<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 08 Sep 2026 21:36:35 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KKTC’de 3 Kişide Batı Nil Virüsü Tespit Edildi: Belirtileri ve Korunma Yolları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kktcde-3-kiside-bati-nil-virusu-tespit-edildi-belirtileri-ve-korunma-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kktcde-3-kiside-bati-nil-virusu-tespit-edildi-belirtileri-ve-korunma-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KKTC Sağlık Bakanlığı, üç kişide Batı Nil virüsü testinin pozitif çıktığını açıkladı. Hastaneye yatırılan iki kişinin hayati tehlikesinin bulunmadığı, üçüncü kişinin ise herhangi bir şikâyet göstermediği bildirildi. Kıbrıs’ın güneyinde de son günlerde vakaların bildirilmesi, sivrisineklerle taşınan virüse karşı korunma önlemlerini yeniden gündeme getirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kıbrıs’ta Batı Nil virüsü vakaları dikkat çekiyor. KKTC Sağlık Bakanlığı, 8 Eylül 2026 tarihinde yaptığı açıklamada üç kişide Batı Nil virüsü testinin pozitif çıktığını duyurdu.</p>

<p>Bakanlığın verdiği bilgilere göre iki hasta üst solunum yolu enfeksiyonu, boğaz ağrısı, ateş ve halsizlik şikâyetleriyle sağlık kuruluşlarına başvurdu. Hastaneye yatırılan iki kişide yapılan tetkikler sonucunda Batı Nil virüsü tespit edildi.</p>

<p>Hastaların genel durumlarının bir önceki güne göre daha iyi seyrettiği ve hayati tehlikelerinin bulunmadığı bildirildi. Sağlık durumlarının yakından takip edildiği belirtildi.</p>

<p>Üçüncü vaka ise dikkat çekici biçimde herhangi bir şikâyeti bulunmayan bir kişide ortaya çıktı. Rutin kan tetkikleri sırasında yapılan incelemelerde kişinin Batı Nil virüsü testinin pozitif olduğu belirlendi.</p>

<p>Kıbrıs’ın güneyinde de vakalar bildirildi</p>

<p>KKTC’de açıklanan vakalar, Kıbrıs’ın güneyinde Batı Nil virüsü enfeksiyonlarının gündeme geldiği bir dönemde kaydedildi.</p>

<p>Kıbrıs Haber Ajansının aktardığı resmi bilgilere göre 3 Eylül itibarıyla Kıbrıs’ın güneyinde yedi doğrulanmış Batı Nil virüsü vakası bulunuyordu ve üç olası vaka daha araştırılıyordu.</p>

<p>Vakaların çoğunun 65 yaş ve üzerindeki kişiler olduğu bildirilirken, kronik hastalıkları bulunan 90 yaşındaki bir erkeğin hayatını kaybettiği açıklandı.</p>

<p>Bu gelişmeler, özellikle sivrisineklerin aktif olduğu dönemlerde kişisel korunmanın önemini yeniden gündeme taşıdı.</p>

<p>Batı Nil virüsü nedir?</p>

<p>Batı Nil virüsü, esas olarak enfekte sivrisineklerin insanları ısırması sonucunda bulaşan viral bir enfeksiyondur.</p>

<p>Virüsün doğadaki temel döngüsü kuşlar ve sivrisinekler arasında gerçekleşir. İnsanlar ve atlar da enfekte olabilir ancak insanlar virüsün doğal dolaşımının sürdürülmesinde temel kaynak olarak kabul edilmez.</p>

<p>Hastalık günlük sosyal temasla bir kişiden diğerine yayılan grip benzeri bir enfeksiyon değildir. Bu nedenle aynı ortamda bulunmak, konuşmak, dokunmak veya hastayla gündelik temas kurmak başlıca bulaş yolu değildir.</p>

<p>Enfekte olan herkes hastalanıyor mu?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Batı Nil virüsü enfeksiyonunun önemli özelliklerinden biri, virüsü alan insanların büyük bölümünde hiçbir belirti ortaya çıkmamasıdır.</p>

<p>Belirti gelişen kişilerde ise ateşli ve grip benzeri bir hastalık görülebilir.</p>

<p>Batı Nil virüsünün belirtileri neler?</p>

<p>Belirti gösteren kişilerde ateş, baş ağrısı, belirgin halsizlik, kas ve eklem ağrıları, bulantı, kusma, deri döküntüsü ve lenf bezlerinde şişme görülebilir.</p>

<p>Çoğu enfeksiyon hafif veya belirtisiz seyretse de hastaların küçük bir bölümünde virüs merkezi sinir sistemini etkileyebilir.</p>

<p>Bu durumda menenjit veya ensefalit gibi ciddi nörolojik tablolar gelişebilir.</p>

<p>Kimler daha fazla risk altında?</p>

<p>İleri yaştaki kişilerde ciddi hastalık gelişme riski daha yüksektir.</p>

<p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler ve bazı kronik hastalıkları bulunan bireyler de ağır hastalık açısından daha dikkatli değerlendirilmesi gereken gruplar arasında yer alır.</p>

<p>Özellikle sivrisinek ısırığının ardından yüksek ateşle birlikte şiddetli baş ağrısı, bilinç değişikliği, belirgin kas güçsüzlüğü, ense sertliği veya nörolojik belirtilerin ortaya çıkması durumunda tıbbi değerlendirme önem taşır.</p>

<p>Batı Nil virüsü nasıl bulaşıyor?</p>

<p>En önemli bulaş yolu enfekte sivrisineklerin ısırmasıdır.</p>

<p>Bu nedenle mücadelede yalnızca hasta kişilerin tespit edilmesi değil, sivrisineklerin üreme alanlarının azaltılması da önem taşır.</p>

<p>Evlerin ve bahçelerin çevresindeki kovalar, saksı altlıkları, kullanılmayan kaplar ve suyun uzun süre bekleyebileceği diğer alanlar sivrisineklerin üremesine uygun ortam oluşturabilir.</p>

<p>Nasıl korunabiliriz?</p>

<p>Batı Nil virüsüne karşı korunmanın temelinde sivrisinek ısırıklarını azaltmak bulunuyor.</p>

<p>Kapı ve pencerelerde sineklik kullanılması, açık alanlarda uygun sivrisinek kovucuların tercih edilmesi, sivrisineklerin yoğun olduğu zamanlarda vücudu daha fazla örten giysilerin kullanılması ve ev çevresinde su birikintilerinin ortadan kaldırılması riski azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>İnsanlarda kullanılmak üzere onaylanmış özel bir Batı Nil virüsü aşısı bulunmadığından kişisel korunma ve sivrisinek kontrolü daha da önem kazanıyor.</p>

<p>Tedavisi var mı?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Batı Nil virüsünü doğrudan ortadan kaldıran spesifik bir antiviral tedavi bulunmuyor.</p>

<p>Hafif vakalarda tedavi genellikle belirtilerin kontrolüne yönelik destekleyici yaklaşımlardan oluşuyor. Ağır nörolojik hastalık gelişen kişilerin ise hastanede takip ve tedavi edilmesi gerekebiliyor.</p>

<p>Kıbrıs’taki gelişmeler neden önemli?</p>

<p>KKTC’de aynı gün üç pozitif vakanın açıklanması ve Kıbrıs’ın güneyinde de yakın tarihlerde vakaların bildirilmiş olması, Batı Nil virüsünün ada genelinde dikkatle izlenmesini önemli hale getiriyor.</p>

<p>Ancak vakaların görülmesi toplumda paniğe neden olmamalı. Batı Nil virüsü enfeksiyonlarının büyük bölümü belirtisiz veya hafif seyrediyor.</p>

<p>Asıl önemli nokta, risk grubundaki kişilerin korunması, sivrisineklerle mücadelenin sürdürülmesi ve ciddi hastalık belirtilerinin erken fark edilmesi.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>KKTC Sağlık Bakanlığı<br />
Türk Ajansı Kıbrıs<br />
Kıbrıs Haber Ajansı<br />
Kıbrıs Tıbbi Hizmetler ve Halk Sağlığı Hizmetleri</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kktcde-3-kiside-bati-nil-virusu-tespit-edildi-belirtileri-ve-korunma-yollari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 21:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0057.jpeg" type="image/jpeg" length="61836"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Gecelik Uyku Testinde Gelecekteki Sağlık Risklerinin İzleri Bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-gecelik-uyku-testinde-gelecekteki-saglik-risklerinin-izleri-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-gecelik-uyku-testinde-gelecekteki-saglik-risklerinin-izleri-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cleveland Clinic ve IBM Research araştırmacılarının geliştirdiği yapay zekâ modeli, rutin bir gecelik uyku testinde kaydedilen beyin aktivitesi, kalp ritmi, solunum ve diğer fizyolojik sinyallerden uzun vadeli sağlık riskleriyle ilişkili örüntüler belirledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Nature Communications’ta 3 Ağustos 2026’da yayımlanan ve Cleveland Clinic tarafından 8 Eylül’de yeniden gündeme taşınan araştırmada katılımcılar beş risk grubuna ayrıldı; en yüksek risk grubunda tüm nedenlere bağlı ölüm riski en düşük gruba göre belirgin biçimde daha yüksekti. Bulgular umut verici olsa da yöntem henüz kişinin gelecekte hangi hastalığa yakalanacağını kesin olarak söyleyen klinik bir test değil.</p>

<p></p>

<p>Bir gecelik uyku testi yalnızca uyku apnesini değerlendirmek için değil, kişinin ilerleyen yıllardaki sağlık riskleri hakkında daha fazla bilgi elde etmek için de kullanılabilir. Cleveland Clinic ve IBM Research araştırmacıları, standart uyku testlerinde kaydedilen ancak rutin değerlendirmelerde yalnızca sınırlı bölümü kullanılan fizyolojik sinyalleri yapay zekâ yardımıyla inceledi.</p>

<p>Nature Communications’ta 3 Ağustos 2026’da yayımlanan çalışma, Cleveland Clinic’in 8 Eylül 2026 tarihli klinik değerlendirmesiyle yeniden gündeme taşındı. Araştırmacılar, bir gece boyunca kaydedilen uyku verilerinde uzun dönem sağlık sonuçlarıyla bağlantılı örüntüler belirledi.</p>

<p>Ancak araştırmanın sonucu, “bir gece uyuyarak gelecekte hangi hastalığa yakalanacağınız öğrenilebilir” anlamına gelmiyor. Çalışma geçmiş sağlık kayıtlarının kullanıldığı geriye dönük bir araştırma ve geliştirilen sistem henüz rutin klinik kullanım için doğrulanmış bireysel hastalık tahmin testi niteliğinde değil.</p>

<h3>Uyku laboratuvarında yalnızca nefes sayılmıyor</h3>

<p>Uyku laboratuvarında yapılan polisomnografi sırasında kişinin beyin aktivitesi, kalp ritmi, solunumu, hava akımı, kas hareketleri ve kandaki oksijen düzeyi gibi çok sayıda fizyolojik sinyal gece boyunca kaydediliyor.</p>

<p>Uyku apnesinin değerlendirilmesinde en yaygın ölçütlerden biri apne-hipopne indeksi. Bu değer, uyku sırasında solunumun bir saat içinde kaç kez durduğunu veya belirgin biçimde azaldığını gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar, saatler boyunca elde edilen çok boyutlu verinin yalnızca birkaç özet ölçüte indirgenmesi yerine tamamının yapay zekâ tarafından değerlendirilmesinin farklı sağlık bilgileri ortaya çıkarabileceği düşüncesinden hareket etti.</p>

<h3>Başlangıçta 10 bin uyku çalışması vardı</h3>

<p>Araştırmanın temelini Cleveland Clinic’in STARLIT kayıt sistemindeki 10 bin laboratuvar uyku çalışması oluşturdu. Bu kayıtlar 9 bin 661 kişiden elde edilmişti.</p>

<p>Veri kalite kontrollerinin ardından asıl analizlere 9 bin 608 uyku kaydı ve 9 bin 297 kişinin verileri dahil edildi.</p>

<p>Bu ayrım önemli. Çalışmanın başlangıç veri seti 10 bin uyku çalışmasından oluşsa da tüm kayıtlar nihai analize girmedi.</p>

<p>Uyku testleri 2012 ile 2022 yılları arasında gerçekleştirilmişti. Araştırmacılar gece boyunca kaydedilen yüksek çözünürlüklü fizyolojik verileri hastaların uzun dönem elektronik sağlık kayıtlarıyla eşleştirdi.</p>

<p>Model, bu sinyallerdeki karmaşık örüntüleri öğrenmek üzere geniş kapsamlı bir yapay zekâ mimarisi kullanılarak geliştirildi.</p>

<p>Amaç yapay zekânın tek tek hastalıkları doğrudan teşhis etmesi değil, uyku fizyolojisinde birbirine benzeyen örüntülere sahip kişileri belirleyebilmesiydi.</p>

<h3>Yapay zekâ beş farklı risk grubu belirledi</h3>

<p>Modelin uyku kayıtlarından çıkardığı özellikler kullanılarak katılımcılar beş gruba ayrıldı.</p>

<p>Birinci grupta görece daha düşük risk profiline sahip kişiler bulunurken gruplar ilerledikçe uyku bozukluğu özellikleri ve eşlik eden sağlık sorunları daha belirgin hale geldi.</p>

<p>Beşinci grup en yüksek risk profiline sahip katılımcıları içeriyordu.</p>

<p>Bu gruplar daha sonraki yıllarda görülen kalp-damar, nörolojik ve bazı psikiyatrik sağlık sonuçları açısından farklılık gösterdi.</p>

<p>En belirgin sonuçlardan biri tüm nedenlere bağlı ölüm riskiyle ilgiliydi.</p>

<p><strong>Eğilim skoru ile dengelenmiş STARLIT analizinde</strong>, yaş ve cinsiyete göre düzeltme sonrasında en yüksek risk grubundaki kişilerin tüm nedenlere bağlı ölüm riski en düşük gruba göre yaklaşık 2,7 kat daha yüksekti. İstatistiksel ölçümde hazard oranı 2,71 olarak hesaplandı.</p>

<p>Araştırmacılar yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, eşlik eden hastalıklar ve apne-hipopne indeksi gibi ek değişkenleri de hesaba kattığında ilişki zayıfladı ancak devam etti. Bu daha kapsamlı analizde hazard oranı 2,38 olarak bulundu.</p>

<p>Bu oranlar, en yüksek risk grubundaki kişilerin belirli bir süre içinde yüzde 238 veya yüzde 271 ölüm olasılığı taşıdığı anlamına gelmiyor. Hazard oranları, takip boyunca gruplar arasındaki olay hızlarının göreli farklılığını ifade ediyor.</p>

<h3>Sonuçlar bağımsız bir grupta da sınandı</h3>

<p>Araştırmacılar modelin yalnızca Cleveland Clinic hastalarındaki özellikleri öğrenip öğrenmediğini değerlendirmek amacıyla sistemi bağımsız ve toplum temelli <strong>Sleep Heart Health Study</strong> kohortunda da sınadı.</p>

<p>Model yeniden eğitilmeden bu veri grubuna uygulandığında, yüksek ve düşük risk kategorileri arasında ölüm ve kalp yetersizliği açısından benzer yönde farklılıklar görüldü.</p>

<p>Bağımsız kohortta en yüksek risk kategorisindeki kişilerin tüm nedenlere bağlı ölüm riski en düşük gruba göre yaklaşık yüzde 58 daha yüksekti. Hazard oranı 1,58 olarak hesaplandı.</p>

<p>Kalp yetersizliği açısından ise en yüksek risk grubunda hazard oranı 2,13 olarak bulundu.</p>

<p>İkinci veri grubunda benzer yönde sonuçlar elde edilmesi, yöntemin yalnızca tek bir hastanenin kayıtlarına özgü olmayabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Yine de farklı ülkelerden, farklı yaş gruplarından ve daha çeşitli topluluklardan katılımcıların yer aldığı ileriye dönük araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<h3>Uyku apnesinin klasik ölçümünden farklı bilgiler verdi</h3>

<p>Araştırmanın öne çıkan noktalarından biri, yapay zekânın oluşturduğu risk grupları ile uyku apnesinde kullanılan klasik apne-hipopne indeksi arasındaki farktı.</p>

<p>Apne-hipopne indeksine göre oluşturulan hafif, orta ve ağır uyku apnesi kategorileri, uzun dönem sağlık sonuçlarını yapay zekânın oluşturduğu gruplar kadar belirgin biçimde ayıramadı.</p>

<p>Özellikle ölüm riski açısından yapay zekâya dayalı kümeler daha belirgin bir ayrışma gösterdi.</p>

<p>Bu durum apne-hipopne indeksinin gelecekteki sağlık risklerini öngöremediği veya klinik değer taşımadığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Apne-hipopne indeksi uyku apnesinin tanı ve şiddet değerlendirmesinde temel ölçütlerden biri olmaya devam ediyor. Araştırmanın gösterdiği şey, tek bir gecede kaydedilen beyin, kalp ve solunum sinyallerinin birlikte incelenmesinin klasik solunum ölçümlerinin ötesinde ek bilgi taşıyabileceği.</p>

<h3>Bir gecelik test geleceği kesin olarak tahmin etmiyor</h3>

<p>Araştırmanın en kolay yanlış anlaşılabilecek noktası, yöntemin bir tür “geleceği görme testi” olarak yorumlanması.</p>

<p>Model, kişinin belirli bir tarihte kalp hastalığı, demans veya başka bir hastalık geliştireceğini söylemiyor.</p>

<p>Sistem, uyku sırasında kaydedilen fizyolojik örüntülere göre birbirine benzeyen kişileri gruplandırıyor ve bu grupların daha sonraki sağlık sonuçlarında farklılık olup olmadığını inceliyor.</p>

<p>Çalışma ayrıca geriye dönük sağlık kayıtlarına dayanıyor. Bu nedenle yapay zekânın belirlediği uyku özelliklerinin daha sonraki hastalıkların nedeni olduğu sonucuna varılamaz.</p>

<p>Yüksek risk grubundaki kişilerin araştırmanın başında daha farklı bir sağlık profiline sahip olması da sonuçları etkileyebilir.</p>

<p>Araştırmacılar yaş, vücut kitle indeksi, eşlik eden hastalıklar ve başka değişkenleri istatistiksel modellerde hesaba katmış olsa da gözlemsel çalışmalarda ölçülmeyen etkenlerin tamamen dışlanması mümkün değil.</p>

<h3>Çok sayıda sağlık sonucu aynı araştırmada incelendi</h3>

<p>Çalışmanın bir başka sınırlılığı, farklı kalp-damar, nörolojik ve psikiyatrik sonuçların aynı veri setinde incelenmiş olması.</p>

<p>Araştırmacılar bazı analizlerde çoklu karşılaştırmalar için ek istatistiksel düzeltme uygulamadı.</p>

<p>Bir araştırmada çok sayıda ayrı sonuç aynı anda test edildiğinde, yalnızca tesadüf nedeniyle istatistiksel olarak anlamlı görünen bazı ilişkilerin ortaya çıkma ihtimali artabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle özellikle ikincil sağlık sonuçlarına ilişkin bulguların bağımsız çalışmalarla yeniden doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Ölüm ve kalp yetersizliği gibi bazı sonuçların bağımsız kohortta da benzer yönde görülmesi araştırmanın bulgularını destekliyor; ancak yöntemin rutin klinik kullanıma geçmesi için tek başına yeterli değil.</p>

<h3>Rutin uyku testinden daha fazla bilgi çıkarılabilir</h3>

<p>Çalışmanın klinik açıdan ilgi çekici tarafı yeni bir cihaz geliştirmekten çok, zaten yapılan bir testten daha fazla bilgi elde etmeye dayanması.</p>

<p>Standart bir polisomnografi gece boyunca büyük miktarda fizyolojik veri topluyor.</p>

<p>Yapay zekâ yaklaşımı, bu kayıtların bugün rutin raporlarda yeterince değerlendirilmeyen bölümlerinden uzun dönem sağlık riskiyle ilişkili ek sinyaller çıkarılabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Ancak sistem şu aşamada hastanelerde rutin olarak kullanılan bir risk testi değil.</p>

<p>Bir hastanın tedavisinin yalnızca modelin belirlediği risk grubuna göre değiştirilmesinin kalp hastalığını, nörolojik hastalıkları veya ölüm riskini azaltıp azaltmadığı da henüz bilinmiyor.</p>

<p>Bunun gösterilebilmesi için yöntemin farklı toplumlarda ileriye dönük olarak sınanması ve klinik kararlara eklendiğinde hastalara gerçek bir yarar sağlayıp sağlamadığının araştırılması gerekiyor.</p>

<p>Bir gecelik uyku kaydı şimdilik geleceği kesin biçimde söylemiyor. Araştırmanın ortaya koyduğu daha sınırlı ve somut bulgu, uyurken beyin, kalp ve solunum sisteminden toplanan saatlerce verinin bugünkü standart uyku raporlarında kullanılan ölçümlerin ötesinde sağlık bilgileri taşıyabileceği.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>• Nature Communications – A Foundation Model for Sleep-Based Risk Stratification and Clinical Outcomes, 3 Ağustos 2026</p>

<p>• Cleveland Clinic – AI Model Stratifies Sleep-Based Risk and Clinical Outcomes, 8 Eylül 2026</p>

<p>• Cleveland Clinic – AI Identifies Previously Unrecognized Health Insights in Routine Sleep Studies, 3 Ağustos 2026</p>

<p>• ABD Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü – Sleep Heart Health Study</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-gecelik-uyku-testinde-gelecekteki-saglik-risklerinin-izleri-bulundu</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 21:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebulteni.com/vendor/te/assets/images/placeholder.png" type="image/jpeg" length="28239"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigara Doğurganlığı da Etkiliyor: DSÖ’den Kadın ve Erkeklere Yeni Uyarı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sigara-dogurganligi-da-etkiliyor-dsoden-kadin-ve-erkeklere-yeni-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sigara-dogurganligi-da-etkiliyor-dsoden-kadin-ve-erkeklere-yeni-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, 8 Eylül 2026’da yayımladığı yeni bilgi özetinde tütün kullanımının kadınlarda kısırlık riskiyle, erkeklerde ise sperm özellikleri ve cinsel işlev bozukluklarıyla ilişkili olduğunu bildirdi. Pasif içiciliğin de üreme sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olabileceğine dikkat çekilirken, 2026’da yayımlanan güncel bir meta-analiz sigaranın yardımcı üreme tedavilerindeki etkisinin önceki çalışmalarda tahmin edilenden daha karmaşık olabileceğini gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü, sigara ile kısırlık arasındaki ilişkiye yönelik bilimsel kanıtları 8 Eylül 2026’da yayımladığı yeni bilgi özetinde bir araya getirdi. Değerlendirmede tütün kullanımının kadınların doğurganlığıyla olumsuz yönde ilişkili olduğu, erkeklerde ise sperm özellikleri ve cinsel işlevler üzerinde olumsuz etkilerle bağlantılı bulunduğu bildirildi.</p>

<p>DSÖ’nün hazırladığı belge yeni bir klinik çalışma değil. Sistematik derlemeler, meta-analizler ve gözlemsel araştırmalar üzerinden mevcut bilimsel kanıtları değerlendiriyor ve tütün kullanımının üreme sağlığı açısından değiştirilebilir risk faktörlerinden biri olduğuna işaret ediyor.</p>

<h3>Kadınlarda kısırlık riski daha yüksek bulundu</h3>

<p>DSÖ’nün aktardığı sistematik derlemede, 2000-2026 yılları arasında yayımlanan çalışmalar değerlendirildi. Bulgulara göre halen sigara içen kadınlarda kısırlık riski, sigara içmeyenlere kıyasla yaklaşık yüzde 40 daha yüksek bulundu.</p>

