<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 27 Sep 2026 13:42:24 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[D-dimer Kaç Olmalı? 500, 1000, 2000 ve 5000 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/d-dimer-kac-olmali-500-1000-2000-ve-5000-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/d-dimer-kac-olmali-500-1000-2000-ve-5000-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[D-dimer, oluşup parçalanan fibrin pıhtılarından ortaya çıkan ürünleri ölçer. Bazı FEU testlerinde 500 ng/mL eşik kullanılır; 1000, 2000 ve 5000 gibi sonuçlar tek başına pıhtı tanısı koydurmaz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>D-DİMER NEDİR?</p>

<p>D-dimer, vücutta oluşmuş çapraz bağlı fibrinin parçalanması sırasında ortaya çıkan bir üründür. Derin ven trombozu ve pulmoner emboli şüphesinde özellikle pıhtıyı dışlamaya yardımcı olmak amacıyla kullanılır.</p>

<p>D-dimer yüksekliği tek başına “damarda pıhtı var” anlamına gelmez. Enfeksiyon, inflamasyon, gebelik, ileri yaş, ameliyat, travma, kanama, kanser ve karaciğer hastalıklarında da yükselebilir.</p>

<p>D-DİMER KAÇ OLMALI?</p>

<p>D-dimer için kullanılan yöntem ve birim mutlaka bilinmelidir.</p>

<p>Örneğin Mayo Clinic Laboratories'in kullandığı yöntemde 500 ng/mL FEU ve altı normal kabul edilir. Ancak farklı laboratuvarlarda FEU veya DDU birimleri ve farklı eşikler kullanılabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “D-dimer 500” ifadesi birim görülmeden yorumlanmamalıdır.</p>

<p>D-DİMER 500 NE DEMEK?</p>

<p>500 ng/mL FEU, 500 ng/mL FEU sınırı kullanan bir laboratuvarda üst referans sınırına karşılık gelir.</p>

<p>Düşük veya orta klinik pıhtı olasılığı bulunan uygun bir kişide negatif D-dimer, akut derin ven trombozu veya pulmoner embolinin dışlanmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak yüksek klinik şüphe varsa yalnızca D-dimer sonucuna güvenilmez.</p>

<p>D-DİMER 1000 NE DEMEK?</p>

<p>1000 ng/mL FEU, 500 ng/mL FEU eşik kullanan bir yöntemde yüksek bir sonuçtur.</p>

<p>Ancak “1000 = pıhtı var” denemez. Yakın zamanda geçirilmiş ameliyat, enfeksiyon, travma, gebelik, inflamasyon ve başka birçok durum bu düzeylere yol açabilir.</p>

<p>Kişide ani nefes darlığı, göğüs ağrısı veya tek taraflı bacak şişliği varsa klinik önemi artar.</p>

<p>D-DİMER 2000 NE DEMEK?</p>

<p>2000 ng/mL FEU belirgin yüksek bir D-dimer sonucudur.</p>

<p>Pıhtı olasılığı klinik olarak değerlendirilmelidir ancak sonuç tek başına pulmoner emboli veya derin ven trombozu tanısı değildir.</p>

<p>D-dimer yüksekliğinin derecesi altta yatan hastalığın şiddetiyle bire bir orantılı değildir.</p>

<p>D-DİMER 5000 NE DEMEK?</p>

<p>5000 ng/mL FEU çok belirgin bir yüksekliktir ve nedeninin klinik olarak açıklanması gerekir.</p>

<p>Venöz tromboembolinin yanı sıra ağır enfeksiyon, yaygın inflamasyon, yakın ameliyat veya travma, kanser ve DIC gibi durumlarda da çok yüksek değerler görülebilir.</p>

<p>Bu nedenle 5000 sonucu “kesin akciğer embolisi” anlamına gelmez. Ancak pıhtı belirtileri veya ciddi genel durum bozukluğu varsa hızlı değerlendirme gerekir.</p>

<p>D-DİMER YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>D-dimerin yükselmesine yol açabilecek durumlar arasında:</p>

<p>Derin ven trombozu</p>

<p>Pulmoner emboli</p>

<p>Yakın ameliyat</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Travma</p>

<p>Aktif veya yakın zamanda geçirilmiş kanama</p>

<p>Gebelik</p>

<p>Enfeksiyon ve inflamasyon</p>

<p>Kanser</p>

<p>Karaciğer hastalıkları</p>

<p>İleri yaş</p>

<p>DIC</p>

<p>gibi çok farklı nedenler bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle D-dimer oldukça duyarlı ancak tek başına özgül olmayan bir testtir.</p>

<p>D-DİMER YÜKSEK AMA PIHTI YOKSA NEDEN?</p>

<p>Bu oldukça sık görülebilir.</p>

<p>D-dimer yalnızca venöz tromboembolide yükselmez. Enfeksiyon sırasında veya ameliyat sonrasında pıhtı bulunmadığı halde sonuç belirgin yüksek çıkabilir.</p>

<p>Özellikle yaş ilerledikçe pozitif D-dimer sonuçları daha sık görülür.</p>

<p>D-DİMER YÜKSEKLİĞİ ENFEKSİYONDAN OLUR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Enfeksiyon ve inflamasyon pıhtılaşma ve fibrin yıkım sistemlerini aktive ederek D-dimer düzeylerini yükseltebilir.</p>

<p>Bu nedenle ateşli veya ağır enfeksiyon geçiren bir kişide yüksek D-dimer otomatik olarak damar pıhtısı anlamına gelmez.</p>

<p>YAŞA GÖRE D-DİMER KAÇ OLMALI?</p>

<p>50 yaşından büyük uygun ayaktan hastalarda yaşa göre düzeltilmiş D-dimer eşikleri kullanılabilir.</p>

<p>500 µg/L eşik kullanan FEU testlerinde sık kullanılan formül:</p>

<p>Yaş × 10 µg/L</p>

<p>Örneğin 70 yaşındaki uygun bir kişide yaşa göre eşik 700 µg/L olabilir.</p>

<p>Bu yöntem yalnızca belirli klinik değerlendirme algoritmalarında kullanılır. Kişinin kendi başına laboratuvar sonucuna uygulayacağı genel bir “normal değer hesabı” değildir.</p>

<p>D-DİMER FEU VE DDU NE DEMEK?</p>

<p>D-dimer sonuçları farklı laboratuvarlarda FEU veya DDU şeklinde raporlanabilir.</p>

<p>Bu birimler aynı değildir ve sayısal sonuçlar doğrudan birbirleriyle karşılaştırılmamalıdır.</p>

<p>Örneğin 500 ng/mL FEU eşiği kullanılan bir kaynaktaki rakam, DDU kullanan bir laboratuvar raporuna aynen uygulanamaz.</p>

<p>Sonucu yorumlarken hem sayı hem birim hem de laboratuvar referans sınırı birlikte okunmalıdır.</p>

<p>D-DİMER NORMAL ÇIKARSA PIHTI YOK MU?</p>

<p>Düşük veya orta klinik olasılığı bulunan uygun hastalarda negatif ve yüksek duyarlılıklı D-dimer, DVT veya pulmoner emboliyi dışlamaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak yüksek klinik pıhtı olasılığında negatif D-dimer tek başına yeterli olmayabilir ve görüntüleme gerekebilir.</p>

<p>Bu nedenle D-dimer sonucu her zaman şikâyetler ve klinik risk değerlendirmesiyle birlikte yorumlanır.</p>

<p>D-DİMER YÜKSEKSE TOMOGRAFİ ÇEKİLİR Mİ?</p>

<p>Her yüksek D-dimer sonucu otomatik olarak akciğer tomografisi anlamına gelmez.</p>

<p>Önce pulmoner emboli veya DVT olasılığı klinik olarak değerlendirilir. Hastanın şikâyetleri ve risk düzeyi uygunsa akciğer damarlarını değerlendiren BT anjiyografi veya bacak damar ultrasonu gibi görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir.</p>

<p>D-DİMER NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>D-dimer rakamını doğrudan düşürmeye yönelik bir tedavi yapılmaz.</p>

<p>Pıhtı varsa pıhtı tedavi edilir; enfeksiyon varsa enfeksiyon, inflamasyon varsa altta yatan durum ele alınır.</p>

<p>Yalnızca D-dimer yüksek olduğu için kişinin kendi kendine aspirin veya kan sulandırıcı kullanması tehlikeli olabilir.</p>

<p>D-DİMER NE ZAMAN ACİL DEĞERLENDİRİLMELİ?</p>

<p>D-dimer rakamından çok belirtiler önemlidir.</p>

<p>Ani başlayan nefes darlığı, nefes almakla artan göğüs ağrısı, kanlı balgam, bayılma veya açıklanamayan ciddi çarpıntı pulmoner emboli açısından acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Tek bacakta yeni gelişen şişlik, ağrı, hassasiyet veya belirgin renk değişikliği de derin ven trombozu açısından önemlidir.</p>

<p>Bu belirtiler varsa yalnızca D-dimer sonucunu takip ederek beklenmemelidir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>D-dimer 500 yüksek mi?</p>

<p>Birime ve laboratuvara bağlıdır. 500 ng/mL FEU sınırı kullanan bir laboratuvarda üst sınıra karşılık gelir.</p>

<p>D-dimer 1000 pıhtı mı?</p>

<p>Hayır. Yüksek bir sonuçtur ancak enfeksiyon, gebelik, ameliyat ve inflamasyon gibi pıhtı dışı nedenlerle de görülebilir.</p>

<p>D-dimer 2000 tehlikeli mi?</p>

<p>Belirgin yüksektir ve nedeni değerlendirilmelidir. Ancak tek başına tehlikenin derecesini veya pıhtı bulunduğunu göstermez.</p>

<p>D-dimer 5000 akciğer embolisi mi?</p>

<p>Hayır. Pulmoner embolide görülebilir ancak ağır enfeksiyon, kanser, ameliyat, travma ve DIC gibi başka durumlarda da çok yüksek değerler oluşabilir.</p>

<p>D-dimer yaşa göre değişir mi?</p>

<p>Evet. Yaşla birlikte D-dimer yüksekliği daha sık görülür. 50 yaş üzerindeki uygun hastalarda klinik algoritmalarda yaşa göre düzeltilmiş eşikler kullanılabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>D-dimer yüksekliği tek başına damar pıhtısı tanısı değildir ve yalnızca bu sonuca dayanarak kan sulandırıcı başlanmamalıdır. Ani nefes darlığı, göğüs ağrısı, bayılma veya tek taraflı bacak şişliği varsa D-dimer değerinden bağımsız olarak hızlı tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories — D-Dimer, Plasma</p>

<p>American Society of Hematology — Venous Thromboembolism: Diagnosis Guidelines </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/d-dimer-kac-olmali-500-1000-2000-ve-5000-ne-demek</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 13:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2025/12/genel/kan-tahlilleri.jpg" type="image/jpeg" length="16226"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Samarqandning ilm-fan an’analarida chuqur ildiz otgan chinor: Samarqand davlat tibbiyot universiteti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/samarqandning-ilm-fan-ananalarida-chuqur-ildiz-otgan-chinor-samarqand-davlat-tibbiyot-universiteti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/samarqandning-ilm-fan-ananalarida-chuqur-ildiz-otgan-chinor-samarqand-davlat-tibbiyot-universiteti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samarqand davlat tibbiyot universiteti o‘zining boy tarixiy merosini amaliy ta’lim va xalqaro hamkorlik orqali kelajakka olib bormoqda. SBÜ bilan hamkorlik ota yurtga bo‘lgan mehrni birgalikda shifokorlar tayyorlash maqsadi bilan uyg‘unlashtirmoqda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ahmet Balcı<br />
Tadqiqotchi va yozuvchi</p>

<p>Samarqand davlat tibbiyot universiteti 1930-yilga borib taqaladigan tarixi, klinik ta’lim infratuzilmasi va xalqaro akademik aloqalari bilan O‘zbekistonning sog‘liqni saqlash sohasidagi ko‘p yillik an’analarga ega oliy ta’lim muassasalaridan biri sifatida ajralib turadi. Tarix davomida ilm-fan va madaniyatning muhim markazlaridan bo‘lgan Samarqandda faoliyat yuritayotgan universitet bugun ushbu merosni tibbiyot kadrlarini tayyorlash, ilmiy tadqiqotlar va aholi salomatligiga xizmat qilish orqali davom ettirmoqda.</p>

<p>Universitet rivojida simulyatsion ta’lim, ixtisoslashtirilgan ilmiy markazlar va tashqi baholashga asoslangan sifatni ta’minlash ishlari alohida e’tiborga loyiq. Turkiya bilan yo‘lga qo‘yilgan akademik aloqalarning markazida esa Sog‘liq bilimlari universiteti (SBÜ) turibdi. Ikki universitet hamkorligida faoliyat yuritayotgan SBÜ Samarqand tibbiyot fakulteti tarixiy va madaniy yaqinlikning ta’lim sohasidagi amaliy ifodalaridan biridir.</p>

<p>1930-YILDA BOSHLANGAN TA’LIM YO‘LI</p>

<p>Rasmiy nomi “Samarqand davlat tibbiyot universiteti” bo‘lgan muassasa 1930-yil 7-mayda O‘zbekiston davlat tibbiyot instituti sifatida tashkil etilgan. Yillar davomida sog‘liqni saqlashning turli yo‘nalishlarini qamrab olgan institut O‘zbekiston Prezidentining 2022-yil 1-apreldagi qarori bilan universitet maqomiga ega bo‘ldi.</p>

<p>Shu bois universitetning hozirgi nomi yaqin yillarda berilgani uning yangi tashkil etilganini anglatmaydi. Samarqanddagi tibbiy ta’lim an’anasi to‘qson yildan ortiq akademik tarixga tayanadi.</p>

<p>Universitet tarixida xalqaro ilmiy hamjihatlik izlari ham mavjud. Akademik I. P. Pavlov nomidagi Birinchi Sankt-Peterburg davlat tibbiyot universiteti e’lon qilgan uchrashuv haqidagi ma’lumotda Ikkinchi jahon urushi davrida evakuatsiya qilingan Leningrad harbiy tibbiyot akademiyasi 1942–1944-yillarda Samarqanddagi tibbiyot muassasasida joylashgani eslatiladi. Bu davr turli akademik doiralarning bilim va tajribasi shaharda tutashgan tarixiy bosqichlardan biridir.</p>

<p>Universitetning bugungi tuzilmasi ushbu tarixiy asosga ilmiy salohiyatni, klinik amaliyot imkoniyatlarini va xalqaro ta’lim aloqalarini rivojlantirish maqsadini qo‘shmoqda.</p>

<p>TA’LIM SIFATINI QO‘LLAB-QUVVATLOVCHI AMALIY INFRASTRUKTURA</p>

<p>Tibbiy ta’limda bilimning kasbiy ko‘nikmaga aylanishi talabaning amaliy mashg‘ulot o‘tash imkoniyatlari bilan chambarchas bog‘liq. Samarqand davlat tibbiyot universitetida 2023-yilda faoliyat boshlagan simulyatsiya markazi ana shu ehtiyojga qaratilgan sarmoyalardan biridir.</p>

<p>Uch qavatli binoda joylashgan, 20 ta o‘quv va simulyatsiya xonasiga ega markaz jarrohlik, anesteziologiya va reanimatologiya, akusherlik va ginekologiya, pediatriya, yangi tug‘ilgan chaqaloqlar parvarishi hamda stomatologiya kabi yo‘nalishlarda amaliy mashg‘ulotlar o‘tkazish imkonini beradi. Ta’lim jarayonlarida virtual reallik va kengaytirilgan reallik texnologiyalaridan ham foydalaniladi.</p>

<p>Talabalar klinik vaziyatlar modellashtirilgan sharoitda muolajalarning bosqichlarini o‘rganib, o‘z ko‘nikmalarini takroriy mashqlar orqali mustahkamlashi mumkin. Markazdan bakalavriat talabalari bilan birga mutaxassislik bo‘yicha tahsil olayotganlar va tibbiyot xodimlari ham foydalanadi. Shu tariqa amaliy infratuzilma kasbga tayyorlash bilan bir qatorda kasbiy rivojlanishni ham qo‘llab-quvvatlaydi.</p>

<p>Universitetning ilmiy va klinik bo‘linmalari ushbu tizimni to‘ldiradi. Yuqumli va parazitar kasalliklar, reabilitatsiya, sport tibbiyoti, neyroxirurgiya va neyroreabilitatsiya yo‘nalishlaridagi ishlar ta’limni sog‘liqni saqlash xizmatlari ehtiyojlari bilan bog‘lashga hissa qo‘shmoqda.</p>

<p>INSTITUTSIONAL AKKREDITATSIYA ORQALI TASHQI BAHOLASH</p>

<p>Samarqand davlat tibbiyot universitetining sifatni ta’minlash faoliyatida xalqaro institutsional akkreditatsiya muhim o‘rin tutadi. Yevroosiyo ta’lim va sog‘liqni saqlashda akkreditatsiya hamda sifatni ta’minlash markazi — ECAQA qaroriga ko‘ra, universitet 2025-yil 20-fevraldan 2030-yil 19-fevralgacha bo‘lgan davr uchun institutsional akkreditatsiyadan o‘tgan.</p>

<p>Mazkur qaror muassasaning tegishli ta’lim standartlari doirasida tashqi baholashdan o‘tganini ko‘rsatadi. Akkreditatsiya ta’lim sifatiga oid institutsional jarayonlarni baholash nuqtayi nazaridan ahamiyatlidir. Boshqa mamlakatlarda diplomning tan olinishi yoki kasbiy faoliyat yuritish huquqi esa tegishli davlatlarning qoidalariga muvofiq alohida belgilanadi.</p>

<p>Universitetning Times Higher Education tashkilotining 2026-yilgi barqaror rivojlanishga ta’sirni baholash reytingida umumiy hisobda 301–400-o‘rinlar oralig‘ida, “Salomatlik va farovonlik” yo‘nalishida 82-o‘rinda, “Sifatli ta’lim” yo‘nalishida esa 101–200-o‘rinlar oralig‘ida qayd etilgani ham uning jamiyatga qo‘shayotgan hissasining xalqaro miqyosda namoyon bo‘lishiga xizmat qilmoqda. Birlashgan Millatlar Tashkilotining Barqaror rivojlanish maqsadlariga asoslangan ushbu baholash ilmiy tadqiqotlar bilan birga ta’lim faoliyati va jamiyatga qaratilgan ishlarni ham qamrab oladi.</p>

<p>SBÜ BILAN QO‘SHMA TA’LIM: OTA YURTGA MEHRDAN MUSTAHKAM AKADEMIK ALOQALARGACHA</p>

<p>Sog‘liq bilimlari universiteti bilan Samarqand davlat tibbiyot universiteti o‘rtasidagi hamkorlik ikki mamlakatning akademik tajribasini shifokorlar tayyorlash maqsadi atrofida birlashtirmoqda. SBÜ Samarqand tibbiyot fakulteti talabalar qabuli va ta’lim dasturi orqali davom etayotgan ushbu munosabatlarning institutsional asosini tashkil etadi.</p>

<p>SBÜ rektori, professor, doktor Kemalettin Aydınning ota yurt — O‘zbekistonga bo‘lgan mehri va bu yerdagi oliy ta’lim muassasalari bilan hamkorlikka berayotgan e’tibori sheriklikning insoniy va madaniy jihatlarini mustahkamlamoqda. Samarqandning ilmiy merosiga hurmat yoshlar ta’limi oldidagi mas’uliyat bilan uyg‘unlashmoqda. Shu tariqa tarixiy yaqinlik talabalarning kasbiy kelajagiga ta’sir ko‘rsatadigan hamjihatlikda o‘z ifodasini topmoqda.</p>

<p>Aydınning Samarqand tibbiyot fakultetidagi oq xalat kiyish marosimida bildirgan fikrlari ham ushbu yondashuvni aks ettiradi. SBÜ e’lon qilgan xabarga ko‘ra, Aydın Samarqandning ilm-fan va tibbiyot an’analariga e’tibor qaratib, bu yerda yetishib chiqadigan shifokorlar ikki mamlakatning umumiy kelajagiga xizmat qilishini ta’kidlagan.</p>

<p>Marosimga professor, doktor Kemalettin Aydın va Samarqand davlat tibbiyot universiteti rektori, professor Jasur Alimjanovich Rizayev birgalikda mezbonlik qildi. Ikki mamlakat olimlari ishtirok etgan tadbirda 86 nafar talaba oq xalat kiydi.</p>

<p>Rizayev hamkorlikning mazmunini quyidagi so‘zlar bilan ifodaladi:</p>

<p>“Bir ildizdan, bir sivilizatsiyadan kelib chiqqan ikki xalq bugun ilm-fan, ta’lim va insoniy qadriyatlar yo‘lida yana yonma-yon turibdi.”</p>

<p>Qo‘shma dasturning davomiyligi talabalar qabuli haqidagi e’lonlarda ham aks etmoqda. Samarqand davlat tibbiyot universitetining 2026-yil 26-iyundagi e’lonida SBÜ bilan hamkorlikda amalga oshirilayotgan tibbiy ta’lim dasturi uchun 2026–2027-o‘quv yiliga 100 ta qabul o‘rni ajratilgani bildirildi. Ushbu raqam yangi o‘quv yili uchun e’lon qilingan qabul kvotasini anglatadi.</p>

<p>Ikki rektor qo‘llab-quvvatlayotgan qo‘shma ta’lim ishlari Turkiya va O‘zbekiston o‘rtasidagi akademik aloqalarning izchil davom etishiga hissa qo‘shish bilan birga, talabalarga har ikki mamlakatning ilmiy doiralari bilan aloqa o‘rnatish imkonini beradigan muhit yaratmoqda.</p>

<p>XALQARO AKADEMIK MOBILLIK</p>

<p>Universitetning xalqaro aloqalari ilmiy anjumanlar va olimlar ishtirokidagi ta’lim tadbirlari orqali ham rivojlanmoqda. O‘zbek tilidagi rasmiy xabarlar bilan bir qatorda Rossiya universitetlari e’lon qilgan ma’lumotlar ham ushbu akademik almashinuvning turli jihatlarini ochib beradi.</p>

<p>2026-yil 15–16-may kunlari o‘tkazilgan 80-Xalqaro talabalar va yosh olimlar konferensiyasi fundamental va amaliy tibbiyot hamda farmatsiya yo‘nalishlarida faoliyat yuritayotgan ishtirokchilarni Samarqandda birlashtirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kabardin-Bolqor davlat universitetining rus tilidagi xabariga ko‘ra, konferensiyada 47 ta oliy ta’lim va ilmiy tadqiqot muassasasidan 1 200 nafardan ortiq kishi qatnashdi. Ilmiy ishlar 25 ta mavzuli sho‘bada muhokama qilindi, yosh tadqiqotchilar o‘z loyihalari va ilmiy natijalarini taqdim etish imkoniga ega bo‘ldi.</p>

<p>Voronej davlat tibbiyot universitetining xabarida ham ilmiy tadbir va muassasalararo samarali hamkorlikka e’tibor qaratildi. Tashrif doirasida voronejlik olimlarning Samarqanddagi talabalarga ma’ruzalar o‘qishi va amaliy mashg‘ulotlar o‘tkazishi ushbu aloqalarning ta’lim jarayonidagi amaliy natijasini ko‘rsatdi.</p>

<p>O‘zbekiston Milliy axborot agentligi — O‘zAning 2025-yil noyabr oyidagi xabarida Zhejiang universiteti tibbiyot fakultetidan kelgan delegatsiya bilan onkologiya tadqiqotlari, innovatsion texnologiyalar va almashinuv dasturlari muhokama qilingani bildirildi. Moskvadagi MISIS universiteti bilan imzolangan memorandum doirasida esa biotibbiyot muhandisligi va qo‘shma ilmiy ishlar masalalari ko‘rib chiqildi.</p>

<p>JASUR RIZAYEVNING KASBIY BILIMI VA BOSHQARUV TAJRIBASI</p>

<p>2020-yildan buyon rektor lavozimida faoliyat yuritayotgan professor Jasur Alimjanovich Rizayev stomatolog va olim sifatida, shuningdek, sog‘liqni saqlash hamda oliy ta’lim muassasalaridagi boshqaruv tajribasi bilan tanilgan.</p>

<p>Universitetning o‘zbek va rus tillaridagi tarjimayi hol ma’lumotlariga ko‘ra, Rizayev 1996-yilda Birinchi Toshkent davlat tibbiyot institutini tamomlagan va stomatologiya yo‘nalishida klinik mutaxassislik ta’limini olgan. Uning ilmiy izlanishlari parodont kasalliklarining klinik xususiyatlari, ularni davolash va oldini olish masalalariga qaratilgan. Klinik muassasalardagi rahbarlik faoliyatidan so‘ng, 2016-yilda Toshkent davlat stomatologiya instituti rektori etib tayinlangan.</p>

<p>Samarqanddagi faoliyati davomida universitetning xalqaro ta’lim aloqalari va qo‘shma ishlarini rivojlantirishda ishtirok etdi. Buxoro davlat tibbiyot institutining 2025-yil sentabr oyidagi xabarida u O‘zbekistondagi tibbiyot oliy ta’lim muassasalari rektorlari yig‘ilishini kengash raisi sifatida boshqargani qayd etilgan. Yig‘ilish kun tartibidan klinik ta’lim sifati, talabalarning amaliy ko‘nikmalari va qo‘shma dasturlar o‘rin olgan.</p>

<p>Rizayevning boshqaruv tajribasi professor-o‘qituvchilar jamoasining mehnati va xalqaro hamkorlarning hissasi bilan birgalikda universitetning institutsional rivojini qo‘llab-quvvatlovchi omillar qatorida turadi.</p>

