<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 26 Sep 2026 11:42:26 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şiddetli Saçkıranda Yeni FDA Kararı: Ergenlerde Saçların Yüzde 80’i Geri Geldi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/siddetli-sackiranda-yeni-fda-karari-ergenlerde-saclarin-yuzde-80i-geri-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/siddetli-sackiranda-yeni-fda-karari-ergenlerde-saclarin-yuzde-80i-geri-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, baricitinib kullanımını şiddetli alopecia areata bulunan 12 yaş ve üzerindeki ergenlere genişletti. Faz III’te 4 mg kullananların yüzde 42’sinde saçlı derinin en az yüzde 80’i saçla kaplandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Şiddetli alopecia areata, halk arasındaki adıyla saçkıran tedavisinde ergenler için yeni bir seçenek FDA onayı aldı.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, baricitinib etken maddeli Olumiant’ın kullanım alanını şiddetli alopecia areata bulunan 12 yaş ve üzerindeki hastaları kapsayacak şekilde genişletti.</p>

<p>Kararın temelini oluşturan BRAVE-AA-PEDS Faz III çalışmasında, 36 haftalık tedavinin sonunda günde 4 mg baricitinib kullanan ergenlerin yüzde 42’sinde saçlı derinin en az yüzde 80’i yeniden saçla kaplandı.</p>

<p>Günde 2 mg kullananlarda bu oran yüzde 27, plasebo grubunda ise yalnız yüzde 5 oldu.</p>

<p>Ancak yüzde 42 rakamı hastaların tamamen iyileştiği veya bütün saçlarının geri çıktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Çalışmada bu sonuç, SALT skorunun 20 veya altına düşmesi; başka bir ifadeyle saçlı deride yüzde 20 veya daha az saç kaybı kalması olarak tanımlandı.</p>

<p>Alopecia areata nedir?</p>

<p>Alopecia areata, bağışıklık sisteminin saç foliküllerini hedef aldığı otoimmün bir hastalık.</p>

<p>En bilinen görünümü saçlı deride yuvarlak veya oval saçsız alanların ortaya çıkması.</p>

<p>Ancak hastalık her kişide aynı şiddette seyretmiyor.</p>

<p>Bazı kişilerde yalnız birkaç küçük bölge etkilenirken, daha ağır hastalarda saçlı derinin büyük bölümü veya tamamı kaybedilebiliyor.</p>

<p>Kaşlar, kirpikler ve vücudun diğer bölgelerindeki kıllar da etkilenebiliyor.</p>

<p>Hastalığın saç foliküllerini kalıcı olarak yok etmemesi nedeniyle yeniden saç çıkışı mümkün olabiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte hastalık öngörülemez biçimde tekrarlayabiliyor.</p>

<p>Ergenlik döneminde neden önemli?</p>

<p>Alopecia areata doğrudan yaşamı tehdit eden bir hastalık değil.</p>

<p>Ancak özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde görünür saç kaybı kişinin psikososyal yaşamını ciddi biçimde etkileyebiliyor.</p>

<p>Özgüven sorunları, sosyal çekilme, okul yaşamında güçlükler, anksiyete ve depresif belirtiler hastalık yükünün önemli parçaları olabiliyor.</p>

<p>Şiddetli hastalıkta tedavi seçeneklerinin yaşa göre sınırlı olması da klinik yönetimi zorlaştırabiliyor.</p>

<p>Baricitinib nedir?</p>

<p>Baricitinib ağızdan kullanılan bir Janus kinaz inhibitörü.</p>

<p>Özellikle JAK1 ve JAK2 enzimlerinin aktivitesini baskılıyor.</p>

<p>JAK-STAT sinyal sistemi, bağışıklık hücrelerinin birbirleriyle iletişiminde ve inflamatuvar yanıtların oluşmasında görev yapan önemli hücresel yollardan biri.</p>

<p>Alopecia areatada saç foliküllerine yönelik otoimmün saldırının sürdürülmesinde çeşitli sitokinlerin JAK-STAT yolunu kullandığı biliniyor.</p>

<p>Baricitinib bu sinyalleri baskılayarak saç folikülü çevresindeki anormal immün aktiviteyi azaltmayı amaçlıyor.</p>

<p>İlaç saç folikülünü doğrudan “büyüten” klasik bir saç ilacı gibi çalışmıyor.</p>

<p>Temel hedef saç kaybına yol açan bağışıklık mekanizmasını baskılamak.</p>

<p>BRAVE-AA-PEDS çalışmasına kimler katıldı?</p>

<p>FDA’nın yeni pediatrik endikasyonunu destekleyen temel çalışma BRAVE-AA-PEDS Faz III araştırması.</p>

<p>Randomize ergen kohortunda toplam 257 hasta değerlendirildi.</p>

<p>Katılımcılar 12 yaş ve üzerinde, şiddetli alopecia areata bulunan ergenlerden oluşuyordu.</p>

<p>Hastalar günde bir kez 4 mg baricitinib, 2 mg baricitinib veya plasebo almak üzere randomize edildi.</p>

<p>Tedavinin temel etkinlik değerlendirmesi 36. haftada yapıldı.</p>

<p>Araştırmacılar saç kaybının şiddetini değerlendirmek için SALT, yani Severity of Alopecia Tool skorunu kullandı.</p>

<p>SALT skoru nedir?</p>

<p>SALT, saçlı derideki saç kaybının yüzdesini değerlendiren klinik ölçüm sistemi.</p>

<p>SALT 0 saç kaybı olmadığını, SALT 100 ise saçlı deride tam saç kaybını ifade ediyor.</p>

<p>Çalışmanın önemli sonlanımlarından biri SALT skorunun 20 veya altına düşmesiydi.</p>

<p>Bu, hastanın saçlı derisinin en az yüzde 80’inde saç bulunması anlamına geliyor.</p>

<p>4 mg kullananlarda yüzde 42 yanıt</p>

<p>36. haftada günde 4 mg baricitinib kullanan ergenlerin yüzde 42’si SALT≤20 hedefine ulaştı.</p>

<p>Günde 2 mg kullananlarda oran yüzde 27 oldu.</p>

<p>Plasebo grubunda ise yalnız yüzde 5 hasta bu düzeye ulaştı.</p>

<p>Böylece özellikle 4 mg dozunda plaseboya kıyasla belirgin bir tedavi farkı ortaya çıktı.</p>

<p>Ancak bu sonuç “baricitinib hastaların yüzde 42’sini tamamen iyileştirdi” şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>SALT≤20, saçlı derinin en az yüzde 80’inin saçla kaplanmasını ifade ediyor.</p>

<p>Yüzde 90 saç kaplanmasında da dikkat çekici fark</p>

<p>Araştırmacılar daha katı bir ölçüt olan SALT≤10 sonucunu da değerlendirdi.</p>

<p>Bu eşik saçlı derinin en az yüzde 90’ının saçla kaplanmasına karşılık geliyor.</p>

<p>36. haftada SALT≤10 hedefine:</p>

<p>4 mg baricitinib grubunun yüzde 37’si,</p>

<p>2 mg grubunun yüzde 21’i,</p>

<p>plasebo grubunun ise yalnız yüzde 2’si ulaştı.</p>

<p>Bu sonuç, tedavinin yalnız kısmi saç çıkışı değil, bazı hastalarda saçlı derinin büyük bölümünde yeniden saç oluşumuyla ilişkili olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Kaş ve kirpikler de değerlendirildi</p>

<p>Alopecia areata yalnız saçlı deriyi etkilemiyor.</p>

<p>Şiddetli hastalarda kaş ve kirpik kaybı da görülebiliyor.</p>

<p>BRAVE-AA-PEDS çalışmasında bu bölgelerdeki yeniden büyüme de sekonder sonlanımlar arasında değerlendirildi.</p>

<p>Baricitinib alan ergenlerde kaş ve kirpik sonuçlarında da plaseboya göre iyileşmeler bildirildi.</p>

<p>Bu sonuçlar hastalığın görünür ve psikososyal yükü açısından klinik önem taşıyor.</p>

<p>Baricitinib daha önce saçkıranda kullanılıyor muydu?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Baricitinib erişkinlerde şiddetli alopecia areata tedavisi için daha önce FDA onayı almıştı.</p>

<p>Yeni karar tamamen yeni bir ilaç onayı değil.</p>

<p>FDA mevcut alopecia areata endikasyonunun yaş sınırını genişleterek 12 yaş ve üzerindeki ergenleri tedavi kapsamına aldı.</p>

<p>Dolayısıyla haberin doğru ifadesi “baricitinib saçkıran için ilk kez onaylandı” değil, “baricitinibin saçkıran endikasyonu 12 yaş ve üzerine genişletildi” olmalı.</p>

<p>Güvenlik neden önemli?</p>

<p>Baricitinib sistemik bağışıklık yanıtını etkileyen güçlü bir JAK inhibitörü.</p>

<p>Bu nedenle yalnız saç çıkışı oranlarına bakarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>ABD ürün bilgisinde JAK inhibitörleri için ciddi enfeksiyonlar, maligniteler, majör kardiyovasküler olaylar ve tromboz dahil ciddi güvenlik uyarıları bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavi sırasında enfeksiyonlar açısından izlem gerekiyor.</p>

<p>Tüberküloz ve bazı viral enfeksiyonlar tedavi öncesinde değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Kan hücreleri, karaciğer enzimleri ve lipid değerleri gibi laboratuvar parametrelerinin takip edilmesi gerekebiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla baricitinib sıradan bir saç çıkarma ilacı veya kozmetik tedavi olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Her saçkıran hastasında kullanılacak mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>FDA onayı şiddetli alopecia areata bulunan 12 yaş ve üzerindeki hastaları kapsıyor.</p>

<p>Hafif ve sınırlı saçkıran vakalarında tedavi yaklaşımı farklı olabilir.</p>

<p>Hastalığın yaygınlığı, süresi, önceki tedavilere yanıt, kaş-kirpik tutulumu, eşlik eden hastalıklar ve güvenlik riskleri tedavi kararında birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Ayrıca JAK inhibitörlerinin potansiyel ciddi riskleri nedeniyle yarar-risk dengesi her hasta için ayrı değerlendirilmeli.</p>

<p>Saçlar tedavi bırakıldığında kalıcı mı?</p>

<p>Bu soru JAK inhibitörleriyle alopecia areata tedavisinin en önemli konularından biri.</p>

<p>Alopecia areata kronik ve tekrarlayabilen otoimmün bir hastalık.</p>

<p>Baricitinib bağışıklık sistemindeki hastalık mekanizmasını baskılıyor ancak genetik ve immünolojik yatkınlığı ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Bu nedenle tedavi kesildikten sonra bazı hastalarda yeniden saç kaybı görülebilir.</p>

<p>Uzun dönem takip verileri, ergenlerde tedavinin ne kadar süre devam ettirilmesi gerektiği ve kazanılan saçların ne ölçüde korunabileceği açısından önem taşıyor.</p>

<p>FDA kararı neden önemli?</p>

<p>Şiddetli alopecia areata ergenlik çağında önemli fiziksel ve psikososyal yük oluşturabiliyor.</p>

<p>BRAVE-AA-PEDS çalışmasında plaseboyla yalnız yüzde 5 olan en az yüzde 80 saç kaplanması oranının 4 mg baricitinib ile yüzde 42’ye ulaşması klinik olarak dikkat çekici.</p>

<p>Daha katı olan yüzde 90 saç kaplanması eşiğinde de yüzde 37’ye karşı yüzde 2’lik fark görülmesi sonucu destekliyor.</p>

<p>En önemli gelişme ise bu verilerin artık yalnız klinik araştırma sonucu olmaması.</p>

<p>FDA’nın 25 Eylül 2026 tarihli kararıyla baricitinib, şiddetli alopecia areata bulunan 12 yaş ve üzerindeki hastalar için ABD’de ruhsatlı bir tedavi seçeneği haline geldi.</p>

<p>Bununla birlikte uzun dönem güvenlik, tedavinin sürdürülme süresi ve tedavi bırakıldığında hastalığın seyri pediatrik kullanımda yakından izlenmeye devam edecek.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik yeni bir FDA endikasyon genişletmesini haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Baricitinib reçeteli ve sistemik bağışıklık sistemini etkileyen bir ilaçtır. Saç dökülmesi veya alopecia areata için hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration, Baricitinib Pediatrik Alopecia Areata Endikasyon Genişletmesi, 25 Eylül 2026</p>

<p>Eli Lilly and Company, Olumiant FDA Pediatrik Alopecia Areata Onayı, 25 Eylül 2026</p>

<p>BRAVE-AA-PEDS Faz III Klinik Araştırması </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/siddetli-sackiranda-yeni-fda-karari-ergenlerde-saclarin-yuzde-80i-geri-geldi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1378.jpeg" type="image/jpeg" length="98218"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuklarda Nefrotik Sendrom İçin FDA’dan Yeni Tedavi: Remisyon Yüzde 95,5]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-nefrotik-sendrom-icin-fdadan-yeni-tedavi-remisyon-yuzde-955</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-nefrotik-sendrom-icin-fdadan-yeni-tedavi-remisyon-yuzde-955" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, sık tekrarlayan veya steroide bağımlı çocukluk çağı nefrotik sendromunda Gazyva’yı onayladı. Faz III çalışmada 52. haftada tam remisyon yüzde 95,5’e ulaştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık tekrarlayan veya steroid tedavisine bağımlı hale gelen nefrotik sendrom için yeni bir tedavi seçeneği FDA onayı aldı.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, obinutuzumab etken maddeli Gazyva’yı, remisyondaki sık tekrarlayan veya steroide bağımlı idiopatik nefrotik sendromu bulunan 2 yaş ve üzerindeki çocuk ve erişkinlerde relaps riskini azaltmak amacıyla onayladı.</p>

<p>Kararın temelini oluşturan INShore Faz III çalışmasında 52. haftada sürdürülen tam remisyon oranı Gazyva kullananlarda yüzde 95,5, mikofenolat mofetil kullananlarda yüzde 73,2 oldu.</p>

<p>Gruplar arasındaki düzeltilmiş fark 23,39 yüzde puanıydı.</p>

<p>Sonuç istatistiksel olarak anlamlıydı; p değeri 0,0031 olarak bildirildi.</p>

<p>Nefrotik sendrom nedir?</p>

<p>Nefrotik sendrom, böbreklerdeki glomerüllerin kan proteinlerini idrara kaçırmasına yol açan klinik bir tablo.</p>

<p>Çocuklarda en önemli bulgulardan biri idrarda yüksek miktarda protein kaybı.</p>

<p>Protein kaybına bağlı olarak kandaki albümin seviyesi düşebiliyor ve özellikle göz çevresi, ayaklar, bacaklar ve karında ödem gelişebiliyor.</p>

<p>Çocukluk çağındaki idiopatik nefrotik sendrom vakalarının önemli bölümü başlangıçta kortikosteroid tedavisine yanıt veriyor.</p>

<p>Ancak bazı çocuklarda hastalık tekrar tekrar ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bazı hastalarda ise remisyonu sürdürebilmek için uzun süre veya tekrar tekrar steroid kullanılması gerekiyor.</p>

<p>Bu durum “steroide bağımlı nefrotik sendrom” olarak tanımlanabiliyor.</p>

<p>Sorun yalnız hastalığın kendisi değil</p>

<p>Tekrarlayan nefrotik sendromda önemli sorunlardan biri hastalığın kontrolü için kullanılan ilaçların uzun dönem yükü.</p>

<p>Uzun süreli veya tekrarlayan kortikosteroid tedavisi çocuklarda kilo artışı, büyümenin etkilenmesi, kemik sağlığında bozulma, yüksek tansiyon, metabolik değişiklikler, enfeksiyon riski ve psikolojik etkilerle ilişkili olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle klinik araştırmaların önemli hedeflerinden biri hastayı remisyonda tutarken steroid ve diğer immünsüpresif ilaçlara duyulan ihtiyacı azaltabilecek tedaviler geliştirmek.</p>

<p>Gazyva nedir?</p>

<p>Gazyva’nın etken maddesi obinutuzumab.</p>

<p>Obinutuzumab, bağışıklık sistemindeki B hücrelerinin yüzeyinde bulunan CD20 proteinini hedefleyen gliko-mühendislik ürünü Tip II monoklonal antikor.</p>

<p>İlaç CD20 taşıyan B hücrelerinin azaltılmasını sağlıyor.</p>

<p>B hücrelerinin bazı immün aracılı böbrek hastalıklarının ortaya çıkmasında ve tekrar etmesinde rol oynayabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Obinutuzumab daha önce bazı hematolojik kanserlerin tedavisinde kullanılıyordu.</p>

<p>Yeni FDA kararı ilacın kullanım alanını nefrotik sendroma genişletiyor.</p>

<p>INShore çalışmasına 85 hasta katıldı</p>

<p>FDA kararının temel klinik kanıtı INShore adlı randomize Faz III çalışmadan geldi.</p>

<p>Çalışmaya çocukluk çağında başlayan, sık tekrarlayan veya steroide bağımlı idiopatik nefrotik sendromu bulunan toplam 85 hasta dahil edildi.</p>

<p>Katılımcılar çalışmaya alınırken remisyonda bulunuyordu.</p>

<p>Hastalar obinutuzumab veya aktif karşılaştırıcı mikofenolat mofetil tedavisine randomize edildi.</p>

<p>Bu ayrıntı önemli.</p>

<p>Çünkü Gazyva yalnız plaseboyla değil, nefrotik sendromda steroidten koruyucu immünsüpresif tedavi olarak kullanılan mikofenolat mofetille doğrudan karşılaştırıldı.</p>

<p>52. haftada remisyon yüzde 95,5</p>

<p>Çalışmanın temel sonuçlarından biri 52. haftada sürdürülen tam remisyondu.</p>

<p>Gazyva grubundaki hastaların yüzde 95,5’i bu sonlanıma ulaştı.</p>

<p>Mikofenolat mofetil grubunda oran yüzde 73,2 olarak gerçekleşti.</p>

<p>Düzeltilmiş tedavi farkı 23,39 yüzde puanıydı.</p>

<p>Yüzde 95 güven aralığı 6,85 ile 38,90 arasındaydı.</p>

<p>P değeri 0,0031 bulundu.</p>

<p>Bu sonuç obinutuzumabın aktif karşılaştırıcı tedaviye karşı istatistiksel olarak anlamlı üstünlük gösterdiğini ortaya koydu.</p>

<p>Yüzde 95,5 ne anlama geliyor?</p>

<p>Bu rakam kolaylıkla yanlış yorumlanabilir.</p>

<p>Yüzde 95,5, ilacın nefrotik sendromu kalıcı olarak yüzde 95,5 oranında iyileştirdiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Sonlanım, çalışmanın 52. haftasında önceden belirlenen kriterlere göre sürdürülen tam remisyonda bulunan hastaların oranını ifade ediyor.</p>

<p>Nefrotik sendrom ilerleyen dönemlerde tekrar ortaya çıkabilen bir hastalık.</p>

<p>Dolayısıyla uzun dönem relaps oranları ve tekrar tedavi gereksinimi ayrıca izlenmek zorunda.</p>

<p>Relaps riski de azaldı</p>

<p>INShore çalışmasında yalnız 52. haftadaki remisyon oranı değerlendirilmedi.</p>

<p>Relaps veya ölüm zamanını değerlendiren analizler de obinutuzumab lehine sonuçlandı.</p>

<p>Bildirilen hazard oranı yaklaşık 0,25 düzeyindeydi.</p>

<p>Bu, çalışma dönemindeki relaps veya ölüm tehlikesinin karşılaştırıcı tedaviye göre yaklaşık yüzde 75 daha düşük olduğu anlamına geliyor.</p>

<p>Ancak göreceli risk azalması ile hastaların mutlak relaps olasılığı aynı kavram değil.</p>

<p>Haber başlıklarında “relapsları yüzde 75 önledi” şeklinde kesin bir ifade kullanılması bu nedenle doğru olmaz.</p>

<p>Tedavi nasıl uygulanıyor?</p>

<p>Gazyva damar yoluyla uygulanan biyolojik bir tedavi.</p>

<p>Nefrotik sendromda amaç sürekli günlük ilaç kullanımından farklı olarak belirli infüzyonlarla B hücrelerini hedeflemek ve hastalık kontrolünün sürdürülmesini sağlamak.</p>

<p>Tedavi sağlık kuruluşunda ve tıbbi gözetim altında uygulanıyor.</p>

<p>Obinutuzumab infüzyon reaksiyonlarına yol açabileceği için uygulama öncesi ve sırasında gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.</p>

<p>Güvenlik neden önemli?</p>

<p>CD20 hedefli tedaviler B hücrelerini azalttığı için enfeksiyon riski önemli güvenlik başlıklarından biri.</p>

<p>Obinutuzumab ürün bilgisinde ciddi infüzyon reaksiyonları, hepatit B virüsü reaktivasyonu ve progresif multifokal lökoensefalopati gibi ciddi risklere ilişkin uyarılar bulunuyor.</p>

<p>Tedavi öncesinde hastaların enfeksiyon ve bağışıklık durumu değerlendirilmek zorunda.</p>

<p>Özellikle çocuklarda uzun süreli B hücresi baskılanmasının enfeksiyonlar, immünoglobulin düzeyleri ve aşılara verilen yanıt üzerindeki etkileri klinik takip açısından önemli.</p>

<p>Bu nedenle yüksek remisyon oranı, ilacın her nefrotik sendromlu çocuk için otomatik olarak uygun olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Her nefrotik sendrom hastasında kullanılacak mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>FDA’nın yeni endikasyonu bütün nefrotik sendrom hastalarını kapsamıyor.</p>

<p>Tedavi, çocuklukta başlayan sık tekrarlayan veya steroide bağımlı idiopatik nefrotik sendromu bulunan ve remisyonda olan 2 yaş ve üzerindeki hastalarda relaps riskini azaltmak amacıyla onaylandı.</p>

<p>Nefrotik sendrom farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Genetik hastalıklar, sistemik hastalıklar ve farklı glomerüler hastalıklar da nefrotik sendroma yol açabiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla Gazyva’nın onayı bütün nefrotik sendrom nedenlerine genellenemez.</p>

<p>FDA kararı neden önemli?</p>

<p>Çocukluk çağındaki nefrotik sendromda temel sorunlardan biri yalnız ilk atağı kontrol etmek değil, tekrarlayan relapsları önlemek.</p>

<p>Sık relaps yaşayan çocuklarda yıllar boyunca kortikosteroid ve başka immünsüpresif ilaçlara maruz kalınabiliyor.</p>

<p>INShore çalışmasının en güçlü yönlerinden biri obinutuzumabın plasebo yerine aktif bir immünsüpresif tedaviyle karşılaştırılması.</p>

<p>52. haftada yüzde 95,5’e karşı yüzde 73,2 sürdürülen tam remisyon ve relaps analizinin aynı yönde sonuç vermesi, CD20 hedefli yaklaşım için güçlü bir Faz III kanıt oluşturuyor.</p>

<p>FDA’nın gerçek ruhsat kararı da araştırma sonucunu doğrudan klinik uygulamaya taşıyan önemli bir eşik.</p>

<p>Bununla birlikte tedavinin uzun yıllar içerisindeki relaps sıklığı, tekrar doz gereksinimi, bağışıklık sistemi üzerindeki kalıcı etkileri ve özellikle çocuklardaki uzun dönem güvenliği izlenmeye devam edecek.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik yeni bir FDA ilaç onayını haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Çocukluk çağı nefrotik sendromunda tedavi; hastalığın tipi, relaps sıklığı, önceki tedaviler ve çocuğun klinik özelliklerine göre çocuk nefrolojisi uzmanı tarafından planlanmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration, Gazyva Çocukluk Çağı Nefrotik Sendromu Onayı, 25 Eylül 2026</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Genentech, Gazyva FDA Onayı ve INShore Faz III Sonuçları, 25 Eylül 2026</p>

<p>INShore Faz III Klinik Araştırması </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cocuklarda-nefrotik-sendrom-icin-fdadan-yeni-tedavi-remisyon-yuzde-955</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-5876.jpeg" type="image/jpeg" length="91289"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FDA FOP Tedavisi İçin Atebrioz’u Onayladı: Yeni Kemik Oluşumunu Hedefliyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fda-fop-tedavisi-icin-atebriozu-onayladi-yeni-kemik-olusumunu-hedefliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fda-fop-tedavisi-icin-atebriozu-onayladi-yeni-kemik-olusumunu-hedefliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, kas ve bağ dokularında anormal kemik oluşumuna yol açan FOP için Atebrioz’u onayladı. Günde tek tablet kullanılan ilaç, hastalığın merkezindeki ACVR1/ALK2 sinyal yolunu hedefliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi, kasların, tendonların ve bağ dokularının zaman içerisinde kemiğe dönüşmesine yol açabilen son derece nadir genetik hastalık fibrodysplasia ossificans progressiva için yeni bir tedavi seçeneğini onayladı.</p>

<p>FDA, zilurgisertib etken maddeli Atebrioz tabletlerini FOP hastalarında yeni heterotopik kemik oluşumunun hacmini azaltmak amacıyla 25 Eylül 2026'da ruhsatlandırdı.</p>

<p>Tedavi yetişkinlerin yanı sıra 12 yaş ve üzerindeki çocuklarda kullanılabilecek.</p>

<p>Atebrioz'un dikkat çekici özelliği, FOP'un altında yatan ACVR1/ALK2 sinyal yolunu doğrudan hedefleyen oral küçük moleküllü bir ilaç olması.</p>

<p>Bununla birlikte FDA onayının temel klinik ölçütünün hastaların hareket kabiliyeti veya yaşam süresi değil, görüntülemeyle ölçülen yeni anormal kemik oluşumunun hacmi olduğu özellikle belirtilmeli.</p>

<p>FOP nedir?</p>

<p>Fibrodysplasia ossificans progressiva son derece nadir görülen kalıtsal bir hastalık.</p>

<p>Hastalıkta kas, tendon, bağ ve diğer yumuşak dokuların içerisinde normalde bulunmaması gereken yeni kemik dokusu oluşuyor.</p>

<p>Bu sürece heterotopik ossifikasyon adı veriliyor.</p>

<p>Yeni kemik dokusu zaman içinde eklemlerin çevresinde köprüler oluşturabiliyor ve hastanın hareket kapasitesini giderek kısıtlayabiliyor.</p>

<p>Omuz, boyun, sırt, kalça ve diğer eklem bölgelerindeki hareket kaybı ilerleyebiliyor.</p>

<p>Hastalık ilerledikçe günlük yaşam aktiviteleri ciddi biçimde etkilenebiliyor.</p>

<p>FOP neden ortaya çıkıyor?</p>

<p>FOP vakalarının büyük bölümü ACVR1 genindeki hastalık yapıcı değişikliklerle ilişkili.</p>

<p>ACVR1 geni ALK2 olarak da bilinen bir reseptör proteininin üretiminde görev alıyor.</p>

<p>Bu reseptör normal kemik gelişimi ve hücresel sinyal süreçlerinde rol oynayan BMP yolunun bir parçası.</p>

<p>FOP'ta ACVR1/ALK2 sinyalinin anormal biçimde aktive olması, yumuşak dokuların içerisinde kemik oluşumunu tetikleyebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle hastalığın moleküler mekanizmasını hedeflemek isteyen ilaç geliştirme programlarının önemli hedeflerinden biri ALK2 oldu.</p>