<p>Bu oran sigaranın tek başına kısırlığa neden olduğunu göstermiyor. Kadının yaşı, yumurtalık rezervi, hormonal hastalıklar, üreme sistemiyle ilgili yapısal sorunlar, çevresel etkenler ve erkek faktörü de gebelik olasılığını belirleyen unsurlar arasında bulunuyor.</p>

<p>Sigarayı daha önce kullanmış ancak bırakmış kadınlarda ise halen sigara içenlere kıyasla kısırlık riskinin yaklaşık yüzde 25 daha düşük olduğu bildirildi.</p>

<p>Bu sonuç, sigarayı bırakmış kadınlarla halen sigara kullanan kadınlar arasında bir risk farkı bulunduğunu gösteriyor. Ancak veriler büyük ölçüde gözlemsel araştırmalardan geldiği için sigarayı bırakmanın tek başına belirli bir kadının gebelik olasılığını ne ölçüde artıracağını söylemek mümkün değil.</p>

<h3>Erkek üreme sağlığı da etkilenebiliyor</h3>

<p>DSÖ değerlendirmesi, tütünün erkek üreme sağlığı üzerindeki etkilerine de geniş yer ayırıyor.</p>

<p>60 binden fazla erkeğin verilerini içeren 44 çalışmalık değerlendirmede sigara kullanımı; sperm hareketliliğinde azalma, anormal sperm şekilleri ve bazı erkeklerde menide sperm bulunmaması gibi üreme sağlığı sorunlarıyla ilişkilendirildi.</p>

<p>Sigara içen erkeklerde ereksiyon ve boşalma sorunlarının daha sık görülebileceğine ilişkin bulgular da değerlendirmede yer aldı.</p>

<p>Erkek doğurganlığı yalnızca sperm sayısıyla değerlendirilmiyor. Spermin hareketliliği ve yapısal özellikleri ile partnerin üreme sağlığı da doğal gebelik ihtimalini etkiliyor.</p>

<p>Bu nedenle mevcut kanıtlar sigaranın erkek üreme sistemi üzerindeki etkisinin tek bir laboratuvar değerinden daha geniş olabileceğini gösteriyor.</p>

<h3>Tüp bebek tedavisinde güncel veriler daha ihtiyatlı</h3>

<p>Sigaranın tüp bebek ve diğer yardımcı üreme yöntemlerinin başarısını etkileyip etkilemediği uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>Daha eski çalışmalar sigara içen kadınlarda yardımcı üreme tedavileri sonrasında gebelik ve canlı doğum oranlarının belirgin biçimde daha düşük olabileceğini düşündürmüştü.</p>

<p>Ancak 2026’da yayımlanan güncel sistematik derleme ve meta-analiz, bu ilişkinin büyüklüğünün önceki tahminlerden daha belirsiz olabileceğini ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmacılar 26 gözlemsel çalışmadan toplam 16 bin 359 kadının verilerini değerlendirdi. İlk analizlerde aktif sigara kullanımı, sigara kullanmayanlarla karşılaştırıldığında canlı doğum oranının göreli olarak yaklaşık yüzde 15, klinik gebelik oranının ise yaklaşık yüzde 18 daha düşük olmasıyla ilişkili bulundu.</p>

<p>Bu oranlar, her kadının gebelik veya canlı doğum olasılığının doğrudan yüzde 15 ya da yüzde 18 azaldığı anlamına gelmiyor. Bulgular, araştırma grupları arasındaki göreli farkı ifade ediyor.</p>

<p>Çalışmaların karşılaştırma grupları da birbirinden farklıydı. Bazı araştırmalarda sigara içmeyen grubun içine daha önce sigara kullanıp bırakmış kadınlar da dahil edilmişti.</p>

<p>Analiz yalnızca hiç sigara kullanmamış kadınların kontrol grubu olarak kabul edildiği çalışmalarla sınırlandırıldığında canlı doğum ve klinik gebelik açısından görülen fark artık istatistiksel olarak anlamlı değildi.</p>

<p>Bu bulgu sigaranın üreme sağlığı açısından zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Daha çok, sigaranın yardımcı üreme tedavisinin başarısı üzerindeki etkisinin büyüklüğünü hesaplamanın düşünüldüğünden daha zor olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Aynı meta-analizde aktif sigara kullanımı ile düşük riski arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gösterilemedi. Sigara içen kadınlardan elde edilen yumurta sayısında ise küçük bir azalma saptandı.</p>

<p>Araştırmacılar, sigara maruziyetinin biyolojik testlerle doğrulandığı, günlük tüketim miktarının kaydedildiği ve daha önce sigara kullanmış kişilerin ayrı değerlendirildiği yeni çalışmalara ihtiyaç bulunduğunu belirtti.</p>

<h3>Pasif içicilik de mercek altında</h3>

<p>DSÖ’nün bilgi özetinde yalnızca aktif sigara kullanımı ele alınmıyor.</p>

<p>Sigara içmediği halde evde, iş yerinde veya sosyal ortamlarda tütün dumanına maruz kalan kadınlarda da üreme sağlığının olumsuz etkilenebileceğini düşündüren araştırmalar bulunuyor.</p>

<p>Bazı gözlemsel çalışmalarda pasif içicilik daha yüksek kısırlık riski ve daha düşük aylık gebelik olasılığıyla ilişkilendirildi.</p>

<p>Ancak bu araştırmaların tasarımı nedeniyle pasif içiciliğin tek başına kısırlığa neden olduğu söylenemiyor.</p>

<p>DSÖ, tütün dumanına maruziyetin güvenli kabul edilen bir düzeyi bulunmadığını ve gebelik planlayan kişilerin pasif içicilikten de korunmasının uygun olduğunu belirtiyor.</p>

<h3>Elektronik sigaralar için kanıt daha sınırlı</h3>

<p>Elektronik sigara, nargile ve diğer nikotin ürünlerinin üreme sağlığı üzerindeki etkileri de bilimsel araştırmaların konusu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DSÖ’ye göre mevcut kanıtların en güçlü olduğu alan klasik sigara kullanımı. Elektronik sigara ve yeni nikotin ürünlerinin kadın ve erkek doğurganlığı üzerindeki uzun dönem etkilerine ilişkin insan verileri ise daha sınırlı.</p>

<p>Bu nedenle klasik sigara için hesaplanan risk oranlarının elektronik sigaralara doğrudan uygulanması mümkün değil.</p>

<p>Veri eksikliği, bu ürünlerin gebelik planlayan kişiler açısından güvenli olduğunun kanıtlandığı anlamına da gelmiyor.</p>

<h3>Dünyada her altı kişiden biri kısırlıkla karşılaşıyor</h3>

<p>Dünya Sağlık Örgütü tahminlerine göre yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 17,5’i, başka bir ifadeyle yaklaşık her altı kişiden biri yaşamının bir döneminde kısırlık sorunu yaşıyor.</p>

<p>Kısırlık, düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen 12 ay veya daha uzun sürede gebelik oluşmaması olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Neden kadınla, erkekle veya her iki partnerle ilişkili olabiliyor. Bazı çiftlerde ise ayrıntılı değerlendirmelere rağmen kesin neden belirlenemiyor.</p>

<p>Yaş, hormonal ve anatomik hastalıklar, bazı enfeksiyonlar, çevresel maruziyetler, obezite, aşırı alkol tüketimi ve tütün kullanımı doğurganlığı etkileyebilen faktörler arasında yer alıyor.</p>

<h3>DSÖ sigara bırakma desteğinin üreme sağlığına da dahil edilmesini istiyor</h3>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, çocuk sahibi olmayı planlayan kadın ve erkeklerin tütün kullanımının üreme sağlığı üzerindeki olası etkileri konusunda bilgilendirilmesini öneriyor.</p>

<p>Sağlık çalışanlarının sigara kullanan kişilere bırakma konusunda danışmanlık vermesi ve gerektiğinde kanıta dayalı sigara bırakma tedavilerine yönlendirmesi de öneriler arasında bulunuyor.</p>

<p>Mevcut araştırmalar sigaranın bırakılması halinde belirli bir kişinin ne kadar sürede çocuk sahibi olacağını veya gebelik olasılığının ne kadar artacağını hesaplamaya imkân vermiyor.</p>

<p>Üreme sağlığı; yaş, sigara kullanım süresi, günlük tüketim miktarı, eşlik eden hastalıklar ve partnerin sağlık durumu gibi çok sayıda faktörden etkileniyor.</p>

<p>DSÖ’nün 8 Eylül 2026 tarihli değerlendirmesi, tütünle mücadelede kanser, kalp ve akciğer hastalıklarının yanında kadın ve erkek üreme sağlığının da daha görünür biçimde ele alınması gerektiğine işaret ediyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>• Dünya Sağlık Örgütü – Tobacco and Infertility, Tütün Bilgi Özeti, 8 Eylül 2026</p>

<p>• Dünya Sağlık Örgütü – Tobacco Smoking May Be Harming Your Chances of Having a Baby, 8 Eylül 2026</p>

<p>• Journal of Gynecology Obstetrics and Human Reproduction – The Effect of Active Cigarette Smoking on Reproductive Outcomes in Women Undergoing Assisted Reproductive Technology, 2026</p>

<p>• Human Reproduction Update – Effects of Cigarette Smoking Upon Clinical Outcomes of Assisted Reproduction, 2009; çevrim içi yayın 2008</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sigara-dogurganligi-da-etkiliyor-dsoden-kadin-ve-erkeklere-yeni-uyari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 20:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/dso-sigara-dogurganlik-200kb.webp" type="image/jpeg" length="15398"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üniversite Öğrencilerine Aylık 8 Bin TL Burs: Başvurular 14 Eylül’de]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/universite-ogrencilerine-aylik-8-bin-tl-burs-basvurular-14-eylulde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/universite-ogrencilerine-aylik-8-bin-tl-burs-basvurular-14-eylulde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üniversite öğrencilerinin 2026-2027 eğitim öğretim yılı için takip ettiği burs programlarından birinin takvimi belli oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Eğitim Vakfı’nın (TEV) Üniversite Eğitim Bursu için başvurular 14 Eylül 2026 tarihinde başlayacak. Başvurular 8 Ekim 2026 tarihinde sona erecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yıl üniversite öğrencilerine verilecek burs miktarı aylık 8 bin TL olarak belirlendi.</p>

<p>Burs 9 ay ödenecek</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursu, gerekli devam koşullarını sağlayan öğrencilere ekim-haziran döneminde 9 ay boyunca ödeniyor.</p>

<p>Aylık burs miktarının 8 bin TL olması nedeniyle bir eğitim döneminde 9 aylık ödeme toplamı 72 bin TL’ye ulaşıyor.</p>

<p>Peki TEV bursuna kimler başvurabilir?</p>

<p>TEV üniversite bursuna başvuracak öğrencilerin öncelikle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerekiyor.</p>

<p>Üniversiteye Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) ile yerleşmiş olmak da başvuru koşulları arasında bulunuyor.</p>

<p>Burs, devlet üniversitelerinde lisans veya ön lisans programlarına kayıtlı öğrencileri kapsıyor.</p>

<p>Açık öğretim, uzaktan eğitim veya ücretli programlarda öğrenim gören öğrenciler ise bu burs programına başvuramıyor.</p>

<p>25 yaş sınırı bulunuyor</p>

<p>TEV’in açıkladığı koşullara göre Üniversite Eğitim Bursuna başvuracak öğrencilerin 25 yaşını geçmemiş olması gerekiyor.</p>

<p>Ayrıca adayın daha önce bir lisans programından mezun olmaması gerekiyor.</p>

<p>Maddi durum da değerlendiriliyor</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursu başarılı ancak maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrencileri desteklemeyi amaçlıyor.</p>

<p>Bu nedenle öğrencinin akademik durumunun yanı sıra mal varlığı ve gelir durumu da değerlendirme sürecinde dikkate alınıyor.</p>

<p>Ara sınıflarda not ortalaması kaç olmalı?</p>

<p>Üniversitenin ara sınıflarında öğrenim gören öğrenciler de TEV bursuna başvurabiliyor.</p>

<p>Ara sınıf öğrencilerinde genel not ortalamasının 4 üzerinden en az 2,50 olması gerekiyor. Notların 100 üzerinden değerlendirildiği üniversitelerde ise alt sınır 65 olarak uygulanıyor.</p>

<p>Başarısız ders sayısı tek başına başvuruya engel olarak kabul edilmiyor.</p>

<p>Hazırlık sınıfını tamamlayan öğrencilerin ise bir üst sınıfa geçtiğini belgelemesi gerekiyor.</p>

<p>DGS ile yerleşen öğrenciler başvurabilir mi?</p>

<p>Dikey Geçiş Sınavı ile lisans programına yerleşen öğrenciler için ayrı bir akademik koşul bulunuyor.</p>

<p>Bu öğrencilerin iki yıllık ön lisans mezuniyet ortalamasının en az 2,80 olması gerekiyor. 100’lük sistemde bunun karşılığı en az 70 olarak belirtiliyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri TEV bursuna başvurabilir mi?</p>

<p>Devlet üniversitesinde tıp fakültesinde öğrenim gören ve TEV’in diğer başvuru şartlarını sağlayan öğrenciler Üniversite Eğitim Bursuna başvurabilir.</p>

<p>Aynı şekilde devlet üniversitelerindeki diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik ve diğer sağlık bilimleri lisans programlarında öğrenim gören öğrenciler de koşulları sağlamaları halinde başvuru yapabilir.</p>

<p>KYK bursu alanlar TEV bursu alabilecek mi?</p>

<p>2026-2027 döneminin öğrenciler açısından en dikkat çekici değişikliklerinden biri bu konuda yapıldı.</p>

<p>TEV, burs koşullarını yeniden düzenlediğini ve yeni dönemde TEV bursunun KYK bursu dahil olmak üzere diğer kamu veya özel kurumların burslarıyla birlikte alınabileceğini açıkladı.</p>

<p>Dolayısıyla KYK bursu almak artık tek başına TEV bursu almaya engel değil.</p>

<p>TEV bursuna nereden başvurulacak?</p>

<p>Üniversite Eğitim Bursu başvuruları dijital ortamda gerçekleştirilecek.</p>

<p>Öğrenciler başvurularını Obigenç mobil uygulaması veya ilgili dijital başvuru sistemi üzerinden gerçekleştirebilecek.</p>

<p>TEV, Üniversite Eğitim Bursu için özellikle Obigenç uygulaması üzerinden başvuru yapılabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Başvuru sırasında hangi belgeler isteniyor?</p>

<p>Başvurularda istenecek belgeler burs türüne ve öğrencinin durumuna göre değişebiliyor.</p>

<p>TEV’in açıkladığı genel belge çerçevesinde öğrenci belgesi, transkript veya başarı durum belgesi ile adli sicil kaydı bulunuyor.</p>

<p>Başvuru ekranında öğrenciden talep edilen güncel belgelerin esas alınması gerekiyor.</p>

<p>Son başvuru 8 Ekim</p>

<p>TEV Üniversite Eğitim Bursu için 2026-2027 dönemi başvuruları 14 Eylül’de başlayacak ve 8 Ekim’de sona erecek.</p>

<p>Burs almaya hak kazanan ve devam koşullarını sağlayan öğrencilere aylık 8 bin TL ödeme yapılacak. Ödemeler ekim-haziran döneminde toplam 9 ay sürecek.</p>

<p>Üniversite öğrencilerinin başvuru döneminde bilgilerini eksiksiz girmeleri ve kendilerinden istenen belgeleri güncel şekilde sunmaları önem taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık Eğitimi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/universite-ogrencilerine-aylik-8-bin-tl-burs-basvurular-14-eylulde</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 20:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="26658"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Vakfı 2026-2027 Burs Başvurusu: Kimler Başvurabilir, Şartlar Neler?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/anadolu-vakfi-2026-2027-burs-basvurusu-kimler-basvurabilir-sartlar-neler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/anadolu-vakfi-2026-2027-burs-basvurusu-kimler-basvurabilir-sartlar-neler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anadolu Vakfı’nın üniversite öğrencilerine yönelik karşılıksız burs programında başvurular 1-30 Eylül tarihleri arasında alınıyor. Devlet üniversitelerinde veya vakıf üniversitelerinde yüzde 100 burslu lisans programlarında öğrenim gören öğrenciler belirlenen koşulları taşımaları halinde başvurabiliyor. Hazırlık ve ara sınıf öğrencilerinin de başvuru yapabildiği burs için başvurular çevrim içi gerçekleştiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anadolu Vakfı Burs Başvuruları Başladı: Kimler Başvurabilir?</p>

<p>2026-2027 eğitim öğretim döneminin başlamasıyla üniversite öğrencilerinin burs arayışı da hızlandı. Üniversite öğrencilerine destek sağlayan kuruluşlardan Anadolu Vakfı’nın burs programı, maddi desteğe ihtiyaç duyan ve akademik başarı gösteren lisans öğrencilerine yönelik olarak uygulanıyor.</p>

<p>Anadolu Vakfı burs başvuruları her yıl 1 Eylül ile 30 Eylül tarihleri arasında alınıyor. Başvurular Anadolu Vakfı’nın resmi internet sitesindeki çevrim içi burs başvuru sistemi üzerinden gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Anadolu Vakfı bursuna kimler başvurabilir?</p>

<p>Vakfın açıkladığı koşullara göre burs programına Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, maddi desteğe ihtiyaç duyan ve akademik başarı gösteren üniversite öğrencileri başvurabiliyor.</p>

<p>Öğrencinin Türkiye’deki bir devlet üniversitesinde veya vakıf üniversitesinde yüzde 100 burslu olarak tam zamanlı bir lisans programına kayıtlı olması gerekiyor.</p>

<p>Hazırlık sınıfındaki öğrenciler başvurabilir mi?</p>

<p>Evet. Burs yalnızca üniversiteye yeni başlayan öğrencilerle sınırlı değil.</p>

<p>Hazırlık sınıfında ve lisans programlarının ara sınıflarında öğrenim gören öğrenciler de başvuruda bulunabiliyor. Vakıf, değerlendirmede hazırlık ve birinci sınıf öğrencilerine öncelik verildiğini belirtiyor.</p>

<p>Yüksek lisans öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Hayır. Anadolu Vakfı’nın bu burs programı lisans öğrencilerine yönelik. Yüksek lisans öğrencileri program kapsamında burs alamıyor.</p>

<p>Yurt dışında okuyan öğrenciler başvurabilir mi?</p>

<p>Burs programı Türkiye’deki üniversitelerde öğrenim gören öğrencileri kapsıyor. Yurt dışında öğrenim gören öğrencilere bu program kapsamında burs sağlanmıyor.</p>

<p>Özel yetenekle üniversiteye giren öğrenciler başvurabilir mi?</p>

<p>Evet. Üniversiteye özel yetenek sınavıyla giren sanat ve spor alanlarındaki lisans öğrencileri de gerekli diğer koşulları taşımaları halinde burs başvurusunda bulunabiliyor.</p>

<p>Burs geri ödemeli mi?</p>

<p>Hayır. Anadolu Vakfı bursu karşılıksız olarak veriliyor.</p>

<p>Bursiyerlerden daha sonra burs tutarının geri ödenmesi istenmiyor. Ayrıca burs nedeniyle öğrenciye mecburi hizmet yükümlülüğü getirilmiyor.</p>

<p>Burs kaç ay ödeniyor?</p>

<p>Anadolu Vakfı burs ödemeleri normal olarak ekim-haziran dönemini kapsayacak şekilde yılda 9 ay gerçekleştiriliyor.</p>

<p>İlk kez bursiyer seçilen öğrencilerde ise sonuçların açıklanması ve belge işlemleri nedeniyle ilk ödeme daha sonra başlayabiliyor.</p>

<p>Başka burslara da başvuru yapılabilir mi?</p>

<p>Anadolu Vakfı bursuna başvuran bir öğrenci diğer kurumların burs programlarına da başvurabiliyor.</p>

<p>KYK burs veya kredisine başvuru yapılmasında da engel bulunmuyor. Ancak burs kazanıldıktan sonraki süreçte başka bir kurumdan aylık nakit burs alınması, Anadolu Vakfı bursunun devamı açısından önem taşıyor.</p>

<p>Vakfın kurallarına göre başka bir kurumdan aylık nakit yardım niteliğinde burs alınması bursun durdurulması veya iptal edilmesine neden olabiliyor. KYK öğrenim kredisi ise bu kapsamın dışında tutuluyor.</p>

<p>Burs başvurusu nasıl ve nereye yapılır?</p>

<p>Başvurular Anadolu Vakfı’nın resmi internet sitesinde bulunan Burs Başvuru Platformu üzerinden çevrim içi olarak gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru formunda istenen bilgileri eksiksiz ve doğru biçimde doldurması gerekiyor.</p>

<p>Başvurular nasıl değerlendiriliyor?</p>

<p>Bursiyer seçiminde öğrencinin akademik başarısı ve maddi durumu temel değerlendirme unsurları arasında bulunuyor.</p>

<p>Başvuruların değerlendirilmesinin ardından uygun bulunan adaylar mülakat sürecine davet ediliyor. Mülakata alınacak öğrencilere e-posta ve telefon yoluyla bilgi veriliyor.</p>

<p>Görüşmelerde öğrencinin kendisini tanıtması, eğitim yaşamı, kariyer planları ve hedefleri hakkında bilgi vermesi bekleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bursun devam etmesi için başarı şartı var mı?</p>

<p>Evet. Bursu kazanan öğrencilerin akademik durumları takip ediliyor.</p>

<p>Yıllık not ortalamasının 4’lük sistemde 2,00’ın altına veya buna denk bir seviyeye düşmesi bursun kesilmesine neden olabiliyor.</p>

<p>Öğrencilerin ayrıca Vakıf tarafından talep edilen öğrenim ve başarı belgelerini belirtilen dönemlerde sunmaları gerekiyor.</p>

<p>Başvurular ne zaman sona erecek?</p>

<p>Anadolu Vakfı burs başvuruları 30 Eylül’de sona eriyor.</p>

<p>Başvurmak isteyen öğrencilerin son günü beklemeden Anadolu Vakfı’nın resmi internet sitesindeki burs başvuru sistemini kullanmaları gerekiyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık Eğitimi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/anadolu-vakfi-2026-2027-burs-basvurusu-kimler-basvurabilir-sartlar-neler</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 20:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="62837"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sindirim Sağlığı İçin En İyi ve En Kötü Yiyecekler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sindirim-sagligi-icin-en-iyi-ve-en-kotu-yiyecekler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sindirim-sagligi-icin-en-iyi-ve-en-kotu-yiyecekler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hangi yiyeceklerin sindirim sağlığını destekleyebileceğini ve hangilerini sınırlamanın iyi bir seçim olabileceğini öğrenin. Lifli besinlerden yoğurda, günlük sofranız için seçeneklere göz atın.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sindirim Sağlığını Destekleyen ve Sınırlanabilecek Yiyecekler</p>

<p>Sindirim sistemi için iyi beslenmek karmaşık bir diyet uygulamak anlamına gelmiyor. Sebzeler, meyveler, tam tahıllar, baklagiller, kuruyemişler ve bazı fermente gıdalar günlük beslenmede öne çıkan seçenekler arasında.</p>

<p>Diğer tarafta çok sık tüketilen kızartmalar, şeker oranı yüksek yiyecek ve içecekler ile besin değeri düşük, yoğun işlenmiş ürünleri azaltmak daha dengeli bir beslenme düzeni oluşturmayı kolaylaştırabilir.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var: Tek bir yiyecek bağırsakları “iyileştiren” bir ilaç değildir. Sindirim sağlığı açısından asıl değer, farklı ve besleyici yiyeceklerin birlikte yer aldığı sürdürülebilir bir beslenme düzeninden gelir.</p>

