<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 15 Sep 2026 09:40:58 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[610 Beyin Örneği İncelendi: 1.067 Mikroprotein Haritalandı, Bazıları Alzheimer’da Değişti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/610-beyin-ornegi-incelendi-1067-mikroprotein-haritalandi-bazilari-alzheimerda-degisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/610-beyin-ornegi-incelendi-1067-mikroprotein-haritalandi-bazilari-alzheimerda-degisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan beynindeki bazı proteinler o kadar küçük ki yıllardır büyük ölçekli araştırmaların dışında kalıyor. Nature Aging’de yayımlanan yeni çalışma, yüzlerce ölüm sonrası beyin örneğini inceleyerek gözden geçirilmiş protein kataloglarında bulunmayan 1.067 yüksek güvenli mikroproteini ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2>Bunların bir bölümünün Alzheimer hastalığında farklı düzeylerde bulunması, hastalığın biyolojisinde bugüne kadar yeterince araştırılmamış yeni bir alanı gündeme taşıdı.</h2>

<p>Alzheimer araştırmalarında yıllardır amiloid ve tau gibi iyi bilinen proteinler ön planda. Ancak insan beyninde çok daha küçük, saptanması zor ve bu nedenle bugüne kadar yeterince araştırılmamış proteinler de bulunuyor.</p>

<p>Bilim insanları şimdi bu büyük ölçüde gözden kaçan protein dünyasının önemli bir bölümünü görünür hale getirdi.</p>

<p><strong>Nature Aging</strong> dergisinde <strong>14 Eylül 2026’da</strong> yayımlanan araştırmada, yaşlanan insan beynindeki mikroproteinleri incelemek amacıyla Alzheimer hastalığı bulunan ve bulunmayan kişilere ait ölüm sonrası beyin dokuları analiz edildi.</p>

<h3>610 beyin örneği incelendi</h3>

<p>Araştırmanın ana proteomik çalışmasında beynin <strong>dorsolateral prefrontal korteks</strong> adı verilen bölgesinden alınan <strong>610 örnek</strong> proteogenomik analiz sürecine dahil edildi.</p>

<p>Bunların 608’i kalite kontrol eşiklerini geçti. Alzheimer ile ilişkili protein farklılıklarının değerlendirildiği ileri analizlerde ise 480 beyin örneği kullanıldı.</p>

<p>Araştırmacılar transkriptomik verileri, kütle spektrometrisini ve derin öğrenmeyle tahmin edilen spektrumları bir araya getirerek çok küçük proteinlerin izini sürdü.</p>

<p>Mikroprotein olarak adlandırılan bu yapılar <strong>150 aminoasit veya daha kısa proteinlerden</strong> oluşuyor. Küçük olmaları nedeniyle klasik protein araştırmalarında saptanmaları oldukça zor olabiliyor.</p>

<h3>1.067 yüksek güvenli mikroprotein</h3>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, <strong>UniProtKB’nin gözden geçirilmiş Swiss-Prot bölümünde yer almayan 1.067 mikroprotein için yüksek güvenli spektrometrik kanıt elde edilmesi</strong> oldu.</p>

<p>Ancak burada çok önemli bir ayrım var:</p>

<p><strong>Bu 1.067 mikroproteinin tamamı Alzheimer’a özgü değil.</strong></p>

<p>Araştırmacılar bunların bir alt grubunun Alzheimer hastalığında farklı düzeylerde bulunduğunu belirledi.</p>

<p>Dolayısıyla çalışma “Alzheimer’a ait 1.067 yeni protein bulundu” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Asıl bulgu, insan beyninde bugüne kadar yeterince incelenmemiş çok sayıda mikroproteinin doğrudan protein düzeyinde gösterilmesi ve bunların bir bölümünün Alzheimer ile bağlantılı değişiklikler sergilemesi.</p>

<h3>63 aminoasitlik mikroprotein özellikle dikkat çekti</h3>

<p>Araştırmanın en ilginç bulgularından biri <strong>MKKS</strong> gen bölgesinden üretilen ve yalnızca <strong>63 aminoasitten oluşan micro-MKKS63</strong> adlı mikroprotein oldu.</p>

<p>Araştırmacılar bu küçük proteinin, MKKS gen bölgesinden insan beyninde saptanan baskın protein ürünü olduğunu gösterdi.</p>

<p>Daha da önemlisi, <strong>micro-MKKS63 düzeyinin semptomatik Alzheimer hastalarının beyinlerinde daha düşük olduğu</strong> belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilim insanları daha sonra insan mikroglia hücrelerinde micro-MKKS63’ü üreten gen bölgesini CRISPR-Cas9 yöntemiyle devre dışı bıraktı.</p>

<p>Sonuç dikkat çekiciydi.</p>

<p>Mikroproteinin kaybı, hücrelerin <strong>mitokondriyal solunumunu ve oksidatif fosforilasyonunu azalttı.</strong></p>

<p>Başka bir ifadeyle, yalnızca 63 aminoasitten oluşan bu küçük proteinin mikroglia hücrelerinin enerji metabolizmasında işlevsel bir rolü olabileceği görüldü.</p>

<h3>Beynin bağışıklık hücreleriyle bağlantısı</h3>

<p>Mikroglialar beynin bağışıklık sisteminin temel hücrelerinden biri.</p>

<p>Araştırmada micro-MKKS63’ün mitokondriyle ilişkili olduğu ve mikroglialardaki enerji üretim süreçlerinde rol oynadığına ilişkin deneysel bulgular elde edilmesi bu nedenle dikkat çekiyor.</p>

<p>Ancak bu noktada çalışmanın sınırlarını doğru çizmek gerekiyor.</p>

<h3>Alzheimer’ın yeni nedeni mi bulundu?</h3>

<p><strong>Hayır.</strong></p>

<p>Araştırma Alzheimer hastalığının yeni bir nedenini ortaya koymuş değil.</p>

<p>Yeni bir Alzheimer ilacı geliştirilmedi.</p>

<p>Micro-MKKS63 düzeyindeki azalmanın Alzheimer’a yol açtığı da gösterilmiş değil.</p>

<p>Araştırmacılar şimdilik bu mikroproteinin Alzheimer’da azaldığını ve hücresel deneylerde mitokondriyal enerji metabolizmasında işlev gördüğünü ortaya koyuyor.</p>

<p>Bu ilişkinin Alzheimer hastalığının gelişiminde nasıl bir rol oynadığı ise gelecekte yapılacak çalışmalarla anlaşılabilecek.</p>

<h3>Bu proteinler neden daha önce görülmedi?</h3>

<p>İnsan proteomuna ilişkin geleneksel araştırmalar büyük ve iyi tanımlanmış proteinleri ortaya çıkarmakta oldukça başarılı.</p>

<p>Mikroproteinler ise çok kısa oldukları ve genellikle küçük açık okuma çerçevelerinden üretildikleri için klasik yöntemlerle tespit edilmeleri daha zor.</p>

<p>Bu nedenle genomdaki bazı küçük protein üreten bölgeler uzun yıllar büyük ölçekli biyolojik araştırmaların dışında kaldı.</p>

<p>Yeni nesil proteogenomik yöntemler, gelişmiş kütle spektrometrisi ve hesaplamalı analizler artık bu görünmeyen protein dünyasını daha ayrıntılı incelemeyi mümkün hale getiriyor.</p>

<h3>Alzheimer araştırmalarına yeni bir katman</h3>

<p>Çalışmanın önemi yalnızca micro-MKKS63 adlı tek bir proteinden kaynaklanmıyor.</p>

<p>Araştırmacılar, yaşlanan insan beyninde daha önce yeterince tanımlanmamış yüzlerce mikroproteini içeren geniş bir atlas oluşturdu.</p>

<p>Bu atlas sayesinde bilim insanları bundan sonra şu soruların peşine düşebilecek:</p>

<p>Hangi mikroproteinler normal beyin yaşlanmasıyla değişiyor?</p>

<p>Hangileri Alzheimer hastalığında farklılaşıyor?</p>

<p>Bu değişiklikler hastalığın nedeni mi, yoksa sonucu mu?</p>

<p>Bu mikroproteinlerden herhangi biri gelecekte biyobelirteç veya tedavi hedefi olabilir mi?</p>

<p>Bu soruların yanıtları henüz bilinmiyor.</p>

<h3>Küçük proteinler, büyük bir araştırma alanı</h3>

<p>Alzheimer konusunda yeni bir molekül bulunduğunda bunun hızla “çare bulundu” şeklinde yorumlanması mümkün.</p>

<p>Bu çalışma böyle okunmamalı.</p>

<p>Ancak bilimsel açıdan son derece önemli başka bir şey yapıyor:</p>

<p><strong>İnsan beyninde uzun süre büyük ölçüde gözden kaçan bir protein dünyasını görünür hale getiriyor.</strong></p>

<p>Yüzlerce insan beyni örneğinin incelenmesi, 1.067 yüksek güvenli mikroproteinin ortaya çıkarılması ve micro-MKKS63 gibi bazı mikroproteinlerin Alzheimer ile bağlantılı değişiklikler göstermesi, araştırmacıların yaşlanan beyne ve Alzheimer hastalığına farklı bir pencereden bakmasına imkân sağlıyor.</p>

<p>Belki bugün için yeni bir Alzheimer tedavisi değil.</p>

<p>Ancak çalışma önemli bir soruyu gündeme getiriyor:</p>

<p><strong>Alzheimer’ın biyolojisini anlamaya çalışırken beynin en küçük proteinlerinin bir bölümünü bugüne kadar gözden kaçırmış olabilir miyiz?</strong></p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>Miller B, Vieira de Souza E, Lau C ve ark. <i>A microprotein atlas of the human frontal cortex in Alzheimer’s disease.</i> Nature Aging. 14 Eylül 2026. DOI: 10.1038/s43587-026-01207-x.</p>

<p>Nature Aging. <i>Large-scale mapping of microproteins in the aged human brain.</i> Research Briefing. 14 Eylül 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/610-beyin-ornegi-incelendi-1067-mikroprotein-haritalandi-bazilari-alzheimerda-degisti</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebulteni.com/vendor/te/assets/images/placeholder.png" type="image/jpeg" length="62077"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Lenfoma Belirtileri Nelerdir? Ağrısız Şişlikten Gece Terlemesine İlk İşaretler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/lenfoma-belirtileri-nelerdir-agrisiz-sislikten-gece-terlemesine-ilk-isaretler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/lenfoma-belirtileri-nelerdir-agrisiz-sislikten-gece-terlemesine-ilk-isaretler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lenfoma, lenfosit adı verilen bağışıklık sistemi hücrelerinden gelişen kanserlerin genel adıdır. Ağrısız lenf bezi büyümesi, gece terlemesi, ateş, halsizlik ve açıklanamayan kilo kaybıyla ortaya çıkabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Lenfoma nedir?</p>

<p>Lenfoma, bağışıklık sisteminin önemli parçalarından olan lenfositlerden gelişen kanserlerin genel adıdır. Tek bir hastalık değildir; çok sayıda farklı alt tipi vardır. En temel sınıflandırmada Hodgkin lenfoma ve non-Hodgkin lenfoma olmak üzere iki büyük gruba ayrılır.</p>

<p>Lenfoma denildiğinde en sık akla gelen belirti büyümüş lenf bezleridir. Özellikle boyun, koltuk altı veya kasıkta fark edilen ağrısız şişlikler görülebilir. Ancak büyüyen her lenf bezi kanser anlamına gelmez. Enfeksiyonlar ve başka birçok hastalık da lenf bezlerinde büyümeye yol açabilir.</p>

<p>Lenfoma belirtileri nelerdir?</p>

<p>Lenfomanın belirtileri hastalığın türüne, yerleştiği bölgeye ve yaygınlığına göre değişebilir.</p>

<p>Görülebilecek belirtiler arasında şunlar bulunur:</p>

<p>• Boyun, koltuk altı veya kasıkta ağrısız lenf bezi büyümesi<br />
• Açıklanamayan ateş<br />
• Yoğun, kıyafet veya çarşaf değiştirmeyi gerektirebilen gece terlemeleri<br />
• İstem dışı kilo kaybı<br />
• Sürekli veya belirgin halsizlik<br />
• Kaşıntı<br />
• Karında şişkinlik veya ağrı<br />
• Göğüste baskı veya ağrı<br />
• Öksürük veya nefes darlığı</p>

<p>Bu yakınmaların hiçbiri tek başına lenfoma tanısı koydurmaz. Özellikle lenf bezi büyümelerinin çok büyük bölümü kanser dışı nedenlerle ortaya çıkabilir.</p>

<p>Lenf bezi şişliği nasıl olabilir?</p>

<p>Lenfomada büyüyen lenf bezleri sıklıkla ağrısız bir kitle şeklinde fark edilir. Boyun, koltuk altı ve kasık kolay fark edilen bölgeler arasındadır.</p>

<p>Bununla birlikte yalnızca kitlenin ağrısız olması, sertliği veya elle hissedilen başka bir özelliği üzerinden lenfoma tanısı koymak mümkün değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni ortaya çıkan, açıklanamayan, büyümeye devam eden veya geçmeyen lenf bezi şişlikleri hekim tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Gece terlemesi lenfoma belirtisi midir?</p>

<p>Olabilir, ancak gece terlemesi tek başına lenfomaya özgü değildir.</p>

<p>Lenfomada özellikle yoğun gece terlemeleri görülebilir. Ateş ve açıklanamayan kilo kaybıyla birlikte bu bulgular klasik olarak “B semptomları” olarak adlandırılan klinik tablonun parçaları olabilir.</p>

<p>Gece terlemesinin enfeksiyonlardan hormonal değişikliklere ve kullanılan bazı ilaçlara kadar çok sayıda başka nedeni de vardır.</p>

<p>Lenfomada kilo kaybı görülür mü?</p>

<p>Açıklanamayan ve istemsiz kilo kaybı lenfomanın olası belirtilerinden biridir. Ancak kilo kaybının da tek başına lenfoma anlamına gelmediği unutulmamalıdır.</p>

<p>Beslenme veya egzersiz düzeninde belirgin bir değişiklik olmamasına rağmen devam eden kilo kaybı tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Hodgkin ve non-Hodgkin lenfoma arasındaki fark nedir?</p>

<p>Her ikisi de lenfositlerden gelişen kanserlerdir ancak aynı hastalık değildir.</p>

<p>Hodgkin lenfomada tanımlayıcı patolojik özelliklerden biri Reed-Sternberg hücrelerinin bulunmasıdır. Non-Hodgkin lenfoma ise çok sayıda farklı B hücreli ve T hücreli lenfomayı kapsayan geniş bir hastalık grubudur.</p>

<p>Non-Hodgkin lenfomaların davranışları da birbirinden oldukça farklı olabilir. Bazıları yavaş seyirliyken bazıları hızlı büyüyebilir. Bu nedenle yalnızca “lenfoma” tanısı tedavinin nasıl olacağını söylemeye yetmez; alt tipin doğru belirlenmesi kritik önem taşır.</p>

<p>Lenfoma neden olur?</p>

<p>Çoğu hastada lenfomanın neden geliştiğini tek bir nedene bağlamak mümkün değildir.</p>

<p>Hastalık, lenfositlerde ortaya çıkan genetik ve hücresel değişikliklerin hücrelerin kontrolsüz çoğalmasına ve yaşamaya devam etmesine yol açmasıyla gelişir.</p>

<p>Bazı lenfoma türlerinde ileri yaş, bağışıklık sisteminin baskılanması, belirli enfeksiyonlar, bazı otoimmün hastalıklar ve aile öyküsü gibi faktörler riskle ilişkili olabilir.</p>

<p>Risk faktörüne sahip olmak kişinin mutlaka lenfoma olacağı anlamına gelmez. Benzer şekilde hiçbir bilinen risk faktörü bulunmayan kişilerde de lenfoma gelişebilir.</p>

<p>Lenfoma kan tahlilinde belli olur mu?</p>

<p>Kan testleri değerlendirmede önemli bilgiler sağlayabilir ancak normal veya anormal bir kan sonucu tek başına lenfomayı kesin olarak göstermez ya da dışlamaz.</p>

<p>Tam kan sayımı ve çeşitli biyokimyasal testler hastanın genel durumunun değerlendirilmesinde kullanılabilir. LDH gibi bazı değerler de klinik değerlendirmeye katkıda bulunabilir ancak bunlar lenfomaya özgü testler değildir.</p>

<p>Lenfoma tanısı nasıl konur?</p>

<p>Şüpheli bir lenf bezinden veya başka bir dokudan biyopsi alınması, lenfomanın kesin tanısı ve alt tipinin belirlenmesinde temel yöntemdir.</p>

<p>Patolojik incelemede hücrelerin yapısı ve belirli yüzey proteinleri değerlendirilir; gerekli durumlarda moleküler ve genetik testler de yapılabilir.</p>

<p>Tanı konulduktan sonra hastalığın vücuttaki yaygınlığını değerlendirmek amacıyla hastalığın türüne göre PET/BT, bilgisayarlı tomografi veya başka görüntüleme yöntemlerinden yararlanılabilir. Her hastada aynı testlerin yapılması gerekmez.</p>

<p>Lenfomanın evreleri nelerdir?</p>

<p>Birçok lenfomada hastalığın yaygınlığını tanımlamak için evreleme sistemleri kullanılır. Genel olarak evre I’den evre IV’e kadar sınıflandırma yapılabilir.</p>

<p>Ancak lenfomada “ileri evre” kavramı bazı solid tümörlerdekiyle aynı anlamı taşımayabilir. Tedavi başarısı yalnızca evreye bağlı değildir. Lenfomanın alt tipi, biyolojik özellikleri, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve tedaviye verdiği yanıt da önemlidir.</p>

<p>Lenfoma tedavi edilebilir mi?</p>

<p>Evet. Lenfomanın birçok türünde etkili tedaviler bulunmaktadır ve bazı lenfoma türlerinde tam iyileşme mümkün olabilir.</p>

<p>Ancak “lenfoma” çok farklı hastalıkları kapsadığı için herkese uygulanabilecek tek bir tedavi bulunmaz.</p>

<p>Tedavi seçenekleri arasında hastalığın alt tipine göre:</p>

<p>• Kemoterapi<br />
• İmmünoterapi<br />
• Hedefe yönelik tedaviler<br />
• Radyoterapi<br />
• Kök hücre nakli<br />
• CAR-T hücre tedavisi</p>

<p>yer alabilir.</p>

<p>Bazı yavaş seyirli lenfomalarda ise tanı konmasına rağmen hemen tedavi başlanmayabilir. Belirti oluşturmayan seçilmiş hastalarda düzenli takip altında “izle ve bekle” yaklaşımı uygulanabilir.</p>

<p>Bu durum hastalığın tedavisiz bırakıldığı anlamına gelmez; uygun hastalarda gereksiz tedavi ve yan etkilerden kaçınmayı amaçlayan kontrollü bir takip stratejisidir.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Özellikle açıklanamayan ve geçmeyen lenf bezi büyümesi varsa veya buna tekrarlayan/açıklanamayan ateş, yoğun gece terlemesi, istemsiz kilo kaybı ya da belirgin halsizlik eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme uygun olur.</p>

<p>Belirtilerin bulunması kişinin lenfoma olduğu anlamına gelmez. Benzer yakınmalar enfeksiyonlar dahil çok daha sık görülen hastalıklarda da ortaya çıkabilir. Tanı belirtilere bakılarak değil, gerekli klinik değerlendirme ve testlerle konur.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgisi vermek amacıyla hazırlanmıştır ve tanı veya kişisel tedavi önerisi yerine geçmez. Açıklanamayan ya da devam eden lenf bezi büyümesi ve diğer belirtiler için hekime başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Cancer Institute (NCI) — Adult Non-Hodgkin Lymphoma Treatment (PDQ)</p>

<p>National Cancer Institute (NCI) — Adult Hodgkin Lymphoma Treatment (PDQ)</p>

<p>Mayo Clinic — Lymphoma</p>

<p>American Cancer Society — Non-Hodgkin Lymphoma</p>

<p>NHS — Non-Hodgkin Lymphoma </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/lenfoma-belirtileri-nelerdir-agrisiz-sislikten-gece-terlemesine-ilk-isaretler</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 09:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0641.jpeg" type="image/jpeg" length="25562"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Muzlu Yulaf Krep Tarifi: İlave Şekersiz Kolay Kahvaltı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/muzlu-yulaf-krep-tarifi-ilave-sekersiz-kolay-kahvalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/muzlu-yulaf-krep-tarifi-ilave-sekersiz-kolay-kahvalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Muzlu yulaf krep tarifi; olgun muz, yulaf, yumurta ve yoğurtla yaklaşık 10 dakikada hazırlanan, ilave şeker gerektirmeyen pratik bir kahvaltı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Muzlu Yulaf Krep Tarifi: İlave Şekersiz Kolay Kahvaltı</p>

<p>Kahvaltıda krep isteyen ancak klasik beyaz unlu ve şekerli tariflerden farklı bir seçenek arayanlar için muzlu yulaf krep oldukça pratik. Olgun muz, yulaf, yumurta ve yoğurt aynı hamurda buluşuyor; ince krepler yapışmaz tavada birkaç dakika içinde pişiriliyor.</p>

<p>Tarifin tatlılığı olgun muzdan geliyor. Sofra şekeri, bal veya şurup eklemek gerekmiyor. Ancak muz ve yoğurt doğal olarak şeker içerdiği için tarifin doğru tanımı “şekersiz” değil, “ilave şekersiz”.</p>

<p>Muzun hamura yalnızca tatlılık değil, nem ve bağlayıcılık da kazandırması tarifin az malzemeyle hazırlanmasını sağlıyor. Krep hamurunun birkaç dakika dinlendirilmesi ise yulafın sıvıyı emerek daha dengeli kıvam kazanmasına yardımcı oluyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Yulaf, beta-glukan adı verilen çözünür lif içeren bir tam tahıldır. Yumurta ve yoğurt tarifin protein içeriğine katkı sağlar.</p>

<p>Muz doğal olarak karbonhidrat ve şeker içerirken aynı zamanda lif, potasyum ve farklı mikro besinler sağlar. Olgun muzun tatlılığından yararlanılması ayrıca şeker ekleme ihtiyacını azaltabilir.</p>

<p>Tarifin pişirilmesi için çok az yağ yeterlidir. Bununla birlikte bir tarifte şeker kullanılmaması onu otomatik olarak düşük kalorili yapmaz. Muz, yulaf, yumurta ve servis malzemelerinin tamamı toplam enerji miktarına katkıda bulunur.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 5 dakika<br />
Pişirme süresi: 6-8 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 10-15 dakika<br />
Kaç kişilik: 2 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: Kişi başı 3 küçük krep<br />
Zorluk: Çok kolay<br />
Öğün: Kahvaltı / ara öğün<br />
Kategori: Sağlıklı Kahvaltılar</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 310 kcal<br />
Protein: 14 g<br />
Karbonhidrat: 42 g<br />
Yağ: 10 g<br />
Lif: 5 g</p>

<p>Değerler 100 gram yulaf, yaklaşık 120 gram muz, 2 büyük yumurta, 80 gram sade yoğurt ve 5 ml zeytinyağı üzerinden iki porsiyon için yaklaşık olarak hesaplanmıştır.</p>

