<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 08 Aug 2026 15:08:02 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Hilmi Karatosun Hayatını Kaybetti: Tıp ve Akademi Camiasının Acı Kaybı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-hilmi-karatosun-hayatini-kaybetti-tip-ve-akademi-camiasinin-aci-kaybi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-hilmi-karatosun-hayatini-kaybetti-tip-ve-akademi-camiasinin-aci-kaybi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Isparta’nın tıp ve akademi camiası, önemli bir bilim insanını kaybetti. Spor hekimliği alanındaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Hilmi Karatosun, 76 yaşında hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Karatosun’un vefatı, ailesi, öğrencileri ve meslektaşları arasında büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Bilimsel çalışmaları ve yetiştirdiği öğrencilerle tıp dünyasında iz bırakan Prof. Dr. Hilmi Karatosun, 76 yaşında yaşamını yitirdi. Acı haber, başta ailesi olmak üzere akademik çevrelerde ve sağlık camiasında derin üzüntüyle karşılandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Hilmi Karatosun’un, Diş Hekimi Semra Karatosun’un eşi olduğu öğrenildi. Uzun yıllar akademik yaşamını sürdüren Karatosun, bilimsel üretkenliği ve eğitime verdiği katkılarla tanınan isimler arasında yer aldı.</p>

<p>Spor Hekimliği Alanında Önemli Çalışmalara İmza Attı</p>

<p>Prof. Dr. Hilmi Karatosun, tıp eğitiminin ardından Spor Hekimliği alanında uzmanlaştı. Akademik kariyeri boyunca Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi bünyesinde öğretim üyesi olarak görev yaptı.</p>

<p>Egzersiz fizyolojisi, sporcu sağlığı, hipertansiyon, kemik mineral yoğunluğu, laktat metabolizması, maksimal oksijen tüketimi (VO₂ max) ve spor yaralanmaları üzerine çok sayıda bilimsel araştırmaya imza atan Karatosun’un ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunuyor. Spor hekimliği ve antrenman fizyolojisi alanında akademik eserler de kaleme alan Karatosun, yetiştirdiği öğrenciler ve bilimsel katkılarıyla saygı duyulan akademisyenler arasında gösteriliyordu.</p>

<p>Cenazesi Pazar Günü Defnedilecek</p>

<p>Prof. Dr. Hilmi Karatosun için 9 Ağustos 2026 Pazar günü öğle namazının ardından Asri Mezarlık Camii’nde cenaze namazı kılınacak. Karatosun, cenaze namazının ardından Asri Mezarlık’ta toprağa verilecek.</p>

<p>Prof. Dr. Hilmi Karatosun’un vefatı dolayısıyla ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve tüm tıp camiasına çok sayıda başsağlığı mesajı iletildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-hilmi-karatosun-hayatini-kaybetti-tip-ve-akademi-camiasinin-aci-kaybi</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 15:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7649.jpeg" type="image/jpeg" length="42720"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bandırma’da Kayıp Olarak Aranan 20 Yaşındaki Emirhan Görmecikli Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bandirmada-kayip-olarak-aranan-20-yasindaki-emirhan-gormecikli-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bandirmada-kayip-olarak-aranan-20-yasindaki-emirhan-gormecikli-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bandırma’da yaklaşık 24 saattir kendisinden haber alınamayan 20 yaşındaki Emirhan Görmecikli’den acı haber geldi. Görmecikli, Bereketli Mahallesi’ndeki mera alanında hayatını kaybetmiş halde bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Balıkesir’in Bandırma ilçesinde kayıp olarak aranan 2006 doğumlu Emirhan Görmecikli’nin vefat ettiği bildirildi.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yaklaşık 24 saattir kendisinden haber alınamayan Görmecikli için arama çalışması yürütülüyordu. Yapılan çalışmalar sonucunda genç, Bandırma’ya bağlı Bereketli Mahallesi’ndeki mera alanında hareketsiz halde bulundu.</p>

<p>Emirhan Görmecikli’nin vefatı yakınlarını yasa boğdu</p>

<p>Olay yerine gelen ekiplerin yaptığı kontrolde Emirhan Görmecikli’nin hayatını kaybettiği belirlendi. Genç yaşta gelen vefat haberi ailesi ve yakınlarında büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Görmecikli’nin cenazesi, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla yapılacak incelemeler için ilgili birime kaldırıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ölüm nedeni araştırılıyor</p>

<p>Emirhan Görmecikli’nin yaşamını yitirmesine ilişkin kesin neden henüz açıklanmadı. Olayın meydana geliş şeklinin belirlenmesi amacıyla güvenlik güçlerinin inceleme başlattığı, kesin ölüm nedeninin ise yapılacak inceleme ve otopsinin ardından netleşeceği belirtildi.</p>

<p>Olayla ilgili soruşturma sürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bandirmada-kayip-olarak-aranan-20-yasindaki-emirhan-gormecikli-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 14:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7642.jpeg" type="image/jpeg" length="91758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Father-of-Three Diagnosed With Aggressive Brain Tumour After Severe Headaches During Antalya Holiday]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/father-of-three-diagnosed-with-aggressive-brain-tumour-after-severe-headaches-during-antalya-holiday</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/father-of-three-diagnosed-with-aggressive-brain-tumour-after-severe-headaches-during-antalya-holiday" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[A 38-year-old British father who travelled to Antalya, Türkiye, for a family holiday was later diagnosed with glioblastoma after developing severe headaches. His family is now seeking treatment options as he undergoes chemotherapy.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kris Bennett, a father of three from the UK, began experiencing intense headaches while on holiday in Antalya. At first, the symptoms were reportedly attributed to the heat and stress of travelling.</p>

<p>However, the headaches became increasingly severe. After returning to the UK, Bennett sought medical attention and underwent further examinations. He was subsequently diagnosed with glioblastoma, one of the most aggressive forms of primary brain cancer.</p>

<p>Surgery Followed by Chemotherapy</p>

<p>Following the diagnosis, Bennett underwent surgery to remove part of the tumour. He then began chemotherapy as doctors continued to assess how the disease was responding to treatment.</p>

<p>According to information shared by his family, doctors have discussed a prognosis of approximately 12 to 18 months. Survival statistics for glioblastoma, however, describe outcomes across groups of patients and cannot predict precisely how long an individual patient will live.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bennett is expected to continue chemotherapy until December as his medical team evaluates the next stages of treatment.</p>

<p>“I Won’t Stop Fighting”</p>

<p>Despite the diagnosis, Bennett has said he remains determined to continue treatment and spend as much time as possible with his family.</p>

<p>His motivation has become even stronger because of his three young children. His daughter Sienna was born while he was undergoing treatment, while his sons Toby, 6, and Riley, 2, are also at the centre of his determination to keep fighting the disease.</p>

<p>Bennett has reportedly told those close to him that as long as treatment options remain available, he intends to pursue them.</p>

<p>Family Seeking Further Treatment Options</p>

<p>Relatives and friends have launched a fundraising campaign to help the family explore additional treatment possibilities, including further surgery and potential clinical trials.</p>

<p>Glioblastoma can be particularly difficult to treat because of its aggressive growth and its ability to infiltrate surrounding brain tissue. Treatment commonly involves surgery where possible, followed by radiotherapy and chemotherapy, while some patients may also be considered for clinical trials depending on their condition and eligibility.</p>

<p>When Should a Headache Raise Concern?</p>

<p>Headaches are extremely common and, in most cases, are not caused by a brain tumour. However, a new or unusual headache that progressively worsens, changes significantly in character or occurs alongside symptoms such as persistent vomiting, seizures, weakness, speech difficulties, confusion or changes in vision warrants medical assessment.</p>

<p>Bennett’s experience also highlights an important point: persistent or worsening symptoms should not automatically be attributed to heat, fatigue or stress, particularly when they are unusual for the person experiencing them.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Dünya</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/father-of-three-diagnosed-with-aggressive-brain-tumour-after-severe-headaches-during-antalya-holiday</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 14:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7637.jpeg" type="image/jpeg" length="10422"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Polatlı’da 26 Yaşındaki Samet Eser Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/polatlida-26-yasindaki-samet-eser-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/polatlida-26-yasindaki-samet-eser-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara’nın Polatlı ilçesinde 26 yaşındaki Samet Eser, geçirdiği ani kalp krizi sonucu vefat etti. Genç yaşta gelen vefat haberi Eser ailesini, yakınlarını ve sevenlerini yasa boğdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara’nın Polatlı ilçesinde 26 yaşındaki Samet Eser’in ani vefatı büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Zafer Mahallesi esnafından Yücel Eser’in oğlu Samet Eser, geçirdiği ani kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Henüz 26 yaşında ve bekar olduğu öğrenilen Eser’in vefat haberi, ailesi ve sevenlerini yasa boğdu.</p>

<p>Samet Eser son yolculuğuna uğurlanacak</p>

<p>Samet Eser’in cenazesi 8 Ağustos Cumartesi günü ikindi namazına müteakip Menteşe Camii’nden kaldırılacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eser’in cenazesi, kılınacak cenaze namazının ardından Polatlı Şehir Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p>

<p>Polatlı Belediyesi tarafından yayımlanan vefat kayıtlarında da Samet Eser’in 26 yaşında olduğu ve cenazesinin Menteşe Camii’nden kaldırılarak Şehir Mezarlığı’na defnedileceği bilgisi yer aldı.</p>

<p>Genç yaşta gelen vefat haberi başta Eser ailesi olmak üzere yakınları, arkadaşları ve sevenleri arasın</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/polatlida-26-yasindaki-samet-eser-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 14:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7633.jpeg" type="image/jpeg" length="52432"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fenerbahçe Romelu Lukaku ile Sözlü Anlaşmaya Vardı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahce-romelu-lukaku-ile-sozlu-anlasmaya-vardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fenerbahce-romelu-lukaku-ile-sozlu-anlasmaya-vardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fenerbahçe’de santrfor transferi için gündeme gelen Romelu Lukaku konusunda sıcak gelişmeler yaşanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sarı-lacivertlilerin Belçikalı yıldızla sözlü anlaşmaya vardığı, transferi tamamlamak için Napoli ile görüşmelerini sürdürdüğü öne sürüldü.</p>

<p>Fenerbahçe, yeni sezon öncesinde hücum hattını dünyaca ünlü bir golcüyle güçlendirmek için çalışmalarını hızlandırdı. Sarı-lacivertlilerin gündemindeki isimlerden Romelu Lukaku konusunda dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor.</p>

<p>Türkiye’de ortaya çıkan son bilgilere göre Fenerbahçe yönetimi, 33 yaşındaki Belçikalı santrforla yürüttüğü görüşmelerde önemli mesafe kat etti ve oyuncu tarafıyla sözlü anlaşmaya vardı.</p>

<p>Transferde gözler şimdi Napoli ile yapılacak görüşmelere çevrildi.</p>

<p>İtalya’dan Lukaku İddiasına Destek</p>

<p>Transfer hareketliliği İtalya’da da gündeme geldi. Napoli cephesindeki gelişmeleri takip eden İtalyan gazeteci Ciro Venerato kaynaklı haberlerde, Lukaku’nun çevresi ile Fenerbahçe arasında sözlü anlaşmaya varıldığı ileri sürüldü.</p>

<p>İtalyan basınındaki haberlerde Fenerbahçe’nin son dönemde Lukaku için girişimlerini yoğunlaştırdığı ve transfer konusunda ciddi adaylardan biri haline geldiği belirtiliyor.</p>

<p>Belçikalı golcünün de kariyerine Avrupa’da devam etme seçeneğine sıcak baktığı ifade ediliyor.</p>

<p>Napoli ile Pazarlık Belirleyici Olacak</p>

<p>Oyuncu cephesinde önemli mesafe alınmasına karşın transferin tamamlanması için Fenerbahçe ile Napoli’nin bonservis konusunda anlaşması gerekiyor.</p>

<p>İtalya’dan gelen haberlerde Napoli’nin Lukaku için yaklaşık 12 milyon euro seviyesinde bir bonservis beklentisinin bulunduğu öne sürülüyor.</p>

<p>Sarı-lacivertli yönetimin Napoli ile yürüttüğü temasların sonucunun transferin kaderini belirlemesi bekleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Romelu Lukaku Kimdir?</p>

<p>13 Mayıs 1993 doğumlu Romelu Lukaku, Avrupa futbolunun son yıllardaki en tanınmış santrforları arasında yer alıyor.</p>

<p>Kariyerinde Anderlecht, Chelsea, Everton, Manchester United, Inter, Roma ve Napoli gibi önemli kulüplerin formasını giyen Belçikalı yıldız; fizik gücü, ceza sahasındaki etkinliği ve golcülüğüyle öne çıkıyor.</p>

<p>Belçika Milli Takımı’nın da uzun yıllardır en önemli hücum oyuncularından biri olan Lukaku’nun Fenerbahçe’ye transferinin gerçekleşmesi halinde Süper Lig’in en dikkat çekici transferlerinden birine imza atılmış olacak.</p>

<p>Fenerbahçe ile Napoli arasındaki görüşmelerin önümüzdeki süreçte hız kazanması beklenirken, henüz kulüpler tarafından transferin tamamlandığına ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahce-romelu-lukaku-ile-sozlu-anlasmaya-vardi</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 13:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7628.jpeg" type="image/jpeg" length="98701"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Belçika’dan Tatile Gelen Alper Tuğrul Antalya’da Trafik Kazasında Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/belcikadan-tatile-gelen-alper-tugrul-antalyada-trafik-kazasinda-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/belcikadan-tatile-gelen-alper-tugrul-antalyada-trafik-kazasinda-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Belçika’da yaşayan 27 yaşındaki Alper Tuğrul’un Türkiye tatili acı bir kazayla sona erdi. Antalya’nın Serik ilçesinde Tuğrul’un kullandığı otomobil kontrolden çıkarak dereye devrildi. Genç sürücünün olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Antalya’nın Serik ilçesinde meydana gelen trafik kazasında 27 yaşındaki Alper Tuğrul hayatını kaybetti.</p>

<p>Belçika’da yaşayan ve tatil için Antalya’ya geldiği belirtilen Tuğrul, otomobiliyle Abdurrahmanlar Mahallesi’nde seyir halindeyken kaza yaptı.</p>

<p>Otomobil Dereye Düştü</p>

<p>Alper Tuğrul’un kullandığı Belçika plakalı otomobil, henüz belirlenemeyen nedenle sürücüsünün kontrolünden çıktı. Yoldan çıkan araç, yol kenarındaki dereye düşerek ters döndü.</p>

<p>Kazanın fark edilmesinin ardından yapılan ihbar üzerine bölgeye sağlık, itfaiye ve jandarma ekipleri yönlendirildi.</p>

<p>Ekipler Tuğrul’a Ulaşmak İçin Çalışma Başlattı</p>

<p>Dere içerisinde ters duran otomobilde sıkışan Alper Tuğrul’a ekiplerin müdahale ettiği, yapılan kontrollerde genç sürücünün hayatını kaybettiğinin belirlendiği bildirildi.</p>

<p>Otomobilde başka bir kişinin bulunmuş olabileceği ihtimali üzerine dere yatağı ve çevresinde de arama gerçekleştirildi. Aracın sudan çıkarılmasının ardından yapılan kontrollerde otomobilde başka kimsenin olmadığı tespit edildi.</p>

<p>Cenazesi Adli Tıp Kurumuna Götürüldü</p>

<p>Alper Tuğrul’un cenazesi olay yerindeki incelemelerin tamamlanmasının ardından otopsi işlemleri için Antalya Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tatil için Belçika’dan Türkiye’ye gelen 27 yaşındaki Tuğrul’un yaşamını yitirdiği kazanın nasıl meydana geldiğinin belirlenmesi için inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/belcikadan-tatile-gelen-alper-tugrul-antalyada-trafik-kazasinda-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7625.jpeg" type="image/jpeg" length="84790"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Duş Almayan ve Ter Kokan Koca Boşanmada Tam Kusurlu Bulundu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dus-almayan-ve-ter-kokan-koca-bosanmada-tam-kusurlu-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dus-almayan-ve-ter-kokan-koca-bosanmada-tam-kusurlu-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay, kişisel temizliğine dikkat etmediği, yeterince duş almadığı, aynı kıyafetleri günlerce giydiği ve ter koktuğu belirlenen kocanın boşanmada tam kusurlu sayılmasını uygun buldu. Kadın lehine 500 bin TL tazminata hükmedilen karar kesinleşti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara’da görülen dikkat çekici bir boşanma davasında, eşlerden birinin kişisel temizliğine yeterince özen göstermemesi mahkemenin kusur değerlendirmesinde belirleyici oldu.</p>

<p>A.Y. isimli kadın, eşi C.Y.’nin kişisel temizliğine dikkat etmediğini ileri sürerek boşanma davası açtı. Davada, erkeğin çok az duş aldığı, aynı kıyafetleri beş güne kadar değiştirmeden giydiği ve dişlerini haftada yalnızca bir veya iki kez fırçaladığı öne sürüldü. İddialar tanık anlatımlarıyla da desteklendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Koca Tam Kusurlu Bulundu</p>

