<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 16 Aug 2026 13:44:26 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigarayı Bırakmak İsteyenler İçin Bilimsel Yol Haritası: Hangi Yöntemler Gerçekten İşe Yarıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sigarayi-birakmak-isteyenler-icin-bilimsel-yol-haritasi-hangi-yontemler-gercekten-ise-yariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sigarayi-birakmak-isteyenler-icin-bilimsel-yol-haritasi-hangi-yontemler-gercekten-ise-yariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sigarayı bırakmak yalnızca irade meselesi değil. Bilimsel veriler, davranışsal destek ile uygun tedavilerin birlikte kullanılmasının bırakma başarısını artırabildiğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sigarayı bırakmaya karar vermek kolay, bu kararı haftalar ve aylar boyunca sürdürebilmek ise çok daha zor olabilir. Sabah kahvesi, yemek sonrası, stresli bir telefon görüşmesi ya da arkadaş ortamı, sigara içme isteğini yeniden tetikleyebilir.</p>

<p>Bu durum çoğu zaman kişinin “iradesinin zayıf” olduğu anlamına gelmez. Tütün bağımlılığında nikotin, beynin ödül ve alışkanlık sistemlerini etkiler. Üstelik bağımlılığın yalnızca biyolojik değil, davranışsal ve sosyal bir yönü de vardır.</p>

<p>New England Journal of Medicine’da yayımlanan kapsamlı değerlendirme, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde tütün bırakma tedavilerinin nasıl daha etkili ve erişilebilir hale getirilebileceğini ele alıyor. Bilimsel tablo, önemli bir noktaya işaret ediyor: Sigarayı bırakmaya çalışan kişiye yalnızca “bırakmalısın” demek yeterli değil. Etkili yöntemlere erişim de gerekiyor.</p>

<p>Sigarayı bırakmak neden bu kadar zor?</p>

<p>Sigara dumanıyla alınan nikotin kısa sürede beyne ulaşır ve ödül sistemi üzerinde etkili olur. Düzenli kullanım sürdükçe beyin nikotine uyum sağlar ve bağımlılık gelişebilir.</p>

<p>Kişi sigarayı bıraktığında nikotin yoksunluğuna bağlı olarak sigara içme isteği, huzursuzluk, sinirlilik, odaklanma güçlüğü, uyku sorunları, kaygı hissi ve iştah değişiklikleri ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu belirtiler bırakma sürecinin başarısız olduğu anlamına gelmez. Nikotin yoksunluğunun beklenen parçaları olabilir ve zaman içerisinde hafifleme eğilimindedir.</p>

<p>Bağımlılığın ikinci ayağı ise alışkanlıklardır. Kahve içerken, araba kullanırken, mola verirken veya stres yaşarken sigara içmeye alışmış bir kişinin beyni bu durumlarla sigara arasında güçlü bağlantılar kurabilir.</p>

<p>Bu nedenle sigarayı bırakmak hem nikotin bağımlılığıyla hem de yıllar içinde yerleşmiş davranış kalıplarıyla mücadele etmeyi gerektirebilir.</p>

<p>Sigarayı bırakmak için yalnızca irade yeterli mi?</p>

<p>İrade ve kararlılık elbette önemlidir. Ancak tütün bağımlılığını yalnızca irade sorunu olarak görmek bilimsel açıdan eksik bir yaklaşım olur.</p>

<p>Tütün bağımlılığı tedavi edilebilir bir bağımlılıktır.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, sağlık çalışanlarının tütün kullanan kişilere rutin olarak bırakma önerisinde bulunmasını tavsiye ediyor. Kısa bir sağlık çalışanı görüşmesi bile bırakma sürecinin kapısını açabilir.</p>

<p>Daha yoğun davranışsal destek ise yüz yüze bireysel görüşme, grup desteği veya telefon danışmanlığı şeklinde uygulanabilir.</p>

<p>Bilimsel kanıtların güçlü olduğu noktalardan biri, uygun kişilerde davranışsal desteğin ilaç tedavisiyle birleştirilmesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigarayı bırakmada hangi yöntemlerin bilimsel kanıtı var?</p>

<p>Sigarayı bırakma konusunda yıllar içerisinde çok sayıda yöntem ortaya atıldı. Ancak hepsinin arkasındaki bilimsel kanıt aynı güçte değil.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü yetişkinlerde tütün bırakma tedavisinde davranışsal desteğin yanı sıra nikotin replasman tedavileri, vareniklin, bupropion ve sitizini etkili farmakolojik seçenekler arasında değerlendiriyor.</p>

<p>Bunların kullanılabilirliği ve ruhsat durumu ülkeden ülkeye değişebilir.</p>

<p>İlaç seçimi ise kişinin sağlık durumu, kullandığı diğer ilaçlar, nikotin bağımlılığının düzeyi, daha önceki bırakma girişimleri ve olası yan etkiler dikkate alınarak yapılmalıdır.</p>

<p>Nikotin replasman tedavisi nedir?</p>

<p>Nikotin replasman tedavisi, sigara dumanındaki katran ve yanma sonucu oluşan çok sayıdaki zararlı madde olmadan kontrollü miktarda nikotin sağlayarak yoksunluk belirtilerini azaltmayı amaçlar.</p>

<p>Nikotin bandı, sakız ve pastil gibi farklı formları bulunabilir.</p>

<p>Buradaki amaç sigaranın yerine yeni bir sürekli alışkanlık oluşturmak değil, bırakma sürecinde nikotin yoksunluğunu yönetmeye yardımcı olmaktır.</p>

<p>Bilimsel değerlendirmeler nikotin replasman tedavisinin sigarayı uzun süreli bırakma olasılığını artırabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Ayrıca uzun etkili bir nikotin bandının sakız veya pastil gibi daha kısa etkili bir ürünle birlikte kullanılması, bazı kişilerde tek bir nikotin replasman yöntemine göre daha etkili olabilir.</p>

<p>Vareniklin nasıl çalışıyor?</p>

<p>Vareniklin, beyindeki nikotinle ilişkili belirli reseptörleri etkileyen reçeteli bir ilaçtır. Hem sigara içme isteğinin ve yoksunluk belirtilerinin azaltılmasına hem de sigaradan alınan ödül hissinin zayıflamasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün değerlendirdiği bilimsel kanıtlarda vareniklin, sigarayı bırakmada etkili seçeneklerden biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Ancak bulantı, uyku sorunları, sıra dışı rüyalar ve baş ağrısı gibi yan etkiler görülebilir. Kullanım kararı kişinin klinik özellikleri dikkate alınarak verilmelidir.</p>

<p>Bupropion sigarayı bırakmada kullanılabilir mi?</p>

<p>Bupropion başlangıçta depresyon tedavisinde kullanılan bir ilaç olarak geliştirilmiş olsa da nikotin bağımlılığının tedavisinde de kullanılabilmektedir.</p>

<p>Araştırmalar, uygun kişilerde bupropionun ilaç kullanılmamasına kıyasla uzun süreli sigara bırakma başarısını artırabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak herkes için uygun değildir ve bazı kişilerde uykusuzluk, huzursuzluk veya başka yan etkiler görülebilir. Özellikle kişinin mevcut hastalıkları ve kullandığı diğer ilaçlar değerlendirilmelidir.</p>

<p>Sitizin nedir?</p>

<p>Sitizin, nikotin reseptörleri üzerinde etkili olan ve varenikline benzer bir mekanizmaya sahip başka bir seçenektir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, mevcut kanıtları değerlendirerek sitizini de tütün bırakmada etkili farmakolojik seçenekler arasında sayıyor.</p>

<p>Bununla birlikte sitizinin ruhsatlandırılması, bulunabilirliği ve kullanım biçimleri ülkeler arasında farklılık gösterebilir. Bu nedenle başka bir ülkedeki uygulamanın doğrudan kişisel tedavi planına dönüştürülmesi doğru değildir.</p>

<p>İlaç mı, psikolojik ve davranışsal destek mi?</p>

<p>Bu sorunun cevabı her zaman “ya biri ya diğeri” değildir.</p>

<p>Bilimsel kanıtlar, uygun kişilerde ilaç tedavisinin davranışsal destekle birleştirilmesinin bırakma başarısını artırabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Davranışsal desteğin amacı yalnızca kişiye sigaranın zararlarını anlatmak değildir. Asıl hedef, sigarayı tetikleyen durumları tanımak, yoğun içme isteğiyle başa çıkabilecek yöntemler geliştirmek, günlük alışkanlıkları değiştirmek ve yeniden sigaraya başlanması halinde süreci tamamen terk etmemektir.</p>

<p>Bir başka ifadeyle tedavi nikotin bağımlılığının biyolojik tarafıyla ilgilenirken, davranışsal destek bağımlılığın günlük hayatta bıraktığı izlerle mücadele eder.</p>

<p>Telefon ve dijital destek işe yarayabilir mi?</p>

<p>Sigarayı bırakma hizmetlerinin yalnızca hastanelerde verilmesi gerekmiyor.</p>

<p>Telefonla danışmanlık, kısa mesaj programları ve bazı dijital müdahaleler bırakma desteğinin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayabilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü dijital müdahalelerin, kapsamlı tütün bırakma desteğine yardımcı araçlar olarak kullanılabileceğini belirtiyor. Ancak dijital yöntemlerin tamamının arkasındaki kanıt düzeyi aynı değil.</p>

<p>Özellikle sağlık uygulamaları ve yapay zekâ temelli sistemler hızla geliştiği için bu alandaki kanıtların düzenli olarak yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>“Elektronik sigaraya geçmek bırakmak demek mi?”</p>

<p>Elektronik sigaralar konusunda tablo daha karmaşık.</p>

<p>Bazı araştırmalar elektronik sigaraların yanıcı sigarayı bırakmaya yardımcı olabileceğini düşündürse de bu ürünler risksiz değildir ve nikotin bağımlılığını sürdürebilir.</p>

<p>Ülkelerin elektronik sigaralara yönelik düzenlemeleri de büyük farklılık gösteriyor. Özellikle hiç tütün kullanmayan kişilerin ve gençlerin elektronik sigaraya başlaması ayrı bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor.</p>

<p>Bu nedenle elektronik sigaraya geçmek ile nikotin ve tütün bağımlılığından tamamen kurtulmak aynı şey olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Bir kez başarısız olmak bırakmanın mümkün olmadığı anlamına gelmez</p>

<p>Sigarayı bıraktıktan sonra yeniden başlamak sık görülebilir.</p>

<p>Bu durum kişinin bir daha bırakamayacağını göstermez. Tütün bağımlılığında birden fazla bırakma girişiminin gerekebilmesi şaşırtıcı değildir.</p>

<p>Önemli olan yeniden başlamaya yol açan durumun anlaşılmasıdır.</p>

<p>Stres mi etkili oldu?</p>

<p>Alkol kullanımı mı sigarayı tetikledi?</p>

<p>Arkadaş ortamı mı etkiledi?</p>

<p>Yoksunluk belirtileri mi ağır geldi?</p>

<p>Kullanılan yöntemin desteği yetersiz mi kaldı?</p>

<p>Bu soruların yanıtları bir sonraki bırakma girişiminin daha iyi planlanmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Sigarayı bırakınca vücutta ne değişir?</p>

<p>Sigarayı bırakmanın sağlık açısından yararı yalnızca yıllar sonra ortaya çıkmaz. Vücut tütün dumanına maruziyet sona erdiğinde toparlanma sürecine girer.</p>

<p>Uzun vadede sigarayı bırakmak kalp ve damar hastalıkları, kronik akciğer hastalıkları ve çok sayıda kanserle ilişkili risklerin azaltılması açısından son derece önemlidir.</p>

<p>Ne kadar uzun süre sigara içilmiş olursa olsun bırakmak sağlık açısından anlamlı yararlar sağlayabilir. Bu nedenle “Artık çok geç” düşüncesi, sigarayı bırakmanın önündeki en yanıltıcı engellerden biridir.</p>

<p>Sigarayı bırakmaya hazırlanırken ne yapılabilir?</p>

<p>İlk adım, sigaranın hangi anlarda ve hangi duygularla birlikte içildiğini fark etmek olabilir.</p>

<p>Gün içerisinde sigara içme isteğini tetikleyen durumların belirlenmesi, bırakma döneminde bu anlara karşı önceden hazırlık yapılmasını kolaylaştırabilir.</p>

<p>Evde ve araçta sigara bulundurmamak, sigarayla güçlü biçimde eşleşmiş rutinleri değiştirmek, yakın çevreden destek istemek ve bırakma girişimini sağlık desteğiyle planlamak yararlı olabilir.</p>

<p>Özellikle yoğun nikotin bağımlılığı bulunan, daha önce birçok kez bırakmayı deneyen veya bırakma döneminde ciddi yoksunluk yaşayan kişiler profesyonel destekten daha fazla yarar görebilir.</p>

<p>Asıl sorun etkili yöntemlerin bilinmemesi değil, herkese ulaşmaması</p>

<p>New England Journal of Medicine’daki değerlendirme özellikle düşük ve orta gelirli ülkeler açısından önemli bir soruna dikkat çekiyor.</p>

<p>Bilim dünyası sigarayı bırakmaya yardımcı olabilecek yöntemlerin önemli bölümünü zaten biliyor. Buna karşılık bu yöntemlere erişim her ülkede ve her toplum kesiminde eşit değil.</p>

<p>İlaçların maliyeti ve bulunabilirliği, bırakma danışmanlığı hizmetlerinin yetersizliği, sağlık çalışanlarının eğitimindeki farklılıklar, tütün kullanımına ilişkin kültürel özellikler ve sağlık sistemlerinin kapasitesi tedaviye ulaşmayı etkileyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tütün bağımlılığıyla mücadele yalnızca kişinin omuzlarına bırakılabilecek bir mesele değil. Sağlık sisteminin de tütün kullanan kişiyi belirlemesi, bırakmayı teşvik etmesi ve bilimsel olarak etkili desteğe erişimini kolaylaştırması gerekiyor.</p>

<p>Sigarayı bırakmak isteyen kişi bundan ne anlamalı?</p>

<p>En önemli mesaj şu: Sigarayı bırakamamak, bırakmanın imkânsız olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Nikotin bağımlılığı güçlü olabilir ve tek başına mücadele etmek zorunda değilsiniz. Bilimsel kanıtlar davranışsal destek, uygun farmakolojik tedaviler ve düzenli takibin bırakma olasılığını artırabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Herkes için tek bir “en iyi” yöntem bulunmadığından tedavi kişinin nikotin bağımlılığı, sağlık durumu, önceki bırakma deneyimleri ve tercihlerine göre şekillendirilmelidir.</p>

<p>Sigarayı bırakmak tek bir karardan çok bir süreçtir. Bu süreçte başarının anahtarı yalnızca irade değil, doğru yönteme ve doğru desteğe ulaşabilmektir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>New England Journal of Medicine – Evidence-Based Tobacco-Cessation Strategies for Low- and Middle-Income Countries – Donna Shelley, Nancy A. Rigotti, Pratima Murthy, Vu Minh Hoang, Kamran Siddiqi – 2026 – DOI: 10.1056/NEJMra2507061</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – WHO Clinical Treatment Guideline for Tobacco Cessation in Adults – 2024</li>
 <li>New England Journal of Medicine – Integrating Pharmacotherapy into Tobacco Control in Low- and Middle-Income Countries: A Critical Need – Nancy A. Rigotti, Natalie Walker, Amer Siddiq Amer Nordin – 2025 – DOI: 10.1056/NEJMp2500685</li>
 <li>Nicotine &amp; Tobacco Research – Behavioral Interventions for Tobacco Cessation in Low and Middle-Income Countries: A Systematic Review and Meta-analysis – Abhijit Nadkarni ve arkadaşları – 2025 – DOI: 10.1093/ntr/ntae259</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sigarayi-birakmak-isteyenler-icin-bilimsel-yol-haritasi-hangi-yontemler-gercekten-ise-yariyor</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8302.jpeg" type="image/jpeg" length="94989"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BMJ’de Yayımlandı: Bipolar Tedavilerinde Hangi Yöntemler Öne Çıkıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bmjde-yayimlandi-bipolar-tedavilerinde-hangi-yontemler-one-cikiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bmjde-yayimlandi-bipolar-tedavilerinde-hangi-yontemler-one-cikiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[BMJ’de yayımlanan geniş kapsamlı araştırmada bipolar bozukluğun farklı dönemlerinde kullanılan ilaçlardan beyin uyarımına kadar 116 farklı tedavi yaklaşımı değerlendirildi. 77 bilimsel çalışma ve 2.510 meta-analizin incelendiği araştırma, hangi tedavilerin etkinlik ve güvenlik açısından daha güçlü bilimsel kanıtlara sahip olduğunu ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavisinde kullanılan yöntemlere ilişkin bugüne kadarki geniş kapsamlı kanıtları bir araya getiren yeni bir araştırma BMJ’de yayımlandı. Bilim insanları, farklı yaş gruplarında ve hastalığın farklı dönemlerinde kullanılan tedavilerin etkinliği ile güvenliğine ilişkin mevcut bilimsel verileri sistematik biçimde değerlendirdi.</p>

<p>Araştırma tek bir yeni ilacın klinik denemesi değil. Çalışma, daha önce yapılmış sistematik derlemeleri ve meta-analizleri bir araya getiren geniş kapsamlı bir “şemsiye derleme” niteliğinde.</p>

<p>Bu nedenle sonuçlar, bipolar bozukluğu olan herkes için tek bir ilacın veya yöntemin “en iyi tedavi” olduğu anlamına gelmiyor. Araştırmanın dikkat çekici yanı, çok sayıda tedavi seçeneğinin kanıt gücünü aynı çatı altında karşılaştırması.</p>

<p>77 çalışma, 116 farklı tedavi yaklaşımı</p>

<p>Araştırmacılar bilimsel veri tabanlarını başlangıçlarından 19 Kasım 2024’e kadar taradı.</p>

<p>Belirlenen kriterleri karşılayan toplam 77 çalışma değerlendirmeye alındı. Bunların 21’i ağ meta-analizi, 56’sı ise doğrudan karşılaştırmaları içeren meta-analizlerden oluştu.</p>

<p>İncelemede toplam 116 farklı tedavi yaklaşımı yer aldı.</p>

<p>Bunların:</p>

<ul>
 <li>74’ü ilaç tedavisi,</li>
 <li>18’i beyin uyarım yöntemi,</li>
 <li>13’ü besin veya takviye temelli yaklaşım,</li>
 <li>8’i psikososyal tedavi,</li>
 <li>3’ü biyolojik saat ve günlük ritimlere yönelik tedavilerden oluştu.</li>
</ul>

<p>Tedaviler tek başına kullanımın yanı sıra mevcut tedaviye ekleme veya birden fazla yöntemin birlikte uygulanması açısından da incelendi.</p>

<p>2.510 meta-analiz üzerinden kanıt gücü değerlendirildi</p>

<p>Çalışmanın büyüklüğünü gösteren önemli rakamlardan biri de değerlendirilen sonuçların sayısı oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar 45 etkinlik ve 88 güvenlik ölçütü olmak üzere toplam 133 farklı sonucu değerlendirdi.</p>

<p>Bunların sonucunda toplam 2.510 meta-analiz incelendi.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca elde edilen bilimsel kanıtların ne kadar güvenilir olduğunu uluslararası GRADE sistemiyle derecelendirdi.</p>

<p>2.510 değerlendirmenin 236’sında kanıtların güvenilirliği yüksek, 827’sinde orta, 986’sında düşük ve 461’inde çok düşük olarak sınıflandırıldı.</p>

<p>Bu tablo, bipolar bozuklukta çok sayıda tedavi seçeneği bulunmasına rağmen bütün tedaviler hakkındaki bilimsel kanıtların aynı güçte olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Bipolar depresyonda bazı ilaçlar öne çıktı</p>

<p>Araştırmanın yetişkinlerde bipolar depresyon bölümünde etkili bulunan tedaviler arasında kariprazin, divalproeks veya valproat, fluoksetin, ek tedavi olarak ketamin, lamotrijin, lumateperon, lurasidon, olanzapin, olanzapin-fluoksetin kombinasyonu ve ketiapin yer aldı.</p>

<p>Çocuk ve ergenlerde ise bipolar depresyon açısından lurasidon ile olanzapin-fluoksetin kombinasyonunun etkili olduğuna ilişkin bulgular bildirildi.</p>

<p>Ancak bu sonuçlar ilaçların herkes için uygun olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bipolar bozuklukta tedavi seçimi hastalığın hangi döneminde bulunulduğuna, kişinin yaşına, daha önce kullanılan tedavilere, eşlik eden hastalıklara, olası yan etkilere ve bireysel özelliklere göre değişebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle araştırmadaki ilaç listelerinin kişisel tedavi önerisi olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Tek bir “en iyi bipolar ilacı” sonucu çıkmadı</p>

<p>Araştırmanın önemli mesajlarından biri, bipolar bozukluğun farklı dönemlerinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiği oldu.</p>

<p>Bipolar depresyon, mani veya karma dönemler ile hastalığın yeniden ortaya çıkmasını önlemeye yönelik koruyucu tedavi aynı klinik tabloyu ifade etmiyor. Bir dönemde etkili olan tedavi başka bir dönemde aynı yararı göstermeyebiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar bu nedenle etkinlik sonuçlarının yaş grubuna ve hastalığın dönemine göre değiştiğini bildirdi.</p>

<p>Bu durum, bipolar bozuklukta tedavinin neden kişiye ve hastalığın o andaki durumuna göre planlandığını da ortaya koyuyor.</p>

<p>Etkinliğin yanında güvenlik de incelendi</p>

<p>Çalışma yalnızca tedavilerin belirtileri azaltıp azaltmadığına odaklanmadı.</p>

<p>Toplam 88 güvenlik sonucu da değerlendirmeye dahil edildi. Böylece bir tedavinin olası yararı ile istenmeyen etkilerinin birlikte değerlendirilmesi amaçlandı.</p>

<p>Araştırmacılar, mevcut bilimsel kanıtların hekim ve hastanın birlikte karar vermesini kolaylaştırması amacıyla Evidence Based Interventions for Bipolar Disorder adlı açık erişimli bir platform da geliştirdi.</p>

<p>Platformda tedavilerin etkinlik ve güvenliğine ilişkin kanıtların karşılaştırılabilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>Yaklaşık 40 milyon kişiyi etkiliyor</p>

<p>Araştırmada aktarılan küresel verilere göre bipolar bozukluk dünya genelinde yaklaşık 39,5 milyon kişiyi etkiliyor.</p>

<p>Hastalık yalnızca kişinin ruh hali üzerinde etkili olmayabiliyor. Bipolar bozukluğu olan kişilerde çeşitli fiziksel ve nörolojik sağlık sorunlarının da daha sık görülebildiği bildiriliyor.</p>