<p>Muzun büyüklüğü, yumurtaların gramajı, yoğurdun yağ oranı, kullanılan yulaf ve pişirme sırasında tavada kalan yağ miktarı gerçek değerleri değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>100 gram yulaf ezmesi<br />
1 büyük ve iyice olgunlaşmış muz, yaklaşık 120 gram<br />
2 adet büyük yumurta<br />
80 gram sade yoğurt<br />
40-60 ml süt<br />
Yarım çay kaşığı tarçın<br />
Yarım çay kaşığı kabartma tozu<br />
1 çay kaşığı doğal vanilya özütü, isteğe bağlı<br />
Bir tutam tuz<br />
Tavayı yağlamak için 1 çay kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 5 ml</p>

<p>Servis için isteğe bağlı:</p>

<p>Taze muz dilimleri<br />
Sade yoğurt<br />
Tarçın<br />
Çilek, yaban mersini veya mevsim meyvesi<br />
Az miktarda ceviz veya fındık</p>

<p>Muzlu yulaf krep nasıl yapılır?</p>

<p>1. Yulaf ezmesini mutfak robotuna alın ve ince un kıvamına gelene kadar çekin.</p>

<p>2. Olgun muzu geniş bir kaseye alın ve çatalla tamamen püre haline getirin. Muzda büyük parçalar kalmaması krep hamurunun daha düzgün yayılmasını sağlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Yumurtaları muzun üzerine kırın ve çırpın.</p>

<p>4. Yoğurdu ve başlangıçta 40 ml sütü ekleyerek karıştırın.</p>

<p>5. Öğütülmüş yulafı, tarçını, kabartma tozunu, bir tutam tuzu ve kullanıyorsanız vanilyayı ekleyin.</p>

<p>6. Malzemeleri pürüzsüz hale yaklaşana kadar karıştırın.</p>

<p>7. Hamuru yaklaşık 5 dakika dinlendirin. Yulaf sıvıyı emdikçe karışım koyulaşacaktır.</p>

<p>8. Dinlenme sonrasında kıvamı kontrol edin. Hamur kepçeden akmalı ancak su gibi olmamalıdır.</p>

<p>9. Hamur gereğinden koyuysa kalan sütü azar azar ekleyin. Sütün tamamına ihtiyaç olmayabilir.</p>

<p>10. Geniş yapışmaz tavayı orta-kısık ateşte ısıtın.</p>

<p>11. Zeytinyağını tavaya ekleyip kağıt havlu veya fırçayla çok ince bir tabaka halinde yayın.</p>

<p>12. Her küçük krep için yaklaşık 2-3 yemek kaşığı hamuru tavaya dökün.</p>

<p>13. Kaşığın arkasıyla hamuru yaklaşık 10-12 santimetre çapında hafifçe yayın.</p>

<p>14. İlk yüzü yaklaşık 1,5-2 dakika pişirin. Kenarlar matlaşmaya, üst yüzeyde küçük kabarcıklar oluşmaya başladığında çevirmeye hazırdır.</p>

<p>15. İnce bir spatulayla krebi dikkatlice çevirin.</p>

<p>16. İkinci yüzünü yaklaşık 1 dakika daha pişirin.</p>

<p>17. Kalan hamuru aynı yöntemle hazırlayın. Tava fazla ısınırsa ateşi düşürün.</p>

<p>18. Pişen krepleri üst üste yığmak yerine servis tabağına hafifçe aralıklı yerleştirin. Böylece buhar nedeniyle fazla yumuşamaları azalır.</p>

<p>19. İsteğe göre sade yoğurt, taze meyve ve tarçınla servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Muzlu yulaf krebin en önemli noktası hamurun kıvamı. Yulaf sıvıyı bekledikçe emdiği için hamuru hazırladıktan hemen sonra fazla koyu olduğunu düşünüp gereğinden çok süt eklemeyin.</p>

<p>Önce 5 dakika dinlendirin, ardından süt miktarını ayarlayın.</p>

<p>Krepleri klasik ince Fransız krepleri kadar büyük hazırlamak yerine 10-12 santimetrelik küçük krepler yapmak çevirmeyi kolaylaştırır. Muzlu ve yulaflı hamur buğday unlu klasik krep hamurundan daha hassastır.</p>

<p>Orta-kısık ateş kullanın. Muz doğal şeker içerdiğinden yüksek ateşte krebin yüzeyi, iç kısmı pişmeden hızla koyulaşabilir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarif olgun muzla yeterince tatlı olabileceği için ayrıca şeker, bal veya şurup kullanmak zorunlu değildir.</p>

<p>Servis sırasında çikolata kreması veya şekerli sos yerine sade yoğurt, taze meyve ve tarçın kullanılabilir.</p>

<p>Kuruyemiş eklemek istenirse miktarını ölçmek önemlidir. Ceviz ve fındık besleyici olmakla birlikte enerji yoğunluğu yüksek besinlerdir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Muzlu yulaf krep, ilave şeker kullanmadan tatlı lezzette kahvaltı isteyenler için uygun bir alternatif olabilir.</p>

<p>Et tüketmeyen ancak yumurta ve süt ürünlerini tüketen vejetaryen beslenme biçimine uygundur.</p>

<p>Yulaf doğal olarak gluten içermese de üretim ve paketleme sırasında buğday, arpa veya çavdarla temas edebilir. Çölyak hastalığı bulunan kişiler yalnızca sertifikalı glutensiz yulaf kullanmalı ve diğer paketli malzemelerin etiketlerini kontrol etmelidir.</p>

<p>Standart tarif yumurta ve süt ürünü içerdiğinden bu besinlere alerjisi bulunan kişiler için uygun değildir.</p>

<p>Muzlu yulaf krep kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçüler iki eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 310 kalori sağlayabilir. Serviste kullanılan yoğurt, kuruyemiş, meyve veya diğer malzemeler bu değere ayrıca eklenir.</p>

<p>Muzlu yulaf krep neden dağılıyor?</p>

<p>Hamurun fazla sıvı olması, kreplerin çok büyük hazırlanması veya ilk yüz tamamen toparlanmadan çevrilmesi başlıca nedenlerdir.</p>

<p>Hamuru birkaç dakika dinlendirmek ve küçük krepler hazırlamak daha güvenilir sonuç verir.</p>

<p>Yulaflı krep blender olmadan yapılır mı?</p>

<p>Evet. Yulaf ezmesi yerine hazır yulaf unu kullanılabilir. Yulaf unu kullanıldığında hamurun kıvamı yine dinlendirme sonrasında kontrol edilmelidir.</p>

<p>Muzlu krep için muz ne kadar olgun olmalı?</p>

<p>Kabuğında kahverengi benekler oluşmuş, kolay ezilebilen olgun muzlar tarif için idealdir. Olgunluk arttıkça muzun tatlılığı ve hamura karışması da belirginleşir.</p>

<p>Muzlu yulaf krep akşamdan hazırlanabilir mi?</p>

<p>Krepler önceden pişirilebilir ancak hamurun tamamını gece boyunca bekletmek yulafın çok fazla sıvı emmesine ve kıvamın belirgin biçimde değişmesine neden olabilir.</p>

<p>En iyi sonuç için hamuru pişirmeye yakın hazırlamak daha uygundur.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Artan krepleri tamamen soğuttuktan sonra kapalı bir saklama kabında buzdolabında muhafaza edin.</p>

<p>Kreplerin arasına küçük parçalar halinde pişirme kağıdı yerleştirmek birbirlerine yapışmalarını azaltabilir.</p>

<p>Yeniden servis ederken kuru tavada veya düşük sıcaklıktaki fırında kısa süre ısıtılabilir.</p>

<p>Taze meyve ve yoğurt gibi servis malzemelerini kreplerden ayrı saklamak daha iyi sonuç verir.</p>

<p>Muzlu yulaf krep; olgun muzları değerlendirmek, kahvaltıyı kısa sürede hazırlamak ve ilave şeker kullanmadan tatlı bir lezzet elde etmek için pratik bir seçenek.</p>

<p>Tarifin iyi sonuç vermesi için çok sayıda malzemeye ihtiyaç yok. Doğru hamur kıvamı, küçük krep boyutu ve kontrollü tava sıcaklığı, yumuşak ve kolay çevrilebilen yulaf krepler elde etmek için yeterli.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/muzlu-yulaf-krep-tarifi-ilave-sekersiz-kolay-kahvalti</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0638.jpeg" type="image/jpeg" length="73132"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyin-Bilgisayar Arayüzü Felçli Hastalarda Konuşma ve Jestleri Birlikte Çözümledi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/beyin-bilgisayar-arayuzu-felcli-hastalarda-konusma-ve-jestleri-birlikte-cozumledi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/beyin-bilgisayar-arayuzu-felcli-hastalarda-konusma-ve-jestleri-birlikte-cozumledi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature Neuroscience’da yayımlanan erken aşama çalışmada beyin-bilgisayar arayüzü, üç felçli katılımcının konuşma ve jestlerle ilişkili beyin sinyallerini birlikte çözümledi. İki katılımcıda bu sinyaller konuşan ve jest yapan sanal avatara aktarıldı. Teknoloji henüz deneysel aşamada.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>FELÇLİ HASTALARDA BEYİN SİNYALLERİ KONUŞMA VE JESTLERE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşma yetisini ciddi ölçüde kaybetmiş kişilerin daha doğal iletişim kurabilmesini amaçlayan beyin-bilgisayar arayüzlerinde yeni bir adım atıldı.</p>

<p>Nature Neuroscience’da yayımlanan ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından 14 Eylül 2026’da duyurulan erken aşama çalışmada araştırmacılar, beyin sinyallerinden yalnızca konuşmayı değil, iletişim sırasında kullanılan bazı jestleri de çözümleyebilen bir sistem geliştirdi.</p>

<p>Çalışmaya ağır felç nedeniyle konuşma yeteneğini kaybetmiş üç kişi katıldı.</p>

<p>Araştırmanın dikkat çeken yönü, konuşma ve bedensel iletişimin aynı beyin-bilgisayar arayüzü içerisinde birlikte ele alınması oldu.</p>

<p>BEYİN-BİLGİSAYAR ARAYÜZÜ NEDİR?</p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzleri, beyindeki elektriksel aktiviteyi kaydederek bu sinyalleri bilgisayar komutlarına dönüştürmeyi amaçlayan teknolojiler.</p>

<p>Özellikle felç, ALS ve bazı nörolojik hastalıklar nedeniyle konuşma veya hareket yetisini kaybeden kişiler için bu sistemler önemli bir araştırma alanı.</p>

<p>Son yıllardaki deneysel çalışmalar, kişinin konuşmaya çalışırken oluşan beyin sinyallerinden kelimelerin veya seslerin tahmin edilebileceğini göstermişti.</p>

<p>Yeni çalışma ise bu yaklaşımı konuşmanın ötesine taşıyor.</p>

<p>KONUŞMAYA JESTLER DE EKLENDİ</p>

<p>İnsan iletişimi yalnızca kelimelerden oluşmuyor.</p>

<p>Baş hareketleri, yüz ifadeleri ve el-kol jestleri konuşmanın anlamını ve duygusal içeriğini güçlendirebiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar bu nedenle konuşmayla ilişkili beyin sinyallerinin yanında iletişimsel jestlerle ilişkili sinyallerin de çözümlenip çözümlenemeyeceğini araştırdı.</p>

<p>Katılımcıların beyin aktivitesi, konuşmaya ve farklı hareketleri gerçekleştirmeye çalıştıkları sırada kaydedildi.</p>

<p>Elde edilen sinyaller yapay zekâ ve makine öğrenmesi yöntemleriyle analiz edildi.</p>

<p>KONUŞAN VE JEST YAPAN SANAL AVATAR</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici aşamalarından biri iki katılımcıda gerçekleştirildi.</p>

<p>Beyin sinyallerinden çözümlenen bilgiler sanal bir avatara aktarıldı.</p>

<p>Avatar yalnızca sentezlenmiş konuşma üretmekle kalmadı; aynı zamanda katılımcının gerçekleştirmeye çalıştığı bazı iletişimsel hareketleri de yansıtabildi.</p>

<p>Böylece kişinin niyet ettiği sözlü ve sözsüz iletişimin aynı dijital temsil içerisinde birleştirilmesi amaçlandı.</p>

<p>NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Mevcut yardımcı iletişim teknolojilerinde kişinin vermek istediği mesaj aktarılabilse bile doğal insan iletişimindeki jest, ritim ve beden dili büyük ölçüde kaybolabiliyor.</p>

<p>Araştırmacıların uzun vadeli hedeflerinden biri, konuşma yetisini kaybetmiş kişilerin yalnızca ne söylemek istediklerini değil, bunu nasıl ifade etmek istediklerini de dijital ortamda aktarabilmek.</p>

<p>Bu nedenle konuşma ile jestlerin aynı sistem tarafından çözümlenebilmesi daha doğal iletişim sağlayabilecek gelecekteki nöroprotezler açısından önemli olabilir.</p>

<p>BEYİN SİNYALLERİ NASIL OKUNDU?</p>

<p>Çalışmada katılımcıların beynindeki hareket ve konuşmayla ilişkili bölgelerden elektriksel aktivite kaydedildi.</p>

<p>Katılımcılardan belirli sözcükleri söylemeye veya belirli hareketleri gerçekleştirmeye çalışmaları istendi.</p>

<p>Araştırmacılar daha sonra farklı iletişim girişimleri sırasında ortaya çıkan sinyal örüntülerini karşılaştırdı.</p>

<p>Bilgisayar modelleri, bu örüntülerden kişinin gerçekleştirmeye çalıştığı iletişim davranışını tahmin etmek üzere eğitildi.</p>

<p>SİSTEM ZİHİN OKUYOR MU?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzleri kamuoyunda zaman zaman “zihin okuma” teknolojileri şeklinde yorumlanabiliyor.</p>

<p>Ancak bu sistemler kişinin bütün düşüncelerini serbest biçimde okumuyor.</p>

<p>Çalışmada sistem, katılımcıların belirli konuşma ve hareket görevlerini gerçekleştirmeye çalışırken oluşan sinyaller üzerinde eğitildi.</p>

<p>Dolayısıyla araştırmanın sonucu “insanların düşünceleri okunabiliyor” anlamına gelmiyor.</p>

<p>FELCİ TEDAVİ EDİYOR MU?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Beyin implantı felcin nedenini ortadan kaldıran veya hasarlı sinir sistemini iyileştiren bir tedavi değil.</p>

<p>Araştırılan teknoloji bir iletişim nöroprotezi.</p>

<p>Amaç, hareket veya konuşma yeteneği ciddi ölçüde kısıtlanan kişinin beyin sinyallerini kullanarak dış dünyayla daha etkili iletişim kurabilmesine yardımcı olmak.</p>

<p>Bu nedenle “implant felçli hastayı konuşturdu” ifadesi de tek başına yanıltıcı olabilir.</p>

<p>Daha doğru ifade, konuşma girişimine ait beyin sinyallerinin bilgisayar tarafından çözümlenerek sentezlenmiş iletişime dönüştürülmesi.</p>

<p>SADECE 3 KİŞİDE DENENDİ</p>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlamalarından biri örneklem büyüklüğü.</p>

<p>Araştırmaya yalnızca üç kişi katıldı.</p>

<p>Bu nedenle elde edilen sonuçlar geniş bir hasta grubunda aynı performansın sağlanacağını göstermiyor.</p>

<p>Çalışma bir proof-of-concept, yani bir teknolojik yaklaşımın uygulanabilirliğini göstermek amacıyla gerçekleştirilen erken aşama araştırma niteliğinde.</p>

<p>Daha fazla katılımcıyla yapılacak çalışmalar sistemin doğruluğunu, kullanım kolaylığını ve uzun dönem performansını değerlendirmek açısından gerekli.</p>

<p>HER FELÇLİ HASTAYA UYGULANABİLİR Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Felç tek bir hastalık değil ve beyin hasarının yeri ile derecesi kişiden kişiye büyük farklılık gösterebiliyor.</p>

<p>Ayrıca çalışmada kullanılan sistem invaziv bir beyin-bilgisayar arayüzü.</p>

<p>Bu, beyin aktivitesini kaydetmek amacıyla cerrahi olarak elektrot yerleştirilmesini gerektiriyor.</p>

<p>Dolayısıyla bu teknoloji bugün rutin hastane uygulamasında bütün felçli hastalara sunulan bir yöntem değil.</p>

<p>HENÜZ KLİNİK KULLANIMA HAZIR DEĞİL</p>

<p>Araştırmanın sonuçları beyin-bilgisayar arayüzlerinin gelecekte daha doğal iletişim sağlayabileceğini gösteren önemli bir teknik adım.</p>

<p>Ancak teknoloji halen araştırma aşamasında.</p>

<p>Sistemin daha fazla kişide doğrulanması, uzun dönem güvenilirliğinin değerlendirilmesi ve gerçek yaşam ortamında ne kadar işlevsel olduğunun gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bunun yanında invaziv beyin implantlarında cerrahi riskler, cihaz dayanıklılığı, veri güvenliği ve hasta mahremiyeti gibi konular da önem taşıyor.</p>

<p>GELECEKTE NEREYE GİDEBİLİR?</p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzlerinin uzun vadeli hedefi yalnızca ekranda kelime yazdırmak değil.</p>

<p>Araştırmacılar kişinin konuşma hızını, ses tonunu, yüz ifadelerini ve jestlerini mümkün olduğunca doğal biçimde yeniden oluşturabilecek iletişim sistemleri üzerinde çalışıyor.</p>

<p>Yeni çalışma, sözlü ve sözsüz iletişimin aynı nöroprotez içerisinde birleştirilebileceğine dair erken bir kanıt sunuyor.</p>

<p>Ancak üç katılımcıyla elde edilen sonuçların klinik bir tedavi başarısı olarak değil, gelecekteki iletişim teknolojileri için umut verici bir araştırma adımı olarak değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik bilimsel bir araştırmayı haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Beyin-bilgisayar arayüzleri ve invaziv beyin implantları halen özel araştırma protokolleri kapsamında değerlendirilen deneysel teknolojilerdir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Nature Neuroscience<br />
National Institutes of Health (NIH)<br />
University of California, San Francisco<br />
Beyin-Bilgisayar Arayüzü Araştırma Ekibi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/beyin-bilgisayar-arayuzu-felcli-hastalarda-konusma-ve-jestleri-birlikte-cozumledi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0637.jpeg" type="image/jpeg" length="35041"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FDA, Yüzeyel Bazal Hücreli Karsinomda Ameluz Fotodinamik Tedavisini Onayladı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fda-yuzeyel-bazal-hucreli-karsinomda-ameluz-fotodinamik-tedavisini-onayladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fda-yuzeyel-bazal-hucreli-karsinomda-ameluz-fotodinamik-tedavisini-onayladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, Ameluz adlı aminolevulinik asit jelinin BF-RhodoLED kırmızı ışık sistemiyle birlikte erişkinlerde yüzeyel bazal hücreli karsinom tedavisinde kullanılmasını onayladı. 187 hastalık Faz III çalışmada klinik ve histolojik tam yanıt oranı aktif tedavide yüzde 66, kontrol grubunda yüzde 5 bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>CİLT KANSERİNDE KIRMIZI IŞIKLA FOTODİNAMİK TEDAVİYE FDA ONAYI</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), en sık görülen cilt kanseri türlerinden bazal hücreli karsinomun belirli bir alt tipi için yeni bir tedavi seçeneğine onay verdi.</p>

<p>Ameluz adıyla kullanılan yüzde 10 aminolevulinik asit hidroklorür jelinin BF-RhodoLED kırmızı ışık sistemiyle birlikte erişkinlerde yüzeyel bazal hücreli karsinom tedavisinde kullanılması onaylandı.</p>

<p>Yeni endikasyon, ameliyat dışı tedavi seçeneklerinin uygun olduğu bazı hastalar açısından dikkat çekiyor.</p>

<p>AMELUZ DAHA ÖNCE DE KULLANILIYORDU</p>

<p>Ameluz tamamen yeni geliştirilmiş bir ilaç değil.</p>

<p>İlaç, fotodinamik tedavi kapsamında aktinik keratoz adı verilen kanser öncüsü cilt lezyonlarının tedavisinde daha önce FDA onayına sahipti.</p>

<p>Yeni FDA kararı ise kullanım alanını yüzeyel bazal hücreli karsinoma genişletiyor.</p>

<p>Böylece Ameluz ve BF-RhodoLED sistemi ABD'de bir cilt kanserinin tedavisi için FDA onayı alan ilk fotodinamik tedavi oldu.</p>

<p>FOTODİNAMİK TEDAVİ NASIL ÇALIŞIYOR?</p>

<p>Fotodinamik tedavide temel olarak iki bileşen birlikte kullanılıyor:</p>

<p>Işığa duyarlılığı artıran bir ilaç ve belirli dalga boyunda ışık.</p>

<p>Ameluz, aminolevulinik asit hidroklorür içeriyor.</p>

<p>Jel tedavi edilecek bölgeye uygulandıktan sonra hücrelerde ışığa duyarlı moleküllerin oluşmasına yol açıyor.</p>

<p>Daha sonra bölge BF-RhodoLED cihazından verilen kırmızı ışığa maruz bırakılıyor.</p>

<p>Işıkla aktive olan moleküller hücre içerisinde reaktif oksijen türlerinin oluşmasını sağlıyor.</p>

<p>Bunun sonucunda hedeflenen anormal hücrelerin hasarlanması ve ortadan kaldırılması amaçlanıyor.</p>

<p>187 HASTALIK FAZ III ÇALIŞMA</p>

<p>FDA onayının temelini çok merkezli, randomize, çift kör ve kontrollü Faz III çalışma oluşturdu.</p>

<p>Araştırmaya histolojik olarak yüzeyel bazal hücreli karsinom tanısı doğrulanmış 187 erişkin katıldı.</p>

<p>Katılımcıların 145'i Ameluz fotodinamik tedavi grubuna, 42'si ise kontrol grubuna dahil edildi.</p>

<p>Çalışmanın ana hedefi yalnızca lezyonun dışarıdan kaybolup kaybolmadığını değerlendirmek değildi.</p>

<p>Araştırmacılar hem klinik hem de histolojik olarak tam yanıt elde edilmesini birlikte değerlendirdi.</p>

<p>YÜZDE 66'YA KARŞI YÜZDE 5</p>

<p>Sonuçlar iki grup arasında belirgin fark gösterdi.</p>

<p>Ameluz fotodinamik tedavisi uygulanan 145 hastanın 95'inde, yani yüzde 66'sında ana hedef lezyonda hem klinik hem histolojik tam yanıt elde edildi.</p>

<p>Kontrol grubunda ise 42 hastanın yalnızca 2'si bu sonlanım noktasına ulaştı.</p>

<p>Bu oran yüzde 5'e karşılık geliyor.</p>

<p>HİSTOLOJİK TEMİZLENME YÜZDE 76</p>

<p>Araştırmada lezyonun mikroskobik olarak temizlenip temizlenmediği ayrıca değerlendirildi.</p>