<p>Atebrioz nasıl çalışıyor?</p>

<p>Atebrioz'un etken maddesi zilurgisertib.</p>

<p>Zilurgisertib oral kullanılan küçük moleküllü bir ALK2 inhibitörü.</p>

<p>İlaç, hastalıkta aşırı çalışan ACVR1/ALK2 sinyalini baskılayarak yeni heterotopik kemik oluşumunu azaltmayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yaklaşım mevcut anormal kemiği ortadan kaldırmıyor.</p>

<p>Tedavinin temel hedefi yeni kemik oluşumunun hızını ve miktarını azaltmak.</p>

<p>Dolayısıyla Atebrioz “oluşmuş kemikleri eritiyor” şeklinde yorumlanmamalı.</p>

<p>PROGRESS çalışması ne gösterdi?</p>

<p>FDA onayının temelini zilurgisertibin değerlendirildiği PROGRESS klinik programı oluşturdu.</p>

<p>Randomize ve çift kör Faz II çalışmanın ilk kohortuna toplam 63 FOP hastası dahil edildi.</p>

<p>Hastalar zilurgisertib veya plasebo almak üzere randomize edildi.</p>

<p>Araştırmacılar tedavinin etkisini düşük doz tüm vücut bilgisayarlı tomografi görüntüleriyle ortaya çıkan yeni heterotopik ossifikasyon hacmini ölçerek değerlendirdi.</p>

<p>24 haftanın sonunda dikkat çekici bir ayrışma görüldü.</p>

<p>Zilurgisertib grubunda toplam yeni heterotopik kemik hacmi başlangıca göre ortalama 3,2 santimetreküp azaldı.</p>

<p>Plasebo grubunda ise yeni heterotopik kemik hacmi ortalama 24,6 santimetreküp arttı.</p>

<p>Bu sonuç, ALK2 inhibisyonunun FOP'taki anormal kemik oluşumunu biyolojik olarak baskılayabildiğini destekleyen temel klinik kanıtı oluşturdu.</p>

<p>Yeni kemik hacminin azalması ne anlama geliyor?</p>

<p>Bu nokta sonuçların doğru yorumlanması açısından önemli.</p>

<p>Çalışmada kullanılan temel sonlanım hastanın yürüme mesafesi, günlük yaşam bağımsızlığı veya yaşam süresi değildi.</p>

<p>Araştırmacılar görüntüleme yöntemleriyle yeni oluşan heterotopik kemiğin hacmini ölçtü.</p>

<p>Dolayısıyla sonuç:</p>

<p>“Atebrioz hastaların hareket kabiliyetini tamamen geri kazandırdı”</p>

<p>veya</p>

<p>“FOP'u iyileştirdi”</p>

<p>anlamına gelmiyor.</p>

<p>Mevcut anormal kemik dokusunun ortadan kaldırıldığı da gösterilmiş değil.</p>

<p>FDA'nın değerlendirdiği temel fayda yeni heterotopik ossifikasyon oluşumunun azaltılması.</p>

<p>Uzun dönem takipler, bu biyolojik etkinin hastaların hareket kapasitesi, günlük yaşam bağımsızlığı ve yaşam kalitesi üzerinde ne ölçüde klinik faydaya dönüşeceğini daha net gösterecek.</p>

<p>Günde bir kez kullanılacak</p>

<p>FDA'nın onayladığı önerilen Atebrioz dozu 12 yaş ve üzerindeki hastalarda günde bir kez 100 mg.</p>

<p>Tabletler yemekle birlikte veya yemekten bağımsız alınabiliyor.</p>

<p>FOP gibi kronik ve yaşam boyu süren bir hastalıkta oral kullanım, tedavinin uygulanabilirliği açısından önemli bir özellik.</p>

<p>Ancak ilaç reçeteli ve sistemik bir tedavi.</p>

<p>Hastaların düzenli klinik ve laboratuvar izlemi gerekiyor.</p>

<p>Yan etkiler neler?</p>

<p>FDA ürün bilgisinde Atebrioz'un önemli güvenlik risklerine yer verdi.</p>

<p>Tedavi sırasında karaciğer enzimlerinde yükselme görülebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tedavi öncesinde ve kullanım sırasında karaciğer fonksiyonlarının takip edilmesi gerekiyor.</p>

<p>İlaç ayrıca embriyo-fetal toksisite riski taşıyor.</p>

<p>Üreme potansiyeli bulunan hastalarda gebelik açısından gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.</p>

<p>Klinik çalışmalarda bildirilen diğer advers olayların da uzun dönem gerçek yaşam kullanımında takip edilmesi gerekecek.</p>

<p>FOP'ta travma neden önemli?</p>

<p>FOP'u diğer birçok kemik hastalığından ayıran özelliklerden biri travmanın yeni kemik oluşumunu tetikleyebilmesi.</p>

<p>Kas içi enjeksiyonlar, biyopsiler, bazı cerrahi girişimler ve yumuşak doku travmaları hastalarda alevlenme ve yeni heterotopik ossifikasyon gelişimine yol açabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle FOP hastalarının tıbbi ve cerrahi işlemleri hastalık konusunda deneyimli ekipler tarafından dikkatle planlanıyor.</p>

<p>Yeni bir ilacın onaylanması bu özel klinik önlemlerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>FOP ne kadar nadir?</p>

<p>FOP dünyanın en nadir genetik hastalıklarından biri.</p>

<p>Hastalığın yaklaşık her 1–2 milyon kişiden birini etkilediği tahmin ediliyor.</p>

<p>Nadirliği nedeniyle büyük binlerce hastalık randomize klinik çalışmalar yapmak son derece güç.</p>

<p>Bu durum FOP gibi ultra-nadir hastalıklarda ilaç geliştirilmesinin en önemli zorluklarından biri.</p>

<p>FDA'nın Atebrioz değerlendirmesinde 63 hastalık randomize Faz II verisinin önemli rol oynamasının nedenlerinden biri de bu.</p>

<p>Atebrioz FOP için ilk ilaç mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>FOP için daha önce FDA tarafından onaylanan palovarotene adlı tedavi bulunuyor.</p>

<p>Dolayısıyla Atebrioz'un “FOP için ilk tedavi” olarak sunulması doğru olmaz.</p>

<p>Yeni ilacın farklılığı, oral küçük molekül olarak hastalığın merkezindeki ACVR1/ALK2 sinyal yolunu doğrudan inhibe etmeyi hedeflemesi.</p>

<p>Farklı mekanizmalara sahip tedavilerin bulunması, ultra-nadir bir hastalıkta hastaya özgü tedavi seçeneklerinin genişlemesi açısından önem taşıyor.</p>

<p>FDA kararı neden önemli?</p>

<p>FOP'ta hastalık ilerledikçe oluşan yeni kemik dokusu geri döndürülemeyen hareket kayıplarına yol açabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle tedavinin temel hedeflerinden biri yeni heterotopik ossifikasyon oluşumunu mümkün olduğunca erken ve uzun süreli biçimde azaltmak.</p>

<p>Atebrioz'un doğrudan hastalık mekanizmasının merkezindeki ALK2 sinyalini hedeflemesi, FOP tedavisinde moleküler olarak yönlendirilmiş yeni bir seçenek sunuyor.</p>

<p>FDA ayrıca zilurgisertib geliştirme programına Fast Track, Priority Review ve Orphan Drug statüleri vermişti.</p>

<p>Bu statüler ilacın onayından önce geliştirme ve değerlendirme sürecini destekledi.</p>

<p>25 Eylül 2026 tarihli karar ise artık düzenleyici bir statü değil, gerçek FDA pazarlama onayı.</p>

<p>Bundan sonraki en önemli soru uzun dönem sonuçlar olacak.</p>

<p>Yeni heterotopik kemik hacmindeki azalmanın yıllar içerisinde daha fazla hareket kapasitesinin korunmasına, daha az engelliliğe ve daha iyi yaşam kalitesine dönüşüp dönüşmediği uzun süreli takiplerle anlaşılacak.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik yeni bir ilaç onayını haberleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. FOP son derece nadir ve özel uzmanlık gerektiren genetik bir hastalıktır. Tedavi seçimi ve takibi hastalık konusunda deneyimli uzman ekipler tarafından yapılmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>U.S. Food and Drug Administration, Atebrioz (zilurgisertib) Onay Duyurusu, 25 Eylül 2026</p>

<p>Incyte, Atebrioz FDA Onayı ve PROGRESS Klinik Programı, 25 Eylül 2026</p>

<p>PROGRESS Faz II Klinik Araştırması </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fda-fop-tedavisi-icin-atebriozu-onayladi-yeni-kemik-olusumunu-hedefliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-5876.jpeg" type="image/jpeg" length="28774"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miyastenia gravis nedir? Göz kapağı düşmesi ve kas güçsüzlüğüne dikkat]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/miyastenia-gravis-nedir-goz-kapagi-dusmesi-ve-kas-gucsuzlugune-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/miyastenia-gravis-nedir-goz-kapagi-dusmesi-ve-kas-gucsuzlugune-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz kapağı düşmesi, çift görme ve dinlenince azalan kas güçsüzlüğü miyastenia gravis belirtisi olabilir. Hastalığın tanısı, tedavileri ve acil değerlendirme gerektiren bulguları öğrenin.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Miyastenia gravis, sinirlerden kaslara giden hareket sinyallerinin iletimini bozan, bağışıklık sistemiyle ilişkili kronik bir hastalıktır. Göz kapağı düşmesi, çift görme, çiğnerken yorulma ve gün içinde değişen kas güçsüzlüğüyle kendini gösterebilir. En önemli özelliklerinden biri, etkilenen kas kullanıldıkça güçsüzlüğün artması ve dinlenmeyle kısmen hafiflemesidir.</p>

<p>Her yorgunluk veya göz kapağı düşüklüğü miyastenia gravis anlamına gelmez. Ancak bu belirtilere konuşma, yutma veya nefes alma güçlüğü eşlik ediyorsa değerlendirme geciktirilmemelidir. Özellikle hızla kötüleşen solunum ve yutma sorunları acil müdahale gerektirebilir.</p>

<p>Miyastenia graviste kaslar neden güçsüzleşir?</p>

<p>Normalde sinir uçlarından salınan asetilkolin adlı haberci madde, kas hücresindeki alıcılara bağlanarak kasılmayı başlatır. Miyastenia graviste bağışıklık sisteminin ürettiği bazı antikorlar, bu iletişimin gerçekleştiği yapılara zarar verir veya çalışmalarını engeller.</p>

<p>En sık asetilkolin reseptörüne karşı antikorlar görülür. Bazı hastalarda ise kasın sinirden gelen sinyali almasına yardımcı olan MuSK adlı protein hedef alınır. Bu ayrım yalnızca laboratuvar bilgisi değildir; tedavi seçimini de etkileyebilir.</p>

<p>Gözle sınırlı ve yaygın hastalık arasındaki fark</p>

<p>Güçsüzlük yalnızca göz kapakları ve göz hareketlerini sağlayan kaslardaysa hastalık “oküler miyasteni” olarak adlandırılır. Göz kapağı düşmesi ve çift görme ön plandadır.</p>

<p>Yüz, boyun, kol, bacak, yutma veya solunum kaslarının da etkilenmesi “jeneralize”, yani yaygın miyastenia gravis olarak tanımlanır. Göz belirtileriyle başlayan hastalık bazı kişilerde zamanla yaygınlaşabilir; ancak bu herkes için kaçınılmaz değildir.</p>

<p>Miyastenia gravis belirtileri nelerdir?</p>

<p>Belirtiler aynı kişide bile günlere ve yapılan işe göre değişebilir. Başlıca yakınmalar şunlardır:</p>

<p>- Bir veya iki göz kapağında düşme<br />
- Çift görme<br />
- Konuşma uzadıkça sesin zayıflaması veya peltekleşmesi<br />
- Çiğneme sırasında çenenin yorulması<br />
- Yutarken öksürme veya boğaza takılma hissi<br />
- Boynu dik tutmakta zorlanma<br />
- Saç tarama gibi kolları yukarıda tutmayı gerektiren işlerde güçlük<br />
- Merdiven çıkarken veya yürürken belirgin güçsüzlük<br />
- Zayıf öksürük ve nefes alma güçlüğü</p>

<p>Güçsüzlük her zaman akşam ortaya çıkmaz. Daha önemli ipucu, belirli bir kasın tekrar tekrar kullanılmasıyla işlevinin azalmasıdır. Hastalık tipik olarak duyu kaybı yapmaz; uyuşma ve karıncalanma belirginse başka nedenler de araştırılır.</p>

<p>Neden olur, neler kötüleştirebilir?</p>

<p>Bağışıklık sisteminin neden sinir-kas bağlantısına karşı tepki geliştirdiği tam olarak açıklanmış değildir. Göğüs kemiğinin arkasındaki timus bezi bazı hastalarda bu süreçle ilişkilidir. Timusta büyüme veya timoma adı verilen tümör bulunabilir. Bu nedenle tanı sürecinde timus da değerlendirilir.</p>

<p>Enfeksiyonlar, aşırı sıcak, uykusuzluk, ameliyat ve bazı ilaçlar mevcut belirtileri ağırlaştırabilir. Bunlar hastalığın herkeste aynı şekilde ortaya çıkmasına yol açan nedenler değildir.</p>

<p>Bazı antibiyotikler, belirli kalp ilaçları ve magnezyum içeren ürünler miyastenik güçsüzlüğü artırabilir. Yeni bir ilaç veya takviye düşünülürken hastalık hekim ve eczacıya bildirilmelidir. Mevcut ilaçlar kendi kendine kesilmemelidir.</p>

<p>Miyastenik kriz nedir?</p>

<p>Miyastenik kriz, solunum kaslarındaki ağır güçsüzlüğün solunumu tehlikeye soktuğu, hastanede acil tedavi gerektiren durumdur. Yutma kaslarının belirgin etkilenmesi de yiyecek ve sıvıların soluk borusuna kaçma riskini artırabilir.</p>

<p>Dinlenirken nefes darlığı, kısa cümleleri bile tamamlayamama, tükürüğü yutamama, tekrarlayan boğulma, salgıları temizleyemeyecek kadar zayıf öksürük veya yatınca artan solunum güçlüğünde 112 aranmalıdır.</p>

<p>Önceden miyastenia gravis tanısı bulunması, yeni başlayan belirtilerin evde beklenebileceği anlamına gelmez. Ani konuşma bozukluğu veya tek taraflı güçsüzlük gibi bulgularda inme dâhil başka acil nedenler de düşünülmelidir.</p>

<p>Miyastenia gravis nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Tanıda belirtilerin seyri ve nörolojik muayene temel alınır. Hekim, kas gücünün tekrarlayan hareketlerle değişip değişmediğini değerlendirir. Muayene sırasında bulunmayan göz kapağı düşüklüğünün fotoğrafı veya belirtilerin zamanını gösteren bir günlük yardımcı olabilir.</p>

<p>Kan testleriyle asetilkolin reseptörü ve MuSK gibi yapılara karşı gelişen antikorlar araştırılır. Gerektiğinde başka antikor testleri de kullanılır. Sonuçların negatif olması hastalığı tamamen dışlamaz.</p>

<p>Tekrarlayan sinir uyarımı ve tek lif elektromiyografisi, sinirden kasa iletimin ne kadar düzenli gerçekleştiğini inceleyen testlerdir. Göz kapağına kısa süreli soğuk uygulamayla düzelmenin değerlendirildiği buz testi de bazı durumlarda tanıyı destekleyebilir.</p>

<p>Göğüs tomografisi veya MR, timus bezini incelemek için istenebilir. Solunum ve yutma yakınmaları varsa bunlara yönelik değerlendirme yapılır. Her test her hastaya uygulanmaz; sonuçlar birlikte yorumlanır.</p>

<p>Tedavide hedef yalnızca güçsüzlüğü azaltmak değil</p>

<p>Tedavi; belirtileri hafifletmeyi, bağışıklık sisteminin zararlı etkisini kontrol etmeyi, krizleri önlemeyi ve günlük yaşamı korumayı amaçlar.</p>

<p>Piridostigmin, sinir-kas bağlantısındaki haberci maddenin etkisini uzatarak kas gücünü geçici olarak artırabilir. Ancak hastalığa neden olan bağışıklık tepkisini ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Kortikosteroidler ve diğer bağışıklık düzenleyici ilaçlar, hastalığın kontrolünde kullanılabilir. Etkilerinin ortaya çıkması zaman alabilir. Enfeksiyonlar ve ilaca özgü yan etkiler nedeniyle düzenli takip gerekir.</p>

<p>Hızlı kötüleşme veya kriz durumunda damar yoluyla immünoglobulin ve plazma değişimi uygulanabilir. Plazma değişimi, kandaki zararlı antikorların uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Gerektiğinde solunum desteği sağlanır.</p>

<p>Timoma bulunan hastalarda cerrahi değerlendirme önemlidir. Timoma olmadan da belirli antikor özelliklerini taşıyan, yaygın hastalığı bulunan seçilmiş kişilerde timusun çıkarılması yararlı olabilir. Ameliyat herkese uygulanmaz ve anında iyileşme garantisi vermez.</p>

<p>Yeni tedaviler kimler için seçenek oluşturuyor?</p>

<p>Son yıllarda hastalıkla ilişkili antikorları veya belirli bağışıklık mekanizmalarını hedefleyen ilaçlar tedavi seçeneklerini genişletti. Ancak bu ilaçların uygunluğu antikor türüne, yaşa ve hastalığın özelliklerine bağlıdır.</p>

<p>FDA, 29 Nisan 2025’te nipocalimabı ABD’de asetilkolin reseptörü veya MuSK antikoru pozitif, yaygın miyastenia gravisi bulunan 12 yaş ve üzerindeki hastalar için onayladı. Tedavi, IgG adı verilen antikorların kanda kalma süresini azaltan bir mekanizmayı hedefliyor.</p>

<p>FDA ayrıca 11 Aralık 2025’te inebilizumabın kullanım alanını aynı antikor gruplarındaki yetişkin yaygın miyastenia gravis hastalarını kapsayacak şekilde genişletti. Bu ilaç, antikor üretim sürecinde rol oynayan belirli B hücrelerini hedefliyor.</p>

<p>Çalışmalarda her iki tedaviyle günlük işlevlerde karşılaştırma grubuna göre daha fazla iyileşme görüldü. Buna karşılık enfeksiyon ve uygulama sırasında reaksiyon gibi riskler bulunuyor. İlaçlar birbirleriyle doğrudan karşılaştırılmış gibi değerlendirilmemeli.</p>

<p>Bu onaylar ABD’ye aittir. Türkiye’de miyastenia gravis için ruhsat, erişim ve geri ödeme durumları bu haber kapsamında doğrulanamadı.</p>

<p>CAR-T araştırması ne gösterdi?</p>

<p>2026’da yayımlanan bir Faz IIb araştırmada Descartes-08 adlı deneysel hücre tedavisi incelendi. Yöntemde hastanın bağışıklık hücreleri, hastalıkla ilişkili antikorları üreten hücrelerde bulunan belirli bir hedefe yönlendiriliyor.</p>

<p>Ana etkinlik değerlendirmesinde 26 hasta yer aldı. Üçüncü ayda hastalık şiddeti ölçümünde belirlenen iyileşme eşiğine, tedavi grubundaki 15 kişinin 10’u, karşılaştırma grubundaki 11 kişinin 3’ü ulaştı.</p>

<p>Bulgular dikkat çekici olsa da çalışma küçüktü. Tedavi uygulamasına bağlı reaksiyonlar görüldü ve uzun dönem yarar ile risklerin daha geniş araştırmalarla değerlendirilmesi gerekiyor. Descartes-08, miyastenia gravis için rutin kullanıma girmiş onaylı bir tedavi değildir.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Miyastenia gravis bulaşıcı mı?</p>

<p>Hayır. Enfeksiyon değildir ve kişiden kişiye geçmez.</p>

<p>Miyastenia gravis tamamen geçer mi?</p>

<p>Hastalığı herkeste kalıcı olarak ortadan kaldıran bir tedavi yoktur. Bununla birlikte uygun tedaviyle uzun süreli belirti kontrolü veya belirtilerin çok azaldığı sakin dönemler sağlanabilir.</p>

<p>Miyastenia gravis ile gebelik mümkün mü?</p>

<p>Evet. Gebelik öncesinde hastalık aktivitesi ve ilaçlar nöroloji ile kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Miyastenia gravisi olanlar egzersiz yapabilir mi?</p>

<p>Hastalık kontrol altındayken kişiye uygun egzersiz yapılabilir. Program güçsüzlüğün düzeyine göre planlanmalı; aşırı sıcak ve tükenmeye yol açan yüklenmeden kaçınılmalıdır.</p>

<p>Miyastenia gravis ile MS aynı hastalık mı?</p>

<p>Hayır. Miyastenia gravis sinir-kas bağlantısını, multipl skleroz ise beyin ve omurilikteki sinir yapılarını etkiler. Tanı testleri ve tedavileri farklıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; kişisel tanı ve tedavi sağlık profesyoneli değerlendirmesi gerektirir. Yeni veya hızla artan nefes alma ve yutma güçlüğünde acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi, MedlinePlus. Myasthenia Gravis; Myasthenia Gravis Tests. NHS. Myasthenia gravis: Symptoms, Diagnosis and Treatment. Erişim: 26 Eylül 2026.</p>

<p>2. ABD Gıda ve İlaç Dairesi. Imaavy onay kaydı ve Drug Trials Snapshot, 2025; Uplizna miyastenia gravis onay kaydı ve ürün bilgisi, Aralık 2025.</p>

<p>3. Vu T ve arkadaşları. BCMA-directed mRNA CAR T cell therapy for myasthenia gravis: a randomized, double-blind, placebo-controlled phase 2b trial. Nature Medicine, 2026;32:1131–1141. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/miyastenia-gravis-nedir-goz-kapagi-dusmesi-ve-kas-gucsuzlugune-dikkat</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1377.jpeg" type="image/jpeg" length="22703"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sayıştay’dan NKÜ Hastanesi İçin Kritik Uyarı: Borç 718,7 Milyon TL’ye Ulaştı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sayistaydan-nku-hastanesi-icin-kritik-uyari-borc-7187-milyon-tlye-ulasti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sayistaydan-nku-hastanesi-icin-kritik-uyari-borc-7187-milyon-tlye-ulasti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sayıştay raporuna göre Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesinin vadesi gelmeyenlerle birlikte borcu 718,7 milyon TL’ye çıktı. Döner sermaye 2025 yılını 681,3 milyon TL zararla kapatırken stok kayıtlarında 129,7 milyon TL fark belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Sayıştay Başkanlığının Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesine ilişkin 2025 yılı denetim raporu, özellikle üniversite hastanesi ve döner sermaye işletmesindeki mali sorunları ortaya koydu.</p>

<p>Raporda hastanenin borçlarının sürdürülemez düzeyde arttığı, stok kayıtlarının birbiriyle uyuşmadığı, bazı sağlık hizmeti ihalelerinde rekabetin sağlanamadığı ve önceki yıldan kalan bazı eksikliklerin giderilmediği belirtildi.</p>

<p>Hastanenin toplam borcu 718,7 milyon TL</p>

<p>Sayıştay’ın tespitine göre üniversite hastanesinin vadesi geçmiş ticari borçları 2025 yılı sonunda 310 milyon 681 bin TL’ye ulaştı. Henüz vadesi gelmeyen yükümlülükler de hesaba katıldığında toplam borç 718 milyon 762 bin TL olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Raporda yer alan piyasa borçları tablosunda ise özel sektör şirketleri, gerçek kişiler, Devlet Malzeme Ofisi Sağlık Market ve diğer kuruluşlara olan borçların toplamı 547 milyon 674 bin TL olarak gösterildi.</p>

<p>Hastanenin bazı borçlarını taahhüt ettiği sürelerde ödeyemediği belirtilirken mevcut durumun kurumun piyasa güvenilirliğini olumsuz etkileyebileceği kaydedildi.</p>

<p>Sayıştay, borçların azaltılmaması durumunda hastanenin piyasadan mal ve hizmet temin etmekte zorlanabileceği, firmaların ödeme riskini fiyatlara yansıtabileceği ve yeni alımların piyasa fiyatlarının üzerinde gerçekleşebileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Döner sermayede 681 milyon TL zarar</p>

<p>Üniversitenin döner sermaye işletmesi 2025 yılında 1 milyar 984 milyon TL gelir elde etti. Aynı dönemde giderler 2 milyar 666 milyon TL’ye yükseldi.</p>

<p>Böylece döner sermaye işletmesi yılı 681 milyon 383 bin TL net zararla tamamladı.</p>

<p>Üniversite yönetimi, giderlerdeki artışta döner sermaye gelirlerinden karşılanan personel ödemelerinin, döviz kurundaki yükselişin, banka faizlerinin ve firmaların fiyat artışlarının etkili olduğunu bildirdi. Hastane gelirlerinin giderleri karşılamada yetersiz kaldığı da üniversitenin Sayıştay’a verdiği cevapta kabul edildi.</p>

<p>Stok kayıtlarında 129,7 milyon TL’lik fark</p>

<p>Raporun mali tabloları doğrudan etkileyen en önemli tespiti stok kayıtlarında ortaya çıktı.</p>

<p>Hastane Bilgi Yönetim Sistemi’nde 358 milyon 446 bin TL değerinde ilaç ve tıbbi malzeme görünürken döner sermaye muhasebe sistemindeki stok tutarı 488 milyon 137 bin TL olarak kaydedildi.</p>

<p>İki sistem arasında 129 milyon 690 bin TL fark bulunduğu belirlendi. Sayıştay, hastane sisteminde bulunmamasına rağmen mali tablolarda görünen bu tutar nedeniyle kurum varlıklarının mali tablolarda hatalı gösterildiğini değerlendirdi.</p>

<p>Bu bulgu nedeniyle döner sermaye işletmesinin mali tablolarına tam olumlu görüş yerine, stok hesapları hariç olmak üzere olumlu anlamına gelen şartlı denetim görüşü verildi.</p>

<p>Üniversite yönetimi, stok kayıtlarındaki uyumsuzluğun giderilmesi için çalışmalara başlandığını ve sürecin 2026 yılı içerisinde tamamlanmasının planlandığını bildirdi.</p>

<p>442 milyon TL’lik ihalelerde rekabet tartışması</p>

<p>Sayıştay, üniversite hastanesinin 2024 ve 2025 yıllarında gerçekleştirdiği toplam 442 milyon 310 bin TL tutarındaki sekiz sağlık hizmeti ihalesini de inceledi.</p>

<p>Rapora göre bu ihalelerin yedisinde yalnızca bir katılımcı yer aldı. Teknik şartnamelerin hazırlanmasında ihaleyi kazanan firmaların sunum, tanıtım ve dokümanlarından yararlanıldığı; yaklaşık maliyet belirlenirken yine bu firmalardan alınan fiyatların etkili olduğu tespit edildi.</p>

<p>Tek katılımcıyla gerçekleştirilen bazı ihalelerde tekliflerin yaklaşık maliyete oldukça yakın olduğu ve ihaleyi fiyat bilgisi alınan firmaların kazandığı belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sayıştay, bu uygulamaların saydamlık, eşit muamele, rekabet ve kamu kaynaklarının verimli kullanılması ilkeleri bakımından ciddi tereddüt oluşturduğunu bildirdi.</p>

