyaz peynir</td>
   <td>%3,89</td>
   <td>%20,23</td>
   <td>%22,48</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Tulum peyniri</td>
   <td>%5,04</td>
   <td>%21,73</td>
   <td>%20,39</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Mihaliç peyniri</td>
   <td>%6,15</td>
   <td>%22,05</td>
   <td>%25,62</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Kaşar peyniri</td>
   <td>%2,71</td>
   <td>%26,84</td>
   <td>%24,55</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Not:</strong> Değerler araştırmada incelenen örneklerin ortalamalarıdır. Güncel ürünlerin ve markaların besin değerleri farklı olabilir. [5]</p>

<p>Araştırmadaki örneklerde <strong>en düşük ortalama tuz kaşarda</strong>, en yüksek ise Mihaliç peynirinde bulundu. Protein açısından kaşar yüzde 26,84 ile en yüksek ortalama değere sahipti. Tulum ise dört grup içinde en düşük ortalama yağ oranını gösterdi. [5]</p>

<p>Bu sonuçlar:</p>

<p><strong>“Kaşar en sağlıklı peynirdir”</strong></p>

<p>anlamına gelmiyor.</p>

<p>Daha doğru sonuç şu:</p>

<p><strong>Peynirin adı, tek başına besin değerini tahmin etmek için yeterli değil.</strong></p>

<h2>Bir porsiyon peynir günlük tuz sınırının ne kadarını doldurabilir?</h2>

<p>Sağlık Bakanlığının beslenme bilgilerinde yaklaşık <strong>40–60 gram peynir bir porsiyon süt ürünü</strong> olarak değerlendiriliyor. [4]</p>

<p>200 örnekli araştırmanın ortalamalarını yalnızca karşılaştırma amacıyla 40 gramlık miktara uyarladığımızda tablo şöyle oluyor: [5]</p>

<h3>Araştırma ortalamalarına göre 40 gramlık porsiyon</h3>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th>Peynir</th>
   <th>Tuz</th>
   <th>Protein</th>
   <th>Yağ</th>
   <th>WHO’nun günlük 5 gramlık üst düzeyinin yaklaşık payı</th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>Beyaz peynir</td>
   <td>1,56 g</td>
   <td>8,1 g</td>
   <td>9,0 g</td>
   <td>%31</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Tulum</td>
   <td>2,02 g</td>
   <td>8,7 g</td>
   <td>8,2 g</td>
   <td>%40</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Mihaliç</td>
   <td>2,46 g</td>
   <td>8,8 g</td>
   <td>10,2 g</td>
   <td>%49</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Kaşar</td>
   <td>1,08 g</td>
   <td>10,7 g</td>
   <td>9,8 g</td>
   <td>%22</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Not:</strong> Bu değerler 2024 araştırmasındaki ortalama sonuçlardan hesaplanmıştır; belirli bir marka veya güncel ürünü temsil etmez. [5]</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü yetişkinlerde günlük toplam tuz tüketiminin <strong>5 gramdan az</strong> tutulmasını öneriyor. [1]</p>

<p>Bu hesaba göre araştırmadaki ortalama Mihaliç peynirinden 40 gram tüketmek, WHO’nun önerdiği günlük üst düzeyin yaklaşık yarısına karşılık gelebiliyor.</p>

<p>Bu tablo aynı zamanda peynir seçiminde <strong>porsiyonun neden en az peynir çeşidi kadar önemli olduğunu</strong> gösteriyor.</p>

<h2>Tulum peyniri tek bir peynir değil</h2>

<p>Türkiye’de “tulum” adı altında birbirinden oldukça farklı peynirler bulunuyor.</p>

<p>İzmir Tulum, Erzincan Tulum, Divle Tulum ve Bitlis Tulum; kullanılan süt, tuzlama biçimi, olgunlaştırma süresi ve üretim yöntemi açısından birbirinden ayrılıyor. Türkiye araştırmalarında da bu farklılıkların besin değerlerine yansıdığı görülüyor. [8,10–12]</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “tulum peyniri” diyerek tek bir yağ veya tuz değeri vermek doğru değil.</p>

<h2>İzmir Tulumunda süt türü bile sonucu değiştiriyor</h2>

<p>Ege Üniversitesi araştırmacılarının 2017 yılında yayımladığı çalışmada <strong>37 İzmir Tulum peyniri</strong> incelendi. Bunların 21’i yalnızca inek sütünden, 16’sı ise inek, koyun ve keçi sütlerinin karışımından üretilmişti. [8]</p>

<p>İnek sütünden yapılan örneklerde:</p>

<ul>
 <li>Yağ yüzde 17,5–30,5</li>
 <li>Protein yüzde 20,99–27,37</li>
 <li>Tuz yüzde 2,34–4,56</li>
</ul>

<p>arasında değişti.</p>

<p>Karışık sütten yapılan İzmir Tulumlarında ise:</p>

<ul>
 <li>Yağ yüzde 24–32</li>
 <li>Protein yüzde 21,5–27,5</li>
 <li>Tuz yüzde 1,87–5,27</li>
</ul>

<p>arasında bulundu. [8]</p>

<p>Çalışma, kullanılan süt karışımının ve üretim yönteminin peynirin besin bileşimini belirgin biçimde değiştirebildiğini gösteriyor.</p>

<h2>23 Teneke Tulum örneğinde tuz yaklaşık üç kat değişti</h2>

<p>2023 yılında Gıda dergisinde yayımlanan başka bir çalışmada İzmir ve Çanakkale’deki yerel üreticilerden alınan <strong>23 Teneke Tulum peyniri</strong> incelendi. [7]</p>

<p>Peynirlerin olgunlaşma süreleri 5 ay ile 23 ay arasında değişiyordu.</p>

<p>Yağ miktarı yüzde <strong>20,72 ile 30,46</strong>, tuz miktarı ise yüzde <strong>1,89 ile 5,72</strong> arasında bulundu. [7]</p>

<p>Aynı peynir grubunda en yüksek tuz değerinin en düşük değerin yaklaşık üç katına çıkabilmesi önemli bir mesaj veriyor:</p>

<p><strong>Sağlık açısından seçim yaparken yalnızca peynirin adına değil, ürünün gerçek besin değerine bakmak gerekiyor.</strong></p>

<h2>Kolot peynirinde dikkat çekici protein sonucu</h2>

<p>Doğu Karadeniz’de Kolot veya bilimsel çalışmalardaki adıyla Golot olarak bilinen peynir üzerine 2005 yılında yayımlanan araştırmada Trabzon ve Rize çevresinden alınan <strong>30 örnek</strong> incelendi. [9]</p>

<p>Ortalama değerler:</p>

<ul>
 <li>Protein: <strong>%35,68</strong></li>
 <li>Yağ: <strong>%7,41</strong></li>
 <li>Tuz: <strong>%2,95</strong></li>
 <li>Kuru madde: <strong>%48,63</strong></li>
</ul>

<p>olarak bulundu. [9]</p>

<p>Protein oranı dikkat çekici derecede yüksek.</p>

<p>Ancak çalışma belirli geleneksel ürünleri ve 2005 yılı koşullarını yansıtıyor. Bu nedenle günümüzde “Kolot” adıyla satılan bütün ürünlerin aynı besin profiline sahip olduğu söylenemez.</p>

<h2>Erzincan Tulumunun bilimsel profili</h2>

<p>Erzincan Tulum üzerine yapılan klasik Türkiye çalışmalarından birinde Erzurum, Erzincan ve çevresinden alınan <strong>26 peynir örneği</strong> analiz edildi. [10]</p>

<p>Ortalama:</p>

<ul>
 <li>Yağ: <strong>%28,20</strong></li>
 <li>Protein: <strong>%18,51</strong></li>
 <li>Tuz: <strong>%3,44</strong></li>
 <li>Kuru madde: <strong>%53,21</strong></li>
</ul>

<p>saptandı. [10]</p>

<p>Araştırma 1991 yılında yayımlandığı için bugünkü bütün Erzincan Tulum üretimini temsil etmiyor. Buna rağmen geleneksel ürünün besin bileşimine ilişkin önemli tarihsel verilerden biri.</p>

<h2>Divle Tulumunda protein yüzde 25,9 bulundu</h2>

<p>Karaman yöresinin Divle Tulum peyniri üzerine 2012 yılında yapılan araştırmada <strong>50 örnek</strong> incelendi. [11]</p>

<p>Ortalama değerler:</p>

<ul>
 <li>Yağ: <strong>%23,46</strong></li>
 <li>Protein: <strong>%25,90</strong></li>
 <li>Tuz: <strong>%3,99</strong></li>
 <li>Kuru madde: <strong>%56,27</strong></li>
</ul>

<p>olarak bildirildi. [11]</p>

<p>Araştırmanın mikrobiyolojik bölümünde bazı örneklerde hijyen sorunları da saptandı.</p>

<p>Bu bulgu günümüzde standartlara uygun şekilde üretilmiş bütün Divle Tulum peynirlerine genellenemez. Ancak geleneksel peynirlerde besin değerinin yanında <strong>üretim ve hijyen koşullarının da değerlendirilmesi gerektiğini</strong> gösteriyor.</p>

<h2>Bitlis Tulumunda yağ oranı dikkat çekti</h2>

<p>Bitlis’te satışa sunulan geleneksel tulum peynirleri üzerine 2018 yılında yayımlanan araştırmada <strong>36 örnek</strong> analiz edildi. [12]</p>

<p>Ortalamalar:</p>

<ul>
 <li>Yağ: <strong>%31,23</strong></li>
 <li>Protein: <strong>%22,64</strong></li>
 <li>Tuz: <strong>%3,35</strong></li>
 <li>Kuru madde: <strong>%59,35</strong></li>
</ul>

<p>olarak bulundu. [12]</p>

<p>Araştırmacılar ürünler arasındaki kimyasal farklılıklara dikkat çekerek standardizasyonun önemini vurguladı.</p>

<h2>Van Otlu peynirinde kalsiyum miktarı 2,5 kata kadar değişti</h2>

<p>Van Otlu peyniri, yöreye özgü çeşitli otlarla hazırlanan Türkiye’nin karakteristik geleneksel peynirlerinden biri.</p>

<p>2015 yılında yayımlanan araştırmada Van piyasasından alınan <strong>26 Otlu peynir örneğinin mineral içeriği</strong> incelendi. [13]</p>

<p>Kalsiyum miktarı:</p>

<p><strong>100 gramda 268,7 mg ile 678,7 mg</strong></p>

<p>arasında değişti.</p>

<p>Ortalama değer yaklaşık <strong>443 mg/100 gram</strong> olarak bulundu. [13]</p>

<p>Magnezyum ortalaması yaklaşık 55 mg, potasyum ortalaması ise 116 mg/100 gramdı.</p>

<p>Bu sonuç, peynirlerin yalnızca yağ ve tuz açısından değil, mineral içeriği bakımından da farklılaşabildiğini gösteriyor.</p>

<h2>Türkiye’nin 29 peynir çeşidi bir arada incelendi</h2>

<p>Ege Üniversitesinin 2016 yılında yayımladığı başka bir araştırmada <strong>29 farklı peynir çeşidine ait toplam 50 örnek</strong> analiz edildi. [6]</p>

