<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 24 Sep 2026 20:26:02 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserde Beş Yıllık Sağkalım Yüzde 70’e Çıktı: En Büyük Kazanımlar Hangi Türlerde?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kanserde-bes-yillik-sagkalim-yuzde-70e-cikti-en-buyuk-kazanimlar-hangi-turlerde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kanserde-bes-yillik-sagkalim-yuzde-70e-cikti-en-buyuk-kazanimlar-hangi-turlerde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de tüm kanserler için beş yıllık göreli sağkalım yüzde 70’e ulaştı. En büyük artışlar bazı ölümcül ve ileri evre kanserlerde görüldü; ancak bu oran kişisel yaşam süresi tahmini değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD’de kanser tanısı alan kişilerde beş yıllık göreli sağkalım, 2015–2021 tanı dönemi için yüzde 70’e ulaştı. Bu oran 1970’lerin ortasında yaklaşık yüzde 50, 1990’ların ortasında ise yüzde 63 düzeyindeydi. En dikkat çekici kazanımlar miyelom, karaciğer ve akciğer kanseri gibi sağkalımın tarihsel olarak düşük olduğu hastalıklarda kaydedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>American Cancer Society’nin 2026 raporundaki “yüzde 70” değeri, 2026’da tanı alan hastaların sonucu değil. Hesaplama, 2015–2021 yıllarında tanı alan ve 2022’ye kadar takip edilen hastalara dayanıyor. Bu nedenle sosyal medyada paylaşılan grafiklerdeki “2026 oranı” ifadesi, verinin ait olduğu tanı dönemi açıklanmadan kullanıldığında yanlış anlaşılabiliyor.</p>

<p>Beş yıllık göreli sağkalım ne anlama geliyor?</p>

<p>Beş yıllık göreli sağkalım, kanser tanısı alan kişilerin beş yıl sonra hayatta olma oranını, aynı yaş ve cinsiyet özelliklerine sahip genel nüfusla karşılaştırır. Bu ölçüt “hastaların yalnızca beş yıl yaşayabildiği” anlamına gelmez.</p>

<p>Oranlar geniş hasta gruplarından elde edilir. Kanserin türü, alt tipi ve evresi; hastanın yaşı, genel sağlık durumu, tümörün moleküler özellikleri ve tedaviye erişim gibi etkenler kişisel sonucu önemli ölçüde değiştirebilir. Nüfus istatistikleri bu nedenle tek bir hastanın yaşam süresini öngörmek için kullanılamaz.</p>

<p>En büyük artışlardan biri miyelomda görüldü</p>

<p>Miyelomda beş yıllık göreli sağkalım, 1990’ların ortasındaki yüzde 32 düzeyinden yüzde 62’ye yükseldi. Yaklaşık 30 yüzde puanlık bu artış, raporda öne çıkan en büyük kazanımlardan biri oldu.</p>

<p>Proteazom inhibitörleri, immünomodülatör ilaçlar, monoklonal antikorlar ve kök hücre nakli gibi seçenekler miyelom tedavisini değiştirdi. Ancak nüfus düzeyindeki artışı yalnızca tek bir ilaca bağlamak mümkün değil. Daha iyi destek tedavisi, hastalık sınıflandırması ve ardışık tedavi stratejileri de sonuçlara katkıda bulundu.</p>

<p>Karaciğer ve akciğer kanserinde oranlar yükseldi</p>

<p>Karaciğer kanserinde beş yıllık sağkalım yüzde 7’den yüzde 22’ye; tüm evrelerdeki akciğer kanserinde ise yüzde 15’ten yüzde 28’e çıktı. Bu oranlar hâlâ birçok kanser türünün gerisinde olsa da geçmiş dönemle karşılaştırıldığında belirgin ilerlemeye işaret ediyor.</p>

<p>Akciğer kanserindeki değişimde sigara kullanımının azalması, riskli kişilerde düşük doz bilgisayarlı tomografiyle tarama, daha doğru evreleme, cerrahi ve radyoterapi teknikleri, hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapiler birlikte rol oynuyor.</p>

<p>İleri evre kanserlerde sağkalım iki katına çıktı</p>

<p>Uzak organlara yayılmış, yani metastatik kanserlerin tamamı birlikte değerlendirildiğinde beş yıllık göreli sağkalım 1990’ların ortasındaki yüzde 17’den yüzde 35’e yükseldi. Bölgesel yayılım gösteren kanserlerde ise oran yüzde 54’ten yüzde 69’a çıktı.</p>

<p>Metastatik melanomda sağkalım yüzde 16’dan yüzde 35’e, metastatik akciğer kanserinde yüzde 2’den yüzde 10’a ve metastatik rektum kanserinde yüzde 8’den yüzde 18’e yükseldi. Bölgesel evredeki akciğer kanserinde de yüzde 20’den yüzde 37’ye çıkan bir artış kaydedildi.</p>

<p>Bu kazanımlarda hedefe yönelik tedaviler ve bağışıklık sistemini tümöre karşı harekete geçiren immünoterapiler önemli yer tutuyor. Yine de beş yıllık sağkalım verisi, hangi ilacın artışın ne kadarını sağladığını tek başına göstermez.</p>

<p>Sosyal medyadaki tedavi tablosu nasıl okunmalı?</p>

<p>Paylaşılan grafikte kanser türlerinin yanına imatinib, rituksimab, CAR-T, kontrol noktası inhibitörleri ve PARP inhibitörleri gibi tedaviler yerleştiriliyor. Bu eşleştirmeler tedavi tarihindeki önemli gelişmeleri özetlese de American Cancer Society raporu, sağkalımdaki artışı tek tek ilaçlara paylaştıran bir nedensellik analizi sunmuyor.</p>

<p>Sonuçlar yalnızca yeni ilaçlardan etkilenmez. Erken tanı, tarama programları, sigaranın azalması, görüntüleme yöntemleri, cerrahi teknikler, radyoterapi, destek tedavileri ve sağlık hizmetlerine erişim de sağkalım oranlarını değiştirebilir.</p>

<p>Beş yıllık sağkalım neden tek başına yeterli değil?</p>

<p>Erken tanı, kişi aynı tarihte hayatını kaybetse bile tanıyla ölüm arasındaki süreyi uzatarak beş yıllık sağkalımı artırabilir. Yavaş ilerleyen ve daha iyi seyreden tümörlerin taramayla daha fazla bulunması da oranları yükseltebilir. Bu etkiler, taramanın veya tedavinin değersiz olduğu anlamına gelmez; sağkalımın ölüm oranları ve klinik araştırmalarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.</p>

<p>ABD’de kanser ölüm hızı, 1991’deki zirve noktasından 2023’e kadar yüzde 34 azaldı. Araştırmacılar bu düşüşün yaklaşık 4,8 milyon kanser ölümünün önlenmesiyle ilişkili olduğunu hesapladı. Ölüm oranındaki gerileme; tütün kullanımındaki azalma, erken tanı ve tedavi ilerlemelerinin ortak etkisini destekleyen daha güçlü bir nüfus göstergesi sunuyor.</p>

<p>Her kanser türünde aynı ilerleme sağlanmadı</p>

<p>Genel tablo olumlu olsa da kanserler arasındaki fark devam ediyor. Pankreas kanserinde genel beş yıllık göreli sağkalım yüzde 13 düzeyinde kalıyor. Akciğer ve karaciğer kanserlerindeki artışlara rağmen bu hastalıkların sağkalımı da hâlâ genel ortalamanın oldukça altında.</p>

<p>Kanserin erken evrede saptanması sonucu büyük ölçüde değiştirebiliyor. Örneğin pankreas kanserinde lokalize hastalık için oran yüzde 44’e çıkarken tüm evreler birlikte değerlendirildiğinde yüzde 13’e düşüyor. Bu fark, evrenin önemini gösterse de her kanser için etkili ve kanıtlanmış bir tarama testi bulunduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>ABD verileri Türkiye için doğrudan oran sayılmaz</p>

<p>Rapor ABD’deki kanser kayıtlarından üretildi. Türkiye’deki sonuçlar; tarama katılımı, tanı evresi, nüfus özellikleri, tedaviye erişim ve kanser kayıt sistemlerindeki farklılıklar nedeniyle aynı olmayabilir.</p>

<p>Bununla birlikte veriler, kanser araştırmalarının ve sağlık hizmetlerindeki gelişmelerin uzun vadeli etkisini ortaya koyuyor. Kazanım belirgin olsa da kanser türleri, hastalık evreleri ve toplumsal gruplar arasındaki eşitsizliklerin kapatılması temel hedef olmayı sürdürüyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Sağkalım oranları geniş hasta gruplarını tanımlar ve kişisel prognoz yerine geçmez. Bireysel değerlendirme; kanserin türü, evresi, moleküler özellikleri, tedavi seçenekleri ve hastanın genel durumu dikkate alınarak onkoloji hekimi tarafından yapılmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>CA: A Cancer Journal for Clinicians — Cancer Statistics, 2026 — 13 Ocak 2026</p>

<p>American Cancer Society — Cancer Facts &amp; Figures 2026 — 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kanserde-bes-yillik-sagkalim-yuzde-70e-cikti-en-buyuk-kazanimlar-hangi-turlerde</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 20:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1272-1.jpeg" type="image/jpeg" length="28689"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CagriSema’dan Faz 3’te yüzde 12,4 kilo kaybı: Rakip doz 5 mg’dı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cagrisemadan-faz-3te-yuzde-124-kilo-kaybi-rakip-doz-5-mgdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cagrisemadan-faz-3te-yuzde-124-kilo-kaybi-rakip-doz-5-mgdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CagriSema, tip 2 diyabetli yetişkinlerde 60 haftada ortalama yüzde 12,4 kilo kaybı sağladı; tirzepatidin 5 mg dozunda oran yüzde 9,1’di. Sonuç, daha yüksek tirzepatid dozlarına üstünlük göstermiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Novo Nordisk’in araştırma aşamasındaki haftalık enjeksiyonu CagriSema, Faz 3 REIMAGINE 5 çalışmasında tip 2 diyabetli yetişkinlerde 60 haftada ortalama yüzde 12,4 kilo kaybı sağladı. Karşılaştırılan tirzepatid 5 mg grubundaki ortalama kayıp yüzde 9,1 olarak açıklandı.</p>

<p>CagriSema lehine ortaya çıkan fark 3,3 yüzde puanıydı. Ancak sonuç, CagriSema’nın tirzepatidin tüm dozlarından daha etkili olduğu anlamına gelmiyor. Çalışmada yalnızca tirzepatidin 5 mg dozu kullanıldı; 10 mg ve 15 mg dozları karşılaştırmaya alınmadı.</p>

<p>CagriSema nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CagriSema, uzun etkili amilin reseptör agonisti kagrilintid ile GLP-1 reseptör agonisti semaglutidi bir araya getiren sabit dozlu bir kombinasyon. Haftada bir kez deri altına uygulanmak üzere obezite ve tip 2 diyabet tedavisinde araştırılıyor.</p>

<p>Semaglutid iştahın ve enerji alımının azaltılmasına yardımcı olurken kagrilintid, tokluk hissiyle ilişkili amilin hormonunun etkisini taklit ediyor. İki mekanizmanın birlikte kullanılmasının daha güçlü kilo kontrolü sağlayıp sağlamayacağı Faz 3 programlarında inceleniyor.</p>

<p>REIMAGINE 5 çalışmasında ne bulundu?</p>

<p>REIMAGINE 5, kan şekeri metformin, SGLT2 inhibitörü veya bu iki tedavinin birlikte kullanılmasına rağmen yeterince kontrol edilemeyen tip 2 diyabetli yetişkinleri kapsadı.</p>

<p>Katılımcılarda haftada bir uygulanan CagriSema 1,0 mg/1,0 mg ile tirzepatid 5 mg karşılaştırıldı. Şirketin açıkladığı üst düzey sonuçlara göre 60. haftada:</p>

<p>CagriSema grubunda ortalama kilo kaybı yüzde 12,4 oldu.</p>

<p>Tirzepatid 5 mg grubunda ortalama kilo kaybı yüzde 9,1 olarak hesaplandı.</p>

<p>CagriSema, kilo kaybı sonlanımında tirzepatid 5 mg’a karşı istatistiksel üstünlük ölçütünü karşıladı.</p>

<p>HbA1c düzeyindeki azalma CagriSema ile 1,71 yüzde puanı, tirzepatid ile 1,67 yüzde puanı oldu. CagriSema bu ölçütte tirzepatide karşı en az onun kadar etkili olma hedefini, yani non-inferiorite ölçütünü karşıladı.</p>

<p>Tirzepatidin yalnızca 5 mg ile karşılaştırılması neden önemli?</p>

<p>Tirzepatid tedavisi düşük dozla başlatılıyor ve hastanın yanıtı ile toleransına göre artırılabiliyor. Beş miligram kullanılabilen bir idame dozu olmakla birlikte ilacın 10 mg ve 15 mg seçenekleri de bulunuyor.</p>

<p>REIMAGINE 5 sonucu bu nedenle “CagriSema, tirzepatidden daha fazla kilo verdirdi” biçiminde genellenemez. Doğru yorum, CagriSema 1,0 mg/1,0 mg’ın bu hasta grubunda tirzepatid 5 mg’dan daha fazla ortalama kilo kaybı sağladığıdır.</p>

<p>Nitekim daha önce açıklanan REDEFINE 4 çalışmasında CagriSema 2,4 mg/2,4 mg, tirzepatid 15 mg ile doğrudan karşılaştırılmıştı. Bu çalışmada 84 haftalık kilo kaybı sırasıyla yüzde 23 ve yüzde 25,5 olmuş; CagriSema birincil non-inferiorite hedefini karşılayamamıştı.</p>

<p>REDEFINE 9 çalışmasında yüzde 21 kilo kaybı</p>

<p>Aynı gün açıklanan Faz 3 REDEFINE 9 çalışması, tip 2 diyabetten bağımsız olarak fazla kilolu veya obezitesi bulunan yaklaşık 300 yetişkini kapsadı. Katılımcılara azaltılmış kalorili beslenme ve fiziksel aktiviteye ek olarak CagriSema ya da plasebo uygulandı.</p>

<p>Şirketin etkinlik tahmin yaklaşımına göre CagriSema 1,0 mg/1,0 mg kullananlarda 68 haftalık ortalama kilo kaybı yüzde 21’e ulaştı. Plasebo grubundaki kayıp yüzde 2’de kaldı ve çalışma birincil üstünlük hedefini karşıladı.</p>

<p>CagriSema grubunda sistolik kan basıncı, bel-boy oranı ve açlık lipid değerlerinde de plaseboya kıyasla daha fazla iyileşme bildirildi. Bununla birlikte bu destekleyici sonuçların klinik önemini değerlendirebilmek için ayrıntılı verilerin görülmesi gerekiyor.</p>

<p>Yüzde 12,4 ve yüzde 21 neden doğrudan karşılaştırılamaz?</p>

<p>İki oran farklı hasta gruplarından ve farklı çalışma koşullarından elde edildi. REIMAGINE 5 tip 2 diyabetli yetişkinleri kapsarken REDEFINE 9, fazla kilolu veya obezitesi bulunan daha geniş bir grupta yürütüldü.</p>

<p>Çalışma süreleri de sırasıyla 60 ve 68 haftaydı. Bu nedenle yüzde 12,4 ile yüzde 21 arasındaki fark yalnızca ilacın etkisindeki değişim gibi yorumlanamaz. Başlangıç özellikleri, diyabet varlığı, karşılaştırma grubu ve analiz yöntemi sonuçları etkileyebilir.</p>

<p>Güvenlik verileri henüz sınırlı açıklandı</p>

<p>Novo Nordisk, CagriSema’nın iki çalışmada da genel olarak iyi tolere edildiğini ve güvenlik profilinin önceki araştırmalarla uyumlu olduğunu bildirdi. Ancak açıklamada yan etkilerin sıklığı, tedaviyi bırakma oranları ve gruplar arasındaki ayrıntılı güvenlik karşılaştırmaları paylaşılmadı.</p>

<p>Bulgular şimdilik şirket tarafından duyurulan üst düzey sonuçlardan oluşuyor. Verilerin bilimsel toplantıda ayrıntılı biçimde sunulması ve hakemli bir dergide yayımlanması; etkinlik, tedaviyi bırakma ve güvenlik sonuçlarının bağımsız biçimde değerlendirilebilmesi açısından önemli olacak.</p>

<p>CagriSema onaylandı mı?</p>

<p>CagriSema halen araştırma aşamasında bulunuyor ve bu sonuçlar ilacın onaylandığı anlamına gelmiyor. Novo Nordisk, kilo yönetimi başvurusunu Aralık 2025’te ABD Gıda ve İlaç Dairesine sunduğunu ve kararın 2026’nın son çeyreğinde beklendiğini açıkladı.</p>

<p>Yeni Faz 3 verileri CagriSema’nın obezite ve tip 2 diyabet tedavisindeki potansiyelini destekliyor. Ancak tirzepatid karşılaştırmasında yalnızca 5 mg dozun kullanılması ve ayrıntılı sonuçların henüz yayımlanmamış olması, bulgular yorumlanırken mutlaka dikkate alınmalı.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>CagriSema araştırma aşamasındaki bir tedavidir ve kişisel kullanım için temin edilmemeli veya uygulanmamalıdır. Obezite ve diyabet ilaçları yalnızca hekim değerlendirmesiyle başlanmalı; mevcut tedavinin dozu haber sonuçlarına göre değiştirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Novo Nordisk — REIMAGINE 5 ve REDEFINE 9 Faz 3 üst düzey sonuç açıklaması — 21 Eylül 2026</p>

<p>Novo Nordisk — REDEFINE 4 Faz 3 doğrudan karşılaştırma sonuçları — 23 Şubat 2026</p>

<p>ABD ClinicalTrials  — REIMAGINE 5 ve REDEFINE 9 çalışma kayıtları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cagrisemadan-faz-3te-yuzde-124-kilo-kaybi-rakip-doz-5-mgdi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 20:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/i-m-g-5506.jpeg" type="image/jpeg" length="27306"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FUS-ALS için geliştirilen RNA ilacı onay sürecine yaklaşıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fus-als-icin-gelistirilen-rna-ilaci-onay-surecine-yaklasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fus-als-icin-gelistirilen-rna-ilaci-onay-surecine-yaklasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FUS genindeki hastalık yapıcı değişikliklerin neden olduğu nadir ALS türüne karşı geliştirilen RNA hedefli ulefnersen, küresel Faz 3 FUSION çalışmasının birincil hedefini karşıladı. Ionis Pharmaceuticals ve Otsuka Pharmaceutical tarafından 22 Eylül 2026’da açıklanan üst düzey verilere göre ilaç, yaklaşık 72 haftada hastaların günlük işlevleri ile sağkalımı birlikte değerlendiren bileşik ölçütte plaseboya karşı istatistiksel olarak anlamlı sonuç verdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ulefnersen henüz onaylı bir tedavi değil ve Faz 3’ün ayrıntılı sonuçları hakemli bir bilimsel dergide yayımlanmış değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>FUS genindeki mutasyonlara bağlı amyotrofik lateral skleroz için geliştirilen RNA hedefli ilaç adayı ulefnersen, küresel FUSION çalışmasının Faz 3 bölümünde birincil sonlanım noktasını karşıladı. Ionis Pharmaceuticals ve Otsuka Pharmaceutical, sonucu 22 Eylül 2026’da açıkladı.<br />
Çok merkezli, randomize, çift kör ve plasebo kontrollü olarak yürütülen çalışmada ulefnersen, hastaların işlev kaybı ile yaşamı tehdit eden hastalık ilerlemesini birlikte değerlendiren ana ölçütte plaseboya göre istatistiksel olarak anlamlı sonuç verdi.<br />
Birincil analiz 73 hasta üzerinden yapıldı<br />
FUSION programının klinik araştırma kaydında toplam 89 katılımcı yer alıyor. Şirketlerin açıkladığı Faz 3 birincil analizi ise 73 hastadan oluşan analiz popülasyonuna dayanıyor.<br />
Yayımlanan üst düzey açıklamalarda toplam kayıtlı katılımcı sayısı ile birincil analizdeki 73 kişi arasındaki farkın ayrıntılı dökümü verilmedi. Tam bilimsel rapor yayımlandığında hasta akışının ve analiz popülasyonlarının daha ayrıntılı değerlendirilmesi mümkün olacak.<br />
Çalışmanın çift kör, plasebo kontrollü bölümü yaklaşık 72 hafta sürdü.<br />
Ana sonuç tek bir ölçüme dayanmıyor<br />
FUSION’ın birincil sonlanım noktası yalnızca hastaların kas gücündeki ya da günlük yaşam becerilerindeki değişimi ölçmedi.<br />
Araştırmacılar üç unsuru birlikte değerlendiren önceden belirlenmiş bir sıralama analizi kullandı: ölüm veya kalıcı solunum desteğine geçiş süresi, hastalığın ilerlemesi nedeniyle erken kurtarma tedavisine ihtiyaç duyulması ve ALS İşlevsel Değerlendirme Ölçeği’ndeki değişim.<br />
Yaklaşık 72 haftalık değerlendirme sonunda ulefnersen ile plasebo arasındaki fark için p=0,0005 değeri bildirildi.<br />
Bu sonuç çalışmanın önceden belirlenen istatistiksel hedefini karşıladığını gösteriyor. Ancak p değeri, tedavinin hastalara ne kadar yarar sağladığını tek başına göstermiyor.<br />
Şirketler henüz ALS işlev puanındaki gruplar arası farkı, ölüm veya kalıcı ventilasyon olaylarının sayısını, etki büyüklüğünü ve güven aralıklarını ayrıntılı biçimde açıklamadı.<br />
Ulefnersen FUS üretimini azaltmayı hedefliyor<br />
Ulefnersen bir antisens oligonükleotid. Bu ilaç sınıfı, hücre içindeki belirli RNA dizilerini hedefleyerek hastalıkla ilişkili bir proteinin üretimini azaltmayı amaçlıyor.<br />
İlaç, FUS proteininin üretiminde kullanılan öncü RNA’ya bağlanacak şekilde geliştirildi. Amaç, hastalıkla ilişkili mutant biçimler de dahil olmak üzere FUS proteini üretimini azaltmak.<br />
Ulefnersen ağızdan kullanılan bir ilaç değil. Tedavi bel bölgesinden beyin-omurilik sıvısına yapılan intratekal enjeksiyonla uygulanıyor.<br />
FUS-ALS tüm ALS vakalarının küçük bir bölümünü oluşturuyor<br />
FUS genindeki hastalık yapıcı değişiklikler ALS vakalarının yalnızca küçük bir bölümünden sorumlu.<br />
The Lancet Neurology’de yayımlanan bilimsel değerlendirmeye göre ALS hastalarının yaklaşık yüzde 0,3 ila 0,9’unda FUS mutasyonu bulunuyor. Hastalık bazı kişilerde daha genç yaşlarda başlayabiliyor ve özellikle belirli FUS değişikliklerinde hızlı ilerleyebiliyor.<br />
Bu nedenle Faz 3 sonucu bütün ALS hastaları için geçerli kabul edilemez. Ulefnersen, genetik incelemeyle FUS mutasyonu saptanan özel bir hasta grubuna yönelik geliştiriliyor.<br />
Sinir hücresi hasarı göstergesinde de sonuç bildirildi<br />
Faz 3 açıklamasında bazı ikincil sonlanım noktalarının da ulefnersen lehine sonuçlandığı belirtildi.<br />
Bunlardan biri kandaki nörofilament hafif zincir düzeyiydi. Nörofilament hafif zincir, sinir hücresi hasarı arttığında kandaki düzeyi yükselebilen bir biyolojik gösterge.<br />
Şirketler bu biyolojik göstergede ulefnersen lehine istatistiksel olarak anlamlı değişim bildirdi. Ancak azalmanın sayısal büyüklüğü henüz açıklanmadı.<br />
Nörofilament düzeyindeki değişim biyolojik etkiye ilişkin destekleyici bilgi sağlıyor; tek başına hastanın günlük işlevlerinin düzeldiğini veya yaşam süresinin uzadığını kanıtlamıyor.<br />
Ölüm, kalıcı ventilasyon, kurtarma tedavisine geçiş veya hastalık ilerlemesi nedeniyle çalışmadan ayrılmaya kadar geçen süreyi değerlendiren bir başka ikincil ölçütte de ulefnersen lehine istatistiksel sonuç bildirildi. Bu sonuca ilişkin ayrıntılı olay sayıları ve etki büyüklükleri de henüz yayımlanmadı.<br />
İnsanlarda daha önce sınırlı sayıda denenmişti<br />
Ulefnersen daha önce jacifusen adıyla FUS-ALS hastalarında erken klinik kullanım kapsamında incelenmişti.<br />
The Lancet’te 2025 yılında yayımlanan çok merkezli çalışmada 12 katılımcı tedavi edildi. Araştırma, açık etiketli ve kontrol grubu bulunmayan bir genişletilmiş erişim programı niteliğindeydi.<br />
Çalışmada biyolojik göstergelerde tedaviyle uyumlu değişiklikler ve bazı hastalarda klinik gözlemler bildirildi. Ancak hasta sayısının çok az olması ve plasebo grubunun bulunmaması nedeniyle bu veriler tedavinin etkinliğini kanıtlayacak güçte değildi.<br />
FUSION çalışmasını önceki verilerden ayıran temel özellik, ulefnersenin randomize ve plasebo kontrollü koşullarda değerlendirilmesi oldu.<br />
Güvenlilik için ayrıntılı veriler bekleniyor<br />
Şirketlerin açıkladığı ilk Faz 3 sonuçlarında ulefnersenin genel güvenlilik ve tolere edilebilirlik profilinin olumlu olduğu ve yan etkilerin çoğunun hafif veya orta şiddette gerçekleştiği bildirildi.<br />
Ancak ciddi yan etkilerin oranı, tedaviyi bırakmaya yol açan olaylar ve ulefnersen ile plasebo grupları arasındaki ayrıntılı güvenlilik karşılaştırmaları henüz yayımlanmadı.<br />
Bu nedenle ilacın güvenlilik profili konusunda daha kesin değerlendirme için tam Faz 3 verilerinin görülmesi gerekiyor.<br />
Ulefnersen henüz onaylanmış bir ilaç değil<br />
Olumlu Faz 3 sonucu ulefnersenin rutin tedavide kullanılabileceği anlamına gelmiyor.<br />
İlaç halen araştırma aşamasında ve ABD Gıda ve İlaç Dairesi ya da başka bir düzenleyici kurum tarafından FUS-ALS tedavisi için onaylanmış değil.<br />
Ulefnersen, ABD Gıda ve İlaç Dairesinden FUS-ALS için Fast Track statüsü aldı. İlaç ayrıca ABD ve Avrupa’da nadir hastalıklara yönelik ilaç geliştirme kapsamında yetim ilaç statülerine sahip.<br />
Ionis ve Otsuka, Faz 3 sonuçlarını ABD Gıda ve İlaç Dairesi ve diğer ülkelerdeki düzenleyici kurumlarla görüşmeyi, olası başvuru yollarını değerlendirmeyi planlıyor.<br />
Tam Faz 3 sonuçları henüz yayımlanmadı<br />
Mevcut verilerin en önemli sınırlaması, sonuçların şu anda şirketlerin 22 Eylül’de açıkladığı üst düzey Faz 3 verilerinden oluşması.<br />
Çalışmanın ayrıntılı sonuçları henüz hakemli bir bilimsel dergide yayımlanmış değil.<br />
ALS işlev puanındaki gruplar arası fark, olay sayıları, sağkalıma ilişkin ayrıntılı istatistikler, güven aralıkları, alt grup analizleri ve kapsamlı güvenlilik sonuçları açıklandığında tedavinin klinik etkisinin büyüklüğü daha sağlıklı değerlendirilebilecek.<br />
Şirketler ayrıntılı FUSION sonuçlarının bilimsel bir toplantıda sunulmasını ve hakemli bir dergide yayımlanmak üzere gönderilmesini planlıyor.<br />
Bu nedenle mevcut Faz 3 sonucu, FUS mutasyonuna bağlı ALS için güçlü bir klinik geliştirme sinyali olarak değerlendirilebilir; ancak ulefnersenin hastalar açısından sağlayacağı gerçek klinik yararın büyüklüğü tam veriler yayımlandıktan ve düzenleyici değerlendirmeler tamamlandıktan sonra daha net ortaya çıkacak.<br />
KAYNAKLAR<br />
• Ionis Pharmaceuticals – Ulefnersen FUSION Faz 3 üst düzey sonuç açıklaması, 22 Eylül 2026<br />
• Otsuka Pharmaceutical – Ulefnersen FUSION Faz 3 sonuç açıklaması, 22 Eylül 2026<br />
• ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi – FUSION klinik araştırma kaydı<br />
• The Lancet – Antisens oligonükleotid jacifusen ile FUS-ALS çok merkezli açık etiketli çalışma, 2025<br />
• The Lancet Neurology – FUS mutasyonlarının neden olduğu amyotrofik lateral skleroz üzerine bilimsel değerlendirme, 2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fus-als-icin-gelistirilen-rna-ilaci-onay-surecine-yaklasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 19:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genetik-als-rna-1280x720-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="54525"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdrar Rengi Ne Anlama Gelir? Sarıdan Kırmızıya Renk Rehberi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/idrar-rengi-ne-anlama-gelir-saridan-kirmiziya-renk-rehberi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/idrar-rengi-ne-anlama-gelir-saridan-kirmiziya-renk-rehberi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdrarın açık saman sarısı olması genellikle normal sıvı dengesini gösterir. Koyu sarı çoğu kez susuzlukla ilişkilidir; kırmızı, kahverengi veya kalıcı bulanıklık ise değerlendirme gerektirebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İdrarın normal rengi çoğunlukla açık saman sarısı ile sarı arasında değişir. Koyu sarı veya kehribar tonları genellikle idrarın yoğunlaştığını ve vücudun daha fazla sıvıya ihtiyaç duyabileceğini gösterir. Ancak kırmızı, kahverengi, turuncu, yeşil veya kalıcı bulanık görünüm yalnızca renge bakılarak açıklanamaz.</p>

