<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 23 Sep 2026 23:38:10 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Magnezyum Hangi Besinlerde Bulunur? En Güçlü Kaynaklar ve Günlük İhtiyaç]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/magnezyum-hangi-besinlerde-bulunur-en-guclu-kaynaklar-ve-gunluk-ihtiyac</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/magnezyum-hangi-besinlerde-bulunur-en-guclu-kaynaklar-ve-gunluk-ihtiyac" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Magnezyum; kas, sinir ve kemik işlevleri için gerekli bir mineraldir. Kabak çekirdeği, chia, badem ve ıspanak magnezyum açısından öne çıkan besinler arasında yer alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Magnezyum Hangi Besinlerde Bulunur? En Güçlü Kaynaklar ve Günlük İhtiyaç</p>

<p>Magnezyum açısından zengin besinlerin başında kabak çekirdeği, chia tohumu, badem, ıspanak, kaju ve baklagiller geliyor. Özellikle tohumlar ve kuruyemişler, küçük porsiyonlarda dikkate değer miktarda magnezyum sağlayabiliyor.</p>

<p>Magnezyum yalnızca kaslarla ilişkili bir mineral değil. Vücutta kas ve sinir fonksiyonlarının düzenlenmesi, kan şekeri ve kan basıncının kontrolü ile protein, kemik ve DNA yapımı dahil çok sayıda süreçte görev alıyor.</p>

<p>Magnezyum hangi besinlerde bulunur?</p>

<p>Magnezyum özellikle tohumlar, kuruyemişler, baklagiller, tam tahıllar ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor.</p>

<p>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri Besin Takviyeleri Ofisi'nin porsiyon verilerine göre magnezyum içeriğiyle öne çıkan bazı besinler şöyle:</p>

<p>Kavrulmuş kabak çekirdeği: Yaklaşık 28 gramda 156 mg</p>

<p>Chia tohumu: Yaklaşık 28 gramda 111 mg</p>

<p>Kavrulmuş badem: Yaklaşık 28 gramda 80 mg</p>

<p>Pişmiş ıspanak: Yarım su bardağında 78 mg</p>

<p>Kavrulmuş kaju: Yaklaşık 28 gramda 74 mg</p>

<p>Yer fıstığı: Çeyrek su bardağında 63 mg</p>

<p>Soya sütü: Bir su bardağında 61 mg</p>

<p>Pişmiş siyah fasulye: Yarım su bardağında 60 mg</p>

<p>Pişmiş edamame: Yarım su bardağında 50 mg</p>

<p>Fıstık ezmesi: İki yemek kaşığında 49 mg</p>

<p>Bu değerler, magnezyum ihtiyacını karşılamak için yalnızca tek bir besine odaklanmak yerine farklı besin gruplarını bir araya getirmenin mümkün olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Magnezyum denince neden yalnızca muz düşünülmemeli?</p>

<p>Muz magnezyum içeriyor ancak mineralin en yoğun besinsel kaynakları arasında bulunmuyor.</p>

<p>Orta büyüklükte bir muz yaklaşık 32 mg magnezyum sağlıyor. Buna karşılık yaklaşık 28 gram kabak çekirdeğinde 156 mg, aynı miktarda chia tohumunda 111 mg ve bademde 80 mg magnezyum bulunuyor.</p>

<p>Dolayısıyla magnezyum alımını artırmayı amaçlayan bir beslenme düzeninde muzun yanında tohumlar, kuruyemişler, baklagiller, tam tahıllar ve yeşil yapraklı sebzelere de yer verilebilir.</p>

<p>Günlük magnezyum ihtiyacı ne kadar?</p>

<p>Günlük magnezyum gereksinimi yaşa, cinsiyete ve yaşam dönemine göre değişiyor.</p>

<p>19–30 yaşındaki erkeklerde önerilen günlük miktar 400 mg, 31 yaş ve üzerindeki erkeklerde 420 mg.</p>

<p>19–30 yaşındaki kadınlarda günlük öneri 310 mg, 31 yaş ve üzerindeki kadınlarda ise 320 mg.</p>

<p>Gebelik döneminde yetişkin kadınlar için önerilen günlük miktar yaşa bağlı olarak 350–360 mg düzeyinde.</p>

<p>Bu değerler sağlıklı kişiler için belirlenen genel beslenme referanslarıdır. Bireysel gereksinim sağlık durumu ve diğer faktörlere bağlı olarak farklılık gösterebilir.</p>

<p>Magnezyum vücutta ne işe yarar?</p>

<p>Magnezyum vücuttaki yüzlerce biyokimyasal reaksiyonda rol oynayan temel minerallerden biridir.</p>

<p>Kasların ve sinirlerin normal işleyişine, kan şekeri ve kan basıncının düzenlenmesine katkıda bulunur. Protein, kemik ve DNA üretiminde kullanılan biyolojik süreçlerde de görev alır.</p>

<p>Bu nedenle magnezyumu yalnızca kas kramplarıyla ilişkilendirmek mineralin vücuttaki görevlerini açıklamak için yeterli değildir.</p>

<p>Magnezyum eksikliği hangi belirtilere yol açabilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzun süre yetersiz magnezyum alımı veya magnezyum kaybını artıran bazı sağlık sorunları eksikliğe yol açabilir.</p>

<p>Erken dönemde iştahsızlık, bulantı, kusma, yorgunluk ve güçsüzlük görülebilir. Eksiklik ilerlediğinde uyuşma, karıncalanma, kas kasılmaları ve kramplar ortaya çıkabilir. Ağır eksiklikte nöbetler ve kalp ritmi bozuklukları görülebilir.</p>

<p>Ancak bu belirtiler magnezyum eksikliğine özgü değildir. Yorgunluk veya kas kramplarının bulunması tek başına magnezyum eksikliği olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Magnezyum eksikliği kimlerde daha fazla görülebilir?</p>

<p>Beslenmeyle geçici olarak düşük magnezyum alınması her zaman belirgin eksikliğe yol açmaz. Böbrekler, magnezyum azaldığında idrarla kaybı azaltarak mineral dengesinin korunmasına yardımcı olur.</p>

<p>Bununla birlikte gastrointestinal hastalıklar veya emilim bozukluğu bulunan kişilerde, tip 2 diyabeti olanlarda, uzun süre yoğun alkol tüketenlerde ve ileri yaştaki kişilerde yetersizlik riski artabilir.</p>

<p>Uzun süren ishal ve bazı ilaçlar da vücudun magnezyum dengesini etkileyebilir.</p>

<p>Magnezyum takviyesi herkes için gerekli mi?</p>

<p>Hayır. Magnezyum ihtiyacının önemli bölümü çeşitli ve dengeli bir beslenmeyle karşılanabilir. Takviye kullanılması gerekip gerekmediği kişinin beslenmesi, sağlık durumu, kullanılan ilaçlar ve gerektiğinde yapılan tıbbi değerlendirmeye göre değişir.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım bulunuyor: Yetişkinler için takviye ve magnezyum içeren ilaçlardan alınan magnezyumun günlük üst sınırı 350 mg olarak belirlenmiştir. Bu sınır besinlerde ve içeceklerde doğal olarak bulunan magnezyumu kapsamaz.</p>

<p>Fazla magnezyum almak zararlı olabilir mi?</p>

<p>Sağlıklı kişilerde besinlerden alınan fazla magnezyum genellikle sorun oluşturmaz; böbrekler fazlalığın idrarla uzaklaştırılmasına yardımcı olur.</p>

<p>Ancak yüksek doz magnezyum takviyeleri veya magnezyum içeren bazı ilaçlar ishal, bulantı ve karın kramplarına neden olabilir. Çok yüksek miktarlar daha ciddi toksisiteye yol açabilir.</p>

<p>Özellikle böbrek fonksiyonları ciddi biçimde azalmış kişilerde magnezyumun vücuttan uzaklaştırılması güçleşebileceği için takviye kullanımı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Magnezyumu artırmak için tabağa ne eklenebilir?</p>

<p>Magnezyum alımını desteklemek için tek bir “süper besine” ihtiyaç yok.</p>

<p>Kahvaltıya veya yoğurda chia gibi tohumlar eklemek, ara öğünde uygun porsiyonda badem veya kaju tüketmek, öğünlerde baklagillere ve tam tahıllara yer vermek, yeşil yapraklı sebzeleri beslenmenin düzenli parçası hâline getirmek günlük alıma katkıda bulunabilir.</p>

<p>Buradaki temel yaklaşım tek bir besini yüksek miktarda tüketmek değil, magnezyum sağlayan farklı besin gruplarını dengeli bir beslenme düzeni içinde çeşitlendirmektir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Böbrek hastalığı bulunanlar, düzenli ilaç kullananlar veya magnezyum eksikliğinden şüphelenenler takviye kullanmadan önce sağlık profesyoneline danışmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements — Magnesium: Fact Sheet for Health Professionals — güncel erişim 2026</p>

<p>National Institutes of Health Office of Dietary Supplements — Magnesium: Fact Sheet for Consumers — güncel erişim 2026</p>

<p>MedlinePlus Medical Encyclopedia — Magnesium in Diet — gözden geçirme 2025 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/magnezyum-hangi-besinlerde-bulunur-en-guclu-kaynaklar-ve-gunluk-ihtiyac</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 22:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1213.jpeg" type="image/jpeg" length="28437"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Haşlanmış Patates ile Kızartma Arasında Diyabet Riski Farkı Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/haslanmis-patates-ile-kizartma-arasinda-diyabet-riski-farki-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/haslanmis-patates-ile-kizartma-arasinda-diyabet-riski-farki-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Patates kızartmasını haftada üç porsiyon daha fazla tüketmek, büyük bir gözlemsel çalışmada tip 2 diyabet gelişme oranında yaklaşık yüzde 20 artışla ilişkili bulundu; haşlama ve fırınlamada aynı ilişki görülmedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Patates kızartması tüketimi ile tip 2 diyabet arasında dikkat çekici bir ilişki bulundu. BMJ’de yayımlanan ve 205 binden fazla kişinin uzun dönem verilerini inceleyen araştırmada, haftalık patates kızartması tüketiminin her üç porsiyonluk artışı tip 2 diyabet gelişme oranında yaklaşık yüzde 20 artışla ilişkiliydi.</p>

<p>Ancak sonuçlar bütün patates tüketiminin aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor. Haşlanmış, fırınlanmış veya püre hâline getirilmiş patates tüketimi ile tip 2 diyabet arasında aynı düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmadı. Araştırma gözlemsel olduğu için patates kızartmasının tek başına diyabete neden olduğunu kanıtlamıyor.</p>

<p>Patates kızartması tip 2 diyabet riskini ne kadar artırdı?</p>

<p>Araştırmacılar Nurses’ Health Study, Nurses’ Health Study II ve Health Professionals Follow-up Study kapsamında yer alan toplam 205 bin 107 kadın ve erkeğin verilerini değerlendirdi.</p>

<p>Katılımcılar başlangıçta diyabet, kalp-damar hastalığı veya kanser tanısı almamış kişilerden oluşuyordu. Otuz yılı aşan takip süresinde 22 bin 299 tip 2 diyabet vakası kaydedildi.</p>

<p>Vücut kitle indeksi, yaşam tarzı ve beslenmeyle ilişkili çeşitli etkenler hesaba katıldıktan sonra haftalık patates kızartması tüketiminin her üç porsiyonluk artışı, tip 2 diyabet görülme oranında yüzde 20 artışla ilişkili bulundu.</p>

<p>Haftada beş veya daha fazla porsiyon patates kızartması tüketenlerde de, neredeyse hiç tüketmeyenlerle karşılaştırıldığında tip 2 diyabet oranının daha yüksek olduğu görüldü.</p>

<p>Haşlanmış ve fırınlanmış patateste aynı sonuç çıkmadı</p>

<p>Araştırmanın dikkat çekici yönlerinden biri, patatesin hazırlanma biçimlerini ayrı ayrı değerlendirmesiydi.</p>

<p>Haşlanmış, fırınlanmış veya püre hâline getirilmiş patates tüketiminde haftada üç porsiyonluk artış ile tip 2 diyabet arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.</p>

<p>Bu bulgu, “patates diyabet yapar” şeklindeki genel bir çıkarımın çalışmanın sonuçlarını doğru yansıtmadığını gösteriyor. Bulgular daha çok kızartma yöntemiyle hazırlanan patateslerin öne çıktığı bir ilişkiye işaret ediyor.</p>

<p>Patates kızartması yerine tam tahıl tüketildiğinde ne oldu?</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca patates tüketimini değil, patatesin yerine hangi besinlerin tercih edildiğini de değerlendirdi.</p>

<p>Haftada üç porsiyon patates kızartmasının tam tahıllarla değiştirilmesi, istatistiksel modellemelerde tip 2 diyabet oranının yaklaşık yüzde 19 daha düşük olmasıyla ilişkilendirildi.</p>

<p>Tam tahıllar arasında tam tahıllı ekmek, tam tahıllı makarna ve benzeri liften zengin tahıl ürünleri yer alabiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte bu sonuç bir müdahale çalışmasından değil, gözlemsel veriler üzerinden yapılan ikame analizinden elde edildi. Bu nedenle bir kişinin beslenmesinde yapılacak değişikliğin diyabet riskini kesin olarak yüzde 19 azaltacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Neden özellikle patates kızartması öne çıkmış olabilir?</p>

<p>Araştırma, patates kızartmasıyla görülen ilişkinin tek bir mekanizmayla açıklanabileceğini göstermiyor.</p>

<p>Kızartma işlemi yemeğin enerji yoğunluğunu ve yağ içeriğini artırabilir. Yüksek sıcaklıkta pişirme sırasında farklı kimyasal bileşikler de oluşabilir. Ayrıca patates kızartmasının sıklıkla şekerli içecekler, işlenmiş etler ve yüksek enerjili öğünlerle birlikte tüketilmesi toplam beslenme düzenini etkileyebilir.</p>

<p>Araştırmacılar çok sayıda yaşam tarzı ve beslenme değişkenini hesaba katmaya çalışsa da gözlemsel çalışmalarda bütün etkileri tamamen ayırmak mümkün değildir.</p>

<p>Vücut ağırlığının da ilişkinin bir bölümünde rol oynayabileceği hesaplandı. Ancak çalışma, tek başına hangi mekanizmanın tip 2 diyabet riskindeki farklılığı oluşturduğunu kanıtlamadı.</p>

<p>Patates tamamen bırakılmalı mı?</p>

<p>Araştırma böyle bir sonuç ortaya koymuyor.</p>

<p>Haşlanmış, fırınlanmış ve püre hâlindeki patatesler için ana analizde tip 2 diyabet riskiyle anlamlı bir artış görülmedi. Bu nedenle bulgular patatesin tamamını tek bir kategori altında değerlendirmek yerine hazırlama biçimine ve genel beslenme düzenine bakılması gerektiğini düşündürüyor.</p>

<p>Patatesin porsiyonu, yanında tüketilen yiyecekler, kullanılan yağ miktarı ve kişinin toplam beslenme alışkanlığı da önem taşıyor.</p>

<p>Araştırmanın en önemli sınırlaması ne?</p>

<p>Çalışma prospektif kohort araştırmasıydı. Bu tür çalışmalar uzun yıllar boyunca çok sayıda insanı takip ederek beslenme alışkanlıkları ile hastalıkların ortaya çıkışı arasındaki ilişkileri inceleyebilir.</p>

<p>Ancak katılımcılara rastgele patates kızartması veya başka bir yiyecek verilmediği için neden-sonuç ilişkisi kesin olarak kurulamaz.</p>

<p>Beslenme bilgileri belirli aralıklarla doldurulan anketlere dayanıyordu. Hatırlama hataları ve ölçülemeyen yaşam tarzı faktörleri sonuçları etkileyebilir.</p>

<p>Bununla birlikte üç büyük kohortun uzun süre takip edilmesi, beslenmenin tekrar tekrar değerlendirilmesi ve sonuçların daha geniş bir meta-analizle desteklenmesi çalışmanın güçlü yönleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Günlük yaşam için sonuç ne anlama geliyor?</p>

<p>Araştırmanın en pratik mesajı, patatesin yalnızca “iyi” veya “kötü” bir yiyecek olarak sınıflandırılmasının yeterli olmadığı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Patates kızartmasının sık tüketimini azaltmak ve karbonhidrat kaynağı olarak daha fazla tam tahıl tercih etmek, genel sağlıklı beslenme yaklaşımıyla uyumlu bir seçenek olabilir.</p>

<p>Tip 2 diyabet riski ise tek bir besinden kaynaklanmaz. Vücut ağırlığı, fiziksel aktivite, genetik yatkınlık, yaş, uyku, sigara kullanımı ve genel beslenme düzeni gibi birçok etken birlikte rol oynar.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgisi amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Diyabet, prediyabet veya özel beslenme gereksinimi bulunan kişiler beslenme değişikliklerini kendi sağlık durumlarına göre hekim veya diyetisyenle değerlendirmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>The BMJ — Total and specific potato intake and risk of type 2 diabetes: results from three US cohort studies and a substitution meta-analysis of prospective cohorts — 2025</p>

<p>Harvard T.H. Chan School of Public Health — Potatoes may increase risk of type 2 diabetes—depending on their preparation — 2025 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/haslanmis-patates-ile-kizartma-arasinda-diyabet-riski-farki-cikti</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 21:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1211.jpeg" type="image/jpeg" length="14313"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞKUR Gençlik Programı 2026 başvuruları ne zaman? Şartlar ve ödeme]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/iskur-genclik-programi-2026-basvurulari-ne-zaman-sartlar-ve-odeme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/iskur-genclik-programi-2026-basvurulari-ne-zaman-sartlar-ve-odeme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İŞKUR Gençlik Programı 2026-2027 başvuruları ne zaman? Üniversiteye göre başvuru takvimi, günlük 1.375 TL ödeme, 84.226,50 TL hane gelir sınırı ve öğrencilerde aranan şartlara ilişkin güncel bilgiler.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İŞKUR Gençlik Programı 2026 başvuruları ne zaman? Şartlar ve ödeme</p>

<p>İŞKUR Gençlik Programı 2026-2027 başvuruları ne zaman? Üniversiteye göre başvuru takvimi, günlük 1.375 TL ödeme, 84.226,50 TL hane gelir sınırı ve öğrencilerde aranan şartlara ilişkin güncel bilgiler.</p>

<p>İŞKUR Gençlik Programı’nda 2026-2027 dönemi başvuru tarihleri, üniversitelerin açtığı programlara göre takip ediliyor. 23 Eylül 2026 itibarıyla taranan resmî kaynaklarda bütün üniversiteler için geçerli ortak bir başlangıç ve son başvuru tarihi doğrulanamadı. Öğrencinin başvuru yapabilmesi için kendi üniversitesine ait güncel ilanın açık olması gerekiyor.</p>

<p>İŞKUR’un 2026 için açıkladığı günlük ödeme 1.375 TL. Aylık toplam, öğrencinin programa katıldığı gün sayısına göre hesaplanıyor. Örneğin 12 günlük katılım 16.500 TL, 14 günlük katılım 19.250 TL karşılığına geliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İŞKUR Gençlik Programı başvuruları başladı mı?</p>

<p>Türkiye genelinde bütün öğrenciler için tek bir “başladı” veya “başlamadı” yanıtı vermek doğru değil. Başvuru başlangıcı, son başvuru günü, kontenjan ve program numarası üniversite ilanından kontrol edilmeli.</p>

<p>İŞKUR e-Şube’de program arama sayfasının erişilebilir olması, her üniversitenin öğrenci kabulüne başladığını göstermiyor. Arama sonucunda bulunan duyurunun hangi akademik yıla ait olduğu da incelenmeli. 2025-2026 dönemine ait başvuru tarihleri, 2026-2027 takvimi olarak kullanılamaz.</p>

<p>İŞKUR Gençlik Programı başvurusu nasıl yapılır?</p>

<p>Öğrenciler başvuru işlemlerini İŞKUR’un resmî e-Şube sistemi üzerinden takip edebiliyor. İzlenecek temel adımlar şöyle:</p>

<p>1. Üniversitenin güncel İŞKUR Gençlik Programı duyurusunu bulun.<br />
2. İŞKUR kaydınızı ve sisteme giriş bilgilerinizi kontrol edin.<br />
3. “İŞKUR Gençlik Program Arama” bölümünde il, üniversite veya ilan edilen program numarasıyla arama yapın.<br />
4. Başvuru tarihlerini ve ilandaki koşulları inceleyerek kendi üniversitenizin uygun programına başvurun.<br />
5. İşlemin ardından “İŞKUR Gençlik Başvurularım” bölümünden başvurunuzu kontrol edin.</p>

<p>Programdan yararlanmak isteyen öğrenci, öğrenim gördüğü üniversitenin ilanını seçmeli. Başka bir üniversitenin açık kontenjanı, kendi üniversitesindeki başvuru yerine geçmiyor.</p>

<p>İŞKUR Gençlik Programı 2026 ücreti ne kadar?</p>

<p>2026 yılında katılım sağlanan her gün için 1.375 TL cep harçlığı ödeniyor. Bu tutar üzerinden örnek hesaplama şöyle:</p>

<p>4 günlük katılım: 5.500 TL<br />
8 günlük katılım: 11.000 TL<br />
12 günlük katılım: 16.500 TL<br />
14 günlük katılım: 19.250 TL</p>

<p>Bu rakamlar, günlük tutarın belirtilen katılım günüyle çarpılmasıyla hesaplandı. Her öğrenciye her ay 19.250 TL ödeneceği anlamına gelmiyor. Üniversitenin programı ve gerçekleşen katılım, aylık toplamı belirliyor.</p>

<p>Günlük 1.375 TL, 2026 yılı için açıklanan tutar. Bu rakam, ayrıca bir karar olmadan 2027 yılı için kesinleşmiş ödeme olarak sunulmamalı.</p>

<p>İŞKUR Gençlik Programı’na kimler başvurabilir?</p>

<p>Program, devlet üniversitelerinde örgün öğrenim gören aktif ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yönelik. Vakıf üniversitesi, açık öğretim ve uzaktan öğretim öğrencileri bu kapsamda yer almıyor. Kaydını donduran veya öğrenciliği pasif durumda olanlar da yararlanamıyor.</p>

<p>Başlıca koşullar arasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak, İŞKUR’a kayıtlı bulunmak, 18 yaşını tamamlamak, yaşlılık veya malullük aylığı almamak ve hane gelir şartını sağlamak bulunuyor. İŞKUR’un ilgili aktif işgücü ya da işsizlik sigortası programlarından yararlanma durumu da değerlendiriliyor.</p>

<p>İŞKUR Gençlik Programı’nda 25 yaş sınırı var mı?</p>

<p>İŞKUR’un yayımladığı genel katılım şartlarında 18 yaşını tamamlamış olmak koşulu bulunuyor. Aynı listede 25 yaş üst sınırı yer almıyor. Bu nedenle programı yalnızca “18-25 yaş arasındaki öğrenciler” için geçerliymiş gibi anlatmak, resmî şartlarla örtüşmüyor.</p>

