<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 17 Aug 2026 18:43:24 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yıllarca Sessiz Kalan Hastaları Uyandıran Nörolog: Oliver Sacks]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yillarca-sessiz-kalan-hastalari-uyandiran-norolog-oliver-sacks</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yillarca-sessiz-kalan-hastalari-uyandiran-norolog-oliver-sacks" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[New York’ta bir hastane servisinde zaman neredeyse durmuş gibiydi. Yıllar önce ensefalitis lethargica geçiren bazı hastalar, ağır parkinsonizm nedeniyle konuşmakta, yürümekte hatta bir hareketi başlatmakta güçlük çekiyordu. 1969’da nörolog Oliver Sacks’ın L-dopa tedavisini denemesiyle bazı hastalar yeniden hareket etmeye başladı; fakat bu “uyanış”, kısa süre içinde tıbbın başarı kadar sınırları da olduğunu gösteren çok daha karmaşık bir hikâyeye dönüştü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>1969, New York.<br />
Bronx’taki Beth Abraham Hospital’ın uzun süreli bakım servislerinde yıllardır yaşayan insanlar vardı. Dışarıdan bakan biri için bazıları sanki zamandan çekilmiş gibiydi. Bir sandalyede uzun süre aynı pozisyonda kalabiliyor, bir adım atmak için dakikalarca bekleyebiliyor, konuşmak istedikleri hâlde kelimeleri harekete geçiremiyorlardı.<br />
Ama çoğu uyumuyordu.<br />
Komada değillerdi.<br />
Bazılarının zihni, bedenlerinin izin verdiğinden çok daha canlıydı.<br />
Oliver Sacks, 1966’da bu hastanede çalışmaya başladığında karşılaştığı tablo, alışılmış Parkinson hastalığından farklıydı. Hastaların bir bölümü, 20. yüzyılın başlarında dünyayı etkileyen ensefalitis lethargica salgınından sağ çıkmıştı. Hastalık beynin hareket ve davranışla ilişkili bölgelerini etkileyebiliyor, bazı kişilerde yıllar sonra ağır parkinsonizm gelişebiliyordu. Parkinsonizm; hareketlerin yavaşlaması, kasların sertleşmesi, titreme ve hareketi başlatmakta güçlük gibi belirtilerin birlikte görüldüğü bir durumdu. [3]<br />
Sacks’ın karşısındaki insanların bir bölümü bu hâlde onlarca yıl yaşamıştı.<br />
Bir hareket için yıllarca beklemek<br />
Bir insanın yürümek istemesi ama ayağını yerden kaldıramaması nasıl bir şeydi?<br />
Konuşacak sözü olduğu hâlde sesi çıkaramamak?<br />
Sacks’ın ilgisini çeken yalnızca bu hastaların kasları veya refleksleri değildi. O, bedenin sessizliğinin ardında yaşamaya devam eden insanı görmeye çalışıyordu.<br />
Tam bu yıllarda nörolojide yeni bir kapı açılıyordu.<br />
Parkinson hastalığında dopamin adı verilen kimyasal haberci maddenin öneminin anlaşılması, levodopa yani L-dopa adlı ilacı öne çıkarmıştı. L-dopa, vücutta dopamine dönüştürülebiliyor ve bazı Parkinson hastalarında hareketlerin belirgin biçimde düzelmesini sağlayabiliyordu.<br />
Sacks’ın zihninde kaçınılmaz bir soru belirdi:<br />
Bu ilaç, yıllardır ağır postensefalitik parkinsonizmle yaşayan hastalarda da işe yarayabilir miydi?<br />
1969’da bu sorunun cevabını aramaya başladı.<br />
Küçük bir denemeyle başladı<br />
Sacks önce küçük, plasebo kontrollü bir deneme yaptı. Plasebo, etkin madde içermeyen ve gerçek tedavinin etkisini karşılaştırmak için kullanılan uygulamaydı. İlk sonuçlar umut vericiydi. Bunun üzerine tedaviyi diğer postensefalitik parkinsonizm hastalarına da genişletti. [3]<br />
Bir süre sonra bazı hastalarda dikkat çekici değişimler görülmeye başladı.<br />
Yıllardır hareketleri son derece kısıtlı olan insanlar daha rahat ayağa kalkabiliyor, yürüyebiliyor, konuşabiliyor ve çevreleriyle daha güçlü ilişki kurabiliyordu.<br />
Sacks’ın daha sonra “Awakenings”, yani “Uyanışlar” adıyla anlatacağı hikâyenin başlangıcı buydu.<br />
Fakat “uyanış” sözcüğü yanıltıcı olabilirdi.<br />
Bu insanlar uykuda değildi.<br />
L-dopa da onları bir uykudan uyandırmıyordu.<br />
Asıl değişim, ağır parkinsonizmin bedenleri üzerinde kurduğu baskının bir süreliğine gevşemesiydi. Hareket edemeyen bir el yeniden uzanıyor, uzun süredir ağırlaşmış bir adım yeniden atılabiliyor, sözcükler yeniden daha kolay çıkabiliyordu.<br />
60 hastanın hikâyesi bilimsel kayda geçti<br />
Sacks ve çalışma arkadaşları daha sonra uzun süredir hastanede yaşayan ağır parkinsonizmli 60 hastayı L-dopa ile takip ettiklerini bildirdi. Hastaların yaklaşık yarısında ensefalit sonrası parkinsonizm, diğer yarısında ise farklı nedenlere bağlı Parkinson hastalığı bulunuyordu. [1]<br />
İlacın etkisi birçok hastada görüldü.<br />
Ancak aynı hastane koridorlarında kısa süre sonra başka bir gerçek ortaya çıkmaya başladı.<br />
Tedavinin ilk günlerindeki iyileşme her zaman aynı biçimde sürmüyordu.<br />
Bazı hastalar yeniden yürümeye başlamıştı ama bedenleri artık başka türlü kontrolden çıkabiliyordu.<br />
İlk sevinç yerini daha karmaşık bir tabloya bıraktı<br />
L-dopa tedavisi devam ettikçe istemsiz hareketler, tikler, huzursuzluk, davranış değişiklikleri ve başka nörolojik sorunlar ortaya çıkmaya başladı.<br />
Sacks, Kohl, Schwartz ve Messeloff 1970’te The Lancet’te yayımladıkları çalışmada özellikle ensefalit sonrası parkinsonizmli hastalarda L-dopa’nın önemli yan etkiler oluşturabileceğini bildirdi. [2]<br />
Aynı yıl JAMA’da yayımlanan çalışmada da ilacın hastaların çoğunda belirli ölçülerde fayda sağladığı, ancak etkinin zaman içinde sınırlanabileceği ve ciddi yan etkilerin ortaya çıkabileceği gösterildi. [1]<br />
Sacks artık başka bir ikilemin içindeydi.<br />
İlacı artırdığında hasta daha rahat hareket edebiliyor ama istemsiz hareketler veya davranış sorunları gelişebiliyordu.<br />
Dozu azalttığında ise yıllardır hastayı hareketsiz bırakan parkinsonizm yeniden ağırlaşabiliyordu.<br />
Tıp, bir kapıyı açmıştı.<br />
Ama kapının ardında yalnızca iyileşme yoktu.<br />
Dünya onların bıraktığı yerde durmamıştı<br />
Sacks’ın gözlemlediği en çarpıcı değişimlerden biri yalnızca nörolojik değildi.<br />
Bazı hastalar gençliklerinden onlarca yıl sonra yeniden daha bağımsız hareket edebilmeye başlamıştı.<br />
Ama dışarıdaki dünya değişmişti.<br />
Şehir değişmişti.<br />
İnsanlar değişmişti.<br />
Kimi hastalar için yeniden yürüyebilmek, geçmişte kaldıkları yere geri dönmek anlamına gelmiyordu. Tam tersine, yıllarca uzaktan izledikleri hayata yeniden katılmayı öğrenmeleri gerekiyordu.<br />
İşte Sacks’ı diğer pek çok hekimden ayıran taraf burada belirginleşti.<br />
O yalnızca “hasta kaç metre yürüdü?” sorusuyla ilgilenmiyordu.<br />
Bir insan, bedenini yıllar sonra yeniden kullanmaya başladığında kendisini nasıl hissediyordu?<br />
Zamanın geçtiğini nasıl kavrıyordu?<br />
Hastalığı boyunca koruduğu kişiliği, hareket kabiliyeti değiştiğinde nasıl etkileniyordu?<br />
Sacks için nöroloji, yalnızca beynin hangi bölümünün hasar gördüğünü bulmak değildi. Beyindeki o hasarın bir insanın hayatını nasıl değiştirdiğini anlamaya çalışmaktı.<br />
Modern değerlendirmeler, “Awakenings” çalışmalarının kalıcı önemlerinden birinin de bu yaklaşım olduğunu vurguluyor. [3]<br />
“Uyanışlar” bir tıp kitabından daha fazlası oldu<br />
Sacks, bu hastalarla yaşadığı deneyimleri 1970’lerin başında “Awakenings” adıyla kitaplaştırdı.<br />
Kitap alışılmış tıp metinlerinden farklıydı.<br />
İçinde hastalıklar vardı ama yalnızca tanılar yoktu.<br />
İlaçlar vardı ama yalnızca dozlar yoktu.<br />
İnsanların korkuları, sevinçleri, kayıpları ve yeniden hayata katılma çabaları da anlatının içindeydi.<br />
Bu nedenle “Uyanışlar” yalnızca nörologların değil, tıp dışındaki okurların da ilgisini çekti.<br />
Yıllar sonra hikâye sinemaya uyarlandı ve dünya çapında tanındı. Ancak gerçek klinik hikâye, filmlerde anlatılan tek bir dramatik öyküden daha karmaşıktı.<br />
Sacks’ın hastaları farklı insanlardı.<br />
Hastalığın şiddeti farklıydı.<br />
L-dopa’ya verdikleri yanıtlar farklıydı.<br />
Ve herkes için mutlu bir son yoktu.<br />
Bilimsel kayıtlar romantik anlatıdan daha temkinliydi<br />
Sacks’ın kendi bilimsel yayınlarına bakıldığında hikâye çok açık biçimde görülüyor.<br />
L-dopa önemli bir tedavi etkisi yaratabiliyordu.<br />
Ancak bu etki her hastada aynı değildi ve uzun dönem sonuçları başlangıçtaki kadar parlak olmayabiliyordu. [1]<br />
Özellikle ensefalit sonrası parkinsonizmli hastalarda ilaca karşı olağan dışı hassasiyet ve ciddi yan etkiler görülebiliyordu. [2]<br />
Bu yüzden “Uyanışlar”ın gerçek önemi yalnızca yıllardır hareketsiz hastaların yeniden hareket etmesinde değildi.<br />
Aynı zamanda bir tedavinin başarısını ve başarısızlığını aynı dürüstlükle gözlemleyebilmekteydi.<br />
Oliver Sacks’ın asıl mirası<br />
Oliver Sacks ilerleyen yıllarda nörolojinin en tanınmış anlatıcılarından biri oldu.<br />
Hafızasını kaybeden insanları, yüzleri tanıyamayan hastaları, müzikle olağanüstü ilişkiler kuran beyinleri ve dünyayı başkalarından farklı algılayan insanları anlattı.<br />
Ama “Uyanışlar” onun hekimlik anlayışının belki de en güçlü örneklerinden biri olarak kaldı.<br />
Çünkü bu hikâyede tıbbın iki yüzü aynı anda vardı.<br />
Bir ilaç, yıllardır hareketsiz yaşayan bir insanın yeniden ayağa kalkmasını sağlayabiliyordu.<br />
Aynı ilaç, başka sorunların başlamasına da yol açabiliyordu.<br />
Ve bir hastanın yeniden yürüyebilmesi, hayatının kaldığı yerden devam edeceği anlamına gelmiyordu.<br />
Beth Abraham Hospital’ın o sessiz servislerinde Sacks’ın öğrendiği şey belki de nörolojinin en insani derslerinden biriydi:<br />
Beyindeki bir hastalığı tedavi etmek ile o hastalıkla yıllardır yaşayan insanın hayatını iyileştirmek her zaman aynı şey değildi.<br />
Tıbbın karşısında yalnızca bir beyin, bir hastalık veya bir ilaç yoktu.<br />
Bir insan vardı.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Sacks OW, Messeloff CR, Schwartz WF. Long-Term Effects of Levodopa in the Severely Disabled Patient. JAMA. 1970;213(13):2270. DOI: 10.1001/jama.1970.03170390060017.<br />
[2] Sacks OW, Kohl M, Schwartz W, Messeloff C. Side-Effects of L-Dopa in Postencephalitic Parkinsonism. The Lancet. 1970;295(7654):1006. DOI: 10.1016/S0140-6736(70)91137-2.<br />
[3] LeWitt PA. A Half-century of Awakenings. Neurology. 2023;101(13):582-584. DOI: 10.1212/WNL.0000000000207461.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yillarca-sessiz-kalan-hastalari-uyandiran-norolog-oliver-sacks</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 18:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/oliver-sacks-1200x750-200kb-1.webp" type="image/jpeg" length="87276"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Drame en France : Fatih Yıldırım, 31 ans, meurt dans un accident de la route]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/drame-en-france-fatih-yildirim-31-ans-meurt-dans-un-accident-de-la-route</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/drame-en-france-fatih-yildirim-31-ans-meurt-dans-un-accident-de-la-route" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Un ressortissant turc originaire de Çorum, Fatih Yıldırım, a perdu la vie à l’âge de 31 ans à la suite d’un accident de la route en France, où il résidait. Père d’un enfant, le jeune homme sera rapatrié en Turquie après l’accomplissement des formalités en France. Son décès a provoqué une vive émotion parmi ses proches et dans sa ville d’origine, Uğurludağ.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Un accident de la route coûte la vie à Fatih Yıldırım</p>

<p>Un tragique accident de la circulation survenu en France a coûté la vie à Fatih Yıldırım, un ressortissant turc âgé de 31 ans et originaire de la province de Çorum.</p>

<p>Installé en France, Fatih Yıldırım était père d’un enfant. L’annonce de son décès a profondément bouleversé sa famille, ses proches ainsi que les habitants d’Uğurludağ, district de Çorum dont il était originaire.</p>

<p>Les circonstances précises dans lesquelles l’accident s’est produit n’ont pas été communiquées dans les informations disponibles.</p>

<p>Le corps sera rapatrié en Turquie</p>

<p>Après l’achèvement des démarches administratives en France, le corps de Fatih Yıldırım doit être rapatrié en Turquie afin qu’il puisse être inhumé dans sa ville d’origine.</p>

<p>Selon les informations communiquées, les obsèques sont prévues le mardi 18 août, après la prière de midi, à la mosquée Yeni d’Uğurludağ.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fatih Yıldırım sera ensuite inhumé au cimetière du district d’Uğurludağ.</p>

<p>La disparition du jeune père à seulement 31 ans a suscité une profonde tristesse au sein de sa famille et de son entourage, mais également parmi ses compatriotes dans sa ville natale.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/drame-en-france-fatih-yildirim-31-ans-meurt-dans-un-accident-de-la-route</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 18:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8393.jpeg" type="image/jpeg" length="93910"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[31 Yaşındaki Fatih Yıldırım Fransa’da Trafik Kazasında Yaşamını Yitirdi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/31-yasindaki-fatih-yildirim-fransada-trafik-kazasinda-yasamini-yitirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/31-yasindaki-fatih-yildirim-fransada-trafik-kazasinda-yasamini-yitirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fransa’da yaşayan Çorumlu Fatih Yıldırım, geçirdiği trafik kazası sonucu 31 yaşında hayatını kaybetti. Bir çocuk babası Yıldırım’ın vefatı ailesi, yakınları ve memleketi Çorum’un Uğurludağ ilçesinde büyük üzüntüye neden oldu. Cenazesinin 18 Ağustos Salı günü Uğurludağ’da toprağa verilmesi bekleniyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fransa’daki trafik kazası genç yaşta hayattan kopardı</p>

<p>Fransa’da yaşayan Çorumlu gurbetçi Fatih Yıldırım, geçirdiği trafik kazasının ardından 31 yaşında hayatını kaybetti.</p>

<p>Bir çocuk babası olduğu öğrenilen Yıldırım’ın ölüm haberi, başta ailesi ve yakınları olmak üzere memleketi Çorum’un Uğurludağ ilçesinde büyük üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Cenazesi Türkiye’ye getirilecek</p>

<p>Fransa’daki resmi işlemlerin tamamlanmasının ardından Fatih Yıldırım’ın cenazesinin Türkiye’ye getirileceği belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yıldırım için 18 Ağustos Salı günü öğle namazının ardından Uğurludağ Yeni Cami’de cenaze namazı kılınması planlanıyor. Cenazenin daha sonra Uğurludağ ilçe mezarlığında toprağa verileceği bildirildi.</p>

<p>Genç yaşta yaşamını yitiren Fatih Yıldırım’ın vefatı, ailesinin yanı sıra yakınları ve Uğurludağ’daki hemşehrileri arasında derin üzüntüye yol açtı.</p>

<p>Kazanın meydana geliş şekline ilişkin ayrıntılar ise henüz paylaşılmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/31-yasindaki-fatih-yildirim-fransada-trafik-kazasinda-yasamini-yitirdi</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 18:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8392.jpeg" type="image/jpeg" length="44160"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Röntgen Keşfinden İki Yıl Sonra Osmanlı Hastanesinde Kullanıldı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/rontgen-kesfinden-iki-yil-sonra-osmanli-hastanesinde-kullanildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rontgen-kesfinden-iki-yil-sonra-osmanli-hastanesinde-kullanildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Röntgen ışınlarının keşfinin üzerinden henüz iki yıl bile geçmemişti. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda Esad Feyzi, Rıfat Osman ve Salih Bey, İstanbul’a getirilen yaralı askerlerin vücudundaki kurşun ve şarapnel parçalarının yerini röntgenle belirleyerek cerrahlara yol gösterdi. Bu uygulama, savaş cerrahisinde röntgenin erken ve sistemli kullanımının önemli örneklerinden biri olarak tıp tarihine geçti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul, 1897. Cepheden getirilen yaralı askerlerden bazılarının vücudunda kurşun veya şarapnel parçaları vardı. Cerrahların önündeki en büyük sorunlardan biri, bu metal parçalarının vücudun tam olarak neresinde bulunduğunu bilmeden ameliyata girmekti. Ancak Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’deki tıbbiyeliler ve hekimler, insan bedeninin içine ameliyat yapmadan bakmayı sağlayan yepyeni bir teknoloji üzerinde çalışıyordu: X ışınları, yani röntgen. Tarihsel kayıtlara göre 1 Mayıs 1897’de Salih Bey, Esad Feyzi ve Rıfat Osman, üç yaralı askerin vücudundaki kurşun ve şarapnel parçalarının yerini röntgen görüntüleriyle belirledi. Bu görüntüler daha sonra Cemil Paşa’nın gerçekleştirdiği ameliyatlarda yol gösterici oldu. [1] [3]<br />
Röntgen henüz dünyanın yeni tanıştığı bir teknolojiydi<br />
Alman fizikçi Wilhelm Conrad Röntgen, X ışınlarını 1895’in sonlarında keşfetmişti. Bu görünmez ışınlar yumuşak dokulardan geçebiliyor, kemik ve metal gibi daha yoğun yapılarda ise daha fazla tutuluyordu. Böylece vücudun içindeki kemikler veya metal yabancı cisimler fotoğraf plağı üzerinde görülebiliyordu. Bu yönteme daha sonra radyografi, yani X ışınları kullanılarak vücudun içinin görüntülenmesi adı verildi. [1]<br />
Keşif dünyanın farklı ülkelerinde büyük bir hızla yayıldı. Röntgen’in duyurusunun üzerinden henüz aylar geçmişken hekimler kırıkları, iğneleri ve kurşunları ameliyattan önce görebilmenin mümkün olup olmadığını araştırmaya başladı. Askerî tıp da bu yeni teknolojinin en erken kullanım alanlarından biri oldu. [4]<br />
İstanbul’da genç tıbbiyeliler yeni ışınların peşine düştü<br />
Osmanlı topraklarında X ışınlarına yönelik ilk deneyler 1896’da başladı. X ışınlarının tıbbi amaçla kullanılmasına yönelik öncü çalışmalar ise kısa süre sonra Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye taşındı. [1] [2]<br />
Bu çalışmaların merkezindeki isimlerden Esad Feyzi Bey henüz tıp öğrencisiydi. 1897’de Esad Feyzi beşinci, Rıfat Osman ise dördüncü sınıf öğrencisiydi. İki genç tıbbiyeli, okulda bulunan elektrik ve fizik araçlarından yararlanarak röntgen düzeneği üzerinde çalıştı. [2] [3]<br />
O dönemde bugünkü gibi saniyeler içinde görüntü veren dijital cihazlar yoktu. Görüntü elde etmek için elektrik üreten düzenekler, özel cam tüpler ve fotoğraf plakları kullanılıyordu. İşlem hem zahmetliydi hem de teknik bilgi gerektiriyordu. [1]<br />
Bu çalışmalar kısa süre sonra laboratuvar merakının ötesine geçecekti.<br />
1897 savaşı röntgeni Osmanlı cerrahisinin hizmetine soktu<br />
Osmanlı-Yunan Savaşı Nisan 1897’de başladığında cepheden İstanbul’a çok sayıda yaralı asker getirildi. Kurşun veya şarapnel vücuda girdikten sonra dışarıdan görülen yara, metal parçanın içerideki gerçek konumunu her zaman göstermiyordu.<br />
Bu durum cerrahlar için ciddi bir sorundu. Kurşunun yerini bulabilmek için yaranın daha geniş açılması gerekebiliyor, bu da kanama, doku hasarı ve enfeksiyon riskini artırabiliyordu. Röntgen ise cerraha ameliyattan önce metal parçanın yerini gösterebilecek yeni bir araç sunuyordu. Askerî radyoloji tarihine ilişkin incelemeler, yabancı cisimlerin radyografiyle yerinin belirlenmesinin bu teknolojinin en önemli erken kullanım alanlarından biri olduğunu gösteriyor. [4]<br />
Esad Feyzi ve Rıfat Osman, yeni yöntemin savaş yaralılarında kullanılmasını önerdi. Tarihsel incelemelere göre çalışmalar Yıldız’daki geçici askerî hastanede yürütüldü ve röntgenin cerrahi amaçla kullanılabilmesi için gerekli izinler alındı. [1] [2]<br />
1 Mayıs 1897: Üç yaralı asker röntgenle görüntülendi<br />
Tarihsel kayıtlara göre 1 Mayıs 1897’de Salih Bey, Esad Feyzi ve Rıfat Osman üç yaralı askerde kurşun ve şarapnel parçalarının yerini X ışınlarıyla belirledi. Elde edilen görüntüler, Cemil Paşa’nın gerçekleştirdiği ameliyatlarda cerrahi rehber olarak kullanıldı. [3]<br />
Bu olayın önemi yalnızca yeni bir teknolojinin denenmiş olması değildi. Röntgen görüntüsü doğrudan cerrahi kararın bir parçasına dönüşüyordu. Hekim artık yalnızca yaraya bakmıyor veya elle muayene etmiyor, ameliyattan önce vücudun içindeki yabancı cismin görüntüsünden de yararlanabiliyordu.<br />
Bugün bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans ve gelişmiş ameliyathane görüntüleme sistemlerinin sıradanlaştığı düşünülürse bu değişimin büyüklüğünü anlamak zor olabilir. Oysa 1897’de insan bedeninin içine zarar vermeden bakabilmek, tıbbın henüz yeni kazandığı bir yetenekti.<br />
Boyabatlı Mehmed’in görüntüsü tarihe kaldı<br />
Bu döneme ilişkin kayıtlarda adı geçen yaralı askerlerden biri Boyabatlı Mehmed’di. Sağ el bileğinde kurşun parçaları bulunan askerin radyografisi çekildi ve yabancı cisimlerin yeri görüntü üzerinde belirlendi. [2] [3]<br />
Bu görüntünün tarihsel önemi hastane duvarlarıyla sınırlı kalmadı. Boyabatlı Mehmed’in röntgeni, Servet-i Fünun dergisinin 10 Haziran 1897 tarihli 326. sayısında yayımlandı. Böylece yeni görüntüleme tekniği yalnızca hekimlere değil, dönemin kamuoyuna da tanıtılmış oldu. [3]<br />
Bugün sıradan görünen bir el röntgeninin dönemin insanları açısından anlamı çok farklıydı. Derinin altında kalan kemiklerin ve metal parçalarının ameliyat yapılmadan görülebilmesi, bilimin insan bedenine bakışını değiştiren gelişmelerden biriydi.<br />
“Dünyada ilk” demek doğru değil<br />
Osmanlı tıbbiyelilerinin 1897’deki başarısı önemli olmakla birlikte, bu olay için “röntgen savaşta dünyada ilk kez Osmanlılar tarafından kullanıldı” demek tarihsel açıdan doğru değil.<br />
Askerî radyoloji tarihi üzerine yapılan araştırmalar, X ışınlarının 1896’daki Habeşistan Savaşı’ndan dönen yaralı İtalyan askerlerde de kullanıldığını gösteriyor. Askerlerin vücudundaki kurşunların röntgenle görüntülendiğine ilişkin kayıtlar 1897’den daha eski tarihlere uzanıyor. [4]<br />
1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nın önemi başka bir noktada yatıyor. Tarih araştırmaları, savaş sırasında röntgen teknolojisinin yaralı askerlerin değerlendirilmesinde kullanıldığını ve bunun askerî cerrahide radyografinin erken ve sistemli uygulamalarının önemli örneklerinden birini oluşturduğunu ortaya koyuyor. [1] [3]<br />
Bir tıp öğrencisinin merakı yeni bir tıp alanına dönüştü<br />
Esad Feyzi’nin öyküsü savaşla sona ermedi. Mezuniyetinin ardından Mekteb-i Tıbbiye’de X ışınlarının tıbbi kullanımını geliştirmeye devam etti ve Türkiye’de radyoloji eğitiminin öncü isimlerinden biri oldu. X ışınlarının tıbbi ve cerrahi kullanımını anlatan çalışmalar kaleme aldı. [2]<br />
Ancak yaşamı çok kısa sürdü. Esad Feyzi 1902’de henüz 28 yaşındayken, yüzünde gelişen erizipel adı verilen ciddi bir deri enfeksiyonunun menenjite, yani beyin ve omuriliği çevreleyen zarların iltihabına ilerlemesinin ardından hayatını kaybetti. [2]<br />
Birkaç yıllık meslek yaşamına rağmen bıraktığı iz, Türkiye’de radyolojinin başlangıç tarihinin önemli bölümlerinden biri olarak kabul ediliyor.<br />
Röntgenin tıbbı değiştiren asıl gücü burada ortaya çıktı<br />
1897’de İstanbul’daki hastane odalarında yaşanan değişimin özü yalnızca yeni bir cihazın kullanılması değildi. Gelişmekte olan görüntüleme teknolojisi, cerrahın çıplak gözle göremediği bir bölge hakkında ameliyattan önce bilgi sağlamaya başlamıştı.<br />
Aradan yaklaşık 130 yıl geçti. Röntgen cihazları çok daha hızlı ve güvenli hâle geldi; bilgisayarlı tomografi ve başka görüntüleme yöntemleri insan bedeninin çok daha ayrıntılı incelenmesini mümkün kıldı. Ancak temel düşünce değişmedi: Hastaya mümkün olduğunca az zarar vererek bedenin içinde ne olduğunu önceden görebilmek.<br />
Esad Feyzi, Rıfat Osman, Salih Bey ve dönemin cerrahlarının 1897’de yaptığı çalışma da bu dönüşümün Osmanlı tıbbındaki dikkat çekici örneklerinden biriydi. Cepheden gelen yaralıların bedenindeki kurşun ve şarapnelleri göstermek için kullanılan yeni ışınlar, kısa süre içinde modern tıbbi görüntülemenin vazgeçilmez araçlarından birine dönüşecekti.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Ulman YI, Livadas G, Yildirim N. The Pioneering Steps of Radiology in Turkey (1896–1923). European Journal of Radiology. 2005;55(3):306-310. DOI: 10.1016/j.ejrad.2004.06.003.<br />
[2] Koçer Tulgar Y, Dogan M. Esad Feyzi (1874-1902): Turkey's Pioneering Radiologist. Cureus. 2024;16(12):e75784. DOI: 10.7759/cureus.75784.<br />
[3] Tunaci A, Yildirim N, Ulman YI, Yekeler E, Genchellac H, Tunaci M, Acunas G. Origin of Military Radiology: First Use of X-rays in Ottoman Empire. European Congress of Radiology. 2004;C-898. DOI: 10.1594/ECR04/C-898.<br />
[4] Thomas AMK. The First 50 Years of Military Radiology 1895–1945. European Journal of Radiology. 2007;63(2):214-219. DOI: 10.1016/j.ejrad.2007.05.024.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/rontgen-kesfinden-iki-yil-sonra-osmanli-hastanesinde-kullanildi</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 17:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/osmanli-rontgen-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="44836"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Espanyol’un Felix Uduokhai ilgisi İspanyol basınında]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/espanyolun-felix-uduokhai-ilgisi-ispanyol-basininda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/espanyolun-felix-uduokhai-ilgisi-ispanyol-basininda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş’ta geleceği belirsizliğini koruyan Felix Uduokhai için İspanya’dan transfer iddiası geldi. AS, Espanyol’un 28 yaşındaki Alman stoperi savunma hattını güçlendirmek için değerlendirdiğini bildirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beşiktaş’ın savunma oyuncusu Felix Uduokhai’nin geleceğine ilişkin İspanya’dan transfer iddiası geldi.</p>

