<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 29 Sep 2026 21:49:25 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Patoloji Uzmanı Dr. Güler Akın Ersoy Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/patoloji-uzmani-dr-guler-akin-ersoy-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/patoloji-uzmani-dr-guler-akin-ersoy-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya Atatürk Devlet Hastanesi’nde uzun yıllar Patoloji Uzmanı olarak görev yapan Dr. Güler Akın Ersoy hayatını kaybetti. Ersoy, Antalya’da düzenlenen cenaze töreninin ardından son yolculuğuna uğurlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Antalya sağlık camiasının tanınan isimlerinden Patoloji Uzmanı Dr. Güler Akın Ersoy hayatını kaybetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesinden mezun olan Dr. Güler Akın Ersoy, meslek hayatının önemli bölümünde Antalya Atatürk Devlet Hastanesi’nde Patoloji Uzmanı olarak görev yaptı.</p>

<p>Uzun yıllar patoloji uzmanı olarak görev yaptı</p>

<p>Dr. Güler Akın Ersoy, uzun yıllar Antalya’da hekimlik yaptı. Mesleki çalışmalarının yanı sıra kentteki sivil toplum faaliyetlerinde de yer alan Ersoy’un vefatının ardından meslektaşları, yakınları ve çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından taziye mesajları paylaşıldı.</p>

<p>Antalya’da son yolculuğuna uğurlandı</p>

<p>Dr. Güler Akın Ersoy için 29 Eylül 2026 Salı günü Antalya Muratpaşa Camii’nde cenaze töreni düzenlendi.</p>

<p>Öğle namazının ardından kılınan cenaze namazı sonrası Ersoy’un cenazesi Andızlı Mezarlığı’nda toprağa verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/patoloji-uzmani-dr-guler-akin-ersoy-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 21:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1593.jpeg" type="image/jpeg" length="49023"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miyelofibroziste Anemi İçin Farklı Bir Tedavi: Momelotinib Ne Yapıyor?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/miyelofibroziste-anemi-icin-farkli-bir-tedavi-momelotinib-ne-yapiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/miyelofibroziste-anemi-icin-farkli-bir-tedavi-momelotinib-ne-yapiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Momelotinib, aneminin eşlik ettiği miyelofibrozisli yetişkinlerde kullanılan ağızdan alınan bir JAK inhibitörüdür. JAK1 ve JAK2'nin yanı sıra ACVR1 yolunu da hedeflemesi, özellikle miyelofibrozise bağlı anemi açısından ilacı diğer bazı JAK inhibitörlerinden ayıran önemli özelliklerden biridir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Momelotinib Nedir? Miyelofibrozis ve Anemide Neden Öne Çıkıyor?</p>

<p>Miyelofibrozis, kemik iliğinin normal kan hücresi üretme kapasitesini bozabilen kronik bir kan hastalığıdır. Hastalarda kansızlık, halsizlik, gece terlemesi, kilo kaybı ve dalak büyümesi gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Özellikle anemi ilerledikçe bazı hastalarda düzenli kırmızı kan hücresi transfüzyonuna ihtiyaç duyulabilir.</p>

<p>Momelotinib, bu hasta grubunda kullanılan hedefe yönelik ilaçlardan biridir. ABD'de Ojjaara, Avrupa Birliği'nde ise Omjjara ticari adıyla ruhsatlandırılan ilaç ağızdan tablet şeklinde kullanılır.</p>

<p>Momelotinib ne işe yarar?</p>

<p>Momelotinib bir kinaz inhibitörüdür. Başlıca JAK1, JAK2 ve ACVR1 adı verilen sinyal yolları üzerinde etki gösterir.</p>

<p>JAK-STAT sinyal yolunun aşırı çalışması miyelofibrozisin gelişiminde önemli rol oynar. JAK1 ve JAK2'nin baskılanması hastalığa bağlı iltihabi sinyallerin azaltılmasına, dalak büyümesinin kontrol edilmesine ve gece terlemesi, kaşıntı, kemik ağrısı, karında dolgunluk ve yorgunluk gibi belirtilerin hafiflemesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Momelotinibi özellikle dikkat çekici hale getiren noktalardan biri ise ACVR1 üzerindeki etkisidir.</p>

<p>ACVR1 neden önemli?</p>

<p>Miyelofibroziste aneminin tek bir nedeni yoktur. Kemik iliğinin kan üretiminin bozulmasının yanı sıra kronik inflamasyon ve demirin vücutta kullanılmasını düzenleyen mekanizmalar da etkilenebilir.</p>

<p>Bu süreçte hepsidin adı verilen hormon önem taşır. Hepsidin seviyesinin yükselmesi, vücutta demir bulunmasına rağmen bu demirin kırmızı kan hücresi üretiminde yeterince kullanılamamasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Momelotinibin ACVR1'i baskılaması hepsidin düzeylerini azaltabilir ve demirin kırmızı kan hücresi üretimi için kullanılabilirliğini artırabilir. Bu mekanizma, ilacın aneminin eşlik ettiği miyelofibrozis hastalarındaki özel konumunun temelini oluşturuyor.</p>

<p>Momelotinib hangi hastalarda kullanılıyor?</p>

<p>Avrupa Birliği'ndeki onay kapsamında momelotinib; orta veya ağır anemisi bulunan erişkinlerde hastalığa bağlı dalak büyümesi veya diğer belirtilerin tedavisinde kullanılabiliyor.</p>

<p>Tedavi şu miyelofibrozis türlerini kapsayabiliyor:</p>

<p>Primer miyelofibrozis,</p>

<p>Polisitemia vera sonrası gelişen miyelofibrozis,</p>

<p>Esansiyel trombositemi sonrası gelişen miyelofibrozis.</p>

<p>Avrupa'daki endikasyon, daha önce JAK inhibitörü kullanmamış hastalar ile ruxolitinib tedavisi uygulanmış hastaları kapsıyor.</p>

<p>ABD'deki ruhsat ise anemisi bulunan orta veya yüksek riskli primer veya sekonder miyelofibrozisli yetişkinleri içeriyor.</p>

<p>Momelotinib anemiyi tamamen düzeltir mi?</p>

<p>Hayır. Momelotinibin anemi üzerindeki olumlu etkisi, her hastada hemoglobin değerlerinin tamamen normale döneceği veya kan nakli ihtiyacının kesin olarak ortadan kalkacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Tedaviye yanıt kişiden kişiye değişebilir. Hastalığın evresi, kemik iliğinin durumu, kan değerleri, önceki tedaviler ve eşlik eden hastalıklar tedavi sonucunu etkileyebilir.</p>

<p>Bununla birlikte klinik araştırmalar, momelotinibin bazı hastalarda kan transfüzyonundan bağımsızlık açısından yarar sağlayabileceğini gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MOMENTUM araştırması ne gösterdi?</p>

<p>Momelotinibin ruhsatlandırılmasında önemli çalışmalardan biri MOMENTUM araştırmasıydı.</p>

<p>Araştırmaya daha önce bir JAK inhibitörü kullanmış, anemisi ve miyelofibrozise bağlı belirtileri bulunan 195 yetişkin hasta dahil edildi. Hastalar momelotinib veya danazol tedavisine ayrıldı.</p>

<p>24. haftada belirtilerde en az yüzde 50 azalma sağlayanların oranı momelotinib grubunda yaklaşık yüzde 25, danazol grubunda ise yüzde 9 olarak bulundu.</p>

<p>Araştırmada kırmızı kan hücresi transfüzyonundan bağımsız hale gelen hastaların oranı momelotinib grubunda yüzde 30, danazol grubunda yüzde 20 olarak bildirildi.</p>

<p>Dalak hacminde en az yüzde 25 azalma ise momelotinib kullanan hastaların yaklaşık yüzde 39'unda, danazol kullananların yaklaşık yüzde 6'sında görüldü.</p>

<p>Bu sonuçlar momelotinibin yalnızca hastalık belirtileri ve dalak büyümesi açısından değil, aneminin tedavi sürecindeki etkileri açısından da değerlendirilmesine neden oldu.</p>

<p>Momelotinib nasıl kullanılır?</p>

<p>Momelotinib ağızdan alınan tablet formunda bir ilaçtır ve tedavi hematoloji uzmanının değerlendirmesiyle planlanır.</p>

<p>Doz; hastanın karaciğer fonksiyonları, kan değerleri, yan etkiler ve birlikte kullanılan diğer ilaçlar gibi faktörlere göre değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu nedenle momelotinib hastanın kendi kendine başlayabileceği, dozunu değiştirebileceği veya bırakabileceği bir ilaç değildir.</p>

<p>Momelotinibin yan etkileri nelerdir?</p>

<p>Tedavi sırasında görülebilecek yan etkiler arasında şunlar bulunabilir:</p>

<p>Trombosit sayısında azalma,</p>

<p>İshal,</p>

<p>Bulantı,</p>

<p>Baş dönmesi,</p>

<p>Yorgunluk ve halsizlik,</p>

<p>Karın ağrısı,</p>

<p>Baş ağrısı,</p>

<p>Kanama,</p>

<p>Enfeksiyonlar,</p>

<p>Karaciğer enzimlerinde yükselme.</p>

<p>Özellikle trombositlerin azalması bazı hastalarda önemli olabilir. Bu nedenle tedavi öncesinde ve tedavi sırasında kan sayımlarının takip edilmesi gerekir.</p>

<p>Enfeksiyonlara dikkat edilmeli</p>

<p>Momelotinib bağışıklık sisteminin bazı sinyal yollarını etkilediği için ciddi enfeksiyon riski açısından hastaların değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Ateş, titreme, uzun süren öksürük, nefes darlığı veya başka enfeksiyon belirtileri gelişmesi durumunda sağlık ekibine haber verilmelidir.</p>

<p>Karaciğer fonksiyonları da izlenebilir</p>

<p>Tedavi sırasında karaciğer enzimlerinde yükselme meydana gelebilir. Bu nedenle doktor gerekli gördüğünde karaciğer fonksiyon testlerini takip edebilir.</p>

<p>Sarılık, koyu renkli idrar, belirgin iştahsızlık veya sağ üst karın bölgesinde ağrı gibi belirtiler ortaya çıkarsa tıbbi değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Tedavi aniden bırakılmamalı</p>

<p>JAK inhibitörlerinin kesilmesinden sonra bazı hastalarda hastalığa bağlı belirtiler yeniden ortaya çıkabilir veya kötüleşebilir.</p>

<p>Bu nedenle momelotinib tedavisinin kesilmesi gerekiyorsa karar hematoloji uzmanıyla birlikte verilmelidir.</p>

<p>Momelotinib ile ruxolitinib aynı ilaç mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Her iki ilaç da JAK sinyal yollarını hedeflese de farmakolojik özellikleri ve klinik kullanım alanları aynı değildir.</p>

<p>Momelotinibin JAK1 ve JAK2'nin yanı sıra ACVR1'i de hedeflemesi ve hepsidin-demir metabolizması üzerindeki etkisi, özellikle aneminin eşlik ettiği miyelofibroziste önemli bir farklılık oluşturuyor.</p>

<p>Ancak bu durum momelotinibin her hasta için ruxolitinibden daha uygun olduğu anlamına gelmez. Tedavi seçimi hastanın kan değerlerine, semptomlarına, dalak büyüklüğüne, daha önce aldığı tedavilere ve genel sağlık durumuna göre yapılır.</p>

<p>Momelotinib kanser ilacı mı?</p>

<p>Momelotinib, miyelofibrozis gibi miyeloproliferatif bir kan hastalığında kullanılan hedefe yönelik antineoplastik bir ilaçtır.</p>

<p>Klasik kemoterapi ilaçlarıyla aynı şekilde çalışmaz. Hastalığın oluşumunda rol oynayan belirli hücresel sinyal yollarını hedefler.</p>

<p>Momelotinib miyelofibrozisi tamamen iyileştirir mi?</p>

<p>Momelotinib miyelofibrozisi tamamen ortadan kaldıran bir tedavi olarak kabul edilmez.</p>

<p>Tedavinin amacı hastalığa bağlı belirtileri azaltmak, dalak büyümesini kontrol etmek ve uygun hastalarda anemi ile transfüzyon ihtiyacının yönetilmesine katkı sağlamaktır.</p>

<p>Miyelofibroziste hastalığı tamamen ortadan kaldırma potansiyeli taşıyan yaklaşım uygun hastalarda allojenik kök hücre naklidir. Ancak bu yöntem her hasta için uygun değildir ve önemli riskler taşıdığı için ayrıntılı değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Momelotinib neden önemli?</p>

<p>Miyelofibroziste tedaviyi zorlaştıran sorunlardan biri, hastalığın kendisinin ve bazı tedavilerin anemiyi ağırlaştırabilmesidir.</p>

<p>Momelotinibin JAK1 ve JAK2'nin yanı sıra ACVR1-hepsidin yolunu da hedeflemesi, özellikle anemisi bulunan hastalarda farklı bir tedavi seçeneği ortaya koyuyor.</p>

<p>Ancak hangi hastanın bu tedaviden yarar görebileceğine yalnızca ilaç adı veya hemoglobin değerine bakılarak karar verilemez. Hastalığın risk sınıfı, belirtiler, dalak büyüklüğü, trombosit sayısı, transfüzyon ihtiyacı ve önceki tedaviler birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Momelotinib reçeteli ve uzman takibi gerektiren bir ilaçtır. Tedavi kararı hematoloji uzmanı tarafından verilmelidir. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Bilim &amp; Teknoloji</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/miyelofibroziste-anemi-icin-farkli-bir-tedavi-momelotinib-ne-yapiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 21:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1590.jpeg" type="image/jpeg" length="68166"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mantarın Faydaları Neler? Besin Değeri, D Vitamini ve Bilimsel Kanıtlar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mantarin-faydalari-neler-besin-degeri-d-vitamini-ve-bilimsel-kanitlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mantarin-faydalari-neler-besin-degeri-d-vitamini-ve-bilimsel-kanitlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mantarlar; lif, B vitaminleri, mineraller ve bazı biyoaktif bileşikler sağlayabilir. UV ışığı görmüş türler D2 vitamini de içerir; ancak hastalıkları önlediği iddiaları için kanıtlar sınırlıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mantarlar, düşük enerji yoğunluğu ile birlikte lif, protein, B grubu vitaminleri, potasyum, bakır ve selenyum gibi besin öğelerini sağlayabilen yiyeceklerdir. Bazı mantarlar ayrıca ergotionin, beta-glukanlar ve çeşitli fenolik bileşikler içerir. Ancak mantarın sağlıklı bir besin olması ile belirli bir hastalığı önlediğinin kanıtlanmış olması aynı şey değildir.</p>

<p>Bilimsel çalışmalar özellikle D vitamini, metabolik sağlık ve kanser riski konusunda dikkat çekici bulgular ortaya koyuyor. Buna karşılık mevcut insan araştırmaları mantarı bir “tedavi edici besin” olarak tanımlamak için yeterli değil. En güçlü yaklaşım, mantarı dengeli beslenmenin bir parçası olarak değerlendirmek.</p>

<p>Mantarın besin değeri neden dikkat çekiyor?</p>

<p>Mantar sebze değildir; biyolojik olarak mantarlar alemine aittir. Buna rağmen mutfakta sebzelerle benzer şekilde kullanılır ve özellikle et ağırlıklı yemeklerde enerji yoğunluğunu azaltabilecek bir alternatif oluşturabilir.</p>

<p>Türüne göre değişmekle birlikte mantarlar genellikle düşük kalorilidir. Lif, çeşitli B vitaminleri, bakır, potasyum ve selenyum sağlayabilir. Aynı zamanda doymuş yağ miktarları düşüktür.</p>

<p>Mantarın içerdiği beta-glukanlar ve ergotionin gibi maddeler de araştırmaların odağındadır. Bu maddelerin laboratuvar ortamında antioksidan veya bağışıklık sistemiyle ilişkili etkiler göstermesi mümkündür. Ancak bir bileşiğin hücre veya laboratuvar düzeyindeki etkisi, mantar yemenin insanlarda belirli bir hastalığı önleyeceği anlamına gelmez.</p>

<p>Mantar gerçekten D vitamini içerir mi?</p>

<p>Mantarların en ilginç özelliklerinden biri D vitamini üretebilmeleridir. Mantar dokusunda bulunan ergosterol, ultraviyole ışığa maruz kaldığında D2 vitaminine dönüşebilir.</p>

<p>Bu nedenle markette satılan iki benzer mantarın D vitamini içeriği oldukça farklı olabilir. Kapalı ortamda yetiştirilmiş ve UV ışığına çok az maruz kalmış bir mantarda D vitamini düşük olabilirken, UV uygulanmış ürünlerde miktar belirgin şekilde yükselebilir.</p>

<p>2023'te yayımlanan sistematik incelemede, UV ışığı uygulanmış mantarların insanlarda kandaki D2 vitamini düzeyini artırabildiği görüldü. Bununla birlikte toplam D vitamini durumunu ve D vitaminine bağlanan klinik sonuçları anlamlı biçimde iyileştirdiğini göstermek için mevcut insan çalışmalarının yeterli olmadığı belirtildi.</p>

<p>Bu nedenle “her mantar güçlü bir D vitamini kaynağıdır” demek doğru değildir. Ürünün türü, yetiştirilme şekli ve UV ışığına maruz kalıp kalmadığı önemlidir.</p>

<p>Mantar yemek kanser riskini azaltır mı?</p>

<p>Mantar ve kanser ilişkisi, son yıllarda en fazla dikkat çeken araştırma alanlarından biri oldu.</p>

<p>17 gözlemsel çalışmanın değerlendirildiği sistematik inceleme ve meta-analizde, daha fazla mantar tüketen kişilerde toplam kanser riskinin daha düşük olmasıyla bir ilişki görüldü. Meme kanseri için de benzer bir ilişki saptandı.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım var: Çalışmaların önemli bölümü gözlemseldi. Bu nedenle mantarın doğrudan kanseri önlediği sonucuna varılamaz.</p>

<p>Daha fazla mantar tüketen kişiler genel olarak daha fazla sebze tüketiyor, daha sağlıklı besleniyor veya farklı yaşam alışkanlıklarına sahip olabiliyor. Araştırmacılar bu faktörleri istatistiksel olarak düzeltmeye çalışsa da tüm etkileri ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir.</p>

<p>Dolayısıyla eldeki veriler ilgi çekici olsa da “mantar kanseri önler” şeklinde kesin bir ifade bilimsel kanıtın sınırını aşar.</p>

<p>Kalp sağlığı, kolesterol ve kan şekeri üzerinde etkisi var mı?</p>

<p>Mantarların kalp-damar ve metabolik sağlık üzerindeki etkileri de araştırılıyor.</p>

<p>2024 yılında yayımlanan sistematik inceleme; klinik çalışmalar ile ileriye dönük gözlemsel araştırmaları birlikte değerlendirdi. Bazı çalışmalarda kan şekeri, HDL kolesterol, inflamasyon belirteçleri, vücut ağırlığı veya bel çevresi açısından olumlu sonuçlar görüldü.</p>

<p>Ancak araştırmaların sayısı azdı ve sonuçlar tutarlı değildi. Mantar tüketiminin kalp-damar hastalığı, inme veya tip 2 diyabet gelişimini azalttığını gösterecek güçlü ve tutarlı bir kanıt bulunmadı.</p>

<p>Bu nedenle mantarı kolesterol veya kan şekerini düşüren bir “tedavi” gibi değerlendirmek doğru olmaz.</p>

<p>Mantar bağışıklığı güçlendirir mi?</p>

<p>Beta-glukanlar nedeniyle mantarlar sıklıkla “bağışıklığı güçlendiren besinler” arasında gösteriliyor. Ancak bu ifade çoğu zaman bilimsel verinin önüne geçiyor.</p>

<p>Mantar kaynaklı bazı bileşiklerin bağışıklık hücreleri ve inflamatuvar süreçlerle etkileşimi araştırılıyor. Buna karşın normal miktarlarda yenilen mantarın sağlıklı kişilerde enfeksiyonları önlediğini veya bağışıklık sistemini klinik açıdan anlamlı şekilde güçlendirdiğini gösteren yeterli insan verisi bulunmuyor.</p>

<p>Bağışıklık sistemi tek bir besinle güçlendirilip zayıflatılabilecek basit bir sistem değildir. Yeterli ve dengeli beslenme, uyku, fiziksel aktivite ve gerekli aşılar gibi faktörler birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Şampiyon, istiridye ve shiitake arasında fark var mı?</p>

<p>Mantarların besin içeriği türlere göre değişebilir.</p>

<p>Şampiyon mantarı günlük beslenmede en yaygın seçeneklerden biridir. İstiridye mantarı beta-glukan içeriği nedeniyle çeşitli araştırmalarda incelenmiştir. Shiitake de lif ve farklı biyoaktif bileşikler açısından araştırılan türler arasındadır.</p>

<p>Ancak “en sağlıklı mantar” şeklinde kesin bir sıralama yapmak için yeterli klinik kanıt yoktur.</p>

<p>Beslenmede çeşitlilik daha anlamlı bir yaklaşımdır. Güvenilir üreticiden alınan farklı yenilebilir mantar türleri, sebze, baklagil, tam tahıl ve diğer sağlıklı besinlerle birlikte tüketilebilir.</p>

<p>Tıbbi mantar takviyeleri yemeklik mantarla aynı değil</p>

<p>Reishi, aslan yelesi, cordyceps ve benzeri ürünler son yıllarda takviye olarak yaygınlaşıyor. Bu ürünlerle sofrada tüketilen mantarları birbirine karıştırmamak gerekiyor.</p>

<p>Mantar özütü veya yüksek konsantrasyonlu takviyeler, normal miktarda yenilen mantardan farklı dozlarda bileşik içerebilir. Ürünler arasında içerik standardizasyonu da büyük farklılık gösterebilir.</p>

<p>Bu nedenle bir mantarın yenilebilir bir gıda olması, o mantardan hazırlanan yoğunlaştırılmış takviyenin herkeste güvenli veya etkili olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Özellikle düzenli ilaç kullananların, kronik hastalığı bulunanların, gebelerin ve emzirenlerin mantar takviyelerini sağlık profesyoneline danışmadan kullanmaması gerekir.</p>

<p>Yabani mantarlarda en önemli konu: Zehirlenme</p>

<p>Mantarın sağlık yararlarından söz edilirken yabani mantar zehirlenmesi göz ardı edilmemeli.</p>

<p>Zehirli mantarlar yenilebilir türlerle çok benzer görünebilir. Renk, koku, böceklerin yemesi veya geleneksel ev yöntemleri bir mantarın güvenli olduğunu göstermez.</p>

<p>Doğadan toplanan ve türü kesin olarak belirlenemeyen mantarların tüketilmemesi en güvenli yaklaşımdır. Mantar yedikten sonra bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal, bilinç değişikliği veya başka olağandışı belirtiler gelişirse gecikmeden tıbbi yardım alınmalıdır.</p>

<p>Mantar yemek sağlıklı mı?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Genel olarak güvenilir kaynaktan alınmış yenilebilir mantarlar, dengeli beslenmenin değerli bir parçası olabilir. Düşük enerji yoğunlukları ve lif, vitamin, mineral ile çeşitli biyoaktif bileşikleri nedeniyle sofrada yer almaları için iyi nedenler var.</p>

<p>Özellikle UV ışığına maruz bırakılmış mantarlar D2 vitamini açısından diğer mantarlardan ayrılabilir.</p>

<p>Ancak bilimsel kanıtın söylediği bundan daha ileri gitmiyor: Mantarlar sağlıklı bir beslenme düzenine katkı sağlayabilir, fakat tek başına kanseri, kalp hastalığını veya diyabeti önlediği ya da bağışıklık sistemini belirgin biçimde güçlendirdiği kanıtlanmış değildir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Yabani mantarlar ciddi ve yaşamı tehdit edebilen zehirlenmelere yol açabilir. Türünden emin olunmayan yabani mantarlar tüketilmemelidir. Mantar takviyeleri ise düzenli ilaç kullanan kişilerde etkileşim riski taşıyabileceğinden kişisel kullanım öncesinde sağlık profesyoneline danışılmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. Nutrition Research and Practice — Mushroom Consumption and Cardiometabolic Health Outcomes in the General Population: A Systematic Review — 2024<br />
2. Antioxidants — Vitamin D from UV-Irradiated Mushrooms as a Way for Vitamin D Supplementation: A Systematic Review — 2023<br />
3. Advances in Nutrition — Higher Mushroom Consumption Is Associated with Lower Risk of Cancer: A Systematic Review and Meta-Analysis of Observational Studies — 2021 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mantarin-faydalari-neler-besin-degeri-d-vitamini-ve-bilimsel-kanitlar</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 20:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1588.jpeg" type="image/jpeg" length="23741"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Serbest T4 (fT4) Kaç Olmalı? 0.7, 0.8, 1.0, 1.5 ve 2.0 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/serbest-t4-ft4-kac-olmali-07-08-10-15-ve-20-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/serbest-t4-ft4-kac-olmali-07-08-10-15-ve-20-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Serbest T4 (fT4), dokuların kullanabildiği serbest tiroksini gösterir. Erişkinlerde yaklaşık 0,8–1,9 ng/dL sık kullanılan aralıktır; 0,7, 1,0, 1,5 ve 2,0 sonuçları TSH ile birlikte yorumlanır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>SERBEST T4 (fT4) NEDİR?</p>

<p>Serbest T4, tiroid bezinin ürettiği tiroksin hormonunun kandaki proteinlere bağlı olmayan, dokular tarafından kullanılabilen bölümünü gösterir.</p>

<p>fT4 düşüklüğü hipotiroidiyle, yüksekliği ise hipertiroidiyle ilişkili olabilir. Ancak tek başına fT4 sonucuyla tanı konulmaz; özellikle TSH ile birlikte değerlendirilir.</p>

<p>SERBEST T4 KAÇ OLMALI?</p>

<p>Tek bir evrensel fT4 referans aralığı yoktur.</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories erişkinler için 0,9–1,7 ng/dL aralığını kullanırken MedlinePlus tipik aralığı 0,8–1,9 ng/dL olarak verir.</p>

<p>Laboratuvar yöntemi, yaş, gebelik ve kullanılan birim sonucu etkileyebilir. Bu nedenle kişinin kendi raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>SERBEST T4 0.7 NE DEMEK?</p>

<p>0,7 ng/dL birçok erişkin laboratuvarında düşük fT4 anlamına gelir.</p>

<p>TSH yüksekse primer hipotiroidi olasılığını destekleyebilir. TSH normal veya düşükse hipofiz kaynaklı merkezi hipotiroidi, ağır sistemik hastalıklar, bazı ilaçlar veya ölçümle ilgili faktörler değerlendirilir.</p>