<p>İdrar rengini tüketilen sıvı miktarı kadar yiyecekler, gıda boyaları, vitaminler ve bazı ilaçlar da değiştirebilir. Renk değişikliği bazen geçici ve zararsızdır; bazen de idrarda kan, enfeksiyon, böbrek taşı, karaciğer veya safra yollarıyla ilgili bir sorun gibi değerlendirilmesi gereken durumların işareti olabilir.</p>

<p>Sağlıklı idrar rengi nasıl olmalı?</p>

<p>Yeterli sıvı alan bir kişide idrar genellikle açık sarı veya saman sarısı görünür. Sarı renk, vücuttaki bazı maddelerin parçalanması sırasında oluşan ve böbreklerden süzülen pigmentlerden kaynaklanır.</p>

<p>Gün içindeki küçük renk değişiklikleri normal kabul edilebilir. Sabah ilk idrarın daha koyu olması, gece boyunca sıvı alınmaması nedeniyle idrarın yoğunlaşmasıyla açıklanabilir. Gün içinde sıvı alındıkça rengin açılması beklenir.</p>

<p>İdrarın tamamen şeffaf olması iyi mi?</p>

<p>Ara sıra renksiz veya çok açık idrar görülmesi, kısa süre içinde fazla sıvı tüketilmesine bağlı olabilir. Ancak idrarın sürekli tamamen şeffaf olması her zaman “daha sağlıklı” anlamına gelmez.</p>

<p>Aşırı su tüketimi, kandaki sodyum ve diğer elektrolitlerin seyrelmesine yol açabilir. Çok su içilmediği hâlde sürekli renksiz idrarla birlikte aşırı susama, sık idrara çıkma veya her seferinde fazla miktarda idrar yapma varsa diyabet ve böbreğin idrarı yoğunlaştırma yeteneğini etkileyen durumlar açısından değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Koyu sarı ve kehribar rengi çoğunlukla neyi gösterir?</p>

<p>Koyu sarı veya kehribar rengi idrarın en yaygın nedeni sıvı eksikliğidir. Sıcak hava, terleme, yoğun egzersiz, ateş, kusma ve ishal idrarın yoğunlaşmasına yol açabilir.</p>

<p>Sıvı alımından sonra rengin birkaç idrar içinde açılması, susuzluk olasılığını destekler. Buna rağmen koyu renk devam ediyorsa veya idrar miktarı belirgin biçimde azalmışsa yalnızca daha fazla su içmekle yetinilmemelidir.</p>

<p>Kalp veya böbrek yetmezliği nedeniyle sıvı kısıtlaması uygulanan kişiler, su tüketimini kendi başlarına artırmamalı; takip eden hekimin önerisine uymalıdır.</p>

<p>Turuncu idrar neden olur?</p>

<p>Turuncu idrar susuzluk, bazı vitaminler, gıda pigmentleri ve ilaçlarla ilişkili olabilir. İdrar yolu ağrısını azaltmak için kullanılan fenazopiridin gibi bazı ilaçlar belirgin turuncu renk oluşturabilir.</p>

<p>Turuncu renk yeterli sıvı alınmasına rağmen sürüyorsa, özellikle dışkının açık renge dönmesi, gözlerde veya ciltte sararma, kaşıntı ve karın ağrısı eşlik ediyorsa karaciğer ya da safra yollarıyla ilgili bir durum araştırılmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kırmızı veya pembe idrar her zaman kan mı demektir?</p>

<p>Kırmızı ve pembe idrar her zaman kan bulunduğu anlamına gelmez. Pancar, böğürtlen, ravent, kırmızı gıda boyaları ve bazı ilaçlar idrarı geçici olarak bu renge çevirebilir.</p>

<p>Ancak yiyecek veya ilaçla açıklanamayan pembe, kırmızı ya da kola rengindeki idrar, gözle görülebilen kanamanın belirtisi olabilir. İdrarda kan; idrar yolu enfeksiyonu, böbrek taşı, prostat büyümesi, böbrek hastalıkları, travma ve yoğun egzersiz gibi çok farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Daha ciddi nedenler arasında böbrek, mesane veya prostat tümörleri de bulunur.</p>

<p>İdrarda yalnızca küçük miktarda kan bulunması bile rengi değiştirebilir. Kanama çoğu zaman ağrısız olabildiği için ağrının bulunmaması güvenli olduğu anlamına gelmez. Görünür kan, bir kez görülüp kaybolsa dahi hekim tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kahverengi veya çay rengindeki idrar ne zaman önemlidir?</p>

<p>Kahverengi idrar ileri sıvı kaybına bağlı gelişebilir. Bunun yanında bazı besinler, antibiyotikler, sıtma ilaçları, kas gevşeticiler, müshiller ve kolesterol düşürücü bazı ilaçlar da koyu renk oluşturabilir.</p>

<p>Rengin sıvı alımıyla açılmaması; karaciğer ve safra yolu hastalıklarını, idrarda parçalanmış kan ürünlerini veya bazı böbrek hastalıklarını düşündürebilir. Çok ağır egzersiz sonrasında çay ya da kola renginde idrarla birlikte şiddetli kas ağrısı ve güçsüzlük gelişmesi, kas dokusunun parçalandığı rabdomiyoliz açısından acil değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Mavi veya yeşil idrar neden görülebilir?</p>

<p>Mavi ya da yeşil idrar çoğunlukla gıda boyaları, tıbbi testlerde kullanılan bazı boyalar veya ilaçlarla ilişkilidir. Bazı B vitaminleri de idrarda parlak sarı-yeşil bir görünüm oluşturabilir.</p>

<p>Daha nadir olarak belirli bakterilerin yol açtığı idrar yolu enfeksiyonları ve bazı kalıtsal metabolik durumlar bu renklerle ilişkilendirilebilir. Renk devam ediyorsa veya yanma, sık idrara çıkma, ateş ve kötü koku eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Bulanık idrar enfeksiyon anlamına mı gelir?</p>

<p>Bulanıklık bir renk değişikliğinden çok idrarın görünümüyle ilgilidir. Susuzluk, idrar yolu enfeksiyonu ve böbrek taşları bulanık veya puslu görünüme neden olabilir.</p>

<p>Bulanıklığın tek başına görülmesi kesin olarak enfeksiyon anlamına gelmez. Yanma, sıkışma hissi, sık idrara çıkma, alt karın veya yan ağrısı, kötü koku, ateş ve titreme eşlik ediyorsa idrar tahlili yapılması gerekebilir.</p>

<p>İdrar rengi tek başına hastalık tanısı koydurur mu?</p>

<p>İdrar rengi yalnızca bir ipucudur; tek başına böbrek, karaciğer veya idrar yolu hastalığı tanısı koydurmaz. Aynı renk farklı nedenlerle ortaya çıkabilir ve gözle normal görünen idrarda mikroskobik düzeyde kan veya protein bulunabilir.</p>

<p>Değerlendirmede kişinin kullandığı ilaçlar, yediği besinler, sıvı tüketimi ve eşlik eden belirtiler dikkate alınır. Gerektiğinde tam idrar tahlili, idrar kültürü, kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır.</p>

<p>Hangi belirtilerde doktora başvurulmalı?</p>

<p>Aşağıdaki durumlardan biri varsa tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir:</p>

<p>• Yiyecek veya ilaçla açıklanamayan kırmızı, pembe ya da kola renginde idrar<br />
• İdrarda kan pıhtısı görülmesi<br />
• İdrar yapamama veya idrar miktarında belirgin azalma<br />
• Renk değişikliğine ateş, titreme, yanma ya da yan ve bel ağrısının eşlik etmesi<br />
• Kahverengi idrarla birlikte sarılık veya açık renkli dışkı görülmesi<br />
• Yoğun egzersiz sonrasında koyu idrar, şiddetli kas ağrısı ve güçsüzlük gelişmesi<br />
• Koyu idrarla birlikte baş dönmesi, bayılma, ağız kuruluğu ve belirgin susuzluk belirtileri<br />
• Açıklanamayan renk değişikliğinin sıvı alımına rağmen sürmesi veya tekrarlaması</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>İdrar rengindeki değişiklik tek başına tanı değildir. Görünür kan, idrar yapamama, kan pıhtısı, yüksek ateş, şiddetli ağrı, sarılık veya egzersiz sonrası kola renginde idrar acil değerlendirme gerektirebilir. Kullanılan ilaçlar hekim önerisi olmadan bırakılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Cleveland Clinic — Urine Color Chart: What the Color of Your Pee Says About You — 2 Eylül 2026</p>

<p>Mayo Clinic — Urine Color: Symptoms and Causes — 11 Ekim 2025</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Hematuria (Blood in the Urine) </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/idrar-rengi-ne-anlama-gelir-saridan-kirmiziya-renk-rehberi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 19:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1270.jpeg" type="image/jpeg" length="87182"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kandaki yüksek bakır ve düşük magnezyum ölüm riskiyle ilişkili bulundu: 18 yıllık çalışma ne gösterdi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kandaki-bakir-ve-dusuk-magnezyum-olum-riskiyle-iliskili-bulundu-18-yillik-calisma-ne-gosterdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kandaki-bakir-ve-dusuk-magnezyum-olum-riskiyle-iliskili-bulundu-18-yillik-calisma-ne-gosterdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[18 yıl izlenen 4.035 erkekte yüksek serum bakırı daha yüksek, yüksek magnezyum ise daha düşük ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Ancak çalışma gözlemseldi; takviye kullanmanın yaşamı uzattığını kanıtlamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fransa’da 4.035 erkeğin 18 yıl boyunca izlendiği uzun süreli bir çalışmada, kandaki yüksek bakır düzeyleri tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin daha yüksek olmasıyla; yüksek magnezyum düzeyleri ise daha düşük ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Ancak araştırma, bakırın ölüme yol açtığını ya da magnezyum takviyesi almanın yaşam süresini uzattığını göstermiyor.</p>

<p>Epidemiology dergisinde Mayıs 2006’da yayımlanan araştırma yeni değil. Buna rağmen bakır, çinko ve magnezyum sonuçlarının bugün sosyal medyada veya sağlık içeriklerinde yeniden gündeme gelmesi halinde önemli bir ayrım gerekiyor: Araştırmada ölçülen şey takviye kullanımı değil, başlangıçtaki serum mineral düzeyleriydi.</p>

<p>18 yıllık takipte ne bulundu?</p>

<p>Paris Prospective Study 2 verilerinden yararlanan araştırmacılar, çalışmanın başlangıcında 30–60 yaş arasındaki 4.035 erkeğin serum bakır, çinko ve magnezyum değerlerini ölçtü.</p>

<p>Katılımcılar yaklaşık 18 yıl izlendi. Bu dönemde 339 ölüm kaydedildi. Bunların 176’sı kansere, 56’sı kardiyovasküler nedenlere bağlandı.</p>

<p>Mineral düzeyleri dört gruba ayrıldı. En düşük dörtte birlik grup referans kabul edilirken en yüksek dörtte birlik gruptaki kişilerle karşılaştırmalar yapıldı.</p>

<p>Yüksek serum bakırında tüm nedenlere bağlı ölüm riski yüzde 50 daha yüksekti</p>

<p>Çalışmanın en belirgin bakır bulgusu tüm nedenlere bağlı ölümde görüldü.</p>

<p>Serum bakırı en yüksek grupta olan erkeklerde, en düşük gruba kıyasla tüm nedenlere bağlı ölüm için göreli risk 1,5 olarak hesaplandı. Yani istatistiksel modelde yaklaşık yüzde 50 daha yüksek göreli risk görüldü.</p>

<p>Araştırmada kanser ölüm riski için göreli risk 1,4, kardiyovasküler ölüm için ise 1,3 bulundu.</p>

<p>Ancak burada önemli bir istatistik ayrıntısı var. Kanser ve kardiyovasküler ölüm sonuçlarının güven aralıkları 1 değerini içeriyordu. Bu nedenle bu iki sonuç, tüm nedenlere bağlı ölüm bulgusu kadar güçlü istatistiksel kanıt olarak yorumlanmamalı.</p>

<p>“Yüksek bakır” laboratuvar sonucunuzun yüksek olduğu anlamına gelmiyor</p>

<p>Araştırmadaki “yüksek bakır” ifadesi, bir hastane laboratuvarındaki normal referans aralığının üstüne çıkılması anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmacılar katılımcıları kendi çalışma grubundaki serum değerlerine göre dört eşit bölüme ayırdı ve en yüksek yüzde 25’lik grubu en düşük yüzde 25’lik grupla karşılaştırdı.</p>

<p>Bu nedenle çalışmadaki risk oranlarını doğrudan kişisel bir kan tahliline uygulamak doğru değil.</p>

<p>Tek başına serum bakırı sonucu da kişinin uzun vadeli ölüm riskini belirleyen bir test olarak kullanılmıyor. Çalışmanın tasarımı, bir mineral değerini bağımsız bir hastalık tanısı veya kişisel risk hesaplayıcısı haline getirmiyor.</p>

<p>Magnezyumda ters yönde bir ilişki görüldü</p>

<p>Serum magnezyumu en yüksek grupta olanlarda tüm nedenlere bağlı ölüm için göreli risk 0,6 bulundu. Bu, en düşük magnezyum grubuna kıyasla yaklaşık yüzde 40 daha düşük göreli riskle ilişki anlamına geliyor.</p>

<p>Kanser ölümlerinde göreli risk 0,5’ti; başka bir ifadeyle yaklaşık yüzde 50 daha düşük göreli risk gözlendi.</p>

<p>Kardiyovasküler ölümlerde de göreli risk 0,6 olarak hesaplandı ancak güven aralığı 1’i içerdiği için bu sonuç istatistiksel açıdan daha belirsizdi.</p>

<p>Buradaki en önemli nokta şu: Çalışma “fazla magnezyum alın, ölüm riskiniz düşsün” sonucunu desteklemiyor.</p>

<p>Araştırmacılar katılımcılara magnezyum vermedi. İnsanları rastgele magnezyum ve plasebo gruplarına ayırmadı. Yalnızca başlangıçtaki kan düzeyi ile yıllar sonraki sonuçlar arasındaki ilişkiyi inceledi.</p>

<p>Magnezyum takviyesi ömrü uzatır mı?</p>

<p>Bu araştırmadan böyle bir sonuç çıkarılamaz.</p>

<p>Daha sonraki araştırmalar da beslenmeden alınan magnezyum ile bazı sağlık sonuçları arasında ilişkiler bildirmiş olsa da takviye kullanımının aynı sonucu verdiği gösterilmiş değil.</p>

<p>2021’de yayımlanan ve 1,1 milyondan fazla kişiyi kapsayan prospektif çalışmaların meta-analizinde, besinlerle daha yüksek magnezyum alımı daha düşük tüm nedenlere bağlı ve kanser kaynaklı ölüm riskiyle ilişkiliydi. Buna karşılık toplam ve takviye yoluyla magnezyum alımında ölüm riski açısından anlamlı bir ilişki saptanmadı.</p>

<p>Dolayısıyla “yüksek serum magnezyumu daha düşük ölüm riskiyle ilişkili bulundu” cümlesi ile “magnezyum takviyesi yaşamı uzatır” cümlesi bilimsel olarak aynı anlama gelmiyor.</p>

<p>Çinko ile bakır birlikte olduğunda daha güçlü bir ilişki görüldü</p>

<p>Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri minerallerin birlikte değerlendirilmesiydi.</p>

<p>Düşük çinko ile yüksek bakır değerlerinin birlikte bulunduğu kişilerde tüm nedenlere bağlı ölüm için göreli risk 2,6 olarak hesaplandı.</p>

<p>Kanser ölümünde ise göreli risk 2,7 bulundu; ancak güven aralığı oldukça genişti. Bu nedenle sayı güçlü görünse de belirsizlik payı yüksek.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca düşük çinko ile yüksek magnezyum kombinasyonunu daha düşük tüm nedenlere bağlı ve kanser kaynaklı ölüm riskiyle ilişkili buldu.</p>

<p>Bu sonuçlar mineraller arasındaki biyolojik dengenin araştırılmaya değer olduğunu düşündürüyor ancak klinikte kişinin yalnızca çinko/bakır oranına bakılarak yaşam süresi veya kanser riski hesaplanabileceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Daha yeni çalışmalar bakır konusunda ne söylüyor?</p>

<p>2006’daki araştırmanın ardından serum bakırı ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişkiyi inceleyen çok sayıda gözlemsel çalışma yayımlandı.</p>

<p>2023 tarihli bir sistematik derleme ve meta-analizde toplam 41.322 kişinin yer aldığı 16 çalışma değerlendirildi. Serum bakırı yüksek gruplarda toplam inme, miyokard enfarktüsü ve kardiyovasküler ölümün daha sık görüldüğü bildirildi.</p>

<p>Bu bulgular 2006’daki çalışmanın bakır yönündeki sonucuyla genel olarak aynı doğrultuda olsa da kanıtların büyük bölümü gözlemsel verilerden geliyor.</p>

<p>Dolayısıyla yüksek serum bakırının doğrudan kalp krizi veya ölümün nedeni olduğu söylenemez. Ölçülmemiş hastalıklar, metabolik durum, beslenme, inflamasyon ve başka biyolojik faktörler ilişkinin bir bölümünü açıklayabilir.</p>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlamaları neler?</p>

<p>Araştırmanın güçlü yönü 18 yıl gibi uzun bir takip süresine sahip olmasıydı. Ancak sonuçları yorumlarken birkaç önemli sınırlama bulunuyor.</p>

<p>Çalışmaya yalnızca 30–60 yaş arasındaki erkekler alındı. Bulgular kadınlara, çocuklara, çok ileri yaştaki kişilere veya farklı toplumlara doğrudan genellenemez.</p>

<p>Mineral değerleri çalışmanın başlangıcında ölçüldü. Bir kişinin bakır, çinko veya magnezyum düzeyi 18 yıl boyunca aynı kalmayabilir.</p>

<p>Araştırma gözlemseldi. Bilinen bazı karıştırıcı değişkenler için istatistiksel düzeltme yapılmasına rağmen bütün olası etkenleri ortadan kaldırmak mümkün değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca gruplar klinik “eksiklik” veya “yükseklik” sınırlarına göre değil, çalışmadaki dağılıma göre oluşturuldu.</p>

<p>Sonuç: Çalışma ne söylüyor, ne söylemiyor?</p>

<p>Araştırma, orta yaşlı erkeklerden oluşan bu grupta yüksek serum bakırının daha yüksek tüm nedenlere bağlı ölüm riskiyle, yüksek serum magnezyumunun ise daha düşük ölüm riskiyle ilişkili olduğunu gösterdi.</p>

<p>Ancak araştırma üç şeyi kanıtlamıyor:</p>

<p>Yüksek bakırın tek başına erken ölüme neden olduğunu,</p>

<p>magnezyum takviyesi almanın yaşam süresini uzattığını,</p>

<p>tek bir bakır, çinko veya magnezyum kan sonucunun kişinin ölüm riskini belirleyebileceğini.</p>

<p>Bu nedenle çalışma en doğru biçimde, mineraller ile uzun dönem sağlık sonuçları arasındaki ilişkiye işaret eden bir kohort araştırması olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bakır, çinko veya magnezyum takviyesine yalnızca bu araştırmanın sonuçlarına dayanarak başlanmamalı ya da mevcut takviyelerin dozu değiştirilmemelidir. Özellikle böbrek hastalığı olanlarda ve düzenli ilaç kullananlarda mineral takviyeleri hekim değerlendirmesi gerektirebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Epidemiology — Zinc, Copper, and Magnesium and Risks for All-Cause, Cancer, and Cardiovascular Mortality — 2006</p>

<p>Frontiers in Cardiovascular Medicine — Serum Copper Levels and Risk of Major Adverse Cardiovascular Events: A Systematic Review and Meta-analysis — 2023</p>

<p>Advances in Nutrition — Total, Dietary, and Supplemental Magnesium Intakes and Risk of All-Cause, Cardiovascular, and Cancer Mortality — 2021</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kandaki-bakir-ve-dusuk-magnezyum-olum-riskiyle-iliskili-bulundu-18-yillik-calisma-ne-gosterdi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 19:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1268.jpeg" type="image/jpeg" length="59263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mikrobu Öldüren Mikrop: Faj Tedavisi Neden Unutuldu, Neden Yeniden Hatırlanıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mikrobu-olduren-mikrop-faj-tedavisi-neden-unutuldu-neden-yeniden-hatirlaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mikrobu-olduren-mikrop-faj-tedavisi-neden-unutuldu-neden-yeniden-hatirlaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antibiyotiklerden önce bakteriyel enfeksiyonlarla mücadelede denenmeye başlayan bakteriyofajlar, yaklaşık bir asır sonra yeniden tıbbın gündeminde. Antibiyotik direncinin büyümesi, bilim insanlarını eski bir fikre yeniden yöneltiyor: Hastalık yapan bakterileri, onları enfekte edip öldürebilen virüslerle hedeflemek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h1>Bir bakterinin yüzeyine tutunuyor.</h1>

<p>Genetik materyalini bakterinin içine aktarıyor.</p>

<p>Bakterinin hücresel mekanizmalarını kullanarak yeni kopyalarını oluşturuyor.</p>

<p>Sonunda bakteri parçalanıyor ve ortaya çıkan yeni fajlar başka bakterileri enfekte edebiliyor.</p>

<p>Bu, <strong>litik bakteriyofajların</strong> temel yaşam döngüsü.</p>

<p>Başlıktaki “mikrobu öldüren mikrop” ifadesi elbette halk diline ait bir benzetme. Bilimsel olarak bakteriyofaj bir bakteri değil; <strong>bakterileri enfekte eden bir virüs.</strong> Tedavi amacıyla üzerinde çalışılan fajlar da çoğunlukla bakteriyi parçalayarak öldüren litik fajlardan seçiliyor. Dünya Sağlık Örgütü fajları, bakterileri seçici biçimde hedefleyebilen virüsler olarak tanımlıyor.</p>

<h2>Hikâye antibiyotiklerden önce başladı</h2>

<p>1915 yılında İngiliz bakteriyolog <strong>Frederick Twort</strong>, bakteri kültürlerinde bakterilerin parçalanmasına yol açan filtrelenebilir bir etken tarif etti.</p>

<p>İki yıl sonra Fransız-Kanadalı mikrobiyolog <strong>Félix d’Hérelle</strong>, dizanteriye yol açan bakteriler üzerinde benzer bir etkeni araştırdı ve 1917’de “bakteriyofaj” terimini kullandı.</p>

<p>Kelimenin anlamı kabaca:</p>

<p><strong>“Bakteri yiyen.”</strong></p>

<p>Faj gerçekte bakteriyi yemiyor. Onu enfekte ediyor ve uygun koşullarda çoğalarak bakterinin parçalanmasına yol açıyor.</p>

<p>D’Hérelle'nin aklına kısa sürede daha büyük bir soru geldi:</p>

<p><strong>Bu virüsler bakterileri öldürebiliyorsa, hastalıkların tedavisinde de kullanılabilir miydi?</strong></p>

<h2>Paris, 1919</h2>

<p>D’Hérelle'nin 1919 yılında Paris'teki Hôpital des Enfants-Malades'da ağır bakteriyel dizanterisi bulunan çocuklara faj verdiği tarihsel kaynaklarda anlatılıyor.</p>

<p>Önce faj preparatını kendisi ve bazı hekimler içerek güvenli olup olmadığını gözlemlediler. Daha sonra hastalara uygulandı.</p>

<p>D’Hérelle olumlu sonuçlar bildirdi.</p>

<p>Ancak bu ilk uygulamaların sonuçları hemen bilimsel olarak yayımlanmadı.</p>

<p>İnsanlarda faj tedavisine ilişkin <strong>ilk yayımlanmış klinik raporlardan biri 1921'de Richard Bruynoghe ve Joseph Maisin'e</strong> aitti. Araştırmacılar stafilokokların neden olduğu deri enfeksiyonlarında faj kullandılar ve lezyonlarda gerileme bildirdiler.</p>

<p>1920'li ve 1930'lu yıllarda fajlara yönelik ilgi giderek arttı.</p>

<p>Dizanteriden koleraya, yara ve deri enfeksiyonlarından başka bakteriyel hastalıklara kadar farklı alanlarda faj preparatları kullanılmaya ve araştırılmaya başlandı.</p>

<p>Fakat tıbbın yönünü değiştirecek başka bir gelişme yaklaşıyordu.</p>

<h2>Sonra antibiyotik çağı başladı</h2>

<p>Alexander Fleming 1928'de penisilinin antibakteriyel etkisini fark etti.</p>

<p>1940'larda penisilin ve diğer antibiyotiklerin kitlesel üretimi ve yaygın klinik kullanımı enfeksiyon hastalıklarının tedavisini kökten değiştirdi.</p>

<p>Antibiyotiklerin büyük bir pratik avantajı vardı.</p>

<p>Bazıları çok sayıda farklı bakteriye karşı etkili olabiliyordu.</p>

<p>Fajlarda ise durum farklıydı.</p>

<p>Bir faj çoğu zaman yalnızca belirli bir bakteri türünü, hatta bazen aynı tür içindeki belirli bakteri suşlarını enfekte edebiliyordu.</p>

<p>Üstelik 20. yüzyılın ilk yarısında fajların biyolojisi bugünkü kadar iyi anlaşılmıyordu. Preparatların standardizasyonu, saflığı, etkinliği ve doğru bakteriyle doğru fajın eşleştirilmesi önemli sorunlardı.</p>

<p>Antibiyotikler Batı tıbbında hızla öne çıktı.</p>

<p>Faj tedavisi ise giderek geri plana düştü.</p>

<p>Fakat tamamen kaybolmadı.</p>

<h2>Tiflis'te unutulmayan tedavi</h2>

<p>Gürcü mikrobiyolog <strong>George Eliava</strong>, d’Hérelle ile yakın bilimsel ilişki kurmuş isimlerden biriydi.</p>

<p>Eliava'nın öncülüğünde <strong>1923'te Tiflis'te kurulan kurum</strong>, daha sonra bakteriyofaj araştırmalarının dünyadaki önemli merkezlerinden biri hâline geldi. Bugün George Eliava Bakteriyofaj, Mikrobiyoloji ve Viroloji Enstitüsü adıyla çalışmalarını sürdürüyor.</p>

<p>Sovyetler Birliği'nde, Gürcistan'da ve Doğu Avrupa'nın bazı bölgelerinde faj tedavisi araştırılmaya ve kullanılmaya devam etti.</p>

<p>Bu nedenle sık kullanılan:</p>

<p><strong>“Faj tedavisi yüz yıl boyunca unutuldu.”</strong></p>

<p>cümlesi tam olarak doğru değil.</p>

<p>Daha doğru ifade şu:</p>

<p><strong>Faj tedavisi Batı tıbbında büyük ölçüde geri plana düştü; Doğu Avrupa ve eski Sovyet coğrafyasındaki bazı merkezlerde ise yaşamaya devam etti.</strong></p>

<h2>Antibiyotik direnci eski fikri yeniden gündeme getirdi</h2>

<p>Antibiyotikler modern tıbbın en önemli başarılarından biri oldu.</p>

<p>Fakat bakteriler de antibiyotik baskısına karşı direnç geliştirebiliyor.</p>

<p>Antimikrobiyal direnç bugün küresel halk sağlığının en büyük sorunlarından biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Tam da bu noktada bilim dünyası yaklaşık bir asır önce kullanılan fajlara yeniden bakmaya başladı.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü faj tedavisini antimikrobiyal dirençle mücadelede umut vadeden yaklaşımlardan biri olarak değerlendiriyor. Ancak rutin ve yaygın insan kullanımı için daha güçlü klinik etkinlik ve güvenlik kanıtlarına ihtiyaç bulunduğunu da özellikle vurguluyor.</p>

