<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 13 Oct 2026 19:56:01 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Besim Ömer Paşa Titanic’i Gerçekten Kaçırdı mı? Tarihî Belgeler Ne Söylüyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/besim-omer-pasa-titanici-gercekten-kacirdi-mi-tarihi-belgeler-ne-soyluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/besim-omer-pasa-titanici-gercekten-kacirdi-mi-tarihi-belgeler-ne-soyluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk tıp tarihinin önemli isimlerinden Besim Ömer Paşa’nın Titanic faciasından son anda kurtulduğu iddiası, 1936 tarihli röportaj ve 2025 yılında yayımlanan akademik araştırmayla yeniden gündemde. Belgeler, yıllardır anlatılan hikâyenin önemli ayrıntılarını doğrulamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ahmet Balcı</p>

<p>Araştırmacı Yazar</p>

<p>Türk tıp tarihinin öncü hekimlerinden Besim Ömer Paşa’nın 1912 yılında Titanic gemisine bilet aldığı, ancak treni geciktiği için gemiye binemeyerek büyük faciadan kurtulduğu <img alt="Besim Ömer Paşa Titanic’i Gerçekten Kaçırdı mı?" class="detail-photo img-fluid" height="1467" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2414.jpeg" width="1320" />hikâyesi uzun yıllardır anlatılıyor. Gazete haberlerine, akademik yayınlara ve biyografik çalışmalara konu olan bu anlatı, tarihî belgeler incelendiğinde önemli soru işaretleri barındırıyor.</p>

<p></p>

<p>2025 yılında Dr. Aydın Bayarslan tarafından hazırlanan “Besim Ömer ve Titanik: Olmayan Yolculuğun Hikayesi” başlıklı akademik bildiri, söz konusu iddianın kaynaklarını araştırarak yıllardır tekrarlanan bilgilerin önemli bölümünün doğrulanamadığını ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu ise Besim Ömer Paşa’nın henüz hayattayken verdiği 1936 tarihli röportaj ile ölümünden sonra yayımlanan 1945 tarihli anlatı arasındaki farklılıklar oldu.</p>

<p>Titanic Faciasından Kurtulan Türk Doktor Hikâyesi Nasıl Ortaya Çıktı?</p>

<p>15 Nisan 1912’de Kuzey Atlantik’te batan Titanic, denizcilik tarihinin en büyük facialarından birine sahne oldu. Felaketin ardından gemiye binmekten son anda vazgeçen veya yolculuğunu iptal eden kişilerin hikâyeleri de kamuoyunda geniş yer buldu.</p>

<p>Türkiye’de bu anlatılarla özdeşleşen isimlerden biri, kadın hastalıkları ve doğum alanındaki çalışmalarıyla tanınan Besim Ömer Paşa oldu.</p>

<p>Yaygın hikâyeye göre Besim Ömer Paşa, Amerika Birleşik Devletleri’nde katılacağı bir toplantı için Titanic’e bilet almıştı. Ancak Avrupa’daki tren yolculuğunda yaşanan gecikme nedeniyle gemiye yetişememiş ve böylece faciadan kurtulmuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hikâyenin bazı versiyonlarında kötü hava koşulları nedeniyle trenin geciktiği, bazılarında ise otel görevlisinin kendisini zamanında uyandırmadığı ileri sürülüyor.</p>

<p>Ancak bu ayrıntıları doğrulayan bir Titanic bileti, kesinleşmiş rezervasyon kaydı veya döneme ait başka bir belge ortaya konulamamış durumda.</p>

<p>1936 Yılındaki Röportajda Ne Anlatıyor?</p>

<p>Araştırmanın merkezinde, 21 Aralık 1936 tarihinde Akşam gazetesinde yayımlanan ve Hikmet Feridun Es tarafından hazırlanan röportaj bulunuyor.</p>

<p>“Meşhur Titanik Vapuru ile Beraber Batıp Boğulmaktan Nasıl Kurtuldum?” başlığıyla yayımlanan röportajda Besim Ömer Paşa, Amerika yolculuğuna ilişkin hatıralarını anlatıyor.</p>

<p>Paşa’nın açıklamalarından Titanic ile seyahat etmeyi düşündüğü anlaşılıyor. Ancak anlatımında, uzun tren yolculuğunun ardından Paris’te birkaç gün dinlenmeyi tercih ettiği görülüyor.</p>

<p>Bu açıklama, sonradan yaygınlaşan tren gecikmesi veya gemiye yetişememe hikâyesinden önemli ölçüde farklı.</p>

<p>Daha da önemlisi, röportaj Besim Ömer Paşa henüz hayattayken yayımlanmış olması nedeniyle doğrudan tarihî tanıklık niteliği taşıyor.</p>

<p>Bununla birlikte röportaj, Paşa’nın Titanic için kesin olarak bilet satın aldığını belgelemiyor.</p>

<p>1945 Yılında Hikâye Değişiyor</p>

<p>Besim Ömer Paşa’nın 19 Mart 1940 tarihinde hayatını kaybetmesinden yaklaşık beş yıl sonra, 22 Şubat 1945’te Akşam gazetesinde yeni bir anlatı yayımlandı.</p>

<p>Hikmet Feridun Es imzalı ve daha sonra “Tanımadığımız Meşhurlar” adlı kitapta da yer alan bu metin, Besim Ömer Paşa’nın Titanic’e bilet aldığı ve çeşitli nedenlerle gemiye yetişemediği hikâyesinin yaygınlaşmasında önemli rol oynadı.</p>

<p>Dr. Aydın Bayarslan’ın araştırmasına göre bu metinde tarihî bir hata da bulunuyor. Besim Ömer Paşa’nın katılacağı uluslararası toplantının Boston’da yapılacağı belirtilirken, toplantının gerçek adresi Washington’du.</p>

<p>1945 tarihli anlatının sonraki yıllarda başka yayınlar tarafından tekrarlandığı ve zamanla akademik çalışmalara da kaynak olduğu görülüyor.</p>

<p>Böylece ilk elden doğrulanamayan ayrıntılar, birçok metinde kesinleşmiş tarihî olaylar gibi aktarılmaya başlandı.</p>

<p>Amerika’ya Titanic ile Değil, Olympic ile Gitti</p>

<p>Besim Ömer Paşa’nın 1912 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne seyahat ettiği ise tarihî belgelerle doğrulanıyor.</p>

<p>Paşa, 7–17 Mayıs 1912 tarihlerinde Washington’da gerçekleştirilen 9. Uluslararası Kızılhaç Konferansı’na Osmanlı temsilcisi olarak katıldı.</p>

<p>Araştırmada yer verilen Nihat Reşat Belger’in hatıraları, Amerika yolculuğuna ilişkin farklı bir tablo ortaya koyuyor.</p>

<p>Belger’in anlatımına göre Besim Ömer Paşa ile birlikte Titanic’in kardeş gemisi Olympic ile Atlantik Okyanusu’nu geçtiler.</p>

<p>Yolculuk sırasında Titanic faciasının üzerinden yaklaşık 15 gün geçmişti. Bu nedenle gemideki yolcular arasında felaketin yarattığı endişe hâlâ hissediliyordu.</p>

<p>Belger’in hatıralarında Besim Ömer Paşa’nın Titanic için bilet aldığına veya bir tren gecikmesi nedeniyle gemiyi kaçırdığına ilişkin bir bilgi bulunmuyor.</p>

<p>Titanic’i Kaçıran Tek Yolcu Olduğu İddiası da Doğru Değil</p>

<p>Besim Ömer Paşa hakkındaki anlatının bir başka tartışmalı yönü, Titanic’e bilet aldığı hâlde gemiye binemeyen tek kişi olduğu iddiası.</p>

<p>Titanic yolcuları ve seyahat kayıtları üzerine çalışan Encyclopedia Titanica, yolculuğunu iptal eden veya gemiye binemeyen çok sayıda kişinin bulunduğunu belgeliyor.</p>

<p>Bazı yolcuların bilet ve rezervasyon kayıtları mevcutken, bazılarının hikâyeleri yalnızca gazete haberlerine veya aile anlatılarına dayanıyor.</p>

<p>Bu nedenle Besim Ömer Paşa’nın Titanic’e binemeyen tek kişi olduğu iddiası tarihî kayıtlarla bağdaşmıyor.</p>

<p>Besim Ömer Paşa 1912 Yılında Gerçekten Bir Vapur Kazası Geçirdi</p>

<p>Araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri de Besim Ömer Paşa’nın Titanic ile bağlantısı bulunmayan gerçek bir deniz kazasına ilişkin belgeler.</p>

<p>Dönemin Tanin, Sabah ve Serbesti gazetelerinde yer alan kayıtlara göre Besim Ömer Paşa, 3 Ağustos 1912 tarihinde İstanbul’da meydana gelen bir vapur kazasında denize düştü.</p>

<p>Serbesti gazetesinin haberinde, Şirket-i Hayriye’ye ait iki vapurun çarpışması sırasında Besim Ömer Paşa’nın da aralarında bulunduğu bazı kişilerin suya düştüğü, Paşa’nın kurtarıldığı ve yaralandığı bildiriliyor.</p>

<p>Besim Ömer Paşa’nın Washington Konferansı hakkındaki raporunda da geçirdiği kaza nedeniyle bir süre çalışamadığına ilişkin kendi açıklamaları bulunuyor.</p>

<p>Dolayısıyla tarihî belgeler, Paşa’nın 1912 yılında gerçekten bir deniz kazası geçirdiğini doğruluyor. Ancak bu olayın Titanic faciasıyla herhangi bir bağlantısı bulunmuyor.</p>

<p>Besim Ömer Paşa Kimdir?</p>

<p>1862 yılında İstanbul’da doğan Besim Ömer Akalın, Osmanlı Devleti’nin son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan süreçte Türk tıbbının önde gelen isimlerinden biri oldu.</p>

<p>1885 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’den mezun olan Paşa, özellikle kadın hastalıkları, doğum, ebelik eğitimi ve çocuk sağlığı alanlarında önemli çalışmalar gerçekleştirdi.</p>

<p>Modern ebelik eğitiminin gelişmesine öncülük etmesi nedeniyle “Ebelerin Ebesi” olarak tanındı.</p>

<p>Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin gelişmesinde aktif rol üstlenen Besim Ömer Paşa, Darülfünun yöneticiliği ve rektörlük görevlerinde de bulundu. Kadınların tıp eğitimine kabul edilmesi sürecindeki katkıları, eğitim tarihindeki önemli çalışmalarından biri oldu.</p>

<p>19 Mart 1940’ta Ankara’da hayatını kaybeden Besim Ömer Paşa, çok sayıda tıp eseri, yetiştirdiği öğrenciler ve sağlık kurumlarının gelişmesine yaptığı katkılarla Türk tıp tarihinde kalıcı bir yer edindi.</p>

<p>Tarihî Belgelerin Ortaya Koyduğu Sonuç</p>

<p>Besim Ömer Paşa’nın Titanic ile Amerika’ya gitmeyi düşünmüş olması, 1936 tarihli röportajıyla destekleniyor. Ancak gemiye bilet aldığı, tren gecikmesi nedeniyle yolculuğu kaçırdığı ve faciada ölenler listesinde adının bulunduğu yönündeki iddiaları doğrulayan yeterli tarihî kanıt bulunmuyor.</p>

<p>2025 yılında yayımlanan araştırma, bir tarihî anlatının farklı kaynaklarda tekrar edilmesinin tek başına doğruluk kanıtı sayılamayacağını gösteriyor.</p>

<p>Besim Ömer Paşa’nın Türk tıp tarihindeki yeri ise bu tartışmadan bağımsız. Onu tarihî açıdan önemli kılan asıl miras, Titanic yolculuğu hakkında anlatılanlar değil; doğum bilimi, ebelik, tıp eğitimi ve sosyal sağlık hizmetleri alanındaki çalışmalarıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/besim-omer-pasa-titanici-gercekten-kacirdi-mi-tarihi-belgeler-ne-soyluyor</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 19:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2413.jpeg" type="image/jpeg" length="74704"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Monosit (MONO) Kaç Olmalı? %5, 10, 15 ve MON# Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/monosit-mono-kac-olmali-5-10-15-ve-mon-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/monosit-mono-kac-olmali-5-10-15-ve-mon-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Monosit (MONO), enfeksiyon ve inflamasyona karşı görev yapan beyaz kan hücresidir. MONO% ile MON# farklıdır; %5, 10, 15 ve mutlak monosit sonuçları tek başına enfeksiyon veya kan hastalığı tanısı koydurmaz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>MONOSİT (MONO) NEDİR?</p>

<p>Monosit, bağışıklık sisteminde görev yapan beyaz kan hücrelerinden biridir. Mikroorganizmaların temizlenmesine, hasarlı hücrelerin uzaklaştırılmasına ve inflamasyonun düzenlenmesine yardımcı olur. Hemogramda MONO, MON%, MON# veya MON şeklinde görülebilir.</p>

<p>Monosit yüksekliği enfeksiyonlar, inflamatuvar hastalıklar ve bazı kan hastalıklarıyla ilişkili olabilir. Düşüklüğü ise ilaçlar, ağır enfeksiyonlar veya kemik iliği sorunlarında görülebilir. Tek başına monosit sonucu hastalık tanısı koydurmaz.</p>

<p>MONOSİT KAÇ OLMALI?</p>

<p>Erişkinlerde monositler genellikle beyaz kan hücrelerinin yaklaşık %2–8’ini oluşturur. Bazı laboratuvarlarda %10 veya biraz üzeri normal kabul edilebilir.</p>

<p>Mutlak monosit sayısı için yaklaşık 200–800/µL sık kullanılan referans aralığıdır. Ancak laboratuvara göre üst sınır 600 veya 1.000/µL olabilir.</p>

<p>Bu nedenle kişinin kendi hemogram raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>MONO %5 NE DEMEK?</p>

<p>Monosit oranının %5 olması çoğu yetişkin referans aralığında normaldir.</p>

<p>Tek başına enfeksiyon veya inflamasyon düşündürmez. Ancak diğer beyaz kan hücrelerinin sayıları da önemlidir.</p>

<p>MONO %10 NE DEMEK?</p>

<p>MONO %10 bazı laboratuvarlarda normalin üst sınırında, bazılarında hafif yüksek kabul edilebilir.</p>

<p>Yakın zamanda geçirilen enfeksiyon veya inflamasyonla ilişkili olabilir. Ancak gerçek monosit artışı olup olmadığı MON# ile anlaşılır.</p>

<p>MONO %15 NE DEMEK?</p>

<p>MONO %15 çoğu laboratuvarda yüksek bir monosit oranıdır.</p>

<p>Ancak yalnızca yüzde yüksekliği gerçek monositoz anlamına gelmez. Toplam WBC düşük olduğunda mutlak monosit sayısı normal kalabilir.</p>

<p>Bu nedenle MON# sonucu mutlaka değerlendirilmelidir.</p>

<p>MONO% İLE MON# ARASINDAKİ FARK NEDİR?</p>

<p>MONO%, beyaz kan hücrelerinin yüzde kaçının monosit olduğunu gösterir. MON# ise kandaki mutlak monosit sayısıdır.</p>

<p>Örneğin WBC 4.000/µL ve MONO %15 ise mutlak monosit sayısı 600/µL’dir.</p>

<p>Yüzde yüksek olmasına rağmen mutlak sayı birçok laboratuvarda normal olabilir.</p>

<p>Bu nedenle gerçek monositoz değerlendirmesinde MON# daha önemlidir.</p>

<p>MON# 0.5, 1 VE 1.5 NE DEMEK?</p>

<p>MON# genellikle K/µL veya 10⁹/L birimiyle raporlanır.</p>

<p>MON# 0,5: 500/µL’dir. Çoğu yetişkin referans aralığında normaldir.</p>

<p>MON# 1,0: 1.000/µL’dir. Birçok laboratuvarda yüksek veya üst sınırda kabul edilir.</p>

<p>MON# 1,5: 1.500/µL’dir. Belirgin mutlak monosit yüksekliğidir.</p>

<p>Bu sonuçlar tek başına enfeksiyon veya kan hastalığı tanısı koydurmaz. Özellikle yüksekliğin kalıcı olup olmadığı önemlidir.</p>

<p>MONOSİT YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>Monosit yüksekliğine monositoz denir.</p>

<p>Viral veya bakteriyel enfeksiyonlar, tüberküloz gibi kronik enfeksiyonlar, romatoid artrit ve inflamatuvar bağırsak hastalıkları gibi inflamatuvar durumlar nedenler arasındadır.</p>

<p>Bazı kişilerde akut enfeksiyonun iyileşme döneminde geçici monosit artışı görülebilir.</p>

<p>Daha nadiren bazı kemik iliği ve kan hastalıklarında kalıcı monositoz ortaya çıkabilir.</p>

<p>MONOSİT YÜKSEKLİĞİ ENFEKSİYON MU?</p>

<p>Her zaman değil.</p>

<p>Enfeksiyonlarda monosit sayısı artabilir ancak monosit yüksekliği bakteriyel veya viral enfeksiyonu birbirinden kesin biçimde ayırt etmez.</p>

<p>Özellikle CRP, nötrofil, lenfosit, WBC ve kişinin belirtileri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>MONOSİT YÜKSEKLİĞİ LÖSEMİ Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Monosit yüksekliğinin çok sayıda enfeksiyöz ve inflamatuvar nedeni vardır.</p>

<p>Ancak uzun süre devam eden, açıklanamayan mutlak monositozda kronik miyelomonositik lösemi (CMML) gibi kemik iliği hastalıkları da ayırıcı tanıya girebilir.</p>

<p>CMML değerlendirmesinde mutlak monosit sayısının en az 500/µL olması ve monositlerin lökositlerin en az %10’unu oluşturması gibi ölçütler, yüksekliğin sürekliliği ve diğer hematolojik bulgularla birlikte ele alınır.</p>

<p>Bu değerlerin görülmesi tek başına CMML tanısı değildir.</p>

<p>MONOSİT YÜKSEK AMA WBC NORMAL OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Toplam beyaz kan hücresi sayısı normal olduğu halde monositlerin oranı veya mutlak sayısı yüksek olabilir.</p>

<p>Özellikle diğer beyaz kan hücresi türlerinin oranı azaldığında MONO% göreceli olarak yükselebilir.</p>

<p>Bu nedenle WBC normal diye monosit sonucunun önemsiz olduğu veya MONO% yüksek diye gerçek monositoz bulunduğu söylenemez.</p>

<p>MONOSİT DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Monosit düşüklüğüne monositopeni denir.</p>

<p>Kemoterapi, kortikosteroid kullanımı, bazı ciddi enfeksiyonlar, kemik iliği baskılanması ve nadir bağışıklık sistemi hastalıkları monosit sayısını azaltabilir.</p>

<p>Merck Manual, mutlak monosit sayısının 200/µL’nin altında olmasını monositopeni olarak tanımlar.</p>

<p>Ancak tek bir hafif düşük sonuç mutlaka ciddi hastalık anlamına gelmez.</p>

<p>MONOSİT DÜŞÜKLÜĞÜ TEHLİKELİ Mİ?</p>

<p>Monosit sayısının hafif düşmesi çoğu zaman tek başına belirgin bir klinik sorun oluşturmaz.</p>

<p>Ancak ağır veya kalıcı monositopeni, özellikle diğer beyaz kan hücrelerinde de düşüklük bulunuyorsa, enfeksiyon riskinin artmasıyla ilişkili olabilir.</p>

<p>Riskin derecesi monosit sayısından çok altta yatan hastalığa ve bağışıklık sisteminin genel durumuna bağlıdır.</p>

<p>MONOSİT YÜKSEKLİĞİNDE HANGİ TESTLER YAPILIR?</p>

<p>Öncelikle hemogramın tamamı ve önceki sonuçlar değerlendirilir.</p>

<p>Gerektiğinde periferik yayma, CRP ve diğer inflamasyon testleri, enfeksiyon incelemeleri veya romatolojik testler istenebilir.</p>

<p>Kalıcı ve açıklanamayan belirgin monositozda hematoloji değerlendirmesi ve daha ileri incelemeler gerekebilir.</p>

<p>MONOSİT NASIL DÜŞÜRÜLÜR VEYA YÜKSELTİLİR?</p>

<p>Amaç monosit rakamını doğrudan değiştirmek değil, altta yatan nedeni tedavi etmektir.</p>

<p>Enfeksiyon veya inflamasyona bağlı yükseklik neden düzeldiğinde gerileyebilir. İlaç kaynaklı düşüklükte ise tedavi hekim tarafından yeniden değerlendirilebilir.</p>

<p>Yalnızca monosit değerini değiştirmek amacıyla antibiyotik, kortizon veya takviye kullanılmamalıdır.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>MONO %10 yüksek mi?</p>

<p>Laboratuvara göre değişir. Bazı referanslarda üst sınırdadır. Gerçek monosit artışı için MON# değerlendirilmelidir.</p>

<p>MONO %15 tehlikeli mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yüzdesel olarak yüksektir ancak tek başına tehlikeli değer değildir. Mutlak monosit sayısı ve diğer hemogram bulguları önemlidir.</p>

<p>MON# 0.5 normal mi?</p>

<p>Evet. 500/µL çoğu yetişkin referans aralığında normaldir.</p>

<p>MON# 1.5 yüksek mi?</p>

<p>Evet. 1.500/µL belirgin mutlak monosit yüksekliğidir. Özellikle kalıcıysa nedeninin araştırılması gerekir.</p>

<p>Monosit yüksekliği kanser mi?</p>

<p>Hayır. Enfeksiyon ve inflamasyon gibi çok sayıda neden bulunur. Ancak açıklanamayan kalıcı yüksekliklerde hematolojik hastalıklar da değerlendirilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Monosit yüksekliği tek başına lösemi, düşüklüğü ise bağışıklık yetmezliği tanısı değildir. Kalıcı belirgin monositoza açıklanamayan ateş, kilo kaybı, gece terlemesi veya diğer kan hücrelerinde bozukluk eşlik ediyorsa hematolojik değerlendirme önemlidir. Bağışıklığı baskılanmış kişilerde ateş veya ciddi enfeksiyon belirtileri hızlı değerlendirme gerektirir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Cleveland Clinic — Monocytes: Function, Range &amp; Related Conditions.</li>
 <li>Merck Manual — Monocyte Disorders; Monocytopenia.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/monosit-mono-kac-olmali-5-10-15-ve-mon-ne-demek</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 19:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/genel/kan-biyokimya-idrar-hormon-genetik-tahlilleri.jpg" type="image/jpeg" length="44576"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Ömer Özkan ve Rektör Özlenen Özkan Trafik Kazası Geçirdi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-omer-ozkan-ve-rektor-ozlenen-ozkan-trafik-kazasi-gecirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-omer-ozkan-ve-rektor-ozlenen-ozkan-trafik-kazasi-gecirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ve eşi Prof. Dr. Ömer Özkan, Samsun’da beş aracın karıştığı trafik kazası geçirdi. Özkan çiftinin sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ile organ nakli alanındaki çalışmalarıyla tanınan eşi Prof. Dr. Ömer Özkan, Samsun’da meydana gelen zincirleme trafik kazasına karıştı. İki profesörün, Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Rektörü Prof. Dr. Fatma Aydın’ın makam aracıyla havalimanına gittikleri sırada yaşanan kazanın ardından sağlık durumlarının iyi olduğu bildirildi.</p>

<p>Beş aracın karıştığı kaza Tekkeköy’de meydana geldi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaza, 12 Ekim 2026 Pazartesi günü saat 19.30 sıralarında Samsun’un Tekkeköy ilçesinde meydana geldi.</p>

<p>Yol çalışmasının bulunduğu bölgede öndeki bir aracın yavaşlaması üzerine Prof. Dr. Fatma Aydın’ın makam aracının sürücüsü de hızını düşürdü. Bu sırada arkadan gelen üç otomobilin art arda çarpmasıyla beş aracın karıştığı zincirleme kaza yaşandı.</p>

<p>Kazada rektörlük makam aracında hafif hasar oluşurken diğer araçlardan bazılarında ağır hasar meydana geldi.</p>

<p>Prof. Dr. Ömer Özkan’a tomografi çekildi</p>

<p>Kazanın ardından Prof. Dr. Ömer Özkan’ın sağlık durumuna ilişkin bilgiler paylaşıldı.</p>

<p>Kazada kafatasında kanama şüphesi bulunan Prof. Dr. Ömer Özkan’a tıbbi müdahalede bulunuldu. Daha sonra Antalya’ya dönen Özkan’ın yapılan tomografi incelemesinde olumsuz bir bulguya rastlanmadığı bildirildi.</p>

<p>Kazanın ardından bel ağrısı yaşayan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan’ın da genel sağlık durumunun iyi olduğu aktarıldı.</p>

<p>Akademik yıl açılışından dönüyorlardı</p>

<p>Özkan çifti, Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nin 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Töreni’ne katılmak üzere Samsun’a gitmişti.</p>

<p>OMÜ Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen törende açılış dersini veren Prof. Dr. Ömer Özkan, ekibiyle gerçekleştirdiği kol, rahim ve yüz nakli ameliyatlarının bilimsel ve cerrahi süreçlerini katılımcılarla paylaştı.</p>

<p>Törenin ardından Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Prof. Dr. Ömer Özkan, ev sahibi Rektör Prof. Dr. Fatma Aydın ile bir araya geldi.</p>

<p>Programın tamamlanmasının ardından Antalya’ya dönmek üzere havalimanına hareket eden Özkan çiftine Prof. Dr. Fatma Aydın da eşlik etti.</p>

<p>Kaza sırasında Prof. Dr. Ömer Özkan’ın sürücünün yanında, iki üniversite rektörünün ise aracın arka koltuğunda bulunduğu öğrenildi.</p>

<p>Türkiye’nin öncü nakil cerrahları arasında yer alıyorlar</p>

<p>Prof. Dr. Ömer Özkan ve Prof. Dr. Özlenen Özkan, Akdeniz Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilen ve Türk tıp tarihinde önemli yer tutan organ ve doku nakli ameliyatlarıyla tanınıyor.</p>

<p>Özkan çiftinin içinde bulunduğu cerrahi ekip, 2010 yılında Türkiye’nin ilk çift kol naklini, 2011 yılında dünyada kadavradan gerçekleştirilen ilk başarılı rahim naklini ve 2012 yılında Türkiye’nin ilk yüz naklini gerçekleştirdi.</p>

<p>Halen Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Özlenen Özkan ile Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, özellikle rekonstrüktif cerrahi ve kompozit doku nakli alanlarındaki çalışmalarıyla biliniyor.</p>

