<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 25 Sep 2026 08:41:34 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Turkish American physician Dr. Sena Yunus Osman dies at 64]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkish-american-physician-dr-sena-yunus-osman-dies-at-64</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkish-american-physician-dr-sena-yunus-osman-dies-at-64" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sena Yunus Osman, a respected member of the Turkish community in the Washington, DC, Maryland and Virginia area, has died at the age of 64. Her passing was received with deep sadness by her family, colleagues and members of the local Turkish American community.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dr. Osman had long been part of the American Turkish Association of Washington, DC (ATA-DC) community. Alongside her work as a physician, she was known for her kindness, charitable spirit and support for the Turkish community in the region.</p>

<p>Remembered for her community support</p>

<p>According to the condolence announcement, Dr. Osman was a familiar and valued figure among Turkish Americans living across the Washington metropolitan area. Messages of sympathy shared following her death highlighted both her professional life and the support she offered to people around her.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Funeral service to be held on October 4</p>

<p>A funeral service for Dr. Sena Yunus Osman is scheduled for Sunday, October 4, at 1 p.m. local time at National Funeral Home in Falls Church, Virginia.</p>

<p>She is survived by her husband, Dr. Giath Alshkaki Osman, and her children, Dr. Murat Osman, Dr. Omer Osman and Dr. Manolya Osman.</p>

<p>We extend our deepest condolences to Dr. Osmanâs family, loved ones, colleagues and all who knew her. May she rest in peace. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkish-american-physician-dr-sena-yunus-osman-dies-at-64</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1323.jpeg" type="image/jpeg" length="69386"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Washington’daki Türk toplumunun sevilen ismi Dr. Sena Yunus Osman hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/washingtondaki-turk-toplumunun-sevilen-ismi-dr-sena-yunus-osman-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/washingtondaki-turk-toplumunun-sevilen-ismi-dr-sena-yunus-osman-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Washington DC, Maryland ve Virginia’daki Türk toplumunun tanınan isimlerinden Dr. Sena Yunus Osman, 64 yaşında hayatını kaybetti. Uzun yıllardır Amerikan Türk Derneği Washington DC (ATA-DC) topluluğunun içinde yer alan Dr. Osman’ın vefatı, ailesi, meslektaşları ve bölgedeki Türkler arasında üzüntüyle karşılandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hekimlik mesleğinin yanı sıra yardımseverliği ve Türk toplumuna verdiği destekle anılan Dr. Sena Yunus Osman’ın ardından, Washington bölgesinden başsağlığı mesajları paylaşıldı.</p>

<p>Paylaşılan bilgilere göre Dr. Osman, Washington DC, Maryland ve Virginia’yı kapsayan bölgede yaşayan Türk toplumunun yakından tanıdığı bir isimdi. Amerikan Türk Derneği Washington DC topluluğundaki uzun soluklu varlığıyla bilinen Dr. Osman, mesleki çalışmalarının yanında toplumsal dayanışmaya da katkı sundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vefat haberi, onu tanıyanların duyduğu üzüntüyle karşılandı. Dr. Osman’ın yardımsever kişiliği ve çevresine verdiği destek, yapılan taziye paylaşımlarında öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.</p>

<p>Dr. Sena Yunus Osman için cenaze töreninin 4 Ekim Pazar günü, yerel saatle 13.00’te, Virginia eyaletinin Falls Church kentindeki National Funeral Home’da düzenleneceği bildirildi.</p>

<p>Dr. Osman’ın eşi Dr. Giath Alshkaki Osman ile çocukları Dr. Murat Osman, Dr. Ömer Osman ve Dr. Manolya Osman başta olmak üzere ailesine, yakınlarına, meslektaşlarına ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyoruz.</p>

<p>Dr. Sena Yunus Osman’a Allah’tan rahmet; ailesine ve sevenlerine sabır diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/washingtondaki-turk-toplumunun-sevilen-ismi-dr-sena-yunus-osman-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1322.jpeg" type="image/jpeg" length="41985"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mide Koruyucuların Uzun Kullanımında Hangi Riskler Var?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mide-koruyucularin-uzun-kullaniminda-hangi-riskler-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mide-koruyucularin-uzun-kullaniminda-hangi-riskler-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Omeprazol ve pantoprazol gibi mide koruyucular bazı hastalarda uzun süre gerekli olabilir. Ancak yıllarca süren PPI tedavisinde hâlâ geçerli bir kullanım nedeni olup olmadığı düzenli olarak değerlendirilmelidir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Omeprazol, pantoprazol, lansoprazol, esomeprazol ve rabeprazol gibi “mide koruyucu” olarak bilinen proton pompa inhibitörleri, mide asidi üretimini güçlü biçimde azaltır. Reflüden ülser tedavisine ve bazı hastalarda mide-bağırsak kanamasından korunmaya kadar önemli kullanım alanları vardır.</p>

<p>Ancak bu ilaçların aylar veya yıllar boyunca kullanılması otomatik olarak yanlış değildir; asıl soru ilacın hâlâ gerekli olup olmadığıdır. Amerikan Gastroenteroloji Derneği, PPI kullanan hastalarda uzun süreli kullanım nedeninin düzenli olarak gözden geçirilmesini, kesin bir kronik kullanım nedeni bulunmayan kişilerde ise tedavinin azaltılması veya sonlandırılmasının değerlendirilmesini öneriyor.</p>

<p>“Mide koruyucu” hangi ilaçları kapsıyor?</p>

<p>Günlük dilde mide koruyucu denildiğinde çoğunlukla proton pompa inhibitörleri, yani PPI grubu ilaçlar kastediliyor.</p>

<p>Bu gruptaki yaygın etken maddeler arasında:</p>

<p>Omeprazol</p>

<p>Pantoprazol</p>

<p>Lansoprazol</p>

<p>Esomeprazol</p>

<p>Rabeprazol</p>

<p>bulunuyor.</p>

<p>Bu ilaçlar mide asidi üretiminde görev alan proton pompalarını baskılayarak asit miktarını azaltıyor.</p>

<p>Bu nedenle reflü ve mide yanması dışında mide ve onikiparmak bağırsağı ülserlerinde, Helicobacter pylori tedavisinin bir parçası olarak ve belirli hastalarda mide-bağırsak kanaması riskini azaltmak amacıyla kullanılabiliyor.</p>

<p>Reçetesiz omeprazolde 14 gün ne anlama geliyor?</p>

<p>İnternette sık karşılaşılan “mide koruyucu 14 günden fazla kullanılmamalı” ifadesinin önemli bir ayrıntısı var.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesinin reçetesiz satılan proton pompa inhibitörlerine ilişkin kullanım bilgisine göre bu ürünler, sık mide yanması yaşayan yetişkinlerde 14 günlük tedavi kürleri için tasarlanmış durumda. Reçetesiz ürünlerin etikette belirtilenden daha uzun veya daha sık kullanılmaması gerekiyor.</p>

<p>Ancak bu kural, doktor tarafından reçete edilen bütün PPI tedavilerinin 14. günde kesilmesi gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Reçeteli proton pompa inhibitörleri hastalığa göre haftalar, aylar hatta bazı durumlarda yıllarca kullanılabiliyor.</p>

<p>Reflü tedavisinde süre ne kadar?</p>

<p>Basit ve komplikasyonsuz reflü yakınmalarında PPI tedavisi çoğunlukla belirli süreli bir deneme şeklinde başlatılıyor.</p>

<p>Amerikan Gastroenteroloji Derneği, tipik reflü yakınmaları bulunan ve alarm belirtisi olmayan kişilerde genellikle 4–8 haftalık tek doz PPI denemesini öneriyor.</p>

<p>Tedavi etkili olduğunda amaç, uygun hastalarda ilacı etkili olan en düşük doza indirmek.</p>

<p>Tedaviye uzun süre devam ediliyorsa özellikle reflü tanısı objektif olarak doğrulanmamış kişilerde uzun dönem kullanımın gerçekten gerekli olup olmadığı yeniden değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Kimlerde uzun süreli kullanım gerçekten gerekli olabilir?</p>

<p>Her uzun süreli PPI kullanımı gereksiz değildir.</p>

<p>Bazı hastalarda ilacın bırakılması yarardan çok zarar getirebilir.</p>

<p>Amerikan Gastroenteroloji Derneğinin PPI tedavisini azaltmaya yönelik klinik değerlendirmesinde; ağır eroziv özofajit, yemek borusu ülseri veya peptik darlık gibi komplike reflü öyküsü bulunan hastalarda tedavinin rutin olarak kesilmesi önerilmiyor.</p>

<p>Barrett özofagusu bulunan hastalar da genellikle tedavinin kesilmesinin rutin olarak denenmemesi gereken gruplar arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>Üst gastrointestinal kanama riski yüksek olup mide korumasına ihtiyaç duyan hastalarda da PPI tedavisi gerekli olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla “uzun süre PPI kullanmak zararlıdır, herkes bırakmalı” yaklaşımı bilimsel olarak doğru değil.</p>

<p>Uzun süre kullanılıyorsa neden kontrol edilmeli?</p>

<p>Her ilaçta olduğu gibi PPI tedavisinde de beklenen yarar ile olası risklerin dengelenmesi gerekiyor.</p>

<p>FDA, reçeteli proton pompa inhibitörlerinin uzun süreli kullanımında nadiren ciddi hipomagnezemi, yani kandaki magnezyum düzeyinin aşırı düşebildiğini bildiriyor.</p>

<p>Vakalar en az üç aylık tedaviden sonra bildirilmiş olsa da FDA değerlendirmesinde çoğunun bir yıldan uzun kullanım sonrasında ortaya çıktığı belirtiliyor.</p>

<p>Ciddi magnezyum düşüklüğü kas spazmları, nöbetler ve kalp ritim bozuklukları gibi sorunlara yol açabilir.</p>

<p>Özellikle uzun süre PPI kullanması beklenen veya magnezyumu etkileyebilecek başka ilaçlar kullanan kişilerde doktor gerekli görürse magnezyum düzeyini takip edebilir.</p>

<p>Kemik kırığı riski gerçekten var mı?</p>

<p>PPI'larla ilgili en çok konuşulan konulardan biri kemik kırıkları.</p>

<p>FDA'nın değerlendirmesinde reçeteli proton pompa inhibitörlerinin özellikle yüksek doz veya bir yıl ve üzerindeki kullanımıyla kalça, el bileği ve omurga kırıkları arasında ilişki bildiren gözlemsel çalışmalar bulunuyor.</p>

<p>Ancak burada “ilişki” ile “ilaç doğrudan kırığa neden oluyor” ifadelerini birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>Bu verilerin önemli bölümü gözlemsel araştırmalardan geliyor. Bu tür çalışmalar, PPI kullanan kişilerde başka sağlık sorunları ve kırık riskini etkileyen ek faktörler bulunabileceği için doğrudan neden-sonuç ilişkisini tek başına kanıtlayamaz.</p>

<p>FDA ayrıca etikete uygun kısa süreli ve düşük doz reçetesiz PPI kullanımında aynı kırık riskinin gösterilmediğini belirtiyor.</p>

<p>Mide koruyucular güvenli mi?</p>

<p>Genel olarak evet; doğru endikasyonda proton pompa inhibitörleri etkili ve çoğu hasta tarafından iyi tolere edilen ilaçlar.</p>

<p>Amerikan Gastroenteroloji Derneği reflü tedavisine ilişkin klinik uygulama güncellemesinde hekimlerin hastalara PPI'ların reflü tedavisindeki güvenliliğini vurgulamasını özellikle öneriyor.</p>

<p>Bu ayrım önemli.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzun süreli PPI kullanımıyla çeşitli hastalıklar arasında ilişki bildiren çok sayıda gözlemsel çalışma bulunuyor. Fakat gözlemsel ilişkilerin tamamını doğrudan ilacın neden olduğu zararlar olarak yorumlamak doğru değil.</p>

<p>Amerikan Gastroenteroloji Derneği de PPI'ların yalnızca olası yan etkilerden korkulduğu için kesilmesini önermiyor. Tedaviyi bırakma kararının temelinde ilacın artık geçerli bir kullanım nedeninin bulunmaması olması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Mide koruyucuyu bırakınca yanma neden artabilir?</p>

<p>Uzun süre PPI kullanan bazı kişiler ilacı bıraktıktan sonra mide yanması ve reflü yakınmalarında geçici artış yaşayabilir.</p>

<p>Bunun nedenlerinden biri “rebound asit hipersekresyonu” olarak adlandırılan durum.</p>

<p>Mide asidi uzun süre baskılandıktan sonra ilaç kesildiğinde asit üretimi geçici olarak artabilir. Kişi bunu hastalığının aniden çok kötüleşmesi şeklinde yorumlayabilir.</p>

<p>Bu durum bazen ilacın tekrar başlanmasına ve uzun süre kullanılmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Amerikan Gastroenteroloji Derneği, uzun süreli PPI tedavisi bırakılan hastaların geçici üst sindirim sistemi yakınmaları yaşayabilecekleri konusunda bilgilendirilmesini öneriyor.</p>

<p>Bu nedenle yıllardır kullanılan mide koruyucuyu yalnızca bir haber okuyarak aniden bırakmak doğru yaklaşım değil.</p>

<p>Her gün kullanıyorsanız kendinize şu soruyu sorun</p>

<p>Uzun süredir omeprazol, pantoprazol veya benzeri bir PPI kullanıyorsanız en önemli soru “Bu ilaç tehlikeli mi?” değil.</p>

<p>Daha doğru soru:</p>

<p>“Bu ilacı bugün hangi nedenle kullanıyorum ve bu neden hâlâ geçerli mi?”</p>

<p>İlaç başlangıçta geçici bir mide sorunu için verilmiş olabilir. Başka bir ilacın mide üzerindeki riskini azaltmak için başlanmış olabilir. Reflü tedavisi için kullanılmış olabilir veya uzun dönem tedaviyi gerçekten gerektiren bir hastalık bulunabilir.</p>

<p>Bu ayrım yapılmadan yalnızca kullanım süresine bakarak ilacın gerekli veya gereksiz olduğuna karar verilemez.</p>

<p>Hangi belirtilerde yalnızca mide koruyucu kullanmak yetmez?</p>

<p>Sürekli mide yanmasını kendi kendine PPI kullanarak bastırmak bazı önemli belirtilerin değerlendirilmesini geciktirebilir.</p>

<p>Özellikle:</p>

<p>Yutma güçlüğü</p>

<p>Açıklanamayan kilo kaybı</p>

<p>Tekrarlayan kusma</p>

<p>Kanlı kusma</p>

<p>Siyah, katranımsı dışkı</p>

<p>Kansızlık şüphesi</p>

<p>Yeni başlayan veya giderek kötüleşen belirgin üst sindirim sistemi yakınmaları</p>

<p>varsa yalnızca asit baskılayıcı ilaç kullanmak yerine tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Bu belirtilerin bulunması mutlaka ciddi bir hastalık olduğu anlamına gelmez; ancak nedenlerinin araştırılması gerekir.</p>

<p>Uzun süre kullanıyorsanız ne yapmalısınız?</p>

<p>İlacınızı kendi kendinize kesmek yerine neden reçete edildiğini kontrol edin.</p>

<p>Özellikle aylar veya yıllardır PPI kullanıyorsanız tedavinin hâlâ gerekli olup olmadığını doktor veya eczacınızla değerlendirebilirsiniz.</p>

<p>Geçerli bir uzun dönem kullanım nedeni varsa tedavi devam edebilir.</p>

<p>Gerekli olmadığı düşünülürse sağlık profesyoneli dozun azaltılması, ihtiyaç halinde kullanım veya ilacın kesilmesi gibi seçenekleri kişinin durumuna göre değerlendirebilir.</p>

<p>Amaç mide koruyucuları kötü ilaçlar ilan etmek değil; doğru hastada, doğru nedenle ve gerekli olduğu süre boyunca kullanmak.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Omeprazol, pantoprazol veya başka bir proton pompa inhibitörünü doktor önerisiyle kullanıyorsanız tedavinizi kendi kendinize bırakmayın veya dozunu değiştirmeyin. Uzun süreli kullanımın gerekliliği kişisel hastalık ve kanama riskine göre değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Gastroenterological Association — AGA Clinical Practice Update on De-Prescribing of Proton Pump Inhibitors: Expert Review — 2022</p>

<p>American Gastroenterological Association — Personalized Approach to the Evaluation and Management of Gastroesophageal Reflux Disease — 2022</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration — Over-The-Counter Heartburn Treatment ve Proton Pump Inhibitor Safety Information </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mide-koruyucularin-uzun-kullaniminda-hangi-riskler-var</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1321.jpeg" type="image/jpeg" length="93552"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Burnu Açıyor Ama Uzun Kullanımda Tersine Dönebilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/burnu-aciyor-ama-uzun-kullanimda-tersine-donebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/burnu-aciyor-ama-uzun-kullanimda-tersine-donebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Oksimetazolin ve ksilometazolin içeren burun açıcı spreyler hızlı rahatlama sağlıyor. Ancak önerilenden uzun kullanım, geri tepme tıkanıklığına yol açarak spreyi tekrar kullanma ihtiyacını artırabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Burnunuz tıkandığında birkaç dakika içinde rahat nefes almanızı sağlayan bir burun spreyi, gereğinden uzun kullanıldığında sorunun bir parçası haline gelebilir. Özellikle oksimetazolin ve ksilometazolin gibi damar daraltıcı etken maddeler içeren burun açıcı spreylerin aşırı veya uzun kullanımı “geri tepme tıkanıklığı” ile ilişkilendiriliyor.</p>

<p>İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu MHRA, 30 Nisan 2026'da bu ürünlerle ilgili uyarıları güçlendirdi. Kurum, oksimetazolin ve ksilometazolin içeren burun açıcı sprey ve damlaların önerilen kullanım süresini en fazla 5 günle sınırlandırdı.</p>

<p>Burun spreyi nasıl ters etki yapıyor?</p>

<p>Oksimetazolin ve ksilometazolin, burun içindeki genişlemiş kan damarlarını daraltır.</p>

<p>Damarlar daralınca burun mukozasındaki şişlik azalır, hava yolu genişler ve kişi kısa sürede daha rahat nefes almaya başlar.</p>

<p>Sorun, bu mekanizmanın günler boyunca tekrar tekrar kullanılmasında ortaya çıkabilir.</p>

<p>Uzun veya aşırı kullanım sonrasında ilacın etkisi azalmaya başlayabilir. Spreyin etkisi geçtiğinde burun dokusunda yeniden şişme gelişebilir ve tıkanıklık geri dönebilir.</p>

<p>Kişi bunu hâlâ soğuk algınlığı veya alerjisinin devam ettiğini düşünerek yorumlayabilir.</p>

<p>Ardından yeniden sprey kullanır.</p>

<p>Bu döngü sürdükçe kişi burnunun sprey olmadan açılmadığını düşünmeye başlayabilir.</p>

<p>“Geri tepme tıkanıklığı” nedir?</p>

<p>Bu durum tıpta rhinitis medicamentosa, yani ilaca bağlı rinit olarak adlandırılır.</p>

<p>Burun açıcı spreyin uzun süreli kullanımından sonra ortaya çıkan veya kötüleşen burun tıkanıklığı tablonun temel özelliğidir.</p>

<p>Buradaki paradoks oldukça dikkat çekici: Başlangıçta tıkanıklığı gidermek için kullanılan ürün, uzun kullanım sonrasında tıkanıklığın devam etmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu durum klasik anlamdaki madde bağımlılığıyla aynı değildir.</p>

<p>Ancak kişi sprey kullandığında rahatladığı, etkisi geçtiğinde yeniden tıkandığı için kullanım davranışı bir kısır döngüye dönüşebilir.</p>

<p>2026'da neden 5 gün sınırı getirildi?</p>

<p>MHRA, mevcut bilimsel kanıtları ve advers olay bildirimlerini yeniden değerlendirdikten sonra oksimetazolin ve ksilometazolin içeren ürünlerin kullanım talimatlarını değiştirdi.</p>

<p>30 Nisan 2026'da yayımlanan güvenlik güncellemesine göre bu ilaçların kesintisiz kullanım süresi 5 günü geçmemeli.</p>

<p>Kurum, uzun süreli veya aşırı kullanımın üç temel sorunla ilişkili olduğuna dikkat çekti:</p>

<p>Geri tepme burun tıkanıklığı</p>

<p>İlaca bağlı rinit</p>

<p>İlacın zamanla aynı etkiyi göstermemesi</p>

<p>Son durum “taşiflaksi” olarak adlandırılıyor. Basit ifadeyle aynı dozun zaman içinde daha az etkili hale gelmesi anlamına geliyor.</p>

<p>Ancak 5 gün bütün dünyada tek sınır değil</p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı var.</p>

<p>İngiltere düzenleyicisi oksimetazolin ve ksilometazolin için maksimum 5 günlük kullanım önerirken, bazı ülkelerde ve bazı ürünlerde daha kısa süreler bulunabiliyor.</p>

<p>Örneğin bazı oksimetazolin ürünlerinin güncel ABD etiketlerinde ürünün 3 günden uzun kullanılmaması gerektiği belirtiliyor.</p>

<p>Bu nedenle “beş güne kadar her ürünü güvenle kullanabilirsiniz” şeklinde genel bir sonuç çıkarmak doğru değil.</p>

<p>Kullanılan ürünün prospektüsündeki süre ve doz talimatı esas alınmalı.</p>

<p>Hangi etken maddelere bakmalısınız?</p>

<p>Burun spreyi satın alırken yalnızca marka adına bakmak yerine etken madde bölümünü kontrol etmek yararlı.</p>

<p>Bu haberin merkezindeki iki etken madde:</p>

<p>Oksimetazolin</p>

<p>Ksilometazolin</p>

<p>Her ikisi de topikal nazal dekonjestan, yani burun içine uygulanan damar daraltıcı burun açıcı ilaçlardır.</p>

<p>Ürünün marka adı ülkeden ülkeye ve üreticiden üreticiye değişebilir. Etken madde ise hangi tür ilaç kullandığınızı anlamanın daha güvenilir yoludur.</p>

<p>Her burun spreyi aynı riski taşımıyor</p>

<p>“Burun spreyi” çok geniş bir ürün grubunu tanımlıyor.</p>

<p>Tuzlu su içeren spreyler, kortikosteroid içeren alerji spreyleri ve oksimetazolin veya ksilometazolin gibi damar daraltıcı spreyler aynı ilaç değildir.</p>

<p>Serum fizyolojik veya tuzlu su spreyleri kan damarlarını daraltarak çalışmaz ve klasik geri tepme tıkanıklığı mekanizmasına sahip değildir.</p>

<p>Alerjik rinit tedavisinde kullanılan intranazal kortikosteroidler de farklı bir ilaç grubudur. Bu ürünlerin kendi kullanım kuralları ve yan etkileri bulunur ancak oksimetazolin ve ksilometazolinle aynı şekilde değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Bu ayrım önemli çünkü “burun spreyi zararlı” şeklindeki genel bir ifade bilimsel olarak doğru olmaz.</p>

<p>Sprey neden artık eskisi kadar iyi açmıyor?</p>

<p>Uzun süre kullanan bazı kişiler aynı rahatlamayı elde etmek için spreyi daha sık kullanma ihtiyacı hissedebilir.</p>

<p>MHRA'nın güncel güvenlik uyarısında taşiflaksi de özellikle belirtiliyor.</p>

<p>İlaç aynı dozda kullanıldığı halde zaman içinde etkisinin azalması, kişinin kullanım sıklığını artırmasına yol açabilir.</p>

<p>Bu aşamada daha fazla sprey kullanmak sorunu çözmek yerine döngüyü sürdürebilir.</p>

<p>Burun neden sürekli tıkalı olabilir?</p>

<p>Spreyin geri tepme etkisi olasılıklardan yalnızca biri.</p>

<p>Sürekli burun tıkanıklığının altında:</p>

<p>Alerjik rinit</p>

<p>Viral enfeksiyonlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kronik rinosinüzit</p>

<p>Burun polipleri</p>

<p>Septum eğriliği</p>

<p>Başka yapısal sorunlar</p>

<p>bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle haftalarca burun açıcı sprey kullanmak altta yatan nedeni tedavi etmek yerine yalnızca geçici rahatlama sağlayabilir.</p>

<p>Burun tıkanıklığı uzun sürüyorsa nedeninin değerlendirilmesi daha doğru yaklaşım.</p>

<p>Uzun zamandır kullanıyorsanız ne yapmalısınız?</p>

<p>Haftalardır veya aylardır oksimetazolin ya da ksilometazolin içeren bir sprey kullanan kişide ilacı bırakırken tıkanıklığın geçici olarak belirginleşmesi mümkün.</p>

<p>Bu nedenle uzun süreli kullanımı bulunan kişilerin kendi kendine farklı ilaçlar eklemek yerine doktor veya eczacıyla görüşmesi uygun olur.</p>

<p>Tedavi yaklaşımı kullanım süresine, belirtilerin şiddetine ve burun tıkanıklığının altında yatan hastalığa göre değişebilir.</p>

<p>Bazı hastalarda kulak burun boğaz veya alerji değerlendirmesi gerekebilir.</p>

<p>Çocuklarda daha dikkatli olunmalı</p>

<p>Burun açıcı ürünlerde yaş sınırlamaları ürünün etken maddesine, yoğunluğuna ve ülkenin ruhsatlandırma koşullarına göre değişebilir.</p>

<p>Çocuklarda yetişkinlere yönelik bir burun spreyini kendi kendine kullanmak doğru değildir.</p>

<p>Çocuğa burun açıcı ilaç verilmeden önce ürünün yaş sınırı ve prospektüsü kontrol edilmeli; özellikle küçük çocuklarda sağlık profesyonelinin önerisi alınmalıdır.</p>

<p>En basit kontrol: Kutuyu çevirip etken maddeye bakın</p>

<p>Burun spreyi kullanan bir kişinin yapabileceği en kolay kontrol, ürünün etken maddesini okumak.</p>

<p>Kutuda oksimetazolin veya ksilometazolin yazıyorsa bunun hızlı etki gösteren damar daraltıcı bir burun açıcı olduğunu bilin.</p>

<p>Prospektüste belirtilen kullanım süresini aşmayın.</p>

<p>Tıkanıklık düzelmiyorsa çözüm spreyi daha sık kullanmak olmayabilir.</p>

<p>Özellikle sprey olmadan burnunuzun hiç açılmadığını düşünmeye başladıysanız veya ürünü haftalardır kullanıyorsanız sağlık profesyoneliyle görüşün.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Burun spreylerinin etken maddeleri ve kullanım süreleri farklıdır. Reçeteli tedavinizi kendi kendinize değiştirmeyin. Uzun süren, tek taraflı, kanamalı veya başka belirgin belirtilerin eşlik ettiği burun tıkanıklığında tıbbi değerlendirme alın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency — Nasal Decongestant Sprays and Drops Containing Xylometazoline Hydrochloride/Oxymetazoline Hydrochloride: Drug Safety Update, 30 April 2026</p>