<p>Sigortalı çalışan öğrenciler başvurabilir mi?</p>

<p>Öğrencilik durumunun uygun olması tek başına yeterli değil. Başvurudan önceki son bir aylık dönemde 5510 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi kapsamında sigortalı bildirilmemiş veya sigortalı sayılmamış olmak şartı aranıyor. Başvuru tarihinde aynı Kanun’un 5’inci maddesi kapsamındaki sigortalılık da kontrol ediliyor.</p>

<p>Ayrıca program talep tarihinden önceki bir yıl içinde ve programın fiilen başlayacağı tarihe kadar, programı yürüten üniversitenin veya ilgili kuruluşlarının çalışanı olmama koşulu bulunuyor. İŞKUR bu koşuldaki çalışan tanımını uzun vadeli sigorta bildirimi üzerinden açıklıyor; stajyer ve çırakları bu bir yıllık koşul bakımından aynı kapsamda değerlendirmiyor. Devam eden stajın başvuru tarihindeki sigortalılığa etkisi ise ayrıca kontrol edilmeli.</p>

<p>2026 İŞKUR Gençlik Programı hane gelir sınırı kaç TL?</p>

<p>Genel kurala göre, aynı adreste yaşayanların hesaba katılan aylık toplam gelirinin net asgari ücretin üç katını aşmaması gerekiyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2026 için açıkladığı net asgari ücret 28.075,50 TL olduğundan sınır 84.226,50 TL olarak hesaplanıyor.</p>

<p>Bu tutar kişi başına düşen gelir sınırı değil. Adres Kayıt Sistemi’ndeki hane ve ilgili gelir kalemleri esas alınıyor. Gelir incelemesinde çalışma gelirlerinin yanında emekli, dul ve yetim aylıkları gibi kalemler de dikkate alınıyor. Kesin değerlendirme, istenen belgeler üzerinden yapılıyor.</p>

<p>KYK yurdunda kalan öğrenciler için gelir şartı aranıyor mu?</p>

<p>İŞKUR’un açıklamasına göre yurt ve benzeri toplu yaşam alanlarında ikamet edenler ile diğer adres bilgisi bu yerler olanlar için hane gelir şartı aranmıyor. Bu nedenle öğrencinin başvuru tarihindeki resmî adres kaydı önem taşıyor.</p>

<p>Üniversitelere yönelik uygulama bilgi notunda, başvurudan sonraki adres değişikliklerinin bu kontrol için dikkate alınmadığı belirtiliyor. Yurtta kalma durumunun başvuru sırasında geçerli kayıt ve belgelerle gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>Haftada kaç gün, günde kaç saat çalışılıyor?</p>

<p>Programda günlük katılım süresi 7,5 saat. Haftalık üst sınır üç gün ve toplam 22,5 saat olarak uygulanıyor. Katılım günleri belirlenirken öğrencinin ders programı ve talepleri dikkate alınıyor.</p>

<p>Öğrenciler akademik ve idari destek, sosyal ve kültürel faaliyetler, dijital dönüşüm ve kampüs çalışmalarını destekleyen alanlarda görev alabiliyor. İŞKUR’un GÜÇ programı tanıtımında temizlik ve tehlikeli işlerin kapsam dışında olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Katılım günleri için genel sağlık sigortası ile iş kazası ve meslek hastalığı sigorta primleri karşılanıyor.</p>

<p>Kura sonuçları ve istenen belgeler nereden öğrenilir?</p>

<p>İŞKUR’un açıklamasında katılımcı seçimi için noter kurası belirtiliyor. Kura sonucu oluşan listeler, belge ve şart kontrollerinin ardından kesinleşiyor. Öğrenciler kendi üniversitelerinin sonuç ve evrak teslim duyurularını takip etmeli.</p>

<p>Üniversite duyurularında istenebilen belgeler arasında adli sicil kaydı, tarihçeli ikametgâh, aynı hanede yaşayanları gösteren belge, SGK hizmet dökümü, gelir belgeleri ve katılımcı taahhütnamesi bulunuyor. Kesin belge listesi ve teslim süresi ilgili ilanda yer alıyor. Kurada adın çıkması, belge teslim yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Daha önce katılanlar yeniden başvurabilir mi?</p>

<p>Önceki katılım süresi, yeniden yararlanma hakkını etkiliyor. İŞKUR’un güncel açıklamasında ilgili yönetmelik kapsamındaki programlardan toplam yararlanma sınırı 140 fiilî gün olarak belirtiliyor. Bu süre her akademik yıl yeniden başlamıyor.</p>

<p>Örneğin daha önce 60 gün yararlanan bir öğrencinin, diğer şartları da sağlaması halinde kalan süresi 80 gün olabilir. Programın uygulama süresi ise en fazla 10 ay; her üniversitenin başlangıç ve bitiş tarihleri ayrıca belirleniyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/iskur-genclik-programi-2026-basvurulari-ne-zaman-sartlar-ve-odeme</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 18:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1205.jpeg" type="image/jpeg" length="85600"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp ve sağlık bilimlerinde Türkiye’nin ilk 10 üniversitesi belli oldu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-ve-saglik-bilimlerinde-turkiyenin-ilk-10-universitesi-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-ve-saglik-bilimlerinde-turkiyenin-ilk-10-universitesi-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[URAP 2025–2026 tıp ve sağlık bilimleri sıralamasında Türkiye’den 82 üniversite yer aldı. Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi Türkiye’de ilk üçü oluşturdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>URAP 2025–2026 Dünya Alan Sıralaması’nda tıp ve sağlık bilimleri alanında Türkiye’nin en yüksek dereceye sahip üniversitesi Hacettepe oldu. Dünyada 311’inci sırada bulunan Hacettepe’yi, 345’inci sıradaki Sağlık Bilimleri Üniversitesi ve 441’inci sıradaki İstanbul Üniversitesi izledi.</p>

<p>11 Eylül 2026 tarihli rapora göre Türkiye’den 82 üniversite, “Medical and Health Sciences” başlığı altında sıralamaya girdi. Türkiye’nin ilk 10’unda yer alan üniversitelerin dünya dereceleri 311 ile 881 arasında değişti.</p>

<p>TIP VE SAĞLIK BİLİMLERİNDE TÜRKİYE’NİN İLK 10’U</p>

<p>URAP raporundaki akademik performans sonuçlarına göre Türkiye sıralaması ve üniversitelerin dünya dereceleri şöyle:</p>

<ol>
 <li>Hacettepe Üniversitesi: Dünyada 311’inci.</li>
 <li>Sağlık Bilimleri Üniversitesi: Dünyada 345’inci.</li>
 <li>İstanbul Üniversitesi: Dünyada 441’inci.</li>
 <li>Ankara Üniversitesi: Dünyada 493’üncü.</li>
 <li>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa: Dünyada 532’nci.</li>
 <li>Koç Üniversitesi: Dünyada 546’ncı.</li>
 <li>Marmara Üniversitesi: Dünyada 578’inci.</li>
 <li>Gazi Üniversitesi: Dünyada 579’uncu.</li>
 <li>Ege Üniversitesi: Dünyada 584’üncü.</li>
 <li>Dokuz Eylül Üniversitesi: Dünyada 881’inci.</li>
</ol>

<p>DÖRT ÜNİVERSİTE DÜNYANIN İLK 500’ÜNDE</p>

<p>Hacettepe, Sağlık Bilimleri, İstanbul ve Ankara üniversiteleri, tıp ve sağlık bilimleri alanında dünyanın ilk 500’ünde yer aldı.</p>

<p>Türkiye sıralamasının ilk iki basamağındaki Hacettepe ve Sağlık Bilimleri üniversiteleri aynı zamanda ilk 350 içinde bulundu. İstanbul Üniversitesi 441’inci, Ankara Üniversitesi ise 493’üncü sırayla bu grubu tamamladı.</p>

<p>Türkiye’nin ilk 10’unda Ankara, İstanbul ve İzmir’deki üniversiteler yer aldı. Koç Üniversitesi, bu gruptaki tek vakıf üniversitesi oldu.</p>

<p>SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYE İKİNCİSİ</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi, tıp ve sağlık bilimlerinin birlikte değerlendirildiği geniş alan sıralamasında dünyada 345’inci, Türkiye’de ikinci sıraya yerleşti.</p>

<p>Bu derece, üniversitenin cerrahi, pediatri veya diş hekimliği gibi ayrı alanlarda elde ettiği sonuçlardan farklı bir değerlendirmeyi ifade ediyor. URAP’ın her alan listesi, o disiplin kapsamındaki bilimsel üretim ve etki göstergeleri üzerinden hazırlanıyor.</p>

<p>TIP VE SAĞLIK BİLİMLERİNDE 82 ÜNİVERSİTE TEMSİL EDİLDİ</p>

<p>Raporda tıp ve sağlık bilimleri, Türkiye’den en fazla üniversitenin sıralamaya girdiği alan oldu. Bu alanda 82 üniversite yer alırken, mühendislikte 36 üniversite sıralandı.</p>

<p>Alanlar arasındaki temsil sayıları değerlendirilirken kullanılan eşikler de önem taşıyor. URAP, farklı bilim alanlarında yayımlanan makale sayılarının değişmesi nedeniyle sıralamaya alınan üniversite sayılarını alanlara özgü eşiklere göre belirliyor. Dolayısıyla yalnızca listelenen kurum sayısından hareketle alanların başarısını doğrudan karşılaştırmak mümkün değil.</p>

<p>SIRALAMA NEYE DAYANIYOR?</p>

<p>URAP alan sıralamaları, üniversitelerin son beş yıllık akademik performansını değerlendiriyor. Clarivate Analytics InCites verileri kullanılarak bilimsel makaleler, toplam dokümanlar, atıflar, yayınların alan içindeki etkisi ve uluslararası iş birliği inceleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anketlere dayanan kişisel değerlendirmeler sıralamaya katılmıyor. Bin ve daha fazla yazarlı makaleler de hesaplama dışında tutuluyor.</p>

<p>ÜNİVERSİTE TERCİHİNDE NASIL KULLANILMALI?</p>

<p>Tıp ve sağlık bilimleri sıralaması, üniversitelerin araştırma performansını karşılaştırmak için kullanılabilecek göstergelerden biri. Ancak doğrudan tıp fakültelerinin eğitim kalitesini veya üniversite hastanelerinin tedavi başarısını sıralamıyor.</p>

<p>Adayların bu sonuçları; programın akreditasyonu, akademik kadrosu, klinik eğitim olanakları ve öğrencilerin yararlanabildiği imkânlarla birlikte değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<p>Kaynak: URAP 2025–2026 Dünya Alan Sıralaması Basın Bildirisi, 11 Eylül 2026; Tablo 6, Tıp ve Sağlık Bilimleri alanı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-ve-saglik-bilimlerinde-turkiyenin-ilk-10-universitesi-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 18:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1203.jpeg" type="image/jpeg" length="48288"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hastane önlüğünün ötesinde: Hasta merkezli kıyafet tasarımı gündemde]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hastane-onlugunun-otesinde-hasta-merkezli-kiyafet-tasarimi-gundemde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hastane-onlugunun-otesinde-hasta-merkezli-kiyafet-tasarimi-gundemde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Suudi Arabistan’daki Tabuk Üniversitesi’nden Fida Khader Faraj tarafından hazırlanan ve 6 Temmuz 2026’da Frontiers in Health Services’da yayımlanan sistematik derleme, hasta kıyafetlerine ilişkin 40 çalışmayı değerlendirdi. Bulgular; sağlık çalışanlarının hastaya erişimi için tasarlanan giysilerde hareket özgürlüğü, beden uyumu, örtünme, mahremiyet ve hasta tercihlerinin de birlikte ele alınması gerektiğini gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Hasta kıyafetleri, sağlık hizmetlerinin çoğu zaman üzerinde durulmayan ancak günlük hasta deneyimini doğrudan etkileyen unsurlarından biri. Suudi Arabistan’daki Tabuk Üniversitesi’nden Fida Khader Faraj’ın hazırladığı ve 6 Temmuz 2026’da Frontiers in Health Services’da yayımlanan sistematik derleme, farklı sağlık ortamlarında kullanılan hasta giysilerinin ortak özelliklerini ve tasarım sorunlarını değerlendirdi.<br />
Çalışmanın amacı, sağlık çalışanlarının muayene ve tedavi sırasında hastaya erişimini kolaylaştıran kıyafetlerle hastaların rahatlık, hareket ve mahremiyet ihtiyaçları arasında nasıl bir denge kurulabileceğini incelemekti.<br />
Araştırmacı ilk aşamada toplam 300 kaydı değerlendirdi. Bunların 280’i akademik veri tabanlarından, 20’si ise kaynak listeleri ve diğer materyallerden elde edildi. Eleme ve kalite değerlendirmelerinin ardından 40 çalışma nihai bilimsel senteze alındı.<br />
Dört temel tasarım alanı öne çıktı<br />
Derlemede hasta kıyafetlerini şekillendiren dört ortak alan belirlendi: klinik erişilebilirlik, standartlaştırma, enfeksiyon kontrolü ve maliyet etkinliği.<br />
Bu ihtiyaçlar nedeniyle hasta giysilerinde bol kesimler, sade yapılar ve muayene ya da tedavi yapılacak vücut bölgelerine ulaşmayı kolaylaştıran açıklıklar kullanılabiliyor.<br />
Ancak sağlık hizmetinin işleyişini kolaylaştıran standart tasarımlar, hastaların tüm ihtiyaçlarını karşılamayabiliyor.<br />
İncelenen çalışmalarda beden uyumsuzluğu, hareket kısıtlılığı, vücudun yeterince örtülmemesi, sıcaklık konforunun sağlanamaması ve farklı hasta ihtiyaçlarına uyum gösterilememesi gibi sorunlar bildirildi.<br />
Enfeksiyon kontrolü konusunda ise önemli bir ayrım bulunuyor. Hasta giysilerinin sağlık kuruluşlarının hijyen ve enfeksiyon kontrolü süreçlerine uygun biçimde tasarlanması gerekiyor. Ancak mevcut bilimsel veriler, herhangi bir adaptif kıyafetin tek başına enfeksiyon riskini azalttığını göstermiyor.<br />
Mahremiyet de kıyafet tasarımının parçası<br />
Hasta kıyafetleriyle ilgili çalışmalarda en sık gündeme gelen başlıklardan biri mahremiyet.<br />
Geleneksel hastane giysilerinin bazı tasarımlarında vücudun gereğinden fazla açıkta kalabilmesi, hastalarda rahatsızlık ve savunmasızlık hissiyle ilişkilendiriliyor.<br />
2026 tarihli derlemede değerlendirilen araştırmalar, hastaların rahat hareket edebilecekleri, bedenlerine daha iyi uyum sağlayan ve gerektiğinde ayarlanabilen kıyafetlere yönelik beklentilerini ortaya koydu.<br />
Hasta merkezli yaklaşımda amaç, sağlık çalışanının gerekli vücut bölgesine ulaşmasını sağlarken hastanın gereksiz biçimde açıkta kalmasını önlemek.<br />
Adaptif giyim sağlık alanına da uzanıyor<br />
Adaptif giyim, fiziksel hareket kısıtlılığı veya özel kullanım ihtiyacı bulunan kişilerin daha kolay giyinip soyunabilmesi amacıyla değiştirilmiş ya da özel olarak tasarlanmış kıyafetleri tanımlıyor.<br />
Kullanıcının ihtiyacına göre farklı çözümler uygulanabiliyor. Küçük düğmeler yerine daha kolay kullanılabilen kapatma sistemleri, çeşitli noktalardan açılabilen giysiler, genişleyebilen bölümler veya tıbbi işlem yapılacak alana erişim sağlayan açıklıklar bunlar arasında bulunuyor.<br />
Bu kıyafetlerin amacı bir hastalığı tedavi etmek değil.<br />
Temel hedef; giyinme ve soyunmayı kolaylaştırmak, kişinin mümkün olduğu ölçüde bağımsızlığını korumasına yardımcı olmak ve bakım sırasında gerekli vücut bölgelerine erişimi kolaylaştırmak.<br />
51 bilimsel makale daha değerlendirildi<br />
International Journal of Consumer Studies’da 2024 yılında yayımlanan başka bir sistematik derlemede, engelli bireylere yönelik adaptif giyim konusunda 51 bilimsel makale incelendi.<br />
Araştırmacılar kullanıcı merkezli tasarım yaklaşımlarının literatürde giderek daha fazla ele alındığını, ancak farklı engel türleri, kültürel ihtiyaçlar, araştırma yöntemleri ve kullanıcı tercihleri açısından önemli bilgi boşluklarının sürdüğünü bildirdi.<br />
Bu bulgular, herkese uyan tek bir adaptif kıyafet modelinin bulunmadığını gösteriyor.<br />
Bir kullanıcı için giysiyi tek elle açabilmek öncelik olabilirken, bir başkası için kıyafetin yatakta daha kolay değiştirilebilmesi daha önemli hâle gelebiliyor.<br />
Giyinmek öz bakımın bir parçası<br />
Giyinme, temel günlük yaşam aktiviteleri arasında yer alıyor.<br />
Applied Ergonomics’da 2020 yılında yayımlanan kapsam taramasında fiziksel engeli bulunan kişilerin kıyafet deneyimlerini ele alan 57 bilimsel makale ile adaptif giyime ilişkin 88 çevrim içi kaynak değerlendirildi.<br />
Araştırmada kıyafetin özellikle hareketlilik ve öz bakım alanlarıyla ilişkili olduğu görüldü.<br />
Bu durum adaptif tasarım açısından önemli bir ayrımı ortaya çıkarıyor. Amaç, kişinin yapabildiği işleri onun yerine gerçekleştirmek değil; mümkün olduğu kadar kendi başına yapabilmesini kolaylaştırmak.<br />
El ve parmak hareketleri kısıtlanan bir kişi için küçük bir düğmeyi ilikleyememek basit bir kıyafet sorunu gibi görünebilir. Günlük yaşamda ise bu durum her giyinme sırasında başka bir kişiden yardım alma ihtiyacına dönüşebilir.<br />
Diyaliz hastalarının kıyafet ihtiyacı da araştırıldı<br />
Kıyafetin tedavi sırasında oluşturduğu pratik güçlüklerin araştırıldığı gruplardan biri diyaliz hastaları oldu.<br />
Disability and Rehabilitation’da yayımlanan nitel çalışmada diyaliz tedavisi gören kişiler ve bakım verenlerle 15 yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirildi. Araştırmacılar ayrıca iki diyaliz merkezinde gözlem yaptı.<br />
Çalışmada tedavi sırasında damar erişim bölgesine ve tansiyon ölçümü yapılacak kola ulaşılması gerekirken hastaların aynı zamanda rahat, işlevsel ve gündelik kıyafet görünümünü koruyan giysilere yönelik beklentileri bulunduğu görüldü.<br />
Katılımcı sayısının küçük olması nedeniyle bu sonuçlar tüm diyaliz hastalarına genellenemiyor.<br />
Araştırma buna karşın sıradan bir kıyafetin tıbbi işlem sırasında nasıl bir kullanım engeline dönüşebileceğini hasta ve bakım veren deneyimleri üzerinden göstermesi açısından önemli veri sağlıyor.<br />
Tek tip kıyafet her hastaya uymuyor<br />
Omuz ameliyatı geçiren bir hasta ile diz hareketleri kısıtlanan kişinin giyinme ihtiyaçları aynı değil.<br />
Diyaliz hastasında damar erişim bölgesine ulaşılması gerekebilirken, uzun süre yatakta kalan bir hastada kıyafetin kişiyi mümkün olduğunca az hareket ettirerek değiştirilebilmesi ön plana çıkabilir.<br />
El hareketleri kısıtlı kişilerde ise küçük düğmeler veya bazı fermuar sistemleri giyinmenin önünde engel oluşturabilir.<br />
Bu nedenle adaptif tasarımın merkezinde belirli bir ürün ya da kıyafet modeli değil, kişinin günlük yaşamda karşılaştığı somut güçlük yer alıyor.<br />
Bilimsel literatürde öne çıkan kullanıcı merkezli yaklaşım da kıyafetin kişinin fiziksel kapasitesine, bakım ortamına ve günlük yaşamına göre değerlendirilmesini destekliyor.<br />
Adaptif kıyafet tedavi değildir<br />
Adaptif sağlık giysilerinin sınırlarının doğru çizilmesi gerekiyor.<br />
Bu kıyafetler ilaç değildir, hastalığı tedavi etmez ve tıbbi tedavinin yerine geçmez.<br />
Bir giysinin daha kolay açılması ameliyat yarasının daha hızlı iyileşeceğini göstermez. Belirli bir kumaşın kullanılması enfeksiyonu önlediği anlamına gelmez. Hastanın daha kolay giydirilebilmesi de tek başına klinik iyileşme kanıtı değildir.<br />
Bir ürünün enfeksiyon oranını azalttığı, yara iyileşmesini hızlandırdığı veya belirli bir sağlık sonucunu iyileştirdiği ileri sürülüyorsa, bu iddianın ürüne ve kullanım alanına özgü klinik verilerle desteklenmesi gerekir.<br />
Mevcut bilimsel literatürün daha güçlü biçimde desteklediği alanlar; kullanılabilirlik, giyinme kolaylığı, hareket, öz bakım, mahremiyet, rahatlık ve sağlık çalışanlarının gerekli vücut bölgelerine erişimidir.<br />
Bilimsel kanıtların sınırı var<br />
Adaptif giyim alanındaki bilimsel yayınların önemli bir bölümünü kullanıcı deneyimleri, tasarım araştırmaları, gözlemsel çalışmalar, nitel görüşmeler ve literatür incelemeleri oluşturuyor.<br />
Bu nedenle mevcut kanıtlarla belirli bir adaptif kıyafetin hastanede yatış süresini kısalttığını, komplikasyonları azalttığını, enfeksiyonu önlediğini veya iyileşmeyi hızlandırdığını söylemek mümkün değil.<br />
2024 yılında yayımlanan 51 makalelik sistematik derleme de farklı engel grupları, yöntemler ve kullanıcı ihtiyaçları konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç bulunduğuna işaret ediyor.<br />
2026 tarihli 40 çalışmalık sistematik derleme ise daha temel bir tablo ortaya koyuyor: Hasta kıyafeti yalnızca sağlık çalışanının hastaya erişmesini sağlayan bir araç değil; hareketi, rahatlığı, mahremiyeti ve kişinin sağlık hizmeti sırasındaki günlük deneyimini etkileyebilecek bir unsur.<br />
Hasta merkezli bakım açısından temel mesele yalnızca kıyafetin nasıl açıldığı değil, onu giyen kişinin ihtiyaçlarına ne kadar uyum sağlayabildiği.<br />
KAYNAKLAR<br />
• Frontiers in Health Services – Beyond the Hospital Gown: A Systematic Review of the Common Characteristics and Design Challenges of Patient Clothing Across Healthcare Departments, 6 Temmuz 2026<br />
• International Journal of Consumer Studies – Adaptive Apparel for People with Disabilities: A Systematic Literature Review and Future Research Agenda, 2024<br />
• Applied Ergonomics – The Role of Clothing on Participation of Persons with a Physical Disability: A Scoping Review, 2020<br />
• Disability and Rehabilitation – One Size Does Not Fit All: A Qualitative Study Exploring the Apparel Wants and Needs of People on Dialysis</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hastane-onlugunun-otesinde-hasta-merkezli-kiyafet-tasarimi-gundemde</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 17:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/hasta-kiyafetleri-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="55661"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ALS’nin Genetik Formunda Faz III Başarısı: Fonksiyon ve Sağkalım Birlikte İyileşti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alsnin-genetik-formunda-faz-iii-basarisi-fonksiyon-ve-sagkalim-birlikte-iyilesti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alsnin-genetik-formunda-faz-iii-basarisi-fonksiyon-ve-sagkalim-birlikte-iyilesti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FUS mutasyonuna bağlı nadir ALS türünde geliştirilen ulefnersen, Faz III çalışmada fonksiyon ve sağkalımı birlikte değerlendiren ana hedefi karşıladı. Tedavi henüz hiçbir ülkede onaylı değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Nadir ve çoğu zaman hızlı ilerleyen genetik bir ALS türünü doğrudan hastalığın moleküler kaynağından hedefleyen deneysel tedaviden dikkat çekici Faz III sonucu geldi.</p>