<p>Ana hedef lezyonda histolojik temizlenme Ameluz grubunda yüzde 76 olarak bildirildi.</p>

<p>Kontrol grubunda ise oran yüzde 19'du.</p>

<p>Bunun yanında hastaların sahip olduğu tüm hedef lezyonların klinik olarak tamamen temizlenme oranı aktif tedavi grubunda yüzde 83'e ulaştı.</p>

<p>Kontrol grubunda bu oran yüzde 21 olarak gerçekleşti.</p>

<p>BU SONUÇLAR NE ANLAMA GELİYOR?</p>

<p>Faz III sonuçları Ameluz ile kırmızı ışık fotodinamik tedavisinin yüzeyel bazal hücreli karsinomda etkili olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak yüzde 66'lık sonuç "cilt kanserlerinin yüzde 66'sını iyileştiriyor" şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Bu oran çalışmada belirlenmiş hasta grubunda, belirlenmiş tedavi protokolü sonrasında ana hedef lezyonda hem klinik hem de histolojik tam yanıt sağlayan katılımcıların oranı.</p>

<p>Ayrıca onay bütün cilt kanseri türlerini kapsamıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HANGİ CİLT KANSERİ İÇİN ONAYLANDI?</p>

<p>FDA onayı yüzeyel bazal hücreli karsinom için verildi.</p>

<p>Bazal hücreli karsinom, derinin bazal hücrelerinden gelişen ve en sık görülen cilt kanseri türü.</p>

<p>Genellikle yavaş büyüyor ve uzak organlara yayılması nadir görülüyor.</p>

<p>Ancak tedavi edilmediğinde bulunduğu bölgede büyüyerek çevredeki dokulara zarar verebiliyor.</p>

<p>Yüzeyel bazal hücreli karsinom ise hastalığın daha yüzeysel büyüme gösteren alt tiplerinden biri.</p>

<p>Genellikle gövde ve ekstremitelerde kırmızı, pullu veya plak benzeri lezyon şeklinde görülebiliyor.</p>

<p>HER BAZAL HÜCRELİ KANSERDE KULLANILABİLİR Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>FDA onayının yüzeyel bazal hücreli karsinomla sınırlı olması önemli.</p>

<p>Bazal hücreli karsinomun nodüler, infiltratif ve morfeaform gibi farklı alt tipleri bulunuyor.</p>

<p>Tümörün tipi, büyüklüğü, derinliği, bulunduğu bölge, daha önce tedavi edilip edilmediği ve hastanın özellikleri tedavi seçimini etkiliyor.</p>

<p>Bu nedenle "bazal hücreli kanser artık kırmızı ışıkla tedavi ediliyor" şeklinde genelleme yapmak doğru değil.</p>

<p>AMELİYATIN YERİNİ Mİ ALACAK?</p>

<p>Yeni FDA onayı cerrahinin bazal hücreli karsinom tedavisindeki önemini ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Cerrahi eksizyon ve uygun hastalarda Mohs mikrografik cerrahisi bazal hücreli karsinom tedavisinde önemli seçenekler olmaya devam ediyor.</p>

<p>Fotodinamik tedavi ise özellikle uygun yüzeyel lezyonlarda ameliyat dışı seçeneklerden biri olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Hangi yöntemin kullanılacağı dermatoloji uzmanının tümör özelliklerini ve hastanın durumunu değerlendirmesiyle belirleniyor.</p>

<p>YAN ETKİLER NELERDİ?</p>

<p>Faz III çalışmada en sık görülen yan etkiler tedavinin uygulandığı bölgede ortaya çıkan lokal reaksiyonlardı.</p>

<p>Bunlar Ameluz fotodinamik tedavisinin daha önce bilinen güvenlilik profiliyle uyumlu bulundu.</p>

<p>Fotodinamik tedavi sırasında veya sonrasında uygulama bölgesinde ağrı, yanma, kızarıklık ve benzeri lokal reaksiyonlar görülebiliyor.</p>

<p>Hastaların tedavi öncesinde olası yan etkiler konusunda bilgilendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>"KIRMIZI IŞIK CİLT KANSERİNİ TEDAVİ EDİYOR" DENEBİLİR Mİ?</p>

<p>Tek başına böyle söylemek yanıltıcı olur.</p>

<p>FDA'nın onayladığı tedavi sıradan bir kırmızı ışık uygulaması değil.</p>

<p>Onay, Ameluz adlı fotosensitize edici ilacın belirli BF-RhodoLED cihazlarıyla birlikte, belirli bir protokol altında uygulanmasına ilişkin.</p>

<p>Ev tipi kırmızı ışık cihazları veya kozmetik amaçlı ışık uygulamalarının cilt kanserini tedavi ettiği sonucu bu FDA kararından çıkarılamaz.</p>

<p>Bu ayrım özellikle sosyal medyada oluşabilecek yanlış anlamaların önüne geçmek açısından önemli.</p>

<p>AKTİNİK KERATOZ İLE BAZAL HÜCRELİ KARSİNOM AYNI ŞEY Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Aktinik keratoz uzun süreli güneş ve ultraviyole ışınlarına maruziyet sonucunda gelişebilen kanser öncüsü bir cilt lezyonu.</p>

<p>Bazal hücreli karsinom ise doğrudan bir cilt kanseri.</p>

<p>Ameluz daha önce aktinik keratoz tedavisi için kullanılıyordu.</p>

<p>Yeni FDA kararı kullanım alanına yüzeyel bazal hücreli karsinomu da eklemiş oldu.</p>

<p>CİLTTEKİ HER YARA VEYA LEKE KANSER Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Ciltte ortaya çıkan lekelerin, yaraların veya kabuklanmaların büyük bölümü kanser değildir.</p>

<p>Ancak iyileşmeyen yara, tekrarlayan kanama, giderek büyüyen parlak veya inci görünümündeki kabarıklık, uzun süre kalan kırmızı-pullu alan ya da belirgin biçimde değişen bir cilt lezyonu dermatolojik değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Bazal hücreli karsinom tanısı yalnızca görüntüye bakılarak kesinleştirilmez.</p>

<p>Gerekli durumlarda biyopsi ve histopatolojik inceleme yapılır.</p>

<p>FDA KARARI NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Yeni onay yüzeyel bazal hücreli karsinomda ilaç ve kırmızı ışığı birleştiren, klinik olarak değerlendirilmiş yeni bir ameliyat dışı seçenek sunuyor.</p>

<p>Faz III çalışmada aktif tedaviyle elde edilen yüzde 66'lık klinik ve histolojik tam yanıt oranının kontrol grubundaki yüzde 5'e karşılık gelmesi onayın temel bilimsel dayanaklarından biri oldu.</p>

<p>Bununla birlikte tedavinin hangi hastaya uygun olduğuna tümörün özellikleri ve hastanın klinik durumu değerlendirilerek karar verilmesi gerekiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik güncel bir ilaç ve tedavi onayını haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Şüpheli cilt lezyonlarının dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration (FDA)<br />
Ameluz Güncel Reçeteleme Bilgisi<br />
Biofrontera<br />
Faz III Yüzeyel Bazal Hücreli Karsinom Çalışması </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fda-yuzeyel-bazal-hucreli-karsinomda-ameluz-fotodinamik-tedavisini-onayladi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0636.jpeg" type="image/jpeg" length="47305"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[15 Eylül Resmî Gazete’de Üniversite Kadroları Değişti: Sağlık Unvanları da Listede]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/15-eylul-resmi-gazetede-universite-kadrolari-degisti-saglik-unvanlari-da-listede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/15-eylul-resmi-gazetede-universite-kadrolari-degisti-saglik-unvanlari-da-listede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[15 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de bazı üniversitelerin memur ve öğretim elemanı kadrolarında değişiklik yapıldı. Düzenlemelerde hemşire, ebe, sağlık teknikeri, laborant, biyolog ve fizyoterapist gibi sağlık unvanları da yer aldı. Kararlar doğrudan personel alım ilanı anlamına gelmiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>RESMÎ GAZETE’DE ÜNİVERSİTE KADROLARI DEĞİŞTİ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>15 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de devlet üniversitelerinin kadro yapılarını ilgilendiren yeni Cumhurbaşkanı kararları yayımlandı.</p>

<p>2026/312 ve 2026/313 sayılı kararlarla bazı yükseköğretim kurumlarına ait memur ve öğretim elemanı kadrolarında değişiklik yapıldı.</p>

<p>Düzenlemelerin ekli listelerinde sağlık alanıyla ilişkili unvanların da bulunması özellikle sağlık çalışanlarının dikkatini çekti.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor:</p>

<p>Resmî Gazete’de yayımlanan bu kararlar doğrudan bir personel alım ilanı değil.</p>

<p>SAĞLIK UNVANLARI DA LİSTEDE</p>

<p>Yayımlanan kadro düzenlemelerinde üniversitelerin farklı hizmet sınıflarına ilişkin çok sayıda unvan bulunuyor.</p>

<p>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesiyle ilgili listelerde sağlık alanından dikkat çeken unvanlar arasında hemşire, ebe, sağlık teknikeri, laborant, biyolog ve fizyoterapist de yer alıyor.</p>

<p>Bunun yanında mühendis, tekniker, teknisyen, programcı, çözümleyici ve çeşitli idari unvanlara ilişkin kadro değişiklikleri de bulunuyor.</p>

<p>PERSONEL ALIMI BAŞLADI MI?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Resmî Gazete’de bir üniversite için kadro ihdası veya kadro değişikliği yapılması, o üniversitenin aynı anda bu kadrolara personel alım ilanına çıktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kadro düzenlemesi kurumun teşkilat ve personel yapısında ilgili unvan için kadro oluşturulması, mevcut kadronun değiştirilmesi veya farklı bir kadro düzenlemesinin yapılması anlamına gelebiliyor.</p>

<p>Fiilen personel alınabilmesi için ayrıca ilgili mevzuat çerçevesinde ilan ve başvuru sürecinin yürütülmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle “Resmî Gazete’de hemşire kadrosu çıktı” ifadesi ile “hemşire alımı başladı” ifadesi aynı anlama gelmiyor.</p>

<p>SAĞLIK ÇALIŞANLARI NEDEN BU KARARLARI TAKİP EDİYOR?</p>

<p>Üniversiteler yalnızca eğitim kurumları değil.</p>

<p>Özellikle tıp fakülteleri, diş hekimliği fakülteleri, sağlık bilimleri fakülteleri, üniversite hastaneleri ve araştırma merkezleri nedeniyle çok sayıda sağlık meslek grubunun istihdam edildiği kurumlar.</p>

<p>Bu nedenle üniversitelerin kadro yapısında hemşire, ebe, sağlık teknikeri, biyolog veya fizyoterapist gibi unvanlarda yapılan değişiklikler gelecekteki insan kaynağı planlaması açısından önem taşıyabiliyor.</p>

<p>Ancak kadronun bulunması, mutlaka kısa süre içerisinde alım yapılacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>KADRO İHDASI NEDİR?</p>

<p>Kadro ihdası, kamu kurumunun teşkilat yapısında belirli bir unvan ve derece için kadro oluşturulması anlamına geliyor.</p>

<p>Basit ifadeyle kurumun personel organizasyonunda o pozisyona hukuki olarak yer açılıyor.</p>

<p>Fakat kadronun ihdas edilmesi ile kadronun doldurulması iki ayrı işlem.</p>

<p>Kadro oluşturulduktan sonra personelin hangi yöntemle ve ne zaman alınacağı ayrıca belirleniyor.</p>

<p>KADRO DEĞİŞİKLİĞİ NEDİR?</p>

<p>Kamu kurumlarında ihtiyaçlar zaman içerisinde değişebiliyor.</p>

<p>Bir kurumda ihtiyaç azalan bir unvana ait kadronun iptal edilip ihtiyaç artan başka bir unvan için yeni kadro oluşturulması mümkün.</p>

<p>Bu nedenle Resmî Gazete’de yayımlanan kadro kararlarında “iptal” ve “ihdas” listeleri birlikte görülebiliyor.</p>

<p>Bu işlem tek başına yeni personel alımı duyurusu niteliği taşımıyor.</p>

<p>ÜNİVERSİTE PERSONEL ALIMI NASIL DUYURULUR?</p>

<p>Bir devlet üniversitesi personel alımı yapacağında ayrıca ilan yayımlanması gerekiyor.</p>

<p>Alımın niteliğine göre duyurular üniversitenin resmî internet sitesi, Resmî Gazete, Kariyer Kapısı veya ilgili diğer resmî kanallar üzerinden yayımlanabiliyor.</p>

<p>İlanda;</p>

<p>başvuru tarihleri,</p>

<p>aranan öğrenim şartları,</p>

<p>KPSS koşulu,</p>

<p>nitelik kodları,</p>

<p>kadro veya pozisyon sayısı,</p>

<p>başvuru yöntemi</p>

<p>gibi bilgiler ayrıca açıklanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla sağlık çalışanlarının başvuru yapabilmesi açısından asıl takip edilmesi gereken belge personel alım ilanı.</p>

<p>“HEMŞİRE ALIMI AÇILDI” ŞEKLİNDE YORUMLANMAMALI</p>

<p>Özellikle sosyal medyada Resmî Gazete’deki kadro listelerinin ekran görüntülerinin paylaşılması, zaman zaman “yeni personel alımı geliyor” veya “başvurular başladı” şeklinde yorumlanabiliyor.</p>

<p>15 Eylül tarihli kararlar açısından da aynı ayrımı yapmak gerekiyor.</p>

<p>Listelerde sağlık meslek unvanlarının bulunması önemli bir kadro düzenlemesi.</p>

<p>Ancak bu durum bugün itibarıyla bu unvanların tamamında başvuru alınmaya başlandığını göstermiyor.</p>

<p>BAŞVURU YAPMAK İSTEYENLER NEYİ TAKİP ETMELİ?</p>

<p>Hemşire, ebe, fizyoterapist, sağlık teknikeri, laborant, biyolog ve diğer sağlık meslek mensuplarının ilgili üniversitelerin yayımlayacağı resmî personel ilanlarını takip etmesi gerekiyor.</p>

<p>Yeni bir personel ilanı yayımlandığında kontenjan, KPSS puan türü, mezuniyet şartı ve başvuru tarihleri de kesinleşmiş olacak.</p>

<p>Tıbbiye Bülteni, sağlık alanındaki üniversite personel ilanları yayımlandıkça gelişmeleri ayrıca haberleştirecek.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/15-eylul-resmi-gazetede-universite-kadrolari-degisti-saglik-unvanlari-da-listede</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 07:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6170.jpeg" type="image/jpeg" length="20875"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ünlü Maden Suları Gerçekten Yasaklandı mı? Resmî Belgeler Ne Diyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/unlu-maden-sulari-gercekten-yasaklandi-mi-resmi-belgeler-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/unlu-maden-sulari-gercekten-yasaklandi-mi-resmi-belgeler-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Perrier, Vittel, Contrex ve Hépar hakkında “yasaklandı, tüketmeyin” başlıkları yeniden gündeme geldi. Fransa’daki resmî belgeler geçmişte mevzuata aykırı arıtma uygulamalarını doğruluyor; ancak markaların tamamının bugün topluca yasaklandığını gösteren yeni bir karar bulunmuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>PERRIER VE VITTEL GERÇEKTEN YASAKLANDI MI?</p>

<p>Türkiye’de “maden suyu” aramalarının hızla yükselmesiyle birlikte Perrier, Vittel, Contrex ve Hépar markaları hakkında dikkat çekici iddialar yeniden gündeme geldi.</p>

<p>Bazı haberlerde dünyaca bilinen maden sularının “yasaklandığı” ve tüketicilere “tüketmeyin” uyarısı yapıldığı ileri sürüldü.</p>

<p>Peki gerçekten yeni bir yasak kararı mı alındı?</p>

<p>Tıbbiye Bülteni, Fransa Senatosunun konuyla ilgili raporlarını ve güncel resmî kayıtları inceledi.</p>

<p>Ortaya çıkan tablo, sosyal medyada ve bazı haberlerde kullanılan “markalar yasaklandı” ifadesinden daha farklı.</p>

<p>SORUN YENİ DEĞİL</p>

<p>Fransa’daki şişelenmiş su tartışması 2026’da ortaya çıkmış yeni bir olay değil.</p>

<p>Fransa Senatosunun resmî belgelerine göre konu Ocak 2024’te Le Monde ve Radio France tarafından yapılan araştırmayla kamuoyunun gündemine taşındı.</p>

<p>Ancak yetkililerin bazı uygulamalardan daha önce haberdar olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Senato raporlarında Nestlé Waters’ın 2021 yılında Fransız makamlarına Vittel, Hépar, Contrex ve Perrier tesislerinde aktif karbon filtreleri ve ultraviyole işlemleri kullandığını bildirdiği aktarılıyor.</p>

<p>NEDEN TARTIŞMA ÇIKTI?</p>

<p>Sorunun merkezinde “doğal maden suyu” tanımı bulunuyor.</p>

<p>Doğal maden sularının kaynağından gelen özgün özelliklerinin korunması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle sıradan içme suyunda kullanılabilen bazı dezenfeksiyon ve arıtma işlemleri, doğal maden suyu olarak pazarlanan ürünlerde aynı şekilde kullanılamıyor.</p>

<p>Fransa Senatosunun araştırmasına göre bazı şişelenmiş sularda yıllar boyunca mevzuata uygun olmayan işlemler uygulandı.</p>

<p>Bunlar arasında aktif karbon filtreleri ve ultraviyole dezenfeksiyonu gibi yöntemler bulunuyordu.</p>

<p>Dolayısıyla tartışmanın önemli bir bölümü “su içildiğinde zehirli mi?” sorusundan ziyade, ürünün mevzuat açısından gerçekten “doğal maden suyu” olarak satılıp satılamayacağıyla ilgili.</p>

<p>SAĞLIK RİSKİ SAPTANDI MI?</p>

<p>Bu konuda da önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.</p>

<p>Fransa Senatosunun 2024 tarihli değerlendirmesinde, mevzuata uygun olmayan işlemlerin ürünlerin “doğal maden suyu” niteliğini tartışmalı hale getirdiği belirtilirken, bitmiş ürünlerin sağlık güvenliğinin sorgulanmadığı ifade edildi.</p>

<p>Raporda 2022 yılında şişeleme noktasında yapılan analizlerin yüzde 99,8’inin sağlık gerekliliklerine uygun olduğu bilgisi yer aldı.</p>

<p>Bu nedenle “mevzuata aykırı arıtma yapıldı” ile “ürünün tüketilmesi sağlık açısından tehlikeli bulundu” aynı anlama gelmiyor.</p>

<p>PERRIER BUGÜN YASAK MI?</p>

<p>Resmî kayıtlara göre Perrier markasının tamamının bugün yasaklandığını söylemek doğru değil.</p>

<p>Fransa Senatosunda Haziran 2026’da yayımlanan resmî yanıtta, Perrier kaynağına ilişkin işletme izninin 18 Aralık 2025 tarihli valilik kararıyla yenilendiği belirtiliyor.</p>

<p>Ancak önemli bir değişiklik var.</p>

<p>Perrier kaynağında geçmişte yedi kuyu bulunurken, bunlardan yalnızca ikisinin devlet tarafından “doğal maden suyu” olarak tanınmaya devam ettiği aktarılıyor.</p>

<p>Yetkililer bu iki kuyu için daha sıkı sağlık kontrollerinin sürdürüldüğünü belirtiyor.</p>

<p>Kontroller kapsamında kuyularda haftalık sağlık denetimleri ile virolojik göstergeler açısından güçlendirilmiş aylık kontroller uygulanıyor.</p>

<p>DİĞER KUYULARA NE OLDU?</p>

<p>Perrier tesisindeki bazı kuyular doğal maden suyu statüsünden çıkarıldı.</p>

<p>Senato belgelerinde Romaine III ve Romaine V isimli iki kuyunun doğal maden suyu üretiminde kullanılamadığı ve farklı bir içme suyu kategorisine geçirildiği belirtiliyor.</p>

<p>Bu sulardan üretilen ürünler “Maison Perrier” adı altında farklı bir kategoride pazarlanabiliyor.</p>

<p>Bu ayrıntı önemli.</p>

<p>Bir kuyunun “doğal maden suyu” statüsünü kaybetmesi, bütün Perrier ürünlerinin yasaklandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>VITTEL, CONTREX VE HÉPAR İÇİN NE OLDU?</p>

<p>Fransa Senatosunun belgelerinde Vittel, Contrex ve Hépar tesislerinde geçmişte mevzuata uygun olmayan arıtma işlemlerinin kullanıldığı da yer alıyor.</p>

<p>Nestlé Waters Supply East ile Fransız savcılığı arasında Eylül 2024’te bir adli kamu yararı anlaşması yapıldı.</p>

<p>Bu süreçte Vittel, Contrex ve Hépar ile bağlantılı yanıltıcı ticari uygulamalar ve çeşitli çevresel ihlaller ele alındı.</p>

<p>Dolayısıyla bu markalarla ilgili geçmişte ciddi bir mevzuat ve tüketici güveni sorunu yaşandığı resmî kayıtlara yansımış durumda.</p>

<p>Ancak bu durum, 15 Eylül 2026 itibarıyla dört markanın tamamının yeni bir kararla piyasadan yasaklandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>NEDEN HABERLER ŞİMDİ YENİDEN ÇIKTI?</p>

<p>Fransa’daki şişelenmiş su tartışmasının önemli aşamaları 2024 ve 2025 yıllarında yaşandı.</p>

<p>14 Mayıs 2025’te Fransa Senatosu şişelenmiş su endüstrisi ve kamu otoritelerinin denetimindeki aksaklıkları ele alan kapsamlı araştırma raporunu yayımladı.</p>

<p>Bu raporda Nestlé Waters dahil çeşitli üreticilerin geçmiş uygulamaları ayrıntılı biçimde incelendi.</p>

<p>Konu 2026 Eylül ayında Türkçe internet sitelerinde yeniden dolaşıma girince, eski bulgular bazı başlıklarda yeni bir yasak kararı alınmış gibi sunuldu.</p>

<p>Oysa resmî kaynaklarda 15 Eylül 2026’da Perrier, Vittel, Contrex ve Hépar’ın tamamını kapsayan yeni ve toplu bir yasak kararına rastlanmıyor.</p>

<p>“YASAKLI ARITMA” NE DEMEK?</p>

<p>Buradaki “yasaklı” kelimesi de yanlış anlaşılabiliyor.</p>

<p>Söz konusu işlemler mutlaka insan sağlığı açısından tehlikeli oldukları için yasaklanmış değil.</p>

<p>Sorun, doğal maden suyunun yasal tanımıyla ilgili.</p>

<p>Bir suyun doğal maden suyu olarak satılabilmesi için kaynağındaki doğal özelliklerini koruması ve mevzuatta izin verilmeyen dezenfeksiyon işlemlerine ihtiyaç duymaması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle ultraviyole dezenfeksiyonu veya aktif karbon gibi uygulamaların kullanılması, suyun “doğal maden suyu” statüsü açısından ciddi bir mevzuat problemi oluşturabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TÜKETİCİ İÇİN ASIL MESELE NE?</p>