<p>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency — Recommended Use of Some Nasal Decongestant Sprays Limited to Five Days, 30 April 2026</p>

<p>U.S. National Library of Medicine DailyMed — Oxymetazoline Hydrochloride Nasal Decongestant Drug Labelling</p>

<p>StatPearls — Rhinitis Medicamentosa </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/burnu-aciyor-ama-uzun-kullanimda-tersine-donebilir</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 06:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1318.jpeg" type="image/jpeg" length="50164"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yaş Aldıkça Denge ve Gücünüzü Gösteren 4 Ev Testi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yas-aldikca-denge-ve-gucunuzu-gosteren-4-ev-testi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yas-aldikca-denge-ve-gucunuzu-gosteren-4-ev-testi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Evde yapılabilen dört basit test; denge, alt vücut gücü ve hareketliliğe dair ipucu verir. Ancak sonuçlar yaşam süresi tahmini ya da tanı değildir; düşme riski ve işlev için değerlendirme gerektirebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yaş aldıkça yapılan kısa hareket testleri, kişinin denge, hareketlilik ve alt vücut gücü hakkında pratik ipuçları verebilir. Bu testler bir hastalığı teşhis etmez veya tek başına yaşam süresini tahmin etmez; ancak günlük yaşamda bağımsız hareket etme kapasitesini gözden geçirmek için yararlı olabilir.</p>

<p>Evde ölçülen bir sonucun yaş, kronik hastalıklar, eklem sorunları, ilaçlar, yakın zamanda geçirilen rahatsızlıklar ve testin nasıl yapıldığı gibi birçok etkenden etkilenebileceği unutulmamalı. Özellikle dengesizlik yaşayan kişiler testi tek başına yapmamalı.</p>

<p>Zamanlı kalk-yürü-otur testi neyi gösterir?</p>

<p>“Timed Up and Go” ya da TUG olarak bilinen testte kişi kolçaklı bir sandalyeden kalkar, yaklaşık 3 metre yürür, döner, yeniden sandalyeye gelir ve oturur. Test; yürüme hızı, dönüş sırasında denge ve oturup kalkma becerisini birlikte değerlendirir.</p>

<p>Bazı klinik uygulamalarda 12 saniye ve üzerindeki süreler düşme riski açısından daha ayrıntılı değerlendirme gerektirebilecek bir bulgu sayılabilir. Yine de bu eşik herkes için aynı anlamı taşımaz. Ağrı, baston kullanımı, görme sorunları veya ameliyat sonrası dönem süreyi etkileyebilir.</p>

<p>Tek ayak üzerinde 10 saniye durmak neden önemlidir?</p>

<p>Tek ayak üzerinde durma testi, denge ile birlikte kas kontrolü ve sinir sisteminin hareket koordinasyonu hakkında fikir verir. Orta yaş ve üzerindeki yetişkinlerde yapılan gözlemsel bir araştırmada, 10 saniye tek ayak üzerinde duramamanın sonraki yıllardaki ölüm riskiyle ilişkili olduğu bildirilmiştir.</p>

<p>Bu ilişki, testte zorlanan herkesin ciddi bir sağlık sorunu olduğu anlamına gelmez. Ancak yeni başlayan dengesizlik, sık sendeleme veya düşme, görme değişikliği ve baş dönmesi varsa bu durumun hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Yere oturup kalkma testi hangi becerileri ölçer?</p>

<p>Yere oturup kalkma testi; bacak gücü, kalça hareketliliği, esneklik ve dengeyi birlikte zorlar. Kişi kaymayan bir zeminde yere oturur ve mümkün olduğunca az destekle yeniden ayağa kalkmaya çalışır. Eller, dizler veya başka bir vücut bölgesiyle destek alınması puanı azaltır.</p>

<p>Bu test özellikle eklem ağrısı, kalça-diz protezi, osteoporoz veya denge sorunu olanlar için uygun olmayabilir. Hızdan çok güvenlik önemlidir; zorlanarak yapılan denemeler düşmeye yol açabilir.</p>

<p>30 saniye sandalye testi alt vücut gücünü gösterir</p>

<p>30 saniye sandalye testi, kollar göğüste çaprazken oturup kalkma sayısını ölçer. Bacak kaslarının gücü ve dayanıklılığı; merdiven çıkma, alışveriş taşıma ve ev içinde güvenle hareket etme gibi günlük işlerle yakından ilişkilidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuçlar yaş ve cinsiyete göre değişir. Bir kişinin kendi yaş grubundaki ortalamaların altında kalması, doğrudan bir hastalık tanısı değildir; fakat güçlendirme egzersizleri veya fizyoterapi değerlendirmesi gerekip gerekmediğini konuşmak için bir fırsat olabilir.</p>

<p>Test sonucundan daha önemli olan ne?</p>

<p>Bu dört testin asıl değeri, tek seferlik bir sayı vermesinden çok zaman içinde meydana gelen değişimi fark ettirmesidir. Daha önce rahat yapılan hareketlerde belirgin zorlanma, düşme korkusu veya yürüme hızında azalma dikkat gerektirir.</p>

<p>Sağlıklı yaşlanma için yalnızca yürüyüş yeterli değildir. Aerobik aktiviteye ek olarak kas güçlendirme ve denge egzersizleri gerekir. 65 yaş ve üzerindeki yetişkinler için haftada en az 150 dakika orta şiddette aerobik aktivite, haftada en az iki gün kas güçlendirme ve düzenli denge çalışması önerilmektedir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Göğüs ağrısı, nefes darlığı, bayılma hissi, şiddetli baş dönmesi, yeni gelişen güç kaybı veya düşme öyküsü varsa bu testleri evde denemek yerine sağlık kuruluşuna başvurun. Denge sorunu olan kişiler testi sağlam bir sandalye, duvar desteği veya bir yakının gözetiminde yapmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention — Older Adult Activity: An Overview — 2025</p>

<p>National Institute on Aging — Three Types of Exercise Can Improve Your Health and Physical Ability — 2025</p>

<p>Health — 4 At-Home Fitness Tests for Aging and Longevity — 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yas-aldikca-denge-ve-gucunuzu-gosteren-4-ev-testi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 06:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1317.jpeg" type="image/jpeg" length="97399"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HSK’nın Ağustos 2026 Terfi Süresi Listesi Yayımlandı: Hâkimler İsim İsim Açıklandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hsknin-agustos-2026-terfi-suresi-listesi-yayimlandi-hakimler-isim-isim-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hsknin-agustos-2026-terfi-suresi-listesi-yayimlandi-hakimler-isim-isim-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkimler ve Savcılar Kurulu, bulundukları derecede iki yıllık yükselme süresini Ağustos 2026 dönemi sonuna kadar tamamlayan adli yargı hâkimlerine ilişkin listeyi Resmî Gazete’de yayımladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Eylül 2026 tarihli ve 33381 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) kararıyla, adli yargı hâkimleri, Cumhuriyet savcıları ile idari yargı mensupları için terfi süresini tamamlayanlara ilişkin listeler açıklandı.</p>

<p>Karar, yeni bir atama veya görev yeri değişikliği kararı değil. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu uyarınca, Ağustos 2026 dönemi sonuna kadar iki yıllık yükselme sürelerini tamamlayan yargı mensuplarının derece bazındaki ilanını içeriyor. Bu nedenle belgede yer alan görev yerleri, listede adı bulunan kişilerin ilan tarihindeki görevlerini gösteriyor.</p>

<p>HSK, süresini doldurduğu halde listede adını göremeyenlerin, ilan tarihinden itibaren 30 gün içinde yazılı başvuru yaparak durumlarının yeniden incelenmesini isteyebileceğini de duyurdu.</p>

<p>Listeler üç ana başlıkta yayımlandı</p>

<p>22 sayfalık kararda terfi süresini tamamlayanlar; adli yargı hâkim sınıfı, adli yargı Cumhuriyet savcısı sınıfı ve idari yargı şeklinde ayrıldı. İsimler ikinci, üçüncü, dördüncü, altıncı, yedinci ve sekizinci derece başlıkları altında, sicil numarası ve görev yeriyle yayımlandı.</p>

<p>Adli yargı hâkim sınıfının ikinci derece listesinde Şanlıurfa Hâkimi Şakir Ömer Karcıoğlu, Çubuk Hâkimi Samed Özkan, Marmaris Hâkimi Hülya Amercan, Adana Hâkimi Osman Özavcı, İstanbul Anadolu Hâkimi Erdinç Demet, İstanbul Anadolu Hâkimi Fatma Koluman Kondakçı, İstanbul Hâkimi Burak Şenol, Söke Hâkimi Günay Tunç ve Balıkesir Hâkimi İsmail Çolak yer aldı.</p>

<p>Bu gruptaki bazı isimler yüksek yargı veya merkez teşkilatlarında görev yapıyor. Ahmet Yıldız, Okan Çağ Çatak, Mehmet Akif Çolak, Tuğçe Nilay Akboğa, Sema Akdoğan, Yeliz Aksu Aslan, Zeynel Alpaslan, Ümmügülsüm Şahin ve Başak Türkmen Yargıtay tetkik hâkimi olarak listede bulunuyor. Mehmet Akif Çolak’ın Strateji Geliştirme Başkanlığında tetkik hâkimi olarak görev yaptığı da kararda belirtildi.</p>

<p>Ağır ceza mahkemesi başkanları ve merkez görevleri de listede</p>

<p>Terfi süresini tamamlayan hâkimler arasında mahkeme başkanları ile kurum görevlendirmesi bulunan isimler de yer aldı. Ahmet Bayrak, Serik Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı; Fevzi Bilal Tezcan, Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı; Memduh Çağatay Atıla, Mardin Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı; Vasfiye Doğaner ise Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak listelendi.</p>

<p>Ankara Hâkimi Şeyda Nur Ün’ün Anayasa Mahkemesinde raportör olarak, Tunceli Hâkimi Salih Özdoğan’ın Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünde tetkik hâkimi olarak görev yaptığı kayda geçti. Samsun Hâkimi Buket Aydın Ceza İşleri Genel Müdürlüğünde, İstanbul Hâkimi Burak Balcı ise Özel Kalem Müdürlüğünde tetkik hâkimi olarak görev yapıyor. Avanos Hâkimi Yahya Murat Bozkurt için de Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinde görev yaptığı bilgisi listede yer aldı.</p>

<p>İlk bölümde ayrıca İstanbul Hâkimi Buse Serin Çay, Biga Hâkimi Özge Renk, Ankara Hâkimi Ezgi Kayran, Elazığ Hâkimi Muhammed Ala, Bakırköy Hâkimi Şeyda Alagöz, Kars Hâkimi Dilara Arıç, Antalya Hâkimi Bilal Arıkız, Isparta Hâkimi Zeliha Arslantaş Yılmaz, Diyarbakır Hâkimi Burcu Avcı Uz, Hayrabolu Hâkimi Kamil Ayan, Orhangazi Hâkimi Semih Aydın, Bakırköy Hâkimi Cennet Bildik, İzmir Hâkimi Fatma Nur Karabacak, Manisa Hâkimi Sedef Arslan ve Antalya Hâkimi Erol Boyraz bulunuyor.</p>

<p>Cumhuriyet savcıları için derece bazlı terfi listesi</p>

<p>Kararın adli yargı Cumhuriyet savcısı sınıfına ayrılan bölümünde de çok sayıda isim ve görev yeri açıklandı. Sekizinci derece terfi süresini tamamlayanlar arasında Çayıralan Cumhuriyet Savcısı Harun Akçılgın, Hatay Cumhuriyet Savcısı Semih Arslan, Rize Cumhuriyet Savcısı Muhammed Tayyib Aydın, Koyulhisar Cumhuriyet Savcısı Mert Çetin, Şiran Cumhuriyet Savcısı Musa Kubilay Kınacı, Başkale Cumhuriyet Savcısı Mahir Tuncel, Reyhanlı Cumhuriyet Savcısı Dilara Kızıloğlu ve Sakarya Cumhuriyet Savcısı Şeyma Nur Coşkun yer aldı.</p>

<p>Yedinci derece grubunda ise İzmir Cumhuriyet Savcısı Murat Beşikyurt, Eskişehir Cumhuriyet Savcısı Ayşegül Satıcı, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı Ayyüce Eski, Gebze Cumhuriyet Savcısı Mustafa Hancı, Karacasu Cumhuriyet Savcısı Türkan Kaan İnal, Çayıralan Cumhuriyet Savcısı Muhammed Cüneyt Okudan, Hassa Cumhuriyet Savcısı Kadir Ordu ve Ankara Cumhuriyet Savcısı Ayten Abalı Tezcan bulunuyor.</p>

<p>Kararda ayrıca Pamukova Cumhuriyet Savcısı Hasan Kılıç, Kahta Cumhuriyet Savcısı Mehmet Kurum, Hani Cumhuriyet Savcısı Yusuf Şahin, Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcısı Ali Osman Tan, Halfeti Cumhuriyet Savcısı İlhan Taşdelen, Biga Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Yüzbaşı, Finike Cumhuriyet Savcısı Mina Kapan, Anamur Cumhuriyet Savcısı Sinem Çoban Ulusoy, Eskişehir Cumhuriyet Savcısı Aslıhan Uzun, Gaziantep Cumhuriyet Savcısı Sinem Zahide Yılmaz, Ermenek Cumhuriyet Savcısı Ertuğrul Ayhan, Develi Cumhuriyet Savcısı Kübra Can, Gördes Cumhuriyet Savcısı Emine Fırat ve Akdağmadeni Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Öztosun da yer aldı.</p>

<p>İdari yargıda dikkat çeken görev yerleri</p>

<p>İdari yargının ikinci derece listesinde Muğla İdare Mahkemesi Üyesi Volkan Eren, Bolu İdare Mahkemesi Üyesi Ferhat Çolak, İstanbul İdare Mahkemesi Başkanı Ahmet Arslan, Gaziantep Vergi Mahkemesi Başkanı Kasım Dinçer, Karabük İdare Mahkemesi Üyesi Halil Uğur Tozlu, Ankara Vergi Mahkemesi Üyesi Nurcihan Meryem Ballı, Kırklareli İdare Mahkemesi Üyesi Muhammet Mustafa Er, Edirne İdare Mahkemesi Üyesi Pelin Yağcıoğlu, Ordu Vergi Mahkemesi Başkanı Fatih Tuğra Boyalı ve Eskişehir İdare Mahkemesi Üyesi Ercan Çakmak yer aldı.</p>

<p>Aynı grupta Afyonkarahisar İdare Mahkemesi Üyesi Yasin Güngör, Adana İdare Mahkemesi Üyesi Ülkü Çardakçı, Ordu İdare Mahkemesi Üyesi Yeşim Boyalı, Van İdare Mahkemesi Üyesi Abdurrahman Mercan, Ankara İdare Mahkemesi Üyesi Ufuk Kalender, İzmir İdare Mahkemesi Üyesi İsa Oğlakçı, İstanbul İdare Mahkemesi Üyesi Vildan Yazıcı, Erzurum İdare Mahkemesi Başkanı Ferhat Savran, Batman Vergi Mahkemesi Üyesi Emrullah Yılmaz, Ağrı İdare Mahkemesi Üyesi Yavuz Sever, İzmir İdare Mahkemesi Üyesi Alkan Tunalı, Tokat İdare Mahkemesi Üyesi Hülya Zengin, Gaziantep İdare Mahkemesi Üyesi Mesut Arda Acar, Ağrı İdare Mahkemesi Üyesi Mehmet Koçin, Diyarbakır İdare Mahkemesi Üyesi Hatice Çelik Alagöz, Ankara Vergi Mahkemesi Üyesi Büşra Betül Ceylan Açıkelma ve Ankara İdare Mahkemesi Üyesi Ömer Doğan bulunuyor.</p>

<p>Danıştay tetkik hâkimi olarak görev yapan Tufan Baysal Aşkın, Bilgi İşlem Genel Müdürlüğünde; Efe Akın, Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünde görevli olarak listelendi. Abdurrahman Mercan için İnsan Hakları Dairesi Başkanlığındaki tetkik hâkimliği görevlendirmesi de kararda yer aldı.</p>

<p>İdari yargıda üçüncü, altıncı ve yedinci derece listeleri</p>

<p>Üçüncü derece terfi süresini tamamlayanlar arasında Danıştay Tetkik Hâkimi Muhammet Zakir Camuzcu, Kahramanmaraş İdare Mahkemesi Başkanı Senen Ceylan Canol, Ankara İdare Mahkemesi Üyesi ve Anayasa Mahkemesi raportörü Seda Ayhan, HSK Tetkik Hâkimi Mehmet Gürsoy, Danıştay Tetkik Hâkimi Ahmet Özkan, Sivas İdare Mahkemesi Başkanı Zihni Mert Öztürk, Şanlıurfa İdare Mahkemesi Başkanı Cahit Faruk Sarıbıyık ve Gaziantep İdare Mahkemesi Başkanı Mete Kağan Subaşı bulunuyor.</p>

<p>Bu listede Ankara İdare Mahkemesi Üyesi Ahmet Cahit Sarıçaların Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinde, Bursa İdare Mahkemesi Üyesi Çağatay Savaşın Strateji Geliştirme Başkanlığında tetkik hâkimi olarak görev yaptığı da belirtildi. Aydın Vergi Mahkemesi Üyesi Mustafa Aydem, Eskişehir İdare Mahkemesi Üyesi Taha Barışan, HSK Kurul Müfettişi Mehmet Akif Oruk, Eskişehir İdare Mahkemesi Üyesi Murat Özdemir, İzmir İdare Mahkemesi Üyesi Kadir Şimşek, Muğla İdare Mahkemesi Üyesi İbrahim Tesadüf ve Eskişehir İdare Mahkemesi Üyesi Miraç Üzüm de üçüncü derece grubunda yer aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Altıncı derece grubunda Danıştay Tetkik Hâkimleri Murat Hakan Yüksel, Furkan Durmuş ve Muhammed Rabbani Koç ile Ankara İdare Mahkemesi Üyesi Cemal Özdemir listelendi. Yedinci derece grubunda Malatya Vergi Mahkemesi Üyesi Çağrı Alihan Çelik, Erzurum Vergi Mahkemesi Üyesi Bilal Taha Ataş ve Hakkâri İdare Mahkemesi Üyesi Mükremin Turan yer aldı. Sekizinci derece grubunda ise Danıştay Tetkik Hâkimi Arzu Erdem, Ankara İdare Mahkemesi Üyesi Hülya Mutlu, Kırıkkale İdare Mahkemesi Üyesi Muhammet Dal ve Ankara İdare Mahkemesi Üyesi Tuba Yıldırım Kılınç bulunuyor.</p>

<p>Terfi listesi ne anlama geliyor?</p>

<p>HSK’nin yayımladığı bu karar, yargı mensuplarının kanunda öngörülen yükselme sürelerini tamamladıklarını gösteren ilan niteliğinde. Listede yer alan görev yeri bilgisi, yeni bir tayin yapıldığı anlamına gelmiyor. Atama ve müstemir yetki kararları, HSK tarafından ayrı kararlarla yayımlanıyor.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hsknin-agustos-2026-terfi-suresi-listesi-yayimlandi-hakimler-isim-isim-aciklandi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="80954"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FDA’dan İlerlemiş Böbrek Kanserine Yeni Tedavi Onayı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fdadan-ilerlemis-bobrek-kanserine-yeni-tedavi-onayi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fdadan-ilerlemis-bobrek-kanserine-yeni-tedavi-onayi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, immünoterapi sonrasında ilerleyen berrak hücre bileşenli ileri böbrek kanserinde belzutifan-lenvatinib kombinasyonunu onayladı. Tedavi, hastalığın ilerlemeden kaldığı süreyi uzattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), berrak hücre bileşeni bulunan ileri evre böbrek hücreli kanserli yetişkinler için yeni bir tedavi seçeneğine onay verdi. Karar, PD-1 veya PD-L1 hedefli immünoterapi sonrasında hastalığı ilerleyen hastalarda belzutifan ile lenvatinibin birlikte kullanılmasını kapsıyor.</p>

<p>24 Eylül 2026 tarihli onay, böbrek kanserinde tümörün oksijene uyum mekanizmasını hedefleyen HIF-2 alfa baskılanması ile damar oluşumunu engelleyen tedavi yaklaşımını aynı rejimde buluşturuyor.</p>

<p>## Yeni onay kimleri kapsıyor?</p>

<p>Onayın hedefindeki grup, berrak hücre bileşeni taşıyan lokal ileri ya da metastatik böbrek hücreli kanseri bulunan yetişkinlerden oluşuyor. Hastaların daha önce PD-1 veya PD-L1 inhibitörü almış ve kanserlerinin bu tedavi sırasında ya da sonrasında ilerlemiş olması gerekiyor.</p>

<p>Araştırmaya, adjuvan PD-1 tedavisini tamamladıktan sonraki altı ay içinde hastalığı ilerleyen kişiler de kabul edildi. Dolayısıyla karar, böbrek kanserinin bütün evrelerini ve bütün hastaları kapsayan genel bir onay değil; önceki immünoterapiye rağmen ilerleme gösteren belirli bir hasta grubuna yönelik.</p>

<p>## 747 hastanın verileri değerlendirildi</p>

<p>FDA kararının dayanağını, açık etiketli ve randomize Faz 3 LITESPARK-011 araştırması oluşturdu. Çalışmada 747 hasta iki gruba eşit biçimde ayrıldı. Bir grup belzutifan ile lenvatinib, diğer grup ise aktif karşılaştırıcı olarak kabozantinib aldı.</p>

<p>Araştırmanın iki temel sonlanım noktası, bağımsız merkezi değerlendirmeyle ölçülen progresyonsuz sağkalım ve genel sağkalımdı. Objektif yanıt oranı da ek etkinlik ölçütü olarak incelendi.</p>

<p>## Hastalığın ilerlemeden kaldığı süre uzadı</p>

<p>Belzutifan-lenvatinib grubunda medyan progresyonsuz sağkalım 14,6 ay, kabozantinib grubunda ise 10,6 ay olarak hesaplandı.</p>

<p>Tehlike oranının 0,74 olması, izlem süresince hastalığın ilerlemesi veya ölüm riskinin kombinasyon grubunda göreli olarak yüzde 26 daha düşük olduğunu gösterdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu sonuç, her hastanın yaşamına kesin olarak dört ay eklendiği anlamına gelmiyor. Medyan değerler, çalışma gruplarının ortasındaki zamanı; risk azalması ise tüm izlem boyunca iki grup arasındaki göreli farkı ifade ediyor.</p>

<p>## Tümörde küçülme oranı yüzde 53’e ulaştı</p>

<p>Tedaviye objektif yanıt, belzutifan-lenvatinib alan hastaların yüzde 53’ünde görüldü. Kabozantinib kolunda bu oran yüzde 40 olarak kaydedildi.</p>

<p>Başka bir ifadeyle yeni kombinasyon, hem hastalığın kontrol altında tutulduğu süre hem de ölçülebilir tümör yanıtı bakımından karşılaştırma tedavisinden üstün sonuç verdi.</p>

<p>## Genel sağkalımda anlamlı fark gösterilemedi</p>

<p>Sonuçların dikkatle yorumlanması gereken noktası genel sağkalım verisi oldu. Medyan genel sağkalım kombinasyon grubunda 33,7 ay, kabozantinib grubunda 28,6 ay olarak bildirildi. Ancak aradaki fark istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşmadı.</p>

<p>Bu nedenle çalışma, belzutifan-lenvatinib kombinasyonunun hastaların yaşam süresini kesin biçimde uzattığını göstermiş sayılmıyor. FDA onayının güçlü dayanakları, progresyonsuz sağkalım ve objektif yanıt oranındaki anlamlı iyileşme oldu.</p>

<p>## İki ilaç farklı hedeflere yöneliyor</p>

<p>Belzutifan, kanser hücrelerinin düşük oksijen koşullarına uyumunda rol oynayan HIF-2 alfa proteinini baskılayan, ağızdan kullanılan bir ilaç.</p>

<p>Lenvatinib ise başta VEGF reseptörleri olmak üzere tümörün damar oluşturmasına ve büyüme sinyallerine katkıda bulunan çeşitli tirozin kinazları hedefliyor.</p>

<p>Bu mekanizmaların birlikte hedeflenmesi, berrak hücreli böbrek kanserinin biyolojisine iki ayrı noktadan müdahale etmeyi amaçlıyor.</p>

<p>## Önerilen doz nasıl?</p>

<p>FDA’nın bildirdiği önerilen rejim, günde bir kez 120 miligram belzutifan ile günde bir kez 20 miligram lenvatinib alınması şeklinde.</p>

<p>Tedavi, hastalık ilerleyene veya kabul edilemez toksisite ortaya çıkana kadar sürdürülüyor. Doz azaltma, tedaviye ara verme veya tedaviyi sonlandırma kararları yan etkilere göre hekim tarafından veriliyor.</p>

<p>## Önemli yan etkiler ve uyarılar</p>

<p>Belzutifanın reçete bilgisinde embriyo-fetal toksisite için en güçlü uyarı düzeyi olan kutulu uyarı bulunuyor. Anemi ve kandaki oksijen seviyesinin düşmesi de ilacın önemli riskleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Belzutifan-lenvatinib kombinasyonunda kalp işlev bozukluğu ayrıca dikkat edilmesi gereken bir risk olarak bildirildi.</p>

<p>Lenvatinib; yüksek tansiyon, kalp işlev bozukluğu, atardamar pıhtı olayları, karaciğer toksisitesi, böbrek işlev kaybı, idrarda protein, ishal, kanama, QT aralığında uzama, tiroit işlev bozukluğu ve yara iyileşmesinde gecikme gibi ciddi sorunlarla ilişkilendirilebiliyor.</p>

<p>Bu riskler her hastada ortaya çıkmıyor. Ancak tedavi süresince kan basıncı, kan değerleri, kandaki oksijen seviyesi, kalp ve diğer organ işlevlerinin yakından izlenmesi gerekiyor.</p>

<p>## Onayın klinik anlamı ne?</p>

<p>Yeni karar, immünoterapi sonrasında ilerleyen berrak hücre bileşenli böbrek kanserinde tedavi seçeneklerini genişletiyor.</p>

<p>Kombinasyonun kabozantinibe karşı progresyonsuz sağkalım ve objektif yanıt oranında üstünlük göstermesi klinik açıdan önem taşıyor. Buna karşılık genel sağkalımda istatistiksel üstünlüğün ortaya konulamaması, sonuçların “yaşam süresini kesin olarak uzattı” şeklinde sunulmaması gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu haber yalnızca bilgilendirme amacı taşır. Belzutifan ve lenvatinib reçeteli kanser ilaçlarıdır. Tedavi kararı, doz değişikliği ve yan etki izlemi yalnızca hastayı değerlendiren tıbbi onkoloji ekibi tarafından yapılmalıdır. İlaçlar hekim önerisi olmadan başlanmamalı veya bırakılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 24 Eylül 2026 tarihli onay duyurusu</p>