<p>Ankara 19. Aile Mahkemesi, yapılan yargılama sonucunda C.Y.’yi boşanmaya neden olan olaylarda tam kusurlu, A.Y.’yi ise kusursuz kabul etti. Mahkeme çiftin boşanmasına ve kadın lehine 500 bin TL tazminata hükmetti.</p>

<p>Karar daha sonra Bölge Adliye Mahkemesi tarafından hukuka uygun bulundu. Dosyanın taşındığı Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de kararı onadı ve hüküm kesinleşti.</p>

<p>Ter Kokması da Kusur Değerlendirmesine Girdi</p>

<p>Kararın dikkat çeken yönlerinden biri, kişisel hijyenin evlilik birliği içerisindeki yükümlülükler bakımından değerlendirilmesi oldu. Yargıtay aşamasında da erkeğin kişisel temizliğine dikkat etmemesi ve ter kokması gibi davranışların boşanmaya neden olan olaylar arasında bulunduğu aktarıldı.</p>

<p>Ancak kararın “ter kokan herkes boşanmada tam kusurludur” şeklinde yorumlanmaması gerekiyor. Mahkeme somut olayın şartlarını, süreklilik gösteren davranışları ve dosyadaki delilleri birlikte değerlendirdi. Davada yalnızca ter kokusu değil, duş alma, ağız hijyeni ve kıyafet değiştirme alışkanlıkları da gündeme geldi.</p>

<p>Karar 2024’te Gündeme Geldi</p>

<p>Sosyal medyada yeniden dolaşıma giren olay yeni değil. Söz konusu Yargıtay kararı kamuoyuna Ocak 2024’te yansıdı. Bu nedenle güncel bir gelişme olarak değil, yeniden gündeme gelen bir Yargıtay kararı olarak aktarılması daha doğru. Ayrıca sosyal medyada yer alan “360 bin TL tazminat” bilgisi yerine, dönemin haberlerinde kararın 500 bin TL tazminat içerdiği belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📰 Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dus-almayan-ve-ter-kokan-koca-bosanmada-tam-kusurlu-bulundu</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 12:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7623.jpeg" type="image/jpeg" length="65564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Personeli Nihat Şahan Kalaycı Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zonguldak-bulent-ecevit-universitesi-personeli-nihat-sahan-kalayci-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zonguldak-bulent-ecevit-universitesi-personeli-nihat-sahan-kalayci-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri’nde görev yapan 47 yaşındaki Nihat Şahan Kalaycı, İncivez Mahallesi’nde baygın halde bulunmasının ardından kaldırıldığı hastanede vefat etti. Kalaycı’nın kesin ölüm nedeninin otopsi sonucunda belirleneceği bildirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zonguldak’ta İncivez Mahallesi’nde yaşanan olayda, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) personeli Nihat Şahan Kalaycı hayatını kaybetti.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, 47 yaşındaki Kalaycı, İncivez Mahallesi’nde merdivenlerde baygın halde bulundu. Kalaycı’yı fark eden çevredeki vatandaşların ihbarı üzerine bölgeye sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.</p>

<p>Hastaneye kaldırıldı</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, Nihat Şahan Kalaycı’ya ilk müdahaleyi yaptı. Kalaycı daha sonra ambulansla hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı.</p>

<p>Hastanede doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamayan Kalaycı vefat etti.</p>

<p>Kesin ölüm nedeni otopsiyle belirlenecek</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri’nde görev yaptığı belirtilen Nihat Şahan Kalaycı’nın vefatı, yakınları ve çalışma arkadaşlarını üzüntüye boğdu.</p>

<p>47 yaşındaki Kalaycı’nın kesin ölüm nedeninin yapılacak otopsinin ardından netlik kazanacağı öğrenildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zonguldak-bulent-ecevit-universitesi-personeli-nihat-sahan-kalayci-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 12:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7620.jpeg" type="image/jpeg" length="71813"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıpta Üç Yeni Araştırma: Kanser, Depresyon ve Yapay Zekâ]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tipta-uc-yeni-arastirma-kanser-depresyon-ve-yapay-zeka</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tipta-uc-yeni-arastirma-kanser-depresyon-ve-yapay-zeka" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son günlerde yayımlanan üç randomize araştırma, kanser bakımından ruh sağlığına uzanan farklı alanlarda yeni yaklaşımları değerlendirdi. Akıllı telefonla belirti takibi metastatik meme kanserinde yorgunluğu azaltırken, psilosibin tedaviye dirençli depresyonda araştırıldı; üretken yapay zekâ ise kaygı günlüğüne verdiği kişiselleştirilmiş geri bildirimlerle insan koçuyla karşılaştırıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tıp dünyasında 6 ve 7 Ağustos 2026 tarihlerinde yayımlanan üç ayrı insan araştırması, hasta takibi ve ruh sağlığında farklı yöntemlerin nasıl kullanılabileceğine ilişkin yeni veriler ortaya koydu. Almanya’da metastatik meme kanserli kadınların akıllı telefonla izlendiği büyük çalışma 909 hastalık ana analize dayanırken, İngiltere’de tedaviye dirençli depresyonu bulunan 60 kişiyle psilosibin denendi. Çin’de yürütülen üçüncü araştırmada ise üretken yapay zekânın kaygı günlüğüne verdiği geri bildirimler, insan koçun geri bildirimleriyle karşılaştırıldı. [1] [2] [3]</p>

<h3>Meme kanserinde telefondan belirti takibi yorgunluğu azalttı</h3>

<p>JAMA Oncology’de 6 Ağustos 2026’da çevrim içi yayımlanan araştırma, Almanya’daki 52 meme kanseri merkezinde gerçekleştirildi. Çalışmaya metastatik, yani vücudun başka bölgelerine yayılmış meme kanseri bulunan, sistemik tedavi alan ve akıllı telefona erişimi olan yetişkin kadınlar dahil edildi. Toplam 924 hasta randomize edildi; araştırmanın ana sonuç değerlendirmesinde 909 hastanın verileri kullanıldı. [1]</p>

<p>Dijital takip grubundaki hastalar, yaşadıkları belirtileri haftada bir akıllı telefon üzerinden standart anketlerle bildirdi. Belirtilerde önceden belirlenen düzeyde kötüleşme görüldüğünde sistem, ilgili sağlık çalışanına otomatik uyarı gönderdi. Hemşire veya hekim daha sonra hastayla 48 saat içinde telefonla iletişime geçti. Kontrol grubundaki hastalar ise standart bakım aldı. [1]</p>

<p>Altı ay sonunda dijital takip yapılan hastalarda yorgunluk puanı standart bakım grubuna göre 5,4 puan daha düşük bulundu. Araştırmacılar bu farkın yalnızca istatistiksel olmadığını, klinik açıdan da anlamlı kabul edilen 3,3 puanlık eşiği geçtiğini bildirdi. Fiziksel işlevlerde de dijital takip grubu lehine sonuçlar elde edildi. [1]</p>

<p>Bu bulgu özellikle ileri evre kanser tedavisinde önemli olabilir. Çünkü hastanın evde yaşadığı yorgunluk, ağrı, nefes darlığı veya başka bir sorun hastane kontrolünden önce kötüleşebilir. Düzenli dijital bildirim, sağlık ekibinin bu değişiklikleri daha erken fark etmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak araştırma, telefon uygulamasının kanseri tedavi ettiğini göstermiyor. Uygulamanın görevi hastanın yaşadığı sorunları sağlık ekibine daha hızlı iletmek. Kanser tedavisinin kendisi yine hastanın tıbbi durumuna göre planlanan ilaçlar ve diğer onkolojik yöntemlerle yürütülüyor.</p>

<p>Çalışmanın sınırlılıkları da bulunuyor. Araştırmaya akıllı telefonu bulunan ve Almanca okuyabilen hastalar katılabildi. Ayrıca bazı başlangıç değerlendirmelerinin randomizasyondan sonra yapılması ve gruplar arasındaki takip farklılıkları sonuçların dikkatli yorumlanmasını gerektiriyor. Araştırmacılar da yöntemin rutin kanser bakımındaki etkisinin daha fazla çalışmayla değerlendirilmesini öneriyor. [1]</p>

<h3>Psilosibin dirençli depresyonda kontrollü ortamda denendi</h3>

<p>İkinci araştırma, İngiltere’deki National Health Service sistemi içinde gerçekleştirildi ve 6 Ağustos 2026’da Nature Medicine’da yayımlandı. Çalışmaya tedaviye dirençli majör depresyonu bulunan 60 yetişkin dahil edildi. Tedaviye dirençli depresyon, yeterli doz ve sürede uygulanan en az iki antidepresan tedaviye beklenen yanıtın alınamadığı depresyon tablosunu ifade ediyor. [2]</p>

<p>Katılımcıların 30’una psikolojik destek eşliğinde tek doz 25 miligram psilosibin, diğer 30’una ise plasebo verildi. Psilosibin, bazı mantar türlerinde bulunan ve algı, duygu ve düşünce süreçlerini güçlü biçimde değiştirebilen psikedelik bir madde. Çalışmadaki uygulama kontrollü sağlık ortamında ve eğitimli ekiplerin gözetiminde gerçekleştirildi. [2]</p>

<p>Araştırmacılar depresyon belirtilerini altı hafta boyunca izledi. Psilosibin verilen grupta depresyon belirtilerindeki azalma plasebo grubuna göre daha belirgindi ve bu fark üçüncü ve altıncı hafta değerlendirmelerinde sürdü. [2]</p>

<p>Üçüncü haftada psilosibin grubundaki 30 kişiden 13’ü tedavi yanıtı ölçütüne ulaşırken, plasebo grubunda bu sayı bir kişiydi. Aynı değerlendirmede psilosibin grubundaki 12 kişi remisyon, yani depresyon belirtilerinin belirgin biçimde azalması için kullanılan araştırma ölçütünü karşıladı. Altıncı haftada psilosibin grubunda tedavi yanıtı gösterenlerin sayısı 15’e yükseldi. [2]</p>

<p>Bununla birlikte çalışma, psilosibinin etkinliğini kesin olarak kanıtlamak amacıyla tasarlanmış büyük bir doğrulama araştırması değildi. Araştırmanın temel amaçlarından biri, bu tedavi yaklaşımının İngiltere’nin kamu sağlık sistemi NHS içinde randomize ve plasebo kontrollü bir çalışma olarak uygulanıp uygulanamayacağını değerlendirmekti. Bu nedenle çalışma faz 2 fizibilite araştırması niteliği taşıyor. [2]</p>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlılıklarından biri körlemenin bozulmasıydı. Hangi grupta olduğunu tahmin etmesi istenen psilosibin grubundaki 13 katılımcının tamamı doğru tahminde bulundu. Plasebo grubunda soruyu yanıtlayan 10 kişiden 7’si de hangi grupta olduğunu doğru bildi. Psilosibinin belirgin zihinsel etkileri nedeniyle katılımcıların beklentilerinin sonuçların bir bölümünü etkilemiş olması mümkün. [2]</p>

<p>Güvenlik değerlendirmesinde altı haftalık randomize dönemde toplam 287 ciddi olmayan istenmeyen olay kaydedildi; bunların 123’ü plasebo, 164’ü psilosibin grubunda görüldü. Araştırmacılar bu olayların yüzde 64’ünün çalışma ilacıyla ilişkili olmadığını değerlendirdi. Randomize dönem ve daha sonra yürütülen açık etiketli dönem birlikte ele alındığında dört ciddi istenmeyen olay bildirildi; bunların üçü açık etiketli dönemde, biri randomize dönemde gerçekleşti. [2]</p>

<p>Sonuçlar, psilosibinin kişilerin kendi başına kullanabileceği kanıtlanmış bir depresyon tedavisi olduğu anlamına gelmiyor. Araştırmada ilaç psikolojik destek, hasta seçimi, tıbbi değerlendirme ve kontrollü klinik gözetimle birlikte uygulandı. Çalışmanın yazarları da etkinin büyüklüğü ve ne kadar sürdüğünün daha geniş ve uzun süreli araştırmalarla doğrulanması gerektiğini vurguluyor. [2]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Yapay zekâ kaygı günlüğünde insan koçuyla karşılaştırıldı</h3>

<p>Üçüncü çalışma Çin’deki Tsinghua Üniversitesi öncülüğünde gerçekleştirildi ve 7 Ağustos 2026’da npj Digital Medicine’da yayımlandı. Araştırmada üretken yapay zekânın kişiselleştirilmiş geri bildirimleri, insan koçların verdiği geri bildirimlerle ve geri bildirim verilmeyen bir kontrol grubuyla karşılaştırıldı. [3]</p>

<p>Üç gruplu randomize kontrollü araştırmada katılımcılar 10 gün boyunca kaygı odaklı bir “endişe günlüğü” kullandı. Bir gruba üretken yapay zekâ tarafından kişiselleştirilmiş geri bildirim verilirken, ikinci gruba eğitimli insan koçlar geri bildirim sağladı. Üçüncü grup ise yalnızca günlük tuttu. [3]</p>

<p>Sonuçlarda yapay zekâdan geri bildirim alan grupta durumluk kaygı, yani kişinin o anda hissettiği kaygı düzeyi ve endişe, yalnızca günlük tutan kontrol grubuna göre daha fazla azaldı. Yapay zekâ geri bildiriminin etkileri ve katılımcıların yönteme ilişkin kabul edilebilirlik değerlendirmeleri insan koç grubuyla karşılaştırılabilir bulundu. [3]</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor. Araştırma, yapay zekâyı psikolog veya psikiyatristle karşılaştırmadı. Karşılaştırılan uygulama, 10 günlük yapılandırılmış bir kaygı günlüğüne verilen geri bildirimdi. Bu nedenle sonuçlardan “yapay zekâ psikoterapi kadar etkili” ya da “terapistin yerini alabilir” sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Bulgular, yapılandırılmış bir kaygı günlüğünde üretken yapay zekâ geri bildiriminin kısa vadeli yarar sağlayabileceğine işaret ediyor. Bunun klinik kaygı bozukluklarının tedavisinde nasıl bir rol oynayabileceğini anlamak için daha uzun süreli ve daha geniş örneklemli araştırmalara ihtiyaç var. [3]</p>

<p>Araştırmanın yayımlanan makalesi için Springer Nature ayrıca önemli bir teknik uyarıda bulunuyor. Dergi, 7 Ağustos 2026 itibarıyla erişime açılan metnin henüz nihai editoryal işlemlerden geçmemiş sürüm olduğunu ve son yayımdan önce metinde düzeltmeler yapılabileceğini belirtiyor. Bu nedenle özellikle ayrıntılı sayısal sonuçların nihai sürüm yayımlandığında yeniden kontrol edilmesi gerekiyor. [3]</p>

<h3>Üç çalışmanın kanıt gücü aynı değil</h3>

<p>Araştırmaların üçü de insanlar üzerinde randomize tasarımla gerçekleştirilmiş olsa da bilimsel ağırlıkları birbirinden farklı.</p>

<p>Meme kanseri araştırması, 52 merkez ve 909 hastalık ana analizle üç çalışma arasında en büyük klinik örnekleme sahip. Bulgular, dijital belirti takibinin hastaların günlük yaşamını doğrudan etkileyen yorgunluk gibi sorunların yönetimine katkı sağlayabileceğini gösteriyor. [1]</p>

<p>Psilosibin araştırması ise randomize ve plasebo kontrollü olmasına rağmen yalnızca 60 kişiden oluşuyor ve esas olarak NHS içinde daha büyük bir klinik araştırmanın uygulanabilirliğini değerlendiren bir faz 2 fizibilite çalışması niteliğinde. Belirgin psikedelik etkiler nedeniyle körlemenin bozulmuş olması da sonuçların yorumlanmasında önemli bir sorun oluşturuyor. [2]</p>

<p>Yapay zekâ araştırmasında ise yapılandırılmış ve kısa süreli bir dijital müdahale incelendi. Bulgular, üretken yapay zekâ geri bildiriminin kısa vadeli kullanım potansiyeline işaret ediyor; ancak klinik psikiyatrik tedavinin yerine geçebileceğini göstermiyor. Ayrıca makalenin yayımlanan metni henüz nihai editoryal sürüm değil. [3]</p>

<p>Üç araştırmanın ortak noktası, tıpta yalnızca yeni ilaçların değil, hastadan gelen verilerin daha erken değerlendirilmesi ve kişiye özel desteğin farklı yöntemlerle güçlendirilmesinin de araştırılıyor olması. Ancak bu çalışmaların hiçbiri tek başına mevcut tedavilerin değiştirilmesi için yeterli değil. Daha büyük örneklemli ve daha uzun takip süreli araştırmalar, bu yöntemlerin gerçek yaşamda hastaların sağlığına ne ölçüde katkı sağlayacağını daha net gösterecek.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Karsten MM, Gebert P, Pross T, et al. Electronic Patient-Reported Outcome Monitoring With Alert-Based Interventions in Metastatic Breast Cancer: A Randomized Clinical Trial. JAMA Oncology. 2026. DOI: 10.1001/jamaoncol.2026.2661.</p>