<p>Bu olay iki farklı konuyu birbirinden ayırmanın önemini gösteriyor:</p>

<p>Birincisi ürünün mikrobiyolojik ve kimyasal açıdan tüketim güvenliği.</p>

<p>İkincisi ise ürünün etikette belirtilen “doğal maden suyu” tanımını gerçekten karşılayıp karşılamadığı.</p>

<p>Fransa’daki tartışmanın önemli bölümü ikinci başlık üzerinde yoğunlaşıyor.</p>

<p>Bu nedenle “yasaklı işlem kullanılmış” bilgisinden doğrudan “bu su zehirli” veya “içilmemeli” sonucuna ulaşmak bilimsel açıdan doğru değil.</p>

<p>SONUÇ: MARKALAR YASAKLANDI MI?</p>

<p>15 Eylül 2026 itibarıyla erişilebilen resmî belgeler şu tabloyu ortaya koyuyor:</p>

<p>Perrier, Vittel, Contrex ve Hépar üretiminde geçmişte mevzuata uygun olmayan arıtma yöntemlerinin kullanıldığı resmî raporlarda yer alıyor.</p>

<p>Bu uygulamalar doğal maden suyu statüsü ve tüketicinin doğru bilgilendirilmesi açısından ciddi tartışmalara yol açtı.</p>

<p>Perrier tesisindeki bazı kuyular doğal maden suyu statüsünü kaybetti.</p>

<p>Ancak Perrier’in iki kuyusu için doğal maden suyu işletme izni Aralık 2025’te yenilendi ve güçlendirilmiş kontroller uygulanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla dört markanın tamamının 15 Eylül 2026’da yeni bir kararla “yasaklandığı” şeklindeki ifade mevcut resmî kayıtlarla desteklenmiyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/unlu-maden-sulari-gercekten-yasaklandi-mi-resmi-belgeler-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 06:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0635.jpeg" type="image/jpeg" length="75538"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alerji Sanılabilir: Bazı Tansiyon İlaçları Yüz ve Dili Şişirebilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alerji-sanilabilir-bazi-tansiyon-ilaclari-yuz-ve-dili-sisirebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alerji-sanilabilir-bazi-tansiyon-ilaclari-yuz-ve-dili-sisirebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı tansiyon ilaçları nadiren yüz, dudak, dil veya boğazda anjiyoödeme yol açabiliyor. Üstelik bu ciddi yan etki, ilaç yıllardır sorunsuz kullanılıyor olsa bile ortaya çıkabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tansiyon ilacınızı yıllardır sorunsuz kullanıyor olmanız, bazı nadir yan etkilerin artık ortaya çıkmayacağı anlamına gelmiyor. ACE inhibitörü olarak bilinen ilaç grubunda yüz, dudak, dil veya boğazın aniden şişmesine yol açabilen anjiyoödem, tedavinin başlamasından haftalar hatta yıllar sonra görülebiliyor.</p>

<p>İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu MHRA, Haziran 2026'da bu gecikmiş risk nedeniyle tüm ACE inhibitörlerinin ürün bilgilerindeki uyarıların güçlendirileceğini açıkladı. Dil, dudak, yüz veya gırtlakta şişme; özellikle nefes alma ya da yutma güçlüğüyle birlikteyse hava yolunu tehdit edebileceği için acil değerlendirme gerektiriyor.</p>

<p>Hangi tansiyon ilaçlarından söz ediliyor?</p>

<p>Uyarı bütün tansiyon ilaçlarını kapsamıyor. Söz konusu grup, anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri olarak bilinen ACE inhibitörleri.</p>

<p>Bu grupta yaygın kullanılan etken maddeler arasında:</p>

<p>Ramipril</p>

<p>Perindopril</p>

<p>Lisinopril</p>

<p>Enalapril</p>

<p>bulunuyor.</p>

<p>ACE inhibitörleri yalnızca yüksek tansiyonda kullanılmıyor. Kalp yetersizliği, kalp krizi sonrası tedavi ve bazı böbrek hastalıklarında da reçete edilebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlaç isimlerinde sıklıkla “-pril” eki görülmesi hastaların kendi ilaçlarını tanımalarına yardımcı olabilir. Ancak yalnızca isimden hareketle ilaç değiştirilmemeli; etken madde kutu veya reçeteden doğrulanmalıdır.</p>

<p>Yıllar sonra nasıl ortaya çıkabiliyor?</p>

<p>ACE inhibitörleri, kan damarlarını daraltan sistemlerden birini baskılayarak tansiyonun düşürülmesine yardımcı olur. Aynı enzim bradikinin adı verilen bir maddenin parçalanmasında da görev yapar.</p>

<p>ACE baskılandığında bazı kişilerde bradikinin birikebilir. Damar geçirgenliğinin artmasıyla dokulara sıvı geçer ve anjiyoödem adı verilen derin şişlik gelişebilir.</p>

<p>Bu reaksiyonun sıra dışı taraflarından biri zamanlamasının öngörülememesidir.</p>

<p>MHRA, anjiyoödemin tedavinin herhangi bir aşamasında ortaya çıkabileceğini ve haftalar ile yıllar sonra başlayan vakaların bulunduğunu belirtiyor. Dolayısıyla “Bu ilacı beş yıldır kullanıyorum, bende böyle bir yan etki olmaz” düşüncesi güvenilir değil.</p>

<p>Vakaların önemli bölümü ilk aydan sonra bildirilmiş</p>

<p>MHRA'nın 10 Haziran 2026'ya kadar Birleşik Krallık Yellow Card sistemine yapılan bildirimleri değerlendirmesinde, başlangıç zamanı bildirilen anjiyoödem vakalarının yaklaşık yarısının ACE inhibitörü tedavisine başlandıktan 30 gün veya daha sonra ortaya çıktığı görüldü.</p>

<p>Üretici verilerinde de bildirilen vakaların yaklaşık yüzde 20–30'unun en az 30 günlük tedaviden sonra gerçekleştiği belirtildi.</p>

<p>Bu rakamlar ACE inhibitörü kullanan kişilerin yarısında anjiyoödem geliştiği anlamına gelmez. Veriler yalnızca anjiyoödem bildirilmiş vakalar arasındaki başlangıç zamanını gösteriyor.</p>

<p>Anjiyoödem, ACE inhibitörlerinin bilinen ancak seyrek görülen bir yan etkisi.</p>

<p>Hangi belirtiler önemli?</p>

<p>ACE inhibitörüne bağlı anjiyoödem en sık yüz ve üst solunum yollarındaki dokuları etkileyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında:</p>

<p>Dudaklarda ani şişme</p>

<p>Dilde şişme</p>

<p>Yüzde şişme</p>

<p>Boğaz veya gırtlak bölgesinde şişme</p>

<p>Yutma güçlüğü</p>

<p>Nefes almada güçlük</p>

<p>yer alıyor.</p>

<p>Bazı vakalarda karın ağrısı ve kramplar gibi sindirim sistemi belirtileri de görülebiliyor.</p>

<p>Özellikle dil veya boğaz şişmesi ilerlediğinde hava yolunu daraltabileceğinden acil durum oluşturabilir.</p>

<p>Her anjiyoödem alerji değildir</p>

<p>Bu ayrım tedavi açısından özellikle önemli.</p>

<p>Kurdeşenle birlikte gelişen birçok alerjik anjiyoödem histamin aracılıdır. ACE inhibitörlerinin yol açtığı vakaların önemli bir bölümünde ise bradikinin mekanizması rol oynar.</p>

<p>Bradikinin aracılı anjiyoödemde çoğu zaman kaşıntı veya kurdeşen bulunmaz.</p>

<p>Daha önemlisi, bu tür anjiyoödem standart alerjik reaksiyon tedavilerine aynı şekilde yanıt vermeyebilir. MHRA, bradikinin aracılı vakaların adrenalin dahil standart anafilaksi tedavilerine yanıt vermeyebileceğini özellikle vurguluyor.</p>

<p>Bu ayrımı hastanın kendi başına yapması beklenmez. Acil değerlendirmede kullanılan ilaçların sağlık ekibine bildirilmesi tanının düşünülmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Dudak veya dil şişerse ne yapılmalı?</p>

<p>ACE inhibitörü kullanan bir kişide yüz, dudak, dil veya boğazda ani şişme gelişirse özellikle nefes alma ya da yutma güçlüğü varsa acil tıbbi yardım alınmalıdır.</p>

<p>MHRA'nın hasta bilgilendirmesinde, ACE inhibitörüyle ilişkili anjiyoödemden şüphelenildiğinde başka doz alınmaması ve derhal sağlık profesyoneline bilgi verilmesi isteniyor.</p>

<p>Bu durum, hiçbir belirti yaşamayan kişilerin ACE inhibitörlerini kendi kendine bırakması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>ACE inhibitörleri yüksek tansiyon, kalp yetersizliği ve bazı böbrek hastalıklarında önemli tedavi seçenekleri. Yan etki yaşamayan hastaların yalnızca bu riski okuyarak tedavilerini kesmesi doğru değildir.</p>

<p>Daha önce böyle bir şişlik yaşadıysanız söyleyin</p>

<p>Daha önce yüz, dudak, dil veya boğaz şişmesi yaşayan kişilerin bunu doktorlarına bildirmeleri önemli.</p>

<p>Şişliğin nedeni her zaman ACE inhibitörü olmayabilir. Besinler, başka ilaçlar, alerjik reaksiyonlar ve bazı kalıtsal veya edinilmiş hastalıklar da anjiyoödeme yol açabilir.</p>

<p>Ancak ACE inhibitörü kullanan bir hastada açıklanamayan anjiyoödem geliştiğinde kullanılan ilacın değerlendirmeye dahil edilmesi gerekir.</p>

<p>Neden bu uyarı güçlendirildi?</p>

<p>MHRA, gecikmiş başlangıçlı vakaların tanınmasının zor olabileceğine dikkat çekiyor. İlaç yıllardır kullanılıyorsa hasta da sağlık çalışanı da yeni ortaya çıkan şişliği kullanılan tansiyon ilacıyla ilişkilendirmeyebilir.</p>

<p>Düzenleyici kurum bu nedenle ACE inhibitörlerinin ürün bilgilerini gecikmiş anjiyoödem riskini daha açık anlatacak şekilde güncelliyor.</p>

<p>Verilerde nadir de olsa hava yolu tıkanıklığıyla ilişkili ölümcül vakaların uzun süreli ACE inhibitörü kullanımından sonra da görüldüğü bildirildi.</p>

<p>Bu nedenle en kritik mesaj ilacı korkuyla bırakmak değil, doğru belirtiyi tanımak: Yıllardır sorunsuz kullanılan bir ACE inhibitörü bile anjiyoödem olasılığını tamamen ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. ACE inhibitörleri reçeteli ilaçlardır; herhangi bir belirti yokken tedavinizi kendi kendinize kesmeyin veya değiştirmeyin. Yüz, dudak, dil ya da boğazda ani şişme veya nefes ve yutma güçlüğü gelişirse acil tıbbi yardım alın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency — ACE Inhibitors: Delayed-Onset Angioedema Drug Safety Update, 16 June 2026</p>

<p>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency — MHRA Safety Roundup, June 2026</p>

<p>American Academy of Allergy, Asthma and Immunology — Drug Allergy: An Updated Practice Parameter</p>

<p>American Academy of Allergy, Asthma and Immunology — Angioedema Clinical Information </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alerji-sanilabilir-bazi-tansiyon-ilaclari-yuz-ve-dili-sisirebilir</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 06:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0634.jpeg" type="image/jpeg" length="47512"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Baldo ve Basmatiyi Geride Bıraktı: Besin Değeriyle Öne Çıkan Pirinç]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/baldo-ve-basmatiyi-geride-birakti-besin-degeriyle-one-cikan-pirinc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/baldo-ve-basmatiyi-geride-birakti-besin-degeriyle-one-cikan-pirinc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Baldo ve basmati sofralarda daha sık görülse de beslenme açısından başka bir seçenek dikkat çekiyor. Kepek ve ruşeym tabakaları korunan esmer pirinç, beyaz pirince göre daha fazla lif ve çeşitli mikro besin ögeleri sağlayabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Pirinç denildiğinde Türkiye’de akla ilk gelen çeşitlerden biri baldo. Son yıllarda basmati pirinç de özellikle tane yapısı ve farklı kullanım alanları nedeniyle mutfaklarda daha fazla yer bulmaya başladı. Ancak pirincin besin değerini değerlendirirken yalnızca çeşidine değil, nasıl işlendiğine de bakmak gerekiyor.</p>

<p>Bu noktada esmer pirinç önemli bir avantaj sağlıyor.</p>

<p>ESMER PİRİNCİN FARKI NEREDE?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir pirinç tanesi temel olarak kepek, ruşeym ve nişastadan zengin endosperm bölümlerinden oluşuyor.</p>

<p>Beyaz pirinç elde edilirken dıştaki kepek ve ruşeym tabakalarının önemli bölümü uzaklaştırılıyor. Esmer pirinçte ise bu bölümler büyük ölçüde korunuyor.</p>

<p>Bu nedenle esmer pirinç bir tam tahıl olarak kabul ediliyor ve beyaz pirince kıyasla genellikle daha fazla lif ile magnezyum başta olmak üzere çeşitli vitamin ve mineraller içeriyor.</p>

<p>KALORİDEN ÇOK BESİN İÇERİĞİNE BAKMAK GEREKİYOR</p>

<p>Esmer pirincin avantajı, beyaz pirince göre dramatik biçimde daha az kalori içermesinden kaynaklanmıyor.</p>

<p>Temel fark; tahılın dış katmanlarının korunması nedeniyle lif ve bazı mikro besin ögelerinin daha fazla kalmasında ortaya çıkıyor.</p>

<p>Lif içeriğinin yüksek olması sindirim sisteminin normal işleyişine katkıda bulunurken öğünün daha doyurucu olmasına da yardımcı olabilir.</p>

<p>KAN ŞEKERİ AÇISINDAN DA FARK OLABİLİR</p>

<p>Pirinç karbonhidrat açısından zengin bir besin. Ancak pirincin çeşidi, işlenme düzeyi, pişirme yöntemi ve yanında tüketilen diğer besinler kan şekeri yanıtını değiştirebilir.</p>

<p>Esmer pirincin daha fazla lif içermesi, rafine beyaz pirince kıyasla karbonhidratların sindirim ve emilim hızının farklılaşmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bununla birlikte “esmer pirinç kan şekerini yükseltmez” demek doğru değildir. Esmer pirinç de karbonhidrat içerir ve özellikle diyabeti bulunan kişilerin porsiyon miktarını dikkate alması gerekir.</p>

<p>PEKİ BALDO VE BASMATİ SAĞLIKSIZ MI?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bir pirincin beyaz olması onu tek başına “sağlıksız” yapmaz. Basmati gibi bazı pirinç çeşitlerinin glisemik özellikleri diğer beyaz pirinçlerden farklı olabilir. Ayrıca toplam beslenme düzeni, porsiyon büyüklüğü ve pirincin hangi yiyeceklerle birlikte tüketildiği en az pirincin çeşidi kadar önemlidir.</p>

<p>Bu nedenle “en sağlıklı pirinç” şeklinde tek bir kazanan ilan etmek bilimsel açıdan fazla kesin bir yaklaşım olur.</p>

<p>RENKLİ PİRİNÇLER DE DİKKAT ÇEKİYOR</p>

<p>Üstelik seçenekler esmer pirinçle sınırlı değil.</p>

<p>Siyah, kırmızı ve mor pirinç gibi pigmentli çeşitler üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar; bu pirinçlerin antosiyaninler, flavonoidler ve diğer fenolik bileşikler açısından dikkat çekici olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Özellikle siyah ve mor pirinçte bulunan antosiyaninler güçlü antioksidan özellikleri nedeniyle araştırılıyor. Ancak bu bulgular, bu pirinçlerin tek başına hastalıkları önlediği veya tedavi ettiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>SONUÇ: PİRİNÇTE “ÇEŞİT” KADAR İŞLENME ŞEKLİ DE ÖNEMLİ</p>

<p>Sofrada daha besleyici bir pirinç seçmek isteyenler için esmer pirinç güçlü seçeneklerden biri.</p>

<p>Bunun temel nedeni özel bir “süper gıda” olması değil; tahılın kepek ve ruşeym bölümlerinin korunması.</p>

<p>Dolayısıyla pirinç seçerken yalnızca “baldo mu, basmati mi?” sorusuna odaklanmak yerine tam tahıl olup olmadığına, porsiyon büyüklüğüne ve öğünün genel içeriğine bakmak daha anlamlı.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Diyabet, böbrek hastalığı veya özel beslenme gerektiren bir sağlık sorunu bulunan kişilerin beslenme tercihlerini hekim veya diyetisyen önerisi doğrultusunda düzenlemesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Sözcü<br />
Rice – The Science of Colour in Rice, 2026<br />
Comprehensive Reviews in Food Science and Food Safety – Pigmented Rice Systematic Review, 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/baldo-ve-basmatiyi-geride-birakti-besin-degeriyle-one-cikan-pirinc</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 06:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0633.jpeg" type="image/jpeg" length="72232"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Magnezyum Takviyesinden Sonra İshal veya Karın Krampları Yaşıyorsanız Aldığınız Doz Sandığınızdan Fazla Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/magnezyum-takviyesinden-sonra-ishal-veya-karin-kramplari-yasiyorsaniz-aldiginiz-doz-sandiginizdan-fazla-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/magnezyum-takviyesinden-sonra-ishal-veya-karin-kramplari-yasiyorsaniz-aldiginiz-doz-sandiginizdan-fazla-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fazla magnezyum özellikle takviye ve magnezyum içeren ilaçlardan alındığında ishal, bulantı ve karın kramplarına yol açabilir. Böbrek fonksiyonu bozuk kişilerde ciddi toksisite riski daha yüksektir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fazla Magnezyum Almak Zararlı mı? Takviyelerde Güvenli Sınır Ne?</p>

<p>Magnezyum vücudun kas ve sinir fonksiyonlarından kan şekeri ve kan basıncının düzenlenmesine kadar birçok süreçte kullandığı temel minerallerden biri. Ancak “gerekliyse fazlası daha iyidir” düşüncesi magnezyum için doğru değil.</p>

<p>Özellikle takviye ve magnezyum içeren bazı ilaçlardan yüksek miktarda magnezyum alınması ishal, bulantı ve karın kramplarına yol açabilir. Çok yüksek miktarlarda ise ciddi magnezyum toksisitesi gelişebilir. Böbrek fonksiyonları bozulmuş kişiler daha yüksek risk taşır.</p>

<p>Magnezyum için günlük üst sınır kaç mg?</p>

<p>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri Besin Takviyeleri Ofisi (NIH ODS), yetişkinler için takviye ve ilaçlardan alınan magnezyumun tolere edilebilir üst alım düzeyini günlük 350 mg olarak bildiriyor.</p>

<p>Buradaki en önemli ayrıntı şu:</p>

<p>350 mg sınırı gün boyunca yediğiniz yiyeceklerde doğal olarak bulunan magnezyumu kapsamıyor.</p>

<p>Bu değer esas olarak besin takviyeleri ve magnezyum içeren ilaçlardan alınan magnezyum için belirlenmiş durumda.</p>

<p>Dolayısıyla bir kişinin yiyeceklerden 300–400 mg magnezyum almasıyla, buna ek olarak yüksek doz magnezyum takviyesi kullanması aynı şey değil.</p>

<p>350 mg günlük magnezyum ihtiyacı mı?</p>

<p>Hayır. En sık karıştırılan noktalardan biri bu.</p>

<p>“Günlük önerilen miktar” ile “takviyelerden alınabilecek üst sınır” farklı kavramlardır.</p>

<p>Yetişkinlerde günlük önerilen magnezyum miktarı yaş ve cinsiyete göre değişirken, 350 mg değeri takviye ve ilaçlardan alınan magnezyum için belirlenmiş üst alım düzeyidir.</p>

<p>Bu nedenle bir takviye etiketinde 350 mg görülmesi, herkesin her gün bu miktarda takviye kullanması gerektiği anlamına gelmez.</p>

<p>Fazla magnezyumun ilk belirtileri neler olabilir?</p>

<p>Takviye veya ilaçlardan fazla miktarda magnezyum alındığında en sık karşılaşılan sorunlardan biri bağırsaklarla ilgilidir.</p>

<p>Yüksek miktarlar:</p>

<p>İshal</p>

<p>Bulantı</p>

<p>Karın krampları</p>

<p>gibi yakınmalara neden olabilir.</p>

<p>Özellikle bazı magnezyum tuzları bağırsakta su tutulmasını artırarak laksatif etki gösterebilir. Bu nedenle magnezyum takviyesine başladıktan sonra gelişen ishal her zaman tesadüf olmayabilir.</p>

<p>Magnezyum zehirlenmesi olur mu?</p>

<p>Olabilir ancak sağlıklı böbreklere sahip bir kişinin yalnızca normal beslenmeyle tehlikeli düzeyde magnezyum biriktirmesi beklenen bir durum değildir.</p>

<p>Sağlıklı böbrekler fazla magnezyumun önemli bölümünü idrarla uzaklaştırabilir.</p>

<p>Asıl ciddi risk, çok yüksek miktarlarda magnezyum içeren takviye veya ilaçların kullanılması ve özellikle böbreklerin magnezyumu yeterince uzaklaştıramadığı durumlarda ortaya çıkar.</p>

<p>Ağır magnezyum toksisitesinde:</p>

<p>Tansiyon düşüklüğü</p>

<p>Kusma</p>

<p>Belirgin halsizlik ve uyuşukluk</p>

<p>Kas güçsüzlüğü</p>

<p>Solunum güçlüğü</p>

<p>Kalp ritminde bozulma</p>

<p>gibi ciddi bulgular gelişebilir.</p>

<p>Çok ağır vakalarda kalp durmasına kadar ilerleyebilen tablolar bildirilmiştir.</p>

<p>Böbrek hastalığı olanlar neden daha dikkatli olmalı?</p>

<p>Magnezyumun vücuttan uzaklaştırılmasında böbrekler önemli rol oynar.</p>

<p>Böbrek fonksiyonu belirgin şekilde azaldığında fazla magnezyumun atılması güçleşebilir ve kandaki magnezyum seviyesi yükselebilir.</p>

<p>Bu nedenle böbrek hastalığı bulunan kişilerin magnezyum takviyesini gelişigüzel kullanmaması özellikle önemlidir.</p>

<p>Magnezyum yalnızca takviye kutusunda bulunmayabilir</p>

<p>Toplam magnezyum miktarı hesaplanırken yalnızca üzerinde büyük harflerle “magnezyum” yazan takviyelere bakmak yeterli olmayabilir.</p>

<p>Bazı multivitamin ve mineral ürünlerinde magnezyum bulunabilir. Ayrıca bazı antasit ve laksatif ilaçlar da önemli miktarda magnezyum içerebilir.</p>

<p>Birden fazla ürün kullanan kişiler bu nedenle farkında olmadan farklı kaynaklardan magnezyum alabilir.</p>