<p>Bu nedenle doğru tedavinin seçilmesi ve tedaviye devam edilmesi uzun dönemli sağlık açısından önem taşıyor.</p>

<p>Araştırmacılar, bipolar bozukluğu olan kişilerin yaklaşık yarısının reçete edilen tedavilere düzenli biçimde devam etmediğine ilişkin önceki araştırmalara da dikkat çekti.</p>

<p>Bulgular ne anlama geliyor?</p>

<p>Yeni araştırma bipolar bozukluk için yeni bir “mucize tedavi” bulunduğunu göstermiyor.</p>

<p>Bunun yerine çalışma, yıllar içinde biriken çok büyük miktardaki bilimsel veriyi tek bir kanıt haritasında toplamayı amaçlıyor.</p>

<p>En önemli sonuçlardan biri de bilimsel kanıtların kalitesindeki büyük farklılık. Değerlendirilen 2.510 meta-analizin yalnızca 236’sında kanıt düzeyi yüksek olarak sınıflandırıldı.</p>

<p>Dolayısıyla bazı tedaviler için güçlü bilimsel veriler bulunurken, bazı yöntemlerde sonuçların daha kaliteli araştırmalarla doğrulanmasına ihtiyaç devam ediyor.</p>

<p>Araştırmanın yaşayan bir kanıt değerlendirmesi şeklinde tasarlanması da önem taşıyor. Yeni bilimsel çalışmalar yayımlandıkça kanıt tabanının güncellenmesi hedefleniyor.</p>

<p>Böylece bipolar bozuklukta tedavi kararlarının yalnızca bir ilacın etkisine değil; hastalığın dönemine, yaşa, etkinliğe, güvenliğe ve hastanın tercihlerine birlikte bakılarak verilmesi amaçlanıyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>The BMJ</li>
 <li>U-REACH Project</li>
 <li>Evidence Based Interventions for Bipolar Disorder (EBI-BD)</li>
 <li>Cochrane Library</li>
 <li>University of Ottawa</li>
 <li>University of Barcelona / IDIBAPS</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bmjde-yayimlandi-bipolar-tedavilerinde-hangi-yontemler-one-cikiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 13:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8301-1.jpeg" type="image/jpeg" length="13568"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Pankreas Kanserinde Tümörü Destekleyen Hücreler Yeniden Programlandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanserinde-tumoru-destekleyen-hucreler-yeniden-programlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanserinde-tumoru-destekleyen-hucreler-yeniden-programlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cell Death & Disease dergisinde yayımlanan yeni araştırma, pankreas kanserinin çevresinde tümörü destekleyen fibroblast hücrelerindeki CD44 proteininin hedeflenmesinin bu hücrelerin davranışını değiştirebildiğini gösterdi. Farelerde CD44’ün silinmesi tümör hacmini belirgin biçimde azaltırken, insan hücrelerindeki deneylerde bağışıklığı baskılayan özelliklerin de zayıfladığı görüldü. Bulgular henüz insanlarda denenmiş bir tedavi anlamına gelmiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Almanya’daki Karlsruhe Institute of Technology (KIT) öncülüğündeki araştırma ekibi, pankreas kanserinin tedavisini zorlaştıran tümör çevresini değiştirebilecek yeni bir mekanizma belirledi. Bilim insanları, kanserle ilişkili fibroblastlar adı verilen destek hücrelerinde bulunan CD44 adlı proteine odaklandı. Fare deneylerinde bu proteinin belirli stromal hücrelerden silinmesi tümör büyümesini azaltırken, insan pankreas kanserinden elde edilen fibroblastlarda yapılan deneyler hücrelerin daha az aktif ve daha az bağışıklık baskılayıcı bir duruma yöneldiğini gösterdi. [1]<br />
Pankreas kanserinin çevresindeki doku neden önemli?<br />
Pankreas duktal adenokarsinomu, pankreas kanserinin en sık görülen türü. Bu hastalığın dikkat çekici özelliklerinden biri, kanser hücrelerinin çevresinde gelişen çok yoğun destek dokusu.<br />
Bilimsel olarak stroma adı verilen bu yapı, pankreas tümörlerinde tümör dokusunun yüzde 90’ına kadarını oluşturabiliyor. Stroma yalnızca cansız bir bariyer değil; bağ dokusu maddeleri, damar hücreleri, bağışıklık hücreleri ve fibroblastlardan oluşan karmaşık bir biyolojik ortam. [1]<br />
Fibroblastlar normal dokularda yara iyileşmesi ve doku bütünlüğünün korunması gibi önemli görevler üstleniyor. Ancak tümör çevresindeki bazı fibroblastlar zamanla farklı özellikler kazanarak kanser hücrelerinin büyümesini destekleyebiliyor ve bağışıklık sisteminin tümöre karşı etkili yanıt vermesini zorlaştırabiliyor.<br />
Bu hücrelere kanserle ilişkili fibroblastlar, kısaca CAF adı veriliyor.<br />
Araştırmanın hedefi CD44 oldu<br />
Araştırmacılar pankreas kanserindeki fibroblastlarda bulunan CD44 adlı hücre yüzeyi proteinini inceledi.<br />
İnsan pankreas dokularından elde edilmiş tek hücreli RNA dizileme verilerinin analizi, CD44’ün tümörle ilişkili fibroblastlarda belirgin biçimde bulunduğunu gösterdi. Bunun ardından araştırmacılar CD44’ün yalnızca tümör ortamında bulunan bir işaret olup olmadığını değil, fibroblastların davranışını gerçekten değiştirip değiştirmediğini anlamak için deneysel çalışmalara geçti. [1]<br />
Farelerde CD44’ün belirli stromal hücrelerden genetik olarak silinmesi tümör hacminde belirgin bir azalmayla sonuçlandı. [1]<br />
Ancak bu bulgu insan hastalarda elde edilmiş bir tedavi sonucu değil. Araştırma preklinik, yani klinik deneylerden önce gerçekleştirilen laboratuvar ve hayvan çalışması aşamasında bulunuyor.<br />
Amaç fibroblastları yok etmek değil<br />
Araştırmanın önemli yönlerinden biri, fibroblastları tamamen ortadan kaldırmayı hedeflememesi.<br />
Pankreas kanserindeki fibroblastların tümü aynı özelliklere sahip değil. Bazı fibroblast grupları tümörü desteklerken, bazıları tümörün davranışını sınırlayabilecek görevler üstlenebiliyor.<br />
Bu nedenle tüm fibroblastları ortadan kaldırmak beklenen yararı sağlamayabilir.<br />
Yeni yaklaşım bunun yerine fibroblastların davranışını değiştirmeye odaklanıyor. Araştırmacılar bu süreci “yeniden eğitme” veya yeniden programlama olarak tanımlıyor.<br />
Amaç, kanseri destekleyen aktif fibroblastları tamamen yok etmek yerine onları daha az tümör destekleyici bir biyolojik duruma yönlendirmek.<br />
İnsan hücrelerinde CRISPR kullanıldı<br />
Araştırmanın önemli aşamalarından biri insan pankreas kanserinden elde edilen kanserle ilişkili fibroblastlar üzerinde gerçekleştirildi.<br />
Bilim insanları CRISPR-Cas9 adı verilen gen düzenleme yöntemini kullanarak bu hücrelerde CD44’ü etkisiz hâle getirdi. CRISPR-Cas9, DNA’nın belirli bölgelerinde hedeflenen değişiklikler yapılmasına imkân sağlayan moleküler bir araç.<br />
CD44 kaybolduğunda fibroblastların hem görünümünde hem davranışında değişiklikler ortaya çıktı.<br />
Aktif fibroblastların tipik uzamış görünümü azaldı ve hücreler daha yuvarlak bir şekle yöneldi. Bunun yanında fibroblast aktivasyonuyla ilişkili bazı işaretler ve hücrelerin kasılma özellikleri de azaldı. [1]<br />
Bu bulgular, CD44’ün fibroblastları tümörü destekleyen aktif durumda tutan mekanizmaların parçalarından biri olabileceğini düşündürüyor.<br />
Tümörün çevresindeki destek ağı da değişti<br />
CD44’ün silinmesi yalnızca fibroblastların biçimini değiştirmedi.<br />
Araştırmacılar hücre dışı matriks, yani hücrelerin çevresinde bir iskelet ve destek ağı oluşturan bazı maddelerin üretiminde de azalma gözledi. [1]<br />
Bu sonuç pankreas kanseri açısından önemli olabilir. Çünkü yoğun stroma hem kanser hücreleriyle hem bağışıklık sistemiyle sürekli iletişim hâlinde olan aktif bir tümör çevresi oluşturuyor.<br />
Ancak çalışma, CD44’ün hedeflenmesinin insan hastalarda tümörün çevresindeki bariyeri ortadan kaldırdığını veya kanser ilaçlarının tümöre daha kolay ulaşmasını sağladığını göstermedi.<br />
Bu olasılıkların klinik çalışmalarda ayrıca araştırılması gerekiyor.<br />
Kanser karşıtı bağışıklık yanıtı güçlendi<br />
Çalışmanın dikkat çeken diğer bulgusu bağışıklık sistemiyle ilgiliydi.<br />
Kanserle ilişkili fibroblastlar salgıladıkları çeşitli moleküller aracılığıyla bağışıklık hücrelerinin davranışını değiştirebiliyor ve tümörün bağışıklık sisteminden kaçmasına katkıda bulunabiliyor.<br />
CD44 bulunmayan fibroblastlarda bu bağışıklık baskılayıcı özelliklerin azaldığı görüldü. [1]<br />
Araştırmacılar özellikle sitotoksik T hücreleri, yani kanserli veya enfekte hücreleri tanıyıp öldürebilen bağışıklık hücreleri üzerindeki etkiyi inceledi.<br />
CD44’ü silinmiş fibroblastların bulunduğu deney ortamında sitotoksik T hücrelerinin kanser hücrelerini öldürme kapasitesi arttı. Bulgular, fibroblastların yeniden programlanmasının yalnızca tümörün fiziksel çevresini değil, bağışıklık ortamını da değiştirebileceğini düşündürdü. [1]<br />
CD44 yeni bir tedavi hedefi olabilir mi?<br />
Araştırma, CD44’ün pankreas kanserindeki tümör mikroçevresini değiştirmek için potansiyel bir hedef olabileceğini gösteriyor.<br />
Buradaki yaklaşım doğrudan kanser hücresini öldürmekten farklı.<br />
Amaç, kanser hücrelerinin çevresindeki ve onları destekleyen hücreleri daha az tümör destekleyici bir duruma yönlendirmek. Böylece tümör büyümesinin zorlaştırılması ve bağışıklık sisteminin kanser hücrelerine karşı daha etkili çalışması hedeflenebilir.<br />
Bu yaklaşım gelecekte kemoterapi, hedefe yönelik tedaviler veya immünoterapiyle birlikte araştırılabilir.<br />
Ancak mevcut çalışma, CD44’ün hedeflenmesinin pankreas kanseri hastalarında yaşam süresini uzattığını, tümörü küçülttüğünü veya mevcut tedavilerin etkisini artırdığını göstermedi. [1]<br />
Bu çalışma yeni bir pankreas kanseri tedavisi değil<br />
Araştırmanın sonuçları umut veren yeni bir biyolojik mekanizma ortaya koysa da henüz insanlarda tedavi denemesi yapılmış değil.<br />
Farelerde tümör büyümesinde azalma görülmesi ve insan fibroblastlarında CD44’ün CRISPR ile silinmesi, klinik etkinliğin kanıtlandığı anlamına gelmiyor.<br />
Ayrıca kanserle ilişkili fibroblastların birbirinden farklı özelliklere sahip çok sayıda alt gruptan oluşması, CD44’ün hangi hücrelerde ve hangi hastalarda güvenli biçimde hedeflenebileceği sorusunu açık bırakıyor.<br />
Cell Death &amp; Disease dergisinde yayımlanan çalışma bu nedenle pankreas kanseri için hazır bir tedaviden çok, tümörün çevresindeki destek hücrelerini ortadan kaldırmak yerine davranışlarını yeniden programlama fikrini güçlendiren preklinik bir kanıt sunuyor. [1]<br />
Kaynaklar<br />
[1] Orian-Rousseau V, Treffert SM, Heneka YM, Martin J, Andrieux G, Launhardt L, ve ark. Loss of CD44 re-educates pancreatic cancer-associated fibroblasts modulating their fibrotic and immunosuppressive functions. Cell Death &amp; Disease. 2026;17:729. DOI: 10.1038/s41419-026-09155-5.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanserinde-tumoru-destekleyen-hucreler-yeniden-programlandi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/pankreas-kanseri-cd44-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="68600"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanser Tedavisi Sonrası Ağız Kuruluğuna Gen Tedavisi: Etki 3 Yıla Uzandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kanser-tedavisi-sonrasi-agiz-kuruluguna-gen-tedavisi-etki-3-yila-uzandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kanser-tedavisi-sonrasi-agiz-kuruluguna-gen-tedavisi-etki-3-yila-uzandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD ve Kanada’daki merkezlerin katıldığı Faz 1 çalışmasında, radyoterapi sonrası kalıcı ağız kuruluğu yaşayan 24 hastaya tek seferlik AAV2-hAQP1 gen tedavisi uygulandı. Birinci yılda tükürük akışında ortalama yüzde 112,5 artış görüldü; şirketin takip verileri etkinin 3 yıla kadar sürdüğüne işaret etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Baş ve boyun kanseri nedeniyle radyoterapi gördükten sonra yıllarca devam eden ağız kuruluğu yaşayan hastalar için geliştirilen tek uygulamalık gen tedavisinden dikkat çekici sonuçlar geldi. AAV2-hAQP1 adı verilen deneysel tedavinin Faz 1 çalışması, 24 hastada belirtilerin azalabildiğini ve tükürük üretiminin artabildiğini gösterdi.</p>

<p>Araştırmanın hakemli sonuçları International Journal of Radiation Oncology, Biology, Physics dergisinde yayımlandı. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ise tedaviye Mart 2026’da Breakthrough Therapy statüsü verdi.</p>

<p>Bu statü, tedavinin onaylandığı anlamına gelmiyor. FDA’nın ciddi hastalıklara yönelik ve ilk klinik verileri umut vadeden tedavilerin geliştirme sürecini hızlandırmak için kullandığı düzenleyici mekanizmalardan biri olarak uygulanıyor.</p>

<p>Amaç hasarlı tükürük bezinin işlevini yeniden kazandırmak</p>

<p>Radyoterapi baş ve boyun bölgesindeki kanserlerin tedavisinde önemli bir yöntem olmakla birlikte tükürük bezlerinde kalıcı hasara yol açabiliyor.</p>

<p>Bunun sonucunda bazı hastalarda yıllarca sürebilen ciddi ağız kuruluğu gelişebiliyor. Sorun yalnızca susama hissinden ibaret değil. Yemek yeme, çiğneme, yutma ve konuşma güçlüğünün yanı sıra diş çürükleri ve ağız enfeksiyonlarının artmasına da yol açabiliyor.</p>

<p>AAV2-hAQP1 tedavisinde amaç, radyasyondan zarar gören tükürük bezlerine suyun hücreler arasında taşınmasında görev alan aquaporin-1 adlı proteinin genini ulaştırmak.</p>

<p>Genetik materyal, AAV2 adı verilen ve gen taşımak amacıyla kullanılan bir viral vektör aracılığıyla parotis bezine veriliyor.</p>

<p>Çalışmaya 24 hasta katıldı</p>

<p>Faz 1 çalışması açık etiketli, çok merkezli ve farklı dozların değerlendirildiği bir araştırma olarak gerçekleştirildi.</p>

<p>Çalışmaya radyoterapi sonrasında orta veya ağır derecede kalıcı ağız kuruluğu bulunan 24 kişi dahil edildi.</p>

<p>Katılımcıların 12’sinde tedavi tek tükürük bezine, diğer 12’sinde ise iki beze uygulandı. Hastalar tedavinin ardından 12 ay boyunca takip edildi.</p>

<p>Araştırmanın bu aşamasındaki temel amaçlardan biri güvenliliği değerlendirmekti.</p>

<p>Tükürük akışında dikkat çeken artış</p>

<p>Bir yıllık takip sonunda tedaviyle ilişkili ciddi yan etki veya tedavinin dozunu sınırlayacak bir toksisite bildirilmedi.</p>

<p>Hastaların 16’sında, yani yüzde 67’sinde, ağız kuruluğunu değerlendiren ölçekte klinik açıdan anlamlı iyileşme kaydedildi.</p>

<p>Katılımcıların 19’u, başka bir değerlendirme ölçeğinde ağız kuruluğu şikâyetlerinde önemli iyileşme bildirdi. Bu sayı çalışma grubunun yaklaşık yüzde 79’una karşılık geldi.</p>

<p>Objektif ölçümlerde de dikkat çekici bir sonuç elde edildi. Uyarılmamış toplam tükürük akışının 12’nci ayda başlangıç değerine göre ortalama yüzde 112,5 arttığı belirlendi.</p>

<p>Bu sonuç, ortalama tükürük akışının başlangıca göre iki kattan fazla seviyeye çıktığı anlamına geliyor. Ancak araştırmanın küçük ve kontrol grubundan yoksun olması nedeniyle sonuçların daha geniş çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Tek uygulamanın etkisi üç yıl sürdü</p>

<p>Tedaviyi geliştiren MeiraGTx’in Nisan 2026’da açıkladığı uzun dönem takip verileri ise araştırmaya yeni bir boyut kazandırdı.</p>

<p>Şirketin verilerine göre hastaların bildirdiği iyileşmeler ve tükürük akışındaki artış, tek uygulamadan 36 ay sonra da devam etti. Tedavinin uzun dönem takipte de genel olarak iyi tolere edildiği bildirildi.</p>

<p>Burada bilimsel kanıt açısından önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>Bir yıllık sonuçlar hakemli bilimsel yayında yer alırken, üç yıllık takip sonuçları şirket tarafından açıklanan uzun dönem verilerine dayanıyor. Dolayısıyla uzun dönem etkinliğin bağımsız değerlendirmeler ve daha büyük kontrollü çalışmalarla desteklenmesi önem taşıyor.</p>

<p>FDA’dan iki önemli statü aldı</p>

<p>AAV2-hAQP1 daha önce FDA’nın rejeneratif tıp alanındaki ileri tedaviler için kullandığı RMAT statüsünü de almıştı.</p>

<p>Mart 2026’da verilen Breakthrough Therapy statüsüyle birlikte programın FDA ile daha yakın ve hızlandırılmış bir geliştirme sürecinden ilerlemesinin önü açıldı.</p>

<p>Ancak bu kararlar ilacın ruhsat aldığı veya rutin hastane kullanımına girdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Daha büyük kontrollü çalışma devam ediyor</p>

<p>Tedavinin bir sonraki önemli sınavı AQUAx2 çalışması olacak.</p>

<p>Faz 2 olarak yürütülen çalışma, Faz 1 araştırmasından farklı olarak randomize, çift kör ve plasebo kontrollü biçimde tasarlandı. ABD, Kanada ve Birleşik Krallık’taki yaklaşık 30 merkezde yürütülen araştırmanın olası ruhsat başvurusunu destekleyebilecek nitelikte olması hedefleniyor.</p>

<p>Şirket, çalışmanın 12 aylık temel sonuçlarını 2027’nin ikinci çeyreğinde açıklamayı planlıyor.</p>

<p>Sonuçların olumlu olması durumunda biyolojik ürün ruhsat başvurusunun gündeme gelmesi bekleniyor. Şirketin mevcut takvimine göre olası FDA onayı 2027 sonunu bulabilir. Bunların şirketin hedefleri olduğu ve düzenleyici onayın henüz garanti olmadığı özellikle vurgulanıyor.</p>

<p>Kanserden kurtulan hastalar için neden önemli?</p>

<p>Gelişmenin dikkat çeken yönü, gen tedavisinin doğrudan kanseri ortadan kaldırmayı değil, kanser tedavisinin yıllar sonra devam eden kalıcı bir sonucunu düzeltmeyi hedeflemesi.</p>

<p>Bugün radyoterapiye bağlı kalıcı ağız kuruluğunda kullanılan yöntemlerin önemli bölümü belirtileri hafifletmeye yönelik.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AAV2-hAQP1 yaklaşımı ise hasar gören tükürük bezinin sıvı salgılama kapasitesini gen aktarımı yoluyla yeniden artırmayı amaçlıyor.</p>

<p>Faz 1 sonuçlarının daha büyük ve plasebo kontrollü çalışmada doğrulanması halinde yöntem, kanser tedavisi sonrasında yaşam kalitesini yıllarca etkileyebilen kalıcı organ hasarlarının gen tedavileriyle giderilmesi konusunda yeni bir yaklaşımın önünü açabilir.</p>