<p>[2] Rucker JJ, et al. Psilocybin-assisted therapy for treatment-resistant major depressive disorder in a public healthcare setting: a randomized controlled trial. Nature Medicine. 2026. DOI: 10.1038/s41591-026-04541-0.</p>

<p>[3] Huang C, Lin J, Yue Y, et al. Randomized controlled trial of GenAI coach feedback efficacy, acceptability and mechanisms in anxiety worry logs. npj Digital Medicine. 2026. DOI: 10.1038/s41746-026-03087-2.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim, 🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tipta-uc-yeni-arastirma-kanser-depresyon-ve-yapay-zeka</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 12:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-20260808-w-a0007.jpg" type="image/jpeg" length="34930"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gönyeli’de Ağır Yaralanan 24 Yaşındaki Genç Yaşamını Yitirdi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gonyelide-agir-yaralanan-24-yasindaki-genc-yasamini-yitirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gonyelide-agir-yaralanan-24-yasindaki-genc-yasamini-yitirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KKTC’nin Gönyeli bölgesinde dün gece meydana gelen olayda ağır yaralanan 24 yaşındaki genç, kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Polis, olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Gönyeli bölgesinde dün gece yaşanan olay, genç bir kişinin ölümüyle sonuçlandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, 24 yaşındaki Abdelhakam Eldris Awadelkarim Aatif, canına kıyması sonucu ağır yaralandı.</p>

<p>Aatif, olayın ardından Lefkoşa’daki Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı.</p>

<p>Yoğun bakımda tedavi altına alındı</p>

<p>Durumunun ağır olması nedeniyle Yoğun Bakım Servisi’nde müşahede altında tutulan Aatif’in yaşamını sürdürebilmesi için sağlık ekipleri tarafından müdahalelerde bulunuldu.</p>

<p>Ancak genç adam, yapılan tüm müdahalelere rağmen bugün saat 02.30 sıralarında yaşamını yitirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Polis, Abdelhakam Eldris Awadelkarim Aatif’in ölümüyle ilgili başlatılan soruşturmanın devam ettiğini bildirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gonyelide-agir-yaralanan-24-yasindaki-genc-yasamini-yitirdi</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 12:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7617-1.jpeg" type="image/jpeg" length="69884"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kürtün’de Otomobil Uçuruma Yuvarlandı: Mehmet Turan Koca Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kurtunde-otomobil-ucuruma-yuvarlandi-mehmet-turan-koca-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kurtunde-otomobil-ucuruma-yuvarlandi-mehmet-turan-koca-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gümüşhane’nin Kürtün ilçesine bağlı Kızılot Köyü yolunda kontrolden çıkan otomobilin yaklaşık 100 metrelik uçuruma yuvarlanması sonucu Mehmet Turan Koca vefat etti, iki kişi yaralandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>GÜMÜŞHANE – Kürtün ilçesinde akşam saatlerinde meydana gelen trafik kazası bir kişinin vefatıyla sonuçlandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre kaza, saat 19.15 sıralarında Kürtün merkezden Kızılot Köyü istikametine seyir halindeki otomobilin sürücüsünün direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi sonucu meydana geldi.</p>

<p>Kızılot Köyü sakinlerinden Emin Koca’nın (36) kullandığı otomobil, kontrolden çıkarak yaklaşık 100 metrelik uçuruma yuvarlandı.</p>

<p>Araçta sürücü Emin Koca ile eşi Songül Koca (32) ve Mehmet Turan Koca (65) bulunuyordu.</p>

<p>Mehmet Turan Koca Olay Yerinde Vefat Etti</p>

<p>Kazanın ardından yapılan ihbar üzerine bölgeye 112 Acil Sağlık ekipleri sevk edildi. Kazada Mehmet Turan Koca olay yerinde vefat ederken, Emin Koca ile Songül Koca yaralandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaralılar, sağlık ekiplerinin olay yerindeki ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı. Emin Koca’nın Gümüşhane’ye sevk edildiği, Songül Koca’nın ise göğüs bölgesindeki kırıklar nedeniyle ameliyata alındığı öğrenildi.</p>

<p>Kazanın, köyün üst kesiminde bulunan bir vatandaş tarafından fark edilerek 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirildiği belirtildi.</p>

<p>Mehmet Turan Koca’nın vefatı Kızılot Köyü’nde üzüntüye neden oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kurtunde-otomobil-ucuruma-yuvarlandi-mehmet-turan-koca-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7612.jpeg" type="image/jpeg" length="79712"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağlıklı Görünmek Yetmiyor: Kalp Krizi Riskini Sessizce Artıran İşaretler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/saglikli-gorunmek-yetmiyor-kalp-krizi-riskini-sessizce-artiran-isaretler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/saglikli-gorunmek-yetmiyor-kalp-krizi-riskini-sessizce-artiran-isaretler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdeal kiloda olmak, spor yapmak ve LDL kolesterolünün normal çıkması kalp krizi riskinin sıfır olduğu anlamına gelmiyor. 2026’da güncellenen kılavuzlar, kalp damar riskinin ApoB, Lp(a), kan şekeri, tansiyon ve gerektiğinde koroner kalsiyum gibi ek göstergelerle daha kapsamlı değerlendirilmesine dikkat çekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Düzenli spor yapıyor, fazla kilosu bulunmuyor, sigara kullanmıyor ve rutin kan tahlillerinde kolesterol değerleri de normal görünüyor. Buna rağmen yıllar sonra kalp damar hastalığı ortaya çıkabilir mi?</p>

<p>Yanıt ne yazık ki evet.</p>

<p>Çünkü kalp krizi riski, yalnızca kişinin kilosuna, dış görünüşüne veya standart LDL kolesterol sonucuna bakılarak anlaşılabilecek kadar basit değil. Güncel yaklaşım; kolesterol taşıyan parçacıklardan kan basıncına, kan şekeri kontrolünden böbrek sağlığına ve genetik yatkınlığa kadar birçok faktörün birlikte değerlendirilmesini öne çıkarıyor.</p>

<p>Nitekim 2026’da yayımlanan güncel dislipidemi kılavuzu da klasik LDL kolesterol ölçümünün ötesine geçerek ApoB ve Lp(a) gibi göstergelerin belirli kişilerde risk değerlendirmesini güçlendirebileceğini vurguluyor. [1]</p>

<p>LDL normal olduğu halde risk neden devam edebilir?</p>

<p>LDL kolesterol, kalp damar hastalıklarının değerlendirilmesinde hâlâ temel göstergelerden biri. Dolayısıyla “LDL artık önemli değil” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.</p>

<p>Asıl mesele, LDL’nin hikâyenin tamamını her zaman anlatmaması.</p>

<p>Kanda kolesterolü taşıyan çok sayıda parçacık bulunuyor. Bu parçacıkların damar duvarına girerek zaman içinde plak oluşumuna katkıda bulunması ateroskleroz olarak bilinen sürecin temel parçalarından biri.</p>

<p>Bazı insanlarda LDL kolesterol miktarı ile damar açısından zararlı parçacıkların sayısı birbiriyle tam olarak örtüşmeyebilir. Bu durumda standart lipid paneli tek başına kişinin kalan riskini olduğundan düşük gösterebilir.</p>

<p>2026 kılavuzu bu nedenle özellikle belirli hasta gruplarında ApoB ölçümünün ek bilgi sağlayabileceğine dikkat çekiyor. [1]</p>

<p>Kalp krizi riskini anlamada öne çıkan 3 ek gösterge</p>

<p>1. ApoB: Kolesterol miktarından farklı bir şey anlatıyor</p>

<p>Apolipoprotein B, kısaca ApoB, damar sertliğine katkıda bulunabilen lipoprotein parçacıklarının üzerinde bulunan bir proteindir.</p>

<p>Basit bir benzetmeyle LDL-C, araçların taşıdığı yükün miktarı hakkında bilgi verirken ApoB dolaşımdaki aterojenik parçacıkların sayısına daha yakın bir ölçüm sağlar.</p>

<p>Bu nedenle özellikle trigliseridi yüksek, diyabeti bulunan veya LDL seviyesi tedaviyle oldukça düşmüş kişilerde ApoB, standart lipid testinin gözden kaçırabileceği ek riski ortaya koyabilir.</p>

<p>Ancak ApoB’nin herkeste zorunlu olarak istenmesi gereken bir tarama testi olduğu söylenemez. Güncel kılavuz seçilmiş kişilerde kullanılmasını öneriyor. [1]</p>

<p>2. Lp(a): Büyük ölçüde genetik olan sessiz risk</p>

<p>Son yıllarda üzerinde en fazla durulan göstergelerden biri Lipoprotein(a), yani Lp(a).</p>

<p>Lp(a) düzeyi büyük ölçüde genetik özelliklerle belirleniyor. Beslenme ve egzersiz genel kalp sağlığı açısından son derece değerli olsa da Lp(a) düzeyini yaşam tarzıyla anlamlı biçimde değiştirmek çoğu kişide mümkün olmayabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle kişi ince, aktif ve sağlıklı besleniyor olsa bile yüksek Lp(a) taşıyabilir.</p>

<p>2026 ACC/AHA dislipidemi kılavuzu, yetişkinlerde Lp(a)’nın en az bir kez ölçülmesini öneriyor. Kılavuzda 125 nmol/L veya 50 mg/dL ve üzerindeki değerler kalp damar riskini artıran bir faktör olarak kabul ediliyor. [1]</p>

<p>Yüksek çıkması kişinin mutlaka kalp krizi geçireceği anlamına gelmez. Daha çok, diğer değiştirilebilir risk faktörlerinin daha dikkatli yönetilmesi gerektiğini gösteren genetik bir uyarı işareti olarak değerlendirilir.</p>

<p>3. HbA1c ve kan şekeri: Metabolik tabloyu tamamlıyor</p>

<p>Kalp damar sağlığı ile kan şekeri metabolizması birbirinden ayrı düşünülemiyor.</p>

<p>HbA1c, yaklaşık son 2-3 aylık kan şekeri düzeyi hakkında fikir verir. Açlık kan şekeri ve gerektiğinde diğer testlerle birlikte değerlendirildiğinde prediyabet ve diyabet açısından önemli bilgi sağlar.</p>

<p>2026 Amerikan Diyabet Derneği standartlarında prediyabet ve diyabet taramasında HbA1c, açlık plazma glukozu veya glukoz yükleme testi kullanılabiliyor. [2]</p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı var: Açlık insülini zaman zaman “gizli insülin direncini gösteren test” olarak sunulsa da genel toplumda kalp damar riskini belirlemek amacıyla rutin açlık insülini ölçümü standart bir tarama yöntemi değildir. Laboratuvar tıbbı önerileri, diyabet veya kardiyovasküler risk taşıyan çoğu kişide rutin insülin ölçümünü önermiyor. [3]</p>

<p>Bu nedenle kalp riskini değerlendirirken tek başına açlık insülinine odaklanmak yerine kan şekeri, HbA1c, kan basıncı, lipidler, kilo dağılımı, böbrek fonksiyonları ve diğer risk faktörlerine birlikte bakılması daha doğru bir yaklaşım.</p>

<p>Yeni yaklaşım: Kalp, böbrek ve metabolizma birlikte değerlendiriliyor</p>

<p>Kalp damar hastalıkları artık yalnızca “kolesterol hastalığı” olarak görülmüyor.</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği’nin 2026 kardiyovasküler-böbrek-metabolik sendrom kılavuzu; obezite, tip 2 diyabet, böbrek hastalığı ve kalp damar hastalıklarının birbirleriyle güçlü biçimde bağlantılı olduğunu vurguluyor. [4]</p>

<p>Bu yaklaşımda kişinin yalnızca bugünkü değerleri değil, önümüzdeki yıllardaki toplam riski de önem taşıyor.</p>

<p>Yeni PREVENT risk hesaplama sistemi 30-79 yaş arasındaki, bilinen kalp damar hastalığı olmayan yetişkinlerde 10 ve 30 yıllık risk tahmini yapabiliyor. Hesaplamaya kalp damar göstergelerinin yanında metabolik ve böbrekle ilişkili faktörler de dahil ediliyor. [5]</p>

<p>Yani soru artık yalnızca “Kolesterolüm kaç?” değil.</p>

<p>Daha anlamlı soru şu:</p>

<p>Bütün risk faktörlerim birlikte değerlendirildiğinde kalp damar riskim ne durumda?</p>

<p>Gerektiğinde koroner kalsiyum skoru da devreye girebilir</p>

<p>Bazı kişilerde kan testleri ve klasik risk hesaplamaları karar vermek için yeterince net olmayabilir.</p>

<p>Bu noktada doktor uygun görürse koroner arter kalsiyum skoru (CAC) gündeme gelebilir.</p>

<p>Düşük doz bilgisayarlı tomografi kullanılarak yapılan bu inceleme, kalbi besleyen damarların duvarındaki kalsifiye plak yükü hakkında bilgi verir.</p>

<p>2026 dislipidemi kılavuzu, belirli yetişkinlerde koroner kalsiyum ölçümünün kişinin risk kategorisini yeniden değerlendirmeye ve kolesterol düşürücü tedavi kararını kişiselleştirmeye yardımcı olabileceğini belirtiyor. [1]</p>

<p>Ancak CAC herkese yapılması gereken rutin bir tarama testi değildir. Yaş, mevcut risk düzeyi ve test sonucunun tedavi kararını değiştirip değiştirmeyeceği göz önüne alınmalıdır.</p>

<p>Evde yapılabilecek güçlü kontrol: Tansiyonu doğru ölçmek</p>

<p>Kalp damar riskinin en önemli parçalarından biri yüksek tansiyon. Sorun şu ki hipertansiyon uzun süre hiçbir belirti vermeyebilir.</p>

<p>Üstelik doktor muayenesindeki tek ölçüm her zaman gerçek tabloyu göstermeyebilir.</p>

<p>Evde tansiyon takibinde yaygın kullanılan yöntemlerden biri, yaklaşık bir hafta boyunca sabah ve akşam ölçüm yapmaktır. Amerikan Kalp Derneği, değerlendirme sırasında sabah iki ve akşam iki ölçümün bir hafta boyunca alınabildiğini; ölçümler arasında en az bir dakika bırakılmasını belirtiyor. [6]</p>

<p>Ölçümden önce birkaç dakika dinlenmek, sırtı desteklemek, ayakları yere basmak, konuşmamak ve kolu kalp seviyesinde tutmak ölçümün doğruluğunu artırır.</p>

<p>Ev ölçümleri, muayenehanede yüksek ancak evde normal seyreden “beyaz önlük hipertansiyonu” ile bunun tersine klinikte normal görünüp günlük yaşamda yüksek seyreden “maskeli hipertansiyonun” fark edilmesine de yardımcı olabilir. [6]</p>

<p>Tartı normal olabilir, bel çevresi başka şey söyleyebilir</p>

<p>İdeal kiloda olmak da metabolik açıdan tamamen risksiz olmak anlamına gelmez.</p>

<p>Özellikle karın ve iç organların çevresinde biriken yağ dokusu, toplam vücut ağırlığından bağımsız olarak metabolik risk hakkında bilgi verebilir.</p>

<p>Bu nedenle bel-boy oranı pratik bir ek gösterge olarak kullanılabiliyor.</p>

<p>Hesaplama oldukça basit:</p>

<p>Bel çevresi ÷ boy uzunluğu</p>

<p>Örneğin bel çevresi 85 santimetre, boy 175 santimetre ise oran yaklaşık 0,49’dur.</p>

<p>NICE kılavuzuna göre yetişkinlerde bel-boy oranının 0,5’in altında tutulması hedeflenebilir. 0,5-0,59 arası artmış merkezi yağlanma ve sağlık riskiyle, 0,60 ve üzeri ise daha yüksek riskle ilişkilendiriliyor. [7]</p>

<p>Önemli bir ayrıntı da ölçüm noktasıdır. Bel çevresi doğrudan göbek deliğinin üzerinden değil, alt kaburga ile kalça kemiğinin üst kısmı arasındaki orta noktadan ölçülmelidir. [7]</p>

<p>Bu ölçüm tek başına hastalık tanısı koymaz ancak özellikle BMI 35’in altında olan yetişkinlerde merkezi yağlanmanın değerlendirilmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Spor yapmak kalp krizine karşı tam koruma sağlar mı?</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite kalp damar sağlığının en güçlü koruyucu unsurlarından biri. Ancak hiçbir yaşam tarzı faktörü tek başına bütün riski ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Genetik yatkınlık, yüksek Lp(a), hipertansiyon, diyabet, kronik böbrek hastalığı, sigara geçmişi, yaş ve ailede erken yaşta kalp damar hastalığı bulunması gibi etkenler aktif kişilerde de önemini korur.</p>

<p>Bu nedenle “spor yapıyorum, kalbimde sorun olmaz” düşüncesi kadar “ailemde kalp hastalığı var, yapabileceğim hiçbir şey yok” düşüncesi de doğru değildir.</p>

<p>Genetik risk değiştirilemese bile kan basıncı, LDL kolesterol, sigara kullanımı, fiziksel aktivite, beslenme, kan şekeri ve gerektiğinde ilaç tedavisi gibi birçok değiştirilebilir alan bulunuyor.</p>