<h2>Fajın en büyük gücü aynı zamanda en büyük sorunu</h2>

<p>Fajların en dikkat çekici özelliklerinden biri seçicilikleri.</p>

<p>Bir antibiyotik birçok farklı bakteriyi etkileyebilirken bir fajın hedef aralığı çok daha dar olabilir.</p>

<p>Bu durum teorik olarak önemli bir avantaj sağlıyor.</p>

<p>Hastalığa neden olan bakteriyi hedeflerken vücudun normal bakteri topluluklarının geniş ölçüde etkilenmemesi mümkün olabilir.</p>

<p>Ama aynı özellik tedaviyi zorlaştırıyor.</p>

<p>Çünkü hastadaki bakterinin belirlenmesi, ardından bu bakteriye gerçekten etkili bir fajın bulunması gerekiyor.</p>

<p>Geleceğin faj tedavisinde hekimlerin yalnızca:</p>

<p><strong>“Bu bakteriye hangi antibiyotik etkili?”</strong></p>

<p>diye sormaması mümkün.</p>

<p>Yanına ikinci bir soru gelebilir:</p>

<p><strong>“Bu bakteriyi hangi faj öldürüyor?”</strong></p>

<p>Fajların hedef aralığı ve bakterilerle etkileşimi, modern faj tedavisinin temel araştırma alanlarından biri olmaya devam ediyor.</p>

<h2>2026'da önemli bir adım</h2>

<p>Faj tedavisini yeniden gündeme taşıyan önemli gelişmelerden biri <strong>21 Eylül 2026'da Nature Medicine'da yayımlandı.</strong></p>

<p>Uluslararası uzmanların hazırladığı kişiselleştirilmiş bakteriyofaj tedavisi uzlaşı rehberi; faj seçimi ve hazırlanmasından kalite kontrolüne, klinik uygulamadan hasta takibine kadar <strong>60'tan fazla öneri</strong> içeriyor.</p>

<p>Bu önemli bir gelişme.</p>

<p>Ancak şu ayrımı yapmak gerekiyor:</p>

<p>Rehberin yayımlanması, faj tedavisinin artık her bakteriyel enfeksiyonda kanıtlanmış standart bir tedavi olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Aksine modern faj tedavisinin en önemli sorunlarından birinin <strong>standardizasyon</strong> olduğunu gösteriyor.</p>

<h2>100 hasta bize ne söyledi?</h2>

<p>Faj tedavisine ilişkin en dikkat çekici gerçek yaşam araştırmalarından biri 2024'te <strong>Nature Microbiology</strong> dergisinde yayımlandı.</p>

<p>Araştırmada 12 ülkedeki 35 hastanede tedavi edilen <strong>100 ardışık hasta</strong> incelendi.</p>

<p>Ancak küçük bir sayı ayrıntısı önemli:</p>

<p>100 hastada toplam <strong>114 zor tedavi edilen enfeksiyon</strong> değerlendirildi.</p>

<p>Klinik iyileşme enfeksiyonların <strong>%77,2'sinde</strong>, uygun takip verisi bulunan vakalarda hedef bakterinin eradikasyonu ise <strong>%61,3'ünde</strong> bildirildi.</p>

<p>İlk bakışta etkileyici rakamlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ama önemli bir ayrıntı daha var:</p>

<p>Hastaların büyük bölümünde fajlar <strong>antibiyotiklerle birlikte</strong> kullanıldı.</p>

<p>Üstelik çalışma randomize kontrollü bir deney değil; geriye dönük gözlemsel bir araştırmaydı.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<p><strong>“Faj tedavisi hastaların yüzde 77'sini iyileştiriyor.”</strong></p>

<p>demek bilimsel olarak yanlış olur.</p>

<p>Araştırmanın gösterdiği şey daha sınırlı ama önemli:</p>

<p><strong>Kişiselleştirilmiş faj tedavisi, zor tedavi edilen bazı enfeksiyonlarda daha güçlü klinik çalışmalar yapılmasını hak eden bir yaklaşım.</strong></p>

<h2>Her çalışma başarılı olmadı</h2>

<p>Fajların hikâyesini yalnızca başarılı vakalar üzerinden anlatmak doğru olmaz.</p>

<p>Bunun en iyi örneklerinden biri <strong>PhagoBurn</strong> çalışması.</p>

<p>Pseudomonas aeruginosa ile enfekte yanık yaralarında 12 litik fajdan oluşan bir kokteyl standart tedaviyle karşılaştırıldı.</p>

<p>Bakteriyel yükün hedeflenen düzeyde azalmasına kadar geçen medyan süre faj grubunda <strong>144 saat</strong>, standart tedavi grubunda ise <strong>47 saat</strong> oldu.</p>

<p>Yani bu çalışmada faj tedavisi standart tedaviden daha hızlı değildi.</p>

<p>Ancak araştırmanın önemli bir sorunu vardı.</p>

<p>Faj preparatının yoğunluğu üretimden sonra ciddi biçimde azalmış, hastalara planlanan 10⁶ PFU/mL yerine yaklaşık <strong>10² PFU/mL</strong> konsantrasyonunda preparat uygulanmıştı.</p>

<p>Bu çalışma faj tedavisinin en önemli derslerinden birini ortaya koydu:</p>

<p><strong>Doğru fajı bulmak yeterli değil. Doğru fajı, doğru yoğunlukta, doğru hastaya ve uygun koşullarda ulaştırmak gerekiyor.</strong></p>

<h2>Dokuz hastalık çalışma ve ardından gelen uyarı</h2>

<p>2025'te <strong>Nature Communications</strong> dergisinde kronik Pseudomonas aeruginosa akciğer enfeksiyonu bulunan kistik fibrozisli yalnızca dokuz yetişkinde, üç faj içeren <strong>BX004-A</strong> adlı kokteyl değerlendirildi.</p>

<p>Bu ilk insan çalışması temel olarak güvenlik, tolerabilite ve biyolojik aktivite konusunda erken bilgiler sağladı.</p>

<p>Ancak dokuz kişilik bir çalışma, tedavinin gerçekten etkili olduğunu göstermek için yeterli değildi.</p>

<p>Daha sonra BX004 için daha büyük bir Faz 2b programı başlatıldı.</p>

<p>Fakat <strong>Aralık 2025'te sponsor BiomX, beklenenden yüksek advers olay oranlarının incelenmesinin ardından programın geliştirilmesini durdurduğunu açıkladı.</strong> Bağımsız Veri İzleme Komitesi alternatif dozlama veya tedavi stratejilerinin değerlendirilmesini önermişti; şirket ise gerekli zaman ve kaynakları göz önünde bulundurarak geliştirmeyi sonlandırdı.</p>

<p>Buradan:</p>

<p><strong>“Faj tedavisi tehlikelidir.”</strong></p>

<p>sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Ancak önemli bir bilimsel ders çıkar:</p>

<p><strong>Küçük erken faz çalışmalarındaki olumlu sinyaller, daha büyük kontrollü araştırmalarda mutlaka doğrulanmalıdır.</strong></p>

<h2>Bakteriler fajlara da direnebilir</h2>

<p>Fajlar da sihirli mermi değil.</p>

<p>Bakteriler antibiyotiklere olduğu gibi fajlara karşı da direnç geliştirebilir.</p>

<p>Ancak bakterilerle fajlar arasında milyonlarca yıldır süren bir evrimsel yarış bulunuyor.</p>

<p>Bazen bakterinin fajdan kurtulmak için geçirdiği değişikliklerin başka bir bedeli olabiliyor.</p>

<p>2024'teki 100 olguluk araştırmada bazı faj dirençli bakterilerde antibiyotiklere yeniden duyarlılık ve azalmış virülansla birlikte görülen değişiklikler bildirildi.</p>

<p>Fakat bunun her bakteride ve her fajda gerçekleşeceğini söylemek mümkün değil.</p>

<p>Bu nedenle modern araştırmaların önemli alanlarından biri de:</p>

<p><strong>faj + antibiyotik kombinasyonları.</strong></p>

<h2>Bir virüsü ilaca dönüştürmek kolay değil</h2>

<p>Doğada faj bulmak zor olmayabilir.</p>

<p>Onu güvenli bir ilaca dönüştürmek ise bambaşka bir mesele.</p>

<p>Tedavide kullanılacak fajların genomları incelenmeli.</p>

<p>Hedef bakteriye karşı gerçekten etkili oldukları gösterilmeli.</p>

<p>Preparatın saflığı ve mikrobiyolojik güvenliği kontrol edilmeli.</p>

<p>Bakteriyel endotoksinler gibi istenmeyen maddeler uzaklaştırılmalı.</p>

<p>Uygun üretim ve kalite standartları sağlanmalı.</p>

<p>Hatta bazı hastalarda bağışıklık sisteminin fajları etkisiz hâle getirip getirmediğinin bile değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>2026'da yayımlanan kapsamlı Nature Reviews Microbiology değerlendirmesi de faj tedavisinin potansiyelinin yanında üretim, hasta-faj eşleştirmesi, bağışıklık sistemi, dozlama ve düzenleyici süreçler gibi önemli sorunların henüz çözülmediğine dikkat çekiyor.</p>

<h2>Antibiyotiklerin yerini alacak mı?</h2>

<p>Bugünkü bilimsel kanıtlarla:</p>

<p><strong>“Fajlar antibiyotiklerin yerini alacak.”</strong></p>

<p>demek doğru değil.</p>

<p>Daha gerçekçi ihtimal, fajların gelecekte belirli hastalarda antibiyotiklere <strong>alternatif veya tamamlayıcı</strong> bir tedavi olarak kullanılması.</p>

<p>Özellikle çoklu ilaç dirençli, kronik, biyofilmle ilişkili veya standart tedavilere yanıt vermeyen bazı bakteriyel enfeksiyonlar araştırmaların odağında.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'nün yaklaşımı da temkinli:</p>

<p>Fajlar umut veriyor.</p>

<p>Ancak yaygın rutin kullanıma geçmeden önce daha güçlü klinik kanıt gerekiyor.</p>

<h2>Yüz yıl sonra aynı soruya dönüş</h2>

<p>Faj tedavisinin hikâyesi tıp tarihinin en ilginç dönüşlerinden biri.</p>

<p>Yüz yıl önce elimizde fajlar vardı.</p>

<p>Ama bakterilerin genomlarını bugünkü hızla inceleyemiyorduk.</p>

<p>Bir fajın hangi bakteri suşuna etkili olduğunu bugünkü yöntemlerle belirleyemiyorduk.</p>

<p>Modern biyoteknolojiye, genom dizilemeye ve bugünkü kalite kontrol standartlarına sahip değildik.</p>

<p>Şimdi bunların önemli bir bölümü elimizde.</p>

<p>Fakat karşımızda bu kez büyüyen başka bir sorun var:</p>

<p><strong>Antibiyotiklere dirençli bakteriler.</strong></p>

<p>Bu yüzden yaklaşık bir asır önce sorulan soru yeniden laboratuvarların ve klinik araştırmaların önünde:</p>

<p><strong>Bir bakteriyi öldürmek için onun doğal düşmanı olan bir virüsü kullanabilir miyiz?</strong></p>

<p>Bilimin bugünkü cevabı ne kesin bir “evet” ne de kesin bir “hayır”.</p>

<p>Daha doğru cevap şu:</p>

<p><strong>Bazı bakterilerde, doğru fajla, doğru hastada ve uygun kalite standartları altında mümkün olabilir. Fakat bunun hangi hastalarda gerçekten klinik yarar sağlayacağını göstermek için daha güçlü kontrollü çalışmalara ihtiyaç var.</strong></p>

<p>Belki de faj tedavisinin hikâyesinin en ilginç yanı burada.</p>

<p>Tıbbın gelecekte kullanabileceği silahlardan biri gelecekte keşfedilmeyecek.</p>

<p>Çünkü onu bir asırdan uzun süre önce fark ettik.</p>

<p>Sadece antibiyotik çağında bir süre gözden uzak tuttuk.</p>

<h3>Tıbbi uyarı</h3>

<p>Bakteriyofaj tedavisi birçok ülkede rutin ve standart bir tedavi değildir. Çoğunlukla klinik araştırmalar, deneysel uygulamalar veya özel düzenleyici yollar kapsamında değerlendirilmektedir. Antibiyotik tedavisinin yerine kişisel olarak kullanılmamalı ve güvenilirliği doğrulanmamış faj preparatlarıyla kendi kendine tedavi denenmemelidir. Faj tedavisi ancak uygun mikrobiyolojik değerlendirme, kalite kontrol ve uzman klinik ekiplerin bulunduğu merkezlerde ele alınmalıdır.</p>

<h3>Kaynaklar</h3>

<ul>
 <li>Nature Medicine — <i>A consensus-based guideline for personalized bacteriophage therapy</i>, 2026.</li>
 <li>Nature Reviews Microbiology — <i>Phage therapy: from basic biology to clinical application</i>, 2026.</li>
 <li>Nature Microbiology — <i>Personalized bacteriophage therapy outcomes for 100 consecutive cases</i>, 2024.</li>
 <li>Nature Communications — <i>Phage therapy with nebulized cocktail BX004-A for chronic Pseudomonas aeruginosa infections in cystic fibrosis</i>, 2025.</li>
 <li>The Lancet Infectious Diseases — <i>PhagoBurn</i>, 2019.</li>
 <li>World Health Organization Regional Office for Europe — <i>Bacteriophages and their use in combating antimicrobial resistance</i>, 2025.</li>
 <li>World Health Organization Regional Office for Europe — <i>Building the evidence for the use of bacteriophage therapy</i>, 2025.</li>
 <li>George Eliava Institute of Bacteriophages, Microbiology and Virology — Kurumsal tarihçe.</li>
 <li>BiomX — BX004 Faz 2b programına ilişkin 2025 klinik geliştirme açıklamaları.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mikrobu-olduren-mikrop-faj-tedavisi-neden-unutuldu-neden-yeniden-hatirlaniyor</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 18:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/faj-tedavisi-200kb-1.jpg" type="image/jpeg" length="80656"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sivrisineğe Bilerek Kollarını Uzattılar: Sarı Humma Deneylerinin Tartışmalı Tarihi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sivrisinege-bilerek-kollarini-uzattilar-sari-humma-deneylerinin-tartismali-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sivrisinege-bilerek-kollarini-uzattilar-sari-humma-deneylerinin-tartismali-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ölümcül sarı hummanın nasıl bulaştığını çözmeye çalışan araştırmacılar, 1900 yılında Küba’da sağlıklı insanları enfekte sivrisineklere bilerek maruz bıraktı. Deneyler tıp tarihinin en önemli halk sağlığı keşiflerinden birinin önünü açtı. Ancak para karşılığı gönüllülük, ölüm riski ve insan üzerinde...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ölümcül sarı hummanın nasıl bulaştığını çözmeye çalışan araştırmacılar, 1900 yılında Küba’da sağlıklı insanları enfekte sivrisineklere bilerek maruz bıraktı. Deneyler tıp tarihinin en önemli halk sağlığı keşiflerinden birinin önünü açtı. Ancak para karşılığı gönüllülük, ölüm riski ve insan üzerinde deney tartışmaları, aradan bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ zor etik sorular doğuruyor.</p>

<p>Havana, 1900: Bir sivrisinek ve ölüm ihtimali</p>

<p>1900 yılının Küba’sında bir insanın koluna sivrisinek konması her zaman sıradan bir olay değildi. Çünkü o sivrisinek, birkaç gün önce sarı hummaya yakalanmış bir hastanın kanıyla beslenmiş olabilirdi ve karşısındaki insan bunu biliyor olabilirdi.</p>

<p>Daha da çarpıcı olanı, bazı gönüllülerin bu sivrisineklerin kendilerini ısırmasına bilerek izin vermesiydi.</p>

<p>Amerikan ordusunun oluşturduğu Sarı Humma Komisyonu, hastalığın nasıl bulaştığını anlamak amacıyla sağlıklı insanları enfekte sivrisineklere kontrollü biçimde maruz bıraktı. Bugün “kontrollü insan enfeksiyon çalışması” olarak tanımlayabileceğimiz bu deneyler, modern araştırma etiği kurallarının henüz oluşmadığı bir dönemde gerçekleştiriliyordu.</p>

<p>Çalışmalar, sarı hummanın başlıca bulaş yolunun enfekte sivrisinekler olduğunu güçlü biçimde ortaya koydu. Reed Komisyonu ayrıca sivrisineğin hastadan kan aldıktan hemen sonra bulaştırıcı olmadığını, belirli bir sürenin geçmesi gerektiğini de gösterdi.</p>

<p>Bu bilgi yalnızca bir hastalığın sırrını çözmedi; halk sağlığının yönünü değiştirdi. Fakat bu sonuca ulaşılırken insanların üstlendiği risk, tıp tarihine başka bir tartışma daha bıraktı.</p>

<p>---</p>

<p>Fikrin gerçek öncüsü: Carlos Finlay</p>

<p>Sarı hummanın sivrisineklerle bulaşabileceği düşüncesi Walter Reed ile başlamadı.</p>

<p>Kübalı hekim Carlos Juan Finlay, 1881 yılında sivrisineklerin sarı hummanın bulaşmasında aracılık edebileceğini ileri sürdü. Yıllar boyunca insan gönüllüler üzerinde deneyler yaptı ancak dönemin bilgi ve deney koşulları, teorisini kesin biçimde kanıtlamasına yetmedi.</p>

<p>Finlay’ın karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, sivrisineğin enfekte bir insandan kan aldıktan hemen sonra hastalığı başka bir insana bulaştıramamasıydı. Virüsün sivrisinek içinde gelişmesi için zamana ihtiyaç vardı. Reed Komisyonunun sonraki çalışmaları bu zaman faktörünün önemini ortaya koydu.</p>

<p>Bu nedenle hikâyeyi yalnızca “Walter Reed sivrisineğin sarı hummayı taşıdığını keşfetti” şeklinde anlatmak eksik kalır.</p>

<p>Hipotezin büyük öncüsü Carlos Finlay’dı; Walter Reed başkanlığındaki komisyon ise kontrollü deneylerle bu düşünceye güçlü kanıt sağladı.</p>

<p>---</p>

<p>Araştırmacılar da ölümcül riski üstlendi</p>

<p>Sarı Humma Komisyonu dört kişiden oluşuyordu: Walter Reed, James Carroll, Aristides Agramonte ve Jesse William Lazear. Agramonte sarı hummaya karşı bağışıktı; Carroll ve Lazear ise deney sürecinde doğrudan riskle karşı karşıya kaldı.</p>

<p>James Carroll, 27 Ağustos 1900’de daha önce bir sarı humma hastasından kan emmiş bir sivrisineğin kendisini ısırmasına izin verdi. Birkaç gün sonra hastalandı ve 1 Eylül’de sarı humma tanısı aldı. Hastalığı ağır geçirdi ancak hayatta kaldı.</p>

<p>Jesse Lazear’ın öyküsü ise daha trajikti.</p>

<p>13 Eylül’de sarı humma servisinde uçan bir sivrisinek Lazear’ı ısırdı. Carroll ve Agramonte’nin anlatımına göre Lazear, sivrisineği uzaklaştırmadı. Bunun bilinçli bir kişisel deney olup olmadığı ise kesin değildir; tarihsel kayıtlar farklı yorumlara açıktır. Beş gün sonra hastalandı ve 25 Eylül 1900’de yaşamını yitirdi.</p>

<p>Bu nedenle Lazear’ı kesin biçimde “kendisini bilerek ölüme gönderen araştırmacı” olarak tanımlamak doğru olmaz. Bildiğimiz şey, sivrisineği uzaklaştırmadığı ve kısa süre sonra sarı hummadan öldüğüdür.</p>

<p>Daha sonra kurulan kontrollü deney kampına onun anısına Camp Lazear adı verildi.</p>

<p>---</p>

<p>Bir binada kirli çarşaflar, diğerinde sivrisinekler</p>

<p>Reed Komisyonunun çalışmalarını bilimsel açıdan önemli yapan yalnızca insanları sivrisineklere maruz bırakması değildi. Araştırmacılar aynı zamanda dönemin en güçlü alternatif teorilerinden birini de sınamak istiyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O yıllarda sarı hummanın hastaların kullandığı giysilerden, yataklardan veya vücut salgılarıyla kirlenmiş eşyalardan bulaştığı düşünülüyordu.</p>

<p>Camp Lazear’da bunun için ayrı bir bina oluşturuldu. Gönüllüler, sarı humma hastalarının kusmuk, idrar ve dışkılarıyla yoğun biçimde kirlenmiş giysi ve yatak takımlarının bulunduğu sıcak ve havasız ortamda kaldılar; malzemeler deney süresince yenileriyle değiştirildi.</p>

<p>Buna rağmen gönüllüler sarı hummaya yakalanmadı.</p>

<p>Daha sonra bu kişilerin bazıları enfekte sivrisineklere maruz bırakıldığında hastalandı. Bu durum onların daha önce hastalanmamalarının doğal bağışıklıkla açıklanamayacağını da gösteriyordu.</p>

<p>Başka bir deneyde ise aynı odanın iki bölümü tel örgüyle ayrıldı. Enfekte sivrisineklerin bulunduğu taraftaki gönüllü hastalanırken aynı havayı soluyan ancak sivrisineklere ulaşamayan diğer kişiler hastalanmadı.</p>

<p>Sonuç giderek belirginleşiyordu:</p>

<p>Sorun kirli çarşaflar değildi. Asıl taşıyıcı sivrisinekti.</p>

<p>---</p>

<p>Gönüllülere para ödendi</p>

<p>Hikâyenin etik açıdan en tartışmalı bölümlerinden biri burada başlıyor.</p>

<p>Deneylere katılmayı kabul edenlere 100 dolar altın teklif edildi. Sarı hummaya yakalanmaları hâlinde 100 dolar daha ödeniyordu. Gönüllülere olası sonuçlar konusunda uyarıda bulunuldu ve yazılı onam alınması benimsendi. İspanyol makamlarının özellikle reşit olmayanların deneylerde kullanılmaması ve yazılı onam alınması üzerinde durduğu tarihsel kayıtlarda yer alıyor.</p>

<p>Dönemin ekonomik koşullarında bu para küçümsenecek bir miktar değildi. Bu durum, bugün araştırma etiğinin merkezinde bulunan bir soruyu gündeme getiriyor: Yüksek miktarda ödeme, tehlikeli bir çalışmaya katılma kararını ne ölçüde etkiler?</p>

<p>Üstelik katılımcılar arasında askerler ve Küba’ya yeni gelmiş İspanyol göçmenler bulunuyordu. Tarihsel kayıtlara göre bazı İspanyol gönüllüler, sivrisinek tarafından ısırılan kişilerin gerçekten hastalandığını görünce deneylerden çekildi.</p>

<p>Bu ayrıntı son derece önemliydi. Gönüllülük yalnızca bir kâğıda atılan imzadan ibaret değildi; kişinin riskin gerçek anlamını anlayabilmesi ve baskı altında kalmadan karar verebilmesi gerekiyordu.</p>

<p>---</p>

<p>Yazılı onam açısından erken bir örnek</p>

<p>Reed deneylerini değerlendirirken 1900 yılının dünyasını da hesaba katmak gerekir.</p>

<p>Bugünkü anlamda bağımsız etik kurullar yoktu. Helsinki Bildirgesi daha yarım yüzyıldan fazla bir süre sonra hazırlanacaktı. Klinik araştırmalar için bugün uygulanan ayrıntılı risk-fayda değerlendirmeleri, gönüllü hakları ve kurumsal denetim mekanizmaları henüz oluşmamıştı.</p>

<p>Buna rağmen gönüllülerden yazılı onam alınması, tıp araştırmaları tarihinde dikkat çekici bir gelişmeydi. Bu nedenle Reed Komisyonunun kullandığı belgeler, insan araştırmalarında sistematik yazılı onamın erken örnekleri arasında değerlendirilmektedir.</p>

<p>Ancak yazılı bir belgenin bulunması, deneylerin bugünkü etik ölçütlerle sorunsuz olduğu anlamına gelmez. Ölümcül bir hastalığa maruz bırakılan gönüllülere yapılan yüksek ödeme, askerlerin araştırmaya katılması ve risklerin nasıl algılandığı bugün ayrıca değerlendirilmesi gereken konulardır.</p>

<p>Sarı humma deneyleri bu nedenle tıp tarihine ikili bir miras bıraktı: Bir tarafta yazılı onam konusunda erken bir adım, diğer tarafta insanın ne ölçüde araştırma riski altına sokulabileceğine ilişkin güç bir etik tartışma.</p>

<p>---</p>

<p>Kaç kişi hastalandı?</p>

<p>Bu noktada tarih anlatılarında sık yapılan bir karışıklığı düzeltmek gerekiyor.</p>

<p>Camp Lazear’daki kontrollü deneylerde toplam 16 sarı humma vakası oluşturuldu; bunların 12’si sivrisinek ısırığı sonucunda gelişti. Diğer deneylerde enfekte kanın kullanıldığı çalışmalar da yapıldı.</p>

<p>Buna karşılık Reed Komisyonunun daha geniş 1900–1901 insan deneyleri ele alındığında, tarihsel incelemeler 30’dan fazla erkeğin çalışmalara katıldığını ve 22 kişinin sarı humma geliştirdiğini bildiriyor. Lazear’ın ölümünden sonraki komisyon deneylerinde gönüllüler arasında ölüm meydana gelmedi.</p>

<p>Jesse Lazear ise bu gönüllü grubun bir parçası değildi. Komisyonun araştırmacılarından biriydi ve Camp Lazear’daki sistematik deneyler başlamadan önce ölmüştü.</p>

<p>Bu ayrımı yapmak önemli; çünkü sarı humma araştırmalarının farklı aşamaları popüler anlatılarda zaman zaman tek bir deneymiş gibi aktarılıyor.</p>

<p>---</p>

<p>Ardından Clara Maass’ın ölümü geldi</p>

<p>Reed Komisyonunun sonuçlarından sonra sarı humma üzerinde insan deneyleri sona ermedi.</p>

<p>1901 yılında Amerikalı hemşire Clara Louise Maass, Havana’da yürütülen başka bir sarı humma çalışmasına gönüllü olarak katıldı. Enfekte sivrisineklere maruz bırakılmasının ardından hastalandı ve 24 Ağustos 1901’de, henüz 25 yaşındayken hayatını kaybetti.</p>

<p>Bu çalışmalar Reed’in Camp Lazear deneylerinin doğrudan devamı değildi. Reed Komisyonunun bulgularının ardından başka araştırmacılar tarafından yürütülen deneylerdi.</p>

<p>Maass’ın da aralarında bulunduğu üç gönüllünün ölmesi üzerine söz konusu deney serisi sonlandırıldı. Tarihsel kayıtlara göre Walter Reed de bu ölümlerden büyük rahatsızlık duydu.</p>

<p>Artık tıp yalnızca şu soruyu sormuyordu:</p>

<p>“Bu deney bize ne öğretecek?”</p>

<p>Bunun yanında çok daha zor bir soru yükseliyordu:</p>

<p>“Bu bilgiyi elde etmek için bir insanın hayatını ne ölçüde riske atabiliriz?”</p>

<p>---</p>

<p>Keşif halk sağlığını değiştirdi</p>

<p>Sivrisinek aracılı bulaşın ortaya konmasıyla sarı hummayla mücadele anlayışı kökten değişti.</p>

<p>Hastalıkla savaşmak için yalnızca karantina, dezenfeksiyon ve hastaların eşyalarını yok etmek yeterli değildi. Sivrisineklerin üreme alanlarını ortadan kaldırmak, su birikintilerini kontrol etmek ve insanlarla sivrisineklerin temasını azaltmak gerekiyordu.</p>

<p>William Gorgas’ın Havana’da uyguladığı sivrisinek kontrol programı bu yeni bilginin halk sağlığına dönüşmesinin en önemli örneklerinden biri oldu. 1901’de Havana’da uygulanan sivrisinek kontrol önlemleri sarı hummayla mücadelede önemli başarı sağladı.</p>

<p>Bu yaklaşım sonraki yıllarda Panama Kanalı bölgesindeki hastalık kontrol çalışmalarını da etkiledi.</p>

<p>Böylece küçük bir sivrisineğin yaşam döngüsünü anlamak, şehirlerin sağlık politikasını değiştiren büyük bir gelişmeye dönüştü.</p>

<p>---</p>

<p>Sonra aşı geldi</p>

<p>Sarı hummaya karşı mücadelede bir sonraki büyük dönüm noktası etkili aşının geliştirilmesiydi.</p>

<p>Max Theiler ve çalışma arkadaşlarının çalışmaları sonucunda geliştirilen 17D sarı humma aşısı, 1930’lu yılların sonlarından itibaren hastalığın kontrolünde yeni bir dönem başlattı. Theiler, sarı humma ve hastalıkla mücadele konusundaki keşifleri nedeniyle 1951 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü aldı.</p>