<p>Bununla birlikte mevcut veriler henüz 24 kişilik erken aşama çalışmasına dayanıyor. Tedavinin gerçek klinik değerinin belirlenmesi için daha büyük hasta gruplarında etkinliğinin, güvenliliğinin ve etkinin ne kadar sürdüğünün gösterilmesi gerekiyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>* International Journal of Radiation Oncology, Biology, Physics<br />
* AQUAx Faz 1 klinik araştırması<br />
* MeiraGTx<br />
* ABD Gıda ve İlaç Dairesi Breakthrough Therapy Programı<br />
* ABD Gıda ve İlaç Dairesi Regenerative Medicine Advanced Therapy Programı </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kanser-tedavisi-sonrasi-agiz-kuruluguna-gen-tedavisi-etki-3-yila-uzandi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8296.jpeg" type="image/jpeg" length="68623"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Burkina Faso’da Çocuklarda Belirtisiz Shigella Enfeksiyonu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/burkina-fasoda-cocuklarda-belirtisiz-shigella-enfeksiyonu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/burkina-fasoda-cocuklarda-belirtisiz-shigella-enfeksiyonu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Burkina Faso’da beş yaşından küçük 750 çocuğun izlendiği araştırmada toplam 60 doğrulanmış Shigella olayı belirlendi; ana risk analizi 56 yeni enfeksiyon üzerinden yapıldı. Enfeksiyonların bir bölümü ishal görülmeden ilerlerken halka açık su kaynağı kullanımı daha düşük enfeksiyon hızıyla ilişkili bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Burkina Faso’nun başkenti Ouagadougou çevresinde yürütülen araştırma, çocuklardaki Shigella enfeksiyonlarının yalnızca ishal vakaları izlenerek tam olarak belirlenemeyebileceğini gösterdi. Groupe de Recherche Action en Santé, Joseph Ki-Zerbo Üniversitesi ve European Vaccine Initiative araştırmacıları, beş yaşından küçük 750 çocuğu 12 ay boyunca takip etti. [1]<br />
PLOS Neglected Tropical Diseases dergisinde yayımlanan çalışmada 2 bin 401 dışkı örneği incelendi. Toplam 60 doğrulanmış Shigella olayı saptandı; çocukların araştırmaya katıldığı gün belirlenen dört olay uzunlamasına risk hesabından çıkarıldığı için ana analiz 56 yeni enfeksiyon üzerinden yapıldı. [1]<br />
Shigella nasıl hastalık yapıyor?<br />
Shigella, bağırsakları etkileyerek ishal, karın ağrısı, ateş ve dışkıda kan veya mukusa neden olabilen bir bakteri grubu. Özellikle küçük çocuklarda sıvı kaybına ve ağır hastalığa yol açabiliyor.<br />
Bakteri, enfekte kişinin dışkısıyla kirlenmiş eller, su veya yiyecekler aracılığıyla yayılıyor. Çok az sayıda bakterinin bile hastalık oluşturabilmesi; güvenli su, uygun tuvalet koşulları ve el hijyenini korunmada önemli hâle getiriyor.<br />
Araştırmada 2 bin 165 belirtisiz döneme ait dışkı örneği ile 236 ishal döneminde alınan örnek değerlendirildi. Shigella’nın ishal görülmeyen örneklerde de saptanması, belirtisiz taşıyıcılığın toplumdaki hastalık yükü hesaplanırken göz önünde bulundurulması gerektiğini gösterdi. [1]<br />
Belirtisiz enfeksiyon ne anlama geliyor?<br />
Belirtisiz enfeksiyon, çocuğun dışkısında Shigella bulunmasına rağmen örnek alındığı sırada ishal görülmemesi anlamına geliyor. Bu durum çocuğun ağır hasta olduğu anlamına gelmiyor.<br />
Bununla birlikte yalnızca sağlık kuruluşuna başvuran veya kanlı ishal geçiren çocukların izlenmesi, toplumdaki gerçek enfeksiyon sayısının olduğundan düşük hesaplanmasına yol açabilir.<br />
Araştırmada Shigella, ishalle güçlü biçimde ilişkiliydi. Ancak Shigella pozitif ishal vakalarında dışkının kanlı olmasından çok mukuslu olması öne çıktı. Bu nedenle yalnızca klasik kanlı ishal tablosunun aranması bazı vakaların gözden kaçmasına neden olabilir. [1]<br />
En yaygın tür Shigella flexneri oldu<br />
Ana analize alınan 56 enfeksiyonun 33’ünden, yani yüzde 58,9’undan Shigella flexneri sorumluydu. Shigella boydii 13 vakada, Shigella sonnei sekiz vakada ve Shigella dysenteriae iki vakada saptandı. [1]<br />
Tür dağılımının bilinmesi, geliştirilmekte olan Shigella aşılarının bölgede dolaşan bakterileri ne ölçüde kapsayabileceğini değerlendirmek açısından önem taşıyor. Ancak bu araştırma herhangi bir aşının etkinliğini veya güvenliliğini incelemedi.<br />
Yaş ve su kaynağı enfeksiyon hızıyla ilişkili bulundu<br />
Enfeksiyon riski, 0–11 aylık bebeklerle karşılaştırıldığında 12–23 aylık çocuklarda 2,68 kat, 36–47 aylık çocuklarda ise 2,81 kat daha yüksek bulundu. En yüksek genel enfeksiyon hızı 12–23 aylık grupta görüldü. [1]<br />
Halka açık su kaynağı kullanımı, diğer değişkenler hesaba katıldıktan sonra enfeksiyon hızının yaklaşık yüzde 48 daha düşük olmasıyla ilişkiliydi. Ancak gözlemsel araştırma, farkın doğrudan su kaynağından kaynaklandığını veya her halka açık su kaynağının güvenli olduğunu kanıtlamıyor.<br />
Sonuçlar, suyun kaynağı kadar düzenli denetlenmesi, eve taşınması ve temiz kaplarda saklanmasının da değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.<br />
Evde korunmak için neler önemli?<br />
Shigella’dan korunmada içme suyunun güvenliği kadar tuvalet sonrasında, çocuk bezini değiştirdikten sonra ve yemek hazırlamadan önce ellerin sabunla yıkanması da önem taşıyor. Çiğ yiyeceklerle pişmiş gıdaların ayrı tutulması ve içme suyunun temiz kaplarda saklanması bulaş riskini azaltmaya yardımcı olabilir.<br />
İshal gelişen küçük çocuklarda en önemli tehlikelerden biri sıvı kaybı. Su içememe, idrar miktarında azalma, sürekli kusma, belirgin halsizlik veya dışkıda kan görülmesi sağlık kuruluşunda değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor.<br />
Araştırma 2020–2022 döneminde Ouagadougou yakınındaki iki çevre yerleşiminde yürütüldü. Kullanılan geleneksel kültür yöntemi, düşük bakteri yoğunluğu veya örneklerin taşınması gibi nedenlerle bazı enfeksiyonları kaçırmış olabilir. Sonuçlar Burkina Faso’nun tamamına doğrudan genellenemiyor ve çalışma bakterilerin kapsamlı antibiyotik direnci profilini göstermiyor.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Héma A, Sawadogo J, Soulama BI, Hien D, Diarra A, Sermé SS, et al. Burden of Shigella infection in children under five years living in a peri-urban area of Ouagadougou, Burkina Faso: A community-based cohort study. PLOS Neglected Tropical Diseases. 2026;20(8):e0014624. DOI: 10.1371/journal.pntd.0014624</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/burkina-fasoda-cocuklarda-belirtisiz-shigella-enfeksiyonu</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 12:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/burkina-faso-shigella-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="21139"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[John Gibbon: Kalp Cerrahisini Değiştiren Makinenin Öyküsü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/john-gibbon-kalp-cerrahisini-degistiren-makinenin-oykusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/john-gibbon-kalp-cerrahisini-degistiren-makinenin-oykusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Amerikalı cerrah John H. Gibbon Jr., kalp ve akciğerin görevini ameliyat sırasında geçici olarak üstlenebilen kalp-akciğer makinesini geliştirerek modern açık kalp cerrahisinin önünü açtı. 6 Mayıs 1953’te 18 yaşındaki bir hastanın kalbindeki doğuştan deliği bu sistemle onarması, kalp cerrahisi tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün kalp kapaklarının değiştirilmesi, bazı doğumsal kalp hastalıklarının onarılması ve çok sayıda açık kalp ameliyatının yapılabilmesinde kullanılan kardiyopulmoner bypassın, yani kalp ve akciğerin görevini geçici olarak bir makineye devretme yönteminin gelişiminde John H. Gibbon Jr.’ın çalışmaları belirleyici rol oynadı. Gibbon’ın 20 yılı aşan araştırmalarının ardından geliştirdiği sistem, 6 Mayıs 1953’te Philadelphia’daki Jefferson Medical College Hospital’da 18 yaşındaki bir genç kadının kalbindeki atriyal septal defektin, yani kalbin üst odacıkları arasındaki doğuştan deliğin başarılı biçimde kapatılmasını mümkün kıldı. [1]<br />
Bir hastanın ölümü fikrin doğmasına yol açtı<br />
John Heysham Gibbon Jr., 29 Eylül 1903’te Philadelphia’da doğdu. Jefferson Medical College’dan 1927’de mezun olduktan sonra cerrahi eğitimine devam etti.<br />
Kalp-akciğer makinesine uzanan düşüncenin temeli ise 1931 yılında atıldı.<br />
Gibbon, Harvard Medical School ve Massachusetts General Hospital’daki çalışmaları sırasında ağır pulmoner embolisi olan bir hastanın tedavisine katıldı. Pulmoner emboli, akciğer damarlarından birinin çoğunlukla kan pıhtısıyla tıkanması anlamına geliyor.<br />
Hastanın dolaşımı hızla bozulurken Gibbon’ın zihninde basit ama dönemin teknolojisi açısından son derece zor bir soru oluştu: Kan vücuttan çıkarılıp dışarıda oksijenle buluşturulabilir ve ardından yeniden dolaşıma verilebilirse, kalp ve akciğer geçici olarak devre dışı bırakılabilir miydi?<br />
Hasta kurtarılamadı. Ancak bu olay Gibbon’ın sonraki meslek yaşamının yönünü belirledi. [1]<br />
Amaç kalbin ve akciğerin görevini makineye vermekti<br />
Sorun yalnızca kanı vücudun dışında dolaştırmak değildi.<br />
Makinenin aynı anda iki temel görevi yerine getirmesi gerekiyordu. Bir pompa kalbin yaptığı gibi kanı dolaştırmalı, bir oksijenatör ise akciğerlerin yaptığı gibi kana oksijen kazandırıp karbondioksitin uzaklaştırılmasına yardımcı olmalıydı.<br />
Bu işleme “ekstrakorporeal dolaşım”, yani kanın bir süreliğine vücudun dışındaki bir sistemden geçirilmesi adı verildi.<br />
Gibbon, 1930’lu yıllardan itibaren hayvan deneylerinde bu sistemi geliştirmeye başladı. İlk çalışmalar kediler, daha sonra köpekler üzerinde yürütüldü. Amaç, kalp ve akciğerin dolaşımdaki görevini makinenin güvenli biçimde ne kadar süre üstlenebileceğini anlamaktı. [2]<br />
Bugünün gelişmiş kalp-akciğer makineleri düşünüldüğünde fikir basit görünebilir. Ancak kanın borular ve mekanik parçalar içinden geçirilmesi; pıhtılaşma, kan hücrelerinin hasar görmesi, oksijenlendirme ve uygun kan akımının sağlanması gibi çok sayıda sorunu beraberinde getiriyordu.<br />
Bu başarı yalnızca John Gibbon’ın değildi<br />
Kalp-akciğer makinesinin öyküsünde Gibbon’ın eşi Mary Hopkinson Gibbon’ın da önemli bir yeri bulunuyor.<br />
Mary Gibbon, laboratuvar çalışmalarında eşinin yanında yer aldı ve yıllarca süren deneysel araştırmalara aktif olarak katıldı. Tarihsel incelemeler, cihazın geliştirilmesinin tek bir kişinin ani buluşundan çok uzun süreli ekip çalışmasının sonucu olduğunu gösteriyor. [3]<br />
İkinci Dünya Savaşı yıllarında çalışmalar kesintiye uğradı. Gibbon savaş sonrasında araştırmalarına yeniden döndü.<br />
1940’ların sonlarında International Business Machines Corporation, yani IBM’in mühendislik desteği de projeye katıldı. Bu iş birliğiyle önce Model I, ardından insanlarda kullanılabilecek kapasiteye yaklaşan Model II kalp-akciğer makinesi geliştirildi. [1]<br />
6 Mayıs 1953’te kalp cerrahisinde yeni bir dönem başladı<br />
Gibbon’ın yıllarca üzerinde çalıştığı sistem için en önemli sınav 6 Mayıs 1953’te geldi.<br />
Hasta, Cecelia Bavolek adlı 18 yaşında bir genç kadındı. Bavolek’te büyük bir atriyal septal defekt bulunuyordu. Bu durum, kalbin sağ ve sol üst odacıklarını ayıran duvarda doğuştan bir açıklık olması anlamına geliyor.<br />
Bu açıklık nedeniyle kan kalbin iki tarafı arasında normal olmayan biçimde geçiyor ve zamanla kalbe ciddi yük bindiriyordu.<br />
Gibbon ve ekibi hastayı kalp-akciğer makinesine bağladı. Sistem yaklaşık 45 dakika boyunca dolaşım desteği sağladı; bunun yaklaşık 26 dakikasında tam kardiyopulmoner bypass uygulandı. Bu sırada cerrahlar kalbin içindeki deliği doğrudan görerek kapatabildi. [4]<br />
Hasta ameliyattan sağ çıktı.<br />
Bu operasyon, kalp-akciğer makinesi kullanılarak gerçekleştirilen ilk başarılı açık kalp ameliyatı olarak tıp tarihinde önemli bir dönüm noktası haline geldi. Kalbe yönelik cerrahi girişimler daha önce de yapılmıştı; Gibbon’ın başarısını farklı kılan, kalp ve akciğerin görevlerinin mekanik bir sistem tarafından geçici olarak üstlenilmesiyle kalbin içinde doğrudan cerrahi işlem yapılabilmesiydi. [1]<br />
Makine ameliyat sırasında ne yapıyordu?<br />
Kalp-akciğer makinesinin temel mantığı bugün de aynı biyolojik ihtiyaca dayanıyor.<br />
Normalde toplardamarlardan kalbe gelen oksijeni azalmış kan akciğerlere gönderilir. Akciğerlerde oksijen alan kan yeniden kalbe döner ve kalp tarafından bütün vücuda pompalanır.<br />
Kardiyopulmoner bypass sırasında ise kan geçici olarak kalbe ulaşmadan makineye yönlendirilir.<br />
Makine kanın oksijenlenmesini sağlar ve ardından kanı yeniden vücudun atardamar sistemine pompalar. Böylece beyin ve diğer organların kanlanması sürerken cerrah kalbin içinde daha kontrollü bir alanda çalışabilir.<br />
Bu yöntem, daha önce ulaşılması son derece zor olan kalp içi yapıların doğrudan görülerek onarılmasının önünü açtı. [3]<br />
Başarıya rağmen yol hemen açılmadı<br />
6 Mayıs 1953’teki başarılı ameliyat, her sorunun çözüldüğü anlamına gelmiyordu.<br />
Gibbon’ın daha sonraki klinik girişimlerinde ciddi sorunlar ve hasta kayıpları yaşandı. Bu nedenle yöntem kısa sürede rutin hale gelmedi.<br />
Ancak Gibbon’ın ortaya koyduğu temel prensip başka cerrahlar tarafından geliştirilmeye devam edildi.<br />
1953’te Gibbon, sistemine ilişkin bilgi ve tasarım birikimini Mayo Clinic ekibiyle paylaştı. John Kirklin ve çalışma arkadaşları daha sonra Gibbon’ın sisteminden geliştirilen pompa-oksijenatörlerle başarılı ameliyat serileri gerçekleştirdi. Aynı dönemde C. Walton Lillehei ve başka cerrahların çalışmaları da açık kalp cerrahisinin hızla gelişmesine katkı sağladı. [3]<br />
Böylece Gibbon’ın tek bir başarılı ameliyatla gösterdiği “kalp ve akciğerin görevleri geçici olarak makine tarafından sürdürülebilir” düşüncesi, birkaç yıl içinde modern kalp cerrahisinin temel yöntemlerinden birine dönüştü.<br />
Bir makine kalp cerrahisinin sınırlarını değiştirdi<br />
Kalp-akciğer makinesi yalnızca yeni bir cihaz değildi. Cerrahın kalbin içini görerek çalışabilmesi için gerekli zamanı ve dolaşım desteğini sağladı.<br />
Bu gelişme; doğumsal kalp kusurlarının onarımından kalp kapak cerrahisine ve çok sayıda koroner bypass ameliyatına kadar geniş bir cerrahi alanın gelişmesine zemin hazırladı. Günümüzde bazı koroner bypass ameliyatları kalp-akciğer makinesi kullanılmadan da gerçekleştirilebilse de kardiyopulmoner bypass, kalp cerrahisinin temel teknolojilerinden biri olmaya devam ediyor. [5]<br />
Gibbon’ın çalışmasının önemi, insan kalbinin bir makineyle değiştirilmesi değildi. Asıl yenilik, yaşamsal dolaşım ve oksijenlenme görevlerinin sınırlı bir süre için güvenli biçimde vücut dışındaki bir sisteme aktarılabileceğini göstermesiydi.<br />
Yirmi yılı aşan bir arayışın sonucu<br />
Gibbon, tarihi ameliyattan sonra akademik cerrahi çalışmalarını sürdürdü. 1967’de aktif görevlerinden emekli oldu ve 5 Şubat 1973’te 69 yaşında yaşamını yitirdi.<br />
Ancak 1931’de ağır bir hastanın başında ortaya çıkan düşünce, tıp tarihinin yönünü değiştirmişti.<br />
Kalp-akciğer makinesi zaman içinde Gibbon’ın kullandığı büyük ve karmaşık sistemden çok daha güvenli, kontrollü ve gelişmiş cihazlara dönüştü. Günümüz ameliyathanelerinde kullanılan sistemler teknik açıdan ilk modellerden çok farklı olsa da temel fikir değişmedi: Kalp ve akciğerin yaşamsal görevlerini ameliyat boyunca geçici olarak üstlenmek.<br />
John Gibbon’ın tıp tarihindeki yeri de tam olarak burada bulunuyor. Bir hastanın başında başlayan soru, onlarca yıllık deney ve başarısızlığın ardından cerrahlara daha önce doğrudan ulaşamadıkları kalbin içine güvenli bir yol açtı.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Hill JD. John H. Gibbon, Jr. Part I. The development of the first successful heart-lung machine. The Annals of Thoracic Surgery. 1982;34(3):337-341. DOI: 10.1016/S0003-4975(10)62507-6.<br />
[2] Gibbon JH Jr. Application of a mechanical heart and lung apparatus to cardiac surgery. Minnesota Medicine. 1954;37(3):171-185.<br />
[3] Passaroni AC, Silva MAM, Yoshida WB. Cardiopulmonary bypass: development of John Gibbon's heart-lung machine. Revista Brasileira de Cirurgia Cardiovascular. 2015;30(2):235-245. DOI: 10.5935/1678-9741.20150021.<br />
[4] Kurusz M. May 6, 1953: the untold story. ASAIO Journal. 2012;58(1):2-5. DOI: 10.1097/MAT.0b013e31823ccfe7.<br />
[5] Lena T, Amabile A, Morrison A, Torregrossa G, Geirsson A, Tesler UF. John H. Gibbon and the development of the heart-lung machine: The beginnings of open cardiac surgery. Journal of Cardiac Surgery. 2022;37(12):4199-4201. DOI: 10.1111/jocs.17067.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/john-gibbon-kalp-cerrahisini-degistiren-makinenin-oykusu</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/john-gibbon-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="19106"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Jean-Martin Charcot: Modern Nörolojinin Sessiz Mimarı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/jean-martin-charcot-modern-norolojinin-sessiz-mimari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/jean-martin-charcot-modern-norolojinin-sessiz-mimari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modern nörolojinin kurucu isimlerinden Jean-Martin Charcot, 16 Ağustos 1893’te yaşamını yitirdi. Ölümünün 133. yılında Charcot; ALS’nin klinik olarak tanımlanmasından multipl sklerozun ayrı bir hastalık olarak anlaşılmasına, Parkinson hastalığının klinik özelliklerinin belirginleştirilmesinden nörolojinin bağımsız bir uzmanlık alanına dönüşmesine kadar uzanan bilimsel mirasıyla anılıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Fransız hekim Jean-Martin Charcot, 16 Ağustos 1893’te hayatını kaybettiğinde 67 yaşındaydı. Paris’teki Salpêtrière Hastanesi’nde yıllarca hastaları gözlemleyen Charcot, hastaların yaşamları boyunca gösterdikleri belirtiler ile ölüm sonrasında beyin ve omurilikte görülen değişiklikleri karşılaştırdı. Bugün son derece doğal görünen bu yöntem, 19. yüzyılda sinir sistemi hastalıklarının birbirinden ayrılmasında büyük bir dönüşüm yarattı. Charcot bu nedenle tıp tarihinde modern nörolojinin kurucu isimlerinden biri kabul ediliyor. [1]<br />
Salpêtrière bir nöroloji okuluna dönüştü<br />
Charcot, 1825 yılında Paris’te doğdu. Meslek yaşamının en önemli bölümünü, o dönemde binlerce kronik hastanın bulunduğu Salpêtrière Hastanesi’nde geçirdi.<br />
Buradaki en büyük gücü yalnızca çok sayıda hasta görmesi değildi. Charcot, benzer görünen belirtiler arasındaki küçük farkları sistemli biçimde kaydediyor, hastalığın zaman içindeki seyrini izliyor ve mümkün olduğunda bu bulguları patolojik incelemelerle karşılaştırıyordu.<br />
Bu yaklaşım “anatomo-klinik yöntem” olarak biliniyordu. Basitçe anlatmak gerekirse hekim, hastada görülen belirtiyi vücuttaki gerçek doku değişikliğiyle eşleştirmeye çalışıyordu. Böylece daha önce aynı başlık altında değerlendirilen birçok sinir sistemi hastalığının aslında birbirinden farklı olduğu anlaşılmaya başladı.<br />
1882’de Paris Tıp Fakültesi’nde sinir sistemi hastalıklarına ayrılmış özel bir kürsü oluşturuldu ve Charcot bu kürsünün başına getirildi. Bu gelişme, nörolojinin genel tıbbın içinde dağınık biçimde ele alınan bir konu olmaktan çıkarak bağımsız bir uzmanlık alanına dönüşmesindeki önemli dönüm noktalarından biri oldu. [1]<br />
Multipl sklerozu ayrı bir hastalık olarak tanımladı<br />
Charcot’nun en önemli çalışmalarından biri multipl sklerozla ilgiliydi.<br />
Multipl skleroz, kısaca MS, bağışıklık sistemiyle ilişkili süreçlerin beyin ve omurilikteki miyelin adı verilen sinir kılıfında ve sinir dokusunda hasara yol açtığı kronik bir merkezi sinir sistemi hastalığıdır. Görme sorunları, uyuşma, kas güçsüzlüğü, denge bozukluğu ve yorgunluk gibi birbirinden çok farklı belirtiler ortaya çıkabilir.<br />
Charcot’dan önce bu belirtilerin bazıları biliniyor, hastalığa ait olabilecek doku değişiklikleri de görülüyordu. Ancak bunların tek ve ayrı bir hastalığın parçaları olduğu net değildi.<br />
Charcot, klinik belirtileri beyin ve omurilikte görülen “plak” adı verilen hasarlı bölgelerle ilişkilendirdi. 1868’de verdiği derslerde “sclérose en plaques” olarak adlandırdığı tabloyu sistemli biçimde ortaya koydu. Bu çalışmalar, multipl sklerozun ayrı bir nörolojik hastalık olarak tanımlanmasında temel dönüm noktalarından biri kabul ediliyor. [2]<br />
ALS’nin klinik tanımını şekillendirdi<br />
Charcot’nun bir başka önemli mirası amyotrofik lateral skleroz, yani ALS üzerine yaptığı çalışmalardı.<br />
ALS; beyin ve omurilikte kasların hareketini yöneten motor sinir hücrelerinin zamanla zarar gördüğü ilerleyici bir nörolojik hastalıktır. Hastalarda kas güçsüzlüğü, kaslarda erime ve hareket yeteneğinde giderek artan kayıp görülebilir.<br />
Charcot, farklı belirtiler gösteren hastaları ayrıntılı biçimde inceleyerek kas erimesi ile omuriliğin belirli bölgelerindeki hasar arasında bağlantı kurdu. 1870’li yıllarda yaptığı klinik ve patolojik gözlemler, ALS’nin günümüzde bilinen klinik çerçevesinin oluşmasında temel rol oynadı.<br />
1873’te yayımlanan derslerinde “amyotrofik lateral skleroz” terimini kullanan Charcot, hastalığın klinik belirtileri ile omurilikteki yapısal değişiklikleri birlikte tarif etti. [3]<br />
Bu katkı o kadar belirleyiciydi ki ALS, özellikle Fransa’da uzun yıllar “Charcot hastalığı” adıyla da anıldı.<br />
Parkinson hastalığının adının yerleşmesine katkı sağladı<br />
Parkinson hastalığının ilk kapsamlı klinik tanımı 1817’de İngiliz hekim James Parkinson tarafından yapılmıştı. Ancak hastalığın bugün bildiğimiz klinik çerçevesinin belirginleşmesinde Charcot ve öğrencilerinin de önemli katkısı oldu.<br />
Charcot; titreme, kaslarda sertlik, hareketlerin yavaşlaması ve duruş bozukluğu gibi belirtileri daha ayrıntılı biçimde değerlendirdi. Ayrıca James Parkinson’un kullandığı “shaking palsy”, yani “titrek felç” ifadesinin hastalığın bütün özelliklerini yeterince karşılamadığını düşünerek “Parkinson hastalığı” adının kullanılmasını destekledi. [4]<br />
Bu yaklaşım zamanla tıp dünyasında benimsendi ve Parkinson’un adı hastalıkla kalıcı biçimde özdeşleşti.<br />
Charcot için hastayı görmek yalnızca muayene etmek değildi<br />
Charcot’nun tıp tarihindeki etkisinin temelinde dikkatli gözlem bulunuyordu.<br />
Hastaların yürüyüşlerini, yüz ifadelerini, titremelerini, konuşmalarını ve kas hareketlerini ayrıntılı biçimde inceliyor; çizimlerden ve dönemin giderek gelişen fotoğraf tekniklerinden yararlanıyordu.<br />
Bu yaklaşım, nörolojide bugün de temel önem taşıyan bir düşünceyi güçlendirdi: Aynı gibi görünen iki belirti, farklı hastalıklardan kaynaklanabilir.<br />
Örneğin her titreme Parkinson hastalığı değildir. Her kas güçsüzlüğünün nedeni de aynı değildir. Hastanın nasıl yürüdüğü, hangi kasların etkilendiği, belirtilerin ne zaman başladığı ve zaman içinde nasıl değiştiği tanıya giden yolun önemli parçalarıdır.<br />
Charcot’nun klinik nörolojiye bıraktığı en kalıcı miraslardan biri bu ayrıntılı gözlem anlayışı oldu.<br />
Çalışmalarının tartışmalı bir yönü de vardı<br />
Charcot yalnızca bugün nörolojik olarak kabul edilen hastalıklarla ilgilenmedi. Dönemin tıp dilinde “histeri” olarak adlandırılan ve hareket kaybı, nöbet benzeri durumlar veya duyusal belirtilerle ortaya çıkabilen tablolar üzerinde de çalıştı.<br />
Hipnoz kullanarak yaptığı gösteriler dönemin Avrupa’sında büyük ilgi gördü. Ancak Charcot’nun bu alandaki bazı görüşleri daha sonraki bilimsel gelişmelerle değişti ve eleştirildi.<br />
Bugün “histeri” Charcot dönemindeki anlamıyla bir hastalık tanısı olarak kullanılmıyor. O dönemde bu başlık altında değerlendirilen hastaların bir bölümü günümüzde fonksiyonel nörolojik bozukluklar ve başka nörolojik ya da psikiyatrik tablolar çerçevesinde ele alınıyor.<br />
Bu durum Charcot’nun mirasının yalnızca başarıları üzerinden değil, tıbbın zaman içinde yeni kanıtlarla kendisini nasıl düzelttiğinin bir örneği olarak da okunmasını sağlıyor.<br />
Öğrencileri nörolojinin geleceğini şekillendirdi<br />
Salpêtrière, Charcot döneminde yalnızca bir hastane değil, dünyanın farklı ülkelerinden hekimlerin geldiği önemli bir eğitim merkezi haline geldi.<br />
Joseph Babinski ve Georges Gilles de la Tourette gibi daha sonra nöroloji tarihinin önemli isimleri olacak hekimler onun çevresinde yetişti. Sigmund Freud da Paris’te Charcot’nun derslerini izledi ve onun çalışmalarından etkilendi. Böylece Charcot’nun etkisi yalnızca kendi araştırmalarıyla sınırlı kalmadı; öğrencileri ve onu izleyen hekimler aracılığıyla nöroloji ve psikiyatriye yayıldı. [1]<br />
Son yolculuğu 16 Ağustos 1893’te sona erdi<br />
Charcot, 1893 yazında Fransa’da yaptığı bir seyahat sırasında rahatsızlandı ve 16 Ağustos 1893’te yaşamını yitirdi. Tarihsel tıp kayıtlarında ölümü, kalple ilişkili akut bir olayın ardından gelişen akciğer ödemiyle ilişkilendiriliyor. [5]<br />
Aradan 133 yıl geçti.<br />
Bugün nöroloji; manyetik rezonans görüntüleme, genetik incelemeler, moleküler testler ve ileri laboratuvar yöntemleriyle Charcot’nun döneminde hayal edilemeyecek olanaklara sahip. Buna rağmen nöroloji muayenesinin merkezindeki temel düşünce büyük ölçüde değişmedi: Hastayı dikkatle gözlemek, belirtileri birbirinden ayırmak ve gördüğünü doğru yorumlamak.<br />
Jean-Martin Charcot’nun 16 Ağustos’taki ölüm yıldönümünde geride bıraktığı en önemli miraslardan biri de bu klinik bakış olmaya devam ediyor.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Kumar DR, Aslinia F, Yale SH, Mazza JJ. Jean-Martin Charcot: The Father of Neurology. Clinical Medicine &amp; Research. 2011;9(1):46-49. DOI: 10.3121/cmr.2009.883.<br />
[2] Zalc B. One hundred and fifty years ago Charcot reported multiple sclerosis as a new neurological disease. Brain. 2018;141(12):3482-3488. DOI: 10.1093/brain/awy287.<br />
[3] Duyckaerts C, Maisonobe T, Hauw JJ, Seilhean D. Charcot identifies and illustrates amyotrophic lateral sclerosis. Free Neuropathology. 2021;2:12. DOI: 10.17879/freeneuropathology-2021-3323.<br />
[4] Goetz CG. Charcot on Parkinson's disease. Movement Disorders. 1986;1(1):27-32. DOI: 10.1002/mds.870010104.<br />
[5] Teive HAG, Germiniani FMB, Munhoz RP. Charcot and vascular Parkinsonism. Arquivos de Neuro-Psiquiatria. 2017;75(3):195-196. DOI: 10.1590/0004-282X20170007.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/jean-martin-charcot-modern-norolojinin-sessiz-mimari</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/jean-martin-charcot-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="87284"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yoğurda, Yulafa veya Ara Öğüne: Yaban Mersinini Bu Kadar Değerli Yapan Ne?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yogurda-yulafa-veya-ara-ogune-yaban-mersinini-bu-kadar-degerli-yapan-ne</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yogurda-yulafa-veya-ara-ogune-yaban-mersinini-bu-kadar-degerli-yapan-ne" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Koyu mavi rengini antosiyaninlerden alan yaban mersini, lif ve çeşitli bitkisel bileşikler içeriyor. Peki kalp, damar ve beyin sağlığı üzerindeki olası etkileri bilimsel araştırmalarda ne kadar güçlü?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kahvaltıda yoğurdun üzerine birkaç tane, yulaf ezmesinin içine bir avuç ya da gün içinde küçük bir ara öğün… Yaban mersini son yıllarda sağlıklı beslenmeyle en fazla özdeşleşen meyvelerden biri haline geldi.</p>