<p>Stent ve baypas sorunu çözüyor mu?</p>

<p>Stent ve koroner baypas, doğru hastada hayat kurtarıcı olabilen tedavilerdir. Ancak damar hastalığının altında yatan ateroskleroz eğilimini tek başlarına ortadan kaldırmazlar.</p>

<p>Stent daralmış veya tıkanmış damardaki kan akımını yeniden sağlamayı amaçlar. Baypas ise kanın ciddi biçimde daralmış bölgenin çevresinden dolaşabileceği yeni bir yol oluşturur.</p>

<p>Fakat kişinin diğer damarlarında plak oluşmasına yol açan biyolojik süreç devam edebilir.</p>

<p>Bu nedenle işlemden sonraki dönem en az işlem kadar önemlidir.</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği’nin 2026 baypas sonrası korunma açıklaması; uzun dönem sonuçların iyileştirilmesinde kolesterolün güçlü biçimde kontrol edilmesi, uygun ilaç tedavileri, kardiyak rehabilitasyon, yaşam tarzı düzenlemeleri ve düzenli takibin önemini vurguluyor. [8]</p>

<p>Kimler kalp damar riskini daha ayrıntılı değerlendirmeli?</p>

<p>Özellikle ailesinde erken yaşta kalp krizi veya inme bulunanlar, hipertansiyon veya diyabeti olanlar, sigara kullananlar ya da geçmişte kullanmış olanlar, böbrek hastalığı bulunanlar ve kolesterol veya trigliserid yüksekliği olanların risk değerlendirmesini hekimleriyle görüşmesi önem taşıyor.</p>

<p>Dışarıdan sağlıklı görünmesine rağmen güçlü aile öyküsü bulunan kişilerde de yalnızca vücut ağırlığına güvenmek yanıltıcı olabilir.</p>

<p>Lp(a) gibi kalıtsal risk faktörlerinin önemi tam da burada ortaya çıkıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Herkese onlarca ileri test yaptırmak gerekir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Kalp damar sağlığında yeni yaklaşımın mesajı “ne kadar çok test, o kadar iyi” değil.</p>

<p>Asıl amaç doğru kişiye doğru testi yapmak.</p>

<p>Kan basıncı, standart lipid profili, kan şekeri ve kişinin yaşı, sigara kullanımı, aile öyküsü, böbrek sağlığı gibi temel bilgiler ilk değerlendirmeyi oluşturur.</p>

<p>Bunlara göre Lp(a), ApoB veya koroner kalsiyum skoru gibi ek değerlendirmeler gündeme gelebilir.</p>

<p>Böylece gereksiz tetkiklerden kaçınılırken standart testlerin yeterince açıklamadığı risk de gözden kaçırılmamış olur.</p>

<p>Kalp krizi belirtilerinde test sonucu beklenmez</p>

<p>Göğüste baskı, sıkışma veya ağırlık hissi; nefes darlığı; soğuk terleme; bulantı; açıklanamayan ani halsizlik ya da göğüsten kola, sırta, boyna veya çeneye yayılan rahatsızlık kalp kriziyle ilişkili olabilir.</p>

<p>Bu belirtiler özellikle yeni başladıysa veya birkaç dakika içinde geçmiyorsa rutin kontrol randevusu beklemek yerine acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Daha önce yapılmış normal kolesterol veya diğer kan testleri akut kalp krizini dışlamaz.</p>

<p>Uzmanlar Ne Öneriyor?</p>

<ul>
 <li>Sadece LDL sonucuna odaklanmayın. Kalp damar riski yaş, tansiyon, kolesterol, kan şekeri, böbrek sağlığı, sigara kullanımı ve aile öyküsüyle birlikte değerlendirilmelidir.</li>
 <li>Lp(a) ölçümünü doktorunuzla konuşun. 2026 kılavuzu yetişkinlerde en az bir kez ölçülmesini öneriyor.</li>
 <li>ApoB herkese şart değil. Özellikle yüksek trigliserid, diyabet veya standart lipid sonuçlarıyla açıklanamayan risk bulunan kişilerde ek bilgi sağlayabilir.</li>
 <li>Açlık insülinini tek başına risk testi olarak görmeyin. Prediyabet ve diyabet taramasında HbA1c ve kan şekeri temelli testler standart yaklaşımın merkezinde yer alıyor.</li>
 <li>Tansiyonu doğru teknikle takip edin. Tek bir ölçüm yerine farklı günlerde yapılan ev ölçümleri daha anlamlı bir tablo oluşturabilir.</li>
 <li>Bel-boy oranını göz ardı etmeyin. Normal kilo, karın çevresindeki yağlanmayı her zaman dışlamaz.</li>
 <li>Güçlü aile öyküsünü hekiminize bildirin. Özellikle erken yaşta kalp krizi veya inme öyküsü risk değerlendirmesini değiştirebilir.</li>
 <li>Stent veya baypas sonrası koruyucu tedaviyi bırakmayın. İşlem damardaki sorunu giderse de uzun dönem risk yönetimi devam eder.</li>
</ul>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>American College of Cardiology / American Heart Association ve ilgili bilimsel kuruluşlar, 2026 Guideline on the Management of Dyslipidemia, Circulation, 2026.</li>
 <li>American Diabetes Association, Standards of Care in Diabetes 2026, Diabetes Care, 2026.</li>
 <li>American Diabetes Association / AACC, Guidelines and Recommendations for Laboratory Analysis in the Diagnosis and Management of Diabetes Mellitus, Diabetes Care.</li>
 <li>American Heart Association / American College of Cardiology / American Diabetes Association / American Society of Nephrology, Cardiovascular-Kidney-Metabolic Syndrome Guideline, 2026.</li>
 <li>American Heart Association, PREVENT Cardiovascular Risk Equations.</li>
 <li>American Heart Association, Home Blood Pressure Monitoring Recommendations.</li>
 <li>National Institute for Health and Care Excellence (NICE), Overweight and Obesity Management Guideline NG246, güncelleme 2026.</li>
 <li>American Heart Association, Secondary Prevention After Coronary Artery Bypass Graft Surgery: 2026 Update, Circulation, 2026.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/saglikli-gorunmek-yetmiyor-kalp-krizi-riskini-sessizce-artiran-isaretler</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 10:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7610.jpeg" type="image/jpeg" length="98687"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ambroise Paré: Savaş Meydanından Cerrahiye]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ambroise-pare-savas-meydanindan-cerrahiye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ambroise-pare-savas-meydanindan-cerrahiye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[On altıncı yüzyılın savaş meydanlarında ateşli silah yaralarının “zehirli” olduğuna inanılıyor, yaralara çok sıcak yağ uygulanıyordu. Genç bir Fransız cerrahın yağı tükenince başvurduğu daha yumuşak yöntem ise cerrahinin yönünü değiştirecek bir gözlemin kapısını açtı. O cerrahın adı Ambroise Paré’ydi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h1>1537</h1>

<ol start="1537">
</ol>

<p>Avrupa’nın savaş meydanlarında top sesleri yükseliyor, arkebüzlerden çıkan mermiler cerrahların giderek daha sık karşılaştığı ağır ve karmaşık yaralar açıyordu.</p>

<p>Bugünkü anlamıyla anestezi yoktu.</p>

<p>Modern antisepsi anlayışı henüz yoktu.</p>

<p>Antibiyotiklerin ortaya çıkmasına daha yüzyıllar vardı.</p>

<p>Cerrahlar ise kanama, enfeksiyon, şok ve dayanılması güç ağrıyla aynı anda mücadele etmek zorundaydı.</p>

<p>Bu dünyanın içine giren genç Fransız cerrahlardan biri <strong>Ambroise Paré</strong> idi.</p>

<p>Paré, üniversitelerin ayrıcalıklı hekim sınıfından gelmiyordu. <strong>Paris’teki Hôtel-Dieu’da cerrahi deneyim kazanmış</strong>, dönemin toplumsal hiyerarşisinde hekimlerden daha aşağıda görülen berber-cerrah geleneğinden yetişmişti.</p>

<p>Ancak savaş meydanlarında edindiği deneyim ve hastalarını dikkatle gözlemleme alışkanlığı, onu 16. yüzyıl cerrahisinin en önemli isimlerinden biri hâline getirecekti.</p>

<p>Yıllar içinde II. Henri, II. François, IX. Charles ve III. Henri dönemlerinde Fransız kraliyet çevresinde cerrah olarak görev yapacak kadar yükselecekti.</p>

<p>Fakat onu tıp tarihine taşıyan ilk büyük dönüm noktalarından biri bir sarayda değil, savaş meydanında yaşandı.</p>

<h2>Ateşli silah yaralarının “zehirli” olduğuna inanılıyordu</h2>

<p>Ateşli silahlar savaşın şeklini değiştirmişti.</p>

<p>Fakat tıp bu yeni yaralanma biçimini henüz tam olarak anlayamıyordu.</p>

<p>Dönemin etkili cerrahi görüşlerinden birine göre <strong>ateşli silah yaralarının barut nedeniyle zehirli olduğuna inanılıyordu.</strong> Bu nedenle yaranın çok sıcak yağ ve çeşitli karışımlarla dağlanmasının, söz konusu “zehri” etkisiz hâle getirebileceği düşünülüyordu.</p>

<p>Paré de mesleğinin ilk döneminde dönemin otoritelerinin önerdiği bu yöntemi uyguladı.</p>

<p>Zaten kurşunla parçalanmış, kanayan ve ağır travmaya uğramış dokuların üzerine çok sıcak yağ uygulanıyordu.</p>

<p>Hasta yalnızca savaşta aldığı yaranın değil, tedavinin oluşturduğu ikinci bir travmanın acısını da çekiyordu.</p>

<p>Fakat dönemin cerrahı için bunun yanlış olduğuna inanmak kolay değildi.</p>

<p>Çünkü kitaplar öyle söylüyordu.</p>

<p>Ustalar öyle yapıyordu.</p>

<p>Ve yüzyıllar boyunca tıpta otoriteye karşı çıkmak yalnızca mesleki değil, düşünsel bir cesaret de gerektiriyordu.</p>

<p>Derken savaş meydanında beklenmedik bir şey oldu.</p>

<p><strong>Paré’nin kullandığı yağ tükendi.</strong></p>

<h2>Bir malzemenin tükenmesi cerrahinin tarihini değiştirdi</h2>

<p>Paré’nin daha sonra kendi eserlerinde aktardığına göre tedavi edilmesi gereken o kadar çok yaralı vardı ki kullandığı sıcak yağ sonunda kalmadı.</p>

<p>Önünde iki seçenek vardı:</p>

<p>Tedaviyi bırakmak ya da başka bir yöntem denemek.</p>

<p>Paré ikinci yolu seçti.</p>

<p><strong>Yumurta sarısı, gül yağı ve terebentinden oluşan daha yumuşak bir karışım hazırladı.</strong></p>

<p>Geleneksel sıcak yağ uygulamasını yapamadığı yaralıların yaralarını bu karışımla pansuman etti.</p>

<p>Fakat o gece rahat uyuyamadığını daha sonra anlatacaktı.</p>

<p>Çünkü kendi döneminin tıbbi bilgisine göre yapmaması gereken bir şeyi yapmıştı.</p>

<p>Ya sıcak yağ uygulanmayan askerler “barut zehri” nedeniyle ölürse?</p>

<p>Ya geleneksel yöntemi terk etmek hastalarının hayatına mal olursa?</p>

<p>Sabah erkenden kalktı ve yaralıları kontrol etmeye gitti.</p>

<p>Gördükleri, onun cerrahi anlayışını değiştirecekti.</p>

<h2>Paré’nin anlatısına göre sabah tablo farklıydı</h2>

<p>Paré’nin daha sonra kaleme aldığı anlatıya göre sıcak yağ uygulanmayan askerler daha sakin bir gece geçirmiş, daha az ağrı çekmiş ve yaralarının çevresinde daha az şişlik göstermişti.</p>

<p>Sıcak yağla tedavi edilenlerde ise ağrı, ateş ve yara çevresindeki şişlik daha belirgindi.</p>

<p>Bu gözlem Paré üzerinde derin bir etki bıraktı.</p>

<p>Ateşli silah yaralarını bu kadar travmatik biçimde dağlama uygulamasından uzaklaşmaya başladı.</p>

<p>Bu sahne tıp tarihi açısından yalnızca bir pansuman yönteminin değiştirilmesi değildir.</p>

<p>Çok daha önemli bir zihinsel kırılmayı temsil eder.</p>

<p><strong>Otoritenin söylediği ile hastanın gösterdiği sonuç karşı karşıya geldiğinde Paré hastaya baktı.</strong></p>

<p>Kitaba değil.</p>

<p>Geleneğe değil.</p>

<p>Sonuca.</p>

<p>Elbette bu, bugünkü anlamda kontrollü bir klinik çalışma değildi.</p>

<p>Hasta grupları rastgele oluşturulmamıştı.</p>

<p>Modern bilimsel yöntemlerin hiçbiri yoktu.</p>

<p>Ancak cerrahi pratiğin gözlemle değerlendirilmesi, sonuçların karşılaştırılması ve hastaya daha az zarar veren uygulamanın tercih edilmesi bakımından son derece önemli bir tarihsel örnekti.</p>

<p>Paré’nin cerrahi anlayışında giderek belirginleşen ilke basitti:</p>

<p><strong>Cerrah yalnızca yarayı tedavi etmemeli, tedavinin kendisinin hastaya verdiği zararı da azaltmaya çalışmalıydı.</strong></p>

<h2>Sonraki mücadele kanamaylaydı</h2>

<p>Paré’nin cerrahide değiştirmeye çalıştığı tek uygulama sıcak yağ değildi.</p>

<ol start="16">
 <li>yüzyılda bir kolun ya da bacağın kesilmesini gerektiren ağır yaralanmalarda cerrahın karşısındaki en büyük sorunlardan biri kanamaydı.</li>
</ol>

<p>Amputasyon sonrasında damarların kızgın metal ya da başka yakıcı yöntemlerle dağlanması sık kullanılan yöntemler arasındaydı.</p>

<p>Bu işlem kanamayı durdurabiliyordu.</p>

<p>Ama aynı zamanda dokuyu yakıyor ve hastanın zaten çok ağır olan ameliyatını daha da travmatik hâle getiriyordu.</p>

<p>Paré, büyük damarların <strong>iplikle bağlanması, yani ligatür uygulanması</strong> yöntemini amputasyon cerrahisinde güçlü biçimde savundu ve kullandı.</p>

<p>Burada önemli bir tarihsel ayrıntı vardır:</p>

<p><strong>Paré damar bağlama yöntemini icat eden ilk kişi değildi.</strong></p>

<p>Ligatür çok daha eski cerrahi geleneklerde biliniyor, Antik Çağ ve Orta Çağ kaynaklarında damar bağlamaya ilişkin örneklere rastlanıyordu.</p>

<p>Paré’nin önemi, yöntemi özellikle amputasyon cerrahisinde yeniden öne çıkarması, sistematik biçimde uygulaması, tarif etmesi ve eserleri aracılığıyla yaygınlaştırmasıydı.</p>

<p>Böylece cerrahinin yönü yine aynı noktaya dönüyordu:</p>

<p>Daha az yakmak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanamayı daha kontrollü durdurmak.</p>

<p>Hastaya mümkün olduğunca daha az zarar vermek.</p>

<p>Paré, kanayan damarları kavramak için <strong>“bec de corbin”</strong>, yani “karga gagası” olarak bilinen cerrahi aleti kullandı ve eserlerinde bu tür cerrahi araçları ayrıntılı biçimde tarif etti.</p>

<p>Bu yaklaşım, kanayan damarın görülmesini, kavranmasını ve ligatürle bağlanmasını daha kontrollü hâle getiriyordu.</p>

<p>Cerrahi artık yalnızca hızla kesmek ve yarayı kapatmak anlamına gelmiyordu.</p>

<p>Kontrol, gözlem ve dokuya saygı giderek daha fazla önem kazanıyordu.</p>

<h2>Cerrahi bilgisini Fransızca yazarak yaygınlaştırdı</h2>

<p>Paré’nin yükselişini sıra dışı yapan özelliklerden biri de dönemin akademik tıp dünyasının geleneksel yolundan gelmemesiydi.</p>

<ol start="16">
 <li>yüzyılda bilim ve tıp eserlerinin önemli bölümü Latince yazılıyordu.</li>
</ol>

<p>Paré ise çalışmalarını büyük ölçüde Fransızca kaleme aldı.</p>

<p>Bu tercih cerrahi bilgisinin yalnızca üniversite çevrelerinde değil, sahada çalışan cerrahlar arasında da daha kolay yayılmasına yardımcı oldu.</p>

<p>Ateşli silah yaralarına ilişkin önemli çalışmalarından biri 1545’te yayımlandı.</p>

<p>1575’te ise cerrahi deneyimlerini ve bilgisini bir araya getiren kapsamlı eserlerinin toplu baskısı yayımlandı.</p>

<p>Sonraki yıllarda genişletilen baskılar anatomi, yaralanmalar, amputasyonlar, cerrahi aletler ve dönemin çok çeşitli tıbbi konularını ele aldı.</p>