<p>KAMPUSDAN JAMIYATGA QADAR YETIB BORADIGAN XIZMAT</p>

<p>Samarqand davlat tibbiyot universitetining faoliyati auditoriyalar va ilmiy markazlar bilan cheklanmaydi. 2025-yil fevral oyidagi o‘zbekcha rasmiy xabarda universitetning umumiy jarrohlik mutaxassislari Samarqand viloyatining Bulung‘ur tumanida endoskopik va laparoskopik operatsiyalar o‘tkazgani bildirildi. Ushbu ishlar mutaxassislar tajribasining tuman darajasidagi tibbiy xizmatlarga tatbiq etilishiga misol bo‘la oladi.</p>

<p>Talabalar hayotini yaxshilashga qaratilgan sarmoyalar ham akademik rivojlanishni to‘ldirmoqda. 2026-yil avgust oyida foydalanishga topshirilgan 500 o‘rinli talabalar turar joyi yashash imkoniyatlarini kengaytirdi. Shu oyda tashkil etilgan xalqaro yozgi maktabda esa besh mamlakatdagi qariyb 20 ta tibbiyot oliy ta’lim muassasasidan 50 nafarga yaqin talaba ishtirok etdi. Ilmiy taqdimotlar, birinchi yordam ko‘rsatish musobaqalari va amaliy mashg‘ulotlar yoshlarga tengdoshlari bilan tajriba almashish imkonini berdi.</p>

<p>1930-yilda boshlangan ushbu ta’lim yo‘li bugun klinik ko‘nikmalarni shakllantirishdan xalqaro tadqiqotlargacha bo‘lgan keng faoliyat doirasida davom etmoqda. Samarqand davlat tibbiyot universiteti o‘tmishdan meros bo‘lib kelgan bilim va tajribani yangi avlodlarga yetkazar ekan, SBÜ bilan hamkorligi orqali Turkiya va O‘zbekiston o‘rtasidagi do‘stlik uchun mustahkam ta’lim poydevorini yaratmoqda.</p>

<p>MANBALAR</p>

<p>1. Samarqand davlat tibbiyot universiteti: o‘zbek, rus va ingliz tillaridagi tarixiy ma’lumotlar, rektor tarjimayi holi, ta’lim markazlari va universitet faoliyatiga oid rasmiy xabarlar.<br />
2. Sog‘liq bilimlari universiteti: Samarqand tibbiyot fakulteti va oq xalat kiyish marosimiga oid rasmiy ma’lumotlar.<br />
3. ECAQA akkreditatsiya qarori; Times Higher Education baholashi; Kabardin-Bolqor va Voronej universitetlarining rus tilidagi xabarlari; O‘zbekiston Milliy axborot agentligi — O‘zAning hamkorlik haqidagi xabari.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/samarqandning-ilm-fan-ananalarida-chuqur-ildiz-otgan-chinor-samarqand-davlat-tibbiyot-universiteti</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 12:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1454.jpeg" type="image/jpeg" length="26597"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Semerkand’ın İlim Geleneğinde Köklü Bir Çınar: Semerkand Devlet Tıp Üniversitesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/semerkandin-ilim-geleneginde-koklu-bir-cinar-semerkand-devlet-tip-universitesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/semerkandin-ilim-geleneginde-koklu-bir-cinar-semerkand-devlet-tip-universitesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Semerkand Devlet Tıp Üniversitesi, 1930’a uzanan tarihçesi, uygulamalı eğitim altyapısı ve uluslararası akreditasyonuyla öne çıkıyor. SBÜ iş birliği, iki ülkenin tıp eğitimi birikimini buluşturuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ahmet Balcı</p>

<p>Araştırmacı/Yazar</p>

<p>Semerkand Devlet Tıp Üniversitesi, 1930’a uzanan geçmişi, klinik eğitim altyapısı ve uluslararası akademik ilişkileriyle Özbekistan’ın sağlık alanındaki köklü yükseköğretim kurumlarından biri olarak öne çıkıyor. Tarih boyunca bilim ve kültürün önemli merkezlerinden olan Semerkand’da faaliyet gösteren üniversite, bugün bu birikimi sağlık çalışanlarının yetiştirilmesine, araştırmaya ve toplum sağlığına yönelik hizmetlere taşıyor.</p>

<p>Kurumun gelişiminde simülasyon eğitimi, uzmanlaşmış araştırma merkezleri ve dış değerlendirmeye dayalı kalite çalışmaları dikkat çekiyor. Türkiye ile kurulan akademik ilişkinin merkezinde ise Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) bulunuyor. İki üniversitenin ortaklığıyla faaliyet gösteren SBÜ Semerkant Tıp Fakültesi, tarihî ve kültürel yakınlığın eğitim alanındaki somut karşılıklarından birini oluşturuyor.</p>

<p>1930’DA BAŞLAYAN EĞİTİM YOLCULUĞU</p>

<p>Özbekçe resmî adı “Samarqand davlat tibbiyot universiteti” olan kurum, 7 Mayıs 1930’da Özbekistan Devlet Tıp Enstitüsü olarak kuruldu. Yıllar içinde farklı sağlık disiplinlerini kapsayan bir yapıya ulaşan enstitü, 1 Nisan 2022 tarihli Özbekistan Cumhurbaşkanlığı kararıyla üniversite statüsü kazandı.</p>

<p>Bu nedenle üniversitenin bugünkü adının yakın dönemde alınmış olması, kurumun yeni kurulduğu anlamına gelmiyor. Semerkand’daki tıp eğitimi geleneği, doksan yılı aşan bir akademik geçmişe dayanıyor.</p>

<p>Üniversitenin tarihçesi, uluslararası bilimsel dayanışmanın izlerini de taşıyor. Birinci Pavlov St. Petersburg Devlet Tıp Üniversitesinin yayımladığı görüşme kaydında, İkinci Dünya Savaşı sırasında tahliye edilen Leningrad Askerî Tıp Akademisinin 1942–1944 yıllarında Semerkand’daki tıp kurumunda bulunduğu hatırlatılıyor. Bu dönem, farklı akademik çevrelerin bilgi ve deneyimlerinin şehirde buluştuğu tarihî kesitlerden birini oluşturuyor.</p>

<p>Bugünkü üniversite yapılanması, bu geçmişin üzerine araştırma kapasitesini, klinik uygulama olanaklarını ve uluslararası eğitim ilişkilerini geliştirme hedefini ekliyor.</p>

<p>EĞİTİM KALİTESİNİ DESTEKLEYEN UYGULAMA ALTYAPISI</p>

<p>Tıp eğitiminde bilginin mesleki beceriye dönüşmesi, öğrencinin uygulama yapabildiği ortamlarla yakından ilişkili. Semerkand Devlet Tıp Üniversitesinde 2023’te faaliyete geçen simülasyon merkezi, bu ihtiyaca yönelik yatırımlar arasında yer alıyor.</p>

<p>Üç katlı binada 20 eğitim ve simülasyon sınıfı bulunan merkez; cerrahi, anesteziyoloji ve resüsitasyon, kadın hastalıkları ve doğum, pediatri, yenidoğan bakımı ve diş hekimliği gibi alanlarda uygulama imkânı sunuyor. Sanal gerçeklik ve genişletilmiş gerçeklik teknolojileri de eğitim süreçlerinde kullanılıyor.</p>

<p>Öğrenciler, klinik durumların canlandırıldığı ortamlarda işlem basamaklarını çalışabiliyor ve becerilerini tekrar edebiliyor. Merkezden lisans öğrencilerinin yanı sıra uzmanlık eğitimi alanlar ve sağlık çalışanları da yararlanıyor. Böylece uygulama altyapısı, mesleğe hazırlıkla birlikte mesleki gelişimi de destekliyor.</p>

<p>Üniversitenin araştırma ve klinik birimleri bu yapıyı tamamlıyor. Enfeksiyon ve paraziter hastalıklar, rehabilitasyon, spor hekimliği, nöroşirürji ve nörorehabilitasyon alanlarındaki çalışmalar, eğitim ile sağlık hizmetlerinin ihtiyaçları arasında bağ kurulmasına katkı sağlıyor.</p>

<p>KURUMSAL AKREDİTASYONLA DIŞ DEĞERLENDİRME</p>

<p>Semerkand Devlet Tıp Üniversitesinin kalite güvencesi çalışmalarında uluslararası kurumsal akreditasyon önemli bir yer tutuyor. Avrasya Eğitim ve Sağlıkta Akreditasyon ve Kalite Güvencesi Merkezi ECAQA’nın kararına göre üniversite, 20 Şubat 2025–19 Şubat 2030 dönemi için kurumsal akreditasyon aldı.</p>

<p>Bu karar, kurumun ilgili eğitim standartları çerçevesinde dış değerlendirmeden geçtiğini gösteriyor. Akreditasyon, eğitim kalitesine ilişkin kurumsal süreçlerin değerlendirilmesi bakımından anlam taşıyor; farklı ülkelerde diploma denkliği veya mesleği icra etme hakkı ise ilgili ülkelerin kurallarına göre ayrıca belirleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üniversitenin Times Higher Education’ın 2026 sürdürülebilirlik etki değerlendirmesinde genel tabloda 301–400 bandında, “Sağlık ve İyi Oluş” alanında 82. sırada, “Nitelikli Eğitim” alanında 101–200 bandında bulunması da toplumsal katkısının uluslararası görünürlüğünü destekliyor. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını esas alan bu değerlendirme, araştırmanın yanında eğitim faaliyetlerini ve topluma yönelik çalışmaları da ele alıyor.</p>

<p>SBÜ İLE ORTAK EĞİTİM: ATAYURT SEVGİSİNDEN KALICI AKADEMİK BAĞLARA</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi ile Semerkand Devlet Tıp Üniversitesi arasındaki ortaklık, iki ülkenin akademik birikimini hekim yetiştirme hedefinde buluşturuyor. SBÜ Semerkant Tıp Fakültesi, bu ilişkinin öğrenci kabulü ve eğitim programıyla sürdürülen kurumsal zeminini oluşturuyor.</p>

<p>SBÜ Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın’ın atayurt Özbekistan’a duyduğu sevgi ve buradaki yükseköğretim kurumlarıyla iş birliğine verdiği önem, ortaklığın insani ve kültürel boyutunu güçlendiriyor. Semerkand’ın ilim mirasına duyulan saygı, gençlerin eğitimine yönelik sorumlulukla birleşiyor. Böylece tarihî yakınlık, öğrencilerin mesleki geleceğine dokunan bir dayanışmada karşılık buluyor.</p>

<p>Aydın’ın Semerkant Tıp Fakültesinin beyaz önlük törenindeki mesajları da bu yaklaşımı yansıtıyor. SBÜ’nün yayımladığı habere göre Aydın, Semerkand’ın ilim ve tıp geleneğine dikkat çekerek burada yetişecek hekimlerin iki ülkenin ortak geleceğine hizmet edeceğini vurguladı.</p>

<p>Törene Prof. Dr. Kemalettin Aydın ile Semerkand Devlet Tıp Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Jasur Alimjanovich Rizayev birlikte ev sahipliği yaptı. İki ülkeden akademisyenlerin katıldığı törende 86 öğrenci beyaz önlük giydi.</p>

<p>Rizayev, ortaklığın anlamını şu sözlerle dile getirdi:</p>

<p>“Aynı kökten, aynı medeniyetten gelen iki millet bugün yeniden bilimde, eğitimde ve insani değerlerde yan yana durmaktadır.”</p>

<p>Ortak programın devamlılığı, öğrenci kabul duyurularına da yansıyor. Semerkand Devlet Tıp Üniversitesinin 26 Haziran 2026 tarihli ilanında, SBÜ ile yürütülen tıp eğitimi için 2026–2027 akademik yılında 100 kontenjan açıklandı. Bu sayı, yeni dönem için ilan edilen öğrenci kabul kapasitesini ifade ediyor.</p>

<p>İki rektörün desteklediği ortak eğitim çalışmaları, Türkiye ile Özbekistan arasındaki akademik ilişkilerin sürekliliğine katkı sunarken öğrenciler için de iki ülkenin bilim çevreleriyle temas kurabilecekleri bir ortam oluşturuyor.</p>

<p>ULUSLARARASI AKADEMİK HAREKETLİLİK</p>

<p>Üniversitenin uluslararası ilişkileri, bilimsel toplantılar ve akademisyenlerin katıldığı eğitim faaliyetleriyle de gelişiyor. Özbekçe kurumsal duyuruların yanında Rus üniversitelerinin yayımladığı değerlendirmeler, bu hareketliliğin farklı boyutlarını ortaya koyuyor.</p>

<p>15–16 Mayıs 2026’da düzenlenen 80. Uluslararası Öğrenci ve Genç Bilim İnsanları Konferansı, temel ve uygulamalı tıp ile eczacılık alanlarında çalışan katılımcıları Semerkand’da buluşturdu.</p>

<p>Kabardino-Balkarya Devlet Üniversitesinin Rusça açıklamasına göre konferansa 47 yükseköğretim ve araştırma kurumundan 1.200’ü aşkın kişi katıldı. Çalışmalar 25 tematik bölümde ele alındı; genç araştırmacılar projelerini ve bilimsel bulgularını paylaşma fırsatı buldu.</p>

<p>Voronej Devlet Tıp Üniversitesinin değerlendirmesinde de bilimsel organizasyona ve kurumlar arasındaki iş birliğine yer verildi. Ziyaret kapsamında Voronejli akademisyenlerin Semerkand’daki öğrencilere dersler vermesi ve uygulamalı eğitimler gerçekleştirmesi, bu ilişkilerin sınıf içindeki karşılığını gösterdi.</p>

<p>Özbekistan Millî Haber Ajansı UzA’nın Kasım 2025 tarihli haberinde ise Zhejiang Üniversitesi Tıp Fakültesinden gelen heyetle onkoloji araştırmaları, yenilikçi teknolojiler ve değişim programlarının görüşüldüğü bildirildi. Moskova’daki MISIS Üniversitesiyle imzalanan mutabakat kapsamında da biyomedikal mühendislik ve ortak bilimsel çalışmalar gündeme geldi.</p>

<p>JASUR RİZAYEV’İN MESLEKİ BİRİKİMİ VE YÖNETİM DENEYİMİ</p>

<p>2020’den bu yana rektörlük görevini yürüten Prof. Dr. Jasur Alimjanovich Rizayev, diş hekimi ve akademisyen kimliğinin yanında sağlık ve yükseköğretim kurumlarındaki yöneticilik deneyimiyle tanınıyor.</p>

<p>Üniversitenin Özbekçe ve Rusça özgeçmiş kayıtlarına göre 1996’da Birinci Taşkent Devlet Tıp Enstitüsünden mezun olan Rizayev, diş hekimliği alanında klinik uzmanlık eğitimi aldı. Bilimsel çalışmalarını periodontal hastalıkların klinik özellikleri, tedavisi ve önlenmesi üzerinde yoğunlaştırdı. Klinik yöneticiliğinin ardından 2016’da Taşkent Devlet Diş Hekimliği Enstitüsü Rektörlüğüne getirildi.</p>

<p>Semerkand’daki görevi sırasında kurumun uluslararası eğitim ilişkilerinin ve ortak çalışmalarının geliştirilmesinde rol üstlendi. Buhara Devlet Tıp Enstitüsünün Eylül 2025 tarihli açıklamasında, Özbekistan’daki tıp yükseköğretim kurumları rektörlerinin toplantısını konsey başkanı sıfatıyla yönettiği belirtildi. Toplantının gündeminde klinik eğitim kalitesi, öğrencilerin uygulama becerileri ve ortak programlar yer aldı.</p>

<p>Rizayev’in yönetim deneyimi, akademik kadronun emeği ve uluslararası ortakların katkılarıyla birlikte üniversitenin kurumsal gelişimini destekleyen unsurlar arasında bulunuyor.</p>

<p>KAMPÜSTEN TOPLUMA UZANAN HİZMET</p>

<p>Semerkand Devlet Tıp Üniversitesinin faaliyetleri derslikler ve araştırma merkezleriyle sınırlı kalmıyor. Şubat 2025 tarihli Özbekçe kurumsal duyuruda, üniversitenin genel cerrahi uzmanlarının Semerkand bölgesindeki Bulung‘ur ilçesinde endoskopik ve laparoskopik ameliyatlar gerçekleştirdiği bildirildi. Bu çalışmalar, uzmanlık birikiminin ilçe düzeyindeki sağlık hizmetlerine aktarılmasına örnek oluşturuyor.</p>

<p>Öğrenci yaşamına yönelik yatırımlar da akademik gelişimi tamamlıyor. Ağustos 2026’da hizmete açılan 500 kişilik yurt, barınma kapasitesine katkı sağladı. Aynı ay düzenlenen uluslararası yaz okulunda ise beş ülkeden yaklaşık 20 tıp yükseköğretim kurumunu temsilen 50’ye yakın öğrenci bir araya geldi. Bilimsel sunumlar, ilk yardım yarışmaları ve uygulamalı eğitimler, gençlerin akranlarıyla deneyim paylaşmasına imkân verdi.</p>

<p>1930’da başlayan bu eğitim yolculuğu, bugün klinik beceri eğitiminden uluslararası araştırmalara uzanan geniş bir faaliyet alanıyla sürüyor. Semerkand Devlet Tıp Üniversitesi, geçmişten devraldığı birikimi yeni kuşaklara aktarırken SBÜ ile yürüttüğü ortaklık sayesinde Türkiye ile Özbekistan arasındaki dostluğa kalıcı bir eğitim zemini kazandırıyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Semerkand Devlet Tıp Üniversitesi: Özbekçe, Rusça ve İngilizce tarihçe, rektör özgeçmişi, eğitim merkezleri ve kurumsal faaliyet duyuruları.<br />
2. Sağlık Bilimleri Üniversitesi: Semerkant Tıp Fakültesi ve beyaz önlük törenine ilişkin kurumsal açıklamalar.<br />
3. ECAQA akreditasyon kararı; Times Higher Education değerlendirmesi; Kabardino-Balkarya ve Voronej üniversitelerinin Rusça açıklamaları; Özbekistan Millî Haber Ajansı UzA’nın iş birliği haberi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/semerkandin-ilim-geleneginde-koklu-bir-cinar-semerkand-devlet-tip-universitesi</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1453.jpeg" type="image/jpeg" length="32459"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Polis Olmak İçin Boy ve Kilo Kaç Olmalı? POMEM–PMYO Şartları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/polis-olmak-icin-boy-ve-kilo-kac-olmali-pomem-pmyo-sartlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/polis-olmak-icin-boy-ve-kilo-kac-olmali-pomem-pmyo-sartlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Polis olmak için boy ve kilo kaç olmalı? POMEM ve PMYO’da kadın-erkek boy sınırı, BKİ şartı, kilo hesabı ve sınırda kalan adayların merak ettiklerini inceledik.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Polis Olmak İçin Boy ve Kilo Kaç Olmalı? POMEM–PMYO Şartları</p>

<p>Polis olmak isteyen adayların başvuru şartlarında en fazla araştırdığı konuların başında boy ve kilo geliyor.</p>

<p>“Polislik boy sınırı kaç?”, “Kadınlarda POMEM boy sınırı nedir?”, “Erkeklerde PMYO için kaç santimetre olmak gerekiyor?”, “Polislikte kilo sınırı kaç?” ve “BKİ nasıl hesaplanır?” soruları adayların en sık yanıt aradığı başlıklar arasında.</p>

<p>Polislikte boy ve kilo iki farklı şekilde değerlendiriliyor.</p>

<p>Boy için asgari santimetre sınırı bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kilo değerlendirmesinde ise tek bir kilogram sınırı yerine beden kitle indeksi, yani BKİ kullanılıyor.</p>

<p>ERKEKLERDE POLİSLİK BOY SINIRI KAÇ?</p>

<p>Polis Akademisinin öğrenci alımlarında erkek adaylar için aranan temel boy şartı en az 167 santimetre.</p>

<p>Bu nedenle 167 santimetre sınır değer olarak önem taşıyor.</p>

<p>Adayın yalnızca “yaklaşık 167’yim” demesi yerine resmi ölçüm sonucu esas alınıyor.</p>

<p>KADINLARDA POLİSLİK BOY SINIRI KAÇ?</p>

<p>Kadın adaylarda temel asgari boy sınırı 162 santimetre.</p>

<p>Dolayısıyla kadın aday açısından 162 santimetre kritik sınır.</p>

<p>Ancak boy şartını karşılamak tek başına yeterli değil.</p>

<p>Adayın beden kitle indeksinin de başvuru kriterleri içerisinde bulunması gerekiyor.</p>

<p>POMEM BOY SINIRI KAÇ?</p>

<p>POMEM başvurularında erkek adayların en az 167 santimetre, kadın adayların ise en az 162 santimetre boyunda olması şartı aranıyor.</p>

<p>Başvurulan dönemin resmi POMEM kılavuzu esas alınmalı.</p>

<p>Çünkü adaylık şartları her alım döneminde yayımlanan resmi duyuru ve kılavuz üzerinden kesinleşiyor.</p>

<p>PMYO BOY SINIRI KAÇ?</p>

<p>PMYO adaylarında da yayımlanan öğrenci alım şartlarında kadın ve erkek adaylar için asgari boy kriterleri bulunuyor.</p>

<p>Adayların başvurdukları yıl yayımlanan Polis Akademisi duyurusundaki ölçüleri esas almaları gerekiyor.</p>

<p>Önceki yıllardaki ilanların güncel başvurunun yerine kullanılması doğru değil.</p>

<p>POLİSLİKTE KİLO SINIRI KAÇ?</p>

<p>Polislikte “erkek en fazla şu kadar kilo olabilir” veya “kadın en az şu kadar kilo olmalı” şeklinde herkese uygulanabilecek tek kilogram sınırı bulunmuyor.</p>

<p>Çünkü kilo boyla birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Bunun için beden kitle indeksi kullanılıyor.</p>

<p>Dolayısıyla 170 santimetre boyundaki adayla 190 santimetre boyundaki aday için aynı kilo sınırını kullanmak mümkün değil.</p>

<p>POMEM VE PMYO’DA BKİ KAÇ OLMALI?</p>

<p>Polis Akademisinin aday şartlarında beden kitle indeksinin 18 dahil ile 27 dahil arasında olması aranıyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle:</p>

<p>18’in altında olmamalı.</p>

<p>27’nin üzerinde olmamalı.</p>

<p>18 ve 27 sınır değerleri aralığa dahil.</p>

<p>Ancak adaylar başvurdukları dönemin resmi kılavuzunu mutlaka kontrol etmeli.</p>

<p>BKİ NASIL HESAPLANIR?</p>

<p>Beden kitle indeksi kilogram cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle hesaplanır.</p>

<p>Formül şöyledir:</p>

<p>BKİ = Kilo / Boy²</p>

<p>Örneğin 1,75 metre boyunda ve 70 kilogram ağırlığındaki bir aday için:</p>

<p>70 / (1,75 × 1,75)</p>

<p>yaklaşık 22,9 BKİ elde edilir.</p>

<p>Bu değer 18–27 aralığındadır.</p>

<p>170 CM BOYUNDA BİR ADAY KAÇ KİLO OLMALI?</p>

<p>1,70 metre boy için BKİ 18–27 aralığı yaklaşık olarak 52–78 kilogramlık matematiksel bir aralığa karşılık gelir.</p>

<p>Ancak resmi ölçümde küsuratlar ve ölçüm yöntemleri önem taşıyabileceğinden adayların sınırda kalmamaya dikkat etmesi mantıklıdır.</p>

<p>175 CM BOYUNDA BİR ADAY KAÇ KİLO OLMALI?</p>

<p>1,75 metre boy için BKİ 18–27 aralığı matematiksel olarak yaklaşık 55–83 kilogram arasına karşılık gelir.</p>

<p>Bu yalnızca BKİ formülünden yapılan matematiksel hesaplamadır.</p>

<p>Resmi değerlendirmede ölçülen gerçek boy ve kilo esas alınır.</p>

<p>180 CM BOYUNDA BİR ADAY KAÇ KİLO OLMALI?</p>

<p>1,80 metre boy için aynı hesap yaklaşık 58–87 kilogram aralığı verir.</p>

<p>Bu örnekler adayın kendi durumunu anlamasını kolaylaştırmak içindir.</p>

<p>Resmi değerlendirmede Polis Akademisinin güncel başvuru kriterleri uygulanır.</p>

<p>167 CM ERKEK POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Erkek adaylar açısından 167 santimetre, belirtilen asgari boy sınırına dahildir.</p>

<p>Dolayısıyla resmi ölçümde tam 167 santimetre çıkan aday yalnızca boy kriteri açısından asgari sınırı karşılamış olur.</p>

<p>Ancak BKİ ve diğer bütün başvuru ve sağlık şartlarının da karşılanması gerekir.</p>

<p>166,9 CM ERKEK ADAY NE OLUR?</p>

<p>Resmi değerlendirmede ilan edilen asgari boy şartı esas alınır.</p>

<p>Bu nedenle adayların “neredeyse 167” şeklindeki kişisel yuvarlamalarına güvenmemesi gerekir.</p>

<p>Resmi ölçüm sonucu belirleyicidir.</p>

<p>162 CM KADIN POLİS OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Kadın adaylarda 162 santimetre asgari sınır olarak belirtiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla resmi ölçümde tam 162 santimetre çıkan aday boy şartı açısından sınırı karşılar.</p>

<p>Diğer adaylık şartlarının da uygun olması gerekir.</p>

<p>BOY ÖLÇÜMÜNDE AYAKKABI GİYİLİYOR MU?</p>

<p>Adayın gerçek fiziksel boyunun belirlenmesi amaçlandığından ölçüm ayakkabı veya yapay boy artışı sağlayacak unsurlar üzerinden yapılmaz.</p>