<p>Bu ilginin önemli bir nedeni, meyvenin koyu mavi-mor rengini veren antosiyaninler. Antosiyaninler, bitkilerde doğal olarak bulunan polifenol adı verilen bileşikler grubunda yer alıyor.</p>

<p>Yaban mersininin sağlık üzerindeki etkilerini araştıran çalışmalar özellikle kalp-damar sağlığı, kan damarlarının işlevi, metabolik sağlık ve bilişsel performans üzerinde yoğunlaşıyor.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrım var: Yaban mersini sağlıklı bir beslenme düzeninin değerli bir parçası olabilir, fakat herhangi bir hastalığı tek başına önleyen veya tedavi eden “mucize besin” değildir.</p>

<p>Yaban mersininin koyu mavi rengi nereden geliyor?</p>

<p>Yaban mersininin karakteristik rengi büyük ölçüde antosiyanin adı verilen doğal pigmentlerden kaynaklanıyor.</p>

<p>Antosiyaninler yalnızca yaban mersininde bulunmuyor. Böğürtlen, siyah frenk üzümü, vişne, mor üzüm ve bazı kırmızı-mor sebzeler de bu bileşiklerden farklı miktarlarda içeriyor.</p>

<p>Laboratuvar çalışmalarında antosiyaninlerin hücresel süreçler, oksidatif stres ve iltihaplanmayla ilişkili mekanizmalar üzerinde etkileri gösterilmiş durumda.</p>

<p>Fakat burada sık yapılan bir hataya dikkat etmek gerekiyor. Bir maddenin laboratuvarda güçlü antioksidan özellik göstermesi, o besinin insan vücudunda bütün hastalıklara karşı doğrudan koruma sağlayacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>İnsan sağlığı açısından daha önemli olan kanıtlar, kontrollü klinik araştırmalardan ve uzun süreli insan çalışmalarından geliyor.</p>

<p>Kalp ve damar sağlığı açısından dikkat çekici bulgular var</p>

<p>Yaban mersini ve diğer antosiyanin bakımından zengin besinlerle ilgili en güçlü araştırma alanlarından biri kalp-damar sağlığı.</p>

<p>2026 yılında The American Journal of Clinical Nutrition’da yayımlanan kapsamlı bir sistematik derleme ve meta-analiz, antosiyanin tüketimiyle ilgili 18 uzun süreli kohortu ve 65 randomize kontrollü araştırmayı değerlendirdi.</p>

<p>Uzun süreli gözlemsel çalışmalarda daha yüksek antosiyanin tüketimi, daha düşük kalp-damar hastalığı, kalp krizi, hipertansiyon ve tip 2 diyabet riskiyle ilişkili bulundu.</p>

<p>Bununla birlikte bu sonuçlar, “antosiyanin tüketmek bu hastalıkları kesin olarak önler” anlamına gelmiyor. Gözlemsel araştırmalar iki durum arasındaki ilişkiyi gösterebilir ancak tek başına neden-sonuç ilişkisini kanıtlayamaz.</p>

<p>Kontrollü klinik araştırmalar ise antosiyaninlerin özellikle damarların genişleyebilme yeteneğini gösteren bazı damar fonksiyonu ölçümlerinde iyileşmeyle ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Her araştırmada aynı sonuç çıkmıyor</p>

<p>Yaban mersini hakkındaki olumlu bulguları değerlendirirken çalışmalar arasındaki farklılıkları da görmek gerekiyor.</p>

<p>2021 yılında yayımlanan ve 44 randomize kontrollü çalışma ile 15 ileriye dönük gözlemsel çalışmayı değerlendiren kapsamlı bir analizde, antosiyanin bakımından zengin meyvelerin bazı kan yağları ve iltihaplanma göstergeleri üzerinde olumlu etkileri görüldü.</p>

<p>Ancak vücut ağırlığı, kan basıncı ve bazı damar fonksiyonu ölçümlerinde bütün çalışmalar tutarlı bir yarar göstermedi.</p>

<p>Daha güncel araştırmalar da benzer bir tablo çiziyor: Antosiyaninlerin özellikle damar fonksiyonuna yönelik etkileri umut verici görünürken kan şekeri, kolesterol ve kan basıncı gibi sonuçlarda etkiler araştırmadan araştırmaya değişebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yaban mersinini ilaç benzeri bir tedavi olarak değil, sağlıklı beslenme modelinin parçalarından biri olarak değerlendirmek daha doğru.</p>

<p>Günde bir fincan yaban mersini araştırıldı</p>

<p>Yaban mersini üzerine dikkat çeken insan çalışmalarından birinde metabolik sendromu bulunan 115 yetişkin altı ay boyunca takip edildi.</p>

<p>Katılımcılara günlük yaklaşık yarım fincan veya bir fincan yaban mersinine karşılık gelen miktarlarda dondurularak kurutulmuş yaban mersini ya da kontrol ürünü verildi.</p>

<p>Bir fincana karşılık gelen günlük tüketim damar fonksiyonunun bazı göstergelerinde iyileşmeyle ilişkilendirildi.</p>

<p>Buna karşılık araştırmanın temel hedeflerinden biri olan insülin direncinde belirgin bir iyileşme gösterilemedi.</p>

<p>Bu çalışma önemli bir noktayı ortaya koyuyor: Bir besinin bazı sağlık göstergelerinde olumlu sonuç vermesi, vücuttaki bütün metabolik sorunları düzelttiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Beyin ve hafıza üzerindeki etkileri de araştırılıyor</p>

<p>Yaban mersiniyle ilgili bir başka ilgi çekici alan beyin sağlığı.</p>

<p>Randomize kontrollü araştırmaları değerlendiren bir sistematik derlemede, incelenen çalışmaların bir bölümünde yaban mersini tüketiminin kısa ve uzun süreli hafıza ile bazı bilişsel performans ölçümlerinde iyileşmeyle ilişkili olduğu bildirildi.</p>

<p>Ancak çalışmaların kullandığı yaban mersini miktarı, ürün biçimi, katılımcıların yaşı ve bilişsel testler birbirinden oldukça farklıydı.</p>

<p>Bu nedenle mevcut kanıtlar yaban mersininin bazı bilişsel işlevlere katkıda bulunabileceğini düşündürse de “hafızayı kesin güçlendirir” şeklinde bir sonuç çıkarmak için yeterli değil.</p>

<p>2023 yılında sağlıklı, 65-80 yaş arasındaki 61 kişinin katıldığı çift kör randomize kontrollü bir araştırmada da 12 hafta boyunca yabani yaban mersini polifenolleri alan grupta bazı damar ve bilişsel performans ölçümlerinde olumlu değişiklikler gözlendi.</p>

<p>Sonuçlar umut verici olmakla birlikte çalışma küçük bir katılımcı grubunda gerçekleştirildiği için daha büyük ve uzun süreli araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<p>Yaban mersini antioksidan deposu mu?</p>

<p>“Antioksidan” kelimesi beslenme dünyasında bazen olduğundan daha büyük anlamlarla kullanılabiliyor.</p>

<p>Yaban mersini gerçekten polifenoller ve özellikle antosiyaninler açısından dikkat çekici bir meyve. Bunun yanında lif ve çeşitli vitamin-mineralleri de beslenmeye katkı sağlıyor.</p>

<p>Ancak vücudun antioksidan savunması yalnızca tek bir besine bağlı değil.</p>

<p>Sebze, meyve, tam tahıl, baklagil, kuruyemiş ve diğer besleyici gıdalardan oluşan çeşitli bir beslenme düzeni çok daha önemli.</p>

<p>Dolayısıyla amaç mümkün olduğunca fazla yaban mersini yemek değil, farklı bitkisel besinleri düzenli olarak tüketmek olmalı.</p>

<p>Tazesi mi, dondurulmuşu mu?</p>

<p>Taze yaban mersini pratik bir seçenek olsa da tek seçenek değil.</p>

<p>Şeker eklenmemiş dondurulmuş yaban mersini de günlük beslenmeye dahil edilebilir. Dondurulmuş meyveler özellikle mevsim dışında ulaşılabilirlik açısından avantaj sağlayabilir.</p>

<p>Yaban mersini;</p>

<p>* sade yoğurda,<br />
* kefire,<br />
* yulaf ezmesine,<br />
* şekersiz smoothie’lere,<br />
* tam tahıllı kahvaltılara</p>

<p>eklenebilir veya doğrudan ara öğün olarak tüketilebilir.</p>

<p>Burada kritik ayrıntı ürünün nasıl tüketildiği.</p>

<p>Yaban mersini aromalı şekerli içecekler, tatlılar veya yüksek miktarda ilave şeker içeren ürünler, taze ya da dondurulmuş meyvenin beslenme açısından eşdeğeri değildir.</p>

<p>Ne kadar tüketilmeli?</p>

<p>Araştırmalarda kullanılan miktarlar oldukça değişken.</p>

<p>Bazı klinik araştırmalarda yaklaşık yarım fincan ile bir fincan arasında günlük miktarlar incelense de buradan herkesin her gün belirli miktarda yaban mersini tüketmesi gerektiği sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Sağlıklı beslenmede daha önemli yaklaşım, yalnızca yaban mersinine odaklanmak yerine farklı meyvelere yer vermektir.</p>

<p>Yaban mersini pahalıysa veya kolay bulunamıyorsa benzer şekilde renkli bitkisel bileşikler içeren diğer meyveler de dengeli beslenmenin parçası olabilir.</p>

<p>Kurutulmuş yaban mersininde etikete dikkat</p>

<p>Kurutulmuş meyvelerde su miktarı azaldığı için aynı hacimde daha yoğun enerji ve doğal şeker bulunabilir. Bazı ticari ürünlere ayrıca şeker de eklenebilir.</p>

<p>Bu nedenle kurutulmuş yaban mersini alınırken içindekiler bölümünün kontrol edilmesi yararlı olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meyve suyu konusunda da benzer bir ayrım bulunuyor. Bütün meyve, lif yapısını koruduğu için genellikle meyve suyundan daha avantajlı bir seçenektir.</p>

<p>Yaban mersini tek başına hastalıklardan korur mu?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bilimsel araştırmalar yaban mersini ve antosiyanin bakımından zengin besinlerin özellikle damar sağlığı ve bazı metabolik göstergeler açısından yararlı olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Fakat kalp hastalığı, diyabet, demans veya kanser gibi hastalıkların riskini tek bir besine indirgemek bilimsel olarak doğru değil.</p>

<p>Genetik özellikler, yaş, sigara kullanımı, hareket düzeyi, uyku, vücut ağırlığı, kan basıncı, kan şekeri, kolesterol ve beslenmenin bütünü sağlık riskini birlikte belirliyor.</p>

<p>Yaban mersininin asıl gücü de burada ortaya çıkıyor: Tek başına mucize yaratmasında değil, meyve ve sebzelerden zengin dengeli bir beslenme düzenine kolayca eklenebilen besleyici bir meyve olmasında.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. The American Journal of Clinical Nutrition – Dietary intakes of anthocyanins and cardiometabolic health: a systematic review and meta-analysis of randomized trials and prospective cohort studies in healthy participants – Avendano EE, Ellingson H, Digga E ve arkadaşları – 2026 – DOI: 10.1016/j.ajcnut.2026.101304<br />
2. Frontiers in Nutrition – Anthocyanins, Anthocyanin-Rich Berries, and Cardiovascular Risks: Systematic Review and Meta-Analysis of 44 Randomized Controlled Trials and 15 Prospective Cohort Studies – Xu L, Tian Z, Chen H, Zhao Y, Yang Y – 2021 – DOI: 10.3389/fnut.2021.747884<br />
3. The American Journal of Clinical Nutrition – Blueberries improve biomarkers of cardiometabolic function in participants with metabolic syndrome: results from a 6-month, double-blind, randomized controlled trial – Curtis PJ ve arkadaşları – 2019 – DOI: 10.1093/ajcn/nqy380<br />
4. Brain, Behavior, and Immunity – The effect of blueberry interventions on cognitive performance and mood: A systematic review of randomized controlled trials – Travica N, D’Cunha NM, Naumovski N ve arkadaşları – 2020 – DOI: 10.1016/j.bbi.2019.04.001<br />
5. The American Journal of Clinical Nutrition – Wild blueberry polyphenols can improve vascular function and cognitive performance in healthy older individuals: a double-blind randomized controlled trial – Wood E, Hein S, Mesnage R ve arkadaşları – 2023 – DOI: 10.1016/j.ajcnut.2023.03.017<br />
6. ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı ve ABD Tarım Bakanlığı – Dietary Guidelines for Americans, 2025–2030 – 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yogurda-yulafa-veya-ara-ogune-yaban-mersinini-bu-kadar-degerli-yapan-ne</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 10:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8282.jpeg" type="image/jpeg" length="53478"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yapay Zekânın “Haklısın” Demesi Bazı Kullanıcılar İçin Riskli Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yapay-zekanin-haklisin-demesi-bazi-kullanicilar-icin-riskli-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yapay-zekanin-haklisin-demesi-bazi-kullanicilar-icin-riskli-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature’da yayımlanan yeni araştırma, yapay zekâ modellerini daha sıcak ve destekleyici yanıtlar vermeye yönlendirmenin beklenmedik bir bedeli olabileceğini ortaya koydu. Bulgular, özellikle kullanıcıların kırılganlık ifade ettiği konuşmalarda aşırı onaylayıcılığın artabildiğine ve modelin hatalı düşüncelere karşı çıkma eğiliminin azalabildiğine işaret ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yapay zekâ sistemlerinin insanlarla daha sıcak, anlayışlı ve destekleyici iletişim kurması kullanıcı deneyimini geliştirebilir. Ancak 29 Nisan 2026’da Nature’da yayımlanan bir araştırma, bu yaklaşımın dikkatle dengelenmesi gerektiğini ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmacılar Lujain Ibrahim, Franziska Sofia Hafner ve Luc Rocher tarafından yürütülen çalışma, dil modellerinin daha “sıcak” yanıtlar vermek üzere yönlendirilmesinin doğruluk ve aşırı onaylayıcılık üzerindeki etkisini inceledi.</p>

<p>Sonuçlar, sıcak ve dostane iletişimin tek başına güvenli iletişim anlamına gelmediğini gösterdi. Araştırmaya göre modellerin sıcaklığını artırmaya yönelik bazı yaklaşımlar, özellikle kullanıcıların kırılganlık ifade ettiği durumlarda modelin kullanıcıya gereğinden fazla katılmasına yol açabiliyor.</p>

<p>Aşırı onaylayıcılık neden önemli?</p>

<p>Yapay zekâ alanında bu davranış “sycophancy” olarak adlandırılıyor. En basit ifadeyle modelin doğruyu söylemek veya gerektiğinde kullanıcıya karşı çıkmak yerine, kullanıcının görüşünü desteklemeye fazla eğilim göstermesi anlamına geliyor.</p>

<p>Gündelik ve düşük riskli bir konuşmada bunun etkisi sınırlı kalabilir. Ancak psikolojik açıdan hassas bir kullanıcı söz konusu olduğunda tablo değişebiliyor.</p>

