<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 26 Sep 2026 00:52:11 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akşemseddin’in Şifa Mirası Londra’daki Yazmada Yaşıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/aksemseddinin-sifa-mirasi-londradaki-yazmada-yasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/aksemseddinin-sifa-mirasi-londradaki-yazmada-yasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[British Library’deki Or 11063 numaralı yazma, Akşemseddin’e atfedilen Kitabü’ş-Şifa ve reçeteleri bir araya getiriyor. Katalog ile akademik çalışmalar, bu tıp mirasının izlerini ve açık sorularını gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir tıp yazmasını değerli kılan yalnızca yaşı değil, taşıdığı bilginin kimlerden geçtiğidir. Akşemseddin’in hekimlik mirası da bu soruyla birlikte okunmayı hak ediyor: Ona bağlanan metinlerde hangi bilgiler bulunuyor, bunlar ne zaman kopyalandı ve bugün hangi kanıtlara ulaşılabiliyor?</p>

<p>British Library’nin katalog kayıtlarıyla Türkiye’de yapılmış akademik çalışmaların karşılaştırılması, konunun tek bir “şifa kitabı”ndan daha geniş olduğunu gösteriyor. Karşımızda farklı metinlerin bir araya geldiği bir yazma geleneği ve hâlâ araştırılması gereken bir bilgi aktarımı var.</p>

<p><img alt="“Akşemseddin’e atfedilen Mâddetü’l-Hayât’ın Millet Kütüphanesi Ali Emîrî Tıp 297 nüshasından sayfalar. Kaynak: Hasan Ali Çetin, 2016, s. 750.”" class="detail-photo img-fluid" height="1024" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/7-b225-a-b7-5-c85-48-d7-8-f47-997-a37-c61-b13.jpeg" width="1536" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Akşemseddin’e atfedilen Mâddetü’l-Hayât’ın Millet Kütüphanesi Ali Emîrî Tıp 297 nüshasından sayfalar. Kaynak: Hasan Ali Çetin, 2016, s. 750.”</p>

<p>KÜÇÜK BİR CİLTTE FARKLI HEKİMLERİN METİNLERİ</p>

<p>British Library kataloğundaki Or 11063, tek eser değil, 15 metinlik Osmanlıca bir mecmua. 172 yapraklı, 18 × 11 santimetrelik ciltte nesih ve nesta‘lik yazı, yer yer kırmızı başlıklar ve iki sütun kullanılmış.</p>

<p>Katalogda öne çıkan bölümler şöyle:</p>

<p>• 2r–28v: Akşemseddin’e bağlanan, Arapça kaynaklara dayalı Kitabü’ş-Şifa derlemesi.<br />
• 30v–39v: Salih Efendi’nin eksik reçete risalesi.<br />
• 40v–62r: Mehmet Çelebi’nin II. Mehmed için yazdığı belirtilen Tevalüd ü Tenasül.<br />
• 64v–83v: Kaysunizade’nin manzum tedavi risalesi.<br />
• 84v–95v: Akşemseddin’e atfedilen reçeteler.<br />
• 96v–145r: Derviş Siyahi’nin Lügat-ı Müşkilat-ı Ecza’sı.</p>

<p>Buradaki “r” yaprağın ön, “v” arka yüzünü gösteriyor. Kitabü’ş-Şifa ile reçeteler, katalogda ayrı bölümler.</p>

<p>TARİHLER, AKŞEMSEDDİN’İN ELİNDEN ÇIKMIŞ BİR NÜSHAYI GÖSTERMİYOR</p>

<p>Kitabü’ş-Şifa bölümünde 1687–1688; reçetelerin kopyalanmasına ilişkin açıklamada 16 Ekim 1683; sondaki dinî risalede 1705–1706 tarihi veriliyor. Kütüphane cildi 17. yüzyıl sonu–18. yüzyıl başına tarihlendiriyor.</p>

<p>Akşemseddin ise 1459’da vefat etti. Dolayısıyla bu nüsha, onun kendi el yazısı diye sunulamaz. İstinsah, mevcut bir metnin elle kopyalanmasıdır; kopyanın tarihiyle eserin ilk yazıldığı tarih aynı şey değildir.</p>

<p>Bu ayrım, eserin önemini azaltmıyor. Araştırma sorusunu değiştiriyor: İncelenmesi gereken yalnızca ilk müellif değil, metnin daha sonraki kuşaklarca nasıl aktarıldığıdır.</p>

<p>FETHİN MANEVİ REHBERLİĞİNİN YANINDA HEKİMLİK</p>

<p>Akşemseddin’in asıl adı Şemseddin Muhammed bin Hamza. TDV İslâm Ansiklopedisi onu Fatih’in hocası, mutasavvıf, âlim-tabip ve şair olarak tanımlıyor. Hayatına ilişkin anlatıların merkezinde Hacı Bayram-ı Veli ile ilişkisi, İstanbul’un fethi ve Göynük’teki yaşamı bulunuyor.</p>

<p>Aynı kaynak, tıp eğitimi aldığını ve hekimlik yaptığını da kaydediyor. Bununla birlikte biyografik anlatılar, ona atfedilen eserler ve eldeki yazma nüshalar farklı kanıt türleri. Bir kişinin hekim olarak tanınması, yüzyıllar sonra onun adına kaydedilen bütün cümlelerin mutlaka kendisine ait olduğunu göstermez.</p>

<p>Bu nedenle Akşemseddin’in tıp tarihindeki yerini araştırmak, hayat hikâyesinin yanına metin incelemesini de koymayı gerektiriyor.</p>

<p>REÇETELERİN YANINDAKİ SÖZLÜK NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Tıp yalnızca bir tedaviyi bilmekten ibaret değil; o tedaviyi anlatan kelimeleri doğru anlamayı da gerektiriyor. Derviş Siyahi Lârendevi’nin Lügat-ı Müşkilat-ı Ecza’sı, bu bakımdan dikkat çekici bir eser.</p>

<p>Şaban Doğan’ın 2011’de Osmanlı Bilimi Araştırmaları dergisinde yayımladığı inceleme, Osmanlı tıp dilindeki Arapça, Farsça ve Grekçe terimlerin uzmanlık sözlüklerine duyulan ihtiyacı artırdığını anlatıyor. Bilginin farklı dillerden taşınması, hekimlerin kullanacağı bir terim dağarcığının oluşturulmasını da zorunlu kılmıştı.</p>

<p>Sözlük üzerine başka bir dil araştırması, eserde farklı dillerdeki bitki, ilaç, hastalık ve tıp terimlerine Türkçe karşılıklar verildiğini belirtiyor. Bu tür metinler, eczacılık tarihinin yanında Türkçenin bilim dili olarak gelişimini araştırmak için de kaynak niteliğinde.</p>

<p>Buradan hareketle reçete ile sözlüğün birlikte incelenmesi, araştırmacıya iki ayrı soru sordurabilir: Hangi madde öneriliyor ve bu maddenin adı bugün nasıl anlaşılmalı? Tarihî bir bitki adının günümüzdeki bir türle eşleştirilmesi ise ayrıca uzmanlık gerektiriyor.</p>

<p>“YENİ KEŞİF” DEĞİL, DAHA ÖNCE KAYDA GEÇMİŞ BİR ARAŞTIRMA KONUSU</p>

<p>Or 11063 yalnızca bugünkü çevrim içi katalogda görünmüyor. Emek Üşenmez’in 2017’de Turkish Studies’te yayımlanan “British Library’deki Türkçe Yazma Eserler” başlıklı makalesinde de aynı numara, tıp eserleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Makale, Nidâî’nin Menâfi‘un-Nâs’ı ve bitkilerle tedaviye ilişkin Kitâbü’l-Nebât gibi başka yazmaları da örnekliyor. Böylece Londra’daki Türkçe tıp mirasının tek bir isim veya tek bir ciltle sınırlı olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Bu kayıt, “hiç bilinmeyen belge ilk kez bulundu” iddiasını desteklemiyor. Haberin değeri, katalogdaki bir kaydı içeriği ve araştırma sorularıyla birlikte geniş okur kitlesine anlatmasında.</p>

<p>Üşenmez’in çalışması genel koleksiyonun oluşumunda satın alma ve bağışların rolünü de ele alıyor. Ancak genel koleksiyon tarihi, belirli bir yazmanın hangi yolla İngiltere’ye ulaştığını kendiliğinden açıklamaz.</p>

<p>AKŞEMSEDDİN’E ATFEDİLEN ESERLERDE AİDİYET MESELESİ</p>

<p>Bu dosyanın dikkatle ele alınması gereken bir başka boyutu, Akşemseddin’in tıpla ilgili eserlerine sonradan eklemeler yapılmış olabileceği tartışması.</p>

<p>Hasan Ali Çetin’in Marmara Üniversitesi’nde hazırladığı 2016 tarihli doktora tezi, Mâddetü’l-Hayât’ın iki nüshasını karşılaştırmalı olarak inceliyor. Araştırmacı, değerlendirdiği metnin tamamının Akşemseddin’e ait olmadığı sonucuna ulaşıyor.</p>

<p>Tezde tartışılan dayanaklar arasında Akşemseddin’den sonra yaşamış Paracelsus’la ilişkilendirilen tedavi bilgileri de bulunuyor. Çetin, bir risaleye sonradan bölümler eklenmesi veya farklı eserlerin birleştirilmesi ihtimallerini değerlendiriyor.</p>

<p>Ancak burada sınır açık: Bu sonuç, tezde incelenen Mâddetü’l-Hayât nüshalarıyla ilgili. Aynı hükmü doğrudan Londra’daki Kitabü’ş-Şifa bölümüne taşımak doğru olmaz. Metinler karşılaştırılmadan bunların aynı eser veya aynı içerik olduğu söylenemez.</p>

<p>Bu çalışma, Londra nüshası için hazır bir cevap değil, izlenebilecek bir inceleme yöntemi sunuyor: Nüshaları karşılaştırmak, sonradan eklenmiş olabilecek kısımları ayırmak ve tarihî terimleri bağlamları içinde değerlendirmek.</p>

<p>İBN SÎNÂ’NIN KİTÂBÜ’Ş-ŞİFÂ’SIYLA KARIŞTIRILMAMALI</p>

<p>Kitabü’ş-Şifa adı, okura İbn Sînâ’nın tanınmış eserini de hatırlatabilir. Ancak ad benzerliği, eserlerin aynı olduğunu göstermez.</p>

<p>İbn Sînâ’nın eş-Şifâ’sı mantık, fizik, matematik ve metafiziği kapsayan felsefî bir külliyat. Bu nedenle başlıktaki “şifa” kelimesinden hareketle onu bir reçete kitabı olarak tanımlamak da doğru değil.</p>

<p>Yazma araştırmalarında başlık kadar müellif kaydı, başlangıç ve bitiş cümleleri, bölüm düzeni ve nüsha karşılaştırması önem taşır. Londra kaydını başka bir esere bağlamak için de bu tür metinsel kanıtlar gerekir.</p>

<p>HENÜZ CEVAPLANMAMIŞ SORULAR</p>

<p>Or 11063’ün katalog sayfasında açık dijital görüntü bağlantısı bulunmuyor; ayrıntılı edinim öyküsü de verilmiyor.</p>

<p>Dolayısıyla bu haber, yazmanın bütün sayfalarının okunmasına değil, katalog açıklamasıyla akademik yayınların karşılaştırılmasına dayanıyor. Reçetelerin tek tek hangi hastalıkları hedeflediği, malzemeleri ve ölçüleri burada doğrulanmış değil.</p>

<p>Araştırmayı ileri taşıyacak adım, ilgili yaprakların görüntülerini temin etmek ve Osmanlı Türkçesi, tıp tarihi, eczacılık tarihi uzmanlarıyla karşılaştırmalı bir metin incelemesi yapmak. Kâğıt, yazı değişiklikleri ve varsa sahiplik kayıtları da cildin oluşumuna ilişkin soruları aydınlatabilir.</p>

<p>Akşemseddin’in şifa mirasının daha iyi anlaşılması, hangi bilginin hangi nüshada bulunduğunun ortaya konulmasına bağlı. Böyle bir çalışma, onun hekimlik yönünü ve Osmanlı dünyasında tıp bilgisinin kuşaklar arasında nasıl aktarıldığını birlikte aydınlatabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu haber tıp tarihi amaçlıdır. Tarihî reçeteler güncel tedavi önerisi değildir; hekim değerlendirmesi olmadan uygulanmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. British Library, Archives and Manuscripts Catalogue, Or 11063, kayıt no. 032-003707133.<br />
2. Orhan F. Köprülü ve Mustafa İsmet Uzun, “Akşemseddin”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 1989.<br />
3. Şaban Doğan, “Onyedinci yüzyılda kaleme alınmış bir tıp ve eczacılık sözlüğü: Lugât-ı Müşkilât-ı Eczâ”, Osmanlı Bilimi Araştırmaları, 12/2, 2011, s. 95–104.<br />
4. “Lügat-ı Müşkilât-ı Eczâ’da Düzlük-Yuvarlaklık Uyumu”, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, makale kaydı 3839.<br />
5. Emek Üşenmez, “British Library’deki Türkçe Yazma Eserler”, Turkish Studies, 12/22, 2017, s. 783–816.<br />
6. Hasan Ali Çetin, “Akşemseddin’in Māddetü’l-Ḥayāt Adlı Eseri (İnceleme-Metin-Dizin-Tıpkıbasım)”, doktora tezi, Marmara Üniversitesi, 2016, özellikle s. 3–5.<br />
7. İlhan Kutluer, “eş-Şifâ”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 2010.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/aksemseddinin-sifa-mirasi-londradaki-yazmada-yasiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 21:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1357.jpeg" type="image/jpeg" length="93627"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye’de Hekim Sayısı Yüzde 63, Hemşire Sayısı Yüzde 86 Arttı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-hekim-sayisi-yuzde-63-hemsire-sayisi-yuzde-86-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-hekim-sayisi-yuzde-63-hemsire-sayisi-yuzde-86-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumunun verileri, Türkiye’nin sağlık kapasitesinde 2014–2024 döneminde belirgin bir genişleme yaşandığını gösteriyor. On yılda toplam hekim sayısı yüzde 63, hemşire sayısı yüzde 86, hastane yatağı sayısı yaklaşık yüzde 30 arttı. Nüfusa düşen hekim ve yatak sayıları da yükselirken kişi başına sağlık harcaması 2024 yılında 840 dolara ulaştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’nin sağlık sistemi son 10 yılda insan gücü, hastane kapasitesi ve sağlık için ayrılan kaynaklar bakımından belirgin biçimde genişledi.<br />
Sağlık Bakanlığının Sağlık İstatistikleri Yıllıkları ile Türkiye İstatistik Kurumunun sağlık harcaması verileri, 2014 ile 2024 karşılaştırıldığında özellikle hekim ve hemşire sayılarında güçlü bir yükseliş olduğunu ortaya koyuyor.<br />
2024 yılı, bu temel göstergelerin birlikte değerlendirilebildiği en son tamamlanmış resmî yıllık dönem olma özelliğini taşıyor.<br />
Hekim sayısı 221 bini geçti<br />
Türkiye’de uzman, pratisyen ve asistan hekimlerin toplam sayısı 2014 yılında 135 bin 616’ydı.<br />
2024 yılında bu sayı 221 bin 133’e yükseldi.<br />
Böylece toplam hekim sayısı 10 yılda 85 bin 517 kişi arttı. Artış oranı yüzde 63,1 olarak hesaplandı.<br />
Grafik 1 – Toplam hekim sayısı<br />
2014: 135.616<br />
2024: 221.133<br />
10 yıllık artış: %63,1<br />
Değişim yalnızca nüfusun büyümesinden kaynaklanmadı. Nüfusa göre hesaplanan hekim yoğunluğunda da yükseliş görüldü.<br />
2014 yılında Türkiye’de 100 bin kişiye 175 hekim düşerken 2024 yılında bu sayı 258’e çıktı.<br />
Bu da 100 bin kişiye düşen hekim sayısında yaklaşık yüzde 47’lik artış anlamına geliyor.<br />
2024 yılında toplam hekimlerin 107 bin 14’ünü uzman hekimler, 54 bin 939’unu pratisyen hekimler, 59 bin 180’ini ise asistan hekimler oluşturdu.<br />
Hemşire sayısı 10 yılda yüzde 86 arttı<br />
Sağlık insan gücündeki en güçlü sayısal artışlardan biri hemşirelerde görüldü.<br />
Türkiye’de 2014 yılında 142 bin 432 hemşire görev yaparken bu sayı 2024 yılında 264 bin 857’ye ulaştı.<br />
On yıllık dönemde toplam hemşire sayısı 122 bin 425 arttı.<br />
Grafik 2 – Toplam hemşire sayısı<br />
2014: 142.432<br />
2024: 264.857<br />
10 yıllık artış: %86,0<br />
Başka bir ifadeyle hemşire sayısı 10 yılda neredeyse iki katına yaklaştı.<br />
2024 yılında ayrıca 61 bin 618 ebe görev yaptı. Hemşire ve ebeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’de 100 bin kişiye düşen personel sayısı 381 olarak kaydedildi.<br />
Hekimlerin yanı sıra hemşire ve ebe sayısındaki yükseliş, sağlık sisteminin hasta bakımı ve hizmet sunumundaki insan gücü kapasitesinin de genişlediğini gösteriyor.<br />
Hastane yatağı sayısı 268 bini aştı<br />
Sağlık altyapısındaki büyüme hastane yataklarına da yansıdı.<br />
Türkiye’de 2014 yılında kamu, üniversite ve özel hastanelerde toplam 206 bin 836 hastane yatağı bulunuyordu.<br />
2024 yılında bu sayı 268 bin 359’a yükseldi.<br />
Grafik 3 – Toplam hastane yatağı<br />
2014: 206.836<br />
2024: 268.359<br />
10 yıllık artış: %29,7<br />
Böylece toplam hastane yatağı kapasitesi 10 yılda 61 bin 523 yatak arttı.<br />
Nüfusa göre değerlendirildiğinde de artış görülüyor. Türkiye’de 2014 yılında 10 bin kişiye 26,6 hastane yatağı düşerken 2024 yılında bu sayı 31,3’e çıktı.<br />
Bu gösterge, yatak kapasitesindeki artışın nüfus artışının üzerinde gerçekleştiğini ortaya koyuyor.<br />
2024 yılındaki toplam yatakların 169 bin 834’ü Sağlık Bakanlığı hastanelerinde, 44 bin 131’i üniversite hastanelerinde, 54 bin 394’ü ise özel hastanelerde bulunuyordu.<br />
Nitelikli yatak kapasitesi de yükseldi<br />
On yıllık dönemde değişen yalnızca toplam yatak sayısı olmadı.<br />
Türkiye’de 2014 yılında 98 bin 521 nitelikli hastane yatağı bulunurken 2024 yılında sayı 183 bin 33’e ulaştı.<br />
Böylece nitelikli yatak sayısı yaklaşık yüzde 86 arttı.<br />
2024 yılında yoğun bakım yatakları hariç tutulduğunda nitelikli yatakların ilgili toplam yatak kapasitesi içindeki oranı yüzde 83,4 olarak gerçekleşti.<br />
Aynı yıl Türkiye genelindeki yoğun bakım yatağı sayısı da 49 bin 10 olarak kaydedildi.<br />
Bu rakamlar, hastane altyapısındaki genişlemenin yalnızca toplam yatak sayısından ibaret olmadığını; nitelikli yatak kapasitesinin de önemli ölçüde büyüdüğünü gösteriyor.<br />
Sağlık harcaması 2,36 trilyon TL’ye ulaştı<br />
Türkiye’nin sağlık için yaptığı toplam harcama da 10 yıllık dönemde güçlü biçimde yükseldi.<br />
2014 yılında toplam sağlık harcaması 94 milyar 750 milyon TL düzeyindeydi.<br />
Türkiye İstatistik Kurumuna göre 2024 yılında toplam sağlık harcaması 2 trilyon 359 milyar 151 milyon TL’ye çıktı.<br />
Grafik 4 – Toplam sağlık harcaması<br />
2014: 94,75 milyar TL<br />
2024: 2,359 trilyon TL<br />
Nominal TL tutarındaki değişim: yaklaşık 24,9 kat<br />
Bu karşılaştırmanın doğrudan reel kaynak artışı olarak yorumlanmaması gerekiyor. Çünkü 10 yıllık dönemdeki enflasyon ve fiyat değişimleri TL cinsinden tutarları önemli ölçüde etkiliyor.<br />
Bu nedenle kişi başına dolar cinsinden sağlık harcaması da tabloya ek bir bakış sağlıyor.<br />
2014 yılında kişi başına sağlık harcaması 1.232 TL ve 563 dolar olarak hesaplanmıştı.<br />
2024 yılında kişi başına sağlık harcaması 27 bin 587 TL’ye, dolar cinsinden ise 840 dolara ulaştı.<br />
Dolar cinsinden kişi başına sağlık harcamasındaki nominal artış yaklaşık yüzde 49 oldu.<br />
Sağlık harcamalarının dörtte üçünden fazlasını kamu finanse etti<br />
Türkiye’nin sağlık finansmanında kamunun ağırlığı 2024 yılında da devam etti.<br />
Türkiye İstatistik Kurumuna göre toplam sağlık harcamalarının yüzde 76,1’i genel devlet tarafından, yüzde 23,9’u ise özel sektör tarafından finanse edildi.<br />
Genel devletin sağlık harcaması 1 trilyon 794 milyar 227 milyon TL’ye ulaştı.<br />
Toplam sağlık harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı 2024 yılında yüzde 5,3 olarak hesaplandı.<br />
Hastaneler, toplam sağlık harcamalarının yüzde 54,6’sıyla sağlık hizmeti sunucuları arasında en büyük paya sahip oldu.<br />
10 yıllık tablo kapasite artışını gösteriyor<br />
2014 ve 2024 rakamları birlikte değerlendirildiğinde Türkiye sağlık sisteminin temel kapasite göstergelerinde belirgin bir büyüme görülüyor.<br />
Toplam hekim sayısı yüzde 63,1 arttı.<br />
Hemşire sayısı yüzde 86 yükseldi.<br />
Hastane yatak kapasitesi yüzde 29,7 genişledi.<br />
Nitelikli yatak sayısı yaklaşık yüzde 86 arttı.<br />
Kişi başına sağlık harcaması dolar cinsinden 563 dolardan 840 dolara çıktı.<br />
Hekim ve hastane yatağı sayısındaki artışın nüfus artışının üzerinde gerçekleşmesi de dikkat çekiyor. Bu durum, sağlık sistemindeki genişlemenin yalnızca ülke nüfusunun büyümesine bağlı olmadığını gösteriyor.<br />
Veriler, Türkiye’nin 2024 yılında 10 yıl öncesine kıyasla daha fazla hekim, daha fazla hemşire, daha geniş hastane kapasitesi ve daha yüksek nitelikli yatak sayısıyla sağlık hizmeti verdiğini ortaya koyuyor.<br />
Bölgesel personel dağılımı ve uluslararası karşılaştırmalarda bazı sağlık insan gücü göstergelerinin daha ileri taşınması ise gelişmeye açık alanlar arasında bulunuyor.<br />
Genel tablo, Türkiye’nin sağlık altyapısı ve insan kaynağı kapasitesinin 2014–2024 döneminde belirgin biçimde güçlendiğini gösteriyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• T.C. Sağlık Bakanlığı – Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2014<br />
• T.C. Sağlık Bakanlığı – Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2024<br />
• T.C. Sağlık Bakanlığı – Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2024 Haber Bülteni<br />
• Türkiye İstatistik Kurumu – Sağlık Harcamaları İstatistikleri 2014<br />
• Türkiye İstatistik Kurumu – Sağlık Harcamaları İstatistikleri 2024</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-hekim-sayisi-yuzde-63-hemsire-sayisi-yuzde-86-artti</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 21:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/turkiye-saglik-10-yil-200kb.webp" type="image/jpeg" length="88850"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kahve testosteronu artırır mı? Araştırmada erkeklerde farklı hormon profili görüldü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kahve-testosteronu-artirir-mi-arastirmada-erkeklerde-farkli-hormon-profili-goruldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kahve-testosteronu-artirir-mi-arastirmada-erkeklerde-farkli-hormon-profili-goruldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Finlandiya’da 2 bin 264 kişiyle yapılan araştırma, daha yüksek kahve tüketiminin erkeklerde toplam testosteron ve SHBG ile ilişkili olduğunu buldu. Ancak kesitsel çalışma, kahvenin testosteronu artırdığını kanıtlamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kahve testosteronu artırır mı sorusuna bu araştırmanın verdiği yanıt kesin değil. Finlandiya’da 46 yaşındaki 2 bin 264 kişinin verilerini inceleyen çalışma, daha fazla kahve içen erkeklerde toplam ve biyoyararlanımı yüksek testosteron ile seks hormonu bağlayıcı globulin (SHBG) düzeylerinin daha yüksek olduğunu gösterdi.</p>

<p>Ancak araştırma kesitsel tasarıma sahipti; yani katılımcıların tek bir dönemdeki kahve alışkanlığı ve kan değerleri karşılaştırıldı. Bu nedenle sonuçlar, kahvenin hormon düzeylerini doğrudan yükselttiği anlamına gelmiyor. Kahve tüketimiyle birlikte değişebilecek yaşam tarzı ve biyolojik etkenlerin etkisi tamamen dışlanamaz.</p>