<p>ClinicalTrials  LITESPARK-011, NCT04586231 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fdadan-ilerlemis-bobrek-kanserine-yeni-tedavi-onayi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 23:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-5876.jpeg" type="image/jpeg" length="52975"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boza Şişelerinde Aşı Ürettiler: İşgal İstanbul’unda İnanılmaz Tıp Mücadelesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/boza-siselerinde-asi-urettiler-isgal-istanbulunda-inanilmaz-tip-mucadelesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/boza-siselerinde-asi-urettiler-isgal-istanbulunda-inanilmaz-tip-mucadelesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İşgal yıllarının İstanbul’unda salgın hastalıklarla mücadele edilirken Dr. Mustafa Hilmi Sağun ve meslektaşları Gedikpaşa Hamamı’nı aşı hazırlamak için kullandı. Tıp tarihi kaynakları, burada boza şişeleri içinde kolera ve veba aşılarının hazırlandığını kaydediyor. Olayın tarihlendirilmesinde ise 1919 ve 1920’yi işaret eden farklı kaynaklar bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul salgınla karşı karşıyaydı<br />
Birinci Dünya Savaşı sona ermişti ancak İstanbul’un sıkıntıları bitmemişti.<br />
Şehir işgal yıllarını yaşıyor; yoksulluk, göç ve bulaşıcı hastalıklar halk sağlığını tehdit ediyordu. Böyle bir ortamda İstanbul, insanlığın yüzyıllar boyunca korkuyla hatırladığı hastalıklardan biriyle yeniden karşı karşıya kaldı:<br />
Veba.<br />
Tarihî kaynaklar, İstanbul’daki veba salgınının 1919 sonbaharında başladığını gösteriyor.<br />
Salgın yalnız halkı değil, hastalıkla mücadele eden sağlık çalışanlarını da tehdit ediyordu. Bakteriyolojihane’de aşı ve serum çalışmalarında görev yapan Dr. Ziya Seyfullah Bey, bir laboratuvar kazasının ardından pnömonik vebaya yakalandı ve 7 Ocak 1920’de hayatını kaybetti.<br />
Salgına karşı mücadelenin ne kadar ağır şartlarda yürütüldüğünü gösteren olaylardan biri de buydu.<br />
Aşı ihtiyacı için Gülhane devreye girdi<br />
Tıp tarihçisi Prof. Dr. Ekrem Kadri Unat’ın çalışmalarında aktarıldığına göre, İstanbul’daki veba salgını sırasında ihtiyaç duyulan miktarda aşının hazırlanabilmesi için Gülhane’den destek istendi.<br />
Görev, dönemin deneyimli bakteriyologlarından Dr. Mustafa Hilmi Sağun’a verildi.<br />
Mustafa Hilmi Bey’e Dr. Kâzım Lakay ve Dr. Cevdet Kapandalık eşlik etti.<br />
Ortaya çıkan çözüm ise Türk tıp tarihinin en ilginç salgın mücadelelerinden birine dönüştü.<br />
Gedikpaşa Hamamı aşı hazırlanan bir mekâna dönüştü<br />
Mustafa Hilmi Sağun ve çalışma arkadaşları İstanbul’daki Gedikpaşa Hamamı’nı çalışmalarını yürütmek için kullandı.<br />
Tarihî kayıtlarda geçen sıra dışı ayrıntı ise şuydu:<br />
Aşılar boza şişeleri içinde hazırlandı.<br />
Prof. Dr. Nuran Yıldırım’ın 2024 yılında yayımlanan çalışmasında Mustafa Hilmi Sağun’un, savaşın getirdiği olumsuz koşullarda Gedikpaşa Hamamı’nda ve boza şişeleri içinde istenen miktarda kolera ve veba aşıları hazırladığı belirtiliyor.<br />
Bu ifade tıp tarihi açısından önemli.<br />
Ancak burada bir ayrıntıyı özellikle ayırmak gerekiyor.<br />
Kaynaklar bize “boza şişeleri” kullanıldığını söylüyor. Fakat bunların daha önce boza satmak için kullanılmış eski şişeler olduğu, sokaklardan toplandığı veya herhangi bir biçimde gelişigüzel kullanıldığı yönünde doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor.<br />
Bu nedenle hikâyeyi,<br />
“Kullanılmış boza şişelerine aşı doldurdular”<br />
şeklinde anlatmak doğru olmaz.<br />
Kaynakların desteklediği ifade çok daha açık:<br />
Aşı hazırlama sürecinde boza şişeleri kullanıldı.<br />
Peki hangi aşılar hazırlanıyordu?<br />
Bu noktada kaynaklar arasında dikkat çekici bir farklılık bulunuyor.<br />
Prof. Dr. Nuran Yıldırım’ın 2024 tarihli çalışması Mustafa Hilmi Sağun’un Gedikpaşa Hamamı’nda kolera ve veba aşıları hazırladığını belirtiyor ve olayı 1919 yılına tarihlendiriyor.<br />
Ekrem Kadri Unat’ın daha eski çalışmaları ise hadiseyi 1920’de devam eden veba salgını bağlamında ele alıyor.<br />
Dolayısıyla olayın tarihini hiçbir açıklama yapmadan yalnızca 1919 veya yalnızca 1920 şeklinde vermek yerine, 1919’da başlayan salgının 1920’ye uzanan mücadele dönemi içerisinde değerlendirmek daha temkinli bir yaklaşım.<br />
Boza şişelerinin aşı hazırlanmasında kullanıldığı ve Mustafa Hilmi Sağun’un bu süreçte önemli rol üstlendiği ise kaynaklarda açık biçimde yer alıyor.<br />
Mustafa Hilmi Sağun kimdi?<br />
Bu hikâyenin merkezindeki Mustafa Hilmi Sağun, dönemin önemli bakteriyologlarından biriydi.<br />
1880 doğumlu Sağun, Gülhane’de bakteriyoloji alanında çalıştı. Kolera, tifo, tifüs, dizanteri ve veba gibi dönemin önemli bulaşıcı hastalıklarıyla mücadelede görev aldı.<br />
Dolayısıyla Gedikpaşa Hamamı’nda gerçekleştirilen çalışma, rastgele ortaya çıkmış bir girişim değildi.<br />
Arkasında bakteriyoloji alanında yetişmiş hekimler ve Osmanlı’nın son döneminde oluşmaya başlayan önemli bir aşı-serum üretim birikimi bulunuyordu.<br />
Osmanlı’da aşı üretimi yeni değildi<br />
Gedikpaşa Hamamı hikâyesini değerlendirirken önemli bir yanlış anlamadan da kaçınmak gerekiyor.<br />
Aşı üretimi Osmanlı topraklarında ilk kez burada başlamadı.<br />
yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti’nde bakteriyoloji, bağışıklama ve bulaşıcı hastalıklarla mücadele konusunda önemli kurumlar oluşturulmuştu.<br />
Çiçek aşısı uygulamaları, kuduzla mücadele çalışmaları, Bakteriyolojihane-i Şahane ve diğer aşı-serum faaliyetleri önemli bir kurumsal ve bilimsel deneyim meydana getirmişti.<br />
Gedikpaşa Hamamı’nı ilginç kılan şey, ilk kez aşı üretilmesi değil;<br />
savaş, işgal ve salgının ağırlaştırdığı koşullarda mevcut bilimsel birikimin olağanüstü şartlara uyarlanmasıydı.<br />
Boza şişeleri aslında neyi anlatıyor?<br />
Bugünden bakıldığında hikâyenin en dikkat çekici unsuru kuşkusuz boza şişeleri.<br />
Fakat bu olay yalnızca sıra dışı bir kap kullanılması nedeniyle önemli değil.<br />
Boza şişeleri aynı zamanda dönemin şartlarını anlamamızı sağlayan küçük fakat güçlü bir tarihî ayrıntı.<br />
Savaş, işgal ve salgının ağırlaştırdığı koşullarda hekimler, mevcut imkânları kullanarak aşı üretimini sürdürmeye çalışıyordu.<br />
Bu nedenle Gedikpaşa Hamamı’ndaki mücadeleyi yalnızca,<br />
“Boza şişelerinde aşı ürettiler”<br />
şeklindeki ilginç bir anekdota indirgememek gerekiyor.<br />
Asıl hikâye, bir sağlık krizinin ortasında bilimsel üretimin ve salgınla mücadelenin devam ettirilmesi çabasıydı.<br />
Bugünkü aşı üretimiyle karşılaştırılmamalı<br />
Bir asır önce gerçekleştirilen aşı üretimi ile günümüzün aşı üretim süreçlerini doğrudan karşılaştırmak doğru değildir.<br />
Modern aşı üretimi; kontrollü üretim ortamları, biyogüvenlik uygulamaları, sterilizasyon süreçleri, standardizasyon, kalite kontrol ve çok aşamalı güvenlik denetimleri altında gerçekleştiriliyor.<br />
Bu nedenle Gedikpaşa Hamamı’ndaki uygulamadan,<br />
“Aşı üretmek aslında çok basitti”<br />
gibi bir sonuç çıkarılamaz.<br />
Tam tersine bu olay, yaklaşık bir asır önce salgınla mücadele eden hekimlerin dönemin bilimsel bilgisi ve mevcut imkânlarıyla olağanüstü koşullara çözüm üretme çabası olarak okunmalıdır.<br />
Bir hamamın duvarları arasında yazılan tıp tarihi<br />
Tıp tarihini düşündüğümüzde gözümüzün önüne çoğu zaman büyük hastaneler, araştırma merkezleri ve laboratuvarlar gelir.<br />
Fakat salgınların ve savaşların tarihi bize başka bir gerçeği de gösteriyor:<br />
Bazen bilimin mekânı değişir.<br />
Bir okul hastaneye dönüşebilir.<br />
Bir bina karantina merkezi olabilir.<br />
Bir hamam aşı hazırlanan bir çalışma alanına dönüşebilir.<br />
İşgal yıllarının İstanbul’unda Gedikpaşa Hamamı’nın başına gelen de buydu.<br />
Karşılarında bir salgın vardı.<br />
İnsanların aşıya ihtiyacı vardı.<br />
Ve hekimler mücadeleyi sürdürmek zorundaydı.<br />
Boza şişelerinin tıp tarihine girmesinin nedeni de tam olarak buydu.<br />
Bugün bize sıra dışı görünen o şişeler, yaklaşık bir asır önce salgınla mücadele eden insanların hangi koşullar altında çalıştığını hatırlatıyor.<br />
Gedikpaşa Hamamı’nın hikâyesi bu nedenle yalnızca şaşırtıcı bir tarih ayrıntısı değildir.<br />
O hikâye, savaşın, işgalin ve salgının ortasında bilimsel mücadeleyi sürdürmenin hikâyesidir.<br />
Ve bazen tıp tarihinin unutulmaz sayfaları, büyük laboratuvarlarda değil, İstanbul’un eski bir hamamının duvarları arasında yazılır.<br />
Kaynaklar<br />
Nuran Yıldırım. Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi ve Türkiye’de aşı-serum üretiminin tarihsel gelişimini ele alan çalışma, Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları, 2024. Çalışmada Mustafa Hilmi Sağun’un Gedikpaşa Hamamı’nda boza şişeleri içerisinde kolera ve veba aşıları hazırladığı ve olayın 1919’da gerçekleştiği belirtilmektedir.<br />
Ekrem Kadri Unat. Osmanlı İmparatorluğu’nda bakteriyoloji ve viroloji tarihi üzerine çalışmalar, İstanbul, 1970.<br />
KLİMİK. Dr. Ziya Seyfullah Bey’in yaşamı ve meslek şehitleri üzerine tarihsel çalışma. Kaynakta İstanbul’daki veba salgınının Ekim 1919’da başladığı, Seyfullah Bey’in laboratuvar kazası sonrası pnömon</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/boza-siselerinde-asi-urettiler-isgal-istanbulunda-inanilmaz-tip-mucadelesi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 22:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/isgal-istanbulunda-asi-mucadelesi-1280x720-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="80792"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1918 İstanbul’unda Bir Sağlık Müzesi: Hastalıklar Halka Sergilerle Anlatılıyordu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/1918-istanbulunda-bir-saglik-muzesi-hastaliklar-halka-sergilerle-anlatiliyordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/1918-istanbulunda-bir-saglik-muzesi-hastaliklar-halka-sergilerle-anlatiliyordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Birinci Dünya Savaşı’nın son aylarında İstanbul’da sıra dışı bir kurum kapılarını açtı. 23 Temmuz 1918’de Divanyolu’nda açılan Sıhhi Müze; veremden frengiye, sıtmadan çiçeğe kadar dönemin önemli hastalıklarını tablolar, balmumu mulajlar ve modellerle anlatıyordu. Amaç yalnızca hastalıkları göstermek değil; bulaşma yollarını, korunmayı ve sağlıklı yaşam bilgisini toplumun anlayabileceği bir dille görünür hâle getirmekti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul’da sağlık bilgisini “gösteren” bir müze<br />
1918 yılının İstanbul’u…<br />
Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişti. Şehir, savaş yıllarının beraberinde getirdiği ekonomik ve toplumsal güçlüklerle karşı karşıyaydı. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele ise dönemin en önemli sağlık meselelerinden biriydi.<br />
Sağlık bilgisini geniş toplum kesimlerine ulaştırmanın imkânları bugünkü kadar çeşitli değildi. Televizyon yoktu, internet yoktu; sağlık bilgisinin halka aktarılmasında basılı materyaller, konferanslar ve görsel eğitim araçları önemli rol oynuyordu.<br />
İşte böyle bir dönemde İstanbul’da dikkat çekici bir girişim hayata geçirildi:<br />
Sıhhi Müze.<br />
23 Temmuz 1918’de Sultanahmet-Divanyolu’nda, Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin kullandığı binada açılan müze, Osmanlı’da kendi türünün ilk örneği olarak sağlık ve hijyen eğitimini görsel yöntemlerle desteklemeyi amaçlıyordu.<br />
Müzenin düşüncesi basitti fakat dönemi için son derece dikkat çekiciydi:<br />
İnsanlara hastalıkları yalnızca anlatmak değil, göstermek.<br />
Fikrin arkasında Dr. Abdülhak Adnan Adıvar vardı<br />
Müzenin kuruluş sürecinin önde gelen isimlerinden biri Dr. Abdülhak Adnan Adıvar idi.<br />
Avrupa’daki sağlık ve hijyen müzelerini görmüş olan Adıvar, benzer bir eğitim modelinin İstanbul’da da kurulmasını istiyordu.<br />
Bu amaçla hekimliğinin yanında ressamlık ve hattatlık yönü de bulunan Dr. Hikmet Hamdi Bey görevlendirildi.<br />
Hikmet Hamdi Bey, Almanya’da Berlin, Frankfurt ve Dresden’deki sağlık ve hijyen müzelerini inceledi. Kaynaklar Almanya’da geçirdiği sürenin uzunluğu konusunda farklı bilgiler verse de 1917’de İstanbul’a döndüğü ve beraberinde 25 öğretici levha getirdiği belirtiliyor.<br />
Levhalarda verem, frengi, yumuşak şankr, belsoğukluğu, sıtma ve çiçek gibi bulaşıcı hastalıkların yanı sıra alkol, morfin ve kokain kullanımının zararları anlatılıyordu.<br />
Hikmet Hamdi Bey bu materyalleri yalnızca aktarmadı.<br />
Hattatlık bilgisinden de yararlanarak levhaları dönemin Osmanlı Türkçesine uyarladı ve halkın anlayabileceği öğretici materyallere dönüştürdü.<br />
Önce sergide halkın karşısına çıktı<br />
Sıhhi Müze bir anda ortaya çıkmadı.<br />
Hikmet Hamdi Bey’in hazırladığı çalışmaların bir bölümü 1917’de düzenlenen Hilal-i Ahmer Sergisi’nde halka gösterildi.<br />
Sergide sekiz yağlı boya ve on suluboya çalışma yer aldı. Sağlık konularını öğretici resimlerle anlatan bu çalışmaların gördüğü ilgi, İstanbul’da kalıcı bir sağlık müzesi kurulması düşüncesini güçlendirdi.<br />
Böylece geçici bir sergide başlayan görsel sağlık eğitimi, kısa süre sonra sürekli bir kuruma dönüştü.<br />
Hastalıklar neredeyse gerçeği gibi gösteriliyordu<br />
Müzenin en çarpıcı taraflarından biri, ziyaretçilere yalnızca yazılı bilgi sunmamasıydı.<br />
Hastalıkların insan bedeninde oluşturduğu değişiklikleri göstermek için teknisyen Halit Bey tarafından 30 balmumu mulaj hazırlandı.<br />
Mulaj, hastalık belirtilerinin son derece gerçekçi biçimde üç boyutlu olarak modellenmesine dayanan bir eğitim yöntemiydi. Özellikle deri lezyonlarının ve dışarıdan görülebilen hastalık belirtilerinin öğretilmesinde kullanılıyordu.<br />
Patoloji profesörü Hamdi Suat, daha sonra aldığı soyadıyla Hamdi Suat Aknar, hastalıkların patolojik özelliklerini gösteren 10 modelin hazırlanmasına katkıda bulundu.<br />
Böylece ziyaretçi yalnızca:<br />
“Verem tehlikelidir.”<br />
yazan bir levha okumuyordu.<br />
Hastalığın nasıl yayıldığını öğreniyor, insan bedenindeki etkilerini görüyor ve korunmanın neden önemli olduğunu daha somut biçimde anlayabiliyordu.<br />
Veremden çiçeğe, koleradan kuduza…<br />
Sıhhi Müze zaman içinde oldukça geniş bir sağlık eğitimi içeriğine kavuştu.<br />
Sergilerde verem, frengi, sıtma, çiçek, kızıl, kızamık, tifüs, difteri ve kuduz gibi hastalıkların kuluçka dönemleri, vücutta meydana getirdiği değişiklikler ve korunma yöntemleri anlatılıyordu.<br />
Su yoluyla bulaşan hastalıklar için özel bölümler hazırlanmıştı. Kolera ve dizanteri gibi hastalıkların bulaşmasını anlatmak amacıyla hareketli ve görsel düzeneklerden de yararlanılıyordu.<br />
Aşılama uygulamalarına ilişkin bilgiler, sağlıklı beslenme konusunda hazırlanmış panolar ve kalori çizelgeleri de müzenin eğitim materyalleri arasındaydı.<br />
Alkolün iç organlar üzerindeki zararları ise görsel anlatımlarla ziyaretçilere gösteriliyordu.<br />
Sadece halka değil, tıp öğrencilerine de<br />
Sıhhi Müze’nin kuruluş düşüncesinde önemli bir ayrıntı daha vardı.<br />
Müze yalnızca halka sağlık bilgisi vermek amacıyla tasarlanmamıştı.<br />
Tıp öğrencilerinin hijyen ve koruyucu sağlık konularını uygulamalı ve görsel materyaller üzerinden öğrenmelerine katkı sağlamak da kuruluş amaçlarından biriydi. Zaman içerisinde müzenin halka yönelik sağlık iletişimi işlevi daha belirgin hâle geldi.<br />
Bu yönüyle Sıhhi Müze, iki alanı bir araya getiriyordu:<br />
Tıp eğitimi ve halk sağlığı eğitimi.<br />
Bir asır önceki “sağlık infografikleri”<br />
Bugün bir sağlık kurumunun sosyal medya hesabında gördüğümüz infografikleri düşünün.<br />
Bir hastalığın nasıl bulaştığını anlatan çizimler…<br />
Korunma yöntemlerini gösteren şemalar…<br />
İnsan bedenindeki değişiklikleri anlatan üç boyutlu modeller…<br />
1918 İstanbul’undaki Sıhhi Müze, bunların bir asır önceki karşılıklarını kullanıyordu.<br />
Duvarlardaki tablolar, bilgi levhaları ve üç boyutlu modeller bilimsel bilginin daha anlaşılır hâle gelmesini sağlıyordu.<br />
Bu nedenle Sıhhi Müze’yi yalnızca tarihî tıbbi objelerin sergilendiği bir mekân olarak görmek eksik kalır.<br />
Müze aynı zamanda Türkiye’de görsel sağlık iletişiminin erken ve dikkat çekici örneklerinden biriydi.<br />
Müzedeki bilgiler kitaba dönüştü<br />
Sıhhi Müze’nin çalışmaları Cumhuriyet döneminde de devam etti.<br />
1924 yılında “Sıhhi Müze Rehberi” yayımlandı.<br />
Bunu 1926’da yaklaşık 70 sayfalık “Sıhhi Müze Atlası” izledi. Atlas, Hikmet Hamdi Bey’in renkli resimlerinin yanı sıra mikroorganizmaları gösteren çizimleri de içeriyordu.<br />
Atlas sayesinde müzenin duvarlarında bulunan sağlık eğitimi, basılı bir esere dönüşmüş oluyordu.<br />
Sıtma, frengi, kolera, dizanteri, tifo, verem, çiçek, kızamık, kızıl, difteri, tifüs, veba ve kuduz gibi hastalıkların yanında günlük yaşam alışkanlıklarının sağlık üzerindeki etkileri de ele alınıyordu.<br />
Dönemin sağlık anlayışını yansıtan en ilginç örneklerden biri ise yüksek ökçeli ayakkabıların sağlık üzerindeki etkilerini anlatan görsellerdi.<br />
Bugünden bakıldığında bazı anlatımlar doğal olarak kendi döneminin tıbbi ve toplumsal değerlerini yansıtıyor.<br />
Ancak atlasın önemi başka bir yerdeydi:<br />
Sağlık bilgisini resimlerle anlatmaya çalışıyordu.<br />
Çocukların da ziyaret ettiği bir sağlık okulu<br />
Sıhhi Müze’nin etkisi yalnızca kuruluş yıllarıyla sınırlı kalmadı.<br />
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünün tarihçesine göre müze, ilerleyen yıllarda İstanbul halkının yakından tanıdığı bir kurum hâline geldi ve 1960’lı yıllara kadar ilkokullar tarafından tekrar tekrar ziyaret edildi.<br />
Bir başka ifadeyle, başlangıçta tıp öğrencilerinin eğitimine de katkı sağlaması düşünülen Sıhhi Müze, zamanla çocukların ve geniş halk kesimlerinin sağlık bilgisiyle karşılaştığı bir eğitim alanına dönüşmüştü.<br />
Müzenin belki de en değerli mirası buydu.<br />
Bir asır önce sorulan soru bugün de aynı<br />
Sıhhi Müze’nin hikâyesinin asıl önemi, yalnızca 1918’de açılmış eski bir müze olmasında değil.<br />
Arkasındaki düşüncede yatıyor:<br />
Hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek kadar, insanlara hastalıktan nasıl korunacaklarını öğretmek de önemlidir.<br />
1918’de bunun araçları yağlı boya tablolar, öğretici levhalar, balmumu mulajlar ve modellerdi.<br />
Bugün aynı amaç için videolar, animasyonlar, infografikler, mobil uygulamalar ve sosyal medya kullanılıyor.<br />
Teknoloji değişti.<br />
Araçlar değişti.<br />
Fakat halk sağlığının temel sorularından biri değişmedi:<br />
Bilimsel bilgiyi toplumun anlayabileceği bir dile nasıl çevirebiliriz?<br />
1918 İstanbul’undaki Sıhhi Müze, bundan bir asırdan fazla önce bu soruya oldukça güçlü bir cevap vermişti:<br />
Göstererek, anlatarak ve korunmayı öğreterek.<br />
Kaynaklar<br />
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Tarihçe – Sağlık Müzesi<br />
Uğurgül Tunç, Museums of Medicine and Health: Curating Public Health, Infectious Diseases and Clinical Microbiology / PubMed Central.<br />
Sıhhi Müze Rehberi, 1924.<br />
Sıhhi Müze Atlası, 1926.<br />
Nuran Yıldırım’ın Sıhhi Müze ve Osmanlı sağlık tarihi üzerine çalışmaları.<br />
Tıbbi not: Bu yazı tıp tarihi ve sağlık iletişimi amacıyla hazırlanmıştır. Metinde yer alan hastalık tanımları, eğitim yöntemleri ve sağlık yaklaşımlarının bir bölümü tarihsel dönemlerinin bilgi ve koşullarını yansıtmaktadır; güncel tanı veya tedavi önerisi olarak değerlendirilmemelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/1918-istanbulunda-bir-saglik-muzesi-hastaliklar-halka-sergilerle-anlatiliyordu</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 21:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/1918-istanbul-saglik-muzesi-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="60666"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Osmanlı’da Dişçi Olmak: Modern Diş Hekimliği Eğitimi Nasıl Başladı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/osmanlida-disci-olmak-modern-dis-hekimligi-egitimi-nasil-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/osmanlida-disci-olmak-modern-dis-hekimligi-egitimi-nasil-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün diş hekimliği; temel bilimlerden klinik uygulamalara uzanan uzun bir üniversite eğitimi gerektiriyor. Osmanlı’nın son dönemlerinde ise dişçilik henüz bugünkü anlamda standart bir yükseköğretim alanı değildi. 22 Kasım 1908’de kurumsal temeli atılan Dişçi Mektebi, 1909’da fiilen eğitime başladı. Kadırga’daki eski bir konakta başlayan bu hikâye, Türkiye’de modern diş hekimliği eğitiminin en önemli dönüm noktalarından biri oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Dişiniz ağrısa kime giderdiniz?<br />
Bir an için 19. yüzyıl İstanbul’unda olduğumuzu düşünelim.<br />
Günlerdir dişiniz ağrıyor. Geceleri uyutmuyor, yemek yemeyi zorlaştırıyor.<br />
Bugünkü anlamıyla diş hastaneleri ve fakülte klinikleri henüz yok. Dişçilik de tek ve standart bir eğitim sistemine bağlanmış değil.<br />
Osmanlı’da ağız ve diş hastalıkları uzun süre farklı uygulayıcılar tarafından tedavi edildi. Akademik araştırmalar özellikle halk hekimlerinin bu alanda önemli bir yer tuttuğunu; 19. yüzyılda ise devletin mesleği giderek daha fazla denetim altına almaya çalıştığını gösteriyor. Bu nedenle Osmanlı dişçilik tarihini yalnızca “berberler diş çekerdi” cümlesiyle anlatmak eksik kalır.<br />
Asıl mesele giderek şu soruda düğümleniyordu:<br />
Dişçilik yapan kişinin yeterliliğini kim belirleyecekti?<br />
Dişçilik okulu düşüncesi 1908’den önce ortaya çıktı<br />
Modern bir dişçilik okulu kurma fikri II. Meşrutiyet’le birdenbire doğmadı.<br />
1894’te saray hekimlerinden Miralay Mustafa Behçet Bey, Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye’de bir dişçilik sınıfı açılması yönünde girişimde bulundu. Konu sonraki yıllarda da gündemde kaldı. 1902 tarihli resmî yazışmalarda İstanbul’da yabancı ülkelerdeki örneklere benzer bir dişçilik okulunun açılması gerektiği açık biçimde tartışılıyordu.<br />
Fakat mali ve idari güçlükler nedeniyle bu düşüncenin kurumsallaşması birkaç yıl daha bekleyecekti.<br />
1908: Yeni bir dönem başlıyor<br />
II. Meşrutiyet sonrasında Osmanlı tıp eğitimi yeniden düzenlenirken dişçilik eğitimi için de önemli bir adım atıldı.<br />
22 Kasım 1908’de yapılan Tıp Fakültesi Muallimler Meclisi toplantısında Eczacı ve Dişçi mektepleri için ayrı bütçeler hazırlandı.<br />
Yeni yapılanma;<br />
“Dârülfünûn-ı Osmânî Tıp Fakültesi Eczacı ve Dişçi ve Kabile ve Hastabakıcı Mektepleri”<br />
adı altında oluşturuldu.<br />
İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 22 Kasım 1908’i kuruluş tarihi ve Türkiye’de modern diş hekimliği eğitiminin kurumsal başlangıcı olarak kabul ediyor.<br />
Kuruluş sürecinde Tıp Fakültesi Dekanı Cemil Paşa (Topuzlu) ile Kösemihalzade Halit Şazi Bey önemli rol oynadı.<br />
Okulun ilk müdürlüğüne ise Dr. Mustafa Münif Paşa (Kocaolçun) getirildi.<br />
Adres: Kadırga’daki Menemenli Mustafa Paşa Konağı<br />
Yeni okul için baştan yapılmış görkemli bir kampüs yoktu.<br />
Dişçilik eğitimi İstanbul’un Kadırga semtindeki Menemenli Mustafa Paşa Konağı’nda başladı.<br />
Burası daha önce Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye tarafından kullanılmıştı. Tıp Fakültesinin Haydarpaşa’ya taşınmasının ardından binanın bölümlerine Eczacı ve Dişçi mektepleri yerleştirildi.<br />
Bugünün modern fakülteleriyle kıyaslandığında oldukça mütevazı bir başlangıçtı.<br />
Ancak önemli olan bina değildi.<br />
Dişçilik artık düzenli bir okul eğitiminin konusu oluyordu.<br />
Peki 1908 mi, 1909 mu?<br />
Diş hekimliği tarihine ilişkin metinlerde bazen 1908, bazen de 1909 yılının başlangıç olarak verilmesinin nedeni burada ortaya çıkıyor.<br />
22 Kasım 1908, okulun kurumsal kuruluş tarihi olarak kabul ediliyor.<br />
Ancak fiilî eğitim hemen başlayamadı.<br />
Dişçi Mektebi Muallimler Meclisi 28 Ekim 1909’da ilk toplantısını yaptı. Öğretim kadrosunun görevlendirilmesi ve ders programının şekillenmesiyle birlikte eğitim 1909 yılında başladı.<br />
Dolayısıyla tarihsel olarak en doğru ifade şudur:<br />
1908 kuruluş, 1909 eğitim başlangıcıdır.<br />
Sadece diş çekmek öğretilmiyordu<br />
İlk ders programı, yeni anlayışın ne kadar köklü olduğunu gösteriyordu.<br />
Programda;<br />
Diş Hastalıkları ve Kliniği,<br />
Diş Tedavisi Teori ve Pratiği,<br />
Anatomi,<br />
Fizyoloji ve Histoloji,<br />
Diş Hekimliği Farmakolojisi,<br />
Anestezi,<br />
Sağlık Koruma<br />
gibi dersler bulunuyordu.<br />
Fizik, botanik ve zooloji gibi bazı temel bilim dersleri ise Eczacı Mektebi hocaları tarafından veriliyordu. İlk yıllarda öğrenim süresi iki yıldı.<br />
Bu derslere bakıldığında değişimin boyutu daha iyi anlaşılıyor.<br />
Artık yalnızca ağrıyan dişi çekebilmek yeterli değildi.<br />
Öğrenci insan anatomisini tanıyacak, dokuları öğrenecek, ilaçları ve anesteziyi anlayacak, hastalıkları klinik olarak değerlendirecekti.<br />
Dişçilik giderek bilimsel bilgiyle desteklenen bir sağlık mesleğine dönüşüyordu.<br />
1911’de yüksekokul statüsü<br />
Dişçi Mektebi başlangıçta yüksekokul statüsünde değildi.<br />
Türk Maarif Ansiklopedisi’ne göre okul, 23 Ağustos 1911’de Maarif Nezareti tarafından “mekteb-i âlî”, yani yüksekokul olarak kabul edildi.<br />
Bu gelişme, dişçilik eğitiminin yükseköğretim sistemi içerisindeki yerinin güçlenmesi açısından önemliydi.<br />
İlk 43 mezun<br />
Dişçi Mektebi 1911 yılında 43 kişilik ilk mezun grubunu verdi.<br />
Burada küçük fakat önemli bir tarih ayrıntısı bulunuyor.<br />
İstanbul Üniversitesi’nin resmî tarihçesinde ilk mezuniyet için 30 Kasım 1911 tarihi verilirken, Türk Dişhekimleri Birliği kaynaklarında 30 Temmuz 1911 tarihi yer alıyor. Her iki kaynak da ilk mezun sayısını 43 olarak bildiriyor. Bu nedenle kesin gün ve ay konusunda ihtiyatlı olmak, “1911’de 43 ilk mezun” ifadesini kullanmak daha doğru olacaktır.<br />
Bu 43 kişi yalnızca bir okulun ilk mezunları değildi.<br />
Türkiye’de düzenli ve kurumsallaşmış diş hekimliği eğitiminin ilk kuşaklarından birini temsil ediyorlardı.<br />
Diploma ve meslek yetkisi zamanla kesinleşti<br />
Modernleşme bir gecede gerçekleşmedi.<br />
Okul açıldıktan sonra da eski usuller ve farklı yetkilendirme biçimleri bir süre varlığını sürdürdü.<br />
Mesleki sınırların daha açık hâle gelmesinde Cumhuriyet döneminde çıkarılan 1928 tarihli Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun önemli bir dönüm noktası oldu.<br />
Kanunun 30. maddesiyle diş hekimliği uygulama yetkisi Diş Hekimliği Okulu mezunlarıyla ilişkilendirilerek mesleğin yasal çerçevesi güçlendirildi.<br />
Başka bir ifadeyle, 1908’de başlayan eğitim hamlesinin mesleki ve hukuki sonuçları yıllar içinde olgunlaştı.<br />
Asıl değişiklik bir okuldan daha büyüktü<br />
Dişçi Mektebi’nin önemini yalnızca yeni bir okulun kurulmasıyla açıklamak eksik kalır.<br />
Asıl değişen, dişçiliğe bakıştı.<br />
Meslek;<br />
kişisel deneyimden düzenli eğitime,<br />
usta yanında öğrenmeden okul ve klinik eğitimine,<br />
yalnızca uygulama becerisinden temel bilimlerle desteklenen mesleki bilgiye<br />
doğru ilerliyordu.<br />
1933 Üniversite Reformu sonrasında dişçilik eğitimi yeniden yapılandırıldı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde Diş Hekimliği Yüksek Okulu olarak devam etti.<br />
11 Temmuz 1964’te ise okul Tıp Fakültesinden ayrılarak İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi hâline geldi. Eğitim süresi de beş yıla çıkarıldı.<br />
Kadırga’daki konaktan bugünün fakültelerine<br />
Bugün bir diş hekimliği fakültesinin koridorlarında yürüdüğünüzde dijital görüntüleme sistemleri, simülasyon laboratuvarları, modern klinikler ve farklı uzmanlık alanlarıyla karşılaşırsınız.<br />
Kadırga’daki eski ahşap konağı bu dünyayla yan yana düşünmek kolay değildir.<br />
Ama Türkiye’de modern diş hekimliği eğitiminin hikâyesinin en önemli sayfalarından biri orada yazıldı.<br />
Bir tarafta yüzyıllardır insanı çaresiz bırakan diş ağrısı…<br />
Diğer tarafta artık yalnızca ağrıyan dişi çekmekle yetinmeyen; hastalığı anlamaya, tedavi etmeye ve dişi korumaya çalışan yeni bir bilim anlayışı.<br />
Tıp tarihindeki büyük değişimler bazen görkemli hastanelerde değil, küçük dersliklerde başlar.<br />
Osmanlı’nın son döneminde Kadırga’da açılan Dişçi Mektebi de bunlardan biriydi.<br />
Bugün diş hekimi koltuğuna oturduğumuzda gördüğümüz modern mesleğin arkasında, bir asırdan uzun süredir devam eden eğitim, bilim ve kurumsallaşma mücadelesi bulunuyor.<br />
Kaynaklar<br />
İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Fakülte Tarihçesi<br />
Ali Y. Baltacıoğlu – İsmail H. Baltacıoğlu, Türkiye’de Diş Hekimliği Eğitim ve Öğretimi (1908–1933), Osmanlı Bilimi Araştırmaları, 2010<br />
Zeynel Özlü, Halk Hekimliğinden Diş Hekimliğine: 19. Yüzyılda Osmanlı Devletinde Dişçilik Mesleği (Erbab-ı Esnan), Belleten, 2013<br />
Türk Dişhekimleri Birliği, Geçmişten Günümüze Dişhekimliği Eğitimi<br />
Türk Maarif Ansiklopedisi, Diş Hekimliği Eğitimi<br />
Emre Dölen, II. Meşrutiyet Döneminde Darülfünun</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/osmanlida-disci-olmak-modern-dis-hekimligi-egitimi-nasil-basladi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 21:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/disci-mektebi-1280x720-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="21272"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akondroplazili çocuklarda ağızdan ilaç adayı Faz 3’te büyüme hızını artırdı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/akondroplazili-cocuklarda-agizdan-ilac-adayi-faz-3te-buyume-hizini-artirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/akondroplazili-cocuklarda-agizdan-ilac-adayi-faz-3te-buyume-hizini-artirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avustralya’daki Murdoch Children’s Research Institute’dan Ravi Savarirayan liderliğindeki uluslararası araştırma ekibinin yürüttüğü PROPEL 3 çalışmasında, 3–17 yaşındaki 114 akondroplazili çocuk 52 hafta izlendi. New England Journal of Medicine’ın 3 Eylül 2026 tarihli sayısında yayımlanan randomize Faz 3 araştırmada, günde bir kez ağızdan kullanılan infigratinib ile yıllık büyüme hızındaki artış plaseboya göre düzeltilmiş ortalamada 1,74 santimetre/yıl daha fazla bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İlaç henüz akondroplazi tedavisi için onaylanmış değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akondroplazili çocuklarda ağızdan kullanılan infigratinibi değerlendiren uluslararası Faz 3 araştırması, yıllık büyüme hızında plaseboya kıyasla anlamlı artış gösterdi. PROPEL 3 adı verilen çok merkezli, çift kör ve plasebo kontrollü çalışmaya 3–17 yaşındaki 114 çocuk katıldı.<br />
Araştırma 28 Haziran 2026’da çevrim içi yayımlandı ve New England Journal of Medicine’ın 3 Eylül 2026 tarihli sayısında yer aldı. Çalışmanın amacı, günde bir kez kullanılan oral infigratinibin akondroplazili çocuklardaki etkinliğini ve güvenliliğini değerlendirmekti.<br />
114 çocuk 52 hafta izlendi<br />
Katılımcılar ikiye bir oranında rastgele iki gruba ayrıldı. Çocukların 75’i infigratinib, 39’u plasebo grubuna alındı. Infigratinib grubundaki bir çocuk tedavi başlamadan önce çalışmadan ayrıldı.<br />
Tedavi grubundaki çocuklara vücut ağırlığının kilogramı başına 0,25 miligram infigratinib günde bir kez ağızdan verildi. Tedavi ve takip süresi 52 hafta olarak belirlendi.<br />
Araştırmanın birincil sonlanım noktası, yıllık büyüme hızının başlangıçtan 52. haftaya kadar gösterdiği değişimin iki grup arasında karşılaştırılmasıydı.<br />
Büyüme hızında 1,74 santimetre/yıl fark<br />
Bir yılın sonunda yıllık büyüme hızındaki başlangıca göre değişim, infigratinib grubunda plaseboya kıyasla düzeltilmiş ortalamada 1,74 santimetre/yıl daha fazla bulundu.<br />
Bu farkın yüzde 95 güven aralığı 1,31 ile 2,17 santimetre/yıl arasındaydı. İstatistiksel analiz, iki grup arasındaki farkın anlamlı olduğunu gösterdi.<br />
Bu sonuç, infigratinib kullanan çocukların bir yılın sonunda doğrudan 1,74 santimetre daha uzun olduğu anlamına gelmiyor. Ölçülen değer, çocukların yıllık büyüme hızında başlangıca göre ortaya çıkan değişimin tedavi ve plasebo grupları arasındaki farkını gösteriyor.<br />
Boy z-skorunda da artış saptandı<br />
Araştırmanın önemli ikincil sonuçlarından biri, akondroplazili çocuklara özgü büyüme eğrilerine göre hesaplanan boy z-skorundaki değişimdi.<br />
haftada boy z-skorundaki değişim, infigratinib grubunda plaseboya göre 0,32 standart sapma daha yüksek bulundu. Bu fark da istatistiksel olarak anlamlıydı.<br />
Vücut orantısını değerlendiren üst gövde-alt gövde segment oranında ise çalışmanın tüm katılımcıları birlikte değerlendirildiğinde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gösterilemedi.<br />
Bu nedenle Faz 3 çalışmasının en güçlü kanıtı, ilacın yıllık büyüme hızı üzerindeki etkisi olarak öne çıkıyor.<br />
Infigratinib FGFR3 sinyalini hedefliyor<br />
Akondroplazi, kemiklerin özellikle uzunlamasına büyümesini etkileyen genetik bir iskelet gelişim bozukluğu. Hastalığa çoğunlukla FGFR3 genindeki hastalık yapıcı değişiklikler neden oluyor.<br />
FGFR3 sinyalinin normalden fazla çalışması, uzun kemiklerin geliştiği büyüme plaklarında kemik büyümesini sınırlandırıyor.<br />
Infigratinib, FGFR1, FGFR2 ve FGFR3 reseptörlerini baskılayan bir tirozin kinaz inhibitörü. Akondroplazide düşük doz kullanımının amacı, hastalığın temelinde yer alan aşırı FGFR3 sinyalini azaltmak.<br />
İlacın ağızdan ve günde bir kez kullanılması, araştırılan tedavinin mevcut enjeksiyonla uygulanan yaklaşımlardan farklı yönlerinden biri. Ancak PROPEL 3 çalışması infigratinibi başka bir aktif ilaçla değil plaseboyla karşılaştırdı. Bu nedenle sonuçlardan infigratinibin mevcut tedavilerden daha etkili olduğu çıkarımı yapılamaz.<br />
Yan etki oranları iki grupta birbirine yakındı<br />
52 haftalık takip sırasında en az bir yan etki, infigratinib alan 74 çocuğun 71’inde, yani yüzde 96’sında bildirildi. Plasebo grubunda ise 39 çocuğun 37’sinde yan etki görüldü; bu oran yüzde 95’ti.<br />
Ciddi yan etkiler infigratinib grubundaki 74 çocuğun 4’ünde, plasebo grubundaki 39 çocuğun ise 1’inde kaydedildi.<br />
Araştırmacılar ciddi yan etkilerin hiçbirini çalışma tedavisiyle ilişkili olarak değerlendirmedi. Tedavinin bırakılmasına yol açan ve infigratinible ilişkili kabul edilen bir yan etki de bildirilmedi.<br />
Bu bulgular bir yıllık kullanım için güvenlilik verisi sağlıyor. Ancak çocukluk döneminde uzun süre uygulanabilecek bir tedavinin daha seyrek görülen yan etkileri ve uzun dönem güvenliliği için daha uzun takip gerekiyor.<br />
Akondroplazi yalnızca boy uzunluğundan ibaret değil<br />
Akondroplazi yalnızca kısa boyla tanımlanan bir durum değil. Hastalarda vücut oranlarındaki farklılıkların yanı sıra omurga, eklem, kulak-burun-boğaz, solunum ve bazı nörolojik sorunlar görülebiliyor.<br />
PROPEL 3 çalışmasının birincil hedefi yıllık büyüme hızındaki değişimdi. Bu nedenle araştırmanın sonuçları, infigratinibin akondroplaziyle ilişkili bütün sağlık sorunlarını azalttığını veya önlediğini göstermiyor.<br />
Aynı nedenle 52 haftalık sonuçlardan ilacın çocukların nihai erişkin boyunu ne ölçüde değiştireceği konusunda kesin bir çıkarım yapmak mümkün değil. Bunun belirlenebilmesi için daha uzun süreli takip gerekiyor.<br />
Çalışma BridgeBio Pharma tarafından finanse edildi<br />
PROPEL 3 araştırması ilacı geliştiren BridgeBio Pharma tarafından finanse edildi. Makalenin yazarları arasında şirket çalışanları da bulunuyor.<br />
Çalışmanın randomize, çift kör ve plasebo kontrollü tasarımı elde edilen kanıtın gücünü artırıyor. Buna karşılık finansman kaynağı, 52 haftalık takip süresi ve ilacın aktif bir tedaviyle doğrudan karşılaştırılmamış olması sonuçların değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken noktalar arasında.<br />
FDA’ya başvuru yapıldı ancak henüz onay verilmedi<br />
Faz 3 çalışmasının olumlu sonuçlanması, infigratinibin akondroplazi tedavisinde kullanıma girdiği anlamına gelmiyor.<br />
Geliştirici şirket, 2026 yılında ABD Gıda ve İlaç Dairesine akondroplazi tedavisi için yeni ilaç başvurusu yaptığını açıkladı.<br />
24 Eylül 2026 itibarıyla infigratinibin akondroplazi endikasyonu için ABD Gıda ve İlaç Dairesi onayı bulunmuyor. Başvurunun değerlendirilmesi ile ilacın onaylanması birbirinden ayrı süreçler.<br />
PROPEL 3 sonuçları, ağızdan kullanılan ve FGFR3 sinyal yolunu hedefleyen infigratinibin akondroplazili çocuklarda yıllık büyüme hızını artırabildiğini gösteren Faz 3 düzeyinde kanıt sağlıyor. İlacın rutin tedavide yer alıp almayacağını düzenleyici kurumların değerlendirmesi ile uzun dönem etkinlik ve güvenlilik sonuçları belirleyecek.<br />
KAYNAKLAR<br />
• New England Journal of Medicine – Phase 3 Trial of Oral Infigratinib in Children with Achondroplasia, 3 Eylül 2026<br />
• ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Infigratinib akondroplazi yetim ilaç statüsü ve onay durumu<br />
• BridgeBio Pharma – Infigratinib akondroplazi yeni ilaç başvurusu ve 2026 düzenleyici süreç açıklaması</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/akondroplazili-cocuklarda-agizdan-ilac-adayi-faz-3te-buyume-hizini-artirdi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 20:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/akondroplazi-faz3-1280x720-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="46247"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[U.S. News 2026–2027 Küresel Üniversite Sıralaması Açıklandı: Türkiye’nin İlk 10’u]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/us-news-2026-2027-kuresel-universite-siralamasi-aciklandi-turkiyenin-ilk-10u</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/us-news-2026-2027-kuresel-universite-siralamasi-aciklandi-turkiyenin-ilk-10u" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[U.S. News 2026–2027 En İyi Küresel Üniversiteler sıralamasında Harvard dünya birincisi, Koç Üniversitesi Türkiye birincisi oldu. Türkiye’den iki üniversite küresel ilk 500’e girdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>U.S. News &amp; World Report, 2026–2027 En İyi Küresel Üniversiteler sıralamasını açıkladı. Dünyanın zirvesinde Harvard Üniversitesi yer alırken Türkiye listesinin ilk sırasında Koç Üniversitesi bulundu.</p>