<p>Araştırmada taze kaşar, Sepet, Çerkez, Dil, Çeçil, Erzincan Tulum, Urfa, Ezine, Van Otlu, Kolot, Tire Çamur, Armola, Civil, Gravyer, Mihaliç ve İzmir Tulum gibi çok sayıda peynir bulunuyordu. [6]</p>

<p>Enerji miktarları oldukça geniş bir aralık gösterdi:</p>

<p><strong>Armola:</strong> yaklaşık 179 kcal/100 gram<br />
<strong>Gravyer:</strong> yaklaşık 472 kcal/100 gram [6]</p>

<p>Bu yaklaşık <strong>2,6 katlık fark</strong> demek.</p>

<p>Ancak bazı yöresel peynirler yalnızca bir veya iki örnekle temsil edildiği için kesin bir “en düşük kalorili peynir” sıralaması yapmak doğru değil.</p>

<h2>Peynirin besin değerini dört temel faktör değiştiriyor</h2>

<p>Türkiye araştırmaları peynirin bileşimini belirleyen dört ana etkeni öne çıkarıyor. [6–8]</p>

<h3>Kullanılan süt</h3>

<p>İnek, koyun ve keçi sütlerinin protein ve yağ yapıları farklı. Süt türü veya sütlerin hangi oranlarda karıştırıldığı son ürünü etkileyebiliyor. [8]</p>

<h3>Peynirdeki su miktarı</h3>

<p>Su azaldıkça protein, yağ ve mineraller 100 gramda daha yoğun hale gelebiliyor. [5,6]</p>

<h3>Tuzlama</h3>

<p>Kuru tuzlama, salamuranın yoğunluğu ve peynirin salamurada kaldığı süre tuz miktarını değiştirebiliyor. [7,8]</p>

<h3>Olgunlaştırma</h3>

<p>Olgunlaştırma süreci peynirin su miktarını, dokusunu, aromasını ve bazı kimyasal özelliklerini değiştirebiliyor. [7]</p>

<h2>Tansiyonu olanlar hangi peyniri seçmeli?</h2>

<p>Yüksek tansiyonu olan kişilerde peynir seçimindeki en önemli değerlerden biri <strong>tuz</strong>.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütüne göre fazla sodyum tüketimi kan basıncının yükselmesine katkıda bulunuyor. [1]</p>

<p>2024 yılındaki 200 örnekli araştırmada ortalama tuz oranları:</p>

<ul>
 <li>Kaşar: <strong>%2,71</strong></li>
 <li>Beyaz peynir: <strong>%3,89</strong></li>
 <li>Tulum: <strong>%5,04</strong></li>
 <li>Mihaliç: <strong>%6,15</strong></li>
</ul>

<p>olarak ölçüldü. [5]</p>

<p>Ancak Teneke Tulum araştırmasındaki yüzde 1,89–5,72 arasındaki geniş aralık, aynı peynir türünün farklı ürünlerinde bile değerlerin değişebileceğini gösteriyor. [7]</p>

<p>Bu nedenle hipertansiyon açısından en pratik yaklaşım:</p>

<p><strong>Benzer ürünlerin 100 gram başına tuz miktarlarını etiketten karşılaştırmak.</strong></p>

<h2>Protein açısından hangi peynir öne çıkıyor?</h2>

<p>Türkiye araştırmalarında bazı peynirler yüksek protein oranlarıyla dikkat çekiyor:</p>

<ul>
 <li>Kolot/Golot: ortalama <strong>%35,68</strong> [9]</li>
 <li>Kaşar: ortalama <strong>%26,84</strong> [5]</li>
 <li>Divle Tulum: ortalama <strong>%25,90</strong> [11]</li>
 <li>İzmir Tulum: yaklaşık <strong>%21–27,5</strong> [8]</li>
</ul>

<p>Ancak bunları doğrudan bir “protein ligi” olarak değerlendirmek doğru değil. Çalışmalar farklı yıllarda, bölgelerde ve örneklem büyüklükleriyle yapıldı.</p>

<p>Ayrıca yüksek protein, otomatik olarak düşük tuz veya düşük enerji anlamına gelmiyor.</p>

<h2>Kilo kontrolünde hangi değer daha önemli?</h2>

<p>Kilo kontrolünde yalnızca yağ miktarına bakmak yeterli değil.</p>

<p><strong>Toplam enerji, protein ve porsiyon büyüklüğü</strong> birlikte değerlendirilmeli. [2,3]</p>

<p>Türkiye’deki 29 peynir çeşidini değerlendiren çalışmada enerji miktarının yaklaşık 179 ile 472 kcal/100 gram arasında değişmesi bunun önemli bir örneği. [6]</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<p><strong>“Bu peynir light mı?”</strong></p>

<p>sorusundan önce,</p>

<p><strong>“100 gramında kaç kalori var ve ben kaç gram yiyeceğim?”</strong></p>

<p>sorusu daha yararlı olabilir.</p>

<h2>Peynir kalsiyum açısından neden önemli?</h2>

<p>Sağlık Bakanlığı süt ve süt ürünlerini kalsiyum ve kaliteli protein açısından önemli besin kaynakları arasında değerlendiriyor. [3,4]</p>

<p>Van Otlu peynirindeki kalsiyum miktarının 100 gramda yaklaşık 269 mg ile 679 mg arasında değişmesi ise bütün peynirlerin aynı mineral yoğunluğuna sahip olmadığını gösteriyor. [13]</p>

<p>Kalsiyum önemli olmakla birlikte tek başına yeterli bir seçim ölçütü değil. Çok yüksek tuz veya enerji içeren bir ürün yalnızca kalsiyum miktarı nedeniyle “en sağlıklı” kabul edilemez.</p>

<h2>Peynirdeki doymuş yağ: Tereyağıyla aynı mı?</h2>

<p>Peynirlerin önemli bir bölümü doymuş yağ içeriyor. Dünya Sağlık Örgütü, doymuş yağdan gelen enerjinin günlük toplam enerjinin yüzde 10’unun altında tutulmasını öneriyor. [2]</p>

<p>Ancak peynirdeki yağ; protein, kalsiyum, fosfor ve fermantasyon ürünleriyle birlikte karmaşık bir yapı içinde tüketiliyor. Bu bütüne <strong>gıda matriksi</strong> deniliyor.</p>

<p>Advances in Nutrition’da 2023 yılında yayımlanan sistematik derleme ve meta-analiz, eşit enerji ve süt yağı koşullarında peynir tüketiminin tereyağına kıyasla LDL kolesterol üzerinde daha düşük bir etki oluşturabildiğini gösterdi. [14]</p>

<p>Bu bulgu yağlı peynirin sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmiyor. Doymuş yağ miktarı ve porsiyon yine önemini koruyor.</p>

<h2>Yaklaşık 900 bin kişilik analiz ne gösterdi?</h2>

<p>Nature Communications’da 2025 yılında yayımlanan araştırmada Çin Kadoorie Biobank ve UK Biobank verileri kullanılarak yaklaşık <strong>900 bin kişi</strong> değerlendirildi. [15]</p>

<p>İngiltere grubunda daha sık peynir tüketimi, daha düşük kalp-damar ve koroner kalp hastalığı riskiyle ilişkili bulundu; fark yaklaşık yüzde 12 düzeyindeydi. [15]</p>

<p>Ancak çalışma gözlemseldi ve doğrudan neden-sonuç ilişkisi kanıtlamıyor.</p>

<p>Dolayısıyla:</p>

<p><strong>“Peynir kalp hastalığını yüzde 12 azaltır”</strong></p>

<p>sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Araştırmaların daha güvenli mesajı, peynirin yalnızca doymuş yağ içerdiği gerekçesiyle tek başına “kalbe zararlı” olarak sınıflandırılmasının fazla basit olduğudur. [14,15]</p>

<h2>Kolesterolü yüksek olanlar neye bakmalı?</h2>

<p>LDL kolesterolü yüksek olanlarda doymuş yağ tüketimini kontrol etmek önemini koruyor. [2]</p>

<p>Peynir seçerken özellikle:</p>

<ul>
 <li>Doymuş yağ</li>
 <li>Toplam yağ</li>
 <li>Porsiyon</li>
 <li>Günlük toplam beslenme düzeni</li>
</ul>

<p>birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Peynir matriksine ilişkin araştırmalar ilginç sonuçlar verse de doymuş yağ tüketimini sınırlama önerisini ortadan kaldırmıyor. [2,14]</p>

<h2>“Köy peyniri daha sağlıklıdır” demek neden doğru değil?</h2>

<p>“Köy”, “doğal”, “ev yapımı” veya “geleneksel” ifadeleri bir peynirin mikrobiyolojik olarak güvenli olduğunu garanti etmiyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü brusellozdan korunmak için <strong>pastörize edilmiş veya yeterli ısıl işlem görmüş sütten üretilen süt ürünlerinin tercih edilmesini</strong> öneriyor. [16]</p>

<p>Kaynağı bilinmeyen çiğ sütten yapılan ürünlerde Brucella başta olmak üzere hastalık yapıcı mikroorganizmalar bulunabilir. [16]</p>

<p>Türkiye’de geçmiş yıllarda yapılan bazı yöresel peynir araştırmalarında mikrobiyolojik sorunlar görülmüş olması da kontrollü üretimin önemini destekliyor. [9,11]</p>

<p>Bu bulgular belirli güncel firmalara veya üreticilere yönelik değildir.</p>

<p><strong>Geleneksel üretim ile gıda güvenliği birlikte yürütülmelidir.</strong></p>

<h2>Market veya şarküteride peynir seçerken 30 saniyelik kontrol</h2>

<h3>1. Tuz</h3>

<p>Benzer peynirlerin 100 gram başına tuz miktarını karşılaştırın. Özellikle yüksek tansiyonda önemli. [1]</p>

<h3>2. Protein</h3>

<p>Aynı gruptaki ürünlerin protein miktarları bile değişebilir. [5,6]</p>

<h3>3. Doymuş yağ ve enerji</h3>

<p>Özellikle kilo kontrolü ve LDL kolesterol yüksekliğinde değerlendirilmesi gereken değerler. [2]</p>

<h3>4. Porsiyon</h3>

<p>Sağlık Bakanlığı yaklaşık 40–60 gram peyniri bir porsiyon süt ürünü olarak değerlendiriyor. [4]</p>

<h3>5. Üretim güvenliği</h3>

<p>Kaynağı belli, uygun koşullarda üretilmiş ve saklanmış ürünleri tercih edin. [16]</p>