<p>Araştırma European Journal of Nutrition dergisinde yayımlandı. Kuzey Finlandiya 1966 Doğum Kohortu’ndan 2 bin 264 katılımcının değerlendirildiği analizde, katılımcıların yüzde 47’si erkekti. Kahve tüketimi düşük, orta ve yüksek gruplar halinde ele alındı; yüksek tüketim günde beş fincan ve üzeri olarak tanımlandı. [oai_citation:0‡PubMed](https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/42461444?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>## Erkeklerde toplam testosteron yükselirken serbest testosteron düştü</p>

<p>Çalışmanın en önemli ayrıntısı, tüm testosteron ölçümlerinin aynı yönde değişmemesi oldu. Erkeklerde her ek günlük kahve fincanı; toplam testosteron, biyoyararlanımı yüksek testosteron ve SHBG ile pozitif ilişki gösterdi.</p>

<p>Buna karşılık serbest testosteron ve serbest androjen indeksi daha düşük bulundu. SHBG, kandaki testosteronun bir bölümünü bağlayan taşıyıcı proteindir. Bu nedenle yalnızca toplam testosterondaki artışa bakarak “hormon etkisi arttı” sonucuna varmak doğru olmaz.</p>

<p>Kadınlarda ise toplam veya biyoyararlanımı yüksek testosteronla anlamlı ilişki saptanmadı. Kahve tüketimi, SHBG düzeyindeki artış ve serbest testosteron ile serbest androjen indeksindeki düşüşle ilişkiliydi. [oai_citation:1‡Springer Nature Link](https://link.springer.com/article/10.1007/s00394-026-04038-z?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>## Vücut kitle indeksi benzerdi, yağ ve kas dağılımı farklıydı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Daha çok kahve içen gruplarda toplam yağ ve iç organların çevresindeki visseral yağ daha düşük; iskelet kası kütlesi daha yüksek görüldü. Buna rağmen grupların vücut kitle indeksi benzerdi.</p>

<p>Bu bulgu, vücut kitle indeksinin tek başına vücut kompozisyonunu göstermediğini de hatırlatıyor. Yine de bu farkın kahveden kaynaklandığı söylenemez. Katılımcıların sigara kullanımı, eğitim düzeyi, fiziksel aktivitesi ve alkol tüketimi gibi özellikleri kahve grupları arasında farklılık gösterdi.</p>

<p>## Metabolizma açısından hangi bulgular öne çıktı?</p>

<p>Araştırmada kahve tüketimi, her iki cinsiyette dallı zincirli amino asitlerin kandaki düzeyiyle ters yönde ilişkili bulundu. Erkeklerde ayrıca daha elverişli glukoz-insülin profiliyle ilişki gözlendi.</p>

<p>Bu göstergeler metabolik sağlıkla bağlantılı olabilir; fakat tek başına hastalık riskinin düştüğünü ya da kahvenin koruyucu bir tedavi olduğunu göstermez. Araştırmacılar, kahvenin içindeki hangi bileşenlerin bu ilişkilerde rol oynayabileceğinin ileri çalışmalarla incelenmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>## Kahve içerek testosteron tedavisi yapılabilir mi?</p>

<p>Hayır. Bu çalışma kahveyi testosteron düşüklüğü için bir tedavi olarak değerlendirmedi; katılımcılara kahve verilip hormon değişimi izlenmedi. Ayrıca düşük testosteron şikâyeti olan kişilerde tanı; belirtiler, tekrarlanan sabah ölçümleri ve hekim değerlendirmesiyle konur.</p>

<p>Çarpıntı, tansiyon yüksekliği, uyku sorunu, anksiyete, reflü veya bazı ritim bozuklukları olan kişiler için daha fazla kahve tüketimi uygun olmayabilir. Kahve miktarını hormon sonucu üzerinden değiştirmek yerine, kişisel sağlık durumu için hekime danışmak gerekir.</p>

<p>## Araştırmanın en önemli sınırları</p>

<p>Katılımcıların tamamı 46 yaşındaydı ve Finlandiya’daki tek bir doğum kohortundan geldi. Kahve miktarı katılımcıların kendi bildirimine dayanıyordu; fincan büyüklüğü standart değildi. Araştırma ayrıca kahvenin türü, hazırlanış biçimi ve kafein dışındaki bileşenlerin etkisini kesin olarak ayıramadı.</p>

<p>Bu nedenle sonuç, “kahve testosteronu artırır” değil; “kahve tüketimi, özellikle erkeklerde belirli bir hormon ve metabolizma profiliyle ilişkili bulundu” şeklinde okunmalı.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>European Journal of Nutrition — Associations of habitual coffee intake with testosterone and cardiometabolic markers: the Northern Finland birth cohort 1966 study — 2026</p>

<p>University of Oulu — Study links coffee consumption to metabolic health and sex hormones — 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kahve-testosteronu-artirir-mi-arastirmada-erkeklerde-farkli-hormon-profili-goruldu</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 20:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1356.jpeg" type="image/jpeg" length="63969"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hastane yatağında Güney Kore ve Japonya zirvede: Türkiye’nin yeri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hastane-yataginda-guney-kore-ve-japonya-zirvede-turkiyenin-yeri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hastane-yataginda-guney-kore-ve-japonya-zirvede-turkiyenin-yeri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[OECD’nin son kapsamlı karşılaştırmalı sağlık raporu, ülkelerin hastane yatağı kapasitesinde büyük farklılıklar bulunduğunu gösteriyor. Health at a Glance 2025 raporunda 2023 veya en yakın yıl verileri esas alındığında Güney Kore’de 1.000 kişiye 12,6, Japonya’da 12,5 hastane yatağı düşerken OECD ortalaması 4,2 seviyesinde bulunuyor. Aynı karşılaştırmada Türkiye için bu değer 3,3 olarak yer alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün 2025 yılında yayımladığı son kapsamlı karşılaştırmalı sağlık raporu, ülkelerin hastane yatak kapasitesindeki büyük farklılığı ortaya koyuyor. Health at a Glance 2025 raporunda 2023 veya veri bulunmayan ülkeler için en yakın yıl esas alındığında, OECD genelinde her 1.000 kişiye ortalama 4,2 hastane yatağı düşüyor. Aynı karşılaştırmada Türkiye için bu değer 3,3 olarak gösteriliyor.<br />
Hastane yatağı sayısı, sağlık sistemlerinin hasta kabul kapasitesini değerlendirmede kullanılan temel göstergelerden biri. Ancak ülkeler arasındaki fark yalnızca hastane yatırımlarıyla açıklanmıyor. Nüfusun yaş yapısı, hastanede kalış süresi, uzun süreli bakım sistemleri, günübirlik tedavilerin yaygınlığı ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin gücü de ihtiyaç duyulan yatak sayısını etkiliyor.<br />
Güney Kore ve Japonya açık ara önde<br />
OECD karşılaştırmasında en yüksek oran Güney Kore’de görülüyor. Ülkede her 1.000 kişiye 12,6 hastane yatağı düşüyor. Japonya ise 12,5 yatakla hemen ardından geliyor.<br />
Bu iki ülkeyi 7,7 yatakla Almanya, 6,6 ile Avusturya, 6,5 ile Macaristan, 6,4 ile Çekya ve 6,3 ile Slovakya izliyor.<br />
Litvanya’da oran 5,7, Fransa’da 5,5, Belçika’da 5,4, Letonya’da 5,2 ve İsviçre’de 5,0 seviyesinde.<br />
Karşılaştırmanın diğer ucunda ise Meksika bulunuyor. Meksika’da 1.000 kişiye 1,0 hastane yatağı düşerken Kosta Rika’da oran 1,1. İsveç ve Şili’de ise değer 1,9 seviyesinde.<br />
Veriler, OECD ülkeleri arasında kişi başına hastane yatağı kapasitesinin on kattan fazla değişebildiğini gösteriyor.<br />
Türkiye OECD ortalamasının altında<br />
Health at a Glance 2025 raporundaki aynı karşılaştırma tablosunda Türkiye için 1.000 kişiye 3,3 hastane yatağı değeri yer alıyor. Bu oran, OECD ortalaması olan 4,2’nin altında.<br />
Türkiye; Almanya, Fransa, Avusturya, İsviçre ve Japonya gibi ülkelerin gerisinde kalırken bazı büyük OECD ülkelerinden daha yüksek bir değere sahip.<br />
İtalya’da 1.000 kişiye 3,1, İsrail ve İrlanda’da 3,0, İspanya’da 2,9, ABD’de 2,8 hastane yatağı düşüyor. Kanada’da oran 2,5, Birleşik Krallık’ta ise 2,4 seviyesinde.<br />
Bu karşılaştırma, Türkiye’nin OECD içindeki en düşük hastane yatağı kapasitesine sahip ülkeler arasında bulunmadığını ancak OECD ortalamasının altında kaldığını gösteriyor.<br />
Yatak sayısı tek başına sağlık sisteminin kalitesini göstermiyor<br />
OECD, hastane yatağı göstergesini hastanelerde düzenli olarak bakımı yapılan, gerekli personeli bulunan ve hasta kabulüne hazır yataklar üzerinden hesaplıyor.<br />
Genel hastanelerin yanı sıra ruh sağlığı ve diğer uzmanlaşmış hastanelerde bulunan yataklar da gösterge kapsamında değerlendirilebiliyor. Hastane dışındaki uzun süreli bakım kuruluşlarında bulunan yataklar ise bu göstergeye dahil edilmiyor.<br />
Ülkeler arasında veri toplama ve sağlık hizmetlerinin örgütlenme biçimlerinde farklılıklar bulunduğu için yatak sayısını tek başına sağlık sisteminin başarısını gösteren bir sıralama olarak değerlendirmek doğru değil.<br />
Günübirlik cerrahi ve tedavilerin yaygınlaşması, hastaların hastanede daha kısa süre kalması ve güçlü birinci basamak sağlık hizmetleri bazı ülkelerde daha az hastane yatağıyla hizmet verilmesini mümkün kılabiliyor.<br />
Güney Kore’de oran neden yüksek?<br />
Güney Kore’nin yüksek hastane yatağı kapasitesinde uzun süreli bakım amacıyla kullanılan bazı hastane yataklarının önemli payı bulunuyor.<br />
OECD verileri, son yıllarda üye ülkelerin büyük bölümünde nüfusa oranla hastane yatağı sayısının gerilediğini gösteriyor. Güney Kore ise yatak kapasitesinin artmaya devam ettiği az sayıdaki ülkeden biri olarak öne çıkıyor.<br />
Bu durum, ülkelerin sağlık sistemlerini farklı biçimlerde örgütlemesinin yatak sayılarına nasıl yansıdığını da gösteriyor.<br />
Türkiye’de toplam yatak sayısı 271 bini geçti<br />
Türkiye’de hastane altyapısındaki büyüme ulusal verilere de yansıyor.<br />
Sağlık Bakanlığının Şubat 2026’da açıkladığı verilere göre Türkiye’de toplam hastane yatağı sayısı 271 bin 240’a ulaştı.<br />
Tek ve çift kişilik nitelikli yatak sayısı ise 184 bin 198 olarak bildirildi. Bakanlık verilerine göre 2002 yılında nitelikli yatak sayısı 18 bin 943 seviyesindeydi.<br />
Ancak Türkiye’nin toplam hastane yatağı sayısı ile OECD’nin nüfusa göre hesapladığı uluslararası gösterge aynı veri değildir. Ülkeler arası karşılaştırmada ortak tanım, nüfus büyüklüğü ve aynı istatistik yöntemi kullanıldığı için OECD göstergelerinin esas alınması gerekiyor.<br />
Hastane kapasitesi başka göstergelerle birlikte değerlendirilmeli<br />
Bir ülkenin sağlık sisteminin kapasitesini değerlendirirken yalnızca toplam yatak sayısına bakmak yeterli değil.<br />
Yoğun bakım yatakları, yatak doluluk oranları, doktor ve hemşire sayısı, hastanede ortalama kalış süresi, acil servis yoğunluğu, birinci basamak sağlık hizmetleri ve sağlık hizmetine erişim gibi göstergeler de sistemin gerçek kapasitesini belirliyor.<br />
Bu nedenle Türkiye’nin OECD karşılaştırmasında 1.000 kişiye 3,3 hastane yatağıyla ortalamanın altında bulunması, tek başına sağlık hizmetlerinin kalitesi veya yeterliliği hakkında bir sonuç vermiyor. Gösterge, ülkelerin hastane altyapısını ve sağlık hizmetlerini nasıl örgütlediğini değerlendirmek için kullanılan ölçütlerden biri olarak anlam taşıyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü – Health at a Glance 2025: OECD Indicators<br />
• Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü – Hospital Beds and Occupancy, 2023 and 2013<br />
• Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü – OECD Health Statistics 2025<br />
• T.C. Sağlık Bakanlığı – Sağlık Bakanı Memişoğlu’nun 9. Yıl TÜSAP Sağlık Zirvesi açıklaması, Şubat 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hastane-yataginda-guney-kore-ve-japonya-zirvede-turkiyenin-yeri</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 20:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/guney-kore-turkiye-hastane-yatagi-200kb-1.webp" type="image/jpeg" length="71376"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kızamık Belirtileri, Bulaşma Yolları ve Komplikasyonları: Aşı Neden Önemli?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kizamik-belirtileri-bulasma-yollari-ve-komplikasyonlari-asi-neden-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kizamik-belirtileri-bulasma-yollari-ve-komplikasyonlari-asi-neden-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kızamık, yüksek ateş, öksürük, burun akıntısı ve döküntüyle seyreden çok bulaşıcı bir virüs hastalığıdır. Zatürre, beyin iltihabı ve bağışıklık sisteminde uzun süren etkiler yapabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kızamık, kızamık virüsünün neden olduğu ve solunum yoluyla son derece kolay yayılan bulaşıcı bir hastalıktır. Genellikle yüksek ateş, öksürük, burun akıntısı, gözlerde kızarıklık ve ardından gelişen yaygın döküntüyle seyreder. Ancak hastalık yalnızca ciltte görülen lekelerden ibaret değildir; zatürre, beyin iltihabı ve bazı durumlarda ölüm dahil ciddi komplikasyonlara yol açabilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), kızamığı dünyadaki en bulaşıcı hastalıklardan biri olarak tanımlıyor. Hastalığa karşı bağışıklığı bulunmayan kişilerde temas sonrası bulaşma olasılığı çok yüksektir. Korunmada en etkili yöntem ise kızamık içeren aşılardır.</p>

<p>Kızamık nasıl bulaşır?</p>

<p>Kızamık virüsü, enfekte kişinin öksürmesi, hapşırması veya nefes vermesiyle havaya yayılan parçacıklar aracılığıyla bulaşır.</p>

<p>Virüs, hasta kişinin bulunduğu ortamdan ayrılmasından sonra bile havada yaklaşık iki saate kadar bulaşıcı kalabilir. Bu nedenle aynı ortamda kısa süre bulunmak bile bağışıklığı olmayan kişiler için risk oluşturabilir.</p>

<p>WHO’ya göre kızamık geçiren bir kişi, bağışıklığı olmayan bir toplulukta çok sayıda kişiye virüsü bulaştırabilir.</p>

<p>Kızamık ne zaman bulaştırıcıdır?</p>

<p>Kızamık hastası bir kişi, döküntünün başlamasından yaklaşık dört gün önce bulaştırıcı hale gelebilir ve döküntünün başlamasından sonraki dört gün boyunca virüsü yaymayı sürdürebilir.</p>

<p>Bu durum özellikle önemlidir çünkü kişi henüz karakteristik kızamık döküntüsü ortaya çıkmadan önce çevresindekilere hastalığı bulaştırabilir.</p>

<p>Kızamığın ilk belirtileri nelerdir?</p>

<p>Belirtiler genellikle virüsle temastan 7–14 gün sonra ortaya çıkar.</p>

<p>İlk dönemde en sık görülen belirtiler şunlardır:</p>

<p>Yüksek ateş<br />
Öksürük<br />
Burun akıntısı<br />
Gözlerde kızarıklık ve sulanma<br />
Halsizlik</p>

<p>Hastalığın erken döneminde ağız içinde “Koplik lekeleri” adı verilen küçük beyaz noktalar da görülebilir.</p>

<p>Kızamık döküntüsü nasıl başlar?</p>

<p>Döküntü genellikle ilk belirtilerden 3–5 gün sonra ortaya çıkar.</p>

<p>Çoğunlukla saç çizgisi ve yüzde başlayan kırmızı lekeler boyuna, gövdeye, kollara ve bacaklara doğru yayılır. Lekeler ilerledikçe birbirleriyle birleşebilir.</p>

<p>Döküntünün ortaya çıktığı dönemde ateş yeniden yükselebilir.</p>

<p>Kızamık neden sadece bir döküntü hastalığı değildir?</p>

<p>Kızamık birçok kişide iyileşmeyle sonuçlansa da özellikle küçük çocuklarda, yetişkinlerde, gebelerde ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde ciddi komplikasyonlara neden olabilir.</p>

<p>Sık görülen komplikasyonlar arasında kulak enfeksiyonları ve ishal bulunur.</p>

<p>Daha ciddi komplikasyonlar ise zatürre ve ensefalittir. Ensefalit, beynin iltihaplanması anlamına gelir ve nöbetlere, kalıcı nörolojik hasara hatta ölüme yol açabilir.</p>

<p>CDC verilerine göre yaklaşık her 1.000 kızamık vakasından birinde akut ensefalit gelişebilir. Çocuklarda gelişen zatürre ise kızamığa bağlı ölümlerin önemli nedenlerinden biridir.</p>

<p>Kızamık bağışıklık sistemini de etkileyebilir</p>

<p>Kızamığın daha az bilinen sonuçlarından biri “bağışıklık hafızası kaybı” veya “immün amnezi” olarak tanımlanan etkidir.</p>

<p>Bağışıklık sistemi daha önce karşılaştığı mikropları hatırlayarak gelecekte onlara daha hızlı yanıt verebilir. Kızamık virüsü ise bu hafızada görev alan bazı bağışıklık hücrelerini etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle kişi kızamıktan iyileştikten sonra bile daha önce karşılaştığı bazı bakteri ve virüslere karşı bağışıklık savunmasının bir bölümünü kaybedebilir. CDC, bu etkinin aylar hatta bazı kişilerde birkaç yıl sürebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle kızamığın etkisi döküntünün kaybolmasıyla mutlaka sona ermiyor.</p>

<p>Kızamığın yıllar sonra ortaya çıkabilen komplikasyonu var mı?</p>

<p>Evet. Subakut sklerozan panensefalit (SSPE), kızamık enfeksiyonundan yıllar sonra ortaya çıkabilen çok nadir ancak ölümcül bir merkezi sinir sistemi hastalığıdır.</p>

<p>SSPE genellikle kişinin kızamığı geçirmesinden yaklaşık 7–10 yıl sonra gelişebilir. Özellikle çok küçük yaşta kızamık geçiren kişilerde riskin daha yüksek olabileceği bildiriliyor.</p>

<p>Kızamığın özel bir tedavisi var mı?</p>

<p>Kızamık virüsünü doğrudan ortadan kaldıran rutin bir antiviral tedavi bulunmuyor.</p>

<p>Tedavinin amacı sıvı kaybını önlemek, ateş ve diğer belirtileri kontrol altında tutmak ve gelişebilecek komplikasyonları erken dönemde tedavi etmektir.</p>

<p>Zatürre veya kulak enfeksiyonu gibi ikincil bakteriyel enfeksiyonlar gelişirse hekim değerlendirmesiyle antibiyotik tedavisi gerekebilir.</p>

<p>WHO ayrıca belirli çocukluk çağı kızamık vakalarında sağlık profesyonellerinin gözetiminde vitamin A kullanımını önermektedir. Vitamin A kişisel olarak başlanacak bir tedavi değildir; doz ve gereklilik hekim tarafından belirlenmelidir.</p>

<p>Kızamık aşısı ne kadar koruyucu?</p>

<p>Kızamıktan korunmanın en etkili yolu aşılamadır.</p>

<p>CDC verilerine göre iki doz MMR (kızamık-kabakulak-kızamıkçık) aşısı kızamığa karşı yaklaşık yüzde 97, tek doz ise yaklaşık yüzde 93 koruyuculuk sağlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hiçbir aşı yüzde 100 koruma sağlamasa da tam aşılı kişilerde hastalık riski belirgin şekilde azalır. Aşı aynı zamanda toplum içinde bulaşma zincirlerinin kırılmasına yardımcı olur.</p>

<p>WHO verilerine göre kızamık aşılamasının 2000–2024 yılları arasında dünya genelinde yaklaşık 59 milyon ölümü önlediği tahmin ediliyor.</p>

<p>Kimlerde kızamık daha ağır seyredebilir?</p>

<p>Kızamık her yaşta ciddi hastalığa yol açabilir ancak komplikasyon riski bazı gruplarda daha yüksektir.</p>

<p>Özellikle:</p>

<p>5 yaşından küçük çocuklar<br />
Yetişkinler<br />
Gebeler<br />
Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler<br />
Yetersiz beslenen çocuklar</p>

<p>daha yüksek komplikasyon riski taşıyabilir.</p>

<p>Kızamık şüphesinde ne yapılmalı?</p>

<p>Yüksek ateş, öksürük, burun akıntısı, gözlerde kızarıklık ve ardından başlayan yaygın döküntü kızamığı düşündürebilir. Ancak aynı belirtilere yol açabilecek başka hastalıklar da vardır ve tanı yalnızca belirtilere bakılarak kesinleştirilemez.</p>

<p>Kızamık şüphesi varsa sağlık kuruluşuna doğrudan gidip bekleme alanına girmek yerine önceden telefonla haber verilmesi önemlidir. Bunun nedeni hastalığın son derece kolay bulaşması ve bağışıklığı olmayan diğer hastalara bulaştırılabilmesidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Kızamık şüphesi bulunan kişinin özellikle nefes darlığı, bilinç değişikliği, nöbet, belirgin sıvı kaybı veya ağır genel durum bozukluğu varsa acil tıbbi değerlendirme gerekir. Tanı ve tedavi için sağlık profesyoneline başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) — Measles Fact Sheet — 15 Temmuz 2026</p>

<p>U.S. Centers for Disease Control and Prevention (CDC) — Measles Symptoms and Complications — Güncelleme 5 Ağustos 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kizamik-belirtileri-bulasma-yollari-ve-komplikasyonlari-asi-neden-onemli</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 20:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1355.jpeg" type="image/jpeg" length="43558"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sayıştay’dan YÖKAK’a Kritik Akreditasyon Uyarısı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sayistaydan-yokaka-kritik-akreditasyon-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sayistaydan-yokaka-kritik-akreditasyon-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sayıştay’ın Yükseköğretim Kalite Kurulu’na ilişkin denetiminde program akreditasyonunun karar mekanizmasına yönelik yaptığı tespit, üniversitelerde yıllardır büyüyen kalite sistemini yeniden tartışmaya açtı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tartışmanın merkezinde çok temel bir soru var:</p>

<p>Program akreditasyonunda son sözü kim söylemeli?</p>

<p>Türkiye’de üniversitelerin birçok programı bağımsız akreditasyon kuruluşları tarafından değerlendiriliyor. Bu kuruluşlar saha ziyaretleri yapıyor, programların akademik süreçlerini inceliyor ve akreditasyon kararları veriyor.</p>

<p>Sayıştay’ın tespiti ise bu karar mekanizmasının hukuki sınırlarını yeniden gündeme getirdi.</p>

<p>Sayıştay’ın tespiti neden önemli?</p>

<p>Yükseköğretimde kalite güvence sisteminin merkezinde YÖKAK bulunuyor.</p>

<p>YÖKAK, bağımsız akreditasyon kuruluşlarını yetkilendiriyor veya tanıyor. Programların değerlendirilmesi ise bu kuruluşlar tarafından yürütülüyor.</p>

<p>Sayıştay’ın denetiminde dikkat çekilen nokta, mevzuatın YÖKAK’a verdiği görev ve yetkiler ile uygulamada bağımsız kuruluşların karar alanı arasındaki ilişkinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği yönünde.</p>

<p>Bu nedenle mesele yalnızca teknik bir mevzuat ayrıntısı değil.</p>

<p>Akreditasyon kararlarının üniversitelerin itibarı, öğrencilerin tercihleri ve programların görünürlüğü üzerinde doğrudan etkisi bulunuyor.</p>

<p>Peki yıllardır üniversitelerde yürütülen kalite sistemi?</p>

<p>Son yıllarda üniversitelerde kalite süreçleri ciddi biçimde genişledi.</p>

<p>Kalite komisyonları kuruldu.</p>

<p>Birim kalite ekipleri oluşturuldu.</p>

<p>İç değerlendirme raporları hazırlandı.</p>

<p>Öğrenci ve mezun anketleri yapıldı.</p>

<p>Program çıktıları ölçüldü.</p>

<p>Toplantı tutanakları, iyileştirme planları ve kanıt dosyaları akademik hayatın olağan parçalarından biri haline geldi.</p>

<p>Ama sistem büyüdükçe başka bir soru da daha sık sorulmaya başlandı:</p>

<p>Kalite gerçekten mi artıyor, yoksa kaliteyi belgeleyen bürokrasi mi büyüyor?</p>