<p>Samsun’daki kazanın ardından yapılan ilk sağlık değerlendirmelerine göre her iki profesörün de genel durumunun iyi olduğu bildirildi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-omer-ozkan-ve-rektor-ozlenen-ozkan-trafik-kazasi-gecirdi</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 17:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2411.jpeg" type="image/jpeg" length="57984"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trafik Kazası Geçiren Genç Hekim İbrahim Can Büyükeşmeli Yaşamını Yitirdi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trafik-kazasi-geciren-genc-hekim-ibrahim-can-buyukesmeli-yasamini-yitirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trafik-kazasi-geciren-genc-hekim-ibrahim-can-buyukesmeli-yasamini-yitirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniğinde görev yapan Araştırma Görevlisi Dr. İbrahim Can Büyükeşmeli, geçirdiği trafik kazasının ardından hayatını kaybetti. Büyükeşmeli’nin cenazesi Denizli’nin Çardak ilçesinde defnedilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniğinde görev yapan Araştırma Görevlisi Dr. İbrahim Can Büyükeşmeli, geçirdiği trafik kazasının ardından tedavi gördüğü süreçte hayatını kaybetti.</p>

<p>Büyükeşmeli’nin vefatı üzerine Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetimi taziye mesajı yayımladı. Yerel basına yansıyan açıklamada, hastanede görev yapan araştırma görevlisi hekimin hayatını kaybettiği belirtilerek ailesine, yakınlarına ve sağlık camiasına başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>Dr. İbrahim Can Büyükeşmeli’nin cenazesinin 14 Ekim Çarşamba günü öğle namazını takiben Denizli’nin Çardak ilçesinde kılınacak cenaze namazının ardından Çardak Mezarlığı’nda toprağa verileceği bildirildi.</p>

<p>Dr. İbrahim Can Büyükeşmeli kimdir?</p>

<p>Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesinin akademik personel kayıtlarında araştırma görevlisi olarak yer alan Dr. İbrahim Can Büyükeşmeli, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı kadrosunda bulunuyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Büyükeşmeli, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniğinde hekim olarak görev yapıyordu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trafik-kazasi-geciren-genc-hekim-ibrahim-can-buyukesmeli-yasamini-yitirdi</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 17:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2406.jpeg" type="image/jpeg" length="67824"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cevizi Kahvaltıda Yemenin Beyin Üzerindeki Etkisi: 6 Saat Sonra Dikkat Çeken Sonuç]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cevizi-kahvaltida-yemenin-beyin-uzerindeki-etkisi-6-saat-sonra-dikkat-ceken-sonuc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cevizi-kahvaltida-yemenin-beyin-uzerindeki-etkisi-6-saat-sonra-dikkat-ceken-sonuc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cevizi sabah yemek, bazı zihinsel görevlerde gün içi performansı destekleyebilir. Ancak araştırmalar sabah saatlerinin en iyi zaman olduğunu göstermiyor; düzenli, dengeli beslenme daha önemli.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin sağlığı için ceviz tüketiminde en doğru zamanın sabah olduğuna ilişkin kesin bir bilimsel kanıt bulunmuyor. Ancak kahvaltıda ceviz tüketimini inceleyen kontrollü bir araştırma, gün içinde bazı dikkat ve hafıza testlerinde olumlu sonuçlar elde edilebileceğini gösteriyor. Bulgular özellikle ceviz yemenin saatinden çok, zihinsel performans üzerindeki olası kısa süreli etkilerine ışık tutuyor.</p>

<p>2025 yılında Food &amp; Function dergisinde yayımlanan araştırmada, sabah kahvaltısında 50 gram ceviz tüketen genç yetişkinlerin bazı zihinsel görevlerde daha hızlı tepki verdiği, hafıza testlerindeki olumlu farklılığın ise özellikle altıncı saatte ortaya çıktığı belirlendi. Bununla birlikte araştırma, cevizin sabah tüketilmesinin öğlen veya akşam tüketilmesinden daha yararlı olduğunu doğrudan karşılaştırmadı.</p>

<p>Ceviz Sabah Yenildiğinde Beyinde Ne Oluyor?</p>

<p>İngiltere'deki Reading Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü çalışmaya, 18-30 yaş aralığında 32 sağlıklı yetişkin katıldı.</p>

<p>Çift kör, randomize ve çapraz geçişli pilot araştırmada katılımcılar farklı günlerde iki ayrı kahvaltı tüketti. Kahvaltılardan biri 50 gram ceviz içerirken diğeri ceviz içermeyen, benzer enerji değerine sahip bir öğündü.</p>

<p>Araştırmacılar kahvaltıdan önce ve sonraki ikinci, dördüncü ve altıncı saatlerde katılımcıların bilişsel performansını değerlendirdi. Ayrıca beyin elektriksel aktivitesi ve bazı kan göstergeleri incelendi.</p>

<p>Ceviz içeren kahvaltının ardından, zihinsel esneklik ve tepki kontrolü gerektiren bazı görevlerde daha hızlı yanıtlar kaydedildi.</p>

<p>Bu sonuç, cevizin gün içerisindeki belirli bilişsel işlevleri destekleyebileceğini düşündürüyor. Ancak daha hızlı tepki vermek, bütün zihinsel becerilerin aynı ölçüde geliştiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Hafıza Testlerinde Asıl Fark 6 Saat Sonra Görüldü</p>

<p>Araştırmanın dikkat çekici yönlerinden biri, hafıza performansındaki değişimin gün boyunca aynı seyretmemesiydi.</p>

<p>Kahvaltıdan iki saat sonra yapılan hafıza testlerinde ceviz tüketen katılımcıların performansı kontrol kahvaltısına göre daha düşük bulundu.</p>

<p>Altıncı saatte ise sonuç tersine döndü. Ceviz tüketilen koşulda hafızadan geri çağırma performansı kontrol koşulunun üzerine çıktı.</p>

<p>Bu bulgu, cevizin olası bilişsel etkilerinin tüketimden hemen sonra değil, günün ilerleyen saatlerinde de görülebileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak tek bir küçük araştırmadan hareketle cevizin altı saat sonra hafızayı kesin olarak güçlendirdiği söylenemez. Araştırmada saptanan farklılıkların daha geniş katılımcı gruplarında tekrarlanması gerekiyor.</p>

<p>Ceviz Neden Beyin Sağlığıyla İlişkilendiriliyor?</p>

<p>Ceviz; çoklu doymamış yağ asitleri, bitkisel omega-3, polifenoller ve çeşitli mikrobesinler içeren bir besin.</p>

<p>Özellikle alfa-linolenik asit (ALA) adı verilen bitkisel omega-3 yağ asidi bakımından öne çıkıyor.</p>

<p>ALA, vücudun ihtiyaç duyduğu temel yağ asitlerinden biri. Ancak cevizdeki bitkisel omega-3 ile yağlı balıklarda bulunan EPA ve DHA aynı değildir. ALA'nın EPA ve DHA'ya dönüşümü sınırlıdır.</p>

<p>Cevizde bulunan polifenoller de antioksidan özellikleri nedeniyle araştırılıyor. Bu bileşiklerin hücresel süreçler ve oksidatif stres üzerindeki olası etkileri, beyin sağlığı açısından bilimsel ilgi görüyor.</p>

<p>Bununla birlikte bir besinin antioksidan içermesi, doğrudan hafızayı güçlendirdiği veya Alzheimer hastalığını önlediği anlamına gelmiyor.</p>

<p>2025 tarihli araştırmada beyin elektriksel aktivitesinde ve bazı metabolik göstergelerde farklılıklar gözlenmiş olsa da bunların bilişsel performans üzerindeki olası etkilerini açıklamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Ceviz Sabah mı Akşam mı Yenmeli?</p>

<p>Mevcut bilimsel veriler, beyin sağlığı açısından cevizin mutlaka sabah tüketilmesi gerektiğini göstermiyor.</p>

<p>Kahvaltıda ceviz tüketimine ilişkin olumlu sonuçlar, sabah saatlerinin diğer zamanlardan üstün olduğunu kanıtlamıyor. Çünkü ilgili araştırmada farklı tüketim saatleri değil, cevizli ve cevizsiz kahvaltılar karşılaştırıldı.</p>

<p>Bu nedenle ceviz sabah kahvaltısında, öğle öğününde veya gün içerisinde ara öğün olarak tüketilebilir.</p>

<p>Sabahları yulaf, yoğurt veya başka kahvaltılıklarla birlikte ceviz yemek, dengeli bir öğün oluşturmanın pratik yollarından biri olabilir.</p>

<p>Özellikle ders çalışmadan veya yoğun zihinsel faaliyetlerden önce ceviz yemenin anında dikkat artışı sağlayacağına ilişkin yeterli kanıt da bulunmuyor.</p>

<p>Buradaki temel ayrım, bir besinin zihinsel performans üzerinde olası etkiler göstermesiyle belirli bir saatte tüketilmesinin üstünlüğünün kanıtlanmış olması arasındaki farktır.</p>

<p>Ceviz Gerçekten Hafızayı Güçlendiriyor mu?</p>

<p>Ceviz tüketimi ile bilişsel performans arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmaların sonuçları henüz kesin bir değerlendirme yapmaya yeterli değil.</p>

<p>Frontiers in Nutrition dergisinde 2024 yılında yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizde, farklı sert kabuklu yemişleri inceleyen beş randomize klinik araştırmanın toplam 928 katılımcıya ait verileri değerlendirildi.</p>

<p>Analizde, sert kabuklu yemiş tüketiminin genel bilişsel performans üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme sağladığı gösterilemedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu değerlendirme yalnızca cevizi değil, farklı yemişleri kapsıyordu. Ayrıca uzun süreli tüketimi inceleyen araştırmalara odaklanıyordu.</p>

<p>Dolayısıyla 2025 yılındaki tek öğünlük ceviz araştırmasının sonuçlarıyla doğrudan aynı soruyu yanıtlamıyor. Ancak her iki çalışma birlikte değerlendirildiğinde, ceviz tüketiminin bütün bilişsel işlevleri tutarlı biçimde geliştirdiğini söylemek için kanıtların henüz yeterli olmadığı görülüyor.</p>

<p>2025 yılındaki araştırmanın yalnızca 32 sağlıklı genç yetişkini kapsaması da önemli bir sınırlama. Bulguların yaşlılara, hafıza sorunu yaşayan kişilere veya nörolojik hastalığı bulunan bireylere doğrudan uygulanması mümkün değil.</p>

<p>Çalışmanın Kaliforniya Ceviz Komisyonu tarafından finanse edildiği de bildirildi. Finansman desteği bulguları tek başına geçersiz kılmaz; ancak sonuçların bağımsız araştırmalarla doğrulanmasının önemini artırır.</p>

<p>Beyin Sağlığı İçin Günde Kaç Ceviz Yenmeli?</p>

<p>Ceviz tüketiminde herkes için geçerli, bilişsel performansı artırdığı kanıtlanmış özel bir günlük miktar bulunmuyor.</p>

<p>Genel beslenme açısından yaklaşık 25-30 gram, yani küçük bir avuç ceviz içi, makul bir porsiyon olarak değerlendirilebilir. Bu miktar yaklaşık 7 tam cevizin iç kısmına karşılık gelir; cevizlerin büyüklüğüne göre sayı değişebilir.</p>

<p>Kahvaltı araştırmasında kullanılan 50 gramlık miktarın, herkesin her gün tüketmesi gereken bir doz olarak yorumlanmaması önemli.</p>

<p>Ceviz enerji yoğunluğu yüksek bir besin olduğundan günlük toplam enerji alımı da dikkate alınmalı. Dengeli beslenmede ceviz, başka enerji kaynaklarına sürekli eklenmek yerine gerektiğinde daha az yararlı atıştırmalıkların yerine tercih edilebilir.</p>

<p>Cevizin tuzsuz ve ilave şeker içermeyen biçimlerini seçmek de genel beslenme kalitesi açısından uygun bir yaklaşımdır.</p>

<p>Beyin Sağlığında Tüketim Saatinden Daha Önemli Olan Ne?</p>

<p>Cevizin kahvaltıda yenmesi bazı bilişsel testlerde olumlu bulgularla ilişkilendirilmiş olsa da beyin sağlığı tek bir besine veya öğün saatine bağlı değil.</p>

<p>Beslenmenin genel kalitesi, yeterli uyku, düzenli fiziksel aktivite ve kalp-damar sağlığının korunması uzun vadeli beyin sağlığının önemli bileşenleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Ceviz bu beslenme düzeninin bir parçası olabilir. Ancak hafıza kaybını önlediği, demansı tedavi ettiği veya Alzheimer hastalığına karşı tek başına koruma sağladığı kanıtlanmış bir besin olarak sunulamaz.</p>

<p>Mevcut araştırmaların ortaya koyduğu en kullanışlı sonuç şu: Cevizi kahvaltıya eklemek uygun bir tercih olabilir, ancak beynin belirli bir saatte cevize ihtiyaç duyduğunu gösteren güçlü bir bilimsel kanıt bulunmuyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Ceviz alerjisi bulunan kişiler ceviz tüketmemelidir. Özel beslenme gereksinimi veya kalori kısıtlaması bulunan kişilerin porsiyon miktarını bireysel ihtiyaçlarına göre belirlemesi uygun olur. Ceviz tüketimi, hafıza bozukluklarının tıbbi değerlendirmesi veya tedavisinin yerine geçmez.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Food &amp; Function — Bell L. ve arkadaşları, The Impact of a Walnut-Rich Breakfast on Cognitive Performance and Brain Activity Throughout the Day in Healthy Young Adults: A Crossover Intervention Trial — 2025.</p>

<p>2. Frontiers in Nutrition — Moabedi M. ve arkadaşları, The Effect of Consuming Nuts on Cognitive Function: A Systematic Review and Meta-Analysis of Randomized Clinical Trials — 2024. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cevizi-kahvaltida-yemenin-beyin-uzerindeki-etkisi-6-saat-sonra-dikkat-ceken-sonuc</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 16:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2403.jpeg" type="image/jpeg" length="18453"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SBÜ Hamidiye Uluslararası Tıp Fakültesi Öğrencisinden Amerika’ya Uzanan Akademik Başarı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sbu-hamidiye-ulutip-fakultesi-ogrencisinden-amerikaya-uzanan-akademik-basari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sbu-hamidiye-ulutip-fakultesi-ogrencisinden-amerikaya-uzanan-akademik-basari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Uluslararası Tıp Fakültesi 5. sınıf öğrencisi Meryem Hamam, ABD Tıp Lisanslama Sınavı (USMLE Step 2 CK) kapsamında 276 puan alarak uluslararası düzeyde dikkat çeken bir başarıya imza attı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Hamidiye Uluslararası Tıp Fakültesi öğrencisi Meryem Hamam, Amerika Birleşik Devletleri’nde hekimlik lisanslama sürecinin önemli aşamalarından biri olan USMLE Step 2 Clinical Knowledge (CK) sınavında elde ettiği sonuçla önemli bir akademik başarıya imza attı. Henüz tıp eğitiminin 5. sınıfında olan Hamam, uluslararası alanda yüksek rekabetin yaşandığı sınavdan 276 puan alarak üstün bir performans sergiledi.</p>

<p>Dünyanın En Zorlu Tıp Sınavlarından Birinde 276 Puan</p>

<p>ABD Tıp Lisanslama Sınavı olarak bilinen United States Medical Licensing Examination (USMLE), hekim adaylarının temel ve klinik tıp bilgilerini değerlendiren kapsamlı bir sınav sistemidir.</p>

<p>Bu sistemin önemli aşamalarından biri olan Step 2 CK, adayların klinik bilgilerini hasta bakımına uygulama, tanı ve tedavi süreçlerini değerlendirme ve tıbbi karar verme becerilerini ölçüyor.</p>

<p>İç hastalıkları, cerrahi, pediatri, kadın hastalıkları ve doğum, psikiyatri ve koruyucu hekimlik gibi birçok klinik alanı kapsayan sınav, özellikle ABD’de uzmanlık eğitimi hedefleyen hekim adayları açısından önem taşıyor.</p>

<p>Meryem Hamam’ın elde ettiği 276 puan, USMLE Step 2 CK’nin yüksek puan aralığında yer alması bakımından dikkat çekiyor. Bu sonuç, genç hekim adayının klinik bilgi birikimini uluslararası standartlarda değerlendiren bir sınavda ortaya koyduğu performansı gözler önüne seriyor.</p>

<p>Henüz 5. Sınıfta Uluslararası Başarı</p>

<p>Meryem Hamam’ın başarısını öne çıkaran önemli ayrıntılardan biri de henüz tıp fakültesinin 5. sınıfında öğrenim görüyor olması.</p>

<p>Lisans eğitimine devam ederken USMLE Step 2 CK gibi kapsamlı bir sınavda 276 puana ulaşan Hamam, akademik hazırlığını ve klinik bilgisini uluslararası düzeyde başarılı bir sonuca dönüştürdü.</p>

<p>ABD’de uzmanlık eğitimi başvurularında önemli değerlendirme ölçütlerinden biri olarak kullanılan Step 2 CK puanı, adayların akademik yeterliliklerini ortaya koyan göstergeler arasında bulunuyor. Bununla birlikte yüksek sınav puanı, tek başına uzmanlık programına kabul veya hekimlik lisansı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Hamidiye Uluslararası Tıp Fakültesinde Gurur</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Uluslararası Tıp Fakültesi, öğrencisi Meryem Hamam’ın başarısını sosyal medya hesabından duyurdu.</p>

<p>Fakültenin paylaşımında, genç hekim adayının uluslararası tıp dünyasının saygın ve zorlu sınavlarından birinde elde ettiği sonuçtan duyulan memnuniyet ifade edildi.</p>

<p>Meryem Hamam’ın tebrik edildiği paylaşımda, öğrencinin gelecekteki meslek hayatında ve akademik kariyer yolculuğunda başarılarının devamı dilendi.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesinden Uluslararası Akademik Başarı</p>

<p>Meryem Hamam’ın USMLE Step 2 CK sınavında elde ettiği sonuç, Sağlık Bilimleri Üniversitesi öğrencilerinin uluslararası akademik değerlendirmelerde ortaya koyduğu başarılı performanslara yeni bir örnek oluşturdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Genç hekim adayının 276 puanlık başarısı, yalnızca bireysel bir akademik kazanım olarak değil, Türkiye’de tıp eğitimi alan öğrencilerin uluslararası mesleki yeterlilik sınavlarındaki potansiyelini göstermesi bakımından da önem taşıyor.</p>

<p>Hamidiye Uluslararası Tıp Fakültesi öğrencisi Meryem Hamam, eğitim hayatının henüz beşinci yılında elde ettiği bu sonuçla hem fakültesine gurur yaşattı hem de gelecekteki hekimlik kariyeri açısından önemli bir akademik başarı kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sbu-hamidiye-ulutip-fakultesi-ogrencisinden-amerikaya-uzanan-akademik-basari</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 15:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2402.jpeg" type="image/jpeg" length="85275"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cerrahpaşa Mezunu Dr. Şükrü Berber Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cerrahpasa-mezunu-dr-sukru-berber-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cerrahpasa-mezunu-dr-sukru-berber-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kastamonu Özel Anadolu Hastanesi Acil Servisi’nde görev yapan 54 yaşındaki pratisyen hekim Dr. Şükrü Berber hayatını kaybetti. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu olan ve uzun yıllar farklı sağlık kurumlarında çalışan Berber’in cenazesi 14 Ekim’de Kastamonu’da defnedilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kastamonu Özel Anadolu Hastanesi Acil Servisi’nde pratisyen hekim olarak görev yapan Dr. Şükrü Berber, 54 yaşında hayatını kaybetti. Taşköprülü hekim için 14 Ekim 2026 Çarşamba günü Kastamonu’da cenaze töreni düzenlenecek.</p>

<p>Dr. Şükrü Berber’in cenazesi ne zaman?</p>

<p>Dr. Şükrü Berber’in cenazesi, 14 Ekim Çarşamba günü öğle namazının ardından Kastamonu Kuzeykent Ulu Camii’nde kılınacak cenaze namazıyla uğurlanacak. Berber’in naaşı, Kastamonu Merkez ilçesine bağlı Bahadır Köyü Karandı Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p>

<p>Dr. Şükrü Berber kimdir?</p>

<p>2 Haziran 1972 tarihinde Kastamonu’da doğan Dr. Şükrü Berber, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tıp eğitimini tamamladı.</p>

<p>Pratisyen hekim olarak meslek hayatını sürdüren Berber, Taşköprü Çiftlik Sağlık Ocağı, Taşköprü SSK Dispanseri ve Taşköprü Devlet Hastanesi’nde görev yaptı.</p>

<p>Bursa’nın İznik ilçesinde sağlık ocağı ve aile hekimliği biriminde de çalışan Berber, meslek hayatının son döneminde Özel Kastamonu Anadolu Hastanesi Acil Servisi’nde sağlık hizmeti veriyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cerrahpasa-mezunu-dr-sukru-berber-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2398.jpeg" type="image/jpeg" length="57586"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sjögren hastalığı nedir? Göz ve ağız kuruluğunda dikkat edilmesi gerekenler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sjogren-hastaligi-nedir-goz-ve-agiz-kurulugunda-dikkat-edilmesi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sjogren-hastaligi-nedir-goz-ve-agiz-kurulugunda-dikkat-edilmesi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz ve ağız kuruluğu, yorgunluk ve eklem ağrısıyla birlikte görüldüğünde Sjögren hastalığını düşündürebilir. Tanı tek testle konmuyor; tedavi, kuruluğun yanı sıra hastalığın diğer organlara etkisine göre belirleniyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sjögren hastalığı, bağışıklık sisteminin başta gözyaşı ve tükürük bezleri olmak üzere kişinin kendi dokularını hedef aldığı, uzun süreli bir hastalıktır. Gözlerde yanma ve batma, ağız kuruluğu, kuru yiyecekleri yutarken su içme ihtiyacı sık görülen yakınmalar arasındadır. Bununla birlikte her göz veya ağız kuruluğu Sjögren anlamına gelmez.</p>

<p>Kuruluğa belirgin yorgunluk, eklem ağrısı ve tükürük bezlerinde şişlik eşlik etmesi, yakınmaların birlikte değerlendirilmesini önemli kılar. Hastalık bazı kişilerde daha çok göz ve ağız sağlığını etkilerken bazılarında akciğerler, böbrekler veya sinir sistemiyle ilgili sorunlara da yol açabilir.</p>

<p>Sjögren hastalığı ile Sjögren sendromu aynı mı?</p>

<p>Her iki ad da aynı hastalık için kullanılır. Güncel uluslararası adlandırmada “Sjögren hastalığı” ifadesi tercih edilmektedir. Hastalık tek başına gelişebileceği gibi romatoid artrit veya lupus gibi başka romatizmal hastalıklara da eşlik edebilir.</p>

<p>İnternette karşılaşılan “primer Sjögren” ifadesi, genellikle başka bir sistemik romatizmal hastalık olmadan gelişen durumu anlatır. Bu adlandırma tek başına hastalığın hafif veya ağır olduğunu göstermez. Önemli olan hangi organların etkilendiği ve bulguların kişiyi nasıl etkilediğidir.</p>

<p>Neden olur, kimlerde daha sık görülür?</p>

<p>Sjögren’in kesin nedeni bilinmiyor. Genetik yatkınlık ile çevresel etkenlerin birlikte rol oynadığı düşünülüyor. Ailede benzer bağışıklık sistemi hastalıkları bulunması yatkınlıkla ilişkili olabilir; ancak hastalığın çocuklara kesin geçeceği anlamına gelmez.</p>

<p>Kadınlarda daha sık görülür ve çoğunlukla orta yaşta tanınır. Erkeklerde, gençlerde ve çocuklarda da gelişebilir.</p>

<p>Hastalığın nedenleriyle kuruluğu artıran durumları ayırmak gerekir. Susuz kalma, ağızdan soluma ve bazı ilaçlar benzer yakınmalar oluşturabilir. Özellikle alerji ve depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar değerlendirme sırasında gözden geçirilir. Bu nedenle kullanılan bütün ilaçların hekime bildirilmesi önemlidir.</p>

<p>Göz ve ağız kuruluğuna hangi belirtiler eşlik eder?</p>

<p>Sjögren belirtileri kişiden kişiye değişir. Yakınmalar zaman içinde artıp hafifleyebilir.</p>

<p>Sık görülen belirtiler şunlardır:</p>

<p>- Gözlerde kum varmış hissi, yanma, batma veya kaşıntı.<br />
- Ağız ve boğazda kuruluk.<br />
- Çiğneme, yutma ve uzun süre konuşmada güçlük.<br />
- Kuru yiyecekleri yerken su içme ihtiyacı.<br />
- Tat duyusunda değişiklik.<br />
- Dinlenmeyle yeterince hafiflemeyen yorgunluk.<br />
- Kas ve eklem ağrıları.<br />
- Yanaklarda veya çene çevresinde bez şişliği.</p>

<p>Tükürük azalması yalnızca rahatsızlık yaratmaz. Tükürüğün dişleri ve ağız dokularını koruyucu etkisi azaldığından çürükler ve ağız içi enfeksiyonlar kolaylaşabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Geçmeyen kuru öksürük, el ve ayaklarda uyuşma gibi yakınmalar da görülebilir. Ancak bu belirtiler başka hastalıklarda da ortaya çıkabilir. Yalnızca belirti listesine bakarak Sjögren tanısı konulamaz.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Tekrarlayan göz ve ağız kuruluğu yemek yemeyi, konuşmayı veya günlük yaşamı etkiliyorsa değerlendirme gerekir. Aile hekimi veya iç hastalıkları uzmanı ilk değerlendirmeyi yapabilir. Sjögren şüphesinde romatoloji, göz hastalıkları ve diş hekimliği birlikte çalışabilir.</p>

<p>Yeni başlayan ya da kalıcı tükürük bezi şişliği, büyüyen lenf bezleri, açıklanamayan kilo kaybı, ateş ve gece terlemesi geciktirilmeden araştırılmalıdır. Sjögren’de lenfoma riski artabilse de hastaların çoğunda lenfoma gelişmez. Bu belirtiler doğrudan kanser anlamına gelmez.</p>

<p>Ani görme kaybı veya şiddetli göz ağrısı, özellikle kızarıklıkla birlikteyse, sıradan kuruluk kabul edilmemelidir. Acil göz değerlendirmesi gerekir. Ani ve ciddi nefes darlığında acil sağlık hizmetlerine başvurulmalıdır.</p>

<p>Tanıda neden tek bir test yeterli değil?</p>

<p>Sjögren tanısı; yakınmalar, muayene ve gerekli testlerin birlikte değerlendirilmesiyle konur. Kuruluğun ne zamandır sürdüğü, her gün yaşanıp yaşanmadığı ve kullanılan ilaçlar araştırılır.</p>

<p>Gözyaşı miktarı, alt göz kapağına yerleştirilen küçük kâğıt şeritlerle ölçülebilir. Göz yüzeyi kuruluğa bağlı hasar açısından incelenir. Tükürük miktarı ölçümü ve bazı hastalarda tükürük bezi ultrasonu değerlendirmeye katkı sağlar.</p>