<p>Bugün kullandığımız bilimsel bilgiye giden yol böylece birkaç kuşağın çalışmalarından geçti: Finlay’ın hipotezi, Reed Komisyonunun deneyleri, sivrisinek kontrol programları ve nihayet etkili aşının geliştirilmesi.</p>

<p>---</p>

<p>Tıp tarihinin gri alanlarından biri</p>

<p>Walter Reed ve arkadaşlarının çalışmalarını yalnızca “kahramanlık hikâyesi” olarak anlatmak, gönüllülerin maruz kaldığı büyük riski ve araştırmanın etik sorunlarını görünmez hâle getirir.</p>

<p>Buna karşılık bütün hikâyeyi yalnızca bugünün etik standartlarıyla değerlendirip dönemin bilimsel koşullarını yok saymak da tarihi anlamayı zorlaştırır.</p>

<p>Tıp tarihi çoğu zaman siyah ve beyazdan oluşmaz. Sarı humma deneyleri bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.</p>

<p>Çünkü bu deneyler bir taraftan binlerce insanın hayatını kurtaracak bir halk sağlığı bilgisinin ortaya çıkmasını sağladı, diğer taraftan bilim adına insanın ne kadar risk altına sokulabileceği sorusunu gündeme getirdi.</p>

<p>Belki de Camp Lazear’ın bize bıraktığı en önemli ders budur:</p>

<p>Bilimde yalnızca ulaşılan sonuç değil, o sonuca nasıl ulaşıldığı da önemlidir.</p>

<p>Bir asırdan fazla zaman önce sivrisineklere uzatılan kollar, sarı hummanın bulaşma zincirini aydınlattı. Fakat aynı zamanda modern tıbbın önüne hâlâ geçerliliğini koruyan bir soru bıraktı:</p>

<p>İnsan hayatını kurtarmak amacıyla yapılan bir araştırmada, başka bir insanın hayatı ne ölçüde riske atılabilir?</p>

<p>---</p>

<p>Bugün sarı humma</p>

<p>Sarı humma ortadan kalkmış bir hastalık değildir. Dünya Sağlık Örgütü, Afrika ve Latin Amerika’da birçok ülkenin sarı humma salgınları açısından hâlâ yüksek risk taşıdığını bildiriyor.</p>

<p>Ancak bugün elimizde güçlü bir korunma aracı bulunuyor. WHO’ya göre sarı humma aşısının tek dozu yaşam boyu koruma sağlayabiliyor ve rutin olarak ek doz gerekmiyor.</p>

<p>Riskli bölgelere seyahat edecek kişilerin aşı gerekliliğini, sağlık durumlarını ve seyahat edecekleri ülkenin giriş koşullarını yetkili sağlık kuruluşlarıyla değerlendirmeleri gerekir.</p>

<p>Tıbbi uyarı: Bu yazı tarih ve bilim iletişimi amacıyla hazırlanmıştır. Kişisel tanı, tedavi veya aşılama önerisi yerine geçmez.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>- Carlos J. Finlay’ın 1881’den itibaren sarı hummanın sivrisinek aracılığıyla bulaşmasına ilişkin çalışmaları.<br />
- Walter Reed, James Carroll, Aristides Agramonte ve Jesse W. Lazear’ın Sarı Humma Komisyonu çalışmaları.<br />
- U.S. Army Medical Department, Yellow Fever Commission ve Camp Lazear tarihçesi.<br />
- Pierce JR, Writer JV. Yellow Jack: The Yellow Fever Volunteers / sarı humma gönüllülerine ilişkin tarihsel incelemeler.<br />
- Chaves-Carballo E. Clara Maass, yellow fever and human experimentation.<br />
- Dünya Sağlık Örgütü, Yellow Fever Fact Sheet.<br />
- Nobel Prize, Max Theiler ve sarı humma çalışmaları.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sivrisinege-bilerek-kollarini-uzattilar-sari-humma-deneylerinin-tartismali-tarihi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 18:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/sari-humma-1200x750-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="54068"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Endometriozis nedir? Belirtileri, tanısı ve tedavi seçenekleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/endometriozis-nedir-belirtileri-tanisi-ve-tedavi-secenekleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/endometriozis-nedir-belirtileri-tanisi-ve-tedavi-secenekleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Endometriozis, şiddetli adet ağrısından bağırsak ve mesane yakınmalarına kadar farklı belirtilerle görülebilir. Tanı süreci, tedaviler, doğurganlık ve yeni gelişmeler için kapsamlı rehber.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Endometriozis, rahmin iç yüzeyini kaplayan dokuya benzer hücrelerin rahim dışında bulunmasıyla gelişen kronik bir hastalıktır. En sık yumurtalıkları, tüpleri ve leğen kemiği içindeki dokuları etkiler. Şiddetli adet ağrısı, sürekli kasık ağrısı ve gebe kalmakta güçlük yapabilir; ancak bazı kişilerde belirti vermeyebilir.</p>

<p>Adet döneminde günlük yaşamı durduracak kadar şiddetli ağrı normal kabul edilmemelidir. Üstelik normal bir ultrason sonucu endometriozisi her zaman dışlamaz. Yüzeysel ve küçük odaklar görüntülemede fark edilmeyebilir. Bu nedenle tanıda belirtiler, muayene ve görüntüleme bulguları birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Endometriozis nedir?</p>

<p>Hastalıkta rahim iç tabakasına benzeyen doku; yumurtalıklar, karın zarı, bağırsak, mesane veya rahmi çevreleyen bağlar gibi bölgelerde bulunabilir. Bu odaklar iltihaplanmaya, yapışıklıklara ve bazı organların birbirine tutunmasına yol açabilir.</p>

<p>Yumurtalıkta gelişen, eski kan ürünleri içerebilen endometriozis kistine endometrioma denir. Halk arasında “çikolata kisti” adıyla bilinir. Derin endometrioziste hastalık bağırsak, mesane veya idrar kanalları gibi yapıların dokusuna ilerleyebilir. Çok daha seyrek olarak diyafram ve göğüs bölgesi etkilenebilir.</p>

<p>Hastalığın evresiyle ağrının şiddeti her zaman paralel değildir. Küçük ve yüzeysel odakları bulunan biri yoğun ağrı yaşarken daha yaygın hastalığı olan başka bir kişide az belirti bulunabilir.</p>

<p>Endometriozis neden olur, kimlerde daha sık görülür?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Endometriozisin tek ve kesin bir nedeni bilinmiyor. Genetik yatkınlık, bağışıklık sistemi, hormonlara verilen yanıt ve hücrelerin gelişim biçimi üzerinde duruluyor. Adet kanının tüplerden karın içine geri akması da olası mekanizmalardan biridir; ancak hastalığı tek başına açıklamaz.</p>

<p>Birinci derece akrabasında endometriozis bulunanlarda olasılık artabilir. Adetin erken yaşta başlaması, kısa döngüler ve uzun ya da yoğun kanamalar da hastalıkla ilişkilendirilmiştir. Bunlar risk etkenidir; kişinin mutlaka endometriozis geliştireceği anlamına gelmez.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, hastalığın dünya genelinde üreme çağındaki yaklaşık 190 milyon kadın ve ergeni etkilediğini tahmin ediyor. Belirtilerin başka hastalıklarla karışabilmesi ve şiddetli adet ağrısının normalleştirilmesi nedeniyle tanı yıllarca gecikebiliyor.</p>

<p>Endometriozis belirtileri nelerdir?</p>

<p>Belirtilerin zamanı, yeri ve şiddeti kişiden kişiye değişebilir. Sık karşılaşılan yakınmalar şunlardır:</p>

<p>- Günlük yaşamı engelleyen şiddetli adet ağrısı<br />
- Adet dışında da sürebilen kasık, karın veya bel ağrısı<br />
- Cinsel ilişki sırasında ya da sonrasında derin ağrı<br />
- Özellikle adet döneminde dışkılama veya idrar yaparken ağrı<br />
- Yoğun ya da düzensiz kanama<br />
- Şişkinlik, kabızlık, ishal veya bulantı<br />
- Belirgin yorgunluk<br />
- Gebe kalmakta güçlük</p>

<p>Bağırsak yakınmaları huzursuz bağırsak sendromuyla, kasık ağrısı yumurtalık kistleri veya enfeksiyonlarla karışabilir. Belirtilerin adet döngüsüyle birlikte değişip değişmediği önemli bir ipucudur; ancak tek başına tanı koydurmaz.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Adet ağrısı okul, iş, uyku veya günlük hareketleri düzenli olarak aksatıyorsa kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulmalıdır. Ağrı kesiciye rağmen geçmeyen kasık ağrısı, cinsel ilişki sırasında ağrı, adetle ilişkili bağırsak veya idrar yakınmaları ve bir yıllık korunmasız ilişkiye rağmen gebelik oluşmaması da değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Ergenlerde okula devamı engelleyen, kusmaya veya bayılmaya yol açan adet ağrısı “yaşa bağlı normal sancı” diye geçiştirilmemelidir. Gerektiğinde ergen jinekolojisi konusunda deneyimli bir merkeze yönlendirme yapılabilir.</p>

<p>Aşağıdaki durumlarda gecikmeden acil sağlık hizmeti alınmalıdır:</p>

<p>- Aniden başlayan çok şiddetli karın veya kasık ağrısı<br />
- Ağrıyla birlikte bayılma, soğuk terleme veya belirgin halsizlik<br />
- Gebelik testi pozitifken ağrı ya da kanama<br />
- Ateş, sürekli kusma veya yoğun kanama<br />
- Göğüs ağrısı, nefes darlığı ya da kanlı öksürük</p>

<p>Bu belirtiler yalnızca endometriozisten kaynaklanmaz. Dış gebelik, yumurtalığın kendi çevresinde dönmesi, kist yırtılması veya enfeksiyon gibi acil durumlar dışlanmalıdır.</p>

<p>Endometriozis nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Tanı süreci ayrıntılı öyküyle başlar. Ağrının adetle ilişkisi, ne kadar sürdüğü, cinsel ilişki veya tuvalet sırasında artıp artmadığı ve günlük yaşama etkisi sorgulanır. Belirti ve adet günlüğü tutmak bu değerlendirmeyi kolaylaştırabilir.</p>

<p>Uygun hastalarda karın ve jinekolojik muayene yapılır. Güncel NICE kılavuzu, endometriozis şüphesinde vajinal ultrasonun değerlendirilmesini öneriyor. Bu yöntem yumurtalık kistlerini, derin hastalık belirtilerini ve başka olası nedenleri gösterebilir. Vajinal ultrason uygun değilse veya kişi istemiyorsa karından ultrason kullanılabilir.</p>

<p>Derin hastalıktan şüphelenildiğinde deneyimli bir uzman tarafından yapılan ayrıntılı ultrason veya MR, hastalığın yerini belirlemeye ve ameliyatı planlamaya yardımcı olabilir. Ancak normal muayene, ultrason veya MR yüzeysel endometriozisi tamamen dışlamaz.</p>

<p>Laparoskopi, karında küçük kesiler açılarak kamera yardımıyla inceleme yapılmasıdır. Gerektiğinde tanı ve tedavi aynı işlemde gerçekleştirilebilir. Bununla birlikte güncel yaklaşım, her hastaya ilaç başlanmadan önce mutlaka ameliyatla tanı konulmasını zorunlu görmüyor. Belirtiler ve görüntüleme bulguları uygun olduğunda klinik değerlendirmeyle tedavi başlanabilir.</p>

<p>CA-125 adlı kan testi endometriozis için güvenilir bir tanı testi değildir. Günümüzde hastalığı tek başına kesinleştiren standart bir kan, idrar veya tükürük testi de bulunmuyor.</p>

<p>Endometriozis nasıl tedavi edilir?</p>

<p>Endometriozisi herkes için tamamen ortadan kaldıran tek bir tedavi yoktur. Amaç ağrıyı azaltmak, günlük yaşamı iyileştirmek, organ hasarı riskini yönetmek ve kişinin gebelik planını dikkate almaktır.</p>

<p>Uygun kişilerde iltihap giderici ağrı kesiciler kısa süreli rahatlama sağlayabilir. Mide, böbrek ve kanama riskleri nedeniyle sık veya kontrolsüz kullanılmamalıdır.</p>

<p>Gebelik planlamayan hastalarda birleşik doğum kontrol hapları, yalnızca progesteron benzeri hormon içeren ilaçlar veya hormonlu rahim içi sistemler adetleri ve ağrıyı azaltabilir. Bu tedaviler odakları bütünüyle yok etmez; bırakıldıktan sonra yakınmalar geri dönebilir.</p>

<p>GnRH agonistleri ve antagonistleri, yumurtalık hormonlarının etkisini geçici olarak azaltır. Sıcak basması ve kemik yoğunluğunda azalma gibi etkiler görülebileceği için bazı tedavilere düşük miktarda hormon desteği eklenir. Seçim; yaş, kemik sağlığı, pıhtı riski, başka hastalıklar ve gebelik isteğine göre yapılır.</p>

<p>Cerrahide odaklar ve yapışıklıklar laparoskopiyle çıkarılabilir veya etkisizleştirilebilir. Derin hastalıkta bağırsak, mesane ya da idrar yolları konusunda deneyimli bir ekip gerekebilir. Ameliyat ağrıyı azaltabilir ve belirli hastalarda gebelik olasılığına katkı sağlayabilir; ancak belirtilerin tekrarlamayacağını garanti etmez.</p>

<p>Rahmin alınması da tek başına kesin çözüm değildir; rahim dışındaki odaklar kalabilir. Bu büyük ameliyat, çocuk sahibi olma olanağını sona erdirmesi ve diğer sonuçları nedeniyle yalnızca ayrıntılı değerlendirmeden sonra düşünülür.</p>

<p>Gebe kalmak isteyenlerde hormon baskılayıcı tedaviler gebelik sağlamaz. Yaş, yumurtalık rezervi, tüpler, sperm değerlendirmesi ve hastalığın yeri dikkate alınarak cerrahi ya da yardımcı üreme yöntemleri planlanabilir.</p>

<p>Fizik tedavi, pelvik taban rehabilitasyonu ve kronik ağrı desteği bazı hastalarda işlev kaybını azaltabilir. Bu yöntemler odakları ortadan kaldırmaz; tıbbi veya cerrahi tedavinin yerine değil, kişiye göre onun yanında kullanılabilir.</p>

<p>En güncel tedavi yöntemleri</p>

<p>NICE, 16 Nisan 2025’te relugolix, estradiol ve noretisteron birleşimini İngiltere’de üreme çağındaki yetişkinlerde, daha önce ilaç veya cerrahi tedavi uygulanmış endometriozis belirtileri için NHS seçeneği olarak önerdi. Bu karar yeni bir küresel ruhsat değil, İngiltere sağlık sistemi için kullanım ve geri ödeme tavsiyesidir.</p>

<p>Ağızdan alınan relugolix, GnRH adlı hormon sistemini baskılar. Estradiol ve noretisteron ise hormon eksikliğine bağlı sıcak basması ve kemik kaybı gibi etkileri sınırlamayı amaçlar. Evde alınabilmesi ve enjeksiyon tedavilerindeki başlangıç alevlenmesini oluşturmaması pratik avantajlarıdır.</p>

<p>İki Faz III SPIRIT araştırmasında toplam 1.261 katılımcı 24 hafta izlendi. Ağrılı adet döneminde tedaviye yanıt oranı birleşim grubunda iki araştırmada da yüzde 75, etkisiz karşılaştırma ilacı alanlarda yüzde 27 ve yüzde 30 bulundu. Adet dışı kasık ağrısındaki yanıt farkı daha sınırlıydı: Tedavi gruplarında yüzde 58 ve yüzde 66, karşılaştırma gruplarında yüzde 40 ve yüzde 43.</p>

<p>Araştırmalar ilacın ağrıyı tamamen ortadan kaldırdığını veya doğurganlığı düzelttiğini göstermiyor. Baş ağrısı, sıcak basması, ruh hâli değişiklikleri, pıhtı ve kemik yoğunluğu gibi riskler hasta özelinde değerlendirilmelidir. İki yıllık takipte yararın sürdüğü ve ilk dönemdeki ortalama kemik yoğunluğu kaybının daha sonra dengelendiği bildirildi; ancak bu dönem açık etiketliydi ve uzun süreli karşılaştırma grubu bulunmuyordu.</p>

<p>Relugolix birleşiminin Türkiye’de endometriozis için ruhsat, erişim ve geri ödeme durumu bu haber kapsamında güvenilir bir resmî kaynaktan doğrulanamadı. İngiltere’deki karar Türkiye’de kullanılabildiği veya ödendiği anlamına gelmez.</p>

<p>Umut vaat eden çalışmalar</p>

<p>Temmuz 2026’da İngiltere ve Galler’de Endotest ve EndoSure adlı iki tanı yönteminin üç yıl boyunca kontrollü biçimde kullanılarak ek kanıt toplanmasına yönelik NICE taslak kararı duyuruldu.</p>

<p>Endotest, tükürükte mikroRNA adı verilen küçük genetik düzenleyicileri inceliyor. EndoSure ise karın üzerine yerleştirilen sensörlerle bağırsakların elektriksel hareketlerini ölçüyor. Testler; muayenesi normal olan, görüntülemesi negatif veya belirsiz kalan fakat endometriozis şüphesi süren kişiler için değerlendiriliyor.</p>

<p>Bunlar tek başına kesin tanı koyan, kalıcı olarak onaylanmış tarama testleri değildir. Gerçek yaşamda kimlerde yararlı oldukları, yanlış sonuç oranları, maliyetleri ve gereksiz işlemleri azaltıp azaltmadıkları üç yıllık süreçte incelenecek. Türkiye’de standart tanı yöntemi olarak kullanım durumları doğrulanamadı.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Çikolata kisti ile endometriozis aynı şey midir?</p>

<p>Çikolata kisti, endometriozisin yumurtalıkta oluşturduğu kist türüdür. Her endometriozis hastasında bu kist bulunmaz; her yumurtalık kisti de endometrioma değildir.</p>

<p>Endometriozis bulaşıcı mıdır?</p>

<p>Hayır. Endometriozis enfeksiyon değildir ve cinsel temasla ya da başka bir yolla kişiden kişiye geçmez.</p>

<p>Gebelik endometriozisi iyileştirir mi?</p>

<p>Hayır. Gebelik sırasında belirtiler geçici olarak azalabilir, değişmeden kalabilir veya bazen artabilir. Gebelik hastalığı ortadan kaldıran bir tedavi değildir.</p>

<p>Endometriozis menopozla tamamen geçer mi?</p>

<p>Belirtiler hormonların azalmasıyla çoğunlukla hafifler; ancak bunun garantisi yoktur. Menopoz sonrasında devam eden veya yeni başlayan kasık ağrısı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özel bir diyet endometriozisi geçirir mi?</p>

<p>Endometriozisi ortadan kaldırdığı kanıtlanmış özel bir diyet yoktur. Bazı kişiler belirli yiyeceklerle şişkinlik veya bağırsak yakınmaları arasında ilişki fark edebilir; gereksiz ve kısıtlayıcı diyetlerden kaçınılmalıdır.</p>

<p>Endometriozis ile adenomyozis aynı hastalık mıdır?</p>

<p>Hayır. Endometrioziste rahim iç tabakasına benzer doku rahmin dışında, adenomyoziste ise rahmin kas duvarı içinde bulunur. İki hastalık aynı kişide birlikte görülebilir.</p>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel tanı ve tedavi planı sağlık profesyoneli değerlendirmesi gerektirir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Dünya Sağlık Örgütü. Endometriosis bilgi notu. 15 Ekim 2025.</p>

<p>2. National Institute for Health and Care Excellence. Endometriosis: diagnosis and management, NG73. Güncelleme: 11 Kasım 2024.</p>

<p>3. Becker CM ve arkadaşları. ESHRE guideline: endometriosis. Human Reproduction Open, 2022.</p>

<p>4. Giudice LC ve arkadaşları. Once daily oral relugolix combination therapy versus placebo in patients with endometriosis-associated pain: SPIRIT 1 and 2. The Lancet, 2022.</p>

<p>5. Becker CM ve arkadaşları. Two-year efficacy and safety of relugolix combination therapy in women with endometriosis-associated pain. Human Reproduction, 2024.</p>

<p>6. National Institute for Health and Care Excellence. Relugolix–estradiol–norethisterone for treating symptoms of endometriosis, TA1057. 16 Nisan 2025.</p>

<p>7. NICE. EndoSure ve Endotest için taslak erken değer değerlendirmesi ve kanıt toplama kararı. Temmuz 2026.</p>

<p>8. ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi, MedlinePlus. Endometriosis. Güncelleme: 27 Mart 2025. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/endometriozis-nedir-belirtileri-tanisi-ve-tedavi-secenekleri</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/i-m-g-2381.jpeg" type="image/jpeg" length="31814"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Evde Tansiyon Ölçerken Yapılan 7 Hata: Sonuç Yanlış Çıkabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/evde-tansiyon-olcerken-yapilan-7-hata-sonuc-yanlis-cikabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/evde-tansiyon-olcerken-yapilan-7-hata-sonuc-yanlis-cikabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Evde tansiyon ölçümünde konuşmak, yanlış oturmak, kolu kalp hizasında tutmamak veya uygun olmayan manşet kullanmak sonucu etkileyebilir. Doğru teknik, cihaz kadar önemli.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Evde tansiyonun yüksek çıkması her zaman tansiyon cihazının bozuk olduğu veya kişinin kan basıncının gerçekten o düzeyde seyrettiği anlamına gelmeyebilir. Ölçüm öncesindeki kahveden oturuş biçimine, manşet büyüklüğünden kolun konumuna kadar pek çok ayrıntı sonucu etkileyebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2025 Amerikan Kalp Derneği ve Amerikan Kardiyoloji Koleji hipertansiyon kılavuzu, doğru tansiyon değerlendirmesinde standart ölçüm tekniğinin kullanılmasını ve doğrulanmış cihazların tercih edilmesini öneriyor. Evde ölçüm de hipertansiyon tanısının doğrulanmasında ve tedavinin izlenmesinde önemli bir araç olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Tansiyon ölçmeden önce 5 dakika oturun</p>

<p>Eve gelir gelmez veya merdiven çıktıktan hemen sonra tansiyon aletini kolunuza takmak doğru bir karşılaştırma sağlamayabilir.</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği'nin evde ölçüm önerisine göre kişi ölçümden önce en az 5 dakika sessizce dinlenmeli.</p>

<p>Oturduğunuz sandalyede sırtınız desteklenmeli, ayaklarınız yere düz basmalı ve bacaklarınızı çaprazlamamalısınız.</p>

<p>Ölçüm sırasında konuşmayın</p>

<p>Tansiyon ölçülürken telefonla konuşmak, yanınızdaki biriyle sohbet etmek veya başka bir işle ilgilenmek ölçümü etkileyebilir.</p>

<p>2025 kılavuzunun evde tansiyon ölçüm talimatlarında ölçüm sırasında konuşulmaması, telefon kullanılmaması ve televizyon izlenmemesi isteniyor.</p>

<p>Ölçüm boyunca mümkün olduğunca sakin ve hareketsiz kalmak gerekiyor.</p>

<p>Kolunuzu aşağıda bırakmayın</p>

<p>Tansiyon manşetinin bulunduğu kolun konumu da önemli.</p>

<p>Kol desteklenmeli ve manşetin orta bölümü yaklaşık kalp hizasında bulunmalı. Kolu desteksiz şekilde aşağıda tutmak ölçümün olduğundan farklı çıkmasına yol açabilir.</p>

<p>Masaya veya uygun bir yüzeye yaslanarak kolu desteklemek pratik bir çözüm.</p>

<p>Manşeti kıyafetin üzerinden takmayın</p>

<p>Tansiyon manşeti çıplak üst kola yerleştirilmeli.</p>

<p>Kalın bir gömlek, kazak veya başka bir kıyafetin üzerinden ölçüm yapılması önerilmiyor.</p>

<p>Manşetin alt bölümü dirsek kıvrımının hemen üzerinde olacak şekilde cihazın kullanım talimatına uygun yerleştirilmeli.</p>

<p>Manşet büyüklüğü de sonucu etkileyebilir</p>

<p>Evde ölçümde sık atlanan ayrıntılardan biri manşet ölçüsü.</p>

<p>Kol çevresine göre küçük veya büyük bir manşet kullanılması yanlış ölçümlere neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle cihaz seçilirken yalnızca marka veya ekran büyüklüğüne değil, manşetin kol çevresine uygun olup olmadığına da bakılmalı.</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği otomatik, üst koldan ölçüm yapan ve doğrulanmış cihazları öneriyor. Parmaktan ve bilekten ölçen cihazların ise daha az güvenilir olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Kahve, sigara ve egzersiz için 30 dakika kuralı</p>

<p>Tansiyonunuzu ölçmeden hemen önce kahve içtiyseniz biraz beklemek daha doğru olabilir.</p>

<p>2025 kılavuzundaki evde ölçüm protokolü, ölçümden önceki 30 dakika içerisinde kafeinli içecek tüketilmemesini, sigara içilmemesini ve egzersiz yapılmamasını öneriyor.</p>

<p>Bu faktörler kan basıncını geçici olarak etkileyebildiği için standart koşullarda yapılan ölçümlerin karşılaştırılması daha anlamlı.</p>

<p>Mesanenizi boşaltın</p>

<p>Şaşırtıcı ayrıntılardan biri de mesane.</p>

<p>Evde sabah tansiyon ölçümüne ilişkin güncel protokolde kişinin ölçümden önce mesanesini boşaltması öneriliyor.</p>

<p>Dolu mesaneyle yapılan ölçüm kan basıncının olduğundan yüksek görünmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle sabah ölçümünde önce tuvalete gitmek, ardından uygun şekilde oturup dinlenerek ölçüm yapmak daha doğru yaklaşım.</p>

<p>Tek ölçümle karar vermeyin</p>

<p>Tansiyon doğal olarak dakika dakika değişebilir.</p>

<p>Bu nedenle tek bir ölçüm, kişinin olağan kan basıncını değerlendirmek için yeterli olmayabilir.</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği evde her ölçüm seansında bir dakika arayla iki ölçüm yapılmasını ve sonuçların kaydedilmesini öneriyor.</p>

<p>2025 hipertansiyon kılavuzundaki ev ölçüm protokolünde ise klinik değerlendirme öncesinde en az 3 gün, tercihen 7 gün boyunca sabah ve akşam ölçümlerinin toplanması yer alıyor.</p>

<p>Sabah ölçümünün ilaç ve kahvaltıdan önce yapılması öneriliyor.</p>

<p>Cihazın kendisi de önemli</p>

<p>Doğru teknik, güvenilir olmayan bir cihazı güvenilir hale getirmez.</p>

<p>Evde kullanılacak tansiyon cihazının standart bir protokolle doğrulanmış olması gerekiyor. Manşet büyüklüğünün kişiye uygun olması da aynı derecede önemli.</p>

<p>Yeni bir cihaz satın aldıysanız cihazı doktor randevusuna götürmek yararlı olabilir. Sağlık profesyoneli hem ölçüm tekniğinizi kontrol edebilir hem de ev cihazındaki sonuçları klinikte kullanılan cihazla karşılaştırabilir.</p>

<p>Tansiyon yüksek çıktıysa ne yapılmalı?</p>

<p>Tek bir yüksek tansiyon ölçümü genellikle tek başına acil durum anlamına gelmez.</p>

<p>Normalden yüksek bir değer gördüğünüzde sakin kalın, ölçümü uygun koşullarda tekrarlayın ve sonuçları kaydedin.</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği, tansiyon 180/120 mmHg'nin üzerinde çıkarsa en az bir dakika bekleyip tekrar ölçüm yapılmasını öneriyor.</p>

<p>Değer hâlâ bu düzeydeyse sağlık profesyoneliyle hemen iletişim kurulması gerekiyor.</p>

<p>180/120 mmHg'nin üzerindeki değere göğüs ağrısı, nefes darlığı, görmede değişiklik, konuşma güçlüğü, uyuşma veya güçsüzlük gibi belirtiler eşlik ediyorsa acil tıbbi yardım alınmalı.</p>

<p>Evde tansiyon ölçmenin amacı tek bir rakam yakalamak değil</p>

<p>Evde tansiyon takibinin asıl değeri, aynı koşullarda tekrarlanan ölçümlerden kişinin olağan kan basıncı hakkında daha güvenilir bir tablo oluşturmak.</p>

<p>2025 hipertansiyon kılavuzu, evde tansiyon ölçümünü hipertansiyon şüphesinin doğrulanmasında ve tansiyon düşürücü ilaç kullanan kişilerde tedavinin izlenmesinde öneriyor.</p>

<p>Bu yüzden cihazı doğru kullanmak kadar ölçüm koşullarını standartlaştırmak da önemli: aynı yöntem, doğru manşet, uygun pozisyon ve tekrarlanan ölçümler.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Evde ölçülen tansiyon değerlerine bakarak reçeteli ilacınızı kendi kendinize başlatmayın, bırakmayın veya dozunu değiştirmeyin. Çok yüksek tansiyona ciddi belirtiler eşlik ediyorsa acil tıbbi yardım alın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Heart Association — Home Blood Pressure Monitoring</p>

