<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 25 Sep 2026 02:43:24 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HSK’nın Ağustos 2026 Terfi Süresi Listesi Yayımlandı: Hâkimler İsim İsim Açıklandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hsknin-agustos-2026-terfi-suresi-listesi-yayimlandi-hakimler-isim-isim-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hsknin-agustos-2026-terfi-suresi-listesi-yayimlandi-hakimler-isim-isim-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkimler ve Savcılar Kurulu, bulundukları derecede iki yıllık yükselme süresini Ağustos 2026 dönemi sonuna kadar tamamlayan adli yargı hâkimlerine ilişkin listeyi Resmî Gazete’de yayımladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanlığının hâkimlerin derece yükselme sürelerine ilişkin kararı, 25 Eylül 2026 tarihli ve 33881 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı.</p>

<p>Kararda, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu uyarınca iki yıllık yükselme sürelerini Ağustos 2026 dönemi sonuna kadar tamamlayan adli yargı hâkimlerinin adları, sicil numaraları ve görev yerleri derece grupları altında sıralandı.</p>

<p>Bu liste bir atama veya görev yeri değişikliği kararnamesi değil. Yayımlanan karar, hâkimlerin bulundukları derecedeki yükselme sürelerini tamamladıklarını gösteren inceleme listesini içeriyor.</p>

<p>Listede adını göremeyenler 30 gün içinde başvurabilecek</p>

<p>Yükselme süresini tamamladığı hâlde listede adına yer verilmediğini düşünen ilgililer, kararın yayımlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde Hâkimler ve Savcılar Kuruluna yazılı başvuruda bulunarak durumlarının incelenmesini isteyebilecek.</p>

<p>Dördüncü derecede terfi süresini tamamlayan hâkimler</p>

<p>Paylaşılan karar sayfalarında dördüncü derece bölümünde adı görülen hâkimler arasında Ebru Erkoyuncu, Ayşe Fırtına Tubay, Turgay Gökyer, Yakup Gültekin, Deniz Gürcan Akbıyık, Muhammed İlhan, Özlem Kalebek Özyıldıran, Mehtap Karaca, Burcu Ecem Karadoğan Baş, Murat Kızılkaya, Eda Köse Barut, Mustafa Köse, Esra Küçüktamer Turhan, Ömer Burakhan Polat, Ahmet Burak Savut, Kübra Seçilmişoğlu, Süheyla Sıtkı, Berivan Varol Malbora, Zübeyde Gamze Yavuz, Edanur Yıldırım Küçükkök, Ferhat Beşir Yılmaz, İrem Yılmaz Kaya, Funda Karagöz Ulu, Sultan Kimya Çelebi, Mithat Erhan Akçadağ, Merve Akpınar, Cihan Alpaslan, Osman Altuntop, Esra Genç, Sema Avarışlı, Mehmet Aydil, Muhammed Gürsel Başeğmez, Ramazan Bektaş, Tuğba Bilge, Usame Bilgin, Muhammed Ceylan, İpek Coşan Bingöl, Büşra Yeşil, Serena Cangir Bozkaya, Tuğba Çatman Uluğ, Sebahat Kübra Çelikkaya, Burcu Çulhacı, Gökhan Demir, Mukaddes Kavukoğlu, Mehmet Fatih Demirtaş, Abdullah Selim Dinç, Merve Cozar, İlknur Dönmez Süt, Filiz Şana, Simge Duvan, Yunus Emre Duyar, Ayşegül Sağıroğlu, Yasin Erarslan, İbrahim Onur Fırat, Mehmet Göksu, Dilek Dursun, Selçuk Hakan Güney, Eren Can Hekim, Gülay Horoz Tekin, Bensu Ünlü, Sevda Kaçan Seis, Yazgül Kalkan, Gülşah Sörmeli, Volkan Karaca, Serap Karaman, Elif Ceren Kaya, İlyas Kaya, Abdullah Kaya, Hatice Kübra Dingın, Aslı Kılıçaslan, Semra Kocabaş Gün, Emine Konuk, Kadir Kurt, Yunus Emre Mutlu, Ömer Öğüt ve Gülendam Öncü yer aldı.</p>

<p>Kararın aynı bölümünün devamında Şeyda Kıpçak, Gözde Akgün, Muhammet Tanrıverdi, Nilay Aral, Muhammet Göktuğ Ünlü, Cansu Yavuz, Mehmet Emin Yıldırım, Mahmut Yıldız, Emine Akçadağ, Nurullah Yılmaz, Halil Cihan Yüzoğullu, Ayşegül Bayramoğlu, Burcu Bozkaya Gökçeli, Tuna Gökalp Ergün, Fatma Hatipoğlu Altın, Büşra Kaya, Oğuzhan Oksan, Muhammet Sait Pehlivanlı, Cansu Çıngıl, Burcu Taşdemir, Zafer Tatlısoy, İdris Tav, Murat Yardımcı, Zübeyde Yıldırım, Deniz Aydoğan, Sevgi Çalışkan, Nazlım Yeşim Aslan Altan, Gülen Bayrak, Gökhan Şentürk, Irmak Hızlı Yılmazcan, Figen Kıvılcım Özmen, Nur Demiral, Mahmut Mahsun Topaloğlu, Banu Çelenk Civan, Ümit Kozan, Mustafa Umut Yıldız, Ferhan Temel Kayhan, Seray Korkmaz, Dilara Bölük Ertaş, Emel Gökmen Noğay, Havva Güzel Ay, Uğur Han, Enes Kargın, Melih Mert Kılıç, Kiraz Hilal Kılınç, Çağatay Orçun Koç, Emrecan Köksal, Berna Karataş, Elif Nur Okçu, Yadigâr Şekin, Kübra Sevimli, Kübra Yerkaya Perçin, Fatma Adıgüzel Bircan, Merve Altunok Semerci, Rukiye Anuk Akarca, Mehmet Apuhan, Gülpembe Aslan Bozlak, Mustafa Ay, Tahir Baytar, Ezgican Efe, Edenur Bükçüoğlu, Mücahit Ceylan, Şeyda Dinç Günar, Betül Dinler Doğan, Şüheda Dündar Yıldız, Çetin Eroğlu Bozkurt, Mesut Ertan, Nur Banu Eser, Fatma Görgülü Yılmaz, Cahide Firdevs Güleç Söylemez, Buse Gündüz Türk, Duygu Güneş Kayan, Güle Hamdovalı Erdem, Seçil İhtiyar Yıldız ve Eda Kalender de sıralandı.</p>

<p>Beşinci derecede terfi süresini tamamlayan hâkimler</p>

<p>Beşinci derece başlığı altında Betül Erdem, İlker Sızlayan, Ceyda Aksu Duran, Dilara Çepni, Kübra Yedikardeş, Duran Orhan Acan, Esra Açık, Ömer Faruk Ağırman, Cansu Arbağ, Esra Tuncay, Mustafa Akar, Sümeyye Bayer, Nurten Başkurt, Mehmet Akkaş, Sena Akman Demir, Funda Aksoy, Esra Aktaş Çayla, Seda Nur Alaslan Soysal, Oğuzcan Alcı, Selvi Betül Alıcı, Furkan Altay, Hüseyin Altın, Mehmet Ali Altındağ, Gürhan Altınsoy, Kemal Gündüzalp Altun, Yusuf Altun, Ahmet Artuk, Hüseyin Sina Asmakaya, Özgür Ateş, Elif Nihan Ayan, Elifşah Aydın, Nurseda Aydın, Hümeyra Aydınlı, Alperen Ayrıbaş, Kaan Balatan, İlhan Balta, Çağın Baş, Erkin Başyigit, Abdullah Batur, Tuğba Gökçen, Gözde Biçicioğlu, Çağla Bilgiç Akın, Mustafa Bilgin, Zeynep Esin Ezber, Melike Bozer Özcan, Murat Kaan Börekçi, Betül Ensal Büyükktepe Güngör ve Ceren Cansu Canpolat’ın adları yer aldı.</p>

<p>Listenin devamında Berna Çelik, Emin Çelik, Furkan Çetinay, Havva Nur Karaslan, Meyfer Çiçek, Ali Çömlekçi, Elifsu Beyza Demir, Ülkü Özbilen, Enes Nuri Demirel, Mehmet Akif Demirkan, Kadir Demirkoparan, Osman Demirtaş, Mustafa Ercan Dereli, Nuray Yavuz, Abdulsamet Dikenova, Halil Dilan, Muhammet Raşit Dilekçi, Vesile Reyhan Dinç, Merve Doğan, Nur Dilara Doğan Tiğ, Taner Doğan, Muhittin Doğantürk, Ömer Dönmez, Ferhat Utku Duman, Yılmaz Duman, Zeynep Duran, Alper Durgun, Burak Dursun, Esma Duru, Zeynep Durusoy, Emel Yeşilyurt, Handan Düzgün, Gülistan Uzunca, Emre Eray Ekiz, Doğukan Ekmekçi, Merve Emeksiz, Merve Er Durmuş, Hatice Eravcı Özyiğit, Aykut Ercan, Sena Nur Erdem, Dilan Erdoğan, Seren Sebahat Erdoğan, Mehtap Eren Güngör, Rıdvan Eroğlu, Zeynep Ersin Türkay, Volkan Ersöz, İbrahim Selçuk Fendoğlu, Yunus Emre Gencer, Eyüp Arif Göçmen, Beğümur Gökçe Çelik, Burak Gönül, Bora İlhan, Betül Günay, Mustafa Görgen, Fuat Kargaş Güzelküçük, Şefik Cem Hastaoğlu, Duran Hazır, Ülfet Beyza Hüsrev, Kamil Işık, Merve Aksu, Ozan Özcan İnce, Cansu İncedal Demirel, Emir İnci, Elif İpek Baş, Şeyma Akpınar, Merve Kaplan Yağlı, Furkan Karacaoğlu, Emre Karacınar, Sultan Nurşah Yıldırım, Burak Karakoç, Münevver Karaman Yıldırım, Kürşat Karamanoğlu, Döne Karaoğlu, Olcay Karataş, Gönül Karatepeli, Kübra Karayel ve Işıl Kardaş Aladağ bulunuyor.</p>

<p>Aynı derece grubunda Merve Kavaz, Muhammed Kaya, Süheyla Kaya Duyar, Sıla Kıyak, Mehmet Kayacı, Özge Kayadelen Arslan, Sevgi Kazan Melek, Arda Keküllüoğlu, Taha Keleş, Sümeyye Keleşoğlu, Süleyman Kelik, Merve Kırma Yıldırım, Ozan Kıvrak, Beyza Kızılaslan Girişit, Alperen Koçak, Ravza Kolcu Yılmaz, Asel Cabri, Erkin Koral, Adil Kök, Emre Kökten, Ziya Kul, Şükrü Aykut Kutlu, Fatma Zehra Küçük Ağaç, Çağrı Küçükkarabacak, Nida Kırmızıoğlu, Abdulbaki Küsmüş, Tunahan Makinist, Hasan Mangan, Şeyda Maraş Aygün, Pınar Mayda Pınar, Merve Okur Kayacı, Oğuzhan Okutan, Eda Nur Orhan, Nuri Bilal Öz, Halil Özbilen, Zeynep Beyazkaya, Abdullah Özdemir, Ayşenur Erdem, Beyza Özdemiroğlu Aksakal, Eda Özdoğan Günay, Umut Can Özen, Mehmet Ali Özgün, Mehmet Ali Özkan, Melike İrem Özkan Soylu, Alperen Özkaynar, Oğuzhan Öztürk, Mustafa Özyol, Şeyma Polat Demirkoparan, Ebubekir Rüzgâr, Minel Saçar, Deniz Sak Şengül, Kasımcan Sarıkaya, Büşra Sarıtaş, İbrahim Selçuk, Burcu Yavuz, Bahadır Sert, İlkim Furkan Soydan, Ömer Faruk Sungur, Nur Banu Süer, Alperen Şahin, Elif Şahin, Mustafa Şahin, Mücahit Erdem Şahin, Şeyma Şahin, Yasin Şahin, Kübra Kaya, Ezgi Şentürk Yılmaz, Abdulhamit Tanrıseven, Sibel Tapanoğlu, Zekeriya Taşan, Gülşen Taşdemir, Burak Taha Tatar, Melis Dağıtıcı, Leman Temel, Hülya Temiz Ayıkol, Ezgi Temurcan Cengiz, Yunus Turgut, Soyhan Tutkaç, Çiğdem Tüdeş ve Muhammet Hamza Tüfekçioğlu da yer aldı.</p>

<p>## Altıncı derecede terfi süresini tamamlayan hâkimler</p>

<p>Altıncı derece bölümünde Hanife Sert, Hafize Belemir Ocak, Gülay Yılmaz, Ferdi Kaya, Hasan Kuran, Fatma Porsuk Özbek, Fatma Tayyibe Soydaş, Kürşat Tarık Açıkgöz, Şehnaz Akıncı, Salih Aktaş, Esra Nur Tavas, Rümeysa Güdül, Erkan Asiltürk, Nurettin Ahmet Ay, Sümeyye Fidan, Meryem Ayvaz Abanoz, Mehmet Akın Başak, Hazal Bulut Yedidağ, Zeliha Cantimur, Efda Kurum, Sami Çelik, Melike Damar Yıldırım, Mehmet Enes Demir, Adem Duran, Melek Durdu Asar, Vahit Erdem, Seher Gezgin, Süleyman Güdükçam, Taha Furkan Gülser, Aslı Gündüz Türk, Hasan Güzel, Kadir Hancı, Mehmet İnci, Ömer Batuhan İspir, Hazel Leyla Kanat, Halil Karaoğlan, Özden Ceren Denizci, İlknur Koç İşçeneroğlu, İbrahim Koyuncu, Sinan Kuyucuoğlu, Ayşe Kükçü, Mehmet Ali Malbora, Selen Orduhan, Merve Nur Taşar, Vedat Özbey, Abdullah Özdemir, Yunus Emre Özen, Emre Öztürk, Kadir Sağlam, Fatih Savur, İsmail Şam, Büşra Şanlı Türk, Fatma Zehra Tanrıverdi, Yuşa Taşdibi, Mustafa Enes Tekin, Emine Türkmen, Mahir Uyanık, Rıdvan Vargeloğlu, Tayyar Varlık, Oğuz Alp Yıldırım, Gülhan Ak Çekcan, Osman Bahçıvan, Furkan Şahin, Leylanur Turan, Nagehan Gözcü Gürsoy, Yıldırım Yerlikaya, Mehmet Yıldırım, Müberra Aksoy Bakırcı, Sena Gültekin Aslan, Ümran Kılıç, Sinem Koldaş, Tarık Korkmaz, Uğur Çelik, Erdem Güler, Ceren Akgün Çelik, Emine Tuğba Yazar, Zeliha Bayram, Busem Kalkancı, Berrin Rümeysa Mermer, Kerem Mansur Sarı, Nurdan Aydoğdu, Ertuğrul Soykök, Filiz Şahin, Nuray Gıyık, Yusuf Talha Temiz, Nisa Nur Polat, Mert Aslan, Mihriban Kayabaşı Tuna ve Şebnem Bakırcı sıralandı.</p>

<p>Yedinci derecede terfi süresini tamamlayan hâkimler</p>

<p>Yedinci derece başlığı altında Didem Satıroğlu, Abdulkadir Gürbüz, Mikail Muslu, Barış Orhan, Merve Buket Abay Adak, Gizem Bozatlı Sezen, Bilal Emre Can ve Yiğit Cengiz’in adları görüldü.</p>

<p>Hâkim sınıfı</p>

<p>Önceki derecenin devamı:<br />
Serkan Durum, Şeymanur Erdemci, İkrime Armutcu, Burak Karaca, Feyza Kunca, Semin Gökçe Uruç, Miraç Bahri Çınar, Fatih Yıldırım.</p>

<p>8’inci derece:<br />
Furkan Katırcı, Münevver Akkoyun, Melisa Atalar Baltaoğlu, İlknur Çin Durmuş, Mehmet Deniz, Beyza Uçar Bolat.</p>

<p>Savcı sınıfı</p>

<p>2’nci derece</p>

<p>Kasım Seyfi, Uğur Deniz, Erhan Eroğlu, Sevgi Sarı, Ceyhun Albayrak, Emre Vurmaz, Samet Yarıkyan, Ozan Adalı, Ümit Murat Akkoyun, Mutlu Aksoy, Kadriye Esra Altınok Yumurtacı, Hüseyin Doğan, Kamil Buğra Kahraman, Ramazan Kaplan, Ramazan Özmen, Özgür Öztürk, Serkan Pamuklar, Onur Şen, Mevlüt Uçar, Emrah Ağır, Aykut Akat, Ahmet Akbaş, Ahmet Kemal Akçoğlu, Çağdaş Akı, Muhammed Bekir Albora, Ahmet Selim Alkan, Fethi Altınsoy, Abdullah Altıparmak, Semih Altun, İbrahim Arslan, Ali Ata, Mehmet Ateş, Yavuz Aydın, Yavuz Aykır, Zülküf Badur, Reşat Bayraktar, Hümeyra Birli, Fatih Bölek, Adem Candemir, Harun Reşit Cebeci, Yavuz Cengiz, Rukiye Çakıcı, Muhammet Gökay Çalışkan, Hasan Çınar, Teslime Çuhadar, Kadir Çulha, Büşra İnal, Gökhan Desteğlioğlu, Hasan Dönmez, Muhammed Dönmez, Sinan Emek, İlker Oğuz Erdem, Burak Erdoğan, Erkan Ersönmez, Enes Hamdi Esenlik.</p>

<p>Emre Gezer, Ferhat Gezer, Hikmet Gözlü, Mehmet Emin Gül, Alican Gümüş, Hakan Kahvecioğlu, Ezgi Kalan Eker, Emrah Kaman, Mustafa Göktuğ Karahmetoğlu, Necati Karaca, Burak Kardeş, Sezgi Kavas Solak, Veysel Kaya, Yakup Kaya, Bilal Kaygusuz, Özkan Kepir, Onur Kılıç, Tahsin Ertuğrul Kırık, İbrahim Burak Kocacık, Veysi Bahadır Korkmaz, Fatma Koşar Kınacı, Efe Mustafa Kök, Aziz Kuru, Yusuf Meydan, Emirhan Mısırlı, Uğur Mican, Nurullah Narin, Furkan Okudan, Mustafa Deren Özkol, İsmail Özsoy, Hacı Murat Öztepe, Ali Rıza Parladıcı, Çağrı Pektaş, Emrullah Polat, Muhammet Gökhan Sarıbay, Begüm Saya, Adil Seyrek, Ali Soylu, Gürcü Adeviye Koç, İbrahim Ethem Sözen, Cesur Sunar, Tunçay Sönböl, Ali Can Şahin, Nurullah Şahin, Ahmet Şişmanoğlu, Muhammed Emin Taş, Faruk Aytaç Taşçı, Mehmet Tahir Taşdemir, Yasin Tatar, Mustafa Töretken, Eba Mevlüt Uçar, Yunus Ürüer, Burhan Uslu, Ersin Ülger, Muhammet Cemal Yapıcı, Samet Yeliş, Kağan Yeniyol, Yunus Emre Yılmaz, Uğur Yörük, İzzettin Bozkuş, Mine Çeltek, Bahadır Ersin, Mestan Işık, Ali Sakarya, Felat Sönmez, Binnur Uçar Boztaş, Tuğba Arık Keklikçi, Murat Belek, Mehmet Büyükturan, Fahri Cavit, Mustafa Dost, Serdar Ertaş, Fatih Güler, Fatih Gürbüz, Hüseyin Aydın İltan, Cihat Karakaya, Fatma Gökçen Güngör, Kübra Akbulut, Muhteşem Özarslan, Sefa Özbey, Emrah Pala, Sadık Şimşek.</p>

<p>Doğan Ulucay, Fatma Yavuzatmaca, Rıdvan Avcı, Özcan Gürbüz, Osman Hanbay, Kadir Hatipoğlu, Turgay Kargın, Mehmet Sabancı, Resul Takur, Muhammed Emin Tut, Hurşit Çağlar, Ömer Görgülü, Pınar Özculcu İnsan, İsmail Açık, Semih Demirkan, Emre Özsoy, Muhammet Ulusoy, Mehmet Aktaş, Ömer Faruk Arslan, Sinan Arslan, Sefa Aslan, Adem Aydın, Burak Bardak, Merve Boşnak Tokgöz, Hamza Can, Mehmet Enes Çakır, Bilal Çelik, Selami Çolak, Mustafa Emre Demir, Mücahit Demir, Rahim Burak Demir, Nezakat Ceren, Erbil Demirel, Burak Deveci, Fatih Doğru, Mehmet Zahid Eşçilli, Yunus Gümüş, Servet İşçil, Yunus Karagöz, Alper Karal, Burak Özcoşar, Burak Özer, Anıl Öztemel, Mustafa Özyurt, Mehmet Nedim Sarı, Kamil Sodan, Ercan Şahan, Anıl Tokgöz, Nazmi Burak Ünal, Barış Yılmaz, Oğuzhan Koç, Şaziye Ayyıldız, Mustafa Özyürek.</p>

<p>3’üncü derece</p>

<p>Muhammet Şahin, Serkan Düzgün, Recep Can Çepni, Şaben Bağrıaçık, Abdullah Enes Görmez, Uğur Bengi, Özgür Ekşi, Ahmet Erhoş, Mehtap Göker, Funda Esma Kara, Ebru Kartal, Muharrem Kıldır, Ahmet İzzeddin Kılıç, Bilge Kılıç, Bülent Kılınç, Betül Öğüt, Kaan Yalçın, Enes Yavaş, Mehmet Yiğit Akça, Veysel Arat, Ahmet Aşkın, İbrahim Okan Aybar, Erol Sarıgöl, Coşkun Tutar, Ahmet Serdar Karagöz.</p>

<p>Semih Kaya, Serdar Berberkayar, Gamze Boyraz Önalan, Sibel Merve Yılmaz, Hasan Kaya, Mehmet Köse, Orhan Yıldırım, Hatice Kılınç, Hüseyin İşler, Memduh Ömür Harput, Aliozan Karaca, Sezgi Sarısaltık, Ramazan Ayazoğlu, Ahmet Faruk Işık, Emine Baydoğrul, Olgun Sefa Kılıç, Murat Çetin, Ferhat Pehlivan, Baray Tütüncü, Abdullah Alemdar, Serhat Balcı, Embiya Kaya.</p>

<p>4’üncü derece</p>

<p>Merve Hazan Yılmaz, Emre Şükrü Acar, Yasir Açık, Zahide Beyazıt, Arif Akyürek, Kubilay Arslan, Osman Aslıyüksek, Aslıhan Güney, Özgür Aydoğdu, İzel Turan, Çağın Levent Baytemür, Yahya Musa Çetinkaya, Abdullah Buğra Daldal, Mehmet Erdoğan, Bulut Fidan, Berkay Güzel, Çağın Kılıç, Erdem Furkan Kılıç, Tayfun Koçoğlu, Aykut Köse, Ahmet Tuncer, Kemal Tarhan, Mehmet Muzrak, Hüseyin Rıza Sezgin, Erkut Özçelik, İbrahim Özçelik, Ali Can Payaslu, Pınar Uygun Kabukçu, Hayati Aytemiz, Uğur Baş, Özlem Berberoğlu Sever, Ahmet Beydilli, Derya Bülbül, Fatma Şeyma Sürezli, Oktay Çitmen, Necip Fazıl Demirbağ, Kadir Duman, Ahmet Ekin, Rahman Ergen, Merve Eroğlu Aydın, Metin Gülseren, Serhat Gürbulak, Muhammed Çağatay Gürbüz, Berkan Kalay, Derya Katar Yaylaç, Kağan Keklik, Ömer Can Köksal, İsmail Cem Sağlam, Şehmus Sema, Sinan Şaşkan, Elif Kardelen Şen, Sümeyye Tekin Ulaç, Tolgahan Töksöz, Alper Uğur, Gülay Uysal Yaman, Nedim Yahşi.</p>

<p>Hümeyra Yar Kaya, Muhammed İkbal Acar, Cemal Akbaş, Ekrem Turgut Akgün, İlker Aksoy, Kerem Altıntop, Kudret Altunbaş, Davut Arslan, Ramazan Avan, Emre Aydın, Kemal Bacaksız, Ayhan Berber, Sibel Ertekin, Tuğba Çam Göksu, Saadet Çebi, Ali Çelikoğlu, Cankut Daşçı, Baki Furkan Dinç, Enes Mirza Doğan, Tuğba Eravcı, Ömer Dursun, Tuğba Ergin Bayram, Betül Gündüz, Mehmet Kutalmış İldaş, Musa İlhan, Safa Han İzmirli, Furkan Kafalı, Burak Han Kaya, Olgun Kaya, Alper Konak, Ömer Korkmaz, Veysel Kubulan, Alper Merdin, Reyyan Narin, Rukiye Peker Kalkan, Yücel Sağlam, Mehmet Fatih Sarı, Sümeyye Sayılır Erkurt, Onur Can Sezer, Saliha Tunç, Berkay Şahingöz, Ali Tarakcı, Muzaffer Mete Toklu, Servet Cem Toplar, Gamze Uludağ Şimşek, Batuhan Vural, Elif Yağcı, Harun Yavuzay, İsmail Yelekçioğlu, Ali Yıldırım, Süleyman Kaan Yılmaz, Yunus Fatih Yılmaz, Berat Yoldaş, Fatih Oğuzhan Yurt, Muhittin Yücer, Yasin Erdem, Abdülkerem Ali Bal, Bahar Çınar, Cemre Gökçe Özden, Mehmet Fatih Acemoğlu, Onur Aslan, Alptuğ Doğan, Cansu Yazar, Kutluhan Muhsin Kanmaz, İbrahim Kaya, Abdullah Kesikci, Seyda Korkmaz, Selin Kutluata, Yunus Küçükçakır, Emine Macit Ertürk, Hacı Ali Öksöz, Ahmet Emrah Özel, Umut Sarıkaya, Serdar Tekin, Abdullah Kıvanç Yıldırım, Bahadır Yıldırım, Sema Arıhan, Numan Haktan Avcı, Aykut Bayazıt, Buket Erdinç, Muhammet Refik Çavuş, Seda Çobaner Çap.</p>

<p>Faruk Dedeoğlu, Ahmet Tayyip Dikici, Oğuz Burak Erorhan, Turgay Ertan, Fatma Ezeroğlu, Kasım Genç, Abdullah Gökçe, Mehmet Güden, Melike Yılmaz, İdris Hazer, Fatih Biş, Ahmet Cihan İlhan, Mehmet Akif İpek, Esra Dönmez, Burak Karadaş, Merve Toğan, Mustafa Fatih Kutlu, Muhammet Onuralp Narin, Muhammed Özdemir, Kübra Özkasapoğlu Atakan, Ayşen Paksoy Coşkun, Şahabettin Samet Pınar, Emre Polat, Saliha Soykan Kaygusuz, Yasin Şimşek, İsmail Şivka, Muhammed Sait Tavus, İsmail Ülker, Onur Vardar, Şahin Melik Yalçın, İsmail Emre Yıldız, Tuğba Yıldız Tüfekçioğlu, Yılmaz Yiğit, Havva Betül Akyıldız Kaya, Uğur Güneş, Burak Özkan, Ümit Yıldırım, Oğuzcan Görgöz, Hilal Karademir.</p>

<p>5’inci derece</p>

<p>Murat Özçelik, Yunus Yılmaz, İrem Cantürk Karamahmut, Aleyna Ayşegül Ağaoğlu, Halil Akdoğan, Mustafa Aksakallı, Volkan Akşit, Muhammed Nadir Arslan, Abdullah Aslan, Hatice Talay, Fatih Azbay, Muhammed Yusuf Baş, Ramazan Bekdemir, İsmail Bostancı, Barış Bozkurt, Onur Halil Cengiz, Hüseyin Alper Çabuk, Şeref Can Çelik, Süreyya Nur Çakıroğlu, Alp Emre Çınar, Okan Altay Çiçek, Hilal Demir Elmalı, İlker Soner Demirbilek, Mehmet Uğur Dilber, Uğur Dökünlü, Şifa Nur Ekiz, Engin Emre, Kürşat Erdoğan, Musa Eryılmaz, Sinan Gargaçoğlu, Savaş Göloğlu, Hasan Gül, Mehmet Gülbay, Hatice Beyza Güler, Kasım Gün, Fatih Güneş, Büşra Güngör Altay, Mustafa Güngör.</p>

<p>İbrahim Gürbüz, Özge Gürhan Özdemir, Seda Nur Demirel, Abdullah Hazır, Nurullah Işık, Mehmet Yavuz İmamoğlu, Hüseyin İnal, Hami İnce, Sümeyye İstif Bağcı, Furkan Reşit Kafaf, Fulya Kahvecioğlu, Gül Yılmaz, Hasan Karaca, Emre Karacan, Mehmet Karadeniz, Can Berk Karataş, Burak Kayış, Mustafa Kepez, Doğan Emre Kılıç, Şeyma Kızılaslan, Burak Berk Kolotoğlu, Naz Köker, Abdulkadir Kurt, Mahmut Gazi Kuruş, Furkan Mahsul, Mehmet Kaan Nazlı, İbrahim Ethem Özcan, Recep Özdemir, Serkan Özdemir, Ali Emre Özdil, Ahmet Turgay Özgüler, Ertuğrul Özkale, Enes Özmen, Kurtuluş Berkay Öztürk, Onur Özudoğru, Furkan Polat, Rüstem Safi, İsmail Tolga Sapmaz, Yunus Emre Saraç, Ebubekir Şahin, Mehmet Tabanlı, Fatih Tan, Muhammed Fatih Taşyapan, Buğra Tekin, Ahmet Oğuzhan Tekoğul, Tansu Polat, Ozan Hakan Türkan, Ahmet Onur Uslu, Esra Uzunoğlu, Selin Üngan, Ahmet Varol, Kübranur Demirci, Emre Zeybek, Aziz Bilge, Burak Kırtan, Arif Er, İsmail Abdullah Eren, Yusuf Aydın, Hacı Yusuf Satıcı, Esat Türkmenoğlu, Fatih Çepni, Medine Döver, Meltem Sarıkaya, Muhammet Serdar Şanlıer, Hasan Konu, Merve Yavuzay, Salih Kaplan, Hatice Uygun, Serdar Semih Özarslan, Zülal Özturan.</p>