<p>Kan testlerinde anti-SSA/Ro gibi, bağışıklık sisteminin kendi yapılarına karşı ürettiği antikorlar araştırılabilir. Bu antikorların bulunması tek başına tanı koydurmaz; sonuçlar diğer bulgularla birlikte yorumlanır.</p>

<p>Gerektiğinde alt dudaktaki küçük tükürük bezlerinden örnek alınabilir. Bu biyopsi her hastaya yapılmaz. Testlerin seçimi, muayeneye ve tanıda yanıtlanması gereken sorulara bağlıdır.</p>

<p>Sjögren nasıl tedavi edilir?</p>

<p>Sjögren’i tamamen ortadan kaldırdığı kanıtlanmış bir tedavi bulunmuyor. Tedavinin hedefi belirtileri azaltmak, göz ve ağız sağlığını korumak ve organ etkilenmesini kontrol etmektir.</p>

<p>Göz kuruluğunda suni gözyaşı ve bazı durumlarda göz merhemleri kullanılır. Yeterli rahatlama sağlanamazsa göz hekimi iltihabı azaltan reçeteli damlaları veya gözyaşının göz yüzeyinde daha uzun kalmasını sağlayan küçük tıkaçları değerlendirebilir.</p>

<p>Ağız kuruluğunda tükürük yerine geçen ürünler ve uygun kişilerde salgıyı artıran ilaçlar düşünülebilir. Küçük yudumlarla su içmek, şekersiz sakız kullanmak, florürlü diş macunuyla düzenli temizlik ve diş hekimi kontrolleri bakımın önemli parçalarıdır. Ağzı sürekli şekerli içeceklerle ıslatmak çürük riskini artırabilir.</p>

<p>Eklem veya organ tutulumu bulunan kişilerde farklı tedaviler gerekebilir. Hidroksiklorokin seçilmiş hastalarda değerlendirilebilir; her kişide kuruluğu veya yorgunluğu düzelttiği varsayılmamalıdır. Kortizon ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar, belirli bulgular için yarar ve riskler değerlendirilerek kullanılır.</p>

<p>Yeni ilaç araştırmaları ne gösteriyor?</p>

<p>Sjögren araştırmalarında hastalık aktivitesinin azalması ile kişinin kuruluk, ağrı ve yorgunluğunun hafiflemesi ayrı sonuçlardır. Birindeki iyileşme, diğerlerinin mutlaka düzeldiği anlamına gelmez.</p>

<p>İanalumab, bağışıklık sistemindeki B hücrelerini ve bu hücrelerin yaşamını destekleyen bir sinyali hedefleyen deneysel bir antikordur. Arthritis &amp; Rheumatology dergisinin Mayıs 2025 sayısında yayımlanan faz 2b araştırmanın 52 haftalık sonuçları, başlangıçta 190 hastanın rastgele gruplara ayrıldığı çalışmaya dayanıyordu. Tedaviyi sürdüren grupta etkinliğin devam ettiği bildirildi. Ancak 24. haftada grupların yeniden düzenlenmesi, uzun dönem karşılaştırmalarını sınırlar.</p>

<p>Novartis’in 29 Ekim 2025 açıklamasına göre toplam 779 katılımcılı iki faz 3 çalışmada, 48. haftadaki hastalık aktivitesi ölçütünde plaseboya göre anlamlı iyileşme görüldü. Buna karşılık hastaların bildirdiği kuruluk, ağrı ve yorgunlukla ilgili ikincil sonuçlarda istatistiksel anlamlılık gösterilemedi. Burada aktarılan faz 3 sonuçları şirket ve kongre açıklaması düzeyindedir.</p>

<p>Dazodalibep çalışmasında yeni sonuçlar</p>

<p>Bağışıklık hücreleri arasındaki bazı etkinleştirici sinyalleri engellemeyi amaçlayan dazodalibep de araştırılan yöntemlerden biri.</p>

<p>Amgen, 22 Eylül 2026’da OASIZ 301 adlı faz 3 çalışmanın ilk sonuçlarını açıkladı. Yaklaşık 621 yetişkinin yer aldığı, rastgele gruplama yapılan, çift kör ve plasebo kontrollü araştırma; orta-ağır sistemik hastalık aktivitesi bulunan kişileri kapsıyordu.</p>

<p>Şirket, 48. haftada hastalık aktivitesi puanında anlamlı iyileşme bildirdi. Ancak duyuruda yararın büyüklüğünü bağımsız değerlendirmeye yetecek ayrıntılı sayısal sonuçlar sunulmadı. Enfeksiyonlar, tansiyon yüksekliği ve ilaç uygulanırken gelişen reaksiyonlar bildirilen istenmeyen olaylar arasındaydı.</p>

<p>Bu açıklama, hakemli tam araştırma yayını veya ilaç onayı değildir. Yalnızca kuruluk yakınması bulunan herkesin aynı yararı göreceği sonucuna varılamaz.</p>

<p>Bu ilaçlar kullanıma girdi mi?</p>

<p>13 Ekim 2026 tarihli kaynak taramasında ianalumab ve dazodalibep için Sjögren endikasyonunda FDA veya EMA kullanım onayı doğrulanamadı. Türkiye’de aynı endikasyon için ruhsat, erişim ve geri ödeme durumu da doğrulanamadı.</p>

<p>Bu nedenle yöntemler rutin, onaylı tedaviler olarak sunulmamalıdır. Plaseboya karşı olumlu sonuç alınması da mevcut bütün tedavilere üstünlük gösterildiği anlamına gelmez.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Sjögren bulaşıcı mı?<br />
Hayır. Kişiden kişiye geçen bir enfeksiyon değildir; aynı ortamı veya eşyaları paylaşmakla bulaşmaz.</p>

<p>Sjögren hastası hamile kalabilir mi?<br />
Evet, ancak gebeliğin önceden planlanması uygundur. Özellikle anti-SSA/Ro veya anti-SSB/La antikorları bulunan kişilerde bebeğin kalbiyle ilgili nadir sorunlar açısından uzman takibi gerekebilir. Kullanılan ilaçlar da gebelik açısından değerlendirilir.</p>

<p>Ekran başında çalışmak yasak mı?<br />
Hayır. Uzun süre ara vermeden ekrana bakmak kuruluğu artırabileceğinden molalar vermek, göz kırpmayı hatırlamak ve ortam koşullarını düzenlemek yardımcı olabilir.</p>

<p>Vajinal kuruluk Sjögren ile ilişkili olabilir mi?<br />
Evet. Vajinal nemlendiriciler ve su bazlı kayganlaştırıcılar rahatlama sağlayabilir. Süren ağrı veya farklı belirtiler varsa başka nedenler de araştırılmalıdır.</p>

<p>Ağzımı kurutan ilacı bırakmalı mıyım?<br />
İlacı kendi kendinize bırakmayın. Yakınmayı hekime bildirerek ilacın etkisinin ve olası alternatiflerin değerlendirilmesini sağlayın.</p>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel tanı ve tedavi planı sağlık profesyoneli değerlendirmesi gerektirir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>- NIAMS. Sjögren’s Disease: Overview, Symptoms, &amp; Causes; Diagnosis, Treatment, and Steps to Take. 2024.<br />
- NIDCR. Sjögren’s Disease. Hasta bilgilendirme kaynağı.<br />
- NHS. Sjögren’s syndrome; Dry mouth; Eye pain.<br />
- University College London Hospitals. Dry mouth.<br />
- Price EJ ve arkadaşları. British Society for Rheumatology guideline on management of adult and juvenile onset Sjögren disease. Rheumatology, 2025;64(2):409–439.<br />
- 2023 International Rome consensus for nomenclature of Sjögren disease. Nature Reviews Rheumatology, 2025.<br />
- Dörner T ve arkadaşları. Safety and Efficacy of Ianalumab in Patients With Sjögren’s Disease: 52-Week Results From a Randomized, Placebo-Controlled, Phase 2b Dose-Ranging Study. Arthritis &amp; Rheumatology, 2025;77(5):560–570.<br />
- Novartis. İanalumab NEPTUNUS faz 3 sonuç açıklaması. 29 Ekim 2025. Şirket duyurusu.<br />
- Amgen. Dazodalibep OASIZ 301 faz 3 ilk sonuç açıklaması. 22 Eylül 2026. Şirket duyurusu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sjogren-hastaligi-nedir-goz-ve-agiz-kurulugunda-dikkat-edilmesi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 12:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2393.jpeg" type="image/jpeg" length="71788"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türler Arası Organ Üretiminde Yeni Bağışıklık Engeli Keşfedildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turler-arasi-organ-uretiminde-yeni-bagisiklik-engeli-kesfedildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turler-arasi-organ-uretiminde-yeni-bagisiklik-engeli-kesfedildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, başka bir türe ait canlı hücrelerin embriyoda erken dönemde makrofajlar tarafından yok edildiğini gösterdi. “Xenofagositoz” adı verilen bu mekanizma baskılandığında farelerde sıçan kaynaklı pankreas üretme başarısı yüzde 38’den yüzde 73’e çıktı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türler Arası Organ Üretiminde Yeni Bağışıklık Engeli Keşfedildi</p>

<p>Organ naklinde en büyük sorunlardan biri yeterli sayıda uygun donör bulunamaması.</p>

<p>Bilim insanları bu soruna karşı yıllardır son derece iddialı bir yaklaşımı araştırıyor: Bir türün kök hücrelerinden, başka bir canlının embriyosu içinde organ geliştirmek.</p>

<p>Institute of Science Tokyo ve Stanford Üniversitesi araştırmacılarının çalışması, bu yöntemin önündeki önemli engellerden birini ortaya çıkardı.</p>

<p>Araştırmacılar, gelişmekte olan embriyodaki erken bağışıklık hücrelerinin başka türe ait canlı hücreleri tanıyarak yuttuğunu gösterdi.</p>

<p>Bu yeni mekanizmaya “xenofagositoz” adı verildi.</p>

<p>Xenofagositoz baskılandığında ise yabancı türe ait hücrelerin embriyoda kalma oranı arttı ve farelerde sıçan kaynaklı pankreas oluşturma başarısı yüzde 38’den yüzde 73’e yükseldi.</p>

<p>Araştırma Cell dergisinde yayımlandı. Institute of Science Tokyo, çalışmanın organ üretimi açısından önemini 13 Ekim 2026’da yeniden gündeme taşıdı.</p>

<p>Amaç başka bir canlıda organ üretmek</p>

<p>Çalışmanın dayandığı yaklaşım “blastokist tamamlama” olarak biliniyor.</p>

<p>Bu yöntemde belirli bir organı geliştiremeyecek şekilde genetik olarak düzenlenmiş bir embriyoya, başka bir türden pluripotent kök hücreler veriliyor.</p>

<p>Teorik olarak embriyoda boş kalan organ gelişim alanını, verilen yabancı kök hücrelerin doldurması hedefleniyor.</p>

<p>Araştırma ekibi daha önce, pankreas geliştiremeyen fare embriyolarına sıçan kök hücreleri vererek sıçan hücrelerinden oluşan pankreaslar geliştirmeyi başarmıştı.</p>

<p>Ancak önemli bir sorun vardı.</p>

<p>Yabancı türe ait hücreler embriyo geliştikçe hızla azalıyordu.</p>

<p>Araştırmacılar bu kaybın nedenini anlamaya çalıştı.</p>

<p>Canlı hücreler bağışıklık sistemi tarafından yeniyordu</p>

<p>Ekip, sıçan hücrelerinin kaybolmaya başladığı dönemin embriyoda ilk makrofajların ortaya çıktığı dönemle çakıştığını fark etti.</p>

<p>Makrofajlar bağışıklık sisteminin temizleyici hücreleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Normalde ölü hücreleri, hücresel artıkları ve yabancı maddeleri yutarak ortadan kaldırıyorlar.</p>

<p>Araştırmacılar fare embriyolarını incelediklerinde makrofajların içinde sıçan kaynaklı hücreler buldu.</p>

<p>Daha dikkat çekici olan ise bu hücrelerin önemli bir bölümünün makrofaj tarafından yutulmadan önce canlı olmasıydı.</p>

<p>Yani bağışıklık sistemi yalnızca ölü hücreleri temizlemiyordu.</p>

<p>Başka türe ait canlı hücreleri aktif biçimde tanıyor ve ortadan kaldırıyordu.</p>

<p>Araştırmacılar bu olaya xenofagositoz adını verdi.</p>

<p>Hücrelerde “beni ye” sinyali artıyor</p>

<p>Araştırma ekibi daha sonra makrofajların yabancı hücreleri nasıl ayırt ettiğini araştırdı.</p>

<p>Başka bir türün embriyonik ortamında gelişen hücrelerin yüzeyinde fosfatidilserin adlı molekülün arttığı görüldü.</p>

<p>Fosfatidilserin normal koşullarda hücrenin iç yüzeyinde bulunuyor.</p>

<p>Ancak hücre stres altında olduğunda veya ölüm sürecine girdiğinde hücre yüzeyinde görünür hale gelebiliyor.</p>

<p>Bağışıklık sistemi bunu bir tür “beni ye” sinyali olarak algılayabiliyor.</p>

<p>Çalışmada fare makrofajlarının yüzeyindeki Axl adlı reseptörün bu sinyali tanıdığı ve yabancı hücrelerin ortadan kaldırılmasına katkıda bulunduğu gösterildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar bu mekanizmayı hedefledi.</p>

<p>Üç farklı yöntem denendi</p>

<p>Bilim insanları xenofagositozu azaltmak için farklı stratejiler kullandı.</p>

<p>Bunlardan biri embriyodaki makrofajların sayısını azaltmaktı.</p>

<p>Bir başka yaklaşım, makrofajların kullandığı Axl reseptörünü devre dışı bırakmaktı.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca yabancı hücrelerin yüzeyinde “beni yeme” sinyali oluşturan CD47 proteininin miktarını artırdı.</p>

<p>Fosfatidilserinin hücre yüzeyine taşınmasını düzenleyen ATP11C adlı proteinin artırılması da denendi.</p>

<p>Bu farklı yöntemlerin ortak sonucu, yabancı türe ait hücrelerin embriyoda daha uzun süre hayatta kalması oldu.</p>

<p>Pankreas üretim başarısı yüzde 38’den yüzde 73’e çıktı</p>

<p>Çalışmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri pankreas oluşumunda görüldü.</p>

<p>Xenofagositoz baskılanmadan önce, fare embriyolarında sıçan kaynaklı pankreas oluşturma başarı oranı yüzde 38 düzeyindeydi.</p>

<p>Bağışıklık engeli azaltıldığında bu oran yüzde 73’e yükseldi.</p>

<p>Üretilen pankreasların boyutlarının da daha büyük olduğu bildirildi.</p>

<p>Bu sonuç, erken embriyonik bağışıklık yanıtının türler arası organ üretiminin verimliliğini sınırlayan önemli faktörlerden biri olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım var.</p>

<p>Farelerin içinde insan pankreası üretilmedi.</p>

<p>Yüzde 73’lük sonuç, fare embriyosunda sıçan kaynaklı pankreas oluşturulmasına ait.</p>

<p>İnsan hücreleriyle de deney yapıldı</p>

<p>Araştırmacılar aynı mekanizmanın insan hücrelerinde de geçerli olup olmadığını test etti.</p>

<p>İnsan pluripotent kök hücreleri fare embriyolarına verildi.</p>

<p>Xenofagositoz azaltıldığında embriyoda kalan insan hücresi sayısının arttığı görüldü.</p>

<p>Bu sonuç mekanizmanın yalnızca fare ve sıçan arasındaki farklılığa özgü olmayabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak araştırmacılar insan ile fare arasındaki biyolojik farkların çok daha büyük olduğunu özellikle vurguluyor.</p>

<p>Çalışmada insan organı geliştirilmedi.</p>

<p>İnsan hücrelerinin embriyoda daha iyi hayatta kalması, işlevsel bir insan organının başka bir türde üretilebildiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Hedef neden domuz olabilir?</p>

<p>Araştırmacıların uzun vadeli hedeflerinden biri, insan organlarını büyük hayvanlarda geliştirebilmek.</p>

<p>Bu amaçla domuzlar özellikle ilgi çekiyor.</p>

<p>Domuzların organ boyutları ve bazı fizyolojik özellikleri insana daha yakın olduğu için organ nakli araştırmalarında uzun süredir kullanılıyor.</p>

<p>Bir başka yaklaşımda genetiği değiştirilmiş domuz organları doğrudan insanlara nakledilmeye çalışılıyor.</p>

<p>Blastokist tamamlama yaklaşımı ise bundan farklı.</p>

<p>Buradaki amaç, domuzun kendi organını insana nakletmek değil.</p>

<p>Teorik hedef, hastadan elde edilen kök hücrelerin domuz embriyosunda gelişerek büyük ölçüde hastanın hücrelerinden oluşan bir organ oluşturması.</p>

<p>Böyle bir organ geliştirilebilirse bağışıklık sisteminin organı reddetme riskinin de azaltılması hedeflenebilir.</p>

<p>Ancak bu senaryo bugün için deneysel bir gelecek hedefi.</p>

<p>Önünde çok sayıda bilimsel ve etik sorun bulunuyor.</p>

<p>İnsan organına giden yol hâlâ uzun</p>

<p>Xenofagositozun keşfedilmesi önemli bir engelin tanımlandığını gösteriyor.</p>

<p>Fakat türler arası insan organı üretiminin önündeki tek sorun bu değil.</p>

<p>Farklı türlerin embriyoları farklı hızlarda gelişiyor.</p>

<p>Hücreler birbirleriyle farklı sinyaller üzerinden iletişim kuruyor.</p>

<p>Organların damar sisteminin hangi türe ait olacağı, sinir bağlantılarının nasıl oluşacağı ve üretilen organın tam işlev gösterebilip gösteremeyeceği gibi çok sayıda soru bulunuyor.</p>

<p>Ayrıca insan hücrelerinin başka bir canlının beyin veya üreme dokularına istenmeyen düzeyde katkıda bulunması gibi etik ve biyolojik konular da araştırmaların en hassas başlıkları arasında.</p>

<p>Bu nedenle çalışma yakın zamanda hastalar için organ üretileceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmanın asıl önemi, bu hedefin önündeki bilinmeyen engellerden birinin daha tanımlanmış olması.</p>

<p>Organ kıtlığına farklı bir çözüm arayışı</p>

<p>Dünya genelinde çok sayıda hasta böbrek, karaciğer, kalp ve diğer organlar için nakil bekliyor.</p>

<p>Bilim insanları organ açığını kapatabilmek için birden fazla yaklaşım üzerinde çalışıyor.</p>

<p>Genetiği değiştirilmiş domuz organlarının insanlara nakledildiği ksenotransplantasyon bunlardan biri.</p>

<p>Laboratuvarda biyoyapay organ üretimi bir diğer yaklaşım.</p>

<p>Kök hücrelerden organoidler geliştirilmesi ve üç boyutlu biyobaskı teknolojileri de bu alandaki araştırmalar arasında.</p>

<p>Türler arası organ üretimi ise en iddialı yaklaşımlardan biri olmaya devam ediyor.</p>

<p>Yeni çalışma bu yöntemde embriyonik bağışıklığın beklenenden çok daha erken bir engel oluşturduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Bu engel azaltıldığında donör hücrelerin embriyoda daha fazla kalabildiği ve deneysel organ üretiminin belirgin biçimde arttığı gösterildi.</p>

<p>Bugünkü bilimsel sonuç insan organı üretildiğini göstermiyor.</p>

<p>Ancak başka bir türün embriyosunda organ oluşturma fikrinin önündeki temel biyolojik engellerden biri artık daha iyi anlaşılıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Türler arası organ üretimi deneysel bir araştırma alanıdır. İnsanlarda kullanılabilecek bir organ bu yöntemle henüz üretilmemiştir. Çalışmadaki yüzde 73’lük başarı oranı, fare embriyolarında sıçan hücrelerinden pankreas oluşturulmasına aittir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Cell — Xenophagocytosis blockade enhances interspecies chimerism, 2026</p>

<p>Institute of Science Tokyo — Toward organs for patients: uncovering an immune barrier to organ generation, 13 Ekim 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turler-arasi-organ-uretiminde-yeni-bagisiklik-engeli-kesfedildi</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 11:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2389.jpeg" type="image/jpeg" length="88285"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tadalafil Kullananlarda Ölüm Tehlikesi Yüzde 44 Daha Düşük: Longevity İçin Ne Anlama Geliyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tadalafil-kullananlarda-olum-tehlikesi-yuzde-44-daha-dusuk-longevity-icin-ne-anlama-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tadalafil-kullananlarda-olum-tehlikesi-yuzde-44-daha-dusuk-longevity-icin-ne-anlama-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tadalafil kullanan erkeklerde kalp damar olayları ve ölüm tehlikesi daha düşük bulundu. Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, bulguların Longevity için önemli olduğunu, ancak yaşam süresini uzattığını kanıtlamadığını vurguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlıklı yaşlanma ve uzun yaşam bilimi olarak tanımlanan Longevity alanında, mevcut ilaçların yaşlanmayla ilişkili hastalıklar üzerindeki olası etkileri giderek daha fazla araştırılıyor. Sertleşme bozukluğu tedavisinde kullanılan tadalafil de kalp damar sağlığı ve ölüm oranlarına ilişkin dikkat çekici bulgularıyla bu tartışmanın konusu oldu. ABD'de 29 bin 168 erkeğin sağlık kayıtlarının incelendiği araştırmada, tadalafil kullananlarda ciddi kardiyovasküler olayların düzeltilmiş tehlike oranı yüzde 19, tüm nedenlere bağlı ölüm tehlikesi ise yüzde 44 daha düşük bulundu.</p>

<p>Clinical Cardiology dergisinde Şubat 2024'te yayımlanan araştırmanın sonuçları, tadalafilin insan ömrünü uzattığını veya biyolojik yaşlanmayı yavaşlattığını kanıtlamıyor. Ancak damar sağlığıyla yaşam süresi arasındaki ilişki dikkate alındığında, bu ilaç grubunun kardiyovasküler sonuçlar üzerindeki olası etkilerinin daha kapsamlı araştırılmasına gerekçe oluşturuyor. Çalışmayı Longevity perspektifinden değerlendiren Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, temel hedefin yalnızca uzun yaşamak değil, hastalıklardan uzak geçirilen yaşam süresini artırmak olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>29 BİN ERKEKLİK ARAŞTIRMADA NE BULUNDU?</p>

<p>Robert A. Kloner ve çalışma arkadaşlarının yürüttüğü araştırmada, ABD'deki geniş kapsamlı bir ticari sağlık sigortası veri tabanından yararlanıldı.</p>

<p>2006-2020 dönemine ait kayıtların incelendiği çalışmada, sertleşme bozukluğu tanısı bulunan toplam 29 bin 168 erkek değerlendirildi.</p>

<p>Katılımcıların 8 bin 156'sında tadalafil reçete kaydı bulunurken, 21 bin 12 kişilik karşılaştırma grubunda tadalafil veya aynı ilaç sınıfındaki diğer fosfodiesteraz tip 5 (PDE5) inhibitörlerinin kullanımı kaydedilmemişti.</p>

<p>Ortalama takip süresi tadalafil grubunda 37 ay, karşılaştırma grubunda ise 29 ay olarak bildirildi.</p>

<p>Araştırmacılar; yaş, hipertansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği, koroner arter hastalığı ve koruyucu ilaç kullanımı gibi değişkenleri istatistiksel analizde dikkate aldı.</p>

<p>Sonuçlar, tadalafil grubunda ciddi kardiyovasküler olayların düzeltilmiş tehlike oranının yüzde 19 daha düşük olduğunu gösterdi.</p>

<p>Tüm nedenlere bağlı ölüm için hesaplanan tehlike oranı 0,56 oldu. Bu değer, tadalafil kullananlarda göreli ölüm tehlikesinin yüzde 44 daha düşük bulunduğu anlamına geliyor.</p>

<p>Kardiyovasküler nedenlere bağlı ölüm tehlikesinde ise yüzde 55'lik göreli düşüklük saptandı.</p>

<p>Ancak bu oranlar mutlak risk azalmasını göstermiyor. Ayrıca gözlenen ilişkinin doğrudan ilaçtan kaynaklandığı da kanıtlanmış değil.</p>

<p>PROF. DR. KAAN YILANCIOĞLU: “LONGEVITY AÇISINDAN ÖNEMLİ BİR SORU”</p>

<p>Araştırmanın Longevity alanındaki önemini değerlendiren Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, sağlıklı uzun yaşam yaklaşımında kalp ve damar sağlığının merkezi bir yere sahip olduğunu vurguladı.</p>

<p>Yılancıoğlu, araştırma sonuçlarına ilişkin şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>“Longevity yaklaşımında temel hedefimiz yalnızca insan ömrünü uzatmak değil, kalp ve damar sağlığını koruyarak hastalıklardan uzak geçirilen yaşam süresini artırmaktır. Tadalafil kullanan erkeklerde kardiyovasküler olayların ve tüm nedenlere bağlı ölümlerin daha düşük bulunması, bu açıdan bilimsel olarak dikkate değer bir sonuçtur.</p>

<p>Özellikle damar sağlığı, yaşlanma biyolojisinin önemli bileşenlerinden biridir. Tadalafilin etkili olduğu nitrik oksit–cGMP sinyal yolunun damar fonksiyonlarıyla ilişkisi, bu bulguların biyolojik açıdan araştırılmaya değer olduğunu düşündürüyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir bilimsel ayrım var. Gözlemsel bir araştırmada ölüm oranının daha düşük bulunması, ilacın yaşam süresini uzattığının kanıtı değildir. Tadalafilin sağlıklı yaşam süresine katkı sağlayıp sağlamadığını söyleyebilmek için randomize kontrollü klinik çalışmalara ihtiyaç var.</p>

<p>Longevity tıbbının geleceğinde mevcut ilaçların farklı yaşlanma mekanizmaları üzerindeki olası etkilerinin araştırılması önemli bir yer tutuyor. Tadalafil de bu çerçevede incelenebilecek moleküllerden biri olabilir. Fakat bugünkü verilerle ilacı bir uzun yaşam tedavisi olarak önermek bilimsel açıdan erken olacaktır.”</p>

<p>DAMAR SAĞLIĞI LONGEVITY İÇİN NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Longevity araştırmalarında yalnızca kaç yıl yaşandığı değil, bu yılların ne kadarının sağlıklı geçirildiği de önem taşıyor.</p>

<p>Bu yaklaşımda iki kavram birbirinden ayrılıyor: Yaşam süresi ve sağlıklı yaşam süresi.</p>

<p>Yaşam süresi, insanın toplam yaşadığı zamanı ifade ederken sağlıklı yaşam süresi, hastalıkların ve işlev kayıplarının yaşamı belirgin biçimde sınırlamadığı dönemi tanımlıyor.</p>