<p>SERBEST T4 0.8 NE DEMEK?</p>

<p>0,8 ng/dL bazı laboratuvarlarda normal aralığın alt sınırında, bazı laboratuvarlarda ise hafif düşük kabul edilebilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca rakama değil laboratuvar referansına ve TSH sonucuna bakılmalıdır.</p>

<p>SERBEST T4 1.0 NE DEMEK?</p>

<p>1,0 ng/dL çoğu erişkin referans aralığında normaldir.</p>

<p>TSH de normal sınırlardaysa tiroid fonksiyonları çoğu durumda ötiroid yani normal çalışma ile uyumludur. Ancak belirtiler ve özel klinik durumlar yine dikkate alınır.</p>

<p>SERBEST T4 1.5 NE DEMEK?</p>

<p>1,5 ng/dL çoğu erişkin laboratuvarında normal aralık içerisindedir.</p>

<p>TSH baskılanmışsa erken veya hafif hipertiroidi açısından diğer tiroid testleri ve klinik bulgular değerlendirilir. TSH normalse tek başına 1,5 sonucu genellikle yüksek kabul edilmez.</p>

<p>SERBEST T4 2.0 NE DEMEK?</p>

<p>2,0 ng/dL birçok laboratuvarın üst referans sınırının üzerindedir.</p>

<p>TSH düşük veya baskılanmışsa hipertiroidi olasılığını destekler. Graves hastalığı, tiroidit veya fazla tiroid hormonu kullanımı gibi nedenler araştırılabilir.</p>

<p>Ancak laboratuvar yöntemi ve referans aralığı görülmeden 2,0 için kesin yorum yapılmamalıdır.</p>

<p>SERBEST T4 DÜŞÜKLÜĞÜ NEDEN OLUR?</p>

<p>En sık nedenlerden biri hipotiroididir.</p>

<p>Hashimoto hastalığı ve diğer tiroid bezi hastalıkları fT4'ü düşürebilir. Ağır sistemik hastalıklar, yetersiz beslenme veya uzun süreli açlık ve bazı ilaçlar da düşük sonuçla ilişkili olabilir.</p>

<p>Hipofiz veya hipotalamus hastalıklarında ise tiroid bezini uyaran TSH yeterli şekilde üretilemediği için fT4 düşebilir.</p>

<p>TSH YÜKSEK, SERBEST T4 DÜŞÜK NE DEMEK?</p>

<p>Bu kombinasyon primer hipotiroidinin klasik laboratuvar tablolarından biridir.</p>

<p>Tiroid bezi yeterince hormon üretemediğinde fT4 düşer; hipofiz bezi tiroidi daha fazla çalıştırmaya çalıştığı için TSH yükselir.</p>

<p>Hashimoto hastalığı sık nedenlerden biridir.</p>

<p>TSH NORMAL AMA SERBEST T4 DÜŞÜK NE DEMEK?</p>

<p>Bu sonuç doğrudan “tiroid normal” şeklinde yorumlanmamalıdır.</p>

<p>Merkezi hipotiroidide fT4 düşük olduğu halde TSH düşük, normal veya beklenenden yetersiz düzeyde olabilir. Hipofiz veya hipotalamus hastalıkları bu tabloya yol açabilir.</p>

<p>Bunun dışında ağır hastalıklar, bazı ilaçlar ve laboratuvar ölçümünü etkileyen durumlar da benzer sonuç oluşturabilir.</p>

<p>Bu nedenle düşük fT4 ile uyumsuz görünen TSH sonucu tekrarlanabilir ve klinik duruma göre diğer hipofiz hormonları değerlendirilebilir.</p>

<p>SERBEST T4 YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>Graves hastalığı, toksik tiroid nodülleri ve tiroidit fT4 yüksekliğinin önemli nedenleri arasındadır.</p>

<p>Hipotiroidi tedavisinde kullanılan levotiroksin dozunun fazla gelmesi de fT4'ü yükseltebilir.</p>

<p>Bazı ilaçlar, takviyeler ve laboratuvar test girişimleri de sonucu etkileyebilir.</p>

<p>TSH DÜŞÜK, SERBEST T4 YÜKSEK NE DEMEK?</p>

<p>Bu kombinasyon belirgin hipertiroidiyle uyumludur.</p>

<p>Kandaki tiroid hormonu arttığında hipofiz TSH üretimini baskılar. Bu nedenle TSH düşerken fT4 yükselir.</p>

<p>Graves hastalığı, toksik nodül, tiroidit ve fazla tiroid hormonu kullanımı nedenler arasında olabilir.</p>

<p>TSH DÜŞÜK AMA SERBEST T4 NORMAL OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>TSH düşük olduğu halde fT4 normal kalıyorsa subklinik hipertiroidi düşünülebilir. Ancak serbest veya total T3 sonucunun da değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Gebelik, bazı ilaçlar ve başka klinik durumlar da TSH'yi etkileyebilir.</p>

<p>SERBEST T4 İLE TOTAL T4 ARASINDAKİ FARK NEDİR?</p>

<p>Total T4, kandaki hem proteinlere bağlı hem de serbest tiroksini ölçer.</p>

<p>Serbest T4 ise proteinlere bağlı olmayan biyolojik olarak kullanılabilir bölümü değerlendirir.</p>

<p>Gebelik veya östrojen kullanımında tiroid hormonlarını taşıyan proteinlerin miktarı değişebileceği için total T4 etkilenebilir. Serbest T4 bu nedenle birçok durumda daha kullanışlıdır.</p>

<p>GEBELİKTE SERBEST T4 DEĞERİ DEĞİŞİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Gebelik tiroid hormonlarının ve taşıyıcı proteinlerin düzeylerini etkiler. Bu nedenle gebelikte mümkün olduğunda kullanılan yönteme ve gebelik dönemine özgü referans aralıklarının kullanılması gerekir.</p>

<p>Gebe olmayan yetişkinlerin referans değerleri gebelere doğrudan uygulanmamalıdır.</p>

<p>BİOTİN SERBEST T4 TESTİNİ ETKİLER Mİ?</p>

<p>Bazı tiroid test yöntemleri yüksek doz biotinden etkilenebilir ve yanıltıcı sonuçlara yol açabilir.</p>

<p>Biotin içeren saç, cilt ve tırnak takviyesi kullanan kişiler bunu test öncesinde sağlık profesyoneline veya laboratuvara bildirmelidir.</p>

<p>İlaç veya takviye kendi kendine kesilmemelidir; kullanılan test yöntemine göre laboratuvarın önerisi izlenmelidir.</p>

<p>SERBEST T4 NASIL NORMALE GELİR?</p>

<p>Tedavi fT4 rakamını doğrudan değiştirmeye değil, altta yatan tiroid hastalığına yöneliktir.</p>

<p>Hipotiroidide levotiroksin gibi tiroid hormonu tedavileri kullanılabilir. Hipertiroidide ise nedenine göre antitiroid ilaçlar, radyoaktif iyot veya başka tedaviler gündeme gelebilir.</p>

<p>Tiroid ilacının dozu yalnızca tek bir fT4 sonucuna bakılarak kendi kendine değiştirilmemelidir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Serbest T4 0.7 düşük mü?</p>

<p>Birçok erişkin laboratuvarında düşüktür. TSH yüksekse primer hipotiroidiyi destekleyebilir; TSH normal veya düşükse farklı nedenler araştırılır.</p>

<p>Serbest T4 1.0 normal mi?</p>

<p>Çoğu erişkin referans aralığında normaldir. TSH sonucu da birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Serbest T4 2.0 yüksek mi?</p>

<p>Birçok laboratuvar için yüksektir. Özellikle TSH düşükse hipertiroidi olasılığı artar.</p>

<p>TSH normal ama fT4 düşükse hipotiroidi olur mu?</p>

<p>Olabilir. Özellikle merkezi hipotiroidide TSH normal görünebilirken fT4 düşük olabilir. Ağır hastalıklar ve bazı ilaçlar da benzer tablo oluşturabilir.</p>

<p>TSH yüksek ama fT4 normalse ne demek?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu kombinasyon subklinik hipotiroidiyle uyumlu olabilir. Sonucun kalıcılığı, TSH yüksekliğinin derecesi ve klinik bulgular değerlendirilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Serbest T4 tek başına tiroid hastalığı tanısı koydurmaz. Özellikle düşük fT4 ile normal veya düşük TSH birlikteyse yalnızca “TSH normal” denilerek sonuç göz ardı edilmemelidir. Şiddetli çarpıntı, bilinç değişikliği veya ciddi genel durum bozukluğu varsa hızlı tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories — T4 (Thyroxine), Total and Free, Serum</p>

<p>MedlinePlus — Free T4 Test / Thyroxine (T4) Test </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/serbest-t4-ft4-kac-olmali-07-08-10-15-ve-20-ne-demek</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 20:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0973.jpeg" type="image/jpeg" length="34956"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deodorant ve Terleme Önleyici Ürünler Meme Kanseri Riskini Artırır mı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/deodorant-ve-terleme-onleyici-urunler-meme-kanseri-riskini-artirir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/deodorant-ve-terleme-onleyici-urunler-meme-kanseri-riskini-artirir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alüminyum içeren terleme önleyici ürünlerin meme kanserine yol açtığı kanıtlanmış değil. 2017’de dikkat çeken bir çalışma ilişki sinyali verse de sonraki çalışmalar bu sonucu kesinleştirmedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Deodorant ve terleme önleyici ürünlerin meme kanserine neden olduğu bugün için gösterilmiş değil. Ancak 2017 yılında EBioMedicine’da yayımlanan bir çalışma, koltuk altı kozmetik ürünlerinin çok sık kullanımı ve meme dokusundaki alüminyum düzeyi konusunda dikkat çekici bulgular ortaya koymuştu.</p>

<p>Çalışmanın bazı sonuçları istatistiksel olarak anlamlı olsa da araştırma neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyordu. Sonraki yıllarda yayımlanan çalışmalar da deodorant veya terleme önleyici ürün kullanımının meme kanseri riskini artırdığı yönünde kesin bir kanıt ortaya koymadı.</p>

<p>2017’deki çalışma ne buldu?</p>

<p>Avusturya’da gerçekleştirilen araştırmada meme kanseri tanısı alan 209 kadın ile 209 kontrol grubundaki kadının koltuk altı kozmetik ürünü kullanım geçmişi karşılaştırıldı. Ayrıca 100 meme kanseri vakasından ve 52 kontrol katılımcısından alınan meme dokularındaki alüminyum miktarı ölçüldü.</p>

<p>Araştırmada meme kanseri grubundaki genel medyan alüminyum konsantrasyonu 5,8 nmol/g kuru ağırlık, kontrol grubunda ise 3,8 nmol/g olarak hesaplandı. Araştırmacılar iki grup arasındaki farkı istatistiksel olarak anlamlı buldu.</p>

<p>Çalışmanın dikkat çeken bir başka sonucu, 30 yaşından önce koltuk altı ürünlerini günde birkaç kez kullandığını bildiren kadınlarla ilgiliydi. Bu grupta meme kanseri için hesaplanan olasılık oranı 3,88 olarak bildirildi. Yüzde 95 güven aralığı ise 1,03 ile 14,66 arasındaydı.</p>

<p>Ancak bu sonuç doğrudan “risk yaklaşık dört kat arttı” şeklinde yorumlanamaz. Güven aralığının oldukça geniş olması tahmindeki belirsizliğin yüksek olduğuna işaret ediyor. Ayrıca çalışma geriye dönük bir vaka-kontrol araştırması olduğu için gözlenen ilişkinin neden-sonuç ilişkisi olduğu söylenemez.</p>

<p>Paylaşılan Tablo 4 neden dikkat çekiyor?</p>

<p>Araştırmanın Tablo 4’ünde tümörün memedeki konumuna göre ayrı analiz yapıldı. Üst-dış kadranda tümörü bulunan 55 kadında meme dokusundaki medyan alüminyum düzeyi 7,00 nmol/g olarak ölçülürken, 52 kişilik kontrol grubunda bu değer 3,77 nmol/g idi.</p>

<p>İki grup arasındaki fark için p değeri 0,0003 olarak bildirildi ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu.</p>

<p>Buna karşılık tümörü memenin diğer bölgelerinde bulunan 45 kadında medyan alüminyum düzeyi 3,94 nmol/g, kontrol grubunda ise 3,77 nmol/g olarak ölçüldü. Bu karşılaştırmada p değeri 0,2642 idi ve anlamlı bir fark görülmedi.</p>

<p>Bu nedenle tablo önemli bir ayrıntı içeriyor: daha yüksek alüminyum miktarı bütün meme kanseri vakalarında aynı biçimde görülmedi. En belirgin fark, tümörü memenin üst-dış bölümünde bulunan alt grupta ortaya çıktı.</p>

<p>Ancak bu bulgu tek başına alüminyumun tümörü oluşturduğunu göstermez. Alüminyumun dokuda neden daha yüksek bulunduğu, maruziyetin hangi kaynaktan geldiği veya birikimin kanser gelişiminden önce mi sonra mı ortaya çıktığı bu çalışma tasarımıyla belirlenemez.</p>

<p>“3,88” sonucu neden dikkatle yorumlanmalı?</p>

<p>Çalışmanın en fazla ilgi gören sonuçlarından biri, 30 yaşından önce koltuk altı kozmetik ürünlerini günde birkaç kez kullandığını bildiren kadınlarda ortaya çıkan ilişkiydi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak bu sonuç çok sık kullanım bildiren küçük bir alt gruba dayanıyordu. Küçük gruplarda hesaplanan risk tahminleri daha geniş belirsizlik aralıklarına sahip olabilir.</p>

<p>Araştırmanın başka bir sınırlaması da geçmiş kullanım alışkanlıklarının katılımcıların hatırlamasına dayanmasıydı. Bir kişinin yıllar önce bir ürünü günde kaç kez kullandığını kesin biçimde hatırlaması zor olabilir. Bu tür araştırmalarda “hatırlama yanlılığı” olarak adlandırılan sorun ortaya çıkabilir.</p>

<p>Ayrıca iki durumun birlikte görülmesi birinin diğerine neden olduğunu göstermez. Meme kanseri; yaş, genetik özellikler, hormonlar, üreme öyküsü, yaşam tarzı ve başka birçok faktörün rol oynayabildiği karmaşık bir hastalıktır.</p>

<p>Deodorant ile terleme önleyici ürün aynı şey değil</p>

<p>Burada önemli bir ayrım bulunuyor. Deodorant ve terleme önleyici ürün aynı amaçla kullanılmıyor.</p>

<p>Deodorantın temel amacı ter kokusunu azaltmak veya maskelemektir. Terleme önleyici ürünler ise ter miktarını azaltmayı hedefler ve bu ürünlerde çoğunlukla alüminyum tuzları kullanılır.</p>

<p>Terlemeyi azaltan bu ürünlerin teknik adı “antiperspirant”tır. Halk dilinde ise “terleme önleyici ürün” ifadesi çok daha anlaşılırdır.</p>

<p>2017 çalışmasındaki önemli sınırlamalardan biri de katılımcıların geçmişte kullandıkları ürünlerin deodorant mı yoksa terleme önleyici ürün mü olduğunu her zaman ayırt edememesiydi.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar ürünleri daha geniş bir “koltuk altı kozmetik ürünleri” grubu içinde değerlendirdi. Dolayısıyla araştırmadan doğrudan “deodorant meme kanseri yapıyor” sonucu çıkarmak doğru değildir.</p>

<p>Sonraki araştırmalar aynı sonucu gösterdi mi?</p>

<p>Bilimsel değerlendirmede tek bir araştırmanın sonucu yeterli kabul edilmez. Aynı soruyu araştıran farklı çalışmaların sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>2024 yılında Cancer Investigation dergisinde yayımlanan bir meta-analizde, deodorant ve terleme önleyici ürün kullanımıyla meme kanseri arasındaki ilişkiyi araştıran yedi vaka-kontrol çalışması birlikte incelendi.</p>

<p>Toplu analizde bu ürünlerin kullanımı ile meme kanseri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı. Birleşik olasılık oranı 0,96, yüzde 95 güven aralığı ise 0,78–1,17 olarak bildirildi.</p>

<p>Bu sonuç, incelenen çalışmalar birlikte değerlendirildiğinde deodorant veya terleme önleyici ürün kullanımının meme kanseri riskini belirgin biçimde artırdığına ilişkin bir sonuç bulunmadığını gösteriyor.</p>

<p>Bununla birlikte araştırmacılar, konunun daha güçlü şekilde değerlendirilebilmesi için ileriye dönük ve daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Alüminyum içeren ürünlerden kaçınmak gerekir mi?</p>

<p>Mevcut bilimsel veriler, yalnızca meme kanserinden korunmak amacıyla herkesin alüminyum içeren terleme önleyici ürünleri bırakması gerektiğini göstermiyor.</p>

<p>Alüminyum içermeyen ürün kullanmayı tercih eden kişiler ürün etiketini kontrol ederek seçim yapabilir. Ancak “alüminyum içermiyor” ifadesi bir ürünün meme kanserini önlediği anlamına gelmez.</p>

<p>Benzer şekilde alüminyum içeren bir terleme önleyici ürün kullanılması da kişinin meme kanserine yakalanacağı anlamına gelmez.</p>

<p>2017’deki tablo gerçek, ancak tek başına yeterli değil</p>

<p>Paylaşılan Tablo 4, bilimsel makalenin dikkat çekici bir bulgusunu gösteriyor. Üst-dış kadranda tümörü bulunan kadınların meme dokusunda alüminyum düzeyi kontrol grubundan daha yüksek bulunmuştu.</p>

<p>Aynı araştırmada genç yaşta koltuk altı ürünlerini çok sık kullandığını bildiren kadınlardan oluşan bir alt grupta da meme kanseriyle ilişki sinyali görüldü.</p>

<p>Ancak bu iki bulgu, koltuk altına sürülen alüminyum içeren ürünlerin meme kanserine neden olduğunu kanıtlamıyor. Çalışmanın tasarımı, küçük alt gruplar, geçmiş kullanımın hatırlamaya dayanması ve sonraki araştırmaların sonuçları birlikte değerlendirildiğinde daha temkinli bir yorum gerekiyor.</p>

<p>Bugünkü bilimsel tablo, deodorant veya terleme önleyici ürünlerin meme kanserine neden olduğunu gösteren yeterli kanıt bulunmadığı yönünde.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Koltuk altı ürünleriyle ilgili kaygılar, meme kanseri taraması veya kişisel risk değerlendirmesinin yerini tutmaz. Memede yeni kitle, ciltte çekilme, meme başında değişiklik veya olağan dışı akıntı fark edilmesi durumunda sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. EBioMedicine — Use of Underarm Cosmetic Products in Relation to Risk of Breast Cancer: A Case-Control Study — 2017<br />
2. Cancer Investigation — Use of Antiperspirant Products and Risk of Breast Cancer: A Meta-Analysis of Case-Control Studies — 2024<br />
3. National Cancer Institute — Antiperspirants/Deodorants and Breast Cancer — Güncel bilgi notu </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/deodorant-ve-terleme-onleyici-urunler-meme-kanseri-riskini-artirir-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 20:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1587.jpeg" type="image/jpeg" length="31140"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Almanya'nın 140 Yıllık Sağlık Sigortası Modeli: Bismarck Sistemi Nedir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/almanyanin-140-yillik-saglik-sigortasi-modeli-bismarck-sistemi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/almanyanin-140-yillik-saglik-sigortasi-modeli-bismarck-sistemi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1883’te işçileri hastalık karşısında korumak amacıyla kurulan Alman sağlık sigortası sistemi, 143 yıl sonra 74 milyondan fazla insanı kapsayan dünyanın en köklü sosyal sağlık modellerinden biri olmaya devam ediyor. Peki “Bismarck modeli” olarak bilinen sistem nasıl çalışıyor?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün bir çalışanın maaşından kesilen sağlık sigortası primi, işveren katkısı, hastalık fonları ve gelirden bağımsız sağlık hizmetine erişim gibi kavramlar birçok ülkenin sağlık sisteminde sıradan kabul ediliyor.</p>

<p>Ancak 19. yüzyıl Avrupa’sında bunlar oldukça yenilikçi fikirlerdi.</p>

<p>Modern sosyal sağlık sigortasının en önemli dönüm noktalarından biri <strong>15 Haziran 1883’te Almanya’da</strong> yaşandı. Dönemin Alman Şansölyesi Otto von Bismarck döneminde kabul edilen <strong>İşçilerin Hastalık Sigortası Yasası</strong>, belirli işçi grupları için zorunlu sağlık sigortasının temelini attı.</p>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı, bu tarihi ülkedeki yasal sağlık sigortasının başlangıcı olarak kabul ediyor. Almanya böylece <strong>ulusal düzeyde sosyal sigortayı yasalaştıran ilk ülke</strong> oldu.</p>

<h2>Bismarck Neden Sağlık Sigortası Kurdu?</h2>

<ol start="19">
 <li>
 <p>yüzyılın ikinci yarısında Almanya hızla sanayileşiyordu.</p>
 </li>
</ol>

<p>Fabrikaların büyümesiyle kentlerde çalışan işçi nüfusu artarken iş kazaları, hastalıklar ve gelir kaybı önemli bir sosyal sorun hâline geldi.</p>

<p>Bir işçinin hastalanması yalnızca sağlık problemi anlamına gelmiyordu. Çalışamadığı günlerde gelirini de kaybediyordu.</p>

<p>Bismarck döneminde oluşturulan sosyal sigorta sistemi bu riski paylaşmayı amaçladı.</p>

<p>1883 tarihli düzenlemeyle sanayi, zanaat ve çeşitli işletmelerde çalışan gruplar zorunlu sağlık sigortasına alındı. İlk sistemde sağlık sigortası primlerinin yaklaşık <strong>üçte ikisini çalışanlar, üçte birini işverenler</strong> ödüyordu.</p>

<p>Başlangıçta sistem Alman nüfusunun yalnızca yaklaşık yüzde 10’unu kapsıyordu.</p>

<p>Ardından iş kazası, yaşlılık ve malullük sigortası gibi düzenlemeler geldi.</p>

<p>Böylece hastalık veya yaşlılık nedeniyle çalışamaz hâle gelen bireyin bütün ekonomik riski tek başına üstlenmesi yerine riskin çalışanlar, işverenler ve toplum arasında paylaşılması fikri kurumsallaşmaya başladı.</p>

<h2>Bismarck Modelinin Temel Mantığı Nedir?</h2>

<p>Bismarck sisteminin özünde oldukça basit bir mekanizma bulunur:</p>

<p><strong>Çalışan ve işveren sağlık sisteminin finansmanına birlikte katkıda bulunur; toplanan para ortak bir sigorta sistemi içinde birleştirilir ve ihtiyaç duyan sigortalının sağlık giderleri bu kaynaklardan karşılanır.</strong></p>

<p>Bu nedenle model, ağırlıklı olarak genel vergilerle finanse edilen klasik ulusal sağlık hizmetlerinden farklıdır.</p>

<p>Devlet sistemi düzenler ve kurallarını belirler ancak sağlık hizmetlerinin finansmanında sosyal sağlık sigortası kurumları önemli rol oynar.</p>

<p>Bugünkü Almanya'da devlet yasal çerçeveyi özellikle Sosyal Kanun'un Beşinci Kitabı üzerinden belirlerken sağlık sistemindeki birçok kurum <strong>öz yönetim</strong> ilkesiyle faaliyet gösteriyor.</p>

<h2>Gesundheitsfonds: Primler Nereye Gidiyor?</h2>

<p>Modern Alman sisteminde çalışan ve işverenlerden toplanan primler yalnızca tek tek sağlık sigortası kasalarının bünyesinde tutulmuyor.</p>

<p>Prim gelirlerinin önemli bölümü merkezi bir yapı olan <strong>Gesundheitsfonds</strong>, yani Sağlık Fonu’nda toplanıyor.</p>

<p>Federal bütçeden yapılan katkılar da bu fona aktarılıyor.</p>

<p>Daha sonra kaynaklar sağlık sigortası fonlarına, sigortalıların sayısı ve risk yapısı gibi unsurlar dikkate alınarak dağıtılıyor.</p>

<p>Bu mekanizma, sağlık sigortası fonları arasındaki mali farklılıkların dengelenmesini ve daha yüksek sağlık riski taşıyan sigortalara sahip fonların dezavantajlı hâle gelmemesini amaçlıyor.</p>

<h2>Temel İlke: Çok Ödeyen Daha Fazla Tedavi Almıyor</h2>

<p>Alman sisteminin en dikkat çekici özelliklerinden biri <strong>dayanışma ilkesi</strong>.</p>

<p>Yasal sağlık sigortasında ödenen prim kişinin ekonomik gücüyle bağlantılı.</p>

<p>Ancak temel sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı kişinin sisteme ne kadar para yatırdığına göre belirlenmiyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle:</p>

<p>Daha yüksek gelire sahip bir çalışan daha fazla prim ödeyebilir ancak bu durum ona otomatik olarak daha kapsamlı temel sağlık hizmeti hakkı sağlamaz.</p>

<p>Alman Federal Sağlık Bakanlığı sistemi;</p>

<p><strong>sağlıklıların hastaları, yüksek gelirlilerin düşük gelirlileri, gençlerin yaşlıları ve bekârların aileleri desteklediği bir dayanışma modeli</strong></p>

<p>olarak tanımlıyor.</p>

<h2>Almanya'da Bugün Kaç Kişi Bu Sistemde?</h2>

<p>1883 yılında nüfusun yaklaşık yüzde 10’unu kapsayan sistem bugün Almanya’nın temel sağlık finansmanı mekanizmasına dönüşmüş durumda.</p>

<p>Federal Sağlık Bakanlığı verilerine göre nüfusun yaklaşık <strong>yüzde 88’i</strong>, yani <strong>74 milyondan fazla kişi</strong>, yasal sağlık sigortası kapsamında bulunuyor.</p>

<p>Yaklaşık 9 milyon kişi ise özel sağlık sigortasına sahip.</p>

<p>Almanya’da yasal sağlık sigortası tek bir devlet kurumundan oluşmuyor. Birbirinden bağımsız çok sayıda sağlık sigortası fonu bulunuyor ve vatandaşlar belirli kurallar çerçevesinde bunlar arasında seçim yapabiliyor.</p>

<p>2026 itibarıyla yasal sistemde <strong>93 sağlık sigortası fonu</strong> faaliyet gösteriyor.</p>

<h2>Primleri Kim Ödüyor?</h2>

<p>Bismarck modelinin tarihsel mirasının en görünür özelliklerinden biri çalışan ve işverenin finansmana birlikte katılması.</p>