<p>İspanyol spor gazetesi AS’ın 11 Ağustos tarihli haberine göre Espanyol, savunma hattına yapmayı planladığı takviye kapsamında Uduokhai’yi seçenekleri arasına aldı.</p>

<p>Katalan ekibinin özellikle sol ayaklı bir stoper aradığı ve Alman futbolcunun profilinin bu arayışta değerlendirildiği belirtildi.</p>

<p>Espanyol’un stoper alternatifleri arasında</p>

<p>AS’ın haberinde Uduokhai’nin Espanyol Sportif Direktörü Monchi’nin değerlendirdiği savunma oyuncularından biri olduğu aktarıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İspanyol ekibinin transfer döneminde stoperin yanı sıra sağ bek ve kanat bölgelerinde de kadrosunu güçlendirmek istediği belirtiliyor.</p>

<p>Uduokhai’nin sol ayaklı olması ve Bundesliga’daki uzun süreli deneyimi, Espanyol’un ilgisinin arkasındaki sportif özellikler arasında gösterildi.</p>

<p>Beşiktaş teklifleri değerlendirebilir</p>

<p>28 yaşındaki futbolcu, Augsburg’dan Beşiktaş’a önce kiralık olarak katılmış, daha sonra siyah-beyazlı kulüp oyuncunun satın alma opsiyonunu kullanmıştı.</p>

<p>İspanyol basınındaki haberde Beşiktaş’ın Uduokhai konusunda gelecek teklifleri değerlendirmeye açık olduğu ileri sürüldü.</p>

<p>Alman stoperin Espanyol dışında Bundesliga ekiplerinin de gündeminde bulunduğu belirtildi.</p>

<p>Espanyol savunmaya takviye arıyor</p>

<p>Espanyol’un kadro planlamasında sol ayaklı stoper transferinin öncelikli başlıklardan biri olduğu İspanyol basınındaki diğer haberlerde de yer aldı.</p>

<p>Uduokhai’nin 1,93 metrelik boyu, Bundesliga tecrübesi ve savunmanın merkezindeki farklı rollerde görev yapabilmesi oyuncunun değerlendirilen profiller arasında bulunmasını sağlayan faktörler olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Ancak Espanyol’un Beşiktaş’a yaptığı olası teklifin mali şartlarına ilişkin doğrulanmış bir rakam bulunmuyor.</p>

<p>Transfer konusunda resmî açıklama yok</p>

<p>Espanyol veya Beşiktaş tarafından Uduokhai konusunda anlaşmaya varıldığına ilişkin resmî açıklama yapılmadı.</p>

<p>İspanyol basınındaki bilgiler, Espanyol’un oyuncuya ilgi gösterdiğini ortaya koyarken transferin hangi aşamada olduğu konusunda kesinlik bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle Uduokhai-Espanyol dosyasının kulüplerden gelecek yeni açıklamalar ve transfer gelişmeleri doğrultusunda değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>AS</li>
 <li>Matteo Moretto</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/espanyolun-felix-uduokhai-ilgisi-ispanyol-basininda</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 17:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8387.jpeg" type="image/jpeg" length="26371"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Norwich City, Fenerbahçe’den Anthony Musaba için devrede]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/norwich-city-fenerbahceden-anthony-musaba-icin-devrede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/norwich-city-fenerbahceden-anthony-musaba-icin-devrede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fenerbahçe forması giyen Anthony Musaba için İngiltere’den transfer gelişmesi geldi. Norwich City’nin 25 yaşındaki kanat oyuncusunu kiralık olarak kadrosuna katmak için girişimlerini ilerlettiği ve anlaşmaya yaklaştığı bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fenerbahçe’de yaz transfer döneminin son bölümüne girilirken Anthony Musaba’nın geleceğiyle ilgili İngiltere’den yeni bir gelişme geldi.</p>

<p>Championship ekibi Norwich City’nin, 25 yaşındaki kanat oyuncusunu kadrosuna katmak için harekete geçtiği bildirildi.</p>

<p>İngiliz futbolunda transfer haberleriyle tanınan gazeteci Pete O’Rourke’a dayandırılan son bilgilere göre Norwich City, Musaba’nın kiralık transferi konusunda anlaşmaya yaklaştı.</p>

<p>Norwich City hücum hattını güçlendirmek istiyor</p>

<p>İngiliz basınında 17 Ağustos’ta yayımlanan haberlerde Norwich City’nin transfer dönemi sona ermeden hücum seçeneklerini artırmayı planladığı ve Musaba’nın bu doğrultuda gündeme geldiği belirtildi.</p>

<p>Musaba, İngiliz futboluna yabancı bir isim değil. Hollandalı futbolcu daha önce Sheffield Wednesday formasıyla Championship’te mücadele etti.</p>

<p>Kanatların yanı sıra hücum hattının farklı bölgelerinde görev yapabilmesi, Norwich City’nin oyuncuya yönelik ilgisinin sportif nedenleri arasında gösteriliyor.</p>

<p>Fenerbahçe’ye Ocak ayında transfer olmuştu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Musaba, 2025-2026 sezonunun ilk bölümünü Samsunspor’da geçirdikten sonra Ocak 2026’da Fenerbahçe’ye transfer oldu.</p>

<p>Sarı-lacivertli kulüp, oyuncuyla 4,5 yıllık sözleşme imzalandığını resmen açıklamıştı.</p>

<p>Musaba, Fenerbahçe kariyerinin ilk döneminde kanat rotasyonunda görev alırken geleceği yaz transfer döneminin dikkat çeken başlıklarından biri haline geldi.</p>

<p>Kiralama formülü gündemde</p>

<p>İngiltere’den gelen son haberlerde Norwich City’nin Musaba’yı bonservisiyle değil, kiralık olarak kadrosuna katmaya çalıştığı belirtiliyor.</p>

<p>Pete O’Rourke kaynaklı haberde tarafların kiralık transfer konusunda anlaşmaya yaklaştığı öne sürüldü.</p>

<p>Bununla birlikte anlaşmanın satın alma opsiyonu içerip içermediği veya Fenerbahçe’nin kiralama karşılığında talep ettiği mali şartlar konusunda doğrulanmış ayrıntı bulunmuyor.</p>

<p>Resmî açıklama bekleniyor</p>

<p>Fenerbahçe veya Norwich City tarafından Musaba’nın transferi konusunda henüz resmî açıklama yapılmadı.</p>

<p>Bu nedenle transferin tamamlandığını söylemek için kulüplerden gelecek açıklamanın beklenmesi gerekiyor.</p>

<p>İngiltere’den gelen son bilgiler ise Norwich City’nin ilgisinin ilk temas aşamasının ötesine geçtiğine ve kiralama görüşmelerinde ilerleme sağlandığına işaret ediyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Pete O’Rourke</li>
 <li>The72</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/norwich-city-fenerbahceden-anthony-musaba-icin-devrede</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 17:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8388.jpeg" type="image/jpeg" length="18818"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor’da Tim Iroegbunam gündeme geldi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-tim-iroegbunam-gundeme-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-tim-iroegbunam-gundeme-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un Everton forması giyen 23 yaşındaki orta saha Tim Iroegbunam’ı transfer gündemine aldığı bildirildi. İngiltere’den gelen haberlere göre bordo-mavililerin oyuncu için kiralama teklifi yaptığı, Everton’ın ise satın alma opsiyonlu bir formüle daha sıcak baktığı öne sürüldü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’da orta saha transferi için yeni bir isim gündeme geldi. Premier League ekiplerinden Everton’da forma giyen Tim Iroegbunam’ın bordo-mavililerin transfer hedefleri arasına girdiği bildirildi.</p>

<p>AfricaSoccer, 17 Ağustos’ta yayımladığı haberinde İngiliz-Nijeryalı orta saha oyuncusuna Trabzonspor’un ilgi gösterdiğini aktardı.</p>

<p>İngiltere’de Everton’ı takip eden Goodison News ise transfer girişimine ilişkin daha ayrıntılı bilgiler yayımladı. Haberde, Trabzonspor adına yürütülen temaslarda Everton’a Iroegbunam için kiralama teklifi iletildiği öne sürüldü.</p>

<p>Everton ilk formüle sıcak bakmadı</p>

<p>İngiliz kaynağın, Trabzon basınından Hasan Tüncel’in bilgilerine dayandırdığı habere göre Everton, Trabzonspor’un satın alma maddesi içermeyen ilk kiralama teklifini kabul etmedi.</p>

<p>Ancak bu gelişmenin görüşmelerin tamamen sona erdiği anlamına gelmediği belirtiliyor. Everton’ın 23 yaşındaki futbolcunun ayrılığına kapıyı kapatmadığı, kiralama seçeneğinin satın alma opsiyonu içermesi halinde değerlendirilebileceği aktarılıyor.</p>

<p>Trabzonspor’un kadrosundaki olası ayrılıklara bağlı olarak oyuncu için yeniden girişimde bulunabileceği de iddialar arasında.</p>

<p>Hull City transferi gerçekleşmedi</p>

<p>Iroegbunam’ın geleceği İngiltere’de de son günlerin transfer gündemlerinden biri.</p>

<p>Premier League’e yükselen Hull City, oyuncunun transferi için Everton ile görüşmeler yürüttü. Hull City cephesinin transferde önemli mesafe aldığı ve anlaşmanın yakın olduğu belirtilmesine rağmen süreç sonuçlanmadı.</p>

<p>İngiliz basınında 14 Ağustos’ta yayımlanan haberlerde Hull City’nin Iroegbunam transferinden çekildiği bildirildi.</p>

<p>Bu gelişmenin ardından 23 yaşındaki orta saha için Trabzonspor seçeneği gündeme geldi.</p>

<p>Everton ayrılığa açık</p>

<p>Iroegbunam’ın Everton ile mevcut sözleşmesi 2027 yazında sona eriyor. İngiliz kulübünün oyuncunun sözleşmesinin son yılına girmesi nedeniyle gelecek teklifleri değerlendirmeye açık olduğu yönünde haberler bulunuyor.</p>

<p>Everton’ın yaz transfer döneminde orta saha rotasyonunu da güçlendirmesi, Iroegbunam’ın geleceğine ilişkin belirsizliği artıran faktörlerden biri olarak gösteriliyor.</p>

<p>Ancak oyuncunun bonservis bedeli veya Everton’ın satın alma opsiyonu için talep ettiği rakama ilişkin doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor.</p>

<p>23 yaşında, merkez ve ön liberoda oynuyor</p>

<p>30 Haziran 2003 doğumlu Tim Iroegbunam, ağırlıklı olarak merkez orta saha ve ön libero pozisyonlarında görev yapıyor.</p>

<p>West Bromwich Albion altyapısında yetişen futbolcu daha sonra Aston Villa’ya geçti. Queens Park Rangers’ta kiralık olarak forma giyen Iroegbunam, Haziran 2024’te Everton’a transfer oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Iroegbunam, 2025-2026 Premier League sezonunda 23 karşılaşmada forma giydi ve iki asist yaptı.</p>

<p>İngiltere’nin alt yaş milli takımlarında da görev alan oyuncunun orta sahadaki savunma özellikleriyle öne çıktığı belirtiliyor.</p>

<p>Trabzonspor’un orta saha arayışı sürüyor</p>

<p>Trabzonspor’un transfer dönemindeki önceliklerinden biri orta saha rotasyonunu güçlendirmek. Iroegbunam’ın hem merkezde hem de savunmanın önünde görev yapabilmesi, bordo-mavililerin aradığı oyuncu profiliyle örtüşen yönleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Bununla birlikte Trabzonspor’un oyuncuyu kadrosuna katmak için Everton ile anlaşmaya vardığına ilişkin herhangi bir doğrulama bulunmuyor.</p>

<p>Mevcut bilgiler, Trabzonspor’un Iroegbunam için girişimde bulunduğuna ancak ilk kiralama formülünün Everton tarafından kabul edilmediğine işaret ediyor.</p>

<p>Trabzonspor veya Everton tarafından transfer görüşmelerine ilişkin henüz resmî açıklama yapılmadı. Sürecin yeni bir teklif hazırlanıp hazırlanmayacağına göre netlik kazanması bekleniyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>AfricaSoccer</li>
 <li>Goodison News</li>
 <li>Hasan Tüncel</li>
 <li>Premier League</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-tim-iroegbunam-gundeme-geldi</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 17:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8386.jpeg" type="image/jpeg" length="84337"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gözde Uçuşan Cisimlere Dikkat: Bu 3 Belirti Varsa Beklemeyin]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gozde-ucusan-cisimlere-dikkat-bu-3-belirti-varsa-beklemeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gozde-ucusan-cisimlere-dikkat-bu-3-belirti-varsa-beklemeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyaz duvara ya da gökyüzüne bakarken görülen siyah noktalar ve ipliksi gölgeler çoğu zaman zararsızdır. Ancak aniden çoğalmaları, ışık çakmaları veya perde hissi önemli bir göz sorununun habercisi olabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gökyüzüne, beyaz bir duvara ya da bilgisayar ekranına bakarken gözünüzün önünden küçük siyah noktalar, iplikler veya örümcek ağına benzeyen şekiller geçtiğini fark etmiş olabilirsiniz. Onlara doğrudan bakmaya çalıştığınızda ise sanki kaçıp başka bir yere süzülürler.</p>

<p>Halk arasında “gözde sinek uçuşması” olarak da bilinen bu durumun tıbbi karşılığı vitreus uçuşmalarıdır. Oldukça yaygındır ve özellikle yaş ilerledikçe daha sık görülür.</p>

<p>Peki bu cisimlerden gerçekten kurtulmak mümkün mü? Vitaminler, beslenme değişiklikleri veya internette önerilen doğal yöntemler işe yarıyor mu? Lazer ya da ameliyat ne zaman düşünülebilir?</p>

<p>En önemli nokta şu: Gözde uçuşan cisimlerin büyük bölümü ciddi bir hastalık anlamına gelmese de yeni ve aniden ortaya çıkan uçuşmalar bazen retina yırtığı veya retina dekolmanının ilk belirtisi olabilir.</p>

<p>Gözde uçuşan cisimler aslında nedir?</p>

<p>Göz küresinin iç kısmının büyük bölümü vitreus adı verilen saydam, jel kıvamındaki bir maddeyle doludur.</p>

<p>Genç yaşlarda bu yapı daha homojen ve saydamdır. Yaş ilerledikçe vitreusun yapısında değişiklikler meydana gelir. İçindeki ince lifler birbirine yaklaşabilir, kümelenebilir veya jel yapı daha sıvı hale gelebilir.</p>

<p>Bu küçük yoğunlaşmalar gözün içine giren ışığın retina üzerine gölge düşürmesine neden olur.</p>

<p>İnsan aslında gözünün içinde dolaşan fiziksel bir “sinek” veya siyah nokta görmez. Görülen şey çoğunlukla vitreustaki yapıların retina üzerine düşürdüğü gölgedir.</p>

<p>Bu nedenle uçuşmalar:</p>

<ul>
 <li>Küçük siyah noktalar</li>
 <li>İnce iplikler</li>
 <li>Örümcek ağı</li>
 <li>Halkalar</li>
 <li>Virgül benzeri şekiller</li>
 <li>Saç teli</li>
 <li>Küçük bulutlar veya gölgeler</li>
</ul>

<p>şeklinde algılanabilir.</p>

<p>Özellikle gökyüzü, beyaz duvar, açık renkli bilgisayar ekranı veya kar manzarası gibi parlak ve düz yüzeylere bakıldığında daha belirgin hale gelebilir.</p>

<p>Neden göz hareket ettikçe onlar da hareket ediyor?</p>

<p>Uçuşan cisimlerin karakteristik özelliklerinden biri göz hareketleriyle birlikte yer değiştirmeleridir.</p>

<p>Gözünüzü sağa veya sola çevirdiğinizde vitreus da hareket eder. Vitreusun içindeki küçük yoğunlaşmalar bir süre daha hareket etmeyi sürdürebilir.</p>

<p>Bu nedenle doğrudan uçuşan cismin üzerine bakmaya çalıştığınızda şekil görüş alanınızdan uzaklaşıyormuş gibi hissedilebilir.</p>

<p>Bu özellik, “uçuşan cisim” tanımının nereden geldiğini de açıklıyor.</p>

<p>Yaş ilerledikçe neden daha sık görülüyor?</p>

<p>En önemli nedenlerden biri gözün doğal yaşlanma sürecidir.</p>

<p>Yaşla birlikte vitreus jelinin yapısı değişmeye ve kısmen sıvılaşmaya başlar. Vitreus zaman içerisinde retinadan ayrılabilir. Buna arka vitreus dekolmanı denir.</p>

<p>Buradaki “dekolman” sözcüğü korkutucu gelebilir ancak arka vitreus dekolmanı ile retina dekolmanı aynı durum değildir.</p>

<p>Arka vitreus dekolmanı özellikle ileri yaşlarda oldukça sık görülür ve çoğu kişide ciddi bir görme kaybına yol açmaz.</p>

<p>Bununla birlikte vitreus retinadan ayrılırken bazı bölgelerde retinayı çekebilir. Bu çekilme bazen retina yırtığına yol açabilir. Retina yırtığı ise tedavi edilmezse retina dekolmanına ilerleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle ilk kez ortaya çıkan veya aniden artan uçuşmaların değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>Kimlerde daha sık görülebilir?</p>

<p>Uçuşan cisimler hemen herkeste görülebilir. Ancak bazı kişilerde ortaya çıkma olasılığı daha yüksektir.</p>

<p>Özellikle:</p>

<ul>
 <li>İleri yaşlarda olanlarda</li>
 <li>Miyopisi yüksek kişilerde</li>
 <li>Daha önce göz travması yaşayanlarda</li>
 <li>Katarakt ameliyatı veya başka göz cerrahileri geçirenlerde</li>
 <li>Göz içinde iltihap bulunanlarda</li>
 <li>Göz içi kanaması gelişenlerde</li>
 <li>Arka vitreus dekolmanı yaşayanlarda</li>
</ul>

<p>daha sık görülebilir.</p>

<p>Diyabet gibi göz içinde kanamaya yol açabilen hastalıklar da bazı kişilerde uçuşan gölgelerin nedeni olabilir.</p>

<p>Bu nedenle her uçuşan cismin yalnızca yaşlanmaya bağlanması doğru değildir.</p>