<p>Akademisyenlerin en çok yakındığı nokta</p>

<p>Birçok akademisyenin kalite süreçleriyle ilgili temel eleştirisi, sistemin giderek daha fazla rapor ve kanıt üretmeye dayanması.</p>

<p>Kalite çalışmaları başlangıçta eğitim ve araştırmanın geliştirilmesi için oluşturuldu.</p>

<p>Ancak uygulamada kimi zaman akademisyenlerin önemli bir bölümünün zamanını;</p>

<p>form doldurma,</p>

<p>kanıt toplama,</p>

<p>toplantı yapma,</p>

<p>rapor hazırlama</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ve performans göstergelerini belgelemeye ayırdığı görülüyor.</p>

<p>Burada asıl soru, bu çalışmaların öğrenciye ve eğitime ne ölçüde yansıdığı.</p>

<p>Çok rapor, yüksek kalite anlamına gelir mi?</p>

<p>Bir bölümün yüzlerce sayfa rapor hazırlaması veya çok sayıda kanıt sunması, tek başına o programın daha kaliteli eğitim verdiğini göstermiyor.</p>

<p>Gerçek kalite;</p>

<p>öğrencinin ne öğrendiği,</p>

<p>mezunun hangi yeterlilikleri kazandığı,</p>

<p>eğitim programının nasıl geliştiği</p>

<p>ve tespit edilen sorunların gerçekten giderilip giderilmediği</p>

<p>üzerinden ölçülmeli.</p>

<p>Bu nedenle kalite sisteminin belge üretmeye değil, gerçek iyileştirmeye odaklanması gerektiği yönündeki tartışmalar giderek güçleniyor.</p>

<p>Sayıştay’ın bulgusu kalite bürokrasisini doğrudan eleştirmiyor</p>

<p>Burada önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>Sayıştay’ın tespiti doğrudan üniversitelerdeki kalite komisyonlarının, raporların veya kanıt sisteminin gereksiz olduğunu söylemiyor.</p>

<p>Ancak program akreditasyonundaki karar mekanizmasının hukuki yapısının sorgulanması, sistemin tamamına daha geniş açıdan bakılmasını sağlıyor.</p>

<p>Çünkü üniversitelerden sürekli olarak mevzuata uygunluk, kanıt ve hesap verebilirlik bekleniyor.</p>

<p>Aynı standartların kalite sisteminin kendisi için de geçerli olması gerekiyor.</p>

<p>Kurumsal akreditasyon ile program akreditasyonu farklı</p>

<p>Tartışmada en çok karıştırılan noktalardan biri de bu.</p>

<p>Kurumsal akreditasyon, üniversitenin genel kalite sistemini değerlendiriyor.</p>

<p>Program akreditasyonu ise belirli bir bölümün veya programın eğitim kalitesine odaklanıyor.</p>

<p>Kurumsal akreditasyonda nihai karar YÖKAK tarafından verilirken, program akreditasyonunda bağımsız kuruluşlar önemli bir rol üstleniyor.</p>

<p>Sayıştay’ın tespitinin odağında da özellikle bu ikinci yapı bulunuyor.</p>

<p>Mevcut akreditasyonlar geçersiz mi oldu?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Sayıştay’ın tespiti, bugüne kadar verilmiş bütün program akreditasyonlarının geçersiz olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ortada mevcut kararları topluca ortadan kaldıran bir yargı kararı bulunmuyor.</p>

<p>Asıl mesele, bundan sonraki süreçte program akreditasyonundaki nihai karar yetkisinin nasıl tanımlanacağı.</p>

<p>Bu nedenle YÖKAK’ın yapacağı hukuki ve idari değerlendirmeler yakından izlenecek.</p>

<p>Şimdi soru YÖKAK’a dönüyor</p>

<p>Üniversiteler yıllardır kalite güvence sistemi kapsamında kendilerini değerlendiriyor.</p>

<p>Eksiklerini tespit ediyor.</p>

<p>İyileştirme planları hazırlıyor.</p>

<p>Kanıt sunuyor.</p>

<p>Performanslarını izliyor.</p>

<p>Sayıştay’ın son tespiti ise şimdi benzer bir soruyu sistemin merkezine yöneltiyor:</p>

<p>Kalite sisteminin kendisi ne kadar iyi çalışıyor?</p>

<p>Belki de sistemin kendisi kalite kontrolünden geçmeli</p>

<p>Türkiye’de kalite güvence sisteminin kurulması üniversiteler açısından önemli bir dönüşüm yarattı.</p>

<p>Ancak hiçbir sistem yalnızca büyüdüğü için başarılı kabul edilemez.</p>

<p>Kalite güvence modelinin de kendi etkisini ölçmesi gerekiyor.</p>

<p>Hazırlanan raporlar gerçekten eğitimi iyileştiriyor mu?</p>

<p>Toplanan kanıtlar gerçek kararların parçası oluyor mu?</p>

<p>Akademisyenlerin harcadığı zaman ile ortaya çıkan fayda arasında denge var mı?</p>

<p>Akreditasyon öğrencinin eğitim deneyimini gerçekten geliştiriyor mu?</p>

<p>Yoksa kaliteyi ölçmek için kurulan yapı zaman içerisinde kendi bürokrasisini mi oluşturdu?</p>

<p>Sayıştay’ın YÖKAK’a ilişkin tespiti, yükseköğretimde bu soruların daha yüksek sesle sorulmasına neden olabilir.</p>

<p>Ve belki de bundan sonraki dönemde üniversitelerden önce kalite sisteminin kendisi şu soruya cevap vermek zorunda kalacak:</p>

<p>Kalitenin gerçekten arttığını gösteren kanıt nerede?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sayistaydan-yokaka-kritik-akreditasyon-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 20:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1353.jpeg" type="image/jpeg" length="56664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Film, Afiş ve Kartpostal: Cumhuriyet’in Halk Sağlığı Seferberliği]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/film-afis-ve-kartpostal-cumhuriyetin-halk-sagligi-seferberligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/film-afis-ve-kartpostal-cumhuriyetin-halk-sagligi-seferberligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de Cumhuriyet’in ilk yıllarında veremle mücadele yalnız dispanser ve hastanelerle sınırlı kalmadı. İzmir Verem Mücadele Cemiyeti sinemalarda verem filmleri gösterirken Sağlık Müzesi’nde hazırlanan resimler seyyar sergilerle köylere ulaştırıldı; 1930’ların ikinci yarısında ise seyyar projeksiyon cihazlarıyla sağlık filmleri sinema salonu ve elektriği bulunmayan yerleşimlere kadar taşındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Türkiye’nin en ağır halk sağlığı sorunlarından biri olan veremle mücadelede dönemin en etkili iletişim araçlarından da yararlanıldı. Sinema filmleri, sağlık afişleri, resimli levhalar, broşürler, kartpostallar ve seyyar sergiler; hastalıkların nasıl önlenebileceğini halka anlatmak için kullanıldı.<br />
Bu çalışmaların erken örneklerinden biri, Cumhuriyet’in ilanından birkaç ay önce, 18 Şubat 1923’te Dr. Behçet Salih Uz öncülüğünde kurulan İzmir Verem Mücadele Cemiyeti tarafından yürütüldü. Cemiyet, Cumhuriyet döneminde veremle mücadelede tedavinin yanı sıra halkın bilgilendirilmesine de ağırlık verdi.<br />
Sinema salonları sağlık eğitiminin parçası oldu<br />
Verem hakkında bilgi vermek için kullanılan araçlardan biri sinemaydı.<br />
İzmir’de düzenlenen konferansların ardından halka verem konusunda hazırlanmış öğretici filmler gösterildi. Dr. Behçet Salih Bey’in verdiği konferanslardan biri Tayyare Sineması’nda gerçekleştirildi. Daha sonraki dönemde Milli Sinema’da da düzenli toplantılar ve film gösterimleri yapıldı.<br />
Böylece sinema salonları yalnız eğlence mekânı olarak değil, geniş kitlelere aynı anda sağlık bilgisi ulaştırabilen bir eğitim alanı olarak da kullanılmaya başlandı.<br />
Ancak dönemin kayıtlarında önemli bir ayrım bulunuyor: 1920’lerde verem filmlerinin sinemalarda gösterildiği, köylere ise sağlıkla ilgili resim ve sergilerin götürüldüğü görülüyor. Film projektörlerinin doğrudan köy köy dolaştırılması daha sonraki yıllarda yaygınlaştı.<br />
Sağlık resimleri en uzak köylere taşındı<br />
Sağlık eğitiminin şehir merkezleriyle sınırlı kalmaması için görsel materyallerden yoğun biçimde yararlanıldı.<br />
Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Sağlık Müzesi’nde görev yapan hekim ve ressamların hazırladığı resimler ile öğretici levhalar, seyyar sergiler aracılığıyla köylere gönderildi.<br />
Amaç, sağlık bilgisini ülkenin yalnız büyük şehirlerinde değil, sağlık hizmetlerine erişimin daha sınırlı olduğu yerleşimlerde de görünür hale getirmekti.<br />
Okuryazarlığın bugüne göre daha düşük olduğu bir dönemde resimler, afişler ve levhalar ayrıca önem taşıyordu. Hastalığın nasıl yayıldığını veya korunmak için hangi davranışların gerektiğini uzun metinler yerine görsellerle anlatmak mümkün oluyordu.<br />
Broşürler ve kartpostallar da kullanıldı<br />
İzmir Verem Mücadele Cemiyeti sağlık eğitimini yalnız konferans ve filmlerle yürütmedi.<br />
Halka ücretsiz dağıtılmak üzere broşürler, ilanlar, afişler ve sağlık kartpostalları hazırlandı. Okullara yönelik yayınlarla çocuklara da ulaşılmaya çalışıldı.<br />
İzmir’de gazetelerin yayımlanmadığı cumartesi günlerinde “Cumartesi” adlı bir yayın çıkarıldı. Bu yayın daha sonra “Sıhhî Cidâl” adıyla yayımlandı. Dergide veremin zararları, hastalıktan korunma yolları ve genel sağlık bilgileri halka yönelik bir dille anlatıldı.<br />
Yayın daha sonraki yıllarda farklı adlarla devam etti. 1930 yılında Sıhhat Mecmuası’nın binlerce nüsha basılarak ücretsiz dağıtıldığı kayıtlara geçti.<br />
On bin duvar afişi ve dört bin sağlık kartpostalı<br />
İzmir Verem Mücadele Cemiyeti’nin 1930-1931 dönemine ait faaliyet kayıtları, sağlık iletişiminde kullanılan araçların ulaştığı boyutu gösteriyor.<br />
Kayıtlarda 62 konferansın yanı sıra 10 bin duvar afişi ve 4 bin sağlık kartpostalından söz ediliyor. Cemiyet bünyesindeki müzeyi ziyaret edenlerin sayısı da 5 binin üzerindeydi.<br />
Bu rakamlar, veremle mücadelenin yalnız hekim ile hasta arasındaki ilişkiye bırakılmadığını; toplumun tamamını hedefleyen bir sağlık eğitimi kampanyasına dönüştürüldüğünü gösteriyor.<br />
Yere tükürmeye karşı kampanyalar yapıldı<br />
Dönemin veremle mücadele kampanyalarında halka verilen mesajlardan biri de yere tükürülmemesiydi.<br />
O yıllarda özellikle veremli hastaların balgamının çevreye bırakılması önemli bir tehlike olarak görülüyor, afiş ve levhalarda bu davranıştan kaçınılması isteniyordu. İzmir’de belediyenin belirli yerlere tükürük hokkaları yerleştirdiği ve yere tükürmeye karşı cezai tedbirlerin gündeme geldiği de tarihî kayıtlarda bulunuyor.<br />
Bugün tüberkülozun esas olarak aktif akciğer veya gırtlak tüberkülozu bulunan kişinin öksürmesi, konuşması veya şarkı söylemesi sırasında havaya yayılan bakterileri taşıyan parçacıkların solunmasıyla bulaştığı biliniyor. Bu nedenle dönemin afişleri, kendi dönemlerinin hastalık bilgisi ve koruyucu sağlık anlayışı içinde değerlendirilmelidir.<br />
1930’da sağlık filmleri kanuna girdi<br />
Sağlık eğitiminin film ve görsel araçlarla yürütülmesi zamanla devlet politikasında da açık biçimde yer aldı.<br />
1930 tarihli Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 280. maddesi, halka sağlık bilgisinin kitap, levha ve risaleler yoluyla aktarılmasını, konferanslar düzenlenmesini ve sinema filmleri gösterilmesini öngörüyordu.<br />
Kanunda gerektiğinde gerekli araçlarla donatılmış “seyyar sıhhi propaganda kolları” kurulmasına da yer verildi.<br />
Bu düzenleme, sağlık bilgisinin yalnız sağlık kurumlarında bekleyen kişilere değil, gerektiğinde doğrudan halkın bulunduğu yerlere götürülmesi anlayışının hukuki çerçevesini oluşturdu.<br />
Seyyar projeksiyonlarla köylere sağlık filmi<br />
1930’ların ikinci yarısına gelindiğinde sağlık eğitiminde sinemanın kullanımı yeni bir aşamaya geçti.<br />
1937-1939 döneminde sinema salonu bulunmayan yerlerde gösterim yapılabilmesi amacıyla seyyar projeksiyon cihazlarından yararlanıldı. Elektrik bulunmayan bölgelerde kullanılabilecek benzinle çalışan sistemler de devreye sokuldu.<br />
Bu gezici gösterimlerde yalnız verem değil; frengi, difteri, diş sağlığı, hijyen ve sineklerle mücadele gibi farklı halk sağlığı konularını anlatan filmler gösterildi.<br />
Böylece birkaç yıl önce şehirlerdeki sinema salonlarında başlayan görsel sağlık eğitimi, teknik imkânların gelişmesiyle birlikte kasabalara ve köylere kadar uzandı.<br />
Sağlık bilgisinin doktor odasından çıkışı<br />
Bugünün televizyonu, interneti ve sosyal medyası bulunmadığı için erken Cumhuriyet döneminin sağlık yöneticileri halka ulaşmak amacıyla dönemin mevcut iletişim araçlarını kullanıyordu.<br />
Bir sinema perdesi, köy meydanına getirilen bir projeksiyon cihazı, duvara asılan bir verem afişi veya eve götürülen sağlık kartpostalı aynı hedefe hizmet ediyordu: hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek kadar, hastalık ortaya çıkmadan önce insanlara korunma bilgisini ulaştırmak.<br />
Türkiye’nin seyyar sağlık sinemaları ve veremle mücadelede kullanılan görsel propaganda faaliyetleri bu yönüyle yalnız tıp tarihinin değil, ülkedeki sağlık iletişimi tarihinin de dikkat çekici sayfalarından birini oluşturuyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• İzmir Göğüs Hastanesi Dergisi – Cumhuriyetin İlk Yıllarında İzmir Veremle Mücadele Cemiyeti’nin Propaganda Faaliyetleri<br />
• İzmir Verem Mücadele Cemiyeti – Sıhhat ve İktisat Mücadele Almanağı 1930-1931<br />
• Sağlık Bakanlığı – 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu<br />
• Lokman Hekim Dergisi – Cumhuriyet Döneminde Sürdürülen Sağlığın Geliştirilmesi Mücadelesinde Halk Sağlığı Temaları<br />
• Belgi Dergisi – Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekâleti’nin Kuruluşu ve Erken Cumhuriyet Dönemindeki Faaliyetleri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/film-afis-ve-kartpostal-cumhuriyetin-halk-sagligi-seferberligi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 19:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/cumhuriyetin-seyyar-saglik-sinemalari-200kb.webp" type="image/jpeg" length="25443"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Amerika’dan Osmanlı Tıp Dünyasına Gelen “Mübarek Ağaç”: Frenginin Eski İlacı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/amerikadan-osmanli-tip-dunyasina-gelen-mubarek-agac-frenginin-eski-ilaci</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/amerikadan-osmanli-tip-dunyasina-gelen-mubarek-agac-frenginin-eski-ilaci" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni Dünya kökenli guayak ağacı, 16. ve 17. yüzyıllarda frengiye karşı kullanılan en dikkat çekici bitkisel maddelerden biriydi. Avrupa’da “kutsal ağaç” anlamına gelen adlarla ünlenen bu egzotik bitki, kısa süre içinde Osmanlı tıp metinlerine de girdi. “Gayaku”, “mübarek ağaç” ve “peygamber ağacı” adlarıyla karşımıza çıkan guayakın hikâyesi, Amerika’nın keşfinin Osmanlı tıp bilgisini nasıl etkilediğini gösteren sıra dışı bir örnek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Avrupa’yı sarsan yeni hastalık<br />
yüzyılın sonlarında Avrupa’da ağır seyreden büyük bir frengi salgını görüldü. Hastalık farklı toplumlarda çoğu zaman başka milletlerin adıyla anılıyordu. Osmanlı tıp metinlerinde de “Frenk uyuzu”, “Frenk marazı” ve benzeri adlandırmalarla karşılaşılır.<br />
Osmanlı hekimlerinin hastalıktan haberdar olması oldukça erken bir tarihe uzanıyor. İbrahim bin Abdullah’ın 1505 yılında kaleme aldığı Alâim-i Cerrâhîn adlı cerrahi eserinin son bölümü, müellifin “Frenk uyuzu” dediği hastalığa ayrılmıştı. Eserde hastalığın farklı dillerdeki adlarından ve dönemin tedavi uygulamalarından söz ediliyordu.<br />
Ancak o tarihte İbrahim bin Abdullah hastalığı Amerika ile ilişkilendirmiyordu. Bu ayrıntı, frenginin Amerika’yla ilişkilendirilmesinin zaman içinde güçlenen bir tarihsel anlatı olduğunu göstermesi bakımından önemli.<br />
Hastalığa karşı umut da Yeni Dünya’dan geldi<br />
Avrupa’ya ulaşan yeni bitkisel maddelerden biri guayaktı. Botanik kaynaklarında Guaiacum officinale başta olmak üzere Guaiacum türleriyle ilişkilendirilen bu son derece sert ve reçineli ağaç, lignum vitae ve lignum sanctum gibi “hayat ağacı” ve “kutsal ağaç” çağrışımı yapan isimlerle tanındı.<br />
Guayakın İspanyol dünyasında 16. yüzyılın hemen başlarında tanınmaya başladığı, frengi için kullanımının ise 1510’lu yıllardan itibaren yazılı kaynaklarda görünür hâle geldiği kabul ediliyor. Alman hümanist Ulrich von Hutten de guayak üzerine yazılarıyla bu tedavinin Avrupa’daki ününü artıran isimlerden biri oldu.<br />
Bununla birlikte guayakın Osmanlı dünyasına tam olarak hangi tarihte girdiğini kesin olarak söylemek mümkün değil. Elde bulunan kaynaklar, bitkinin 16. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı bilgi dünyasında açık biçimde tanındığını gösteriyor.<br />
Ağaç kaynatılıyor, suyu içiliyordu<br />
Guayak tedavisinde ağacın odunu veya diğer kısımlarından hazırlanan kaynatmalar kullanılıyordu. Erken modern dönemin tıp anlayışı içinde terleme, bedendeki hastalık yapıcı unsurların uzaklaştırılmasıyla ilişkilendirildiği için guayakın terletici özelliğine özel önem verildi.<br />
Yaklaşık 1600 tarihli ünlü bir Avrupa gravüründe de bir tarafta guayak ilacı hazırlanırken diğer tarafta yataktaki frengi hastasının hazırlanan kaynatmayı içtiği görülür.<br />
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Guayakın yüzyıllar boyunca frengi için kullanılmış olması, hastalığı gerçekten iyileştirdiği anlamına gelmiyor. Modern tıp açısından bu uygulama tarihsel bir tedavi girişimidir.<br />
III. Murad döneminde guayak biliniyordu<br />
Guayakın Osmanlı dünyasındaki serüveninin en dikkat çekici belgelerinden biri Târîh-i Hind-i Garbî.<br />
1580’lerde Sultan III. Murad döneminde hazırlanan ve Amerika kıtasına ilişkin bilgileri Osmanlı okuyucusuna aktaran eserde bitkiden “guayacan” adıyla söz ediliyor. Metinde bu bitkinin Porto Riko’da yetiştiği ve kaynatılmış suyunun “Frenk marazına” faydalı olduğuna inanıldığı aktarılıyor.<br />
Bu bilgi oldukça çarpıcıdır. Çünkü Yeni Dünya’nın keşfi Osmanlı dünyasına yalnızca yeni coğrafyalar hakkında haberler taşımamıştı. Amerika kökenli bitkiler ve onlara ilişkin tıbbi bilgiler de Osmanlı entelektüel dünyasına ulaşmaya başlamıştı.<br />
Sakızlı İsa Efendi’nin kitabında “gayaku”<br />
yüzyıla gelindiğinde izler daha da belirginleşiyor.<br />
Dönemin önemli hekimlerinden Sakızlı İsa Efendi’nin Devâü’l-Emrâz adlı eserinde frengiyle bağlantılı tedaviler arasında çöpçini, sasafras, sarsaparilla ve “gayaku” yer alıyor.<br />
Eserin bir nüshasının kenarına daha sonraki bir okuyucu tarafından dikkat çekici bir açıklama düşülmüştü: “Gayaku peygamber ağacıdır.”<br />
Sakızlı İsa Efendi’nin Nizâmü’l-Edviye adlı eserinde de guayakın kullanımı anlatılıyor. Tarife göre gayaku bazı başka maddelerle birlikte suda yaklaşık 24 saat bekletiliyor, ardından süzülen sıvı cam bir kapta saklanarak belirli miktarlarda tüketiliyordu.<br />
Buradaki anlatım dönemin tedavi anlayışını yansıtmaktadır; günümüzde uygulanması gereken tıbbi bir reçete değildir.<br />
“Gayaku” nasıl “mübarek ağaç” oldu?<br />
İsimlerin değişimi, bitkinin Osmanlı dünyasında nasıl yerelleştiğini anlamak açısından en ilginç noktalardan biri.<br />
Hayâtîzâde Mustafa Feyzî Efendi, ağaçtan palo santo adıyla söz eder ve Türkçede “peygamber ağacı” olarak anıldığını kaydeder.<br />
İbn Sellûm ise Gâyetü’l-Beyân adlı eserinin farmakopya bölümünde daha açık bir karşılık verir: Palo santonun Türkçesini “mübarek ağaç” olarak açıklar.<br />
Kaynaklarda ağacın yalnızca ilaç olarak değil, bıçak sapı ve tarak gibi gündelik eşyalarda da kullanılabildiği aktarılır.<br />
Araştırmacıların değerlendirmesine göre 17. yüzyılın ortalarında “gayaku” biçiminde kullanılan ad, sonraki on yıllarda “mübarek ağaç” ve “peygamber ağacı” gibi karşılıklarla Osmanlı Türkçesinde yerelleşmiş olabilir.<br />
Buradaki “olabilir” ifadesi önemlidir. Söz konusu dilsel dönüşüm, kaynaklardan hareketle yapılan tarihsel bir yorumdur; doğrusal ve kesin biçimde belgelenmiş bir isim değişikliği olarak görülmemelidir.<br />
Amerika Osmanlı tıbbının ilaç dünyasını da etkiledi<br />
Guayak tek örnek değildi. Sarsaparilla ve sasafras gibi Amerika bağlantılı başka bitkiler de erken modern dönemde Avrupa ve Osmanlı tıp bilgisinin dolaşımına girdi.<br />
Bunun tarih açısından önemi büyük. Çünkü Hipokrat, Galen ve İbn Sînâ gibi klasik tıp otoritelerinin tanımadığı yeni maddeler, hekimlerin karşısına çıkıyordu.<br />
Böylece tıbbi bilgi yalnızca eski kitapların aktarılmasıyla değil, yeni coğrafyalardan gelen maddelerin tanınması ve mevcut tıp anlayışına eklenmesiyle de değişiyordu.<br />
Osmanlı tıbbının Avrupa ve Yeni Dünya kaynaklı bilgilerle ilişkisini yalnızca çok daha geç başlayan bir “Batılılaşma” sürecinin sonucu olarak değerlendirmek, erken dönemlerdeki bu bilgi dolaşımını gözden kaçırabilir.<br />
Frengi gerçekten Amerika’dan mı geldi?<br />
Bu soruya kesin bir cümleyle cevap vermek doğru değil.<br />
Frenginin kökeni uzun yıllardır “Kolomb hipotezi” ile “Kolomb öncesi hipotez” arasında tartışılıyor. Son yıllarda yapılan antik DNA çalışmaları, Treponema pallidum soylarının Amerika’daki tarihine ilişkin önemli kanıtlar ortaya koydu.<br />
Bununla birlikte bugün frengi olarak tanıdığımız cinsel yolla bulaşan hastalığın tam olarak nerede ve ne zaman ortaya çıktığı konusunda bazı belirsizlikler sürüyor.<br />
Bu nedenle tarihsel anlatıda en güvenli ifade şudur:<br />
16. ve 17. yüzyılın bazı hekim ve yazarları frengiyi Yeni Dünya ile ilişkilendirmiş; aynı coğrafyayla bağlantılı guayakı da hastalığa karşı kullanılan maddelerden biri olarak görmüştür.<br />
Guayak frengiyi iyileştiriyor muydu?<br />
Bugün için cevap nettir: Guayak frenginin modern, kanıta dayalı tedavisi değildir.<br />
Frengi, Treponema pallidum bakterisinin neden olduğu bir enfeksiyondur. Güncel tıbbi rehberlerde hastalığın temel tedavisi penisilin temelli antibiyotik tedavisidir. Kullanılacak tedavi biçimi, hastalığın evresine ve hastanın klinik durumuna göre hekim tarafından belirlenir.<br />
Dolayısıyla guayakın tarihsel serüveni bugün bir tedavi önerisi olarak değil, tıp tarihinin ve küresel bilgi dolaşımının dikkat çekici bir örneği olarak okunmalıdır.<br />
Bir ağaçtan çok daha fazlası<br />
Karayipler’den Avrupa’ya ulaşan sert bir ağaç, birkaç on yıl içinde hastalık ve şifa hakkındaki tartışmaların merkezine yerleşti.<br />
Avrupa metinlerinde “kutsal odun” diye anıldı; Osmanlı metinlerinde “gayaku”, “mübarek ağaç” ve “peygamber ağacı” gibi karşılıklarla kendine yer buldu.<br />
Guayak frengiyi ortadan kaldıran ilaç değildi.<br />
Fakat guayakın hikâyesi bize başka bir şeyi gösteriyor:<br />
Amerika’nın keşfi Osmanlıların yalnızca dünya haritasına ilişkin bilgisini değiştirmedi; hangi bitkinin ilaç sayılabileceğine, yeni hastalıkların nasıl açıklanacağına ve tıbbi bilginin nereden gelebileceğine ilişkin ufku da genişletti.<br />
Kaynaklar<br />
Tunahan Durmaz, “Frengi, Mübarek Ağaç ve Yeni Dünya: Erken Modern Osmanlı Tıbbının Dönüşümüne Atlantik Ötesi Bir Bakış”, Toplumsal Tarih Akademi.<br />
Târîh-i Hind-i Garbî.<br />
Sakızlı İsa Efendi, Devâü’l-Emrâz.<br />
Sakızlı İsa Efendi, Nizâmü’l-Edviye.<br />
İbn Sellûm, Gâyetü’l-Beyân.<br />
Hayâtîzâde Mustafa Feyzî Efendi’nin tıbbi eserleri.<br />
Sexually Transmitted Infections, guayakın frengi tedavisindeki tarihsel kullanımına ilişkin inceleme.<br />
Nature, antik Treponema pallidum genomlarına ilişkin çalışma.<br />
CDC, Syphilis Treatment Guidelines.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/amerikadan-osmanli-tip-dunyasina-gelen-mubarek-agac-frenginin-eski-ilaci</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 18:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/guayak-frenginin-eski-ilaci-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="94659"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[JAMA Network Open Araştırması: Kortizon Sonrası Zatürre Görülme Hızı Yaklaşık İki Katına Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/jama-network-open-arastirmasi-kortizon-sonrasi-zaturre-gorulme-hizi-yaklasik-iki-katina-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/jama-network-open-arastirmasi-kortizon-sonrasi-zaturre-gorulme-hizi-yaklasik-iki-katina-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tayvan’da tip 2 diyabeti bulunan 36 bin 48 yetişkinin sağlık kayıtlarını inceleyen araştırmacılar, 14 gün veya daha kısa süreli ağızdan kortikosteroid kullanımının başlamasından sonraki 6–30 günlük dönemde mide-bağırsak kanaması, zatürre ve kalp yetersizliğinin görülme hızının arttığını belirledi. JAMA Network Open’da 23 Eylül 2026’da yayımlanan çalışma, kısa süreli tedavilerde de hastanın bireysel risklerinin dikkate alınması gerektiğine işaret ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tip 2 diyabeti bulunan kişilerde kısa süreli ağızdan kortikosteroid kullanımının ardından bazı ciddi sağlık sorunlarının daha sık görülebileceği bildirildi. Tayvan’daki araştırmacılar tarafından yürütülen ve 23 Eylül 2026’da JAMA Network Open’da yayımlanan çalışmada, 36 bin 48 yetişkinin sağlık kayıtları değerlendirildi.<br />
Araştırmanın odağında, halk arasında kortizon olarak da bilinen ağızdan kullanılan kortikosteroidlerin kısa süreli kullanımı vardı. Bilim insanları, kesintisiz 14 gün veya daha kısa süren tedavileri “kısa süreli kullanım” olarak tanımladı.<br />
Katılımcıların ortalama yaşı 61,6 idi ve yüzde 52,4’ünü kadınlar oluşturuyordu. Kortikosteroid tedavisinin ortalama süresi 4,5 gün, ortanca süresi ise 3 gün olarak hesaplandı.<br />
Her hasta kendi geçmişiyle karşılaştırıldı<br />
Araştırma randomize kontrollü bir ilaç deneyi değildi. Nüfus tabanlı kohort çalışmasında “kendinden kontrollü olgu serisi” olarak adlandırılan gözlemsel bir yöntem kullanıldı. Veriler, Tayvan’ın ulusal sağlık sigortası kayıtlarında 2008–2022 yılları arasında yer alan sağlık bilgilerinden elde edildi.<br />
Bu yöntemde kişinin kortikosteroid kullanımından sonraki belirli dönemlerde yaşadığı sağlık olayları, aynı kişinin diğer gözlem dönemleriyle karşılaştırıldı.<br />
Böylece yaş, cinsiyet ve genetik yapı gibi zaman içinde değişmeyen kişisel özelliklerin sonuçlar üzerindeki etkisinin azaltılması amaçlandı. Buna rağmen çalışma gözlemsel olduğu için doğrudan neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor.<br />
Araştırmacılar mide-bağırsak kanaması, zatürre, sepsis, kalp yetersizliği ve kırık olmak üzere beş ciddi sağlık sonucunu değerlendirdi.<br />
En belirgin artış 6–30. günlerde görüldü<br />
Çalışmanın en güçlü bulguları kortikosteroid tedavisinin başlamasından sonraki 6 ile 30. günler arasında ortaya çıktı.<br />
Kişilerin temel dönemleriyle karşılaştırıldığında mide-bağırsak kanamasının görülme hızı 1,71 kat, zatürrenin görülme hızı 2,06 kat, kalp yetersizliğinin görülme hızı ise 1,87 kat daha yüksek bulundu.<br />
En yüksek oran zatürrede saptandı. Buna göre bu dönemde zatürrenin görülme hızı, karşılaştırılan temel döneme göre yaklaşık iki katına çıktı.<br />
Bu rakamların mutlak hastalık riski olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. Örneğin 1,71’lik oran, hastaların yüzde 71’inin kanama yaşadığı anlamına gelmiyor. Sayılar, olayların farklı dönemlerde görülme hızlarının karşılaştırılmasından elde edilen göreceli değerleri ifade ediyor.<br />
Araştırmada kontrol amacıyla ayrıca bayılma olayları da değerlendirildi. Bu sonuç için kortikosteroid kullanımıyla anlamlı bir ilişki saptanmadı.<br />
Bazı ilişkiler 90 güne kadar görüldü<br />
Araştırmacılar tedavinin başlamasından sonraki 31–90 günlük dönemi de değerlendirdi.<br />
Bu dönemde mide-bağırsak kanamasının görülme hızı 1,26 kat, kırık görülme hızı ise 1,42 kat daha yüksek bulundu.<br />
Bu sonuçlar, kısa süreli kortikosteroid kullanımıyla bazı ciddi sağlık olayları arasındaki ilişkinin yalnızca ilk haftalarla sınırlı olmayabileceğini gösterdi. Ancak gözlemsel araştırma, bu olayların doğrudan ilaç nedeniyle meydana geldiğini kanıtlamıyor.<br />
Diyabet hastaları neden ayrı incelendi?<br />
Kortikosteroidlerin kan şekeri kontrolünü bozabildiği uzun süredir biliniyor. Bu nedenle tip 2 diyabeti bulunan kişilerde tedavi sırasında kan şekeri düzeylerinin yakından izlenmesi gerekebiliyor.<br />
Yeni çalışmada araştırmacılar yalnızca kan şekeri değişikliklerine değil; enfeksiyon, kanama, kalp yetersizliği ve kırık gibi daha ciddi sağlık sonuçlarına odaklandı.<br />
Tip 2 diyabeti bulunan kişiler enfeksiyon, kalp-damar hastalıkları ve kırık açısından toplumun geri kalanından farklı bir başlangıç riskine sahip olabildiği için araştırmacılar kısa süreli kortikosteroid kullanımının bu gruptaki güvenlilik profilini ayrıca değerlendirdi.<br />
Bulgular neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor<br />
Araştırmanın en önemli sınırlılıklarından biri, sonuçların rutin sağlık kayıtlarından elde edilen gözlemsel verilere dayanması.<br />
Araştırmacılar, kortikosteroid reçete edilmesine yol açabilecek bazı akut hastalıkları ve eş zamanlı ilaç kullanımlarını istatistiksel analizlerde hesaba kattı. Buna rağmen sonuçları etkileyebilecek ölçülmemiş başka faktörlerin bulunma ihtimali tamamen ortadan kaldırılamadı.<br />
Reçete edilen ilaçların hastalar tarafından gerçekten ve önerildiği şekilde kullanılıp kullanılmadığı da sağlık kayıtlarından kesin olarak belirlenemedi.<br />
Araştırmada beslenme, fiziksel aktivite ve diğer yaşam tarzı özellikleriyle ilgili ayrıntılı veriler bulunmuyordu. Bulguların Tayvan nüfusundan elde edilmiş olması da sonuçların farklı toplumlara genellenmesinde dikkat gerektiriyor.<br />
Hastaların kortizonu kendi kendine bırakması gerekmiyor<br />
Araştırma, tıbben gerekli durumlarda kortikosteroidlerin kullanılmaması gerektiğini göstermiyor. Bu ilaçlar birçok inflamatuvar ve bağışıklık sistemi hastalığının tedavisinde yaygın olarak kullanılıyor.<br />
Çalışmanın ortaya koyduğu temel nokta, tip 2 diyabeti bulunan kişilerde birkaç günlük tedavilerin de tamamen risksiz kabul edilmemesi gerektiği.<br />
Araştırmacılar, kısa süreli kortikosteroid reçete edilirken hastanın mevcut hastalıklarının, tedavinin gerekliliğinin ve olası alternatiflerin birlikte değerlendirilmesinin uygun olduğunu belirtiyor.<br />
Bulgular, reçeteli kortizon ilaçlarının hasta tarafından kendi kendine kesilmesi veya dozunun değiştirilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Tedavide yapılacak değişikliklerin hekim değerlendirmesiyle gerçekleştirilmesi gerekiyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• JAMA Network Open – Oral Corticosteroid Bursts and Risk of Serious Adverse Events in Adults With Type 2 Diabetes, 23 Eylül 2026<br />
• Tayvan Ulusal Sağlık Araştırma Enstitüleri – Tip 2 diyabetli yetişkinlerde kısa süreli ağızdan kortikosteroid kullanımına ilişkin nüfus tabanlı araştırma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/jama-network-open-arastirmasi-kortizon-sonrasi-zaturre-gorulme-hizi-yaklasik-iki-katina-cikti</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 17:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1352.jpeg" type="image/jpeg" length="65852"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rektör Aydın Batman’da Gençlere Seslendi: Merak Edin, Araştırın, Üretin]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/rektor-aydin-batmanda-genclere-seslendi-merak-edin-arastirin-uretin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rektor-aydin-batmanda-genclere-seslendi-merak-edin-arastirin-uretin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Batman Üniversitesinde gençler ve akademisyenlerle buluştu. Batman’ın tarihî mirasıyla bilimsel geleceğini birlikte değerlendiren Aydın; bilgi, vicdan ve toplumsal sorumluluk ekseninde üniversitelerin üstlendiği göreve dikkat çekti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Batman Üniversitesinin 20. kuruluş yılı etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen “Üniversite Yolculuğu: Dünden Yarına” konferansı, yükseköğretimin anlamını, gençlerin geleceğini ve üniversitelerin şehirlerin gelişimindeki yerini gündeme taşıdı. Konferansın konuşmacısı Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, akademik birikimini ve eğitim anlayışını katılımcılarla paylaştı.</p>

