<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 04 Sep 2026 00:24:44 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi 4/B Personel Alımı İlanı Yayımlandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-teknik-universitesi-4b-personel-alimi-ilani-yayimlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-teknik-universitesi-4b-personel-alimi-ilani-yayimlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi, 657 sayılı Kanun’un 4/B maddesi kapsamında toplam 93 sözleşmeli personel alımı yapacağını duyurdu. Hemşire, sağlık teknikeri, teknisyen ve destek personeli unvanlarında yapılacak alımlar için başvurular 4-18 Eylül 2026 tarihleri arasında Kariyer Kapısı üzerinden alınacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörlüğü, 4/B sözleşmeli personel alım ilanını yayımladı. İlanda, üniversitenin merkez birimleri ile Farabi Hastanesi bünyesinde görevlendirilmek üzere toplam 93 personel alınacağı bildirildi.</p>

<p>Alımlar, yazılı veya sözlü sınav yapılmaksızın 2024 KPSS (B) grubu puan sıralaması esas alınarak gerçekleştirilecek. Lisans mezunları için KPSSP3, ön lisans mezunları için KPSSP93, ortaöğretim mezunları için ise KPSSP94 puan türü dikkate alınacak.</p>

<p>Başvurular 4 Eylül 2026 tarihinde başlayacak ve 18 Eylül 2026 tarihinde sona erecek. Adaylar başvurularını Kariyer Kapısı Kamu İşe Alım ekranı üzerinden elektronik ortamda yapacak. Şahsen, posta veya diğer yollarla yapılan başvurular kabul edilmeyecek.</p>

<p>İlanda yer alan kadro dağılımına göre KTÜ’ye 20 hemşire, 59 destek personeli, 9 sağlık teknikeri ve 5 teknisyen olmak üzere toplam 93 sözleşmeli personel alınacak.</p>

<p>Alım yapılacak kadrolar arasında tekniker, teknisyen, sağlık teknikeri, hemşire ve destek personeli unvanları yer aldı. Tekniker kadrosunda biyomedikal cihaz alanı için 1 kişi alınacak. Teknisyen kadrolarında elektrik-elektronik alanı için 1, makine alanı için 3 ve yapı tesisat sistemleri alanı için 1 kişilik kontenjan ayrıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık teknikeri kadrolarında elektronörofizyoloji alanı için 2, tıbbi görüntüleme alanı için 5 ve tıbbi laboratuvar alanı için 1 kişi istihdam edilecek. Hemşire kadrosunda ise Farabi Hastanesi’nde görevlendirilmek üzere 10 erkek ve 10 kadın olmak üzere toplam 20 kişilik kontenjan açıldı.</p>

<p>Destek personeli alımlarında merkez ve Farabi Hastanesi için farklı kontenjanlar belirlendi. Bu kapsamda merkez birimlerde 5 kadın, 8 erkek ve 1 kadın/erkek destek personeli; Farabi Hastanesi’nde ise 22 erkek ve 23 kadın destek personeli alınacak.</p>

<p>Adayların 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde belirtilen genel şartları taşıması gerekiyor. Ayrıca başvurulan pozisyona uygun öğrenim şartının sağlanması, ilgili KPSS puan türünden en az 60 puan alınmış olması ve herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alınmaması gerekiyor.</p>

<p>Üniversite tarafından yapılan açıklamaya göre adaylar ilanda sadece bir pozisyona başvuruda bulunabilecek. Gerçeğe aykırı beyanda bulunan veya eksik belge sunan adayların başvuruları kabul edilmeyecek.</p>

<p>Sonuçların, ilgili KPSS puan türü sıralaması dikkate alınarak başvuru bitim tarihini takip eden 15 gün içinde açıklanacağı bildirildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>💼 Kariyer</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-teknik-universitesi-4b-personel-alimi-ilani-yayimlandi</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 00:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9727.jpeg" type="image/jpeg" length="93595"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uyku, Alkol ve Spor Üzerine Üç Yeni Araştırmadan Sağlık Sinyalleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/uyku-alkol-ve-spor-uzerine-uc-yeni-arastirmadan-saglik-sinyalleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/uyku-alkol-ve-spor-uzerine-uc-yeni-arastirmadan-saglik-sinyalleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son iki günde yayımlanan üç araştırma, uyku düzeni, alkol kullanımı ve ergenlerde spor alışkanlıklarının sağlıkla ilişkisine yeni veriler ekledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Scientific Reports’taki çalışmalar uyku evresi dinamiklerinin uzun dönem kalp-damar riskiyle bağlantısını ve 9 bin 366 öğrencide spor ilgisi ile bilişsel gelişim arasındaki mütevazı ilişkiyi ortaya koyarken, The Lancet Regional Health – Americas analizi ABD’de alkole atfedilen yıllık kanser ölümlerinin 1990’dan 2023’e yaklaşık iki katına çıktığını gösterdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uyku sırasında beynin hangi evrelerden geçtiği, toplum düzeyinde alkole atfedilen kanser ölümleri ve ergenlerin spor alışkanlıkları... Eylül ayının ilk günlerinde yayımlanan üç ayrı araştırma, günlük yaşamla sağlık arasındaki ilişkiye farklı pencerelerden baktı.<br />
Scientific Reports’ta 2 ve 3 Eylül 2026’da yayımlanan iki çalışma uyku ve fiziksel aktiviteye odaklanırken, The Lancet Regional Health – Americas’ta 2 Eylül’de yayımlanan üçüncü araştırma ABD’de 33 yıllık kanser ölüm yükünü değerlendirdi. Çalışmaların tasarımları ve yanıtlamaya çalıştıkları sorular farklı olduğu için sonuçların kendi kanıt düzeyleri içinde değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
Uyku evreleri kalp-damar riski hakkında ipucu verebilir<br />
Uyku araştırmasında, uzun soluklu Sleep Heart Health Study kapsamında takip edilen 2 bin 579 kişinin kayıtları incelendi. Katılımcıların araştırmanın başlangıcında daha önce kalp-damar olayı yaşamamış olması ve uykuyu etkileyen ilaç kullanmaması çalışma grubunun seçim ölçütleri arasındaydı.<br />
Araştırmacılar yalnızca kişinin toplam ne kadar uyuduğunu incelemedi. Uyanıklık, hafif uyku, derin uyku ve REM uykusunun süreleri ile bu evreler arasındaki gece boyunca gerçekleşen geçişler makine öğrenmesi modellerine aktarıldı.<br />
Uyku evrelerinin yapısı; yaş, vücut kitle indeksi ve sigara kullanımı gibi yaygın risk faktörleriyle birlikte değerlendirildiğinde model, doğrudan solunum ölçümleri kullanılmadan orta ve ağır düzeyde uykuda solunum bozukluğunu yüzde 76,1 AUROC değeriyle ayırt edebildi.<br />
AUROC, bir modelin iki grubu birbirinden ayırma başarısını değerlendiren istatistiksel bir ölçü. Bu sonuç klinikte tek başına tanı koyabilecek bir test anlamına gelmiyor; uyku örüntülerinin uykuda solunum bozukluklarıyla ilgili bilgi taşıyabileceğini gösteriyor.<br />
On yılı aşan takipte kalp-damar olayları değerlendirildi<br />
Araştırmanın ikinci bölümünde aynı uyku özelliklerinin gelecekteki kalp-damar olaylarıyla ilişkisi incelendi.<br />
On yılı aşan takipte kullanılan modelin kardiyovasküler olayları tahmin etme performansını gösteren concordance-index değeri yüzde 73,3 olarak hesaplandı. Solunum bozukluğunun yaygın göstergelerinden apne-hipopne indeksi modele dahil edilmediğinde de uyku evresi örüntülerinin tahmin açısından bilgi taşımaya devam ettiği görüldü.<br />
Araştırmada derin uykudan hafif uykuya veya REM uykusundan derin uykuya geçiş gibi daha nadir bazı örüntüler de kalp-damar açısından daha yüksek riskle ilişkilendirildi. Bazı geçişlerde tahmini risk farkı yüzde 10’a kadar ulaştı.<br />
Bu bulgu, belirli bir uyku geçişinin kalp hastalığına yol açtığını kanıtlamıyor. Uyku yapısındaki değişikliklerin uykuda solunum bozuklukları, yaş, metabolik durum veya ölçülmeyen başka sağlık faktörleriyle bağlantılı olması mümkün.<br />
Araştırma bu nedenle mevcut kalp-damar risk hesaplamalarının yerini alabilecek hazır bir test sunmuyor. Bulgular daha çok uyku evrelerinin gelecekte risk değerlendirmesine eklenebilecek biyolojik göstergeler arasında araştırılabileceğini düşündürüyor.<br />
Alkole atfedilen kanser ölümlerinin yıllık sayısı yaklaşık ikiye katlandı<br />
İkinci çalışma, ABD’de alkol tüketimine atfedilebilen kanser ölüm yükünün 1990 ile 2023 arasındaki değişimini inceledi.<br />
University of Miami Miller School of Medicine bünyesindeki Sylvester Comprehensive Cancer Center araştırmacılarının yürüttüğü ve The Lancet Regional Health – Americas’ta yayımlanan analizde Küresel Hastalık Yükü verileri kullanıldı.<br />
Araştırmacıların modellemesine göre ABD’de alkole atfedilen yıllık kanser ölümü sayısı 1990’da 11 bin 361 iken 2023’te 23 bin 126’ya çıktı. Bu, 33 yılda toplam sayının yaklaşık yüzde 103 artması anlamına geliyor.<br />
Bu rakam, bir kişinin alkol nedeniyle kanserden ölme riskinin yüzde 103 arttığı anlamına gelmiyor.<br />
Çalışmada yer alan “alkole atfedilen ölüm” kavramı, tek tek ölüm belgelerinde alkolün ölüm nedeni olarak yazıldığı vakaları ifade etmiyor. Hesaplama; toplumdaki alkol maruziyeti ile belirli kanserlerin alkolle bilinen risk ilişkilerinin epidemiyolojik modellerde bir araya getirilmesine dayanıyor.<br />
Nüfus büyüklüğü ve yaş dağılımındaki değişimler de yıllar içindeki toplam ölüm sayısını etkileyebileceği için sonuçların kişisel risk ölçüsü olarak yorumlanmaması gerekiyor.<br />
Kanser yükü yalnızca karaciğerle sınırlı değil<br />
Analizde erkekler ve 55 yaş üzerindeki yetişkinler alkole atfedilen kanser ölüm yükünün daha yüksek olduğu gruplar arasında yer aldı.<br />
20-54 yaş grubunda erkeklerde kolorektal kanser, kadınlarda ise meme kanseri alkole atfedilen kanser ölümlerinde öne çıktı. Araştırmanın sonuçları, alkolle ilişkili kanser yükünün yalnızca karaciğer kanseri üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor.<br />
Alkol tüketiminin ağız boşluğu, yutak, gırtlak, yemek borusu, karaciğer, meme ve kolorektal kanserlerle nedensel ilişkisi uzun süredir uluslararası kanser araştırmaları tarafından kabul ediliyor. Yeni çalışma ise bu ilişkinin ABD’deki ölüm yükünün son otuz yıldaki görünümünü ortaya koyuyor.<br />
9 bin 366 öğrencide spor ve bilişsel gelişim incelendi<br />
Günün üçüncü araştırması ergenlik dönemine odaklandı. Scientific Reports’ta 3 Eylül 2026’da yayımlanan çalışmada Çin Eğitim Panel Araştırması kapsamında izlenen 9 bin 366 yedinci sınıf öğrencisinin verileri kullanıldı.<br />
Araştırmacılar öğrencilerin spora ilgisini, ders dışı spor etkinliklerini, hafta içi ve hafta sonu fiziksel aktivite sürelerini, ebeveynleriyle egzersiz yapma sıklığını ve okulların beden eğitimiyle ilişkili olanaklarını değerlendirdi.<br />
Bu özellikler başlangıçtaki bilişsel performans, akademik başarı ve diğer sosyal değişkenlerle birlikte makine öğrenmesi modellerine aktarıldı. Amaç öğrencilerin yaklaşık bir yıl sonraki bilişsel gelişimini hangi faktörlerin daha iyi öngördüğünü belirlemekti.<br />
Spor değişkenlerinin katkısı sınırlı ancak ölçülebilir<br />
Modelde öğrencilerin gelecekteki bilişsel performansını açıklayan en güçlü göstergeler, başlangıçtaki bilişsel düzey ve akademik başarıydı.<br />
Sporla ilgili bireysel davranışlar ve okulun beden eğitimi kaynakları toplam model katkısının yüzde 5,5’ini oluşturdu. Bunun yüzde 3,7’si öğrencilerin spor davranışlarından, yüzde 1,8’i okul kaynaklarından kaynaklandı.<br />
Sporla ilişkili değişkenler arasında okulun koşu parkuru uzunluğu, hafta sonu spora ayrılan süre ve ebeveynlerle birlikte egzersiz yapma sıklığı daha yüksek tahmin katkısı gösterdi.<br />
Ek istatistiksel analizde spora ilgi duyan öğrencilerle bir yıllık bilişsel gelişim arasında küçük fakat istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı. Araştırmacıların duyarlılık analizi ise ölçülmeyen başka faktörlerin bu ilişkiyi etkileyebileceğine işaret etti.<br />
Dolayısıyla çalışma, spor yapmanın çocukları doğrudan “daha zeki” hale getirdiğini göstermiyor. Bulgular, spor ilgisinin bilişsel gelişimle mütevazı biçimde ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor.<br />
Üç araştırma farklı sorulara yanıt arıyor<br />
Çalışmaları tek bir yaşam tarzı reçetesinde birleştirmek mümkün değil.<br />
Uyku araştırması, uyku evrelerinin yapısında kalp-damar riskiyle bağlantılı olabilecek bilgiler bulunup bulunmadığını araştırıyor. Alkol analizi, bireysel riskten çok ABD nüfusundaki kanser ölüm yükünü inceliyor. Ergenlerde spor çalışması ise fiziksel aktiviteyi bilişsel gelişimi etkileyebilecek çok sayıdaki değişkenden biri olarak ele alıyor.<br />
Bu nedenle üç araştırmanın sonuçları da neden-sonuç iddiasından kaçınılarak okunmalı. Yeni veriler klinik uygulamanın veya bireysel sağlık önerilerinin tek başına değiştirilmesi için yeterli değil; ancak uyku sağlığı, alkolün kanser yükü ve ergenlerde fiziksel aktivitenin uzun dönem etkileri konusunda araştırılması gereken alanları daha görünür hale getiriyor.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
• Scientific Reports – Sleep-stage dynamics predict current sleep-disordered breathing and future cardiovascular risk, 2 Eylül 2026<br />
• The Lancet Regional Health – Americas – Alcohol-attributable cancer mortality in the United States, 1990–2023: a secondary analysis of Global Burden of Disease data, 2 Eylül 2026<br />
• Scientific Reports – Explainable machine learning predicts adolescent cognitive development from sport engagement in a national longitudinal survey, 3 Eylül 2026<br />
• University of Miami Miller School of Medicine, Sylvester Comprehensive Cancer Center – ABD’de alkole atfedilen kanser mortalitesi araştırması, 2 Eylül 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/uyku-alkol-ve-spor-uzerine-uc-yeni-arastirmadan-saglik-sinyalleri</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/uyku-alkol-spor-yeni-bulgular-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="23141"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Trabzonspor’da Teknik Direktör Trafiği: Conceição’dan Gerrard’a Son Durum]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-teknik-direktor-trafigi-conceicaodan-gerrarda-son-durum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-teknik-direktor-trafigi-conceicaodan-gerrarda-son-durum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fatih Tekke ile yollarını ayıran Trabzonspor’da yeni teknik direktör arayışı hızlandı. Başkan Ertuğrul Doğan yabancı teknik adam ihtimalini güçlendirirken Sérgio Conceição, Vítor Pereira, Marcelino ve Steven Gerrard isimleri kulislerde öne çıktı. Ancak Portekiz’den gelen son haber, adaylardan biri için tabloyu değiştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Trabzonspor’da Hoca Operasyonu: Masadaki Kulis İsimleri Ortaya Çıkıyor</p>

<p>Trabzonspor’da Fatih Tekke sonrası teknik direktör arayışı sürerken bordo-mavili yönetimin önüne çok sayıda yabancı teknik adam ismi geliyor. Başkan Ertuğrul Doğan’ın yeni hocanın yabancı olma ihtimalinin yüksek olduğunu açıklaması, arayışın yönünü de büyük ölçüde ortaya koydu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doğan, teknik direktör seçiminde acele edilmeyeceğini belirtirken bazı teknik adamlardan Trabzonspor için planlama yapmalarının istendiğini de açıkladı. Bu ifade, yönetimin yalnızca isim toplamadığını, adayların projelerini de değerlendirdiğini gösteriyor.</p>

<p>Sérgio Conceição için Portekiz’den önemli gelişme</p>

<p>Kulislerde en fazla öne çıkan isimlerden biri Sérgio Conceição oldu. Türkiye’de Portekizli teknik adamla ilk temasın gerçekleştirildiği ve mali şartlarla birlikte mevcut kadroya ilişkin görüşlerinin değerlendirildiği ileri sürüldü.</p>

<p>Ancak Portekiz’den gelen son haber bu dosyada önemli bir fren anlamına geliyor.</p>

<p>Portekiz’in önde gelen spor gazetelerinden O JOGO⁠, Conceição’nun Trabzonspor’a gitmeyi düşünmediğini ve geleceği için başka seçenekleri değerlendirdiğini bildirdi. Bu nedenle Türkiye’deki “ilk temas” haberlerine rağmen Conceição’nun şu aşamada Trabzonspor’un başına geçmeye en yakın aday olduğunu söylemek doğru görünmüyor.</p>

<p>Vítor Pereira seçeneği masada</p>

<p>İkinci güçlü Portekizli aday ise Vítor Pereira.</p>

<p>Türkiye’deki haberlerde Pereira’nın Trabzonspor seçeneklerinden biri olduğu ve Türkiye’de yeniden çalışmaya sıcak baktığı belirtiliyor. Portekiz basını da hem Pereira hem Conceição’nun Trabzonspor için gündeme geldiğini haberleştirdi. Ancak O JOGO’nun ilk haberi, bu isimlerin Türk basınında aday gösterildiğini özellikle belirtiyor. Dolayısıyla bunu henüz Trabzonspor ile Pereira arasında sonuç almaya yaklaşmış bir pazarlık olarak okumamak gerekiyor.</p>

<p>Bununla birlikte Conceição cephesinden gelen olumsuz haber, Pereira seçeneğinin göreceli olarak daha dikkat çekici hale gelmesine yol açabilir.</p>

<p>Marcelino da kulis listesindeki isimlerden</p>

<p>İspanyol teknik adam Marcelino’nun adı da Trabzonspor için geçiyor. Başkan Doğan’ın açıklamalarını aktaran haberlerde Pereira ve Conceição ile birlikte Marcelino da aday havuzunda gösterildi.</p>

<p>Buna karşın şu ana kadar İspanyol basınında Marcelino ile Trabzonspor arasında ileri aşamaya ulaşmış bir görüşmeyi güçlü biçimde doğrulayan bağımsız bir haber bulunmuyor.</p>

<p>Bu nedenle Marcelino dosyası şimdilik aday/kulis seviyesinde tutulmalı.</p>

<p>Steven Gerrard sürprizi</p>

<p>Günün en dikkat çekici isimlerinden biri ise Steven Gerrard oldu.</p>

<p>İngiliz teknik adamın Trabzonspor’a önerildiği bildirildi. Buradaki ayrıntı önemli: Gerrard’ın kulübe önerilmiş olması ile Trabzonspor yönetiminin Gerrard’ı öncelikli aday olarak belirleyip resmi görüşmeye başlaması aynı şey değil. İlk haber zincirinde esas bilgi Gerrard’ın yönetime önerildiği yönünde.</p>

<p>Bazı sonraki haberlerde taraflar arasında temas kurulduğu ileri sürülse de bunu şu aşamada güçlü İngiliz kaynaklarından bağımsız biçimde doğrulayabilmiş değiliz.</p>

<p>Bu nedenle Gerrard ismi ilgi çekici olmakla birlikte henüz “Trabzonspor’un yeni hocası olmaya yakın” şeklinde sunulmamalı.</p>

<p>Conte konusunda kapı kapandı</p>

<p>Antonio Conte ismi son günlerde Trabzonspor’la güçlü biçimde yan yana getirilmişti. Ancak bu dosyada en güçlü kaynak doğrudan Başkan Ertuğrul Doğan.</p>

<p>Doğan, Conte ile görüşmediklerini ve tanışmadıklarını açık biçimde söyledi. Fatih Terim, Şenol Güneş ve Abdullah Avcı’nın da gündemde olmadığını, kontratı bulunan Arda Turan için de mevcut durumda bir girişim bulunmadığını ifade etti.</p>

<p>Dolayısıyla Conte ismini güncel teknik direktör yarışının ön sıralarında göstermek için şu anda yeterli dayanak bulunmuyor.</p>

<p>Kulislerde Son Tablo</p>

<p>Şu anki bilgiler birlikte değerlendirildiğinde Vítor Pereira dosyası izlenmeye değer adaylardan biri olarak duruyor. Sérgio Conceição ciddi biçimde gündeme gelmesine rağmen O JOGO’nun son haberi Portekizli çalıştırıcının Trabzonspor seçeneğine sıcak bakmadığını gösteriyor. Marcelino için somut görüşme teyidi beklenirken Steven Gerrard’ın ise kulübe önerildiği biliniyor.</p>

<p>Asıl belirleyici gelişme, Ertuğrul Doğan’ın sözünü ettiği Trabzonspor için planlama hazırlaması istenen teknik adamların kim olduğunun ortaya çıkması olacak.</p>