<p>Koç Üniversitesi dünya genelinde 457’nci, Boğaziçi Üniversitesi ise 466’ncı sıraya yerleşti. Böylece Türkiye’den yalnızca iki üniversite küresel ilk 500’e girebildi. İlk 400’de ise Türkiye’den herhangi bir üniversite bulunmadı.</p>

<p>Dünyanın en iyi 10 üniversitesi</p>

<p>U.S. News 2026–2027 En İyi Küresel Üniversiteler sıralamasının ilk 10’u şöyle oluştu:</p>

<ol>
 <li>Harvard Üniversitesi</li>
 <li>Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)</li>
 <li>Stanford Üniversitesi</li>
 <li>Oxford Üniversitesi</li>
 <li>Cambridge Üniversitesi</li>
 <li>Tsinghua Üniversitesi</li>
 <li>California Üniversitesi, Berkeley</li>
 <li>Yale Üniversitesi</li>
 <li>University College London</li>
 <li>Columbia Üniversitesi</li>
</ol>

<p>Listenin ilk beş sırasında üç ABD ve iki İngiltere üniversitesi yer aldı. Çin’den Tsinghua Üniversitesi altıncı sıraya yerleşerek Asya’nın en yüksek dereceli üniversitesi oldu.</p>

<p>Türkiye’nin en iyi 10 üniversitesi</p>

<p>U.S. News verilerine göre Türkiye sıralamasının ilk 10’u ve üniversitelerin dünya basamakları şöyle:</p>

<ol>
 <li>Koç Üniversitesi — Dünya 457’ncisi</li>
 <li>Boğaziçi Üniversitesi — Dünya 466’ncısı</li>
 <li>Orta Doğu Teknik Üniversitesi — Dünya 568’incisi</li>
 <li>İstanbul Teknik Üniversitesi — Dünya 639’uncusu</li>
 <li>Hacettepe Üniversitesi — Dünya 657’ncisi</li>
 <li>Çankaya Üniversitesi — Dünya 707’ncisi</li>
 <li>Sabancı Üniversitesi — Dünya 739’uncusu</li>
 <li>Ankara Üniversitesi — Dünya 783’üncüsü</li>
 <li>İstanbul Üniversitesi — Dünya 806’ncısı</li>
 <li>Bilkent Üniversitesi — Dünya 831’incisi</li>
</ol>

<p>Koç ile Boğaziçi arasında dokuz basamak var</p>

<p>Türkiye listesinin zirvesindeki yakın rekabet dikkat çekti. Koç Üniversitesi 50,6 puanla dünya 457’ncisi olurken Boğaziçi Üniversitesi 50,3 puanla dünya 466’ncısı oldu. İki üniversite arasında yalnızca dokuz dünya basamağı ve 0,3 puanlık fark oluştu.</p>

<p>ODTÜ dünya 568’inciliğiyle Türkiye üçüncüsü, İstanbul Teknik Üniversitesi 639’unculukla Türkiye dördüncüsü, Hacettepe Üniversitesi ise 657’ncilikle Türkiye beşincisi oldu.</p>

<p>Ankara Üniversitesi iki basamak yükseldi</p>

<p>Ankara Üniversitesi, bir önceki U.S. News listesinde Türkiye’de 10’uncu ve dünyada 802’nci sıradaydı. Üniversite 2026–2027 döneminde Türkiye’de sekizinci, dünyada 783’üncü sıraya yükseldi.</p>

<p>Böylece Ankara Üniversitesi küresel sıralamada 19, Türkiye sıralamasında ise iki basamak ilerledi.</p>

<p>Sıralama neye göre hazırlanıyor?</p>

<p>U.S. News En İyi Küresel Üniversiteler sıralaması, ağırlıklı olarak araştırma performansını ve akademik itibarı ölçüyor. Değerlendirmede 13 gösterge kullanılıyor.</p>

<p>Bu göstergeler arasında küresel ve bölgesel araştırma itibarı, yayın ve kitap sayısı, konferans bildirileri, normalleştirilmiş atıf etkisi, toplam atıf sayısı, en çok atıf alan yüzde 10’luk ve yüzde 1’lik yayın dilimlerindeki çalışmalar ile uluslararası iş birliği bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle liste, üniversitelerin eğitim kalitesini veya öğrenci deneyimini tek başına ölçen bir sıralama olarak değerlendirilmemeli. Sonuçlar daha çok bilimsel üretim, görünürlük, atıf gücü ve araştırma etkisini yansıtıyor.</p>

<p>100’den fazla ülkeden üniversiteler değerlendirildi</p>

<p>U.S. News’in 16 Haziran 2026’da yayımladığı açıklamaya göre sıralamada 100’den fazla ülkedeki 2 bin 250’nin üzerinde üniversite değerlendirildi.</p>

<p>Listede en fazla üniversiteye sahip ülkeler Çin, ABD, Hindistan, Birleşik Krallık ve Japonya oldu. Çin 409 üniversiteyle ilk sırada yer alırken ABD’den 275, Hindistan’dan 123, Birleşik Krallık’tan 93 ve Japonya’dan 86 üniversite sıralamaya girdi.</p>

<p>U.S. News ile URAP sıralaması karıştırılmamalı</p>

<p>U.S. News, URAP, THE, QS ve Leiden sıralamaları farklı veri kümeleri ve ölçütler kullanıyor. Bu nedenle bir üniversitenin bir listedeki dünya basamağı başka bir sıralamanın sonucu gibi sunulmamalı.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi için kamuoyuna yansıyan “dünya 942’nciliği”, U.S. News 2026–2027 sonuçlarına değil, URAP 2025–2026 Dünya Üniversite Sıralaması’na ait. U.S. News’in yeni genel sıralamasında SBÜ adına doğrulanmış sayısal bir dünya basamağı yayımlanmış görünmüyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>U.S. News &amp; World Report — 2026–2027 Best Global Universities Rankings</p>

<p>Ankara Üniversitesi Derecelendirme Koordinatörlüğü — U.S. News World Report</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Clarivate — U.S. News 2026–2027 Best Global Universities Rankings Duyurusu</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/us-news-2026-2027-kuresel-universite-siralamasi-aciklandi-turkiyenin-ilk-10u</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 20:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1275.jpeg" type="image/jpeg" length="67170"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserde Beş Yıllık Sağkalım Yüzde 70’e Çıktı: En Büyük Kazanımlar Hangi Türlerde?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kanserde-bes-yillik-sagkalim-yuzde-70e-cikti-en-buyuk-kazanimlar-hangi-turlerde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kanserde-bes-yillik-sagkalim-yuzde-70e-cikti-en-buyuk-kazanimlar-hangi-turlerde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de tüm kanserler için beş yıllık göreli sağkalım yüzde 70’e ulaştı. En büyük artışlar bazı ölümcül ve ileri evre kanserlerde görüldü; ancak bu oran kişisel yaşam süresi tahmini değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD’de kanser tanısı alan kişilerde beş yıllık göreli sağkalım, 2015–2021 tanı dönemi için yüzde 70’e ulaştı. Bu oran 1970’lerin ortasında yaklaşık yüzde 50, 1990’ların ortasında ise yüzde 63 düzeyindeydi. En dikkat çekici kazanımlar miyelom, karaciğer ve akciğer kanseri gibi sağkalımın tarihsel olarak düşük olduğu hastalıklarda kaydedildi.</p>