<p>Paré böylece yalnızca iyi bir uygulayıcı olarak değil, deneyimlerini sonraki kuşaklara aktaran önemli bir cerrahi yazar olarak da tanındı.</p>

<p>Hayatına berber-cerrah geleneğinden başlayan bir adam, sonunda Fransa krallarını tedavi eden bir cerraha dönüşmüştü.</p>

<p>1582’de Étienne Delaune tarafından yapılan ve günümüzde Metropolitan Museum of Art koleksiyonunda bulunan gravür de onu “kralın cerrahı” olarak tanımlar.</p>

<h2>“Ben onu sardım, Tanrı iyileştirdi”</h2>

<p>Ambroise Paré denildiğinde tıp tarihinde en çok hatırlanan ifadelerden biri de onun adıyla özdeşleşen Fransızca sözdür:</p>

<p><strong>“Je le pansai, Dieu le guérit.”</strong></p>

<p>Yaklaşık olarak:</p>

<p><strong>“Ben onu sardım, Tanrı iyileştirdi.”</strong></p>

<p>şeklinde çevrilebilir.</p>

<p>Bu ifade Paré’nin cerrahi anlayışını sembolik biçimde özetler.</p>

<p>Cerrah hastaya yardım eder.</p>

<p>Yarayı temizler.</p>

<p>Kanamayı durdurur.</p>

<p>Dokuyu korumaya çalışır.</p>

<p>Fakat iyileşmenin bütünü üzerinde mutlak hâkimiyet kurduğu düşüncesine kapılmaz.</p>

<p>Paré elbette çağının bütün yanlış düşüncelerinden kurtulmuş değildi.</p>

<p>Böyle olması da beklenemezdi.</p>

<p>O da 16. yüzyılın insanıydı ve eserlerinde bugün bilim dışı kabul edeceğimiz pek çok düşünceye rastlamak mümkündür.</p>

<p>Fakat onu farklılaştıran çok önemli bir özelliği vardı:</p>

<p><strong>Gördüğü sonuç, inandığı bilgiyi yanlışladığında fikrini değiştirebiliyordu.</strong></p>

<p>Belki de bilimsel düşüncenin en temel özelliklerinden biri tam olarak budur.</p>

<h2>Cerrahiyi değiştiren şey bazen büyük bir keşif değil, dikkatli bir bakıştır</h2>

<p>Sıcak yağın tükendiği o gün başka bir cerrah yalnızca malzeme eksikliğinden yakınabilirdi.</p>

<p>Ambroise Paré ise başka bir yöntem denedi.</p>

<p>Sonra ertesi sabah geri döndü.</p>

<p>Hastalarına baktı.</p>

<p>Kimin daha fazla acı çektiğini gördü.</p>

<p>Yaraların durumunu karşılaştırdı.</p>

<p>Ve uzun süredir uygulanan bir yöntemin karşısına kendi gözlemini koydu.</p>

<p>Tıp tarihindeki büyük dönüşümlerin bazıları laboratuvarlarda başladı.</p>

<p>Bazıları mikroskop altında.</p>

<p>Bazıları yeni bir ilaçla.</p>

<p>Ambroise Paré’nin hikâyesindeki dönüşüm ise bir savaş meydanında başladı.</p>

<p>Bir kap yağ tükendi.</p>

<p>Bir cerrah başka bir yol denedi.</p>

<p>Ve ertesi sabah hastalarının başına döndüğünde gördüğü şey ona çok önemli bir ders verdi:</p>

<p><strong>Bir tedavi yalnızca eskiden beri uygulanıyor diye doğru değildir.</strong></p>

<p>Belki de Paré’nin yüzyıllar sonra bile hatırlanmasının asıl nedeni budur.</p>

<p>Cerrahinin gücünün yalnızca kesmekte, yakmakta ya da yarayı kapatmakta olmadığını gösterdi.</p>

<p>Asıl güç, gerektiğinde eski alışkanlığı terk edebilmekteydi.</p>

<p>Ve bazen tıbbı ileriye götüren en önemli soru son derece basitti:</p>

<p><strong>“Hastaya daha az zarar vererek bunu yapmanın bir yolu var mı?”</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ambroise-pare-savas-meydanindan-cerrahiye</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 10:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/file-00000000ea94820ab661801f713cdba6.png" type="image/jpeg" length="29412"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6 Bin 442 İlaç Tarandı: Yaşlanmaya Karşı 370 Aday Belirlendi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/6-bin-442-ilac-tarandi-yaslanmaya-karsi-370-aday-belirlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/6-bin-442-ilac-tarandi-yaslanmaya-karsi-370-aday-belirlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, 6 bin 442 onaylı veya deneysel ilacı yaşlanmanın biyolojik mekanizmaları açısından taradı. Nature Aging dergisinde yayımlanan araştırmada 370 ilaç, yaşlanmanın temel biyolojik süreçlerini hedefleyebilecek potansiyel adaylar arasında yer aldı. Uzmanlar, bulguların umut verici olduğunu ancak henüz klinik uygulama anlamına gelmediğini vurguluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yaşlanmanın biyolojik mekanizmalarını hedefleyen ilaç arayışında dikkat çekici bir araştırma yayımlandı. Bilim insanları, yeni moleküller geliştirmek yerine mevcut ilaçların yaşlanma süreçleri üzerindeki olası etkilerini inceleyerek kapsamlı bir analiz gerçekleştirdi.</p>

<p>Nature Aging dergisinde yayımlanan çalışmada araştırmacılar, yaşlanmayla ilişkilendirilen 2 bin 358 geni insan protein etkileşim ağı üzerinde haritalandırdı. Ardından 6 bin 442 onaylı veya deneysel ilacın bu gen ağlarıyla ilişkisi yapay zekâ destekli biyolojik ağ analizleri kullanılarak değerlendirildi.</p>

<p>Yaşlanmanın 11 Temel Mekanizması Mercek Altında</p>

<p>Araştırma, bilim dünyasında “yaşlanmanın temel özellikleri” olarak kabul edilen biyolojik süreçlere odaklandı.</p>

<p>DNA hasarı, hücresel yaşlanma (senesens), mitokondri fonksiyon bozukluğu, kronik inflamasyon, protein dengesinin bozulması ve hücreler arası iletişimdeki değişiklikler gibi süreçler ayrıntılı olarak incelendi.</p>

<p>Araştırmacılar, yaşlanmayla ilişkili 1.250 genin, bu mekanizmalardan en az biriyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirledi. Bunların 390’ının ise aynı anda birden fazla yaşlanma mekanizmasında görev aldığı saptandı.</p>

<p>370 İlaç Dikkat Çekti</p>

<p>Çalışmanın en dikkat çekici bölümünde mevcut ilaçların hedeflediği proteinlerle yaşlanma mekanizmaları arasındaki biyolojik yakınlık analiz edildi.</p>

<p>Sonuçta 370 ilaç, yaşlanmanın bir veya daha fazla temel mekanizmasını etkileyebilme potansiyeli nedeniyle öncelikli adaylar arasında yer aldı.</p>

<p>Ancak araştırmacılar önemli bir uyarıda bulunuyor.</p>

<p>Bu çalışma, 370 ilacın insan ömrünü uzattığını göstermiyor.</p>

<p>Araştırmanın amacı, gelecekte laboratuvar ve klinik çalışmalarda öncelikli olarak incelenebilecek ilaç adaylarını belirlemek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni Yaklaşım: İlaçları Yeniden Konumlandırmak</p>

<p>Yeni bir ilacın geliştirilmesi ortalama 10 ila 15 yıl sürebiliyor.</p>

<p>Buna karşılık mevcut ilaçların farklı hastalıklar için yeniden değerlendirilmesi, hem maliyet hem de zaman açısından önemli avantaj sağlayabiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar bu nedenle yaşlanmanın biyolojik mekanizmalarını etkileyebilecek mevcut ilaçların belirlenmesini, geroscience alanında önemli bir başlangıç olarak değerlendiriyor.</p>

<p>“Yaşlanma İlacı Bulundu” Demek İçin Erken</p>

<p>Araştırma tamamen biyolojik ağlar ve gen ekspresyon verileri üzerinde yürütülen hesaplamalı analizlere dayanıyor.</p>

<p>Belirlenen aday ilaçların önce hücre ve hayvan deneylerinde, ardından kontrollü insan çalışmalarında güvenlik ve etkinlik açısından değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle uzmanlar, çalışmanın herhangi bir ilacın yaşlanmayı geciktirdiği ya da yaşam süresini uzattığı anlamına gelmediğinin altını çiziyor.</p>

<p>Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu: “Tıp Yeni Bir Dönemin Eşiğinde”</p>

<p>Çalışmayı değerlendiren Moleküler Biyoloji ve Genetik Uzmanı Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, araştırmanın yalnızca yeni ilaç adaylarını ortaya koymadığını, aynı zamanda tıbbın geleceğine ilişkin önemli ipuçları verdiğini söyledi.</p>

<p>“Bu çalışma bana göre yalnızca yeni ilaç adaylarını gösteren bir analiz değil, aynı zamanda tıbbın yön değiştirdiğinin de işaretidir. Önümüzdeki 10 yıl içinde hastalık geliştikten sonra tedavi eden sağlık sisteminden, biyolojik yaşlanmayı erken dönemde yönetmeye çalışan proaktif bir sağlık modeline geçişi daha net göreceğiz. Yaşlanmayı tek başına bir kader olarak değil, biyolojik mekanizmaları anlaşılabilen ve belirli ölçüde yönetilebilen bir süreç olarak ele alan araştırmalar hızla artıyor.”</p>

<p>Prof. Dr. Yılancıoğlu, longevity alanında kişiselleştirilmiş tıbbın öneminin giderek artacağını belirterek şunları söyledi:</p>

<p>“Yakın gelecekte tek tip tedaviler yerine; kişinin genetik yapısı, epigenetik yaşı, mikrobiyota profili, metabolik biyobelirteçleri ve yapay zekâ destekli analizlerin birlikte değerlendirildiği tamamen kişiselleştirilmiş longevity programları konuşacağız. Hedef artık yalnızca yaşam süresini uzatmak değil, 80’li ve 90’lı yaşlarda da kas gücünü, zihinsel performansı ve bağımsız yaşamı koruyabilmek olacak.”</p>

<p>Prof. Dr. Yılancıoğlu’na göre koruyucu tıp anlayışı da önemli bir dönüşüm yaşayacak.</p>

<p>“Önümüzdeki yıllarda hekimler hastalarına yalnızca ‘kaç yaşındasınız?’ diye sormayacak. ‘Biyolojik yaşınız kaç, yaşlanma hızınız ne durumda ve bunu nasıl yavaşlatabiliriz?’ soruları da rutin sağlık değerlendirmelerinin bir parçası hâline gelecek. Bugün bilim kurgu gibi görünen bu yaklaşım, yarının koruyucu tıbbının standart uygulamalarından biri olabilir.”</p>

<p></p>

<p>Uzmanlar Ne Öneriyor?</p>

<p>Bilim insanları, bu araştırmanın herhangi bir ilacın yaşlanma karşıtı amaçla kullanılmasını desteklemediğini vurguluyor.</p>

<p>Bugün için sağlıklı yaşlanmayı destekleyen en güçlü bilimsel kanıtlar ise şunlar:</p>

<p>* Düzenli fiziksel aktivite<br />
* Akdeniz tipi beslenme<br />
* Sigara kullanmamak<br />
* Kaliteli uyku<br />
* Sağlıklı kilo<br />
* Kan basıncı, kan şekeri ve kolesterolün kontrol altında tutulması<br />
* Düzenli sağlık kontrolleri</p>

<p>⸻</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Gross B, Ehlert J, Gladyshev VN, Loscalzo J, Barabási AL. Network-driven discovery of repurposable drugs targeting hallmarks of aging. Nature Aging. 2026.<br />
2. Nature Aging<br />
3. Northeastern University Network Science Institute</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/6-bin-442-ilac-tarandi-yaslanmaya-karsi-370-aday-belirlendi</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7609.jpeg" type="image/jpeg" length="29014"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Basınının Yarım Asırlık İsmi Dr. Halit Kakınç Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turk-basininin-yarim-asirlik-ismi-dr-halit-kakinc-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turk-basininin-yarim-asirlik-ismi-dr-halit-kakinc-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazetecilikten akademiye, uluslararası ilişkilerden düşünce dünyasına uzanan çalışmalarıyla tanınan Dr. Halit Kakınç, 74 yaşında hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yarım asrı aşan meslek yaşamında çok sayıda gazete ve yayın kuruluşunda görev yapan Kakınç, 2024 yılında Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü’ne layık görülmüştü.</p>

<p>Gazeteci, yazar ve uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Halit Kakınç, 7 Ağustos 2026 Cuma günü hayatını kaybetti. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi ve Sürekli Basın Kartı sahibi olan Kakınç’ın vefatı, basın ve düşünce dünyasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Kakınç, yalnızca gazetecilik kariyeriyle değil; uluslararası ilişkiler, siyaset, tarih ve jeopolitik alanlarındaki akademik çalışmaları ve kitaplarıyla da tanınıyordu.</p>

<p>Gazeteciliğe 1974’te Başladı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>30 Nisan 1952’de dünyaya gelen Halit Kakınç, eğitim hayatının ardından 1974 yılında profesyonel gazeteciliğe adım attı. Yaklaşık yarım asra yayılan meslek yaşamında farklı gazete ve yayın kuruluşlarında muhabirlikten yöneticiliğe, köşe yazarlığından ekonomi gazeteciliğine kadar basının çeşitli alanlarında görev aldı. Bir dönem Odatv’de de köşe yazıları kaleme aldı.</p>

<p>Gazetecilikte geçirdiği 50 yılın ardından Kakınç, 2024 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü’ne değer görüldü.</p>

<p>Uluslararası İlişkiler Alanında Doktora Yaptı</p>

<p>Kakınç’ın mesleki yaşamının önemli bir bölümünü akademik çalışmalar oluşturdu. Siyasal Bilimler Yüksek Okulu’ndan mezun olan Kakınç, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyal Siyaset Kürsüsü’nde yüksek lisans yaptı. Ardından aynı üniversitede Uluslararası İlişkiler alanında doktorasını tamamladı.</p>

<p>Doktora çalışmasının Sultan Galiyev ve milli komünizm üzerine olduğu akademik katalog kayıtlarında da yer alıyor. Kakınç, ilerleyen yıllarda uluslararası ilişkiler ve strateji alanlarında dersler verdi.</p>

<p>Burada önemli bir akademik unvan ayrıntısı bulunuyor: Bazı güncel haberlerde Kakınç için “Prof. Dr.” ifadesi kullanılsa da, ulaşılabilen eski kayıtlarda kendisi “Dr. Seyfettin Halit Kakınç” olarak geçiyor ve 2014 tarihli bir kayıtta öğretim üyesi olmadığı açıkça belirtiliyor. Bu nedenle teyit edilmedikçe haberde “Prof. Dr.” yerine “Dr. Halit Kakınç” kullanılması daha doğru.</p>

<p>Sultan Galiyev Üzerine Çalışmalarıyla Öne Çıktı</p>

<p>Halit Kakınç’ın düşünce dünyasında bıraktığı en belirgin izlerden biri, Mirsaid Sultan Galiyev üzerine yaptığı çalışmalar oldu.</p>

<p>Siyaset, Türk dünyası, Sovyet tarihi, uluslararası ilişkiler ve düşünce tarihi üzerine çalışan Kakınç; Sultangaliyev, Köle Devrimci Sultangaliyev ve Kızıl Turan-Sultangaliyev başta olmak üzere çok sayıda esere imza attı.</p>

<p>Gazeteciliğin günlük haber akışını akademik merakla birleştiren Kakınç, özellikle tarihsel olayların uluslararası siyaset üzerindeki etkilerine ilişkin yazı ve değerlendirmeleriyle geniş bir okur kitlesine ulaştı.</p>

<p>TGC’den Halit Kakınç İçin Başsağlığı Mesajı</p>

<p>Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, Kakınç’ın vefatının ardından yayımladığı mesajda uzun yıllar gazeteci ve yazar olarak mesleğe hizmet eden Kakınç’ın unutulmayacağını belirterek ailesine ve basın topluluğuna başsağlığı diledi.</p>

<p>Kakınç’ın cenaze programına ilişkin ayrıntıların daha sonra açıklanacağı bildirildi.</p>

<p>Gazetecilik, yazarlık ve akademik çalışmalarını aynı yaşam çizgisinde buluşturan Dr. Halit Kakınç, ardında yarım asırlık basın tecrübesinin yanı sıra uluslararası ilişkiler, tarih ve siyaset alanlarında çok sayıda çalışma bıraktı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turk-basininin-yarim-asirlik-ismi-dr-halit-kakinc-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 10:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7608.jpeg" type="image/jpeg" length="37566"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyinde Yaşlanmanın Kritik Eşiği Ortaya Çıktı: Değişim 50 Yaşta Başlıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/beyinde-yaslanmanin-kritik-esigi-ortaya-cikti-degisim-50-yasta-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/beyinde-yaslanmanin-kritik-esigi-ortaya-cikti-degisim-50-yasta-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan beyninin yaşlanma sürecini hücre düzeyinde inceleyen yeni araştırma, öğrenme ve hafızada kritik rol oynayan hipokampusta yaklaşık 50 yaşından itibaren dikkat çekici bir bağışıklık hücresi değişiminin başladığını ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>20 ile 95 yaş arasındaki nörolojik açıdan sağlıklı 40 kişinin beyin dokusunun incelendiği çalışmada, değişimin özellikle 50-75 yaş arasında belirginleştiği görüldü.</p>