<p>Bordo-mavili yönetimin henüz resmi tercih açıklamaması nedeniyle önümüzdeki saatlerde aday listesinin daralması veya şu ana kadar kamuoyuna yansımayan yeni bir ismin ortaya çıkması da mümkün.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Spor</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzonsporda-teknik-direktor-trafigi-conceicaodan-gerrarda-son-durum</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9723.jpeg" type="image/jpeg" length="89455"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zenginlerin Ağzındaki Yoksul Dişleri: 18. Yüzyılın Şaşırtıcı Tıp Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zenginlerin-agzindaki-yoksul-disleri-18-yuzyilin-sasirtici-tip-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zenginlerin-agzindaki-yoksul-disleri-18-yuzyilin-sasirtici-tip-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[British Dental Journal’ın 13 Şubat 2026 tarihli sayısında yeniden ele alınan Thomas Rowlandson’ın 1787 tarihli ünlü gravürü, 18. yüzyıl İngiltere’sinde yoksul gençler ve çocuklardan para karşılığı alınan sağlam dişlerin varlıklı hastalara nakledildiği tartışmalı uygulamayı hatırlattı. Dönemin önde gelen cerrahlarından John Hunter’ın da bilimsel olarak ilgilendiği kişiden kişiye diş nakilleri, sınırlı başarı ve enfeksiyon tehlikesi nedeniyle zamanla terk edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>British Dental Journal, 13 Şubat 2026 tarihli 240. cilt üçüncü sayısının kapağında Thomas Rowlandson’ın 1787’de hazırladığı <i>Transplanting of Teeth</i> adlı gravüre yer vererek 18. yüzyıl İngiltere’sindeki en sıra dışı diş hekimliği uygulamalarından birini yeniden hatırlattı. British Dental Association Müze Hizmetleri Başkanı Rachel Bairsto tarafından kaleme alınan tarihsel değerlendirme, bir kişiden çekilen sağlam dişin başka bir hastaya nakledilmesi uygulamasını tıp tarihi ve sosyal sınıf ilişkisi üzerinden ele aldı.</p>

<p>Rowlandson’ın 1787’de hazırladığı ve 1790’da William Holland tarafından yayımlanan renkli gravürde, yoksul bir baca temizleyicisinin sağlam dişinin çekildiği görülüyor. Hemen yanında ise dişin nakledileceği varlıklı bir kadın hasta bekliyor.</p>

<p>Arka planda dişleri çekilmiş iki yoksul çocuk yer alıyor. Çocuklardan birinin elinde aldığı para bulunuyor. Kapıdaki ilan ise canlı dişler için para ödendiğini bildiriyor.</p>

<p>Gravür yalnızca dönemin diş tedavisini değil, insan bedeninin ekonomik güç karşısındaki konumunu da hicvediyor.</p>

<h2>Sağlam bir diş başka bir insana naklediliyordu</h2>

<p>Bugünün diş hekimliği açısından sıra dışı görünen kişiden kişiye diş nakli, 18. yüzyılda gerçekten uygulanan yöntemlerden biriydi.</p>

<p>Temel fikir basitti: Yeni çekilmiş sağlıklı bir insan dişi, dişini kaybetmiş başka bir kişinin boş diş yuvasına yerleştiriliyordu.</p>

<p>Dönemin önde gelen cerrahlarından John Hunter, bu yöntemle ciddi biçimde ilgilenen isimlerden biri oldu.</p>

<p>Hunter, 1771’de yayımladığı <i>The Natural History of the Human Teeth</i> ve 1778’de yayımlanan tamamlayıcı çalışması <i>A Practical Treatise on the Diseases of the Teeth</i> içinde diş hastalıkları ve nakil uygulamalarını ayrıntılı biçimde ele aldı.</p>

<p>Nakledilen dişin uygun biçimde yerleştirilmesinden sonra komşu dişlere ipek ya da benzeri bir bağla sabitlenmesini tarif etti.</p>

<p>Ancak işlemin önünde temel bir soru vardı:</p>

<p>Sağlam diş nereden bulunacaktı?</p>

<p>Cevap çoğu zaman başka bir insanın ağzıydı.</p>

<h2>Yoksul gençler ve çocuklar da diş vericileri arasındaydı</h2>

<p>Dönemin tarihsel ve görsel kayıtları, diş temininin yalnızca tıbbi değil aynı zamanda ekonomik bir mesele olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Varlıklı hastalar kaybettikleri dişlerin yerine sağlıklı bir diş ararken, para ihtiyacı içindeki yoksul insanlar da sağlam dişlerini satabiliyordu.</p>

<p>Rowlandson’ın gravüründe yoksul gençler ve çocuklar diş vericileri olarak betimleniyor.</p>

<p>Bu nedenle eser, yalnızca bir diş tedavisi uygulamasının kaydı olarak görülmüyor. Aynı zamanda dönemin sosyal sınıfları arasındaki eşitsizliğin güçlü bir hicvi olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Bir tarafta para karşılığında kaybettiği dişin yerini doldurabilecek insanlar vardı.</p>

<p>Diğer tarafta ise birkaç sikke karşılığında sağlıklı dişinden vazgeçenler.</p>

<p>Diş böylece yalnızca insan bedeninin bir parçası olmaktan çıkıyor, ekonomik değeri olan bir nesneye dönüşüyordu.</p>

<h2>John Hunter insan dişini horoz ibiğine nakletti</h2>

<p>Hunter’ın diş nakliyle ilgili en sıra dışı deneylerinden biri hayvan üzerinde gerçekleştirildi.</p>

<p>Cerrah, bir insandan alınan sağlam bir dişi horozun ibiğinde oluşturulan yaraya yerleştirerek sabitledi.</p>

<p>Amacı, diş ile canlı dokunun yeniden bağlantı kurup kuramayacağını incelemekti.</p>

<p>Hunter daha sonra deneylerinden birinde diş ile çevredeki doku arasında damarsal bağlantı oluştuğunu bildirdi.</p>

<p>Ancak kendi kayıtları, bunun düzenli biçimde tekrarlanabilen bir başarı olmadığını gösteriyor. Çok sayıdaki denemeden yalnızca birinde bu sonucu elde ettiğini aktardı.</p>

<p>Bu ayrıntı önemli.</p>

<p>Deney, modern transplantasyon biyolojisinin başarılı bir öncülü olarak değil, doku uyumu ve bağışıklık sisteminin henüz bilinmediği bir çağın deneysel arayışı olarak değerlendirilmelidir.</p>

<ol start="18">
 <li>
 <p>yüzyılda doku reddinin mekanizmaları bilinmiyordu.</p>
 </li>
</ol>

<p>Kan grupları keşfedilmemişti.</p>

<p>Modern mikrobiyoloji gelişmemişti.</p>

<p>Antisepsi ve antibiyotikler de henüz tıbbın kullanımında değildi.</p>

<p>Buna rağmen hekimler bir bedenden alınan dokunun başka bir canlı ortamda yaşamaya devam edip edemeyeceğini araştırmaya başlamıştı.</p>

<h2>Dişle birlikte enfeksiyon da taşınabiliyordu</h2>

<p>Kişiden kişiye diş naklinin en ciddi sorunlarından biri enfeksiyon riskinin yeterince bilinmemesiydi.</p>

<p>Yeni çekilmiş bir diş, başka bir insanın açık diş yuvasına yerleştiriliyordu.</p>

<p>Bugün böyle bir işlemde vericiden alıcıya enfeksiyon aktarılması temel güvenlik sorunlarından biri olarak değerlendirilirdi.</p>

<p>Dönemin hekimleri ise mikroorganizmaların hastalıklardaki rolüne ilişkin modern bilgiye sahip değildi.</p>

<p>Tarihsel tıp literatüründe kişiden kişiye yapılan diş nakillerinin sifiliz aktarımıyla ilişkilendirildiği vakalar ve uyarılar da bulunuyor.</p>

<p>Bu kayıtlar her naklin enfeksiyona yol açtığı anlamına gelmiyor. Ancak farklı kişiler arasında canlı dokuyla temas eden böyle bir uygulamanın ciddi bulaşıcı hastalık riski taşıdığı zamanla daha iyi anlaşıldı.</p>

<h2>Uzun süreli başarı nadirdi</h2>

<p>Kişiden kişiye yapılan diş nakillerinin bir başka önemli sorunu da kalıcı sonuçların güvenilir olmamasıydı.</p>

<p>Nakledilen dişler zaman içinde gevşeyebiliyor, kaybedilebiliyor veya enfeksiyon gelişebiliyordu.</p>

<p>Bu nedenle tarihsel allotransplantasyon, yani bir insandan başka bir insana diş nakli, günümüzdeki diş transplantasyonu uygulamalarıyla aynı yöntem olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Modern diş hekimliğinde seçilmiş hastalarda uygulanan ototransplantasyonda kişinin kendi dişi, aynı ağız içinde başka bir bölgeye taşınıyor.</p>

<p>Verici ve alıcı aynı kişi olduğu için biyolojik koşullar 18. yüzyıldaki kişiden kişiye nakilden bütünüyle farklı.</p>

<p>Modern görüntüleme, cerrahi teknikler, enfeksiyon kontrolü ve biyolojik bilgi sayesinde uygun vakalarda başarılı sonuçlar elde edilebiliyor.</p>

<h2>Yapay dişlerin gelişmesi yöntemin sonunu hızlandırdı</h2>

<ol start="18">
 <li>
 <p>yüzyıl sonu ve 19. yüzyılda protez diş yapımındaki gelişmeler, canlı insan dişine olan ihtiyacı giderek azalttı.</p>
 </li>
</ol>

<p>Aynı dönemde kişiden kişiye yapılan nakillerin uzun dönem başarısının sınırlı olduğu ve enfeksiyon aktarabileceği yönündeki bilgiler de arttı.</p>

<p>Bu gelişmeler sonucunda canlı diş satın alıp başka bir kişiye nakletme uygulaması 19. yüzyılda giderek gözden düştü.</p>

<p>Diş hekimliği başka bir yöne ilerledi.</p>

<p>İnsanlardan diş satın almak yerine kaybedilen dişleri yapay malzemelerle yerine koymaya yönelik yöntemler gelişti.</p>

<h2>2026 yayını yeni bir klinik araştırma değil</h2>

<p>British Dental Journal’ın Şubat 2026 tarihli yayını yeni bir tedavi çalışması, deney veya klinik araştırma niteliğinde değil.</p>

<p>Yayın, Thomas Rowlandson’ın tarihî gravürünü ve resmin arkasındaki diş hekimliği uygulamasını anlatan kısa bir tarihsel değerlendirme.</p>

<p>Bu nedenle hasta sayısı, kontrol grubu, klinik faz veya yeni bir tedavinin etkinliğine ilişkin sonuç bulunmuyor.</p>

<p>Yayının önemi, 18. yüzyıl diş hekimliğinin bugün büyük ölçüde unutulmuş bir uygulamasını modern tıp tarihi literatüründe yeniden görünür hâle getirmesinden kaynaklanıyor.</p>

<p>Şubat 2026 tarihli yayın güncel bir klinik gelişme olarak değil, tıp ve diş hekimliği tarihi açısından yeniden gündeme getirilen bir tarihsel belge olarak değerlendiriliyor.</p>

<h2>Bir gravür tıbbın sosyal tarihini de anlatıyor</h2>

<p>Rowlandson’ın resmi günümüzde yalnızca eski bir diş tedavisini belgelemiyor.</p>

<p>Gravürün en güçlü yönü, tıbbi işlemin etrafındaki ekonomik eşitsizliği de görünür kılması.</p>

<p>Varlıklı hastalar kaybettikleri dişleri yerine koymaya çalışırken yoksul insanlar sağlam dişlerinden vazgeçiyordu.</p>

<p>Bu tablo, modern tıp etiğinin temel kavramlarından biri olan özgür ve bilgilendirilmiş rıza açısından da tarihsel bir tartışma alanı oluşturuyor.</p>

<p>Bir insanın para ihtiyacı nedeniyle bedeninin sağlam bir parçasından vazgeçmesi, günümüz tıp etiğinde ekonomik baskı ve gönüllülük arasındaki sınırın sorgulanmasına yol açabilecek bir örnek.</p>

<p>Modern organ ve doku nakillerinde gönüllü rıza, tıbbi güvenlik, etik denetim ve ticari sömürünün önlenmesi temel ilkeler arasında bulunuyor.</p>

<ol start="18">
 <li>
 <p>yüzyılın diş nakilleri ise tıp tarihinin yalnızca yeni tekniklerin ve tedavilerin tarihi olmadığını gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ol>

<p>Tıp aynı zamanda insan bedenine ilişkin etik sınırların zaman içinde nasıl değiştiğinin de tarihi.</p>

<p>Rowlandson’ın yaklaşık iki buçuk asır önce çizdiği odada küçük bir diş el değiştiriyordu.</p>

<p>Fakat bugün o gravüre bakıldığında görülen mesele çok daha büyük:</p>

<p>Bir tarafta tıbbi ihtiyaç, diğer tarafta ekonomik güçsüzlük.</p>

<p>Ve ikisinin arasında insan bedeni.</p>

<h1>KAYNAKLAR</h1>

<p>• British Dental Journal – <i>Volume 240 Issue 3 Cover: Transplanting of Teeth, Thomas Rowlandson, 1787</i>, Rachel Bairsto, 13 Şubat 2026</p>

<p>• Royal College of Surgeons of England – <i>Transplanting of Teeth</i>, Thomas Rowlandson, 1787</p>

<p>• Wellcome Collection – <i>Transplanting of Teeth</i>, Thomas Rowlandson, 1787</p>

<p>• John Hunter – <i>The Natural History of the Human Teeth</i>, 1771</p>

<p>• John Hunter – <i>A Practical Treatise on the Diseases of the Teeth</i>, 1778</p>

<p>• The Lancet – Ruth Richardson, <i>Transplanting Teeth</i>, 1999</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zenginlerin-agzindaki-yoksul-disleri-18-yuzyilin-sasirtici-tip-hikayesi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/zenginlerin-agzindaki-yoksul-disleri-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="58232"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yorgunluk, Atak ve İlaç Saati: MS’te Teknoloji Nasıl Kullanılmalı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yorgunluk-atak-ve-ilac-saati-mste-teknoloji-nasil-kullanilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yorgunluk-atak-ve-ilac-saati-mste-teknoloji-nasil-kullanilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tekrarlayan-düzelen MS’te akıllı telefon uygulamaları, giyilebilir cihazlar ve dijital hatırlatıcılar; belirti takibi, ilaç düzeni ve günlük yaşam planlamasında hastaya yeni bir alan açıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>MS ile Yaşarken Teknoloji Ne Kadar Yardımcı Olabilir?</p>

<p>Tekrarlayan-düzelen multipl skleroz, yani RRMS, hastalığın ataklar ve sakin dönemlerle seyrettiği MS tipidir. Teknoloji bu hastalıkta tedavinin yerine geçmez; ancak belirtileri düzenli kaydetmek, ilaç saatlerini kaçırmamak, yorgunluğu izlemek ve hekim görüşmesine daha hazırlıklı gitmek için güçlü bir destek sağlayabilir.</p>

<p>MS’te en büyük zorluklardan biri belirtilerin gün gün değişebilmesidir. Bir gün yorgunluk belirginken başka bir gün uyuşma, görme bulanıklığı, denge sorunu, ağrı ya da dikkat güçlüğü öne çıkabilir. Bu değişken tablo, hastanın yalnızca hafızasına güvenerek hekimine tam bilgi vermesini zorlaştırabilir.</p>

<p>Belirti takip uygulamaları bu noktada devreye girer. Hasta; şikâyetin ne zaman başladığını, ne kadar sürdüğünü, şiddetini, eşlik eden ateş ya da enfeksiyon durumunu, uyku düzenini ve ilaç kullanımını aynı alanda kaydedebilir. Bu kayıtlar, özellikle “Bu gerçek bir atak mı, geçici kötüleşme mi?” sorusunun değerlendirilmesinde hekime yardımcı olabilir.</p>

<p>RRMS’te atak şüphesi her zaman dikkatle ele alınmalıdır. Yeni başlayan ya da belirgin artan bir belirti 24 saatten uzun sürüyorsa, günlük yaşamı etkiliyorsa veya görme, yürüme, güç kaybı, konuşma, yutma, idrar kontrolü gibi alanları ilgilendiriyorsa hasta vakit kaybetmeden nöroloji ekibiyle görüşmelidir. Uygulama kaydı yararlıdır ama atak tanısını uygulama değil hekim koyar.</p>

<p>Giyilebilir cihazlar da MS takibinde giderek daha fazla konuşuluyor. Akıllı saatler ve bileklikler adım sayısı, uyku süresi, hareket düzeyi ve bazen dengeyle ilişkili veriler sunabilir. Bu bilgiler tek başına hastalığın seyrini göstermez; fakat hastanın hareketliliğinde, uyku düzeninde ya da günlük dayanıklılığında ortaya çıkan değişimleri fark etmeyi kolaylaştırabilir.</p>

<p>Yorgunluk MS’in en sık ve en zorlayıcı yakınmalarından biridir. Dijital günlükler, hastanın hangi saatlerde daha çok yorulduğunu, hangi aktivitelerden sonra zorlandığını ve dinlenmeyle ne kadar toparlandığını göstermeye yardım edebilir. Böylece kişi gününü daha gerçekçi planlayabilir; hekim de yorgunluğun ilaç, uyku, enfeksiyon, ruh hali veya hastalık aktivitesiyle ilişkisini daha iyi sorgulayabilir.</p>

<p>İlaç hatırlatıcıları da önemli bir pratik destek sunar. RRMS tedavisinde kullanılan ilaçlar enjeksiyon, ağızdan alınan tedavi veya damar yoluyla verilen uygulamalar şeklinde olabilir. Tedavi planının aksaması, hastalık kontrolünü olumsuz etkileyebileceği için hatırlatıcılar özellikle yoğun çalışan, unutkanlık yaşayan veya birden fazla ilaç kullanan hastalarda işe yarayabilir.</p>

<p>Teknoloji yalnızca hastalık takibi için değil, günlük yaşamı kolaylaştırmak için de kullanılabilir. Sesle yazma, büyük yazı ayarı, ekran okuma, takvim uyarıları, not alma uygulamaları, akıllı ev sistemleri ve ulaşım planlama araçları; görme, el becerisi, dikkat, hafıza veya hareket kısıtlılığı yaşayan kişilerde bağımsızlığı destekleyebilir.</p>

<p>Uzaktan görüşme imkânı da bazı hastalar için ciddi kolaylık sağlar. Her kontrol fizik muayenenin yerini tutmasa da, ilaç yan etkisi, tetkik planı, belirti takibi veya rapor değerlendirmesi gibi konularda dijital görüşmeler zaman kazandırabilir. Yine de yeni nörolojik belirti, hızlı kötüleşme veya ağır atak şüphesinde yüz yüze değerlendirme geciktirilmemelidir.</p>

<p>Dijital araç seçerken hastanın ihtiyacı belirleyici olmalıdır. Her uygulamayı indirmek yerine, gerçekten kullanılacak birkaç temel özellik seçmek daha doğrudur: belirti günlüğü, ilaç hatırlatma, randevu kaydı, yorgunluk takibi ve hekimle paylaşılabilir kısa raporlar çoğu hasta için yeterli olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Veri güvenliği de ihmal edilmemelidir. Sağlık bilgileri kişisel ve hassastır. Hasta, kullandığı uygulamanın hangi verileri topladığını, bu verilerin kimlerle paylaşılabildiğini ve raporların hekime nasıl aktarılacağını bilmelidir. Gereksiz kişisel bilgi girmekten kaçınmak, sade ve güvenilir araçları tercih etmek daha sağlıklı bir yaklaşımdır.</p>