<p>Gözde uçuşan cisimler kendiliğinden geçer mi?</p>

<p>Birçok kişide zaman içerisinde şikâyet azalabilir.</p>

<p>Bunun iki nedeni vardır.</p>

<p>Birincisi, vitreus içindeki bazı opasitelerin zamanla görüş merkezinden uzaklaşabilmesidir.</p>

<p>İkincisi ise beynin bu görüntülere uyum sağlamaya başlamasıdır. Uçuşan cisim fiziksel olarak tamamen ortadan kalkmasa bile kişi zamanla onu daha az fark edebilir.</p>

<p>Özellikle arka vitreus dekolmanı sonrasında ortaya çıkan belirtiler birçok kişide haftalar veya aylar içerisinde daha az rahatsız edici hale gelir.</p>

<p>Bu nedenle retina açısından tehlikeli bir durum dışlandıktan sonra hafif uçuşmalarda en sık tercih edilen yaklaşım gözlem olabilir.</p>

<p>Gözde uçuşan cisimleri vitaminler veya besinler yok edebilir mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnternette gözdeki uçuşan cisimleri ortadan kaldırdığı öne sürülen çok sayıda vitamin, takviye, bitkisel ürün, beslenme programı ve doğal yöntem bulunuyor.</p>

<p>Ancak burada bilimsel kanıt ile kişisel deneyimlerin birbirinden ayrılması gerekiyor.</p>

<p>Mevcut bilimsel veriler, belirli bir vitaminin, mineralin, gıdanın veya takviyenin yaşa bağlı sıradan vitreus uçuşmalarını güvenilir biçimde ortadan kaldırdığını gösterecek güçte değildir.</p>

<p>Sağlıklı ve dengeli beslenme genel göz sağlığı açısından önemlidir. Ancak bu durum, belirli bir besinin vitreus içindeki mevcut opasiteleri “eritip temizlediği” anlamına gelmez.</p>

<p>Bu nedenle “uçuşan cisimleri birkaç günde yok eder”, “vitreusu temizler” veya benzeri kesin sonuç vaat eden ürün ve yöntemlere temkinli yaklaşılması gerekir.</p>

<p>Bol su içmek uçuşan cisimleri geçirir mi?</p>

<p>Yeterli sıvı tüketimi genel sağlık açısından önemlidir ancak daha fazla su içmenin vitreustaki mevcut uçuşan cisimleri ortadan kaldırdığını gösteren güçlü klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Aynı şekilde göz egzersizlerinin veya belirli yönlere bakmanın vitreus içindeki yapısal değişiklikleri kalıcı biçimde ortadan kaldırdığı da kanıtlanmış değildir.</p>

<p>Göz hareketleri bazı uçuşmaların kısa süreli olarak görüş merkezinden uzaklaşmasına neden olabilir. Ancak bu, uçuşan cismin tedavi edildiği anlamına gelmez.</p>

<p>Tedavi her zaman gerekli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Göz muayenesinde retina yırtığı, retina dekolmanı, göz içi kanaması veya iltihap gibi başka bir hastalık bulunmadığı ve uçuşmalar günlük yaşamı belirgin şekilde etkilemediği sürece çoğu kişide girişimsel tedavi gerekmez.</p>

<p>Ancak bazı insanlarda uçuşmalar oldukça yoğun olabilir.</p>

<p>Okuma, bilgisayar kullanma, araç kullanma veya ayrıntılı görsel işler sırasında sürekli görüş alanına giren büyük opasiteler yaşam kalitesini etkileyebilir.</p>

<p>Bu durumda göz hastalıkları uzmanı olası tedavi seçeneklerini değerlendirebilir.</p>

<p>YAG lazer uçuşan cisimleri yok edebilir mi?</p>

<p>Bazı seçilmiş hastalarda Nd:YAG lazer vitreolizis adı verilen yöntem uygulanabilir.</p>

<p>Bu yöntemde lazer enerjisi belirli vitreus opasitelerine yönlendirilerek onların parçalanması veya daha az fark edilir hale getirilmesi amaçlanır.</p>

<p>JAMA Ophthalmology’de yayımlanan küçük, randomize ve kontrollü bir çalışmada, arka vitreus dekolmanına bağlı belirli bir uçuşma tipi olan Weiss halkasına sahip 52 kişi değerlendirildi.</p>

<p>Altı aylık takipte YAG lazer uygulanan grupta belirtilerdeki öznel iyileşme kontrol grubundan daha fazla bulundu.</p>

<p>Ancak araştırmanın yalnızca 52 kişiyi içermesi, belirli tipte uçuşmaları değerlendirmesi ve takip süresinin kısa olması sonuçların tüm uçuşan cisim vakalarına genellenmesini engelliyor.</p>

<p>Daha geniş bilimsel değerlendirmeler de YAG lazer konusunda kanıtların halen sınırlı olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Dolayısıyla lazer tedavisi “gözde uçuşan her cismi ortadan kaldıran basit ve risksiz bir işlem” olarak görülmemeli.</p>

<p>Vitrektomi nedir?</p>

<p>Uçuşmaların günlük yaşamı ciddi biçimde etkilediği seçilmiş hastalarda değerlendirilebilecek diğer yöntem vitrektomi ameliyatıdır.</p>

<p>Bu ameliyatta gözün içindeki vitreus jelinin bir bölümü veya büyük kısmı cerrahi olarak çıkarılır.</p>

<p>Uçuşmalara neden olan opasiteler de vitreusla birlikte uzaklaştırıldığı için yöntem oldukça etkili olabilir.</p>

<p>2022 yılında yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analizde 18 çalışmadaki toplam 2 bin 77 göz değerlendirildi. Çalışmalarda hastaların en az yüzde 90’ında memnuniyet veya belirtilerde rahatlama bildirildi.</p>

<p>Ancak vitrektomi bir göz ameliyatıdır ve yalnızca başarı oranına bakılarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Aynı analizde ameliyat sonrasında katarakt, retina yırtığı, retina dekolmanı, göz içi kanaması, makula ödemi, glokom ve nadiren ciddi göz içi enfeksiyonu gibi komplikasyonlar bildirildi.</p>

<p>Bu nedenle tedavinin sağlayacağı olası yarar ile cerrahi riskler kişiye göre birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Uçuşan cisimlerde asıl kritik nokta: Ani değişiklik</p>

<p>Yıllardır bulunan ve önemli ölçüde değişmeyen birkaç uçuşan cisim ile bir sabah aniden başlayan çok sayıda siyah nokta aynı şekilde değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Özellikle uçuşmaların birdenbire çoğalması, vitreusun retinadan ayrılması sırasında ortaya çıkabilir.</p>

<p>Vitreus retinayı çekerken retina üzerinde yırtık oluşması mümkündür.</p>

<p>Bu nedenle yeni başlayan uçuşmaların “nasıl olsa yaşlanmadandır” düşüncesiyle göz ardı edilmesi doğru değildir.</p>

<p>Bu belirtiler varsa beklemeyin</p>

<p>Bazı belirtiler retina yırtığı veya retina dekolmanı açısından özellikle önem taşır.</p>

<p>Şunlardan biri ortaya çıkarsa gecikmeden göz hastalıkları değerlendirmesi gerekir:</p>

<ul>
 <li>Aniden başlayan çok sayıda yeni uçuşan cisim</li>
 <li>Görüş alanında adeta karabiber taneleri gibi çok sayıda siyah nokta</li>
 <li>Yeni başlayan ışık çakmaları veya şimşek benzeri parlamalar</li>
 <li>Görüş alanının bir bölümünde karanlık gölge</li>
 <li>Kenardan ortaya çıkan perde veya örtü hissi</li>
 <li>Ani görme azalması</li>
 <li>Uçuşmalarla birlikte belirgin bulanık görme</li>
</ul>

<p>Özellikle uçuşmalar + ışık çakması + perde veya gölge hissi birlikteliği retina dekolmanı açısından acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Retina dekolmanı tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabileceğinden zaman önemlidir.</p>

<p>Tanı nasıl konulur?</p>

<p>Uçuşan cisimlerin değerlendirilmesinde en önemli yöntemlerden biri göz bebeğinin damlayla genişletilerek gözün arka bölümünün incelenmesidir.</p>

<p>Bu muayenede göz hekimi vitreusu ve retinayı değerlendirerek retina yırtığı, retina dekolmanı, kanama veya başka bir göz hastalığı bulunup bulunmadığını araştırır.</p>

<p>Gerekli görülen kişilerde optik koherens tomografi adı verilen görüntüleme yöntemi veya göz ultrasonu gibi ek incelemeler kullanılabilir.</p>

<p>Önemli olan yalnızca uçuşan cismin varlığını doğrulamak değil, neden ortaya çıktığını belirlemektir.</p>

<p>Gözde uçuşan cisimlerden tamamen kurtulmak mümkün mü?</p>

<p>Bu sorunun herkes için geçerli tek bir cevabı yok.</p>

<p>Hafif ve zararsız uçuşmalarda zaman içerisinde belirtilerin daha az fark edilmesi mümkündür ve çoğu kişide herhangi bir girişime ihtiyaç duyulmaz.</p>

<p>Yoğun ve yaşam kalitesini etkileyen seçilmiş vakalarda YAG lazer veya vitrektomi gibi yöntemler değerlendirilebilir. Ancak lazerin etkinliği konusunda bilimsel kanıtlar halen sınırlıdır; vitrektomi ise daha etkili olabilmesine rağmen cerrahi riskler taşır.</p>

<p>Vitaminlerin, takviyelerin, özel diyetlerin veya internette önerilen çeşitli doğal yöntemlerin uçuşan cisimleri güvenilir biçimde ortadan kaldırdığına ilişkin yeterli bilimsel kanıt bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle gözünüzün önünde dolaşan noktalarla ilgili ilk soru yalnızca “Bunları nasıl yok ederim?” olmamalıdır.</p>

<p>Daha önemli soru şudur:</p>

<p>“Bu uçuşmalar neden ortaya çıktı ve retinam sağlıklı mı?”</p>

<p>Özellikle yeni başlayan veya aniden artan uçuşmalarda bu ayrım, görmenin korunması açısından kritik olabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>National Eye Institute – Floaters – Güncelleme: 2024</li>
 <li>National Eye Institute – Vitreous Detachment – Güncelleme: 2024</li>
 <li>National Eye Institute – Retinal Detachment – Güncelleme: 2025</li>
 <li>American Society of Retina Specialists – Posterior Vitreous Detachment – Hasta Bilgilendirme Rehberi</li>
 <li>Current Opinion in Ophthalmology – Management of vitreous floaters: a review – Aleman AI, Kiryakoza L, Sridhar J, Sengillo J – 2024 – DOI: 10.1097/ICU.0000000000001075</li>
 <li>JAMA Ophthalmology – YAG Laser Vitreolysis vs Sham YAG Vitreolysis for Symptomatic Vitreous Floaters: A Randomized Clinical Trial – Shah CP, Heier JS – 2017 – DOI: 10.1001/jamaophthalmol.2017.2388</li>
 <li>Cochrane Database of Systematic Reviews – Nd:YAG laser vitreolysis versus pars plana vitrectomy for vitreous floaters – Kokavec J, Wu Z, Sherwin JC, Ang AJS, Ang GS – 2017 – DOI: 10.1002/14651858.CD011676.pub2</li>
 <li>Ophthalmology and Therapy – Efficacy and Safety of Pars Plana Vitrectomy for Primary Symptomatic Floaters: A Systematic Review with Meta-Analyses – Dysager DD, Koren SF, Grauslund J, Wied J, Subhi Y – 2022 – DOI: 10.1007/s40123-022-00578-9</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gozde-ucusan-cisimlere-dikkat-bu-3-belirti-varsa-beklemeyin</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8385.jpeg" type="image/jpeg" length="25438"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AK Parti’nin Acı Günü: Azize Sibel Gönül Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ak-partinin-aci-gunu-azize-sibel-gonul-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ak-partinin-aci-gunu-azize-sibel-gonul-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AK Parti’de milletvekilliği ve Genel Merkez Kadın Kolları Başkanlığı görevlerinde bulunan, 2019 yerel seçimlerinde İzmit Belediye Başkan adayı olan Azize Sibel Gönül hayatını kaybetti. Bir süredir kanser tedavisi gören Gönül’ün cenazesi İzmit’te toprağa verilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Eski AK Parti Milletvekili Azize Sibel Gönül Hayatını Kaybetti</p>

<p>AK Parti’nin geçmiş dönem Kocaeli milletvekillerinden ve eski Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Azize Sibel Gönül, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.</p>

<p>Bir süredir kanser tedavisi gören Gönül’ün İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdiği bildirildi. Gönül’ün vefatı, ailesi ve yakınlarının yanı sıra AK Parti teşkilatı ile Kocaeli siyasetinde üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>İki Dönem Kocaeli Milletvekilliği Yaptı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Azize Sibel Gönül, siyasi yaşamında AK Parti çatısı altında önemli görevler üstlendi. 23. ve 24. Dönem Kocaeli Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapan Gönül, AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanlığı görevini de yürüttü.</p>

<p>Gönül, TBMM’de kadın-erkek fırsat eşitliği alanındaki çalışmalarda da aktif rol aldı ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanlığı yaptı.</p>

<p>İzmit Belediye Başkanlığına Aday Olmuştu</p>

<p>Uzun yıllar Kocaeli siyasetinin tanınan isimleri arasında yer alan Gönül, 2019 yerel seçimlerinde AK Parti’nin İzmit Belediye Başkan adayı olarak seçim yarışına katılmıştı.</p>

<p>Milletvekilliği, parti yönetimi ve yerel siyaset alanlarında üstlendiği görevlerle tanınan Gönül’ün vefatının ardından siyaset dünyasından taziye mesajları yayımlandı.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Gönül için yayımladığı mesajında kendisini “kıymetli dava ve yol arkadaşım” sözleriyle anarak ailesine, yakınlarına ve AK Parti teşkilatına başsağlığı dileklerini iletti.</p>

<p>Cenazesi İzmit’te Toprağa Verilecek</p>

<p>Azize Sibel Gönül için cenaze töreni 17 Ağustos 2026 Pazartesi günü İzmit Fevziye Camii’nde düzenlenecek.</p>

<p>Gönül’ün cenazesi, ikindi namazının ardından kılınacak cenaze namazı sonrası İzmit Kent Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ak-partinin-aci-gunu-azize-sibel-gonul-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 14:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8378.jpeg" type="image/jpeg" length="85613"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akciğer Kanserinde Tedavi Algoritmasını Değiştirebilecek Faz III Başarısı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserinde-tedavi-algoritmasini-degistirebilecek-faz-iii-basarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserinde-tedavi-algoritmasini-degistirebilecek-faz-iii-basarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[HUTCHMED ve AstraZeneca’nın küresel Faz III SAFFRON çalışmasında savolitinib-osimertinib kombinasyonu, belirli EGFR mutasyonlu akciğer kanseri hastalarında kemoterapiye kıyasla hem hastalığın ilerlemesini geciktirdi hem de genel sağkalımı uzattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Akciğer Kanserinde Kemoterapisiz İkili Tedavi Faz III’te Yaşam Süresini Uzattı</p>

<p>Akciğer kanserinde hedefe yönelik tedaviye direnç geliştiren belirli bir hasta grubu için araştırılan iki ilaçlı, kemoterapisiz tedaviden dikkat çekici Faz III sonuçları geldi.</p>

<p>HUTCHMED, 17 Ağustos 2026’da yaptığı açıklamada savolitinib ile osimertinib kombinasyonunun küresel SAFFRON Faz III çalışmasında platin bazlı kemoterapiye karşı araştırmanın temel hedeflerine ulaştığını duyurdu.</p>

<p>Çalışmaya, EGFR mutasyonu bulunan ileri veya metastatik küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastaları dahil edildi. Hastaların kanseri daha önce kullanılan osimertinib tedavisine rağmen ilerlemiş ve tümörlerinde MET yolunun devreye girdiğini gösteren biyolojik özellikler belirlenmişti.</p>

<p>Hem hastalığın ilerlemesini geciktirdi hem yaşam süresini uzattı</p>

<p>Açıklanan üst düzey sonuçlara göre savolitinib-osimertinib kombinasyonu, platin ve pemetrekset içeren kemoterapiyle karşılaştırıldığında hastalığın ilerlemeden kontrol altında tutulduğu süreyi anlamlı biçimde uzattı.</p>

<p>Kombinasyonun genel sağkalım açısından da istatistiksel olarak anlamlı üstünlük sağladığı bildirildi.</p>

<p>Genel sağkalım, bir tedavinin hastaların yaşam süresi üzerindeki etkisini değerlendiren kanser araştırmalarındaki en önemli klinik ölçütlerden biri.</p>

<p>Bununla birlikte medyan yaşam süresi, hastalığın ilerlemesine kadar geçen medyan süre ve risk azalmasının ayrıntılı sayısal sonuçları ilk açıklamada paylaşılmadı. Ayrıntılı verilerin bilimsel bir toplantıda sunulması planlanıyor.</p>

<p>Çalışmada 345 hasta yer aldı</p>

<p>SAFFRON, çok merkezli, randomize ve açık etiketli bir Faz III klinik araştırma olarak yürütüldü.</p>

<p>Klinik araştırma kaydına göre çalışmaya 345 hasta dahil edildi.</p>

<p>Katılımcılar iki tedavi grubuna ayrıldı. Bir gruba ağızdan savolitinib ile osimertinib verilirken diğer gruba pemetrekset ile cisplatin veya karboplatinden oluşan platin bazlı kemoterapi uygulandı.</p>

<p>Araştırmada, osimertinib tedavisine rağmen hastalığı ilerleyen ve tümörlerinde MET aşırı ekspresyonu veya MET gen artışı bulunan hastalarda iki yaklaşım doğrudan karşılaştırıldı.</p>

<p>Tedavinin arkasında direnç mekanizması var</p>

<p>Osimertinib, belirli EGFR mutasyonlarını taşıyan ileri akciğer kanserlerinde kullanılan hedefe yönelik tedavilerden biri.</p>

<p>Ancak tümör hücreleri zaman içinde tedaviye karşı direnç geliştirebiliyor. Bu direncin mekanizmalarından biri de MET adı verilen başka bir büyüme yolunun devreye girmesi.</p>

<p>Basit ifadeyle, EGFR yolu osimertinib tarafından baskılandığında bazı tümörler büyümeyi sürdürmek için MET yolunu alternatif bir mekanizma olarak kullanabiliyor.</p>

<p>Savolitinib ise MET’i hedefleyen bir ilaç.</p>

<p>Bu nedenle kombinasyon tedavisinde osimertinib EGFR’yi baskılamaya devam ederken savolitinibin MET üzerinden gelişen direnç mekanizmasını hedeflemesi amaçlanıyor.</p>

<p>Kemoterapiye geçmeden direnci hedefleme yaklaşımı</p>

<p>SAFFRON sonuçlarının dikkat çeken yönlerinden biri de bu yaklaşım.</p>

<p>Osimertinibe direnç geliştiğinde doğrudan klasik kemoterapiye geçmek yerine, uygun hastalarda tümörün geliştirdiği direnç mekanizmasının belirlenmesi ve bu mekanizmanın ikinci bir hedefe yönelik ilaçla baskılanması mümkün olabilir.</p>

<p>Bu yaklaşım, kişiselleştirilmiş kanser tedavisinin önemli örneklerinden birini oluşturuyor.</p>

<p>Ancak bunun uygulanabilmesi için hastalığın ilerlemesinden sonra tümörün moleküler özelliklerinin yeniden değerlendirilmesi önem taşıyor. Çünkü kombinasyon bütün EGFR mutasyonlu hastalar için değil, MET ile ilişkili direnç özellikleri bulunan belirli bir hasta grubu için araştırılıyor.</p>

<p>Çin’deki Faz III çalışmadan da olumlu sonuçlar gelmişti</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Savolitinib ile osimertinib kombinasyonu daha önce Çin’de yürütülen SACHI Faz III çalışmasında da değerlendirilmişti.</p>

<p>The Lancet’ta yayımlanan çalışmada, kombinasyon tedavisi alan hastalarda hastalığın ilerlemeden kontrol altında tutulduğu medyan süre 8,2 ay olarak bildirilirken kemoterapi grubunda bu süre 4,5 ay olmuştu.</p>

<p>Araştırmada hastalığın ilerlemesi veya ölüm riskinin kombinasyon grubunda belirgin biçimde daha düşük olduğu bildirildi.</p>

<p>Tümörün tedaviye yanıt verme oranı da kombinasyon grubunda yüzde 58, kemoterapi grubunda yüzde 34 olarak kaydedildi.</p>

<p>SAFFRON çalışması ise yaklaşımın daha geniş ve uluslararası bir hasta grubundaki etkisini değerlendirmesi açısından önem taşıyor.</p>

<p>Yeni bir güvenlilik sorunu bildirilmedi</p>

<p>HUTCHMED’in açıkladığı ilk sonuçlara göre savolitinib-osimertinib kombinasyonunda daha önce bilinmeyen yeni bir güvenlilik sinyali ortaya çıkmadı.</p>

<p>Tedavinin güvenlilik profilinin iki ilaca ilişkin daha önceki verilerle genel olarak uyumlu olduğu bildirildi.</p>

<p>Ancak ayrıntılı yan etki oranları henüz açıklanmadı.</p>

<p>Bu nedenle tedavinin yarar-risk dengesinin tam olarak değerlendirilebilmesi için ayrıntılı Faz III sonuçlarının görülmesi gerekiyor.</p>

<p>Sonuçlar henüz yeni bir FDA veya EMA onayı anlamına gelmiyor</p>

<p>SAFFRON çalışmasının olumlu sonuçları, kombinasyonun bu hasta grubu için ABD veya Avrupa’da yeni bir kullanım onayı aldığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>HUTCHMED, sonuçları dünya genelindeki düzenleyici kurumlarla görüşmeyi ve verileri olası ruhsat başvurularını desteklemek amacıyla kullanmayı planlıyor.</p>

<p>Hem hastalığın ilerlemeden kontrol altında tutulduğu süre hem de genel sağkalım açısından araştırmanın hedeflerine ulaşması, düzenleyici değerlendirme açısından önem taşıyor.</p>

<p>Bununla birlikte olası ruhsat kararları, düzenleyici kurumların ayrıntılı klinik verileri değerlendirmesinin ardından verilecek.</p>

<p>Hastalar açısından ne ifade ediyor?</p>

<p>Sonuçlar özellikle osimertinib tedavisinden sonra hastalığı ilerleyen belirli EGFR mutasyonlu akciğer kanseri hastaları açısından önem taşıyor.</p>

<p>Bulgular ayrıntılı verilerle doğrulanır ve ileride tedavi kılavuzlarına yansırsa, hastalık ilerlediğinde yalnızca kanserin büyüdüğünün belirlenmesi değil, neden direnç geliştirdiğinin araştırılması da tedavi seçimi açısından daha önemli hale gelebilir.</p>

<p>MET amplifikasyonu veya MET proteininin aşırı üretimi gibi değişikliklerin belirlenmesi, uygun hastalarda sonraki tedavinin seçiminde rol oynayabilir.</p>

<p>Bu durum moleküler tanı ve tümör profillemesinin akciğer kanseri tedavisindeki önemini daha da artırabilir.</p>

<p>Kişiselleştirilmiş kanser tedavisinin yeni örneklerinden biri</p>

<p>SAFFRON çalışmasının ortaya koyduğu yaklaşım yalnızca iki kanser ilacının birlikte kullanılmasına dayanmıyor.</p>

<p>Araştırmanın temelinde, kanser hücrelerinin mevcut tedaviden kaçmak için geliştirdiği biyolojik mekanizmanın belirlenmesi ve bu mekanizmanın doğrudan hedef alınması bulunuyor.</p>

<p>Ayrıntılı sonuçların ilk açıklamaları doğrulaması halinde, belirli EGFR mutasyonlu ve MET pozitif hastalarda osimertinib sonrasında doğrudan kemoterapiye geçmek yerine iki farklı kanser yolunu aynı anda hedefleyen ağızdan ilaç kombinasyonu yeni bir tedavi seçeneği haline gelebilir.</p>