<p>Kalp damar hastalıkları, ileri yaşlarda ölümün yanı sıra günlük yaşamı etkileyen işlev kayıplarının da başlıca nedenleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle damarların işlevini korumak, kardiyovasküler risk faktörlerini kontrol altında tutmak ve ciddi kalp damar olaylarını önlemek, sağlıklı yaşlanmanın temel hedefleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Tadalafil araştırmasının Longevity açısından ilgi çekici olmasının nedeni de burada yatıyor.</p>

<p>Çalışmada doğrudan biyolojik yaş, hücresel yaşlanma hızı veya sağlıklı geçirilen yaşam yılı ölçülmedi. Buna karşılık, uzun dönem sağlık sonuçları açısından önem taşıyan kalp damar olayları ve ölüm oranları değerlendirildi.</p>

<p>Bulguların Longevity ile ilişkisi, bu klinik sonuçlardan hareketle kuruluyor. Tadalafilin yaşlanmayı geciktirdiği sonucuna ise ulaşılamıyor.</p>

<p>TADALAFİLİN DAMARLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ NASIL AÇIKLANIYOR?</p>

<p>Tadalafil, fosfodiesteraz tip 5 enziminin aktivitesini baskılayan ilaçlar arasında bulunuyor.</p>

<p>Bu ilaçlar, damar düz kaslarının gevşemesinde rol alan siklik guanozin monofosfat (cGMP) adlı hücre içi sinyal molekülünün yıkımını azaltıyor.</p>

<p>Nitrik oksit ise bu sinyal sisteminin çalışmasında önemli görev üstleniyor.</p>

<p>Nitrik oksit ve cGMP üzerinden işleyen mekanizma, damarların gevşemesinde ve kan akımının düzenlenmesinde rol oynuyor.</p>

<p>Tadalafilin sertleşme bozukluğu tedavisindeki etkisi bu fizyolojik sistemle ilişkili.</p>

<p>Aynı mekanizmanın dolaşım sisteminin farklı bölgelerinde de işlev görmesi, tadalafil ve benzeri ilaçların kalp damar sağlığı üzerindeki potansiyel etkilerinin araştırılmasına yol açtı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle damar iç yüzeyini oluşturan endotel tabakasının işlevi, kardiyovasküler sağlık açısından önem taşıyor.</p>

<p>Endotel fonksiyonlarındaki bozulma, damar sertliği ve kardiyovasküler hastalıklarla ilişkili süreçlerden biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Ancak bir ilacın damar gevşemesini etkilemesi, uzun dönemde kalp krizini önlediği veya yaşam süresini uzattığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu mekanizmaların klinik sonuçlara ne ölçüde yansıdığının kontrollü insan çalışmalarında gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>1,2 MİLYON KİŞİLİK ANALİZDE DE BENZER İLİŞKİLER BULUNDU</p>

<p>Tadalafil araştırması, PDE5 inhibitörlerinin kardiyovasküler etkilerini inceleyen tek bilimsel çalışma değil.</p>

<p>European Heart Journal – Cardiovascular Pharmacotherapy dergisinde 2024 yılında yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizde, toplam 1 milyon 257 bin 759 kişiyi kapsayan 16 araştırma değerlendirildi.</p>

<p>Analizde PDE5 inhibitörü kullanımı, ciddi kardiyovasküler olaylarda yüzde 22 daha düşük göreli riskle ilişkili bulundu.</p>

<p>Tüm nedenlere bağlı ölümler için gerçekleştirilen birleşik analizde ise yüzde 30 daha düşük göreli risk saptandı.</p>

<p>Bu araştırma yalnızca tadalafil kullanımını değil, aynı ilaç sınıfındaki farklı tedavileri de kapsıyordu.</p>

<p>Dolayısıyla sonuçlar tadalafil için tek başına geçerli kabul edilemez.</p>

<p>Ayrıca meta-analizde değerlendirilen uzun dönem kardiyovasküler sonuçlara ilişkin veriler gözlemsel çalışmalardan elde edildi.</p>

<p>Farklı araştırmalarda benzer ilişkilerin görülmesi bilimsel açıdan önemli olsa da ilaçların doğrudan yaşam süresini uzattığını kanıtlamıyor.</p>

<p>TADALAFİL BİR UZUN YAŞAM İLACINA DÖNÜŞEBİLİR Mİ?</p>

<p>Longevity alanında araştırılan yaklaşımlardan biri, mevcut ilaçların başlangıçtaki kullanım amaçlarından farklı sağlık sonuçları üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi.</p>

<p>Bu yaklaşım, ilaçların yeni kullanım alanlarının araştırılması olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Tadalafilin damar fonksiyonlarıyla ilişkili biyolojik mekanizması ve gözlemsel araştırmalarda ortaya çıkan kardiyovasküler bulgular, bu bakımdan yeni araştırma soruları oluşturuyor.</p>

<p>Ancak bir ilacın Longevity tedavisi olarak değerlendirilmesi için yalnızca biyolojik mekanizmasının anlaşılması veya gözlemsel çalışmalarda olumlu sonuçlar bulunması yeterli değil.</p>

<p>İlacın belirli hasta gruplarında hangi klinik sonuçları değiştirdiğinin, bu etkinin ne kadar sürdüğünün ve olası zararlarla nasıl dengelendiğinin gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>Tadalafilin biyolojik yaşlanma hızını azalttığını, sağlıklı yaşam süresini uzattığını veya yaşlanmayla ilişkili bütün hastalıkları önlediğini gösteren yeterli klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Ayrıca 2024 tarihli araştırmada elde edilen sonuçlar, bilinen diyabeti veya koroner arter hastalığı bulunan alt gruplarda istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşmadı.</p>

<p>Bu da gözlenen ilişkinin her hasta grubunda aynı biçimde geçerli olduğunun varsayılamayacağını gösteriyor.</p>

<p>ARAŞTIRMA SONUÇLARI NASIL YORUMLANMALI?</p>

<p>Tadalafil çalışması randomize kontrollü bir klinik deney değil, geçmiş sağlık kayıtlarına dayanan gözlemsel bir araştırmaydı.</p>

<p>İlacı kullananlarla kullanmayanlar arasında fiziksel aktivite, yaşam tarzı, genel sağlık durumu, sağlık hizmetlerine erişim veya kayıtlara tam olarak yansımayan başka özellikler bakımından farklılıklar bulunabilir.</p>

<p>Bu farklılıkların bir bölümü istatistiksel yöntemlerle dikkate alınsa da neden-sonuç ilişkisini kesin biçimde belirlemek mümkün değil.</p>

<p>Araştırmanın Sanofi tarafından sağlanan destekle gerçekleştirildiği de bilimsel makalede açıklandı. Araştırmacılar, şirketin veri toplama ve analiz sürecine ya da makalenin hazırlanmasına katılmadığını bildirdi.</p>

<p>Bütün bu unsurlar, çalışmanın sonuçlarının yorumlanmasında önem taşıyor.</p>

<p>Longevity açısından temel soru yalnızca tadalafil kullananların daha düşük ölüm oranlarına sahip olup olmadığı değil, bu farklılığın gerçekten ilaç kullanımından kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve sağlıklı yaşam süresine yansıyıp yansımadığıdır.</p>

<p>Bu sorular yanıtlanmadan tadalafilin yaşlanma karşıtı bir tedavi olarak tanımlanması mümkün değil.</p>

<p>LONGEVITY İÇİN TADALAFİL KULLANILIR MI?</p>

<p>Bugünkü bilimsel veriler, tadalafilin sırf daha uzun veya daha sağlıklı yaşamak amacıyla kullanılmasını desteklemiyor.</p>

<p>İlacın bilinen kullanım alanları ve güvenlik sınırları bulunuyor.</p>

<p>Özellikle nitrogliserin ve izosorbid gibi nitrat içeren ilaçlarla birlikte kullanılması, kan basıncında tehlikeli düşüşlere yol açabiliyor.</p>

<p>Riociguat gibi belirli damar genişletici ilaçlarla birlikte kullanımı da kontrendike.</p>

<p>Bu nedenle Longevity amacıyla tadalafil kullanımına başlanması, dozunun artırılması veya mevcut tedavinin değiştirilmesi bilimsel olarak önerilemez.</p>

<p>Araştırmanın ortaya koyduğu asıl gelişme, uzun yıllardır kullanılan bir ilacın damar sağlığı ve uzun dönem klinik sonuçlarla olası ilişkisinin daha ayrıntılı incelenmesini gerektiren bulguların bulunmasıdır.</p>

<p>Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu'nun da vurguladığı gibi, sağlıklı uzun yaşam hedefinde yeni araştırma alanları açmak ile bir tedavinin etkinliğini kanıtlamak birbirinden farklıdır.</p>

<p>Tadalafil, Longevity açısından araştırılmaya değer bir molekül olabilir. Ancak bugün için insan ömrünü uzattığı kanıtlanmış bir ilaç değildir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Tadalafil, yaşam süresini uzatmak veya yaşlanmayı yavaşlatmak amacıyla hekim önerisi dışında kullanılmamalıdır. Nitrat içeren kalp ilaçlarıyla birlikte alınması ciddi tansiyon düşüklüğüne neden olabilir. Tadalafil kullandıktan sonra göğüs ağrısı gelişen kişiler acil sağlık yardımı istemeli ve kullandıkları ilacı sağlık ekibine bildirmelidir. Mevcut tedavilerde değişiklik yapılmadan önce hekim değerlendirmesi gereklidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Clinical Cardiology — Kloner RA ve arkadaşları, The Association of Tadalafil Exposure With Lower Rates of Major Adverse Cardiovascular Events and Mortality in a General Population of Men With Erectile Dysfunction — 2024.</p>

<p>2. European Heart Journal – Cardiovascular Pharmacotherapy — Soulaidopoulos S ve arkadaşları, Long-term Effects of Phosphodiesterase-5 Inhibitors on Cardiovascular Outcomes and Death: A Systematic Review and Meta-analysis — 2024.</p>

<p>3. ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi, DailyMed — CIALIS (Tadalafil) Tablets, Prescribing Information. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tadalafil-kullananlarda-olum-tehlikesi-yuzde-44-daha-dusuk-longevity-icin-ne-anlama-geliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 11:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2388.jpeg" type="image/jpeg" length="17403"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kan Tahlilinden Önce 12 Saat Aç Kalmak Şart mı? 101 Bin Kişilik Araştırma]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kan-tahlilinden-once-12-saat-ac-kalmak-sart-mi-101-bin-kisilik-arastirma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kan-tahlilinden-once-12-saat-ac-kalmak-sart-mi-101-bin-kisilik-arastirma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kan tahlili öncesinde 12 saatten uzun açlık çoğu rutin test için ek yarar göstermedi. 101 bin kişilik araştırmada 8 saatten kısa açlık özellikle kan şekeri ve trigliserit sonuçlarıyla ilişkili bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kan tahlili öncesinde 8 ila 12 saatlik açlık, açlık gerektiren birçok rutin test için yeterli olabilir. Güney Kore'de 101 bin 148 hastanın yaklaşık 9,8 milyon laboratuvar sonucunu inceleyen araştırmada, 12 saatten uzun aç kalmanın testlerin ölçüm doğruluğu açısından ek bir avantaj sağladığına ilişkin anlamlı bir bulguya rastlanmadı. Buna karşılık, 8 saatten kısa açlık özellikle kan şekeri ve trigliserit değerlerinde belirgin farklılıklarla ilişkili bulundu.</p>

<p>28 Eylül 2026'da JAMA Internal Medicine dergisinde yayımlanan çalışma, kan tahlili öncesindeki açlık kurallarının bütün testlere aynı şekilde uygulanmasının gerekli olup olmadığını gündeme taşıdı. Bulgular, bazı testlerde besin alımının önemli olduğunu, birçok rutin ölçümde ise uzun süreli açlığın sonuçları anlamlı biçimde değiştirmediğini gösteriyor. Ancak araştırma gözlemsel nitelikte olduğu için sonuçlar, hastaların kendilerine verilen açlık talimatlarını değiştirmeleri gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>101 bin hastanın yaklaşık 9,8 milyon test sonucu incelendi</p>

<p>Araştırma, Güney Kore'nin Seul metropol bölgesindeki 670 yataklı bir üniversite hastanesinde yürütüldü. Şubat 2021 ile Aralık 2023 arasında ayaktan başvuran yetişkin hastaların laboratuvar kayıtları değerlendirildi.</p>

<p>Toplam 101 bin 148 hastaya ait 9 milyon 755 bin 547 test sonucu incelendi. Hastaların ortanca yaşı 61 olarak belirlendi.</p>

<p>Araştırmacılar kan örneklerini, hastaların son yemeklerinden itibaren geçen süreye göre üç gruba ayırdı:</p>

<p>• 8 saatten kısa açlık<br />
• 8 ila 12 saat açlık<br />
• 12 saatten uzun açlık</p>

<p>Verilerde 372 farklı laboratuvar testi bulunuyordu. Bunlardan yeterli sayıda ölçüm içeren 121 test, açlık süresine bağlı farklılıkları ayrıntılı değerlendirmek için kullanıldı.</p>

<p>Çalışmanın önemli özelliklerinden biri, farklı açlık süreleriyle birden fazla kez test yaptıran hastaların sonuçlarının kendi içinde de karşılaştırılmasıydı.</p>

<p>İlk değerlendirmede 27 testte belirlenen ölçüm farklılıklarının yalnızca 10'u aynı kişilerin farklı zamanlardaki sonuçları karşılaştırıldığında doğrulandı.</p>

<p>Bu ayrım, bazı farklılıkların doğrudan açlık süresinden değil, karşılaştırılan hastaların özelliklerinden veya klinik koşullarından kaynaklanabileceğini düşündürdü.</p>

<p>8 saatten kısa açlık hangi kan değerlerini etkiliyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bulguları, kan alımından önceki 8 saat içinde yemek yemiş kişilerde ortaya çıktı.</p>

<p>Aynı hastaların farklı ziyaretlerdeki sonuçları karşılaştırıldığında, 8 saatten kısa açlık ile 12 saatten uzun açlık arasında şu ortalama farklılıklar belirlendi:</p>

<p>• Kan şekeri (glukoz): Yüzde 10,8 daha yüksek<br />
• Trigliserit: Yüzde 20,1 daha yüksek<br />
• GGT (karaciğer enzimi): Yüzde 14,8 daha yüksek<br />
• Lipaz (pankreas enzimi): Yüzde 36,4 daha yüksek<br />
• Total bilirubin: Yüzde 17 daha düşük<br />
• D vitamini: Yüzde 9,9 daha düşük</p>

<p>Bu oranlar, araştırmadaki hasta gruplarına ait ortalama farklılıkları ifade ediyor. Her bireyin kan değerinin yemek sonrasında aynı oranda değişeceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Özellikle kan şekeri ve trigliserit sonuçlarında görülen farklılıklar, testin hangi koşullarda yapıldığının sonuçları yorumlarken neden önemli olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Trigliserit, kanda dolaşan yağ türlerinden biridir ve kalp-damar sağlığının değerlendirilmesinde kullanılan lipid profilinin bir parçasıdır. Yemek sonrasında kandaki trigliserit düzeyi değişebilir.</p>

<p>GGT ve lipaz ölçümlerindeki farklılıklar da dikkat çekti. Ancak bu enzimlerin kısa açlıkta daha yüksek bulunması, tek başına karaciğer veya pankreas hastalığı bulunduğu anlamına gelmez.</p>

<p>D vitamini ve bilirubin değerleri ise ters yönde değişti. Araştırma, özellikle D vitamini ölçümündeki farklılığın nedenini açıklayabilecek kesin bir mekanizma ortaya koymadı.</p>

<p>12 saatten fazla aç kalmak testleri daha doğru yapıyor mu?</p>

<p>Çalışmanın temel sorularından biri, açlık süresini uzatmanın ölçüm sonuçlarında ek bir yarar sağlayıp sağlamadığıydı.</p>

<p>Araştırmacılar 8 ila 12 saat aç kalanlarla 12 saatten uzun aç kalanların sonuçlarını karşılaştırdı.</p>

<p>İki grup arasında, değerlendirilen testlerin hiçbirinde belirlenen analitik performans sınırlarını aşan bir farklılık saptanmadı.</p>

<p>Kan şekeri, trigliserit ve GGT gibi açlığa duyarlı ölçümlerde bile 12 saatin üzerine çıkmanın belirgin bir ek avantajı gösterilemedi.</p>

<p>Bu bulgu, 14 veya 16 saat aç kalmanın rutin kan tahlillerini mutlaka daha güvenilir hâle getirdiği düşüncesini desteklemiyor.</p>

<p>Ancak araştırmanın önemli bir sınırlaması var. Test sonuçlarının yaklaşık yüzde 90'ı 12 saatten uzun açlık grubuna, yalnızca yüzde 1,6'sı 8 ila 12 saatlik açlık grubuna aitti.</p>

<p>Dolayısıyla sonuçlar, bütün açlık sürelerinin eşit büyüklükteki gruplarla değerlendirildiği kontrollü bir deneyden elde edilmedi.</p>

<p>Hangi kan testleri için açlık gerekmeyebilir?</p>

<p>Araştırmada tam kan sayımı, birçok böbrek fonksiyon testi, elektrolitler, toplam kolesterol ve HDL kolesterol gibi rutin ölçümlerde açlık süresiyle ilişkili farklılıklar genel olarak kabul edilebilir sınırlar içinde kaldı.</p>

<p>Bu sonuç, bütün kan testlerinin aç karnına yapılmasının zorunlu olmadığını destekliyor.</p>

<p>Örneğin tam kan sayımı, kandaki alyuvarları, akyuvarları, hemoglobini ve trombositleri değerlendirmek amacıyla kullanılır. Bu test için tek başına rutin açlık şartı genellikle bulunmaz.</p>

<p>Böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılan birçok test de özel bir hazırlık gerektirmeden yapılabilir. Bununla birlikte istenen test kombinasyonu ve klinik durum hazırlık koşullarını değiştirebilir.</p>

<p>Son birkaç aylık ortalama kan şekeri düzeyi hakkında bilgi veren HbA1c testi de genellikle açlık gerektirmez. Aynı gün açlık kan şekeri gibi başka ölçümler istenmişse bunlar için ayrıca hazırlık gerekebilir.</p>

<p>Açlık gereksinimi yalnızca testin adına değil, hangi amaçla istendiğine ve birlikte yapılacak diğer ölçümlere göre belirlenmelidir.</p>

<p>Kan şekeri ve kolesterol testleri için kaç saat aç kalınmalı?</p>

<p>Açlık kan şekeri ölçümü, açlık koşullarında değerlendirilmesi gereken testlerden biridir. Bu ölçüm için genel kabul gören süre, en az 8 saat kalori alınmamasıdır.</p>

<p>Kolesterol ve trigliserit testlerinde ise önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>Güncel kardiyoloji kılavuzları, kalp-damar riskinin rutin değerlendirilmesinde lipid profilinin hem açlık hem de tokluk durumunda ölçülebileceğini kabul ediyor.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca kolesterol ölçümü yapılacak olması, her hastanın mutlaka 12 saat aç kalması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Buna karşılık, trigliserit düzeyi çok yüksek olan kişilerde veya belirli yağ metabolizması bozukluklarının araştırılmasında açlıkla ölçüm tercih edilebiliyor.</p>

<p>Örneğin Amerikan Kardiyoloji Koleji ve Amerikan Kalp Derneğinin 2026 kılavuzu, tokluk trigliserit düzeyi 400 mg/dL veya üzerinde bulunduğunda açlıkla yeniden lipid profili değerlendirilmesini öneriyor.</p>

<p>Bu ayrım önemli: Yemek yemek trigliserit değerini değiştirebilir ancak toklukta yapılan her lipid testi geçersiz değildir.</p>

<p>Kan tahlilinden önce su veya kahve içilebilir mi?</p>

<p>Açlık gerektiren rutin kan testlerinde sade su içilmesine genellikle izin verilir. Yeterli sıvı almak, kan örneği alınmasını da kolaylaştırabilir.</p>

<p>Kahve konusunda ise aynı yaklaşım geçerli değildir. Şekersiz ve sütsüz olsa bile kahve bazı ölçümleri etkileyebilir. Bu nedenle açlık istenen bir testten önce kahve içilmemesi, farklı bir talimat verilmişse bunun sağlık personeliyle netleştirilmesi uygun olur.</p>

<p>Kan vermeden önce şu bilgilerin öğrenilmesi yararlıdır:</p>

<p>• İstenen testlerin hangileri açlık gerektiriyor?<br />
• Kaç saat aç kalınması isteniyor?<br />
• Su dışında herhangi bir içecek tüketilebilir mi?<br />
• Düzenli kullanılan ilaçlar test sabahı nasıl alınmalı?<br />
• Son yemek saati laboratuvara bildirilmeli mi?</p>

<p>Açlık gereken testler için sabah erken saatlerde randevu alınması, açlık süresinin büyük bölümünün uykuda geçirilmesini sağlayabilir.</p>

<p>Diyabet hastaları için açlık süresi neden önemli?</p>

<p>Uzun süre aç kalmak, özellikle insülin veya kan şekerini düşürebilen bazı ilaçları kullanan kişiler açısından risk oluşturabilir.</p>

<p>Bu hastalarda öğün atlamak ya da açlık süresini gereksiz yere uzatmak hipoglisemiye, yani kan şekerinin normalden fazla düşmesine yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle diyabet tedavisi gören kişilerin, kan testi öncesindeki açlık ve ilaç kullanım düzenini hekimleriyle belirlemeleri gerekir.</p>

<p>Benzer şekilde gebeler, çocuklar ve özel metabolik hastalıkları bulunan kişilerde de test hazırlığı bireysel olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Araştırmanın sonuçları bütün hastalara uygulanabilir mi?</p>

<p>Çalışma önemli büyüklükte bir veri setine dayanmasına rağmen bazı sınırlamalar taşıyor.</p>

<p>Veriler yalnızca Güney Kore'deki tek bir hastaneden elde edildi. Açlık süreleri hastaların bildirdiği son yemek saatlerine dayanıyordu. Yenen besinlerin içeriği ve porsiyonları standartlaştırılmadı.</p>

<p>Aynı kişinin farklı ziyaretlerdeki sonuçlarının karşılaştırılması önemli bir avantaj sağlasa da ilaç değişiklikleri, hastalık durumu ve kanın alındığı saat gibi etkenlerin tamamı kontrol edilemedi.</p>

<p>Ayrıca araştırma, açlık süresine bağlı ölçüm farklılıklarının hastaların ne kadarında tanıyı veya tedavi kararını değiştirdiğini incelemedi.</p>

<p>Dolayısıyla analitik açıdan kabul edilebilir bir farklılık saptanması, bu farklılığın her hastanın klinik değerlendirmesinde önemsiz olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Çalışmadan çıkarılabilecek temel sonuç, bütün kan testleri için tek tip ve uzun bir açlık süresi uygulanması yerine, testin gerektirdiği koşullara göre hazırlık yapılmasının daha uygun olabileceğidir.</p>

<p>12 saatten uzun açlığın ek yararının gösterilmemesi, açlık gerektiren testler için verilen talimatların göz ardı edilmesini haklı çıkarmaz.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Kan tahlili öncesindeki açlık süresini kendi kararınızla değiştirmeyin. Özellikle diyabet ilacı veya insülin kullanıyorsanız açlık, ilaç ve öğün planını hekiminizle belirleyin. Açlık gerektiren bir testten önce yemek yediyseniz ya da önerilen hazırlığa uymadıysanız kan örneği alınmadan önce laboratuvar personeline bildirin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. JAMA Internal Medicine — Shin S. ve arkadaşları, Fasting Duration and Differences Across Routine Laboratory Tests — 28 Eylül 2026.</p>

<p>2. American College of Cardiology / American Heart Association — 2026 Guideline on the Management of Dyslipidemia — 2026.</p>

<p>3. MedlinePlus, ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi — Fasting for a Blood Test. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kan-tahlilinden-once-12-saat-ac-kalmak-sart-mi-101-bin-kisilik-arastirma</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 10:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2385.jpeg" type="image/jpeg" length="59553"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuklar İçin Araçta 10 Dakikalık Tehlike: Sıcaklık 11°C Artabiliyor!]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cocuklar-icin-aracta-10-dakikalik-tehlike-sicaklik-11c-artabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cocuklar-icin-aracta-10-dakikalik-tehlike-sicaklik-11c-artabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Park halindeki araçların iç sıcaklığı yalnızca 10 dakikada yaklaşık 11°C artabiliyor. Bilimsel araştırmalar, çocukların kısa süreliğine bile otomobilde yalnız bırakılmasının ölümcül sıcak çarpmasına yol açabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir çocuğu park hâlindeki otomobilde birkaç dakikalığına yalnız bırakmak, sanıldığından çok daha büyük bir tehlike oluşturabiliyor. ABD Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresinin (NHTSA) Mayıs 2026’da yayımladığı veriler, araç içindeki sıcaklığın yalnızca 10 dakikada yaklaşık 11 santigrat derece artabildiğini ortaya koyuyor. Çocukların vücut sıcaklığını düzenleme kapasitesinin yetişkinlerden farklı olması, kısa süreli sıcaklık maruziyetini bile hayati bir sağlık sorununa dönüştürebiliyor.</p>

<p>10 dakikada 11 derecelik sıcaklık artışı</p>

<p>NHTSA’nın 1 Mayıs 2026 tarihli açıklamasına göre, park edilmiş bir otomobilin iç sıcaklığı 10 dakika gibi kısa bir sürede yaklaşık 20 Fahrenheit derece, yani 11,1 santigrat derece yükselebiliyor.</p>

<p>Bu artış, dışarıdaki hava sıcaklığına, güneş ışınlarına ve aracın özelliklerine göre değişiyor. Ancak veriler, aracın iç ortamının dışarıdan hissedilenden çok daha sıcak hâle gelebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Örneğin araç içindeki başlangıç sıcaklığı 25 derece olduğunda, 11 derecelik artış ortamı yaklaşık 36 dereceye taşıyabilir. Bu yalnızca sıcaklık artışının büyüklüğünü gösteren örnek bir hesaplama; her otomobilin 10 dakika içinde aynı sıcaklığa ulaşacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Özellikle bebekler ve küçük çocuklar, aşırı sıcak ortamda yetişkinlere göre daha savunmasız durumda bulunuyor.</p>

<p>Bilimsel araştırma: Camı aralık bırakmak yeterli değil</p>

<p>Amerikan Pediatri Akademisinin bilimsel dergisi Pediatrics’te yayımlanan bir araştırma, araçların ne kadar hızlı ısınabildiğini ortaya koydu.</p>

<p>Stanford Üniversitesi araştırmacılarının da yer aldığı çalışmada, güneş altında park edilmiş bir otomobilin iç sıcaklığı 16 farklı günde ölçüldü.</p>