<p>Merkez Kampüs Konferans Salonunda düzenlenen programa Batman Valisi Ekrem Canalp’in eşi Dr. Ayten Canalp, Batman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İdris Demir ve eşi Zeynep Demir, İl Sağlık Müdürü Dr. Murat Solmaz, akademisyenler, öğrenciler ve davetliler katıldı.</p>

<p>BATMAN’DA GEÇMİŞİN DERİNLİĞİ, GELECEĞİN HEYECANI</p>

<p>Konuşmasında Batman’ın tarihî ve kültürel zenginliğine geniş yer ayıran Aydın, üniversitelerin dünden yarına uzanan yolculuğunu bu şehirde ele almanın özel bir anlam taşıdığını belirtti. Hasankeyf’in medeniyet birikimiyle üniversite sıralarındaki gençlerin gelecek arayışını aynı çerçevede değerlendirdi.</p>

<p>Dicle’nin hayat verdiği coğrafyanın yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıdığını hatırlatan Aydın, Artuklulara başkentlik yapan Hasankeyf’in mimari, ticaret, sanat ve ilim hayatı bakımından önemli bir miras bıraktığına işaret etti.</p>

<p>Zeynel Bey Kümbeti’nden Mor Kiryakus Manastırı’na, Kozluk Kalesi’nden Sason ve Mereto’nun doğal güzelliklerine uzanan zenginliğin, Batman’ın kimliğini oluşturan değerler arasında bulunduğunu ifade etti. Bu mirasın korunmasının, bilimsel yöntemlerle araştırılmasının ve gelecek kuşaklara doğru aktarılmasının ortak bir sorumluluk olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Batman’ın güzelliğini tamamlayan unsurların başında insanının misafirperverliği, emeği ve gönül zenginliğinin geldiğini belirten Aydın, şehrin samimi ev sahipliğinden duyduğu memnuniyeti de paylaştı.</p>

<p>ŞEHRİN ÜRETİM TECRÜBESİ BİLİMLE BULUŞUYOR</p>

<p>Batman’ın yakın dönem gelişiminde Raman’da yürütülen petrol faaliyetlerinin ve bu alanda çalışan insanların emeğinin önemli bir yer tuttuğunu anlatan Aydın, şehrin üretim birikimiyle üniversitenin araştırma kapasitesi arasındaki ilişkinin değerine dikkat çekti.</p>

<p>Bu çerçevede Batman Üniversitesinin enerji alanındaki ihtisaslaşmasını anlamlı bir adım olarak değerlendirdi. Şehrin sahip olduğu tecrübenin akademik çalışmalarla buluşmasının, yeni araştırmalara ve toplumsal fayda üreten uygulamalara zemin hazırlayabileceğini ifade etti.</p>

<p>Üniversitenin “Bilgiyi Enerjiye Dönüştüren Üniversite” yaklaşımını Batman’ın gelişim hikâyesiyle ilişkilendiren Aydın, bilginin araştırmaya, araştırmanın teknolojiye ve teknolojinin insan hayatına katkıya dönüşmesinin önemini vurguladı.</p>

<p>Batman Üniversitesi koordinasyonunda yürütülen Enerji Akademisini de kurumlar arası bilgi paylaşımı açısından değerli bulan Aydın, ortak eğitim ve araştırma çalışmalarının kalıcı akademik ilişkiler geliştirmedeki rolüne değindi.</p>

<p>BİR ÜNİVERSİTENİN ŞEHRE KAZANDIRDIĞI EN BÜYÜK DEĞER: GELECEĞE GÜVEN</p>

<p>Batman Üniversitesinin mühendislikten sosyal bilimlere, güzel sanatlardan turizme ve sağlık eğitimine uzanan akademik yapısını değerlendiren Aydın, bu çeşitliliğin şehrin farklı ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir potansiyel taşıdığını belirtti.</p>

<p>Üniversitelerin bulundukları şehirlerde gençlerin gelecek beklentisini güçlendirdiğine dikkat çekti. Açılan her eğitim yolunun bir öğrenci için yeni bir başlangıç, bir aile için umut anlamına geldiğini ifade etti.</p>

<p>Aydın’ın değerlendirmelerinde, üniversitenin şehirle kurduğu ilişkinin kültürel mirasın korunmasından nitelikli insan yetiştirmeye kadar geniş bir alana yayıldığı öne çıktı. Yerel kültürün belgelenmesi, doğal değerlerin korunması ve turizmin geliştirilmesi gibi çalışmaların farklı bilim alanlarının katkısıyla güçlenebileceğini anlattı.</p>

<p>Batman Üniversitesinin gelişimine emek veren akademik ve idari kadroyu, öğrencileri ve kurumun paydaşlarını tebrik eden Aydın, 20. kuruluş yılına hazırlanan üniversiteye bilimsel üretim ve topluma hizmet yolculuğunda başarılar diledi.</p>

<p>BİLGİ, BECERİ VE VİCDAN BİRLİKTE GELİŞMELİ</p>

<p>Konferansın temel başlıklarından biri, üniversite eğitiminin gençlere kazandırması gereken yetkinlikler oldu. Aydın, üniversite yıllarının öğrencilerin kendilerini tanıdıkları, meraklarını geliştirdikleri ve düşünme alışkanlıklarını şekillendirdikleri bir dönem olduğunu anlattı.</p>

<p>Üniversite fikrini insan yetiştirmek, güvenilir bilgi üretmek ve üretilen bilgiyi toplumun yararına sunmak üzerinden değerlendirdi. Bu sorumlulukların birbirini tamamlamasıyla akademik çalışmaların günlük hayatta daha güçlü bir karşılık bulabileceğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mesleki bilgiye iletişim, empati, sorumluluk ve çözüm üretme becerilerinin eşlik etmesi gerektiğini vurgulayan Aydın, sağlık alanında öğrenim gören gençlere ayrıca seslendi. İnsan hayatına dokunacak meslekler için bilimsel yetkinliğin, vicdan ve mesleki titizlikle birlikte geliştirilmesinin önemini ortaya koydu.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü ve bir hekim olarak Batman Üniversitesinin sağlık bilimleri ve diş hekimliği alanındaki yapılanmasını kıymetli bulduğunu ifade eden Aydın, insanın iyiliğini merkeze alan akademik iş birliklerinin sağlayabileceği katkılara değindi.</p>

<p>GENÇLERE MERAK ETME, ARAŞTIRMA VE ÜRETME ÇAĞRISI</p>

<p>Öğrencilere yaşadıkları coğrafyanın tarihini ve kültürünü tanımalarını öneren Aydın, kendi şehrinin birikimini bilen gençlerin dünyayla daha sağlam bir ilişki kurabileceğini belirtti.</p>

<p>Gençleri soru sormaya, araştırmalara katılmaya, yabancı dil öğrenmeye ve farklı disiplinlerden insanlarla birlikte çalışmaya davet etti. Kütüphanede edinilen bilginin laboratuvarda ve hayatın içinde sınanmasının, öğrenmenin kalıcılığı açısından değer taşıdığını anlattı.</p>

<p>Bir öğrencinin bugün merak ettiği konunun gelecekte bir araştırmaya dönüşebileceğini hatırlatan Aydın; bu araştırmanın bir hastanın yaşamını kolaylaştırabileceğini, üretimde karşılaşılan bir sorunu çözebileceğini veya bir kültür varlığının korunmasına katkı sunabileceğini ifade etti.</p>

<p>Geçmişin birikimini anlayarak geleceğe emek verme düşüncesini “Maziyi İhya, Âtiyi İnşa” yaklaşımıyla ilişkilendiren Aydın, Batman’ın tarihî derinliği ile üniversitesinin genç enerjisinin bu anlayış için anlamlı bir buluşma oluşturduğunu dile getirdi.</p>

<p>REKTÖR DEMİR’DEN AKADEMİK İŞ BİRLİĞİ VURGUSU</p>

<p>Programın açılışında konuşan Batman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İdris Demir, Aydın’ı ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti belirtti. Buluşmanın akademik deneyim paylaşımına ve sağlık bilimlerinde yeni ortaklıkların değerlendirilmesine katkısını vurguladı.</p>

<p>Demir, Diş Hekimliği Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinin tamamlanmasıyla öğrencilerin uygulamalı eğitim olanaklarını genişletmeyi ve bölgenin sağlık hizmetlerine katkıyı artırmayı hedeflediklerini aktardı.</p>

<p>Aydın ise ev sahipliği için Rektör Demir’e ve Batman Üniversitesi ailesine teşekkür ederek şehrin köklü birikiminin gençlerin merakı, bilgisi ve emeğiyle geleceğe taşınacağına olan inancını paylaştı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Etkinlik</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/rektor-aydin-batmanda-genclere-seslendi-merak-edin-arastirin-uretin</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 17:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1350.jpeg" type="image/jpeg" length="49871"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[UI GreenMetric 2026 Türkiye sıralaması: 152 üniversitenin tam listesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ui-greenmetric-2026-turkiye-siralamasi-152-universitenin-tam-listesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ui-greenmetric-2026-turkiye-siralamasi-152-universitenin-tam-listesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyanın sürdürülebilirlik odaklı üniversite değerlendirmelerinden UI GreenMetric 2026 sonuçları açıklandı. Bu yıl 110 ülkeden 2 bin 16 üniversitenin yer aldığı sıralamada İstanbul Teknik Üniversitesi, dünya 28’inciliğiyle Türkiye’den en üst sıraya yerleşti. Yıldız Teknik Üniversitesi ise dünya 45’incisi olarak ilk 50’deki yerini aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Başlık: GreenMetric 2026 Açıklandı: Türkiye’den 152 Üniversite Dünya Sıralamasında Yer Aldı</p>

<p>Spot: UI GreenMetric 2026 Dünya Üniversiteleri Sıralaması açıklandı. 110 ülkeden 2 bin 16 üniversitenin değerlendirildiği listede, Türkiye kaydıyla 152 üniversite yer aldı. İstanbul Teknik Üniversitesi dünya 28’incisi olarak Türkiye’nin en yüksek sıralamasına ulaştı.</p>

<p>UI GreenMetric 2026 Dünya Üniversiteleri Sıralaması sonuçları açıklandı. Üniversitelerin çevresel sürdürülebilirlik performansını ölçen değerlendirmede, Türkiye kaydıyla 152 üniversite listeye girdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yıl 17’ncisi yayımlanan sıralamada, 110 ülkeden 2 bin 16 yükseköğretim kurumu değerlendirildi. İstanbul Teknik Üniversitesi, 9 bin 225 puanla dünya 28’incisi olurken Türkiye sıralamasında ilk sıraya yerleşti. Yıldız Teknik Üniversitesi dünya 45’inciliğiyle Türkiye ikincisi oldu.</p>

<p>Sıralamada üniversiteler; yerleşke ve altyapı, enerji ve iklim değişikliği, atık yönetimi, su kullanımı, ulaşım, eğitim ve araştırma ile yönetişim ve dijitalleşme alanlarında değerlendirildi. 2026 sonuçlarında yönetişim ve dijitalleşme başlığı ilk kez ana değerlendirme alanları arasında yer aldı.</p>

<p>Türkiye’den ilk 10 üniversitenin altısı dünya genelinde ilk 120 içinde yer alma başarısı gösterdi. İTÜ ve YTÜ’nün ardından Kıbrıs Uluslararası Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Özyeğin Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü ilk 10’u oluşturdu.</p>

<p>UI GreenMetric 2026’ya göre Türkiye kaydıyla yer alan üniversitelerin tam listesi şöyle:</p>