<p>Ancak mevcut sonuçların şirket tarafından açıklanan Faz III üst düzey verilere dayandığı unutulmamalı. Medyan sağkalım süreleri, ayrıntılı yan etki verileri ve farklı hasta gruplarındaki sonuçların bilimsel toplantıda sunulması ve ayrıntılı bilimsel değerlendirmeden geçmesi bekleniyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>HUTCHMED</li>
 <li>AstraZeneca</li>
 <li>SAFFRON Faz III klinik araştırması</li>
 <li>The Lancet</li>
 <li>SACHI Faz III klinik araştırması</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserinde-tedavi-algoritmasini-degistirebilecek-faz-iii-basarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8375.jpeg" type="image/jpeg" length="26602"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Shanghai Ranking 2026’da Türkiye’nin üniversite tablosu değişti: İlk 1000’de 14 üniversite]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/shanghai-ranking-2026da-turkiyenin-universite-tablosu-degisti-ilk-1000de-14-universite</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/shanghai-ranking-2026da-turkiyenin-universite-tablosu-degisti-ilk-1000de-14-universite" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyanın önde gelen üniversite sıralamalarından Shanghai Ranking ARWU 2026 sonuçlarında Türkiye’den ilk 1000’e giren üniversite sayısı 11’den 14’e yükseldi. Hacettepe Üniversitesi 601-700 bandına yükselirken Sağlık Bilimleri Üniversitesi aynı banttaki yerini korudu. İstanbul Üniversitesi ise 501-600’den 601-700 bandına geriledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dünyanın en çok takip edilen yükseköğretim sıralamalarından Academic Ranking of World Universities'ın (ARWU) 2026 sonuçları açıklandı. ShanghaiRanking Consultancy tarafından yayımlanan sonuçlar, Türkiye’nin ilk 1000’deki üniversite sayısında artış yaşandığını ancak üniversiteler bazında farklı yönlerde değişimler bulunduğunu gösterdi.</p>

<p>2025 yılında Türkiye’den 11 üniversite dünyanın ilk 1000 üniversitesi arasında yer alırken, 2026’da bu sayı 14’e çıktı.</p>

<p>Yeni sıralamada Türkiye’den üç üniversite 601-700, iki üniversite 701-800, altı üniversite 801-900 ve üç üniversite 901-1000 bandında yer aldı.</p>

<h2>601-700 bandında üç Türk üniversitesi</h2>

<p>ARWU 2026 sonuçlarına göre Türkiye'nin en üst sıralama bandında üç üniversite bulunuyor:</p>

<p><strong>601-700</strong></p>

<ul>
 <li>Hacettepe Üniversitesi</li>
 <li>İstanbul Üniversitesi</li>
 <li>Sağlık Bilimleri Üniversitesi</li>
</ul>

<p>Burada önemli bir metodolojik ayrıntı bulunuyor. ARWU, bu seviyedeki üniversitelere tek tek kesin dünya sırası vermiyor, kurumları sıralama bantları içerisinde açıklıyor.</p>

<p>Dolayısıyla 601-700 bandındaki Hacettepe Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve Sağlık Bilimleri Üniversitesini kendi aralarında Türkiye 1'incisi, 2'ncisi veya 3'üncüsü şeklinde sıralamak doğru değil. Üç üniversite de ARWU 2026'da aynı dünya sıralama bandında bulunuyor.</p>

<h2>İstanbul Üniversitesi bir bant geriledi</h2>

<p>2025 ile 2026 sonuçları karşılaştırıldığında dikkat çeken değişikliklerden biri İstanbul Üniversitesinde yaşandı.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi 2025 ARWU sıralamasında <strong>501-600 bandında</strong> bulunurken 2026 sonuçlarında <strong>601-700 bandına</strong> geriledi.</p>

<p>Böylece İstanbul Üniversitesi 2026’da Hacettepe Üniversitesi ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi ile aynı sıralama bandında yer aldı.</p>

<h2>Hacettepe bir üst banda çıktı</h2>

<p>Hacettepe Üniversitesi açısından ise tablo ters yönde gelişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2025 yılında 701-800 bandında bulunan Hacettepe Üniversitesi, 2026 sıralamasında 601-700 bandına yükseldi.</p>

<p>Böylece Hacettepe bir yıllık dönemde bir üst ARWU bandına çıkmış oldu.</p>

<h2>Sağlık Bilimleri Üniversitesi yerini korudu</h2>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi ise iki yıl üst üste aynı sıralama bandında yer aldı.</p>

<p>2025 ARWU sonuçlarında 601-700 bandında bulunan Sağlık Bilimleri Üniversitesi, 2026 sonuçlarında da <strong>601-700 bandındaki konumunu korudu</strong>.</p>

<p>Üniversitenin 2026 göstergelerinde bilimsel yayın performansını ölçen PUB puanı <strong>37,4</strong>, kişi başına akademik performansı gösteren PCP puanı ise <strong>15,6</strong> olarak açıklandı.</p>

<h2>Türkiye’nin 2026 ARWU tablosu</h2>

<p><strong>601-700 bandı</strong></p>

<ul>
 <li>Hacettepe Üniversitesi</li>
 <li>İstanbul Üniversitesi</li>
 <li>Sağlık Bilimleri Üniversitesi</li>
</ul>

<p><strong>701-800 bandı</strong></p>

<ul>
 <li>Ankara Üniversitesi</li>
 <li>Koç Üniversitesi</li>
</ul>

<p><strong>801-900 bandı</strong></p>

<ul>
 <li>Atatürk Üniversitesi</li>
 <li>Ege Üniversitesi</li>
 <li>Gazi Üniversitesi</li>
 <li>İstanbul Teknik Üniversitesi</li>
 <li>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa</li>
 <li>Marmara Üniversitesi</li>
</ul>

<p><strong>901-1000 bandı</strong></p>

<ul>
 <li>Erciyes Üniversitesi</li>
 <li>Orta Doğu Teknik Üniversitesi</li>
 <li>Yıldız Teknik Üniversitesi</li>
</ul>

<p>Böylece Türkiye, ARWU 2026'nın ilk 1000 listesinde toplam <strong>14 üniversiteyle</strong> temsil edildi.</p>

<h2>2025’te 11 üniversite ilk 1000’deydi</h2>

<p>2025 sonuçlarında Türkiye'nin tablosu şöyleydi:</p>

<p><strong>501-600</strong></p>

<ul>
 <li>İstanbul Üniversitesi</li>
</ul>

<p><strong>601-700</strong></p>

<ul>
 <li>Sağlık Bilimleri Üniversitesi</li>
</ul>

<p><strong>701-800</strong></p>

<ul>
 <li>Ankara Üniversitesi</li>
 <li>Hacettepe Üniversitesi</li>
 <li>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa</li>
 <li>Koç Üniversitesi</li>
</ul>

<p><strong>801-900</strong></p>

<ul>
 <li>Ege Üniversitesi</li>
 <li>İstanbul Teknik Üniversitesi</li>
</ul>

<p><strong>901-1000</strong></p>

<ul>
 <li>Atatürk Üniversitesi</li>
 <li>Gazi Üniversitesi</li>
 <li>Marmara Üniversitesi</li>
</ul>

<p>Böylece 2025’te 11 olan ilk 1000’deki Türk üniversitesi sayısı 2026’da 14’e yükseldi.</p>

<h2>Üç üniversite ilk 1000’e dahil oldu</h2>

<p>2026 sonuçlarında Türkiye açısından öne çıkan gelişmelerden biri de ilk 1000’de temsil edilen üniversite sayısındaki artış oldu.</p>

<p>Erciyes Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi 2026’da 901-1000 bandında yer aldı.</p>

<p>Bu değişimle Türkiye’nin ARWU ilk 1000’deki üniversite sayısı <strong>11’den 14’e çıkarak yaklaşık yüzde 27 arttı.</strong></p>

<p>Ancak üniversite sayısındaki artış ile üniversitelerin bireysel sıralama performansını birbirinden ayırmak gerekiyor. Türkiye 2026’da ilk 1000’de daha fazla kurumla temsil edilirken bazı üniversiteler üst banda yükseldi, bazıları yerini korudu, bazıları ise daha alt banda geçti.</p>

<h2>2025’ten 2026’ya kim yükseldi, kim geriledi?</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <th>Üniversite</th>
   <th>2025</th>
   <th>2026</th>
   <th>Değişim</th>
  </tr>
  <tr>
   <td>İstanbul Üniversitesi</td>
   <td>501-600</td>
   <td>601-700</td>
   <td>Geriledi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Sağlık Bilimleri Üniversitesi</td>
   <td>601-700</td>
   <td>601-700</td>
   <td>Korudu</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Hacettepe Üniversitesi</td>
   <td>701-800</td>
   <td>601-700</td>
   <td>Yükseldi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Ankara Üniversitesi</td>
   <td>701-800</td>
   <td>701-800</td>
   <td>Korudu</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Koç Üniversitesi</td>
   <td>701-800</td>
   <td>701-800</td>
   <td>Korudu</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa</td>
   <td>701-800</td>
   <td>801-900</td>
   <td>Geriledi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Ege Üniversitesi</td>
   <td>801-900</td>
   <td>801-900</td>
   <td>Korudu</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>İstanbul Teknik Üniversitesi</td>
   <td>801-900</td>
   <td>801-900</td>
   <td>Korudu</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Atatürk Üniversitesi</td>
   <td>901-1000</td>
   <td>801-900</td>
   <td>Yükseldi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Gazi Üniversitesi</td>
   <td>901-1000</td>
   <td>801-900</td>
   <td>Yükseldi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Marmara Üniversitesi</td>
   <td>901-1000</td>
   <td>801-900</td>
   <td>Yükseldi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Erciyes Üniversitesi</td>
   <td>İlk 1000 dışında</td>
   <td>901-1000</td>
   <td>İlk 1000’e girdi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Orta Doğu Teknik Üniversitesi</td>
   <td>İlk 1000 dışında</td>
   <td>901-1000</td>
   <td>İlk 1000’e girdi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Yıldız Teknik Üniversitesi</td>
   <td>İlk 1000 dışında</td>
   <td>901-1000</td>
   <td>İlk 1000’e girdi</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<h2>ARWU hangi kriterlere bakıyor?</h2>

<p>Academic Ranking of World Universities, üniversiteleri ağırlıklı olarak araştırma performansı üzerinden değerlendiriyor.</p>

<p>Sıralamada Nobel Ödülü ve Fields Madalyası kazanan mezun ve akademisyenler, yüksek atıf alan araştırmacılar, Nature ve Science dergilerinde yayımlanan çalışmalar, bilimsel yayın performansı ve kişi başına akademik performans gibi göstergeler kullanılıyor.</p>

<p>ARWU her yıl 2 bin 500’den fazla üniversiteyi değerlendiriyor ve en iyi 1000 üniversiteyi yayımlıyor.</p>