<p>2026 yılında Almanya’da yasal sağlık sigortasının genel prim oranı <strong>brüt gelirin yüzde 14,6’sı</strong>.</p>

<p>Bu temel primin:</p>

<p><strong>yüzde 7,3’ünü çalışan,<br />
yüzde 7,3’ünü işveren ödüyor.</strong></p>

<p>Bunun üzerine sağlık sigortası fonlarının finansman ihtiyacına göre ek prim uygulanabiliyor.</p>

<p>2026 için ilan edilen <strong>ortalama ek prim oranı yüzde 2,9</strong>.</p>

<p>Ancak bu oran tüm fonlar için sabit değil. Gerçekte uygulanacak ek prim oranı sağlık sigortası fonuna göre değişebiliyor.</p>

<p>Ek prim de çalışan ile işveren arasında paylaştırılıyor.</p>

<p>Prim hesabı ise kişinin sınırsız gelirine uygulanmıyor.</p>

<p>2026 yılında sağlık sigortası primi hesabında dikkate alınan aylık gelir üst sınırı <strong>5.812,50 avro</strong>, yıllık sınır ise <strong>69.750 avro</strong>.</p>

<h2>Aile Üyeleri İçin Ayrı Prim Gerekiyor mu?</h2>

<p>Sistemin dikkat çekici özelliklerinden biri bazı aile bireylerinin prim ödemeden sigortalı olabilmesi.</p>

<p>Federal Sağlık Bakanlığı verilerine göre yaklaşık <strong>16 milyon kişi</strong>, gerekli koşulları taşımaları hâlinde aile üyesi üzerinden prim ödemeden yasal sağlık sigortası kapsamına girebiliyor.</p>

<p>Bu uygulama da sistemin dayanışma prensibinin önemli parçalarından biri olarak görülüyor.</p>

<h2>Hastalanan Çalışanın Maaşı Ne Oluyor?</h2>

<p>Bismarck sisteminin tarihsel çıkış noktalarından biri yalnızca tedavi masraflarını değil, hastalık nedeniyle ortaya çıkan gelir kaybını da azaltmaktı.</p>

<p>Bu düşüncenin izleri bugün de devam ediyor.</p>

<p>Almanya’da çalışan hastalık nedeniyle çalışamazsa işveren genel olarak ilk <strong>altı hafta boyunca ücretini ödemeye devam ediyor.</strong></p>

<p>İş göremezlik daha uzun sürerse belirli koşullar altında yasal sağlık sigortası tarafından hastalık ödeneği devreye giriyor.</p>

<p>Aynı hastalık nedeniyle üç yıllık bir dönem içinde toplam hastalık ödeneği hakkı belirli koşullarla <strong>78 haftaya kadar</strong> çıkabiliyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı var:</p>

<p><strong>Bu 78 haftalık toplam süreye, işverenin ücret ödemeye devam ettiği ilk altı haftalık dönem de dâhil.</strong></p>

<p>Dolayısıyla sağlık sigortasının fiilen ödeme yaptığı süre, standart durumlarda 78 haftanın tamamı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu yönüyle sağlık sigortası yalnızca “doktor ve hastane faturasını ödeme sistemi” değil; aynı zamanda hastalık nedeniyle oluşabilecek ekonomik kaybı azaltan sosyal güvenlik mekanizmalarından biri.</p>

<h2>Bismarck Modeli ile İngiliz Sistemi Arasındaki Fark Ne?</h2>

<p>Sağlık sistemleri karşılaştırılırken Bismarck modeli genellikle İngiltere’de gelişen <strong>Beveridge modeli</strong> ile karşılaştırılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Temel ayrım finansmanın nasıl sağlandığıdır.</p>

<p><strong>Bismarck modeli:</strong><br />
Temel finansman sosyal sağlık sigortası primlerine dayanır. Çalışanlar ve işverenler sisteme katkıda bulunur.</p>

<p><strong>Beveridge modeli:</strong><br />
Finansman ağırlıklı olarak genel vergilerden sağlanır ve sağlık hizmetinin sunumunda devlet daha merkezi rol oynar.</p>

<p>Ancak günümüzde hiçbir büyük sağlık sistemi bu modellerin tarihsel “saf” biçimiyle işlemiyor.</p>

<p>Ülkeler zaman içinde vergi, sigorta primi, özel sigorta ve kamu finansmanı gibi farklı araçları bir araya getiren karma sistemler geliştirdi.</p>

<p>Almanya da bunun tipik örneklerinden biri.</p>

<p>Yasal sağlık sigortasının finansmanı yalnızca primlerden oluşmuyor; federal bütçeden aktarılan kaynaklar da sisteme katkı sağlıyor.</p>

<h2>Sistem Neden 143 Yıldır Ayakta?</h2>

<p>Sistemin 143 yıldır varlığını sürdürebilmesini yalnızca 1883’te çıkarılan yasayla açıklamak mümkün değil.</p>

<p>Asıl dikkat çekici nokta sistemin zaman içinde değişebilmesi.</p>

<p>İlk kurulduğunda nüfusun yalnızca küçük bir bölümünü kapsayan işçi sigortası;</p>

<p>zamanla daha geniş çalışan gruplarını, emeklileri, aile bireylerini ve farklı toplumsal kesimleri kapsayan bir sağlık güvence sistemine dönüştü.</p>

<p>Ancak ana fikir büyük ölçüde korundu:</p>

<p><strong>Hastalık riskinin maliyeti bireyin üzerine bırakılmamalı, toplum içinde paylaşılmalıdır.</strong></p>

<p>Bu nedenle Almanya Federal Sağlık Bakanlığı da yasal sağlık sigortasının temel ilkelerinin 19. yüzyıl sonlarından bugüne büyük ölçüde korunduğuna dikkat çekiyor.</p>

<h2>Ancak 143 Yıllık Sistem Bugün Yeni Bir Sorunla Karşı Karşıya</h2>

<p>Uzun geçmişine rağmen Alman sağlık sigortası sistemi mali baskılardan bağımsız değil.</p>

<p>Yaşlanan nüfus, sağlık çalışanı maliyetleri, hastane harcamaları, ilaç giderleri ve yeni sağlık teknolojileri sağlık harcamalarını artırıyor.</p>

<p>2026’nın ilk yarısında yasal sağlık sigortası fonlarının gelirleri yaklaşık <strong>188,9 milyar avro</strong>, giderleri ise <strong>186,3 milyar avro</strong> olarak gerçekleşti.</p>

<p>Aynı dönemde sağlık hizmetleri ve yönetim giderlerinin bir önceki döneme göre <strong>yüzde 7,1 arttığı</strong> bildirildi.</p>

<p>Sağlık sigortası fonlarının fiilen uyguladığı ortalama ek prim oranı Haziran 2026 sonunda <strong>yüzde 3,13’e</strong> ulaştı.</p>

<p>Bu oran, 2026 için ilan edilen yüzde 2,9’luk ortalama referans oranın üzerinde.</p>

<p>Federal Sağlık Bakanlığı, ilk yarı verilerinin bazı hizmet alanlarında dönemsel tahminler ve henüz kesinleşmemiş gider kalemleri içerebildiğine de dikkat çekiyor.</p>

<p>Bu nedenle Almanya’da Bismarck sisteminin bugün en önemli tartışmalarından biri artık sistemi kurmak değil, <strong>143 yıllık dayanışma modelinin gelecekte nasıl finanse edileceği.</strong></p>

<h2>Bir Sağlık Sisteminin 143 Yıllık Dersi</h2>

<p>1883 yılında çıkarılan bir işçi sigortası yasasının 21. yüzyılın en gelişmiş sağlık sistemlerinden birinin temelini oluşturacağını dönemin insanlarının öngörmesi muhtemelen kolay değildi.</p>

<p>Ancak Bismarck sisteminin sağlık politikası açısından bıraktığı önemli bir miras var:</p>

<p><strong>Sağlık hizmetinin finansmanı, hastalandığı anda yalnızca hastanın taşıyacağı bireysel bir ekonomik risk olmaktan çıkarılabilir.</strong></p>

<p>Çalışanlar, işverenler ve kamu kaynakları bu riski paylaşabilir.</p>

<p>Bugün sistemin finansmanı, nüfusun yaşlanması ve sağlık harcamalarının artışı ciddi tartışmalar yaratıyor.</p>

<p>Fakat 1883’te ortaya çıkan temel düşünce hâlâ ayakta:</p>

<p><strong>İnsan hastalandığında yalnızca hastalığıyla değil, tedavinin ekonomik yüküyle de tek başına mücadele etmek zorunda kalmamalı.</strong></p>

<p>143 yıl sonra Bismarck modelinin dünya sağlık sistemlerine bıraktığı en kalıcı ders belki de budur.</p>

<hr />
<h2>KAYNAKLAR</h2>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı<br />
Geschichte der gesetzlichen Krankenversicherung</p>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı<br />
Gesetzliche Krankenversicherung – Grundlagen und Organisation</p>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı<br />
Beiträge der gesetzlichen Krankenversicherung 2026</p>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı<br />
Gesundheitsfonds</p>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı<br />
Finanzierung der gesetzlichen Krankenversicherung</p>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı<br />
Mitglieder und Versicherte der gesetzlichen Krankenversicherung</p>

<p>Gesund.bund.de – Federal Health Portal<br />
Krankengeld</p>

<p>Almanya Federal Sağlık Bakanlığı<br />
Finanzentwicklung der GKV im 1. Halbjahr 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/almanyanin-140-yillik-saglik-sigortasi-modeli-bismarck-sistemi-nedir</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 19:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/alman-saglik-sistemi.jpg" type="image/jpeg" length="39473"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Az Harcamayla İyi Sağlık Sonuçlarına Ulaşan Ülkeler Hangileri?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/az-harcamayla-iyi-saglik-sonuclarina-ulasan-ulkeler-hangileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/az-harcamayla-iyi-saglik-sonuclarina-ulasan-ulkeler-hangileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[OECD ülkelerinde kişi başına sağlık harcaması yaklaşık 6 bin dolara ulaşırken bazı ülkeler bu seviyenin belirgin biçimde altında harcama yapmasına rağmen 83–84 yıllık yaşam beklentisine ulaşabiliyor. İspanya, İtalya, Güney Kore ve İsrail gibi örnekler, sağlık sonuçlarında yalnızca ne kadar para harcandığının değil, kaynağın nasıl kullanıldığının da önemli olduğunu gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir ülkenin sağlık sisteminin başarısı yalnızca hastanelere, ilaçlara ve sağlık çalışanlarına ne kadar para ayırdığıyla ölçülebilir mi?</p>

<p>OECD verileri bunun tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.</p>

<p>OECD ülkelerinde kişi başına yıllık sağlık harcaması 2024 yılı veya mevcut en yakın yıl itibarıyla satın alma gücü paritesine göre ortalama <strong>5 bin 967 dolar</strong> düzeyinde.</p>

<p>Ancak ülkeler arasında hem harcama hem de sağlık sonuçları açısından çok büyük farklılıklar bulunuyor.</p>

<p>Bazı ülkeler OECD ortalamasının altında harcama yaparken yaşam beklentisi ve bazı ölüm göstergelerinde ortalamanın üzerinde sonuçlar elde edebiliyor.</p>

<p>Bu durum sağlık ekonomisinin temel sorularından birini gündeme getiriyor:</p>

<p><strong>Sağlığa ne kadar para harcandığı kadar, bu kaynağın nasıl kullanıldığı da mı önemli?</strong></p>

<h2>İspanya: 5.346 dolar harcama, 84 yıl yaşam beklentisi</h2>

<p>İspanya dikkat çekici örneklerin başında geliyor.</p>

<p>Kişi başına yıllık sağlık harcaması <strong>5 bin 346 dolar</strong> ile OECD ortalamasının altında bulunuyor.</p>

<p>Buna karşılık ülkede doğuşta beklenen yaşam süresi <strong>84 yıl</strong>. Bu değer OECD ortalamasının yaklaşık 2,9 yıl üzerinde.</p>

<p>Daha önemlisi, yalnızca uzun yaşam değil.</p>

<p>İspanya'da önlenebilir ölüm hızı 100 bin kişide <strong>92</strong>, tedavi edilebilir nedenlere bağlı ölüm hızı ise <strong>50</strong> düzeyinde. OECD ortalamaları sırasıyla 145 ve 77.</p>

<p>Dolayısıyla İspanya, harcama ve sağlık sonuçları birlikte değerlendirildiğinde dikkat çeken ülkelerden biri.</p>

<h2>İtalya: Daha düşük harcamayla 83,5 yıl</h2>

<p>Benzer bir tablo İtalya'da görülüyor.</p>

<p>İtalya kişi başına sağlık için yılda yaklaşık <strong>5 bin 164 dolar</strong> harcıyor. Bu rakam OECD ortalamasından yaklaşık 800 dolar daha düşük.</p>

<p>Buna rağmen yaşam beklentisi <strong>83,5 yıl</strong>.</p>

<p>İtalya'da önlenebilir ölüm hızı 100 bin kişide <strong>93</strong>, tedavi edilebilir ölüm hızı ise <strong>52</strong>.</p>

<p>Ülkenin sağlık harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı da yüzde <strong>8,4</strong> ile OECD ortalaması olan yüzde 9,3'ün altında.</p>

<h2>Güney Kore: 4.797 dolarla 83,5 yıl</h2>

<p>Sağlık harcaması ile yaşam beklentisi arasındaki ilişkinin dikkat çekici olduğu bir diğer ülke Güney Kore.</p>

<p>Kişi başına sağlık harcaması yaklaşık <strong>4 bin 797 dolar</strong>.</p>

<p>Buna karşılık yaşam beklentisi <strong>83,5 yıl</strong>.</p>

<p>Tedavi edilebilir ölüm hızı ise 100 bin kişide <strong>45</strong> ile OECD ortalaması olan 77'nin oldukça altında.</p>

<p>Ancak bu örnek önemli bir uyarıyı da beraberinde getiriyor.</p>

<p>Bir ülkenin birkaç sağlık göstergesinde başarılı olması, sağlık sisteminin her alanda aynı ölçüde başarılı olduğu anlamına gelmiyor. Örneğin Güney Kore'de intihar oranı OECD ortalamasının oldukça üzerinde bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle sağlık sistemlerinin verimliliği tek bir gösterge üzerinden değerlendirilmemeli.</p>

<h2>İsrail: OECD ortalamasından yaklaşık 1.600 dolar daha az harcama</h2>

<p>İsrail'de kişi başına sağlık harcaması yaklaşık <strong>4 bin 352 dolar</strong>.</p>

<p>Bu rakam OECD ortalamasından yaklaşık 1.600 dolar daha düşük.</p>

<p>Buna karşılık yaşam beklentisi <strong>83,8 yıl</strong>.</p>

<p>Önlenebilir ölüm hızı 100 bin kişide <strong>78</strong>, tedavi edilebilir ölüm hızı ise <strong>56</strong>.</p>

<p>OECD'nin kamu harcamalarının maliyet etkinliğini inceleyen değerlendirmelerinde İsrail, benzer miktarda sağlık harcaması yapan ülkelere kıyasla daha yüksek yaşam beklentisine ulaşan ülkeler arasında gösteriliyor.</p>

<h2>Japonya: Ortalama harcamayla en yüksek yaşam beklentilerinden biri</h2>

<p>Japonya'nın durumu biraz farklı.</p>

<p>Ülkenin kişi başına sağlık harcaması <strong>5 bin 790 dolar</strong> ile OECD ortalamasına oldukça yakın.</p>

<p>Ancak yaşam beklentisi <strong>84,1 yıl</strong>.</p>

<p>Önlenebilir ölüm hızı 100 bin kişide <strong>86</strong>, tedavi edilebilir ölüm hızı ise <strong>49</strong>.</p>

<p>OECD verileri Japonya'nın OECD ortalamasına yakın sağlık harcamasıyla üye ülkeler arasındaki en yüksek yaşam beklentilerinden birine ulaştığını gösteriyor.</p>

<h2>Costa Rica: Çok düşük harcamayla görece yüksek yaşam beklentisi</h2>

<p>Costa Rica farklı türde bir örnek oluşturuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kişi başına sağlık harcaması yalnızca <strong>1.935 dolar</strong>.</p>

<p>Bu rakam OECD ortalamasının yaklaşık üçte biri.</p>

<p>Buna rağmen yaşam beklentisi <strong>81 yıl</strong> ve OECD ortalaması olan 81,1 yıla oldukça yakın.</p>

<p>Ancak Costa Rica'yı tüm sağlık göstergelerinde başarılı bir model olarak değerlendirmek doğru değil.</p>

<p>Ülkede önlenebilir ölüm hızı 100 bin kişide <strong>147</strong>, tedavi edilebilir ölüm hızı ise <strong>94</strong>. Her iki gösterge de OECD ortalamasının üzerinde.</p>

<p>Bu nedenle Costa Rica esas olarak <strong>çok düşük sağlık harcamasına karşın OECD ortalamasına yakın yaşam beklentisine ulaşan bir ülke</strong> olarak dikkat çekiyor.</p>

<h2>Harcama ve yaşam beklentisi yan yana</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <th>Ülke</th>
   <th>Kişi başına sağlık harcaması*</th>
   <th>Yaşam beklentisi</th>
  </tr>
  <tr>
   <td>Costa Rica</td>
   <td>1.935 $</td>
   <td>81,0 yıl</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>İsrail</td>
   <td>4.352 $</td>
   <td>83,8 yıl</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Güney Kore</td>
   <td>4.797 $</td>
   <td>83,5 yıl</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>İtalya</td>
   <td>5.164 $</td>
   <td>83,5 yıl</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>İspanya</td>
   <td>5.346 $</td>
   <td>84,0 yıl</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Japonya</td>
   <td>5.790 $</td>
   <td>84,1 yıl</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>OECD ortalaması</strong></td>
   <td><strong>5.967 $</strong></td>
   <td><strong>81,1 yıl</strong></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>*Satın alma gücü paritesine göre kişi başına ABD doları; sağlık harcaması için 2024 veya mevcut en yakın yıl. Yaşam beklentisi göstergelerinde OECD'nin en güncel karşılaştırılabilir verileri kullanılmıştır.</p>

<p>Tablo önemli bir noktayı ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>Sağlık harcaması ile yaşam beklentisi arasında genel olarak pozitif bir ilişki bulunuyor; ancak daha yüksek harcama her ülkede aynı büyüklükte sağlık kazanımı sağlamıyor.</strong></p>

<p>Benzer miktarda harcama yapan ülkelerin sağlık sonuçları arasında belirgin farklar görülebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle sağlık sistemlerinin başarısını yalnızca toplam bütçe üzerinden değerlendirmek yeterli değil.</p>

<h2>Peki bu ülkeler neyi farklı yapıyor?</h2>

<p>Burada tek bir “başarı reçetesi” bulunmuyor.</p>

<p>Yaşam beklentisi yalnızca sağlık sisteminden etkilenmiyor.</p>

<p>Beslenme biçimi, sigara ve alkol kullanımı, obezite, eğitim düzeyi, gelir dağılımı, çevre koşulları, trafik güvenliği ve toplumun yaş yapısı gibi çok sayıda faktör sağlık sonuçlarını etkileyebiliyor.</p>

<p>Sağlık sistemi tarafında ise güçlü birinci basamak hizmetleri, koruyucu sağlık uygulamaları, kronik hastalıkların erken takibi, ilaç ve teknoloji fiyatlarının kontrolü ve gereksiz sağlık hizmetlerinin azaltılması kaynakların daha etkili kullanılmasına katkı sağlayabiliyor.</p>

<p>OECD de sağlık harcamaları ile yaşam beklentisi arasında genel olarak pozitif ilişki bulunduğunu ancak ülkelerin benzer harcama düzeylerinde çok farklı sonuçlara ulaşabildiğini belirtiyor.</p>

<h2>Türkiye nerede?</h2>

<p>Türkiye'de kişi başına sağlık harcaması satın alma gücü paritesine göre yaklaşık <strong>2 bin 309 dolar</strong>.</p>

<p>Bu rakam OECD ortalamasının yüzde 40'ından daha az.</p>

<p>Türkiye böylece OECD'deki en düşük kişi başına sağlık harcamalarından birine sahip.</p>

<p>Ancak yaşam beklentisi <strong>77,3 yıl</strong> ile OECD ortalamasının 3,8 yıl altında.</p>

<p>Önlenebilir ölüm hızı 100 bin kişide <strong>168</strong>, tedavi edilebilir ölüm hızı ise <strong>119</strong>. Her iki gösterge de OECD ortalamasının üzerinde.</p>

<p>Bu tablo Türkiye açısından önemli bir ayrımı ortaya koyuyor:</p>

<p><strong>Düşük sağlık harcaması tek başına verimlilik anlamına gelmiyor.</strong></p>

<p>Gerçek verimlilik, kullanılan kaynaklarla ne kadar sağlık kazanımı elde edildiğiyle birlikte değerlendirilmek zorunda.</p>

<h2>En fazla harcayan her zaman aynı ölçüde sağlık kazanımı elde etmiyor</h2>

<p>Sağlık ekonomisinin temel tartışmalarından biri burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bir noktaya kadar daha fazla kaynak; daha fazla sağlık çalışanı, daha iyi ilaç erişimi, daha gelişmiş teknoloji ve daha kapsamlı sağlık hizmeti anlamına gelebiliyor.</p>

<p>Ancak harcamalar yükseldikçe her ek kaynağın aynı büyüklükte sağlık kazanımı sağlaması garanti değil.</p>

<p>Bu nedenle modern sağlık politikalarının temel sorusu yalnızca:</p>

<p><strong>“Sağlığa ne kadar para harcıyoruz?”</strong></p>

<p>olmamalı.</p>

<p>Asıl soru şu olmalı:</p>

<p><strong>“Harcadığımız her birim kaynak karşılığında ne kadar sağlık kazanımı elde ediyoruz?”</strong></p>

<p>İspanya, İtalya, İsrail ve Güney Kore'nin verileri ile Japonya ve Costa Rica'nın farklı nitelikteki örnekleri, sağlık sistemlerinin başarısında bütçenin büyüklüğü kadar <strong>kaynağın nereye ve nasıl harcandığının</strong> da önemli olduğunu gösteriyor.</p>

<h1>5. Kaynaklar</h1>

<ul>
 <li>
 <p>OECD — Health at a Glance 2025</p>
 </li>
 <li>
 <p>OECD — Health Expenditure per Capita</p>
 </li>
 <li>
 <p>OECD — Life Expectancy at Birth</p>
 </li>
 <li>
 <p>OECD — Government at a Glance 2025 / Cost Effectiveness</p>
 </li>
 <li>
 <p>OECD Health Statistics 2025</p>
 </li>
 <li>
 <p>WHO — Global Health Expenditure Database</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/az-harcamayla-iyi-saglik-sonuclarina-ulasan-ulkeler-hangileri</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 19:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/en-cok-harcayan-degil.jpg" type="image/jpeg" length="81883"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kadavra Başında Edilen Yeminler: Anatomi Eğitiminin Ahlaki Sınırları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kadavra-basinda-edilen-yeminler-anatomi-egitiminin-ahlaki-sinirlari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kadavra-basinda-edilen-yeminler-anatomi-egitiminin-ahlaki-sinirlari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp öğrencisinin ilk sessiz öğretmeni

Tıp öğrencisinin insan bedeniyle ilk gerçek karşılaşması çoğu zaman yaşayan bir hastayla değil, anatomi masasındaki sessiz bir bedenle gerçekleşir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Önünde bir anatomi atlası, elinde neşter ve birkaç adım ötesinde hayatında ilk kez karşılaşacağı bir ölü beden vardır.</p>

<p>O beden konuşmayacaktır. Acı duyduğunu söylemeyecek, öğrencinin yanlışını düzeltemeyecek, mahremiyetinin ihlal edildiğini ifade edemeyecektir.</p>

<p>İşte tam da bu nedenle anatomi salonundaki ilk ders yalnızca kasların, sinirlerin ve damarların yerini öğrenmek değildir.</p>

<p><strong>Asıl derslerden biri, kendisini artık savunamayacak bir insan bedenine nasıl davranılması gerektiğidir.</strong></p>

<p>Modern anatomi eğitiminde kullanılan “sessiz öğretmen”, “ilk öğretmen” ve bazı eğitim programlarında “ilk hasta” gibi ifadeler bu anlayıştan doğdu.</p>

<p>Kadavra artık yalnızca üzerinde anatomik yapıların gösterildiği biyolojik materyal olarak değil, yaşamı sona ermiş fakat bedeniyle tıp eğitimine katkıda bulunan bir insan olarak ele alınıyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, anatomi eğitiminin yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda etik bir süreç olduğunu da hatırlatıyor.</p>

<h2>Anatominin tarihi her zaman bu kadar saygılı değildi</h2>

<p>İnsan bedeninin disseksiyonu tıp tarihinde oldukça eski bir uygulama.</p>

<p>MÖ 3. yüzyılda İskenderiye’de çalışan Herophilos ve Erasistratos, insan bedeni üzerinde sistematik anatomik çalışmalar gerçekleştiren en erken hekimler arasında kabul edilir. Herophilos, sistematik insan disseksiyonu yapan ilk anatomistler arasında özellikle öne çıkar.</p>

<p>Ancak insan disseksiyonu sonraki yüzyıllarda birçok coğrafyada dinî, kültürel, hukuki ve toplumsal nedenlerle sınırlı kaldı ve uzun süre sistematik tıp eğitiminin merkezinde yer almadı.</p>

<p>Avrupa’da disseksiyon yeniden tıp eğitiminin önemli unsurlarından biri hâline geldiğinde kullanılan bedenlerin büyük bölümü gönüllü bağışçılara ait değildi.</p>

<p>İdam edilen suçluların bedenleri anatomi salonlarına gönderiliyor, 18. ve 19. yüzyıllarda tıp okullarının kadavra ihtiyacının artması ise özellikle Britanya ve Amerika’da mezar soygunculuğu, beden kaçırma ve yasa dışı beden temini gibi ciddi sorunları beraberinde getiriyordu.</p>

<p>Böylece tıp öğrencilerinin insan anatomisini öğrenme ihtiyacı ile ölünün bedensel bütünlüğü ve insan onuru arasında önemli bir etik çatışma ortaya çıktı.</p>

<h2>Kadavra nereden geliyordu?</h2>

<ol start="19">
 <li>
 <p>yüzyıla gelindiğinde büyüyen tıp eğitimi yeni bir sorun yaratmıştı:</p>
 </li>
</ol>

<p><strong>Anatomi eğitimi için yeterli sayıda beden nereden bulunacaktı?</strong></p>

<p>Britanya’da mezar soygunları ve yasa dışı beden temini kamuoyunda büyük tepki topladı. Burke ve Hare cinayetleri gibi olaylar, insan bedeninin anatomi okullarına satılmasının ne kadar ciddi bir etik ve toplumsal sorun hâline geldiğini gösterdi.</p>