<p>Sebzeler</p>

<p>Brokoli, havuç, bezelye, ıspanak ve diğer sebzeler sindirim dostu bir beslenme düzeninin temel parçalarından olabilir.</p>

<p>Sebzelerin önemli özelliklerinden biri lif içermeleridir. Lifin bir bölümü sindirilmeden kalın bağırsağa ulaşır. Bağırsak bakterileri de bazı lif türlerini kullanabilir.</p>

<p>Tek bir sebzeye yoğunlaşmak yerine farklı renk ve çeşitleri sofraya taşımak daha iyi bir yaklaşım. Dünya Sağlık Örgütü de sağlıklı beslenmenin temelini çeşitlilik, denge ve yeterlilik üzerine kuruyor.</p>

<p>Meyveler</p>

<p>Elma, armut, portakal, çilek, böğürtlen, muz ve benzeri meyveler hem lif hem de çeşitli vitamin ve mineraller sağlar.</p>

<p>Meyveyi mümkün olduğunca bütün haliyle tüketmek, meyve suyuna göre lif açısından avantaj sağlar. Meyve sularında, ilave şeker bulunmasa bile serbest şeker miktarı yüksek olabilir.</p>

<p>Meyve seçiminde de tek bir “en iyi” seçenek aramak gerekmiyor. Mevsimine ve kişisel tercihlere göre çeşitlilik sağlamak daha anlamlı.</p>

<p>Yulaf ve diğer tam tahıllar</p>

<p>Yulaf, bulgur, tam buğday, arpa ve esmer pirinç gibi tam tahıllar günlük lif alımını artırmanın pratik yollarından biri.</p>

<p>Rafine tahılların aksine tam tahıllar tahılın lif açısından zengin bölümlerini büyük ölçüde korur.</p>

<p>Kahvaltıda yulaf, ana öğünde bulgur veya esmer pirinç, ekmek seçiminde tam tahıllı seçenekler kullanmak günlük beslenmeye daha fazla lif ekleyebilir.</p>

<p>Baklagiller</p>

<p>Mercimek, nohut, kuru fasulye ve diğer baklagiller hem bitkisel protein hem de lif sağlayan güçlü besin seçenekleridir.</p>

<p>Çorbalara mercimek eklemek, salatayı nohutla zenginleştirmek veya haftanın bazı ana öğünlerinde kuru baklagillere yer vermek tüketimi artırmanın basit yolları olabilir.</p>

<p>Baklagiller bazı kişilerde başlangıçta gaz ve şişkinlik oluşturabilir. Özellikle lif tüketimi düşük olanlarda miktarı bir anda çok artırmak yerine kademeli geçiş daha rahat olabilir.</p>

<p>Yoğurt ve kefir</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yoğurt ve kefir gibi fermente süt ürünleri sindirim sağlığı denildiğinde sık gündeme geliyor.</p>

<p>Burada “fermente” ile “probiyotik” kelimelerini aynı şeymiş gibi kullanmamak gerekiyor. Her fermente üründeki mikroorganizmaların belirli bir sağlık yararı sağladığı gösterilmiş değildir.</p>

<p>Canlı kültür içeren yoğurt ve bazı kefir çeşitleri dengeli beslenmenin bir parçası olabilir. Bunları bağırsak sorunlarını tedavi eden yiyecekler olarak görmek yerine günlük beslenmedeki seçeneklerden biri olarak değerlendirmek daha doğru.</p>

<p>Soğan, sarımsak ve pırasa</p>

<p>Soğan, sarımsak ve pırasa gibi günlük mutfağın tanıdık yiyecekleri de çeşitli lif ve bitkisel bileşenler içerir.</p>

<p>Bazı lifler bağırsaktaki mikroorganizmalar tarafından kullanılabilir. Bu nedenle bitkisel çeşitlilik bağırsak mikrobiyotası açısından ilgi çekici bir beslenme özelliğidir.</p>

<p>Ancak soğan ve sarımsak herkese aynı rahatlığı sağlamaz. Hassas bağırsakları olan bazı kişilerde fazla miktarlar gaz ve şişkinliği artırabilir.</p>

<p>Kuruyemişler ve tohumlar</p>

<p>Badem, ceviz, fındık ve çeşitli tohumlar lifin yanı sıra doymamış yağlar, protein ve farklı mikro besinleri bir arada sunar.</p>

<p>Ara öğünlerde şeker ve tuz oranı yüksek paketli atıştırmalıkların yerine küçük porsiyonlarda sade kuruyemiş tercih etmek beslenmenin genel kalitesini yükseltmenin yollarından biri olabilir.</p>

<p>Kalori yoğunlukları yüksek olduğundan porsiyon miktarı da hesaba katılmalı.</p>

<p>Su</p>

<p>Su teknik olarak bir yiyecek değil ancak sindirim sistemi söz konusu olduğunda listenin dışında bırakılmamalı.</p>

<p>Özellikle liften zengin beslenirken yeterli sıvı almak önemlidir. NIDDK, sıvının lifin daha iyi çalışmasına ve dışkının daha yumuşak kalmasına yardımcı olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Günlük sıvı ihtiyacı kişiden kişiye değişebilir. Hava sıcaklığı, fiziksel aktivite, yaş ve sağlık durumu bu ihtiyacı etkileyebilir.</p>

<p>Peki neleri daha az tüketmek iyi olabilir?</p>

<p>Sindirim dostu beslenmenin diğer tarafında “asla yenmemesi gerekenler” listesi bulunmuyor.</p>

<p>Daha çok, günlük beslenmede miktarı ve tüketim sıklığı kontrol edilebilecek yiyecekler var.</p>

<p>Kızartılmış ve çok yağlı yiyecekler</p>

<p>Patates kızartması, yoğun yağda kızartılmış hamur işleri, çok yağlı fast food ürünleri ve benzeri seçeneklerin günlük beslenmede ağırlık kazanması iyi bir tercih değil.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü de kızartma yerine buharda veya haşlama gibi yöntemleri ve doymamış yağların tercih edilmesini öneriyor.</p>

<p>Kızartmayı tamamen yasaklamak yerine tüketim sıklığını azaltmak daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.</p>

<p>Çok şekerli yiyecek ve içecekler</p>

<p>Şekerli gazlı içecekler, şekerlemeler, tatlılar ve yüksek miktarda ilave şeker içeren paketli ürünler günlük beslenmenin temelini oluşturmamalı.</p>

<p>Bunların yerine su, bütün meyveler ve daha az şeker içeren yiyecekleri tercih etmek beslenme kalitesini artırabilir.</p>

<p>Meyve ile meyve suyunu da aynı değerlendirmemek gerekir. Bütün meyve lif sağlar; meyve suyunda ise bu avantaj büyük ölçüde azalabilir.</p>

<p>Yoğun işlenmiş atıştırmalıklar</p>

<p>Paketli bir ürün otomatik olarak “kötü” değildir. Dondurulmuş sebzeler, konserve baklagiller veya tam tahıllı bazı ürünler de işlemden geçirilir.</p>

<p>Daha anlamlı ayrım ürünün besin içeriğine bakmaktır.</p>

<p>Şeker, tuz veya sağlıksız yağ oranı yüksek; lif ve besleyici gıda içeriği düşük ürünlerin günlük beslenmede ağırlık kazanmasını sınırlamak iyi bir yaklaşım.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'nün 2026 tarihli sağlıklı beslenme yaklaşımı da çeşitli, mümkün olduğunca az işlenmiş gıdaları öne çıkarırken serbest şeker, fazla sodyum ve sağlıksız yağlardan zengin ürünlerin sınırlandırılmasını öneriyor.</p>

<p>İşlenmiş etler</p>

<p>Sucuk, salam, sosis ve benzeri işlenmiş etleri günlük protein kaynağı haline getirmek yerine daha çeşitli protein kaynaklarına yer verilebilir.</p>

<p>Balık, yumurta, baklagiller, yoğurt ve kişinin beslenme biçimine uygun diğer protein kaynakları sofradaki çeşitliliği artırabilir.</p>

<p>İşlenmiş etlerin özellikle tuz ve doymuş yağ miktarı ürüne göre yüksek olabilir. Etiket okumak bu nedenle önemlidir.</p>

<p>Aşırı büyük porsiyonlar</p>

<p>Bazen mesele hangi yiyeceği yediğinizden çok ne kadar yediğinizdir.</p>

<p>Çok büyük öğünler bazı kişilerde yemek sonrasında ağırlık, dolgunluk ve rahatsızlık hissi oluşturabilir. Daha dengeli porsiyonlarla ve acele etmeden yemek daha rahat bir öğün deneyimi sağlayabilir.</p>

<p>Bağırsak dostu bir tabak nasıl olabilir?</p>

<p>Karmaşık tariflere gerek yok.</p>

<p>Bir öğünde farklı sebzelere, tam tahıllı bir seçeneğe ve uygun bir protein kaynağına yer verilebilir. Örneğin bulgur, mercimek ve yoğurtla hazırlanan bir öğüne bol salata eklenebilir.</p>

<p>Kahvaltıda yulaf, yoğurt ve meyve; ara öğünde meyve ile bir miktar kuruyemiş; akşam yemeğinde sebze, baklagil ve tam tahıllı bir eşlikçi düşünülebilir.</p>

<p>Bunlar zorunlu menüler değil, günlük yiyecekleri daha dengeli bir araya getirmenin örnekleri.</p>

<p>Lifi bir anda artırmayın</p>

<p>Daha fazla lif tüketmek isteyenlerin sık yaptığı hatalardan biri miktarı birden yükseltmek.</p>

<p>Yıllardır az lif tüketen bir kişinin bir anda çok fazla baklagil, tam tahıl, sebze ve meyve tüketmesi gaz ve şişkinliğe yol açabilir.</p>

<p>Lifli yiyecekleri kademeli artırmak ve yeterli sıvı tüketmek daha rahat olabilir. Dünya Sağlık Örgütü, 10 yaş üzerindeki kişiler için doğal besinlerden günde en az 25 gram lif hedefini öneriyor.</p>

<p>“Bağırsak için süper gıda” aramaya gerek yok</p>

<p>Sindirim sağlığı söz konusu olduğunda tek bir yiyeceği öne çıkarıp olağanüstü özellikler yüklemek doğru değil.</p>

<p>Yoğurt yararlı bir besin olabilir. Yulaf iyi bir lif kaynağıdır. Mercimek, sebzeler, meyveler ve kuruyemişler de besleyici seçeneklerdir.</p>

<p>Fakat bunların gücü tek başlarına birer “bağırsak ilacı” olmalarından gelmez.</p>

<p>Daha değerli olan, haftalar ve aylar boyunca sürdürülebilen çeşitli bir beslenme düzenidir: daha fazla sebze, meyve, baklagil ve tam tahıl; uygun miktarda kuruyemiş ve fermente gıda; daha az şekerli, çok tuzlu ve yoğun işlenmiş yiyecek.</p>

<p>Bir başka ifadeyle alışveriş sepetinizdeki çeşitlilik, tek bir moda yiyecekten daha anlamlı olabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel beslenme bilgisi vermek amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel beslenme veya tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Sindirim sistemi hastalığınız, besin intoleransınız veya sürekli yakınmalarınız varsa beslenme değişikliklerini sağlık profesyoneliyle değerlendirin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü — Healthy Diet, 2026</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Your Digestive System &amp; How It Works</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Eating, Diet &amp; Nutrition for Constipation</p>

<p>Harvard T.H. Chan School of Public Health, The Nutrition Source — Probiotics for Gut Health, 2025</p>

<p>Harvard T.H. Chan School of Public Health, The Nutrition Source — Fiber</p>

<p>Harvard T.H. Chan School of Public Health, The Nutrition Source — The Microbiome </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sindirim-sagligi-icin-en-iyi-ve-en-kotu-yiyecekler</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 20:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0053.jpeg" type="image/jpeg" length="39016"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Tıp’ın Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Kıyan Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ankara-tipin-emekli-ogretim-uyesi-prof-dr-mehmet-kiyan-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ankara-tipin-emekli-ogretim-uyesi-prof-dr-mehmet-kiyan-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’nın emekli öğretim üyelerinden ve eski Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kıyan vefat etti. Uzun yıllar tıp eğitimi ve akademik çalışmalarda görev alan Kıyan’ın cenazesinin 9 Eylül Çarşamba günü Ankara’da defnedileceği bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde uzun yıllar görev yapan Tıbbi Mikrobiyoloji uzmanı Prof. Dr. Mehmet Kıyan vefat etti.</p>

<p>Ankara Üniversitesi kayıtlarına göre Kıyan, Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’nın emekli öğretim üyeleri arasında yer alıyordu. Üniversitenin kayıtlarında emeklilik tarihi 28 Ocak 2024 olarak bulunuyor.</p>

<p>Prof. Dr. Kıyan, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yalnızca öğretim üyesi olarak değil, akademik yönetici olarak da sorumluluk üstlendi. Ankara Tıp’ın 80. yıl kayıtlarına göre 2014-2017 yılları arasında Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı.</p>

<p>Cenazesi Ankara’da defnedilecek</p>

<p>Kıyan’ın vefatına ilişkin 8 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan aile ilanında, cenazesinin 9 Eylül Çarşamba günü Ankara’da defnedileceği ve taziyenin Ankara’da kabul edileceği bildirildi.</p>

<p>İlanda Prof. Dr. Mehmet Kıyan’ın yaşı 73 olarak belirtildi. Bununla birlikte kamuya açık diğer biyografik kayıtlarda yaş bilgisiyle uyuşmayan veriler bulunduğundan, yaşı haberin temel biyografik bilgileri arasına dahil edilmedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Mehmet Kıyan kimdir?</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Kıyan, tıbbi mikrobiyoloji alanında uzun yıllar akademisyen ve bilim insanı olarak görev yaptı.</p>

<p>Ankara Üniversitesi’nin kurumsal kayıtları, Kıyan’ın 1986-1990 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimi aldığını ve 1990 yılında uzmanlığını tamamladığını gösteriyor.</p>

<p>Akademik kariyerini aynı alanda sürdüren Kıyan’ın geçmiş çalışmaları mikrobiyoloji, klinik mikrobiyoloji, enfeksiyon etkenleri ve laboratuvar tanısı gibi alanlarda yoğunlaştı. Ankara Üniversitesi’nin eğitim kayıtlarında gastrointestinal, üriner ve solunum sistemi enfeksiyonları ile immün yetmezliği bulunan hastalarda görülen enfeksiyonlara ilişkin derslerin öğretim üyeleri arasında adı yer aldı.</p>

<p>Ankara Tıp’ta Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı</p>

<p>Kıyan’ın akademik yaşamındaki önemli görevlerden biri Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanlığı oldu.</p>

<p>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin kurumsal tarihçesinde Kıyan, anabilim dalının geçmiş dönem başkanları arasında gösteriliyor. Üniversitenin 80. yıl kayıtlarına göre bu görevi 2014 ile 2017 yılları arasında yürüttü.</p>

<p>Uzun yıllar boyunca tıp öğrencilerinin ve uzmanlık öğrencilerinin eğitiminde görev alan Kıyan, bilimsel araştırmalarda da yer aldı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin akademik yayın arşivinde çalışmalarına rastlanıyor.</p>

<p>Kısa Bilgi Kartı</p>

<p>Adı Soyadı: Prof. Dr. Mehmet Kıyan<br />
Uzmanlık Alanı: Tıbbi Mikrobiyoloji<br />
Akademik Kurumu: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi<br />
Son Durumu: Emekli öğretim üyesi<br />
Uzmanlık Eğitimi: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı<br />
Uzmanlık Yılı: 1990<br />
Başlıca Görevi: Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanlığı (2014-2017)<br />
Emeklilik Tarihi: 28 Ocak 2024</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ankara-tipin-emekli-ogretim-uyesi-prof-dr-mehmet-kiyan-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 20:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0052.jpeg" type="image/jpeg" length="68542"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[“Hocaların Hocası” Prof. Dr. Mustafa Pultar Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hocalarin-hocasi-prof-dr-mustafa-pultar-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hocalarin-hocasi-prof-dr-mustafa-pultar-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de yapı bilimleri ve mimarlık eğitiminin gelişimine uzun yıllar katkı sunan, ODTÜ ve Bilkent Üniversitesi’nde önemli görevler üstlenen Prof. Dr. Mustafa Pultar, 86 yaşında hayatını kaybetti. Pultar, akademisyenliğinin yanı sıra eğitim yöneticiliği ve deniz kültürü üzerine çalışmalarıyla da iz bıraktı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mimarlık ve bilim dünyasının önemli isimlerinden Prof. Dr. Mustafa Pultar hayatını kaybetti. Türkiye’de yapı bilimlerinin gelişmesine ve mimarlık eğitiminin kurumsallaşmasına uzun yıllar katkı sağlayan Pultar, 5 Eylül 2026 tarihinde 86 yaşında vefat etti.</p>

<p>Akademik yaşamının önemli bölümünü Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi’nde geçiren Mustafa Pultar, yalnızca yetiştirdiği öğrencilerle değil, mimarlık eğitiminde geliştirilmesine katkı sunduğu alanlarla da hatırlanacak.</p>

<p>ODTÜ, Pultar’ın ardından yayımladığı mesajda deneyimli akademisyeni “hocaların hocası” olarak nitelendirdi.</p>

<p>MİMARLIK EĞİTİMİNE UZANAN 60 YILLIK BİR YOLCULUK</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1 Mart 1940’ta İstanbul’da dünyaya gelen Mustafa Pultar, lisans eğitimini 1960 yılında Robert Kolej Mühendislik Okulu’nda tamamladı.</p>

<p>Akademik eğitimini daha sonra ABD’de sürdürdü. Princeton Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora eğitimi aldı ve 1965 yılında doktorasını tamamladı.</p>

<p>Türkiye’ye dönüşünün ardından akademik kariyerinin en önemli dönemlerinden biri ODTÜ’de başladı.</p>

<p>Pultar, 1968-1991 yılları arasında ODTÜ Mimarlık Bölümü’nde görev yaptı. Yapı bilimi, çevre tasarımı ve strüktür alanlarında yürüttüğü çalışmalarla mimarlık eğitiminin gelişmesine katkıda bulundu.</p>

<p>ODTÜ’DE DEKANLIK YAPTI</p>

<p>Pultar’ın akademik yaşamı derslik ve araştırmalarla sınırlı kalmadı.</p>

<p>1970-1972 yılları arasında ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dekan Yardımcılığı yaptı. 1978-1982 yılları arasında ise Mimarlık Fakültesi Dekanı olarak görev aldı.</p>

<p>Türkiye’de yapı bilimleri ve mimarlık alanlarının kurumsal ve kuramsal gelişimine katkıda bulunan akademisyen, çok sayıda öğrenci ve genç akademisyenin yetişmesinde rol oynadı.</p>

<p>Pultar, 1982-1984 yılları arasında TÜBİTAK Yapı Araştırma Enstitüsü Başkanlığı görevini de yürüttü.</p>

<p>BİLKENT ÜNİVERSİTESİ’NDE 31 YIL</p>

<p>Mustafa Pultar’ın akademik yolculuğundaki ikinci önemli durak Bilkent Üniversitesi oldu.</p>

<p>1991 yılında Bilkent Üniversitesi’ne katılan Pultar, Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nde 2022 yılına kadar görev yaptı.</p>

<p>Bilkent yıllarında akademisyenliğin yanı sıra önemli bir eğitim projesinin kuruluşunda da sorumluluk üstlendi.</p>

<p>Bilkent Üniversitesi Laboratuvar Okulu’nun kuruluşunda görev alan Pultar, 1993-1998 yılları arasında okulun kurucu genel müdürü olarak çalıştı.</p>

<p>YAPI BİLİMİNDEN DENİZ KÜLTÜRÜNE</p>

<p>Prof. Dr. Mustafa Pultar’ın çalışma alanlarının genişliği akademik yaşamının dikkat çeken özelliklerinden biriydi.</p>

<p>Çevre-davranış bilimleri, bina performansı, değer sistemleri ve yapı bilimleri üzerine çalışan Pultar, ilerleyen yıllarda denizcilik ve deniz kültürü üzerine de yoğunlaştı.</p>

<p>Eski harflerle yayımlanmış denizcilik metinlerinin günümüz okuruna ulaştırılması ve denizcilik terminolojisinin kayıt altına alınması için çalışmalar yürüttü.</p>

<p>Bu alandaki birikimini sözlük çalışmalarına da taşıdı. “Yıldız Adları Sözlüğü”, “Kamûs-u Bahrî: Deniz Sözlüğü” ve “Deniz Balıkları Sözlüğü” yayımlanan çalışmaları arasında yer aldı.</p>

<p>KIRIM TATAR KÖKLERİ</p>

<p>Pultar’ın aile geçmişi Kırım Tatar toplumuyla da kesişiyordu.</p>

<p>Kırım Tatar kökenli bir aileden gelen Mustafa Pultar’ın eşi Gönül Pultar da Türk kültür ve düşünce tarihi açısından dikkat çekici bir aileye mensuptu.</p>

<p>Gönül Pultar, Kazan Tatarı fikir ve siyaset insanı Sadri Maksudi Arsal’ın torunu, yazar ve diplomat Adile Ayda’nın kızıydı.</p>

<p>ÜNİVERSİTELERDEN BAŞSAĞLIĞI MESAJLARI</p>

<p>Mustafa Pultar’ın vefatının ardından görev yaptığı üniversiteler de başsağlığı mesajları yayımladı.</p>

<p>Bilkent Üniversitesi, Pultar’ın ailesine, yakınlarına, öğrencilerine, meslektaşlarına ve üniversite camiasına başsağlığı dileklerini iletti.</p>

<p>ODTÜ Mimarlık Bölümü ise Pultar’ın yapı bilimleri ve mimarlık alanlarının kurumsallaşması ile kuramsal temellerinin gelişmesine önemli katkılar sunduğunu belirtti.</p>

<p>Üniversitenin mesajında Pultar’ın çok sayıda mimar ve akademisyenin yetişmesine öncülük ettiği vurgulandı.</p>

<p>SON YOLCULUĞUNA UĞURLANIYOR</p>

<p>Prof. Dr. Mustafa Pultar’ın cenazesinin 8 Eylül 2026 Salı günü Bostancı Kuloğlu Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından İçerenköy Mezarlığı’ndaki aile kabristanına defnedilmesi planlandı.</p>

<p>Ardında yalnızca akademik yayınlar ve yöneticilik görevleri bırakmadı.</p>

<p>Türkiye’de mimarlık ve yapı bilimleri eğitiminin geliştiği uzun bir döneme tanıklık etti. O dönemin şekillenmesine katkıda bulundu ve farklı kuşaklardan çok sayıda öğrencinin yetişmesinde rol aldı.</p>

<p>Prof. Dr. Mustafa Pultar, bilimsel çalışmalarının yanında eğitime ve deniz kültürüne bıraktığı eserlerle hatırlanacak.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hocalarin-hocasi-prof-dr-mustafa-pultar-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 19:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0049.jpeg" type="image/jpeg" length="32529"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hücre Kültürü ve Analiz Teknikleri: Gülhane’de Uygulamalı Kurs]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hucre-kulturu-ve-analiz-teknikleri-gulhanede-uygulamali-kurs</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hucre-kulturu-ve-analiz-teknikleri-gulhanede-uygulamali-kurs" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde düzenlenecek VI. Gülhane Hücre Kültürü ve Analiz Teknikleri Uygulamalı Kursu, 1-2 Ekim 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek. Teorik ve uygulamalı eğitimlerin yer alacağı kurs için ön kayıtlar 20 Eylül’e kadar devam edecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><br />
Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gülhane Sağlık Bilimleri Enstitüsü, hücre kültürü ve analiz teknikleri alanında uygulamalı eğitim programı düzenliyor.</p>

