<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 23 Aug 2026 18:54:42 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çayı Sağlıklı Bir Alışkanlığa Dönüştürmenin Püf Noktaları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/cayi-saglikli-bir-aliskanliga-donusturmenin-puf-noktalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/cayi-saglikli-bir-aliskanliga-donusturmenin-puf-noktalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siyah ve yeşil çay; kalp-damar sağlığından bağırsaklara, dikkatten uzun yaşamla ilişkilendirilen sonuçlara kadar araştırılıyor. Ancak miktar, sıcaklık ve eklenen şeker tabloyu değiştirebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çayın Bilimsel Araştırmalarla Desteklenen 5 Sağlık Etkisi</p>

<p>Türkiye’de çay çoğu zaman ince belli bardakta, günün farklı saatlerine yayılan bir alışkanlık olarak tüketiliyor. Bilimsel araştırmalarda kullanılan “bir fincan” ölçüsü ise çalışmadan çalışmaya değişebiliyor. Bu nedenle araştırmalarda sözü edilen iki fincan çayı, doğrudan iki küçük Türk çay bardağı olarak yorumlamak doğru değil.</p>

<p>Siyah, yeşil, beyaz ve oolong çay aynı bitkiden, Camellia sinensis’ten elde ediliyor. Aralarındaki temel fark, yaprakların işlenme ve oksitlenme biçimi. Papatya, ıhlamur, nane ve hibiskus gibi bitki çayları ise farklı bitkilerden hazırlanıyor; gerçek çayla aynı içerik ve etkilere sahip değiller.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çayın sağlık araştırmalarında öne çıkmasının başlıca nedeni polifenoller. Bitkilerde bulunan bu bileşikler, hücrelerdeki oksidatif süreçler, damar işlevi, iltihaplanma ve bağırsak bakterileriyle ilişkili etkileri nedeniyle inceleniyor. Fakat çayı bir hastalığı önleyen veya tedavi eden tek başına güçlü bir araç gibi görmek bilimsel verilerin önüne geçmek olur.</p>

<p>Daha Uzun Yaşamla İlişkili Bulundu</p>

<p>Yaklaşık yarım milyon yetişkinin 11 yılı aşkın süre izlendiği İngiltere merkezli geniş bir araştırmada, günde iki veya daha fazla fincan çay içenlerde çalışma süresindeki ölüm riskinin çay içmeyenlere göre daha düşük olduğu görüldü. Katılımcıların büyük bölümü siyah çay tüketiyordu.</p>

<p>Bu araştırmada iki ila üç finan içen gruptaki fark yaklaşık yüzde 13 düzeyindeydi. Kahve tüketimi, süte veya şekere ilişkin tercihler ve kafeinin vücutta işlenmesini etkileyen genetik özellikler hesaba katıldığında da benzer ilişki devam etti.</p>

<p>Yaklaşık 2 milyon kişinin verilerini kapsayan daha sonraki bir meta-analiz de orta düzeyde çay tüketimiyle genel ölüm ve kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm arasında ters yönlü bir ilişki bildirdi.</p>

<p>Bununla birlikte bu çalışmalar gözlemsel nitelikte. Çay içenlerle içmeyenler arasında beslenme, gelir düzeyi, sosyal hayat, fiziksel hareketlilik ve başka alışkanlıklar bakımından ölçülemeyen farklar bulunabilir. Bulgular çayın yaşam süresini doğrudan uzattığını kanıtlamıyor.</p>

<p>Damar İşlevini Destekleyebilir</p>

<p>Damarların iç yüzeyini kaplayan endotel tabakası, kan akımının düzenlenmesinde görev yapıyor. Koroner arter hastalığı bulunan 66 kişiyle yürütülen kontrollü bir çalışmada, yaklaşık dört hafta boyunca her gün siyah çay tüketilmesi damarların kan akımına yanıt olarak genişleme yeteneğinde iyileşmeyle ilişkilendirildi. Su tüketilen dönemde aynı değişiklik görülmedi.</p>

<p>Yeşil çay üzerine yapılan randomize kontrollü çalışmaların bir araya getirildiği analizlerde de sistolik ve diyastolik kan basıncında küçük düşüşler bildirildi. Etkinin büyüklüğü sınırlıydı ve araştırmaların kullandığı ürün, miktar ve süreler birbirinden farklıydı.</p>

<p>Çay bu nedenle tansiyon ilacının, hareketli yaşamın veya dengeli beslenmenin yerine geçirilemez. Tansiyonu yüksek olan bir kişinin tedavisini değiştirmesi için gerekçe de oluşturmaz.</p>

<p>Kan Şekeri ve İltihaplanma Üzerindeki Etkileri Araştırılıyor</p>

<p>Bazı küçük klinik deneyler, siyah çayın yemek sonrasında kan şekerinin yükselme hızını sınırlayabileceğini düşündürüyor. Başka çalışmalarda çay tüketiminin C-reaktif protein gibi iltihaplanmayla ilişkili bazı göstergeler üzerindeki etkileri incelendi.</p>

<p>Bu bulgular, çayın tip 2 diyabeti önlediği veya tedavi ettiği anlamına gelmiyor. Metabolik sağlık üzerindeki araştırmaların bir bölümü kısa süreli ve az sayıda katılımcıyla yapılmış durumda. Çaya eklenen şeker de ayrı değerlendirilmeli. Gün boyunca çok sayıda şekerli çay içmek, toplam şeker ve enerji alımını belirgin biçimde artırabilir.</p>

<p>Diyabeti bulunan kişiler açısından belirleyici olan yalnızca çayın kendisi değil; içeceğin nasıl hazırlandığı, yanında ne tüketildiği ve günün tamamındaki beslenme düzenidir.</p>

<p>Bağırsak Bakterileriyle Etkileşebilir</p>

<p>Çaydaki polifenollerin tamamı ince bağırsaktan emilmiyor. Bir bölümü kalın bağırsağa ulaşarak burada yaşayan mikroorganizmalarla etkileşime giriyor. Bu durum, çayın bağırsak mikrobiyotası olarak adlandırılan mikroorganizma topluluğu üzerindeki etkisine ilişkin araştırmaların temelini oluşturuyor.</p>

<p>Sağlıklı yetişkinlerle yapılan küçük bir kontrollü çalışmada, 12 hafta boyunca günde üç fincan siyah çay tüketenlerde bazı bağırsak bakterilerinin dağılımında değişiklikler saptandı. Kısa zincirli yağ asidi üreten bakteriler, bağırsak duvarı ve bağışıklık sistemiyle ilişkileri nedeniyle özellikle inceleniyor.</p>

<p>Ancak bağırsak mikrobiyotasındaki bir değişikliğin her zaman doğrudan sağlık yararı anlamına gelmediği bilinmeli. Bu alandaki insan çalışmaları henüz sınırlı ve kişilerin başlangıçtaki bağırsak yapısı birbirinden oldukça farklı.</p>

<p>Dikkat ve Zihinsel Uyanıklığı Artırabilir</p>

<p>Gerçek çay doğal olarak kafein içeriyor. Kafein, kısa süreli uyanıklığı ve dikkati artırabilir. Çay ayrıca L-teanin adı verilen bir amino asit içeriyor. Kafein ile L-teaninin birlikte bulunmasının dikkat, zihinsel performans ve ruh hali üzerinde etkili olabileceği araştırılıyor.</p>

<p>Yeşil çay üzerine yürütülen çalışmaların değerlendirildiği sistematik bir derlemede dikkat, bellek ve kaygı üzerinde olumlu sonuçlar bildiren araştırmalar bulundu. Bununla birlikte kullanılan ürünler ve miktarlar büyük farklılık gösterdi; bazı deneylerde demlenmiş çay yerine yoğunlaştırılmış özüt kullanıldı.</p>

<p>Uzun dönemli gözlemsel çalışmalar çay tüketimiyle daha düşük bilişsel gerileme riski arasında bağlantı kuruyor. Bu bağlantı, çayın demansı önlediğini göstermiyor. Klinik deneylerin sonuçları gözlemsel araştırmalar kadar tutarlı değil.</p>

<p>Çay Kahveden Daha Az Kafein İçerebilir</p>

<p>Demlenme şekline bağlı olmakla birlikte çayın kafein miktarı çoğunlukla aynı hacimdeki filtre kahveden daha düşüktür. Bu durum bazı kişilerde daha az çarpıntı, huzursuzluk veya uyku bozukluğu yaşanmasını sağlayabilir. Yine de koyu demlenmiş ve art arda içilen çaylarla toplam kafein miktarı yükselebilir.</p>

<p>Kafeine duyarlı kişilerde çay; uykusuzluk, çarpıntı, titreme, mide yakınmaları veya kaygıda artış yapabilir. Akşam saatlerinde tüketimi uykuya dalmayı zorlaştırıyorsa miktarı azaltmak ya da daha erken saatlere çekmek düşünülebilir.</p>

<p>Faydayı Belirleyen Yalnızca Çayın Türü Değil</p>

<p>Bilimsel verilerin büyük bölümü sade veya az katkılı siyah ve yeşil çaya dayanıyor. Yüksek miktarda şeker, şurup ya da krema içeren hazır çay içecekleri aynı çerçevede değerlendirilemez. Şişelenmiş ürünlerde şeker miktarı etiketten kontrol edilmeli.</p>

<p>Çayı kaynar halde içmekten de kaçınmak gerekiyor. Çok sıcak içeceklerin yemek borusunda tekrarlayan ısı hasarına yol açabileceğine ilişkin kanıtlar bulunuyor. Çayın bir süre soğumasını beklemek, ağız ve boğazı yakmayacak sıcaklıkta tüketmek daha güvenli bir yaklaşım.</p>

<p>Demir Eksikliği Olanlar Öğün Saatine Dikkat Etmeli</p>

<p>Çaydaki tanenler, özellikle bitkisel kaynaklı demirin bağırsaktan emilimini azaltabilir. Demir eksikliği veya demir eksikliği anemisi bulunan kişilerin çayı ana öğünlerle aynı anda tüketmemesi ve zamanlamayı hekimiyle görüşmesi uygun olabilir.</p>

<p>Gebelikte toplam kafein alımı ayrıca değerlendirilmelidir. Kalp ritim bozukluğu, kontrolsüz reflü, ciddi uykusuzluk veya kafeine belirgin duyarlılığı bulunan kişiler de tüketim miktarı konusunda sağlık profesyoneline danışabilir.</p>

<p>Yoğun yeşil çay özütleri ile normal şekilde demlenmiş çay aynı şey değildir. Takviye biçimindeki yüksek doz özütler, özellikle karaciğer açısından farklı riskler taşıyabilir ve bazı ilaçlarla etkileşebilir. Çay takviyesi kullanmak isteyenlerin bunu hekim veya eczacı değerlendirmesi olmadan başlatmaması gerekir.</p>

<p>Kaç Bardak Çay İçilmeli?</p>

<p>Araştırmalar herkese uygun tek bir sayı vermiyor. Fincan hacmi, çayın koyuluğu, kafein miktarı ve kişinin sağlık durumu değişiyor. Gözlemsel çalışmalarda en sık olumlu ilişki görülen aralık orta düzeyde tüketim olsa da bu bulgu kişisel bir tüketim hedefi olarak yorumlanmamalı.</p>