<p>Etikette hangi miktara bakılmalı?</p>

<p>Takviye seçerken yalnızca ürünün ön yüzündeki büyük rakama bakmak yanıltıcı olabilir.</p>

<p>Önemli olan günlük kullanım sonucunda alınan elementel magnezyum miktarını ve aynı gün kullanılan diğer magnezyum içeren ürünleri birlikte değerlendirmektir.</p>

<p>Ayrıca farklı magnezyum formları aynı miktarda elementel magnezyum sağlamayabilir.</p>

<p>Besinlerdeki magnezyumdan korkmak gerekir mi?</p>

<p>Genellikle hayır.</p>

<p>NIH ODS, sağlıklı kişilerde yiyecek ve içeceklerde doğal olarak bulunan magnezyumun sağlık riski oluşturmadığını belirtiyor. Fazla miktar böbrekler tarafından uzaklaştırılabiliyor.</p>

<p>Ispanak ve diğer yeşil yapraklı sebzeler, kuruyemişler, tohumlar, baklagiller ve tam tahıllar magnezyumun doğal besin kaynakları arasında bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle “350 mg üst sınır” bilgisini görüp magnezyum açısından zengin yiyecekleri azaltmaya çalışmak doğru bir yorum değil.</p>

<p>Herkes magnezyum takviyesi kullanmalı mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Magnezyum temel bir mineral olsa da bu durum herkesin takviye kullanması gerektiği anlamına gelmez. Takviye gereksinimi kişinin beslenmesi, sağlık durumu, kullandığı ilaçlar ve varsa eksiklik riskine göre değişebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle yüksek doz kullanım düşünülüyorsa veya böbrek hastalığı, düzenli ilaç kullanımı ya da başka kronik hastalıklar varsa sağlık profesyoneline danışılması daha güvenli bir yaklaşım olur.</p>

<p>Magnezyum ilaçlarla etkileşebilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Magnezyum takviyeleri bazı antibiyotiklerin ve osteoporoz tedavisinde kullanılan bisfosfonatların emilimini etkileyebilir. Bazı diüretikler ise vücuttaki magnezyum düzeylerini artırabilir veya azaltabilir.</p>

<p>Bu nedenle düzenli ilaç kullanan kişiler açısından yalnızca “kaç miligram magnezyum?” sorusu değil, “hangi ilaçlarla birlikte kullanılıyor?” sorusu da önemlidir.</p>

<p>350 mg sınırı aşılırsa zehirlenme olur mu?</p>

<p>Hayır. Bu rakamı bir “zehirlenme eşiği” gibi yorumlamak doğru değildir.</p>

<p>350 mg, sağlıklı yetişkinlerde takviye ve ilaç kaynaklı magnezyum için belirlenmiş tolere edilebilir üst alım düzeyidir. Bu değerin aşılması, kişinin mutlaka magnezyum zehirlenmesi yaşayacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Üst sınırın oluşturulmasında özellikle ishal gibi gastrointestinal yan etkiler dikkate alınmıştır. Ciddi magnezyum toksisitesi genellikle çok daha yüksek maruziyetlerle ilişkilidir ve böbrek fonksiyon bozukluğu riski önemli ölçüde artırır.</p>

<p>Bu ayrım neden önemli?</p>

<p>Çünkü magnezyum konusunda internette üç farklı sayı sıklıkla birbirine karıştırılıyor:</p>

<p>Vücudun günlük magnezyum gereksinimi,</p>

<p>Besinlerden alınan magnezyum,</p>

<p>Takviye ve ilaçlardan alınan magnezyum için üst sınır.</p>

<p>Bunlar aynı şeyi ifade etmiyor.</p>

<p>Magnezyumdan yeterli miktarda almak sağlık için gereklidir. Ancak takviyelerde ihtiyaçtan fazla doz kullanmak ek fayda sağlayacağı anlamına gelmediği gibi özellikle yüksek miktarlarda yan etki riskini artırabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI<br />
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel tıbbi öneri veya tedavi yerine geçmez. Böbrek hastalığı olanlar, düzenli ilaç kullananlar veya yüksek doz magnezyum kullananlar sağlık profesyoneline danışmalıdır. Şiddetli halsizlik, solunum güçlüğü, belirgin tansiyon düşüklüğü veya ritim bozukluğu gibi ciddi belirtilerde acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
NIH Office of Dietary Supplements — Magnesium Fact Sheet for Health Professionals<br />
NIH Office of Dietary Supplements — Magnesium Fact Sheet for Consumers<br />
National Academies — Dietary Reference Intakes for Magnesium<br />
National Library of Medicine — Dietary Reference Intakes for Calcium, Phosphorus, Magnesium, Vitamin D, and Fluoride<br />
Health </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/magnezyum-takviyesinden-sonra-ishal-veya-karin-kramplari-yasiyorsaniz-aldiginiz-doz-sandiginizdan-fazla-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 06:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0632.jpeg" type="image/jpeg" length="98556"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Motorine 6,62 TL Zam: Yeni Fiyatlar Gece Yarısı Pompaya Yansıdı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/motorine-662-tl-zam-yeni-fiyatlar-gece-yarisi-pompaya-yansidi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/motorine-662-tl-zam-yeni-fiyatlar-gece-yarisi-pompaya-yansidi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Motorin kullanan araç sahiplerini yakından ilgilendiren yeni fiyat artışı yürürlüğe girdi. Motorinin litre fiyatına 6 lira 62 kuruş zam yapıldı. Yeni tarifenin 15 Eylül 2026 itibarıyla geçerli olduğu bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Akaryakıt fiyatlarında yeni haftaya yüksek oranlı motorin zammıyla girildi.</p>

<p>Motorinin litre fiyatına 6 lira 62 kuruşluk artış yapıldı. Yeni fiyat tarifesi 15 Eylül 2026 itibarıyla pompaya yansıdı. Benzin grubunda ise aynı tarih için yeni bir fiyat değişikliği bildirilmedi.</p>

<p>Zam öncesinde motorinin litre fiyatı İstanbul Avrupa Yakası’nda yaklaşık 89,01 TL, Ankara’da 90,16 TL, İzmir’de ise 90,43 TL seviyesindeydi. 6,62 TL’lik artışın aynı şekilde yansımasıyla litre fiyatı İstanbul’da yaklaşık 95,63 TL, Ankara’da 96,78 TL ve İzmir’de 97,05 TL seviyelerine ulaşıyor. İstasyon ve dağıtım şirketine göre fiyatlarda küçük farklılıklar görülebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son artışla birlikte motorinin litre fiyatı bazı kentlerde 100 TL sınırına daha da yaklaşmış oldu.</p>

<p>Akaryakıt fiyatları; uluslararası petrol ve ürün fiyatları, döviz kuru, vergiler ve dağıtım maliyetlerindeki değişimlere bağlı olarak farklılaşabiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/motorine-662-tl-zam-yeni-fiyatlar-gece-yarisi-pompaya-yansidi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-6841-1.jpeg" type="image/jpeg" length="88483"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[17 Milyon Öğrenci Dersbaşı Yaptı: SBÜ’de İlk Ders Heyecanı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/17-milyon-ogrenci-dersbasi-yapti-sbude-ilk-ders-heyecani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/17-milyon-ogrenci-dersbasi-yapti-sbude-ilk-ders-heyecani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026-2027 eğitim öğretim yılı Türkiye genelinde yaklaşık 17 milyon öğrencinin dersbaşı yapmasıyla başladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde de Hamidiye ve Gülhane Külliyelerinden Adana, Bursa, Erzurum, İzmir ve Kayseri’deki tıp fakültelerine uzanan geniş eğitim ağı içinde yeni akademik yılın ilk ders heyecanı yaşandı.</p>

<p>Türkiye’de milyonlarca öğrenci için yeni bir eğitim dönemi başladı. Okullarda ilk zil çalarken üniversitelerde de kampüsler yeniden öğrencilerle buluştu.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) de yeni akademik yıla farklı şehirlerdeki fakülte ve eğitim birimlerinde eş zamanlı yaşanan ilk ders heyecanıyla başladı.</p>

<p>İstanbul’daki Hamidiye Külliyesi ve Ankara’daki Gülhane Külliyesi başta olmak üzere Adana, Bursa, Erzurum, İzmir ve Kayseri’deki fakültelerde öğrenciler 2026-2027 Akademik Yılı’nın ilk dersleri için sınıflardaki yerlerini aldı.</p>

<p>Gülhane’de ilk derse Rektör Aydın da katıldı</p>

<p>Yeni akademik yılın ilk gününde SBÜ Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mustafa Gerek ve Prof. Dr. Mehmet Ali Gülçelik ile birlikte Gülhane Külliyesi’nde öğrencilerle buluştu.</p>

<p>Üniversite yönetimi; Gülhane Sağlık Bilimleri Fakültesi, Gülhane Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Fakültesi, Gülhane Hemşirelik Fakültesi, Gülhane Eczacılık Fakültesi ve Sağlık Meslek Yüksekokulunu ziyaret ederek akademik yılın ilk derslerine katıldı.</p>

<p>Sınıflarda öğrencilerle sohbet eden Rektör Aydın ve beraberindeki heyet, yeni döneme ilişkin değerlendirmelerde bulunarak öğrencilere başarı dileklerini iletti.</p>

<p>Rektör Aydın: “Bu sıralardan yalnızca diploma alarak ayrılmayın”</p>

<p>Geleceğin sağlık profesyonellerine seslenen Rektör Prof. Dr. Kemalettin Aydın, sağlık eğitiminin yalnızca mesleki bilgi edinmekten ibaret olmadığını vurguladı:</p>

<p>“Bugün yalnızca yeni bir akademik yıla başlamıyorsunuz. İnsan hayatına dokunacağınız uzun bir meslek yolculuğunun da yeni bir adımını atıyorsunuz. Sizlerden beklentimiz bu sıralardan yalnızca diploma alarak ayrılmanız değil; bilgisi güçlü, vicdanı güçlü, ülkesine ve insanlığa karşı sorumluluk taşıyan sağlık profesyonelleri olarak yetişmenizdir.”</p>

<p>“Sorgulayın, araştırın, üretin”</p>

<p>Sağlık bilimlerinde bilginin sürekli yenilendiğine dikkat çeken Aydın, öğrencilere eğitim hayatları boyunca bilimsel meraklarını canlı tutmaları çağrısında bulundu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Sağlık alanında bilgi sürekli gelişiyor. Bu nedenle öğrenmeyi hiçbir zaman bırakmayın. Sorgulayın, araştırın, üretin. Bilginizi insanlığın hizmetine sunun. Mesleğiniz ne olursa olsun, yaptığınız işin merkezinde daima insan olduğunu unutmayın.”</p>

<p>Gülhane’den Hamidiye’ye, farklı şehirlerde aynı heyecan</p>

<p>SBÜ’de akademik yılın başlangıcı yalnızca Gülhane ile sınırlı kalmadı. Hamidiye Külliyesi ile Adana, Bursa, Erzurum, İzmir ve Kayseri’deki fakültelerde de öğrenciler ve akademisyenler yeni dönemin ilk derslerinde buluştu.</p>

<p>Farklı şehirlerde aynı eğitim anlayışı etrafında buluşan Sağlık Bilimleri Üniversitesi öğrencileri için ilk dersler, yeni bir akademik dönemin yanı sıra geleceğin sağlık profesyonelleri olma yolculuğunda yeni bir başlangıç anlamına geldi.</p>

<p>“Geleceğin sağlık sistemini sizler inşa edeceksiniz”</p>

<p>Rektör Aydın, Gülhane’de öğrencilerle gerçekleştirdiği buluşmada genç sağlık profesyonellerinin Türkiye’nin geleceğindeki önemine de dikkat çekti:</p>

<p>“Bugün bu sıralarda yarının hekimleri, eczacıları, hemşireleri, fizyoterapistleri, sağlık bilimcileri ve akademisyenleri var. Geleceğin sağlık sistemini sizler inşa edeceksiniz. Kendinize büyük hedefler koyun. Bilimin peşinden gidin, çok çalışın ve mesleğinizin merkezinden insanı hiçbir zaman çıkarmayın.”</p>

<p>Gülhane’nin köklü eğitim geleneğinden Hamidiye’ye, İstanbul’dan Ankara’ya ve Türkiye’nin farklı şehirlerindeki fakültelere uzanan Sağlık Bilimleri Üniversitesi ailesi, 2026-2027 Akademik Yılına “İlk Ders, İlk Heyecan, Yeni Bir Başlangıç” mesajıyla başladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/17-milyon-ogrenci-dersbasi-yapti-sbude-ilk-ders-heyecani</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 23:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0628.jpeg" type="image/jpeg" length="91841"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Yükseköğretimde Yeni Bir Koridor Açıyor: Rota Pakistan]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiye-yuksekogretimde-yeni-bir-koridor-aciyor-rota-pakistan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiye-yuksekogretimde-yeni-bir-koridor-aciyor-rota-pakistan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye, yükseköğretimde uluslararasılaşma hedefini Pakistan’a taşıyor. YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar ve 10 üniversitenin rektörünün katıldığı temasların odağında ortak diploma, araştırma, öğrenci ve akademisyen hareketliliği bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye, yükseköğretimde uluslararasılaşmayı yalnızca yabancı öğrenci hareketliliği üzerinden değil; ortak eğitim, bilimsel üretim ve araştırma ortaklıkları üzerinden büyütmeye hazırlanıyor. Bu yaklaşımın yeni adreslerinden biri Pakistan olacak.</p>

<p>Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Türkiye’nin önde gelen 10 üniversitesinin rektöründen oluşan heyetle 13-16 Eylül 2026 tarihlerinde Pakistan’da temaslarda bulunacak.</p>

<p>Heyetin genişliği ve gündemdeki başlıklar, ziyareti rutin bir akademik temasın ötesine taşıyor. Masada öğrenci değişiminden ortak diplomaya, araştırmadan staja kadar üniversitelerin doğrudan birlikte üretmesini sağlayabilecek modeller bulunuyor.</p>

<p>TÜRKİYE’NİN 10 ÜNİVERSİTESİ AYNI HEYETTE</p>

<p>Pakistan temaslarına Boğaziçi Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi rektörleri katılıyor.</p>

<p>Farklı akademik geleneklere ve güçlü araştırma altyapılarına sahip üniversitelerin aynı heyette buluşması, kurulacak ilişkilerin yalnızca öğrenci değişimiyle sınırlı kalmayabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>HEDEF SADECE ÖĞRENCİ DEĞİŞİMİ DEĞİL</p>

<p>Türkiye-Pakistan akademik hattında dikkat çeken başlıklardan biri ortak diploma programları.</p>

<p>İki ülkenin üniversiteleri arasında oluşturulabilecek bu programlarla öğrencilerin eğitimlerinin belirli bölümlerini farklı ülkelerde sürdürmesi ve üniversitelerin müfredat düzeyinde daha yakın çalışması hedefleniyor.</p>

<p>Gündemde ayrıca müfredatların karşılıklı incelenmesi, ortak derslerin belirlenmesi, öğrenci ve akademisyen değişim programları, staj olanakları ile yaz programlarının oluşturulması bulunuyor.</p>

<p>Böylece üniversiteler arasındaki ilişki, protokol imzalamanın ötesine geçerek doğrudan öğrencinin ve akademisyenin eğitim hayatına dokunan bir modele dönüşebilir.</p>

<p>BİLİMSEL ÜRETİM İÇİN YENİ ORTAKLIKLAR</p>

<p>Ziyaretin bir başka önemli boyutunu araştırma oluşturuyor.</p>

<p>Türk ve Pakistan üniversitelerinin ortak bilimsel araştırmalar ve yayınlar gerçekleştirmesi, çalıştay ve konferanslar düzenlemesi değerlendirilecek.</p>

<p>Bu modelin kalıcı hale gelmesi halinde iki ülkenin araştırmacılarının ortak bilimsel problemlere yönelmesi, araştırma ekipleri oluşturması ve üniversiteler arasında sürdürülebilir akademik ağlar kurulması mümkün olabilir.</p>

<p>TÜRKİYE-PAKİSTAN ÜNİVERSİTELER FORUMU</p>

<p>Programın merkezinde 14 Eylül’de gerçekleştirilecek Türkiye-Pakistan Üniversiteler Forumu bulunuyor.</p>

<p>Forum, iki ülkenin üniversite yöneticilerini aynı masa etrafında buluşturacak. Burada öğrenci ve akademisyen hareketliliğinden ortak programlara, araştırma projelerinden bilimsel etkinliklere kadar geniş bir iş birliği gündemi değerlendirilecek.</p>

<p>YÖK Başkanı Özvar’ın ayrıca Pakistan Yükseköğretim Komisyonu Başkanı Niaz Ahmad Akhtar ve Pakistan Federal Eğitim ve Mesleki Eğitim Bakanı Halid Makbul Siddiqui ile görüşmesi planlanıyor.</p>

<p>Heyet Pakistan’daki bazı üniversiteleri de ziyaret edecek.</p>

<p>YÜKSEKÖĞRETİMDE YENİ BİR COĞRAFYA VİZYONU</p>

<p>Pakistan açılımının asıl önemi, Türkiye’nin yükseköğretimde uluslararasılaşmasının yönünü çeşitlendirme potansiyelinde yatıyor.</p>

<p>Dünyada üniversiteler artık yalnızca öğrenci kabul eden eğitim kurumları olarak değil; araştırma, teknoloji, insan kaynağı ve bilim diplomasisinin merkezleri olarak konumlanıyor.</p>

<p>Türkiye açısından da uluslararasılaşmanın bir sonraki aşaması, daha fazla yabancı öğrenciye ulaşmanın yanında Türk üniversitelerinin farklı ülkelerde güçlü ve kalıcı akademik ortaklıklar kurabilmesi olacak.</p>

<p>Pakistan ile geliştirilecek model bu nedenle önemli bir sınav niteliğinde.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ortak diploma programlarının hayata geçirilmesi, araştırma ekiplerinin kurulması, öğrenci ve akademisyen hareketliliğinin düzenli hale gelmesi ve ortak bilimsel üretimin artması durumunda bu ziyaret, iki ülke arasında yeni bir yükseköğretim koridorunun başlangıç noktalarından biri olabilir.</p>