<h2>Türkiye peynirlerinde hangi sağlık hedefinde neye bakmalı?</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th>Sağlık hedefi</th>
   <th>Öncelikli değer</th>
   <th>Bilimsel verinin söylediği</th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>Yüksek tansiyon</td>
   <td>Tuz</td>
   <td>Aynı tür içinde bile büyük fark olabilir [1,5,7]</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Protein alımı</td>
   <td>Protein/100 g</td>
   <td>Kaşar, Divle ve Kolot araştırmalarında yüksek değerler görüldü [5,9,11]</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Kilo kontrolü</td>
   <td>Enerji + porsiyon</td>
   <td>Peynirlerin enerji yoğunluğu önemli ölçüde değişiyor [3,6]</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Kemik sağlığı</td>
   <td>Kalsiyum + protein</td>
   <td>Peynir önemli kaynak olabilir; miktar ürüne göre değişir [3,13]</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>LDL yüksekliği</td>
   <td>Doymuş yağ + porsiyon</td>
   <td>Peynir matriksi önemli ancak toplam doymuş yağ yine dikkate alınmalı [2,14]</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Gıda güvenliği</td>
   <td>Üretim ve süt güvenliği</td>
   <td>“Doğal” ibaresi tek başına güvence değildir [16]</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<h2>Beyaz peynir mi, kaşar mı, tulum mu, kolot mu?</h2>

<p>Bilimsel veriler herkes için tek bir kazanan göstermiyor.</p>

<p><strong>Beyaz peynir:</strong><br />
Protein ve kalsiyum sağlayabilir; tuz miktarı özellikle kontrol edilmeli. [3,5]</p>

<p><strong>Kaşar:</strong><br />
200 örnekli çalışmada dört grup içinde en yüksek ortalama proteine ve en düşük ortalama tuza sahipti. Ancak yağ ve enerji yoğunluğu nedeniyle porsiyon önemli. [5]</p>

<p><strong>Mihaliç:</strong><br />
Aynı çalışmada en yüksek ortalama tuz miktarı görüldü. Özellikle tuz kısıtlaması gerekenlerde etiket karşılaştırması önemli. [5]</p>

<p><strong>İzmir Tulum:</strong><br />
Protein açısından güçlü olabilir; ancak farklı örneklerde tuz miktarı ciddi biçimde değişebiliyor. [7,8]</p>

<p><strong>Erzincan Tulum:</strong><br />
Tarihsel çalışmada belirgin yağ ve tuz içeriği görüldü; günümüz ürünlerine doğrudan genellenmemeli. [10]</p>

<p><strong>Divle Tulum:</strong><br />
Araştırılan örneklerde yüksek protein oranı görüldü. [11]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bitlis Tulum:</strong><br />
Çalışmadaki örneklerde yağ oranı görece yüksek bulundu. [12]</p>

<p><strong>Kolot/Golot:</strong><br />
30 örnekli çalışmada yüksek protein ve görece düşük yağ oranıyla dikkat çekti; çalışma eski olduğu için bütün güncel Kolotlara genellenemez. [9]</p>

<p><strong>Van Otlu:</strong><br />
Kalsiyum açısından dikkat çekici; mineral içeriği ürünler arasında belirgin biçimde değişebiliyor. [13]</p>

<p><strong>Lor:</strong><br />
Bazı ürünlerde az yağlı ve az tuzlu olabilir. Ancak yalnızca “lor” adı yüksek protein veya düşük kalori garantisi değildir. [3,6]</p>

<h2>Sonuç: En sağlıklı peynir bir isim değil, bir profil</h2>

<p>Türkiye’deki bilimsel araştırmalar belirli bir peynir çeşidini herkes için “en sağlıklı” ilan etmeyi desteklemiyor. [5–8]</p>

<p>Ancak seçim için güçlü bir çerçeve sunuyor:</p>

<p><strong>Tuzu daha düşük, yeterli protein sağlayan, enerji ve doymuş yağı kişinin toplam beslenmesine uygun, güvenilir koşullarda üretilmiş ve makul porsiyonda tüketilen peynir daha avantajlı bir günlük seçim olabilir.</strong> [1–3,16]</p>

<p>Bu nedenle markette veya şarküteride yalnızca:</p>

<p><strong>“Hangi peynir?”</strong></p>

<p>diye değil,</p>

<p><strong>“Bu peynirin etiketi ne söylüyor?”</strong></p>

<p>diye sormak gerekiyor.</p>

<p>Türkiye’nin zengin peynir kültüründe en güvenilir rehber:</p>

<p><strong>Etiket, porsiyon ve bilimsel veridir.</strong></p>

<h3>Editoryal not</h3>

<p>Bu içerik herhangi bir marka veya üreticiyi karşılaştırmak amacıyla hazırlanmadı. Bilimsel araştırmalarda incelenen örnekler ile Dünya Sağlık Örgütü ve T.C. Sağlık Bakanlığının beslenme ve gıda güvenliği önerileri temel alındı. Araştırma sonuçları belirli güncel ürünlerin besin değerleri olarak yorumlanmamalıdır.</p>

<h2>KAYNAKLAR</h2>

<ol>
 <li>
 <p>Dünya Sağlık Örgütü – Sodium reduction – Güncelleme: 2026.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Dünya Sağlık Örgütü – Healthy diet – Güncelleme: 2026.</p>
 </li>
 <li>
 <p>T.C. Sağlık Bakanlığı, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü – Türkiye Beslenme Rehberi TÜBER 2022 – 2022.</p>
 </li>
 <li>
 <p>T.C. Sağlık Bakanlığı, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü – Dünya Süt Günü – 2024.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi – Characterization of Physicochemical, Colour and Textural Properties of Turkish Type Cheeses – Akkaya E – 2024 – DOI: 10.47027/duvetfd.1527852</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi – Cholesterol Levels and Some Nutritional Parameters of Traditional Cheeses in Turkey – Karagözlü C, Yerlikaya O, Akpınar A, Ünal G, Ergönül B, Ender G, Uysal HR – 2016 – DOI: 10.20289/zfdergi.388959</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gıda – Teneke Tulum Peynirlerinin Bazı Fizikokimyasal ve Duyusal Özelliklerinin Belirlenmesi – Şen C, Doğan MA, Karagül Yüceer Y – 2023 – DOI: 10.15237/gida.GD23048</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi – Some Physicochemical Characteristics and Aroma Compounds of Izmir Tulum Cheese Produced with Different Milk Types – Akpınar A, Yerlikaya O, Kınık Ö, Korel F, Kahraman C, Uysal HR – 2017 – DOI: 10.20289/zfdergi.297939</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gıda – Doğu Karadeniz Bölgesinde Üretilen ve Tüketime Sunulan Golot Peynirinin Üretim Tekniği, Bazı Kimyasal, Biyokimyasal ve Mikrobiyolojik Özellikleri – Tunçtürk Y, Özdemir M – 2005.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gıda – Erzincan Tulum (Şavak) Peynirinin Yapılışı, Duyusal, Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri Üzerinde Bir Araştırma – Kurt A, Çakmakçı S, Çağlar A, Akyüz N – 1991.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi – Divle Tulum Peynirinin Kimyasal ve Mikrobiyolojik Özellikleri – Morul F, İşleyici Ö – 2012.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bitlis Eren Üniversitesi Fen Bilimleri Dergisi – Geleneksel Olarak Üretilen Bitlis Tulum Peyniri ve Kimyasal Kalite Nitelikleri – Sancak H, İşleyici Ö, Tuncay R, Sancak Y – 2018 – DOI: 10.17798/bitlisfen.430442</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gıda – Van Otlu Peynirinin Üretimi ve Mineral Madde İçeriği – Ocak E, Köse Ş – 2015 – DOI: 10.15237/gida.GD15024</p>
 </li>
 <li>
 <p>Advances in Nutrition – Effect of Isoenergetic Substitution of Cheese with Other Dairy Products on Blood Lipid Markers in the Fasted and Postprandial State: An Updated and Extended Systematic Review and Meta-Analysis of Randomized Controlled Trials in Adults – Pradeilles R, Norris T, Sellem L, Markey O – 2023 – DOI: 10.1016/j.advnut.2023.09.003</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nature Communications – A global analysis of dairy consumption and incident cardiovascular disease – Zhuang P, Liu X, Li Y ve arkadaşları – 2025 – DOI: 10.1038/s41467-024-55585-0</p>
 </li>
 <li>
 <p>T.C. Sağlık Bakanlığı, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü – Bruselloz.</p>
 </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hangi-peynir-daha-saglikli-turkiyede-200-ornek-ne-gosteriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 08:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/hangi-peynir-daha-saglikli-1200x750-250kb.webp" type="image/jpeg" length="17390"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gece Bacaklarınızı Sürekli Hareket Ettirme İhtiyacı mı Duyuyorsunuz? Nedeni Bu Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gece-bacaklarinizi-surekli-hareket-ettirme-ihtiyaci-mi-duyuyorsunuz-nedeni-bu-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gece-bacaklarinizi-surekli-hareket-ettirme-ihtiyaci-mi-duyuyorsunuz-nedeni-bu-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akşam saatlerinde bacaklarda tarif edilmesi güç bir huzursuzluk başlıyor ve hareket edince rahatlıyorsanız, sorun yalnızca yorgunluk olmayabilir. Huzursuz bacak sendromunun ayırt edici işaretleri var.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gün boyu hiçbir sorun yaşamayıp yatağa girdiğiniz anda bacaklarınızı hareket ettirme ihtiyacı hissediyor musunuz? Bazen karıncalanma, çekilme, kaşınma ya da elektriklenmeye benzeyen tuhaf bir his ortaya çıkıyor; kalkıp birkaç adım atınca hafifliyor, yeniden uzanınca geri geliyor.</p>

<p>Bu tablo, tıpta huzursuz bacak sendromu olarak bilinen nörolojik durumun tipik özelliklerini taşıyabilir. Willis-Ekbom hastalığı olarak da adlandırılan huzursuz bacak sendromu, özellikle akşam ve gece saatlerinde belirginleşmesi nedeniyle uykuyu ciddi biçimde etkileyebilir.</p>

<p>Her bacak ağrısı veya gece krampları huzursuz bacak sendromu değildir. Bu rahatsızlığın en dikkat çekici özelliği, bacakları hareket ettirmek için karşı konulması güç bir dürtünün ortaya çıkması ve hareketle geçici rahatlama sağlanmasıdır.</p>

<p>Huzursuz bacak sendromu nedir?</p>

<p>Huzursuz bacak sendromunda kişi, özellikle otururken veya uzanırken bacaklarını hareket ettirme ihtiyacı hisseder. Bu dürtüye çoğu zaman bacakların derinlerinde hissedilen rahatsız edici duyumlar eşlik eder.</p>

<p>Bazı kişiler yaşadıkları hissi kelimelere dökmekte zorlanır. Karıncalanma, çekilme, sürünme, zonklama, kaşınma veya elektriklenme gibi ifadeler kullanılabilir.</p>

<p>Rahatsızlık çoğunlukla iki bacakta görülür. Daha seyrek olarak kollarda da benzer yakınmalar ortaya çıkabilir.</p>

<p>Belirtiler kişiden kişiye değişebilir. Bazı insanlarda yalnızca zaman zaman görülürken bazılarında neredeyse her gece ortaya çıkarak uyku düzenini ve günlük yaşamı bozabilir.</p>

<p>En tipik 5 işaret</p>

<p>Huzursuz bacak sendromunu diğer bacak yakınmalarından ayırmada belirtilerin ne zaman ortaya çıktığı ve hareketle nasıl değiştiği önem taşır.</p>

<p>Tipik tablo şu özellikleri içerir:</p>

<p>Bacakları hareket ettirme dürtüsü: Kişi bacaklarını sabit tutmakta zorlanır. Buna rahatsız edici bir his eşlik edebilir.</p>