<p>Ionis Pharmaceuticals ve Otsuka tarafından açıklanan FUSION çalışmasında RNA hedefli ulefnersen, FUS mutasyonuna bağlı amyotrofik lateral sklerozda fonksiyon kaybı ve sağkalımı birlikte değerlendiren birincil sonlanım noktasında plaseboya karşı istatistiksel olarak anlamlı fayda sağladı.</p>

<p>Ana sonuç için p değeri 0,0005 olarak bildirildi.</p>

<p>Bununla birlikte ulefnersen henüz FDA, EMA veya başka bir düzenleyici kurum tarafından onaylanmış değil. Sonuçlar şirketler tarafından açıklanan topline Faz III verileri niteliğinde; ayrıntılı etki büyüklükleri henüz hakemli bilimsel makale olarak yayımlanmadı.</p>

<p>FUS-ALS nedir?</p>

<p>Amyotrofik lateral skleroz, beyin ve omurilikte istemli kas hareketlerini kontrol eden motor nöronların ilerleyici biçimde kaybıyla seyreden nörodejeneratif bir hastalık.</p>

<p>Kas güçsüzlüğü zamanla ilerleyerek hareket etme, konuşma, yutma ve solunum işlevlerini etkileyebiliyor.</p>

<p>ALS'nin tamamı aynı biyolojik nedenden kaynaklanmıyor.</p>

<p>FUS-ALS olarak adlandırılan alt tip, FUS genindeki hastalık yapıcı genetik varyantlarla ilişkili.</p>

<p>Bu alt tipin bütün ALS vakalarının yaklaşık yüzde 0,6'sını oluşturduğu tahmin ediliyor.</p>

<p>Ancak FUS mutasyonları özellikle çocukluk ve gençlik döneminde başlayan ALS vakalarında daha sık görülüyor. Şirketlerin aktardığı literatür verilerine göre pediatrik ve juvenil ALS vakalarının yaklaşık yüzde 43–52'sinde FUS mutasyonları bulunabiliyor.</p>

<p>Erken başlayan bazı FUS-ALS vakaları son derece hızlı ilerleyebiliyor.</p>

<p>Ulefnersen nedir?</p>

<p>Ulefnersen, FUS-ALS'nin altında yatan genetik mekanizmayı hedeflemek amacıyla geliştirilmiş deneysel bir antisens oligonükleotid tedavisi.</p>

<p>Antisens oligonükleotidler, hücre içindeki belirli RNA moleküllerine bağlanmak üzere tasarlanan kısa sentetik nükleik asit dizileri.</p>

<p>Ulefnersen, FUS proteininin üretilmesinden önceki aşamada FUS pre-mRNA'sına bağlanıyor.</p>

<p>Amaç FUS mRNA düzeylerini azaltmak ve böylece hem normal hem de hastalıkla ilişkili mutant FUS proteininin üretimini düşürmek.</p>

<p>FUS mutasyonlarının motor nöronlarda toksik FUS proteini birikimine yol açarak nörodejenerasyona katkıda bulunduğu düşünülüyor.</p>

<p>Dolayısıyla ulefnersen yalnız ALS belirtilerini kontrol etmeyi değil, FUS-ALS'nin genetik mekanizmasının daha yukarısındaki bir noktaya müdahale etmeyi hedefliyor.</p>

<p>Tedavi doğrudan merkezi sinir sistemine ulaşması amacıyla intratekal, yani omurilik sıvısına enjeksiyon yoluyla uygulanıyor.</p>

<p>FUSION nasıl bir çalışma?</p>

<p>FUSION, global, çok merkezli, randomize, çift kör ve plasebo kontrollü Faz I–III klinik geliştirme programı.</p>

<p>Çalışmanın randomize bölümünde FUS-ALS hastaları 72 hafta boyunca ulefnersen veya plasebo aldı.</p>

<p>Ardından katılımcılar tüm hastaların ulefnersen alabildiği açık etiketli uzatma dönemine geçti.</p>

<p>Çalışmaya toplam 89 kişinin dahil edildiği bildirildi.</p>

<p>Önceden belirlenmiş birincil etkinlik analizi ise randomize Faz III bölümündeki 73 hastadan oluşan primer analiz popülasyonunda gerçekleştirildi.</p>

<p>Fonksiyon ve sağkalım birlikte değerlendirildi</p>

<p>FUSION çalışmasının birincil sonlanımı klasik olarak yalnız ALSFRS-R skorundaki ortalama değişime dayanmıyordu.</p>

<p>Araştırmacılar hastanın fonksiyonel durumuyla ciddi klinik olayları aynı analiz içinde birleştiren ortak sıralama yöntemi kullandı.</p>

<p>Analizde üç temel unsur birlikte değerlendirildi:</p>

<p>Ölüm veya kalıcı solunum desteğine kadar geçen süre,</p>

<p>Kurtarma tedavisine geçiş süresi,</p>

<p>Başlangıçtan 505. güne kadar ALS Functional Rating Scale-Revised, yani ALSFRS-R skorundaki değişim.</p>

<p>ALSFRS-R; konuşma, yutma, el kullanımı, yürüme, günlük yaşam aktiviteleri ve solunum gibi ALS'den etkilenen işlevleri değerlendiren klinik ölçek.</p>

<p>Bu birleşik analizde ulefnersen plaseboya karşı istatistiksel olarak anlamlı üstünlük gösterdi.</p>

<p>P değeri 0,0005 olarak açıklandı.</p>

<p>Bu sonuç ne anlama geliyor?</p>

<p>P=0,0005 güçlü bir istatistiksel sonuç.</p>

<p>Ancak bu rakam tek başına tedavinin hastalık ilerlemesini yüzde kaç yavaşlattığını veya yaşam süresini ne kadar uzattığını göstermiyor.</p>

<p>Şirketler ilk topline açıklamada medyan sağkalım sürelerini, ölüm için hazard oranını veya ALSFRS-R skorundaki mutlak tedavi farkını yayımlamadı.</p>

<p>Bu nedenle bugün için:</p>

<p>“Ulefnersen yaşam süresini yüzde X uzattı”</p>

<p>veya</p>

<p>“ALS ilerlemesini yüzde X yavaşlattı”</p>

<p>şeklinde bir rakam vermek mümkün değil.</p>

<p>Bilinen sonuç, fonksiyon ve sağkalım bileşenlerini birlikte değerlendiren önceden belirlenmiş primer analizin ulefnersen lehine ve istatistiksel olarak anlamlı çıkması.</p>

<p>Nörodejenerasyon biyobelirteci de olumlu sonuç verdi</p>

<p>Çalışmanın önemli sekonder sonlanımlarından biri serum nörofilament hafif zinciri, yani NfL düzeyindeki değişimdi.</p>

<p>NfL, sinir hücrelerinde meydana gelen hasarla birlikte kan ve beyin-omurilik sıvısında yükselebilen bir nörodejenerasyon biyobelirteci.</p>

<p>Ulefnersen kullanan hastalarda serum NfL değişimi de plaseboya kıyasla istatistiksel olarak anlamlı biçimde tedavi lehine sonuçlandı.</p>

<p>Ancak şirketler bu ilk açıklamada NfL'nin ne kadar azaldığına ilişkin sayısal etki büyüklüğünü paylaşmadı.</p>

<p>İkinci önemli klinik sonuç da olumlu</p>

<p>FUSION çalışmasındaki diğer önemli sekonder sonlanım;</p>

<p>ölüm,</p>

<p>kalıcı ventilasyon,</p>

<p>kurtarma tedavisine geçiş</p>

<p>veya hastalığın ilerlemesi nedeniyle çalışmadan ayrılma</p>

<p>olaylarından ilkine kadar geçen süreydi.</p>

<p>Bu birleşik klinik sonuç da ulefnersen lehine istatistiksel olarak anlamlı bulundu.</p>

<p>Fonksiyonel değerlendirme, ciddi klinik olaylar ve nörodejenerasyon biyobelirtecinin aynı yönde sonuç vermesi tedavinin hastalık seyrini değiştirebileceği hipotezini güçlendiriyor.</p>

<p>Ancak “hastalığı modifiye eden tedavi” şeklindeki kesin sınıflandırma için ayrıntılı verilerin ve düzenleyici değerlendirmelerin görülmesi gerekiyor.</p>

<p>Güvenlik sonuçları nasıl?</p>

<p>Şirketlerin ilk açıklamasına göre ulefnersenin güvenlik ve tolerabilite profili genel olarak olumlu bulundu.</p>

<p>Advers olayların büyük bölümünün hafif veya orta şiddette olduğu bildirildi.</p>

<p>Ancak ciddi advers olayların ayrıntılı oranları, tedavi bırakma oranları ve ulefnersen ile plasebo arasındaki kapsamlı güvenlik karşılaştırması henüz kamuya açıklanmadı.</p>

<p>Ulefnersen intratekal uygulandığı için ilacın kendisine ait güvenlik profilinin yanında lomber ponksiyonla ilişkili risklerin de klinik uygulamada değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Tedavi FDA tarafından onaylandı mı?</p>

<p>Hayır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ulefnersen halen araştırma aşamasındaki bir ilaç.</p>

<p>FDA veya başka bir düzenleyici kurum FUS-ALS tedavisi için pazarlama ruhsatı vermiş değil.</p>

<p>FDA daha önce ulefnersene FUS-ALS için Fast Track statüsü verdi.</p>

<p>Ayrıca ALS için FDA, EMA ve Swissmedic tarafından yetim ilaç statüleri bulunuyor.</p>

<p>Fast Track statüsü ilacın etkinliğinin kanıtlandığı veya onaylandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu statü, ciddi hastalıklarda önemli karşılanmamış ihtiyacı hedefleyen tedavilerin geliştirme ve değerlendirme süreçlerinde düzenleyici kurumla daha yakın çalışılmasına olanak sağlıyor.</p>

<p>Şimdi ne olacak?</p>

<p>Otsuka ve Ionis, FUSION sonuçlarını FDA ve diğer ülkelerin sağlık otoriteleriyle görüşeceklerini açıkladı.</p>

<p>Şirketler olası hızlandırılmış ruhsat başvuru yollarını değerlendirmeyi planlıyor.</p>

<p>FUSION'ın ayrıntılı sonuçlarının gelecekte bir bilimsel kongrede sunulması ve hakemli bir dergide yayımlanması da planlanıyor.</p>

<p>Açık etiketli uzatma çalışması devam ettiği için ulefnersenin daha uzun süreli etkinlik ve güvenlik verileri de toplanacak.</p>

<p>Neden önemli?</p>

<p>FUS-ALS çok nadir olsa da hastalığın özellikle genç yaşta başlayan formları son derece agresif seyredebilir.</p>

<p>Bugüne kadar FUS-ALS'nin altında yatan genetik nedeni doğrudan hedefleyen onaylı bir tedavi bulunmuyor.</p>

<p>FUSION çalışmasının önemi yalnız Faz III hedefinin karşılanması değil.</p>

<p>Ulefnersen, hastalığa yol açan mutant proteinin üretim sürecini RNA düzeyinde azaltmaya çalışan genetik olarak hedeflenmiş bir yaklaşım.</p>

<p>Bu nedenle sonuç, ALS'nin bütün türleri için yeni bir tedavi bulunduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ulefnersen yalnız FUS genindeki hastalık yapıcı varyantlarla ilişkili ALS için geliştiriliyor ve uygun hastaların belirlenmesi genetik doğrulama gerektiriyor.</p>

<p>Buna karşılık FUS-ALS gibi moleküler olarak tanımlanmış küçük hasta gruplarında genetik nedeni doğrudan hedefleyen tedavilerin başarılı olabilmesi, ALS'nin gelecekte tek bir hastalık yerine farklı moleküler alt tiplerin ayrı ayrı hedeflendiği bir tedavi modeline doğru ilerleyebileceğine ilişkin önemli bir kanıt oluşturuyor.</p>

<p>Şimdilik en önemli eksik bilgi ise gerçek etki büyüklüğü.</p>

<p>FUSION'ın ayrıntılı verileri açıklandığında ulefnersenin ALSFRS-R kaybını ne kadar yavaşlattığı, sağkalım ve ventilasyon sonuçlarını ne ölçüde değiştirdiği ve faydanın hangi hasta gruplarında en belirgin olduğu daha net anlaşılacak.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik yeni bir klinik araştırmayı haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Ulefnersen araştırma aşamasındadır ve FUS-ALS tedavisi için henüz onaylanmamıştır. ALS tedavisi ve genetik değerlendirme nöroloji uzmanları tarafından kişiye özel planlanmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Ionis Pharmaceuticals, FUSION Faz III Topline Sonuçları, 22 Eylül 2026</p>

<p>Otsuka Pharmaceutical, FUSION Faz III Sonuçları, 22 Eylül 2026</p>

<p>FUSION Faz I–III Klinik Çalışması, NCT04768972 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alsnin-genetik-formunda-faz-iii-basarisi-fonksiyon-ve-sagkalim-birlikte-iyilesti</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1201.jpeg" type="image/jpeg" length="68891"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[RF Negatif Ama Anti-CCP Pozitif: Romatoid Artrit Olabilir mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/rf-negatif-ama-anti-ccp-pozitif-romatoid-artrit-olabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rf-negatif-ama-anti-ccp-pozitif-romatoid-artrit-olabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anti-CCP, romatoid artrit değerlendirmesinde kullanılan bir otoantikor testidir. 20, 50, 100 ve 200 gibi sonuçların anlamı kullanılan yönteme göre değişir; yüksek pozitiflik tek başına romatoid artrit tanısı koydurmaz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ANTİ-CCP NEDİR?</p>

<p>Anti-CCP, siklik sitrüline peptitlere karşı gelişen antikorları ölçen kan testidir. Romatoid artrit şüphesinde kullanılan en önemli otoantikor testlerinden biridir ve çoğu zaman romatoid faktör (RF) ile birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Anti-CCP pozitifliği romatoid artrit olasılığını güçlendirebilir ancak tek başına tanı koydurmaz. Eklem şişliği, sabah tutukluğu, muayene bulguları, RF, CRP ve ESR gibi diğer veriler birlikte değerlendirilir.</p>

<p>ANTİ-CCP KAÇ OLMALI?</p>

<p>Anti-CCP için tek bir evrensel normal sınır yoktur. Kullanılan test yöntemi ve laboratuvarın referans aralığı önemlidir.</p>

<p>Örneğin Mayo Clinic Laboratories’in kullandığı yöntemde:</p>

<p>20 U altı: Negatif<br />
20–39,9 U: Zayıf pozitif<br />
40–59,9 U: Pozitif<br />
60 U ve üzeri: Güçlü pozitif</p>

<p>Bu değerler bütün laboratuvarlara uygulanamaz. Sonuç mutlaka kişinin kendi raporundaki referans aralıklarıyla karşılaştırılmalıdır.</p>

<p>ANTİ-CCP 20 NE DEMEK?</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories’in referans sisteminde 20 U, zayıf pozitifliğin başladığı düzeydir.</p>

<p>Ancak 20 gibi sınırda bir sonuç tek başına romatoid artrit anlamına gelmez. Eklem şişliği, sabah tutukluğu ve diğer laboratuvar sonuçları klinik anlamı belirler.</p>

<p>ANTİ-CCP 50 NE DEMEK?</p>

<p>Aynı yöntemde 50 U pozitif aralıkta yer alır.</p>

<p>Bu sonuç romatoid artrit olasılığını destekleyebilir ancak yalnızca anti-CCP değerine bakılarak tanı konulmaz. Özellikle eklemlerde kalıcı şişlik ve inflamatuvar yakınmalar varsa romatolojik değerlendirme önem kazanır.</p>

<p>ANTİ-CCP 100 NE DEMEK?</p>

<p>100 U, bu referans sisteminde güçlü pozitif anti-CCP sonucudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yüksek anti-CCP değerleri romatoid artritle daha güçlü biçimde ilişkilidir. Bununla birlikte 100 sonucu hastalığın kesin bulunduğunu, ne kadar aktif olduğunu veya mutlaka ağır seyredeceğini tek başına göstermez.</p>

<p>ANTİ-CCP 200 NE DEMEK?</p>

<p>200 U da güçlü pozitiflik düzeyindedir.</p>

<p>Sonucun 100 yerine 200 olması otomatik olarak hastalığın iki kat ağır olduğu anlamına gelmez. Anti-CCP, hastalık aktivitesini sayısal olarak takip etmek için CRP gibi doğrudan bir aktivite göstergesi değildir.</p>

<p>ANTİ-CCP POZİTİF NE DEMEK?</p>

<p>Anti-CCP pozitifliği, kanda sitrüline proteinlere karşı otoantikor bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Bu antikor romatoid artrit için RF'ye göre daha özgül bir belirteçtir. Bununla birlikte başka otoimmün hastalıklarda veya bazı diğer klinik durumlarda da nadiren pozitiflik görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle “pozitif Anti-CCP = kesin romatoid artrit” denklemi doğru değildir.</p>

<p>ANTİ-CCP POZİTİFSE ROMATOİD ARTRİT KESİN Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Romatoid artritin tanısını tek başına doğrulayan bir kan testi yoktur. Anti-CCP tanıyı güçlü biçimde destekleyebilir ancak hastanın eklemleri, yakınmalarının süresi, inflamasyon bulguları ve diğer test sonuçları birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Özellikle el ve ayakların küçük eklemlerinde simetrik şişlik, uzun süren sabah tutukluğu ve hassasiyet varsa pozitif Anti-CCP'nin klinik önemi artar.</p>

<p>RF NEGATİF AMA ANTİ-CCP POZİTİF NE DEMEK?</p>

<p>Bu kombinasyon mümkündür.</p>

<p>Romatoid faktör negatif olsa bile Anti-CCP pozitifliği romatoid artrit olasılığını destekleyebilir. MedlinePlus da pozitif CCP ve negatif RF sonucunun erken romatoid artrit veya ileride gelişebilecek romatoid artritle ilişkili olabileceğini belirtmektedir.</p>

<p>Ancak yalnızca bu test kombinasyonuna dayanılarak tanı konulmaz.</p>

<p>ANTİ-CCP VE RF İKİSİ DE POZİTİFSE NE DEMEK?</p>

<p>Her iki testin birlikte pozitif olması, özellikle tipik eklem bulguları bulunan bir kişide romatoid artrit olasılığını daha fazla destekler.</p>

<p>RF'nin başka hastalıklarda ve bazı sağlıklı kişilerde de pozitif olabilmesi nedeniyle Anti-CCP bu ayrımda özellikle değerlidir.</p>

<p>ANTİ-CCP NEGATİFSE ROMATOİD ARTRİT YOK MU?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Anti-CCP negatifliği romatoid artrit olasılığını azaltabilir ancak hastalığı tamamen dışlamaz.</p>

<p>Bazı romatoid artrit hastalarında hem Anti-CCP hem de RF negatif olabilir. Bu durum seronegatif romatoid artrit olarak değerlendirilebilir ve tanı klinik bulgulara dayanır.</p>

<p>ANTİ-CCP YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>Anti-CCP yüksekliği en güçlü biçimde romatoid artritle ilişkilidir.</p>

<p>Bununla birlikte Sjögren hastalığı veya lupus gibi bazı otoimmün hastalıklarda ve daha nadiren tüberküloz ya da kronik akciğer hastalıklarında da CCP antikorları saptanabilir.</p>

<p>Bu nedenle sonuç kişinin tüm klinik tablosuyla birlikte yorumlanır.</p>

<p>ANTİ-CCP YÜKSEKLİĞİ HASTALIĞIN ŞİDDETİNİ GÖSTERİR Mİ?</p>

<p>Tam olarak değil.</p>

<p>Yüksek Anti-CCP düzeyleri romatoid artritli bazı hastalarda eroziv eklem hastalığı riskinin daha yüksek olmasıyla ilişkilendirilebilir.</p>

<p>Ancak değer tek başına o anda hastalığın ne kadar aktif olduğunu göstermez. Aktivite değerlendirmesinde eklem muayenesi, CRP, ESR ve klinik belirtiler daha önemlidir.</p>

<p>ANTİ-CCP NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Tedavinin amacı Anti-CCP rakamını düşürmek değildir.</p>

<p>Romatoid artrit tanısı varsa hedef eklem inflamasyonunu kontrol etmek, ağrıyı ve şişliği azaltmak ve kalıcı eklem hasarını önlemektir.</p>

<p>Anti-CCP değeri yüksek diye özel bir besin, takviye veya ilaçla yalnızca antikor değerini düşürmeye çalışmak doğru değildir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Anti-CCP 20 yüksek mi?</p>

<p>Kullanılan yönteme göre değişir. Mayo Clinic Laboratories sisteminde 20 U zayıf pozitifliğin başlangıcıdır; kendi laboratuvarınızın referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>Anti-CCP 100 romatoid artrit mi?</p>

<p>100 U bazı test sistemlerinde güçlü pozitif kabul edilir ve romatoid artriti destekler. Ancak tanı yalnızca bu rakamla konulmaz.</p>

<p>Anti-CCP 200 çok mu yüksek?</p>

<p>Birçok test sisteminde belirgin pozitif bir sonuçtur. Bununla birlikte 200 olması hastalığın mutlaka çok ağır olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Anti-CCP pozitif ama RF negatif olabilir mi?</p>

<p>Evet. Bu durum özellikle erken romatoid artrit değerlendirmesinde görülebilir ve klinik bulgularla birlikte yorumlanır.</p>