<p>Adayların ayakkabı tabanı, saç şekli veya benzeri yöntemlerle boy sınırını aşmaya çalışması doğru değildir.</p>

<p>Resmi ölçüm esas alınır.</p>

<p>BOY SABAH VE AKŞAM DEĞİŞİR Mİ?</p>

<p>İnsan boyunda gün içerisinde omurlar arası disklerin yüklenmesine bağlı küçük değişiklikler oluşabilir.</p>

<p>Sabah ölçümü akşam ölçümünden bir miktar yüksek çıkabilir.</p>

<p>Ancak adayın sağlık veya başvuru şartı açısından resmi ölçümde elde edilen sonuç esas alınır.</p>

<p>Bu nedenle özellikle sınırda olan adayların evde farklı saatlerde yaptıkları ölçümler üzerinden kesin sonuç çıkarmaması gerekir.</p>

<p>KİLO ÖLÇÜMÜNDE KIYAFET ETKİLER Mİ?</p>

<p>Kıyafet, yemek, sıvı tüketimi ve günün saati vücut ağırlığında küçük değişikliklere yol açabilir.</p>

<p>Ancak resmi değerlendirmede uygulanan ölçüm esas alınır.</p>

<p>Adayların sınava veya ölçüme kısa süre kala aşırı sıvı kaybı, açlık veya sağlıksız kilo değiştirme yöntemlerine başvurması doğru değildir.</p>

<p>BKİ 27 ÇIKARSA POLİS OLUNABİLİR Mİ?</p>

<p>İlanlarda kullanılan ifade 18 dahil ile 27 dahil arasındaki BKİ değeridir.</p>

<p>Dolayısıyla tam 27 sınır içerisinde bulunur.</p>

<p>Ancak 27’nin üzerindeki değer sınırın dışında kalır.</p>

<p>BKİ 18 ÇIKARSA POLİS OLUNABİLİR Mİ?</p>

<p>18 de aralığa dahil edilen alt sınırdır.</p>

<p>18’in altındaki BKİ ise kriteri karşılamaz.</p>

<p>SINIRDAKİ ADAYLAR NE YAPMALI?</p>

<p>Özellikle boyu asgari sınıra çok yakın veya BKİ’si 18 ya da 27 civarında olan adayların kendi ölçümlerini yaklaşık değerler üzerinden değerlendirmemesi gerekir.</p>

<p>Evde kullanılan tartı ve metrelerle resmi ölçüm arasında küçük farklılıklar olabilir.</p>

<p>Sağlıklı vücut ağırlığı değişiklikleri gerekiyorsa bunlar kısa sürede aşırı kilo alıp verme yöntemleriyle değil, dengeli beslenme ve uygun fiziksel aktiviteyle yapılmalıdır.</p>

<p>POLİSLİK İÇİN SADECE BOY-KİLO YETERLİ Mİ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Boy ve BKİ adaylık kriterlerinin yalnızca bir bölümü.</p>

<p>Adayın yaş, eğitim, sınav, fiziki yeterlilik ve diğer başvuru şartlarını karşılaması gerekiyor.</p>

<p>Ayrıca Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğine göre gerekli sağlık kriterlerini de taşıması gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle boy ve kilosu uygun olan her adayın otomatik olarak polisliğe kabul edildiği düşünülmemeli.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Erkeklerde polislik boy sınırı kaç?</p>

<p>POMEM ve PMYO öğrenci alımlarında erkek adaylar için asgari 167 santimetre boy şartı aranıyor. Güncel alım kılavuzu ayrıca kontrol edilmelidir.</p>

<p>Kadınlarda polislik boy sınırı kaç?</p>

<p>Kadın adaylar için asgari boy şartı 162 santimetredir. Güncel başvuru ilanındaki şartlar esas alınmalıdır.</p>

<p>Polislikte BKİ kaç olmalı?</p>

<p>Polis Akademisinin adaylık şartlarında BKİ’nin 18 dahil ile 27 dahil arasında olması aranıyor.</p>

<p>27 BKİ polisliğe uygun mu?</p>

<p>27 sınır değer olarak aralığa dahildir. 27’nin üzerindeki değer kriterin dışında kalır.</p>

<p>18 BKİ polisliğe uygun mu?</p>

<p>18 alt sınır olarak aralığa dahildir. 18’in altındaki değer kriteri karşılamaz.</p>

<p>Polislikte kilo sınırı kaç?</p>

<p>Herkes için geçerli tek kilogram sınırı yoktur. Kilo, adayın boyuna göre BKİ formülüyle değerlendirilir.</p>

<p>TIBBİ VE İDARİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Polis Akademisi öğrenci alım şartları ve ölçüm uygulamaları değişebileceğinden adaylar başvurdukları dönemde yayımlanan resmi POMEM veya PMYO kılavuzunu esas almalıdır. Sağlıklı kilo değişimi için aşırı açlık, susuz kalma, diüretik veya benzeri yöntemlere başvurulmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Polis Akademisi Başkanlığı</p>

<p>POMEM Giriş Yönetmeliği</p>

<p>Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliği </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Aday Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/polis-olmak-icin-boy-ve-kilo-kac-olmali-pomem-pmyo-sartlari</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 11:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-1089.jpeg" type="image/jpeg" length="33408"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AFSÜ’de Acı Kayıp: Diş Hekimliği Öğrencisi Rohat Kılıç Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/afsude-aci-kayip-dis-hekimligi-ogrencisi-rohat-kilic-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/afsude-aci-kayip-dis-hekimligi-ogrencisi-rohat-kilic-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Rohat Kılıç hayatını kaybetti. Genç öğrencinin vefatı AFSÜ camiasında büyük üzüntüye neden oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi (AFSÜ) Diş Hekimliği Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Rohat Kılıç, 24 yaşında hayatını kaybetti.</p>

<p>Genç öğrencinin vefatı ailesi ve yakınlarının yanı sıra arkadaşları, akademisyenler ve üniversite camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>AFSÜ’DEN TAZİYE MESAJI</p>

<p>Rohat Kılıç’ın vefatının ardından AFSÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekanlığı tarafından taziye mesajı yayımlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mesajda Kılıç’ın vefatının derin bir üzüntüyle öğrenildiği belirtilerek ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına ve Diş Hekimliği Fakültesi camiasına başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>ROHAT KILIÇ KİMDİR?</p>

<p>2001 doğumlu Rohat Kılıç, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde 4. sınıf öğrencisiydi.</p>

<p>Diş hekimi olmak için eğitimini sürdüren Kılıç’ın genç yaşta vefatı, birlikte eğitim gördüğü arkadaşlarını ve üniversite camiasını yasa boğdu.</p>

<p>GAZİANTEP’TE SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI</p>

<p>Rohat Kılıç’ın cenazesi memleketi Gaziantep’e getirildi.</p>

<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi defin kayıtlarına göre Kılıç, 26 Eylül 2026 tarihinde Yeşilkent Mezarlığı’nda toprağa verildi.</p>

<p>Rohat Kılıç’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına ve Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi camiasına başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/afsude-aci-kayip-dis-hekimligi-ogrencisi-rohat-kilic-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1446.jpeg" type="image/jpeg" length="46394"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alimoğlu Vakfı 2026-2027 Bursu: Tıp, Diş ve Eczacılık Öğrencileri Başvurabilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alimoglu-vakfi-2026-2027-bursu-tip-dis-ve-eczacilik-ogrencileri-basvurabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alimoglu-vakfi-2026-2027-bursu-tip-dis-ve-eczacilik-ogrencileri-basvurabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı'nın 2026-2027 burs başvuruları başladı. Tıp, diş hekimliği ve eczacılık dahil belirlenen bölümlere bu yıl yerleşen ve YKS'de ilk 100 bine giren hazırlık veya 1. sınıf öğrencileri 1 Ekim'e kadar karşılıksız burs için başvurabilecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tıp, Diş ve Eczacılık Öğrencilerine Burs Başvurusu Açıldı</p>

<p>Sağlık alanında üniversite eğitimine yeni başlayan öğrenciler için 2026-2027 burs programlarından biri daha başvuruya açıldı.</p>

<p>Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı, belirlenen sağlık, temel bilim ve mühendislik programlarına bu yıl yerleşen öğrencilere karşılıksız burs sağlayacak.</p>

<p>Burs programında Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi ve Eczacılık Fakültesi doğrudan yer alıyor.</p>

<p>Başvurular 1 Ekim 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>Kimler başvurabilir?</p>

<p>Alimoğlu Vakfı bursu bu yıl üniversite eğitimine başlayan öğrencilere yönelik.</p>

<p>Başvuru yapacak öğrencinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin 2026 YKS'de üniversiteye yerleştiği puan türünde ilk 100 bin içerisinde bulunması şart.</p>

<p>Ayrıca öğrencinin hazırlık sınıfında veya hazırlık bulunmayan programlarda 1. sınıfta öğrenim görüyor olması gerekiyor.</p>

<p>Ara sınıf öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Program, 2026 yılında üniversiteye yeni başlayan öğrencilere yönelik.</p>

<p>Bu nedenle 2, 3, 4, 5 veya 6. sınıfta öğrenimine devam eden öğrenciler yeni burs başvurusu kapsamına girmiyor.</p>

<p>Tıp öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Tıp Fakültesi, Vakfın burs vereceğini açıkladığı bölümler arasında doğrudan bulunuyor.</p>

<p>2026 YKS'de yerleştiği puan türünde ilk 100 bine giren ve tıp fakültesinde hazırlık veya 1. sınıfa başlayan öğrenciler diğer koşulları da sağlamaları halinde başvurabiliyor.</p>

<p>Diş hekimliği öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Diş Hekimliği Fakültesi öğrencileri de burs programının doğrudan hedef gruplarından biri.</p>

<p>Bu yıl üniversiteye başlayan ve YKS başarı kriterini karşılayan diş hekimliği öğrencileri başvuru yapabiliyor.</p>

<p>Eczacılık öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Eczacılık Fakültesi de burs verilen bölümler listesinde açıkça yer alıyor.</p>

<p>Yeni kayıt yaptıran eczacılık öğrencilerinin de 2026 YKS'de yerleştikleri puan türünde ilk 100 bin içerisinde bulunması gerekiyor.</p>

<p>Hemşirelik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>Vakfın 2026-2027 dönemi için yayımladığı ayrıntılı bölüm listesinde Hemşirelik yer almıyor.</p>

<p>Bu nedenle Hemşirelik öğrencilerinin bu burs kapsamında olduğu varsayılmamalı.</p>

<p>Hangi bölümler burs kapsamında?</p>

<p>Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı 2026-2027 döneminde burs verilecek lisans programlarını tek tek açıkladı.</p>

<p>Burs programı şu alanları kapsıyor:</p>

<p>Tıp Fakültesi</p>

<p>Diş Hekimliği Fakültesi</p>

<p>Eczacılık Fakültesi</p>

<p>Beslenme ve Diyetetik</p>

<p>Biyoloji</p>

<p>Biyomedikal Mühendisliği</p>

<p>Biyomühendislik</p>

<p>Biyoteknoloji</p>

<p>Genetik ve Biyomühendislik</p>

<p>Gıda Mühendisliği</p>

<p>Kimya</p>

<p>Kimya Mühendisliği</p>

<p>Moleküler Biyoloji ve Genetik</p>

<p>Bu bölümlerin dışında kalan öğrencilerin başvuruları değerlendirmeye alınmıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>YKS'de ilk 100 bin şartı</p>

<p>Programın önemli koşullarından biri akademik başarı.</p>

<p>Öğrencinin 2026 üniversite giriş sınavında yerleştiği bölümün puan türünde Türkiye genelinde ilk 100 bin içerisinde bulunması gerekiyor.</p>

<p>Bu şart Tıp, Diş Hekimliği ve Eczacılık öğrencileri için de geçerli.</p>

<p>Burs karşılıksız mı?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı öğrencilere karşılıksız eğitim bursu sağlıyor.</p>

<p>Öğrenciden aldığı bursu mezuniyet sonrasında kredi gibi geri ödemesi istenmiyor.</p>

<p>Burs miktarı ne kadar?</p>

<p>Vakfın 2026-2027 burs başvuru duyurusunda öğrencilere ödenecek aylık burs miktarı henüz açıklanmadı.</p>

<p>Bu nedenle önceki dönemlerde uygulanan burs tutarlarının yeni dönem için geçerli olduğu varsayılmamalı.</p>

<p>Öğrencilerin Vakfın yeni dönem için açıklayacağı güncel burs tutarını esas alması gerekiyor.</p>

<p>Burs kaç ay ödeniyor?</p>

<p>Vakfın burs uygulamasında eğitim desteği akademik yıl boyunca sağlanıyor.</p>

<p>Yeni dönem için yayımlanan bilgilendirmelerde burs ödemelerinin 9 aylık eğitim dönemini kapsadığı, ilk ödeme döneminde geçmiş aya ilişkin ödemenin de birlikte gerçekleştirilebildiği belirtiliyor.</p>

<p>Kesin ödeme takviminin bursiyer olmaya hak kazanan öğrencilere yapılacak güncel bildirim üzerinden takip edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bursun devam etmesi için başarı şartı var</p>

<p>Bursu kazanan öğrencilerin sonraki yıllarda destekten yararlanmaya devam edebilmesi için akademik başarılarını korumaları gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin alttan dersi bulunmadan bir üst sınıfa geçmesi bursun devamı açısından önem taşıyor.</p>

<p>Başvuru sırasında gerçeğe aykırı veya yanıltıcı bilgi verilmesi halinde burs kesilebiliyor.</p>

<p>Bursun yanında staj ve mentorluk desteği</p>

<p>Alimoğlu Vakfı burs programını yalnızca maddi destekle sınırlamıyor.</p>

<p>Vakıf, bursiyerlerin akademik ve mesleki gelişimlerine katkı sağlamak amacıyla staj ve mentorluk imkânları da sunmayı hedefliyor.</p>

<p>Bu özellik özellikle tıp, diş hekimliği, eczacılık ve sağlıkla ilişkili bilim alanlarında eğitim gören öğrenciler açısından programı farklılaştırıyor.</p>

<p>Başvuru nasıl yapılacak?</p>

<p>Burs başvuruları yalnızca çevrim içi olarak gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrencilerin Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı'nın resmi internet sitesindeki burs başvuru formunu doldurması gerekiyor.</p>

<p>E-posta, telefon veya sosyal medya üzerinden yapılan burs talepleri başvuru yerine geçmiyor.</p>

<p>Hangi belgeler istenebilir?</p>

<p>Başvurusu olumlu değerlendirilen öğrencilerden beyan ettikleri bilgileri doğrulayan belgeler talep ediliyor.</p>

<p>Bunlar arasında YKS sonuç belgesi, güncel öğrenci belgesi, vukuatlı nüfus kayıt örneği ve adli sicil kaydı bulunuyor.</p>

<p>Öğrencilerin başvuru formundaki bilgileri doğru ve eksiksiz şekilde doldurması gerekiyor.</p>

<p>Sonuçlar ne zaman açıklanacak?</p>

<p>Başvuruların tamamlanmasının ardından Vakıf adayları değerlendirecek.</p>

<p>Burs almaya hak kazanan öğrencilere sonuçların ekim ayının son haftasında bildirilmesi planlanıyor.</p>

<p>Vakfın açıklamasına göre sonuç bildirimi yalnızca burs almaya hak kazanan adaylara yapılacak.</p>

<p>Son başvuru 1 Ekim</p>

<p>Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı'nın 2026-2027 burs başvuruları 1 Ekim 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>2026 YKS'de yerleştiği puan türünde ilk 100 bine giren ve burs kapsamındaki programlardan birinde hazırlık veya 1. sınıfa başlayan öğrencilerin başvurularını Vakfın çevrim içi sistemi üzerinden tamamlaması gerekiyor.</p>

<p>Tıp, Diş Hekimliği ve Eczacılık fakültelerinin burs kapsamına doğrudan alınması programı sağlık alanında üniversiteye yeni başlayan öğrenciler açısından dikkat çeken burslardan biri haline getiriyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı<br />
Alimoğlu Vakfı 2026-2027 Burs Programı </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alimoglu-vakfi-2026-2027-bursu-tip-dis-ve-eczacilik-ogrencileri-basvurabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="97015"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Parmak Arası Ayak Mantarı: Belirtileri, Tedavisi ve Korunma Yolları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/parmak-arasi-ayak-mantari-belirtileri-tedavisi-ve-korunma-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/parmak-arasi-ayak-mantari-belirtileri-tedavisi-ve-korunma-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Parmak aralarında kaşıntı, beyazlaşma, soyulma ve çatlama ayak mantarını düşündürebilir. Özellikle terleme ve kapalı ayakkabı riski artırır; geçmeyen olgularda tanının doğrulanması gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ayak parmakları arasında uzun süren kaşıntı, beyazımsı yumuşama, soyulma ve çatlaklar tinea pedis olarak bilinen ayak mantarının tipik belirtileri arasında yer alıyor. Özellikle üçüncü, dördüncü ve beşinci parmakların arasındaki nemli bölgeler enfeksiyonun sık görüldüğü alanlar.</p>

<p>Ancak her parmak arası kaşıntı mantar anlamına gelmiyor. Egzama, bakteriyel enfeksiyonlar, eritrazma, bazı temas dermatitleri ve daha nadiren psoriasis benzer yakınmalara yol açabiliyor. Bu nedenle tedaviye rağmen geçmeyen veya sık tekrarlayan durumlarda tanının yeniden değerlendirilmesi önem taşıyor.</p>

<p>Bir klinik olgu dikkat çekti</p>

<p>Dermapixel’de paylaşılan klinik olguda 55 yaşındaki bir hastanın uzun süredir özellikle her iki ayağın dördüncü parmak aralığında kaşıntı yaşadığı bildirildi. Muayenede beyazımsı kalınlaşma, nemlenmeye bağlı yumuşama ve çatlaklar görülürken beşinci ayak parmağı tırnağında da kalınlaşma dikkati çekiyordu.</p>

<p>Hastanın iş gereği uzun süre güvenlik botu kullanması ve ayaklarının belirgin şekilde terlemesi de öyküde öne çıkan ayrıntılardı. Daha önce kullanılan kısa süreli mantar kremine rağmen yakınmaların kalıcı olması, ayak mantarında yalnızca ilacı değil enfeksiyonun devam etmesine yol açan koşulları da değerlendirmek gerektiğini gösteren tipik bir örnek oluşturuyor.</p>

<p>Ayak mantarı neden en çok parmak aralarında görülür?</p>

<p>Tinea pedis, dermatofit adı verilen mantarların derinin yüzeysel tabakasında oluşturduğu enfeksiyondur. Ayak parmaklarının arası sıcak, nemli ve hava dolaşımının sınırlı olduğu bir ortam oluşturduğu için mantarların çoğalmasına elverişlidir.</p>

<p>Yoğun terleme, uzun süre kapalı veya hava almayan ayakkabı kullanılması ve ayakların nemli kalması riski artırabilir. Ortak duş, soyunma odası ve havuz çevresi gibi alanlarda çıplak ayakla dolaşmak da mantarla temas olasılığını artıran etkenler arasındadır.</p>

<p>Hangi belirtiler tinea pedisi düşündürür?</p>

<p>Parmak arası tinea pediste en sık görülen bulgular kaşıntı, soyulma, pullanma, beyazımsı görünüm ve deride çatlamadır. Nem nedeniyle deri yumuşayabilir ve macerasyon olarak adlandırılan beyaz, ıslak görünüm ortaya çıkabilir.</p>

<p>Çatlaklar bazı kişilerde ağrılı hale gelebilir. Enfeksiyon ayağın tabanına veya yanlarına yayılabilir. Bazı kişilerde ise daha kuru ve kalınlaşmış bir görünüm gelişebilir.</p>

<p>Ayak tırnaklarında sararma, kalınlaşma veya ufalanma varsa eşlik eden tırnak mantarı da değerlendirilmelidir. Tırnak enfeksiyonu bazı hastalarda mantarın ayak derisine yeniden yayılması için bir rezervuar oluşturabilir.</p>

<p>Her parmak arası kaşıntı mantar değildir</p>

<p>Ayak parmaklarının arasında kızarıklık, çatlama veya kaşıntı görülmesi tek başına mantar tanısı koydurmaz.</p>

<p>Bakteriyel enfeksiyonlar, eritrazma, Candida enfeksiyonları, irritan veya alerjik kontakt dermatit ve psoriasis benzer görünümler oluşturabilir. Özellikle uygun antifungal tedaviye rağmen düzelmeyen olgularda alternatif tanılar gündeme gelir.</p>

<p>Belirgin kötü koku, akıntı, artan ağrı, şişlik veya hızla yayılan kızarıklık bakteriyel enfeksiyon açısından ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Tanı ne zaman testle doğrulanır?</p>

<p>Tipik interdigital tinea pedis çoğu zaman klinik görünümle tanınabilir. Ancak hastalık tedaviye yanıt vermiyorsa, sık tekrarlıyorsa veya görünüm tipik değilse deri örneği alınarak mikroskobik inceleme ya da mantar kültürü yapılabilir.</p>

<p>Bu testler gerçekten dermatofit enfeksiyonu bulunup bulunmadığını göstermeye yardımcı olur. Böylece mantar olmayan bir deri hastalığının aylarca gereksiz antifungal ilaçlarla tedavi edilmesinin önüne geçilebilir.</p>

<p>Ayak mantarı nasıl tedavi edilir?</p>

<p>Sınırlı ayak mantarında tedavinin temelini çoğunlukla cilde uygulanan antifungal ilaçlar oluşturur. Kullanılan ilacın türüne göre tedavi süresi değişebilir ve ürünün önerilen süre boyunca düzenli kullanılması gerekir.</p>

<p>Yakınmalar azaldığında ilacı erken bırakmak tedavi başarısını düşürebilir. Buna karşılık tanı kesin değilken rastgele farklı kremleri peş peşe kullanmak da doğru değildir.</p>

<p>Yaygın, tekrarlayan veya topikal tedaviye yanıt vermeyen vakalarda doktor değerlendirmesi sonrasında ağızdan antifungal tedavi gündeme gelebilir. Ağızdan kullanılan mantar ilaçlarının etkileşimleri ve yan etkileri bulunduğu için kişisel değerlendirme olmadan kullanılmaması gerekir.</p>

<p>Kortizonlu krem neden dikkatli kullanılmalı?</p>

<p>Mantar enfeksiyonu olduğu düşünülmeden kullanılan kortikosteroid içeren kremler kızarıklık ve kaşıntıyı geçici olarak azaltabilir. Ancak altta mantar enfeksiyonu varsa enfeksiyonun görünümünü değiştirebilir veya kötüleşmesine yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle tanısı konmamış parmak arası döküntülerde yalnızca belirtileri baskılamak amacıyla kortizonlu krem kullanılması önerilmez.</p>

<p>Ayak mantarı neden tekrarlar?</p>

<p>Tinea pedisin önemli özelliklerinden biri tekrarlamaya eğilim göstermesidir. Tedavi mantarı ortadan kaldırsa bile ayakların sürekli nemli kalması enfeksiyonun yeniden gelişmesine zemin hazırlayabilir.</p>

<p>Özellikle aşırı terleme, uzun saatler kapalı ayakkabı kullanılması, nemli çoraplar ve eşlik eden tırnak mantarı tekrarlama riskini artırabilir.</p>

<p>Korunmada şu önlemler önemlidir:</p>

<p>Ayak parmaklarının arasını yıkama sonrasında iyice kurutmak.</p>

<p>Nemlenen çorapları değiştirmek.</p>

<p>Mümkün olduğunca hava geçiren ayakkabı ve çorap tercih etmek.</p>

<p>Ayakkabıların tamamen kurumasına fırsat vermek.</p>

<p>Ortak duş ve soyunma alanlarında terlik kullanmak.</p>

<p>Aşırı ayak terlemesi varsa bunun için tıbbi değerlendirme almak.</p>

<p>Eşlik eden tırnak mantarı bulunuyorsa tedavi gerekip gerekmediğini değerlendirmek.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Uygun bakıma rağmen yakınmalar devam ediyorsa, enfeksiyon sürekli tekrarlıyorsa veya tırnaklarda da değişiklik varsa dermatoloji değerlendirmesi yararlı olabilir.</p>

<p>Diyabeti, dolaşım bozukluğu veya bağışıklık sistemini etkileyen hastalığı bulunan kişilerde ayaktaki çatlak ve enfeksiyonların daha dikkatli değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Hızla yayılan kızarıklık, belirgin şişlik, sıcaklık artışı, irinli akıntı, şiddetli ağrı veya ateş gelişmesi ise ikincil bakteriyel enfeksiyon açısından gecikmeden tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayak parmakları arasındaki her kaşıntı ve çatlama mantar değildir. Özellikle tedaviye rağmen geçmeyen, sık tekrarlayan veya enfeksiyon bulguları gelişen durumlarda dermatoloji değerlendirmesi gerekir. Ağızdan antifungal ilaçlar hekim önerisi olmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Dermapixel — Tiña del pie interdigital: a veces, una crema no es suficiente — 22 Ağustos 2026<br />
2. Centers for Disease Control and Prevention — Treatment of Ringworm — 9 Şubat 2026<br />
3. MSD Manual Professional Edition — Tiña del pie (pie de atleta) — Ekim 2025 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/parmak-arasi-ayak-mantari-belirtileri-tedavisi-ve-korunma-yollari</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 06:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1441.jpeg" type="image/jpeg" length="52457"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Omuz ve Bel Ameliyatları Gereksiz mi? Kanıtlar Hangi Cerrahileri Sorguluyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/omuz-ve-bel-ameliyatlari-gereksiz-mi-kanitlar-hangi-cerrahileri-sorguluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/omuz-ve-bel-ameliyatlari-gereksiz-mi-kanitlar-hangi-cerrahileri-sorguluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Randomize çalışmalar, bazı omuz ve bel ameliyatlarının seçilmiş hastalarda plasebo cerrahi veya ameliyatsız tedaviye üstün olmadığını gösteriyor. Bulgular tüm omurga ve omuz cerrahisine genellenemez.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bazı omuz ve bel ameliyatlarında cerrahinin kendisi, seçilmiş hasta gruplarında plasebo işlemden ya da ameliyatsız tedaviden daha fazla yarar sağlamayabiliyor. Ancak bunun anlamı “omuz ve bel ameliyatları işe yaramıyor” değil. Asıl mesele, doğru hastaya doğru ameliyatın yapılması.</p>