<p>Dinlenirken başlaması: Yakınmalar uzun süre oturma, uzanma, yolculuk veya yatağa girme gibi hareketsiz kalınan dönemlerde ortaya çıkar ya da şiddetlenir.</p>

<p>Hareketle rahatlaması: Yürümek, bacakları oynatmak veya germek belirtileri en azından geçici olarak azaltabilir.</p>

<p>Akşam ve geceleri artması: Yakınmalar gündüze kıyasla akşam veya gece daha belirgindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başka bir durumla daha iyi açıklanamaması: Bacak krampları, kas ağrıları, pozisyona bağlı rahatsızlıklar veya başka hastalıkların benzer belirtiler oluşturabileceği göz önünde bulundurulur.</p>

<p>Bu özelliklerin birlikte değerlendirilmesi tanıda önemli yer tutar.</p>

<p>Gece bacak kramplarıyla aynı şey değil</p>

<p>Huzursuz bacak sendromu zaman zaman gece kramplarıyla karıştırılabilir. Ancak ikisi aynı durum değildir.</p>

<p>Gece kramplarında kas genellikle aniden ve ağrılı biçimde kasılır. Huzursuz bacak sendromunda ise temel sorun çoğunlukla kasın kilitlenmesinden çok, bacakları hareket ettirmeye zorlayan rahatsız edici bir duyumdur.</p>

<p>Uyuşma veya yanma ağırlıklı yakınmalar da sinir hasarı gibi başka sorunlarla ilişkili olabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “bacağım huzursuz” demek tanı koymak için yeterli değildir.</p>

<p>Neden olur?</p>

<p>Huzursuz bacak sendromunun kesin nedeni her kişide belirlenemez.</p>

<p>Araştırmalar beynin hareketlerin düzenlenmesinde görev alan sistemleri, dopamin adı verilen kimyasal haberciyi ve özellikle beynin demir kullanımını hastalığın biyolojisinde önemli görüyor.</p>

<p>Ailesinde huzursuz bacak sendromu bulunanlarda hastalığın görülme olasılığı daha yüksek olabilir. Özellikle daha genç yaşta başlayan vakalarda genetik yatkınlık daha belirgin olabilir.</p>

<p>Bazı kişilerde ise belirtilerin ortaya çıkmasına veya ağırlaşmasına eşlik eden başka bir sağlık sorunu bulunabilir.</p>

<p>Demir eksikliği neden önemli?</p>

<p>Huzursuz bacak sendromunda en önemli değerlendirme başlıklarından biri demir durumudur.</p>

<p>Demir eksikliği belirtileri ortaya çıkarabilir veya mevcut huzursuz bacak yakınmalarını ağırlaştırabilir. Bu nedenle klinik açıdan anlamlı huzursuz bacak sendromunda demir depolarının değerlendirilmesi güncel tedavi rehberlerinde özellikle önem taşıyor.</p>

<p>Burada yalnızca kansızlığın olup olmaması yeterli değildir. Hekim gerekli gördüğünde ferritin adı verilen ve vücudun demir depoları hakkında bilgi veren değer ile transferrin satürasyonu gibi testleri birlikte değerlendirebilir.</p>

<p>Önemli nokta şu: Kişinin kan sayımında kansızlık bulunmaması, demir durumunun huzursuz bacak sendromu açısından mutlaka ideal olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Ancak bu bilgi, huzursuz bacağı olan herkesin kendi kendine demir takviyesi kullanması gerektiği anlamına da gelmez. Gereksiz demir kullanımı zararlı olabileceğinden takviye kararı kan testleri ve klinik değerlendirmeye göre verilmelidir.</p>

<p>Kimlerde daha sık görülür?</p>

<p>Huzursuz bacak sendromu çocukluk dahil her yaşta ortaya çıkabilir. Bununla birlikte görülme sıklığı yaşla birlikte artabilir ve kadınlarda erkeklerden daha sık görülebilir.</p>

<p>Bazı durumlar huzursuz bacak belirtileriyle daha sık ilişkilidir.</p>

<p>Demir eksikliği bunların başında gelir. İleri böbrek hastalığı, bazı sinir hastalıkları ve gebelik döneminde da belirtiler görülebilir veya mevcut yakınmalar ağırlaşabilir.</p>

<p>Özellikle gebeliğin son üç ayında huzursuz bacak yakınmaları ortaya çıkabilir. Gebelikle ilişkili vakaların önemli bölümünde belirtiler doğumdan sonra geriler.</p>

<p>Kullandığınız bazı ilaçlar belirtileri artırabilir</p>

<p>Huzursuz bacak yakınmaları bazen kullanılan ilaçlardan etkilenebilir.</p>

<p>Bazı antidepresanlar, antipsikotik ilaçlar, bulantı tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ve bazı antihistaminikler belirtileri artırabilir.</p>

<p>Bu nedenle yeni başlayan veya belirgin biçimde ağırlaşan huzursuz bacak yakınmalarında kullanılan reçeteli ve reçetesiz ilaçların gözden geçirilmesi önemlidir.</p>

<p>Ancak şüphelenilen bir ilacı kişinin kendi kararıyla bırakması doğru değildir. İlaç değişikliği gerekiyorsa karar, ilacın kullanılma nedeni ve kişinin genel sağlık durumu dikkate alınarak verilmelidir.</p>

<p>Kahve ve uyku düzeni etkileyebilir mi?</p>

<p>Günlük alışkanlıklar hastalığın tek nedeni değildir ancak bazı kişilerde belirtilerin şiddetini etkileyebilir.</p>

<p>Kafein, alkol ve nikotinin azaltılması bazı kişilerde yakınmaların hafiflemesine yardımcı olabilir. Düzenli uyku saatleri oluşturmak, orta düzeyde ve düzenli fiziksel aktivite yapmak da yararlı olabilir.</p>

<p>Ilık duş veya banyo, bacaklara masaj, sıcak ya da soğuk uygulamalar bazı kişilerde geçici rahatlama sağlayabilir.</p>

<p>Buradaki önemli ayrıntı ölçüdür. Çok yoğun egzersiz veya gece geç saatlerde yapılan ağır fiziksel aktivite bazı kişilerde yakınmaları artırabilir.</p>

<p>Tanı için özel bir test var mı?</p>

<p>Huzursuz bacak sendromunu tek başına gösteren özel bir kan testi veya görüntüleme yöntemi bulunmuyor.</p>

<p>Tanının temelini kişinin anlattığı belirtiler oluşturuyor. Hekim belirtilerin ne zaman başladığını, dinlenmeyle ilişkisini, hareket edildiğinde değişip değişmediğini ve gece artıp artmadığını değerlendiriyor.</p>

<p>Fiziksel ve nörolojik muayene yapılabilir. Demir düzeylerini değerlendiren kan testleri ve gerekli görülen diğer incelemeler, huzursuzluğu artırabilecek veya benzer yakınmalara yol açabilecek durumların araştırılmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Uyku testi ise huzursuz bacak sendromu tanısı için herkeste gerekli değildir. Uyku apnesi gibi başka bir uyku bozukluğundan şüphelenildiğinde gündeme gelebilir.</p>

<p>Tedavide yaklaşım değişti</p>

<p>Tedavinin ilk basamaklarından biri, belirtileri artırabilecek faktörlerin belirlenmesidir.</p>

<p>Demir eksikliği varsa bunun uygun biçimde tedavi edilmesi belirtileri azaltabilir. Uyku düzeninin iyileştirilmesi ve yakınmaları ağırlaştırabilecek maddelerin veya ilaçların değerlendirilmesi de tedavi planının parçasıdır.</p>

<p>Belirtilerin devam ettiği ve kişinin uykusunu veya yaşam kalitesini bozduğu durumlarda ilaç tedavileri gündeme gelebilir.</p>

<p>Güncel Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi rehberi, huzursuz bacak sendromunun ilaç tedavisinde önceki yıllara göre önemli değişiklikler içeriyor. Gabapentin, gabapentin enakarbil ve pregabalin gibi sinir sistemindeki belirli sinyal yollarını etkileyen ilaçlar yetişkinlerde güçlü biçimde önerilen seçenekler arasında bulunuyor.</p>

<p>Tedavi seçimi ise herkeste aynı değildir. Yaş, eşlik eden hastalıklar, belirtilerin sıklığı, kullanılan diğer ilaçlar ve yan etki riski birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Dopamin ilaçlarında neden daha dikkatli olunuyor?</p>

<p>Huzursuz bacak sendromunun tedavisinde geçmişte dopamin sistemini etkileyen ilaçlar yaygın biçimde kullanılıyordu.</p>

<p>Bu ilaçlar kısa dönemde belirtileri azaltabilse de uzun süreli kullanımda bazı hastalarda “augmentasyon” adı verilen önemli bir sorun gelişebilir.</p>

<p>Augmentasyonda hastalık iyileşmek yerine farklı bir biçimde ağırlaşır. Belirtiler günün daha erken saatlerinde başlayabilir, daha şiddetli hale gelebilir veya vücudun başka bölgelerine yayılabilir.</p>

<p>Bu nedenle güncel tedavi yaklaşımında bazı dopamin etkili ilaçların rutin ve uzun süreli kullanımına önceki dönemlere göre daha temkinli yaklaşılıyor.</p>

<p>Bu değişiklik, daha önce bu ilaçlardan birini kullanan kişilerin tedavisini kendi kendine kesmesi gerektiği anlamına gelmez. Tedavi değişikliklerinin kontrollü biçimde planlanması gerekir.</p>

<p>Huzursuz bacak sendromu uykuyu nasıl etkiliyor?</p>

<p>Sorunun en önemli sonuçlarından biri uykudur.</p>

<p>Belirtilerin özellikle dinlenme sırasında ve geceleri artması, kişinin tam uykuya geçeceği sırada bacaklarını hareket ettirme ihtiyacı duymasına neden olabilir.</p>

<p>Kişi yatağa girer, rahatsızlık başlar, kalkıp yürür, yeniden yatağa döner ve belirtiler tekrar ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu döngü uykuya dalmayı geciktirebilir ve uykunun bölünmesine yol açabilir. Uzun süre devam eden uyku bozukluğu ise gündüz yorgunluğu, uyku hali, konsantrasyon güçlüğü ve yaşam kalitesinde düşüşe neden olabilir.</p>

<p>Bazı kişilerde uyku sırasında tekrarlayan bacak hareketleri de görülebilir. Ancak bu hareketlerin bulunması tek başına huzursuz bacak sendromu tanısı anlamına gelmez.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurmalı?</p>

<p>Ara sıra ortaya çıkan hafif bacak huzursuzluğu her zaman ciddi bir hastalığın göstergesi değildir.</p>

<p>Ancak belirtiler sık tekrarlıyorsa, uykuya dalmayı engelliyorsa, geceleri uyandırıyorsa veya gündüz yaşamını etkilemeye başladıysa değerlendirilmesi yararlı olur.</p>

<p>Özellikle belirtiler yeni başladıysa, hızla kötüleşiyorsa, gebelik sırasında belirginleştiyse, böbrek hastalığı bulunuyorsa veya demir eksikliğini düşündüren başka yakınmalar eşlik ediyorsa altta yatan nedenlerin araştırılması önemlidir.</p>