<p>Çay, şekersiz veya az şekerli tüketildiğinde sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olabilir. Meyve, sebze, tam tahıl, kurubaklagil, yeterli uyku ve hareketin sağlayacağı katkının yerini ise tek başına dolduramaz.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Annals of Internal Medicine – Tea Consumption and All-Cause and Cause-Specific Mortality in the UK Biobank: A Prospective Cohort Study – Maki Inoue-Choi ve arkadaşları – 2022 – DOI: 10.7326/M22-0041<br />
2. Epidemiology and Health – Tea Consumption and Risk of All-Cause, Cardiovascular Disease, and Cancer Mortality: A Meta-Analysis of Thirty-Eight Prospective Cohort Data Sets – Youngyo Kim ve Youjin Je – 2024 – DOI: 10.4178/epih.e2024056<br />
3. Circulation – Short- and Long-Term Black Tea Consumption Reverses Endothelial Dysfunction in Patients With Coronary Artery Disease – Stephen J. Duffy ve arkadaşları – 2001 – DOI: 10.1161/01.CIR.104.2.151<br />
4. Scientific Reports – Effect of Green Tea Consumption on Blood Pressure: A Meta-Analysis of 13 Randomized Controlled Trials – Xiaoli Peng ve arkadaşları – 2014 – DOI: 10.1038/srep06251<br />
5. Journal of Nutritional Science and Vitaminology – The Effects of Black Tea Consumption on Intestinal Microflora: A Randomized Single-Blind Parallel-Group, Placebo-Controlled Study – Reno Tomioka, Yuko Tanaka, Masayuki Suzuki ve Shukuko Ebihara – 2023 – DOI: 10.3177/jnsv.69.326<br />
6. Phytomedicine – Green Tea Effects on Cognition, Mood and Human Brain Function: A Systematic Review – Edele Mancini ve arkadaşları – 2017 – DOI: 10.1016/j.phymed.2017.07.008 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/cayi-saglikli-bir-aliskanliga-donusturmenin-puf-noktalari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 18:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8891.jpeg" type="image/jpeg" length="34677"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hafta Sonu Yemek Saatiniz Değişiyor mu? Vücut Bu Farkı Hissedebilir]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/hafta-sonu-yemek-saatiniz-degisiyor-mu-vucut-bu-farki-hissedebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/hafta-sonu-yemek-saatiniz-degisiyor-mu-vucut-bu-farki-hissedebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hafta içi erken, hafta sonu birkaç saat geç yemek çok yaygın. Araştırmalar, bu zaman kaymasının uyku ve ruh haliyle ilişkili olabileceğini; metabolizma açısından da yemek saatinin giderek daha fazla önem kazandığını gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hafta içi kahvaltınızı 07.30’da yapıp hafta sonu 10.30’a mı bırakıyorsunuz? Öğle ve akşam yemekleriniz de tatil günlerinde birkaç saat ileri mi kayıyor?<br />
Bilim dünyasında son yıllarda bu tür değişiklikler krono-beslenme başlığı altında inceleniyor. Bu alan, sağlığımız açısından yalnızca ne yediğimizin değil, hangi saatlerde yediğimizin ve bu düzenin günden güne ne kadar değiştiğinin de önemli olup olmadığını araştırıyor.<br />
Journal of Affective Disorders’da yayımlanan 2026 tarihli bir çalışmada, iş günleri ile boş günler arasındaki yemek saati farklılığı incelendi. Araştırmacılar bu durumu “meal timing jetlag”, yani öğün saati jetlagı olarak tanımladı.<br />
Çalışmada öğün saatleri daha fazla değişen kişilerde anksiyete, depresif belirtiler ve uykusuzluk belirtileri daha yüksek bulundu. Ancak araştırma kesitsel olduğu için yemek saatlerindeki değişikliğin bu sorunlara neden olduğu söylenemez.<br />
Öğün saati jetlagı nedir?<br />
Jetlag denildiğinde genellikle farklı saat dilimlerine yapılan yolculuklar akla geliyor.<br />
Öğün saati jetlagında ise kişinin çalışma günleri ile boş günlerindeki yemek saatleri arasındaki farktan söz ediliyor.<br />
Örneğin bir kişi hafta içi:<br />
kahvaltıyı 07.30’da,<br />
öğle yemeğini 12.30’da,<br />
akşam yemeğini 19.00’da<br />
yerken hafta sonunda bu öğünleri birkaç saat ileri kaydırabilir.<br />
Araştırmacıların ilgilendiği nokta, tek bir gün geç yemek yemek değil; yeme düzeninin iş günleri ile boş günlerde sürekli farklılaşması.<br />
Bu nedenle “hafta sonu” ifadesi herkes için cumartesi ve pazar anlamına gelmiyor. Vardiyalı çalışanlar için asıl karşılaştırma iş günü ile boş gün arasındaki fark.<br />
2.817 kişilik araştırma ne gösterdi?<br />
ALIMENTAL 2 adlı Fransızca konuşan çevrim içi kohortun analizinde 2.945 kişi değerlendirildi; ana istatistiksel analiz 2.817 yetişkin üzerinden yapıldı.<br />
Katılımcıların yemek saatleri, uyku düzenleri ve ruh sağlığı belirtileri standart ölçeklerle incelendi.<br />
Ortalama öğün saati jetlagı yaklaşık 56 dakika düzeyindeydi. Katılımcıların yaklaşık yarısında iş günleri ile boş günler arasındaki yemek zamanı farkı en az bir saatti.<br />
Araştırmada öğün saati jetlagı arttıkça anksiyete belirtilerinin de arttığı görüldü. İlişkinin yaklaşık bir saatin üzerindeki farklılıklarda daha belirgin hale geldiği bildirildi.<br />
Depresif belirtiler ve uykusuzluk şiddetiyle de benzer ilişkiler saptandı.<br />
Ancak bu sonuçlar, “yemeğinizi bir saat geç yerseniz anksiyete gelişir” anlamına gelmiyor.<br />
Bir saatlik fark sağlık açısından kesin bir eşik veya tehlike sınırı değil. Bu değer yalnızca belirli bir toplulukta yapılan istatistiksel analizde ortaya çıkan bir bulgu.<br />
Yemek saati neden vücudun günlük ritmiyle ilişkili olabilir?<br />
İnsan vücudu günün her saatinde aynı şekilde çalışmıyor.<br />
Uyku ve uyanıklık, hormon salgılanması, vücut sıcaklığı, sindirim ve enerji metabolizması yaklaşık 24 saatlik bir düzene göre değişiyor. Buna sirkadiyen ritim, yani vücudun biyolojik günlük saati deniyor.<br />
Işık bu sistemin en güçlü düzenleyicilerinden biri.<br />
Ancak yemek saatlerinin de özellikle karaciğer, bağırsak ve metabolizmayla ilişkili dokular için zamanlama sinyali oluşturabileceği düşünülüyor.<br />
Bu nedenle bilim insanları artık yalnızca “ne yiyoruz?” sorusunu değil, “ne zaman yiyoruz?” sorusunu da araştırıyor.<br />
Her gün tam aynı saatte yemek şart mı?<br />
Hayır.<br />
İnsan vücudu kronometre gibi çalışmıyor ve hayatın her günü aynı ilerlemiyor.<br />
Bir öğünün yarım saat veya bir saat kayması tek başına sağlık sorunu olarak değerlendirilmemeli.<br />
Araştırmalar daha çok sürekli, tekrarlayan ve büyük zamanlama farklılıklarının uzun vadede sağlıkla nasıl ilişkili olabileceğini anlamaya çalışıyor.<br />
Dolayısıyla “öğünlerin arasında en fazla 59 dakika fark olabilir” gibi bir kuralın bilimsel karşılığı yok.<br />
Asıl önemli soru, kişinin aylar boyunca ne kadar düzenli veya düzensiz bir yeme ritmine sahip olduğu.<br />
Geç yemek ile düzensiz yemek aynı şey değil<br />
Bu iki kavram sık karıştırılıyor.<br />
Bir kişi her gün akşam yemeğini 20.30’da yiyebilir ve düzeni oldukça istikrarlı olabilir.<br />
Başka biri bir gün 18.00’de, başka bir gün 22.00’de, hafta sonunda ise gece yarısına yakın yemek yiyebilir.<br />
İkinci durumda yalnızca “geç yemek” değil, yemek saatlerinin sürekli değişmesi söz konusu.<br />
Krono-beslenme araştırmaları bu nedenle birkaç farklı konuyu ayrı ayrı inceliyor:<br />
yemeğin günün ne kadar geç saatinde yenildiği,<br />
enerjinin günün hangi bölümünde daha fazla alındığı,<br />
günlük yemek yeme süresinin ne kadar uzun olduğu,<br />
öğün saatlerinin ne kadar düzenli olduğu.<br />
Bunların birbirinin yerine kullanılması doğru değil.<br />
20 binden fazla kişinin yemek kayıtları ne gösterdi?<br />
Nature Metabolism’da yayımlanan başka bir araştırma, gerçek hayattaki beslenme düzenlerinin sanıldığından çok daha değişken olduğunu gösterdi.<br />
Araştırmacılar 20 binden fazla yetişkinin iki hafta boyunca oluşturduğu 2,5 milyondan fazla yiyecek ve içecek kaydını analiz etti.<br />
Katılımcılar arasında ne zaman yemek yenildiği ve günlük yemek süresinin ne kadar uzun olduğu konusunda büyük farklılıklar vardı.<br />
Bazı kişiler gün içindeki yiyecek ve içeceklerinin büyük bölümünü yaklaşık 11 saatlik bir zaman aralığında tüketirken, bazı kişilerde bu süre 16 saati aşabiliyordu.<br />
Bu araştırma sağlık sonuçlarını doğrudan test etmedi. Esas amacı, insanların gerçek hayattaki yeme zamanlamasının ne kadar değişken olduğunu ortaya koymaktı.<br />
Erken yemek kan şekeri açısından avantajlı olabilir mi?<br />
Yemek zamanlamasının kan şekeri üzerindeki etkileri de araştırılıyor.<br />
2026’da yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analizde 44 insan müdahale çalışması birlikte değerlendirildi.<br />
Bu çalışmaların 37’si bir hafta veya daha kısa, 7’si ise 2–12 hafta sürdü.<br />
Özellikle kısa süreli araştırmalarda günün daha erken saatlerinde yemek yemenin, geç yemeye kıyasla yemek sonrası kan şekeri yanıtında bazı avantajlar gösterebileceği bulundu.<br />
Ancak çalışmaların yöntemleri birbirinden oldukça farklıydı ve sonuçlar arasında belirgin değişkenlik vardı.<br />
Bu nedenle mevcut veriler herkese uygulanabilecek kesin bir “şu saatte yemek yiyin” önerisi oluşturmaya yetmiyor.<br />
Yemek saatini değiştirmek kilo verdirir mi?<br />
Yemek zamanlamasının kilo yönetimindeki rolü de yoğun biçimde araştırılıyor.<br />
JAMA Network Open’da yayımlanan sistematik derleme ve meta-analiz, 29 randomize klinik çalışmada toplam 2.485 kişiyi değerlendirdi.<br />
Günün daha erken bölümünde daha fazla enerji tüketilmesi, zaman kısıtlı beslenme ve daha düşük öğün sıklığı gibi bazı stratejilerde kontrol gruplarına kıyasla küçük miktarda daha fazla kilo kaybı görüldü.<br />
Ancak kanıt kalitesi düşüktü ve çalışmaların önemli bölümünde yanlılık riski vardı.<br />
Bu nedenle “kahvaltıyı erken yaparsanız kilo verirsiniz” veya “akşam yemeğini belirli bir saatten sonra yerseniz kesin kilo alırsınız” şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.<br />
Kilo yönetiminde toplam enerji alımı, besin kalitesi, fiziksel aktivite, uyku ve kişinin sağlık durumu birlikte rol oynuyor.<br />
Hafta sonu geç kahvaltı yapmak zararlı mı?<br />
Tek başına hafta sonu kahvaltınızı birkaç saat geç yapmak için “zararlı” demek mümkün değil.<br />
Mevcut bilimsel araştırmalar herkese haftanın yedi günü aynı dakikada yemek yemeyi önermiyor.<br />
Bilim insanlarının araştırdığı daha geniş soru şu:<br />
Uyku, ışık, fiziksel aktivite ve yemek saatleri sürekli değiştiğinde vücudun günlük ritmi bundan etkileniyor mu?<br />
Bu sorunun yanıtı giderek daha fazla araştırılıyor ancak henüz kesinleşmiş değil.<br />
Bu nedenle tek bir hafta sonu geç kahvaltı yaptığınız için endişelenmek yerine, uzun dönem genel düzeninize bakmak daha anlamlı.<br />
Sosyal jetlag ile öğün jetlagı aynı şey değil<br />
Sosyal jetlag, çalışma günleri ile boş günler arasında uyku saatlerinin belirgin biçimde değişmesini anlatıyor.<br />
Örneğin hafta içi 06.30’da kalkıp hafta sonu 11.00’e kadar uyumak, uyku zamanlamasında büyük bir fark oluşturabilir.<br />
Öğün saati jetlagı ise benzer fikri yemek saatlerine uyguluyor.<br />
ALIMENTAL 2 çalışmasında araştırmacılar uyku zamanlamasındaki değişimleri de hesaba katmaya çalıştı. Öğün saati jetlagı ile anksiyete arasındaki ilişki bazı ek değişkenler dikkate alındıktan sonra da devam etti.<br />
Ancak bu sonuç yine neden-sonuç ilişkisi göstermiyor.<br />
Tersine ilişki mümkün olabilir<br />
Bu tür araştırmalardaki en önemli sorunlardan biri, hangi durumun önce başladığını belirlemenin zor olması.<br />
Düzensiz yemek saatleri ruh sağlığı belirtileriyle ilişkili olabilir.<br />
Ama bunun tersi de mümkün.<br />
Anksiyetesi, depresif belirtileri veya uykusuzluğu bulunan bir kişi daha geç kalkabilir, öğün atlayabilir veya gün içinde daha düzensiz yemek yiyebilir.<br />
Kesitsel çalışma bu iki olasılığı birbirinden ayıramaz.<br />
Bu nedenle daha güçlü sonuçlar için insanların uzun süre izlendiği çalışmalar ve yemek zamanlarının kontrollü biçimde değiştirildiği müdahale araştırmaları gerekiyor.<br />
Vardiyalı çalışanlar için konu daha karmaşık<br />
“Her gün aynı saatte yemek yiyin” önerisi herkes için gerçekçi değil.<br />
Gece çalışan sağlık personeli, ulaşım çalışanları, güvenlik görevlileri ve fabrika çalışanlarının uyku ve yemek saatleri zorunlu olarak değişebiliyor.<br />
Üstelik vardiyalı çalışmada yalnızca yemek saati değil; gece ışığa maruz kalma, uyku süresi ve çalışma stresi de biyolojik ritmi etkileyebilir.<br />
Bu nedenle krono-beslenme araştırmalarından vardiyalı çalışanlar için tek tip bir saat çizelgesi çıkarmak doğru olmaz.<br />
Mümkün olduğunca öngörülebilir bir günlük düzen oluşturmak pratik olabilir ancak belirli bir yemek programının hastalıkları önlediği henüz kanıtlanmış değil.<br />
Yemek Saati Önemli Olabilir, Ama İçerik Hâlâ Temel<br />
Krono-beslenmenin popülerleşmesi, beslenmenin temel ilkelerini geri plana itmemeli.<br />
Saat 08.00’de yüksek miktarda şekerli ve çok işlenmiş yiyecek tüketmek, saat 09.00’da dengeli bir kahvaltı yapmaktan yalnızca “daha erken” olduğu için daha sağlıklı hale gelmez.<br />
Aynı şekilde mükemmel bir yemek saatine sahip olmak; sebze, meyve, tam tahıl, baklagil ve diğer besleyici gıdalardan yetersiz beslenmeyi telafi etmez.<br />
Yemeğin zamanı önem taşıyabilir; ancak yemeğin içeriği hâlâ beslenme sağlığının temel belirleyicilerinden biri.<br />
Hafta sonu için en gerçekçi yaklaşım ne?<br />
Mevcut bilimsel veriler herkese kesin bir yemek saati reçetesi vermeye yeterli değil.<br />
Bu nedenle dakika hesabı yapmak yerine genel düzene bakmak daha mantıklı.<br />
Hafta sonlarında bütün öğünlerin birkaç saat ileri kayıp gece geç saatlere uzayıp uzamadığına dikkat edilebilir.<br />
Uyku düzeni birkaç saat değiştiğinde yemek saatlerinin de otomatik olarak sürekli geceye kayması önlenmeye çalışılabilir.<br />
Ancak aç olmadığınız halde sırf saat geldi diye yemek yemek de gerekli değil.<br />
En önemlisi, tek bir gün yerine haftalar ve aylar boyunca oluşan genel beslenme düzenini değerlendirmek.<br />
Yemek saatindeki düzensizlik tek başına hastalık belirtisi değil<br />
Öğünlerin hafta sonu biraz kayması normal yaşamın bir parçası.<br />
Yeni araştırmaların değeri, bu davranışı bir hastalık gibi göstermelerinde değil; beslenme zamanlamasının sağlık araştırmalarında gözden kaçan bir değişken olabileceğini ortaya koymalarında.<br />
2.817 kişilik çalışmada iş ve boş günler arasındaki daha büyük öğün saati farklılıkları anksiyete, depresif belirtiler ve uykusuzlukla ilişkili bulundu. Ancak araştırma bunların nedeninin yemek saatleri olduğunu göstermedi.<br />
Bugünkü bilimsel tabloya göre en dengeli sonuç şu: Sağlıklı beslenme yalnızca tabağımızdaki yiyeceklerle ilgili olmayabilir. Ne zaman yediğimiz ve günlük düzenimizin ne kadar değiştiği de önemli olabilir; ancak bunun ne kadar önemli olduğunu anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.<br />
KAYNAKLAR<br />
Journal of Affective Disorders – Meal Timing Jetlag is associated with anxiety, depressive and insomnia symptoms in a French-speaking online cohort: A cross-sectional analysis of ALIMENTAL 2 – Fond G, Coelho J, Stubbs B, Yon DK, Achour Y, Akbaraly T ve ark. – 2026;413:122229 – DOI: 10.1016/j.jad.2026.122229<br />
Nature Metabolism – The diversity and consistency of what and when people eat – Tran T, Manoogian ENC, Hou ZJ, Varshney S, Sui J, Laing KL ve ark. – 2026 – DOI: 10.1038/s42255-026-01504-0<br />
Nutrition, Metabolism and Cardiovascular Diseases – Effects of timing of meal intake on glucose metabolism: a systematic review and meta-analysis of human intervention studies – 2026 – DOI: 10.1016/j.numecd.2026.104878<br />
JAMA Network Open – Meal Timing and Anthropometric and Metabolic Outcomes: A Systematic Review and Meta-Analysis – Liu HY, Eso AA, Cook N, O’Neill HM, Albarqouni L – 2024;7(11):e2442163 – DOI: 10.1001/jamanetworkopen.2024.42163<br />
Sleep Medicine Reviews – Chrono-nutrition and sleep: lessons from the temporal feature of eating patterns in human studies – A systematic scoping review – Saidi O ve ark. – 2024;76:101953 – DOI: 10.1016/j.smrv.2024.101953</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/hafta-sonu-yemek-saatiniz-degisiyor-mu-vucut-bu-farki-hissedebilir</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 18:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/hafta-sonu-yemek-saatiniz-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="42099"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Selçuk Üniversitesi Öğrencisi Memiş Eren Özkan Traktör Kazasında Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/selcuk-universitesi-ogrencisi-memis-eren-ozkan-traktor-kazasinda-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/selcuk-universitesi-ogrencisi-memis-eren-ozkan-traktor-kazasinda-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konya’nın Karatay ilçesinde kullandığı traktörün devrilmesi sonucu ağır yaralanan Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencisi Memiş Eren Özkan, 19 yaşında hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>SELÇUK ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİSİ MEMİŞ EREN ÖZKAN’DAN ACI HABER</p>

<p>Konya’nın Karatay ilçesinde meydana gelen traktör kazası, genç bir üniversite öğrencisini hayattan kopardı. Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü 4. sınıf öğrencisi Memiş Eren Özkan, kullandığı traktörün devrilmesi sonucu ağır yaralandı. Hastaneye ulaştırılmaya çalışılan 19 yaşındaki Özkan, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.</p>

<p>KAZA ARAZİ YOLUNDA MEYDANA GELDİ</p>

<p>Kaza, 22 Ağustos 2026 Cumartesi günü saat 18.00 sıralarında Karatay ilçesine bağlı Ağsaklı Mahallesi’ndeki arazi yolunda yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre Memiş Eren Özkan’ın kullandığı traktör, henüz kesinleşmeyen bir nedenle kontrolden çıkarak devrildi. Kazayı görenlerin ihbarı üzerine bölgeye sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi.</p>