<p>Dış ortam sıcaklığının yaklaşık 22 ile 36 derece arasında değiştiği ölçümlerde, araç içindeki sıcaklığın özellikle ilk 15–30 dakikada hızla yükseldiği belirlendi.</p>

<p>Araştırmada, toplam sıcaklık artışının yaklaşık yüzde 80’inin ilk 30 dakika içinde gerçekleştiği görüldü.</p>

<p>En dikkat çekici sonuçlardan biri ise camların hafifçe açılmasının araç içindeki ısınma hızını anlamlı düzeyde azaltmamasıydı.</p>

<p>Bu bulgu, ebeveynler arasında yaygın olan “Camı biraz açık bırakırsam bir şey olmaz” düşüncesinin güvenilir bir koruma yöntemi olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Çocukların vücut sıcaklığı daha hızlı yükseliyor</p>

<p>Araç içindeki sıcaklığın hızla artması her yaş grubu için risk oluşturuyor. Ancak çocuklarda sıcak çarpmasına yatkınlık daha yüksek.</p>

<p>NHTSA’nın değerlendirmesine göre, çocukların vücut sıcaklığı sıcak ortam koşullarında yetişkinlere göre üç ila beş kat daha hızlı yükselebiliyor.</p>

<p>Bebeklerde ve küçük çocuklarda vücut sıcaklığının düzenlenmesine ilişkin fizyolojik özellikler, aşırı ısı yükü karşısında daha hızlı etkilenmelerine neden olabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vücut sıcaklığının tehlikeli düzeylere yükselmesi, merkezi sinir sistemi başta olmak üzere çeşitli organların işlevlerini bozabiliyor.</p>

<p>Sıcak çarpması; bilinç değişikliği, nöbet, ağır organ hasarı ve zamanında müdahale edilmediğinde ölümle sonuçlanabilen bir tıbbi acil durum olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Bu nedenle tehlikeyi yalnızca çocuğun susaması veya rahatsızlık hissetmesiyle sınırlı değerlendirmemek gerekiyor.</p>

<p>ABD’de bir yılda 31 çocuk sıcak araçta hayatını kaybetti</p>

<p>NHTSA’nın Mayıs 2026’da açıkladığı verilere göre, ABD’de 2025 yılında 31 çocuk sıcak araçlarda gelişen sıcak çarpması nedeniyle hayatını kaybetti.</p>

<p>Kurum, 1998 yılından Mayıs 2026’ya kadar araç içindeki aşırı sıcaklıkla ilişkili çocuk ölümlerinin toplamda bini aştığını bildirdi.</p>

<p>Bu olaylar yalnızca çocukların bilinçli olarak araçta bırakılmasıyla meydana gelmiyor.</p>

<p>Bazı çocuklar araç içinde unutulurken bazıları da park edilmiş ve kilitlenmemiş otomobillere kendi başlarına girerek içeride mahsur kalabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle sıcak araç kaynaklı çocuk ölümlerinin önlenmesinde ebeveynlerin yanı sıra çocuk bakımından sorumlu bütün yetişkinlerin ve çevredeki kişilerin dikkatli olması önem taşıyor.</p>

<p>Hava serin olsa bile tehlike devam edebiliyor</p>

<p>Sıcak çarpması riski yalnızca yaz aylarında veya aşırı sıcak havalarda ortaya çıkmıyor.</p>

<p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), dışarıdaki hava serin hissedildiğinde bile park hâlindeki araçların tehlikeli sıcaklıklara ulaşabildiğini bildiriyor.</p>

<p>Güneş ışınlarının camlardan geçerek koltukları, gösterge panelini ve diğer iç yüzeyleri ısıtması, kapalı ortamda sıcaklığın birikmesine neden oluyor.</p>

<p>Bu nedenle aracın gölgeye park edilmesi ya da camların hafifçe aralık bırakılması, çocuğun güvenliğini garanti etmiyor.</p>

<p>Çocuklarda sıcak çarpmasının belirtileri neler?</p>

<p>Araç içinde aşırı sıcağa maruz kalan çocuklarda başlangıçta huzursuzluk, belirgin susama, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi veya bulantı görülebiliyor.</p>

<p>Durum ağırlaştığında bilinç bulanıklığı, olağan dışı davranışlar, bayılma ve nöbetler ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Sıcak çarpması sırasında terleme devam edebileceği için cildin mutlaka kuru olması beklenmemeli.</p>

<p>Özellikle bilinci değişen, uyandırılamayan veya nöbet geçiren bir çocukta hayatı tehdit eden sıcak çarpmasından şüphelenilmesi gerekiyor.</p>

<p>Araçta yalnız bırakılan çocuk görülürse ne yapılmalı?</p>

<p>Park hâlindeki bir otomobilde yalnız bulunan çocuk fark edildiğinde, özellikle sıcak ortam riski varsa zaman kaybedilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Türkiye’de 112 Acil Çağrı Merkezi aranarak çocuğun durumu ve aracın bulunduğu konum bildirilmelidir.</p>

<p>Çocukta bilinç kaybı, nöbet veya belirgin sıcak çarpması belirtileri varsa güvenli biçimde araçtan çıkarılması ve acil yardım beklenirken hızla serinletilmesi hayati önem taşıyor.</p>

<p>Çocuk güvenli bir alana alındıktan sonra fazla giysileri çıkarılabilir, cildi serin suyla ıslatılabilir ve hava akımı sağlanabilir.</p>

<p>Bilinci kapalı veya yutma güçlüğü bulunan çocuğa ağızdan su verilmemelidir.</p>

<p>Sıcak çarpması şüphesinde yalnızca serinleme sağlanmasıyla yetinilmemeli; acil tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.</p>

<p>Çocuk ölümlerini önlemek için basit ama önemli önlemler</p>

<p>NHTSA ve CDC, araç içindeki sıcak çarpması olaylarının önlenmesi için çocukların hiçbir süreyle otomobilde yalnız bırakılmamasını öneriyor.</p>

<p>Sürücülerin araçtan her inişlerinde arka koltuğu kontrol etmeyi alışkanlık hâline getirmesi, çocukların araç içinde unutulmasını önlemeye yardımcı olabilecek tedbirlerden biri.</p>

<p>Çocukların park edilmiş otomobillere girerek mahsur kalmalarını önlemek için araçların kilitli tutulması ve anahtarların çocukların erişemeyeceği yerlere konulması da öneriliyor.</p>

<p>Araçta çocuk bulunduğunu hatırlatan teknolojik sistemler ve uyarılar, bu önlemleri destekleyebiliyor.</p>

<p>Ancak hiçbir teknolojik çözüm yetişkin gözetiminin yerini tutmuyor.</p>

<p>On dakikalık bir iş, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir</p>

<p>Bir market alışverişi, kısa bir telefon görüşmesi veya birkaç dakikalık bir iş için çocuğu otomobilde bırakmak güvenli kabul edilmiyor.</p>

<p>Bilimsel araştırmalar, araç içindeki sıcaklık artışının kısa sürede başlayabildiğini ve çocukların bu koşullardan ciddi biçimde etkilenebildiğini gösteriyor.</p>

<p>Haberdeki 10 dakika, sıcak çarpmasının mutlaka başladığı veya ölümün gerçekleştiği süreyi ifade etmiyor. Bu süre, aracın iç sıcaklığında tehlikeli bir yükseliş yaşanabileceğini gösteren ölçüme dayanıyor.</p>

<p>Uzman kurumların ortak uyarısı açık: Bir çocuk, park hâlindeki otomobilde bir dakika için bile yalnız bırakılmamalı.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Sıcak çarpması hayatı tehdit eden acil bir durumdur. Bilinç değişikliği, bayılma, nöbet veya ağır sıcaklık maruziyeti şüphesinde derhâl 112 aranmalıdır. Bu içerik tıbbi değerlendirme ve acil müdahalenin yerine geçmez.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>ABD Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi (NHTSA). National Heatstroke Prevention Day, 1 Mayıs 2026.</li>
 <li>McLaren C, Null J, Quinn J. Heat Stress From Enclosed Vehicles: Moderate Ambient Temperatures Cause Significant Temperature Rise in Enclosed Vehicles. Pediatrics, 2005.</li>
 <li>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC). Infants and Children and Heat, 2024.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cocuklar-icin-aracta-10-dakikalik-tehlike-sicaklik-11c-artabiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 09:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2382.jpeg" type="image/jpeg" length="46224"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çalışana Verilen Statü Geri Alınabilir mi? 4/A, 4/B ve 4/D İçin Hukuki Sınırlar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/calisana-verilen-statu-geri-alinabilir-mi-4a-4b-ve-4d-icin-hukuki-sinirlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/calisana-verilen-statu-geri-alinabilir-mi-4a-4b-ve-4d-icin-hukuki-sinirlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kamuda ve belediye şirketlerinde çalışanların statü, unvan ve özlük hakları hangi şartlarda değiştirilebilir? 4/A, 4/B ve 4/D personel için mevzuat, işverenin yetkilerini ve çalışanların haklarını farklı biçimde düzenliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Kamu kurumları, belediyeler, belediye iştirakleri ve özel sektör işyerlerinde çalışan personele verilen statülerin sonradan geri alınıp alınamayacağı, çalışma hayatının önemli hukuki meselelerinden biri. Bir çalışanın yıllardır sahip olduğu unvanın değiştirilmesi, görevinden alınması, daha düşük bir pozisyona geçirilmesi veya ücret grubunun düşürülmesi her durumda aynı hukuki sonucu doğurmuyor.</p>

<p>Türk hukukunda belirleyici olan, çalışan statüsünün hangi kanuna dayandığı ve değiştirilmek istenen hakkın niteliği. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamındaki 4/A memurlar, 4/B sözleşmeli personel ve 4/D işçiler için farklı hükümler uygulanıyor. Belediye şirketlerinde iş sözleşmesiyle çalışan personelin durumu ise ayrıca değerlendiriliyor.</p>

<p>Kazanılmış statü ile görev unvanı aynı şey değil</p>

<p>Hukuki değerlendirmede öncelikle iki kavramı birbirinden ayırmak gerekiyor: Çalışanın kanundan kaynaklanan istihdam statüsü ve kurum tarafından verilen görev veya unvan.</p>

<p>Bir kişinin memur, sözleşmeli personel ya da işçi olarak istihdam edilmesi, ilgili mevzuatın belirlediği hukuki statüdür. Müdürlük, şeflik, koordinatörlük, birim sorumluluğu veya belirli bir görev tanımı ise bu statü içinde üstlenilen pozisyonu ifade edebilir.</p>

<p>Dolayısıyla görev değişikliği yapılması her zaman istihdam statüsünün ortadan kaldırılması anlamına gelmez. Aynı şekilde, bir göreve atanmış olmak da her koşulda o görevde süresiz kalma hakkı doğurmaz.</p>

<p>4/A memurların görev ve unvanları değiştirilebilir mi?</p>

<p>657 sayılı Kanun’un 4/A maddesi kapsamında çalışan memurların görev değişikliklerinde temel düzenlemelerden biri, aynı Kanun’un 76. maddesi.</p>

<p>Bu madde, belirli şartlar çerçevesinde kurumlara görev ve unvan eşitliği aranmaksızın memurları başka kadrolara naklen atama yetkisi tanıyor.</p>

<p>Ancak söz konusu yetki sınırsız değil. Görev değişikliğinin kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda gerçekleştirilmesi gerekiyor. Danıştay kararlarında da idarenin takdir yetkisinin hukuki denetime tabi olduğu vurgulanıyor.</p>

<p>Bu nedenle bir memurun yöneticilik görevinden alınması hukuken mümkün olabilse de işlemin gerekçesi, atanılan kadro, kazanılmış hak aylık derecesi ve ilgili mevzuat hükümleri önem taşıyor.</p>

<p>Memurun belirli bir yöneticilik görevinde kalma hakkı ile memuriyet statüsünden kaynaklanan güvenceleri birbirinden ayrı değerlendiriliyor.</p>

<p>4/B sözleşmeli personelin statüsü nasıl korunuyor?</p>

<p>657 sayılı Kanun’un 4/B maddesine göre istihdam edilen sözleşmeli personelin hakları, Kanun’un ilgili hükümleri, Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar ve varsa özel düzenlemelerle belirleniyor.</p>

<p>Sözleşmeli personelin görevi, pozisyonu veya sözleşmesinin sona erdirilmesi konusunda yalnızca kurumun yönetim tercihi yeterli görülmüyor. Yapılacak işlemin hukuki dayanağı ve öngörülen usullere uygunluğu önem taşıyor.</p>

<p>Ayrıca 7433 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme kapsamında, belirlenen şartları taşıyan 4/B personelin üç yıllık hizmet süresinin ardından talepte bulunarak memur kadrolarına geçebilmesine ilişkin hükümler bulunuyor.</p>

<p>Bununla birlikte bütün sözleşmeli personel aynı hukuki rejime tabi değil. Belediyelerde 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49. maddesine göre istihdam edilen sözleşmeli personelin durumunda da özel hükümler dikkate alınıyor.</p>

<p>4/D sürekli işçilerin unvan ve hakları geri alınabilir mi?</p>

<p>657 sayılı Kanun’un 4/D maddesi kapsamında tanımlanan sürekli işçiler hakkında memurlara ilişkin hükümler değil, iş mevzuatı uygulanıyor.</p>

<p>Bu çalışanların görevleri, ücretleri, iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmelerinden kaynaklanan hakları bakımından 4857 sayılı İş Kanunu özellikle önem taşıyor.</p>

<p>Kanun’un 22. maddesine göre çalışma koşullarında esaslı değişiklik yapılabilmesi için değişikliğin işçiye yazılı bildirilmesi ve işçinin altı iş günü içerisinde yazılı kabulünün alınması gerekiyor.</p>

<p>İşçinin kabul etmediği esaslı değişiklik kendisini bağlamıyor.</p>

<p>Örneğin bir çalışanın kalıcı biçimde daha düşük ücretli bir göreve geçirilmesi, sözleşmeyle güvence altına alınmış unvanının düşürülmesi veya çalışma koşullarının önemli ölçüde ağırlaştırılması bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak işçinin değişikliği kabul etmemesi, iş sözleşmesinin hiçbir şartta feshedilemeyeceği anlamına gelmiyor. İşverenin kanunda düzenlenen koşullarla geçerli nedene dayalı fesih yoluna başvurması mümkün. Böyle bir fesih de yargı denetimine tabi bulunuyor.</p>

<p>Belediye iştiraklerinde çalışanların durumu farklı mı?</p>

<p>Belediyenin kendi personeli ile belediyeye ait şirketlerde çalışan işçiler arasında önemli bir hukuki ayrım bulunuyor.</p>

<p>Belediye bünyesindeki memurlar ve sözleşmeli personel, ilgili kamu personeli mevzuatına tabi olurken belediye iştirak şirketlerinde iş sözleşmesiyle çalışan personel kural olarak iş hukuku kapsamında değerlendiriliyor.</p>

<p>2017 yılında çıkarılan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile belediye şirketlerine işçi geçişleri de düzenlenmişti. Ancak belediye şirketinde çalışmak, tek başına 657 sayılı Kanun’un 4/D maddesindeki sürekli işçi kadrosunda istihdam edilmek anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu şirketlerde işverenin görev dağılımı yapma ve organizasyonu değiştirme yetkisi bulunuyor. Buna karşılık iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi veya yerleşmiş işyeri uygulamasından doğan çalışma koşullarında esaslı değişiklik yapılması halinde İş Kanunu’nun 22. maddesinin dikkate alınması gerekiyor.</p>

<p>Özellikle beyaz yaka ve mavi yaka ayrımı, ücret grupları, uzmanlık pozisyonları, yöneticilik görevleri ve toplu iş sözleşmesi kapsamındaki unvanların değiştirilmesinde ilgili belgeler belirleyici olabiliyor.</p>

<p>Maaş düşürülmeden statü düşürülebilir mi?</p>

<p>Çalışma hayatındaki önemli sorulardan biri de ücret aynı bırakılırken unvanın veya görevin düşürülmesinin hukuken mümkün olup olmadığı.</p>

<p>İşçiler açısından yalnızca maaşın korunması, yapılan her görev değişikliğini kendiliğinden hukuka uygun hale getirmiyor.</p>

<p>Çalışanın mesleki niteliği, üstlendiği sorumluluk, çalışma koşulları ve iş sözleşmesinin içeriği birlikte değerlendiriliyor. Bir çalışanın uzmanlık gerektiren görevinden alınarak niteliğine uygun olmayan ve çalışma koşullarını esaslı biçimde değiştiren başka bir işe geçirilmesi hukuki uyuşmazlık doğurabiliyor.</p>

<p>Buna karşılık iş sözleşmesinin sınırları içinde kalan ve esaslı değişiklik oluşturmayan görev düzenlemeleri işverenin yönetim hakkı kapsamında yapılabiliyor.</p>

<p>Toplu iş sözleşmesiyle verilen haklar korunuyor mu?</p>

<p>Sendikalı işyerlerinde statü ve ücret gruplarına ilişkin uyuşmazlıklarda toplu iş sözleşmeleri ayrıca önem taşıyor.</p>

<p>Bir unvanın karşılığı olan ücret, kademe, sosyal yardım veya çalışma koşulu toplu iş sözleşmesinde düzenlenmişse işverenin bu hükümleri göz ardı ederek işlem yapması hukuki sorun oluşturabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle özellikle belediye şirketleri ve kamu işyerlerindeki statü değişikliklerinde bireysel iş sözleşmesinin yanında yürürlükteki toplu iş sözleşmesinin de incelenmesi gerekiyor.</p>

<p>Statüsü değiştirilen çalışan hangi yollara başvurabilir?</p>

<p>Başvuru yolları çalışanın hukuki statüsüne göre değişiyor.</p>

<p>Memurlar ve ilgili idari personel bakımından idari başvuru ve idari yargı yolları gündeme gelebilir. İşçiler açısından ise işverenin yazılı bildirimi, iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi ve somut işlemin niteliği esas alınarak iş hukuku yollarına başvurulabilir.</p>

<p>İş güvencesi kapsamındaki işçilerin feshe karşı işe iade talebinde bulunabilmesi için özel şartlar ve süreler bulunuyor. İdari işlemler açısından da dava açma sürelerinin gözetilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle çalışanların kendilerine verilen statü veya unvanın dayanağını oluşturan belgeleri saklaması, yapılan değişikliğin gerekçesini yazılı olarak istemesi ve hak kaybı söz konusuysa süresi içinde hukuki yollara başvurması önem taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç: Her statü değişikliği hukuka uygun değil</p>

<p>Türk hukukunda çalışana verilen bir görev veya unvanın hiçbir koşulda geri alınamayacağı yönünde genel bir kural bulunmuyor. Ancak kurum veya işverenin de bütün statüleri dilediği gibi değiştirme yetkisi yok.</p>

<p>4/A memurlar için kamu yararı, hizmet gerekleri ve atama mevzuatı; 4/B sözleşmeli personel için sözleşme rejimi ve özel düzenlemeler; 4/D işçiler ve belediye şirketi çalışanları için ise iş sözleşmeleri, toplu iş sözleşmeleri ve İş Kanunu belirleyici oluyor.</p>

<p>Sonuç olarak statü değişikliğinin hukuka uygunluğu, yalnızca işlemi yapan kurumun yetkisine değil, çalışanın sahip olduğu hakkın niteliğine, değişikliğin gerekçesine ve izlenen hukuki usule bağlı bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/calisana-verilen-statu-geri-alinabilir-mi-4a-4b-ve-4d-icin-hukuki-sinirlar</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2380.jpeg" type="image/jpeg" length="43027"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mehrgarh'da Tarih Öncesi Diş Müdahaleleri: Dokuz İnsanın 11 Dişinde Delik Bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mehrgarhda-tarih-oncesi-dis-mudahaleleri-dokuz-insanin-11-disinde-delik-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mehrgarhda-tarih-oncesi-dis-mudahaleleri-dokuz-insanin-11-disinde-delik-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pakistan’daki Mehrgarh mezarlığında dokuz yetişkine ait 11 azı dişinde bilinçli delme izleri bulundu. Arkeolojik bulgular, tarih öncesi insanların dişlere taş aletlerle müdahale ettiğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Pakistan’ın Belucistan bölgesindeki Mehrgarh Neolitik yerleşiminde bulunan insan iskeletleri, tarih öncesi toplulukların dişlere bilinçli müdahalelerde bulunduğunu ortaya koyuyor. Dokuz yetişkine ait 11 azı dişinde tespit edilen küçük delikler, diş hekimliği tarihinin en eski uygulamalarından birine ilişkin önemli arkeolojik kanıtlar sunuyor.</p>

<p>2006 yılında Nature dergisinde yayımlanan araştırmada, deliklerin doğal aşınma sonucunda değil, keskin taş uçlu aletlerle açıldığı belirlendi. Daha da dikkat çekici olan, dişlerin üzerinde işlemlerden sonra kullanılmaya devam edildiğini gösteren izlerin bulunmasıydı.</p>

<p><img alt="Neolitik Çağ'da İnsan Dişleri Nasıl ve Neden Deliniyordu?-1" class="detail-photo img-fluid" height="1332" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2378.jpeg" width="1300" /></p>

<p>Bu bulgular, Mehrgarh’da yaşayan bazı insanların henüz yazılı tıp metinlerinin bulunmadığı bir dönemde dişlere müdahale etmeyi bildiğini gösteriyor. Ancak işlemlerin neden yapıldığı, kimler tarafından gerçekleştirildiği ve hangi amaçla uygulandığı hâlâ kesin olarak bilinmiyor.</p>

<p>MEHRGARH: TARİH ÖNCESİ BİR TARIM TOPLULUĞU</p>

<p>Mehrgarh, bugünkü Pakistan’ın Belucistan bölgesinde, Bolan Geçidi yakınlarında bulunan önemli bir arkeolojik yerleşim.</p>

<p>Bölge, Afganistan ve İran platosuyla İndus Vadisi arasındaki tarihsel geçiş yollarından biri üzerinde yer alıyor.</p>

<p>Fransız arkeolog Jean-François Jarrige öncülüğünde 1970’li yıllarda başlayan kazılarda, yerleşim alanları, mezarlar, taş aletler, süs eşyaları ve erken tarımsal yaşama ilişkin çok sayıda buluntu ortaya çıkarıldı.</p>

<p>Kazılar, Mehrgarh’da yaşayan toplulukların tahıl yetiştirdiğini, hayvan beslediğini ve farklı hammaddelerden çeşitli eşyalar ürettiğini gösteriyor.</p>

<p>Özellikle boncuk üretimindeki teknik beceri, dişlere yapılan müdahalelerin nasıl gerçekleştirildiğini anlamak açısından önem taşıyor.</p>

<p>DOKUZ İNSANIN 11 DİŞİNDE DELİK BULUNDU</p>

<p>Arkeologlar, Mehrgarh’ın Neolitik mezarlığından çıkarılan insan kalıntılarını incelerken bazı azı dişlerinin üzerinde düzenli biçimde açılmış küçük boşluklar fark etti.</p>

<p>Uluslararası araştırma ekibinin 2006 yılında yayımladığı çalışmada dokuz yetişkine ait 11 kalıcı azı dişi tanımlandı.</p>

<p>İncelenen kişilerden dördü kadın, ikisi erkekti. Üç kişinin cinsiyeti belirlenememişti.</p>

<p>Deliklerin tamamı birinci veya ikinci büyük azı dişlerinde bulunuyordu.</p>

<p>Dört diş üst çeneden, yedi diş ise alt çeneden geliyordu.</p>

<p>Araştırmacılar, bu deliklerin çoğunun dişlerin çiğneme yüzeyine açıldığını belirledi.</p>

<p>Bir kişinin üç dişinde delik bulunurken başka bir kişinin aynı dişine iki ayrı delik açılmıştı.</p>

<p>Bu durum, işlemlerin yalnızca tek bir kişiye veya rastlantısal bir örneğe özgü olmadığını gösteren önemli bir ayrıntıydı.</p>

<p>DELİKLER NE KADAR BÜYÜKTÜ?</p>

<p>Dişler üzerinde yapılan incelemelerde deliklerin çaplarının yaklaşık 1,3 ile 3,2 milimetre arasında değiştiği belirlendi.</p>

<p>Derinlikleri ise yaklaşık 0,5 ile 3,5 milimetre arasında ölçüldü.</p>

<p>Bazı delikler konik, bazıları silindirik, bazıları ise yamuk kesitli bir yapı gösteriyordu.</p>

<p>Duvarlarında görülen birbirini izleyen çizgiler ve düzenli aşınma izleri, delme sırasında dönen bir alet kullanıldığını düşündürüyordu.</p>

<p>Araştırmacılar, deliklerin biçimini ve iç yüzeylerini ayrıntılı olarak inceleyerek bunların bilinçli bir işlem sonucunda meydana geldiği değerlendirmesine ulaştı.</p>

<p>İŞLEM İNSANLAR HAYATTAYKEN YAPILMIŞTI</p>

<p>Mehrgarh dişlerinin en önemli özelliklerinden biri, deliklerin kenarlarında görülen aşınma izleri.</p>

<p>Araştırmacılar, deliklerin çevresindeki yüzeylerin kullanım sonucunda düzleştiğini tespit etti.</p>

<p>Bu izler, kişilerin dişleri delindikten sonra yaşamaya ve o dişlerle çiğnemeye devam ettiğini gösteriyor.</p>

<p>Dolayısıyla deliklerin yalnızca ölümden sonra, defin hazırlığı sırasında açıldığı düşünülmüyor.</p>

<p>En azından incelenen örneklerde dişlere müdahale, kişiler hayattayken gerçekleştirilmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak bu bulgu, işlemden sonra kişilerin ne kadar yaşadığını veya müdahalenin herhangi bir rahatsızlığı giderip gidermediğini açıklamıyor.</p>

<p>DİŞLER TAŞ UÇLU ALETLERLE Mİ DELİNİYORDU?</p>

<p>Mehrgarh kazılarında çakmaktaşından hazırlanmış küçük delici aletler bulundu.</p>

<p>Bu aletler, kemik, deniz kabuğu ve çeşitli taşlardan boncuk üretimiyle ilişkili arkeolojik malzemeler arasında yer alıyordu.</p>

<p>Araştırmacılar, boncuk yapımında kullanılan delme bilgisinin dişler üzerinde de uygulanmış olabileceğini değerlendirdi.</p>

<p>Çakmaktaşı uçlarla gerçekleştirilen deneysel canlandırmalar, bu tür aletlerle diş yüzeyinde benzer deliklerin oluşturulabildiğini gösterdi.</p>

<p>Çalışmada, yaylı bir delme düzeneğiyle insan dişi üzerinde kısa sürede benzer deliklerin açılabildiği bildirildi.</p>

<p>Ancak Mehrgarh’da bulunan her dişin kesin olarak aynı araçla delindiği söylenemiyor.</p>