<p>Gülhane Sağlık Bilimleri Enstitüsü AR-GE Merkez Başkanlığı Hücre Kültürü Araştırma Birimi tarafından gerçekleştirilecek “VI. Gülhane Hücre Kültürü ve Analiz Teknikleri Uygulamalı Kursu”, 1-2 Ekim 2026 tarihlerinde yapılacak.</p>

<p>Kursun koordinatörlüğünü Doç. Dr. Murat Yıldırım üstlenecek.</p>

<p>Teorik ve uygulamalı eğitim bir arada</p>

<p>İki günlük programda hücre kültürü ve analiz tekniklerine yönelik teorik bilgilerin laboratuvar uygulamalarıyla desteklenmesi hedefleniyor.</p>

<p>Teorik dersler, Gülhane Sağlık Bilimleri Enstitüsü giriş katında bulunan Tbp. Tuğgeneral Tevfik Sağlam Tatbikat ve Liderlik Laboratuvarı’nda gerçekleştirilecek.</p>

<p>Uygulamalı dersler ise aynı katta bulunan AR-GE Merkez Başkanlığı Hücre Kültürü Laboratuvarı’nda yapılacak.</p>

<p>Ön kayıtlar 20 Eylül’e kadar</p>

<p>Kursa katılmak isteyenler için ön kayıt dönemi 31 Ağustos 2026’da başladı. Ön kayıtlar 20 Eylül 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Kesin kayıt işlemleri ise 21-25 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.</p>

<p>Kurs ücreti SBÜ mensupları için 9 bin 500 TL, Sağlık Bilimleri Üniversitesi dışından katılacaklar için ise 10 bin TL olarak açıklandı.</p>

<p>Araştırmacılara uygulamalı deneyim fırsatı</p>

<p>Hücre kültürü, biyomedikal araştırmaların pek çok alanında kullanılan temel laboratuvar yöntemleri arasında bulunuyor. Hücrelerin kontrollü laboratuvar koşullarında yetiştirilmesi ve incelenmesi; temel bilim araştırmalarından ilaç çalışmalarına, moleküler biyolojiden hastalık mekanizmalarının araştırılmasına kadar geniş bir kullanım alanına sahip.</p>

<p>Gülhane’de düzenlenecek kurs da bu alanda çalışan veya hücre kültürü yöntemleriyle tanışmak isteyen katılımcılara teorik bilginin yanında laboratuvar ortamında uygulamalı eğitim sunmayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kursa ilişkin ayrıntılı bilgi için Gülhane Sağlık Bilimleri Enstitüsü AR-GE Merkez Başkanlığı tarafından yayımlanan duyuru ve iletişim kanalları kullanılabilecek.</p>

<p>Kursa ilişkin ayrıntılı bilgi ve kayıt işlemleri için Gülhane Sağlık Bilimleri Enstitüsü AR-GE Merkez Başkanlığı ile iletişime geçilebilecek.</p>

<p>Dr. Biyolog Meral Sarper</p>

<p>İrtibat: 0312 304 33 14<br />
İrtibat: 0312 304 33 16</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧪 Bilimsel Etkinlikler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hucre-kulturu-ve-analiz-teknikleri-gulhanede-uygulamali-kurs</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 18:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0047.jpeg" type="image/jpeg" length="47240"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karahindiba Çayı: Faydaları, Özellikleri ve Hazırlanışı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/karahindiba-cayi-faydalari-ozellikleri-ve-hazirlanisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/karahindiba-cayi-faydalari-ozellikleri-ve-hazirlanisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sarı çiçekleriyle tanınan karahindibanın yaprakları ve kökü çay olarak da tüketiliyor. Kafeinsiz bu bitkisel içecek, doğal bileşenleri ve kendine özgü aromasıyla çay seçenekleri arasında yer alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Karahindiba Çayı: Faydaları, Özellikleri ve Hazırlanışı</p>

<p>Bahçelerde ve yol kenarlarında sarı çiçekleriyle gördüğümüz karahindiba, yalnızca yabani bir bitki değil. Taraxacum officinale olarak bilinen bitkinin yaprakları, çiçekleri ve kökü yenebiliyor; yaprak ve köklerinden sıcak bir bitkisel içecek de hazırlanabiliyor.</p>

<p>Karahindiba çayı doğal olarak kafein içermiyor. Yapraklarından hazırlanan çayın tadı daha otsu ve hafif acıyken, kavrulmuş kökten hazırlanan içecek daha koyu ve belirgin bir aromaya sahip. Bu nedenle özellikle kafeinsiz sıcak içecek arayanların seçeneklerinden biri olabiliyor.</p>

<p>Karahindiba çayı nedir?</p>

<p>Karahindiba çayı tek bir tariften ibaret değil. Taze veya kurutulmuş yapraklardan hazırlanabildiği gibi, kurutulup kavrulmuş karahindiba kökü de sıcak suda demlenebiliyor.</p>

<p>Kökten hazırlanan çeşitlerin rengi genellikle daha koyu oluyor. Kavrulmuş kökün tadı kahveyi andırabildiği için karahindiba kökü, kafeinsiz kahve alternatiflerinin içinde de kullanılabiliyor.</p>

<p>Karahindibada neler var?</p>

<p>Karahindiba beslenme açısından ilginç bir bitki. Özellikle yenilebilir yeşil yaprakları A, C ve K vitaminleri ile folat, potasyum ve kalsiyum gibi besin öğeleri sağlayabiliyor.</p>

<p>Bitkide beta-karoten, fenolik bileşikler ve flavonoidler dahil çeşitli bitkisel bileşenler de bulunuyor. 2025 ve 2026'da yayımlanan bilimsel derlemeler, Taraxacum türlerinin çok sayıda fitokimyasal bileşik içerdiğini gösteriyor.</p>

<p>Burada küçük ama önemli bir ayrım var: Taze karahindiba yaprağını yemek ile birkaç yaprağı sıcak suda demleyerek çayını içmek aynı miktarda besin öğesi sağlamaz. Çaya geçen miktar kullanılan bölüme, miktara ve demleme yöntemine göre değişebilir.</p>

<p>Antioksidan bileşikler içeriyor</p>

<p>Karahindibanın en çok öne çıkan özelliklerinden biri doğal antioksidan bileşikleri.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bitkide beta-karoten ve çeşitli polifenoller bulunuyor. Bunlar bitkinin kimyasal yapısının doğal parçaları. Antioksidanlar genel olarak hücrelerde oluşan oksidatif süreçlerle ilişkili serbest radikallerin etkilerini dengelemeye yardımcı olan bileşikler olarak biliniyor.</p>

<p>Karahindibanın antioksidan ve inflamasyonla ilişkili özellikleri bilimsel araştırmalarda da inceleniyor. Ancak bu araştırmaların önemli bölümü bitkinin kendisi, ekstraktları veya laboratuvar modelleri üzerine. Bir fincan karahindiba çayını belirli bir hastalığın tedavisi gibi değerlendirmek doğru değil.</p>

<p>Sindirim sonrasında tercih edilebilir mi?</p>

<p>Karahindiba yüzyıllardır farklı mutfak ve geleneklerde kullanılan yenilebilir bitkilerden biri. Hafif acı tadı nedeniyle özellikle yemeklerin ardından tüketilen bitkisel içecekler arasında da yer alabiliyor.</p>

<p>Karahindibanın sindirim sistemi üzerindeki etkileri araştırılmış olsa da çayın hazımsızlığı veya başka bir sindirim problemini tedavi ettiğini söylemek için yeterli insan verisi bulunmuyor.</p>

<p>İdrar çıkışını artırabilir mi?</p>

<p>Karahindibanın geleneksel kullanım alanlarından biri de idrar söktürücü etkisi.</p>

<p>Bu konuda küçük bir insan çalışması da bulunuyor. 17 gönüllünün katıldığı pilot araştırmada karahindiba yaprağı ekstraktının alınmasının ardından belirli zaman dilimlerinde idrara çıkma sıklığında artış gözlendi.</p>

<p>Ancak araştırma oldukça küçüktü ve kullanılan ürün sıradan bir fincan karahindiba çayı değil, yaprak ekstraktıydı. Bu nedenle aynı etkinin günlük çay tüketiminde ne ölçüde ortaya çıktığı kesin olarak söylenemez.</p>

<p>Kolesterol ve kan şekeriyle ilgili iddialar nereden geliyor?</p>

<p>Karahindiba hakkında internette en sık karşılaşılan iddialardan bazıları kolesterol, kan şekeri ve inflamasyonla ilgili.</p>

<p>Bitkinin içerdiği bazı bileşiklerin bu alanlardaki etkilerini inceleyen deneysel araştırmalar gerçekten bulunuyor. Karahindiba ekstraktlarının yağ ve glukoz metabolizması üzerindeki olası etkileri de araştırılıyor.</p>

<p>Fakat bunların önemli kısmı laboratuvar ve hayvan çalışmalarına dayanıyor. Karahindiba çayının insanlarda kolesterolü veya kan şekerini anlamlı ölçüde düşürdüğünü söylemek için yeterli kanıt yok.</p>

<p>Bu ayrım, karahindiba çayının sağlıklı beslenmenin içinde yer alamayacağı anlamına gelmiyor. Sadece bir içeceğe sahip olmadığı tedavi özelliklerini yüklememek gerekiyor.</p>

<p>Karahindiba çayı nasıl hazırlanır?</p>

<p>Hazırlama yöntemi kullanılan ürüne göre değişebilir.</p>

<p>Kurutulmuş karahindiba yaprakları sıcak suya eklenerek birkaç dakika demlenebilir. Ardından süzülerek içilebilir. Daha yoğun tat isteyenler demleme süresini bir miktar uzatabilir.</p>

<p>Kök çayı için genellikle kurutulmuş veya kavrulmuş karahindiba kökü kullanılır. Kökten yapılan içecek yaprak çayına göre daha yoğun, topraksı ve hafif kavruk bir tada sahip olabilir.</p>

<p>Hazır paketlenmiş ürün kullanılıyorsa ürünün üzerindeki demleme önerisini izlemek en kolay yöntemdir.</p>

<p>Kafein içeriyor mu?</p>

<p>Karahindiba çayının günlük içecek açısından dikkat çekici özelliklerinden biri kafeinsiz olması.</p>

<p>Karahindiba, siyah ve yeşil çayın üretildiği Camellia sinensis bitkisinden farklıdır. Bu nedenle sade karahindiba yaprağı veya kökünden hazırlanan içecek doğal olarak kafein içermez.</p>

<p>Özellikle kavrulmuş karahindiba kökü, kahveye benzeyen koyu aroması nedeniyle kafein tüketmek istemeyen kişiler tarafından tercih edilebilir. Elbette tadı gerçek kahveyle aynı değildir.</p>

<p>Her gün içilebilir mi?</p>

<p>Karahindiba gıda olarak uzun süredir tüketilen yenilebilir bir bitki. Çayı da çoğu kişi açısından diğer bitkisel içecekler gibi beslenme düzeninin bir parçası olarak düşünülebilir.</p>

<p>Bununla birlikte herkesin günde belirli sayıda fincan içmesi gerektiğini gösteren bilimsel bir öneri bulunmuyor. Çeşitli bitki çaylarında olduğu gibi ölçülü tüketmek ve beslenmede çeşitliliği korumak daha makul bir yaklaşım.</p>

<p>Bahçedeki karahindibadan çay yapılır mı?</p>

<p>Teorik olarak bitkinin yenilebilir kısımları kullanılabilir. Fakat bahçede gördüğünüz her karahindibayı doğrudan fincana koymak iyi bir fikir olmayabilir.</p>

<p>Bitkinin doğru tanımlandığından emin olmak gerekir. Tarım ilacı, yabani ot öldürücü veya başka kimyasallar uygulanmış alanlardan; yol kenarlarından ya da hayvan dışkısıyla kirlenme ihtimali bulunan bölgelerden toplanan bitkiler tüketilmemeli.</p>

<p>Bu nedenle çay için gıda amacıyla yetiştirilmiş veya güvenilir şekilde hazırlanmış karahindiba ürünleri daha pratik bir seçenek.</p>

<p>Kimlerin biraz daha dikkatli olması gerekir?</p>

<p>Karahindiba papatyagiller ailesine ait. Aynı bitki ailesindeki papatya, krizantem ve benzeri bitkilere karşı hassasiyeti bulunan kişilerde alerjik reaksiyon olasılığı bulunabilir.</p>

<p>Düzenli ilaç kullanan kişiler de yoğun veya sürekli karahindiba tüketimi konusunda dikkatli olmalı. Özellikle idrar söktürücü ilaçlar, lityum, bazı kalp ve tansiyon ilaçları ve kanın pıhtılaşmasını etkileyen ilaçlarla olası etkileşimler bildirilmiştir.</p>

<p>Çay olarak keyifle tüketilebilir</p>

<p>Karahindiba çayının en doğru yeri mutfak ve beslenme dünyası. Kafeinsiz olması, kendine özgü aroması ve bitkinin doğal polifenoller içermesi onu farklı bitkisel içecekleri denemek isteyenler için ilginç bir seçenek haline getiriyor.</p>

<p>Yaprak çayı daha hafif ve otsu; kavrulmuş kök çayı ise daha koyu ve güçlü bir tada sahip. İkisi de şekersiz sıcak içecek çeşitliliğini artırmanın farklı yollarından biri olabilir.</p>

<p>Karahindibanın kolesterol, kan şekeri ve inflamasyon üzerindeki etkileri araştırılmaya devam ediyor. Bu araştırmaları çayın günlük tüketiminden ayrı değerlendirmek gerekiyor: Karahindiba çayı bir içecektir; ilaç veya hastalık tedavisi değildir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Karahindiba çayı bir beslenme ve içecek seçeneğidir, tıbbi tedavinin yerine geçmez. Düzenli ilaç kullanıyorsanız, bitkilere karşı alerjiniz varsa veya özel bir sağlık durumunuz bulunuyorsa yoğun ve düzenli tüketim konusunda sağlık profesyoneline danışın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Cleveland Clinic — Dandelion Tea: What It Is and 5 Benefits, 2023</p>

<p>Cleveland Clinic — 5 Health Benefits of Dandelions, 2021</p>

<p>Journal of Ethnopharmacology — Unveiling the Genus Taraxacum: From Folk Medicine to Chemodiversity-Driven Pharmacological and Toxicological Outcomes, 2026</p>

<p>Recent Advances in Food, Nutrition &amp; Agriculture — Dandelion (Taraxacum officinale): A Promising Source of Nutritional and Therapeutic Compounds, 2025</p>

<p>International Journal of Molecular Sciences — Bioactive Compounds from Vegetal Organs of Taraxacum Species (Dandelion) with Biomedical Applications: A Review, 2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/karahindiba-cayi-faydalari-ozellikleri-ve-hazirlanisi</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 18:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0045.jpeg" type="image/jpeg" length="56218"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mounjaro Yan Etkileri: Sık Görülenler ve Ciddi Uyarı İşaretleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mounjaro-yan-etkileri-sik-gorulenler-ve-ciddi-uyari-isaretleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mounjaro-yan-etkileri-sik-gorulenler-ve-ciddi-uyari-isaretleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mounjaro’da bulantı, ishal, kabızlık ve kusma en sık görülen yan etkiler arasında. Bazı belirtiler ise pankreatit, safra kesesi sorunu, susuzluk veya ciddi alerjik reaksiyon açısından değerlendirme gerektirebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mounjaro Yan Etkileri: Sık Görülenler ve Ciddi Uyarı İşaretleri</p>

<p>Mounjaro’nun etkin maddesi tirzepatiddir. İlacın en sık görülen yan etkileri mide ve bağırsak sistemiyle ilgilidir. Bulantı, ishal, iştah azalması, kusma, kabızlık, hazımsızlık ve karın ağrısı özellikle tedavinin başlangıcında veya doz artırılırken görülebilir.</p>

<p>Bu şikâyetlerin büyük bölümü hafif ya da orta şiddettedir ve birçok kişide zaman içinde azalabilir. Buna karşılık geçmeyen şiddetli karın ağrısı, sürekli kusma, ciddi sıvı kaybı, yüz veya boğazda şişme gibi belirtiler sıradan bir yan etki olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Mounjaro’nun en sık görülen yan etkileri neler?</p>

<p>Resmî ürün bilgilerinde en sık bildirilen yan etkiler şunlardır:</p>

<p>Bulantı</p>

<p>İshal</p>

<p>İştah azalması</p>

<p>Kusma</p>

<p>Kabızlık</p>

<p>Hazımsızlık</p>

<p>Karın ağrısı</p>

<p>Avrupa ürün bilgisinde karında şişkinlik, geğirme, gaz, gastroözofageal reflü, baş dönmesi, yorgunluk ve enjeksiyon bölgesi reaksiyonları da bildirilen etkiler arasındadır.</p>

<p>Mide ve bağırsak şikâyetleri özellikle doz artırılırken daha sık görülebilir. Klinik çalışmalarda bulantı, kusma ve ishalin zaman içinde azalma eğilimi gösterdiği bildirilmiştir.</p>

<p>Bulantı ne kadar sık görülüyor?</p>

<p>Tip 2 diyabetli yetişkinlerin yer aldığı FDA değerlendirmesindeki plasebo kontrollü çalışmalarda bulantı oranı dozlara göre yaklaşık yüzde 12 ile yüzde 18 arasında değişmiştir. Plasebo grubunda bu oran yüzde 4'tür.</p>

<p>Aynı çalışmalarda ishal yüzde 12–17, kusma yüzde 5–9, kabızlık yüzde 6–7 ve karın ağrısı yüzde 5–6 oranlarında bildirilmiştir.</p>

<p>Bu oranlar belirli klinik çalışma gruplarını yansıtır. Kilo yönetimi çalışmalarındaki oranlar farklı olabilir ve herhangi bir kişinin yan etki yaşayıp yaşamayacağını önceden göstermez.</p>

<p>Mounjaro neden mide bulantısı ve şişkinlik yapabilir?</p>

<p>Tirzepatid, GIP ve GLP-1 reseptörlerini etkileyen bir ilaçtır. İştah ve kan şekeri düzenlenmesinin yanı sıra midenin boşalma hızını da yavaşlatabilir.</p>

<p>Bu etki tokluk hissini artırırken bazı kişilerde bulantı, erken doyma, şişkinlik, geğirme veya reflü yakınmalarına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Mide boşalmasındaki gecikme nedeniyle ciddi gastroparezi gibi ağır mide-bağırsak hastalıkları bulunan kişilerde tedavinin uygunluğu hekim tarafından ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yan etkiler doz artırıldığında artabilir mi?</p>

<p>Evet. Klinik çalışmalarda bulantı, kusma ve ishalin özellikle doz yükseltme dönemlerinde daha sık görüldüğü bildirilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle tirzepatid tedavisinde doz kademeli olarak artırılır. Dozun ne zaman yükseltileceği veya aynı dozda ne kadar kalınacağı kişisel tolerans ve tedavi planına göre hekim tarafından belirlenmelidir.</p>

<p>Mounjaro pankreatit yapabilir mi?</p>

<p>Akut pankreatit, tirzepatid kullanan kişilerde bildirilmiş ciddi fakat sık olmayan bir güvenlik sorunudur.</p>

<p>Özellikle geçmeyen, şiddetli üst karın ağrısı ve ağrının sırta yayılması pankreatit açısından değerlendirme gerektirebilir. Bulantı ve kusma eşlik edebilir ancak her zaman bulunması gerekmez.</p>

<p>Şiddetli veya sürekli karın ağrısını yalnızca “ilacın midesel yan etkisi” olarak değerlendirmek doğru değildir. Böyle bir durumda gecikmeden sağlık hizmeti alınmalıdır.</p>

<p>Safra taşı ve safra kesesi iltihabı görülebilir mi?</p>

<p>Tirzepatid kullanan kişilerde safra taşı, safra kesesi iltihabı ve diğer akut safra kesesi sorunları bildirilmiştir.</p>

<p>FDA’nın plasebo kontrollü tip 2 diyabet çalışmalarında akut safra kesesi olayları Mounjaro kullananların yaklaşık yüzde 0,6'sında bildirilirken plasebo grubunda bildirilmemiştir.</p>

<p>Sağ üst karında belirgin ağrı, ateş, sarılık veya açık renkli dışkı gibi belirtiler varsa tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>İshal ve kusma böbrekleri etkileyebilir mi?</p>

<p>Uzun süren veya ağır kusma ve ishal sıvı kaybına yol açabilir. Yeterince sıvı alınamazsa böbrek fonksiyonları bozulabilir ve nadiren akut böbrek hasarı gelişebilir.</p>

<p>Sürekli kusma, yoğun ishal, belirgin halsizlik, baş dönmesi veya sıvı alamama durumunda sağlık profesyoneline başvurmak gerekir.</p>

<p>Mounjaro kan şekerini fazla düşürür mü?</p>

<p>Tirzepatid tek başına kullanıldığında ağır hipoglisemi riski genellikle düşüktür. Risk özellikle insülin veya sülfonilüre grubu kan şekeri düşürücü ilaçlarla birlikte kullanıldığında artar.</p>

<p>Hipoglisemi sırasında terleme, titreme, açlık, çarpıntı, baş dönmesi, bulanık görme, uyku hali veya kafa karışıklığı görülebilir.</p>

<p>İnsülin veya sülfonilüre kullanan kişilerde doz ayarlaması gerekebilir. Bu değişiklik hasta tarafından kendi başına yapılmamalıdır.</p>

<p>Ciddi alerjik reaksiyon görülebilir mi?</p>

<p>Nadiren anafilaksi ve anjiyoödem gibi ciddi aşırı duyarlılık reaksiyonları bildirilmiştir.</p>

<p>Yüz, dudak, dil veya boğazda şişme, nefes almakta veya yutmakta güçlük, bayılma hissi ya da yaygın ağır döküntü acil değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Saç dökülmesi Mounjaro’nun yan etkisi olabilir mi?</p>

<p>Avrupa ürün bilgisinde saç dökülmesi bildirilen yan etkiler arasındadır ve özellikle kilo yönetimi çalışmalarında görülmüştür.</p>

<p>Hızlı veya belirgin kilo kaybının kendisi de geçici saç dökülmesine katkıda bulunabileceğinden, saç kaybının tek nedeninin doğrudan ilaç olduğunu söylemek her durumda mümkün değildir.</p>

<p>Görmede değişiklik olabilir mi?</p>

<p>Kan şekeri çok hızlı düzeldiğinde, daha önce diyabetik retinopatisi bulunan bazı kişilerde göz bulguları geçici olarak kötüleşebilir.</p>

<p>Diyabetik retinopati öyküsü bulunan hastaların takip edilmesi önerilir. Tedavi sırasında yeni bulanık görme veya başka belirgin görme değişiklikleri ortaya çıkarsa değerlendirme yapılmalıdır.</p>

<p>Mounjaro ameliyat veya anestezi öncesinde neden önemli?</p>

<p>Tirzepatid mide boşalmasını geciktirebildiği için genel anestezi veya derin sedasyon sırasında midede yiyecek veya sıvı kalma ihtimalini etkileyebilir.</p>

<p>GLP-1 temelli ilaçları kullanan kişilerde anestezi sırasında akciğere mide içeriği kaçmasına ilişkin nadir bildirimler bulunmaktadır.</p>