<p>RRMS ile yaşayanlar için teknolojinin en doğru yeri, hastanın elini güçlendiren yardımcı konumdur. İyi tutulmuş bir belirti günlüğü, düzenli ilaç hatırlatması ve anlamlı hareket takibi; hekim-hasta görüşmesini daha verimli hale getirebilir. Asıl hedef, ekran başında daha fazla zaman geçirmek değil; hastalığı daha bilinçli izleyip günlük yaşamı daha iyi yönetebilmektir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. WebMD, How Tech Has Changed My Life With Multiple Sclerosis<br />
2. National Multiple Sclerosis Society, Health Tracking and Wearable Device Materials<br />
3. Mayo Clinic, Multiple Sclerosis Diagnosis and Treatment Materials<br />
4. MS Trust, Diary of Symptoms Material<br />
5. Multiple Sclerosis Association of America, My MS Manager Material </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yorgunluk-atak-ve-ilac-saati-mste-teknoloji-nasil-kullanilmali</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9722.jpeg" type="image/jpeg" length="25660"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İspanyollar Gelmeden Önce Meksika’da Tıp: Aztek Hekimleri Neleri Biliyordu?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ispanyollar-gelmeden-once-meksikada-tip-aztek-hekimleri-neleri-biliyordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ispanyollar-gelmeden-once-meksikada-tip-aztek-hekimleri-neleri-biliyordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tenochtitlan’da hastalık yalnızca doğaüstü güçlerle açıklanmıyordu. Mexica tıp uygulayıcıları bitkilerden ilaçlar hazırlıyor, yaralarla ilgileniyor, kırık ve çıkıkları tedavi etmeye çalışıyor ve doğuma eşlik ediyordu. 1552 tarihli De la Cruz-Badiano Kodeksi ise bu tıp geleneğinin günümüze ulaşan en önemli belgelerinden biri. Peki yaklaşık 500 yıl önce Aztek dünyasında hekimlik nasıl yapılıyordu?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bugünkü Mexico City'nin bulunduğu yerde, 16. yüzyılın başlarında Amerika kıtasının en görkemli kentlerinden biri yükseliyordu: Tenochtitlan.<br />
Kanalların, pazarların, tapınakların ve yoğun bir şehir yaşamının bulunduğu bu büyük başkentte insan bedenini, hastalığı ve tedaviyi konu alan köklü bir bilgi geleneği de vardı.<br />
Bugün yaygın olarak Aztekler adıyla anılan, Tenochtitlan merkezli Mexica toplumunda hastalarla ilgilenen tıp uygulayıcıları bulunuyor; bitkilerden çeşitli karışımlar hazırlanıyor, yaralar tedavi edilmeye çalışılıyor, kırık ve çıkıklarla ilgileniliyor ve gebelik ile doğuma ilişkin bilgiler kuşaktan kuşağa aktarılıyordu.<br />
Ancak Aztek tıbbını anlamak için önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.<br />
Bu sistemi yalnızca bugünkü anlamıyla bir “bilimsel tıp” olarak değerlendirmek ne kadar yanlışsa, tamamını büyü ve dinsel ritüellerden ibaret görmek de o kadar yanıltıcı.<br />
Mexica dünyasında ampirik gözlem, bitkisel tedavi, bedensel müdahaleler, din ve kozmoloji aynı sağlık anlayışının farklı parçalarını oluşturabiliyordu. Hastalığın doğal, insani veya doğaüstü nedenlerle ortaya çıkabileceğine ilişkin düşünceler bir arada bulunuyordu.<br />
Hekimin adı: Ticitl<br />
Nahua dünyasında tıp için kullanılan kavramlardan biri ticiotl, hekim veya tıp uygulayıcısı için kullanılan temel sözcüklerden biri ise ticitl idi.<br />
Tarihsel kaynaklar ve bunları inceleyen araştırmalar, hastalıklarla ilgilenen tek tip bir şifacıdan ziyade farklı sorun ve müdahale alanlarında deneyim kazanmış uygulayıcıların bulunduğuna işaret ediyor.<br />
Bununla birlikte bu yapıyı günümüzün kardiyoloji, ortopedi veya genel cerrahi gibi resmî uzmanlık dallarıyla doğrudan karşılaştırmak doğru değil.<br />
Daha güvenli ifade, Mexica toplumunda belirli hastalıklar ve girişimler konusunda deneyim sahibi tıp uygulayıcılarının bulunduğunu söylemek.<br />
Cerrahi tarihini inceleyen akademik bir araştırmada da Mexica tıbbında yara bakımı, apselerin boşaltılması, kırık ve çıkıkların tedavisi ve sütür gibi girişimlerden söz ediliyor.<br />
Aztek eczanesinin merkezinde bitkiler vardı<br />
Mexica tıp geleneğinin en dikkat çekici yönlerinden biri bitkiler hakkındaki kapsamlı bilgi birikimiydi.<br />
Meksika'nın zengin bitki çeşitliliği, yerli toplulukların farklı bitkileri gözlemlemelerine ve bunları çeşitli rahatsızlıklarda kullanmalarına imkân sağlamıştı.<br />
Tarihsel kaynaklarda bitkisel preparatların;<br />
baş ve göz yakınmalarından,<br />
ağız ve diş sorunlarına,<br />
deri hastalıklarından,<br />
sindirim sistemi yakınmalarına,<br />
yaralardan kadın sağlığına<br />
kadar geniş bir alanda kullanıldığı görülüyor.<br />
Ancak tıp tarihiyle modern farmakolojiyi birbirinden ayırmak gerekiyor.<br />
Bir bitkinin 500 yıl önce tedavi amacıyla kullanılmış olması, o bitkinin günümüzde belirli bir hastalık için etkili ve güvenli olduğunun kanıtı değildir.<br />
Tarihsel kullanım bir araştırma ipucu sağlayabilir; modern bir tedavinin etkinliğini göstermek için ise farmakolojik analizler, toksisite çalışmaları ve kontrollü klinik araştırmalar gerekir.<br />
1552'den günümüze kalan olağanüstü tıp kitabı<br />
Aztek-Mexica tıp tarihini anlamamızı sağlayan en önemli belgelerden biri De la Cruz-Badiano Kodeksi.<br />
Latince adı:<br />
Libellus de Medicinalibus Indorum Herbis.<br />
Türkçeye yaklaşık olarak:<br />
“Yerli Halkların Şifalı Bitkileri Üzerine Küçük Kitap”<br />
şeklinde çevrilebilir.<br />
Eser 1552 yılında, İspanyol fethinden yaklaşık otuz yıl sonra hazırlandı.<br />
Nahua tıp bilgisine sahip Martín de la Cruz tarafından aktarılan bilgiler, Xochimilcolu Juan Badiano tarafından Nahuatl dilinden Latinceye çevrildi. Çalışma, dönemin önemli eğitim kurumlarından Santa Cruz de Tlatelolco Koleji çevresinde ortaya çıktı.<br />
Bu nedenle kodeks için önemli bir tarihsel hassasiyet gerekiyor:<br />
Eser fetih öncesinde yazılmış bir Aztek tıp kitabı değildir.<br />
İspanyol hâkimiyetinin başlamasından sonra hazırlanmıştır.<br />
Buna karşılık içeriğinin önemli bölümü daha eski Nahua bitki ve tedavi bilgilerinin yazıya geçirilmiş biçimlerini yansıtır.<br />
Bu özelliği onu Mesoamerika tıp tarihinin vazgeçilmez kaynaklarından biri yapıyor.<br />
INAH, eseri Yeni Dünya'da hazırlanmış ilk resimli herbaryum olarak tanımlıyor. Kodeks 13 bölümden oluşuyor; 227 bitki kaydı içeriyor ve bunların 185'i resimlerle gösteriliyor.<br />
Hastalıklar baştan ayağa sıralanmıştı<br />
Kodeksin düzeni de dikkat çekici.<br />
İlk sekiz bölümde hastalıklar ve tedaviler büyük ölçüde baş bölgesinden başlayarak bedenin aşağı kısımlarına doğru ilerliyor.<br />
Saç ve baş bölgesinden gözlere, dişlere ve bedenin diğer bölgelerine ilişkin farklı reçeteler sıralanıyor.<br />
Sonraki bölümlerde ise farklı fiziksel ve ruhsal yakınmalar için önerilen uygulamalar bulunuyor.<br />
Bu düzen, kitabın rastgele oluşturulmuş bir bitki listesi olmadığını gösteriyor.<br />
Karşımızda hastalıkları, beden bölgelerini, bitkileri ve tedavi uygulamalarını belirli bir sistem içinde toplamaya çalışan bir tıp metni bulunuyor.<br />
Aztekler cerrahi girişimler yapıyor muydu?<br />
Tarihsel kaynaklar bazı cerrahi ve travma tedavisi uygulamalarının bulunduğuna işaret ediyor.<br />
Ancak burada “cerrahi” sözcüğünü modern ameliyathane cerrahisiyle karıştırmamak gerekiyor.<br />
Mexica tıp ve cerrahi uygulamalarını inceleyen tarihsel çalışmalarda;<br />
yaraların bakımı,<br />
bazı yaralarda sütür kullanımı,<br />
apselerin boşaltılması,<br />
kırıkların tedavisi,<br />
eklem çıkıklarının müdahalesi<br />
gibi işlemlerden söz ediliyor.<br />
Bu bilgiler ağırlıklı olarak tarihsel metinlerin ve daha sonraki araştırmaların yorumlanmasına dayanıyor.<br />
Dolayısıyla “Aztekler modern anlamda ameliyat yapıyordu” demek yerine, yaralanmalar ve bazı hastalıklar karşısında cerrahi nitelikte fiziksel girişimler uyguladıklarını gösteren tarihsel kayıtların bulunduğunu söylemek daha doğru.<br />
Savaşın toplumsal yaşamda önemli yer tuttuğu bir uygarlıkta kesici ve delici yaralar, kırıklar ve başka travmalarla sık karşılaşılması da yara tedavisi konusunda önemli bir pratik bilgi birikiminin gelişmesine katkıda bulunmuş olabilir.<br />
Fakat bu uygulamaları değerlendirirken başka bir gerçek de unutulmamalı:<br />
Antisepsi, mikrobiyoloji, modern anestezi ve antibiyotiklerin bulunmadığı bir dönemden söz ediyoruz.<br />
Bu nedenle tarihsel girişimleri bugünkü cerrahiyle doğrudan karşılaştırmak mümkün değil.<br />
Gebelik ve doğum tıp bilgisinin önemli bir parçasıydı<br />
Mexica sağlık kültüründe kadın sağlığı, gebelik ve doğum da önemli bir yere sahipti.<br />
Tarihsel kaynaklarda gebelik sırasında annenin davranışları, beslenmesi ve günlük yaşamına ilişkin çeşitli öneriler bulunduğu; doğum sürecinde ise deneyimli kadınların anneye eşlik ettiği görülüyor.<br />
De la Cruz-Badiano Kodeksi'nde de kadın sağlığı, doğum ve emzirme ile bağlantılı uygulamaların yer alması, bu alanın dönemin tıp bilgisinin parçası olduğunu gösteriyor.<br />
Ancak burada da modern obstetrik bilgiyi geçmişe taşımamak gerekiyor.<br />
Bu uygulamalar fetal monitörizasyon, modern anatomi, antisepsi ve acil obstetrik cerrahinin bulunmadığı bir dönemin bilgi ve inanç dünyası içinde değerlendirilmelidir.<br />
Hastalık hem bedenin hem de kozmik düzenin meselesiydi<br />
Aztek-Mexica tıbbını modern biyomedikal yaklaşımdan ayıran temel noktalardan biri hastalığın nasıl anlamlandırıldığıydı.<br />
Bugünkü tıp hastalıkları büyük ölçüde hücresel, fizyolojik, genetik, çevresel ve mikrobiyolojik mekanizmalarla açıklıyor.<br />
Nahua dünyasında ise insan bedeni; çevreden, toplumsal yaşamdan, tanrılardan ve evrenin düzeninden tamamen bağımsız düşünülmüyordu.<br />
Bir hastalığın doğal bir nedene sahip olabileceği kabul edilirken, aynı rahatsızlık dinsel veya kozmolojik anlamlar da taşıyabiliyordu.<br />
Bu nedenle bir hastaya bitkisel bir karışım uygulanması ile dinsel bir ritüelin gerçekleştirilmesi o toplum açısından mutlaka birbirine alternatif değildi.<br />
Aynı tedavi anlayışının parçaları olabiliyordu.<br />
“Sıcak-soğuk” meselesi sanıldığından daha karmaşık<br />
Mesoamerika tıp tarihi anlatılırken hastalıkların ve tedavilerin “sıcak” ve “soğuk” şeklinde sınıflandırılmasından sıkça söz edilir.<br />
Ancak bu konuda önemli bir bilimsel tartışma bulunuyor.<br />
İspanyol sömürge döneminde Avrupa kökenli humoral tıbbın Mesoamerika düşüncesi üzerindeki etkisi tartışmasızdır.<br />
Buna karşılık bazı araştırmacılar sıcak-soğuk karşıtlığına ilişkin düşüncelerin Aztek, Maya ve Zapotek kültürlerinde fetih öncesine uzanan yerli köklerinin de bulunabileceğini savunuyor.<br />
Bu nedenle günümüzde bilinen sıcak-soğuk sistemini bütünüyle “saf Aztek tıbbı” olarak tanımlamak doğru değildir.<br />
Tarihsel gelişimin, yerli kavramlarla Avrupa humoral anlayışının zaman içerisinde etkileşmesiyle şekillenmiş olması mümkündür.<br />
Baş ağrısından epilepsiye: Mexica nörolojisine 2026'dan yeni bakış<br />
Aztek tıp tarihi konusunda son yıllardaki ilginç araştırma alanlarından biri de nöroloji tarihi.<br />
2026 yılında yayımlanan Neurological Practice Among Aztecs-Mexicas: Traditional Medicine and Religious Practices başlıklı akademik derleme, tarihsel metinlerde Mexica toplumunun sinir sistemiyle ilişkilendirilebilecek hastalık ve belirtilere ilişkin bilgisini yeniden değerlendirdi.<br />
Çalışmada baş travması, baş ağrısı ve günümüz araştırmacılarının epilepsi, damar hastalıkları, demans, depresyon ve bağımlılıkla ilişkilendirdiği çeşitli tarihsel tasvirler ele alındı.<br />
Araştırma aynı zamanda bitkisel uygulamalar ile dinsel tedavi biçimlerinin yan yana kullanılabildiğini ortaya koyuyor.<br />
Fakat burada çok önemli bir tarihçilik kuralı var:<br />
500 yıllık bir metindeki belirti tarifine bakarak hastaya günümüzün epilepsi, depresyon veya demans tanısını koyamayız.<br />
Bugünkü araştırmacılar tarihsel anlatıları modern nörolojik tablolarla karşılaştırabilirler; ancak bunları doğrudan bugünkü tanı kriterleriyle eşitlemek anakronik olur.<br />
Bu nedenle “Aztekler demansı teşhis ediyordu” yerine:<br />
“Tarihsel kaynaklarda günümüzde demansla ilişkilendirilebilecek belirtilere ilişkin tasvirler bulunuyor”<br />
demek bilimsel açıdan çok daha güvenlidir.<br />
Aztekler insan anatomisini biliyor muydu?<br />
İnsan bedenine ilişkin ayrıntılı bir terminolojiye sahip olduklarını biliyoruz.<br />
Bernardino de Sahagún ve Nahua bilgi sahiplerinin birlikte oluşturduğu Florentine Codex'in 10. kitabının 27. bölümünde insan anatomisine ilişkin kapsamlı Nahua ifadeleri bulunuyor. Bu bölüm modern tıp tarihi araştırmalarına da konu oldu.<br />
Ancak bunu Avrupa'da Rönesans döneminde gelişen sistematik diseksiyon temelli anatomiyle eşitlemek doğru değil.<br />
Mexica anatomik bilgisinin önemli bir kısmının;<br />
bedenin gözlenmesi,<br />
yaralanmalar,<br />
savaş travmaları,<br />
doğum,<br />
hastalıklar<br />
ve tedavi uygulamaları sırasında edinilen deneyimlerden beslenmiş olması muhtemel.<br />
Dolayısıyla “insan bedenine ilişkin kayda değer bir terminoloji ve pratik bilgi vardı” demek mümkündür; fakat modern anatomi bilimine eşdeğer bir sistemden söz etmek doğru olmaz.<br />
İspanyol fethi yalnızca bir imparatorluğu değiştirmedi<br />
1519'da başlayan İspanyol seferi ve ardından Tenochtitlan'ın 1521'de düşmesi, yalnızca siyasi bir düzeni sona erdirmedi.<br />
Savaş, sömürge yönetimi, toplumsal dönüşüm ve özellikle Avrupa'dan taşınan salgın hastalıklar yerli toplumlarda büyük bir demografik ve kültürel kırılmaya yol açtı.<br />
Bunun sonucunda bilgi aktarımının geleneksel yolları da değişti.<br />
Ancak Nahua tıp bilgisi bütünüyle ortadan kalkmadı.<br />
İspanyol hâkimiyetinin ilk dönemlerinde yerli bilgi sahiplerinin anlatılarının yazıya geçirilmesi, bugün Mexica dünyasının tıp bilgisini kısmen yeniden kurabilmemize imkân sağlıyor.<br />
Bunun en önemli örneklerinden biri De la Cruz-Badiano Kodeksi.<br />
Bir diğeri ise Bernardino de Sahagún'un Nahua bilgi sahiplerinin katkılarıyla hazırladığı Florentine Codex.<br />
Böylece fetihle birlikte büyük ölçüde dönüşen bir dünyanın hastalık, insan bedeni, bitkiler ve tedavi hakkındaki bilgisinin en azından bir bölümü günümüze ulaşabildi.<br />
Bir tıp kitabının dört yüzyılı aşan yolculuğu<br />
De la Cruz-Badiano Kodeksi'nin kendi hikâyesi de tıp tarihi kadar ilginç.<br />
1552 yılında Francisco de Mendoza'nın isteğiyle hazırlanan eser, İspanyol sarayına sunulmak üzere İspanya'ya gönderildi.<br />
Kaynaklarda eserin doğrudan hangi hükümdara sunulduğuna ilişkin farklı bilgiler bulunduğu için burada kesin bir isim vermemek tarihsel açıdan daha güvenlidir. INAH'ın bazı kayıtlarında II. Felipe, UNAM kaynaklarında ise Carlos V adı yer alıyor.<br />
Kodeks daha sonra Avrupa'daki farklı koleksiyonlardan geçti ve 1902'de Vatikan Kütüphanesi koleksiyonuna katıldı.<br />
yüzyılın sonunda Papa II. Jean Paul döneminde Meksika'ya iade edildi.<br />
Dönüş yılı konusunda da kaynaklarda 1990 ve 1991 şeklinde farklı kayıtlar bulunduğundan kesin yılı öne çıkarmak yerine, eserin bugün Biblioteca Nacional de Antropología e Historia'da korunduğunu belirtmek daha güvenlidir.<br />
Böylece 16. yüzyılda Nahua tıp bilgisini kayda geçirmek amacıyla oluşturulan küçük bir kitap, dört yüzyılı aşan bir yolculuğun ardından yeniden Meksika'ya dönmüş oldu.<br />
Aztek tıbbından günümüze kalan asıl miras<br />
Aztek tıbbının tarihsel değerini anlamak için onun her reçetesinin gerçekten işe yarayıp yaramadığı sorusuna takılıp kalmamak gerekiyor.<br />
Asıl önemli olan daha büyük bir hikâye.<br />
İnsan toplulukları dünyanın farklı bölgelerinde birbirlerinden bağımsız biçimde hastalığı anlamaya, ağrıyı azaltmaya, yaraları iyileştirmeye ve yaşamı korumaya çalıştı.<br />
Antik Yunan'da farklı bir tıp geleneği gelişti.<br />
Çin'de farklı.<br />
Hint uygarlığında farklı.<br />
İslam dünyasında farklı.<br />
Amerika kıtasında da Nahua ve Mexica toplumları kendi bitki bilgilerini, tedavi yöntemlerini, tıp uygulayıcılarını ve hastalık açıklamalarını geliştirdiler.<br />
Bu bilgilerin bir bölümü gözlem ve deneyime dayanıyordu.<br />
Bir bölümü dinsel ve kozmolojik düşüncelerle iç içeydi.<br />
Bazı uygulamaların modern tıp açısından hiçbir terapötik karşılığı olmayabilir.<br />
Bazıları ise bugün araştırmacılar için farmakoloji, etnobotanik ve tıp tarihi açısından değerli ipuçları taşımaya devam ediyor.<br />
1552 tarihli De la Cruz-Badiano Kodeksi'nin sayfalarındaki 185 renkli bitki çizimi, bu nedenle yalnızca eski bir şifalı bitkiler kitabının resimleri değildir.<br />
Onlar aynı zamanda insanların yüzyıllar önce hastalık karşısında nasıl düşündüğünü gösteren görsel bir hafızadır.<br />
Bugün o sayfalara baktığımızda yalnızca eski reçeteleri görmüyoruz.<br />
Tıbbın modern hastanelerden, laboratuvarlardan ve ilaç fabrikalarından çok daha önce başlayan uzun insanlık hikâyesini görüyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaynaklar<br />
Poblano A. Neurological practice among Aztecs-Mexicas: Traditional medicine and religious practices. Journal of the History of the Neurosciences. 2026;35(3):265–282. PMID: 41909973.<br />
Romero y Huesca A, Pérez-Chávez F, Anota-Rivera M, ve ark. El ejercicio de la cirugía en el imperio mexica [Surgical practice in the Mexican Empire]. Revista de Investigación Clínica. 2008;60(5):432–437. PMID: 19227441.<br />
Instituto Nacional de Antropología e Historia (INAH). El primer libro sobre medicina indígena de América. Códice De la Cruz-Badiano üzerine kurumsal yayın.<br />
Biblioteca Nacional de Antropología e Historia (BNAH-INAH). Códice De la Cruz Badiano. Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Kütüphanesi katalog kaydı.<br />
Instituto Nacional de Antropología e Historia (INAH), Códices de México. Cruz, Martín de la (Badiano), 1552. De la Cruz-Badiano Kodeksi katalog kaydı.<br />
Translation of the report about human anatomy, Book 10, Chapter 27, in the Codex Florentinus by Bernardino de Sahagún. Marburger Schriften zur Medizingeschichte. 2010;46:29–90. PMID: 21560592.<br />
Messer E. The hot and cold in Mesoamerican indigenous and hispanicized thought. Social Science &amp; Medicine. 1987;25(4):339–346. PMID: 3317874.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ispanyollar-gelmeden-once-meksikada-tip-aztek-hekimleri-neleri-biliyordu</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 21:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/aztek-tibbinin-sasirtici-dunyasi-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="84626"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tödlicher Polizeieinsatz in Eupen: Vierfacher Vater Halit Altunç stirbt nach Schüssen]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/todlicher-polizeieinsatz-in-eupen-vierfacher-vater-halit-altunc-stirbt-nach-schussen</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/todlicher-polizeieinsatz-in-eupen-vierfacher-vater-halit-altunc-stirbt-nach-schussen" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[In Eupen ist ein Streit zwischen Kindern zu einer größeren Auseinandersetzung zwischen Erwachsenen eskaliert. Bei dem anschließenden Polizeieinsatz wurde der 42-jährige vierfache Vater Halit Altunç tödlich verletzt. Während die Staatsanwaltschaft von einem Messerangriff spricht, widerspricht die Familie dieser Darstellung.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>In Eupen, in der Deutschsprachigen Gemeinschaft Belgiens, ist ein Polizeieinsatz tödlich geendet. Der Vorfall ereignete sich am Sonntagabend im Bereich des Scheiblerplatzes. Nach bisherigen Angaben begann die Auseinandersetzung mit einem Streit zwischen Kindern, bevor sich Erwachsene einmischten und die Lage weiter eskalierte.</p>