<p>Özellikle gerçeklikle yeterince temellendirilmemiş bir düşünceyi sorgulamadan doğrulayan yanıtlar, kullanıcının zaten sahip olduğu hatalı veya gerçeklikten kopuk bir inancı güçlendirme riski taşıyabiliyor.</p>

<p>Buradaki kritik nokta, yapay zekânın soğuk veya duyarsız olması gerektiği değil. Araştırmanın ortaya koyduğu sorun, empati ile koşulsuz onay arasındaki çizginin doğru kurulması.</p>

<p>Daha sıcak yanıt, daha doğru yanıt anlamına gelmiyor</p>

<p>Nature’daki çalışmanın dikkat çektiği temel noktalardan biri de sıcaklık ile doğruluk arasında ortaya çıkabilen gerilim oldu.</p>

<p>Araştırmacılar, yapay zekâ sistemlerinin sıcak ve dostane görünmesini sağlayan bazı eğitim yaklaşımlarının model performansını olumsuz etkileyebildiğini ve kullanıcıya gereğinden fazla katılma davranışını artırabildiğini bildirdi.</p>

<p>Bu sonuç, milyonlarca kişinin yapay zekâ sistemlerini yalnızca bilgi edinmek için değil; tavsiye almak, kişisel sorunlarını konuşmak ve duygusal destek aramak amacıyla da kullandığı bir dönemde önem taşıyor.</p>

<p>OpenAI de aşırı onaylayıcılık sorununu gündeme getirmişti</p>

<p>Aşırı onaylayıcılık yalnızca akademik araştırmaların konusu değil.</p>

<p>OpenAI, Nisan 2025’te GPT-4o için yayımlanan bir güncellemenin modeli istenenden daha fazla onaylayıcı hale getirdiğini açıklamış ve güncellemeyi geri çekmişti.</p>

<p>Şirket daha sonra yaptığı değerlendirmede söz konusu davranışın yalnızca kullanıcıyı övmekle sınırlı olmadığını; şüpheleri doğrulama, öfkeyi besleme, düşünmeden hareket etmeyi teşvik etme veya olumsuz duyguları pekiştirme gibi istenmeyen sonuçlar doğurabileceğini bildirdi.</p>

<p>OpenAI, bunun ruh sağlığı, yapay zekâya sağlıksız düzeyde duygusal bağımlılık ve riskli davranışlar açısından güvenlik sorunu oluşturabileceğini belirtmişti.</p>

<p>Hassas konuşmalar için güvenlik yaklaşımı değişiyor</p>

<p>OpenAI’nin daha sonraki güvenlik çalışmalarında psikoz, mani, kendine zarar verme riski ve yapay zekâya aşırı duygusal bağlılık gibi hassas alanlara özel önem verildi.</p>

<p>Şirket, 170’ten fazla ruh sağlığı uzmanıyla yürütülen çalışmalar sonucunda modellerin sıkıntı belirtilerini daha iyi tanıması, gerçeklikle temellendirilmemiş inançları doğrudan doğrulamaması ve gerektiğinde kullanıcıyı gerçek dünyadaki desteğe yönlendirmesi üzerinde çalışıldığını açıkladı.</p>

<p>OpenAI’nin yayımladığı değerlendirmelere göre yapılan güncellemeler, zorlu ruh sağlığı konuşmalarında şirketin belirlediği güvenli davranışlardan sapan yanıtların oranını önemli ölçüde azalttı.</p>

<p>Mayıs 2026’da açıklanan yeni güvenlik çalışmalarında ise tek bir mesajdan ziyade konuşmanın zaman içinde nasıl geliştiğini değerlendiren sistemlere ağırlık verildi. Böylece başlangıçta sıradan görünen ancak konuşmanın ilerleyen bölümlerinde risk işaretleri taşıyan etkileşimlerin daha doğru değerlendirilmesi hedeflendi.</p>

<p>Empati ile gerçeklik arasında denge gerekiyor</p>

<p>Ortaya çıkan bilimsel tablo, yapay zekânın duygusal açıdan mesafeli olması gerektiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Asıl hedef, kullanıcıya karşı anlayışlı davranırken gerçeklerden taviz vermeyen bir iletişim kurabilmek.</p>

<p>Örneğin psikolojik açıdan kırılgan bir kullanıcının kanıtlanmamış veya gerçeklikten kopuk bir düşüncesini doğrudan desteklemek yerine, yaşadığı duyguyu kabul eden ancak iddianın doğru olduğunu varsaymayan bir yanıt daha güvenli kabul ediliyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle yapay zekânın “Seni anlıyorum” demesi ile “Evet, düşündüğün kesinlikle doğru” demesi arasında güvenlik açısından önemli bir fark bulunuyor.</p>

<p>Nature’da yayımlanan çalışma da yapay zekâ geliştiricileri açısından yeni bir tasarım sorununa dikkat çekiyor: Geleceğin modellerinin yalnızca daha insancıl konuşması değil, aynı zamanda ne zaman kullanıcıya katılmaması gerektiğini de öğrenmesi gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>Nature, Training language models to be warm can reduce accuracy and increase sycophancy, 29 Nisan 2026</li>
 <li>Oxford Internet Institute, University of Oxford</li>
 <li>OpenAI, Sycophancy in GPT-4o: What happened and what we’re doing about it</li>
 <li>OpenAI, Expanding on what we missed with sycophancy</li>
 <li>OpenAI, Strengthening ChatGPT’s responses in sensitive conversations</li>
 <li>OpenAI, Helping ChatGPT better recognize context in sensitive conversations</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yapay-zekanin-haklisin-demesi-bazi-kullanicilar-icin-riskli-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 10:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8280.jpeg" type="image/jpeg" length="47899"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yüzme Sonrası Kulak Ağrısını Hafife Almayın: Bu Belirti Dikkat Çekiyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yuzme-sonrasi-kulak-agrisini-hafife-almayin-bu-belirti-dikkat-cekiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yuzme-sonrasi-kulak-agrisini-hafife-almayin-bu-belirti-dikkat-cekiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Deniz veya havuzdan sonra başlayan kulak kaşıntısı, ağrı ve akıntı “yüzücü kulağı” olarak bilinen dış kulak yolu enfeksiyonunun işareti olabilir. Üstelik tek risk faktörü yüzmek değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Denizden ya da havuzdan çıktıktan sonra kulakta su kalmış hissi çoğu zaman kısa sürede geçer. Ancak saatler veya günler içinde kaşıntı, giderek artan ağrı, kulakta dolgunluk ya da akıntı ortaya çıkıyorsa tablo yalnızca “kulağa su kaçması” olmayabilir.</p>

<p>Halk arasında “yüzücü kulağı” olarak bilinen akut dış kulak yolu enfeksiyonu, tıbbi adıyla akut otitis eksterna, kulak kepçesinden kulak zarına uzanan dış kulak kanalının deri tabakasında gelişen iltihabi bir durumdur. Çoğu vakada bakteriler rol oynar.</p>

<p>Yüzme bu sorunun en bilinen tetikleyicilerinden biri olsa da hastalığın ortaya çıkması için mutlaka havuza veya denize girmek gerekmez. Kulak kanalını pamuklu çubuklarla veya başka cisimlerle temizlemeye çalışmak da doğal koruyucu tabakaya zarar vererek riski artırabilir.</p>

<p>Yüzücü kulağı neden olur?</p>

<p>Dış kulak yolunun kendine ait doğal bir savunma sistemi vardır. Kulak kiri olarak bilinen serumen yalnızca temizlenmesi gereken bir madde değildir; kulak kanalının korunmasına yardımcı olan doğal bariyerin bir parçasıdır.</p>

<p>Kulak kanalında uzun süre kalan nem, buradaki koruyucu ortamı bozabilir. Derinin yumuşaması ve doğal bariyerin zayıflaması bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırabilir.</p>

<p>Enfeksiyonların önemli bölümünde bakteriler sorumludur. Daha seyrek olarak mantarlar da dış kulak yolu enfeksiyonuna neden olabilir.</p>

<p>Sadece yüzmek değil, kulak çubuğu da riski artırabilir</p>

<p>“Yüzücü kulağı” adı, hastalığın yalnızca yüzücülerde görüldüğü izlenimini verebilir. Oysa risk faktörleri bundan daha geniştir.</p>

<p>Riski artırabilen durumlar arasında şunlar bulunur:</p>

<ul>
 <li>Sık yüzmek veya kulağın uzun süre suyla temas etmesi</li>
 <li>Kulak kanalında nem kalması</li>
 <li>Pamuklu kulak çubuğunu kanalın içine sokmak</li>
 <li>Kulağı anahtar, toka veya benzeri cisimlerle temizlemeye çalışmak</li>
 <li>Kulak kanalındaki deriyi tahriş etmek</li>
 <li>Egzama ve bazı diğer deri hastalıkları</li>
 <li>Uygun şekilde temizlenmeyen veya iyi oturmayan kulaklık, kulak tıkacı ve işitme cihazları</li>
 <li>Saç spreyi ve saç boyası gibi tahriş edici maddelerin kulak kanalına ulaşması</li>
</ul>

<p>Özellikle kulak çubukları iki yönlü sorun yaratabilir. Kulak kanalındaki hassas deride gözle görülmeyen küçük çizikler oluşturabilir ve kulak kirini daha derine itebilir. Böylece suyun içeride kalabileceği bir ortam meydana gelebilir.</p>

<p>En tipik işaretlerden biri: Kulağa dokununca ağrının artması</p>

<p>Dış kulak yolu enfeksiyonunda ilk belirtilerden biri kulak kanalında kaşıntı veya rahatsızlık hissi olabilir. Ardından ağrı belirginleşebilir.</p>

<p>En sık görülen belirtiler arasında:</p>

<ul>
 <li>Kulak ağrısı</li>
 <li>Kulak kanalında kaşıntı</li>
 <li>Kızarıklık</li>
 <li>Şişlik</li>
 <li>Kulaktan sıvı veya iltihaplı akıntı</li>
 <li>Kulakta dolgunluk hissi</li>
 <li>Geçici işitme azalması</li>
</ul>

<p>yer alabilir.</p>

<p>Dikkat çekici bulgulardan biri, kulak kepçesi hafifçe çekildiğinde veya kulak kanalının hemen önündeki küçük çıkıntıya bastırıldığında ağrının belirginleşmesidir.</p>

<p>Kulak kanalı çok şişerse veya salgılarla tıkanırsa sesin geçişi zorlaşabilir ve geçici işitme azalması yaşanabilir.</p>

<p>Orta kulak enfeksiyonuyla aynı şey değil</p>

<p>Yüzücü kulağı ile özellikle çocuklarda sık görülen orta kulak enfeksiyonu birbirinden farklıdır.</p>

<p>Yüzücü kulağında sorun, kulak zarının dış tarafındaki kulak kanalındadır. Orta kulak enfeksiyonunda ise iltihap kulak zarının arkasındaki orta kulak bölümünde gelişir.</p>

<p>Bu ayrım önemlidir çünkü tedavi yaklaşımları aynı değildir. Kulak ağrısının nedenini yalnızca belirtilere bakarak evde kesin biçimde belirlemek her zaman mümkün olmayabilir.</p>

<p>Tanı nasıl konulur?</p>

<p>Tanı çoğunlukla kişinin şikâyetleri ve kulağın muayene edilmesiyle konur.</p>

<p>Sağlık profesyoneli otoskop adı verilen ışıklı bir aletle kulak kanalını ve mümkün olduğunda kulak zarını değerlendirir. Kulak kanalındaki kızarıklık, şişlik, hassasiyet ve akıntı tanıyı destekleyebilir.</p>

<p>Basit ve yeni başlayan vakalarda rutin olarak ileri tetkik gerekmez. Ancak enfeksiyon tekrarlıyorsa, ağır seyrediyorsa veya tedaviye yanıt vermiyorsa ek değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Tedavide neden çoğunlukla kulak damlaları kullanılıyor?</p>

<p>Komplike olmayan akut dış kulak yolu enfeksiyonlarında temel tedavi genellikle kulak içine uygulanan ilaçlardır.</p>

<p>Kullanılacak damlanın içeriği enfeksiyonun durumuna, kulak zarının sağlam olup olmadığına ve kişinin diğer özelliklerine göre değişebilir. Bazı preparatlar antimikrobiyal ilaçlarla iltihabı azaltan maddeleri birlikte içerebilir.</p>

<p>Bu nedenle rastgele bir kulak damlasının kullanılması doğru değildir. Özellikle kulak zarında delik bulunup bulunmadığı bilinmiyorsa bazı ürünler uygun olmayabilir.</p>

<p>Ağızdan kullanılan antibiyotikler ise basit dış kulak yolu enfeksiyonlarının rutin ilk tedavisi değildir. Enfeksiyonun kulak kanalının dışına yayılması veya bazı özel risk faktörlerinin bulunması durumunda hekim tarafından değerlendirilebilir.</p>

<p>Evde kulağa sirke veya alkol damlatmak doğru mu?</p>

<p>İnternette yüzme sonrasında kulağa sirke, alkol veya çeşitli ev yapımı karışımlar damlatılması sık öneriliyor. Ancak bu yöntemler herkes için güvenli değildir.</p>

<p>Özellikle:</p>

<ul>
 <li>Kulak zarında delik varsa veya bundan şüpheleniliyorsa</li>
 <li>Kulakta tüp bulunuyorsa</li>
 <li>Kulaktan akıntı geliyorsa</li>
 <li>Aktif enfeksiyon belirtileri varsa</li>
 <li>Daha önce kulak ameliyatı geçirilmişse</li>
</ul>

<p>kulak içine gelişigüzel sıvı veya damla uygulanmamalıdır.</p>

<p>Koruyucu amaçlı kulak kurutucu ürünlerin kullanımı konusunda da kişinin kulak yapısı ve geçmiş sağlık sorunları önemlidir.</p>

<p>Kulaktaki suyu çıkarmak için ne yapılabilir?</p>

<p>Yüzme veya duş sonrasında kulağın içinde kalan suyu çıkarmak için sert müdahaleler yerine nazik yöntemler tercih edilebilir.</p>

<p>Başın yana eğilerek suyun kendiliğinden dışarı akmasına izin verilmesi, kulak kepçesinin farklı yönlere hafifçe hareket ettirilmesi ve dış kısmın havluyla kurulanması genellikle yeterlidir.</p>

<p>Su içeride kalmış hissi veriyorsa saç kurutma makinesi en düşük ısı ve hava ayarında, kulaktan güvenli bir mesafede tutularak nemin uzaklaşmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Kulak kanalının içine pamuklu çubuk, peçete, parmak veya başka bir cisim sokulmamalıdır.</p>

<p>Kulak kiri aslında koruyucu olabilir</p>

<p>Kulak kirinin tamamen temizlenmesi gerektiği düşüncesi yaygın bir yanılgıdır.</p>

<p>Oysa kulak kiri, dış kulak kanalının doğal savunmasının bir parçasıdır. Suyu uzaklaştırmaya yardımcı olan yapısı ve kulak kanalındaki ortam üzerindeki etkisi mikroorganizmaların çoğalmasını zorlaştırabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle kulak kanalını sürekli olarak “tertemiz” tutmaya çalışmak bazı kişilerde tam tersine koruyucu bariyeri bozabilir.</p>

<p>Kulak kiri tıkanıklık oluşturuyorsa veya işitmeyi etkiliyorsa uygun temizleme yönteminin sağlık profesyoneli tarafından belirlenmesi daha güvenlidir.</p>

<p>Yüzücü kulağından korunmak mümkün mü?</p>

<p>Risk tamamen ortadan kaldırılamasa da bazı basit önlemler dış kulak yolunun korunmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Yüzme veya duş sonrasında kulakları iyi kurutmak, kulak kanalına yabancı cisim sokmamak ve doğal kulak kirini gereksiz yere çıkarmaya çalışmamak önemlidir.</p>

<p>Sık yüzen ve tekrarlayan sorun yaşayan kişilerde uygun yüzme tıkacı veya kişiye özel koruyucular değerlendirilebilir. Ancak bazı kulak hastalıklarında suyla temas konusunda farklı önlemler gerekebileceğinden kişisel durum dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Yüzme veya duş sonrasında ortaya çıkan hafif ve kısa süreli su hissi tek başına enfeksiyon anlamına gelmez.</p>

<p>Ancak kulak ağrısı, belirgin kaşıntı, akıntı, kızarıklık, şişlik veya işitmede azalma gelişirse sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir.</p>

<p>Özellikle ağrı hızla şiddetleniyorsa, ateş ortaya çıkıyorsa, kızarıklık veya şişlik kulak çevresine yayılıyorsa değerlendirme geciktirilmemelidir.</p>

<p>Diyabeti bulunan, bağışıklık sistemi baskılanmış veya ileri yaştaki kişilerde şiddetli ve geçmeyen kulak ağrısı daha ciddi dış kulak enfeksiyonlarının belirtisi olabileceğinden daha dikkatli değerlendirme gerekir.</p>

<p>En önemli mesaj: Kulağı kurutun ama kurcalamayın</p>

<p>Yüzücü kulağından korunmada temel yaklaşım şaşırtıcı derecede basittir: Kulak kanalında uzun süre nem kalmasını önlemek ve kulağın doğal koruyucu yapısına zarar vermemek.</p>

<p>Deniz ve havuz sonrasında kulağı nazikçe kurutmak yararlı olabilir. Buna karşılık suyu çıkarmaya çalışırken kulak çubuğunu kanalın derinlerine sokmak, koruyucu kulak kirini sürekli temizlemek veya gelişigüzel damlalar kullanmak sorunu büyütebilir.</p>

<p>Kısacası kulağa su kaçması her zaman enfeksiyon demek değildir. Fakat su sonrası başlayan ve giderek artan ağrı, kaşıntı, akıntı veya şişlik varsa bunu yalnızca “su kaldı” diye beklemek doğru olmayabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Otolaryngology–Head and Neck Surgery – Clinical Practice Guideline: Acute Otitis Externa – Rosenfeld RM, Schwartz SR, Cannon CR ve çalışma grubu – 2014 – DOI: 10.1177/0194599813517083</li>
 <li>American Family Physician – Acute Otitis Externa: Rapid Evidence Review – Edward A. Jackson, Kamini Geer – <a href="tel:2023%20-%20107">2023 – 107</a>(2):145-151</li>
 <li>Centers for Disease Control and Prevention – Preventing Swimmer’s Ear – 2025</li>
 <li>Merck Manual – External Otitis (Acute) – Bradley W. Kesser – Güncelleme: 2026</li>
 <li>WebMD – Swimmer’s Ear: Symptoms, Causes, Treatment and Prevention – Hasta bilgilendirme içeriği</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yuzme-sonrasi-kulak-agrisini-hafife-almayin-bu-belirti-dikkat-cekiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 10:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8278-1.jpeg" type="image/jpeg" length="19009"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alihan Kuriş Suç Örgütü Soruşturmasında 32 Şüpheli Tutuklandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alihan-kuris-suc-orgutu-sorusturmasinda-32-supheli-tutuklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alihan-kuris-suc-orgutu-sorusturmasinda-32-supheli-tutuklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 38 şüpheliden 32’sinin tutuklandığını, 6 şüpheli hakkında ise adli kontrol kararı verildiğini açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara’da çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik yürütülen soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Medya İletişim Bürosu, 16 Ağustos 2026 tarihinde soruşturmaya ilişkin kamuoyunu bilgilendiren bir basın açıklaması yayımladı.</p>

<p>38 şüpheli adliyeye sevk edildi</p>

<p>Başsavcılığın açıklamasına göre soruşturma, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yürütülüyor.</p>

<p>Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütünün faaliyetlerine yönelik çalışmalar kapsamında 38 şüpheli gözaltına alındı.</p>

<p>Emniyetteki işlemlerinin ardından şüpheliler Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edildi. Savcılık işlemleri tamamlanan 38 şüphelinin tamamı, tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi.</p>

<p>32 şüpheli hakkında tutuklama kararı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sulh Ceza Hakimliğince yapılan değerlendirme sonucunda 38 şüpheliden 32’sinin tutuklanmasına karar verildi.</p>

<p>Diğer 6 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına hükmedildi.</p>

<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmanın çok yönlü ve titizlikle sürdürüldüğünü bildirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alihan-kuris-suc-orgutu-sorusturmasinda-32-supheli-tutuklandi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/02/i-m-g-2275.jpeg" type="image/jpeg" length="18434"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kolesterol Tahlilinde Gözden Kaçan Değer: Hayatta Bir Kez Ölçülmesi Öneriliyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kolesterol-tahlilinde-gozden-kacan-deger-hayatta-bir-kez-olculmesi-oneriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kolesterol-tahlilinde-gozden-kacan-deger-hayatta-bir-kez-olculmesi-oneriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kolesterol değerlendirmesinde yalnızca tahlildeki LDL rakamına bakmak artık yeterli görülmüyor. Yaş, toplam kalp-damar riski, LDL’ye maruz kalınan süre ve bazı ek kan değerleri birlikte önem kazanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kan tahlilinde LDL kolesterolün biraz yüksek çıktığını gören pek çok kişi, “Şimdilik çok yüksek değil, ileride ilgilenirim” diye düşünebiliyor. Oysa kalp ve damar sağlığı açısından giderek öne çıkan yaklaşım, yalnızca LDL’nin ne kadar yüksek olduğuna değil, damarların bu yüksekliğe ne kadar uzun süre maruz kaldığına da dikkat edilmesi gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>2026 yılında yayımlanan güncel dislipidemi rehberi de kolesterol yönetiminde daha erken değerlendirme, kişisel kalp-damar riskinin hesaplanması ve gerektiğinde daha erken müdahale yaklaşımını öne çıkarıyor.</p>

<p>Bu nedenle kolesterol konusunda artık tek bir sorudan çok birkaç soru önem taşıyor: LDL kaç? Ne zamandır yüksek? Kişinin yaşı kaç? Tansiyon, diyabet, sigara kullanımı veya böbrek hastalığı var mı? Ailede erken yaşta kalp-damar hastalığı görülmüş mü? Lipoprotein(a) yüksek mi?</p>

<p>Başka bir ifadeyle, kolesterol değerlendirmesi tek bir rakamdan kişisel bir risk haritasına doğru ilerliyor.</p>

<p>LDL neden bu kadar önemli?</p>

<p>LDL, halk arasında sıklıkla “kötü kolesterol” olarak biliniyor. Aslında LDL bir lipoproteindir ve kolesterolü kan dolaşımında taşır.</p>

<p>Kandaki LDL parçacıklarının uzun süre yüksek düzeylerde bulunması, damar duvarında kolesterol birikimini ve ateroskleroz adı verilen damar sertliği sürecini destekleyebilir. Bu süreç yıllar boyunca sessizce ilerleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle yüksek LDL yalnızca o günkü kan tahlilinin sonucu olarak değerlendirilmemeli. Damarların LDL’ye yaşam boyunca ne kadar süre maruz kaldığı da önem taşıyor.</p>