<p>2026 sonuçlarının Türkiye açısından ortaya koyduğu genel tablo, ilk 1000’deki üniversite sayısının artması oldu. Bunun yanında Hacettepe Üniversitesi bir üst banda yükselirken Sağlık Bilimleri Üniversitesi 601-700 bandındaki yerini korudu, İstanbul Üniversitesi ise bir bant geriledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/shanghai-ranking-2026da-turkiyenin-universite-tablosu-degisti-ilk-1000de-14-universite</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/shanghai-ranking-2026da-turkiyeden-ilk-1000e-giren-universite-sayisi-14e-cikti-hacettepe-yukseldi-sbu-yerini-korudu-istanbul-universitesi-geriledi.jpg" type="image/jpeg" length="41858"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sosyal Eşitsizlik Biyolojik Yaşlanmayı Hızlandırıyor mu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sosyal-esitsizlik-biyolojik-yaslanmayi-hizlandiriyor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sosyal-esitsizlik-biyolojik-yaslanmayi-hizlandiriyor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[23 ülkeden 65.919 kişinin verilerini kapsayan 140 çalışmanın meta-analizi, düşük sosyoekonomik durumun daha hızlı epigenetik yaşlanmayla ilişkili olduğunu gösterdi. İlişki özellikle hastalık ve ölüm riskiyle bağlantılı biyolojik süreçleri ölçmek üzere geliştirilen yeni nesil epigenetik saatlerde daha belirgindi. Bulgular sosyal eşitsizliğin yaşlanmaya doğrudan neden olduğunu kanıtlamıyor ancak yaşam koşullarının biyolojide iz bırakabileceği görüşünü güçlendiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Almanya’daki Max Planck Institute for Human Development ile ABD’deki Columbia University araştırmacılarının yürüttüğü kapsamlı çalışma, ekonomik ve sosyal koşullar ile biyolojik yaşlanma arasındaki ilişkiye dair geniş bir bilimsel sentez ortaya koydu. Nature Human Behaviour dergisinde yayımlanan meta-analizde 23 ülkeden 79 ayrı kohorta ait 140 çalışma, 65.919 kişi ve toplam 1.065 istatistiksel etki büyüklüğü birlikte değerlendirildi. Sonuçlar, daha düşük sosyoekonomik düzeydeki kişilerde epigenetik saatlerle ölçülen yaşlanmanın ortalama olarak daha hızlı olma eğiliminde olduğunu gösterdi. [1]<br />
Takvim yaşı ile biyolojik yaş aynı şey değil<br />
Doğum tarihimiz değişmez. Ancak aynı yaşta iki insanın vücudu aynı hızda yaşlanmayabilir.<br />
Bir kişinin 55 yaşında olması kronolojik, yani takvim yaşını gösterir. Biyolojik yaş ise hücrelerin, dokuların ve organların zaman içinde ne kadar değiştiğini anlatmaya çalışan daha geniş bir kavramdır.<br />
Bilim insanları bu süreci ölçebilmek için farklı biyolojik göstergeler kullanıyor. Bunlardan biri “epigenetik saatler”.<br />
Epigenetik saatler, DNA üzerindeki metilasyon adı verilen kimyasal işaretlerin belirli örüntülerini analiz ediyor. DNA metilasyonu, genlerin kendisini değiştiren bir mutasyon değil; genlerin nasıl çalıştığını etkileyebilen kimyasal düzenlemelerden biri.<br />
Araştırmacılar binlerce DNA bölgesindeki bu işaretleri bilgisayar modelleriyle analiz ederek kişinin biyolojik yaşına veya yaşlanma hızına ilişkin tahminler oluşturabiliyor. [1]<br />
Araştırma 140 çalışmayı tek çatı altında topladı<br />
Yeni araştırma tek bir hastanede veya tek bir ülkede yürütülen klasik bir klinik çalışma değil.<br />
Araştırmacılar daha önce yayımlanmış bilimsel çalışmaların sonuçlarını sistematik biçimde bir araya getirerek meta-analiz yaptı. Meta-analiz, aynı soruyu araştıran çok sayıda çalışmanın sonuçlarının istatistiksel yöntemlerle birlikte değerlendirilmesi anlamına geliyor.<br />
Nihai veri setinde 140 çalışma, 79 bağımsız kohort ve 23 ülkeden 65.919 kişi bulunuyordu. Katılımcıların yaşları doğumdan 86 yaşına kadar uzanıyordu ve ortalama yaş yaklaşık 50 idi. Toplam 1.065 etki büyüklüğü çıkarıldı. [1]<br />
Bu 1.065 rakamı “1.065 ayrı kişi” anlamına gelmiyor. Aynı araştırmalardan farklı sosyoekonomik göstergeler veya farklı epigenetik saatlerle ilgili birden fazla istatistiksel sonuç elde edilebildiği için sayı katılımcı sayısından farklı.<br />
Düşük sosyoekonomik durum daha hızlı yaşlanmayla ilişkili bulundu<br />
Araştırmacılar gelir, eğitim ve diğer sosyoekonomik göstergeler ile epigenetik yaşlanma arasındaki ilişkiyi değerlendirdi.<br />
Genel sonuç, daha düşük sosyoekonomik düzeyde bulunan kişilerin daha yüksek sosyoekonomik düzeydekilere göre biyolojik olarak daha hızlı yaşlanma eğilimi gösterdiğini ortaya koydu. [1]<br />
Ancak burada önemli bir ayrıntı var: ilişki bütün epigenetik saatlerde aynı güçte değildi.<br />
Birinci nesil saatlerde sosyoekonomik durumla ilişki oldukça küçüktü. Korelasyon katsayısı yaklaşık eksi 0,03 olarak bulundu.<br />
İkinci nesil saatlerde ilişki eksi 0,11’e, üçüncü nesil saatlerde ise eksi 0,13’e çıktı. [1]<br />
Bu rakamlar “düşük gelirli insanlar yüzde 13 daha hızlı yaşlanıyor” anlamına gelmiyor.<br />
Korelasyon katsayısı iki değişken arasındaki ilişkinin yönünü ve gücünü gösteren istatistiksel bir ölçü. Eksi işareti, sosyoekonomik düzey düştükçe daha hızlı biyolojik yaşlanmanın daha sık görüldüğünü ifade ediyor.<br />
İlişkilerin büyüklüğü genel olarak küçük düzeydeydi; ancak farklı çalışmalar ve özellikle yeni nesil epigenetik saatlerde tutarlı biçimde görülmesi dikkat çekiciydi. [1]<br />
Yeni nesil biyolojik saatler eşitsizliğe daha duyarlı çıktı<br />
Epigenetik saatlerin farklı nesilleri farklı amaçlarla geliştirildi.<br />
İlk nesil saatler ağırlıklı olarak bir insanın takvim yaşını DNA metilasyonundan tahmin etmeye çalışıyor.<br />
İkinci nesil saatlerde amaç yalnızca kaç yaşında olduğunuzu tahmin etmek değil. Bu modeller sağlık sorunları ve ölüm riskiyle ilişkili biyolojik değişimleri de hesaba katacak şekilde geliştirildi.<br />
Üçüncü nesil saatler ise “kaç yaşında göründüğünüzden” çok vücudun hangi hızla yaşlandığını ölçmeye çalışıyor. [1]<br />
Meta-analizde sosyal eşitsizlikle en güçlü ilişkiler GrimAge, DunedinPoAm ve DunedinPACE olarak adlandırılan daha yeni biyolojik yaşlanma ölçümlerinde görüldü.<br />
Bu sonuç araştırmacılara göre önemli. Çünkü sosyoekonomik koşulların etkisi, yalnızca kronolojik yaşı tahmin eden eski saatlerden çok sağlık kaybı ve yaşlanma hızını yakalamaya çalışan yeni modellerde daha görünür hale geliyor. [1]<br />
Çocuklukta bile biyolojik izler görülebiliyor<br />
Araştırmanın dikkat çekici bölümlerinden biri çocukları kapsayan çalışmaların ayrı değerlendirilmesiydi.<br />
Çocukluk dönemindeki DNA metilasyonuna ait 113 etki büyüklüğünün incelendiği analizde, düşük sosyoekonomik koşullarda yaşayan çocuklarda üçüncü nesil biyolojik saatlerle ölçülen yaşlanma hızının daha yüksek olduğu görüldü.<br />
Üçüncü nesil saatlerde ilişki yaklaşık eksi 0,16 düzeyindeydi. DunedinPoAm adlı ölçümde ilişki yaklaşık eksi 0,18 olarak bulundu. Buna karşılık eski nesil saatlerde belirgin bir ilişki saptanmadı. [1]<br />
Bu sonuç “yoksul bir çocuk daha yaşlıdır” anlamına gelmiyor.<br />
Çocukluk döneminde kullanılan epigenetik saatlerin büyüme ve gelişmeyle ilişkili biyolojik değişimleri de yakalayabilmesi mümkün. Bu nedenle çocuklardaki sonuçların yetişkinlerdeki biyolojik yaşlanma ölçümleriyle tamamen aynı anlamı taşıdığı varsayılmamalı. [1]<br />
Bulgular yine de büyüme ve gelişme dönemindeki sosyal çevrenin vücudun bazı moleküler sistemleriyle ilişkili olabileceğini düşündürüyor.<br />
Çocukluk koşullarının izi yetişkinlikte de görülebilir<br />
Araştırmacılar çocukluk dönemindeki sosyoekonomik durum ile yetişkinlikte ölçülen epigenetik yaşlanmayı da değerlendirdi.<br />
Daha dezavantajlı çocukluk koşullarında büyüyen yetişkinlerin bazı yeni nesil biyolojik saatlerde daha hızlı yaşlanma eğilimi gösterdiği görüldü. [1]<br />
Ancak bu bölümde önemli bir sınırlılık vardı.<br />
Çocukluk koşullarına ilişkin verilerin önemli bir kısmı insanların yıllar sonra kendi geçmişlerini hatırlayarak verdikleri bilgilere dayanıyordu. Ayrıca aynı kişilerin DNA’sı çocukluktan yaşlılığa kadar düzenli biçimde izlenmemişti.<br />
Bu nedenle bulgular yaşamın erken dönemindeki dezavantajın ileride biyolojik yaşlanmaya kesin olarak neden olduğunu kanıtlamıyor.<br />
Yetişkinlikteki eşitsizlikte ilişki daha belirgin<br />
Yetişkinlerin mevcut sosyoekonomik durumu ile yetişkinlikteki DNA metilasyonu birlikte değerlendirildiğinde de benzer bir tablo görüldü.<br />
Üçüncü nesil biyolojik saatlerde ilişki yaklaşık eksi 0,14, ikinci nesil saatlerde eksi 0,11 iken birinci nesil saatlerde yalnızca eksi 0,02 düzeyindeydi. [1]<br />
GrimAge, DunedinPoAm ve DunedinPACE isimli ölçümler yetişkinlerdeki sosyal farklılıklara karşı en güçlü ilişkileri gösteren saatler arasında yer aldı.<br />
Bu sonuç yeni nesil saatlerin yaşam koşullarının biyolojik karşılığını araştırmak için daha uygun araçlar olabileceğini düşündürüyor.<br />
Para tek başına açıklama değil<br />
“Sosyoekonomik durum” yalnızca kişinin banka hesabındaki para anlamına gelmiyor.<br />
Bu kavram eğitim, gelir ve mesleki konum gibi birbirleriyle bağlantılı sosyal göstergeleri kapsayabiliyor.<br />
Daha dezavantajlı sosyoekonomik koşullar; kronik stres, çevresel risklere daha fazla maruz kalma, sağlıklı besine ulaşmada güçlük, sağlık hizmetlerine erişimde eşitsizlik veya fiziksel aktivite ve uyku düzenini etkileyen yaşam koşullarıyla birlikte görülebiliyor.<br />
Ancak meta-analiz bu olası mekanizmaların tümünü ayrı ayrı ölçmedi.<br />
Bu nedenle sonuçları “az para hücreleri doğrudan yaşlandırıyor” şeklinde okumak bilimsel olarak doğru değil.<br />
Araştırmanın gösterdiği şey, farklı sosyoekonomik göstergeler ile epigenetik yaşlanma ölçümleri arasında birçok çalışmada tekrarlanan bir ilişki bulunması.<br />
Sigara ve vücut ağırlığı ilişkinin bir bölümünü açıklayabilir<br />
Araştırmacılar çalışmaların sigara kullanımı ve vücut kitle indeksi gibi faktörleri hesaba katıp katmadığını da değerlendirdi.<br />
Sigara kullanımı için istatistiksel düzeltme yapıldığında sosyoekonomik durum ile GrimAge arasındaki ilişki yaklaşık eksi 0,16’dan eksi 0,07’ye, DunedinPoAm ile ilişki ise yaklaşık eksi 0,17’den eksi 0,06’ya geriledi. Vücut kitle indeksi için düzeltmelerde de bazı ilişkilerin zayıfladığı görüldü. [1]<br />
Bu sonuç, sigara kullanımı ve vücut ağırlığı gibi sağlıkla ilişkili faktörlerin sosyal koşullar ile bazı biyolojik yaşlanma ölçümleri arasındaki bağlantının bir bölümünü açıklayabileceğini düşündürüyor.<br />
Ancak bu faktörlerin kesin olarak “aracı neden” olduğu gösterilmiş değil. Üstelik bütün epigenetik saatlerde aynı ölçüde zayıflama görülmedi.<br />
Bu da tablonun tek bir davranış veya tek bir sağlık göstergesiyle açıklanamayacak kadar karmaşık olabileceğine işaret ediyor.<br />
Irk ve etnik köken analizleri yalnızca ABD verilerine dayanıyordu<br />
Meta-analiz, sosyoekonomik durumun yanında araştırmalarda kişilerin kendi bildirdiği ırk ve etnik kimlik ile epigenetik yaşlanma arasındaki farklılıkları da değerlendirdi.<br />
Bu bölümde kullanılan verilerin tamamı ABD’deki kohortlardan geldi. Bazı yeni nesil epigenetik saatlerde siyah ve Latin kökenli katılımcılarda beyaz katılımcılara kıyasla daha hızlı biyolojik yaşlanma göstergeleri saptandı. [1]<br />
Ancak özellikle bazı Latin kökenli–beyaz karşılaştırmalarında çalışmalar arasında yüksek heterojenlik, yani sonuçların birbirinden belirgin biçimde farklılaşması görüldü. Bazı analizlerde yayın yanlılığı ihtimali de göz ardı edilemedi. [1]<br />
Bu nedenle sonuçların bütün gruplara genellenmesi konusunda dikkatli olunması gerekiyor.<br />
Araştırmacılar ayrıca bu bulguların genetik veya doğuştan gelen biyolojik farklılıklar olarak yorumlanmaması gerektiğine dikkat çekiyor.<br />
Kişinin bildirdiği ırk veya etnik kimlik; ayrımcılık, ekonomik eşitsizlik, yaşanılan çevredeki ayrışma veya sağlık hizmetlerine erişimdeki farklılıklar gibi yapısal faktörleri doğrudan ölçmüyor.<br />
Dolayısıyla çalışma, gözlenen epigenetik farklılıkların hangi sosyal mekanizmalardan kaynaklandığını belirleyemiyor. [1]<br />
Epigenetik saatler kaderi göstermiyor<br />
Biyolojik yaş testleri son yıllarda ticari ürünlere de konu oluyor. Ancak bu araştırmadan hareketle tek bir epigenetik saat sonucunu kişinin ne kadar yaşayacağını gösteren kesin bir ölçüm olarak görmek doğru değil.<br />
Araştırmacılar biyolojik yaşlanmanın bugün için tek bir altın standart ölçümünün bulunmadığını özellikle belirtiyor. [1]<br />
Farklı epigenetik saatler farklı biyolojik özellikleri ölçüyor ve aynı insanda bile birbirinden farklı sonuçlar verebiliyor.<br />
Bu çalışmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de tam olarak bu: Sosyal koşullarla ilişki, kullanılan saatin türüne göre ciddi biçimde değişiyor.<br />
Dolayısıyla “biyolojik yaşım 65 çıktı, ömrüm kısaldı” gibi bireysel yorumlar bilimsel verinin taşıyabileceğinden çok daha ileri sonuçlar olur.<br />
Çalışma nedensellik kanıtlamıyor<br />
140 araştırmanın sonuçlarının bir araya getirilmiş olması kanıt gücünü artırıyor ancak önemli bir sınırı ortadan kaldırmıyor.<br />
Meta-analizdeki çalışmaların büyük bölümü gözlemsel araştırmalardan oluşuyor. Bu nedenle düşük sosyoekonomik durumun epigenetik yaşlanmayı doğrudan hızlandırdığını söylemek mümkün değil.<br />
Ters yönlü ilişkiler ve ölçülmemiş başka faktörler de sonuçları etkileyebilir.<br />
Araştırmacılar ayrıca veri setlerinin yüksek gelirli ülkelerde yoğunlaştığını belirtiyor. Kohortların yüzde 52’si ABD’den, yaklaşık yüzde 9’u İngiltere’dendi. Kohortların yarıdan fazlasında katılımcıların çoğunluğunu beyaz bireyler oluşturuyordu. [1]<br />
Dolayısıyla sonuçların dünyanın bütün toplumlarını aynı ölçüde temsil ettiği söylenemez.<br />
Sosyal koşullar sağlıklı yaşlanmanın parçası olabilir<br />
Longevity araştırmaları sıklıkla beslenme, egzersiz, uyku, genetik veya yeni ilaçlar üzerinden tartışılıyor. Yeni meta-analiz ise sağlıklı yaşlanmanın yalnızca bireyin yaptığı seçimlerden ibaret olmayabileceğine dikkat çekiyor.<br />
Eğitim, gelir ve mesleki koşullar gibi sosyal faktörler uzun yıllar boyunca sağlıkla bağlantılı çok sayıda davranışsal ve çevresel etkenle birlikte ilerleyebilir.<br />
Bununla birlikte çalışma, gelir artırmanın veya tek bir sosyal müdahalenin epigenetik yaşlanmayı yavaşlatacağını henüz göstermiyor. Bunu anlayabilmek için insanların sosyal koşullarındaki değişimleri ve biyolojik yaşlanma ölçümlerini yıllar boyunca birlikte izleyen daha güçlü uzunlamasına araştırmalara ihtiyaç var.<br />
Nature Human Behaviour’de yayımlanan meta-analizin ortaya koyduğu en önemli tablo bu nedenle “yoksulluk insanı şu kadar yıl yaşlandırıyor” gibi basit bir denklem değil. Bulgular, sosyal dezavantaj ile biyolojik yaşlanma arasında küçük fakat çok sayıda çalışma ve farklı yaşam dönemlerinde tekrarlanan bir ilişki bulunduğunu gösteriyor. Yeni nesil epigenetik saatlerin bu ilişkiyi daha belirgin yakalaması ise longevity araştırmalarına önemli bir hatırlatma getiriyor: Sağlıklı yaşlanmayı anlamak için yalnızca hücrelere değil, insanların içinde yaşadığı sosyal koşullara da bakmak gerekiyor.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Willems YE, Rezaki AD, Aikins M, Bahl A, Wu Q, Belsky DW, Raffington L. Social determinants of health and epigenetic clocks: a systematic review and meta-analysis of 140 studies. Nature Human Behaviour. 2026. DOI: 10.1038/s41562-026-02477-6.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sosyal-esitsizlik-biyolojik-yaslanmayi-hizlandiriyor-mu</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 09:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/sosyal-esitsizlik-biyolojik-yaslanma-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="85723"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Egzersiz Yumurtalık Yaşlanmasını Yavaşlatabilir mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/egzersiz-yumurtalik-yaslanmasini-yavaslatabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/egzersiz-yumurtalik-yaslanmasini-yavaslatabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Aging’de yayımlanan araştırmada, İngiltere ve ABD’den toplam 164.853 kişinin verilerinin incelendiği iki kesitsel analizde, daha yüksek fiziksel aktivite düzeyi ile menopoz durumu arasında ilişki bulundu. Fare deneylerinde ise düzenli egzersiz yumurtalık rezervinin bazı göstergelerini korudu ve bu etkinin bir bölümünde adiponektin adlı hormonun rol oynadığı belirlendi. İnsan verileri gözlemsel olduğu için çalışma, egzersizin menopozu geciktirdiğini henüz kanıtlamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çin’de Guangzhou Medical University öncülüğündeki araştırmacılar, fiziksel aktivitenin yumurtalık yaşlanması üzerindeki etkisini hem büyük insan veri kümelerinde hem de fare deneylerinde inceledi. UK Biobank’tan 152.435, ABD Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Araştırması’ndan (NHANES) 12.418 kişinin dahil edildiği analizlerde fiziksel aktivite düzeyi ile menopoz durumu arasında ilişki görüldü. Deneysel bölümde ise egzersiz yapan dişi farelerde yumurtalık rezervinin bazı göstergeleri daha iyi korundu. [1]<br />
Yumurtalıklar vücudun erken yaşlanan organlarından biri<br />
Yumurtalık yaşlanması yalnızca menopoz anlamına gelmiyor.<br />
Kadınlar belirli sayıda yumurta hücresini çevreleyen foliküllerle dünyaya geliyor. Yaş ilerledikçe bu rezerv azalıyor; yumurtalıkların hormon üretimi ve üreme kapasitesi de zaman içinde değişiyor.<br />
“Yumurtalık rezervi” denildiğinde, basitçe yumurtalıklarda kalan ve gelişme potansiyeli taşıyan folikül havuzu anlaşılabilir.<br />
Bu süreç sonunda menopoz ortaya çıkıyor. Menopoz, yumurtalıkların hormonal faaliyetindeki yaşa bağlı değişimlerle birlikte adet döngülerinin kalıcı olarak sona erdiği yaşam dönemini ifade ediyor.<br />
Araştırmacılar, insan ömrünün uzamasına rağmen yumurtalıkların biyolojik yaşlanmasının diğer birçok organdan daha erken başlamasının sağlıklı yaşlanma araştırmaları açısından önemli olduğunu belirtiyor. [1]<br />
Yaklaşık 165 bin kişinin verileri incelendi<br />
Çalışmanın insanlara ilişkin bölümünde iki büyük veri kaynağı kullanıldı.<br />
UK Biobank analizine 152.435 kişi dahil edildi. İkinci analizde ise ABD’de yürütülen NHANES araştırmasından 12.418 kişinin verileri değerlendirildi. Böylece iki veri setinde toplam 164.853 katılımcının bilgileri incelendi. [1]<br />
Araştırmacılar fiziksel aktiviteyi günlük hareket süresi ve MET adı verilen ölçüyle değerlendirdi.<br />
MET, yapılan bir aktivitenin dinlenmeye göre ne kadar enerji harcattığını gösteren bir ölçü. Örneğin sakin oturmakla tempolu yürümek aynı MET değerine sahip değil; aktivitenin yoğunluğu arttıkça enerji harcaması da yükseliyor.<br />
UK Biobank verilerinde menopoz öncesindeki katılımcıların fiziksel aktivite düzeylerinin menopoz sonrasındaki katılımcılardan daha yüksek olduğu görüldü. Benzer ilişki NHANES verilerinde de desteklendi. [1]<br />
Bu sonuç “egzersiz menopozu geciktirir” demek değil<br />
İnsan verilerinin nasıl yorumlandığı burada büyük önem taşıyor.<br />
Araştırmanın insanlara ilişkin bölümü kesitsel. Yani fiziksel aktivite ile menopoz durumu belirli bir dönemde karşılaştırıldı. Katılımcılar yıllarca izlenerek “şu kadar egzersiz yapan kadınların menopozu şu kadar yıl gecikti” şeklinde bir deney yapılmadı.<br />
Bu nedenle neden ile sonucu birbirinden kesin olarak ayırmak mümkün değil.<br />
Daha fazla hareket etmek yumurtalık yaşlanmasını etkiliyor olabilir. Ancak menopoz sonrasındaki hormonal, fiziksel veya yaşam tarzı değişikliklerinin insanların aktivite düzeyini azaltmış olması da mümkün.<br />
Araştırmacılar bu nedenle insan verilerini neden-sonuç kanıtı olarak değil, fiziksel aktivite ile menopoz arasındaki ilişkiyi gösteren gözlemsel bulgular olarak değerlendiriyor. [1]<br />
Asıl mekanizma fare deneylerinde araştırıldı<br />
İnsan verilerindeki ilişkiyi daha ayrıntılı incelemek isteyen ekip, dişi farelerde kontrollü egzersiz deneyleri gerçekleştirdi.<br />
İki aylık farelere dört hafta boyunca haftada beş gün koşu bandında egzersiz yaptırıldı. Egzersiz günde 30 dakika sürdü ve koşu hızı dakikada 15 metre olarak ayarlandı. [1]<br />
Araştırmacılar daha sonra yumurtalık dokusunu inceledi.<br />
Egzersiz yapan farelerde primordial folikül olarak adlandırılan, henüz gelişmeye başlamamış en erken foliküllerin ve toplam folikül sayısının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görüldü. [1]<br />
Primordial foliküller, yumurtalık rezervinin temel deposu olarak düşünülebilir. Bu havuz zamanla azaldığı için rezervin daha uzun süre korunması yumurtalık yaşlanması araştırmalarında önemli bir gösterge.<br />
Yumurtalık dokusundaki AMH düzeyi arttı<br />
Farelerde egzersiz sonrasında yumurtalık dokusundaki anti-Müllerian hormon, kısa adıyla AMH protein düzeyinin arttığı belirlendi. [1]<br />
AMH, yumurtalıklardaki gelişmekte olan foliküller tarafından üretilen bir hormon. Klinik uygulamada yumurtalık rezervini değerlendirmeye yardımcı olan göstergelerden biri olarak kullanılıyor.<br />
Ancak AMH’nin yüksek olması tek başına “doğurganlık yüksek” veya “yumurtalar daha kaliteli” anlamına gelmiyor.<br />
Araştırmadaki fare bulgusu, egzersizin yumurtalık rezervinin bazı biyolojik işaretlerini koruyabileceğine işaret ediyor; insanlarda aynı etkinin gerçekleştiğini doğrudan göstermiyor.<br />
Egzersiz sonrası adiponektin dikkat çekti<br />
Araştırmacılar daha sonra egzersizin yumurtalıklarda bu değişimi nasıl oluşturabileceğine odaklandı.<br />
Öne çıkan molekül adiponektin oldu.<br />
Adiponektin, büyük ölçüde yağ dokusundan salgılanan ve enerji metabolizması, insülin duyarlılığı ve inflamasyonla ilişkili süreçlerde görev alan bir hormon. Araştırmalar ayrıca yumurtalık dokusunda da düşük düzeylerde yerel adiponektin üretilebildiğini gösteriyor.<br />
Farelerde egzersiz sonrasında yumurtalıktaki adiponektin düzeyinin belirgin biçimde arttığı görüldü. [1]<br />
Bu bulgu tek başına adiponektinin koruyucu etkinin nedeni olduğunu göstermek için yeterli değildi. Araştırmacılar bunun üzerine hormonun etkisini doğrudan sınayan ek deneyler yaptı.<br />
Adiponektin sinyali azaltılınca koruyucu etki zayıfladı<br />
Araştırmacılar adiponektin sinyalini genetik ve deneysel yöntemlerle azalttıklarında egzersizin yumurtalık rezervini koruyucu etkisinin önemli bir bölümünün zayıfladığını gördü. [1]<br />
Başka bir ifadeyle adiponektin sistemi gerektiği gibi çalışmadığında egzersizin yumurtalık dokusunda sağladığı avantajın bir bölümü kayboldu.<br />
Bu sonuç, adiponektinin egzersiz ile yumurtalık yaşlanması arasındaki biyolojik bağlantının önemli parçalarından biri olabileceğini düşündürüyor.<br />
Ancak mekanizmanın yalnızca adiponektinden oluştuğunu söylemek için henüz erken. Egzersiz çok sayıda hormon, metabolik yol ve hücresel sinyal üzerinden etkili olabiliyor. [1]<br />
Deneysel bir molekül üreme yaşam süresini uzattı<br />
Çalışmada adiponektinin bağlandığı reseptörleri uyaran AdipoRon adlı deneysel bir molekül de kullanıldı.<br />
AdipoRon verilen yaşlı farelerde üreme kapasitesinin ileri yaşlarda daha uzun süre korunduğu ve toplam üreme yaşam süresinin uzadığı bildirildi. [1]<br />
Bu sonuç gelecekte adiponektin yolunun yeni tedavi hedefleri açısından araştırılabileceğini düşündürüyor.<br />
Ancak AdipoRon bugün insanlarda yumurtalık yaşlanmasını geciktirmek amacıyla kullanılan onaylanmış bir ilaç değil. Farelerde elde edilen sonuçları doğrudan insan tedavisine çevirmek mümkün değil.<br />
Araştırmanın bu bölümü şimdilik mekanizmayı anlamaya yönelik deneysel bir bulgu niteliğinde.<br />
Genetik analiz de adiponektin bağlantısını destekledi<br />
Araştırmacılar insan verilerinde adiponektinle ilişkili genetik farklılıkları da inceledi.<br />
Önce 146.609 UK Biobank katılımcısında adiponektin sistemiyle ilişkili yedi genetik varyant değerlendirildi. Doğal menopoza girmiş 97.032 kişilik alt grupta ise iki varyantın menopoz yaşında yaklaşık 1,0 ve 1,3 aylık gecikmeyle ilişkili olduğu görüldü. [1]<br />
Bu fark klinik açıdan büyük değil.<br />
Ancak araştırmacılar açısından önemi, farelerde ortaya çıkan adiponektin mekanizmasının insan biyolojisinde de araştırılmaya değer olabileceğine dair ek bir ipucu sağlaması.<br />
Daha fazla egzersiz her zaman daha iyi anlamına gelmiyor<br />
Araştırmadan “ne kadar fazla egzersiz yapılırsa yumurtalıklar o kadar genç kalır” sonucu çıkarılamaz.<br />
Çalışma insanlarda yumurtalık yaşlanmasını yavaşlatmak için gerekli ideal egzersiz süresini, yoğunluğunu veya türünü belirlemedi.<br />
Üstelik aşırı egzersiz özellikle vücudun ihtiyacını karşılamayan düşük enerji alımıyla birleştiğinde adet düzensizliği ve üreme sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabiliyor.<br />
Araştırmacılar da çok yüksek fiziksel aktivite düzeylerinin üreme sağlığı üzerindeki etkilerinin her koşulda aynı olmadığını belirtiyor. [1]<br />
Dolayısıyla çalışmanın günlük yaşam açısından mesajı profesyonel spor düzeyinde egzersiz yapmak değil; düzenli fiziksel aktivitenin sağlıklı yaşlanmanın başka alanlarında olduğu gibi kadın üreme biyolojisi açısından da araştırılması gereken önemli bir yaşam tarzı faktörü olabileceği.<br />
Çalışmanın önemli sınırlılıkları var<br />
164 binden fazla insanın verisinin kullanılması araştırmanın güçlü yönlerinden biri olsa da büyük örneklem, neden-sonuç sorununu ortadan kaldırmıyor.<br />
UK Biobank ve NHANES analizleri kesitseldi. Fiziksel aktivite ölçümleri ve menopozla ilgili bazı bilgiler katılımcıların bildirimlerine dayanıyordu. [1]<br />
Bu nedenle araştırma, daha fazla egzersizin kadınlarda menopoz yaşını doğrudan ileri taşıdığını kanıtlamıyor.<br />
Fare deneyleri mekanizma açısından daha güçlü kanıt sağlasa da insan ve fare üreme biyolojisi aynı değil. Farede bir aylık kontrollü koşu programından elde edilen sonucu insanlara belirli bir egzersiz reçetesi olarak çevirmek doğru olmaz.<br />
Nature Aging’de yayımlanan çalışma bu nedenle egzersizin kadınlarda menopozu geciktirdiğini göstermiş değil. Bunun yerine yaklaşık 165 bin kişilik insan verisinde görülen ilişkiyi kontrollü fare deneyleri ve adiponektin mekanizmasıyla destekleyen önemli bir araştırma sunuyor. En dikkat çekici sonuç ise egzersizin etkisinin yalnızca kas, kalp ve metabolizmayla sınırlı olmayabileceği; yumurtalık yaşlanmasının da vücudun genel hormonal ve metabolik durumundan etkilenebileceği fikrini güçlendirmesi.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Li B, Zheng N, Luo T, et al. Physical activity delays ovarian aging in part through adiponectin-related signaling pathways. Nature Aging. 2026. DOI: 10.1038/s43587-026-01177-0.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/egzersiz-yumurtalik-yaslanmasini-yavaslatabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/egzersiz-yumurtalik-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="76230"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk girişimcilerin kurduğu Provenance’a 20 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turk-girisimcilerin-kurdugu-provenancea-20-milyon-dolar-degerleme-uzerinden-yatirim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turk-girisimcilerin-kurdugu-provenancea-20-milyon-dolar-degerleme-uzerinden-yatirim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Finans ekiplerinin yoğun emek gerektiren model ve doküman inceleme süreçlerini yapay zekâ ile hızlandırmayı hedefleyen Provenance, yatırım turuna yeni yatırımcıların katıldığını açıkladı. Türk girişimciler Tuna Üsküdar ve Arda Dinç tarafından kurulan şirketin yatırım turunda değerlemesi 20 milyon dolar olarak belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Provenance yatırımcı kadrosunu genişletti</p>

<p>Finans dünyasında yapay zekâ kullanımına odaklanan teknoloji girişimi Provenance, yeni yatırımlarla büyüme yolculuğunu sürdürüyor.</p>

<p>Daha önce Glasswing Ventures ve Jackson Square Ventures tarafından desteklenen girişime, girişim sermayesi fonu 212 de yatırım yaptı. 212, Provenance’a 20 milyon dolar değerleme üzerinden 500 bin dolar yatırım gerçekleştirerek şirketin yatırımcıları arasına katıldı.</p>

<p>Aynı yatırım turuna SSC Venture Partners da 100 bin dolarlık yatırımla dahil oldu. Böylece Provenance, finans teknolojileri ve yapay zekâ kesişimindeki ürününü geliştirmek için yatırımcı tabanını genişletti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peter Bell de yatırımcılar arasında</p>

<p>Provenance’ın yeni yatırımcıları arasında teknoloji sektöründe uzun yıllara dayanan deneyime sahip Peter Bell de bulunuyor.</p>

<p>StorageNetworks’ün kurucusu ve eski CEO’su olan Bell, şirketi halka arz eden isim olarak teknoloji dünyasında tanınıyor. Bell daha sonraki dönemde Amity Ventures bünyesinde yatırımcı olarak farklı teknoloji şirketlerine destek verdi.</p>

<p>Türk girişimcilerin yapay zekâ girişimi</p>

<p>Tuna Üsküdar ve Arda Dinç tarafından kurulan Provenance, özellikle finans profesyonellerinin günlük iş akışlarında karşılaştıkları zaman kaybını azaltmayı amaçlıyor.</p>

<p>Finans ekipleri şirket değerlemeleri, yatırım süreçleri ve çeşitli işlemler sırasında kapsamlı finansal modeller, sunumlar ve işlem dokümanları üzerinde çalışıyor. Bu belgelerin farklı sürümlerinin karşılaştırılması, değişikliklerin belirlenmesi ve rakamların kaynaklarıyla doğrulanması ise önemli ölçüde zaman gerektirebiliyor.</p>

<p>Provenance’ın geliştirdiği yapay zekâ tabanlı platform, bu sürecin daha hızlı ve sistematik yürütülmesine yardımcı olmayı hedefliyor.</p>

<p>Platform; finansal modellerde ve dokümanlarda sürümler arasında yapılan değişiklikleri analiz edebiliyor, rakamların kaynaklarla karşılaştırılmasına yardımcı oluyor ve karmaşık finansal modellerin incelenmesini kolaylaştırıyor.</p>

<p>Finans profesyonellerinin iş yükünü azaltmayı hedefliyor</p>

<p>Yapay zekânın finans sektöründeki kullanım alanları giderek genişlerken Provenance, teknolojisini doğrudan profesyonel finans ekiplerinin iş akışlarına konumlandırıyor.</p>

<p>Girişimin temel hedefi, uzmanların saatler sürebilen manuel kontrol ve karşılaştırma işlemlerine ayırdığı zamanı azaltarak analiz ve karar süreçlerine daha fazla odaklanabilmelerini sağlamak.</p>