<ol>
 <li>İstanbul Teknik Üniversitesi – Dünya 28’incisi – 9.225 puan</li>
 <li>Yıldız Teknik Üniversitesi – Dünya 45’incisi – 9.025 puan</li>
 <li>Kıbrıs Uluslararası Üniversitesi – Dünya 55’incisi – 8.925 puan</li>
 <li>Erciyes Üniversitesi – Dünya 63’üncüsü – 8.900 puan</li>
 <li>Ege Üniversitesi – Dünya 74’üncüsü – 8.825 puan</li>
 <li>Özyeğin Üniversitesi – Dünya 86’ncısı – 8.762,5 puan</li>
 <li>Başkent Üniversitesi – Dünya 102’ncisi – 8.662,5 puan</li>
 <li>Orta Doğu Teknik Üniversitesi – Dünya 105’incisi – 8.612,5 puan</li>
 <li>Sakarya Üniversitesi – Dünya 114’üncüsü – 8.575 puan</li>
 <li>İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü – Dünya 117’ncisi – 8.562,5 puan</li>
 <li>Dokuz Eylül Üniversitesi – Dünya 134’üncüsü – 8.512,5 puan</li>
 <li>Düzce Üniversitesi – Dünya 138’incisi – 8.500 puan</li>
 <li>Mersin Üniversitesi – Dünya 139’uncusu – 8.487,5 puan</li>
 <li>Hasan Kalyoncu Üniversitesi – Dünya 141’incisi – 8.487,5 puan</li>
 <li>Sabancı Üniversitesi – Dünya 144’üncüsü – 8.485 puan</li>
 <li>Atatürk Üniversitesi – Dünya 157’ncisi – 8.450 puan</li>
 <li>Kütahya Dumlupınar Üniversitesi – Dünya 161’incisi – 8.425 puan</li>
 <li>Bartın Üniversitesi – Dünya 169’uncusu – 8.375 puan</li>
 <li>Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi – Dünya 173’üncüsü – 8.362,5 puan</li>
 <li>Trakya Üniversitesi – Dünya 176’ncısı – 8.360 puan</li>
 <li>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi – Dünya 178’incisi – 8.347,5 puan</li>
 <li>Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi – Dünya 190’ıncısı – 8.297,5 puan</li>
 <li>Ondokuz Mayıs Üniversitesi – Dünya 201’incisi – 8.262,5 puan</li>
 <li>Mardin Artuklu Üniversitesi – Dünya 216’ncısı – 8.187,5 puan</li>
 <li>Yeditepe Üniversitesi – Dünya 221’incisi – 8.087,5 puan</li>
 <li>Çukurova Üniversitesi – Dünya 224’üncüsü – 8.062,5 puan</li>
 <li>Hacettepe Üniversitesi – Dünya 244’üncüsü – 7.935 puan</li>
 <li>Bursa Uludağ Üniversitesi – Dünya 247’ncisi – 7.935 puan</li>
 <li>İstanbul Aydın Üniversitesi – Dünya 255’incisi – 7.922,5 puan</li>
 <li>Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi – Dünya 256’ncısı – 7.922,5 puan</li>
 <li>Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi – Dünya 299’uncusu – 7.810 puan</li>
 <li>Hitit Üniversitesi – Dünya 302’ncisi – 7.797,5 puan</li>
 <li>Manisa Celal Bayar Üniversitesi – Dünya 315’incisi – 7.762,5 puan</li>
 <li>Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi – Dünya 320’ncisi – 7.750 puan</li>
 <li>Kapadokya Üniversitesi – Dünya 343’üncüsü – 7.647,5 puan</li>
 <li>Kastamonu Üniversitesi – Dünya 351’incisi – 7.622,5 puan</li>
 <li>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi – Dünya 354’üncüsü – 7.612,5 puan</li>
 <li>Marmara Üniversitesi – Dünya 373’üncüsü – 7.520 puan</li>
 <li>Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi – Dünya 376’ncısı – 7.500 puan</li>
 <li>Afyon Kocatepe Üniversitesi – Dünya 385’incisi – 7.482,5 puan</li>
 <li>Karadeniz Teknik Üniversitesi – Dünya 397’ncisi – 7.400 puan</li>
 <li>Balıkesir Üniversitesi – Dünya 401’incisi – 7.362,5 puan</li>
 <li>Fırat Üniversitesi – Dünya 404’üncüsü – 7.337,5 puan</li>
 <li>Kocaeli Üniversitesi – Dünya 407’ncisi – 7.337,5 puan</li>
 <li>Akdeniz Üniversitesi – Dünya 413’üncüsü – 7.322,5 puan</li>
 <li>Ankara Üniversitesi – Dünya 414’üncüsü – 7.322,5 puan</li>
 <li>Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi – Dünya 425’incisi – 7.277,5 puan</li>
 <li>İstanbul Atlas Üniversitesi – Dünya 438’incisi – 7.235 puan</li>
 <li>Uşak Üniversitesi – Dünya 440’ıncısı – 7.225 puan</li>
 <li>Gebze Teknik Üniversitesi – Dünya 457’ncisi – 7.175 puan</li>
 <li>Selçuk Üniversitesi – Dünya 471’incisi – 7.137,5 puan</li>
 <li>Bursa Teknik Üniversitesi – Dünya 472’ncisi – 7.135 puan</li>
 <li>Bilkent Üniversitesi – Dünya 475’incisi – 7.122,5 puan</li>
 <li>İstanbul Okan Üniversitesi – Dünya 479’uncusu – 7.110 puan</li>
 <li>Bayburt Üniversitesi – Dünya 505’incisi – 7.000 puan</li>
 <li>Antalya Bilim Üniversitesi – Dünya 515’incisi – 6.935 puan</li>
 <li>Kayseri Üniversitesi – Dünya 522’ncisi – 6.900 puan</li>
 <li>Süleyman Demirel Üniversitesi – Dünya 548’incisi – 6.810 puan</li>
 <li>Samsun Üniversitesi – Dünya 568’incisi – 6.775 puan</li>
 <li>Çağ Üniversitesi – Dünya 578’incisi – 6.757,5 puan</li>
 <li>Kırıkkale Üniversitesi – Dünya 580’incisi – 6.752,5 puan</li>
 <li>İzmir Bakırçay Üniversitesi – Dünya 598’incisi – 6.722,5 puan</li>
 <li>İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi – Dünya 613’üncüsü – 6.690 puan</li>
 <li>Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi – Dünya 617’ncisi – 6.687,5 puan</li>
 <li>KTO Karatay Üniversitesi – Dünya 638’incisi – 6.637,5 puan</li>
 <li>Dicle Üniversitesi – Dünya 643’üncüsü – 6.615 puan</li>
 <li>İstanbul Gelişim Üniversitesi – Dünya 645’incisi – 6.607,5 puan</li>
 <li>Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi – Dünya 649’uncusu – 6.602,5 puan</li>
 <li>Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi – Dünya 660’ıncısı – 6.575 puan</li>
 <li>Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi – Dünya 678’incisi – 6.537,5 puan</li>
 <li>Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi – Dünya 689’uncusu – 6.495 puan</li>
 <li>Gaziantep Üniversitesi – Dünya 690’ıncısı – 6.485 puan</li>
 <li>Aydın Adnan Menderes Üniversitesi – Dünya 695’incisi – 6.472,5 puan</li>
 <li>Karabük Üniversitesi – Dünya 715’incisi – 6.405 puan</li>
 <li>Amasya Üniversitesi – Dünya 735’incisi – 6.357,5 puan</li>
 <li>Eskişehir Osmangazi Üniversitesi – Dünya 741’incisi – 6.350 puan</li>
 <li>Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi – Dünya 743’üncüsü – 6.347,5 puan</li>
 <li>Aksaray Üniversitesi – Dünya 752’ncisi – 6.325 puan</li>
 <li>İstanbul Topkapı Üniversitesi – Dünya 759’uncusu – 6.305 puan</li>
 <li>İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi – Dünya 782’ncisi – 6.272,5 puan</li>
 <li>İstanbul Medeniyet Üniversitesi – Dünya 784’üncüsü – 6.272,5 puan</li>
 <li>İnönü Üniversitesi – Dünya 789’uncusu – 6.250 puan</li>
 <li>Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi – Dünya 807’ncisi – 6.212,5 puan</li>
 <li>Nuh Naci Yazgan Üniversitesi – Dünya 822’ncisi – 6.185 puan</li>
 <li>Bahçeşehir Üniversitesi – Dünya 826’ncısı – 6.172,5 puan</li>
 <li>Sivas Cumhuriyet Üniversitesi – Dünya 834’üncüsü – 6.137,5 puan</li>
 <li>Eskişehir Teknik Üniversitesi – Dünya 844’üncüsü – 6.097,5 puan</li>
 <li>Erzurum Teknik Üniversitesi – Dünya 856’ncısı – 6.055 puan</li>
 <li>Anadolu Üniversitesi – Dünya 866’ncısı – 6.027,5 puan</li>
 <li>Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi – Dünya 868’incisi – 6.017,5 puan</li>
 <li>Yozgat Bozok Üniversitesi – Dünya 872’ncisi – 6.000 puan</li>
 <li>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa – Dünya 876’ncısı – 5.982,5 puan</li>
 <li>Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi – Dünya 891’incisi – 5.945 puan</li>
 <li>Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi – Dünya 913’üncüsü – 5.885 puan</li>
 <li>Atılım Üniversitesi – Dünya 914’üncüsü – 5.875 puan</li>
 <li>Artvin Çoruh Üniversitesi – Dünya 926’ncısı – 5.837,5 puan</li>
 <li>Iğdır Üniversitesi – Dünya 951’incisi – 5.777,5 puan</li>
 <li>Sinop Üniversitesi – Dünya 958’incisi – 5.762,5 puan</li>
 <li>Giresun Üniversitesi – Dünya 988’incisi – 5.672,5 puan</li>
 <li>Kilis 7 Aralık Üniversitesi – Dünya 999’uncusu – 5.632,5 puan</li>
 <li>Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi – Dünya 1.015’incisi – 5.585 puan</li>
 <li>İstanbul Kültür Üniversitesi – Dünya 1.057’ncisi – 5.472,5 puan</li>
 <li>Üsküdar Üniversitesi – Dünya 1.066’ncısı – 5.427,5 puan</li>
 <li>Gazi Üniversitesi – Dünya 1.103’üncüsü – 5.330 puan</li>
 <li>Adıyaman Üniversitesi – Dünya 1.105’incisi – 5.307,5 puan</li>
 <li>Kadir Has Üniversitesi – Dünya 1.140’ıncısı – 5.165 puan</li>
 <li>Bingöl Üniversitesi – Dünya 1.142’ncisi – 5.157,5 puan</li>
 <li>Batman Üniversitesi – Dünya 1.172’ncisi – 5.062,5 puan</li>
 <li>Altınbaş Üniversitesi – Dünya 1.174’üncüsü – 5.060 puan</li>
 <li>Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi – Dünya 1.227’ncisi – 4.855 puan</li>
 <li>Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi – Dünya 1.231’incisi – 4.837,5 puan</li>
 <li>Kırklareli Üniversitesi – Dünya 1.232’ncisi – 4.835 puan</li>
 <li>İzmir Ekonomi Üniversitesi – Dünya 1.235’incisi – 4.822,5 puan</li>
 <li>TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi – Dünya 1.241’incisi – 4.800 puan</li>
 <li>İstanbul Gedik Üniversitesi – Dünya 1.268’incisi – 4.682,5 puan</li>
 <li>Gümüşhane Üniversitesi – Dünya 1.272’ncisi – 4.675 puan</li>
 <li>Ordu Üniversitesi – Dünya 1.274’üncüsü – 4.670 puan</li>
 <li>Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi – Dünya 1.277’ncisi – 4.662,5 puan</li>
 <li>Maltepe Üniversitesi – Dünya 1.361’incisi – 4.455 puan</li>
 <li>Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi – Dünya 1.364’üncüsü – 4.447,5 puan</li>
 <li>Pamukkale Üniversitesi – Dünya 1.375’incisi – 4.430 puan</li>
 <li>Malatya Turgut Özal Üniversitesi – Dünya 1.409’uncusu – 4.287,5 puan</li>
 <li>Tarsus Üniversitesi – Dünya 1.431’incisi – 4.212,5 puan</li>
 <li>Harran Üniversitesi – Dünya 1.447’ncisi – 4.167,5 puan</li>
 <li>Yaşar Üniversitesi – Dünya 1.460’ıncısı – 4.115 puan</li>
 <li>Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi – Dünya 1.488’incisi – 4.000 puan</li>
 <li>Beykoz Üniversitesi – Dünya 1.506’ncısı – 3.937,5 puan</li>
 <li>OSTİM Teknik Üniversitesi – Dünya 1.539’uncusu – 3.792,5 puan</li>
 <li>Beykent Üniversitesi – Dünya 1.551’incisi – 3.737,5 puan</li>
 <li>Piri Reis Üniversitesi – Dünya 1.565’incisi – 3.700 puan</li>
 <li>Ardahan Üniversitesi – Dünya 1.616’ncısı – 3.465 puan</li>
 <li>Konya Teknik Üniversitesi – Dünya 1.665’incisi – 3.260 puan</li>
 <li>Muş Alparslan Üniversitesi – Dünya 1.682’ncisi – 3.185 puan</li>
 <li>Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi – Dünya 1.683’üncüsü – 3.180 puan</li>
 <li>İstanbul Esenyurt Üniversitesi – Dünya 1.692’ncisi – 3.152,5 puan</li>
 <li>Çankaya Üniversitesi – Dünya 1.694’üncüsü – 3.140 puan</li>
 <li>İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi – Dünya 1.697’ncisi – 3.125 puan</li>
 <li>Haliç Üniversitesi – Dünya 1.699’uncusu – 3.120 puan</li>
 <li>Siirt Üniversitesi – Dünya 1.708’incisi – 3.077,5 puan</li>
 <li>İstanbul Nişantaşı Üniversitesi – Dünya 1.712’ncisi – 3.042,5 puan</li>
 <li>Doğuş Üniversitesi – Dünya 1.716’ncısı – 3.030 puan</li>
 <li>Fenerbahçe Üniversitesi – Dünya 1.732’ncisi – 2.925 puan</li>
 <li>Hakkâri Üniversitesi – Dünya 1.739’uncusu – 2.897,5 puan</li>
 <li>Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi – Dünya 1.753’üncüsü – 2.845 puan</li>
 <li>Çankırı Karatekin Üniversitesi – Dünya 1.801’incisi – 2.612,5 puan</li>
 <li>Girne Amerikan Üniversitesi – Dünya 1.809’uncusu – 2.575 puan</li>
 <li>TED Üniversitesi – Dünya 1.819’uncusu – 2.545 puan</li>
 <li>Galatasaray Üniversitesi – Dünya 1.824’üncüsü – 2.527,5 puan</li>
 <li>Alanya Üniversitesi – Dünya 1.831’incisi – 2.500 puan</li>
 <li>Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi – Dünya 1.848’incisi – 2.395 puan</li>
 <li>Işık Üniversitesi – Dünya 1.905’incisi – 2.027,5 puan</li>
 <li>Munzur Üniversitesi – Dünya 1.934’üncüsü – 1.855 puan</li>
</ol>

<p>Dünya genelinde ilk sırada Hollanda’daki Wageningen University &amp; Research yer aldı. Almanya’dan Umwelt-Campus Birkenfeld ikinci, Brezilya’dan Universidade de São Paulo ise üçüncü oldu.</p>

<p>GreenMetric sonuçları, üniversitelerin sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarını uluslararası ölçekte görünür hâle getirirken; enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, sıfır atık, su yönetimi, kampüs içi ulaşım ve sürdürülebilirlik odaklı eğitim yatırımlarının önemini de ortaya koydu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ui-greenmetric-2026-turkiye-siralamasi-152-universitenin-tam-listesi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1345.jpeg" type="image/jpeg" length="97252"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nature’da Yeni İlaç Tasarımı: PonatiLink-2 Dirençli Modelde Etki Gösterdi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/natureda-yeni-ilac-tasarimi-ponatilink-2-direncli-modelde-etki-gosterdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/natureda-yeni-ilac-tasarimi-ponatilink-2-direncli-modelde-etki-gosterdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’deki araştırmacılar, ABL1 kinazını iki farklı noktadan hedefleyen PonatiLink-2 adlı deneysel bir molekül geliştirdi. Nature’da 23 Eylül 2026’da yayımlanan çalışmada molekül, ponatinibe dirençli mutasyonlara karşı etkinliğini büyük ölçüde korudu ve fare modelinde tümör büyümesini baskıladı. Tedavi henüz insanlarda denenmedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD’de California Üniversitesi San Francisco öncülüğündeki araştırmacılar, bazı lösemilerde görülen ilaç direncine karşı yeni bir molekül geliştirdi. PonatiLink-2 adı verilen deneysel ilaç, ponatinibe dirençli BCR::ABL1 mutasyonlarını taşıyan hücrelerde ve fare modellerinde test edildi.<br />
Tek molekül iki noktayı hedefliyor<br />
Kronik miyeloid lösemide hastalığı sürdüren temel yapılardan biri BCR::ABL1 adlı anormal proteindir. Ponatinib bu proteinin bir bölgesine, asciminib ise farklı bir bölgesine bağlanıyor.<br />
Araştırmacılar bu iki yaklaşımı tek molekülde birleştirdi. PonatiLink-2 böylece ABL1’e iki ayrı noktadan bağlanacak şekilde tasarlandı.<br />
Laboratuvar deneylerinde E255V/T315I mutasyonu ponatinibin IC50 değerini 79 kat artırırken, PonatiLink-2’de artış 5,8 katla sınırlı kaldı. T315M mutasyonunda ise değerler sırasıyla 33 kat ve 4,7 kat oldu.<br />
Bulgular, PonatiLink-2’nin bazı güçlü ponatinib direnç mutasyonlarına karşı etkinliğini daha iyi koruyabildiğini gösterdi.<br />
Farelerde tümör büyümesi baskılandı<br />
Araştırmanın en önemli deneylerinden birinde ponatinibe dirençli E255V/T315I mutasyonunu taşıyan K562 hücreleri farelere nakledildi.<br />
Ponatinib tümör büyümesini bir miktar yavaşlattı ancak kontrol grubuyla karşılaştırıldığında anlamlı fark oluşturmadı. PonatiLink-2 verilen grupta ise altı haftalık tedavi sonunda sekiz farenin hiçbirinde tümör, çalışmada belirlenen büyüklük sınırına ulaşmadı.<br />
Araştırmacılar ayrıca 386 insan kinazını kapsayan taramada PonatiLink-2’nin, ponatinib ile asciminib kombinasyonuna göre daha sınırlı hedef dışı etki gösterdiğini belirledi.<br />
Direnç tamamen ortadan kalkmadı<br />
Yeni molekül direnç sorununu bütünüyle ortadan kaldırmadı. PonatiLink-2 tedavisi sırasında büyümeye devam eden bir tümörde yeni ABL1 mutasyonları gelişti ve moleküle karşı belirgin direnç ortaya çıktı.<br />
Bu bulgu, kanser hücrelerinin çift hedefli ilaçlara karşı da zaman içinde yeni kaçış yolları geliştirebileceğini gösteriyor.<br />
Henüz insanlarda denenmedi<br />
PonatiLink-2 halen preklinik aşamada. Çalışma insanlarda elde edilmiş herhangi bir tedavi sonucu içermiyor.<br />
Fare deneylerinde her grupta sekiz hayvan yer aldı ve deney tekrarlanmadı. Bu nedenle sonuçlar, PonatiLink-2’nin hastalarda ponatinibden daha etkili veya daha güvenli olduğunu göstermiyor.<br />
Araştırmanın asıl yeniliği ilaç tasarımında kullanılan yöntemde yatıyor. Aynı proteinin iki ayrı bölgesini tek molekülle hedefleyen yaklaşım, ilaç direncini ve hedef dışı etkileri azaltmaya yönelik yeni moleküllerin geliştirilmesinde araştırılabilecek bir strateji sunuyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• Nature – A design approach for bitopic kinase inhibitors, 23 Eylül 2026 • California Üniversitesi San Francisco Quantitative Biosciences Institute – Bitopik kinaz inhibitörlerinin tasarımına yönelik araştırma, 23 Eylül 2026</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/natureda-yeni-ilac-tasarimi-ponatilink-2-direncli-modelde-etki-gosterdi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 12:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/ponatilink2-1280x720-max100kb.webp" type="image/jpeg" length="53552"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçiler İçin Hibrit Çalışma Düzenlemesi Yürürlüğe Girdi: Günler ve Saatler Sözleşmede Yazacak]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/isciler-icin-hibrit-calisma-duzenlemesi-yururluge-girdi-gunler-ve-saatler-sozlesmede-yazacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/isciler-icin-hibrit-calisma-duzenlemesi-yururluge-girdi-gunler-ve-saatler-sozlesmede-yazacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzaktan Çalışma Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle işin bir bölümü işyerinde, diğer bölümü uzaktan yürütülebilecek. Hibrit çalışmanın uygulanacağı günler ve çalışma saatleri, işçi ile işveren arasındaki iş sözleşmesinde açıkça belirlenecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>25 Eylül 2026 tarihli ve 33381 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği, çalışma hayatında hibrit modele ilişkin çerçeveyi netleştirdi. Düzenleme, işin tamamen işyerinde ya da tamamen uzaktan yapılması yerine, iki yöntemin aynı iş ilişkisinde bir araya getirilebilmesine imkân tanıyor.</p>

<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yayımlanan düzenleme, 10 Mart 2021 tarihli Uzaktan Çalışma Yönetmeliği’nin “Çalışma süresinin belirlenmesi” başlıklı 9. maddesine yeni bir fıkra ekledi. Yönetmelik, yayımlandığı 25 Eylül 2026 tarihinde yürürlüğe girdi.</p>

<p>İşyerinde ve uzaktan çalışma birlikte kararlaştırılabilecek</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eklenen hükme göre iş görme ediminin bir kısmının işyerinde, bir kısmının ise uzaktan çalışma usulüyle yerine getirilmesi kararlaştırılabilecek. Böylece örneğin haftanın belirli günlerinde ofiste, belirli günlerinde evden ya da işyeri dışında çalışma; tarafların anlaşmasıyla uygulanabilir hâle geldi.</p>

<p>Yeni hüküm, hibrit çalışmanın koşullarını iş sözleşmesine bağladı. İşçinin hangi günlerde işyerinde bulunacağı, hangi günlerde uzaktan çalışacağı ve çalışma saatlerinin ne olacağı sözleşmede yazacak.</p>

<p>Her işçiye kendiliğinden uzaktan çalışma hakkı getirmiyor</p>

<p>Düzenleme, çalışanların tek taraflı talebiyle otomatik olarak hibrit çalışma sistemine geçileceği anlamına gelmiyor. Uygulama; işin niteliği, işyerinin organizasyonu ve işçi ile işverenin sözleşmede uzlaşması çerçevesinde kurulacak.</p>

<p>Bu nedenle işverenin tüm çalışanlar için hibrit modele geçme zorunluluğu bulunmuyor. Aynı şekilde işçi de yalnızca yeni düzenlemeye dayanarak tek başına uzaktan çalışma günleri belirleyemeyecek. Tarafların çalışma düzenini yazılı ve açık biçimde kararlaştırması önem taşıyor.</p>

<p>Sözleşmede hangi bilgiler yer almalı?</p>

<p>Hibrit çalışma uygulanacak iş ilişkilerinde, sonradan doğabilecek uyuşmazlıkları azaltmak için sözleşmede en az şu başlıkların açıkça düzenlenmesi bekleniyor:</p>

<ul>
 <li>İşyerinde çalışma günleri</li>
 <li>Uzaktan çalışma günleri</li>
 <li>Günlük ve haftalık çalışma saatleri</li>
 <li>İletişim, erişilebilirlik ve toplantı düzeni</li>
 <li>İş sağlığı ve güvenliği tedbirleri</li>
 <li>Ekipman, masraf ve veri güvenliğine ilişkin esaslar</li>
</ul>

<p>Uzaktan çalışmanın yapılamayacağı işler sürüyor</p>

<p>Hibrit çalışma imkânı her iş kolu için sınırsız değil. Mevcut yönetmelik uyarınca tehlikeli kimyasal ve radyoaktif maddelerle çalışılan, biyolojik etkenlere maruz kalma riski bulunan bazı işlerde uzaktan çalışma yapılamıyor. Hizmet alımıyla yürütülen işler ile millî güvenlik bakımından stratejik önemdeki birim, proje, tesis ve hizmetlerdeki sınırlamalar da devam ediyor.</p>

<p>İşçi ve işverenler için ne değişecek?</p>

<p>Yeni düzenleme, uygulamada zaten görülen karma çalışma modellerinin sözleşmeye daha açık biçimde yansıtılmasını sağlıyor. İşyerleri, mevcut uzaktan çalışma sözleşmelerini ve insan kaynakları süreçlerini yeni hüküm doğrultusunda gözden geçirebilecek.</p>

<p>Çalışanlar açısından en önemli nokta, çalışma günleri ve saatlerinin yazılı olarak netleşmesi olacak. İşverenler açısından ise işin sürekliliği, denetim, veri güvenliği ve iş sağlığı-güvenliği sorumluluklarının hibrit modelin gereklerine göre yeniden düzenlenmesi gerekecek.</p>

<p>Hibrit çalışma zorunlu mu?</p>

<p>Hayır. Yönetmelik, hibrit çalışmayı zorunlu kılmıyor; tarafların kararlaştırabilmesine hukuki çerçeve oluşturuyor. Uygulamanın şekli, iş sözleşmesinde yer alan hükümlere göre belirlenecek.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Resmî Gazete, 25 Eylül 2026, Sayı: 33381, Uzaktan Çalışma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/isciler-icin-hibrit-calisma-duzenlemesi-yururluge-girdi-gunler-ve-saatler-sozlesmede-yazacak</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 12:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="48220"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[25 Eylül Dünya Eczacılar Günü Mesajları: 25 Kurumsal Kutlama Mesajı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/25-eylul-dunya-eczacilar-gunu-mesajlari-25-kurumsal-kutlama-mesaji</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/25-eylul-dunya-eczacilar-gunu-mesajlari-25-kurumsal-kutlama-mesaji" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[25 Eylül Dünya Eczacılar Günü dolayısıyla kurumlar, üniversiteler, hastaneler ve yöneticiler tarafından paylaşılabilecek 25 farklı kurumsal kutlama mesajını bir araya getirdik. Kısa, resmi ve anlamlı Dünya Eczacılar Günü mesajları burada.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p></p>