<p>İnsan beyninin yaşlanmasının yalnızca yıllar içinde yavaş ve doğrusal biçimde ilerleyen bir süreç olmayabileceğini gösteren yeni bulgular elde edildi. Yürütülen araştırmada, hafıza ve öğrenmenin temel merkezlerinden hipokampusta yaklaşık 50 yaşından sonra hücresel ve moleküler düzeyde kapsamlı değişikliklerin ortaya çıktığı belirlendi.[1]</p>

<p>Kaliforniya Üniversitesi San Diego, New York Genom Merkezi ve Kaliforniya Üniversitesi Irvine araştırmacılarının ortak çalışması, hakemli Science dergisinde yayımlandı. Araştırmacılar, 20 ile 95 yaş arasındaki nörolojik açıdan sağlıklı 40 kişiden ölüm sonrası elde edilen hipokampus dokularını ileri tek hücre analizleriyle inceledi.[1][2]</p>

<p>Beyindeki Değişim 50-75 Yaş Arasında Belirginleşti</p>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, beynin bağışıklık sisteminin önemli parçalarından olan mikroglia hücrelerinde görüldü.</p>

<p>Mikroglialar, beyin dokusunu sürekli gözetleyen, hücresel atıkların temizlenmesine yardım eden ve sinir sisteminin bağışıklık yanıtında görev alan hücreler olarak biliniyor.</p>

<p>Araştırmada embriyonik gelişim döneminden köken alan mikroglia hücrelerinin yaklaşık 50 ile 75 yaşları arasında belirgin biçimde azaldığı saptandı. Bunların yerini ise moleküler özellikleri kandaki bağışıklık hücrelerine daha fazla benzeyen hücrelerin almaya başladığı görüldü.[1][2]</p>

<p>Yeni hücrelerin daha yüksek inflamatuvar özellikler göstermesi özellikle dikkat çekti. Bulgular, orta yaştan itibaren beyinde ortaya çıkan bu bağışıklık sistemi dönüşümünün yaşlanmayla ilişkili kronik nöroinflamasyona katkıda bulunabileceğini düşündürüyor.[1]</p>

<p>Beyin Yaşlanması Sandığımız Kadar Doğrusal Olmayabilir</p>

<p>Çalışmanın önemli taraflarından biri de yaşlanmanın yalnızca hücrelerin zaman içinde yavaş yavaş işlev kaybetmesi şeklinde gerçekleşmediğine işaret etmesi.</p>

<p>Araştırmacılar hücrelerde genlerin ne ölçüde aktif olduğunu incelemekle yetinmedi. DNA metilasyonu gibi epigenetik değişiklikleri ve DNA’nın hücre çekirdeği içerisindeki üç boyutlu organizasyonunu da analiz etti.</p>

<p>Sonuçlar, insan hipokampusunda yaşla birlikte hem hücre kimliğinin hem genlerin çalışma biçiminin hem de genomun üç boyutlu mimarisinin değiştiğini gösterdi.[1]</p>

<p>Bu değişikliklerin bir kısmı doğrusal ilerlerken bazı biyolojik süreçlerde orta yaş döneminde daha belirgin dönüşümler ortaya çıktı. Özellikle mikroglia hücrelerindeki değişimin 50-75 yaş aralığında yoğunlaşması, orta yaşın beyin yaşlanmasında önemli bir biyolojik dönem olabileceği düşüncesini güçlendirdi.[1][2]</p>

<p>Kan-Beyin Bariyerini Koruyan Hücreler de Azaldı</p>

<p>Araştırmada yalnızca mikroglialarda değişiklik görülmedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kan dolaşımındaki maddeler ile beyin dokusu arasında seçici bir koruma sistemi oluşturan kan-beyin bariyerinin devamlılığında görev alan bazı hücre gruplarının da yaşla birlikte azaldığı belirlendi.[1]</p>

<p>Ayrıca sinir hücreleri arasındaki iletişimin düzenlenmesine katkı sağlayan bazı astrosit gruplarında belirgin kayıplar tespit edildi.</p>

<p>Araştırmacılar farklı beyin hücrelerinde DNA’nın üç boyutlu organizasyonunun da yaş ilerledikçe bozulmaya başladığını bildirdi. Bu yaygın yapısal değişimin, yaşlanan beyinde genlerin çalışma düzenini etkileyen temel mekanizmalardan biri olabileceği değerlendiriliyor.[1][2]</p>

<p>Alzheimer ve Demans Açısından Neden Önemli?</p>

<p>İleri yaş, Alzheimer hastalığı ve diğer demans türleri açısından bilinen en önemli risk faktörlerinden biri. Ancak yaşlanmanın nörodejeneratif hastalıklara neden bu kadar güçlü bir zemin hazırladığı bütün ayrıntılarıyla açıklanabilmiş değil.</p>

<p>Yeni araştırma bu bağlantının olası mekanizmalarından birine ışık tutuyor.</p>

<p>Özellikle mikrogliaların daha inflamatuvar özellik gösteren hücrelerle yer değiştirmesi, yaşlanan beyinde kronik inflamasyonun neden artabileceğini açıklamaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Araştırmacılar, bu hücresel dönüşümün Alzheimer hastalığına doğrudan neden olduğunu göstermiş değil. Bundan sonraki çalışmaların önemli hedeflerinden biri, mikroglia değişiminin nörodejeneratif hastalıkların gelişimine gerçekten katkıda bulunup bulunmadığını belirlemek olacak.[1]</p>

<p>50 Yaş Bir Anda Beynin Yaşlandığı Anlamına Gelmiyor</p>

<p>Çalışmanın sonuçları “beyin 50 yaşında aniden yaşlanmaya başlıyor” şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>Araştırma, 20-95 yaş arasındaki farklı kişilerin ölüm sonrası beyin dokularının karşılaştırılmasına dayanıyor. Aynı kişilerin yıllar boyunca izlenerek beynindeki değişimlerin takip edildiği uzun süreli bir çalışma değil.</p>

<p>Bu nedenle 50 yaş kesin bir biyolojik sınır olarak kabul edilemez. Bulgular daha çok, bazı hücresel değişikliklerin orta yaş döneminden itibaren belirginleşebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Ayrıca çalışmaya yalnızca 40 kişinin dahil edilmiş olması, sonuçların daha geniş ve farklı topluluklarda doğrulanmasını gerekli kılıyor.</p>

<p>Buna karşın insan hipokampusunun tek hücre, epigenetik ve üç boyutlu genom düzeyinde birlikte incelenmesi, araştırmayı beyin yaşlanmasının biyolojik haritasını anlamak açısından önemli hale getiriyor.[1][2]</p>

<p>Sağlıklı Beyin Yaşlanmasında Yeni Hedefler Doğabilir</p>

<p>Araştırmanın uzun vadeli önemi, yalnızca beynin ne zaman değişmeye başladığını göstermesinden kaynaklanmıyor.</p>

<p>Eğer mikroglia dönüşümünün hangi biyolojik mekanizmalar tarafından başlatıldığı ve bunun bilişsel gerilemeye nasıl katkıda bulunduğu ortaya çıkarılabilirse, gelecekte sağlıklı beyin yaşlanmasını desteklemeye yönelik yeni müdahale hedefleri geliştirilebilir.</p>

<p>Araştırmacılar şimdi embriyonik kökenli mikrogliaların yaşla neden azaldığını ve bunların yerini alan hücrelerin Alzheimer ile diğer yaşa bağlı nörolojik hastalıklarda doğrudan rol oynayıp oynamadığını araştırmayı planlıyor.[1]</p>

<p>Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu: “Geleceğin Tıbbı Hastalığı Değil, Yaşlanmanın Kendisini İzleyecek”</p>

<p>Araştırmanın bulgularını değerlendiren Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, orta yaş döneminin beyin sağlığı açısından sanıldığından daha kritik olabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>“Bu çalışma bize çok önemli bir pencere açıyor. Kronolojik yaş takvimde ilerleyen bir sayı ancak biyolojik yaşlanma aynı düzenlilikte ilerlemiyor. Beyindeki bağışıklık hücrelerinin özellikle orta yaş döneminde belirgin biçimde değişmeye başlaması, nörodejeneratif hastalıkların biyolojik zemininin klinik belirtilerden yıllar önce oluşabileceği ihtimalini güçlendiriyor.”</p>

<p>Yılancıoğlu, araştırmanın Alzheimer hastalığının 50 yaşında başladığı şeklinde yorumlanmaması gerektiğini belirterek, asıl önemli noktanın hastalık ortaya çıkmadan önce meydana gelen biyolojik değişikliklerin anlaşılması olduğunu söyledi.</p>

<p>“Bugün Alzheimer ve benzeri hastalıkları çoğunlukla hafıza kaybı veya diğer klinik belirtiler ortaya çıktıktan sonra konuşuyoruz. Oysa geleceğin tıbbında asıl mücadele, hastalığın görüldüğü gün değil, biyolojik zeminin oluşmaya başladığı yıllarda verilecek. Mikroglia, nöroinflamasyon, epigenetik değişimler ve biyolojik yaş göstergeleri bu nedenle giderek daha değerli hale geliyor.”</p>

<p>“50’li Yaşlar Koruyucu Tıp İçin Stratejik Bir Dönem Olabilir”</p>

<p>Yılancıoğlu, çalışmanın daha geniş insan gruplarında doğrulanması halinde orta yaş döneminin sağlıklı beyin yaşlanması açısından özel bir pencere olarak değerlendirilebileceğini ifade etti:</p>

<p>“Önümüzdeki yıllarda yalnızca ‘Kaç yaşındasınız?’ diye sormayacağız. ‘Beyniniz kaç yaşında, bağışıklık sisteminiz hangi hızda yaşlanıyor ve yaşlanma süreciniz hangi biyolojik yoldan ilerliyor?’ sorularını sormaya başlayacağız. 50’li yaşlar da bu açıdan koruyucu tıp için stratejik bir dönem haline gelebilir.”</p>

<p>Yılancıoğlu’na göre uzun vadede en dikkat çekici gelişme ise biyolojik yaşlanmanın kişiye özgü biçimde ölçülebilmesi olacak.</p>

<p>“Ben yakın gelecekte sağlıklı yaşlanma tıbbının yıllık kontrollerin önemli bir parçası haline geleceğini düşünüyorum. Kan basıncını veya kolesterolü nasıl takip ediyorsak, bir gün beyin ve bağışıklık sisteminin biyolojik yaşlanma hızını da izleyebiliriz. Hedef insanı ölümsüzleştirmek değil; hastalıkların ortaya çıktığı dönemi mümkün olduğunca ileri taşımak ve sağlıklı geçirilen yılları artırmak olacak. Longevity tıbbının gerçek değeri burada yatıyor.”</p>

<p>Yeni bulgular şimdilik bir tedavi veya demansı önleme yöntemi sunmuyor. Ancak insan beyninde orta yaşla birlikte başlayan hücresel dönüşümlerin ayrıntılı biçimde haritalanması, sağlıklı yaşlanma araştırmalarında yeni bir pencere açıyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>[1] Zemke N ve ark. Epigenetic and 3D genome reprogramming during the aging of the human hippocampus. Science. 2026. DOI: 10.1126/science.adt8307</p>

<p>[2] Brain immunity may undergo a major midlife overhaul. 23 Temmuz 2026.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/beyinde-yaslanmanin-kritik-esigi-ortaya-cikti-degisim-50-yasta-basliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7603.jpeg" type="image/jpeg" length="21292"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anne Sütü Sadece Besin Değil: Uzmanların “İlk Aşı” Dediği Mucize Koruma]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/anne-sutu-sadece-besin-degil-uzmanlarin-ilk-asi-dedigi-mucize-koruma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/anne-sutu-sadece-besin-degil-uzmanlarin-ilk-asi-dedigi-mucize-koruma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anne sütü, bebeğin bağışıklık sistemini güçlendiren doğal bileşenleriyle yaşamın ilk aylarında kritik rol oynuyor. Uzmanlar, ilk 6 ay yalnızca anne sütü verilmesini öneriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Her yıl 1-7 Ağustos, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), UNICEF ve Dünya Emzirme Eylem Birliği (WABA) öncülüğünde kutlanan Dünya Emzirme Haftası, anne sütünün bebeklerin sağlıklı büyümesi ve gelişmesindeki vazgeçilmez rolünü hatırlatmayı amaçlıyor.</p>

<p>Bu küresel farkındalık haftası, emzirmenin yalnızca bireysel değil, toplum sağlığı açısından da önemli bir yatırım olduğuna dikkat çekiyor. Sağlık uzmanları, anne sütüyle beslenmenin çocukluk döneminden yetişkinliğe kadar uzanan birçok olumlu etkiye sahip olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Anne Sütü Neden Bu Kadar Değerli?</p>

<p>Anne sütü, bebeğin yaşamının ilk döneminde ihtiyaç duyduğu enerji, protein, vitamin, mineral ve bağışıklık bileşenlerini doğal olarak içeriyor.</p>

<p>Uzmanlara göre anne sütü;</p>

<ul>
 <li>Bebeğin bağışıklık sistemini destekliyor.</li>
 <li>Enfeksiyon riskini azaltabiliyor.</li>
 <li>Sindirimi kolaylaştırıyor.</li>
 <li>Sağlıklı büyüme ve beyin gelişimine katkı sağlıyor.</li>
 <li>Hastane yatışlarını azaltmaya yardımcı olabiliyor.</li>
</ul>

<p>Anne sütü aynı zamanda bebeğin ihtiyaçlarına göre zaman içinde içeriğini değiştirebilen tek doğal besin olarak kabul ediliyor.</p>

<p>İlk 6 Ay Sadece Anne Sütü Öneriliyor</p>

<p>DSÖ ve UNICEF’in önerilerine göre;</p>

<ul>
 <li>Doğumdan sonraki ilk saat içinde emzirmeye başlanması,</li>
 <li>İlk 6 ay boyunca yalnızca anne sütü verilmesi,</li>
 <li>Su dahil başka yiyecek ve içecek verilmemesi,</li>
 <li>Altıncı aydan sonra uygun ek gıdalara başlanırken emzirmenin sürdürülmesi öneriliyor.</li>
</ul>

<p>Uzmanlar, emzirmenin iki yaşına kadar ve anne ile bebeğin istediği sürece daha uzun süre devam ettirilebileceğini vurguluyor.</p>

<p>Emzirmenin Anneye Sağladığı Faydalar</p>

<p>Anne sütü yalnızca bebeğe değil, anneye de önemli sağlık katkıları sağlayabiliyor.</p>

<p>Araştırmalar emzirmenin;</p>

<ul>
 <li>Doğum sonrası toparlanmayı destekleyebildiğini,</li>
 <li>Rahmin eski boyutuna dönmesine katkı sağlayabildiğini,</li>
 <li>Meme ve over kanseri riskini azaltabildiğini,</li>
 <li>Tip 2 diyabet riskini düşürmeye yardımcı olabildiğini,</li>
 <li>Anne ile bebek arasındaki duygusal bağı güçlendirdiğini gösteriyor.</li>
</ul>

<p>Anne Sütü Her Bebeğin İlk Aşısı Olarak Görülüyor</p>

<p>Doğumu takip eden ilk günlerde salgılanan kolostrum (ağız sütü), yoğun bağışıklık bileşenleri içerdiği için uzmanlar tarafından bebeğin ilk doğal koruyucusu olarak tanımlanıyor.</p>

<p>Bu nedenle sağlık otoriteleri, doğumdan sonra mümkün olan en kısa sürede emzirmenin başlamasını öneriyor.</p>

<p>Dünya Emzirme Haftası’nın Amacı Ne?</p>

<p>Dünya Emzirme Haftası’nın temel hedefleri arasında;</p>

<ul>
 <li>Anne sütü konusunda farkındalık oluşturmak,</li>
 <li>Anneleri emzirme konusunda desteklemek,</li>
 <li>Sağlık çalışanlarının eğitimini güçlendirmek,</li>
 <li>İş yaşamında emziren anneleri destekleyen politikaların yaygınlaşmasını teşvik etmek,</li>
 <li>Toplumun anne sütü konusunda bilinçlenmesini sağlamak yer alıyor.</li>
</ul>

<p>Her yıl farklı bir tema belirlenerek emzirmenin sürdürülebilir kalkınma, kadın sağlığı ve çocuk sağlığı üzerindeki etkileri vurgulanıyor.</p>