<p>Nach Darstellung der Staatsanwaltschaft waren zeitweise rund 50 Personen an der Auseinandersetzung beteiligt oder befanden sich im Umfeld des Parks. Die Polizei wurde gerufen, um die Situation zu beruhigen. Während des Einsatzes gab ein Polizeibeamter zwei Schüsse ab. Der 42-jährige Halit Altunç, Vater von vier Kindern, wurde getroffen und starb an den Folgen seiner Verletzungen.</p>

<p>Die Staatsanwaltschaft teilte mit, Altunç habe während der Auseinandersetzung mit einem Messer eine Person verletzt. Die verletzte Person soll nicht in Lebensgefahr sein. Die Familie des Verstorbenen und die Anwältin seiner Ehefrau bestreiten diese Darstellung jedoch. Nach ihren Angaben sei Altunç zum Zeitpunkt der Schüsse nicht bewaffnet gewesen.</p>

<p>Die Familie erhebt zudem schwere Vorwürfe gegen den Ablauf des Polizeieinsatzes. Demnach soll Altunç vor den Schüssen angegriffen und verletzt worden sein. Außerdem wird behauptet, dass er nach dem ersten Schuss zu Boden gefallen sei und anschließend ein zweites Mal getroffen wurde. Diese Vorwürfe sind bislang nicht offiziell bestätigt.</p>

<p>Zu dem Vorfall wurden zwei Ermittlungen eingeleitet. Eine Untersuchung befasst sich mit der Auseinandersetzung im Park, eine weitere mit dem Schusswaffengebrauch durch den Polizeibeamten. Auch das Comité P, die unabhängige Kontrollinstanz der belgischen Polizei, prüft den Einsatz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Halit Altunç soll seit vielen Jahren in Belgien gelebt und in einer Kabelfabrik gearbeitet haben. Seine Familie fordert eine vollständige und unabhängige Aufklärung des Vorfalls.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>3. Sayfa</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/todlicher-polizeieinsatz-in-eupen-vierfacher-vater-halit-altunc-stirbt-nach-schussen</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 21:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9720.jpeg" type="image/jpeg" length="21002"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Afrika’da Geleneksel Tıp Neden Hâlâ Bu Kadar Yaygın? Bilim Ne Diyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/afrikada-geleneksel-tip-neden-hala-bu-kadar-yaygin-bilim-ne-diyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/afrikada-geleneksel-tip-neden-hala-bu-kadar-yaygin-bilim-ne-diyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şifalı bitkilerden geleneksel kırıkçılığa uzanan uygulamalar Afrika’nın birçok bölgesinde sağlık kültürünün önemli bir parçası olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü ise geleneksel tıbbın geleceğini bilimsel araştırma, güvenlik, standardizasyon ve modern sağlık sistemiyle kontrollü entegrasyon üzerinden şekillendirmeye çalışıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span>Afrika’da küçük bir yerleşim yeri düşünün.</span></p>

<p>En yakın sağlık kuruluşu kilometrelerce uzakta olabilir. Buna karşılık köyde hangi bitkinin hangi yakınma için kullanıldığını bilen, aileleri tanıyan ve hastalık karşısında insanların ilk başvurduğu geleneksel bir sağlık uygulayıcısı bulunabilir.</p>

<p>Bu tablo yalnızca geçmişe ait değil.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) 2 Eylül 2026’da Güney Afrika’dan duyurduğu yeni uygulama, geleneksel tıbbın kıtadaki rolünün nasıl değişmeye başladığını gösteriyor.</p>

<p>Güney Afrika’nın Mpumalanga bölgesindeki bazı geleneksel sağlık uygulayıcılarına tansiyon ölçümü, kan şekeri taraması ve tüberküloz belirtilerini fark etme konusunda eğitim veriliyor.</p>

<p>Amaç geleneksel uygulayıcıların doktorların yerini alması değil.</p>

<p>Toplum içinde güçlü güven ilişkilerine sahip bu kişilerin riskli hastaları daha erken fark ederek modern sağlık hizmetlerine yönlendirmesi hedefleniyor.</p>

<p>Bu örnek, Afrika geleneksel tıbbında giderek öne çıkan yeni yaklaşımı özetliyor:</p>

<p><strong>Geleneksel bilgiyi tamamen reddetmek yerine, güvenli ve yararlı olabilecek yönlerini bilimsel değerlendirmeden geçirerek sağlık sistemiyle kontrollü biçimde ilişkilendirmek.</strong></p>

<h2>Afrika’da Tek Bir Geleneksel Tıp Sistemi Yok</h2>

<p>“Afrika geleneksel tıbbı” ifadesi çoğu zaman tek bir sistem varmış gibi algılanıyor.</p>

<p>Oysa Afrika onlarca ülkeye, binlerce etnik ve kültürel topluluğa ev sahipliği yapıyor.</p>

<p>Batı Afrika’daki uygulamalar ile Güney Afrika’dakiler, Sahra çevresindeki geleneklerle Doğu Afrika’daki sağlık uygulamaları arasında önemli farklılıklar bulunuyor.</p>

<p>Buna rağmen bazı ortak uygulama alanlarından söz etmek mümkün.</p>

<p>Bunların başında;</p>

<p>bitkisel preparatlar,</p>

<p>geleneksel kırık ve çıkık uygulamaları,</p>

<p>masaj ve fiziksel yöntemler,</p>

<p>doğumla ilişkili geleneksel uygulamalar,</p>

<p>beslenmeye dayalı yöntemler</p>

<p>ve bazı topluluklarda spiritüel ya da ritüel uygulamalar geliyor.</p>

<p>WHO, 2025 yılında geleneksel tıp tanımını güncelledi.</p>

<p>Geleneksel tıp; farklı tarihsel ve kültürel bağlamlardan doğmuş, biyotıbbın gelişmesinden önce şekillenmiş sağlık ve iyilik hâli sistemleri ile bunlarla ilişkili bilgi, beceri, uygulama ve yaklaşımları kapsayan geniş bir alan olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Dolayısıyla konu yalnızca birkaç şifalı bitkinin kullanılmasından çok daha geniş.</p>

<h2>Neden Hâlâ Bu Kadar Yaygın?</h2>

<p>Afrika’da geleneksel tıbbın varlığını sürdürmesini yalnızca “geleneğe bağlılık” ile açıklamak yeterli değil.</p>

<p>Sağlık hizmetlerine coğrafi erişim,</p>

<p>tedavi maliyetleri,</p>

<p>sağlık çalışanı yetersizliği,</p>

<p>aile ve toplum gelenekleri,</p>

<p>dil,</p>

<p>kültürel yakınlık</p>

<p>ve geleneksel uygulayıcılara duyulan güven bu tercihte rol oynayabiliyor.</p>

<p>WHO Afrika Bölgesinin 2 Eylül 2026 tarihli açıklamasında, Afrika nüfusunun tahminen yüzde 80’inin temel sağlık ihtiyaçlarının en az bir bölümünde geleneksel tıbba başvurduğu belirtiliyor.</p>

<p>Ancak bu oran kesin bir nüfus ölçümü olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Ülkeler, bölgeler, kullanım biçimleri ve sağlık sistemleri arasında büyük farklılıklar bulunduğundan, rakam kıta genelini ifade eden geniş bir tahmin niteliğinde.</p>

<p>Bu nedenle daha doğru ifade şu:</p>

<p><strong>WHO’nun aktardığı tahmine göre Afrika nüfusunun önemli bir bölümü temel sağlık ihtiyaçlarının bir kısmında geleneksel tıp uygulamalarına başvuruyor.</strong></p>

<h2>Geleneksel Tıbbın Merkezinde Bitkiler Var</h2>

<p>Afrika geleneksel tıbbının en dikkat çekici alanlarından biri tıbbi bitkiler.</p>

<p>Yapraklar, kökler, ağaç kabukları, tohumlar ve çeşitli bitki özleri farklı toplumlarda farklı amaçlarla kullanılabiliyor.</p>

<p>Bazıları kaynatılarak içiliyor.</p>

<p>Bazıları toz hâline getiriliyor.</p>

<p>Bazıları ise deriye uygulanan preparatlar içinde kullanılıyor.</p>

<p>Fakat bilimsel açıdan kritik nokta tam burada başlıyor.</p>

<p>Bir bitkinin yalnızca adını bilmek yeterli değil.</p>

<p>Aynı bitkinin hangi türünün kullanıldığı,</p>

<p>hangi bölümünün toplandığı,</p>

<p>hangi dönemde hasat edildiği,</p>

<p>nasıl saklandığı,</p>

<p>hangi yöntemle hazırlandığı,</p>

<p>hangi dozda verildiği</p>

<p>ve başka ilaçlarla birlikte kullanılıp kullanılmadığı sonucu tamamen değiştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle geleneksel kullanım bilim insanları için önemli bir araştırma ipucu sağlayabilir ancak tek başına etkinlik veya güvenlik kanıtı oluşturmaz.</p>

<h2>Güney Afrika’dan Laboratuvara: Pelargonium Örneği</h2>

<p>Geleneksel bilginin modern farmakolojiyle buluşmasına ilişkin dikkat çekici örneklerden biri Güney Afrika kökenli <strong>Pelargonium sidoides</strong> bitkisi.</p>

<p>Bitkinin kökü Güney Afrika’daki geleneksel uygulamalarda özellikle solunum sistemi yakınmaları için kullanılmıştı.</p>

<p>Zamanla bu bitkiden standardize edilmiş preparatlar geliştirildi ve klinik araştırmalar yapılmaya başlandı.</p>

<p>2026’da yayımlanan kapsamlı bir sistematik derleme, Pelargonium sidoides’in geleneksel kullanımından modern farmasötik preparatlara uzanan araştırma sürecini yeniden değerlendirdi.</p>

<p>Pelargonium sidoides’in özellikle <strong>EPs 7630</strong> adıyla standardize edilen ekstresi üzerine çok sayıda klinik çalışma yapılmış durumda.</p>

<p>Daha eski randomize çalışmalar ve meta-analizlerin bir bölümünde akut bronşit ve bazı solunum yolu enfeksiyonlarında semptomlarda iyileşme bildirilmişti.</p>

<p>Ancak kanıtlar bütünüyle tutarlı değil.</p>

<p>Nitekim 2026’da yayımlanan pragmatik randomize <strong>PHYTOBRONCH</strong> çalışmasında EPs 7630, akut bronşitte standart bakıma kıyasla semptomların yarıya inme süresini anlamlı biçimde kısaltmadı.</p>

<p>Çalışmada yan etkiler daha sık bildirilmekle birlikte bunların çoğu hafif düzeydeydi.</p>

<p>Bu nedenle Pelargonium, geleneksel bir bitkinin bilimsel araştırmaya taşınmasına güçlü bir örnek oluştursa da etkinliği her preparat ve her solunum yolu hastalığı için kanıtlanmış bir tedavi olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Avrupa İlaç Ajansının da Pelargonium kökü için bitkisel tıbbi ürün monografı bulunuyor.</p>

<p>Ancak burada çok önemli bir ayrım var:</p>

<p><strong>Bilimsel araştırmalarda kullanılan standardize bir bitki ekstresi ile evde hazırlanan herhangi bir bitki karışımı aynı ürün değildir.</strong></p>

<p>Bu fark, geleneksel tıbbın neden bilimsel değerlendirme ve standardizasyon gerektirdiğini açık biçimde gösteriyor.</p>

<h2>Geleneksel Kırıkçılık: Fayda Arayışı ile Ciddi Riskler Arasında</h2>

<p>Afrika’nın bazı bölgelerinde geleneksel kırık ve çıkık tedavileri hâlâ yaygın.</p>

<p>Kırıkların çeşitli ateller, bitkisel karışımlar, masaj veya kuşaktan kuşağa aktarılan yöntemlerle tedavi edilmeye çalışıldığı uygulamalar bulunuyor.</p>

<p>Geleneksel kırıkçılar bazı toplumlarda hastaların ilk başvurduğu kişiler arasında yer alabiliyor.</p>

<p>Ancak bu alan geleneksel sağlık uygulamalarının neden mutlaka güvenlik denetimine ihtiyaç duyduğunu da gösteriyor.</p>

<p>Afrika’dan araştırmaların da yer aldığı düşük ve orta gelirli ülkelerde yapılan sistematik incelemelerde geleneksel kırık tedavilerinin ardından ciddi komplikasyonlarla sağlık kuruluşlarına başvuran hastalar bildirildi.</p>

<p>Yanlış veya aşırı sıkı bandajlama,</p>

<p>dolaşım bozukluğu,</p>

<p>enfeksiyon,</p>

<p>kırığın yanlış kaynaması,</p>

<p>tedavinin gecikmesi</p>

<p>ve bazı ağır vakalarda uzuv kaybına kadar ilerleyen sonuçlar rapor edildi.</p>

<p>Ancak araştırmacıların yaklaşımı yalnızca “yasaklama” yönünde değil.</p>

<p>Bazı çalışmalarda geleneksel kırıkçıların temel travma bilgisi, komplikasyon belirtileri ve zamanında hastaneye sevk konusunda eğitilmesinin zararları azaltabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, geleneksel ve modern sağlık sistemlerinin gelecekte nasıl ilişkilendirilebileceğine dair önemli ipuçları taşıyor.</p>

<h2>Geleneksel Doğum Uygulayıcılarının Rolü Değişiyor</h2>

<p>Bazı Afrika toplumlarında geleneksel doğum uygulayıcıları uzun yıllardır gebelik ve doğum süreçlerinde kadınların yanında yer alıyor.</p>

<p>Bu kişilerin toplumla kurduğu güven ilişkisi önemli olabilir.</p>

<p>Ancak gebelik ve doğum komplikasyonları hızla gelişebildiği için geleneksel uygulamaların profesyonel obstetrik bakımın yerine geçmesi ciddi risk oluşturabilir.</p>

<p>Bu nedenle yeni yaklaşımın merkezinde farklı bir görev tanımı bulunuyor:</p>

<p><strong>Riskli gebeliği fark etmek, anne adayını sağlık kuruluşuna yönlendirmek ve profesyonel sağlık hizmetiyle toplum arasında köprü kurmak.</strong></p>

<p>Geleneksel uygulayıcının değeri böylece modern sağlık çalışanının yerine geçmesinde değil, sağlık hizmetine ulaşmayı kolaylaştırmasında ortaya çıkabilir.</p>

<h2>Spiritüel Şifa Neden Önemli?</h2>

<p>Afrika’nın bazı geleneksel toplumlarında hastalık yalnızca biyolojik bir bozukluk olarak değerlendirilmiyor.</p>

<p>Aile ilişkileri,</p>

<p>toplumsal çevre,</p>

<p>manevi yaşam,</p>

<p>inanç sistemleri</p>

<p>ve kişinin toplum içindeki konumu da sağlık anlayışının bir parçası olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle bazı geleneksel sağlık uygulayıcıları yalnızca bitki hazırlamıyor.</p>

<p>Dinleme, danışmanlık, toplumsal destek veya ritüel uygulamalar da iyileşme sürecinin parçası olarak görülebiliyor.</p>

<p>Bu uygulamaların kültürel ve psikososyal anlamı bulunabilir.</p>

<p>Ancak burada sınırın iyi çizilmesi gerekiyor.</p>

<p><strong>Kanser, ağır enfeksiyonlar, diyabet, hipertansiyon, tüberküloz, ciddi travmalar ve diğer tıbbi hastalıklarda etkili olduğu gösterilmiş tedavilerin yerine spiritüel veya ritüel uygulamaların konulması ciddi sağlık risklerine yol açabilir.</strong></p>

<p>Bu nedenle entegrasyonun temel koşullarından biri, geleneksel uygulamanın gerekli tıbbi tanı ve tedaviyi geciktirmemesidir.</p>

<h2>“Doğal” Her Zaman “Zararsız” Değildir</h2>

<p>Geleneksel tıp konusunda en önemli yanlış kabullerden biri, doğal ürünlerin otomatik olarak güvenli olduğu düşüncesidir.</p>

<p>Oysa bitkiler çok sayıda biyolojik olarak aktif kimyasal madde içerir.</p>

<p>Yanlış bitki türünün kullanılması,</p>

<p>yüksek doz,</p>

<p>üretim sırasında mikrobiyolojik kirlenme,</p>

<p>ağır metal veya başka maddelerle kontaminasyon,</p>

<p>karaciğer ve böbrek toksisitesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>gebelikte uygunsuz kullanım</p>

<p>ve reçeteli ilaçlarla etkileşim önemli sağlık sorunlarına yol açabilir.</p>

<p>Bir bitkisel ürünün güvenli biçimde kullanılabilmesi için yalnızca hangi bitkiden üretildiğinin değil, içeriğinin ve dozunun da standardize edilmesi gerekir.</p>

<p>Modern ilaç güvenliğinde kullanılan farmakovijilans yaklaşımının geleneksel ve bitkisel ürünlerde de geliştirilmesi bu nedenle önem taşıyor.</p>

<h2>WHO’nun Yaklaşımı: Ne Körü Körüne Kabul Ne de Toptan Ret</h2>

<p>Geleneksel tıp konusunda uzun yıllardır iki uç görüş bulunuyor.</p>

<p>Bir tarafta bütün geleneksel uygulamaları hiçbir bilimsel değerlendirme yapmadan reddeden yaklaşım var.</p>

<p>Diğer tarafta ise bir yöntemin yüzlerce yıldır kullanılıyor olmasını tek başına etkinliğin kanıtı sayan anlayış bulunuyor.</p>

<p>WHO’nun <strong>2025–2034 Küresel Geleneksel Tıp Stratejisi</strong> bu iki yaklaşımın dışında bir çerçeve öneriyor.</p>

<p>Stratejinin dört temel amacı bulunuyor:</p>

<p><strong>Geleneksel, tamamlayıcı ve integratif tıp konusunda bilimsel kanıt tabanını güçlendirmek.</strong></p>

<p><strong>Uygun düzenleyici mekanizmalar yoluyla güvenli ve etkili uygulamaları desteklemek.</strong></p>

<p><strong>Güvenli ve etkili olduğu gösterilen uygulamaları uygun biçimde sağlık sistemlerine entegre etmek.</strong></p>

<p><strong>Sektörler arası iş birliğini geliştirmek, alanın toplumsal değerini artırmak ve toplumları güçlendirmek.</strong></p>

<p>Biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirlik ve yerli toplulukların haklarına saygı ise stratejinin temel uygulama ilkeleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Strateji 2025 yılında gerçekleştirilen 78. Dünya Sağlık Asamblesinde kabul edildi.</p>

<h2>Afrika Artık “Geleneksel Tıp Var mı?” Sorusunu Değil, “Nasıl Düzenlenmeli?” Sorusunu Tartışıyor</h2>

<p>2026 yılında bu yaklaşım Afrika’da daha görünür hâle geldi.</p>

<p>Nisan 2026’da Nairobi’de gerçekleştirilen Dünya Sağlık Zirvesi Bölgesel Toplantısı’nda hükümet temsilcileri, akademisyenler, düzenleyici kurumlar ve geleneksel tıp temsilcileri bir araya geldi.</p>

<p>Gündemde artık yalnızca geleneksel tıbbın kültürel değeri yoktu.</p>

<p>Araştırma,</p>

<p>ürün geliştirme,</p>

<p>düzenleme,</p>

<p>finansman,</p>

<p>sağlık sistemine entegrasyon</p>

<p>ve bilimsel kanıt üretme konuları öne çıktı.</p>

<p>Bu dönüşüm önemli.</p>

<p>Çünkü asıl mesele geleneksel tıbbın varlığını kabul edip etmemek değil.</p>

<p>Milyonlarca insanın zaten başvurduğu bir alanın <strong>daha güvenli, denetlenebilir ve gerektiğinde modern sağlık sistemiyle bağlantılı hâle getirilmesi</strong>.</p>

<h2>Geleneksel Tıp Üniversitelerin ve Araştırma Merkezlerinin de Konusu</h2>

<p>Afrika’da geleneksel tıp artık yalnızca toplum içinde kuşaktan kuşağa aktarılan bir bilgi alanı değil.</p>

<p>Bilimsel araştırmaların da konusu hâline geliyor.</p>

<p>WHO Afrika Bölgesinin 2022’de paylaştığı verilere göre 26 ülkede geleneksel tıp araştırma ve geliştirmesine odaklanan toplam 34 araştırma enstitüsü bulunuyordu.</p>

<p>Aynı dönemde 25 ülke geleneksel tıpla ilgili konuları sağlık bilimleri eğitim programlarına dâhil etmiş, 20 ülke ise geleneksel sağlık uygulayıcılarına veya sağlık öğrencilerine yönelik çeşitli eğitim programları geliştirmişti.</p>

<p>Bu rakamlar, geleneksel tıbbın giderek laboratuvar, üniversite ve düzenleyici kurumların alanına girdiğini gösteriyor.</p>

<h2>Çünkü Geleneksel Bilginin İçinde Yeni İlaçların İpuçları Bulunabilir</h2>

<p>Modern ilaç geliştirme tarihinin önemli bir bölümü doğal kaynaklardan elde edilen moleküllere dayanıyor.</p>

<p>Bu nedenle Afrika’nın zengin biyolojik çeşitliliği ve yüzyıllar boyunca oluşmuş etnobotanik bilgi birikimi farmakoloji açısından önemli bir araştırma alanı oluşturuyor.</p>