<p>The Economist’in 24 Eylül 2026’da gündeme taşıdığı tartışmanın arkasında, cerrahi tedavileri ilaçlar gibi randomize kontrollü çalışmalarla sınayan giderek büyüyen bir bilimsel literatür bulunuyor. Özellikle bazı kronik omuz ağrıları ve özgül olmayan bel ağrılarında, yıllardır yapılan bazı girişimlerin beklenen ek faydayı sağlamadığına ilişkin kanıtlar dikkat çekiyor.</p>

<p>Omuz sıkışması ameliyatında 10 yıllık sonuç dikkat çekici</p>

<p>En güçlü örneklerden biri subakromiyal ağrı sendromunda uygulanan artroskopik subakromiyal dekompresyon ameliyatı.</p>

<p>Bu işlemde omuzdaki subakromiyal alan genişletiliyor ve ağrıya neden olduğu düşünülen dokulara yönelik cerrahi müdahale uygulanıyor.</p>

<p>BMJ’de yayımlanan FIMPACT araştırmasının 10 yıllık sonuçları, bu yaklaşımı oldukça güçlü bir testten geçirdi.</p>

<p>Araştırmaya, üç aydan uzun süredir subakromiyal ağrı belirtileri bulunan 35-65 yaş arasındaki 210 yetişkin dahil edildi. Hastalar dekompresyon ameliyatı, yalnızca tanısal artroskopinin yapıldığı plasebo cerrahi veya egzersiz tedavisi gruplarına ayrıldı.</p>

<p>On yılın sonunda 168 katılımcının takibi tamamlandı.</p>

<p>Sonuç dikkat çekiciydi: Subakromiyal dekompresyon, omuz ağrısı açısından plasebo cerrahiden anlamlı biçimde daha iyi değildi. Egzersiz tedavisine karşı da klinik açıdan belirgin bir üstünlük ortaya çıkmadı.</p>

<p>Üstelik üç gruptaki hastaların da zaman içinde belirgin şekilde iyileşmesi önemli bir başka noktayı gösterdi: Bir kişinin ameliyattan sonra düzelmesi, iyileşmenin mutlaka ameliyatın özgül cerrahi aşamasından kaynaklandığını kanıtlamıyor.</p>

<p>Hastalar ameliyattan sonra neden yine de daha iyi hissedebiliyor?</p>

<p>Cerrahi araştırmaların en ilginç sorularından biri tam olarak bu.</p>

<p>Bir hasta ameliyat olur ve aylar sonra ağrısı azalırsa, doğal olarak ameliyatın işe yaradığını düşünür. Ancak hastalığın doğal seyri, rehabilitasyon, zaman, eşlik eden tedaviler ve belirtilerin en şiddetli dönemin ardından kendiliğinden gerilemesi de sonucu etkileyebilir.</p>

<p>JAMA Network Open’da yayımlanan ve 100 çalışmadan 10 bin 699 katılımcının verilerini değerlendiren sistematik inceleme, çalışmalarda ameliyat sonrasında görülen toplam değişimin ortalama yüzde 67’sinin cerrahinin özgül etkisi dışındaki faktörlerle ilişkili olduğunu bildirdi.</p>

<p>Daha da önemlisi araştırmacılar, bunun tamamını “plasebo etkisi” olarak yorumlamadı. Analize göre doğal iyileşme, hastalığın seyri ve ortalamaya dönüş gibi özgül olmayan etkiler önemli rol oynuyordu.</p>

<p>Dolayısıyla “ameliyat sadece plasebo” demek de bilimsel açıdan fazla basitleştirici olur.</p>

<p>Bel ağrısında her füzyon ameliyatı aynı değil</p>

<p>Benzer tartışma bel cerrahisinde de yaşanıyor.</p>

<p>Özellikle nedeni net biçimde gösterilemeyen kronik bel ağrısında omurların cerrahi olarak birleştirildiği spinal füzyonun rutin kullanımı uzun süredir tartışmalı.</p>

<p>İngiltere Ulusal Sağlık ve Bakım Mükemmelliği Enstitüsü NICE, yalnızca bel ağrısı bulunan kişilerde spinal füzyonun randomize kontrollü bir çalışma dışında önerilmemesini tavsiye ediyor.</p>

<p>Ancak aynı kılavuz, ameliyatsız tedaviyle düzelmeyen siyatik yakınmaları bulunan ve görüntüleme bulguları şikâyetleriyle uyumlu olan hastalarda spinal dekompresyonun düşünülebileceğini belirtiyor.</p>

<p>Bu ayrım kritik.</p>

<p>“Bel ameliyatları işe yaramıyor” sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Sinir basısı, belirli omurga instabiliteleri ve başka açık cerrahi nedenleri bulunan bir hastayla, yalnızca kronik bel ağrısı nedeniyle ameliyat düşünülen bir hasta aynı klinik grupta değildir.</p>

<p>MR’da bozukluk görülmesi ameliyat gerektiğini gösterir mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Her zaman değil.</p>

<p>Omurga ve omuz görüntülemelerinde yaşla birlikte ortaya çıkabilen yapısal değişiklikler sık görülür. Bu nedenle bir MR raporunda disk dejenerasyonu, çıkıntı, tendon değişikliği veya başka anatomik bulgular görülmesi tek başına ameliyat kararı için yeterli değildir.</p>

<p>Görüntüleme sonucunun hastanın şikâyeti, muayene bulguları ve işlev kaybıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>NICE da bel ağrısı ve siyatikte uzmanlık dışı ilk değerlendirmede rutin görüntüleme yapılmamasını; görüntülemenin ancak sonucu tedavi yaklaşımını değiştirecekse değerlendirilmesini öneriyor.</p>

<p>“Omuz ameliyatları işe yaramıyor” demek neden yanlış?</p>

<p>Çünkü omuz ameliyatı tek bir işlem değildir.</p>

<p>Subakromiyal dekompresyon, rotator manşet tendonunun onarılması, kırık cerrahisi, omuz protezi ve instabilite ameliyatları birbirinden farklı hastalıklar için yapılan farklı işlemlerdir.</p>

<p>Bir ameliyat türünde plaseboya üstünlük gösterilememesi, başka bir ameliyatın da etkisiz olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>FIMPACT araştırmasının güçlü sonucu özellikle subakromiyal ağrı sendromu için yapılan artroskopik subakromiyal dekompresyon hakkında yorumlanmalıdır.</p>

<p>Kanıtı bütün omuz cerrahisine yaymak bilimsel olarak doğru değildir.</p>

<p>“İşe yaramıyorsa neden hâlâ yapılıyor?” sorusu gündemde</p>

<p>Bir tedavinin klinik uygulamaya girmesi ile daha sonra güçlü randomize çalışmalarla sınanması arasında bazen uzun yıllar geçebiliyor.</p>

<p>Cerrahide bu sorun ilaç araştırmalarından daha belirgin. Çünkü cerrahiyi körlemek, plasebo ameliyat tasarlamak ve hastaları rastgele gruplara ayırmak hem teknik hem de etik açıdan daha zor.</p>

<p>Son yıllarda plasebo kontrollü cerrahi çalışmalarının artması, bazı yerleşik uygulamaların gerçek katkısının yeniden değerlendirilmesini sağlıyor.</p>

<p>Buradaki amaç cerrahiyi değersizleştirmek değil.</p>

<p>Tam tersine, en fazla yarar görecek hastaların daha doğru seçilmesi ve etkisiz olduğu gösterilen girişimlerin hastalara getirdiği ameliyat, anestezi, enfeksiyon, iyileşme süreci ve maliyet yükünün azaltılması.</p>

<p>Asıl soru “ameliyat iyi mi kötü mü?” değil</p>

<p>The Economist’in “bazı sırt ve omuz ameliyatları yararsızdan da kötü olabilir” şeklindeki sert yaklaşımı dikkat çekici olsa da mevcut bilimsel kanıtların daha dikkatli okunması gerekiyor.</p>

<p>Araştırmalar bütün omuz veya omurga cerrahisini reddetmiyor.</p>

<p>Ortaya çıkan mesaj daha hedefli:</p>

<p>Bazı yaygın ameliyatların belirli hasta gruplarında, ameliyatsız tedaviye veya plasebo girişime göre anlamlı ek yararı gösterilememiş durumda.</p>

<p>Bu nedenle modern cerrahinin temel sorusu artık yalnızca “Bu ameliyat yapılabilir mi?” değil.</p>

<p>“Bu hastada, bu ameliyatın ameliyatsız tedaviden daha fazla yarar sağlayacağını gösteren güçlü kanıt var mı?” sorusu giderek daha önemli hale geliyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bel veya omuz ağrısı nedeniyle planlanmış bir ameliyat bu bilgiler doğrultusunda kişisel olarak ertelenmemeli veya iptal edilmemelidir. Cerrahi gerekliliği; tanı, muayene, görüntüleme, nörolojik bulgular ve hastanın klinik durumuyla birlikte uzman hekim tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>BMJ — Arthroscopic subacromial decompression versus placebo surgery for subacromial pain syndrome: 10 year follow-up of the FIMPACT randomised, placebo surgery controlled trial — 2025</li>
 <li>JAMA Network Open — Use of Placebo and Nonoperative Control Groups in Surgical Trials: A Systematic Review and Meta-analysis — 2022</li>
 <li>National Institute for Health and Care Excellence (NICE) — Low back pain and sciatica in over 16s: assessment and management, NG59 — son güncelleme 2020</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/omuz-ve-bel-ameliyatlari-gereksiz-mi-kanitlar-hangi-cerrahileri-sorguluyor</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 06:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1439.jpeg" type="image/jpeg" length="87533"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sakarya Üniversitesi’nin Acı Kaybı: Prof. Dr. Vahdet Uçar Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sakarya-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-vahdet-ucar-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sakarya-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-vahdet-ucar-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sakarya Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Vahdet Uçar kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Uçar, uzun yıllar üniversitede eğitim ve akademik çalışmalar yürüttü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sakarya Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Vahdet Uçar kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.</p>

<p>Prof. Dr. Uçar’ın vefatı ailesi ve yakınlarının yanı sıra öğrencileri, meslektaşları ve Sakarya Üniversitesi camiasında üzüntüyle karşılandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>PROF. DR. VAHDET UÇAR KİMDİR?</p>

<p>Prof. Dr. Vahdet Uçar, akademik yaşamını makine mühendisliği alanında sürdüren ve uzun yıllar Sakarya Üniversitesi’nde görev yapan bir akademisyendi.</p>

<p>Sakarya Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünün emekli öğretim üyeleri arasında yer alan Uçar, üniversitede uzun yıllar eğitim, araştırma ve öğrenci yetiştirme faaliyetlerinde bulundu.</p>

<p>MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ ALANINDA ÇALIŞTI</p>

<p>Prof. Dr. Vahdet Uçar’ın akademik çalışmalarının önemli bölümünü makine mühendisliği alanındaki eğitim ve araştırma faaliyetleri oluşturdu.</p>

<p>Üniversitenin akademik kayıtlarında Uçar’ın makine mühendisliği derslerinde görev aldığı görülüyor.</p>

<p>Uçar, lisans eğitiminin yanı sıra lisansüstü çalışmaların yürütülmesine de katkı sundu. Sakarya Üniversitesi açık erişim kayıtlarında 1999 yılında tamamlanan “CNC Tezgahlarında Parça Programlaması ve Model Uygulanması” başlıklı yüksek lisans tezinin danışmanı olarak da adı yer alıyor.</p>

<p>İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ EĞİTİMİNE DE KATKI VERDİ</p>

<p>Prof. Dr. Vahdet Uçar’ın akademik faaliyetleri Makine Mühendisliği Bölümü ile sınırlı kalmadı.</p>

<p>Sakarya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesindeki İş Sağlığı ve Güvenliği programında da akademik görev üstlendi.</p>

<p>Üniversitenin eğitim bilgi sisteminde çeşitli derslerin koordinasyonu ve yürütülmesinde Prof. Dr. Vahdet Uçar’ın adına rastlanıyor.</p>

<p>ÇOK SAYIDA ÖĞRENCİNİN YETİŞMESİNE KATKI SUNDU</p>

<p>Uzun yıllara yayılan üniversite yaşamında mühendislik öğrencilerinin eğitimine katkı sağlayan Uçar, akademik bilgi ve deneyimini farklı kuşaklardan öğrencilerle paylaştı.</p>

<p>Sakarya Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünün kurumsal kayıtlarında da Prof. Dr. Vahdet Uçar, bölümün emekli öğretim üyeleri arasında yer alıyor.</p>

<p>PROF. DR. VAHDET UÇAR’A VEDA</p>

<p>Prof. Dr. Vahdet Uçar’ın vefatı Sakarya’daki akademi ve mühendislik camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Prof. Dr. Vahdet Uçar’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, öğrencilerine, meslektaşlarına ve Sakarya Üniversitesi camiasına başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sakarya-universitesinin-aci-kaybi-prof-dr-vahdet-ucar-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 06:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1438.jpeg" type="image/jpeg" length="22830"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karanlık Dörtlü Nedir? Narsisizm, Makyavelizm, Psikopati ve Gündelik Sadizm Arasındaki Farklar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/karanlik-dortlu-nedir-narsisizm-makyavelizm-psikopati-ve-gundelik-sadizm-arasindaki-farklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/karanlik-dortlu-nedir-narsisizm-makyavelizm-psikopati-ve-gundelik-sadizm-arasindaki-farklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karanlık Dörtlü; narsisizm, Makyavelizm, psikopatik özellikler ve gündelik sadizmi birlikte ele alan bir kişilik modelidir. Bir tanı değildir; özellikler toplumda farklı düzeylerde görülebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Karanlık Dörtlü ya da İngilizce adıyla Dark Tetrad, kişilik psikolojisinde narsisizm, Makyavelizm, psikopatik özellikler ve gündelik sadizmi birlikte inceleyen bir araştırma çerçevesidir. Bu kavram psikiyatrik bir hastalık veya tek başına konulabilecek bir tanı değildir.</p>

<p>Modelin temelinde önce “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan narsisizm, Makyavelizm ve psikopati bulunuyordu. Daha sonraki araştırmalarda, başkalarının acısından veya rahatsızlığından haz alma eğilimini ifade eden gündelik sadizmin ayrı bir özellik olarak değerlendirilmesiyle Karanlık Dörtlü kavramı yaygınlaştı.</p>

<p>Karanlık Dörtlüyü oluşturan dört özellik nedir?</p>

<p>Dört özellik ortak bazı yönler taşısa da birbirinin aynısı değildir. Araştırmalarda özellikle düşük empati, çıkar odaklı davranma, kişiler arası duyarsızlık ve başkalarını kullanmaya yönelik eğilimler arasında örtüşmeler görülebilir.</p>

<p>Narsisizm: Üstünlük ve hayranlık ihtiyacı</p>

<p>Karanlık Dörtlü araştırmalarında narsisizm genellikle kişinin kendisini diğerlerinden üstün görmesi, özel olduğuna inanması, statü ve hayranlık istemesi ve güçlü bir hak edilmişlik duygusu taşıması gibi özelliklerle ele alınır.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım vardır. Bir kişide narsistik özelliklerin bulunması, o kişinin narsistik kişilik bozukluğuna sahip olduğu anlamına gelmez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kişilik özellikleri toplumda farklı derecelerde bulunabilir. Klinik tanı ise çok daha kapsamlı bir psikiyatrik değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Makyavelizm: Hesapçı ve stratejik manipülasyon</p>

<p>Makyavelizm, kişinin kendi amaçlarına ulaşabilmek için diğer insanları stratejik biçimde yönlendirmeye yatkın olmasıyla ilişkilendirilir.</p>

<p>Bu özellik yüksek olduğunda kişi ilişkileri daha araçsal değerlendirebilir, insanlara karşı kuşkucu veya sinik yaklaşabilir ve çıkarlarını korumak için aldatma ya da manipülasyonu daha kabul edilebilir görebilir.</p>

<p>Makyavelizmi psikopatiden ayıran önemli noktalardan biri, davranışların çoğu zaman daha planlı ve hesapçı bir yapı göstermesidir.</p>

<p>Psikopatik özellikler: Duyarsızlık ve dürtüsellik</p>

<p>Karanlık Dörtlü çalışmalarında psikopati sözcüğü çoğunlukla “subklinik psikopatik özellikleri” ifade eder.</p>

<p>Bunlar arasında başkalarının duygularına karşı duyarsızlık, düşük suçluluk veya pişmanlık, dürtüsellik, risk alma ve bazı ölçümlerde yüzeysel çekicilik gibi özellikler bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle internette birkaç davranışa bakarak bir kişiye “psikopat” demek bilimsel değildir. Araştırma ölçeklerinde yüksek puan almak da tek başına psikiyatrik veya adli bir tanı oluşturmaz.</p>

<p>Gündelik sadizm: Başkasının rahatsızlığından haz alma</p>

<p>Karanlık Dörtlünün ayırt edici dördüncü bileşeni gündelik sadizmdir.</p>

<p>Burada kastedilen yalnızca fiziksel şiddet değildir. Araştırmalarda bir başkasının küçük düşürülmesinden, rahatsız edilmesinden veya acı çekmesinden keyif alma eğilimi incelenmektedir.</p>

<p>Gündelik sadizm, cinsel sadizm kavramıyla da aynı şey değildir. Kişilik psikolojisindeki çalışmalar çoğunlukla genel toplumdaki subklinik özellikleri araştırır.</p>

<p>2013 yılında Psychological Science dergisinde yayımlanan deneysel çalışmalar, sadistik eğilimlerin başkasına zarar vermekten haz alma davranışını diğer karanlık özelliklerin ötesinde açıklayabileceğine ilişkin bulgular ortaya koydu.</p>

<p>Sadizmin neden ayrı bir özellik olarak değerlendirilmesi gerektiği konusunda araştırmalar devam ediyor. Özellikle psikopati ile sadizm arasında belirgin bir örtüşme bulunduğunu gösteren çalışmalar da mevcut.</p>

<p>Dört özelliğin ortak noktası ne?</p>

<p>Karanlık Dörtlü özellikleri tamamen bağımsız değildir.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarda bu özelliklerin çeşitli derecelerde birbiriyle ilişkili olduğu görülüyor. Manipülasyon, düşük kişiler arası duyarlılık, çıkarcılık ve düşük uzlaşmacılık ortak alanlardan bazıları.</p>

<p>Ancak kişinin hangi özelliğinin daha baskın olduğu davranış biçimini değiştirebilir.</p>

<p>Örneğin Makyavelist eğilim daha çok uzun vadeli ve stratejik manipülasyonla ilişkiliyken, psikopatik özelliklerde dürtüsellik ve duyarsızlık daha belirgin olabilir. Narsisizmde statü, üstünlük ve hayranlık ihtiyacı; sadizmde ise başkasının acısından veya rahatsızlığından haz alma eğilimi öne çıkar.</p>

<p>Karanlık Dörtlü bir kişilik bozukluğu mu?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Karanlık Dörtlü, psikoloji araştırmalarında kullanılan boyutsal bir kişilik modelidir. Bir kişinin bu özelliklerden birinde yüksek puan alması otomatik olarak kişilik bozukluğu olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarda kullanılan Short Dark Tetrad (SD4) gibi ölçekler araştırma amacıyla kişilik eğilimlerini ölçmek için geliştirilmiştir.</p>

<p>Bu ölçekler narsisizm, Makyavelizm, psikopatik özellikler ve sadizmi ayrı alt boyutlarda değerlendirir. Ancak tek başına klinik teşhis amacıyla kullanılamaz.</p>

<p>Karanlık Dörtlü testiyle bir insan tanınabilir mi?</p>

<p>Tek bir testten hareketle bir insanı “karanlık kişilikli”, “narsist” veya “psikopat” olarak etiketlemek doğru değildir.</p>

<p>Kişilik ölçekleri kişinin belirli ifadeleri kendisi için ne ölçüde doğru bulduğunu değerlendirir. Sonuçlar kullanılan ölçekten, kişinin cevap verme biçiminden, kültürel faktörlerden ve araştırma grubundan etkilenebilir.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan sistematik bir değerlendirme, Karanlık Dörtlü özelliklerini ölçmek için çok sayıda farklı aracın bulunduğunu ve ölçüm araçlarının psikometrik özelliklerinin birbirinden farklı olduğunu ortaya koydu.</p>

<p>Dolayısıyla internette bulunan kısa testlerin sonuçları klinik değerlendirme olarak görülmemelidir.</p>

<p>Karanlık Dörtlü özellikleri ilişkilerde nasıl görülebilir?</p>

<p>Bu özelliklerin yüksek olması bazı çalışmalarda kişiler arası sorunlar, manipülatif davranışlar, saldırganlık ve çeşitli sosyal açıdan olumsuz davranışlarla ilişkilendirilmiştir.</p>

<p>Ancak kişilik özelliği ile davranış arasında bire bir ilişki yoktur.</p>

<p>Bir kişinin belirli bir ölçekte yüksek puan alması onun mutlaka şiddet uygulayacağı, aldatacağı veya başkalarına zarar vereceği anlamına gelmez. Kişilik ile davranış arasındaki ilişki çevre, durum, öğrenilmiş davranışlar ve diğer bireysel özelliklerden de etkilenir.</p>

<p>Bipolar bozukluk Karanlık Dörtlünün parçası mı?</p>

<p>Hayır. Bipolar bozukluk Karanlık Dörtlünün dört bileşeninden biri değildir.</p>

<p>Bipolar bozukluk; mani veya hipomani ile depresif dönemlerin görülebildiği bir duygudurum bozukluğudur. Karanlık Dörtlü ise kişilik özelliklerini inceleyen farklı bir psikolojik çerçevedir.</p>

<p>Mani sırasında görülebilen aşırı özgüven, dürtüsellik veya risk alma gibi bazı davranışlar yüzeysel olarak belirli kişilik özelliklerine benzeyebilir. Bu benzerlik, bipolar bozukluğu olan kişinin narsistik, psikopatik veya “karanlık kişilikli” olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Bir davranıştan kişilik sonucu çıkarmak neden yanıltıcıdır?</p>

<p>İnsan davranışı bağlama göre değişir.</p>

<p>Örneğin kişinin bir tartışmada bencil davranması narsisizm tanısı koydurmaz. Birinin yalan söylemesi Makyavelist olduğu anlamına gelmez. Duygusuz görünen bir tepki de psikopatiyi kanıtlamaz.</p>

<p>Kişilik araştırmalarında önemli olan, davranışların zaman içinde ne kadar tutarlı olduğu ve farklı durumlarda ne ölçüde tekrarlandığıdır.</p>

<p>Bu nedenle günlük hayatta “Bunu yaptı, demek ki psikopat” veya “Çok kendine güveniyor, kesin narsist” türü çıkarımlar bilimsel açıdan güvenilir değildir.</p>

<p>Karanlık Dörtlü araştırmalarının önemli bir sınırı var</p>

<p>Bilim dünyasında dört özelliğin birbirinden ne ölçüde bağımsız olduğu tartışılmaya devam ediyor.</p>

<p>Özellikle sadizm ile psikopati arasında güçlü ilişkiler bulunması, iki kavramın ne kadar ayrı yapılar olduğu konusunda araştırmaları artırdı. Buna rağmen Karanlık Dörtlü, sosyal açıdan olumsuz kişilik eğilimlerini incelemek için kullanılan önemli araştırma modellerinden biri olmayı sürdürüyor.</p>

<p>Bu nedenle kavramı bir insanı kolayca etiketleyen dört maddelik bir “kişilik teşhisi” olarak değil, kişilik özellikleri arasındaki ilişkileri araştıran bilimsel bir model olarak değerlendirmek daha doğru.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Karanlık Dörtlü veya internetteki kişilik testleri psikiyatrik tanı koymaz. Bir kişinin kişilik bozukluğu, psikopati veya başka bir ruhsal bozukluğu olup olmadığı yalnızca davranış örneklerinden ya da çevrim içi testlerden belirlenemez. Klinik değerlendirme gerektiğinde psikiyatri veya klinik psikoloji uzmanına başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Scientific Reports — The Dark Tetrad: Analysis of Profiles and Relationship with the Big Five Personality Factors — 2024</p>

<p>Personality and Individual Differences — Considering Sadism in the Shadow of the Dark Triad Traits: A Meta-Analytic Review of the Dark Tetrad — 2022</p>