<ol>
 <li>Sağlığın korunması, doğru ilaç kullanımı ve toplum sağlığının geliştirilmesinde önemli sorumluluklar üstlenen tüm eczacılarımızın 25 Eylül Dünya Eczacılar Günü’nü kutluyor, özverili çalışmalarında başarılar diliyoruz.</li>
 <li>İlacın hastaya güvenle ulaşmasını sağlayan, bilgi ve danışmanlıklarıyla sağlık sistemimizin vazgeçilmez bir parçası olan eczacılarımızın Dünya Eczacılar Günü kutlu olsun.</li>
 <li>Bilimsel bilgi, mesleki etik ve insan sağlığına adanmışlıkla görev yapan tüm eczacılarımızın 25 Eylül Dünya Eczacılar Günü’nü kutluyoruz.</li>
 <li>Sağlıklı bir toplum için büyük bir sorumluluk üstlenen; ilacın üretiminden hastaya ulaşmasına kadar her aşamada emek veren eczacılarımızın Dünya Eczacılar Günü kutlu olsun.</li>
 <li>Sağlığın en güvenilir danışmanlarından biri olan eczacılarımızın, toplum sağlığına sundukları değerli katkılar için teşekkür ediyor; 25 Eylül Dünya Eczacılar Günü’nü kutluyoruz.</li>
 <li>Akılcı ilaç kullanımından koruyucu sağlık hizmetlerine, bilimsel araştırmalardan hasta danışmanlığına kadar geniş bir alanda hizmet veren tüm eczacılarımızın Dünya Eczacılar Günü kutlu olsun.</li>
 <li>Bilgisiyle güven veren, emeğiyle hayatımıza dokunan ve sağlık hizmetlerinin sürekliliğine katkı sağlayan tüm eczacılarımızın 25 Eylül Dünya Eczacılar Günü’nü kutluyoruz.</li>
 <li>İnsan sağlığını önceleyen anlayışları, mesleki birikimleri ve fedakâr çalışmalarıyla sağlık sistemimize güç katan eczacılarımızın Dünya Eczacılar Günü kutlu olsun.</li>
 <li>İlacı yalnızca sunan değil; doğru kullanım konusunda hastaya rehberlik eden, sağlık okuryazarlığına katkı sağlayan tüm eczacılarımıza teşekkür ediyoruz. Dünya Eczacılar Günü kutlu olsun.</li>
 <li>Sağlığın korunması ve geliştirilmesi için bilimin ışığında çalışan tüm eczacılarımızın 25 Eylül Dünya Eczacılar Günü’nü en içten dileklerimizle kutluyoruz.</li>
 <li>Eczacılık; bilim, güven, etik ve insan hayatına duyulan sorumluluğun buluştuğu köklü bir sağlık mesleğidir. Bu değerleri yaşatan tüm eczacılarımızın Dünya Eczacılar Günü kutlu olsun.</li>
 <li>Hastalar ile sağlık sistemi arasında güçlü bir güven köprüsü kuran eczacılarımızın, toplum sağlığına sundukları kıymetli katkılar için teşekkür ediyor; Dünya Eczacılar Günü’nü kutluyoruz.</li>
 <li>Sağlık hizmetlerinin en ulaşılabilir noktalarından biri olan eczanelerde büyük bir özveriyle görev yapan tüm eczacılarımızın 25 Eylül Dünya Eczacılar Günü kutlu olsun.</li>
 <li>Bilimsel gelişmeleri mesleki tecrübeyle birleştirerek insan sağlığına hizmet eden, sağlık sistemimizin güçlü paydaşlarından eczacılarımızın Dünya Eczacılar Günü’nü kutluyoruz.</li>
 <li>İlaç güvenliği, hasta danışmanlığı ve akılcı ilaç kullanımındaki vazgeçilmez rolleriyle toplum sağlığına değer katan eczacılarımızın 25 Eylül Dünya Eczacılar Günü kutlu olsun.</li>
 <li>Her koşulda hastalarının yanında olan, bilgisi ve güven veren yaklaşımıyla sağlık hizmetlerine değer katan tüm eczacılarımıza teşekkür ediyor; Dünya Eczacılar Günü’nü kutluyoruz.</li>
 <li>Eczacılık mesleğinin köklü birikimini bilim, teknoloji ve yenilikle geleceğe taşıyan tüm meslek mensuplarının 25 Eylül Dünya Eczacılar Günü kutlu olsun.</li>
 <li>Sağlık için bilginin, güvenin ve sorumluluğun temsilcisi olan eczacılarımızın Dünya Eczacılar Günü’nü kutluyor; başarılı ve sağlıklı bir meslek hayatı diliyoruz.</li>
 <li>Toplumun her kesimine ulaşan sağlık danışmanlıkları ve kesintisiz hizmetleriyle sağlık sistemimizin önemli güvencelerinden olan eczacılarımızın Dünya Eczacılar Günü kutlu olsun.</li>
 <li>İnsanı merkeze alan, bilimi rehber edinen ve meslek etiğinden taviz vermeden çalışan tüm eczacılarımızın 25 Eylül Dünya Eczacılar Günü’nü kutluyoruz.</li>
 <li>Sağlığın korunmasından tedavi sürecinin güvenli biçimde sürdürülmesine kadar önemli görevler üstlenen tüm eczacılarımıza emekleri için teşekkür ediyoruz. Dünya Eczacılar Günü kutlu olsun.</li>
 <li>Bilimsel bilgiyle şifaya katkı sunan, güvenli ve etkili ilaç kullanımının en önemli güvencelerinden biri olan eczacılarımızın 25 Eylül Dünya Eczacılar Günü kutlu olsun.</li>
 <li>Üniversitelerimizde bilim üreten, laboratuvarlarda araştıran, hastanelerde ve eczanelerde insan sağlığı için çalışan tüm eczacılarımızın Dünya Eczacılar Günü’nü kutluyoruz.</li>
 <li>Geçmişten geleceğe sağlık bilimlerinin gelişimine değerli katkılar sunan eczacılarımızın bilgi, emek ve fedakârlıklarını saygıyla selamlıyor; 25 Eylül Dünya Eczacılar Günü’nü kutluyoruz.</li>
 <li>İnsan hayatına dokunan her ilacın ardında bilim, emek ve büyük bir sorumluluk vardır. Bu sorumluluğu özveriyle taşıyan tüm eczacılarımızın 25 Eylül Dünya Eczacılar Günü kutlu olsun. </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/25-eylul-dunya-eczacilar-gunu-mesajlari-25-kurumsal-kutlama-mesaji</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1335.jpeg" type="image/jpeg" length="98479"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Çocuk Hastanesinde Serum Üretmek İçin Bursa’dan At Getirdiler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-cocuk-hastanesinde-serum-uretmek-icin-bursadan-at-getirdiler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-cocuk-hastanesinde-serum-uretmek-icin-bursadan-at-getirdiler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hamidiye Etfal yalnızca hasta çocukların tedavi edildiği bir hastane değildi. 1900’lerin başında burada kızıl ve kuşpalazı serumları ile çiçek aşısının hazırlanmasına yönelik laboratuvar kurulmuş, dönemin serum üretiminde kullanılmak üzere Bursa’dan atlar getirtilmişti. Çocuklara verilen yiyeceklerin kalitesi bile hastanenin kimyahanesinde inceleniyordu]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün bir çocuk hastanesinin bahçesinde serum üretimi için atların bulunduğunu düşünmek şaşırtıcı gelebilir.</p>

<p>Fakat 20. yüzyılın hemen başında İstanbul’daki Hamidiye Etfal Hastanesi’nde tedavi, laboratuvar çalışmaları ve koruyucu sağlık hizmetleri aynı kurumun çatısı altında yürütülüyordu.</p>

<p>Bir tarafta hasta çocuklar muayene ediliyor, ameliyatlar yapılıyor; diğer tarafta bakteriyoloji laboratuvarında mikroorganizmalar inceleniyor, kimyahanede çeşitli analizler gerçekleştiriliyor ve dönemin önemli tedavi araçlarından biri olan serumların hazırlanmasına yönelik çalışmalar sürdürülüyordu.</p>

<p>Bu çalışmaların en dikkat çekici ayrıntılarından biri ise <strong>Bursa’dan İstanbul’a getirilen atlardı.</strong></p>

<h3>Osmanlı’nın modern çocuk hastanesi</h3>

<p>Hamidiye Etfal Hastane-i Âlisi, 5 Haziran 1899’da hizmete girdi.</p>

<p>Türkiye’nin ilk çocuk hastanesi olarak kabul edilen kurum, yalnızca hasta yataklarından ve koğuşlardan oluşmuyordu. Pavyon sistemiyle tasarlanan hastanede poliklinikler, hasta bölümleri, bakteriyoloji laboratuvarı, kimyahane, mutfak ve çeşitli hizmet birimleri bulunuyordu.</p>

<p>Hastanenin kuruluşunda Avrupa’daki modern çocuk hastanelerinden, özellikle Berlin’deki çocuk hastanesi modelinden yararlanılmıştı.</p>

<p>Bu yapı, dönemin tıp anlayışında yaşanan büyük değişimin İstanbul’daki yansımalarından biriydi.</p>

<ol start="19">
 <li>yüzyılın sonlarında bakteriyolojinin gelişmesiyle bulaşıcı hastalıkların nedenleri daha iyi anlaşılmaya başlanmış; mikroorganizmalar, toksinler ve bağışıklık üzerine çalışmalar tıbbın merkezine yerleşmişti.</li>
</ol>

<p>Hamidiye Etfal de bu yeni bilimsel dünyanın Osmanlı başkentindeki dikkat çekici kurumlarından biri oldu.</p>

<h3>Peki neden hastaneye at getiriliyordu?</h3>

<p>Bu sorunun cevabı, modern immünolojinin ilk yıllarında saklı.</p>

<p>Antibiyotiklerin henüz bulunmadığı dönemde özellikle <strong>difteri</strong>, eski adıyla kuşpalazı, çocukluk çağının en korkulan bulaşıcı hastalıklarından biriydi.</p>

<p>Hastalığa neden olan bakterinin ürettiği toksine karşı geliştirilen antitoksin, 1890’lardan itibaren tıpta önemli bir dönüm noktası oluşturdu.</p>

<p>Antitoksin üretiminde büyük hayvanlardan, özellikle de <strong>atlardan</strong> yararlanılıyordu.</p>

<p>At kontrollü biçimde bağışık hale getiriliyor, daha sonra kanında oluşan antikorları taşıyan serum ayrıştırılıyordu. Elde edilen antitoksin serumu hastalara uygulanarak bakterinin oluşturduğu toksinin etkisinin azaltılması amaçlanıyordu.</p>

<p>Bu yöntem, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında dünyada serum tedavisinin temel yöntemlerinden biri haline geldi.</p>

<p>Hamidiye Etfal de bu gelişmeleri yakından takip ediyordu.</p>

<p>Hastanenin tarihini inceleyen akademik çalışmalarda, <strong>kızıl ve kuşpalazı serumları ile çiçek aşısının hazırlanmasına yönelik laboratuvar kurulduğu ve çalışmalar için Bursa’dan atlar getirildiği</strong> belirtiliyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:</p>

<p><strong>Atların tarihsel önemi serum ve antitoksin üretimindeki kullanımlarıyla ilgilidir. Aynı laboratuvarda çiçek aşısı hazırlanmış olması, çiçek aşısının bu atlardan üretildiği anlamına gelmez.</strong></p>

<p>Bu ayrım, dönemin uygulamalarını bugünkü bilgilerimizle doğru değerlendirmek açısından önemlidir.</p>

<h3>Kuşpalazına karşı serum</h3>

<p>Difteri, özellikle çocuklarda boğazda zar oluşumuna, solunum güçlüğüne, kalp ve sinir sistemi komplikasyonlarına yol açabilen ağır bir enfeksiyondu.</p>

<p>Antibiyotiklerin olmadığı dönemde hekimlerin elindeki en önemli tedavi araçlarından biri difteri antitoksiniydi.</p>

<p>Bu serum günümüzdeki aşılarla aynı şey değildi.</p>

<p>Aşı, kişinin bağışıklık sistemini uyararak gelecekte hastalığa karşı koruyucu yanıt oluşturmasını amaçlar.</p>

<p>Antitoksin serumu ise hastaya <strong>hazır antikorlar</strong> verilmesi esasına dayanıyordu.</p>

<p>Hamidiye Etfal kayıtlarında kuşpalazının serumla tedavisine ilişkin istatistiklerin tutulması da dikkat çekicidir.</p>

<p>Dönemin hastane yıllıklarında, Dr. Ömer Fuad tarafından hazırlanan <strong>“Hamidiye Etfal Hastahane-i Âlisi’nde Serum ile Tedavi Edilen Kuşpalazı İstatistiği”</strong> başlıklı çalışmanın yer aldığı görülüyor.</p>

<p>Bu ayrıntı önemli.</p>

<p>Çünkü hastane yalnızca yeni bir tedavi yöntemini uygulamıyor; sonuçlarını kaydediyor, değerlendiriyor ve bilimsel bilgi haline getirmeye çalışıyordu.</p>

<h3>Hastanenin içinde bir bakteriyoloji merkezi</h3>

<p>Hamidiye Etfal’in laboratuvarları, hastanenin kuruluşundan itibaren sağlık hizmetinin önemli bir parçasıydı.</p>

<p>Dönemin Avrupa hastanelerinde gelişen bakteriyoloji anlayışı burada da uygulanmaya çalışılıyordu.</p>

<p>Hastanenin ilk başhekimi İbrahim Bey’in Almanya’da çocuk hastalıkları ve bakteriyoloji alanında çalışmış olması da bu bilimsel yaklaşımın oluşmasında etkiliydi.</p>

<p>Kızıl ve kuşpalazı serumlarının hazırlanmasına yönelik çalışmalar ile çiçek aşısı faaliyetleri, hastanenin yalnızca tedavi veren bir kurum olmadığını gösteriyordu.</p>

<p>Burası aynı zamanda bilgi üreten, laboratuvar çalışmaları yapan ve çağının yeni tıbbi yöntemlerini uygulamaya çalışan bir merkezdi.</p>

<h3>Çocuğun tabağındaki yiyecek bile inceleniyordu</h3>

<p>Hamidiye Etfal’de dikkati çeken uygulamalardan biri de çocukların beslenmesine verilen önemdi.</p>

<p>Hasta çocuklara sunulacak yiyeceklerin yalnızca mutfakta hazırlanması yeterli görülmüyordu.</p>

<p><strong>Hastanede kullanılan erzak ve gıda maddeleri kimyahanede inceleniyordu.</strong></p>

<p>Bu uygulama, dönemi açısından son derece dikkat çekiciydi.</p>

<p>Çünkü çocukların tedavisinde ilaç kadar beslenmenin, temiz suyun ve güvenilir gıdanın da önemli olduğu düşünülüyordu.</p>

<p>Bugün “gıda güvenliği” veya “beslenme desteği” gibi kavramlarla değerlendirdiğimiz yaklaşımın erken örneklerinden biri, bir Osmanlı çocuk hastanesinde görülüyordu.</p>

<h3>Taze süt için hastanede inekler de vardı</h3>

<p>Çocukların beslenmesinde süt önemli bir yere sahipti.</p>

<p>Ancak 20. yüzyılın başında güvenilir ve hijyenik süt temini bugünkü kadar kolay değildi.</p>

<p>Bu nedenle Hamidiye Etfal’de çocuklara taze süt sağlamak amacıyla <strong>ineklerin bulunduğu bir ahır oluşturulduğu</strong> tarihî kayıtlarda yer alıyor.</p>

<p>Böylece hastanenin günlük yaşamında oldukça sıra dışı bir görüntü ortaya çıkıyordu:</p>

<p>Bir tarafta serum üretiminde yararlanılan atlar…</p>

<p>Diğer tarafta çocuklara taze süt sağlamak amacıyla beslenen inekler…</p>

<p>Laboratuvarda çalışan hekimler ve görevliler…</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Koğuşlarda tedavi edilen çocuklar…</p>

<p>Bugünün hastane düzeninden oldukça farklı görünen bu yapı, aslında dönemin sağlık hizmetlerinin nasıl örgütlendiğini gösteriyor.</p>

<p>İlaç üretimi, laboratuvar, beslenme, hijyen ve hasta bakımı henüz birbirinden tamamen ayrılmış alanlar değildi.</p>

<h3>Karahisar’dan maden suyu getiriliyordu</h3>

<p>Hamidiye Etfal’de çocukların beslenmesi ve içecekleri konusunda yapılan çalışmalar bununla da sınırlı değildi.</p>

<p>Tarihî kayıtlarda hastaneye <strong>Karahisar’dan maden suyu getirildiği</strong> ve çocukların kullanımına sunulduğu bilgisi bulunuyor.</p>

<p>Dönemin tıp anlayışında maden sularına bugünkünden daha geniş tedavi edici özellikler atfedilebiliyordu.</p>

<p>Bu nedenle tarihî kaynaklardaki söz konusu uygulamaları bugünkü tıbbi bilgilerle doğrudan aynı anlamda değerlendirmemek gerekir.</p>

<p>Ancak bütün bu ayrıntılar bir araya getirildiğinde Hamidiye Etfal’in yalnızca hastalanan çocukların yatırıldığı bir bina olmadığı açıkça görülüyor.</p>

<h3>Tedavi eden değil, aynı zamanda üreten bir hastane</h3>

<p>Serum hazırlanıyor.</p>

<p>Aşı çalışmaları yürütülüyor.</p>

<p>Bakteriyolojik incelemeler yapılıyor.</p>

<p>Yiyecekler kimyahanede analiz ediliyor.</p>

<p>Çocuklara taze süt sağlanmaya çalışılıyor.</p>

<p>Serum üretiminde kullanılmak üzere Bursa’dan at getiriliyor.</p>

<p>Ve bütün bu faaliyetler kayıt altına alınıyordu.</p>

<p>Hamidiye Etfal’in yayımladığı istatistik yıllıkları, hastaların yaşlarından hastalık türlerine, uygulanan tedavilerden laboratuvar faaliyetlerine kadar dönemin sağlık hizmetlerine ilişkin önemli bilgiler içeriyordu.</p>

<p>Bu nedenle Hamidiye Etfal’in hikâyesini yalnızca <strong>“Türkiye’nin ilk çocuk hastanesi”</strong> olarak anlatmak eksik kalır.</p>

<p>Burası aynı zamanda laboratuvarın kliniğin hemen yanı başında bulunduğu, tedavinin araştırmayla birleştiği ve koruyucu sağlık anlayışının çocuk bakımının içine yerleştirilmeye çalışıldığı erken dönem modern hastanelerden biriydi.</p>

<p>Belki de bu tarihin en çarpıcı görüntülerinden biri, hastane bahçesindeki atlardır.</p>

<p>Çünkü <strong>Bursa’dan İstanbul’a getirilen o atlar, modern immünolojinin henüz başlangıç döneminde olduğu yıllarda serum tedavisinin hastane pratiğine nasıl girdiğinin sessiz tanıklarıydı.</strong></p>

<hr />
<h2>Tıbbi tarih notu</h2>

<p>Bu yazıda anlatılan serum ve aşı üretim yöntemleri 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki tıp uygulamalarına ilişkindir. Günümüzde aşıların, antikor ürünlerinin ve diğer biyolojik tedavilerin üretimi çok farklı bilimsel, teknolojik ve düzenleyici standartlara tabidir. Tarihsel uygulamalar güncel tıbbi yöntemler olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<ul>
 <li>Betül Altıntaş Selçuk, Cihan Çolak, <strong>“Türkiye’nin İlk Çocuk Hastanesi; Hamidiye Etfal Hastane-i Âlisi”</strong>, Lokman Hekim Dergisi, 2012.</li>
 <li><strong>Hamidiye Etfal Hastahane-i Âlisi İstatistik Risaleleri / İstatistik Mecmua-i Tıbbiyesi</strong>, 20. yüzyıl başı hastane yıllıkları.</li>
 <li>Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği Tarihçesi</strong>.</li>
 <li>Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, <strong>Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı Tarihçesi</strong>.</li>
 <li>Nil Sarı’nın Hamidiye Etfal’in laboratuvarları ve tıp tarihi üzerine çalışmaları.</li>
 <li>Difteri antitoksini ve serum tedavisinin tarihine ilişkin uluslararası tıp tarihi çalışmaları.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-cocuk-hastanesinde-serum-uretmek-icin-bursadan-at-getirdiler</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 12:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/hamidiye-etfal-1280x720-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="62102"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Omega-3, D Vitamini ve Egzersiz Biyolojik Yaşlanmayı Yavaşlatabilir mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/omega-3-d-vitamini-ve-egzersiz-biyolojik-yaslanmayi-yavaslatabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/omega-3-d-vitamini-ve-egzersiz-biyolojik-yaslanmayi-yavaslatabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[70 yaş ve üzeri 777 yetişkinin 3 yıl izlendiği DO-HEALTH analizinde omega-3, bazı epigenetik yaşlanma ölçümlerinde daha yavaş biyolojik yaşlanmayla ilişkilendirildi. D vitamini ve düzenli ev egzersizi eklendiğinde ise bir biyolojik yaşlanma saatindeki etki güçlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Omega-3, D Vitamini ve Egzersiz Üçlüsü Biyolojik Yaşlanmayı Yavaşlatabilir mi?</p>

<p>Sağlıklı yaş alma için tek bir “mucize” takviye aramak yerine beslenme, hareket ve gerekli durumlarda tıbbi değerlendirmeyle desteklenen bir yaşam düzeni öne çıkıyor. Avrupa’da yürütülen 3 yıllık randomize DO-HEALTH çalışmasının yeni analizi, omega-3 takviyesinin DNA temelli biyolojik yaşlanma ölçümlerinde küçük bir yavaşlamayla ilişkili olduğunu gösterdi. Omega-3; D vitamini ve evde uygulanan düzenli egzersizle birlikte kullanıldığında ise bir biyolojik yaşlanma saatindeki etki güçlendi.</p>

<p>Çalışmanın sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, yaşlanmayı geciktirmede tek bir üründen çok, birbirini tamamlayan alışkanlıkların önemine dikkat çekti. Yılancıoğlu, “Son bilimsel araştırmalar, yaşlanmayı geciktirmenin yolunun tek bir mucizevi takviyeden değil, doğru alışkanlıkları bir araya getirmekten geçtiğini gösteriyor” dedi.</p>

<p>3 yıl boyunca takip edildiler</p>

<p>Nature Aging dergisinde yayımlanan analiz, DO-HEALTH araştırmasına katılan 70 yaş ve üzeri 777 İsviçreli yetişkinin verilerine dayanıyor. Katılımcılar 3 yıl boyunca günlük 1 gram omega-3, günlük 2.000 IU D vitamini, haftada üç kez yaklaşık 30 dakikalık ev egzersiz programı ya da bunların farklı kombinasyonlarını aldı.</p>

<p>Araştırmacılar, kan örneklerindeki DNA metilasyonu değişimlerini dört farklı “epigenetik saat” ile değerlendirdi. Bu saatler, takvim yaşından farklı olarak biyolojik yaşlanma hızı hakkında dolaylı bilgi veren araştırma araçlarıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Omega-3 üç farklı ölçümde öne çıktı</p>

<p>Analize göre omega-3 tek başına PhenoAge, GrimAge2 ve DunedinPACE adlı üç ölçümde biyolojik yaşlanmanın daha yavaş seyretmesiyle ilişkilendirildi. D vitamini ya da egzersiz programı tek başına bu ölçümlerde anlamlı bir etki göstermedi.</p>

<p>Ancak üç müdahalenin birlikte uygulandığı grupta, PhenoAge ölçümünde ek yarar görüldü. Başlangıçtan üçüncü yılın sonuna kadar hesaplanan etki, kullanılan ölçüme göre yaklaşık 2,9 ile 3,8 aylık daha yavaş biyolojik yaşlanmaya karşılık geldi.</p>

<p>Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, bu sonucu şöyle değerlendirdi:</p>

<p>“Omega-3, hücrelerimizdeki biyolojik saati tek başına yavaşlatma yönünde bir etki gösterdi. D vitamini ve düzenli egzersiz de eklendiğinde, koruyucu etki bir ölçümde güçlendi. İlk bakışta küçük görünen bu fark, sağlıklı yaşlanma araştırmaları açısından dikkate değer bir sinyal.”</p>

<p>Pre-frailty ve invaziv kanser sonuçları ayrı analizlerden geldi</p>

<p>DO-HEALTH çalışmasının daha önce yayımlanan ayrı klinik analizlerinde, omega-3, D vitamini ve ev egzersiz programının birlikte uygulanması; yaşlılıkta kırılganlıktan önceki dönem olarak tanımlanan pre-frailty riskinde yüzde 39 azalma ile ilişkilendirildi. Aynı üçlü kombinasyonun invaziv kanser görülme riskinde yüzde 61 azalma sağladığı da bildirildi.</p>

<p>Bu oranlar önem taşısa da bilimsel açıdan dikkatli yorumlanmalı. Biyolojik yaş saatlerindeki değişim ile pre-frailty veya kanser sonuçları aynı analizden elde edilmedi. Ayrıca bu veriler, üçlünün herkes için kanseri önlediğini ya da yaşlanmayı geri çevirdiğini kanıtlamıyor.</p>

<p>“Kasları ve bağımsızlığı korumak önemli”</p>

<p>Yılancıoğlu, düzenli hareketin yaşlılıkta kas gücü ve bağımsız yaşam açısından temel bir rolü olduğunu vurguladı: “Kas kaybı ve fiziksel güçsüzlük, ileri yaşta düşme, hareket kısıtlılığı ve bağımlılık riskini artırabilir. Egzersizi, yeterli beslenmeyi ve D vitamini düzeyinin hekim önerisiyle değerlendirilmesini birlikte ele almak daha doğru bir yaklaşım olur.”</p>

<p>Çalışmadaki egzersiz müdahalesinin yalnızca ağırlık kaldırmaktan ibaret olmadığına dikkat çekmek gerekiyor. Program, evde haftada üç kez uygulanan basit egzersizlerden oluşuyordu. Bu nedenle sonuçları doğrudan belirli bir kuvvet antrenmanı programına ya da herhangi bir takviye dozuna eşitlemek doğru değil.</p>