<p>Arkeolojik bulgular, kullanılan tekniğin nasıl işlemiş olabileceğine dair güçlü ipuçları sağlıyor.</p>

<p>BONCUK USTALARI DİŞLERE Mİ MÜDAHALE EDİYORDU?</p>

<p>Mehrgarh’ın taş işçiliği geleneği, diş delme uygulamasının kökenine ilişkin önemli bir soru ortaya çıkarıyor.</p>

<p>Yerleşimde yaşayan zanaatkârlar; kemik, kabuk, turkuaz, akik ve farklı sert malzemeler üzerinde küçük delikler açabiliyordu.</p>

<p>Bu beceri, süs eşyalarının hazırlanmasında kullanılıyordu.</p>

<p>Araştırmacılar, taş uçlu delme tekniklerini bilen kişilerin aynı beceriyi insan dişlerine uygulamış olabileceğini ileri sürdü.</p>

<p>Ancak dişlere müdahale eden kişilerin meslekleri bilinmiyor.</p>

<p>Bunların ayrı bir hekim grubuna mı, boncuk ustalarına mı yoksa başka uzmanlık sahibi kişilere mi ait olduğu belirlenemedi.</p>

<p>Bu nedenle Mehrgarh’da bugünkü anlamıyla bir diş hekimliği mesleğinin bulunduğunu söylemek tarihsel olarak doğru değil.</p>

<p>DİŞLER NEDEN DELİNİYORDU?</p>

<p>Araştırmanın en önemli sorularından biri, bu işlemlerin hangi amaçla yapıldığı.</p>

<p>İncelenen 11 dişten dördünde, deliklerle ilişkili çürük izleri görüldü.</p>

<p>Bu durum, bazı müdahalelerin diş rahatsızlığı veya ağrısıyla ilişkili olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor.</p>

<p>Ancak bütün delinmiş dişlerde çürük bulunmuyordu.</p>

<p>Araştırmacılar, işlemlerin nedenini kesin olarak belirleyemediklerini açıkça ifade etti.</p>

<p>Deliklerin ağız içinde geride bulunan azı dişlerine açılmış olması, bunların görünüşü değiştirmek amacıyla yapılmış süslemeler olma ihtimalini de zayıflatıyordu.</p>

<p>Buna karşılık, bütün müdahalelerin diş ağrısını gidermek için yapıldığını söylemek mümkün değil.</p>

<p>Mehrgarh’daki topluluğun bu işlemlere hangi anlamı yüklediğine ilişkin yazılı bir kaynak bulunmuyor.</p>

<p>DİŞLERE DOLGU YAPILIYOR MUYDU?</p>

<p>Deliklerin bazıları, dişin hassas iç yapılarına ulaşabilecek derinlikteydi.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar, açılan boşlukların daha sonra bir maddeyle doldurulmuş olabileceği ihtimalini değerlendirdi.</p>

<p>Ancak incelenen dişlerde dolgu malzemesi olduğuna dair doğrudan kanıt bulunmadı.</p>

<p>Dolayısıyla Mehrgarh’da kesin olarak diş dolgusu yapıldığını söylemek doğru değil.</p>

<p>Arkeolojik olarak belgelenen uygulama, diş dokusunun bilinçli biçimde delinmesi veya çıkarılmasıdır.</p>

<p>İşlemden sonra herhangi bir malzeme kullanılıp kullanılmadığı bilinmiyor.</p>

<p>BU UYGULAMA NE KADAR ESKİ?</p>

<p>Mehrgarh’daki delinmiş dişlerin tarihine ilişkin bilgiler, arkeolojik araştırmalar ilerledikçe yeniden değerlendiriliyor.</p>

<p>2006 yılında Nature dergisinde yayımlanan araştırma, bulguları yaklaşık 7.500 ile 9.000 yıl öncesine tarihlendirmişti.</p>

<p>Bu değerlendirme, mezarlık alanı için o tarihte kabul edilen kronolojiye dayanıyordu.</p>

<p>Ancak 15 Nisan 2025’te Scientific Reports dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, Mehrgarh’ın Neolitik mezarlığına ilişkin tarihlendirmeyi yeniden ele aldı.</p>

<p>Benjamin Mutin ve çalışma arkadaşları, 23 Neolitik mezardan alınan insan dişi minesi örneklerine uygulanan radyokarbon analizlerini değerlendirdi.</p>

<p>Çalışmanın sonuçları, çanak çömleksiz Neolitik mezarlığın başlangıcını yaklaşık MÖ 5200–4900 aralığına yerleştirdi. Araştırmacılar, mezarlığın önceki kronolojide önerilenden daha kısa süre kullanıldığını belirtti.</p>

<p>Bu sonuçlar, Mehrgarh’ın erken dönemlerine ilişkin geleneksel tarihlendirmeden önemli ölçüde farklılaşıyor.</p>

<p>Yeni çalışma, 2006’da tanımlanan 11 delinmiş dişin her birine ayrı ayrı kesin tarih vermiyor.</p>

<p>Dolayısıyla diş delme uygulamasını bugün tartışmasız biçimde 9 bin yıl öncesine yerleştirmek ihtiyat gerektiriyor.</p>

<p>Tarihsel olarak kesin olan, Mehrgarh’ın Neolitik topluluğunda yaşayan bazı yetişkinlerin azı dişlerine bilinçli müdahalelerde bulunulmuş olması.</p>

<p>MEHRGARH’DA BU GELENEK NE KADAR SÜRDÜ?</p>

<p>2006 tarihli araştırma, o dönemde kabul edilen mezarlık kronolojisine dayanarak diş delme uygulamasının yaklaşık 1.500 yıllık bir süreçte görüldüğünü ileri sürmüştü.</p>

<p>Ancak daha sonraki dönemlere ait bazı mezarlıklarda benzer delikler tespit edilmedi.</p>

<p>2025 tarihli yeni kronoloji ise erken mezarlığın kullanım süresini yeniden değerlendirdiği için, uygulamanın kesin başlangıç ve bitiş tarihleri de ayrıca incelenmeyi gerektiriyor.</p>

<p>Bu nedenle Mehrgarh’daki diş delme geleneğinin binlerce yıl boyunca kesintisiz sürdüğünü kesin bir bilgi olarak aktarmak mümkün değil.</p>

<p>TARİH ÖNCESİ DİŞ HEKİMLİĞİNİN ÖNEMLİ BELGESİ</p>

<p>Mehrgarh’dan çıkarılan 11 azı dişi, insanların çok eski dönemlerde dişlerine bilinçli olarak müdahale ettiklerini gösteren önemli arkeolojik bulgular arasında yer alıyor.</p>

<p>Deliklerin biçimi, iç yüzeylerindeki alet izleri ve işlem sonrasında oluşan aşınmalar, bunların doğal süreçlerle açıklanamayacağını ortaya koyuyor.</p>

<p>Yerleşimdeki taş aletler ve boncuk üretimi geleneği de müdahalelerin hangi teknik bilgiyle gerçekleştirilmiş olabileceğini anlamaya yardımcı oluyor.</p>

<p>Buna karşılık işlemi yapan kişilerin kimlikleri, uygulamanın amacı ve müdahalelerin sonuçları hakkında kesin bilgiler bulunmuyor.</p>

<p>Mehrgarh’ın tıp tarihi açısından değeri, gelişmiş bir diş hekimliği kurumunun varlığını kanıtlamasında değil; tarih öncesi insanların dişlere yönelik fiziksel müdahalelerde bulunabildiğini doğrudan insan kalıntıları üzerinden göstermesinde yatıyor.</p>

<p>Dokuz yetişkinin 11 azı dişinde korunan küçük delikler, yazının henüz bu topluluğun yaşamına girmediği bir çağdan günümüze ulaşan dikkat çekici sağlık tarihi belgeleri arasında yer alıyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Coppa A., Bondioli L., Cucina A. ve arkadaşları — Early Neolithic Tradition of Dentistry. Nature, Cilt 440, Sayı 7085, s. 755–756, 6 Nisan 2006. DOI: 10.1038/440755a.</p>

<p>Mutin B., Zazzo A., Bondioli L., Coppa A. ve arkadaşları — New Radiocarbon Dates of Human Tooth Enamel Reveal a Late Appearance of Farming Life in the Indus Valley. Scientific Reports, Cilt 15, Makale 11345, 15 Nisan 2025. DOI: 10.1038/s41598-025-92621-5.</p>

<p>Jarrige C., Jarrige J.-F., Meadow R. H. ve Quivron G. (Editörler) — Mehrgarh Field Reports 1974–1985: From Neolithic Times to Indus Civilization. Department of Culture and Tourism, Karachi, 1995. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mehrgarhda-tarih-oncesi-dis-mudahaleleri-dokuz-insanin-11-disinde-delik-bulundu</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2375.jpeg" type="image/jpeg" length="48875"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kalabalıklar Neden Ölümcül Olabilir? “Crowd Crush” Olaylarının Tıbbı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kalabaliklar-neden-olumcul-olabilir-crowd-crush-olaylarinin-tibbi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kalabaliklar-neden-olumcul-olabilir-crowd-crush-olaylarinin-tibbi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir konser alanında, stadyumda veya dar bir sokakta binlerce insanın bir araya gelmesi ölümcül sonuçlar doğurabiliyor. Üstelik kalabalıkta hayatını kaybetmek için yere düşmek ya da insanların altında kalmak gerekmiyor. Göğüs kafesine uygulanan yoğun baskı, ayakta duran bir insanın bile nefes almasını engelleyebiliyor. Tıp literatüründe “crowd crush” olarak bilinen bu olaylar, solunum yetmezliğinden ağır kas hasarına kadar birçok ölümcül tabloya yol açabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Binlerce insanın bir konseri izlemek, futbol karşılaşmasına katılmak veya bir kutlamada bulunmak için toplandığını düşünün. İnsanlar başlangıçta rahatlıkla hareket ederken kalabalık giderek yoğunlaşıyor. Bir süre sonra yürümek zorlaşıyor, insanlar birbirlerine temas etmeye başlıyor ve bazı noktalarda hareket neredeyse tamamen duruyor.</p>

<p>Arkadaki insanlar öndekilerin ilerleyemediğini göremediğinde baskı artabiliyor. Göğüs kafesleri sıkışıyor, insanlar dengelerini kaybedebiliyor ve bir noktadan sonra kalabalığın hareketi bireylerin kontrolünden çıkabiliyor.</p>

<p>Bu aşamada ortaya çıkan tehlike, yalnızca yere düşme veya ayaklar altında kalma değil.</p>

<p><strong>Bir insan ayakta dururken de solunumu engellenecek kadar güçlü bir basınca maruz kalabiliyor.</strong></p>

<p>Kalabalık felaketlerinin tıbbi boyutunu anlamak, bu olayların neden meydana geldiğini ve nasıl önlenebileceğini değerlendirmek açısından büyük önem taşıyor.</p>

<h2>Crowd Crush Nedir?</h2>

<p>İngilizcede <i>crowd crush</i> olarak tanımlanan olay, çok yoğun bir insan topluluğunda bireylerin birbirlerine veya sabit yapılara karşı tehlikeli düzeyde sıkışması anlamına geliyor.</p>

<p>Türkçede bu tür olaylar genellikle izdiham veya kalabalık ezilmesi olarak ifade ediliyor.</p>

<p>Ancak her izdiham aynı şekilde gelişmiyor. Bazı olaylarda insanlar koşarken düşüyor ve üzerlerine başkaları yığılıyor. Bazılarında ise insanlar neredeyse hiç hareket edemedikleri halde çevrelerinden gelen baskının etkisi altında kalıyor.</p>

<p>Özellikle ikinci durumda göğüs ve karın bölgesinin sıkışması, solunum için gerekli hareketlerin gerçekleşmesini engelleyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle kalabalık felaketlerini yalnızca insanların birbirlerini çiğnediği olaylar olarak değerlendirmek, ölüm mekanizmasının önemli bir bölümünü gözden kaçırmak anlamına geliyor.</p>

<h2>İnsan Ayakta Dururken Nasıl Nefessiz Kalabiliyor?</h2>

<p>Normal solunum sırasında diyafram kasılır ve aşağı doğru hareket eder. Göğüs kafesi genişler, akciğerlerin içindeki basınç değişir ve hava solunum yollarından akciğerlere girer.</p>

<p>Nefes alabilmek için göğüs duvarının belirli ölçüde hareket edebilmesi gerekir.</p>

<p>Çok yoğun bir kalabalıkta ise kişinin göğüs ve karın bölgesi farklı yönlerden baskı altında kalabilir.</p>

<p>Bu baskı yeterince güçlendiğinde göğüs kafesi genişleyemez ve diyaframın hareketi kısıtlanabilir.</p>

<p>Kişi nefes almak için çaba gösterse bile akciğerlerine yeterli miktarda hava çekemeyebilir.</p>

<p>Dış baskı nedeniyle solunumun engellenmesi, <strong>kompresyon asfiksisi</strong> olarak adlandırılan ölümcül mekanizmalardan biridir.</p>

<p>Baskı devam ettiğinde kandaki oksijen azalabilir ve karbondioksit birikebilir. Ağır vakalarda bilinç kaybı, kalp durması ve geri dönüşü olmayan beyin hasarı gelişebilir.</p>

<p>Bu süreçte dikkat çekici olan, kişinin mutlaka yere düşmesinin gerekmemesidir.</p>

<p>Son derece yoğun bir kalabalıkta insanlar, çevrelerindeki diğer bedenlerin oluşturduğu baskı nedeniyle ayakta tutulabilir. Bilincini kaybeden bir kişi bile yere düşemeyebilir.</p>

<p>Dolayısıyla kişinin hâlâ ayakta olması, güvenli durumda bulunduğunu göstermez.</p>

<h2>Travmatik Asfiksi: Göğüs Baskısının Vücutta Bıraktığı İzler</h2>

<p>Kalabalık baskısı sırasında ortaya çıkabilen bir diğer tıbbi tablo travmatik asfiksidir.</p>

<p>Travmatik asfiksi, göğüs veya üst karın bölgesine uygulanan şiddetli basıncın göğüs içi basıncı artırması sonucunda gelişebilen klinik bir sendromdur.</p>

<p>Bu durumda baş ve boyun bölgesindeki toplardamar basıncının artması, karakteristik fiziksel belirtilere yol açabilir.</p>

<p>Yüzde ve boyunda morarma, şişlik, cilt üzerinde küçük noktasal kanamalar ve gözün beyaz kısmında kanamalar görülebilir.</p>

<p>Bazı hastalarda akciğer ezilmesi, kaburga kırıkları ve göğüs boşluğunda yaralanmalar da tabloya eşlik edebilir.</p>

<p>Ancak bütün hastalarda aynı belirtiler ortaya çıkmaz.</p>

<p>Ayrıca kompresyon asfiksisi ile travmatik asfiksi, birbirinden tamamen bağımsız iki olay değildir. İkisi de ciddi dış baskıyla ilişkili olmakla birlikte travmatik asfiksi, özellikle karakteristik damar ve cilt bulgularının görüldüğü klinik tabloyu ifade eder.</p>

<p>Kalabalık felaketlerinin tıbbi değerlendirmesinde bu ayrım önemlidir.</p>

<h2>Bir Kalabalık Ne Zaman Tehlikeli Hale Geliyor?</h2>

<p>Kalabalığın tehlikeli olup olmadığını belirleyen tek unsur insan sayısı değil.</p>

<p>İnsanların ne kadar dar bir alanda toplandığı, hangi yönlere hareket ettiği ve çevredeki fiziksel engeller, oluşan baskıyı doğrudan etkileyebiliyor.</p>

<p>2007 yılında <i>Physical Review E</i> dergisinde yayımlanan araştırmada fizikçi Dirk Helbing ve çalışma arkadaşları, 12 Ocak 2006'da Mekke yakınlarındaki Mina'da meydana gelen kalabalık felaketinin görüntülerini inceledi.</p>

<p>Araştırmacılar, yoğun kalabalıklarda hareket düzeninin önce dur-kalk biçimine, ardından öngörülmesi güç ve düzensiz yer değiştirmelere dönüşebildiğini gösterdi.</p>

<p>Kalabalık türbülansı olarak tanımlanan bu durumda insanlar kendi hareketlerini kontrol etmekte zorlanıyor.</p>

<p>Bir taraftan gelen basınç diğer insanlara aktarılıyor ve kalabalığın farklı noktalarında güçlü hareket dalgaları oluşabiliyor.</p>

<p>Bu hareketler insanların düşmesine veya sabit engellere doğru sıkışmasına neden olabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmanın ortaya koyduğu önemli sonuçlardan biri, tehlikeli kalabalık hareketlerinin yalnızca bireysel panikle açıklanamayacağıydı.</p>

<p>Fiziksel yoğunluk ve hareket dinamikleri, insanların davranışlarından bağımsız olarak da risk oluşturabiliyor.</p>

<h2>Seul Faciasının Bilimsel Analizi: Metrekarede Yaklaşık 10 Kişi</h2>

<p>29 Ekim 2022'de Güney Kore'nin başkenti Seul'de yaşanan Itaewon faciası, kalabalık baskısının şehir merkezinde nasıl ölümcül hale gelebileceğini gösterdi.</p>

<p>Cadılar Bayramı kutlamaları sırasında eğimli ve dar bir sokakta karşı yönlerden gelen insan akışları birbirine karıştı.</p>

<p>Kalabalık yoğunluğu arttıkça insanlar kendi hareketlerini kontrol edememeye başladı. Çok sayıda kişi sıkıştı, bazıları yere düştü ve ağır yaralanmalar meydana geldi.</p>

<p>Olayda doğrudan kalabalık baskısı nedeniyle 159 kişi hayatını kaybetti.</p>

<p><strong>Güney Kore'de 2026 yılında alınan ek kararlarla, facianın kurtarma çalışmalarına katıldıktan sonra psikolojik travmaya bağlı nedenlerle hayatını kaybeden üç kişinin daha mağdur olarak tanınması üzerine resmî toplam 162'ye yükseldi.</strong></p>

<p>Facianın fiziksel nedenleri sonraki yıllarda bilimsel araştırmalara konu oldu.</p>

<p>2024 yılında <i>PLOS ONE</i> dergisinde yayımlanan çalışmada, olayın meydana geldiği bölgedeki insan hareketleri ve kalabalık yoğunluğu bilgisayar modelleriyle yeniden incelendi.</p>

<p>Araştırmacılar, dar sokaktaki yoğunluğun olay anına ilişkin modellemede ortalama metrekare başına 7,57 kişiye, en yüksek noktada ise yaklaşık 9,95 kişiye ulaştığını hesapladı.</p>

<p>Bu değerler doğrudan bütün bireylerin tek tek sayılmasıyla elde edilmiş kesin ölçümler değil, saha verilerinden yararlanılarak oluşturulan modelin tahminleriydi.</p>

<p>Araştırmada karşı yönlü insan akışlarının kesişmesi ve dar geçidin fiziksel özellikleri, tehlikeli basıncın oluşmasında önemli etkenler olarak değerlendirildi.</p>

<p>Çalışma, kalabalıkların güvenliğini değerlendirirken yalnızca kaç kişinin bulunduğunu değil, insanların hangi yönlere hareket ettiğini de dikkate almak gerektiğini gösterdi.</p>

<h2>Hillsborough: Bir Futbol Maçında 97 Kişinin Ölümü</h2>

<p>15 Nisan 1989'da İngiltere'nin Sheffield kentindeki Hillsborough Stadyumu'nda yaşanan facia, spor tarihinin en ağır kalabalık felaketlerinden biri oldu.</p>

<p>Liverpool ile Nottingham Forest arasında oynanacak FA Cup yarı finali öncesinde taraftarların bulunduğu tribün bölümlerinde aşırı yoğunluk oluştu.</p>

<p>İnsanlar bariyerler ve birbirlerinin bedenleri arasında sıkıştı. Çok sayıda taraftar nefes almakta zorlandı ve ağır yaralanmalar meydana geldi.</p>

<p>Facianın toplam can kaybı, sonraki yıllarda ölen bir mağdurun da dâhil edilmesiyle 97 olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Olayın ardından yürütülen soruşturmalar, güvenlik ve kalabalık yönetimindeki ciddi başarısızlıkları ortaya koydu.</p>

<p>Aralık 2025'te İngiltere Bağımsız Polis Davranışları Ofisi tarafından yayımlanan kapsamlı soruşturma sonuçları, felaketin önlenmesi ve yönetilmesi sırasında polis teşkilatının temel sorumluluklarını yerine getirmediği yönündeki önceki bulguları destekledi.</p>

<p>Resmî değerlendirmelerde taraftarların davranışlarının faciaya neden olduğu iddiasını destekleyen kanıt bulunmadığı vurgulandı.</p>

<p>Hillsborough, ölümcül kalabalık olaylarının bireylerin davranışlarına indirgenemeyeceğini, organizasyon ve kamu güvenliği kararlarının da belirleyici olduğunu gösteren tarihsel örneklerden biri haline geldi.</p>

<h2>Seul'den Sağ Kurtulan Bir Kadının Tıbbi Hikâyesi</h2>

<p>Kalabalık baskısının etkileri, olay yerinden kurtulan kişilerde de uzun süre devam edebiliyor.</p>

<p>2023 yılında <i>Journal of Korean Medical Science</i> dergisinde yayımlanan bir olgu sunumu, Itaewon faciasından kurtulan 27 yaşındaki bir kadının yaşadığı ağır yaralanmaları belgeledi.</p>

<p>Hastaneye başvuran genç kadında bel ve bacaklara yayılan ağrı, kas güçsüzlüğü ve duyu değişiklikleri bulunuyordu.</p>

<p>Yapılan görüntüleme ve elektrofizyolojik incelemelerde sol siyatik sinirde ve sağ ortak peroneal sinirde hasar tespit edildi.</p>

<p>Bunun yanında vücudun birden fazla kas bölgesini etkileyen rabdomiyoliz geliştiği belirlendi.</p>

<p>Rabdomiyoliz, kas dokusundaki hücrelerin parçalanarak içeriklerini kana bırakmasıyla ortaya çıkan ciddi bir tıbbi durumdur.</p>

<p>Kas hasarının şiddetine bağlı olarak böbrek fonksiyonları bozulabilir ve kalbin çalışmasını etkileyebilen elektrolit değişiklikleri gelişebilir.</p>

<p>Genç kadın, üç aylık tedavi ve rehabilitasyon sürecinin ardından kas gücünde iyileşme sağladı ve yeniden bağımsız yürüyebilir hale geldi.</p>

<p>Bu olgu, kalabalık baskısının yalnızca solunumla ilgili yaralanmalara değil, sinir ve kas dokusunda ciddi hasarlara da yol açabileceğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Bununla birlikte tek bir hastaya ait iyileşme süreci, bütün kalabalık kazazedeleri için aynı sonucun bekleneceği anlamına gelmiyor.</p>

<h2>Ezilme Sendromu ile Boğulma Aynı Şey Değil</h2>

<p>Kalabalık felaketlerinde ortaya çıkabilen tıbbi tablolar arasında önemli farklılıklar bulunuyor.</p>

<p>Göğüs kafesinin sıkışması nedeniyle gelişen solunum yetersizliği, doğrudan oksijenlenmenin bozulmasıyla ilişkili.</p>

<p>Ezilme sendromunda ise genellikle büyük kas gruplarının ağır ve uzun süreli baskıya maruz kalması sonucunda meydana gelen sistemik hasar ön plana çıkıyor.</p>

<p>Kas hücrelerinin zarar görmesi, potasyum ve miyoglobin gibi maddelerin kana karışmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Özellikle potasyum seviyesindeki ciddi yükselme, hayati tehlike oluşturan kalp ritim bozukluklarına yol açabiliyor. Kas hasarına bağlı akut böbrek hasarı da gelişebiliyor.</p>

<p>2023 yılında <i>The American Journal of Emergency Medicine</i> dergisinde yayımlanan bir derleme, ezilme yaralanmalarında erken değerlendirme, güvenli kurtarma, sıvı tedavisi ve metabolik komplikasyonların takibinin önemine dikkat çekiyor.</p>

<p>Ancak her kalabalık baskısı mağdurunda ezilme sendromu gelişmez.</p>

<p>Bu nedenle sağlık ekiplerinin solunum ve dolaşım sorunlarıyla birlikte kas, sinir, kemik ve iç organ yaralanmalarını da değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<h2>Ölümcül Kalabalıklar Her Zaman Panikten Doğmuyor</h2>

<p>İzdiham haberlerinde sık karşılaşılan ifadelerden biri, kalabalığın bir anda paniğe kapılmasıdır.</p>

<p>Oysa panik, her kalabalık felaketinin başlangıç nedeni değildir.</p>

<p>İnsanlar bir konser sahnesine yaklaşmak, stadyuma girmek veya aynı geçitten çıkmak isterken de tehlikeli yoğunluk oluşabilir.</p>

<p>Arkadaki kişiler önlerinde neler yaşandığını göremeyebilir.</p>

<p>Hatta kalabalığın gerisinde bulunan insanlar, ön tarafta birilerinin nefes alamadığının farkında bile olmayabilir.</p>

<p>İnsanların birbirlerini sıkıştırması her zaman kasıtlı itme davranışından kaynaklanmaz.</p>

<p>Kalabalık belirli bir yoğunluğa ulaştığında, bireylerin istemsiz hareketleri de diğer insanlara büyük kuvvetler aktarabilir.</p>

<p>Bu nedenle uzmanlar, kalabalık felaketlerinin değerlendirilmesinde bireysel davranışlarla birlikte fiziksel çevrenin, insan akışının ve organizasyon kararlarının incelenmesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<h2>Kalabalıkta Nefes Alamamak Neden Acil Bir Uyarı?</h2>

<p>Çok yoğun bir kalabalıkta kişi göğüs bölgesinde baskı hissediyor, nefes almakta zorlanıyor veya istemediği yönlere sürükleniyorsa bu durum tehlikeli sıkışmanın işareti olabilir.</p>

<p>Hareket etme olanağının kaybolması, tehlikenin büyüdüğünü gösterebilir.</p>

<p>Baskı altındaki bir kişinin dengesini kaybetmesi ve yere düşmesi ise yeni riskler oluşturabilir. Yere düşen kişinin üzerine başkalarının yığılması, hem solunumun engellenmesine hem de ciddi yaralanmalara neden olabilir.</p>

<p>Bu tür durumlarda en etkili yaklaşım, tehlikeli yoğunluğun oluşmasını önlemek ve riskli bölgelere yeni insan girişini kontrol altına almaktır.</p>

<p>Kalabalık içindeki kişilerin güvenli bir çıkışa ulaşması önemlidir. Ancak ağır baskı başladıktan sonra insanların kendi çabalarıyla bu bölgeden ayrılması her zaman mümkün değildir.</p>

<p>Bu nedenle bireysel korunma önerileri, etkin kalabalık yönetiminin yerine geçemez.</p>