<p>İncelenen işler arasında genetik testler, onkoloji ilaç hazırlama ve uygulama sistemi, merkezi sterilizasyon, manyetik rezonans görüntüleme, patoloji ve laboratuvar hizmetleri bulunuyor.</p>

<p>Alımların parçalara bölündüğü tespit edildi</p>

<p>Raporda hem üniversitenin özel bütçesinde hem de döner sermaye işletmesinde bazı yapım, mal ve hizmet alımlarının ihale yerine parçalara bölünerek doğrudan temin yoluyla karşılandığı belirtildi.</p>

<p>Özel bütçe kapsamında 32 yapım işinin doğrudan teminle gerçekleştirildiği; diş malzemesi, bilgisayar, fotokopi makinesi ve kırmızı et gibi bazı alımların farklı işlemlere ayrıldığı tespit edildi.</p>

<p>Meslek yüksekokullarına yönelik yaklaşık 10 milyon TL tutarındaki yemek hizmetlerinin de çok sayıda doğrudan temin işlemiyle karşılandığı kaydedildi.</p>

<p>Döner sermayede ise bazı süreli işler için sözleşme yapılmadığı, kimi alımlarda firmaların yasaklılık durumunun kontrol edilmediği ve Kamu İhale Kurulundan izin alınmadan doğrudan temin sınırının aşıldığı bildirildi.</p>

<p>Doğrudan temin kapsamındaki harcamaların mal alımlarında yüzde 16’ya, yapım işlerinde ise yüzde 17’ye ulaştığı belirlendi. Mevzuata göre bu oranın Kamu İhale Kurulunun uygun görüşü olmadan yüzde 10’u aşmaması gerekiyor.</p>

<p>4 bin 204 ilaç ve sarf malzemesi kullanılamadan imha edildi</p>

<p>Hastanedeki stok yönetimi eksiklikleri nedeniyle toplam 4 bin 204 ilaç ve tıbbi sarf malzemesinin kullanım süresi doldu.</p>

<p>Sayıştay’ın tespitine göre:</p>

<ul>
 <li>1 milyon 985 bin TL değerindeki 3 bin 366 ilacın,</li>
 <li>1 milyon 249 bin TL değerindeki 838 sarf malzemesinin</li>
</ul>

<p>miadı dolduğu için imha edildiği veya imha edilmek üzere kayda alındığı görüldü.</p>

<p>Kullanılamayan ilaç ve sarf malzemelerinin toplam mali değeri yaklaşık 3 milyon 235 bin TL olarak hesaplandı.</p>

<p>Raporda bu durumun fazla miktarda alım yapılması, alt depolardaki stokların yeterince kontrol edilmemesi ve taşınır görevlilerinin eğitim eksikliğiyle bağlantılı olduğu belirtildi.</p>

<p>Medikal malzeme alımlarında denetim eksikliği</p>

<p>İlaç, serum, protez ve tıbbi sarf malzemesi alımlarının bir bölümünde teklif mektuplarının dosyada bulunmadığı, bazı tekliflerde marka, kalite standardı ve teslim süresi bilgilerinin yer almadığı tespit edildi.</p>

<p>Bazı cihazların muayene ve kabul işlemlerinin yapılmadığı, ISO, FDA veya CE belgelerine yönelik gerekli kontrollerin gerçekleştirilmediği de rapora yansıdı.</p>

<p>Malın geç teslim edilmesi halinde uygulanacak cezai yaptırımların bazı sözleşmelerde düzenlenmediği belirtildi.</p>

<p>Dört bulgu önceki yıldan beri giderilmedi</p>

<p>Sayıştay’ın izleme tablosunda, 2024 yılında tespit edilen dört önemli sorunun 2025 yılında da giderilmediği görüldü.</p>

<p>Bunlar stok kayıtlarının doğrulanamaması, doğrudan temin işlemlerindeki mevzuat eksiklikleri, tıbbi alımlardaki kontrol sorunları ve hastane depolarında etkin stok yönetiminin kurulamaması olarak sıralandı.</p>

<p>Raporda ayrıca üniversitede iç denetçi bulunmadığı, kurumsal risk çalışmalarının tamamlanmadığı ve 115 işçinin toplam 5 bin 237 gün birikmiş yıllık izni bulunduğu belirtildi.</p>

<p>Özel bütçeye olumlu, döner sermayeye şartlı görüş</p>

<p>Sayıştay, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesinin özel bütçesine ait mali tabloların genel olarak doğru ve güvenilir bilgi içerdiği sonucuna vardı.</p>

<p>Buna karşılık döner sermaye işletmesinin mali tablolarına, 129,7 milyon TL’lik stok kayıt farkı nedeniyle şartlı görüş verildi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sayistaydan-nku-hastanesi-icin-kritik-uyari-borc-7187-milyon-tlye-ulasti</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1376.jpeg" type="image/jpeg" length="36285"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Renk Körlüğü Polisliğe Engel mi? POMEM Göz Şartları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/renk-korlugu-polislige-engel-mi-pomem-goz-sartlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/renk-korlugu-polislige-engel-mi-pomem-goz-sartlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Renk körlüğü polisliğe engel mi? POMEM ve PMYO adaylarında kısmi renk körlüğü, kırmızı-yeşil renk görme bozukluğu ve Ishihara testinin nasıl değerlendirildiğini inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Renk Körlüğü Polisliğe Engel mi? POMEM Göz Şartları</p>

<p>Polis olmak isteyen adayların göz muayenesinde en fazla merak ettiği konulardan biri renk körlüğü.</p>

<p>“Renk körlüğü polisliğe engel mi?”, “Kısmi renk körlüğü olan polis olabilir mi?”, “Kırmızı-yeşil renk körlüğü POMEM’e engel mi?”, “Ishihara testini geçemezsem ne olur?” ve “Renk körlüğü lensi kullanarak sağlık muayenesinden geçilebilir mi?” soruları adayların sık araştırdığı başlıklar arasında.</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinin göz hastalıklarına ilişkin hükümleri incelendiğinde renk görme konusunda önemli bir düzenleme bulunuyor.</p>

<p>Diskromatopsi, yani renk görme bozukluğu, polis okullarına alınacak öğrenci adaylarının göz değerlendirmesinde dikkate alınan sağlık durumlarından biri.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>POMEM ve PMYO adaylarının polis eğitim kurumlarına girişte A dilimi sağlık şartlarını taşıması gerekiyor.</p>

<p>Yönetmeliğin göz hastalıkları bölümünde diskromatopsi, yani renk görme bozukluğu öğrenciliğe engel durumlar arasında düzenleniyor.</p>

<p>Bu nedenle renk görme bozukluğu bulunan aday açısından yalnızca miyop veya astigmat derecesinin uygun olması yeterli değil.</p>

<p>Renk görme fonksiyonu ayrıca değerlendiriliyor.</p>

<p>KISMİ RENK KÖRLÜĞÜ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Adayların en fazla araştırdığı sorulardan biri bu.</p>

<p>Renk görme bozukluklarının farklı tipleri ve şiddetleri bulunabilir.</p>

<p>Ancak “Ben tamamen renk körü değilim, yalnızca birkaç tonu karıştırıyorum” şeklindeki kişisel değerlendirme sağlık muayenesinin yerine geçmez.</p>

<p>Yönetmelikte kullanılan tıbbi kavram diskromatopsi.</p>

<p>Dolayısıyla renk görme bozukluğunun bulunup bulunmadığı resmi göz muayenesinde değerlendirilir.</p>

<p>“Hafif renk körlüğü kesin kabul edilir” şeklinde genel bir kuraldan hareket edilmemelidir.</p>

<p>KIRMIZI-YEŞİL RENK KÖRLÜĞÜ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>En sık görülen renk görme bozuklukları kırmızı ve yeşil renklerin algılanmasıyla ilişkili bozukluklardır.</p>

<p>Protan ve deutan tipi renk görme bozuklukları bu grupta yer alır.</p>

<p>Aday günlük hayatta renkleri büyük ölçüde ayırt edebildiğini düşünebilir ancak özel renk görme testlerinde bozukluk ortaya çıkabilir.</p>

<p>Polis adayları açısından önemli olan kişinin günlük hayattaki kendi değerlendirmesi değil, resmi göz muayenesindeki renk görme sonucudur.</p>

<p>ISHIHARA TESTİ NEDİR?</p>

<p>Ishihara testi renk görme bozukluklarının, özellikle kırmızı-yeşil eksenindeki bozuklukların taranmasında yaygın kullanılan yöntemlerden biri.</p>

<p>Testte farklı renk ve büyüklükteki noktalardan oluşan plakalar bulunur.</p>

<p>Normal renk görmesi bulunan kişi bu noktaların içerisinde belirli rakam veya şekilleri seçebilir.</p>

<p>Renk görme bozukluğu bulunan kişi ise bazı plakaları farklı okuyabilir veya içerisindeki şekli göremeyebilir.</p>

<p>Bu nedenle internette bulunan birkaç Ishihara görseline bakarak kişinin kendi kendine kesin tanı koyması doğru değildir.</p>

<p>ISHIHARA TESTİNİ GEÇEMEYEN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Tek bir internet testi veya telefon ekranındaki Ishihara görseli resmi sağlık değerlendirmesi değildir.</p>

<p>Ekranın renk ayarları, parlaklık ve görüntü kalitesi sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Ancak yetkili sağlık kuruluşundaki standart renk görme değerlendirmesinde diskromatopsi tespit edilmesi polis okulu adaylığı açısından önemlidir.</p>

<p>Nihai sağlık değerlendirmesi resmi muayene üzerinden yapılır.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ TESTİNE NASIL HAZIRLANILIR?</p>

<p>Renk görme bozukluğu doğuştan ise sınavdan önce yapılacak bir hazırlıkla normal renk görmeye dönüştürülemez.</p>

<p>Adayın test plakalarını ezberlemeye çalışması veya internetten cevapları öğrenmesi gerçek renk görme fonksiyonunu değiştirmez.</p>

<p>Sağlık değerlendirmesinin amacı kişinin gerçek renk görme durumunu belirlemektir.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ LENSİYLE POMEM MUAYENESİNDEN GEÇİLİR Mİ?</p>

<p>Bu konuda internette çok sayıda yanlış bilgi bulunuyor.</p>

<p>Renkleri ayırt etmeyi kolaylaştırdığı iddia edilen özel filtreli gözlük veya kontakt lensler bulunabilir.</p>

<p>Ancak Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinin göz hükümlerinde renk görme muayenesinde lens kullanılmasına izin verilmediği belirtiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla renk körlüğünü maskeleyen veya test sonucunu değiştirmeyi amaçlayan lens kullanımı sağlık kriterini ortadan kaldırmaz.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ GÖZLÜĞÜ KULLANMAK DURUMU DEĞİŞTİRİR Mİ?</p>

<p>Özel filtreli gözlükler bazı kişilerde belirli renkler arasındaki kontrastı değiştirebilir.</p>

<p>Ancak bu, kişinin doğuştan gelen renk görme sistemini normal hale getirdiği anlamına gelmez.</p>

<p>POMEM sağlık değerlendirmesinde esas olan adayın gerçek renk görme fonksiyonudur.</p>

<p>Bu nedenle yardımcı gözlük kullanılması yönetmelikteki sağlık şartını değiştirmez.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?</p>

<p>Doğuştan gelen kırmızı-yeşil renk görme bozuklukları için günümüzde standart klinik uygulamada normal renk görmesini kalıcı biçimde geri kazandıran rutin bir tedavi bulunmuyor.</p>

<p>Sonradan ortaya çıkan renk görme bozukluklarında ise altta yatan göz veya sistemik hastalığın değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Bu nedenle “renk körlüğü ameliyatı” veya kesin tedavi iddialarına temkinli yaklaşılmalıdır.</p>

<p>RENK KÖRLÜĞÜ SONRADAN ORTAYA ÇIKABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Renk görme bozukluklarının büyük bölümü kalıtsal olsa da bazı göz hastalıkları, optik sinir hastalıkları, sistemik hastalıklar veya bazı ilaçlar renk görmesini etkileyebilir.</p>

<p>Sonradan renkleri ayırt etmekte değişiklik fark eden kişinin göz hastalıkları uzmanına başvurması gerekir.</p>

<p>ERKEKLERDE RENK KÖRLÜĞÜ NEDEN DAHA SIK?</p>

<p>Kırmızı-yeşil renk görme bozukluklarının en yaygın kalıtsal türleri X kromozomuyla ilişkili geçiş gösterebilir.</p>

<p>Bu nedenle erkeklerde daha sık görülür.</p>

<p>Bir kişi çocukluğundan beri renkleri büyük ölçüde normal gördüğünü düşünmesine rağmen hafif renk görme bozukluğunu ancak özel testlerde fark edebilir.</p>

<p>POMEM ADAYI RENK KÖRÜ OLDUĞUNU NASIL ANLAR?</p>

<p>Adayda şüphe varsa resmi sağlık sürecini beklemeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurabilir.</p>

<p>Standart renk görme testleriyle mevcut durum değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu, adayın sağlık kurulu kararını önceden garanti etmez ancak kişinin kendi renk görme fonksiyonunu öğrenmesini sağlar.</p>

<p>Telefon uygulamaları ve internet testleri ise yalnızca fikir verebilir; resmi tanı yöntemi olarak kullanılmamalıdır.</p>

<p>TEK GÖZDE RENK GÖRME BOZUKLUĞU OLUR MU?</p>

<p>Doğuştan kırmızı-yeşil renk görme bozuklukları genellikle iki gözü birlikte etkiler.</p>

<p>Tek gözde veya iki göz arasında belirgin farklılık gösteren sonradan gelişmiş renk görme bozukluğu ise göz veya optik sinir hastalığı açısından ayrıca değerlendirme gerektirebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu durumda yalnızca polislik sağlık şartı değil, altta yatan tıbbi neden de önemlidir.</p>

<p>MİYOPU UYGUN OLAN RENK KÖRÜ ADAY POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Miyop, hipermetrop, astigmat ve renk görme birbirinden farklı göz fonksiyonlarıdır.</p>

<p>Adayın göz numarası yönetmelikteki refraksiyon sınırları içerisinde olabilir ancak renk görme bozukluğu ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Dolayısıyla “göz derecem uygun” olması renk görme şartının da otomatik olarak karşılandığı anlamına gelmez.</p>

<p>PMYO İLE POMEM RENK GÖRME ŞARTLARI FARKLI MI?</p>

<p>POMEM ve PMYO, polis eğitim kurumları kapsamında öğrenci adaylarının sağlık şartlarına ilişkin aynı temel Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği sistemine tabidir.</p>

<p>Her iki grupta da öğrenci adaylarının A dilimi sağlık şartlarını karşılaması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle renk görme bozukluğu değerlendirmesi yalnızca POMEM adaylarını ilgilendiren bir konu değildir.</p>

<p>POMEM RENK GÖRME ŞARTLARINDA EN ÖNEMLİ NOKTA</p>

<p>Adayların aklında kalması gereken temel ifade:</p>

<p>Diskromatopsi.</p>

<p>Renk görme bozukluğu göz numarasından ayrı değerlendirilir.</p>

<p>Kısmi veya hafif olduğunu düşünmek adayın kendi başına sağlık uygunluğu kararı vermesine yetmez.</p>

<p>Renk görme muayenesinde lens kullanılmasına izin verilmez.</p>

<p>Nihai değerlendirme yetkili sağlık kuruluşunun göz muayenesi ve sağlık kurulu sürecinde yapılır.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Renk körlüğü polisliğe engel mi?</p>

<p>Diskromatopsi polis eğitim kurumu öğrenci adaylarının göz sağlık değerlendirmesinde öğrenciliğe engel durumlar arasında düzenlenmiştir.</p>

<p>Kısmi renk körlüğü polisliğe engel mi?</p>

<p>“Hafif” veya “kısmi” şeklindeki kişisel tanımlamalar yeterli değildir. Resmi renk görme muayenesinde diskromatopsi bulunup bulunmadığı değerlendirilir.</p>

<p>Kırmızı-yeşil renk körlüğü POMEM’e engel mi?</p>

<p>Kırmızı-yeşil renk görme bozuklukları diskromatopsinin yaygın türlerindendir ve resmi göz değerlendirmesinde dikkate alınır.</p>

<p>Ishihara testini geçemeyen polis olabilir mi?</p>

<p>İnternette yapılan Ishihara testi resmi değerlendirme değildir. Yetkili sağlık kuruluşundaki standart muayenede tespit edilen renk görme durumu esas alınır.</p>

<p>Renk körlüğü lensiyle sağlık testine girilebilir mi?</p>

<p>Yönetmeliğin göz hükümlerinde renk görme muayenesinde lens kullanılmasına izin verilmediği belirtilmektedir.</p>

<p>Renk körlüğü ameliyatla düzelir mi?</p>

<p>Doğuştan kırmızı-yeşil renk görme bozukluklarını normal renk görmeye kalıcı olarak döndüren rutin, standart bir cerrahi tedavi bulunmamaktadır.</p>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel sağlık uygunluğu kararı değildir. POMEM ve PMYO adaylarında renk görme değerlendirmesinde yürürlükteki Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği, resmi göz hastalıkları muayenesi ve yetkili sağlık kurulu/sağlık komisyonunun kararı esas alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği EK-3 – Göz Hastalıkları</p>

<p>Polis Akademisi Başkanlığı </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/renk-korlugu-polislige-engel-mi-pomem-goz-sartlari</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-1089.jpeg" type="image/jpeg" length="30481"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Böbrek Taşı Neden Olur? Belirtileri, Tedavisi ve Korunma Yolları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bobrek-tasi-neden-olur-belirtileri-tedavisi-ve-korunma-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bobrek-tasi-neden-olur-belirtileri-tedavisi-ve-korunma-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Böbrek taşı, idrardaki minerallerin yoğunlaşıp kristalleşmesiyle oluşur. Şiddetli yan ağrısı ve idrarda kan tipiktir; ateş, titreme veya idrar yapamama ise acil değerlendirme gerektirir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Böbrek taşı, idrarda bulunan bazı minerallerin ve tuzların yoğunlaşarak kristalleşmesi sonucunda oluşan sert birikintidir. Küçük taşlar hiçbir belirti vermeden atılabilirken üretere geçen bir taş, sırttan kasığa yayılan ve dalgalar hâlinde gelen şiddetli ağrıya neden olabilir.</p>

<p>Her taş aynı yapıda değildir. Taşın türü, büyüklüğü, bulunduğu yer ve idrar yolunu tıkayıp tıkamadığı hem tedaviyi hem de tekrarını önlemek için uygulanacak planı değiştirir. Özellikle tıkanmaya ateş veya titreme eşlik etmesi acil müdahale gerektirebilir.</p>

<p>Böbrek taşı nasıl oluşur?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İdrarda kalsiyum, oksalat, fosfat ve ürik asit gibi maddeler doğal olarak bulunur. İdrar miktarı azaldığında veya bu maddelerin yoğunluğu yükseldiğinde kristaller oluşabilir. Kristaller zamanla birbirine tutunarak büyür ve böbrek taşına dönüşebilir.</p>

<p>İdrarın kristalleri engelleyen sitrat gibi maddelerden yoksun olması da taş oluşumunu kolaylaştırabilir. Bu nedenle böbrek taşı yalnızca “fazla kalsiyum tüketmekten” kaynaklanan basit bir sorun değildir. İdrar hacmi, beslenme, metabolik özellikler, bazı hastalıklar ve genetik yatkınlık birlikte etkili olabilir.</p>

<p>Böbrek taşı ağrısı nerede hissedilir?</p>

<p>Taş böbreğin içinde hareketsiz durduğunda belirti vermeyebilir. Üretere, yani böbrekten mesaneye idrar taşıyan kanala geçtiğinde ise idrar akışını zorlaştırarak renal kolik adı verilen şiddetli ağrıyı başlatabilir.</p>

<p>Ağrı genellikle sırtın veya belin tek tarafında, kaburgaların altında başlar. Alt karına ve kasığa doğru yayılabilir. Sürekli aynı şiddette kalmak yerine dalgalar hâlinde artıp azalması tipiktir.</p>

<p>Böbrek taşında görülebilecek diğer belirtiler şunlardır:</p>

<p>• İdrarda pembe, kırmızı veya kahverengi renk<br />
• İdrar yaparken ağrı veya yanma<br />
• Sık veya ani idrara çıkma ihtiyacı<br />
• Az miktarda idrar yapabilme<br />
• Bulantı ve kusma<br />
• Bulanık veya kötü kokulu idrar<br />
• Ateş ve titreme</p>

<p>Bu belirtiler yalnızca böbrek taşında görülmez. İdrar yolu enfeksiyonu, böbrek enfeksiyonu ve bazı karın hastalıkları benzer yakınmalara yol açabileceği için kesin tanı muayene ve gerekli testlerle konulur.</p>

<p>Böbrek taşının türü neden önemlidir?</p>

<p>En sık karşılaşılan grup kalsiyum taşlarıdır. Bunların önemli bir bölümü kalsiyum oksalattan oluşur. Kalsiyum fosfat, ürik asit, strüvit ve sistin taşları da görülebilir.</p>

<p>Ürik asit taşları idrarın uzun süre fazla asidik olmasıyla ilişkili olabilir. Strüvit taşları bazı idrar yolu enfeksiyonlarının ardından gelişebilir. Sistin taşları ise sistinüri adı verilen kalıtsal ve daha seyrek görülen bir bozuklukla bağlantılıdır.</p>

<p>Taşın laboratuvarda incelenmesi, özellikle tekrarlayan vakalarda korunma planının kişiye göre düzenlenmesine yardımcı olur. Her taş türüne aynı beslenme önerisini uygulamak doğru değildir.</p>

<p>Hangi alışkanlıklar böbrek taşı riskini artırabilir?</p>

<p>Yeterli sıvı alınmaması, idrarın yoğunlaşmasına ve kristallerin bir araya gelmesine uygun ortam oluşturur. Sıcak havada çalışmak, yoğun egzersiz yapmak veya fazla terlediği hâlde kaybedilen sıvıyı yerine koymamak da idrar miktarını azaltabilir.</p>

<p>Yüksek sodyum tüketimi, idrarla atılan kalsiyum miktarını artırabilir. Hazır ve işlenmiş yiyecekler, paketli atıştırmalıklar, şarküteri ürünleri, bazı soslar ve aşırı tuz kullanımı toplam sodyum alımını yükseltebilir.</p>

<p>Taşın türüne ve kişinin metabolik özelliklerine bağlı olarak fazla hayvansal protein, yüksek oksalat alımı veya dengesiz beslenme de riski etkileyebilir. Fazla kilo, ailede ya da kişide daha önce taş bulunması, bazı bağırsak hastalıkları ve sindirim sistemi ameliyatları da riskle ilişkilidir.</p>

<p>Bazı ilaçlar, takviyeler ve hiperparatiroidi gibi hastalıklar taş oluşumuna katkıda bulunabilir. Ancak kullanılan bir ilacı böbrek taşı şüphesiyle doktor önerisi olmadan bırakmak doğru değildir.</p>

<p>Kalsiyumu tamamen kesmek doğru mu?</p>

<p>Kalsiyum taşı bulunan herkesin kalsiyum içeren besinleri tamamen bırakması gerekmez. Besinlerle yeterli miktarda alınan kalsiyum, bağırsakta oksalata bağlanarak oksalatın idrara geçmesini azaltabilir.</p>

<p>Gereksiz kalsiyum kısıtlaması kemik sağlığını olumsuz etkileyebilir ve bazı kişilerde beklenenin tersine taş riskini artırabilir. Besinlerden alınan kalsiyum ile yüksek doz kalsiyum takviyeleri aynı şekilde değerlendirilmemelidir. Takviye kullanımı kişinin sağlık durumu ve taş türüne göre hekim tarafından ele alınmalıdır.</p>

<p>Böbrek taşı nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Tanıda belirtiler, sağlık geçmişi ve fizik muayene birlikte değerlendirilir. İdrar testiyle kan, kristal veya enfeksiyon bulguları; kan testleriyle böbrek fonksiyonu ve bazı mineral düzeyleri incelenebilir.</p>

<p>Ultrason ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemleri taşın büyüklüğünü, yerini ve tıkanıklığa yol açıp açmadığını gösterebilir. Hangi yöntemin kullanılacağı yaş, gebelik, klinik durum ve radyasyon maruziyeti gibi etkenlere göre belirlenir.</p>

<p>Tekrarlayan taşı veya yüksek risk özellikleri bulunan kişilerde taş analizi ve 24 saatlik idrar incelemesi istenebilir. Bu değerlendirme idrar hacmi ile kalsiyum, oksalat, ürik asit, sitrat ve diğer maddeler hakkında bilgi sağlayabilir.</p>

<p>Her böbrek taşı kendiliğinden düşer mi?</p>

<p>Küçük taşların önemli bir bölümü idrar yoluyla kendiliğinden atılabilir. Ancak yalnızca taşın çapı değil, üreterde bulunduğu yer, ağrının kontrol edilip edilememesi, tıkanıklık ve enfeksiyon bulunup bulunmaması da önemlidir.</p>

<p>Doktor kontrolünde ağrı tedavisi, yeterli sıvı alımı ve seçilmiş hastalarda taşın geçişini kolaylaştırabilecek ilaçlar kullanılabilir. Büyük, idrar yolunu tıkayan, böbrek fonksiyonunu tehdit eden veya kontrol edilemeyen ağrıya yol açan taşlarda girişim gerekebilir.</p>

<p>Tedavi seçenekleri arasında taşın ses dalgalarıyla parçalanması, üreteroskopiyle çıkarılması ya da parçalanması ve büyük taşlarda ciltten böbreğe ulaşılarak uygulanan cerrahi yöntemler bulunur. En uygun yöntem taşın özelliklerine ve hastanın genel durumuna göre seçilir.</p>

<p>Böbrek taşının tekrarlaması nasıl önlenebilir?</p>

<p>Yeterli sıvı almak, çoğu taş türünün tekrarını azaltmada temel adımdır. Avrupa Üroloji Derneği, genel koruyucu yaklaşımda günlük 2,5–3 litre sıvı alımını ve 2–2,5 litre idrar çıkışını hedef olarak belirtir. Gereksinim hava sıcaklığına, fiziksel aktiviteye ve kişisel sağlık durumuna göre değişebilir.</p>

<p>Korunmada şu adımlar öne çıkar:</p>

<p>• Gün boyunca sıvı tüketimini dengeli biçimde sürdürmek<br />
• Aşırı tuz ve yüksek sodyumlu işlenmiş yiyecekleri sınırlamak<br />
• Doktor önermedikçe besinlerden alınan kalsiyumu gereksiz yere kesmemek<br />
• Hayvansal proteini aşırı tüketmemek<br />
• Sebze ve liften zengin, dengeli bir beslenme düzeni benimsemek<br />
• Sağlıklı vücut ağırlığını korumak<br />
• Düşürülen veya çıkarılan taşı mümkünse analiz ettirmek<br />
• Tekrarlayan taşlarda metabolik değerlendirme yaptırmak</p>

<p>Kalp veya böbrek yetmezliği nedeniyle sıvı kısıtlaması bulunan kişiler için genel sıvı önerileri uygun olmayabilir. Günlük miktar kişisel tıbbi duruma göre belirlenmelidir.</p>