<p>Özellikle genç yaşlarda başlayan yüksek LDL, kişinin yıllar boyunca daha yüksek toplam kolesterol yüküne maruz kalması anlamına gelebilir.</p>

<p>“Kolesterol yılları” neden konuşuluyor?</p>

<p>Kalp-damar hastalıklarında risk çoğunlukla bir gecede oluşmuyor.</p>

<p>Sigara kullanımında nasıl hem miktar hem de kullanım süresi önemliyse, LDL açısından da yüksekliğin süresi dikkate alınıyor.</p>

<p>Bu nedenle “LDL çok yüksek değil, daha gencim” yaklaşımı her kişi için güvenli kabul edilemez.</p>

<p>Özellikle ailesel hiperkolesterolemi gibi genetik nedenlerle LDL’nin çocukluk veya genç erişkinlik döneminden itibaren yüksek olduğu kişilerde yaşam boyu maruziyet çok daha fazla olabilir.</p>

<p>2026 rehberi bu nedenle sağlıklı yaşam alışkanlıklarının genç yaşlardan itibaren desteklenmesini ve belirli yüksek riskli durumlarda ilaç tedavisinin daha erken değerlendirilmesini öneriyor.</p>

<p>Herkes için tek bir “normal LDL” yok</p>

<p>Kolesterol konusunda en sık yapılan hatalardan biri, herkes için geçerli tek bir ideal LDL rakamı olduğunu düşünmek.</p>

<p>Oysa hedef değer kişinin kalp-damar riskine göre değişebiliyor.</p>

<p>2026 Amerikan dislipidemi rehberinde, daha önce geri planda kalan belirli LDL hedefleri yeniden öne çıkarıldı.</p>

<p>Birincil korunmada, yani henüz kalp krizi veya inme geçirmemiş kişilerde, sınırda veya orta düzey kalp-damar riski bulunanlarda LDL için 100 mg/dL’nin altı hedeflenebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yüksek riskli kişilerde hedef 70 mg/dL’nin altına inebiliyor.</p>

<p>Daha önce kalp-damar hastalığı bulunan ve yeni bir olay açısından çok yüksek risk taşıyan kişilerde ise LDL hedefi 55 mg/dL’nin altına kadar düşebiliyor.</p>

<p>Ancak bu rakamların hiçbiri kişinin kendi kendine tedavi kararı vermesi için kullanılmamalı. Yaş, tansiyon, diyabet, böbrek hastalığı, sigara kullanımı, aile öyküsü ve daha önce geçirilmiş kalp-damar hastalıkları gibi birçok unsur birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Aynı LDL değerine sahip iki kişiye neden farklı öneriler verilebilir?</p>

<p>İki kişinin LDL değeri örneğin 120 mg/dL olabilir, ancak kalp-damar riskleri birbirinden oldukça farklı olabilir.</p>

<p>Bunun nedeni LDL’nin risk hesabındaki parçalardan yalnızca biri olmasıdır.</p>

<p>Yaş, kan basıncı, diyabet, böbrek fonksiyonları, sigara kullanımı ve başka sağlık özellikleri kişinin gelecekte kalp krizi veya inme geçirme olasılığını değiştirebilir.</p>

<p>Yeni rehber, 30 ile 79 yaş arasındaki yetişkinlerin birincil korunma değerlendirmesinde PREVENT adı verilen çağdaş risk hesaplama yaklaşımının kullanılmasını öneriyor.</p>

<p>Bu sistem kişinin 10 yıllık ve bazı durumlarda 30 yıllık kalp-damar riskinin değerlendirilmesine yardımcı oluyor.</p>

<p>Dolayısıyla aynı kolesterol sonucuna sahip iki kişiden birinde yalnızca yaşam tarzı değişiklikleri yeterli görülebilirken diğerinde ilaç tedavisi de gündeme gelebilir.</p>

<p>Kolesterol tahlilinde yalnızca LDL’ye bakmak yeterli mi?</p>

<p>Standart lipid panelinde genellikle toplam kolesterol, LDL, HDL ve trigliserit değerleri değerlendirilir.</p>

<p>Ancak bazı kişilerde bunların ötesine geçmek gerekebilir.</p>

<p>Yeni yaklaşım özellikle iki ölçümü daha görünür hale getiriyor:</p>

<p>Lipoprotein(a), yani Lp(a) ve apolipoprotein B, yani ApoB.</p>

<p>Bu testler herkeste aynı amaçla kullanılmıyor ancak bazı kişilerde standart kolesterol sonuçlarının göstermediği ek riski ortaya çıkarabiliyor.</p>

<p>Lp(a): Hayatta en az bir kez ölçülmesi önerilen değer</p>

<p>Lipoprotein(a), yapısal olarak LDL’ye benzeyen ve büyük ölçüde genetik özellikler tarafından belirlenen bir lipoproteindir.</p>

<p>Beslenme ve egzersiz gibi yaşam tarzı değişikliklerinin Lp(a) düzeyi üzerindeki etkisi sınırlıdır.</p>

<p>2026 rehberinin dikkat çekici önerilerinden biri, yetişkinlerde Lp(a) düzeyinin yaşam boyunca en az bir kez ölçülmesi yönünde.</p>

<p>Lp(a) yüksekliği kişinin kalp-damar riskini artıran ek bir faktör olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Rehberde 50 mg/dL veya 125 nmol/L ve üzerindeki değerler risk artırıcı olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Ancak Lp(a) sonucunun tek başına yorumlanması doğru değil. Ölçüm birimleri farklı olabildiği için sonuç kişinin genel kalp-damar riskiyle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>ApoB neyi gösteriyor?</p>

<p>Apolipoprotein B, damar sertliğine katkıda bulunabilen bazı lipoprotein parçacıklarının üzerinde bulunan temel proteindir.</p>

<p>Basit anlatımla ApoB, bazı kişilerde kandaki aterojenik, yani damar duvarında birikme potansiyeli taşıyan parçacıkların sayısı hakkında ek bilgi verebilir.</p>

<p>Özellikle trigliseridi yüksek olanlarda, diyabeti bulunanlarda veya standart LDL ölçümü ile gerçek risk arasında uyumsuzluk olabileceği düşünülen kişilerde yararlı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle ApoB, herkesin rutin olarak yaptırması gereken bir test olarak değil, belirli durumlarda risk değerlendirmesini ayrıntılandıran bir araç olarak görülüyor.</p>

<p>Damar kalsiyum skoru ne zaman gündeme gelebilir?</p>

<p>Bazen kişinin kolesterol değerleri ve diğer risk faktörleri değerlendirilmesine rağmen ilaç tedavisine başlanıp başlanmaması konusunda belirsizlik kalabilir.</p>

<p>Bu durumda seçilmiş kişilerde koroner arter kalsiyum skoru kullanılabilir.</p>

<p>Düşük doz bilgisayarlı tomografiyle yapılan bu inceleme, kalbi besleyen damarların duvarındaki kalsifiye plakların varlığı hakkında bilgi verir.</p>

<p>Kalsiyum bulunması aterosklerozun mevcut olduğuna işaret edebilir ve kişinin risk sınıfının yeniden değerlendirilmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak bu test herkes için rutin tarama yöntemi değildir. Yaş, mevcut risk ve test sonucunun tedavi kararını değiştirip değiştirmeyeceği dikkate alınarak seçilmiş kişilerde değerlendirilir.</p>

<p>Kolesterolü düşürmek için beslenme hâlâ önemli</p>

<p>Yeni yaklaşım ilaçların daha erken değerlendirilmesini gündeme getirse de bu, beslenme ve yaşam tarzının önemini kaybettiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Kalp sağlığını destekleyen beslenme düzeninin temelinde sebze ve meyveler, tam tahıllar, baklagiller, kuruyemişler ve uygun protein kaynakları bulunuyor.</p>

<p>Doymuş yağların yerine doymamış yağların tercih edilmesi özellikle önemli.</p>

<p>Tereyağı, yağlı etler ve bazı yüksek yağlı süt ürünlerinden fazla miktarda alınabilen doymuş yağlar LDL kolesterolün yükselmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Zeytinyağı, kuruyemişler, tohumlar ve balık gibi kaynaklardan alınan doymamış yağlar ise kalp dostu beslenme düzeninde daha fazla yer buluyor.</p>

<p>Çözünür liften zengin yulaf, arpa, baklagiller ve bazı meyveler de LDL kontrolüne yardımcı olabilir.</p>

<p>Bazı beslenme modelleri LDL’yi anlamlı ölçüde düşürebilir</p>

<p>Kuruyemiş, bitkisel protein, çözünür lif ve bitkisel steroller gibi kolesterol düşürmeye yardımcı besin bileşenlerini birlikte kullanan “Portfolio” tipi beslenme modeli bilimsel araştırmalarda incelendi.</p>

<p>Kontrollü çalışmaların sistematik derleme ve meta-analizinde, yüksek kolesterolü bulunan 439 katılımcıyı kapsayan yedi çalışma karşılaştırıldı.</p>

<p>Bu beslenme modelinin kontrol diyetine kıyasla LDL kolesterolü yaklaşık yüzde 17 azalttığı bildirildi.</p>

<p>Bu sonuç, beslenmenin kolesterol yönetiminde güçlü bir araç olabileceğini gösteriyor. Ancak beslenmenin etkisi kişiden kişiye değişebilir ve yüksek risk taşıyan kişilerde gerekli ilaç tedavisinin yerine geçmeyebilir.</p>

<p>Egzersiz tek başına yeterli mi?</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite kalp-damar sağlığının temel parçalarından biridir.</p>

<p>Egzersiz; vücut ağırlığının kontrolü, tansiyon, kan şekeri, damar sağlığı ve genel kalp-damar riskinin iyileştirilmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak genetik olarak belirgin LDL yüksekliği bulunan bir kişide yalnızca spor yaparak LDL’nin hedef düzeye indirilmesi her zaman mümkün değildir.</p>

<p>Bu nedenle “spor yapıyorum, kolesterolüm yüksek olsa da sorun olmaz” düşüncesi doğru değildir.</p>

<p>Sağlıklı yaşam güçlü bir koruma aracıdır ancak genetik risk faktörlerini tamamen ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Statinler neden daha erken gündeme gelebiliyor?</p>

<p>Statinler karaciğerde kolesterol üretiminde görev alan bir enzimi baskılayarak LDL düzeyinin düşürülmesine yardımcı olan ilaçlardır.</p>

<p>On yıllardır kullanılan bu ilaçlarla ilgili çok geniş klinik araştırma verisi bulunuyor.</p>

<p>Yeni yaklaşımda önemli değişiklik, yalnızca çok yüksek LDL değerlerini tedavi etmek yerine kişinin yaşam boyu kolesterol yükünü azaltmanın önem kazanması.</p>

<p>Bu nedenle bazı kişilerde LDL aşırı yüksek olmasa bile toplam kalp-damar riski yeterince yüksekse ilaç tedavisi değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu, herkesin statin kullanması gerektiği anlamına gelmez.</p>

<p>İlaç gerekip gerekmediği kişinin toplam riskine göre belirlenir.</p>

<p>Statin kullanırken kas ağrısı olursa ne yapılmalı?</p>

<p>Statinlerle en fazla ilişkilendirilen sorunlardan biri kas yakınmalarıdır.</p>

<p>Bazı kişilerde gerçekten statinlerle bağlantılı kas ağrısı veya güçsüzlük görülebilir. Ancak kontrollü araştırmalar, statin kullanan kişilerde bildirilen kas yakınmalarının tamamının doğrudan ilaçtan kaynaklanmadığını gösteriyor.</p>

<p>Kas yakınması geliştiğinde ilacı kişinin kendi kararıyla bırakması doğru değildir.</p>

<p>Yakınmanın statinle ilişkisi, kullanılan ilaç, doz, başka ilaçlarla etkileşimler ve farklı sağlık sorunları değerlendirilerek tedavi yeniden düzenlenebilir.</p>

<p>Bazı kişiler bir statini tolere edemezken başka bir statini veya farklı bir tedavi yaklaşımını tolere edebilir.</p>

<p>“Zayıfım ve sağlıklı besleniyorum, kolesterolüm yüksek olamaz” düşüncesi yanlış</p>

<p>Yüksek kolesterol yalnızca fazla kilolu veya sağlıksız beslenen kişilerde görülmez.</p>

<p>Genetik özellikler LDL üzerinde güçlü bir etkiye sahip olabilir.</p>

<p>Özellikle ailesel hiperkolesterolemide kişi genç, aktif, normal kilolu ve sağlıklı besleniyor olsa bile LDL oldukça yüksek olabilir.</p>

<p>Ailede genç yaşta kalp krizi veya damar hastalığı bulunması bu nedenle önemli bir ipucudur.</p>

<p>Kolesterol yüksekliğinin çoğu zaman belirgin bir belirtisi olmadığı da unutulmamalıdır.</p>

<p>Kişi kendisini son derece sağlıklı hissederken LDL yüksek olabilir.</p>

<p>Kolesterolü düşürmenin yeni yaklaşımı ne söylüyor?</p>

<p>Yeni yaklaşımın özü aslında oldukça basit:</p>

<p>Sadece bugünkü kolesterol değerine değil, gelecekte damarların ne kadar süre bu değerlere maruz kalacağına da bakmak gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle kolesterol yönetiminde giderek şu başlıklar öne çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>LDL’nin mümkün olduğunca erken dönemde fark edilmesi</li>
 <li>Kişisel kalp-damar riskinin hesaplanması</li>
 <li>Yaşam tarzının uzun vadeli olarak iyileştirilmesi</li>
 <li>Yüksek riskli kişilerde tedavinin gereksiz yere ertelenmemesi</li>
 <li>Lp(a)’nın yetişkinlikte en az bir kez değerlendirilmesi</li>
 <li>Gerektiğinde ApoB gibi ek belirteçlerden yararlanılması</li>
 <li>Belirsiz vakalarda seçilmiş kişiler için koroner kalsiyum ölçümünün değerlendirilmesi</li>
</ul>

<p>Kolesterol konusunda artık yalnızca “Değerim normal mi?” sorusundan daha anlamlı bir soru var:</p>

<p>“Bu değer, benim yaşım ve diğer risk faktörlerim düşünüldüğünde benim için ne ifade ediyor?”</p>

<p>Çünkü kalp-damar riskinde önemli olan tek bir laboratuvar rakamı değil, o rakamın kişinin yaşam boyu risk tablosundaki yeridir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Circulation – 2026 ACC/AHA/AACVPR/ABC/ACPM/ADA/AGS/APhA/ASPC/NLA/PCNA Guideline on the Management of Dyslipidemia: A Report of the American College of Cardiology/American Heart Association Joint Committee on Clinical Practice Guidelines – Blumenthal RS ve çalışma grubu – 2026 – DOI: 10.1161/CIR.0000000000001423</li>
 <li>Circulation – 2026 Dietary Guidance to Improve Cardiovascular Health: A Scientific Statement From the American Heart Association – Lichtenstein AH, Khera A, Anderson CAM ve çalışma grubu – 2026 – DOI: 10.1161/CIR.0000000000001435</li>
 <li>Progress in Cardiovascular Diseases – Portfolio Dietary Pattern and Cardiovascular Disease: A Systematic Review and Meta-analysis of Controlled Trials – Chiavaroli L, Nishi SK, Khan TA ve çalışma grubu – 2018 – DOI: 10.1016/j.pcad.2018.05.004</li>
 <li>American College of Cardiology / American Heart Association – 2026 Guideline on the Management of Dyslipidemia – 2026</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kolesterol-tahlilinde-gozden-kacan-deger-hayatta-bir-kez-olculmesi-oneriliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 05:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8275.jpeg" type="image/jpeg" length="42399"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uluslararası Öğrencilere Büyük Kolaylık: Göç İşlemleri Artık Kampüste]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/uluslararasi-ogrencilere-buyuk-kolaylik-goc-islemleri-artik-kampuste</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/uluslararasi-ogrencilere-buyuk-kolaylik-goc-islemleri-artik-kampuste" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de öğrenim gören uluslararası öğrencilerin göç işlemlerini kolaylaştıracak yeni dönem başladı. Göç İdaresi Başkanlığının hizmete aldığı Göç Danışma Araçları ile adres tescili ve parmak izi işlemleri başta olmak üzere birçok hizmet üniversite kampüslerine taşınıyor. İlk etapta 10 ilde 42 araç hizmet verecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de eğitim gören uluslararası öğrencilerin göç ve ikamet süreçlerini kolaylaştıracak Göç Danışma Araçları üniversite kampüslerinde hizmet vermeye başladı.</p>

<p>İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı tarafından hayata geçirilen yeni hizmet modeliyle öğrencilerin bazı resmi işlemler için İl Göç İdaresi Müdürlüklerine gitme zorunluluğunun ortadan kaldırılması amaçlanıyor.</p>

<p>Göç Danışma Araçlarının tanıtımı İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Programa İçişleri Bakan Yardımcısı Dr. Mehmet Cangir, İstanbul Valisi Davut Gül, Göç İdaresi Başkanı Muhammet Selami Yazıcı, İstanbul İl Göç İdaresi Müdürü Hüseyin Kenan İlday ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar katıldı.</p>

<p>PARMAK İZİ VE ADRES TESCİLİ ARTIK KAMPÜSTE</p>

<p>Yeni uygulamanın uluslararası öğrenciler açısından en dikkat çekici yönlerinden biri, daha önce İl Göç İdaresi Müdürlüklerine gitmelerini gerektiren bazı işlemlerin doğrudan kampüslere taşınması oldu.</p>

<p>Göç Danışma Araçlarında uluslararası öğrencilerin adres tescili ve parmak izi işlemleri gerçekleştirilebilecek. Araçlarda ayrıca bilgilendirme, danışmanlık ve rehberlik hizmetleri de sunulacak.</p>

<p>Böylece öğrencilerin farklı hizmet noktalarına gitmeden işlemlerini eğitim gördükleri üniversitelerde tamamlayabilmeleri hedefleniyor.</p>

<p>İçişleri Bakan Yardımcısı Dr. Mehmet Cangir de öğrencilerin daha önce ikamet izinlerine ilişkin birçok işlemi üniversitelerde gerçekleştirebildiklerini ancak parmak izi ve adres tescili nedeniyle göç müdürlüklerine gitmek zorunda kaldıklarını belirtti.</p>

<p>Yeni sistemle bu zorunluluğun da ortadan kalkacağını ifade eden Cangir, uygulamanın hem uluslararası öğrencilerin hizmetlere erişimini kolaylaştıracağını hem de göç müdürlüklerindeki iş yoğunluğunu azaltacağını kaydetti.</p>

<p>BAŞKAN YAZICI: ULUSLARARASI ÖĞRENCİLER ÖNEMLİ BİRER KÖPRÜ</p>

<p>Göç İdaresi Başkanı Muhammet Selami Yazıcı da uygulamaya ilişkin açıklamasında, uluslararası öğrencilerin eğitim süreçlerini daha kolay, güvenli ve erişilebilir şekilde sürdürebilmeleri amacıyla hizmeti doğrudan öğrencilerin bulunduğu alanlara taşıdıklarını belirtti.</p>

<p>Yazıcı, Göç Danışma Araçları sayesinde öğrencilerin farklı hizmet noktalarına gitmek zorunda kalmadan adres tescili ve parmak izi alma gibi resmi işlemlerini kampüslerinde tamamlayabileceklerini, aynı zamanda bilgilendirme, danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinden yararlanabileceklerini ifade etti.</p>

<p>Uluslararası öğrencilere yönelik politikanın yalnızca eğitim veya göç başlığı altında değerlendirilmediğine dikkat çeken Yazıcı, öğrencilerin Türkiye ile kendi ülkeleri arasında güçlü bağların kurulmasına katkı sağlayan önemli birer köprü olduğunu vurguladı.</p>

<p>Yazıcı, uluslararası öğrenci politikasını kültür, ekonomi ve kamu diplomasisi boyutlarıyla Türkiye’nin dünyayla kurduğu bağları güçlendiren bütüncül bir anlayış içerisinde ele aldıklarını belirterek, göç yönetiminde insan odaklı, erişilebilir ve çözüm üreten hizmet anlayışını sahada güçlendirmeye devam edeceklerini bildirdi.</p>

<p>İLK ETAPTA 10 İLDE 42 ARAÇ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Göç Danışma Araçları ilk aşamada uluslararası öğrenci nüfusunun yoğun olduğu 10 ilde hizmet verecek.</p>

<p>Uygulamanın başlayacağı iller İstanbul, Ankara, İzmir, Sakarya, Eskişehir, Antalya, Bursa, Konya, Karabük ve Kütahya olarak açıklandı.</p>

<p>Bu illerdeki üniversitelerde toplam 42 Göç Danışma Aracı görev yapacak.</p>

<p>375 ARAÇLIK MOBİL KAPASİTEDEN YARARLANILACAK</p>

<p>Yeni hizmet modelinde Göç İdaresi Başkanlığının mevcut mobil altyapısından da yararlanılıyor.</p>

<p>Türkiye genelinde 81 ilde 375 araçlık saha kapasitesine ulaşan Mobil Göç Noktası uygulamasındaki araçların bir bölümü Göç Danışma Aracına dönüştürülürken diğer mobil araçlar düzensiz göçle mücadele kapsamındaki görevlerini sürdürecek.</p>

<p>Böylece mevcut mobil altyapının bir bölümü, düzenli göç süreçlerinin ve özellikle uluslararası öğrencilerin işlemlerinin kolaylaştırılması için kullanılacak.</p>

<p>HEDEF YIL SONUNA KADAR 40 İLDE 75 ARAÇ</p>

<p>Uygulamanın yalnızca ilk 10 ille sınırlı kalması planlanmıyor.</p>

<p>Göç Danışma Araçlarının sonraki aşamalarda yaygınlaştırılması ve 2026 yılı sonuna kadar 40 ilde 75 araca ulaşılması hedefleniyor.</p>

<p>Böylece kampüslerde sunulan hizmetlerin daha fazla şehirdeki uluslararası öğrenciye ulaştırılması planlanıyor.</p>

<p>HİZMET SADECE ÖĞRENCİLERLE SINIRLI KALMAYACAK</p>

<p>Yeni model kapsamında hizmet noktalarına erişmekte güçlük yaşayan yabancılar için de kolaylık sağlanacak.</p>

<p>Yaşlı, engelli veya ağır hastalığı bulunan yabancıların iş ve işlemlerinin gerekli görülmesi halinde bulundukları adreslerde gerçekleştirilebilmesi öngörülüyor.</p>