<p>Ancak bilim insanlarının sorduğu soru yalnızca:</p>

<p>“Bu bitki hangi hastalığa iyi geliyor?”</p>

<p>değil.</p>

<p>Asıl sorular daha ayrıntılı:</p>

<p>Bitkinin içerisindeki aktif molekül hangisi?</p>

<p>Hangi doz biyolojik etki oluşturuyor?</p>

<p>Toksik doz nedir?</p>

<p>İnsan vücudunda nasıl metabolize ediliyor?</p>

<p>Başka ilaçlarla etkileşiyor mu?</p>

<p>Standardize edildiğinde aynı etki tekrar elde edilebiliyor mu?</p>

<p>İnsanlarda yapılan kontrollü çalışmalarda gerçekten yarar sağlıyor mu?</p>

<p>Uzun süre kullanıldığında güvenli mi?</p>

<p>Geleneksel bir bilgi ancak bu tür soruların bilimsel yöntemlerle araştırılması sonucunda modern tıbbın kanıt sistemine girebilir.</p>

<h2>Bir Başka Büyük Soru: Bu Bilginin Sahibi Kim?</h2>

<p>Geleneksel tıp tartışmasının bir başka önemli boyutu etik ve ekonomik haklarla ilgili.</p>

<p>Bir toplumun yüzlerce yıldır kullandığı bir bitkiden hareketle araştırmacılar yeni bir ilaç geliştirirse önemli bir soru ortaya çıkıyor:</p>

<p><strong>Bu geleneksel bilgiyi yüzyıllardır koruyan toplum elde edilen bilimsel ve ekonomik değerden pay alacak mı?</strong></p>

<p>Bu konu yalnızca sağlık politikasının değil, uluslararası biyolojik çeşitlilik hukukunun da önemli tartışmalarından biri.</p>

<p>Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamındaki Nagoya Protokolü, genetik kaynakların ve bunlarla ilişkili geleneksel bilginin kullanımından doğan yararların adil ve hakkaniyetli biçimde paylaşılmasını temel ilkelerden biri olarak kabul ediyor.</p>

<p>Dolayısıyla Afrika geleneksel tıbbının geleceği yalnızca yeni moleküller keşfetmekle ilgili değil.</p>

<p><strong>Bilginin kimden alındığı, nasıl kullanıldığı ve ortaya çıkan değerin nasıl paylaşıldığı da bilimsel etik açısından büyük önem taşıyor.</strong></p>

<h2>31 Ağustos 2026: Afrika Geleneksel Tıp Günü’nün Yeni Mesajı</h2>

<p>31 Ağustos 2026’da kutlanan <strong>24. Afrika Geleneksel Tıp Günü</strong>, bu dönüşümün sembolik tarihlerinden biri oldu.</p>

<p>WHO bu yıl özellikle geleneksel tıpta araştırmanın güçlendirilmesi, ürünlerin güvenlik ve kalite açısından değerlendirilmesi, düzenleyici sistemlerin geliştirilmesi ve uygun uygulamaların sağlık hizmetlerine ulaştırılması üzerinde durdu.</p>

<p>Mesaj artık oldukça açık:</p>

<p>Bir uygulamanın geleneksel olması tek başına onu modern sağlık sistemine sokmak için yeterli değil.</p>

<p>Aynı şekilde geleneksel kökenli olması, bilimsel araştırmaya değmeyeceği anlamına da gelmiyor.</p>

<p>Güvenlik,</p>

<p>kalite,</p>

<p>standardizasyon,</p>

<p>etkinlik</p>

<p>ve gerektiğinde klinik araştırma gerekiyor.</p>

<h2>Kadim Bilgi ile Modern Bilim Arasında Yeni Bir Dönem</h2>

<p>Afrika’nın geleneksel tıp mirasını yalnızca egzotik bitkiler veya ritüeller üzerinden değerlendirmek ciddi bir eksiklik olur.</p>

<p>Ortada yüzyıllar boyunca kuşaktan kuşağa aktarılan büyük bir kültürel ve etnobotanik bilgi birikimi bulunuyor.</p>

<p>Bu uygulamaların bazıları bilimsel araştırmalar sonucunda etkisiz bulunabilir.</p>

<p>Bazıları zararlı olabilir.</p>

<p>Bazıları yalnızca kültürel veya psikososyal değer taşıyabilir.</p>

<p>Bazıları ise yeni ilaçların veya yeni sağlık uygulamalarının geliştirilmesi için bilim insanlarına önemli ipuçları sağlayabilir.</p>

<p>Bu nedenle geleneksel tıbbın geleceği ne geçmişi romantikleştirmekte ne de geçmişten gelen bütün bilgiyi reddetmekte yatıyor.</p>

<p>Belki de Afrika’da geleneksel tıbbın geleceğini en iyi özetleyen cümle şu:</p>

<p><strong>Bilimin görevi geleneğe inanmak ya da onu küçümsemek değil; onu sınamaktır.</strong></p>

<p>Sınamadan geçen bilgi ise yalnızca geçmişin mirası olmaktan çıkarak geleceğin tıbbına katkı sağlayabilir.</p>

<h2>TEMEL KAYNAKLAR</h2>

<p>Dünya Sağlık Örgütü — Global Traditional Medicine Strategy 2025–2034</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü — African Traditional Medicine Day 2026</p>

<p>WHO Regional Office for Africa — South Africa, African Traditional Medicine Day 2026</p>

<p>WHO — Turning Commitments into Care: Africa Accelerates Action on Traditional Medicine, 2026</p>

<p>WHO Regional Office for Africa — African Traditional Medicine Day 2022</p>

<p>European Medicines Agency — Pelargonii radix monografı</p>

<p>Pelargonium sidoides üzerine 2026 tarihli sistematik derleme</p>

<p>PHYTOBRONCH — 2026 randomize kontrollü akut bronşit çalışması</p>

<p>Geleneksel kırık tedavileri ve komplikasyonları üzerine sistematik incelemeler</p>

<p>Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi — Nagoya Protokolü</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/afrikada-geleneksel-tip-neden-hala-bu-kadar-yaygin-bilim-ne-diyor</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 21:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/afrika-geleneksel-tip-1200x750-200kb.webp" type="image/jpeg" length="98615"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ölüden Alınan Kan Canlıya Verildi: SSCB’de Tıp Tarihine Geçen 1930 Transfüzyonu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/oluden-alinan-kan-canliya-verildi-sscbde-tip-tarihine-gecen-1930-transfuzyonu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/oluden-alinan-kan-canliya-verildi-sscbde-tip-tarihine-gecen-1930-transfuzyonu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sovyet cerrah Sergey Yudin, 1930’da Moskova’daki Sklifosovsky Acil Tıp Enstitüsü’nde yaklaşık altı saat önce hayatını kaybetmiş bir kişiden alınan 420 mililitre kanı ağır kan kaybındaki genç bir mühendise nakletti. Yudin’in daha sonra JAMA ve The Lancet’te yayımlanan çalışmaları bin vakalık deneyime ulaşırken, kadavra kanı transfüzyonu Sklifosovsky Enstitüsü’nde yaklaşık dört on yıl boyunca uygulanmaya devam etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>23 Mart 1930’da Moskova’daki Sklifosovsky Acil Tıp Enstitüsü’nde çalışan Sovyet cerrah Sergey Yudin, ağır kan kaybı nedeniyle yaşamı tehdit altında olan genç bir mühendise, yaklaşık altı saat önce otomobil kazasında hayatını kaybetmiş 60 yaşındaki bir kişiden alınan 420 mililitre kanı nakletti.</p>

<p>Yudin, uygulamanın ayrıntılarını 1936’da JAMA’da yayımladığı makalesinde anlattı. Hastanın hastaneye nabzı alınamayacak kadar ağır durumda getirildiğini ve kan transfüzyonunun ardından klinik durumunun hızla düzeldiğini bildirdi.</p>

<p>23 Mart 1930’daki uygulama, tıp tarihi literatüründe insanda gerçekleştirilen başarılı kadavra kanı transfüzyonunun en erken ve en iyi belgelenmiş örneklerinden biri olarak yer aldı. Birçok tarihsel kaynak bunu ilk başarılı klinik uygulama olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Bugünden bakıldığında sıra dışı görünen yöntemin arkasında dönemin en temel acil tıp sorunlarından biri vardı: Ağır yaralanmalar ve ameliyatlarda hızla kana ihtiyaç duyuluyor, ancak ihtiyaç duyulan anda uygun canlı donör her zaman bulunamıyordu.</p>

<h3>Fikrin temeli hayvan deneylerinde atıldı</h3>

<p>Kadavradan alınan kanın yaşayan bir canlıya aktarılabileceği fikrinin deneysel temeli Sovyet cerrah Vladimir Shamov’un çalışmalarına dayanıyordu.</p>

<p>Shamov ve çalışma arkadaşları 1920’lerin sonunda yaptıkları hayvan deneylerinde, ölümden birkaç saat sonra alınan kanın ağır kan kaybına uğramış hayvanlara aktarılmasını araştırdı.</p>

<p>Bu deneyler, ölüm gerçekleştikten sonra alınan kanın belirli koşullarda yeniden dolaşıma verilebileceği düşüncesine bilimsel zemin oluşturdu.</p>

<p>Yudin, Shamov’un çalışmalarını Moskova’daki yoğun acil cerrahi pratiğine taşıdı. Sklifosovsky Enstitüsü travma, ciddi kanamalar ve acil ameliyatlar nedeniyle sürekli kan ihtiyacının bulunduğu bir merkezdi.</p>

<p>Sorun oldukça yalındı:</p>

<p><strong>Hasta kan kaybediyordu ancak her zaman zamanında uygun bir donör bulunamıyordu.</strong></p>

<p>Yudin bu soruna, dönemi için son derece sıra dışı bir çözüm aradı.</p>

<h3>İlk uygulama tek vakayla kalmadı</h3>

<p>23 Mart 1930’daki ilk klinik deneyimin ardından Yudin uygulamayı sürdürdü.</p>

<p>Aynı yılın eylül ayında Harkiv’de düzenlenen cerrahi toplantıda ilk yedi klinik vakasını bilim dünyasına sundu.</p>

<p>1932 yılına gelindiğinde yaklaşık 100 kadavra kanı transfüzyonu gerçekleştirdiğini bildirdi. Kanın uygun şartlarda belirli sürelerle saklanabilmesi de araştırmaların önemli bölümlerinden biriydi.</p>

<p>Çalışmalar birkaç yıl içinde çok daha büyük bir klinik deneyime dönüştü.</p>

<h3>İlk bin vaka The Lancet’te yayımlandı</h3>

<p>1937’de The Lancet’te yayımlanan çalışma, Yudin’in saklanmış kadavra kanıyla gerçekleştirdiği ilk bin vakalık deneyimi ele aldı.</p>

<p>Makalenin başlığı uygulamanın ulaştığı boyutu açık biçimde gösteriyordu:</p>

<p><strong>“Transfusion of Stored Cadaver Blood: Practical Considerations — The First Thousand Cases.”</strong></p>

<p>Başlangıçta olağanüstü bir klinik girişim gibi görünen yöntem, Moskova’daki Sklifosovsky Enstitüsü’nde sistemli bir uygulamaya dönüştü.</p>

<p>Tıp tarihi araştırmalarına göre kadavra kanı transfüzyonu bu kurumda yaklaşık dört on yıl boyunca uygulanmaya devam etti.</p>

<p>Ancak bu sonuçların günümüz klinik araştırmalarıyla aynı biçimde değerlendirilmemesi gerekiyor.</p>

<p>Yudin’in verileri modern randomize kontrollü araştırmaların, etik kurul süreçlerinin, günümüzdeki enfeksiyon taramalarının ve hemovijilans sistemlerinin bulunmadığı bir döneme ait klinik gözlem ve kayıtları yansıtıyordu.</p>

<p>Bu nedenle tarihsel vaka sayıları önemli olmakla birlikte, günümüzün kanıt düzeyi ölçütleriyle doğrudan karşılaştırılamaz.</p>

<h3>Ölümden sonra kanın yeniden sıvılaşması yöntemin temelindeydi</h3>

<p>Yudin ve diğer Sovyet araştırmacıların üzerinde durduğu temel biyolojik özelliklerden biri, bazı ani ölüm vakalarında kanın ölüm sonrasında yeniden sıvı özellik kazanabilmesiydi.</p>

<p>Burada fibrinoliz adı verilen doğal süreç devreye giriyor.</p>

<p>Fibrinoliz, vücudun oluşmuş kan pıhtılarını parçalama mekanizmasıdır. Ölüm sonrasında bazı koşullarda pıhtıların çözünmesi, kanın yeniden sıvılaşmasına yol açabiliyordu.</p>

<p>Sovyet tıp literatüründe bu nedenle kadavradan elde edilen kan için zaman zaman “fibrinolitik kan” ifadesi kullanıldı.</p>

<p>Bu biyolojik özellik, kanın belirli koşullarda alınması ve saklanması açısından önemliydi.</p>

<p>Ancak hayatını kaybeden her kişinin kanı kullanılmıyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ölüm nedeni, ölümden sonra geçen süre ve laboratuvar incelemeleri gibi ölçütler dikkate alınıyordu.</p>

<p>Dönemin güvenlik standartlarının bugünkü transfüzyon tıbbı kurallarından çok farklı olduğu da unutulmamalı.</p>

<h3>Kanı ihtiyaçtan önce hazırlama düşüncesi güçlendi</h3>

<p>Yudin’in çalışmalarının tarihsel etkisi yalnızca kadavra kanının kullanılması değildi.</p>

<p>Daha kalıcı gelişmelerden biri, kanın yalnızca ihtiyaç anında bir kişiden alınması yerine <strong>önceden toplanması, incelenmesi, saklanması ve gerektiğinde kullanılması</strong> düşüncesinin güçlenmesiydi.</p>

<p>Sklifosovsky Enstitüsü’nde 1930’da kan transfüzyonuna yönelik özel bir laboratuvar oluşturuldu.</p>

<p>Kanın bir süre saklanabilmesi, kullanımdan önce çeşitli incelemelerin yapılmasına da olanak sağlıyordu. Aynı zamanda acil durumlarda hazır kan bulundurma düşüncesini güçlendirdi.</p>

<p>Bu yıllar modern kan bankacılığının şekillenmeye başladığı dönemle örtüşüyordu.</p>

<h3>İlk kan bankası tartışması</h3>

<p>Kan bankacılığı tarihinde “ilk” unvanı kullanılan tanıma göre değişiyor.</p>

<p>Bazı tıp tarihi araştırmaları, Yudin’in 1930’da Sklifosovsky Enstitüsü’nde oluşturduğu sistemi dünyanın ilk kan bankası örneklerinden biri, hatta ilk kan bankası olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Başka tarihsel kronolojiler ise 1932’de Leningrad’da kurulan hastane kan deposunu öne çıkarıyor.</p>

<p>Amerikalı hekim Bernard Fantus ise 1937’de Chicago’daki Cook County Hospital’da oluşturduğu sistemle “blood bank”, yani “kan bankası” terimini tıp pratiğine kazandıran isim olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Bu nedenle Sergey Yudin’i tek başına “kan bankasının mucidi” şeklinde tanımlamak yerine, modern kan depolama ve kan bankacılığının öncü isimlerinden biri olarak değerlendirmek tarihsel açıdan daha temkinli bir yaklaşım oluşturuyor.</p>

<h3>Kadavra kanı neden standart uygulamaya dönüşmedi?</h3>

<p>Kadavra kanı 1930’larda Sovyetler Birliği dışında da bilimsel ilgi gördü.</p>

<p>Ancak canlı donörlerden elde edilen kanın daha güvenli ve düzenli biçimde saklanmasını sağlayan yöntemlerin gelişmesi, kadavra kanının sağlayabileceği avantajı zamanla azalttı.</p>

<p>Yöntemin önemli sorunları da bulunuyordu.</p>

<p>Ölüm nedeninin güvenilir biçimde belirlenmesi gerekiyordu. Enfeksiyon riski değerlendirilmeliydi. Kanın ölümden ne kadar süre sonra güvenle alınabileceğinin belirlenmesi gerekiyordu.</p>

<p>Bunlara laboratuvar güvenliği, ölen kişinin bedeni üzerindeki haklar, yakınlarının izni ve tıbbi etik tartışmaları da ekleniyordu.</p>

<p>Sklifosovsky Enstitüsü’nde yıllarca uygulanmasına karşın yöntem dünya genelinde standart transfüzyon pratiğine dönüşmedi.</p>

<h3>Günümüzde standart yöntem gönüllü donör kanı</h3>

<p>Modern transfüzyon tıbbı kadavradan alınan kan üzerine kurulu değil.</p>

<p>Günümüzde kan sistemlerinin temeli, uygun kriterleri karşılayan gönüllü donörlerden elde edilen kan ve kan bileşenleri.</p>

<p>Bağışlanan kanlar transfüzyonla bulaşabilen enfeksiyonlar açısından taranıyor. Kan grubu ve uygunluk testleri yapılıyor, ürünler belirlenmiş kalite ve saklama standartları içerisinde izleniyor.</p>

<p>Bu nedenle Yudin’in 1930’lardaki uygulamasını günümüzde kullanılabilecek standart bir kan transfüzyonu yöntemi gibi değerlendirmek doğru değil.</p>

<h3>Tarihsel yöntem 2025’te yeniden incelendi</h3>

<p>Kadavradan kan transfüzyonu tamamen tıp tarihi kitaplarının sayfalarında kalmış değil.</p>

<p>Transfusion dergisinde 2025 yılında yayımlanan bir kapsam incelemesi, ölmüş donörlerden alınan kanın kullanıldığı tarihsel uygulamaları yeniden ele aldı.</p>

<p>Araştırmacılar özellikle savaşlar, afetler ve çok sayıda yaralının aynı anda sağlık hizmetine ihtiyaç duyduğu kitlesel olaylarda ortaya çıkabilecek kan gereksinimini değerlendirdi.</p>

<p>İnceleme, kadavra kanının günümüzde rutin kullanıma alınmasını öneren bir tedavi kılavuzu değildi.</p>

<p>Çalışmanın amacı tarihsel deneyimi incelemek ve olağanüstü durumlarda araştırılabilecek bilimsel soruları ortaya koymaktı.</p>

<p>Dolayısıyla yaklaşık bir asır önceki uygulama, günümüzde geçerli bir klinik tedavi önerisi olarak değil, transfüzyon tarihinin sıra dışı bir deneyimi olarak değerlendiriliyor.</p>

<h3>Dünyaca tanınan cerrah Stalin döneminde tutuklandı</h3>

<p>Sergey Yudin’in yaşam öyküsü yalnızca kan transfüzyonuyla sınırlı değildi.</p>

<p>1891 doğumlu Yudin; mide ve yemek borusu cerrahisi, travma cerrahisi, spinal anestezi ve kan transfüzyonu alanlarında yaptığı çalışmalarla Sovyetler Birliği’nin en tanınmış cerrahlarından biri hâline geldi.</p>

<p>Uluslararası cerrahi çevrelerle ilişkiler kurdu ve Sovyetler Birliği dışındaki bilim insanları tarafından da tanınan bir isim oldu.</p>

<p>Ancak mesleki itibarı onu Stalin döneminin siyasi baskılarından korumadı.</p>

<p>Yudin, Aralık 1948’de Sovyet güvenlik makamları tarafından tutuklandı.</p>

<p>Üç yıldan uzun süre yargılanmadan cezaevinde tutuldu. 1952 yılında Sibirya’ya sürgün edildi.</p>

<p>Stalin’in Mart 1953’te ölümünün ardından hakkındaki suçlamalar kaldırıldı ve Moskova’ya dönmesine izin verildi.</p>

<p>Yudin’in özgürlüğüne kavuşmasından sonra fazla zamanı kalmadı.</p>

<p>12 Haziran 1954’te, 62 yaşındayken miyokard enfarktüsü sonucu hayatını kaybetti.</p>

<h3>Bir tıbbi yöntemin ötesinde</h3>

<p>Sergey Yudin’in hikâyesini yalnızca “ölüden kan alan cerrah” şeklinde anlatmak, olayın tarihsel bağlamını eksik bırakıyor.</p>

<p>1930’ların hekimleri bugün kan bankalarında hazır bulunan kan ürünlerine sahip değildi. Ağır kan kaybındaki bir hastanın tedavisi çoğu zaman uygun donörün zamanında bulunabilmesine bağlıydı.</p>

<p>Yudin’in yöntemi bu probleme verilen sıra dışı cevaplardan biriydi.</p>

<p>Kadavra kanı günümüzde standart transfüzyon yöntemi olmadı. Buna karşılık kanın insan vücudu dışında saklanabileceği, önceden incelenebileceği ve gerektiğinde hazır bulundurulabileceği düşüncesinin geliştiği dönemin önemli deneyimlerinden biri olarak tarihe geçti.</p>

<p>Hikâyenin başka bir yönü ise insan dokularının ölümden sonra başka insanların tedavisinde kullanılabilmesi düşüncesiydi.</p>

<p>Bazı tıp tarihçileri, kanın da bir insan dokusu olması nedeniyle kadavradan alınan kanın yaşayan bir hastada kullanılmasını klinik transplantasyon düşüncesinin erken öncüllerinden biri olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Sergey Yudin’in yaşamı böylece <strong>transfüzyon tıbbının gelişimi, bilimsel cesaret, etik tartışmalar ve Stalin döneminin siyasi baskılarının aynı biyografide kesiştiği sıra dışı bir tıp tarihi hikâyesine</strong> dönüştü.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>• JAMA – Transfusion of Cadaver Blood, 1936</p>

<p>• The Lancet – Transfusion of Stored Cadaver Blood: Practical Considerations — The First Thousand Cases, 1937</p>

<p>• Asclepio – Sergei Yudin ve Kadavra Kanı Transfüzyonunun Tarihi, 2022</p>

<p>• Surgery – Sergei S. Yudin: An Untold Story, 2006</p>

<p>• Transfusion – Deceased Donor Blood Transfusion in Emergency Resuscitation: A Scoping Review of Historical Evidence for Military and Mass Casualty Applications, 2025</p>