<p>Ne zaman acil değerlendirme gerekir?</p>

<p>Şiddetli veya kontrol edilemeyen ağrı, ateş, titreme, idrar yapamama, sürekli kusma ve belirgin sıvı kaybı acil değerlendirme gerektirir. Taşla birlikte gelişen enfeksiyon ve idrar yolu tıkanıklığı, gecikmeden müdahale edilmesi gereken ürolojik bir acildir.</p>

<p>Tek böbreği bulunanlar, gebeler, bağışıklığı baskılanmış kişiler ve böbrek fonksiyon bozukluğu olanlar belirtiler başladığında daha erken tıbbi değerlendirme almalıdır.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir. Ateş, titreme, idrar yapamama, dayanılmaz ağrı, sürekli kusma veya idrarda belirgin kan bulunması hâlinde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Kidney Stones: Symptoms, Causes, Treatment, Eating, Diet and Nutrition</p>

<p>European Association of Urology — Guidelines on Urolithiasis — 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bobrek-tasi-neden-olur-belirtileri-tedavisi-ve-korunma-yollari</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 07:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1368.jpeg" type="image/jpeg" length="53393"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Simülasyonda mı Yaşıyoruz? Bilinç Deneyi İddiası ve Bilimsel Kanıtlar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/simulasyonda-mi-yasiyoruz-bilinc-deneyi-iddiasi-ve-bilimsel-kanitlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/simulasyonda-mi-yasiyoruz-bilinc-deneyi-iddiasi-ve-bilimsel-kanitlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir simülasyonda yaşadığımızı gösteren bilimsel kanıt yok. Astrofizikçi Catherine Heymans, böyle bir evren kurulmuşsa amacının bilinç ve özgür iradeyi sınamak olabileceğini öne sürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir simülasyonda yaşadığımızı kanıtlayan güvenilir bir deney veya fiziksel bulgu bulunmuyor. İskoçya Kraliyet Astronomu Prof. Catherine Heymans’ın gündeme taşıdığı “dev bilinç deneyi” düşüncesi de bilimsel olarak doğrulanmış bir sonuç değil; gerçekliğin neden simüle edilebileceğine ilişkin felsefi ve bilimsel bir senaryo.</p>

<p>Heymans’ın yaklaşımındaki önemli ayrım şu: Eğer yaşadığımız dünya yapay biçimde oluşturulduysa bunun amacı eğlence, oyun veya insanları uzaktan yönetmek olmayabilir. Çok gelişmiş bir uygarlık, bilincin fiziksel süreçlerden nasıl ortaya çıktığını anlayabilmek için farklı koşullarda gelişen sanal canlıları incelemek isteyebilir.</p>

<p>ÇOCUKTAN GELEN SORU BİR KİTABA DÖNÜŞTÜ</p>

<p>Catherine Heymans’ın simülasyon hipotezine ilgisi, 2018 yılında Şili’deki Paranal Gözlemevi’ne gitmeye hazırlanırken çocuğunun yönelttiği “Bir bilgisayar oyununun içinde yaşıyor olabilir miyiz?” sorusuyla başladı.</p>

<p>Galaksilerin oluşumunu ve karanlık maddeyi bilgisayar modelleriyle araştıran Heymans için bu soru yalnızca bilim kurgu değildi. Astronomlar, bir galaksiyi laboratuvara taşıyamadıkları veya milyarlarca yıllık gelişimini doğrudan izleyemedikleri için sanal evrenler kuruyor ve bu modelleri teleskop gözlemleriyle karşılaştırıyor.</p>

<p>Heymans, yıllar süren değerlendirmelerini “How to Design a Universe: The Science of Real and Virtual Worlds” adlı kitabında bir araya getirdi. New Scientist’a verdiği röportajda ise kusursuz bir gerçeklik üretmek için hangi fizik kurallarının ve hesaplama kaynaklarının gerekli olacağını sorguladı.</p>

<p>TÜM EVRENİ SİMÜLE ETMEK MÜMKÜN MÜ?</p>

<p>Gözlemlenebilir evrendeki her parçacığın, kuantum etkileşiminin, ışık hareketinin ve kütleçekimsel sürecin sürekli hesaplanması olağanüstü büyüklükte bir işlem gücü gerektirir.</p>

<p>Heymans, kitabı için yaptığı yaklaşık hesaplamaların tüm evreni her an ve bütün ayrıntılarıyla simüle etmenin neredeyse sınırsız enerji gerektireceğine işaret ettiğini belirtiyor. Ancak bu, yayımlanmış deneysel bir kanıt veya simülasyon hipotezini kesin biçimde çürüten bir teorem değil.</p>

<p>Ayrıca bir simülasyonun gözlenmeyen bütün ayrıntıları aynı anda hesaplaması gerekmeyebilir. Bilgisayar oyunlarında yalnızca oyuncunun görebildiği alanların ayrıntılı oluşturulmasına benzer şekilde, varsayımsal bir sistem de sadece gözlemcinin çevresini yüksek çözünürlükte üretebilir.</p>

<p>Heymans bu nedenle bütün evrenin eksiksiz simülasyonunu son derece güç görse de insanın çevresinde oluşturulan sınırlı bir “sanal balon” ihtimalinin aynı yöntemle elenemeyeceğini söylüyor.</p>

<p>NEDEN DEV BİR BİLİNÇ DENEYİ KURULSUN?</p>

<p>Heymans’ın önerisine göre ileri bir uygarlığın böyle bir dünya kurmak için en güçlü bilimsel gerekçelerinden biri bilincin kökenini araştırmak olabilir.</p>

<p>Bilincin beynin biyolojik ve fiziksel süreçlerinden ortaya çıktığı kabul edilirse, yeterince gelişmiş bir hesaplama sisteminde bu süreçlerin modellenebileceği düşünülebilir. Aynı sanal kişinin farklı çevrelerde yetiştirildiği çok sayıda deney tasarlanarak mizah, müzik, acı, empati ve özgür irade gibi özelliklerin nasıl geliştiği incelenebilir.</p>

<p>Örneğin bir sanal bireyin müziğin hiç bulunmadığı bir ortamda yetiştirilip daha sonra müzikle karşılaştırılması düşünülebilir. Başka bir senaryoda çevresindeki hiç kimse acı tepkisi göstermezken bireyin yaralandığında yine de acı davranışı sergileyip sergilemediği araştırılabilir.</p>

<p>Fakat bu düşünce önemli bir varsayıma dayanıyor: Bilincin doğru fiziksel veya hesaplamalı yapı kurulduğunda kod içinde ortaya çıkabileceği kabul ediliyor. Bilincin yalnızca biyolojik beyinlerde mi oluşabileceği, yoksa farklı bir fiziksel ortamda da var olup olamayacağı henüz çözülebilmiş değil.</p>

<p>SİMÜLASYON HİPOTEZİ NEYE DAYANIYOR?</p>

<p>Simülasyon tartışmasının en bilinen modern biçimi, filozof Nick Bostrom’un 2003 yılında yayımladığı çalışmaya dayanıyor. Bostrom, insanların kesinlikle bir simülasyonda yaşadığını kanıtlamadı; üç olasılıktan en az birinin doğru olması gerektiğini savunan bir düşünce modeli kurdu.</p>

<p>Bu modele göre insan benzeri uygarlıklar ya çok gelişmiş bir teknolojik aşamaya ulaşamadan yok olacak, ya ulaştıklarında çok sayıda “ata simülasyonu” kurmak istemeyecek ya da simüle edilmiş bilinçlerin sayısı gerçek dünyadaki bilinçlerden çok daha fazla olacağı için bizim de simülasyonda bulunma ihtimalimiz yükselecek.</p>

<p>Buradaki olasılık hesabı, ileri uygarlıkların gerçekten var olacağı, bilinçli varlıkların bilgisayarda üretilebileceği ve çok sayıda simülasyon çalıştırılacağı gibi henüz doğrulanmamış öncüllere bağlı. Bu nedenle Bostrom’un yaklaşımı deneysel bir keşif değil, koşullu bir felsefi argüman olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>SİMÜLASYONDA OLDUĞUMUZU TEST EDEBİLİR MİYİZ?</p>

<p>Kötü tasarlanmış bir simülasyonun fizik yasalarında tutarsızlıklar veya gözlenebilir “hatalar” bırakabileceği düşünülebilir. Ancak bugüne kadar evrenin bilgisayar tarafından üretildiğini gösteren doğrulanmış bir hata, kod izi ya da fiziksel sınır bulunmadı.</p>

<p>Üstelik yeterince gelişmiş bir simülasyon, içindeki gözlemcilerin ulaşabileceği bütün verileri tutarlı biçimde oluşturabilir. Böyle bir durumda gözlemcilerin kullandığı teleskoplar, parçacık hızlandırıcıları ve ölçüm cihazları da aynı sistemin parçası olacağından dış gerçekliğe doğrudan erişmek mümkün olmayabilir.</p>

<p>David Wolpert’in simülasyon kavramını matematiksel olarak ele alan çalışması, bir evrenin başka bir evreni simüle etmesiyle ilgili bazı yaygın kabullerin zorunlu olmadığını gösterdi. Ancak bu çalışma da yaşadığımız dünyanın simülasyon olduğunu ortaya koyan deneysel bir test veya öngörü sunmadı.</p>

<p>BİLİNÇ VARSA GERÇEKLİK DE VAR MIDIR?</p>

<p>Simülasyon hipotezinin en güçlü felsefi sorularından biri, “yapay” bir evrende yaşamanın deneyimlerimizi daha az gerçek yapıp yapmayacağıdır.</p>

<p>Filozof David Chalmers’ın yaklaşımına göre bir kişi gerçekten düşünebiliyor, hissedebiliyor ve bilinçli deneyimler yaşayabiliyorsa içinde bulunduğu dünyanın temelinde kuarkların veya sayısal işlemlerin bulunması onun varlığını geçersiz kılmaz. Sanal bir dünya, içindeki bilinçli varlıklar açısından yine gerçek bir dünya olabilir.</p>

<p>Bu görüş, simülasyon ihtimalini kanıtlamıyor. Ancak “simülasyondaysak hiçbir şey gerçek değildir” sonucunun zorunlu olmadığını gösteriyor.</p>

<p>BİLİMİN ŞİMDİLİK VEREBİLDİĞİ CEVAP</p>

<p>Mevcut bilgilerle “Bir simülasyonda mı yaşıyoruz?” sorusuna bilimsel olarak evet veya hayır denilemiyor. Simülasyon hipotezi; kozmoloji, bilgisayar bilimi, bilinç araştırmaları ve felsefenin kesişiminde bulunan güçlü bir düşünce deneyi olmayı sürdürüyor.</p>

<p>Catherine Heymans’ın bilinç deneyi senaryosu, simüle edilmiş bir evrenin neden kurulabileceğine ilişkin dikkat çekici bir gerekçe sunuyor. Ancak bu görüş gözlemsel bir bulgu değil. Şimdilik evrenin yapay biçimde üretildiğini, dışarıdan yönetildiğini veya insan bilincinin bir deney amacıyla oluşturulduğunu gösteren bilimsel kanıt bulunmuyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>New Scientist — Do We Live in a Simulation? If So, It Could Be a Giant Consciousness Experiment — 23 Eylül 2026</p>

<p>The Philosophical Quarterly — Nick Bostrom, Are You Living in a Computer Simulation? — 2003</p>

<p>Journal of Physics: Complexity — David H. Wolpert, What Computer Science Has to Say About the Simulation Hypothesis — 2025 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/simulasyonda-mi-yasiyoruz-bilinc-deneyi-iddiasi-ve-bilimsel-kanitlar</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 06:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1366.jpeg" type="image/jpeg" length="64122"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Protrombin Zamanı (PT) Kaç Olmalı? 12, 15, 20 ve 30 Saniye Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/protrombin-zamani-pt-kac-olmali-12-15-20-ve-30-saniye-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/protrombin-zamani-pt-kac-olmali-12-15-20-ve-30-saniye-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Protrombin zamanı (PT), kanın pıhtı oluşturma süresini ölçer. Warfarin kullanmayanlarda yaklaşık 11–13,5 saniye sık kullanılan aralıktır; 15, 20 veya 30 saniyelik sonuçlar ilaçlar, K vitamini ve karaciğerle birlikte değerlendirilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>PROTROMBİN ZAMANI (PT) NEDİR?</p>

<p>Protrombin zamanı, kısaca PT, kanın laboratuvar ortamında pıhtı oluşturmasının ne kadar sürdüğünü ölçen bir testtir. Özellikle ekstrinsik ve ortak pıhtılaşma yollarındaki faktörler hakkında bilgi verir.</p>

<p>PT'nin uzaması kanın test tüpünde daha geç pıhtılaştığını gösterir ancak tek başına kanama hastalığı tanısı koydurmaz. Warfarin kullanımı, K vitamini eksikliği, karaciğer hastalıkları ve bazı pıhtılaşma faktörü bozuklukları sonucu uzatabilir.</p>

<p>PT KAÇ OLMALI?</p>

<p>Tek bir evrensel PT aralığı yoktur.</p>

<p>MedlinePlus, kan sulandırıcı kullanmayan kişiler için tipik PT aralığını 11–13,5 saniye olarak verir. Ancak kullanılan reaktif ve laboratuvar sistemine göre referans aralığı değişebilir.</p>

<p>Bu nedenle kişinin kendi laboratuvar raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>PT 12 SANİYE NE DEMEK?</p>

<p>11–13,5 saniye referans aralığı kullanılan bir laboratuvarda PT 12 saniye normal kabul edilir.</p>

<p>Ancak normal PT bütün pıhtılaşma bozukluklarını dışlamaz. Örneğin bazı intrinsik yol bozukluklarında PT normal kalırken aPTT uzayabilir.</p>

<p>PT 15 SANİYE NE DEMEK?</p>

<p>PT 15 saniye, üst sınırı 13,5 saniye olan bir laboratuvarda hafif uzamış bir sonuçtur.</p>

<p>Tek başına ciddi kanama riski anlamına gelmez. Kullanılan ilaçlar, INR, karaciğer testleri ve vitamin K durumu birlikte değerlendirilir.</p>

<p>PT 20 SANİYE NE DEMEK?</p>

<p>PT 20 saniye çoğu laboratuvarda belirgin uzamış kabul edilir.</p>

<p>Warfarin kullanımı bunun sık nedenlerinden biridir. Ancak warfarin kullanmayan bir kişide K vitamini eksikliği, karaciğer hastalığı veya pıhtılaşma faktörü bozukluğu gibi nedenlerin araştırılması gerekebilir.</p>

<p>PT 30 SANİYE NE DEMEK?</p>

<p>PT 30 saniye çoğu referans aralığının belirgin üzerindedir.</p>

<p>Ancak 30 saniye tek başına kanama olacağı anlamına gelmez. Özellikle INR sonucu, kanama belirtileri, kullanılan ilaçlar ve aPTT değeri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>PT YÜKSEKLİĞİ VEYA UZAMASI NEDEN OLUR?</p>

<p>Başlıca nedenler arasında:</p>

<p>Warfarin kullanımı</p>

<p>K vitamini eksikliği</p>

<p>Karaciğer hastalıkları</p>

<p>Faktör VII eksikliği</p>

<p>Yaygın pıhtılaşma bozuklukları</p>

<p>Bazı doğrudan etkili antikoagülanlar</p>

<p>DIC gibi ciddi pıhtılaşma bozuklukları</p>

<p>yer alabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>PT'nin hangi nedenle uzadığını yalnızca saniye değerinden anlamak mümkün değildir.</p>

<p>PT NORMAL AMA aPTT YÜKSEK NE DEMEK?</p>

<p>Bu durumda sorun daha çok intrinsik pıhtılaşma yolunda olabilir.</p>

<p>Faktör VIII, IX, XI veya XII eksiklikleri ile lupus antikoagülanı gibi durumlarda PT normal kalırken aPTT uzayabilir.</p>

<p>PT UZUN AMA aPTT NORMAL NE DEMEK?</p>

<p>Bu kombinasyon özellikle faktör VII eksikliği, erken K vitamini eksikliği veya warfarin tedavisinin erken döneminde görülebilir.</p>

<p>Faktör VII'nin kandaki yarı ömrü kısa olduğu için bazı durumlarda ilk bozulan test PT olabilir.</p>

<p>Bu nedenle “yalnızca PT uzun” paterni klinik olarak değerlidir.</p>

<p>PT İLE INR AYNI ŞEY Mİ?</p>

<p>Hayır, ancak birbirleriyle yakından ilişkilidir.</p>

<p>PT sonucu saniye olarak ölçülür. INR ise PT sonucunun laboratuvarlar arasında karşılaştırılabilir hale getirilmiş standardize biçimidir.</p>

<p>Özellikle warfarin tedavisinin takibinde saniye olarak PT yerine INR daha kullanışlıdır.</p>

<p>Warfarin kullanmayan kişilerde INR çoğunlukla yaklaşık 0,8–1,1 aralığındadır.</p>

<p>WARFARİN PT'Yİ UZATIR MI?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Warfarin K vitaminine bağımlı pıhtılaşma faktörlerinin etkisini azaltır ve bunun sonucunda PT uzar, INR yükselir.</p>

<p>Warfarin kullanan hastaların çoğunda tedavi takibi PT saniyesinden çok INR üzerinden yapılır.</p>

<p>PT YÜKSEKLİĞİ KARACİĞERDEN OLUR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Karaciğer pıhtılaşma faktörlerinin büyük bölümünü üretir. İleri karaciğer fonksiyon bozukluklarında faktör üretimi azalabilir ve PT/INR uzayabilir.</p>

<p>Ancak hafif karaciğer hastalıklarında PT normal kalabilir. Bu nedenle PT tek başına karaciğer hastalığının varlığını veya şiddetini belirlemez.</p>

<p>PT YÜKSEKLİĞİ K VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDEN OLUR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>K vitamini; faktör II, VII, IX ve X gibi önemli pıhtılaşma faktörlerinin işlevi için gereklidir.</p>

<p>Eksiklik geliştiğinde PT uzayabilir ve INR yükselebilir. Özellikle yağ emilim bozuklukları, safra yolu sorunları veya bazı ilaçlar K vitamini eksikliğine katkıda bulunabilir.</p>

<p>PT DÜŞÜKLÜĞÜ NE DEMEK?</p>

<p>Referans altındaki kısa PT genellikle uzamış PT kadar klinik bilgi taşımaz.</p>

<p>Tek bir düşük PT sonucu çoğu zaman belirli bir hastalık tanısı koydurmaz. Numune ve laboratuvar koşulları da sonucu etkileyebilir.</p>

<p>PT NASIL NORMALE GELİR?</p>

<p>Tedavi PT saniyesini doğrudan değiştirmeye değil, nedenini düzeltmeye yöneliktir.</p>

<p>Warfarin dozu fazlaysa yaklaşım ilaç yönetimine, K vitamini eksikliği varsa eksikliğin nedenine, karaciğer hastalığında ise altta yatan karaciğer problemine göre değişir.</p>

<p>PT yüksek diye kişinin kendi kendine K vitamini veya başka bir ürün kullanması doğru değildir.</p>

<p>PT NE ZAMAN ACİL OLABİLİR?</p>

<p>Tek bir PT saniyesi herkeste acil durum anlamına gelmez.</p>

<p>Kontrol edilemeyen kanama, kanlı kusma, siyah dışkı, idrarda yoğun kan, büyük ve hızla artan morluklar, ciddi baş ağrısı veya kafa travması sonrası nörolojik belirti varsa PT sonucundan bağımsız olarak acil değerlendirme gerekir.</p>

<p>Warfarin veya başka bir antikoagülan kullananlarda yeni kanama belirtileri ayrıca önemlidir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>PT 15 yüksek mi?</p>

<p>Üst sınırı 13,5 saniye olan bir laboratuvarda hafif uzamış kabul edilir. Tek başına ciddi kanama riski anlamına gelmez.</p>

<p>PT 20 tehlikeli mi?</p>

<p>Çoğu laboratuvarda belirgin uzamıştır ancak tehlike yalnızca saniye değerine göre belirlenmez. INR, kanama belirtileri ve ilaç kullanımı önemlidir.</p>

<p>PT 30 çok mu yüksek?</p>

<p>Çoğu normal aralığın belirgin üzerindedir ve nedeni açıklanmalıdır. Ancak tek başına kanama olacağını göstermez.</p>

<p>PT yüksek ama INR normal olabilir mi?</p>

<p>PT ve INR matematiksel olarak bağlantılıdır. INR PT sonucundan hesaplandığı için belirgin PT uzaması genellikle INR'ye de yansır; ancak laboratuvar yöntemleri ve raporlama biçimleri dikkate alınmalıdır.</p>

<p>PT uzun ama aPTT normalse ne düşünülür?</p>

<p>Faktör VII eksikliği, erken K vitamini eksikliği veya warfarin etkisi gibi nedenler düşünülebilir. Kesin neden ek testlerle belirlenir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Uzamış PT tek başına kanama riskini belirlemez. Aktif kanama, kanlı kusma, siyah dışkı, idrarda belirgin kan veya kafa travması sonrası ciddi belirti varsa acil değerlendirme gerekir. Warfarin veya başka bir antikoagülan yalnızca PT sonucuna bakılarak kendi kendine değiştirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>MedlinePlus — Prothrombin Time (PT)</p>

<p>Merck Manual Professional Edition — Overview of Coagulation Disorders </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/protrombin-zamani-pt-kac-olmali-12-15-20-ve-30-saniye-ne-demek</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 00:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="13131"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akşemseddin’in Şifa Mirası Londra’daki Yazmada Yaşıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/aksemseddinin-sifa-mirasi-londradaki-yazmada-yasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/aksemseddinin-sifa-mirasi-londradaki-yazmada-yasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[British Library’deki Or 11063 numaralı yazma, Akşemseddin’e atfedilen Kitabü’ş-Şifa ve reçeteleri bir araya getiriyor. Katalog ile akademik çalışmalar, bu tıp mirasının izlerini ve açık sorularını gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir tıp yazmasını değerli kılan yalnızca yaşı değil, taşıdığı bilginin kimlerden geçtiğidir. Akşemseddin’in hekimlik mirası da bu soruyla birlikte okunmayı hak ediyor: Ona bağlanan metinlerde hangi bilgiler bulunuyor, bunlar ne zaman kopyalandı ve bugün hangi kanıtlara ulaşılabiliyor?</p>

<p>British Library’nin katalog kayıtlarıyla Türkiye’de yapılmış akademik çalışmaların karşılaştırılması, konunun tek bir “şifa kitabı”ndan daha geniş olduğunu gösteriyor. Karşımızda farklı metinlerin bir araya geldiği bir yazma geleneği ve hâlâ araştırılması gereken bir bilgi aktarımı var.</p>

<p><img alt="“Akşemseddin’e atfedilen Mâddetü’l-Hayât’ın Millet Kütüphanesi Ali Emîrî Tıp 297 nüshasından sayfalar. Kaynak: Hasan Ali Çetin, 2016, s. 750.”" class="detail-photo img-fluid" height="1024" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/7-b225-a-b7-5-c85-48-d7-8-f47-997-a37-c61-b13.jpeg" width="1536" /></p>

<p>“Akşemseddin’e atfedilen Mâddetü’l-Hayât’ın Millet Kütüphanesi Ali Emîrî Tıp 297 nüshasından sayfalar. Kaynak: Hasan Ali Çetin, 2016, s. 750.”</p>

<p>KÜÇÜK BİR CİLTTE FARKLI HEKİMLERİN METİNLERİ</p>

<p>British Library kataloğundaki Or 11063, tek eser değil, 15 metinlik Osmanlıca bir mecmua. 172 yapraklı, 18 × 11 santimetrelik ciltte nesih ve nesta‘lik yazı, yer yer kırmızı başlıklar ve iki sütun kullanılmış.</p>

<p>Katalogda öne çıkan bölümler şöyle:</p>

<p>• 2r–28v: Akşemseddin’e bağlanan, Arapça kaynaklara dayalı Kitabü’ş-Şifa derlemesi.<br />
• 30v–39v: Salih Efendi’nin eksik reçete risalesi.<br />
• 40v–62r: Mehmet Çelebi’nin II. Mehmed için yazdığı belirtilen Tevalüd ü Tenasül.<br />
• 64v–83v: Kaysunizade’nin manzum tedavi risalesi.<br />
• 84v–95v: Akşemseddin’e atfedilen reçeteler.<br />
• 96v–145r: Derviş Siyahi’nin Lügat-ı Müşkilat-ı Ecza’sı.</p>

<p>Buradaki “r” yaprağın ön, “v” arka yüzünü gösteriyor. Kitabü’ş-Şifa ile reçeteler, katalogda ayrı bölümler.</p>

<p>TARİHLER, AKŞEMSEDDİN’İN ELİNDEN ÇIKMIŞ BİR NÜSHAYI GÖSTERMİYOR</p>

<p>Kitabü’ş-Şifa bölümünde 1687–1688; reçetelerin kopyalanmasına ilişkin açıklamada 16 Ekim 1683; sondaki dinî risalede 1705–1706 tarihi veriliyor. Kütüphane cildi 17. yüzyıl sonu–18. yüzyıl başına tarihlendiriyor.</p>

<p>Akşemseddin ise 1459’da vefat etti. Dolayısıyla bu nüsha, onun kendi el yazısı diye sunulamaz. İstinsah, mevcut bir metnin elle kopyalanmasıdır; kopyanın tarihiyle eserin ilk yazıldığı tarih aynı şey değildir.</p>

<p>Bu ayrım, eserin önemini azaltmıyor. Araştırma sorusunu değiştiriyor: İncelenmesi gereken yalnızca ilk müellif değil, metnin daha sonraki kuşaklarca nasıl aktarıldığıdır.</p>

<p>FETHİN MANEVİ REHBERLİĞİNİN YANINDA HEKİMLİK</p>

<p>Akşemseddin’in asıl adı Şemseddin Muhammed bin Hamza. TDV İslâm Ansiklopedisi onu Fatih’in hocası, mutasavvıf, âlim-tabip ve şair olarak tanımlıyor. Hayatına ilişkin anlatıların merkezinde Hacı Bayram-ı Veli ile ilişkisi, İstanbul’un fethi ve Göynük’teki yaşamı bulunuyor.</p>

<p>Aynı kaynak, tıp eğitimi aldığını ve hekimlik yaptığını da kaydediyor. Bununla birlikte biyografik anlatılar, ona atfedilen eserler ve eldeki yazma nüshalar farklı kanıt türleri. Bir kişinin hekim olarak tanınması, yüzyıllar sonra onun adına kaydedilen bütün cümlelerin mutlaka kendisine ait olduğunu göstermez.</p>

<p>Bu nedenle Akşemseddin’in tıp tarihindeki yerini araştırmak, hayat hikâyesinin yanına metin incelemesini de koymayı gerektiriyor.</p>

<p>REÇETELERİN YANINDAKİ SÖZLÜK NEDEN ÖNEMLİ?</p>

<p>Tıp yalnızca bir tedaviyi bilmekten ibaret değil; o tedaviyi anlatan kelimeleri doğru anlamayı da gerektiriyor. Derviş Siyahi Lârendevi’nin Lügat-ı Müşkilat-ı Ecza’sı, bu bakımdan dikkat çekici bir eser.</p>