<p>6’ncı derece</p>

<p>Kübra Altunatmaz, Ümit Veysel Uz, Furkan Demirel, Zühal Albakır, Nevin Kılıç, Yasemin Barutcu, Seyfullah Çuha, Öznur İnan Karakuş, Hasan Kılıç, Mehmet Kurum, Yusuf Şahin, Ali Osman Tan, İlhan Taşdelen, Ömer Faruk Yüzbaşı, Muna Kapan, Sinem Çoban Ulusoy, Aslıhan Uzun, Sinem Zahide Yılmaz, Ertuğrul Ayhan, Kübra Can, Emine Fırat, Mehmet Ali Öztosun.</p>

<p>7’nci derece</p>

<p>Murat Eskiyurt, Ayşegül Satıcı, Ayyüce Eski, Mustafa Hancı, Türkan Kaan İnal, Muhammed Cüneyt Okudan, Kadir Ordu, Ayten Abalı Tezcan.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>8’inci derece</p>

<p>Harun Akçılgın, Semih Arslan, Muhammed Tayyib Aydın, Mert Çetin, Musa Kubilay Kınacı, Mahir Tuncel, Dilara Kızıloğlu, Şeyma Nur Coşkun.</p>

<p>İdari yargı</p>

<p>2’nci derece</p>

<p>Volkan Eren, Ferhat Çolak, Ahmet Arslan, Tufan Baysal Aşkın, Kasım Dinçer, Halil Uğur Tozlu, Nurcihan Meryem Ballı, Muhammet Mustafa Er, Pelin Yağcıoğlu, Fatih Tuğra Boyalı, Ercan Çakmak, Yasin Güngör, Ülkü Çardakcı, Yeşim Boyalı, Abdurrahman Mercan, Ufuk Kalender, İsa Oğlakcı, Vildan Yazıcı, Ferhat Savran, Emrullah Yılmaz, Eray Yılmaz, Yavuz Sever, Alkan Tunalı, Hülya Zengin, Mesut Arda Acar, Mehmet Koçin, Berkay Şahin, Hatice Çelik Alagöz, Büşra Betül Ceylan Acıelma, Ömer Doğan.</p>

<p>3’üncü derece</p>

<p>Arzu Erdem, Hülya Mutlu, Efe Akın, Muhammet Dal, Tuba Yıldırım Kılınç.</p>

<p>4’üncü derece</p>

<p>Muhammet Zakir Camuzcu, Senem Ceylan Canol, Seda Ayhan, Mehmet Gürsoy, Ahmet Özkan, Zihni Mert Öztürk, Cahit Faruk Sarıbıyık, Ahmet Cahit Sarıcalar, Çağatay Savaş, Mete Kağan Subaşı, Mustafa Aydem, Taha Barışan, Mehmet Akif Oruk, Murat Özdemir, Kadir Şimşek, İbrahim Tesadüf, Miraç Üzüm.</p>

<p>6’ncı derece</p>

<p>Murat Hakan Yüksel, Furkan Durmuş, Muhammed Rabbani Koç, Cemal Özdemir.</p>

<p>7’nci derece</p>

<p>Çağrı Alihan Çelik, Bilal Taha Ataş, Mükremin Turan.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hsknin-agustos-2026-terfi-suresi-listesi-yayimlandi-hakimler-isim-isim-aciklandi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-6516.jpeg" type="image/jpeg" length="43863"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FDA’dan İlerlemiş Böbrek Kanserine Yeni Tedavi Onayı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fdadan-ilerlemis-bobrek-kanserine-yeni-tedavi-onayi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fdadan-ilerlemis-bobrek-kanserine-yeni-tedavi-onayi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FDA, immünoterapi sonrasında ilerleyen berrak hücre bileşenli ileri böbrek kanserinde belzutifan-lenvatinib kombinasyonunu onayladı. Tedavi, hastalığın ilerlemeden kaldığı süreyi uzattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), berrak hücre bileşeni bulunan ileri evre böbrek hücreli kanserli yetişkinler için yeni bir tedavi seçeneğine onay verdi. Karar, PD-1 veya PD-L1 hedefli immünoterapi sonrasında hastalığı ilerleyen hastalarda belzutifan ile lenvatinibin birlikte kullanılmasını kapsıyor.</p>

<p>24 Eylül 2026 tarihli onay, böbrek kanserinde tümörün oksijene uyum mekanizmasını hedefleyen HIF-2 alfa baskılanması ile damar oluşumunu engelleyen tedavi yaklaşımını aynı rejimde buluşturuyor.</p>

<p>## Yeni onay kimleri kapsıyor?</p>

<p>Onayın hedefindeki grup, berrak hücre bileşeni taşıyan lokal ileri ya da metastatik böbrek hücreli kanseri bulunan yetişkinlerden oluşuyor. Hastaların daha önce PD-1 veya PD-L1 inhibitörü almış ve kanserlerinin bu tedavi sırasında ya da sonrasında ilerlemiş olması gerekiyor.</p>

<p>Araştırmaya, adjuvan PD-1 tedavisini tamamladıktan sonraki altı ay içinde hastalığı ilerleyen kişiler de kabul edildi. Dolayısıyla karar, böbrek kanserinin bütün evrelerini ve bütün hastaları kapsayan genel bir onay değil; önceki immünoterapiye rağmen ilerleme gösteren belirli bir hasta grubuna yönelik.</p>

<p>## 747 hastanın verileri değerlendirildi</p>

<p>FDA kararının dayanağını, açık etiketli ve randomize Faz 3 LITESPARK-011 araştırması oluşturdu. Çalışmada 747 hasta iki gruba eşit biçimde ayrıldı. Bir grup belzutifan ile lenvatinib, diğer grup ise aktif karşılaştırıcı olarak kabozantinib aldı.</p>

<p>Araştırmanın iki temel sonlanım noktası, bağımsız merkezi değerlendirmeyle ölçülen progresyonsuz sağkalım ve genel sağkalımdı. Objektif yanıt oranı da ek etkinlik ölçütü olarak incelendi.</p>

<p>## Hastalığın ilerlemeden kaldığı süre uzadı</p>

<p>Belzutifan-lenvatinib grubunda medyan progresyonsuz sağkalım 14,6 ay, kabozantinib grubunda ise 10,6 ay olarak hesaplandı.</p>

<p>Tehlike oranının 0,74 olması, izlem süresince hastalığın ilerlemesi veya ölüm riskinin kombinasyon grubunda göreli olarak yüzde 26 daha düşük olduğunu gösterdi.</p>

<p>Bu sonuç, her hastanın yaşamına kesin olarak dört ay eklendiği anlamına gelmiyor. Medyan değerler, çalışma gruplarının ortasındaki zamanı; risk azalması ise tüm izlem boyunca iki grup arasındaki göreli farkı ifade ediyor.</p>

<p>## Tümörde küçülme oranı yüzde 53’e ulaştı</p>

<p>Tedaviye objektif yanıt, belzutifan-lenvatinib alan hastaların yüzde 53’ünde görüldü. Kabozantinib kolunda bu oran yüzde 40 olarak kaydedildi.</p>

<p>Başka bir ifadeyle yeni kombinasyon, hem hastalığın kontrol altında tutulduğu süre hem de ölçülebilir tümör yanıtı bakımından karşılaştırma tedavisinden üstün sonuç verdi.</p>

<p>## Genel sağkalımda anlamlı fark gösterilemedi</p>

<p>Sonuçların dikkatle yorumlanması gereken noktası genel sağkalım verisi oldu. Medyan genel sağkalım kombinasyon grubunda 33,7 ay, kabozantinib grubunda 28,6 ay olarak bildirildi. Ancak aradaki fark istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşmadı.</p>

<p>Bu nedenle çalışma, belzutifan-lenvatinib kombinasyonunun hastaların yaşam süresini kesin biçimde uzattığını göstermiş sayılmıyor. FDA onayının güçlü dayanakları, progresyonsuz sağkalım ve objektif yanıt oranındaki anlamlı iyileşme oldu.</p>

<p>## İki ilaç farklı hedeflere yöneliyor</p>

<p>Belzutifan, kanser hücrelerinin düşük oksijen koşullarına uyumunda rol oynayan HIF-2 alfa proteinini baskılayan, ağızdan kullanılan bir ilaç.</p>

<p>Lenvatinib ise başta VEGF reseptörleri olmak üzere tümörün damar oluşturmasına ve büyüme sinyallerine katkıda bulunan çeşitli tirozin kinazları hedefliyor.</p>

<p>Bu mekanizmaların birlikte hedeflenmesi, berrak hücreli böbrek kanserinin biyolojisine iki ayrı noktadan müdahale etmeyi amaçlıyor.</p>

<p>## Önerilen doz nasıl?</p>

<p>FDA’nın bildirdiği önerilen rejim, günde bir kez 120 miligram belzutifan ile günde bir kez 20 miligram lenvatinib alınması şeklinde.</p>

<p>Tedavi, hastalık ilerleyene veya kabul edilemez toksisite ortaya çıkana kadar sürdürülüyor. Doz azaltma, tedaviye ara verme veya tedaviyi sonlandırma kararları yan etkilere göre hekim tarafından veriliyor.</p>

<p>## Önemli yan etkiler ve uyarılar</p>

<p>Belzutifanın reçete bilgisinde embriyo-fetal toksisite için en güçlü uyarı düzeyi olan kutulu uyarı bulunuyor. Anemi ve kandaki oksijen seviyesinin düşmesi de ilacın önemli riskleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Belzutifan-lenvatinib kombinasyonunda kalp işlev bozukluğu ayrıca dikkat edilmesi gereken bir risk olarak bildirildi.</p>

<p>Lenvatinib; yüksek tansiyon, kalp işlev bozukluğu, atardamar pıhtı olayları, karaciğer toksisitesi, böbrek işlev kaybı, idrarda protein, ishal, kanama, QT aralığında uzama, tiroit işlev bozukluğu ve yara iyileşmesinde gecikme gibi ciddi sorunlarla ilişkilendirilebiliyor.</p>

<p>Bu riskler her hastada ortaya çıkmıyor. Ancak tedavi süresince kan basıncı, kan değerleri, kandaki oksijen seviyesi, kalp ve diğer organ işlevlerinin yakından izlenmesi gerekiyor.</p>

<p>## Onayın klinik anlamı ne?</p>

<p>Yeni karar, immünoterapi sonrasında ilerleyen berrak hücre bileşenli böbrek kanserinde tedavi seçeneklerini genişletiyor.</p>

<p>Kombinasyonun kabozantinibe karşı progresyonsuz sağkalım ve objektif yanıt oranında üstünlük göstermesi klinik açıdan önem taşıyor. Buna karşılık genel sağkalımda istatistiksel üstünlüğün ortaya konulamaması, sonuçların “yaşam süresini kesin olarak uzattı” şeklinde sunulmaması gerektiğini gösteriyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu haber yalnızca bilgilendirme amacı taşır. Belzutifan ve lenvatinib reçeteli kanser ilaçlarıdır. Tedavi kararı, doz değişikliği ve yan etki izlemi yalnızca hastayı değerlendiren tıbbi onkoloji ekibi tarafından yapılmalıdır. İlaçlar hekim önerisi olmadan başlanmamalı veya bırakılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 24 Eylül 2026 tarihli onay duyurusu</p>