<p>HASTANEYE ULAŞTIRILAMADAN HAYATINI KAYBETTİ</p>

<p>Kazada ağır yaralanan Özkan’a sağlık ekipleri tarafından olay yerinde ilk müdahale yapıldı. Ambulansla hastaneye götürülmek üzere yola çıkarılan genç öğrenci, sağlık ekiplerinin müdahalelerine rağmen hastaneye ulaştırılamadan yaşamını yitirdi.</p>

<p>Kazanın kesin nedeninin belirlenmesi amacıyla jandarma ekipleri tarafından inceleme başlatıldı.</p>

<p>ÜNİVERSİTE CAMİASINI YASA BOĞDU</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Memiş Eren Özkan’ın Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü 4. sınıf öğrencisi olduğu öğrenildi. Genç öğrencinin vefatı ailesi ve yakınlarının yanı sıra eğitim gördüğü fakültede de derin üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi tarafından yayımlanan taziye mesajında, Memiş Eren Özkan’ın elim bir kaza sonucu hayatını kaybettiğinin üzüntüyle öğrenildiği belirtildi. Mesajda genç öğrenciye Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, arkadaşlarına ve üniversite camiasına başsağlığı dilendi.</p>

<p>ARAPLAR MEZARLIĞI’NDA TOPRAĞA VERİLDİ</p>

<p>Henüz 19 yaşında hayata veda eden Memiş Eren Özkan’ın cenazesi, 23 Ağustos 2026 Pazar günü öğle namazının ardından kılınan cenaze namazı sonrasında Araplar Mezarlığı’nda toprağa verildi.</p>

<p>Cenaze töreninde Özkan’ın ailesi, yakınları, arkadaşları ve sevenleri büyük üzüntü yaşadı.</p>

<p> </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/selcuk-universitesi-ogrencisi-memis-eren-ozkan-traktor-kazasinda-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 17:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8890.jpeg" type="image/jpeg" length="25834"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Evde Mokka Nasıl Yapılır? Kahve ve Çikolatanın Dengeli Tarifi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/evde-mokka-nasil-yapilir-kahve-ve-cikolatanin-dengeli-tarifi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/evde-mokka-nasil-yapilir-kahve-ve-cikolatanin-dengeli-tarifi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Espresso, çikolata ve sıcak sütün dengeli birleşiminden oluşan mokka; doğru ölçüler kullanıldığında ne fazla tatlı ne de acı olur. İşte makinesiz hazırlama seçeneğiyle ev yapımı mokka tarifi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>EVDE MOKKA NASIL YAPILIR? KAHVE VE ÇİKOLATANIN DENGELİ TARİFİ</p>

<p>Kahvenin belirgin aromasını çikolatanın yumuşak tadıyla birleştiren mokka, evde birkaç temel malzemeyle hazırlanabilir. Başarılı bir sonuç için kahvenin yeterince yoğun, sütün sıcak fakat kaynamamış olması gerekir.</p>

<p>Klasik tarifte espresso kullanılır. Espresso makinesi bulunmadığında moka pot, kapsül kahve makinesi veya az miktarda suyla hazırlanmış yoğun filtre kahve de tercih edilebilir. Ancak normal yoğunluktaki filtre kahve kullanılması içeceğin süt ve çikolata karşısında zayıf kalmasına neden olabilir.</p>

<p>MOKKA TARİF KARTI</p>

<p>Kaç kişilik: 1 büyük fincan<br />
Hazırlık süresi: 5 dakika<br />
Pişirme süresi: 5 dakika<br />
Toplam süre: Yaklaşık 10 dakika<br />
Hazırlama yöntemi: Ocakta<br />
Zorluk düzeyi: Kolay<br />
Temel ekipman: Küçük sos tenceresi veya cezve, fincan, çırpıcı</p>

<p>MOKKA İÇİN MALZEMELER</p>

<p>- 1 shot espresso (yaklaşık 30 ml)<br />
- 180 ml süt<br />
- 20 g bitter veya sütlü çikolata<br />
- 1 tatlı kaşığı şekersiz kakao (yaklaşık 5 g)<br />
- 1 tatlı kaşığı toz şeker; isteğe bağlı<br />
- 1 yemek kaşığı sıcak su<br />
- Üzeri için süt köpüğü veya rendelenmiş çikolata; isteğe bağlı</p>

<p>MOKKA NASIL YAPILIR?</p>

<p>1. Kakaoyu ve kullanacaksanız şekeri fincana alın. Üzerine 1 yemek kaşığı sıcak su ekleyerek pürüzsüz bir karışım elde edene kadar karıştırın.</p>

<p>2. Çikolatayı küçük parçalar hâlinde doğrayın. Sütü küçük bir sos tenceresine aktarın ve orta-kısık ateşte ısıtmaya başlayın.</p>

<p>3. Süt buhar çıkaracak kadar ısındığında, ancak kaynamadan önce çikolatayı ekleyin. Çikolata tamamen eriyene kadar çırpıcıyla karıştırın.</p>

<p>4. Espressoyu hazırlayın ve fincandaki kakaolu karışıma ekleyin. Homojen bir kıvam elde edene kadar karıştırın.</p>

<p>5. Sıcak çikolatalı sütü fincana yavaşça dökün. İsterseniz sütün bir bölümünü köpürterek içeceğin üzerine ekleyin.</p>

<p>6. Mokkanın üzerini az miktarda kakao veya rendelenmiş çikolatayla tamamlayın. Çok sıcak bekletmeden servis edin.</p>

<p>ESPRESSO MAKİNESİ OLMADAN MOKKA NASIL YAPILIR?</p>

<p>Espresso yerine moka potta hazırlanmış 40–50 ml yoğun kahve kullanılabilir. Moka pot bulunmuyorsa 50 ml sıcak suyla yaklaşık 5–6 g granül kahve hazırlanabilir.</p>

<p>Yoğun filtre kahve de kullanılabilir; ancak miktarın 50–60 ml’yi aşmaması önerilir. Fazla su, mokkanın kıvamını inceltir ve kahve aromasının süt ile çikolatanın gerisinde kalmasına yol açar.</p>

<p>MOKKA YAPMANIN PÜF NOKTALARI</p>

<p>- Sütü kaynatmayın. Kaynayan süt, içeceğin tadını ağırlaştırabilir ve yüzeyinde istenmeyen bir tabaka oluşturabilir.<br />
- Çikolatayı süte eklemeden önce küçük parçalara ayırın. Böylece daha hızlı ve eşit şekilde erir.<br />
- Bitter çikolata daha yoğun ve az tatlı, sütlü çikolata ise daha yumuşak ve tatlı bir sonuç verir.<br />
- Kakao tozunu doğrudan sütün içine eklemek topaklanmaya yol açabilir. Önce az miktarda sıcak suyla açmak daha pürüzsüz bir kıvam sağlar.<br />
- Normal filtre kahveyi fazla miktarda kullanmayın. İçeceğin kahve tadı belirgin olmalı, ancak kıvamı sulanmamalıdır.<br />
- Şeker miktarını çikolatanın türüne göre ayarlayın. Sütlü çikolata kullanılıyorsa ilave şekere çoğu zaman ihtiyaç duyulmaz.<br />
- Hazırlanan kahveyi uzun süre bekletmeyin. Bekleyen espresso acılaşarak mokkanın dengesini bozabilir.</p>

<p>MALZEME İKAMELERİ</p>

<p>Bitter çikolata yerine sütlü çikolata kullanılabilir. Bu değişiklik içeceği daha tatlı ve daha yumuşak hâle getirir.</p>

<p>İnek sütü yerine yulaf, soya veya badem içeceği tercih edilebilir. Yulaf içeceği daha kremamsı; badem içeceği ise daha belirgin aromalı bir sonuç verebilir.</p>

<p>Çikolata bulunmuyorsa kakao miktarı 2 tatlı kaşığına çıkarılabilir. Bu durumda içeceğin acılığını dengelemek için isteğe göre az miktarda şeker eklenebilir. Ancak yalnızca kakaoyla hazırlanan mokka, eritilmiş çikolatalı tarife göre daha az yoğun olur.</p>

<p>SERVİS ÖNERİSİ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mokka, ısıyı koruyan kalın bir fincanda sıcak servis edilebilir. Üzerine süt köpüğü, çok az kakao veya ince rendelenmiş bitter çikolata eklenebilir.</p>

<p>İçeceğin kendi tatlılığı yüksek olabileceğinden yanında şekerli bir yiyecek sunmak yerine sade kurabiye veya birkaç tuzsuz badem tercih edilebilir.</p>

<p>SAKLAMA VE YENİDEN ISITMA</p>

<p>Mokka en iyi sonucu hazırlandıktan hemen sonra verir. Bekletildiğinde süt köpüğü söner, çikolata dibe çöker ve kahvenin aroması zayıflar.</p>

<p>Artan içecek oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemelidir. Soğuduktan sonra kapalı bir kapta buzdolabına alınabilir ve bir gün içinde tüketilebilir. Yeniden ısıtırken kaynatmadan, kısık ateşte karıştırılması önerilir.</p>

<p>MOKKA YAPARKEN SIK YAPILAN HATALAR</p>

<p>Mokkanın fazla tatlı olması: Sütlü çikolataya ayrıca fazla şeker eklenmesinden kaynaklanabilir. Şekeri en son tadına bakarak ayarlayın.</p>

<p>İçeceğin sulu kalması: Fazla miktarda filtre kahve kullanılması veya çikolata oranının düşük tutulması kıvamı inceltebilir.</p>

<p>Kakaonun topaklanması: Kakaoyu önce sıcak suyla pürüzsüz hâle getirin.</p>

<p>Kahvenin acılaşması: Espressoyu gereğinden uzun demlemeyin ve hazırladıktan sonra bekletmeyin.</p>