<p>Ameliyat, endoskopi veya sedasyon gerektiren bir işlem planlanıyorsa Mounjaro kullanıldığı anestezi ve işlem ekibine mutlaka bildirilmelidir. İlacın ne zaman kesilip kesilmeyeceği kişisel tıbbi duruma göre ekip tarafından belirlenmelidir.</p>

<p>Tiroid kanseri riski var mı?</p>

<p>ABD ürün bilgisinde Mounjaro için tiroid C hücreli tümörleri konusunda kutulu uyarı bulunmaktadır. Tirzepatid hayvan çalışmalarında tiroid C hücreli tümörlerine yol açmıştır.</p>

<p>Bunun insanlarda medüller tiroid kanserine yol açıp açmadığı ise kesin olarak bilinmemektedir.</p>

<p>ABD ürün bilgisine göre kişisel veya ailesel medüller tiroid karsinomu öyküsü olanlarda ve MEN 2 adı verilen Multiple Endokrin Neoplazi tip 2 sendromu bulunanlarda Mounjaro kullanılmamalıdır.</p>

<p>Boyunda yeni kitle, kalıcı ses kısıklığı, yutma veya nefes alma güçlüğü gibi yakınmalar gelişirse değerlendirme gerekir.</p>

<p>Mounjaro yan etkileri ne zaman doktora bildirilmeli?</p>

<p>Hafif bulantı veya kısa süreli bağırsak değişiklikleri sık görülebilir. Şikâyetlerin günlük yaşamı belirgin şekilde bozması, uzun sürmesi veya giderek ağırlaşması halinde tedaviyi düzenleyen hekimle görüşülmelidir.</p>

<p>Şu durumlar daha hızlı değerlendirme gerektirir:</p>

<p>Geçmeyen veya sırta yayılan şiddetli karın ağrısı</p>

<p>Tekrarlayan ve sıvı almayı engelleyen kusma</p>

<p>Şiddetli veya uzun süren ishal</p>

<p>Belirgin susuzluk, halsizlik veya idrar miktarında azalma</p>

<p>Yüz, dil veya boğazda şişme</p>

<p>Nefes alma veya yutma güçlüğü</p>

<p>Sarılık, ateş ve sağ üst karın ağrısı</p>

<p>Ciddi hipoglisemi belirtileri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Belirgin veya ani görme değişikliği</p>

<p>Yan etkiler nedeniyle Mounjaro bırakılmalı mı?</p>

<p>Yan etki görülmesi ilacın mutlaka bırakılması gerektiği anlamına gelmez. Hafif mide-bağırsak yakınmaları özellikle tedavinin ilk döneminde veya doz artışından sonra geçici olabilir.</p>

<p>Bununla birlikte ciddi bir yan etki şüphesi varsa tıbbi değerlendirme gerekir. Özellikle pankreatit veya ciddi alerjik reaksiyon şüphesinde durum acil olarak ele alınmalıdır.</p>

<p>Mounjaro dozunu kendi başınıza azaltmak, artırmak, atlamak veya tedaviyi sonlandırmak güvenli olmayabilir. Karar, ilacı neden kullandığınız ve diğer tedavileriniz dikkate alınarak verilmelidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Mounjaro veya başka bir ilacı hekime danışmadan başlatmayın, bırakmayın ya da dozunu değiştirmeyin. Şiddetli veya hızla kötüleşen belirtilerde gecikmeden tıbbi yardım alın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>European Medicines Agency — Mounjaro, Tirzepatide Ürün Bilgisi, 2026</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration — Mounjaro Prescribing Information, 2026</p>

<p>Jastreboff AM ve arkadaşları — Tirzepatide Once Weekly for the Treatment of Obesity, New England Journal of Medicine, 2022</p>

<p>Frías JP ve arkadaşları — Tirzepatide versus Semaglutide Once Weekly in Patients with Type 2 Diabetes, New England Journal of Medicine, 2021 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mounjaro-yan-etkileri-sik-gorulenler-ve-ciddi-uyari-isaretleri</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 18:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0044.jpeg" type="image/jpeg" length="14834"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hastalığına Rağmen Hekimliği Bırakmamıştı: Dr. Zerrin Toran Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hastaligina-ragmen-hekimligi-birakmamisti-dr-zerrin-toran-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hastaligina-ragmen-hekimligi-birakmamisti-dr-zerrin-toran-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’in Tire ilçesinde uzun yıllar hekimlik yapan Dr. Zerrin Toran hayatını kaybetti. 52 yaşında vefat ettiği bildirilen Toran, sağlık sorunlarına rağmen mesleğini sürdürmesi ve yıllarca hastalarına hizmet etmesiyle tanınıyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tire’nin Sevilen Hekimi Dr. Zerrin Toran Vefat Etti</p>

<p>İzmir’in Tire ilçesinde uzun yıllar görev yapan Dr. Zerrin Toran’ın vefatı sağlık camiasını ve ilçede kendisini tanıyanları üzdü.</p>

<p>52 yaşında hayatını kaybettiği bildirilen Dr. Toran, uzun yıllar Tire’de sağlık hizmeti verdi. Toran’ın meslek yaşamı ise yalnızca görev yaptığı kurumlarla değil, kendi sağlık sorunlarına rağmen hekimliği sürdürmesiyle de dikkat çekiyordu.</p>

<p>Hastalığına rağmen hekimliği bırakmadı</p>

<p>Geçmiş yıllarda kamuoyuna yansıyan haberlerde Dr. Zerrin Toran’ın spinoserebellar ataksi nedeniyle ciddi denge ve yürüme sorunları yaşadığı belirtilmişti.</p>

<p>Toran, yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen mesleğinden kopmadı. Hastalarının tedavisi ve toplum sağlığı için çalışmayı sürdürdü.</p>

<p>Bu yönüyle Toran’ın yaşam öyküsü, yıllar önce de basına konu olmuştu. Kendi sağlık mücadelesini sürdürürken hastalarına hizmet etmeye devam etmesi, mesleğine bağlılığının dikkat çeken örneklerinden biri olarak anlatılmıştı.</p>

<p>Veremle mücadelede görev yaptı</p>

<p>Dokuz Eylül Üniversitesi mezunu olan Dr. Zerrin Toran, meslek hayatının önemli bir bölümünde Tire’de görev yaptı.</p>

<p>Tire Verem Savaş Dispanseri’nde çalışan Toran, tüberkülozla mücadele ve toplumun hastalık konusunda bilinçlendirilmesine yönelik çalışmalarda yer aldı.</p>

<p>Geçmiş yıllarda veremin tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çeken bilgilendirme çalışmalarına katılan Toran, hastaların tedaviden uzaklaşmaması ve düzenli takiplerinin sağlanması konusunda da kamuoyuna mesajlar verdi.</p>

<p>Sigara bırakma çalışmalarında da görev aldı</p>

<p>Dr. Toran’ın çalışmalarından biri de sigarayla mücadele alanındaydı.</p>

<p>Tire’de sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara yönelik sağlık hizmetlerinde görev alan Toran, bu alandaki çalışmalarıyla da yerel basına yansıdı.</p>

<p>Uzun yıllar boyunca Tire’de sağlık hizmetlerinin farklı alanlarında görev yapan Toran, son dönemde Tire İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesinde hekim olarak görev yapıyordu.</p>

<p>Tire’de son yolculuğuna uğurlandı</p>

<p>Dr. Zerrin Toran’ın vefatının ardından sağlık camiasından ve Tire’den çok sayıda kişi üzüntülerini dile getirdi.</p>

<p>Yerel kaynaklarda Toran’ın Tire’nin tanınan esnaflarından pastacı Ayhan Usta’nın kızı olduğu da belirtildi.</p>

<p>Dr. Zerrin Toran, 8 Eylül 2026 tarihinde Tire’de düzenlenen cenaze töreninin ardından son yolculuğuna uğurlandı.</p>

<p>Toran’ın ölüm nedenine ilişkin kamuoyuna açıklanmış doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle geçmişte yaşadığı sağlık sorunları ile vefatı arasında herhangi bir nedensellik kurmak mümkün değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yıllarca hastalarının sağlığı için çalışan Dr. Zerrin Toran’ın vefatı, ailesi, yakınları, meslektaşları ve Tire sağlık camiasında üzüntüye neden oldu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hastaligina-ragmen-hekimligi-birakmamisti-dr-zerrin-toran-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0041.jpeg" type="image/jpeg" length="50562"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SGLT2 İnhibitörleri: Diyabetten Kalp ve Böbrek Tedavisine Uzanan İlaçlar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sglt2-inhibitorleri-diyabetten-kalp-ve-bobrek-tedavisine-uzanan-ilaclar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sglt2-inhibitorleri-diyabetten-kalp-ve-bobrek-tedavisine-uzanan-ilaclar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SGLT2 inhibitörleri yalnızca kan şekerini düşüren ilaçlar değil. Uygun hastalarda kalp yetersizliği olaylarını azaltabilir, böbrek işlev kaybını yavaşlatabilir; ancak önemli güvenlik noktaları vardır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>SGLT2 inhibitörleri ilk olarak tip 2 diyabette kan şekerini düşürmek amacıyla kullanılan ilaçlar olarak hayatımıza girdi. Bugün ise bu ilaç grubunun bazı üyeleri, uygun hastalarda kalp yetersizliği ve kronik böbrek hastalığı tedavisinin de önemli parçalarından biri haline geldi.</p>

<p>En dikkat çekici noktalardan biri, kalp ve böbrek üzerindeki faydaların yalnızca kan şekerinin düşmesiyle açıklanmaması. Büyük randomize klinik çalışmalarda bazı SGLT2 inhibitörlerinin kalp yetersizliği veya kronik böbrek hastalığı bulunan, diyabeti olmayan kişilerde de yarar sağlayabildiği gösterildi.</p>

<p>SGLT2 inhibitörleri nasıl çalışıyor?</p>

<p>SGLT2, böbreklerde süzülen glikozun yeniden kana alınmasında görev yapan bir taşıyıcı proteindir. Bu taşıyıcının engellenmesiyle glikozun bir bölümü idrarla vücuttan uzaklaştırılır.</p>

<p>Bu mekanizma kan şekerinin düşmesine yardımcı olur. Aynı zamanda böbreklerde sodyum ve sıvı dengesini etkiler. Böbrek içindeki basıncın azalması ve kalbin üzerindeki yükün hafiflemesi gibi mekanizmaların kalp ve böbrek faydalarına katkıda bulunduğu düşünülüyor.</p>

<p>Bu grupta hangi ilaçlar var?</p>

<p>SGLT2 inhibitörleri arasında empagliflozin, dapagliflozin, canagliflozin ve ertugliflozin bulunuyor.</p>

<p>Ancak bu ilaçların onaylanmış kullanım alanları, böbrek fonksiyonuna ilişkin kullanım koşulları ve klinik kanıtları tamamen aynı değil. Bu nedenle bir SGLT2 inhibitörü için geçerli olan kullanım koşulunu otomatik olarak grubun tamamına genellemek doğru değil.</p>

<p>Kronik böbrek hastalığında neden önem kazandı?</p>

<p>SGLT2 inhibitörlerinin kronik böbrek hastalığındaki yerini değiştiren önemli araştırmalardan biri DAPA-CKD çalışması oldu.</p>

<p>Kronik böbrek hastalığı bulunan 4.304 kişinin dahil edildiği randomize çalışmada dapagliflozin ile plasebo karşılaştırıldı. Yaklaşık 2,4 yıllık takipte böbrek fonksiyonunda ciddi ve kalıcı kötüleşme, son dönem böbrek hastalığı veya böbrek ya da kardiyovasküler nedenlere bağlı ölümden oluşan birleşik sonlanım dapagliflozin grubunda yüzde 9,2, plasebo grubunda yüzde 14,5 oranında görüldü.</p>

<p>Çalışmanın önemli taraflarından biri, koruyucu etkinin tip 2 diyabeti bulunmayan katılımcılarda da görülmesiydi.</p>

<p>EMPA-KIDNEY çalışması ise empagliflozini geniş bir kronik böbrek hastalığı grubunda değerlendirdi. Toplam 6.609 kişinin katıldığı çalışmada empagliflozin, böbrek hastalığının ilerlemesi veya kardiyovasküler ölümden oluşan birleşik sonlanımın görülme riskini azalttı.</p>

<p>Katılımcıların yarısından fazlasında diyabet bulunmaması, SGLT2 inhibitörlerinin böbrek üzerindeki etkilerinin yalnızca kan şekeri kontrolüne bağlı olmadığını destekleyen önemli kanıtlardan biri oldu.</p>

<p>Güncel kılavuzlar ne diyor?</p>

<p>Amerikan Diyabet Derneği’nin 2026 standartları, tip 2 diyabet ve kronik böbrek hastalığı bulunan uygun kişilerde böbrek hastalığının ilerlemesini ve kardiyovasküler olayları azaltmak amacıyla bu alanda faydası gösterilmiş SGLT2 inhibitörlerinin kullanılmasını öneriyor.</p>

<p>Kılavuz, bu ilaçların kalp ve böbrek üzerindeki yararlarının yalnızca glikoz düşürücü etkiden kaynaklanmadığını vurguluyor.</p>

<p>Tedavinin başlanıp başlanmayacağına karar verirken böbrek fonksiyonu, hastanın genel durumu, eşlik eden hastalıkları ve kullanılan diğer ilaçlar birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Kalp yetersizliğinde ne değişti?</p>

<p>SGLT2 inhibitörlerinin kullanım alanını genişleten diğer önemli gelişme kalp yetersizliği çalışmalarından geldi.</p>

<p>DAPA-HF çalışmasında düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği bulunan 4.744 kişi değerlendirildi. Dapagliflozin, kalp yetersizliğinin kötüleşmesi veya kardiyovasküler ölümden oluşan ana sonlanımın görülme riskini plaseboya kıyasla azalttı.</p>

<p>Üstelik yarar yalnızca diyabeti olan kişilerle sınırlı değildi. Diyabeti bulunmayan kalp yetersizliği hastalarında da benzer yönde sonuçlar elde edildi.</p>

<p>Daha sonra DELIVER çalışması, ejeksiyon fraksiyonu yüzde 40’ın üzerinde olan 6.263 kalp yetersizliği hastasında dapagliflozini değerlendirdi.</p>

<p>Birincil sonlanım dapagliflozin grubunda yüzde 16,4, plasebo grubunda yüzde 19,5 oranında görüldü. Sonuçların önemli bölümü kalp yetersizliğinin kötüleşmesine ilişkin olaylardaki azalmadan kaynaklandı.</p>

<p>Böylece SGLT2 inhibitörlerinin kalp yetersizliğindeki yeri yalnızca diyabeti bulunan hastalarla veya yalnızca düşük ejeksiyon fraksiyonuyla sınırlı kalmadı.</p>

<p>Diyabeti olmayan kişiler de kullanabilir mi?</p>

<p>Evet, belirli hastalıklarda kullanılabilir. Ancak bu durum “diyabeti olmayan herkes kullanabilir” anlamına gelmiyor.</p>

<p>Büyük kalp yetersizliği ve kronik böbrek hastalığı çalışmalarında diyabeti bulunmayan hastalarda da klinik fayda gösterildi.</p>

<p>Bu nedenle bazı SGLT2 inhibitörleri artık yalnızca kan şekeri düşüren diyabet ilaçları olarak değerlendirilmiyor. Belirli kalp ve böbrek hastalıklarında da tedavi seçenekleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Sağlıklı kişiler longevity amacıyla kullanmalı mı?</p>

<p>Burada kanıt çok daha farklı.</p>

<p>SGLT2 inhibitörlerinin diyabet, kalp yetersizliği ve kronik böbrek hastalığındaki etkileri büyük randomize klinik çalışmalarla destekleniyor. Buna karşılık metabolik olarak sağlıklı kişilerin yalnızca daha uzun yaşamak veya yaşlanmayı yavaşlatmak amacıyla bu ilaçları rutin kullanmasını destekleyen yeterli klinik kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Hayvan deneylerinde veya biyolojik mekanizma çalışmalarında elde edilen yaşlanmayla ilişkili ilgi çekici bulgular, sağlıklı insanlarda yaşam süresinin uzatıldığının kanıtı sayılamaz.</p>

<p>Bu ayrım özellikle önemli. Bir ilacın belirli hastalıklarda ölüm veya hastaneye yatış gibi klinik sonuçları iyileştirmesi, aynı ilacın sağlıklı kişilerde “uzun yaşam ilacı” olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>SGLT2 inhibitörleri kilo verdirir mi?</p>

<p>İdrarla glikoz kaybının artması nedeniyle bazı kişilerde mütevazı miktarda kilo kaybı görülebilir.</p>

<p>Ancak SGLT2 inhibitörlerini yalnızca kilo vermek amacıyla kullanılan ilaçlar olarak değerlendirmek doğru değildir. Kilo üzerindeki etkileri kişiden kişiye değişebilir ve kalp-böbrek hastalıklarındaki klinik yararlarından ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>En sık görülen yan etkiler neler?</p>

<p>Genital mantar enfeksiyonları SGLT2 inhibitörlerinin iyi bilinen yan etkileri arasında bulunuyor. İdrarla glikoz atılımının artması genital bölgede mantar enfeksiyonlarının gelişmesini kolaylaştırabilir.</p>

<p>İdrar miktarında artış, susama, tansiyon düşmesi ve sıvı kaybı da görülebilir. Bu etkiler ileri yaştaki kişilerde, diüretik kullananlarda veya sıvı kaybına yatkın hastalarda daha fazla önem taşıyabilir.</p>

<p>SGLT2 inhibitörleri tek başlarına kullanıldığında hipoglisemi riski genellikle düşüktür. Ancak insülin veya hipoglisemiye yol açabilen bazı diğer diyabet ilaçlarıyla birlikte kullanıldığında risk artabilir.</p>

<p>Ketoasidoz neden önemli?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>SGLT2 inhibitörleriyle ilişkili nadir fakat ciddi risklerden biri diyabetik ketoasidozdur.</p>

<p>Bu ilaçlarda farklı olan noktalardan biri, ketoasidoz geliştiğinde kan şekerinin klasik diyabetik ketoasidozda beklenen kadar yüksek olmayabilmesidir. Buna öglisemik ketoasidoz adı verilir.</p>

<p>Bulantı, kusma, karın ağrısı, belirgin halsizlik, nefes darlığı veya hızlı ve derin solunum gibi belirtiler ortaya çıktığında yalnızca kan şekerinin normal görünmesine güvenilmemelidir.</p>

<p>Uzun süreli açlık, ciddi hastalık, sıvı kaybı, insülin yetersizliği, çok düşük karbonhidratlı veya ketojenik beslenme ve ameliyat dönemleri ketoasidoz riskini artırabilecek koşullar arasında yer alabilir.</p>

<p>Ameliyat öncesinde neden ara verilebilir?</p>

<p>Ameliyat ve uzun süreli açlık ketoasidoz riskini artırabileceğinden SGLT2 inhibitörlerine bazı cerrahi işlemler öncesinde geçici olarak ara verilmesi gerekebilir.</p>

<p>Ara verme süresi kullanılan ilaca göre değişebilir. Tedavinin ne zaman yeniden başlanacağı da kişinin klinik durumu ve normal beslenmeye dönüp dönmediği dikkate alınarak belirlenir.</p>

<p>Bu nedenle ameliyat planlanan hastaların kullandıkları SGLT2 inhibitörünü cerrah, anestezi ekibi ve ilacı reçete eden hekimle paylaşması önemlidir. İlaç kendi kararıyla kesilmemeli veya yeniden başlanmamalıdır.</p>

<p>Nadir fakat ciddi enfeksiyon riski var mı?</p>

<p>SGLT2 inhibitörleriyle ilişkilendirilmiş çok nadir fakat ciddi güvenlik sorunlarından biri Fournier gangrenidir.</p>

<p>Bu hastalık genital ve perine bölgesindeki dokuları etkileyebilen ciddi bir nekrotizan enfeksiyondur.</p>

<p>Genital veya perine bölgesinde hızla artan ağrı, hassasiyet, kızarıklık veya şişlik ile birlikte ateş ve genel durum bozukluğu gelişmesi acil tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>İlaç başladıktan sonra eGFR neden düşebilir?</p>

<p>SGLT2 inhibitörlerinin başlanmasının ardından eGFR’de küçük ve erken bir düşüş görülebilir. Bu değişiklik her zaman böbreğin giderek hasar gördüğü anlamına gelmez.</p>

<p>İlacın böbrek içindeki kan akımı ve basınç üzerindeki etkileri bu erken değişiklikte rol oynayabilir. Büyük klinik çalışmalarda başlangıçtaki bu etkiye rağmen uzun vadede böbrek fonksiyon kaybının yavaşladığı gösterildi.</p>

<p>Yine de böbrek fonksiyonu, sıvı durumu ve diğer ilaçlar hastaya göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>SGLT2 inhibitörleri herkes için uygun mu?</p>

<p>Hayır. İlacın kullanılacağı hastalık, böbrek fonksiyonu, sıvı durumu, kullanılan diğer ilaçlar ve ketoasidoz açısından risk oluşturan koşullar birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Tip 1 diyabet, ketoasidoz öyküsü, ciddi sıvı kaybı, gebelik ve emzirme gibi durumlarda özel değerlendirme gerekir. Böbrek fonksiyonuna ilişkin başlama ve devam kriterleri de kullanılan ilaca ve tedavi endikasyonuna göre farklılık gösterebilir.</p>

<p>SGLT2 inhibitörlerinin tıptaki yeri son yıllarda belirgin biçimde genişledi. En güçlü kanıt ise sağlıklı insanlarda “uzun yaşam” amacıyla kullanımından değil; tip 2 diyabet, kalp yetersizliği ve kronik böbrek hastalığı bulunan uygun hastalardaki klinik sonuçlardan geliyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tıbbi değerlendirme yerine geçmez. SGLT2 inhibitörleri reçeteli ilaçlardır; hekime danışmadan başlanmamalı, bırakılmamalı veya dozları değiştirilmemelidir. Ketoasidoz ya da ciddi enfeksiyonu düşündüren belirtilerde gecikmeden tıbbi yardım alın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Diabetes Association — Standards of Care in Diabetes 2026</p>

<p>KDIGO — Chronic Kidney Disease Clinical Practice Guideline, 2024</p>

<p>DAPA-CKD Trial Committees and Investigators — New England Journal of Medicine, 2020</p>

<p>EMPA-KIDNEY Collaborative Group — New England Journal of Medicine, 2023</p>

<p>DAPA-HF Trial Committees and Investigators — New England Journal of Medicine, 2019</p>

<p>DELIVER Trial Investigators — New England Journal of Medicine, 2022</p>

<p>European Medicines Agency — SGLT2 İnhibitörleri Güvenlik Değerlendirmeleri</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration — SGLT2 İnhibitörleri Güvenlik Bilgileri </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sglt2-inhibitorleri-diyabetten-kalp-ve-bobrek-tedavisine-uzanan-ilaclar</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 12:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0038.jpeg" type="image/jpeg" length="37564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Tıp Ekolünün Kurucusuydu: Prof. Dr. Faruk Memik Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-tip-ekolunun-kurucusuydu-prof-dr-faruk-memik-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-tip-ekolunun-kurucusuydu-prof-dr-faruk-memik-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de gastroenteroloji alanının kıdemli akademisyenlerinden, Bursa Uludağ Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı’nın kurucusu Prof. Dr. Faruk Memik vefat etti. Uzun yıllar hekimlik, akademisyenlik ve eğiticilik yapan Memik, Bursa’da gastroenteroloji ve endoskopi hizmetlerinin gelişmesine önemli katkılarda bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de gastroenteroloji alanının kıdemli akademisyenlerinden Prof. Dr. Faruk Memik vefat etti. Bursa Uludağ Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı’nın kurucusu olan Memik’in vefatı, tıp ve akademi camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Prof. Dr. Faruk Memik’in vefat haberi, 8 Eylül 2026 tarihinde Kocaeli Üniversitesi eski Rektörü ve Kocaeli Milletvekili Prof. Dr. Sadettin Hülagü tarafından duyuruldu.</p>