<p>Anti-CCP negatif olup romatoid artrit olunur mu?</p>

<p>Evet. Bazı romatoid artrit hastalarında Anti-CCP ve RF negatif olabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Anti-CCP sonucuna yalnızca rakam üzerinden hastalık tanısı konulmamalıdır. Özellikle birkaç haftadan uzun süren eklem şişliği, sabah tutukluğu veya el-ayak küçük eklemlerinde simetrik yakınmalar varsa romatoloji değerlendirmesi geciktirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories — Cyclic Citrullinated Peptide Antibodies, IgG, Serum</p>

<p>MedlinePlus — CCP Antibody Test </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/rf-negatif-ama-anti-ccp-pozitif-romatoid-artrit-olabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 17:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="10096"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Manas Üniversitesinden Türk Dünyasına Ortak Bilimsel Üretim Çağrısı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/manas-universitesinden-turk-dunyasina-ortak-bilimsel-uretim-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/manas-universitesinden-turk-dunyasina-ortak-bilimsel-uretim-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinde Orhun Değişim Programı’yla ağırlanan akademisyenlere, ziyaret dönemini aşan ortak araştırmalar, projeler ve bilimsel yayınlar geliştirme çağrısı yapıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk dünyasındaki üniversiteler arasında akademik hareketlilik sağlayan Orhun Değişim Programı, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinde (KTMÜ) yeni bilimsel ortaklıklar gündemiyle ele alındı. Konuk akademisyenlerle buluşan Rektör Prof. Dr. Alpaslan Ceylan, programın kazanımlarının ortak araştırma ve yayınlarla kalıcı hale getirilmesini istedi.</p>

<p>Tanışma toplantısında Ceylan’a, Dış İlişkiler Ofisi Koordinatörü Prof. Dr. Serkan Yıldırım eşlik etti. Farklı üniversitelerden gelen akademisyenlerle, KTMÜ’de yürütebilecekleri çalışmalar ve geliştirebilecekleri iş birlikleri üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.</p>

<p>Program bitecek, bilimsel ilişkiler sürecek</p>

<p>Ceylan’ın konuk akademisyenlere verdiği mesajın merkezinde, değişim süresi tamamlandıktan sonra da devam edecek bilimsel ilişkiler vardı. Kırgızistan’ın kültürünü ve coğrafyasını tanımanın değerli bir deneyim olduğunu belirten Ceylan, bu sürecin araştırmacılar arasında yeni çalışma alanlarının belirlenmesine de katkı sağlamasını istediklerini söyledi.</p>

<p>Akademisyenleri üniversitedeki meslektaşlarıyla doğrudan temas kurmaya davet eden Ceylan, şu ifadeleri kullandı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Akademisyenlerimizle bir araya gelin, ortak çalışma alanlarınızı belirleyin, birlikte araştırmalar, projeler ve yayınlar geliştirin. Burada başlayan akademik ilişkinin program sona erdikten sonra da devam etmesini önemsiyoruz.”</p>

<p>Ceylan’a göre, ortak projeler ve araştırmacı ağlarıyla sürdürülen ilişkiler, Türk dünyası üniversitelerinin birlikte bilim üretme kapasitesini güçlendirebilir.</p>

<p>Yaklaşık 6 bin 500 öğrencili üniversitede öncelik nitelik</p>

<p>Toplantıda KTMÜ’nün eğitim anlayışına da değinen Ceylan, üniversitede yaklaşık 6 bin 500 öğrencinin öğrenim gördüğünü belirtti. Kurumsal gelişimde önceliklerinin eğitim, araştırma ve akademik hizmetlerin niteliğini yükseltmek olduğunu ifade etti.</p>

<p>Öğrencilerle akademik ve idari personel arasındaki yakın iletişimin üniversitenin güçlü yönlerinden biri olduğunu söyleyen Ceylan, bilimsel başarının gelişmesinde çalışma ortamı kadar kurum kültürünün de etkili olduğunu vurguladı. Konuk akademisyenlerin kendi deneyimlerini paylaşarak bu ortama katkı sunmalarını beklediklerini kaydetti.</p>

<p>Araştırmacının çalışmasını kolaylaştıran yönetim yaklaşımı</p>

<p>Bilimsel üretimi destekleyen koşulların önemine işaret eden Ceylan, akademisyenlerin kendi disiplinlerine ve çalışma düzenlerine uygun biçimde araştırma yapabilmelerini desteklediklerini anlattı. İdari süreçlerin etkin yürütülmesi ve gereksiz bürokrasinin azaltılmasının da bu yaklaşımın parçaları olduğunu belirtti.</p>

<p>Türkiye ile Kırgızistan’ın ortak iradesiyle kurulan KTMÜ’nün farklı akademik gelenekleri buluşturduğunu ifade eden Ceylan, üniversitenin bu yapısının uluslararası hareketlilik ve ortak çalışmalar için imkân sunduğunu söyledi.</p>

<p>Konuk akademisyenlere “Manas ailesi” mesajı</p>

<p>Ceylan, program katılımcılarının üniversitenin akademik ve sosyal yaşamına katılmalarını önemsediklerini belirterek, “Burada bulunduğunuz süre içerisinde kendinizi misafir olarak değil, Manas ailesinin bir parçası olarak görmenizi istiyoruz.” dedi.</p>

<p>Akademisyenlerin öğrencilerle ve üniversitenin farklı birimleriyle kuracakları temasların yeni iş birliklerine zemin hazırlamasını istediklerini dile getiren Ceylan, katılımcılara verimli bir çalışma dönemi diledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/manas-universitesinden-turk-dunyasina-ortak-bilimsel-uretim-cagrisi</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 17:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1200.jpeg" type="image/jpeg" length="67703"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hastabakıcılıktan Hemşireliğe: Türkiye’de Modern Hemşirelik Eğitiminin Doğuşu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hastabakiciliktan-hemsirelige-turkiyede-modern-hemsirelik-egitiminin-dogusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hastabakiciliktan-hemsirelige-turkiyede-modern-hemsirelik-egitiminin-dogusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Besim Ömer Paşa’nın öncülük ettiği ilk eğitim girişimlerinden 1920’de Amerikan Hastanesi bünyesinde başlayan düzenli eğitime, oradan 1925’te açılan Hilâl-i Ahmer Hastabakıcı Mektebi’ne… Türkiye’de hemşireliğin tarihi, yalnızca okulların değil; hasta bakımının gönüllülükten eğitimli ve profesyonel bir sağlık mesleğine dönüşmesinin de hikâyesidir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir hastanenin yalnızca hekime ihtiyacı yoktur.<br />
Hastanın ateşini takip edecek, yarasını gözleyecek, ilaçlarını güvenli biçimde uygulayacak, ameliyat sonrasında saatler boyunca başında bulunacak ve hastanın durumundaki değişikliği ilk fark edecek eğitimli sağlık çalışanlarına da ihtiyaç vardır.<br />
Bugün son derece doğal görünen bu durum, bundan bir asırdan biraz daha uzun süre önce Osmanlı sağlık sisteminin önemli eksikliklerinden biriydi.<br />
Savaşlar art arda geliyor, hastaneler yaralılarla doluyor; ancak eğitimli hasta bakıcı ve hemşire sayısı son derece sınırlı kalıyordu.<br />
Türkiye’de modern hemşirelik eğitiminin doğuşu da büyük ölçüde bu ihtiyacın fark edilmesiyle başladı.<br />
Fakat bu hikâyeyi tek bir tarihle başlatmak mümkün değil.<br />
Besim Ömer Paşa’nın girişimleri, gönüllü hastabakıcılık dersleri, savaş yıllarında açılan kurslar, 1920’de Amerikan Hastanesi bünyesindeki düzenli eğitim ve 1925’te kurulan Hilâl-i Ahmer Hastabakıcı Mektebi aynı dönüşümün birbirini izleyen basamaklarıydı.<br />
Üsküdar’dan dünyaya uzanan hemşirelik mirası<br />
Türkiye topraklarının modern hemşirelik tarihindeki yeri aslında daha eskiye uzanır.<br />
Kırım Savaşı sırasında Florence Nightingale, 1854’ten itibaren Üsküdar’daki Selimiye Kışlası’nda yaralı askerlerin bakımında görev yaptı.<br />
Nightingale’in burada yürüttüğü çalışmalar, modern hemşireliğin dünya tarihindeki simgesel dönüm noktalarından biri haline geldi.<br />
Ancak bu gelişme Osmanlı Devleti’nde aynı yıllarda düzenli bir hemşirelik eğitim sisteminin kurulduğu anlamına gelmiyordu.<br />
Hasta bakımının gönüllü bir yardım faaliyetinden çıkarak eğitim gerektiren bir mesleğe dönüşmesi için daha uzun bir yol vardı.<br />
Türkiye’de bu dönüşümün öncü isimlerinden biri Besim Ömer Paşa, daha sonraki adıyla Prof. Dr. Besim Ömer Akalın oldu.<br />
Besim Ömer Paşa’nın gördüğü eksiklik<br />
Besim Ömer Paşa yalnızca kadın hastalıkları ve doğum alanının öncü hekimlerinden biri değildi.<br />
Ebelik eğitiminin modernleştirilmesi, kadınların sağlık alanında eğitilmesi ve hastabakıcılığın meslekleşmesi için de önemli çalışmalar yürüttü.<br />
1887–1891 yılları arasında Avrupa’da bulunduğu dönemde özellikle Londra’daki Florence Nightingale Hastabakıcılık Okulu’nun eğitim düzeniyle ilgilendiği ve burada gördüğü disiplinli mesleki yapıdan etkilendiği kaynaklarda aktarılmaktadır. Doğrudan Florence Nightingale ile görüştüğüne ilişkin kesin bir belge bulunmadığından, bu konuda daha ileri bir iddiada bulunmak doğru değildir.<br />
Besim Ömer Paşa’nın üzerinde durduğu temel mesele açıktı:<br />
İyi niyet ve fedakârlık önemliydi.<br />
Fakat hastaya bakmak için bunlar tek başına yeterli değildi.<br />
Hasta bakımının da öğrenilmesi gerekiyordu.<br />
1910: Kadınlara hastabakıcılık dersleri<br />
Bu düşüncenin kurumsallaşması adım adım gerçekleşti.<br />
Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Başkan Vekili Besim Ömer Paşa kadınlara sağlık ve hastabakıcılık konusunda konferanslar verirken, Gülhane Hastanesi hekimlerinden Asaf Derviş Bey Mart 1910’da kadınlara hastabakıcılık dersleri vermeye başladı.<br />
Bu gelişme önemlidir.<br />
Çünkü artık kadınların hasta bakımında görev almaları yalnızca savaş zamanında ortaya çıkan gönüllü bir ihtiyaç olarak değil, eğitim verilmesi gereken bir alan olarak görülmeye başlanıyordu.<br />
1911’de Washington’da düzenlenen uluslararası Kızılhaç toplantısı da Besim Ömer Paşa’nın dünyanın farklı ülkelerindeki hemşirelik örgütlenmelerini yakından incelemesine imkân sağladı. Kızılay kaynaklarında bu deneyimin Türkiye’de hemşirelik eğitiminin geliştirilmesine yönelik girişimleri desteklediği belirtilmektedir.<br />
Kadırga’da başlayan eğitim<br />
Trablusgarp ve ardından Balkan Savaşları, eğitimli hastabakıcı eksikliğini çok daha ağır biçimde ortaya çıkardı.<br />
Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, Kadırga’daki Osmanlı Viladethanesi’nde kadın hastabakıcı yetiştirmek üzere kurs açılması yönünde girişimde bulundu.<br />
Maddi ve teşkilat sorunları nedeniyle bazı girişimler süreklilik kazanamadı. Buna rağmen eğitim çalışmaları devam etti.<br />
1912’de düzenlenen kurslara Müslüman kadınların katıldığı ve diploma aldığı; 1913–1914 döneminde de kadınların Kadırga Hastanesi’nde hekimlerin yanında uygulamalı hastabakıcılık eğitimi gördüğü Kızılay tarih çalışmalarında yer almaktadır.<br />
1914–1915 yıllarında İstanbul Darülfünununda yürütülen kurslarda da hastabakıcı adayları yetiştirildi. Sınavların askerî sağlık makamları ve Hilâl-i Ahmer tarafından gerçekleştirildiği, bu eğitimlerden geçen yüzlerce kadının savaş yıllarında sağlık hizmetlerinde görev aldığı belirtilmektedir.<br />
Bazı hemşirelik tarihi çalışmalarında 1914’te Kadırga Hastanesi bünyesinde oluşturulan küçük dershane, Türkiye’deki ilk hastabakıcılık ya da hemşirelik okulu girişimi olarak değerlendirilmektedir. Ancak bunun sürekli ve bağımsız bir okul niteliği taşıyıp taşımadığı konusunda kaynaklarda farklı tanımlamalar bulunmaktadır.<br />
İşte bu nedenle Türkiye’de hemşirelik tarihindeki “ilk okul” sorusunun tek cümlelik bir cevabı yoktur.<br />
Savaşlar hemşireleri sahaya çıkardı<br />
Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı, kadınların hasta bakımındaki rolünü çok daha görünür hale getirdi.<br />
Bu dönemin en önemli isimlerinden biri Safiye Hüseyin Elbi oldu.<br />
Safiye Hüseyin Hanım, kaynaklarda Türkiye’nin ilk Türk hemşiresi olarak anılan öncü kadınlardan biridir. Hastabakıcılık eğitimlerine katıldı ve savaş yıllarında yaralı askerlerin bakımında görev aldı.<br />
Onun ve aynı dönemde çalışan diğer kadınların deneyimleri önemli bir gerçeği ortaya koyuyordu:<br />
Kısa süreli kurslarla önemli bir başlangıç yapılmıştı.<br />
Fakat Türkiye’nin artık sürekli, programlı ve uygulamalı eğitim veren hemşirelik okullarına ihtiyacı vardı.<br />
1920: 12 öğrenciyle başlayan yeni dönem<br />
Bu ihtiyaca yönelik en önemli kurumsal adımlardan biri 1920 yılında İstanbul’da atıldı.<br />
Konstantinopolis Amerikan Hastanesi kurulurken hastanenin hedefleri arasında yalnızca hastalara sağlık hizmeti sunmak değil, Türkiye’deki hemşire ihtiyacını karşılayacak kadınları yetiştirmek de bulunuyordu.<br />
Hastanenin kuruluşunda etkili isimlerden biri ABD Donanması mensubu Amiral Mark Lambert Bristol idi.<br />
Amerikan Hastanesi 20 Ağustos 1920’de resmen açıldı ve hastane bünyesinde bir hemşirelik okulu oluşturuldu.<br />
İlk sınıf Eylül 1920’de yalnızca 12 öğrenciyle eğitime başladı.<br />
Okulun başında hastanenin başhemşiresi Annie E. Rothrock bulunuyordu.<br />
Eğitim süresi başlangıçta iki buçuk yıldı.<br />
Öğrenciler yalnızca teorik dersler almıyor; hastane ortamında uygulamalı hasta bakımı eğitimi de görüyorlardı.<br />
Ama adı henüz Amiral Bristol değildi<br />
Burada önemli bir tarih ayrıntısı var.<br />
Bugün bu kurum genellikle Amiral Bristol Hemşirelik Okulu adıyla biliniyor.<br />
Fakat 1920’de okulun adı bu değildi.<br />
İlk resmî adı:<br />
Amerikan Hastanesi Hastabakıcılık Kursu idi.<br />
Okul ilk mezunlarını 1923 yılında verdi.<br />
1931’de eğitimin süresi üç yıla çıkarıldı ve kurum Amerikan Hastanesi Hastabakıcılık Dershanesi adını aldı.<br />
Amiral Mark Lambert Bristol’ün 1939’da ölümünün ardından hastaneye ve hemşirelik eğitimine yaptığı katkıları yaşatmak amacıyla okulun adı ancak 1945 yılında Amiral Bristol Hemşirelik Okulu olarak değiştirildi.<br />
Dolayısıyla tarihsel olarak:<br />
“1920’de Amiral Bristol Hemşirelik Okulu açıldı”<br />
demek yerine,<br />
“1920’de Amerikan Hastanesi bünyesinde açılan hemşirelik okulu, 1945’te Amiral Bristol Hemşirelik Okulu adını aldı”<br />
demek daha doğrudur.<br />
1925: Cumhuriyet’in millî hemşirelik okulu<br />
Cumhuriyet’in kurulmasının ardından hemşire yetiştirilmesi konusunda bir başka önemli kurumsal adım atıldı.<br />
Hilâl-i Ahmer Cemiyeti 1924 yılında uluslararası örneklere uygun bir hastabakıcılık okulu kurulmasına yönelik hazırlıklarını tamamladı.<br />
Ve 21 Şubat 1925’te Hilâl-i Ahmer Hastabakıcı Mektebi İstanbul’da eğitime başladı.<br />
Okul Aksaray’daki Kazasker Ali Bey Konağı’nda açıldı. Kızılay tarih çalışmasında ilk dönemde 24 kayıtlı öğrenci bulunduğu belirtilmektedir. Eğitim öncesinde hazırlık dönemi ve ardından iki yıllık teorik ve uygulamalı eğitim öngörülüyordu.<br />
Kurum daha sonraki yıllarda Kızılay Hemşirelik Okulu adıyla anılacaktı.<br />
Peki bu okul Türkiye’nin ilk hemşirelik okulu muydu?<br />
Kaynakların kullandığı tanımlar burada farklılaşmaktadır.<br />
Bazı Kızılay yayınlarında 1925’teki okul “Türkiye’nin ilk hemşirelik okulu” olarak tanımlanırken, daha önceki 1914 ve 1920 girişimlerini dikkate alan hemşirelik tarihi çalışmalarında okul daha isabetli biçimde “Türkiye’nin ilk ulusal ya da millî hemşirelik okulu” olarak tanımlanmaktadır.<br />
Bu yazıda da tarihsel karışıklığı önlemek için bu ikinci tanımlamayı kullanıyoruz.<br />
Birbirini tamamlayan üç büyük basamak<br />
Türkiye’de modern hemşireliğin gelişimini bu nedenle tek bir “ilk” üzerinden okumak yerine, birbirini tamamlayan üç büyük aşama üzerinden değerlendirmek daha doğru görünüyor.<br />
Birinci aşama, Besim Ömer Paşa ve dönemin hekimlerinin öncülüğünde 1910’lu yıllarda başlayan gönüllü hastabakıcılık dersleri ve kurslarıydı.<br />
Bu dönem, hemşire yetiştirme düşüncesinin doğuşunu temsil ediyordu.<br />
İkinci aşama, 1920’de Amerikan Hastanesi bünyesinde başlayan uzun süreli ve hastane temelli hemşirelik eğitimiydi.<br />
Bu kurum, Türkiye’de düzenli ve örgün hemşirelik eğitiminin en önemli erken örneklerinden biri oldu.<br />
Üçüncü aşama ise 1925’te Hilâl-i Ahmer Hastabakıcı Mektebi’nin açılmasıydı.<br />
Bu okul, millî hemşirelik eğitiminin Cumhuriyet dönemindeki kurumsal temelini oluşturdu.<br />
Biri diğerinin yerine geçmedi.<br />
Her biri aynı dönüşümün farklı bir basamağıydı.<br />
Hastabakıcıdan hemşireye<br />
Eski belgelerde bugün kullandığımız “hemşire” kelimesinin yerine sıklıkla “hastabakıcı” sözcüğüyle karşılaşılır.<br />
Fakat zaman içinde değişen yalnızca kelime değildi.<br />
Mesleğin kendisi de değişiyordu.<br />
Hemşirelik; hekimin yanında yardımcı görev yapan veya hastanın temel ihtiyaçlarını karşılayan kişi anlayışından uzaklaşarak kendine özgü eğitim, klinik bilgi, uygulama becerisi ve mesleki sorumluluk gerektiren bir sağlık disiplinine dönüşüyordu.<br />
Amiral Bristol Hemşirelik Okulu’nun sonraki tarihi de bu değişimin bir örneğidir.<br />
1957’de eğitim süresi dört yıla çıkarıldı.<br />
Okul daha sonraki dönemlerde farklı statü ve isimlerle eğitim vermeyi sürdürdü.<br />
1995 yılında Vehbi Koç Vakfı bünyesine geçti.<br />
1998–1999 eğitim yılında Koç Üniversitesi’ne bağlı Sağlık Yüksekokulu olarak dört yıllık lisans eğitimi başladı.<br />
2005’te yapı Hemşirelik Yüksekokulu, 2016’da ise Koç Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi haline geldi.<br />
Böylece 1920’de 12 öğrenciyle başlayan kurumsal miras, yaklaşık bir asır sonra üniversite düzeyindeki hemşirelik eğitimine kadar ulaştı.<br />
Asıl değişen neydi?<br />
Belki de bütün bu hikâyenin en önemli tarafı açılan okulların sayısı, kullanılan binalar ya da kurumların isimleri değildi.<br />
Asıl değişen hastaya bakım anlayışıydı.<br />
Bir zamanlar savaş çıktığında yaralıların başına iyi niyetli gönüllüler çağrılıyordu.<br />
Zaman içerisinde ise çok daha önemli bir gerçek kabul edildi:<br />
Hastanın başında bulunmak da bilgi ister.<br />
Bir yaranın seyrini takip etmek, enfeksiyon belirtilerini fark etmek, ilacı güvenli biçimde uygulamak, ameliyat sonrasında hastayı izlemek, ateşini, nabzını ve solunumunu değerlendirmek yalnızca iyi niyetle yapılamaz.<br />
Şefkat gerekir.<br />
Fedakârlık gerekir.<br />
Ama bunların yanında eğitim, disiplin ve bilim de gerekir.<br />
Besim Ömer Paşa’nın desteklediği ilk hastabakıcılık eğitimlerinden Kadırga’daki kurslara, Amerikan Hastanesi’nin 12 öğrencisinden Hilâl-i Ahmer Hastabakıcı Mektebi’ne uzanan çizginin Türkiye sağlık tarihindeki asıl anlamı da burada yatıyor:<br />
Hemşirelik, gönüllü bir yardım faaliyetinden eğitimli ve profesyonel bir sağlık mesleğine dönüşüyordu.<br />
Ve bu dönüşüm yalnızca hemşirelik tarihini değil, Türkiye’de modern hastane hizmetlerinin gelişimini de değiştirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hastabakiciliktan-hemsirelige-turkiyede-modern-hemsirelik-egitiminin-dogusu</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/turkiyede-hemsireligin-dogusu-200kb-1.png" type="image/jpeg" length="81576"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çok sıcak çay, kanser içmek kanser riskini artırır mı? Büyük araştırma ne gösteriyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cok-sicak-cay-kanser-icmek-kanser-riskini-artirir-mi-buyuk-arastirma-ne-gosteriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cok-sicak-cay-kanser-icmek-kanser-riskini-artirir-mi-buyuk-arastirma-ne-gosteriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çok sıcak çay ve kahve tüketimi, yemek borusu kanserinin bir türünde daha yüksek riskle ilişkilendirildi. Yaklaşık 977 bin kişilik çalışma, içme sıcaklığına dikkat çekiyor; tek başına nedenselliği kanıtlamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çok sıcak çay ve kahve içmek, yemek borusu kanserinin skuamöz hücreli karsinom adlı türünde daha yüksek riskle ilişkili bulundu. Birleşik Krallık’ta 977.282 yetişkinin verilerini inceleyen araştırmada, içeceklerini çok sıcak tüketenlerde bu risk, ılık tüketenlerin yaklaşık üç katıydı.</p>