<p>Takviye başlamadan önce kişisel değerlendirme şart</p>

<p>Araştırma; 70 yaş ve üzeri, görece sağlıklı ve aktif yetişkinlerde yapıldı. Daha genç kişiler, kronik hastalığı olanlar veya düzenli ilaç kullananlar için sonuçların aynı olup olmadığı henüz bilinmiyor. Özellikle kan sulandırıcı kullananlar, böbrek hastalığı bulunanlar ve D vitamini yüksekliği riski taşıyan kişiler, takviye kullanmadan önce hekimine danışmalı.</p>

<p>Mesaj net: Sağlıklı yaş alma tek kapsülle sağlanmıyor. Balık ağırlıklı dengeli beslenme, kişinin kapasitesine uygun düzenli egzersiz, uyku, sigaradan uzak durma ve tıbbi gereksinimlere göre planlanan destekler birlikte değerlendirilmeli.</p>

<p>Tıbbi not</p>

<p>Bu çalışma epigenetik yaşlanma göstergelerinde küçük değişiklikler saptadı; insanların biyolojik olarak “gençleştiğini”, daha uzun yaşayacağını veya takviyelerin herkeste kanseri önleyeceğini göstermedi. Omega-3 ve D vitamini takviyesi, kişisel hastalıklar ve ilaçlar dikkate alınarak sağlık profesyoneli önerisiyle kullanılmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>Nature Aging<br />
DO-HEALTH araştırma grubu<br />
JAMA Network Open<br />
Frontiers in Aging</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/omega-3-d-vitamini-ve-egzersiz-biyolojik-yaslanmayi-yavaslatabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1334.jpeg" type="image/jpeg" length="40192"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SBÜ, URAP 2025-2026 Alan Sıralamalarında Sağlık Bilimlerinde Türkiye’nin Zirvesinde]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sbu-urap-2025-2026-alan-siralamalarinda-saglik-bilimlerinde-turkiyenin-zirvesinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sbu-urap-2025-2026-alan-siralamalarinda-saglik-bilimlerinde-turkiyenin-zirvesinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ), URAP 2025-2026 Dünya Alan Sıralamalarında tıp ve sağlık bilimlerinin birçok disiplininde Türkiye’nin önde gelen üniversiteleri arasında yer aldı. SBÜ, Oftalmoloji ve Cerrahi alanlarında Türkiye 1’inciliğine ulaşırken, Oftalmolojide dünya sıralamasında ilk 100’e girerek önemli bir uluslararası başarıya imza attı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ), URAP 2025-2026 Dünya Alan Sıralamalarında sağlık bilimlerinin birçok disiplininde Türkiye’nin önde gelen üniversiteleri arasında yer aldı. Oftalmoloji ve Cerrahi alanlarında Türkiye 1’incisi olan SBÜ, Oftalmolojide dünya sıralamasında 98’inci sıraya yükselerek ilk 100’e girdi.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi, bilimsel araştırma kapasitesi ve sağlık bilimleri odaklı akademik üretimiyle ulusal ve uluslararası sıralamalardaki güçlü konumunu sürdürdü.</p>

<p>URAP 2025-2026 Dünya Alan Sıralamalarında SBÜ; Oftalmoloji, Cerrahi, Pediatri, Tıp ve Sağlık Bilimleri, Diş Hekimliği, Farmakoloji, Psikoloji ve Bilişsel Bilimler, Onkoloji ve Biyolojik Bilimler olmak üzere dokuz farklı bilim alanında sıralamaya girdi.</p>

<p>Oftalmolojide Türkiye 1’incisi, dünyada ilk 100’de</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin sıralamadaki en dikkat çekici başarılarından biri Oftalmoloji alanında kaydedildi.</p>

<p>SBÜ, Oftalmolojide Türkiye 1’incisi, dünya sıralamasında ise 98’inci oldu. Böylece Üniversite, bu alanda dünyanın ilk 100 üniversitesi arasına girdi.</p>

<p>Cerrahide de Türkiye 1’inciliği</p>

<p>Üniversite, Cerrahi alanında da Türkiye 1’incisi olurken dünya sıralamasında 255’inci basamakta yer aldı.</p>

<p>SBÜ’nün geniş klinik eğitim ve araştırma kapasitesi ile güçlü akademik kadrosunun ortaya koyduğu bilimsel üretim, cerrahi bilimlerdeki uluslararası sıralamaya da yansıdı.</p>

<p>Pediatri ve Tıp ve Sağlık Bilimlerinde Türkiye 2’ncisi</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Pediatri alanında Türkiye 2’ncisi, dünyada 158’inci sırada yer aldı.</p>

<p>Üniversite, Tıp ve Sağlık Bilimleri genel alanında da Türkiye 2’nciliğini elde ederken dünya sıralamasında 345’inci oldu.</p>

<p>Bu sonuçlarla SBÜ, yalnızca belirli klinik branşlarda değil, tıp ve sağlık bilimlerinin bütününü kapsayan akademik üretimde de Türkiye’nin önde gelen üniversiteleri arasındaki konumunu güçlendirdi.</p>

<p>Diş Hekimliğinde Türkiye’nin ilk 3 üniversitesi arasında</p>

<p>SBÜ, Diş Hekimliği alanında Türkiye 3’üncüsü, dünyada ise 173’üncü sırada yer aldı.</p>

<p>Üniversitenin farklı sağlık disiplinlerinde üst sıralarda bulunması, akademik üretimin tıp fakülteleriyle sınırlı kalmadığını; sağlık bilimlerinin geniş bir bölümüne yayıldığını ortaya koydu.</p>

<p>Farmakoloji, Psikoloji ve Onkolojide de üst sıralarda</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi;</p>

<ul>
 <li>Farmakoloji alanında Türkiye 4’üncüsü, dünyada 474’üncü</li>
 <li>Psikoloji ve Bilişsel Bilimler alanında Türkiye 5’incisi, dünyada 689’uncu</li>
 <li>Onkoloji alanında Türkiye 6’ncısı, dünyada 467’nci</li>
 <li>Biyolojik Bilimler alanında Türkiye 16’ncısı, dünyada 1277’nci</li>
</ul>

<p>olarak sıralandı.</p>

<p>SBÜ’nün URAP 2025-2026 Alan Sıralaması</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Bilim Alanı</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Türkiye Sırası</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>Dünya Sırası</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Oftalmoloji</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>1</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>98</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Cerrahi</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>1</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>255</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Pediatri</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>2</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>158</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Tıp ve Sağlık Bilimleri</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>2</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>345</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Diş Hekimliği</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>3</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>173</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Farmakoloji</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>4</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>474</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Psikoloji ve Bilişsel Bilimler</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>5</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>689</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Onkoloji</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>6</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>467</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="middle">
   <p>Biyolojik Bilimler</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>16</p>
   </td>
   <td valign="middle">
   <p>1277</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Rektör Aydın: “Bilimsel üretimde hedefimiz dünyada daha üst sıralar”</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, URAP 2025-2026 Dünya Alan Sıralamalarında elde edilen sonuçların Üniversitenin bilimsel üretim kapasitesi ve uluslararası görünürlüğü açısından önemli bir gösterge olduğunu belirtti.</p>

<p>Rektör Aydın değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Sağlık Bilimleri Üniversitesi olarak köklü geleneğimizden aldığımız güçle bilimi, araştırmayı ve nitelikli akademik üretimi merkezimize alan bir üniversite anlayışıyla yolumuza devam ediyoruz. URAP 2025-2026 Dünya Alan Sıralamalarında Oftalmoloji ve Cerrahi alanlarında Türkiye birincisi olmamız, Pediatri ile Tıp ve Sağlık Bilimlerinde Türkiye ikinciliğine ulaşmamız ve özellikle Oftalmoloji alanında dünyada ilk 100 içerisinde yer almamız bizler için kıymetli bir göstergedir.</p>

<p>Ancak biz bu sonuçları bir varış noktası olarak değil, daha büyük hedeflere giden yolun bir aşaması olarak görüyoruz. Sağlık Bilimleri Üniversitesi; güçlü akademik kadrosu, ülkemizin sağlık sistemi içerisindeki geniş eğitim ve araştırma ağı, uluslararası akademik yapılanması ve bilimsel iş birlikleriyle sağlık bilimlerinde Türkiye’nin dünyaya açılan önemli akademik merkezlerinden biridir.</p>

<p>Önümüzdeki dönemde yüksek nitelikli bilimsel yayınlarımızı, uluslararası ortak araştırmalarımızı ve insanlığa katkı sunan bilimsel çalışmalarımızı daha da artırmayı hedefliyoruz. Gayemiz yalnızca sıralamalarda yükselmek değil; insan sağlığına dokunan, bilime yön veren ve ülkemizin akademik gücünü dünyada temsil eden eserler ortaya koymaktır. Bu başarıda emeği bulunan bütün akademisyenlerimizi, araştırmacılarımızı ve mensuplarımızı tebrik ediyorum.”</p>

<p>Sağlık bilimlerinde küresel ölçekte daha güçlü bir SBÜ</p>

<p>URAP sonuçları, Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin temel bilimlerden klinik bilimlere, cerrahiden pediatriye, diş hekimliğinden onkoloji ve farmakolojiye kadar geniş bir akademik alanda uluslararası görünürlük kazandığını ortaya koydu.</p>

<p>İki bilim alanında Türkiye 1’inciliği, dört alanda Türkiye’nin ilk üç üniversitesi arasında yer alınması ve Oftalmolojide dünya ilk 100’üne girilmesi, SBÜ’nün sağlık bilimleri merkezli araştırma vizyonunun önemli göstergeleri arasında yer aldı.</p>

<p>“Maziyi İhya, Âtiyi İnşa” anlayışıyla çalışmalarını sürdüren Sağlık Bilimleri Üniversitesi; nitelikli bilimsel üretimi artırmayı, uluslararası araştırma ve iş birliği ağlarını genişletmeyi ve Türkiye’nin sağlık bilimlerindeki akademik birikimini dünya bilim ekosisteminde daha güçlü biçimde temsil etmeyi hedefliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sbu-urap-2025-2026-alan-siralamalarinda-saglik-bilimlerinde-turkiyenin-zirvesinde</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 12:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1333.jpeg" type="image/jpeg" length="46935"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[aPTT Kaç Olmalı? 20, 30, 40, 50 ve 60 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/aptt-kac-olmali-20-30-40-50-ve-60-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/aptt-kac-olmali-20-30-40-50-ve-60-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[aPTT kanın pıhtılaşma süresini değerlendiren testlerden biridir. Referans aralığı laboratuvara göre değişir; 20, 30, 40, 50 ve 60 saniyelik sonuçlar heparin kullanımı, faktör eksiklikleri ve inhibitörlerle birlikte yorumlanır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>aPTT NEDİR?</p>

<p>aPTT, “aktive parsiyel tromboplastin zamanı” anlamına gelir. Kanın pıhtılaşma sisteminin özellikle intrinsik ve ortak yolundaki birçok pıhtılaşma faktörünün çalışması hakkında bilgi verir.</p>

<p>aPTT yüksekliği kanın laboratuvar ortamında daha geç pıhtılaştığını gösterir ancak tek başına kanama hastalığı tanısı koydurmaz. Faktör eksiklikleri, heparin, lupus antikoagülanı ve bazı ilaçlar sonucu uzatabilir.</p>

<p>aPTT KAÇ OLMALI?</p>

<p>Tek bir evrensel normal aralık yoktur. Kullanılan cihaz ve reaktife göre laboratuvarın referans değeri değişir.</p>

<p>Örneğin Mayo Clinic Laboratories erişkinlerde 25–37 saniye referans aralığını kullanmaktadır. Kişinin kendi laboratuvar raporundaki aralık esas alınmalıdır.</p>

<p>aPTT 20 NE DEMEK?</p>

<p>Referans alt sınırı 25 saniye olan bir laboratuvarda aPTT 20 saniye kısa kabul edilir.</p>

<p>Kısa aPTT; inflamasyon sırasında faktör VIII düzeyinin yükselmesi veya kan alma ve örnek işleme koşulları gibi nedenlerle görülebilir. Tek başına belirli bir hastalık tanısı koydurmaz.</p>

<p>aPTT 30 NE DEMEK?</p>

<p>25–37 saniyelik referans aralığı kullanılan bir laboratuvarda 30 saniye normal aralıktadır.</p>

<p>Ancak normal aPTT bütün pıhtılaşma bozukluklarını dışlamaz. Bazı hafif faktör eksikliklerinde test normal kalabilir.</p>

<p>aPTT 40 NE DEMEK?</p>

<p>Üst sınırı 37 saniye olan bir laboratuvarda 40 saniye hafif uzamış aPTT anlamına gelir.</p>

<p>Tek başına ciddi kanama bozukluğu anlamına gelmez. İlaç kullanımı, örnek koşulları, faktör eksikliği veya bir pıhtılaşma inhibitörü değerlendirilir.</p>

<p>aPTT 50 NE DEMEK?</p>

<p>50 saniye birçok laboratuvarda belirgin uzamış bir sonuçtur.</p>

<p>Heparin kullanımı, faktör VIII, IX veya XI gibi pıhtılaşma faktörlerindeki eksiklikler ve lupus antikoagülanı gibi inhibitörler neden olabilir.</p>

<p>Sonucun önemi kişinin kanama belirtilerine, kullandığı ilaçlara, PT/INR sonucuna ve önceki aPTT değerlerine göre değişir.</p>

<p>aPTT 60 NE DEMEK?</p>

<p>60 saniye çoğu normal referans aralığının belirgin üzerindedir ve nedeninin açıklanması gerekir.</p>

<p>Ancak 60 saniye tek başına “ciddi kanama olacak” anlamına gelmez. Örneğin lupus antikoagülanı aPTT'yi uzatabildiği halde bazı kişilerde kanama yerine pıhtılaşma riskiyle ilişkilidir.</p>

<p>aPTT YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>aPTT'nin uzamasının başlıca nedenleri arasında:</p>

<p>Heparin kullanımı</p>

<p>Faktör VIII eksikliği (Hemofili A)</p>

<p>Faktör IX eksikliği (Hemofili B)</p>

<p>Faktör XI veya XII eksiklikleri</p>

<p>Lupus antikoagülanı</p>

<p>Pıhtılaşma faktörlerine karşı gelişen inhibitörler</p>

<p>Bazı karaciğer hastalıkları</p>

<p>Fibrinojen bozuklukları</p>

<p>Bazı antikoagülan ilaçlar</p>

<p>yer alabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tek bir yüksek sonuçtan hangi nedenin sorumlu olduğu belirlenemez.</p>

<p>PT NORMAL AMA aPTT YÜKSEK NE DEMEK?</p>

<p>Bu kombinasyon özellikle önemlidir.</p>

<p>PT normal olduğu halde aPTT uzunsa hemofili A veya B gibi intrinsik yol faktör eksiklikleri, faktör XI eksikliği veya lupus antikoagülanı gibi inhibitörler araştırılabilir.</p>

<p>Faktör XII eksikliği de aPTT'yi belirgin uzatabilir ancak tipik olarak kanama eğilimine yol açmaz.</p>

<p>LUPUS ANTİKOAGÜLANI aPTT'Yİ YÜKSELTİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>İsminin aksine lupus antikoagülanı bulunan kişilerde sorun mutlaka “kanın fazla sulanması” değildir.</p>

<p>Lupus antikoagülanı laboratuvar testinde aPTT'yi uzatabilirken klinikte venöz veya arteriyel pıhtılaşma ve gebelik komplikasyonlarıyla ilişkili olabilir.</p>

<p>Bu nedenle “aPTT uzun = mutlaka kanama riski” şeklinde yorum yapmak yanlıştır.</p>

<p>aPTT YÜKSEKSE KARIŞIM TESTİ NEDİR?</p>

<p>Nedeni açıklanamayan uzamış aPTT'de karışım testi yapılabilir.</p>

<p>Hastanın plazması normal plazmayla karıştırıldığında aPTT normale doğru düzeliyorsa pıhtılaşma faktörü eksikliği daha olasıdır.</p>

<p>Düzelmiyorsa lupus antikoagülanı, heparin veya spesifik faktör inhibitörü gibi bir inhibitör düşünülebilir.</p>

<p>Ancak karışım testi de tek başına kesin tanı koydurmaz.</p>

<p>HEPARİN KULLANANLARDA aPTT KAÇ OLMALI?</p>

<p>Standart heparin yani fraksiyone olmayan heparin tedavisinde aPTT kullanılabilir.</p>

<p>Ancak terapötik aPTT saniyesi her laboratuvarda aynı değildir. Kullanılan reaktifin heparine duyarlılığı değiştiği için hedef aralık kurumun kendi yöntemiyle belirlenmelidir.</p>

<p>Bu nedenle internette görülen tek bir saniye aralığı bütün hastalara uygulanamaz.</p>

<p>aPTT DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Kısa aPTT çoğu zaman uzamış aPTT kadar özgül değildir.</p>

<p>Akut veya kronik inflamasyon sırasında faktör VIII artışı ve kan alma ya da numune işleme koşulları sonucu kısaltabilir.</p>

<p>Tek başına düşük aPTT sonucuna dayanarak pıhtı hastalığı tanısı konulmaz.</p>

<p>aPTT İLE PT VE INR AYNI ŞEY Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>aPTT ağırlıklı olarak intrinsik ve ortak pıhtılaşma yollarını değerlendirirken PT/INR ekstrinsik ve ortak yol hakkında bilgi verir.</p>

<p>Bu nedenle PT/INR ile aPTT'nin birlikte değerlendirilmesi, pıhtılaşma bozukluğunun hangi bölümden kaynaklanabileceğini anlamaya yardımcı olabilir.</p>

<p>aPTT NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Tedavi laboratuvardaki saniye değerini düşürmeye değil, altta yatan nedene yöneliktir.</p>

<p>Heparin etkisi, faktör eksikliği, inhibitör veya başka bir hastalık söz konusuysa tedavi birbirinden tamamen farklıdır.</p>

<p>Bu nedenle uzun aPTT sonucuna göre kişinin kendi başına ilaç bırakması veya pıhtılaşmayı artırmaya yönelik ürün kullanması doğru değildir.</p>

<p>aPTT NE ZAMAN ACİL OLABİLİR?</p>

<p>Tek başına belirli bir saniye değeri herkeste acil durum anlamına gelmez.</p>

<p>Uzamış aPTT'ye durmayan kanama, kanlı kusma, siyah dışkı, idrarda belirgin kan, genişleyen morluklar, kafa travması sonrası şiddetli baş ağrısı veya bilinç değişikliği eşlik ediyorsa acil değerlendirme gerekir.</p>

<p>Özellikle antikoagülan kullanan kişilerde yeni gelişen kanama belirtileri önemlidir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>aPTT 40 yüksek mi?</p>

<p>Üst sınırı 37 saniye olan bir laboratuvarda hafif yüksek kabul edilir. Tek başına kanama bozukluğu anlamına gelmez.</p>

<p>aPTT 50 tehlikeli mi?</p>

<p>50 saniye birçok laboratuvarda belirgin uzamıştır ancak tehlike yalnızca rakama göre belirlenmez. Kanama, ilaçlar ve diğer pıhtılaşma testleri önemlidir.</p>

<p>aPTT 60 çok mu yüksek?</p>

<p>Çoğu laboratuvarın normal aralığının belirgin üzerindedir ve nedeni araştırılmalıdır. Ancak tek başına kanama olacağını göstermez.</p>

<p>aPTT yüksek ama INR normal olabilir mi?</p>

<p>Evet. Faktör VIII, IX veya XI eksiklikleri ve lupus antikoagülanı gibi durumlarda PT/INR normal kalırken aPTT uzayabilir.</p>

<p>Lupus antikoagülanında aPTT neden uzar?</p>

<p>Antikorlar laboratuvar testindeki fosfolipide bağımlı pıhtılaşma reaksiyonunu etkileyebilir. Buna rağmen klinikte bazı kişilerde kanama değil pıhtılaşma eğilimi görülebilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Uzamış aPTT tek başına kanama riski veya belirli bir hastalık tanısı değildir. Aktif kanama, siyah dışkı, kanlı kusma, bilinç değişikliği veya ciddi kafa travması varsa aPTT değerinden bağımsız olarak acil değerlendirme gerekir. Antikoagülan ilaçlar yalnızca test sonucuna bakılarak kendi kendine değiştirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories — Activated Partial Thromboplastin Time, Plasma</p>

<p>Merck Manual Professional Edition — Overview of Coagulation Disorders </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/aptt-kac-olmali-20-30-40-50-ve-60-ne-demek</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2025/12/genel/kan-tahlilleri.jpg" type="image/jpeg" length="40502"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bel Fıtığı Polisliğe Engel mi? POMEM Sağlık Şartları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bel-fitigi-polislige-engel-mi-pomem-saglik-sartlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bel-fitigi-polislige-engel-mi-pomem-saglik-sartlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bel fıtığı polisliğe engel mi? POMEM adaylarında MR’da bulging, protrüzyon ve disk hernisi ile boyun fıtığı ve geçirilmiş fıtık ameliyatının nasıl değerlendirildiğini inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Bel Fıtığı Polisliğe Engel mi? POMEM Sağlık Şartları</p>

<p>Polis olmak isteyen adayların ortopedi ve beyin cerrahisi muayenesi konusunda en fazla araştırdığı sağlık sorunlarından biri bel fıtığı.</p>

<p>“Bel fıtığı polisliğe engel mi?”, “MR’da protrüzyon çıktı, POMEM’e girebilir miyim?”, “Bulging polisliğe engel mi?”, “Boyun fıtığı olan polis olabilir mi?” ve “Bel fıtığı ameliyatı POMEM’e engel mi?” soruları adayların sık araştırdığı başlıklar arasında.</p>

<p>Ancak omurga ve disk hastalıkları konusunda adayların yaptığı önemli bir hata var:</p>

<p>MR raporunda geçen her disk değişikliğini “fıtık” olarak değerlendirmek.</p>

<p>Bulging, protrüzyon, ekstrüzyon ve sinir basısı aynı klinik tabloyu ifade etmiyor.</p>

<p>Polis adayının sağlık değerlendirmesinde yalnızca MR’daki bir kelime değil, mevcut omurga ve sinir sistemi durumu da önem taşıyor.</p>

<p>BEL FITIĞI POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Bel fıtığı, omurlar arasında bulunan disk dokusunun yapısının bozulması ve diskin çevre dokulara doğru taşmasıyla ortaya çıkabilen bir durum.</p>

<p>Ancak disk hastalıklarının şiddeti kişiden kişiye değişiyor.</p>

<p>Bazı kişilerde MR’da küçük disk değişiklikleri görülmesine rağmen hiçbir ağrı veya nörolojik problem bulunmayabilir.</p>

<p>Başka bir kişide ise disk hernisi sinir köküne basarak ağrı, uyuşma, kuvvet kaybı veya hareket kısıtlılığı oluşturabilir.</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinde omurga ve disk patolojileri kas-iskelet sistemi hükümleri kapsamında değerlendiriliyor.</p>

<p>Polis eğitim kurumlarına alınacak adayların A dilimi sağlık şartlarını karşılaması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle gerçek disk hernisi bulunan aday açısından hastalığın yönetmelikte hangi sağlık dilimine karşılık geldiği belirleyici.</p>

<p>MR’DA BULGING ÇIKMASI POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Bulging, MR raporlarında sık görülen ifadelerden biri.</p>

<p>Diskin çevresel olarak genişlemesini veya dışarı doğru taşmasını ifade edebilir.</p>

<p>Ancak “bulging” kelimesinin raporda bulunması tek başına kişinin ağır bel fıtığı hastası olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Adayın klinik muayenesi önemlidir.</p>

<p>Ağrı var mı?</p>

<p>Sinir basısı bulunuyor mu?</p>

<p>Uyuşma veya kuvvet kaybı var mı?</p>

<p>Hareket kısıtlılığı oluşmuş mu?</p>

<p>Bu nedenle yalnızca MR raporunda “minimal bulging” yazdığı için adayın kendi kendine “polis olamam” sonucuna ulaşması doğru değildir.</p>

<p>PROTRÜZYON POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Protrüzyon, disk materyalinin daha belirgin biçimde dışarı doğru çıkıntı yaptığı disk patolojilerinden biri.</p>

<p>Ancak protrüzyonun boyutu, bulunduğu seviye ve sinir dokularıyla ilişkisi önem taşıyor.</p>

<p>Küçük ve klinik bulgu oluşturmayan protrüzyon ile sinir köküne bası yapan, nörolojik bulgu oluşturan disk hernisi aynı şekilde değerlendirilmemeli.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “protrüzyon var” bilgisi kişisel POMEM uygunluk kararını belirlemek için yeterli değildir.</p>

<p>EKSTRÜDE BEL FITIĞI POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Ekstrüzyon, disk materyalinin daha ileri derecede dışarı taşması anlamına gelir.</p>

<p>Sinir kökü basısı ve nörolojik belirtilerle birlikte bulunabilir.</p>

<p>Bu tür daha ileri disk patolojilerinde adayın klinik ve radyolojik bulguları birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Özellikle kuvvet kaybı, refleks değişikliği veya belirgin fonksiyon bozukluğu bulunması sağlık değerlendirmesinde önem taşır.</p>