<p>Hülagü, yayımladığı taziye mesajında Memik’in gastroenterohepatoloji alanındaki yurt içi ve yurt dışı eğitimine önemli katkılar sağladığını belirtti. Memik’i kendilerine yol gösteren duayen bir akademisyen ve rol model olarak anan Hülagü, ailesine, öğrencilerine ve tıp camiasına başsağlığı dileklerini iletti.</p>

<p>Bursa’da gastroenterolojinin kuruluşunda öncü rol</p>

<p>Prof. Dr. Faruk Memik’in akademik kariyerinin önemli bir bölümü Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde geçti.</p>

<p>Bursa Uludağ Üniversitesi kayıtlarına göre Memik, 6 Şubat 1979 tarihinde Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Bursa’ya geldi. O dönem Arabayatağı’ndaki Tıp Fakültesi Hastanesi bünyesinde Gastroenteroloji Kliniği’nin kuruluşunu gerçekleştirdi.</p>

<p>Memik, burada küçük bir endoskopi ünitesi kurdu. Üst ve alt gastrointestinal sistem endoskopilerinin yapılmaya başlanmasına öncülük etti. Bu çalışmalar, Bursa Uludağ Üniversitesi’nde gastroenteroloji hizmetlerinin ve endoskopik uygulamaların gelişmesinin ilk adımlarından biri oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gastroenteroloji Bilim Dalı’nın kurucu hocasıydı</p>

<p>Bursa Uludağ Üniversitesi, Prof. Dr. Faruk Memik’i Gastroenteroloji Bilim Dalı’nın kurucusu olarak kayıtlara geçiriyor.</p>

<p>Üniversitede gastroenteroloji yapılanmasının gelişmesinde uzun yıllar görev alan Memik, 1994-2005 yılları arasında Gastroenteroloji Bilim Dalı Başkanlığı yaptı.</p>

<p>Akademik yaşamı boyunca hasta hizmetlerinin yanı sıra hekim ve gastroenteroloji uzmanlarının yetiştirilmesine katkıda bulundu. Bilimsel çalışmalar ve yayınlarda yer aldı.</p>

<p>Prof. Dr. Faruk Memik kimdir?</p>

<p>Prof. Dr. Faruk Memik, iç hastalıkları ve gastroenteroloji alanlarında uzun yıllar akademisyen ve hekim olarak görev yaptı.</p>

<p>Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki akademik çalışmalarının ardından 1979 yılında Bursa’ya geçen Memik, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesindeki gastroenteroloji yapılanmasının temellerini attı.</p>

<p>Mesleki alanı: İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji</p>

<p>Akademik kurumu: Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi</p>

<p>Önemli görevi: Gastroenteroloji Bilim Dalı kurucusu</p>

<p>Gastroenteroloji Bilim Dalı Başkanlığı: 1994-2005</p>

<p>Bursa’ya gelişi: 6 Şubat 1979</p>

<p>Emeklilik tarihi: 15 Mart 2005</p>

<p>Prof. Dr. Faruk Memik, yalnızca klinik çalışmalarla değil, akademik yayınlarıyla da gastroenteroloji literatürüne katkıda bulundu. Uludağ Üniversitesi adresli çok sayıda bilimsel çalışmada yer aldı. Klinik gastroenteroloji alanındaki akademik yayınlarda yazar ve editör olarak görev üstlendi.</p>

<p>Uzun yıllar süren akademik yaşamının ardından 15 Mart 2005 tarihinde emekliye ayrıldı.</p>

<p>Bir akademik miras bıraktı</p>

<p>Prof. Dr. Faruk Memik’in Bursa’ya geldiği 1979 yılında başlayan gastroenteroloji yapılanması, ilerleyen yıllarda gelişerek çok sayıda hekimin eğitim aldığı bir akademik merkeze dönüştü.</p>

<p>Memik’in kurucusu olduğu Gastroenteroloji Bilim Dalı, sonraki yıllarda yeni akademisyenler ve gastroenteroloji uzmanları yetiştirmeyi sürdürdü.</p>

<p>Vefatıyla birlikte Prof. Dr. Faruk Memik, Türkiye’de gastroenteroloji eğitiminin gelişimine katkıda bulunan kıdemli akademisyenlerden biri olarak ardında uzun yıllara yayılan bir mesleki ve akademik miras bıraktı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-tip-ekolunun-kurucusuydu-prof-dr-faruk-memik-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0036.jpeg" type="image/jpeg" length="82790"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İncirli Chia Puding Tarifi: İlave Şekersiz Pratik Kahvaltı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/incirli-chia-puding-tarifi-ilave-sekersiz-pratik-kahvalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/incirli-chia-puding-tarifi-ilave-sekersiz-pratik-kahvalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İncirli chia puding tarifi; taze incir, chia tohumu ve yoğurtla hazırlanan, ilave şeker gerektirmeyen pratik ve lif açısından zengin bir seçenek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İncirli Chia Puding Tarifi: İlave Şekersiz Pratik Kahvaltı</p>

<p>Taze incirin kendine özgü tatlılığını chia tohumu ve yoğurtla buluşturan incirli chia puding, özellikle yaz sonu ve sonbahar başında hazırlanabilecek pratik tariflerden biri. Pişirme gerektirmeyen tarif birkaç dakikada hazırlanıyor; kıvamını alması için buzdolabında bekletildikten sonra kahvaltıda veya ara öğünde tüketilebiliyor.</p>

<p>Tarifin en dikkat çekici özelliklerinden biri ilave şeker gerektirmemesi. Olgun incirin doğal tatlılığı sayesinde bal, şeker veya şurup eklemeden de tatlı bir lezzet elde edilebiliyor.</p>

<p>Chia pudingin akşamdan hazırlanabilmesi de yoğun sabahlar için önemli bir avantaj. Gece buzdolabında bekletilen karışım sabah meyve ve kuruyemişlerle tamamlanarak doğrudan servis edilebilir.</p>

<p>Sağlıklı beslenme açısından neden öne çıkıyor?</p>

<p>Chia tohumu özellikle lif içeriğiyle dikkat çeken tohumlardan biridir. Aynı zamanda bitkisel kaynaklı omega-3 yağ asidi olan alfa-linolenik asit (ALA) içerir.</p>

<p>Yoğurt tarife protein ve kalsiyum katkısı sağlarken taze incir doğal tatlılığın yanı sıra lif ve çeşitli mikro besinleri beslenmeye dahil eder.</p>

<p>Ceviz kullanılması ise tarife farklı bir doku kazandırırken doymamış yağ asitlerinin miktarını artırır.</p>

<p>Bununla birlikte “ilave şekersiz” ifadesinin “şekersiz” ile aynı anlama gelmediğini bilmek önemlidir. İncir ve süt ürünleri doğal olarak şeker içerir. Bu tarifte sofra şekeri, bal veya şurup gibi ilave şeker kullanılmamaktadır.</p>

<p>Tarif bilgileri</p>

<p>Hazırlama süresi: 5 dakika<br />
Bekleme süresi: En az 2 saat<br />
Toplam süre: 2 saat 5 dakika<br />
Aktif hazırlama süresi: 5 dakika<br />
Kaç kişilik: 2 kişilik<br />
Zorluk: Çok kolay<br />
Öğün: Kahvaltı / ara öğün<br />
Kategori: Şekersiz Tarifler<br />
İkincil kategori: Sağlıklı Kahvaltılar</p>

<p>Yaklaşık besin değerleri</p>

<p>1 porsiyon için yaklaşık:</p>

<p>Kalori: 280 kcal<br />
Protein: 11 g<br />
Karbonhidrat: 30 g<br />
Yağ: 14 g<br />
Lif: 9 g</p>

<p>Besin değerleri kullanılan yoğurt ve süt çeşidine, incirlerin büyüklüğüne, chia tohumu ve ceviz miktarına göre değişebilir.</p>

<p>Malzemeler</p>

<p>4 yemek kaşığı chia tohumu<br />
200 ml süt<br />
150 gram sade yoğurt<br />
2 adet orta boy taze incir<br />
2 tam ceviz içi<br />
Yarım çay kaşığı tarçın<br />
İsteğe göre birkaç damla doğal vanilya özütü</p>

<p>İncirli chia puding nasıl yapılır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Süt ve yoğurdu orta büyüklükte bir kaseye alın. Pürüzsüz bir kıvam elde edene kadar karıştırın.</p>

<p>2. Chia tohumlarını ekleyin ve tohumların sıvının her tarafına eşit şekilde dağılması için iyice karıştırın.</p>

<p>3. Tarçın ve kullanacaksanız vanilyayı ekleyin.</p>

<p>4. Karışımı yaklaşık 5 dakika bekletin ve tekrar karıştırın. Bu ikinci karıştırma işlemi chia tohumlarının birbirine yapışarak topak oluşturmasını azaltır.</p>

<p>5. Kabın üzerini kapatın ve buzdolabında en az 2 saat bekletin. Daha yoğun ve kremsi bir kıvam için gece boyunca buzdolabında bırakabilirsiniz.</p>

<p>6. Servis sırasında incirleri yıkayın ve dilimleyin.</p>

<p>7. Chia pudingi iki kaseye veya kavanoza paylaştırın.</p>

<p>8. Üzerine taze incir dilimlerini ve iri kırılmış cevizleri yerleştirin.</p>

<p>9. İsteğe göre çok az tarçın serperek soğuk servis edin.</p>

<p>Şefin püf noktası</p>

<p>Chia puding hazırlarken en sık karşılaşılan sorun tohumların topaklanmasıdır. Bunun önüne geçmek için chia tohumlarını sıvıya ekledikten hemen sonra iyice karıştırın ve 5-10 dakika sonra karıştırma işlemini tekrarlayın.</p>

<p>Puding fazla koyu olursa servis öncesinde bir miktar süt ekleyerek kıvamını açabilirsiniz. Çok sıvı kalırsa az miktarda chia tohumu ekleyip yeniden bekletebilirsiniz.</p>

<p>İncirin olgun olması da önemli. İyice olgunlaşmış incir daha belirgin doğal tatlılık sağlayacağından tarife şeker veya başka bir tatlandırıcı ekleme ihtiyacını azaltır.</p>

<p>Daha dengeli hale nasıl getirilebilir?</p>

<p>Tarifte şeker, bal veya şurup kullanılmasına gerek yok. İncirin doğal tatlılığı çoğu kişi için yeterli olabilir.</p>

<p>Protein miktarını artırmak isteyenler protein içeriği daha yüksek sade yoğurt veya süzme yoğurt tercih edebilir. Ancak ürünlerin protein, yağ ve şeker miktarları değişebildiğinden besin etiketi kontrol edilmelidir.</p>

<p>Ceviz miktarı da porsiyona göre ayarlanabilir. Kuruyemişler besleyici olmakla birlikte enerji yoğunluğu yüksek besinlerdir.</p>

<p>Kimler için uygun?</p>

<p>İncirli chia puding, ilave şeker tüketimini sınırlandırmak isteyenler için alternatif bir kahvaltı veya ara öğün olabilir.</p>

<p>Tarif vejetaryen beslenmeye uygundur. Süt ve yoğurt yerine uygun bitkisel alternatifler kullanılarak vegan bir versiyon da hazırlanabilir. Bitkisel içecek tercih edilecekse ilave şeker içermeyen ürünlerin seçilmesi tarifin temel özelliğini korur.</p>

<p>Chia tohumu doğal olarak gluten içermese de çölyak hastalığı bulunan kişilerin paketli ürünlerde glutenle çapraz bulaşma ihtimalini kontrol etmesi gerekir.</p>

<p>Süt alerjisi bulunan kişiler standart tarifteki süt ve yoğurdu tüketmemelidir.</p>

<p>İncirli chia puding kaç kaloridir?</p>

<p>Verilen ölçülerle hazırlanan tarifin bir porsiyonu yaklaşık 280 kalori sağlayabilir. Kullanılan yoğurdun yağ oranı, incirin büyüklüğü ve ceviz miktarı toplam enerji değerini değiştirecektir.</p>

<p>Chia puding akşamdan hazırlanır mı?</p>

<p>Evet. Hatta chia pudingin akşamdan hazırlanması oldukça pratiktir. Chia tohumları gece boyunca sıvıyı emerek daha yoğun bir kıvam kazanır. Sabah yalnızca taze incir ve cevizin eklenmesi yeterlidir.</p>

<p>İncirli chia puding gerçekten şekersiz mi?</p>

<p>Tarife sofra şekeri, bal veya şurup eklenmez; bu nedenle “ilave şeker içermez” demek daha doğrudur. İncir ve süt ürünleri doğal olarak şeker içerdiğinden tarif tamamen şekersiz değildir.</p>

<p>Chia puding neden kıvam almıyor?</p>

<p>Yetersiz chia tohumu kullanılması, fazla sıvı eklenmesi veya karışımın yeterince bekletilmemesi pudingin sıvı kalmasına neden olabilir. Karışımı en az 2 saat buzdolabında bekletmek gerekir.</p>

<p>Taze incir yerine kuru incir kullanılabilir mi?</p>

<p>Kullanılabilir ancak sonuç aynı olmaz. Kuru incirin su oranı daha düşük, doğal şeker ve enerji yoğunluğu ise gram başına daha yüksektir. Bu nedenle kuru incir kullanılacaksa porsiyon miktarı yeniden ayarlanmalıdır.</p>

<p>Saklama ve servis</p>

<p>Chia pudingin ana karışımı kapalı bir kapta buzdolabında hazırlanabilir. Taze incir ve cevizi ise mümkünse servis sırasında ekleyin. Böylece meyvenin tazeliği ve cevizin kıtır dokusu daha iyi korunur.</p>

<p>Tarif sıcak ortamda uzun süre bekletilmemelidir. Süt ve yoğurt içerdiği için hazırlama ve saklama sürecinde soğuk zincirin korunması önemlidir.</p>

<p>İncirli chia puding, taze incirin doğal tatlılığını kullanan, pişirme gerektirmeyen ve birkaç dakikada hazırlanabilen bir tarif. Özellikle akşamdan kahvaltı hazırlamak isteyenler için pratik bir seçenek sunuyor.</p>

<p>İncir mevsimi dışında aynı temel tarif çilek, böğürtlen, yaban mersini, elma veya armut gibi farklı meyvelerle hazırlanabilir. Böylece chia puding temelini koruyup mevsime göre farklı tarifler oluşturmak mümkün.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı – Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER 2022)<br />
USDA – FoodData Central<br />
Harvard T.H. Chan School of Public Health – The Nutrition Source </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/incirli-chia-puding-tarifi-ilave-sekersiz-pratik-kahvalti</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 11:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0034.jpeg" type="image/jpeg" length="82677"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Doğum Kontrol Hapları Nasıl Kullanılır, Ne Kadar Korur ve Yan Etkileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dogum-kontrol-haplari-nasil-kullanilir-ne-kadar-korur-ve-yan-etkileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dogum-kontrol-haplari-nasil-kullanilir-ne-kadar-korur-ve-yan-etkileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doğum kontrol hapları doğru kullanıldığında oldukça etkili yöntemler arasında. Ancak hapın türü, düzenli kullanım, bazı hastalıklar ve ilaç etkileşimleri hem güvenliği hem de koruyuculuğu etkileyebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Doğum kontrol hapları, gebeliği önlemek amacıyla her gün ağızdan alınan hormonal ilaçlardır. Temel olarak iki gruba ayrılır: östrojen ile progestin içeren kombine haplar ve yalnızca progestin içeren haplar.</p>

<p>Haplar düzenli ve doğru kullanıldığında gebeliği önlemede oldukça etkilidir. Ancak gerçek yaşamda hapın unutulması veya geç alınması nedeniyle koruyuculuk düşebilir. Güncel CDC verilerine göre hem kombine hormonal yöntemlerde hem de yalnızca progestin içeren haplarda tipik kullanımda yaklaşık her 100 kullanıcıdan 7'si ilk yıl içinde gebe kalabilir.</p>

<p>Doğum kontrol hapları nasıl çalışıyor?</p>

<p>Kombine doğum kontrol hapları gebeliği öncelikle yumurtlamayı baskılayarak önler. Ayrıca rahim ağzındaki salgıyı koyulaştırarak spermin ilerlemesini zorlaştırır ve rahim iç tabakasında değişikliklere yol açar.</p>

<p>Yalnızca progestin içeren haplarda ise rahim ağzı salgısının koyulaşması önemli bir etkidir. Kullanılan progestin türüne göre yumurtlamanın baskılanma derecesi de değişebilir.</p>

<p>Kombine hap ile mini hap arasındaki fark ne?</p>

<p>Kombine haplarda östrojen ve progestin birlikte bulunur. Yalnızca progestin içeren ve halk arasında "mini hap" olarak da bilinen ürünlerde ise östrojen bulunmaz.</p>

<p>Bu ayrım önemlidir. Çünkü östrojen içeren doğum kontrol yöntemleri bazı sağlık durumlarında uygun olmayabilir. Kullanılacak hapın türü kişinin yaşı, sigara kullanımı, migren öyküsü, tansiyonu, pıhtı öyküsü, doğum sonrası dönem ve diğer sağlık özelliklerine göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>Her gün düzenli almak neden önemli?</p>

<p>Doğum kontrol haplarının başarısında düzenli kullanım belirleyicidir. Hapların her gün önerilen şekilde alınması gerekir.</p>

<p>Özellikle bazı progestin içeren haplarda birkaç saatlik gecikme bile kullanım talimatını değiştirebilir. Daha yeni bazı ürünlerde izin verilen gecikme süresi farklıdır. Bu nedenle unutulan hap durumunda tüm doğum kontrol haplarına uygulanabilecek tek bir kural yoktur.</p>

<p>Bir hap unutulduğunda kutunun kullanma talimatı ve kullanılan ürün için geçerli sağlık profesyoneli önerileri izlenmelidir. Kaç hapın unutulduğu, hapın türü ve döngünün hangi döneminde bulunulduğuna göre ek korunma veya acil kontrasepsiyon gerekip gerekmediği değişebilir.</p>

<p>Doğum kontrol haplarının koruyuculuğu ne kadar?</p>

<p>Doğru ve kesintisiz kullanımda hormonal doğum kontrol haplarının gebeliği önleme başarısı yüzde 99'un üzerine çıkabilir.</p>

<p>Ancak günlük yaşamda hap unutulabildiği için gerçek kullanım başarısı daha düşüktür. CDC, tipik kullanımda kombine haplar ve progestin içeren haplar için ilk yıl gebelik oranını yaklaşık yüzde 7 olarak bildirmektedir.</p>

<p>Bu rakam "hap kullananların yüzde 7'si mutlaka gebe kalır" anlamına gelmez. İstatistik, yöntemin bir yıl boyunca gerçek yaşam koşullarındaki kullanımını ifade eder.</p>

<p>Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korur mu?</p>

<p>Hayır. Doğum kontrol hapları HIV dahil cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara karşı koruma sağlamaz.</p>

<p>Bu enfeksiyonlardan korunmanın da gerekli olduğu durumlarda kondom gibi bariyer yöntemlerinin doğru ve düzenli kullanımı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>En sık görülen yan etkiler neler?</p>

<p>Doğum kontrol hapının içeriğine göre yan etkiler değişebilmekle birlikte başlangıç döneminde şu yakınmalar görülebilir:</p>

<p>Ara kanama veya lekelenme<br />
Bulantı<br />
Baş ağrısı<br />
Meme hassasiyeti<br />
Adet kanamasının miktarında veya düzeninde değişiklik</p>

<p>Bu yakınmaların bir bölümü kullanımın ilk aylarından sonra azalabilir. Ancak devam eden, şiddetlenen veya günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen yakınmalarda sağlık profesyoneliyle görüşmek gerekir.</p>

<p>Kombine haplarda pıhtı riski var mı?</p>

<p>Östrojen içeren kombine hormonal yöntemler, toplardamarlarda kan pıhtısı oluşması riskini küçük ölçüde artırabilir. Risk herkeste aynı değildir.</p>

<p>Daha önce derin ven trombozu veya akciğer embolisi geçirenlerde, bazı kalp ve damar hastalıklarında, kontrolsüz hipertansiyonda, auralı migrende ve bazı diğer sağlık durumlarında östrojen içeren yöntemler uygun olmayabilir.</p>

<p>Özellikle 35 yaşın üzerindeki sigara kullanıcılarında kombine hormonal doğum kontrol yöntemleri açısından risk değerlendirmesi önem kazanır.</p>

<p>Tek taraflı bacakta belirgin şişme veya ağrı, ani nefes darlığı, göğüs ağrısı, ani görme veya konuşma bozukluğu ya da yeni gelişen ciddi nörolojik belirtiler ortaya çıkarsa acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yalnızca progestin içeren hapların farkı ne?</p>

<p>Progestin içeren haplarda östrojen bulunmaz. Bu nedenle östrojen kullanımının uygun olmadığı bazı kişiler için alternatif olabilir.</p>

<p>ACOG, bu hapların doğumdan hemen sonra ve emzirme döneminde de kullanılabileceğini bildiriyor. Bununla birlikte meme kanseri öyküsü ve bazı diğer sağlık durumlarında hormonal yöntem seçimi ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Adetleri etkiler mi?</p>

<p>Evet. Etki kullanılan hapın türüne göre değişir.</p>

<p>Kombine haplar bazı kişilerde adetlerin daha düzenli, daha kısa ve daha hafif olmasını sağlayabilir. Adet kramplarında azalma da görülebilir.</p>

<p>Progestin içeren haplarda ise düzensiz lekelenme, kanama miktarında azalma veya bazı kişilerde adet kanamasının tamamen kesilmesi görülebilir.</p>

<p>Doğum kontrol hapları kilo aldırır mı?</p>

<p>Doğum kontrol haplarının belirgin ve kalıcı kilo artışına yol açtığını gösteren güçlü kanıt bulunmuyor. Bununla birlikte hormonlara bağlı sıvı tutulması veya şişkinlik bazı kişilerde tartıda geçici değişikliklere neden olabilir.</p>

<p>Kilo değişikliğinin birçok farklı nedeni bulunduğundan belirgin veya devam eden değişiklikleri yalnızca doğum kontrol hapına bağlamak doğru değildir.</p>

<p>Başka ilaçlar hapın etkisini azaltabilir mi?</p>

<p>Evet. Bazı ilaçlar hormonal doğum kontrol haplarının kandaki düzeylerini veya etkinliğini değiştirebilir.</p>

<p>Özellikle rifampin gibi bazı antibiyotikler, belirli epilepsi ilaçları, bazı HIV tedavileri ve bazı bitkisel ürünler etkileşim açısından önem taşır.</p>

<p>Yeni bir ilaç veya bitkisel ürün kullanılacaksa doğum kontrol hapı kullanıldığı doktora veya eczacıya bildirilmelidir.</p>

<p>Kusma veya şiddetli ishal olursa ne olur?</p>

<p>Hap alındıktan kısa süre sonra meydana gelen kusma veya uzun süren şiddetli ishal, ilacın yeterince emilmemesine neden olabilir.</p>