<p>Sütün taşması: Sütü orta-kısık ateşte ısıtın ve kaynama noktasına gelmeden ocaktan alın. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/evde-mokka-nasil-yapilir-kahve-ve-cikolatanin-dengeli-tarifi</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 17:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8887.jpeg" type="image/jpeg" length="52073"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akıllı Saatiniz Biyolojik Yaşlanma Hakkında İpucu Verebilir mi?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/akilli-saatiniz-biyolojik-yaslanma-hakkinda-ipucu-verebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/akilli-saatiniz-biyolojik-yaslanma-hakkinda-ipucu-verebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2.222 kişilik araştırmada yıllara yayılan Fitbit verileriyle biyolojik yaşlanma göstergeleri arasında dikkat çekici ilişkiler bulundu. Ancak akıllı saatler henüz biyolojik yaşı doğrudan ölçmüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sabah hangi saatte hareketleniyorsunuz? Günün büyük bölümünü oturarak geçirip bütün adımlarınızı akşam mı tamamlıyorsunuz? Hafta içi ile hafta sonu arasında günlük düzeniniz tamamen değişiyor mu?<br />
Akıllı saat ve aktivite bileklikleri bu tür örüntüleri uzun süre boyunca kaydedebiliyor. Nature Communications’ta yayımlanan yeni bir araştırma, bu cihazlardan elde edilen verilerin yalnızca “kaç adım attığımızı” değil, günün hangi saatlerinde hareket edip hangi saatlerinde dinlendiğimizi gösteren günlük ritmin de biyolojik yaşlanmayla ilişkili olabileceğini ortaya koydu.<br />
Harvard T.H. Chan School of Public Health araştırmacıları, ABD’deki All of Us Research Program’a katılan 2.222 kişinin çok yıllı Fitbit verilerini klinik göstergelerden hesaplanan biyolojik yaş ölçümleriyle karşılaştırdı. Katılımcılardan toplam 8.447 kişi-yıllık giyilebilir cihaz verisi elde edildi.<br />
En dikkat çekici bulgu, günlük hareket-dinlenme ritmi daha güçlü olan kişilerde hızlanmış biyolojik yaşlanma olasılığının daha düşük bulunmasıydı. Ancak çalışma gözlemsel olduğu için daha düzenli bir hareket ritminin insanı doğrudan daha yavaş yaşlandırdığı söylenemez.<br />
Biyolojik yaş ne demek?<br />
Kimlikte yazan yaş ile vücudun yaşlanma özellikleri her zaman aynı şey değil.<br />
Aynı kronolojik yaşta iki kişinin kan şekeri, böbrek fonksiyonları, iltihap göstergeleri ve kan hücreleriyle ilişkili değerleri birbirinden oldukça farklı olabilir.<br />
Bilim insanları bu farkı değerlendirmek için çeşitli “biyolojik yaş” ölçümleri geliştiriyor.<br />
Yeni araştırmada PhenoAge adı verilen bir yöntem kullanıldı. Bu yöntem kronolojik yaşın yanı sıra dokuz farklı klinik biyobelirteci bir araya getirerek kişinin fizyolojik profilinin yaşına göre daha “yaşlı” ya da daha “genç” görünüp görünmediğini tahmin etmeye çalışıyor.<br />
Basitçe söylemek gerekirse, yöntem kişinin kan ve klinik değerlerinin aynı kronolojik yaştaki insanlara göre daha yaşlı ya da daha genç bir fizyolojik profile işaret edip etmediğini hesaplamaya çalışıyor.<br />
Ancak biyolojik yaş, doğum tarihi kadar kesin ve değişmez bir sayı değildir. Kullanılan yönteme göre farklı sonuçlar ortaya çıkabilir.<br />
Akıllı saat gerçekten biyolojik yaşınızı ölçüyor mu?<br />
Hayır.<br />
Çalışmanın en kolay yanlış anlaşılabilecek noktası bu.<br />
Fitbit cihazı araştırmada doğrudan “biyolojik yaşınız 54” şeklinde bir ölçüm yapmadı. Araştırmacılar giyilebilir cihazlardan elde edilen uzun dönem hareket verilerini, ayrı olarak hesaplanan klinik biyobelirteç tabanlı PhenoAge değerleriyle karşılaştırdı.<br />
Akıllı saat burada bir biyolojik yaş ölçüm cihazı değil.<br />
Araştırmanın ortaya koyduğu olasılık şu: Giyilebilir cihazların aylar ve yıllar boyunca topladığı hareket-dinlenme verileri, gelecekte sağlıklı yaşlanmayla ilişkili bazı değişimleri anlamaya yardımcı olan dijital göstergelerden biri olabilir.<br />
Araştırmacılar yalnızca adım sayısına bakmadı<br />
Akıllı saat kullanırken en çok dikkat edilen sayı genellikle günlük adım sayısı.<br />
Ancak bu araştırmanın asıl ilginç tarafı, yalnızca “bugün kaç adım attınız?” sorusuna bakmaması.<br />
Araştırmacılar günlük hareket-dinlenme düzeninin üç temel özelliğini değerlendirdi:<br />
ritmin gücü, zamanlaması ve ne kadar istikrarlı olduğu.<br />
Buradaki “güçlü ritim”, mutlaka çok yoğun egzersiz yapmak anlamına gelmiyor. Daha çok kişinin aktif olduğu saatlerle dinlendiği saatler arasındaki farkın günlük yaşamda ne kadar belirgin olduğu anlamına geliyor.<br />
Örneğin gündüz saatlerinde daha aktif, gece saatlerinde ise belirgin biçimde daha sakin olmak güçlü bir günlük ritmi yansıtabilir.<br />
Buna karşılık hareketin gün ve gece boyunca daha dağınık seyretmesi veya günlük düzenin sık değişmesi daha farklı bir ritim oluşturabilir.<br />
Güçlü günlük ritim neden dikkat çekti?<br />
Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri hareket-dinlenme ritminin yoğunluğuyla ilgiliydi.<br />
Daha güçlü günlük ritme sahip kişilerde hızlanmış biyolojik yaşlanma olasılığı, kullanılan farklı analizlere göre yüzde 26 ile yüzde 46 arasında daha düşük bulundu.<br />
Ancak bu oranı doğru yorumlamak gerekiyor.<br />
Araştırma, “günlük düzeninizi değiştirirseniz yaşlanmanız yüzde 46 yavaşlar” demiyor.<br />
Buradaki yüzde, belirli hareket ritmi özelliklerine sahip kişilerle hızlanmış biyolojik yaşlanma göstergesi arasındaki istatistiksel ilişkiyi ifade ediyor.<br />
Bu nedenle sonuçlar doğrudan tedavi etkisi veya kişisel risk azalması olarak okunmamalı.<br />
Sadece daha fazla hareket etmek mi gerekiyor?<br />
Araştırmanın mesajı “ne kadar çok adım, o kadar genç” şeklinde basitleştirilemez.<br />
Günlük hareket ritmi toplam hareket miktarıyla ilişkili olsa da yalnızca adım sayısından ibaret değil.<br />
Önemli olan hareketin gün içine nasıl dağıldığı, kişinin aktif ve dinlenme dönemlerinin ne kadar belirgin olduğu ve bu düzenin zaman içinde ne kadar kararlı kaldığı.<br />
Bu nedenle bir kişinin bütün gün oturup akşam tek seferde uzun yürüyüş yapmasıyla gün boyunca daha dengeli biçimde hareket etmesi aynı aktivite örüntüsünü oluşturmayabilir.<br />
Ancak yeni çalışma, hangi hareket düzeninin kesin olarak “en sağlıklı” olduğunu belirlemek için yapılmış bir egzersiz deneyi değil.<br />
Bu nedenle araştırmadan herkese uygulanabilecek kesin bir günlük saat programı çıkarmak doğru olmaz.<br />
Vücudumuz neden ritimlere göre çalışıyor?<br />
İnsan vücudunun birçok sistemi yaklaşık 24 saatlik biyolojik ritim içinde çalışıyor.<br />
Uyku ve uyanıklık, hormonların salgılanması, vücut sıcaklığı, iştah ve metabolik süreçler günün farklı saatlerinde değişebiliyor.<br />
Bu yaklaşık 24 saatlik düzene sirkadiyen ritim adı veriliyor.<br />
Uzun süre boyunca düzensiz uyku ve aktivite örüntülerinin metabolik ve kalp-damar sağlığıyla ilişkisi bilim dünyasında uzun süredir araştırılıyor.<br />
Yeni çalışma bu tartışmaya farklı bir pencere açıyor: günlük hareket ritmindeki uzun dönem özelliklerin biyolojik yaşlanma göstergeleriyle birlikte değişip değişmediği.<br />
Kadın ve erkeklerde bazı farklılıklar görüldü<br />
Araştırmada hareket ritminin zamanlaması ve düzenliliği ile biyolojik yaşlanma arasındaki bazı ilişkilerin kadınlarda daha belirgin olduğu bildirildi.<br />
Erkeklerde ise hızlanmış yaşlanmayla ilişkili farklı günlük hareket örüntüleri görüldü.<br />
Ancak bu sonuçlardan “kadınlar şu saatte, erkekler bu saatte hareket etmeli” şeklinde bir öneri çıkarmak mümkün değil.<br />
Bu tür alt grup sonuçlarının farklı toplumlarda ve daha geniş örneklemlerde yeniden doğrulanması gerekiyor.<br />
Akıllı saatinizin verdiği “yaş” skorlarına dikkat<br />
Bazı akıllı saatler ve dijital sağlık uygulamaları kullanıcılara “fitness yaşı”, “kalp yaşı”, “vücut yaşı” veya benzeri skorlar sunabiliyor.<br />
Bunların hepsi aynı şeyi ölçmüyor.<br />
Bir uygulamanın verdiği “biyolojik yaş” ile bilimsel çalışmalarda kullanılan PhenoAge gibi biyobelirteç tabanlı yöntemler birbirinden tamamen farklı olabilir.<br />
Bu nedenle saatinizde gördüğünüz bir yaş skorunu:<br />
“Vücudum gerçekten bu yaşta”<br />
şeklinde yorumlamak doğru değil.<br />
Giyilebilir cihazlar fiziksel aktiviteyi, uyku düzenini ve bazı fizyolojik değişimleri takip etmek açısından yararlı olabilir; ancak tıbbi tanının veya kapsamlı sağlık değerlendirmesinin yerini tutmaz.<br />
Araştırmanın önemli sınırlılıkları var<br />
Çalışmanın en önemli sınırı gözlemsel olması.<br />
Araştırmacılar insanların hareket düzenlerini değiştirmedi ve ardından yaşlanmalarının yavaşlayıp yavaşlamadığını test etmedi.<br />
Bu nedenle iki olasılığı birbirinden kesin olarak ayırmak mümkün değil.<br />
Daha düzenli bir hareket ritmi daha sağlıklı yaşlanmayla ilişkili olabilir. Ancak daha sağlıklı kişilerin zaten daha güçlü ve düzenli günlük aktivite ritmine sahip olması da mümkün.<br />
Uyku düzeni, çalışma saatleri, kronik hastalıklar, fiziksel kapasite, kullanılan ilaçlar ve yaşam tarzının başka özellikleri hem hareket düzenini hem biyolojik yaş göstergelerini etkileyebilir.<br />
Ayrıca araştırmaya uzun dönem giyilebilir cihaz verisi sağlayabilen kişiler dahil edildiği için sonuçlar toplumun tamamını birebir temsil etmeyebilir.<br />
Günlük hayat için ne anlamalıyız?<br />
Araştırma bize “şu saatte kalkın, şu saatte yürüyün ve daha genç kalın” demiyor.<br />
Ancak daha geniş bir noktaya dikkat çekiyor: Sağlık açısından yalnızca ne kadar hareket ettiğimiz değil, günlük yaşamımızın ritmi de önemli olabilir.<br />
Gün içinde uzun süre kesintisiz oturmak yerine hareket fırsatları oluşturmak, düzenli fiziksel aktivite yapmak ve mümkün olduğunca tutarlı uyku-uyanıklık saatlerini korumak genel sağlık açısından desteklenen alışkanlıklar.<br />
Ancak bu noktada önemli bir ayrım var: Yeni çalışma, belirli bir hareket veya uyku programının biyolojik yaşlanmayı yavaşlattığını test etmedi.<br />
Dolayısıyla bu genel sağlık önerilerini çalışmanın doğrudan sonucu gibi görmek doğru değil.<br />
Akıllı saatlerin gelecekteki rolü ne olabilir?<br />
Giyilebilir cihazların en önemli özelliklerinden biri, insanların günlük yaşamını uzun süre boyunca izleyebilmesi.<br />
Tek bir günün adım sayısından çok, aylar ve yıllar içinde oluşan kişisel hareket örüntüleri gelecekte daha değerli hale gelebilir.<br />
Bu tür veriler sağlık risklerinin erken fark edilmesine veya sağlıklı yaşlanmayla ilişkili değişimlerin izlenmesine yardımcı olabilir.<br />
Ancak akıllı saatlerin biyolojik yaşlanmayı klinikte ölçen standart bir araç haline geldiğini söylemek için henüz erken.<br />
Yeni araştırma bir tanı testi değil; giyilebilir cihazların gelecekteki sağlık araştırmalarında nasıl kullanılabileceğini gösteren önemli bir bilimsel çalışma.<br />
Saatiniz yaşınızı söylemiyor, ritminiz hakkında bilgi topluyor<br />
2.222 kişiyi ve 8.447 kişi-yıllık giyilebilir cihaz verisini değerlendiren araştırma, günlük hareket-dinlenme ritminin biyolojik yaşlanma göstergeleriyle ilişkili olabileceğini ortaya koydu.<br />
Özellikle daha güçlü günlük ritim, hızlanmış biyolojik yaşlanmanın daha düşük olasılığıyla bağlantılı bulundu.<br />
Ancak bu sonuç, düzenli hareket etmenin yaşlanmayı doğrudan yavaşlattığını kanıtlamıyor ve akıllı saatlerin bugün biyolojik yaşı ölçebildiği anlamına gelmiyor.<br />
Araştırmanın verdiği asıl mesaj daha ölçülü: Günlük yaşamımızın uzun dönem ritmi, sağlıklı yaşlanmayı anlamak için gelecekte değerli bir dijital ipucu olabilir.<br />
KAYNAKLAR<br />
Nature Communications – Longitudinal digital phenotyping of activity rhythms and biological aging using commercial wearables – Shim J, Onnela JP – 2026 – DOI: 10.1038/s41467-026-76147-6<br />
PLOS Medicine – A new aging measure captures morbidity and mortality risk across diverse subpopulations from NHANES IV: A cohort study – Liu Z, Kuo PL, Horvath S, Crimmins E, Ferrucci L, Levine M – 2018;15(12):e1002718 – DOI: 10.1371/journal.pmed.1002718<br />
Medicine &amp; Science in Sports &amp; Exercise – Fitbit Physical Activity and Sleep Data in the All of Us Research Program: Data Exploration and Processing Considerations for Research – Bailey CP, Dodd KW, McClain JJ, Seo I, Wheeler W, Wolff-Hughes DL – 2025;57(12):2946-2953 – DOI: 10.1249/MSS.0000000000003804</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/akilli-saatiniz-biyolojik-yaslanma-hakkinda-ipucu-verebilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/akilli-saat-biyolojik-yaslanma-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="72075"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Güzelyurt-Lefkoşa Yolundaki Kazadan Acı Haber: Melis Luman Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/guzelyurt-lefkosa-yolundaki-kazadan-aci-haber-melis-luman-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/guzelyurt-lefkosa-yolundaki-kazadan-aci-haber-melis-luman-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güzelyurt-Lefkoşa Anayolu’nda 12 Ağustos’ta meydana gelen trafik kazasında ağır yaralanan 36 yaşındaki Melis Luman, 11 gündür tedavi gördüğü hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Güzelyurt-Lefkoşa Yolundaki Kazadan Acı Haber: Melis Luman Hayatını Kaybetti</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güzelyurt-Lefkoşa Anayolu’nda 12 Ağustos 2026 tarihinde meydana gelen trafik kazasında ağır yaralanan 36 yaşındaki Melis Luman’dan acı haber geldi. Luman, tedavi gördüğü hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.</p>

<p>Polis Basın Subaylığından verilen bilgiye göre kaza, 12 Ağustos’ta saat 16.00 sıralarında anayolun 14 ile 15’inci kilometreleri arasındaki Akdağ mevkiinde meydana geldi.</p>

<p>Lefkoşa istikametine doğru seyreden Melis Luman yönetimindeki otomobil, lastiğinin patlaması nedeniyle yol içerisinde duran Emin Kebabcıoğlu yönetimindeki kamyonete arkadan çarptı.</p>

<p>Kazada otomobil sürücüsü Melis Luman ağır, araçta yolcu olarak bulunan Cansu İçer ile kamyonet sürücüsü Emin Kebabcıoğlu ise hafif yaralandı. Yaralılar, Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesine kaldırıldı.</p>

<p>Cerrahi Yoğun Bakım Servisi’nde 11 gündür tedavi gören Melis Luman, 23 Ağustos 2026 tarihinde yapılan tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi.</p>

<p>Polis, kazayla ilgili soruşturmanın devam ettiğini bildirdi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/guzelyurt-lefkosa-yolundaki-kazadan-aci-haber-melis-luman-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 17:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8884-1.jpeg" type="image/jpeg" length="28342"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kızartmadan Şekersiz Sakıza: Bağırsakları Zorlayabilen Yiyecekler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kizartmadan-sekersiz-sakiza-bagirsaklari-zorlayabilen-yiyecekler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kizartmadan-sekersiz-sakiza-bagirsaklari-zorlayabilen-yiyecekler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kızartma, kahve, acı yemek ya da süt her sindirim sorununda aynı etkiyi göstermiyor. Şikâyetin ishal, reflü, kabızlık veya şişkinlik olması, sofrada neyin sınırlandırılacağını değiştiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Karın ağrısı, şişkinlik, ishal ya da mide yanması başladığında ilk tepki çoğu zaman yemek listesini daraltmak oluyor. Süt kesiliyor, sebze bırakılıyor, günlerce yalnızca pirinç ve ekmek yeniyor. Oysa sindirim sistemi şikâyetlerinde herkese uyan tek bir “yasak yiyecekler” listesi bulunmuyor.</p>

<p>İshal sırasında rahatsızlığı artırabilen bir besin, kabızlık yaşayan kişi için yararlı olabilir. Reflüsü olan birinin uzak durduğu domates, başka birinde hiçbir sorun yaratmayabilir. Bu nedenle doğru yaklaşım, şikâyetin türünü ve kişisel toleransı birlikte değerlendirmekten geçiyor.</p>

<p>İshal Varken Yağlı ve Çok Şekerli Yiyecekler Sorunu Artırabilir</p>

<p>Akut, yani kısa süre önce başlayan ishalde kızartmalar, fast food ürünleri, yağlı etler, ağır soslar ve çok yağlı tatlılar bağırsak hareketlerini artırabilir. Bu dönemde sindirimi zorlayan büyük porsiyonlar yerine daha küçük ve sade öğünler daha kolay tolere edilebilir.</p>

<p>Şekerli içecekler, yoğun meyve suları, şekerlemeler ve paketli tatlılarda bulunan yüksek miktardaki basit şeker de bağırsak içine daha fazla su çekerek ishali ağırlaştırabilir. “Şekersiz” etiketi taşıyan sakız, şekerleme ve bazı protein ürünlerinde bulunan sorbitol, mannitol veya ksilitol gibi şeker alkolleri de gevşek dışkılama ve gaz yapabilir.</p>

<p>Kahve, enerji içecekleri, yoğun çay ve bazı gazlı içecekler kafein içerir. Kafein bağırsak hareketlerini hızlandırabildiği için ishal döneminde şikâyetleri artırabilir. Alkol ise hem sindirim sistemini tahriş edebilir hem de sıvı kaybını ağırlaştırabilir.</p>

<p>İshal sırasında aç kalmak ya da beslenmeyi günlerce birkaç yiyecekle sınırlandırmak çoğu kişi için gerekli değildir. Tolere edilen, yaşa ve sağlık durumuna uygun beslenmeye kademeli biçimde devam edilmesi gerekir. Özellikle çocuklarda yalnızca muz, pirinç, elma püresi ve kızarmış ekmekten oluşan çok kısıtlı diyetler yeterli enerji ve proteini sağlayamaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İshal Sonrası Süt Neden Dokunabilir?</p>

<p>Bağırsak enfeksiyonunun ardından bazı kişiler süt şekeri olan laktozu geçici olarak sindirmekte zorlanabilir. Bunun nedeni, laktozu parçalayan enzimin ince bağırsakta bir süre yeterince çalışamamasıdır. Süt içtikten sonra gaz, şişkinlik, karın ağrısı ve ishal belirginleşiyorsa geçici laktoz hassasiyeti düşünülebilir.</p>

<p>Bu durum, bütün süt ürünlerinin herkes tarafından bırakılması gerektiği anlamına gelmez. Yoğurt veya sert peynir gibi laktozu daha düşük ürünler bazı kişilerce daha rahat tüketilebilir. Şikâyetlerin uzun sürmesi halinde süt ürünlerini gelişigüzel kesmek yerine değerlendirme yapılması, gereksiz kalsiyum ve protein kaybını önler.</p>

<p>Reflüde Yiyeceğin Kadar Öğünün Saati de Önemli</p>

<p>Reflü, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Göğüste yanma, ağza acı su gelmesi, gece öksürüğü ve boğazda rahatsızlık yapabilir. Yağlı ve kızartılmış yiyecekler midenin boşalmasını geciktirebildiği için bazı kişilerde reflüyü artırabilir.</p>

<p>Domates, turunçgiller, acı baharatlar, çikolata, nane, kahve, alkol ve gazlı içecekler sık bildirilen tetikleyiciler arasındadır. Ancak bu listenin tamamını yasaklamak doğru değildir. Klinik rehberler, kişinin şikâyetini gerçekten artıran yiyeceklerin belirlenmesini; gereksiz ve geniş kapsamlı kısıtlamalardan kaçınılmasını destekliyor.</p>