<p>Türkiye’nin yükseköğretimde küresel etkisini artıracak asıl unsur da imzalanan protokollerin sayısından çok, bu protokollerin kaç öğrenciye, kaç akademisyene ve kaç ortak bilimsel çalışmaya dönüştüğü olacak.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiye-yuksekogretimde-yeni-bir-koridor-aciyor-rota-pakistan</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 22:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0344.jpeg" type="image/jpeg" length="44402"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1844’te “American Journal of Insanity” Adıyla Doğdu: Psikiyatrinin 182 Yıllık Dergisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/1844te-american-journal-of-insanity-adiyla-dogdu-psikiyatrinin-182-yillik-dergisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/1844te-american-journal-of-insanity-adiyla-dogdu-psikiyatrinin-182-yillik-dergisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün psikiyatrinin en köklü bilimsel yayınlarından biri olan American Journal of Psychiatry, 1844 yılında çok farklı bir adla yayın hayatına başladı:]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>American Journal of Insanity.<br />
Bir psikiyatri hastanesinde doğan dergi; kurum merkezli ruh sağlığı anlayışından modern psikiyatriye, psikofarmakolojiden nörobilime uzanan yaklaşık iki yüzyıllık değişimin önemli yazılı tanıklarından biri oldu.<br />
Derginin iki farklı adı bile psikiyatrinin geçirdiği büyük dönüşümü anlatmaya yetiyor.<br />
Hikâye Utica’daki bir psikiyatri hastanesinde başladı<br />
Derginin kurucusu, New York eyaletindeki New York State Lunatic Asylumun yöneticisi Dr. Amariah Brighamdı.<br />
Brigham, ruhsal hastalıkların nedenleri, önlenmesi ve tedavisi hakkında hekimler arasında bilgi paylaşımını geliştirmek amacıyla 1844 yılında American Journal of Insanityyi yayımlamaya başladı.<br />
Derginin ilk sayısında altı makalenin yanı sıra ABD’deki ruh sağlığı kurumlarına ilişkin bir liste ve Fransa’daki psikiyatri gelişmelerini ele alan notlar bulunuyordu.<br />
Tarihsel kaynaklarda ilk sayının tamamının Brigham tarafından yazıldığı da belirtiliyor. Ancak bu bilgi, kesinliği sınırlı bir tarihsel aktarım olarak değerlendirilmelidir.<br />
Bugün uluslararası bir bilimsel dergi olan AJP’nin temelleri böylece 19. yüzyıldaki bir psikiyatri hastanesinde atılmış oldu.<br />
İlk sayılarda psikiyatri neyi tartışıyordu?<br />
1840’ların psikiyatrisi bugünkünden oldukça farklıydı.<br />
Ruhsal hastalıkların nasıl sınıflandırılacağı, hastaların nerede ve nasıl tedavi edilmesi gerektiği, psikiyatri kurumlarının yapısı, adli psikiyatri ve farklı ruhsal hastalık tabloları derginin ilk yıllarındaki temel tartışmalar arasındaydı.<br />
1844 tarihli erken sayılarda “insanity” kavramının tanımı, monomani, çeşitli psikiyatrik vakalar ve ruhsal hastalıkların hukuki boyutları gibi konular ele alınıyordu.<br />
Bugünden bakıldığında eski görünen bu kavramlar, psikiyatrinin bağımsız bir tıp disiplini hâline gelme sürecinin önemli basamaklarını oluşturuyordu.<br />
19. yüzyıl psikiyatrisinin öne çıkan yaklaşımı: “Moral Treatment”<br />
yüzyıl psikiyatrisinin dikkat çekici yaklaşımlarından biri “moral treatment”, yani “moral tedavi” olarak adlandırılan anlayıştı.<br />
Buradaki “moral” sözcüğü, hastaların ahlaki olarak düzeltilmesi anlamına gelmiyordu.<br />
Yaklaşım; hastaların daha düzenli ve insancıl ortamlarda yaşaması, günlük faaliyetlere katılması, sosyal ilişkilerinin desteklenmesi ve dönemin ağır fiziksel müdahalelerinin azaltılması düşüncesine dayanıyordu.<br />
Brigham da aşırı ilaç kullanımına, kan alma gibi dönemin yaygın uygulamalarına ve gereksiz fiziksel müdahalelere eleştirel yaklaşıyor; psikososyal ve çevresel yöntemlere önem veriyordu.<br />
Ancak 19. yüzyıl psikiyatrisini bugünkü standartlarla idealize etmemek gerekiyor.<br />
Brigham dönemindeki kurumlarda da mekanik kısıtlama araçları tamamen ortadan kalkmış değildi. “Moral treatment”, dönemine göre daha insancıl bir yaklaşımı temsil etse de modern hasta hakları anlayışından oldukça uzaktı.<br />
Amerikan psikiyatrisinin örgütlenmesiyle aynı yıllarda<br />
1844 yılı yalnızca derginin kuruluş yılı değildi.<br />
Aynı yıl ABD’deki 13 psikiyatri hastanesinin yöneticileri bir araya gelerek Association of Medical Superintendents of American Institutions for the Insane adlı meslek örgütünü kurdu.<br />
Bu kuruluş daha sonra çeşitli isim değişikliklerinden geçerek bugünkü American Psychiatric Association – APA hâline gelecekti.<br />
American Journal of Insanity, başlangıçta Utica State Hospital’ın mülkiyetindeydi ve aynı zamanda dönemin psikiyatri meslek örgütünün resmî yayını olarak hizmet veriyordu.<br />
Dergi 1892 yılında bu meslek örgütü tarafından satın alındı. Aynı yıl örgütün adı da American Medico-Psychological Association olarak değiştirildi.<br />
Böylece Amerikan psikiyatrisinin kurumsal tarihi ile derginin tarihi giderek iç içe geçti.<br />
1921: “Insanity” adı tarihe karıştı<br />
Derginin tarihindeki en önemli kırılma noktalarından biri 1921 yılıydı.<br />
Meslek örgütü o yıl American Psychiatric Association adını benimsedi.<br />
Aynı dönemde derginin adı da değiştirildi:<br />
American Journal of Insanity → American Journal of Psychiatry<br />
Bu değişiklik yalnızca eski bir kelimenin yerine daha modern bir kelime konulması değildi.<br />
Psikiyatri artık yalnızca büyük akıl hastanelerinde ağır ruhsal hastalıklarla ilgilenen bir alan olmaktan çıkıyor; tıp içindeki yerini genişletiyor ve toplumdaki ruh sağlığı sorunlarına daha kapsamlı biçimde yöneliyordu.<br />
Bu nedenle “Insanity”den “Psychiatry”ye geçiş, psikiyatrinin kurumsal ve bilimsel kimliğindeki dönüşümün sembollerinden biri oldu.<br />
Aslında değişen yalnızca derginin adı değildi<br />
Derginin yaklaşık iki yüzyıllık arşivi yan yana incelendiğinde psikiyatrinin değişimi de açık biçimde görülebiliyor.<br />
İlk dönemlerde psikiyatri hastaneleri, kurum bakımı ve “moral treatment” öne çıkarken zamanla yeni hastalık tanımları, psikanalitik yaklaşımlar, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, epidemiyoloji, genetik ve nörobilim derginin sayfalarında daha fazla yer almaya başladı.<br />
Derginin tarihsel seçkilerinde bazı önemli dönüm noktaları özellikle dikkat çekiyor:<br />
1877: Katatoni üzerine tartışmalar<br />
1933: Şizoaffektif psikoz kavramının erken tanımlamalarından biri<br />
1948: Beyin kan akımını ölçmeye yönelik öncü çalışmalar<br />
1949: ABD Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsünün kuruluş dönemine ilişkin gelişmeler<br />
1955: Klorpromazin ve yeni psikiyatrik ilaçların yükselişi<br />
1966: Lityumun psikiyatrik tedavideki etkinliğine ilişkin çalışmalar<br />
Bu tarihsel sıralama, psikiyatrinin kurum merkezli bir uzmanlık alanından biyoloji, psikoloji ve sosyal bilimlerin kesiştiği modern bir tıp disiplinine dönüşümünü de gösteriyor.<br />
Bilimin karanlık sayfaları da arşivde<br />
American Journal of Psychiatry arşivi yalnızca bilimsel başarıları kaydetmedi.<br />
yüzyıl psikiyatrisi, bugün terk edilmiş ya da ciddi bilimsel ve etik eleştirilere konu olmuş tedavi yöntemlerine de sahne oldu.<br />
İnsülin koma tedavisi ve prefrontal lökotomi gibi uygulamalar bir dönem ağır ruhsal hastalıkların tedavisinde umut verici yöntemler olarak değerlendirildi.<br />
Nörosifilize bağlı genel paralizi tedavisinde ise hastalara sıtma bulaştırılarak yüksek ateş oluşturulmasına dayanan malarya tedavisi uygulandı.<br />
Bu yöntemlerin bir kısmı kendi dönemlerinde önemli tıbbi ilerlemeler olarak görülüyordu. Ancak bilimsel bilgi arttıkça, yeni tedaviler geliştikçe ve etik standartlar değiştikçe bu uygulamalar terk edildi veya ciddi biçimde sorgulandı.<br />
AJP’nin tarihsel arşivi, yalnızca psikiyatrinin başarılarını değil, tıbbın kendi uygulamalarını zaman içinde nasıl yeniden değerlendirdiğini de gösteriyor.<br />
Bilim tarihinin önemli derslerinden biri burada ortaya çıkıyor:<br />
Bir dönemin modern tedavisi, başka bir dönemde tıp tarihinin tartışmalı uygulaması hâline gelebiliyor.<br />
ABD’de kesintisiz yayımlanan en eski tıbbi uzmanlık dergisi<br />
American Journal of Psychiatrynin tarihsel önemini artıran unsurlardan biri de yayın sürekliliği.<br />
Dergi, kendi kurumsal tarih kayıtlarında ABD’de kesintisiz yayımlanan en eski tıbbi uzmanlık dergisi olarak tanımlanıyor.<br />
İlk 77 cildi 1844–1921 arasında American Journal of Insanity adıyla yayımlandı.<br />
1921’den itibaren ise yayın hayatına American Journal of Psychiatry adıyla devam etti.<br />
Dergi bugün American Psychiatric Association’ın resmî bilimsel dergisi olarak yayımlanıyor ve ABD Ulusal Tıp Kütüphanesinin MEDLINE veri tabanında indeksleniyor.<br />
Bir isim değişikliğinde saklı psikiyatri tarihi<br />
American Journal of Psychiatrynin öyküsünün belki de en çarpıcı tarafı şu:<br />
Psikiyatrinin yaklaşık iki yüzyıllık değişimi derginin iki isminde bile görülebiliyor.<br />
1844’teki American Journal of Insanity, dönemin kurum merkezli psikiyatrisinin dilini temsil ediyordu.<br />
1921’deki American Journal of Psychiatry ise artık bağımsız ve giderek modernleşen bir tıp uzmanlığını ifade ediyordu.<br />
Takip eden yıllarda psikiyatri; hastane gözlemlerinden kontrollü klinik araştırmalara, psikanalitik teorilerden psikofarmakolojiye, oradan genetik araştırmalara ve modern nörobilime kadar uzanan büyük bir dönüşüm geçirdi.<br />
Derginin sayfaları da bu değişimin kayıtlarını tuttu.<br />
1844’te başlayan bilimsel hafıza<br />
American Journal of Psychiatry bugün yalnızca güncel psikiyatri araştırmalarının yayımlandığı bir bilimsel dergi değil.<br />
Aynı zamanda tıbbın insan zihnini ve ruhsal hastalıkları anlamak için yaklaşık iki yüzyıldır sürdürdüğü arayışın önemli arşivlerinden biri.<br />
Bir zamanlar başlığında “insanity” kelimesini taşıyan bir derginin bugün nörobilimden genetiğe, epidemiyolojiden yeni tedavi araştırmalarına kadar uzanan çalışmalar yayımlaması, psikiyatrinin geçirdiği dönüşümün güçlü bir özeti.<br />
Derginin adı değişti. Psikiyatrinin dili değişti. Tanılar ve tedaviler değişti. Fakat 1844’te başlayan bilimsel tartışma hâlâ devam ediyor.<br />
Kaynaklar<br />
American Journal of Psychiatry – Historical Archive<br />
American Psychiatric Association – AJP at 175: Remembering Our Past as We Envision Our Future<br />
U.S. National Library of Medicine – Diseases of the Mind<br />
National Library of Medicine Catalog – The American Journal of Psychiatry<br />
American Psychiatric Association – Sesquicentennial Anniversary 1844–1994</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/1844te-american-journal-of-insanity-adiyla-dogdu-psikiyatrinin-182-yillik-dergisi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 22:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/american-journal-of-psychiatry-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="31916"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mekteb-i Tıbbiye’de Kadavra Eğitimi Nasıl Başladı? 1841’in Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mekteb-i-tibbiyede-kadavra-egitimi-nasil-basladi-1841in-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mekteb-i-tibbiyede-kadavra-egitimi-nasil-basladi-1841in-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mekteb-i Tıbbiye’de modern anatomi eğitiminin önündeki en büyük sorunlardan biri insan kadavrası üzerinde diseksiyon yapılamamasıydı. 1841’de alınan izin yalnız anatomi derslerini değil, Osmanlı tıp eğitiminin geleceğini de değiştirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mekteb-i Tıbbiye’de Kadavra Eğitimi Nasıl Başladı? 1841’in Bilinmeyen Hikâyesi</p>

<p>Bugün bir tıp fakültesinde anatomi eğitimi denildiğinde akla kadavra laboratuvarları, anatomik modeller ve ayrıntılı görüntüleme yöntemleri geliyor. Ancak Osmanlı’da modern tıp eğitiminin kuruluş yıllarında öğrencilerin önünde önemli bir problem vardı: İnsan vücudunun anatomisini gerçek bir kadavra üzerinde incelemek son derece sınırlıydı.</p>

<p><img alt="Mekteb-i Tıbbiye’de Kadavra Eğitimi Nasıl Başladı? 1841’in Bilinmeyen Hikâyesi" class="detail-photo img-fluid" height="512" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0623.jpeg" width="640" /></p>

<p>Bu durum 1841’de değişmeye başladı.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin tarihinde fazla bilinmeyen bu gelişme, Türkiye’de modern anatomi eğitiminin en önemli dönüm noktalarından biri oldu.</p>

<p><img alt="Mekteb-i Tıbbiye’de Kadavra Eğitimi Nasıl Başladı?" class="detail-photo img-fluid" height="973" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0619.jpeg" width="1320" /></p>

<p>AVRUPA TIBBI ÖĞRETİLİYORDU AMA ÖNEMLİ BİR PARÇA EKSİKTİ</p>

<p>14 Mart 1827’de Tıphâne-i Âmire’nin açılmasıyla modern askerî tıp eğitiminin kurumsal temelleri atılmıştı. Kurum 1830’ların sonunda Galatasaray’a taşındı ve Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane adıyla yeniden yapılandırıldı.</p>

<p>Avrupa’daki tıp okullarına benzer bir eğitim sistemi kurulmak isteniyordu.</p>

<p>Fakat anatomi konusunda önemli bir eksiklik vardı.</p>

<p>Öğrenciler insan vücudunu kitaplardan, anatomik çizimlerden, modellerden ve elde bulunan diğer eğitim materyallerinden öğrenebiliyor; insan kadavrası üzerinde sistemli diseksiyon eğitimi ise yapılamıyordu.</p>

<p>Avrupa’da modern anatominin gelişiminde insan vücudunun doğrudan incelenmesi yüzyıllardır önemli bir yere sahipti. Mekteb-i Tıbbiye’nin Avrupa standartlarında hekim yetiştirebilmesi için aynı yöntemin İstanbul’da da uygulanması gerektiği düşünülüyordu.</p>

<p>VİYANA’DAN İSTANBUL’A GELEN HEKİM: KARL AMBROS BERNARD</p>

<p>Bu dönüşümün merkezindeki isimlerden biri Avusturyalı hekim Karl Ambros Bernard’dı.</p>

<p>Bernard, Osmanlı tıp eğitimini yeniden düzenlemek amacıyla İstanbul’a getirilen Avusturyalı hekimlerden biriydi. Mekteb-i Tıbbiye’de yöneticilik ve öğretim görevleri üstlendi.</p>

<p>İstanbul’a geldiğinde anatomi öğretimindeki eksikliği fark etti.</p>

<p>Bernard’a göre hekim adaylarının insan anatomisini yalnız modeller üzerinden öğrenmesi yeterli değildi. Öğrencinin organları, dokuları, damarları ve vücuttaki anatomik ilişkileri doğrudan görebilmesi gerekiyordu.</p>

<p>Bunun yolu kadavra diseksiyonundan geçiyordu.</p>

<p>Ancak mesele yalnız bilimsel değildi.</p>

<p>Ölü bedenine müdahale edilmesi toplumsal ve dinî hassasiyetleri beraberinde getiriyordu. Ayrıca kullanılacak kadavraların nereden ve hangi hukuki yetkiyle temin edileceği de çözülmesi gereken bir devlet meselesiydi.</p>

<p>BERNARD DEVLETİN KAPISINI ÇALDI</p>

<p>Bernard, dönemin hekimbaşısının desteğiyle kadavra üzerinde eğitim yapılabilmesi için girişimlerde bulundu.</p>

<p>Bu girişimlerin sonucunda Sultan Abdülmecid döneminde 1841 yılında insan kadavrası üzerinde diseksiyon yapılabilmesinin önünü açan resmî izin çıktı.</p>

<p>Tıp tarihi araştırmaları 1841’i Türkiye’de eğitim amaçlı kadavra diseksiyonunun resmen başlaması açısından temel dönüm noktası kabul ediyor.</p>

<p>Fakat izin alınması problemin yalnızca yarısını çözmüştü.</p>

<p>Şimdi başka bir soru ortaya çıkmıştı:</p>

<p>Kadavra nereden bulunacaktı?</p>

<p>TIBBİYE’NİN KADAVRA ARAYIŞI</p>

<p>Arşiv belgelerine dayanan çalışmalar bu konuda şaşırtıcı ayrıntılar ortaya koyuyor.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye öğrencilerinin anatomi eğitimi için gerekli cesetlerin temininde Tersane çevresindeki mahkûm ve kimsesizlerin defnedildiği mezarlıkların gündeme geldiği görülüyor.</p>

<p>1841 tarihli bir belgede Hekimbaşı Abdülhak Molla ile devlet makamları arasında yapılan yazışmalar, meselenin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Tıbbiye’nin yeni düzenlenen anatomi bölümünde öğrencilerin eğitim görebilmesi için kadavra gerektiği belirtiliyor ve Tersane’de prangada bulunan mahkûmlardan ölenlerin cesetlerinin okula gönderilmesi konusunda izin isteniyordu.</p>

<p>Cesetlerin gelişigüzel taşınması da söz konusu değildi. Mektebin sağlayacağı sandıklarla nakledilmeleri planlanıyordu.</p>

<p>Bir başka ilginç ayrıntı Çürüklük Mezarlığı çevresinde yaşandı.</p>

<p>Kaynaklarda, mezarlık görevlisinin kadavraların alınması konusunda yetkili makamdan resmî izin talep ettiği anlatılıyor. Bunun üzerine mesele Kaptanpaşa ve merkezî devlet makamlarına kadar taşındı.</p>

<p>Yani bugün sıradan bir anatomi laboratuvarı işlemi olarak düşündüğümüz kadavra temini, 1840’ların İstanbul’unda devletin en üst makamlarının ilgilendiği bürokratik bir mesele haline gelmişti.</p>

<p>İZİN ÇIKTI AMA KADAVRA SORUNU BİTMEDİ</p>

<p>1841’deki izin modern anatomi eğitiminin kapısını açtı fakat yeterli sayıda kadavra bulunması yıllarca sorun olmaya devam etti.</p>

<p>Bazı araştırmalarda ilk aşamada gayrimüslimlerin veya mahkûmların cesetlerinden yararlanılması yönünde uygulamalar bulunduğu, daha sonraki yıllarda kadavra temini yetersiz kaldıkça farklı çözümler arandığı belirtiliyor.</p>

<p>Bu noktada dönemin toplumsal hassasiyetleri nedeniyle uygulamaların zaman zaman büyük gizlilik içinde yürütüldüğünü bildiren çalışmalar da bulunuyor.</p>

<p>1846 yılına ilişkin kayıtlarda Galatasaray’daki Mekteb-i Tıbbiye’de iki siyahi köle kadının cesedinin diseksiyon amacıyla kullanıldığına ilişkin bilgiler de yer alıyor.</p>

<p>Bu ayrıntı, tıp tarihinin ilerleme hikâyesinin aynı zamanda dönemin toplumsal eşitsizlikleri ve insan bedeni üzerindeki güç ilişkileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>ANATOMİ DERSLERİ ARTIK DEĞİŞECEKTİ</p>

<p>1841’deki kararın asıl önemi burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Tıp öğrencisi artık insan vücudunu yalnızca bir anatomi kitabındaki çizimden öğrenmek zorunda değildi.</p>

<p>Kasların birbirleriyle ilişkisini, damarların seyrini, organların konumlarını ve insan bedeninin üç boyutlu yapısını gerçek beden üzerinde inceleyebilecekti.</p>

<p>Bu, ezbere dayalı anatomi bilgisinden uygulamalı anatomi eğitimine geçiş açısından büyük bir adımdı.</p>

<p>Avusturyalı anatomist Sigmund Spitzer’in de Mekteb-i Tıbbiye’de anatomi eğitiminin geliştirilmesinde önemli rol oynadığı biliniyor.</p>

<p>Böylece İstanbul’daki tıp eğitimi Viyana ve diğer Avrupa tıp merkezlerindeki uygulamalı eğitim anlayışına biraz daha yaklaşmış oldu.</p>

<p>AYNI DÖNEMDE ADLİ TIP DA DOĞUYORDU</p>

<p>1841’in başka bir önemi daha vardı.</p>

<p>Bernard aynı dönemde Mekteb-i Tıbbiye’de “Tıbb-ı Kanunî” adı altında adli tıp dersleri vermeye başladı.</p>

<p>Kadavra diseksiyonu ile ölüm nedenini belirlemeye yönelik otopsi birbirinden farklı işlemler olmakla birlikte, her ikisinin gelişmesi de insan bedeninin doğrudan bilimsel yöntemlerle incelenmesinin önünü açtı.</p>

<p>Kaynaklarda Bernard’ın gerçekleştirdiği ilk modern adli otopsinin tarihi konusunda 1841 ve 1843 şeklinde farklı tarihlendirmeler bulunuyor. Bununla birlikte olayın ayrıntısı büyük ölçüde ortak:</p>

<p>Başına ağır bir sırık veya benzeri bir cismin düşmesi sonucu hayatını kaybeden bir işçinin ölüm nedeni, bedeninin açılarak incelenmesi yoluyla araştırılmıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu olay Türkiye’de modern adli tıp ve patolojik inceleme tarihinin erken örneklerinden biri kabul ediliyor.</p>

<p>BİR KADAVRADAN ÇOK DAHA FAZLASI</p>

<p>1841’de yaşananları yalnızca “Osmanlı’da ilk kez kadavra üzerinde ders yapıldı” şeklinde okumak eksik kalır.</p>

<p>Asıl değişim tıp eğitiminin yöntemindeydi.</p>

<p>İnsan vücudu artık yalnız eski otoritelerin kitaplarından öğrenilecek bir bilgi nesnesi değildi. Öğrenci görecek, inceleyecek, karşılaştıracak ve kendi gözlemi üzerinden öğrenecekti.</p>

<p>Bu yaklaşım modern bilimsel tıbbın temel düşüncelerinden biriydi.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin sonraki yıllarda klinik eğitim, patoloji, bakteriyoloji ve laboratuvar bilimlerinin gelişmesinde oynayacağı rol düşünüldüğünde, 1841’de açılan anatomi masasını büyük dönüşümün sembollerinden biri olarak görmek mümkün.</p>

<p>Bugün tıp öğrencilerinin “ilk öğretmeni” olarak da nitelendirilen kadavranın Türkiye’deki modern tıp eğitimi serüveni yaklaşık iki asır önce, Mekteb-i Tıbbiye’nin koridorlarında verilen bu mücadeleyle yeni bir döneme girdi.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Akkin SM, Dinc G. A Glimpse Into the Process of Gaining Permission for the Educational Dissection of Human Cadavers in the Ottoman Empire. Clinical Anatomy. 2014;27:964–971.</p>

<p>Şehsuvaroğlu BN. Bizde Disseksiyon Ne Zaman ve Nasıl Başladı. Belleten.</p>

<p>Osmanlılarda Otopsi. Belleten, Türk Tarih Kurumu.</p>

<p>Turamanlar O. Türkiye’de İlk Kadavra Temini ve Disseksiyon Çalışmaları ile Günümüze Yansımaları. Black Sea Journal of Health Science. 2024.</p>

<p>Mekteb-i Tıbbiye ve Osmanlı tıp eğitiminde anatomi, adli tıp ve diseksiyon tarihini inceleyen Türk tıp tarihi araştırmaları.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mekteb-i-tibbiyede-kadavra-egitimi-nasil-basladi-1841in-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 22:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0620.jpeg" type="image/jpeg" length="21800"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzm. Dt. Serap Omurtay Hayatını Kaybetti: Cenaze Programı Açıklandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/uzm-dt-serap-omurtay-hayatini-kaybetti-cenaze-programi-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/uzm-dt-serap-omurtay-hayatini-kaybetti-cenaze-programi-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunu ve protez uzmanı Uzm. Dt. Serap Omurtay, 13 Eylül 2026 tarihinde hayatını kaybetti. Omurtay, 15 Eylül Salı günü Ankara’da son yolculuğuna uğurlanacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uzm. Dt. Serap Omurtay Hayatını Kaybetti</p>

<p>Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunu, diş hekimi ve protez uzmanı Uzm. Dt. Serap Omurtay hayatını kaybetti.</p>

<p>Hacettepe Diş Hekimliği camiasına yönelik yapılan vefat duyurusunda, Dr. Serap Omurtay’ın 13 Eylül 2026 tarihinde yaşamını yitirdiği bildirildi.</p>

<p>Omurtay’ın cenazesinin 15 Eylül 2026 Salı günü saat 16.45’te Ankara Karşıyaka Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından defnedileceği belirtildi.</p>

<p>Uzm. Dt. Serap Omurtay kimdir?</p>

<p>Serap Omurtay, Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunuydu. Meslek hayatını diş hekimliği ve protez alanında sürdüren Omurtay’ın mesleki kayıtlarda “Diş Hekimi, Diş Protez Uzmanı” olarak yer aldığı görülüyor.</p>

<p>Omurtay’ın mesleki geçmişinde Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi de bulunuyor. Çevrim içi hekim kayıtlarında kendisinin bu hastanede diş hekimi ve diş protez uzmanı olarak görev yaptığı bilgisi yer alıyor.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarda da yer aldı</p>

<p>Serap Omurtay’ın akademik yayın geçmişi 1990’lı yıllara kadar uzanıyor.</p>

<p>1995 yılında Hacettepe Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan “Geçici restorasyonlarda kullanılan dört ayrı kron materyalinin farklı zaman periodlarında Flexure Strength değerlerinin incelenmesi” başlıklı çalışmanın yazarları arasında Serap Omurtay da bulunuyordu.</p>

<p>Omurtay ayrıca 1996 yılında Mikrobiyoloji Bülteni’nde yayımlanan “Enzim Tipi Protez Temizleme Ajanlarının Protez Astar Materyalini Temizleyebilme Özelliğinin Mikrobiyolojik Olarak İncelenmesi” başlıklı bilimsel çalışmada Aysun Ünlü, Sema Yavuz ve Sevil Şahmalı ile birlikte yer aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Söz konusu bilimsel yayında Serap Omurtay’ın kurumu Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi olarak kaydedildi.</p>

<p>Cenazesi 15 Eylül’de</p>

<p>Yapılan duyuruya göre Uzm. Dt. Serap Omurtay’ın cenazesi 15 Eylül 2026 Salı günü saat 16.45’te Ankara Karşıyaka Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından defnedilecek.</p>