<p>Bacaklarda sürekli uyuşma, belirgin güç kaybı, şişlik, kızarıklık veya şiddetli ağrı gibi huzursuz bacak sendromunun tipik özelliklerinden farklı belirtiler varsa başka nedenlerin de değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>En önemli ipucu: Hareket edince ne oluyor?</p>

<p>Huzursuz bacak sendromunun belki de en ayırt edici özelliği yalnızca bacaklarda rahatsızlık hissedilmesi değildir.</p>

<p>Asıl ipucu belirtilerin davranışıdır:</p>

<p>Dinlenirken ortaya çıkar veya artar, hareket ettikçe azalır ve çoğunlukla akşam-gece saatlerinde belirginleşir.</p>

<p>Bu nedenle yatağa girdikten sonra başlayan, kişiyi kalkıp yürümeye zorlayan ve hareket edildiğinde geçici olarak hafifleyen bacak huzursuzluğu basit bir gece yorgunluğu olarak görülmemelidir.</p>

<p>Doğru değerlendirmeyle demir eksikliği veya belirtileri artırabilecek başka faktörler belirlenebilir; yaşam tarzı önlemlerinden ilaç tedavilerine kadar kişiye uygun bir yol haritası oluşturulabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Journal of Clinical Sleep Medicine – Treatment of Restless Legs Syndrome and Periodic Limb Movement Disorder: An American Academy of Sleep Medicine Clinical Practice Guideline – Winkelman JW, Berkowski JA, DelRosso LM ve arkadaşları – 2025 – DOI: 10.5664/jcsm.11390</li>
 <li>Sleep Medicine – Restless Legs Syndrome/Willis-Ekbom Disease Diagnostic Criteria: Updated International Restless Legs Syndrome Study Group Consensus Criteria – Allen RP, Picchietti DL, Garcia-Borreguero D ve arkadaşları – 2014 – DOI: 10.1016/j.sleep.2014.03.025</li>
 <li>National Institute of Neurological Disorders and Stroke – Restless Legs Syndrome – Güncel sağlık bilgilendirme rehberi</li>
 <li>Mayo Clinic – Restless Legs Syndrome: Symptoms and Causes – Güncel klinik hasta bilgilendirme rehberi</li>
 <li>Mayo Clinic – Restless Legs Syndrome: Diagnosis and Treatment – Güncel klinik hasta bilgilendirme rehberi</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gece-bacaklarinizi-surekli-hareket-ettirme-ihtiyaci-mi-duyuyorsunuz-nedeni-bu-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 08:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8607-1.jpeg" type="image/jpeg" length="76844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sabah Yorgun Uyanıyor, Vücudunuzun Her Yeri Ağrıyorsa Nedeni Bu Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sabah-yorgun-uyaniyor-vucudunuzun-her-yeri-agriyorsa-nedeni-bu-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sabah-yorgun-uyaniyor-vucudunuzun-her-yeri-agriyorsa-nedeni-bu-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fibromiyalji yalnızca yaygın ağrıdan ibaret değil. Dinlendirmeyen uyku, bitmeyen yorgunluk ve zihinsel bulanıklık günlük yaşamı zorlaştırabiliyor; tedavi ise kişiden kişiye değişebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Vücudun farklı bölgelerinde haftalardır, hatta aylardır süren ağrı… Sabah uyandığınızda sanki hiç uyumamış gibi hissetmek… Gün içinde çabuk tükenmek, bazen en basit işe bile odaklanmakta güçlük çekmek…</p>

<p>Üstelik yapılan tetkiklerde bu yakınmaları bütünüyle açıklayacak belirgin bir sorun bulunamayabilir.</p>

<p>Fibromiyalji yaşayan birçok kişinin hikâyesi bu belirtilerden biri veya birkaçıyla başlayabiliyor. Ancak hastalığı yalnızca “her yerin ağrıması” şeklinde görmek önemli bir ayrıntıyı kaçırıyor. Fibromiyalji ağrıya ek olarak uyku, enerji düzeyi, düşünme ve odaklanma yeteneği, ruh hali ve günlük işlevleri etkileyebilen karmaşık bir kronik ağrı tablosu.</p>

<p>Bu nedenle günümüzde tedavinin temel hedefi yalnızca ağrıyı azaltmak değil, kişiyi en fazla zorlayan belirtileri belirleyerek yaşam kalitesini ve günlük işlevselliği artırmak.</p>

<p>Fibromiyalji nedir?</p>

<p>Fibromiyalji, en belirgin özelliği vücudun farklı bölgelerine yayılan uzun süreli ağrı olan kronik bir sağlık sorunudur.</p>

<p>Hastalığın yalnızca kas veya eklemlerden kaynaklanan klasik bir ağrı problemi olmadığı düşünülüyor. Bilimsel veriler, merkezi sinir sisteminin ağrı sinyallerini işleme biçimindeki değişiklikların önemli rol oynayabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Basitçe anlatmak gerekirse, normalde daha hafif algılanabilecek bazı uyaranlar fibromiyaljisi olan kişilerde daha yoğun veya ağrılı hissedilebiliyor. Bu durum “merkezi duyarlılaşma” olarak adlandırılıyor.</p>

<p>Ancak fibromiyaljinin tek bir mekanizmayla açıklanması mümkün değil. Genetik yatkınlık, uyku sorunları, stres sistemleri ve sinir sistemindeki farklılıkların hastalığın gelişiminde veya sürmesinde rol oynayabileceği düşünülüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fibromiyaljinin belirtileri neler?</p>

<p>Yaygın ve uzun süren ağrı hastalığın en bilinen belirtisi olsa da tablo bundan çok daha geniş olabilir.</p>

<p>Sık görülen yakınmalar arasında vücudun farklı bölgelerinde ağrı ve hassasiyet, belirgin yorgunluk, dinlendirmeyen uyku, sabah tutukluğu, uykuya dalma veya uykuyu sürdürmede güçlük ve fiziksel dayanıklılığın azalması bulunuyor.</p>

<p>Bazı kişilerde baş ağrıları, bağırsak yakınmaları veya farklı kronik ağrı sorunları da tabloya eşlik edebiliyor.</p>

<p>Bir başka önemli belirti ise hastaların sıklıkla “beyin sisi” olarak tarif ettiği zihinsel bulanıklık.</p>

<p>Kişi kelimeleri bulmakta, dikkatini sürdürmekte, bir işe yoğunlaşmakta veya bazı ayrıntıları hatırlamakta zorlanabiliyor. Bu durum özellikle yoğun çalışma hayatı olan kişilerde günlük yaşamı belirgin şekilde etkileyebiliyor.</p>

<p>Sabah uyandığınızda hâlâ yorgunsanız dikkat</p>

<p>Fibromiyaljide uyku süresi kadar uykunun ne kadar dinlendirici olduğu da önem taşıyor.</p>

<p>Kişi gece boyunca yeterli süre uyuduğunu düşünmesine rağmen sabah kendisini yenilenmiş hissetmeyebilir. Günün ilk saatlerinden itibaren yorgunluk ve enerji düşüklüğü yaşayabilir.</p>

<p>Bu nedenle uyku bozukluklarının değerlendirilmesi tedavinin önemli parçalarından biri.</p>

<p>Horlama, uykuda nefes durması, huzursuz bacak yakınmaları veya başka uyku sorunları varsa bunların ayrıca araştırılması gerekebilir. Çünkü her uyku problemi doğrudan fibromiyaljiden kaynaklanmaz.</p>

<p>Fibromiyalji nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Fibromiyaljiyi kesin olarak gösteren tek bir kan testi veya görüntüleme yöntemi bulunmuyor.</p>

<p>Tanı esas olarak kişinin yakınmalarının özellikleri, ne kadar süredir devam ettiği, ağrının vücuttaki dağılımı ve eşlik eden belirtilerin değerlendirilmesiyle konuluyor.</p>

<p>Güncel tanı yaklaşımlarında geçmişte yaygın kullanılan belirli “hassas noktaların” sayılması tek başına gerekli kabul edilmiyor.</p>

<p>Yaygın ağrının yanı sıra yorgunluk, dinlendirmeyen uyku ve bilişsel yakınmalar gibi belirtiler de değerlendiriliyor. Belirtilerin genellikle en az üç aydır devam ediyor olması önem taşıyor.</p>

<p>Doktor, benzer yakınmalara yol açabilecek başka hastalıkların bulunup bulunmadığını da değerlendiriyor.</p>

<p>Tiroid hastalıkları, kansızlık, bazı romatizmal ve nörolojik hastalıklar ile kullanılan bazı ilaçların yan etkileri benzer şikâyetlere neden olabileceğinden değerlendirme kişiye göre değişebiliyor.</p>

<p>“Tahlillerim normal, o halde ağrımın nedeni yok” düşüncesi doğru değil</p>

<p>Fibromiyalji konusunda en sık karşılaşılan yanlış düşüncelerden biri bu.</p>

<p>Rutin kan testlerinin veya görüntülemelerin normal çıkması kişinin yaşadığı ağrının gerçek olmadığı anlamına gelmez.</p>

<p>Fibromiyaljide temel sorun çoğu zaman dokuda gözle görülebilen bir hasardan çok ağrının sinir sistemi tarafından işlenmesiyle ilişkilidir. Bu nedenle röntgen, MR veya rutin kan testleri fibromiyaljiyi doğrudan göstermeyebilir.</p>

<p>Öte yandan her yaygın ağrıyı fibromiyalji olarak kabul etmek de doğru değildir.</p>

<p>Özellikle eklemlerde belirgin şişlik, kızarıklık, açıklanamayan ateş, belirgin kas güçsüzlüğü, istemsiz kilo kaybı veya yeni ortaya çıkan nörolojik belirtiler varsa başka nedenlerin araştırılması gerekir.</p>

<p>Fibromiyaljide neden herkese aynı tedavi uygulanmıyor?</p>

<p>Fibromiyaljinin en önemli özelliklerinden biri hastadan hastaya farklı görünmesi.</p>

<p>Bir kişiyi en fazla ağrı zorlarken başka bir kişinin temel sorunu uykusuzluk olabilir. Bir başkasında yorgunluk, zihinsel bulanıklık veya günlük işlerini yerine getirememe daha ön planda bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “Ağrınız kaç üzerinden kaç?” sorusu tedaviyi planlamak için yeterli olmayabilir.</p>

<p>Kişinin işe devam edip edemediği, ne kadar yürüyebildiği, uyku kalitesi, günlük sorumluluklarını yerine getirip getiremediği ve tedaviden ne beklediği de önem taşıyor.</p>

<p>Modern yaklaşımın merkezinde bu nedenle kişiselleştirme bulunuyor.</p>

<p>Tedavinin hedefi bütün belirtileri tek bir ilaçla tamamen ortadan kaldırmaktan çok, kişinin en fazla sorun yaşadığı alanları belirleyip yaşam kalitesinde anlamlı bir iyileşme sağlamak.</p>

<p>Egzersiz neden tedavinin önemli bir parçası?</p>

<p>Fibromiyaljide en güçlü bilimsel desteğe sahip ilaç dışı yaklaşımlardan biri egzersiz.</p>