<p>Şaban Doğan’ın 2011’de Osmanlı Bilimi Araştırmaları dergisinde yayımladığı inceleme, Osmanlı tıp dilindeki Arapça, Farsça ve Grekçe terimlerin uzmanlık sözlüklerine duyulan ihtiyacı artırdığını anlatıyor. Bilginin farklı dillerden taşınması, hekimlerin kullanacağı bir terim dağarcığının oluşturulmasını da zorunlu kılmıştı.</p>

<p>Sözlük üzerine başka bir dil araştırması, eserde farklı dillerdeki bitki, ilaç, hastalık ve tıp terimlerine Türkçe karşılıklar verildiğini belirtiyor. Bu tür metinler, eczacılık tarihinin yanında Türkçenin bilim dili olarak gelişimini araştırmak için de kaynak niteliğinde.</p>

<p>Buradan hareketle reçete ile sözlüğün birlikte incelenmesi, araştırmacıya iki ayrı soru sordurabilir: Hangi madde öneriliyor ve bu maddenin adı bugün nasıl anlaşılmalı? Tarihî bir bitki adının günümüzdeki bir türle eşleştirilmesi ise ayrıca uzmanlık gerektiriyor.</p>

<p>“YENİ KEŞİF” DEĞİL, DAHA ÖNCE KAYDA GEÇMİŞ BİR ARAŞTIRMA KONUSU</p>

<p>Or 11063 yalnızca bugünkü çevrim içi katalogda görünmüyor. Emek Üşenmez’in 2017’de Turkish Studies’te yayımlanan “British Library’deki Türkçe Yazma Eserler” başlıklı makalesinde de aynı numara, tıp eserleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Makale, Nidâî’nin Menâfi‘un-Nâs’ı ve bitkilerle tedaviye ilişkin Kitâbü’l-Nebât gibi başka yazmaları da örnekliyor. Böylece Londra’daki Türkçe tıp mirasının tek bir isim veya tek bir ciltle sınırlı olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Bu kayıt, “hiç bilinmeyen belge ilk kez bulundu” iddiasını desteklemiyor. Haberin değeri, katalogdaki bir kaydı içeriği ve araştırma sorularıyla birlikte geniş okur kitlesine anlatmasında.</p>

<p>Üşenmez’in çalışması genel koleksiyonun oluşumunda satın alma ve bağışların rolünü de ele alıyor. Ancak genel koleksiyon tarihi, belirli bir yazmanın hangi yolla İngiltere’ye ulaştığını kendiliğinden açıklamaz.</p>

<p>AKŞEMSEDDİN’E ATFEDİLEN ESERLERDE AİDİYET MESELESİ</p>

<p>Bu dosyanın dikkatle ele alınması gereken bir başka boyutu, Akşemseddin’in tıpla ilgili eserlerine sonradan eklemeler yapılmış olabileceği tartışması.</p>

<p>Hasan Ali Çetin’in Marmara Üniversitesi’nde hazırladığı 2016 tarihli doktora tezi, Mâddetü’l-Hayât’ın iki nüshasını karşılaştırmalı olarak inceliyor. Araştırmacı, değerlendirdiği metnin tamamının Akşemseddin’e ait olmadığı sonucuna ulaşıyor.</p>

<p>Tezde tartışılan dayanaklar arasında Akşemseddin’den sonra yaşamış Paracelsus’la ilişkilendirilen tedavi bilgileri de bulunuyor. Çetin, bir risaleye sonradan bölümler eklenmesi veya farklı eserlerin birleştirilmesi ihtimallerini değerlendiriyor.</p>

<p>Ancak burada sınır açık: Bu sonuç, tezde incelenen Mâddetü’l-Hayât nüshalarıyla ilgili. Aynı hükmü doğrudan Londra’daki Kitabü’ş-Şifa bölümüne taşımak doğru olmaz. Metinler karşılaştırılmadan bunların aynı eser veya aynı içerik olduğu söylenemez.</p>

<p>Bu çalışma, Londra nüshası için hazır bir cevap değil, izlenebilecek bir inceleme yöntemi sunuyor: Nüshaları karşılaştırmak, sonradan eklenmiş olabilecek kısımları ayırmak ve tarihî terimleri bağlamları içinde değerlendirmek.</p>

<p>İBN SÎNÂ’NIN KİTÂBÜ’Ş-ŞİFÂ’SIYLA KARIŞTIRILMAMALI</p>

<p>Kitabü’ş-Şifa adı, okura İbn Sînâ’nın tanınmış eserini de hatırlatabilir. Ancak ad benzerliği, eserlerin aynı olduğunu göstermez.</p>

<p>İbn Sînâ’nın eş-Şifâ’sı mantık, fizik, matematik ve metafiziği kapsayan felsefî bir külliyat. Bu nedenle başlıktaki “şifa” kelimesinden hareketle onu bir reçete kitabı olarak tanımlamak da doğru değil.</p>

<p>Yazma araştırmalarında başlık kadar müellif kaydı, başlangıç ve bitiş cümleleri, bölüm düzeni ve nüsha karşılaştırması önem taşır. Londra kaydını başka bir esere bağlamak için de bu tür metinsel kanıtlar gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HENÜZ CEVAPLANMAMIŞ SORULAR</p>

<p>Or 11063’ün katalog sayfasında açık dijital görüntü bağlantısı bulunmuyor; ayrıntılı edinim öyküsü de verilmiyor.</p>

<p>Dolayısıyla bu haber, yazmanın bütün sayfalarının okunmasına değil, katalog açıklamasıyla akademik yayınların karşılaştırılmasına dayanıyor. Reçetelerin tek tek hangi hastalıkları hedeflediği, malzemeleri ve ölçüleri burada doğrulanmış değil.</p>

<p>Araştırmayı ileri taşıyacak adım, ilgili yaprakların görüntülerini temin etmek ve Osmanlı Türkçesi, tıp tarihi, eczacılık tarihi uzmanlarıyla karşılaştırmalı bir metin incelemesi yapmak. Kâğıt, yazı değişiklikleri ve varsa sahiplik kayıtları da cildin oluşumuna ilişkin soruları aydınlatabilir.</p>

<p>Akşemseddin’in şifa mirasının daha iyi anlaşılması, hangi bilginin hangi nüshada bulunduğunun ortaya konulmasına bağlı. Böyle bir çalışma, onun hekimlik yönünü ve Osmanlı dünyasında tıp bilgisinin kuşaklar arasında nasıl aktarıldığını birlikte aydınlatabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu haber tıp tarihi amaçlıdır. Tarihî reçeteler güncel tedavi önerisi değildir; hekim değerlendirmesi olmadan uygulanmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. British Library, Archives and Manuscripts Catalogue, Or 11063, kayıt no. 032-003707133.<br />
2. Orhan F. Köprülü ve Mustafa İsmet Uzun, “Akşemseddin”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 1989.<br />
3. Şaban Doğan, “Onyedinci yüzyılda kaleme alınmış bir tıp ve eczacılık sözlüğü: Lugât-ı Müşkilât-ı Eczâ”, Osmanlı Bilimi Araştırmaları, 12/2, 2011, s. 95–104.<br />
4. “Lügat-ı Müşkilât-ı Eczâ’da Düzlük-Yuvarlaklık Uyumu”, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, makale kaydı 3839.<br />
5. Emek Üşenmez, “British Library’deki Türkçe Yazma Eserler”, Turkish Studies, 12/22, 2017, s. 783–816.<br />
6. Hasan Ali Çetin, “Akşemseddin’in Māddetü’l-Ḥayāt Adlı Eseri (İnceleme-Metin-Dizin-Tıpkıbasım)”, doktora tezi, Marmara Üniversitesi, 2016, özellikle s. 3–5.<br />
7. İlhan Kutluer, “eş-Şifâ”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 2010.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/aksemseddinin-sifa-mirasi-londradaki-yazmada-yasiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 21:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1357.jpeg" type="image/jpeg" length="47715"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye’de Hekim Sayısı Yüzde 63, Hemşire Sayısı Yüzde 86 Arttı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-hekim-sayisi-yuzde-63-hemsire-sayisi-yuzde-86-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-hekim-sayisi-yuzde-63-hemsire-sayisi-yuzde-86-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumunun verileri, Türkiye’nin sağlık kapasitesinde 2014–2024 döneminde belirgin bir genişleme yaşandığını gösteriyor. On yılda toplam hekim sayısı yüzde 63, hemşire sayısı yüzde 86, hastane yatağı sayısı yaklaşık yüzde 30 arttı. Nüfusa düşen hekim ve yatak sayıları da yükselirken kişi başına sağlık harcaması 2024 yılında 840 dolara ulaştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’nin sağlık sistemi son 10 yılda insan gücü, hastane kapasitesi ve sağlık için ayrılan kaynaklar bakımından belirgin biçimde genişledi.<br />
Sağlık Bakanlığının Sağlık İstatistikleri Yıllıkları ile Türkiye İstatistik Kurumunun sağlık harcaması verileri, 2014 ile 2024 karşılaştırıldığında özellikle hekim ve hemşire sayılarında güçlü bir yükseliş olduğunu ortaya koyuyor.<br />
2024 yılı, bu temel göstergelerin birlikte değerlendirilebildiği en son tamamlanmış resmî yıllık dönem olma özelliğini taşıyor.<br />
Hekim sayısı 221 bini geçti<br />
Türkiye’de uzman, pratisyen ve asistan hekimlerin toplam sayısı 2014 yılında 135 bin 616’ydı.<br />
2024 yılında bu sayı 221 bin 133’e yükseldi.<br />
Böylece toplam hekim sayısı 10 yılda 85 bin 517 kişi arttı. Artış oranı yüzde 63,1 olarak hesaplandı.<br />
Grafik 1 – Toplam hekim sayısı<br />
2014: 135.616<br />
2024: 221.133<br />
10 yıllık artış: %63,1<br />
Değişim yalnızca nüfusun büyümesinden kaynaklanmadı. Nüfusa göre hesaplanan hekim yoğunluğunda da yükseliş görüldü.<br />
2014 yılında Türkiye’de 100 bin kişiye 175 hekim düşerken 2024 yılında bu sayı 258’e çıktı.<br />
Bu da 100 bin kişiye düşen hekim sayısında yaklaşık yüzde 47’lik artış anlamına geliyor.<br />
2024 yılında toplam hekimlerin 107 bin 14’ünü uzman hekimler, 54 bin 939’unu pratisyen hekimler, 59 bin 180’ini ise asistan hekimler oluşturdu.<br />
Hemşire sayısı 10 yılda yüzde 86 arttı<br />
Sağlık insan gücündeki en güçlü sayısal artışlardan biri hemşirelerde görüldü.<br />
Türkiye’de 2014 yılında 142 bin 432 hemşire görev yaparken bu sayı 2024 yılında 264 bin 857’ye ulaştı.<br />
On yıllık dönemde toplam hemşire sayısı 122 bin 425 arttı.<br />
Grafik 2 – Toplam hemşire sayısı<br />
2014: 142.432<br />
2024: 264.857<br />
10 yıllık artış: %86,0<br />
Başka bir ifadeyle hemşire sayısı 10 yılda neredeyse iki katına yaklaştı.<br />
2024 yılında ayrıca 61 bin 618 ebe görev yaptı. Hemşire ve ebeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’de 100 bin kişiye düşen personel sayısı 381 olarak kaydedildi.<br />
Hekimlerin yanı sıra hemşire ve ebe sayısındaki yükseliş, sağlık sisteminin hasta bakımı ve hizmet sunumundaki insan gücü kapasitesinin de genişlediğini gösteriyor.<br />
Hastane yatağı sayısı 268 bini aştı<br />
Sağlık altyapısındaki büyüme hastane yataklarına da yansıdı.<br />
Türkiye’de 2014 yılında kamu, üniversite ve özel hastanelerde toplam 206 bin 836 hastane yatağı bulunuyordu.<br />
2024 yılında bu sayı 268 bin 359’a yükseldi.<br />
Grafik 3 – Toplam hastane yatağı<br />
2014: 206.836<br />
2024: 268.359<br />
10 yıllık artış: %29,7<br />
Böylece toplam hastane yatağı kapasitesi 10 yılda 61 bin 523 yatak arttı.<br />
Nüfusa göre değerlendirildiğinde de artış görülüyor. Türkiye’de 2014 yılında 10 bin kişiye 26,6 hastane yatağı düşerken 2024 yılında bu sayı 31,3’e çıktı.<br />
Bu gösterge, yatak kapasitesindeki artışın nüfus artışının üzerinde gerçekleştiğini ortaya koyuyor.<br />
2024 yılındaki toplam yatakların 169 bin 834’ü Sağlık Bakanlığı hastanelerinde, 44 bin 131’i üniversite hastanelerinde, 54 bin 394’ü ise özel hastanelerde bulunuyordu.<br />
Nitelikli yatak kapasitesi de yükseldi<br />
On yıllık dönemde değişen yalnızca toplam yatak sayısı olmadı.<br />
Türkiye’de 2014 yılında 98 bin 521 nitelikli hastane yatağı bulunurken 2024 yılında sayı 183 bin 33’e ulaştı.<br />
Böylece nitelikli yatak sayısı yaklaşık yüzde 86 arttı.<br />
2024 yılında yoğun bakım yatakları hariç tutulduğunda nitelikli yatakların ilgili toplam yatak kapasitesi içindeki oranı yüzde 83,4 olarak gerçekleşti.<br />
Aynı yıl Türkiye genelindeki yoğun bakım yatağı sayısı da 49 bin 10 olarak kaydedildi.<br />
Bu rakamlar, hastane altyapısındaki genişlemenin yalnızca toplam yatak sayısından ibaret olmadığını; nitelikli yatak kapasitesinin de önemli ölçüde büyüdüğünü gösteriyor.<br />
Sağlık harcaması 2,36 trilyon TL’ye ulaştı<br />
Türkiye’nin sağlık için yaptığı toplam harcama da 10 yıllık dönemde güçlü biçimde yükseldi.<br />
2014 yılında toplam sağlık harcaması 94 milyar 750 milyon TL düzeyindeydi.<br />
Türkiye İstatistik Kurumuna göre 2024 yılında toplam sağlık harcaması 2 trilyon 359 milyar 151 milyon TL’ye çıktı.<br />
Grafik 4 – Toplam sağlık harcaması<br />
2014: 94,75 milyar TL<br />
2024: 2,359 trilyon TL<br />
Nominal TL tutarındaki değişim: yaklaşık 24,9 kat<br />
Bu karşılaştırmanın doğrudan reel kaynak artışı olarak yorumlanmaması gerekiyor. Çünkü 10 yıllık dönemdeki enflasyon ve fiyat değişimleri TL cinsinden tutarları önemli ölçüde etkiliyor.<br />
Bu nedenle kişi başına dolar cinsinden sağlık harcaması da tabloya ek bir bakış sağlıyor.<br />
2014 yılında kişi başına sağlık harcaması 1.232 TL ve 563 dolar olarak hesaplanmıştı.<br />
2024 yılında kişi başına sağlık harcaması 27 bin 587 TL’ye, dolar cinsinden ise 840 dolara ulaştı.<br />
Dolar cinsinden kişi başına sağlık harcamasındaki nominal artış yaklaşık yüzde 49 oldu.<br />
Sağlık harcamalarının dörtte üçünden fazlasını kamu finanse etti<br />
Türkiye’nin sağlık finansmanında kamunun ağırlığı 2024 yılında da devam etti.<br />
Türkiye İstatistik Kurumuna göre toplam sağlık harcamalarının yüzde 76,1’i genel devlet tarafından, yüzde 23,9’u ise özel sektör tarafından finanse edildi.<br />
Genel devletin sağlık harcaması 1 trilyon 794 milyar 227 milyon TL’ye ulaştı.<br />
Toplam sağlık harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı 2024 yılında yüzde 5,3 olarak hesaplandı.<br />
Hastaneler, toplam sağlık harcamalarının yüzde 54,6’sıyla sağlık hizmeti sunucuları arasında en büyük paya sahip oldu.<br />
10 yıllık tablo kapasite artışını gösteriyor<br />
2014 ve 2024 rakamları birlikte değerlendirildiğinde Türkiye sağlık sisteminin temel kapasite göstergelerinde belirgin bir büyüme görülüyor.<br />
Toplam hekim sayısı yüzde 63,1 arttı.<br />
Hemşire sayısı yüzde 86 yükseldi.<br />
Hastane yatak kapasitesi yüzde 29,7 genişledi.<br />
Nitelikli yatak sayısı yaklaşık yüzde 86 arttı.<br />
Kişi başına sağlık harcaması dolar cinsinden 563 dolardan 840 dolara çıktı.<br />
Hekim ve hastane yatağı sayısındaki artışın nüfus artışının üzerinde gerçekleşmesi de dikkat çekiyor. Bu durum, sağlık sistemindeki genişlemenin yalnızca ülke nüfusunun büyümesine bağlı olmadığını gösteriyor.<br />
Veriler, Türkiye’nin 2024 yılında 10 yıl öncesine kıyasla daha fazla hekim, daha fazla hemşire, daha geniş hastane kapasitesi ve daha yüksek nitelikli yatak sayısıyla sağlık hizmeti verdiğini ortaya koyuyor.<br />
Bölgesel personel dağılımı ve uluslararası karşılaştırmalarda bazı sağlık insan gücü göstergelerinin daha ileri taşınması ise gelişmeye açık alanlar arasında bulunuyor.<br />
Genel tablo, Türkiye’nin sağlık altyapısı ve insan kaynağı kapasitesinin 2014–2024 döneminde belirgin biçimde güçlendiğini gösteriyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• T.C. Sağlık Bakanlığı – Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2014<br />
• T.C. Sağlık Bakanlığı – Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2024<br />
• T.C. Sağlık Bakanlığı – Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2024 Haber Bülteni<br />
• Türkiye İstatistik Kurumu – Sağlık Harcamaları İstatistikleri 2014<br />
• Türkiye İstatistik Kurumu – Sağlık Harcamaları İstatistikleri 2024</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-hekim-sayisi-yuzde-63-hemsire-sayisi-yuzde-86-artti</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 21:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/turkiye-saglik-10-yil-200kb.webp" type="image/jpeg" length="54697"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kahve testosteronu artırır mı? Araştırmada erkeklerde farklı hormon profili görüldü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kahve-testosteronu-artirir-mi-arastirmada-erkeklerde-farkli-hormon-profili-goruldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kahve-testosteronu-artirir-mi-arastirmada-erkeklerde-farkli-hormon-profili-goruldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Finlandiya’da 2 bin 264 kişiyle yapılan araştırma, daha yüksek kahve tüketiminin erkeklerde toplam testosteron ve SHBG ile ilişkili olduğunu buldu. Ancak kesitsel çalışma, kahvenin testosteronu artırdığını kanıtlamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kahve testosteronu artırır mı sorusuna bu araştırmanın verdiği yanıt kesin değil. Finlandiya’da 46 yaşındaki 2 bin 264 kişinin verilerini inceleyen çalışma, daha fazla kahve içen erkeklerde toplam ve biyoyararlanımı yüksek testosteron ile seks hormonu bağlayıcı globulin (SHBG) düzeylerinin daha yüksek olduğunu gösterdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak araştırma kesitsel tasarıma sahipti; yani katılımcıların tek bir dönemdeki kahve alışkanlığı ve kan değerleri karşılaştırıldı. Bu nedenle sonuçlar, kahvenin hormon düzeylerini doğrudan yükselttiği anlamına gelmiyor. Kahve tüketimiyle birlikte değişebilecek yaşam tarzı ve biyolojik etkenlerin etkisi tamamen dışlanamaz.</p>

<p>Araştırma European Journal of Nutrition dergisinde yayımlandı. Kuzey Finlandiya 1966 Doğum Kohortu’ndan 2 bin 264 katılımcının değerlendirildiği analizde, katılımcıların yüzde 47’si erkekti. Kahve tüketimi düşük, orta ve yüksek gruplar halinde ele alındı; yüksek tüketim günde beş fincan ve üzeri olarak tanımlandı. [oai_citation:0‡PubMed](https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/42461444?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>## Erkeklerde toplam testosteron yükselirken serbest testosteron düştü</p>

<p>Çalışmanın en önemli ayrıntısı, tüm testosteron ölçümlerinin aynı yönde değişmemesi oldu. Erkeklerde her ek günlük kahve fincanı; toplam testosteron, biyoyararlanımı yüksek testosteron ve SHBG ile pozitif ilişki gösterdi.</p>

<p>Buna karşılık serbest testosteron ve serbest androjen indeksi daha düşük bulundu. SHBG, kandaki testosteronun bir bölümünü bağlayan taşıyıcı proteindir. Bu nedenle yalnızca toplam testosterondaki artışa bakarak “hormon etkisi arttı” sonucuna varmak doğru olmaz.</p>

<p>Kadınlarda ise toplam veya biyoyararlanımı yüksek testosteronla anlamlı ilişki saptanmadı. Kahve tüketimi, SHBG düzeyindeki artış ve serbest testosteron ile serbest androjen indeksindeki düşüşle ilişkiliydi. [oai_citation:1‡Springer Nature Link](https://link.springer.com/article/10.1007/s00394-026-04038-z?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>## Vücut kitle indeksi benzerdi, yağ ve kas dağılımı farklıydı</p>

<p>Daha çok kahve içen gruplarda toplam yağ ve iç organların çevresindeki visseral yağ daha düşük; iskelet kası kütlesi daha yüksek görüldü. Buna rağmen grupların vücut kitle indeksi benzerdi.</p>

<p>Bu bulgu, vücut kitle indeksinin tek başına vücut kompozisyonunu göstermediğini de hatırlatıyor. Yine de bu farkın kahveden kaynaklandığı söylenemez. Katılımcıların sigara kullanımı, eğitim düzeyi, fiziksel aktivitesi ve alkol tüketimi gibi özellikleri kahve grupları arasında farklılık gösterdi.</p>

<p>## Metabolizma açısından hangi bulgular öne çıktı?</p>

<p>Araştırmada kahve tüketimi, her iki cinsiyette dallı zincirli amino asitlerin kandaki düzeyiyle ters yönde ilişkili bulundu. Erkeklerde ayrıca daha elverişli glukoz-insülin profiliyle ilişki gözlendi.</p>

<p>Bu göstergeler metabolik sağlıkla bağlantılı olabilir; fakat tek başına hastalık riskinin düştüğünü ya da kahvenin koruyucu bir tedavi olduğunu göstermez. Araştırmacılar, kahvenin içindeki hangi bileşenlerin bu ilişkilerde rol oynayabileceğinin ileri çalışmalarla incelenmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>## Kahve içerek testosteron tedavisi yapılabilir mi?</p>

<p>Hayır. Bu çalışma kahveyi testosteron düşüklüğü için bir tedavi olarak değerlendirmedi; katılımcılara kahve verilip hormon değişimi izlenmedi. Ayrıca düşük testosteron şikâyeti olan kişilerde tanı; belirtiler, tekrarlanan sabah ölçümleri ve hekim değerlendirmesiyle konur.</p>

<p>Çarpıntı, tansiyon yüksekliği, uyku sorunu, anksiyete, reflü veya bazı ritim bozuklukları olan kişiler için daha fazla kahve tüketimi uygun olmayabilir. Kahve miktarını hormon sonucu üzerinden değiştirmek yerine, kişisel sağlık durumu için hekime danışmak gerekir.</p>

<p>## Araştırmanın en önemli sınırları</p>

<p>Katılımcıların tamamı 46 yaşındaydı ve Finlandiya’daki tek bir doğum kohortundan geldi. Kahve miktarı katılımcıların kendi bildirimine dayanıyordu; fincan büyüklüğü standart değildi. Araştırma ayrıca kahvenin türü, hazırlanış biçimi ve kafein dışındaki bileşenlerin etkisini kesin olarak ayıramadı.</p>

<p>Bu nedenle sonuç, “kahve testosteronu artırır” değil; “kahve tüketimi, özellikle erkeklerde belirli bir hormon ve metabolizma profiliyle ilişkili bulundu” şeklinde okunmalı.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>European Journal of Nutrition — Associations of habitual coffee intake with testosterone and cardiometabolic markers: the Northern Finland birth cohort 1966 study — 2026</p>