<p>American Cancer Society’nin 2026 raporundaki “yüzde 70” değeri, 2026’da tanı alan hastaların sonucu değil. Hesaplama, 2015–2021 yıllarında tanı alan ve 2022’ye kadar takip edilen hastalara dayanıyor. Bu nedenle sosyal medyada paylaşılan grafiklerdeki “2026 oranı” ifadesi, verinin ait olduğu tanı dönemi açıklanmadan kullanıldığında yanlış anlaşılabiliyor.</p>

<p>Beş yıllık göreli sağkalım ne anlama geliyor?</p>

<p>Beş yıllık göreli sağkalım, kanser tanısı alan kişilerin beş yıl sonra hayatta olma oranını, aynı yaş ve cinsiyet özelliklerine sahip genel nüfusla karşılaştırır. Bu ölçüt “hastaların yalnızca beş yıl yaşayabildiği” anlamına gelmez.</p>

<p>Oranlar geniş hasta gruplarından elde edilir. Kanserin türü, alt tipi ve evresi; hastanın yaşı, genel sağlık durumu, tümörün moleküler özellikleri ve tedaviye erişim gibi etkenler kişisel sonucu önemli ölçüde değiştirebilir. Nüfus istatistikleri bu nedenle tek bir hastanın yaşam süresini öngörmek için kullanılamaz.</p>

<p>En büyük artışlardan biri miyelomda görüldü</p>

<p>Miyelomda beş yıllık göreli sağkalım, 1990’ların ortasındaki yüzde 32 düzeyinden yüzde 62’ye yükseldi. Yaklaşık 30 yüzde puanlık bu artış, raporda öne çıkan en büyük kazanımlardan biri oldu.</p>

<p>Proteazom inhibitörleri, immünomodülatör ilaçlar, monoklonal antikorlar ve kök hücre nakli gibi seçenekler miyelom tedavisini değiştirdi. Ancak nüfus düzeyindeki artışı yalnızca tek bir ilaca bağlamak mümkün değil. Daha iyi destek tedavisi, hastalık sınıflandırması ve ardışık tedavi stratejileri de sonuçlara katkıda bulundu.</p>

<p>Karaciğer ve akciğer kanserinde oranlar yükseldi</p>

<p>Karaciğer kanserinde beş yıllık sağkalım yüzde 7’den yüzde 22’ye; tüm evrelerdeki akciğer kanserinde ise yüzde 15’ten yüzde 28’e çıktı. Bu oranlar hâlâ birçok kanser türünün gerisinde olsa da geçmiş dönemle karşılaştırıldığında belirgin ilerlemeye işaret ediyor.</p>

<p>Akciğer kanserindeki değişimde sigara kullanımının azalması, riskli kişilerde düşük doz bilgisayarlı tomografiyle tarama, daha doğru evreleme, cerrahi ve radyoterapi teknikleri, hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapiler birlikte rol oynuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İleri evre kanserlerde sağkalım iki katına çıktı</p>

<p>Uzak organlara yayılmış, yani metastatik kanserlerin tamamı birlikte değerlendirildiğinde beş yıllık göreli sağkalım 1990’ların ortasındaki yüzde 17’den yüzde 35’e yükseldi. Bölgesel yayılım gösteren kanserlerde ise oran yüzde 54’ten yüzde 69’a çıktı.</p>

<p>Metastatik melanomda sağkalım yüzde 16’dan yüzde 35’e, metastatik akciğer kanserinde yüzde 2’den yüzde 10’a ve metastatik rektum kanserinde yüzde 8’den yüzde 18’e yükseldi. Bölgesel evredeki akciğer kanserinde de yüzde 20’den yüzde 37’ye çıkan bir artış kaydedildi.</p>

<p>Bu kazanımlarda hedefe yönelik tedaviler ve bağışıklık sistemini tümöre karşı harekete geçiren immünoterapiler önemli yer tutuyor. Yine de beş yıllık sağkalım verisi, hangi ilacın artışın ne kadarını sağladığını tek başına göstermez.</p>

<p>Sosyal medyadaki tedavi tablosu nasıl okunmalı?</p>

<p>Paylaşılan grafikte kanser türlerinin yanına imatinib, rituksimab, CAR-T, kontrol noktası inhibitörleri ve PARP inhibitörleri gibi tedaviler yerleştiriliyor. Bu eşleştirmeler tedavi tarihindeki önemli gelişmeleri özetlese de American Cancer Society raporu, sağkalımdaki artışı tek tek ilaçlara paylaştıran bir nedensellik analizi sunmuyor.</p>

<p>Sonuçlar yalnızca yeni ilaçlardan etkilenmez. Erken tanı, tarama programları, sigaranın azalması, görüntüleme yöntemleri, cerrahi teknikler, radyoterapi, destek tedavileri ve sağlık hizmetlerine erişim de sağkalım oranlarını değiştirebilir.</p>

<p>Beş yıllık sağkalım neden tek başına yeterli değil?</p>

<p>Erken tanı, kişi aynı tarihte hayatını kaybetse bile tanıyla ölüm arasındaki süreyi uzatarak beş yıllık sağkalımı artırabilir. Yavaş ilerleyen ve daha iyi seyreden tümörlerin taramayla daha fazla bulunması da oranları yükseltebilir. Bu etkiler, taramanın veya tedavinin değersiz olduğu anlamına gelmez; sağkalımın ölüm oranları ve klinik araştırmalarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.</p>

<p>ABD’de kanser ölüm hızı, 1991’deki zirve noktasından 2023’e kadar yüzde 34 azaldı. Araştırmacılar bu düşüşün yaklaşık 4,8 milyon kanser ölümünün önlenmesiyle ilişkili olduğunu hesapladı. Ölüm oranındaki gerileme; tütün kullanımındaki azalma, erken tanı ve tedavi ilerlemelerinin ortak etkisini destekleyen daha güçlü bir nüfus göstergesi sunuyor.</p>

<p>Her kanser türünde aynı ilerleme sağlanmadı</p>

<p>Genel tablo olumlu olsa da kanserler arasındaki fark devam ediyor. Pankreas kanserinde genel beş yıllık göreli sağkalım yüzde 13 düzeyinde kalıyor. Akciğer ve karaciğer kanserlerindeki artışlara rağmen bu hastalıkların sağkalımı da hâlâ genel ortalamanın oldukça altında.</p>

<p>Kanserin erken evrede saptanması sonucu büyük ölçüde değiştirebiliyor. Örneğin pankreas kanserinde lokalize hastalık için oran yüzde 44’e çıkarken tüm evreler birlikte değerlendirildiğinde yüzde 13’e düşüyor. Bu fark, evrenin önemini gösterse de her kanser için etkili ve kanıtlanmış bir tarama testi bulunduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>ABD verileri Türkiye için doğrudan oran sayılmaz</p>

<p>Rapor ABD’deki kanser kayıtlarından üretildi. Türkiye’deki sonuçlar; tarama katılımı, tanı evresi, nüfus özellikleri, tedaviye erişim ve kanser kayıt sistemlerindeki farklılıklar nedeniyle aynı olmayabilir.</p>

<p>Bununla birlikte veriler, kanser araştırmalarının ve sağlık hizmetlerindeki gelişmelerin uzun vadeli etkisini ortaya koyuyor. Kazanım belirgin olsa da kanser türleri, hastalık evreleri ve toplumsal gruplar arasındaki eşitsizliklerin kapatılması temel hedef olmayı sürdürüyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Sağkalım oranları geniş hasta gruplarını tanımlar ve kişisel prognoz yerine geçmez. Bireysel değerlendirme; kanserin türü, evresi, moleküler özellikleri, tedavi seçenekleri ve hastanın genel durumu dikkate alınarak onkoloji hekimi tarafından yapılmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>CA: A Cancer Journal for Clinicians — Cancer Statistics, 2026 — 13 Ocak 2026</p>

<p>American Cancer Society — Cancer Facts &amp; Figures 2026 — 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kanserde-bes-yillik-sagkalim-yuzde-70e-cikti-en-buyuk-kazanimlar-hangi-turlerde</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 20:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1272-1.jpeg" type="image/jpeg" length="96065"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CagriSema’dan Faz 3’te yüzde 12,4 kilo kaybı: Rakip doz 5 mg’dı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cagrisemadan-faz-3te-yuzde-124-kilo-kaybi-rakip-doz-5-mgdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cagrisemadan-faz-3te-yuzde-124-kilo-kaybi-rakip-doz-5-mgdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CagriSema, tip 2 diyabetli yetişkinlerde 60 haftada ortalama yüzde 12,4 kilo kaybı sağladı; tirzepatidin 5 mg dozunda oran yüzde 9,1’di. Sonuç, daha yüksek tirzepatid dozlarına üstünlük göstermiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Novo Nordisk’in araştırma aşamasındaki haftalık enjeksiyonu CagriSema, Faz 3 REIMAGINE 5 çalışmasında tip 2 diyabetli yetişkinlerde 60 haftada ortalama yüzde 12,4 kilo kaybı sağladı. Karşılaştırılan tirzepatid 5 mg grubundaki ortalama kayıp yüzde 9,1 olarak açıklandı.</p>

<p>CagriSema lehine ortaya çıkan fark 3,3 yüzde puanıydı. Ancak sonuç, CagriSema’nın tirzepatidin tüm dozlarından daha etkili olduğu anlamına gelmiyor. Çalışmada yalnızca tirzepatidin 5 mg dozu kullanıldı; 10 mg ve 15 mg dozları karşılaştırmaya alınmadı.</p>

<p>CagriSema nedir?</p>

<p>CagriSema, uzun etkili amilin reseptör agonisti kagrilintid ile GLP-1 reseptör agonisti semaglutidi bir araya getiren sabit dozlu bir kombinasyon. Haftada bir kez deri altına uygulanmak üzere obezite ve tip 2 diyabet tedavisinde araştırılıyor.</p>

<p>Semaglutid iştahın ve enerji alımının azaltılmasına yardımcı olurken kagrilintid, tokluk hissiyle ilişkili amilin hormonunun etkisini taklit ediyor. İki mekanizmanın birlikte kullanılmasının daha güçlü kilo kontrolü sağlayıp sağlamayacağı Faz 3 programlarında inceleniyor.</p>

<p>REIMAGINE 5 çalışmasında ne bulundu?</p>

<p>REIMAGINE 5, kan şekeri metformin, SGLT2 inhibitörü veya bu iki tedavinin birlikte kullanılmasına rağmen yeterince kontrol edilemeyen tip 2 diyabetli yetişkinleri kapsadı.</p>

<p>Katılımcılarda haftada bir uygulanan CagriSema 1,0 mg/1,0 mg ile tirzepatid 5 mg karşılaştırıldı. Şirketin açıkladığı üst düzey sonuçlara göre 60. haftada:</p>

<p>CagriSema grubunda ortalama kilo kaybı yüzde 12,4 oldu.</p>

<p>Tirzepatid 5 mg grubunda ortalama kilo kaybı yüzde 9,1 olarak hesaplandı.</p>

<p>CagriSema, kilo kaybı sonlanımında tirzepatid 5 mg’a karşı istatistiksel üstünlük ölçütünü karşıladı.</p>

<p>HbA1c düzeyindeki azalma CagriSema ile 1,71 yüzde puanı, tirzepatid ile 1,67 yüzde puanı oldu. CagriSema bu ölçütte tirzepatide karşı en az onun kadar etkili olma hedefini, yani non-inferiorite ölçütünü karşıladı.</p>

<p>Tirzepatidin yalnızca 5 mg ile karşılaştırılması neden önemli?</p>

<p>Tirzepatid tedavisi düşük dozla başlatılıyor ve hastanın yanıtı ile toleransına göre artırılabiliyor. Beş miligram kullanılabilen bir idame dozu olmakla birlikte ilacın 10 mg ve 15 mg seçenekleri de bulunuyor.</p>

<p>REIMAGINE 5 sonucu bu nedenle “CagriSema, tirzepatidden daha fazla kilo verdirdi” biçiminde genellenemez. Doğru yorum, CagriSema 1,0 mg/1,0 mg’ın bu hasta grubunda tirzepatid 5 mg’dan daha fazla ortalama kilo kaybı sağladığıdır.</p>

<p>Nitekim daha önce açıklanan REDEFINE 4 çalışmasında CagriSema 2,4 mg/2,4 mg, tirzepatid 15 mg ile doğrudan karşılaştırılmıştı. Bu çalışmada 84 haftalık kilo kaybı sırasıyla yüzde 23 ve yüzde 25,5 olmuş; CagriSema birincil non-inferiorite hedefini karşılayamamıştı.</p>

<p>REDEFINE 9 çalışmasında yüzde 21 kilo kaybı</p>

<p>Aynı gün açıklanan Faz 3 REDEFINE 9 çalışması, tip 2 diyabetten bağımsız olarak fazla kilolu veya obezitesi bulunan yaklaşık 300 yetişkini kapsadı. Katılımcılara azaltılmış kalorili beslenme ve fiziksel aktiviteye ek olarak CagriSema ya da plasebo uygulandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şirketin etkinlik tahmin yaklaşımına göre CagriSema 1,0 mg/1,0 mg kullananlarda 68 haftalık ortalama kilo kaybı yüzde 21’e ulaştı. Plasebo grubundaki kayıp yüzde 2’de kaldı ve çalışma birincil üstünlük hedefini karşıladı.</p>

<p>CagriSema grubunda sistolik kan basıncı, bel-boy oranı ve açlık lipid değerlerinde de plaseboya kıyasla daha fazla iyileşme bildirildi. Bununla birlikte bu destekleyici sonuçların klinik önemini değerlendirebilmek için ayrıntılı verilerin görülmesi gerekiyor.</p>

<p>Yüzde 12,4 ve yüzde 21 neden doğrudan karşılaştırılamaz?</p>

<p>İki oran farklı hasta gruplarından ve farklı çalışma koşullarından elde edildi. REIMAGINE 5 tip 2 diyabetli yetişkinleri kapsarken REDEFINE 9, fazla kilolu veya obezitesi bulunan daha geniş bir grupta yürütüldü.</p>

<p>Çalışma süreleri de sırasıyla 60 ve 68 haftaydı. Bu nedenle yüzde 12,4 ile yüzde 21 arasındaki fark yalnızca ilacın etkisindeki değişim gibi yorumlanamaz. Başlangıç özellikleri, diyabet varlığı, karşılaştırma grubu ve analiz yöntemi sonuçları etkileyebilir.</p>

<p>Güvenlik verileri henüz sınırlı açıklandı</p>

<p>Novo Nordisk, CagriSema’nın iki çalışmada da genel olarak iyi tolere edildiğini ve güvenlik profilinin önceki araştırmalarla uyumlu olduğunu bildirdi. Ancak açıklamada yan etkilerin sıklığı, tedaviyi bırakma oranları ve gruplar arasındaki ayrıntılı güvenlik karşılaştırmaları paylaşılmadı.</p>

<p>Bulgular şimdilik şirket tarafından duyurulan üst düzey sonuçlardan oluşuyor. Verilerin bilimsel toplantıda ayrıntılı biçimde sunulması ve hakemli bir dergide yayımlanması; etkinlik, tedaviyi bırakma ve güvenlik sonuçlarının bağımsız biçimde değerlendirilebilmesi açısından önemli olacak.</p>

<p>CagriSema onaylandı mı?</p>

<p>CagriSema halen araştırma aşamasında bulunuyor ve bu sonuçlar ilacın onaylandığı anlamına gelmiyor. Novo Nordisk, kilo yönetimi başvurusunu Aralık 2025’te ABD Gıda ve İlaç Dairesine sunduğunu ve kararın 2026’nın son çeyreğinde beklendiğini açıkladı.</p>

<p>Yeni Faz 3 verileri CagriSema’nın obezite ve tip 2 diyabet tedavisindeki potansiyelini destekliyor. Ancak tirzepatid karşılaştırmasında yalnızca 5 mg dozun kullanılması ve ayrıntılı sonuçların henüz yayımlanmamış olması, bulgular yorumlanırken mutlaka dikkate alınmalı.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>CagriSema araştırma aşamasındaki bir tedavidir ve kişisel kullanım için temin edilmemeli veya uygulanmamalıdır. Obezite ve diyabet ilaçları yalnızca hekim değerlendirmesiyle başlanmalı; mevcut tedavinin dozu haber sonuçlarına göre değiştirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Novo Nordisk — REIMAGINE 5 ve REDEFINE 9 Faz 3 üst düzey sonuç açıklaması — 21 Eylül 2026</p>

<p>Novo Nordisk — REDEFINE 4 Faz 3 doğrudan karşılaştırma sonuçları — 23 Şubat 2026</p>

<p>ABD ClinicalTrials  — REIMAGINE 5 ve REDEFINE 9 çalışma kayıtları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cagrisemadan-faz-3te-yuzde-124-kilo-kaybi-rakip-doz-5-mgdi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 20:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/i-m-g-5506.jpeg" type="image/jpeg" length="99396"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FUS-ALS için geliştirilen RNA ilacı onay sürecine yaklaşıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fus-als-icin-gelistirilen-rna-ilaci-onay-surecine-yaklasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fus-als-icin-gelistirilen-rna-ilaci-onay-surecine-yaklasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FUS genindeki hastalık yapıcı değişikliklerin neden olduğu nadir ALS türüne karşı geliştirilen RNA hedefli ulefnersen, küresel Faz 3 FUSION çalışmasının birincil hedefini karşıladı. Ionis Pharmaceuticals ve Otsuka Pharmaceutical tarafından 22 Eylül 2026’da açıklanan üst düzey verilere göre ilaç, yaklaşık 72 haftada hastaların günlük işlevleri ile sağkalımı birlikte değerlendiren bileşik ölçütte plaseboya karşı istatistiksel olarak anlamlı sonuç verdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ulefnersen henüz onaylı bir tedavi değil ve Faz 3’ün ayrıntılı sonuçları hakemli bir bilimsel dergide yayımlanmış değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>FUS genindeki mutasyonlara bağlı amyotrofik lateral skleroz için geliştirilen RNA hedefli ilaç adayı ulefnersen, küresel FUSION çalışmasının Faz 3 bölümünde birincil sonlanım noktasını karşıladı. Ionis Pharmaceuticals ve Otsuka Pharmaceutical, sonucu 22 Eylül 2026’da açıkladı.<br />
Çok merkezli, randomize, çift kör ve plasebo kontrollü olarak yürütülen çalışmada ulefnersen, hastaların işlev kaybı ile yaşamı tehdit eden hastalık ilerlemesini birlikte değerlendiren ana ölçütte plaseboya göre istatistiksel olarak anlamlı sonuç verdi.<br />
Birincil analiz 73 hasta üzerinden yapıldı<br />
FUSION programının klinik araştırma kaydında toplam 89 katılımcı yer alıyor. Şirketlerin açıkladığı Faz 3 birincil analizi ise 73 hastadan oluşan analiz popülasyonuna dayanıyor.<br />
Yayımlanan üst düzey açıklamalarda toplam kayıtlı katılımcı sayısı ile birincil analizdeki 73 kişi arasındaki farkın ayrıntılı dökümü verilmedi. Tam bilimsel rapor yayımlandığında hasta akışının ve analiz popülasyonlarının daha ayrıntılı değerlendirilmesi mümkün olacak.<br />
Çalışmanın çift kör, plasebo kontrollü bölümü yaklaşık 72 hafta sürdü.<br />
Ana sonuç tek bir ölçüme dayanmıyor<br />
FUSION’ın birincil sonlanım noktası yalnızca hastaların kas gücündeki ya da günlük yaşam becerilerindeki değişimi ölçmedi.<br />
Araştırmacılar üç unsuru birlikte değerlendiren önceden belirlenmiş bir sıralama analizi kullandı: ölüm veya kalıcı solunum desteğine geçiş süresi, hastalığın ilerlemesi nedeniyle erken kurtarma tedavisine ihtiyaç duyulması ve ALS İşlevsel Değerlendirme Ölçeği’ndeki değişim.<br />
Yaklaşık 72 haftalık değerlendirme sonunda ulefnersen ile plasebo arasındaki fark için p=0,0005 değeri bildirildi.<br />
Bu sonuç çalışmanın önceden belirlenen istatistiksel hedefini karşıladığını gösteriyor. Ancak p değeri, tedavinin hastalara ne kadar yarar sağladığını tek başına göstermiyor.<br />
Şirketler henüz ALS işlev puanındaki gruplar arası farkı, ölüm veya kalıcı ventilasyon olaylarının sayısını, etki büyüklüğünü ve güven aralıklarını ayrıntılı biçimde açıklamadı.<br />
Ulefnersen FUS üretimini azaltmayı hedefliyor<br />
Ulefnersen bir antisens oligonükleotid. Bu ilaç sınıfı, hücre içindeki belirli RNA dizilerini hedefleyerek hastalıkla ilişkili bir proteinin üretimini azaltmayı amaçlıyor.<br />
İlaç, FUS proteininin üretiminde kullanılan öncü RNA’ya bağlanacak şekilde geliştirildi. Amaç, hastalıkla ilişkili mutant biçimler de dahil olmak üzere FUS proteini üretimini azaltmak.<br />
Ulefnersen ağızdan kullanılan bir ilaç değil. Tedavi bel bölgesinden beyin-omurilik sıvısına yapılan intratekal enjeksiyonla uygulanıyor.<br />
FUS-ALS tüm ALS vakalarının küçük bir bölümünü oluşturuyor<br />
FUS genindeki hastalık yapıcı değişiklikler ALS vakalarının yalnızca küçük bir bölümünden sorumlu.<br />
The Lancet Neurology’de yayımlanan bilimsel değerlendirmeye göre ALS hastalarının yaklaşık yüzde 0,3 ila 0,9’unda FUS mutasyonu bulunuyor. Hastalık bazı kişilerde daha genç yaşlarda başlayabiliyor ve özellikle belirli FUS değişikliklerinde hızlı ilerleyebiliyor.<br />
Bu nedenle Faz 3 sonucu bütün ALS hastaları için geçerli kabul edilemez. Ulefnersen, genetik incelemeyle FUS mutasyonu saptanan özel bir hasta grubuna yönelik geliştiriliyor.<br />
Sinir hücresi hasarı göstergesinde de sonuç bildirildi<br />
Faz 3 açıklamasında bazı ikincil sonlanım noktalarının da ulefnersen lehine sonuçlandığı belirtildi.<br />
Bunlardan biri kandaki nörofilament hafif zincir düzeyiydi. Nörofilament hafif zincir, sinir hücresi hasarı arttığında kandaki düzeyi yükselebilen bir biyolojik gösterge.<br />
Şirketler bu biyolojik göstergede ulefnersen lehine istatistiksel olarak anlamlı değişim bildirdi. Ancak azalmanın sayısal büyüklüğü henüz açıklanmadı.<br />
Nörofilament düzeyindeki değişim biyolojik etkiye ilişkin destekleyici bilgi sağlıyor; tek başına hastanın günlük işlevlerinin düzeldiğini veya yaşam süresinin uzadığını kanıtlamıyor.<br />
Ölüm, kalıcı ventilasyon, kurtarma tedavisine geçiş veya hastalık ilerlemesi nedeniyle çalışmadan ayrılmaya kadar geçen süreyi değerlendiren bir başka ikincil ölçütte de ulefnersen lehine istatistiksel sonuç bildirildi. Bu sonuca ilişkin ayrıntılı olay sayıları ve etki büyüklükleri de henüz yayımlanmadı.<br />
İnsanlarda daha önce sınırlı sayıda denenmişti<br />
Ulefnersen daha önce jacifusen adıyla FUS-ALS hastalarında erken klinik kullanım kapsamında incelenmişti.<br />
The Lancet’te 2025 yılında yayımlanan çok merkezli çalışmada 12 katılımcı tedavi edildi. Araştırma, açık etiketli ve kontrol grubu bulunmayan bir genişletilmiş erişim programı niteliğindeydi.<br />
Çalışmada biyolojik göstergelerde tedaviyle uyumlu değişiklikler ve bazı hastalarda klinik gözlemler bildirildi. Ancak hasta sayısının çok az olması ve plasebo grubunun bulunmaması nedeniyle bu veriler tedavinin etkinliğini kanıtlayacak güçte değildi.<br />
FUSION çalışmasını önceki verilerden ayıran temel özellik, ulefnersenin randomize ve plasebo kontrollü koşullarda değerlendirilmesi oldu.<br />
Güvenlilik için ayrıntılı veriler bekleniyor<br />
Şirketlerin açıkladığı ilk Faz 3 sonuçlarında ulefnersenin genel güvenlilik ve tolere edilebilirlik profilinin olumlu olduğu ve yan etkilerin çoğunun hafif veya orta şiddette gerçekleştiği bildirildi.<br />
Ancak ciddi yan etkilerin oranı, tedaviyi bırakmaya yol açan olaylar ve ulefnersen ile plasebo grupları arasındaki ayrıntılı güvenlilik karşılaştırmaları henüz yayımlanmadı.<br />
Bu nedenle ilacın güvenlilik profili konusunda daha kesin değerlendirme için tam Faz 3 verilerinin görülmesi gerekiyor.<br />
Ulefnersen henüz onaylanmış bir ilaç değil<br />
Olumlu Faz 3 sonucu ulefnersenin rutin tedavide kullanılabileceği anlamına gelmiyor.<br />
İlaç halen araştırma aşamasında ve ABD Gıda ve İlaç Dairesi ya da başka bir düzenleyici kurum tarafından FUS-ALS tedavisi için onaylanmış değil.<br />
Ulefnersen, ABD Gıda ve İlaç Dairesinden FUS-ALS için Fast Track statüsü aldı. İlaç ayrıca ABD ve Avrupa’da nadir hastalıklara yönelik ilaç geliştirme kapsamında yetim ilaç statülerine sahip.<br />
Ionis ve Otsuka, Faz 3 sonuçlarını ABD Gıda ve İlaç Dairesi ve diğer ülkelerdeki düzenleyici kurumlarla görüşmeyi, olası başvuru yollarını değerlendirmeyi planlıyor.<br />
Tam Faz 3 sonuçları henüz yayımlanmadı<br />
Mevcut verilerin en önemli sınırlaması, sonuçların şu anda şirketlerin 22 Eylül’de açıkladığı üst düzey Faz 3 verilerinden oluşması.<br />
Çalışmanın ayrıntılı sonuçları henüz hakemli bir bilimsel dergide yayımlanmış değil.<br />
ALS işlev puanındaki gruplar arası fark, olay sayıları, sağkalıma ilişkin ayrıntılı istatistikler, güven aralıkları, alt grup analizleri ve kapsamlı güvenlilik sonuçları açıklandığında tedavinin klinik etkisinin büyüklüğü daha sağlıklı değerlendirilebilecek.<br />
Şirketler ayrıntılı FUSION sonuçlarının bilimsel bir toplantıda sunulmasını ve hakemli bir dergide yayımlanmak üzere gönderilmesini planlıyor.<br />
Bu nedenle mevcut Faz 3 sonucu, FUS mutasyonuna bağlı ALS için güçlü bir klinik geliştirme sinyali olarak değerlendirilebilir; ancak ulefnersenin hastalar açısından sağlayacağı gerçek klinik yararın büyüklüğü tam veriler yayımlandıktan ve düzenleyici değerlendirmeler tamamlandıktan sonra daha net ortaya çıkacak.<br />
KAYNAKLAR<br />
• Ionis Pharmaceuticals – Ulefnersen FUSION Faz 3 üst düzey sonuç açıklaması, 22 Eylül 2026<br />
• Otsuka Pharmaceutical – Ulefnersen FUSION Faz 3 sonuç açıklaması, 22 Eylül 2026<br />
• ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi – FUSION klinik araştırma kaydı<br />
• The Lancet – Antisens oligonükleotid jacifusen ile FUS-ALS çok merkezli açık etiketli çalışma, 2025<br />
• The Lancet Neurology – FUS mutasyonlarının neden olduğu amyotrofik lateral skleroz üzerine bilimsel değerlendirme, 2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fus-als-icin-gelistirilen-rna-ilaci-onay-surecine-yaklasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 19:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genetik-als-rna-1280x720-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="45559"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdrar Rengi Ne Anlama Gelir? Sarıdan Kırmızıya Renk Rehberi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/idrar-rengi-ne-anlama-gelir-saridan-kirmiziya-renk-rehberi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/idrar-rengi-ne-anlama-gelir-saridan-kirmiziya-renk-rehberi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdrarın açık saman sarısı olması genellikle normal sıvı dengesini gösterir. Koyu sarı çoğu kez susuzlukla ilişkilidir; kırmızı, kahverengi veya kalıcı bulanıklık ise değerlendirme gerektirebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İdrarın normal rengi çoğunlukla açık saman sarısı ile sarı arasında değişir. Koyu sarı veya kehribar tonları genellikle idrarın yoğunlaştığını ve vücudun daha fazla sıvıya ihtiyaç duyabileceğini gösterir. Ancak kırmızı, kahverengi, turuncu, yeşil veya kalıcı bulanık görünüm yalnızca renge bakılarak açıklanamaz.</p>