<p>Türkiye’de ve Dünyada Emzirme Neden Destekleniyor?</p>

<p>Uzmanlar, anne sütüyle beslenmenin bebek ölümlerinin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini, enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığını düşürebileceğini ve uzun vadede toplum sağlığı üzerinde önemli kazanımlar sağlayabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Anne sütü aynı zamanda çevre dostu, ekonomik ve her zaman güvenli sıcaklıkta hazır bulunan doğal bir besin olması nedeniyle sürdürülebilir sağlık uygulamalarının da önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor.</p>

<p></p>

<p>Uzmanlar Ne Öneriyor?</p>

<ul>
 <li>Emzirmeye doğumdan sonraki ilk saat içinde başlanması.</li>
 <li>İlk 6 ay yalnızca anne sütü verilmesi.</li>
 <li>Altıncı aydan sonra uygun ek gıdalarla birlikte emzirmenin sürdürülmesi.</li>
 <li>Emzirme konusunda güçlük yaşanması halinde sağlık profesyonellerinden destek alınması.</li>
 <li>Emziren annelerin iş ve sosyal yaşamda desteklenmesi.</li>
</ul>

<p></p>

<p>Kaynaklar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>[1] Dünya Sağlık Örgütü (WHO)<br />
[2] UNICEF<br />
[3] World Alliance for Breastfeeding Action (WABA)<br />
[4] American Academy of Pediatrics (AAP)<br />
[5] CDC (Centers for Disease Control and Prevention)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/anne-sutu-sadece-besin-degil-uzmanlarin-ilk-asi-dedigi-mucize-koruma</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 09:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7601.jpeg" type="image/jpeg" length="88757"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnsan Tek Bir Yaşta Değil: Organlarımız Farklı Yaşlanıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/insan-tek-bir-yasta-degil-organlarimiz-farkli-yaslaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/insan-tek-bir-yasta-degil-organlarimiz-farkli-yaslaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Takvim yaşı, bütün vücudun aynı hızda yaşlandığını göstermiyor. On binlerce kişi üzerinde yapılan araştırmalar; beyin, kalp, karaciğer, böbrek ve bağışıklık sistemi gibi organların aynı insanda farklı biyolojik yaşlanma hızlarına sahip olabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Stanford Üniversitesi araştırmacılarının 44 bin 498 UK Biobank katılımcısı üzerinde yürüttüğü çalışma, kandaki 2 bin 916 proteini inceleyerek 11 organ ve doku grubunun biyolojik yaşını tahmin etti. Nature Medicine dergisinde yayımlanan araştırmada, bazı organların aynı takvim yaşındaki insanlara kıyasla daha “yaşlı” veya daha “genç” bir biyolojik profile sahip olabildiği görüldü. Bu farklılıklar daha sonraki bazı hastalıklar ve ölüm riskiyle de ilişkili bulundu. [1]<br />
Ancak bu sonuçlar, “50 yaşındaki bir insanın kalbi kesin olarak 60 yaşında” şeklinde yorumlanmamalı. Araştırmacıların hesapladığı organ yaşı, kandaki organla ilişkili protein örüntülerinin aynı yaştaki insanların ortalamasından ne kadar farklı olduğunu gösteren deneysel bir biyolojik yaş tahmini.<br />
Organların Yaşı Kandan Nasıl Tahmin Ediliyor?<br />
Organlar ve dokular kana çok sayıda protein bırakıyor. Bu proteinlerin bir bölümü belirli dokularla daha güçlü biçimde ilişkili.<br />
Araştırmacılar makine öğrenmesi yöntemleriyle bu proteinlerin yaşla nasıl değiştiğini analiz etti. Ardından yağ dokusu, damar sistemi, beyin, kalp, bağışıklık sistemi, bağırsak, böbrek, karaciğer, akciğer, kas ve pankreas olmak üzere 11 organ ve doku grubu için ayrı biyolojik yaş modelleri oluşturdu. [1]<br />
Örneğin 60 yaşındaki bir kişinin kalple ilişkili protein profili, ortalama 60 yaş grubuna göre daha yaşlı bir örüntü gösterebilirken, beynine ait protein profili daha genç görünebilir.<br />
Bu yaklaşım, yaşlanmanın bütün vücutta aynı hızda ilerleyen tek bir süreç olmayabileceği düşüncesini güçlendiriyor.<br />
İlk Büyük Çalışmada 11 Organ İncelendi<br />
Bu alanın temel çalışmalarından biri 2023’te Nature dergisinde yayımlandı.<br />
Stanford Üniversitesi öncülüğündeki araştırmacılar, beş farklı gruptaki toplam 5 bin 676 yetişkinin kan proteinlerinden 11 organın biyolojik yaşını tahmin etti. Katılımcıların yaklaşık yüzde 18,4’ünde tek bir organda belirgin hızlanmış yaşlanma profili görüldü. Yaklaşık yüzde 1,7’sinde ise birden fazla organ aynı anda daha yaşlı bir biyolojik profil gösterdi. [2]<br />
Belirgin biçimde hızlanmış organ yaşlanması, daha yüksek ölüm riskiyle ilişkiliydi. Ayrıca daha yaşlı görünen bazı organların, o organa özgü hastalıklarla bağlantılı olduğu saptandı. [2]<br />
Ancak bu bulgular, kan testinin bir kişinin ne zaman hastalanacağını veya ne kadar yaşayacağını kesin biçimde söyleyebildiği anlamına gelmiyor. Araştırmalar hastalıklarla biyolojik yaş göstergeleri arasındaki istatistiksel ilişkileri ortaya koyuyor.<br />
Beyin ve Bağışıklık Sistemi Dikkat Çekti<br />
2025’te Nature Medicine dergisinde yayımlanan daha büyük araştırmada 44 bin 498 kişinin organ yaşları, 17 yıla varan takip dönemindeki sağlık sonuçlarıyla karşılaştırıldı.<br />
Daha yaşlı organ profilleri; kalp yetersizliği, kronik akciğer hastalığı, tip 2 diyabet ve Alzheimer hastalığı dahil bazı hastalıkların daha sonraki gelişimiyle ilişkili bulundu. [1]<br />
Özellikle beynin biyolojik yaşı dikkat çekti. Belirgin biçimde yaşlı beyin profiline sahip kişilerde Alzheimer hastalığı gelişme riski daha yüksek görünürken, daha genç beyin ve bağışıklık sistemi profilleri daha düşük ölüm riskiyle ilişkiliydi. [1]<br />
Bir kişide biyolojik olarak yaşlı görünen organların sayısı arttıkça ölüm riskinin de yükseldiği görüldü.<br />
Burada önemli bir sınır var: Bu çalışmalar neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor. Yaşlı görünen bir organ hastalık riskini artırıyor olabilir; henüz belirti vermeyen bir hastalık süreci de organın protein profilinin daha yaşlı görünmesine yol açabilir.<br />
Araştırmalar 2026’da Hücre Düzeyine İndi<br />
Stanford Üniversitesi öncülüğünde Nature Medicine dergisinde Haziran 2026’da yayımlanan yeni bir çalışma, yaşlanmayı organlardan hücre türlerine taşıdı.<br />
Araştırmacılar üç büyük gruptaki toplam 60 bin 542 kişinin kanında 7 binden fazla proteini inceleyerek 40’tan fazla hücre türünün biyolojik yaşını tahmin eden modeller geliştirdi. [3]<br />
Bazı hücresel yaşlanma örüntülerinin daha sonraki hastalıklarla ilişkili olduğu görüldü. Örneğin beyindeki destek hücrelerinden astrositlerin daha yaşlı görünmesi Alzheimer hastalığıyla bağlantılıydı. Belirgin biçimde yaşlanmış iskelet kası hücresi profiline sahip kişilerde ise ALS olarak bilinen amyotrofik lateral skleroz riskinin, genç hücresel profile sahip kişilere kıyasla daha yüksek olduğu bildirildi. [3]<br />
Araştırmada bu fark yaklaşık 12,7 kat olarak hesaplandı. Ancak katılımcı sayıları ve gözlemsel çalışma yapısı nedeniyle bu sonuç bir hastalık tahmin testi olarak kullanılamaz.<br />
Organ Yaşımızı Bugün Ölçtürmeli miyiz?<br />
Organ biyolojik yaşı bugün rutin sağlık kontrollerinin standart bir parçası değil.<br />
Bu modeller büyük insan gruplarında bulunan protein örüntülerinden geliştiriliyor. Bir kişinin “kalbiniz sekiz yıl yaşlı” şeklinde aldığı tek bir sayının klinikte nasıl yorumlanacağı, hangi sınırların anlamlı olduğu ve bu değeri değiştirmeye yönelik bir müdahalenin gerçekten hastalıkları veya ölümü azaltıp azaltmadığı henüz bilinmiyor.<br />
Biyolojik yaş göstergesinin değişmesi ile kişinin gerçek sağlık sonucunun iyileşmesi de aynı şey değil. Bir tedavi organı laboratuvar ölçümünde “daha genç” gösterebilir; fakat bunun kalp krizini, demansı veya ölümü azalttığının ayrıca kanıtlanması gerekir.<br />
Yaşam Tarzıyla Bağlantı Var mı?<br />
Çalışmalarda sigara kullanımı, fiziksel aktivite, vücut ağırlığı ve bazı yaşam tarzı özellikleri ile organ ya da hücresel yaşlanma profilleri arasında ilişkiler bulundu. [1] [3]<br />
Ancak bu sonuçlar “şu davranış karaciğeri beş yıl gençleştirir” şeklinde yorumlanamaz.<br />
Bugün için daha sağlam mesaj; düzenli fiziksel aktivite, sigaradan uzak durma, sağlıklı kilo ve kalp-damar risklerinin kontrolünün birçok hastalık açısından zaten kanıtlanmış yararlar sağlaması. Organ yaşlanması araştırmaları ise bu etkilerin farklı dokularda bıraktığı biyolojik izleri anlamaya çalışıyor.<br />
Bilimin geldiği nokta, insan yaşını tek bir rakama indirmenin yetersiz kalabileceğini düşündürüyor. Aynı kişinin beyni, kalbi, böbrekleri ve bağışıklık sistemi aynı hızda yaşlanmayabilir. Ancak organ yaşını ölçerek geleceği kesin olarak öngörmek veya yaşlanmayı geri çevirmek henüz mümkün değil. Bu yeni biyolojik yaş haritalarının klinik değeri, uzun süreli çalışmalar ve müdahale deneyleriyle netleşecek.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Oh HS-H, Le Guen Y, Rappoport N, et al. Plasma proteomics links brain and immune system aging with healthspan and longevity. Nature Medicine. 2025;31:2703-2711. DOI: 10.1038/s41591-025-03798-1.<br />
[2] Oh HS-H, Rutledge J, Nachun D, et al. Organ aging signatures in the plasma proteome track health and disease. Nature. 2023;624:164-172. DOI: 10.1038/s41586-023-06802-1.<br />
[3] Ding DY, Bot VA, Chen KL, et al. Plasma proteomic signatures of cellular aging predict human disease. Nature Medicine. 2026;32:2060-2072. DOI: 10.1038/s41591-026-04446-y.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim, 🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/insan-tek-bir-yasta-degil-organlarimiz-farkli-yaslaniyor</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 07:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-20260808-w-a0002.jpg" type="image/jpeg" length="73556"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Erken Yaşam Stresinin Beyindeki Uzun Süreli Etkisine Yeni Açıklama]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/erken-yasam-stresinin-beyindeki-uzun-sureli-etkisine-yeni-aciklama</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/erken-yasam-stresinin-beyindeki-uzun-sureli-etkisine-yeni-aciklama" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Farelerde yapılan araştırma, gelişimin erken döneminde oluşan bazı epigenetik değişikliklerin beynin ileride karşılaşacağı strese verdiği yanıtı etkileyebileceğini gösterdi. Araştırmacılar, erken yaşam stresiyle ilişkilendirilen bir moleküler değişikliği genç farelerin beyninde deneysel olarak oluşturduğunda, hayvanların yetişkinlikte strese karşı daha hassas hale geldiğini belirledi. Bulguların insanlarda aynı şekilde işlediği henüz gösterilmiş değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Princeton University ve Washington University in St. Louis araştırmacılarının yürüttüğü çalışma, erken yaşam deneyimlerinin gelişmekte olan beyinde nasıl uzun süreli biyolojik etkiler bırakabileceğine ilişkin yeni ipuçları sundu.</p>

<p>The Journal of Neuroscience’da 23 Temmuz 2026’da çevrim içi yayımlanan araştırmada erkek ve dişi farelerin beynindeki nucleus accumbens bölgesine odaklanıldı. Bu bölge; ödül, motivasyon, stres ve duygusal davranışların düzenlenmesinde görev alan beyin ağlarının önemli parçalarından biri. [1]</p>

<p>Araştırmacılar özellikle SETD7 adlı enzim ile H3K4me1 adı verilen epigenetik işaret arasındaki ilişkiyi inceledi.</p>

<p>Epigenetik değişiklik, DNA’nın harf dizisini değiştirmeden bazı genlerin ne kadar kolay çalıştırılabileceğini etkileyen biyolojik düzenlemeleri ifade ediyor.</p>

<h2>Araştırmacılar erken stresle ilişkili moleküler izi taklit etti</h2>

<p>Çalışmanın önemli bir noktası, araştırmacıların yalnızca fareleri strese maruz bırakıp sonuçları izlemesi değildi.</p>

<p>Ekip, daha önce erken yaşam stresiyle ilişkilendirilen H3K4me1 adlı epigenetik işaretin oluşumunda rol oynayan SETD7 enziminin düzeyini genç farelerin nucleus accumbens bölgesinde deneysel olarak artırdı. [1]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amaç, gelişimin erken döneminde ortaya çıkan bu moleküler değişikliğin tek başına beynin ilerideki stres yanıtını değiştirmeye yeterli olup olmadığını anlamaktı.</p>

<p>SETD7 artırıldığında beynin bazı DNA bölgelerinde kromatin yapısının değiştiği görüldü.</p>

<p>Kromatin, DNA’nın hücre çekirdeği içinde proteinlerle birlikte paketlenmiş haline verilen ad. Kromatinin bazı bölgelerinin daha açık hale gelmesi, o bölgelerde bulunan genlerin gerektiğinde daha kolay çalıştırılabilmesi anlamına geliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, genç yaşta oluşturulan SETD7 artışının bazı düzenleyici DNA bölgelerinde uzun süre devam eden değişikliklere yol açtığını bildirdi. [1]</p>

<h2>Genç farelerde sonraki strese duyarlılık arttı</h2>

<p>En dikkat çekici sonuçlardan biri davranış deneylerinde ortaya çıktı.</p>

<p>Genç farelerin beyninde SETD7 düzeyi artırıldığında, bu hayvanlar yetişkinlikte karşılaştıkları yeni stres koşullarına karşı daha yüksek davranışsal hassasiyet gösterdi. [1]</p>

<p>Başka bir ifadeyle araştırmacılar, erken gelişim döneminde oluşturulan belirli bir epigenetik değişikliğin daha sonraki stres yanıtını etkileyebildiğini gösterdi.</p>

<p>Bu sonuç, erken yaşam stresinin gelecekte mutlaka ruhsal hastalığa yol açtığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Daha sınırlı ve bilimsel olarak doğru yorum şu:</p>

<p><strong>Gelişmekte olan beyinde bazı gen bölgelerinin çalışma biçimini etkileyen erken moleküler değişiklikler, daha sonraki streslere verilen yanıtı değiştirebilir.</strong></p>

<h2>Aynı değişiklik yetişkin farelerde aynı sonucu vermedi</h2>

<p>Araştırmanın önemli bulgularından biri de zamanlamayla ilgiliydi.</p>

<p>SETD7 düzeyi genç farelerin nucleus accumbens bölgesinde artırıldığında ilerleyen dönemde stres duyarlılığı ortaya çıktı.</p>

<p>Ancak benzer müdahale yetişkin farelerde yapıldığında aynı kalıcı davranışsal hassasiyet görülmedi. [1]</p>

<p>Bu sonuç, beynin gelişimin belirli dönemlerinde çevresel ve moleküler etkilere karşı daha hassas olabileceği düşüncesini destekliyor.</p>

<p>Çocukluk ve ergenlik döneminde beyin hâlâ geliştiği için sinir hücrelerinin bağlantıları, genlerin çalışma düzenleri ve stres sistemleri yetişkin beynine göre daha değişken olabiliyor.</p>

<p>Farelerdeki bulgular, bu gelişim dönemlerinde oluşan bazı epigenetik değişikliklerin ilerleyen yaşlarda da etkisini sürdürebileceğine işaret ediyor.</p>

<h2>Sinir hücrelerinin çalışma biçimi de değişti</h2>

<p>Araştırmacılar yalnızca DNA çevresindeki epigenetik işaretleri incelemedi.</p>

<p>Nucleus accumbens bölgesindeki D2 tipi orta dikenli nöronlar adı verilen sinir hücrelerinin elektriksel özellikleri de değerlendirildi.</p>

<p>Bu hücreler ödül, motivasyon ve davranış kontrolünde önemli görevler üstleniyor.</p>

<p>Genç yaşta SETD7 düzeyi artırılan farelerde bu sinir hücrelerinin bazı fizyolojik özelliklerinin değiştiği görüldü. [1]</p>