<p>Büyük porsiyonlar tüketmek ve yemekten kısa süre sonra uzanmak da reflüyü ağırlaştırabilir. Gece yakınması olanlarda son öğünün yatmadan en az üç saat önce tamamlanması yarar sağlayabilir. Fazla kilolu kişilerde sağlıklı kilo kaybı da belirtilerin azalmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Şişkinlikte Sağlıklı Yiyecekler Bile Rahatsız Edebilir</p>

<p>Kuru baklagiller, brokoli, karnabahar, lahana, soğan ve bazı tam tahıllar besleyici ve liften zengin seçeneklerdir. Bununla birlikte bağırsak bakterileri bu besinlerdeki bazı karbonhidratları parçalarken gaz oluşabilir. Hızlı yenilen büyük porsiyonlar şişkinliği daha görünür hale getirebilir.</p>

<p>Gaz yapan besinleri tamamen bırakmak yerine porsiyonu küçültmek, tüketim sıklığını ayarlamak ve yiyeceği iyi pişirmek denenebilir. Baklagilleri suda bekletmek ve pişirme suyunu değiştirmek de bazı kişilerde toleransı artırabilir.</p>

<p>İrritabl bağırsak sendromunda belirli kısa zincirli karbonhidratların geçici olarak azaltıldığı düşük FODMAP beslenmesi bazı hastalarda belirtileri hafifletebilir. FODMAP; bağırsakta zor emilebilen ve hızlı fermente olabilen karbonhidrat grubunun kısa adıdır. Bu beslenme modeli kalıcı bir yasak listesi değildir. Kısıtlama, yeniden deneme ve kişiye uygun besinleri geri ekleme aşamalarından oluşur. Uzun süre kontrolsüz uygulanması beslenme çeşitliliğini ve bağırsak mikrobiyotasını olumsuz etkileyebilir.</p>

<p>Kabızlıkta Aynı Liste Tersine Dönebilir</p>

<p>İshal sırasında geçici olarak azaltılabilen lifli yiyecekler, kabızlığın önlenmesi ve hafifletilmesinde çoğu zaman gereklidir. Sebzeler, meyveler, baklagiller, yulaf ve tam tahıllar dışkının hacmini artırıp daha kolay ilerlemesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Cips, fast food, işlenmiş etler, hazır yemekler ve lif oranı düşük paketli ürünlerin sık tüketilmesi kabızlığı ağırlaştırabilir. Ancak lif miktarını birden yükseltmek gaz ve karın ağrısına yol açabilir. Artışın kademeli yapılması ve yeterli sıvı alınması gerekir.</p>

<p>Bağırsakta daralma, tıkanma şüphesi veya bazı iltihaplı bağırsak hastalıklarının alevlenme dönemlerinde yüksek lifli beslenme uygun olmayabilir. Daha önce düşük lifli beslenme önerilen kişilerin kendi kararlarıyla yoğun lif tüketimine başlamaması gerekir.</p>

<p>Baharat Her Mide Sorununun Nedeni Değil</p>

<p>Acı ve yoğun baharatlar reflü, gastrit benzeri yakınmalar veya ishal sırasında bazı kişilerde yanma ve ağrıyı artırabilir. Buna karşın baharatın ülserin temel nedeni olduğu düşüncesi doğru değildir. Mide ve onikiparmak bağırsağı ülserlerinin başlıca nedenleri Helicobacter pylori adlı bakteri ile bazı ağrı kesicilerin uzun süreli kullanımıdır.</p>

<p>Baharat şikâyeti tetikliyorsa miktarı azaltılabilir; herhangi bir yakınma oluşturmuyorsa tüm baharatları kalıcı olarak bırakmak için genel bir tıbbi gerekçe yoktur.</p>

<p>Besin Günlüğü Gerçek Tetikleyiciyi Bulmaya Yardımcı Olabilir</p>

<p>Bir yiyeceğin ardından gelişen tek bir rahatsızlık, o besinin kesin tetikleyici olduğunu göstermez. Porsiyon büyüklüğü, yeme hızı, öğünün saati, stres, kullanılan ilaçlar ve aynı öğündeki diğer yiyecekler de belirtileri değiştirebilir.</p>

<p>Birkaç hafta boyunca yenilen yiyecekleri, miktarlarını, belirtilerin başlama zamanını ve dışkılama düzenini kaydetmek daha anlaşılır bir tablo sağlayabilir. Şüpheli besin, sağlık profesyonelinin önerisiyle bir süre azaltılıp kontrollü biçimde yeniden denenebilir.</p>

<p>Çok sayıda besin grubunu aynı anda çıkarmak gerçek tetikleyicinin bulunmasını güçleştirir. Ayrıca protein, vitamin, mineral ve enerji yetersizliğine zemin hazırlayabilir. Çölyak hastalığı araştırılacaksa testler tamamlanmadan glutensiz diyete başlanması da sonuçların güvenilirliğini azaltabilir.</p>

<p>Sıvı Kaybı İshal ve Kusmada Önceliklidir</p>

<p>İshal ve kusmada yalnızca yiyeceğe değil, sıvı ve mineral kaybına da dikkat edilmelidir. Sık aralıklarla küçük miktarlarda sıvı almak daha kolay olabilir. Belirgin sıvı kaybında yalnızca su, kaybedilen tuz ve şekeri her zaman yeterince karşılamaz; yaşa ve sağlık durumuna uygun oral rehidrasyon ürünleri gerekebilir.</p>

<p>Çocuklar, ileri yaştakiler, gebeler, bağışıklığı baskılanmış kişiler ve böbrek ya da kalp hastalığı bulunanlar sıvı kaybından daha hızlı etkilenebilir. Bu gruplarda kusma veya ishal uzuyorsa daha erken tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?</p>

<p>Sindirim şikâyetinin sık tekrarlaması, geceleri uyandırması, birkaç haftadan uzun sürmesi veya beslenmeyi belirgin biçimde bozması altta yatan nedenin araştırılmasını gerektirir.</p>

<p>Dışkıda kan ya da siyah renk, açıklanamayan kilo kaybı, yutma güçlüğü, sürekli kusma, şiddetli veya giderek artan karın ağrısı, yüksek ateş, karında belirgin şişme, sarılık ve kansızlık bulgularında doktora başvurulmalıdır.</p>

<p>Ağız kuruluğu, çok az idrar yapma, koyu renkli idrar, baş dönmesi, aşırı halsizlik veya bilinç değişikliği ciddi sıvı kaybını düşündürebilir. Kanlı kusma, kontrol edilemeyen kanama, bayılma ya da aniden başlayan çok şiddetli karın ağrısında gecikmeden acil sağlık hizmeti alınmalıdır.</p>

<p>KAYNAKLAR<br />
1. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases – Eating, Diet, &amp; Nutrition for Diarrhea<br />
2. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases – Eating, Diet, &amp; Nutrition for GER &amp; GERD<br />
3. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases – Eating, Diet, &amp; Nutrition for Constipation<br />
4. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases – Eating, Diet, &amp; Nutrition for Irritable Bowel Syndrome<br />
5. The American Journal of Gastroenterology – ACG Clinical Guideline: Guidelines for the Diagnosis and Management of Gastroesophageal Reflux Disease – Katz PO, Dunbar KB, Schnoll-Sussman FH, Greer KB, Yadlapati R, Spechler SJ – 2022 – DOI: 10.14309/ajg.0000000000001538 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kizartmadan-sekersiz-sakiza-bagirsaklari-zorlayabilen-yiyecekler</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 17:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8883.jpeg" type="image/jpeg" length="59490"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Baklagilden Tam Tahıla: Sofrada Daha Fazla Yer Açılması Gereken Besinler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/baklagilden-tam-tahila-sofrada-daha-fazla-yer-acilmasi-gereken-besinler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/baklagilden-tam-tahila-sofrada-daha-fazla-yer-acilmasi-gereken-besinler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kanserden koruyan tek bir yiyecek bulunmuyor. Bilimsel veriler; sebze, meyve, baklagil ve tam tahılların ağırlıkta olduğu bir beslenme düzeninin riski azaltmaya katkı sağlayabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Markette sepete atılan yiyeceklerden akşam tabağındaki porsiyonlara kadar her seçim, yıllar içinde oluşan beslenme düzeninin bir parçası. Kanser söz konusu olduğunda ise belirleyici olan tek bir sebze, meyve ya da içecek değil; bu seçimlerin bir araya gelerek oluşturduğu genel model.</p>

<p>Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü, hiçbir besinin tek başına kansere karşı koruma sağlayamayacağını özellikle belirtiyor. Buna karşılık sebzeler, meyveler, tam tahıllar, kuru baklagiller ve diğer bitkisel besinlerden zengin bir düzenin birçok kanser türüne yakalanma riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini bildiriyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, “kanserle savaşan yiyecek” ifadesinin günlük dilde yanlış anlaşılmasını da önlüyor. Bir yiyeceğin laboratuvar ortamında umut verici biyolojik etkiler göstermesi, o yiyeceğin insanlarda kanseri önlediği veya tedavi ettiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Tek Bir Besine Neden Koruyucu Gözüyle Bakılmamalı?</p>

<p>Brokoli, domates, sarımsak, yaban mersini, ceviz, soya, keten tohumu, yeşil yapraklı sebzeler ve çay gibi birçok besinde hücreleri etkileyebilen doğal bileşikler bulunuyor. Fitokimyasallar adı verilen bu maddeler, bitkilere rengini, kokusunu veya tadını veren bileşenler arasında yer alıyor.</p>

<p>Laboratuvar çalışmalarında bazı vitaminlerin, minerallerin ve fitokimyasalların hücre hasarı, iltihaplanma, hormon düzeni ve anormal hücre çoğalmasıyla bağlantılı süreçleri etkileyebildiği görülüyor. Ancak laboratuvarda gözlenen sonuçlar, insan vücudundaki etkiyi tek başına göstermez.</p>

<p>İnsanlarda kanser riski; yaş, genetik özellikler, sigara ve alkol kullanımı, vücut ağırlığı, fiziksel hareketlilik, enfeksiyonlar, çevresel maruziyetler ve beslenme gibi birçok etkenin birleşimiyle şekillenir. Bu nedenle bir yiyeceği tüm bu etkenlerden ayırıp “kanseri önler” diye tanımlamak bilimsel açıdan doğru değildir.</p>

<p>Sofrada Hangi Besinlere Daha Fazla Yer Açılmalı?</p>

<p>Kanserden korunmaya yönelik beslenme modelinin temelini çeşitli bitkisel besinler oluşturuyor. Aynı sebzeyi veya meyveyi sürekli tüketmek yerine renk ve tür çeşitliliği sağlamak, farklı lifleri ve doğal bileşenleri bir arada almaya yardımcı oluyor.</p>

<p>Bu çerçevede günlük beslenmede şu gruplara daha fazla yer verilebilir:</p>

<p>Sebzeler: Brokoli, karnabahar, lahana, ıspanak, pazı, havuç, domates, kabak, biber ve mevsim sebzeleri.</p>

<p>Meyveler: Elma, portakal, üzüm, çilek, kiraz ve farklı renkteki mevsim meyveleri.</p>

<p>Kuru baklagiller: Mercimek, nohut, kuru fasulye, bezelye ve börülce.</p>

<p>Tam tahıllar: Tam buğday, yulaf, bulgur, esmer pirinç ve çavdar.</p>

<p>Yağlı tohumlar: Ceviz, badem, fındık ve öğütülmüş keten tohumu gibi besinler.</p>

<p>Bu yiyecekler yalnızca vitamin ve mineral sağlamaz. Besin lifi bakımından zengin bir düzen, bağırsak hareketlerini destekler; dışkının bağırsakta kalma süresini kısaltabilir ve bağırsak bakterilerinin ürettiği bazı yararlı maddelerin oluşmasına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Tam tahıl ve lif tüketimine ilişkin bilimsel değerlendirmeler, bu beslenme modelinin özellikle kalın bağırsak kanseri riskinin azalmasıyla ilişkili olabileceğini gösteriyor. Bu ilişki, tek bir üründen çok toplam lif alımı ve genel beslenme düzeni üzerinden değerlendiriliyor.</p>

<p>Tabağın Dengesi Nasıl Kurulabilir?</p>

<p>Pratik bir öğünde tabağın önemli bölümünü sebze, salata, meyve, tam tahıl ve kuru baklagil gibi bitkisel besinlerin oluşturması hedeflenebilir. Et, tavuk, balık, yumurta ve süt ürünleri kişinin ihtiyaçlarına uygun miktarda bu düzenin kalan bölümünde yer alabilir.</p>

<p>Bu yaklaşımın uygulanması için pahalı ya da bulunması zor ürünlere ihtiyaç yok. Mercimek çorbası, nohut yemeği, bulgur pilavı, mevsim salatası, sebze yemeği ve yoğurt gibi geleneksel seçeneklerle de bitkisel ağırlıklı dengeli bir öğün kurulabilir.</p>

<p>Meyve suyu yerine meyvenin kendisini tüketmek daha fazla lif alınmasını sağlar. Beyaz ekmek ve rafine tahılların bir bölümünü tam tahıllı seçeneklerle değiştirmek de uygulanabilir bir adımdır. Değişikliklerin tamamının aynı anda yapılması gerekmez; sürdürülebilir küçük tercihler zaman içinde genel düzeni dönüştürebilir.</p>

<p>Sucuk, Salam ve Sosis Neden Sınırlandırılmalı?</p>

<p>İşlenmiş et; tuzlama, tütsüleme, fermantasyon veya başka yöntemlerle lezzeti ya da saklama süresi değiştirilmiş etleri kapsar. Sucuk, salam, sosis, jambon ve pastırmanın bazı türleri bu grupta değerlendirilir.</p>

<p>Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı, işlenmiş et tüketiminin kalın bağırsak kanserine neden olduğuna ilişkin yeterli kanıt bulunduğunu açıkladı. Bu sınıflandırma, işlenmiş etin sigarayla aynı büyüklükte risk oluşturduğu anlamına gelmez. Sınıflandırma riskin büyüklüğünü değil, kansere yol açabildiğine ilişkin kanıtın gücünü ifade eder.</p>

<p>Etin işlenmesi sırasında veya yüksek sıcaklıkta pişirilmesiyle bazı zararlı bileşikler oluşabilir. Düzenli ve fazla tüketimle bağlantılı risk nedeniyle işlenmiş etleri mümkün olduğunca sınırlamak, kırmızı eti ise aşırıya kaçmadan tüketmek öneriliyor.</p>

<p>Şeker Doğrudan Kanseri Besler mi?</p>

<p>Vücuttaki bütün hücreler enerji üretmek için kandaki glikozdan yararlanabilir. Bu gerçek, tatlı yemenin kanser hücresini doğrudan ve seçici biçimde “beslediği” ya da şekeri tamamen kesmenin kanseri durduracağı anlamına gelmez.</p>

<p>Şekerli içecekler ve enerji yoğunluğu yüksek yiyecekler, sık ve fazla tüketildiklerinde kilo artışını kolaylaştırabilir. Fazla vücut yağı ise çeşitli hormonlar, insülin düzeni ve uzun süreli düşük düzeyli iltihaplanma üzerinden bazı kanser türlerinin riskini artırabilir.</p>

<p>Bu nedenle şekerli içeceklerin sınırlandırılması, yalnızca şekere yönelik tek başına bir yasak olarak değil, sağlıklı vücut ağırlığını korumaya yardımcı olan genel beslenme düzeninin parçası olarak görülmeli. Su, maden suyu ve şeker eklenmemiş içecekler daha uygun seçenekler olabilir.</p>

<p>Alkol İçin Güvenli Bir Korunma Dozu Var mı?</p>

<p>Alkol; ağız, yutak, gırtlak, yemek borusu, karaciğer, kalın bağırsak ve meme kanseri dahil olmak üzere farklı kanserlerle ilişkilidir. Kanserden korunma açısından en düşük risk, alkol tüketmemekle sağlanır.</p>

<p>İçeceğin bira, şarap veya yüksek alkollü içki olması temel riski ortadan kaldırmaz. Buradaki başlıca etken, vücuda giren etanol miktarıdır. Alkol kullanmayan bir kişinin sağlık gerekçesiyle başlaması önerilmez.</p>