<p>Aerobik egzersiz, kuvvetlendirme çalışmaları veya bunların uygun şekilde birleştirilmesi bazı hastalarda ağrı, fiziksel işlev, uyku ve yaşam kalitesinde iyileşme sağlayabiliyor.</p>

<p>Buradaki kritik nokta “daha fazla egzersiz her zaman daha iyidir” yaklaşımından kaçınmak.</p>

<p>Uzun süredir hareketsiz olan veya egzersiz sonrasında belirtileri belirginleşen kişilerde aktivitenin düşük düzeyden başlayarak kişinin toleransına göre kademeli artırılması gerekebilir.</p>

<p>Yürüyüş, yüzme veya kişiye uygun diğer aerobik aktiviteler seçenekler arasında bulunabilir.</p>

<p>Amaç kişiyi bir anda yoğun bir spor programına sokmak değil, sürdürülebilir hareket alışkanlığı oluşturmak.</p>

<p>Bilişsel davranışçı terapi ağrının “psikolojik” olduğu anlamına gelmiyor</p>

<p>Fibromiyaljide bilişsel davranışçı terapi gibi psikolojik yaklaşımların önerilmesi zaman zaman yanlış anlaşılabiliyor.</p>

<p>Bu tedavilerin kullanılması ağrının hayali veya yalnızca psikolojik olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Kronik ağrı; uyku, stres, duygu durumu, davranışlar ve günlük aktivitelerle çift yönlü ilişki içinde olabilir. Bilişsel davranışçı terapi, kişinin ağrı ve yorgunlukla başa çıkma becerilerini geliştirmesine yardımcı olmayı amaçlar.</p>

<p>Bilimsel çalışmalar bu yaklaşımın bazı hastalarda ağrı ve günlük işlev kaybında mütevazı iyileşmeler sağlayabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Fibromiyaljide ilaç tedavisi nasıl belirleniyor?</p>

<p>Fibromiyalji için kullanılan ilaçların tamamı aynı şekilde çalışmaz ve her hasta aynı ilaca aynı yanıtı vermez.</p>

<p>Tedavide bazı antidepresan grubu ilaçlar, sinir sistemindeki ağrı iletimini etkileyen bazı ilaçlar ve belirli durumlarda başka tedaviler değerlendirilebilir.</p>

<p>Duloksetin, milnasipran ve pregabalin fibromiyalji tedavisinde en fazla araştırılmış ilaçlar arasında yer alıyor. Amitriptilin de uzun yıllardır kullanılan seçeneklerden biri.</p>

<p>Bu ilaçların bazıları ağrının yanı sıra uyku, yorgunluk veya eşlik eden duygu durum sorunları üzerinde farklı etkiler gösterebilir.</p>

<p>Bu nedenle ilaç seçiminin yalnızca “fibromiyalji var mı?” sorusuna göre değil, hangi belirtinin baskın olduğuna, kişinin diğer hastalıklarına, kullandığı ilaçlara ve olası yan etkilere göre yapılması gerekiyor.</p>

<p>Bir kişide yarar sağlayan tedavinin başka bir kişide aynı sonucu vermemesi mümkün.</p>

<p>Ağrı kesiciler neden her zaman çözüm olmuyor?</p>

<p>Fibromiyaljinin klasik doku hasarı veya iltihaplanmadan kaynaklanan ağrılardan farklı mekanizmalar içermesi tedavi yaklaşımını da değiştiriyor.</p>

<p>Yaygın kullanılan bazı basit ağrı kesicilerin ve iltihap giderici ilaçların fibromiyaljinin temel belirtileri üzerindeki yararı sınırlı olabilir.</p>

<p>Özellikle opioid olarak adlandırılan güçlü ağrı kesiciler fibromiyaljinin rutin tedavisinde genel olarak önerilmiyor. Uzun süreli kullanımda bağımlılık, tolerans ve başka ciddi sorunlar gelişebilmesi bu ilaçların kullanımını ayrıca sınırlandırıyor.</p>

<p>Bu nedenle fibromiyalji tedavisini yalnızca ağrı kesici kullanımı üzerinden düşünmek hastalığın diğer önemli boyutlarını gözden kaçırabilir.</p>

<p>Tedavinin hedefi “sıfır ağrı” olmak zorunda mı?</p>

<p>Kronik hastalıklarda gerçekçi tedavi hedefleri önem taşıyor.</p>

<p>Fibromiyaljide tedavinin başarısı yalnızca ağrı puanının tamamen sıfırlanmasıyla ölçülmemeli.</p>

<p>Daha kaliteli uyumak, sabah daha dinç kalkmak, daha uzun yürüyebilmek, işe veya sosyal yaşama daha rahat katılabilmek, günlük işleri daha az zorlanarak yapabilmek ve yorgunluğun azalması da önemli tedavi kazanımları olabilir.</p>

<p>Bu nedenle hastanın kendi hedefleri tedavi planının merkezinde yer alıyor.</p>

<p>Bir kişi için “torunumla yarım saat yürüyebilmek”, başka biri için “iş gününü daha az yorularak tamamlamak” anlamlı bir hedef olabilir.</p>

<p>Fibromiyalji tamamen geçer mi?</p>

<p>Fibromiyalji genellikle uzun süreli seyreden bir durumdur ancak belirtilerin şiddeti zaman içinde değişebilir.</p>

<p>Bazı dönemlerde ağrı ve yorgunluk artarken başka dönemlerde daha hafif seyredebilir.</p>

<p>Uygun egzersiz, uyku düzeninin iyileştirilmesi, hastalık hakkında doğru bilgi edinilmesi, psikolojik destek gerektiğinde bunun sağlanması ve kişiye uygun ilaç tedavilerinin birlikte değerlendirilmesi belirtilerin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Tek bir mucize tedavi yerine farklı yöntemlerin kişinin ihtiyaçlarına göre bir araya getirildiği yaklaşım daha gerçekçidir.</p>

<p>Ne zaman yeniden değerlendirme gerekir?</p>

<p>Daha önce fibromiyalji tanısı konmuş olması, sonradan gelişen her ağrının otomatik olarak fibromiyaljiye bağlanması gerektiği anlamına gelmez.</p>

<p>Ağrının karakterinin belirgin biçimde değişmesi, yeni eklem şişliği veya kızarıklığı, açıklanamayan ateş, istemsiz kilo kaybı, belirgin kas güçsüzlüğü veya yeni nörolojik belirtilerin ortaya çıkması yeniden tıbbi değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Aynı şekilde uygulanan tedaviye rağmen günlük yaşam belirgin biçimde etkilenmeye devam ediyorsa tedavi planının yeniden gözden geçirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Fibromiyaljide önemli soru yalnızca “Ne kadar ağrınız var?” değildir.</p>

<p>Nasıl uyuyorsunuz, ne kadar yoruluyorsunuz, günlük yaşamınız ne ölçüde etkileniyor ve yeniden yapabilmek istediğiniz şey nedir?</p>

<p>Tedaviyi kişiselleştiren asıl yol haritasını çoğu zaman bu sorular oluşturuyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Annals of the Rheumatic Diseases – EULAR revised recommendations for the management of fibromyalgia – Macfarlane GJ, Kronisch C, Dean LE ve arkadaşları – 2017 – DOI: 10.1136/annrheumdis-2016-209724</li>
 <li>American Family Physician – Fibromyalgia: Diagnosis and Management – Winslow BT, Vandal C, Dang L – 2023</li>
 <li>Seminars in Arthritis and Rheumatism – 2016 Revisions to the 2010/2011 Fibromyalgia Diagnostic Criteria – Wolfe F, Clauw DJ, Fitzcharles MA ve arkadaşları – 2016 – DOI: 10.1016/j.semarthrit.2016.08.012</li>
 <li>Pain – AAPT Diagnostic Criteria for Fibromyalgia – Arnold LM, Bennett RM, Crofford LJ ve arkadaşları – 2019 – DOI: 10.1097/j.pain.0000000000001454</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sabah-yorgun-uyaniyor-vucudunuzun-her-yeri-agriyorsa-nedeni-bu-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8605.jpeg" type="image/jpeg" length="68031"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigarayı Bırakınca Kalp Ne Zaman Toparlanıyor? 29 Yıllık Araştırmadan Dikkat Çeken Sonuç]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sigarayi-birakinca-kalp-ne-zaman-toparlaniyor-29-yillik-arastirmadan-dikkat-ceken-sonuc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sigarayi-birakinca-kalp-ne-zaman-toparlaniyor-29-yillik-arastirmadan-dikkat-ceken-sonuc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaklaşık 29 yıllık takip, sigara bırakıldıktan sonra ani kalp ölümü riskinin zamanla azaldığını gösterdi. Ancak yıllarca biriken sigara maruziyetinin etkilerinin silinmesi uzun sürebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sigarayı bırakan birçok kişinin aklında aynı soru var: “Kalbim ne zaman hiç sigara içmemiş birinin kalbi kadar düşük riskli hale gelir?” Yanıt, kaç yıl sigara içildiğinden günlük tüketim miktarına ve kişinin diğer kalp-damar risklerine kadar birçok etkene bağlı.</p>

<p>Danimarka’daki Copenhagen City Heart Study verilerini kullanan ve Scientific Reports’ta yayımlanan uzun süreli bir araştırma, sigara kullanımı ile ani kalp ölümü arasındaki ilişkiyi yaklaşık 29 yıllık takip boyunca inceledi. Bulguların verdiği temel mesaj açık: Sigarayı bırakmak önem taşıyor ve risk zamanla azalıyor, ancak uzun yıllar süren sigara maruziyetinin kalp üzerindeki izi hemen ortadan kalkmıyor.</p>

<p>10 binden fazla kişi yaklaşık 29 yıl izlendi</p>

<p>Danimarka ve Japonya’dan araştırmacıların yürüttüğü çalışmaya 10 bin 38 kişi dahil edildi. Ana analiz, gerekli verileri eksiksiz bulunan 9 bin 106 katılımcı üzerinden gerçekleştirildi.</p>

<p>Katılımcılar 1990’lı yılların başından 2021’in sonuna kadar takip edildi. Ortanca takip süresi 28,6 yıldı ve bu süre içinde 890 ani kalp ölümü kaydedildi.</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca kişilerin sigara içip içmediğine bakmadı. Toplam sigara maruziyetini ve sigarayı bırakan kişilerde bırakmanın üzerinden geçen süreyi de değerlendirdi.</p>

<p>Böylece “sigara içiyor veya içmiyor” şeklindeki basit bir karşılaştırmanın ötesine geçilerek, yıllar boyunca biriken maruziyetin kalp açısından taşıdığı risk incelendi.</p>

<p>Ani kalp ölümü nedir?</p>

<p>Ani kalp ölümü, kalbin işlevinin beklenmedik biçimde durması sonucu ortaya çıkan ve çoğunlukla tehlikeli kalp ritmi bozukluklarıyla ilişkili olan ölüm durumunu ifade eder.</p>

<p>Kalp krizi ile aynı şey değildir. Kalp krizi genellikle kalbi besleyen damarlardan birinin tıkanması sonucu kalp kasının zarar görmesiyle ortaya çıkar. Ani kalp ölümünde ise kalbin elektriksel sistemi ve ölümcül ritim bozuklukları önemli rol oynayabilir. Bununla birlikte kalp damar hastalıkları, ani kalp ölümü riskini artıran temel sorunlardan biridir.</p>