<p>Yeni yatırımın ardından Provenance’ın ürün geliştirme çalışmalarını ve finans sektöründeki kullanım alanlarını genişletmeye odaklanması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ekonomi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turk-girisimcilerin-kurdugu-provenancea-20-milyon-dolar-degerleme-uzerinden-yatirim</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 07:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8361.jpeg" type="image/jpeg" length="98994"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ameliyat mı, ışın tedavisi mi, takip mi? Prostat kanserinde çarpıcı sonuç]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ameliyat-mi-isin-tedavisi-mi-takip-mi-prostat-kanserinde-carpici-sonuc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ameliyat-mi-isin-tedavisi-mi-takip-mi-prostat-kanserinde-carpici-sonuc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İngiltere’de yürütülen ve 1.643 erkeğin dahil edildiği ProtecT araştırmasının 15 yıllık sonuçları, erken evrede ve prostata sınırlı kanserlerde hastalığa bağlı ölüm oranının aktif izlem, ameliyat ve radyoterapi gruplarında düşük kaldığını gösterdi. Ancak aktif izlem grubunda hastalığın ilerlemesi ve yayılması daha sık görüldü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Prostat kanseri denildiğinde akla çoğu zaman hızla tedaviye başlanması geliyor. Ancak hastalığın her erkekte aynı hızda ilerlemediğini gösteren uzun dönemli bilimsel veriler, özellikle prostata sınırlı ve uygun risk özelliklerine sahip kanserlerde tedavi kararının kişiye göre verilmesinin önemini ortaya koyuyor.</p>

<p>İngiltere’de gerçekleştirilen geniş kapsamlı ProtecT çalışmasının 15 yıllık takip sonuçları, bu konuda şimdiye kadar elde edilen en önemli uzun dönemli veriler arasında bulunuyor.</p>

<p>New England Journal of Medicine’da yayımlanan araştırmada, prostata sınırlı kanser tanısı alan 1.643 erkek aktif izlem, prostatın cerrahi olarak çıkarılması ve radyoterapi olmak üzere üç gruba ayrıldı.</p>

<p>Katılımcılar tanı sırasında 50 ile 69 yaş arasındaydı. Ortanca takip süresi 15 yıl olurken bazı hastalar 21 yıla kadar izlendi.</p>

<p>Prostat kanserine bağlı ölüm üç grupta da düşük kaldı</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu prostat kanserine bağlı ölüm oranlarında ortaya çıktı.</p>

<p>15 yıllık takip sonunda prostat kanseri nedeniyle toplam 45 kişi hayatını kaybetti. Bu, araştırmaya katılanların yüzde 2,7’sine karşılık geldi.</p>

<p>Prostat kanserine bağlı ölüm oranları:</p>

<ul>
 <li>Aktif izlem grubunda yüzde 3,1</li>
 <li>Ameliyat grubunda yüzde 2,2</li>
 <li>Radyoterapi grubunda yüzde 2,9</li>
</ul>

<p>olarak belirlendi.</p>

<p>Araştırmacılar üç yaklaşım arasında prostat kanserine bağlı ölüm açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptamadı.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, 15 yıl sonunda prostat kanserine özgü sağkalım üç grupta da yaklaşık yüzde 97 düzeyindeydi.</p>

<p>Ancak aktif izlemin önemli bir farkı vardı</p>

<p>Sonuçlar, “tedaviye gerek yok” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Aktif izlem grubunda hastalığın ilerlemesi ve vücudun başka bölgelerine yayılması, ameliyat veya radyoterapi uygulanan hastalara göre daha sık görüldü.</p>

<p>Kanserin başka bölgelere yayıldığı hasta oranı aktif izlem grubunda yüzde 9,4 olurken, bu oran ameliyat grubunda yüzde 4,7 ve radyoterapi grubunda yüzde 5 olarak kaydedildi.</p>

<p>Klinik olarak hastalığın ilerlemesi de aktif izlem grubunda yüzde 25,9’a ulaştı. Aynı oran ameliyat uygulananlarda yüzde 10,5, radyoterapi alanlarda ise yüzde 11 olarak belirlendi.</p>

<p>Bu sonuç, aktif izlemin hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmediğini gösteriyor.</p>

<p>Aktif izlemde hasta düzenli olarak takip ediliyor. PSA ölçümleri, muayene, görüntüleme ve gerektiğinde biyopsi gibi yöntemlerle tümörün davranışı değerlendiriliyor. Hastalığın ilerlediğini düşündüren bir değişiklik ortaya çıkarsa tedavi gündeme geliyor.</p>

<p>Dört hastadan yaklaşık biri tedavi almadan yaşamını sürdürdü</p>

<p>Araştırmanın dikkat çeken bir başka sonucu ise aktif izlem grubundaki bazı erkeklerin uzun yıllar boyunca radikal tedaviye ihtiyaç duymaması oldu.</p>

<p>15 yıllık takip sonunda aktif izlem grubundaki 133 erkek, yani grubun yüzde 24,4’ü hayattaydı ve prostat kanserine yönelik radikal tedavi veya uzun süreli hormon tedavisi almamıştı.</p>

<p>Bununla birlikte aktif izlem grubundaki hastaların yüzde 61,1’i takip süresince sonunda ameliyat veya radyoterapiye geçti.</p>

<p>Dolayısıyla aktif izlem, tedaviden tamamen vazgeçilmesi değil, tedavinin gerçekten gerekli hale geldiği zamanı belirlemeye yönelik kontrollü bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Prostat kanseri neden bazı kişilerde yavaş ilerliyor?</p>

<p>Prostat kanseri tek tip bir hastalık değil.</p>

<p>Bazı tümörler uzun yıllar boyunca prostata sınırlı kalabilir ve kişinin yaşamını tehdit edecek düzeye ulaşmayabilir. Bazıları ise daha hızlı büyüyebilir, çevre dokulara ilerleyebilir veya başka organlara yayılabilir.</p>

<p>Bu nedenle tanıdan sonra yalnızca “kanser var” bilgisiyle karar verilmiyor.</p>

<p>PSA düzeyi, biyopsi bulguları, tümörün derecesi, görüntüleme sonuçları, hastalığın yaygınlığı, kişinin yaşı, genel sağlık durumu ve beklenen yaşam süresi birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Amaç gereksiz tedaviyi azaltmak</p>

<p>Bu ayrım önemli çünkü prostat kanserinin ameliyat ve radyoterapi gibi tedavileri yaşam kurtarıcı olabilmekle birlikte bazı hastalarda idrar kontrolü, cinsel işlev veya bağırsak fonksiyonları üzerinde uzun süreli yan etkilere yol açabiliyor.</p>

<p>Yavaş seyretmesi beklenen düşük riskli bir tümörde bu nedenle tedavinin sağlayacağı yarar ile olası yan etkiler arasında denge kurulması gerekiyor.</p>

<p>ProtecT araştırması da erken tedavinin hastalığın ilerlemesini ve yayılmasını azalttığını, ancak incelenen hasta grubunda 15 yıllık prostat kanserine bağlı ölüm oranlarında anlamlı bir fark oluşturmadığını gösterdi.</p>

<p>Araştırmanın önemli bir sınırlılığı var</p>

<p>Çalışmanın sonuçları günümüzde tanı alan her prostat kanseri hastasına doğrudan uygulanamaz.</p>

<p>Araştırmaya katılımlar 1999 ile 2009 yılları arasında gerçekleşti. O dönemde günümüzde kullanılan çok parametreli prostat MR’ı, MR hedefli biyopsiler ve PSMA PET gibi gelişmiş yöntemler rutin olarak kullanılmıyordu.</p>

<p>Ayrıca araştırmadaki “aktif izlem” yaklaşımı, günümüzde birçok merkezde uygulanan modern aktif izlem programlarından daha farklı ve daha az yoğun bir takip sistemine dayanıyordu.</p>

<p>Bu nedenle günümüzde hangi hastanın güvenle aktif izleme alınabileceği daha ayrıntılı değerlendirmelerle belirleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Her prostat kanseri hastası aktif izleme uygun değil</p>

<p>Uzun dönemli sonuçların en önemli mesajlarından biri, prostat kanseri tedavisinin tek tip olmaması gerektiği.</p>

<p>Aktif izlem özellikle seçilmiş düşük riskli ve bazı uygun orta riskli hastalarda değerlendirilebiliyor. Daha saldırgan özellik taşıyan, ilerleme veya yayılma riski yüksek prostat kanserlerinde ise gecikmeden aktif tedavi gerekebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle prostat kanseri tanısı alan bir kişinin yalnızca bu araştırmaya dayanarak tedavisini ertelemesi veya bırakması uygun değil.</p>

<p>Tedavi kararı üroloji ve gerektiğinde radyasyon onkolojisi ile medikal onkoloji uzmanlarının değerlendirmesiyle, tümörün özellikleri ve kişinin genel sağlık durumu dikkate alınarak veriliyor.</p>

<p>Uzun dönemli veriler ise uygun hastalarda karar vermek için zaman bulunabileceğini ve prostat kanserinde “hemen tedavi” yaklaşımının her hasta için zorunlu olmadığını gösteriyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>New England Journal of Medicine</li>
 <li>ProtecT Study Group</li>
 <li>National Institute for Health and Care Research</li>
 <li>National Cancer Institute</li>
 <li>WebMD</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ameliyat-mi-isin-tedavisi-mi-takip-mi-prostat-kanserinde-carpici-sonuc</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 06:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8358.jpeg" type="image/jpeg" length="84962"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gut Hastaları İçin Beslenme Rehberi: Neleri Azaltmalı, Neleri Tercih Etmeli?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gut-hastalari-icin-beslenme-rehberi-neleri-azaltmali-neleri-tercih-etmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gut-hastalari-icin-beslenme-rehberi-neleri-azaltmali-neleri-tercih-etmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gut hastalığında yalnızca kırmızı eti kesmek yeterli değil. Alkol, bazı deniz ürünleri ve fruktozlu içecekler atağı tetikleyebilirken dengeli beslenme ve kilo kontrolü önemli rol oynuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gecenin bir yarısı ayak başparmağında başlayan, çarşafın dokunmasını bile zorlaştıracak kadar şiddetli bir ağrı… Gut atağı çoğu zaman böyle kendini gösterebiliyor. Hastalığın temelinde kandaki ürik asidin yükselmesi ve eklemlerde kristaller halinde birikmesi bulunuyor. Beslenme ise bu süreci etkileyen önemli faktörlerden biri.</p>

<p>Johns Hopkins Medicine tarafından yayımlanan güncel beslenme değerlendirmesinde; dengeli beslenmenin, yeterli sıvı tüketiminin ve ürik asidi hızla yükseltebilecek bazı yiyecek ve içeceklerin sınırlandırılmasının gut yönetimine yardımcı olabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrıntı var: Gut yalnızca yanlış beslenmenin yol açtığı bir hastalık değildir ve tek başına diyetle tedavi edilemez. Genetik özellikler, böbreklerin ürik asidi vücuttan uzaklaştırma kapasitesi, kilo, kullanılan bazı ilaçlar ve eşlik eden hastalıklar da önemli rol oynar.</p>

<p>Gut nedir, ürik asit neden önemlidir?</p>

<p>Gut, eklemlerde ani ve şiddetli iltihap ataklarına neden olabilen bir artrit türüdür. Sorunun merkezinde ürik asit bulunur.</p>

<p>Vücut, “pürin” adı verilen doğal maddeleri parçalarken ürik asit üretir. Pürinler hem vücudumuzda doğal olarak bulunur hem de bazı yiyeceklerle alınır. Ürik asit normalde büyük ölçüde böbrekler aracılığıyla vücuttan uzaklaştırılır.</p>

<p>Kanda uzun süre fazla miktarda ürik asit bulunması durumunda monosodyum ürat kristalleri oluşabilir. Bu kristaller eklemlerde biriktiğinde bağışıklık sisteminin güçlü iltihabi yanıtını tetikleyerek gut atağına yol açabilir.</p>

<p>Bununla birlikte ürik asidi yüksek olan herkes gut hastası olmaz. Tanı yalnızca bir kan sonucuna bakılarak konulmaz.</p>

<p>Gut hastaları ne yemeli?</p>

<p>Gut için önerilen beslenme biçimi, aslında genel olarak sağlıklı kabul edilen beslenme düzeninden çok farklı değildir. Amaç aç kalmak veya uzun bir “yasak yiyecekler” listesi oluşturmak değil; ürik asit yükünü artırabilecek gıdaları sınırlarken sağlıklı ve sürdürülebilir bir beslenme düzeni kurmaktır.</p>

<p>Sebze ve meyveler, tam tahıllar, düşük yağlı süt ve süt ürünleri, kuruyemişler ve uygun miktarlarda bitkisel protein kaynakları beslenmenin temelini oluşturabilir.</p>

<p>Protein tamamen kesilmemelidir. Önemli olan proteinin kaynağı, miktarı ve kişinin genel beslenme düzenidir.</p>

<p>Her pürin içeren yiyecek aynı etkiye sahip değil</p>

<p>Gut denildiğinde ilk akla gelen kelimelerden biri “pürin” olsa da yalnızca yiyeceklerin pürin miktarına bakarak beslenme planı oluşturmak aşırı kısıtlamaya yol açabilir.</p>

<p>New England Journal of Medicine’da yayımlanan ve 47 binden fazla erkeğin 12 yıl izlendiği büyük gözlemsel araştırmada, daha fazla et ve deniz ürünü tüketimi yeni gut gelişimiyle ilişkili bulundu.</p>

<p>Buna karşılık pürinden zengin bazı sebzelerin tüketimiyle gut riskinde artış arasında anlamlı bir ilişki görülmedi. Düşük yağlı süt ürünlerinin daha fazla tüketilmesi ise daha düşük gut riskiyle bağlantılıydı.</p>

<p>Araştırma gözlemsel olduğu için bu sonuçlar tek başına neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor. Ancak bitkisel pürin kaynaklarının et ve bazı deniz ürünleriyle aynı kefeye konulmaması gerektiğini gösteren önemli veriler arasında yer alıyor.</p>

<p>Gut hastalarının sınırlaması gereken yiyecekler</p>

<p>Özellikle sakatatlar pürin açısından oldukça zengindir. Karaciğer ve böbrek gibi organ etlerinin sık veya fazla miktarda tüketilmesi gut hastaları açısından uygun olmayabilir.</p>

<p>Kırmızı etin büyük porsiyonlar halinde ve sık tüketilmesi de sınırlandırılması gereken alışkanlıklardan biridir.</p>

<p>Sardalya ve hamsi gibi bazı balıkların yanı sıra karides, yengeç ve diğer bazı kabuklu deniz ürünleri de yüksek pürin yükü nedeniyle dikkatli tüketilmesi gereken gıdalar arasındadır.</p>

<p>Buradaki amaç bütün hayvansal gıdaları tamamen yasaklamak değil, yüksek pürin içeren kaynakları azaltmak ve porsiyon kontrolü sağlamaktır.</p>

<p>Şekerli içecekler neden gözden kaçmamalı?</p>

<p>Gut beslenmesinde yalnızca et ve deniz ürünlerine odaklanmak önemli bir ayrıntının kaçmasına yol açabilir: fruktoz.</p>

<p>Özellikle yüksek fruktozlu mısır şurubu içeren şekerli içecekler ve yoğun biçimde tatlandırılmış işlenmiş ürünler ürik asit açısından sorun oluşturabilir.</p>

<p>BMJ’de yayımlanan uzun süreli gözlemsel araştırmada, şekerle tatlandırılmış meşrubatların ve yüksek fruktoz tüketiminin erkeklerde daha yüksek gut gelişme riskiyle bağlantılı olduğu bildirildi.</p>

<p>Bu nedenle gut hastaları açısından sadece tabaktakiler değil, bardaktakiler de önem taşıyor.</p>

<p>Su ise günlük sıvı ihtiyacını karşılamak için en uygun seçeneklerden biridir. Ancak kalp veya böbrek hastalığı nedeniyle sıvı kısıtlaması gereken kişilerde alınması gereken sıvı miktarı bireysel olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Alkol gut atağını tetikleyebilir mi?</p>

<p>Evet. Alkol, gut hastalarında üzerinde özellikle durulan faktörlerden biridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amerikan Romatoloji Koleji kılavuzu gut hastalarında alkol tüketiminin sınırlandırılmasını öneriyor. Özellikle bira ve yüksek alkollü içecekler sorun oluşturabilir.</p>

<p>Alkol ürik asit dengesini etkileyebildiği gibi bazı kişilerde akut gut atağının tetikleyicilerinden biri olabilir. Kişinin geçmişte belirli bir içeceğin ardından tekrarlayan ataklar yaşaması da önemli bir ipucudur.</p>

<p>Bu nedenle “hangi alkollü içecek gut için güvenlidir?” sorusuna herkes için geçerli tek bir miktarla cevap vermek doğru değildir.</p>

<p>Süt ve yoğurt tüketilebilir mi?</p>

<p>Genellikle evet. Özellikle düşük yağlı süt ve süt ürünleri gut açısından uygun besin seçenekleri arasında kabul edilir.</p>

<p>Uzun süreli gözlemsel çalışmalar düşük yağlı süt ürünlerinin daha fazla tüketilmesi ile daha düşük gut riski arasında ilişki bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>Bu nedenle gut hastalarının bütün hayvansal ürünleri beslenmeden çıkarması gerektiği düşüncesi doğru değildir.</p>

<p>Yoğurt ve süt gibi düşük yağlı seçenekler, kişinin başka bir sağlık sorunu veya intoleransı bulunmuyorsa dengeli beslenmenin bir parçası olabilir.</p>

<p>Sebze ve bakliyatlar tamamen yasak mı?</p>

<p>Hayır. Bu, gutla ilgili en yaygın beslenme yanlışlarından biridir.</p>

<p>Mercimek, fasulye, bezelye, ıspanak, mantar ve karnabahar gibi bazı bitkisel besinlerde pürin bulunabilir. Ancak bitkisel kaynaklardaki pürinlerin gut üzerindeki etkisinin hayvansal kaynaklarla aynı olmadığına işaret eden veriler vardır.</p>

<p>Sebzeleri yalnızca pürin içeriyor diye geniş çapta beslenmeden çıkarmak, lif, vitamin ve mineral açısından zengin gıdaların gereksiz yere kaybedilmesine neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle gut diyeti “sebzeleri yasaklama diyeti” değildir.</p>

<p>Kiraz gerçekten ürik asidi düşürür mü?</p>

<p>Kiraz, gut söz konusu olduğunda en fazla merak edilen besinlerden biri.</p>

<p>Bazı gözlemsel araştırmalarda kiraz veya kiraz ürünlerinin tüketimi daha düşük gut atağı riskiyle ilişkili bulundu. Ancak bu bulgular kirazın gutu tedavi ettiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kiraz sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olabilir fakat ilaç tedavisinin yerine geçmez. Özellikle şeker eklenmiş yoğun kiraz ürünleri ve içeceklerinde toplam şeker miktarı da dikkate alınmalıdır.</p>

<p>“Her gün kiraz yiyerek gutu ortadan kaldırmak” bilimsel olarak desteklenen bir yaklaşım değildir.</p>

<p>Kahve gut hastaları için uygun mu?</p>

<p>Bazı araştırmalar kahve tüketimi ile daha düşük ürik asit veya gut riski arasında bağlantı olduğunu düşündürüyor. Ancak kahve de bir gut ilacı değildir.</p>

<p>Kişinin tansiyon, ritim bozukluğu, reflü, uyku sorunu veya kafeine duyarlılık gibi başka durumları varsa kahve tüketimi bunlar dikkate alınarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bir besinin gut açısından olası yararı bulunması, herkesin onu daha fazla tüketmesi gerektiği anlamına gelmez.</p>

<p>Kilo vermek gut açısından neden önemli?</p>

<p>Fazla kilo ve obezite, yüksek ürik asit ve gutla yakından ilişkilidir. Bu nedenle fazla kilosu bulunan kişilerde sürdürülebilir kilo kaybı hastalık yönetiminin önemli parçalarından biridir.</p>

<p>Amerikan Romatoloji Koleji de fazla kilolu veya obez gut hastalarında kilo verme programlarını koşullu olarak öneriyor.</p>

<p>Ancak hızlı kilo vermeyi amaçlayan sert diyetler doğru yaklaşım değildir. Uzun süre aç kalma ve bazı aşırı diyet uygulamaları metabolik değişikliklere yol açabilir.</p>

<p>Hedef kısa sürede tartıda büyük değişiklik görmekten çok, sürdürülebilir bir beslenme ve hareket düzeni oluşturmaktır.</p>

<p>DASH tipi beslenme ürik asidi etkileyebilir mi?</p>

<p>Sebze, meyve, tam tahıl ve düşük yağlı süt ürünlerini öne çıkaran; kırmızı et, doymuş yağ ve şekerli ürünleri sınırlayan DASH beslenme modeli üzerinde de araştırmalar yapıldı.</p>

<p>Randomize kontrollü bir beslenme çalışmasında 103 yetişkin incelendi ve DASH tipi beslenmenin özellikle başlangıçtaki ürik asidi daha yüksek kişilerde serum ürik asidini azaltabildiği görüldü.</p>

<p>Bu sonuç, tek bir “mucize yiyecek” aramak yerine beslenme düzeninin tamamına odaklanmanın daha anlamlı olabileceğini destekliyor.</p>

<p>Ancak bu tür beslenme modelleri de gerekli ilaç tedavisinin alternatifi olarak görülmemeli.</p>

<p>Gut hastalığında diyet neden tek başına yeterli değil?</p>

<p>Gut konusunda en önemli yanlışlardan biri hastalığı yalnızca yeme alışkanlıklarının sonucu olarak görmek.</p>

<p>Bilimsel kılavuzlar beslenme değişikliklerinin serum ürik asit düzeyinde genellikle sınırlı değişiklikler oluşturabileceğini, buna karşılık bazı yiyecek ve içeceklerin atakları tetikleyebileceğini vurguluyor.</p>

<p>Tekrarlayan gut atakları, eklemlerde ürat birikimleri veya belirli klinik özellikleri bulunan hastalarda ürik asit düşürücü ilaç tedavisi gerekebilir.</p>

<p>Bu nedenle beslenme, ilaç tedavisinin rakibi değil; uygun hastalarda tedaviyi tamamlayan unsurlardan biridir. Kullanılan gut ilaçları hekim değerlendirmesi olmadan bırakılmamalı veya dozları değiştirilmemelidir.</p>

<p>Gut hastası için sofradaki temel yaklaşım ne olmalı?</p>

<p>Gutla yaşayan kişinin beslenmesini uzun bir yasaklar listesine dönüştürmesi gerekmiyor. Daha uygulanabilir yaklaşım; sakatatları ve aşırı kırmızı et tüketimini azaltmak, bazı deniz ürünlerinde porsiyon kontrolü yapmak, şekerli içecekleri sınırlamak, alkol konusunda dikkatli olmak ve suyu temel içecek haline getirmektir.</p>

<p>Sebze, meyve, tam tahıl ve düşük yağlı süt ürünlerinin ağırlıkta olduğu dengeli bir beslenme düzeni; uygun kilo yönetimi ve düzenli hareketle birlikte düşünülebilir.</p>

<p>En önemlisi, gut hastalığını yalnızca “fazla et yemenin bedeli” olarak görmemektir. Genetik yatkınlık, böbrek fonksiyonları, vücut ağırlığı, bazı ilaçlar ve başka sağlık sorunları da hastalığın gelişiminde rol oynayabilir.</p>

<p>Ne zaman sağlık kuruluşuna başvurulmalı?</p>

<p>İlk kez ortaya çıkan ani, şiddetli, kızarık ve şiş bir eklem mutlaka değerlendirilmelidir. Çünkü gut atağına benzeyen belirtiler bazen eklem enfeksiyonu gibi hızlı tedavi gerektiren başka hastalıklarda da görülebilir.</p>