<p>Böylece araştırma aynı mekanizma içinde üç farklı düzeyde bulgu ortaya koydu:</p>

<p>Epigenetik düzenleme değişti.</p>

<p>Sinir hücrelerinin çalışma özellikleri değişti.</p>

<p>Hayvanların daha sonraki strese karşı davranışsal duyarlılığı arttı.</p>

<p>Bu üç bulgunun birlikte ortaya çıkması, araştırmacıların erken gelişim dönemindeki moleküler değişikliklerle ilerleyen yaşlardaki stres hassasiyeti arasında biyolojik bir bağlantı kurmasına yardımcı oldu.</p>

<h2>“Epigenetik iz” ne anlama geliyor?</h2>

<p>Çalışmada incelenen H3K4me1, histon adı verilen proteinler üzerinde bulunan kimyasal bir işaret.</p>

<p>Histonlar DNA’nın hücre çekirdeğinde düzenli biçimde paketlenmesine yardımcı oluyor.</p>

<p>Bu proteinlerin üzerindeki kimyasal işaretler, bazı DNA bölgelerinin hücre tarafından daha kolay veya daha zor kullanılmasını etkileyebiliyor.</p>

<p>H3K4me1 artışı, özellikle genlerin çalışmasını kontrol eden bazı düzenleyici bölgelerin ileride gelen sinyallere daha hazır hale gelmesiyle ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Bunu bir kitabın belirli sayfalarına ayraç koymaya benzetmek mümkün.</p>

<p>Kitap sürekli açık değil.</p>

<p>Ancak işaretlenmiş sayfalara gerektiğinde daha hızlı ulaşılabiliyor.</p>

<p>Araştırmacıların bulguları da bazı gen bölgelerinin erken dönemde benzer biçimde “hazırlanabileceğini” ve daha sonraki bir stres sırasında farklı tepki verebileceğini düşündürüyor. [1]</p>

<h2>Önceki araştırmalar da ödül devrelerine işaret etmişti</h2>

<p>Aynı araştırma alanındaki daha önceki çalışmalar, erken yaşam stresinin beynin ödül ve stres devrelerinde genlerin çalışma biçimini değiştirebildiğini göstermişti.</p>

<p>Nature Communications’da 2019 yılında yayımlanan bir fare çalışmasında erken yaşam stresinin ventral tegmental alan, nucleus accumbens ve prefrontal korteks gibi bölgelerde yetişkinlikte karşılaşılan strese verilen genetik yanıtı değiştirebildiği bildirilmişti. [2]</p>

<p>Yeni The Journal of Neuroscience araştırması ise bu uzun süreli değişimin altında bulunabilecek moleküler mekanizmalardan birini deneysel olarak inceleyerek SETD7-H3K4me1 yolunun olası rolünü daha ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor. [1]</p>

<h2>Bulgular çocuklara doğrudan uygulanamaz</h2>

<p>Araştırmanın en önemli sınırlılığı, deneylerin farelerde yapılmış olması.</p>

<p>Çalışma çocukluk travması yaşamış kişilerin beyinlerini incelemedi.</p>

<p>SETD7 veya H3K4me1 değişikliklerinin insanlarda erken yaşam stresinden sonra aynı biçimde ortaya çıktığı da gösterilmiş değil.</p>

<p>Bu nedenle bulgulardan “çocukluk stresi beyinde kalıcı hasar bırakır” sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>“Uzun süreli etki” ifadesi de geri döndürülemez bir beyin hasarı anlamına gelmiyor. Epigenetik sistemler yaşam boyunca çevresel koşullardan, deneyimlerden ve biyolojik süreçlerden etkilenebiliyor.</p>

<p>Aynı şekilde erken yaşamda yoğun stres yaşayan herkesin ilerleyen yıllarda depresyon, anksiyete veya başka bir ruhsal hastalık geliştireceği söylenemez.</p>

<p>İnsanlarda ruh sağlığı; genetik yapı, aile desteği, sosyal çevre, yaşam koşulları, sonraki deneyimler ve çok sayıda başka biyolojik ve psikolojik etkene bağlı.</p>

<p>Araştırma ayrıca SETD7’yi hedefleyen bir ilacın insanlarda stres, depresyon veya başka bir ruhsal hastalığı tedavi edebileceğini de göstermiyor.</p>

<p>Çalışmanın asıl önemi, gelişimin erken döneminde oluşan belirli bir epigenetik değişikliğin beynin daha sonraki stres yanıtını değiştirmeye <strong>yeterli olabileceğini farelerde deneysel olarak göstermesi</strong>.</p>

<p>Bundan sonraki önemli soru, benzer mekanizmaların insan beyninde bulunup bulunmadığı ve bulunuyorsa ruh sağlığı açısından ne ölçüde önem taşıdığı olacak.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Rashford RL, Fang LZ, DeBerardine M, Kim HJJ, Hirschfield LW, Cervi E, Barrett MR, Thompson JM, Creed MC, Peña CJ. Altered postnatal chromatin development in the nucleus accumbens primes enduring stress sensitivity. The Journal of Neuroscience. 2026. DOI: 10.1523/JNEUROSCI.2217-25.2026</p>

<p>[2] Peña CJ, Smith M, Ramakrishnan A ve ark. Early life stress alters transcriptomic patterning across reward circuitry in male and female mice. Nature Communications. 2019;10:5098. DOI: 10.1038/s41467-019-13085-6</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/erken-yasam-stresinin-beyindeki-uzun-sureli-etkisine-yeni-aciklama</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 07:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-20260808-w-a0000.jpg" type="image/jpeg" length="69087"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyin Sağlığı İçin Sofrada Nelere Dikkat Edilmeli? Bu Yiyecekleri Sık Tüketmek İyi Bir Fikir Olmayabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/beyin-sagligi-icin-sofrada-nelere-dikkat-edilmeli-bu-yiyecekleri-sik-tuketmek-iyi-bir-fikir-olmayabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/beyin-sagligi-icin-sofrada-nelere-dikkat-edilmeli-bu-yiyecekleri-sik-tuketmek-iyi-bir-fikir-olmayabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyin sağlığı yalnızca yaşla ilgili değil. Araştırmalar, ultra işlenmiş gıdalar, işlenmiş etler, fazla şeker ve sağlıksız yağların ağırlıkta olduğu beslenme düzeninin uzun vadede bilişsel sağlıkla ilişkili olabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gün içinde ne yediğimiz yalnızca kilomuzu, kan şekerimizi veya kalp sağlığımızı etkilemiyor. Beyin sağlığı açısından da beslenmenin önemli bir yeri olduğu giderek daha fazla araştırmada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Burada önemli bir ayrım var: Tek bir yiyecek hafızayı bozmaz ve tek başına demansa yol açmaz. Bilimsel çalışmalar daha çok yıllar boyunca sürdürülen beslenme düzenine bakıyor. Özellikle ultra işlenmiş ürünlerin, işlenmiş etlerin, fazla şekerin, tuzun ve sağlıksız yağların yoğun olduğu beslenme biçimleri dikkat çekiyor.</p>

<p>2026’da yayımlanan ve sekiz ileriye dönük çalışmadan 250 binden fazla kişiyi kapsayan bir meta-analizde, ultra işlenmiş gıdaları en fazla tüketenlerde bilişsel bozulma riskinin en az tüketenlere göre yaklaşık yüzde 14 daha yüksek olduğu bildirildi. Ancak bu tür araştırmalar bir neden-sonuç ilişkisini tek başına kanıtlamıyor.</p>

<p>1. Ultra işlenmiş gıdalar</p>

<p>Paketli atıştırmalıklar, bazı hazır yemekler, şekerlemeler, endüstriyel hamur işleri ve benzeri ürünler günlük yaşamın kolay seçenekleri arasında. Sorun, bunların beslenmenin büyük bölümünü oluşturmasıyla başlayabiliyor.</p>

<p>Ultra işlenmiş gıdalar çoğunlukla fazla tuz, şeker veya sağlıksız yağ içerebiliyor. Aynı zamanda lif ve doğal besin öğeleri bakımından daha fakir olabiliyor.</p>

<p>2026’da ABD’deki ileri yaştaki yetişkinler üzerinde yayımlanan bir araştırmada, ultra işlenmiş gıda tüketiminin yüksek olması bilişsel bozukluk ve demans açısından daha yüksek riskle ilişkili bulundu.</p>

<p>Daha önce İngiltere’de yürütülen geniş kapsamlı bir çalışmada da ultra işlenmiş gıda tüketimindeki artışın demans riskindeki yükselişle ilişkili olduğu görüldü. Araştırmanın dikkat çekici taraflarından biri, bu ürünlerin bir bölümünün işlenmemiş veya az işlenmiş gıdalarla değiştirilmesinin daha düşük riskle ilişkilendirilmesiydi.</p>

<p>2. İşlenmiş kırmızı etler</p>

<p>Sucuk, salam, sosis ve benzeri işlenmiş et ürünleri de araştırmacıların üzerinde durduğu gıdalar arasında.</p>

<p>2025’te yayımlanan ve 133 binden fazla kişinin verilerinin değerlendirildiği bir araştırmada, günde en az dörtte bir porsiyon işlenmiş kırmızı et tüketenlerde, günde onda bir porsiyondan az tüketenlere kıyasla demans riskinin yüzde 13 daha yüksek olduğu bildirildi.</p>

<p>Aynı araştırmada işlenmiş kırmızı et yerine kuruyemiş ve baklagillerin tercih edilmesi daha düşük demans riskiyle ilişkilendirildi.</p>

<p>Bu sonuçlar “bir dilim salam demans yapar” anlamına gelmiyor. Bulgular, uzun süre devam eden tüketim alışkanlıkları arasındaki ilişkiye işaret ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Şekerli içecekler ve fazla eklenmiş şeker</p>

<p>Gazlı içecekler, şekerli hazır içecekler, tatlılar ve yoğun şeker içeren atıştırmalıkların sık tüketilmesi kan şekerinin hızla yükselip düşmesine neden olabilir.</p>

<p>Uzun vadede yüksek şeker tüketimi; kilo artışı, tip 2 diyabet ve damar sağlığını etkileyen başka sorunlarla birlikte görülebiliyor. Bu durumların bir kısmı aynı zamanda beyin sağlığını etkileyebilen risk faktörleri arasında.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü bu nedenle sağlıklı beslenmenin temelinde sebze, meyve, baklagiller ve tam tahıllar gibi işlenmemiş veya az işlenmiş gıdaların bulunmasını; serbest şeker içeriği yüksek ürünlerin ise sınırlandırılmasını öneriyor.</p>

<p>4. Kızartmalar ve sağlıksız yağ içeriği yüksek ürünler</p>

<p>Patates kızartması, kızartılmış fast food ürünleri, bazı hamur işleri ve paketli atıştırmalıklar yalnızca yüksek kalorileri nedeniyle gündemde değil.</p>

<p>Bu ürünler beslenmedeki doymuş yağ, tuz ve bazı durumlarda trans yağ miktarını da artırabiliyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, toplam enerjinin yüzde 10’undan fazlasının doymuş yağlardan ve yüzde 1’inden fazlasının trans yağlardan gelmemesini öneriyor. Endüstriyel olarak üretilen trans yağların ise sağlıklı beslenmede yeri olmadığı belirtiliyor.</p>

<p>5. Rafine karbonhidrat ağırlıklı yiyecekler</p>

<p>Beyaz undan hazırlanmış hamur işleri, bazı tatlılar ve lif oranı düşük rafine tahıl ürünleri hızlı sindirilebilir.</p>

<p>Bu tür yiyeceklerin beslenmede fazlaca yer alması kan şekerinin hızlı yükselmesine yol açabilir. Ancak burada yine tek bir gıdayı “beyin düşmanı” ilan etmek doğru değil.</p>

<p>Önemli olan genel beslenme düzeni. Tam tahıllar, sebzeler ve baklagiller gibi lif açısından zengin karbonhidrat kaynakları daha dengeli seçenekler oluşturuyor. WHO da karbonhidratların öncelikle tam tahıllar, sebzeler, meyveler ve baklagillerden karşılanmasını öneriyor.</p>

<p>6. Tuz oranı yüksek hazır yiyecekler</p>

<p>Beyin ile damar sağlığını birbirinden ayrı düşünmek kolay değil. Yüksek tansiyon, ilerleyen yaşlarda bilişsel sağlık açısından önem taşıyan değiştirilebilir risk faktörlerinden biri.</p>

<p>Bu nedenle aşırı tuz içeren hazır yemekler, işlenmiş etler, bazı soslar ve paketli atıştırmalıkların sürekli tüketilmesi genel beslenme kalitesini olumsuz etkileyebilir.</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği’nin 2026 beslenme rehberi de daha az ultra işlenmiş gıda tüketilmesini, sodyum ve eklenmiş şekerin azaltılmasını, doymuş yağların yerine doymamış yağların tercih edilmesini öneriyor.</p>

<p>Beyin sağlığı için ne yemeli?</p>

<p>Araştırmalar yalnızca hangi yiyeceklerin azaltılabileceğine bakmıyor. Beyin sağlığı açısından daha olumlu sonuçlarla ilişkilendirilen beslenme modelleri de inceleniyor.</p>

<p>Akdeniz tipi beslenme ile MIND beslenme modeli bunların başında geliyor. Bu modellerde sebzeler, özellikle yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıllar, baklagiller, kuruyemişler, balık ve zeytinyağı öne çıkıyor. Kırmızı et, tatlı ve yoğun işlenmiş ürünler ise daha sınırlı tutuluyor.</p>

<p>Ancak bilimsel kanıtlar henüz “şu diyeti uygulayan Alzheimer olmaz” denebilecek düzeyde değil. ABD Ulusal Yaşlanma Enstitüsü de Akdeniz ve MIND beslenme modellerinin bilişsel sağlık açısından umut verici olduğunu, fakat araştırma sonuçlarının bütünüyle kesinleşmediğini vurguluyor.</p>

<p>Beyin sağlığında asıl mesele tek bir yiyecek değil</p>

<p>Beslenme araştırmalarının verdiği en önemli mesajlardan biri bu olabilir: Beyin sağlığı için tek bir yiyeceği yasaklamak yerine genel beslenme düzenine bakmak gerekiyor.</p>

<p>Arada yenilen bir tatlı, hamburger veya paketli atıştırmalık tek başına bilişsel gerileme anlamına gelmez. Daha önemli olan, bunların günlük beslenmenin ne kadarını oluşturduğu ve yerlerine hangi yiyeceklerin tercih edildiğidir.</p>

<p>Harvard Health de ultra işlenmiş ürünlerin azaltılmasını; meyve, sebze, baklagiller, tam tahıllar, kuruyemişler, tohumlar ve sağlıklı protein kaynaklarının beslenmede daha fazla yer almasını öneriyor.</p>

<p>Uzmanlar Ne Öneriyor?</p>

<ul>
 <li>Ultra işlenmiş gıdaları tamamen yasaklamak yerine günlük beslenmedeki payını azaltmaya çalışın.</li>
 <li>Sebze, meyve, baklagil ve tam tahılları sofrada daha görünür hale getirin.</li>
 <li>Sucuk, salam ve sosis gibi işlenmiş etleri sık tüketmemeye çalışın.</li>
 <li>Şekerli içecekler yerine öncelikle suyu tercih edin.</li>
 <li>Kızartmaların yerine fırında, buharda veya haşlanarak hazırlanan seçeneklere daha sık yer verin.</li>
 <li>Doymuş yağların yerine zeytinyağı ve diğer doymamış yağ kaynaklarını tercih edin.</li>
 <li>Balık, kuruyemiş ve baklagilleri dengeli beslenmenin parçası haline getirin.</li>
 <li>Diyabet, yüksek tansiyon, böbrek hastalığı veya başka kronik hastalığı bulunan kişiler büyük beslenme değişikliklerini hekim veya diyetisyenle planlamalıdır.</li>
</ul>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>WebMD, Worst Foods for Your Brain</li>
 <li>World Health Organization, Healthy Diet, 2026</li>
 <li>National Institute on Aging, What Do We Know About Diet and Prevention of Alzheimer’s Disease?</li>
 <li>American Heart Association, 2026 Dietary Guidance to Improve Cardiovascular Health</li>
 <li>Harvard Health Publishing, Ultra-processed foods? Just say no ve beslenme-bilişsel sağlık değerlendirmeleri</li>
 <li>Neurology, Long-Term Intake of Red Meat in Relation to Dementia Risk and Cognitive Function in US Adults, 2025</li>
 <li>American Journal of Public Health, Ultraprocessed Foods and the Risk of Cognitive Impairment and Dementia in Older US Adults, 2026</li>
 <li>Journal of Neurology, Ultra-processed Food Intake and Cognitive Function Impairment Meta-analysis, 2026</li>
 <li>UK Biobank Prospective Cohort Study, Ultra-processed Food Consumption and Dementia Risk</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/beyin-sagligi-icin-sofrada-nelere-dikkat-edilmeli-bu-yiyecekleri-sik-tuketmek-iyi-bir-fikir-olmayabilir</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 06:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-7597.jpeg" type="image/jpeg" length="32283"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12212"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="96234"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42390"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43971"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22301"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="13561"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