<p><strong>1832 tarihli Anatomy Act, anatomi eğitiminde kullanılabilecek bedenlerin teminine yeni bir hukuki çerçeve getirdi ve mezar soygunculuğu ile yasa dışı beden teminini azaltmayı amaçlayan önemli bir dönüm noktası oldu.</strong></p>

<p>Ancak bugünün etik anlayışıyla bakıldığında bu düzenlemelerin de tartışmalı yönleri vardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çünkü uzun yıllar boyunca sahipsiz, yoksul veya kurumlarda ölen kişilerin bedenleri, yaşamlarında açık ve özgür bir bağış kararı vermemiş olsalar bile anatomi eğitiminde kullanılabildi.</p>

<p>Bu durum beden teminindeki yasa dışılığı azaltırken başka bir etik soruyu gündeme getiriyordu: Toplumun en yoksul ve savunmasız kesimlerinin bedenleri, ölümden sonra da eşitsizliğin konusu hâline mi geliyordu?</p>

<p>Modern etik anlayışın temel farkı tam olarak burada ortaya çıkıyor:</p>

<p><strong>Bir bedenin eğitim için kullanılabilir olması ile kişinin bunu özgür iradesiyle istemiş olması aynı şey değildir.</strong></p>

<ol start="20">
 <li>
 <p>yüzyıl boyunca gelişen gönüllü beden bağışı programları, anatomi eğitimindeki bu anlayışı önemli ölçüde değiştirdi.</p>
 </li>
</ol>

<p>Çağdaş beden bağışı programlarında gönüllülük, bilgilendirme, insan onurunun korunması ve yürürlükteki hukuki düzenlemelere uygunluk temel etik ilkeler arasında yer alıyor.</p>

<h2>Neşterden önce verilen söz</h2>

<p>Bu dönüşüm yalnızca bedenlerin nasıl temin edildiğiyle sınırlı kalmadı.</p>

<p>Anatomi salonlarının kültürü de değişmeye başladı.</p>

<p>Dünyanın farklı tıp fakültelerinde öğrencilerin ilk disseksiyon öncesinde kadavra karşısında bir tür <strong>“cadaveric oath”, yani kadavra yemini</strong> okuduğu, sessizlik yaptığı veya teşekkür ve anma törenlerine katıldığı uygulamalar bulunuyor.</p>

<p>Ancak bu yeminlerin tek ve evrensel bir metni yok.</p>

<p>Hippokrat Yemini gibi bütün dünyada ortak tarihsel kökene sahip tek bir “kadavra yemini” geleneğinden söz etmek de mümkün değil.</p>

<p>Literatürde dünyadaki ilk kadavra yemininin nerede ve ne zaman edildiğini kesin biçimde gösteren tek bir başlangıç tarihi bulunmuyor.</p>

<p>Buna rağmen farklı üniversitelerde uygulanan yeminlerin ve törenlerin ortak mesajları büyük ölçüde benzer:</p>

<p>Kadavraya saygı göstermek, bedenin mahremiyetini korumak, gereksiz işlemlerden kaçınmak, fotoğraf ve görüntüleri uygunsuz biçimde paylaşmamak ve bağışçının bedeninden edinilen bilgiyi gelecekte hastaların yararına kullanmak.</p>

<p>Başka bir ifadeyle öğrenciye verilen mesaj yalnızca:</p>

<p><strong>“Bu bedenden öğren.”</strong></p>

<p>değildir.</p>

<p>Aynı zamanda:</p>

<p><strong>“Bu bedene saygı göster.”</strong></p>

<p>mesajıdır.</p>

<h2>Türkiye’den 2026 tarihli yeni araştırma</h2>

<p>Konu Türkiye açısından da son derece güncel.</p>

<p><strong>25 Eylül 2026’da Anatomical Sciences Education dergisinde çevrim içi yayımlanan Kocaeli Üniversitesi merkezli bir araştırma</strong>, üniversitenin ilk beden bağışçısı anma törenine ilişkin tıp öğrencilerinin değerlendirmelerini inceledi.</p>

<p>Araştırmaya toplam 246 öğrenci katıldı.</p>

<p>Bunların 104’ü, yani yüzde 42,3’ü anma törenine katılmıştı.</p>

<p>Törene katılan öğrencilerin:</p>

<p><strong>Yüzde 90,3’ü beden bağışçılarına yönelik takdirlerinin arttığını,</strong></p>

<p><strong>yüzde 94,2’si ise bağışlanan bedenlere daha fazla özen gösterme eğilimi geliştirdiğini</strong></p>

<p>bildirdi.</p>

<p>Araştırmada öğrenciler akademik deneyim, kişisel gelişim, empati, ölüm üzerine düşünme ve etik farkındalık gibi alanlarda da olumlu değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Ancak burada önemli bir bilimsel ayrım yapmak gerekiyor: Çalışma kesitsel nitelikteydi ve öğrencilerin kendi değerlendirmelerine dayanıyordu. Bu nedenle sonuçlar, anma töreninin söz konusu özellikleri kesin olarak artırdığını kanıtlamaktan ziyade, törene katılan öğrencilerin bu alanlarda olumlu etkiler algıladığını gösteriyor.</p>

<p>Çalışmanın yazarları <strong>Ayla Tekin, Nurşen Zeybek, Sibel Balci ve Tuncay Çolak</strong>.</p>

<p>Bu sonuçlar anatomi laboratuvarının yalnızca insan bedeninin öğrenildiği bir yer olmadığını düşündürüyor.</p>

<p>Aynı zamanda geleceğin hekiminin <strong>insan bedenine hangi gözle bakacağını öğrendiği yerlerden biri.</strong></p>

<h2>Öğrenciler kadavrayı nasıl görüyor?</h2>

<p>Kadavra yemini ve etik farkındalık konusunda yapılan araştırmalar da bu yaklaşımın öğrenciler üzerindeki karşılığını ortaya koyuyor.</p>

<p>Nepal’de <strong>100 birinci sınıf tıp öğrencisi</strong> üzerinde yapılan bir çalışmada öğrencilerin yüzde 95’i kadavraların saygı, şefkat, özen ve insan onuruna uygun biçimde ele alınması gerektiğini güçlü biçimde destekledi.</p>

<p>Öğrencilerin yüzde 84’ü ise kadavranın bir <strong>“sessiz öğretmen” veya “sessiz mentor”</strong> olarak görülmesi düşüncesine tamamen katıldığını bildirdi.</p>

<p>Araştırma, kadavra yemini törenine katılan öğrencilerin görüşlerini ölçen tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışmaydı. Dolayısıyla bu oranlar, törenin öğrencilerin tutumlarını ne ölçüde değiştirdiğini tek başına göstermiyor; öğrencilerin tören sonrasındaki algılarını ortaya koyuyor.</p>

<p>Bununla birlikte sonuçlar, kadavranın öğrenciler tarafından yalnızca anatomik bilgi sağlayan bir eğitim materyali olarak görülmediğini gösteren önemli örneklerden biri.</p>

<p>Öğrenciler için o beden aynı zamanda hekimliğin profesyonel ve etik sınırlarının öğrenildiği ilk karşılaşmalardan biri olabiliyor.</p>

<h2>“İlk hasta” mı, “sessiz öğretmen” mi?</h2>

<p>Anatomi eğitiminde kullanılan dil de zaman içerisinde değişti.</p>

<p>Geçmişte çoğunlukla “kadavra” olarak adlandırılan beden için günümüzde bazı eğitim programlarında:</p>

<p><strong>“Silent teacher — sessiz öğretmen”</strong></p>

<p>veya</p>

<p><strong>“First teacher — ilk öğretmen”</strong></p>

<p>ifadeleri kullanılıyor.</p>

<p>Bazı kurumlarda ise <strong>“first patient — ilk hasta”</strong> kavramına da rastlanıyor.</p>

<p>Bu ifadelerin amacı anatomik bir gerçeği değiştirmek değil.</p>

<p>Amaç, öğrencinin karşısındaki bedenin bir zamanlar yaşayan; ailesi, ilişkileri, korkuları, umutları ve tercihleri olan bir insana ait olduğunu unutmamasını sağlamak.</p>

<p>Çünkü anatomi laboratuvarı birçok tıp öğrencisi için ölümle ilk sistematik ve uzun süreli karşılaşmalardan biri.</p>

<p>Araştırmalar ilk disseksiyon deneyimlerinin öğrencilerde kaygı, korku, rahatsızlık ve ölüm üzerine düşünme gibi çeşitli duygusal tepkiler oluşturabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Bu nedenle günümüzde birçok anatomi programı öğrencilerin yalnızca bilimsel bilgi edinmesini değil, insan bedenine karşı profesyonel ve etik bir tutum geliştirmesini de eğitimin parçası olarak görüyor.</p>

<h2>Beden bağışçıları neden anılıyor?</h2>

<p>Dünyanın farklı tıp fakültelerinde beden bağışçılarını anmak amacıyla çeşitli törenler düzenleniyor.</p>

<p>Bazı programlarda öğrenciler şiir okuyor.</p>

<p>Bazılarında çiçek bırakılıyor.</p>

<p>Bazılarında bağışçılar için birkaç dakikalık sessizlik yapılıyor.</p>

<p>Bazı törenlere bağışçıların aileleri de katılabiliyor.</p>

<p>Bu uygulamaların temel amaçlarından biri oldukça açık:</p>

<p><strong>Öğrencinin üzerinde çalıştığı bedeni yalnızca anonim bir laboratuvar nesnesine dönüştürmesini engellemek ve bağışçının insan kimliğini hatırlatmak.</strong></p>

<p>Anma törenleri özellikle son birkaç on yılda birçok anatomi programında eğitim kültürünün görünür bir parçası hâline geldi.</p>

<p>2019’da çevrim içi yayımlanan ve daha sonra <i>Anatomical Sciences Education</i> dergisinin 2020 cildinde yer alan bir araştırmada, 370 öğrenci anketi değerlendirildi.</p>

<p>Beden bağışçıları için düzenlenen törene katılan öğrencilerin çalışma bağlılığı, ölüm üzerine düşünme ve empatinin gelişimine ilişkin sorulara, katılmayan öğrencilere kıyasla daha olumlu yanıtlar verdiği bildirildi.</p>

<p>Ancak burada da önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:</p>

<p><strong>Bu sonuçlar anma törenlerinin öğrencilerde kesin olarak empati artışına neden olduğunu kanıtlamıyor.</strong></p>

<p>Daha doğru ifadeyle, törene katılan öğrenciler söz konusu alanlarda daha olumlu değerlendirmeler bildirmişti.</p>

<p>Bu ayrım önemlidir. Çünkü tıp eğitimindeki etik uygulamaların etkisini değerlendirirken ilişki ile nedensellik birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<h2>Fotoğraf çekmek neden etik sorun?</h2>

<p>Akıllı telefonlar ve sosyal medya, anatomi eğitimine yeni bir etik sorun daha ekledi:</p>

<p><strong>Kadavraların fotoğraflanması ve görüntülerinin paylaşılması.</strong></p>

<p>Bir insanın yaşamının sona ermiş olması, mahremiyet ve insan onuru kavramlarının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Güncel anatomi etiği yaklaşımında bağışlanan insan bedenlerinin görüntülerinin kullanılması, ilgili kurumların kuralları, bağış koşulları ve eğitimsel gerekliliklerle sınırlandırılıyor.</p>

<p>Öğrencilerin izinsiz fotoğraf veya video çekmesi ve bunları kişisel iletişim kanallarında ya da sosyal medyada paylaşması ciddi etik sorun olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Çünkü beden bağışı sınırsız bir kullanım hakkı doğurmuyor.</p>

<p>Bu nedenle modern anatomi etiğinin temel yaklaşımlarından biri şu ifadeyle özetlenebilir:</p>

<p><strong>Beden bağışı, beden üzerinde sınırsız tasarruf hakkı veren bir mülkiyet devri değildir.</strong></p>

<p>İnsan bedeninin tıp eğitimine bağışlanmış olması, o beden üzerinde her türlü işlemin yapılabileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Bağışçının iradesi, mahremiyeti, insan onuru, bağış programının koşulları ve ilgili hukuki-etik kurallar bedenin eğitimde nasıl kullanılabileceğinin sınırlarını belirlemeye devam eder.</p>

<h2>Anatomi salonundaki görünmeyen ders</h2>

<p>Bir tıp öğrencisi anatomi laboratuvarından çıktığında yüzlerce kasın, sinirin, damarın ve organın adını öğrenmiş olabilir.</p>

<p>Fakat belki de orada öğrendiği en önemli şey anatomi atlaslarında yazmaz.</p>

<p>Karşısındaki insan artık kendisini savunamıyor olsa bile ona saygı göstermek.</p>

<p>İşte kadavra başında edilen yeminlerin asıl anlamı da yalnızca söyledikleri kelimelerde değil.</p>

<p>O sözün yıllar sonra yaşayan hastanın başında da tutulup tutulmayacağında.</p>

<p>Anatomi masasındaki beden konuşmaz.</p>

<p>Fakat geleceğin hekimine mesleğinin en temel ahlak derslerinden birini verir:</p>

<p><strong>Bilmek, insana her şeyi yapma hakkı vermez.</strong></p>

<hr />
<h1>KAYNAKLAR</h1>

<ul>
 <li>
 <p>Ghosh SK. <i>Human Cadaveric Dissection: A Historical Account From Ancient Greece to the Modern Era.</i> Anatomy &amp; Cell Biology. 2015;48(3):153–169. DOI: 10.5115/acb.2015.48.3.153.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ghosh SK. <i>Paying Respect to Human Cadavers: We Owe This to the First Teacher in Anatomy.</i> Annals of Anatomy. 2017;211:129–134. DOI: 10.1016/j.aanat.2017.02.004.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Singh P, Phuyal N, Khadka S, Thapa TP, Thakur SK. <i>Perception of First-Year Medical Students Towards Cadaveric Oath.</i> Journal of Nepal Health Research Council. 2023;21(2):249–253. DOI: 10.33314/jnhrc.v21i02.4660.</p>
 </li>
 <li>
 <p>da Rocha AO, Maués JL, Chies GAF, da Silva AP. <i>Assessing the Impact of a Ceremony in Honor of the Body Donors in the Development of Ethical and Humanistic Attitudes among Medical Students.</i> Anatomical Sciences Education. 2020;13(4):467–474. İlk çevrim içi yayın: 2019. DOI: 10.1002/ase.1920.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tekin A, Zeybek N, Balci S, Çolak T. <i>Honoring the Silent Teachers: Medical Students' Reflections Following a Body Donor Memorial Ceremony in Türkiye.</i> Anatomical Sciences Education. Çevrim içi yayın: 25 Eylül 2026. DOI: 10.1002/ase.70364.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kadavra-basinda-edilen-yeminler-anatomi-egitiminin-ahlaki-sinirlari-1</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 19:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/kadavra-haber-gorseli.webp" type="image/jpeg" length="99506"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi Türkiye ve Dünya Sıralamalarında Yükselişini Sürdürüyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/saglik-bilimleri-universitesi-turkiye-ve-dunya-siralamalarinda-yukselisini-surduruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/saglik-bilimleri-universitesi-turkiye-ve-dunya-siralamalarinda-yukselisini-surduruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin son yıllardaki akademik yükselişi CWTS Leiden Ranking, Shanghai Ranking ve URAP sonuçlarına yansıdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Üniversitenin paylaştığı verilere göre SBÜ, Leiden Ranking’de 2021’de Türkiye’de 12’nci sıradayken 2025’te 1’inci sıraya yükseldi; sağlık alanında dünyada ilk 100’e girdi. Shanghai Ranking’de 2026 yılında Türkiye’de 1’inci sıraya çıkan Üniversite, URAP 2025–2026 sonuçlarında ise oftalmoloji ve cerrahi başta olmak üzere birçok sağlık bilimleri alanında Türkiye’nin üst sıralarında yer aldı.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin farklı uluslararası ve ulusal sıralamalardaki sonuçları, son yıllarda bilimsel üretim ve akademik görünürlük açısından dikkat çekici bir yükseliş tablosu ortaya koydu.</p>

<p>Farklı metodolojiler kullanan CWTS Leiden Ranking, Shanghai Ranking ve URAP’ın sonuçları doğrudan birbirleriyle karşılaştırılmasa da üç ayrı sıralamada ortaya çıkan veriler, Üniversitenin özellikle sağlık bilimlerindeki konumunun güçlendiğini gösteriyor.</p>

<p>Beş yılda 814’üncülükten 302’nciliğe</p>

<p>CWTS Leiden Ranking verileri, Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin beş yıllık akademik gelişimini dikkat çekici rakamlarla ortaya koyuyor.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi, 2021 yılında tüm bilim dalları değerlendirmesinde dünyada 814’üncü, Türkiye’de 12’nci sırada yer alıyordu. Üniversite 2022’de dünyada 572’nciliğe ve Türkiye’de 4’üncülüğe, 2023’te ise dünyada 416’ncılığa ve Türkiye’de 2’nciliğe yükseldi.</p>

<p>2024 yılında dünyada 334’üncü sıraya ulaşan SBÜ, Türkiye’de ilk sıraya çıktı. 2025 sonuçlarında ise yükselişini sürdürerek dünyada 302’nci, Türkiye’de 1’inci sırada yer aldı.</p>

<p><img alt="Sağlık Bilimleri Üniversitesi Türkiye ve Dünya Sıralamalarında Yükselişini Sürdürüyor" class="detail-photo img-fluid" height="2304" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1582.jpeg" width="1320" /></p>

<p>Beş yıllık tabloya bakıldığında Üniversite, dünya sıralamasında 512 basamak ilerlerken Türkiye sıralamasında 12’ncilikten 1’inciliğe yükseldi.</p>

<p>Sağlık alanında dünyada ilk 100’e girdi</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin sağlık alanındaki yükselişi ise daha belirgin bir tablo ortaya koydu.</p>

<p>SBÜ, 2021 yılında sağlık alanında dünyada 320’nci ve Türkiye’de 3’üncü sıradayken, 2022’de dünyada 199’uncu ve Türkiye’de 1’inci sıraya çıktı.</p>

<p>2023’te dünya sıralaması 131’e, 2024’te 97’ye yükseldi. 2025 yılında ise Sağlık Bilimleri Üniversitesi sağlık alanında dünyada 84’üncü sıraya ulaşırken Türkiye’deki 1’inciliğini korudu.</p>

<p>Böylece Üniversite, sağlık alanında CWTS Leiden Ranking’de dünya genelinde ilk 100 üniversite arasına girmiş oldu.</p>

<p>Shanghai Ranking’de Türkiye’de 1’inci sıraya yükseldi</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin akademik yükselişinin görüldüğü bir diğer değerlendirme Shanghai Ranking oldu.</p>

<p>Paylaşılan sonuçlara göre SBÜ, 2023 yılında 601–700 dünya bandında yer alırken Türkiye’de 2’nci sıradaydı. Üniversite 2024 ve 2025 yıllarında da 601–700 dünya bandındaki konumunu ve Türkiye’deki 2’nciliğini sürdürdü.</p>

<p>2026 sonuçlarında ise SBÜ, yine 601–700 dünya bandında yer alırken Türkiye sıralamasında 1’inciliğe yükseldi.</p>

<p>Bu sonuç, Üniversitenin dünya bandındaki konumunu korurken Türkiye içindeki sıralamasını bir basamak daha ileri taşıdığını gösterdi.</p>

<p>URAP sonuçlarında birçok alanda üst sıralarda</p>

<p>Üniversitenin 2025–2026 URAP alan sıralamalarında aldığı dereceler ise akademik gücün yalnızca genel sıralamalarla sınırlı kalmadığını ortaya koydu.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi oftalmoloji alanında dünyada 98’inci, Türkiye’de 1’inci sırada yer aldı.</p>

<p>Cerrahi alanında dünyada 255’inci olan Üniversite, Türkiye’de yine 1’inci sıraya çıktı.</p>

<p>Pediatride dünyada 158’inci ve Türkiye’de 2’nci, tıp ve sağlık bilimlerinde dünyada 345’inci ve Türkiye’de 2’nci sırada yer aldı.</p>

<p>Diş hekimliğinde dünya 173’üncülüğü ve Türkiye 3’üncülüğü elde edilirken, farmakolojide dünya 474’üncülüğü ve Türkiye 4’üncülüğü kaydedildi.</p>

<p>Psikoloji ve bilişsel bilimlerde SBÜ dünyada 689’uncu, Türkiye’de 5’inci; onkolojide dünyada 467’nci, Türkiye’de 6’ncı; biyolojik bilimlerde ise dünyada 1277’nci ve Türkiye’de 16’ncı sırada yer aldı.</p>

<p>Ortaya çıkan tablo, Üniversitenin özellikle klinik sağlık bilimlerindeki akademik görünürlüğünün güçlendiğini gösterdi.</p>

<p><img alt="Kemalettin Aydın-2" class="detail-photo img-fluid" height="812" src="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0917.jpeg" width="1320" /></p>

<p>Rektör Aydın: “Bu başarı bir sıralama başarısından daha fazlasıdır”</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, farklı sıralamalarda elde edilen sonuçları değerlendirirken başarının uzun yıllara yayılan kurumsal birikimin sonucu olduğuna dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aydın, şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>“Sağlık Bilimleri Üniversitesi bugün dünyanın farklı metodolojilerle üniversiteleri değerlendiren önemli sıralama kuruluşlarında istikrarlı biçimde yükselen bir akademik kurum hâline gelmiştir. CWTS Leiden Ranking, Shanghai Ranking ve URAP sonuçlarını birlikte değerlendirdiğimizde karşımıza tek tek derecelerden çok daha önemli bir tablo çıkıyor. Üniversitemizin bilimsel üretimi, araştırma etkisi ve sağlık bilimlerindeki akademik gücü uluslararası alanda giderek daha görünür hâle geliyor.</p>

<p>CWTS Leiden Ranking’de 2021 yılında tüm bilim dallarında dünyada 814’üncü, Türkiye’de 12’nci sırada bulunan Üniversitemizin 2025 yılında dünyada 302’nci, Türkiye’de ise 1’inci sıraya yükselmesi çok önemli bir gelişmedir. Sağlık alanında dünyada 320’ncilikten 84’üncülüğe ilerlememiz de Üniversitemizin temel misyonuyla örtüşen güçlü bir akademik gelişimi göstermektedir.</p>

<p>Shanghai Ranking’de 2026 yılında Türkiye’de 1’inci sıraya yükselmemiz, URAP sonuçlarında ise oftalmoloji ve cerrahide Türkiye birinciliği başta olmak üzere birçok bilim alanında üst sıralarda bulunmamız, bu gelişimin farklı göstergelere yansıdığını ortaya koymaktadır.”</p>

<p>“Üniversiteler bir bayrak yarışıdır”</p>

<p>Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Üniversitenin bugünkü akademik konumunun geçmiş dönemlerde oluşturulan kurumsal altyapıdan bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirterek önceki Rektör Prof. Dr. Cevdet Erdöl’e teşekkür etti.</p>

<p>Aydın şöyle devam etti:</p>

<p>“Üniversiteler bir bayrak yarışıdır. Bugün elde ettiğimiz sonuçları yalnızca içinde bulunduğumuz döneme ait bir başarı olarak görmek doğru olmaz. Bizden önce Üniversitemizin büyümesi, kurumsallaşması ve uluslararası akademik alanda görünür hâle gelmesi için önemli çalışmalar gerçekleştirildi.</p>

<p>Bu vesileyle önceki Rektörümüz Prof. Dr. Cevdet Erdöl’e, görev yaptığı dönemde Üniversitemize kazandırdığı kurumsal ve akademik birikim için teşekkür ediyorum. Bugün ulaştığımız noktada geçmişte atılan adımların, akademisyenlerimizin yıllara yayılan emeğinin ve kurumsal devamlılığın önemli payı bulunmaktadır.</p>

<p>Bizim sorumluluğumuz devraldığımız bu birikimi korumakla sınırlı değildir. Bunu daha ileriye taşımak zorundayız.”</p>

<p>“Hedefimiz dünyanın referans üniversitelerinden biri olmak”</p>

<p>Aydın, Üniversitenin yeni dönem vizyonunda sıralamaların tek başına hedef olarak görülmediğinin de altını çizdi:</p>

<p>“Üniversite sıralamalarını bir amaç olarak değil, bilimsel kapasitemizin dünyadaki karşılığını görmemizi sağlayan ölçüm araçları olarak değerlendiriyoruz.</p>

<p>Asıl hedefimiz daha fazla nitelikli bilimsel araştırma üretmek, yüksek etkili yayınlarımızı artırmak, uluslararası araştırma ağlarında daha güçlü biçimde yer almak, genç bilim insanlarımızı desteklemek ve sağlık alanında ürettiğimiz bilgiyi insanlığın hizmetine sunmaktır.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesinin en önemli özelliklerinden biri sağlık hizmetiyle akademiyi, eğitimle araştırmayı ve Türkiye’nin sağlık birikimiyle uluslararası akademik vizyonu aynı yapı içerisinde buluşturabilmesidir.</p>

<p>Önümüzdeki dönemde hedefimiz yalnızca Türkiye’de ilk sıralarda yer alan bir üniversite olmak değildir. Sağlık bilimlerinde dünyanın referans aldığı üniversitelerden biri hâline gelmek istiyoruz.</p>

<p>Biz bir sıralamanın peşinden koşmuyoruz; bilimin peşinden koşuyoruz. Bilimde doğru ve nitelikli işler yaptığınızda bunun karşılığı uluslararası göstergelere de yansıyor. Bugünkü sonuçları bir varış noktası değil, önümüzdeki daha büyük hedeflerin başlangıcı olarak görüyoruz.”</p>