<p>University of Oulu — Study links coffee consumption to metabolic health and sex hormones — 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kahve-testosteronu-artirir-mi-arastirmada-erkeklerde-farkli-hormon-profili-goruldu</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 20:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1356.jpeg" type="image/jpeg" length="97343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hastane yatağında Güney Kore ve Japonya zirvede: Türkiye’nin yeri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hastane-yataginda-guney-kore-ve-japonya-zirvede-turkiyenin-yeri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hastane-yataginda-guney-kore-ve-japonya-zirvede-turkiyenin-yeri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[OECD’nin son kapsamlı karşılaştırmalı sağlık raporu, ülkelerin hastane yatağı kapasitesinde büyük farklılıklar bulunduğunu gösteriyor. Health at a Glance 2025 raporunda 2023 veya en yakın yıl verileri esas alındığında Güney Kore’de 1.000 kişiye 12,6, Japonya’da 12,5 hastane yatağı düşerken OECD ortalaması 4,2 seviyesinde bulunuyor. Aynı karşılaştırmada Türkiye için bu değer 3,3 olarak yer alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün 2025 yılında yayımladığı son kapsamlı karşılaştırmalı sağlık raporu, ülkelerin hastane yatak kapasitesindeki büyük farklılığı ortaya koyuyor. Health at a Glance 2025 raporunda 2023 veya veri bulunmayan ülkeler için en yakın yıl esas alındığında, OECD genelinde her 1.000 kişiye ortalama 4,2 hastane yatağı düşüyor. Aynı karşılaştırmada Türkiye için bu değer 3,3 olarak gösteriliyor.<br />
Hastane yatağı sayısı, sağlık sistemlerinin hasta kabul kapasitesini değerlendirmede kullanılan temel göstergelerden biri. Ancak ülkeler arasındaki fark yalnızca hastane yatırımlarıyla açıklanmıyor. Nüfusun yaş yapısı, hastanede kalış süresi, uzun süreli bakım sistemleri, günübirlik tedavilerin yaygınlığı ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin gücü de ihtiyaç duyulan yatak sayısını etkiliyor.<br />
Güney Kore ve Japonya açık ara önde<br />
OECD karşılaştırmasında en yüksek oran Güney Kore’de görülüyor. Ülkede her 1.000 kişiye 12,6 hastane yatağı düşüyor. Japonya ise 12,5 yatakla hemen ardından geliyor.<br />
Bu iki ülkeyi 7,7 yatakla Almanya, 6,6 ile Avusturya, 6,5 ile Macaristan, 6,4 ile Çekya ve 6,3 ile Slovakya izliyor.<br />
Litvanya’da oran 5,7, Fransa’da 5,5, Belçika’da 5,4, Letonya’da 5,2 ve İsviçre’de 5,0 seviyesinde.<br />
Karşılaştırmanın diğer ucunda ise Meksika bulunuyor. Meksika’da 1.000 kişiye 1,0 hastane yatağı düşerken Kosta Rika’da oran 1,1. İsveç ve Şili’de ise değer 1,9 seviyesinde.<br />
Veriler, OECD ülkeleri arasında kişi başına hastane yatağı kapasitesinin on kattan fazla değişebildiğini gösteriyor.<br />
Türkiye OECD ortalamasının altında<br />
Health at a Glance 2025 raporundaki aynı karşılaştırma tablosunda Türkiye için 1.000 kişiye 3,3 hastane yatağı değeri yer alıyor. Bu oran, OECD ortalaması olan 4,2’nin altında.<br />
Türkiye; Almanya, Fransa, Avusturya, İsviçre ve Japonya gibi ülkelerin gerisinde kalırken bazı büyük OECD ülkelerinden daha yüksek bir değere sahip.<br />
İtalya’da 1.000 kişiye 3,1, İsrail ve İrlanda’da 3,0, İspanya’da 2,9, ABD’de 2,8 hastane yatağı düşüyor. Kanada’da oran 2,5, Birleşik Krallık’ta ise 2,4 seviyesinde.<br />
Bu karşılaştırma, Türkiye’nin OECD içindeki en düşük hastane yatağı kapasitesine sahip ülkeler arasında bulunmadığını ancak OECD ortalamasının altında kaldığını gösteriyor.<br />
Yatak sayısı tek başına sağlık sisteminin kalitesini göstermiyor<br />
OECD, hastane yatağı göstergesini hastanelerde düzenli olarak bakımı yapılan, gerekli personeli bulunan ve hasta kabulüne hazır yataklar üzerinden hesaplıyor.<br />
Genel hastanelerin yanı sıra ruh sağlığı ve diğer uzmanlaşmış hastanelerde bulunan yataklar da gösterge kapsamında değerlendirilebiliyor. Hastane dışındaki uzun süreli bakım kuruluşlarında bulunan yataklar ise bu göstergeye dahil edilmiyor.<br />
Ülkeler arasında veri toplama ve sağlık hizmetlerinin örgütlenme biçimlerinde farklılıklar bulunduğu için yatak sayısını tek başına sağlık sisteminin başarısını gösteren bir sıralama olarak değerlendirmek doğru değil.<br />
Günübirlik cerrahi ve tedavilerin yaygınlaşması, hastaların hastanede daha kısa süre kalması ve güçlü birinci basamak sağlık hizmetleri bazı ülkelerde daha az hastane yatağıyla hizmet verilmesini mümkün kılabiliyor.<br />
Güney Kore’de oran neden yüksek?<br />
Güney Kore’nin yüksek hastane yatağı kapasitesinde uzun süreli bakım amacıyla kullanılan bazı hastane yataklarının önemli payı bulunuyor.<br />
OECD verileri, son yıllarda üye ülkelerin büyük bölümünde nüfusa oranla hastane yatağı sayısının gerilediğini gösteriyor. Güney Kore ise yatak kapasitesinin artmaya devam ettiği az sayıdaki ülkeden biri olarak öne çıkıyor.<br />
Bu durum, ülkelerin sağlık sistemlerini farklı biçimlerde örgütlemesinin yatak sayılarına nasıl yansıdığını da gösteriyor.<br />
Türkiye’de toplam yatak sayısı 271 bini geçti<br />
Türkiye’de hastane altyapısındaki büyüme ulusal verilere de yansıyor.<br />
Sağlık Bakanlığının Şubat 2026’da açıkladığı verilere göre Türkiye’de toplam hastane yatağı sayısı 271 bin 240’a ulaştı.<br />
Tek ve çift kişilik nitelikli yatak sayısı ise 184 bin 198 olarak bildirildi. Bakanlık verilerine göre 2002 yılında nitelikli yatak sayısı 18 bin 943 seviyesindeydi.<br />
Ancak Türkiye’nin toplam hastane yatağı sayısı ile OECD’nin nüfusa göre hesapladığı uluslararası gösterge aynı veri değildir. Ülkeler arası karşılaştırmada ortak tanım, nüfus büyüklüğü ve aynı istatistik yöntemi kullanıldığı için OECD göstergelerinin esas alınması gerekiyor.<br />
Hastane kapasitesi başka göstergelerle birlikte değerlendirilmeli<br />
Bir ülkenin sağlık sisteminin kapasitesini değerlendirirken yalnızca toplam yatak sayısına bakmak yeterli değil.<br />
Yoğun bakım yatakları, yatak doluluk oranları, doktor ve hemşire sayısı, hastanede ortalama kalış süresi, acil servis yoğunluğu, birinci basamak sağlık hizmetleri ve sağlık hizmetine erişim gibi göstergeler de sistemin gerçek kapasitesini belirliyor.<br />
Bu nedenle Türkiye’nin OECD karşılaştırmasında 1.000 kişiye 3,3 hastane yatağıyla ortalamanın altında bulunması, tek başına sağlık hizmetlerinin kalitesi veya yeterliliği hakkında bir sonuç vermiyor. Gösterge, ülkelerin hastane altyapısını ve sağlık hizmetlerini nasıl örgütlediğini değerlendirmek için kullanılan ölçütlerden biri olarak anlam taşıyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü – Health at a Glance 2025: OECD Indicators<br />
• Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü – Hospital Beds and Occupancy, 2023 and 2013<br />
• Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü – OECD Health Statistics 2025<br />
• T.C. Sağlık Bakanlığı – Sağlık Bakanı Memişoğlu’nun 9. Yıl TÜSAP Sağlık Zirvesi açıklaması, Şubat 2026</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hastane-yataginda-guney-kore-ve-japonya-zirvede-turkiyenin-yeri</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 20:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/guney-kore-turkiye-hastane-yatagi-200kb-1.webp" type="image/jpeg" length="91434"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kızamık Belirtileri, Bulaşma Yolları ve Komplikasyonları: Aşı Neden Önemli?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kizamik-belirtileri-bulasma-yollari-ve-komplikasyonlari-asi-neden-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kizamik-belirtileri-bulasma-yollari-ve-komplikasyonlari-asi-neden-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kızamık, yüksek ateş, öksürük, burun akıntısı ve döküntüyle seyreden çok bulaşıcı bir virüs hastalığıdır. Zatürre, beyin iltihabı ve bağışıklık sisteminde uzun süren etkiler yapabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kızamık, kızamık virüsünün neden olduğu ve solunum yoluyla son derece kolay yayılan bulaşıcı bir hastalıktır. Genellikle yüksek ateş, öksürük, burun akıntısı, gözlerde kızarıklık ve ardından gelişen yaygın döküntüyle seyreder. Ancak hastalık yalnızca ciltte görülen lekelerden ibaret değildir; zatürre, beyin iltihabı ve bazı durumlarda ölüm dahil ciddi komplikasyonlara yol açabilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), kızamığı dünyadaki en bulaşıcı hastalıklardan biri olarak tanımlıyor. Hastalığa karşı bağışıklığı bulunmayan kişilerde temas sonrası bulaşma olasılığı çok yüksektir. Korunmada en etkili yöntem ise kızamık içeren aşılardır.</p>

<p>Kızamık nasıl bulaşır?</p>

<p>Kızamık virüsü, enfekte kişinin öksürmesi, hapşırması veya nefes vermesiyle havaya yayılan parçacıklar aracılığıyla bulaşır.</p>

<p>Virüs, hasta kişinin bulunduğu ortamdan ayrılmasından sonra bile havada yaklaşık iki saate kadar bulaşıcı kalabilir. Bu nedenle aynı ortamda kısa süre bulunmak bile bağışıklığı olmayan kişiler için risk oluşturabilir.</p>

<p>WHO’ya göre kızamık geçiren bir kişi, bağışıklığı olmayan bir toplulukta çok sayıda kişiye virüsü bulaştırabilir.</p>

<p>Kızamık ne zaman bulaştırıcıdır?</p>

<p>Kızamık hastası bir kişi, döküntünün başlamasından yaklaşık dört gün önce bulaştırıcı hale gelebilir ve döküntünün başlamasından sonraki dört gün boyunca virüsü yaymayı sürdürebilir.</p>

<p>Bu durum özellikle önemlidir çünkü kişi henüz karakteristik kızamık döküntüsü ortaya çıkmadan önce çevresindekilere hastalığı bulaştırabilir.</p>

<p>Kızamığın ilk belirtileri nelerdir?</p>

<p>Belirtiler genellikle virüsle temastan 7–14 gün sonra ortaya çıkar.</p>

<p>İlk dönemde en sık görülen belirtiler şunlardır:</p>

<p>Yüksek ateş<br />
Öksürük<br />
Burun akıntısı<br />
Gözlerde kızarıklık ve sulanma<br />
Halsizlik</p>

<p>Hastalığın erken döneminde ağız içinde “Koplik lekeleri” adı verilen küçük beyaz noktalar da görülebilir.</p>

<p>Kızamık döküntüsü nasıl başlar?</p>

<p>Döküntü genellikle ilk belirtilerden 3–5 gün sonra ortaya çıkar.</p>

<p>Çoğunlukla saç çizgisi ve yüzde başlayan kırmızı lekeler boyuna, gövdeye, kollara ve bacaklara doğru yayılır. Lekeler ilerledikçe birbirleriyle birleşebilir.</p>

<p>Döküntünün ortaya çıktığı dönemde ateş yeniden yükselebilir.</p>

<p>Kızamık neden sadece bir döküntü hastalığı değildir?</p>

<p>Kızamık birçok kişide iyileşmeyle sonuçlansa da özellikle küçük çocuklarda, yetişkinlerde, gebelerde ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde ciddi komplikasyonlara neden olabilir.</p>

<p>Sık görülen komplikasyonlar arasında kulak enfeksiyonları ve ishal bulunur.</p>

<p>Daha ciddi komplikasyonlar ise zatürre ve ensefalittir. Ensefalit, beynin iltihaplanması anlamına gelir ve nöbetlere, kalıcı nörolojik hasara hatta ölüme yol açabilir.</p>

<p>CDC verilerine göre yaklaşık her 1.000 kızamık vakasından birinde akut ensefalit gelişebilir. Çocuklarda gelişen zatürre ise kızamığa bağlı ölümlerin önemli nedenlerinden biridir.</p>

<p>Kızamık bağışıklık sistemini de etkileyebilir</p>

<p>Kızamığın daha az bilinen sonuçlarından biri “bağışıklık hafızası kaybı” veya “immün amnezi” olarak tanımlanan etkidir.</p>

<p>Bağışıklık sistemi daha önce karşılaştığı mikropları hatırlayarak gelecekte onlara daha hızlı yanıt verebilir. Kızamık virüsü ise bu hafızada görev alan bazı bağışıklık hücrelerini etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle kişi kızamıktan iyileştikten sonra bile daha önce karşılaştığı bazı bakteri ve virüslere karşı bağışıklık savunmasının bir bölümünü kaybedebilir. CDC, bu etkinin aylar hatta bazı kişilerde birkaç yıl sürebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle kızamığın etkisi döküntünün kaybolmasıyla mutlaka sona ermiyor.</p>

<p>Kızamığın yıllar sonra ortaya çıkabilen komplikasyonu var mı?</p>

<p>Evet. Subakut sklerozan panensefalit (SSPE), kızamık enfeksiyonundan yıllar sonra ortaya çıkabilen çok nadir ancak ölümcül bir merkezi sinir sistemi hastalığıdır.</p>

<p>SSPE genellikle kişinin kızamığı geçirmesinden yaklaşık 7–10 yıl sonra gelişebilir. Özellikle çok küçük yaşta kızamık geçiren kişilerde riskin daha yüksek olabileceği bildiriliyor.</p>

<p>Kızamığın özel bir tedavisi var mı?</p>

<p>Kızamık virüsünü doğrudan ortadan kaldıran rutin bir antiviral tedavi bulunmuyor.</p>

<p>Tedavinin amacı sıvı kaybını önlemek, ateş ve diğer belirtileri kontrol altında tutmak ve gelişebilecek komplikasyonları erken dönemde tedavi etmektir.</p>

<p>Zatürre veya kulak enfeksiyonu gibi ikincil bakteriyel enfeksiyonlar gelişirse hekim değerlendirmesiyle antibiyotik tedavisi gerekebilir.</p>

<p>WHO ayrıca belirli çocukluk çağı kızamık vakalarında sağlık profesyonellerinin gözetiminde vitamin A kullanımını önermektedir. Vitamin A kişisel olarak başlanacak bir tedavi değildir; doz ve gereklilik hekim tarafından belirlenmelidir.</p>

<p>Kızamık aşısı ne kadar koruyucu?</p>

<p>Kızamıktan korunmanın en etkili yolu aşılamadır.</p>

<p>CDC verilerine göre iki doz MMR (kızamık-kabakulak-kızamıkçık) aşısı kızamığa karşı yaklaşık yüzde 97, tek doz ise yaklaşık yüzde 93 koruyuculuk sağlar.</p>

<p>Hiçbir aşı yüzde 100 koruma sağlamasa da tam aşılı kişilerde hastalık riski belirgin şekilde azalır. Aşı aynı zamanda toplum içinde bulaşma zincirlerinin kırılmasına yardımcı olur.</p>

<p>WHO verilerine göre kızamık aşılamasının 2000–2024 yılları arasında dünya genelinde yaklaşık 59 milyon ölümü önlediği tahmin ediliyor.</p>

<p>Kimlerde kızamık daha ağır seyredebilir?</p>

<p>Kızamık her yaşta ciddi hastalığa yol açabilir ancak komplikasyon riski bazı gruplarda daha yüksektir.</p>

<p>Özellikle:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5 yaşından küçük çocuklar<br />
Yetişkinler<br />
Gebeler<br />
Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler<br />
Yetersiz beslenen çocuklar</p>

<p>daha yüksek komplikasyon riski taşıyabilir.</p>

<p>Kızamık şüphesinde ne yapılmalı?</p>

<p>Yüksek ateş, öksürük, burun akıntısı, gözlerde kızarıklık ve ardından başlayan yaygın döküntü kızamığı düşündürebilir. Ancak aynı belirtilere yol açabilecek başka hastalıklar da vardır ve tanı yalnızca belirtilere bakılarak kesinleştirilemez.</p>

<p>Kızamık şüphesi varsa sağlık kuruluşuna doğrudan gidip bekleme alanına girmek yerine önceden telefonla haber verilmesi önemlidir. Bunun nedeni hastalığın son derece kolay bulaşması ve bağışıklığı olmayan diğer hastalara bulaştırılabilmesidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Kızamık şüphesi bulunan kişinin özellikle nefes darlığı, bilinç değişikliği, nöbet, belirgin sıvı kaybı veya ağır genel durum bozukluğu varsa acil tıbbi değerlendirme gerekir. Tanı ve tedavi için sağlık profesyoneline başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) — Measles Fact Sheet — 15 Temmuz 2026</p>

<p>U.S. Centers for Disease Control and Prevention (CDC) — Measles Symptoms and Complications — Güncelleme 5 Ağustos 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kizamik-belirtileri-bulasma-yollari-ve-komplikasyonlari-asi-neden-onemli</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 20:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1355.jpeg" type="image/jpeg" length="92446"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sayıştay’dan YÖKAK’a Kritik Akreditasyon Uyarısı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sayistaydan-yokaka-kritik-akreditasyon-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sayistaydan-yokaka-kritik-akreditasyon-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sayıştay’ın Yükseköğretim Kalite Kurulu’na ilişkin denetiminde program akreditasyonunun karar mekanizmasına yönelik yaptığı tespit, üniversitelerde yıllardır büyüyen kalite sistemini yeniden tartışmaya açtı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tartışmanın merkezinde çok temel bir soru var:</p>

<p>Program akreditasyonunda son sözü kim söylemeli?</p>

<p>Türkiye’de üniversitelerin birçok programı bağımsız akreditasyon kuruluşları tarafından değerlendiriliyor. Bu kuruluşlar saha ziyaretleri yapıyor, programların akademik süreçlerini inceliyor ve akreditasyon kararları veriyor.</p>

<p>Sayıştay’ın tespiti ise bu karar mekanizmasının hukuki sınırlarını yeniden gündeme getirdi.</p>

<p>Sayıştay’ın tespiti neden önemli?</p>

<p>Yükseköğretimde kalite güvence sisteminin merkezinde YÖKAK bulunuyor.</p>

<p>YÖKAK, bağımsız akreditasyon kuruluşlarını yetkilendiriyor veya tanıyor. Programların değerlendirilmesi ise bu kuruluşlar tarafından yürütülüyor.</p>

<p>Sayıştay’ın denetiminde dikkat çekilen nokta, mevzuatın YÖKAK’a verdiği görev ve yetkiler ile uygulamada bağımsız kuruluşların karar alanı arasındaki ilişkinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği yönünde.</p>

<p>Bu nedenle mesele yalnızca teknik bir mevzuat ayrıntısı değil.</p>

<p>Akreditasyon kararlarının üniversitelerin itibarı, öğrencilerin tercihleri ve programların görünürlüğü üzerinde doğrudan etkisi bulunuyor.</p>

<p>Peki yıllardır üniversitelerde yürütülen kalite sistemi?</p>

<p>Son yıllarda üniversitelerde kalite süreçleri ciddi biçimde genişledi.</p>

<p>Kalite komisyonları kuruldu.</p>

<p>Birim kalite ekipleri oluşturuldu.</p>

<p>İç değerlendirme raporları hazırlandı.</p>

<p>Öğrenci ve mezun anketleri yapıldı.</p>

<p>Program çıktıları ölçüldü.</p>

<p>Toplantı tutanakları, iyileştirme planları ve kanıt dosyaları akademik hayatın olağan parçalarından biri haline geldi.</p>

<p>Ama sistem büyüdükçe başka bir soru da daha sık sorulmaya başlandı:</p>

<p>Kalite gerçekten mi artıyor, yoksa kaliteyi belgeleyen bürokrasi mi büyüyor?</p>

<p>Akademisyenlerin en çok yakındığı nokta</p>

<p>Birçok akademisyenin kalite süreçleriyle ilgili temel eleştirisi, sistemin giderek daha fazla rapor ve kanıt üretmeye dayanması.</p>

<p>Kalite çalışmaları başlangıçta eğitim ve araştırmanın geliştirilmesi için oluşturuldu.</p>

<p>Ancak uygulamada kimi zaman akademisyenlerin önemli bir bölümünün zamanını;</p>

<p>form doldurma,</p>

<p>kanıt toplama,</p>

<p>toplantı yapma,</p>

<p>rapor hazırlama</p>

<p>ve performans göstergelerini belgelemeye ayırdığı görülüyor.</p>

<p>Burada asıl soru, bu çalışmaların öğrenciye ve eğitime ne ölçüde yansıdığı.</p>

<p>Çok rapor, yüksek kalite anlamına gelir mi?</p>

<p>Bir bölümün yüzlerce sayfa rapor hazırlaması veya çok sayıda kanıt sunması, tek başına o programın daha kaliteli eğitim verdiğini göstermiyor.</p>

<p>Gerçek kalite;</p>

<p>öğrencinin ne öğrendiği,</p>

<p>mezunun hangi yeterlilikleri kazandığı,</p>

<p>eğitim programının nasıl geliştiği</p>

<p>ve tespit edilen sorunların gerçekten giderilip giderilmediği</p>

<p>üzerinden ölçülmeli.</p>

<p>Bu nedenle kalite sisteminin belge üretmeye değil, gerçek iyileştirmeye odaklanması gerektiği yönündeki tartışmalar giderek güçleniyor.</p>

<p>Sayıştay’ın bulgusu kalite bürokrasisini doğrudan eleştirmiyor</p>

<p>Burada önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>Sayıştay’ın tespiti doğrudan üniversitelerdeki kalite komisyonlarının, raporların veya kanıt sisteminin gereksiz olduğunu söylemiyor.</p>

<p>Ancak program akreditasyonundaki karar mekanizmasının hukuki yapısının sorgulanması, sistemin tamamına daha geniş açıdan bakılmasını sağlıyor.</p>

<p>Çünkü üniversitelerden sürekli olarak mevzuata uygunluk, kanıt ve hesap verebilirlik bekleniyor.</p>

<p>Aynı standartların kalite sisteminin kendisi için de geçerli olması gerekiyor.</p>

<p>Kurumsal akreditasyon ile program akreditasyonu farklı</p>

<p>Tartışmada en çok karıştırılan noktalardan biri de bu.</p>

<p>Kurumsal akreditasyon, üniversitenin genel kalite sistemini değerlendiriyor.</p>

<p>Program akreditasyonu ise belirli bir bölümün veya programın eğitim kalitesine odaklanıyor.</p>

<p>Kurumsal akreditasyonda nihai karar YÖKAK tarafından verilirken, program akreditasyonunda bağımsız kuruluşlar önemli bir rol üstleniyor.</p>

<p>Sayıştay’ın tespitinin odağında da özellikle bu ikinci yapı bulunuyor.</p>

<p>Mevcut akreditasyonlar geçersiz mi oldu?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Sayıştay’ın tespiti, bugüne kadar verilmiş bütün program akreditasyonlarının geçersiz olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ortada mevcut kararları topluca ortadan kaldıran bir yargı kararı bulunmuyor.</p>

<p>Asıl mesele, bundan sonraki süreçte program akreditasyonundaki nihai karar yetkisinin nasıl tanımlanacağı.</p>

<p>Bu nedenle YÖKAK’ın yapacağı hukuki ve idari değerlendirmeler yakından izlenecek.</p>

<p>Şimdi soru YÖKAK’a dönüyor</p>

<p>Üniversiteler yıllardır kalite güvence sistemi kapsamında kendilerini değerlendiriyor.</p>

<p>Eksiklerini tespit ediyor.</p>

<p>İyileştirme planları hazırlıyor.</p>

<p>Kanıt sunuyor.</p>

<p>Performanslarını izliyor.</p>

<p>Sayıştay’ın son tespiti ise şimdi benzer bir soruyu sistemin merkezine yöneltiyor:</p>

<p>Kalite sisteminin kendisi ne kadar iyi çalışıyor?</p>

<p>Belki de sistemin kendisi kalite kontrolünden geçmeli</p>

<p>Türkiye’de kalite güvence sisteminin kurulması üniversiteler açısından önemli bir dönüşüm yarattı.</p>

<p>Ancak hiçbir sistem yalnızca büyüdüğü için başarılı kabul edilemez.</p>

<p>Kalite güvence modelinin de kendi etkisini ölçmesi gerekiyor.</p>

<p>Hazırlanan raporlar gerçekten eğitimi iyileştiriyor mu?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplanan kanıtlar gerçek kararların parçası oluyor mu?</p>

<p>Akademisyenlerin harcadığı zaman ile ortaya çıkan fayda arasında denge var mı?</p>

<p>Akreditasyon öğrencinin eğitim deneyimini gerçekten geliştiriyor mu?</p>

<p>Yoksa kaliteyi ölçmek için kurulan yapı zaman içerisinde kendi bürokrasisini mi oluşturdu?</p>

<p>Sayıştay’ın YÖKAK’a ilişkin tespiti, yükseköğretimde bu soruların daha yüksek sesle sorulmasına neden olabilir.</p>

<p>Ve belki de bundan sonraki dönemde üniversitelerden önce kalite sisteminin kendisi şu soruya cevap vermek zorunda kalacak:</p>