<p>American Heart Association ve American College of Cardiology — 2025 Guideline for the Prevention, Detection, Evaluation, and Management of High Blood Pressure in Adults</p>

<p>Circulation — 2025 High Blood Pressure Guideline</p>

<p>Hypertension — 2025 High Blood Pressure Guideline </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/evde-tansiyon-olcerken-yapilan-7-hata-sonuc-yanlis-cikabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 15:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1263.jpeg" type="image/jpeg" length="32460"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Cevdet Erdöl’den Hekim Adaylarına İlk Ders: “Önce İnsan”]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-cevdet-erdolden-hekim-adaylarina-ilk-ders-once-insan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-cevdet-erdolden-hekim-adaylarina-ilk-ders-once-insan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aksaray Üniversitesi Tıp Fakültesinde akademik yılın ilk dersini veren Prof. Dr. Cevdet Erdöl, genç hekimlere insan onuru, merhamet, hasta mahremiyeti ve sürekli öğrenme çağrısında bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Aksaray Üniversitesi (ASÜ) Tıp Fakültesinde 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı Oryantasyon Programı başladı. Fakülteye yeni kayıt yaptıran öğrencilerin ilk dersini Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cevdet Erdöl verdi.</p>

<p>Genç hekim adaylarına meslek hayatları boyunca yol gösterecek önemli mesajlar veren Erdöl, hekimliğin yalnızca bilimsel bilgi ve klinik beceriden ibaret olmadığını vurguladı.</p>

<p>“Hekimlik İnsan Onuruna Saygıyı Gerektirir”</p>

<p>Prof. Dr. Cevdet Erdöl, iyi bir hekimin hastalığı tedavi ederken karşısındaki insanın onurunu, mahremiyetini ve duygularını da koruması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Hekimlik mesleğinin temelinde empati, şefkat, merhamet ve sorumluluk bulunduğuna dikkat çeken Erdöl, öğrencilerden bu değerleri eğitimlerinin ilk gününden itibaren mesleki kimliklerinin bir parçası hâline getirmelerini istedi.</p>

<p>Gençlere “Hastayı İyi Dinleyin” Çağrısı</p>

<p>Hekim ile hasta arasındaki güvenin doğru iletişimle kurulabileceğini ifade eden Prof. Dr. Erdöl, genç hekim adaylarına hastalarını dikkatle dinlemeleri ve etkili iletişim kurmaları çağrısında bulundu.</p>

<p>Erdöl, hekimlerin yalnızca tetkik sonuçlarına veya hastalığın belirtilerine değil, hastanın yaşadığı sürecin bütününe odaklanması gerektiğine işaret etti. Mesleğin insan sevgisi ve yüksek sorumluluk bilinciyle yürütülmesinin önemini hatırlattı.</p>

<p>“Öğrenme Mezuniyetle Sona Ermez”</p>

<p>Tıp biliminin sürekli geliştiğini belirten Prof. Dr. Cevdet Erdöl, hekimlikte öğrenme sürecinin fakülteyle veya mezuniyetle sınırlı kalamayacağını vurguladı.</p>

<p>Öğrencilere bilimsel yenilikleri yakından izlemelerini, bilgilerini güncel tutmalarını ve mesleki gelişimlerini hayat boyu sürdürmelerini tavsiye eden Erdöl, yeni eğitim döneminde başarı dileklerini iletti.</p>

<p>ASÜ Tıp Fakültesinde Yeni Dönem Başladı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Oryantasyon programına ASÜ Rektörü Prof. Dr. Alpay Arıbaş, rektör yardımcıları Prof. Dr. Erşan Sever ve Prof. Dr. Yavuz Selim Çakmak, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Servet Gölgeler, Aksaray İl Sağlık Müdürü Dr. Abdullah Güleç, Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Ramazan Bülbül, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>

<p>Programda öğrencilere fakültenin eğitim sistemi, akademik ve sosyal imkânları, dijital sınav uygulamaları ve üniversite yaşamı hakkında bilgi verildi. Etkinlik, plaket takdimi ve fakülteye dereceyle yerleşen öğrencilere teşekkür belgelerinin sunulmasıyla tamamlandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-cevdet-erdolden-hekim-adaylarina-ilk-ders-once-insan</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 14:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1262.jpeg" type="image/jpeg" length="85592"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MediBulut 2026-2027 Tıp ve Diş Hekimliği Burs Başvuruları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/medibulut-2026-2027-tip-ve-dis-hekimligi-burs-basvurulari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/medibulut-2026-2027-tip-ve-dis-hekimligi-burs-basvurulari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MediBulut’un 2026-2027 burs başvuruları devam ediyor. Tıp ve diş hekimliği fakültelerinde öğrenim gören, belirlenen sınıf ve başarı koşullarını sağlayan öğrencilere 2026-2027 KYK lisans bursu tutarı kadar eğitim desteği verilecek. Başvurular 30 Eylül’e kadar çevrim içi alınacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Tıp ve Diş Hekimliği Öğrencilerine KYK Tutarında Burs</p>

<p>Tıp ve diş hekimliği fakültesi öğrencilerine yönelik 2026-2027 burs başvuruları devam ediyor.</p>

<p>MediBulut, yeni eğitim öğretim döneminde belirlenen koşulları sağlayan tıp ve diş hekimliği öğrencilerine eğitim bursu verecek.</p>

<p>Başvurular 15 Eylül’de başladı ve 30 Eylül 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Burs miktarı ise sabit bir rakam yerine 2026-2027 dönemi için uygulanacak KYK lisans bursu tutarı üzerinden belirlenecek.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>MediBulut bursu doğrudan Türkiye’deki üniversitelerin tıp ve diş hekimliği fakültelerinde öğrenim gören öğrencilere yönelik.</p>

<p>Tıp fakültesi öğrencilerinin başvuru için açıklanan sınıf, akademik başarı, yaş ve ekonomik ihtiyaç koşullarını karşılaması gerekiyor.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencileri burs programının doğrudan hedef gruplarından biri.</p>

<p>MediBulut, burs koşullarını karşılayan diş hekimliği öğrencilerinin başvuruda bulunabileceğini açıkça belirtiyor.</p>

<p>Hangi sınıflar başvurabilir?</p>

<p>MediBulut’un 2026-2027 burs koşullarında öğrencinin üniversitenin 4, 5 veya 6. sınıfına geçmeye hak kazanmış olması şartı bulunuyor.</p>

<p>Dolayısıyla program özellikle tıp ve diş hekimliği eğitimlerinin ileri sınıflarındaki öğrencileri hedefliyor.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencileri açısından kurum ayrıca burs koşullarını karşılayan öğrencilerin başvurabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Not ortalaması kaç olmalı?</p>

<p>Ara sınıflardaki öğrencilerin genel başarı ortalamasının 4 üzerinden en az 3,00 olması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin aynı zamanda bir üst sınıfa geçiş hakkı kazanmış olması şart.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca maddi ihtiyaç değil, akademik başarı da bursiyer seçiminde temel kriterlerden biri.</p>

<p>27 yaş sınırı var</p>

<p>MediBulut bursuna başvuracak öğrencilerin 27 yaşını geçmemiş olması gerekiyor.</p>

<p>Yaş şartının yanı sıra öğrencinin tıp veya diş hekimliği fakültesinde öğrenimine aktif olarak devam etmesi gerekiyor.</p>

<p>Maddi ihtiyaç şartı bulunuyor</p>

<p>Program maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrencilere yönelik.</p>

<p>Öğrencinin mal varlığı ve gelir durumu burs başvurusunun değerlendirilmesinde dikkate alınıyor.</p>

<p>Burs almaya hak kazanan adaylardan aile gelirini ve ekonomik durumu gösteren belgeler isteniyor.</p>

<p>Başka burs alan öğrenciler başvurabilir mi?</p>

<p>Genel olarak hayır.</p>

<p>MediBulut burs koşullarına göre öğrencinin başka bir kamu veya özel kurumdan burs almaması gerekiyor.</p>

<p>Ancak KYK öğrenim kredisi bu kuralın dışında tutuluyor.</p>

<p>Dolayısıyla geri ödemeli KYK öğrenim kredisi kullanan bir öğrenci diğer koşulları sağlaması halinde MediBulut bursuna başvurabiliyor.</p>

<p>KYK bursu ile KYK öğrenim kredisi karıştırılmamalı</p>

<p>Burada önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>MediBulut’un resmî koşullarında istisna olarak belirtilen destek KYK öğrenim kredisi.</p>

<p>Bu nedenle başka bir karşılıksız burs alan öğrencilerin kendi durumlarını başvuru koşulları açısından ayrıca değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>MediBulut 2026-2027 bursunun miktarı sabit bir TL rakamıyla açıklanmadı.</p>

<p>Kurum, burs miktarının 2026-2027 dönemi için geçerli olacak KYK lisans bursu tutarı kadar uygulanacağını belirtiyor.</p>

<p>Dolayısıyla öğrenciye yapılacak ödeme, ilgili dönem için resmen belirlenen KYK lisans bursu miktarına bağlı olacak.</p>

<p>Burs kaç ay ödenecek?</p>

<p>MediBulut burs ödemeleri Kasım 2026’da başlayacak.</p>

<p>Ödemeler Haziran 2027’ye kadar devam edecek.</p>

<p>Böylece program 2026-2027 eğitim öğretim dönemini kapsayacak.</p>

<p>Kaç öğrenci burs alacak?</p>

<p>MediBulut sabit bir bursiyer kontenjanı açıklamıyor.</p>

<p>Bursiyer sayısının başvuru yapan adayların sayısı ve başvuru kriterlerine uygunlukları dikkate alınarak belirleneceği ifade ediliyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>Başvurular tamamen çevrim içi gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin MediBulut’un resmi internet sitesindeki 2026-2027 burs başvuru formunu doldurması gerekiyor.</p>

<p>İlk başvuru sırasında öğrencilerin formdaki bilgileri doğru ve eksiksiz bildirmesi önem taşıyor.</p>

<p>Belgeler ne zaman istenecek?</p>

<p>MediBulut başvurunun ilk aşamasında bütün belgelerin gönderilmesini istemiyor.</p>

<p>Değerlendirme sonucunda burs almaya hak kazanan öğrenciler e-posta yoluyla bilgilendirilecek ve kendilerinden gerekli belgeleri göndermeleri istenecek.</p>

<p>Bursiyer adayının bildirimden sonra dört gün içerisinde yanıt vermemesi halinde burs hakkı başka bir öğrenciye devredilebilecek.</p>

<p>Hangi belgeler isteniyor?</p>

<p>Burs almaya hak kazanan öğrencilerden kimlik fotokopisi, vukuatlı nüfus kayıt örneği ve ikametgâh belgesi talep edilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ailenin ekonomik durumunun doğrulanması amacıyla çalışan ebeveynlerden maaş bordrosu istenecek.</p>

<p>Serbest çalışan ebeveynler için gelir veya kurumlar vergisi beyannamesi, emekliler için aylık maaş belgesi talep edilecek.</p>

<p>Sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olmayan ebeveynlerin ise çalışmadıklarını ve gelirlerinin bulunmadığını gösteren belge sunması gerekecek.</p>

<p>Belgeler dijital ortamda gönderilebilecek.</p>

<p>Son başvuru 30 Eylül</p>

<p>MediBulut’un tıp ve diş hekimliği öğrencilerine yönelik 2026-2027 burs başvuruları 30 Eylül’de sona erecek.</p>

<p>27 yaşını geçmemiş, maddi desteğe ihtiyaç duyan, belirtilen sınıf koşulunu karşılayan ve ara sınıflarda en az 3,00/4,00 genel başarı ortalamasına sahip öğrenciler çevrim içi başvuru yapabilecek.</p>

<p>Burs miktarı 2026-2027 KYK lisans bursu tutarı kadar olacak ve ödemeler Kasım 2026-Haziran 2027 döneminde gerçekleştirilecek.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>MediBulut<br />
MediBulut 2026-2027 Burs Başvuruları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/medibulut-2026-2027-tip-ve-dis-hekimligi-burs-basvurulari</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 12:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="76483"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Behzat Özkan Yeniden Antalya İl Sağlık Müdürü Olarak Atandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-behzat-ozkan-yeniden-antalya-il-saglik-muduru-olarak-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-behzat-ozkan-yeniden-antalya-il-saglik-muduru-olarak-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan’ın görev süresi uzatıldı. İki yıllık görev dönemini tamamlayan Özkan, en az iki yıl daha Antalya sağlık yönetiminin başında olacak. Özkan, yeni dönem kararını çalışma arkadaşlarına yaptığı açıklamayla duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Antalya sağlık yönetiminde beklenen karar netleşti. Prof. Dr. Behzat Özkan, Antalya İl Sağlık Müdürü olarak yeniden görevlendirildi.</p>

<p>23 Eylül 2024’te Antalya İl Sağlık Müdürlüğü görevine başlayan Özkan, iki yıllık görev döneminin tamamlanmasının ardından en az iki yıl daha görevini sürdüreceğini çalışma arkadaşlarına açıkladı. Özkan’ın 2024’te Sağlık Bakanlığı tarafından Antalya İl Sağlık Müdürlüğüne atandığı dönemin kayıtları da mevcut.</p>

<p>Tıbbiye Bülteni, karar öncesinde sağlık camiasındaki güçlü kulis bilgisini gündeme getirerek Özkan ile yola devam edilmesinin beklendiğini duyurmuştu.</p>

<p>Özkan: En az iki yıl daha çalışma ve hizmet etme görevi verildi</p>

<p>Prof. Dr. Behzat Özkan, yeni dönem kararının ardından çalışma arkadaşlarına hitaben yaptığı açıklamada iki yıllık görev süresinin tamamlandığını belirterek, kendisine en az iki yıl daha çalışma ve hizmet etme görevi verildiğini bildirdi.</p>

<p>Özkan açıklamasında şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Sevgili çalışma arkadaşlarım; bugün itibarıyla iki yıllık görev süremizi Allah’ımıza hamdolsun hayırlısıyla bitirmiş olduk. Daha çok çalışmak, hizmet etmek ve başarılı olmak için büyüklerimiz bize en az iki yıl daha çalışma ve hizmet etme görevi verdiler.”</p>

<p>“Bize güvenenleri mahcup etmeyiz”</p>

<p>Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na da teşekkür eden Özkan, yeni dönemde sorumluluklarının arttığına dikkat çekti:</p>

<p>“İnşallah, başta Sayın Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu olmak üzere bize güvenenleri mahcup etmeyiz.”</p>

<p>Özkan, görev süresinin uzatılması için herhangi bir kişiyi devreye sokmadığını da özellikle vurguladı.</p>

<p>“Bu hepimizin başarısıdır”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görev süresinin uzatılmasını yalnızca kendi başarısı üzerinden değerlendirmeyen Özkan, Antalya sağlık teşkilatındaki çalışanlara dikkat çekti.</p>

<p>Özkan, “Görev süremin uzatılması sadece benim başarımın tezahürü değil, Antalya’mız ve memleketimiz için çalışan hepimizin başarısıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yeni dönemin çalışma anlayışına ilişkin mesajı da net oldu:</p>

<p>“Birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhu içerisinde azim ve kararlılıkla çalışmalarımıza devam edeceğiz. Sorumluluğumuz büyük, yükümüz ağır. Bu uğurda Allah yardımcımız olsun.”</p>

<p>İki yılda Antalya’nın sağlık yatırımlarını yakından takip etti</p>

<p>Özkan’ın ilk görev döneminde Antalya’nın hastane yatırımları, acil sağlık hizmetleri, birinci basamak sağlık hizmetleri ve sağlık kuruluşlarının kapasitesinin artırılmasına yönelik çalışmalar öne çıktı.</p>

<p>Son dönemin önemli yatırımlarından biri 300 yataklı Aksu Devlet Hastanesi oldu. Özkan, Ağustos 2026’da Antalya Valisi Hulusi Şahin ve beraberindeki heyetle hastane inşaatında incelemelerde bulundu. İl Sağlık Müdürlüğü, hastanenin tamamlanmasıyla Aksu ve çevresinin sağlık hizmeti kapasitesinin önemli ölçüde artmasının hedeflendiğini açıkladı.</p>

<p>Kepez Devlet Hastanesi Diyaliz Merkezi de Ağustos 2026’da genişletilerek 13 üniteden 28 üniteye çıkarıldı. Özkan, merkezin açılışında sağlık hizmetlerinin vatandaşların ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilmesinin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. Behzat Özkan kimdir?</p>

<p>1964 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesinde doğan Prof. Dr. Behzat Özkan, 1989 yılında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu.</p>

<p>Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlığının ardından Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde çocuk endokrinolojisi ve metabolizma alanında eğitim aldı. 2000 yılında doçent, 2006 yılında profesör unvanını aldı.</p>

<p>Akademik çalışmalarının yanı sıra sağlık yönetiminde de uzun yıllar görev yapan Özkan; Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanelerinde başhekim yardımcılığı, İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde başhekimlik ve Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu İzmir İli Güney Bölgesi Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu.</p>

<p>Daha sonra Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan Özkan, 2020-2024 yılları arasında hastanenin başhekimliğini yürüttü.</p>

<p>Antalya sağlık yönetiminde Özkan’la yeni dönem</p>

<p>İki yıllık ilk döneminin ardından görev süresi uzatılan Prof. Dr. Behzat Özkan, böylece Antalya sağlık yönetiminde yeni dönemine başlamış oldu.</p>

<p>Özkan’ın açıklamasındaki “en az iki yıl daha” vurgusu ise yeni dönemin temel mesajlarından biri oldu.</p>

<p>Antalya’da devam eden hastane yatırımları, sağlık kuruluşlarının kapasite artışları, 112 Acil Sağlık hizmetleri ve birinci basamak sağlık hizmetleri düşünüldüğünde Özkan’ın önündeki yeni dönem yoğun bir sağlık gündemiyle başlayacak.</p>

<p>Özkan’ın kendi ifadesiyle yeni dönemin çerçevesi ise üç kavram üzerine kuruluyor: “Birlik, beraberlik ve kardeşlik.” </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-behzat-ozkan-yeniden-antalya-il-saglik-muduru-olarak-atandi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1250.jpeg" type="image/jpeg" length="61140"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eksik Diş Polisliğe Engel mi? POMEM Diş Şartları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/eksik-dis-polislige-engel-mi-pomem-dis-sartlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/eksik-dis-polislige-engel-mi-pomem-dis-sartlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eksik diş polisliğe engel mi, POMEM’de kaç eksik diş kabul ediliyor? İmplant, protez, 20 yaş dişi, diş teli ve çene bozuklukları için sağlık şartlarını inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Eksik Diş Polisliğe Engel mi? POMEM Diş Şartları</p>

<p>Polis olmak isteyen adayların sağlık muayenesinde en fazla merak ettiği konulardan biri dişler.</p>

<p>“Eksik diş polisliğe engel mi?”, “Kaç eksik diş POMEM’e engel?”, “İmplantı olan polis olabilir mi?”, “Diş teli POMEM’e engel mi?”, “Dolgu ve kanal tedavisi sorun olur mu?” ve “20 yaş dişi eksik diş sayılır mı?” soruları adayların sık araştırdığı başlıklar arasında.</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinin ağız ve diş hastalıklarına ilişkin hükümlerinde bu soruların bazıları için oldukça açık kriterler bulunuyor.</p>

<p>En dikkat çekici rakam ise:</p>

<p>5 diş.</p>

<p>KAÇ EKSİK DİŞ POLİSLİĞE ENGEL?</p>

<p>Yönetmeliğin A dilimi hükümlerine göre ön grup dişlerde eksiklik bulunmaması şartıyla 5’ten az diş eksikliği sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle ön grup dışında kalan dişlerde 1, 2, 3 veya 4 diş eksikliği, diğer şartlar da uygunsa tek başına A dilimi dışına çıkılması anlamına gelmiyor.</p>

<p>Buna karşılık 5 ve 5’ten fazla diş eksikliği farklı değerlendiriliyor.</p>

<p>Bu nedenle adaylar açısından kritik eşik “5’ten az” ifadesi.</p>

<p>Ancak burada ön dişlerle arka grup dişleri birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>ÖN DİŞ EKSİKLİĞİ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmeliğin A dilimi düzenlemesinde temel kural, ön grup dişlerde eksiklik bulunmaması.</p>

<p>Ancak bunun da önemli bir istisnası var.</p>

<p>Eksik ön diş nedeniyle oluşan açıklık, sağdaki veya soldaki dişler tarafından eşgal belirleyici olmayacak ve fonksiyon kaybına yol açmayacak biçimde kapanmışsa bu durum sağlam kabul edilebiliyor.</p>

<p>Ayrıca eksiklik sabit protez veya dental implantla giderilmişse de yönetmelikte sağlam kabul edilen durumlar arasında yer alıyor.</p>

<p>Dolayısıyla yalnızca “ön dişim eksik” bilgisi üzerinden bütün adaylar için aynı sonucu çıkarmak doğru değil.</p>

<p>5 EKSİK DİŞ POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmelikte 5 ve 5’ten fazla diş eksikliği A diliminin dışında değerlendirilen durumlar arasında bulunuyor.</p>

<p>A diliminde sağlam kabul edilen kriter “5’ten az diş eksikliği”.</p>

<p>Dolayısıyla 4 ile 5 arasındaki fark burada önem taşıyor.</p>

<p>Ancak sabit protez veya dental implantla eksikliklerin giderilmiş olması ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>İMPLANTI OLAN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet, yönetmelik dental implant konusunda açık bir istisna içeriyor.</p>

<p>Sabit protez veya dental implant uygulamasıyla diş eksiklikleri giderilmiş olgular sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>Bu nedenle “implantı olan polis olamaz” şeklindeki yaygın genelleme doğru değil.</p>

<p>Asıl önemli olan ağız ve diş sisteminin mevcut durumunun yönetmelikteki kriterlere uygun olması.</p>

<p>SABİT PROTEZ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Eksik dişin sabit protezle giderilmiş olması da yönetmelikte sağlam kabul edilen durumlar arasında.</p>

<p>Nitekim Danıştay’a taşınan bir POMEM dosyasında ön grup diş eksikliğinin sabit protezle giderildiği tespit edilen aday hakkında hakem hastane “POMEM öğrencisi olur” kararı vermiş ve ilişik kesme işlemi hukuka uygun bulunmamıştı.</p>

<p>Bu örnek, yalnızca dişin doğal olarak bulunup bulunmadığına değil, eksikliğin yönetmeliğe uygun biçimde rehabilite edilip edilmediğine de bakıldığını gösteriyor.</p>

<p>20 YAŞ DİŞİ EKSİK DİŞ SAYILIYOR MU?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Yönetmelikte üçüncü büyük azı dişlerinin, yani yaygın adıyla 20 yaş dişlerinin yokluğu eksik diş olarak değerlendirilmiyor.</p>

<p>Bu nedenle doğuştan bulunmayan veya çekilmiş 20 yaş dişlerinin normal eksik diş hesabına doğrudan eklenmemesi gerekiyor.</p>

<p>GÖMÜLÜ DİŞ EKSİK DİŞ SAYILIYOR MU?</p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı var.</p>

<p>Oklüzyonda, yani kapanışta ve fonksiyonda olmayan gömülü dişler yönetmelikte eksik diş kabul ediliyor.</p>

<p>Dolayısıyla röntgende dişin çene kemiği içerisinde bulunması tek başına “dişim eksik değil” anlamına gelmeyebilir.</p>

<p>Dişin fonksiyonda olup olmadığı önem taşıyor.</p>

<p>TEDAVİ EDİLMEMİŞ DİŞ KÖKÜ EKSİK DİŞ SAYILIYOR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Yönetmelikte tedavi edilmemiş mevcut diş kökleri de eksik diş olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Bu nedenle ağızda yalnızca kökü kalmış ve tedavi edilmemiş bir dişi adayın “dişim hâlâ var” şeklinde değerlendirmesi doğru olmayabilir.</p>

<p>DOLGU POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Dolgu yapılmış olması tek başına polisliğe engel olarak tanımlanmıyor.</p>

<p>Diş çürüğünün tedavi edilerek dişin fonksiyonunun korunması ile eksik diş farklı durumlar.</p>

<p>Adayın ağız ve diş sağlığının mevcut durumu değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle “ağzımda çok dolgu var, polis olamam” şeklinde bir sonuç çıkarılmamalı.</p>

<p>KANAL TEDAVİSİ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Kanal tedavisi yapılmış bir diş de tek başına eksik diş değildir.</p>

<p>Diş ağızda mevcutsa ve fonksiyon görüyorsa eksik diş hesabıyla aynı şekilde değerlendirilmez.</p>

<p>Ancak aktif enfeksiyon, tedavi edilmemiş kök veya başka bir diş hastalığı bulunuyorsa bunlar ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>DİŞ TELİ POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Ortodontik tedavi gören adayların durumu yalnızca “diş teli var” şeklinde değerlendirilmemeli.</p>

<p>Ortodontik tedavinin nedeni önemlidir.</p>

<p>Çene ilişkilerindeki bozukluklar ve kapanış problemleri yönetmelikte ayrıca rakamsal kriterlerle düzenleniyor.</p>

<p>Bu nedenle diş teli kullanan aday açısından asıl soru yalnızca telin bulunması değil, tedavi edilen çene veya kapanış probleminin mevcut durumudur.</p>

<p>ALT ÇENE GERİLİĞİ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmelikte retrognati, yani alt çenenin geride olması açısından rakamsal sınır bulunuyor.</p>

<p>Alt ve üst dişler arasındaki farkın 6 milimetreye kadar olan, 6 milimetre dahil alt çene gerilikleri A diliminde sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>6 milimetreden büyük alt çene gerilikleri ise A dilimi şartlarının dışında değerlendiriliyor.</p>

<p>ALT ÇENE İLERİLİĞİ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Prognati, yani alt çenenin önde olması açısından da yönetmelikte sınır bulunuyor.</p>

<p>Alt ve üst dişler arasındaki 3 milimetreye kadar olan, 3 milimetre dahil alt çene ilerilikleri sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>3 milimetreden büyük prognati ise farklı sağlık diliminde değerlendiriliyor.</p>

<p>OPEN-BITE POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Open-bite, yani dişler kapatıldığında üst ve alt dişler arasında açıklık kalması da yönetmelikte rakamsal kriterle düzenlenmiş durumda.</p>

<p>6 milimetreye kadar olan, 6 milimetre dahil open-bite A diliminde sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>6 milimetreden büyük open-bite ise A diliminin dışında değerlendiriliyor.</p>

<p>ÇENE EKLEMİ PROBLEMİ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Çene eklemi hastalıklarında özellikle konuşma ve çiğneme fonksiyonları önem taşıyor.</p>

<p>Hareket kısıtlılığı, ankiloz, kemik iltihabı veya çenenin belirgin şekil bozuklukları ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Dolayısıyla yalnızca zaman zaman çene ekleminden ses gelmesi ile ciddi fonksiyon kaybı oluşturan çene eklemi hastalığı aynı durum değildir.</p>

<p>POMEM DİŞ MUAYENESİNDEN ÖNCE NE YAPILMALI?</p>

<p>Adayların sağlık muayenesinden hemen önce yalnızca “eksik diş sayısını” kontrol etmesi yeterli değil.</p>

<p>Tedavi edilmemiş çürükler ve kökler için diş hekimi değerlendirmesi alınabilir.</p>

<p>Gömülü dişlerin fonksiyon durumu değerlendirilebilir.</p>

<p>Eksik dişlerin protez veya implantla rehabilitasyon gerektirip gerektirmediği diş hekimiyle görüşülebilir.</p>

<p>Ortodontik tedavi varsa mevcut çene ve kapanış durumu öğrenilebilir.</p>

<p>Ancak yalnızca POMEM’e girebilmek amacıyla gereksiz diş çekimi, implant veya başka geri dönüşü zor işlemler yaptırılmamalıdır.</p>

<p>POMEM DİŞ ŞARTLARINDA EN ÖNEMLİ 6 NOKTA</p>

<p>Ön grup dişlerde temel olarak eksiklik bulunmaması gerekiyor.</p>

<p>Ön grup dışında 5’ten az diş eksikliği A diliminde sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>5 ve 5’ten fazla diş eksikliği A dilimi dışında değerlendiriliyor.</p>

<p>20 yaş dişlerinin yokluğu eksik diş sayılmıyor.</p>

<p>Fonksiyonda olmayan gömülü dişler ve tedavi edilmemiş diş kökleri eksik diş kabul ediliyor.</p>

<p>Sabit protez veya dental implantla eksiklikleri giderilmiş olgular sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>1 eksik diş polisliğe engel mi?</p>

<p>Ön grup dışında olmak ve diğer şartları karşılamak kaydıyla 5’ten az diş eksikliği A diliminde sağlam kabul edilir. Ön grup diş eksikliklerinde ayrıca özel hükümler bulunur.</p>