<p>CWTS Leiden Ranking, Shanghai Ranking ve URAP sonuçlarının birlikte oluşturduğu tablo, Sağlık Bilimleri Üniversitesi açısından yıllara yayılan bir akademik gelişim hikâyesine işaret ediyor. Üniversitenin önündeki yeni dönemin temel hedefini ise mevcut sıralamaları korumaktan çok, uluslararası bilimsel etkisini ve sağlık araştırmalarındaki ağırlığını daha ileri taşımak oluşturuyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/saglik-bilimleri-universitesi-turkiye-ve-dunya-siralamalarinda-yukselisini-surduruyor</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 18:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1580.jpeg" type="image/jpeg" length="61436"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye’de Her 3 Ölümden 1’i Kalp ve Damar Hastalıklarından: TKD’den Seferberlik Çağrısı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-her-3-olumden-1i-kalp-ve-damar-hastaliklarindan-tkdden-seferberlik-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-her-3-olumden-1i-kalp-ve-damar-hastaliklarindan-tkdden-seferberlik-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de 2025 yılında yaklaşık 171 bin kişi dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Türk Kardiyoloji Derneği, Dünya Kalp Günü’nde “Kalp krizini beklemeyin” diyerek tansiyon, kolesterol ve kan şekeri başta olmak üzere kalp risklerinin erken dönemde kontrol altına alınması çağrısı yaptı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarının yol açtığı ölüm yükü çarpıcı boyutlara ulaştı. Türk Kardiyoloji Derneği (TKD), 29 Eylül Dünya Kalp Günü dolayısıyla yaptığı çağrıda kalp hastalıklarına karşı mücadelenin kalp krizi geçirdikten sonra değil, yıllar önce başlaması gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>TÜİK’in 2025 yılı Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri’ne göre Türkiye’de 491 bin 684 kişi hayatını kaybetti. Ölümlerin yüzde 34,7’sini dolaşım sistemi hastalıkları oluşturdu.</p>

<p>Bu oran, yalnızca bir yıl içinde yaklaşık 170 bin 600 kişinin dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirdiği anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle Türkiye’de gerçekleşen yaklaşık her üç ölümden biri bu gruptaki hastalıklardan kaynaklandı.</p>

<p>Bir yıllık ölüm sayısı COVID-19 toplamının yaklaşık 1,7 katı</p>

<p>TKD Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan, tablonun büyüklüğüne dikkat çekmek için dikkat çekici bir karşılaştırma yaptı.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı’nın COVID-19 Bilgilendirme Platformu’nda Türkiye’de bildirilen toplam COVID-19 ölüm sayısı 102 bin 174 olarak yer alıyor. Buna karşılık yalnızca 2025 yılında dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölüm sayısı yaklaşık 171 bine ulaştı.</p>

<p>Bu iki veri karşılaştırıldığında, Türkiye’de bir yılda dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklanan ölüm sayısı, Sağlık Bakanlığı tarafından bildirilen toplam COVID-19 ölüm sayısının yaklaşık 1,7 katına karşılık geliyor.</p>

<p>Okuyan, kalp ve damar hastalıklarının oluşturduğu yükü “Her yıl Türkiye’de bir kalp damar hastalıkları pandemisi yaşanmaktadır” sözleriyle değerlendirdi.</p>

<p>Risk faktörleri toplumda hâlâ çok yaygın</p>

<p>Sorun yalnızca ölüm sayılarıyla sınırlı değil.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü desteğiyle 2023 yılında Türkiye’de 6 binden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen ulusal araştırma, kalp ve damar hastalıklarının temel risk faktörlerinin toplumda ne kadar yaygın olduğunu ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmaya göre 15 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 34,8’i tütün ürünü kullanıyor. Toplumun yüzde 32,1’i yeterli fiziksel aktivite yapmıyor.</p>

<p>Katılımcıların yüzde 87,9’u ise günde önerilen beş porsiyondan daha az meyve ve sebze tüketiyor.</p>

<p>TKD’nin dikkat çektiği bir başka önemli nokta da kalp krizlerinin görülme yaşı. Dernek, ESC 2026’da açıklanan EUROASPIRE verilerine dayanarak Türkiye’de kalp krizlerinin bazı Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında ortalama yaklaşık 5 yıl daha erken ortaya çıktığını bildirdi.</p>

<p>Kalp krizi çoğu zaman yıllar içinde hazırlanıyor</p>

<p>Kalp ve damar hastalıklarının en önemli özelliklerinden biri, yıllarca belirgin bir yakınmaya yol açmadan ilerleyebilmesi.</p>

<p>Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, kan şekeri yüksekliği, tütün kullanımı, fazla kilo, hareketsizlik ve sağlıksız beslenme zaman içinde damar duvarında ateroskleroz gelişmesine ve plak birikmesine neden olabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kişi kendisini sağlıklı hissederken damar hastalığı ilerleyebiliyor. İlk ciddi belirti bazı kişilerde kalp krizi olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle koruyucu kardiyolojide temel yaklaşım, hastalığın belirti vermesini beklemek yerine kişinin riskini önceden ortaya çıkarmak.</p>

<p>TKD’den Türkiye’ye 7 adımlık çağrı</p>

<p>Türk Kardiyoloji Derneği, Dünya Kalp Günü’nde kalp sağlığını korumak için toplumun uygulayabileceği 7 temel adımı öne çıkardı.</p>

<p>1. Tansiyonunuzu ölçtürün</p>

<p>Yüksek tansiyon uzun süre hiçbir belirti vermeyebilir. Bu nedenle kişinin yalnızca kendisini iyi hissetmesine güvenmesi yeterli değil. Tansiyonun düzenli ölçülmesi ve sonuçların hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>2. Kolesterolünüzü bilin</p>

<p>Kolesterol yüksekliği damar hastalıklarının başlıca risk faktörleri arasında bulunuyor. Ancak herkes için tek bir hedef değer bulunmuyor. Hedef kolesterol düzeyi kişinin toplam kalp-damar riskine göre değişebiliyor.</p>

<p>3. Kan şekerinizi kontrol ettirin</p>

<p>Diyabet ve yüksek kan şekeri kalp ve damar hastalığı riskini artırıyor. Özellikle risk grubundaki kişilerin kan şekeri değerlerini bilmesi önem taşıyor.</p>

<p>4. Tütün ürünlerinden uzak durun</p>

<p>Sigara ve diğer tütün ürünleri kalp ve damar hastalıkları açısından en önemli önlenebilir risk faktörlerinden biri. TKD, tütün kullanan kişilerin bırakmak için profesyonel destek almasını öneriyor.</p>

<p>5. Hareket edin</p>

<p>Hareketsiz yaşam kalp-damar riskini artırıyor. Düzenli yürüyüş, merdiven kullanmak ve uzun süreli oturmayı sık sık bölmek gibi günlük hareketler de kalp sağlığı açısından önem taşıyor.</p>

<p>6. Beslenmenizi gözden geçirin</p>

<p>Sebze, meyve, tam tahıl, balık, baklagiller ve sağlıklı yağ kaynaklarının öne çıktığı; aşırı tuz, doymuş yağ ve ultra işlenmiş gıdaların sınırlandığı bir beslenme düzeni kalp sağlığının korunmasına katkı sağlıyor.</p>

<p>7. Aile öykünüzü öğrenin</p>

<p>Birinci derece erkek akrabalarda 55, kadın akrabalarda 65 yaşından önce ortaya çıkan kalp-damar hastalıkları kişinin risk değerlendirmesinde önem taşıyor. Bu nedenle ailede erken yaşta kalp krizi veya kalp-damar hastalığı öyküsünün hekime bildirilmesi gerekiyor.</p>

<p>“Kalp krizini beklemeyin”</p>

<p>TKD Genel Sekreteri Prof. Dr. Dursun Aras da asıl mücadelenin hastane, yoğun bakım veya anjiyografi laboratuvarından önce başlaması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Mesaj net:</p>

<p>Şikâyetin ortaya çıkmasını beklememek, tansiyonu bilmek, kolesterol ve kan şekerini kontrol ettirmek, tütünden uzak durmak, hareket etmek, sağlıklı beslenmek ve aile öyküsünü öğrenmek.</p>

<p>Çünkü kalp ve damar hastalıklarının oluşturduğu büyük yükün karşısında en önemli mücadele alanlarından biri hâlâ hastalık ortaya çıkmadan önceki dönem.</p>

<p>Türk Kardiyoloji Derneği’nin Dünya Kalp Günü çağrısı da bu noktada birleşiyor:</p>

<p>Kalp krizini beklemeyin. Riskinizi bilin. Kontrolünüzü ertelemeyin. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Etkinlik</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiyede-her-3-olumden-1i-kalp-ve-damar-hastaliklarindan-tkdden-seferberlik-cagrisi</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1574.jpeg" type="image/jpeg" length="69088"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kadavra Başında Edilen Yeminler: Anatomi Eğitiminin Ahlaki Sınırları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kadavra-basinda-edilen-yeminler-anatomi-egitiminin-ahlaki-sinirlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kadavra-basinda-edilen-yeminler-anatomi-egitiminin-ahlaki-sinirlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp öğrencisinin ilk “sessiz öğretmeni” çoğu zaman anatomi masasındaki kadavra oluyor. Türkiye’den 2026 tarihli yeni araştırma, beden bağışçılarını anmanın öğrencilerin saygı, özen ve etik farkındalık algısıyla nasıl ilişkilendiğini ortaya koydu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Tıp öğrencisinin insan bedeniyle ilk gerçek karşılaşması çoğu zaman yaşayan bir hastayla değil, anatomi masasındaki sessiz bir bedenle gerçekleşiyor.</p>

<p>Önünde anatomi atlası, elinde neşter ve birkaç adım ötesinde hayatında ilk kez karşılaşacağı bir ölü beden…</p>

<p>O beden konuşmayacak. Acı duyduğunu söylemeyecek. Öğrencinin yanlışını düzeltemeyecek. Mahremiyetinin ihlal edildiğini ifade edemeyecek.</p>

<p>Tam da bu nedenle anatomi salonundaki ilk ders yalnızca kasların, sinirlerin, damarların ve organların yerini öğrenmekten ibaret değil.</p>

<p>Öğrencinin karşısında kendisini artık savunamayacak bir insan bedenine nasıl davranacağını öğrenmesi de tıp eğitiminin görünmeyen derslerinden biri.</p>

<p>Modern anatomi eğitiminde kullanılan “sessiz öğretmen”, “ilk öğretmen” ve bazı programlardaki “ilk hasta” kavramları da bu anlayışın ürünü.</p>

<p>Kadavra, yalnızca anatomik yapıların gösterildiği biyolojik bir materyal değil; yaşamı sona ermiş olsa da bedeniyle geleceğin sağlık profesyonellerinin eğitimine katkıda bulunan bir insan olarak ele alınıyor.</p>

<p>Türkiye’den 2026 tarihli yeni araştırma</p>

<p>Konu, Türkiye açısından da güncel bir araştırmayla yeniden gündeme geldi.</p>

<p>25 Eylül 2026’da Anatomical Sciences Education dergisinde çevrim içi yayımlanan Kocaeli Üniversitesi merkezli araştırmada, üniversitenin ilk beden bağışçısı anma töreninin tıp öğrencileri üzerindeki yansımaları değerlendirildi.</p>

<p>Araştırmaya toplam 246 öğrenci katıldı. Öğrencilerin 104’ü anma törenine katılmıştı.</p>

<p>Törene katılan öğrencilerin yüzde 90,3’ü beden bağışçılarına yönelik takdirlerinin arttığını bildirirken, yüzde 94,2’si bağışlanan bedenlere daha fazla özen gösterme eğilimi geliştirdiğini belirtti.</p>

<p>Öğrencilerin değerlendirmelerinde empati, ölüm üzerine düşünme, kişisel gelişim ve etik farkındalık gibi başlıklarda da olumlu sonuçlar görüldü.</p>

<p>Araştırmanın yazarları Ayla Tekin, Nurşen Zeybek ve Sibel Balci, beden bağışçılarını anma törenlerinin anatomi eğitimi içindeki insani ve etik boyuta katkı sağlayabilecek bir eğitim deneyimi olarak algılandığına dikkat çekiyor.</p>

<p>Çalışmanın ortaya koyduğu tablo, anatomi laboratuvarının yalnızca insan bedeninin öğrenildiği bir yer olmadığını da hatırlatıyor.</p>

<p>Burası aynı zamanda geleceğin hekiminin insan bedenine hangi gözle bakacağını öğrenmeye başladığı yerlerden biri.</p>

<p>“Sessiz öğretmen” kavramı nereden geliyor?</p>

<p>Tıp eğitiminde kadavraya yalnızca “örnek” veya “materyal” olarak yaklaşılmaması gerektiğini savunan anlayış uzun süredir anatomi literatüründe tartışılıyor.</p>

<p>“Silent teacher”, yani “sessiz öğretmen” kavramı, bedenini eğitim ve bilim amacıyla bağışlayan kişinin öğrenciye konuşmadan öğretmeye devam ettiği düşüncesini ifade ediyor.</p>

<p>Bazı fakültelerde bunun yerine “ilk öğretmen”, bazı eğitim programlarında ise “ilk hasta” kavramı kullanılıyor.</p>

<p>Bu ifadelerin amacı anatomik bir gerçeği değiştirmek değil.</p>

<p>Öğrenciye karşısındaki bedenin bir zamanlar yaşayan; ailesi, ilişkileri, tercihleri ve kendisine ait bir yaşam öyküsü bulunan bir insana ait olduğunu hatırlatmak.</p>

<p>Bu bakış açısının arkasında ise anatomi tarihinin oldukça tartışmalı bir geçmişi bulunuyor.</p>

<p>Anatomi eğitiminin karanlık geçmişi</p>

<p>İnsan disseksiyonu tıp tarihinde yeni bir uygulama değil.</p>

<p>MÖ 3. yüzyılda İskenderiye’de çalışan Herophilos ve Erasistratos, insan bedeni üzerinde sistematik anatomik çalışmalar gerçekleştiren en erken isimler arasında kabul ediliyor.</p>

<p>Ancak insan disseksiyonu sonraki dönemlerde dinî, kültürel, hukuki ve toplumsal nedenlerle birçok coğrafyada sınırlı kaldı.</p>

<p>Avrupa’da disseksiyon yeniden tıp eğitiminin önemli araçlarından biri hâline geldiğinde ise başka bir etik sorun ortaya çıktı:</p>

<p>Kullanılan bedenler nereden gelecekti?</p>

<p>Uzun süre idam edilen kişilerin bedenleri anatomi eğitiminde kullanıldı. 18. ve 19. yüzyıllarda tıp okullarının sayısı ve öğrenci kapasitesi arttıkça yasal yollarla elde edilebilen bedenlerin sayısı ihtiyacı karşılamamaya başladı.</p>

<p>İngiltere ve İskoçya başta olmak üzere bazı bölgelerde mezar soyguncuları yeni gömülmüş bedenleri çıkararak anatomi okullarına satmaya başladı.</p>

<p>1828’de ortaya çıkan Burke ve Hare cinayetleri sorunun ulaştığı noktayı gösterdi. İki adam, mezarlardan beden çıkarmanın da ötesine geçerek insanları öldürüp bedenlerini anatomi çalışmalarında kullanılmak üzere sattı.</p>

<p>Olay kamuoyunda büyük tepki yarattı.</p>

<p>1832 Anatomy Act neyi değiştirdi?</p>

<p>İngiltere’de çıkarılan 1832 tarihli Anatomy Act, anatomi eğitimi için beden teminine yeni bir hukuki çerçeve getirdi.</p>

<p>Yasanın amaçlarından biri, anatomi okullarının beden ihtiyacı nedeniyle gelişen yasa dışı ticareti ve mezar soygunculuğunu önlemekti.</p>

<p>Ancak dönemin düzenlemeleri bugünün etik standartları açısından bakıldığında önemli sorunlar barındırıyordu.</p>

<p>Hastane, hapishane ve düşkünler evlerinde ölen sahipsiz kişilerin bedenleri belirli koşullarda anatomik incelemeye açılabiliyordu.</p>

<p>Bu nedenle anatomi tarihindeki etik tartışmanın merkezinde giderek yeni bir soru yer almaya başladı:</p>

<p>Bir bedenin hukuken kullanılabilir olması, kişinin bunu özgür iradesiyle kabul ettiği anlamına gelir mi?</p>

<p>Modern beden bağışı anlayışının temel farkı tam olarak burada ortaya çıktı.</p>

<p>Günümüzde çağdaş beden bağışı programlarının merkezinde kişinin iradesi, bilgilendirme, rıza, insan onurunun korunması ve bedenin belirlenen eğitim veya araştırma amacı dışında kullanılmaması bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Neşterden önce verilen söz: Kadavra yemini</p>

<p>Anatomi eğitimindeki dönüşüm yalnızca bedenlerin nasıl temin edildiğiyle sınırlı kalmadı.</p>

<p>Disseksiyon salonlarının kültürü de değişti.</p>

<p>Dünyanın farklı tıp fakültelerinde öğrencilerin ilk disseksiyon öncesinde “cadaveric oath” olarak adlandırılan bir kadavra yemini okuduğu, sessizlik yaptığı veya beden bağışçıları için düzenlenen anma programlarına katıldığı örnekler bulunuyor.</p>

<p>Ancak Hippokrat Yemini gibi tarihsel olarak ortak, bütün dünyada kabul edilmiş tek bir “kadavra yemini” metni bulunmuyor.</p>

<p>Uygulamalar fakülteden fakülteye değişiyor.</p>

<p>Ortak ilkeler ise oldukça benzer:</p>

<p>Kadavraya saygı göstermek, mahremiyeti korumak, gereksiz işlemlerden kaçınmak, bedenin görüntülerini uygunsuz biçimde kullanmamak ve bağışçının bedeni sayesinde öğrenilen bilgiyi gelecekte hastaların yararına kullanmak.</p>

<p>Öğrenciye verilen mesaj yalnızca:</p>

<p>“Bu bedenden öğren.”</p>

<p>değil.</p>

<p>Aynı zamanda:</p>

<p>“Bu bedene saygı göster.”</p>

<p>Öğrenciler kadavra yeminine nasıl bakıyor?</p>

<p>Kadavra yemininin öğrenciler üzerindeki karşılığını inceleyen araştırmalar da bulunuyor.</p>

<p>Nepal’de 100 birinci sınıf tıp öğrencisiyle yapılan bir çalışmada öğrencilerin yüzde 95’i kadavraların saygı, şefkat, özen ve insan onuruna uygun şekilde ele alınması gerektiğini güçlü biçimde destekledi.</p>

<p>Öğrencilerin yüzde 84’ü ise kadavranın bir “sessiz öğretmen” olarak görülmesi düşüncesine tamamen katıldığını bildirdi.</p>

<p>Araştırmada öğrencilerin yüzde 88’i beden bağışında bulunan kişilerin ailelerine teşekkür edilmesi gerektiği görüşünü güçlü biçimde destekledi.</p>

<p>Bu sonuçlar, öğrencilerin kadavrayı yalnızca anatomik bilgi sağlayan bir araç olarak görmediğine işaret ediyor.</p>

<p>Beden bağışçıları neden anılıyor?</p>

<p>Dünyanın farklı tıp fakültelerinde beden bağışçıları için anma ve teşekkür törenleri düzenleniyor.</p>

<p>Bazı törenlerde öğrenciler konuşma veya şiirlerle bağışçıları anıyor, bazılarında çiçek bırakılıyor veya birkaç dakikalık sessizlik yapılıyor. Bazı üniversiteler ise bağışçıların ailelerini de törene davet ediyor.</p>

<p>Bu uygulamaların temelinde öğrencinin üzerinde çalıştığı bedeni anonim bir laboratuvar nesnesine dönüştürmesini önleme düşüncesi bulunuyor.</p>

<p>2019’da ilk kez yayımlanan ve 370 tıp öğrencisinin yanıtlarını değerlendiren bir araştırmada da beden bağışçıları için düzenlenen anma törenine katılan öğrencilerin çalışma bağlılığı, ölüm üzerine düşünme ve empatinin gelişimine ilişkin sorulara törene katılmayanlara göre daha olumlu yanıtlar verdiği bildirildi.</p>

<p>Ancak bu araştırmaları yorumlarken önemli bir sınırın korunması gerekiyor.</p>

<p>Bu sonuçlar, törenlerin tek başına ve kesin biçimde empatiyi artırdığını kanıtlamıyor.</p>

<p>Daha doğru ifadeyle, törene katılan öğrenciler bazı etik ve insani alanlarda daha olumlu değerlendirmeler bildirmiş durumda.</p>

<p>Kadavranın fotoğrafını çekmek neden etik sorun?</p>

<p>Akıllı telefonların hayatın her alanına girmesi anatomi eğitimine yeni bir etik tartışma da taşıdı:</p>

<p>Kadavraların fotoğraflanması ve görüntülerinin paylaşılması.</p>

<p>Bir kişinin hayatının sona ermesi, mahremiyet ve insan onuru kavramlarının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Modern anatomi eğitimi anlayışında bağışlanan bedenlerin görüntülenmesi eğitimsel gereklilikler, kurum kuralları ve bağış kapsamında verilen izinlerle sınırlandırılıyor.</p>

<p>Öğrencilerin izinsiz fotoğraf veya video çekmesi; bu görüntüleri mesajlaşma uygulamalarında, kişisel hesaplarda veya sosyal medyada paylaşması ciddi bir etik sorun oluşturabiliyor.</p>

<p>Çünkü beden bağışı, beden üzerinde sınırsız kullanım hakkı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Bu nedenle çağdaş anatomi etiğinin belki de en önemli ilkelerinden biri şu cümleyle özetlenebilir:</p>

<p>Bağış, mülkiyet devri değildir.</p>

<p>Bir insanın bedenini tıp eğitimine bağışlaması, o beden üzerindeki insan onurunun sona erdiği anlamına gelmez.</p>

<p>Anatomi salonundaki görünmeyen ders</p>

<p>Bir tıp öğrencisi anatomi eğitimini tamamladığında yüzlerce kasın, damarın, sinirin ve organın adını öğrenmiş olabilir.</p>

<p>Fakat anatomi masasındaki en önemli derslerden biri atlaslarda yazmaz.</p>

<p>Karşısındaki insan kendisini artık savunamıyor olsa bile onun bedenine saygı göstermek…</p>

<p>Kadavra başında edilen yeminlerin anlamı da yalnızca törende söylenen kelimelerde değil.</p>

<p>Asıl soru, orada verilen sözün yıllar sonra yaşayan bir hastanın başında da korunup korunmayacağıdır.</p>

<p>Anatomi masasındaki beden konuşmaz.</p>

<p>Ancak geleceğin hekimine mesleğin en temel ahlaki sınırlarından birini gösterebilir:</p>

<p>Bilmek, insana her şeyi yapma hakkı vermez.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>Tekin A, Zeybek N, Balci S. Honoring the Silent Teachers: Medical Students’ Reflections Following a Body Donor Memorial Ceremony in Türkiye. Anatomical Sciences Education, 2026.</li>
 <li>Ghosh SK. Paying Respect to Human Cadavers: We Owe This to the First Teacher in Anatomy. Annals of Anatomy, 2017.</li>
 <li>Singh P, Phuyal N, Khadka S, Thapa TP, Thakur SK. Perception of First-Year Medical Students Towards Cadaveric Oath. Journal of Nepal Health Research Council, 2023.</li>
 <li>Da Rocha AO ve arkadaşları. Assessing the Impact of a Ceremony in Honor of the Body Donors in the Development of Ethical and Humanistic Attitudes among Medical Students. Anatomical Sciences Education.</li>
 <li>Birleşik Krallık Parlamento ve National Archives kayıtları, Anatomy Act 1832.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kadavra-basinda-edilen-yeminler-anatomi-egitiminin-ahlaki-sinirlari</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 17:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1567.jpeg" type="image/jpeg" length="60315"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Reçetelerdeki ℞ İşareti Ne Anlama Geliyor? Tıbbın Şifre Gibi Görünen Dili]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/recetelerdeki-isareti-ne-anlama-geliyor-tibbin-sifre-gibi-gorunen-dili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/recetelerdeki-isareti-ne-anlama-geliyor-tibbin-sifre-gibi-gorunen-dili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eski reçetelerdeki Latince kelimeler ve özel semboller, hekimlerle eczacıların ortak diliydi. Bugün hâlâ kullanılan ℞ işareti, ilaçların eczanelerde hazırlandığı dönemlerden kalan bir geleneği yaşatıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir reçetenin başındaki ℞ işareti, bugün çoğu kişiye yalnızca tıbbı veya eczacılığı çağrıştırıyor. Oysa bu küçük sembol, hekimin eczacıya “Şu malzemeleri al ve ilacı hazırla” diye seslendiği köklü bir geleneğin izini taşıyor.</p>

<p>Hazır ilaçların yaygınlaşmadığı dönemlerde reçeteler, kullanılacak maddeleri, miktarlarını ve hazırlama talimatlarını bir araya getiriyordu. Latince kelimeler, kısaltmalar ve özel ölçü işaretleriyle yazılan bu belgeler, meslek dışından birine şifre gibi görünse de kendi içinde belirli kurallara dayanıyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>REÇETEDEKİ ℞ VE Rx NE DEMEK?</p>

<p>Reçeteyle özdeşleşen ℞ işareti, yazıda sıklıkla “Rx” biçiminde de kullanılıyor. Kökenine ilişkin güçlü açıklama, Latince “recipe” kelimesinin kısaltılmasından geliştiği yönünde. “Al” anlamına gelen bu emir sözcüğü, reçetenin devamında sıralanan maddeler için eczacıya verilen talimatı başlatıyordu.</p>

<p>Eczacılık tarihi araştırmacısı K. Ohashi’nin 1995 yılında yayımlanan incelemesi de sembolün farklı yazılış biçimlerinden hareketle “recipe” kökenini destekliyor.</p>

<p>İşareti Jüpiter’in astrolojik sembolüyle veya Antik Mısır’daki Horus’un Gözü ile ilişkilendiren açıklamalar da bulunuyor. Ancak bu bağlantıları kanıtlanmış tarihsel gerçekler olarak aktarmak doğru değil. Ohashi, Jüpiter bağlantısını destekleyen kanıt bulunmadığını belirtirken Horus’un Gözü iddiasının daha fazla araştırılması gerektiğini ifade ediyor.</p>

<p>HEKİMİN TALİMATI, ECZACININ HAZIRLADIĞI İLAÇ</p>

<p>Eski bir reçetede ilacın adını okumak, belgenin tamamını anlamaya yetmiyordu. Hangi maddeden ne kadar alınacağı, karışımın nasıl hazırlanacağı ve hastanın ilacı nasıl kullanacağı ayrı talimatlarla belirtiliyordu.</p>

<p>Geleneksel reçete düzeninde “superscription” giriş bölümünü, “inscription” ilaç veya bileşenlerin adlarıyla miktarlarını, “subscription” ise eczacıya yönelik hazırlama ve verme talimatlarını kapsıyordu. “Signatura” bölümünde hastanın kullanım talimatları yer alıyordu.</p>

<p>Bu yapı içinde eczacı; maddeleri tartıyor, gerektiğinde öğütüyor, karıştırıyor ve uygun ilaç biçimine dönüştürüyordu. Reçetenin birkaç satırı, tezgâhın arkasında dikkatli bir hazırlama sürecine karşılık geliyordu.</p>