<p>Vitamin ve Antioksidan Takviyeleri Koruma Sağlar mı?</p>

<p>Sebze ve meyvelerde bulunan maddelerin yararlarından söz edilmesi, bunların yüksek dozlu takviye olarak alındığında aynı etkiyi göstereceği anlamına gelmiyor. Besinler; lif, vitamin, mineral ve çok sayıda doğal bileşiği birlikte içeriyor. Bir kapsülde ise bunlardan yalnızca biri, kimi zaman yiyeceklerle alınabilecek miktarın çok üzerinde bulunabiliyor.</p>

<p>İnsanlarda yapılan kontrollü araştırmalar, antioksidan takviyelerinin genel olarak kanseri önlediğini göstermedi. Bazı yüksek dozlu takviyelerin belirli gruplarda zararlı olabileceğine ilişkin bulgular da bulunuyor.</p>

<p>Kanserden korunmak amacıyla gelişigüzel vitamin, mineral veya bitkisel ürün kullanmak yerine besin ihtiyacını öncelikle dengeli beslenmeyle karşılamak daha uygun kabul ediliyor. Belgelenmiş eksiklik, emilim bozukluğu, gebelik veya başka bir tıbbi gereksinim varsa takviye kararı sağlık profesyoneli tarafından verilmeli.</p>

<p>Kanser Tedavisi Sırasında Her Sağlıklı Besin Uygun Olmayabilir</p>

<p>Kanser tedavisi gören kişilerde beslenme önerileri sağlıklı yetişkinlere verilen genel korunma önerilerinden farklılaşabilir. İştahsızlık, kilo kaybı, bulantı, yutma güçlüğü, bağırsak sorunları veya bağışıklık sisteminin baskılanması özel bir plan gerektirebilir.</p>

<p>Greyfurt, bazı bitkisel ürünler ve yoğunlaştırılmış takviyeler belirli ilaçların kandaki düzeyini değiştirebilir. Yüksek doz antioksidanların bazı kanser tedavileriyle nasıl etkileştiği konusunda da belirsizlikler bulunuyor.</p>

<p>Tedavi alan kişiler yeni bir takviyeye başlamadan veya geniş kapsamlı bir diyet değişikliği yapmadan önce onkoloji ekibine danışmalı. Hekim veya diyetisyenin önerdiği beslenme planı, internetten edinilen genel listelerden önceliklidir.</p>

<p>Beslenme Riski Azaltabilir Ancak Sıfırlayamaz</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlıklı beslenen bir kişinin kansere yakalanmayacağı, sağlıksız beslenen herkesin ise kanser olacağı söylenemez. Beslenme değiştirilebilir risk etkenlerinden yalnızca biridir.</p>

<p>Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durmak, alkol kullanmamak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, düzenli hareket etmek, güneşten uygun biçimde korunmak, gerekli aşılardan yararlanmak ve yaşa uygun kanser taramalarını yaptırmak korunmanın diğer parçalarıdır.</p>

<p>Kanser riskini azaltmaya yönelik en gerçekçi beslenme yaklaşımı, tek bir ürünü öne çıkarmak yerine tabağın genel dengesini iyileştirmektir. Sebze, meyve, baklagil ve tam tahılları çeşitlendirmek; işlenmiş eti, şekerli içecekleri ve alkolü sınırlandırmak, sürdürülebilir bir başlangıç sunar.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. American Institute for Cancer Research – AICR Food Facts: Foods That Fight Cancer and Foods to Steer Clear Of, Explained – Erişim 2026<br />
2. World Cancer Research Fund ve American Institute for Cancer Research – Diet, Nutrition, Physical Activity and Cancer: A Global Perspective, Third Expert Report – 2018<br />
3. World Cancer Research Fund – Our Cancer Prevention Recommendations as a Package of Behaviours – Güncel bilimsel öneriler, erişim 2026<br />
4. The Lancet Oncology – Carcinogenicity of Consumption of Red and Processed Meat – Bouvard V, Loomis D, Guyton KZ ve çalışma grubu – 2015 – DOI: 10.1016/S1470-2045(15)00444-1<br />
5. International Agency for Research on Cancer – Red Meat and Processed Meat, IARC Monographs on the Evaluation of Carcinogenic Risks to Humans, Volume 114 – 2018<br />
6. National Cancer Institute – Antioxidants and Cancer Prevention – Güncelleme 2017<br />
7. National Cancer Institute – Cancer Therapy Interactions With Foods and Dietary Supplements, Health Professional Version – Güncelleme 2024 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/baklagilden-tam-tahila-sofrada-daha-fazla-yer-acilmasi-gereken-besinler</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8880.jpeg" type="image/jpeg" length="42014"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Muzun Tansiyon, Kolesterol ve Kilo Üzerindeki Etkileri]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/muzun-tansiyon-kolesterol-ve-kilo-uzerindeki-etkileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/muzun-tansiyon-kolesterol-ve-kilo-uzerindeki-etkileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Muz, potasyum ve lif içeriğiyle kalp dostu bir beslenme düzenine katkı sağlayabilir. Ancak tansiyon, kolesterol ve kilo üzerindeki etkisi; tüketilen miktara ve beslenmenin bütününe bağlıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çantaya kolayca atılması, hazırlık gerektirmemesi ve tatlı isteğine pratik bir karşılık vermesi muzu en sık tercih edilen meyvelerden biri yapıyor. Besin içeriği de bu ilgiyi destekliyor: Orta boy bir muz yaklaşık 3 gram lif ve 400–450 miligram civarında potasyum sağlayabiliyor.</p>

<p>Parade dergisinin görüşüne başvurduğu uzmanlar, düzenli muz tüketiminin sağlıklı bir beslenme planı içinde kan basıncı, tokluk, sindirim ve kalp sağlığını destekleyebileceğini belirtiyor. Buradaki kritik ifade ise “sağlıklı bir beslenme planı içinde.” Çünkü bir muzun tek başına tansiyonu veya kolesterolü düzenlemesi, kalp-damar hastalığı riskini belirgin biçimde azaltması beklenmemeli.</p>

<p>POTASYUM KAN BASINCINI NASIL ETKİLİYOR?</p>

<p>Potasyum; kasların, sinirlerin ve kalbin normal çalışmasında görev alan bir mineraldir. Aynı zamanda vücudun sodyum dengesinin korunmasına yardım eder. Yeterli potasyum alınması, özellikle sodyum tüketimi yüksek kişilerde kan basıncının kontrolünü destekleyebilir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlerde potasyumun öncelikle besinlerden alınmasını öneriyor. Araştırmalar da toplam potasyum alımının artırılmasının, özellikle yüksek tansiyonu bulunan kişilerde kan basıncında mütevazı düşüşlerle ilişkili olabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Ancak bu sonuçlar yalnızca muza ait değil. Kuru baklagiller, patates, avokado, yoğurt, yeşil yapraklı sebzeler, balık ve başka meyveler de potasyum sağlayabiliyor. Bu nedenle muz, potasyum ihtiyacını karşılayabilecek seçeneklerden yalnızca biri.</p>

<p>MUZ TANSİYON İLACININ YERİNİ TUTMAZ</p>

<p>Yüksek tansiyon; genetik özellikler, yaş, kilo, tuz tüketimi, fiziksel hareketlilik, uyku düzeni, böbrek sağlığı ve kullanılan ilaçlar gibi çok sayıda etkene bağlıdır. Beslenme bu tablonun güçlü parçalarından biri olsa da tek bir yiyecekle tansiyon tedavi edilemez.</p>

<p>Muz tüketmeye başlamak, reçeteli tansiyon ilaçlarının azaltılması veya bırakılması için gerekçe değildir. Kan basıncı yüksek olan kişiler açısından sebze, meyve, tam tahıl, kuru baklagil ve uygun protein kaynaklarını içeren; tuz ve ultra işlenmiş ürünleri sınırlayan genel beslenme modeli daha belirleyicidir.</p>

<p>KOLESTEROL ÜZERİNDEKİ ETKİSİ ABARTILMAMALI</p>

<p>Muzun içerdiği lif, günlük lif alımına katkıda bulunur. Liften zengin beslenme düzenlerinin kan yağları, bağırsak sağlığı, kan şekeri kontrolü ve tokluk üzerinde yararlı etkileri bulunduğuna ilişkin güçlü kanıtlar vardır.</p>

<p>Bununla birlikte orta boy bir muzun sağladığı yaklaşık 3 gram lif, günlük ihtiyacın yalnızca bir bölümüdür. Üstelik yulaf ve arpa gibi tahıllarda bulunan beta-glukan veya bazı baklagillerdeki çözünür lif miktarı ve yapısı, kolesterol kontrolü açısından daha belirgin etki gösterebilir.</p>

<p>Bu nedenle “Her gün muz yemek kötü kolesterolü düşürür” biçiminde kesin bir yargı doğru olmaz. Muz, toplam lif alımını destekleyebilir; fakat kolesterol üzerindeki muhtemel yarar beslenmenin bütünüyle, kilo yönetimiyle, fiziksel aktiviteyle ve gerektiğinde ilaç tedavisiyle birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>KİLO KONTROLÜNE NASIL YARDIMCI OLABİLİR?</p>

<p>Muz doğrudan yağ yaktıran veya kilo verdiren bir besin değildir. Buna karşılık lif içermesi, porsiyonunun belirgin olması ve kolay tüketilebilmesi sayesinde daha uzun süre tok kalmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Asıl fark, muzun neyin yerine tüketildiğiyle ortaya çıkar. Şekerleme, paketli kek, bisküvi veya yüksek kalorili tatlıların yerine muz tercih edilmesi, toplam enerji ve ultra işlenmiş ürün tüketimini azaltabilir. Fakat mevcut öğünlere eklenen çok sayıda muz, kendiliğinden kilo kaybı sağlamaz.</p>

<p>Tokluğu artırmak isteyenler muzu sade yoğurt, birkaç parça ceviz veya şekersiz yulaf gibi besinlerle birlikte değerlendirebilir. Burada da porsiyon, kişinin günlük enerji ihtiyacı ve sağlık durumu belirleyicidir.</p>

<p>MUZUN OLGUNLUĞU KAN ŞEKERİNİ ETKİLEYEBİLİR</p>

<p>Muz karbonhidrat ve doğal şeker içerir. Olgunlaştıkça nişastanın bir bölümü şekere dönüşür; bu nedenle çok olgun muzlar bazı kişilerde kan şekerini daha hızlı yükseltebilir.</p>

<p>Diyabeti bulunan kişilerin muzu tamamen bırakması gerektiği söylenemez. Porsiyon büyüklüğü, olgunluk derecesi, beraberinde tüketilen besinler ve kişinin kan şekeri yanıtı önemlidir. Kan şekeri kontrolünde güçlük yaşayanlar, kendilerine uygun miktarı hekimleri veya diyetisyenleriyle değerlendirebilir.</p>

<p>HERKES İÇİN SINIRSIZ BİR SEÇENEK DEĞİL</p>

<p>Sağlıklı böbrekler kandaki fazla potasyumun uzaklaştırılmasına yardımcı olur. İleri böbrek hastalığında ise potasyum birikebilir ve kanda tehlikeli düzeylere çıkabilir. Bu nedenle potasyum kısıtlaması önerilmiş kişilerin muzu sınırsız tüketmesi uygun değildir.</p>

<p>ACE inhibitörleri, anjiyotensin reseptör blokerleri ve spironolakton gibi bazı kalp veya tansiyon ilaçları da kandaki potasyumu yükseltebilir. Bu ilaçları kullanan herkesin muzu bırakması gerekmez; ancak böbrek hastalığı, yüksek potasyum öyküsü veya hekim tarafından verilmiş bir kısıtlama varsa tüketim miktarı sağlık profesyoneliyle görüşülmelidir.</p>

<p>SAĞLIKLI AMA TEK BAŞINA ÇÖZÜM DEĞİL</p>

<p>Muz; besleyici, ulaşılabilir ve pratik bir meyvedir. Potasyum ve lif içeriğiyle dengeli beslenmenin parçası olabilir, tokluğu destekleyebilir ve besin değeri düşük atıştırmalıkların yerine tercih edilebilir.</p>

<p>Kalp sağlığını belirleyen tablo ise çok daha geniştir. Kan basıncının izlenmesi, tuz tüketiminin azaltılması, sigara kullanılmaması, düzenli hareket, sağlıklı kilonun korunması ve gerektiğinde tıbbi tedavinin sürdürülmesi tek bir meyveden çok daha güçlü etkiye sahiptir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Parade – What Happens to Your Heart When You Eat Bananas? – 2026</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. The BMJ – Effect of Increased Potassium Intake on Cardiovascular Risk Factors and Disease: Systematic Review and Meta-analyses – Aburto ve arkadaşları – 2013 – DOI: 10.1136/bmj.f1378</p>

<p>3. PLOS Medicine – Dietary Fibre and Whole Grains in Diabetes Management: Systematic Review and Meta-analyses – Reynolds ve arkadaşları – 2020 – DOI: 10.1371/journal.pmed.1003053</p>

<p>4. Dünya Sağlık Örgütü – Guideline: Potassium Intake for Adults and Children – 2012</p>

<p>5. Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı – FoodData Central: Bananas, Raw – Güncel besin bileşimi kaydı</p>