<p>• Dünya Sağlık Örgütü – Kan Güvenliği ve Erişilebilirliği</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/oluden-alinan-kan-canliya-verildi-sscbde-tip-tarihine-gecen-1930-transfuzyonu</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 20:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/1930-moskova-sira-disi-transfuzyon-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="31255"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ODTÜ’nün Acı Kaybı: Prof. Dr. Yavuz Yaman Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/odtunun-aci-kaybi-prof-dr-yavuz-yaman-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/odtunun-aci-kaybi-prof-dr-yavuz-yaman-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Yavuz Yaman’ın vefatı akademi camiasında üzüntüyle karşılandı. Bölüm tarafından yayımlanan mesajda Yaman için rahmet, ailesi ve ODTÜ camiası için başsağlığı dilekleri paylaşıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Yavuz Yaman hayatını kaybetti. Prof. Dr. Yaman’ın vefatı, görev yaptığı bölüm tarafından yayımlanan taziye mesajıyla duyuruldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü tarafından yapılan açıklamada, merhum akademisyen için rahmet dilenirken ailesine, yakınlarına ve tüm ODTÜ camiasına başsağlığı iletildi. Yaman’ın vefatı, uzun yıllar görev yaptığı üniversitede ve havacılık mühendisliği alanında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Prof. Dr. Yavuz Yaman, ODTÜ’de havacılık ve uzay mühendisliği alanında uzun yıllar akademik çalışmalar yürüttü. Yapısal mekanik, titreşim, aeroelastisite, akıllı yapılar ve şekil değiştirebilen kanat sistemleri gibi alanlarda çalışmalarıyla tanınan Yaman, mühendislik eğitimine ve araştırma kültürüne katkı sundu.</p>

<p>Akademik kariyeri boyunca çok sayıda öğrenci ve araştırmacının yetişmesinde emeği bulunan Prof. Dr. Yaman, ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü’nün hafızasında iz bırakan isimlerden biri olarak anılıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Yavuz Yaman Kimdir?</p>

<ul>
 <li>Unvanı: Prof. Dr.</li>
 <li>Kurumu: Orta Doğu Teknik Üniversitesi</li>
 <li>Bölümü: Havacılık ve Uzay Mühendisliği</li>
 <li>Görevi: Emekli öğretim üyesi</li>
 <li>Çalışma Alanları: Havacılık yapıları, titreşim, aeroelastisite, akıllı yapılar ve şekil değiştirebilen kanat sistemleri</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/odtunun-aci-kaybi-prof-dr-yavuz-yaman-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 20:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9715.jpeg" type="image/jpeg" length="65522"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beşiktaş Raskin Dosyasını Kapatmadı: 16 Milyon Euroluk Yeni Teklif]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/besiktas-raskin-dosyasini-kapatmadi-16-milyon-euroluk-yeni-teklif</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/besiktas-raskin-dosyasini-kapatmadi-16-milyon-euroluk-yeni-teklif" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş, Nicolas Raskin transferinde geri adım atmadı. İngiltere ve İskoçya kaynaklarına göre ilk kiralama girişiminin reddedilmesinin ardından siyah-beyazlılar yaklaşık 16 milyon euroluk bonservis teklifi yaptı. Rangers bu öneriyi de kabul etmezken, İskoç kulübünün beklentisinin yaklaşık 23 milyon euro seviyesinde olduğu bildirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beşiktaş Raskin Dosyasını Kapatmadı: 16 Milyon Euroluk Yeni Teklif Reddedildi</p>

<p>Beşiktaş’ın Nicolas Raskin transferinde dün yaşanan olumsuz gelişmenin ardından dosyayı kapatmadığı ortaya çıktı.</p>

<p>Siyah-beyazlılar, Rangers’ın kiralama formülüne sıcak bakmaması üzerine transfer stratejisini değiştirdi ve bu kez Belçikalı orta saha oyuncusunun bonservisini almak için İskoç kulübünün kapısını çaldı.</p>

<p>İngiliz basınında yer alan son bilgilere göre Beşiktaş’ın yeni teklifi yaklaşık 16 milyon euroya ulaştı.</p>

<p>Rangers ise bu öneriye de “hayır” dedi.</p>

<p>Kiralamadan Bonservis Teklifine</p>

<p>Transferdeki en önemli yeni ayrıntı teklifin yalnızca miktarının değil, yapısının da değişmesi.</p>

<p>Beşiktaş’ın daha önce Raskin için satın alma bağlantılı bir kiralama formülü üzerinde çalıştığı bildirilmişti. Rangers yönetimi ise oyuncuyu geçici olarak göndermek istemediği için bu modeli kabul etmemişti.</p>

<p>Yeni girişimde siyah-beyazlıların doğrudan bonservis formülüne geçtiği belirtiliyor.</p>

<p>TEAMtalk muhabiri Fraser Fletcher’ın kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Beşiktaş, Rangers’a yaklaşık 13,7 milyon sterlin, yani yaklaşık 16 milyon euro değerinde yeni bir teklif sundu.</p>

<p>Rangers 16 Milyon Euroyu da Kabul Etmedi</p>

<p>Beşiktaş’ın teklif modelini değiştirmesi Rangers’ın kararını değiştirmeye yetmedi.</p>

<p>İskoç kulübünün 16 milyon euro seviyesindeki öneriyi reddettiği bildirildi.</p>

<p>Rangers’ın Raskin için yaptığı değerlemenin yaklaşık 20 milyon sterlin, güncel kurla yaklaşık 23 milyon euro seviyesinde olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Bu durumda tarafların değerlemeleri arasında yaklaşık 7 milyon euroluk önemli bir fark bulunuyor.</p>

<p>Ancak transfer görüşmelerinde bonuslar, ödeme takvimi ve sonraki satıştan pay gibi maddeler devreye girebildiği için bu farkın tamamının peşin bonservis bedeli üzerinden kapanması gerekmeyebilir.</p>

<p>Sky Sports: Yeni Teklif de Reddedildi</p>

<p>Dosyanın yalnızca tek bir haber kaynağına dayanmadığını gösteren önemli doğrulama ise Sky Sports cephesinden geldi.</p>

<p>Sky Sports kaynaklı güncel bilgiler, Beşiktaş’ın ilk girişimin ardından Rangers’a yeni bir teklif sunduğunu ve İskoç kulübünün bu öneriyi de reddettiğini doğruluyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>Yeni teklifin yaklaşık 16 milyon euro olduğu yönündeki spesifik rakamın kaynağı TEAMtalk. Sky Sports yeni teklif ve ret bilgisini desteklerken aynı rakamı bağımsız biçimde doğrulamış değil.</p>

<p>Bu nedenle 16 milyon euroyu kesinleşmiş resmî bonservis bedelinden ziyade, güvenilir kaynakların aktardığı pazarlık rakamı olarak değerlendirmek gerekiyor.</p>

<p>Beşiktaş Raskin’den Vazgeçmedi</p>

<p>Yeni teklifin ortaya çıkması Beşiktaş açısından transferdeki en önemli mesajı da veriyor:</p>

<p>Raskin dosyası kapanmış değil.</p>

<p>İlk teklifin reddedilmesinin ardından siyah-beyazlıların transfer modelini değiştirerek yeniden Rangers yönetiminin karşısına çıkması, oyuncunun orta saha planlamasında ciddi biçimde değerlendirildiğini gösteriyor.</p>

<p>TEAMtalk da transfer penceresi kapanmadan Beşiktaş’ın bir kez daha teklif yükseltme ihtimalinin dışlanamayacağını aktarıyor.</p>

<p>Rangers Neden Direniyor?</p>

<p>Rangers’ın pazarlıkta güçlü davranmasının temel nedenlerinden biri Raskin’in sözleşme durumu.</p>

<p>Belçikalı orta saha oyuncusunun İskoç kulübüyle sözleşmesinin devam etmesi, Rangers yönetimini kısa vadede satış yapmak zorunda bırakmıyor.</p>

<p>25 yaşındaki futbolcunun takımın önemli isimlerinden biri olması da kulübün yüksek bonservis beklentisini destekliyor.</p>

<p>Dolayısıyla Rangers açısından mesele yalnızca Beşiktaş’ın teklifinin büyüklüğü değil. İskoç kulübü, oyuncunun sportif ve ekonomik değerinin karşılığını almak istiyor.</p>

<p>Transferin Matematiği: Yaklaşık 7 Milyon Euro Fark</p>

<p>Mevcut bilgiler üzerinden transfer masasındaki tablo oldukça net:</p>

<p>Beşiktaş yaklaşık 16 milyon euro seviyesine çıktı.</p>

<p>Rangers’ın değerlemesi ise yaklaşık 23 milyon euro.</p>

<p>Arada yaklaşık 7 milyon euro bulunuyor.</p>

<p>Bu farkın büyüklüğü nedeniyle transferin kolay biçimde sonuçlanacağını söylemek mümkün değil.</p>

<p>Bununla birlikte Beşiktaş’ın kısa süre içerisinde kiralama formülünden doğrudan bonservis teklifine geçmesi, siyah-beyazlı yönetimin pazarlığı sürdürme iradesini ortaya koyuyor.</p>

<p>Şimdi Gözler Üçüncü Hamlede</p>

<p>Nicolas Raskin transferinde bundan sonraki kritik soru Beşiktaş’ın üçüncü kez Rangers’ın kapısını çalıp çalmayacağı.</p>

<p>Mevcut durumda anlaşma yok ve Rangers son teklifi de reddetmiş durumda.</p>

<p>Ancak Beşiktaş’ın dosyayı kapatmadığına ilişkin İngiltere’den gelen bilgiler, transfer döneminin son bölümünde yeni bir teklif ihtimalini canlı tutuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Siyah-beyazlıların rakamı yükseltmesi, bonuslarla yeni bir paket oluşturması veya Rangers’ın talebini aşağı çekmesi halinde pazarlık yeniden hızlanabilir.</p>

<p>Şimdilik söylenebilecek en net cümle şu:</p>

<p>Beşiktaş Raskin’den vazgeçmedi, ancak Rangers’ın istediği rakama da henüz ulaşmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/besiktas-raskin-dosyasini-kapatmadi-16-milyon-euroluk-yeni-teklif</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 19:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9713.jpeg" type="image/jpeg" length="47061"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal Medyadaki Mucize Tedavilere Halk Sağlığı Uyarısı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sosyal-medyadaki-mucize-tedavilere-halk-sagligi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sosyal-medyadaki-mucize-tedavilere-halk-sagligi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Açık, Halk Sağlığı Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada dijital mecralarda yayılan mucize kürler, kontrolsüz takviye önerileri ve kaynağı belirsiz sağlık içeriklerine karşı uyardı. Açık, sağlıkla ilgili kararların sosyal medya paylaşımlarına değil, hekim değerlendirmesine dayanması gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Açık, 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası kapsamında yaptığı değerlendirmede, dijital mecralarda hızla yayılan sağlık önerilerinin toplum sağlığı açısından yeni ve ciddi bir risk alanı oluşturduğunu belirtti.</p>

<p>Arama motorları, sosyal medya videoları, mesajlaşma grupları ve yapay zekâ araçları sayesinde sağlık bilgisine ulaşmanın artık birkaç saniye sürdüğünü ifade eden Açık, asıl meselenin bilgiye erişmek değil, ulaşılan bilginin doğruluğunu ayırt edebilmek olduğunu söyledi.</p>

<p>Açık, internette karşılaşılan her sağlık tavsiyesinin güvenilir kabul edilmemesi gerektiğini belirterek özellikle “kesin çözüm”, “mucize kür”, “tek yöntemle tedavi” ve “herkese uygun” gibi ifadelerin dikkatle sorgulanması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Sağlık Okuryazarlığı Artık Daha Kritik</p>

<p>Prof. Dr. Açık’a göre sağlık okuryazarlığı yalnızca bilgiye ulaşmak anlamına gelmiyor. Kişinin ulaştığı bilgiyi anlayabilmesi, kaynağını değerlendirebilmesi ve bu bilgiyi doğru şekilde kullanabilmesi de sağlık okuryazarlığının temel parçaları arasında yer alıyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı’nın 2024 yılı sonunda yayımladığı “Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Düzeyi ve İlişkili Faktörleri Araştırması”na dikkat çeken Açık, Türkiye’de sağlıkla ilgili konularda en önemli bilgi kaynağının yüzde 69,1 ile aile hekimleri olduğunu aktardı. Buna karşın nüfusun yüzde 63,7’sinin sağlık bilgisine ulaşmak için internet arama motorlarını, yüzde 45,1’inin televizyonu, yüzde 29,6’sının ise sosyal medyayı kullandığını belirtti.</p>

<p>Bu tabloya son yıllarda yapay zekâ araçlarının da eklendiğini söyleyen Açık, dijital kaynakların bilgiye erişimi kolaylaştırdığını ancak doğru bilgiyi ayıklama sorumluluğunu da artırdığını ifade etti.</p>

<p>Doğal Ürün Uyarısı: Herkes İçin Güvenli Değil</p>

<p>Dijital mecralarda bazı bitkiler, karışımlar, besinler ve takviyelerin hastalıkları önleyen ya da tedavi eden mucize çözümler gibi sunulabildiğine dikkat çeken Açık, “doğal” ifadesinin tek başına güvenlik anlamına gelmediğini belirtti.</p>

<p>Açık, her bireyin sağlık durumunun, kullandığı ilaçların, kronik hastalıklarının ve tedavilere verdiği yanıtın farklı olduğunu vurgulayarak, bir kişi için uygun görünen bir ürünün başka bir kişi için risk oluşturabileceğini söyledi.</p>

<p>Özellikle kronik hastalığı bulunanlar, hamileler, çocuklar, yaşlılar ve düzenli ilaç kullananların bitkisel ürün, takviye veya alternatif uygulamalara başlamadan önce mutlaka hekim ya da eczacıya danışması gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p>Çok İzlenmesi Güvenilir Olduğu Anlamına Gelmiyor</p>

<p>Prof. Dr. Açık, sağlık içeriklerinde popülerliğin güvenilirlik ölçütü olmadığını da vurguladı. Bir içeriğin çok izlenmesi, çok paylaşılması veya tanınmış kişiler tarafından dile getirilmesinin onu bilimsel açıdan doğru kılmayacağını belirtti.</p>

<p>Sağlık bilgisinde kaynağın kim olduğu, kişinin ya da kurumun bu alandaki uzmanlığı, bilginin güncel bilimsel verilere dayanıp dayanmadığı ve resmi sağlık kurumlarıyla uyumlu olup olmadığı gibi noktaların mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Yapay Zekâ Yardımcı Olabilir Ama Tanı Koyamaz</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açık, sağlıkla ilgili konularda yapay zekâ araçlarının kullanımına da ayrı bir başlık açtı. Yapay zekânın bir konuyu anlamak, temel bilgiye ulaşmak veya güvenilir kaynaklara yönelmek için yardımcı olabileceğini belirten Açık, bunun tıbbi karar yerine geçemeyeceğini söyledi.</p>

<p>Aynı belirtinin farklı hastalıkların işareti olabileceğini hatırlatan Açık, kişinin sağlık durumunun birkaç belirti üzerinden değerlendirilemeyeceğini kaydetti. Tanı koyma, ilaç başlama, ilaç bırakma, doz değiştirme veya mevcut tedaviyi değiştirme gibi kararların mutlaka hekim kontrolünde alınması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Sağlık Bilgisini Sorgulamak İçin 5 Soru</p>

<p>Prof. Dr. Yasemin Açık, internette karşılaşılan sağlık içeriklerini değerlendirirken beş temel sorunun sorulmasını önerdi:</p>

<ol>
 <li>Bilgiyi kim paylaşıyor, kişinin ya da kurumun uzmanlığı açık mı?</li>
 <li>İddia bilimsel araştırmalara ve resmi sağlık kurumlarının güncel bilgilerine dayanıyor mu?</li>
 <li>İçeriğin yayımlanma veya güncellenme tarihi bulunuyor mu?</li>
 <li>“Kesin sonuç”, “mucize çözüm”, “herkese uygun” gibi iddialı ifadeler kullanılıyor mu?</li>
 <li>Öneri ilaç bırakmayı, doz değiştirmeyi, tedaviyi ertelemeyi veya kontrolsüz takviye kullanımını içeriyor mu?</li>
</ol>

<p>Açık, bu sorulardan birinin bile şüphe yaratması halinde bilginin uygulanmadan veya başkalarıyla paylaşılmadan önce güvenilir kaynaklardan kontrol edilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Halk Sağlığı Haftası’nda 7 Gün 7 Tema</p>

<p>Sağlık Bakanlığı’nın Halk Sağlığı Haftası kapsamında 7 gün boyunca farklı temalarla toplum sağlığının önemli başlıklarına dikkat çekeceği bildirildi. Anne ve çocuk sağlığı, dijital bağımlılık, sağlıklı yaşam alışkanlıkları, kanser taramaları ve aşıyla korunma gibi konular hafta boyunca gündeme taşınacak.</p>

<p>5 Eylül’de ise “Bilgiyi Sorgula, Kaynağı Doğrula, Sağlığını Aşı ile Koru” temasıyla sağlık okuryazarlığının önemine dikkat çekilecek.</p>

<p>Prof. Dr. Yasemin Açık, toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi için emek veren tüm sağlık çalışanlarının Halk Sağlığı Haftası’nı kutlayarak, güvenilir bilginin sağlık hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sosyal-medyadaki-mucize-tedavilere-halk-sagligi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 19:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9712.jpeg" type="image/jpeg" length="83076"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Balıkesir Üniversitesi Öğrencisi Tuba Işın Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/balikesir-universitesi-ogrencisi-tuba-isin-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/balikesir-universitesi-ogrencisi-tuba-isin-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Balıkesir Üniversitesi, Necatibey Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı öğrencisi Tuba Işın’ın vefat ettiğini duyurdu. Üniversite yönetimi, yayımladığı mesajla ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Balıkesir Üniversitesi, Necatibey Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı öğrencisi Tuba Işın’ın hayatını kaybettiğini açıkladı.</p>

<p>Üniversite tarafından yayımlanan başsağlığı mesajında, Tuba Işın’ın vefatının derin bir üzüntüyle öğrenildiği belirtildi. Mesajda, “Öğrencimize Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum” ifadelerine yer verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Balıkesir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Oğurlu imzasıyla yayımlanan mesaj, üniversite camiasında büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Tuba Işın’ın vefat nedeni ve cenaze programına ilişkin resmi bir bilgi paylaşılmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/balikesir-universitesi-ogrencisi-tuba-isin-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 16:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9708.jpeg" type="image/jpeg" length="13888"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Galatasaray Üniversitesi Öğrencisi Fatma Zehra Önen Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/galatasaray-universitesi-ogrencisi-fatma-zehra-onen-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/galatasaray-universitesi-ogrencisi-fatma-zehra-onen-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi Karşılaştırmalı Dilbilim ve Uygulamalı Yabancı Diller Bölümü 3. sınıf öğrencisi Fatma Zehra Önen’in tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybettiğini duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Galatasaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi öğrencisi Fatma Zehra Önen hayatını kaybetti.</p>

<p>Üniversiteden yapılan açıklamada, Karşılaştırmalı Dilbilim ve Uygulamalı Yabancı Diller Bölümü 3. sınıf öğrencisi Fatma Zehra Önen’in tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdiği bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Galatasaray Üniversitesi tarafından yayımlanan taziye mesajında, Önen’in vefatının derin bir üzüntüyle öğrenildiği ifade edildi. Açıklamada, merhumeye Allah’tan rahmet dilenirken; ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına ve Galatasaray Üniversitesi camiasına başsağlığı temennisinde bulunuldu.</p>

<p>Fatma Zehra Önen’in vefatı, üniversite camiasında ve öğrenci arkadaşları arasında büyük üzüntüye neden oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/galatasaray-universitesi-ogrencisi-fatma-zehra-onen-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 16:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9705.jpeg" type="image/jpeg" length="35064"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[BUCKON 2026 Çocuk Sağlığının Geleceğini İzmir’de Tartışacak]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/buckon-2026-cocuk-sagliginin-gelecegini-izmirde-tartisacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/buckon-2026-cocuk-sagliginin-gelecegini-izmirde-tartisacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi BUCKON 2026, 10–12 Eylül 2026 tarihlerinde İzmir’de gerçekleştirilecek. Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ev sahipliğindeki kongrede, “Disiplinlerarası İş Birliği ile Çocuk Sağlığında Güçlü Gelecek” temasıyla pediatrinin farklı alanlarındaki güncel yaklaşımlar, klinik deneyimler ve sağlık profesyonelleri arasındaki iş birliği ele alınacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen <strong>Pediatri Kongresi BUCKON 2026</strong>, 10–12 Eylül 2026 tarihlerinde Wyndham Grand İzmir Özdilek’te gerçekleştirilecek. Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinin ev sahipliği yapacağı bilimsel toplantı, çocuk sağlığının farklı alanlarında çalışan hekim ve sağlık profesyonellerini İzmir’de bir araya getirecek.</p>

<p><img alt="BUCKON 2026 Çocuk Sağlığının Geleceğini İzmir’de Tartışacak" class="detail-photo img-fluid" height="780" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9701.jpeg" width="1320" /></p>

<p>Bu yıl kongrenin ana teması <strong>“Disiplinlerarası İş Birliği ile Çocuk Sağlığında Güçlü Gelecek”</strong> olarak belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kongre başkanlığını Prof. Dr. Dilek Orbatu yürütüyor.</p>