<p>4 eksik diş POMEM’e engel mi?</p>

<p>Ön grup dışında 4 diş eksikliği, “5’ten az” kriteri içerisinde bulunur. Diğer ağız ve diş şartlarının da karşılanması gerekir.</p>

<p>5 eksik diş polisliğe engel mi?</p>

<p>Yönetmelikte A dilimi açısından sağlam kabul edilen sınır 5’ten az eksik diştir. 5 ve 5’ten fazla diş eksikliği farklı değerlendirilir.</p>

<p>İmplantı olan polis olabilir mi?</p>

<p>Sabit protez veya dental implantla eksiklikleri giderilmiş olgular yönetmelikte sağlam kabul edilir.</p>

<p>20 yaş dişi çekilmiş olan polis olabilir mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>20 yaş dişlerinin yokluğu yönetmelikte eksik diş olarak değerlendirilmez.</p>

<p>Diş teli polisliğe engel mi?</p>

<p>Diş teli bulunması tek başına kesin sonuç vermez. Ortodontik tedavinin nedeni, çene ilişkileri, kapanış ve mevcut fonksiyon değerlendirilir.</p>

<p>Dolgu veya kanal tedavisi polisliğe engel mi?</p>

<p>Dolgu ve kanal tedavisi tek başına eksik diş anlamına gelmez. Adayın mevcut ağız ve diş sağlığı değerlendirilir.</p>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel sağlık uygunluğu kararı değildir. POMEM ve diğer polis eğitim kurumu adaylarında ağız ve diş sağlığı değerlendirmesinde yürürlükteki Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği, resmi diş hekimi muayenesi ve yetkili sağlık kurulu/sağlık komisyonunun kararı esas alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği EK-3 – Ağız ve Diş Hastalıkları</p>

<p>Polis Akademisi Başkanlığı</p>

<p>Danıştay 8. Daire – POMEM ağız ve diş sağlığı kararları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/eksik-dis-polislige-engel-mi-pomem-dis-sartlari</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-1089.jpeg" type="image/jpeg" length="80429"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hacamat nedir, ne işe yarar? Osmanlı kayıtları ve klinik araştırmaların gösterdikleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hacamat-nedir-ne-ise-yarar-osmanli-kayitlari-ve-klinik-arastirmalarin-gosterdikleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hacamat-nedir-ne-ise-yarar-osmanli-kayitlari-ve-klinik-arastirmalarin-gosterdikleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hacamat, yüzeysel deri kesilerinden kan alınan yaş kupa uygulamasıdır. Bazı ağrı çalışmalarında kısa süreli yarar görülürken, İslam ve Osmanlı tıbbındaki geçmişi ayrıntılı yazılı kayıtlara dayanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hacamat, deriye uygulanan vakumla birlikte yüzeysel kesilerden kan alınmasına dayanan yaş kupa yöntemidir. Bazı kontrollü insan çalışmalarında ağrının hafiflemesi ve günlük yaşamı etkileyen yakınmaların azalması bakımından olumlu sonuçlar bildirilmiştir. Bu sonuçlar, yöntemin belirli durumlarda yarar sağlayabileceğini gösterirken etkinin süresi ve hangi hastalara ne ölçüde fayda sağladığı konusunda araştırmalar devam ediyor.</p>

<p>Buradaki önemli ayrım, hacamat ile kuru kupanın aynı işlem olmamasıdır. Kuru kupada deri kesilmez ve kan alınmaz. Bilimsel yayınlarda iki yöntem bazen “kupa tedavisi” başlığı altında birlikte değerlendirilir. Bu nedenle bir araştırmanın sonucunu anlamak için yalnızca “kupa faydalı bulundu” ifadesine değil, hangi yöntemin, kimlerde ve neyle karşılaştırılarak incelendiğine bakmak gerekir.</p>

<p>Hacamatın hikâyesi ise klinik araştırmalardan çok daha eskiye uzanıyor. İslam tıbbının klasik eserlerinde ve Osmanlı cerrahi literatüründe uygulamanın tekniği kadar zamanlaması, hasta seçimi ve olası zararları da tartışılmıştı.</p>

<p>Hacamatın tarihi: Mısır ve Çin’den İslam tıbbına uzanan birikim</p>

<p>Kupa uygulamalarını tek bir topluma veya kesin bir başlangıç tarihine bağlamak kolay değil. Journal of Integrative Medicine’da 2017’de yayımlanan tarih incelemesi, farklı biçimlerdeki kupa uygulamalarının Mısır, Çin ve Grek-Roma tıp geleneklerinde yer aldığını ortaya koyuyor. Kullanılan araçlar arasında hayvan boynuzu, bambu, metal ve camdan yapılmış kupalar bulunuyordu.</p>

<p>Ancak bütün bu tarihsel uygulamaları bugünkü hacamat tekniğiyle birebir aynı kabul etmemek gerekiyor. Kan alınan ve alınmayan yöntemler, kullanılan araçlar ve işlemin açıklanma biçimi dönemlere göre değişiyordu.</p>

<p>İslam dünyasında hacamat hem hekimlik geleneğinin hem de dinî-kültürel hayatın parçası oldu. Buhârî ve Müslim gibi hadis kaynaklarında Hz. Muhammed’in hacamat yaptırdığına ilişkin rivayetler yer alıyor. Bu kayıtlar, uygulamanın Müslüman toplumlarda kuşaklar boyunca korunmasının önemli dayanaklarından biri.</p>

<p>İbn Sînâ’nın el-Kānûn fi’t-Tıbb gibi eserlerinde ise kan alma ve hacamat, dönemin tıbbi açıklamaları içinde değerlendirildi. Bu anlayışta sağlık; kan, balgam, sarı safra ve kara safra olarak tanımlanan dört beden sıvısının dengesiyle ilişkilendiriliyordu.</p>

<p>Dolayısıyla hacamatın tarihindeki dinî, kültürel ve tıbbi boyutlar iç içe geçmiş durumda. Bu geçmiş, yöntemin toplumdaki yerini açıklıyor; belirli bir hastalıktaki etkisini değerlendirmek içinse klinik araştırmalar gerekiyor.</p>

<p>Sabuncuoğlu’nun eserinde yalnız teknik değil, hasta güvenliği de var</p>

<p>Hacamatın Osmanlı tıbbındaki en dikkat çekici kayıtlarından biri, 15. yüzyıl cerrahı Sabuncuoğlu Şerefeddin’in Cerrahiyye-i İlhaniyye adlı eserinde bulunuyor. Burada uygulama yalnızca halk arasında sürdürülen bir alışkanlık değil, araçları ve sakıncaları anlatılan bir cerrahi işlem olarak karşımıza çıkıyor.</p>

<p>Elif Gültekin’in 2019’da yayımlanan incelemesi, eserde fasd, hacamat ve sülük uygulamalarının ayrı başlıklar altında ele alındığını gösteriyor. Fasd, bir damarın açılarak kan alınmasıdır. Hacamat ise kupa yardımıyla, daha yüzeysel bir işlem üzerinden gerçekleştirilir. İki yöntemi aynı uygulama gibi sunmak tarihsel açıdan da doğru değildir.</p>

<p>Sabuncuoğlu’nun metnindeki önemli ayrıntılardan biri, işlemin zarar ihtimaline ilişkin uyarılar. Derin kesilerin damar ve sinirlere zarar verebilmesi, fazla kan kaybı ve bayılma gibi sorunlar üzerinde duruluyor.</p>

<p>Bu kayıtlar, dönemin hekimlerinin hacamatı sınırsız ve koşulsuz bir uygulama olarak görmediğini gösteriyor. Teknik bilgi, hasta seçimi ve işlem sırasında ortaya çıkabilecek sorunlar birlikte düşünülmüş.</p>

<p>Yazılı gelenek sonraki yüzyıllarda da sürdü. Halil Tekiner’in incelediği Eskişehirli Osman ibn Musa’nın Risâle-i Hacâmat adlı eserinin ilk baskısı 1860’ta, ikinci baskısı 1883’te yayımlandı. Risalede zamanlama ve beslenme gibi dönemin kabulleri aktarılıyordu. Bunlar günümüzde doğrudan uygulanacak sağlık talimatları değil, Osmanlı toplumunun sağlık kültürünü gösteren tarihsel kayıtlardır.</p>

<p>Hacamat günleri neden hicrî ayın 17, 19 ve 21’ine bağlanıyor?</p>

<p>Hicrî ayların 17, 19 ve 21. günlerine ilişkin tercihler, hacamat hakkındaki dinî rivayetler ve bunların çevresinde gelişen gelenekle bağlantılıdır. Bununla birlikte klasik tıp yazarları arasında zamanlama konusunda tek bir yaklaşım bulunmuyordu.</p>

<p>Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İbn Sînâ’nın ayın ortasına ilişkin değerlendirmelerini aktarırken Zehrâvî’nin belirli bir zaman tayinine gerek görmediğini de belirtiyor. Dolayısıyla geçmişte bütün hekimlerin değişmez bir “hacamat takvimi” üzerinde birleştiğini söylemek doğru olmaz.</p>

<p>Ayın dönemleri modern araştırmalarda da tamamen göz ardı edilmiş değil. Medical Science Monitor’da 2017’de yayımlanan, 85 migren hastasını içeren bir çalışma, farklı ay dönemlerinde yapılan yaş kupa uygulamalarının sonuçlarını karşılaştırdı.</p>

<p>Ancak bu araştırma randomize bir çalışma değildi ve hacamat uygulanmayan bir kontrol grubu içermiyordu. Bu nedenle bildirilen farklılıklar, belirli günlerin üstünlüğünü güvenilir biçimde ortaya koymak için yeterli değil.</p>

<p>Gelenekte tercih edilen zaman ile daha etkili olduğu klinik araştırmalarla gösterilmiş zaman aynı anlama gelmiyor. İşlem için sağlık değerlendirmesinin gerekliliği de takvimden bağımsız.</p>

<p>Bel ağrısında 80 kişilik çalışma ne gösterdi?</p>

<p>Hacamatın doğrudan incelendiği kontrollü araştırmalardan biri, 2015’te Journal of Alternative and Complementary Medicine’da yayımlandı. Çalışmaya en az üç aydır belirli bir hastalığa bağlanamayan bel ağrısı yaşayan 80 kişi katıldı.</p>

<p>Katılımcılar rastgele iki gruba ayrıldı. Bir gruba yaş kupa uygulanırken diğer gruba kupa yapılmadı. Gerektiğinde her iki grupta da parasetamol kullanımına izin verildi.</p>

<p>İki haftalık uygulama döneminin sonunda, 0–100 üzerinden değerlendirilen ağrı puanı hacamat grubunda 29,2; kontrol grubunda 57,9 olarak bildirildi. Günlük işlevlerdeki kısıtlılığı ölçen değerlendirmede de hacamat lehine sonuç bulundu. İyileşme, uygulamalar bittikten sonraki iki haftalık takipte de devam etti.</p>

<p>Bu sonuç, kısa süreli ağrı rahatlaması bakımından olumlu bir bulgudur. Ancak karşılaştırma, işlemi taklit eden bir plasebo uygulamasıyla yapılmamıştı. Böyle bir tasarımda işlemin kendisine özgü etkiyi; beklenti, ilgi ve tedavi ortamının etkisinden bütünüyle ayırmak mümkün değildir.</p>

<p>Araştırma ayrıca aylar veya yıllar süren kalıcı iyileşmeyi göstermiyor. Bel fıtığı gibi yapısal bir sorunun ortadan kalktığı anlamına da gelmiyor.</p>

<p>656 kişilik analizde ağrı azaldı; her sonuç aynı değildi</p>

<p>Mayıs 2025’te BMJ Open’da yayımlanan sistematik derleme, kronik kas-iskelet sistemi ağrısı bulunan 656 kişinin yer aldığı 10 randomize çalışmayı birleştirdi. Genel analizde kupa uygulamaları ağrı şiddetini azalttı. Araştırmacılar bu sonuç için kanıtın kesinliğini “orta düzey” olarak değerlendirdi.</p>

<p>Ancak bu, 656 kişinin tamamına hacamat yapıldığı anlamına gelmiyor. Çalışmaların sekizi kuru kupa, ikisi yaş kupa hakkındaydı. Dolayısıyla bütün sonucu doğrudan hacamata mal etmek doğru olmaz.</p>

<p>Ağrıda görülen iyileşme, genel analizde hareket ve günlük işlevlerdeki kısıtlılığa veya ruhsal sağlık sonuçlarına aynı açıklıkla yansımadı. Boyun-omuz ağrısı alt grubunda olumlu sonuç bulunurken bel ağrısı alt grubunda istatistiksel olarak anlamlı yarar gösterilemedi.</p>

<p>Çalışmalar arasındaki farklılıklar yüksekti ve değerlendirme esas olarak tedavi bitimindeki sonuçlara dayanıyordu. Bu tablo, kupa uygulamalarında kısa dönem ağrı azalması için dikkate değer kanıt bulunduğunu; fakat kalıcı iyileşme, her ağrı türünde aynı etki veya yaş kupanın kuru kupadan üstünlüğü sonucuna varılamayacağını gösteriyor.</p>

<p>Migren araştırmalarında Türkiye’den de sonuçlar var</p>

<p>Migren, hacamatın klinik olarak araştırıldığı diğer alanlardan biri. Journal of Pharmacopuncture’da 2024’te yayımlanan sistematik derleme, toplam 1.446 katılımcının yer aldığı 18 çalışmayı değerlendirdi.</p>

<p>Ağrı ve araştırmalarda kullanılan tedavi başarısı ölçütlerinde olumlu sonuçlar bildirildi. Yaş kupa uygulamalarında da yarar yönünde bulgular vardı. Buna karşılık migrenin günlük yaşamda oluşturduğu kısıtlılığı değerlendiren MIDAS ölçeğinde anlamlı bir iyileşme gösterilemedi.</p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: İncelenen 18 araştırmanın tamamı randomize kontrollü çalışma değildi. Yöntemsel kalite değerlendirmesinde çalışmaların 16’sı düşük, ikisi orta kalitede sınıflandırıldı. Bu nedenle olumlu sonuçların daha güçlü araştırmalarla doğrulanması gerekiyor.</p>

<p>Türkiye’den 2025’te Istanbul Medical Journal’da yayımlanan ayrı bir araştırmada ise aurasız migreni olan 75 hasta; yaş kupa, kuru kupa ve koruyucu ilaç tedavisi gruplarına rastgele ayrıldı. Çalışmayı 71 kişi tamamladı.</p>

<p>Dört aylık değerlendirmede yaş ve kuru kupa gruplarında başlangıca göre yaşam kalitesi puanları yükseldi. Yaş kupa grubunda bazı kaygı ve depresyon puanlarında da iyileşmeler bildirildi.</p>

<p>Bununla birlikte küçük örneklem, işlemi taklit eden bir kontrol grubunun bulunmaması ve bazı başlangıç ölçümlerinin gruplar arasında farklı olması yorumlamayı güçleştiriyor. Bir grupta başlangıca göre anlamlı iyileşme görülmesi, o yöntemin diğer tedavilerden kesin olarak üstün olduğunu tek başına kanıtlamaz.</p>

<p>Bu araştırmalar, migren konusunda incelenmeye değer bir yarar ihtimali bulunduğunu gösteriyor. Ancak hacamatın migreni tamamen ortadan kaldırdığı veya standart tedavilerin yerine geçirilmesi gerektiği sonucunu desteklemiyor.</p>

<p>Hacamatın olası etkisi “kirli kan” açıklamasına mı bağlı?</p>

<p>Hacamatın ağrıyı etkileyebilmesi için “kirli kanın çıkarılması” açıklamasının doğru olması gerekmiyor. Bir yöntemin geleneksel açıklaması ile gerçek biyolojik etkisi farklı olabilir.</p>

<p>Journal of Traditional and Complementary Medicine’da yayımlanan mekanizma incelemesinde; vakumun oluşturduğu mekanik uyarı, yerel kan akımındaki değişiklikler ve ağrı sinyallerinin sinir sistemi tarafından işlenmesi üzerinde duruluyor. Hastanın beklentisi ve tedavi ortamı da hissedilen rahatlamaya katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu açıklamaların bir bölümü hâlâ araştırma ve hipotez düzeyinde. Örneğin bölgesel dolaşımda veya bazı laboratuvar göstergelerinde değişiklik görülmesi, tek başına bir hastalığın tedavi edildiğini göstermez.</p>

<p>Benzer şekilde alınan kanın bazı özelliklerinin farklı bulunması, vücuttaki zararlı maddelerin seçilerek temizlendiğini kanıtlamaz. “Detoks” iddiasını göstermek için hangi maddenin, ne ölçüde azaldığının ve bunun sağlığa nasıl yansıdığının ortaya konması gerekir.</p>

<p>Kupa sonrasında oluşan dairesel morluklar da bir “toksin haritası” değildir. Vakum, yüzeydeki küçük damarları etkileyerek cilt altında kan birikmesine ve renk değişikliğine yol açabilir.</p>

<p>Dolayısıyla olası ağrı rahatlamasını araştırmak ile “kirli kan” söylemini doğrulamak birbirinden ayrı bilimsel sorulardır.</p>

<p>Hacamatın güvenliği: Kimler için uygun olmayabilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hacamatta deri bütünlüğü bozulduğu için güvenlik değerlendirmesi önemlidir. ABD Ulusal Tamamlayıcı ve Bütünleştirici Sağlık Merkezi, kupa uygulamalarında enfeksiyon, yanık, kalıcı renk değişikliği ve yara izi görülebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Uygun biçimde sterilize edilmeyen ve kişiler arasında kullanılan ekipman, hepatit B ve hepatit C gibi kan yoluyla bulaşan enfeksiyonların aktarılmasına neden olabilir. Tekrarlayan yaş kupa uygulamalarında kan kaybına bağlı kansızlık da bildirilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle değerlendirme yalnızca kullanılan kupanın temiz olup olmadığıyla sınırlı tutulmamalı. Kişinin kansızlığı, kanama bozukluğu, cilt hastalığı ve kullandığı ilaçlar da dikkate alınmalı.</p>

<p>Özellikle kan sulandırıcı ilaç kullananların veya kanama eğilimi bulunanların hekim değerlendirmesi olmadan yaş kupa yaptırması uygun değildir. Reçeteli ilaçlar hacamat yaptırmak amacıyla kişinin kendi kararıyla kesilmemelidir.</p>

<p>Gebelikte güvenliğe ilişkin bilgi sınırlıdır. Aktif enfeksiyon, açık yara veya belirgin cilt sorunu bulunan bölgelere uygulama yapılması da sakıncalı olabilir.</p>

<p>İşlem sonrasında giderek artan kızarıklık, iltihaplı akıntı, ateş, belirgin ağrı veya durmayan kanama gelişirse sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>Hacamatın bugün için en makul değerlendirmesi, tarihsel birikimini korurken klinik kullanımını hasta, amaç ve kanıt temelinde ele almaktır. Kısa süreli rahatlama hasta açısından değerli olabilir; ancak bu rahatlama, yakınmanın nedenini araştırmanın veya gerekli tedaviyi sürdürmenin yerine geçmez.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. Hacamat girişimsel bir uygulamadır; herkes için uygun değildir. Uygulama kararı, mevcut hastalıklar ve kullanılan ilaçlar dikkate alınarak hekimle değerlendirilmelidir. Gerekli tanı ve tedavi hacamat nedeniyle ertelenmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>darulfunun ilahiyat — Elif Gültekin: Sabuncuoğlu Şerefeddin’in Cerrahiyye-i İlhaniye Adlı Eserinde Fasd, Hacamat ve Sülük Tedavisi — 2019</p>

<p>BMJ Open — Effects of Cupping Therapy on Chronic Musculoskeletal Pain and Collateral Problems: A Systematic Review and Meta-analysis — 28 Mayıs 2025</p>

<p>National Center for Complementary and Integrative Health — Cupping — Kasım 2018 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hacamat-nedir-ne-ise-yarar-osmanli-kayitlari-ve-klinik-arastirmalarin-gosterdikleri</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 05:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1234.jpeg" type="image/jpeg" length="66300"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kirpik Serumu Göz Altını Çökertir mi? Prostaglandin Ayrıntısına Dikkat]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kirpik-serumu-goz-altini-cokertir-mi-prostaglandin-ayrintisina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kirpik-serumu-goz-altini-cokertir-mi-prostaglandin-ayrintisina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı kirpik serumları kirpiklerin uzamasını sağlayabilir; ancak ürünlerin kanıtı aynı değil. Prostaglandin benzeri içerikler göz çevresinde renk ve hacim değişiklikleriyle ilişkilendiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kirpik Serumları Gerçekten İşe Yarıyor mu? Uzatma Etkisi ve Göz Çevresi Riskleri</p>

<p>Kirpik serumlarının tamamı aynı değil. Reçeteli bimatoprostun kirpiklerin uzunluğunu, kalınlığını ve koyuluğunu artırabildiğine ilişkin güçlü klinik kanıt bulunurken, kozmetik serumlarda kullanılan peptitler ve bitkisel içeriklerin çoğu için kanıt çok daha sınırlı.</p>

<p>Asıl dikkat edilmesi gereken noktalardan biri ise prostaglandin veya prostaglandin benzeri maddeler. Bu gruptaki maddeler kirpik büyümesini artırabilirken kızarıklık, göz kapağında pigment değişikliği ve göz çevresi dokularında değişikliklerle de ilişkilendirilmiştir.</p>

<p>KİRPİKLER NASIL UZAR?</p>

<p>Kirpikler de saçlar gibi bir büyüme döngüsüne sahiptir.</p>

<p>Bu döngü kabaca büyüme, geçiş ve dinlenme/dökülme dönemlerinden oluşur. Kirpiğin ne kadar uzun olabileceği, büyüme döneminde ne kadar süre kaldığıyla yakından ilişkilidir.</p>

<p>Kirpik serumlarının çalışma mantığı da kullanılan içeriğe göre değişir.</p>

<p>Bazıları yalnızca kirpiğin kırılmasını azaltmaya ve daha bakımlı görünmesine yardımcı olan kozmetik içerikler taşırken bazı maddeler kirpik folikülünün büyüme döngüsünü biyolojik olarak etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle “kirpik serumu” adı altında satılan iki ürünün etkisi birbirinden tamamen farklı olabilir.</p>

<p>HANGİ KİRPİK SERUMUNUN ETKİSİ KANITLANDI?</p>

<p>En güçlü klinik kanıt bimatoprost için bulunuyor.</p>

<p>Bimatoprost bir prostaglandin analoğudur. Başlangıçta glokom tedavisinde kullanılan bu maddenin kirpikleri uzattığı fark edildi.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi 2008 yılında bimatoprost yüzde 0,03 oftalmik solüsyonu yetersiz kirpik büyümesi olarak tanımlanabilecek kirpik hipotrikozunun tedavisinde onayladı.</p>

<p>Bimatoprost kirpiklerin büyüme fazını etkileyerek uzunluk, kalınlık ve koyulukta artış sağlayabilir.</p>

<p>Dolayısıyla “kirpik uzatan hiçbir ürünün kanıtı yok” demek doğru değil.</p>

<p>Ancak bimatoprost ile piyasada kozmetik olarak satılan bütün kirpik serumlarını aynı kategoride değerlendirmek de doğru değil.</p>

<p>KOZMETİK KİRPİK SERUMLARI İŞE YARIYOR MU?</p>

<p>Burada cevap ürüne göre değişiyor.</p>

<p>Reçetesiz kozmetik kirpik serumlarında peptitler, aminoasitler, panthenol, bitkisel özler ve farklı bakım bileşenleri bulunabiliyor.</p>

<p>Bazıları kirpiğin nemlenmesini ve kırılmaya karşı daha dayanıklı hale gelmesini sağlayabilir. Böylece kirpikler daha dolgun veya sağlıklı görünebilir.</p>

<p>Ancak 2024 yılında yayımlanan kapsamlı bir bilimsel derleme, prostaglandin dışındaki kirpik serumu içeriklerinin bazılarında umut verici veriler bulunmakla birlikte resmi klinik kanıtların hâlâ sınırlı olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Bu nedenle bir serumun internette binlerce olumlu yoruma sahip olması, gerçekten kirpik folikülünün büyümesini artırdığını kanıtlamaz.</p>

<p>PROSTAGLANDİN NEDEN KİRPİK UZATIYOR?</p>

<p>Prostaglandin analoglarının kirpik üzerindeki etkisi aslında göz hastalıklarının tedavisi sırasında fark edildi.</p>

<p>Glokom için prostaglandin analoğu içeren göz damlası kullanan hastalarda zaman içerisinde kirpiklerin uzadığı, kalınlaştığı ve koyulaştığı gözlendi.</p>

<p>Bu yan etki daha sonra kozmetik amaçla değerlendirildi.</p>

<p>Ancak aynı biyolojik etkinin göz çevresindeki başka dokular üzerinde de etkileri bulunabilir.</p>

<p>KİRPİK SERUMU GÖZ ÇEVRESİNİ ÇÖKERTEBİLİR Mİ?</p>

<p>Bu, son yıllarda kirpik serumlarıyla ilgili en çok tartışılan güvenlik konularından biri.</p>

<p>Prostaglandin analoglarının glokom hastalarında uzun süreli kullanımıyla ilişkili olarak “prostaglandin ilişkili periorbitopati” adı verilen değişiklikler iyi tanımlanmış durumda.</p>

<p>Bu tabloda göz çevresindeki yağ dokusunda azalma, üst göz kapağı oluğunun derinleşmesi ve göz çevresinin daha çökük görünmesi gibi değişiklikler görülebiliyor.</p>

<p>Kirpik uzatma amacıyla kullanılan prostaglandin benzeri maddeler için kanıt daha sınırlı olmakla birlikte önemli uyarı işaretleri bulunuyor.</p>

<p>2022 yılında Aesthetic Surgery Journal'da yayımlanan bir çalışma, prostaglandin analoğu içeren kirpik uzatıcılarını kullananlarda göz çevresi hacim kaybıyla uyumlu değişiklikler olabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Araştırmada ayrıca bir kadında 10 aylık kullanımın ardından göz çevresinde çöküklük, cilt incelmesi ve koyulaşma bildirildi; ürün bırakıldıktan sonraki aylarda değişikliklerin gerilediği gözlendi.</p>

<p>Ancak bu çalışma büyük, uzun süreli randomize bir güvenlik araştırması değildi.</p>

<p>Dolayısıyla bütün prostaglandin içerikli kirpik serumlarının herkeste göz çevresindeki yağı eriteceği sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Buna karşılık glokom tedavisinde kullanılan topikal prostaglandin analoglarıyla göz çevresi yağ dokusundaki değişiklik arasındaki ilişki daha güçlü biçimde belgelenmiştir.</p>

<p>GÖZ ALTI YAĞINI NASIL ETKİLEYEBİLİR?</p>

<p>Prostaglandin F2-alfa analoglarının yağ hücrelerinin biyolojisini etkileyebildiği düşünülüyor.</p>

<p>Göz çevresindeki yağ dokusunun azalması üst göz kapağı oluğunun daha derin görünmesine ve gözün çevresindeki anatomik konturların değişmesine neden olabilir.</p>

<p>Bu durum özellikle kozmetik amaçla kirpik serumu kullanan kişiler açısından paradoksal bir sonuç oluşturabilir:</p>

<p>Kirpikler uzarken göz çevresi daha çökük görünebilir.</p>

<p>Ancak riskin büyüklüğünün farklı ürünler, dozlar ve kullanım süreleri açısından ne olduğu henüz yeterince net değil.</p>

<p>2026'da yayımlanan yeni bir çalışma da glokom nedeniyle topikal prostaglandin analoğu kullanan hastalarda göz kapağındaki meibomian bezlerinde morfolojik değişiklikler ve prostaglandin ilişkili periorbitopati arasında ilişki bildirdi.</p>

<p>Bu araştırma doğrudan kozmetik kirpik serumlarını incelemese de prostaglandinlerin göz çevresindeki etkilerinin yalnızca kirpiklerle sınırlı olmadığını destekliyor.</p>

<p>KİRPİK SERUMU GÖZ KAPAĞINI KOYULAŞTIRABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet, özellikle bimatoprost gibi prostaglandin analoglarında göz kapağı derisinde pigmentasyon artışı bildirilmiştir.</p>

<p>Göz çevresinde kızarıklık, kaşıntı veya tahriş de görülebilir.</p>

<p>Bu değişikliklerin bazıları ürün bırakıldığında gerileyebilir.</p>

<p>Ancak bütün yan etkilerin herkeste tamamen geri döneceğini söylemek mümkün değildir.</p>

<p>KİRPİK SERUMU GÖZ RENGİNİ DEĞİŞTİRİR Mİ?</p>

<p>Bu soru özellikle prostaglandin analogları nedeniyle gündeme geliyor.</p>

<p>Glokom tedavisinde prostaglandin analoglarının doğrudan göz içine damlatılması iris pigmentasyonunda artışla ilişkilendirilmiştir.</p>