<p>Göç Danışma Araçları ayrıca Yabancılar İletişim Merkezi YİMER 157 ile koordinasyon içinde çalışacak. Böylece ihtiyaç duyulan bilgi ve hizmetlere daha hızlı ve erişilebilir biçimde ulaşılması amaçlanıyor.</p>

<p>ULUSLARARASI ÖĞRENCİLER İÇİN KAYIT DÖNEMİNDE YENİ MODEL</p>

<p>Uygulamanın üniversitelerin kayıt döneminde devreye alınması da dikkat çekiyor.</p>

<p>Uluslararası öğrencilerin Türkiye’deki eğitim hayatına başlarken karşılaştıkları idari süreçlerin kolaylaştırılması, üniversitelerin uluslararasılaşma hedefleri açısından da önem taşıyor.</p>

<p>Göç hizmetlerinin öğrencinin bulunduğu kampüse kadar ulaştırılmasıyla hem bürokratik işlemlerde zaman kaybının azaltılması hem de öğrencilerin kamu hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması hedefleniyor.</p>

<p>Göç İdaresi Başkanlığının yeni modeli, uluslararası öğrencilerin Türkiye’deki eğitim hayatını kolaylaştırmanın yanı sıra üniversiteler ile kamu kurumları arasındaki hizmet koordinasyonunun kampüs düzeyinde güçlendirilmesi açısından da yeni bir adım olarak öne çıkıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/uluslararasi-ogrencilere-buyuk-kolaylik-goc-islemleri-artik-kampuste</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 05:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8273.jpeg" type="image/jpeg" length="77036"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Porto’nun Yıldızı Rodrigo Mora Tercihini Yaptı: Galatasaray’a Ret İddiası]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/portonun-yildizi-rodrigo-mora-tercihini-yapti-galatasaraya-ret-iddiasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/portonun-yildizi-rodrigo-mora-tercihini-yapti-galatasaraya-ret-iddiasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın transfer gündemine giren Porto’nun 19 yaşındaki yıldızı Rodrigo Mora konusunda İtalya’dan dikkat çeken bir iddia geldi. La Gazzetta dello Sport, genç futbolcunun Galatasaray’dan gelen teklifle ilgilenmediğini temsilcilerine bildirdiğini ve kariyerine Roma’da devam etmek istediğini öne sürdü. Portekiz basını da gelişmeyi gündemine taşıdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’a Rodrigo Mora Şoku: “Roma’ya Gitmek İstiyorum” İddiası</p>

<p>Galatasaray’ın transfer çalışmalarında adı gündeme gelen Rodrigo Mora için yarış kızışırken, İtalya’dan sarı-kırmızılıları yakından ilgilendiren yeni bir haber geldi.</p>

<p>La Gazzetta dello Sport’un 15 Ağustos tarihli haberine göre Porto’nun genç yıldızı, Galatasaray’dan gelen teklifle ilgilenmediğini temsilcilerine iletti ve Roma’ya transfer olmak istediğini bildirdi.</p>

<p>İtalyan gazetesinin aktardığına göre Mora’nın önceliği Roma. Genç futbolcunun transferin gerçekleşebilmesi için Porto cephesine yönelik baskısını artırdığı da öne sürülüyor.</p>

<p>Galatasaray yeniden devreye girmişti</p>

<p>Rodrigo Mora transferindeki son gelişmeyi daha dikkat çekici hale getiren ayrıntı ise Portekiz’den geldi.</p>

<p>Record, kısa süre önce Galatasaray’ın Roma ile Porto arasındaki görüşmelerde yaşanan tıkanıklığı değerlendirmek istediğini ve Rodrigo Mora için yeniden harekete geçtiğini yazmıştı.</p>

<p>Haberde sarı-kırmızılıların oyuncunun transferi için yeniden temas kurduğu belirtilmişti.</p>

<p>Ancak İtalya’dan gelen son haber, Galatasaray’ın girişimine rağmen Mora’nın tercihinin Roma yönünde olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Roma ile Porto arasındaki pazarlık sürüyor</p>

<p>Transfer henüz tamamlanmış değil.</p>

<p>Roma bir süredir 19 yaşındaki hücum oyuncusunu kadrosuna katmak için Porto ile görüşmeler yürütüyor. İki kulüp arasında özellikle transferin mali yapısı ve satın alma şartları konusunda pazarlıkların sürdüğü belirtiliyor.</p>

<p>İtalyan ve Portekiz basınında son günlerde farklı ödeme modelleri gündeme gelirken, yaklaşık 50 milyon euroluk toplam paket üzerinde çeşitli formüllerin görüşüldüğü haberleri de yer aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Porto yönetiminin özellikle oyuncunun kalıcı transferini güvence altına alacak şartlar konusunda taviz vermek istemediği aktarılıyor.</p>

<p>Mora cephesinden Roma baskısı</p>

<p>La Gazzetta dello Sport’un son haberi ise transfer denklemine oyuncunun tercihini daha güçlü biçimde soktu.</p>

<p>İddiaya göre Mora, temsilcilerine Galatasaray seçeneğini düşünmediğini iletirken Roma’ya gitme isteğini açık biçimde ortaya koydu.</p>

<p>Portekiz’in önde gelen spor gazetelerinden Record da İtalya’dan gelen bu gelişmeyi haberleştirerek Mora’nın Roma transferi için Porto üzerinde baskı oluşturduğunu aktardı.</p>

<p>Bununla birlikte, Galatasaray’ın teklifinin reddedildiğine ilişkin Porto veya oyuncu cephesinden yapılmış resmi bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle gelişme şu aşamada transfer iddiası niteliğini koruyor.</p>

<p>Rodrigo Mora kimdir?</p>

<p>Portekiz futbolunun son dönemde yetiştirdiği dikkat çekici genç yeteneklerden biri olan Rodrigo Mora, Porto altyapısından yetişti.</p>

<p>19 yaşındaki Portekizli oyuncu özellikle hücum hattındaki çok yönlülüğü, dar alandaki tekniği, oyun görüşü ve skor üretme potansiyeliyle Avrupa’nın önemli kulüplerinin radarına girdi.</p>

<p>Porto ile uzun süreli sözleşmesi bulunan Mora’nın geleceği, yaz transfer döneminin dikkatle takip edilen dosyalarından biri haline gelmiş durumda.</p>

<p>Galatasaray’ın yeniden bir hamle yapıp yapmayacağı bilinmezken, mevcut yabancı kaynak zincirinde Roma transfer yarışında oyuncunun tercih ettiği taraf olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>La Gazzetta dello Sport</li>
 <li>Record</li>
 <li>Gianluca Di Marzio / Sky Sport Italia</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/portonun-yildizi-rodrigo-mora-tercihini-yapti-galatasaraya-ret-iddiasi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 04:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8266.jpeg" type="image/jpeg" length="14204"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Az Su İçmenin Bedeli Böbreklere Çıkabilir: Özellikle Bu Kişiler Dikkat]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/az-su-icmenin-bedeli-bobreklere-cikabilir-ozellikle-bu-kisiler-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/az-su-icmenin-bedeli-bobreklere-cikabilir-ozellikle-bu-kisiler-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gün içinde su içmeyi unutmak yalnızca susama ve ağız kuruluğuna yol açmıyor. Uzayan veya ağırlaşan sıvı kaybı böbreklere giden kanı azaltabilir, idrarı yoğunlaştırabilir ve bazı kişilerde ciddi sorunlara zemin hazırlayabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yoğun bir gün, sıcak hava, uzun süren egzersiz ya da ishal ve kusma… İnsan bazen yeterince sıvı almadığını ancak susadığında veya idrarının koyulaştığını fark ediyor. Oysa vücuttaki su miktarındaki azalma, böbreklerin çalışma koşullarını da doğrudan etkiliyor.</p>

<p>Böbrekler kandaki atık maddelerin uzaklaştırılmasına, vücudun sıvı ve elektrolit dengesinin korunmasına ve kan basıncının düzenlenmesine katkı sağlayan hayati organlar. Bu görevlerin sağlıklı biçimde sürdürülebilmesi için yeterli dolaşım ve sıvı dengesi gerekiyor.</p>

<p>Hafif ve kısa süreli susuzluk sağlıklı bir kişide çoğunlukla sıvı alımının düzeltilmesiyle giderilebilir. Ancak sıvı kaybı ağırlaştığında veya uzun sürdüğünde durum değişebilir. Özellikle yaşlılarda, kronik hastalığı bulunanlarda, sıcak ortamda çalışanlarda ve bazı ilaçları kullananlarda böbrekler daha savunmasız hale gelebilir.</p>

<p>Susuz kaldığımızda böbreklerde ne oluyor?</p>

<p>Vücut su kaybetmeye başladığında ilk hedeflerinden biri mevcut sıvıyı korumaktır. Böbrekler daha az su kaybedilmesi için idrarı yoğunlaştırır. Bu nedenle yeterince sıvı alınmadığında idrar miktarı azalabilir ve rengi koyulaşabilir.</p>

<p>Sıvı kaybı belirgin hale geldiğinde dolaşımdaki kan hacmi de azalabilir. Bunun sonucunda böbreklere ulaşan kan miktarı düşebilir.</p>

<p>Böbreklerin kanı yeterli biçimde süzebilmesi için uygun kan akımına ihtiyacı vardır. Şiddetli sıvı kaybı bu sistemi bozarak böbrek fonksiyonlarında hızlı bir kötüleşmeye yol açabilir.</p>

<p>Ciddi susuzluk akut böbrek hasarına yol açabilir</p>

<p>Akut böbrek hasarı, böbrek fonksiyonlarının saatler veya günler içinde hızlı biçimde bozulmasıdır.</p>

<p>Şiddetli susuzluk böbreklere giden kan akımını azaltarak akut böbrek hasarının nedenlerinden biri olabilir. Özellikle uzun süren kusma veya ishal, yüksek ateş, aşırı terleme ya da yeterince sıvı alınamaması durumlarında risk artabilir.</p>

<p>Bu, gün içinde birkaç bardak suyu unutmanın mutlaka böbrek hasarı oluşturacağı anlamına gelmez. Risk, sıvı kaybının miktarı, süresi ve kişinin genel sağlık durumuyla yakından ilişkilidir.</p>

<p>Yaşlılar, mevcut böbrek hastalığı bulunanlar ve kalp-damar hastalıkları olan kişiler sıvı kaybının etkilerine karşı daha hassas olabilir.</p>

<p>Susuzluk ve bazı ağrı kesiciler neden riskli bir ikili olabilir?</p>

<p>Yaygın kullanılan bazı ağrı kesiciler böbreklerdeki kan dolaşımını etkileyebilir. Özellikle nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar olarak adlandırılan gruptaki ilaçların böbrek üzerindeki etkileri uzun süredir biliniyor.</p>

<p>Bilimsel değerlendirmeler, böbreklere giden kan akımının zaten azaldığı durumlarda bu ilaçlarla ilişkili böbrek sorunlarının daha önemli hale gelebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Bu nedenle özellikle belirgin sıvı kaybı yaşayan, böbrek hastalığı bulunan, ileri yaştaki veya birden fazla ilaç kullanan kişilerin gelişigüzel ilaç kullanımından kaçınması önem taşıyor.</p>

<p>Az su içmek böbrek taşı riskini artırabilir mi?</p>

<p>Yetersiz sıvı tüketimi ile en güçlü ilişkilendirilen böbrek sorunlarından biri böbrek taşıdır.</p>

<p>İdrarın hacmi azaldığında taş oluşumunda rol oynayan bazı mineraller daha yoğun hale gelir. Bu durum kristallerin oluşmasını ve zamanla taş gelişmesini kolaylaştırabilir.</p>

<p>Bilimsel çalışmalar ve klinik öneriler, yeterli sıvı tüketiminin böbrek taşı oluşumunu ve daha önce taş düşüren kişilerde tekrarlama riskini azaltmada temel önlemlerden biri olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ancak böbrek taşı olan herkes için aynı miktarda su önerilmesi doğru değildir. Taşın türü, kişinin sağlık durumu, beslenmesi, yaşadığı iklim ve günlük aktivitesi sıvı gereksinimini değiştirebilir.</p>

<p>İdrar yolu enfeksiyonuyla bağlantısı var mı?</p>

<p>Susuz kalmak tek başına idrar yolu enfeksiyonunun doğrudan nedeni değildir. İdrar yolu enfeksiyonlarının büyük bölümü bakteriler nedeniyle gelişir.</p>

<p>Bununla birlikte yeterli sıvı almak düzenli idrar üretimini destekler. Çok az sıvı alındığında idrar miktarı azalabilir.</p>

<p>Özellikle tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu yaşayan kişilerde yeterli sıvı tüketimi genel koruyucu yaklaşımın parçalarından biri olabilir. Ancak sık tekrarlayan enfeksiyonların yalnızca daha fazla su içerek çözülebileceği düşünülmemelidir. Altta yatan nedenlerin değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Susuz kaldığınızı nasıl anlayabilirsiniz?</p>

<p>Susuzluk yalnızca “susama” hissiyle ortaya çıkmayabilir. Sıvı kaybının derecesine göre belirtiler değişebilir.</p>

<p>Sık görülebilecek işaretler arasında:</p>

<ul>
 <li>Susama</li>
 <li>Ağız ve dudaklarda kuruluk</li>
 <li>İdrar miktarında azalma</li>
 <li>Normalden daha koyu renkli idrar</li>
 <li>Baş ağrısı</li>
 <li>Halsizlik ve yorgunluk</li>
 <li>Baş dönmesi veya sersemlik</li>
 <li>Sıcak havalarda belirgin performans düşüşü</li>
</ul>

<p>yer alabilir.</p>

<p>Ancak idrar renginin tek başına böbrek sağlığını gösteren bir test olmadığı unutulmamalıdır. Besinler, vitaminler, bazı ilaçlar ve hastalıklar da idrar rengini değiştirebilir.</p>

<p>Günde ne kadar su içmek gerekiyor?</p>

<p>En sık yapılan hatalardan biri herkese tek bir rakam önermektir.</p>

<p>İnsanın günlük sıvı gereksinimi yaşına, vücut yapısına, beslenmesine, fiziksel aktivitesine, hava sıcaklığına, terleme miktarına, hamilelik ve emzirme durumuna ve sağlık sorunlarına göre değişebilir.</p>

<p>Ayrıca günlük su ihtiyacının tamamı bardaktan içilen sudan karşılanmaz. Çorba, süt ve diğer içeceklerin yanı sıra sebze ve meyveler de toplam sıvı alımına katkıda bulunur.</p>

<p>Sıcak havalarda veya yoğun fiziksel aktivite sırasında terlemeyle kaybedilen sıvı arttığından ihtiyaç da yükselebilir.</p>

<p>Bu nedenle “herkes mutlaka günde şu kadar litre su içmelidir” yaklaşımı bilimsel açıdan fazla genelleyicidir.</p>

<p>Fazla su içmek her zaman daha sağlıklı mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>“Ne kadar çok su, o kadar sağlıklı böbrek” düşüncesi de doğru değildir. Vücudun ihtiyacının çok üzerinde ve özellikle kısa sürede aşırı miktarda su tüketilmesi kandaki sodyum düzeyinin tehlikeli biçimde düşmesine yol açabilir.</p>

<p>Daha önemlisi, bazı böbrek veya kalp hastalıklarında kişiye sıvı kısıtlaması önerilebilir. Bu kişiler için internette görülen genel su tüketimi tavsiyeleri uygun olmayabilir.</p>

<p>Dolayısıyla amaç mümkün olan en fazla suyu içmek değil, kişinin gereksinimine uygun sıvı dengesini korumaktır.</p>

<p>Böbrekleri korumak için günlük hayatta neler yapılabilir?</p>

<p>Sıvı tüketimini gün içine yaymak çoğu insan için uygulanabilir bir yöntemdir. Susamayı beklemek yerine özellikle sıcak günlerde, egzersiz sırasında ve sonrasında sıvı alımını hatırlamak yararlı olabilir.</p>

<p>Su, günlük sıvı alımının en pratik kaynaklarından biridir. Su içmekte zorlanan kişiler beslenmelerine salatalık, karpuz, çilek, portakal gibi su içeriği yüksek besinleri de ekleyebilir.</p>

<p>Uzun süre dışarıda kalınacaksa veya egzersiz yapılacaksa suyu erişilebilir bir yerde bulundurmak basit fakat etkili bir alışkanlıktır.</p>

<p>Bununla birlikte şekerli içecekleri sınırsız tüketmek “sıvı almak” için iyi bir çözüm değildir. Böbrek sağlığını korumak tek başına su tüketimine de indirgenmemelidir. Kan basıncının ve kan şekerinin kontrolü, dengeli beslenme, gereksiz ilaç kullanımından kaçınma ve kronik hastalıkların düzenli takibi de önem taşır.</p>

<p>Kimlerin susuzluğa karşı daha dikkatli olması gerekiyor?</p>

<p>Bazı kişiler sıvı kaybından daha hızlı etkilenebilir.</p>

<p>İleri yaştaki kişilerde susama hissi azalabilir. Bebekler ve küçük çocuklar sıvı kaybını yetişkinler kadar kolay telafi edemeyebilir.</p>

<p>Uzun süre sıcak ortamda çalışanlar, yoğun egzersiz yapanlar, ateşli hastalık geçirenler veya kusma ve ishal yaşayanlarda da sıvı kaybı hızlanabilir.</p>

<p>Böbrek hastalığı, kalp hastalığı veya başka kronik hastalıkları bulunan kişilerde ise hem susuzluk hem de aşırı sıvı tüketimi sorun yaratabileceğinden kişiye özel öneriler önem kazanır.</p>

<p>Ne zaman sağlık kuruluşuna başvurulmalı?</p>

<p>Susuzluğa belirgin idrar azalması, tekrarlayan kusma veya ishal, sıvı alamama, ciddi halsizlik, bayılma, bilinç değişikliği ya da belirgin baş dönmesi eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Özellikle uzun süre hiç idrar yapamama veya çok belirgin idrar azalması böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesini gerektirebilir.</p>

<p>Şiddetli sıvı kaybı yalnızca böbrekleri değil, dolaşım sistemini ve vücudun elektrolit dengesini de etkileyebilir. Bu nedenle ağır belirtilerin yalnızca “biraz susuz kaldım” düşüncesiyle geçiştirilmemesi önemlidir.</p>

<p>Böbrek sağlığında asıl hedef denge</p>

<p>Su böbrekler için mucize bir tedavi değildir, ancak normal böbrek işlevlerinin sürdürülebilmesi için temel gereksinimlerden biridir.</p>

<p>Yeterli sıvı almak idrarın aşırı yoğunlaşmasını önlemeye yardımcı olur ve özellikle böbrek taşı açısından önemli bir koruyucu faktördür. Buna karşılık ağır ve uzun süren sıvı kaybı böbreklere giden kan akımını azaltarak akut böbrek hasarına kadar ilerleyebilen sorunlara yol açabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>En önemli nokta ise “daha fazla su” yerine “kişinin ihtiyacı kadar sıvı” yaklaşımıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Nutrients – Hydration for Adult Patients with Nephrolithiasis: Specificities and Current Recommendations – Marie Courbebaisse, Simon Travers, Elise Bouderlique ve arkadaşları – 2023 – DOI: 10.3390/nu15234885</li>
 <li>Pharmacology Research &amp; Perspectives – Kidney Damage from Nonsteroidal Anti-inflammatory Drugs: Myth or Truth? Review of Selected Literature – Sylwester Drożdżal, Kacper Lechowicz, Bartosz Szostak ve arkadaşları – 2021 – DOI: 10.1002/prp2.817</li>
 <li>Therapeutic Advances in Infectious Disease – The Interplay Between Chronic Kidney Disease and Urinary Tract Infections: A Comprehensive Review on the Pathophysiological Insights, Interconnected Burdens, and Prevention Strategies – Mohammad Khaled Iqbal Hamid, Aklima Khan Lima, Subeh Hasneen ve arkadaşları – 2026 – DOI: 10.1177/20499361261441056</li>
 <li>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases – Kidney Stones: Treatment and Prevention – Hasta bilgilendirme ve klinik sağlık rehberi</li>
 <li>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases – The Urinary Tract and How It Works – Hasta bilgilendirme ve böbrek-idrar yolları sağlık rehberi</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/az-su-icmenin-bedeli-bobreklere-cikabilir-ozellikle-bu-kisiler-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 04:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8265.jpeg" type="image/jpeg" length="37170"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ispanaktan Mercimeğe, Et ve Deniz Ürünlerine: Demir İçin Ne Yemeli?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ispanaktan-mercimege-et-ve-deniz-urunlerine-demir-icin-ne-yemeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ispanaktan-mercimege-et-ve-deniz-urunlerine-demir-icin-ne-yemeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Demir yalnızca kırmızı ette bulunmuyor. Baklagillerden koyu yeşil sebzelere, deniz ürünlerinden zenginleştirilmiş tahıllara kadar birçok besin demir sağlıyor. Ancak ne yediğiniz kadar nasıl tükettiğiniz de önemli.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gün içinde bitmeyen yorgunluk, merdiven çıkarken beklenmedik nefes nefese kalma, baş dönmesi veya solgunluk… Bu belirtilerin pek çok nedeni olabilir ancak demir eksikliği de değerlendirilmesi gereken olasılıklardan biridir.</p>

<p>Demir, vücudun oksijeni dokulara taşıyabilmesi için ihtiyaç duyduğu temel minerallerden biri. Kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobinin yapımında görev almasının yanı sıra kasların oksijen kullanımında, büyüme ve gelişmede ve çeşitli hücresel işlevlerde rol oynuyor.</p>

<p>Peki demir ihtiyacını karşılamak için ne yemeli? WebMD’nin demir açısından zengin besinler derlemesi et, kümes hayvanları, koyu yeşil yapraklı sebzeler, balık ve deniz ürünleri, baklagiller, tofu, zenginleştirilmiş tahıllar, yumurta, kuruyemiş ve kuru meyveler gibi oldukça geniş bir besin grubuna dikkat çekiyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Bir besinin içerdiği demir miktarı ile vücudun o demirden ne kadar yararlanabildiği aynı şey değil.</p>

<p>Demir neden bu kadar önemli?</p>

<p>Vücuttaki demirin büyük bölümü hemoglobinin yapısında bulunuyor. Hemoglobin, akciğerlerden alınan oksijenin vücudun farklı bölgelerine taşınmasını sağlayan proteindir.</p>

<p>Demir ayrıca kaslarda oksijen taşıyan miyoglobinin üretiminde ve bazı hormonların yapımında görev alıyor.</p>

<p>Demirin uzun süre yetersiz kalması önce vücudun demir depolarının azalmasına, ilerleyen dönemde ise demir eksikliği anemisine yol açabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, aneminin özellikle küçük çocukları, adet gören ergen kızları ve kadınları, hamileleri ve doğum sonrası dönemdeki kadınları etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Demir açısından zengin besinler hangileri?</p>