<p>İdrar rengini tüketilen sıvı miktarı kadar yiyecekler, gıda boyaları, vitaminler ve bazı ilaçlar da değiştirebilir. Renk değişikliği bazen geçici ve zararsızdır; bazen de idrarda kan, enfeksiyon, böbrek taşı, karaciğer veya safra yollarıyla ilgili bir sorun gibi değerlendirilmesi gereken durumların işareti olabilir.</p>

<p>Sağlıklı idrar rengi nasıl olmalı?</p>

<p>Yeterli sıvı alan bir kişide idrar genellikle açık sarı veya saman sarısı görünür. Sarı renk, vücuttaki bazı maddelerin parçalanması sırasında oluşan ve böbreklerden süzülen pigmentlerden kaynaklanır.</p>

<p>Gün içindeki küçük renk değişiklikleri normal kabul edilebilir. Sabah ilk idrarın daha koyu olması, gece boyunca sıvı alınmaması nedeniyle idrarın yoğunlaşmasıyla açıklanabilir. Gün içinde sıvı alındıkça rengin açılması beklenir.</p>

<p>İdrarın tamamen şeffaf olması iyi mi?</p>

<p>Ara sıra renksiz veya çok açık idrar görülmesi, kısa süre içinde fazla sıvı tüketilmesine bağlı olabilir. Ancak idrarın sürekli tamamen şeffaf olması her zaman “daha sağlıklı” anlamına gelmez.</p>

<p>Aşırı su tüketimi, kandaki sodyum ve diğer elektrolitlerin seyrelmesine yol açabilir. Çok su içilmediği hâlde sürekli renksiz idrarla birlikte aşırı susama, sık idrara çıkma veya her seferinde fazla miktarda idrar yapma varsa diyabet ve böbreğin idrarı yoğunlaştırma yeteneğini etkileyen durumlar açısından değerlendirme gerekebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Koyu sarı ve kehribar rengi çoğunlukla neyi gösterir?</p>

<p>Koyu sarı veya kehribar rengi idrarın en yaygın nedeni sıvı eksikliğidir. Sıcak hava, terleme, yoğun egzersiz, ateş, kusma ve ishal idrarın yoğunlaşmasına yol açabilir.</p>

<p>Sıvı alımından sonra rengin birkaç idrar içinde açılması, susuzluk olasılığını destekler. Buna rağmen koyu renk devam ediyorsa veya idrar miktarı belirgin biçimde azalmışsa yalnızca daha fazla su içmekle yetinilmemelidir.</p>

<p>Kalp veya böbrek yetmezliği nedeniyle sıvı kısıtlaması uygulanan kişiler, su tüketimini kendi başlarına artırmamalı; takip eden hekimin önerisine uymalıdır.</p>

<p>Turuncu idrar neden olur?</p>

<p>Turuncu idrar susuzluk, bazı vitaminler, gıda pigmentleri ve ilaçlarla ilişkili olabilir. İdrar yolu ağrısını azaltmak için kullanılan fenazopiridin gibi bazı ilaçlar belirgin turuncu renk oluşturabilir.</p>

<p>Turuncu renk yeterli sıvı alınmasına rağmen sürüyorsa, özellikle dışkının açık renge dönmesi, gözlerde veya ciltte sararma, kaşıntı ve karın ağrısı eşlik ediyorsa karaciğer ya da safra yollarıyla ilgili bir durum araştırılmalıdır.</p>

<p>Kırmızı veya pembe idrar her zaman kan mı demektir?</p>

<p>Kırmızı ve pembe idrar her zaman kan bulunduğu anlamına gelmez. Pancar, böğürtlen, ravent, kırmızı gıda boyaları ve bazı ilaçlar idrarı geçici olarak bu renge çevirebilir.</p>

<p>Ancak yiyecek veya ilaçla açıklanamayan pembe, kırmızı ya da kola rengindeki idrar, gözle görülebilen kanamanın belirtisi olabilir. İdrarda kan; idrar yolu enfeksiyonu, böbrek taşı, prostat büyümesi, böbrek hastalıkları, travma ve yoğun egzersiz gibi çok farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Daha ciddi nedenler arasında böbrek, mesane veya prostat tümörleri de bulunur.</p>

<p>İdrarda yalnızca küçük miktarda kan bulunması bile rengi değiştirebilir. Kanama çoğu zaman ağrısız olabildiği için ağrının bulunmaması güvenli olduğu anlamına gelmez. Görünür kan, bir kez görülüp kaybolsa dahi hekim tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kahverengi veya çay rengindeki idrar ne zaman önemlidir?</p>

<p>Kahverengi idrar ileri sıvı kaybına bağlı gelişebilir. Bunun yanında bazı besinler, antibiyotikler, sıtma ilaçları, kas gevşeticiler, müshiller ve kolesterol düşürücü bazı ilaçlar da koyu renk oluşturabilir.</p>

<p>Rengin sıvı alımıyla açılmaması; karaciğer ve safra yolu hastalıklarını, idrarda parçalanmış kan ürünlerini veya bazı böbrek hastalıklarını düşündürebilir. Çok ağır egzersiz sonrasında çay ya da kola renginde idrarla birlikte şiddetli kas ağrısı ve güçsüzlük gelişmesi, kas dokusunun parçalandığı rabdomiyoliz açısından acil değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Mavi veya yeşil idrar neden görülebilir?</p>

<p>Mavi ya da yeşil idrar çoğunlukla gıda boyaları, tıbbi testlerde kullanılan bazı boyalar veya ilaçlarla ilişkilidir. Bazı B vitaminleri de idrarda parlak sarı-yeşil bir görünüm oluşturabilir.</p>

<p>Daha nadir olarak belirli bakterilerin yol açtığı idrar yolu enfeksiyonları ve bazı kalıtsal metabolik durumlar bu renklerle ilişkilendirilebilir. Renk devam ediyorsa veya yanma, sık idrara çıkma, ateş ve kötü koku eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Bulanık idrar enfeksiyon anlamına mı gelir?</p>

<p>Bulanıklık bir renk değişikliğinden çok idrarın görünümüyle ilgilidir. Susuzluk, idrar yolu enfeksiyonu ve böbrek taşları bulanık veya puslu görünüme neden olabilir.</p>

<p>Bulanıklığın tek başına görülmesi kesin olarak enfeksiyon anlamına gelmez. Yanma, sıkışma hissi, sık idrara çıkma, alt karın veya yan ağrısı, kötü koku, ateş ve titreme eşlik ediyorsa idrar tahlili yapılması gerekebilir.</p>

<p>İdrar rengi tek başına hastalık tanısı koydurur mu?</p>

<p>İdrar rengi yalnızca bir ipucudur; tek başına böbrek, karaciğer veya idrar yolu hastalığı tanısı koydurmaz. Aynı renk farklı nedenlerle ortaya çıkabilir ve gözle normal görünen idrarda mikroskobik düzeyde kan veya protein bulunabilir.</p>

<p>Değerlendirmede kişinin kullandığı ilaçlar, yediği besinler, sıvı tüketimi ve eşlik eden belirtiler dikkate alınır. Gerektiğinde tam idrar tahlili, idrar kültürü, kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır.</p>

<p>Hangi belirtilerde doktora başvurulmalı?</p>

<p>Aşağıdaki durumlardan biri varsa tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir:</p>

<p>• Yiyecek veya ilaçla açıklanamayan kırmızı, pembe ya da kola renginde idrar<br />
• İdrarda kan pıhtısı görülmesi<br />
• İdrar yapamama veya idrar miktarında belirgin azalma<br />
• Renk değişikliğine ateş, titreme, yanma ya da yan ve bel ağrısının eşlik etmesi<br />
• Kahverengi idrarla birlikte sarılık veya açık renkli dışkı görülmesi<br />
• Yoğun egzersiz sonrasında koyu idrar, şiddetli kas ağrısı ve güçsüzlük gelişmesi<br />
• Koyu idrarla birlikte baş dönmesi, bayılma, ağız kuruluğu ve belirgin susuzluk belirtileri<br />
• Açıklanamayan renk değişikliğinin sıvı alımına rağmen sürmesi veya tekrarlaması</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>İdrar rengindeki değişiklik tek başına tanı değildir. Görünür kan, idrar yapamama, kan pıhtısı, yüksek ateş, şiddetli ağrı, sarılık veya egzersiz sonrası kola renginde idrar acil değerlendirme gerektirebilir. Kullanılan ilaçlar hekim önerisi olmadan bırakılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Cleveland Clinic — Urine Color Chart: What the Color of Your Pee Says About You — 2 Eylül 2026</p>

<p>Mayo Clinic — Urine Color: Symptoms and Causes — 11 Ekim 2025</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Hematuria (Blood in the Urine) </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/idrar-rengi-ne-anlama-gelir-saridan-kirmiziya-renk-rehberi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 19:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1270.jpeg" type="image/jpeg" length="37111"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kandaki yüksek bakır ve düşük magnezyum ölüm riskiyle ilişkili bulundu: 18 yıllık çalışma ne gösterdi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kandaki-bakir-ve-dusuk-magnezyum-olum-riskiyle-iliskili-bulundu-18-yillik-calisma-ne-gosterdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kandaki-bakir-ve-dusuk-magnezyum-olum-riskiyle-iliskili-bulundu-18-yillik-calisma-ne-gosterdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[18 yıl izlenen 4.035 erkekte yüksek serum bakırı daha yüksek, yüksek magnezyum ise daha düşük ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Ancak çalışma gözlemseldi; takviye kullanmanın yaşamı uzattığını kanıtlamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fransa’da 4.035 erkeğin 18 yıl boyunca izlendiği uzun süreli bir çalışmada, kandaki yüksek bakır düzeyleri tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin daha yüksek olmasıyla; yüksek magnezyum düzeyleri ise daha düşük ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Ancak araştırma, bakırın ölüme yol açtığını ya da magnezyum takviyesi almanın yaşam süresini uzattığını göstermiyor.</p>

<p>Epidemiology dergisinde Mayıs 2006’da yayımlanan araştırma yeni değil. Buna rağmen bakır, çinko ve magnezyum sonuçlarının bugün sosyal medyada veya sağlık içeriklerinde yeniden gündeme gelmesi halinde önemli bir ayrım gerekiyor: Araştırmada ölçülen şey takviye kullanımı değil, başlangıçtaki serum mineral düzeyleriydi.</p>

<p>18 yıllık takipte ne bulundu?</p>

<p>Paris Prospective Study 2 verilerinden yararlanan araştırmacılar, çalışmanın başlangıcında 30–60 yaş arasındaki 4.035 erkeğin serum bakır, çinko ve magnezyum değerlerini ölçtü.</p>

<p>Katılımcılar yaklaşık 18 yıl izlendi. Bu dönemde 339 ölüm kaydedildi. Bunların 176’sı kansere, 56’sı kardiyovasküler nedenlere bağlandı.</p>

<p>Mineral düzeyleri dört gruba ayrıldı. En düşük dörtte birlik grup referans kabul edilirken en yüksek dörtte birlik gruptaki kişilerle karşılaştırmalar yapıldı.</p>

<p>Yüksek serum bakırında tüm nedenlere bağlı ölüm riski yüzde 50 daha yüksekti</p>

<p>Çalışmanın en belirgin bakır bulgusu tüm nedenlere bağlı ölümde görüldü.</p>

<p>Serum bakırı en yüksek grupta olan erkeklerde, en düşük gruba kıyasla tüm nedenlere bağlı ölüm için göreli risk 1,5 olarak hesaplandı. Yani istatistiksel modelde yaklaşık yüzde 50 daha yüksek göreli risk görüldü.</p>

<p>Araştırmada kanser ölüm riski için göreli risk 1,4, kardiyovasküler ölüm için ise 1,3 bulundu.</p>

<p>Ancak burada önemli bir istatistik ayrıntısı var. Kanser ve kardiyovasküler ölüm sonuçlarının güven aralıkları 1 değerini içeriyordu. Bu nedenle bu iki sonuç, tüm nedenlere bağlı ölüm bulgusu kadar güçlü istatistiksel kanıt olarak yorumlanmamalı.</p>

<p>“Yüksek bakır” laboratuvar sonucunuzun yüksek olduğu anlamına gelmiyor</p>

<p>Araştırmadaki “yüksek bakır” ifadesi, bir hastane laboratuvarındaki normal referans aralığının üstüne çıkılması anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmacılar katılımcıları kendi çalışma grubundaki serum değerlerine göre dört eşit bölüme ayırdı ve en yüksek yüzde 25’lik grubu en düşük yüzde 25’lik grupla karşılaştırdı.</p>

<p>Bu nedenle çalışmadaki risk oranlarını doğrudan kişisel bir kan tahliline uygulamak doğru değil.</p>

<p>Tek başına serum bakırı sonucu da kişinin uzun vadeli ölüm riskini belirleyen bir test olarak kullanılmıyor. Çalışmanın tasarımı, bir mineral değerini bağımsız bir hastalık tanısı veya kişisel risk hesaplayıcısı haline getirmiyor.</p>

<p>Magnezyumda ters yönde bir ilişki görüldü</p>

<p>Serum magnezyumu en yüksek grupta olanlarda tüm nedenlere bağlı ölüm için göreli risk 0,6 bulundu. Bu, en düşük magnezyum grubuna kıyasla yaklaşık yüzde 40 daha düşük göreli riskle ilişki anlamına geliyor.</p>

<p>Kanser ölümlerinde göreli risk 0,5’ti; başka bir ifadeyle yaklaşık yüzde 50 daha düşük göreli risk gözlendi.</p>

<p>Kardiyovasküler ölümlerde de göreli risk 0,6 olarak hesaplandı ancak güven aralığı 1’i içerdiği için bu sonuç istatistiksel açıdan daha belirsizdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buradaki en önemli nokta şu: Çalışma “fazla magnezyum alın, ölüm riskiniz düşsün” sonucunu desteklemiyor.</p>

<p>Araştırmacılar katılımcılara magnezyum vermedi. İnsanları rastgele magnezyum ve plasebo gruplarına ayırmadı. Yalnızca başlangıçtaki kan düzeyi ile yıllar sonraki sonuçlar arasındaki ilişkiyi inceledi.</p>

<p>Magnezyum takviyesi ömrü uzatır mı?</p>

<p>Bu araştırmadan böyle bir sonuç çıkarılamaz.</p>

<p>Daha sonraki araştırmalar da beslenmeden alınan magnezyum ile bazı sağlık sonuçları arasında ilişkiler bildirmiş olsa da takviye kullanımının aynı sonucu verdiği gösterilmiş değil.</p>

<p>2021’de yayımlanan ve 1,1 milyondan fazla kişiyi kapsayan prospektif çalışmaların meta-analizinde, besinlerle daha yüksek magnezyum alımı daha düşük tüm nedenlere bağlı ve kanser kaynaklı ölüm riskiyle ilişkiliydi. Buna karşılık toplam ve takviye yoluyla magnezyum alımında ölüm riski açısından anlamlı bir ilişki saptanmadı.</p>

<p>Dolayısıyla “yüksek serum magnezyumu daha düşük ölüm riskiyle ilişkili bulundu” cümlesi ile “magnezyum takviyesi yaşamı uzatır” cümlesi bilimsel olarak aynı anlama gelmiyor.</p>

<p>Çinko ile bakır birlikte olduğunda daha güçlü bir ilişki görüldü</p>

<p>Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri minerallerin birlikte değerlendirilmesiydi.</p>

<p>Düşük çinko ile yüksek bakır değerlerinin birlikte bulunduğu kişilerde tüm nedenlere bağlı ölüm için göreli risk 2,6 olarak hesaplandı.</p>

<p>Kanser ölümünde ise göreli risk 2,7 bulundu; ancak güven aralığı oldukça genişti. Bu nedenle sayı güçlü görünse de belirsizlik payı yüksek.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca düşük çinko ile yüksek magnezyum kombinasyonunu daha düşük tüm nedenlere bağlı ve kanser kaynaklı ölüm riskiyle ilişkili buldu.</p>

<p>Bu sonuçlar mineraller arasındaki biyolojik dengenin araştırılmaya değer olduğunu düşündürüyor ancak klinikte kişinin yalnızca çinko/bakır oranına bakılarak yaşam süresi veya kanser riski hesaplanabileceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Daha yeni çalışmalar bakır konusunda ne söylüyor?</p>

<p>2006’daki araştırmanın ardından serum bakırı ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişkiyi inceleyen çok sayıda gözlemsel çalışma yayımlandı.</p>

<p>2023 tarihli bir sistematik derleme ve meta-analizde toplam 41.322 kişinin yer aldığı 16 çalışma değerlendirildi. Serum bakırı yüksek gruplarda toplam inme, miyokard enfarktüsü ve kardiyovasküler ölümün daha sık görüldüğü bildirildi.</p>

<p>Bu bulgular 2006’daki çalışmanın bakır yönündeki sonucuyla genel olarak aynı doğrultuda olsa da kanıtların büyük bölümü gözlemsel verilerden geliyor.</p>

<p>Dolayısıyla yüksek serum bakırının doğrudan kalp krizi veya ölümün nedeni olduğu söylenemez. Ölçülmemiş hastalıklar, metabolik durum, beslenme, inflamasyon ve başka biyolojik faktörler ilişkinin bir bölümünü açıklayabilir.</p>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlamaları neler?</p>

<p>Araştırmanın güçlü yönü 18 yıl gibi uzun bir takip süresine sahip olmasıydı. Ancak sonuçları yorumlarken birkaç önemli sınırlama bulunuyor.</p>

<p>Çalışmaya yalnızca 30–60 yaş arasındaki erkekler alındı. Bulgular kadınlara, çocuklara, çok ileri yaştaki kişilere veya farklı toplumlara doğrudan genellenemez.</p>

<p>Mineral değerleri çalışmanın başlangıcında ölçüldü. Bir kişinin bakır, çinko veya magnezyum düzeyi 18 yıl boyunca aynı kalmayabilir.</p>

<p>Araştırma gözlemseldi. Bilinen bazı karıştırıcı değişkenler için istatistiksel düzeltme yapılmasına rağmen bütün olası etkenleri ortadan kaldırmak mümkün değil.</p>

<p>Ayrıca gruplar klinik “eksiklik” veya “yükseklik” sınırlarına göre değil, çalışmadaki dağılıma göre oluşturuldu.</p>

<p>Sonuç: Çalışma ne söylüyor, ne söylemiyor?</p>

<p>Araştırma, orta yaşlı erkeklerden oluşan bu grupta yüksek serum bakırının daha yüksek tüm nedenlere bağlı ölüm riskiyle, yüksek serum magnezyumunun ise daha düşük ölüm riskiyle ilişkili olduğunu gösterdi.</p>

<p>Ancak araştırma üç şeyi kanıtlamıyor:</p>

<p>Yüksek bakırın tek başına erken ölüme neden olduğunu,</p>

<p>magnezyum takviyesi almanın yaşam süresini uzattığını,</p>

<p>tek bir bakır, çinko veya magnezyum kan sonucunun kişinin ölüm riskini belirleyebileceğini.</p>

<p>Bu nedenle çalışma en doğru biçimde, mineraller ile uzun dönem sağlık sonuçları arasındaki ilişkiye işaret eden bir kohort araştırması olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bakır, çinko veya magnezyum takviyesine yalnızca bu araştırmanın sonuçlarına dayanarak başlanmamalı ya da mevcut takviyelerin dozu değiştirilmemelidir. Özellikle böbrek hastalığı olanlarda ve düzenli ilaç kullananlarda mineral takviyeleri hekim değerlendirmesi gerektirebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Epidemiology — Zinc, Copper, and Magnesium and Risks for All-Cause, Cancer, and Cardiovascular Mortality — 2006</p>

<p>Frontiers in Cardiovascular Medicine — Serum Copper Levels and Risk of Major Adverse Cardiovascular Events: A Systematic Review and Meta-analysis — 2023</p>

<p>Advances in Nutrition — Total, Dietary, and Supplemental Magnesium Intakes and Risk of All-Cause, Cardiovascular, and Cancer Mortality — 2021</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kandaki-bakir-ve-dusuk-magnezyum-olum-riskiyle-iliskili-bulundu-18-yillik-calisma-ne-gosterdi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 19:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1268.jpeg" type="image/jpeg" length="58832"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mikrobu Öldüren Mikrop: Faj Tedavisi Neden Unutuldu, Neden Yeniden Hatırlanıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mikrobu-olduren-mikrop-faj-tedavisi-neden-unutuldu-neden-yeniden-hatirlaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mikrobu-olduren-mikrop-faj-tedavisi-neden-unutuldu-neden-yeniden-hatirlaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antibiyotiklerden önce bakteriyel enfeksiyonlarla mücadelede denenmeye başlayan bakteriyofajlar, yaklaşık bir asır sonra yeniden tıbbın gündeminde. Antibiyotik direncinin büyümesi, bilim insanlarını eski bir fikre yeniden yöneltiyor: Hastalık yapan bakterileri, onları enfekte edip öldürebilen virüslerle hedeflemek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h1>Bir bakterinin yüzeyine tutunuyor.</h1>

<p>Genetik materyalini bakterinin içine aktarıyor.</p>

<p>Bakterinin hücresel mekanizmalarını kullanarak yeni kopyalarını oluşturuyor.</p>

<p>Sonunda bakteri parçalanıyor ve ortaya çıkan yeni fajlar başka bakterileri enfekte edebiliyor.</p>

<p>Bu, <strong>litik bakteriyofajların</strong> temel yaşam döngüsü.</p>

<p>Başlıktaki “mikrobu öldüren mikrop” ifadesi elbette halk diline ait bir benzetme. Bilimsel olarak bakteriyofaj bir bakteri değil; <strong>bakterileri enfekte eden bir virüs.</strong> Tedavi amacıyla üzerinde çalışılan fajlar da çoğunlukla bakteriyi parçalayarak öldüren litik fajlardan seçiliyor. Dünya Sağlık Örgütü fajları, bakterileri seçici biçimde hedefleyebilen virüsler olarak tanımlıyor.</p>

<h2>Hikâye antibiyotiklerden önce başladı</h2>

<p>1915 yılında İngiliz bakteriyolog <strong>Frederick Twort</strong>, bakteri kültürlerinde bakterilerin parçalanmasına yol açan filtrelenebilir bir etken tarif etti.</p>

<p>İki yıl sonra Fransız-Kanadalı mikrobiyolog <strong>Félix d’Hérelle</strong>, dizanteriye yol açan bakteriler üzerinde benzer bir etkeni araştırdı ve 1917’de “bakteriyofaj” terimini kullandı.</p>

<p>Kelimenin anlamı kabaca:</p>

<p><strong>“Bakteri yiyen.”</strong></p>

<p>Faj gerçekte bakteriyi yemiyor. Onu enfekte ediyor ve uygun koşullarda çoğalarak bakterinin parçalanmasına yol açıyor.</p>

<p>D’Hérelle'nin aklına kısa sürede daha büyük bir soru geldi:</p>

<p><strong>Bu virüsler bakterileri öldürebiliyorsa, hastalıkların tedavisinde de kullanılabilir miydi?</strong></p>

<h2>Paris, 1919</h2>

<p>D’Hérelle'nin 1919 yılında Paris'teki Hôpital des Enfants-Malades'da ağır bakteriyel dizanterisi bulunan çocuklara faj verdiği tarihsel kaynaklarda anlatılıyor.</p>

<p>Önce faj preparatını kendisi ve bazı hekimler içerek güvenli olup olmadığını gözlemlediler. Daha sonra hastalara uygulandı.</p>

<p>D’Hérelle olumlu sonuçlar bildirdi.</p>

<p>Ancak bu ilk uygulamaların sonuçları hemen bilimsel olarak yayımlanmadı.</p>

<p>İnsanlarda faj tedavisine ilişkin <strong>ilk yayımlanmış klinik raporlardan biri 1921'de Richard Bruynoghe ve Joseph Maisin'e</strong> aitti. Araştırmacılar stafilokokların neden olduğu deri enfeksiyonlarında faj kullandılar ve lezyonlarda gerileme bildirdiler.</p>