<p>ClinicalTrials  LITESPARK-011, NCT04586231 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fdadan-ilerlemis-bobrek-kanserine-yeni-tedavi-onayi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 23:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/genel/i-m-g-5876.jpeg" type="image/jpeg" length="94030"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boza Şişelerinde Aşı Ürettiler: İşgal İstanbul’unda İnanılmaz Tıp Mücadelesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/boza-siselerinde-asi-urettiler-isgal-istanbulunda-inanilmaz-tip-mucadelesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/boza-siselerinde-asi-urettiler-isgal-istanbulunda-inanilmaz-tip-mucadelesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İşgal yıllarının İstanbul’unda salgın hastalıklarla mücadele edilirken Dr. Mustafa Hilmi Sağun ve meslektaşları Gedikpaşa Hamamı’nı aşı hazırlamak için kullandı. Tıp tarihi kaynakları, burada boza şişeleri içinde kolera ve veba aşılarının hazırlandığını kaydediyor. Olayın tarihlendirilmesinde ise 1919 ve 1920’yi işaret eden farklı kaynaklar bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul salgınla karşı karşıyaydı<br />
Birinci Dünya Savaşı sona ermişti ancak İstanbul’un sıkıntıları bitmemişti.<br />
Şehir işgal yıllarını yaşıyor; yoksulluk, göç ve bulaşıcı hastalıklar halk sağlığını tehdit ediyordu. Böyle bir ortamda İstanbul, insanlığın yüzyıllar boyunca korkuyla hatırladığı hastalıklardan biriyle yeniden karşı karşıya kaldı:<br />
Veba.<br />
Tarihî kaynaklar, İstanbul’daki veba salgınının 1919 sonbaharında başladığını gösteriyor.<br />
Salgın yalnız halkı değil, hastalıkla mücadele eden sağlık çalışanlarını da tehdit ediyordu. Bakteriyolojihane’de aşı ve serum çalışmalarında görev yapan Dr. Ziya Seyfullah Bey, bir laboratuvar kazasının ardından pnömonik vebaya yakalandı ve 7 Ocak 1920’de hayatını kaybetti.<br />
Salgına karşı mücadelenin ne kadar ağır şartlarda yürütüldüğünü gösteren olaylardan biri de buydu.<br />
Aşı ihtiyacı için Gülhane devreye girdi<br />
Tıp tarihçisi Prof. Dr. Ekrem Kadri Unat’ın çalışmalarında aktarıldığına göre, İstanbul’daki veba salgını sırasında ihtiyaç duyulan miktarda aşının hazırlanabilmesi için Gülhane’den destek istendi.<br />
Görev, dönemin deneyimli bakteriyologlarından Dr. Mustafa Hilmi Sağun’a verildi.<br />
Mustafa Hilmi Bey’e Dr. Kâzım Lakay ve Dr. Cevdet Kapandalık eşlik etti.<br />
Ortaya çıkan çözüm ise Türk tıp tarihinin en ilginç salgın mücadelelerinden birine dönüştü.<br />
Gedikpaşa Hamamı aşı hazırlanan bir mekâna dönüştü<br />
Mustafa Hilmi Sağun ve çalışma arkadaşları İstanbul’daki Gedikpaşa Hamamı’nı çalışmalarını yürütmek için kullandı.<br />
Tarihî kayıtlarda geçen sıra dışı ayrıntı ise şuydu:<br />
Aşılar boza şişeleri içinde hazırlandı.<br />
Prof. Dr. Nuran Yıldırım’ın 2024 yılında yayımlanan çalışmasında Mustafa Hilmi Sağun’un, savaşın getirdiği olumsuz koşullarda Gedikpaşa Hamamı’nda ve boza şişeleri içinde istenen miktarda kolera ve veba aşıları hazırladığı belirtiliyor.<br />
Bu ifade tıp tarihi açısından önemli.<br />
Ancak burada bir ayrıntıyı özellikle ayırmak gerekiyor.<br />
Kaynaklar bize “boza şişeleri” kullanıldığını söylüyor. Fakat bunların daha önce boza satmak için kullanılmış eski şişeler olduğu, sokaklardan toplandığı veya herhangi bir biçimde gelişigüzel kullanıldığı yönünde doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor.<br />
Bu nedenle hikâyeyi,<br />
“Kullanılmış boza şişelerine aşı doldurdular”<br />
şeklinde anlatmak doğru olmaz.<br />
Kaynakların desteklediği ifade çok daha açık:<br />
Aşı hazırlama sürecinde boza şişeleri kullanıldı.<br />
Peki hangi aşılar hazırlanıyordu?<br />
Bu noktada kaynaklar arasında dikkat çekici bir farklılık bulunuyor.<br />
Prof. Dr. Nuran Yıldırım’ın 2024 tarihli çalışması Mustafa Hilmi Sağun’un Gedikpaşa Hamamı’nda kolera ve veba aşıları hazırladığını belirtiyor ve olayı 1919 yılına tarihlendiriyor.<br />
Ekrem Kadri Unat’ın daha eski çalışmaları ise hadiseyi 1920’de devam eden veba salgını bağlamında ele alıyor.<br />
Dolayısıyla olayın tarihini hiçbir açıklama yapmadan yalnızca 1919 veya yalnızca 1920 şeklinde vermek yerine, 1919’da başlayan salgının 1920’ye uzanan mücadele dönemi içerisinde değerlendirmek daha temkinli bir yaklaşım.<br />
Boza şişelerinin aşı hazırlanmasında kullanıldığı ve Mustafa Hilmi Sağun’un bu süreçte önemli rol üstlendiği ise kaynaklarda açık biçimde yer alıyor.<br />
Mustafa Hilmi Sağun kimdi?<br />
Bu hikâyenin merkezindeki Mustafa Hilmi Sağun, dönemin önemli bakteriyologlarından biriydi.<br />
1880 doğumlu Sağun, Gülhane’de bakteriyoloji alanında çalıştı. Kolera, tifo, tifüs, dizanteri ve veba gibi dönemin önemli bulaşıcı hastalıklarıyla mücadelede görev aldı.<br />
Dolayısıyla Gedikpaşa Hamamı’nda gerçekleştirilen çalışma, rastgele ortaya çıkmış bir girişim değildi.<br />
Arkasında bakteriyoloji alanında yetişmiş hekimler ve Osmanlı’nın son döneminde oluşmaya başlayan önemli bir aşı-serum üretim birikimi bulunuyordu.<br />
Osmanlı’da aşı üretimi yeni değildi<br />
Gedikpaşa Hamamı hikâyesini değerlendirirken önemli bir yanlış anlamadan da kaçınmak gerekiyor.<br />
Aşı üretimi Osmanlı topraklarında ilk kez burada başlamadı.<br />
yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti’nde bakteriyoloji, bağışıklama ve bulaşıcı hastalıklarla mücadele konusunda önemli kurumlar oluşturulmuştu.<br />
Çiçek aşısı uygulamaları, kuduzla mücadele çalışmaları, Bakteriyolojihane-i Şahane ve diğer aşı-serum faaliyetleri önemli bir kurumsal ve bilimsel deneyim meydana getirmişti.<br />
Gedikpaşa Hamamı’nı ilginç kılan şey, ilk kez aşı üretilmesi değil;<br />
savaş, işgal ve salgının ağırlaştırdığı koşullarda mevcut bilimsel birikimin olağanüstü şartlara uyarlanmasıydı.<br />
Boza şişeleri aslında neyi anlatıyor?<br />
Bugünden bakıldığında hikâyenin en dikkat çekici unsuru kuşkusuz boza şişeleri.<br />
Fakat bu olay yalnızca sıra dışı bir kap kullanılması nedeniyle önemli değil.<br />
Boza şişeleri aynı zamanda dönemin şartlarını anlamamızı sağlayan küçük fakat güçlü bir tarihî ayrıntı.<br />
Savaş, işgal ve salgının ağırlaştırdığı koşullarda hekimler, mevcut imkânları kullanarak aşı üretimini sürdürmeye çalışıyordu.<br />
Bu nedenle Gedikpaşa Hamamı’ndaki mücadeleyi yalnızca,<br />
“Boza şişelerinde aşı ürettiler”<br />
şeklindeki ilginç bir anekdota indirgememek gerekiyor.<br />
Asıl hikâye, bir sağlık krizinin ortasında bilimsel üretimin ve salgınla mücadelenin devam ettirilmesi çabasıydı.<br />
Bugünkü aşı üretimiyle karşılaştırılmamalı<br />
Bir asır önce gerçekleştirilen aşı üretimi ile günümüzün aşı üretim süreçlerini doğrudan karşılaştırmak doğru değildir.<br />
Modern aşı üretimi; kontrollü üretim ortamları, biyogüvenlik uygulamaları, sterilizasyon süreçleri, standardizasyon, kalite kontrol ve çok aşamalı güvenlik denetimleri altında gerçekleştiriliyor.<br />
Bu nedenle Gedikpaşa Hamamı’ndaki uygulamadan,<br />
“Aşı üretmek aslında çok basitti”<br />
gibi bir sonuç çıkarılamaz.<br />
Tam tersine bu olay, yaklaşık bir asır önce salgınla mücadele eden hekimlerin dönemin bilimsel bilgisi ve mevcut imkânlarıyla olağanüstü koşullara çözüm üretme çabası olarak okunmalıdır.<br />
Bir hamamın duvarları arasında yazılan tıp tarihi<br />
Tıp tarihini düşündüğümüzde gözümüzün önüne çoğu zaman büyük hastaneler, araştırma merkezleri ve laboratuvarlar gelir.<br />
Fakat salgınların ve savaşların tarihi bize başka bir gerçeği de gösteriyor:<br />
Bazen bilimin mekânı değişir.<br />
Bir okul hastaneye dönüşebilir.<br />
Bir bina karantina merkezi olabilir.<br />
Bir hamam aşı hazırlanan bir çalışma alanına dönüşebilir.<br />
İşgal yıllarının İstanbul’unda Gedikpaşa Hamamı’nın başına gelen de buydu.<br />
Karşılarında bir salgın vardı.<br />
İnsanların aşıya ihtiyacı vardı.<br />
Ve hekimler mücadeleyi sürdürmek zorundaydı.<br />
Boza şişelerinin tıp tarihine girmesinin nedeni de tam olarak buydu.<br />
Bugün bize sıra dışı görünen o şişeler, yaklaşık bir asır önce salgınla mücadele eden insanların hangi koşullar altında çalıştığını hatırlatıyor.<br />
Gedikpaşa Hamamı’nın hikâyesi bu nedenle yalnızca şaşırtıcı bir tarih ayrıntısı değildir.<br />
O hikâye, savaşın, işgalin ve salgının ortasında bilimsel mücadeleyi sürdürmenin hikâyesidir.<br />
Ve bazen tıp tarihinin unutulmaz sayfaları, büyük laboratuvarlarda değil, İstanbul’un eski bir hamamının duvarları arasında yazılır.<br />
Kaynaklar<br />
Nuran Yıldırım. Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi ve Türkiye’de aşı-serum üretiminin tarihsel gelişimini ele alan çalışma, Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları, 2024. Çalışmada Mustafa Hilmi Sağun’un Gedikpaşa Hamamı’nda boza şişeleri içerisinde kolera ve veba aşıları hazırladığı ve olayın 1919’da gerçekleştiği belirtilmektedir.<br />
Ekrem Kadri Unat. Osmanlı İmparatorluğu’nda bakteriyoloji ve viroloji tarihi üzerine çalışmalar, İstanbul, 1970.<br />
KLİMİK. Dr. Ziya Seyfullah Bey’in yaşamı ve meslek şehitleri üzerine tarihsel çalışma. Kaynakta İstanbul’daki veba salgınının Ekim 1919’da başladığı, Seyfullah Bey’in laboratuvar kazası sonrası pnömon</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/boza-siselerinde-asi-urettiler-isgal-istanbulunda-inanilmaz-tip-mucadelesi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 22:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/isgal-istanbulunda-asi-mucadelesi-1280x720-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="76691"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1918 İstanbul’unda Bir Sağlık Müzesi: Hastalıklar Halka Sergilerle Anlatılıyordu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/1918-istanbulunda-bir-saglik-muzesi-hastaliklar-halka-sergilerle-anlatiliyordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/1918-istanbulunda-bir-saglik-muzesi-hastaliklar-halka-sergilerle-anlatiliyordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Birinci Dünya Savaşı’nın son aylarında İstanbul’da sıra dışı bir kurum kapılarını açtı. 23 Temmuz 1918’de Divanyolu’nda açılan Sıhhi Müze; veremden frengiye, sıtmadan çiçeğe kadar dönemin önemli hastalıklarını tablolar, balmumu mulajlar ve modellerle anlatıyordu. Amaç yalnızca hastalıkları göstermek değil; bulaşma yollarını, korunmayı ve sağlıklı yaşam bilgisini toplumun anlayabileceği bir dille görünür hâle getirmekti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul’da sağlık bilgisini “gösteren” bir müze<br />
1918 yılının İstanbul’u…<br />
Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişti. Şehir, savaş yıllarının beraberinde getirdiği ekonomik ve toplumsal güçlüklerle karşı karşıyaydı. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele ise dönemin en önemli sağlık meselelerinden biriydi.<br />
Sağlık bilgisini geniş toplum kesimlerine ulaştırmanın imkânları bugünkü kadar çeşitli değildi. Televizyon yoktu, internet yoktu; sağlık bilgisinin halka aktarılmasında basılı materyaller, konferanslar ve görsel eğitim araçları önemli rol oynuyordu.<br />
İşte böyle bir dönemde İstanbul’da dikkat çekici bir girişim hayata geçirildi:<br />
Sıhhi Müze.<br />
23 Temmuz 1918’de Sultanahmet-Divanyolu’nda, Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin kullandığı binada açılan müze, Osmanlı’da kendi türünün ilk örneği olarak sağlık ve hijyen eğitimini görsel yöntemlerle desteklemeyi amaçlıyordu.<br />
Müzenin düşüncesi basitti fakat dönemi için son derece dikkat çekiciydi:<br />
İnsanlara hastalıkları yalnızca anlatmak değil, göstermek.<br />
Fikrin arkasında Dr. Abdülhak Adnan Adıvar vardı<br />
Müzenin kuruluş sürecinin önde gelen isimlerinden biri Dr. Abdülhak Adnan Adıvar idi.<br />
Avrupa’daki sağlık ve hijyen müzelerini görmüş olan Adıvar, benzer bir eğitim modelinin İstanbul’da da kurulmasını istiyordu.<br />
Bu amaçla hekimliğinin yanında ressamlık ve hattatlık yönü de bulunan Dr. Hikmet Hamdi Bey görevlendirildi.<br />
Hikmet Hamdi Bey, Almanya’da Berlin, Frankfurt ve Dresden’deki sağlık ve hijyen müzelerini inceledi. Kaynaklar Almanya’da geçirdiği sürenin uzunluğu konusunda farklı bilgiler verse de 1917’de İstanbul’a döndüğü ve beraberinde 25 öğretici levha getirdiği belirtiliyor.<br />
Levhalarda verem, frengi, yumuşak şankr, belsoğukluğu, sıtma ve çiçek gibi bulaşıcı hastalıkların yanı sıra alkol, morfin ve kokain kullanımının zararları anlatılıyordu.<br />
Hikmet Hamdi Bey bu materyalleri yalnızca aktarmadı.<br />
Hattatlık bilgisinden de yararlanarak levhaları dönemin Osmanlı Türkçesine uyarladı ve halkın anlayabileceği öğretici materyallere dönüştürdü.<br />
Önce sergide halkın karşısına çıktı<br />
Sıhhi Müze bir anda ortaya çıkmadı.<br />
Hikmet Hamdi Bey’in hazırladığı çalışmaların bir bölümü 1917’de düzenlenen Hilal-i Ahmer Sergisi’nde halka gösterildi.<br />
Sergide sekiz yağlı boya ve on suluboya çalışma yer aldı. Sağlık konularını öğretici resimlerle anlatan bu çalışmaların gördüğü ilgi, İstanbul’da kalıcı bir sağlık müzesi kurulması düşüncesini güçlendirdi.<br />
Böylece geçici bir sergide başlayan görsel sağlık eğitimi, kısa süre sonra sürekli bir kuruma dönüştü.<br />
Hastalıklar neredeyse gerçeği gibi gösteriliyordu<br />
Müzenin en çarpıcı taraflarından biri, ziyaretçilere yalnızca yazılı bilgi sunmamasıydı.<br />
Hastalıkların insan bedeninde oluşturduğu değişiklikleri göstermek için teknisyen Halit Bey tarafından 30 balmumu mulaj hazırlandı.<br />
Mulaj, hastalık belirtilerinin son derece gerçekçi biçimde üç boyutlu olarak modellenmesine dayanan bir eğitim yöntemiydi. Özellikle deri lezyonlarının ve dışarıdan görülebilen hastalık belirtilerinin öğretilmesinde kullanılıyordu.<br />
Patoloji profesörü Hamdi Suat, daha sonra aldığı soyadıyla Hamdi Suat Aknar, hastalıkların patolojik özelliklerini gösteren 10 modelin hazırlanmasına katkıda bulundu.<br />
Böylece ziyaretçi yalnızca:<br />
“Verem tehlikelidir.”<br />
yazan bir levha okumuyordu.<br />
Hastalığın nasıl yayıldığını öğreniyor, insan bedenindeki etkilerini görüyor ve korunmanın neden önemli olduğunu daha somut biçimde anlayabiliyordu.<br />
Veremden çiçeğe, koleradan kuduza…<br />
Sıhhi Müze zaman içinde oldukça geniş bir sağlık eğitimi içeriğine kavuştu.<br />
Sergilerde verem, frengi, sıtma, çiçek, kızıl, kızamık, tifüs, difteri ve kuduz gibi hastalıkların kuluçka dönemleri, vücutta meydana getirdiği değişiklikler ve korunma yöntemleri anlatılıyordu.<br />
Su yoluyla bulaşan hastalıklar için özel bölümler hazırlanmıştı. Kolera ve dizanteri gibi hastalıkların bulaşmasını anlatmak amacıyla hareketli ve görsel düzeneklerden de yararlanılıyordu.<br />
Aşılama uygulamalarına ilişkin bilgiler, sağlıklı beslenme konusunda hazırlanmış panolar ve kalori çizelgeleri de müzenin eğitim materyalleri arasındaydı.<br />
Alkolün iç organlar üzerindeki zararları ise görsel anlatımlarla ziyaretçilere gösteriliyordu.<br />
Sadece halka değil, tıp öğrencilerine de<br />
Sıhhi Müze’nin kuruluş düşüncesinde önemli bir ayrıntı daha vardı.<br />
Müze yalnızca halka sağlık bilgisi vermek amacıyla tasarlanmamıştı.<br />
Tıp öğrencilerinin hijyen ve koruyucu sağlık konularını uygulamalı ve görsel materyaller üzerinden öğrenmelerine katkı sağlamak da kuruluş amaçlarından biriydi. Zaman içerisinde müzenin halka yönelik sağlık iletişimi işlevi daha belirgin hâle geldi.<br />
Bu yönüyle Sıhhi Müze, iki alanı bir araya getiriyordu:<br />
Tıp eğitimi ve halk sağlığı eğitimi.<br />
Bir asır önceki “sağlık infografikleri”<br />
Bugün bir sağlık kurumunun sosyal medya hesabında gördüğümüz infografikleri düşünün.<br />
Bir hastalığın nasıl bulaştığını anlatan çizimler…<br />
Korunma yöntemlerini gösteren şemalar…<br />
İnsan bedenindeki değişiklikleri anlatan üç boyutlu modeller…<br />
1918 İstanbul’undaki Sıhhi Müze, bunların bir asır önceki karşılıklarını kullanıyordu.<br />
Duvarlardaki tablolar, bilgi levhaları ve üç boyutlu modeller bilimsel bilginin daha anlaşılır hâle gelmesini sağlıyordu.<br />
Bu nedenle Sıhhi Müze’yi yalnızca tarihî tıbbi objelerin sergilendiği bir mekân olarak görmek eksik kalır.<br />
Müze aynı zamanda Türkiye’de görsel sağlık iletişiminin erken ve dikkat çekici örneklerinden biriydi.<br />
Müzedeki bilgiler kitaba dönüştü<br />
Sıhhi Müze’nin çalışmaları Cumhuriyet döneminde de devam etti.<br />
1924 yılında “Sıhhi Müze Rehberi” yayımlandı.<br />
Bunu 1926’da yaklaşık 70 sayfalık “Sıhhi Müze Atlası” izledi. Atlas, Hikmet Hamdi Bey’in renkli resimlerinin yanı sıra mikroorganizmaları gösteren çizimleri de içeriyordu.<br />
Atlas sayesinde müzenin duvarlarında bulunan sağlık eğitimi, basılı bir esere dönüşmüş oluyordu.<br />
Sıtma, frengi, kolera, dizanteri, tifo, verem, çiçek, kızamık, kızıl, difteri, tifüs, veba ve kuduz gibi hastalıkların yanında günlük yaşam alışkanlıklarının sağlık üzerindeki etkileri de ele alınıyordu.<br />
Dönemin sağlık anlayışını yansıtan en ilginç örneklerden biri ise yüksek ökçeli ayakkabıların sağlık üzerindeki etkilerini anlatan görsellerdi.<br />
Bugünden bakıldığında bazı anlatımlar doğal olarak kendi döneminin tıbbi ve toplumsal değerlerini yansıtıyor.<br />
Ancak atlasın önemi başka bir yerdeydi:<br />
Sağlık bilgisini resimlerle anlatmaya çalışıyordu.<br />
Çocukların da ziyaret ettiği bir sağlık okulu<br />
Sıhhi Müze’nin etkisi yalnızca kuruluş yıllarıyla sınırlı kalmadı.<br />
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünün tarihçesine göre müze, ilerleyen yıllarda İstanbul halkının yakından tanıdığı bir kurum hâline geldi ve 1960’lı yıllara kadar ilkokullar tarafından tekrar tekrar ziyaret edildi.<br />
Bir başka ifadeyle, başlangıçta tıp öğrencilerinin eğitimine de katkı sağlaması düşünülen Sıhhi Müze, zamanla çocukların ve geniş halk kesimlerinin sağlık bilgisiyle karşılaştığı bir eğitim alanına dönüşmüştü.<br />
Müzenin belki de en değerli mirası buydu.<br />
Bir asır önce sorulan soru bugün de aynı<br />
Sıhhi Müze’nin hikâyesinin asıl önemi, yalnızca 1918’de açılmış eski bir müze olmasında değil.<br />
Arkasındaki düşüncede yatıyor:<br />
Hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek kadar, insanlara hastalıktan nasıl korunacaklarını öğretmek de önemlidir.<br />
1918’de bunun araçları yağlı boya tablolar, öğretici levhalar, balmumu mulajlar ve modellerdi.<br />
Bugün aynı amaç için videolar, animasyonlar, infografikler, mobil uygulamalar ve sosyal medya kullanılıyor.<br />
Teknoloji değişti.<br />
Araçlar değişti.<br />
Fakat halk sağlığının temel sorularından biri değişmedi:<br />
Bilimsel bilgiyi toplumun anlayabileceği bir dile nasıl çevirebiliriz?<br />
1918 İstanbul’undaki Sıhhi Müze, bundan bir asırdan fazla önce bu soruya oldukça güçlü bir cevap vermişti:<br />
Göstererek, anlatarak ve korunmayı öğreterek.<br />
Kaynaklar<br />
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Tarihçe – Sağlık Müzesi<br />
Uğurgül Tunç, Museums of Medicine and Health: Curating Public Health, Infectious Diseases and Clinical Microbiology / PubMed Central.<br />
Sıhhi Müze Rehberi, 1924.<br />
Sıhhi Müze Atlası, 1926.<br />
Nuran Yıldırım’ın Sıhhi Müze ve Osmanlı sağlık tarihi üzerine çalışmaları.<br />
Tıbbi not: Bu yazı tıp tarihi ve sağlık iletişimi amacıyla hazırlanmıştır. Metinde yer alan hastalık tanımları, eğitim yöntemleri ve sağlık yaklaşımlarının bir bölümü tarihsel dönemlerinin bilgi ve koşullarını yansıtmaktadır; güncel tanı veya tedavi önerisi olarak değerlendirilmemelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/1918-istanbulunda-bir-saglik-muzesi-hastaliklar-halka-sergilerle-anlatiliyordu</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 21:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/1918-istanbul-saglik-muzesi-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="62903"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Osmanlı’da Dişçi Olmak: Modern Diş Hekimliği Eğitimi Nasıl Başladı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/osmanlida-disci-olmak-modern-dis-hekimligi-egitimi-nasil-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/osmanlida-disci-olmak-modern-dis-hekimligi-egitimi-nasil-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün diş hekimliği; temel bilimlerden klinik uygulamalara uzanan uzun bir üniversite eğitimi gerektiriyor. Osmanlı’nın son dönemlerinde ise dişçilik henüz bugünkü anlamda standart bir yükseköğretim alanı değildi. 22 Kasım 1908’de kurumsal temeli atılan Dişçi Mektebi, 1909’da fiilen eğitime başladı. Kadırga’daki eski bir konakta başlayan bu hikâye, Türkiye’de modern diş hekimliği eğitiminin en önemli dönüm noktalarından biri oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dişiniz ağrısa kime giderdiniz?<br />
Bir an için 19. yüzyıl İstanbul’unda olduğumuzu düşünelim.<br />
Günlerdir dişiniz ağrıyor. Geceleri uyutmuyor, yemek yemeyi zorlaştırıyor.<br />
Bugünkü anlamıyla diş hastaneleri ve fakülte klinikleri henüz yok. Dişçilik de tek ve standart bir eğitim sistemine bağlanmış değil.<br />
Osmanlı’da ağız ve diş hastalıkları uzun süre farklı uygulayıcılar tarafından tedavi edildi. Akademik araştırmalar özellikle halk hekimlerinin bu alanda önemli bir yer tuttuğunu; 19. yüzyılda ise devletin mesleği giderek daha fazla denetim altına almaya çalıştığını gösteriyor. Bu nedenle Osmanlı dişçilik tarihini yalnızca “berberler diş çekerdi” cümlesiyle anlatmak eksik kalır.<br />
Asıl mesele giderek şu soruda düğümleniyordu:<br />
Dişçilik yapan kişinin yeterliliğini kim belirleyecekti?<br />
Dişçilik okulu düşüncesi 1908’den önce ortaya çıktı<br />
Modern bir dişçilik okulu kurma fikri II. Meşrutiyet’le birdenbire doğmadı.<br />
1894’te saray hekimlerinden Miralay Mustafa Behçet Bey, Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye’de bir dişçilik sınıfı açılması yönünde girişimde bulundu. Konu sonraki yıllarda da gündemde kaldı. 1902 tarihli resmî yazışmalarda İstanbul’da yabancı ülkelerdeki örneklere benzer bir dişçilik okulunun açılması gerektiği açık biçimde tartışılıyordu.<br />
Fakat mali ve idari güçlükler nedeniyle bu düşüncenin kurumsallaşması birkaç yıl daha bekleyecekti.<br />
1908: Yeni bir dönem başlıyor<br />
II. Meşrutiyet sonrasında Osmanlı tıp eğitimi yeniden düzenlenirken dişçilik eğitimi için de önemli bir adım atıldı.<br />
22 Kasım 1908’de yapılan Tıp Fakültesi Muallimler Meclisi toplantısında Eczacı ve Dişçi mektepleri için ayrı bütçeler hazırlandı.<br />
Yeni yapılanma;<br />
“Dârülfünûn-ı Osmânî Tıp Fakültesi Eczacı ve Dişçi ve Kabile ve Hastabakıcı Mektepleri”<br />
adı altında oluşturuldu.<br />
İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 22 Kasım 1908’i kuruluş tarihi ve Türkiye’de modern diş hekimliği eğitiminin kurumsal başlangıcı olarak kabul ediyor.<br />
Kuruluş sürecinde Tıp Fakültesi Dekanı Cemil Paşa (Topuzlu) ile Kösemihalzade Halit Şazi Bey önemli rol oynadı.<br />
Okulun ilk müdürlüğüne ise Dr. Mustafa Münif Paşa (Kocaolçun) getirildi.<br />
Adres: Kadırga’daki Menemenli Mustafa Paşa Konağı<br />
Yeni okul için baştan yapılmış görkemli bir kampüs yoktu.<br />
Dişçilik eğitimi İstanbul’un Kadırga semtindeki Menemenli Mustafa Paşa Konağı’nda başladı.<br />
Burası daha önce Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye tarafından kullanılmıştı. Tıp Fakültesinin Haydarpaşa’ya taşınmasının ardından binanın bölümlerine Eczacı ve Dişçi mektepleri yerleştirildi.<br />
Bugünün modern fakülteleriyle kıyaslandığında oldukça mütevazı bir başlangıçtı.<br />
Ancak önemli olan bina değildi.<br />
Dişçilik artık düzenli bir okul eğitiminin konusu oluyordu.<br />
Peki 1908 mi, 1909 mu?<br />
Diş hekimliği tarihine ilişkin metinlerde bazen 1908, bazen de 1909 yılının başlangıç olarak verilmesinin nedeni burada ortaya çıkıyor.<br />
22 Kasım 1908, okulun kurumsal kuruluş tarihi olarak kabul ediliyor.<br />
Ancak fiilî eğitim hemen başlayamadı.<br />
Dişçi Mektebi Muallimler Meclisi 28 Ekim 1909’da ilk toplantısını yaptı. Öğretim kadrosunun görevlendirilmesi ve ders programının şekillenmesiyle birlikte eğitim 1909 yılında başladı.<br />
Dolayısıyla tarihsel olarak en doğru ifade şudur:<br />
1908 kuruluş, 1909 eğitim başlangıcıdır.<br />
Sadece diş çekmek öğretilmiyordu<br />
İlk ders programı, yeni anlayışın ne kadar köklü olduğunu gösteriyordu.<br />
Programda;<br />
Diş Hastalıkları ve Kliniği,<br />
Diş Tedavisi Teori ve Pratiği,<br />
Anatomi,<br />
Fizyoloji ve Histoloji,<br />
Diş Hekimliği Farmakolojisi,<br />
Anestezi,<br />
Sağlık Koruma<br />
gibi dersler bulunuyordu.<br />
Fizik, botanik ve zooloji gibi bazı temel bilim dersleri ise Eczacı Mektebi hocaları tarafından veriliyordu. İlk yıllarda öğrenim süresi iki yıldı.<br />
Bu derslere bakıldığında değişimin boyutu daha iyi anlaşılıyor.<br />
Artık yalnızca ağrıyan dişi çekebilmek yeterli değildi.<br />
Öğrenci insan anatomisini tanıyacak, dokuları öğrenecek, ilaçları ve anesteziyi anlayacak, hastalıkları klinik olarak değerlendirecekti.<br />
Dişçilik giderek bilimsel bilgiyle desteklenen bir sağlık mesleğine dönüşüyordu.<br />
1911’de yüksekokul statüsü<br />
Dişçi Mektebi başlangıçta yüksekokul statüsünde değildi.<br />
Türk Maarif Ansiklopedisi’ne göre okul, 23 Ağustos 1911’de Maarif Nezareti tarafından “mekteb-i âlî”, yani yüksekokul olarak kabul edildi.<br />
Bu gelişme, dişçilik eğitiminin yükseköğretim sistemi içerisindeki yerinin güçlenmesi açısından önemliydi.<br />
İlk 43 mezun<br />
Dişçi Mektebi 1911 yılında 43 kişilik ilk mezun grubunu verdi.<br />
Burada küçük fakat önemli bir tarih ayrıntısı bulunuyor.<br />
İstanbul Üniversitesi’nin resmî tarihçesinde ilk mezuniyet için 30 Kasım 1911 tarihi verilirken, Türk Dişhekimleri Birliği kaynaklarında 30 Temmuz 1911 tarihi yer alıyor. Her iki kaynak da ilk mezun sayısını 43 olarak bildiriyor. Bu nedenle kesin gün ve ay konusunda ihtiyatlı olmak, “1911’de 43 ilk mezun” ifadesini kullanmak daha doğru olacaktır.<br />
Bu 43 kişi yalnızca bir okulun ilk mezunları değildi.<br />
Türkiye’de düzenli ve kurumsallaşmış diş hekimliği eğitiminin ilk kuşaklarından birini temsil ediyorlardı.<br />
Diploma ve meslek yetkisi zamanla kesinleşti<br />
Modernleşme bir gecede gerçekleşmedi.<br />
Okul açıldıktan sonra da eski usuller ve farklı yetkilendirme biçimleri bir süre varlığını sürdürdü.<br />
Mesleki sınırların daha açık hâle gelmesinde Cumhuriyet döneminde çıkarılan 1928 tarihli Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun önemli bir dönüm noktası oldu.<br />
Kanunun 30. maddesiyle diş hekimliği uygulama yetkisi Diş Hekimliği Okulu mezunlarıyla ilişkilendirilerek mesleğin yasal çerçevesi güçlendirildi.<br />
Başka bir ifadeyle, 1908’de başlayan eğitim hamlesinin mesleki ve hukuki sonuçları yıllar içinde olgunlaştı.<br />
Asıl değişiklik bir okuldan daha büyüktü<br />
Dişçi Mektebi’nin önemini yalnızca yeni bir okulun kurulmasıyla açıklamak eksik kalır.<br />
Asıl değişen, dişçiliğe bakıştı.<br />
Meslek;<br />
kişisel deneyimden düzenli eğitime,<br />
usta yanında öğrenmeden okul ve klinik eğitimine,<br />
yalnızca uygulama becerisinden temel bilimlerle desteklenen mesleki bilgiye<br />
doğru ilerliyordu.<br />
1933 Üniversite Reformu sonrasında dişçilik eğitimi yeniden yapılandırıldı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde Diş Hekimliği Yüksek Okulu olarak devam etti.<br />
11 Temmuz 1964’te ise okul Tıp Fakültesinden ayrılarak İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi hâline geldi. Eğitim süresi de beş yıla çıkarıldı.<br />
Kadırga’daki konaktan bugünün fakültelerine<br />
Bugün bir diş hekimliği fakültesinin koridorlarında yürüdüğünüzde dijital görüntüleme sistemleri, simülasyon laboratuvarları, modern klinikler ve farklı uzmanlık alanlarıyla karşılaşırsınız.<br />
Kadırga’daki eski ahşap konağı bu dünyayla yan yana düşünmek kolay değildir.<br />
Ama Türkiye’de modern diş hekimliği eğitiminin hikâyesinin en önemli sayfalarından biri orada yazıldı.<br />
Bir tarafta yüzyıllardır insanı çaresiz bırakan diş ağrısı…<br />
Diğer tarafta artık yalnızca ağrıyan dişi çekmekle yetinmeyen; hastalığı anlamaya, tedavi etmeye ve dişi korumaya çalışan yeni bir bilim anlayışı.<br />
Tıp tarihindeki büyük değişimler bazen görkemli hastanelerde değil, küçük dersliklerde başlar.<br />
Osmanlı’nın son döneminde Kadırga’da açılan Dişçi Mektebi de bunlardan biriydi.<br />
Bugün diş hekimi koltuğuna oturduğumuzda gördüğümüz modern mesleğin arkasında, bir asırdan uzun süredir devam eden eğitim, bilim ve kurumsallaşma mücadelesi bulunuyor.<br />
Kaynaklar<br />
İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Fakülte Tarihçesi<br />
Ali Y. Baltacıoğlu – İsmail H. Baltacıoğlu, Türkiye’de Diş Hekimliği Eğitim ve Öğretimi (1908–1933), Osmanlı Bilimi Araştırmaları, 2010<br />
Zeynel Özlü, Halk Hekimliğinden Diş Hekimliğine: 19. Yüzyılda Osmanlı Devletinde Dişçilik Mesleği (Erbab-ı Esnan), Belleten, 2013<br />
Türk Dişhekimleri Birliği, Geçmişten Günümüze Dişhekimliği Eğitimi<br />
Türk Maarif Ansiklopedisi, Diş Hekimliği Eğitimi<br />
Emre Dölen, II. Meşrutiyet Döneminde Darülfünun</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/osmanlida-disci-olmak-modern-dis-hekimligi-egitimi-nasil-basladi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 21:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/disci-mektebi-1280x720-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="94699"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akondroplazili çocuklarda ağızdan ilaç adayı Faz 3’te büyüme hızını artırdı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/akondroplazili-cocuklarda-agizdan-ilac-adayi-faz-3te-buyume-hizini-artirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/akondroplazili-cocuklarda-agizdan-ilac-adayi-faz-3te-buyume-hizini-artirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avustralya’daki Murdoch Children’s Research Institute’dan Ravi Savarirayan liderliğindeki uluslararası araştırma ekibinin yürüttüğü PROPEL 3 çalışmasında, 3–17 yaşındaki 114 akondroplazili çocuk 52 hafta izlendi. New England Journal of Medicine’ın 3 Eylül 2026 tarihli sayısında yayımlanan randomize Faz 3 araştırmada, günde bir kez ağızdan kullanılan infigratinib ile yıllık büyüme hızındaki artış plaseboya göre düzeltilmiş ortalamada 1,74 santimetre/yıl daha fazla bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İlaç henüz akondroplazi tedavisi için onaylanmış değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akondroplazili çocuklarda ağızdan kullanılan infigratinibi değerlendiren uluslararası Faz 3 araştırması, yıllık büyüme hızında plaseboya kıyasla anlamlı artış gösterdi. PROPEL 3 adı verilen çok merkezli, çift kör ve plasebo kontrollü çalışmaya 3–17 yaşındaki 114 çocuk katıldı.<br />
Araştırma 28 Haziran 2026’da çevrim içi yayımlandı ve New England Journal of Medicine’ın 3 Eylül 2026 tarihli sayısında yer aldı. Çalışmanın amacı, günde bir kez kullanılan oral infigratinibin akondroplazili çocuklardaki etkinliğini ve güvenliliğini değerlendirmekti.<br />
114 çocuk 52 hafta izlendi<br />
Katılımcılar ikiye bir oranında rastgele iki gruba ayrıldı. Çocukların 75’i infigratinib, 39’u plasebo grubuna alındı. Infigratinib grubundaki bir çocuk tedavi başlamadan önce çalışmadan ayrıldı.<br />
Tedavi grubundaki çocuklara vücut ağırlığının kilogramı başına 0,25 miligram infigratinib günde bir kez ağızdan verildi. Tedavi ve takip süresi 52 hafta olarak belirlendi.<br />
Araştırmanın birincil sonlanım noktası, yıllık büyüme hızının başlangıçtan 52. haftaya kadar gösterdiği değişimin iki grup arasında karşılaştırılmasıydı.<br />
Büyüme hızında 1,74 santimetre/yıl fark<br />
Bir yılın sonunda yıllık büyüme hızındaki başlangıca göre değişim, infigratinib grubunda plaseboya kıyasla düzeltilmiş ortalamada 1,74 santimetre/yıl daha fazla bulundu.<br />
Bu farkın yüzde 95 güven aralığı 1,31 ile 2,17 santimetre/yıl arasındaydı. İstatistiksel analiz, iki grup arasındaki farkın anlamlı olduğunu gösterdi.<br />
Bu sonuç, infigratinib kullanan çocukların bir yılın sonunda doğrudan 1,74 santimetre daha uzun olduğu anlamına gelmiyor. Ölçülen değer, çocukların yıllık büyüme hızında başlangıca göre ortaya çıkan değişimin tedavi ve plasebo grupları arasındaki farkını gösteriyor.<br />
Boy z-skorunda da artış saptandı<br />
Araştırmanın önemli ikincil sonuçlarından biri, akondroplazili çocuklara özgü büyüme eğrilerine göre hesaplanan boy z-skorundaki değişimdi.<br />
haftada boy z-skorundaki değişim, infigratinib grubunda plaseboya göre 0,32 standart sapma daha yüksek bulundu. Bu fark da istatistiksel olarak anlamlıydı.<br />
Vücut orantısını değerlendiren üst gövde-alt gövde segment oranında ise çalışmanın tüm katılımcıları birlikte değerlendirildiğinde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gösterilemedi.<br />
Bu nedenle Faz 3 çalışmasının en güçlü kanıtı, ilacın yıllık büyüme hızı üzerindeki etkisi olarak öne çıkıyor.<br />
Infigratinib FGFR3 sinyalini hedefliyor<br />
Akondroplazi, kemiklerin özellikle uzunlamasına büyümesini etkileyen genetik bir iskelet gelişim bozukluğu. Hastalığa çoğunlukla FGFR3 genindeki hastalık yapıcı değişiklikler neden oluyor.<br />
FGFR3 sinyalinin normalden fazla çalışması, uzun kemiklerin geliştiği büyüme plaklarında kemik büyümesini sınırlandırıyor.<br />
Infigratinib, FGFR1, FGFR2 ve FGFR3 reseptörlerini baskılayan bir tirozin kinaz inhibitörü. Akondroplazide düşük doz kullanımının amacı, hastalığın temelinde yer alan aşırı FGFR3 sinyalini azaltmak.<br />
İlacın ağızdan ve günde bir kez kullanılması, araştırılan tedavinin mevcut enjeksiyonla uygulanan yaklaşımlardan farklı yönlerinden biri. Ancak PROPEL 3 çalışması infigratinibi başka bir aktif ilaçla değil plaseboyla karşılaştırdı. Bu nedenle sonuçlardan infigratinibin mevcut tedavilerden daha etkili olduğu çıkarımı yapılamaz.<br />
Yan etki oranları iki grupta birbirine yakındı<br />
52 haftalık takip sırasında en az bir yan etki, infigratinib alan 74 çocuğun 71’inde, yani yüzde 96’sında bildirildi. Plasebo grubunda ise 39 çocuğun 37’sinde yan etki görüldü; bu oran yüzde 95’ti.<br />
Ciddi yan etkiler infigratinib grubundaki 74 çocuğun 4’ünde, plasebo grubundaki 39 çocuğun ise 1’inde kaydedildi.<br />
Araştırmacılar ciddi yan etkilerin hiçbirini çalışma tedavisiyle ilişkili olarak değerlendirmedi. Tedavinin bırakılmasına yol açan ve infigratinible ilişkili kabul edilen bir yan etki de bildirilmedi.<br />
Bu bulgular bir yıllık kullanım için güvenlilik verisi sağlıyor. Ancak çocukluk döneminde uzun süre uygulanabilecek bir tedavinin daha seyrek görülen yan etkileri ve uzun dönem güvenliliği için daha uzun takip gerekiyor.<br />
Akondroplazi yalnızca boy uzunluğundan ibaret değil<br />
Akondroplazi yalnızca kısa boyla tanımlanan bir durum değil. Hastalarda vücut oranlarındaki farklılıkların yanı sıra omurga, eklem, kulak-burun-boğaz, solunum ve bazı nörolojik sorunlar görülebiliyor.<br />
PROPEL 3 çalışmasının birincil hedefi yıllık büyüme hızındaki değişimdi. Bu nedenle araştırmanın sonuçları, infigratinibin akondroplaziyle ilişkili bütün sağlık sorunlarını azalttığını veya önlediğini göstermiyor.<br />
Aynı nedenle 52 haftalık sonuçlardan ilacın çocukların nihai erişkin boyunu ne ölçüde değiştireceği konusunda kesin bir çıkarım yapmak mümkün değil. Bunun belirlenebilmesi için daha uzun süreli takip gerekiyor.<br />
Çalışma BridgeBio Pharma tarafından finanse edildi<br />
PROPEL 3 araştırması ilacı geliştiren BridgeBio Pharma tarafından finanse edildi. Makalenin yazarları arasında şirket çalışanları da bulunuyor.<br />
Çalışmanın randomize, çift kör ve plasebo kontrollü tasarımı elde edilen kanıtın gücünü artırıyor. Buna karşılık finansman kaynağı, 52 haftalık takip süresi ve ilacın aktif bir tedaviyle doğrudan karşılaştırılmamış olması sonuçların değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken noktalar arasında.<br />
FDA’ya başvuru yapıldı ancak henüz onay verilmedi<br />
Faz 3 çalışmasının olumlu sonuçlanması, infigratinibin akondroplazi tedavisinde kullanıma girdiği anlamına gelmiyor.<br />
Geliştirici şirket, 2026 yılında ABD Gıda ve İlaç Dairesine akondroplazi tedavisi için yeni ilaç başvurusu yaptığını açıkladı.<br />
24 Eylül 2026 itibarıyla infigratinibin akondroplazi endikasyonu için ABD Gıda ve İlaç Dairesi onayı bulunmuyor. Başvurunun değerlendirilmesi ile ilacın onaylanması birbirinden ayrı süreçler.<br />
PROPEL 3 sonuçları, ağızdan kullanılan ve FGFR3 sinyal yolunu hedefleyen infigratinibin akondroplazili çocuklarda yıllık büyüme hızını artırabildiğini gösteren Faz 3 düzeyinde kanıt sağlıyor. İlacın rutin tedavide yer alıp almayacağını düzenleyici kurumların değerlendirmesi ile uzun dönem etkinlik ve güvenlilik sonuçları belirleyecek.<br />
KAYNAKLAR<br />
• New England Journal of Medicine – Phase 3 Trial of Oral Infigratinib in Children with Achondroplasia, 3 Eylül 2026<br />
• ABD Gıda ve İlaç Dairesi – Infigratinib akondroplazi yetim ilaç statüsü ve onay durumu<br />
• BridgeBio Pharma – Infigratinib akondroplazi yeni ilaç başvurusu ve 2026 düzenleyici süreç açıklaması</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/akondroplazili-cocuklarda-agizdan-ilac-adayi-faz-3te-buyume-hizini-artirdi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 20:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/akondroplazi-faz3-1280x720-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="55070"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[U.S. News 2026–2027 Küresel Üniversite Sıralaması Açıklandı: Türkiye’nin İlk 10’u]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/us-news-2026-2027-kuresel-universite-siralamasi-aciklandi-turkiyenin-ilk-10u</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/us-news-2026-2027-kuresel-universite-siralamasi-aciklandi-turkiyenin-ilk-10u" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[U.S. News 2026–2027 En İyi Küresel Üniversiteler sıralamasında Harvard dünya birincisi, Koç Üniversitesi Türkiye birincisi oldu. Türkiye’den iki üniversite küresel ilk 500’e girdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>U.S. News &amp; World Report, 2026–2027 En İyi Küresel Üniversiteler sıralamasını açıkladı. Dünyanın zirvesinde Harvard Üniversitesi yer alırken Türkiye listesinin ilk sırasında Koç Üniversitesi bulundu.</p>

<p>Koç Üniversitesi dünya genelinde 457’nci, Boğaziçi Üniversitesi ise 466’ncı sıraya yerleşti. Böylece Türkiye’den yalnızca iki üniversite küresel ilk 500’e girebildi. İlk 400’de ise Türkiye’den herhangi bir üniversite bulunmadı.</p>

<p>Dünyanın en iyi 10 üniversitesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>U.S. News 2026–2027 En İyi Küresel Üniversiteler sıralamasının ilk 10’u şöyle oluştu:</p>

<ol>
 <li>Harvard Üniversitesi</li>
 <li>Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)</li>
 <li>Stanford Üniversitesi</li>
 <li>Oxford Üniversitesi</li>
 <li>Cambridge Üniversitesi</li>
 <li>Tsinghua Üniversitesi</li>
 <li>California Üniversitesi, Berkeley</li>
 <li>Yale Üniversitesi</li>
 <li>University College London</li>
 <li>Columbia Üniversitesi</li>
</ol>

<p>Listenin ilk beş sırasında üç ABD ve iki İngiltere üniversitesi yer aldı. Çin’den Tsinghua Üniversitesi altıncı sıraya yerleşerek Asya’nın en yüksek dereceli üniversitesi oldu.</p>

<p>Türkiye’nin en iyi 10 üniversitesi</p>

<p>U.S. News verilerine göre Türkiye sıralamasının ilk 10’u ve üniversitelerin dünya basamakları şöyle:</p>

<ol>
 <li>Koç Üniversitesi — Dünya 457’ncisi</li>
 <li>Boğaziçi Üniversitesi — Dünya 466’ncısı</li>
 <li>Orta Doğu Teknik Üniversitesi — Dünya 568’incisi</li>
 <li>İstanbul Teknik Üniversitesi — Dünya 639’uncusu</li>
 <li>Hacettepe Üniversitesi — Dünya 657’ncisi</li>
 <li>Çankaya Üniversitesi — Dünya 707’ncisi</li>
 <li>Sabancı Üniversitesi — Dünya 739’uncusu</li>
 <li>Ankara Üniversitesi — Dünya 783’üncüsü</li>
 <li>İstanbul Üniversitesi — Dünya 806’ncısı</li>
 <li>Bilkent Üniversitesi — Dünya 831’incisi</li>
</ol>