<p>Bimatoprostun kirpik tedavisindeki kullanımında ürün üst kirpik çizgisine uygulanır; gözün içine damlatılması amaçlanmaz.</p>

<p>Bununla birlikte güvenlik literatüründe iris pigmentasyonu olasılığı tamamen göz ardı edilmiyor.</p>

<p>2021 tarihli bir güvenlik değerlendirmesi, bimatoprostun kirpik büyümesi amacıyla kullanımındaki klinik çalışmaların iris pigmentasyonu ve prostaglandin ilişkili periorbitopati gibi bazı güvenlik sorunlarını yeterince ortaya koymamış olabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Bu nedenle özellikle prostaglandin etkili ürünlerde kullanım talimatına uyulması önemlidir.</p>

<p>PEPTİTLİ KİRPİK SERUMLARI DA AYNI RİSKİ TAŞIR MI?</p>

<p>Hayır; bütün kirpik serumlarının prostaglandinlerle aynı risk profiline sahip olduğunu söylemek doğru değildir.</p>

<p>Peptit, panthenol veya farklı bakım bileşenleri içeren prostaglandin içermeyen serumların çalışma mekanizması farklıdır.</p>

<p>Bunların göz çevresindeki yağ dokusunu azalttığını gösteren güçlü kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Ancak bunun karşılığında gerçek kirpik büyümesini ne ölçüde artırdıklarına ilişkin klinik kanıt da prostaglandinlerden daha zayıf.</p>

<p>Başka bir ifadeyle:</p>

<p>Daha güçlü büyüme kanıtına sahip içeriklerin güvenlik açısından daha fazla dikkate alınması gerekebilir.</p>

<p>Daha hafif kozmetik içeriklerin ise güvenlik profili farklı olsa da “kirpikleri kesin uzatır” iddiası aynı ölçüde kanıtlanmış değildir.</p>

<p>ETİKETTE HANGİ İSİMLERE BAKILMALI?</p>

<p>Tüketicinin yalnızca ürünün ön yüzündeki “lash serum”, “peptide serum” veya “natural lash enhancer” ifadelerine bakması yeterli değil.</p>

<p>Tam içerik listesi incelenmeli.</p>

<p>Bimatoprost bir prostaglandin analoğudur.</p>

<p>Kozmetik ürünlerde ise isopropyl cloprostenate gibi prostaglandin benzeri bileşikler veya farklı prostaglandin türevleriyle karşılaşılabilir.</p>

<p>Kimyasal isimlerin anlaşılması zor olabilir.</p>

<p>Ürünün tam içeriğinin açıkça belirtilmemesi ise özellikle göz çevresinde kullanılan bir ürün açısından temkinli yaklaşılması gereken bir durumdur.</p>

<p>“HORMONSUZ” VEYA “DOĞAL” YAZMASI YETERLİ Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Kozmetik pazarlama ifadeleri ürünün farmakolojik etkisini veya güvenliğini tek başına ortaya koymaz.</p>

<p>“Doğal”, “temiz”, “hormonsuz” veya “vegan” gibi ifadeler bir kirpik serumunun göz çevresinde tahriş yapmayacağını veya klinik olarak güvenli olduğunu garanti etmez.</p>

<p>Karar verirken pazarlama sloganından çok içerik listesine bakılmalıdır.</p>

<p>KİRPİK SERUMU BIRAKILINCA NE OLUR?</p>

<p>Bimatoprost gibi kirpik büyümesini biyolojik olarak artıran ürünlerin etkisi kalıcı değildir.</p>

<p>Tedavi bırakıldığında kirpikler zaman içinde doğal büyüme döngülerine geri döner.</p>

<p>Bu nedenle elde edilen uzunluk ve yoğunluğun süresiz olarak korunması beklenmez.</p>

<p>Kirpiklerin bir gecede dökülmesi de beklenen mekanizma değildir.</p>

<p>Yeni büyüyen kirpikler zaman içerisinde kişinin doğal özelliklerine doğru geri döner.</p>

<p>KİRPİK SERUMU NE ZAMAN BIRAKILMALI?</p>

<p>Göz çevresinde belirgin kızarıklık, sürekli yanma, ağrı, şişlik veya yeni başlayan belirgin pigment değişikliği gelişirse ürünün değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Göz çevresinde giderek artan çöküklük veya üst göz kapağı oluğunda belirginleşme fark eden kişiler de kullandıkları ürünün içeriğini kontrol etmeli ve göz hekimine danışmalıdır.</p>

<p>Görmede değişiklik, şiddetli göz ağrısı veya belirgin göz reaksiyonu varsa kozmetik bir yan etki olarak geçiştirilmemelidir.</p>

<p>KİRPİK SERUMU ALIRKEN EN ÖNEMLİ SORU NE?</p>

<p>“En hızlı hangisi uzatıyor?” sorusundan önce şu soru sorulmalı:</p>

<p>İçinde ne var?</p>

<p>Çünkü “kirpik serumu” tek bir ürün sınıfı değil.</p>

<p>Bimatoprost gibi prostaglandin analoglarının kirpik büyümesini artırdığına ilişkin klinik kanıt güçlüdür ancak göz çevresinde istenmeyen etkileri olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Reçetesiz prostaglandin benzeri ürünlerde ise etkinlik ve özellikle uzun dönem güvenlik verileri daha sınırlıdır.</p>

<p>Prostaglandin içermeyen peptit ve bakım serumlarında bazı umut verici veriler bulunmasına rağmen kirpik büyümesi açısından kanıt daha zayıftır.</p>

<p>Bu nedenle daha uzun kirpik vaadinin yanında göz çevresinin sağlığını da hesaba katmak gerekir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel tedavi önerisi değildir. Göz hastalığı bulunanlar veya göz ilacı kullananlar kirpik büyütücü ürünleri kullanmadan önce göz hekimine danışmalıdır. Ağrı, görme değişikliği veya belirgin göz reaksiyonu tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Journal of Cosmetic Dermatology — Eyelash Serums: A Comprehensive Review</p>

<p>Dermatologic Surgery — Revisiting the Safety of Prostaglandin Analog Eyelash Growth Products</p>

<p>Aesthetic Surgery Journal — Do Prostaglandin Analogue Lash Lengtheners Cause Eyelid Fat and Volume Loss?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kirpik-serumu-goz-altini-cokertir-mi-prostaglandin-ayrintisina-dikkat</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 05:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1233.jpeg" type="image/jpeg" length="44867"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Pankreas kanseri erken dönemde sessiz olabilir: Bu işaretler ortaya çıkarsa önemseyin]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanseri-erken-donemde-sessiz-olabilir-bu-isaretler-ortaya-cikarsa-onemseyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanseri-erken-donemde-sessiz-olabilir-bu-isaretler-ortaya-cikarsa-onemseyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pankreas kanseri erken evrede hiçbir belirti vermeyebilir. Sarılık, koyu idrar, açık renk dışkı, açıklanamayan kilo kaybı ve karın ya da sırt ağrısı ortaya çıktığında değerlendirme gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Pankreas kanseri erken evrede çoğu zaman belirgin bir yakınmaya yol açmaz. Belirtiler ortaya çıktığında ise sarılık, açıklanamayan kilo kaybı, iştahsızlık, üst karın veya sırta yayılan ağrı, koyu idrar ve açık renk dışkı görülebilir.</p>

<p>Bu belirtilerden herhangi birinin bulunması kişinin pankreas kanseri olduğu anlamına gelmez. Safra taşı, karaciğer ve safra yolu hastalıkları, pankreatit, mide-bağırsak sorunları ve çok sayıda daha sık görülen durum benzer yakınmalara neden olabilir. Önemli olan özellikle yeni başlayan, açıklanamayan veya devam eden değişikliklerin nedeninin araştırılmasıdır.</p>

<p>Pankreas kanseri neden erken dönemde belirti vermeyebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Pankreas karın boşluğunun derininde yer alan bir organdır. Küçük pankreas tümörleri rutin fizik muayenede kolaylıkla fark edilemez ve hastalığın erken döneminde belirgin bir yakınma oluşturmayabilir.</p>

<p>Belirtilerin tipi tümörün pankreasın hangi bölümünde bulunduğuna da bağlıdır. Özellikle pankreasın baş bölümündeki tümörler safra kanalına yakın oldukları için kanalı tıkayabilir ve bazı hastalarda sarılığın daha erken ortaya çıkmasına yol açabilir.</p>

<p>Sarılık pankreas kanserinin önemli belirtilerinden biri olabilir</p>

<p>Göz aklarında veya ciltte sararma, pankreas kanserinde görülebilen önemli belirtilerden biridir. Bunun nedeni safra akışının engellenmesi sonucunda bilirubin adı verilen maddenin kanda birikmesidir.</p>

<p>Sarılıkla birlikte şu değişiklikler görülebilir:</p>

<p>• İdrarın belirgin biçimde koyulaşması<br />
• Dışkının normalden açık, gri veya kil renginde olması<br />
• Dışkının yağlı görünmesi veya yüzmesi<br />
• Ciltte kaşıntı</p>

<p>Ancak sarılığın pankreas kanserinden çok daha sık görülen başka nedenleri de vardır. Safra taşı, hepatit ve diğer karaciğer veya safra yolu hastalıkları bunların arasındadır. Yeni gelişen sarılık tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Açıklanamayan kilo kaybı ve iştahsızlık önemsenmeli</p>

<p>İstenmeden kilo verilmesi ve belirgin iştah azalması pankreas kanserinde görülebilen belirtilerdendir. Özellikle kişinin beslenmesinde veya fiziksel aktivitesinde kilo kaybını açıklayacak bir değişiklik yoksa nedeninin araştırılması gerekir.</p>

<p>Tek başına kilo kaybı pankreas kanserine özgü değildir. Tiroid hastalıklarından sindirim sistemi sorunlarına, enfeksiyonlardan başka kanser türlerine kadar pek çok durum istemsiz kilo kaybına yol açabilir.</p>

<p>Karın ve sırt ağrısı nasıl olabilir?</p>

<p>Pankreas kanserinde üst veya orta karın bölgesinde başlayan ve sırta doğru yayılabilen ağrı görülebilir. Tümör büyüdükçe çevredeki dokulara ve sinirlere baskı oluşturması ağrıya katkıda bulunabilir.</p>

<p>Karın ve sırt ağrısı toplumda çok yaygındır ve çoğu zaman kanser dışındaki nedenlerden kaynaklanır. Ancak yeni başlayan, giderek artan, uzun süren veya kilo kaybı ve sarılık gibi başka bulguların eşlik ettiği ağrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bulantı, kusma ve sindirim yakınmaları görülebilir</p>

<p>Pankreas çevresindeki oluşumlar büyüdüğünde mide ve bağırsakların çalışmasını etkileyebilir. Bazı hastalarda özellikle yemeklerden sonra artabilen bulantı, kusma, şişkinlik veya karında rahatsızlık gelişebilir.</p>

<p>Yağların sindirimindeki bozulma dışkının yağlı, kötü kokulu veya normalden açık renkli hale gelmesine de neden olabilir.</p>

<p>Yeni başlayan diyabet pankreas kanseri belirtisi midir?</p>

<p>Pankreas insülin üretiminde önemli rol oynadığı için pankreas hastalıkları kan şekeri kontrolünü etkileyebilir. Bazı pankreas kanseri hastalarında yeni başlayan diyabet veya daha önce kontrol altında olan kan şekerinde açıklanamayan bozulma görülebilir.</p>

<p>Bununla birlikte yeni tanı alan diyabet hastalarının büyük çoğunluğunda pankreas kanseri yoktur. Yeni başlayan diyabet tek başına kanser belirtisi olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Özellikle ileri yaşta açıklanamayan kilo kaybı, sarılık veya karın-sırt ağrısı gibi başka bulgular da bulunuyorsa doktor klinik tabloya göre ek değerlendirme yapabilir.</p>

<p>Kan pıhtısı nadiren ilk ipuçlarından biri olabilir</p>

<p>Pankreas kanseri kanın pıhtılaşma eğilimini artırabilir. Bazı hastalarda bacakta ağrı, tek taraflı şişlik, kızarıklık veya sıcaklık artışıyla seyreden derin ven trombozu görülebilir.</p>

<p>Pıhtının akciğere gitmesi ani nefes darlığı veya göğüs ağrısına yol açabilir. Bu belirtiler pankreas kanserinden bağımsız olarak da acil değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Pankreas kanseri için herkese tarama yapılıyor mu?</p>

<p>Belirti göstermeyen ve ortalama risk taşıyan toplumda pankreas kanseri için rutin tarama önerilmemektedir. Bunun önemli nedenlerinden biri, toplum genelinde ölüm riskini azalttığı kanıtlanmış uygun bir tarama testinin bulunmamasıdır.</p>

<p>Güçlü aile öyküsü veya belirli kalıtsal genetik yatkınlıkları nedeniyle yüksek risk taşıyan kişiler ise standart toplum taramasından farklı değerlendirilir. Bu kişilerde uzman merkezlerde manyetik rezonans görüntüleme ve/veya endoskopik ultrason gibi yöntemlerle izlem gündeme gelebilir.</p>

<p>Pankreas kanserinin belirtileri başka hastalıklarla karışabilir</p>

<p>Pankreas kanserinde en önemli sorunlardan biri, görülebilecek belirtilerin hastalığa özgü olmamasıdır. Sarılık dışında kilo kaybı, halsizlik, karın ağrısı, sırt ağrısı, iştahsızlık ve bulantı çok daha sık görülen hastalıklarda da ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu nedenle belirtilerden hareketle kişinin kendi kendine pankreas kanseri tanısı koyması doğru değildir. Aynı şekilde açıklanamayan ve devam eden belirtilerin “önemsizdir” düşüncesiyle uzun süre ertelenmesi de uygun değildir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Gözlerde veya ciltte yeni başlayan sararma, açıklanamayan belirgin kilo kaybı, devam eden karın-sırt ağrısı, koyu idrarla birlikte açık renk dışkı gibi yeni belirtiler varsa sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Ani nefes darlığı, göğüs ağrısı veya tek bacakta belirgin şişlik acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Bu belirtiler pankreas kanserine özgü değildir ve çok daha sık olarak başka hastalıklardan kaynaklanır. Kesin neden yalnızca uygun tıbbi değerlendirme ve gerektiğinde görüntüleme veya diğer incelemelerle belirlenebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Cancer Institute — Pancreatic Cancer Symptoms — 2026</p>

<p>American Cancer Society — Signs and Symptoms of Pancreatic Cancer — Güncel hasta bilgilendirmesi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/pankreas-kanseri-erken-donemde-sessiz-olabilir-bu-isaretler-ortaya-cikarsa-onemseyin</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 05:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/02/i-m-g-1301.jpeg" type="image/jpeg" length="92240"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İltihabı Azaltan Takviyeler Var mı? Omega-3, Kurkumin ve Diğerleri İçin Kanıtlar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/iltihabi-azaltan-takviyeler-var-mi-omega-3-kurkumin-ve-digerleri-icin-kanitlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/iltihabi-azaltan-takviyeler-var-mi-omega-3-kurkumin-ve-digerleri-icin-kanitlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İltihabı azalttığı öne sürülen çok sayıda takviye var ancak kanıtları eşit değil. Omega-3 bazı romatoid artrit belirtilerinde yarar sağlayabilir; kurkumin ve diğer ürünlerde kanıt daha sınırlı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İltihabı azalttığı iddia edilen omega-3, kurkumin, zencefil, bromelain ve çeşitli vitaminler için bilimsel araştırmalar bulunuyor. Ancak bugün için herhangi bir takviyenin genel olarak “vücuttaki iltihabı tedavi ettiği” söylenemez. Kanıt düzeyi kullanılan ürüne ve ele alınan hastalığa göre önemli ölçüde değişiyor.</p>

<p>Mevcut veriler içinde omega-3 yağ asitleri özellikle romatoid artritte ağrı, hassasiyet ve şiş eklem gibi bazı belirtilerin hafifletilmesine yardımcı olabilecek seçeneklerden biri olarak öne çıkıyor. Buna karşılık kurkumin, zencefil ve birçok başka takviye için elde edilen sonuçlar umut verici olsa da kesin klinik öneri oluşturacak kadar güçlü veya tutarlı olmayabiliyor.</p>

<p>Omega-3 için en dikkat çekici kanıt romatoid artritte</p>

<p>Balık yağı takviyelerinde bulunan EPA ve DHA gibi omega-3 yağ asitleri, iltihapla ilişkili biyolojik süreçleri etkileyebilir.</p>

<p>Araştırmalar özellikle romatoid artriti olan kişilerde omega-3 açısından zengin beslenmenin veya omega-3 desteğinin ağrı, hassas ve şiş eklem sayısı gibi bazı belirtilerde mütevazı iyileşmeler sağlayabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Bu durum omega-3’ün hastalığı tedavi ettiği anlamına gelmiyor. Romatoid artritte eklem hasarını önlemek ve hastalığın ilerlemesini kontrol altına almak için kullanılan temel tedavilerin yerine geçmez.</p>

<p>Zerdeçal ve kurkumin için sonuçlar umut verici ama kesin değil</p>

<p>Zerdeçalın temel bileşenlerinden kurkumin, laboratuvar çalışmalarında iltihapla ilişkili çeşitli yollar üzerinde etkiler gösteriyor. Bu nedenle osteoartrit başta olmak üzere çok sayıda hastalıkta araştırılıyor.</p>

<p>Bazı klinik çalışmalar diz osteoartritinde ağrı ve işlev açısından yarar olabileceğine işaret ediyor. Buna rağmen kullanılan ürünlerin içeriği, dozları ve kurkuminin vücutta emilimini artırmak için uygulanan yöntemler birbirinden oldukça farklı.</p>

<p>Bu nedenle mevcut veriler, kurkuminin bütün iltihabi hastalıklar için etkili bir tedavi olarak kabul edilmesine yetmiyor.</p>

<p>Üstelik daha yüksek emilim sağlamak amacıyla hazırlanmış bazı kurkumin ürünleriyle nadir de olsa karaciğer hasarı vakaları bildirilmiş durumda. “Doğal” olması bir ürünün risksiz olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bromelain her türlü iltihap için aynı kanıta sahip değil</p>

<p>Ananasta bulunan bromelain adlı enzim karışımı da iltihap karşıtı etkileri nedeniyle takviye olarak pazarlanıyor.</p>

<p>Bromelain konusunda en anlamlı veriler daha çok akut burun ve sinüs iltihabı gibi belirli durumlarda yardımcı tedavi olarak kullanımına ilişkin. Eklem hastalıkları veya genel kronik inflamasyon için ise kanıt daha yetersiz.</p>

<p>Dolayısıyla bir takviyenin belirli bir klinik durumda araştırılmış olması, tüm iltihabi hastalıklarda işe yarayacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Zencefil, sarımsak ve resveratrol için kanıt daha sınırlı</p>

<p>Zencefilin laboratuvar ve küçük klinik çalışmalarda inflamasyonla ilişkili bazı süreçleri etkileyebileceği gösterildi. Buna karşın osteoartrit, romatoid artrit veya kas-eklem ağrılarında ne ölçüde klinik yarar sağladığı henüz kesin değil.</p>

<p>Sarımsak ve resveratrol gibi maddeler de antioksidan veya inflamasyonla ilişkili biyolojik etkileri nedeniyle araştırılıyor. Ancak bu mekanizmalar, kişinin hastalığında anlamlı bir iyileşme olacağını tek başına kanıtlamıyor.</p>

<p>Bir maddenin kan testindeki bir inflamasyon belirtecini değiştirmesi ile ağrıyı azaltması, hastalık aktivitesini düşürmesi veya organ hasarını önlemesi aynı şey değildir.</p>

<p>Vitamin takviyesi kullanmak otomatik olarak iltihabı azaltmaz</p>

<p>A, C, D ve E vitaminleri ile çinko gibi mikrobesinler bağışıklık sistemi ve normal hücresel işlevler için gereklidir.</p>

<p>Bununla birlikte bir vitaminin vücutta önemli görevlerinin bulunması, eksikliği olmayan bir kişinin yüksek doz takviye kullanmasının iltihabi bir hastalığı tedavi edeceği anlamına gelmez.</p>

<p>Örneğin düşük D vitamini düzeylerinin bazı inflamatuvar hastalıklarla birlikte görülmesi, herkese D vitamini verildiğinde bu hastalıkların önleneceğini veya tedavi edileceğini göstermiyor.</p>

<p>Eksiklik saptanan kişilerde eksikliğin uygun şekilde giderilmesi ise ayrı bir konudur ve tıbbi değerlendirmeye göre planlanmalıdır.</p>

<p>SAM-e ve diğer ürünlerde hastalığa özgü kanıt önemli</p>

<p>SAM-e başta osteoartrit olmak üzere kas-iskelet sistemi yakınmalarında araştırılmış takviyelerden biridir. Ancak çalışmaların sonuçları kesin değildir.</p>

<p>Takviye değerlendirilirken “anti-inflamatuvar” etiketi yerine hangi hastalıkta, hangi dozda, kaç kişide ve hangi klinik sonuç üzerinde çalışıldığına bakmak daha doğru bir yaklaşım oluşturur.</p>

<p>Takviyeler reçeteli ilaçlarla etkileşebilir</p>

<p>Bitkisel veya vitamin içeren ürünler ilaçlardan bağımsız düşünülmemeli.</p>

<p>Kan sulandırıcı kullananlarda bazı takviyeler kanama riskini etkileyebilir. Vitamin K içeren ürünler warfarinin etkisini değiştirebilir. Bazı bitkisel ürünler de karaciğerde ilaçların parçalanmasını etkileyebilir.</p>

<p>Kanser tedavisi görenler, karaciğer veya böbrek hastalığı bulunanlar, gebeler, emzirenler ve düzenli ilaç kullananlar takviye başlamadan önce hekim veya eczacıyla görüşmelidir.</p>

<p>En güçlü yaklaşım takviyeden önce iltihabın nedenini belirlemek</p>

<p>“Vücudumda iltihap var” ifadesi tek başına bir tanı değildir. Enfeksiyonlar, romatolojik hastalıklar, bağırsak hastalıkları, yaralanmalar ve çok sayıda başka durum inflamasyona yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle uzun süren eklem şişliği, açıklanamayan ateş, belirgin halsizlik, istemsiz kilo kaybı veya sürekli yüksek inflamasyon belirteçleri gibi bulgular varsa yalnızca takviye aramak yerine altta yatan nedenin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel sağlık bilgilendirmesi amacıyla hazırlanmıştır ve tanı veya tedavi önerisi değildir. Takviyeler reçeteli tedavilerin yerine kullanılmamalıdır. Düzenli ilaç kullananların, kronik hastalığı bulunanların, gebelerin ve emzirenlerin takviye kullanmadan önce sağlık profesyoneline danışması gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>WebMD — Vitamins and Supplements to Fight Inflammation — 4 Aralık 2022</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>National Center for Complementary and Integrative Health (NCCIH) — Omega-3 Supplements: What You Need To Know</p>

<p>National Center for Complementary and Integrative Health (NCCIH) — Turmeric: Usefulness and Safety — 2025 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/iltihabi-azaltan-takviyeler-var-mi-omega-3-kurkumin-ve-digerleri-icin-kanitlar</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 03:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1230.jpeg" type="image/jpeg" length="46311"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deneysel ilaç Kamuvudine-9 MS farelerinde felç ve görme kaybını tersine çevirdi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/deneysel-ilac-kamuvudine-9-ms-farelerinde-felc-ve-gorme-kaybini-tersine-cevirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/deneysel-ilac-kamuvudine-9-ms-farelerinde-felc-ve-gorme-kaybini-tersine-cevirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Deneysel kamuvudine-9 (K-9), multipl sklerozun fare modelinde mevcut hareket ve görme kaybında belirgin düzelme sağladı. Ancak ilacın MS hastalarında aynı etkiyi gösterip göstermediği henüz bilinmiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kamuvudine-9 adı verilen deneysel ilaç, multipl sklerozun fare modelinde daha önce ortaya çıkmış hareket bozukluğu ve görme kaybında belirgin düzelme sağladı. Araştırmacılar ayrıca sinir lifleri ile onları çevreleyen miyelin yapısının korunmasına yönelik bulgular elde etti.</p>

<p>Ancak sonuçların en önemli sınırı, tedavinin MS hastalarında henüz etkinliğinin gösterilmemiş olması. Science Translational Medicine'da yayımlanan çalışma büyük ölçüde hayvan deneylerine dayanıyor. Bu nedenle farelerde gözlenen işlevsel iyileşmenin insanlarda da ortaya çıkıp çıkmayacağını belirlemek için kontrollü klinik çalışmalara ihtiyaç var.</p>

<p>Kamuvudine-9 nedir?</p>

<p>Kamuvudine-9 veya kısaca K-9, nükleozid/nükleotid ters transkriptaz inhibitörleri olarak bilinen NRTI grubu antiviral ilaçlardan hareketle geliştirilen deneysel bir molekül.</p>

<p>NRTI ilaçları uzun süredir HIV ve hepatit B gibi viral enfeksiyonların tedavisinde kullanılıyor. Araştırma ekibi ise bu ilaçların antiviral etkilerinden bağımsız olarak inflamasyonla ilişkili bazı hücresel mekanizmaları baskılayabildiğini gösteren bulgulardan yola çıktı.</p>

<p>K-9, antiviral işlevden ayrıştırılarak inflammazom adı verilen iltihabi sistemi hedefleyecek şekilde geliştirilen yeni nesil bir türev olarak araştırılıyor.</p>

<p>MS farelerinde hareket ve görme kaybı geriledi</p>

<p>Araştırmacılar farelerde multipl skleroza benzeyen nörolojik bir hastalık modeli oluşturdu. Tedavi, belirtiler ortaya çıktıktan sonra başlatıldı ve yaklaşık iki hafta boyunca K-9 uygulandı.</p>

<p>K-9 verilen hayvanlarda yeni nörolojik kötüleşmenin önlenmesinin yanı sıra, tedaviden önce ortaya çıkmış hareket bozukluğu ve görme kaybında da belirgin iyileşme gözlendi.</p>

<p>Araştırmacılar bu sonucu özellikle önemli buluyor. Çünkü günümüzde kullanılan birçok MS tedavisinin temel amacı yeni bağışıklık saldırılarını ve hastalık alevlenmelerini azaltmak. Daha önce oluşmuş nörolojik kaybın geri kazanılması ise çok daha zor bir hedef.</p>

<p>Sinir lifleri ve miyelin üzerinde koruyucu etki görüldü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>K-9 verilen farelerin merkezi sinir sisteminde akson adı verilen sinir liflerinin ve bu lifleri çevreleyen miyelin tabakasının daha iyi korunduğu görüldü.</p>

<p>Çalışmada ayrıca sinir hücresi hasarının göstergelerinden biri olan nörofilament hafif zincir, yani NfL düzeyleri de değerlendirildi. K-9 tedavisi alan hayvanlarda NfL artışının baskılandığı bildirildi.</p>

<p>Bu bulgular, yalnızca davranışsal iyileşme değil, sinir dokusunun korunması yönünde de biyolojik işaretler bulunduğunu düşündürüyor.</p>

<p>K-9 nasıl çalışıyor?</p>

<p>Araştırmanın merkezinde inflammazom adı verilen hücresel sistem bulunuyor. İnflammazomlar, bağışıklık sisteminin tehlike sinyallerine yanıt vermesinde rol oynayan protein kompleksleri.</p>

<p>Multipl sklerozda bağışıklık sistemi merkezi sinir sistemindeki yapılara zarar verebilir. Araştırmacılar K-9'un inflammazom aktivasyonunun iki ayrı yolunu baskılayarak sinir hücrelerini ve miyelini iltihabi hasardan koruyabileceğini düşünüyor.</p>

<p>Bununla birlikte bu mekanizma henüz deneysel araştırma aşamasında. Farelerde gözlenen biyolojik etkinin insanlarda aynı ölçüde gerçekleşeceği kabul edilemez.</p>

<p>3 milyondan fazla kişinin verileri de incelendi</p>

<p>Araştırmanın hayvan deneylerinden ayrı bir bölümünde, ABD'deki üç farklı sağlık sigortası veri tabanından 3 milyondan fazla kişinin kayıtları analiz edildi.</p>

<p>HIV veya hepatit B nedeniyle NRTI kullanan kişilerde MS tanısı görülme oranının daha düşük olduğu bildirildi. NRTI kullanan ve halihazırda MS tanısı bulunan kişilerde ise yıllık atak oranının daha düşük olduğu yönünde bir ilişki saptandı.</p>

<p>Araştırmacıların analizine göre NRTI kullanımı MS gelişme riskinde yaklaşık yüzde 41, yıllık MS atak oranında ise yaklaşık yüzde 36 azalma ile ilişkiliydi.</p>