<p>Böyle bir durumda ne yapılacağı kullanılan hapın türüne göre değişebileceği için ürünün unutulan hap veya gastrointestinal hastalık talimatları izlenmelidir.</p>

<p>Doğum kontrol hapı bırakılınca doğurganlık geri döner mi?</p>

<p>Doğum kontrol hapları geri dönüşümlü yöntemlerdir. Hap bırakıldıktan sonra doğurganlığın geri dönmesi için uzun süreli bir "arınma dönemi" gerektiğine dair bir kural yoktur.</p>

<p>Bazı kişilerde normal adet düzeninin yeniden oturması birkaç ay sürebilir. Ancak gebelik olasılığı hap bırakıldıktan kısa süre sonra yeniden ortaya çıkabilir.</p>

<p>Doğum kontrol hapı seçerken neden kişisel değerlendirme gerekiyor?</p>

<p>Her doğum kontrol hapı herkes için aynı derecede uygun değildir. Bir kişinin sorunsuz kullandığı ürün, başka bir kişi için sağlık geçmişi nedeniyle uygun olmayabilir.</p>

<p>Özellikle sigara kullanımı, auralı migren, yüksek tansiyon, pıhtı öyküsü, meme kanseri öyküsü, karaciğer hastalıkları, doğum sonrası dönem ve kullanılan diğer ilaçlar yöntem seçimini etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle doğum kontrol hapına başlanması, bırakılması veya ürün değiştirilmesi kişisel sağlık özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, U.S. Selected Practice Recommendations for Contraceptive Use, 2024</p>

<p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, U.S. Medical Eligibility Criteria for Contraceptive Use, 2024</p>

<p>American College of Obstetricians and Gynecologists, Combined Hormonal Birth Control: Pill, Patch, and Ring</p>

<p>American College of Obstetricians and Gynecologists, Progestin-Only Hormonal Birth Control: Pill and Injection</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, Family Planning and Contraception Methods, 2025</p>

<p>WebMD, Birth Control Pills: Types, Side Effects, and Effectiveness, tıbbi değerlendirme Nisan 2025 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dogum-kontrol-haplari-nasil-kullanilir-ne-kadar-korur-ve-yan-etkileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0032.jpeg" type="image/jpeg" length="15429"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Sağlık Camiasının Acı Kaybı: Uzm. Dr. Sadiye Usta Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzon-saglik-camiasinin-aci-kaybi-uzm-dr-sadiye-usta-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzon-saglik-camiasinin-aci-kaybi-uzm-dr-sadiye-usta-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’da uzun yıllar çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı olarak görev yapan Uzm. Dr. Sadiye Usta hayatını kaybetti. Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Akçaabat Haçkalı Baba Devlet Hastanesi’nde görev yapan Usta, emekliliğinin ardından da hastalarıyla buluşmayı ve çocuklara yönelik sosyal çalışmalara destek vermeyi sürdürmüştü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Trabzon’un Tecrübeli Çocuk Doktorlarından Uzm. Dr. Sadiye Usta Vefat Etti</p>

<p>Trabzon sağlık camiasının uzun yıllar hizmet veren hekimlerinden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sadiye Usta hayatını kaybetti.</p>

<p>Meslek yaşamının önemli bölümünü Trabzon’da geçiren Usta, kentte çok sayıda çocuğun tedavi ve takibinde görev aldı.</p>

<p>Kanuni ve Haçkalı Baba’da görev yaptı</p>

<p>Uzm. Dr. Sadiye Usta, uzun yıllar kamu sağlık kuruluşlarında çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı olarak çalıştı.</p>

<p>Meslek hayatı boyunca Trabzon Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Akçaabat Haçkalı Baba Devlet Hastanesi’nde görev yapan Usta, Nisan 2018’de emekliye ayrıldı.</p>

<p>Emekli olduktan sonra da mesleğinden kopmadı</p>

<p>Emekliliğinin ardından hekimliği tamamen bırakmayan Dr. Usta, Yomra’da hasta kabul etmeyi sürdürdü.</p>

<p>Sadiye Usta’nın mesleki çalışmalarının yanı sıra çocuk psikolojisine yönelik sosyal projelerde de görev aldığı belirtildi.</p>

<p>Bugün son yolculuğuna uğurlanacak</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir süredir meme kanseri nedeniyle tedavi gördüğü bildirilen Uzm. Dr. Sadiye Usta’nın cenazesinin bugün ikindi namazının ardından Ortahisar Hanife Hatun Camii’nde kılınacak cenaze namazı sonrası toprağa verileceği açıklandı.</p>

<p>Uzm. Dr. Sadiye Usta’nın vefatı, uzun yıllar görev yaptığı Trabzon sağlık camiasında ve kendisini tanıyanlar arasında üzüntüyle karşılandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzon-saglik-camiasinin-aci-kaybi-uzm-dr-sadiye-usta-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 10:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0030.jpeg" type="image/jpeg" length="73807"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ağız Kokusu Neden Olur, Nasıl Geçer? Etkili Tedavi Yöntemleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/agiz-kokusu-neden-olur-nasil-gecer-etkili-tedavi-yontemleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/agiz-kokusu-neden-olur-nasil-gecer-etkili-tedavi-yontemleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağız kokusunun çoğu vakada kaynağı ağız içidir. Dil üzerindeki tabaka, diş eti hastalıkları, yetersiz ağız bakımı ve ağız kuruluğu öne çıkıyor. Kalıcı kokuda çözüm, nedeni bulmaktan geçiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ağız kokusu, tıbbi adıyla halitozis, yalnızca sarımsaklı bir yemek sonrası ortaya çıkan geçici bir sorun değil. Sürekli veya sık tekrarlayan kötü nefesin arkasında çoğu zaman ağız içindeki bakteriler, dil üzerindeki tabaka, diş eti hastalıkları, diş aralarında kalan artıklar veya ağız kuruluğu bulunuyor.</p>

<p>Bilimsel literatürdeki en önemli mesajlardan biri şu: Kalıcı ağız kokusunun kaynağı çoğu zaman mide değildir. Oral Diseases dergisinde yayımlanan sistematik derleme, halitozis vakalarının yaklaşık yüzde 80–90'ında ağız içi etkenlerin rol oynadığını bildiriyor.</p>

<p>Bu nedenle nefesi yalnızca nane, sakız veya gargara ile kısa süreli maskelemek yerine kokunun nereden kaynaklandığını belirlemek daha etkili bir yaklaşım.</p>

<p>Ağız kokusu nasıl oluşuyor?</p>

<p>Ağızda yüzlerce farklı mikroorganizma yaşar. Bunların bir kısmı; yiyecek artıklarını, tükürükteki proteinleri ve ağızdan dökülen hücreleri parçalar.</p>

<p>Bu süreç sırasında hidrojen sülfür ve metil merkaptan başta olmak üzere “uçucu kükürt bileşikleri” adı verilen kötü kokulu maddeler ortaya çıkabilir. Ağız kokusunun karakteristik kokusunun önemli bölümü bu maddelerle ilişkilidir.</p>

<p>Bakterilerin özellikle oksijenin daha az bulunduğu dilin arka yüzeyi, diş eti cepleri ve diş aralarında yoğunlaşması sorunu artırabilir.</p>

<p>Ağız kokusunun en sık nedeni dil olabilir</p>

<p>Dilin üst yüzeyi pürüzsüz değildir. Küçük çıkıntılar ve girintiler bakterilerin, ölü hücrelerin ve yiyecek artıklarının birikmesine uygun bir ortam oluşturur.</p>

<p>Özellikle dilin arka bölümünde oluşan beyazımsı veya sarımsı tabaka, ağız kokusunun başlıca kaynaklarından biri kabul ediliyor.</p>

<p>2025 yılında yayımlanan güncel bir bilimsel derleme de dil kaplamasının bakteriler için önemli bir rezervuar olduğunu ve halitozisle yakın ilişkisini vurguluyor.</p>

<p>Bu nedenle ağız kokusuyla mücadelede yalnızca dişleri temizlemek yeterli olmayabilir.</p>

<p>Dil temizliği gerçekten işe yarıyor mu?</p>

<p>Kanıtlar, dil temizliğinin kötü nefesi azaltmaya yardımcı olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Randomize çalışmaların değerlendirildiği sistematik derleme ve meta-analizlerde, diş fırçalamaya dil temizliğinin eklenmesiyle ağız kokusuna yol açan uçucu kükürt bileşiklerinde ve dil üzerindeki tabakada azalma görüldü.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Uzun süreli kronik halitoziste etkinliğin büyüklüğünü kesin biçimde belirlemek için kanıtlar hâlâ sınırlı.</p>

<p>Pratik olarak dil temizleyici veya yumuşak bir diş fırçasıyla dil yüzeyi günde bir kez nazikçe temizlenebilir. Çok sert kazımak, dil yüzeyini tahriş etmek veya kanatmak doğru değildir.</p>

<p>Diş araları neden bu kadar önemli?</p>

<p>Diş fırçası dişlerin görünen yüzeylerini temizlemekte etkilidir ancak dişlerin arasına her zaman yeterince ulaşamaz.</p>

<p>Burada kalan plak ve yiyecek artıkları bakteriler tarafından parçalanabilir ve kötü kokunun sürmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle düzenli diş fırçalamaya ek olarak diş ipi veya kişinin diş yapısına uygun arayüz fırçalarının kullanılması ağız bakımının önemli parçalarından biridir.</p>

<p>NHS, ağız kokusunun kontrolünde diş aralarının günde en az bir kez temizlenmesini öneriyor.</p>

<p>Diş eti hastalıkları ağız kokusuna yol açabilir</p>

<p>Kalıcı kötü nefesin önemli nedenlerinden biri de periodontal hastalıklardır.</p>

<p>Periodontitis geliştiğinde diş eti ile diş arasındaki cepler derinleşebilir. Bu bölgelerde bakteri ve organik artıkların birikmesi kötü kokulu bileşiklerin üretimini kolaylaştırabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2024 yılında Clinical Oral Investigations'ta yayımlanan sistematik derleme ve meta-analiz, periodontitis ile halitozis arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu gösterdi.</p>

<p>Diş eti hastalığının tedavi edilmesi de nefes kokusunu azaltabilir. Periodontal hastalığı bulunan kişilerde profesyonel diş temizliği ve cerrahi olmayan periodontal tedaviyi değerlendiren çalışmalar, kötü kokuyu gösteren ölçümlerde iyileşme bildirdi.</p>

<p>Diş eti kanaması, kızarıklık, şişlik, diş eti çekilmesi veya sallanan dişlerle birlikte kötü nefes varsa diş hekimi değerlendirmesi geciktirilmemeli.</p>

<p>Ağız kuruluğu nefesi neden kötüleştiriyor?</p>

<p>Tükürük yalnızca ağzı nemlendiren bir sıvı değildir. Ağız içini temizler, besin artıklarının uzaklaştırılmasına yardımcı olur ve mikroorganizma dengesinin korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p>Tükürük miktarı azaldığında bu doğal temizleme mekanizması da zayıflar.</p>

<p>Bu nedenle ağız kuruluğu yaşayan kişilerde kötü nefes daha belirgin olabilir.</p>

<p>Gece boyunca tükürük salgısının doğal olarak azalması da sabahları nefes kokusunun daha fazla hissedilmesinin nedenlerinden biridir.</p>

<p>Ağız açık uyumak veya ağızdan nefes almak bu durumu daha da belirginleştirebilir.</p>

<p>Ağız kuruluğuna neler yol açabilir?</p>

<p>Susuz kalmak geçici ağız kuruluğuna neden olabilir. Ancak bazı kişilerde sorun daha kalıcıdır.</p>

<p>Çok sayıda ilaç ağız kuruluğuna katkıda bulunabilir. Amerikan Diş Hekimleri Birliği ayrıca bazı hastalıkların, baş-boyun bölgesine uygulanan radyoterapinin ve tükürük bezlerini etkileyen durumların da ağız kuruluğuna yol açabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Şekersiz sakız çiğnemek bazı kişilerde tükürük üretimini artırarak kuruluk hissinin azalmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Sürekli ağız kuruluğu varsa yalnızca daha fazla su içmekle yetinmemek, nedeninin değerlendirilmesini sağlamak gerekir.</p>

<p>Sabah ağız kokusu neden olur?</p>

<p>Sabah uyandığınızda nefesinizin farklı kokması çoğu zaman normaldir.</p>

<p>Uyku sırasında tükürük üretimi azalır. Böylece ağızdaki bakteriler ve koku oluşturan bileşikler gece boyunca daha kolay birikebilir.</p>

<p>Ağızdan nefes almak, horlamak veya gece boyunca uzun süre susuz kalmak kokuyu daha belirgin hale getirebilir.</p>

<p>Sabah ağız kokusunun dişler fırçalandıktan, dil temizlendikten ve su içildikten sonra büyük ölçüde kaybolması genellikle geçici bir duruma işaret eder.</p>

<p>Gargara ağız kokusunu geçirir mi?</p>

<p>Bu sorunun yanıtı gargaranın içeriğine ve ağız kokusunun nedenine bağlıdır.</p>

<p>Kozmetik gargaralar hoş bir tat veya koku sağlayarak kötü nefesi kısa süreli maskeleyebilir. Ancak kokuya neden olan bakterileri veya altta yatan diş eti hastalığını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Bazı terapötik gargaralarda setilpiridinyum klorür, klorheksidin, çinko bileşikleri, klor dioksit veya uçucu yağlar gibi aktif maddeler bulunabilir.</p>

<p>Amerikan Diş Hekimleri Birliği, uygun aktif bileşenler içeren bazı gargaraların ağız kokusunun kontrolüne yardımcı olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Sistematik derlemelerde de bazı klorheksidin, setilpiridinyum klorür ve çinko kombinasyonları için olumlu sonuçlar bildirildi. Ancak genel kanıt kalitesi her ürün için aynı değil ve uzun dönem sonuçlara ilişkin veriler sınırlı.</p>

<p>Klorheksidin neden gelişigüzel kullanılmamalı?</p>

<p>Klorheksidin güçlü bir antiseptiktir ancak uzun süre kontrolsüz kullanım için sıradan bir nefes ferahlatıcı olarak görülmemeli.</p>

<p>Kullanım sırasında dişlerde veya dilde renklenme ve tat algısında değişiklik gibi yan etkiler ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle klorheksidin içeren ürünlerin kullanım süresi ve şekli diş hekiminin önerisi doğrultusunda belirlenmelidir.</p>

<p>Gargara diş fırçalamanın yerini tutar mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Ağız gargarası, diş fırçalama ve diş arası temizliğinin yerine geçmez. Gerektiğinde bunlara ek olarak kullanılabilir.</p>

<p>Kötü kokunun altında diş taşı, çürük, diş eti hastalığı veya yoğun dil kaplaması varsa yalnızca gargara kullanılması sorunun nedenini ortadan kaldırmayabilir.</p>

<p>Diş çürüğü ağız kokusuna neden olabilir mi?</p>

<p>İlerlemiş çürükler ve ağız içindeki enfeksiyonlar bazı kişilerde kötü nefese katkıda bulunabilir.</p>

<p>Özellikle gıda artıklarının biriktiği derin çürükler, sorunlu dolgular veya enfekte dişler bakterilerin çoğalmasına uygun ortam oluşturabilir.</p>

<p>Diş ağrısı, hassasiyet, şişlik veya kötü tatla birlikte devam eden ağız kokusu varsa diş muayenesi gerekir.</p>

<p>Protez ve ağız içi apareyler de unutulmamalı</p>

<p>Takma dişler, ortodontik apareyler, gece plakları ve diğer çıkarılabilir ağız içi cihazlarda yiyecek artıkları ve bakteriler birikebilir.</p>

<p>Yeterince temizlenmeyen protezler kötü kokuya katkıda bulunabilir.</p>

<p>Çıkarılabilir protezlerin önerildiği şekilde temizlenmesi ve uygun olduğunda gece çıkarılması önemlidir.</p>

<p>Sigara nefes kokusunu neden artırıyor?</p>

<p>Tütün ürünleri kendi kokularının yanı sıra ağız kuruluğuna ve ağız dokularında değişikliklere katkıda bulunabilir.</p>

<p>Sigara kullananlarda diş eti hastalığı riski de daha yüksektir. Bu durum kötü nefesin kalıcı hale gelmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Ağız kokusunun kontrolü açısından tütün kullanımının bırakılması en etkili yaşam tarzı adımlarından biridir.</p>

<p>Soğan ve sarımsağın kokusu neden sadece ağızda kalmıyor?</p>

<p>Bazı yiyeceklerin etkisi dişlerin arasında kalan parçacıklarla sınırlı değildir.</p>

<p>Sarımsak ve soğan gibi gıdalardaki bazı uçucu bileşikler sindirimden sonra kana geçebilir ve akciğerler yoluyla nefesle dışarı atılabilir.</p>

<p>Bu nedenle dişlerin hemen fırçalanması kokuyu tamamen ortadan kaldırmayabilir. Vücudun bu bileşikleri metabolize etmesi için zaman gerekir.</p>

<p>Açlık da ağız kokusuna yol açabilir mi?</p>

<p>Uzun süreli açlık ve çok düşük kalorili diyetler nefes kokusunun değişmesine neden olabilir.</p>

<p>Ağız kuruluğunun artması ve metabolizma sırasında keton adı verilen maddelerin oluşması nefes kokusunda değişiklik yaratabilir.</p>

<p>Bu nedenle ağız kokusunun ortaya çıktığı dönem, kişinin beslenme düzeniyle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Ağız kokusu gerçekten mideden gelir mi?</p>

<p>Mide, halk arasında ağız kokusunun başlıca nedeni olarak görülse de vakaların çoğunda durum böyle değildir.</p>

<p>Sistematik değerlendirmeler ağız içi nedenlerin çok daha baskın olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Gastroözofageal reflü ile ağız kokusu arasında bazı araştırmalarda ilişki bildirilmiş olsa da reflü, her kalıcı ağız kokusunun açıklaması değildir.</p>

<p>Bu nedenle ilk değerlendirme çoğu zaman ağız ve diş sağlığı üzerinden yapılır.</p>

<p>Bademcik taşları nefes kokusunun nedeni olabilir</p>

<p>Bademciklerin üzerindeki küçük girintilere hücre artıkları, mukus ve bakteriler yerleşebilir. Zamanla bunlar beyaz veya sarı renkli sertleşmiş yapılara dönüşebilir.</p>

<p>Bunlara bademcik taşı veya tonsillolit adı verilir.</p>

<p>Bademcik taşlarında kötü nefes sık görülen şikâyetlerden biri olabilir. Ancak bu durum ağız kokusunun daha az görülen nedenleri arasındadır.</p>

<p>Bademciklerde sürekli taş oluşması, boğaz yakınmaları veya kötü kokunun ağız ve diş tedavisine rağmen devam etmesi halinde kulak burun boğaz değerlendirmesi düşünülebilir.</p>

<p>Sinüs ve burun sorunları da etkileyebilir</p>

<p>Kronik burun ve sinüs enfeksiyonları, geniz akıntısı ve bazı boğaz enfeksiyonları kötü nefese katkıda bulunabilir.</p>

<p>Burun tıkanıklığı nedeniyle sürekli ağızdan nefes almak da ağız kuruluğunu artırarak dolaylı biçimde nefesi kötüleştirebilir.</p>

<p>Ağız ve diş kaynaklı nedenler dışlandıktan sonra özellikle burun veya boğaz belirtileri varsa bu alanların değerlendirilmesi anlamlı olabilir.</p>

<p>Daha nadir tıbbi nedenler var mı?</p>

<p>Evet, ancak ağız kokusu yaşayan herkesin ciddi bir hastalığa sahip olduğunu düşünmek doğru değildir.</p>

<p>Bazı metabolik hastalıklar, ileri karaciğer veya böbrek sorunları ve kontrolsüz diyabet gibi durumlarda nefes kokusunda karakteristik değişiklikler görülebilir.</p>

<p>Bunlar yaygın nedenler değildir ve genellikle başka belirtilerle birlikte ortaya çıkar.</p>

<p>Bu nedenle tek başına ağız kokusundan yola çıkarak sistemik hastalık teşhisi konulamaz.</p>

<p>Kendi nefes kokunuzu anlamak neden zor?</p>

<p>İnsan beyni sürekli maruz kaldığı kokulara zamanla alışabilir. Bu nedenle kişi kendi nefes kokusunu doğru değerlendirmekte zorlanabilir.</p>

<p>Bazı insanlar gerçek bir ağız kokusu bulunmasına rağmen bunu fark etmezken bazıları da objektif kötü koku olmadığı halde nefeslerinin kötü koktuğundan endişe edebilir.</p>

<p>Klinikte ağız kokusu gerektiğinde hekim veya diş hekimi tarafından doğrudan koku değerlendirmesi ve uçucu kükürt bileşiklerini ölçen cihazlarla değerlendirilebilir.</p>

<p>Ağız kokusunu azaltmak için ne yapılabilir?</p>

<p>Temel yaklaşım kokuyu örtmek değil, koku oluşturan kaynakları azaltmaktır.</p>

<p>Dişlerin florürlü diş macunuyla günde en az iki kez yaklaşık iki dakika fırçalanması temel adımdır.</p>

<p>Diş aralarının diş ipi veya uygun arayüz fırçasıyla düzenli temizlenmesi gerekir.</p>

<p>Dil, özellikle arka bölümü tahriş edilmeden günde bir kez nazikçe temizlenebilir.</p>

<p>Ağız kuruluğu varsa yeterli sıvı alınmalı ve gerekiyorsa şekersiz sakızla tükürük akışı desteklenebilir.</p>

<p>Tütün ürünlerinden kaçınılmalı.</p>

<p>Protez ve ağız içi apareylerin temizliği ihmal edilmemeli.</p>

<p>Diş çürükleri, diş taşı ve diş eti hastalıkları varsa tedavi edilmelidir.</p>

<p>Gargara gerekiyorsa kozmetik bir koku gidericiden ziyade ihtiyaca uygun terapötik ürün seçimi konusunda diş hekiminden destek alınabilir.</p>

<p>Ağız kokusu için en etkili günlük rutin nasıl olabilir?</p>

<p>Sabah ve akşam dişlerin dikkatlice fırçalanması temel adımdır.</p>

<p>Günde en az bir kez diş aralarının temizlenmesi, fırçanın ulaşamadığı bölgelerde plak birikimini azaltır.</p>

<p>Dil temizliği de özellikle dil üzerinde belirgin tabaka bulunan kişilerde rutine eklenebilir.</p>

<p>Gün içinde yeterince su içmek, uzun süre ağız kuruluğu yaşamamak ve şekersiz sakız kullanmak bazı kişilerde yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak iyi ağız bakımına rağmen koku devam ediyorsa daha fazla ürün kullanmak yerine nedeni araştırmak gerekir.</p>

<p>Probiyotikler ağız kokusuna iyi gelir mi?</p>

<p>Bu alanda araştırmalar devam ediyor.</p>

<p>2026 yılında yayımlanan randomize kontrollü bir çalışmada Streptococcus salivarius K12 içeren oral probiyotik, dil fırçalama ve bunların kombinasyonu halitozis açısından karşılaştırıldı.</p>

<p>Bu ve önceki bazı çalışmalar probiyotiklerin ağız kokusunda potansiyel yarar sağlayabileceğini düşündürüyor. Ancak çalışma sayıları, kullanılan bakteri türleri ve yöntemler farklı olduğu için oral probiyotikleri henüz standart halitozis tedavisinin yerine koymak doğru değil.</p>

<p>Bu aşamada en güçlü günlük yaklaşım hâlâ mekanik ağız temizliği ve varsa altta yatan diş veya diş eti sorununun tedavisidir.</p>