<p>Koç ile Boğaziçi arasında dokuz basamak var</p>

<p>Türkiye listesinin zirvesindeki yakın rekabet dikkat çekti. Koç Üniversitesi 50,6 puanla dünya 457’ncisi olurken Boğaziçi Üniversitesi 50,3 puanla dünya 466’ncısı oldu. İki üniversite arasında yalnızca dokuz dünya basamağı ve 0,3 puanlık fark oluştu.</p>

<p>ODTÜ dünya 568’inciliğiyle Türkiye üçüncüsü, İstanbul Teknik Üniversitesi 639’unculukla Türkiye dördüncüsü, Hacettepe Üniversitesi ise 657’ncilikle Türkiye beşincisi oldu.</p>

<p>Ankara Üniversitesi iki basamak yükseldi</p>

<p>Ankara Üniversitesi, bir önceki U.S. News listesinde Türkiye’de 10’uncu ve dünyada 802’nci sıradaydı. Üniversite 2026–2027 döneminde Türkiye’de sekizinci, dünyada 783’üncü sıraya yükseldi.</p>

<p>Böylece Ankara Üniversitesi küresel sıralamada 19, Türkiye sıralamasında ise iki basamak ilerledi.</p>

<p>Sıralama neye göre hazırlanıyor?</p>

<p>U.S. News En İyi Küresel Üniversiteler sıralaması, ağırlıklı olarak araştırma performansını ve akademik itibarı ölçüyor. Değerlendirmede 13 gösterge kullanılıyor.</p>

<p>Bu göstergeler arasında küresel ve bölgesel araştırma itibarı, yayın ve kitap sayısı, konferans bildirileri, normalleştirilmiş atıf etkisi, toplam atıf sayısı, en çok atıf alan yüzde 10’luk ve yüzde 1’lik yayın dilimlerindeki çalışmalar ile uluslararası iş birliği bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle liste, üniversitelerin eğitim kalitesini veya öğrenci deneyimini tek başına ölçen bir sıralama olarak değerlendirilmemeli. Sonuçlar daha çok bilimsel üretim, görünürlük, atıf gücü ve araştırma etkisini yansıtıyor.</p>

<p>100’den fazla ülkeden üniversiteler değerlendirildi</p>

<p>U.S. News’in 16 Haziran 2026’da yayımladığı açıklamaya göre sıralamada 100’den fazla ülkedeki 2 bin 250’nin üzerinde üniversite değerlendirildi.</p>

<p>Listede en fazla üniversiteye sahip ülkeler Çin, ABD, Hindistan, Birleşik Krallık ve Japonya oldu. Çin 409 üniversiteyle ilk sırada yer alırken ABD’den 275, Hindistan’dan 123, Birleşik Krallık’tan 93 ve Japonya’dan 86 üniversite sıralamaya girdi.</p>

<p>U.S. News ile URAP sıralaması karıştırılmamalı</p>

<p>U.S. News, URAP, THE, QS ve Leiden sıralamaları farklı veri kümeleri ve ölçütler kullanıyor. Bu nedenle bir üniversitenin bir listedeki dünya basamağı başka bir sıralamanın sonucu gibi sunulmamalı.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi için kamuoyuna yansıyan “dünya 942’nciliği”, U.S. News 2026–2027 sonuçlarına değil, URAP 2025–2026 Dünya Üniversite Sıralaması’na ait. U.S. News’in yeni genel sıralamasında SBÜ adına doğrulanmış sayısal bir dünya basamağı yayımlanmış görünmüyor.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>U.S. News &amp; World Report — 2026–2027 Best Global Universities Rankings</p>

<p>Ankara Üniversitesi Derecelendirme Koordinatörlüğü — U.S. News World Report</p>

<p>Clarivate — U.S. News 2026–2027 Best Global Universities Rankings Duyurusu</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/us-news-2026-2027-kuresel-universite-siralamasi-aciklandi-turkiyenin-ilk-10u</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 20:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1275.jpeg" type="image/jpeg" length="34195"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserde Beş Yıllık Sağkalım Yüzde 70’e Çıktı: En Büyük Kazanımlar Hangi Türlerde?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kanserde-bes-yillik-sagkalim-yuzde-70e-cikti-en-buyuk-kazanimlar-hangi-turlerde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kanserde-bes-yillik-sagkalim-yuzde-70e-cikti-en-buyuk-kazanimlar-hangi-turlerde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de tüm kanserler için beş yıllık göreli sağkalım yüzde 70’e ulaştı. En büyük artışlar bazı ölümcül ve ileri evre kanserlerde görüldü; ancak bu oran kişisel yaşam süresi tahmini değil.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD’de kanser tanısı alan kişilerde beş yıllık göreli sağkalım, 2015–2021 tanı dönemi için yüzde 70’e ulaştı. Bu oran 1970’lerin ortasında yaklaşık yüzde 50, 1990’ların ortasında ise yüzde 63 düzeyindeydi. En dikkat çekici kazanımlar miyelom, karaciğer ve akciğer kanseri gibi sağkalımın tarihsel olarak düşük olduğu hastalıklarda kaydedildi.</p>

<p>American Cancer Society’nin 2026 raporundaki “yüzde 70” değeri, 2026’da tanı alan hastaların sonucu değil. Hesaplama, 2015–2021 yıllarında tanı alan ve 2022’ye kadar takip edilen hastalara dayanıyor. Bu nedenle sosyal medyada paylaşılan grafiklerdeki “2026 oranı” ifadesi, verinin ait olduğu tanı dönemi açıklanmadan kullanıldığında yanlış anlaşılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Beş yıllık göreli sağkalım ne anlama geliyor?</p>

<p>Beş yıllık göreli sağkalım, kanser tanısı alan kişilerin beş yıl sonra hayatta olma oranını, aynı yaş ve cinsiyet özelliklerine sahip genel nüfusla karşılaştırır. Bu ölçüt “hastaların yalnızca beş yıl yaşayabildiği” anlamına gelmez.</p>

<p>Oranlar geniş hasta gruplarından elde edilir. Kanserin türü, alt tipi ve evresi; hastanın yaşı, genel sağlık durumu, tümörün moleküler özellikleri ve tedaviye erişim gibi etkenler kişisel sonucu önemli ölçüde değiştirebilir. Nüfus istatistikleri bu nedenle tek bir hastanın yaşam süresini öngörmek için kullanılamaz.</p>

<p>En büyük artışlardan biri miyelomda görüldü</p>

<p>Miyelomda beş yıllık göreli sağkalım, 1990’ların ortasındaki yüzde 32 düzeyinden yüzde 62’ye yükseldi. Yaklaşık 30 yüzde puanlık bu artış, raporda öne çıkan en büyük kazanımlardan biri oldu.</p>

<p>Proteazom inhibitörleri, immünomodülatör ilaçlar, monoklonal antikorlar ve kök hücre nakli gibi seçenekler miyelom tedavisini değiştirdi. Ancak nüfus düzeyindeki artışı yalnızca tek bir ilaca bağlamak mümkün değil. Daha iyi destek tedavisi, hastalık sınıflandırması ve ardışık tedavi stratejileri de sonuçlara katkıda bulundu.</p>

<p>Karaciğer ve akciğer kanserinde oranlar yükseldi</p>

<p>Karaciğer kanserinde beş yıllık sağkalım yüzde 7’den yüzde 22’ye; tüm evrelerdeki akciğer kanserinde ise yüzde 15’ten yüzde 28’e çıktı. Bu oranlar hâlâ birçok kanser türünün gerisinde olsa da geçmiş dönemle karşılaştırıldığında belirgin ilerlemeye işaret ediyor.</p>

<p>Akciğer kanserindeki değişimde sigara kullanımının azalması, riskli kişilerde düşük doz bilgisayarlı tomografiyle tarama, daha doğru evreleme, cerrahi ve radyoterapi teknikleri, hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapiler birlikte rol oynuyor.</p>

<p>İleri evre kanserlerde sağkalım iki katına çıktı</p>

<p>Uzak organlara yayılmış, yani metastatik kanserlerin tamamı birlikte değerlendirildiğinde beş yıllık göreli sağkalım 1990’ların ortasındaki yüzde 17’den yüzde 35’e yükseldi. Bölgesel yayılım gösteren kanserlerde ise oran yüzde 54’ten yüzde 69’a çıktı.</p>

<p>Metastatik melanomda sağkalım yüzde 16’dan yüzde 35’e, metastatik akciğer kanserinde yüzde 2’den yüzde 10’a ve metastatik rektum kanserinde yüzde 8’den yüzde 18’e yükseldi. Bölgesel evredeki akciğer kanserinde de yüzde 20’den yüzde 37’ye çıkan bir artış kaydedildi.</p>

<p>Bu kazanımlarda hedefe yönelik tedaviler ve bağışıklık sistemini tümöre karşı harekete geçiren immünoterapiler önemli yer tutuyor. Yine de beş yıllık sağkalım verisi, hangi ilacın artışın ne kadarını sağladığını tek başına göstermez.</p>

<p>Sosyal medyadaki tedavi tablosu nasıl okunmalı?</p>

<p>Paylaşılan grafikte kanser türlerinin yanına imatinib, rituksimab, CAR-T, kontrol noktası inhibitörleri ve PARP inhibitörleri gibi tedaviler yerleştiriliyor. Bu eşleştirmeler tedavi tarihindeki önemli gelişmeleri özetlese de American Cancer Society raporu, sağkalımdaki artışı tek tek ilaçlara paylaştıran bir nedensellik analizi sunmuyor.</p>

<p>Sonuçlar yalnızca yeni ilaçlardan etkilenmez. Erken tanı, tarama programları, sigaranın azalması, görüntüleme yöntemleri, cerrahi teknikler, radyoterapi, destek tedavileri ve sağlık hizmetlerine erişim de sağkalım oranlarını değiştirebilir.</p>

<p>Beş yıllık sağkalım neden tek başına yeterli değil?</p>

<p>Erken tanı, kişi aynı tarihte hayatını kaybetse bile tanıyla ölüm arasındaki süreyi uzatarak beş yıllık sağkalımı artırabilir. Yavaş ilerleyen ve daha iyi seyreden tümörlerin taramayla daha fazla bulunması da oranları yükseltebilir. Bu etkiler, taramanın veya tedavinin değersiz olduğu anlamına gelmez; sağkalımın ölüm oranları ve klinik araştırmalarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.</p>

<p>ABD’de kanser ölüm hızı, 1991’deki zirve noktasından 2023’e kadar yüzde 34 azaldı. Araştırmacılar bu düşüşün yaklaşık 4,8 milyon kanser ölümünün önlenmesiyle ilişkili olduğunu hesapladı. Ölüm oranındaki gerileme; tütün kullanımındaki azalma, erken tanı ve tedavi ilerlemelerinin ortak etkisini destekleyen daha güçlü bir nüfus göstergesi sunuyor.</p>

<p>Her kanser türünde aynı ilerleme sağlanmadı</p>

<p>Genel tablo olumlu olsa da kanserler arasındaki fark devam ediyor. Pankreas kanserinde genel beş yıllık göreli sağkalım yüzde 13 düzeyinde kalıyor. Akciğer ve karaciğer kanserlerindeki artışlara rağmen bu hastalıkların sağkalımı da hâlâ genel ortalamanın oldukça altında.</p>

<p>Kanserin erken evrede saptanması sonucu büyük ölçüde değiştirebiliyor. Örneğin pankreas kanserinde lokalize hastalık için oran yüzde 44’e çıkarken tüm evreler birlikte değerlendirildiğinde yüzde 13’e düşüyor. Bu fark, evrenin önemini gösterse de her kanser için etkili ve kanıtlanmış bir tarama testi bulunduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>ABD verileri Türkiye için doğrudan oran sayılmaz</p>

<p>Rapor ABD’deki kanser kayıtlarından üretildi. Türkiye’deki sonuçlar; tarama katılımı, tanı evresi, nüfus özellikleri, tedaviye erişim ve kanser kayıt sistemlerindeki farklılıklar nedeniyle aynı olmayabilir.</p>

<p>Bununla birlikte veriler, kanser araştırmalarının ve sağlık hizmetlerindeki gelişmelerin uzun vadeli etkisini ortaya koyuyor. Kazanım belirgin olsa da kanser türleri, hastalık evreleri ve toplumsal gruplar arasındaki eşitsizliklerin kapatılması temel hedef olmayı sürdürüyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Sağkalım oranları geniş hasta gruplarını tanımlar ve kişisel prognoz yerine geçmez. Bireysel değerlendirme; kanserin türü, evresi, moleküler özellikleri, tedavi seçenekleri ve hastanın genel durumu dikkate alınarak onkoloji hekimi tarafından yapılmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>CA: A Cancer Journal for Clinicians — Cancer Statistics, 2026 — 13 Ocak 2026</p>

<p>American Cancer Society — Cancer Facts &amp; Figures 2026 — 2026 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kanserde-bes-yillik-sagkalim-yuzde-70e-cikti-en-buyuk-kazanimlar-hangi-turlerde</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 20:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1272-1.jpeg" type="image/jpeg" length="15257"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CagriSema’dan Faz 3’te yüzde 12,4 kilo kaybı: Rakip doz 5 mg’dı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cagrisemadan-faz-3te-yuzde-124-kilo-kaybi-rakip-doz-5-mgdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cagrisemadan-faz-3te-yuzde-124-kilo-kaybi-rakip-doz-5-mgdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CagriSema, tip 2 diyabetli yetişkinlerde 60 haftada ortalama yüzde 12,4 kilo kaybı sağladı; tirzepatidin 5 mg dozunda oran yüzde 9,1’di. Sonuç, daha yüksek tirzepatid dozlarına üstünlük göstermiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Novo Nordisk’in araştırma aşamasındaki haftalık enjeksiyonu CagriSema, Faz 3 REIMAGINE 5 çalışmasında tip 2 diyabetli yetişkinlerde 60 haftada ortalama yüzde 12,4 kilo kaybı sağladı. Karşılaştırılan tirzepatid 5 mg grubundaki ortalama kayıp yüzde 9,1 olarak açıklandı.</p>

<p>CagriSema lehine ortaya çıkan fark 3,3 yüzde puanıydı. Ancak sonuç, CagriSema’nın tirzepatidin tüm dozlarından daha etkili olduğu anlamına gelmiyor. Çalışmada yalnızca tirzepatidin 5 mg dozu kullanıldı; 10 mg ve 15 mg dozları karşılaştırmaya alınmadı.</p>

<p>CagriSema nedir?</p>

<p>CagriSema, uzun etkili amilin reseptör agonisti kagrilintid ile GLP-1 reseptör agonisti semaglutidi bir araya getiren sabit dozlu bir kombinasyon. Haftada bir kez deri altına uygulanmak üzere obezite ve tip 2 diyabet tedavisinde araştırılıyor.</p>

<p>Semaglutid iştahın ve enerji alımının azaltılmasına yardımcı olurken kagrilintid, tokluk hissiyle ilişkili amilin hormonunun etkisini taklit ediyor. İki mekanizmanın birlikte kullanılmasının daha güçlü kilo kontrolü sağlayıp sağlamayacağı Faz 3 programlarında inceleniyor.</p>

<p>REIMAGINE 5 çalışmasında ne bulundu?</p>

<p>REIMAGINE 5, kan şekeri metformin, SGLT2 inhibitörü veya bu iki tedavinin birlikte kullanılmasına rağmen yeterince kontrol edilemeyen tip 2 diyabetli yetişkinleri kapsadı.</p>

<p>Katılımcılarda haftada bir uygulanan CagriSema 1,0 mg/1,0 mg ile tirzepatid 5 mg karşılaştırıldı. Şirketin açıkladığı üst düzey sonuçlara göre 60. haftada:</p>

<p>CagriSema grubunda ortalama kilo kaybı yüzde 12,4 oldu.</p>

<p>Tirzepatid 5 mg grubunda ortalama kilo kaybı yüzde 9,1 olarak hesaplandı.</p>

<p>CagriSema, kilo kaybı sonlanımında tirzepatid 5 mg’a karşı istatistiksel üstünlük ölçütünü karşıladı.</p>

<p>HbA1c düzeyindeki azalma CagriSema ile 1,71 yüzde puanı, tirzepatid ile 1,67 yüzde puanı oldu. CagriSema bu ölçütte tirzepatide karşı en az onun kadar etkili olma hedefini, yani non-inferiorite ölçütünü karşıladı.</p>

<p>Tirzepatidin yalnızca 5 mg ile karşılaştırılması neden önemli?</p>

<p>Tirzepatid tedavisi düşük dozla başlatılıyor ve hastanın yanıtı ile toleransına göre artırılabiliyor. Beş miligram kullanılabilen bir idame dozu olmakla birlikte ilacın 10 mg ve 15 mg seçenekleri de bulunuyor.</p>

<p>REIMAGINE 5 sonucu bu nedenle “CagriSema, tirzepatidden daha fazla kilo verdirdi” biçiminde genellenemez. Doğru yorum, CagriSema 1,0 mg/1,0 mg’ın bu hasta grubunda tirzepatid 5 mg’dan daha fazla ortalama kilo kaybı sağladığıdır.</p>

<p>Nitekim daha önce açıklanan REDEFINE 4 çalışmasında CagriSema 2,4 mg/2,4 mg, tirzepatid 15 mg ile doğrudan karşılaştırılmıştı. Bu çalışmada 84 haftalık kilo kaybı sırasıyla yüzde 23 ve yüzde 25,5 olmuş; CagriSema birincil non-inferiorite hedefini karşılayamamıştı.</p>

<p>REDEFINE 9 çalışmasında yüzde 21 kilo kaybı</p>

<p>Aynı gün açıklanan Faz 3 REDEFINE 9 çalışması, tip 2 diyabetten bağımsız olarak fazla kilolu veya obezitesi bulunan yaklaşık 300 yetişkini kapsadı. Katılımcılara azaltılmış kalorili beslenme ve fiziksel aktiviteye ek olarak CagriSema ya da plasebo uygulandı.</p>

<p>Şirketin etkinlik tahmin yaklaşımına göre CagriSema 1,0 mg/1,0 mg kullananlarda 68 haftalık ortalama kilo kaybı yüzde 21’e ulaştı. Plasebo grubundaki kayıp yüzde 2’de kaldı ve çalışma birincil üstünlük hedefini karşıladı.</p>

<p>CagriSema grubunda sistolik kan basıncı, bel-boy oranı ve açlık lipid değerlerinde de plaseboya kıyasla daha fazla iyileşme bildirildi. Bununla birlikte bu destekleyici sonuçların klinik önemini değerlendirebilmek için ayrıntılı verilerin görülmesi gerekiyor.</p>

<p>Yüzde 12,4 ve yüzde 21 neden doğrudan karşılaştırılamaz?</p>

<p>İki oran farklı hasta gruplarından ve farklı çalışma koşullarından elde edildi. REIMAGINE 5 tip 2 diyabetli yetişkinleri kapsarken REDEFINE 9, fazla kilolu veya obezitesi bulunan daha geniş bir grupta yürütüldü.</p>

<p>Çalışma süreleri de sırasıyla 60 ve 68 haftaydı. Bu nedenle yüzde 12,4 ile yüzde 21 arasındaki fark yalnızca ilacın etkisindeki değişim gibi yorumlanamaz. Başlangıç özellikleri, diyabet varlığı, karşılaştırma grubu ve analiz yöntemi sonuçları etkileyebilir.</p>

<p>Güvenlik verileri henüz sınırlı açıklandı</p>

<p>Novo Nordisk, CagriSema’nın iki çalışmada da genel olarak iyi tolere edildiğini ve güvenlik profilinin önceki araştırmalarla uyumlu olduğunu bildirdi. Ancak açıklamada yan etkilerin sıklığı, tedaviyi bırakma oranları ve gruplar arasındaki ayrıntılı güvenlik karşılaştırmaları paylaşılmadı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bulgular şimdilik şirket tarafından duyurulan üst düzey sonuçlardan oluşuyor. Verilerin bilimsel toplantıda ayrıntılı biçimde sunulması ve hakemli bir dergide yayımlanması; etkinlik, tedaviyi bırakma ve güvenlik sonuçlarının bağımsız biçimde değerlendirilebilmesi açısından önemli olacak.</p>

<p>CagriSema onaylandı mı?</p>

<p>CagriSema halen araştırma aşamasında bulunuyor ve bu sonuçlar ilacın onaylandığı anlamına gelmiyor. Novo Nordisk, kilo yönetimi başvurusunu Aralık 2025’te ABD Gıda ve İlaç Dairesine sunduğunu ve kararın 2026’nın son çeyreğinde beklendiğini açıkladı.</p>

<p>Yeni Faz 3 verileri CagriSema’nın obezite ve tip 2 diyabet tedavisindeki potansiyelini destekliyor. Ancak tirzepatid karşılaştırmasında yalnızca 5 mg dozun kullanılması ve ayrıntılı sonuçların henüz yayımlanmamış olması, bulgular yorumlanırken mutlaka dikkate alınmalı.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>CagriSema araştırma aşamasındaki bir tedavidir ve kişisel kullanım için temin edilmemeli veya uygulanmamalıdır. Obezite ve diyabet ilaçları yalnızca hekim değerlendirmesiyle başlanmalı; mevcut tedavinin dozu haber sonuçlarına göre değiştirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Novo Nordisk — REIMAGINE 5 ve REDEFINE 9 Faz 3 üst düzey sonuç açıklaması — 21 Eylül 2026</p>

<p>Novo Nordisk — REDEFINE 4 Faz 3 doğrudan karşılaştırma sonuçları — 23 Şubat 2026</p>

<p>ABD ClinicalTrials  — REIMAGINE 5 ve REDEFINE 9 çalışma kayıtları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cagrisemadan-faz-3te-yuzde-124-kilo-kaybi-rakip-doz-5-mgdi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 20:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/i-m-g-5506.jpeg" type="image/jpeg" length="26487"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FUS-ALS için geliştirilen RNA ilacı onay sürecine yaklaşıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fus-als-icin-gelistirilen-rna-ilaci-onay-surecine-yaklasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fus-als-icin-gelistirilen-rna-ilaci-onay-surecine-yaklasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[FUS genindeki hastalık yapıcı değişikliklerin neden olduğu nadir ALS türüne karşı geliştirilen RNA hedefli ulefnersen, küresel Faz 3 FUSION çalışmasının birincil hedefini karşıladı. Ionis Pharmaceuticals ve Otsuka Pharmaceutical tarafından 22 Eylül 2026’da açıklanan üst düzey verilere göre ilaç, yaklaşık 72 haftada hastaların günlük işlevleri ile sağkalımı birlikte değerlendiren bileşik ölçütte plaseboya karşı istatistiksel olarak anlamlı sonuç verdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ulefnersen henüz onaylı bir tedavi değil ve Faz 3’ün ayrıntılı sonuçları hakemli bir bilimsel dergide yayımlanmış değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>FUS genindeki mutasyonlara bağlı amyotrofik lateral skleroz için geliştirilen RNA hedefli ilaç adayı ulefnersen, küresel FUSION çalışmasının Faz 3 bölümünde birincil sonlanım noktasını karşıladı. Ionis Pharmaceuticals ve Otsuka Pharmaceutical, sonucu 22 Eylül 2026’da açıkladı.<br />
Çok merkezli, randomize, çift kör ve plasebo kontrollü olarak yürütülen çalışmada ulefnersen, hastaların işlev kaybı ile yaşamı tehdit eden hastalık ilerlemesini birlikte değerlendiren ana ölçütte plaseboya göre istatistiksel olarak anlamlı sonuç verdi.<br />
Birincil analiz 73 hasta üzerinden yapıldı<br />
FUSION programının klinik araştırma kaydında toplam 89 katılımcı yer alıyor. Şirketlerin açıkladığı Faz 3 birincil analizi ise 73 hastadan oluşan analiz popülasyonuna dayanıyor.<br />
Yayımlanan üst düzey açıklamalarda toplam kayıtlı katılımcı sayısı ile birincil analizdeki 73 kişi arasındaki farkın ayrıntılı dökümü verilmedi. Tam bilimsel rapor yayımlandığında hasta akışının ve analiz popülasyonlarının daha ayrıntılı değerlendirilmesi mümkün olacak.<br />
Çalışmanın çift kör, plasebo kontrollü bölümü yaklaşık 72 hafta sürdü.<br />
Ana sonuç tek bir ölçüme dayanmıyor<br />
FUSION’ın birincil sonlanım noktası yalnızca hastaların kas gücündeki ya da günlük yaşam becerilerindeki değişimi ölçmedi.<br />
Araştırmacılar üç unsuru birlikte değerlendiren önceden belirlenmiş bir sıralama analizi kullandı: ölüm veya kalıcı solunum desteğine geçiş süresi, hastalığın ilerlemesi nedeniyle erken kurtarma tedavisine ihtiyaç duyulması ve ALS İşlevsel Değerlendirme Ölçeği’ndeki değişim.<br />
Yaklaşık 72 haftalık değerlendirme sonunda ulefnersen ile plasebo arasındaki fark için p=0,0005 değeri bildirildi.<br />
Bu sonuç çalışmanın önceden belirlenen istatistiksel hedefini karşıladığını gösteriyor. Ancak p değeri, tedavinin hastalara ne kadar yarar sağladığını tek başına göstermiyor.<br />
Şirketler henüz ALS işlev puanındaki gruplar arası farkı, ölüm veya kalıcı ventilasyon olaylarının sayısını, etki büyüklüğünü ve güven aralıklarını ayrıntılı biçimde açıklamadı.<br />
Ulefnersen FUS üretimini azaltmayı hedefliyor<br />
Ulefnersen bir antisens oligonükleotid. Bu ilaç sınıfı, hücre içindeki belirli RNA dizilerini hedefleyerek hastalıkla ilişkili bir proteinin üretimini azaltmayı amaçlıyor.<br />
İlaç, FUS proteininin üretiminde kullanılan öncü RNA’ya bağlanacak şekilde geliştirildi. Amaç, hastalıkla ilişkili mutant biçimler de dahil olmak üzere FUS proteini üretimini azaltmak.<br />
Ulefnersen ağızdan kullanılan bir ilaç değil. Tedavi bel bölgesinden beyin-omurilik sıvısına yapılan intratekal enjeksiyonla uygulanıyor.<br />
FUS-ALS tüm ALS vakalarının küçük bir bölümünü oluşturuyor<br />
FUS genindeki hastalık yapıcı değişiklikler ALS vakalarının yalnızca küçük bir bölümünden sorumlu.<br />
The Lancet Neurology’de yayımlanan bilimsel değerlendirmeye göre ALS hastalarının yaklaşık yüzde 0,3 ila 0,9’unda FUS mutasyonu bulunuyor. Hastalık bazı kişilerde daha genç yaşlarda başlayabiliyor ve özellikle belirli FUS değişikliklerinde hızlı ilerleyebiliyor.<br />
Bu nedenle Faz 3 sonucu bütün ALS hastaları için geçerli kabul edilemez. Ulefnersen, genetik incelemeyle FUS mutasyonu saptanan özel bir hasta grubuna yönelik geliştiriliyor.<br />
Sinir hücresi hasarı göstergesinde de sonuç bildirildi<br />
Faz 3 açıklamasında bazı ikincil sonlanım noktalarının da ulefnersen lehine sonuçlandığı belirtildi.<br />
Bunlardan biri kandaki nörofilament hafif zincir düzeyiydi. Nörofilament hafif zincir, sinir hücresi hasarı arttığında kandaki düzeyi yükselebilen bir biyolojik gösterge.<br />
Şirketler bu biyolojik göstergede ulefnersen lehine istatistiksel olarak anlamlı değişim bildirdi. Ancak azalmanın sayısal büyüklüğü henüz açıklanmadı.<br />
Nörofilament düzeyindeki değişim biyolojik etkiye ilişkin destekleyici bilgi sağlıyor; tek başına hastanın günlük işlevlerinin düzeldiğini veya yaşam süresinin uzadığını kanıtlamıyor.<br />
Ölüm, kalıcı ventilasyon, kurtarma tedavisine geçiş veya hastalık ilerlemesi nedeniyle çalışmadan ayrılmaya kadar geçen süreyi değerlendiren bir başka ikincil ölçütte de ulefnersen lehine istatistiksel sonuç bildirildi. Bu sonuca ilişkin ayrıntılı olay sayıları ve etki büyüklükleri de henüz yayımlanmadı.<br />
İnsanlarda daha önce sınırlı sayıda denenmişti<br />
Ulefnersen daha önce jacifusen adıyla FUS-ALS hastalarında erken klinik kullanım kapsamında incelenmişti.<br />
The Lancet’te 2025 yılında yayımlanan çok merkezli çalışmada 12 katılımcı tedavi edildi. Araştırma, açık etiketli ve kontrol grubu bulunmayan bir genişletilmiş erişim programı niteliğindeydi.<br />
Çalışmada biyolojik göstergelerde tedaviyle uyumlu değişiklikler ve bazı hastalarda klinik gözlemler bildirildi. Ancak hasta sayısının çok az olması ve plasebo grubunun bulunmaması nedeniyle bu veriler tedavinin etkinliğini kanıtlayacak güçte değildi.<br />
FUSION çalışmasını önceki verilerden ayıran temel özellik, ulefnersenin randomize ve plasebo kontrollü koşullarda değerlendirilmesi oldu.<br />
Güvenlilik için ayrıntılı veriler bekleniyor<br />
Şirketlerin açıkladığı ilk Faz 3 sonuçlarında ulefnersenin genel güvenlilik ve tolere edilebilirlik profilinin olumlu olduğu ve yan etkilerin çoğunun hafif veya orta şiddette gerçekleştiği bildirildi.<br />
Ancak ciddi yan etkilerin oranı, tedaviyi bırakmaya yol açan olaylar ve ulefnersen ile plasebo grupları arasındaki ayrıntılı güvenlilik karşılaştırmaları henüz yayımlanmadı.<br />
Bu nedenle ilacın güvenlilik profili konusunda daha kesin değerlendirme için tam Faz 3 verilerinin görülmesi gerekiyor.<br />
Ulefnersen henüz onaylanmış bir ilaç değil<br />
Olumlu Faz 3 sonucu ulefnersenin rutin tedavide kullanılabileceği anlamına gelmiyor.<br />
İlaç halen araştırma aşamasında ve ABD Gıda ve İlaç Dairesi ya da başka bir düzenleyici kurum tarafından FUS-ALS tedavisi için onaylanmış değil.<br />
Ulefnersen, ABD Gıda ve İlaç Dairesinden FUS-ALS için Fast Track statüsü aldı. İlaç ayrıca ABD ve Avrupa’da nadir hastalıklara yönelik ilaç geliştirme kapsamında yetim ilaç statülerine sahip.<br />
Ionis ve Otsuka, Faz 3 sonuçlarını ABD Gıda ve İlaç Dairesi ve diğer ülkelerdeki düzenleyici kurumlarla görüşmeyi, olası başvuru yollarını değerlendirmeyi planlıyor.<br />
Tam Faz 3 sonuçları henüz yayımlanmadı<br />
Mevcut verilerin en önemli sınırlaması, sonuçların şu anda şirketlerin 22 Eylül’de açıkladığı üst düzey Faz 3 verilerinden oluşması.<br />
Çalışmanın ayrıntılı sonuçları henüz hakemli bir bilimsel dergide yayımlanmış değil.<br />
ALS işlev puanındaki gruplar arası fark, olay sayıları, sağkalıma ilişkin ayrıntılı istatistikler, güven aralıkları, alt grup analizleri ve kapsamlı güvenlilik sonuçları açıklandığında tedavinin klinik etkisinin büyüklüğü daha sağlıklı değerlendirilebilecek.<br />
Şirketler ayrıntılı FUSION sonuçlarının bilimsel bir toplantıda sunulmasını ve hakemli bir dergide yayımlanmak üzere gönderilmesini planlıyor.<br />
Bu nedenle mevcut Faz 3 sonucu, FUS mutasyonuna bağlı ALS için güçlü bir klinik geliştirme sinyali olarak değerlendirilebilir; ancak ulefnersenin hastalar açısından sağlayacağı gerçek klinik yararın büyüklüğü tam veriler yayımlandıktan ve düzenleyici değerlendirmeler tamamlandıktan sonra daha net ortaya çıkacak.<br />
KAYNAKLAR<br />
• Ionis Pharmaceuticals – Ulefnersen FUSION Faz 3 üst düzey sonuç açıklaması, 22 Eylül 2026<br />
• Otsuka Pharmaceutical – Ulefnersen FUSION Faz 3 sonuç açıklaması, 22 Eylül 2026<br />
• ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi – FUSION klinik araştırma kaydı<br />
• The Lancet – Antisens oligonükleotid jacifusen ile FUS-ALS çok merkezli açık etiketli çalışma, 2025<br />
• The Lancet Neurology – FUS mutasyonlarının neden olduğu amyotrofik lateral skleroz üzerine bilimsel değerlendirme, 2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fus-als-icin-gelistirilen-rna-ilaci-onay-surecine-yaklasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 19:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genetik-als-rna-1280x720-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="56031"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdrar Rengi Ne Anlama Gelir? Sarıdan Kırmızıya Renk Rehberi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/idrar-rengi-ne-anlama-gelir-saridan-kirmiziya-renk-rehberi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/idrar-rengi-ne-anlama-gelir-saridan-kirmiziya-renk-rehberi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdrarın açık saman sarısı olması genellikle normal sıvı dengesini gösterir. Koyu sarı çoğu kez susuzlukla ilişkilidir; kırmızı, kahverengi veya kalıcı bulanıklık ise değerlendirme gerektirebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İdrarın normal rengi çoğunlukla açık saman sarısı ile sarı arasında değişir. Koyu sarı veya kehribar tonları genellikle idrarın yoğunlaştığını ve vücudun daha fazla sıvıya ihtiyaç duyabileceğini gösterir. Ancak kırmızı, kahverengi, turuncu, yeşil veya kalıcı bulanık görünüm yalnızca renge bakılarak açıklanamaz.</p>