<h2>Acil Müdahalede Hangi Adımlar Hayat Kurtarabilir?</h2>

<p>Kalabalık baskısına maruz kalan kişilere müdahale edebilmek için öncelikle olay yerinin güvenli hale getirilmesi gerekir.</p>

<p>Kontrolsüz bir kalabalığın içine giren kurtarıcıların da aynı baskıya maruz kalması mümkündür.</p>

<p>Kişi güvenli bir alana çıkarıldıktan sonra bilinci ve solunumu değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bilinci kapalı ve normal solunumu olmayan bir kişide kalp durması düşünülmeli, 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalı ve temel yaşam desteğine başlanmalıdır.</p>

<p>Otomatik eksternal defibrilatör bulunuyorsa cihazın talimatları izlenmelidir.</p>

<p>Ancak kalabalık baskısı sonrasında bütün hastalara yalnızca kalp masajı uygulanması yeterli değildir.</p>

<p>Ağır göğüs yaralanması, oksijen yetersizliği, iç kanama, sinir ve kas hasarı gibi durumlar ileri tıbbi değerlendirme ve tedavi gerektirebilir.</p>

<p>Uzun süre sıkışmış hastalarda böbrek fonksiyonlarının ve elektrolit seviyelerinin takip edilmesi de önem taşır.</p>

<p>Çok sayıda yaralının bulunduğu olaylarda hastaların aciliyet durumuna göre sınıflandırılması, yani triyaj yapılması, sağlık hizmetlerinin etkili biçimde yürütülmesine yardımcı olur.</p>

<h2>Kalabalık Felaketleri Nasıl Önlenebilir?</h2>

<p>İngiltere Sağlık ve Güvenlik İdaresi tarafından yayımlanan kalabalık yönetimi rehberleri, toplu etkinliklerin güvenliği için önceden risk değerlendirmesi yapılmasını öneriyor.</p>

<p>Bu değerlendirmede yalnızca katılımcı sayısı değil, giriş ve çıkışların kapasitesi, dar geçitlerin özellikleri, insan hareketlerinin yönü, bariyerlerin yerleşimi ve acil tahliye koşulları da göz önünde bulundurulmalı.</p>

<p>Riskli bölgelerde yoğunluğun izlenmesi, insan akışının gerektiğinde farklı güzergâhlara yönlendirilmesi ve tehlikeli birikmelerin erken aşamada engellenmesi önem taşıyor.</p>

<p>Görüntü analiz sistemleri, hareket sensörleri ve bilgisayar destekli kalabalık modelleri de bu amaçla kullanılabilecek araçlar arasında bulunuyor.</p>

<p>Ancak teknolojinin tek başına güvenliği sağlayamayacağı unutulmamalı.</p>

<p>Güvenli mekân tasarımı, eğitimli personel, etkili iletişim, doğru kapasite planlaması ve zamanında müdahale, kalabalık yönetiminin temel unsurları olmaya devam ediyor.</p>

<h2>Kalabalık Felaketlerinin Görünmeyen Sonuçları</h2>

<p>Kalabalık faciasından kurtulmak, herkes için olayın sona erdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ağır yaralanmaların ardından uzun süreli rehabilitasyon gerekebiliyor. Bazı kişilerde kalıcı hareket kısıtlılığı, sinir hasarı veya kronik ağrı gelişebiliyor.</p>

<p>Bunun yanında olaydan sağ kurtulanlar, yaşamını kaybedenlerin yakınları ve müdahale ekipleri ciddi psikolojik etkiler yaşayabiliyor.</p>

<p>Travma sonrası stres bozukluğu, uyku sorunları, kaygı ve depresif belirtiler bu etkiler arasında yer alabiliyor.</p>

<p>Itaewon faciasına müdahale eden üç kişinin ölümünün 2026 yılında resmen felaketle ilişkilendirilmesi, büyük afetlerin psikolojik sonuçlarının da uzun vadeli bir halk sağlığı meselesi olduğunu gösterdi.</p>

<p>Bu nedenle kalabalık felaketlerinin ardından yürütülen sağlık hizmetleri, yalnızca olay yerindeki acil müdahaleyle sınırlı tutulmamalı. Fiziksel rehabilitasyon ve ruh sağlığı desteği de uzun dönemli iyileşme sürecinin parçası olmalı.</p>

<h2>Asıl Ders: Ölümcül Baskı Oluşmadan Önlem Almak</h2>

<p>Kalabalık felaketleri, insan bedeninin fiziksel kuvvetler karşısındaki sınırlarını gösteren olaylar arasında yer alıyor.</p>

<p>İnsanların birbirine çok yakın durduğu bir ortamda ortaya çıkan baskı, göğüs kafesinin hareketini kısıtlayabiliyor, solunumu engelleyebiliyor ve ağır yaralanmalara neden olabiliyor.</p>

<p>Hillsborough ve Itaewon gibi facialar, güvenli kalabalık yönetiminin yalnızca organizasyon başarısı değil, doğrudan insan hayatını ilgilendiren bir sorumluluk olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Tıbbi müdahale çok sayıda insanın hayatını kurtarabilir. Ancak en etkili yaklaşım, insanların ölümcül baskı altında kalmasına neden olan koşulların baştan engellenmesidir.</p>

<p><strong>Çünkü kalabalık felaketlerinde hayatta kalmanın en güvenilir yolu, nefes almanın imkânsız hale geldiği bir yoğunluğun hiç oluşmamasını sağlamaktır.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kalabaliklar-neden-olumcul-olabilir-crowd-crush-olaylarinin-tibbi</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/kalabalik.webp" type="image/jpeg" length="15648"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağlık ve tıp eğitiminde haftanın gündemi: Yeni düzenlemeler, eğitim fırsatları ve atamalar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/saglik-ve-tip-egitiminde-haftanin-gundemi-yeni-duzenlemeler-egitim-firsatlari-ve-atamalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/saglik-ve-tip-egitiminde-haftanin-gundemi-yeni-duzenlemeler-egitim-firsatlari-ve-atamalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık ve tıp eğitiminde 5–11 Ekim haftasında bakım merkezlerinin yeni kuralları, YÖK’ün dijital eğitim platformu, uluslararası sağlık rehberleri, burs takvimi ve başhekim ataması öne çıktı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık ve tıp eğitimi alanında 5–11 Ekim 2026 haftası, bakım hizmetlerinden araştırmacı eğitimine uzanan gelişmelere sahne oldu. Özel bakım merkezlerini ilgilendiren yeni yönetmelik yürürlüğe girerken YÖK’ün dijital eğitim programının kapsamı genişledi. Dünya Sağlık Örgütü çocukluk obezitesi, ruh sağlığı hizmetleri ve gebelikte hipertansiyon konusunda yeni belgeler yayımladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye’de üniversite öğrencileri için burs başvuru takvimi ve sağlık kurumlarındaki yönetim değişiklikleri de haftanın gündeminde yer aldı.</p>

<p>Özel bakım merkezlerine yeni kurallar</p>

<p>7 Ekim 2026 tarihli ve 33393 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Engelli Bireylere Yönelik Özel Bakım Merkezleri Yönetmeliği, 2016 tarihli aynı adlı düzenlemeyi yürürlükten kaldırdı.</p>

<p>Yeni yönetmelik; merkezlerin açılış ve çalışma şartlarını, personel standartlarını, denetimleri ve bakım hizmetlerinin işleyişini düzenliyor. Faaliyette bulunan merkezlerin, belirtilen istisnalar çerçevesinde fiziksel şartlarını en geç iki yıl içinde yeni hükümlere uygun hâle getirmesi gerekiyor. Bu sürenin sonunda gerekli düzenlemeleri yapmayan merkezlere yeni yerleştirme yapılmayacak.</p>

<p>Mevcut merkezlerin yaş gruplarına ilişkin düzenlemeyi tamamlaması için ise 1 Ocak 2028 tarihi belirlendi.</p>

<p>YÖK’ün dijital platformunda biyoistatistik eğitimi de bulunuyor</p>

<p>YÖK tarafından üniversitelerin katkısıyla başlatılan Veri Analizi Okulu, 2026–2027 akademik yılında Dijital Üniversite Platformu’na dönüşüyor.</p>

<p>Platform; Yapay Zekâ Okulu, Veri Analizi Okulu ve Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik Okulu olmak üzere üç eğitim alanını bir araya getiriyor. Toplam 16 modül arasında biyoistatistik, psikometri, temel istatistik, veri analitiği ve makine öğrenmesi bulunuyor.</p>

<p>Ücretsiz ve çevrim içi eğitimler için başvurular 14–20 Ekim 2026 tarihleri arasında alınacak. Program, 3 Kasım’daki ortak açılış dersiyle başlayacak. Biyoistatistik ve veri analizi modülleri, sağlık alanında araştırma yapan akademisyenler ve öğrenciler açısından da eğitim fırsatı sunuyor.</p>

<p>Çocukluk obezitesi için ilk küresel kılavuzlar</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, 7 Ekim’de çocuk ve ergenlerde obezitenin yönetimine ilişkin ilk küresel kılavuzlarını yayımladı.</p>

<p>Kılavuzlarda yapılandırılmış beslenme, fiziksel aktivite ve davranış değişikliği desteği temel yaklaşım olarak öne çıkıyor. Tedavinin yaşa uygun olması, aile katılımıyla yürütülmesi ve uzun süreli izlem sağlanması vurgulanıyor.</p>

<p>DSÖ, 0–9 yaş grubunda obezite için ilaç tedavisi, kilo verme cerrahisi ve kilo verme cihazlarını önermiyor. Ergenlerde ise onaylı ilaçların ancak gözetimli ve çok bileşenli yaşam tarzı programının hedeflenen sonucu sağlayamadığı durumlarda değerlendirilebileceğini belirtiyor. Ağır obezitesi bulunan ergenlerde cerrahi, sıkı koşullar altında ele alınıyor.</p>

<p>Ruh sağlığında toplum içinde desteklenen bakım</p>

<p>DSÖ’nün 9 Ekim’de duyurduğu yeni rehber, uzun süreli psikiyatri hastanesi yatışlarına dayanan hizmetlerden toplum temelli bakıma geçişi ele alıyor.</p>

<p>Rehber, hastaneden ayrılan kişilerin sağlık hizmetlerinin yanında barınma, sosyal destek, eğitim ve istihdam imkânlarına erişmesini öngörüyor. Hastane yöneticileri için hizmetlerin yeniden düzenlenmesine yönelik adımlar sunulurken bakım alan kişilerin karar süreçlerine katılması vurgulanıyor.</p>

<p>Gebelikte hipertansiyon için yol haritası</p>

<p>DSÖ ve ortakları, 8 Ekim’de gebelikte hipertansif bozukluklar için 2026–2035 dönemini ve sonrasını kapsayan küresel yol haritasını açıkladı.</p>

<p>Belge; erken tanı, ilaç ve tanı araçlarına erişim, sağlık çalışanlarının eğitimi, sevk sistemleri ve acil obstetrik hizmetlerin birlikte güçlendirilmesini hedefliyor. Araştırma yatırımları ile mevcut etkili uygulamaların ihtiyaç duyan kadınlara ulaştırılması da öncelikler arasında bulunuyor.</p>

<p>DSÖ’nün bu belgeleri uluslararası rehber niteliği taşıyor; Türkiye’de yeni bir mevzuat veya otomatik uygulama değişikliği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Üniversite öğrencilerine burs başvuruları 22 Ekim’de</p>

<p>Vakıflar Genel Müdürlüğü, 2026–2027 eğitim yılı yükseköğrenim burs başvurularının 22 Ekim saat 10.00’da başlayacağını duyurdu. Başvurular 31 Ekim saat 23.59’a kadar elektronik ortamda alınacak.</p>

<p>Yükseköğrenim bursunun aylık tutarı 4 bin lira olarak açıklandı. Program sağlık alanına özel olmayıp ilgili koşulları karşılayan ön lisans ve lisans öğrencilerine yönelik yürütülüyor.</p>

<p>Giresun’da başhekim ataması, Tokat’ta eğitim değerlendirmesi</p>

<p>Giresun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 9 Ekim tarihli duyurusunda Tıbbi Biyokimya öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Hilmi Furkan Arslan’ın başhekimliğe atandığını bildirdi.</p>

<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi ise 5 Ekim’de, kardiyoloji uzmanlık eğitimi akreditasyon başvurusu kapsamında Türk Kardiyoloji Derneği değerlendirme komisyonunun ziyaretini duyurdu. Görüşmelerde eğitim programı ve mevcut uygulamalar değerlendirildi. Duyuru, akreditasyonun kazanıldığına ilişkin bir sonuç kararı içermiyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/saglik-ve-tip-egitiminde-haftanin-gundemi-yeni-duzenlemeler-egitim-firsatlari-ve-atamalar</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/genel/i-m-g-2369.jpeg" type="image/jpeg" length="27506"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bal Hafızayı Güçlendiriyor mu? 34 Araştırmanın Ortaya Koyduğu Bulgular]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bal-hafizayi-guclendiriyor-mu-34-arastirmanin-ortaya-koydugu-bulgular</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bal-hafizayi-guclendiriyor-mu-34-arastirmanin-ortaya-koydugu-bulgular" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Balın hafıza ve beyin sağlığı üzerindeki etkisini inceleyen 34 çalışmalık derleme, olası yararlara işaret etti. Ancak bulguların önemli bölümü hayvan deneylerinden geliyor; insanlarda kesin fayda gösterilmiş değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bal tüketiminin hafızayı güçlendirip güçlendirmediği ve beyin sağlığını koruyup koruyamayacağı bilimsel araştırmaların konusu olmaya devam ediyor. Frontiers in Aging Neuroscience dergisinde 17 Ocak 2023 tarihinde yayımlanan, 34 özgün araştırmayı değerlendiren bilimsel derleme, balın hafıza, sinir hücrelerinin korunması, stres ve ağrı algısıyla ilişkili biyolojik süreçler üzerinde olası etkilerine dikkat çekti.</p>

<p>Malezya Bilim Üniversitesi araştırmacıları tarafından hazırlanan derleme, balın içerdiği bazı doğal bileşiklerin beyin sağlığı açısından araştırılmaya değer olduğunu ortaya koyuyor. Ancak incelenen çalışmaların önemli bir bölümü hayvan deneylerinden oluşuyor. Bu nedenle elde edilen sonuçlar, düzenli bal tüketiminin insanlarda hafızayı kesin olarak güçlendirdiği veya nörolojik hastalıkları önlediği anlamına gelmiyor.</p>

<p>34 araştırmada balın beyin üzerindeki dört olası etkisi incelendi</p>

<p>Nurul Ashykin Zamri ve çalışma arkadaşlarının hazırladığı derlemede, bilimsel veri tabanlarında belirlenen 330 kayıt arasından değerlendirme ölçütlerine uygun 34 özgün araştırma incelendi.</p>

<p>Araştırmacılar bulguları dört temel alanda sınıflandırdı:</p>

<p>1. Hafıza ve öğrenme süreçleri üzerindeki olası etkiler.<br />
2. Sinir hücrelerini hasara karşı koruma potansiyeli.<br />
3. Stres ve depresyon benzeri davranışlarla ilişkili etkiler.<br />
4. Ağrılı uyaranlara verilen yanıtı azaltma potansiyeli.</p>

<p>Bu başlıklar, balın insanlarda kanıtlanmış dört sağlık yararı olduğu anlamına gelmiyor. Araştırmaların tasarımları, kullanılan bal türleri ve incelenen biyolojik modeller birbirinden farklı.</p>

<p>Özellikle sinir hücrelerinin korunması, stres tepkisi ve ağrı algısına ilişkin bulguların önemli kısmı deney hayvanlarından elde edildi.</p>

<p>Bal hafızayı gerçekten güçlendiriyor mu?</p>

<p>Derlemede ele alınan bazı insan çalışmalarında bal tüketimiyle belirli hafıza testlerinde iyileşmeler bildirildi.</p>

<p>Menopoz sonrası kadınlarda yürütülen bir araştırmada, 16 haftalık bal tüketiminin ardından bazı sözel öğrenme ve kısa süreli hafıza ölçümlerinde olumlu sonuçlar elde edildi.</p>

<p>Şizofreni tanısı bulunan hastaları değerlendiren başka bir klinik araştırmada ise sekiz haftalık bal tüketiminin kısa süreli öğrenme performansının bazı alanlarında iyileşmeyle ilişkili olduğu, ancak uzun süreli hafızada benzer bir yararın gösterilemediği bildirildi.</p>

<p>Hayvan deneylerinde de özellikle öğrenme ve hafızayla ilişkili beyin bölgelerinde çeşitli değişiklikler gözlendi.</p>

<p>Bununla birlikte bu çalışmaların sonuçları bütün sağlıklı yetişkinlere genellenemez. İncelenen insan grupları sınırlıdır ve araştırmalar balın günlük beslenmeye eklenmesinin uzun vadeli bilişsel sonuçlarını kesin olarak ortaya koymamaktadır.</p>

<p>Balın içindeki hangi maddeler beyni etkileyebilir?</p>

<p>Araştırmacıların üzerinde durduğu temel noktalardan biri, balın yalnızca glikoz ve fruktoz gibi şekerlerden oluşmaması.</p>

<p>Bal, miktarları türüne ve üretim koşullarına göre değişebilen fenolik asitler ve flavonoidler adı verilen bitkisel kökenli bileşikler de içeriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Derlemede özellikle kafeik asit, gallik asit, kateşin, kaempferol, luteolin ve apigenin gibi maddelerin olası biyolojik etkileri tartışıldı.</p>

<p>Bu bileşikler, oksidatif stres ve iltihaplanmayla ilişkili süreçler açısından araştırılıyor.</p>

<p>Oksidatif stres, hücrelerde oluşan reaktif moleküllerle vücudun bunlara karşı savunma mekanizmaları arasındaki dengenin bozulması olarak tanımlanıyor. Sinir hücreleri de bu süreçten etkilenebiliyor.</p>

<p>Bazı deneysel araştırmalarda bal uygulamasının oksidatif hasar göstergelerini azalttığı ve sinir hücreleriyle ilişkili koruyucu mekanizmaları etkileyebildiği bildirildi.</p>

<p>Ancak bir maddenin antioksidan özellik göstermesi, o maddeyi içeren besinin insanlarda hafıza kaybını önleyeceğini kanıtlamaz.</p>

<p>Bal tüketildiğinde bu bileşiklerin ne kadarının emildiği, beyin dokusunda hangi düzeylere ulaştığı ve bu miktarların klinik açıdan anlamlı bir sonuç oluşturup oluşturmadığı ayrıca araştırılmalıdır.</p>

<p>Bal Alzheimer hastalığını veya bunamayı önleyebilir mi?</p>

<p>Mevcut araştırmalar, bal tüketiminin Alzheimer hastalığını ya da diğer demans türlerini önlediğini kanıtlamıyor.</p>

<p>Derlemede hafif bilişsel bozukluk ve demansla ilişkili daha eski bir araştırmaya da yer verildi. Ancak bu araştırmadan hareketle balın demans gelişimini engellediği veya hastalığın ilerlemesini yavaşlattığı sonucuna varılamaz.</p>

<p>Alzheimer hastalığı yalnızca oksidatif stresle açıklanamayan, çok sayıda biyolojik mekanizmanın rol oynadığı karmaşık bir hastalık.</p>

<p>Hayvan deneylerinde belirli hücresel göstergelerin iyileşmesi, insanlarda Alzheimer riskinin azaldığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bunu ortaya koyabilmek için yeterli sayıda insanın katıldığı, uygun karşılaştırma gruplarını içeren ve uzun süreli takip yapılan klinik araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Balın doğal olması sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmiyor</p>

<p>Balın beyin sağlığı açısından araştırılması, yüksek miktarda tüketilmesinin yararlı olduğu şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Balın temel bileşenlerini şekerler oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü, baldaki doğal şekerleri de serbest şekerler kapsamında değerlendiriyor.</p>

<p>Örgüt, serbest şeker tüketiminin günlük toplam enerji alımının yüzde 10'unun altında tutulmasını, mümkünse yüzde 5'in altına indirilmesini öneriyor.</p>

<p>Bu nedenle hafızayı güçlendirmek amacıyla günlük beslenmeye yüksek miktarda bal eklenmesi bilimsel olarak desteklenen bir yaklaşım değil.</p>

<p>Özellikle diyabeti bulunan veya kan şekeri kontrolü gereken kişilerin balı da toplam karbonhidrat tüketimleri içinde değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<p>Beyin sağlığı için bal tüketmek gerekli mi?</p>

<p>Bilimsel derlemenin ortaya koyduğu temel sonuç, balın bazı bileşenlerinin sinir sistemi üzerindeki etkilerinin daha ayrıntılı incelenmeye değer olması.</p>

<p>Özellikle hafıza süreçleri, oksidatif stres ve sinir hücrelerinin korunması alanlarında elde edilen deneysel bulgular, gelecekte yapılacak araştırmalar açısından çeşitli ipuçları sunuyor.</p>

<p>Ancak balın hangi türünün, ne miktarda ve ne kadar süreyle tüketildiğinde insanlarda anlamlı bir bilişsel yarar sağlayabileceği henüz netleşmiş değil.</p>

<p>Dolayısıyla bal, dengeli beslenmenin bir parçası olarak tüketilebilse de hafızayı güçlendirmek veya nörolojik hastalıklardan korunmak için gerekli bir besin ya da kanıtlanmış bir tedavi olarak görülmemeli.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bal, hafıza bozukluğu veya demans tedavisinin yerine geçmez. Diyabeti bulunan kişiler bal tüketimini kan şekeri yönetimleri açısından değerlendirmelidir. Ayrıca bebek botulizmi riski nedeniyle 12 aydan küçük bebeklere bal verilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Frontiers in Aging Neuroscience — Zamri NA ve arkadaşları, Honey on Brain Health: A Promising Brain Booster — 17 Ocak 2023.</p>

<p>2. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) — Guideline: Sugars Intake for Adults and Children — 2015.</p>

<p>3. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) — Foods and Drinks to Avoid or Limit — 14 Nisan 2026. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bal-hafizayi-guclendiriyor-mu-34-arastirmanin-ortaya-koydugu-bulgular</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2365.jpeg" type="image/jpeg" length="11314"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Umut Vadeden Hepatit İlacı: Beş Hasta Yaşamını Yitirdi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/umut-vadeden-hepatit-ilaci-bes-hasta-yasamini-yitirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/umut-vadeden-hepatit-ilaci-bes-hasta-yasamini-yitirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1993 yılında hepatit B tedavisinde yeni bir dönem başlatması beklenen fialuridin, klinik araştırmalarda güçlü antiviral etki gösterdi. Ancak ABD'de yürütülen 15 kişilik bir araştırmada yedi hastada ağır karaciğer yetmezliği gelişti. Beş hasta yaşamını yitirdi, iki hasta ise karaciğer nakliyle kurtuldu. Tıp tarihine geçen bu olay, ilaç güvenliği konusunda önemli dersler bıraktı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2>Hastalığı Yenmesi Beklenen İlaç</h2>

<p>1993 yılının ilk aylarında ABD'deki bilim insanları, kronik hepatit B tedavisinde önemli bir gelişmenin eşiğinde olduklarını düşünüyordu.</p>

<p>O dönemde hepatit B, milyonlarca insanı etkileyen ve siroz ile karaciğer kanserine yol açabilen ciddi bir enfeksiyondu. Mevcut tedavi seçenekleri sınırlıydı. Araştırmacılar, virüsün çoğalmasını engelleyebilecek yeni ilaçların peşindeydi.</p>

<p>Bu ilaçlardan biri de <strong>fialuridin (FIAU)</strong> adı verilen deneysel antiviral bileşikti.</p>

<p>İlacın ilk klinik araştırmalardaki sonuçları dikkat çekiciydi. Kısa süreli tedavilerde hastaların kanındaki hepatit B virüsü DNA düzeyleri yüzde 65 ile 95 arasında azalmıştı.</p>

<p>Ancak bir sorun vardı: İlaç kesildiğinde virüs yeniden çoğalabiliyordu.</p>

<p>Araştırmacılar daha uzun süreli bir tedavinin bu sorunu çözebileceğini düşündü. Böylece 1993 yılının Mart ayında altı ay sürmesi planlanan yeni bir klinik araştırma başladı.</p>

<p>Henüz kimse, bu araştırmanın tıp tarihinin en trajik ilaç güvenliği vakalarından birine dönüşeceğini bilmiyordu.</p>

<h2>İlk Haftalarda Her Şey Yolunda Görünüyordu</h2>

<p>ABD Ulusal Sağlık Enstitülerinde (NIH) yürütülen ikinci faz araştırmaya kronik hepatit B tanısı bulunan 15 hasta katıldı.</p>

<p>Hastalar iki farklı doz grubuna ayrıldı. Her birine günlük 0,10 veya 0,25 mg/kg fialuridin verilmesi planlandı. Katılımcılar bir ila iki haftalık aralıklarla muayene ediliyor, kan testleriyle karaciğer fonksiyonları ve viral göstergeler izleniyordu.</p>

<p>İlk sekiz haftada ciddi bir güvenlik sorunu belirginleşmedi.</p>

<p>Bazı hastalar karın ağrısı, bulantı ve yorgunluktan şikâyet ediyordu. Ancak bu belirtiler başlangıçta ağır bir toksik reaksiyonu düşündürecek düzeyde değildi.</p>

<p>Üstelik ilaç beklenen antiviral etkiyi gösteriyordu. Altı hastada hepatit B virüsüne ait DNA, kullanılan testlerle saptanamayacak düzeye kadar gerilemişti.</p>

<p>Bilimsel açıdan umut verici olan bu tablo, birkaç hafta içerisinde tamamen değişecekti.</p>

<h2>Bir Hastanın Durumu Bütün Araştırmayı Değiştirdi</h2>

<p>Dokuzuncu haftadan itibaren bazı katılımcılarda yorgunluk, bulantı, karın ağrısı ve el ile ayaklarda uyuşma gibi şikâyetler artmaya başladı.</p>

<p>Araştırmacılar dört hastanın ilaç dozunu düşürdü. Üç hastada ise tedavi durduruldu.</p>

<p>Ancak tehlike henüz sona ermemişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmanın 13. haftasında, ilacı kullanmayı 17 gün önce bırakmış olan bir hasta aniden ağır karaciğer yetmezliği, şok ve laktik asidoz nedeniyle hastaneye kaldırıldı.</p>

<p>Laktik asidoz, kanda laktat birikmesiyle ortaya çıkan ve ağır durumlarda yaşamı tehdit eden metabolik bir bozukluktu.</p>

<p>Hastanın durumunun ciddiyeti anlaşılınca araştırma acilen durduruldu. Diğer katılımcılardan da ilacı kullanmayı bırakmaları istendi.</p>

<p>Fakat artık bazı hastalarda geri döndürülmesi son derece güç bir organ hasarı gelişmişti.</p>