<p>Kalitenin gerçekten arttığını gösteren kanıt nerede?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sayistaydan-yokaka-kritik-akreditasyon-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 20:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1353.jpeg" type="image/jpeg" length="97248"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Film, Afiş ve Kartpostal: Cumhuriyet’in Halk Sağlığı Seferberliği]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/film-afis-ve-kartpostal-cumhuriyetin-halk-sagligi-seferberligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/film-afis-ve-kartpostal-cumhuriyetin-halk-sagligi-seferberligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de Cumhuriyet’in ilk yıllarında veremle mücadele yalnız dispanser ve hastanelerle sınırlı kalmadı. İzmir Verem Mücadele Cemiyeti sinemalarda verem filmleri gösterirken Sağlık Müzesi’nde hazırlanan resimler seyyar sergilerle köylere ulaştırıldı; 1930’ların ikinci yarısında ise seyyar projeksiyon cihazlarıyla sağlık filmleri sinema salonu ve elektriği bulunmayan yerleşimlere kadar taşındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Türkiye’nin en ağır halk sağlığı sorunlarından biri olan veremle mücadelede dönemin en etkili iletişim araçlarından da yararlanıldı. Sinema filmleri, sağlık afişleri, resimli levhalar, broşürler, kartpostallar ve seyyar sergiler; hastalıkların nasıl önlenebileceğini halka anlatmak için kullanıldı.<br />
Bu çalışmaların erken örneklerinden biri, Cumhuriyet’in ilanından birkaç ay önce, 18 Şubat 1923’te Dr. Behçet Salih Uz öncülüğünde kurulan İzmir Verem Mücadele Cemiyeti tarafından yürütüldü. Cemiyet, Cumhuriyet döneminde veremle mücadelede tedavinin yanı sıra halkın bilgilendirilmesine de ağırlık verdi.<br />
Sinema salonları sağlık eğitiminin parçası oldu<br />
Verem hakkında bilgi vermek için kullanılan araçlardan biri sinemaydı.<br />
İzmir’de düzenlenen konferansların ardından halka verem konusunda hazırlanmış öğretici filmler gösterildi. Dr. Behçet Salih Bey’in verdiği konferanslardan biri Tayyare Sineması’nda gerçekleştirildi. Daha sonraki dönemde Milli Sinema’da da düzenli toplantılar ve film gösterimleri yapıldı.<br />
Böylece sinema salonları yalnız eğlence mekânı olarak değil, geniş kitlelere aynı anda sağlık bilgisi ulaştırabilen bir eğitim alanı olarak da kullanılmaya başlandı.<br />
Ancak dönemin kayıtlarında önemli bir ayrım bulunuyor: 1920’lerde verem filmlerinin sinemalarda gösterildiği, köylere ise sağlıkla ilgili resim ve sergilerin götürüldüğü görülüyor. Film projektörlerinin doğrudan köy köy dolaştırılması daha sonraki yıllarda yaygınlaştı.<br />
Sağlık resimleri en uzak köylere taşındı<br />
Sağlık eğitiminin şehir merkezleriyle sınırlı kalmaması için görsel materyallerden yoğun biçimde yararlanıldı.<br />
Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Sağlık Müzesi’nde görev yapan hekim ve ressamların hazırladığı resimler ile öğretici levhalar, seyyar sergiler aracılığıyla köylere gönderildi.<br />
Amaç, sağlık bilgisini ülkenin yalnız büyük şehirlerinde değil, sağlık hizmetlerine erişimin daha sınırlı olduğu yerleşimlerde de görünür hale getirmekti.<br />
Okuryazarlığın bugüne göre daha düşük olduğu bir dönemde resimler, afişler ve levhalar ayrıca önem taşıyordu. Hastalığın nasıl yayıldığını veya korunmak için hangi davranışların gerektiğini uzun metinler yerine görsellerle anlatmak mümkün oluyordu.<br />
Broşürler ve kartpostallar da kullanıldı<br />
İzmir Verem Mücadele Cemiyeti sağlık eğitimini yalnız konferans ve filmlerle yürütmedi.<br />
Halka ücretsiz dağıtılmak üzere broşürler, ilanlar, afişler ve sağlık kartpostalları hazırlandı. Okullara yönelik yayınlarla çocuklara da ulaşılmaya çalışıldı.<br />
İzmir’de gazetelerin yayımlanmadığı cumartesi günlerinde “Cumartesi” adlı bir yayın çıkarıldı. Bu yayın daha sonra “Sıhhî Cidâl” adıyla yayımlandı. Dergide veremin zararları, hastalıktan korunma yolları ve genel sağlık bilgileri halka yönelik bir dille anlatıldı.<br />
Yayın daha sonraki yıllarda farklı adlarla devam etti. 1930 yılında Sıhhat Mecmuası’nın binlerce nüsha basılarak ücretsiz dağıtıldığı kayıtlara geçti.<br />
On bin duvar afişi ve dört bin sağlık kartpostalı<br />
İzmir Verem Mücadele Cemiyeti’nin 1930-1931 dönemine ait faaliyet kayıtları, sağlık iletişiminde kullanılan araçların ulaştığı boyutu gösteriyor.<br />
Kayıtlarda 62 konferansın yanı sıra 10 bin duvar afişi ve 4 bin sağlık kartpostalından söz ediliyor. Cemiyet bünyesindeki müzeyi ziyaret edenlerin sayısı da 5 binin üzerindeydi.<br />
Bu rakamlar, veremle mücadelenin yalnız hekim ile hasta arasındaki ilişkiye bırakılmadığını; toplumun tamamını hedefleyen bir sağlık eğitimi kampanyasına dönüştürüldüğünü gösteriyor.<br />
Yere tükürmeye karşı kampanyalar yapıldı<br />
Dönemin veremle mücadele kampanyalarında halka verilen mesajlardan biri de yere tükürülmemesiydi.<br />
O yıllarda özellikle veremli hastaların balgamının çevreye bırakılması önemli bir tehlike olarak görülüyor, afiş ve levhalarda bu davranıştan kaçınılması isteniyordu. İzmir’de belediyenin belirli yerlere tükürük hokkaları yerleştirdiği ve yere tükürmeye karşı cezai tedbirlerin gündeme geldiği de tarihî kayıtlarda bulunuyor.<br />
Bugün tüberkülozun esas olarak aktif akciğer veya gırtlak tüberkülozu bulunan kişinin öksürmesi, konuşması veya şarkı söylemesi sırasında havaya yayılan bakterileri taşıyan parçacıkların solunmasıyla bulaştığı biliniyor. Bu nedenle dönemin afişleri, kendi dönemlerinin hastalık bilgisi ve koruyucu sağlık anlayışı içinde değerlendirilmelidir.<br />
1930’da sağlık filmleri kanuna girdi<br />
Sağlık eğitiminin film ve görsel araçlarla yürütülmesi zamanla devlet politikasında da açık biçimde yer aldı.<br />
1930 tarihli Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 280. maddesi, halka sağlık bilgisinin kitap, levha ve risaleler yoluyla aktarılmasını, konferanslar düzenlenmesini ve sinema filmleri gösterilmesini öngörüyordu.<br />
Kanunda gerektiğinde gerekli araçlarla donatılmış “seyyar sıhhi propaganda kolları” kurulmasına da yer verildi.<br />
Bu düzenleme, sağlık bilgisinin yalnız sağlık kurumlarında bekleyen kişilere değil, gerektiğinde doğrudan halkın bulunduğu yerlere götürülmesi anlayışının hukuki çerçevesini oluşturdu.<br />
Seyyar projeksiyonlarla köylere sağlık filmi<br />
1930’ların ikinci yarısına gelindiğinde sağlık eğitiminde sinemanın kullanımı yeni bir aşamaya geçti.<br />
1937-1939 döneminde sinema salonu bulunmayan yerlerde gösterim yapılabilmesi amacıyla seyyar projeksiyon cihazlarından yararlanıldı. Elektrik bulunmayan bölgelerde kullanılabilecek benzinle çalışan sistemler de devreye sokuldu.<br />
Bu gezici gösterimlerde yalnız verem değil; frengi, difteri, diş sağlığı, hijyen ve sineklerle mücadele gibi farklı halk sağlığı konularını anlatan filmler gösterildi.<br />
Böylece birkaç yıl önce şehirlerdeki sinema salonlarında başlayan görsel sağlık eğitimi, teknik imkânların gelişmesiyle birlikte kasabalara ve köylere kadar uzandı.<br />
Sağlık bilgisinin doktor odasından çıkışı<br />
Bugünün televizyonu, interneti ve sosyal medyası bulunmadığı için erken Cumhuriyet döneminin sağlık yöneticileri halka ulaşmak amacıyla dönemin mevcut iletişim araçlarını kullanıyordu.<br />
Bir sinema perdesi, köy meydanına getirilen bir projeksiyon cihazı, duvara asılan bir verem afişi veya eve götürülen sağlık kartpostalı aynı hedefe hizmet ediyordu: hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek kadar, hastalık ortaya çıkmadan önce insanlara korunma bilgisini ulaştırmak.<br />
Türkiye’nin seyyar sağlık sinemaları ve veremle mücadelede kullanılan görsel propaganda faaliyetleri bu yönüyle yalnız tıp tarihinin değil, ülkedeki sağlık iletişimi tarihinin de dikkat çekici sayfalarından birini oluşturuyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• İzmir Göğüs Hastanesi Dergisi – Cumhuriyetin İlk Yıllarında İzmir Veremle Mücadele Cemiyeti’nin Propaganda Faaliyetleri<br />
• İzmir Verem Mücadele Cemiyeti – Sıhhat ve İktisat Mücadele Almanağı 1930-1931<br />
• Sağlık Bakanlığı – 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu<br />
• Lokman Hekim Dergisi – Cumhuriyet Döneminde Sürdürülen Sağlığın Geliştirilmesi Mücadelesinde Halk Sağlığı Temaları<br />
• Belgi Dergisi – Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekâleti’nin Kuruluşu ve Erken Cumhuriyet Dönemindeki Faaliyetleri</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/film-afis-ve-kartpostal-cumhuriyetin-halk-sagligi-seferberligi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 19:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/cumhuriyetin-seyyar-saglik-sinemalari-200kb.webp" type="image/jpeg" length="95733"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Amerika’dan Osmanlı Tıp Dünyasına Gelen “Mübarek Ağaç”: Frenginin Eski İlacı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/amerikadan-osmanli-tip-dunyasina-gelen-mubarek-agac-frenginin-eski-ilaci</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/amerikadan-osmanli-tip-dunyasina-gelen-mubarek-agac-frenginin-eski-ilaci" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni Dünya kökenli guayak ağacı, 16. ve 17. yüzyıllarda frengiye karşı kullanılan en dikkat çekici bitkisel maddelerden biriydi. Avrupa’da “kutsal ağaç” anlamına gelen adlarla ünlenen bu egzotik bitki, kısa süre içinde Osmanlı tıp metinlerine de girdi. “Gayaku”, “mübarek ağaç” ve “peygamber ağacı” adlarıyla karşımıza çıkan guayakın hikâyesi, Amerika’nın keşfinin Osmanlı tıp bilgisini nasıl etkilediğini gösteren sıra dışı bir örnek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Avrupa’yı sarsan yeni hastalık<br />
yüzyılın sonlarında Avrupa’da ağır seyreden büyük bir frengi salgını görüldü. Hastalık farklı toplumlarda çoğu zaman başka milletlerin adıyla anılıyordu. Osmanlı tıp metinlerinde de “Frenk uyuzu”, “Frenk marazı” ve benzeri adlandırmalarla karşılaşılır.<br />
Osmanlı hekimlerinin hastalıktan haberdar olması oldukça erken bir tarihe uzanıyor. İbrahim bin Abdullah’ın 1505 yılında kaleme aldığı Alâim-i Cerrâhîn adlı cerrahi eserinin son bölümü, müellifin “Frenk uyuzu” dediği hastalığa ayrılmıştı. Eserde hastalığın farklı dillerdeki adlarından ve dönemin tedavi uygulamalarından söz ediliyordu.<br />
Ancak o tarihte İbrahim bin Abdullah hastalığı Amerika ile ilişkilendirmiyordu. Bu ayrıntı, frenginin Amerika’yla ilişkilendirilmesinin zaman içinde güçlenen bir tarihsel anlatı olduğunu göstermesi bakımından önemli.<br />
Hastalığa karşı umut da Yeni Dünya’dan geldi<br />
Avrupa’ya ulaşan yeni bitkisel maddelerden biri guayaktı. Botanik kaynaklarında Guaiacum officinale başta olmak üzere Guaiacum türleriyle ilişkilendirilen bu son derece sert ve reçineli ağaç, lignum vitae ve lignum sanctum gibi “hayat ağacı” ve “kutsal ağaç” çağrışımı yapan isimlerle tanındı.<br />
Guayakın İspanyol dünyasında 16. yüzyılın hemen başlarında tanınmaya başladığı, frengi için kullanımının ise 1510’lu yıllardan itibaren yazılı kaynaklarda görünür hâle geldiği kabul ediliyor. Alman hümanist Ulrich von Hutten de guayak üzerine yazılarıyla bu tedavinin Avrupa’daki ününü artıran isimlerden biri oldu.<br />
Bununla birlikte guayakın Osmanlı dünyasına tam olarak hangi tarihte girdiğini kesin olarak söylemek mümkün değil. Elde bulunan kaynaklar, bitkinin 16. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı bilgi dünyasında açık biçimde tanındığını gösteriyor.<br />
Ağaç kaynatılıyor, suyu içiliyordu<br />
Guayak tedavisinde ağacın odunu veya diğer kısımlarından hazırlanan kaynatmalar kullanılıyordu. Erken modern dönemin tıp anlayışı içinde terleme, bedendeki hastalık yapıcı unsurların uzaklaştırılmasıyla ilişkilendirildiği için guayakın terletici özelliğine özel önem verildi.<br />
Yaklaşık 1600 tarihli ünlü bir Avrupa gravüründe de bir tarafta guayak ilacı hazırlanırken diğer tarafta yataktaki frengi hastasının hazırlanan kaynatmayı içtiği görülür.<br />
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Guayakın yüzyıllar boyunca frengi için kullanılmış olması, hastalığı gerçekten iyileştirdiği anlamına gelmiyor. Modern tıp açısından bu uygulama tarihsel bir tedavi girişimidir.<br />
III. Murad döneminde guayak biliniyordu<br />
Guayakın Osmanlı dünyasındaki serüveninin en dikkat çekici belgelerinden biri Târîh-i Hind-i Garbî.<br />
1580’lerde Sultan III. Murad döneminde hazırlanan ve Amerika kıtasına ilişkin bilgileri Osmanlı okuyucusuna aktaran eserde bitkiden “guayacan” adıyla söz ediliyor. Metinde bu bitkinin Porto Riko’da yetiştiği ve kaynatılmış suyunun “Frenk marazına” faydalı olduğuna inanıldığı aktarılıyor.<br />
Bu bilgi oldukça çarpıcıdır. Çünkü Yeni Dünya’nın keşfi Osmanlı dünyasına yalnızca yeni coğrafyalar hakkında haberler taşımamıştı. Amerika kökenli bitkiler ve onlara ilişkin tıbbi bilgiler de Osmanlı entelektüel dünyasına ulaşmaya başlamıştı.<br />
Sakızlı İsa Efendi’nin kitabında “gayaku”<br />
yüzyıla gelindiğinde izler daha da belirginleşiyor.<br />
Dönemin önemli hekimlerinden Sakızlı İsa Efendi’nin Devâü’l-Emrâz adlı eserinde frengiyle bağlantılı tedaviler arasında çöpçini, sasafras, sarsaparilla ve “gayaku” yer alıyor.<br />
Eserin bir nüshasının kenarına daha sonraki bir okuyucu tarafından dikkat çekici bir açıklama düşülmüştü: “Gayaku peygamber ağacıdır.”<br />
Sakızlı İsa Efendi’nin Nizâmü’l-Edviye adlı eserinde de guayakın kullanımı anlatılıyor. Tarife göre gayaku bazı başka maddelerle birlikte suda yaklaşık 24 saat bekletiliyor, ardından süzülen sıvı cam bir kapta saklanarak belirli miktarlarda tüketiliyordu.<br />
Buradaki anlatım dönemin tedavi anlayışını yansıtmaktadır; günümüzde uygulanması gereken tıbbi bir reçete değildir.<br />
“Gayaku” nasıl “mübarek ağaç” oldu?<br />
İsimlerin değişimi, bitkinin Osmanlı dünyasında nasıl yerelleştiğini anlamak açısından en ilginç noktalardan biri.<br />
Hayâtîzâde Mustafa Feyzî Efendi, ağaçtan palo santo adıyla söz eder ve Türkçede “peygamber ağacı” olarak anıldığını kaydeder.<br />
İbn Sellûm ise Gâyetü’l-Beyân adlı eserinin farmakopya bölümünde daha açık bir karşılık verir: Palo santonun Türkçesini “mübarek ağaç” olarak açıklar.<br />
Kaynaklarda ağacın yalnızca ilaç olarak değil, bıçak sapı ve tarak gibi gündelik eşyalarda da kullanılabildiği aktarılır.<br />
Araştırmacıların değerlendirmesine göre 17. yüzyılın ortalarında “gayaku” biçiminde kullanılan ad, sonraki on yıllarda “mübarek ağaç” ve “peygamber ağacı” gibi karşılıklarla Osmanlı Türkçesinde yerelleşmiş olabilir.<br />
Buradaki “olabilir” ifadesi önemlidir. Söz konusu dilsel dönüşüm, kaynaklardan hareketle yapılan tarihsel bir yorumdur; doğrusal ve kesin biçimde belgelenmiş bir isim değişikliği olarak görülmemelidir.<br />
Amerika Osmanlı tıbbının ilaç dünyasını da etkiledi<br />
Guayak tek örnek değildi. Sarsaparilla ve sasafras gibi Amerika bağlantılı başka bitkiler de erken modern dönemde Avrupa ve Osmanlı tıp bilgisinin dolaşımına girdi.<br />
Bunun tarih açısından önemi büyük. Çünkü Hipokrat, Galen ve İbn Sînâ gibi klasik tıp otoritelerinin tanımadığı yeni maddeler, hekimlerin karşısına çıkıyordu.<br />
Böylece tıbbi bilgi yalnızca eski kitapların aktarılmasıyla değil, yeni coğrafyalardan gelen maddelerin tanınması ve mevcut tıp anlayışına eklenmesiyle de değişiyordu.<br />
Osmanlı tıbbının Avrupa ve Yeni Dünya kaynaklı bilgilerle ilişkisini yalnızca çok daha geç başlayan bir “Batılılaşma” sürecinin sonucu olarak değerlendirmek, erken dönemlerdeki bu bilgi dolaşımını gözden kaçırabilir.<br />
Frengi gerçekten Amerika’dan mı geldi?<br />
Bu soruya kesin bir cümleyle cevap vermek doğru değil.<br />
Frenginin kökeni uzun yıllardır “Kolomb hipotezi” ile “Kolomb öncesi hipotez” arasında tartışılıyor. Son yıllarda yapılan antik DNA çalışmaları, Treponema pallidum soylarının Amerika’daki tarihine ilişkin önemli kanıtlar ortaya koydu.<br />
Bununla birlikte bugün frengi olarak tanıdığımız cinsel yolla bulaşan hastalığın tam olarak nerede ve ne zaman ortaya çıktığı konusunda bazı belirsizlikler sürüyor.<br />
Bu nedenle tarihsel anlatıda en güvenli ifade şudur:<br />
16. ve 17. yüzyılın bazı hekim ve yazarları frengiyi Yeni Dünya ile ilişkilendirmiş; aynı coğrafyayla bağlantılı guayakı da hastalığa karşı kullanılan maddelerden biri olarak görmüştür.<br />
Guayak frengiyi iyileştiriyor muydu?<br />
Bugün için cevap nettir: Guayak frenginin modern, kanıta dayalı tedavisi değildir.<br />
Frengi, Treponema pallidum bakterisinin neden olduğu bir enfeksiyondur. Güncel tıbbi rehberlerde hastalığın temel tedavisi penisilin temelli antibiyotik tedavisidir. Kullanılacak tedavi biçimi, hastalığın evresine ve hastanın klinik durumuna göre hekim tarafından belirlenir.<br />
Dolayısıyla guayakın tarihsel serüveni bugün bir tedavi önerisi olarak değil, tıp tarihinin ve küresel bilgi dolaşımının dikkat çekici bir örneği olarak okunmalıdır.<br />
Bir ağaçtan çok daha fazlası<br />
Karayipler’den Avrupa’ya ulaşan sert bir ağaç, birkaç on yıl içinde hastalık ve şifa hakkındaki tartışmaların merkezine yerleşti.<br />
Avrupa metinlerinde “kutsal odun” diye anıldı; Osmanlı metinlerinde “gayaku”, “mübarek ağaç” ve “peygamber ağacı” gibi karşılıklarla kendine yer buldu.<br />
Guayak frengiyi ortadan kaldıran ilaç değildi.<br />
Fakat guayakın hikâyesi bize başka bir şeyi gösteriyor:<br />
Amerika’nın keşfi Osmanlıların yalnızca dünya haritasına ilişkin bilgisini değiştirmedi; hangi bitkinin ilaç sayılabileceğine, yeni hastalıkların nasıl açıklanacağına ve tıbbi bilginin nereden gelebileceğine ilişkin ufku da genişletti.<br />
Kaynaklar<br />
Tunahan Durmaz, “Frengi, Mübarek Ağaç ve Yeni Dünya: Erken Modern Osmanlı Tıbbının Dönüşümüne Atlantik Ötesi Bir Bakış”, Toplumsal Tarih Akademi.<br />
Târîh-i Hind-i Garbî.<br />
Sakızlı İsa Efendi, Devâü’l-Emrâz.<br />
Sakızlı İsa Efendi, Nizâmü’l-Edviye.<br />
İbn Sellûm, Gâyetü’l-Beyân.<br />
Hayâtîzâde Mustafa Feyzî Efendi’nin tıbbi eserleri.<br />
Sexually Transmitted Infections, guayakın frengi tedavisindeki tarihsel kullanımına ilişkin inceleme.<br />
Nature, antik Treponema pallidum genomlarına ilişkin çalışma.<br />
CDC, Syphilis Treatment Guidelines.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/amerikadan-osmanli-tip-dunyasina-gelen-mubarek-agac-frenginin-eski-ilaci</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 18:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/guayak-frenginin-eski-ilaci-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="17337"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[JAMA Network Open Araştırması: Kortizon Sonrası Zatürre Görülme Hızı Yaklaşık İki Katına Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/jama-network-open-arastirmasi-kortizon-sonrasi-zaturre-gorulme-hizi-yaklasik-iki-katina-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/jama-network-open-arastirmasi-kortizon-sonrasi-zaturre-gorulme-hizi-yaklasik-iki-katina-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tayvan’da tip 2 diyabeti bulunan 36 bin 48 yetişkinin sağlık kayıtlarını inceleyen araştırmacılar, 14 gün veya daha kısa süreli ağızdan kortikosteroid kullanımının başlamasından sonraki 6–30 günlük dönemde mide-bağırsak kanaması, zatürre ve kalp yetersizliğinin görülme hızının arttığını belirledi. JAMA Network Open’da 23 Eylül 2026’da yayımlanan çalışma, kısa süreli tedavilerde de hastanın bireysel risklerinin dikkate alınması gerektiğine işaret ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Tip 2 diyabeti bulunan kişilerde kısa süreli ağızdan kortikosteroid kullanımının ardından bazı ciddi sağlık sorunlarının daha sık görülebileceği bildirildi. Tayvan’daki araştırmacılar tarafından yürütülen ve 23 Eylül 2026’da JAMA Network Open’da yayımlanan çalışmada, 36 bin 48 yetişkinin sağlık kayıtları değerlendirildi.<br />
Araştırmanın odağında, halk arasında kortizon olarak da bilinen ağızdan kullanılan kortikosteroidlerin kısa süreli kullanımı vardı. Bilim insanları, kesintisiz 14 gün veya daha kısa süren tedavileri “kısa süreli kullanım” olarak tanımladı.<br />
Katılımcıların ortalama yaşı 61,6 idi ve yüzde 52,4’ünü kadınlar oluşturuyordu. Kortikosteroid tedavisinin ortalama süresi 4,5 gün, ortanca süresi ise 3 gün olarak hesaplandı.<br />
Her hasta kendi geçmişiyle karşılaştırıldı<br />
Araştırma randomize kontrollü bir ilaç deneyi değildi. Nüfus tabanlı kohort çalışmasında “kendinden kontrollü olgu serisi” olarak adlandırılan gözlemsel bir yöntem kullanıldı. Veriler, Tayvan’ın ulusal sağlık sigortası kayıtlarında 2008–2022 yılları arasında yer alan sağlık bilgilerinden elde edildi.<br />
Bu yöntemde kişinin kortikosteroid kullanımından sonraki belirli dönemlerde yaşadığı sağlık olayları, aynı kişinin diğer gözlem dönemleriyle karşılaştırıldı.<br />
Böylece yaş, cinsiyet ve genetik yapı gibi zaman içinde değişmeyen kişisel özelliklerin sonuçlar üzerindeki etkisinin azaltılması amaçlandı. Buna rağmen çalışma gözlemsel olduğu için doğrudan neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor.<br />
Araştırmacılar mide-bağırsak kanaması, zatürre, sepsis, kalp yetersizliği ve kırık olmak üzere beş ciddi sağlık sonucunu değerlendirdi.<br />
En belirgin artış 6–30. günlerde görüldü<br />
Çalışmanın en güçlü bulguları kortikosteroid tedavisinin başlamasından sonraki 6 ile 30. günler arasında ortaya çıktı.<br />
Kişilerin temel dönemleriyle karşılaştırıldığında mide-bağırsak kanamasının görülme hızı 1,71 kat, zatürrenin görülme hızı 2,06 kat, kalp yetersizliğinin görülme hızı ise 1,87 kat daha yüksek bulundu.<br />
En yüksek oran zatürrede saptandı. Buna göre bu dönemde zatürrenin görülme hızı, karşılaştırılan temel döneme göre yaklaşık iki katına çıktı.<br />
Bu rakamların mutlak hastalık riski olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. Örneğin 1,71’lik oran, hastaların yüzde 71’inin kanama yaşadığı anlamına gelmiyor. Sayılar, olayların farklı dönemlerde görülme hızlarının karşılaştırılmasından elde edilen göreceli değerleri ifade ediyor.<br />
Araştırmada kontrol amacıyla ayrıca bayılma olayları da değerlendirildi. Bu sonuç için kortikosteroid kullanımıyla anlamlı bir ilişki saptanmadı.<br />
Bazı ilişkiler 90 güne kadar görüldü<br />
Araştırmacılar tedavinin başlamasından sonraki 31–90 günlük dönemi de değerlendirdi.<br />
Bu dönemde mide-bağırsak kanamasının görülme hızı 1,26 kat, kırık görülme hızı ise 1,42 kat daha yüksek bulundu.<br />
Bu sonuçlar, kısa süreli kortikosteroid kullanımıyla bazı ciddi sağlık olayları arasındaki ilişkinin yalnızca ilk haftalarla sınırlı olmayabileceğini gösterdi. Ancak gözlemsel araştırma, bu olayların doğrudan ilaç nedeniyle meydana geldiğini kanıtlamıyor.<br />
Diyabet hastaları neden ayrı incelendi?<br />
Kortikosteroidlerin kan şekeri kontrolünü bozabildiği uzun süredir biliniyor. Bu nedenle tip 2 diyabeti bulunan kişilerde tedavi sırasında kan şekeri düzeylerinin yakından izlenmesi gerekebiliyor.<br />
Yeni çalışmada araştırmacılar yalnızca kan şekeri değişikliklerine değil; enfeksiyon, kanama, kalp yetersizliği ve kırık gibi daha ciddi sağlık sonuçlarına odaklandı.<br />
Tip 2 diyabeti bulunan kişiler enfeksiyon, kalp-damar hastalıkları ve kırık açısından toplumun geri kalanından farklı bir başlangıç riskine sahip olabildiği için araştırmacılar kısa süreli kortikosteroid kullanımının bu gruptaki güvenlilik profilini ayrıca değerlendirdi.<br />
Bulgular neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor<br />
Araştırmanın en önemli sınırlılıklarından biri, sonuçların rutin sağlık kayıtlarından elde edilen gözlemsel verilere dayanması.<br />
Araştırmacılar, kortikosteroid reçete edilmesine yol açabilecek bazı akut hastalıkları ve eş zamanlı ilaç kullanımlarını istatistiksel analizlerde hesaba kattı. Buna rağmen sonuçları etkileyebilecek ölçülmemiş başka faktörlerin bulunma ihtimali tamamen ortadan kaldırılamadı.<br />
Reçete edilen ilaçların hastalar tarafından gerçekten ve önerildiği şekilde kullanılıp kullanılmadığı da sağlık kayıtlarından kesin olarak belirlenemedi.<br />
Araştırmada beslenme, fiziksel aktivite ve diğer yaşam tarzı özellikleriyle ilgili ayrıntılı veriler bulunmuyordu. Bulguların Tayvan nüfusundan elde edilmiş olması da sonuçların farklı toplumlara genellenmesinde dikkat gerektiriyor.<br />
Hastaların kortizonu kendi kendine bırakması gerekmiyor<br />
Araştırma, tıbben gerekli durumlarda kortikosteroidlerin kullanılmaması gerektiğini göstermiyor. Bu ilaçlar birçok inflamatuvar ve bağışıklık sistemi hastalığının tedavisinde yaygın olarak kullanılıyor.<br />
Çalışmanın ortaya koyduğu temel nokta, tip 2 diyabeti bulunan kişilerde birkaç günlük tedavilerin de tamamen risksiz kabul edilmemesi gerektiği.<br />
Araştırmacılar, kısa süreli kortikosteroid reçete edilirken hastanın mevcut hastalıklarının, tedavinin gerekliliğinin ve olası alternatiflerin birlikte değerlendirilmesinin uygun olduğunu belirtiyor.<br />
Bulgular, reçeteli kortizon ilaçlarının hasta tarafından kendi kendine kesilmesi veya dozunun değiştirilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Tedavide yapılacak değişikliklerin hekim değerlendirmesiyle gerçekleştirilmesi gerekiyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
• JAMA Network Open – Oral Corticosteroid Bursts and Risk of Serious Adverse Events in Adults With Type 2 Diabetes, 23 Eylül 2026<br />
• Tayvan Ulusal Sağlık Araştırma Enstitüleri – Tip 2 diyabetli yetişkinlerde kısa süreli ağızdan kortikosteroid kullanımına ilişkin nüfus tabanlı araştırma</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/jama-network-open-arastirmasi-kortizon-sonrasi-zaturre-gorulme-hizi-yaklasik-iki-katina-cikti</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 17:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1352.jpeg" type="image/jpeg" length="21160"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rektör Aydın Batman’da Gençlere Seslendi: Merak Edin, Araştırın, Üretin]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/rektor-aydin-batmanda-genclere-seslendi-merak-edin-arastirin-uretin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rektor-aydin-batmanda-genclere-seslendi-merak-edin-arastirin-uretin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Batman Üniversitesinde gençler ve akademisyenlerle buluştu. Batman’ın tarihî mirasıyla bilimsel geleceğini birlikte değerlendiren Aydın; bilgi, vicdan ve toplumsal sorumluluk ekseninde üniversitelerin üstlendiği göreve dikkat çekti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Batman Üniversitesinin 20. kuruluş yılı etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen “Üniversite Yolculuğu: Dünden Yarına” konferansı, yükseköğretimin anlamını, gençlerin geleceğini ve üniversitelerin şehirlerin gelişimindeki yerini gündeme taşıdı. Konferansın konuşmacısı Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, akademik birikimini ve eğitim anlayışını katılımcılarla paylaştı.</p>