<p>1920'li ve 1930'lu yıllarda fajlara yönelik ilgi giderek arttı.</p>

<p>Dizanteriden koleraya, yara ve deri enfeksiyonlarından başka bakteriyel hastalıklara kadar farklı alanlarda faj preparatları kullanılmaya ve araştırılmaya başlandı.</p>

<p>Fakat tıbbın yönünü değiştirecek başka bir gelişme yaklaşıyordu.</p>

<h2>Sonra antibiyotik çağı başladı</h2>

<p>Alexander Fleming 1928'de penisilinin antibakteriyel etkisini fark etti.</p>

<p>1940'larda penisilin ve diğer antibiyotiklerin kitlesel üretimi ve yaygın klinik kullanımı enfeksiyon hastalıklarının tedavisini kökten değiştirdi.</p>

<p>Antibiyotiklerin büyük bir pratik avantajı vardı.</p>

<p>Bazıları çok sayıda farklı bakteriye karşı etkili olabiliyordu.</p>

<p>Fajlarda ise durum farklıydı.</p>

<p>Bir faj çoğu zaman yalnızca belirli bir bakteri türünü, hatta bazen aynı tür içindeki belirli bakteri suşlarını enfekte edebiliyordu.</p>

<p>Üstelik 20. yüzyılın ilk yarısında fajların biyolojisi bugünkü kadar iyi anlaşılmıyordu. Preparatların standardizasyonu, saflığı, etkinliği ve doğru bakteriyle doğru fajın eşleştirilmesi önemli sorunlardı.</p>

<p>Antibiyotikler Batı tıbbında hızla öne çıktı.</p>

<p>Faj tedavisi ise giderek geri plana düştü.</p>

<p>Fakat tamamen kaybolmadı.</p>

<h2>Tiflis'te unutulmayan tedavi</h2>

<p>Gürcü mikrobiyolog <strong>George Eliava</strong>, d’Hérelle ile yakın bilimsel ilişki kurmuş isimlerden biriydi.</p>

<p>Eliava'nın öncülüğünde <strong>1923'te Tiflis'te kurulan kurum</strong>, daha sonra bakteriyofaj araştırmalarının dünyadaki önemli merkezlerinden biri hâline geldi. Bugün George Eliava Bakteriyofaj, Mikrobiyoloji ve Viroloji Enstitüsü adıyla çalışmalarını sürdürüyor.</p>

<p>Sovyetler Birliği'nde, Gürcistan'da ve Doğu Avrupa'nın bazı bölgelerinde faj tedavisi araştırılmaya ve kullanılmaya devam etti.</p>

<p>Bu nedenle sık kullanılan:</p>

<p><strong>“Faj tedavisi yüz yıl boyunca unutuldu.”</strong></p>

<p>cümlesi tam olarak doğru değil.</p>

<p>Daha doğru ifade şu:</p>

<p><strong>Faj tedavisi Batı tıbbında büyük ölçüde geri plana düştü; Doğu Avrupa ve eski Sovyet coğrafyasındaki bazı merkezlerde ise yaşamaya devam etti.</strong></p>

<h2>Antibiyotik direnci eski fikri yeniden gündeme getirdi</h2>

<p>Antibiyotikler modern tıbbın en önemli başarılarından biri oldu.</p>

<p>Fakat bakteriler de antibiyotik baskısına karşı direnç geliştirebiliyor.</p>

<p>Antimikrobiyal direnç bugün küresel halk sağlığının en büyük sorunlarından biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Tam da bu noktada bilim dünyası yaklaşık bir asır önce kullanılan fajlara yeniden bakmaya başladı.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü faj tedavisini antimikrobiyal dirençle mücadelede umut vadeden yaklaşımlardan biri olarak değerlendiriyor. Ancak rutin ve yaygın insan kullanımı için daha güçlü klinik etkinlik ve güvenlik kanıtlarına ihtiyaç bulunduğunu da özellikle vurguluyor.</p>

<h2>Fajın en büyük gücü aynı zamanda en büyük sorunu</h2>

<p>Fajların en dikkat çekici özelliklerinden biri seçicilikleri.</p>

<p>Bir antibiyotik birçok farklı bakteriyi etkileyebilirken bir fajın hedef aralığı çok daha dar olabilir.</p>

<p>Bu durum teorik olarak önemli bir avantaj sağlıyor.</p>

<p>Hastalığa neden olan bakteriyi hedeflerken vücudun normal bakteri topluluklarının geniş ölçüde etkilenmemesi mümkün olabilir.</p>

<p>Ama aynı özellik tedaviyi zorlaştırıyor.</p>

<p>Çünkü hastadaki bakterinin belirlenmesi, ardından bu bakteriye gerçekten etkili bir fajın bulunması gerekiyor.</p>

<p>Geleceğin faj tedavisinde hekimlerin yalnızca:</p>

<p><strong>“Bu bakteriye hangi antibiyotik etkili?”</strong></p>

<p>diye sormaması mümkün.</p>

<p>Yanına ikinci bir soru gelebilir:</p>

<p><strong>“Bu bakteriyi hangi faj öldürüyor?”</strong></p>

<p>Fajların hedef aralığı ve bakterilerle etkileşimi, modern faj tedavisinin temel araştırma alanlarından biri olmaya devam ediyor.</p>

<h2>2026'da önemli bir adım</h2>

<p>Faj tedavisini yeniden gündeme taşıyan önemli gelişmelerden biri <strong>21 Eylül 2026'da Nature Medicine'da yayımlandı.</strong></p>

<p>Uluslararası uzmanların hazırladığı kişiselleştirilmiş bakteriyofaj tedavisi uzlaşı rehberi; faj seçimi ve hazırlanmasından kalite kontrolüne, klinik uygulamadan hasta takibine kadar <strong>60'tan fazla öneri</strong> içeriyor.</p>

<p>Bu önemli bir gelişme.</p>

<p>Ancak şu ayrımı yapmak gerekiyor:</p>

<p>Rehberin yayımlanması, faj tedavisinin artık her bakteriyel enfeksiyonda kanıtlanmış standart bir tedavi olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Aksine modern faj tedavisinin en önemli sorunlarından birinin <strong>standardizasyon</strong> olduğunu gösteriyor.</p>

<h2>100 hasta bize ne söyledi?</h2>

<p>Faj tedavisine ilişkin en dikkat çekici gerçek yaşam araştırmalarından biri 2024'te <strong>Nature Microbiology</strong> dergisinde yayımlandı.</p>

<p>Araştırmada 12 ülkedeki 35 hastanede tedavi edilen <strong>100 ardışık hasta</strong> incelendi.</p>

<p>Ancak küçük bir sayı ayrıntısı önemli:</p>

<p>100 hastada toplam <strong>114 zor tedavi edilen enfeksiyon</strong> değerlendirildi.</p>

<p>Klinik iyileşme enfeksiyonların <strong>%77,2'sinde</strong>, uygun takip verisi bulunan vakalarda hedef bakterinin eradikasyonu ise <strong>%61,3'ünde</strong> bildirildi.</p>

<p>İlk bakışta etkileyici rakamlar.</p>

<p>Ama önemli bir ayrıntı daha var:</p>

<p>Hastaların büyük bölümünde fajlar <strong>antibiyotiklerle birlikte</strong> kullanıldı.</p>

<p>Üstelik çalışma randomize kontrollü bir deney değil; geriye dönük gözlemsel bir araştırmaydı.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<p><strong>“Faj tedavisi hastaların yüzde 77'sini iyileştiriyor.”</strong></p>

<p>demek bilimsel olarak yanlış olur.</p>

<p>Araştırmanın gösterdiği şey daha sınırlı ama önemli:</p>

<p><strong>Kişiselleştirilmiş faj tedavisi, zor tedavi edilen bazı enfeksiyonlarda daha güçlü klinik çalışmalar yapılmasını hak eden bir yaklaşım.</strong></p>

<h2>Her çalışma başarılı olmadı</h2>

<p>Fajların hikâyesini yalnızca başarılı vakalar üzerinden anlatmak doğru olmaz.</p>

<p>Bunun en iyi örneklerinden biri <strong>PhagoBurn</strong> çalışması.</p>

<p>Pseudomonas aeruginosa ile enfekte yanık yaralarında 12 litik fajdan oluşan bir kokteyl standart tedaviyle karşılaştırıldı.</p>

<p>Bakteriyel yükün hedeflenen düzeyde azalmasına kadar geçen medyan süre faj grubunda <strong>144 saat</strong>, standart tedavi grubunda ise <strong>47 saat</strong> oldu.</p>

<p>Yani bu çalışmada faj tedavisi standart tedaviden daha hızlı değildi.</p>

<p>Ancak araştırmanın önemli bir sorunu vardı.</p>

<p>Faj preparatının yoğunluğu üretimden sonra ciddi biçimde azalmış, hastalara planlanan 10⁶ PFU/mL yerine yaklaşık <strong>10² PFU/mL</strong> konsantrasyonunda preparat uygulanmıştı.</p>

<p>Bu çalışma faj tedavisinin en önemli derslerinden birini ortaya koydu:</p>

<p><strong>Doğru fajı bulmak yeterli değil. Doğru fajı, doğru yoğunlukta, doğru hastaya ve uygun koşullarda ulaştırmak gerekiyor.</strong></p>

<h2>Dokuz hastalık çalışma ve ardından gelen uyarı</h2>

<p>2025'te <strong>Nature Communications</strong> dergisinde kronik Pseudomonas aeruginosa akciğer enfeksiyonu bulunan kistik fibrozisli yalnızca dokuz yetişkinde, üç faj içeren <strong>BX004-A</strong> adlı kokteyl değerlendirildi.</p>

<p>Bu ilk insan çalışması temel olarak güvenlik, tolerabilite ve biyolojik aktivite konusunda erken bilgiler sağladı.</p>

<p>Ancak dokuz kişilik bir çalışma, tedavinin gerçekten etkili olduğunu göstermek için yeterli değildi.</p>

<p>Daha sonra BX004 için daha büyük bir Faz 2b programı başlatıldı.</p>

<p>Fakat <strong>Aralık 2025'te sponsor BiomX, beklenenden yüksek advers olay oranlarının incelenmesinin ardından programın geliştirilmesini durdurduğunu açıkladı.</strong> Bağımsız Veri İzleme Komitesi alternatif dozlama veya tedavi stratejilerinin değerlendirilmesini önermişti; şirket ise gerekli zaman ve kaynakları göz önünde bulundurarak geliştirmeyi sonlandırdı.</p>

<p>Buradan:</p>

<p><strong>“Faj tedavisi tehlikelidir.”</strong></p>

<p>sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Ancak önemli bir bilimsel ders çıkar:</p>

<p><strong>Küçük erken faz çalışmalarındaki olumlu sinyaller, daha büyük kontrollü araştırmalarda mutlaka doğrulanmalıdır.</strong></p>

<h2>Bakteriler fajlara da direnebilir</h2>

<p>Fajlar da sihirli mermi değil.</p>

<p>Bakteriler antibiyotiklere olduğu gibi fajlara karşı da direnç geliştirebilir.</p>

<p>Ancak bakterilerle fajlar arasında milyonlarca yıldır süren bir evrimsel yarış bulunuyor.</p>

<p>Bazen bakterinin fajdan kurtulmak için geçirdiği değişikliklerin başka bir bedeli olabiliyor.</p>

<p>2024'teki 100 olguluk araştırmada bazı faj dirençli bakterilerde antibiyotiklere yeniden duyarlılık ve azalmış virülansla birlikte görülen değişiklikler bildirildi.</p>

<p>Fakat bunun her bakteride ve her fajda gerçekleşeceğini söylemek mümkün değil.</p>

<p>Bu nedenle modern araştırmaların önemli alanlarından biri de:</p>

<p><strong>faj + antibiyotik kombinasyonları.</strong></p>

<h2>Bir virüsü ilaca dönüştürmek kolay değil</h2>

<p>Doğada faj bulmak zor olmayabilir.</p>

<p>Onu güvenli bir ilaca dönüştürmek ise bambaşka bir mesele.</p>

<p>Tedavide kullanılacak fajların genomları incelenmeli.</p>

<p>Hedef bakteriye karşı gerçekten etkili oldukları gösterilmeli.</p>

<p>Preparatın saflığı ve mikrobiyolojik güvenliği kontrol edilmeli.</p>

<p>Bakteriyel endotoksinler gibi istenmeyen maddeler uzaklaştırılmalı.</p>

<p>Uygun üretim ve kalite standartları sağlanmalı.</p>

<p>Hatta bazı hastalarda bağışıklık sisteminin fajları etkisiz hâle getirip getirmediğinin bile değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>2026'da yayımlanan kapsamlı Nature Reviews Microbiology değerlendirmesi de faj tedavisinin potansiyelinin yanında üretim, hasta-faj eşleştirmesi, bağışıklık sistemi, dozlama ve düzenleyici süreçler gibi önemli sorunların henüz çözülmediğine dikkat çekiyor.</p>

<h2>Antibiyotiklerin yerini alacak mı?</h2>

<p>Bugünkü bilimsel kanıtlarla:</p>

<p><strong>“Fajlar antibiyotiklerin yerini alacak.”</strong></p>

<p>demek doğru değil.</p>

<p>Daha gerçekçi ihtimal, fajların gelecekte belirli hastalarda antibiyotiklere <strong>alternatif veya tamamlayıcı</strong> bir tedavi olarak kullanılması.</p>

<p>Özellikle çoklu ilaç dirençli, kronik, biyofilmle ilişkili veya standart tedavilere yanıt vermeyen bazı bakteriyel enfeksiyonlar araştırmaların odağında.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'nün yaklaşımı da temkinli:</p>

<p>Fajlar umut veriyor.</p>

<p>Ancak yaygın rutin kullanıma geçmeden önce daha güçlü klinik kanıt gerekiyor.</p>

<h2>Yüz yıl sonra aynı soruya dönüş</h2>

<p>Faj tedavisinin hikâyesi tıp tarihinin en ilginç dönüşlerinden biri.</p>

<p>Yüz yıl önce elimizde fajlar vardı.</p>

<p>Ama bakterilerin genomlarını bugünkü hızla inceleyemiyorduk.</p>

<p>Bir fajın hangi bakteri suşuna etkili olduğunu bugünkü yöntemlerle belirleyemiyorduk.</p>

<p>Modern biyoteknolojiye, genom dizilemeye ve bugünkü kalite kontrol standartlarına sahip değildik.</p>

<p>Şimdi bunların önemli bir bölümü elimizde.</p>

<p>Fakat karşımızda bu kez büyüyen başka bir sorun var:</p>

<p><strong>Antibiyotiklere dirençli bakteriler.</strong></p>

<p>Bu yüzden yaklaşık bir asır önce sorulan soru yeniden laboratuvarların ve klinik araştırmaların önünde:</p>

<p><strong>Bir bakteriyi öldürmek için onun doğal düşmanı olan bir virüsü kullanabilir miyiz?</strong></p>

<p>Bilimin bugünkü cevabı ne kesin bir “evet” ne de kesin bir “hayır”.</p>

<p>Daha doğru cevap şu:</p>

<p><strong>Bazı bakterilerde, doğru fajla, doğru hastada ve uygun kalite standartları altında mümkün olabilir. Fakat bunun hangi hastalarda gerçekten klinik yarar sağlayacağını göstermek için daha güçlü kontrollü çalışmalara ihtiyaç var.</strong></p>

<p>Belki de faj tedavisinin hikâyesinin en ilginç yanı burada.</p>

<p>Tıbbın gelecekte kullanabileceği silahlardan biri gelecekte keşfedilmeyecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çünkü onu bir asırdan uzun süre önce fark ettik.</p>

<p>Sadece antibiyotik çağında bir süre gözden uzak tuttuk.</p>

<h3>Tıbbi uyarı</h3>

<p>Bakteriyofaj tedavisi birçok ülkede rutin ve standart bir tedavi değildir. Çoğunlukla klinik araştırmalar, deneysel uygulamalar veya özel düzenleyici yollar kapsamında değerlendirilmektedir. Antibiyotik tedavisinin yerine kişisel olarak kullanılmamalı ve güvenilirliği doğrulanmamış faj preparatlarıyla kendi kendine tedavi denenmemelidir. Faj tedavisi ancak uygun mikrobiyolojik değerlendirme, kalite kontrol ve uzman klinik ekiplerin bulunduğu merkezlerde ele alınmalıdır.</p>

<h3>Kaynaklar</h3>

<ul>
 <li>Nature Medicine — <i>A consensus-based guideline for personalized bacteriophage therapy</i>, 2026.</li>
 <li>Nature Reviews Microbiology — <i>Phage therapy: from basic biology to clinical application</i>, 2026.</li>
 <li>Nature Microbiology — <i>Personalized bacteriophage therapy outcomes for 100 consecutive cases</i>, 2024.</li>
 <li>Nature Communications — <i>Phage therapy with nebulized cocktail BX004-A for chronic Pseudomonas aeruginosa infections in cystic fibrosis</i>, 2025.</li>
 <li>The Lancet Infectious Diseases — <i>PhagoBurn</i>, 2019.</li>
 <li>World Health Organization Regional Office for Europe — <i>Bacteriophages and their use in combating antimicrobial resistance</i>, 2025.</li>
 <li>World Health Organization Regional Office for Europe — <i>Building the evidence for the use of bacteriophage therapy</i>, 2025.</li>
 <li>George Eliava Institute of Bacteriophages, Microbiology and Virology — Kurumsal tarihçe.</li>
 <li>BiomX — BX004 Faz 2b programına ilişkin 2025 klinik geliştirme açıklamaları.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mikrobu-olduren-mikrop-faj-tedavisi-neden-unutuldu-neden-yeniden-hatirlaniyor</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 18:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/faj-tedavisi-200kb-1.jpg" type="image/jpeg" length="13900"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sivrisineğe Bilerek Kollarını Uzattılar: Sarı Humma Deneylerinin Tartışmalı Tarihi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sivrisinege-bilerek-kollarini-uzattilar-sari-humma-deneylerinin-tartismali-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sivrisinege-bilerek-kollarini-uzattilar-sari-humma-deneylerinin-tartismali-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ölümcül sarı hummanın nasıl bulaştığını çözmeye çalışan araştırmacılar, 1900 yılında Küba’da sağlıklı insanları enfekte sivrisineklere bilerek maruz bıraktı. Deneyler tıp tarihinin en önemli halk sağlığı keşiflerinden birinin önünü açtı. Ancak para karşılığı gönüllülük, ölüm riski ve insan üzerinde...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ölümcül sarı hummanın nasıl bulaştığını çözmeye çalışan araştırmacılar, 1900 yılında Küba’da sağlıklı insanları enfekte sivrisineklere bilerek maruz bıraktı. Deneyler tıp tarihinin en önemli halk sağlığı keşiflerinden birinin önünü açtı. Ancak para karşılığı gönüllülük, ölüm riski ve insan üzerinde deney tartışmaları, aradan bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ zor etik sorular doğuruyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Havana, 1900: Bir sivrisinek ve ölüm ihtimali</p>

<p>1900 yılının Küba’sında bir insanın koluna sivrisinek konması her zaman sıradan bir olay değildi. Çünkü o sivrisinek, birkaç gün önce sarı hummaya yakalanmış bir hastanın kanıyla beslenmiş olabilirdi ve karşısındaki insan bunu biliyor olabilirdi.</p>

<p>Daha da çarpıcı olanı, bazı gönüllülerin bu sivrisineklerin kendilerini ısırmasına bilerek izin vermesiydi.</p>

<p>Amerikan ordusunun oluşturduğu Sarı Humma Komisyonu, hastalığın nasıl bulaştığını anlamak amacıyla sağlıklı insanları enfekte sivrisineklere kontrollü biçimde maruz bıraktı. Bugün “kontrollü insan enfeksiyon çalışması” olarak tanımlayabileceğimiz bu deneyler, modern araştırma etiği kurallarının henüz oluşmadığı bir dönemde gerçekleştiriliyordu.</p>

<p>Çalışmalar, sarı hummanın başlıca bulaş yolunun enfekte sivrisinekler olduğunu güçlü biçimde ortaya koydu. Reed Komisyonu ayrıca sivrisineğin hastadan kan aldıktan hemen sonra bulaştırıcı olmadığını, belirli bir sürenin geçmesi gerektiğini de gösterdi.</p>

<p>Bu bilgi yalnızca bir hastalığın sırrını çözmedi; halk sağlığının yönünü değiştirdi. Fakat bu sonuca ulaşılırken insanların üstlendiği risk, tıp tarihine başka bir tartışma daha bıraktı.</p>

<p>---</p>

<p>Fikrin gerçek öncüsü: Carlos Finlay</p>

<p>Sarı hummanın sivrisineklerle bulaşabileceği düşüncesi Walter Reed ile başlamadı.</p>

<p>Kübalı hekim Carlos Juan Finlay, 1881 yılında sivrisineklerin sarı hummanın bulaşmasında aracılık edebileceğini ileri sürdü. Yıllar boyunca insan gönüllüler üzerinde deneyler yaptı ancak dönemin bilgi ve deney koşulları, teorisini kesin biçimde kanıtlamasına yetmedi.</p>

<p>Finlay’ın karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, sivrisineğin enfekte bir insandan kan aldıktan hemen sonra hastalığı başka bir insana bulaştıramamasıydı. Virüsün sivrisinek içinde gelişmesi için zamana ihtiyaç vardı. Reed Komisyonunun sonraki çalışmaları bu zaman faktörünün önemini ortaya koydu.</p>

<p>Bu nedenle hikâyeyi yalnızca “Walter Reed sivrisineğin sarı hummayı taşıdığını keşfetti” şeklinde anlatmak eksik kalır.</p>

<p>Hipotezin büyük öncüsü Carlos Finlay’dı; Walter Reed başkanlığındaki komisyon ise kontrollü deneylerle bu düşünceye güçlü kanıt sağladı.</p>

<p>---</p>

<p>Araştırmacılar da ölümcül riski üstlendi</p>

<p>Sarı Humma Komisyonu dört kişiden oluşuyordu: Walter Reed, James Carroll, Aristides Agramonte ve Jesse William Lazear. Agramonte sarı hummaya karşı bağışıktı; Carroll ve Lazear ise deney sürecinde doğrudan riskle karşı karşıya kaldı.</p>

<p>James Carroll, 27 Ağustos 1900’de daha önce bir sarı humma hastasından kan emmiş bir sivrisineğin kendisini ısırmasına izin verdi. Birkaç gün sonra hastalandı ve 1 Eylül’de sarı humma tanısı aldı. Hastalığı ağır geçirdi ancak hayatta kaldı.</p>

<p>Jesse Lazear’ın öyküsü ise daha trajikti.</p>

<p>13 Eylül’de sarı humma servisinde uçan bir sivrisinek Lazear’ı ısırdı. Carroll ve Agramonte’nin anlatımına göre Lazear, sivrisineği uzaklaştırmadı. Bunun bilinçli bir kişisel deney olup olmadığı ise kesin değildir; tarihsel kayıtlar farklı yorumlara açıktır. Beş gün sonra hastalandı ve 25 Eylül 1900’de yaşamını yitirdi.</p>

<p>Bu nedenle Lazear’ı kesin biçimde “kendisini bilerek ölüme gönderen araştırmacı” olarak tanımlamak doğru olmaz. Bildiğimiz şey, sivrisineği uzaklaştırmadığı ve kısa süre sonra sarı hummadan öldüğüdür.</p>

<p>Daha sonra kurulan kontrollü deney kampına onun anısına Camp Lazear adı verildi.</p>

<p>---</p>

<p>Bir binada kirli çarşaflar, diğerinde sivrisinekler</p>

<p>Reed Komisyonunun çalışmalarını bilimsel açıdan önemli yapan yalnızca insanları sivrisineklere maruz bırakması değildi. Araştırmacılar aynı zamanda dönemin en güçlü alternatif teorilerinden birini de sınamak istiyordu.</p>

<p>O yıllarda sarı hummanın hastaların kullandığı giysilerden, yataklardan veya vücut salgılarıyla kirlenmiş eşyalardan bulaştığı düşünülüyordu.</p>

<p>Camp Lazear’da bunun için ayrı bir bina oluşturuldu. Gönüllüler, sarı humma hastalarının kusmuk, idrar ve dışkılarıyla yoğun biçimde kirlenmiş giysi ve yatak takımlarının bulunduğu sıcak ve havasız ortamda kaldılar; malzemeler deney süresince yenileriyle değiştirildi.</p>

<p>Buna rağmen gönüllüler sarı hummaya yakalanmadı.</p>

<p>Daha sonra bu kişilerin bazıları enfekte sivrisineklere maruz bırakıldığında hastalandı. Bu durum onların daha önce hastalanmamalarının doğal bağışıklıkla açıklanamayacağını da gösteriyordu.</p>

<p>Başka bir deneyde ise aynı odanın iki bölümü tel örgüyle ayrıldı. Enfekte sivrisineklerin bulunduğu taraftaki gönüllü hastalanırken aynı havayı soluyan ancak sivrisineklere ulaşamayan diğer kişiler hastalanmadı.</p>

<p>Sonuç giderek belirginleşiyordu:</p>

<p>Sorun kirli çarşaflar değildi. Asıl taşıyıcı sivrisinekti.</p>

<p>---</p>

<p>Gönüllülere para ödendi</p>

<p>Hikâyenin etik açıdan en tartışmalı bölümlerinden biri burada başlıyor.</p>

<p>Deneylere katılmayı kabul edenlere 100 dolar altın teklif edildi. Sarı hummaya yakalanmaları hâlinde 100 dolar daha ödeniyordu. Gönüllülere olası sonuçlar konusunda uyarıda bulunuldu ve yazılı onam alınması benimsendi. İspanyol makamlarının özellikle reşit olmayanların deneylerde kullanılmaması ve yazılı onam alınması üzerinde durduğu tarihsel kayıtlarda yer alıyor.</p>

<p>Dönemin ekonomik koşullarında bu para küçümsenecek bir miktar değildi. Bu durum, bugün araştırma etiğinin merkezinde bulunan bir soruyu gündeme getiriyor: Yüksek miktarda ödeme, tehlikeli bir çalışmaya katılma kararını ne ölçüde etkiler?</p>

<p>Üstelik katılımcılar arasında askerler ve Küba’ya yeni gelmiş İspanyol göçmenler bulunuyordu. Tarihsel kayıtlara göre bazı İspanyol gönüllüler, sivrisinek tarafından ısırılan kişilerin gerçekten hastalandığını görünce deneylerden çekildi.</p>

<p>Bu ayrıntı son derece önemliydi. Gönüllülük yalnızca bir kâğıda atılan imzadan ibaret değildi; kişinin riskin gerçek anlamını anlayabilmesi ve baskı altında kalmadan karar verebilmesi gerekiyordu.</p>