<p>6. National Kidney Foundation – Potassium in Your CKD Diet – 2023 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/muzun-tansiyon-kolesterol-ve-kilo-uzerindeki-etkileri</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 16:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8876.jpeg" type="image/jpeg" length="53363"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Suat Rasim Giz, Fitnat Celal Taygun ve İffet Naim Onur: Cerrahinin Öncü Kadınları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/suat-rasim-giz-fitnat-celal-taygun-ve-iffet-naim-onur-cerrahinin-oncu-kadinlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/suat-rasim-giz-fitnat-celal-taygun-ve-iffet-naim-onur-cerrahinin-oncu-kadinlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadınların tıp fakültesine yeni kabul edildiği yıllarda Suat Rasim Giz, Fitnat Celal Taygun ve İffet Naim Onur cerrahiyi seçti. Üç hekimin öyküsü, ameliyathanede değişen bir dönemi anlatıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Ameliyathanenin Kapısını Açan Üç Kadın: Cumhuriyet’in İlk Kadın Cerrahları<br />
Günümüzde ameliyat masasının başında bir kadın cerrah görmek giderek daha olağan kabul ediliyor. Ancak yaklaşık bir asır önce kadınların yalnızca cerrah olması değil, tıp fakültesine kabul edilmesi bile tartışılıyordu.<br />
Kadınların ağır bir tıp eğitimini tamamlayamayacakları, kadavra çalışmalarına katılmalarının uygun olmadığı, evlendikten sonra mesleklerini sürdüremeyecekleri ve erkek hastaları muayene edemeyecekleri öne sürülüyordu. Cerrahi ise uzun çalışma saatleri, katı mesleki hiyerarşisi ve fiziksel güçle özdeşleştirilen yapısı nedeniyle kadınlara en uzak alanlardan biri sayılıyordu.<br />
Bu düşüncelerin hâkim olduğu yıllarda üç genç kadın yalnızca hekim olmakla yetinmedi. Doğrudan cerrahiyi seçti.<br />
Suat Rasim Giz, Fitnat Celal Taygun ve İffet Naim Onur, Cumhuriyet’in ilk kadın cerrahları olarak tıp tarihine geçti. Onların öyküsü yalnızca üç başarılı hekimin yaşamını değil, kadınlara kapalı tutulan bir meslek alanının nasıl adım adım değiştiğini de anlatıyor.<br />
Kadınların Tıbbiye’ye girmesi neden bu kadar gecikti?<br />
Kadınlar Osmanlı toplumunda yüzyıllar boyunca hastaların bakımında, doğumlarda ve geleneksel tedavi uygulamalarında görev aldı. Ebelik ve hemşirelik kadınlar için kabul edilebilir meslekler arasında görülürken hekimlik eğitiminin kapıları uzun süre kapalı kaldı.<br />
Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ve İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi yalnızca erkek öğrencilere eğitim veriyordu. Kadınların tıp okumasına yönelik talepler 20. yüzyılın başlarında güçlense de ilk başvurular kabul edilmedi.<br />
Savaşların yarattığı hekim ve sağlık çalışanı ihtiyacı, kadınların sağlık hizmetlerindeki rolünü daha görünür hâle getirdi. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında kadınların hastanelerde, yardım kuruluşlarında ve hasta bakımında üstlendiği görevler, “Kadın hekim olabilir mi?” tartışmasının yeniden ele alınmasını sağladı.<br />
Kadınların hekimlik yapmalarında sakınca bulunmadığı yönünde 1917 yılında bir karar alınmasına rağmen tıp fakültesine kabul edilmeleri hemen gerçekleşmedi. Başvuruların geri çevrildiği, karma eğitimden anatomi derslerine kadar pek çok konunun tartışıldığı yıllar yaşandı.<br />
Kadın öğrenciler ancak 1922 yılında İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesine kabul edilmeye başlandı. Bu gelişme bir idari kararın ötesinde, uzun süren bir eğitim ve çalışma hakkı mücadelesinin sonucuydu.<br />
İlk altı kadın mezunun üçü cerrahiyi seçti<br />
Eylül 1922’de Tıp Fakültesine kabul edilen on kadın öğrenciden altısı eğitimlerini ve stajlarını tamamlayarak 1928 yılında mezun oldu.<br />
Bu öncü mezunlar İffet Naim Onur, Müfide Kâzım Küley, Hamdiye Abdürrahim Maral, Sabiha Süleyman Sayın, Suat Rasim Giz ve Fitnat Celal Taygun’du.<br />
Altı hekimin üçü, dönemin kadınlar için en zor kabul edilen uzmanlık alanlarından birine yöneldi: Cerrahi.<br />
Suat Rasim Giz genel cerrahi eğitimi aldı ve Türkiye’nin ilk kadın cerrahı olarak anıldı. Fitnat Celal Taygun genel cerrah oldu. İffet Naim Onur ise kadın hastalıkları ve doğumdan çocuk cerrahisi, ortopedi ve genel cerrahiye uzanan çok yönlü bir uzmanlık yolu izledi.<br />
Onları özel kılan yalnızca aynı mezun grubundan çıkmaları değildi. Üçü de kendileri için hazırlanmış bir mesleki yol bulunmadığı dönemde cerrahi eğitime girmeyi, ameliyat yapmayı ve hastanelerde cerrah olarak görev almayı başardı.<br />
Suat Rasim Giz: Türkiye’nin ilk kadın cerrahı<br />
Suat Rasim Giz, 1903 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Kız Öğretmen Okulunu bitirdikten sonra 1920 yılında öğretmenliğe başladı.<br />
Tıp Fakültesine kabul edilen ilk kadın öğrenciler arasında yer aldı. Tıp eğitimi boyunca Kalamış Rum İlkokulunda öğretmenlik yapmayı sürdürdü. Böylece bir yandan uzun ve ağır tıp eğitimine devam ederken diğer yandan geçimini sağladı.<br />
1928 yılında mezun olduktan sonra Haseki Nisa Hastanesinde cerrahi asistanlığına başladı. Dönemin cerrahi eğitiminde asistanlar yalnızca ameliyatları izlemiyor; hasta hazırlığından ameliyat sonrası bakıma kadar kliniğin bütün işleyişinde görev alıyordu.<br />
Genel cerrahi uzmanlığını tamamlayan Suat Rasim Giz, 1931 yılında Şişli Etfal Hastanesine atandı. Burada “operatör muavinliği” unvanıyla görev yaparak Türkiye’nin ilk kadın cerrahı olarak kayıtlara geçti.<br />
Operatör muavinliği, dönemin hastane teşkilatında cerrahi hizmette görev alan hekimler için kullanılan kadro unvanlarından biriydi. Bu unvanı günümüzdeki uzmanlık sistemiyle bire bir eş tutmamak gerekir.<br />
Ancak onun meslek hayatı genel cerrahiyle sınırlı kalmadı.<br />
1934 yılında mesleki inceleme ve eğitim amacıyla Almanya’ya gönderildi. Türkiye’ye döndükten sonra Şişli Etfal Hastanesinde tek kadın uzman hekim olarak çalıştı. Daha sonra Heybeliada Sanatoryumunda kurulan toraks cerrahisi servisinde görev aldı.<br />
Toraks cerrahisi; akciğerler, göğüs duvarı ve göğüs kafesi içindeki bazı organlarla ilgili ameliyatları kapsayan cerrahi alandır. Suat Rasim Giz, Türkiye’de bu alana yönelen ilk kadın hekimlerden biri oldu ve Heybeliada’daki ameliyathanenin hazırlanmasında görev aldı.<br />
1937 yılında başka bir şehre tayin edilmesi üzerine kamu görevinden ayrıldı. Şişli’deki özel bir kliniği devralarak özel klinik sahibi olan ilk kadın hekimlerden biri olarak tarihe geçti. Daha sonra eşi Gıyasettin Bey ile Gümüşsuyu Cerrahi Kliniğini kurdu.<br />
Onun yaşamı, kadınların henüz tıp fakültesine girmesinin tartışıldığı bir dönemden kendi cerrahi kliniğini yönetebildiği bir döneme uzandı.<br />
Fitnat Celal Taygun: İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan cerrahlık<br />
Fitnat Celal Taygun, 1898 yılında Diyarbakır’da doğdu. Öğrenimini sürdürmek için İstanbul’a geldi ve 1919 yılında Çamlıca Kız Lisesinden mezun oldu.<br />
Tıp eğitimini 1928 yılında tamamladıktan sonra Haseki Nisa Hastanesinde cerrahi uzmanlığına başladı. 1933 yılında eğitimini bitirerek “Birinci Sınıf Emraz-ı Hariciye Mütehassısı” unvanını aldı.<br />
“Emraz-ı hariciye”, dönemin tıp dilinde dış hastalıklar ve cerrahi alanları için kullanılan bir ifadeydi. Bu unvan, Fitnat Celal Taygun’un genel cerrahi uzmanlığını tamamladığını gösteriyordu.<br />
Meslek yaşamı İstanbul’un büyük hastaneleriyle sınırlı kalmadı. Aydın’da, Artvin’in Kuvarshan bölgesinde ve Ergani Bakır İşletmelerinin sağlık kuruluşlarında genel cerrah olarak çalıştı.<br />
Daha sonra Zonguldak’taki Ereğli Kömür İşletmeleri Sağlık Teşkilatı Hastanesinde görev yaptı. Burada 1946 ile 1958 yılları arasında operatörlük yaptı.<br />
Bu görevler, Fitnat Celal Taygun’un cerrahi hizmetini büyük şehirlerin dışına taşıdığını ve farklı çalışma koşullarında uzun yıllar hekimlik yaptığını gösteriyor. Onun meslek yaşamı, Cumhuriyet’in ilk kadın cerrahlarının İstanbul dışındaki sağlık kuruluşlarında da önemli sorumluluklar üstlendiğini ortaya koyuyor.<br />
İffet Naim Onur: Çocuk cerrahisi ve ortopedinin ilk yıllarında<br />
İffet Naim Onur, 1906 yılında Çanakkale’de, eczacı bir babanın çocuğu olarak doğdu. Öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra 1922 yılında Tıp Fakültesine girdi.<br />
Öğrenciliği sırasında Fener Yuvakimyon Rum Lisesinde Türkçe öğretmenliği yaptı. Suat Rasim Giz gibi o da tıp eğitimini sürdürürken öğretmenlik yaparak çalışma hayatından kopmadı.<br />
1928 yılında mezun olduktan sonra kadın hastalıkları ve doğum alanında uzmanlık eğitimi aldı. Ardından 1930 yılında kurulan Türkiye’nin ilk Çocuk Cerrahisi ve Ortopedi Kliniğinde Akif Şakir Şakar’ın ilk asistanı oldu.<br />
Çocuk cerrahisi, doğuştan gelen sorunlardan acil hastalıklara kadar bebek ve çocuklarda ameliyat gerektiren durumlarla ilgilenir. Ortopedi ise kemik, eklem, kas ve hareket sisteminin hastalık ve yaralanmalarına odaklanır.<br />
İffet Naim Onur, Gülhane’deki cerrahi eğitimini 1933 yılında tamamladı. Daha sonra Ortaköy Şifa Yurdunda kadın hastalıkları ve cerrahi uzmanı olarak çalıştı. Haydarpaşa Numune Hastanesindeki görevinin ardından mesleğini özel olarak sürdürdü.<br />
Türk Ortopedi ve Travmatoloji Şirurjisi Derneğinin kurucu üyeleri arasında yer aldı. Uluslararası cerrahi çevrelerinde de tanındı ve 1981 yılında Société Internationale de Chirurgie tarafından emeritus üyeliğe seçildi. Ulusal Cerrahi Derneği de 1982 yılında kendisine onur ödülü verdi.<br />
Mal varlığının önemli bir bölümünü Milli Eğitim Vakfına bağışlaması, onun yalnızca sağlık alanında değil, eğitim alanında da kalıcı bir iz bırakmasını sağladı.<br />
Safiye Ali neden bu üçlü arasında değil?<br />
Türkiye’de kadın hekimlerin tarihi anlatılırken Safiye Ali’nin adı haklı olarak öne çıkar. Almanya’da tıp eğitimi alan Safiye Ali, 1923 yılında Türkiye’de hekimlik yapma yetkisini aldı ve özellikle kadınlar ile çocukların sağlığı için çalıştı.<br />
Ancak Safiye Ali cerrahi uzmanlığı yapmadı. Ayrıca tıp eğitimini Türkiye’de değil, Almanya’da tamamladı.<br />
Türk tıp tarihinde “ilk kadın hekim” tanımı; vatandaşlık, eğitimin alındığı ülke ve hekimlik ruhsatı gibi ölçütlere göre farklı isimlerle ilişkilendirilebilir. Zaruhi Kavalcıyan ve Safiye Ali bu tarihin öncü hekimleri arasındadır.<br />
Suat Rasim Giz, Fitnat Celal Taygun ve İffet Naim Onur’u bir araya getiren özellik ise Türkiye’de eğitim alan ilk kadın mezun kuşağından çıkmaları ve cerrahi alanlara yönelmeleridir.<br />
Bu nedenle ilk Türk kadın hekim, Türkiye’de yetişen ilk kadın tıp mezunları ve Cumhuriyet’in ilk kadın cerrahları aynı tarihsel tanımı karşılamaz.<br />
Cerrahlık neden erkek mesleği olarak görülüyordu?<br />
Cerrahi uzun yıllar fiziksel güç, keskin karar verme, dayanıklılık ve otorite gibi özelliklerle tanımlandı. Bu özelliklerin yalnızca erkeklere ait olduğu yönündeki toplumsal kabuller, kadınların cerrahi alanlardan uzak tutulmasına gerekçe oluşturdu.<br />
Oysa cerrahlık yalnızca fiziksel güçle açıklanabilecek bir meslek değildir. Cerrahi başarı; uzun eğitim, el becerisi, anatomi bilgisi, doğru karar verme, ekip çalışması, iletişim, dikkat ve deneyim gerektirir.<br />
İlk kadın cerrahlar yalnızca tıbbi eğitimlerini tamamlamak zorunda değildi. Aynı zamanda kadınların ameliyat yapabileceğini hastalara, meslektaşlarına ve sağlık kurumlarının yöneticilerine sürekli olarak kanıtlamaları bekleniyordu.<br />
Bu nedenle ameliyathaneye girmek onlar için yalnızca bir uzmanlık tercihi değil, yerleşmiş bir toplumsal yargıyla mücadele etmek anlamına geliyordu.<br />
Cerrahın cinsiyeti ameliyat başarısını belirler mi?<br />
Cerrahın kadın veya erkek olması, tek başına ameliyatın başarısını belirleyen bir ölçüt değildir. Cerrahın eğitimi, ilgili ameliyattaki deneyimi, hastanenin olanakları, ameliyat ekibinin uyumu, hasta güvenliği uygulamaları ve ameliyat sonrası takip çok daha doğrudan belirleyicilerdir.<br />
JAMA Surgery’de yayımlanan geniş bir gözlemsel araştırmada Kanada’da 25 farklı ameliyatı geçiren 1 milyon 165 binden fazla yetişkin incelendi. Kadın cerrahlar tarafından ameliyat edilen hastalarda, ameliyattan sonraki 90 gün ve bir yıl içinde istenmeyen sonuçların düzeltilmiş oranlarının bir miktar daha düşük olduğu görüldü.<br />
Ancak çalışma gözlemsel nitelikteydi. Başka bir ifadeyle araştırmacılar insanları rastgele kadın veya erkek cerrahlara atamadı; daha önce gerçekleşmiş ameliyatların sonuçlarını karşılaştırdı. Cerrahların deneyimi, hasta seçimi, vaka dağılımı veya sağlık kuruluşlarının özellikleri gibi ölçülemeyen etkenler sonucu etkilemiş olabilir.<br />
Bu nedenle araştırma “Kadın cerrahlar doğuştan daha başarılıdır” veya “Cerrahın cinsiyeti sonucu belirler” şeklinde yorumlanamaz. Ancak kadınların cerrahide daha az yetkin olduğu yönündeki önyargının bilimsel bir dayanağı bulunmadığını gösterir.<br />
Ameliyathane kapısındaki önyargılar tamamen ortadan kalktı mı?<br />
Kadınların tıp fakültelerindeki sayısı büyük ölçüde artmış olsa da cerrahi alanlarda karşılaştıkları bazı güçlükler devam edebiliyor.<br />
Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi’nde yayımlanan nitel araştırmada Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan dokuz kadın cerrah ve bir kadın anatomistle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirildi.<br />
Katılımcılar bazı hastalar tarafından hemşire sanılmak, erkek bir asistanın uzman hekim zannedilmesi, mesleki yeterliliklerini daha fazla kanıtlama zorunluluğu hissetmek, rol model eksikliği ve aile yaşamıyla cerrahi çalışma düzenini dengeleme güçlüğü gibi deneyimler aktardı.<br />
Bu çalışma yalnızca bir üniversitedeki on hekimin deneyimlerine dayanıyordu. Bu nedenle sonuçlar Türkiye’deki bütün kadın cerrahların yaşadıklarını veya sorunların ne sıklıkta görüldüğünü göstermez. Ancak tarihsel önyargıların farklı biçimlerde devam edebildiğini anlamaya yardımcı olur.<br />
Hasta cerrah seçerken nelere bakmalı?<br />
Bir ameliyat gündeme geldiğinde cerrahın cinsiyetinden çok mesleki yetkinliği ve hasta ile kurduğu iletişim değerlendirilmelidir.<br />