<p>Sigara içenlerde risk daha yüksek bulundu</p>

<p>Araştırmada hiç sigara içmemiş kişiler referans alındığında, halen sigara içenlerde ani kalp ölümü riskinin belirgin biçimde daha yüksek olduğu görüldü.</p>

<p>Diğer faktörler hesaba katıldıktan sonra halen sigara içenlerde ani kalp ölümü riski hiç içmeyenlere kıyasla yaklaşık yüzde 88 daha yüksek bulundu.</p>

<p>Sigarayı daha önce bırakmış kişilerde ise risk hiç içmeyenlerden yaklaşık yüzde 34 daha yüksekti.</p>

<p>Bu rakamlar tek tek kişilerin gelecekte ani kalp ölümü yaşayacağı anlamına gelmiyor. Araştırmada hesaplanan değerler, gruplar arasındaki göreli risk farklılığını gösteriyor.</p>

<p>Asıl dikkat çekici nokta ise sigarayı bırakanlarda riskin zaman geçtikçe düşme eğilimi göstermesiydi.</p>

<p>Sigarayı bırakınca risk hemen sıfırlanmıyor</p>

<p>Sigaranın bırakıldığı gün vücutta olumlu değişiklikler başlasa da yıllarca birikmiş kalp-damar riski aynı hızla ortadan kalkmıyor.</p>

<p>Araştırmada sigarayı bırakmış katılımcıların bırakma süresi ortanca 14,5 yıldı. Ani kalp ölümü riski, sigarasız geçirilen süre uzadıkça genel olarak azaldı.</p>

<p>En uzun süredir sigara kullanmayan, bırakmanın üzerinden 26 ila 67 yıl geçmiş kişilerde risk hiç sigara içmemiş kişilerin düzeyine yaklaştı.</p>

<p>Bu bulgu “Sigarayı bıraktıktan sonra riskin normale dönmesi kesin olarak 26 yıl sürer” şeklinde yorumlanmamalı. Çalışmada geniş zaman aralıkları kullanıldı ve her kişinin başlangıçtaki riski aynı değildi.</p>

<p>Araştırmanın gösterdiği daha önemli nokta, sigaradan uzak geçirilen yıllar arttıkça ani kalp ölümü açısından tablonun giderek daha olumlu hale gelmesiydi.</p>

<p>Ne kadar çok sigara, o kadar yüksek risk</p>

<p>Araştırmada dikkat çeken diğer sonuç toplam sigara maruziyetiyle ilgiliydi.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarda sigara yükü sıklıkla “paket-yıl” ile ifade edilir. Örneğin 20 yıl boyunca günde bir paket sigara içmek yaklaşık 20 paket-yıl, 20 yıl boyunca günde iki paket içmek ise yaklaşık 40 paket-yıl maruziyet anlamına gelir.</p>

<p>Çalışmada toplam sigara maruziyeti arttıkça ani kalp ölümü riskinin de genel olarak yükseldiği görüldü.</p>

<p>En yüksek maruziyet grubunda, yani 40 ila 159 paket-yıl arasında sigara öyküsü bulunanlarda ani kalp ölümü riski hiç sigara içmemiş kişilere göre yaklaşık 2,5 kat düzeyindeydi.</p>

<p>Bu sonuç özellikle erken bırakmanın neden önemli olduğunu gösteriyor. Mesele yalnızca kişinin bugün sigara içip içmemesi değil, yaşam boyunca ne kadar sigara dumanına maruz kaldığı.</p>

<p>Bırakmanın faydası neden hemen başlıyor?</p>

<p>Uzun dönemli riskin azalması yıllar alabilse de sigarayı bırakmanın vücut üzerindeki olumlu etkileri çok daha erken başlıyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre sigara bırakıldıktan kısa süre sonra kalp hızı ve kan basıncında olumlu değişiklikler görülebiliyor. Yaklaşık 12 saat içinde kandaki karbonmonoksit düzeyi normale yaklaşırken, sonraki haftalarda dolaşım ve akciğer fonksiyonlarında iyileşme başlayabiliyor.</p>

<p>Uzun vadede ise kalp-damar hastalığı riski giderek azalıyor. Sigaranın bırakılmasından yaklaşık bir yıl sonra koroner kalp hastalığı riskinin sigara içmeye devam eden bir kişiye kıyasla yaklaşık yarıya düşebildiği bildiriliyor.</p>

<p>Bu nedenle uzun vadeli riskin tamamen kaybolmasının zaman alması, “bırakmanın ilk yıllarda faydası yok” anlamına gelmiyor. Tam tersine, sağlık kazanımları erken dönemde başlıyor ve yıllar içinde birikmeye devam ediyor.</p>

<p>“Yıllardır içiyorum, artık bırakmanın anlamı yok” düşüncesi yanlış</p>

<p>Sigara konusunda en tehlikeli düşüncelerden biri, uzun yıllar içtikten sonra bırakmanın artık fayda sağlamayacağı inancı.</p>

<p>Bilimsel veriler bunun tersini gösteriyor.</p>

<p>Sigaranın bırakılması hangi yaşta gerçekleşirse gerçekleşsin sağlık açısından kazanım sağlayabilir. Kalp-damar hastalıkları, kanserler ve solunum sistemi hastalıklarına bağlı riskler bırakmanın ardından zaman içinde azalır.</p>

<p>Elbette erken bırakmak daha avantajlıdır. Çünkü toplam sigara maruziyetinin artması, bazı hastalıklar açısından uzun vadeli riski yükseltebilir.</p>

<p>Bu nedenle en iyi seçenek hiç başlamamak; sigara kullananlar açısından ise mümkün olduğunca erken bırakmaktır.</p>

<p>Çalışmada ölüm riskinde de dikkat çeken fark görüldü</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca ani kalp ölümünü değil, genel ölüm oranlarını da değerlendirdi.</p>

<p>Yirmi yıllık takip noktasında tüm nedenlere bağlı ölüm oranı halen sigara içenlerde yüzde 25,5, sigarayı bırakmış kişilerde yüzde 20,4 ve hiç sigara içmemiş kişilerde yüzde 17,4 olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu rakamlar gözlemsel bir araştırmadan elde edildiği için sigaranın tek başına bu farkların tamamına neden olduğunu kanıtlamıyor. Ancak sonuçlar, sigara kullanımının uzun vadeli sağlık riskleri konusunda daha önce elde edilen geniş bilimsel kanıtlarla aynı yönde.</p>

<p>Araştırmanın önemli sınırlılıkları var</p>

<p>Çalışma geniş bir katılımcı grubuna ve oldukça uzun takip süresine sahip olsa da sonuçları yorumlarken bazı noktaları göz önünde bulundurmak gerekiyor.</p>

<p>Araştırma gözlemsel nitelikteydi. Bu nedenle sigara kullanımı ile ani kalp ölümü arasındaki ilişkinin bütün ayrıntılarıyla doğrudan neden-sonuç ilişkisi olduğunu tek başına kanıtlayamaz.</p>

<p>Sigara kullanımı katılımcıların kendi beyanlarına dayanıyordu. Toplam paket-yıl maruziyeti başlangıçta değerlendirildi ve sigara davranışındaki değişiklikler yalnızca belirli takip noktalarında kaydedildi.</p>

<p>Ayrıca araştırma ağırlıklı olarak Danimarka’daki kentsel bir nüfusu kapsıyordu. Beslenme, sağlık hizmetlerine erişim, kullanılan tütün ürünleri ve diğer yaşam tarzı özellikleri toplumlar arasında değişebileceğinden sonuçlar her nüfusa birebir uygulanamaz.</p>

<p>Kalp sağlığı için yalnızca sigarayı bırakmak yeterli mi?</p>

<p>Sigarayı bırakmak kalp sağlığı açısından yapılabilecek en önemli değişikliklerden biridir, ancak kalp-damar riski tek bir alışkanlıktan oluşmaz.</p>

<p>Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, hareketsizlik, sağlıksız beslenme, aşırı kilo ve ailede erken yaşta kalp hastalığı bulunması da toplam riski etkileyebilir.</p>

<p>Özellikle uzun yıllar sigara kullanmış kişilerin sigarayı bıraktıktan sonra “artık risk tamamen geçti” düşüncesiyle tansiyon, kan şekeri ve kolesterol gibi diğer risk faktörlerini ihmal etmemesi önem taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigaranın bırakılması bir bitiş çizgisinden çok, kalbin uzun vadeli toparlanma sürecinin başlangıcı olarak düşünülebilir.</p>

<p>Sigarayı bırakmanın kalbe verdiği en önemli mesaj: Zaman lehinize çalışabilir</p>

<p>Yaklaşık 29 yıllık araştırmanın ortaya koyduğu tablo iki yönlü.</p>

<p>Birincisi, uzun süreli ve yoğun sigara kullanımı kalpte yıllarca iz bırakabiliyor. İkincisi ve daha önemlisi, sigara bırakıldıktan sonra bu risk değişmez kalmıyor; sigarasız geçirilen süre uzadıkça ani kalp ölümü riski giderek azalıyor.</p>

<p>Bu nedenle “Kaç yıldır içiyorum?” sorusu kadar “Ne zaman bırakabilirim?” sorusu da önemli.</p>

<p>Kalp açısından en avantajlı sigara, hiç içilmeyen sigara. Ancak yıllardır içen biri için de bırakılan her dönem, devam etmeye kıyasla sağlık açısından daha iyi bir yol anlamına geliyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Scientific Reports – Long-term risk of sudden cardiac death according to cumulative smoking exposure and smoking cessation in the Copenhagen City Heart Study – Isozaki S, Skjelbred T, Warming PE, Prescott EIB, Mujkanovic J, Tfelt-Hansen J – 2026 – DOI: 10.1038/s41598-026-67157-x</li>
 <li>JAMA Internal Medicine – Association of Smoking Cessation and Cardiovascular, Cancer, and Respiratory Mortality – Thomson B, Emberson J, Lacey B ve çalışma arkadaşları – 2024 – DOI: 10.1001/jamainternmed.2023.6419</li>
 <li>Journal of the American College of Cardiology – Cigarette Smoking, Smoking Cessation, and Long-Term Risk of 3 Major Atherosclerotic Diseases – Duncan MS, Freiberg MS, Greevy RA Jr, Kundu S, Vasan RS, Tindle HA – 2019 – DOI: 10.1016/j.jacc.2019.05.049</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – Tobacco: Health Benefits of Smoking Cessation – 2020</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – Tobacco and Coronary Heart Disease – 2020</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sigarayi-birakinca-kalp-ne-zaman-toparlaniyor-29-yillik-arastirmadan-dikkat-ceken-sonuc</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 07:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8603.jpeg" type="image/jpeg" length="65595"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Elazığspor’a Güçlü Destek: Prof. Dr. Yasemin Açık Bir Kez Daha Elini Taşın Altına Koydu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/elazigspora-guclu-destek-prof-dr-yasemin-acik-bir-kez-daha-elini-tasin-altina-koydu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/elazigspora-guclu-destek-prof-dr-yasemin-acik-bir-kez-daha-elini-tasin-altina-koydu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elazığspor yeni sezona iddialı hazırlanırken bordo-beyazlı kulübün yanında yine Prof. Dr. Yasemin Açık var. Seza Çimento ile isim sponsorluğunu sürdüren Açık’ın desteği, 59 yıllık kulübün geleceğine ve Elazığ’ın ortak değerlerine sahip çıkmanın güçlü bir örneği oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Elazığ’ın en önemli markalarından Elazığspor, 2026-2027 sezonunun hazırlıklarını sürdürürken kulübün ekonomik geleceği açısından büyük önem taşıyan sponsorluk konusunda dikkat çeken bir destek geldi.</p>