<p>Besinlerdeki demir miktarı ürünün türüne, porsiyon büyüklüğüne, hazırlanma şekline ve zenginleştirilmiş olup olmadığına göre değişebiliyor. Bu nedenle tek tek rakamlardan çok, düzenli ve çeşitli bir beslenme düzeni önem taşıyor.</p>

<p>Öne çıkan demir kaynakları şöyle:</p>

<p>1. Kırmızı et</p>

<p>Sığır eti demirin iyi besinsel kaynaklarından biri. Hayvansal kaynaklardaki demirin önemli avantajlarından biri, içerdiği hem demirinin vücut tarafından bitkisel kaynaklardaki demire kıyasla daha kolay kullanılabilmesi.</p>

<p>Ancak demir almak amacıyla aşırı kırmızı et tüketmek yerine genel beslenme düzeninin dengesi gözetilmeli.</p>

<p>2. İstiridye ve diğer deniz ürünleri</p>

<p>Bazı kabuklu deniz ürünleri demir açısından oldukça zengin.</p>

<p>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri Besin Takviyeleri Ofisi verilerinde yaklaşık 85 gram pişmiş istiridyenin yaklaşık 8 miligram demir sağlayabildiği belirtiliyor.</p>

<p>Karides, midye ve diğer kabuklu deniz ürünlerinin demir miktarları ise tür ve porsiyona göre değişiyor.</p>

<p>3. Balık</p>

<p>Sardalya, ton balığı ve uskumru gibi balıklar da beslenmeye demir ekleyebiliyor. Balık aynı zamanda protein ve türüne bağlı olarak omega-3 yağ asitleri gibi başka önemli besin öğeleri de sağlayabiliyor.</p>

<p>4. Tavuk ve hindi</p>

<p>Kümes hayvanları kırmızı et kadar yüksek miktarda olmasa da demir sağlayabiliyor.</p>

<p>Hayvansal kaynaklı olması nedeniyle burada bulunan demirin bir bölümü hem demiri formunda.</p>

<p>5. Mercimek</p>

<p>Et tüketmeyenlerin sofralarında öne çıkan seçeneklerden biri mercimek.</p>

<p>Yarım su bardağı pişmiş mercimek yaklaşık 3 miligram demir sağlayabiliyor. Mercimeğin lif ve bitkisel protein içermesi de onu dengeli beslenme açısından değerli hale getiriyor.</p>

<p>6. Kuru fasulye, barbunya ve nohut</p>

<p>Baklagiller bitkisel demirin önemli kaynakları arasında.</p>

<p>Örneğin bir su bardağı konserve beyaz fasulye yaklaşık 8 miligram demir içerebilirken yarım su bardağı barbunya veya nohut yaklaşık 2 miligram demir sağlayabiliyor.</p>

<p>Buradaki önemli nokta şu: Baklagillerdeki demirin tamamı vücut tarafından aynı oranda emilmiyor.</p>

<p>7. Ispanak ve koyu yeşil yapraklı sebzeler</p>

<p>Ispanak, karalahana ve diğer koyu yeşil yapraklı sebzeler demir sağlayabilir.</p>

<p>Yarım su bardağı pişmiş ıspanakta yaklaşık 3 miligram demir bulunabiliyor.</p>

<p>Ancak ıspanakta bulunan demir bitkisel, yani hem olmayan formda. Ayrıca bitkideki bazı doğal bileşenler demirin kullanılabilirliğini azaltabildiği için yalnızca içerdiği miligram miktarına bakarak hayvansal kaynaklarla birebir karşılaştırma yapmak doğru değil.</p>

<p>8. Tofu</p>

<p>Soya fasulyesinden yapılan tofu, özellikle vejetaryen ve vegan beslenmede demir kaynaklarından biri olabilir.</p>

<p>Yaklaşık yarım su bardağı sert tofu yaklaşık 3 miligram demir sağlayabilir. Ürünün hazırlanma biçimine göre mineral içeriği değişebileceğinden etiket bilgileri de dikkate alınabilir.</p>

<p>9. Demirle zenginleştirilmiş kahvaltılık tahıllar</p>

<p>Listenin sürprizlerinden biri zenginleştirilmiş tahıllar.</p>

<p>Bazı kahvaltılık gevreklerin bir porsiyonu günlük demir ihtiyacının önemli bölümünü karşılayabilecek kadar demir içerebilir. Ancak miktarlar markadan markaya büyük ölçüde değişebildiğinden besin etiketinin kontrol edilmesi önemli.</p>

<p>Ayrıca yüksek demir içermesi bir kahvaltılık ürünün otomatik olarak sağlıklı olduğu anlamına gelmez. İlave şeker, lif ve genel besin içeriği de değerlendirilmeli.</p>

<p>10. Kuruyemişler</p>

<p>Kaju ve Antep fıstığı gibi bazı kuruyemişler beslenmeye bir miktar demir ekleyebilir.</p>

<p>Örneğin yaklaşık 28 gram kavrulmuş kaju yaklaşık 2 miligram demir sağlayabilir.</p>

<p>Kuruyemişler enerji açısından yoğun besinler olduğundan porsiyon büyüklüğü de önem taşır.</p>

<p>11. Kuru meyveler</p>

<p>Kuru üzüm, kuru kayısı ve kuru erik gibi meyveler de demir içerebilir.</p>

<p>Bununla birlikte kurutma işlemi meyvenin suyunu azalttığından şeker ve enerji daha küçük hacimde yoğunlaşır. Bu nedenle kuru meyveyi yalnızca demir miktarı üzerinden değerlendirmemek gerekir.</p>

<p>12. Bitter çikolata</p>

<p>Bitter çikolata da demir içerebilir. ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri verilerinde yaklaşık 28 gram, yüzde 45-69 kakao içeren bitter çikolatada yaklaşık 2 miligram demir bulunduğu belirtiliyor.</p>

<p>Fakat bu bilgi bitter çikolatanın demir eksikliğini tedavi eden bir besin olduğu anlamına gelmiyor. Enerji, şeker ve yağ içeriği nedeniyle miktar önem taşıyor.</p>

<p>Hayvansal ve bitkisel demir aynı değil</p>

<p>Demirden zengin beslenmenin belki de en önemli ayrıntısı burada.</p>

<p>Besinlerde temel olarak iki demir biçimi bulunuyor:</p>

<p>Hem demiri: Et, balık ve kümes hayvanları gibi hayvansal kaynaklarda bulunuyor ve vücut tarafından genellikle daha kolay emiliyor.</p>

<p>Hem olmayan demir: Baklagiller, sebzeler, tahıllar, kuruyemişler ve demirle zenginleştirilmiş gıdalarda bulunuyor. Emilimi hem demirine göre daha değişken.</p>

<p>Bu nedenle iki farklı besinin etiketinde aynı miktarda demir yazması, vücudun ikisinden de aynı miktarda demir kullanacağı anlamına gelmeyebilir.</p>

<p>Bitkisel demirin yanına C vitamini eklemek işe yarayabilir</p>

<p>Et yemeyen veya bitkisel besinlerden daha fazla demir almaya çalışanlar açısından basit bir öğün eşleştirmesi önemli olabilir.</p>

<p>C vitamini, hem olmayan demirin emilimini artırabiliyor.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>Mercimek yemeğinin yanında biber veya limonlu salata,</p>

<p>Nohut ve fasulyenin yanında domates, biber veya C vitamini içeren sebzeler,</p>

<p>Demir içeren bitkisel bir öğünün yanında C vitamininden zengin meyve ve sebzeler</p>

<p>tercih edilebilir.</p>

<p>Böylece yalnızca besindeki demir miktarına değil, vücudun onu kullanabilmesine de odaklanılmış olur.</p>

<p>Çay ve kahve demir emilimini etkileyebilir mi?</p>

<p>Evet. Çay ve kahvedeki bazı polifenoller özellikle bitkisel kaynaklı demirin emilimini azaltabiliyor.</p>

<p>Bu durum özellikle demir eksikliği bulunan veya demir ihtiyacı yüksek kişiler açısından daha fazla önem taşıyabilir.</p>

<p>Bu nedenle demir açısından zengin ana öğünle birlikte yoğun çay veya kahve tüketmek yerine bu içecekleri öğünden ayrı bir zamanda tüketmek bazı kişiler için daha uygun olabilir.</p>

<p>Ancak tek başına çay veya kahveyi demir eksikliğinin nedeni ilan etmek de doğru değildir. Demir durumu toplam beslenme, kan kaybı, emilim sorunları ve kişinin ihtiyaçları dahil birçok faktörden etkilenir.</p>

<p>Günlük ne kadar demire ihtiyaç var?</p>

<p>Demir ihtiyacı herkeste aynı değil.</p>

<p>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından kullanılan beslenme referanslarına göre yetişkin erkeklerde günlük önerilen miktar 8 miligram.</p>

<p>19-50 yaş arasındaki yetişkin kadınlarda 18 miligram, 51 yaş ve üzerindeki yetişkinlerde ise 8 miligram olarak belirtiliyor.</p>

<p>Gebelikte ihtiyaç belirgin şekilde yükselerek günlük 27 miligrama ulaşıyor.</p>

<p>Bitkisel ağırlıklı veya tamamen bitkisel beslenenlarda ihtiyaç ayrıca önem kazanıyor çünkü bitkisel kaynaklardaki hem olmayan demirin emilimi daha düşük.</p>

<p>Bunlar genel beslenme referanslarıdır. Kişisel ihtiyaç yaşa, cinsiyete, gebeliğe, kan kaybına, beslenme biçimine ve sağlık durumuna göre değişebilir.</p>

<p>Yorgunluk varsa sadece daha fazla demir yemek yeterli mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Yorgunluk, baş dönmesi, nefes darlığı veya solgunluk demir eksikliğinde görülebilir ancak bu belirtiler yalnızca demir eksikliğine özgü değildir.</p>

<p>Üstelik her anemi de demir eksikliğinden kaynaklanmaz.</p>

<p>B12 veya folat eksikliği, kronik hastalıklar, enfeksiyon ve inflamasyon, genetik kan hastalıkları ve çeşitli başka durumlar anemiye yol açabilir.</p>

<p>Demir eksikliği ise yetersiz alımın yanı sıra yoğun adet kanaması, gebelik, sindirim sisteminden kan kaybı veya demirin bağırsaktan yeterince emilememesi gibi nedenlerle gelişebilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle nedeni açıklanamayan veya tekrarlayan demir eksikliğinde yalnızca beslenmeyi değiştirmek yerine altta yatan nedenin araştırılması önem taşır.</p>

<p>Demir takviyesi herkese uygun mu?</p>

<p>Demir içeren besinleri dengeli beslenmenin parçası haline getirmek ile ihtiyaç olmadığı halde yüksek doz demir takviyesi kullanmak aynı şey değildir.</p>

<p>Demir takviyeleri belirli durumlarda gerekli olabilir ancak gereksiz veya aşırı demir alımı zararlı olabilir. Takviyeler ayrıca bulantı, karın rahatsızlığı ve kabızlık gibi yan etkilere yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “kendimi yorgun hissediyorum” düşüncesiyle gelişigüzel demir takviyesine başlamak yerine, demir eksikliği şüphesinin uygun kan testleri ve sağlık değerlendirmesiyle araştırılması daha güvenli bir yaklaşımdır.</p>

<p>Demir açısından güçlü bir tabak nasıl kurulabilir?</p>

<p>Demir alımını artırmak için tek bir “süper besin” aramaya gerek yok.</p>

<p>Daha uygulanabilir yaklaşım, beslenme düzeninde farklı demir kaynaklarına yer vermek ve özellikle bitkisel demiri C vitamini içeren gıdalarla eşleştirmek.</p>

<p>Et ve balık tüketenler hayvansal kaynaklardan yararlanabilirken, vejetaryen veya vegan beslenenler mercimek, fasulye, nohut, tofu, koyu yeşil yapraklı sebzeler, kuruyemişler ve uygun zenginleştirilmiş ürünlerden demir alabilir.</p>

<p>Asıl mesele tek bir öğünde rekor miktarda demir almak değil, kişinin ihtiyacına uygun ve sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturmak.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri Besin Takviyeleri Ofisi – Iron: Fact Sheet for Health Professionals – 2025.</li>
 <li>ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri Besin Takviyeleri Ofisi – Iron: Fact Sheet for Consumers – 2026.</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – Anaemia – Fact Sheet – 2025.</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – WHO Global Anaemia Estimates: Key Findings, 2025 – 2025 – ISBN: 978-92-4-011393-0.</li>
 <li>Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Servisi – Iron Deficiency Anaemia – Son değerlendirme 2024.</li>
 <li>WebMD – Top Foods High in Iron – Tıbbi değerlendirme 2025.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ispanaktan-mercimege-et-ve-deniz-urunlerine-demir-icin-ne-yemeli</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 01:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8264.jpeg" type="image/jpeg" length="40236"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ticaret Bakanlığında Üst Düzey Atamalar: 2 Bölge Müdürü Görevden Alındı, 6 Atama Yapıldı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ticaret-bakanliginda-ust-duzey-atamalar-2-bolge-muduru-gorevden-alindi-6-atama-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ticaret-bakanliginda-ust-duzey-atamalar-2-bolge-muduru-gorevden-alindi-6-atama-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ticaret Bakanlığı bünyesindeki Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüklerinde kapsamlı görev değişikliğine gidildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan 2026/237 sayılı kararla iki bölge müdürü görevden alınırken, İstanbul, Uludağ, Doğu Anadolu, Kaçkar, Orta Akdeniz ve Doğu Karadeniz bölge müdürlüklerine yeni atamalar gerçekleştirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ticaret Bakanlığında Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürleri Değişti</p>

<p>Ticaret Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüklerinde önemli görev değişiklikleri yapıldı.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasını taşıyan 15 Ağustos 2026 tarihli ve 2026/237 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında iki bölge müdürü görevden alınırken, altı Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğünde yeni görevlendirmeler yapıldı.</p>

<p>Karar, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2’nci maddesi gereğince alındı.</p>

<p>İki Bölge Müdürü Görevden Alındı</p>

<p>Karara göre;</p>

<p>Doğu Anadolu Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürü Temel Akkuş ile Gürbulak Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürü Metin Gürbüz görevden alındı.</p>

<p>İstanbul Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğüne Mehmet Enver Kök Atandı</p>

<p>Kararla birlikte bölge müdürlükleri arasında dikkat çeken görev değişiklikleri de gerçekleştirildi.</p>

<p>İstanbul Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürü Hayrettin Yıldırım, Uludağ Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğüne atandı.</p>

<p>İstanbul’daki görev ise Ege Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürü Mehmet Enver Kök’e verildi. Kök, yeni dönemde İstanbul Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürü olarak görev yapacak.</p>

<p>Doğu Anadolu’ya Hüseyin Topçuoğlu</p>

<p>Doğu Akdeniz Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürü Hüseyin Topçuoğlu, Doğu Anadolu Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğüne atandı.</p>

<p>Böylece görevden alınan Temel Akkuş’un ardından Doğu Anadolu’daki bölge müdürlüğü görevini Hüseyin Topçuoğlu üstlenecek.</p>

<p>Kaçkar Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürü Alp Giray Oldu</p>

<p>Karadeniz bölgesini ilgilendiren önemli atamalar da kararda yer aldı.</p>

<p>Doğu Karadeniz Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürü Alp Giray, Kaçkar Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğüne atandı.</p>

<p>Kaçkar Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürü Ersin Başaran ise Orta Akdeniz Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğüne getirildi.</p>

<p>Doğu Karadeniz’e Osman Göllüce Atandı</p>

<p>Karar kapsamında Orta Akdeniz Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürü Osman Göllüce, Doğu Karadeniz Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğüne atandı.</p>

<p>Böylece Doğu Karadeniz’de Alp Giray’dan boşalan görevi Osman Göllüce devralacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Atamalar İsim İsim</p>

<ul>
 <li>Temel Akkuş: Doğu Anadolu Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü görevinden alındı.</li>
 <li>Metin Gürbüz: Gürbulak Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü görevinden alındı.</li>
 <li>Hayrettin Yıldırım: İstanbul’dan Uludağ Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğüne atandı.</li>
 <li>Mehmet Enver Kök: Ege’den İstanbul Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğüne atandı.</li>
 <li>Hüseyin Topçuoğlu: Doğu Akdeniz’den Doğu Anadolu Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğüne atandı.</li>
 <li>Alp Giray: Doğu Karadeniz’den Kaçkar Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğüne atandı.</li>
 <li>Ersin Başaran: Kaçkar’dan Orta Akdeniz Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğüne atandı.</li>
 <li>Osman Göllüce: Orta Akdeniz’den Doğu Karadeniz Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğüne atandı.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>👔 Atamalar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ticaret-bakanliginda-ust-duzey-atamalar-2-bolge-muduru-gorevden-alindi-6-atama-yapildi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 00:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="46137"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda Üst Düzey Atama: Cenk Mehmet Oğuzsoy Göreve Getirildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kultur-ve-turizm-bakanliginda-ust-duzey-atama-cenk-mehmet-oguzsoy-goreve-getirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kultur-ve-turizm-bakanliginda-ust-duzey-atama-cenk-mehmet-oguzsoy-goreve-getirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdür Yardımcılığı görevinde değişikliğe gidildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan kararla Emin Özkan görevden alınırken, yerine Cenk Mehmet Oğuzsoy atandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı kararıyla görev değişikliği</p>

<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın üst yönetiminde yeni bir atama gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>15 Ağustos 2026 tarihli ve 2026/236 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı’na göre, Yatırım ve İşletmeler Genel Müdür Yardımcısı Emin Özkan görevden alındı.</p>

<p>Özkan’ın görevden alınmasıyla boşalan Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdür Yardımcılığına Cenk Mehmet Oğuzsoy atandı.</p>

<p>Atama 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında yapıldı</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla gerçekleştirilen görevden alma ve atama işleminin, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2’nci maddesi gereğince yapıldığı belirtildi.</p>

<p>Böylece Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğünün üst yönetim kadrosunda görev değişikliği gerçekleşmiş oldu.</p>

<p>Cenk Mehmet Oğuzsoy kimdir?</p>

<p>Yeni görevlendirmeyle birlikte Cenk Mehmet Oğuzsoy, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapacak.</p>

<p>Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü; turizm yatırımlarına ilişkin süreçler, turizm alan ve merkezlerine yönelik çalışmalar ile Bakanlığın yatırım ve işletme faaliyetleri kapsamında önemli görevler yürütüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>👔 Atamalar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kultur-ve-turizm-bakanliginda-ust-duzey-atama-cenk-mehmet-oguzsoy-goreve-getirildi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 00:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="17846"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Danışma Kurulu’na 11 Üye Atandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alevi-bektasi-kultur-ve-cemevi-baskanligi-danisma-kuruluna-11-uye-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alevi-bektasi-kultur-ve-cemevi-baskanligi-danisma-kuruluna-11-uye-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Danışma Kurulu üyeliklerine 11 isim seçildi. Karar, 15 Ağustos 2026 tarihli ve 2026/235 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı tarafından Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Danışma Kurulu üyeliklerine yapılan seçimler belli oldu.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan 2026/235 sayılı karar kapsamında Danışma Kurulu’nda görev yapacak 11 isim belirlendi.</p>

<p>Kararda, üyelerin 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 292/A maddesi gereğince seçildiği belirtildi.</p>

<p>Danışma Kurulu’na seçilen isimler</p>

<p>15 Ağustos 2026 tarihli kararın ekli listesine göre Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Danışma Kurulu üyeliklerine şu isimler seçildi:</p>

<ol>
 <li>Metin Tarhan</li>
 <li>Selahattin Özgündüz</li>
 <li>Serdar Gazi Karababa</li>
 <li>Timur Can Ulusoy</li>
 <li>Davut Eskiocak</li>
 <li>Eşref Doğan</li>
 <li>Hacı Dursun Gümüşoğlu</li>
 <li>Yahya Kalender</li>
 <li>Alemdar Mustafa Yalçın</li>
 <li>Hüseyin Uğurlu</li>
 <li>Muharrem Ercan</li>
</ol>

<p>Danışma Kurulu’nun yeni üyeleri belirlendi</p>

<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından imzalanan kararla birlikte Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesindeki Danışma Kurulu’nun yeni üye yapısı da belirlenmiş oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Danışma Kurulu, Alevi-Bektaşi kültürünün araştırılması ve geliştirilmesi, cemevlerine ilişkin çalışmalar ile Başkanlığın görev alanına giren konularda değerlendirme ve önerilerin oluşturulmasında danışma mekanizması olarak görev yapıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>👔 Atamalar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alevi-bektasi-kultur-ve-cemevi-baskanligi-danisma-kuruluna-11-uye-atandi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="67072"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda Yeni Atama: Zeynep Bilgin Eraslan Genel Müdür Yardımcısı Oldu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/enerji-ve-tabii-kaynaklar-bakanliginda-yeni-atama-zeynep-bilgin-eraslan-genel-mudur-yardimcisi-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/enerji-ve-tabii-kaynaklar-bakanliginda-yeni-atama-zeynep-bilgin-eraslan-genel-mudur-yardimcisi-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan atama kararıyla, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Dış İlişkiler Genel Müdür Yardımcılığı görevine Zeynep Bilgin Eraslan atandı. Karar, 16 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı tarafından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde yeni bir atama gerçekleştirildi.</p>

<p>16 Ağustos 2026 tarihli ve 33342 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/233 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında açık bulunan Dış İlişkiler Genel Müdür Yardımcılığı görevine Zeynep Bilgin Eraslan atandı.</p>

<p>Zeynep Bilgin Eraslan Dış İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı oldu</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanan kararda, atamanın 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2’nci maddesi gereğince gerçekleştirildiği belirtildi.</p>

<p>Kararda şu hüküm yer aldı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında açık bulunan Dış İlişkiler Genel Müdür Yardımcılığına, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2’nci maddesi gereğince Zeynep Bilgin Eraslan atanmıştır.”</p>

<p>15 Ağustos 2026 tarihini taşıyan karar, Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla kamuoyuna duyuruldu.</p>

<p>Enerji Bakanlığı’nın dış ilişkiler yönetiminde yeni görevlendirme</p>

<p>Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının uluslararası enerji ilişkileri ve ülkeler arası iş birliği süreçlerinde görev üstlenen birimleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Zeynep Bilgin Eraslan, Cumhurbaşkanlığı kararı doğrultusunda Dış İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>👔 Atamalar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/enerji-ve-tabii-kaynaklar-bakanliginda-yeni-atama-zeynep-bilgin-eraslan-genel-mudur-yardimcisi-oldu</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="36244"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50677"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="62445"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69903"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46381"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="92843"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="43508"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