<p>Aynı ilişki, yemek borusu kanserinin diğer ana türü olan adenokarsinomda görülmedi. Gözlemsel bulgular, çay veya kahve içen herkesin kanser olacağı anlamına gelmiyor; tüketim sıcaklığının önemine işaret ediyor.</p>

<p>Yaklaşık bir milyon kişi nasıl incelendi?</p>

<p>International Journal of Cancer’da 8 Eylül 2026’da yayımlanan araştırma, Million Women Study ve UK Biobank verilerini birleştirdi. Ortalama takip süreleri sırasıyla 14,2 ve 11,1 yıldı. Toplam 2.348 yemek borusu kanseri kaydedildi; bunların 1.045’i skuamöz hücreli karsinomdu.</p>

<p>İçecek sıcaklıkları ölçülmedi; katılımcıların “ılık”, “sıcak” ve “çok sıcak” yanıtları kullanıldı. Bu öznel değerlendirme ve gözlemsel tasarım, sonuçların kesin neden-sonuç ilişkisi olarak yorumlanmasını sınırlıyor.</p>

<p>“Üç kat risk” kişisel kanser olasılığı değildir</p>

<p>Tüketim sıklığı hesaba katıldığında, çok sıcak içenlerde skuamöz hücreli kanser için göreli risk 3,17 bulundu. Bu sayı, kişisel kanser olasılığının yüzde 3,17 olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Mutlak risk, başlangıçtaki hastalık olasılığına bağlıdır. Çalışmanın toplam vaka sayısı da belirli bir kişinin riskini tek başına göstermez.</p>

<p>Günlük tüketim miktarı da ilişkili bulundu</p>

<p>İçecek sıcaklığı hesaba katıldığında, günde altı veya daha fazla fincan tüketenlerde aynı kanser türünün göreli riski, altıdan az tüketenlere göre yüzde 71 yüksekti.</p>

<p>Bu karşılaştırma, altı fincanın herkes için kesin bir tehlike eşiği olduğunu göstermiyor.</p>

<p>65 derece neden gündemde?</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütüne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı, 2016’da 65°C üzerindeki içecekleri tüketmeyi “insanlar için muhtemelen kanserojen” olan Grup 2A kapsamında değerlendirdi.</p>

<p>Bu sınıflandırma, kanser gelişeceğinin kesin olduğu anlamına gelmez. Ayrıca 65 derece, altındaki her sıcaklığın tamamen güvenli sayıldığı keskin bir biyolojik sınır değildir. Yeni araştırma da güvenli bir içme sıcaklığı belirlemedi.</p>

<p>Çay ve kahvenin kendisi mi, sıcaklığı mı?</p>

<p>Bulgular, içeceğin türünden çok tüketildiği sıcaklığı öne çıkarıyor. Olası açıklama, tekrarlayan yüksek ısı maruziyetinin yemek borusunu döşeyen dokuyu zedelemesi. Ancak mekanizmanın ayrıntıları araştırılmaya devam ediyor.</p>

<p>Bu sonuçlardan, çay ve kahvenin tamamen bırakılması gerektiği çıkarılamaz.</p>

<p>Çayı içmeden önce ne kadar beklemeli?</p>

<p>Araştırma, herkes için geçerli bir bekleme süresi belirlemedi. Cancer Research UK, çay veya kahvenin içmeden önce biraz soğumasını beklemeyi öneriyor.</p>

<p>Pratik yaklaşım, yakıcı sıcaklıktaki içeceği hemen tüketmemek. Bunun yanında sigara kullanmamak ve alkol tüketimini azaltmak, bu kanser türünün riskini düşürmede önemini koruyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu haber genel bilgilendirme amaçlıdır. Kişisel kanser riski ve mevcut şikâyetler hekim tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>International Journal of Cancer — Hot Drinks and Oesophageal Cancer: Prospective Analyses in Around 1 Million UK Adults — 8 Eylül 2026.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı — Cancer of the Oesophagus and Drinking Very Hot Beverages — 15 Haziran 2016.</p>

<p>Cancer Research UK — New UK study links hot drink consumption to one type of oesophageal cancer — 9 Eylül 2026. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cok-sicak-cay-kanser-icmek-kanser-riskini-artirir-mi-buyuk-arastirma-ne-gosteriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 16:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1198.jpeg" type="image/jpeg" length="59418"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dr. Meryem Çalışkan vefat etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dr-meryem-caliskan-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dr-meryem-caliskan-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Gölbaşı Yiğit Gençbay Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görev yapan Dr. Meryem Çalışkan hayatını kaybetti. Çalışkan, kanser taramaları ve koruyucu sağlık hizmetleri alanında görev yapıyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gölbaşı Yiğit Gençbay Sağlıklı Hayat Merkezi hekimlerinden Dr. Meryem Çalışkan vefat etti. Çalışkan’ın vefatının ardından mezun olduğu tıp fakültesi tarafından yayımlanan taziye mesajında ailesine, yakınlarına ve sağlık camiasına başsağlığı dilendi.</p>

<p>Kanser taramalarında görev alıyordu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Çalışkan, merkez bünyesindeki Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi’nin (KETEM) sorumlu hekimi olarak görev yapmıştı.</p>

<p>Öğrencilik döneminde başarı ödülü almıştı</p>

<p>Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Çalışkan, öğrencilik döneminde acil tıp stajındaki başarısıyla ödüle layık görülmüştü.</p>

<p>Acil Tıp Uzmanları Derneğinin kayıtlarına göre, 2017–2018 eğitim öğretim yılında “Acil Tıp Stajında En Başarılı İntern Doktor” ödülünü alan Çalışkan’a plaketi ve belgesi mezuniyet töreninde takdim edilmişti.</p>

<p>Tıbbiye Bülteni olarak Dr. Meryem Çalışkan’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve meslektaşlarına başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dr-meryem-caliskan-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 16:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1197.jpeg" type="image/jpeg" length="87994"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yolun Olmadığı Yerde Hekimlik: Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Köy Doktorları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yolun-olmadigi-yerde-hekimlik-cumhuriyetin-ilk-yillarinda-koy-doktorlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yolun-olmadigi-yerde-hekimlik-cumhuriyetin-ilk-yillarinda-koy-doktorlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye’de yalnızca 554 hekim vardı. Anadolu’nun sağlık kuruluşuna ve ulaşıma erişimin son derece güç olduğu pek çok kırsal yerleşiminde sağlık hizmeti; hükümet tabipleri, seyyar hekimler, sağlık memurları ve ebelerin omuzlarında köylere taşındı. Bu, yalnızca hekimlerin değil, genç Cumhuriyet’in halk sağlığı mücadelesinin de hikâyesiydi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir Anadolu köyünü düşünün.</p>

<p>Elektriğin ve telefonun henüz ulaşmadığı, en yakın sağlık kuruluşunun saatlerce uzakta bulunduğu bir yer… Kışın karla kapanan yollar, yağmurda geçit vermeyen patikalar, yazın toza dönen köy yolları…</p>

<p>Ve bir gün köye bir doktor geliyor.</p>

<p>Yanında birkaç tıbbi alet, ilaçlar, aşı malzemeleri ve kayıt defterleri var. Onu bekleyenler yalnız hastalar değil; sıtmalı çocuklar, trahomla mücadele eden aileler, veremliler, frengi vakaları, doğum yapmak üzere olan kadınlar ve belki de hayatında ilk kez bir hekim görecek insanlar…</p>

<p>Cumhuriyet’in ilk yıllarında Anadolu’da hekimlik, çoğu zaman hastanın doktora ulaşması değil, <strong>doktorun hastaya ulaşması</strong> demekti.</p>

<h3>554 hekimlik bir ülke</h3>

<p>Cumhuriyet’in ilan edildiği 1923 yılında Türkiye’nin sağlık imkânları son derece sınırlıydı.</p>

<p>Dönemin kamu sağlık teşkilatına ilişkin kayıtlarda, 1923 yılında genel bütçe, özel idare ve belediyeler bünyesinde 554 hekim, 69 eczacı, 560 sağlık memuru, 136 ebe ve yalnızca 4 hemşire yer aldığı görülüyor. Ancak bu rakamlar ülkedeki bütün özel, askerî, yabancı ve diğer sağlık kuruluşlarında çalışan personelin eksiksiz toplamı olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Yataklı sağlık kurumu sayısı 86, toplam yatak sayısı ise 6.437 idi.</p>

<p>Üstelik mesele yalnızca doktor sayısının azlığı değildi.</p>

<p>Türkiye’nin geniş coğrafyası, kırsal nüfusun büyüklüğü, ulaşım güçlükleri ve bulaşıcı hastalıkların yaygınlığı sağlık hizmetini ülkenin uzak yerleşimlerine ulaştırmayı son derece güçleştiriyordu.</p>

<p>Erken Cumhuriyet sağlık politikalarının önemli hedeflerinden biri, her ilçede bir hükümet tabibinin bulunmasını sağlamak ve koruyucu sağlık hizmetlerini ülkenin mümkün olduğunca geniş bir bölümüne yaymaktı.</p>

<h3>“Köy doktoru” derken kimi anlatıyoruz?</h3>

<p>Burada tarihsel bir ayrım yapmak gerekiyor.</p>

<p>Bu yazıda kullanılan <strong>“köy doktorları”</strong> ifadesi, dönemin resmî ve tek bir kadro unvanını ifade etmiyor.</p>

<p>Üstelik seyyar hekimlik Cumhuriyet döneminde ortaya çıkmış bir uygulama da değildi. Osmanlı döneminde özellikle bulaşıcı hastalıklarla mücadele amacıyla seyyar hekimlik uygulamalarına başvurulmuştu. Cumhuriyet yönetimi ise bu tecrübeyi yeni sağlık politikaları içinde sürdürdü ve geliştirdi.</p>

<p>Kırsala sağlık hizmeti götüren yapı içerisinde hükümet tabipleri, seyyar tabipler, sağlık memurları, ebeler ve çeşitli bulaşıcı hastalıklarla mücadele teşkilatları bulunuyordu.</p>

<p>Özellikle <strong>seyyar tabiplik</strong>, sağlık kuruluşuna ulaşmakta zorlanan kırsal nüfusa hizmet götürmenin önemli araçlarından biri oldu.</p>

<p>1934 yılında yayımlanan <i>Seyyar Tabiplerin Vazifeleri Hakkında Talimatname</i>, bu hekimlerin görevlerini ve çalışma şartlarını ayrıntılı biçimde düzenliyordu.</p>

<p>Bugünün diliyle onlara “köy doktorları” dememizin nedeni de budur:</p>

<p><strong>Hekimliği sağlık binasının dışına çıkarıp insanın yaşadığı yere götürmeleri.</strong></p>

<h3>Ayda yirmi gün köy yollarında</h3>

<p>1934 tarihli düzenlemenin belki de en çarpıcı hükümlerinden biri, seyyar tabip olacak hekimlerin çalışma şartlarıyla ilgiliydi.</p>

<p>Seyyar tabipliğe seçilecek hekimin, <strong>her ayın yirmi günü hayvan sırtında köylerde dolaşmasına engel olacak bir sağlık sorununun bulunmaması</strong> aranıyordu.</p>

<p>Bu ifade tek başına dönemin kırsal hekimliğini anlatmaya yetiyor.</p>

<p><strong>Ayda yirmi gün.<br />
Köy köy.<br />
Hayvan sırtında.</strong></p>

<p>Talimatname, seyyar tabiplerin ayın belirli dönemlerinde köylere çıkmasını, bir süre merkezde bulunmasını ve ardından yeniden sahaya dönmesini öngören bir çalışma düzeni tarif ediyordu.</p>

<p>Hekim, yanında yalnız kişisel eşyalarını değil; muayene araçlarını, ilaçlarını ve gerekli sağlık malzemelerini de taşıyordu.</p>

<p>Gittiği köylerde hastaları ücretsiz muayene ve tedavi ediyor, gerektiğinde yatağından kalkamayacak durumda olan hastaların evlerine gidiyor, elindeki ilaçlardan veriyor veya reçete düzenliyordu.</p>

<p>Bugün birkaç dakikalık araç yolculuğuyla ulaşılabilen bir köy, o yıllarda bir hekim için saatler süren zorlu bir yolculuk anlamına gelebiliyordu.</p>

<h3>Çantalarında yalnız ilaç yoktu</h3>

<p>Seyyar tabibin görevi yalnızca hastaya ilaç vermek değildi.</p>

<p>Hekim gittiği yerde muhtar, ihtiyar heyeti veya ilgili görevlilerle görüşüyor; bölgede bulaşıcı hastalık bulunup bulunmadığını araştırıyordu.</p>

<p>Hastaları muayene ediyor, gerekli tedaviyi düzenliyor, daha ileri sağlık hizmetine ihtiyaç duyanların sağlık kurumlarına sevk edilmesini sağlıyordu.</p>

<p>Fakat görev bununla bitmiyordu.</p>

<p>Frengi, verem, sıtma ve diğer bulaşıcı hastalıklardan korunma yollarını halka anlatmak da seyyar tabiplerin sorumlulukları arasındaydı.</p>

<p>Yani o doktor köye geldiğinde yalnızca tedavi eden kişi değildi.</p>

<p>Aynı zamanda halk sağlığı görevlisi, salgın takipçisi ve sağlık eğitimcisiydi.</p>

<h3>Köyün sağlık hafızasını defterlere yazdılar</h3>

<p>Erken Cumhuriyet’in kırsal sağlık politikasının dikkat çekici yanlarından biri de kayıt tutma konusundaki titizlikti.</p>

<p>1934 tarihli talimatname, seyyar hekimlerin <strong>Köy Çalışma Kayıt Defteri, Köy Muayene Defteri ve Aşı Defteri</strong> tutmasını öngörüyordu.</p>

<p>Bunlara ilaç ve malzeme kayıtları, bulaşıcı hastalık bildirimleri ve çeşitli raporlar da ekleniyordu.</p>

<p>Bugün sıradan görünen bu defterler, o dönemde çok daha büyük bir anlam taşıyordu.</p>

<p>Devlet yalnız hastalananı tedavi etmeye değil; hangi köyde hangi hastalığın görüldüğünü, kaç kişinin muayene edildiğini, nerede aşı yapıldığını ve bulaşıcı hastalıkların hangi alanlarda yayıldığını anlamaya çalışıyordu.</p>

<p>Başka bir ifadeyle modern halk sağlığının temel unsurlarından biri olan <strong>kayıt ve izlem anlayışı</strong>, Anadolu köylerinde tutulan bu defterlerde de kendisini gösteriyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Sıtma, trahom, frengi, verem…</h3>

<p>Erken Cumhuriyet yıllarında sağlık mücadelesinin ağırlık merkezlerinden biri bulaşıcı hastalıklardı.</p>

<p>Sıtma, trahom, frengi ve verem toplum sağlığını ciddi biçimde etkileyen hastalıklar arasındaydı. Refik Saydam döneminin sağlık politikalarında bulaşıcı hastalıklarla mücadele, koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi ve sağlık teşkilatının taşraya yayılması önemli bir yer tuttu.</p>

<p>Bu nedenle kırsala giden bir hekimin karşısına çıkan tablo bugünkünden oldukça farklıydı.</p>

<p>Hekim kimi zaman yalnızca karşısındaki hastayı değil, bütün bir köyün sağlık durumunu düşünmek zorundaydı.</p>

<p>Bir evde ortaya çıkan bulaşıcı hastalık, başka bir aileye; oradan da başka bir köye yayılabilirdi.</p>

<p>Bu bakımdan Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki kırsal hekimlik tarihi aynı zamanda <strong>Türkiye’nin salgınlarla mücadele tarihinin de önemli bir bölümüdür.</strong></p>

<h3>Genç doktorların Anadolu yolu</h3>

<p>Cumhuriyet’in ilk yıllarında hekim açığını azaltmak ve doktorları sağlık hizmetine ihtiyaç duyulan bölgelere yönlendirmek amacıyla mecburi hizmet uygulamasına başvuruldu.</p>

<p><strong>8 Kasım 1923 tarihli ve 369 sayılı Etibbânın Hizmeti Mecburesi Hakkında Kanun</strong>, 1923 ve sonraki yıllarda mezun olup gerekli uygulama süresini tamamlayan hekimler için iki yıllık mecburi hizmet öngörüyordu. Görev yerlerinin belirlenmesinde kura usulü uygulanıyordu.</p>

<p>Ancak bu sistem uzun süre aynı biçimde devam etmedi.</p>

<p><strong>4 Haziran 1932 tarihli ve 2000 sayılı Kanun</strong> ile 1932 ve sonraki yıllarda tıp fakültesinden mezun olacak hekimler bakımından söz konusu iki yıllık genel mecburi hizmet kaldırıldı.</p>

<p>Buna karşılık masrafları devlet tarafından karşılanarak yatılı tıp öğrenci yurdunda eğitim gören öğrenciler için, belirli esaslara bağlı hizmet yükümlülüğü devam etti.</p>

<p>Bu düzenlemeler, erken Cumhuriyet döneminde sağlık insan gücünün ülke içinde daha dengeli dağıtılmasının önemli bir kamu politikası meselesi olduğunu gösteriyordu.</p>

<p>Böylece genç bir hekimin meslek hayatı bazen büyük bir şehir hastanesinde değil, uzak bir Anadolu ilçesinde veya çevresindeki köylerde başlayabiliyordu.</p>

<p>Hekimlik bilgisi kadar sabır, dayanıklılık ve zor şartlara uyum sağlamak da mesleğin günlük hayatının bir parçasıydı.</p>

<h3>Hekimlik bazen bir kapıyı çalmaktı</h3>

<p>Tanı ve tedavi imkânlarının son derece sınırlı, ulaşımın güç olduğu bu şartlarda hekim yalnızca hastayı muayene etmekle yükümlü değildi.</p>

<p>Salgını fark etmek, bulaşıcı hastalığı bildirmek, kayıt tutmak, aşı çalışmalarına katılmak, halka korunma yöntemlerini anlatmak ve gerektiğinde hastayı daha ileri bir sağlık kuruluşuna sevk etmek de görevin bir parçasıydı.</p>

<p>Bu nedenle erken Cumhuriyet’in kırsal sağlık mücadelesini yalnızca tıp tarihinin bir bölümü olarak okumak eksik kalır.</p>

<p>Bu aynı zamanda ulaşımın, yoksulluğun, eğitimin, devlet teşkilatlanmasının ve modern halk sağlığı anlayışının ortak tarihidir.</p>

<h3>Geriye kalan</h3>

<p>O yıllarda Anadolu’nun köy yollarında dolaşan hekimlerin büyük bölümünün adını bugün bilmiyoruz.</p>

<p>Bazıları küçük ilçelerde yıllarca görev yaptı.</p>

<p>Bazıları salgınlarla mücadele etti.</p>

<p>Bazıları hayatında ilk kez doktor gören bir çocuğu muayene etti.</p>

<p>Bazıları bir annenin kapısını çaldı.</p>

<p>Bazıları bir hastayı, güçlükle de olsa, ulaşabileceği en yakın sağlık kurumuna göndermeye çalıştı.</p>

<p>Geride yalnız isimlerini değil, çok daha büyük bir düşünceyi bıraktılar:</p>

<p><strong>Sağlık hizmeti yalnız insanların ulaşabildiği yerde değil, insanların yaşadığı yerde de bulunmalıydı.</strong></p>

<p>Belki de Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki kırsal hekimlik hikâyesini bundan daha iyi anlatan bir cümle yoktur:</p>

<h2>Yolun olmadığı yerde bile, hekimin gidecek bir hastası vardı.</h2>

<hr />
<h2>Tarihsel Not</h2>

<p>Bu yazıda kullanılan <strong>“Cumhuriyet’in ilk yıllarında köy doktorları”</strong> ifadesi, dönemin resmî bir meslek veya kadro unvanı değildir. Kavram; erken Cumhuriyet döneminde kırsal nüfusa sağlık hizmeti ulaştıran başta hükümet tabipleri ve seyyar tabipler olmak üzere sağlık çalışanlarını anlatmak amacıyla gazetecilik diliyle kullanılmıştır.</p>

<p>Seyyar hekimlik uygulamalarının Osmanlı döneminde de bulunduğu; Cumhuriyet döneminde ise bu uygulamaların yeni sağlık politikaları içinde devam ettirilerek yeniden düzenlendiği göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<ul>
 <li>T.C. Sağlık Bakanlığı — Sağlık Bakanlığının Tarihçesi ve 1923–1946 Dönemi Sağlık Politikaları</li>
 <li><i>Seyyar Tabiplerin Vazifeleri Hakkında Talimatname</i>, 1934</li>
 <li>Asaf Özkan, Hüseyin Kalemli — <i>1934 Tarihli Talimatnameye Göre Erken Cumhuriyet Döneminde Bulaşıcı ve Salgın Hastalıklarla Mücadelede Seyyar Tabiplik</i></li>
 <li>8 Kasım 1923 tarihli ve 369 sayılı <i>Etibbânın Hizmeti Mecburesi Hakkında Kanun</i></li>
 <li>4 Haziran 1932 tarihli ve 2000 sayılı Kanun</li>
 <li>Şükrü Keleş — <i>Türkiye’de Hekimlik Mesleğinde Mecburi Hizmet Yükümlülüğünün Tıp Tarihi, Tıp Hukuku ve Tıp Etiği Açısından Değerlendirilmesi</i></li>
 <li>Erken Cumhuriyet dönemi sağlık teşkilatı ve Refik Saydam dönemi sağlık politikaları üzerine akademik çalışmalar</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yolun-olmadigi-yerde-hekimlik-cumhuriyetin-ilk-yillarinda-koy-doktorlari</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 15:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/anadoluya-saglik-tasiyan-hekimler-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="18901"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YÖK’ten İranlı öğrencilerin öğrenim ücretlerine taksit ve süre kolaylığı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yokten-iranli-ogrencilerin-ogrenim-ucretlerine-taksit-ve-sure-kolayligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yokten-iranli-ogrencilerin-ogrenim-ucretlerine-taksit-ve-sure-kolayligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YÖK, İran uyruklu öğrencilerin 2026–2027 güz ve bahar dönemi öğrenim ücretleri için taksitlendirme dâhil makul süre tanınmasını kararlaştırdı. Düzenleme, para transferinde yaşanan sorunlar üzerine geldi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarında eğitimine devam eden İran uyruklu öğrencilerin öğrenim ücretlerini ödeyebilmeleri için ödeme kolaylığı sağlanmasını kararlaştırdı. 22 Eylül 2026 tarihli YÖK yazısına göre üniversiteler, 2026–2027 eğitim-öğretim yılının güz ve bahar yarıyıllarına ait ücretler için taksitlendirme dâhil olmak üzere makul süre tanıyacak.</p>