<p>European Journal of Psychological Assessment — Screening for Dark Personalities: The Short Dark Tetrad (SD4) — 2021 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/karanlik-dortlu-nedir-narsisizm-makyavelizm-psikopati-ve-gundelik-sadizm-arasindaki-farklar</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1436.jpeg" type="image/jpeg" length="91525"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uyuşma, Görme Sorunu, Denge Kaybı: MS Vücutta Nasıl Belirti Veriyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/uyusma-gorme-sorunu-denge-kaybi-ms-vucutta-nasil-belirti-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/uyusma-gorme-sorunu-denge-kaybi-ms-vucutta-nasil-belirti-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MS belirtileri kişiden kişiye değişir; uyuşma, karıncalanma, görme kaybı, güçsüzlük, denge bozukluğu ve yorgunluk görülebilir. Tek bir belirti MS tanısı koydurmaz; nörolojik değerlendirme gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Multipl skleroz (MS), beyin, omurilik ve görme sinirlerini içine alan merkezi sinir sistemini etkileyen bağışıklık aracılı bir hastalıktır. Belirtiler sinir sisteminde hangi bölgenin etkilendiğine göre değişir. Uyuşma ve karıncalanma, tek gözde görme azalması, kas güçsüzlüğü, denge bozukluğu, çift görme ve belirgin yorgunluk sık karşılaşılan yakınmalar arasındadır.</p>

<p>Ancak bu belirtilerden birinin bulunması kişide MS olduğu anlamına gelmez. Benzer şikâyetler çok sayıda nörolojik, metabolik, enfeksiyöz ve damar hastalığında da ortaya çıkabilir. MS tanısı belirtilerin öyküsü, nörolojik muayene ve gerekli görüldüğünde MR ile diğer incelemelerin birlikte değerlendirilmesiyle konur.</p>

<p>MS’in ilk belirtileri neler olabilir?</p>

<p>MS’in başlangıcı herkeste aynı değildir. Bazı kişilerde ilk dikkat çeken sorun görmeyle ilgili olurken bazı kişilerde uyuşma, güçsüzlük veya denge problemi ön plana çıkabilir.</p>

<p>Sık görülebilen belirtiler arasında şunlar yer alır:</p>

<p>• Kol, bacak veya vücudun bir bölümünde uyuşma ve karıncalanma<br />
• Bir kol veya bacakta güçsüzlük<br />
• Tek gözde bulanık görme ya da görme kaybı<br />
• Göz hareketleri sırasında ağrı<br />
• Çift görme<br />
• Yürüme ve denge sorunları<br />
• Koordinasyon bozukluğu<br />
• Baş dönmesi veya vertigo<br />
• Kaslarda sertlik ve spazm<br />
• Belirgin yorgunluk<br />
• Mesane ve bağırsak kontrolünde değişiklikler<br />
• Hafıza, dikkat ve düşünme güçlüğü<br />
• Duygudurum değişiklikleri</p>

<p>Belirtilerin türü ve şiddeti kişiden kişiye önemli ölçüde farklılık gösterebilir.</p>

<p>Tek gözde ağrı ve görme azalması MS belirtisi olabilir mi?</p>

<p>MS’in dikkat çeken nörolojik bulgularından biri optik nörittir. Görme sinirindeki iltihaplanmaya bağlı olarak genellikle tek gözde görme azalması ortaya çıkabilir.</p>

<p>Görme bulanıklaşabilir, renkler daha soluk algılanabilir ve göz hareketleri ağrılı olabilir. Görme kaybı saatler veya günler içinde gelişebilir.</p>

<p>Bununla birlikte her görme bozukluğu optik nörit veya MS anlamına gelmez. Özellikle aniden başlayan görme kaybının farklı ve acil nedenleri de olabilir.</p>

<p>Uyuşma ve karıncalanma MS’te nasıl olur?</p>

<p>MS, beyinden ve omurilikten gelen sinir sinyallerinin iletimini etkileyebildiği için uyuşma, karıncalanma veya farklı duyusal hisler ortaya çıkabilir.</p>

<p>Şikâyetler elde, kolda, bacakta, yüzde veya gövdede hissedilebilir. Bazı kişiler boynunu öne doğru eğdiğinde omurgadan kollara ya da bacaklara yayılan kısa süreli elektrik çarpması benzeri bir his tarif eder. Bu bulgu Lhermitte belirtisi olarak adlandırılır.</p>

<p>Lhermitte belirtisi MS’te görülebilir ancak MS’e özgü değildir ve farklı omurilik hastalıklarında da ortaya çıkabilir.</p>

<p>MS dengeyi ve yürümeyi etkileyebilir mi?</p>

<p>Evet. MS, hareketi ve koordinasyonu yöneten sinir yollarını etkilediğinde dengesizlik, sendeleme, koordinasyon kaybı ve yürüme güçlüğü görülebilir.</p>

<p>Kas güçsüzlüğü, kas sertliği veya istemsiz spazmlar da hareket kabiliyetini zorlaştırabilir.</p>

<p>Bazı kişilerde baş dönmesi veya çevrenin dönüyormuş gibi hissedildiği vertigo da görülebilir.</p>

<p>MS yorgunluğu normal yorgunluktan farklı olabilir</p>

<p>Yorgunluk MS’te sık bildirilen ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyebilen yakınmalardan biridir.</p>

<p>Kişi yeterince dinlenmiş olsa bile yoğun halsizlik yaşayabilir. Bununla birlikte yorgunluk tek başına MS belirtisi değildir. Kansızlık, tiroit hastalıkları, enfeksiyonlar, uyku bozuklukları, ilaçlar ve çok sayıda başka durum da benzer yakınmaya yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle uzun süren veya açıklanamayan yorgunlukta nedenin araştırılması önemlidir.</p>

<p>Her belirti artışı MS atağı mıdır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hayır. Gerçek bir MS atağında genellikle yeni bir nörolojik belirti ortaya çıkar veya daha önce bulunan bir belirti belirgin biçimde kötüleşir ve durum en az 24 saat sürer.</p>

<p>Yeni atağın değerlendirilmesinde enfeksiyon, ateş veya vücut sıcaklığındaki yükselme gibi belirtileri geçici olarak artırabilecek durumların bulunup bulunmadığı da dikkate alınır.</p>

<p>Özellikle sıcaklık artışı bazı kişilerde daha önce var olan MS belirtilerini geçici olarak kötüleştirebilir. Bu durum yeni bir hastalık aktivitesinden kaynaklanan gerçek atakla aynı değildir.</p>

<p>Tek bir belirtiyle MS tanısı konur mu?</p>

<p>Hayır. MS tanısını doğrulayan tek bir belirti veya tek bir kan testi bulunmaz.</p>

<p>Nörolog hastanın geçmişte ve günümüzde yaşadığı nörolojik belirtileri değerlendirir ve ayrıntılı nörolojik muayene yapar. Beyin ve omurilik MR görüntülemesi tanıda önemli bir yer tutar.</p>

<p>Gerekli durumlarda beyin-omurilik sıvısının incelenmesi, kan testleri veya sinirlerin elektriksel yanıtlarını ölçen ek incelemeler de kullanılabilir.</p>

<p>Amaç yalnızca MS ile uyumlu bulguları göstermek değil, benzer belirtilere yol açabilecek başka hastalıkları da dışlamaktır.</p>

<p>Hangi belirtilerde acil değerlendirme gerekir?</p>

<p>Yeni ortaya çıkan nörolojik belirtiler her zaman MS’e bağlanmamalıdır.</p>

<p>Özellikle aniden gelişen:</p>

<p>• Tek taraflı kol veya bacak güçsüzlüğü<br />
• Yüzde kayma<br />
• Konuşma bozukluğu<br />
• Ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu<br />
• Şiddetli denge ve koordinasyon kaybı</p>

<p>gibi bulgular inme dahil acil hastalıkların belirtisi olabilir. Bu tür durumlarda zaman kaybetmeden acil sağlık değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>MS belirtileri birçok farklı hastalıkta görülebilir. Uyuşma, görme değişikliği, güç kaybı veya denge sorunu tek başına MS tanısı anlamına gelmez. Yeni, tekrarlayan veya kalıcı nörolojik yakınmalarda nöroloji değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>WebMD — Multiple Sclerosis (MS) Symptoms</p>

<p>Mayo Clinic — Multiple Sclerosis: Symptoms and Causes</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/uyusma-gorme-sorunu-denge-kaybi-ms-vucutta-nasil-belirti-veriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 23:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1435.jpeg" type="image/jpeg" length="23687"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zayıflama İlaçlarının Yan Etkileri Nasıl Azaltılır? GLP-1 Kullanırken 9 Pratik Adım]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinin-yan-etkileri-nasil-azaltilir-glp-1-kullanirken-9-pratik-adim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinin-yan-etkileri-nasil-azaltilir-glp-1-kullanirken-9-pratik-adim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zayıflama ilaçları, obezite ve fazla kilonun tedavisinde kullanılan reçeteli ilaçlardır. GLP-1 temelli ilaçlarda bulantı, reflü, ishal ve kabızlık sık görülür; küçük öğün ve yeterli sıvı şikâyetleri azaltabilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zayıflama ilaçları, fazla kilo ve obezitenin tıbbi tedavisinde hekim değerlendirmesiyle kullanılan reçeteli ilaçlardır. Son yıllarda özellikle GLP-1 hormonunun etkilerini taklit eden veya bu sistemi hedefleyen ilaçlar, iştahı azaltmaları ve daha erken tokluk sağlamaları nedeniyle öne çıktı.</p>

<p>Ancak bu ilaçların etkisi yalnızca iştah üzerinde değil. Sindirim sisteminin çalışma biçimini de değiştirebildikleri için bulantı, kusma, ishal, kabızlık, reflü, hazımsızlık ve karında şişkinlik gibi yakınmalar görülebiliyor. Cleveland Clinic, özellikle tedavinin başlangıcında veya doz artışları sırasında beslenme biçiminin şikâyetlerin şiddetini belirgin biçimde etkileyebileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Zayıflama ilaçları nedir?</p>

<p>“Zayıflama ilacı” günlük dilde kullanılan geniş bir tanımdır. Tıbbi olarak bunlar, fazla kilo veya obezitenin yönetiminde beslenme, fiziksel aktivite ve davranış değişikliklerine ek olarak kullanılabilen reçeteli kilo yönetimi ilaçlarıdır.</p>

<p>Bu ilaçların hepsi aynı şekilde çalışmaz. Bazıları iştahı azaltır veya tokluk hissini artırır, bazıları ise bağırsaktan yağ emilimini azaltır. GLP-1 sistemini hedefleyen ilaçlar ise son yıllarda kilo yönetiminde en çok gündeme gelen gruplardan biridir.</p>

<p>Semaglutid ve liraglutid GLP-1 reseptör agonistleridir. Tirzepatid ise teknik olarak yalnızca GLP-1 ilacı değildir; hem GIP hem de GLP-1 reseptörlerini hedefleyen çift etkili bir ilaçtır.</p>

<p>Bu nedenle “GLP-1 zayıflama ilaçları” ifadesi günlük kullanımda semaglutid ve tirzepatid gibi ilaçları birlikte anlatmak için kullanılsa da farmakolojik olarak aynı grupta değillerdir.</p>

<p>Ayrıca aynı etkin madde farklı ticari adlarla ve farklı hastalıklar için ruhsatlandırılabilir. Bir ilacın diyabet tedavisinde kullanılan formu ile obezite tedavisinde ruhsatlandırılmış formunun kullanım amacı ve dozu aynı olmayabilir.</p>

<p>GLP-1 ilaçları neden bulantı ve reflü yapabilir?</p>

<p>GLP-1 temelli tedaviler iştahı azaltırken mide boşalmasını da yavaşlatabilir. Yemeğin midede daha uzun süre kalması erken doygunluğa yardımcı olurken bazı kişilerde bulantı, dolgunluk, geğirme ve reflü hissini artırabilir.</p>

<p>Özellikle alışılmış büyüklükte bir öğünün hızlı biçimde tüketilmesi rahatsızlığı belirginleştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle kişi eskisi kadar aç hissetmese bile yalnızca “daha az yemek” değil, yeme biçimini de değiştirmek zorunda kalabilir.</p>

<p>Büyük öğün yerine daha küçük porsiyonlar tercih edilebilir</p>

<p>GLP-1 tedavisi sırasında büyük bir öğünü tek seferde tüketmek bulantı, aşırı dolgunluk ve reflüyü artırabilir.</p>

<p>Daha küçük porsiyonlar yemek ve öğünü rahatsızlık oluşturmayacak şekilde bölmek bazı kişiler için daha iyi tolere edilebilir.</p>

<p>Buradaki amaç aç kalmak değildir. Amaç, yavaşlayan mide boşalmasına uygun bir yeme düzeni oluşturmaktır.</p>

<p>Yeme hızını azaltmak neden önemli?</p>

<p>Hızlı yemek, kişinin tokluk sinyallerini fark etmeden ihtiyacından fazla yemesine yol açabilir.</p>

<p>GLP-1 tedavisi sırasında erken tokluk daha belirgin olabileceği için yavaş yemek, lokmalar arasında zaman bırakmak ve doyma hissini takip etmek önem kazanır.</p>

<p>Tokluk başladıktan sonra yemeye devam etmek bulantı ve reflü şikâyetlerini artırabilir.</p>

<p>Yağlı ve çok şekerli yiyecekler şikâyetleri artırabilir</p>

<p>Herkesin tetikleyici yiyecekleri aynı değildir. Ancak Cleveland Clinic; yüksek yağlı, kızartılmış, çok şekerli, aşırı işlenmiş ve bazı kişilerde baharatlı yiyeceklerin sindirim yakınmalarını artırabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Pizza, kızartmalar, ağır soslar, yoğun tatlılar ve çok büyük porsiyonlar özellikle tedavinin ilk döneminde daha zor tolere edilebilir.</p>

<p>Kişinin hangi yiyeceğin kendisinde sorun oluşturduğunu takip etmesi daha anlamlıdır.</p>

<p>Yeterli sıvı almak neden daha da önemli hale geliyor?</p>

<p>İştahın azalması bazen içme isteğinin de azalmasına neden olabilir.</p>

<p>Üstelik ishal veya kusma gelişirse sıvı kaybı daha da artabilir. Yetersiz sıvı tüketimi kabızlığı ağırlaştırabilir ve ciddi durumlarda susuzluğa yol açabilir.</p>

<p>Gün boyunca düzenli sıvı tüketmek bu nedenle önemlidir.</p>

<p>Ancak yemek sırasında çok fazla sıvı tüketmek aşırı dolgunluk oluşturuyorsa sıvı alımı öğün aralarına yayılabilir.</p>

<p>Kabızlık varsa lif hemen artırılmalı mı?</p>

<p>Lifli besinler normal koşullarda bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olabilir. Fakat GLP-1 kullanan ve belirgin şişkinlik, dolgunluk veya mide rahatsızlığı yaşayan bir kişide lif miktarını birden artırmak yakınmaları daha da kötüleştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle lif tüketiminin kademeli düzenlenmesi ve yeterli sıvıyla desteklenmesi daha uygundur.</p>

<p>Uzun süren veya şiddetli kabızlıkta kendi kendine sürekli müshil kullanmak yerine sağlık profesyoneline danışılmalıdır.</p>

<p>Bulantı ve reflü varsa yemekten hemen sonra uzanmayın</p>

<p>Bulantı veya reflü yaşayanlarda yemek sonrasında dik pozisyonda kalmak yardımcı olabilir.</p>

<p>Özellikle yemek yedikten hemen sonra uzanmak mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasını kolaylaştırarak reflüyü artırabilir.</p>

<p>Daha küçük porsiyon, yavaş yemek ve yemek sonrasında bir süre dik kalmak birlikte daha iyi tolere edilebilir.</p>

<p>Yan etkiler zamanla azalabilir mi?</p>

<p>Bazı kişilerde sindirim sistemi yakınmaları tedavinin başlangıcında veya doz artırılırken daha belirgin hale gelir ve vücut tedaviye uyum sağladıkça hafifleyebilir.</p>

<p>Ancak “nasıl olsa geçer” düşüncesiyle şiddetli belirtilere uzun süre katlanmak doğru değildir.</p>

<p>Bulantı, kusma veya ishal günlük yaşamı bozuyorsa, beslenmeyi engelliyorsa veya sürekli devam ediyorsa tedaviyi düzenleyen hekimle görüşülmelidir.</p>

<p>Hekim gerekli görürse doz artırma hızını değiştirebilir, tedaviyi yeniden değerlendirebilir veya farklı bir seçeneğe geçebilir. Dozun kendi kendine azaltılması, artırılması ya da ilacın gelişigüzel bırakılması uygun değildir.</p>

<p>Hangi belirtiler sıradan bir yan etki olarak görülmemeli?</p>

<p>Hafif bulantı veya geçici dolgunluk ile ciddi ve devam eden yakınmalar aynı değildir.</p>

<p>Tekrarlayan veya durmayan kusma, sıvı alamama, belirgin susuzluk belirtileri, şiddetli ve geçmeyen karın ağrısı ya da giderek ağırlaşan sindirim yakınmaları tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Kilo verme amacıyla kullanılan reçeteli ilaçların da diğer ilaçlar gibi kişiye göre değişen kontrendikasyonları, ilaç etkileşimleri ve nadiren ciddi yan etkileri olabilir. Bu nedenle tedavi yalnızca kilo kaybı miktarına bakılarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>Zayıflama ilacında amaç yalnızca tartıdaki rakam değildir</p>

<p>Kilo yönetimi ilaçları tek başına “hızlı zayıflama yöntemi” değildir.</p>

<p>Fazla kilo ve obezite kronik sağlık sorunlarıyla ilişkili olabildiğinden bu ilaçlar uygun kişilerde kapsamlı bir tedavi planının parçası olarak kullanılabilir. Beslenme, fiziksel aktivite, uyku, eşlik eden hastalıklar ve kullanılan diğer ilaçlar da değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kimin bu tedavilerden yararlanabileceği; kişinin kilosuna, eşlik eden hastalıklarına, kullandığı diğer ilaçlara, tedavinin olası faydalarına ve yan etki riskine göre belirlenir.<br />
TIBBİ UYARI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>GLP-1 veya diğer zayıflama ilaçlarının dozu yan etki nedeniyle kişinin kendi kararıyla değiştirilmemelidir. Şiddetli ya da devam eden karın ağrısı, tekrarlayan kusma, sıvı alamama veya belirgin susuzluk gelişirse sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Bu içerik kişisel tanı veya tedavi önerisi değildir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Cleveland Clinic — How To Manage the Digestive Side Effects of GLP-1 Medications — 9 Eylül 2026<br />
2. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK) — Prescription Medications to Treat Overweight &amp; Obesity </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/zayiflama-ilaclarinin-yan-etkileri-nasil-azaltilir-glp-1-kullanirken-9-pratik-adim</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 22:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1434.jpeg" type="image/jpeg" length="23512"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Tıp Tarihinin Az Bilinen 13 Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turk-tip-tarihinin-az-bilinen-13-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turk-tip-tarihinin-az-bilinen-13-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp tarihimiz yalnız büyük hekimler ve büyük keşiflerden ibaret değil. Bir Tıbbiyelinin yüzlerce anatomi çizimini tek tek hazırlamasından Osmanlı mahkemelerinde bedenin delile dönüşmesine, cezaevi ameliyathanelerinden askerî veterinerliğin doğuşuna kadar Türk tıp tarihinde bugün çok az hatırlanan pek çok dikkat çekici hikâye bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tıp tarihine çoğu zaman büyük keşifler, ünlü hekimler ve salgın hastalıklar üzerinden bakıyoruz. Oysa arşivler biraz daha derinden incelendiğinde gündelik hayatın, eğitimin, hukukun, savaşların ve hatta ekonomik krizlerin tıbbın gelişimini nasıl etkilediğini gösteren sıra dışı hikâyelerle karşılaşıyoruz.</p>

<p>İşte Türk tıp tarihinin daha az bilinen sayfalarından bazıları.</p>

<h2>Bir Tıbbiyeli 512 anatomi resmini tek tek çizdi</h2>

<ol start="19">
 <li>yüzyılın sonunda tıp eğitiminin en önemli sorunlarından biri yeterli Türkçe ders materyalinin bulunmamasıydı.</li>
</ol>

<p>Askerî Tıbbiye öğrencisi Mehmed Eşref Vasıf, anatomi eğitiminde kullanılmak üzere dönemin kaynaklarından yararlanarak yüzlerce anatomik şekli yeniden çizdi.</p>

<p>1896'da yayımlanan <i>Eşkal-i Teşrih-i Tavsifi</i>, 512 çizim içeren dikkat çekici bir anatomi atlasına dönüştü.</p>

<p>Bugün bilgisayar ekranından saniyeler içerisinde binlerce anatomi görüntüsüne ulaşılabiliyor. Ancak 19. yüzyılın sonunda bir tıp öğrencisinin öğrenebilmek ve öğrendiklerini aktarabilmek için yüzlerce anatomik yapıyı yeniden çizmesi gerekiyordu.</p>

<p>Bu eser aynı zamanda Osmanlı tıp eğitiminde görsel materyalin önemini göstermesi bakımından da dikkat çekici.</p>

<h2>Maaşlar gecikince Tıp Fakültesinde yardımlaşma sandığı kuruldu</h2>

<p>Balkan Savaşları sonrasında Osmanlı ekonomisinin yaşadığı sıkıntılar kamu çalışanlarını da etkiledi.</p>

<p>Darülfünun Tıp Fakültesi çalışanları, ekonomik sıkıntılar karşısında kendi aralarında bir yardımlaşma ve tasarruf sistemi oluşturdu.</p>

<p>1914 yılında kurulan Teavün ve Tasarruf Sandığı, çalışanların birikim yapmasını ve ihtiyaç durumunda ekonomik destek almasını amaçlıyordu.</p>

<p>Bugünün sosyal yardım sandıklarına benzeyen bu girişim, tıp tarihinin yalnız hastalık ve tedavilerden değil, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının gündelik hayatından da oluştuğunu gösteriyor.</p>

<h2>Osmanlı mahkemelerinde beden nasıl delile dönüştü?</h2>

<ol start="19">
 <li>yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı hukuk sistemi önemli bir değişim geçiriyordu.</li>
</ol>

<p>Yaralanmanın nasıl meydana geldiği, yaranın öldürücü olup olmadığı veya ölümün gerçek nedeninin ne olduğu gibi sorular giderek daha fazla hekimlerin değerlendirmesine bırakılmaya başladı.</p>

<p>Böylece insan bedeni yalnız tedavi edilen bir alan olmaktan çıkarak hukuki gerçeğin belirlenmesinde kullanılan bir delile de dönüştü.</p>

<p>Hekim raporlarının mahkemelerde önem kazanması, Osmanlı'da modern adli tıbbın gelişmesinin önemli aşamalarından biriydi.</p>

<p>Bugün bir adli tıp raporunun mahkeme açısından taşıdığı önem düşünüldüğünde, bu dönüşümün hukuk tarihi açısından da ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılıyor.</p>

<h2>Osmanlı'da çocuk kazaları bize ne anlatıyor?</h2>

<p>Geçmişte çocuk sağlığı yalnız bulaşıcı hastalıklar veya salgınlarla tehdit edilmiyordu.</p>

<p>Konya şer‘iyye sicillerinde bulunan çocuk yaralanmaları ve ölümlerine ilişkin kayıtlar, yüzlerce yıl önce çocukların karşılaştığı gündelik tehlikelere ışık tutuyor.</p>

<p>Boğulmalar, yüksekten düşmeler, hayvanlarla ilişkili kazalar ve ev çevresinde meydana gelen olaylar bu kayıtların bir bölümünü oluşturuyor.</p>

<p>Bu belgeler bize yalnız ölüm nedenlerini göstermiyor.</p>

<p>Aynı zamanda çocukların nerelerde yaşadığını, hangi alanlarda oynadığını ve geçmiş toplumlarda çocuk güvenliğinin nasıl şekillendiğini anlamamızı sağlıyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle adli kayıtlar, yüzyıllar sonra bir halk sağlığı kaynağına dönüşüyor.</p>

<h2>1930'ların İzmir'inde sağlık kampı</h2>

<p>Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde koruyucu sağlık politikaları yalnız hastane ve dispanserlerle sınırlı değildi.</p>

<p>İzmir'in Yamanlar bölgesinde oluşturulan sağlık kampı, temiz hava, düzenli beslenme, dinlenme ve fiziksel güçlenme gibi uygulamaların ön plana çıktığı sağlık girişimlerinden biriydi.</p>

<p>Bu tür kamplar özellikle çocukların ve sağlık açısından risk taşıyan kişilerin daha iyi koşullarda bulunmasını amaçlıyordu.</p>

<p>Antibiyotiklerin ve günümüz tedavi imkânlarının henüz yaygın olmadığı bir dönemde doğa, dinlenme ve beslenme sağlık politikasının önemli unsurları arasında görülüyordu.</p>

<h2>Sağlık Bakanlığı yokken sağlığı kim yönetiyordu?</h2>

<p>Modern devletlerde sağlık hizmetlerinin yönetimi büyük ölçüde sağlık bakanlıkları tarafından yürütülüyor.</p>

<p>Ancak Osmanlı Devleti'nde bugünkü anlamıyla bir Sağlık Bakanlığı kurulmadan önce sağlık hizmetleri farklı kurumların sorumluluğundaydı.</p>

<ol start="19">
 <li>yüzyılda oluşturulan sağlık meclisleriyle birlikte hekimlerin görevlendirilmesi, salgınların kontrolü ve sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi giderek daha kurumsal bir yapıya kavuştu.</li>
</ol>

<p>Bu dönüşüm aslında Türkiye'deki modern sağlık bürokrasisinin de temellerinden birini oluşturdu.</p>

<h2>Bir cezaevi ameliyathanesinde cerrahi tarih yazıldı</h2>

<p>Cezaevlerinin tıp tarihindeki yeri genellikle gözden kaçar.</p>

<p>Oysa büyük cezaevlerinde mahkûmların tedavisi için revirler, hastaneler ve zamanla ameliyathaneler oluşturuldu.</p>

<p>İstanbul Merkez Hapishanesi'nde görev yapan hekimler de yalnız günlük hastalıklarla değil, ciddi cerrahi vakalarla ilgileniyordu.</p>