<p>Maydanoz, nane ve benzeri yiyecekler işe yarar mı?</p>

<p>Nane, maydanoz veya aromatik yiyecekler ağızda hoş bir tat ve geçici ferahlık sağlayabilir.</p>

<p>Şekersiz sakız da tükürük üretimini artırdığı için kısa süreli fayda sağlayabilir.</p>

<p>Ancak bunların hiçbiri periodontitis, çürük, kalın dil tabakası veya kronik ağız kuruluğu gibi nedenleri tedavi etmez.</p>

<p>Kokuyu maskelemek ile nedeni ortadan kaldırmak aynı şey değildir.</p>

<p>Ağız kokusu birkaç haftadan uzun sürüyorsa ne yapılmalı?</p>

<p>İyi ağız bakımına rağmen birkaç hafta boyunca devam eden kötü nefeste ilk başvuru noktası genellikle diş hekimidir.</p>

<p>NHS özellikle birkaç haftalık kişisel bakıma rağmen geçmeyen ağız kokusunda diş hekimi değerlendirmesini öneriyor.</p>

<p>Diş hekimi; dil, dişler, diş araları, dolgular, çürükler, diş etleri ve protezleri değerlendirebilir.</p>

<p>Ağız içi neden bulunmazsa kişinin belirtilerine göre aile hekimi, kulak burun boğaz uzmanı, gastroenteroloji veya başka bir uzmanlık alanının değerlendirmesi gerekebilir.</p>

<p>Hangi belirtiler özellikle değerlendirilmelidir?</p>

<p>Ağız kokusuna diş eti kanaması veya şişliği eşlik ediyorsa diş eti hastalığı araştırılmalıdır.</p>

<p>Diş ağrısı, sallanan yetişkin dişi, belirgin çürük veya protezle ilgili sorunlar varsa diş hekimine başvurulmalıdır.</p>

<p>Sürekli ağız kuruluğu da ayrıca değerlendirilmelidir; özellikle kullanılan ilaçlarla veya başka belirtilerle birlikte ortaya çıkıyorsa nedeni araştırılabilir.</p>

<p>Ağızda iyileşmeyen yara, açıklanamayan şişlik veya kalıcı olağan dışı değişiklikler varsa bunlar yalnızca ağız kokusuna bağlanmamalı ve sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kötü nefeste en önemli hata: Sadece kokuyu bastırmak</p>

<p>Sakız, nane ve kozmetik gargara kullanıldığında nefes kısa süre için daha iyi kokabilir. Ancak birkaç saat sonra sorun geri geliyorsa asıl neden yerinde duruyor olabilir.</p>

<p>Bilimsel veriler ağız kokusunun büyük bölümünün ağız içinden kaynaklandığını gösteriyor. Bu nedenle ilk hedef dil, diş araları, plak, diş eti sağlığı ve ağız kuruluğu olmalı.</p>

<p>Düzenli ağız bakımı çoğu kişide fark yaratabilir. Buna rağmen kalıcı ağız kokusu devam ediyorsa çözüm daha güçlü bir nane aromasında değil, kokunun kaynağını doğru belirlemektedir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Memon MA ve arkadaşları — Aetiology and Associations of Halitosis: A Systematic Review — Oral Diseases, 2023</p>

<p>Nini W ve arkadaşları — The Association Between Halitosis and Periodontitis: A Systematic Review and Meta-analysis — Clinical Oral Investigations, 2024</p>

<p>Albeshr S ve arkadaşları — Perspectives on Tongue Coating: Etiology, Clinical Management, and Associated Diseases — 2025</p>

<p>Van der Sleen MI ve arkadaşları — Effectiveness of Mechanical Tongue Cleaning on Breath Odour and Tongue Coating: A Systematic Review — International Journal of Dental Hygiene, 2010</p>

<p>Kuo YW ve arkadaşları — Toothbrushing Versus Toothbrushing Plus Tongue Cleaning in Reducing Halitosis and Tongue Coating: A Systematic Review and Meta-analysis — Nursing Research, 2013</p>

<p>Slot DE ve arkadaşları — Treatment of Oral Malodour: Medium-term Efficacy of Mechanical and/or Chemical Agents: A Systematic Review — International Journal of Dental Hygiene, 2015</p>

<p>Acar B ve arkadaşları — Effects of Oral Prophylaxis Including Tongue Cleaning on Halitosis and Gingival Inflammation in Gingivitis Patients — Clinical Oral Investigations, 2019</p>

<p>De Geest S ve arkadaşları — The Effect of Professional Tooth Cleaning or Non-surgical Periodontal Therapy on Oral Halitosis in Patients with Periodontal Diseases: A Systematic Review — Journal of Clinical Periodontology, 2018</p>

<p>Fedorowicz Z ve arkadaşları — Mouthrinses for the Treatment of Halitosis — Cochrane Database of Systematic Reviews, 2008</p>

<p>Ferguson M, Aydin M, Mickel J — Halitosis and the Tonsils: A Review of Management — Otolaryngology–Head and Neck Surgery, 2014</p>

<p>Picos A ve arkadaşları — Gastroesophageal Reflux, Dental Erosion, and Halitosis in Epidemiological Surveys: A Systematic Review — Journal of Gastrointestinal and Liver Diseases, 2013</p>

<p>American Dental Association — Mouthrinse (Mouthwash), Oral Malodor</p>

<p>American Dental Association — Xerostomia (Dry Mouth)</p>

<p>NHS — Bad Breath, 2025</p>

<p>Mayo Clinic — Bad Breath: Symptoms, Causes, Diagnosis and Treatment</p>

<p>Tongue Brushing and Oral Probiotics for the Treatment of Halitosis: A Randomized Controlled Trial — Journal of Breath Research, 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/agiz-kokusu-neden-olur-nasil-gecer-etkili-tedavi-yontemleri</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 08:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0022.jpeg" type="image/jpeg" length="11287"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[23 Yıl Önce Bugün Kaybettik: Türkiye Recep Yazıcıoğlu’nu Unutmadı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/23-yil-once-bugun-kaybettik-turkiye-recep-yazicioglunu-unutmadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/23-yil-once-bugun-kaybettik-turkiye-recep-yazicioglunu-unutmadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Süper Vali”, “Efsane Vali”, “Halkın Valisi”… Recep Yazıcıoğlu’nun vefatının üzerinden 23 yıl geçti ancak adı hâlâ unutulmadı. Makam odasından çok halkın arasında olmayı tercih eden, bürokrasiyi sorgulayan ve devletle vatandaş arasındaki mesafeyi azaltmaya çalışan Yazıcıoğlu, Türkiye’nin hafızasında farklı bir vali portresi bıraktı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>23 Yıl Önce Bugün Kaybettik: Türkiye Neden Recep Yazıcıoğlu’nu Unutamadı?</p>

<p>Takvimler 8 Eylül 2003’ü gösteriyordu.</p>

<p>Türkiye, kamu yönetiminin en sıra dışı isimlerinden birini henüz 55 yaşındayken kaybetti.</p>

<p>Aradan tam 23 yıl geçti.</p>

<p>Ancak Recep Yazıcıoğlu’nun adı, görev yaptığı şehirlerde ve onu tanıyan kuşakların hafızasında yaşamaya devam ediyor.</p>

<p>Peki bir vali, ölümünden 23 yıl sonra neden hâlâ bu kadar güçlü biçimde hatırlanıyor?</p>

<p>Belki de cevabı, onun valiliğe yüklediği anlamda saklı.</p>

<p>MAKAMIN DEĞİL HALKIN VALİSİ</p>

<p>Recep Yazıcıoğlu’nu Türkiye’nin tanıdığı diğer bürokratlardan ayıran en önemli özelliklerden biri, devlet ile vatandaş arasındaki mesafeyi azaltmaya çalışan yönetim anlayışıydı.</p>

<p>Makam ve protokolün oluşturduğu duvarların arkasında kalmak yerine sahada olmayı tercih etti.</p>

<p>Vatandaşla doğrudan temas kurması, sorunları yerinde görmeye çalışması ve bürokrasinin ağır işleyişine açıkça karşı çıkması zamanla onun adıyla özdeşleşti.</p>

<p>Bu nedenle kamuoyu ona farklı isimler verdi:</p>

<p>“Süper Vali.”</p>

<p>“Efsane Vali.”</p>

<p>“Halkın Valisi.”</p>

<p>36 YAŞINDA VALİ OLDU</p>

<p>Recep Yazıcıoğlu, 2 Haziran 1948’de Trabzon’un Köprübaşı ilçesinde dünyaya geldi.</p>

<p>Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra 1968 yılında Aydın’da başladığı mülki idare mesleğinde çeşitli ilçelerde kaymakamlık yaptı.</p>

<p>1984 yılına gelindiğinde henüz 36 yaşındaydı.</p>

<p>Tokat Valiliğine atandı ve Türkiye’nin en genç valisi olarak tanındı.</p>

<p>Tokat’taki yaklaşık beş yıllık görevinin ardından 1989’da Aydın Valisi, 1991’de ise Erzincan Valisi oldu.</p>

<p>Özellikle Tokat ve Erzincan yılları, Yazıcıoğlu’nun yönetim anlayışının Türkiye çapında tanınmasında önemli rol oynadı.</p>

<p>ERZİNCAN DEPREMİ ONUN İÇİN BÜYÜK BİR SINAVDI</p>

<p>Recep Yazıcıoğlu’nun Erzincan Valiliği döneminin henüz ilk yılı dolmadan şehir büyük bir felaketle karşı karşıya kaldı.</p>

<p>13 Mart 1992’de meydana gelen Erzincan depremi büyük yıkıma neden oldu.</p>

<p>Yazıcıoğlu, deprem sonrasında şehrin yeniden ayağa kaldırılması ve vatandaşların yaralarının sarılması için yürütülen çalışmaların öne çıkan isimlerinden biri oldu.</p>

<p>Onun yönetim anlayışında sorunları Ankara’ya bildirip beklemek yerine, yerel imkânları harekete geçirmek ve vatandaşın da sürece katılımını sağlamak önemliydi.</p>

<p>Yıllardır gerçekleştirilemeyen Kemaliye-Başpınar bölgesindeki köprünün tamamlanmasına öncülük etmesi de bu yaklaşımın sembollerinden biri haline geldi.</p>

<p>BÜROKRASİYİ ELEŞTİREN BİR BÜROKRATTI</p>

<p>Recep Yazıcıoğlu’nun belki de en sıra dışı tarafı buydu.</p>

<p>Kendisi devletin üst düzey bir bürokratıydı ancak bürokrasinin işleyişini en sert biçimde eleştiren isimlerden biri olarak tanındı.</p>

<p>Eleştirisinin hedefi devlet değil; devletin vatandaşına hizmet etmesini zorlaştıran hantallık, aşırı merkeziyetçilik ve kırtasiyecilikti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yerel yönetimlerin daha güçlü olması gerektiğini savunuyor, vatandaşın karar süreçlerine daha fazla katılmasını istiyordu.</p>

<p>Kamu yöneticisinin yalnızca talimat veren değil, çözüm üreten kişi olması gerektiğini düşünüyordu.</p>

<p>Bu görüşlerini kitaplarında ve yazılarında da dile getirdi.</p>

<p>“Bu Sistem Değişmeli” ve “Sil Baştan” gibi eserlerinin isimleri bile onun mevcut kamu yönetimi düzenine bakışını anlatıyordu.</p>

<p>VALİ AMA ALIŞILMIŞ VALİLERDEN DEĞİLDİ</p>

<p>Recep Yazıcıoğlu yalnızca düşünceleriyle değil yaşam tarzıyla da alışılmış bürokrat profilinden farklıydı.</p>

<p>Doğa sporlarıyla ilgileniyordu.</p>

<p>Rafting yapıyor, bölgenin doğal kaynaklarının turizme kazandırılmasını destekliyor ve görev yaptığı şehirlerin ekonomik potansiyelini ortaya çıkarmaya çalışıyordu.</p>

<p>Zaman zaman kamu kurumlarını habersiz ziyaret etmesiyle de tanındı.</p>

<p>Onun dünyasında valilik yalnızca bir makam değildi.</p>

<p>Sokağı, köyü ve vatandaşın günlük hayatını tanımadan şehir yönetilemeyeceğine inanıyordu.</p>

<p>SON DURAK DENİZLİ OLDU</p>

<p>Erzincan’daki uzun görev döneminin ardından 1999 yılında Merkez Valiliğine getirilen Yazıcıoğlu, 30 Ocak 2003 tarihinde yeniden aktif göreve dönerek Denizli Valisi oldu.</p>

<p>Ancak Denizli’deki görevi çok kısa sürdü.</p>

<p>2 Eylül 2003 tarihinde Eskişehir-Ankara kara yolunun Temelli yakınlarında geçirdiği trafik kazasında ağır yaralandı.</p>

<p>Altı gün süren yaşam mücadelesinin ardından 8 Eylül 2003 tarihinde Ankara’da hayatını kaybetti.</p>

<p>55 yaşındaydı.</p>

<p>Cenazesi Aydın’ın Söke ilçesinde binlerce kişinin katıldığı törenin ardından toprağa verildi.</p>

<p>23 YIL SONRA NEDEN HÂLÂ UNUTULMADI?</p>

<p>Recep Yazıcıoğlu’nun ölümünün üzerinden bugün tam 23 yıl geçti.</p>

<p>Onun döneminde doğmamış gençlerin bile adını duymaya devam etmesi, geride bıraktığı mirasın yalnızca yaptığı yol, köprü veya kamu yatırımlarından ibaret olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Çünkü Yazıcıoğlu’nun hafızalarda kalan asıl mirası bir yönetim anlayışıydı.</p>

<p>Devletin vatandaşa tepeden değil, yanından bakabileceğini göstermeye çalıştı.</p>

<p>Makamın büyüklüğünden çok yapılan işin değerini öne çıkardı.</p>

<p>Bir yöneticinin halkın arasına karışmasının otoritesini azaltmadığını, aksine güveni artırabileceğini savundu.</p>

<p>Bürokrasinin kendi kurallarını korumak yerine vatandaşın sorununu çözmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Bu yaklaşımı elbette tartışmasız değildi.</p>

<p>Sisteme yönelik çıkışları ve sıra dışı yöntemleri zaman zaman bürokraside tartışmalara neden oldu.</p>

<p>Fakat belki de tam olarak bu nedenle unutulmadı.</p>

<p>ADI HÂLÂ YAŞIYOR</p>

<p>Bugün Recep Yazıcıoğlu’nun adı Türkiye’nin farklı şehirlerinde okullarda, hastanelerde, caddelerde ve köprülerde yaşamaya devam ediyor.</p>

<p>Fakat onun asıl bıraktığı miras, adının verildiği yapılardan daha büyük olabilir.</p>

<p>Çünkü Recep Yazıcıoğlu’nun hikâyesi, Türkiye’ye hâlâ güncelliğini koruyan bir soru bıraktı:</p>

<p>Bir kamu yöneticisi halkına ne kadar yakın olmalı?</p>

<p>Yazıcıoğlu bu soruya uzun konuşmalardan çok, görev yaptığı yıllardaki tavrıyla cevap vermeye çalıştı.</p>

<p>Bu yüzden ölümünün üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen adı hâlâ “vali” kelimesi geçtiğinde hatırlanan ilk isimlerden biri.</p>

<p>Türkiye onu 8 Eylül 2003’te kaybetti.</p>

<p>Ama “Süper Vali” Recep Yazıcıoğlu, insanların hafızasında makamıyla değil, bıraktığı izlerle yaşamaya devam ediyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Anadolu Ajansı<br />
Millî Eğitim Bakanlığı<br />
T.C. Erzincan Valiliği<br />
TRT</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/23-yil-once-bugun-kaybettik-turkiye-recep-yazicioglunu-unutmadi</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0017.jpeg" type="image/jpeg" length="17762"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tavuk Çorbasından Bala: Soğuk Algınlığında Gerçekten Ne İşe Yarıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tavuk-corbasindan-bala-soguk-alginliginda-gercekten-ne-ise-yariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tavuk-corbasindan-bala-soguk-alginliginda-gercekten-ne-ise-yariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Soğuk algınlığını tek başına iyileştiren bir yiyecek yok. Ancak yeterli sıvı, sıcak çorbalar, bal ve besleyici öğünler boğaz, öksürük ve burun tıkanıklığı gibi yakınmaları hafifletebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Soğuk algınlığına yakalandığınızda ne yediğiniz virüsü ortadan kaldırmaz. Buna karşılık yeterli sıvı almak, beslenmeyi sürdürmek ve boğazı tahriş etmeyen yiyecekleri tercih etmek hastalık döneminin daha rahat geçirilmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Özellikle su, çorba ve diğer sıvı ağırlıklı yiyecekler susuz kalmayı önlemeye destek olur. Ilık içecekler ve çorbalar boğazı rahatlatabilir; burun tıkanıklığı yaşayan bazı kişilerde sıcak sıvılar geçici rahatlama sağlayabilir.</p>

<p>SOĞUK ALGINLIĞINDA NE YEMELİ?</p>

<p>Tavuk veya sebze çorbası</p>

<p>Tavuk çorbası soğuk algınlığını tedavi etmez ancak hastalık döneminde pratik bir seçim olabilir. Sıvı alımına katkı sağlarken sebze, protein ve enerji içeren bir öğünün daha kolay tüketilmesine yardımcı olur.</p>

<p>Sıcak çorba özellikle boğaz ağrısı ve burun tıkanıklığı yaşayan kişilerde rahatlatıcı olabilir. Ancak tavuk çorbasını virüsü ortadan kaldıran bir tedavi olarak görmek doğru değildir.</p>

<p>Su ve diğer sıvılar</p>

<p>Soğuk algınlığında temel ihtiyaçlardan biri yeterli sıvı almaktır. Su, çorba ve kişinin rahat tüketebildiği diğer sıvılar günlük ihtiyacın karşılanmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Ateş, iştahsızlık veya yeterince içememe sıvı kaybını artırabilir. Özellikle çocuklarda ve yaşlılarda yeterli sıvı alımına dikkat edilmelidir.</p>

<p>Ilık çay ve sıcak içecekler</p>

<p>Ilık çay, çorba ve diğer sıcak içecekler boğazı geçici olarak rahatlatabilir. Burada önemli nokta içeceğin yakacak kadar sıcak olmamasıdır.</p>

<p>Sıcak içeceklerin içine bal eklenmesi de öksürüğün hafiflemesine yardımcı olabilir.</p>

<p>BAL ÖKSÜRÜĞE İYİ GELİR Mİ?</p>

<p>Balın özellikle öksürük üzerindeki etkisine ilişkin klinik kanıtlar bulunuyor. Sağlık otoriteleri ve klinik kaynaklar, 1 yaşından büyük çocuklarda ve yetişkinlerde balın öksürüğün hafifletilmesine yardımcı olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Ancak bal soğuk algınlığını tedavi etmez ve virüsü ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Çok önemli bir istisna var: Bal, botulizm riski nedeniyle 1 yaşından küçük çocuklara verilmemelidir.</p>

<p>MEYVE VE SEBZELERİ İHMAL ETMEYİN</p>

<p>Portakal, mandalina, kivi, çilek, biber ve brokoli gibi besinler C vitamini dahil çeşitli vitamin ve mineraller sağlar.</p>

<p>Ancak soğuk algınlığı başladıktan sonra çok miktarda portakal veya başka bir C vitamini kaynağı tüketmenin hastalığı bir anda geçireceği düşüncesi bilimsel kanıtlarla desteklenmiyor.</p>

<p>Meyve ve sebzelerin asıl avantajı hastalık döneminde dengeli ve çeşitli beslenmenin sürdürülmesine katkıda bulunmalarıdır.</p>

<p>BOĞAZ AĞRISINDA YUMUŞAK YİYECEKLER</p>

<p>Boğaz ağrısı belirgin olduğunda sert ve kuru yiyecekleri yutmak zorlaşabilir. Yoğurt gibi yumuşak yiyecekler ve kişinin rahat tüketebildiği serin besinler daha kolay yenebilir.</p>

<p>Bazı kişiler sıcak yiyecek ve içeceklerden, bazıları ise serin seçeneklerden daha fazla rahatlama hissedebilir. Kişinin boğazını daha fazla tahriş etmeyen seçenekleri tercih etmesi daha uygundur.</p>

<p>ZENCEFİL VE SARIMSAK ŞART MI?</p>

<p>Zencefil ve sarımsak sağlıklı ve dengeli beslenmenin bir parçası olabilir. Ancak bunların soğuk algınlığını tedavi ettiği veya hastalığın süresini kesin olarak kısalttığı söylenemez.</p>

<p>Sevenler çorba, yemek veya içeceklere normal beslenme miktarlarında ekleyebilir. Fakat ilaç veya tıbbi tedavinin yerine kullanılmamalıdır.</p>

<p>İŞTAH AZALDIYSA KÜÇÜK ÖĞÜNLER DENEYİN</p>

<p>Soğuk algınlığı sırasında burun tıkanıklığı, koku duyusundaki geçici azalma ve halsizlik iştahı etkileyebilir.</p>

<p>Büyük porsiyonlar yerine daha küçük ve kolay tüketilebilen öğünler tercih edilebilir. Çorba, yoğurt, yumurta, meyve ve benzeri besleyici seçenekler bu dönemde pratik olabilir.</p>

<p>NELERİ SINIRLAMAK GEREKİR?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alkol hastalık döneminde iyi bir seçenek değildir. Fazla miktarda kafein de bazı kişilerde uykuyu veya genel rahatlığı olumsuz etkileyebilir.</p>

<p>Çok baharatlı veya asitli yiyecekler hassas boğazı tahriş edebilir. Ancak tolerans kişiden kişiye değiştiğinden herkese uygulanabilecek tek bir yasaklı yiyecek listesi bulunmaz.</p>

<p>BESLENME SOĞUK ALGINLIĞINI GEÇİRİR Mİ?</p>

<p>Hayır. Soğuk algınlığı solunum yolu virüslerinin yol açtığı bir enfeksiyondur. Belirli bir yiyecek veya içeceğin virüsü ortadan kaldırdığı gösterilmiş değildir.</p>

<p>Beslenmenin amacı daha çok yeterli sıvı ve enerji alımını sürdürmek, kişinin rahat yiyebildiği besinleri seçmek ve bazı belirtileri hafifletmeye yardımcı olmaktır.</p>

<p>Dinlenme ve yeterli sıvı tüketimi de evde bakımın temel parçaları arasındadır.</p>

<p>NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURMALI?</p>

<p>Nefes almada güçlük, belirgin sıvı kaybı, uzun süren ateş veya düzelmeyen belirtiler tıbbi değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Belirtilerin düzelmeye başladıktan sonra yeniden kötüleşmesi de dikkate alınmalıdır. Soğuk algınlığına benzeyen yakınmalar grip ve COVID-19 gibi başka solunum yolu enfeksiyonlarında da görülebilir.</p>

<p>Özellikle ağır hastalık açısından risk grubunda bulunan kişilerin belirtileri konusunda sağlık profesyoneline daha erken danışması uygun olabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>WebMD, Foods to Eat When You Have a Cold</p>

<p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, Common Cold</p>

<p>Mayo Clinic, Common Cold: Diagnosis and Treatment</p>

<p>Mayo Clinic, Cold Remedies: What Works, What Doesn’t, What Can’t Hurt</p>

<p>NHS, Common Cold </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme, Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tavuk-corbasindan-bala-soguk-alginliginda-gercekten-ne-ise-yariyor</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 06:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-0014.jpeg" type="image/jpeg" length="88394"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63816"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="51478"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51646"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55828"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83799"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="24772"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