<p>Düzenlemenin gerekçesini, İran’daki internet ve iletişim altyapısında yaşanan aksamalar nedeniyle aileleriyle iletişim kurmakta ve yurt dışından para transferi gerçekleştirmekte güçlük yaşayan öğrencilerin başvuruları oluşturdu.</p>

<p>Öğrenciler ödeme sorununu YÖK’e iletti</p>

<p>Yazıda aktarılan başvurulara göre İran uyruklu öğrenciler, ülkelerindeki iletişim sorunları nedeniyle aileleriyle sağlıklı iletişim kuramadıklarını bildirdi. Buna bağlı olarak para transferi gerçekleştiremediklerini ve öğrenim ücretlerini süresi içinde ödeyemediklerini belirten öğrenciler, mağduriyetlerinin giderilmesini talep etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konu, Yükseköğretim Yürütme Kurulunun 18 Eylül 2026 tarihli toplantısında görüşülerek karara bağlandı.</p>

<p>Ödeme kolaylığı hangi dönemleri kapsıyor?</p>

<p>Karar, Türkiye’de öğrenimine devam eden İran uyruklu öğrencilerin 2026–2027 eğitim-öğretim yılındaki güz ve bahar yarıyılı öğrenim ücretlerini kapsıyor. Üniversitelerden, öğrencilerin bu ücretleri ödeyebilmeleri için taksitlendirme seçeneğini de içeren makul bir süre tanımaları isteniyor.</p>

<p>Taksit sayısı ve son ödeme tarihi açıklandı mı?</p>

<p>YÖK yazısında bütün üniversiteler için geçerli bir taksit sayısı veya kesin son ödeme tarihi belirtilmiyor. Metinde ödeme kolaylığının yükseköğretim kurumları tarafından sağlanacağı ifade ediliyor.</p>

<p>Bu nedenle öğrencilerin kendi ödeme takvimleri ve taksitlendirme ayrıntıları için öğrenim gördükleri üniversitenin ilgili birimlerinden bilgi alması gerekiyor.</p>

<p>Karar tüm üniversitelere gönderildi</p>

<p>YÖK Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığının “İran Uyruklu Öğrencilerin Öğrenim Ücreti” konulu yazısı, gereği için tüm üniversitelere gönderildi. Genel Sekreter Dr. Batıkan Aksoy’un Başkan adına imzasını taşıyan yazı, ilgili YÖK birimlerine de bilgi amacıyla iletildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yokten-iranli-ogrencilerin-ogrenim-ucretlerine-taksit-ve-sure-kolayligi</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 14:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6170.jpeg" type="image/jpeg" length="97251"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[REM Uykusu Neden Önemli? 95 Bin Kişilik Araştırmada 83 Hastalıkla İlişkili Bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/rem-uykusu-neden-onemli-95-bin-kisilik-arastirmada-83-hastalikla-iliskili-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rem-uykusu-neden-onemli-95-bin-kisilik-arastirmada-83-hastalikla-iliskili-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[REM uykusunda daha fazla zaman geçirmek, 95 bin 559 kişinin izlendiği çalışmada demans ve Parkinson dahil 83 hastalığın daha düşük görülme riskiyle ilişkili bulundu; ancak çalışma nedensellik göstermiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>REM uykusunda daha fazla zaman geçirmek, çok sayıda hastalığın ilerleyen yıllarda ortaya çıkma riskinin daha düşük olmasıyla ilişkili bulundu. PLOS Medicine’da yayımlanan araştırmada 95 bin 559 UK Biobank katılımcısının uyku verileri incelendi ve katılımcılar medyan 8,9 yıl takip edildi.</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, daha uzun REM uykusunun 12 farklı hastalık kategorisinde 83 hastalığın daha düşük görülme riskiyle ilişkili olmasıydı. Bununla birlikte çalışma gözlemsel olduğu için “REM uykusu hastalıkları önlüyor” sonucuna varmak mümkün değil.</p>

<p>95 bin kişinin uykusu bilekten ölçüldü</p>

<p>Araştırmacılar, katılımcıların yedi gün boyunca bileğe takılan ivmeölçerlerden elde edilen verilerini değerlendirdi. Uyku evreleri, toplam uyku süresi, uyku düzensizliği ve uykuya daldıktan sonraki uyanıklık süresi SleepNet adlı derin öğrenme algoritmasıyla tahmin edildi.</p>

<p>Daha sonra bu uyku özellikleri, elektronik sağlık kayıtlarından elde edilen 1.049 farklı sağlık sonucu ile karşılaştırıldı.</p>

<p>Araştırmanın önemli bir ayrıntısı, kullanılan yöntemin hastanedeki standart uyku testi olan polisomnografi olmadığının altının çizilmesi. Bilek hareketlerinden uyku evrelerini tahmin eden sistem yararlı büyük ölçekli veriler sağlasa da REM ve diğer uyku evrelerini doğrudan beyin dalgalarıyla ölçmüyor.</p>

<p>REM uykusu 83 hastalığın daha düşük riskiyle ilişkili bulundu</p>

<p>Araştırmada REM uykusundaki yaklaşık 47,6 dakikalık artış, 83 farklı hastalığın ortaya çıkma riskinin daha düşük olmasıyla ilişkiliydi.</p>

<p>Dikkat çeken ilişkiler arasında kalp yetersizliği, atriyal fibrilasyon, iskemik kalp hastalığı, demans, Alzheimer hastalığı, parkinsonizm ve multipl skleroz yer aldı.</p>

<p>Örneğin araştırmada daha yüksek REM süresi ile demans için tehlike oranı 0,54, Alzheimer hastalığı için 0,69 ve parkinsonizm için 0,20 olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu oranlar doğrudan “risk yüzde 46 veya yüzde 80 azalır” şeklinde kişisel bir sonuç olarak yorumlanmamalı. Bunlar çalışma grupları arasındaki istatistiksel ilişkileri gösteren göreli ölçümlerdir ve çalışmanın tasarımı neden-sonuç ilişkisini kanıtlamaz.</p>

<p>Derin uyku da bazı hastalıklarla bağlantılı çıktı</p>

<p>REM uykusu araştırmanın tek dikkat çeken bulgusu değildi. Daha uzun derin uyku süresi de yedi hastalığın daha düşük riskiyle ilişkili bulundu.</p>

<p>Bunlar arasında tip 2 diyabet, majör depresif bozukluk, uyku apnesi ve Parkinson hastalığına ilişkin sonuçlar da bulunuyordu.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca daha düzensiz uyku ve uykuya daldıktan sonra gece boyunca daha uzun süre uyanık kalmanın bazı hastalıkların daha yüksek görülme riskiyle ilişkili olduğunu bildirdi.</p>

<p>6–8 saatlik uyku aralığı neden öne çıktı?</p>

<p>Toplam uyku süresi ile 86 hastalık fenotipi arasında doğrusal olmayan ilişkiler saptandı. Bunların 69’unda istatistiksel olarak en düşük riskin görüldüğü uyku süreleri ağırlıklı olarak 6–8 saat arasında toplandı.</p>

<p>Beş saatten daha az uyuyanlarda ise araştırmanın saptadığı olumsuz ilişkiler daha yaygındı. Altı ila sekiz saat uyuyanlarla karşılaştırıldığında beş saatin altında uyuyan grupta çok sayıda hastalık için daha yüksek risk ilişkisi görüldü.</p>

<p>Ancak bu sonuç “her yetişkin için ideal uyku kesin olarak 6–8 saattir” anlamına gelmiyor. Mevcut uyku önerileri yaşa ve bireysel gereksinimlere göre değişiyor. Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi ve Uyku Araştırmaları Derneği, sağlıklı yetişkinlerin düzenli olarak gecede en az 7 saat uyumasını öneriyor.</p>

<p>Uyku süresi kadar uyku yapısı da önemli olabilir</p>

<p>Çalışmanın temel mesajı yalnızca kaç saat uyunduğuna odaklanmamak gerektiği yönünde.</p>

<p>Aynı toplam uyku süresine sahip iki kişinin REM, derin uyku, hafif uyku ve gece uyanıklığı dağılımları farklı olabilir. Araştırma, bu uyku mimarisinin gelecekteki sağlık sonuçlarıyla ayrı ayrı ilişkili olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Bununla birlikte bir akıllı saat veya uyku takip cihazındaki REM değerinin tek başına hastalık riski ölçümü gibi kullanılması doğru değil. Tüketici tipi cihazların uyku evresi tahminleri klinik polisomnografiyle aynı doğrulukta değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırma REM uykusunun hastalıkları önlediğini kanıtlıyor mu?</p>

<p>Hayır. Çalışma geniş katılımcı sayısına ve uzun takip süresine rağmen gözlemsel bir kohort araştırması.</p>

<p>Araştırmacılar yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, sigara, alkol, fiziksel aktivite, sosyoekonomik durum ve çevresel etkenler dahil çok sayıda değişken için istatistiksel düzeltme yaptı. Buna rağmen ölçülmeyen başka faktörlerin sonuçları etkilemiş olması mümkün.</p>

<p>Ayrıca uyku yalnızca yedi günlük bir dönemde ölçüldü. Bu süre kişinin yıllar boyunca sürdürdüğü uyku alışkanlıklarını eksiksiz temsil etmeyebilir.</p>

<p>İki yıllık erken hastalık vakalarının dışlandığı ek analizde başlangıçta bulunan 156 ilişkinin 95’i anlamlılığını korudu. Bu sonuçlar bulguların bir bölümünün daha dayanıklı olduğunu gösterse de ters nedensellik olasılığını tamamen ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>REM uykusunu artırmak için özel bir tedavi gerekir mi?</p>

<p>Araştırma, sağlıklı kişilerin REM uykusunu belirli bir dakika hedefleyerek artırması gerektiğini göstermiyor. REM miktarı yaş, toplam uyku süresi, ilaçlar, alkol kullanımı, uyku bozuklukları ve birçok başka faktörden etkilenebilir.</p>

<p>Bu nedenle akıllı saat verilerindeki tek gecelik veya kısa dönemli REM değişikliklerini hastalık işareti olarak yorumlamak doğru değildir.</p>

<p>Sürekli yorgunluk, yüksek sesle horlama, uykuda nefes kesilmesi, gece sık uyanma veya gündüz aşırı uyku hali gibi belirtiler varsa değerlendirme için sağlık profesyoneline başvurulması uygun olabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Uyku takip cihazlarından elde edilen REM ve derin uyku değerleri tek başına tanı koydurmaz. Süreğen uyku sorunlarında kişisel değerlendirme için hekime başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>PLOS Medicine — Accelerometer-derived real-world sleep stages and risk of incident diseases: A UK Biobank cohort study and phenome-wide association analysis — 17 Eylül 2026</p>

<p>PubMed — Accelerometer-derived real-world sleep stages and risk of incident diseases: A UK Biobank cohort study and phenome-wide association analysis — 2026</p>

<p>American Academy of Sleep Medicine ve Sleep Research Society — Recommended Amount of Sleep for a Healthy Adult: A Joint Consensus Statement — 2015 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/rem-uykusu-neden-onemli-95-bin-kisilik-arastirmada-83-hastalikla-iliskili-bulundu</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 12:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1186.jpeg" type="image/jpeg" length="31979"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp, Diş, Eczacılık ve Hemşirelik Öğrencilerine 10 Bin TL Burs]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-dis-eczacilik-ve-hemsirelik-ogrencilerine-10-bin-tl-burs</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-dis-eczacilik-ve-hemsirelik-ogrencilerine-10-bin-tl-burs" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hrant Dink Vakfı’nın 2026-2027 Sağlık Bilimleri Fonu başvurularında son günlere girildi. İstanbul’daki devlet üniversitelerinde tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik veya fizyoterapi ve rehabilitasyon okuyan öğrenciler aylık 10 bin TL’lik bursa 25 Eylül saat 23.59’a kadar başvurabilecek. Burs 9 ay boyunca ödenecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Tıp, Diş, Eczacılık ve Hemşirelik Öğrencilerine 10 Bin TL Burs</p>

<p>Sağlık alanında üniversite eğitimi gören öğrencilere yönelik 2026-2027 burs programlarından birinde başvurular sona ermek üzere.</p>

<p>Hrant Dink Vakfı Sağlık Bilimleri Fonu kapsamında İstanbul’daki devlet üniversitelerinin belirlenen sağlık bölümlerinde öğrenim gören öğrencilere aylık 10 bin TL karşılıksız burs sağlanacak.</p>

<p>Burs 9 ay boyunca devam edecek. Böylece bursiyer başına bir akademik yılda toplam 90 bin TL eğitim desteği sağlanacak.</p>

<p>Son başvuru tarihi 25 Eylül 2026 saat 23.59.</p>

<p>Hangi sağlık bölümleri başvurabilir?</p>

<p>Sağlık Bilimleri Fonu beş sağlık alanını açıkça kapsıyor.</p>

<p>Burs başvurusu yapabilecek öğrenciler şu bölümlerde öğrenim görüyor:</p>

<p>Tıp</p>

<p>Diş Hekimliği</p>

<p>Eczacılık</p>

<p>Hemşirelik</p>

<p>Fizyoterapi ve Rehabilitasyon</p>

<p>Öğrencinin İstanbul’daki bir devlet üniversitesinde bu programlardan birinde lisans düzeyinde öğrenim görüyor olması gerekiyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>İstanbul’daki devlet üniversitelerinin tıp fakültelerinde öğrenim gören öğrenciler programın doğrudan hedef grupları arasında.</p>

<p>Üniversiteye bu yıl kayıt yaptıran öğrencilerin yanı sıra ara sınıflardaki tıp öğrencileri de diğer koşulları sağlamaları halinde başvurabiliyor.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>İstanbul’daki devlet üniversitelerinde Diş Hekimliği Fakültesinde lisans eğitimi gören öğrenciler de Sağlık Bilimleri Fonu kapsamında.</p>

<p>Eczacılık öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Eczacılık, 2026-2027 döneminde başvuru kabul edilen beş sağlık alanından biri.</p>

<p>İstanbul’daki devlet üniversitelerinde eczacılık eğitimi gören ve diğer koşulları sağlayan öğrenciler başvurabiliyor.</p>

<p>Hemşirelik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Hemşirelik öğrencileri de program kapsamında açıkça bulunuyor.</p>

<p>Fizyoterapi öğrencileri de kapsamda</p>

<p>Fizyoterapi ve Rehabilitasyon öğrencileri de Sağlık Bilimleri Fonu bursuna başvurabiliyor.</p>

<p>Böylece burs programı tıp eğitiminden rehabilitasyon alanına kadar beş farklı sağlık disiplinindeki öğrencileri kapsıyor.</p>

<p>Vakıf üniversitesi öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Programın temel koşullarından biri İstanbul’daki bir devlet üniversitesinde öğrenim görmek.</p>

<p>Bu nedenle vakıf veya özel üniversitelerde öğrenim gören öğrenciler Sağlık Bilimleri Fonu kapsamında değil.</p>

<p>Öğrencinin vakıf üniversitesinde yüzde 100 burslu olması da bu koşulu değiştirmiyor.</p>

<p>İstanbul dışında okuyan öğrenciler başvurabilir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Burs programı İstanbul’daki devlet üniversitelerinde belirlenen sağlık programlarında öğrenim gören öğrencilerle sınırlı.</p>

<p>İstanbul dışında üniversite eğitimi gören sağlık öğrencileri programa başvuramıyor.</p>

<p>Yaş sınırı bulunuyor</p>

<p>Başvuru yapacak öğrencilerin 18-24 yaş aralığında olması gerekiyor.</p>

<p>Programdan yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yararlanabiliyor.</p>

<p>Üniversiteye yeni başlayanlar başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>2026-2027 döneminde hazırlık veya birinci sınıfa yeni kayıt yaptıran öğrenciler burs programına başvurabiliyor.</p>

<p>Program yalnızca yeni öğrencilerle de sınırlı değil.</p>

<p>Ara sınıfta öğrenim gören sağlık öğrencileri de gerekli akademik koşulları karşılamaları halinde değerlendirmeye alınabiliyor.</p>

<p>Ara sınıflarda not ortalaması kaç olmalı?</p>

<p>Ara sınıf öğrencilerinde ağırlıklı genel not ortalamasının 4 üzerinden en az 2,50 olması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin ayrıca bir üst yıl veya yarıyıla geçiş hakkı kazanmış olması şart.</p>

<p>Akademik başarısı daha yüksek ve ekonomik imkânları daha sınırlı adaylara değerlendirmede öncelik tanınıyor.</p>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>Hrant Dink Vakfı 2026-2027 Sağlık Bilimleri Fonu burs miktarını aylık 10 bin TL olarak açıkladı.</p>

<p>Burs koşulları sağlayan öğrencilere toplam 9 ay boyunca ödenecek.</p>

<p>Böylece bir akademik yıldaki toplam destek 90 bin TL olacak.</p>

<p>Kaç öğrenci burs alacak?</p>

<p>Sağlık Bilimleri Fonu kapsamında hâlihazırda dört üniversite öğrencisinin desteklenmesine devam ediliyor.</p>

<p>2026-2027 döneminde programa iki yeni öğrenci daha dahil edilecek.</p>

<p>Vakfın açıklamasına göre bu iki yeni bursiyerden birinin kadın olması öngörülüyor.</p>

<p>Başka burs alanlar başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Başka bir kurumdan burs almak Hrant Dink Vakfı Sağlık Bilimleri Fonuna başvuru yapılmasına engel değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak öğrencinin başka kurumlardan aldığı bursları başvuru sırasında bildirmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu yönüyle program, başka burs alan öğrencileri otomatik olarak kapsam dışında bırakan birçok burs programından ayrılıyor.</p>

<p>Gönüllülük şartı bulunuyor</p>

<p>Sağlık Bilimleri Fonu yalnızca maddi destekten oluşmuyor.</p>

<p>Bursiyerlerin Hrant Dink Vakfının faaliyet veya projelerinde ayda en az 16 saat gönüllü çalışmalara katılması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencilerden ayrıca Vakfın davranış kurallarını benimsemeleri ve uygulamaları bekleniyor.</p>

<p>Burs geri ödemeli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Fonu karşılıksız burs niteliğinde.</p>

<p>Bursiyerlerden aldıkları burs tutarlarını mezuniyet sonrasında kredi gibi geri ödemeleri istenmiyor.</p>

<p>Burs mezuniyete kadar devam edebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Öğrencinin burs yönetmeliğinde belirlenen koşulları koruması halinde Hrant Dink Vakfı Eğitim Bursu lisans öğrenimi boyunca devam edebiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla burs yalnızca 2026-2027 akademik yılına yönelik tek dönemlik bir destek olmak zorunda değil.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>Başvurular tamamen çevrim içi gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin Hrant Dink Vakfının Sağlık Bilimleri Fonu için oluşturduğu başvuru formunu doldurması gerekiyor.</p>

<p>Başvuru formunda öğrencinin kişisel, akademik ve ekonomik durumuna ilişkin bilgiler talep ediliyor.</p>

<p>Sonuçlar ne zaman açıklanacak?</p>

<p>Başvurular 25 Eylül saat 23.59’da sona erecek.</p>

<p>Değerlendirmeler ekim ayı boyunca gerçekleştirilecek.</p>

<p>2026-2027 burs sonuçlarının 19 Ekim’de açıklanması planlanıyor.</p>

<p>İlk burs ödemeleri ise kasım ayında başlayacak.</p>

<p>Son başvuru 25 Eylül</p>

<p>İstanbul’daki devlet üniversitelerinde tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik veya fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarında öğrenim gören öğrencilerin Hrant Dink Vakfı Sağlık Bilimleri Fonuna başvurmak için 25 Eylül saat 23.59’a kadar işlemlerini tamamlaması gerekiyor.</p>

<p>Burs almaya hak kazanan yeni öğrencilere aylık 10 bin TL olmak üzere 9 ay boyunca toplam 90 bin TL karşılıksız eğitim desteği sağlanacak.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Hrant Dink Vakfı<br />
HDV Eğitim Bursu Sağlık Bilimleri Fonu<br />
Hrant Dink Vakfı Eğitim Bursu </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-dis-eczacilik-ve-hemsirelik-ogrencilerine-10-bin-tl-burs</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="50076"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Migren tedavisinde gözden kaçan ayrım: Ağrıyı geçirmek, yeni atağı önlemek değil]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/migren-tedavisinde-gozden-kacan-ayrim-agriyi-gecirmek-yeni-atagi-onlemek-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/migren-tedavisinde-gozden-kacan-ayrim-agriyi-gecirmek-yeni-atagi-onlemek-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Migren belirtileri nelerdir, atak nasıl geçer ve koruyucu tedavi ne zaman gerekir? Aura, sık ağrı kesici kullanımı, yeni ilaçlar ve acil değerlendirme gerektiren baş ağrıları için kapsamlı rehber.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Migren, tekrarlayan ataklarla seyreden nörolojik bir hastalıktır. Genellikle orta veya şiddetli baş ağrısına bulantı, ışık ve ses hassasiyeti eşlik eder. Ağrı günlük hareketlerle artabilir; çalışmayı, ders dinlemeyi veya ev işlerini sürdürmeyi zorlaştırabilir. Ancak her şiddetli baş ağrısı migren değildir.</p>

<p>Tedavide iki ayrı hedef bulunur: Başlayan atağın etkisini azaltmak ve gelecekteki atakları seyrekleştirmek. Bu nedenle ağrı kesiciyle geçici rahatlama sağlanması, hastalığın yeterince kontrol edildiğini her zaman göstermez. Sık tekrarlayan veya yaşamı belirgin etkileyen ataklarda koruyucu tedavi değerlendirilir.</p>

<p>Migren nedir, hangi türleri vardır?</p>

<p>Migren yalnızca ağrının şiddetiyle tanımlanmaz. Atakların süresi, eşlik eden yakınmalar ve günlük yaşam üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilir. Yetişkinlerde tedavisiz ya da yeterince kontrol edilemeyen baş ağrısı dönemi genellikle 4–72 saat sürer.</p>

<p>Auralı migrende, baş ağrısından önce veya ağrı sırasında geçici sinir sistemi belirtileri görülebilir. Görme alanında ışık çakmaları ve zikzak çizgiler bunlara örnektir. Aurasız migrende bu belirtiler bulunmaz. Aura, migren tanısı için zorunlu değildir.</p>

<p>Kronik migrenin değerlendirilmesinde ise gün sayısı önemlidir. Üç aydan uzun süre boyunca ayda en az 15 gün baş ağrısı bulunması ve bu günlerin en az sekizinde migren özelliklerinin görülmesi temel ölçütler arasındadır. Her günün ağrısı aynı şiddette olmayabilir. Kesin sınıflandırma hekim değerlendirmesiyle yapılır.</p>

<p>Migren neden olur, kimlerde daha sık görülür?</p>

<p>Migrenin bütün mekanizmaları henüz açıklanmış değildir. Genetik yatkınlık ve beynin ağrı ile duyusal uyaranları işleme biçimi hastalıkta rol oynar. Migreni yalnızca damar genişlemesi veya stresle açıklamak yetersizdir.</p>