<p>İdrar rengini tüketilen sıvı miktarı kadar yiyecekler, gıda boyaları, vitaminler ve bazı ilaçlar da değiştirebilir. Renk değişikliği bazen geçici ve zararsızdır; bazen de idrarda kan, enfeksiyon, böbrek taşı, karaciğer veya safra yollarıyla ilgili bir sorun gibi değerlendirilmesi gereken durumların işareti olabilir.</p>

<p>Sağlıklı idrar rengi nasıl olmalı?</p>

<p>Yeterli sıvı alan bir kişide idrar genellikle açık sarı veya saman sarısı görünür. Sarı renk, vücuttaki bazı maddelerin parçalanması sırasında oluşan ve böbreklerden süzülen pigmentlerden kaynaklanır.</p>

<p>Gün içindeki küçük renk değişiklikleri normal kabul edilebilir. Sabah ilk idrarın daha koyu olması, gece boyunca sıvı alınmaması nedeniyle idrarın yoğunlaşmasıyla açıklanabilir. Gün içinde sıvı alındıkça rengin açılması beklenir.</p>

<p>İdrarın tamamen şeffaf olması iyi mi?</p>

<p>Ara sıra renksiz veya çok açık idrar görülmesi, kısa süre içinde fazla sıvı tüketilmesine bağlı olabilir. Ancak idrarın sürekli tamamen şeffaf olması her zaman “daha sağlıklı” anlamına gelmez.</p>

<p>Aşırı su tüketimi, kandaki sodyum ve diğer elektrolitlerin seyrelmesine yol açabilir. Çok su içilmediği hâlde sürekli renksiz idrarla birlikte aşırı susama, sık idrara çıkma veya her seferinde fazla miktarda idrar yapma varsa diyabet ve böbreğin idrarı yoğunlaştırma yeteneğini etkileyen durumlar açısından değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Koyu sarı ve kehribar rengi çoğunlukla neyi gösterir?</p>

<p>Koyu sarı veya kehribar rengi idrarın en yaygın nedeni sıvı eksikliğidir. Sıcak hava, terleme, yoğun egzersiz, ateş, kusma ve ishal idrarın yoğunlaşmasına yol açabilir.</p>

<p>Sıvı alımından sonra rengin birkaç idrar içinde açılması, susuzluk olasılığını destekler. Buna rağmen koyu renk devam ediyorsa veya idrar miktarı belirgin biçimde azalmışsa yalnızca daha fazla su içmekle yetinilmemelidir.</p>

<p>Kalp veya böbrek yetmezliği nedeniyle sıvı kısıtlaması uygulanan kişiler, su tüketimini kendi başlarına artırmamalı; takip eden hekimin önerisine uymalıdır.</p>

<p>Turuncu idrar neden olur?</p>

<p>Turuncu idrar susuzluk, bazı vitaminler, gıda pigmentleri ve ilaçlarla ilişkili olabilir. İdrar yolu ağrısını azaltmak için kullanılan fenazopiridin gibi bazı ilaçlar belirgin turuncu renk oluşturabilir.</p>

<p>Turuncu renk yeterli sıvı alınmasına rağmen sürüyorsa, özellikle dışkının açık renge dönmesi, gözlerde veya ciltte sararma, kaşıntı ve karın ağrısı eşlik ediyorsa karaciğer ya da safra yollarıyla ilgili bir durum araştırılmalıdır.</p>

<p>Kırmızı veya pembe idrar her zaman kan mı demektir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kırmızı ve pembe idrar her zaman kan bulunduğu anlamına gelmez. Pancar, böğürtlen, ravent, kırmızı gıda boyaları ve bazı ilaçlar idrarı geçici olarak bu renge çevirebilir.</p>

<p>Ancak yiyecek veya ilaçla açıklanamayan pembe, kırmızı ya da kola rengindeki idrar, gözle görülebilen kanamanın belirtisi olabilir. İdrarda kan; idrar yolu enfeksiyonu, böbrek taşı, prostat büyümesi, böbrek hastalıkları, travma ve yoğun egzersiz gibi çok farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Daha ciddi nedenler arasında böbrek, mesane veya prostat tümörleri de bulunur.</p>

<p>İdrarda yalnızca küçük miktarda kan bulunması bile rengi değiştirebilir. Kanama çoğu zaman ağrısız olabildiği için ağrının bulunmaması güvenli olduğu anlamına gelmez. Görünür kan, bir kez görülüp kaybolsa dahi hekim tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kahverengi veya çay rengindeki idrar ne zaman önemlidir?</p>

<p>Kahverengi idrar ileri sıvı kaybına bağlı gelişebilir. Bunun yanında bazı besinler, antibiyotikler, sıtma ilaçları, kas gevşeticiler, müshiller ve kolesterol düşürücü bazı ilaçlar da koyu renk oluşturabilir.</p>

<p>Rengin sıvı alımıyla açılmaması; karaciğer ve safra yolu hastalıklarını, idrarda parçalanmış kan ürünlerini veya bazı böbrek hastalıklarını düşündürebilir. Çok ağır egzersiz sonrasında çay ya da kola renginde idrarla birlikte şiddetli kas ağrısı ve güçsüzlük gelişmesi, kas dokusunun parçalandığı rabdomiyoliz açısından acil değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Mavi veya yeşil idrar neden görülebilir?</p>

<p>Mavi ya da yeşil idrar çoğunlukla gıda boyaları, tıbbi testlerde kullanılan bazı boyalar veya ilaçlarla ilişkilidir. Bazı B vitaminleri de idrarda parlak sarı-yeşil bir görünüm oluşturabilir.</p>

<p>Daha nadir olarak belirli bakterilerin yol açtığı idrar yolu enfeksiyonları ve bazı kalıtsal metabolik durumlar bu renklerle ilişkilendirilebilir. Renk devam ediyorsa veya yanma, sık idrara çıkma, ateş ve kötü koku eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Bulanık idrar enfeksiyon anlamına mı gelir?</p>

<p>Bulanıklık bir renk değişikliğinden çok idrarın görünümüyle ilgilidir. Susuzluk, idrar yolu enfeksiyonu ve böbrek taşları bulanık veya puslu görünüme neden olabilir.</p>

<p>Bulanıklığın tek başına görülmesi kesin olarak enfeksiyon anlamına gelmez. Yanma, sıkışma hissi, sık idrara çıkma, alt karın veya yan ağrısı, kötü koku, ateş ve titreme eşlik ediyorsa idrar tahlili yapılması gerekebilir.</p>

<p>İdrar rengi tek başına hastalık tanısı koydurur mu?</p>

<p>İdrar rengi yalnızca bir ipucudur; tek başına böbrek, karaciğer veya idrar yolu hastalığı tanısı koydurmaz. Aynı renk farklı nedenlerle ortaya çıkabilir ve gözle normal görünen idrarda mikroskobik düzeyde kan veya protein bulunabilir.</p>

<p>Değerlendirmede kişinin kullandığı ilaçlar, yediği besinler, sıvı tüketimi ve eşlik eden belirtiler dikkate alınır. Gerektiğinde tam idrar tahlili, idrar kültürü, kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır.</p>

<p>Hangi belirtilerde doktora başvurulmalı?</p>

<p>Aşağıdaki durumlardan biri varsa tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir:</p>

<p>• Yiyecek veya ilaçla açıklanamayan kırmızı, pembe ya da kola renginde idrar<br />
• İdrarda kan pıhtısı görülmesi<br />
• İdrar yapamama veya idrar miktarında belirgin azalma<br />
• Renk değişikliğine ateş, titreme, yanma ya da yan ve bel ağrısının eşlik etmesi<br />
• Kahverengi idrarla birlikte sarılık veya açık renkli dışkı görülmesi<br />
• Yoğun egzersiz sonrasında koyu idrar, şiddetli kas ağrısı ve güçsüzlük gelişmesi<br />
• Koyu idrarla birlikte baş dönmesi, bayılma, ağız kuruluğu ve belirgin susuzluk belirtileri<br />
• Açıklanamayan renk değişikliğinin sıvı alımına rağmen sürmesi veya tekrarlaması</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>İdrar rengindeki değişiklik tek başına tanı değildir. Görünür kan, idrar yapamama, kan pıhtısı, yüksek ateş, şiddetli ağrı, sarılık veya egzersiz sonrası kola renginde idrar acil değerlendirme gerektirebilir. Kullanılan ilaçlar hekim önerisi olmadan bırakılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Cleveland Clinic — Urine Color Chart: What the Color of Your Pee Says About You — 2 Eylül 2026</p>

<p>Mayo Clinic — Urine Color: Symptoms and Causes — 11 Ekim 2025</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases — Hematuria (Blood in the Urine) </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/idrar-rengi-ne-anlama-gelir-saridan-kirmiziya-renk-rehberi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 19:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1270.jpeg" type="image/jpeg" length="23413"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kandaki yüksek bakır ve düşük magnezyum ölüm riskiyle ilişkili bulundu: 18 yıllık çalışma ne gösterdi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kandaki-bakir-ve-dusuk-magnezyum-olum-riskiyle-iliskili-bulundu-18-yillik-calisma-ne-gosterdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kandaki-bakir-ve-dusuk-magnezyum-olum-riskiyle-iliskili-bulundu-18-yillik-calisma-ne-gosterdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[18 yıl izlenen 4.035 erkekte yüksek serum bakırı daha yüksek, yüksek magnezyum ise daha düşük ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Ancak çalışma gözlemseldi; takviye kullanmanın yaşamı uzattığını kanıtlamıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fransa’da 4.035 erkeğin 18 yıl boyunca izlendiği uzun süreli bir çalışmada, kandaki yüksek bakır düzeyleri tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin daha yüksek olmasıyla; yüksek magnezyum düzeyleri ise daha düşük ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Ancak araştırma, bakırın ölüme yol açtığını ya da magnezyum takviyesi almanın yaşam süresini uzattığını göstermiyor.</p>

<p>Epidemiology dergisinde Mayıs 2006’da yayımlanan araştırma yeni değil. Buna rağmen bakır, çinko ve magnezyum sonuçlarının bugün sosyal medyada veya sağlık içeriklerinde yeniden gündeme gelmesi halinde önemli bir ayrım gerekiyor: Araştırmada ölçülen şey takviye kullanımı değil, başlangıçtaki serum mineral düzeyleriydi.</p>

<p>18 yıllık takipte ne bulundu?</p>

<p>Paris Prospective Study 2 verilerinden yararlanan araştırmacılar, çalışmanın başlangıcında 30–60 yaş arasındaki 4.035 erkeğin serum bakır, çinko ve magnezyum değerlerini ölçtü.</p>

<p>Katılımcılar yaklaşık 18 yıl izlendi. Bu dönemde 339 ölüm kaydedildi. Bunların 176’sı kansere, 56’sı kardiyovasküler nedenlere bağlandı.</p>

<p>Mineral düzeyleri dört gruba ayrıldı. En düşük dörtte birlik grup referans kabul edilirken en yüksek dörtte birlik gruptaki kişilerle karşılaştırmalar yapıldı.</p>

<p>Yüksek serum bakırında tüm nedenlere bağlı ölüm riski yüzde 50 daha yüksekti</p>

<p>Çalışmanın en belirgin bakır bulgusu tüm nedenlere bağlı ölümde görüldü.</p>

<p>Serum bakırı en yüksek grupta olan erkeklerde, en düşük gruba kıyasla tüm nedenlere bağlı ölüm için göreli risk 1,5 olarak hesaplandı. Yani istatistiksel modelde yaklaşık yüzde 50 daha yüksek göreli risk görüldü.</p>

<p>Araştırmada kanser ölüm riski için göreli risk 1,4, kardiyovasküler ölüm için ise 1,3 bulundu.</p>

<p>Ancak burada önemli bir istatistik ayrıntısı var. Kanser ve kardiyovasküler ölüm sonuçlarının güven aralıkları 1 değerini içeriyordu. Bu nedenle bu iki sonuç, tüm nedenlere bağlı ölüm bulgusu kadar güçlü istatistiksel kanıt olarak yorumlanmamalı.</p>

<p>“Yüksek bakır” laboratuvar sonucunuzun yüksek olduğu anlamına gelmiyor</p>

<p>Araştırmadaki “yüksek bakır” ifadesi, bir hastane laboratuvarındaki normal referans aralığının üstüne çıkılması anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmacılar katılımcıları kendi çalışma grubundaki serum değerlerine göre dört eşit bölüme ayırdı ve en yüksek yüzde 25’lik grubu en düşük yüzde 25’lik grupla karşılaştırdı.</p>

<p>Bu nedenle çalışmadaki risk oranlarını doğrudan kişisel bir kan tahliline uygulamak doğru değil.</p>

<p>Tek başına serum bakırı sonucu da kişinin uzun vadeli ölüm riskini belirleyen bir test olarak kullanılmıyor. Çalışmanın tasarımı, bir mineral değerini bağımsız bir hastalık tanısı veya kişisel risk hesaplayıcısı haline getirmiyor.</p>

<p>Magnezyumda ters yönde bir ilişki görüldü</p>

<p>Serum magnezyumu en yüksek grupta olanlarda tüm nedenlere bağlı ölüm için göreli risk 0,6 bulundu. Bu, en düşük magnezyum grubuna kıyasla yaklaşık yüzde 40 daha düşük göreli riskle ilişki anlamına geliyor.</p>

<p>Kanser ölümlerinde göreli risk 0,5’ti; başka bir ifadeyle yaklaşık yüzde 50 daha düşük göreli risk gözlendi.</p>

<p>Kardiyovasküler ölümlerde de göreli risk 0,6 olarak hesaplandı ancak güven aralığı 1’i içerdiği için bu sonuç istatistiksel açıdan daha belirsizdi.</p>

<p>Buradaki en önemli nokta şu: Çalışma “fazla magnezyum alın, ölüm riskiniz düşsün” sonucunu desteklemiyor.</p>

<p>Araştırmacılar katılımcılara magnezyum vermedi. İnsanları rastgele magnezyum ve plasebo gruplarına ayırmadı. Yalnızca başlangıçtaki kan düzeyi ile yıllar sonraki sonuçlar arasındaki ilişkiyi inceledi.</p>

<p>Magnezyum takviyesi ömrü uzatır mı?</p>

<p>Bu araştırmadan böyle bir sonuç çıkarılamaz.</p>

<p>Daha sonraki araştırmalar da beslenmeden alınan magnezyum ile bazı sağlık sonuçları arasında ilişkiler bildirmiş olsa da takviye kullanımının aynı sonucu verdiği gösterilmiş değil.</p>

<p>2021’de yayımlanan ve 1,1 milyondan fazla kişiyi kapsayan prospektif çalışmaların meta-analizinde, besinlerle daha yüksek magnezyum alımı daha düşük tüm nedenlere bağlı ve kanser kaynaklı ölüm riskiyle ilişkiliydi. Buna karşılık toplam ve takviye yoluyla magnezyum alımında ölüm riski açısından anlamlı bir ilişki saptanmadı.</p>

<p>Dolayısıyla “yüksek serum magnezyumu daha düşük ölüm riskiyle ilişkili bulundu” cümlesi ile “magnezyum takviyesi yaşamı uzatır” cümlesi bilimsel olarak aynı anlama gelmiyor.</p>

<p>Çinko ile bakır birlikte olduğunda daha güçlü bir ilişki görüldü</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri minerallerin birlikte değerlendirilmesiydi.</p>

<p>Düşük çinko ile yüksek bakır değerlerinin birlikte bulunduğu kişilerde tüm nedenlere bağlı ölüm için göreli risk 2,6 olarak hesaplandı.</p>

<p>Kanser ölümünde ise göreli risk 2,7 bulundu; ancak güven aralığı oldukça genişti. Bu nedenle sayı güçlü görünse de belirsizlik payı yüksek.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca düşük çinko ile yüksek magnezyum kombinasyonunu daha düşük tüm nedenlere bağlı ve kanser kaynaklı ölüm riskiyle ilişkili buldu.</p>

<p>Bu sonuçlar mineraller arasındaki biyolojik dengenin araştırılmaya değer olduğunu düşündürüyor ancak klinikte kişinin yalnızca çinko/bakır oranına bakılarak yaşam süresi veya kanser riski hesaplanabileceği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Daha yeni çalışmalar bakır konusunda ne söylüyor?</p>

<p>2006’daki araştırmanın ardından serum bakırı ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişkiyi inceleyen çok sayıda gözlemsel çalışma yayımlandı.</p>

<p>2023 tarihli bir sistematik derleme ve meta-analizde toplam 41.322 kişinin yer aldığı 16 çalışma değerlendirildi. Serum bakırı yüksek gruplarda toplam inme, miyokard enfarktüsü ve kardiyovasküler ölümün daha sık görüldüğü bildirildi.</p>

<p>Bu bulgular 2006’daki çalışmanın bakır yönündeki sonucuyla genel olarak aynı doğrultuda olsa da kanıtların büyük bölümü gözlemsel verilerden geliyor.</p>

<p>Dolayısıyla yüksek serum bakırının doğrudan kalp krizi veya ölümün nedeni olduğu söylenemez. Ölçülmemiş hastalıklar, metabolik durum, beslenme, inflamasyon ve başka biyolojik faktörler ilişkinin bir bölümünü açıklayabilir.</p>

<p>Çalışmanın en önemli sınırlamaları neler?</p>

<p>Araştırmanın güçlü yönü 18 yıl gibi uzun bir takip süresine sahip olmasıydı. Ancak sonuçları yorumlarken birkaç önemli sınırlama bulunuyor.</p>

<p>Çalışmaya yalnızca 30–60 yaş arasındaki erkekler alındı. Bulgular kadınlara, çocuklara, çok ileri yaştaki kişilere veya farklı toplumlara doğrudan genellenemez.</p>

<p>Mineral değerleri çalışmanın başlangıcında ölçüldü. Bir kişinin bakır, çinko veya magnezyum düzeyi 18 yıl boyunca aynı kalmayabilir.</p>

<p>Araştırma gözlemseldi. Bilinen bazı karıştırıcı değişkenler için istatistiksel düzeltme yapılmasına rağmen bütün olası etkenleri ortadan kaldırmak mümkün değil.</p>

<p>Ayrıca gruplar klinik “eksiklik” veya “yükseklik” sınırlarına göre değil, çalışmadaki dağılıma göre oluşturuldu.</p>

<p>Sonuç: Çalışma ne söylüyor, ne söylemiyor?</p>

<p>Araştırma, orta yaşlı erkeklerden oluşan bu grupta yüksek serum bakırının daha yüksek tüm nedenlere bağlı ölüm riskiyle, yüksek serum magnezyumunun ise daha düşük ölüm riskiyle ilişkili olduğunu gösterdi.</p>

<p>Ancak araştırma üç şeyi kanıtlamıyor:</p>

<p>Yüksek bakırın tek başına erken ölüme neden olduğunu,</p>

<p>magnezyum takviyesi almanın yaşam süresini uzattığını,</p>

<p>tek bir bakır, çinko veya magnezyum kan sonucunun kişinin ölüm riskini belirleyebileceğini.</p>

<p>Bu nedenle çalışma en doğru biçimde, mineraller ile uzun dönem sağlık sonuçları arasındaki ilişkiye işaret eden bir kohort araştırması olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bakır, çinko veya magnezyum takviyesine yalnızca bu araştırmanın sonuçlarına dayanarak başlanmamalı ya da mevcut takviyelerin dozu değiştirilmemelidir. Özellikle böbrek hastalığı olanlarda ve düzenli ilaç kullananlarda mineral takviyeleri hekim değerlendirmesi gerektirebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Epidemiology — Zinc, Copper, and Magnesium and Risks for All-Cause, Cancer, and Cardiovascular Mortality — 2006</p>

<p>Frontiers in Cardiovascular Medicine — Serum Copper Levels and Risk of Major Adverse Cardiovascular Events: A Systematic Review and Meta-analysis — 2023</p>

<p>Advances in Nutrition — Total, Dietary, and Supplemental Magnesium Intakes and Risk of All-Cause, Cardiovascular, and Cancer Mortality — 2021</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kandaki-bakir-ve-dusuk-magnezyum-olum-riskiyle-iliskili-bulundu-18-yillik-calisma-ne-gosterdi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 19:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1268.jpeg" type="image/jpeg" length="27587"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mikrobu Öldüren Mikrop: Faj Tedavisi Neden Unutuldu, Neden Yeniden Hatırlanıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mikrobu-olduren-mikrop-faj-tedavisi-neden-unutuldu-neden-yeniden-hatirlaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mikrobu-olduren-mikrop-faj-tedavisi-neden-unutuldu-neden-yeniden-hatirlaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antibiyotiklerden önce bakteriyel enfeksiyonlarla mücadelede denenmeye başlayan bakteriyofajlar, yaklaşık bir asır sonra yeniden tıbbın gündeminde. Antibiyotik direncinin büyümesi, bilim insanlarını eski bir fikre yeniden yöneltiyor: Hastalık yapan bakterileri, onları enfekte edip öldürebilen virüslerle hedeflemek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h1>Bir bakterinin yüzeyine tutunuyor.</h1>

<p>Genetik materyalini bakterinin içine aktarıyor.</p>

<p>Bakterinin hücresel mekanizmalarını kullanarak yeni kopyalarını oluşturuyor.</p>

<p>Sonunda bakteri parçalanıyor ve ortaya çıkan yeni fajlar başka bakterileri enfekte edebiliyor.</p>

<p>Bu, <strong>litik bakteriyofajların</strong> temel yaşam döngüsü.</p>

<p>Başlıktaki “mikrobu öldüren mikrop” ifadesi elbette halk diline ait bir benzetme. Bilimsel olarak bakteriyofaj bir bakteri değil; <strong>bakterileri enfekte eden bir virüs.</strong> Tedavi amacıyla üzerinde çalışılan fajlar da çoğunlukla bakteriyi parçalayarak öldüren litik fajlardan seçiliyor. Dünya Sağlık Örgütü fajları, bakterileri seçici biçimde hedefleyebilen virüsler olarak tanımlıyor.</p>

<h2>Hikâye antibiyotiklerden önce başladı</h2>

<p>1915 yılında İngiliz bakteriyolog <strong>Frederick Twort</strong>, bakteri kültürlerinde bakterilerin parçalanmasına yol açan filtrelenebilir bir etken tarif etti.</p>

<p>İki yıl sonra Fransız-Kanadalı mikrobiyolog <strong>Félix d’Hérelle</strong>, dizanteriye yol açan bakteriler üzerinde benzer bir etkeni araştırdı ve 1917’de “bakteriyofaj” terimini kullandı.</p>

<p>Kelimenin anlamı kabaca:</p>

<p><strong>“Bakteri yiyen.”</strong></p>

<p>Faj gerçekte bakteriyi yemiyor. Onu enfekte ediyor ve uygun koşullarda çoğalarak bakterinin parçalanmasına yol açıyor.</p>

<p>D’Hérelle'nin aklına kısa sürede daha büyük bir soru geldi:</p>

<p><strong>Bu virüsler bakterileri öldürebiliyorsa, hastalıkların tedavisinde de kullanılabilir miydi?</strong></p>

<h2>Paris, 1919</h2>

<p>D’Hérelle'nin 1919 yılında Paris'teki Hôpital des Enfants-Malades'da ağır bakteriyel dizanterisi bulunan çocuklara faj verdiği tarihsel kaynaklarda anlatılıyor.</p>

<p>Önce faj preparatını kendisi ve bazı hekimler içerek güvenli olup olmadığını gözlemlediler. Daha sonra hastalara uygulandı.</p>

<p>D’Hérelle olumlu sonuçlar bildirdi.</p>

<p>Ancak bu ilk uygulamaların sonuçları hemen bilimsel olarak yayımlanmadı.</p>

<p>İnsanlarda faj tedavisine ilişkin <strong>ilk yayımlanmış klinik raporlardan biri 1921'de Richard Bruynoghe ve Joseph Maisin'e</strong> aitti. Araştırmacılar stafilokokların neden olduğu deri enfeksiyonlarında faj kullandılar ve lezyonlarda gerileme bildirdiler.</p>

<p>1920'li ve 1930'lu yıllarda fajlara yönelik ilgi giderek arttı.</p>

<p>Dizanteriden koleraya, yara ve deri enfeksiyonlarından başka bakteriyel hastalıklara kadar farklı alanlarda faj preparatları kullanılmaya ve araştırılmaya başlandı.</p>

<p>Fakat tıbbın yönünü değiştirecek başka bir gelişme yaklaşıyordu.</p>

<h2>Sonra antibiyotik çağı başladı</h2>

<p>Alexander Fleming 1928'de penisilinin antibakteriyel etkisini fark etti.</p>

<p>1940'larda penisilin ve diğer antibiyotiklerin kitlesel üretimi ve yaygın klinik kullanımı enfeksiyon hastalıklarının tedavisini kökten değiştirdi.</p>

<p>Antibiyotiklerin büyük bir pratik avantajı vardı.</p>

<p>Bazıları çok sayıda farklı bakteriye karşı etkili olabiliyordu.</p>

<p>Fajlarda ise durum farklıydı.</p>

<p>Bir faj çoğu zaman yalnızca belirli bir bakteri türünü, hatta bazen aynı tür içindeki belirli bakteri suşlarını enfekte edebiliyordu.</p>

<p>Üstelik 20. yüzyılın ilk yarısında fajların biyolojisi bugünkü kadar iyi anlaşılmıyordu. Preparatların standardizasyonu, saflığı, etkinliği ve doğru bakteriyle doğru fajın eşleştirilmesi önemli sorunlardı.</p>

<p>Antibiyotikler Batı tıbbında hızla öne çıktı.</p>

<p>Faj tedavisi ise giderek geri plana düştü.</p>

<p>Fakat tamamen kaybolmadı.</p>

<h2>Tiflis'te unutulmayan tedavi</h2>

<p>Gürcü mikrobiyolog <strong>George Eliava</strong>, d’Hérelle ile yakın bilimsel ilişki kurmuş isimlerden biriydi.</p>

<p>Eliava'nın öncülüğünde <strong>1923'te Tiflis'te kurulan kurum</strong>, daha sonra bakteriyofaj araştırmalarının dünyadaki önemli merkezlerinden biri hâline geldi. Bugün George Eliava Bakteriyofaj, Mikrobiyoloji ve Viroloji Enstitüsü adıyla çalışmalarını sürdürüyor.</p>

<p>Sovyetler Birliği'nde, Gürcistan'da ve Doğu Avrupa'nın bazı bölgelerinde faj tedavisi araştırılmaya ve kullanılmaya devam etti.</p>