<p>Özellikle eklemde şiddetli ağrı ve şişliğe ateş, titreme veya belirgin genel durum bozukluğu eşlik ediyorsa gecikmeden tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Daha önce gut tanısı bulunan kişilerde atakların sıklaşması, tedaviye rağmen devam etmesi veya eklemlerde kalıcı şişliklerin gelişmesi de tedavinin yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Johns Hopkins Medicine – Gout Diet: What to Eat and What to Avoid – Myma Albayda – 2026</li>
 <li>Arthritis &amp; Rheumatology – 2020 American College of Rheumatology Guideline for the Management of Gout – FitzGerald ve arkadaşları – 2020 – DOI: 10.1002/art.41247</li>
 <li>Annals of the Rheumatic Diseases – 2016 updated EULAR evidence-based recommendations for the management of gout – Richette ve arkadaşları – 2017 – DOI: 10.1136/annrheumdis-2016-209707</li>
 <li>New England Journal of Medicine – Purine-Rich Foods, Dairy and Protein Intake, and the Risk of Gout in Men – Choi ve arkadaşları – 2004 – DOI: 10.1056/NEJMoa035700</li>
 <li>BMJ – Soft Drinks, Fructose Consumption, and the Risk of Gout in Men: Prospective Cohort Study – Choi ve Curhan – 2008 – DOI: 10.1136/bmj.39449.819271.BE</li>
 <li>Arthritis &amp; Rheumatism – Cherry Consumption and the Risk of Recurrent Gout Attacks – Zhang ve arkadaşları – 2012 – DOI: 10.1002/art.34677</li>
 <li>Arthritis &amp; Rheumatology – Effects of the Dietary Approaches to Stop Hypertension Diet and Sodium Intake on Serum Uric Acid – Juraschek ve arkadaşları – 2016 – DOI: 10.1002/art.39813</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gut-hastalari-icin-beslenme-rehberi-neleri-azaltmali-neleri-tercih-etmeli</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 06:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8357.jpeg" type="image/jpeg" length="59666"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kalp sağlığı için 10 bin adım şart mı? Bilim daha ulaşılabilir bir hedefe işaret ediyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kalp-sagligi-icin-10-bin-adim-sart-mi-bilim-daha-ulasilabilir-bir-hedefe-isaret-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kalp-sagligi-icin-10-bin-adim-sart-mi-bilim-daha-ulasilabilir-bir-hedefe-isaret-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günde 10 bin adım hedefi yıllardır sağlıkla özdeşleşiyor. Oysa araştırmalar, daha düşük adım sayılarında da önemli kazanımlar görülebileceğini ve asıl meselenin daha fazla hareket etmek olduğunu gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Telefonunuz gün sonunda 10 bin adımı göstermiyorsa o günü “başarısız” saymanız gerekmiyor. Kalp sağlığı söz konusu olduğunda bilimsel verilerin verdiği mesaj, tek bir sihirli rakamdan çok daha basit: Hareketsiz kalmak yerine mümkün olduğunca hareket etmek ve mevcut düzeyin üzerine çıkmak önemli.</p>

<p>Koruyucu kardiyoloji uzmanı ve epidemiyolog Dr. Sadiya S. Khan, fiziksel aktivitenin kalp ve damar sağlığındaki önemini değerlendirirken yıllardır yaygın biçimde kullanılan “günde 10 bin adım” hedefinin herkese uygulanması gereken bilimsel bir eşik olmadığını vurguluyor.</p>

<p>Bu yaklaşımı destekleyen araştırmalar da giderek artıyor. The Lancet Public Health’te yayımlanan kapsamlı bir sistematik derleme ve meta-analiz, sağlık açısından anlamlı kazanımların 10 bin adıma ulaşmadan önce başladığını gösteriyor.</p>

<p>10 bin adım nereden çıktı?</p>

<p>Günde 10 bin adım, zaman içinde sağlıklı yaşamın en tanınan hedeflerinden biri haline geldi. Akıllı saatler ve telefon uygulamaları da bu rakamı günlük hareketin adeta bir “geçme notu” gibi gösterdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak 10 bin adım başlangıçta bilimsel araştırmalar sonucunda belirlenmiş kesin bir sağlık sınırı değildi. Rakamın yaygınlaşmasının kökeninde, 1960’lı yıllarda Japonya’da kullanılan bir adımsayarın pazarlama kampanyası bulunuyor.</p>

<p>Bu, 10 bin adımın kötü bir hedef olduğu anlamına gelmiyor. Fiziksel durumu uygun bir kişi için 10 bin veya daha fazla adım atmak yararlı olabilir. Yanlış olan, 10 binin altındaki hareketin işe yaramadığı düşüncesi.</p>

<p>Bilimsel veriler tam tersine, özellikle çok az hareket eden insanların günlük adımlarını artırmasının önemli sağlık kazanımlarıyla ilişkili olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>7 bin adım neden gündemde?</p>

<p>The Lancet Public Health’te yayımlanan sistematik derleme ve doz-yanıt meta-analizinde araştırmacılar, yetişkinlerde cihazlarla ölçülen günlük adım sayıları ile çeşitli sağlık sonuçları arasındaki ilişkiyi değerlendirdi.</p>

<p>Sistematik derlemeye 35 kohorttan 57 çalışma dahil edildi. Bunların 24 kohorttan 31’i meta-analizlerde değerlendirildi.</p>

<p>Sonuçlar dikkat çekiciydi.</p>

<p>Günde yaklaşık 2 bin adımla karşılaştırıldığında 7 bin adım atılması;</p>

<ul>
 <li>tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin yüzde 47 daha düşük olması,</li>
 <li>kalp ve damar hastalığı gelişme riskinin yüzde 25 daha düşük olması,</li>
 <li>kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölüm riskinin yüzde 47 daha düşük olması</li>
</ul>

<p>ile ilişkili bulundu.</p>

<p>Araştırmada 7 bin adım ayrıca tip 2 diyabet, demans, depresif belirtiler ve düşmeler gibi çeşitli sağlık sonuçlarında daha düşük riskle bağlantılıydı.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Bu sonuçlar ağırlıklı olarak gözlemsel verilerden geliyor. Dolayısıyla “7 bin adım atan kişinin riski kesin olarak şu kadar azalır” şeklinde bireysel bir sonuç çıkarmak doğru değil.</p>

<p>İnsanların beslenmesi, kilosu, sigara kullanımı, mevcut hastalıkları, sosyoekonomik koşulları ve diğer yaşam tarzı özellikleri de sağlık sonuçlarını etkileyebilir.</p>

<p>Peki herkes günde tam 7 bin adım mı atmalı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Araştırmanın en önemli mesajlarından biri aslında belirli bir rakama ulaşmaktan çok, çok düşük hareket düzeyinden daha yüksek bir düzeye çıkmanın değerli olması.</p>

<p>Günde 2-3 bin adım atan bir kişinin bir anda 10 bin adımı hedeflemesi hem zorlayıcı hem de sürdürülemez olabilir.</p>

<p>Bunun yerine kişinin kendi başlangıç noktasından hareket etmesi daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.</p>

<p>Örneğin günlük yaşamında yaklaşık 3 bin adım atan biri hareketini kademeli olarak artırabilir. Aynı şekilde 5 bin adım civarında olan bir kişi günlük rutinine biraz daha fazla yürüyüş ekleyebilir.</p>

<p>Araştırmalarda sağlık kazanımlarının tek bir eşikte aniden başlamadığı görülüyor. Genel eğilim, hareket arttıkça riskin azaldığı yönünde.</p>

<p>Başka bir ifadeyle sağlık açısından 6 bin 900 adımın “yetersiz”, 7 bin adımın ise bir anda “koruyucu” hale geldiği biyolojik bir sınır bulunmuyor.</p>

<p>En büyük kazanç az hareket edenlerde olabilir</p>

<p>Günlük adım araştırmalarının halk sağlığı açısından belki de en umut verici tarafı burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Hareketsiz bir yaşam süren kişinin daha fazla hareket etmeye başlaması, ulaşılması güç spor hedeflerinin peşinden gitmesinden daha önemli bir ilk adım olabilir.</p>

<p>Asansör yerine merdiven kullanmak, kısa mesafelerde otomobil yerine yürümek, toplu taşımadan bir durak önce inmek, telefon görüşmelerini yürüyerek yapmak veya gün içine birkaç kısa yürüyüş eklemek toplam hareket miktarını artırabilir.</p>

<p>Tek başına bunların hiçbiri “mucize” değildir.</p>

<p>Fakat günler, haftalar ve yıllar boyunca tekrarlandığında günlük hareket alışkanlığının bir parçasına dönüşebilir.</p>

<p>Yürüyüş kalbi nasıl destekliyor?</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite kalbin daha verimli çalışmasına yardımcı olurken kan damarlarının sağlığını da destekler.</p>

<p>Fiziksel aktivite aynı zamanda kan basıncının kontrolü, kan şekeri dengesi, vücut ağırlığının yönetimi ve metabolik sağlık üzerinde olumlu etkiler sağlayabilir.</p>

<p>Bu nedenle yürüyüş yalnızca “kalori yakmak” olarak düşünülmemeli.</p>

<p>Düzenli hareket, kalp ve damar hastalıklarının önlenmesine yönelik yaşam tarzının temel parçalarından biridir.</p>

<p>Araştırmalar daha fazla günlük hareketin yalnızca kalple değil; daha düşük tip 2 diyabet riski, daha iyi fiziksel işlev, ruh sağlığı ve beyin sağlığıyla da ilişkili olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Adım sayısı mı, yürüyüşün hızı mı daha önemli?</p>

<p>Her ikisi de farklı bilgiler verir.</p>

<p>Adım sayısı günlük toplam hareket miktarını anlamanın kolay yollarından biridir. Ancak 7 bin yavaş adım ile tempolu yürüyüş içeren 7 bin adım vücutta tamamen aynı yükü oluşturmayabilir.</p>

<p>Yürüyüş temposu yükseldiğinde kalp atım hızı ve solunum genellikle artar. Bu nedenle fiziksel aktivite rehberleri yalnızca adım sayısına değil, aktivitenin süresine ve yoğunluğuna da odaklanır.</p>

<p>Yetişkinler için genel hedef, haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik aktivite veya 75 dakika daha yüksek yoğunlukta aktivitedir. Bunların uygun kombinasyonları da kullanılabilir.</p>

<p>Ayrıca haftada en az iki gün kas güçlendirici aktiviteler önerilir.</p>

<p>Bu nedenle telefonunuzdaki adım sayacı yararlı bir araç olabilir ancak sağlık durumunun tamamını ölçen bir gösterge değildir.</p>

<p>Tempolu yürüyüş ne demek?</p>

<p>Orta yoğunlukta yürüyüşü anlamanın pratik yollarından biri “konuşma testi”dir.</p>

<p>Kişi yürürken konuşabiliyor ancak uzun uzun şarkı söylemekte zorlanıyorsa aktivite çoğu zaman orta yoğunluk düzeyindedir. Bununla birlikte kişinin yaşı, kondisyonu ve sağlık durumu aynı yürüyüş temposuna vereceği yanıtı değiştirebilir.</p>

<p>Daha önce uzun süre hareketsiz yaşayanların hareket miktarını ve yoğunluğunu kademeli artırması daha uygundur.</p>

<p>Masa başında çalışanlar için küçük hareketler gerçekten sayılır mı?</p>

<p>Evet. Günlük hareket yalnızca spor salonunda geçirilen süreden ibaret değildir.</p>

<p>Uzun süre oturulan bir işte belirli aralıklarla ayağa kalkmak, kısa yürüyüşler yapmak, merdiven kullanmak veya öğle arasında yürümek toplam hareket miktarını artırabilir.</p>

<p>“Egzersiz yapacak 30 dakikam yok, o halde hiçbir şey yapmayayım” düşüncesi bu nedenle yanıltıcıdır.</p>

<p>Günün farklı zamanlarına yayılan kısa hareket dönemleri de toplam fiziksel aktiviteye katkıda bulunur.</p>

<p>Özellikle çok az hareket eden kişiler için başlangıç hedefinin mükemmel bir egzersiz programı değil, dünden biraz daha fazla hareket etmek olması daha uygulanabilir olabilir.</p>

<p>10 bin adımı geçmenin faydası yok mu?</p>

<p>Böyle bir sonuç da çıkarılmamalı.</p>

<p>Araştırmalar 7 bin adım civarında birçok sağlık sonucu açısından anlamlı kazanımlar görüldüğünü gösterse de bu, 7 binden sonraki her adımın gereksiz olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Daha yüksek adım sayıları bazı sağlık sonuçlarında ek yararlarla ilişkili olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla 10 bin adım rahatlıkla ulaşılabilen bir hedefse bırakılması gerekmez. Buradaki temel değişiklik, 10 bin adımın herkes için zorunlu ve bilimsel olarak belirlenmiş tek doğru sayı olarak görülmemesidir.</p>

<p>Yürüyüş tek başına kalp hastalığını önler mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Kalp sağlığı tek bir alışkanlığa bağlı değildir.</p>

<p>Sigara kullanmamak, kan basıncını kontrol altında tutmak, kolesterol ve kan şekeri düzeylerini izlemek, dengeli beslenmek, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, yeterli uyumak ve düzenli fiziksel aktivite yapmak kalp ve damar sağlığının farklı parçalarını oluşturur.</p>

<p>Günde binlerce adım atmak diğer önemli risk faktörlerini ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Bu nedenle adım sayısı bir sağlık hedefi olabilir ancak kalp sağlığının tek ölçüsü değildir.</p>

<p>Kimler yürüyüşe başlarken daha dikkatli olmalı?</p>

<p>Çoğu sağlıklı yetişkin için yürüyüş güvenli ve ulaşılabilir bir fiziksel aktivitedir. Ancak uzun süredir hareketsiz olanlar, bilinen kalp veya akciğer hastalığı bulunanlar, ciddi hareket kısıtlılığı olanlar ya da egzersiz sırasında belirti yaşayanlar için aktivitenin düzeyi kişisel sağlık durumuna göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yürüyüş veya egzersiz sırasında yeni başlayan ya da şiddetli göğüs ağrısı, belirgin nefes darlığı, bayılma veya bayılacak gibi olma gibi belirtiler ortaya çıkarsa aktiviteye devam etmek yerine tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Kalp için en gerçekçi hedef ne?</p>

<p>Bilimsel veriler, “10 bine ulaşamadıysanız yürüyüşün faydası yok” anlayışını desteklemiyor.</p>

<p>Daha gerçekçi mesaj şu olabilir:</p>

<p>Ne kadar hareket ettiğinizi öğrenin, ardından sürdürülebilir biçimde biraz daha fazlasını yapmaya çalışın.</p>

<p>Akıllı saat veya telefon adımları takip etmeyi kolaylaştırabilir. Ancak cihazdaki rakamın günlük hayatı yöneten katı bir kurala dönüşmesine gerek yok.</p>

<p>7 bin adım araştırmalarda dikkat çekici ve ulaşılabilir bir referans noktası olarak öne çıkıyor. Fakat kalp sağlığında esas mesele belirli bir sayıyı kusursuz biçimde tamamlamak değil, hareketsiz geçirilen zamanı azaltarak düzenli hareketi yaşamın kalıcı bir parçası haline getirmek.</p>

<p>Kalp için önemli olan yalnızca 10 bininci adım değil, oturduğunuz yerden kalktıktan sonra attığınız ilk adımdan itibaren başlayan hareketin devamlılığıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>The Lancet Public Health – Daily steps and health outcomes in adults: a systematic review and dose-response meta-analysis – Ding D, Nguyen B, Nau T ve arkadaşları – 2025 – DOI: 10.1016/S2468-2667(25)00164-1</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – WHO Guidelines on Physical Activity and Sedentary Behaviour – 2020</li>
 <li>ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı – Physical Activity Guidelines for Americans, Second Edition – 2018</li>
 <li>American Heart Association – Physical Activity Recommendations for Adults – güncel klinik ve halk sağlığı önerileri</li>
 <li>Circulation – Heart Disease and Stroke Statistics 2026 Update – American Heart Association – 2026</li>
 <li>The Lancet – Coronary heart-disease and physical activity of work – Morris JN ve arkadaşları – 1953</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Spor</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kalp-sagligi-icin-10-bin-adim-sart-mi-bilim-daha-ulasilabilir-bir-hedefe-isaret-ediyor</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 06:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/spor-yuruyus-beyin.jpg" type="image/jpeg" length="99260"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gripten Strese, İlaçlardan Fibromiyaljiye: Vücut Ağrılarının Olası Nedenleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gripten-strese-ilaclardan-fibromiyaljiye-vucut-agrilarinin-olasi-nedenleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gripten-strese-ilaclardan-fibromiyaljiye-vucut-agrilarinin-olasi-nedenleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yoğun egzersizden sonra ortaya çıkan ağrı çoğu zaman şaşırtıcı değildir. Ancak bütün vücudu tutan, tekrarlayan veya başka belirtilerin eşlik ettiği ağrıların arkasında farklı nedenler bulunabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir sabah yataktan kalktığınızda bacaklarınız, sırtınız ve kollarınız sızlıyor olabilir. Bazen nedeni bir gün önce yapılan ağır egzersizdir. Bazen geçirilen bir enfeksiyon, stres veya uykusuzluk tabloya eşlik eder. Bazı durumlarda ise yaygın vücut ağrıları daha ayrıntılı değerlendirilmesi gereken bir sağlık sorununun belirtisi olabilir.</p>

<p>“Vücut ağrısı” tek başına bir hastalık değildir. Kaslardan, eklemlerden veya çevredeki yumuşak dokulardan kaynaklanabilen geniş bir yakınmayı tarif eder. Ağrının nerede olduğu, ne kadar sürdüğü ve ateş, halsizlik, şişlik veya kas güçsüzlüğü gibi başka belirtilerin bulunup bulunmadığı neden konusunda önemli ipuçları verir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>En sık nedenlerden biri: Kasların fazla kullanılması</p>

<p>Yeni bir egzersize başlamak, alışılmıştan uzun yürümek, ağır eşya taşımak veya fiziksel olarak yoğun bir gün geçirmek kas ağrısına yol açabilir.</p>

<p>Kasların aşırı kullanılması, küçük zorlanmalar ve yaralanmalar kas ağrısının en sık görülen nedenleri arasındadır. Bu tür ağrılarda kişi çoğu zaman hangi hareketin veya aktivitenin ağrıyı başlattığını tahmin edebilir.</p>

<p>Belirli bir bölgede ortaya çıkan ağrı ile bütün vücudu etkileyen yaygın ağrı arasında da önemli bir fark vardır. Tek bir kas grubundaki ağrı daha çok zorlanma veya yaralanmayla ilişkiliyken, yaygın ağrılarda enfeksiyonlar ve vücudun genelini etkileyen hastalıklar da değerlendirilir.</p>

<p>Grip neden bütün vücudu ağrıtabilir?</p>

<p>Grip denildiğinde akla ilk olarak ateş ve öksürük gelse de kas ve vücut ağrıları hastalığın karakteristik belirtileri arasındadır.</p>

<p>Grip belirtileri çoğunlukla aniden ortaya çıkar. Vücut ağrısına ateş veya titreme, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı ve belirgin yorgunluk eşlik edebilir. Üstelik grip olan herkeste ateş görülmesi şart değildir.</p>

<p>Viral enfeksiyon sırasında bağışıklık sisteminin verdiği yanıt, kişinin kendisini “dayak yemiş gibi” ağrılı ve halsiz hissetmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Grip dışında başka viral enfeksiyonlarda da kas ve vücut ağrıları görülebilir. Bu nedenle yalnızca vücut ağrısına bakılarak hangi enfeksiyonun bulunduğunu söylemek mümkün değildir.</p>

<p>Stres gerçekten kasları ağrıtabilir mi?</p>

<p>Evet. Stres yalnızca zihinsel bir yük değildir; vücutta da fiziksel belirtilere yol açabilir.</p>

<p>Uzun süre gergin kalmak kasların sürekli kasılı tutulmasına neden olabilir. Özellikle boyun, omuz ve sırt bölgesindeki ağrılarda stres ve kas gerginliği önemli bir rol oynayabilir.</p>

<p>Strese yetersiz uyku, uzun süre masa başında çalışma ve hareketsizlik eklendiğinde ağrı daha belirgin hissedilebilir.</p>

<p>Ancak uzun süren veya giderek şiddetlenen ağrıyı yalnızca “stresten” diyerek geçiştirmek doğru değildir.</p>

<p>Bazı ilaçlar kas ağrısıyla ilişkili olabilir</p>

<p>Vücut ağrılarının değerlendirilmesinde kullanılan ilaçların da gözden geçirilmesi gerekir.</p>

<p>Özellikle kolesterol düşürücü statin grubu ilaçlar bazı kişilerde kas ağrısı veya kasla ilgili yakınmalara neden olabilir. Bunun dışında farklı ilaçlar da çeşitli mekanizmalarla kas yakınmalarıyla ilişkili olabilir.</p>

<p>Burada önemli nokta, ağrı ortaya çıktığında reçeteli bir ilacı kişinin kendi kararıyla bırakmamasıdır. İlacın gerçekten ağrının nedeni olup olmadığı ve tedavide değişiklik gerekip gerekmediği sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Elektrolit dengesi de önemli</p>

<p>Kasların düzgün çalışabilmesi için potasyum ve kalsiyum gibi minerallerin uygun düzeylerde bulunması gerekir.</p>

<p>Bu maddelerdeki dengesizlikler bazı kişilerde kas krampları, güçsüzlük veya ağrı gibi yakınmalarla kendini gösterebilir.</p>

<p>Ancak yalnızca kas ağrısından yola çıkarak “potasyumum düşük” ya da “kalsiyumum eksik” sonucuna varmak mümkün değildir. Gerektiğinde kan testleri ve kişinin genel sağlık durumu birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Tiroid sorunları ağrıya yol açabilir mi?</p>

<p>Tiroid bezinin yeterince çalışmadığı hipotiroidi, kas ağrısı ve güçsüzlük dahil çeşitli belirtilerle ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu tabloda yorgunluk, üşüme, kabızlık, cilt kuruluğu veya kilo alma eğilimi gibi başka yakınmalar da bulunabilir.</p>

<p>Bu belirtiler birçok farklı durumda görülebildiği için yalnızca ağrı üzerinden tiroid hastalığı tanısı konulamaz.</p>

<p>Fibromiyaljide ağrı neden farklıdır?</p>

<p>Uzun süren ve vücudun geniş bir bölümünü etkileyen ağrının nedenlerinden biri fibromiyaljidir.</p>

<p>Fibromiyalji yalnızca “kasların ağrıması” anlamına gelmez. Yaygın ağrıya sıklıkla yorgunluk, dinlendirmeyen uyku ve dikkat veya odaklanma güçlüğü eşlik eder.</p>

<p>Ağrı genellikle uzun sürelidir ve vücudun her iki tarafını, belin üst ve alt bölgelerini etkileyebilir.</p>

<p>Fibromiyaljinin tanısı tek bir kan testiyle konulmaz. Benzer yakınmalara neden olabilecek başka sağlık sorunlarının değerlendirilmesi ve kişinin belirtilerinin bütün olarak ele alınması gerekir.</p>

<p>Eklem ağrısı ile kas ağrısı aynı şey değil</p>

<p>İnsanlar bazen kas, kemik ve eklem ağrılarını birbirinden ayırmakta zorlanabilir.</p>

<p>Eklem ağrısı artrit, bursit, tendon sorunları, gut, enfeksiyonlar, yaralanmalar ve aşırı kullanım gibi çok sayıda nedenden kaynaklanabilir.</p>

<p>Ağrılı eklemde belirgin şişlik, sıcaklık artışı, hassasiyet veya kızarıklık bulunması özellikle önemlidir.</p>

<p>Kemik ağrısı ise kas ve eklem ağrısından daha az görülür. Travma ve kırıklardan kemik enfeksiyonlarına kadar farklı nedenleri olabileceğinden açıklanamayan ve kalıcı kemik ağrısının değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Otoimmün hastalıklar da vücut ağrısı yapabilir</p>

<p>Bağışıklık sisteminin yanlışlıkla kişinin kendi dokularına yöneldiği bazı hastalıklarda kas ve eklem ağrıları görülebilir.</p>

<p>Romatoid artrit ve lupus bunlar arasında yer alır. Bazı iltihaplı kas hastalıklarında ise ağrıdan çok kas güçsüzlüğü dikkat çekebilir.</p>

<p>Bu hastalıkların yalnızca vücut ağrısına bakılarak teşhis edilmesi mümkün değildir. Belirtilerin süresi, muayene bulguları ve gerektiğinde laboratuvar incelemeleri birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Her ağrı vitamin eksikliği anlamına gelmez</p>