<p>Ailede migren bulunması olasılığı artırır; ancak hastalığın mutlaka ortaya çıkacağı anlamına gelmez. Kadınlarda daha sık görülür. Hormonal değişimler bazı kişilerde ataklarla ilişkili olabilir.</p>

<p>Hastalığa yatkınlık ile atağı tetikleyen durumlar birbirinden ayrılmalıdır. Uykusuzluk, uyku saatlerindeki değişiklik, öğün atlama, susuz kalma, stres, parlak ışıklar ve güçlü kokular bazı kişilerde atakları kolaylaştırabilir.</p>

<p>Bütün tetikleyiciler herkeste geçerli değildir. Bir yiyeceğin ardından bir kez baş ağrısı yaşanması da tek başına neden-sonuç ilişkisi kurdurmaz. Migreni olan kişiyi “kendine dikkat etmediği” için suçlamak doğru değildir.</p>

<p>Migren belirtileri nelerdir?</p>

<p>Başlıca belirtiler şunlardır:</p>

<p>- Zonklayıcı özellikte olabilen, orta veya şiddetli baş ağrısı.<br />
- Başın bir tarafında ya da iki tarafında hissedilen ağrı.<br />
- Bulantı ve bazen kusma.<br />
- Işığa ve sese karşı hassasiyet.<br />
- Yürüme veya merdiven çıkma gibi hareketlerle ağrının artması.</p>

<p>Bazı kişiler ağrı başlamadan önce sık esneme, yorgunluk veya belirgin ruh hâli değişiklikleri fark eder. Atak sonrasında da bitkinlik ve düşünceleri toparlamakta güçlük sürebilir. Her hasta bütün aşamaları yaşamaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aura belirtileri çoğunlukla birkaç dakika içinde gelişir ve geçicidir. Bununla birlikte ilk kez ortaya çıkan konuşma bozukluğu, güçsüzlük veya görme kaybını kendiliğinden “migren aurası” kabul etmek tehlikelidir. Benzer yakınmalar başka hastalıklarda da görülebilir.</p>

<p>Hangi baş ağrısında doktora başvurulmalı?</p>

<p>Ataklar sıklaşıyorsa, daha uzun sürüyorsa, işe veya okula devamı engelliyorsa değerlendirme gerekir. Aile hekimi ilk değerlendirmeyi yapabilir; tanı ve tedavi planlamasında nöroloji uzmanı görev alır. Çocuklarda gerektiğinde çocuk nörolojisine başvurulur.</p>

<p>Aniden başlayan ve saniyeler içinde çok şiddetlenen baş ağrısı acildir. Yeni gelişen tek taraflı güçsüzlük, konuşma bozukluğu, bilinç değişikliği veya nöbet eşlik ediyorsa 112 aranmalıdır.</p>

<p>Ateş ve ense sertliğiyle birlikte baş ağrısı da gecikmeden değerlendirilmelidir. Gebelikte veya doğum sonrasında yeni ya da alışılmıştan farklı baş ağrısı ayrıca önem taşır.</p>

<p>Atağın 72 saati aşması, alışılmış aura belirtilerinin bir saatten uzun sürmesi veya baş ağrısının karakterinin değişmesi hızlı tıbbi değerlendirme gerektirir. Önceden migren tanısı bulunması yeni bir hastalık olasılığını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Migren nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Tanının temelini hastanın anlattıkları ve muayene oluşturur. Ağrının ne kadar sürdüğü, ayda kaç gün yaşandığı, bulantı ve duyusal hassasiyetin eşlik edip etmediği sorgulanır.</p>

<p>Baş ağrısı günlüğü bu nedenle değerlidir. Ağrılı günleri, eşlik eden belirtileri, kullanılan ilaçları ve günlük yaşam üzerindeki etkiyi kaydetmek görüşmeyi somutlaştırır. Sadece en şiddetli atakların değil, daha hafif ağrılı günlerin de not edilmesi yararlıdır.</p>

<p>Migreni tek başına doğrulayan rutin bir kan testi veya MR bulgusu yoktur. Tipik öyküsü ve normal nörolojik muayenesi bulunan herkese görüntüleme gerekmez. MR veya tomografi, gerektiğinde başka nedenleri araştırmak için kullanılır.</p>

<p>Migren atağı nasıl tedavi edilir?</p>

<p>Atak tedavisi ağrıyı ve eşlik eden yakınmaları azaltmayı amaçlar. Uygun hastalarda parasetamol veya bazı iltihap giderici ağrı kesiciler kullanılabilir. Migrene özgü triptanlar ve belirli hastalarda gepant adı verilen ilaçlar da seçenekler arasındadır.</p>

<p>Bulantı belirginse buna yönelik tedavi eklenebilir. İlaç seçimi; kişinin diğer hastalıklarına, kullandığı ilaçlara ve önceki tedavi yanıtına bağlıdır. Örneğin bazı kalp-damar hastalıkları triptan seçimini etkileyebilir.</p>

<p>Sessiz, loş bir ortamda dinlenmek bazı kişileri rahatlatır. Ancak evde uygulanan yöntemler, yeni ve tehlikeli belirtilerin değerlendirilmesini geciktirmemelidir.</p>

<p>Sık ağrı kesici kullanmak neden sorun olabilir?</p>

<p>Bazı atak ilaçlarının sık kullanılması, ilaç aşırı kullanımına bağlı baş ağrısına yol açabilir. Böylece ağrıyı geçirmek için kullanılan tedavi, zaman içinde ağrılı günlerin artmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Haftada ikiden fazla gün düzenli ağrı kesici ihtiyacı doğması, tedavi planının gözden geçirilmesi için önemli bir işarettir. Bu, tek başına tanı ölçütü değildir; risk kullanılan ilaca ve kullanım süresine göre değişir. Çözüm, kontrolsüz ilaç değiştirmek değil, hekimle birlikte kullanım düzenini değerlendirmektir.</p>

<p>Koruyucu migren tedavisi ne zaman düşünülür?</p>

<p>Atakların sık, uzun veya günlük yaşamı belirgin bozacak şiddette olması koruyucu tedavi ihtiyacını gündeme getirir. Amaç yalnızca ağrı puanını düşürmek değil; ağrılı günleri, işlev kaybını ve atak ilacı ihtiyacını azaltmaktır.</p>

<p>Seçenekler arasında bazı tansiyon ilaçları, belirli antidepresanlar ve epilepsi tedavisinde de kullanılan bazı ilaçlar bulunur. Bu ilaçların migren için verilmesi, kişide mutlaka depresyon veya epilepsi bulunduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Kronik migrende botulinum toksini uygulamaları da değerlendirilebilir. Her seçenek her hasta için uygun değildir. Düzenli uyku, öğünlerin aksatılmaması ve kişiye uygun hareket alışkanlığı tedaviyi destekler.</p>

<p>Tedavinin başarısı tek bir atağa bakılarak ölçülmez. Zaman içindeki ağrılı gün sayısı, günlük işlev ve yan etkiler birlikte izlenir.</p>

<p>Güncel tedaviler: CGRP hedefli ilaçlar neyi değiştirdi?</p>

<p>CGRP, migrenin ağrı mekanizmalarında rol oynayan bir haberci moleküldür. Bu molekülü veya bağlandığı yapıyı hedefleyen ilaçlar, migrene yönelik geliştirilen tedaviler arasında yer alır. Enjeksiyonla uygulanan antikorlar ve ağızdan alınabilen bazı gepantlar bu gruptadır.</p>

<p>Amerikan Baş Ağrısı Derneği, 2024 tarihli görüş güncellemesinde CGRP hedefli koruyucu tedavilerin ilk seçenekler arasında değerlendirilebileceğini bildirdi. Öncesinde mutlaka başka ilaçların başarısız olmasını klinik açıdan zorunlu görmedi. Bu yaklaşım, eski seçeneklerin etkisiz olduğu veya yeni ilaçların herkes için üstün olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Son yıllardaki bir başka gelişme çocuklarla ilgilidir. FDA, 5 Ağustos 2025’te fremanezumabın ABD’de 6–17 yaşında ve en az 45 kilogram ağırlığında olan çocuk ve ergenlerde episodik migrenin önlenmesi için kullanımını onayladı.</p>

<p>2026’da yayımlanan 237 katılımcılı, üç aylık araştırmada aylık migrenli gün sayısındaki azalma ilaç grubunda 2,5, etkisiz karşılaştırma ilacı grubunda 1,4 gündü. Gruplar arasındaki ortalama fark ayda 1,1 gündü. Bu, bütün çocuklarda atakların sona erdiği anlamına gelmez.</p>

<p>Enjeksiyon bölgesi reaksiyonları ve aşırı duyarlılık gibi riskler bulunur. Uzun dönem çocuk güvenliliği açısından izlem önemlidir. ABD’deki çocukluk çağı onayı, Türkiye’de aynı yaş grubu için ruhsat veya geri ödeme bulunduğunu göstermez; bu durum bu haber kapsamında doğrulanamadı.</p>

<p>Umut vaat eden çalışmalar: PACAP yeni bir hedef olabilir mi?</p>

<p>PACAP, migren mekanizmalarında araştırılan başka bir haberci moleküldür. Bocunebart adlı deneysel antikor, CGRP’den farklı olan bu yolu hedefler.</p>

<p>Lundbeck’in 4 Haziran 2026’da duyurduğu Faz IIb PROCEED sonuçlarına göre damar yoluyla tedavi bölümünde 429 hasta yer aldı. Katılımcılar daha önce bir ila dört koruyucu tedaviden yeterli yarar görmemişti.</p>

<p>On iki haftalık değerlendirmede aylık migrenli gün sayısındaki ortalama azalma bocunebart grubunda 4,24, karşılaştırma grubunda 2,86 gündü. Mutlak fark ayda 1,38 gündü.</p>

<p>Bununla birlikte aynı programın deri altı uygulama bölümü, ara değerlendirmede beklenen etkinlik ölçütünü karşılamadı. Bu ayrıntı, olumlu bulgunun bütün uygulama biçimlerine genellenemeyeceğini gösteriyor.</p>

<p>Sonuçlar kongre sunumu ve şirket duyurusu düzeyindedir; hakemli tam yayınla eşdeğer değildir. Uzun dönem güvenlilik ve mevcut tedavilerle karşılaştırmalı yarar netleşmeden yöntem rutin tedavi veya kesin çözüm olarak sunulamaz.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>“Migren aşısı” gerçekten aşı mı?</p>

<p>Hayır. Bu ifadeyle anılan CGRP hedefli antikor enjeksiyonları, enfeksiyonlara karşı bağışıklık oluşturan aşılar değildir. Migrenle ilişkili belirli biyolojik mekanizmaları hedefleyen ilaçlardır.</p>

<p>Baş ağrısı olmadan migren aurası yaşanabilir mi?</p>

<p>Evet. Baş ağrısı olmadan tipik aura görülebilir. Ancak özellikle ilk kez ortaya çıkan görsel veya duyusal belirtilerde başka nedenlerin dışlanması gerekir; kişi bu tanıyı kendi kendine koymamalıdır.</p>

<p>Migreni olan herkes kahveyi bırakmalı mı?</p>

<p>Hayır. Kafeinin etkisi kişiden kişiye değişebilir. Fazla tüketim veya alışılmış tüketimin aniden kesilmesi bazı kişilerde baş ağrısını tetikleyebilir. Toplam tüketim ve belirtiler arasındaki ilişki değerlendirilmelidir.</p>

<p>Hamilelik planlayan biri migren tedavisini değiştirmeli mi?</p>

<p>Tedavi gebelik öncesinde hekimle yeniden değerlendirilmelidir. Bazı atak ve koruyucu ilaçlar gebelikte uygun değildir. İlacı kendi kendine bırakmak veya başka bir ürünle değiştirmek yerine güvenli bir plan hazırlanmalıdır.</p>

<p>Migren için verilen antidepresan, ağrının psikolojik olduğu anlamına mı gelir?</p>

<p>Hayır. Bazı antidepresanlar migreni önlemeye yardımcı oldukları için kullanılabilir. İlacın bu amaçla seçilmesi, ağrının hayalî olduğu veya kişinin psikiyatrik bir hastalığı bulunduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel tanı ve tedavi planı sağlık profesyoneli değerlendirmesi gerektirir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. NHS. Migraine. Belirtiler, başvuru işaretleri ve tedavi rehberi. Erişim: 23 Eylül 2026.</p>

<p>2. Mayo Clinic. Migraine: Symptoms and causes; Diagnosis and treatment. Tanı ve tedavi sayfası güncellemesi: 8 Temmuz 2025.</p>

<p>3. ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi, MedlinePlus. Migraine. Erişim: 23 Eylül 2026.</p>

<p>4. International Headache Society. ICHD-3: Chronic migraine; Typical aura without headache. Uluslararası Baş Ağrısı Bozuklukları Sınıflandırması, 2018.</p>

<p>5. Charles AC ve arkadaşları. Migrenin önlenmesinde CGRP hedefli tedavilere ilişkin Amerikan Baş Ağrısı Derneği görüş güncellemesi. Headache, 2024;64:333–341.</p>

<p>6. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA). Çocuklarda episodik migrenin önlenmesi için fremanezumab onay duyurusu. 5 Ağustos 2025.</p>

<p>7. Hershey AD ve arkadaşları. Fremanezumab in Children and Adolescents with Episodic Migraine. New England Journal of Medicine, 2026;394:243–252.</p>

<p>8. H. Lundbeck A/S. Bocunebart Faz IIb PROCEED araştırmasının Amerikan Baş Ağrısı Derneği kongresinde sunulan sonuçlarına ilişkin duyuru. 4 Haziran 2026. Şirket duyurusu ve kongre verisi; hakemli tam yayın değildir. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/migren-tedavisinde-gozden-kacan-ayrim-agriyi-gecirmek-yeni-atagi-onlemek-degil</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 12:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/02/i-m-g-1756.jpeg" type="image/jpeg" length="94389"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MSGSÜ Eski Rektörü Prof. Dr. İsmet Vildan Alptekin Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/msgsu-eski-rektoru-prof-dr-ismet-vildan-alptekin-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/msgsu-eski-rektoru-prof-dr-ismet-vildan-alptekin-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin eski rektörlerinden, mimarlık ve yükseköğretim dünyasının deneyimli isimlerinden Prof. Dr. İsmet Vildan Alptekin hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>83 yaşında vefat eden Alptekin, akademik kariyeri boyunca rektörlükten Üniversitelerarası Kurul Başkanlığına kadar çok sayıda görev üstlenmişti.</p>

<p>Prof. Dr. İsmet Vildan Alptekin’in 23 Eylül 2026 tarihinde hayatını kaybettiği bildirildi. İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nde İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölüm Başkanı olarak görev yapan Alptekin’in vefatı akademi camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde rektörlük yaptı</p>

<p>Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin kurumsal tarih kayıtlarına göre Prof. Dr. İsmet Vildan Alptekin, 2000 yılında üniversitenin rektörlüğüne getirildi ve bu görevini 2006 yılına kadar sürdürdü.</p>

<p>Alptekin’in rektörlük dönemi, üniversitenin kurumsal yapılanması açısından önemli gelişmelerin yaşandığı yıllara denk geldi. Üniversitenin “Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi” adını almasına yönelik süreç de onun rektörlüğü döneminde tamamlandı.</p>

<p>Alptekin, üniversitenin 2004 tarihli yayınında isim değişikliğine ilişkin çalışmaların yaklaşık iki yıl sürdüğünü ve “Güzel Sanatlar” ibaresinin üniversitenin adına eklenmesi yönündeki süreci bizzat yürüttüğünü aktarmıştı.</p>

<p>Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı görevini üstlendi</p>

<p>Prof. Dr. İsmet Vildan Alptekin, yükseköğretim yönetiminde de önemli görevlerde bulundu.</p>

<p>İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nin akademik özgeçmiş kayıtlarına göre Alptekin, 2004–2005 yılları arasında Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı yaptı. Aynı zamanda 2000–2006 döneminde Üniversitelerarası Kurul Sanat Dalları Eğitim Konseyi Başkanlığı görevini yürüttü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akademik kariyerine 1960’lı yıllarda başladı</p>

<p>Kurumsal özgeçmiş bilgilerine göre İsmet Vildan Alptekin, 1966 yılında Ankara Üniversitesi’nden mezun oldu. Peyzaj mimarlığı alanında uzmanlaşan Alptekin, Paris’te dil eğitimi aldı ve École Nationale Supérieure de Paysage’da mesleki eğitim gördü.</p>

<p>Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde 1987–1993 yılları arasında dekan yardımcılığı, 1996–2000 yılları arasında ise rektör yardımcılığı yaptı. 1988 yılında profesör unvanını aldı.</p>

<p>Çok sayıda üniversitede görev yaptı</p>

<p>Prof. Dr. Alptekin, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden emekli olduktan sonra da akademik ve idari çalışmalarını sürdürdü.</p>

<p>2006–2007 yıllarında Kadir Has Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı, 2007–2009 yıllarında İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanlığı, 2008–2009 yıllarında aynı üniversitede Sanat Yönetimi Bölüm Başkanlığı yaptı.</p>

<p>2010–2011 döneminde İstanbul Aydın Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı görevini üstlenen Alptekin, daha sonra Işık Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölüm Başkanlığı yaptı.</p>

<p>2017 yılından itibaren İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nde görev yapan Alptekin, üniversitenin yönetim kurulu ve senatosunda da yer aldı.</p>

<p>Kültürel miras alanında da görevler üstlendi</p>

<p>Alptekin’in akademik çalışmalarının yanı sıra kültürel mirasın korunması alanında da çeşitli görevler üstlendiği bildirildi.</p>

<p>Kamuoyuna yansıyan özgeçmiş bilgilerinde Alptekin’in ICOMOS üyeliği yaptığı, ÇEKÜL Yüksek Danışma Kurulu’nda yer aldığı ve Millî Saraylar Bilim ve Danışma Kurulu Başkanlığı görevinde bulunduğu belirtildi.</p>

<p>Cenaze programı açıklandı</p>

<p>Prof. Dr. İsmet Vildan Alptekin için 24 Eylül 2026 Perşembe günü saat 13.30’da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimar Sinan Salonu’nda tören düzenlenecek.</p>

<p>Alptekin’in cenazesinin daha sonra Teşvikiye Camii’ne götürüleceği, ikindi namazının ardından kılınacak cenaze namazı sonrasında Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verileceği bildirildi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/msgsu-eski-rektoru-prof-dr-ismet-vildan-alptekin-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 11:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1180.jpeg" type="image/jpeg" length="30947"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşitme Kaybı Polisliğe Engel mi? POMEM KBB Şartları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/isitme-kaybi-polislige-engel-mi-pomem-kbb-sartlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/isitme-kaybi-polislige-engel-mi-pomem-kbb-sartlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İşitme kaybı polisliğe engel mi? POMEM’de odyometri testi, tek kulakta işitme kaybı, kulak zarı deliği, işitme cihazı ve KBB sağlık şartlarını inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>İşitme Kaybı Polisliğe Engel mi? POMEM KBB Şartları</p>

<p>Polis olmak isteyen adayların sağlık muayenesinde en fazla araştırdığı konulardan biri işitme.</p>

<p>“İşitme kaybı polisliğe engel mi?”, “Tek kulakta işitme kaybı POMEM’e engel mi?”, “Odyometri testi kaç olmalı?”, “Kulak zarı delik olan polis olabilir mi?”, “İşitme cihazı kullanan polis olabilir mi?” ve “Kulak ameliyatı POMEM’e engel mi?” soruları adayların yanıt aradığı başlıklar arasında.</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinde kulak, burun ve boğaz hastalıkları EK-3 kapsamında ayrıca düzenleniyor.</p>

<p>Polis eğitim kurumlarına alınacak adayların A dilimi sağlık şartlarını taşıması gerekiyor.</p>

<p>İŞİTME KAYBI POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>İşitme fonksiyonu polis adaylarında KBB muayenesinin önemli parçalarından biri.</p>

<p>Ancak yalnızca “biraz az duyuyorum” veya “günlük hayatta normal duyuyorum” şeklindeki kişisel değerlendirme yeterli değil.</p>

<p>İşitmenin objektif olarak değerlendirilmesinde odyometri kullanılıyor.</p>

<p>Yönetmeliğin A dilimi hükümlerinde işitme seviyesine ilişkin odyometrik kriterler bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle adayın her iki kulağındaki işitme durumu ayrı ayrı önem taşıyor.</p>

<p>POMEM İŞİTME TESTİ NASIL YAPILIYOR?</p>

<p>İşitme değerlendirmesinde kullanılan temel testlerden biri saf ses odyometrisi.</p>

<p>Aday kulaklık aracılığıyla farklı frekanslarda verilen sesleri duyduğunda yanıt verir.</p>

<p>Böylece kişinin farklı frekanslardaki işitme eşikleri belirlenir.</p>

<p>Sonuçlar desibel, yani dB üzerinden kaydedilir.</p>

<p>Odyogram adı verilen grafik, adayın hangi frekansta ne düzeyde işittiğini gösterir.</p>

<p>POMEM’DE İŞİTME KAÇ DESİBEL OLMALI?</p>

<p>Burada tek bir frekanstaki tek bir rakama bakmak doğru değildir.</p>

<p>Yönetmelikte işitmenin değerlendirilmesinde belirli frekans aralıkları ve işitme eşikleri esas alınır.</p>

<p>Ayrıca her iki kulak ayrı ayrı değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle adayın yalnızca “20 dB çıktı” veya “25 dB işitme kaybım var” şeklindeki tek bir rakam üzerinden kendisi hakkında kesin karar vermesi doğru değildir.</p>

<p>Odyogramın tamamı ve yönetmelikteki A dilimi kriterleri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>TEK KULAKTA İŞİTME KAYBI POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Adayların en sık sorduğu sorulardan biri tek taraflı işitme kaybı.</p>

<p>“Diğer kulağım tamamen normal, sorun olur mu?” sorusu sık gündeme geliyor.</p>

<p>Ancak yönetmelikte işitme değerlendirmesi her iki kulak için ayrı ayrı yapılıyor.</p>

<p>Bu nedenle diğer kulağın iyi duyması, bir kulaktaki işitme kaybını otomatik olarak ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Tek taraflı kaybın derecesi ve odyometrik değerleri A dilimi kriterleri açısından değerlendirilir.</p>

<p>KULAK ZARI DELİĞİ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Kulak zarındaki perforasyon, yani delik, yalnızca işitme testi sonucundan ibaret olmayan bir KBB problemidir.</p>

<p>Kulak zarı KBB muayenesinde doğrudan değerlendirilir.</p>

<p>Perforasyonun mevcut olup olmadığı, kulakta kronik hastalık bulunup bulunmadığı ve işitme fonksiyonları birlikte önem taşıyabilir.</p>

<p>Bu nedenle “İyi duyuyorum, kulak zarı deliği önemli değil” şeklinde bir sonuç çıkarılması doğru değildir.</p>