<p>Bu nedenle sık kullanılan:</p>

<p><strong>“Faj tedavisi yüz yıl boyunca unutuldu.”</strong></p>

<p>cümlesi tam olarak doğru değil.</p>

<p>Daha doğru ifade şu:</p>

<p><strong>Faj tedavisi Batı tıbbında büyük ölçüde geri plana düştü; Doğu Avrupa ve eski Sovyet coğrafyasındaki bazı merkezlerde ise yaşamaya devam etti.</strong></p>

<h2>Antibiyotik direnci eski fikri yeniden gündeme getirdi</h2>

<p>Antibiyotikler modern tıbbın en önemli başarılarından biri oldu.</p>

<p>Fakat bakteriler de antibiyotik baskısına karşı direnç geliştirebiliyor.</p>

<p>Antimikrobiyal direnç bugün küresel halk sağlığının en büyük sorunlarından biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Tam da bu noktada bilim dünyası yaklaşık bir asır önce kullanılan fajlara yeniden bakmaya başladı.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü faj tedavisini antimikrobiyal dirençle mücadelede umut vadeden yaklaşımlardan biri olarak değerlendiriyor. Ancak rutin ve yaygın insan kullanımı için daha güçlü klinik etkinlik ve güvenlik kanıtlarına ihtiyaç bulunduğunu da özellikle vurguluyor.</p>

<h2>Fajın en büyük gücü aynı zamanda en büyük sorunu</h2>

<p>Fajların en dikkat çekici özelliklerinden biri seçicilikleri.</p>

<p>Bir antibiyotik birçok farklı bakteriyi etkileyebilirken bir fajın hedef aralığı çok daha dar olabilir.</p>

<p>Bu durum teorik olarak önemli bir avantaj sağlıyor.</p>

<p>Hastalığa neden olan bakteriyi hedeflerken vücudun normal bakteri topluluklarının geniş ölçüde etkilenmemesi mümkün olabilir.</p>

<p>Ama aynı özellik tedaviyi zorlaştırıyor.</p>

<p>Çünkü hastadaki bakterinin belirlenmesi, ardından bu bakteriye gerçekten etkili bir fajın bulunması gerekiyor.</p>

<p>Geleceğin faj tedavisinde hekimlerin yalnızca:</p>

<p><strong>“Bu bakteriye hangi antibiyotik etkili?”</strong></p>

<p>diye sormaması mümkün.</p>

<p>Yanına ikinci bir soru gelebilir:</p>

<p><strong>“Bu bakteriyi hangi faj öldürüyor?”</strong></p>

<p>Fajların hedef aralığı ve bakterilerle etkileşimi, modern faj tedavisinin temel araştırma alanlarından biri olmaya devam ediyor.</p>

<h2>2026'da önemli bir adım</h2>

<p>Faj tedavisini yeniden gündeme taşıyan önemli gelişmelerden biri <strong>21 Eylül 2026'da Nature Medicine'da yayımlandı.</strong></p>

<p>Uluslararası uzmanların hazırladığı kişiselleştirilmiş bakteriyofaj tedavisi uzlaşı rehberi; faj seçimi ve hazırlanmasından kalite kontrolüne, klinik uygulamadan hasta takibine kadar <strong>60'tan fazla öneri</strong> içeriyor.</p>

<p>Bu önemli bir gelişme.</p>

<p>Ancak şu ayrımı yapmak gerekiyor:</p>

<p>Rehberin yayımlanması, faj tedavisinin artık her bakteriyel enfeksiyonda kanıtlanmış standart bir tedavi olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Aksine modern faj tedavisinin en önemli sorunlarından birinin <strong>standardizasyon</strong> olduğunu gösteriyor.</p>

<h2>100 hasta bize ne söyledi?</h2>

<p>Faj tedavisine ilişkin en dikkat çekici gerçek yaşam araştırmalarından biri 2024'te <strong>Nature Microbiology</strong> dergisinde yayımlandı.</p>

<p>Araştırmada 12 ülkedeki 35 hastanede tedavi edilen <strong>100 ardışık hasta</strong> incelendi.</p>

<p>Ancak küçük bir sayı ayrıntısı önemli:</p>

<p>100 hastada toplam <strong>114 zor tedavi edilen enfeksiyon</strong> değerlendirildi.</p>

<p>Klinik iyileşme enfeksiyonların <strong>%77,2'sinde</strong>, uygun takip verisi bulunan vakalarda hedef bakterinin eradikasyonu ise <strong>%61,3'ünde</strong> bildirildi.</p>

<p>İlk bakışta etkileyici rakamlar.</p>

<p>Ama önemli bir ayrıntı daha var:</p>

<p>Hastaların büyük bölümünde fajlar <strong>antibiyotiklerle birlikte</strong> kullanıldı.</p>

<p>Üstelik çalışma randomize kontrollü bir deney değil; geriye dönük gözlemsel bir araştırmaydı.</p>

<p>Bu nedenle:</p>

<p><strong>“Faj tedavisi hastaların yüzde 77'sini iyileştiriyor.”</strong></p>

<p>demek bilimsel olarak yanlış olur.</p>

<p>Araştırmanın gösterdiği şey daha sınırlı ama önemli:</p>

<p><strong>Kişiselleştirilmiş faj tedavisi, zor tedavi edilen bazı enfeksiyonlarda daha güçlü klinik çalışmalar yapılmasını hak eden bir yaklaşım.</strong></p>

<h2>Her çalışma başarılı olmadı</h2>

<p>Fajların hikâyesini yalnızca başarılı vakalar üzerinden anlatmak doğru olmaz.</p>

<p>Bunun en iyi örneklerinden biri <strong>PhagoBurn</strong> çalışması.</p>

<p>Pseudomonas aeruginosa ile enfekte yanık yaralarında 12 litik fajdan oluşan bir kokteyl standart tedaviyle karşılaştırıldı.</p>

<p>Bakteriyel yükün hedeflenen düzeyde azalmasına kadar geçen medyan süre faj grubunda <strong>144 saat</strong>, standart tedavi grubunda ise <strong>47 saat</strong> oldu.</p>

<p>Yani bu çalışmada faj tedavisi standart tedaviden daha hızlı değildi.</p>

<p>Ancak araştırmanın önemli bir sorunu vardı.</p>

<p>Faj preparatının yoğunluğu üretimden sonra ciddi biçimde azalmış, hastalara planlanan 10⁶ PFU/mL yerine yaklaşık <strong>10² PFU/mL</strong> konsantrasyonunda preparat uygulanmıştı.</p>

<p>Bu çalışma faj tedavisinin en önemli derslerinden birini ortaya koydu:</p>

<p><strong>Doğru fajı bulmak yeterli değil. Doğru fajı, doğru yoğunlukta, doğru hastaya ve uygun koşullarda ulaştırmak gerekiyor.</strong></p>

<h2>Dokuz hastalık çalışma ve ardından gelen uyarı</h2>

<p>2025'te <strong>Nature Communications</strong> dergisinde kronik Pseudomonas aeruginosa akciğer enfeksiyonu bulunan kistik fibrozisli yalnızca dokuz yetişkinde, üç faj içeren <strong>BX004-A</strong> adlı kokteyl değerlendirildi.</p>

<p>Bu ilk insan çalışması temel olarak güvenlik, tolerabilite ve biyolojik aktivite konusunda erken bilgiler sağladı.</p>

<p>Ancak dokuz kişilik bir çalışma, tedavinin gerçekten etkili olduğunu göstermek için yeterli değildi.</p>

<p>Daha sonra BX004 için daha büyük bir Faz 2b programı başlatıldı.</p>

<p>Fakat <strong>Aralık 2025'te sponsor BiomX, beklenenden yüksek advers olay oranlarının incelenmesinin ardından programın geliştirilmesini durdurduğunu açıkladı.</strong> Bağımsız Veri İzleme Komitesi alternatif dozlama veya tedavi stratejilerinin değerlendirilmesini önermişti; şirket ise gerekli zaman ve kaynakları göz önünde bulundurarak geliştirmeyi sonlandırdı.</p>

<p>Buradan:</p>

<p><strong>“Faj tedavisi tehlikelidir.”</strong></p>

<p>sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Ancak önemli bir bilimsel ders çıkar:</p>

<p><strong>Küçük erken faz çalışmalarındaki olumlu sinyaller, daha büyük kontrollü araştırmalarda mutlaka doğrulanmalıdır.</strong></p>

<h2>Bakteriler fajlara da direnebilir</h2>

<p>Fajlar da sihirli mermi değil.</p>

<p>Bakteriler antibiyotiklere olduğu gibi fajlara karşı da direnç geliştirebilir.</p>

<p>Ancak bakterilerle fajlar arasında milyonlarca yıldır süren bir evrimsel yarış bulunuyor.</p>

<p>Bazen bakterinin fajdan kurtulmak için geçirdiği değişikliklerin başka bir bedeli olabiliyor.</p>

<p>2024'teki 100 olguluk araştırmada bazı faj dirençli bakterilerde antibiyotiklere yeniden duyarlılık ve azalmış virülansla birlikte görülen değişiklikler bildirildi.</p>

<p>Fakat bunun her bakteride ve her fajda gerçekleşeceğini söylemek mümkün değil.</p>

<p>Bu nedenle modern araştırmaların önemli alanlarından biri de:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>faj + antibiyotik kombinasyonları.</strong></p>

<h2>Bir virüsü ilaca dönüştürmek kolay değil</h2>

<p>Doğada faj bulmak zor olmayabilir.</p>

<p>Onu güvenli bir ilaca dönüştürmek ise bambaşka bir mesele.</p>

<p>Tedavide kullanılacak fajların genomları incelenmeli.</p>

<p>Hedef bakteriye karşı gerçekten etkili oldukları gösterilmeli.</p>

<p>Preparatın saflığı ve mikrobiyolojik güvenliği kontrol edilmeli.</p>

<p>Bakteriyel endotoksinler gibi istenmeyen maddeler uzaklaştırılmalı.</p>

<p>Uygun üretim ve kalite standartları sağlanmalı.</p>

<p>Hatta bazı hastalarda bağışıklık sisteminin fajları etkisiz hâle getirip getirmediğinin bile değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>2026'da yayımlanan kapsamlı Nature Reviews Microbiology değerlendirmesi de faj tedavisinin potansiyelinin yanında üretim, hasta-faj eşleştirmesi, bağışıklık sistemi, dozlama ve düzenleyici süreçler gibi önemli sorunların henüz çözülmediğine dikkat çekiyor.</p>

<h2>Antibiyotiklerin yerini alacak mı?</h2>

<p>Bugünkü bilimsel kanıtlarla:</p>

<p><strong>“Fajlar antibiyotiklerin yerini alacak.”</strong></p>

<p>demek doğru değil.</p>

<p>Daha gerçekçi ihtimal, fajların gelecekte belirli hastalarda antibiyotiklere <strong>alternatif veya tamamlayıcı</strong> bir tedavi olarak kullanılması.</p>

<p>Özellikle çoklu ilaç dirençli, kronik, biyofilmle ilişkili veya standart tedavilere yanıt vermeyen bazı bakteriyel enfeksiyonlar araştırmaların odağında.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'nün yaklaşımı da temkinli:</p>

<p>Fajlar umut veriyor.</p>

<p>Ancak yaygın rutin kullanıma geçmeden önce daha güçlü klinik kanıt gerekiyor.</p>

<h2>Yüz yıl sonra aynı soruya dönüş</h2>

<p>Faj tedavisinin hikâyesi tıp tarihinin en ilginç dönüşlerinden biri.</p>

<p>Yüz yıl önce elimizde fajlar vardı.</p>

<p>Ama bakterilerin genomlarını bugünkü hızla inceleyemiyorduk.</p>

<p>Bir fajın hangi bakteri suşuna etkili olduğunu bugünkü yöntemlerle belirleyemiyorduk.</p>

<p>Modern biyoteknolojiye, genom dizilemeye ve bugünkü kalite kontrol standartlarına sahip değildik.</p>

<p>Şimdi bunların önemli bir bölümü elimizde.</p>

<p>Fakat karşımızda bu kez büyüyen başka bir sorun var:</p>

<p><strong>Antibiyotiklere dirençli bakteriler.</strong></p>

<p>Bu yüzden yaklaşık bir asır önce sorulan soru yeniden laboratuvarların ve klinik araştırmaların önünde:</p>

<p><strong>Bir bakteriyi öldürmek için onun doğal düşmanı olan bir virüsü kullanabilir miyiz?</strong></p>

<p>Bilimin bugünkü cevabı ne kesin bir “evet” ne de kesin bir “hayır”.</p>

<p>Daha doğru cevap şu:</p>

<p><strong>Bazı bakterilerde, doğru fajla, doğru hastada ve uygun kalite standartları altında mümkün olabilir. Fakat bunun hangi hastalarda gerçekten klinik yarar sağlayacağını göstermek için daha güçlü kontrollü çalışmalara ihtiyaç var.</strong></p>

<p>Belki de faj tedavisinin hikâyesinin en ilginç yanı burada.</p>

<p>Tıbbın gelecekte kullanabileceği silahlardan biri gelecekte keşfedilmeyecek.</p>

<p>Çünkü onu bir asırdan uzun süre önce fark ettik.</p>

<p>Sadece antibiyotik çağında bir süre gözden uzak tuttuk.</p>

<h3>Tıbbi uyarı</h3>

<p>Bakteriyofaj tedavisi birçok ülkede rutin ve standart bir tedavi değildir. Çoğunlukla klinik araştırmalar, deneysel uygulamalar veya özel düzenleyici yollar kapsamında değerlendirilmektedir. Antibiyotik tedavisinin yerine kişisel olarak kullanılmamalı ve güvenilirliği doğrulanmamış faj preparatlarıyla kendi kendine tedavi denenmemelidir. Faj tedavisi ancak uygun mikrobiyolojik değerlendirme, kalite kontrol ve uzman klinik ekiplerin bulunduğu merkezlerde ele alınmalıdır.</p>

<h3>Kaynaklar</h3>

<ul>
 <li>Nature Medicine — <i>A consensus-based guideline for personalized bacteriophage therapy</i>, 2026.</li>
 <li>Nature Reviews Microbiology — <i>Phage therapy: from basic biology to clinical application</i>, 2026.</li>
 <li>Nature Microbiology — <i>Personalized bacteriophage therapy outcomes for 100 consecutive cases</i>, 2024.</li>
 <li>Nature Communications — <i>Phage therapy with nebulized cocktail BX004-A for chronic Pseudomonas aeruginosa infections in cystic fibrosis</i>, 2025.</li>
 <li>The Lancet Infectious Diseases — <i>PhagoBurn</i>, 2019.</li>
 <li>World Health Organization Regional Office for Europe — <i>Bacteriophages and their use in combating antimicrobial resistance</i>, 2025.</li>
 <li>World Health Organization Regional Office for Europe — <i>Building the evidence for the use of bacteriophage therapy</i>, 2025.</li>
 <li>George Eliava Institute of Bacteriophages, Microbiology and Virology — Kurumsal tarihçe.</li>
 <li>BiomX — BX004 Faz 2b programına ilişkin 2025 klinik geliştirme açıklamaları.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mikrobu-olduren-mikrop-faj-tedavisi-neden-unutuldu-neden-yeniden-hatirlaniyor</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 18:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/faj-tedavisi-200kb-1.jpg" type="image/jpeg" length="22403"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sivrisineğe Bilerek Kollarını Uzattılar: Sarı Humma Deneylerinin Tartışmalı Tarihi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sivrisinege-bilerek-kollarini-uzattilar-sari-humma-deneylerinin-tartismali-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sivrisinege-bilerek-kollarini-uzattilar-sari-humma-deneylerinin-tartismali-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ölümcül sarı hummanın nasıl bulaştığını çözmeye çalışan araştırmacılar, 1900 yılında Küba’da sağlıklı insanları enfekte sivrisineklere bilerek maruz bıraktı. Deneyler tıp tarihinin en önemli halk sağlığı keşiflerinden birinin önünü açtı. Ancak para karşılığı gönüllülük, ölüm riski ve insan üzerinde...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ölümcül sarı hummanın nasıl bulaştığını çözmeye çalışan araştırmacılar, 1900 yılında Küba’da sağlıklı insanları enfekte sivrisineklere bilerek maruz bıraktı. Deneyler tıp tarihinin en önemli halk sağlığı keşiflerinden birinin önünü açtı. Ancak para karşılığı gönüllülük, ölüm riski ve insan üzerinde deney tartışmaları, aradan bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ zor etik sorular doğuruyor.</p>

<p>Havana, 1900: Bir sivrisinek ve ölüm ihtimali</p>

<p>1900 yılının Küba’sında bir insanın koluna sivrisinek konması her zaman sıradan bir olay değildi. Çünkü o sivrisinek, birkaç gün önce sarı hummaya yakalanmış bir hastanın kanıyla beslenmiş olabilirdi ve karşısındaki insan bunu biliyor olabilirdi.</p>

<p>Daha da çarpıcı olanı, bazı gönüllülerin bu sivrisineklerin kendilerini ısırmasına bilerek izin vermesiydi.</p>

<p>Amerikan ordusunun oluşturduğu Sarı Humma Komisyonu, hastalığın nasıl bulaştığını anlamak amacıyla sağlıklı insanları enfekte sivrisineklere kontrollü biçimde maruz bıraktı. Bugün “kontrollü insan enfeksiyon çalışması” olarak tanımlayabileceğimiz bu deneyler, modern araştırma etiği kurallarının henüz oluşmadığı bir dönemde gerçekleştiriliyordu.</p>

<p>Çalışmalar, sarı hummanın başlıca bulaş yolunun enfekte sivrisinekler olduğunu güçlü biçimde ortaya koydu. Reed Komisyonu ayrıca sivrisineğin hastadan kan aldıktan hemen sonra bulaştırıcı olmadığını, belirli bir sürenin geçmesi gerektiğini de gösterdi.</p>

<p>Bu bilgi yalnızca bir hastalığın sırrını çözmedi; halk sağlığının yönünü değiştirdi. Fakat bu sonuca ulaşılırken insanların üstlendiği risk, tıp tarihine başka bir tartışma daha bıraktı.</p>

<p>---</p>

<p>Fikrin gerçek öncüsü: Carlos Finlay</p>

<p>Sarı hummanın sivrisineklerle bulaşabileceği düşüncesi Walter Reed ile başlamadı.</p>

<p>Kübalı hekim Carlos Juan Finlay, 1881 yılında sivrisineklerin sarı hummanın bulaşmasında aracılık edebileceğini ileri sürdü. Yıllar boyunca insan gönüllüler üzerinde deneyler yaptı ancak dönemin bilgi ve deney koşulları, teorisini kesin biçimde kanıtlamasına yetmedi.</p>

<p>Finlay’ın karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, sivrisineğin enfekte bir insandan kan aldıktan hemen sonra hastalığı başka bir insana bulaştıramamasıydı. Virüsün sivrisinek içinde gelişmesi için zamana ihtiyaç vardı. Reed Komisyonunun sonraki çalışmaları bu zaman faktörünün önemini ortaya koydu.</p>

<p>Bu nedenle hikâyeyi yalnızca “Walter Reed sivrisineğin sarı hummayı taşıdığını keşfetti” şeklinde anlatmak eksik kalır.</p>

<p>Hipotezin büyük öncüsü Carlos Finlay’dı; Walter Reed başkanlığındaki komisyon ise kontrollü deneylerle bu düşünceye güçlü kanıt sağladı.</p>

<p>---</p>

<p>Araştırmacılar da ölümcül riski üstlendi</p>

<p>Sarı Humma Komisyonu dört kişiden oluşuyordu: Walter Reed, James Carroll, Aristides Agramonte ve Jesse William Lazear. Agramonte sarı hummaya karşı bağışıktı; Carroll ve Lazear ise deney sürecinde doğrudan riskle karşı karşıya kaldı.</p>

<p>James Carroll, 27 Ağustos 1900’de daha önce bir sarı humma hastasından kan emmiş bir sivrisineğin kendisini ısırmasına izin verdi. Birkaç gün sonra hastalandı ve 1 Eylül’de sarı humma tanısı aldı. Hastalığı ağır geçirdi ancak hayatta kaldı.</p>

<p>Jesse Lazear’ın öyküsü ise daha trajikti.</p>

<p>13 Eylül’de sarı humma servisinde uçan bir sivrisinek Lazear’ı ısırdı. Carroll ve Agramonte’nin anlatımına göre Lazear, sivrisineği uzaklaştırmadı. Bunun bilinçli bir kişisel deney olup olmadığı ise kesin değildir; tarihsel kayıtlar farklı yorumlara açıktır. Beş gün sonra hastalandı ve 25 Eylül 1900’de yaşamını yitirdi.</p>

<p>Bu nedenle Lazear’ı kesin biçimde “kendisini bilerek ölüme gönderen araştırmacı” olarak tanımlamak doğru olmaz. Bildiğimiz şey, sivrisineği uzaklaştırmadığı ve kısa süre sonra sarı hummadan öldüğüdür.</p>

<p>Daha sonra kurulan kontrollü deney kampına onun anısına Camp Lazear adı verildi.</p>

<p>---</p>

<p>Bir binada kirli çarşaflar, diğerinde sivrisinekler</p>

<p>Reed Komisyonunun çalışmalarını bilimsel açıdan önemli yapan yalnızca insanları sivrisineklere maruz bırakması değildi. Araştırmacılar aynı zamanda dönemin en güçlü alternatif teorilerinden birini de sınamak istiyordu.</p>

<p>O yıllarda sarı hummanın hastaların kullandığı giysilerden, yataklardan veya vücut salgılarıyla kirlenmiş eşyalardan bulaştığı düşünülüyordu.</p>

<p>Camp Lazear’da bunun için ayrı bir bina oluşturuldu. Gönüllüler, sarı humma hastalarının kusmuk, idrar ve dışkılarıyla yoğun biçimde kirlenmiş giysi ve yatak takımlarının bulunduğu sıcak ve havasız ortamda kaldılar; malzemeler deney süresince yenileriyle değiştirildi.</p>

<p>Buna rağmen gönüllüler sarı hummaya yakalanmadı.</p>

<p>Daha sonra bu kişilerin bazıları enfekte sivrisineklere maruz bırakıldığında hastalandı. Bu durum onların daha önce hastalanmamalarının doğal bağışıklıkla açıklanamayacağını da gösteriyordu.</p>

<p>Başka bir deneyde ise aynı odanın iki bölümü tel örgüyle ayrıldı. Enfekte sivrisineklerin bulunduğu taraftaki gönüllü hastalanırken aynı havayı soluyan ancak sivrisineklere ulaşamayan diğer kişiler hastalanmadı.</p>

<p>Sonuç giderek belirginleşiyordu:</p>

<p>Sorun kirli çarşaflar değildi. Asıl taşıyıcı sivrisinekti.</p>

<p>---</p>

<p>Gönüllülere para ödendi</p>

<p>Hikâyenin etik açıdan en tartışmalı bölümlerinden biri burada başlıyor.</p>

<p>Deneylere katılmayı kabul edenlere 100 dolar altın teklif edildi. Sarı hummaya yakalanmaları hâlinde 100 dolar daha ödeniyordu. Gönüllülere olası sonuçlar konusunda uyarıda bulunuldu ve yazılı onam alınması benimsendi. İspanyol makamlarının özellikle reşit olmayanların deneylerde kullanılmaması ve yazılı onam alınması üzerinde durduğu tarihsel kayıtlarda yer alıyor.</p>

<p>Dönemin ekonomik koşullarında bu para küçümsenecek bir miktar değildi. Bu durum, bugün araştırma etiğinin merkezinde bulunan bir soruyu gündeme getiriyor: Yüksek miktarda ödeme, tehlikeli bir çalışmaya katılma kararını ne ölçüde etkiler?</p>

<p>Üstelik katılımcılar arasında askerler ve Küba’ya yeni gelmiş İspanyol göçmenler bulunuyordu. Tarihsel kayıtlara göre bazı İspanyol gönüllüler, sivrisinek tarafından ısırılan kişilerin gerçekten hastalandığını görünce deneylerden çekildi.</p>

<p>Bu ayrıntı son derece önemliydi. Gönüllülük yalnızca bir kâğıda atılan imzadan ibaret değildi; kişinin riskin gerçek anlamını anlayabilmesi ve baskı altında kalmadan karar verebilmesi gerekiyordu.</p>

<p>---</p>

<p>Yazılı onam açısından erken bir örnek</p>

<p>Reed deneylerini değerlendirirken 1900 yılının dünyasını da hesaba katmak gerekir.</p>

<p>Bugünkü anlamda bağımsız etik kurullar yoktu. Helsinki Bildirgesi daha yarım yüzyıldan fazla bir süre sonra hazırlanacaktı. Klinik araştırmalar için bugün uygulanan ayrıntılı risk-fayda değerlendirmeleri, gönüllü hakları ve kurumsal denetim mekanizmaları henüz oluşmamıştı.</p>

<p>Buna rağmen gönüllülerden yazılı onam alınması, tıp araştırmaları tarihinde dikkat çekici bir gelişmeydi. Bu nedenle Reed Komisyonunun kullandığı belgeler, insan araştırmalarında sistematik yazılı onamın erken örnekleri arasında değerlendirilmektedir.</p>

<p>Ancak yazılı bir belgenin bulunması, deneylerin bugünkü etik ölçütlerle sorunsuz olduğu anlamına gelmez. Ölümcül bir hastalığa maruz bırakılan gönüllülere yapılan yüksek ödeme, askerlerin araştırmaya katılması ve risklerin nasıl algılandığı bugün ayrıca değerlendirilmesi gereken konulardır.</p>

<p>Sarı humma deneyleri bu nedenle tıp tarihine ikili bir miras bıraktı: Bir tarafta yazılı onam konusunda erken bir adım, diğer tarafta insanın ne ölçüde araştırma riski altına sokulabileceğine ilişkin güç bir etik tartışma.</p>

<p>---</p>

<p>Kaç kişi hastalandı?</p>

<p>Bu noktada tarih anlatılarında sık yapılan bir karışıklığı düzeltmek gerekiyor.</p>

<p>Camp Lazear’daki kontrollü deneylerde toplam 16 sarı humma vakası oluşturuldu; bunların 12’si sivrisinek ısırığı sonucunda gelişti. Diğer deneylerde enfekte kanın kullanıldığı çalışmalar da yapıldı.</p>

<p>Buna karşılık Reed Komisyonunun daha geniş 1900–1901 insan deneyleri ele alındığında, tarihsel incelemeler 30’dan fazla erkeğin çalışmalara katıldığını ve 22 kişinin sarı humma geliştirdiğini bildiriyor. Lazear’ın ölümünden sonraki komisyon deneylerinde gönüllüler arasında ölüm meydana gelmedi.</p>

<p>Jesse Lazear ise bu gönüllü grubun bir parçası değildi. Komisyonun araştırmacılarından biriydi ve Camp Lazear’daki sistematik deneyler başlamadan önce ölmüştü.</p>

<p>Bu ayrımı yapmak önemli; çünkü sarı humma araştırmalarının farklı aşamaları popüler anlatılarda zaman zaman tek bir deneymiş gibi aktarılıyor.</p>

<p>---</p>

<p>Ardından Clara Maass’ın ölümü geldi</p>

<p>Reed Komisyonunun sonuçlarından sonra sarı humma üzerinde insan deneyleri sona ermedi.</p>

<p>1901 yılında Amerikalı hemşire Clara Louise Maass, Havana’da yürütülen başka bir sarı humma çalışmasına gönüllü olarak katıldı. Enfekte sivrisineklere maruz bırakılmasının ardından hastalandı ve 24 Ağustos 1901’de, henüz 25 yaşındayken hayatını kaybetti.</p>

<p>Bu çalışmalar Reed’in Camp Lazear deneylerinin doğrudan devamı değildi. Reed Komisyonunun bulgularının ardından başka araştırmacılar tarafından yürütülen deneylerdi.</p>

<p>Maass’ın da aralarında bulunduğu üç gönüllünün ölmesi üzerine söz konusu deney serisi sonlandırıldı. Tarihsel kayıtlara göre Walter Reed de bu ölümlerden büyük rahatsızlık duydu.</p>

<p>Artık tıp yalnızca şu soruyu sormuyordu:</p>

<p>“Bu deney bize ne öğretecek?”</p>

<p>Bunun yanında çok daha zor bir soru yükseliyordu:</p>

<p>“Bu bilgiyi elde etmek için bir insanın hayatını ne ölçüde riske atabiliriz?”</p>

<p>---</p>

<p>Keşif halk sağlığını değiştirdi</p>

<p>Sivrisinek aracılı bulaşın ortaya konmasıyla sarı hummayla mücadele anlayışı kökten değişti.</p>

<p>Hastalıkla savaşmak için yalnızca karantina, dezenfeksiyon ve hastaların eşyalarını yok etmek yeterli değildi. Sivrisineklerin üreme alanlarını ortadan kaldırmak, su birikintilerini kontrol etmek ve insanlarla sivrisineklerin temasını azaltmak gerekiyordu.</p>

<p>William Gorgas’ın Havana’da uyguladığı sivrisinek kontrol programı bu yeni bilginin halk sağlığına dönüşmesinin en önemli örneklerinden biri oldu. 1901’de Havana’da uygulanan sivrisinek kontrol önlemleri sarı hummayla mücadelede önemli başarı sağladı.</p>

<p>Bu yaklaşım sonraki yıllarda Panama Kanalı bölgesindeki hastalık kontrol çalışmalarını da etkiledi.</p>

<p>Böylece küçük bir sivrisineğin yaşam döngüsünü anlamak, şehirlerin sağlık politikasını değiştiren büyük bir gelişmeye dönüştü.</p>

<p>---</p>

<p>Sonra aşı geldi</p>

<p>Sarı hummaya karşı mücadelede bir sonraki büyük dönüm noktası etkili aşının geliştirilmesiydi.</p>

<p>Max Theiler ve çalışma arkadaşlarının çalışmaları sonucunda geliştirilen 17D sarı humma aşısı, 1930’lu yılların sonlarından itibaren hastalığın kontrolünde yeni bir dönem başlattı. Theiler, sarı humma ve hastalıkla mücadele konusundaki keşifleri nedeniyle 1951 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü aldı.</p>

<p>Bugün kullandığımız bilimsel bilgiye giden yol böylece birkaç kuşağın çalışmalarından geçti: Finlay’ın hipotezi, Reed Komisyonunun deneyleri, sivrisinek kontrol programları ve nihayet etkili aşının geliştirilmesi.</p>