<h3>Çocuk sağlığında disiplinlerarası yaklaşım öne çıkacak</h3>

<p>Modern pediatri, yalnızca tek bir uzmanlık alanının sınırları içinde yürütülen bir sağlık hizmeti olmaktan giderek uzaklaşıyor. Yenidoğan döneminden ergenliğe kadar ortaya çıkabilen sağlık sorunları; çocuk kardiyolojisi, nöroloji, hematoloji, enfeksiyon hastalıkları, alerji ve immünoloji, metabolizma, genetik, çocuk cerrahisi ve farklı sağlık disiplinlerinin ortak çalışmasını gerektirebiliyor.</p>

<p>BUCKON 2026’nın ana teması da bu klinik gerçeklik üzerine kuruldu.</p>

<p>Kongrede farklı uzmanlık alanlarının bilgi ve deneyimlerini aynı bilimsel platformda paylaşması, çocuk hastaların değerlendirilmesi ve izlenmesinde disiplinler arasında daha güçlü bir iletişim kurulması hedefleniyor.</p>

<h3>İnteraktif oturumlar, paneller ve özel kurslar</h3>

<p>Kongrenin resmî duyurusuna göre programda ulusal ve uluslararası düzeyde konuşmacıların yer aldığı bilimsel oturumların yanı sıra interaktif oturumlar, paneller ve özel kurslar bulunacak.</p>

<p>Bu yapı, kongrenin yalnızca klasik konferans sunumlarından oluşan bir program yerine klinik uygulama, deneyim paylaşımı ve farklı disiplinlerin karşılıklı tartışmasına alan açan bir bilimsel toplantı olarak planlandığını gösteriyor.</p>

<p><img alt="BUCKON 2026 Çocuk Sağlığının Geleceğini İzmir’de Tartışacak-1" class="detail-photo img-fluid" height="355" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/5393a251-db3e-4748-bd48-3e0731a6c38c.jpeg" width="444" /></p>

<p>Organizasyon ayrıca çocuk sağlığı alanındaki farklı disiplinlerin ortak oturumlarla programa katılmasını hedefliyor.</p>

<h3>Aile hekimleriyle başlayan iş birliği genişletiliyor</h3>

<p>BUCKON’un önceki kongresinde aile hekimleriyle ortak oturumlar düzenlenmişti.</p>

<p>Bu yaklaşım, çocukların sağlık sistemi içindeki ilk başvuru noktalarından biri olan aile hekimliği ile pediatri arasındaki iletişimin bilimsel toplantı ortamında da güçlendirilmesine yönelik bir adım olmuştu.</p>

<p>2026 kongresinde ise bu modelin çocuk sağlığıyla ilişkili farklı disiplinleri içine alacak şekilde genişletilmesi planlanıyor.</p>

<p>Böylece birinci basamak sağlık hizmetlerinden ileri uzmanlık alanlarına kadar çocuk sağlığında görev alan farklı meslek ve uzmanlık gruplarının aynı bilimsel gündem çevresinde buluşması amaçlanıyor.</p>

<h3>BUCKON’un temeli 2019’da atıldı</h3>

<p>Kongre organizasyonunun açıklamasına göre ilk BUCKON toplantısı 2019 yılında gerçekleştirildi.</p>

<p>İzmir’de çocuk sağlığı alanında sürdürülen bilimsel toplantı geleneği, sonraki yıllarda farklı eğitim etkinlikleri, kurslar ve sempozyumlarla genişledi.</p>

<p>BUCKON 2026 da bu birikimin yeni halkası olarak düzenleniyor.</p>

<h3>Genç pediatristlere yönelik eğitim programı da düzenlendi</h3>

<p>BUCKON 2026 hazırlıkları yalnızca eylül ayındaki ana kongreyle sınırlı kalmadı.</p>

<p>Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 14 Nisan 2026 tarihinde <strong>“1. Yeni Nesil Pediatristler Sempozyumu BUCKON 2026 – Genç Bakış, Güncel Çözümler”</strong> gerçekleştirildi.</p>

<p>Genç hekimlere yönelik programda vaka temelli klinik yaklaşım, karar verme süreçleri, kriz yönetimi ve ekip çalışmasının geliştirilmesine yönelik uygulamalı eğitimlere yer verildi.</p>

<p>Sempozyum, BUCKON çatısı altında genç pediatristlerin bilimsel ve klinik gelişimine yönelik eğitim çalışmalarının da yürütüldüğünü ortaya koydu.</p>

<h3>Pediatrinin değişen gündemi İzmir’de ele alınacak</h3>

<p>Çocuk sağlığındaki bilimsel gelişmeler yalnızca yeni tanı ve tedavi yöntemleriyle sınırlı değil.</p>

<p>Koruyucu sağlık hizmetleri, aşılama, beslenme, kronik hastalıkların izlemi, erken tanı, yenidoğan sağlığı, çocukluk çağı enfeksiyonları, genetik hastalıklar ve teknolojinin klinik uygulamalara girmesi pediatrinin gündemini sürekli genişletiyor.</p>

<p>Bu değişim, çocuk hastaların değerlendirilmesinde farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalışmasını daha görünür hâle getiriyor.</p>

<p>BUCKON 2026’nın disiplinlerarası teması da kongrenin bilimsel çerçevesini bu değişim üzerine kuruyor.</p>

<h3>Üç günlük bilimsel buluşma</h3>

<p>SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi, <strong>10 Eylül 2026’da başlayacak ve 12 Eylül 2026’da sona erecek.</strong></p>

<p>İzmir’de üç gün sürecek BUCKON 2026’da çocuk sağlığının farklı alanlarındaki güncel bilimsel bilgi ve klinik deneyimlerin paylaşılması, genç hekimlerin eğitimine katkı sağlanması ve sağlık profesyonelleri arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Kongrenin ana mesajı ise çocuk sağlığında giderek daha fazla öne çıkan bir yaklaşımı merkeze alıyor: <strong>Aynı çocuğun sağlığı için farklı disiplinlerin birlikte çalışması.</strong></p>

<h1>Kaynaklar</h1>

<p>• Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kongre ve Bilimsel Etkinlikler Platformu – SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi</p>

<p>• İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi – SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi duyurusu, 31 Temmuz 2026</p>

<p>• İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi – 1. Yeni Nesil Pediatristler Sempozyumu BUCKON 2026 duyurusu, 14 Nisan 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🧪 Bilimsel Etkinlikler</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/buckon-2026-cocuk-sagliginin-gelecegini-izmirde-tartisacak</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 13:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/b-u-c-k-o-n.webp" type="image/jpeg" length="93984"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Brezilya’dan Beşiktaş-Bidon Transferine Fren: Henüz Resmî Teklif Yok]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/brezilyadan-besiktas-bidon-transferine-fren-henuz-resmi-teklif-yok</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/brezilyadan-besiktas-bidon-transferine-fren-henuz-resmi-teklif-yok" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş’ın Breno Bidon transferinde Brezilya’dan yeni bilgiler geldi. Türkiye’de yüksek rakamlı resmî teklif iddiaları gündeme gelirken, UOL’un Corinthians cephesinden aktardığı son bilgiye göre Brezilya kulübüne henüz resmî teklif ulaşmadı. Taraflar arasındaki temasın sürdüğü belirtilirken, yaklaşık 12 milyon euro seviyesindeki görüşmelerin henüz bağlayıcı bir teklife dönüşmediği ifade ediliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Brezilya’dan Beşiktaş-Bidon Transferine Fren: Henüz Resmî Teklif Yok</p>

<p>Beşiktaş’ın Corinthians’ın 21 yaşındaki orta saha oyuncusu Breno Bidon için yürüttüğü transfer çalışmasında Brezilya’dan gelen yeni bilgiler, Türkiye’de oluşan beklentiyi değiştirebilecek nitelikte.</p>

<p>Siyah-beyazlıların genç futbolcu için Corinthians ile temas kurduğu ve taraflar arasında görüşmeler gerçekleştirildiği Brezilya kaynaklarınca doğrulanmıştı.</p>

<p>Ancak transferin resmî teklif aşamasına ulaşıp ulaşmadığı konusunda yeni bir ayrıntı ortaya çıktı.</p>

<p>UOL: Corinthians’a Henüz Resmî Teklif Ulaşmadı</p>

<p>Brezilya’nın önde gelen spor yayınlarından UOL’un 3 Eylül tarihli haberine göre Corinthians yönetimi, Beşiktaş’ın Breno Bidon’a yönelik ilgisinden haberdar.</p>

<p>Ancak Brezilya kulübüne şu ana kadar resmî bir teklif ulaşmadığı belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu ayrıntı önemli. Çünkü Türkiye’de son saatlerde Beşiktaş’ın Bidon için oldukça yüksek rakamlara ulaşan resmî bir teklif yaptığı yönünde haberler dolaşıma girmiş durumda.</p>

<p>Brezilya cephesinden gelen güncel bilgi ise görüşme ile resmî teklif arasındaki farkı ortaya koyuyor.</p>

<p>12 Milyon Euro Nereden Çıktı?</p>

<p>Transfer dosyasındaki yaklaşık 12 milyon euroluk rakam ise bir önceki gün UOL yazarı ve Corinthians muhabiri Samir Carvalho tarafından gündeme getirildi.</p>

<p>Carvalho, Corinthians ile Beşiktaş arasındaki temaslarda yaklaşık 12 milyon euro, yani yaklaşık 71 milyon Brezilya reali seviyesindeki bir bedelin konuşulduğunu bildirmişti.</p>

<p>Ancak bu rakamın imzalanmış anlaşma veya Corinthians’a gönderilmiş bağlayıcı resmî teklif anlamına gelmediği anlaşılıyor.</p>

<p>Dolayısıyla Beşiktaş’ın Bidon için 12 milyon euro civarında bir operasyon üzerinde çalışması ile kulübe resmî teklif sunması birbirinden ayrılması gereken iki farklı aşama.</p>

<p>23 Milyon Euro İddiasına Temkinli Yaklaşmak Gerekiyor</p>

<p>Türkiye’de ise transferle ilgili rakam çok daha yukarı çıktı.</p>

<p>Bazı yayınlarda Beşiktaş’ın Breno Bidon için 23 milyon euro seviyesinde resmî teklif yaptığı yönünde haberler yer aldı.</p>

<p>Ancak Corinthians cephesinden gelen son bilgiler bu iddiayı şu aşamada desteklemiyor.</p>

<p>Bu nedenle 23 milyon euro rakamını kesinleşmiş bir teklif olarak vermek yerine iddia olarak değerlendirmek daha doğru görünüyor.</p>

<p>Özellikle transfer dönemlerinin son günlerinde aynı haberin farklı yayınlar tarafından birbirinden kopyalanması, tek bir iddianın birden fazla bağımsız kaynak tarafından doğrulanmış izlenimi oluşturmasına yol açabiliyor.</p>

<p>Bidon dosyasında da kaynağın kaynağına bakmak bu nedenle önem taşıyor.</p>

<p>Beşiktaş’ın İlgisi Gerçek</p>

<p>Son gelişme transfer girişiminin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Brezilya kaynakları Beşiktaş’ın Breno Bidon’a yönelik ilgisini ve Corinthians ile temas kurulduğunu doğruluyor.</p>

<p>Dolayısıyla tartışılan konu “Beşiktaş Bidon’u istiyor mu?” değil, transfer görüşmelerinin hangi aşamaya ulaştığı.</p>

<p>Mevcut tabloya göre siyah-beyazlıların ilgisi somut ancak Corinthians cephesinden gelen son bilgi, görüşmelerin henüz resmî ve bağlayıcı teklif aşamasına geçmediğine işaret ediyor.</p>

<p>Corinthians Daha Yüksek Bedel İstiyor</p>

<p>Transferin bir diğer önemli ayağını Corinthians’ın beklentisi oluşturuyor.</p>

<p>Brezilya’dan daha önce aktarılan bilgilere göre Corinthians yönetimi, yaklaşık 12 milyon euro seviyesinde konuşulan rakamı yükseltmek istiyor.</p>

<p>Genç futbolcunun potansiyeli ve Avrupa kulüplerinin ilgisi nedeniyle Brezilya ekibinin pazarlıkta acele etmek istemediği belirtiliyor.</p>

<p>Bu durum Beşiktaş açısından pazarlığın henüz tamamlanmadığını gösteren bir başka unsur.</p>

<p>Oyuncunun Kararı da Kritik</p>

<p>Breno Bidon cephesindeki tercih de transferin belirleyici başlıklarından biri olmaya devam ediyor.</p>

<p>Daha önce Brezilya basını, genç orta saha oyuncusunun Avrupa’da forma giymek istediğini ancak kariyer planlamasında İngiltere, İspanya ve İtalya gibi büyük ligleri öncelikli gördüğünü bildirmişti.</p>

<p>Bu nedenle Beşiktaş’ın Corinthians ile anlaşması halinde bile oyuncu cephesindeki görüşmeler önem taşıyacak.</p>

<p>Transfer Bitmedi, Ancak Henüz Bitme Noktasında da Değil</p>

<p>Bidon dosyasındaki son tabloyu iki uçtan da okumamak gerekiyor.</p>

<p>Beşiktaş’ın ilgisinin gerçek olmadığı sonucunu çıkarmak yanlış. Aynı şekilde Türkiye’de dolaşıma giren yüksek rakamları kullanarak “transfer bitiyor” demek için de yeterli doğrulama bulunmuyor.</p>

<p>Brezilya’dan gelen son güçlü bilgi şu anda daha temkinli bir tablo çiziyor:</p>

<p>Beşiktaş ilgileniyor, Corinthians ile temas bulunuyor ancak Brezilya kulübüne henüz resmî teklif ulaşmış değil.</p>

<p>Transferin yönünü değiştirecek bir sonraki gerçek eşik, Beşiktaş’ın Corinthians’a sunacağı resmî teklif olacak.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>UOL Esporte</li>
 <li>Samir Carvalho</li>
 <li>Corinthians kaynakları</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/brezilyadan-besiktas-bidon-transferine-fren-henuz-resmi-teklif-yok</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9694.jpeg" type="image/jpeg" length="28870"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yumuşak Mayalı Poğaça Nasıl Yapılır? Tam Ölçülü Tarif]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yumusak-mayali-pogaca-nasil-yapilir-tam-olculu-tarif</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yumusak-mayali-pogaca-nasil-yapilir-tam-olculu-tarif" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ilık sütle hazırlanan mayalı hamur, doğru yoğurma ve iki aşamalı dinlendirmeyle yumuşak poğaçalara dönüşüyor. Hamurun kabarması, şeklin korunması ve kurumadan pişmesi için tüm ölçüler tarifte.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>YUMUŞAK MAYALI POĞAÇA NASIL YAPILIR? TAM ÖLÇÜLÜ TARİF</p>

<p>Mayalı poğaça; süt, maya, yumurta ve yağla hazırlanan hamurun dinlendirilip peynirli iç harçla şekillendirilmesiyle yapılan klasik hamur işlerinden biri. Kahvaltıda, çay saatinde veya ara öğünde servis edilebilen poğaça, farklı iç harçlarla da hazırlanabiliyor.</p>

<p>Yumuşak ve gözenekli bir doku için sıvıların sıcaklığı, hamurun kıvamı ve mayalanma süresi önem taşıyor. Fazla un eklenen hamur sertleşirken yeterince dinlenmeyen hamur sıkı kalabiliyor. Gereğinden uzun mayalanan poğaçalar ise fırında yayılabiliyor veya sönebiliyor.</p>

<p>TARİF KARTI</p>

<p>Kaç kişilik: 8 kişilik<br />
Adet: 16 orta boy poğaça<br />
Hazırlık süresi: 30 dakika<br />
İlk mayalanma: 60–75 dakika<br />
Tepsi mayası: 20–25 dakika<br />
Pişirme süresi: 20–24 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 2 saat 30 dakika<br />
Pişirme yöntemi: Fırında<br />
Fırın sıcaklığı: 190 derece<br />
Zorluk düzeyi: Orta<br />
Temel ekipman: Büyük yoğurma kabı, mutfak tartısı, fırın tepsisi, pişirme kâğıdı, tel ızgara</p>

<p>MAYALI POĞAÇA İÇİN MALZEMELER</p>

<p>HAMUR İÇİN</p>

<p>- 600 g un<br />
- 250 ml süt<br />
- 100 ml su<br />
- 100 ml ayçiçek yağı<br />
- 1 büyük yumurta (yaklaşık 55 g)<br />
- 10 g instant kuru maya<br />
- 25 g toz şeker<br />
- 10 g tuz</p>

<p>PEYNİRLİ İÇ HARÇ İÇİN</p>

<p>- 250 g beyaz peynir<br />
- 30 g ince kıyılmış maydanoz<br />
- Yarım çay kaşığı karabiber; isteğe bağlı</p>

<p>ÜZERİ İÇİN</p>

<p>- 1 yumurta sarısı<br />
- 10 ml süt<br />
- 10 g susam<br />
- 5 g çörek otu</p>

<p>YUMUŞAK MAYALI POĞAÇA NASIL YAPILIR?</p>

<p>1. Süt ile suyu küçük bir kapta birleştirin. Karışımı yaklaşık 32–35 dereceye, el yakmayacak ılıklığa getirin. Çok sıcak sıvı mayanın çalışmasını engelleyebilir.</p>

<p>2. Ilık sütlü karışımı geniş yoğurma kabına alın. Toz şekeri ve instant kuru mayayı ekleyip karıştırın.</p>

<p>3. Yumurtayı ve ayçiçek yağını ilave edin. Malzemeleri çırpıcı veya spatulayla homojen hâle gelinceye kadar karıştırın.</p>

<p>4. Unun önce 550 gramını ayrı bir kaba eleyin. Unu sıvı karışıma üç veya dört seferde eklemeye başlayın.</p>

<p>5. Tuzun tamamını unun ikinci bölümüne karıştırarak hamura ilave edin. Tuzu yoğun biçimde doğrudan mayanın üzerine dökmeyin.</p>

<p>6. Hamur toparlanmaya başladığında elinizle yoğurmaya geçin. Kalan unu hamurun kıvamını kontrol ederek azar azar ekleyin.</p>

<p>7. Hamuru tezgâhta veya yoğurma kabında 8–10 dakika yoğurun. Son kıvam yumuşak, esnek ve ele hafifçe yapışan yapıda olmalıdır.</p>

<p>8. Hamuru fazla unla sertleştirmeyin. Hamur çok yapışkansa elinizi hafifçe yağlayarak yoğurmaya devam edin.</p>

<p>9. Temiz bir kabı çok az yağlayın. Hamuru yuvarlayıp kaba alın ve üzerini hava almayacak şekilde kapatın.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>10. Hamuru doğrudan güneş almayan, ılık bir ortamda 60–75 dakika bekletin. Süreye değil, hacme bakın; hamur yaklaşık iki katına yaklaşmalıdır.</p>

<p>11. İç harç için beyaz peyniri çatalla ezin. İnce kıyılmış maydanozu ve kullanıyorsanız karabiberi ekleyip karıştırın.</p>

<p>12. Mayalanan hamurun üzerine elinizle hafifçe bastırarak fazla gazını çıkarın. Hamuru mutfak tartısıyla 16 eşit parçaya ayırın. Her parça yaklaşık 70 gram olmalıdır.</p>

<p>13. Hamur parçalarını avucunuzda yuvarlayın. Kurumamaları için üzerlerini temiz bir bez veya gevşek streç filmle örtün.</p>

<p>14. İlk hamur parçasını avucunuzla yaklaşık 10–11 cm çapında açın. Ortasına 1 dolu yemek kaşığı peynirli harç koyun.</p>

<p>15. Hamurun kenarlarını harcın üzerinde birleştirip iyice kapatın. Birleşme yeri altta kalacak şekilde yuvarlak veya oval biçim verin.</p>

<p>16. Hazırlanan poğaçaları pişirme kâğıdı serilmiş tepsiye, aralarında en az 4 cm boşluk bırakarak dizin.</p>

<p>17. Poğaçaların üzerini bastırmadan temiz bir bezle örtün. Oda sıcaklığında 20–25 dakika tepsi mayasına bırakın.</p>

<p>18. Tepsi mayasının son 15 dakikasında fırını alt-üst ayarda 190 dereceye ısıtın.</p>

<p>19. Yumurta sarısıyla sütü küçük bir kâsede karıştırın. Karışımı mayalanan poğaçaların üzerine, hamuru söndürmeden yumuşak hareketlerle sürün.</p>

<p>20. Poğaçaların üzerine susam ve çörek otu serpin. Tepsiyi önceden ısıtılmış fırının orta rafına yerleştirin.</p>

<p>21. Poğaçaları 190 derecede 20–24 dakika pişirin. Üstleri eşit biçimde altın rengini aldığında fırından çıkarın.</p>

<p>22. Poğaçaları tepside 5 dakika dinlendirin. Ardından altlarının nemlenmemesi için tel ızgaraya aktarın.</p>

<p>23. Çok yumuşak kabuk isteniyorsa ilk sıcaklıkları geçtikten sonra üzerlerini temiz bir bezle 10 dakika örtebilirsiniz. Tamamen sıcakken kapalı kaba koymayın.</p>