<p>KRONİK ORTA KULAK İLTİHABI POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Tekrarlayan veya kronik orta kulak hastalıkları da KBB değerlendirmesinde önem taşıyor.</p>

<p>Kronik otit, kulak zarında kalıcı değişikliklere ve işitme kaybına yol açabilir.</p>

<p>Adayın mevcut kulak muayenesi ve işitme düzeyi birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Çocuklukta geçirilen tek bir akut orta kulak enfeksiyonu ile halen devam eden kronik orta kulak hastalığı aynı şey değildir.</p>

<p>ÇOCUKLUKTA KULAK PROBLEMİ YAŞAMAK POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Çocukluk döneminde orta kulak enfeksiyonu geçirmek oldukça sık görülen bir durum.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca çocukken otit geçirilmiş olması üzerinden kişinin polisliğe uygun olmadığı söylenemez.</p>

<p>Önemli olan bugünkü durumdur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kulak zarı normal mi?</p>

<p>Kronik hastalık var mı?</p>

<p>İşitme normal mi?</p>

<p>Kalıcı sekel bulunuyor mu?</p>

<p>Bu sorular değerlendirmede daha önemlidir.</p>

<p>KULAK TÜPÜ TAKILMIŞ OLAN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Çocuklukta tekrarlayan orta kulak problemleri nedeniyle ventilasyon tüpü takılmış olabilir.</p>

<p>Geçmişte tüp uygulanmış olması ile bugün aktif kulak hastalığı bulunması aynı şey değildir.</p>

<p>Adayın mevcut kulak zarı ve işitme durumu değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca çocukluk dönemindeki kulak tüpü öyküsü üzerinden kesin karar verilmemelidir.</p>

<p>KULAK AMELİYATI OLAN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Geçirilmiş kulak ameliyatlarında operasyonun türü önemlidir.</p>

<p>Kulak zarı onarımı, orta kulak cerrahisi veya başka bir KBB operasyonu farklı sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinde yalnızca “ameliyat oldum” bilgisine değil, ameliyat sonrası mevcut anatomik durum ve işitme fonksiyonlarına bakılır.</p>

<p>İŞİTME CİHAZI KULLANAN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>İşitme cihazı kullanılması genellikle altta bir işitme kaybı bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Polis eğitim kurumuna girişte adayın işitme fonksiyonu yönetmelikteki sağlık kriterleri üzerinden değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle cihaz yardımıyla günlük hayatta iyi duymak ile adayın doğal işitme fonksiyonunun A dilimi kriterlerini karşılaması aynı şey değildir.</p>

<p>KULAKLIK KULLANMAK İŞİTME TESTİNİ ETKİLER Mİ?</p>

<p>Uzun süre yüksek sesle müzik dinlemek veya yoğun gürültüye maruz kalmak işitme sağlığı açısından risk oluşturabilir.</p>

<p>Özellikle yüksek ses maruziyeti bazı frekanslarda kalıcı işitme kaybına neden olabilir.</p>

<p>POMEM’e hazırlanan adayların yalnızca sınav döneminde değil genel olarak işitme sağlıklarını korumaları önemlidir.</p>

<p>Ancak sağlık testini geçmek amacıyla kısa süreli yöntemlerle odyometri sonucunu değiştirmeye çalışmak doğru değildir.</p>

<p>İŞİTME TESTİ KÖTÜ ÇIKARSA NE OLUR?</p>

<p>Tek bir odyometri sonucunun beklenenden kötü çıkmasının farklı nedenleri olabilir.</p>

<p>Kulak kiri, akut enfeksiyon, test ortamı veya başka geçici faktörler sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Bununla birlikte kalıcı işitme kaybı da söz konusu olabilir.</p>

<p>Bu nedenle anormal sonuç görüldüğünde KBB uzmanı tarafından gerekli klinik değerlendirme yapılır.</p>

<p>Adayın kendi kendine sonuç yorumlaması yerine resmi değerlendirmeyi esas alması gerekir.</p>

<p>KULAK KİRİ İŞİTME TESTİNİ ETKİLER Mİ?</p>

<p>Yoğun buşon, yani kulak kiri, dış kulak yolunu tıkayarak geçici iletim tipi işitme kaybına neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle KBB muayenesinde dış kulak yolu da değerlendirilir.</p>

<p>Ancak adayın sağlık muayenesinden hemen önce kulağını bilinçsiz şekilde temizlemeye çalışması doğru değildir.</p>

<p>Kulak çubuğu veya başka cisimlerle yapılan müdahaleler kulak yoluna veya kulak zarına zarar verebilir.</p>

<p>ŞÜPHELİ İŞİTME KAYBI OLAN ADAY NE YAPMALI?</p>

<p>Aday konuşmaları anlamakta zorlanıyorsa, bir kulağında diğerine göre belirgin fark hissediyorsa, sürekli çınlama yaşıyorsa veya daha önce işitme kaybı tanısı aldıysa KBB uzmanına başvurması uygun olur.</p>

<p>Gerekli görülürse odyometri yapılarak mevcut işitme düzeyi objektif olarak belirlenebilir.</p>

<p>Adayın amacı yalnızca POMEM sınavından geçmek değil, gerçek işitme durumunu öğrenmek olmalıdır.</p>

<p>POMEM KBB MUAYENESİNDE SADECE İŞİTMEYE Mİ BAKILIYOR?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Kulak-burun-boğaz değerlendirmesi işitmeyle sınırlı değil.</p>

<p>Kulak ve kulak zarı hastalıkları, burun ve sinüs problemleri, solunum yolunu etkileyen yapısal durumlar ve KBB alanındaki diğer hastalıklar da yönetmeliğin ilgili hükümleri kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>Dolayısıyla odyometri sonucu uygun olan bir adayın başka bir KBB problemi ayrıca değerlendirmeye tabi olabilir.</p>

<p>POMEM İŞİTME ŞARTLARINDA EN ÖNEMLİ NOKTA</p>

<p>Adayların aklında kalması gereken temel nokta şu:</p>

<p>İşitme her iki kulakta ayrı ayrı değerlendirilir.</p>

<p>Bir kulağın normal olması diğer kulaktaki kaybı otomatik olarak telafi etmez.</p>

<p>Ayrıca yalnızca “kaç desibel?” sorusu değil, işitmenin hangi frekanslarda ne düzeyde olduğu ve diğer KBB bulguları da önemlidir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>İşitme kaybı polisliğe engel mi?</p>

<p>İşitme kaybının derecesi ve odyometrik özellikleri önemlidir. POMEM adaylarının işitme değerlerinin yönetmelikteki A dilimi şartlarına uygun olması gerekir.</p>

<p>Tek kulakta işitme kaybı polisliğe engel mi?</p>

<p>Her iki kulak ayrı ayrı değerlendirildiğinden tek taraflı işitme kaybı da önemlidir. Diğer kulağın normal olması tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Kulak zarı delik olan polis olabilir mi?</p>

<p>Kulak zarı perforasyonu KBB muayenesinde değerlendirilir. Mevcut kulak hastalığı ve işitme fonksiyonlarıyla birlikte ele alınır.</p>

<p>Çocukken kulak tüpü takılan polis olabilir mi?</p>

<p>Geçmiş tüp uygulaması tek başına kesin sonuç vermez. Mevcut kulak zarı ve işitme durumu değerlendirilir.</p>

<p>Kulak ameliyatı polisliğe engel mi?</p>

<p>Ameliyatın türü ve ameliyat sonrası mevcut kulak yapısı ile işitme fonksiyonları önemlidir.</p>

<p>İşitme cihazı kullanan polis olabilir mi?</p>

<p>Adayın altta yatan işitme kaybı yönetmelikteki sağlık şartlarına göre değerlendirilir. Cihazla işitmek tek başına A dilimi uygunluğunu belirlemez.</p>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel sağlık uygunluğu kararı değildir. POMEM ve diğer polis eğitim kurumu adaylarında işitme değerlendirmesinde yürürlükteki Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği, resmi KBB muayenesi, odyometri ve yetkili sağlık kurulu/sağlık komisyonunun kararı esas alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği EK-3 – Kulak Burun Boğaz Hastalıkları</p>

<p>Polis Akademisi Başkanlığı </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/isitme-kaybi-polislige-engel-mi-pomem-kbb-sartlari</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-1089.jpeg" type="image/jpeg" length="28275"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şişli Hamidiye Etfal’de Prof. Dr. Hasan Sinan Uslu Yeniden Başhekimliğe Atandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sisli-hamidiye-etfalde-yonetim-degismiyor-prof-dr-hasan-sinan-uslu-ile-devam</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sisli-hamidiye-etfalde-yonetim-degismiyor-prof-dr-hasan-sinan-uslu-ile-devam" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Hasan Sinan Uslu, Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliğine yeniden atandı. Eylül 2024’ten bu yana başhekimlik görevini yürüten Uslu, yeni dönemde de görevini sürdürecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başhekimlik görevini yürüten Prof. Dr. Hasan Sinan Uslu, 23 Eylül 2026 itibarıyla aynı göreve yeniden atandı. Yeni görevlendirmeyle birlikte hastanede Uslu’nun başhekimliğinde devam edilecek.</p>

<p>Başhekimlik görevini 2024’te devralmıştı</p>

<p>Prof. Dr. Hasan Sinan Uslu, Eylül 2024’te Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliğine getirilmişti. Uslu, görevi vekâleten yürüten Doç. Dr. Mesut Demir’den devralmıştı.</p>

<p>O tarihten bu yana hastanenin başhekimliğini sürdüren Uslu’nun kurumdaki geçmişi, uzmanlık eğitimi aldığı yıllara uzanıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Hasan Sinan Uslu kimdir?</p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ile Neonatoloji alanlarında uzman olan Prof. Dr. Hasan Sinan Uslu, 1991 yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu.</p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık eğitimini 1996 yılında Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tamamladı. 2003–2006 yılları arasında aynı hastanede Neonatoloji yan dal eğitimini aldı. Mecburi hizmetinin ardından 2008 yılında Şişli Hamidiye Etfal’e dönerek yenidoğan uzmanı olarak çalışmaya başladı.</p>

<p>2012 yılında doçent olan Uslu, 2013 yılında Yenidoğan Kliniği Eğitim Görevlisi ve Klinik Eğitim Sorumlusu oldu. 2013–2015 yılları arasında hastane yöneticiliği görevini de yürüttü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yenidoğan sağlığı alanında akademik çalışmalar</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Tıp Fakültesi akademik kadrosunda profesör olarak yer alan Uslu’nun temel çalışma alanları arasında yenidoğan sağlığı ve neonatoloji bulunuyor.</p>

<p>Uslu ayrıca TÜSEB Türkiye Anne, Çocuk ve Ergen Sağlığı Enstitüsü bünyesindeki Yenidoğan ve Çocuk Sağlığı Bilim Kurulu üyeleri arasında yer alıyor. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sisli-hamidiye-etfalde-yonetim-degismiyor-prof-dr-hasan-sinan-uslu-ile-devam</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 10:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0710.jpeg" type="image/jpeg" length="10940"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yalnızca Hastalık Değildi, Bir Zamanlar Kimlik Sayılıyordu: Cüzzam Kolonilerinin Tarihi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yalnizca-hastalik-degildi-bir-zamanlar-kimlik-sayiliyordu-cuzzam-kolonilerinin-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yalnizca-hastalik-degildi-bir-zamanlar-kimlik-sayiliyordu-cuzzam-kolonilerinin-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir zamanlar cüzzam tanısı yalnızca bir hastalığın adı değildi. İnsanların ailesinden ayrılmasına, yaşadığı yerden uzaklaştırılmasına ve hayatının geri kalanını kapalı bir yerleşimde geçirmesine yol açabiliyordu. Kalaupapa’dan Spinalonga’ya, Culion’dan Osmanlı miskinhanelerine uzanan tarih, hastalık korkusunun nasıl toplumsal dışlanmaya dönüşebildiğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bir teşhis düşünün.<br />
Doktorun söylediği birkaç kelimeden sonra yalnızca tedaviniz değil, adresiniz de değişiyor. Evinizden ayrılıyor, bazen bir adaya gönderiliyor ve geri dönüp dönemeyeceğinize başkaları karar veriyor.<br />
Tarih boyunca binlerce insan bunu yaşadı.<br />
Hastalığın adı cüzzamdı.<br />
Bugün daha çok Hansen hastalığı olarak adlandırılan cüzzam, insanlık tarihinde yalnızca bedeni etkileyen bir enfeksiyon olmadı. Korku, yanlış bilgi ve damgalama nedeniyle kimi dönemlerde insanın toplum içindeki yerini de belirledi.<br />
Korku, bilgiden daha güçlüydü<br />
Hansen hastalığı, başta Mycobacterium leprae olmak üzere mikobakterilerin neden olduğu kronik bir enfeksiyon hastalığıdır. Özellikle deri ve periferik sinirleri etkiler.<br />
Norveçli hekim Gerhard Armauer Hansen, hastalıkla ilişkili bakteriyi 1873'te tanımladı. Ancak etkenin keşfedilmesi hastaların toplumdan ayrılmasına dayanan politikaları hemen sona erdirmedi.<br />
Aksine 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın ilk yarısında dünyanın çeşitli bölgelerinde hastaların toplumdan tecrit edilmesi bir halk sağlığı yöntemi olarak uygulandı.<br />
Bunun sonucunda yalnızca hastaneler değil, insanların yıllarca yaşadığı cüzzam kolonileri ve özel yerleşimler ortaya çıktı.<br />
Kalaupapa: Bir teşhis, ardından sürgün<br />
Bu tarihin en çarpıcı örneklerinden biri Hawaii'deki Kalaupapa yarımadasıdır.<br />
Hawaii Krallığı 1865'te hastalığın yayılmasını önlemeyi amaçlayan bir yasa kabul etti. 1866'dan itibaren Hansen hastalığı olduğu düşünülen insanlar Molokaʻi Adası'ndaki Kalaupapa'ya gönderilmeye başlandı.<br />
1866-1969 arasındaki zorunlu izolasyon döneminde yaklaşık 8 bin insan burada yaşamaya zorlandı. Büyük çoğunluğu Yerli Hawaiililerdi.<br />
Kalaupapa'nın coğrafyası adeta doğal bir duvar oluşturuyordu: Bir yanında okyanus, diğer yanında yaklaşık 600 metreyi bulan sarp kayalıklar vardı.<br />
Fakat burada yaşayanlar zamanla kendi toplumlarını kurdu; çalıştı, aile hayatını sürdürdü ve yönetimin kendileri hakkında aldığı kararlara karşı söz sahibi olmaya çalıştı.<br />
Kalaupapa'nın tarihi bu nedenle yalnızca hastalığın değil, zorunlu tecrit altında yaşamaya çalışan insanların da tarihidir.<br />
Spinalonga: Akdeniz'in ortasında kapalı hayat<br />
Girit açıklarındaki Spinalonga Adası ise Avrupa'daki en bilinen örneklerden biri oldu.<br />
Girit yönetimi 1903'te Hansen hastalarının adada zorunlu olarak tecrit edilmesine karar verdi. İlk hastalar 1904'te yerleştirildi.<br />
Başlangıç yıllarında barınma, beslenme ve sağlık hizmetleri ağır koşullar altındaydı. Girit'in Yunanistan'a katılmasının ardından ülkenin başka bölgelerinden hastalar da buraya gönderildi.<br />
Dönüm noktası 1940'lı yıllarda etkili ilaçların kullanılmaya başlanmasıydı.<br />
Yeni tedaviler Spinalonga'da 1948'den itibaren uygulanmaya başladı. Bazı hastalara kısa süreli çıkış izinleri verildi. Daha da çarpıcısı, yeniden yapılan incelemelerde bazı kişilerin geçmişte yanlış tanıyla adaya gönderildiğinin anlaşılmasıydı.<br />
1955'te zorunlu kapatma ve izolasyon rejimine son veren düzenleme çıkarıldı. Yaklaşık otuz kişiden oluşan son hasta grubu 1957'de Atina'daki sağlık kuruluşuna nakledildi ve Spinalonga kapandı.<br />
Culion: Dünyanın en büyüklerinden biri<br />
Filipinler'deki Culion, 20. yüzyılın en büyük Hansen hastalığı yerleşimlerinden birine dönüştü.<br />
İlk 365 kişilik hasta grubu 27 Mayıs 1906'da adaya getirildi. 1920'lerde Culion, dünyanın en büyük ve dönemin “model” kabul edilen leprozeri merkezlerinden biri olmasının yanında hastalık üzerine araştırmaların yürütüldüğü bir sağlık merkezi haline geldi.<br />
Fakat sistemin temelinde dönemin hâkim anlayışı vardı:<br />
Hastalığın yayılmasını önlemek için hastayı toplumdan ayırmak.<br />
Bugün Culion'un tarihi, modern tıbbın gelişmesinden önce bulaşıcı hastalık korkusunun insanların yaşam alanlarını nasıl belirleyebildiğinin en güçlü örneklerinden biri olarak duruyor.<br />
Carville: Hastalar kendi seslerini çıkardı<br />
ABD'nin Louisiana eyaletindeki Carville de bu tarihin önemli duraklarından biriydi.<br />
Louisiana'da 1892'de Hansen hastalığı tanısı alan kişilerin belirlenmiş bir yerde karantinaya alınmasını öngören düzenleme kabul edildi. İlk hastalar 1894'te buraya getirildi. Merkez 1921'de federal yönetimin kontrolüne geçerek ABD'nin ulusal leprozeri oldu.<br />
Carville'in dikkat çekici yönlerinden biri hastaların kendi yayınlarını çıkarmasıydı.<br />
1931'de başlayan yayın daha sonra The STAR adını aldı. Amacı Hansen hastalığı konusunda doğru bilgi vermek ve hastaların karşı karşıya kaldığı damgalamayla mücadele etmekti.<br />
Bir bakıma hastalar burada yalnızca hastalıkla değil, kendileri hakkında anlatılan hikâyeyle de mücadele ediyordu.<br />
Osmanlı'da miskinhaneler<br />
Osmanlı coğrafyasında da cüzzam hastalarının belirli alanlarda yaşadığı yapılar bulunuyordu. Bunlar kaynaklarda miskinhane veya Miskinler Tekkesi gibi adlarla karşımıza çıkıyor.<br />
İstanbul'daki Üsküdar Miskinler Tekkesi en bilinen örneklerden biriydi. Konya'da da Sırçalı Sultan Zaviyesi veya Miskinler Tekkesi olarak bilinen bir cüzzamhane bulunuyordu.<br />
Ancak Osmanlı miskinhanelerini Kalaupapa veya Spinalonga gibi 19. ve 20. yüzyılın modern devlet eliyle oluşturulan kolonileriyle bire bir aynı kabul etmek doğru olmaz.<br />
Buradaki insanların toplumla ilişkileri sınırlandırılmış olsa da hayat bütünüyle durmuyordu.<br />
Konya örneğine ilişkin arşiv araştırmaları, tekkede yaşayanların davalarının kadılar tarafından görüldüğünü, dinî ihtiyaçları için görevliler bulunduğunu, evlilik ve aile hayatının devam edebildiğini gösteriyor. Buna karşılık sağlıklı toplumla temasları kısıtlanabiliyordu.<br />
Üsküdar örneğinde ise hastaların çarşıya çıkmalarını sınırlayan uygulamalara ilişkin Osmanlı kayıtları bulunuyor.<br />
Yani tecrit vardı; fakat bunun biçimi zamana ve coğrafyaya göre değişiyordu.<br />
İlaçlar duvarların anlamını değiştirdi<br />
Cüzzam kolonilerinin ortadan kalkmasını sağlayan en büyük kırılmalardan biri etkili tedavilerin geliştirilmesiydi.<br />
1940'lı yıllardan itibaren kullanılan ilaçlar ve daha sonra geliştirilen çoklu ilaç tedavileri, hastalığın tedavi edilebilir olduğunu gösterdi. Böylece insanları yıllarca toplumdan ayırmaya dayanan uygulamaların tıbbi gerekçesi de giderek ortadan kalktı.<br />
Bugün Hansen hastalığı tedavi edilebilir.<br />
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre hastalık, tedavi edilmemiş kişilerle uzun süreli ve yakın temas sonucunda burun ve ağız kaynaklı damlacıklarla bulaşabiliyor. El sıkışmak, sarılmak, birlikte yemek yemek veya yan yana oturmak gibi gündelik temaslar hastalığın olağan bulaşma yolu olarak kabul edilmiyor.<br />
Günümüzde Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği tedavide dapson, rifampisin ve klofazimin içeren çoklu ilaç tedavisi kullanılıyor.<br />
Hastalık ise tamamen ortadan kalkmış değil.<br />
WHO'nun 23 Ocak 2026 tarihli güncel bilgi notuna göre Hansen hastalığı 120'den fazla ülkede görülmeye devam ediyor ve dünya genelinde her yıl yaklaşık 200 bin yeni vaka bildiriliyor.<br />
Koloniler kapandı, bıraktıkları ders kaldı<br />
Bugün Kalaupapa'nın kayalıkları, Spinalonga'nın taş evleri, Culion'un eski sağlık yapıları geçmişten kalan sessiz tanıklardır.<br />
Ama anlattıkları yalnızca cüzzamın tarihi değildir.<br />
Asıl mesele, bir hastalığın korkuyla birleştiğinde insanın hayatındaki diğer bütün kimliklerin önüne geçebilmesidir.<br />
Bir zamanlar binlerce insan için teşhis, hayatı ikiye ayırdı:<br />
Teşhisten önce ve teşhisten sonra.<br />
Modern tıp Hansen hastalığını tedavi edilebilir hale getirdi.<br />
Tarihin bıraktığı daha büyük ders ise hâlâ geçerliliğini koruyor:<br />
İnsan, taşıdığı hastalığın adı değildir.<br />
Kaynaklar<br />
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Leprosy Fact Sheet, 23 Ocak 2026.<br />
U.S. National Park Service, Kalaupapa National Historical Park tarih kayıtları.<br />
Yunanistan Kültür Bakanlığı – Lasithi Eski Eserler Müdürlüğü, Spinalonga tarih kayıtları.<br />
National Historical Commission of the Philippines, Culion Leper Colony kayıtları.<br />
U.S. Health Resources and Services Administration, National Hansen's Disease Program tarihçesi.<br />
Hamit Şafakçı, “Osmanlı Döneminde Cüzzamlıların Tecrit Edildiği Miskinler Tekkesi’nin Konya Örneği”, Vakıflar Dergisi, 2018.<br />
Murat Yolun, “Hastalık, Stigmatizasyon ve Yoksulluk: Osmanlı’dan Erken Cumhuriyet’e Cüzzamlı Dilenciler”, 2024.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yalnizca-hastalik-degildi-bir-zamanlar-kimlik-sayiliyordu-cuzzam-kolonilerinin-tarihi</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/cuzzam-kolonileri-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="79391"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="40663"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85418"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76236"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51923"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="81042"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