<p>Ancak bu sonuçların gözlemsel olduğu özellikle vurgulanmalı. NRTI kullanan kişilerde MS'nin daha az görülmesi, bu ilaçların MS'yi önlediğini veya tedavi ettiğini tek başına kanıtlamaz. Ayrıca çalışılan NRTI ilaçları ile deneysel K-9 molekülü aynı ilaç değildir.</p>

<p>Kamuvudine-9 insanlarda denendi mi?</p>

<p>K-9'un multipl skleroz tedavisindeki etkinliği insanlarda henüz gösterilmiş değil.</p>

<p>Bununla birlikte Kamuvudine-9 daha önce diyabetik makula ödemi ve tiroid göz hastalığı gibi bazı göz hastalıklarına yönelik klinik araştırmalarda değerlendirildi. Bu deneyim, ilacın MS için gelecekte yapılabilecek klinik araştırmalarına ilişkin güvenlik ve doz geliştirme çalışmalarına katkı sağlayabilir.</p>

<p>Araştırmacılar K-9'un multipl sklerozun yanı sıra ALS gibi nörodejeneratif hastalıklarda da araştırılmasını planlıyor.</p>

<p>MS'de kaybedilen işlev geri kazanılabilir mi?</p>

<p>Günümüzde MS tedavisinde kullanılan hastalık düzenleyici ilaçlar atakların sayısını azaltabilir ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir. Ancak daha önce oluşmuş sinir dokusu hasarının ve kalıcı nörolojik kaybın geri çevrilmesi halen önemli bir araştırma alanı.</p>

<p>Bu nedenle K-9 çalışmasının dikkat çekici yönü, yalnızca yeni hasarın azaltılması değil, hayvanlarda önceden gelişmiş bazı nörolojik kayıpların da gerilemiş olması.</p>

<p>Buna rağmen çalışma, MS hastalarında felç veya görme kaybının K-9 ile geri döndürülebileceği anlamına gelmiyor. Bunun anlaşılabilmesi için ilacın MS hastalarında güvenlik, doz, etkinlik ve uzun dönem sonuçlarının klinik çalışmalarla değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Kamuvudine-9 multipl skleroz için deneysel bir ilaçtır ve insanlarda MS tedavisinde etkinliği kanıtlanmış veya standart tedavi olarak onaylanmış değildir. Mevcut MS ilaçlarının bırakılması, değiştirilmesi veya antiviral ilaçların MS amacıyla kullanılması yalnızca hekim değerlendirmesiyle yapılmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Science Translational Medicine — The nucleoside analog kamuvudine-9 shows protective and therapeutic efficacy in a mouse model of multiple sclerosis — 23 Eylül 2026</p>

<p>National Institutes of Health / National Eye Institute — Modified HIV drug reverses vision loss and paralysis in multiple sclerosis model — 23 Eylül 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/deneysel-ilac-kamuvudine-9-ms-farelerinde-felc-ve-gorme-kaybini-tersine-cevirdi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 03:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1229.jpeg" type="image/jpeg" length="70103"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[INR Yüksekliği ve Düşüklüğü Neden Olur?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/inr-yuksekligi-ve-dusuklugu-neden-olur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/inr-yuksekligi-ve-dusuklugu-neden-olur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[INR, kanın pıhtılaşma süresini standartlaştırılmış biçimde gösterir. Warfarin kullanmayanlarda yaklaşık 0,8–1,1 normal kabul edilirken, warfarin tedavisinde hedef çoğu durumda 2–3'tür.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>INR NEDİR?</p>

<p>INR, “International Normalized Ratio” yani Uluslararası Normalleştirilmiş Oran anlamına gelir. Protrombin zamanı (PT) testinin laboratuvarlar arasında karşılaştırılabilmesini sağlar ve özellikle warfarin kullanan hastaların takibinde kullanılır.</p>

<p>INR yüksekliği kanın daha yavaş pıhtılaştığını, düşüklüğü ise warfarin kullanan kişilerde pıhtı önleyici etkinin yetersiz kalabileceğini düşündürebilir. Ancak hedef değer kişinin warfarin kullanıp kullanmadığına ve ilacın hangi nedenle verildiğine göre değişir.</p>

<p>INR KAÇ OLMALI?</p>

<p>Warfarin veya başka bir K vitamini antagonisti kullanmayan kişilerde INR çoğunlukla yaklaşık 0,8–1,1 aralığındadır.</p>

<p>Warfarin kullanan hastaların büyük bölümünde hedef INR 2,0–3,0 civarındadır. Ancak mekanik kalp kapağı gibi bazı durumlarda hedef aralık farklı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle “normal INR” ile “tedavi hedefi INR” aynı şey değildir.</p>

<p>INR 1 NE DEMEK?</p>

<p>INR 1 civarı, warfarin kullanmayan sağlıklı kişilerde genellikle beklenen düzeydedir.</p>

<p>Ancak pıhtı oluşmasını önlemek amacıyla warfarin kullanan bir hastada INR 1 çoğu endikasyonda tedavi hedefinin altında kalabilir ve pıhtıdan korunmanın yetersiz olabileceğini düşündürebilir.</p>

<p>INR 2 NE DEMEK?</p>

<p>INR 2, warfarin kullanan pek çok hastada terapötik aralığın alt sınırına karşılık gelir.</p>

<p>Örneğin hedefi 2–3 olan bir hastada INR 2 genellikle tedavi aralığındadır. Warfarin kullanmayan bir kişide ise INR 2 normal kabul edilmez ve nedeninin araştırılması gerekir.</p>

<p>INR 3 NE DEMEK?</p>

<p>INR 3, hedefi 2–3 olan bir warfarin hastasında terapötik aralığın üst sınırında olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak ilacı kullanmayan bir kişide INR 3 belirgin yüksekliktir. Karaciğer hastalığı, K vitamini eksikliği veya pıhtılaşma faktörleriyle ilgili sorunlar gibi nedenler değerlendirilebilir.</p>

<p>INR 4 NE DEMEK?</p>

<p>INR 4, hedefi 2–3 olan çoğu warfarin hastasında hedefin üzerindedir ve kanama riskinin arttığını düşündürür.</p>

<p>Kanama olup olmadığı, diğer ilaçlar, yaş, böbrek ve karaciğer fonksiyonları ile INR'nin ne kadar sürede yükseldiği önemlidir. Tek başına rakama bakılarak tedavi değişikliği yapılmamalıdır.</p>

<p>INR 5 NE DEMEK?</p>

<p>INR 5 belirgin yüksek bir değerdir.</p>

<p>Warfarin kullanan hastalarda kanama riski INR yükseldikçe artar; CHEST verileri özellikle INR 4,5'in üzerinde bu riskin belirginleştiğini gösterir.</p>

<p>INR 5 veya üzerindeki sonuçlarda kanama varlığı ve klinik durum hızlı biçimde değerlendirilmelidir.</p>

<p>INR YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>Warfarin dozunun fazla gelmesi en sık nedenlerden biridir.</p>

<p>Bunun dışında bazı antibiyotikler ve diğer ilaçlar, karaciğer hastalıkları, K vitamini eksikliği, beslenme değişiklikleri, akut hastalıklar ve warfarinle etkileşen ilaç veya bitkisel ürünler INR'yi yükseltebilir.</p>

<p>Bu nedenle beklenmedik bir INR değişikliğinde son günlerde kullanılan ilaçlar ve beslenme alışkanlıkları önemlidir.</p>

<p>INR DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Warfarin kullanan bir kişide düşük INR ilacın etkisinin yetersiz olduğunu düşündürebilir.</p>

<p>Doz atlamak, K vitamini içeriği yüksek besin tüketiminde belirgin değişiklik, bazı ilaç etkileşimleri veya tedaviye uyumsuzluk neden olabilir.</p>

<p>Warfarin kullanmayan kişilerde INR'nin yaklaşık 1 civarında olması ise genellikle normaldir.</p>

<p>INR YÜKSEKLİĞİ KANAMA YAPAR MI?</p>

<p>INR yükseldikçe kanama riski artar ancak her yüksek INR sonucu mutlaka kanama gelişeceği anlamına gelmez.</p>

<p>Burun kanaması, diş eti kanaması, kolay morarma, idrarda kan veya dışkının siyahlaşması gibi belirtiler daha dikkatli değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Şiddetli baş ağrısı, bilinç değişikliği, kanlı kusma veya kontrol edilemeyen kanama ise acil durum kabul edilmelidir.</p>

<p>WARFARİN KULLANANLARDA HEDEF INR KAÇTIR?</p>

<p>Birçok endikasyonda hedef aralık 2,0–3,0'dır.</p>

<p>Ancak mekanik kalp kapağının tipi ve konumu gibi özel durumlarda hedef farklı olabilir. Bu nedenle herkes için tek bir INR hedefi yoktur.</p>

<p>Ayrıca apiksaban, rivaroksaban veya dabigatran gibi doğrudan etkili oral antikoagülanların takibinde INR warfarinde olduğu şekilde kullanılmaz.</p>

<p>INR YÜKSEKSE K VİTAMİNİ ALINIR MI?</p>

<p>Kendi kendine alınmamalıdır.</p>

<p>CHEST kılavuzunda, warfarin kullanan ve kanaması olmayan kişilerde INR 4,5–10 arasındaysa rutin olarak K vitamini verilmesi önerilmez. INR 10'un üzerindeyse yaklaşım farklılaşabilir.</p>

<p>Kanama varsa tedavi tamamen değişebilir. Bu nedenle yüksek INR'nin yönetimi hekim tarafından yapılmalıdır.</p>

<p>INR NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Amaç sadece rakamı düşürmek değil, nedenin ve kanama riskinin belirlenmesidir.</p>

<p>Warfarin dozu geçici olarak azaltılabilir veya durdurulabilir; bazı durumlarda K vitamini ya da daha hızlı tersine çevirme tedavileri gerekebilir.</p>

<p>Bu kararlar INR düzeyi, kanama olup olmaması ve hastanın pıhtı riskine göre değişir.</p>

<p>HANGİ INR DEĞERİNDE ACİL DEĞERLENDİRME GEREKİR?</p>

<p>Tek başına tek bir rakam yerine kanama belirtileri ve klinik durum önemlidir.</p>

<p>Warfarin kullananlarda INR 4,5'in üzerinde kanama riski belirgin biçimde artar. INR 5 ve üzeri sonuçlarda özellikle yeni kanama, ciddi morarma veya başka risk faktörleri varsa aynı gün değerlendirme önemlidir.</p>

<p>Kontrol edilemeyen kanama, kafa travması sonrası belirti, kanlı kusma, siyah dışkı, idrarda yoğun kan veya bilinç değişikliği varsa INR değerinden bağımsız olarak acil değerlendirme gerekir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>INR 1 normal mi?</p>

<p>Warfarin kullanmayan kişilerde yaklaşık 1 normaldir. Warfarin kullananlarda ise çoğu endikasyonda tedavi hedefinin altında kalabilir.</p>

<p>INR 2 iyi mi?</p>

<p>Hedefi 2–3 olan bir warfarin hastasında genellikle terapötik aralıktadır. Warfarin kullanmayan kişide normal değildir.</p>

<p>INR 3 tehlikeli mi?</p>

<p>Hedefi 2–3 olan bir hastada üst sınıra karşılık gelebilir. Ancak warfarin kullanmayanlarda belirgin yüksektir.</p>

<p>INR 5 tehlikeli mi?</p>

<p>Kanama riski belirgin şekilde artmıştır. Özellikle kanama bulguları varsa hızlı değerlendirme gerekir.</p>

<p>INR yüksekliği karaciğerden olur mu?</p>

<p>Evet. Karaciğerde pıhtılaşma faktörleri üretildiği için ciddi karaciğer hastalıklarında INR yükselebilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Warfarin kullanan kişiler yüksek veya düşük INR sonucuna göre ilacın dozunu kendi başına değiştirmemelidir. Kontrol edilemeyen kanama, kanlı kusma, siyah dışkı, ciddi baş ağrısı veya bilinç değişikliği varsa acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Heart Association — A Guide to Taking Warfarin</p>

<p>CHEST — Evidence-Based Management of Anticoagulant Therapy </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/inr-yuksekligi-ve-dusuklugu-neden-olur</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 03:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0973.jpeg" type="image/jpeg" length="78664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnsülin Direnci Belirtileri Nelerdir? Nasıl Anlaşılır ve Düzelir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/insulin-direnci-belirtileri-nelerdir-nasil-anlasilir-ve-duzelir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/insulin-direnci-belirtileri-nelerdir-nasil-anlasilir-ve-duzelir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsülin direnci çoğu zaman belirgin bir şikâyet oluşturmayabilir. Bel çevresinde artış ve bazı metabolik riskler tabloya eşlik edebilir; HOMA-IR için ise herkese uyan tek bir sınır yoktur.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İNSÜLİN DİRENCİ NEDİR?</p>

<p>İnsülin direnci; kas, yağ ve karaciğer hücrelerinin insüline olması gerektiği kadar iyi yanıt vermemesi durumudur. Pankreas başlangıçta bunu daha fazla insülin üreterek telafi edebilir. Zamanla bu denge bozulursa kan şekeri yükselmeye başlayabilir ve prediyabet veya tip 2 diyabet gelişebilir.</p>

<p>İnsülin direncinin en önemli özelliklerinden biri uzun süre belirgin bir şikâyete yol açmayabilmesidir. Bu nedenle yalnızca yorgunluk, tatlı isteği veya kilo vermekte zorlanma gibi yaygın yakınmalara bakarak “insülin direncim var” sonucuna ulaşmak doğru değildir.</p>

<p>İNSÜLİN DİRENCİ BELİRTİLERİ NELERDİR?</p>

<p>İnsülin direncinin kendisine özgü, herkeste görülen bir belirti listesi yoktur.</p>

<p>Bazı kişilerde insülin direnciyle ilişkili metabolik sorunlar geliştikçe bel çevresinde artış, yüksek trigliserid, düşük HDL kolesterol, yüksek tansiyon veya kan şekeri yüksekliği görülebilir.</p>

<p>Boyun, koltuk altı veya kasık gibi bölgelerde derinin koyulaşıp kalınlaşmasıyla ortaya çıkan “akantozis nigrikans” da insülin direnciyle ilişkili olabilen klinik bulgulardan biridir.</p>

<p>Amerikan Diyabet Derneği'nin 2026 standartları; ciddi obezite, akantozis nigrikans ve metabolik disfonksiyonla ilişkili steatotik karaciğer hastalığını insülin direnciyle ilişkili klinik durumlar arasında sayıyor.</p>

<p>Ancak bu bulguların hiçbiri tek başına tanı koydurmaz.</p>

<p>TATLI İSTEĞİ İNSÜLİN DİRENCİ BELİRTİSİ Mİ?</p>

<p>Tatlı isteği sosyal medyada insülin direncinin tipik belirtisi gibi sunulabiliyor. Bilimsel açıdan bu kadar kesin bir bağlantı kurmak doğru değil.</p>

<p>Tatlı veya karbonhidrat isteği; öğün düzeni, beslenme alışkanlıkları, uyku, stres ve çevresel faktörler dahil birçok durumdan etkilenebilir.</p>

<p>Bu nedenle sık tatlı istemek tek başına insülin direnci testi yaptırılması gerektiğini veya kişide insülin direnci bulunduğunu göstermez.</p>

<p>YEMEKTEN SONRA UYKU BASMASI İNSÜLİN DİRENCİ Mİ?</p>

<p>Yemekten sonra bir miktar uyku hali oluşması da tek başına insülin direnci belirtisi değildir.</p>

<p>Öğünün büyüklüğü, içeriği, uyku eksikliği ve kişinin biyolojik ritmi yemek sonrası uyanıklığı etkileyebilir.</p>

<p>Belirgin ve sürekli yemek sonrası uyku hali başka metabolik belirtilerle birlikteyse değerlendirme yapılabilir; ancak bu şikâyetten hareketle tek başına insülin direnci tanısı konulamaz.</p>

<p>İNSÜLİN DİRENCİ KİLO VERMEYİ ZORLAŞTIRIR MI?</p>

<p>İnsülin direnci ile fazla kilo arasında güçlü ve çift yönlü bir ilişki vardır. Özellikle karın çevresindeki viseral yağlanma insülin duyarlılığının azalmasıyla ilişkilidir.</p>

<p>Ancak kilo veremeyen herkesin insülin direnci bulunduğunu söylemek doğru değildir.</p>

<p>Kilo değişimi alınan ve harcanan enerji, beslenme biçimi, fiziksel aktivite, uyku, ilaçlar, hormonal ve metabolik hastalıklar dahil çok sayıda etkenden etkilenir.</p>

<p>Bu nedenle “diyet yapıyorum ama kilo veremiyorum, kesin insülin direncim var” yaklaşımı bilimsel bir tanı yöntemi değildir.</p>

<p>KİMLERDE RİSK DAHA YÜKSEK?</p>

<p>İnsülin direnci ve tip 2 diyabet riski fazla kilo ve özellikle karın bölgesindeki yağlanmayla artabilir.</p>

<p>Ailede tip 2 diyabet bulunması, fiziksel hareketsizlik, hipertansiyon, yüksek trigliserid veya düşük HDL kolesterol, polikistik over sendromu ve metabolik disfonksiyonla ilişkili karaciğer yağlanması da risk değerlendirmesinde önemlidir.</p>

<p>Amerikan Diyabet Derneği'nin 2026 standartları, fazla kilolu veya obez yetişkinlerde bu tür ek risk faktörlerinden biri veya daha fazlası varsa prediyabet ve tip 2 diyabet açısından test yapılmasının değerlendirilmesini öneriyor.</p>

<p>Diğer yetişkinlerde ise taramanın 35 yaşında başlaması öneriliyor. [oai_citation:0‡Diabetes Journals](https://diabetesjournals.org/care/article/49/Supplement_1/S27/163926/2-Diagnosis-and-Classification-of-Diabetes?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>İNSÜLİN DİRENCİ HANGİ TAHLİLDE ÇIKAR?</p>

<p>Burada internette sık görülen bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek gerekiyor.</p>

<p>Rutin klinik uygulamada insülin direncini herkes için kesin biçimde gösteren, üzerinde uzlaşılmış tek bir basit kan testi ve evrensel eşik bulunmuyor.</p>

<p>Araştırmalarda insülin duyarlılığını ölçmek için farklı yöntemler kullanılabilir. Hiperinsülinemik-öglisemik klemp araştırmalarda referans yöntem olarak kabul edilir; ancak zahmetli ve maliyetli olduğu için rutin tarama testi değildir.</p>

<p>Klinik değerlendirmede ise asıl amaç çoğu zaman kişinin prediyabet, tip 2 diyabet ve diğer kardiyometabolik risklerini belirlemektir.</p>

<p>Açlık plazma glukozu, HbA1c ve gerektiğinde 75 gram oral glukoz tolerans testi bu değerlendirmede kullanılan temel testlerdir. [oai_citation:1‡Diabetes Journals](https://diabetesjournals.org/care/article/49/Supplement_1/S27/163926/2-Diagnosis-and-Classification-of-Diabetes?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>HOMA-IR NEDİR?</p>

<p>HOMA-IR, açlık glukozu ve açlık insülini kullanılarak hesaplanan ve insülin direncini tahmin etmeye çalışan bir indekstir.</p>

<p>Pratik olması nedeniyle araştırmalarda ve bazı klinik uygulamalarda yaygın olarak kullanılır.</p>

<p>Ancak HOMA-IR sonucunun yorumlanmasında önemli bir sorun bulunuyor: Dünyada herkes için geçerli tek bir eşik değer üzerinde uzlaşılmış değil.</p>

<p>2026'da yayımlanan kapsamlı bilimsel değerlendirme, HOMA-IR için önerilen eşiklerin toplumlara, yaşa ve kullanılan laboratuvar yöntemlerine göre değiştiğini vurguluyor. [oai_citation:2‡PubMed Central (PMC)](https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC13516739/?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>Bu nedenle internette sıkça görülen “HOMA-IR şu rakamın üzerindeyse kesin insülin direnci vardır” şeklindeki genellemeler dikkatle değerlendirilmelidir.</p>

<p>HOMA-IR KAÇ OLMALI?</p>

<p>HOMA-IR için tek ve evrensel bir “normal değer” vermek bilimsel açıdan doğru değildir.</p>

<p>Çalışmalarda farklı popülasyonlar için farklı eşikler kullanılmıştır. Sonuçlar laboratuvar yöntemlerinden, yaş ve vücut yapısından ve araştırılan toplumun özelliklerinden etkilenebilir.</p>

<p>HOMA-IR sonucu bu nedenle kişinin diğer laboratuvar değerleri, metabolik riskleri ve klinik özellikleriyle birlikte yorumlanmalıdır. [oai_citation:3‡PubMed Central (PMC)](https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC13516739/?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>AÇLIK İNSÜLİNİ KAÇ OLMALI?</p>

<p>Açlık insülini için de bütün laboratuvarlarda ve bütün toplumlarda insülin direnci tanısı koyduran tek bir evrensel eşik bulunmaz.</p>

<p>İnsülin ölçümlerinin standardizasyonundaki farklılıklar sonuçların laboratuvarlar arasında doğrudan karşılaştırılmasını zorlaştırabilir.</p>

<p>Bu nedenle açlık insülinini tek başına değerlendirip tanı koymak yerine glukoz metabolizması ve kişinin genel risk profili birlikte ele alınmalıdır.</p>

<p>PREDİYABET İLE İNSÜLİN DİRENCİ AYNI ŞEY Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>İnsülin direnci hücrelerin insüline verdiği yanıtın azalmasını tanımlar. Prediyabet ise kan glukozu veya HbA1c değerlerinin normal aralığın üzerinde ancak diyabet tanısı için gereken düzeyin altında bulunduğu klinik durumu ifade eder.</p>

<p>İnsülin direnci prediyabet gelişimine katkıda bulunabilir; ancak kavramlar birbirinin eş anlamlısı değildir.</p>

<p>Amerikan Diyabet Derneği'nin 2026 kriterlerine göre gebelik dışındaki yetişkinlerde prediyabet:</p>

<p>HbA1c yüzde 5,7–6,4</p>

<p>veya açlık plazma glukozu 100–125 mg/dL</p>

<p>veya 75 gram OGTT'nin ikinci saatinde glukoz 140–199 mg/dL</p>

<p>aralıklarından biriyle tanımlanabilir. [oai_citation:4‡Diabetes Journals](https://diabetesjournals.org/care/article/49/Supplement_1/S27/163926/2-Diagnosis-and-Classification-of-Diabetes?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>DİYABET SINIRLARI NELERDİR?</p>

<p>ADA'nın 2026 kriterlerine göre diyabet tanısı için HbA1c'nin yüzde 6,5 veya üzerinde olması ya da açlık plazma glukozunun 126 mg/dL veya üzerinde bulunması kriterlerden biridir.</p>

<p>75 gram OGTT'nin ikinci saatindeki plazma glukozunun 200 mg/dL veya üzerinde olması da tanı kriteridir.</p>

<p>Klasik hiperglisemi belirtileri bulunan bir kişide rastgele plazma glukozunun 200 mg/dL veya üzerinde olması da diyabet tanısını destekler.</p>

<p>Belirgin hiperglisemi bulunmayan kişilerde tanının doğrulayıcı testle teyit edilmesi gerekir. [oai_citation:5‡Diabetes Journals](https://diabetesjournals.org/care/article/49/Supplement_1/S27/163926/2-Diagnosis-and-Classification-of-Diabetes?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>İNSÜLİN DİRENCİ NASIL AZALTILIR?</p>

<p>Fiziksel aktivite, kilo yönetimi ve beslenme alışkanlıklarının iyileştirilmesi insülin duyarlılığını ve tip 2 diyabet riskini etkileyebilir.</p>

<p>Özellikle fazla kilosu bulunan ve prediyabet açısından yüksek risk taşıyan kişilerde sürdürülebilir kilo kaybı önemli olabilir.</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite yalnızca kilo kaybına bağlı değildir; kasların glukoz kullanımını ve insülin duyarlılığını da etkileyebilir.</p>

<p>Beslenmede tek bir “insülin direnci diyeti” veya mucize gıda bulunmaz. Sebze, tam tahıl, baklagiller, uygun protein kaynakları ve doymamış yağların öne çıktığı, eklenmiş şeker ve yüksek derecede işlenmiş gıdaların sınırlandırıldığı dengeli beslenme modelleri kullanılabilir.</p>

<p>İNSÜLİN DİRENCİ İÇİN EKMEK VE MEYVE TAMAMEN BIRAKILMALI MI?</p>

<p>Hayır. İnsülin direnci veya prediyabet yönetimi karbonhidrat içeren bütün besinlerin yasaklanması anlamına gelmez.</p>

<p>Karbonhidratın miktarı kadar kaynağı ve beslenmenin bütünü önemlidir. Tam tahıllar, baklagiller, sebzeler ve bütün meyveler lif ve farklı besin öğeleri sağlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şekerli içecekler, fazla eklenmiş şeker ve yüksek derecede rafine edilmiş ürünlerin sık tüketimini azaltmak ise toplam enerji alımı ve metabolik sağlık açısından yararlı olabilir.</p>

<p>Kişinin diyabeti, kullandığı ilaçlar veya başka hastalıkları varsa beslenme planının kişiselleştirilmesi gerekir.</p>

<p>İNSÜLİN DİRENCİ İLAÇLA TEDAVİ EDİLİR Mİ?</p>

<p>Tedavi kişinin yalnızca “insülin direnci” etiketi taşımasına göre değil, prediyabet, diyabet, obezite, polikistik over sendromu ve diğer klinik durumlarına göre planlanır.</p>

<p>ADA'nın 2026 standartları, tip 2 diyabet gelişme riski özellikle yüksek bazı prediyabetli kişilerde ilaç tedavisinin değerlendirilebileceğini belirtiyor. Farmakolojik yaklaşım kişinin riskleri ve tedavi hedeflerine göre bireyselleştirilmelidir. [oai_citation:6‡Diabetes Journals](https://diabetesjournals.org/care/article/49/Supplement_1/S50/163924/3-Prevention-or-Delay-of-Diabetes-and-Associated?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>Bu nedenle yalnızca HOMA-IR değerine bakarak kendi kendine ilaç başlamak doğru değildir.</p>

<p>İNSÜLİN DİRENCİ TİP 2 DİYABETE DÖNÜŞÜR MÜ?</p>

<p>İnsülin direnci tip 2 diyabet gelişimindeki temel mekanizmalardan biridir; ancak insülin direnci bulunan herkesin diyabet geliştireceği söylenemez.</p>

<p>Tip 2 diyabet, vücudun insülini yeterince etkili kullanamaması ve zaman içinde pankreasın artan ihtiyacı karşılayacak kadar insülin üretememesi sonucunda gelişebilir. [oai_citation:7‡Diyabet ve Sindirim Enstitüsü](https://www.niddk.nih.gov/health-information/diabetes/overview/symptoms-causes?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>Risk kişinin genetik özellikleri, kilosu, fiziksel aktivitesi, kan şekeri düzeyi ve diğer metabolik faktörlerle birlikte değişir.</p>

<p>NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI?</p>

<p>Ailede tip 2 diyabet öyküsü, fazla kilo, geniş bel çevresi, hipertansiyon, yüksek trigliserid, polikistik over sendromu veya karaciğer yağlanması gibi riskler varsa prediyabet ve diyabet açısından tarama gerekip gerekmediği sağlık profesyoneliyle değerlendirilebilir.</p>

<p>Aşırı susama, sık idrara çıkma, açıklanamayan kilo kaybı, bulanık görme veya belirgin yorgunluk gibi yüksek kan şekeriyle ilişkili belirtiler varsa kan şekeri ölçümleriyle değerlendirme yapılmalıdır.</p>

<p>Evde kullanılan glukometre veya tek bir HOMA-IR sonucu kendi başına diyabet tanısı koymak için yeterli değildir. Diyabet ve prediyabet tanısı uygun laboratuvar testleriyle konulur. [oai_citation:8‡Diyabet ve Sindirim Enstitüsü](https://www.niddk.nih.gov/health-information/professionals/clinical-tools-patient-management/diabetes/diabetes-prediabetes?utm_source=chatgpt.com)</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve kişisel tanı veya tedavi yerine geçmez. Kan şekeri, HbA1c, insülin veya HOMA-IR sonuçlarınızı tek başına yorumlayarak ilaç veya diyet tedavisi başlatmayın; sonuçlarınızı sağlık profesyoneliyle değerlendirin.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Diabetes Association — Standards of Care in Diabetes 2026: Diagnosis and Classification of Diabetes</p>

<p>American Diabetes Association — Standards of Care in Diabetes 2026: Prevention or Delay of Diabetes and Associated Comorbidities</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/insulin-direnci-belirtileri-nelerdir-nasil-anlasilir-ve-duzelir</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 03:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2025/12/genel/kan-tahlilleri.jpg" type="image/jpeg" length="38000"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83959"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="82764"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20919"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60702"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51460"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="46389"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