<p>---</p>

<p>Tıp tarihinin gri alanlarından biri</p>

<p>Walter Reed ve arkadaşlarının çalışmalarını yalnızca “kahramanlık hikâyesi” olarak anlatmak, gönüllülerin maruz kaldığı büyük riski ve araştırmanın etik sorunlarını görünmez hâle getirir.</p>

<p>Buna karşılık bütün hikâyeyi yalnızca bugünün etik standartlarıyla değerlendirip dönemin bilimsel koşullarını yok saymak da tarihi anlamayı zorlaştırır.</p>

<p>Tıp tarihi çoğu zaman siyah ve beyazdan oluşmaz. Sarı humma deneyleri bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.</p>

<p>Çünkü bu deneyler bir taraftan binlerce insanın hayatını kurtaracak bir halk sağlığı bilgisinin ortaya çıkmasını sağladı, diğer taraftan bilim adına insanın ne kadar risk altına sokulabileceği sorusunu gündeme getirdi.</p>

<p>Belki de Camp Lazear’ın bize bıraktığı en önemli ders budur:</p>

<p>Bilimde yalnızca ulaşılan sonuç değil, o sonuca nasıl ulaşıldığı da önemlidir.</p>

<p>Bir asırdan fazla zaman önce sivrisineklere uzatılan kollar, sarı hummanın bulaşma zincirini aydınlattı. Fakat aynı zamanda modern tıbbın önüne hâlâ geçerliliğini koruyan bir soru bıraktı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnsan hayatını kurtarmak amacıyla yapılan bir araştırmada, başka bir insanın hayatı ne ölçüde riske atılabilir?</p>

<p>---</p>

<p>Bugün sarı humma</p>

<p>Sarı humma ortadan kalkmış bir hastalık değildir. Dünya Sağlık Örgütü, Afrika ve Latin Amerika’da birçok ülkenin sarı humma salgınları açısından hâlâ yüksek risk taşıdığını bildiriyor.</p>

<p>Ancak bugün elimizde güçlü bir korunma aracı bulunuyor. WHO’ya göre sarı humma aşısının tek dozu yaşam boyu koruma sağlayabiliyor ve rutin olarak ek doz gerekmiyor.</p>

<p>Riskli bölgelere seyahat edecek kişilerin aşı gerekliliğini, sağlık durumlarını ve seyahat edecekleri ülkenin giriş koşullarını yetkili sağlık kuruluşlarıyla değerlendirmeleri gerekir.</p>

<p>Tıbbi uyarı: Bu yazı tarih ve bilim iletişimi amacıyla hazırlanmıştır. Kişisel tanı, tedavi veya aşılama önerisi yerine geçmez.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>- Carlos J. Finlay’ın 1881’den itibaren sarı hummanın sivrisinek aracılığıyla bulaşmasına ilişkin çalışmaları.<br />
- Walter Reed, James Carroll, Aristides Agramonte ve Jesse W. Lazear’ın Sarı Humma Komisyonu çalışmaları.<br />
- U.S. Army Medical Department, Yellow Fever Commission ve Camp Lazear tarihçesi.<br />
- Pierce JR, Writer JV. Yellow Jack: The Yellow Fever Volunteers / sarı humma gönüllülerine ilişkin tarihsel incelemeler.<br />
- Chaves-Carballo E. Clara Maass, yellow fever and human experimentation.<br />
- Dünya Sağlık Örgütü, Yellow Fever Fact Sheet.<br />
- Nobel Prize, Max Theiler ve sarı humma çalışmaları.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sivrisinege-bilerek-kollarini-uzattilar-sari-humma-deneylerinin-tartismali-tarihi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 18:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/sari-humma-1200x750-max200kb.webp" type="image/jpeg" length="23306"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Endometriozis nedir? Belirtileri, tanısı ve tedavi seçenekleri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/endometriozis-nedir-belirtileri-tanisi-ve-tedavi-secenekleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/endometriozis-nedir-belirtileri-tanisi-ve-tedavi-secenekleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Endometriozis, şiddetli adet ağrısından bağırsak ve mesane yakınmalarına kadar farklı belirtilerle görülebilir. Tanı süreci, tedaviler, doğurganlık ve yeni gelişmeler için kapsamlı rehber.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Endometriozis, rahmin iç yüzeyini kaplayan dokuya benzer hücrelerin rahim dışında bulunmasıyla gelişen kronik bir hastalıktır. En sık yumurtalıkları, tüpleri ve leğen kemiği içindeki dokuları etkiler. Şiddetli adet ağrısı, sürekli kasık ağrısı ve gebe kalmakta güçlük yapabilir; ancak bazı kişilerde belirti vermeyebilir.</p>

<p>Adet döneminde günlük yaşamı durduracak kadar şiddetli ağrı normal kabul edilmemelidir. Üstelik normal bir ultrason sonucu endometriozisi her zaman dışlamaz. Yüzeysel ve küçük odaklar görüntülemede fark edilmeyebilir. Bu nedenle tanıda belirtiler, muayene ve görüntüleme bulguları birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Endometriozis nedir?</p>

<p>Hastalıkta rahim iç tabakasına benzeyen doku; yumurtalıklar, karın zarı, bağırsak, mesane veya rahmi çevreleyen bağlar gibi bölgelerde bulunabilir. Bu odaklar iltihaplanmaya, yapışıklıklara ve bazı organların birbirine tutunmasına yol açabilir.</p>

<p>Yumurtalıkta gelişen, eski kan ürünleri içerebilen endometriozis kistine endometrioma denir. Halk arasında “çikolata kisti” adıyla bilinir. Derin endometrioziste hastalık bağırsak, mesane veya idrar kanalları gibi yapıların dokusuna ilerleyebilir. Çok daha seyrek olarak diyafram ve göğüs bölgesi etkilenebilir.</p>

<p>Hastalığın evresiyle ağrının şiddeti her zaman paralel değildir. Küçük ve yüzeysel odakları bulunan biri yoğun ağrı yaşarken daha yaygın hastalığı olan başka bir kişide az belirti bulunabilir.</p>

<p>Endometriozis neden olur, kimlerde daha sık görülür?</p>

<p>Endometriozisin tek ve kesin bir nedeni bilinmiyor. Genetik yatkınlık, bağışıklık sistemi, hormonlara verilen yanıt ve hücrelerin gelişim biçimi üzerinde duruluyor. Adet kanının tüplerden karın içine geri akması da olası mekanizmalardan biridir; ancak hastalığı tek başına açıklamaz.</p>

<p>Birinci derece akrabasında endometriozis bulunanlarda olasılık artabilir. Adetin erken yaşta başlaması, kısa döngüler ve uzun ya da yoğun kanamalar da hastalıkla ilişkilendirilmiştir. Bunlar risk etkenidir; kişinin mutlaka endometriozis geliştireceği anlamına gelmez.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, hastalığın dünya genelinde üreme çağındaki yaklaşık 190 milyon kadın ve ergeni etkilediğini tahmin ediyor. Belirtilerin başka hastalıklarla karışabilmesi ve şiddetli adet ağrısının normalleştirilmesi nedeniyle tanı yıllarca gecikebiliyor.</p>

<p>Endometriozis belirtileri nelerdir?</p>

<p>Belirtilerin zamanı, yeri ve şiddeti kişiden kişiye değişebilir. Sık karşılaşılan yakınmalar şunlardır:</p>

<p>- Günlük yaşamı engelleyen şiddetli adet ağrısı<br />
- Adet dışında da sürebilen kasık, karın veya bel ağrısı<br />
- Cinsel ilişki sırasında ya da sonrasında derin ağrı<br />
- Özellikle adet döneminde dışkılama veya idrar yaparken ağrı<br />
- Yoğun ya da düzensiz kanama<br />
- Şişkinlik, kabızlık, ishal veya bulantı<br />
- Belirgin yorgunluk<br />
- Gebe kalmakta güçlük</p>

<p>Bağırsak yakınmaları huzursuz bağırsak sendromuyla, kasık ağrısı yumurtalık kistleri veya enfeksiyonlarla karışabilir. Belirtilerin adet döngüsüyle birlikte değişip değişmediği önemli bir ipucudur; ancak tek başına tanı koydurmaz.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Adet ağrısı okul, iş, uyku veya günlük hareketleri düzenli olarak aksatıyorsa kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulmalıdır. Ağrı kesiciye rağmen geçmeyen kasık ağrısı, cinsel ilişki sırasında ağrı, adetle ilişkili bağırsak veya idrar yakınmaları ve bir yıllık korunmasız ilişkiye rağmen gebelik oluşmaması da değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Ergenlerde okula devamı engelleyen, kusmaya veya bayılmaya yol açan adet ağrısı “yaşa bağlı normal sancı” diye geçiştirilmemelidir. Gerektiğinde ergen jinekolojisi konusunda deneyimli bir merkeze yönlendirme yapılabilir.</p>

<p>Aşağıdaki durumlarda gecikmeden acil sağlık hizmeti alınmalıdır:</p>

<p>- Aniden başlayan çok şiddetli karın veya kasık ağrısı<br />
- Ağrıyla birlikte bayılma, soğuk terleme veya belirgin halsizlik<br />
- Gebelik testi pozitifken ağrı ya da kanama<br />
- Ateş, sürekli kusma veya yoğun kanama<br />
- Göğüs ağrısı, nefes darlığı ya da kanlı öksürük</p>

<p>Bu belirtiler yalnızca endometriozisten kaynaklanmaz. Dış gebelik, yumurtalığın kendi çevresinde dönmesi, kist yırtılması veya enfeksiyon gibi acil durumlar dışlanmalıdır.</p>

<p>Endometriozis nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Tanı süreci ayrıntılı öyküyle başlar. Ağrının adetle ilişkisi, ne kadar sürdüğü, cinsel ilişki veya tuvalet sırasında artıp artmadığı ve günlük yaşama etkisi sorgulanır. Belirti ve adet günlüğü tutmak bu değerlendirmeyi kolaylaştırabilir.</p>

<p>Uygun hastalarda karın ve jinekolojik muayene yapılır. Güncel NICE kılavuzu, endometriozis şüphesinde vajinal ultrasonun değerlendirilmesini öneriyor. Bu yöntem yumurtalık kistlerini, derin hastalık belirtilerini ve başka olası nedenleri gösterebilir. Vajinal ultrason uygun değilse veya kişi istemiyorsa karından ultrason kullanılabilir.</p>

<p>Derin hastalıktan şüphelenildiğinde deneyimli bir uzman tarafından yapılan ayrıntılı ultrason veya MR, hastalığın yerini belirlemeye ve ameliyatı planlamaya yardımcı olabilir. Ancak normal muayene, ultrason veya MR yüzeysel endometriozisi tamamen dışlamaz.</p>

<p>Laparoskopi, karında küçük kesiler açılarak kamera yardımıyla inceleme yapılmasıdır. Gerektiğinde tanı ve tedavi aynı işlemde gerçekleştirilebilir. Bununla birlikte güncel yaklaşım, her hastaya ilaç başlanmadan önce mutlaka ameliyatla tanı konulmasını zorunlu görmüyor. Belirtiler ve görüntüleme bulguları uygun olduğunda klinik değerlendirmeyle tedavi başlanabilir.</p>

<p>CA-125 adlı kan testi endometriozis için güvenilir bir tanı testi değildir. Günümüzde hastalığı tek başına kesinleştiren standart bir kan, idrar veya tükürük testi de bulunmuyor.</p>

<p>Endometriozis nasıl tedavi edilir?</p>

<p>Endometriozisi herkes için tamamen ortadan kaldıran tek bir tedavi yoktur. Amaç ağrıyı azaltmak, günlük yaşamı iyileştirmek, organ hasarı riskini yönetmek ve kişinin gebelik planını dikkate almaktır.</p>

<p>Uygun kişilerde iltihap giderici ağrı kesiciler kısa süreli rahatlama sağlayabilir. Mide, böbrek ve kanama riskleri nedeniyle sık veya kontrolsüz kullanılmamalıdır.</p>

<p>Gebelik planlamayan hastalarda birleşik doğum kontrol hapları, yalnızca progesteron benzeri hormon içeren ilaçlar veya hormonlu rahim içi sistemler adetleri ve ağrıyı azaltabilir. Bu tedaviler odakları bütünüyle yok etmez; bırakıldıktan sonra yakınmalar geri dönebilir.</p>

<p>GnRH agonistleri ve antagonistleri, yumurtalık hormonlarının etkisini geçici olarak azaltır. Sıcak basması ve kemik yoğunluğunda azalma gibi etkiler görülebileceği için bazı tedavilere düşük miktarda hormon desteği eklenir. Seçim; yaş, kemik sağlığı, pıhtı riski, başka hastalıklar ve gebelik isteğine göre yapılır.</p>

<p>Cerrahide odaklar ve yapışıklıklar laparoskopiyle çıkarılabilir veya etkisizleştirilebilir. Derin hastalıkta bağırsak, mesane ya da idrar yolları konusunda deneyimli bir ekip gerekebilir. Ameliyat ağrıyı azaltabilir ve belirli hastalarda gebelik olasılığına katkı sağlayabilir; ancak belirtilerin tekrarlamayacağını garanti etmez.</p>

<p>Rahmin alınması da tek başına kesin çözüm değildir; rahim dışındaki odaklar kalabilir. Bu büyük ameliyat, çocuk sahibi olma olanağını sona erdirmesi ve diğer sonuçları nedeniyle yalnızca ayrıntılı değerlendirmeden sonra düşünülür.</p>

<p>Gebe kalmak isteyenlerde hormon baskılayıcı tedaviler gebelik sağlamaz. Yaş, yumurtalık rezervi, tüpler, sperm değerlendirmesi ve hastalığın yeri dikkate alınarak cerrahi ya da yardımcı üreme yöntemleri planlanabilir.</p>

<p>Fizik tedavi, pelvik taban rehabilitasyonu ve kronik ağrı desteği bazı hastalarda işlev kaybını azaltabilir. Bu yöntemler odakları ortadan kaldırmaz; tıbbi veya cerrahi tedavinin yerine değil, kişiye göre onun yanında kullanılabilir.</p>

<p>En güncel tedavi yöntemleri</p>

<p>NICE, 16 Nisan 2025’te relugolix, estradiol ve noretisteron birleşimini İngiltere’de üreme çağındaki yetişkinlerde, daha önce ilaç veya cerrahi tedavi uygulanmış endometriozis belirtileri için NHS seçeneği olarak önerdi. Bu karar yeni bir küresel ruhsat değil, İngiltere sağlık sistemi için kullanım ve geri ödeme tavsiyesidir.</p>

<p>Ağızdan alınan relugolix, GnRH adlı hormon sistemini baskılar. Estradiol ve noretisteron ise hormon eksikliğine bağlı sıcak basması ve kemik kaybı gibi etkileri sınırlamayı amaçlar. Evde alınabilmesi ve enjeksiyon tedavilerindeki başlangıç alevlenmesini oluşturmaması pratik avantajlarıdır.</p>

<p>İki Faz III SPIRIT araştırmasında toplam 1.261 katılımcı 24 hafta izlendi. Ağrılı adet döneminde tedaviye yanıt oranı birleşim grubunda iki araştırmada da yüzde 75, etkisiz karşılaştırma ilacı alanlarda yüzde 27 ve yüzde 30 bulundu. Adet dışı kasık ağrısındaki yanıt farkı daha sınırlıydı: Tedavi gruplarında yüzde 58 ve yüzde 66, karşılaştırma gruplarında yüzde 40 ve yüzde 43.</p>

<p>Araştırmalar ilacın ağrıyı tamamen ortadan kaldırdığını veya doğurganlığı düzelttiğini göstermiyor. Baş ağrısı, sıcak basması, ruh hâli değişiklikleri, pıhtı ve kemik yoğunluğu gibi riskler hasta özelinde değerlendirilmelidir. İki yıllık takipte yararın sürdüğü ve ilk dönemdeki ortalama kemik yoğunluğu kaybının daha sonra dengelendiği bildirildi; ancak bu dönem açık etiketliydi ve uzun süreli karşılaştırma grubu bulunmuyordu.</p>

<p>Relugolix birleşiminin Türkiye’de endometriozis için ruhsat, erişim ve geri ödeme durumu bu haber kapsamında güvenilir bir resmî kaynaktan doğrulanamadı. İngiltere’deki karar Türkiye’de kullanılabildiği veya ödendiği anlamına gelmez.</p>

<p>Umut vaat eden çalışmalar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Temmuz 2026’da İngiltere ve Galler’de Endotest ve EndoSure adlı iki tanı yönteminin üç yıl boyunca kontrollü biçimde kullanılarak ek kanıt toplanmasına yönelik NICE taslak kararı duyuruldu.</p>

<p>Endotest, tükürükte mikroRNA adı verilen küçük genetik düzenleyicileri inceliyor. EndoSure ise karın üzerine yerleştirilen sensörlerle bağırsakların elektriksel hareketlerini ölçüyor. Testler; muayenesi normal olan, görüntülemesi negatif veya belirsiz kalan fakat endometriozis şüphesi süren kişiler için değerlendiriliyor.</p>

<p>Bunlar tek başına kesin tanı koyan, kalıcı olarak onaylanmış tarama testleri değildir. Gerçek yaşamda kimlerde yararlı oldukları, yanlış sonuç oranları, maliyetleri ve gereksiz işlemleri azaltıp azaltmadıkları üç yıllık süreçte incelenecek. Türkiye’de standart tanı yöntemi olarak kullanım durumları doğrulanamadı.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Çikolata kisti ile endometriozis aynı şey midir?</p>

<p>Çikolata kisti, endometriozisin yumurtalıkta oluşturduğu kist türüdür. Her endometriozis hastasında bu kist bulunmaz; her yumurtalık kisti de endometrioma değildir.</p>

<p>Endometriozis bulaşıcı mıdır?</p>

<p>Hayır. Endometriozis enfeksiyon değildir ve cinsel temasla ya da başka bir yolla kişiden kişiye geçmez.</p>

<p>Gebelik endometriozisi iyileştirir mi?</p>

<p>Hayır. Gebelik sırasında belirtiler geçici olarak azalabilir, değişmeden kalabilir veya bazen artabilir. Gebelik hastalığı ortadan kaldıran bir tedavi değildir.</p>

<p>Endometriozis menopozla tamamen geçer mi?</p>

<p>Belirtiler hormonların azalmasıyla çoğunlukla hafifler; ancak bunun garantisi yoktur. Menopoz sonrasında devam eden veya yeni başlayan kasık ağrısı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özel bir diyet endometriozisi geçirir mi?</p>

<p>Endometriozisi ortadan kaldırdığı kanıtlanmış özel bir diyet yoktur. Bazı kişiler belirli yiyeceklerle şişkinlik veya bağırsak yakınmaları arasında ilişki fark edebilir; gereksiz ve kısıtlayıcı diyetlerden kaçınılmalıdır.</p>

<p>Endometriozis ile adenomyozis aynı hastalık mıdır?</p>

<p>Hayır. Endometrioziste rahim iç tabakasına benzer doku rahmin dışında, adenomyoziste ise rahmin kas duvarı içinde bulunur. İki hastalık aynı kişide birlikte görülebilir.</p>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel tanı ve tedavi planı sağlık profesyoneli değerlendirmesi gerektirir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. Dünya Sağlık Örgütü. Endometriosis bilgi notu. 15 Ekim 2025.</p>

<p>2. National Institute for Health and Care Excellence. Endometriosis: diagnosis and management, NG73. Güncelleme: 11 Kasım 2024.</p>

<p>3. Becker CM ve arkadaşları. ESHRE guideline: endometriosis. Human Reproduction Open, 2022.</p>

<p>4. Giudice LC ve arkadaşları. Once daily oral relugolix combination therapy versus placebo in patients with endometriosis-associated pain: SPIRIT 1 and 2. The Lancet, 2022.</p>

<p>5. Becker CM ve arkadaşları. Two-year efficacy and safety of relugolix combination therapy in women with endometriosis-associated pain. Human Reproduction, 2024.</p>

<p>6. National Institute for Health and Care Excellence. Relugolix–estradiol–norethisterone for treating symptoms of endometriosis, TA1057. 16 Nisan 2025.</p>

<p>7. NICE. EndoSure ve Endotest için taslak erken değer değerlendirmesi ve kanıt toplama kararı. Temmuz 2026.</p>

<p>8. ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi, MedlinePlus. Endometriosis. Güncelleme: 27 Mart 2025. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/endometriozis-nedir-belirtileri-tanisi-ve-tedavi-secenekleri</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/i-m-g-2381.jpeg" type="image/jpeg" length="56069"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Evde Tansiyon Ölçerken Yapılan 7 Hata: Sonuç Yanlış Çıkabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/evde-tansiyon-olcerken-yapilan-7-hata-sonuc-yanlis-cikabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/evde-tansiyon-olcerken-yapilan-7-hata-sonuc-yanlis-cikabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Evde tansiyon ölçümünde konuşmak, yanlış oturmak, kolu kalp hizasında tutmamak veya uygun olmayan manşet kullanmak sonucu etkileyebilir. Doğru teknik, cihaz kadar önemli.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Evde tansiyonun yüksek çıkması her zaman tansiyon cihazının bozuk olduğu veya kişinin kan basıncının gerçekten o düzeyde seyrettiği anlamına gelmeyebilir. Ölçüm öncesindeki kahveden oturuş biçimine, manşet büyüklüğünden kolun konumuna kadar pek çok ayrıntı sonucu etkileyebilir.</p>

<p>2025 Amerikan Kalp Derneği ve Amerikan Kardiyoloji Koleji hipertansiyon kılavuzu, doğru tansiyon değerlendirmesinde standart ölçüm tekniğinin kullanılmasını ve doğrulanmış cihazların tercih edilmesini öneriyor. Evde ölçüm de hipertansiyon tanısının doğrulanmasında ve tedavinin izlenmesinde önemli bir araç olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Tansiyon ölçmeden önce 5 dakika oturun</p>

<p>Eve gelir gelmez veya merdiven çıktıktan hemen sonra tansiyon aletini kolunuza takmak doğru bir karşılaştırma sağlamayabilir.</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği'nin evde ölçüm önerisine göre kişi ölçümden önce en az 5 dakika sessizce dinlenmeli.</p>

<p>Oturduğunuz sandalyede sırtınız desteklenmeli, ayaklarınız yere düz basmalı ve bacaklarınızı çaprazlamamalısınız.</p>

<p>Ölçüm sırasında konuşmayın</p>

<p>Tansiyon ölçülürken telefonla konuşmak, yanınızdaki biriyle sohbet etmek veya başka bir işle ilgilenmek ölçümü etkileyebilir.</p>

<p>2025 kılavuzunun evde tansiyon ölçüm talimatlarında ölçüm sırasında konuşulmaması, telefon kullanılmaması ve televizyon izlenmemesi isteniyor.</p>

<p>Ölçüm boyunca mümkün olduğunca sakin ve hareketsiz kalmak gerekiyor.</p>

<p>Kolunuzu aşağıda bırakmayın</p>

<p>Tansiyon manşetinin bulunduğu kolun konumu da önemli.</p>

<p>Kol desteklenmeli ve manşetin orta bölümü yaklaşık kalp hizasında bulunmalı. Kolu desteksiz şekilde aşağıda tutmak ölçümün olduğundan farklı çıkmasına yol açabilir.</p>

<p>Masaya veya uygun bir yüzeye yaslanarak kolu desteklemek pratik bir çözüm.</p>

<p>Manşeti kıyafetin üzerinden takmayın</p>

<p>Tansiyon manşeti çıplak üst kola yerleştirilmeli.</p>

<p>Kalın bir gömlek, kazak veya başka bir kıyafetin üzerinden ölçüm yapılması önerilmiyor.</p>

<p>Manşetin alt bölümü dirsek kıvrımının hemen üzerinde olacak şekilde cihazın kullanım talimatına uygun yerleştirilmeli.</p>

<p>Manşet büyüklüğü de sonucu etkileyebilir</p>

<p>Evde ölçümde sık atlanan ayrıntılardan biri manşet ölçüsü.</p>

<p>Kol çevresine göre küçük veya büyük bir manşet kullanılması yanlış ölçümlere neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle cihaz seçilirken yalnızca marka veya ekran büyüklüğüne değil, manşetin kol çevresine uygun olup olmadığına da bakılmalı.</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği otomatik, üst koldan ölçüm yapan ve doğrulanmış cihazları öneriyor. Parmaktan ve bilekten ölçen cihazların ise daha az güvenilir olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Kahve, sigara ve egzersiz için 30 dakika kuralı</p>

<p>Tansiyonunuzu ölçmeden hemen önce kahve içtiyseniz biraz beklemek daha doğru olabilir.</p>

<p>2025 kılavuzundaki evde ölçüm protokolü, ölçümden önceki 30 dakika içerisinde kafeinli içecek tüketilmemesini, sigara içilmemesini ve egzersiz yapılmamasını öneriyor.</p>

<p>Bu faktörler kan basıncını geçici olarak etkileyebildiği için standart koşullarda yapılan ölçümlerin karşılaştırılması daha anlamlı.</p>

<p>Mesanenizi boşaltın</p>

<p>Şaşırtıcı ayrıntılardan biri de mesane.</p>

<p>Evde sabah tansiyon ölçümüne ilişkin güncel protokolde kişinin ölçümden önce mesanesini boşaltması öneriliyor.</p>

<p>Dolu mesaneyle yapılan ölçüm kan basıncının olduğundan yüksek görünmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle sabah ölçümünde önce tuvalete gitmek, ardından uygun şekilde oturup dinlenerek ölçüm yapmak daha doğru yaklaşım.</p>

<p>Tek ölçümle karar vermeyin</p>

<p>Tansiyon doğal olarak dakika dakika değişebilir.</p>

<p>Bu nedenle tek bir ölçüm, kişinin olağan kan basıncını değerlendirmek için yeterli olmayabilir.</p>

<p>Amerikan Kalp Derneği evde her ölçüm seansında bir dakika arayla iki ölçüm yapılmasını ve sonuçların kaydedilmesini öneriyor.</p>

<p>2025 hipertansiyon kılavuzundaki ev ölçüm protokolünde ise klinik değerlendirme öncesinde en az 3 gün, tercihen 7 gün boyunca sabah ve akşam ölçümlerinin toplanması yer alıyor.</p>

<p>Sabah ölçümünün ilaç ve kahvaltıdan önce yapılması öneriliyor.</p>

<p>Cihazın kendisi de önemli</p>

<p>Doğru teknik, güvenilir olmayan bir cihazı güvenilir hale getirmez.</p>

<p>Evde kullanılacak tansiyon cihazının standart bir protokolle doğrulanmış olması gerekiyor. Manşet büyüklüğünün kişiye uygun olması da aynı derecede önemli.</p>

<p>Yeni bir cihaz satın aldıysanız cihazı doktor randevusuna götürmek yararlı olabilir. Sağlık profesyoneli hem ölçüm tekniğinizi kontrol edebilir hem de ev cihazındaki sonuçları klinikte kullanılan cihazla karşılaştırabilir.</p>

<p>Tansiyon yüksek çıktıysa ne yapılmalı?</p>

<p>Tek bir yüksek tansiyon ölçümü genellikle tek başına acil durum anlamına gelmez.</p>

<p>Normalden yüksek bir değer gördüğünüzde sakin kalın, ölçümü uygun koşullarda tekrarlayın ve sonuçları kaydedin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amerikan Kalp Derneği, tansiyon 180/120 mmHg'nin üzerinde çıkarsa en az bir dakika bekleyip tekrar ölçüm yapılmasını öneriyor.</p>

<p>Değer hâlâ bu düzeydeyse sağlık profesyoneliyle hemen iletişim kurulması gerekiyor.</p>

<p>180/120 mmHg'nin üzerindeki değere göğüs ağrısı, nefes darlığı, görmede değişiklik, konuşma güçlüğü, uyuşma veya güçsüzlük gibi belirtiler eşlik ediyorsa acil tıbbi yardım alınmalı.</p>

<p>Evde tansiyon ölçmenin amacı tek bir rakam yakalamak değil</p>

<p>Evde tansiyon takibinin asıl değeri, aynı koşullarda tekrarlanan ölçümlerden kişinin olağan kan basıncı hakkında daha güvenilir bir tablo oluşturmak.</p>

<p>2025 hipertansiyon kılavuzu, evde tansiyon ölçümünü hipertansiyon şüphesinin doğrulanmasında ve tansiyon düşürücü ilaç kullanan kişilerde tedavinin izlenmesinde öneriyor.</p>

<p>Bu yüzden cihazı doğru kullanmak kadar ölçüm koşullarını standartlaştırmak da önemli: aynı yöntem, doğru manşet, uygun pozisyon ve tekrarlanan ölçümler.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Evde ölçülen tansiyon değerlerine bakarak reçeteli ilacınızı kendi kendinize başlatmayın, bırakmayın veya dozunu değiştirmeyin. Çok yüksek tansiyona ciddi belirtiler eşlik ediyorsa acil tıbbi yardım alın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>American Heart Association — Home Blood Pressure Monitoring</p>

<p>American Heart Association ve American College of Cardiology — 2025 Guideline for the Prevention, Detection, Evaluation, and Management of High Blood Pressure in Adults</p>

<p>Circulation — 2025 High Blood Pressure Guideline</p>

<p>Hypertension — 2025 High Blood Pressure Guideline </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/evde-tansiyon-olcerken-yapilan-7-hata-sonuc-yanlis-cikabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 15:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1263.jpeg" type="image/jpeg" length="94334"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Cevdet Erdöl’den Hekim Adaylarına İlk Ders: “Önce İnsan”]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-cevdet-erdolden-hekim-adaylarina-ilk-ders-once-insan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-cevdet-erdolden-hekim-adaylarina-ilk-ders-once-insan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aksaray Üniversitesi Tıp Fakültesinde akademik yılın ilk dersini veren Prof. Dr. Cevdet Erdöl, genç hekimlere insan onuru, merhamet, hasta mahremiyeti ve sürekli öğrenme çağrısında bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Aksaray Üniversitesi (ASÜ) Tıp Fakültesinde 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı Oryantasyon Programı başladı. Fakülteye yeni kayıt yaptıran öğrencilerin ilk dersini Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cevdet Erdöl verdi.</p>