<p>MAYALI POĞAÇANIN PÜF NOKTALARI</p>

<p>- Süt ve su ılık olmalıdır. Fazla sıcak sıvı mayayı zayıflatabilir; çok soğuk sıvı ise mayalanmayı geciktirebilir.<br />
- Unu tek seferde eklemeyin. Unun nem oranına ve yumurtanın büyüklüğüne göre 20–50 g daha az un yeterli olabilir.<br />
- Hamurun hafif yapışkan kalmasından korkmayın. Sert hamur, kuru ve sıkı poğaçaya dönüşebilir.<br />
- Yoğurma işlemini kısa tutmayın. Hamurun esneklik kazanması ve gazı içinde tutabilmesi için 8–10 dakika yoğurmak gerekir.<br />
- Hamurun yalnızca saate göre değil, hacmine göre mayalandığını kontrol edin. Serin mutfaklarda süre uzayabilir.<br />
- Parmağınızı hamura hafifçe bastırdığınızda iz yavaşça toparlanıyorsa hamur şekillendirmeye hazırdır.<br />
- İç harcı fazla sulu hazırlamayın. Peynir çok nemliyse süzgeçte bekletin veya kâğıt havluyla fazla suyunu alın.<br />
- Poğaçaların kapanma yerlerini iyice birleştirin. Gevşek kapatılan hamur pişerken açılabilir.<br />
- Tepsi mayasını atlamayın. Şekillendirme sırasında sıkışan hamurun yeniden kabarması için bu aşama gereklidir.<br />
- Yumurta sarısını sert fırça darbeleriyle sürmek kabaran hamurun sönmesine yol açabilir.<br />
- Poğaçaları gereğinden uzun pişirmeyin. Üstlerinin koyu kahverengiye ulaşmasını beklemek iç dokuyu kurutabilir.<br />
- Fırından çıkan sıcak poğaçaları hemen kapalı kaba doldurmayın. Biriken buhar tabanlarının ıslanmasına neden olabilir.</p>

<p>UYGUN MALZEME İKAMELERİ</p>

<p>Instant maya yerine 20 g yaş maya kullanılabilir. Yaş mayayı ılık süt, şeker ve suyun bir bölümüyle karıştırıp 5 dakika beklettikten sonra tarife ekleyin.</p>

<p>Ayçiçek yağı yerine 80 ml zeytinyağı kullanılabilir. Zeytinyağının aroması poğaçada daha belirgin hissedilecektir.</p>

<p>Beyaz peynir yerine aynı miktarda lor peyniri kullanılabilir. Lor çok kuruysa harca 15–20 g yoğurt eklenebilir.</p>

<p>Maydanoz yerine dereotu kullanılabilir. Dereotunun aroması daha baskın olduğundan 15–20 g yeterlidir.</p>

<p>Peynirli iç harç yerine 300 g haşlanmış ve ezilmiş patates kullanılabilir. Patates; tuz, karabiber ve az miktarda pul biberle tatlandırılabilir.</p>

<p>Süt kullanılmayacaksa aynı miktarda ılık su tercih edilebilir. Ancak poğaçanın rengi, aroması ve yumuşaklığı bir miktar değişir.</p>

<p>SERVİS ÖNERİSİ</p>

<p>Mayalı poğaçayı ılık veya oda sıcaklığında; çay, ayran ya da sade kahvaltılıklarla servis edebilirsiniz.</p>

<p>Yanında domates, salatalık, zeytin ve taze yeşillik sunulabilir. Peynirli poğaçanın tuz oranı dikkate alınarak eşlik eden peynir ve zeytin miktarı ayarlanmalıdır.</p>

<p>Poğaçaları servis tabağına aktarmadan önce ilk sıcaklıklarının geçmesini bekleyin. Üst üste konulan çok sıcak poğaçalar buhar nedeniyle yumuşayıp ıslanabilir.</p>

<p>SAKLAMA VE YENİDEN ISITMA</p>

<p>Peynirli poğaçalar oda sıcaklığında iki saatten uzun bekletilmemelidir. İlk sıcaklıkları geçtikten sonra kapalı bir kaba alınarak buzdolabında saklanmalıdır.</p>

<p>Buzdolabında 3 gün içinde tüketilmesi önerilir. Poğaçaları yeniden ısıtmak için 160 derece fırında 5–7 dakika tutabilirsiniz.</p>

<p>Mikrodalga kullanılacaksa tek poğaçayı kısa aralıklarla ısıtın. Uzun süre mikrodalgada tutmak hamurun sertleşmesine veya lastiksi bir yapı kazanmasına yol açabilir.</p>

<p>Pişmiş ve tamamen soğumuş poğaçalar hava almayan poşetlerde bir aya kadar dondurulabilir. Buzdolabında çözdürüldükten sonra 160 derece fırında 7–10 dakika ısıtılabilir.</p>

<p>Çözülen poğaçalar yeniden dondurulmamalıdır. Ekşi koku, küflenme, yapışkan yüzey veya belirgin renk değişikliği görülen ürünler tüketilmemelidir.</p>

<p>SIK YAPILAN HATALAR</p>

<p>Hamurun kabarmaması: Mayanın eski olması, sıvıların fazla sıcak veya soğuk kullanılması ve hamurun serin ortamda bekletilmesi mayalanmayı engelleyebilir.</p>

<p>Poğaçanın sert olması: Gereğinden fazla un eklemek, hamuru kısa yoğurmak veya poğaçaları uzun süre pişirmek sert dokuya neden olabilir.</p>

<p>Poğaçaların yayılması: Hamurun fazla yumuşak hazırlanması, gereğinden uzun mayalanması veya fırının yeterince ısıtılmaması şekli bozabilir.</p>

<p>İç harcın dışarı çıkması: Peynirin çok sulu olması, fazla harç kullanılması veya hamurun birleşme yerinin iyi kapatılmaması sızıntıya yol açabilir.</p>

<p>Poğaçanın içinin hamur kalması: Poğaçaları çok büyük hazırlamak, fırını önceden ısıtmamak veya yalnızca üstlerinin rengine bakarak erken çıkarmak iç kısmın pişmemesine neden olabilir.</p>

<p>Poğaçanın tabanının ıslanması: Sıcak poğaçaları tepside uzun süre bırakmak veya tamamen soğumadan kapalı kaba koymak buharın tabanda birikmesine yol açabilir. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yumusak-mayali-pogaca-nasil-yapilir-tam-olculu-tarif</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 12:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9693.jpeg" type="image/jpeg" length="27976"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Testosteronda Denge Mesajı: Kalp Ritmi İçin Azı da Fazlası da Sorun Olabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/testosteronda-denge-mesaji-kalp-ritmi-icin-azi-da-fazlasi-da-sorun-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/testosteronda-denge-mesaji-kalp-ritmi-icin-azi-da-fazlasi-da-sorun-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni derleme, erkeklerde hem düşük hem yüksek testosteron düzeylerinin atriyal fibrilasyon riskiyle ilişkili olabileceğini; tedavide orta aralık ve düzenli ritim takibinin öne çıktığını gösterdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde testosteron düzeyi ile kalp ritmi arasındaki ilişki yeniden tartışmaya açıldı. Journal of the Endocrine Society’de yayımlanan güncel derlemeye göre hem düşük hem de yüksek testosteron düzeyleri, en sık görülen ritim bozukluklarından atriyal fibrilasyon riskinin artmasıyla bağlantılı olabilir.</p>

<p>Araştırmacılar, mevcut verilerin doğrusal bir ilişki yerine U şeklinde bir tabloya işaret ettiğini bildirdi. Buna göre risk, testosteronun çok düşük ve çok yüksek düzeylerinde artarken, orta fizyolojik aralıkta daha düşük görünüyor.</p>

<p>Kansas City Veterans Affairs Medical Center ve University of Kansas Medical Center’dan araştırmacıların hazırladığı derleme, testosteron replasman tedavisi alan orta yaş ve ileri yaştaki erkekler açısından doz, hedef değer ve takip planının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Çalışmanın yazarlarından Rajat S. Barua, testosteron tedavisinin kişiye göre düzenlenmesi ve izlenmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Derlemede MEDLINE/PubMed ve Embase üzerinden 4 Mayıs 2026’ya kadar yayımlanan çalışmalar tarandı. Araştırmacılar ayrıca ilgili kongre özetleri, düzenleyici kurum kayıtları ve daha önceki yayınların kaynak listelerini de değerlendirdi.</p>

<p>Bulgular tek yönde değil. 2017’de ABD gazileri üzerinde yapılan geniş bir geriye dönük analizde, testosteron düzeyi tedaviyle normale gelen erkeklerde yeni atriyal fibrilasyon görülme sıklığının daha düşük olduğu bildirilmişti. Buna karşılık 2023 tarihli TRAVERSE çalışmasında testosteron replasman tedavisi alan grupta atriyal fibrilasyon olaylarının daha fazla görüldüğü raporlandı.</p>

<p>2024’te 106 randomize plasebo kontrollü çalışmayı kapsayan bir meta-analiz ise havuzlanmış verilerde belirgin bir atriyal fibrilasyon sinyali saptamadı. Gerçek yaşam verileri de karışık seyretti; bazı veri tabanı analizleri riski doğrulamazken, 5 yıllık bir kohort çalışmasında testosteron tedavisi alan hipogonadizmli erkeklerde risk artışı bildirildi.</p>

<p>Derlemenin en güçlü mesajı, “testosteron ne kadar yüksekse o kadar iyi” yaklaşımının kalp ritmi açısından doğru kabul edilmemesi gerektiği yönünde. Yazarlar, semptomatik hipogonadizmi olan erkeklerde toplam testosteron için yaklaşık 350-550 ng/dL aralığının makul bir hedef olarak düşünülebileceğini, ancak bu değerin ileriye dönük klinik çalışmalarla kesinleştirilmediğini ifade etti.</p>

<p>Mekanizma tarafında da iki ayrı yol öne çıkıyor. Düşük testosteronun kalp hücrelerinde kalsiyum dengesini bozabileceği, yüksek testosteronun ise potasyum akımları ve elektriksel yeniden giriş mekanizmaları üzerinden ritim düzensizliğine yatkınlık oluşturabileceği değerlendiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar, testosteron tedavisi planlanan erkeklerde obezite, uyku apnesi, hipertansiyon, diyabet, alkol kullanımı, böbrek ve karaciğer fonksiyonları gibi eşlik eden durumların da hesaba katılması gerektiğini belirtti. SHBG düzeyinin anormal olduğu durumlarda yalnızca toplam testosterona bakmak yerine hesaplanmış serbest testosteronun da değerlendirilmesi önerildi.</p>

<p>Derlemeye göre tedavi sırasında hematokrit, kan basıncı, böbrek ve karaciğer fonksiyonları ile kalp ritmi izlenmeli. Yazarlar, kardiyovasküler veya ritim bozukluğu riski yüksek erkeklerde kısa etkili enjeksiyonların oluşturabileceği yüksek pik seviyeler yerine daha dengeli salınım sağlayan formülasyonların tercih edilebileceğini bildirdi.</p>

<p>Bu çalışma yeni bir tedavi talimatı değil, mevcut ve yer yer çelişkili kanıtları yorumlayan yapılandırılmış bir anlatı derlemesi niteliğinde. Bu nedenle testosteron tedavisi kullanan ya da düşünen kişilerin kendi kendine doz değiştirmemesi, kararın endokrinoloji ve kardiyoloji değerlendirmesiyle verilmesi gerekiyor.</p>

<p>[1] Journal of the Endocrine Society - Association of testosterone and testosterone replacement therapy with atrial fibrillation: an updated review - 2026 - DOI: 10.1210/jendso/bvag180. [2] Endocrine Society - Men with low or high testosterone may have higher risk of irregular heartbeat - 2026. [3] Heart Rhythm O2 - Effect of estrogen and testosterone on cardiac electrophysiology and atrial fibrillation - 2026 - DOI: 10.1016/j.hroo.2025.11.007. [4] News-Medical - Too little or too much testosterone may matter for heart rhythm - 2026. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/testosteronda-denge-mesaji-kalp-ritmi-icin-azi-da-fazlasi-da-sorun-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 11:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9691.jpeg" type="image/jpeg" length="59691"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erhan Arıklı’dan Pişkin Sözler: “İki Yıldır Beklediğim Fırsattı”]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/erhan-ariklidan-piskin-sozler-iki-yildir-bekledigim-firsatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/erhan-ariklidan-piskin-sozler-iki-yildir-bekledigim-firsatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KKTC’de Girne açıklarında yaşanan gemi faciasına ilişkin soruşturma sürerken, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı görevinden alınan YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı, Parti Meclisi’nin hükümetten çekilme kararı aldığını duyurdu. Arıklı’nın görevden alınmasını “iki yıldır beklediğim fırsat” sözleriyle değerlendirmesi, siyasi krizin en dikkat çeken çıkışı oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>KKTC’de gemi faciasının acısı henüz tazeyken siyaset sahnesinde “şaka gibi” denilebilecek bir gelişme yaşandı. Yeniden Doğuş Partisi Genel Başkanı Erhan Arıklı, Parti Meclisi’nin hükümetten çekilme kararı aldığını açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı görevinden alınmasının ardından basın mensuplarına konuşan Arıklı, kararın Başbakan Ünal Üstel’e yazılı olarak bildirileceğini söyledi. Böylece Girne açıklarında meydana gelen facianın ardından başlayan tartışma, koalisyon hükümeti içinde doğrudan siyasi krize dönüştü.</p>

<p>Arıklı, görevden alınmadan önce dokunulmazlığının kaldırılması için Meclis Başkanlığı’na dilekçe vereceğini açıkladığını hatırlattı. Bu açıklamadan kısa süre sonra Başbakan Üstel’in kendisini aradığını belirten Arıklı, Üstel’in soruşturmanın selameti açısından kendisini görevden almak zorunda olduğunu söylediğini aktardı.</p>

<p>Sürecin en dikkat çeken kısmı ise Arıklı’nın görevden alınmasına verdiği tepki oldu. Arıklı, bu kararı uzun süredir beklediği bir fırsat olarak nitelendirdi ve Başbakan Üstel’e teşekkür ettiğini ifade etti.</p>

<p>Hükümetin çok daha önce seçime gitmesi gerektiğini savunduğunu söyleyen Arıklı, koalisyon içinde yaşanan sıkıntılar nedeniyle zaman zaman istifanın eşiğine geldiğini ancak çeşitli tepkiler nedeniyle bu adımı atmadığını belirtti.</p>

<p>Arıklı, YDP’de önce Merkez Yürütme Kurulu toplantısı yapılmasının planlandığını, ancak Parti Meclisi üyelerinin de katılımıyla toplantının genişlediğini söyledi. Toplantı sonunda Parti Meclisi’nin hükümetten çekilme kararı aldığını duyurdu.</p>

<p>Girne açıklarındaki gemi faciasında kayıp kişilere ulaşılması için çalışmaların sürdüğünü hatırlatan Arıklı, bu aşamada yeni bir siyasi tartışma başlatmak istemediklerini söyledi. Kayıp yakınlarının bekleyiş içinde olduğunu vurgulayan Arıklı, daha geniş açıklamayı ilerleyen günlere bırakacaklarını kaydetti.</p>

<p>Gelişme, KKTC’de hem hükümetin geleceği hem de facia sonrası siyasi sorumluluk tartışmaları açısından yeni bir dönemin kapısını araladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>📰 Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/erhan-ariklidan-piskin-sozler-iki-yildir-bekledigim-firsatti</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 06:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9687.jpeg" type="image/jpeg" length="69817"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alkol ve sigara isteği için Zayıflama İlaçları umudu: Bilim ne söylüyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alkol-ve-sigara-istegi-icin-zayiflama-ilaclari-umudu-bilim-ne-soyluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alkol-ve-sigara-istegi-icin-zayiflama-ilaclari-umudu-bilim-ne-soyluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyabet ve obezite tedavisinde kullanılan GLP-1 ilaçları, bağımlılık araştırmalarında da dikkat çekiyor. İlk veriler alkol ve sigara isteğinde azalma sinyali verse de kullanım için daha güçlü kanıt gerekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>GLP-1 İlaçları Bağımlılık Tedavisinde Yeni Bir Kapı mı Açıyor?</p>

<p>Diyabet ve obezite tedavisinde kullanılan GLP-1 reseptör agonistleri, artık yalnızca kilo ve kan şekeriyle değil, bağımlılık araştırmalarıyla da anılıyor. Araştırmacıların ilgisi, bu ilaçların beyinde istek, ödül ve motivasyonla bağlantılı devreleri etkileyebilme ihtimalinden kaynaklanıyor.</p>

<p>Bugünkü bilimsel tablo umut verici ama temkin gerektiriyor. Semaglutid gibi GLP-1 ilaçları, alkol kullanım bozukluğu başta olmak üzere bazı bağımlılık türlerinde isteği azaltabilir; ancak bu ilaçlar henüz bağımlılık için standart tedavi değildir.</p>

<p>GLP-1, yemekten sonra bağırsaklardan salınan ve pankreas, mide ve beyinle haberleşen bir hormondur. Kan şekerinin düzenlenmesine, tokluk hissine ve iştahın azalmasına katkı verir.</p>

<p>GLP-1 reseptör agonisti denilen ilaçlar, bu hormonun etkisini taklit eder. Semaglutid, liraglutid ve eksenatid gibi ilaçlar bu grupta yer alır.</p>

<p>Bağımlılık araştırmacıları için asıl ilgi noktası ise yalnızca iştah değildir. Çünkü yeme isteği, alkol alma dürtüsü, sigara yakma isteği ya da madde arama davranışı, beyinde ödül ve hazla ilişkili bazı ortak yollardan beslenebilir.</p>

<p>Bağımlılıkta kişi çoğu zaman yalnızca maddeye değil, maddenin yarattığı beklentiye, rahatlama duygusuna ve tekrar etme döngüsüne de bağlanır. GLP-1 sinyalinin bu döngüyü etkileyebileceği düşünülüyor.</p>

<p>Yeni değerlendirmelerde, GLP-1 ilaçlarının mezolimbik ödül sistemi adı verilen bölgelerde dopamin iletimini azaltarak alkol, nikotin ve bazı maddelerin çekiciliğini düşürebileceği belirtiliyor. Dopamin, beynin ödül ve motivasyon yanıtlarında görev alan bir kimyasal habercidir.</p>

<p>İnsan verileri içinde en belirgin ilgi alkol kullanım bozukluğunda yoğunlaşıyor. Küçük bir randomize klinik çalışmada, haftalık semaglutid alan yetişkinlerde laboratuvar ortamında tüketilen alkol miktarı plaseboya göre daha düşük bulundu.</p>

<p>Aynı çalışmada semaglutid, dokuz haftalık izlemde alkol isteğini azalttı; bazı haftalık tüketim ölçütlerinde de düşüşle ilişkilendirildi. Sigara kullanan alt grupta günlük sigara sayısında daha belirgin azalma görüldü.</p>

<p>Buna karşın çalışma küçük ölçekliydi ve katılımcı sayısı sınırlıydı. Bu nedenle sonuçlar, daha büyük ve daha uzun izlemli çalışmalarla doğrulanmadan günlük tedavi kararlarını tek başına değiştirmez.</p>

<p>Tütün kullanımında GLP-1 ilaçlarına dair sonuçlar daha değişken. Bazı çalışmalarda eksenatid ile sigarayı bırakma oranı ve istek puanlarında olumlu bulgular görülürken, dulaglutid bazı ölçütlerde plasebodan üstün bulunmadı.</p>

<p>Opioid kullanım bozukluğunda veriler daha erken aşamada. Liraglutid ile yapılan küçük pilot çalışmalarda güvenlik ve istek azalması açısından olumlu sinyaller bildirildi, ancak bu alan henüz geniş klinik veri bekliyor.</p>

<p>Elektronik sağlık kayıtlarına dayalı geniş analizlerde, GLP-1 kullanan tip 2 diyabetli kişilerde yeni madde kullanım bozukluğu tanısı ve maddeyle ilişkili ağır olayların daha düşük görüldüğü bildirildi. Bir çalışmada altı yüz binden fazla ABD gazisinin verisi incelendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu tür çalışmalar gerçek yaşamdan güçlü ipuçları verir; ancak neden-sonuç ilişkisini kesin olarak kanıtlamaz. GLP-1 kullanan kişiler ile kullanmayan kişiler arasında kilo, diyabet yönetimi, sağlık takibi, tedaviye erişim ve yaşam tarzı gibi birçok fark bulunabilir.</p>

<p>GLP-1 ilaçları reçeteli tedavilerdir. Bulantı, kusma, ishal, kabızlık, iştah kaybı ve mide boşalmasının yavaşlaması gibi yan etkiler görülebilir.</p>

<p>Yeme bozukluğu öyküsü, gebelik, emzirme, ağır mide-bağırsak hastalığı, pankreas veya safra kesesi sorunu olan kişilerde değerlendirme daha hassas yapılmalıdır. Bazı ailevi tiroid kanseri öykülerinde de hekim özel uyarıları dikkate alır.</p>

<p>Bağımlılık tedavisi yalnız ilaçtan ibaret değildir. Psikososyal destek, psikiyatri ve bağımlılık tıbbı izlemi, aile desteği, davranışçı yaklaşımlar ve mevcut kanıta dayalı tedaviler hâlâ tedavinin omurgasını oluşturur.</p>

<p>Bugün için en doğru yaklaşım şudur: GLP-1 ilaçları alkol, sigara ve bazı madde bağımlılıklarında istek döngüsünü azaltabilecek yeni bir araştırma alanıdır; fakat bağımlılık için hekimsiz, rastgele ya da hızlı çözüm amacıyla kullanılmamalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. News Medical, Why Addiction Researchers Are Paying Closer Attention to GLP-1 Drugs<br />
2. Journal of Clinical Investigation, GLP-1 Targeted Therapies for Alcohol and Other Substance Use Disorders<br />
3. JAMA Psychiatry, Once Weekly Semaglutide in Adults With Alcohol Use Disorder<br />
4. BMJ, Glucagon Like Peptide 1 Receptor Agonists and Risk of Substance Use Disorders<br />
5. Nature, Do Obesity Drugs Treat Addiction? Huge Study Hints at Their Promise<br />
6. Washington University School of Medicine, GLP-1 Medications Get at the Heart of Addiction Study </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alkol-ve-sigara-istegi-icin-zayiflama-ilaclari-umudu-bilim-ne-soyluyor</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 06:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-9686.jpeg" type="image/jpeg" length="72672"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79292"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="56957"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59670"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66949"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27645"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="99495"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