<p>Yaygın vücut ağrısı yaşayan kişilerin sık yaptığı hatalardan biri, nedeni doğrudan vitamin veya mineral eksikliğine bağlamaktır.</p>

<p>Bazı eksiklikler kas-iskelet sistemi yakınmalarıyla ilişkili olabilir. Ancak vücut ağrısının çok sayıda olası nedeni bulunduğundan, belirtilere bakarak hangi vitaminin eksik olduğunu tahmin etmek güvenilir değildir.</p>

<p>Gereksiz ve yüksek doz takviye kullanmak da her zaman zararsız değildir. Bu nedenle özellikle uzun süren yakınmalarda nedenin belirlenmesi daha doğru bir yaklaşımdır.</p>

<p>Ağrının süresi önemli bir ipucu</p>

<p>Egzersiz veya geçici kas zorlanmasına bağlı hafif ağrıların zaman içinde azalması beklenir.</p>

<p>Buna karşılık ağrı açıklanamıyorsa, sürekli tekrarlıyorsa, giderek artıyorsa veya günlük yaşamı belirgin biçimde etkiliyorsa değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Özellikle şu durumlar önemsenmelidir:</p>

<ul>
 <li>Belirgin kas güçsüzlüğü</li>
 <li>Eklemde kızarıklık, sıcaklık veya ciddi şişlik</li>
 <li>Nedensiz ve uzun süren yaygın ağrı</li>
 <li>Yüksek veya devam eden ateş</li>
 <li>Açıklanamayan kilo kaybı</li>
 <li>Yeni bir ilaç başladıktan sonra gelişen belirgin kas yakınmaları</li>
 <li>Ağrının günler içinde düzelmek yerine giderek şiddetlenmesi</li>
</ul>

<p>Hangi vücut ağrıları acil olabilir?</p>

<p>Vücut ağrısı tek başına çoğu zaman acil bir durum anlamına gelmez. Ancak ağrıya bazı ciddi belirtiler eşlik ediyorsa beklememek gerekir.</p>

<p>Belirgin nefes darlığı, göğüste sürekli veya şiddetli ağrı ya da baskı, bilinç değişikliği, bayılma, nöbet, çok şiddetli kas ağrısı, ağır güçsüzlük veya kişinin ayakta durmasını güçleştiren dengesizlik gibi belirtiler acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Özellikle enfeksiyon belirtileri bulunan kişilerde durum düzelirken yeniden kötüleşme de dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Vücudun neresi ağrıyor sorusu kadar “başka ne var?” sorusu da önemli</p>

<p>Vücut ağrısının nedenini anlamaya çalışırken yalnızca ağrının şiddetine odaklanmak yeterli değildir.</p>

<p>Ağrının egzersizden sonra mı başladığı, tek bölgede mi yoksa bütün vücutta mı olduğu, ateş veya solunum yolu belirtilerinin bulunup bulunmadığı, eklemlerde şişlik olup olmadığı, kas güçsüzlüğünün eşlik edip etmediği ve yeni kullanılan ilaçların bulunup bulunmadığı tabloyu değiştirebilir.</p>

<p>Kısacası vücut ağrısı bazen yoğun geçen bir günün bedeli, bazen bir enfeksiyonun ilk işaretlerinden biri olabilir. Uzun süren, açıklanamayan veya başka önemli belirtilerle birlikte görülen ağrılarda ise nedeni tahmin etmek yerine tıbbi değerlendirme daha güvenli bir yoldur.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>MedlinePlus Medical Encyclopedia – Muscle Aches – U.S. National Library of Medicine – Güncel tıbbi başvuru kaynağı</li>
 <li>Mayo Clinic – Muscle Pain: Causes – Mayo Clinic Staff – 2023</li>
 <li>Centers for Disease Control and Prevention – Signs and Symptoms of Flu – 2024</li>
 <li>Centers for Disease Control and Prevention – About Influenza – 2026</li>
 <li>MedlinePlus Medical Encyclopedia – Joint Pain – U.S. National Library of Medicine – Güncel tıbbi başvuru kaynağı</li>
 <li>MedlinePlus Medical Encyclopedia – Bone Pain or Tenderness – U.S. National Library of Medicine – Güncel tıbbi başvuru kaynağı</li>
 <li>Mayo Clinic – Fibromyalgia: Symptoms and Causes – Mayo Clinic Staff – Güncel klinik başvuru kaynağı</li>
 <li>National Health Service – Joint Pain – Güncel sağlık rehberi</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gripten-strese-ilaclardan-fibromiyaljiye-vucut-agrilarinin-olasi-nedenleri</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 06:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8356.jpeg" type="image/jpeg" length="12596"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Erzurumspor Elisha Owusu ile anlaştı: Fransa’dan transfer haberi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/erzurumspor-elisha-owusu-ile-anlasti-fransadan-transfer-haberi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/erzurumspor-elisha-owusu-ile-anlasti-fransadan-transfer-haberi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elisha Owusu için Erzurumspor’un yürüttüğü transfer görüşmelerinde önemli bir gelişme yaşandı. Fransız L’Équipe, Auxerre kaptanı Ganalı orta saha oyuncusunun Erzurumspor’a transfer olmak üzere kulübünden ayrılacağını bildirdi. Henüz Erzurumspor’dan resmî açıklama yapılmadı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Erzurumspor’un yeni sezon kadro planlaması kapsamında gündemine aldığı Elisha Owusu transferinde Fransa’dan dikkat çeken bir haber geldi. L’Équipe, 16 Ağustos 2026 tarihinde yayımladığı haberde Auxerre kaptanının Türkiye’ye giderek Erzurumspor’a imza atmasının beklendiğini duyurdu. </p>

<p>Fransız gazetesinin aktardığı bilgiye göre Owusu, Auxerre’den ayrılmaya hazırlanıyor. Transfer konusunda tarafların hangi mali şartlarda anlaşmaya vardığına ilişkin ayrıntılar ise L’Équipe’nin haberinde açıklanmadı.</p>

<p>Auxerre’nin kaptanlarından</p>

<p>28 yaşındaki Elisha Owusu, Fransa Ligue 1 ekiplerinden Auxerre’de orta saha pozisyonunda görev yapıyor. Gana Milli Takımı forması da giyen futbolcu, Fransız ekibinde kaptanlık sorumluluğu üstlendi. </p>

<p>Owusu, kariyerinde Lyon altyapısının ardından Sochaux ve Belçika ekibi Gent’te forma giydi. Ocak 2023’te Auxerre’e katılan orta saha oyuncusu, Fransız ekibinin Ligue 2’den Ligue 1’e yükseldiği kadroda da yer aldı.</p>

<p>Geçen sezon 29 Ligue 1 maçına çıktı</p>

<p>Owusu, 2025-2026 sezonunda Auxerre formasıyla Ligue 1’de 29 karşılaşmada görev yaptı. Bu maçların 27’sine ilk 11’de başlayan Ganalı futbolcu yaklaşık 2 bin 350 dakika sahada kaldı. Sezonu ligde gol ve asist kaydetmeden tamamladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>28 yaşındaki oyuncunun temel görev bölgesi merkez orta saha olmakla birlikte savunmanın önünde de görev yapabiliyor. Bu özelliği, Erzurumspor açısından orta saha rotasyonunda farklı görevlerde kullanılabilecek bir oyuncu seçeneği anlamına geliyor.</p>

<p>Sözleşme konusunda farklı veriler bulunuyor</p>

<p>Transfer haberinde dikkat çeken noktalardan biri Owusu’nun Auxerre ile sözleşme durumu. L’Équipe, oyuncunun mevcut sözleşmesinin bitimine bir yıl kaldığını bildiriyor. </p>

<p>Bazı güncel oyuncu veri kaynaklarında da sözleşmenin 2027 yılında sona ereceği bilgisi yer alıyor. Bu nedenle transferin bonservisli olarak gerçekleşmesi bekleniyor. Ancak bonservis bedeline ilişkin kulüpler tarafından doğrulanmış bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Erzurumspor neden Owusu ile ilgileniyor?</p>

<p>Owusu’nun son sezonda Ligue 1’de düzenli forma giymesi, merkez orta saha ve ön libero pozisyonlarında görev yapabilmesi transferin sportif çerçevesini oluşturuyor.</p>

<p>Ganalı futbolcunun Auxerre’de kaptanlık yapması ve Fransa ile Belçika liglerinde edindiği tecrübe de Erzurumspor’un orta saha yapılanması açısından transferi dikkat çekici hale getiriyor.</p>

<p>Bununla birlikte oyuncunun Erzurumspor’daki olası rolüne ilişkin kulüp tarafından yapılmış resmî bir açıklama bulunmadığından, teknik planlamaya ilişkin daha ileri değerlendirmeler şu aşamada doğrulanmış bilgi niteliği taşımıyor.</p>

<p>Resmî açıklama henüz yapılmadı</p>

<p>L’Équipe’nin haberi transfer sürecinin ileri aşamaya geldiğine işaret etse de Erzurumspor veya Auxerre tarafından transferin tamamlandığına ilişkin resmî açıklama henüz yapılmadı. </p>

<p>Bu nedenle Owusu’nun Erzurumspor’a transferi, kulüplerden gelecek resmî duyuruya kadar kesinleşmiş transfer olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>[1] L’Équipe<br />
[2] Opta Analyst</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/erzurumspor-elisha-owusu-ile-anlasti-fransadan-transfer-haberi</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 05:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8354-1.jpeg" type="image/jpeg" length="39429"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kirpiklerden Saç Derisine: İnsan Vücudunda Yaşayabilen Küçük Canlılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kirpiklerden-sac-derisine-insan-vucudunda-yasayabilen-kucuk-canlilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kirpiklerden-sac-derisine-insan-vucudunda-yasayabilen-kucuk-canlilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan derisi yalnızca bize ait bir yüzey değil; mikroskobik canlılardan parazitlere kadar pek çok organizmayla temas halinde. Çoğu sorun çıkarmazken bazıları kaşıntı, döküntü ve enfeksiyona yol açabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yüzünüzü yıkadınız, saçınızı taradınız ve yatağınıza girdiniz. Dışarıdan bakıldığında cildinizde hiçbir şey görünmüyor olabilir. Oysa insan derisi, saç kökleri ve çevremiz gözle seçilemeyecek kadar küçük canlılarla sürekli temas halinde.</p>

<p>Bu durum ilk duyulduğunda ürkütücü gelebilir. Fakat önemli bir ayrım var: Vücudumuzda veya cildimizin üzerinde bulunan her canlı hastalık anlamına gelmez.</p>

<p>İnsan derisi bakteriler, mantarlar, virüsler ve bazı mikroskobik akarlarla birlikte yaşayan karmaşık bir biyolojik ortamdır. Bunların önemli bir bölümü normal deri yaşamının parçasıdır. Buna karşılık uyuz akarı ve bit gibi bazı canlılar gerçek bir parazit enfestasyonuna yol açabilir. Tahtakurusu, pire ve kene gibi canlılar ise genellikle sürekli insan vücudunda yaşamaz; beslenmek amacıyla insanla temas eder.</p>

<p>Bu nedenle kaşıntının kaynağını doğru ayırt etmek önemlidir.</p>

<p>Yüzümüzde mikroskobik akarlar bulunabilir</p>

<p>İnsan cildinin en ilginç sakinlerinden biri Demodex adı verilen mikroskobik akarlardır.</p>

<p>Özellikle yüz bölgesindeki kıl kökleri ve yağ bezleri çevresinde bulunabilen Demodex folliculorum ve Demodex brevis, çıplak gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Burun, alın, yanaklar ve kirpik çevresi sık bulundukları bölgeler arasındadır.</p>

<p>Buradaki kritik nokta şu:</p>

<p>Demodex bulunması tek başına hastalık demek değildir.</p>

<p>Bu akarlar birçok kişide herhangi bir belirti oluşturmadan bulunabilir. Bilimsel bilgiler, deri üzerindeki mikroorganizmaların ve bazı akarların sağlıklı cilt ortamının bir parçası olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Bazı durumlarda Demodex yoğunluğunun artması belirli deri veya göz kapağı sorunlarıyla ilişkilendirilebilir. Ancak yalnızca kaşıntı veya yüzde kızarıklık bulunması, kişinin Demodex sorunu yaşadığı anlamına gelmez.</p>

<p>Uyuz akarı ise farklı: Derinin üst tabakasına yerleşiyor</p>

<p>Demodex ile uyuz birbirine karıştırılmamalıdır.</p>

<p>Uyuz, Sarcoptes scabiei var. hominis adı verilen mikroskobik akarın yol açtığı bulaşıcı bir deri hastalığıdır. Dişi akar derinin en üst tabakasına tüneller açarak yerleşir.</p>

<p>En karakteristik yakınmalardan biri özellikle geceleri şiddetlenen kaşıntıdır.</p>

<p>Küçük kabarıklıklar ve döküntüler görülebilir. Parmak araları, el bilekleri, koltuk altları, bel çevresi, kalça ve genital bölge sık etkilenen alanlar arasındadır.</p>

<p>İlk kez uyuz geçiren bir kişide belirtilerin ortaya çıkması haftalar sürebilir. Bu süre içerisinde kişi henüz belirgin yakınması olmasa bile enfestasyonu başkalarına aktarabilir.</p>

<p>Uyuzun temel bulaş yolu genellikle uzun süreli yakın ten temasıdır. Daha seyrek olarak giysi, havlu ve yatak takımı gibi eşyalar üzerinden de bulaş gerçekleşebilir.</p>

<p>“Temiz insan uyuz olmaz” düşüncesi doğru değil</p>

<p>Uyuz konusunda en yaygın yanlış inanışlardan biri hastalığın yalnızca kişisel temizliği yetersiz kişilerde ortaya çıktığı düşüncesidir.</p>

<p>Bu doğru değildir.</p>

<p>Uyuz her yaştan ve farklı yaşam koşullarından insanı etkileyebilir. Yakın ve uzun süreli fiziksel temas bulaş açısından kişisel temizlikten çok daha belirleyicidir.</p>

<p>Aynı evde yaşayanlarda veya yakın temaslı kişilerde benzer kaşıntıların başlaması bu nedenle önemli bir ipucu olabilir.</p>

<p>Tanı konulduğunda yalnızca belirtileri olan kişinin değil, yakın temaslıların da değerlendirilmesi yeniden bulaşmanın önlenmesi açısından önem taşır.</p>

<p>Bitler insan üzerinde yaşayabilen gerçek parazitler arasında</p>

<p>İnsanlarda farklı bit türleri görülebilir. Baş biti saçlı deride, vücut biti daha çok giysilerin dikiş bölgelerinde yaşayıp beslenmek için cilde gelir; kasık biti ise çoğunlukla daha kalın kılların bulunduğu bölgeleri tutar.</p>

<p>Baş bitinde en sık yakınmalardan biri saçlı deride kaşıntıdır.</p>

<p>Saç tellerine sıkıca tutunmuş yumurtalar, yani sirkeler görülebilir. Kepekten farklı olarak bunların saç telinden kolayca ayrılmaması dikkat çekicidir.</p>

<p>Bitlenme de yalnızca “temizlik sorunu” olarak görülmemelidir. Özellikle baş biti yakın temasın yoğun olduğu ortamlarda kolaylıkla yayılabilir.</p>

<p>Yoğun kaşıma ise derinin tahriş olmasına ve ikincil bakteriyel enfeksiyonlara zemin hazırlayabilir.</p>

<p>Tahtakurusu vücudunuzda yaşamaz</p>

<p>Sabah uyandığınızda kolunuzda veya bacağınızda yan yana ya da çizgi şeklinde kaşıntılı kabarıklıklar görmek tahtakurusunu akla getirebilir.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrıntı var:</p>

<p>Tahtakuruları bit veya uyuz akarı gibi insan vücudunda sürekli yaşamaz.</p>

<p>Genellikle yatak, baza, mobilya çatlakları ve benzeri saklanma alanlarında bulunur; çoğunlukla gece ortaya çıkarak kanla beslenir ve ardından saklandığı yere döner.</p>

<p>Isırıklar kaşıntılı kabarıklıklara neden olabilir. Bazı kişilerde belirgin bir reaksiyon oluşurken bazılarında çok az iz görülebilir.</p>

<p>Üstelik yalnızca ısırıkların görüntüsüne bakarak tahtakurusu tanısı koymak güvenilir değildir. Sivrisinek, pire ve bazı deri hastalıkları benzer görünümler oluşturabilir.</p>

<p>Yatak veya mobilyada canlı böcekler, yumurtalar, küçük kan lekeleri ya da diğer enfestasyon belirtilerinin araştırılması gerekebilir.</p>

<p>Pireler de genellikle insan vücuduna yerleşmez</p>

<p>Pireler insanı ısırabilir ancak çoğu durumda insan vücudunda kalıcı olarak yaşamaz.</p>

<p>Evcil hayvanlar ve yaşam ortamı önemli kaynaklar olabilir. Isırıklar özellikle ayak bilekleri ve alt bacaklarda küçük, kaşıntılı kırmızı kabarıklıklar oluşturabilir.</p>

<p>Fakat görünüş tek başına yeterli değildir. Çünkü farklı böcek ısırıkları birbirine oldukça benzeyebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca derideki kabarıklığın biçiminden hangi canlının sorumlu olduğunu kesin olarak söylemek her zaman mümkün değildir.</p>

<p>Keneler cilde tutunabilir ancak kalıcı sakinlerimiz değildir</p>

<p>Kene de “vücutta yaşayan canlılar” ifadesi kullanılırken dikkatle ayrılması gereken örneklerden biridir.</p>

<p>Keneler insan derisine tutunarak kanla beslenebilir ancak normalde insan üzerinde sürekli yaşayan canlılar değildir.</p>

<p>Önemleri yalnızca ısırığın oluşturduğu deri reaksiyonundan kaynaklanmaz. Bazı kene türleri yaşanılan coğrafyaya bağlı olarak çeşitli enfeksiyon etkenlerini taşıyabilir.</p>

<p>Türkiye açısından kene temasının ayrıca önem taşımasının nedenlerinden biri Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi riskidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vücuda tutunmuş bir kene fark edildiğinde ezmek, üzerine kimyasal madde dökmek veya yakmaya çalışmak yerine uygun biçimde çıkarılması ve kişinin risk durumuna göre sağlık kuruluşunca değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p>Her kaşıntıyı parazite bağlamak da yanlış</p>

<p>Kaşıntı oldukça yaygın bir belirtidir ve nedenleri yalnızca parazitler değildir.</p>

<p>Egzama, kuru cilt, alerjik reaksiyonlar, ürtiker, mantar enfeksiyonları, bazı ilaçlar ve çeşitli sistemik hastalıklar da kaşıntıya yol açabilir.</p>

<p>Örneğin gece kaşıntısının artması uyuz açısından dikkat çekici olsa da tek başına uyuz tanısı koydurmaz.</p>

<p>Benzer şekilde birkaç kırmızı kabarıklık görmek de mutlaka tahtakurusu veya pire bulunduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Tanıda döküntünün dağılımı, kaşıntının zamanı, evde başka kişilerin etkilenip etkilenmediği, yakın temas öyküsü, seyahat ve yaşam ortamı birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Cildimizin görünmeyen dünyasının büyük kısmı düşman değil</p>

<p>“Vücudumuzda canlılar yaşıyor” ifadesi kolaylıkla ürkütücü bir manşete dönüşebilir. Bilimsel tablo ise bundan çok daha dengelidir.</p>

<p>Sağlıklı insan derisi steril değildir.</p>

<p>Bakteriler, mantarlar, virüsler ve bazı mikroskobik canlılardan oluşan deri mikrobiyotası cildin doğal biyolojik ortamının parçasıdır. Araştırmalar bu topluluğun cilt bariyeri ve bağışıklık sistemiyle karmaşık bir ilişki içinde olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Bu nedenle ciltte mikroorganizma bulunmasıyla parazit enfestasyonu aynı şey değildir.</p>

<p>Demodex gibi bazı akarlar belirti vermeden bulunabilirken, uyuz akarı veya bit varlığı değerlendirme ve uygun tedavi gerektirir. Tahtakurusu ve pire gibi canlılarda ise kişinin yanı sıra yaşadığı çevrenin kontrolü de önem kazanır.</p>

<p>Aşırı temizlik çözüm olmayabilir</p>

<p>Vücudumuzdaki mikroskobik yaşamı öğrenince ilk düşünce cildi mümkün olduğunca “steril” hale getirmek olabilir.</p>

<p>Ancak insan cildinin steril olması gerekmez.</p>

<p>Gereksiz antiseptik kullanımı, sert temizleyicilerle sık yıkama veya deriyi sürekli ovalamak cilt bariyerini bozarak kuruluk ve tahrişi artırabilir.</p>

<p>Özellikle nedeni bilinmeyen kaşıntıda rastgele böcek ilacı, parazit ilacı veya güçlü kimyasal ürünlerin cilde uygulanması doğru değildir.</p>

<p>Önce sorunun gerçekten bir parazitten kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurmak gerekir?</p>

<p>Gece belirgin şekilde artan ve günlerce devam eden yoğun kaşıntı, parmak aralarında veya bileklerde çizgi şeklinde döküntüler, aynı evde birden fazla kişide benzer yakınmalar ya da saçta canlı bit ve saç tellerine sıkıca yapışmış sirkeler fark edilmesi değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Döküntünün hızla yayılması, yoğun kaşıma sonrasında irin, artan kızarıklık, sıcaklık veya ağrı gelişmesi ikincil enfeksiyon ihtimalini düşündürebilir.</p>

<p>Böcek ısırığı sonrasında nefes almada güçlük, dil veya boğazda şişme ya da yaygın ve ağır alerjik reaksiyon belirtileri gelişirse acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>En önemli ayrım: Her küçük canlı zararlı değildir</p>

<p>İnsan vücudu, düşündüğümüzden çok daha hareketli bir mikroskobik dünyaya ev sahipliği yapıyor.</p>

<p>Bazı canlılar hayatımız boyunca bizimle birlikte bulunabilir ve hiçbir sorun oluşturmayabilir. Bazıları geçici ziyaretçilerdir. Bazıları ise gerçek bir parazit olarak hastalığa neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle mesele vücudumuzda başka canlıların bulunup bulunmaması değil, hangi canlının nerede bulunduğu ve sağlığımızı etkileyip etkilemediğidir.</p>

<p>Kaşıntı ve döküntünün kaynağını doğru belirlemek, hem gereksiz tedavilerden kaçınmanın hem de gerçekten tedavi edilmesi gereken uyuz veya bit gibi durumları gözden kaçırmamanın en güvenli yoludur.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. JAMA – Scabies, Bedbug, and Body Lice Infestations: A Review – Cristina Thomas, Herbert Castillo Valladares, Timothy G. Berger, Aileen Y. Chang – 2024 – DOI: 10.1001/jama.2024.13896<br />
2. Journal of the American Academy of Dermatology – Ectoparasites: Scabies – Cristina Thomas, Sarah J. Coates, Daniel Engelman, Olivier Chosidow, Aileen Y. Chang – 2020 – DOI: 10.1016/j.jaad.2019.05.109<br />
3. Journal of the American Academy of Dermatology – The Human Skin Microbiome in Health – Margaret A. MacGibeny ve arkadaşları – 2025 – DOI: 10.1016/j.jaad.2024.07.1498<br />
4. Clinical Microbiology Reviews – Laboratory Identification of Arthropod Ectoparasites – Blaine A. Mathison, Bobbi S. Pritt – 2014 – DOI: 10.1128/CMR.00008-13<br />
5. American Academy of Dermatology – Scabies: Overview, Signs and Symptoms, Diagnosis and Treatment<br />
6. American Academy of Dermatology – Bedbugs: Signs and Symptoms, Diagnosis and Treatment<br />
7. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri – Scabies: Clinical and Laboratory Information</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kirpiklerden-sac-derisine-insan-vucudunda-yasayabilen-kucuk-canlilar</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 00:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8350.jpeg" type="image/jpeg" length="53597"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84189"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="45445"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55854"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12894"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86437"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="37268"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