<p>İlk ağırlaşan hastaya acil karaciğer nakli yapıldı. Ne yazık ki nakilden iki gün sonra yaşamını yitirdi.</p>

<p><strong>Tedaviyi bırakmış olması bile ilerleyen toksik hasarı durdurmaya yetmemişti.</strong></p>

<h2>Yedi Hastada Ağır Organ Hasarı, Beş Ölüm</h2>

<p>İlerleyen haftalarda toplam yedi hastada ağır karaciğer toksisitesi ve giderek kötüleşen metabolik bozukluklar ortaya çıktı.</p>

<p>Bazı hastalarda pankreatit, kas hasarı ve periferik sinir sistemi bozuklukları da gelişti.</p>

<p>Doktorlar hastaların yaşamlarını kurtarmak için yoğun bakım tedavileri ve acil karaciğer nakli seçeneklerini değerlendirdi.</p>

<p>Beş hastaya karaciğer nakli uygulandı. Ancak bunlardan üçü nakle rağmen kurtarılamadı. İki hasta ise nakil yapılamadan hayatını kaybetti.</p>

<p>Sonuçta yedi ağır hastanın beşi yaşamını yitirirken yalnızca ikisi karaciğer nakli sonrasında hayatta kaldı.</p>

<p>Bu sonuç, araştırmacıların karşı karşıya bulunduğu tehlikenin yalnızca karaciğerle sınırlı olmadığını gösteriyordu.</p>

<p>Peki, virüs üzerinde güçlü bir etki gösteren bu ilaç insan hücrelerinde neden böylesine ağır bir hasara yol açmıştı?</p>

<h2>Ölümcül Etkinin Arkasında Mitokondriler Vardı</h2>

<p>1995 yılında <i>The New England Journal of Medicine</i> dergisinde yayımlanan araştırma, hastalarda alışılmış karaciğer yetmezliği tablolarından farklı bulgular bulunduğunu ortaya koydu.</p>

<p>Karaciğer dokularında belirgin yağ birikimi saptanmış, elektron mikroskobuyla yapılan incelemelerde mitokondrilerde yapısal bozukluklar görülmüştü.</p>

<p>Mitokondriler, hücrelerin enerji üretiminden sorumlu yapılardır. Bu sistemin ağır biçimde bozulması, özellikle enerji ihtiyacı yüksek organlarda ciddi hasara neden olabilir.</p>

<p>Sonraki araştırmalar, fialuridinin mitokondriyal DNA'ya katılabildiğini ve mitokondrilerin işlevini bozabildiğini gösterdi.</p>

<p>İlacın hücre içinde oluşturduğu hasar zamanla birikiyor, başlangıçta belirgin olmayan toksik etki haftalar sonra ağır organ yetmezliği şeklinde ortaya çıkabiliyordu.</p>

<p>Üstelik klinik araştırmalardan önce yapılan hayvan deneyleri, insanlarda karşılaşılan bu ölümcül toksisiteyi öngörememişti.</p>

<p>Daha sonraki bilimsel çalışmalar, insanlarla bazı deney hayvanları arasındaki mitokondriyal ilaç taşıma farklılıklarının bu beklenmedik sonuca katkıda bulunabileceğini gösterdi.</p>

<h2>Araştırmada İhmal Var mıydı?</h2>

<p>Beş kişinin ölümü, ABD'de ilaç araştırmalarının güvenliği konusunda geniş çaplı tartışmalar başlattı.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) olayla ilgili inceleme yürüttü. Ardından ABD Tıp Enstitüsü tarafından bağımsız bir değerlendirme hazırlandı.</p>

<p>1995 yılında yayımlanan raporda, araştırmacıların veya ilaç şirketlerinin ihmalkâr ya da dikkatsiz davrandığını gösteren kanıt bulunmadığı belirtildi.</p>

<p>Raporda ayrıca mevcut güvenlik izleminin yüksek nitelikte olduğu, buna rağmen beklenmedik toksisitenin önlenemediği vurgulandı.</p>

<p>Ancak olay önemli önerileri de beraberinde getirdi.</p>

<p>Uzun süreli klinik araştırmalarda bağımsız güvenlik izlemi, yan etkilerin eş zamanlı değerlendirilmesi, tedavi sonrasında yeterli takip ve katılımcıların korunmasına yönelik önlemlerin güçlendirilmesi gerektiği ifade edildi.</p>

<p>Özellikle genetik materyal üzerinde etkili olabilecek deneysel ilaçların gecikmiş toksisite açısından dikkatle izlenmesi önerildi.</p>

<h2>Tıp Tarihinde Unutulmayan Bir Ders</h2>

<p>Fialuridin hiçbir zaman hepatit B tedavisinde kullanılmak üzere onay almadı.</p>

<p>Bu olay, günümüzde kullanılan onaylı hepatit B ilaçlarının aynı tehlikeyi taşıdığı anlamına gelmiyor. Aksine, antiviral ilaçların geliştirilmesinde güvenlik değerlendirmesinin neden vazgeçilmez olduğunu gösteren tarihsel bir örnek oluşturuyor.</p>

<p>Fialuridin vakasının en çarpıcı yönü, ilacın başlangıçta etkisiz görünmesi değildi.</p>

<p>Tam tersine, virüsün çoğalmasını güçlü biçimde engelliyordu. Ancak hastalık üzerindeki olumlu biyolojik etkiler, ilacın insan vücudundaki bütün sonuçlarının güvenli olduğu anlamına gelmiyordu.</p>

<p><strong>1993 yılında beş hastanın ölümüyle sonuçlanan bu araştırma, modern tıbbın en temel ilkelerinden birini yeniden hatırlattı: Bir tedavinin başarılı sayılabilmesi için yalnızca hastalığı hedeflemesi değil, hastanın yaşamını da koruması gerekir.</strong></p>

<hr />
<h3>Kaynaklar</h3>

<ol start="1">
 <li>
 <p>McKenzie R. ve ark. (1995). <i>Hepatic Failure and Lactic Acidosis Due to Fialuridine (FIAU), an Investigational Nucleoside Analogue for Chronic Hepatitis B.</i> New England Journal of Medicine, 333, 1099–1105. DOI: 10.1056/NEJM199510263331702.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Institute of Medicine (1995). <i>Review of the Fialuridine (FIAU) Clinical Trials.</i> National Academies Press. DOI: 10.17226/4887.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Lewis W. ve ark. (1996). <i>Fialuridine and Its Metabolites Inhibit DNA Polymerase Gamma...</i> Proceedings of the National Academy of Sciences, 93, 3592–3597.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Lee E.-W. ve ark. (2006). <i>Identification of the Mitochondrial Targeting Signal of the Human Equilibrative Nucleoside Transporter 1.</i> Journal of Biological Chemistry, 281, 16700–16706.</p>
 </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/umut-vadeden-hepatit-ilaci-bes-hasta-yasamini-yitirdi</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/hepatit-fialuridin-haber-gorseli.webp" type="image/jpeg" length="66422"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuklarda Antibiyotik Direnci Üçe Katlandı: Türkiye’den Araştırma Yabancı Basında]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-antibiyotik-direnci-uce-katlandi-turkiyeden-arastirma-yabanci-basinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-antibiyotik-direnci-uce-katlandi-turkiyeden-arastirma-yabanci-basinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’den altı araştırmacının imzasını taşıyan ve 10 bin 348 bakteri izolatının incelendiği çalışma uluslararası bilim basınının gündemine girdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Altı yıllık veriler, çocuklarda idrar yolu enfeksiyonlarının en önemli etkeni olan E. coli’de siprofloksasin direncinin yüzde 14,7’den yüzde 44,5’e yükseldiğini ortaya koydu.</p>

<p>Türkiye’de farklı sağlık ve akademi kurumlarından bilim insanlarının yürüttüğü kapsamlı antibiyotik direnci araştırması yabancı bilim basınında yankı buldu.</p>

<p>BMC Infectious Diseases dergisinde 25 Eylül 2026’da yayımlanan araştırma, uluslararası bilim haber platformu Scienmag tarafından “Childhood UTI Bacteria Show Soaring Ciprofloxacin Resistance in Six-Year Hospital Study” başlığıyla haberleştirildi. Çalışma daha sonra Bioengineer Org tarafından da okuyucularına aktarıldı.</p>

<p>Araştırma; Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gaziantep Üniversitesi, İnönü Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi ve Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü’nden araştırmacıların katkısıyla gerçekleştirildi.</p>

<p>10 bin 348 örnek incelendi</p>

<p>Araştırmada Ocak 2019-Aralık 2024 döneminde 18 yaşından küçük çocuklardan elde edilen pozitif idrar kültürlerine ait 10 bin 348 bakteri izolatı analiz edildi.</p>

<p>Sonuçlara göre çocukluk çağı idrar yolu enfeksiyonlarında en sık karşılaşılan bakteri Escherichia coli (E. coli) oldu. E. coli, tüm izolatların yüzde 58,3’ünü oluşturdu.</p>

<p>Bunu yüzde 18,1 ile Klebsiella türleri ve yüzde 6,7 ile Proteus türleri izledi.</p>

<p>Araştırmanın uluslararası bilim basınında en fazla dikkat çeken sonucu ise yıllar içindeki antibiyotik direnci değişimi oldu.</p>

<p>Siprofloksasin direnci yüzde 14,7’den yüzde 44,5’e yükseldi</p>

<p>E. coli’nin siprofloksasine karşı direnç oranı 2019 yılında yüzde 14,7 iken 2024 yılında yüzde 44,5’e çıktı.</p>

<p>Böylece altı yıllık dönemde direnç oranı yaklaşık üç katına ulaştı.</p>

<p>Aynı dönemde ampisilin direnci de yüzde 58,8’den yüzde 68,9’a yükseldi. Genel değerlendirmede E. coli’nin ampisiline karşı direnç oranı yüzde 62,5 olarak hesaplandı.</p>

<p>Araştırmada bazı antibiyotiklerde ise direnç oranlarının düşük kaldığı görüldü. İmipenem için yüzde 0,3, meropenem için yüzde 0,4 ve amikasin için yüzde 1,6 oranında direnç saptandı.</p>

<p>Çoklu antibiyotik direnci yüzde 52,9’a ulaştı</p>

<p>Çalışmanın dikkat çeken bir başka sonucu çoklu ilaç direnci oldu.</p>

<p>E. coli izolatlarının yüzde 42,1’inde çoklu antibiyotik direnci tespit edildi. Bu oran 2024 yılında yüzde 52,9’a ulaştı.</p>

<p>Araştırmacılar bu sonuçların, çocukluk çağı idrar yolu enfeksiyonlarında antibiyotik seçiminin güncel yerel direnç verilerine göre yapılmasının önemini gösterdiğini belirtti.</p>

<p>Araştırmada altı bilim insanı yer aldı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmanın yazar kadrosu farklı kurumlarda görev yapan altı araştırmacıdan oluştu:</p>

<p>Kevser Erdoğan — Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Halk Sağlığı</p>

<p>Hülya Doğan Tiryaki — Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı</p>

<p>Osman Kurt — İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı</p>

<p>Yeşim Çekin — Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Tıbbi Mikrobiyoloji</p>

<p>Nefise Şeker — Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü</p>

<p>Osman Küçükkelepçe — Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı</p>

<p>Çalışmanın sorumlu yazarlığını İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Osman Kurt üstlendi.</p>

<p>Araştırma, Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve kurumlarından bilim insanlarını bir araya getiren çok merkezli bir çalışma niteliği taşıyor.</p>

<p>Uluslararası bilim basını araştırmayı öne çıkardı</p>

<p>Scienmag, 11 Ekim 2026’da yayımladığı haberinde çalışmayı çocukluk çağı idrar yolu enfeksiyonlarında antibiyotik direncinin yıllar içinde ne kadar hızlı değişebildiğini gösteren önemli bir araştırma olarak ele aldı.</p>

<p>Haberde özellikle siprofloksasin direncindeki belirgin yükseliş, çoklu ilaç direncinin artması ve düzenli laboratuvar sürveyansının önemi üzerinde duruldu.</p>

<p>Çalışma 12 Ekim’de uluslararası bilim ve biyomühendislik haber platformu Bioengineer.org tarafından da haberleştirildi.</p>

<p>Böylece Türkiye’de farklı kurumların ortak çalışmasıyla üretilen antibiyotik direnci verileri uluslararası bilim kamuoyunun gündemine taşındı.</p>

<p>Araştırmacılardan önemli uyarı</p>

<p>Bilim insanları sonuçların yorumlanmasında çalışmanın sınırlarına da dikkat çekti.</p>

<p>Verilerin büyük ölçüde hastanede yatan veya üçüncü basamak sağlık kuruluşuna yönlendirilmiş çocuklardan elde edilmesi nedeniyle sonuçların toplumdaki bütün çocuklara doğrudan genellenmemesi gerektiği belirtildi.</p>

<p>Araştırmacılar, antibiyotik tedavisinin tek bir çalışmadaki direnç oranlarına göre değil; klinik rehberler, hastanın durumu ve düzenli olarak güncellenen yerel antibiyogram verileri dikkate alınarak planlanması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Türkiye’den altı araştırmacının ortak imzasını taşıyan çalışma, antibiyotik direnci gibi küresel öneme sahip bir halk sağlığı sorununda Türkiye’de üretilen verilerin uluslararası bilim gündemine taşınması açısından dikkat çekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-antibiyotik-direnci-uce-katlandi-turkiyeden-arastirma-yabanci-basinda</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 06:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2363.jpeg" type="image/jpeg" length="31739"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Antik Mısır'da Doğum Tuğlası: Abydos'ta Bulunan 3.700 Yıllık Eser]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/antik-misirda-dogum-tuglasi-abydosta-bulunan-3700-yillik-eser</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/antik-misirda-dogum-tuglasi-abydosta-bulunan-3700-yillik-eser" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mısır’ın Abydos kentinde bulunan yaklaşık 3.700 yıllık resimli kerpiç, doğum yapan kadınların çevresindeki koruyucu ritüellere ışık tutuyor. Eserde anne, bebek ve kadın figürleri yer alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><img alt="Antik Mısır'da Doğum Tuğlası: 3.700 Yıllık Buluntu" class="detail-photo img-fluid" height="668" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2360.jpeg" width="1176" />Antik Mısır’da doğum yapan kadınların kullandığı tuğlalar, uzun yıllar boyunca yalnızca yazılı metinlerden ve dini tasvirlerden biliniyordu. Ancak 2001 yılında Mısır’ın Abydos bölgesinde gerçekleştirilen arkeolojik kazılar, bu geleneğe ait olağanüstü bir eseri gün yüzüne çıkardı.</p>

<p></p>

<p>Yaklaşık 3.700 yıllık kerpiç tuğlanın üzerinde, kucağında yeni doğmuş bebeğini tutan bir anne, ona eşlik eden kadınlar ve doğumu koruduğuna inanılan tanrısal figürler resmedilmişti.</p>

<p>Pennsylvania Üniversitesi arkeologları tarafından bulunan eser, Antik Mısır’da doğumun yalnızca bedensel bir olay olarak değil, dini inançlar ve koruyucu ritüellerle çevrili önemli bir yaşam dönemi olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.</p>

<p>DOĞUM TUĞLASI BİR EVİN İÇİNDE BULUNDU</p>

<p>Eser, Pennsylvania Üniversitesi’nden arkeolog Josef Wegner’in başkanlığında yürütülen 2001 yılı Güney Abydos kazılarında keşfedildi.</p>

<p>Kazı alanı, Orta Krallık dönemine ait Wah-Sut yerleşimindeki büyük bir yönetici konutuydu.</p>

<p>Arkeologlar, yapının belediye başkanlığı makamıyla ilişkili seçkin bir aileye ait olduğunu belirledi. Doğum tuğlası ise konutun kadınlarla ilişkilendirilen bölümünde bulundu.</p>

<p>Yaklaşık MÖ 1750–1700 yıllarına tarihlenen kerpiç, 36 santimetre uzunluğundaydı.</p>

<p>Pişirilmemiş topraktan yapılmış olmasına rağmen üzerindeki renkli resimlerin bir bölümü günümüze ulaşmıştı.</p>

<p><img alt="Antik Mısır'da Doğum Tuğlası: 3.700 Yıllık Buluntu-1" class="detail-photo img-fluid" height="599" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2361.jpeg" width="1223" /></p>

<p>Arkeologlar açısından keşfi önemli kılan nokta, doğum tuğlalarının varlığının daha önce metinlerden bilinmesine karşılık, resimlerle süslenmiş böyle bir örneğin ilk kez arkeolojik bağlamda bulunmasıydı.</p>

<p>ANTİK MISIR’DA KADINLAR NEDEN TUĞLA ÜZERİNDE DOĞUM YAPIYORDU?</p>

<p>Eski Mısır’a ait yazılı ve görsel kaynaklarda, doğum yapan kadının çömelmiş durumda iki tuğladan destek aldığına ilişkin bilgiler bulunuyor.</p>

<p>Tuğlalar, kadının ayaklarını destekleyen ve doğum sırasında kullanılan araçlar olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Bununla birlikte doğum tuğlasının işlevi yalnızca bedensel destek sağlamakla sınırlı değildi.</p>

<p>Antik Mısır düşüncesinde doğum, anne ve bebeğin korunması gereken bir geçiş dönemiydi. Bu nedenle doğumla ilişkili nesneler, dini ve büyüsel koruma anlayışının da parçası olabiliyordu.</p>

<p>Abydos’ta bulunan tuğlanın renkli resimlerle süslenmiş olması, bu iki yönü bir araya getiriyor.</p>

<p>Ancak bulunan eserin belirli bir doğum sırasında fiilen kullanılıp kullanılmadığı kesin olarak bilinmiyor.</p>

<p>TUĞLANIN ÜZERİNDE ANNE VE YENİ DOĞAN BEBEK VAR</p>

<p>Doğum tuğlasının en dikkat çekici bölümü, anne ve bebeği gösteren resim.</p>

<p>Sahnede bir kadın, yeni doğmuş çocuğunu kucağında tutarken tasvir ediliyor.</p>

<p>Kadın bir oturak üzerinde bulunuyor. İki yanında ona eşlik eden kadın figürleri yer alıyor.</p>

<p>Kompozisyonun çevresinde ise tanrıça Hathor’la ilişkili semboller görülüyor.</p>

<p>Arkeolog Josef Wegner, bu sahneyi doğum yapan annenin Hathor’un korumasıyla ilişkilendirildiği sembolik bir anlatım olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Bu resim, doğumun kendisinden çok anne ve bebeğin doğum sonrasındaki durumunu betimliyor olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla sahnenin doğrudan bir doğum anının gerçekçi kaydı olduğunu söylemek doğru değil.</p>

<p>HATHOR NEDEN DOĞUM TUĞLASINDA YER ALIYORDU?</p>

<p>Hathor, Antik Mısır’ın önemli tanrıçalarından biriydi.</p>

<p>Annelik, kadınlık, bereket, müzik ve koruyucu güçlerle ilişkilendiriliyordu.</p>

<p>Özellikle kadınların ve çocukların yaşamıyla bağlantılı dini uygulamalarda önemli bir yere sahipti.</p>

<p>Abydos tuğlasındaki Hathor sembolleri, doğum sırasında anne ve bebeğe tanrısal koruma sağlanması beklentisiyle ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Dönemin inanç dünyasında doğum yapan kadının tanrıçayla sembolik olarak özdeşleştirilmesi, koruyucu ritüelin bir parçası olabiliyordu.</p>

<p>Tuğlanın üzerindeki resimler de bu düşüncenin görsel ifadesi olarak yorumlanıyor.</p>

<p>DOĞUM TANRIÇASI MESKHENET VE TUĞLANIN ANLAMI</p>

<p>Antik Mısır’da doğum tuğlalarıyla ilişkilendirilen başka bir tanrısal figür Meskhenet’ti.</p>

<p>Meskhenet, doğum ve insanın dünyaya gelişiyle bağlantılı bir tanrıçaydı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı tasvirlerde doğum tuğlası biçiminde veya başında bu nesneyi temsil eden bir sembolle gösteriliyordu.</p>

<p>Bu ilişki, doğum sırasında kullanılan tuğlanın dini düşüncede neden özel bir anlam taşıdığını açıklıyor.</p>

<p>Eski Mısırlılar açısından doğum, yalnızca yeni bir insanın dünyaya gelişi değil, tanrısal güçlerin korumasına ihtiyaç duyulan bir olaydı.</p>

<p>Bu nedenle doğumla ilişkili tuğlalar, muskalar ve koruyucu resimler aynı inanç dünyası içinde değerlendiriliyordu.</p>

<p>TUĞLANIN KENARLARINDA KORUYUCU VARLIKLAR RESMEDİLMİŞTİ</p>

<p>Abydos’ta bulunan tuğlanın yalnızca ana sahnesi değil, yan yüzeyleri de resimlerle süslenmişti.</p>

<p>Bu bölümlerde insan ve hayvan biçimli tanrısal varlıklar ile koruyucu figürler yer alıyordu.</p>

<p>Benzer tasvirler, Orta Krallık dönemine ait koruyucu fildişi çubuklarda da görülüyor.</p>

<p>Bu nesneler, özellikle anne ve bebeği tehlikelerden korumak amacıyla kullanılan ritüel araçlarıyla ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Doğum tuğlasındaki figürlerin de aynı koruyucu düşüncenin parçası olduğu değerlendiriliyor.</p>

<p>Dönemin dini anlayışında güneş tanrısı Ra’nın her sabah yeniden doğuşu ile insanın doğumu arasında sembolik bir bağlantı kurulabiliyordu.</p>

<p>Tuğlanın kenarlarındaki koruyucu figürler de bu yeniden doğuş anlatısının bir parçası olarak yorumlanıyor.</p>

<p>TUĞLA BİR PRENSESE AİT OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Arkeolojik buluntunun bulunduğu konut, Abydos’taki seçkin bir aileyle ilişkiliydi.</p>

<p>Kazılar sırasında aynı bölgede ele geçirilen mühür baskılarında Renseneb adlı bir kadının ismi tespit edildi.</p>

<p>Yazıtlarda Renseneb, soylu kadın ve kralın kızı unvanlarıyla anılıyordu.</p>

<p>Josef Wegner ve kazı ekibi, doğum tuğlasının Renseneb’e veya aynı konutta yaşayan başka bir yüksek statülü kadına ait olabileceğini değerlendirdi.</p>

<p>Ancak eserin üzerinde sahibinin adını belirleyen bir yazıt bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle tuğlanın kesin olarak Renseneb’e ait olduğu söylenemiyor.</p>

<p>Buluntunun önemi, bir kraliyet mensubuyla ilişkilendirilme ihtimalinden çok, Orta Krallık dönemindeki doğum uygulamalarına ilişkin somut bir belge sunmasında yatıyor.</p>

<p>RESİMLER NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?</p>

<p>Antik Mısır’da doğumla ilgili dini uygulamalar farklı metinlerde ve tasvirlerde anlatılıyor.</p>

<p>Ancak gündelik yaşamda kullanılan nesnelerin büyük bölümü günümüze ulaşmadı.</p>

<p>Özellikle pişirilmemiş kerpiç gibi dayanıksız malzemelerden yapılmış araçların korunması oldukça güç.</p>

<p>Abydos doğum tuğlası bu nedenle dikkat çekici.</p>

<p>Arkeologlar yalnızca doğumla ilişkilendirilen bir nesneyi değil, üzerinde koruyucu figürler ve anne-bebek sahnesi bulunan resimli bir örneği inceleme fırsatı buldu.</p>

<p>Eserin üst yüzeyindeki aşınma, kullanılmış olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.</p>

<p>Bununla birlikte bu aşınmanın kesin olarak doğum sırasında meydana geldiği kanıtlanmış değil.</p>

<p>DOĞUMDA KADINLARIN ROLÜ</p>

<p>Abydos tuğlasında annenin yanında iki kadın figürünün bulunması, dönemin doğumla ilişkili kadın destekçilerine dair önemli bir tasvir sunuyor.</p>

<p>Araştırmacılar bu figürleri doğuma yardımcı kadınlar veya koruyucu tanrısal figürlerle ilişkilendiriyor.</p>

<p>Ancak sahnedeki kişilerin kimlikleri kesin olarak belirlenemiyor.</p>

<p>Antik Mısır’da doğumun kadınların yaşamı ve aile düzeni açısından taşıdığı önem, bu tür nesnelerin hazırlanmasına da yansımıştı.</p>

<p>Doğumla ilgili koruyucu muskalar, dini sözler ve özel nesneler, annenin ve bebeğin güvenliğini sağlama beklentisinin parçalarıydı.</p>

<p>Abydos tuğlası, bu anlayışın maddi kültürdeki örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>3.700 YIL ÖNCESİNDEN KALAN BİR DOĞUM BELGESİ</p>

<p>2001 yılında bulunan doğum tuğlası, Antik Mısır’da kadınların doğum sırasında kullandığı araçlar ve koruyucu ritüeller hakkında önemli bilgiler sunuyor.</p>

<p>Üzerindeki anne, bebek, kadın yardımcılar ve tanrısal figürler, doğumun dönemin düşünce dünyasında nasıl anlamlandırıldığını gösteriyor.</p>

<p>Ancak eserin üzerinde yer alan resimleri, yaşanmış belirli bir doğum olayının birebir kaydı olarak değerlendirmek mümkün değil.</p>

<p>Tuğla, bir doğumun tarihini veya sonucunu anlatmıyor.</p>

<p>Bunun yerine, Orta Krallık döneminde doğuma eşlik eden dini inançları ve koruyucu uygulamaları yansıtıyor.</p>

<p>Yaklaşık 3.700 yıl önce bir evin içinde kullanılan veya saklanan bu resimli kerpiç, bugün Antik Mısır’ın kadın sağlığı, doğum gelenekleri ve gündelik yaşam tarihini anlamak için önemli arkeolojik belgelerden biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Josef Wegner — The Magical Birth Brick. Expedition Magazine, Penn Museum, Cilt 48, Sayı 2, 2006.</p>

<p>University of Pennsylvania — Penn Museum Archaeologists Uncover 3,700-Year-Old “Magical” Birth Brick at Mayor’s Residence Just Outside Abydos, Egypt. 25 Temmuz 2002.</p>

<p>Josef Wegner — A Decorated Birth Brick from South Abydos: New Evidence on Childbirth and Birth Magic in the Middle Kingdom. Archaism and Innovation: Studies in the Culture of Middle Kingdom Egypt.</p>

<p>Charlotte Rose — Childbirth Magic: Deciphering Bed Figurines from Ancient Egypt. Expedition Magazine, Penn Museum, 2017.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/antik-misirda-dogum-tuglasi-abydosta-bulunan-3700-yillik-eser</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 22:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/10/i-m-g-2362.jpeg" type="image/jpeg" length="48515"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67232"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="60063"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63998"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70300"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53497"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="36338"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