<p>Merkez Kampüs Konferans Salonunda düzenlenen programa Batman Valisi Ekrem Canalp’in eşi Dr. Ayten Canalp, Batman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İdris Demir ve eşi Zeynep Demir, İl Sağlık Müdürü Dr. Murat Solmaz, akademisyenler, öğrenciler ve davetliler katıldı.</p>

<p>BATMAN’DA GEÇMİŞİN DERİNLİĞİ, GELECEĞİN HEYECANI</p>

<p>Konuşmasında Batman’ın tarihî ve kültürel zenginliğine geniş yer ayıran Aydın, üniversitelerin dünden yarına uzanan yolculuğunu bu şehirde ele almanın özel bir anlam taşıdığını belirtti. Hasankeyf’in medeniyet birikimiyle üniversite sıralarındaki gençlerin gelecek arayışını aynı çerçevede değerlendirdi.</p>

<p>Dicle’nin hayat verdiği coğrafyanın yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıdığını hatırlatan Aydın, Artuklulara başkentlik yapan Hasankeyf’in mimari, ticaret, sanat ve ilim hayatı bakımından önemli bir miras bıraktığına işaret etti.</p>

<p>Zeynel Bey Kümbeti’nden Mor Kiryakus Manastırı’na, Kozluk Kalesi’nden Sason ve Mereto’nun doğal güzelliklerine uzanan zenginliğin, Batman’ın kimliğini oluşturan değerler arasında bulunduğunu ifade etti. Bu mirasın korunmasının, bilimsel yöntemlerle araştırılmasının ve gelecek kuşaklara doğru aktarılmasının ortak bir sorumluluk olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Batman’ın güzelliğini tamamlayan unsurların başında insanının misafirperverliği, emeği ve gönül zenginliğinin geldiğini belirten Aydın, şehrin samimi ev sahipliğinden duyduğu memnuniyeti de paylaştı.</p>

<p>ŞEHRİN ÜRETİM TECRÜBESİ BİLİMLE BULUŞUYOR</p>

<p>Batman’ın yakın dönem gelişiminde Raman’da yürütülen petrol faaliyetlerinin ve bu alanda çalışan insanların emeğinin önemli bir yer tuttuğunu anlatan Aydın, şehrin üretim birikimiyle üniversitenin araştırma kapasitesi arasındaki ilişkinin değerine dikkat çekti.</p>

<p>Bu çerçevede Batman Üniversitesinin enerji alanındaki ihtisaslaşmasını anlamlı bir adım olarak değerlendirdi. Şehrin sahip olduğu tecrübenin akademik çalışmalarla buluşmasının, yeni araştırmalara ve toplumsal fayda üreten uygulamalara zemin hazırlayabileceğini ifade etti.</p>

<p>Üniversitenin “Bilgiyi Enerjiye Dönüştüren Üniversite” yaklaşımını Batman’ın gelişim hikâyesiyle ilişkilendiren Aydın, bilginin araştırmaya, araştırmanın teknolojiye ve teknolojinin insan hayatına katkıya dönüşmesinin önemini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Batman Üniversitesi koordinasyonunda yürütülen Enerji Akademisini de kurumlar arası bilgi paylaşımı açısından değerli bulan Aydın, ortak eğitim ve araştırma çalışmalarının kalıcı akademik ilişkiler geliştirmedeki rolüne değindi.</p>

<p>BİR ÜNİVERSİTENİN ŞEHRE KAZANDIRDIĞI EN BÜYÜK DEĞER: GELECEĞE GÜVEN</p>

<p>Batman Üniversitesinin mühendislikten sosyal bilimlere, güzel sanatlardan turizme ve sağlık eğitimine uzanan akademik yapısını değerlendiren Aydın, bu çeşitliliğin şehrin farklı ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir potansiyel taşıdığını belirtti.</p>

<p>Üniversitelerin bulundukları şehirlerde gençlerin gelecek beklentisini güçlendirdiğine dikkat çekti. Açılan her eğitim yolunun bir öğrenci için yeni bir başlangıç, bir aile için umut anlamına geldiğini ifade etti.</p>

<p>Aydın’ın değerlendirmelerinde, üniversitenin şehirle kurduğu ilişkinin kültürel mirasın korunmasından nitelikli insan yetiştirmeye kadar geniş bir alana yayıldığı öne çıktı. Yerel kültürün belgelenmesi, doğal değerlerin korunması ve turizmin geliştirilmesi gibi çalışmaların farklı bilim alanlarının katkısıyla güçlenebileceğini anlattı.</p>

<p>Batman Üniversitesinin gelişimine emek veren akademik ve idari kadroyu, öğrencileri ve kurumun paydaşlarını tebrik eden Aydın, 20. kuruluş yılına hazırlanan üniversiteye bilimsel üretim ve topluma hizmet yolculuğunda başarılar diledi.</p>

<p>BİLGİ, BECERİ VE VİCDAN BİRLİKTE GELİŞMELİ</p>

<p>Konferansın temel başlıklarından biri, üniversite eğitiminin gençlere kazandırması gereken yetkinlikler oldu. Aydın, üniversite yıllarının öğrencilerin kendilerini tanıdıkları, meraklarını geliştirdikleri ve düşünme alışkanlıklarını şekillendirdikleri bir dönem olduğunu anlattı.</p>

<p>Üniversite fikrini insan yetiştirmek, güvenilir bilgi üretmek ve üretilen bilgiyi toplumun yararına sunmak üzerinden değerlendirdi. Bu sorumlulukların birbirini tamamlamasıyla akademik çalışmaların günlük hayatta daha güçlü bir karşılık bulabileceğini belirtti.</p>

<p>Mesleki bilgiye iletişim, empati, sorumluluk ve çözüm üretme becerilerinin eşlik etmesi gerektiğini vurgulayan Aydın, sağlık alanında öğrenim gören gençlere ayrıca seslendi. İnsan hayatına dokunacak meslekler için bilimsel yetkinliğin, vicdan ve mesleki titizlikle birlikte geliştirilmesinin önemini ortaya koydu.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü ve bir hekim olarak Batman Üniversitesinin sağlık bilimleri ve diş hekimliği alanındaki yapılanmasını kıymetli bulduğunu ifade eden Aydın, insanın iyiliğini merkeze alan akademik iş birliklerinin sağlayabileceği katkılara değindi.</p>

<p>GENÇLERE MERAK ETME, ARAŞTIRMA VE ÜRETME ÇAĞRISI</p>

<p>Öğrencilere yaşadıkları coğrafyanın tarihini ve kültürünü tanımalarını öneren Aydın, kendi şehrinin birikimini bilen gençlerin dünyayla daha sağlam bir ilişki kurabileceğini belirtti.</p>

<p>Gençleri soru sormaya, araştırmalara katılmaya, yabancı dil öğrenmeye ve farklı disiplinlerden insanlarla birlikte çalışmaya davet etti. Kütüphanede edinilen bilginin laboratuvarda ve hayatın içinde sınanmasının, öğrenmenin kalıcılığı açısından değer taşıdığını anlattı.</p>

<p>Bir öğrencinin bugün merak ettiği konunun gelecekte bir araştırmaya dönüşebileceğini hatırlatan Aydın; bu araştırmanın bir hastanın yaşamını kolaylaştırabileceğini, üretimde karşılaşılan bir sorunu çözebileceğini veya bir kültür varlığının korunmasına katkı sunabileceğini ifade etti.</p>

<p>Geçmişin birikimini anlayarak geleceğe emek verme düşüncesini “Maziyi İhya, Âtiyi İnşa” yaklaşımıyla ilişkilendiren Aydın, Batman’ın tarihî derinliği ile üniversitesinin genç enerjisinin bu anlayış için anlamlı bir buluşma oluşturduğunu dile getirdi.</p>

<p>REKTÖR DEMİR’DEN AKADEMİK İŞ BİRLİĞİ VURGUSU</p>

<p>Programın açılışında konuşan Batman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İdris Demir, Aydın’ı ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti belirtti. Buluşmanın akademik deneyim paylaşımına ve sağlık bilimlerinde yeni ortaklıkların değerlendirilmesine katkısını vurguladı.</p>

<p>Demir, Diş Hekimliği Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinin tamamlanmasıyla öğrencilerin uygulamalı eğitim olanaklarını genişletmeyi ve bölgenin sağlık hizmetlerine katkıyı artırmayı hedeflediklerini aktardı.</p>

<p>Aydın ise ev sahipliği için Rektör Demir’e ve Batman Üniversitesi ailesine teşekkür ederek şehrin köklü birikiminin gençlerin merakı, bilgisi ve emeğiyle geleceğe taşınacağına olan inancını paylaştı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Etkinlik</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/rektor-aydin-batmanda-genclere-seslendi-merak-edin-arastirin-uretin</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 17:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1350.jpeg" type="image/jpeg" length="87343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[UI GreenMetric 2026 Türkiye sıralaması: 152 üniversitenin tam listesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ui-greenmetric-2026-turkiye-siralamasi-152-universitenin-tam-listesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ui-greenmetric-2026-turkiye-siralamasi-152-universitenin-tam-listesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyanın sürdürülebilirlik odaklı üniversite değerlendirmelerinden UI GreenMetric 2026 sonuçları açıklandı. Bu yıl 110 ülkeden 2 bin 16 üniversitenin yer aldığı sıralamada İstanbul Teknik Üniversitesi, dünya 28’inciliğiyle Türkiye’den en üst sıraya yerleşti. Yıldız Teknik Üniversitesi ise dünya 45’incisi olarak ilk 50’deki yerini aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Başlık: GreenMetric 2026 Açıklandı: Türkiye’den 152 Üniversite Dünya Sıralamasında Yer Aldı</p>

<p>Spot: UI GreenMetric 2026 Dünya Üniversiteleri Sıralaması açıklandı. 110 ülkeden 2 bin 16 üniversitenin değerlendirildiği listede, Türkiye kaydıyla 152 üniversite yer aldı. İstanbul Teknik Üniversitesi dünya 28’incisi olarak Türkiye’nin en yüksek sıralamasına ulaştı.</p>

<p>UI GreenMetric 2026 Dünya Üniversiteleri Sıralaması sonuçları açıklandı. Üniversitelerin çevresel sürdürülebilirlik performansını ölçen değerlendirmede, Türkiye kaydıyla 152 üniversite listeye girdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yıl 17’ncisi yayımlanan sıralamada, 110 ülkeden 2 bin 16 yükseköğretim kurumu değerlendirildi. İstanbul Teknik Üniversitesi, 9 bin 225 puanla dünya 28’incisi olurken Türkiye sıralamasında ilk sıraya yerleşti. Yıldız Teknik Üniversitesi dünya 45’inciliğiyle Türkiye ikincisi oldu.</p>

<p>Sıralamada üniversiteler; yerleşke ve altyapı, enerji ve iklim değişikliği, atık yönetimi, su kullanımı, ulaşım, eğitim ve araştırma ile yönetişim ve dijitalleşme alanlarında değerlendirildi. 2026 sonuçlarında yönetişim ve dijitalleşme başlığı ilk kez ana değerlendirme alanları arasında yer aldı.</p>

<p>Türkiye’den ilk 10 üniversitenin altısı dünya genelinde ilk 120 içinde yer alma başarısı gösterdi. İTÜ ve YTÜ’nün ardından Kıbrıs Uluslararası Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Özyeğin Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü ilk 10’u oluşturdu.</p>

<p>UI GreenMetric 2026’ya göre Türkiye kaydıyla yer alan üniversitelerin tam listesi şöyle:</p>

<ol>
 <li>İstanbul Teknik Üniversitesi – Dünya 28’incisi – 9.225 puan</li>
 <li>Yıldız Teknik Üniversitesi – Dünya 45’incisi – 9.025 puan</li>
 <li>Kıbrıs Uluslararası Üniversitesi – Dünya 55’incisi – 8.925 puan</li>
 <li>Erciyes Üniversitesi – Dünya 63’üncüsü – 8.900 puan</li>
 <li>Ege Üniversitesi – Dünya 74’üncüsü – 8.825 puan</li>
 <li>Özyeğin Üniversitesi – Dünya 86’ncısı – 8.762,5 puan</li>
 <li>Başkent Üniversitesi – Dünya 102’ncisi – 8.662,5 puan</li>
 <li>Orta Doğu Teknik Üniversitesi – Dünya 105’incisi – 8.612,5 puan</li>
 <li>Sakarya Üniversitesi – Dünya 114’üncüsü – 8.575 puan</li>
 <li>İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü – Dünya 117’ncisi – 8.562,5 puan</li>
 <li>Dokuz Eylül Üniversitesi – Dünya 134’üncüsü – 8.512,5 puan</li>
 <li>Düzce Üniversitesi – Dünya 138’incisi – 8.500 puan</li>
 <li>Mersin Üniversitesi – Dünya 139’uncusu – 8.487,5 puan</li>
 <li>Hasan Kalyoncu Üniversitesi – Dünya 141’incisi – 8.487,5 puan</li>
 <li>Sabancı Üniversitesi – Dünya 144’üncüsü – 8.485 puan</li>
 <li>Atatürk Üniversitesi – Dünya 157’ncisi – 8.450 puan</li>
 <li>Kütahya Dumlupınar Üniversitesi – Dünya 161’incisi – 8.425 puan</li>
 <li>Bartın Üniversitesi – Dünya 169’uncusu – 8.375 puan</li>
 <li>Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi – Dünya 173’üncüsü – 8.362,5 puan</li>
 <li>Trakya Üniversitesi – Dünya 176’ncısı – 8.360 puan</li>
 <li>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi – Dünya 178’incisi – 8.347,5 puan</li>
 <li>Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi – Dünya 190’ıncısı – 8.297,5 puan</li>
 <li>Ondokuz Mayıs Üniversitesi – Dünya 201’incisi – 8.262,5 puan</li>
 <li>Mardin Artuklu Üniversitesi – Dünya 216’ncısı – 8.187,5 puan</li>
 <li>Yeditepe Üniversitesi – Dünya 221’incisi – 8.087,5 puan</li>
 <li>Çukurova Üniversitesi – Dünya 224’üncüsü – 8.062,5 puan</li>
 <li>Hacettepe Üniversitesi – Dünya 244’üncüsü – 7.935 puan</li>
 <li>Bursa Uludağ Üniversitesi – Dünya 247’ncisi – 7.935 puan</li>
 <li>İstanbul Aydın Üniversitesi – Dünya 255’incisi – 7.922,5 puan</li>
 <li>Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi – Dünya 256’ncısı – 7.922,5 puan</li>
 <li>Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi – Dünya 299’uncusu – 7.810 puan</li>
 <li>Hitit Üniversitesi – Dünya 302’ncisi – 7.797,5 puan</li>
 <li>Manisa Celal Bayar Üniversitesi – Dünya 315’incisi – 7.762,5 puan</li>
 <li>Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi – Dünya 320’ncisi – 7.750 puan</li>
 <li>Kapadokya Üniversitesi – Dünya 343’üncüsü – 7.647,5 puan</li>
 <li>Kastamonu Üniversitesi – Dünya 351’incisi – 7.622,5 puan</li>
 <li>Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi – Dünya 354’üncüsü – 7.612,5 puan</li>
 <li>Marmara Üniversitesi – Dünya 373’üncüsü – 7.520 puan</li>
 <li>Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi – Dünya 376’ncısı – 7.500 puan</li>
 <li>Afyon Kocatepe Üniversitesi – Dünya 385’incisi – 7.482,5 puan</li>
 <li>Karadeniz Teknik Üniversitesi – Dünya 397’ncisi – 7.400 puan</li>
 <li>Balıkesir Üniversitesi – Dünya 401’incisi – 7.362,5 puan</li>
 <li>Fırat Üniversitesi – Dünya 404’üncüsü – 7.337,5 puan</li>
 <li>Kocaeli Üniversitesi – Dünya 407’ncisi – 7.337,5 puan</li>
 <li>Akdeniz Üniversitesi – Dünya 413’üncüsü – 7.322,5 puan</li>
 <li>Ankara Üniversitesi – Dünya 414’üncüsü – 7.322,5 puan</li>
 <li>Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi – Dünya 425’incisi – 7.277,5 puan</li>
 <li>İstanbul Atlas Üniversitesi – Dünya 438’incisi – 7.235 puan</li>
 <li>Uşak Üniversitesi – Dünya 440’ıncısı – 7.225 puan</li>
 <li>Gebze Teknik Üniversitesi – Dünya 457’ncisi – 7.175 puan</li>
 <li>Selçuk Üniversitesi – Dünya 471’incisi – 7.137,5 puan</li>
 <li>Bursa Teknik Üniversitesi – Dünya 472’ncisi – 7.135 puan</li>
 <li>Bilkent Üniversitesi – Dünya 475’incisi – 7.122,5 puan</li>
 <li>İstanbul Okan Üniversitesi – Dünya 479’uncusu – 7.110 puan</li>
 <li>Bayburt Üniversitesi – Dünya 505’incisi – 7.000 puan</li>
 <li>Antalya Bilim Üniversitesi – Dünya 515’incisi – 6.935 puan</li>
 <li>Kayseri Üniversitesi – Dünya 522’ncisi – 6.900 puan</li>
 <li>Süleyman Demirel Üniversitesi – Dünya 548’incisi – 6.810 puan</li>
 <li>Samsun Üniversitesi – Dünya 568’incisi – 6.775 puan</li>
 <li>Çağ Üniversitesi – Dünya 578’incisi – 6.757,5 puan</li>
 <li>Kırıkkale Üniversitesi – Dünya 580’incisi – 6.752,5 puan</li>
 <li>İzmir Bakırçay Üniversitesi – Dünya 598’incisi – 6.722,5 puan</li>
 <li>İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi – Dünya 613’üncüsü – 6.690 puan</li>
 <li>Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi – Dünya 617’ncisi – 6.687,5 puan</li>
 <li>KTO Karatay Üniversitesi – Dünya 638’incisi – 6.637,5 puan</li>
 <li>Dicle Üniversitesi – Dünya 643’üncüsü – 6.615 puan</li>
 <li>İstanbul Gelişim Üniversitesi – Dünya 645’incisi – 6.607,5 puan</li>
 <li>Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi – Dünya 649’uncusu – 6.602,5 puan</li>
 <li>Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi – Dünya 660’ıncısı – 6.575 puan</li>
 <li>Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi – Dünya 678’incisi – 6.537,5 puan</li>
 <li>Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi – Dünya 689’uncusu – 6.495 puan</li>
 <li>Gaziantep Üniversitesi – Dünya 690’ıncısı – 6.485 puan</li>
 <li>Aydın Adnan Menderes Üniversitesi – Dünya 695’incisi – 6.472,5 puan</li>
 <li>Karabük Üniversitesi – Dünya 715’incisi – 6.405 puan</li>
 <li>Amasya Üniversitesi – Dünya 735’incisi – 6.357,5 puan</li>
 <li>Eskişehir Osmangazi Üniversitesi – Dünya 741’incisi – 6.350 puan</li>
 <li>Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi – Dünya 743’üncüsü – 6.347,5 puan</li>
 <li>Aksaray Üniversitesi – Dünya 752’ncisi – 6.325 puan</li>
 <li>İstanbul Topkapı Üniversitesi – Dünya 759’uncusu – 6.305 puan</li>
 <li>İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi – Dünya 782’ncisi – 6.272,5 puan</li>
 <li>İstanbul Medeniyet Üniversitesi – Dünya 784’üncüsü – 6.272,5 puan</li>
 <li>İnönü Üniversitesi – Dünya 789’uncusu – 6.250 puan</li>
 <li>Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi – Dünya 807’ncisi – 6.212,5 puan</li>
 <li>Nuh Naci Yazgan Üniversitesi – Dünya 822’ncisi – 6.185 puan</li>
 <li>Bahçeşehir Üniversitesi – Dünya 826’ncısı – 6.172,5 puan</li>
 <li>Sivas Cumhuriyet Üniversitesi – Dünya 834’üncüsü – 6.137,5 puan</li>
 <li>Eskişehir Teknik Üniversitesi – Dünya 844’üncüsü – 6.097,5 puan</li>
 <li>Erzurum Teknik Üniversitesi – Dünya 856’ncısı – 6.055 puan</li>
 <li>Anadolu Üniversitesi – Dünya 866’ncısı – 6.027,5 puan</li>
 <li>Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi – Dünya 868’incisi – 6.017,5 puan</li>
 <li>Yozgat Bozok Üniversitesi – Dünya 872’ncisi – 6.000 puan</li>
 <li>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa – Dünya 876’ncısı – 5.982,5 puan</li>
 <li>Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi – Dünya 891’incisi – 5.945 puan</li>
 <li>Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi – Dünya 913’üncüsü – 5.885 puan</li>
 <li>Atılım Üniversitesi – Dünya 914’üncüsü – 5.875 puan</li>
 <li>Artvin Çoruh Üniversitesi – Dünya 926’ncısı – 5.837,5 puan</li>
 <li>Iğdır Üniversitesi – Dünya 951’incisi – 5.777,5 puan</li>
 <li>Sinop Üniversitesi – Dünya 958’incisi – 5.762,5 puan</li>
 <li>Giresun Üniversitesi – Dünya 988’incisi – 5.672,5 puan</li>
 <li>Kilis 7 Aralık Üniversitesi – Dünya 999’uncusu – 5.632,5 puan</li>
 <li>Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi – Dünya 1.015’incisi – 5.585 puan</li>
 <li>İstanbul Kültür Üniversitesi – Dünya 1.057’ncisi – 5.472,5 puan</li>
 <li>Üsküdar Üniversitesi – Dünya 1.066’ncısı – 5.427,5 puan</li>
 <li>Gazi Üniversitesi – Dünya 1.103’üncüsü – 5.330 puan</li>
 <li>Adıyaman Üniversitesi – Dünya 1.105’incisi – 5.307,5 puan</li>
 <li>Kadir Has Üniversitesi – Dünya 1.140’ıncısı – 5.165 puan</li>
 <li>Bingöl Üniversitesi – Dünya 1.142’ncisi – 5.157,5 puan</li>
 <li>Batman Üniversitesi – Dünya 1.172’ncisi – 5.062,5 puan</li>
 <li>Altınbaş Üniversitesi – Dünya 1.174’üncüsü – 5.060 puan</li>
 <li>Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi – Dünya 1.227’ncisi – 4.855 puan</li>
 <li>Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi – Dünya 1.231’incisi – 4.837,5 puan</li>
 <li>Kırklareli Üniversitesi – Dünya 1.232’ncisi – 4.835 puan</li>
 <li>İzmir Ekonomi Üniversitesi – Dünya 1.235’incisi – 4.822,5 puan</li>
 <li>TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi – Dünya 1.241’incisi – 4.800 puan</li>
 <li>İstanbul Gedik Üniversitesi – Dünya 1.268’incisi – 4.682,5 puan</li>
 <li>Gümüşhane Üniversitesi – Dünya 1.272’ncisi – 4.675 puan</li>
 <li>Ordu Üniversitesi – Dünya 1.274’üncüsü – 4.670 puan</li>
 <li>Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi – Dünya 1.277’ncisi – 4.662,5 puan</li>
 <li>Maltepe Üniversitesi – Dünya 1.361’incisi – 4.455 puan</li>
 <li>Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi – Dünya 1.364’üncüsü – 4.447,5 puan</li>
 <li>Pamukkale Üniversitesi – Dünya 1.375’incisi – 4.430 puan</li>
 <li>Malatya Turgut Özal Üniversitesi – Dünya 1.409’uncusu – 4.287,5 puan</li>
 <li>Tarsus Üniversitesi – Dünya 1.431’incisi – 4.212,5 puan</li>
 <li>Harran Üniversitesi – Dünya 1.447’ncisi – 4.167,5 puan</li>
 <li>Yaşar Üniversitesi – Dünya 1.460’ıncısı – 4.115 puan</li>
 <li>Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi – Dünya 1.488’incisi – 4.000 puan</li>
 <li>Beykoz Üniversitesi – Dünya 1.506’ncısı – 3.937,5 puan</li>
 <li>OSTİM Teknik Üniversitesi – Dünya 1.539’uncusu – 3.792,5 puan</li>
 <li>Beykent Üniversitesi – Dünya 1.551’incisi – 3.737,5 puan</li>
 <li>Piri Reis Üniversitesi – Dünya 1.565’incisi – 3.700 puan</li>
 <li>Ardahan Üniversitesi – Dünya 1.616’ncısı – 3.465 puan</li>
 <li>Konya Teknik Üniversitesi – Dünya 1.665’incisi – 3.260 puan</li>
 <li>Muş Alparslan Üniversitesi – Dünya 1.682’ncisi – 3.185 puan</li>
 <li>Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi – Dünya 1.683’üncüsü – 3.180 puan</li>
 <li>İstanbul Esenyurt Üniversitesi – Dünya 1.692’ncisi – 3.152,5 puan</li>
 <li>Çankaya Üniversitesi – Dünya 1.694’üncüsü – 3.140 puan</li>
 <li>İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi – Dünya 1.697’ncisi – 3.125 puan</li>
 <li>Haliç Üniversitesi – Dünya 1.699’uncusu – 3.120 puan</li>
 <li>Siirt Üniversitesi – Dünya 1.708’incisi – 3.077,5 puan</li>
 <li>İstanbul Nişantaşı Üniversitesi – Dünya 1.712’ncisi – 3.042,5 puan</li>
 <li>Doğuş Üniversitesi – Dünya 1.716’ncısı – 3.030 puan</li>
 <li>Fenerbahçe Üniversitesi – Dünya 1.732’ncisi – 2.925 puan</li>
 <li>Hakkâri Üniversitesi – Dünya 1.739’uncusu – 2.897,5 puan</li>
 <li>Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi – Dünya 1.753’üncüsü – 2.845 puan</li>
 <li>Çankırı Karatekin Üniversitesi – Dünya 1.801’incisi – 2.612,5 puan</li>
 <li>Girne Amerikan Üniversitesi – Dünya 1.809’uncusu – 2.575 puan</li>
 <li>TED Üniversitesi – Dünya 1.819’uncusu – 2.545 puan</li>
 <li>Galatasaray Üniversitesi – Dünya 1.824’üncüsü – 2.527,5 puan</li>
 <li>Alanya Üniversitesi – Dünya 1.831’incisi – 2.500 puan</li>
 <li>Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi – Dünya 1.848’incisi – 2.395 puan</li>
 <li>Işık Üniversitesi – Dünya 1.905’incisi – 2.027,5 puan</li>
 <li>Munzur Üniversitesi – Dünya 1.934’üncüsü – 1.855 puan</li>
</ol>

<p>Dünya genelinde ilk sırada Hollanda’daki Wageningen University &amp; Research yer aldı. Almanya’dan Umwelt-Campus Birkenfeld ikinci, Brezilya’dan Universidade de São Paulo ise üçüncü oldu.</p>

<p>GreenMetric sonuçları, üniversitelerin sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarını uluslararası ölçekte görünür hâle getirirken; enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, sıfır atık, su yönetimi, kampüs içi ulaşım ve sürdürülebilirlik odaklı eğitim yatırımlarının önemini de ortaya koydu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ui-greenmetric-2026-turkiye-siralamasi-152-universitenin-tam-listesi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1345.jpeg" type="image/jpeg" length="39043"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57619"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="47412"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22991"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57015"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58572"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="91192"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