<p>Geçtiğimiz sezon bordo-beyazlı kulübün yanında yer alan Prof. Dr. Yasemin Açık, yeni sezonda da desteğini sürdürme kararı aldı. Seza Çimento ile Elazığspor arasında bir yıllık yeni isim sponsorluğu anlaşmasına imza atılırken takım, yeni sezonda Seza Çimento Elazığspor adıyla mücadele edecek.</p>

<p>Yasemin Açık desteğini yineledi</p>

<p>Prof. Dr. Yasemin Açık’ın Elazığspor’a verdiği destek yalnızca bir sponsorluk anlaşmasının rakamsal karşılığı olarak değerlendirilmiyor.</p>

<p>Bu destek, Elazığ’da doğan ve büyüyen bir markanın kazandığını yine kendi şehriyle paylaşması, kentin ortak değerlerinden birine sahip çıkması bakımından da önem taşıyor.</p>

<p>Profesyonel futbolun maliyetlerinin her geçen yıl arttığı bir dönemde, kulüplerin güçlü ve sürdürülebilir sponsorluklara duyduğu ihtiyaç daha da belirgin hale geliyor. Bu açıdan Seza Çimento’nun desteğinin yeni sezonda da devam etmesi, Elazığspor’un sportif hedefleri açısından önemli bir güvence oluşturuyor.</p>

<p>Elazığspor sevgisi bir sezondan ibaret değil</p>

<p>Prof. Dr. Yasemin Açık’ın bordo-beyazlı kulübe desteğinin yeni sezonda da sürmesi, Elazığspor’a bağlılığının dönemsel bir sponsorluk ilişkisinin ötesinde olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Kulübün başarısını şehrin başarısından ayrı görmeyen bu yaklaşım, Elazığspor’un ekonomik olarak daha güçlü bir yapıya kavuşması açısından da değer taşıyor.</p>

<p>Çünkü Elazığspor yalnızca hafta sonları sahaya çıkan 11 futbolcudan ibaret değil.</p>

<p>59 yıllık geçmişiyle kulüp; tribünleri, taraftarı, anıları ve kuşaktan kuşağa aktarılan bordo-beyaz sevgisiyle Elazığ’ın yaşayan değerlerinden biri.</p>

<p>Prof. Dr. Yasemin Açık’ın desteği de tam bu noktada anlam kazanıyor.</p>

<p>Bir şehrin takımına sahip çıkmak</p>

<p>Yeni sezona güçlü bir kadroyla hazırlanan Elazığspor’un sportif hedeflerinin ekonomik destekle tamamlanması gerekiyor. Forma sponsorluğu başta olmak üzere kulübün farklı gelir kalemlerinde yeni iş birliklerine ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Seza Çimento’nun isim sponsorluğunu devam ettirmesi bu nedenle yalnızca bugünü değil, Elazığspor’un geleceğini de ilgilendiren önemli bir adım.</p>

<p>Prof. Dr. Yasemin Açık’ın ortaya koyduğu yaklaşım aynı zamanda Elazığ iş dünyası açısından güçlü bir örnek niteliği taşıyor.</p>

<p>Bir şehirde yatırım yapmak, istihdam oluşturmak ve ekonomik değer üretmek kadar o şehrin hafızasına, kültürüne ve ortak heyecanlarına sahip çıkmak da kurumsal aidiyetin önemli parçalarından biri.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Elazığspor ise bu şehrin en güçlü ortak paydalarından biri.</p>

<p>Bordo-beyazlıların yanında</p>

<p>Elazığspor, Nesine 2. Lig Beyaz Grup’ta mücadele edeceği 2026-2027 sezonuna önemli hedeflerle giriyor. Yönetimin transfer çalışmalarını kamp dönemine yetiştirmesiyle kadro büyük ölçüde şekillenirken şimdi gözler yeni sezonun başlamasına çevrildi.</p>

<p>Sahadaki mücadeleyi futbolcular verecek.</p>

<p>Tribünlerde taraftarlar ses verecek.</p>

<p>Kulübün ekonomik mücadelesinde ise güçlü destekçilere ihtiyaç olacak.</p>

<p>Prof. Dr. Yasemin Açık, yeni sezonda da o destekçilerden biri olacağını ortaya koydu.</p>

<p>59 yıllık bordo-beyazlı arma için verilen bu destek, yalnızca bir sponsorluk anlaşması değil; şehre, kulübe ve Elazığspor’un geleceğine güçlü bir sahip çıkış olarak kayıtlara geçti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Özel Haber</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/elazigspora-guclu-destek-prof-dr-yasemin-acik-bir-kez-daha-elini-tasin-altina-koydu</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 06:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8602.jpeg" type="image/jpeg" length="47802"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağlık Personeline Asli Görev Düzenlemesi Hazırlığı: Hastanelerde Dengeler Değişebilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/saglik-personeline-asli-gorev-duzenlemesi-hazirligi-hastanelerde-dengeler-degisebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/saglik-personeline-asli-gorev-duzenlemesi-hazirligi-hastanelerde-dengeler-degisebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığında hemşire, ebe, paramedik ve diğer sağlık hizmetleri sınıfı personelinin meslekleri dışındaki idari birimlerde görevlendirilmesini sınırlandırmaya yönelik yeni bir çalışma gündemde. Düzenlemenin hayata geçmesi halinde hastanelerde görev dağılımında önemli değişiklikler yaşanabilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarında çalışan personelin görev dağılımını yakından ilgilendiren yeni bir düzenleme hazırlığı gündeme geldi.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre çalışma, sağlık hizmetleri sınıfında bulunan personelin mümkün olduğunca kendi mesleki görev alanlarında değerlendirilmesini amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenlemenin hayata geçirilmesi halinde özellikle hastanelerde uzun süredir idari görevlerde çalışan bazı sağlık personelinin görev yerlerinde değişiklik yapılması gündeme gelebilecek.</p>

<p>Hemşire, ebe ve paramedikleri ilgilendiriyor</p>

<p>Hazırlık kapsamında hemşire, ebe, paramedik, acil tıp teknisyeni, sağlık memuru, sağlık teknikeri ve teknisyeni gibi sağlık hizmetleri sınıfında bulunan personelin meslekleriyle doğrudan bağlantısı bulunmayan idari görevlerde sürekli olarak çalıştırılmasının sınırlandırılması planlanıyor.</p>

<p>Diyetisyen ve sosyal çalışmacı gibi farklı sağlık meslek gruplarının da uygulamanın kapsamına girebileceği belirtiliyor.</p>

<p>Amaç, sağlık hizmeti sunmak üzere istihdam edilen personelin idari işlerden ziyade eğitimini aldığı ve kadrosunun karşılığı olan hizmetlerde değerlendirilmesi.</p>

<p>Özlük, mutemetlik ve satın alma gibi birimler gündemde</p>

<p>Hastanelerde sağlık personelinin zaman zaman özlük ve personel işleri, mutemetlik, satın alma ve benzeri idari birimlerde görevlendirilebildiği biliniyor.</p>

<p>Yeni çalışma hayata geçirilirse sağlık hizmetleri sınıfındaki personelin bu tür birimlerde görevlendirilmesi yerine doğrudan sağlık hizmetlerinin sunulduğu alanlarda çalıştırılması esas alınabilecek.</p>

<p>Böylece örneğin hemşire kadrosunda bulunan bir çalışanın uzun süre mutemetlik veya özlük işlerinde görevlendirilmesi yerine hemşirelik hizmetlerinde değerlendirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Sağlık personeli asli görevine dönebilir</p>

<p>Düzenlemenin temel hedeflerinden biri, mevcut sağlık insan gücünün daha etkin kullanılması.</p>

<p>Hastanelerde sağlık hizmetlerine duyulan personel ihtiyacı dikkate alındığında, mesleki eğitim almış çalışanların idari bürolar yerine doğrudan sağlık hizmetlerinde görevlendirilmesinin personel planlamasına katkı sağlaması bekleniyor.</p>

<p>Uygulamanın kapsamı kesinleşirse halen idari birimlerde çalışan sağlık personelinin durumunun da yeniden değerlendirilmesi gündeme gelebilecek.</p>

<p>Hastanelerde görev dağılımı değişebilir</p>

<p>Çalışmanın yürürlüğe girmesi durumunda özellikle ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında personel dağılımında önemli değişiklikler yaşanabilir.</p>

<p>İdari görevlerde bulunan sağlık çalışanlarının kendi mesleki alanlarına dönmesi, bir taraftan klinik ve sağlık hizmetlerindeki personel kapasitesini artırırken diğer taraftan boşalacak idari görevlerin hangi personel tarafından yürütüleceği sorusunu da gündeme getirecek.</p>

<p>Bu nedenle uygulamanın geçiş süreci, kapsamı ve istisnaları sağlık çalışanları açısından önem taşıyor.</p>

<p>Görevde yükselme sınavları da gündeme gelebilir</p>

<p>Düzenlemeye ilişkin tartışmalarda uzun yıllardır idari görev yürüten sağlık çalışanlarının durumu da öne çıkıyor.</p>

<p>Bu personelin deneyiminin nasıl değerlendirileceği ve idari kadrolarda oluşabilecek ihtiyacın görevde yükselme ve unvan değişikliği süreçleriyle karşılanıp karşılanmayacağı merak ediliyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı personeline yönelik mevcut görevde yükselme mevzuatında idari kadrolara atanabilmek için belirli şartlar ve sınav süreçleri bulunuyor.</p>

<p>Resmî düzenleme henüz bekleniyor</p>

<p>Gündemdeki çalışma sağlık çalışanları arasında geniş yankı uyandırırken, uygulamanın kesin kapsamını ortaya koyacak resmî düzenleme henüz yayımlanmış değil.</p>

<p>Bu nedenle hemşire, ebe, paramedik ve diğer sağlık personelinin idari birimlerde görev yapmasının tamamen sona erdiğini söylemek için erken.</p>

<p>Hazırlığın resmî düzenlemeye dönüşmesi halinde hangi meslek gruplarının kapsama alınacağı, mevcut görevlendirmelerin ne zaman sona ereceği, istisna uygulanıp uygulanmayacağı ve geçiş sürecinin nasıl yürütüleceği netleşecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>💼 Kariyer</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/saglik-personeline-asli-gorev-duzenlemesi-hazirligi-hastanelerde-dengeler-degisebilir</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 01:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8597.jpeg" type="image/jpeg" length="26970"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26561"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="38623"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97406"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96065"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44851"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="13875"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