<p>SİNİR BASISI VARSA NE OLUR?</p>

<p>Bel fıtığının polis adayları açısından önemli yönlerinden biri sinir sistemi üzerinde oluşturduğu etkidir.</p>

<p>Sinir kökü basısı;</p>

<p>bacağa yayılan ağrı,</p>

<p>uyuşma,</p>

<p>karıncalanma,</p>

<p>kas gücü kaybı,</p>

<p>refleks değişiklikleri</p>

<p>gibi bulgular oluşturabilir.</p>

<p>Bu nedenle MR’da fıtığın görülmesinden daha önemli konulardan biri adayda nörolojik kayıp bulunup bulunmadığıdır.</p>

<p>BOYUN FITIĞI POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Boyun fıtığı da omurlar arasındaki disklerin hastalığıdır ancak servikal omurgada ortaya çıkar.</p>

<p>Boyun ağrısı, kola yayılan ağrı, uyuşma ve kuvvet kaybına neden olabilir.</p>

<p>Boyun fıtığında da yalnızca MR görüntüsü değil, adayın mevcut klinik durumu ve yönetmelikteki sağlık dilimi değerlendirmesi önemlidir.</p>

<p>Özellikle omurilik veya sinir kökü basısı bulunan durumlar daha dikkatli değerlendirilir.</p>

<p>MR’DA FITIK VAR AMA HİÇ AĞRIM YOK: POLİS OLABİLİR MİYİM?</p>

<p>MR görüntülerinde hiçbir şikâyeti olmayan kişilerde de disk değişiklikleri görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle radyolojik bulgu ile klinik hastalık her zaman bire bir aynı değildir.</p>

<p>Ancak polis adaylarında sağlık değerlendirmesi yalnızca kişinin ağrısının bulunup bulunmamasına da indirgenemez.</p>

<p>MR bulgusu, fizik muayene, nörolojik değerlendirme ve yönetmelikteki karşılığı birlikte ele alınır.</p>

<p>“Hiç ağrım yok, MR önemli değil” demek de “MR’da bulging var, kesin elenirim” demek de doğru değildir.</p>

<p>BEL FITIĞI AMELİYATI OLAN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Geçirilmiş bel fıtığı ameliyatlarında yalnızca ameliyat izine bakılmaz.</p>

<p>Ameliyatın nedeni ve sonrasında omurganın mevcut durumu önemlidir.</p>

<p>Adayda;</p>

<p>tekrarlayan disk hernisi,</p>

<p>hareket kısıtlılığı,</p>

<p>nörolojik kayıp,</p>

<p>kronik ağrı,</p>

<p>omurga stabilitesinde problem</p>

<p>bulunup bulunmadığı değerlendirilir.</p>

<p>Dolayısıyla “ameliyat oldum, fıtık artık yok, kesin geçerim” veya “bel ameliyatı oldum, kesin elenirim” şeklindeki iki genelleme de doğru değildir.</p>

<p>MİKRODİSKEKTOMİ AMELİYATI POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Mikrodiskektomi, sinire bası yapan disk materyalinin cerrahi olarak çıkarılmasında kullanılan yöntemlerden biri.</p>

<p>Geçirilmiş mikrodiskektomi öyküsünde adayın ameliyat sonrası mevcut omurga ve nörolojik durumu önem taşır.</p>

<p>Yönetmelik açısından yalnızca ameliyat tekniğinin adı değil, adayın güncel sağlık durumu ve ilgili hastalık maddesindeki karşılığı değerlendirilir.</p>

<p>BEL FITIĞI İÇİN FİZİK TEDAVİ GÖRMEK POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Geçmişte fizik tedavi görmüş olmak tek başına polisliğe engel olarak yorumlanmamalı.</p>

<p>Fizik tedavinin hangi tanı nedeniyle uygulandığı önemlidir.</p>

<p>Basit bel ağrısı nedeniyle kısa süre fizik tedavi görmek ile ciddi disk hernisi ve nörolojik kayıp nedeniyle uzun süre tedavi görmek aynı durum değildir.</p>

<p>Adayın gerçek tanısı ve mevcut sağlık durumu değerlendirilir.</p>

<p>BEL AĞRISI POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Bel ağrısı bir hastalık adı değil, belirtidir.</p>

<p>Kas zorlanması, kötü duruş, disk hastalıkları ve başka birçok nedenle ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “belim ağrıyor” bilgisinden polislik sağlık şartları açısından sonuç çıkarılamaz.</p>

<p>Önemli olan ağrının altında yatan hastalıktır.</p>

<p>MR ÇEKTİRMİŞ OLMAK POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>MR çektirmiş olmak bir hastalık değildir.</p>

<p>Önemli olan MR’ın neden çekildiği ve sonucunda hangi sağlık durumunun tespit edildiğidir.</p>

<p>Adayların “sistemde MR kaydım var, sorun olur mu?” şeklindeki endişesi bu nedenle tek başına anlamlı değildir.</p>

<p>SAĞLIK GEÇMİŞİNDE BEL FITIĞI TANISI VARSA NE YAPILMALI?</p>

<p>Adayın daha önce bel veya boyun fıtığı tanısı aldıysa geçmiş sağlık belgelerini bilmesi yararlı olur.</p>

<p>Eski MR raporu varsa incelenebilir.</p>

<p>Hangi seviyede disk patolojisi bulunduğu öğrenilebilir.</p>

<p>Tedavi veya ameliyat yapıldıysa epikriz saklanabilir.</p>

<p>Mevcut ağrı, uyuşma veya kuvvet kaybı varsa tıbbi değerlendirme alınabilir.</p>

<p>Ancak sağlık kaydını gizlemeye veya başvuru öncesinde gerçek klinik durumu değiştirmeye yönelik yöntemlere başvurulmamalıdır.</p>

<p>POMEM ORTOPEDİ MUAYENESİNDE NELERE BAKILIYOR?</p>

<p>Bel fıtığı kas-iskelet sistemi değerlendirmesinin yalnızca bir bölümü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Skolyoz, kifoz, eklem hareketleri, ekstremite deformiteleri, geçirilmiş kırıklar ve ameliyatlar ile diğer kas-iskelet sistemi sorunları da değerlendirilebilir.</p>

<p>Dolayısıyla bel MR’ının uygun bulunması adayın bütün ortopedi muayenesinin otomatik olarak uygun olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>ADAYLARIN EN ÇOK YAPTIĞI HATA: MR RAPORUNU KENDİ BAŞINA YORUMLAMAK</p>

<p>MR raporlarında kullanılan tıbbi ifadeler adayları endişelendirebilir.</p>

<p>Minimal bulging.</p>

<p>Protrüzyon.</p>

<p>Annüler fissür.</p>

<p>Disk dejenerasyonu.</p>

<p>Sinir kökü teması.</p>

<p>Bunların her biri aynı hastalık şiddetini ifade etmez.</p>

<p>Bu nedenle adayın internetten tek tek kelime aratarak kendi hakkında “polis olamaz” kararı vermesi doğru değildir.</p>

<p>Radyolojik görüntünün klinik muayeneyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>BEL FITIĞI OLAN POMEM ADAYININ BİLMESİ GEREKEN EN ÖNEMLİ NOKTA</p>

<p>Aday açısından asıl soru yalnızca:</p>

<p>“MR’da fıtık var mı?”</p>

<p>değildir.</p>

<p>Daha doğru soru:</p>

<p>“MR ve muayene bulgularım Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinde öğrenci adayları için aranan A dilimi şartlarını karşılıyor mu?”</p>

<p>olmalıdır.</p>

<p>Nihai değerlendirme resmi sağlık sürecinde yapılır.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Bel fıtığı polisliğe engel mi?</p>

<p>Disk hastalığının derecesi, MR bulguları, nörolojik durum ve yönetmelikteki sağlık dilimi birlikte değerlendirilir. Yalnızca “bel fıtığı” ifadesinden kesin sonuç çıkarılamaz.</p>

<p>Minimal bulging POMEM’e engel mi?</p>

<p>Minimal bulging tek başına ağır disk hernisi anlamına gelmez. Radyolojik bulgu, klinik muayene ve yönetmelikteki karşılığı birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Protrüzyon polisliğe engel mi?</p>

<p>Protrüzyonun boyutu, sinir basısı oluşturup oluşturmadığı ve adayın mevcut fonksiyonları önemlidir. Tek kelimelik MR bulgusuyla kişisel uygunluk kararı verilemez.</p>

<p>Bel fıtığı ameliyatı olan polis olabilir mi?</p>

<p>Ameliyat öyküsü tek başına kesin sonuç vermez. Ameliyat sonrası omurga durumu, fonksiyonlar ve nörolojik bulgular değerlendirilir.</p>

<p>Boyun fıtığı polisliğe engel mi?</p>

<p>Boyun fıtığı da omurga disk hastalıkları kapsamında değerlendirilir. Derecesi, omurilik veya sinir basısı ve mevcut fonksiyonlar önemlidir.</p>

<p>MR çektirmek polisliğe engel mi?</p>

<p>Hayır. MR bir görüntüleme yöntemidir. Sağlık açısından önemli olan MR’da tespit edilen bulgu ve adayın mevcut klinik durumudur.</p>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel sağlık uygunluğu kararı değildir. POMEM ve diğer polis eğitim kurumu adaylarında bel ve boyun disk hastalıklarının değerlendirilmesinde yürürlükteki Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği, resmi muayene, gerekli görüntüleme ve yetkili sağlık kurulu/sağlık komisyonunun kararı esas alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği EK-3 – Kas ve İskelet Sistemi Hastalıkları</p>

<p>Polis Akademisi Başkanlığı </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bel-fitigi-polislige-engel-mi-pomem-saglik-sartlari</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-1089.jpeg" type="image/jpeg" length="70056"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1910’da Yayımlanan İlk Türkçe Ortopedi Kitabı: Deformiteler, Skolyoz ve Yeni Bir Cerrahi Dal]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/1910da-yayimlanan-ilk-turkce-ortopedi-kitabi-deformiteler-skolyoz-ve-yeni-bir-cerrahi-dal</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/1910da-yayimlanan-ilk-turkce-ortopedi-kitabi-deformiteler-skolyoz-ve-yeni-bir-cerrahi-dal" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1910’da yayımlanan Atlas-Manuel: Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi, tıp tarihi literatüründe ilk Türkçe ortopedi kitabı olarak değerlendiriliyor. Rıza Nur’un Fransızca bir ortopedi atlasından hareketle hazırladığı ve kendi katkılarıyla genişlettiği eser; skolyozdan doğuştan kalça çıkığına, çarpık ayaktan alçı ve ortopedik cihazlara uzanan içeriğiyle Osmanlı tıbbında yeni bir cerrahi uzmanlık alanının doğuşuna ışık tutuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul, 1910: Yeni bir tıp dalının kitabı basılıyor<br />
Bugün yerleşik bir cerrahi uzmanlık alanı olan ortopedi ve travmatoloji, 20. yüzyılın başındaki Osmanlı tıbbında henüz sınırlarını belirlemeye çalışan genç bir alandı.<br />
Kemik, eklem ve özellikle vücuttaki şekil bozukluklarıyla ilgili sorunların önemli bir bölümü genel cerrahinin içinde değerlendiriliyor; ortopediye özgü klinikler, eğitim kadroları ve Türkçe kaynaklar henüz oluşma aşamasında bulunuyordu.<br />
İşte böyle bir dönemde İstanbul’da dikkat çekici bir kitap yayımlandı:<br />
Atlas-Manuel: Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi.<br />
Tıp tarihçisi Sait Naderi’nin 2026 yılında Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları dergisinde yayımlanan incelemesi, eseri ilk Türkçe ortopedi kitabı olarak tanımlıyor.<br />
Kitabın kapağında Rıza Nur’un hem “mütercim” hem de “müellif” olarak gösterilmesi ise eserin yalnızca bir tercümeden ibaret olmadığını düşündüren ilk işaretlerden biri.<br />
Hazırlık 1907’de başladı, kitap 1910’da yayımlandı<br />
Eser 1910 yılında yayımlanmış olmakla birlikte hazırlık süreci birkaç yıl daha eskiye uzanıyor.<br />
Kitabın önsözü 1907 tarihini taşıyor. Bu nedenle eserin 1907’den itibaren hazırlandığını, 1910’da ise basılarak tıp dünyasına sunulduğunu söylemek daha doğru.<br />
Bu dönem aynı zamanda Osmanlı tıbbında cerrahinin giderek alt dallara ayrılmaya başladığı yıllardı.<br />
Ortopedi de bu dönüşümün içerisindeydi.<br />
Rıza Nur’un hekimlik yılları<br />
Rıza Nur sonraki yıllarda daha çok siyasi hayatıyla tanınsa da meslek yaşamına hekim olarak başlamıştı.<br />
Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’den mezun olduktan sonra Gülhane’de çalıştı, cerrahi alanında eğitim aldı ve Askerî Tıbbiye’de cerrahi hocalığı yaptı.<br />
Kitabın kapağında kendisinden eski Askerî Tıbbiye’nin “Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi muallimi” olarak söz edilmesi dikkat çekicidir.<br />
Bu ifade, ortopedinin henüz bağımsız bir uzmanlık dalı hâline gelmediği bir dönemde bu alandaki eğitimin kurumsal tıp öğretimine girmeye başladığını göstermesi bakımından önemlidir.<br />
Avrupa’daki ortopedi bilgisi Türkçeye taşınıyor<br />
Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi tamamen sıfırdan yazılmış bir eser değildi.<br />
Kitabın temelinde A. Lüning ve W. Schulthess’in 1901 yılında Almanca yayımlanan Atlas und Grundriss der Orthopädischen Chirurgie adlı eseri bulunuyordu.<br />
Bu eser Paul Villemin tarafından 1902’de Fransızcaya Atlas-Manuel de Chirurgie Orthopédique adıyla çevrildi.<br />
Rıza Nur’un Türkçe çalışmasını büyük ölçüde bu Fransızca baskı üzerinden hazırladığı anlaşılıyor.<br />
Ancak Rıza Nur yalnızca tercümanlık yapmadı.<br />
Kitabın ilk iki kısmı ağırlıklı olarak çeviriye dayanırken üçüncü kısmın Rıza Nur tarafından kaleme alındığı belirtiliyor. Ayrıca farklı kaynaklardan yararlanılarak esere çeşitli eklemeler yapıldığı da görülüyor.<br />
Bu nedenle kitap, yalnızca yabancı bir eserin Osmanlı Türkçesine aktarılması olarak değerlendirilmemeli.<br />
Daha doğru bir ifadeyle, Avrupa’da gelişmekte olan ortopedi bilgisinin Türkçeye taşındığı ve dönemin tıp eğitimine uyarlanmaya çalışıldığı bir eserdi.<br />
Kitabın merkezinde kırıklar değil, deformiteler vardı<br />
Bugün “ortopedi” denildiğinde ilk akla gelen konulardan biri kırıklardır.<br />
Ancak 1910 tarihli bu kitabın ağırlık merkezi kırıklardan çok deformitelerdi.<br />
Eserde omurga eğrilikleri, skolyoz, boyun ve gövde deformiteleri, doğuştan ve sonradan gelişen ekstremite şekil bozuklukları, kontraktürler ve farklı ortopedik sorunlar ayrıntılı biçimde ele alınıyordu.<br />
Bu durum aslında “ortopedi” kavramının tarihsel gelişimiyle de uyumludur.<br />
Ortopedinin ilk dönemlerinde özellikle çocukluk çağındaki şekil bozukluklarının düzeltilmesi, omurga eğrilikleri ve ekstremite deformiteleri alanın temel uğraşları arasında bulunuyordu.<br />
Dolayısıyla eseri yalnızca kırık tedavisi üzerinden değil, deformitelerin düzeltilmesi ve yeni bir cerrahi alanın oluşması üzerinden okumak tarihsel açıdan daha doğru.<br />
Skolyoza geniş yer ayrılmıştı<br />
Kitabın dikkat çekici bölümlerinden biri omurga eğrilikleriyle ilgiliydi.<br />
Omurganın fizyolojik eğrilikleri, oturma mekaniği, omurga eğriliklerinin değerlendirilmesi, farklı skolyoz tipleri, klinik tanı ve dönemin tedavi yaklaşımları kitapta yer alıyordu.<br />
Özellikle skolyozun ölçülmesine ilişkin yöntemlerin ayrıntılı biçimde aktarılması dikkat çekiciydi.<br />
Bu başlıklar, erken dönem ortopedinin yalnızca cerrahi girişimlerden ibaret olmadığını; vücut yapısının değerlendirilmesi, deformitenin ölçülmesi ve mekanik yöntemlerle düzeltilmesinin de önemli olduğunu gösteriyor.<br />
Çarpık ayaktan doğuştan kalça çıkığına<br />
Eserin kapsamı yalnızca omurgayla sınırlı değildi.<br />
Dönemin ortopedik bilgi birikimi içerisinde üst ve alt ekstremite deformiteleri, eklem kontraktürleri, çarpık ayak, düz tabanlık, doğuştan kalça çıkığı ve çeşitli gelişimsel iskelet sorunları da ele alınıyordu.<br />
Bununla birlikte eski Osmanlıca tıp terimlerini günümüz terminolojisine aktarırken dikkatli olmak gerekiyor.<br />
Bir asırdan uzun süre önce kullanılan bazı kavramların bugünkü anatomik ve klinik karşılıklarıyla birebir örtüşmeyebileceği unutulmamalı.<br />
Bu nedenle eseri günümüz ortopedi terminolojisiyle değil, kendi döneminin tıp dili içerisinde değerlendirmek daha sağlıklı.<br />
Üçüncü bölüm Rıza Nur’un kendi katkısıydı<br />
Kitabın tarihsel değerini artıran bölümlerden biri üçüncü kısmıydı.<br />
İlk iki kısmın büyük ölçüde tercümeye dayandığı, üçüncü kısmın ise Rıza Nur tarafından hazırlandığı belirtiliyor.<br />
Bu bölümde çeşitli ortopedik destek ve tespit araçları, alçı uygulamaları, cihazlar ve mekanik tedavi yöntemleri ele alınıyordu.<br />
Burada günümüz terminolojisini geçmişe doğrudan taşımamak gerekiyor.<br />
Kitapta yer alan araçların bir kısmı bugün ortez, bir kısmı protez, bir kısmı ise immobilizasyon veya destek cihazı olarak değerlendirilebilecek nitelikteydi.<br />
Dolayısıyla eseri yalnızca “protez” üzerinden tanımlamak yerine, dönemin ortopedik cihaz ve mekanik tedavi yöntemlerini anlatan bir çalışma olarak değerlendirmek daha doğru.<br />
Cemil Topuzlu’nun dikkat çekici değerlendirmesi<br />
Kitabın başında dönemin önemli cerrahlarından Cemil Topuzlu’nun bir takrizi de bulunuyordu.<br />
Topuzlu burada Avrupa ve Amerika’da ortopedinin giderek ayrı bir uzmanlık alanı hâline geldiğini; ortopediye özgü klinikler, koğuşlar ve ameliyathaneler oluşturulduğunu anlatıyordu.<br />
Türkiye’de de bu alanın geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Topuzlu, kitabın ülkedeki ilk ortopedi telif ve tercüme çalışmalarından biri olduğunu belirtiyordu.<br />
Bu satırlar, Osmanlı tıbbındaki değişimi anlamak açısından oldukça önemli.<br />
Artık mesele yalnızca bazı kemik ve eklem hastalıklarını tedavi etmek değildi.<br />
Yeni bir uzmanlık alanı kendi eğitimini, dilini ve literatürünü oluşturmaya başlıyordu.<br />
Ortopedinin Osmanlı’daki ilk dersleri<br />
Rıza Nur bu sürecin tek aktörü değildi.<br />
Türk ortopedi tarihinin önemli isimlerinden Orhan Abdi Bey, 1900 yılında ortopedi alanında eğitim görmek ve ilgili teknikleri öğrenmek amacıyla Almanya’ya gönderilmişti.<br />
1905 yılında Gülhane’de “Ortopedi ve Cerrahi-i Harbi” hocası olarak görevlendirildi.<br />
Bu yıllarda ortopedi henüz bağımsız ve yerleşik bir klinik yapı hâline gelmemişti. Konular büyük ölçüde genel cerrahi eğitimi içerisinde ele alınıyor, ortopedi dersleri sınırlı zamanlarda veriliyordu.<br />
Tam da bu nedenle 1910’da Türkçe bir ortopedi kitabının yayımlanması ayrı bir önem taşıyor.<br />
Alan henüz tam olarak kurumsallaşmadan Türkçe ders kitabına kavuşmaya başlamıştı.<br />
Yeni bilim dalı, yeni kelimeler<br />
Eserin belki de en ilginç yönlerinden biri tıp diliyle ilgiliydi.<br />
Yeni bir bilim alanını Türkçeye aktarmak yalnızca yabancı bir metni çevirmek anlamına gelmiyordu.<br />
Yeni hastalık adları, anatomik tanımlar, cihazlar ve tedavi yöntemleri için anlaşılabilir karşılıklar bulunması gerekiyordu.<br />
Rıza Nur da eserin hazırlanışı sırasında ortopediye ait bazı yabancı terimlerin Türkçede karşılığının bulunmadığına dikkat çekiyordu.<br />
Bu nedenle Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi, yalnızca ortopedi tarihinin değil, aynı zamanda Türkçe tıp terminolojisinin gelişiminin de dikkat çekici belgelerinden biri olarak görülebilir.<br />
Bir başka ifadeyle yeni bir tıp dalı, aynı zamanda kendisine yeni bir dil kuruyordu.<br />
Cerrahi neden tam o yıllarda dallara ayrılıyordu?<br />
yüzyılın ikinci yarısından itibaren cerrahi büyük bir dönüşüm yaşamaya başlamıştı.<br />
Anestezinin gelişmesi, antisepsi ve asepsi uygulamalarının yaygınlaşmasıyla daha önce son derece riskli olan birçok ameliyat yapılabilir hâle geldi.<br />
Cerrahların müdahale edebildiği hastalıkların kapsamı genişledikçe bilgi ve teknik birikim de hızla arttı.<br />
Bunun doğal sonucu olarak cerrahinin içerisinden giderek daha özel çalışma alanları ortaya çıktı.<br />
Ortopedi de bu branşlaşmanın parçalarından biriydi.<br />
Osmanlı hekimleri Avrupa’daki gelişmeleri takip ediyor, hekimleri eğitim amacıyla yurt dışına gönderiyor, yeni dersler açıyor ve yabancı tıp literatürünü Türkçeye kazandırmaya çalışıyordu.<br />
Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi tam da bu geçiş döneminin ürünlerinden biri oldu.<br />
Bir kitabın anlattığından daha fazlası<br />
Bugünden bakıldığında 1910 tarihli bir ortopedi kitabında kullanılan bazı tanımlar, cihazlar ve tedavi yöntemleri doğal olarak eskimiş görünebilir.<br />
Fakat eserin tarihsel önemi yalnızca içindeki tedavilerde değildir.<br />
Bu kitap bize Osmanlı tıbbının 20. yüzyılın başında Avrupa’daki cerrahi gelişmeleri nasıl takip ettiğini, yeni uzmanlık alanlarının nasıl ortaya çıktığını, yabancı bilimsel bilginin Türkçeye nasıl aktarıldığını ve yeni bir tıp terminolojisinin nasıl oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.<br />
1910’da İstanbul’da yayımlanan Atlas-Manuel: Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi bu nedenle yalnızca eski bir tıp kitabı değildir.<br />
Türk tıbbında ortopedinin ayrı bir uzmanlık alanına dönüşmeye başladığı yıllardan günümüze ulaşan önemli belgelerden biridir.<br />
Belki de eserin en güçlü hikâyesi tam burada saklıdır:<br />
Bir tıp dalı bazen önce ameliyathanede değil; bir dersin, yeni bir kelimenin ve bir kitabın sayfalarında doğmaya başlar.<br />
Tıbbiye Bülteni notu<br />
Bu yazıda sözü edilen tanı, tedavi ve ortopedik uygulamalar 20. yüzyılın başındaki tıp bilgisini ve tarihsel uygulamaları yansıtmaktadır. Günümüz hastalarının tanı veya tedavisinde kullanılabilecek tıbbi öneriler olarak değerlendirilmemelidir. Ortopedik hastalıkların güncel tanı ve tedavisi uzman hekimler tarafından çağdaş bilimsel veriler ve rehberler doğrultusunda yürütülmelidir.<br />
Kaynaklar<br />
Sait Naderi, “İlk Türkçe Ortopedi Kitabı: Atlas-Manuel: Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi”, Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları, Sayı 30, 2026.<br />
Rıza Nur, Atlas-Manuel: Fenn-i Cerrahi-i Ortopedi, Matbaa-i Hayriye ve Şürekası, Dersaadet, 1326/1910.<br />
A. Lüning ve W. Schulthess, Atlas und Grundriss der Orthopädischen Chirurgie, 1901.<br />
Paul Villemin, Atlas-Manuel de Chirurgie Orthopédique, 1902.<br />
H. Tanaçan, “Türk Ortopedisinin Tarihçesi”, Acta Orthopaedica et Traumatologica Turcica, 1993.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/1910da-yayimlanan-ilk-turkce-ortopedi-kitabi-deformiteler-skolyoz-ve-yeni-bir-cerrahi-dal</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 11:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/ilk-turkce-ortopedi-kitabi-1280x720-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="69885"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22400"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="53228"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20570"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15808"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15742"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="77345"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