<p>1930'lu yıllarda burada gerçekleştirilen önemli bir akciğer ameliyatı, Türkiye'de göğüs cerrahisinin gelişim sürecindeki dikkat çekici olaylardan biri olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Bir hapishane ameliyathanesinin ülkenin cerrahi tarihinin bir parçasına dönüşmesi, tıp tarihinin beklenmedik mekânlarda yazılabildiğini gösteriyor.</p>

<h2>Türkiye'de kornea naklinin ilk yılları</h2>

<p>Bugün kornea nakli modern göz cerrahisinin yerleşik uygulamalarından biri.</p>

<p>Ancak Türkiye'de bu operasyonların ilk örnekleri 20. yüzyılın ortalarında gerçekleştirilmeye başladı.</p>

<p>Türk oftalmolojisinin önemli isimlerinden Naci Bengisu, göz cerrahisi, kornea hastalıkları ve kornea naklinin gelişimi konusunda önemli çalışmalar yaptı.</p>

<p>Bengisu'nun çalışmaları, Türkiye'de doku nakli tarihinin organ nakillerinden çok daha önce başlayan bölümlerinden birini oluşturuyor.</p>

<h2>Osmanlı hekimleri de “eski tıp-yeni tıp” tartışması yapıyordu</h2>

<p>Bilimde eski ile yeni arasındaki tartışma yalnız günümüze özgü değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ol start="17">
 <li>ve 18. yüzyıllarda Osmanlı hekimliği Avrupa'da gelişen yeni tıbbi düşüncelerle daha yoğun biçimde karşılaşmaya başladı.</li>
</ol>

<p>Yeni ilaçlar, yeni teoriler ve farklı hastalık açıklamaları Osmanlı hekimleri arasında tartışılıyordu.</p>

<p>Dönemin kaynaklarında karşılaşılan “Tıbb-ı Cedîd”, yani “yeni tıp” kavramı bu değişimin en dikkat çekici göstergelerinden biri.</p>

<p>Osmanlı tıp dünyası yeni bilgiyi yalnız kabul eden veya reddeden pasif bir yapı değildi. Gelen bilgi tartışılıyor, çevriliyor ve mevcut tıp anlayışı içerisinde yeniden yorumlanıyordu.</p>

<h2>1893'te bir ebe tartışması: Tecrübe mi diploma mı?</h2>

<ol start="19">
 <li>yüzyılın sonlarında Osmanlı sağlık yönetimi doğum hizmetlerini de daha sıkı denetlemeye başladı.</li>
</ol>

<p>Uzun yıllar boyunca doğum yaptırmış deneyimli kadınlar bulunmasına rağmen modern sağlık sisteminin gelişmesiyle birlikte diplomalı ebe çalıştırılması önem kazandı.</p>

<p>1893 yılında yaşanan Nefise Hanım vakası bu dönüşümün dikkat çekici örneklerinden biri.</p>

<p>Nefise Hanım mesleki bilgisini hekimler önünde göstermiş olsa da resmî diplomasının bulunmaması atama sürecinde sorun oluşturdu.</p>

<p>Olay, tıp tarihinde bugün bile tartışılan bir soruyu gündeme getiriyor:</p>

<p>Mesleki yeterlilik yalnız tecrübeyle mi ölçülür, yoksa bunun mutlaka resmî eğitim ve belgeyle desteklenmesi mi gerekir?</p>

<h2>Türkiye savaşa girmedi ama hastaneler hazırlandı</h2>

<p>Türkiye II. Dünya Savaşı'na fiilen katılmadı.</p>

<p>Ancak savaşın ülkeye sıçrama ihtimali yıllarca ciddi bir tehdit olarak görüldü.</p>

<p>Bu nedenle sağlık sistemi de olası savaş koşullarına göre hazırlanmaya başladı.</p>

<p>Sağlık personelinin eğitimi, hastane kapasitesi, ilaç ve tıbbi malzeme stokları ile bulaşıcı hastalıklara karşı alınacak önlemler savaş şartları dikkate alınarak planlandı.</p>

<p>Kızılay gibi kurumlar da hemşire yetiştirme, tıbbi malzeme hazırlama ve olağanüstü şartlara karşı sağlık organizasyonu oluşturma çalışmalarına katıldı.</p>

<h2>1925'te Türk hekimleri ülkenin sağlık sorunlarını masaya yatırdı</h2>

<p>Cumhuriyet'in ilanından yalnız birkaç yıl sonra Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri halk sağlığıydı.</p>

<p>Sıtma, verem, çocuk ölümleri ve bulaşıcı hastalıklar ülkenin birçok bölgesinde ciddi sorun oluşturuyordu.</p>

<p>1925 yılında düzenlenen ilk Millî Türk Tıp Kongresi, hekimlerin bu sorunları bilimsel bir zeminde tartıştığı önemli platformlardan biri oldu.</p>

<p>Sonraki kongrelerde de ülkenin öncelikli sağlık sorunları gündeme getirildi.</p>

<p>Bu kongreler yalnız bilim insanlarının buluştuğu toplantılar değildi; Cumhuriyet'in sağlık politikalarının şekillenmesine katkıda bulunan düşünce ortamlarından birini oluşturuyordu.</p>

<h2>Osmanlı ordusunun hasta atlarını kim tedavi ediyordu?</h2>

<p>Bugün veteriner hekimlik çoğunlukla hayvan sağlığıyla ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Ancak 19. yüzyılda veterinerlik aynı zamanda askerî bir zorunluluktu.</p>

<p>Atlar ordunun ulaşımında, topçu birliklerinde, haberleşmede ve lojistik faaliyetlerde vazgeçilmezdi.</p>

<p>Bir atın hastalanması veya ölmesi yalnız ekonomik bir kayıp değil, doğrudan ordunun hareket kabiliyetinin azalması anlamına geliyordu.</p>

<p>Bu nedenle Osmanlı'da modern veteriner hekimliği eğitiminin ilk adımları askerî ihtiyaçlarla bağlantılı olarak atıldı.</p>

<p>Veterinerlik eğitimi zaman içerisinde gelişerek bağımsız bir bilim ve meslek alanına dönüştü.</p>

<h2>Tıp tarihi yalnız büyük keşiflerden oluşmuyor</h2>

<p>Tıp tarihini yalnız ünlü doktorların veya büyük keşiflerin tarihi olarak okumak eksik kalır.</p>

<p>Bir tıp öğrencisinin çizdiği anatomi atlası, maaşını alamayan sağlık çalışanlarının kurduğu yardımlaşma sandığı, bir ebenin diploma mücadelesi veya askerî bir atın tedavisi de sağlık tarihinin parçalarıdır.</p>

<p>Çünkü tıp yalnız hastalıkları tedavi etme biçimimizin değil, insanı, bedeni, sağlığı ve toplumu nasıl gördüğümüzün de tarihidir.</p>

<p>Bugün sıradan görünen birçok uygulamanın arkasında yüzlerce yıllık bir deneyim, tartışma ve dönüşüm bulunuyor.</p>

<p>Türk tıp tarihinin arşivlerde kalan bu hikâyeleri gün yüzüne çıktıkça, modern sağlık sisteminin hangi yolları geçerek bugüne ulaştığını daha iyi anlamak mümkün oluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turk-tip-tarihinin-az-bilinen-13-hikayesi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 21:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/turk-tip-tarihinin-unutulan-hikayeleri-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="43407"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fibrinojen Kaç Olmalı? 200, 300, 400 ve 500 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fibrinojen-kac-olmali-200-300-400-ve-500-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fibrinojen-kac-olmali-200-300-400-ve-500-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fibrinojen, pıhtı oluşumunda görev alan ve inflamasyonda yükselebilen bir proteindir. Yaklaşık 200–400 mg/dL sık kullanılan aralıktır; 200, 300, 400 ve 500 sonuçları laboratuvar sınırı ve klinik durumla yorumlanır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>FİBRİNOJEN NEDİR?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fibrinojen, karaciğerde üretilen ve kanın pıhtılaşmasında görev yapan bir proteindir. Pıhtılaşma sırasında trombinin etkisiyle fibrine dönüşür ve oluşan pıhtının temel yapılarından birini meydana getirir.</p>

<p>Ancak fibrinojen yalnızca pıhtılaşma testi değildir. Aynı zamanda akut faz reaktanıdır. Enfeksiyon ve inflamasyon gibi durumlarda yükselebilir. Bu nedenle tek başına yüksek fibrinojen sonucu “pıhtı var” anlamına gelmez.</p>

<p>FİBRİNOJEN KAÇ OLMALI?</p>

<p>Referans aralığı kullanılan laboratuvar yöntemine göre değişir.</p>

<p>MedlinePlus 200–400 mg/dL, yani 2–4 g/L aralığını genel referans olarak verir. Mayo Clinic Laboratories’in bir fibrinojen yönteminde ise referans aralığı 200–393 mg/dL’dir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle sınırdaki sonuçlarda kişinin kendi laboratuvar raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>FİBRİNOJEN 200 NE DEMEK?</p>

<p>200 mg/dL birçok laboratuvarda normal aralığın alt sınırına yakındır.</p>

<p>Tek başına düşük fibrinojen anlamına gelmeyebilir. Ancak değer daha da düşüyorsa veya kişide kanama belirtileri bulunuyorsa klinik önemi artar.</p>

<p>FİBRİNOJEN 300 NE DEMEK?</p>

<p>300 mg/dL çoğu yetişkin referans aralığında normaldir.</p>

<p>Tek başına pıhtılaşma bozukluğu, enfeksiyon veya başka bir hastalık düşündürmez.</p>

<p>FİBRİNOJEN 400 NE DEMEK?</p>

<p>400 mg/dL bazı laboratuvarlarda normal aralığın üst sınırında, bazılarında ise hafif yüksek kabul edilebilir.</p>

<p>Bu nedenle “400 fibrinojen kesin yüksek” denemez. Enfeksiyon, inflamasyon, gebelik ve diğer klinik durumlar sonucu etkileyebilir.</p>

<p>FİBRİNOJEN 500 NE DEMEK?</p>

<p>500 mg/dL birçok laboratuvarın referans üst sınırının üzerindedir ve yüksek fibrinojen olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Ancak tek başına kan pıhtısı olduğu anlamına gelmez. Özellikle CRP veya diğer inflamasyon göstergeleri yüksekse akut ya da kronik inflamasyon sonucu fibrinojen de artmış olabilir.</p>

<p>FİBRİNOJEN YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>Fibrinojen bir akut faz reaktanı olduğu için inflamatuvar durumlarda yükselebilir.</p>

<p>Akut veya kronik inflamasyon, enfeksiyonlar, gebelik, östrojen tedavisi, nefrotik sendrom, diyabet ve obezite yüksek fibrinojenle ilişkili olabilir.</p>

<p>Bazı karaciğer hastalıklarında da fibrinojen yüksekliği görülebilir.</p>

<p>FİBRİNOJEN YÜKSEKLİĞİ PIHTI YAPAR MI?</p>

<p>Tek başına yüksek fibrinojen “damarda pıhtı var” anlamına gelmez.</p>

<p>Kronik yüksek fibrinojen düzeyleri damar hastalığı ve tromboembolik olaylarla ilişkilendirilmiştir. Ancak bir kişinin gerçek pıhtı riski yalnızca fibrinojen değerine bakılarak hesaplanamaz.</p>

<p>Yaş, sigara kullanımı, hareketsizlik, geçirilmiş tromboz, kanser, ameliyat, gebelik ve diğer risk faktörleri birlikte değerlendirilir.</p>

<p>FİBRİNOJEN YÜKSEKLİĞİ ENFEKSİYONDAN OLUR MU?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Fibrinojen inflamasyona yanıt olarak yükselen proteinlerden biridir. Bu nedenle bakteriyel veya viral enfeksiyon sırasında değer artabilir.</p>

<p>Enfeksiyon düzeldikten sonra fibrinojen de zaman içerisinde düşebilir. Bu nedenle tek yüksek ölçüm kronik bir pıhtılaşma hastalığı anlamına gelmez.</p>

<p>FİBRİNOJEN DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>Düşük fibrinojenin nedenleri yüksekliğinden farklıdır.</p>

<p>Yaygın damar içi pıhtılaşma (DIC), ileri karaciğer hastalığı, yoğun fibrinoliz ve bazı pıhtı eritici ilaçlar fibrinojeni düşürebilir.</p>

<p>Doğuştan fibrinojen eksikliği ise daha nadirdir.</p>

<p>FİBRİNOJEN DÜŞÜKLÜĞÜ KANAMA YAPAR MI?</p>

<p>Belirgin fibrinojen eksikliği pıhtının yeterince sağlam oluşmasını engelleyebilir ve kanama riskini artırabilir.</p>

<p>Risk yalnızca fibrinojen rakamına bağlı değildir. Trombosit sayısı, PT/INR, aPTT, kanamanın nedeni ve klinik tablo birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Çok düşük fibrinojen özellikle aktif kanaması bulunan bir kişide daha önemli hale gelir.</p>

<p>DIC’TE FİBRİNOJEN NEDEN DÜŞER?</p>

<p>DIC sırasında pıhtılaşma sistemi yaygın biçimde aktive olabilir ve fibrinojen dahil pıhtılaşma faktörleri tüketilebilir.</p>

<p>Bu nedenle fibrinojen düşebilir.</p>

<p>Ancak DIC tanısı yalnızca düşük fibrinojen sonucuyla konulmaz. Trombosit, D-dimer, PT/INR, aPTT ve hastanın klinik durumu birlikte değerlendirilir.</p>

<p>KARACİĞER HASTALIĞINDA FİBRİNOJEN DÜŞER Mİ?</p>

<p>Evet, özellikle ileri karaciğer hastalığında fibrinojen üretimi azalabilir.</p>

<p>Bununla birlikte fibrinojen akut faz reaktanı olduğu için bazı karaciğer hastalarında normal veya yüksek de bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle tek başına fibrinojen değeri karaciğer hastalığının derecesini göstermez.</p>

<p>GEBELİKTE FİBRİNOJEN YÜKSELİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Gebelik sırasında fibrinojen fizyolojik olarak yükselebilir. Bu nedenle gebe bir kişinin sonucu gebe olmayan yetişkinlerin standart referansıyla doğrudan karşılaştırılmamalıdır.</p>

<p>Gebelikte fibrinojen sonucu kanama, tromboz veya obstetrik komplikasyon şüphesi varsa klinik bağlam içinde değerlendirilir.</p>

<p>FİBRİNOJEN NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Tedavi laboratuvardaki fibrinojen rakamını doğrudan düşürmeye yönelik değildir.</p>

<p>Yüksekliğin nedeni enfeksiyon veya inflamasyonsa temel neden tedavi edilir. Kronik hastalıklar varsa bu hastalıkların kontrolü önemlidir.</p>

<p>Yalnızca yüksek fibrinojen görüldüğü için kendi kendine aspirin veya başka bir kan sulandırıcı başlanmamalıdır.</p>

<p>FİBRİNOJEN NASIL YÜKSELTİLİR?</p>

<p>Belirgin düşüklükte yaklaşım nedene ve kanama durumuna göre değişir.</p>

<p>Ciddi kanama ve ağır fibrinojen eksikliği bulunan bazı hastalarda fibrinojen konsantresi veya kriyopresipitat gibi tedaviler gerekebilir.</p>

<p>Bu tedaviler hastane ortamında ve klinik gerekliliğe göre uygulanır.</p>

<p>FİBRİNOJEN NE ZAMAN HIZLI DEĞERLENDİRİLMELİ?</p>

<p>Tek başına yüksek fibrinojen değeri çoğu durumda acil durum değildir.</p>

<p>Ancak düşük fibrinojene kontrol edilemeyen kanama, yaygın morarma, kanlı kusma, siyah dışkı veya ciddi genel durum bozukluğu eşlik ediyorsa hızlı değerlendirme gerekir.</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories, fibrinojen için 60 mg/dL ve altındaki sonuçları kritik düşük değer olarak bildirmektedir. Kritik değer eşikleri laboratuvarlar arasında değişebilir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Fibrinojen 400 yüksek mi?</p>

<p>Laboratuvara göre değişir. Bazı referanslarda üst sınıra yakınken bazılarında hafif yüksek kabul edilebilir.</p>

<p>Fibrinojen 500 tehlikeli mi?</p>

<p>Tek başına “tehlikeli değer” olarak yorumlanmaz. Enfeksiyon, inflamasyon, gebelik ve kişinin pıhtı risk faktörleri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Fibrinojen yüksekliği kanser demek mi?</p>

<p>Hayır. Fibrinojen birçok inflamatuvar ve metabolik durumda yükselebilen özgül olmayan bir akut faz proteinidir. Tek başına kanser tanısı koydurmaz.</p>

<p>Fibrinojen ile D-dimer aynı şey mi?</p>

<p>Hayır. Fibrinojen pıhtının oluşumunda kullanılan proteindir. D-dimer ise oluşmuş ve daha sonra parçalanmış fibrin pıhtılarından ortaya çıkan ürünlerden biridir.</p>

<p>Fibrinojen yüksekse kan sulandırıcı gerekir mi?</p>

<p>Tek başına yüksek fibrinojen nedeniyle kan sulandırıcı başlanmaz. Antikoagülan veya antiplatelet tedavi kararı kişinin gerçek tromboz riskine ve hastalığına göre verilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Fibrinojen yüksekliği tek başına damar içinde pıhtı bulunduğunu göstermez. Belirgin fibrinojen düşüklüğüne aktif kanama eşlik ediyorsa hızlı değerlendirme gerekir. Yalnızca fibrinojen sonucuna dayanarak aspirin veya kan sulandırıcı kullanılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>MedlinePlus Medical Encyclopedia — Fibrinogen Blood Test</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories — Fibrinogen, Plasma </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fibrinojen-kac-olmali-200-300-400-ve-500-ne-demek</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 20:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="88692"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Şehrin İzinde, Bir Medeniyetin Hafızasında: Buhara Seyahatnamesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-sehrin-izinde-bir-medeniyetin-hafizasinda-buhara-seyahatnamesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-sehrin-izinde-bir-medeniyetin-hafizasinda-buhara-seyahatnamesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Burak Karip’in kaleme aldığı “Buhara Seyahatnamesi”, okuru Orta Asya’nın tarihî şehirlerinden insanın kendi iç dünyasına uzanan çok katmanlı bir yolculuğa davet ediyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Eser, Buhara ve Semerkand’ı yalnızca görülecek şehirler olarak değil, ilim ve irfanla şekillenmiş bir medeniyet hafızasının taşıyıcıları olarak anlatıyor.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Burak Karip, Orta Asya’ya gerçekleştirdiği yolculuğu “Buhara Seyahatnamesi” adlı eserinde kaleme aldı.</p>

<p>İz Yayıncılık tarafından yayımlanan kitap, klasik bir gezi anlatısının sınırlarını aşarak tarih, medeniyet, aidiyet ve insanın iç dünyası arasında güçlü bir bağ kuruyor.</p>

<p>Bir şehrin izinde, bir medeniyetin hafızasında</p>

<p>“Bir şehrin izinde, bir medeniyetin hafızasında” ifadesiyle okura sunulan eser, Buhara ve Semerkand’ın tarihî dokusunu yalnızca mimari yapılar üzerinden ele almıyor.</p>

<p>Medreseler, minareler, taş sokaklar ve şehir insanları; asırlardır taşınan ilim geleneğinin, irfanın ve medeniyet bilincinin yaşayan işaretleri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Burak Karip, kadim beldeleri bir turist merakıyla gözlemlemek yerine, bir talebenin dikkati ve kendi kültür dünyasıyla yeniden karşılaşan bir insanın aidiyet duygusuyla okuyor. Bu yaklaşım, eseri yalnızca “nereler görüldü?” sorusuna cevap veren bir seyahat kitabı olmaktan çıkarıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buhara ve Semerkand’ın görünen yüzünün ötesi</p>

<p>Kitapta şehirlerin görünen güzelliğinin ardındaki anlam dünyasına odaklanılıyor. Medreselerin sessizliği, minarelerin göğe uzanan çizgisi ve geçmişten bugüne ulaşan mimari miras, düşünsel bir yolculuğun parçalarına dönüşüyor.</p>

<p>Buhara ve Semerkand, bu anlatıda geçmişte kalmış iki tarihî şehir değil. İslam medeniyetinin ilim, ahlak, sanat ve insan yetiştirme anlayışını bugüne taşıyan canlı merkezler olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Eser, okura yalnızca tarihî bilgi sunmakla yetinmiyor. Mekânların hafızasını anlamaya ve bu hafızanın günümüz insanına ne söylediğini düşünmeye çağırıyor.</p>

<p>Hekimlikten medeniyet okumalarına</p>

<p>Bir tıp akademisyeninin kaleminden çıkan “Buhara Seyahatnamesi”, farklı disiplinleri aynı düşünce çizgisinde buluşturmasıyla da dikkat çekiyor.</p>

<p>Hekimlik insanı beden, hayat ve ölüm üzerinden anlamaya çalışırken seyahat, aynı insanı tarih ve medeniyet içinde yeniden okumaya imkân veriyor. Burak Karip’in anlatısında akademik dikkat ile manevi arayışın bir araya gelmesi, esere özgün bir derinlik kazandırıyor.</p>

<p>Okura yöneltilen sessiz bir soru</p>

<p>“Buhara Seyahatnamesi” yalnızca yazarın gördüklerini aktardığı bir hatıra kitabı değil. Okuru kendi kökleri, tarih bilinci ve medeniyetle kurduğu ilişki üzerine düşünmeye çağıran bir eser niteliği taşıyor.</p>

<p>Kitap boyunca Buhara ve Semerkand’ın izleri takip edilirken aslında daha temel bir soru beliriyor: İnsan, ait olduğu medeniyetin hafızasını ne kadar tanıyor?</p>

<p>Burak Karip’in eseri, bu soruya hazır cevaplar vermek yerine okuru yolculuğa ortak ediyor. Böylece Buhara’ya uzanan fiziksel seyahat, insanın kendi içine yönelen düşünsel bir yolculuğa dönüşüyor.</p>