<p>REÇETELER NEDEN LATİNCE YAZILIYORDU?</p>

<p>Latince, Avrupa’da uzun süre tıp eğitiminin ve bilimsel iletişimin ortak dillerinden biri oldu. Bu gelenek reçetelere de yansıdı. Ortak terimler, farklı dilleri konuşan hekim ve eczacıların aynı talimatları anlayabilmesini kolaylaştırıyordu.</p>

<p>Örneğin “aa” veya “ana”, belirtilen maddelerin her birinden aynı miktarda alınmasını anlatıyordu. “q.s.”, “quantum satis” ya da “quantum sufficiat” gibi ifadelerin kısaltması olarak “yeterli miktarda” anlamında kullanılıyordu. “Sig.” ise kullanım talimatının etikete yazılmasını bildiren “signa” sözcüğüyle bağlantılıydı.</p>

<p>Bu ifadelerin hastaya anlaşılmaz görünmesi, tek başına bilgiyi ondan saklamak için kullanıldıklarını göstermez. Reçetenin dili, dönemin eğitim ve meslek geleneği içinde şekillenmişti. Bununla birlikte hastanın talimatları anlayabilmesi, eski reçete yazımı kitaplarında da üzerinde durulan bir konuydu.</p>

<p>GRAMDAN ÖNCE ÖZEL ÖLÇÜ İŞARETLERİ VARDI</p>

<p>Eski reçeteleri okumayı güçleştiren bir başka unsur, kullanılan ağırlık sistemiydi. Eczacılıkta kullanılan “apothecaries” sisteminde miktarlar, kendilerine özgü adlar ve sembollerle gösteriliyordu.</p>

<p>“ʒ” işareti dram veya drahmi adı verilen ağırlık birimini, “℈” ise scruple birimini ifade edebiliyordu. İngiliz-Amerikan eczacı ağırlık sisteminde bir scruple 20 grain, bir dram ise üç scruple, yani 60 grain karşılığıydı.</p>

<p>Ancak tarihî belgelerdeki ölçüleri değerlendirirken dönemin ve coğrafyanın bilinmesi gerekiyor. Aynı veya benzer birim adlarının her yerde aynı değeri taşıdığı varsayılamaz.</p>

<p>KÜÇÜK BİR İŞARET, BÜYÜK BİR OKUMA HATASI</p>

<p>Kısaltmalar yazmayı hızlandırırken yanlış anlaşılma ihtimalini de beraberinde getiriyordu. Özellikle el yazısında birbirine benzeyen harfler ve gözden kaçan işaretler, ilaç adı veya dozunun hatalı okunmasına yol açabiliyordu.</p>

<p>Joint Commission’ın ilaçla ilgili belgelerde kullanılmamasını istediği ifadeler arasında “U”, “IU”, “QD” ve “QOD” gibi kısaltmalar bulunuyor. “MS”, “MSO4” ve “MgSO4” de karışıklık riski taşıyan örnekler arasında yer alıyor.</p>

<p>Doz yazımında sıfırın konumu da önem taşıyor. Ondalık ayırıcı olarak nokta kullanılan gösterimde “5.0 mg” yerine “5 mg”, “.5 mg” yerine “0.5 mg” yazılması isteniyor. Noktanın fark edilmemesi, değerin on kat farklı okunmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Bu örnekler, reçetede açıklığın neden bir hasta güvenliği meselesi olduğunu gösteriyor.</p>

<p>ESKİ MESLEK DİLİNDEN BUGÜNE KALAN MİRAS</p>

<p>Elektronik reçeteler, el yazısının okunmasına ilişkin güçlükleri azaltıyor. Ancak güvenli iletişim, dijital ortamda da açık ilaç adları, doğru doz bilgileri ve anlaşılır kullanım talimatları gerektiriyor.</p>

<p>Latince kısaltmaların bir bölümü yaşamaya devam etse de reçete yazımında belirsizliği azaltmak temel önem taşıyor. Hastanın ilacı ne kadar, ne zaman ve nasıl kullanacağını anlayabilmesi, bu iletişimin vazgeçilmez parçası.</p>

<p>℞ ise eski reçete geleneğinin en tanınan izlerinden biri olarak varlığını sürdürüyor. Bir zamanlar eczacıya yöneltilen kısa bir talimatı başlatan işaret, bugün hekimlik ve eczacılık tarihinin ortak mirasını hatırlatıyor.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Bu içerik tıp tarihi ve sağlık okuryazarlığı amacıyla hazırlanmıştır. Tarihî reçetelerdeki semboller ve ölçüler ilaç hazırlamak veya doz hesaplamak için kullanılmamalıdır. Güncel reçetenizde anlamadığınız bir ifade varsa hekiminize veya eczacınıza danışın.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. K. Ohashi — Reçete başındaki Rx işaretinin kökenine ilişkin tarihsel inceleme. Yakushigaku Zasshi, 1995; 30(2):91–95.<br />
2. Peter MacEwan — The Art of Dispensing, reçetelerde kullanılan kısaltmalar bölümü.<br />
3. Joint Commission — İlaç belgelerinde kısaltmalar, semboller ve doz gösterimlerine ilişkin standart açıklamaları. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/recetelerdeki-isareti-ne-anlama-geliyor-tibbin-sifre-gibi-gorunen-dili</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 12:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1550.jpeg" type="image/jpeg" length="35035"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[30 Yılı Aşkın Süre Denizli’de Hekimlik Yaptı: Yusuf Basri Karaosmanoğlu Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/30-yili-askin-sure-denizlide-hekimlik-yapti-yusuf-basri-karaosmanoglu-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/30-yili-askin-sure-denizlide-hekimlik-yapti-yusuf-basri-karaosmanoglu-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Denizli’de 30 yılı aşkın süre hekimlik yapan Nöropsikiyatrist Dr. Yusuf Basri Karaosmanoğlu, 86 yaşında hayatını kaybetti. Karaosmanoğlu bir süredir Pamukkale Üniversitesi Hastaneleri’nde tedavi görüyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Denizli’nin uzun yıllar görev yapan hekimlerinden Nöropsikiyatrist Dr. Yusuf Basri Karaosmanoğlu, 86 yaşında hayatını kaybetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kentte 30 yılı aşkın süre hekimlik yapan Karaosmanoğlu’nun vefatı ailesi ve yakınlarının yanı sıra hastaları ve Denizli sağlık camiasında üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>ÜÇ HAFTADIR YOĞUN BAKIMDA TEDAVİ GÖRÜYORDU</p>

<p>Dr. Yusuf Basri Karaosmanoğlu bir süredir Pamukkale Üniversitesi Hastaneleri’nde tedavi görüyordu.</p>

<p>Yaklaşık üç haftadır yoğun bakımda tedavisi devam eden Karaosmanoğlu’nun 29 Eylül sabahı sağlık durumu ağırlaştı.</p>

<p>Çoklu organ yetmezliği gelişen Karaosmanoğlu, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.</p>

<p>DR. YUSUF BASRİ KARAOSMANOĞLU KİMDİR?</p>

<p>Dr. Yusuf Basri Karaosmanoğlu, nöropsikiyatri alanında uzun yıllar hekimlik yapan Denizli’nin eski ve tanınan doktorları arasında yer aldı.</p>

<p>Meslek yaşamının 30 yılı aşkın bölümünü Denizli’de geçiren Karaosmanoğlu, bu süre içerisinde çok sayıda hastanın tedavisini üstlendi.</p>

<p>Karaosmanoğlu, hekimlik yaşamının bir dönemini İstanbul’da sürdürdükten sonra yeniden Denizli’ye döndü.</p>

<p>Kamuya açık kaynaklarda tıp eğitimini aldığı üniversite, uzmanlık eğitimi ve görev yaptığı sağlık kuruluşlarının kronolojik dökümünü güvenilir biçimde ortaya koyan ayrıntılı bir özgeçmiş bulunmadığından bu bilgiler habere eklenmedi.</p>

<p>59 YILLIK HAYAT ARKADAŞIYDI</p>

<p>Dr. Karaosmanoğlu’nun vefatını eşi Keriman Karaosmanoğlu da duyurdu.</p>

<p>Ziraat Yüksek Mühendisi olan Keriman Karaosmanoğlu, eşiyle 59 yıllık hayat arkadaşlıklarının bulunduğunu belirterek üç haftalık yoğun bakım sürecinin ardından Dr. Karaosmanoğlu’nu kaybettiklerini açıkladı.</p>

<p>Karaosmanoğlu ailesinin Denizli’de uzun yıllara uzanan sosyal ve mesleki yaşamı bulunuyordu. Keriman Karaosmanoğlu, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucuları arasında yer alan isimlerden biri olarak biliniyor.</p>

<p>DENİZLİ’DE 30 YILI AŞKIN SÜRE HEKİMLİK YAPTI</p>

<p>Dr. Yusuf Basri Karaosmanoğlu’nun meslek yaşamının önemli bölümü Denizli’de geçti.</p>

<p>Nöropsikiyatri alanında hastalarına hizmet veren Karaosmanoğlu, 30 yılı aşkın süre kentte hekimlik yaptı. Mesleğini bir dönem İstanbul’da da sürdüren Karaosmanoğlu, Denizli’nin uzun yıllar görev yapan hekimleri arasında yer aldı.</p>

<p>Dr. Yusuf Basri Karaosmanoğlu’na Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, meslektaşlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/30-yili-askin-sure-denizlide-hekimlik-yapti-yusuf-basri-karaosmanoglu-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1549.jpeg" type="image/jpeg" length="52287"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Lupus yalnızca eklemleri etkilemiyor: Böbrek tutulumu nasıl fark edilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/lupus-yalnizca-eklemleri-etkilemiyor-bobrek-tutulumu-nasil-fark-edilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/lupus-yalnizca-eklemleri-etkilemiyor-bobrek-tutulumu-nasil-fark-edilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lupus belirtileri kişiden kişiye değişebilir ve böbrek tutulumu sessiz ilerleyebilir. Tanı testleri, tedavi seçenekleri, acil işaretler ve güncel gelişmeler için kapsamlı rehber burada.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Lupus, bağışıklık sisteminin yanlışlıkla kişinin kendi doku ve organlarına saldırdığı kronik bir hastalıktır. En yaygın türü sistemik lupus eritematozustur. SLE olarak da kısaltılan hastalık; eklemleri, cildi, böbrekleri, akciğerleri, kalbi, kan hücrelerini ve sinir sistemini etkileyebilir.</p>

<p>Hastalık herkeste aynı biçimde ilerlemez. Bazı kişilerde cilt ve eklem yakınmaları öne çıkarken bazılarında böbrek gibi iç organlar etkilenebilir. Belirtilerin arttığı dönemlere atak, hastalığın sakinleştiği dönemlere remisyon denir. Böbrek tutulumu başlangıçta belirgin yakınma oluşturmayabileceği için düzenli kan ve idrar kontrolleri önemlidir.</p>

<p>Lupus nedir, hangi türleri vardır?</p>

<p>Bağışıklık sistemi normalde enfeksiyonlara karşı koruma sağlar. Lupusta bu sistemin denetimi bozulur ve sağlıklı dokulara karşı iltihap gelişebilir. Uzun süren veya yeterince kontrol edilemeyen iltihap bazı organlarda kalıcı hasara yol açabilir.</p>

<p>Sistemik lupus eritematozus vücudun birden fazla bölümünü etkileyebilen türdür. Kutanöz lupus daha çok ciltte döküntü ve lezyonlarla görülür. Bazı ilaçların yol açtığı tabloya ilaca bağlı lupus denir ve sorumlu ilaç bırakıldıktan sonra çoğunlukla geriler. Yenidoğan lupusu ise anneden bebeğe geçen belirli antikorlarla ilişkilidir; sistemik lupusla aynı hastalık değildir.</p>

<p>Lupus neden olur, kimlerde daha sık görülür?</p>

<p>Lupusun tek ve kesin nedeni bilinmiyor. Genetik yatkınlık, hormonlar ve çevresel etkenlerin birlikte rol oynadığı düşünülüyor. Ailede lupus veya başka bir otoimmün hastalık bulunması olasılığı artırabilir; ancak lupus doğrudan ve kaçınılmaz biçimde aktarılan bir hastalık değildir.</p>

<p>Hastalık kadınlarda erkeklerden daha sık görülür ve çoğunlukla doğurganlık çağında başlar. Bununla birlikte çocuklarda, erkeklerde ve ileri yaşta da ortaya çıkabilir.</p>

<p>Güneşten gelen morötesi ışınlar, bazı enfeksiyonlar, sigara ve belirli ilaçlar yatkın kişilerde hastalığın başlaması veya alevlenmesiyle ilişkili olabilir. Stres ve uykusuzluk bazı kişilerin belirtilerini artırabilir. Bunlardan biriyle karşılaşmak kişinin kesin olarak lupus geliştireceği anlamına gelmez.</p>

<p>Lupus belirtileri nelerdir?</p>

<p>Belirtiler zaman içinde değişebilir ve başka hastalıklarla karışabilir. Sık görülen yakınmalar şunlardır:</p>

<p>- Sürekli veya belirgin yorgunluk<br />
- Ağrılı, hassas ya da şiş eklemler<br />
- Sabahları eklemlerde tutukluk<br />
- Nedeni açıklanamayan ateş<br />
- Güneş sonrasında artan cilt döküntüleri<br />
- Burun ve yanaklar üzerinde kelebek biçiminde kızarıklık<br />
- Saç dökülmesi<br />
- Ağız veya burun içinde çoğunlukla ağrısız yaralar<br />
- Soğukta parmakların beyaz, mor veya kırmızı renk alması<br />
- Derin nefes alırken artan göğüs ağrısı<br />
- Bacaklarda ya da göz çevresinde şişlik<br />
- Baş ağrısı, zihinsel bulanıklık veya unutkanlık</p>

<p>Bu belirtilerin hiçbiri tek başına lupus tanısı koydurmaz. Örneğin yorgunluk; kansızlık, tiroit hastalıkları, enfeksiyonlar ve uyku bozukluklarında da görülebilir.</p>

<p>Lupus nefriti hangi belirtilere yol açar?</p>

<p>Lupusun böbreklerde iltihaba yol açmasına lupus nefriti denir. Böbrek tutulumu bazen yalnızca idrar ve kan testlerindeki değişikliklerle fark edilir.</p>

<p>Olası işaretler arasında köpüklü idrar, idrarda kan, bacaklarda veya göz çevresinde şişlik, yüksek tansiyon ve idrar miktarında azalma bulunur. Köpüklü idrarın tek nedeni lupus değildir; ancak lupus hastasında yeni başladıysa değerlendirilmelidir.</p>

<p>Lupus nefritinin sınıfını ve tedavi gereksinimini belirlemek için bazı hastalarda böbrek biyopsisi yapılabilir. Biyopside küçük bir doku örneği mikroskop altında incelenir. Her lupus hastasının biyopsiye ihtiyacı yoktur.</p>

<p>Ne zaman doktora başvurulmalı?</p>

<p>Geçmeyen eklem şişliği, güneşle belirginleşen tekrarlayıcı döküntüler, nedeni açıklanamayan ateş, ağız yaraları veya aşırı yorgunluk birlikte görülüyorsa değerlendirme gerekir. İlk başvuru aile hekimi veya iç hastalıkları uzmanına yapılabilir; tanı ve tedaviyi çoğunlukla romatoloji uzmanı yönetir.</p>

<p>Köpüklü idrar, yeni gelişen yüksek tansiyon, bacaklarda şişlik veya idrarda kan böbrek tutulumu açısından geciktirilmeden değerlendirilmelidir. Gerektiğinde nefroloji uzmanı tedaviye katılır.</p>

<p>Aşağıdaki durumlarda acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır:</p>

<p>- Ani veya şiddetli göğüs ağrısı ve nefes darlığı<br />
- Yeni gelişen nöbet, bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu veya tek taraflı güçsüzlük<br />
- İdrar miktarında belirgin azalma ve hızla artan şişlik<br />
- Bağışıklığı baskılayan tedavi sırasında yüksek ateş, titreme veya belirgin genel durum bozukluğu</p>

<p>Ateş hem lupus atağından hem enfeksiyondan kaynaklanabilir. Bağışıklığı baskılanmış bir kişinin bunu kendi kendine ayırmaya çalışması tedavinin gecikmesine yol açabilir.</p>

<p>Lupus nasıl teşhis edilir?</p>

<p>Lupusu tek başına doğrulayan bir kan testi yoktur. Tanıda belirtilerin zaman içindeki seyri, muayene, kan ve idrar sonuçları birlikte değerlendirilir.</p>

<p>ANA olarak bilinen antinükleer antikor testi lupus hastalarının büyük bölümünde pozitiftir. Ancak sağlıklı kişilerde ve başka hastalıklarda da pozitif çıkabilir. ANA pozitifliği tek başına “lupus var” anlamına gelmez.</p>

<p>Şüpheye göre anti-dsDNA ve anti-Sm gibi antikorlar, kompleman adı verilen bağışıklık proteinleri, tam kan sayımı, böbrek işlevleri ve iltihap göstergeleri incelenebilir. İdrar tahlili ve idrarda protein ölçümü, belirti vermeyen böbrek tutulumunu fark etmek açısından önemlidir.</p>

<p>Cilt tutulumu bulunan bazı hastalarda cilt biyopsisi yapılabilir. Böbrek bulguları varsa biyopsi, hasarın türünü belirleyerek tedavi seçimine yardımcı olabilir. Sınıflandırma ölçütleri hekimler ve araştırmalar için yol göstericidir; kişinin internet üzerinden kendi kendine tanı koyması için kullanılmamalıdır.</p>

<p>Lupus nasıl tedavi edilir?</p>

<p>Lupusu herkes için tamamen ortadan kaldıran tek bir tedavi yoktur. Tedavinin amacı hastalığı sakinleştirmek, atakları önlemek, organ hasarını azaltmak ve ilaçların uzun dönem yan etkilerini sınırlamaktır.</p>

<p>İlaç seçimi etkilenen organa ve hastalığın şiddetine göre yapılır. Cilt ve eklem yakınmaları için kullanılan tedaviyle böbrek ya da sinir sistemi tutulumu için gereken tedavi aynı değildir.</p>

<p>Hidroksiklorokin, uygun olmadığı özel durumlar dışında lupus tedavisinin temel ilaçlarından biridir. Atakların ve organ hasarının azaltılmasına yardımcı olabilir. Gözle ilgili nadir yan etkiler nedeniyle önerilen aralıklarla göz muayenesi gerekir.</p>

<p>Kortizon türü ilaçlar iltihabı hızlı biçimde baskılayabilir. Buna karşılık enfeksiyon, kemik kaybı, kan şekeri ve tansiyon artışı gibi riskleri bulunduğundan güncel yaklaşım mümkün olan en düşük miktarı ve en kısa süreyi hedefler. İlaç aniden veya hekimden habersiz bırakılmamalıdır.</p>

<p>Metotreksat, azatioprin, mikofenolat ve siklofosfamid gibi bağışıklık sistemini düzenleyen ilaçlar belirli organ tutulumlarında kullanılabilir. Belimumab ve anifrolumab gibi biyolojik ilaçlar, uygun hastalarda bağışıklık sisteminin belirli yollarını hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böbrek tutulumunda mikofenolat veya siklofosfamid gibi tedavilere kortizon ve uygun hastalarda belimumab ya da kalsinörin inhibitörü adı verilen ilaçlar eklenebilir. Seçim biyopsi sınıfına, böbrek işlevine, gebelik planına ve enfeksiyon riskine göre yapılır.</p>

<p>Tedavi gebelik planından önce gözden geçirilmelidir. Lupusun kontrol altında olduğu dönemde ve gebelik konusunda deneyimli bir ekibin izlemiyle birçok hasta sağlıklı gebelik yaşayabilir. Bazı lupus ilaçları gebelikte kullanılmadığı için tedavi kişi tarafından kendi kendine değiştirilmemelidir.</p>

<p>Günlük yaşamda nelere dikkat edilmeli?</p>

<p>Güneş ışığı bazı kişilerde döküntüyü veya hastalık aktivitesini artırabilir. Geniş spektrumlu güneş koruyucu, koruyucu giysi ve yoğun güneş saatlerinden kaçınma yararlı olabilir.</p>

<p>Sigaranın bırakılması, düzenli ve kişiye uygun hareket, yeterli uyku ile tansiyon ve kolesterol kontrolü önemlidir. Lupusu geçirdiği kanıtlanmış özel bir diyet bulunmuyor. Bitkisel ürünler bağışıklık sistemi veya kullanılan ilaçlarla etkileşebileceği için kontrolsüz kullanılmamalıdır.</p>

<p>En güncel tedavi gelişmesi: Lupus nefritinde obinutuzumab</p>

<p>FDA, 20 Ekim 2025’te obinutuzumabı ABD’de standart tedavi alan aktif lupus nefritli yetişkinler için onayladı. İlaç, bağışıklık sistemindeki CD20 taşıyan B hücrelerini hedefleyen ve damar yoluyla uygulanan bir antikordur.</p>

<p>Onayın temelini oluşturan Faz III REGENCY araştırmasına biyopsiyle aktif lupus nefriti doğrulanan 271 yetişkin katıldı. Bütün katılımcılar standart tedavi aldı; yarısına obinutuzumab, diğer yarısına etkisiz karşılaştırma ürünü eklendi.</p>

<p>Yetmiş altıncı haftada tam böbrek yanıtı obinutuzumab grubunda yüzde 46,4, karşılaştırma grubunda yüzde 33,1 bulundu. Mutlak fark 13,3 yüzde puandı. Bu sonuç ilacın herkeste böbrek hastalığını düzelttiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Ciddi yan etkiler, özellikle enfeksiyonlar, obinutuzumab grubunda daha fazla görüldü. İnfüzyon reaksiyonları, kan hücrelerinde azalma ve enfeksiyonlar açısından takip gerekiyor. Ürünün uyarıları arasında hepatit B’nin yeniden etkinleşmesi ve çok seyrek fakat ciddi bir beyin enfeksiyonu da bulunuyor.</p>

<p>Bu onay yalnızca belirlenen lupus nefriti hasta grubunu kapsıyor; her SLE hastası için genel kullanım onayı anlamına gelmiyor. İlacın Türkiye’de lupus nefriti için ruhsat, erişim ve geri ödeme durumu bu haber kapsamında resmî bir kaynaktan doğrulanamadı.</p>

<p>Umut vaat eden araştırma: Genel lupus hastalarında Faz III sonucu</p>

<p>2026’da New England Journal of Medicine’da yayımlanan ALLEGORY araştırması, obinutuzumabı ileri lupus nefriti bulunmayan aktif SLE hastalarında değerlendirdi. Faz III çalışmaya standart tedavi alan 303 yetişkin katıldı.</p>

<p>Elli ikinci haftada hastalık aktivitesinde önceden belirlenen düzeyde azalma sağlayanların oranı obinutuzumab grubunda yüzde 76,7, karşılaştırma grubunda yüzde 53,5 oldu. Mutlak fark yaklaşık 23 yüzde puandı. Kırkıncı haftadan 52’nci haftaya kadar sürdürülen yanıt da sırasıyla yüzde 72 ve yüzde 46,4 olarak bildirildi.</p>

<p>Ciddi yan etkiler obinutuzumab grubunda yüzde 15,9, karşılaştırma grubunda yüzde 11,9 görüldü. Araştırma sonuçları umut verici olsa da ilacın aktif sistemik lupus için rutin kullanım onayı bulunduğunu göstermez. FDA, bu kullanım için başvuruyu kabul etti; karar süreci sonuçlanmadan araştırma verileri onaylı tedaviyle eş tutulmamalıdır.</p>

<p>Sık sorulan diğer sorular</p>

<p>Lupus bulaşıcı mıdır?</p>

<p>Hayır. Lupus enfeksiyon değildir; temasla, solunum yoluyla veya cinsel ilişkiyle başka bir kişiye geçmez.</p>

<p>Lupus kalıtsal mıdır?</p>

<p>Lupus doğrudan anne veya babadan çocuğa geçen tek genli bir hastalık değildir. Ailede lupus ya da başka bir otoimmün hastalık bulunması yatkınlığı artırabilir; hastalığın mutlaka gelişeceği anlamına gelmez.</p>

<p>Lupus tamamen geçer mi?</p>

<p>Lupus kronik bir hastalıktır; ancak uzun süreli sakin dönemler yaşanabilir. Tedavinin hedefi hastalığı remisyonda veya düşük aktivitede tutmak ve kalıcı organ hasarını önlemektir.</p>

<p>Lupus hastası güneşe hiç çıkamaz mı?</p>

<p>Tamamen kapalı ortamda yaşamak gerekmez. Güneş hassasiyetinin düzeyi kişiden kişiye değişir. Koruyucu giysi, gölge ve uygun güneş koruyucu kullanımıyla risk azaltılabilir.</p>

<p>Lupus gebeliğe engel midir?</p>

<p>Çoğu lupus hastası uygun planlama ve yakın takiple gebe kalabilir. Hastalığın gebelik öncesinde kontrol altında olması, ilaçların yeniden değerlendirilmesi ve romatoloji ile kadın hastalıkları ekiplerinin birlikte izlemesi önemlidir.</p>

<p>Lupus hastaları aşı olabilir mi?</p>

<p>Birçok aşı lupus hastaları için önerilebilir; ancak zamanlama kullanılan bağışıklık baskılayıcı tedaviye göre değişir. Özellikle canlı aşılar için hekim değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Tıbbi uyarı</p>

<p>Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır. Kişisel tanı, ilaç seçimi ve tedavi değişikliği romatoloji ve ilgili sağlık profesyonellerinin değerlendirmesini gerektirir.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<p>1. ABD Ulusal Artrit, Kas-İskelet ve Deri Hastalıkları Enstitüsü. Systemic Lupus Erythematosus: Symptoms, Causes, Diagnosis and Treatment. Erişim: 29 Eylül 2026.</p>

<p>2. Sammaritano LR ve arkadaşları. 2025 American College of Rheumatology Guideline for the Treatment of Systemic Lupus Erythematosus. Arthritis &amp; Rheumatology ve Arthritis Care &amp; Research, 2026.</p>

<p>3. Fanouriakis A ve arkadaşları. EULAR recommendations for the management of systemic lupus erythematosus with kidney involvement: 2025 update. Annals of the Rheumatic Diseases, 2026.</p>

<p>4. ABD Gıda ve İlaç Dairesi. Gazyva, obinutuzumab, reçeteleme bilgileri. Lupus nefriti kullanım alanı güncellemesi: Ekim 2025.</p>

<p>5. Furie RA ve arkadaşları. Efficacy and Safety of Obinutuzumab in Active Lupus Nephritis. New England Journal of Medicine, 2025;392:1471–1483.</p>

<p>6. Furie RA ve arkadaşları. Efficacy and Safety of Obinutuzumab in Active Systemic Lupus Erythematosus. New England Journal of Medicine, 2026;395:243–254.</p>