<p>Genç hekim adaylarına meslek hayatları boyunca yol gösterecek önemli mesajlar veren Erdöl, hekimliğin yalnızca bilimsel bilgi ve klinik beceriden ibaret olmadığını vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Hekimlik İnsan Onuruna Saygıyı Gerektirir”</p>

<p>Prof. Dr. Cevdet Erdöl, iyi bir hekimin hastalığı tedavi ederken karşısındaki insanın onurunu, mahremiyetini ve duygularını da koruması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Hekimlik mesleğinin temelinde empati, şefkat, merhamet ve sorumluluk bulunduğuna dikkat çeken Erdöl, öğrencilerden bu değerleri eğitimlerinin ilk gününden itibaren mesleki kimliklerinin bir parçası hâline getirmelerini istedi.</p>

<p>Gençlere “Hastayı İyi Dinleyin” Çağrısı</p>

<p>Hekim ile hasta arasındaki güvenin doğru iletişimle kurulabileceğini ifade eden Prof. Dr. Erdöl, genç hekim adaylarına hastalarını dikkatle dinlemeleri ve etkili iletişim kurmaları çağrısında bulundu.</p>

<p>Erdöl, hekimlerin yalnızca tetkik sonuçlarına veya hastalığın belirtilerine değil, hastanın yaşadığı sürecin bütününe odaklanması gerektiğine işaret etti. Mesleğin insan sevgisi ve yüksek sorumluluk bilinciyle yürütülmesinin önemini hatırlattı.</p>

<p>“Öğrenme Mezuniyetle Sona Ermez”</p>

<p>Tıp biliminin sürekli geliştiğini belirten Prof. Dr. Cevdet Erdöl, hekimlikte öğrenme sürecinin fakülteyle veya mezuniyetle sınırlı kalamayacağını vurguladı.</p>

<p>Öğrencilere bilimsel yenilikleri yakından izlemelerini, bilgilerini güncel tutmalarını ve mesleki gelişimlerini hayat boyu sürdürmelerini tavsiye eden Erdöl, yeni eğitim döneminde başarı dileklerini iletti.</p>

<p>ASÜ Tıp Fakültesinde Yeni Dönem Başladı</p>

<p>Oryantasyon programına ASÜ Rektörü Prof. Dr. Alpay Arıbaş, rektör yardımcıları Prof. Dr. Erşan Sever ve Prof. Dr. Yavuz Selim Çakmak, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Servet Gölgeler, Aksaray İl Sağlık Müdürü Dr. Abdullah Güleç, Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Ramazan Bülbül, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>

<p>Programda öğrencilere fakültenin eğitim sistemi, akademik ve sosyal imkânları, dijital sınav uygulamaları ve üniversite yaşamı hakkında bilgi verildi. Etkinlik, plaket takdimi ve fakülteye dereceyle yerleşen öğrencilere teşekkür belgelerinin sunulmasıyla tamamlandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-cevdet-erdolden-hekim-adaylarina-ilk-ders-once-insan</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 14:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1262.jpeg" type="image/jpeg" length="86566"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MediBulut 2026-2027 Tıp ve Diş Hekimliği Burs Başvuruları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/medibulut-2026-2027-tip-ve-dis-hekimligi-burs-basvurulari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/medibulut-2026-2027-tip-ve-dis-hekimligi-burs-basvurulari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MediBulut’un 2026-2027 burs başvuruları devam ediyor. Tıp ve diş hekimliği fakültelerinde öğrenim gören, belirlenen sınıf ve başarı koşullarını sağlayan öğrencilere 2026-2027 KYK lisans bursu tutarı kadar eğitim desteği verilecek. Başvurular 30 Eylül’e kadar çevrim içi alınacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Tıp ve Diş Hekimliği Öğrencilerine KYK Tutarında Burs</p>

<p>Tıp ve diş hekimliği fakültesi öğrencilerine yönelik 2026-2027 burs başvuruları devam ediyor.</p>

<p>MediBulut, yeni eğitim öğretim döneminde belirlenen koşulları sağlayan tıp ve diş hekimliği öğrencilerine eğitim bursu verecek.</p>

<p>Başvurular 15 Eylül’de başladı ve 30 Eylül 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Burs miktarı ise sabit bir rakam yerine 2026-2027 dönemi için uygulanacak KYK lisans bursu tutarı üzerinden belirlenecek.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>MediBulut bursu doğrudan Türkiye’deki üniversitelerin tıp ve diş hekimliği fakültelerinde öğrenim gören öğrencilere yönelik.</p>

<p>Tıp fakültesi öğrencilerinin başvuru için açıklanan sınıf, akademik başarı, yaş ve ekonomik ihtiyaç koşullarını karşılaması gerekiyor.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencileri burs programının doğrudan hedef gruplarından biri.</p>

<p>MediBulut, burs koşullarını karşılayan diş hekimliği öğrencilerinin başvuruda bulunabileceğini açıkça belirtiyor.</p>

<p>Hangi sınıflar başvurabilir?</p>

<p>MediBulut’un 2026-2027 burs koşullarında öğrencinin üniversitenin 4, 5 veya 6. sınıfına geçmeye hak kazanmış olması şartı bulunuyor.</p>

<p>Dolayısıyla program özellikle tıp ve diş hekimliği eğitimlerinin ileri sınıflarındaki öğrencileri hedefliyor.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencileri açısından kurum ayrıca burs koşullarını karşılayan öğrencilerin başvurabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Not ortalaması kaç olmalı?</p>

<p>Ara sınıflardaki öğrencilerin genel başarı ortalamasının 4 üzerinden en az 3,00 olması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin aynı zamanda bir üst sınıfa geçiş hakkı kazanmış olması şart.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca maddi ihtiyaç değil, akademik başarı da bursiyer seçiminde temel kriterlerden biri.</p>

<p>27 yaş sınırı var</p>

<p>MediBulut bursuna başvuracak öğrencilerin 27 yaşını geçmemiş olması gerekiyor.</p>

<p>Yaş şartının yanı sıra öğrencinin tıp veya diş hekimliği fakültesinde öğrenimine aktif olarak devam etmesi gerekiyor.</p>

<p>Maddi ihtiyaç şartı bulunuyor</p>

<p>Program maddi desteğe ihtiyaç duyan öğrencilere yönelik.</p>

<p>Öğrencinin mal varlığı ve gelir durumu burs başvurusunun değerlendirilmesinde dikkate alınıyor.</p>

<p>Burs almaya hak kazanan adaylardan aile gelirini ve ekonomik durumu gösteren belgeler isteniyor.</p>

<p>Başka burs alan öğrenciler başvurabilir mi?</p>

<p>Genel olarak hayır.</p>

<p>MediBulut burs koşullarına göre öğrencinin başka bir kamu veya özel kurumdan burs almaması gerekiyor.</p>

<p>Ancak KYK öğrenim kredisi bu kuralın dışında tutuluyor.</p>

<p>Dolayısıyla geri ödemeli KYK öğrenim kredisi kullanan bir öğrenci diğer koşulları sağlaması halinde MediBulut bursuna başvurabiliyor.</p>

<p>KYK bursu ile KYK öğrenim kredisi karıştırılmamalı</p>

<p>Burada önemli bir ayrım bulunuyor.</p>

<p>MediBulut’un resmî koşullarında istisna olarak belirtilen destek KYK öğrenim kredisi.</p>

<p>Bu nedenle başka bir karşılıksız burs alan öğrencilerin kendi durumlarını başvuru koşulları açısından ayrıca değerlendirmesi gerekiyor.</p>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>MediBulut 2026-2027 bursunun miktarı sabit bir TL rakamıyla açıklanmadı.</p>

<p>Kurum, burs miktarının 2026-2027 dönemi için geçerli olacak KYK lisans bursu tutarı kadar uygulanacağını belirtiyor.</p>

<p>Dolayısıyla öğrenciye yapılacak ödeme, ilgili dönem için resmen belirlenen KYK lisans bursu miktarına bağlı olacak.</p>

<p>Burs kaç ay ödenecek?</p>

<p>MediBulut burs ödemeleri Kasım 2026’da başlayacak.</p>

<p>Ödemeler Haziran 2027’ye kadar devam edecek.</p>

<p>Böylece program 2026-2027 eğitim öğretim dönemini kapsayacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaç öğrenci burs alacak?</p>

<p>MediBulut sabit bir bursiyer kontenjanı açıklamıyor.</p>

<p>Bursiyer sayısının başvuru yapan adayların sayısı ve başvuru kriterlerine uygunlukları dikkate alınarak belirleneceği ifade ediliyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>Başvurular tamamen çevrim içi gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin MediBulut’un resmi internet sitesindeki 2026-2027 burs başvuru formunu doldurması gerekiyor.</p>

<p>İlk başvuru sırasında öğrencilerin formdaki bilgileri doğru ve eksiksiz bildirmesi önem taşıyor.</p>

<p>Belgeler ne zaman istenecek?</p>

<p>MediBulut başvurunun ilk aşamasında bütün belgelerin gönderilmesini istemiyor.</p>

<p>Değerlendirme sonucunda burs almaya hak kazanan öğrenciler e-posta yoluyla bilgilendirilecek ve kendilerinden gerekli belgeleri göndermeleri istenecek.</p>

<p>Bursiyer adayının bildirimden sonra dört gün içerisinde yanıt vermemesi halinde burs hakkı başka bir öğrenciye devredilebilecek.</p>

<p>Hangi belgeler isteniyor?</p>

<p>Burs almaya hak kazanan öğrencilerden kimlik fotokopisi, vukuatlı nüfus kayıt örneği ve ikametgâh belgesi talep edilecek.</p>

<p>Ailenin ekonomik durumunun doğrulanması amacıyla çalışan ebeveynlerden maaş bordrosu istenecek.</p>

<p>Serbest çalışan ebeveynler için gelir veya kurumlar vergisi beyannamesi, emekliler için aylık maaş belgesi talep edilecek.</p>

<p>Sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olmayan ebeveynlerin ise çalışmadıklarını ve gelirlerinin bulunmadığını gösteren belge sunması gerekecek.</p>

<p>Belgeler dijital ortamda gönderilebilecek.</p>

<p>Son başvuru 30 Eylül</p>

<p>MediBulut’un tıp ve diş hekimliği öğrencilerine yönelik 2026-2027 burs başvuruları 30 Eylül’de sona erecek.</p>

<p>27 yaşını geçmemiş, maddi desteğe ihtiyaç duyan, belirtilen sınıf koşulunu karşılayan ve ara sınıflarda en az 3,00/4,00 genel başarı ortalamasına sahip öğrenciler çevrim içi başvuru yapabilecek.</p>

<p>Burs miktarı 2026-2027 KYK lisans bursu tutarı kadar olacak ve ödemeler Kasım 2026-Haziran 2027 döneminde gerçekleştirilecek.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>MediBulut<br />
MediBulut 2026-2027 Burs Başvuruları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/medibulut-2026-2027-tip-ve-dis-hekimligi-burs-basvurulari</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 12:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="97215"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Behzat Özkan Yeniden Antalya İl Sağlık Müdürü Olarak Atandı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-behzat-ozkan-yeniden-antalya-il-saglik-muduru-olarak-atandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-behzat-ozkan-yeniden-antalya-il-saglik-muduru-olarak-atandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan’ın görev süresi uzatıldı. İki yıllık görev dönemini tamamlayan Özkan, en az iki yıl daha Antalya sağlık yönetiminin başında olacak. Özkan, yeni dönem kararını çalışma arkadaşlarına yaptığı açıklamayla duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Antalya sağlık yönetiminde beklenen karar netleşti. Prof. Dr. Behzat Özkan, Antalya İl Sağlık Müdürü olarak yeniden görevlendirildi.</p>

<p>23 Eylül 2024’te Antalya İl Sağlık Müdürlüğü görevine başlayan Özkan, iki yıllık görev döneminin tamamlanmasının ardından en az iki yıl daha görevini sürdüreceğini çalışma arkadaşlarına açıkladı. Özkan’ın 2024’te Sağlık Bakanlığı tarafından Antalya İl Sağlık Müdürlüğüne atandığı dönemin kayıtları da mevcut.</p>

<p>Tıbbiye Bülteni, karar öncesinde sağlık camiasındaki güçlü kulis bilgisini gündeme getirerek Özkan ile yola devam edilmesinin beklendiğini duyurmuştu.</p>

<p>Özkan: En az iki yıl daha çalışma ve hizmet etme görevi verildi</p>

<p>Prof. Dr. Behzat Özkan, yeni dönem kararının ardından çalışma arkadaşlarına hitaben yaptığı açıklamada iki yıllık görev süresinin tamamlandığını belirterek, kendisine en az iki yıl daha çalışma ve hizmet etme görevi verildiğini bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özkan açıklamasında şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Sevgili çalışma arkadaşlarım; bugün itibarıyla iki yıllık görev süremizi Allah’ımıza hamdolsun hayırlısıyla bitirmiş olduk. Daha çok çalışmak, hizmet etmek ve başarılı olmak için büyüklerimiz bize en az iki yıl daha çalışma ve hizmet etme görevi verdiler.”</p>

<p>“Bize güvenenleri mahcup etmeyiz”</p>

<p>Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na da teşekkür eden Özkan, yeni dönemde sorumluluklarının arttığına dikkat çekti:</p>

<p>“İnşallah, başta Sayın Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu olmak üzere bize güvenenleri mahcup etmeyiz.”</p>

<p>Özkan, görev süresinin uzatılması için herhangi bir kişiyi devreye sokmadığını da özellikle vurguladı.</p>

<p>“Bu hepimizin başarısıdır”</p>

<p>Görev süresinin uzatılmasını yalnızca kendi başarısı üzerinden değerlendirmeyen Özkan, Antalya sağlık teşkilatındaki çalışanlara dikkat çekti.</p>

<p>Özkan, “Görev süremin uzatılması sadece benim başarımın tezahürü değil, Antalya’mız ve memleketimiz için çalışan hepimizin başarısıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yeni dönemin çalışma anlayışına ilişkin mesajı da net oldu:</p>

<p>“Birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhu içerisinde azim ve kararlılıkla çalışmalarımıza devam edeceğiz. Sorumluluğumuz büyük, yükümüz ağır. Bu uğurda Allah yardımcımız olsun.”</p>

<p>İki yılda Antalya’nın sağlık yatırımlarını yakından takip etti</p>

<p>Özkan’ın ilk görev döneminde Antalya’nın hastane yatırımları, acil sağlık hizmetleri, birinci basamak sağlık hizmetleri ve sağlık kuruluşlarının kapasitesinin artırılmasına yönelik çalışmalar öne çıktı.</p>

<p>Son dönemin önemli yatırımlarından biri 300 yataklı Aksu Devlet Hastanesi oldu. Özkan, Ağustos 2026’da Antalya Valisi Hulusi Şahin ve beraberindeki heyetle hastane inşaatında incelemelerde bulundu. İl Sağlık Müdürlüğü, hastanenin tamamlanmasıyla Aksu ve çevresinin sağlık hizmeti kapasitesinin önemli ölçüde artmasının hedeflendiğini açıkladı.</p>

<p>Kepez Devlet Hastanesi Diyaliz Merkezi de Ağustos 2026’da genişletilerek 13 üniteden 28 üniteye çıkarıldı. Özkan, merkezin açılışında sağlık hizmetlerinin vatandaşların ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilmesinin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. Behzat Özkan kimdir?</p>

<p>1964 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesinde doğan Prof. Dr. Behzat Özkan, 1989 yılında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu.</p>

<p>Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlığının ardından Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde çocuk endokrinolojisi ve metabolizma alanında eğitim aldı. 2000 yılında doçent, 2006 yılında profesör unvanını aldı.</p>

<p>Akademik çalışmalarının yanı sıra sağlık yönetiminde de uzun yıllar görev yapan Özkan; Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanelerinde başhekim yardımcılığı, İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde başhekimlik ve Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu İzmir İli Güney Bölgesi Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu.</p>

<p>Daha sonra Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan Özkan, 2020-2024 yılları arasında hastanenin başhekimliğini yürüttü.</p>

<p>Antalya sağlık yönetiminde Özkan’la yeni dönem</p>

<p>İki yıllık ilk döneminin ardından görev süresi uzatılan Prof. Dr. Behzat Özkan, böylece Antalya sağlık yönetiminde yeni dönemine başlamış oldu.</p>

<p>Özkan’ın açıklamasındaki “en az iki yıl daha” vurgusu ise yeni dönemin temel mesajlarından biri oldu.</p>

<p>Antalya’da devam eden hastane yatırımları, sağlık kuruluşlarının kapasite artışları, 112 Acil Sağlık hizmetleri ve birinci basamak sağlık hizmetleri düşünüldüğünde Özkan’ın önündeki yeni dönem yoğun bir sağlık gündemiyle başlayacak.</p>

<p>Özkan’ın kendi ifadesiyle yeni dönemin çerçevesi ise üç kavram üzerine kuruluyor: “Birlik, beraberlik ve kardeşlik.” </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kariyer &amp; Atama</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prof-dr-behzat-ozkan-yeniden-antalya-il-saglik-muduru-olarak-atandi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1250.jpeg" type="image/jpeg" length="29097"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eksik Diş Polisliğe Engel mi? POMEM Diş Şartları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/eksik-dis-polislige-engel-mi-pomem-dis-sartlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/eksik-dis-polislige-engel-mi-pomem-dis-sartlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eksik diş polisliğe engel mi, POMEM’de kaç eksik diş kabul ediliyor? İmplant, protez, 20 yaş dişi, diş teli ve çene bozuklukları için sağlık şartlarını inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Eksik Diş Polisliğe Engel mi? POMEM Diş Şartları</p>

<p>Polis olmak isteyen adayların sağlık muayenesinde en fazla merak ettiği konulardan biri dişler.</p>

<p>“Eksik diş polisliğe engel mi?”, “Kaç eksik diş POMEM’e engel?”, “İmplantı olan polis olabilir mi?”, “Diş teli POMEM’e engel mi?”, “Dolgu ve kanal tedavisi sorun olur mu?” ve “20 yaş dişi eksik diş sayılır mı?” soruları adayların sık araştırdığı başlıklar arasında.</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinin ağız ve diş hastalıklarına ilişkin hükümlerinde bu soruların bazıları için oldukça açık kriterler bulunuyor.</p>

<p>En dikkat çekici rakam ise:</p>

<p>5 diş.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KAÇ EKSİK DİŞ POLİSLİĞE ENGEL?</p>

<p>Yönetmeliğin A dilimi hükümlerine göre ön grup dişlerde eksiklik bulunmaması şartıyla 5’ten az diş eksikliği sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle ön grup dışında kalan dişlerde 1, 2, 3 veya 4 diş eksikliği, diğer şartlar da uygunsa tek başına A dilimi dışına çıkılması anlamına gelmiyor.</p>

<p>Buna karşılık 5 ve 5’ten fazla diş eksikliği farklı değerlendiriliyor.</p>

<p>Bu nedenle adaylar açısından kritik eşik “5’ten az” ifadesi.</p>

<p>Ancak burada ön dişlerle arka grup dişleri birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>ÖN DİŞ EKSİKLİĞİ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmeliğin A dilimi düzenlemesinde temel kural, ön grup dişlerde eksiklik bulunmaması.</p>

<p>Ancak bunun da önemli bir istisnası var.</p>

<p>Eksik ön diş nedeniyle oluşan açıklık, sağdaki veya soldaki dişler tarafından eşgal belirleyici olmayacak ve fonksiyon kaybına yol açmayacak biçimde kapanmışsa bu durum sağlam kabul edilebiliyor.</p>

<p>Ayrıca eksiklik sabit protez veya dental implantla giderilmişse de yönetmelikte sağlam kabul edilen durumlar arasında yer alıyor.</p>

<p>Dolayısıyla yalnızca “ön dişim eksik” bilgisi üzerinden bütün adaylar için aynı sonucu çıkarmak doğru değil.</p>

<p>5 EKSİK DİŞ POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmelikte 5 ve 5’ten fazla diş eksikliği A diliminin dışında değerlendirilen durumlar arasında bulunuyor.</p>

<p>A diliminde sağlam kabul edilen kriter “5’ten az diş eksikliği”.</p>

<p>Dolayısıyla 4 ile 5 arasındaki fark burada önem taşıyor.</p>

<p>Ancak sabit protez veya dental implantla eksikliklerin giderilmiş olması ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>İMPLANTI OLAN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet, yönetmelik dental implant konusunda açık bir istisna içeriyor.</p>

<p>Sabit protez veya dental implant uygulamasıyla diş eksiklikleri giderilmiş olgular sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>Bu nedenle “implantı olan polis olamaz” şeklindeki yaygın genelleme doğru değil.</p>

<p>Asıl önemli olan ağız ve diş sisteminin mevcut durumunun yönetmelikteki kriterlere uygun olması.</p>

<p>SABİT PROTEZ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Eksik dişin sabit protezle giderilmiş olması da yönetmelikte sağlam kabul edilen durumlar arasında.</p>

<p>Nitekim Danıştay’a taşınan bir POMEM dosyasında ön grup diş eksikliğinin sabit protezle giderildiği tespit edilen aday hakkında hakem hastane “POMEM öğrencisi olur” kararı vermiş ve ilişik kesme işlemi hukuka uygun bulunmamıştı.</p>

<p>Bu örnek, yalnızca dişin doğal olarak bulunup bulunmadığına değil, eksikliğin yönetmeliğe uygun biçimde rehabilite edilip edilmediğine de bakıldığını gösteriyor.</p>

<p>20 YAŞ DİŞİ EKSİK DİŞ SAYILIYOR MU?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Yönetmelikte üçüncü büyük azı dişlerinin, yani yaygın adıyla 20 yaş dişlerinin yokluğu eksik diş olarak değerlendirilmiyor.</p>

<p>Bu nedenle doğuştan bulunmayan veya çekilmiş 20 yaş dişlerinin normal eksik diş hesabına doğrudan eklenmemesi gerekiyor.</p>

<p>GÖMÜLÜ DİŞ EKSİK DİŞ SAYILIYOR MU?</p>

<p>Burada önemli bir ayrıntı var.</p>

<p>Oklüzyonda, yani kapanışta ve fonksiyonda olmayan gömülü dişler yönetmelikte eksik diş kabul ediliyor.</p>

<p>Dolayısıyla röntgende dişin çene kemiği içerisinde bulunması tek başına “dişim eksik değil” anlamına gelmeyebilir.</p>

<p>Dişin fonksiyonda olup olmadığı önem taşıyor.</p>

<p>TEDAVİ EDİLMEMİŞ DİŞ KÖKÜ EKSİK DİŞ SAYILIYOR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Yönetmelikte tedavi edilmemiş mevcut diş kökleri de eksik diş olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Bu nedenle ağızda yalnızca kökü kalmış ve tedavi edilmemiş bir dişi adayın “dişim hâlâ var” şeklinde değerlendirmesi doğru olmayabilir.</p>

<p>DOLGU POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Dolgu yapılmış olması tek başına polisliğe engel olarak tanımlanmıyor.</p>

<p>Diş çürüğünün tedavi edilerek dişin fonksiyonunun korunması ile eksik diş farklı durumlar.</p>

<p>Adayın ağız ve diş sağlığının mevcut durumu değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle “ağzımda çok dolgu var, polis olamam” şeklinde bir sonuç çıkarılmamalı.</p>

<p>KANAL TEDAVİSİ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Kanal tedavisi yapılmış bir diş de tek başına eksik diş değildir.</p>

<p>Diş ağızda mevcutsa ve fonksiyon görüyorsa eksik diş hesabıyla aynı şekilde değerlendirilmez.</p>

<p>Ancak aktif enfeksiyon, tedavi edilmemiş kök veya başka bir diş hastalığı bulunuyorsa bunlar ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>DİŞ TELİ POMEM’E ENGEL Mİ?</p>

<p>Ortodontik tedavi gören adayların durumu yalnızca “diş teli var” şeklinde değerlendirilmemeli.</p>

<p>Ortodontik tedavinin nedeni önemlidir.</p>

<p>Çene ilişkilerindeki bozukluklar ve kapanış problemleri yönetmelikte ayrıca rakamsal kriterlerle düzenleniyor.</p>

<p>Bu nedenle diş teli kullanan aday açısından asıl soru yalnızca telin bulunması değil, tedavi edilen çene veya kapanış probleminin mevcut durumudur.</p>

<p>ALT ÇENE GERİLİĞİ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Yönetmelikte retrognati, yani alt çenenin geride olması açısından rakamsal sınır bulunuyor.</p>

<p>Alt ve üst dişler arasındaki farkın 6 milimetreye kadar olan, 6 milimetre dahil alt çene gerilikleri A diliminde sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>6 milimetreden büyük alt çene gerilikleri ise A dilimi şartlarının dışında değerlendiriliyor.</p>

<p>ALT ÇENE İLERİLİĞİ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Prognati, yani alt çenenin önde olması açısından da yönetmelikte sınır bulunuyor.</p>

<p>Alt ve üst dişler arasındaki 3 milimetreye kadar olan, 3 milimetre dahil alt çene ilerilikleri sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>3 milimetreden büyük prognati ise farklı sağlık diliminde değerlendiriliyor.</p>

<p>OPEN-BITE POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Open-bite, yani dişler kapatıldığında üst ve alt dişler arasında açıklık kalması da yönetmelikte rakamsal kriterle düzenlenmiş durumda.</p>

<p>6 milimetreye kadar olan, 6 milimetre dahil open-bite A diliminde sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>6 milimetreden büyük open-bite ise A diliminin dışında değerlendiriliyor.</p>

<p>ÇENE EKLEMİ PROBLEMİ POLİSLİĞE ENGEL Mİ?</p>

<p>Çene eklemi hastalıklarında özellikle konuşma ve çiğneme fonksiyonları önem taşıyor.</p>

<p>Hareket kısıtlılığı, ankiloz, kemik iltihabı veya çenenin belirgin şekil bozuklukları ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Dolayısıyla yalnızca zaman zaman çene ekleminden ses gelmesi ile ciddi fonksiyon kaybı oluşturan çene eklemi hastalığı aynı durum değildir.</p>

<p>POMEM DİŞ MUAYENESİNDEN ÖNCE NE YAPILMALI?</p>

<p>Adayların sağlık muayenesinden hemen önce yalnızca “eksik diş sayısını” kontrol etmesi yeterli değil.</p>

<p>Tedavi edilmemiş çürükler ve kökler için diş hekimi değerlendirmesi alınabilir.</p>

<p>Gömülü dişlerin fonksiyon durumu değerlendirilebilir.</p>

<p>Eksik dişlerin protez veya implantla rehabilitasyon gerektirip gerektirmediği diş hekimiyle görüşülebilir.</p>

<p>Ortodontik tedavi varsa mevcut çene ve kapanış durumu öğrenilebilir.</p>

<p>Ancak yalnızca POMEM’e girebilmek amacıyla gereksiz diş çekimi, implant veya başka geri dönüşü zor işlemler yaptırılmamalıdır.</p>

<p>POMEM DİŞ ŞARTLARINDA EN ÖNEMLİ 6 NOKTA</p>

<p>Ön grup dişlerde temel olarak eksiklik bulunmaması gerekiyor.</p>

<p>Ön grup dışında 5’ten az diş eksikliği A diliminde sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>5 ve 5’ten fazla diş eksikliği A dilimi dışında değerlendiriliyor.</p>

<p>20 yaş dişlerinin yokluğu eksik diş sayılmıyor.</p>

<p>Fonksiyonda olmayan gömülü dişler ve tedavi edilmemiş diş kökleri eksik diş kabul ediliyor.</p>

<p>Sabit protez veya dental implantla eksiklikleri giderilmiş olgular sağlam kabul ediliyor.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>1 eksik diş polisliğe engel mi?</p>

<p>Ön grup dışında olmak ve diğer şartları karşılamak kaydıyla 5’ten az diş eksikliği A diliminde sağlam kabul edilir. Ön grup diş eksikliklerinde ayrıca özel hükümler bulunur.</p>

<p>4 eksik diş POMEM’e engel mi?</p>

<p>Ön grup dışında 4 diş eksikliği, “5’ten az” kriteri içerisinde bulunur. Diğer ağız ve diş şartlarının da karşılanması gerekir.</p>

<p>5 eksik diş polisliğe engel mi?</p>

<p>Yönetmelikte A dilimi açısından sağlam kabul edilen sınır 5’ten az eksik diştir. 5 ve 5’ten fazla diş eksikliği farklı değerlendirilir.</p>

<p>İmplantı olan polis olabilir mi?</p>

<p>Sabit protez veya dental implantla eksiklikleri giderilmiş olgular yönetmelikte sağlam kabul edilir.</p>

<p>20 yaş dişi çekilmiş olan polis olabilir mi?</p>

<p>20 yaş dişlerinin yokluğu yönetmelikte eksik diş olarak değerlendirilmez.</p>

<p>Diş teli polisliğe engel mi?</p>

<p>Diş teli bulunması tek başına kesin sonuç vermez. Ortodontik tedavinin nedeni, çene ilişkileri, kapanış ve mevcut fonksiyon değerlendirilir.</p>

<p>Dolgu veya kanal tedavisi polisliğe engel mi?</p>

<p>Dolgu ve kanal tedavisi tek başına eksik diş anlamına gelmez. Adayın mevcut ağız ve diş sağlığı değerlendirilir.</p>

<p>TIBBİ VE HUKUKİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve kişisel sağlık uygunluğu kararı değildir. POMEM ve diğer polis eğitim kurumu adaylarında ağız ve diş sağlığı değerlendirmesinde yürürlükteki Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği, resmi diş hekimi muayenesi ve yetkili sağlık kurulu/sağlık komisyonunun kararı esas alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği</p>

<p>Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği EK-3 – Ağız ve Diş Hastalıkları</p>

<p>Polis Akademisi Başkanlığı</p>

<p>Danıştay 8. Daire – POMEM ağız ve diş sağlığı kararları </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/eksik-dis-polislige-engel-mi-pomem-dis-sartlari</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-1089.jpeg" type="image/jpeg" length="16786"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10429"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="88268"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29245"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51079"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76992"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="70349"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