<p>Kitap Eylül 2026’da yayımlandı</p>

<p>Burak Karip tarafından kaleme alınan “Buhara Seyahatnamesi”, İz Yayıncılık etiketiyle Eylül 2026’da okuyucuyla buluştu. Eser; tarih, kültür, medeniyet ve seyahat edebiyatına ilgi duyanların yanı sıra Orta Asya ile Anadolu arasındaki güçlü bağları yeniden düşünmek isteyen okurlara da sesleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-sehrin-izinde-bir-medeniyetin-hafizasinda-buhara-seyahatnamesi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 20:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1428.jpeg" type="image/jpeg" length="13754"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigaranın Sağlık Sistemine Maliyeti: Ülkelerin Faturası Ne Kadar?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/sigaranin-saglik-sistemine-maliyeti-ulkelerin-faturasi-ne-kadar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/sigaranin-saglik-sistemine-maliyeti-ulkelerin-faturasi-ne-kadar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sigaranın maliyeti paket fiyatıyla bitmiyor. ABD’de sigara içimine atfedilen sağlık harcamaları 240 milyar doları aşarken Kanada’da tütün kullanımına bağlı doğrudan sağlık maliyeti 5,4 milyar Kanada dolarına, Avustralya’da ise yaklaşık 7,9 milyar Avustralya dolarına ulaşıyor. Tedavi giderlerine erken ölüm ve üretkenlik kayıpları eklendiğinde ekonomik fatura çok daha büyüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Bir paket sigaranın fiyatını görmek kolay. Asıl görünmeyen ise yıllar sonra hastanelere, ilaç harcamalarına, iş gücü kayıplarına ve ülke ekonomilerine yansıyan fatura.<br />
Tütün kullanımı yalnızca akciğer kanseriyle ilişkili değil. Kalp-damar hastalıklarından inmeye, kronik obstrüktif akciğer hastalığından çok sayıda kanser türüne kadar geniş bir hastalık grubunun riskini artırıyor.<br />
Dünya Sağlık Örgütü'nün Haziran 2026'da güncellediği verilere göre tütün her yıl 7 milyondan fazla insanın ölümüne yol açıyor. Bunların 1,6 milyondan fazlasını, kendisi tütün kullanmadığı hâlde ikinci el dumana maruz kalan kişiler oluşturuyor.<br />
Ekonomik tablo da en az sağlık bilançosu kadar dikkat çekici.<br />
WHO Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi kapsamında yayımlanan değerlendirmeye göre tütün kullanımının 2022 yılında dünya genelindeki sosyal ve ekonomik kaybı yaklaşık 1,7 trilyon dolar olarak hesaplandı. Bu tutar küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1,7'sine karşılık geliyor.<br />
Ancak burada çok önemli bir ayrım var:<br />
Sağlık sistemine maliyet ile toplam ekonomik maliyet aynı şey değil.<br />
Sağlık maliyetleri; hastane, hekim, ilaç ve diğer sağlık hizmetlerini kapsarken toplam ekonomik veya toplumsal maliyet hesaplarında erken ölüm, hastalık nedeniyle çalışamama, üretkenlik kaybı ve bazı çalışmalarda yaşam kalitesindeki kayıplar gibi çok daha geniş etkiler değerlendiriliyor.<br />
Bu nedenle ülkeler arasında verilen rakamları doğrudan bir sıralama olarak okumak doğru değil.<br />
ABD: Sağlık harcamaları 240 milyar doları aşıyor<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine göre sigara içmenin ABD'ye 2018 yılındaki ekonomik maliyeti 600 milyar doların üzerindeydi.<br />
Bu rakamın 240 milyar dolardan fazlasını sağlık harcamaları oluşturuyordu.<br />
Ayrıca sigarayla ilişkili hastalıklara bağlı yaklaşık 185 milyar dolar ve erken ölümlere bağlı yaklaşık 180 milyar dolar üretkenlik kaybı hesaplandı. İkinci el dumana bağlı erken ölümlerin neden olduğu üretkenlik kaybı da yaklaşık 7 milyar dolar olarak tahmin edildi.<br />
Dolayısıyla ABD örneğinde sağlık hizmetlerine ödenen para, sigaranın ekonomik faturasının yalnızca bir bölümünü oluşturuyor.<br />
Kanada: Sağlık sistemine 5,4 milyar Kanada doları<br />
Kanada'da yapılan 2020 hesaplamalarında tütün kullanımının toplam sağlık ve ekonomik maliyeti yaklaşık 11,2 milyar Kanada doları olarak belirlendi.<br />
Bunun 5,4 milyar Kanada doları doğrudan sağlık hizmeti maliyetlerinden oluşuyordu. Bu hesaplamalara hastane, hekim ve ilaç giderlerinin yanı sıra üretkenlik kayıpları ve bazı diğer ekonomik maliyetler de dâhil edildi.<br />
Başka bir ifadeyle tütünün faturası yalnızca hastanenin kapısında ortaya çıkmıyor; çalışma hayatına ve genel ekonomiye de yayılıyor.<br />
Avustralya: 7,9 milyarlık sağlık maliyeti, 159,7 milyarlık toplumsal yük<br />
Avustralya'daki rakamlar, sağlık harcaması ile geniş kapsamlı toplumsal maliyet arasındaki farkı gösteren en çarpıcı örneklerden biri.<br />
Australian Institute of Health and Welfare verilerine göre tütünün 2022–2023 dönemi için tahmin edilen sağlık hizmeti maliyeti yaklaşık 7,9 milyar Avustralya doları.<br />
Buna karşılık tütün kullanımının toplam toplumsal maliyetinin 159,7 milyar Avustralya dolarına ulaşabileceği hesaplandı.<br />
Bu geniş hesabın en büyük bileşenleri arasında 107,5 milyar Avustralya dolarıyla erken ölümler ve 29,8 milyar Avustralya dolarıyla sigaraya atfedilen hastalık yükü bulunuyor.<br />
Burada altı özellikle çizilmesi gereken nokta şu:<br />
159,7 milyar Avustralya doları sağlık sisteminin doğrudan harcaması değildir.<br />
Bu rakam sağlık hizmetlerinin yanı sıra erken ölüm ve diğer toplumsal kayıpları da içeren daha geniş bir maliyet tahminidir.<br />
Almanya: 27,3 milyar avroluk doğrudan hastalık maliyeti<br />
Almanya Federal Sağlık Bakanlığı bünyesindeki FinansKommission Gesundheit'in 2026 tarihli raporunda, sigara içenlere atfedilen 2018 yılı doğrudan yıllık brüt hastalık maliyetinin yaklaşık 27,3 milyar avro olduğu belirtiliyor.<br />
Üretkenlik kayıplarından kaynaklanan dolaylı maliyet ise yaklaşık 67 milyar avro olarak hesaplanıyor.<br />
Bu örnek de sigaranın ekonomik yükünün yalnızca tedavi giderlerinden ibaret olmadığını gösteriyor.<br />
Dört ülkede tablo<br />
Rakamların veri yılları ve kullanılan ekonomik yöntemler farklı olduğu için ülkeleri doğrudan karşılaştırmak veya “en fazla harcayan ülke” şeklinde sıralamak bilimsel açıdan doğru olmaz.<br />
Ancak maliyetin boyutları oldukça çarpıcı:<br />
ABD: 2018'de 240 milyar doların üzerinde sağlık harcaması<br />
Kanada: 2020'de 5,4 milyar Kanada doları doğrudan sağlık maliyeti<br />
Avustralya: 2022–2023 için yaklaşık 7,9 milyar Avustralya doları sağlık hizmeti maliyeti<br />
Almanya: 2018 için yaklaşık 27,3 milyar avro doğrudan brüt hastalık maliyeti<br />
Ortak sonuç ise değişmiyor:<br />
Sigaranın ve diğer tütün ürünlerinin topluma gerçek maliyeti, tüketicinin ürünü satın alırken ödediği bedelden çok daha yüksek.<br />
Türkiye'de durum ne?<br />
Türkiye açısından temel sorunlardan biri, ABD veya Avustralya örneklerinde olduğu gibi sigaraya atfedilebilir hastane, ilaç ve diğer sağlık giderlerini tek bir güncel ulusal rakam altında ortaya koyan ve uluslararası karşılaştırmaya doğrudan imkân veren kapsamlı maliyet çalışmalarının sınırlı olması.<br />
Buna karşılık tütün kullanımının yaygınlığına ve hane bütçeleri üzerindeki etkisine ilişkin önemli veriler bulunuyor.<br />
TÜİK'in 2022 Türkiye Sağlık Araştırması'na göre 15 yaş ve üzerindeki bireylerin yüzde 28,3'ü her gün tütün mamulü kullanıyordu.<br />
Oran erkeklerde yüzde 41,3, kadınlarda ise yüzde 15,5 olarak belirlendi.<br />
Bu rakamlar “Türkiye nüfusunun yüzde 28,3'ü sigara içiyor” şeklinde genellenmemeli. Gösterge, araştırmadaki 15 yaş ve üzerindeki nüfus içinde her gün tütün mamulü kullananların oranını ifade ediyor.<br />
Sigara aile bütçesini de etkiliyor<br />
Türkiye açısından dikkat çekici araştırmalardan biri 2024 yılında Eastern Mediterranean Health Journal dergisinde yayımlandı.<br />
Araştırmacılar, TÜİK'in 2015 ve 2019 Hanehalkı Bütçe Araştırması mikroverilerini kullanarak hanede sigara içen bir kişinin bulunması ile katastrofik sağlık harcaması arasındaki ilişkiyi inceledi.<br />
Çalışmada hanede sigara içen kişinin bulunması, katastrofik sağlık harcaması yaşama olasılığı açısından anlamlı bir belirleyici olarak bulundu. Kullanılan modelde hesaplanan marjinal etki yaklaşık yüzde 7,94 olarak bildirildi.<br />
Ancak bu bulgunun doğru yorumlanması önemli.<br />
Bu sonuç, “sigara sağlık harcamalarını yüzde 7,94 artırıyor” anlamına gelmiyor.<br />
Yüzde 7,94, araştırmada kullanılan ekonometrik model kapsamında hesaplanan olasılık üzerindeki marjinal etkiyi ifade ediyor. Ayrıca çalışma gözlemsel nitelikte olduğundan tek başına doğrudan neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor.<br />
Bununla birlikte araştırma, tütün tüketiminin yalnızca kamu sağlık sistemi açısından değil, hanelerin ekonomik dayanıklılığı açısından da önemli olduğunu gösteriyor.<br />
Peki sigaradan alınan vergiler?<br />
Tütün ürünlerinden alınan vergiler kamu bütçesine gelir sağlıyor.<br />
Ancak bu durum sigaranın ekonomik maliyetini ortadan kaldırmıyor.<br />
Kanser ve KOAH tedavileri, kalp-damar hastalıkları, hastane başvuruları, ilaç giderleri, iş gücü kaybı ve erken ölümler ekonominin farklı alanlarında maliyet oluşturuyor.<br />
Bu nedenle sigaradan elde edilen vergi gelirleri ile tütünün topluma getirdiği maliyeti yalnızca basit bir gelir-gider hesabıyla karşılaştırmak yeterli değil.<br />
Ayrıca tütün vergileri, Dünya Sağlık Örgütünün tütün tüketimini azaltmaya yönelik politikaları içinde önemli araçlardan biri olarak değerlendiriliyor.<br />
Fatura çoğu zaman yıllar sonra geliyor<br />
Tütün kullanımının sağlık sistemi üzerindeki yükünü farklılaştıran temel özelliklerden biri, hastalıkların önemli bölümünün uzun yıllar içinde gelişebilmesi.<br />
Sigara kullanımının bugün azalması, sağlık sistemindeki bütün maliyetlerin ertesi yıl aynı oranda azalacağı anlamına gelmiyor.<br />
Geçmiş yıllardaki tütün tüketiminin yol açtığı kanserler, KOAH ve kalp-damar hastalıkları yıllar sonra sağlık sisteminin karşısına çıkabiliyor.<br />
Bir anlamda sağlık sistemleri yalnızca bugünün değil, geçmiş yıllardaki sigara tüketiminin de faturasını ödüyor.<br />
Gerçek fiyat paketin üzerinde yazmıyor<br />
Bir paket sigaranın satış fiyatını görmek kolay.<br />
Ama toplumun ödediği gerçek bedel aynı etikette görünmüyor.<br />
ABD'de yüz milyarlarca dolarlık sağlık harcaması, Almanya'da onlarca milyar avroluk hastalık maliyeti, Kanada ve Avustralya'da milyarlarca dolarlık sağlık yükü bunun en açık örnekleri arasında.<br />
Erken ölümler ve üretkenlik kayıpları da hesaba katıldığında ekonomik fatura çok daha büyüyor.<br />
Sigara içen kişinin ödediği bedel paketi satın aldığı anda başlıyor. Sağlık sisteminin ve toplumun ödediği bedel ise yıllar boyunca devam edebiliyor.<br />
Türkiye açısından ihtiyaç duyulan önemli çalışmalardan biri de sigaraya atfedilebilen hastane başvurularını, ilaç harcamalarını, kronik hastalık tedavilerini ve üretkenlik kayıplarını birlikte değerlendiren güncel ve kapsamlı bir ulusal ekonomik yük araştırmasıdır.<br />
Kaynaklar<br />
Dünya Sağlık Örgütü<br />
WHO Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri<br />
Health Canada / Canada Gazette<br />
Australian Institute of Health and Welfare<br />
Almanya Federal Sağlık Bakanlığı – FinanzKommission Gesundheit<br />
Türkiye İstatistik Kurumu<br />
Eastern Mediterranean Health Journal<br />
Tıbbi not<br />
Tütün kullanımının ve ikinci el tütün dumanına maruziyetin güvenli bir düzeyi bulunmamaktadır. Sigarayı bırakmak isteyen kişilerin sağlık profesyonellerinden veya sigara bırakma polikliniklerinden destek alması önerilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/sigaranin-saglik-sistemine-maliyeti-ulkelerin-faturasi-ne-kadar</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 20:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/sigara-saglik-sistemi-200kb.jpg" type="image/jpeg" length="87329"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kalp Krizi Gelmeden Önce: Türkiye’nin Değiştirmesi Gereken 7 Alışkanlık]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kalp-krizi-gelmeden-once-turkiyenin-degistirmesi-gereken-7-aliskanlik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kalp-krizi-gelmeden-once-turkiyenin-degistirmesi-gereken-7-aliskanlik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Kalp Günü yaklaşırken açıklanan son veriler, Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarının hâlâ en büyük ölüm nedeni olduğunu gösteriyor. TÜİK’e göre 2025’te gerçekleşen ölümlerin yüzde 34,7’si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Sigara kullanımındaki ve obezite oranındaki artış ise geleceğe ilişkin kaygıları büyütüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Her yıl 29 Eylül’de kutlanan Dünya Kalp Günü, bu yıl da kalp ve damar hastalıklarının önemli bölümünün önlenebilir olduğu gerçeğini gündeme taşıyor.</p>

<p>Türkiye’nin son verileri ise sorunun boyutunun yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacak kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Türkiye İstatistik Kurumunun 2025 yılı verilerine göre ülkede 491 bin 684 kişi hayatını kaybetti. Ölümlerin yüzde 34,7’si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Başka bir ifadeyle Türkiye’de gerçekleşen yaklaşık her üç ölümden birinin arkasında kalp ve damar sistemiyle ilgili bir hastalık bulunuyor. Bu oran, yaklaşık 171 bin ölüme karşılık geliyor.</p>

<p>En büyük pay iskemik kalp hastalıklarında</p>

<p>Dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölümlerin yüzde 42,3’ünü iskemik kalp hastalıkları oluşturdu. Bu grup; kalbi besleyen damarların daralması veya tıkanması sonucu gelişen kalp krizi ve koroner arter hastalıklarını kapsıyor.</p>

<p>Ölümlerin yüzde 24,6’sı diğer kalp hastalıklarından, yüzde 18,2’si ise inme olarak da bilinen serebrovasküler hastalıklardan kaynaklandı.</p>

<p>Bu oranlar üzerinden yapılan hesaplama, yalnızca iskemik kalp hastalıklarının 2025 yılında yaklaşık 72 bin ölümle ilişkili olabileceğini gösteriyor. Bu sayı doğrudan yayımlanmış bir TÜİK toplamı değil; açıklanan oranlardan hareketle yapılan yaklaşık hesaplamadır.</p>

<p>Sigara kullanımında artış</p>

<p>Kalp ve damar hastalıklarının en önemli önlenebilir nedenlerinden biri tütün kullanımı.</p>

<p>TÜİK’in 2025 Türkiye Sağlık Araştırması’na göre her gün tütün mamulü kullanan 15 yaş ve üzerindeki kişilerin oranı 2022’de yüzde 28,3 iken 2025’te yüzde 30,1’e yükseldi. Böylece günlük tütün kullananların oranı nüfusun yaklaşık üçte birine yaklaştı.</p>

<p>Sigara yalnızca akciğerleri etkilemiyor. Damar duvarında hasara, kanın pıhtılaşma eğiliminin artmasına ve kalp damarlarının daralmasına yol açıyor. Elektronik sigara ve diğer yeni nesil tütün ürünleri de kalp açısından güvenli kabul edilmiyor.</p>

<p>Obezite oranı yüzde 21,8’e çıktı</p>

<p>Aynı araştırmada 15 yaş ve üzerindeki obez bireylerin oranı yüzde 21,8 olarak belirlendi. Obezite; yüksek tansiyon, tip 2 diyabet, uyku apnesi, ritim bozuklukları ve koroner kalp hastalığı riskini artırıyor.</p>

<p>Ancak asıl tehlike, risklerin çoğu zaman birlikte ilerlemesi. Fazla kilo, hareketsizlik, sigara, yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri ve kolesterol aynı kişide birleştiğinde kalp krizi ve inme ihtimali belirgin biçimde yükseliyor.</p>

<p>Kalbin sessiz düşmanı: Yüksek tansiyon</p>

<p>Hipertansiyon yıllarca belirti vermeden ilerleyebiliyor. Kişi kendisini sağlıklı hissederken kalp, beyin, böbrek ve damarlar zarar görebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca şikâyeti olanların değil, sağlıklı görünen yetişkinlerin de tansiyonlarını belirli aralıklarla ölçtürmesi gerekiyor. Diyabeti, böbrek hastalığı, obezitesi veya ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunan kişilerde kontroller daha erken ve daha sık yapılmalı.</p>

<p>Türkiye için 7 somut öneri</p>

<p>Kalp ve damar hastalıklarıyla mücadele yalnızca “daha az ye, daha çok yürü” tavsiyesine indirgenmemeli. Türkiye’nin hem bireysel hem toplumsal düzeyde daha güçlü bir koruma programına ihtiyacı bulunuyor.</p>

<p>1. Aile hekimliğinde düzenli kalp riski taraması</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle 40 yaşından sonra tansiyon, kan şekeri, kolesterol, kilo, bel çevresi ve sigara kullanımını birlikte değerlendiren standart bir risk taraması yaygınlaştırılmalı. Yüksek riskli kişiler, henüz kalp krizi geçirmeden belirlenmeli.</p>

<p>2. Tütünle mücadelede yeni dönem</p>

<p>Sigaranın yanı sıra elektronik sigara, ısıtılmış tütün ürünleri ve gençleri hedefleyen aromalı nikotin ürünleri de aynı kararlılıkla ele alınmalı. Sigara bırakma hizmetlerine erişim kolaylaştırılmalı.</p>

<p>3. Günlük tuz tüketimi azaltılmalı</p>

<p>Ekmek, peynir, işlenmiş et, hazır sos ve paketli ürünlerdeki gizli tuz için kademeli azaltma hedefleri uygulanmalı. Dünya Sağlık Örgütünün Türkiye üzerine yaptığı değerlendirme, tuz tüketimi ile fiziksel hareketsizliğin azaltılmasının önlenebilir ölümler üzerinde büyük etki oluşturabileceğini gösteriyor.</p>

<p>4. Yürünebilir şehirler kurulmalı</p>

<p>Kalp sağlığı yalnızca hastanelerde korunamaz. Güvenli kaldırımlar, bisiklet yolları, ücretsiz spor alanları ve aktif ulaşım imkânları halk sağlığı politikasının parçası olmalı.</p>

<p>5. Okullarda kalp sağlığı eğitimi başlamalı</p>

<p>Sağlıklı beslenme, tütün ve nikotin bağımlılığı, temel yaşam desteği ve 112’nin doğru kullanımı erken yaşta öğretilmeli.</p>

<p>6. Otomatik şok cihazları yaygınlaştırılmalı</p>

<p>Havalimanı, AVM, stadyum, üniversite, istasyon ve büyük iş yerlerinde otomatik eksternal defibrilatör bulunmalı. Toplumun temel yaşam desteği konusunda eğitilmesi, hastane dışı kalp durmalarında hayatta kalma şansını artırabilir.</p>

<p>7. Kadınlarda kalp hastalığı farkındalığı artırılmalı</p>

<p>Kadınlarda kalp krizi her zaman klasik göğüs ağrısıyla ortaya çıkmayabilir. Nefes darlığı, sırt veya çene ağrısı, bulantı, aşırı yorgunluk ve soğuk terleme gibi belirtiler de önemsenmeli.</p>

<p>Her bireyin bugün atabileceği 7 adım</p>

<ul>
 <li>Tansiyonunuzu ve bel çevrenizi öğrenin.</li>
 <li>Sigara ve nikotin ürünlerini bırakmak için profesyonel destek alın.</li>
 <li>Haftada en az 150 dakika orta şiddette hareket etmeyi hedefleyin.</li>
 <li>Tuz, şeker ve aşırı işlenmiş gıdaları azaltın.</li>
 <li>Sebze, meyve, baklagil, tam tahıl, balık ve zeytinyağı ağırlıklı beslenin.</li>
 <li>Diyabet, kolesterol ve böbrek kontrollerinizi ihmal etmeyin.</li>
 <li>Uyku bozukluğu, yoğun horlama ve gündüz uykululuğunu önemseyin.</li>
</ul>

<p>Kalp krizinin belirtileri bekletilmemeli</p>

<p>Göğüste baskı, sıkışma veya yanma; ağrının kola, sırta, çeneye ya da mide bölgesine yayılması; nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı ve ani güçsüzlük kalp krizinin işareti olabilir.</p>

<p>Bu belirtilerde kişi kendi imkânıyla hastaneye gitmeye çalışmamalı; vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalı.</p>

<p>Rakamların verdiği açık mesaj</p>

<p>Türkiye’de kalp ve damar hastalıkları hâlâ ölüm nedenleri arasında ilk sırada. Üstelik sigara ve obezite gibi temel risk göstergelerindeki yükseliş, bugünden güçlü önlemler alınmazsa yükün devam edeceğini düşündürüyor.</p>

<p>Dünya Kalp Günü’nün mesajı bu nedenle yalnızca “kalbini koru” olmamalı. Asıl hedef; sağlıklı tercihi kolaylaştıran şehirler, erken risk taraması yapan birinci basamak sağlık sistemi ve tütün, tuz, hareketsizlikle kararlı biçimde mücadele eden bir ülke olmalı.</p>

<p>Tıbbi Uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel kalp ve damar hastalığı riskinizin değerlendirilmesi, tetkik veya tedavi kararı için hekime başvurunuz. Ani göğüs ağrısı, nefes darlığı, soğuk terleme veya bayılma halinde 112’yi arayınız.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Türkiye İstatistik Kurumu, Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri, 2025.</li>
 <li>Türkiye İstatistik Kurumu, Türkiye Sağlık Araştırması, 2025.</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi, Türkiye’de Bulaşıcı Olmayan Hastalık Risklerinin Azaltılmasına İlişkin Değerlendirme.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kalp-krizi-gelmeden-once-turkiyenin-degistirmesi-gereken-7-aliskanlik</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 19:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1424.jpeg" type="image/jpeg" length="25286"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[11 Gün Yoğun Bakımda Kaldı, Görevine Döndü: Aile Hekiminin Sözleşmesi Feshedildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/11-gun-yogun-bakimda-kaldi-gorevine-dondu-aile-hekiminin-sozlesmesi-feshedildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/11-gun-yogun-bakimda-kaldi-gorevine-dondu-aile-hekiminin-sozlesmesi-feshedildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Muğla’da işe giderken geçirdiği trafik kazasında ağır yaralanan aile hekimi Dr. Deniz Nalbantoğlu, 11 gün yoğun bakımda kaldı ve aylar süren tedavinin ardından görevine döndü. Yaklaşık üç hafta çalışan Nalbantoğlu’nun aile hekimliği sözleşmesi, sağlık nedeniyle görev yapamadığı sürenin 180 günü aşması gerekçesiyle feshedildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Muğla’nın Bodrum ilçesinde görev yapan aile hekimi Dr. Deniz Nalbantoğlu’nun yaşadığı süreç, aile hekimliğindeki çalışma güvencesi tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.</p>

<p>Bodrum 10 No’lu Mumcular Aile Sağlığı Merkezi’nde altı yıldır görev yapan Nalbantoğlu, 6 Kasım 2025 sabahı Milas’taki evinden görev yerine giderken ağır bir trafik kazası geçirdi.</p>

<p>Milas-Bodrum kara yolunun Dörttepe Kavşağı yakınlarında meydana gelen üç araçlı kazada ağır yaralanan hekim, 11 gün yoğun bakımda kaldı. Vücudunun farklı bölgelerinde çok sayıda kırık oluşan Nalbantoğlu, çeşitli ameliyatların ardından uzun süre fizik tedavi ve rehabilitasyon gördü.</p>

<p>Sekiz aylık tedavinin ardından görevine döndü</p>

<p>Yaklaşık sekiz ay süren tedavinin ardından yeniden yürümeye başlayan Dr. Deniz Nalbantoğlu, 27 Temmuz 2026 tarihinde Mumcular Aile Sağlığı Merkezi’ndeki görevine döndü.</p>

<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası tarafından paylaşılan bilgilere göre Nalbantoğlu, yaklaşık üç hafta boyunca fiilen aile hekimliği yaptı. Bu dönemde hastalarını muayene etti, reçete ve rapor düzenledi, mobil sağlık hizmetlerine katıldı ve Bakanlığın elektronik sistemleri üzerinden işlem gerçekleştirdi.</p>

<p>Ancak hekimin aile hekimliği sözleşmesi, sağlık nedeniyle görevini yapamadığı sürenin 180 günü aşması gerekçesiyle feshedildi.</p>

<p>Sendika, fesih işleminin geriye dönük olarak 13 Temmuz 2026 tarihinden itibaren uygulandığını ve Nalbantoğlu’nun 13 Ağustos’a kadar fiilen çalışmasına rağmen sözleşmesinin sona erdirildiğini daha sonra öğrendiğini açıkladı.</p>

<p>Yönetmelikteki 180 günlük hüküm uygulandı</p>

<p>Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’nin 10’uncu maddesinde, aile hekimi veya aile sağlığı çalışanının sağlık nedeniyle 180 günü aşan süreyle görevini yapamaması sözleşmenin feshedilme nedenleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Düzenlemeye göre bu gerekçeyle sözleşmesi sona erdirilen kişi, sağlık durumunun görevini sürekli olarak yapmasına engel olmadığını gösteren sağlık kurulu raporu sununcaya kadar yeniden sözleşmeli aile hekimi veya aile sağlığı çalışanı olmak üzere başvuramıyor.</p>

<p>Dr. Nalbantoğlu’nun görevine dönerek çalışmaya başlamış olması ise tartışmaların merkezinde yer aldı.</p>

<p>Fesih kararına karşı dava açtı</p>

<p>Dr. Deniz Nalbantoğlu, sözleşmesinin feshedilmesinin ardından hukuki yollara başvurarak dava açtı. Nalbantoğlu daha sonra kamu görevine döndürüldü ancak altı yıldır çalıştığı Mumcular Aile Sağlığı Merkezi yerine Milas İlçe Sağlık Müdürlüğünde görevlendirildi.</p>

<p>Nalbantoğlu, uzun süre görevinden ayrı kalmasının kendi tercihi olmadığını, işe giderken geçirdiği ağır kaza nedeniyle tedavi görmek zorunda kaldığını belirtti. Sağlığına kavuşur kavuşmaz hastalarının başına döndüğünü ifade eden hekim, fesih kararının hem kendisini hem de yıllardır takip ettiği hastalarını mağdur ettiğini söyledi.</p>

<p>Süre hesabına da itiraz edildi</p>

<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası, yalnızca fesih kararına değil, 180 günlük sürenin hesaplanma biçimine de itiraz etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sendika temsilcileri; resmî tatillerin, genel tatil günlerinin ve idari izinlerin rapor süresinin hesabında değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Nalbantoğlu’nun 2026 yılına ait yıllık iznini ve mazeret iznini kullanmadığı da dile getirildi.</p>

<p>Fesih öncesinde hekime savunma yapma veya izin haklarını kullanma imkânı verilmediği iddia edildi.</p>

<p>Sağlık örgütlerinden ortak tepki</p>

<p>Türk Tabipleri Birliği Aile Hekimliği Kolu, Muğla Tabip Odası ve sağlık emek-meslek örgütleri karara tepki gösterdi.</p>

<p>Sağlık örgütleri, kanser, beyin kanaması, ağır yaralanma ve uzun süreli rehabilitasyon gerektiren durumlarda 180 günlük sınırın sağlık çalışanları açısından ciddi bir iş güvencesi sorunu oluşturduğunu belirtti.</p>