<p>7. ABD Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü. Lupus and Kidney Disease: Lupus Nephritis. Erişim: 29 Eylül 2026. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tıbbiye Kütüphanesi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/lupus-yalnizca-eklemleri-etkilemiyor-bobrek-tutulumu-nasil-fark-edilir</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 11:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1547.jpeg" type="image/jpeg" length="44083"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prolaktin (PRL) Kaç Olmalı? 25, 50, 100 ve 200 Ne Demek?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prolaktin-prl-kac-olmali-25-50-100-ve-200-ne-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prolaktin-prl-kac-olmali-25-50-100-ve-200-ne-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prolaktin (PRL), hipofiz bezinden salgılanan bir hormondur. Normal sınır cinsiyet, gebelik ve laboratuvara göre değişir; 25, 50, 100 ve 200 ng/mL sonuçları ilaçlar, stres, tiroid ve hipofiz hastalıklarıyla birlikte değerlendirilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>PROLAKTİN (PRL) NEDİR?</p>

<p>Prolaktin, beynin tabanındaki hipofiz bezinden salgılanan bir hormondur. En bilinen görevi doğum sonrasında süt üretimini desteklemektir.</p>

<p>Kan tahlilinde PRL veya prolaktin olarak görülebilir. Gebelik ve emzirme dışında yüksek çıkması ise tek başına hipofiz tümörü anlamına gelmez. Stres, bazı ilaçlar, hipotiroidi, böbrek hastalığı ve başka nedenler de prolaktini yükseltebilir.</p>

<p>PROLAKTİN KAÇ OLMALI?</p>

<p>Tek bir evrensel normal prolaktin değeri yoktur.</p>

<p>Örneğin Mayo Clinic Laboratories erişkin erkeklerde 4,0–15,2 ng/mL, erişkin kadınlarda 4,8–23,3 ng/mL referans aralığını kullanır.</p>

<p>MedlinePlus ise erkeklerde 20 ng/mL, gebe olmayan kadınlarda 25 ng/mL altındaki değerleri genel referans olarak verir.</p>

<p>Gebelikte prolaktin çok daha yüksek olabilir.</p>

<p>Bu nedenle kişinin kendi laboratuvar raporundaki referans aralığı esas alınmalıdır.</p>

<p>PROLAKTİN 25 NE DEMEK?</p>

<p>25 ng/mL sonucu cinsiyete ve laboratuvar sınırına göre farklı yorumlanır.</p>

<p>Gebe olmayan bir kadında bazı laboratuvarlarda üst sınıra yakın veya hafif yüksek kabul edilebilir. Bir erkekte ise çoğu referans aralığının üzerindedir.</p>

<p>Hafif yüksekliklerde stres, egzersiz, meme uyarılması ve kullanılan ilaçlar gibi geçici nedenler özellikle önemlidir.</p>

<p>PROLAKTİN 50 NE DEMEK?</p>

<p>50 ng/mL gebelik dışında çoğu yetişkin referans aralığının üzerindedir.</p>

<p>İlaç kullanımı, hipotiroidi, böbrek hastalığı veya hipofiz bölgesini etkileyen durumlarda görülebilir.</p>

<p>Bu düzey tek başına prolaktinoma tanısı koydurmaz. Beklenmedik yüksekliklerde ölçüm uygun koşullarda tekrarlanabilir.</p>

<p>PROLAKTİN 100 NE DEMEK?</p>

<p>100 ng/mL belirgin prolaktin yüksekliğidir.</p>

<p>Prolaktinoma olasılığı değerlendirilir ancak bu değerin tek başına hipofizde tümör bulunduğunu kanıtlamadığı unutulmamalıdır.</p>

<p>Bazı ilaçlar ve başka hastalıklar da önemli prolaktin yükselmelerine yol açabilir. TSH, ilaç listesi ve gerektiğinde hipofiz değerlendirmesi önem kazanır.</p>

<p>PROLAKTİN 200 NE DEMEK?</p>

<p>200 ng/mL oldukça belirgin hiperprolaktinemidir.</p>

<p>Bu düzeylerde prolaktinoma olasılığı daha fazla dikkate alınır ancak rakam tek başına kesin tanı değildir.</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories, orta düzeydeki prolaktin artışlarının prolaktin üreten hipofiz adenomunu güvenilir biçimde göstermediğini; büyük prolaktinomalarda değerlerin sıklıkla daha yüksek olduğunu belirtmektedir.</p>

<p>PROLAKTİN YÜKSEKLİĞİ NEDEN OLUR?</p>

<p>Gebelik ve emzirme prolaktinin fizyolojik olarak yükseldiği başlıca durumlardır.</p>

<p>Gebelik dışındaki nedenler arasında:</p>

<p>Prolaktinoma</p>

<p>Hipofiz veya hipotalamus bölgesindeki diğer hastalıklar</p>

<p>Hipotiroidi</p>

<p>Böbrek hastalığı</p>

<p>Bazı antidepresanlar</p>

<p>Bazı antipsikotikler</p>

<p>Metoklopramid gibi dopamin sistemini etkileyen ilaçlar</p>

<p>Opioidler</p>

<p>Östrojen içeren bazı tedaviler</p>

<p>Göğüs duvarı veya meme uyarılması</p>

<p>Fiziksel veya duygusal stres</p>

<p>Yoğun egzersiz</p>

<p>yer alabilir.</p>

<p>PROLAKTİN YÜKSEKLİĞİ TÜMÖR MÜ?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Yüksek prolaktinin olası nedenlerinden biri prolaktinomadır ancak çok sayıda tümör dışı neden vardır.</p>

<p>Özellikle hafif ve orta düzey yüksekliklerde kullanılan ilaçların ve tiroid fonksiyonlarının gözden geçirilmesi önemlidir.</p>

<p>Kalıcı ve açıklanamayan belirgin yüksekliğin varlığında hipofiz görüntülemesi gerekebilir.</p>

<p>PROLAKTİNOMA NEDİR?</p>

<p>Prolaktinoma, hipofiz bezinde prolaktin salgılayan ve genellikle iyi huylu olan bir adenomdur.</p>

<p>Küçük prolaktinomalar mikroadenom, 10 mm'den büyük olanlar makroadenom olarak adlandırılır.</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories’in yorumuna göre makroadenomlarda prolaktin çoğunlukla 250 ng/mL'nin üzerindedir; 500 ng/mL'nin üzerindeki düzeyler ise makroprolaktinoma açısından çok güçlü bir bulgudur.</p>

<p>Bununla birlikte test sonucu görüntüleme ve klinik değerlendirmeyle birlikte ele alınmalıdır.</p>

<p>PROLAKTİN YÜKSEKLİĞİ KADINLARDA NE YAPAR?</p>

<p>Gebelik dışındaki hiperprolaktinemi kadınlarda adet düzensizliği veya adetin kesilmesine yol açabilir.</p>

<p>Meme başından süt gelmesi, yumurtlamanın bozulması, gebe kalmada güçlük ve cinsel istekte azalma görülebilir.</p>

<p>Uzun süren hiperprolaktinemi östrojen düzeyini azaltarak kemik sağlığını da etkileyebilir.</p>

<p>ERKEKLERDE PROLAKTİN YÜKSEKLİĞİ NE YAPAR?</p>

<p>Erkeklerde yüksek prolaktin testosteron üretimini ve üreme sistemini etkileyebilir.</p>

<p>Cinsel istekte azalma, ereksiyon problemi, infertilite ve hipogonadizm görülebilir.</p>

<p>Büyük hipofiz tümörlerinde baş ağrısı veya görme alanı sorunları da ortaya çıkabilir.</p>

<p>PROLAKTİN STRESTEN YÜKSELİR Mİ?</p>

<p>Evet.</p>

<p>Fiziksel veya duygusal stres prolaktini geçici olarak yükseltebilir. Kan alınmasının kendisi bile bazı kişilerde stres yanıtına neden olabilir.</p>

<p>Yoğun egzersiz ve meme uyarılması da sonucu etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle hafif beklenmedik yüksekliklerde test uygun koşullarda tekrarlanabilir.</p>

<p>PROLAKTİN TESTİ SABAH MI YAPILMALI?</p>

<p>Prolaktin gün içerisinde değişebilir ve uyku sırasında yükselebilir.</p>

<p>Beklenmedik yüksek sonuçlarda testin erken saatlerde, dinlenmiş koşullarda ve laboratuvarın önerisine göre açlıkla tekrarlanması istenebilir.</p>

<p>Test öncesi yoğun egzersizden ve meme uyarılmasından kaçınılması da sonucu daha sağlıklı değerlendirmeye yardımcı olabilir.</p>

<p>HANGİ İLAÇLAR PROLAKTİNİ YÜKSELTİR?</p>

<p>Dopamin sistemini etkileyen birçok ilaç prolaktini yükseltebilir.</p>

<p>Özellikle bazı antipsikotikler, antidepresanlar, metoklopramid, opioidler ve bazı tansiyon ilaçları bu etkiye sahip olabilir.</p>

<p>Prolaktin yüksek bulunduğunda ilaç listesi mutlaka değerlendirilmelidir.</p>

<p>Ancak yalnızca prolaktin sonucuna bakarak reçeteli ilaç kendi kendine bırakılmamalıdır.</p>

<p>TİROİD HASTALIĞI PROLAKTİNİ YÜKSELTİR Mİ?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Evet.</p>

<p>Hipotiroidi bazı kişilerde prolaktin yüksekliğine neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle açıklanamayan yüksek prolaktinde TSH ve gerektiğinde serbest T4 ölçümü önemli olabilir.</p>

<p>Tiroid sorunu düzeltildiğinde prolaktin de normale dönebilir.</p>

<p>PROLAKTİN YÜKSEK AMA ŞİKÂYET YOKSA NE DEMEK?</p>

<p>Belirgin şikâyeti olmayan kişilerde makroprolaktin adı verilen biyolojik etkisi daha düşük prolaktin kompleksleri yüksek total prolaktin sonucuna yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle yüksek prolaktin bulunmasına rağmen hiperprolaktinemi belirtileri yoksa makroprolaktin araştırılması düşünülebilir.</p>

<p>Bu durum gereksiz görüntüleme veya tedavinin önlenmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>PROLAKTİN YÜKSEKLİĞİNDE MR GEREKİR Mİ?</p>

<p>Her yüksek prolaktin sonucu için otomatik olarak hipofiz MR'ı gerekmez.</p>

<p>Öncelikle gebelik, ilaç kullanımı, hipotiroidi, böbrek hastalığı ve geçici yükselme nedenleri değerlendirilir.</p>

<p>Kalıcı, belirgin ve açıklanamayan hiperprolaktinemi veya baş ağrısı ve görme bozukluğu gibi hipofiz kitlesini düşündüren belirtilerde hipofiz MR'ı gündeme gelebilir.</p>

<p>PROLAKTİN DÜŞÜKLÜĞÜ NE DEMEK?</p>

<p>Düşük prolaktin, yüksekliği kadar sık klinik sorun oluşturmaz.</p>

<p>Hipofiz bezinin yetersiz çalıştığı bazı durumlarda prolaktin düşük olabilir. Doğum sonrası süt üretiminin olmaması gibi belirtilerle birlikteyse hipofiz fonksiyonları değerlendirilebilir.</p>

<p>Tek başına hafif düşük prolaktin çoğu zaman belirli bir hastalık tanısı değildir.</p>

<p>PROLAKTİN NASIL DÜŞÜRÜLÜR?</p>

<p>Tedavi prolaktin rakamına değil, yüksekliğin nedenine yöneliktir.</p>

<p>İlaç kaynaklıysa tedavi hekim tarafından yeniden değerlendirilebilir. Hipotiroidi varsa tiroid hastalığı tedavi edilir.</p>

<p>Prolaktinoma saptanan birçok hastada kabergolin veya bromokriptin gibi dopamin agonistleri prolaktini azaltabilir ve tümörü küçültebilir.</p>

<p>Bu ilaçlar hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>PROLAKTİN NE ZAMAN DAHA FAZLA ÖNEM TAŞIR?</p>

<p>Tekrarlayan belirgin prolaktin yüksekliği değerlendirilmelidir.</p>

<p>Adetlerin kesilmesi, gebelik dışı süt gelmesi, infertilite, erkeklerde cinsel işlev bozukluğu veya testosteron düşüklüğü klinik önemi artırır.</p>

<p>Şiddetli veya yeni başlayan baş ağrısı ve özellikle görme alanında kayıp gibi belirtiler varsa hipofiz bölgesi açısından daha hızlı değerlendirme gerekir.</p>

<p>SIK SORULAN SORULAR</p>

<p>Prolaktin 25 yüksek mi?</p>

<p>Cinsiyete ve laboratuvara bağlıdır. Gebe olmayan kadınlarda üst sınıra yakın olabilirken erkeklerde çoğu laboratuvara göre yüksektir.</p>

<p>Prolaktin 50 tümör mü?</p>

<p>Hayır. İlaçlar, hipotiroidi, stres ve başka nedenlerle de görülebilir. Tek başına prolaktinoma tanısı koydurmaz.</p>

<p>Prolaktin 100 yüksek mi?</p>

<p>Evet, çoğu yetişkin referansına göre belirgin yüksektir. Kalıcıysa nedeni araştırılmalıdır.</p>

<p>Prolaktin 200 prolaktinoma mı?</p>

<p>Prolaktinoma olasılığını artırabilir ancak tek başına kesin tanı değildir. İlaçlar ve diğer nedenler dışlandıktan sonra klinik değerlendirme ve gerektiğinde hipofiz görüntülemesi yapılır.</p>

<p>Prolaktin yüksek ama MR normal olabilir mi?</p>

<p>Evet. İlaçlar, hipotiroidi, böbrek hastalığı, stres veya makroprolaktin gibi hipofiz tümörü dışındaki nedenlerle prolaktin yüksek olabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Prolaktin yüksekliği tek başına hipofiz tümörü tanısı değildir. Belirgin ve kalıcı yüksekliğe adet kesilmesi, gebelik dışı süt gelmesi, infertilite, cinsel işlev bozukluğu, yeni şiddetli baş ağrısı veya görme kaybı eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir. Prolaktini etkileyebilecek reçeteli ilaçlar kendi kendine bırakılmamalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>Mayo Clinic Laboratories — Prolactin, Serum</p>

<p>MedlinePlus Medical Encyclopedia — Prolactin Blood Test </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Tahliller</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prolaktin-prl-kac-olmali-25-50-100-ve-200-ne-demek</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 11:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/genel/i-m-g-7337.jpeg" type="image/jpeg" length="60761"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İBB Burs Başvuruları 2026-2027 Başlıyor: 20 Bin TL Destek İçin Şartlar Neler?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ibb-burs-basvurulari-2026-2027-basliyor-20-bin-tl-destek-icin-sartlar-neler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ibb-burs-basvurulari-2026-2027-basliyor-20-bin-tl-destek-icin-sartlar-neler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İBB Genç Üniversiteli Sosyal Desteği için 2026-2027 başvuru takvimi belli oldu. Üniversite öğrencilerine 20 bin TL destek sağlanacak programda başvurular 29 Eylül’de başlayacak, 23 Ekim 2026’da sona erecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) üniversite öğrencilerine yönelik yürüttüğü Genç Üniversiteli Sosyal Desteği için yeni dönem başvuru süreci başlıyor.</p>

<p>2026-2027 eğitim öğretim döneminde desteğe hak kazanan öğrencilere kişi başı 20 bin TL ödeme yapılacak. Yeni dönem için açıklanan takvime göre başvurular 29 Eylül 2026 tarihinde başlayacak ve 23 Ekim 2026 tarihinde sona erecek.</p>

<p>İBB bursu 2026-2027 ne kadar?</p>

<p>İBB’nin Genç Üniversiteli programının resmî Sıkça Sorulan Sorular bölümünde eğitim yardımı miktarı 20.000 TL olarak açıklanıyor.</p>

<p>2026-2027 dönemi için yapılan açıklamalarda ise desteğin 125 bin üniversite öğrencisine ulaştırılmasının planlandığı belirtiliyor. Buna göre program için yaklaşık 2,5 milyar TL’lik sosyal destek öngörülüyor.</p>

<p>İBB bursuna kimler başvurabilir?</p>

<p>İBB tarafından yayımlanan genel koşullara göre başvuru yapacak öğrencinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerekiyor.</p>

<p>Öğrencinin kendisinin veya ailesinin İstanbul’da ikamet etmesi, ön lisans, lisans, yüksek lisans ya da doktora öğrencisi olması ve öğrenimine normal eğitim süresi içerisinde devam etmesi de başlıca şartlar arasında bulunuyor.</p>

<p>Devlet üniversitesi öğrencileri başvurabilirken, vakıf veya özel üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerin yüzde 100 burslu olması gerekiyor.</p>

<p>Ara ve son sınıftaki öğrenciler için yıl sonu başarı notunun en az 100 üzerinden 53 veya 4,00 üzerinden 2,00 olması şartı bulunuyor. Ayrıca başvurular öğrencinin ve ailesinin gelir durumu dikkate alınarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Tıp, diş hekimliği, eczacılık ve hemşirelik öğrencileri başvurabilir mi?</p>

<p>İBB’nin açıkladığı başvuru koşullarında üniversite bölümlerine yönelik özel bir sınırlama bulunmuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik, fizyoterapi, beslenme ve diyetetik ile diğer sağlık bilimleri bölümlerinde okuyan öğrenciler, genel şartları taşımaları halinde Genç Üniversiteli Sosyal Desteği için başvurabiliyor.</p>

<p>Üniversitesi İstanbul dışında olanlar başvurabilir mi?</p>

<p>Üniversitenin mutlaka İstanbul’da bulunması gerekmiyor.</p>

<p>İBB’nin Sıkça Sorulan Sorular bölümünde, ikametgâhı İstanbul’da olup başka bir ilde üniversite eğitimi gören öğrencilerin de başvuru yapabileceği açıkça belirtiliyor.</p>

<p>Kimler İBB bursuna başvuramaz?</p>

<p>Açık öğretimde öğrenim görenler, yurt dışında eğitim alan öğrenciler ve ücretli değişim programlarında bulunanlar Genç Üniversiteli desteğine başvuramıyor.</p>

<p>Yaş sınırı da bulunuyor. Ön lisans ve lisans öğrencilerinde 30 yaşından büyük, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinde ise 40 yaşından büyük olanlar programın kapsamı dışında tutuluyor.</p>

<p>Vakıf veya özel üniversitelerde yüzde 50, yüzde 75 gibi kısmi burslarla öğrenim gören öğrenciler de başvuru yapamıyor; bu öğrenciler açısından yüzde 100 burs şartı aranıyor.</p>

<p>İBB bursu için hangi belgeler gerekiyor?</p>

<p>Başvuruda öğrencinin durumuna göre öğrenci belgesi, transkript, bursluluk belgesi ve aile gelirini gösteren belgeler istenebiliyor.</p>

<p>Evli öğrencilerden kendileri ve eşlerinin gelir durumunu gösteren belgeler talep ediliyor. Engellilik, şehit veya gazi yakını olma durumu ile öğrenimine devam eden kardeşler bulunması halinde bunlara ilişkin belgeler de sisteme yüklenebiliyor.</p>

<p>Birinci sınıf öğrencilerinden ise henüz oluşmadığı için transkript istenmiyor.</p>

<p>Geçen yıl destek alanlar yeniden başvuracak mı?</p>

<p>Evet. Daha önce İBB Genç Üniversiteli Eğitim Desteği alan öğrencilerin yeni eğitim öğretim dönemi için yeniden başvuru yapmaları ve belgelerini güncellemeleri gerekiyor.</p>

<p>İBB burs başvurusu nasıl yapılır?</p>

<p>Başvurular tamamen çevrim içi gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Öğrenciler başvurularını İBB’nin Genç Üniversiteli sistemi veya İstanbul Senin mobil uygulaması üzerinden yapabiliyor. Başvuru sırasında kişisel bilgiler, eğitim bilgileri ve gelir durumuna ilişkin belgelerin sisteme yüklenmesi gerekiyor.</p>

<p>İBB burs başvurusu 2026-2027 takvimi</p>

<p>Başlangıç: 29 Eylül 2026<br />
Son başvuru: 23 Ekim 2026<br />
Destek miktarı: 20.000 TL<br />
Başvuru yöntemi: Genç Üniversiteli sistemi veya İstanbul Senin uygulaması<br />
Kapsam: Ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri</p>

<p>İBB, öğrencileri programın adını kullanarak SMS veya WhatsApp üzerinden gönderilen sahte burs bağlantılarına karşı da uyarıyor. Başvuru işlemlerinin yalnızca belediyenin resmî kanalları üzerinden yapılması gerekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Burslar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ibb-burs-basvurulari-2026-2027-basliyor-20-bin-tl-destek-icin-sartlar-neler</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 11:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/genel/i-m-g-0054.jpeg" type="image/jpeg" length="92673"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beyin Tümörü Tanısı Nasıl Konur, Hangi Testler Yapılır ve Nasıl Tedavi Edilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-tanisi-nasil-konur-hangi-testler-yapilir-ve-nasil-tedavi-edilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-tanisi-nasil-konur-hangi-testler-yapilir-ve-nasil-tedavi-edilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyin tümörü tanısında nörolojik muayene ve MR başta olmak üzere görüntüleme yöntemleri kullanılır; kesin sınıflandırma için çoğu durumda tümör dokusunun patolojik ve moleküler incelemesi gerekir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin tümörü şüphesinde tanı yalnızca bir MR görüntüsüne bakılarak konulmaz. Nörolojik muayene ve görüntüleme yöntemleri tümörün yerini ve özelliklerini ortaya koyarken, birçok hastada kesin tanı için ameliyat veya biyopsiyle alınan dokunun patolojik ve moleküler olarak incelenmesi gerekir.</p>

<p>Tedavi de “beyin tümörü” adı altında herkese uygulanan tek bir yöntem değildir. Tümörün iyi veya kötü huylu olması, türü, derecesi, beyindeki yeri, büyüklüğü, moleküler özellikleri ve hastanın genel sağlık durumu tedavi planını değiştirebilir.</p>

<p>Beyin tümörü tanısı nasıl konur?</p>

<p>Tanı süreci genellikle hastanın belirtilerinin değerlendirilmesi ve nörolojik muayeneyle başlar. Görme, işitme, denge, koordinasyon, kas gücü ve refleksler değerlendirilebilir. Bu muayene tek başına tümörü göstermez ancak beynin hangi bölgesinin etkilenmiş olabileceğine ilişkin önemli ipuçları verebilir.</p>

<p>Görüntüleme yöntemleri daha sonra şüpheli bölgenin ayrıntılı değerlendirilmesini sağlar. Hangi yöntemin önce kullanılacağı hastanın durumuna ve klinik gereksinime göre değişebilir.</p>

<p>MR mı, BT mi: Beyin tümöründe hangi görüntüleme daha önemli?</p>

<p>Manyetik rezonans görüntüleme, beyin dokusunu ayrıntılı göstermesi nedeniyle beyin tümörlerinin değerlendirilmesinde temel görüntüleme yöntemlerinden biridir. Gerektiğinde damar yoluyla kontrast madde verilerek tümör ile çevresindeki dokuların ayrımı daha belirgin hale getirilebilir.</p>

<p>Bazı hastalarda standart MR'a ek olarak fonksiyonel MR, MR spektroskopisi veya perfüzyon MR gibi ileri tekniklerden yararlanılabilir. Fonksiyonel MR özellikle konuşma ve hareket gibi önemli işlevleri yöneten beyin bölgelerinin tümörle ilişkisini değerlendirmede ve ameliyatın planlanmasında yardımcı olabilir.</p>

<p>Bilgisayarlı tomografi ise hızlı uygulanabilmesi nedeniyle özellikle acil değerlendirmelerde önem taşır. Kanama, kireçlenme ve kemik yapılarla ilgili bazı özelliklerin değerlendirilmesinde de avantaj sağlayabilir.</p>

<p>BT’de şüpheli bir oluşum görülmesi halinde daha ayrıntılı değerlendirme için MR istenebilir. Bu nedenle BT ve MR her durumda birbirinin alternatifi değildir; klinik duruma göre birbirini tamamlayabilir.</p>

<p>PET her beyin tümöründe gerekli mi?</p>

<p>Hayır. PET görüntüleme her beyin tümörü şüphesinde rutin olarak yapılması gereken bir test değildir.</p>

<p>PET, seçilmiş hastalarda tümörün metabolik özelliklerinin değerlendirilmesinde veya bazı özel klinik soruların yanıtlanmasında kullanılabilir. Hangi görüntüleme yönteminin gerekli olduğuna tümörün olası türü ve hastanın klinik durumu dikkate alınarak karar verilir.</p>

<p>MR'da kitle görülmesi kesin kanser anlamına gelir mi?</p>

<p>Hayır. Beyinde görüntülenen her kitle kötü huylu kanser değildir.</p>

<p>Beyin tümörleri iyi huylu veya kötü huylu olabilir. Ayrıca görüntülemede tümörü taklit edebilecek başka hastalıkların bulunması da mümkündür. Bu nedenle yalnızca görüntüleme sonucundan hareketle tümörün biyolojik davranışı hakkında kesin sonuca varmak doğru değildir.</p>

<p>Özellikle “beyinde kitle görüldü” ifadesi ile “beyin kanseri tanısı kondu” ifadeleri aynı anlama gelmez.</p>

<p>Biyopsi neden önemli?</p>

<p>Görüntüleme tümörün nerede bulunduğunu ve bazı özelliklerini gösterebilir; ancak tümörün tam olarak hangi hücrelerden oluştuğunun belirlenmesi çoğu durumda doku incelemesini gerektirir.</p>

<p>Doku örneği bazen tümörü çıkarmak amacıyla yapılan ameliyat sırasında alınır. Tümörün bulunduğu bölge açık ameliyat açısından riskliyse stereotaktik iğne biyopsisi gibi yöntemler gündeme gelebilir.</p>

<p>Patolog alınan dokuyu inceleyerek tümörün türü ve derecesi hakkında bilgi verir. Günümüzde değerlendirme yalnızca hücrelerin mikroskop altında nasıl göründüğüyle sınırlı değildir.</p>

<p>Moleküler testler tedaviyi neden değiştirebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Modern nöro-onkolojide bazı beyin tümörlerinin sınıflandırılmasında tümör hücrelerindeki moleküler ve genetik değişiklikler de önem taşır.</p>

<p>Doku üzerinde yapılan testler belirli genetik veya moleküler özellikleri ortaya çıkarabilir. Bu bilgiler tanının daha doğru sınıflandırılmasına, hastalığın davranışının değerlendirilmesine ve bazı hastalarda hedefe yönelik tedavi seçeneklerinin belirlenmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>Ancak saptanan her genetik değişiklik için etkili ve onaylanmış bir hedefe yönelik ilaç bulunduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Moleküler bulgunun klinik anlamı tümörün türü ve mevcut bilimsel kanıtlarla birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Beyin tümörünün derecesi ne anlama gelir?</p>