<p>---</p>

<p>Yazılı onam açısından erken bir örnek</p>

<p>Reed deneylerini değerlendirirken 1900 yılının dünyasını da hesaba katmak gerekir.</p>

<p>Bugünkü anlamda bağımsız etik kurullar yoktu. Helsinki Bildirgesi daha yarım yüzyıldan fazla bir süre sonra hazırlanacaktı. Klinik araştırmalar için bugün uygulanan ayrıntılı risk-fayda değerlendirmeleri, gönüllü hakları ve kurumsal denetim mekanizmaları henüz oluşmamıştı.</p>

<p>Buna rağmen gönüllülerden yazılı onam alınması, tıp araştırmaları tarihinde dikkat çekici bir gelişmeydi. Bu nedenle Reed Komisyonunun kullandığı belgeler, insan araştırmalarında sistematik yazılı onamın erken örnekleri arasında değerlendirilmektedir.</p>

<p>Ancak yazılı bir belgenin bulunması, deneylerin bugünkü etik ölçütlerle sorunsuz olduğu anlamına gelmez. Ölümcül bir hastalığa maruz bırakılan gönüllülere yapılan yüksek ödeme, askerlerin araştırmaya katılması ve risklerin nasıl algılandığı bugün ayrıca değerlendirilmesi gereken konulardır.</p>

<p>Sarı humma deneyleri bu nedenle tıp tarihine ikili bir miras bıraktı: Bir tarafta yazılı onam konusunda erken bir adım, diğer tarafta insanın ne ölçüde araştırma riski altına sokulabileceğine ilişkin güç bir etik tartışma.</p>

<p>---</p>

<p>Kaç kişi hastalandı?</p>

<p>Bu noktada tarih anlatılarında sık yapılan bir karışıklığı düzeltmek gerekiyor.</p>

<p>Camp Lazear’daki kontrollü deneylerde toplam 16 sarı humma vakası oluşturuldu; bunların 12’si sivrisinek ısırığı sonucunda gelişti. Diğer deneylerde enfekte kanın kullanıldığı çalışmalar da yapıldı.</p>

<p>Buna karşılık Reed Komisyonunun daha geniş 1900–1901 insan deneyleri ele alındığında, tarihsel incelemeler 30’dan fazla erkeğin çalışmalara katıldığını ve 22 kişinin sarı humma geliştirdiğini bildiriyor. Lazear’ın ölümünden sonraki komisyon deneylerinde gönüllüler arasında ölüm meydana gelmedi.</p>

<p>Jesse Lazear ise bu gönüllü grubun bir parçası değildi. Komisyonun araştırmacılarından biriydi ve Camp Lazear’daki sistematik deneyler başlamadan önce ölmüştü.</p>

<p>Bu ayrımı yapmak önemli; çünkü sarı humma araştırmalarının farklı aşamaları popüler anlatılarda zaman zaman tek bir deneymiş gibi aktarılıyor.</p>

<p>---</p>

<p>Ardından Clara Maass’ın ölümü geldi</p>

<p>Reed Komisyonunun sonuçlarından sonra sarı humma üzerinde insan deneyleri sona ermedi.</p>

<p>1901 yılında Amerikalı hemşire Clara Louise Maass, Havana’da yürütülen başka bir sarı humma çalışmasına gönüllü olarak katıldı. Enfekte sivrisineklere maruz bırakılmasının ardından hastalandı ve 24 Ağustos 1901’de, henüz 25 yaşındayken hayatını kaybetti.</p>

<p>Bu çalışmalar Reed’in Camp Lazear deneylerinin doğrudan devamı değildi. Reed Komisyonunun bulgularının ardından başka araştırmacılar tarafından yürütülen deneylerdi.</p>

<p>Maass’ın da aralarında bulunduğu üç gönüllünün ölmesi üzerine söz konusu deney serisi sonlandırıldı. Tarihsel kayıtlara göre Walter Reed de bu ölümlerden büyük rahatsızlık duydu.</p>

<p>Artık tıp yalnızca şu soruyu sormuyordu:</p>

<p>“Bu deney bize ne öğretecek?”</p>

<p>Bunun yanında çok daha zor bir soru yükseliyordu:</p>

<p>“Bu bilgiyi elde etmek için bir insanın hayatını ne ölçüde riske atabiliriz?”</p>

<p>---</p>

<p>Keşif halk sağlığını değiştirdi</p>

<p>Sivrisinek aracılı bulaşın ortaya konmasıyla sarı hummayla mücadele anlayışı kökten değişti.</p>

<p>Hastalıkla savaşmak için yalnızca karantina, dezenfeksiyon ve hastaların eşyalarını yok etmek yeterli değildi. Sivrisineklerin üreme alanlarını ortadan kaldırmak, su birikintilerini kontrol etmek ve insanlarla sivrisineklerin temasını azaltmak gerekiyordu.</p>

<p>William Gorgas’ın Havana’da uyguladığı sivrisinek kontrol programı bu yeni bilginin halk sağlığına dönüşmesinin en önemli örneklerinden biri oldu. 1901’de Havana’da uygulanan sivrisinek kontrol önlemleri sarı hummayla mücadelede önemli başarı sağladı.</p>

<p>Bu yaklaşım sonraki yıllarda Panama Kanalı bölgesindeki hastalık kontrol çalışmalarını da etkiledi.</p>

<p>Böylece küçük bir sivrisineğin yaşam döngüsünü anlamak, şehirlerin sağlık politikasını değiştiren büyük bir gelişmeye dönüştü.</p>

<p>---</p>

<p>Sonra aşı geldi</p>

<p>Sarı hummaya karşı mücadelede bir sonraki büyük dönüm noktası etkili aşının geliştirilmesiydi.</p>

<p>Max Theiler ve çalışma arkadaşlarının çalışmaları sonucunda geliştirilen 17D sarı humma aşısı, 1930’lu yılların sonlarından itibaren hastalığın kontrolünde yeni bir dönem başlattı. Theiler, sarı humma ve hastalıkla mücadele konusundaki keşifleri nedeniyle 1951 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü aldı.</p>

<p>Bugün kullandığımız bilimsel bilgiye giden yol böylece birkaç kuşağın çalışmalarından geçti: Finlay’ın hipotezi, Reed Komisyonunun deneyleri, sivrisinek kontrol programları ve nihayet etkili aşının geliştirilmesi.</p>

<p>---</p>

<p>Tıp tarihinin gri alanlarından biri</p>

<p>Walter Reed ve arkadaşlarının çalışmalarını yalnızca “kahramanlık hikâyesi” olarak anlatmak, gönüllülerin maruz kaldığı büyük riski ve araştırmanın etik sorunlarını görünmez hâle getirir.</p>

<p>Buna karşılık bütün hikâyeyi yalnızca bugünün etik standartlarıyla değerlendirip dönemin bilimsel koşullarını yok saymak da tarihi anlamayı zorlaştırır.</p>

<p>Tıp tarihi çoğu zaman siyah ve beyazdan oluşmaz. Sarı humma deneyleri bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.</p>

<p>Çünkü bu deneyler bir taraftan binlerce insanın hayatını kurtaracak bir halk sağlığı bilgisinin ortaya çıkmasını sağladı, diğer taraftan bilim adına insanın ne kadar risk altına sokulabileceği sorusunu gündeme getirdi.</p>

<p>Belki de Camp Lazear’ın bize bıraktığı en önemli ders budur:</p>

<p>Bilimde yalnızca ulaşılan sonuç değil, o sonuca nasıl ulaşıldığı da önemlidir.</p>

<p>Bir asırdan fazla zaman önce sivrisineklere uzatılan kollar, sarı hummanın bulaşma zincirini aydınlattı. Fakat aynı zamanda modern tıbbın önüne hâlâ geçerliliğini koruyan bir soru bıraktı:</p>

<p>İnsan hayatını kurtarmak amacıyla yapılan bir araştırmada, başka bir insanın hayatı ne ölçüde riske atılabilir?</p>

<p>---</p>

<p>Bugün sarı humma</p>

<p>Sarı humma ortadan kalkmış bir hastalık değildir. Dünya Sağlık Örgütü, Afrika ve Latin Amerika’da birçok ülkenin sarı humma salgınları açısından hâlâ yüksek risk taşıdığını bildiriyor.</p>

<p>Ancak bugün elimizde güçlü bir korunma aracı bulunuyor. WHO’ya göre sarı humma aşısının tek dozu yaşam boyu koruma sağlayabiliyor ve rutin olarak ek doz gerekmiyor.</p>

<p>Riskli bölgelere seyahat edecek kişilerin aşı gerekliliğini, sağlık durumlarını ve seyahat edecekleri ülkenin giriş koşullarını yetkili sağlık kuruluşlarıyla değerlendirmeleri gerekir.</p>

<p>Tıbbi uyarı: Bu yazı tarih ve bilim iletişimi amacıyla hazırlanmıştır. Kişisel tanı, tedavi veya aşılama önerisi yerine geçmez.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>- Carlos J. Finlay’ın 1881’den itibaren sarı hummanın sivrisinek aracılığıyla bulaşmasına ilişkin çalışmaları.<br />
- Walter Reed, James Carroll, Aristides Agramonte ve Jesse W. Lazear’ın Sarı Humma Komisyonu çalışmaları.<br />
- U.S. Army Medical Department, Yellow Fever Commission ve Camp Lazear tarihçesi.<br />
- Pierce JR, Writer JV. Yellow Jack: The Yellow Fever Volunteers / sarı humma gönüllülerine ilişkin tarihsel incelemeler.<br />
- Chaves-Carballo E. Clara Maass, yellow fever and human experimentation.<br />
- Dünya Sağlık Örgütü, Yellow Fever Fact Sheet.<br />
- Nobel Prize, Max Theiler ve sarı humma çalışmaları.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sivrisinege-bilerek-kollarini-uzattilar-sari-humma-deneylerinin-tartismali-tarihi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 18:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/sari-humma-1200x750-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="89688"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Endometriozis nedir? Belirtileri, tanısı ve tedavi seçenekleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/endometriozis-nedir-belirtileri-tanisi-ve-tedavi-secenekleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/endometriozis-nedir-belirtileri-tanisi-ve-tedavi-secenekleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Endometriozis, şiddetli adet ağrısından bağırsak ve mesane yakınmalarına kadar farklı belirtilerle görülebilir. Tanı süreci, tedaviler, doğurganlık ve yeni gelişmeler için kapsamlı rehber.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Endometriozis, rahmin iç yüzeyini kaplayan dokuya benzer hücrelerin rahim dışında bulunmasıyla gelişen kronik bir hastalıktır. En sık yumurtalıkları, tüpleri ve leğen kemiği içindeki dokuları etkiler. Şiddetli adet ağrısı, sürekli kasık ağrısı ve gebe kalmakta güçlük yapabilir; ancak bazı kişilerde belirti vermeyebilir.</p>

<p>Adet döneminde günlük yaşamı durduracak kadar şiddetli ağrı normal kabul edilmemelidir. Üstelik normal bir ultrason sonucu endometriozisi her zaman dışlamaz. Yüzeysel ve küçük odaklar görüntülemede fark edilmeyebilir. Bu nedenle tanıda belirtiler, muayene ve görüntüleme bulguları birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Endometriozis nedir?</p>

<p>Hastalıkta rahim iç tabakasına benzeyen doku; yumurtalıklar, karın zarı, bağırsak, mesane veya rahmi çevreleyen bağlar gibi bölgelerde bulunabilir. Bu odaklar iltihaplanmaya, yapışıklıklara ve bazı organların birbirine tutunmasına yol açabilir.</p>

<p>Yumurtalıkta gelişen, eski kan ürünleri içerebilen endometriozis kistine endometrioma denir. Halk arasında “çikolata kisti” adıyla bilinir. Derin endometrioziste hastalık bağırsak, mesane veya idrar kanalları gibi yapıların dokusuna ilerleyebilir. Çok daha seyrek olarak diyafram ve göğüs bölgesi etkilenebilir.</p>

<p>Hastalığın evresiyle ağrının şiddeti her zaman paralel değildir. Küçük ve yüzeysel odakları bulunan biri yoğun ağrı yaşarken daha yaygın hastalığı olan başka bir kişide az belirti bulunabilir.</p>

<p>Endometriozis neden olur, kimlerde daha sık görülür?</p>

<p>Endometriozisin tek ve kesin bir nedeni bilinmiyor. Genetik yatkınlık, bağışıklık sistemi, hormonlara verilen yanıt ve hücrelerin gelişim biçimi üzerinde duruluyor. Adet kanının tüplerden karın içine geri akması da olası mekanizmalardan biridir; ancak hastalığı tek başına açıklamaz.</p>

<p>Birinci derece akrabasında endometriozis bulunanlarda olasılık artabilir. Adetin erken yaşta başlaması, kısa döngüler ve uzun ya da yoğun kanamalar da hastalıkla ilişkilendirilmiştir. Bunlar risk etkenidir; kişinin mutlaka endometriozis geliştireceği anlamına gelmez.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, hastalığın dünya genelinde üreme çağındaki yaklaşık 190 milyon kadın ve ergeni etkilediğini tahmin ediyor. Belirtilerin başka hastalıklarla karışabilmesi ve şiddetli adet ağrısının normalleştirilmesi nedeniyle tanı yıllarca gecikebiliyor.</p>

<p>Endometriozis belirtileri nelerdir?</p>

<p>Belirtilerin zamanı, yeri ve şiddeti kişiden kişiye değişebilir. Sık karşılaşılan yakınmalar şunlardır:</p>

<p>- Günlük yaşamı engelleyen şiddetli adet ağrısı<br />
- Adet dışında da sürebilen kasık, karın veya bel ağrısı<br />
- Cinsel ilişki sırasında ya da sonrasında derin ağrı<br />
- Özellikle adet döneminde dışkılama veya idrar yaparken ağrı<br />
- Yoğun ya da düzensiz kanama<br />
- Şişkinlik, kabızlık, ishal veya bulantı<br />
- Belirgin yorgunluk<br />
- Gebe kalmakta güçlük</p>

<p>Bağırsak yakınmaları huzursuz bağırsak sendromuyla, kasık ağrısı yumurtalık kistleri veya enfeksiyonlarla karışabilir. Belirtilerin adet döngüsüyle birlikte değişip değişmediği önemli bir ipucudur; ancak tek başına tanı koydurmaz.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Adet ağrısı okul, iş, uyku veya günlük hareketleri düzenli olarak aksatıyorsa kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulmalıdır. Ağrı kesiciye rağmen geçmeyen kasık ağrısı, cinsel ilişki sırasında ağrı, adetle ilişkili bağırsak veya idrar yakınmaları ve bir yıllık korunmasız ilişkiye rağmen gebelik oluşmaması da değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Ergenlerde okula devamı engelleyen, kusmaya veya bayılmaya yol açan adet ağrısı “yaşa bağlı normal sancı” diye geçiştirilmemelidir. Gerektiğinde ergen jinekolojisi konusunda deneyimli bir merkeze yönlendirme yapılabilir.</p>

<p>Aşağıdaki durumlarda gecikmeden acil sağlık hizmeti alınmalıdır:</p>

<p>- Aniden başlayan çok şiddetli karın veya kasık ağrısı<br />
- Ağrıyla birlikte bayılma, soğuk terleme veya belirgin halsizlik<br />
- Gebelik testi pozitifken ağrı ya da kanama<br />
- Ateş, sürekli kusma veya yoğun kanama<br />
- Göğüs ağrısı, nefes darlığı ya da kanlı öksürük</p>

<p>Bu belirtiler yalnızca endometriozisten kaynaklanmaz. Dış gebelik, yumurtalığın kendi çevresinde dönmesi, kist yırtılması veya enfeksiyon gibi acil durumlar dışlanmalıdır.</p>

<p>Endometriozis nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Tanı süreci ayrıntılı öyküyle başlar. Ağrının adetle ilişkisi, ne kadar sürdüğü, cinsel ilişki veya tuvalet sırasında artıp artmadığı ve günlük yaşama etkisi sorgulanır. Belirti ve adet günlüğü tutmak bu değerlendirmeyi kolaylaştırabilir.</p>

<p>Uygun hastalarda karın ve jinekolojik muayene yapılır. Güncel NICE kılavuzu, endometriozis şüphesinde vajinal ultrasonun değerlendirilmesini öneriyor. Bu yöntem yumurtalık kistlerini, derin hastalık belirtilerini ve başka olası nedenleri gösterebilir. Vajinal ultrason uygun değilse veya kişi istemiyorsa karından ultrason kullanılabilir.</p>

<p>Derin hastalıktan şüphelenildiğinde deneyimli bir uzman tarafından yapılan ayrıntılı ultrason veya MR, hastalığın yerini belirlemeye ve ameliyatı planlamaya yardımcı olabilir. Ancak normal muayene, ultrason veya MR yüzeysel endometriozisi tamamen dışlamaz.</p>

<p>Laparoskopi, karında küçük kesiler açılarak kamera yardımıyla inceleme yapılmasıdır. Gerektiğinde tanı ve tedavi aynı işlemde gerçekleştirilebilir. Bununla birlikte güncel yaklaşım, her hastaya ilaç başlanmadan önce mutlaka ameliyatla tanı konulmasını zorunlu görmüyor. Belirtiler ve görüntüleme bulguları uygun olduğunda klinik değerlendirmeyle tedavi başlanabilir.</p>

<p>CA-125 adlı kan testi endometriozis için güvenilir bir tanı testi değildir. Günümüzde hastalığı tek başına kesinleştiren standart bir kan, idrar veya tükürük testi de bulunmuyor.</p>

<p>Endometriozis nasıl tedavi edilir?</p>

<p>Endometriozisi herkes için tamamen ortadan kaldıran tek bir tedavi yoktur. Amaç ağrıyı azaltmak, günlük yaşamı iyileştirmek, organ hasarı riskini yönetmek ve kişinin gebelik planını dikkate almaktır.</p>

<p>Uygun kişilerde iltihap giderici ağrı kesiciler kısa süreli rahatlama sağlayabilir. Mide, böbrek ve kanama riskleri nedeniyle sık veya kontrolsüz kullanılmamalıdır.</p>

<p>Gebelik planlamayan hastalarda birleşik doğum kontrol hapları, yalnızca progesteron benzeri hormon içeren ilaçlar veya hormonlu rahim içi sistemler adetleri ve ağrıyı azaltabilir. Bu tedaviler odakları bütünüyle yok etmez; bırakıldıktan sonra yakınmalar geri dönebilir.</p>

<p>GnRH agonistleri ve antagonistleri, yumurtalık hormonlarının etkisini geçici olarak azaltır. Sıcak basması ve kemik yoğunluğunda azalma gibi etkiler görülebileceği için bazı tedavilere düşük miktarda hormon desteği eklenir. Seçim; yaş, kemik sağlığı, pıhtı riski, başka hastalıklar ve gebelik isteğine göre yapılır.</p>

<p>Cerrahide odaklar ve yapışıklıklar laparoskopiyle çıkarılabilir veya etkisizleştirilebilir. Derin hastalıkta bağırsak, mesane ya da idrar yolları konusunda deneyimli bir ekip gerekebilir. Ameliyat ağrıyı azaltabilir ve belirli hastalarda gebelik olasılığına katkı sağlayabilir; ancak belirtilerin tekrarlamayacağını garanti etmez.</p>

<p>Rahmin alınması da tek başına kesin çözüm değildir; rahim dışındaki odaklar kalabilir. Bu büyük ameliyat, çocuk sahibi olma olanağını sona erdirmesi ve diğer sonuçları nedeniyle yalnızca ayrıntılı değerlendirmeden sonra düşünülür.</p>

<p>Gebe kalmak isteyenlerde hormon baskılayıcı tedaviler gebelik sağlamaz. Yaş, yumurtalık rezervi, tüpler, sperm değerlendirmesi ve hastalığın yeri dikkate alınarak cerrahi ya da yardımcı üreme yöntemleri planlanabilir.</p>

<p>Fizik tedavi, pelvik taban rehabilitasyonu ve kronik ağrı desteği bazı hastalarda işlev kaybını azaltabilir. Bu yöntemler odakları ortadan kaldırmaz; tıbbi veya cerrahi tedavinin yerine değil, kişiye göre onun yanında kullanılabilir.</p>

<p>En güncel tedavi yöntemleri</p>

<p>NICE, 16 Nisan 2025’te relugolix, estradiol ve noretisteron birleşimini İngiltere’de üreme çağındaki yetişkinlerde, daha önce ilaç veya cerrahi tedavi uygulanmış endometriozis belirtileri için NHS seçeneği olarak önerdi. Bu karar yeni bir küresel ruhsat değil, İngiltere sağlık sistemi için kullanım ve geri ödeme tavsiyesidir.</p>

<p>Ağızdan alınan relugolix, GnRH adlı hormon sistemini baskılar. Estradiol ve noretisteron ise hormon eksikliğine bağlı sıcak basması ve kemik kaybı gibi etkileri sınırlamayı amaçlar. Evde alınabilmesi ve enjeksiyon tedavilerindeki başlangıç alevlenmesini oluşturmaması pratik avantajlarıdır.</p>

<p>İki Faz III SPIRIT araştırmasında toplam 1.261 katılımcı 24 hafta izlendi. Ağrılı adet döneminde tedaviye yanıt oranı birleşim grubunda iki araştırmada da yüzde 75, etkisiz karşılaştırma ilacı alanlarda yüzde 27 ve yüzde 30 bulundu. Adet dışı kasık ağrısındaki yanıt farkı daha sınırlıydı: Tedavi gruplarında yüzde 58 ve yüzde 66, karşılaştırma gruplarında yüzde 40 ve yüzde 43.</p>

<p>Araştırmalar ilacın ağrıyı tamamen ortadan kaldırdığını veya doğurganlığı düzelttiğini göstermiyor. Baş ağrısı, sıcak basması, ruh hâli değişiklikleri, pıhtı ve kemik yoğunluğu gibi riskler hasta özelinde değerlendirilmelidir. İki yıllık takipte yararın sürdüğü ve ilk dönemdeki ortalama kemik yoğunluğu kaybının daha sonra dengelendiği bildirildi; ancak bu dönem açık etiketliydi ve uzun süreli karşılaştırma grubu bulunmuyordu.</p>

<p>Relugolix birleşiminin Türkiye’de endometriozis için ruhsat, erişim ve geri ödeme durumu bu haber kapsamında güvenilir bir resmî kaynaktan doğrulanamadı. İngiltere’deki karar Türkiye’de kullanılabildiği veya ödendiği anlamına gelmez.</p>

<p>Umut vaat eden çalışmalar</p>

<p>Temmuz 2026’da İngiltere ve Galler’de Endotest ve EndoSure adlı iki tanı yönteminin üç yıl boyunca kontrollü biçimde kullanılarak ek kanıt toplanmasına yönelik NICE taslak kararı duyuruldu.</p>

<p>Endotest, tükürükte mikroRNA adı verilen küçük genetik düzenleyicileri inceliyor. EndoSure ise karın üzerine yerleştirilen sensörlerle bağırsakların elektriksel hareketlerini ölçüyor. Testler; muayenesi normal olan, görüntülemesi negatif veya belirsiz kalan fakat endometriozis şüphesi süren kişiler için değerlendiriliyor.</p>

<p>Bunlar tek başına kesin tanı koyan, kalıcı olarak onaylanmış tarama testleri değildir. Gerçek yaşamda kimlerde yararlı oldukları, yanlış sonuç oranları, maliyetleri ve gereksiz işlemleri azaltıp azaltmadıkları üç yıllık süreçte incelenecek. Türkiye’de standart tanı yöntemi olarak kullanım durumları doğrulanamadı.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Çikolata kisti ile endometriozis aynı şey midir?</p>

<p>Çikolata kisti, endometriozisin yumurtalıkta oluşturduğu kist türüdür. Her endometriozis hastasında bu kist bulunmaz; her yumurtalık kisti de endometrioma değildir.</p>

<p>Endometriozis bulaşıcı mıdır?</p>

<p>Hayır. Endometriozis enfeksiyon değildir ve cinsel temasla ya da başka bir yolla kişiden kişiye geçmez.</p>

<p>Gebelik endometriozisi iyileştirir mi?</p>

<p>Hayır. Gebelik sırasında belirtiler geçici olarak azalabilir, değişmeden kalabilir veya bazen artabilir. Gebelik hastalığı ortadan kaldıran bir tedavi değildir.</p>

<p>Endometriozis menopozla tamamen geçer mi?</p>

<p>Belirtiler hormonların azalmasıyla çoğunlukla hafifler; ancak bunun garantisi yoktur. Menopoz sonrasında devam eden veya yeni başlayan kasık ağrısı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özel bir diyet endometriozisi geçirir mi?</p>

<p>Endometriozisi ortadan kaldırdığı kanıtlanmış özel bir diyet yoktur. Bazı kişiler belirli yiyeceklerle şişkinlik veya bağırsak yakınmaları arasında ilişki fark edebilir; gereksiz ve kısıtlayıcı diyetlerden kaçınılmalıdır.</p>

<p>Endometriozis ile adenomyozis aynı hastalık mıdır?</p>

<p>Hayır. Endometrioziste rahim iç tabakasına benzer doku rahmin dışında, adenomyoziste ise rahmin kas duvarı içinde bulunur. İki hastalık aynı kişide birlikte görülebilir.</p>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel tanı ve tedavi planı sağlık profesyoneli değerlendirmesi gerektirir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Dünya Sağlık Örgütü. Endometriosis bilgi notu. 15 Ekim 2025.</p>

<p>2. National Institute for Health and Care Excellence. Endometriosis: diagnosis and management, NG73. Güncelleme: 11 Kasım 2024.</p>

<p>3. Becker CM ve arkadaşları. ESHRE guideline: endometriosis. Human Reproduction Open, 2022.</p>

<p>4. Giudice LC ve arkadaşları. Once daily oral relugolix combination therapy versus placebo in patients with endometriosis-associated pain: SPIRIT 1 and 2. The Lancet, 2022.</p>

<p>5. Becker CM ve arkadaşları. Two-year efficacy and safety of relugolix combination therapy in women with endometriosis-associated pain. Human Reproduction, 2024.</p>

<p>6. National Institute for Health and Care Excellence. Relugolix–estradiol–norethisterone for treating symptoms of endometriosis, TA1057. 16 Nisan 2025.</p>

<p>7. NICE. EndoSure ve Endotest için taslak erken değer değerlendirmesi ve kanıt toplama kararı. Temmuz 2026.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>8. ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi, MedlinePlus. Endometriosis. Güncelleme: 27 Mart 2025. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/endometriozis-nedir-belirtileri-tanisi-ve-tedavi-secenekleri</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/i-m-g-2381.jpeg" type="image/jpeg" length="72408"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15394"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="77166"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82249"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49040"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19637"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="63432"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