<p>Uzm. Dt. Serap Omurtay’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, meslektaşlarına, öğrencilerine ve Hacettepe Diş Hekimliği camiasına başsağlığı diliyoruz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/uzm-dt-serap-omurtay-hayatini-kaybetti-cenaze-programi-aciklandi</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 21:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0617.jpeg" type="image/jpeg" length="88603"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[WBC Nedir, Kaç Olmalı? Lökosit Yüksekliği ve Düşüklüğü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/wbc-nedir-kac-olmali-lokosit-yuksekligi-ve-dusuklugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/wbc-nedir-kac-olmali-lokosit-yuksekligi-ve-dusuklugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[WBC, kandaki toplam beyaz kan hücresi yani lökosit sayısını gösterir. Enfeksiyonlarda sıkça yükselse de yüksek WBC tek başına lösemi anlamına gelmez; düşük sonuçlarda ise özellikle nötrofil sayısı enfeksiyon riski açısından önem kazanabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kan tahlilinde WBC’nin yüksek görülmesi en sık enfeksiyonlarla ilişkilendirilir. Ancak stres, inflamasyon, sigara, bazı ilaçlar ve gebelik de lökosit sayısını artırabilir. Lösemi gibi kemik iliği hastalıkları olası nedenler arasındadır ancak yüksek WBC tek başına lösemi tanısı değildir.</p>

<p>WBC’nin düşük olması ise lökopeni olarak adlandırılır. Viral enfeksiyonlardan ilaçlara ve kemik iliğini etkileyen hastalıklara kadar farklı nedenlerle gelişebilir. Sonucun anlamını belirlerken yalnızca toplam WBC’ye değil, nötrofil ve lenfosit gibi beyaz kan hücresi türlerine de bakılır.</p>

<p>WBC nedir ve neyi gösterir?</p>

<p>WBC, “white blood cell” yani beyaz kan hücresi sayısının kısaltmasıdır. Türkçede lökosit olarak adlandırılır.</p>

<p>Lökositler bağışıklık sisteminin hücreleridir ve vücudun enfeksiyonlara ve yabancı maddelere karşı savunmasında görev alır.</p>

<p>WBC testi kandaki bütün beyaz kan hücrelerinin toplam sayısını verir. Diferansiyel hemogram ise bunları beş ana gruba ayırır:</p>

<ul>
 <li>Nötrofil</li>
 <li>Lenfosit</li>
 <li>Monosit</li>
 <li>Eozinofil</li>
 <li>Bazofil</li>
</ul>

<p>Bu ayrım önemlidir. Aynı toplam WBC değerine sahip iki kişinin nötrofil ve lenfosit dağılımı farklı olabilir ve sonuçların klinik anlamı da değişebilir.</p>

<p>WBC kaç olmalı?</p>

<p>Erişkinlerde yaygın kullanılan WBC referans aralıklarından biri yaklaşık 4.500-11.000 hücre/µL’dir. Bu değer 4,5-11,0 × 10⁹/L şeklinde de raporlanabilir.</p>

<p>Bazı laboratuvarlarda alt sınır yaklaşık 4.000 hücre/µL olabilir. Bu nedenle kişinin kendi laboratuvar raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>Yaş, gebelik, laboratuvar yöntemi ve klinik durum sonucu etkileyebilir.</p>

<p>e-Nabız veya laboratuvar raporunda WBC’nin yanında H görülmesi değerin ilgili laboratuvarın üst sınırından yüksek, L görülmesi ise alt sınırından düşük olduğunu ifade eder.</p>

<p>Bu işaretler tek başına hastalık tanısı değildir.</p>

<p>WBC yüksekliği neden olur?</p>

<p>WBC’nin referans aralığının üzerinde olması lökositoz olarak adlandırılır.</p>

<p>Enfeksiyonlar en sık nedenler arasındadır. Bunun dışında:</p>

<ul>
 <li>Bakteriyel veya viral enfeksiyonlar</li>
 <li>İnflamatuvar ve bazı otoimmün hastalıklar</li>
 <li>Alerjik reaksiyonlar</li>
 <li>Doku hasarı, yanık veya ameliyat</li>
 <li>Yoğun fiziksel veya duygusal stres</li>
 <li>Sigara kullanımı</li>
 <li>Gebelik</li>
 <li>Kortikosteroidler gibi bazı ilaçlar</li>
 <li>Bazı kemik iliği ve kan hastalıkları</li>
</ul>

<p>WBC yüksekliğine yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle “WBC yüksekse enfeksiyon vardır” şeklinde kesin bir yorum yapılamaz.</p>

<p>Hangi lökosit türünün arttığı da önemlidir. Nötrofil artışı ile lenfosit artışının olası nedenleri aynı değildir.</p>

<p>WBC 10, 15 veya 20 çıkarsa ne anlama gelir?</p>

<p>Öncelikle sonucun birimine bakılmalıdır.</p>

<p>WBC değeri ×10⁹/L şeklinde raporlanıyorsa 10 değeri yaklaşık 10.000 hücre/µL’ye karşılık gelir ve birçok laboratuvarda normal sınırlar içinde olabilir.</p>

<p>WBC 15 yaklaşık 15.000 hücre/µL anlamına gelir ve lökositozdur. Enfeksiyon veya inflamasyon başta olmak üzere farklı nedenlerle görülebilir.</p>

<p>WBC 20 ise yaklaşık 20.000 hücre/µL’dir ve daha belirgin bir lökositozu ifade eder.</p>

<p>Ancak WBC 15 veya 20 olması tek başına ağır enfeksiyon, kanser ya da lösemi tanısı değildir.</p>

<p>Değerin önceki sonuçlarla karşılaştırılması, nötrofil ve lenfosit dağılımı, diğer hemogram parametreleri ve kişinin belirtileri sonucun anlamını değiştirir.</p>

<p>WBC yüksekliği lösemi belirtisi mi?</p>

<p>Lösemi WBC yüksekliğinin olası nedenlerinden biridir ancak yüksek WBC görülen herkesin lösemi olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Enfeksiyon, inflamasyon, stres ve bazı ilaçlar çok daha sık karşılaşılan nedenler arasında olabilir.</p>

<p>Üstelik lösemide WBC her zaman yüksek değildir. Bazı lösemi türlerinde veya hastalığın farklı dönemlerinde WBC normal hatta düşük olabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca WBC rakamına bakılarak lösemi tanısı konamaz.</p>

<p>Açıklanamayan ve kalıcı WBC yüksekliğinde, özellikle hemoglobin veya trombosit gibi diğer kan değerlerinde de bozukluk varsa ya da periferik kanda anormal hücreler görülüyorsa daha ayrıntılı inceleme gerekebilir.</p>

<p>WBC düşüklüğü neden olur?</p>

<p>WBC’nin referans aralığının altında olması lökopeni olarak adlandırılır.</p>

<p>Olası nedenler arasında:</p>

<ul>
 <li>Bazı viral enfeksiyonlar</li>
 <li>Bazı ilaçlar</li>
 <li>Kemoterapi ve radyoterapi</li>
 <li>Otoimmün hastalıklar</li>
 <li>Kemik iliğini etkileyen bazı hastalıklar</li>
 <li>Vitamin B12 veya folat eksikliği</li>
 <li>Dalakla ilişkili bazı durumlar</li>
 <li>Bazı ağır enfeksiyonlar</li>
</ul>

<p>bulunabilir.</p>

<p>Tek bir hafif düşük WBC sonucu ciddi bir hastalık bulunduğu anlamına gelmez. Önceki sonuçlar ve özellikle lökosit alt grupları değerlendirmede önemlidir.</p>

<p>WBC düşüklüğünde hangi değer daha önemli?</p>

<p>Enfeksiyon riski açısından yalnızca toplam WBC değil, mutlak nötrofil sayısı yani ANC özellikle önemlidir.</p>

<p>ANC’nin 1.500 hücre/µL’nin altında olması nötropeni olarak adlandırılır. Nötrofil sayısı düştükçe enfeksiyon riski artabilir.</p>

<p>ANC’nin 500 hücre/µL’nin altında olması ciddi nötropeni olarak değerlendirilir ve enfeksiyon riski belirgin şekilde yükselir.</p>

<p>Bu nedenle düşük WBC sonucunda “WBC kaç?” sorusunun yanında “nötrofil ve ANC kaç?” sorusu da önemlidir.</p>

<p>Özellikle ciddi nötropenisi bulunan bir kişide ateş gelişmesi hızlı tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>WBC yüksekliği veya düşüklüğü belirti verir mi?</p>

<p>WBC değişikliğinin kendisi çoğu zaman belirli bir belirti oluşturmaz.</p>

<p>Yakınmalar genellikle değeri değiştiren hastalıktan kaynaklanır.</p>

<p>Örneğin enfeksiyonda ateş, titreme, öksürük veya enfeksiyonun bulunduğu bölgeye özgü belirtiler görülebilir.</p>

<p>Ciddi nötropenide ise enfeksiyonlara yatkınlık artabilir.</p>

<p>Bu nedenle halsizlik veya ateş gibi belirtileri doğrudan “WBC yüksekliğinin belirtisi” olarak değerlendirmek yerine altta yatan neden araştırılır.</p>

<p>Nötrofil ve lenfosit WBC yorumunda neden önemli?</p>

<p>Toplam WBC bütün beyaz kan hücrelerinin toplamını gösterir.</p>

<p>Diferansiyel hemogram ise bu hücrelerin dağılımını verir. Nötrofil, lenfosit, monosit, eozinofil ve bazofil değerleri WBC değişikliğinin nedenini anlamaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Örneğin yüksek WBC’nin esas olarak nötrofil artışından mı yoksa lenfosit artışından mı kaynaklandığı klinik değerlendirmeyi değiştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle hemogramda yalnızca WBC’ye bakmak yeterli değildir.</p>

<p>WBC sonucunu neler etkileyebilir?</p>

<p>WBC gün içinde ve farklı fizyolojik durumlarda değişebilir.</p>

<p>Enfeksiyon ve inflamasyon dışında:</p>

<ul>
 <li>Yoğun egzersiz</li>
 <li>Fiziksel veya duygusal stres</li>
 <li>Sigara</li>
 <li>Gebelik</li>
 <li>Ameliyat veya travma</li>
 <li>Kortikosteroidler dahil bazı ilaçlar</li>
</ul>

<p>WBC’yi etkileyebilir.</p>

<p>Bazı ilaçlar ve enfeksiyonlar ise değeri düşürebilir.</p>

<p>WBC testi için tek başına genellikle açlık gerekmez. Ancak aynı kan örneğinde açlık gerektiren başka testler yapılacaksa verilen laboratuvar talimatına uyulmalıdır.</p>

<p>WBC nasıl normale döner?</p>

<p>WBC’yi doğrudan düşürmeye veya yükseltmeye çalışmak yerine değişikliğin nedeni belirlenir.</p>

<p>Enfeksiyona bağlı geçici WBC yüksekliği enfeksiyon düzeldikçe normale dönebilir. İlaca bağlı değişikliklerde yaklaşım kullanılan ilaca göre değişir. Vitamin eksikliği, bağışıklık sistemi veya kemik iliği hastalıklarında ise farklı tedaviler gerekebilir.</p>

<p>Yalnızca WBC rakamını değiştirmek amacıyla antibiyotik, vitamin veya takviye kullanılması doğru değildir.</p>

<p>Sıkça Sorulan Sorular</p>

<p>WBC yüksekliği her zaman enfeksiyon mudur?</p>

<p>Hayır. Enfeksiyon WBC yüksekliğinin sık nedenlerinden biridir ancak inflamasyon, stres, sigara, gebelik, bazı ilaçlar ve kan hastalıkları da değeri yükseltebilir.</p>

<p>WBC 20 çıkması lösemi anlamına gelir mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hayır. Yaklaşık 20.000 hücre/µL WBC belirgin lökositozdur ancak tek başına lösemi tanısı değildir. Nötrofil-lenfosit dağılımı, diğer hemogram değerleri ve klinik bulgular birlikte değerlendirilir.</p>

<p>WBC düşükse ne zaman önemlidir?</p>

<p>Risk yalnızca toplam WBC’ye göre belirlenmez. Özellikle mutlak nötrofil sayısının 500 hücre/µL’nin altına inmesi ciddi enfeksiyon riskini artırır; bu durumda ateş gelişmesi hızlı değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>U.S. National Library of Medicine. White Blood Count (WBC). MedlinePlus Medical Test.</li>
 <li>U.S. National Library of Medicine. WBC Count. MedlinePlus Medical Encyclopedia.</li>
 <li>Merck Manual Professional Edition. Neutrophilic Leukocytosis.</li>
 <li>Merck Manual Professional Edition. Neutropenia.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/wbc-nedir-kac-olmali-lokosit-yuksekligi-ve-dusuklugu</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 21:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="16387"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tavuklu Mantar Sote Tarifi: Pratik ve Yüksek Proteinli]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tavuklu-mantar-sote-tarifi-pratik-ve-yuksek-proteinli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tavuklu-mantar-sote-tarifi-pratik-ve-yuksek-proteinli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tavuklu mantar sote tarifi; tavuk göğsü, mantar, biber ve soğanla tek tavada hazırlanan, kremasız ve protein açısından zengin pratik bir ana yemek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tavuklu Mantar Sote Tarifi: Pratik ve Yüksek Proteinli</p>

<p>Tavuklu mantar sote, akşam yemeğini kısa sürede hazırlamak isteyenlerin tercih edebileceği tek tava yemeklerinden biri. Tavuk göğsü; mantar, kapya biber, yeşil biber, soğan ve sarımsakla yüksek ateşte kısa sürede soteleniyor.</p>

<p>Bu tarifte krema kullanılmıyor. Lezzetin temelini tavuğun tavada renk alması, mantarın suyunu bırakmadan kızarması, sebzeler ve baharatlar oluşturuyor. Böylece ağır bir sos kullanmadan sulu kalmayan, yoğun aromalı bir tavuk sote hazırlanabiliyor.</p>

<p>Tarifin başarısındaki en önemli ayrıntı bütün malzemeleri aynı anda tavaya doldurmamak. Özellikle mantar kalabalık tavada düşük sıcaklıkta piştiğinde kızarmak yerine suyunu bırakıp haşlanmaya başlayabilir.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Derisiz tavuk göğsü protein açısından zengin ve görece düşük yağlı et seçeneklerinden biridir. Bu tarifte porsiyon başına kullanılan tavuk miktarı, ana öğünün protein içeriğini belirgin biçimde artırır.</p>

<p>Mantar, kapya biber, yeşil biber ve soğanın birlikte kullanılması yemeğin sebze çeşitliliğine katkı sağlar.</p>

<p>Krema veya büyük miktarda tereyağı yerine ölçülü zeytinyağı kullanılması toplam yağ miktarını kontrol etmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Bununla birlikte “yüksek proteinli” bir öğünün tek başına kilo kaybı, kas gelişimi veya başka bir sağlık sonucu sağlamadığı unutulmamalıdır. Günlük beslenmenin bütünü ve kişinin gereksinimleri önemlidir.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 10 dakika<br />
Pişirme süresi: 15-20 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 25-30 dakika<br />
Kaç kişilik: 4 kişilik<br />
Yaklaşık porsiyon büyüklüğü: 1 orta boy ana yemek porsiyonu<br />
Zorluk: Kolay<br />
Öğün: Akşam yemeği / ana yemek<br />
Kategori: Yüksek Proteinli Tarifler</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 300 kcal<br />
Protein: 40 g<br />
Karbonhidrat: 11 g<br />
Yağ: 11 g<br />
Lif: 3 g</p>

<p>Değerler yaklaşık 600 gram tavuk göğsü, 400 gram mantar, 250 gram biber-soğan karışımı ve 20 gram zeytinyağı üzerinden dört porsiyon dikkate alınarak yaklaşık hesaplanmıştır.</p>

<p>Tavuk parçalarının büyüklüğü, sebze miktarı, kullanılan yağ ve porsiyonlama gerçek besin değerlerini değiştirebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>600 gram derisiz tavuk göğsü<br />
400 gram kültür mantarı<br />
1 orta boy kırmızı kapya biber, yaklaşık 120 gram<br />
2 adet yeşil biber, yaklaşık 80 gram<br />
1 orta boy kuru soğan, yaklaşık 120 gram<br />
2 diş sarımsak<br />
1,5 yemek kaşığı zeytinyağı, yaklaşık 20 ml<br />
1 tatlı kaşığı domates salçası, yaklaşık 10 gram<br />
1 çay kaşığı kekik<br />
Yarım çay kaşığı karabiber<br />
Yarım çay kaşığı tatlı kırmızı toz biber<br />
İsteğe göre az miktarda pul biber<br />
Kontrollü miktarda tuz<br />
2 yemek kaşığı ince kıyılmış maydanoz</p>

<p>Tavuklu mantar sote nasıl yapılır?</p>

<p>1. Tavuk göğsünü yaklaşık 2 santimetrelik eşit küpler veya ince şeritler halinde kesin.</p>

<p>2. Çiğ tavukla temas eden bıçak ve kesme tahtasını sebzelerde kullanmadan önce sıcak su ve uygun deterjanla iyice temizleyin veya ayrı ekipman kullanın.</p>

<p>3. Tavukların yüzeyindeki fazla nemi kağıt havluyla alın. Islak tavuk tavaya girdiğinde kızarmak yerine daha kolay su bırakır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. Mantarları akan suyun altında uzun süre bekletmek yerine üzerlerindeki kiri uygun şekilde temizleyin. Gerekiyorsa kısa süre yıkayıp hemen kurulayın.</p>

<p>5. Mantarları yaklaşık yarım santimetre kalınlığında dilimleyin.</p>

<p>6. Soğanı yarım ay şeklinde, kapya ve yeşil biberleri ince şeritler halinde kesin. Sarımsağı ince doğrayın.</p>

<p>7. Geniş tabanlı bir tavayı orta-yüksek ateşte iyice ısıtın.</p>

<p>8. Zeytinyağının yaklaşık yarısını tavaya ekleyin.</p>

<p>9. Tavukları tavaya tek kat halinde yerleştirin. Tavanız küçükse tavukları iki parti halinde pişirin.</p>

<p>10. Tavukları ilk 2 dakika sürekli karıştırmayın. Bir yüzlerinin renk almasına izin verin.</p>

<p>11. Ardından karıştırarak toplam yaklaşık 5-6 dakika soteleyin. Bu aşamada tamamen pişmeleri gerekmiyor.</p>

<p>12. Tavukları temiz bir tabağa alın.</p>

<p>13. Aynı tavayı yeniden yüksekçe ateşe getirin. Kalan zeytinyağını ekleyin.</p>

<p>14. Mantarları tavaya mümkün olduğunca tek kat halinde yayın.</p>

<p>15. İlk 2 dakika mantarları sürekli karıştırmayın. Yüzeylerinin renk almaya başlamasını bekleyin.</p>

<p>16. Ardından 3-4 dakika yüksek ateşte soteleyin. Tavanın aşırı kalabalık olması mantarların çok fazla su bırakmasına neden olabilir.</p>

<p>17. Soğan ve biberleri ekleyin. Yaklaşık 3 dakika daha soteleyin. Sebzelerin tamamen yumuşaması gerekmez; hafif diri kalmaları yemeğe daha iyi doku verir.</p>

<p>18. Sarımsağı ve domates salçasını ekleyip yaklaşık 30-60 saniye karıştırın.</p>

<p>19. Önceden sotelediğiniz tavukları tekrar tavaya aktarın.</p>

<p>20. Kekik, karabiber, kırmızı toz biber ve kullanacaksanız pul biberi ekleyin.</p>

<p>21. Bütün malzemeleri orta-yüksek ateşte birkaç dakika birlikte soteleyin.</p>

<p>22. Tavuk parçalarının en kalın bölümünü kontrol edin. Çiğ veya pembe bölüm kalmamalıdır. Mutfak termometresi kullanılıyorsa tavuk için 74 derece iç sıcaklık güvenli pişirme açısından temel referanslardan biridir.</p>

<p>23. Tavuk tamamen piştiğinde tuz miktarını ayarlayın.</p>

<p>24. Ocağı kapatın ve ince kıyılmış maydanozu ekleyin.</p>

<p>25. Bir kez karıştırıp sıcak servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Mantar sotenin sulanmaması için geniş tava ve yeterince yüksek ısı kullanın. Çok miktarda mantarı küçük tavaya doldurmak sıcaklığı hızla düşürür ve mantarın kızarmak yerine kendi suyunda pişmesine neden olur.</p>

<p>Tavuğu ve mantarı ayrı aşamalarda renk aldıktan sonra birleştirmek daha iyi sonuç verir. Her şeyi başlangıçta aynı tavaya eklemek hem tavuğun hem mantarın fazla su bırakmasına yol açabilir.</p>

<p>Tavuk parçalarını mümkün olduğunca eşit büyüklükte kesin. Böylece küçük parçalar kururken büyük parçaların çiğ kalması önlenir.</p>

<p>Daha sağlıklı hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarif zaten krema kullanılmadan ve ölçülü miktarda zeytinyağıyla hazırlanıyor. Bu nedenle sırf daha sağlıklı görünmesi için temel yapısını değiştirmek gerekmez.</p>

<p>Sebze miktarını artırmak isteyenler kabak veya kırmızı biber ekleyebilir. Ancak kabağın da su bırakabileceği düşünülerek yüksek ateşte ve tavayı kalabalıklaştırmadan pişirilmesi gerekir.</p>

<p>Tuz miktarını artırmak yerine kekik, sarımsak, karabiber, kırmızı biber ve taze maydanozdan yararlanılabilir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>Tavuklu mantar sote, protein açısından güçlü bir ana yemek arayanlar için uygundur.</p>

<p>Tarifin temel malzemelerinde buğday veya başka bir glutenli tahıl bulunmaz. Ancak çölyak hastalığı bulunan kişilerin salça, baharat ve diğer paketli ürünlerin etiketlerini ve çapraz bulaşma riskini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Standart tarif süt ürünü ve yumurta içermez.</p>

<p>Tavuklu mantar sote kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçüler dört eşit porsiyona ayrıldığında bir porsiyon yaklaşık 300 kalori sağlayabilir.</p>

<p>Zeytinyağı miktarı, kullanılan tavuk parçası ve porsiyon büyüklüğü toplam enerji değerini değiştirebilir.</p>

<p>Tavuklu mantar sote kaç gram protein içerir?</p>

<p>Bu tarifte bir porsiyonun yaklaşık 40 gram protein sağlaması beklenir. Protein miktarının büyük bölümü tavuk göğsünden gelir.</p>

<p>Kesin miktar kullanılan tavuk gramajına ve porsiyonlamaya göre değişir.</p>

<p>Mantar sote neden sulanır?</p>

<p>Tavanın yeterince sıcak olmaması, mantarların yıkandıktan sonra ıslak kalması veya çok fazla mantarın küçük bir tavaya aynı anda eklenmesi en yaygın nedenlerdir.</p>

<p>Geniş tava kullanmak, mantarları kurutmak ve gerekirse birkaç parti halinde pişirmek daha iyi kızarmalarını sağlar.</p>