<p>Tümörün derecesi, hücrelerin özellikleri ve biyolojik davranışı hakkında bilgi verir. Genel olarak daha düşük dereceli tümörler daha yavaş seyredebilirken yüksek dereceli tümörler daha hızlı büyüme eğilimi gösterebilir.</p>

<p>Ancak tek başına derece bütün tabloyu açıklamaz. Tümörün türü, yeri ve moleküler özellikleri de önemlidir.</p>

<p>Beyin tümörlerinde diğer birçok kanserde kullanılan klasik “evre 1, evre 2, evre 3, evre 4” yaklaşımı aynı biçimde uygulanmaz. Bu nedenle beyin tümörünün derecesi ile kanser evresini birbirine karıştırmamak gerekir.</p>

<p>Beyin tümörü tedavisi nasıl belirlenir?</p>

<p>Tedavi planı tümörün özelliklerine göre kişiselleştirilir. Başlıca seçenekler arasında yakın izlem, ameliyat, radyoterapi, stereotaktik radyocerrahi, kemoterapi ve belirli tümörlerde hedefe yönelik tedaviler bulunabilir.</p>

<p>Küçük, iyi huylu olduğu düşünülen, belirti oluşturmayan ve yavaş büyüyen bazı tümörlerde hemen tedavi yerine düzenli MR kontrolleriyle izlem tercih edilebilir.</p>

<p>Başka hastalarda ise gecikmeden tedavi gerekebilir. Bu ayrım nedeniyle “beyin tümörü varsa mutlaka ameliyat gerekir” şeklinde genel bir kural yoktur.</p>

<p>Ameliyatta amaç tümörün tamamını çıkarmak mı?</p>

<p>Cerrahide temel amaçlardan biri, mümkün olduğunda tümörü güvenli biçimde mümkün olan en geniş ölçüde çıkarmaktır. Ancak tümör önemli beyin bölgelerine çok yakınsa tamamının çıkarılması ciddi nörolojik kayıp riski oluşturabilir.</p>

<p>Bu durumda cerrah, tümörün tamamını çıkarmak yerine güvenli sınırlar içinde bir bölümünü çıkarabilir.</p>

<p>Ameliyatın kapsamı belirlenirken yalnızca “ne kadar tümör çıkarılabilir?” sorusu değil, “beynin önemli işlevleri nasıl korunabilir?” sorusu da önem taşır.</p>

<p>Radyoterapi ve radyocerrahi aynı şey mi?</p>

<p>Her ikisi de iyonlaştırıcı radyasyondan yararlansa da uygulama biçimleri farklıdır.</p>

<p>Klasik radyoterapi belirlenen bölgeye genellikle birden fazla seansta uygulanabilir. Stereotaktik radyocerrahi ise adındaki “cerrahi” sözcüğüne rağmen kesi yapılan klasik bir ameliyat değildir. Çok hassas biçimde hedeflenen yüksek doz radyasyonun tümöre yönlendirilmesine dayanır ve uygun hastalarda bir veya birkaç seansta uygulanabilir.</p>

<p>Gamma Knife ve bazı lineer hızlandırıcı sistemleri bu amaçla kullanılan teknolojiler arasındadır.</p>

<p>Kemoterapi ve hedefe yönelik tedavi kimlerde kullanılır?</p>

<p>Kemoterapinin gerekli olup olmadığı tümörün türüne göre değişir. Bazı beyin tümörlerinde radyoterapiyle birlikte veya tedavinin başka aşamalarında ilaç tedavileri kullanılabilir.</p>

<p>Hedefe yönelik tedaviler ise tümör hücresindeki belirli moleküler özellikleri hedeflemeyi amaçlar. Bu nedenle tüm beyin tümörlerinde aynı hedefe yönelik ilaç kullanılmaz.</p>

<p>Doku ve moleküler incelemenin giderek önem kazanmasının nedenlerinden biri de budur: Aynı anatomik bölgede bulunan iki tümör biyolojik açıdan birbirinden farklı olabilir ve farklı tedavi yaklaşımları gerektirebilir.</p>

<p>Tedaviden sonra rehabilitasyon gerekebilir</p>

<p>Beyin tümörü ve uygulanan tedaviler bazı hastalarda hareket, konuşma, görme, denge, hafıza veya düşünme işlevlerini etkileyebilir.</p>

<p>Bu durumda tedavi yalnızca tümörü kontrol altına almakla bitmez. Hastanın ihtiyacına göre fizik tedavi, ergoterapi, konuşma ve dil terapisi veya nörolojik rehabilitasyon programları tedavi sürecinin bir parçası olabilir.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>Beyin tümörü tanısı ve tedavisi kişiye özeldir. Görüntüleme raporundaki “kitle” veya “lezyon” ifadeleri tek başına kanser tanısı anlamına gelmez. Yeni başlayan nöbet, bilinç değişikliği, ani gelişen güç veya konuşma kaybı gibi ciddi nörolojik belirtilerde acil tıbbi değerlendirme gerekir. Tanı veya tedavi kararı nöroloji, beyin ve sinir cerrahisi, radyoloji, patoloji, radyasyon onkolojisi ve tıbbi/nöro-onkoloji gibi ilgili uzmanlıkların değerlendirmesini gerektirebilir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. Mayo Clinic — Brain tumor: Diagnosis and treatment — Güncel hasta rehberi<br />
2. National Cancer Institute — Adult Central Nervous System Tumors Treatment — Güncel uzman değerlendirmeli hasta rehberi<br />
3. European Association of Neuro-Oncology — Diffüz gliomaların tanı, tedavi ve moleküler değerlendirilmesine ilişkin klinik kılavuzlar — Güncel kılavuz serisi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/beyin-tumoru-tanisi-nasil-konur-hangi-testler-yapilir-ve-nasil-tedavi-edilir</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 10:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1543.jpeg" type="image/jpeg" length="32915"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dünyadaki Kanser Vakalarının Yüzde 12’si Enfeksiyonlarla İlişkili]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/dunyadaki-kanser-vakalarinin-yuzde-12si-enfeksiyonlarla-iliskili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/dunyadaki-kanser-vakalarinin-yuzde-12si-enfeksiyonlarla-iliskili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı virüs ve bakteriler kanser gelişimine katkıda bulunabiliyor. Küresel analiz, 2024’te yaklaşık 2,3 milyon yeni kanser vakasının enfeksiyonlara atfedilebileceğini gösterdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bazı enfeksiyonlar yalnızca geçici bir hastalığa yol açmıyor; yıllarca vücutta kalmaları halinde belirli kanserlerin gelişimine de katkıda bulunabiliyor. Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) araştırmacılarının küresel analizine göre 2024 yılında dünyada yaklaşık 2,3 milyon yeni kanser vakası enfeksiyonlara atfedildi. Bu, yeni kanser vakalarının yaklaşık yüzde 12’sine, başka bir ifadeyle kabaca her 8 vakadan birine karşılık geliyor.</p>

<p>Ancak bu sonuç, enfeksiyon geçiren her kişinin kanser olacağı anlamına gelmiyor. Kanser gelişimi; enfeksiyonun türü ve kalıcılığı, kişinin bağışıklık sistemi, genetik özellikleri, çevresel etkenler ve diğer risk faktörlerinin birlikte rol oynadığı uzun bir süreç. Araştırmanın halk sağlığı açısından dikkat çekici tarafı ise enfeksiyonla ilişkili kanserlerin önemli bir bölümüne karşı aşı, tarama, erken tanı ve enfeksiyon tedavisi gibi mevcut araçların bulunması.</p>

<p>Kanserle bağlantılı 5 enfeksiyon öne çıktı</p>

<p>Küresel yükün büyük bölümünde beş enfeksiyon etkeni öne çıktı: Helicobacter pylori, insan papilloma virüsü (HPV), hepatit B virüsü (HBV), Epstein-Barr virüsü (EBV) ve hepatit C virüsü (HCV).</p>

<p>Araştırmanın 2024 tahminlerinde enfeksiyonlara atfedilen kanser vakalarının yaklaşık dağılımı şöyleydi:</p>

<p>Helicobacter pylori: 760 bin vaka<br />
HPV: 750 bin vaka<br />
Hepatit B virüsü: 360 bin vaka<br />
Epstein-Barr virüsü: 260 bin vaka<br />
Hepatit C virüsü: 160 bin vaka</p>

<p>Bu rakamlar, enfeksiyonların kanser yükündeki yerinin yalnızca HPV veya viral hepatitlerle sınırlı olmadığını da gösteriyor.</p>

<p>Mide kanserinde H. pylori neden önemli?</p>

<p>Helicobacter pylori, mideye yerleşebilen ve çoğu kişide uzun süre belirti vermeden bulunabilen bir bakteridir. Bazı kişilerde kronik gastrit ve ülserle ilişkiliyken uzun süreli enfeksiyon, özellikle midenin kardiya dışındaki bölümünde gelişen mide kanseri açısından önemli bir risk faktörüdür.</p>

<p>Yeni küresel tahminde H. pylori yaklaşık 760 bin kanser vakasıyla enfeksiyona bağlı kanser yükünün en büyük kaynaklarından biri olarak öne çıktı.</p>

<p>Bununla birlikte H. pylori taşıyan herkes mide kanseri olmaz. Enfeksiyonun varlığı tek başına kanser tanısı anlamına gelmediği gibi, kişisel kanser riskinin yalnızca bu bilgiyle hesaplanması da mümkün değildir.</p>

<p>HPV yalnızca rahim ağzı kanseriyle ilişkili değil</p>

<p>İnsan papilloma virüsünün yüksek riskli tipleri özellikle rahim ağzı kanserinin gelişiminde merkezi rol oynuyor. HPV ayrıca anal, vulva, vajina, penis ve bazı baş-boyun kanserleriyle de ilişkilendiriliyor.</p>

<p>2024 tahminlerinde HPV’ye yaklaşık 750 bin yeni kanser vakası atfedildi.</p>

<p>Burada önemli ayrım enfeksiyonun kalıcılığıdır. HPV enfeksiyonlarının büyük bölümü bağışıklık sistemi tarafından zaman içinde temizlenirken, yüksek riskli HPV tipleriyle kalıcı enfeksiyon kanser öncüsü hücresel değişikliklerin gelişme olasılığını artırabilir.</p>

<p>HPV’ye karşı aşılama ve rahim ağzı kanseri taraması bu nedenle kanserden korunma stratejilerinin önemli parçaları arasında yer alıyor.</p>

<p>Hepatit B ve hepatit C karaciğer kanseri riskini artırabiliyor</p>

<p>Kronik hepatit B ve hepatit C enfeksiyonları, hepatoselüler karsinom olarak adlandırılan en yaygın primer karaciğer kanseri türünün başlıca enfeksiyöz nedenleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Küresel analizde yaklaşık 360 bin kanser vakası hepatit B’ye, 160 bin vaka ise hepatit C’ye atfedildi.</p>

<p>İki enfeksiyona karşı korunma yaklaşımı aynı değil. Hepatit B’ye karşı etkili aşı bulunuyor. Hepatit C için günümüzde koruyucu aşı bulunmamasına karşın doğrudan etkili antiviral ilaçlarla enfeksiyonun büyük çoğunluğunda tedavi başarısı sağlanabiliyor.</p>

<p>Kronik viral hepatitin tanınması ve uygun şekilde tedavi edilmesi yalnızca karaciğer hastalığının ilerlemesini değil, uzun vadeli kanser riskini azaltmak açısından da önem taşıyor.</p>

<p>Epstein-Barr virüsü hangi kanserlerle ilişkili?</p>

<p>EBV oldukça yaygın bir virüs. İnsanların büyük bölümü yaşamının bir döneminde virüsle karşılaşabiliyor ve çoğunda bu durum kansere dönüşmüyor.</p>

<p>Buna rağmen EBV; nazofarenks kanseri, Hodgkin lenfoma, bazı Hodgkin dışı lenfomalar ve mide kanserlerinin belirli bir bölümüyle nedensel olarak ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Yeni tahminlerde yaklaşık 260 bin kanser vakasının EBV’ye atfedilmesi, virüsün küresel kanser yükündeki önemini daha görünür hale getiriyor.</p>

<p>Enfeksiyon nasıl yıllar sonra kansere dönüşebiliyor?</p>

<p>Kanserle ilişkili enfeksiyonların etkisi tek bir mekanizmayla açıklanmıyor. Bazı virüsler hücrelerin büyümesini kontrol eden biyolojik süreçlere doğrudan müdahale edebilirken, bazı enfeksiyonlar uzun süreli iltihaplanmaya ve doku hasarına yol açabiliyor.</p>

<p>Kronik inflamasyon, bağışıklık sistemindeki değişiklikler ve hücrelerde zaman içinde biriken genetik hasarlar kanser gelişimine elverişli bir ortam oluşturabiliyor.</p>

<p>Bu süreç genellikle yıllar sürüyor. Dolayısıyla bugün geçirilen sıradan bir enfeksiyonun kısa süre içinde kansere dönüşeceği şeklinde bir çıkarım yapılmamalı. Kanser açısından önem taşıyan, bilimsel olarak kanserojen olduğu gösterilmiş belirli enfeksiyon etkenleri ve bunların oluşturduğu kalıcı enfeksiyonlardır.</p>

<p>En dikkat çekici nokta: Bazı kanserler daha oluşmadan önlenebilir</p>

<p>Araştırmanın en önemli halk sağlığı mesajlarından biri, enfeksiyonlara atfedilen kanser yükünün önemli bir bölümünün teorik bir riskten ibaret olmaması. Korunmak için halihazırda kullanılabilen yöntemler bulunuyor.</p>

<p>HPV ve hepatit B aşıları ilgili enfeksiyonlardan korunmada etkili araçlar. H. pylori saptandığında uygun kişilerde eradikasyon tedavisi uygulanabiliyor. Hepatit C tedavi edilebiliyor; kronik hepatit B ise antiviral tedaviyle kontrol altına alınabiliyor. Rahim ağzı kanseri taraması da kanser öncesi değişikliklerin saptanarak tedavi edilmesine imkân sağlayabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle enfeksiyonlarla mücadele yalnızca bulaşıcı hastalıkları önleme politikası olarak görülmüyor. Aynı zamanda uzun vadeli bir kanserden korunma stratejisi niteliği taşıyor.</p>

<p>“Her 8 kanserden biri” ifadesi nasıl anlaşılmalı?</p>

<p>Yüzde 12’lik oran dünya genelindeki nüfusa ilişkin tahmini bir yükü ifade ediyor. Bu oran, herhangi bir kişinin kanserinin yüzde 12 olasılıkla enfeksiyondan kaynaklandığı anlamına gelmez.</p>

<p>Enfeksiyona bağlı kanser yükü ülkeler ve bölgeler arasında önemli ölçüde değişebiliyor. Enfeksiyonların toplumdaki yaygınlığı, aşılama oranları, tarama programlarına erişim, sağlık hizmetleri, erken tanı ve tedavi olanakları bu farklılıkta rol oynuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dolayısıyla küresel rakamlar bireysel risk hesabı olarak değil, hangi kanserlerin önlenmesinde enfeksiyon kontrolünün önemli bir fırsat sunduğunu gösteren halk sağlığı göstergeleri olarak değerlendirilmeli.</p>

<p>TIBBİ UYARI</p>

<p>HPV, H. pylori, hepatit B, hepatit C veya EBV enfeksiyonu saptanması kişinin kanser olduğu ya da mutlaka kanser geliştireceği anlamına gelmez. Test, takip, aşılama ve tedavi kararları kişinin yaşı, klinik durumu ve risk faktörlerine göre hekim tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. The Lancet Oncology — Global burden of cancer attributable to infections in 2024: a worldwide incidence analysis — 2026<br />
2. International Agency for Research on Cancer — Oncogenic infections: targets highly amenable to cancer prevention — 2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/dunyadaki-kanser-vakalarinin-yuzde-12si-enfeksiyonlarla-iliskili</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1542.jpeg" type="image/jpeg" length="27413"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KSÜ Öğrencisi Faruk Emre Aktaş Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ksu-ogrencisi-faruk-emre-aktas-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ksu-ogrencisi-faruk-emre-aktas-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Afşin Meslek Yüksekokulu Madencilik ve Maden Çıkarma Bölümü öğrencisi Faruk Emre Aktaş hayatını kaybetti. Üniversite yönetimi, genç öğrencinin vefatı dolayısıyla başsağlığı mesajı yayımladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) öğrencisi Faruk Emre Aktaş’ın vefat ettiği bildirildi.</p>

<p>KSÜ Afşin Meslek Yüksekokulu Madencilik ve Maden Çıkarma Bölümü öğrencisi olan Faruk Emre Aktaş’ın hayatını kaybetmesi, ailesi ve yakınlarının yanı sıra arkadaşları ile üniversite camiasında üzüntüye neden oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi tarafından yayımlanan başsağlığı mesajında, Faruk Emre Aktaş’ın vefatının üzüntüyle öğrenildiği belirtildi.</p>

<p>Üniversitenin mesajında, “Öğrencimize Allah’tan rahmet, kederli ailesi başta olmak üzere yakınlarına, arkadaşlarına ve KSÜ ailesine başsağlığı dileriz” ifadelerine yer verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kayıplarımız</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ksu-ogrencisi-faruk-emre-aktas-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 09:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/i-m-g-1538.jpeg" type="image/jpeg" length="40892"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Doktor Yılda Kaç Hasta Görüyor? Türkiye–OECD Karşılaştırması]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/bir-doktor-yilda-kac-hasta-goruyor-turkiye-oecd-karsilastirmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/bir-doktor-yilda-kac-hasta-goruyor-turkiye-oecd-karsilastirmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de doktor başına düşen yıllık yüz yüze muayene sayısı OECD ortalamasının yaklaşık 2,5 katı. OECD’nin son karşılaştırmalı verilerine göre Türkiye’de bir doktor başına yılda yaklaşık 4.763 muayene düşerken OECD ortalaması 1.908.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir doktor bir yılda kaç hasta görüyor?</p>

<p>Bu soruya yanıt verirken önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Uluslararası istatistiklerde çoğunlukla doktorların gördüğü farklı hasta sayısı değil, yapılan muayene sayısı ölçülüyor. Aynı kişi yıl içinde birkaç kez doktora giderse her başvuru ayrı bir muayene olarak kaydedilebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle “bir doktor yılda 4.763 hasta görüyor” demek teknik olarak doğru değil.</p>

<p>Doğru ifade şu:</p>

<p><strong>Türkiye’de bir doktor başına yılda yaklaşık 4.763 yüz yüze muayene düşüyor.</strong></p>

<p>OECD’nin <i>Health at a Glance 2025</i> raporunda yer alan 2023 veya en yakın yıl verileri, Türkiye’nin doktor başına düşen muayene sayısında OECD ülkeleri arasında oldukça yüksek bir düzeyde bulunduğunu gösteriyor.</p>

<h2>Türkiye: Bir doktora yılda 4.763 muayene</h2>

<p>OECD verilerine göre Türkiye’de bir doktor başına yılda yaklaşık <strong>4.763 yüz yüze muayene</strong> düşüyor.</p>

<p>OECD33 ortalaması ise <strong>1.908 muayene</strong>.</p>

<p>Buna göre Türkiye’de doktor başına düşen yıllık yüz yüze muayene sayısı OECD ortalamasının yaklaşık <strong>2,5 katı</strong>.</p>

<p>OECD karşılaştırmasında Kore en yüksek değerlerden birine sahipken Türkiye ve Japonya da doktor başına yıllık muayene sayısının 4.500’ün üzerinde olduğu ülkeler arasında yer alıyor.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <th>Ülke</th>
   <th>Doktor başına yıllık yüz yüze muayene</th>
  </tr>
  <tr>
   <td>Kore</td>
   <td>6.755</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Türkiye</strong></td>
   <td><strong>4.763</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Japonya</td>
   <td>4.566</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Macaristan</td>
   <td>2.678</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Almanya</td>
   <td>2.080</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>OECD33 ortalaması</strong></td>
   <td><strong>1.908</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Fransa</td>
   <td>1.344</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Danimarka</td>
   <td>1.003</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>İsveç</td>
   <td>409</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Bu tablo, Türkiye’de hekimlerin karşılaştığı yıllık muayene hacminin birçok OECD ülkesinden daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<h2>Türkiye’de insanlar doktora da daha sık gidiyor</h2>

<p>Fark yalnızca doktor başına düşen muayene sayısıyla sınırlı değil.</p>

<p>OECD verilerine göre Türkiye’de kişi başına yılda yaklaşık <strong>11,4 yüz yüze doktor muayenesi</strong> gerçekleşiyor.</p>

<p>OECD ortalaması ise <strong>6,5</strong>.</p>

<p>Başka bir ifadeyle Türkiye’de kişi başına doktora başvuru sıklığı OECD ortalamasının yaklaşık yüzde 75 üzerinde.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı verilerinde de Türkiye’de kişi başına yıllık hekime müracaat sayısı 11,4 düzeyinde bildiriliyor.</p>

<p>Bu durum, Türkiye’de sağlık hizmetlerinin oldukça yoğun kullanıldığını gösteriyor.</p>

<h2>Türkiye’de doktor sayısı OECD ortalamasının altında</h2>

<p>Türkiye’de doktora başvuru sıklığı yüksek olmasına rağmen nüfusa düşen doktor sayısı OECD ortalamasının altında.</p>

<p>OECD verilerine göre Türkiye’de <strong>1.000 kişiye yaklaşık 2,4 aktif hekim</strong> düşüyor.</p>

<p>OECD ortalaması ise <strong>1.000 kişiye 3,9 hekim</strong>.</p>

<p>Bu iki gösterge birlikte değerlendirildiğinde dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor:</p>

<p><strong>Türkiye’de kişi başına doktor sayısı OECD ortalamasından düşük, doktora başvuru sayısı ise daha yüksek.</strong></p>

<p>Bu durum, doktor başına düşen yıllık muayene hacminin neden OECD ortalamasının oldukça üzerinde olduğunu açıklayan temel unsurlardan biri.</p>

<h2>Pandemi sonrası muayene sayısı yeniden yükseldi</h2>

<p>OECD’nin önceki karşılaştırmalarında Türkiye’de doktor başına yıllık yüz yüze muayene sayısı 2021 veya en yakın yıl için yaklaşık <strong>3.667</strong> olarak hesaplanmıştı.</p>

<p>2023 veya en yakın yıl verilerinde ise bu sayı <strong>4.763’e</strong> yükseldi.</p>

<p>Ancak bu artışı uzun dönemli ve kesintisiz bir yükseliş olarak değerlendirmek doğru değil.</p>

<p>Çünkü pandemi öncesinde, 2019 veya en yakın yıl verilerinde Türkiye’de doktor başına düşen yıllık muayene sayısı yaklaşık <strong>5.033</strong> düzeyindeydi.</p>

<p>Buna göre 2023 verisi, COVID-19 pandemisi sırasında düşen sağlık hizmeti kullanımının yeniden yükseldiğini gösteriyor; ancak doktor başına muayene sayısı henüz pandemi öncesindeki düzeyin üzerine çıkmış değil.</p>

<p>Dolayısıyla 2021–2023 arasındaki artışı <strong>pandemi sonrası toparlanma</strong> olarak değerlendirmek daha doğru.</p>

<h2>Daha fazla muayene daha yüksek verimlilik anlamına mı geliyor?</h2>

<p>Hayır.</p>

<p>OECD, doktor başına düşen muayene sayısının tek başına hekimlerin verimliliğini ölçmek için kullanılmaması gerektiğini özellikle vurguluyor.</p>

<p>Çünkü ülkelerin sağlık sistemleri arasında önemli farklılıklar bulunuyor.</p>

<p>Muayene süreleri ülkeden ülkeye değişebiliyor. Bazı ülkelerde hemşireler ve diğer sağlık profesyonelleri kronik hastalık takibi veya temel sağlık hizmetlerinde daha fazla sorumluluk üstlenebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca doktorların hastanede yatan hastalara sunduğu hizmetler, araştırma faaliyetleri ve idari çalışmaları bu göstergenin tamamına yansımıyor.</p>

<p>Bu nedenle daha fazla muayene yapan bir doktorun otomatik olarak daha verimli olduğu sonucuna varılamaz.</p>

<h2>Rakamların anlattığı asıl hikâye</h2>

<p>Türkiye açısından üç gösterge birlikte değerlendirildiğinde tablo daha net hale geliyor:</p>

<p><strong>Kişi başına yıllık yüz yüze doktor muayenesi: 11,4</strong></p>

<p><strong>1.000 kişiye düşen aktif doktor: 2,4</strong></p>

<p><strong>Doktor başına yıllık yüz yüze muayene: 4.763</strong></p>

<p>OECD ortalamalarında ise aynı göstergeler sırasıyla yaklaşık <strong>6,5</strong>, <strong>3,9</strong> ve <strong>1.908</strong> düzeyinde.</p>

<p>Bu veriler, Türkiye’de sağlık sisteminin yoğun biçimde kullanıldığını ve mevcut hekimlerin karşılaştığı yıllık muayene hacminin OECD ortalamasının oldukça üzerinde bulunduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ancak rakamları yorumlarken önemli bir noktayı unutmamak gerekiyor:</p>

<p><strong>4.763 sayısı, bir doktorun yılda 4.763 farklı kişiyi gördüğü anlamına gelmiyor.</strong></p>

<p>Aynı hasta yıl içinde birkaç kez başvurabileceği için bu sayı toplam yüz yüze muayene hacmini ifade ediyor.</p>

<p>Dolayısıyla en doğru sonuç şöyle özetlenebilir:</p>

<p><strong>Türkiye’de bir doktor başına yılda yaklaşık 4.763 yüz yüze muayene düşüyor. OECD33 ortalaması ise 1.908. Türkiye’de doktor başına düşen muayene hacmi OECD ortalamasının yaklaşık 2,5 katı.</strong></p>

<h3>Kaynaklar</h3>

<p>OECD, <i>Health at a Glance 2025: OECD Indicators</i><br />
OECD Health Statistics 2025<br />
OECD, <i>Health at a Glance 2025: Türkiye</i><br />
OECD, <i>Health at a Glance 2023</i><br />
T.C. Sağlık Bakanlığı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/bir-doktor-yilda-kac-hasta-goruyor-turkiye-oecd-karsilastirmasi</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 08:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/09/hasta-bakma-sayisi.webp" type="image/jpeg" length="52185"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40998"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="14033"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29557"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13070"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="52525"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="72348"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