<p>Muğla İl Sağlık Müdürlüğü önünde yapılan açıklamada, Dr. Nalbantoğlu’nun aile hekimliği sözleşmesinin yeniden kurulması ve uzun süre tedavi görmek zorunda kalan sağlık çalışanlarının sözleşmelerini kaybetmesini önleyecek düzenlemelerin yapılması istendi.</p>

<p>Açılan davada fesih işleminin hukuka uygun olup olmadığına ilişkin son kararı mahkeme verecek. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Gündem</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/11-gun-yogun-bakimda-kaldi-gorevine-dondu-aile-hekiminin-sozlesmesi-feshedildi</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 19:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1423.jpeg" type="image/jpeg" length="17068"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Böbrekler Nasıl Korunur? Böbrek Sağlığı İçin 7 Temel Alışkanlık]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bobrekler-nasil-korunur-bobrek-sagligi-icin-7-temel-aliskanlik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bobrekler-nasil-korunur-bobrek-sagligi-icin-7-temel-aliskanlik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Böbrekleri korumak yalnızca daha fazla su içmekle olmaz. Tansiyon ve kan şekerini kontrol etmek, tuzu azaltmak, ağrı kesicileri bilinçli kullanmak ve risk varsa böbrek testlerini yaptırmak temel adımlardır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Böbrek sağlığını korumanın en etkili yolu yalnızca bol su içmek değildir. Kan basıncının ve kan şekerinin kontrol altında tutulması, fazla tuzdan kaçınılması, böbreklere zarar verebilecek ilaçların bilinçsiz kullanılmaması, hareketli yaşam ve risk grubundaki kişilerin düzenli kontrolü çok daha geniş bir koruma sağlar.</p>

<p>Bunun önemli bir nedeni kronik böbrek hastalığının erken dönemlerde belirgin şikâyet vermeyebilmesidir. Özellikle diyabeti, yüksek tansiyonu, kalp-damar hastalığı veya ailesinde böbrek yetmezliği öyküsü bulunanlarda yalnızca “kendimi iyi hissediyorum” demek böbreklerin sağlıklı olduğunu göstermeyebilir.</p>

<p>Böbrekleri korumanın 7 temel adımı şöyle:</p>

<p>1. Tansiyonu kontrol altında tutmak böbrekleri doğrudan korur</p>

<p>Yüksek tansiyon böbreklerdeki küçük damarların ve süzme sisteminin zaman içinde zarar görmesine yol açabilir. Böbrek hastalığı da kan basıncını yükseltebildiği için iki durum birbirini kötüleştiren bir döngü oluşturabilir.</p>

<p>Bu nedenle tansiyonu düzenli takip etmek ve yüksek tansiyon tanısı varsa tedaviyi aksatmamak böbrek sağlığının temel taşlarından biridir.</p>

<p>Hedef tansiyon değeri herkes için aynı olmayabilir. Yaş, eşlik eden hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve böbrek fonksiyonları dikkate alınarak kişiye özel hedef belirlenmelidir.</p>

<p>2. Diyabet varsa kan şekeri kontrolü ihmal edilmemeli</p>

<p>Diyabet, kronik böbrek hastalığının başlıca nedenlerinden biridir. Uzun süre yüksek seyreden kan şekeri, böbreğin kanı süzen küçük damar yapılarına zarar verebilir.</p>

<p>Diyabeti olan kişilerde yalnızca günlük kan şekeri ölçümü değil, uzun dönem kan şekeri kontrolünü gösteren HbA1c takibi ve doktorun uygun gördüğü böbrek kontrolleri de önem taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böbrek hasarı erken dönemde saptandığında kan şekeri ve tansiyon kontrolü başta olmak üzere uygulanacak tedaviler hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir.</p>

<p>3. Tuz tüketimini azaltmak böbreğin yükünü hafifletebilir</p>

<p>Fazla sodyum tüketimi kan basıncının yükselmesine ve vücudun daha fazla sıvı tutmasına katkıda bulunabilir. Bu nedenle böbrekleri korumak isteyen kişiler için yalnızca sofradaki tuzu azaltmak yeterli değildir.</p>

<p>Hazır çorbalar, işlenmiş etler, paketli atıştırmalıklar, salamura ürünler, bazı soslar ve hazır yemekler önemli miktarda sodyum içerebilir.</p>

<p>Sebze, meyve, tam tahıl ve daha az işlenmiş gıdaların öne çıktığı dengeli bir beslenme modeli; kilo, tansiyon ve kan şekeri kontrolüne de yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde potasyum, fosfor, protein veya sıvı gereksinimleri hastalığın evresine göre değişebileceğinden özel diyetler doktor veya diyetisyen değerlendirmesi olmadan uygulanmamalıdır.</p>

<p>4. Çok su içmek değil, yeterli sıvı almak önemli</p>

<p>Böbrek sağlığı konusunda en yaygın inanışlardan biri, ne kadar fazla su içilirse böbreklerin o kadar iyi çalışacağı düşüncesidir. Sağlıklı kişilerde yeterli sıvı almak önemlidir ancak gereksinimin çok üzerinde su içmenin böbrekleri ayrıca “temizlediğine” dair bir kural yoktur.</p>

<p>Günlük sıvı gereksinimi hava sıcaklığına, fiziksel aktiviteye, beslenmeye, yaşa ve sağlık durumuna göre değişebilir.</p>

<p>Kusma, ishal, yüksek ateş veya sıcak havalarda sıvı kaybı arttığında susuz kalmak böbreklere giden kan akımını azaltabilir. Özellikle bazı ilaçları kullanan veya böbrek hastalığı bulunan kişilerde bu durum daha önemli hale gelebilir.</p>

<p>Kalp yetmezliği veya ileri böbrek hastalığı gibi bazı durumlarda ise fazla sıvı zararlı olabileceğinden sıvı miktarı doktor tarafından sınırlandırılabilir.</p>

<p>5. Bazı ağrı kesiciler gelişigüzel kullanılmamalı</p>

<p>İbuprofen ve naproksen gibi nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar, yani NSAİİ grubu ağrı kesiciler, böbrek sağlığı açısından dikkat gerektiren ilaçlar arasındadır.</p>

<p>Özellikle uzun süreli kullanım, mevcut böbrek hastalığı, diyabet, yüksek tansiyon veya susuz kalma durumunda böbrek hasarı riski artabilir.</p>

<p>Bu nedenle reçetesiz satılması bir ilacın herkes için ve her koşulda güvenli olduğu anlamına gelmez. Düzenli ağrı kesici kullanan kişilerin kullandıkları ilaçları doktor veya eczacıyla değerlendirmesi önemlidir.</p>

<p>Bitkisel ürünler ve takviyeler de otomatik olarak güvenli kabul edilmemelidir. Bazı ürünler böbreklere zarar verebilir veya kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir.</p>

<p>6. Hareket etmek, sağlıklı kiloyu korumak ve sigaradan uzak durmak önemli</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite yalnızca kalp veya kilo kontrolü için değildir. Hareketli yaşam; tansiyonun, kan şekerinin ve vücut ağırlığının kontrolüne katkıda bulunarak böbrekleri de dolaylı biçimde korur.</p>

<p>Sigara ise damar yapısını olumsuz etkiler. Böbrekler yoğun damar ağına sahip organlar olduğundan damar sağlığının korunması böbrek fonksiyonları açısından da önemlidir.</p>

<p>Bu nedenle böbrek sağlığı için ayrı ve mucizevi bir yaşam tarzı formülü yerine kalp-damar sağlığını koruyan temel alışkanlıklar öne çıkar.</p>

<p>7. Risk varsa kreatinine bakmak tek başına yeterli olmayabilir</p>

<p>Kronik böbrek hastalığı erken dönemde belirti vermeyebilir. Risk taşıyan kişilerde böbrek fonksiyonlarının laboratuvar testleriyle değerlendirilmesi bu nedenle önemlidir.</p>

<p>Böbrek değerlendirmesinde en önemli göstergelerden biri kandaki kreatinin değerinden hesaplanan tahmini glomerüler filtrasyon hızı, yani eGFR'dir. Bu değer böbreklerin kanı ne ölçüde süzebildiği hakkında bilgi verir.</p>

<p>Bir diğer önemli inceleme ise idrarda albumin ölçümüdür. Özellikle idrar albumin/kreatinin oranı, böbrek hasarının erken belirtilerinden biri olabilen albumin kaçağını gösterebilir.</p>

<p>Diyabeti, yüksek tansiyonu, kalp-damar hastalığı veya ailesinde böbrek yetmezliği öyküsü bulunan kişiler böbreklerinin ne sıklıkla kontrol edilmesi gerektiğini hekimleriyle görüşmelidir.</p>

<p>Böbrekleri korumak için mucize bir yöntem yok</p>

<p>Böbrekleri korumanın yolu tek bir içecekten, besinden veya takviyeden geçmiyor. En güçlü yaklaşım; tansiyon ve kan şekerinin kontrolü, dengeli ve daha az tuzlu beslenme, yeterli sıvı alımı, bilinçli ilaç kullanımı, sigaradan uzak durma ve riskli kişilerde erken taramadan oluşuyor.</p>

<p>Özellikle kronik böbrek hastalığının uzun süre sessiz ilerleyebilmesi nedeniyle risk faktörlerini bilmek, belirtilerin ortaya çıkmasını beklemekten daha değerlidir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel tanı veya tedavi önerisi yerine geçmez. Böbrek hastalığı, kalp yetmezliği, diyabet veya yüksek tansiyonu bulunan kişiler sıvı miktarı, beslenme ve ilaç kullanımı konusunda kendi hekimlerinin önerilerini izlemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK) — Preventing Chronic Kidney Disease; Keeping Kidneys Safe: Smart Choices about Medicines</p>

<p>Centers for Disease Control and Prevention (CDC) — Preventing Chronic Kidney Disease — 2024 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bobrekler-nasil-korunur-bobrek-sagligi-icin-7-temel-aliskanlik</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 17:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1419.jpeg" type="image/jpeg" length="33149"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Antibiyotik Kullanımında Türkiye Dünyanın Neresinde?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/antibiyotik-kullaniminda-turkiye-dunyanin-neresinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/antibiyotik-kullaniminda-turkiye-dunyanin-neresinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye antibiyotik kullanımında gerçekten dünyanın en fazla antibiyotik kullanan ülkelerinden biri mi? Dünya Sağlık Örgütü’nün 2023 verilerine göre Türkiye, Avrupa Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı’na veri bildiren 14 ülke arasında 42,7 DDD ile en yüksek antibiyotik tüketiminin görüldüğü ülke. Ancak OECD verileri Türkiye için çok daha düşük bir rakam veriyor. Peki iki uluslararası veri neden birbirinden bu kadar farklı?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Başımız ağrıdığında ağrı kesici, burnumuz aktığında soğuk algınlığı ilacı…</p>

<p>Peki boğazımız ağrıdığında?</p>

<p>Türkiye’de antibiyotiklerin gereksiz veya uygun olmayan kullanımını azaltmak uzun yıllardır sağlık politikalarının önemli başlıklarından biri.</p>

<p>Çünkü antibiyotikler virüslere karşı etkili değil. Grip ve soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanmak hastalığı tedavi etmez. Gereksiz ve uygunsuz kullanım ise bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç geliştirmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Peki son uluslararası verilere göre Türkiye antibiyotik kullanımında nerede?</p>

<p>Bu soruya tek bir “dünya sıralaması” ile cevap vermek mümkün değil.</p>

<p>Ancak elimizde dikkat çekici veriler var.</p>

<h2>WHO verilerinde Türkiye en yüksek tüketimin görüldüğü ülke</h2>

<p>Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi tarafından yayımlanan <strong>Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı 2023 verilerine</strong> göre Türkiye’de sistemik antibiyotik tüketimi:</p>

<p><strong>1000 kişi başına günde 42,7 tanımlanmış günlük doz (DDD)</strong> olarak hesaplandı.</p>

<p>Bu değer, söz konusu veri setine <strong>2023 yılı için veri bildiren 14 ülke arasındaki en yüksek antibiyotik tüketim düzeyiydi.</strong></p>

<p>Aynı grubun nüfusa göre ağırlıklandırılmış ortalaması yaklaşık <strong>22,2 DDD</strong> düzeyindeydi.</p>

<p>Bu nedenle 42,7 DDD oldukça dikkat çekici bir rakam.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:</p>

<p>Bu veri, <strong>“Türkiye Avrupa’da antibiyotik kullanımında birinci”</strong> veya <strong>“Türkiye dünyada birinci”</strong> anlamına gelmiyor.</p>

<p>Doğru ifade şu:</p>

<p><strong>Türkiye, WHO Avrupa Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı’na 2023 yılı için veri bildiren 14 ülke arasında en yüksek tüketim değerine sahip ülke.</strong></p>

<h2>42,7 DDD ne demek?</h2>

<p>Buradaki 42,7 rakamı toplumun yüzde 42,7’sinin her gün antibiyotik kullandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>DDD, İngilizce <strong>Defined Daily Dose</strong>, Türkçesiyle <strong>tanımlanmış günlük doz</strong> anlamına geliyor.</p>

<p>Bu ölçüm, farklı nüfus büyüklüklerine sahip ülkelerde ilaç tüketiminin karşılaştırılabilmesini sağlamak amacıyla kullanılıyor.</p>

<p>Dolayısıyla DDD bir kişinin gerçek günlük reçetesini değil, ülkeler arasında karşılaştırma yapmaya imkân veren standartlaştırılmış bir tüketim göstergesini ifade ediyor.</p>

<h2>OECD neden Türkiye için 12 DDD diyor?</h2>

<p>Antibiyotik tüketimi konusunda dikkat çeken başka bir veri ise OECD’den geliyor.</p>

<p>OECD’nin <strong>Health at a Glance 2025</strong> raporunda Türkiye için antibiyotik reçeteleme miktarı yaklaşık:</p>

<p><strong>12 DDD/1000 kişi/gün</strong></p>

<p>olarak gösteriliyor.</p>

<p>OECD ortalaması ise yaklaşık <strong>16 DDD</strong>.</p>

<p>İlk bakışta ortaya ilginç bir tablo çıkıyor:</p>

<p><strong>WHO: Türkiye 42,7 DDD</strong></p>

<p><strong>OECD: Türkiye yaklaşık 12 DDD</strong></p>

<p>Peki hangisi doğru?</p>

<p>Aslında bu iki rakam aynı şeyi ölçmüyor.</p>

<h2>Aynı ülke, farklı veri kaynakları</h2>

<p>OECD göstergesi ağırlıklı olarak <strong>toplumda reçete edilen antibiyotikleri</strong> değerlendiriyor.</p>

<p>WHO Avrupa Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı’ndaki Türkiye verisi ise Türkiye’deki ulusal ilaç takip sisteminden elde edilen <strong>satış ve dağıtım verilerine</strong> dayanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla veri kaynakları, kapsanan antibiyotik kullanımı ve hesaplama yöntemleri birbirinden farklı.</p>

<p>Bu nedenle 42,7 ve 12 DDD rakamlarını yan yana koyarak:</p>

<p>“Kurumlardan biri yanlış hesaplıyor”</p>

<p>sonucuna varmak doğru değil.</p>

<p>Daha doğru yorum şu:</p>

<p><strong>Antibiyotik tüketimi hakkında konuşurken hangi veri kaynağının, hangi hasta grubunun ve hangi kullanım alanının ölçüldüğüne bakmak gerekiyor.</strong></p>

<h2>Asıl mesele yalnızca ne kadar antibiyotik kullandığımız değil</h2>

<p>Antibiyotik direnci açısından yalnızca kullanılan toplam antibiyotik miktarı önemli değil.</p>

<p><strong>Hangi antibiyotiklerin kullanıldığı da büyük önem taşıyor.</strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü antibiyotikleri <strong>AWaRe</strong> adı verilen sistemle üç temel gruba ayırıyor.</p>

<h3>Access</h3>

<p>Yaygın bakteriyel enfeksiyonlarda öncelikli olarak tercih edilmesi önerilen, direnç geliştirme potansiyeli görece daha düşük antibiyotikler.</p>

<h3>Watch</h3>

<p>Direnç gelişimi açısından daha yüksek risk taşıdığı için kullanımının yakından izlenmesi gereken antibiyotikler.</p>

<h3>Reserve</h3>

<p>Çok ilaca dirençli bakterilerin neden olduğu ciddi enfeksiyonlarda, diğer tedavi seçeneklerinin yetersiz kaldığı durumlarda korunması gereken antibiyotikler.</p>

<h2>Türkiye’de Watch grubu dikkat çekiyor</h2>

<p>WHO’nun 2023 verilerinde Türkiye’de en çok tüketilen beş oral antibiyotik incelendiğinde dikkat çekici bir tablo görülüyor.</p>

<p>İlk beş içindeki antibiyotiklerden yalnızca <strong>amoksisilin/beta-laktamaz inhibitörü kombinasyonu</strong> Access grubunda yer alıyor.</p>

<p>Üst sıralarda bulunan:</p>

<p><strong>sefuroksim,<br />
klaritromisin,<br />
siprofloksasin<br />
ve sefdinir</strong></p>

<p>ise WHO’nun <strong>Watch grubunda</strong> bulunuyor.</p>

<p>Bu durum, antibiyotik kullanımında yalnızca toplam tüketimi azaltmanın yeterli olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Antibiyotiğin doğru hastada, doğru endikasyonla ve uygun antibiyotik grubu seçilerek kullanılması da büyük önem taşıyor.</p>

<h2>Dünya yüzde 70 Access hedefini konuşuyor</h2>

<p>Antibiyotik direncine karşı küresel mücadelenin en önemli hedeflerinden biri de Access grubu antibiyotiklerin kullanım payını artırmak.</p>

<p>2024 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda antimikrobiyal direnç konusunda kabul edilen hedeflerden biri, <strong>2030 yılına kadar insanlarda kullanılan antibiyotiklerin en az yüzde 70’inin WHO Access grubundan olması.</strong></p>

<p>WHO verilerine göre 2022 yılında küresel antibiyotik tüketiminin yaklaşık <strong>yüzde 53’ü Access grubundaki antibiyotiklerden</strong> oluşuyordu.</p>

<p>Dolayısıyla sorun yalnızca Türkiye’ye özgü değil.</p>

<p>Antimikrobiyal direnç bugün küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri.</p>

<h2>Dünyada antibiyotik tüketimi yeniden artıyor</h2>

<p>Küresel antibiyotik tüketimini inceleyen geniş kapsamlı araştırmalar da kullanımın dünya genelinde yüksek seyrettiğini gösteriyor.</p>

<p><i>Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS)</i> dergisinde yayımlanan ve 67 ülkenin 2016–2023 dönemindeki antibiyotik tüketimini inceleyen araştırmada, 2023 yılı küresel antibiyotik tüketiminin yaklaşık <strong>49,3 milyar tanımlanmış günlük doza</strong> ulaştığı tahmin edildi.</p>

<p>Küresel tüketim oranının ise yaklaşık:</p>

<p><strong>17 DDD/1000 kişi/gün</strong></p>

<p>olduğu hesaplandı.</p>

<p>Araştırma, özellikle COVID-19 salgını dönemindeki geçici düşüşün ardından antibiyotik tüketiminin yeniden yükseldiğine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak bu çalışma ile WHO Avrupa verileri farklı veri kaynakları ve yöntemler kullandığı için ülkeler açısından doğrudan bire bir sıralama yapmak doğru değil.</p>

<h2>Türkiye’de antibiyotik kullanımı daha önce önemli ölçüde azalmıştı</h2>

<p>Türkiye’de antibiyotik kullanımını azaltmaya yönelik uzun yıllardır çeşitli akılcı ilaç kullanımı ve antibiyotik yönetimi politikaları uygulanıyor.</p>

<p>2026 yılında <i>Frontiers in Microbiology</i> dergisinde yayımlanan bir araştırmada Türkiye’de <strong>2011–2019 yılları arasında yaklaşık 1,17 milyar birinci basamak reçetesi</strong> değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmaya göre antibiyotik içeren reçetelerin oranı:</p>

<p><strong>yüzde 34,9’dan yüzde 23,9’a</strong></p>

<p>geriledi.</p>

<p>Antibiyotik tüketimi ise:</p>

<p><strong>42,3 DDD’den 31,9 DDD’ye</strong></p>

<p>düştü.</p>

<p>Bu rakamlar söz konusu dönemde Türkiye’de birinci basamakta antibiyotik reçeteleme ve tüketiminde belirgin bir azalma yaşandığını gösteriyor.</p>

<p>Ancak araştırma gözlemsel nitelikte olduğu için bu düşüşü tek başına belirli bir sağlık politikasının sonucu olarak değerlendirmek mümkün değil.</p>

<p>Ayrıca çalışma elektronik reçeteleri temel aldığı için reçetesiz veya kayıt dışı antibiyotik kullanımını kapsamıyor.</p>

<h2>Son veriler neden önemli?</h2>

<p>Türkiye’nin geçmiş yıllarda antibiyotik tüketimini azaltabilmiş olması önemli.</p>

<p>Ancak WHO’nun 2023 tüketim verileri, antibiyotik kullanımının hâlâ yakından izlenmesi gereken bir alan olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Dahası, sorun yalnızca toplam tüketim miktarı değil.</p>

<p>Watch grubundaki antibiyotiklerin kullanım düzeyi de antibiyotik direnci açısından ayrı bir önem taşıyor.</p>

<h2>Antibiyotik direnci neden tehlikeli?</h2>

<p>Antibiyotik direnci, bakterilerin zaman içinde antibiyotiklerin etkisinden kaçabilme yeteneği kazanması anlamına geliyor.</p>

<p>Bunun sonucunda bugün kolaylıkla tedavi edilebilen bazı enfeksiyonların gelecekte tedavisi çok daha zor hale gelebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örneğin:</p>

<p>idrar yolu enfeksiyonları,<br />
zatürre,<br />
ameliyat sonrası enfeksiyonlar<br />
ve bazı kan dolaşımı enfeksiyonlarında</p>

<p>etkili antibiyotik seçeneklerinin azalması tedaviyi güçleştirebilir.</p>

<p>Dirençli bakteriler yalnızca antibiyotiği kullanan kişiyi de etkilemiyor.</p>

<p>Bu bakteriler toplum içinde ve sağlık kuruluşlarında yayılabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle antibiyotik direnci bireysel olduğu kadar toplumsal bir sağlık sorunu.</p>

<h2>Peki Türkiye dünyanın neresinde?</h2>

<p>Bu soruya tek bir sıra numarası vermek bilimsel açıdan doğru değil.</p>

<p>Çünkü antibiyotik kullanımını ölçen uluslararası sistemlerin kapsamları ve veri kaynakları farklı.</p>

<p>Ancak elimizdeki verilerden çıkarılabilecek önemli sonuçlar var:</p>

<p><strong>Türkiye, WHO Avrupa Antimikrobiyal İlaç Tüketimi Ağı’na 2023 yılı için veri bildiren 14 ülke arasında 42,7 DDD ile en yüksek antibiyotik tüketiminin görüldüğü ülke.</strong></p>

<p>Buna karşılık OECD’nin toplumdaki antibiyotik reçetelerini değerlendiren göstergesinde Türkiye yaklaşık <strong>12 DDD ile OECD ortalamasının altında</strong> yer alıyor.</p>

<p>Bu fark bir çelişkiden çok, iki sistemin <strong>farklı veri kaynaklarını ve farklı kullanım alanlarını ölçmesinden</strong> kaynaklanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla asıl soru yalnızca:</p>

<p><strong>“Türkiye ne kadar antibiyotik kullanıyor?”</strong></p>

<p>olmamalı.</p>

<p>Belki de daha önemli soru şu:</p>

<p><strong>Doğru hastada, doğru antibiyotiği, doğru dozda ve doğru süreyle kullanıyor muyuz?</strong></p>

<p>Antibiyotik direnciyle mücadelede geleceği belirleyecek olan temel mesele de bu.</p>

<h3>Tıbbi uyarı</h3>

<p>Antibiyotikler yalnızca uygun bakteriyel enfeksiyonlarda ve hekim değerlendirmesi doğrultusunda kullanılmalıdır. Grip, soğuk algınlığı ve birçok üst solunum yolu enfeksiyonu viral kökenlidir ve antibiyotiklerden fayda görmez. Daha önceki bir tedaviden kalan veya başka bir kişiye reçete edilmiş antibiyotikler kullanılmamalıdır. Antibiyotiğin türü, dozu ve kullanım süresi hekim tarafından belirlenmelidir.</p>

<h3>Kaynaklar</h3>

<p>Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi — <i>Antimicrobial Medicines Consumption Network, AMC Data 2023</i></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü — <i>AWaRe Classification of Antibiotics</i></p>

<p>OECD — <i>Health at a Glance 2025</i></p>

<p>Proceedings of the National Academy of Sciences — Küresel antibiyotik tüketimi, 2016–2023</p>

<p>Frontiers in Microbiology — Türkiye’de birinci basamak antibiyotik reçeteleme eğilimleri, 2011–2019</p>

<p>Birleşmiş Milletler — Antimikrobiyal Direnç Konulu 2024 Üst Düzey Toplantısı Siyasi Bildirgesi</p>

<p>T.C. Sağlık Bakanlığı — Akılcı İlaç Kullanımı ve Antimikrobiyal Direnç Çalışmaları</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/antibiyotik-kullaniminda-turkiye-dunyanin-neresinde</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/who-verileriyle-turkiyenin-antibiyotik-tablosu-1280x720.jpg" type="image/jpeg" length="90018"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72913"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="10193"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49703"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="30243"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76148"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="11692"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