<p>Tavuklu mantar soteye krema konur mu?</p>

<p>Kremalı versiyonları hazırlanabilir ancak krema zorunlu değildir. Bu tarif tavuk, mantar, sebze ve baharatların kendi lezzetini öne çıkarmak için kremasız hazırlanmıştır.</p>

<p>Tavuklu mantar sotenin yanına ne gider?</p>

<p>Bol yeşillikli bir salata veya yoğurtla servis edilebilir. Daha doyurucu bir öğün istenirse kişinin ihtiyacına uygun porsiyonda bulgur, esmer pirinç veya başka bir tahıl eklenebilir.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Pişmiş tavuk içeren yemek oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemelidir. Artan yemek uygun şekilde soğutulduktan sonra kapalı bir kapta buzdolabında saklanmalıdır.</p>

<p>Yeniden ısıtırken yemeğin yalnızca dışının değil tavuk parçalarının merkezinin de tamamen ısındığından emin olun.</p>

<p>Yüksek ateşte uzun süre yeniden pişirmek tavuğu kurutabilir. Bu nedenle yalnızca güvenli biçimde tamamen ısınana kadar kontrollü şekilde ısıtmak daha iyi sonuç verir.</p>

<p>Tavuklu mantar sote, birkaç temel malzemeyle tek tavada hazırlanabilen ve yaklaşık yarım saat içinde sofraya getirilebilen pratik bir akşam yemeği.</p>

<p>İyi sonuç için en önemli teknik, tavuk ve mantarın tavada gerçekten sotelenmesine izin vermek. Tavayı kalabalıklaştırmamak ve malzemeleri aşamalı pişirmek, kremaya ihtiyaç duymadan daha yoğun lezzet ve daha iyi bir doku elde edilmesini sağlar.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central<br />
USDA – Food Safety and Inspection Service </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlıklı Tarifler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tavuklu-mantar-sote-tarifi-pratik-ve-yuksek-proteinli</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 21:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0614.jpeg" type="image/jpeg" length="67922"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Her Gün Aspirin İçmek Kalbi Korur mu? Aspirin Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-aspirin-icmek-kalbi-korur-mu-aspirin-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/her-gun-aspirin-icmek-kalbi-korur-mu-aspirin-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“50 yaşından sonra aspirin başlanır”, “düşük dozun zararı olmaz”, “kaplı aspirin mideyi korur”… Aspirin hakkında yıllardır tekrarlanan bazı bilgiler artık güncel tıbbi yaklaşımı yansıtmıyor. Peki aspirin kimlerde gerçekten yararlı, kimlerde risk oluşturabilir?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aspirin, yüz yılı aşkın süredir kullanılan ve tıp tarihinin en bilinen ilaçlarından biri.<br />
Baş ağrısından ateşe, kalp-damar hastalıklarından bazı özel gebelik durumlarına kadar farklı kullanım alanları bulunuyor.<br />
Ancak kolay ulaşılabilir olması, aspirinin herkes için güvenli olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Özellikle kalp krizi ve inmeyi önlemek amacıyla her gün düşük doz aspirin kullanılması konusunda tıbbın yaklaşımı son yıllarda önemli ölçüde değişti.<br />
Buradaki en önemli ayrım şu:<br />
Daha önce kalp-damar hastalığı geçirmiş bir kişinin aspirin kullanması ile daha önce kalp krizi, inme veya bilinen kalp-damar hastalığı olmayan bir kişinin ilk kalp-damar olayını önlemek amacıyla aspirin kullanmaya başlaması aynı şey değil.<br />
YANLIŞ: “50 yaşından sonra herkes aspirin kullanmalı”<br />
Aspirin hakkında en yaygın eski inanışlardan biri bu.<br />
Geçmişte kalp-damar hastalığı bulunmayan kişilerde bile düşük doz aspirinin koruyucu amaçla daha yaygın kullanıldığı dönemler oldu.<br />
Ancak günümüzde aspirin, belirli bir yaşa gelen herkese rutin olarak önerilen bir “kalp koruyucu” olarak kabul edilmiyor.<br />
ABD Önleyici Hizmetler Görev Gücü (USPSTF), kalp-damar hastalığı bulunmayan 60 yaş ve üzerindeki kişilerde yalnızca ilk kalp krizi veya inmeyi önlemek amacıyla düşük doz aspirine başlanmasını önermiyor.<br />
USPSTF’ye göre, 40–59 yaş grubunda 10 yıllık kalp-damar hastalığı riski yüzde 10 veya üzerinde olan kişilerde bile aspirin başlama kararı bireysel olarak verilmelidir.<br />
Bu yaklaşım, bilinen kalp-damar hastalığı bulunmayan ve kanama riski yüksek olmayan kişiler için geçerlidir.<br />
Karar verilirken kişinin kanama riski, kullandığı diğer ilaçlar, eşlik eden hastalıkları ve genel sağlık durumu birlikte değerlendirilir.<br />
Bu grupta dahi beklenen net yararın küçük olduğu belirtiliyor.<br />
Dolayısıyla:<br />
Sadece yaş ilerledi diye aspirine başlanmaz.<br />
DOĞRU: Kalp-damar hastalığı geçirmiş bazı kişilerde aspirin çok önemli olabilir<br />
Aspirinin en önemli kullanım alanlarından biri ikincil korunmadır.<br />
Yani kişi daha önce kalp krizi geçirmişse, bilinen koroner damar hastalığı varsa, bazı kalp-damar girişimleri uygulanmışsa veya belirli türde iskemik inme geçirmişse aspirin yeni damar olaylarının önlenmesinde önemli rol oynayabilir.<br />
Ancak burada da tedavi herkeste aynı değildir.<br />
Örneğin bazı inme türlerinde aspirin yerine farklı pıhtılaşma önleyici ilaçlar gerekebilir. Atriyal fibrasyona bağlı kardiyoembolik inmelerde tedavi yaklaşımı farklıdır.<br />
Aynı şekilde stent takılması, geçirilmiş kalp krizi, kullanılan diğer ilaçlar ve kişinin kanama riski aspirin tedavisinin süresini ve şeklini değiştirebilir.<br />
Akut koroner sendrom sonrasında da aspirin çoğu hastada temel tedavilerden biri olmaya devam eder; ancak ikinci bir antitrombosit ilaçla birlikte kullanım süresi ve tedavi kombinasyonu hastanın kanama ve pıhtılaşma riskine göre belirlenir.<br />
Bu nedenle:<br />
“Kalp hastalığım var, mutlaka aspirin kullanmalıyım” şeklinde genel bir çıkarım yapmak doğru değildir.<br />
DOĞRU AMA EKSİK: “Aspirin kanı sulandırır”<br />
Günlük dilde aspirin için sıklıkla “kan sulandırıcı” deniliyor.<br />
Ancak aspirin aslında kanın yoğunluğunu veya kıvamını değiştirmez.<br />
Aspirinin temel etkilerinden biri, trombosit adı verilen kan hücrelerinin birbirine yapışmasını azaltmasıdır.<br />
Böylece damar içinde pıhtı oluşmasını güçleştirebilir.<br />
Bu mekanizma bazı kalp krizi ve iskemik inmelerin önlenmesine yardımcı olurken aynı zamanda kanama riskinin artmasına da yol açabilir.<br />
Yani halk arasında kullanılan “kanı sulandırıyor” ifadesi tamamen anlamsız değildir; ancak bilimsel olarak daha doğru ifade şudur:<br />
Aspirin trombositlerin pıhtı oluşturma yeteneğini azaltır.<br />
YANLIŞ: “Düşük doz aspirin zararsızdır”<br />
Aspirinin düşük dozda kullanılması risklerin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.<br />
Düşük doz aspirin bile trombositlerin çalışmasını baskıladığı için kanama riskini artırabilir.<br />
Bu risk özellikle;<br />
ileri yaşta,<br />
daha önce mide veya bağırsak kanaması geçirmiş kişilerde,<br />
mide ülseri bulunanlarda,<br />
başka kan sulandırıcı veya pıhtılaşmayı önleyici ilaç kullananlarda,<br />
bazı böbrek ve karaciğer hastalıklarında<br />
daha önemli hale gelebilir.<br />
Bu nedenle aspirin kullanımı değerlendirilirken yalnızca şu soru sorulmaz:<br />
“Kalp krizini önleyebilir mi?”<br />
Asıl değerlendirme şudur:<br />
“Bu kişide sağlayacağı yarar, oluşturabileceği kanama riskinden daha fazla mı?”<br />
YANLIŞ: “Kaplı aspirin mide kanaması yapmaz”<br />
Enterik kaplı aspirinlerin midede değil bağırsakta çözünmesi amaçlanır.<br />
Bu nedenle birçok kişi kaplı aspirinlerin mide açısından tamamen güvenli olduğunu düşünür.<br />
Ancak ciddi mide-bağırsak kanaması riski yalnızca tabletin mide yüzeyiyle doğrudan temasından kaynaklanmaz.<br />
Aspirinin trombositler üzerindeki sistemik etkisi de kanama riskinde rol oynar.<br />
ADAPTABLE çalışmasının ikincil analizinde enterik kaplı aspirin ile kaplamasız aspirin arasında majör kanama veya mide-bağırsak kanaması açısından anlamlı bir güvenlik üstünlüğü gösterilemedi.<br />
Bununla birlikte aspirin formu bu analizde randomize edilmediği için enterik kaplamanın olası etkileri konusunda kesin hüküm vermek de doğru değildir.<br />
Sonuç olarak:<br />
Enterik kaplama, ciddi kanama riskini ortadan kaldıran bir koruma olarak görülmemelidir.<br />
DOĞRU: Kalp krizi şüphesinde aspirin bazı durumlarda yararlı olabilir<br />
Günlük koruyucu aspirin kullanımı ile akut kalp krizi şüphesinde aspirin kullanılması birbirinden farklı konulardır.<br />
Göğüste baskı veya sıkışma, kola, sırta ya da çeneye yayılan ağrı, nefes darlığı ve soğuk terleme gibi kalp krizi düşündüren belirtilerde ilk yapılması gereken:<br />
112 Acil Çağrı Merkezi'ni aramaktır.<br />
Uluslararası ilk yardım kılavuzlarında, acil sağlık hizmeti çağrıldıktan sonra, bilinci açık ve travmaya bağlı olmayan akut göğüs ağrısı bulunan bir yetişkinde; bilinen aspirin alerjisi yoksa ve bir sağlık çalışanı daha önce aspirin almamasını söylememişse 162–325 mg aspirinin çiğnenmesinin düşünülebileceği belirtiliyor.<br />
Ancak bu, göğsü ağrıyan herkesin kendi başına aspirin alması gerektiği anlamına gelmez.<br />
Belirtilerin nedeni kalp krizi olmayabilir ve bazı durumlarda aspirin sakıncalı olabilir.<br />
Bu nedenle kalp krizi şüphesinde öncelik:<br />
Acil sağlık sistemini devreye sokmaktır.<br />
Aspirin ambulans çağırmanın veya hastaneye gitmenin alternatifi değildir.<br />
YANLIŞ: “Aspirin kanseri önlediği için herkes kullanmalı”<br />
Aspirin ile özellikle kolorektal kanser arasındaki ilişki uzun yıllardır araştırılıyor.<br />
Bazı çalışmalar uzun süreli aspirin kullanımının belirli kişilerde kolorektal kanser riskini azaltabileceğini düşündürdü.<br />
Ancak mevcut kanıtlar, kalp-damar hastalığı bulunmayan kişilerin yalnızca kanserden korunmak amacıyla kendi kendilerine aspirin kullanmaya başlamalarını desteklemiyor.<br />
Aspirinin olası kanserden koruyucu etkisi değerlendirilirken kanama gibi ciddi yan etkiler de hesaba katılmak zorunda.<br />
Dolayısıyla:<br />
“Kanseri önlüyor, her gün aspirin içeyim” doğru bir yaklaşım değildir.<br />
YANLIŞ: “Gebelikte aspirin kesinlikle kullanılmaz”<br />
Bu ifade de doğru değil.<br />
Gebelik döneminde aspirin gelişigüzel kullanılmamalıdır.<br />
Ancak bazı gebelerde düşük doz aspirin doktor tarafından özellikle reçete edilebilir.<br />
Örneğin preeklampsi açısından yüksek risk taşıyan belirli gebelerde düşük doz aspirin koruyucu tedavinin bir parçası olabilir.<br />
Dolayısıyla doğru ifade:<br />
Gebelikte aspirin kendi kendine kullanılmamalıdır; ancak belirli durumlarda hekim tarafından özellikle önerilebilir.<br />
DOĞRU: Çocuklarda aspirin konusunda özel dikkat gerekir<br />
Çocuklarda aspirin kullanımı erişkinlerden farklı değerlendirilir.<br />
Özellikle grip ve suçiçeği gibi bazı viral enfeksiyonlar sırasında çocuk ve ergenlere aspirin verilmesi, nadir fakat ciddi bir tablo olan Reye sendromu ile ilişkilendirilmiştir.<br />
Bu nedenle çocuklarda ateş veya ağrı nedeniyle ebeveynlerin kendi kararıyla aspirin kullanması uygun değildir.<br />
Bununla birlikte Kawasaki hastalığı gibi bazı özel durumlarda aspirin çocuklarda da doktor gözetiminde kullanılabilir.<br />
Yani:<br />
“Çocuklarda aspirin hiçbir zaman kullanılmaz” demek de doğru değildir; ancak kullanım kararı mutlaka hekim tarafından verilmelidir.<br />
YANLIŞ: “Aspirin kullanırken ibuprofen almak sorun oluşturmaz”<br />
Düzenli aspirin kullanan kişilerin kullandıkları diğer ağrı kesiciler de önem taşır.<br />
İbuprofen gibi bazı ilaçlar, belirli zamanlamalarda kullanıldığında aspirinin trombositler üzerindeki kalp koruyucu etkisine müdahale edebilir.<br />
Ayrıca aspirin ile bazı ağrı kesicilerin birlikte kullanılması mide-bağırsak sistemi üzerindeki yan etkileri ve kanama riskini artırabilir.<br />
Bu nedenle düzenli aspirin kullanan kişilerin reçetesiz satılan ağrı kesicileri de gelişigüzel kullanmaması gerekir.<br />
YANLIŞ: “Doktor aspirin verdiyse mutlaka ömür boyu kullanılmalıdır”<br />
Bazı hastalarda aspirin gerçekten uzun yıllar, hatta yaşam boyu tedavinin bir parçası olabilir.<br />
Ancak günümüzde antitrombosit tedaviler giderek daha fazla kişiye özel planlanıyor.<br />
Stent takılması,<br />
geçirilmiş kalp krizi,<br />
eş zamanlı kullanılan diğer kan sulandırıcı ilaçlar,<br />
hastanın yaşı,<br />
kanama riski<br />
ve eşlik eden hastalıklar tedavinin süresini değiştirebilir.<br />
Bu nedenle doktor tarafından başlanmış aspirinin kendi kendine kesilmesi de doğru değildir.<br />
Özellikle kalp krizi veya stent sonrasında verilen aspirinin doktor bilgisi dışında bırakılması ciddi sonuçlara yol açabilir.<br />
Aspirin kullanımını anlamanın anahtarı: Birincil ve ikincil korunma<br />
Aspirin tartışmalarının çoğu iki farklı kullanım biçiminin birbirine karıştırılmasından kaynaklanıyor.<br />
Birincil korunma<br />
Kişi daha önce kalp krizi, inme veya bilinen kalp-damar hastalığı geçirmemiştir.<br />
Amaç ilk kalp-damar olayının meydana gelmesini önlemektir.<br />
Bu kişide hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol veya sigara kullanımı gibi kalp-damar risk faktörleri bulunabilir.<br />
Güncel yaklaşımda bu gruptaki herkese rutin aspirin başlanması önerilmez.<br />
Karar kişinin bireysel kalp-damar riski ve kanama ihtimaline göre verilmelidir.<br />
İkincil korunma<br />
Kişinin daha önce kalp krizi, bilinen koroner damar hastalığı veya uygun türde bir damar olayı vardır.<br />
Bu hastaların önemli bir bölümünde aspirin hâlâ modern kalp-damar tedavisinin temel ilaçlarından biridir.<br />
Ancak hangi hastanın ne kadar süreyle aspirin kullanacağı yine kişiye özel olarak belirlenir.<br />
Aspirin için yeni dönemin özeti<br />
Aspirin ne “belirli bir yaştan sonra herkesin kullanması gereken mucize bir ilaç” ne de önemini kaybetmiş eski bir tedavidir.<br />
Doğru kişide son derece değerli olabilir.<br />
Ancak gereksiz kullanıldığında sağladığı sınırlı yarardan daha büyük bir kanama riski oluşturabilir.<br />
Bu nedenle güncel tıbbın aspirin konusunda verdiği en önemli mesajlardan biri şu:<br />
Aspirine yalnızca yaşa veya çevreden duyulan tavsiyelere bakılarak başlanmamalıdır.<br />
Kalp-damar hastalığı riski, geçirilmiş hastalıklar, kanama öyküsü, mide-bağırsak sorunları, kullanılan diğer ilaçlar ve kişinin genel sağlık durumu birlikte değerlendirilmelidir.<br />
Önemli uyarı<br />
Aspirin, özellikle düzenli veya koruyucu amaçlı kullanılacaksa doktor değerlendirmesi ve tavsiyesi olmadan başlanmamalıdır. Doktor tarafından reçete edilmiş aspirin de hekime danışılmadan kesilmemeli, dozu değiştirilmemeli veya başka ilaçlarla birlikte gelişigüzel kullanılmamalıdır.<br />
Kaynaklar<br />
U.S. Preventive Services Task Force — Aspirin Use to Prevent Cardiovascular Disease<br />
American Heart Association / American College of Cardiology — Chronic Coronary Disease Guideline<br />
American Heart Association / American Red Cross — First Aid Guidelines<br />
American College of Cardiology / American Heart Association — Acute Coronary Syndromes Guideline<br />
U.S. Food and Drug Administration — Aspirin Use and Ibuprofen Interaction<br />
JAMA Cardiology — Enteric-Coated Aspirin and ADAPTABLE Analysis<br />
American College of Obstetricians and Gynecologists — Low-Dose Aspirin Use in Pregnancy<br />
U.S. Centers for Disease Control and Prevention — Aspirin, Viral Infections and Reye Syndrome</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/her-gun-aspirin-icmek-kalbi-korur-mu-aspirin-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 21:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/aspirin-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="43402"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Üniversitesi’nin Acı Kaybı: Prof. Dr. Yenal Öncel Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-yenal-oncel-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/istanbul-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-yenal-oncel-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümünün emekli akademisyenlerinden Prof. Dr. S. Yenal Öncel hayatını kaybetti. 1940 doğumlu Öncel, uzun yıllar maliye alanında akademik çalışmalar yürüttü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümünün emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. S. Yenal Öncel hayatını kaybetti.</p>

<p>Türk maliye akademisinin uzun yıllar İstanbul Üniversitesi çatısı altında çalışmalarını sürdüren isimlerinden Öncel’in vefatı, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Vefat haberini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti duyurdu. Cemiyet, Prof. Dr. Yenal Öncel’in fakültenin Maliye Bölümü emekli akademisyenlerinden ve cemiyet üyelerinden olduğunu belirterek ailesine, dostlarına ve üniversite camiasına başsağlığı diledi.</p>

<p>PROF. DR. YENAL ÖNCEL KİMDİR?</p>

<p>Tam adı Sadık Yenal Öncel olan Prof. Dr. Yenal Öncel, 1940 yılında doğdu.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi’nin fakülte arşiv kayıtlarına göre Öncel, 1964 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Enstitüsü bünyesinde akademik görevine başladı.</p>

<p>Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümünde akademisyen olarak görev yapan Öncel, maliye teorisi, vergilendirme ve mahalli idareler maliyesi başta olmak üzere kamu maliyesinin farklı alanlarında çalışmalar gerçekleştirdi.</p>

<p>İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’NDE 1964’TEN 2005’E</p>

<p>İstanbul Üniversitesi’nin akademik geçmişe ilişkin kayıtlarında Prof. Dr. Yenal Öncel’in Maliye Enstitüsü’ndeki göreve başlangıç yılı 1964, fakülteden ayrıldığı yıl ise 2005 olarak gösteriliyor.</p>

<p>Böylece Öncel’in İstanbul Üniversitesi çatısı altındaki akademik geçmişi yaklaşık 41 yıllık bir döneme uzanıyor.</p>

<p>Bu süreçte akademik çalışmalarının yanı sıra maliye alanında yetişen kuşakların eğitimine katkıda bulundu.</p>

<p>MALİYE VE VERGİ ALANINDA ÇALIŞTI</p>

<p>Prof. Dr. Yenal Öncel’in bilimsel çalışmalarında vergi politikaları ve kamu maliyesi önemli bir yer tuttu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akademik yayınları arasında gelir vergisinin vergi güvenliği açısından değerlendirilmesi, kurumlar vergisi, uluslararası vergi rekabeti, transfer fiyatlandırması, örtülü kazanç dağıtımı ve belediye hizmetlerinin finansmanı gibi başlıklar bulunuyor.</p>

<p>Öncel’in 2002 yılında yayımlanan çalışmalarından biri “Transfer Fiyatlaması, Örtülü Kazanç Dağıtımı ve Vergilendirme” konusunu ele aldı.</p>

<p>2005 tarihli çalışmasında ise kurumlar vergisindeki değişimi ve uluslararası vergi rekabetini değerlendirdi.</p>

<p>MAHALLİ İDARELER MALİYESİ ALANINDA ESER VERDİ</p>

<p>Prof. Dr. Yenal Öncel’in öne çıkan çalışma alanlarından biri de mahalli idareler maliyesiydi.</p>

<p>“Mahalli İdareler Maliyesi” adlı kitabı, yerel yönetimlerin mali yapısına ilişkin çalışmalar arasında yer aldı.</p>

<p>Öncel ayrıca belediye hizmetlerinin finansmanı ve değişimini ele alan akademik çalışmalar kaleme aldı.</p>

<p>Kurumlar vergisine ilişkin çalışmaları da bulunan Öncel’in kaynaklarda “Türkiye’de Kurumlar Vergisinin Kurumlaşma Üzerindeki Etkileri 1950-1980” ve “Kurum Kazançlarında Vergi Yükünü Belirleyen Faktörler ve Kurumlar Vergisinin Türleri” başlıklı eserleri yer alıyor.</p>

<p>CENAZESİ 15 EYLÜL’DE</p>

<p>İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyetinin paylaştığı programa göre Prof. Dr. Yenal Öncel’in cenazesi 15 Eylül 2026 Salı günü Karaca Ahmet Şakirin Camii’nden kaldırılacak.</p>

<p>Öğle namazının ardından kılınacak cenaze namazı sonrası Öncel, Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p>

<p>Prof. Dr. S. Yenal Öncel’e Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine, meslektaşlarına ve İstanbul Üniversitesi camiasına başsağlığı diliyoruz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/istanbul-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-yenal-oncel-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 20:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0613.jpeg" type="image/jpeg" length="37990"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="30262"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="75512"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46473"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="78900"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10854"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="67371"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