Hastalar şu soruların yanıtlarını arayabilir:<br />
Cerrahın uzmanlık alanı yapılacak ameliyatla örtüşüyor mu?<br />
Bu ameliyat veya benzer işlemler konusunda yeterli deneyimi var mı?<br />
Ameliyatın amacı, olası yararları ve önemli riskleri anlaşılır biçimde açıklanıyor mu?<br />
Ameliyatsız seçeneklerin bulunup bulunmadığı anlatılıyor mu?<br />
Hastanın sorularına zaman ayrılıyor mu?<br />
Ameliyatı gerçekleştirecek ekip ve sağlık kuruluşu gerekli olanaklara sahip mi?<br />
Ameliyat sonrası takip planı açık biçimde belirleniyor mu?<br />
Hastanın kendisini güvende hissetmesi önemlidir. Ancak bu güven, kadın veya erkek cerrah hakkındaki kalıplaşmış düşüncelere değil; bilgiye, deneyime, iletişime ve hasta güvenliği yaklaşımına dayanmalıdır.<br />
Açılan kapıdan kimler geçti?<br />
Suat Rasim Giz, Fitnat Celal Taygun ve İffet Naim Onur’dan önce de kadınlar sağlık hizmetlerinin içinde bulunuyordu. Ebelik yapıyor, yaralıları tedavi ediyor, bakım hizmeti veriyor ve yurt dışında tıp eğitimi alarak hekimlik yapıyorlardı.<br />
Bu üç kadının farkı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’de tıp eğitimi alan öncü kuşaktan çıkmaları ve kurumsal cerrahi uzmanlık alanlarına girmeleriydi.<br />
Ameliyathanenin kapısını tek bir günde açmadılar. Önce tıp fakültesine kabul edilmek, ardından cerrahi eğitime girmek, hastanelerde kadro bulmak ve mesleki otoritelerini kabul ettirmek zorunda kaldılar.<br />
Onların açtığı kapıdan daha sonra genel cerrahi, çocuk cerrahisi, beyin cerrahisi, kalp ve damar cerrahisi, ortopedi, üroloji ve diğer cerrahi alanları seçen çok sayıda kadın hekim geçti.<br />
Bugün isimlerinin hatırlanması, yalnızca geçmişteki üç “ilk”i anmak anlamına gelmiyor. Cerrahide yetkinliğin cinsiyetle değil; eğitim, emek, deneyim ve mesleki sorumlulukla belirlendiğini de hatırlatıyor.<br />
KAYNAKLAR<br />
Sağlık Alanında Türk Kadını: Cumhuriyet’in ve Tıp Fakültesine Kız Öğrenci Kabulünün 75. Yılı – Cumhuriyet’in İlk Kadın Cerrahları Dr. Suat Rasim, Dr. Fitnat Celal ve Dr. İffet Naim Hanımlar – Şeref Etker ve Gülten Dinç – Editör: Nuran Yıldırım – 1998 – Sayfalar 48–59<br />
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi – Türk Kadınlarının Tıp Eğitimine Başlama Süreci ve İstanbul Darülfünunu Tıp Fakültesi’nden Mezun Olan İlk Kadın Hekimler – Elif Atıcı ve Sezer Erer – 2009 – 35(2): 107–111<br />
Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi – Cerrahinin Kapı Aralayıcıları: Eril Akademide Kadın Cerrahlar – Serap Şahinoğlu, Meral Erdoğan, Hilal Arı ve Mehmet Demirci – 2025 – DOI: 10.33708/ktc.1734251<br />
JAMA Surgery – Surgeon Sex and Long-Term Postoperative Outcomes Among Patients Undergoing Common Surgeries – Christopher J. D. Wallis ve çalışma arkadaşları – 2023 – DOI: 10.1001/jamasurg.2023.3744<br />
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası – Hekimlik Mesleğinde Türk Kadını – Kamile Şevki Mutlu – 1953 – 16(1): 98–108</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/suat-rasim-giz-fitnat-celal-taygun-ve-iffet-naim-onur-cerrahinin-oncu-kadinlari</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 16:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/cumhuriyetin-ilk-kadin-cerrahlari-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="26651"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul’da Cüzzamlılar Neden Şehrin Dışında Yaşıyordu? Miskinler Tekkesi’nin Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/istanbulda-cuzzamlilar-neden-sehrin-disinda-yasiyordu-miskinler-tekkesinin-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/istanbulda-cuzzamlilar-neden-sehrin-disinda-yasiyordu-miskinler-tekkesinin-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üsküdar’daki Miskinler Tekkesi, cüzzamdan etkilenenleri şehirden ayırırken onlara barınma ve geçim imkânı da sunuyordu. Yapı, hastalık kadar damgalanmanın da hayatı nasıl kuşattığını gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>İstanbul’da Cüzzamlılar Neden Şehrin Dışında Yaşıyordu? Miskinler Tekkesi’nin Hikâyesi<br />
Üsküdar’dan Haydarpaşa yönüne uzanan yolun çevresi, yaklaşık beş asır önce İstanbul’un merkezinden uzakta kabul ediliyordu. Karacaahmet Mezarlığı’nın ortasında bulunan bir yapı ise dönemin İstanbul’unda insanların hem korktuğu hem de yardım etmeye çalıştığı bir hastalığın izlerini taşıyordu.<br />
Burası Miskinler Tekkesi’ydi.<br />
Adında “tekke” geçmesine rağmen burası klasik anlamda bir tarikat merkezi değildi. Miskinler Tekkesi, cüzzamdan etkilenen kişilerin şehir halkından ayrı tutulduğu bir cüzzamhane, aynı zamanda barınak ve yaşam alanıydı.<br />
Burada yaşayan insanlar yalnızca bir hastalıkla mücadele etmiyordu. Bedensel değişiklikler, toplumun hastalık hakkındaki yanlış inanışları, yoksulluk ve dışlanma da hayatlarının bir parçasıydı. Miskinler Tekkesi’nin hikâyesi bu nedenle yalnızca bir sağlık kurumunun değil, hastalık karşısında korku ile merhametin nasıl yan yana durabildiğinin de hikâyesidir.<br />
Cüzzam korkusu neden bu kadar büyüktü?<br />
Cüzzam, günümüzde Hansen hastalığı veya lepra olarak da bilinen, yavaş ilerleyen bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalık özellikle deriyi ve çevresel sinirleri etkileyebilir. Tedavi edilmediğinde his kaybı, kas güçsüzlüğü, iyileşmeyen yaralar ve zamanla kalıcı bedensel sorunlar ortaya çıkabilir.<br />
Hastalığın nedeninin ve bulaşma biçiminin bilinmediği dönemlerde bu görünür değişiklikler büyük korku yaratıyordu. Cüzzam yalnızca bir sağlık sorunu olarak görülmüyor; kimi toplumlarda uğursuzluk, günah veya cezalandırılma gibi düşüncelerle ilişkilendiriliyordu.<br />
Hastalığın uzun yıllar içinde ilerlemesi ve bedende belirgin izler bırakabilmesi, cüzzamdan etkilenen kişilerin toplumdan uzaklaştırılmasına yol açıyordu. İstanbul’da da hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla bu kişilerin şehir içinde yaşamalarına izin verilmemesi yönünde kurallar bulunuyordu.<br />
Ancak dönemin insanları hastalığa yol açan bakteriyi, bulaşmanın gerçekleşmesi için genellikle uzun süreli ve yakın temas gerektiğini veya cüzzamın günümüzde tedavi edilebildiğini bilmiyordu.<br />
Miskinler Tekkesi neden şehrin dışında kuruldu?<br />
Yaygın kabul gören tarihî kayıtlara göre Miskinler Tekkesi, 1514 yılında Yavuz Sultan Selim döneminde, o tarihte Üsküdar’ın dışında kalan Karacaahmet bölgesinde kuruldu.<br />
Yer seçiminin temelinde iki amaç bulunuyordu: Sağlıklı kişileri bulaşıcı olduğu düşünülen hastalıktan korumak ve şehir içinde yaşama imkânı bulamayan hastalara barınabilecekleri bir alan sağlamak.<br />
Anadolu Selçuklu ve Osmanlı şehirlerinde cüzzamdan etkilenen kişilerin yerleşim merkezlerinin dışında veya kenar mahallelerde bulunan özel yapılarda barındırılması bilinen bir uygulamaydı. Edirne’deki cüzzamhane, Osmanlı döneminin erken örneklerinden biriydi. Daha sonra Üsküdar, Bursa, Lefkoşa, Kandiye ve Sakız gibi yerlerde benzer kurumlar ortaya çıktı.<br />
Bu yapılar modern anlamda hastane değildi. Cüzzamın etkili bir tedavisi bulunmadığı için temel amaç hastalığı iyileştirmekten çok, burada yaşayanların barınmasını ve hayatlarını mümkün olduğu kadar güvenli biçimde sürdürmesini sağlamaktı.<br />
Neden “tekke” deniliyordu?<br />
“Miskin” sözcüğü tarih içinde yoksul, güçsüz ve çaresiz kişi anlamlarında kullanıldı. Zamanla cüzzamdan etkilenen kişiler için de kullanılan bu sözcük, onların kaldığı yapılara “miskinhane” veya “Miskinler Tekkesi” denilmesine yol açtı.<br />
Buradaki “tekke” adının, hastaların toplumdan ayrı ve kapalı bir topluluk hâlinde yaşamalarıyla ilişkili olduğu düşünülüyor. Yapının yöneticisine “şeyh” denilmesi ve halkın tekke sakinlerine yardım etmeye alışkın olması da bu adlandırmayı güçlendirmiş olabilir.<br />
Bununla birlikte “tekke” sözcüğü, yapının mutlaka bir tasavvuf merkezine bağlı olduğu anlamına gelmiyordu. Miskinler Tekkesi esas olarak cüzzamdan etkilenen kişilerin barındığı bir sosyal yardım ve tecrit kurumuydu.<br />
Duvarların arkasında hayat devam ediyordu<br />
Tecrit edilmek, hayatın tamamen durması anlamına gelmiyordu. Miskinler Tekkesi’nde evli çiftlerin aileleriyle kalabildiği odalar, bekârlara ayrılan bölümler, hamam, çamaşırhane ve küçük bir cami bulunuyordu.<br />
Tarihî kayıtlarda on odanın evli hastalara, altı odanın bekârlara ve iki odanın da imama ayrıldığı aktarılıyor. Odalar iç avluya bakıyor, her odada ısınma ve yemek hazırlama amacıyla kullanılan bir ocak bulunuyordu.<br />
Bazı tekke sakinleri tavuk besliyor, yumurta satıyor veya küçükbaş hayvan yetiştiriyordu. İlk dönemlerde dışarıyla görüşmeleri ciddi biçimde sınırlandırılmışken sonraki yıllarda bazı sakinlerin şehre inerek alışveriş yapabildiği anlaşılıyor.<br />
Tekke sakinlerinden birinin adlî bir işi olduğunda mahkeme heyetinin tekkeye gelmesi, burada yaşayanların günlük hayattan bütünüyle kopmadığını gösteriyordu. Evleniyor, çocuk sahibi oluyor, ibadet ediyor ve kendi toplulukları içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlardı.<br />
Bununla birlikte dışarı çıkma haklarının sınırlandırılması ve yaşamak istedikleri yeri seçememeleri, kurumun aynı zamanda zorlayıcı bir tecrit alanı olduğunu da gösteriyor.<br />
Sekiz sadaka taşı ne anlatıyordu?<br />
Miskinler Tekkesi’nin önünde, yoldan geçenlerin para bırakabilmesi için sekiz sadaka taşı bulunuyordu. İnsanlar taşlardaki oyuklara para koyuyor, “gözcü dede” olarak adlandırılan görevli de içeridekilere haber veriyordu.<br />
Toplanan paralar tekkenin yöneticisi tarafından sakinlere dağıtılıyordu. Halktan gelen yardımların yanı sıra vakıf ve imaretler de burada yaşayanlara yiyecek sağlıyordu.<br />
Tekkenin son dönemlerinde Atik Valide İmareti’nden düzenli olarak ekmek ve sıcak yemek gönderildiği, yıl içinde kurbanlık hayvanlar tahsis edildiği aktarılıyor. Kadın ve erkek sakinlere giysi ve ayakkabı verilmesi de kurumun yalnızca barınma değil, temel ihtiyaçları karşılama görevi üstlendiğini gösteriyor.<br />
Bu yardımlar dayanışmanın önemli bir örneğiydi. Ancak aynı zamanda tekke sakinlerinin geçimlerini bağımsız biçimde sağlayamadıklarını ve toplumun desteğine muhtaç bırakıldıklarını da ortaya koyuyordu.<br />
Miskinler Tekkesi merhamet yuvası mıydı, dışlanma alanı mı?<br />
Miskinler Tekkesi’ni yalnızca “merhamet yuvası” olarak anlatmak, burada yaşayanların maruz kaldığı zorunlu ayrılığı görünmez kılabilir. Yapıyı sadece bir sürgün yeri olarak görmek de sağlanan barınma, yiyecek ve sosyal desteği yok saymak anlamına gelir.<br />
Gerçekte iki durum aynı anda yaşanıyordu.<br />
Toplum bir yandan hastalıktan korkuyor ve cüzzamdan etkilenenleri şehirden uzaklaştırıyordu. Diğer yandan vakıflar, imaretler ve bireysel bağışlar aracılığıyla onların barınmasını ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlıyordu.<br />
Bu yaklaşım, dönemin tıp bilgisi ve toplumsal şartları içinde değerlendirilmelidir. Hastalığın nedeni, gerçek bulaşma yolları ve etkili tedavisi bilinmediği için tecrit, toplum sağlığını korumanın temel yolu olarak görülüyordu. Fakat tecrit yalnızca hastalığın yayılmasını önleme isteğinin değil, cüzzamın oluşturduğu korku ve damgalanmanın da sonucuydu.<br />
Cumhuriyet döneminde Miskinler Tekkesi’ne ne oldu?<br />
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Miskinler Tekkesi’nde yaşayanlar önce Toptaşı Hastanesi’ne nakledildi. Daha sonra, 1927 yılında Bakırköy Akıl, Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bünyesinde cüzzam tanısı alan kişiler için özel pavyonlar açıldı.<br />
Bu kişilerin ruh ve sinir hastanelerinde barındırılması, ruhsal hastalıkları bulunduğu anlamına gelmiyordu. Bu tercih, o dönemde ayrı bakım kurumlarının yetersizliği ve hastaları toplumdan uzak tutma anlayışının devam etmesiyle ilişkiliydi.<br />
Sakinleri taşındıktan sonra boş kalan Miskinler Tekkesi yangın geçirdi ve zaman içinde ortadan kalktı. Kaynaklar, yapıdan geriye II. Mahmud dönemindeki onarım sırasında yapılan çeşmenin kaldığını aktarıyor.<br />
Binalar ortadan kaybolsa da cüzzamla birlikte gelişen korku, dışlama ve damgalama uzun süre varlığını sürdürdü.<br />
Cüzzam günümüzde nasıl bir hastalık olarak biliniyor?<br />
Dünya Sağlık Örgütüne göre cüzzam, başlıca Mycobacterium leprae adlı bakterinin yol açtığı kronik bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalık en çok deriyi, çevresel sinirleri, üst solunum yollarının iç yüzeyini ve gözleri etkileyebilir.<br />
Bakteri çok yavaş çoğalır. Bu nedenle hastalık belirtileri temastan kısa süre sonra ortaya çıkmayabilir. Bilimsel değerlendirmelerde kuluçka süresinin çoğunlukla birkaç yıl olduğu, bazı kişilerde daha da uzayabildiği belirtiliyor.<br />
Hastalığın en önemli özelliklerinden biri sinirleri etkileyebilmesidir. Duyu kaybı geliştiğinde kişi sıcaklığı, ağrıyı veya yaralanmayı fark edemeyebilir. Sinir hasarı nedeniyle gelişen duyu kaybı, fark edilmeyen ve tekrarlayan yaralanmaların zaman içinde kalıcı işlev kaybına yol açmasına neden olabilir.<br />
Cüzzam nasıl bulaşır?<br />
Cüzzam, halk arasında sanıldığı kadar kolay bulaşan bir hastalık değildir. Dünya Sağlık Örgütü, bulaşmanın tedavi edilmemiş bir kişiyle uzun süreli, yakın ve sık temas sırasında ağız ve burundan çıkan damlacıklar yoluyla gerçekleştiğinin düşünüldüğünü belirtiyor.<br />
El sıkışmak, sarılmak, yan yana oturmak, konuşmak veya aynı sofrada yemek yemek gibi gündelik temasların hastalığı bulaştırması beklenmez.<br />
Bakteriyle karşılaşan herkes hastalanmaz. Hastalığın ortaya çıkmasında kişinin bağışıklık yanıtı, temasın süresi ve çevresel koşullar birlikte rol oynayabilir.<br />
Dünya Sağlık Örgütüne göre etkili tedavinin başlamasıyla bulaştırıcılık sona erer. Bu nedenle günümüzde cüzzam tanısı alan kişileri toplumdan uzaklaştırmak veya ailelerinden ayırmak bilimsel bir gereklilik değildir.<br />
Hangi belirtiler gözden kaçabilir?<br />
Cüzzamın erken belirtileri başka deri hastalıklarıyla karıştırılabilir. En dikkat çekici bulgu, açık renkli veya kızarık bir deri lekesinde duyu kaybı bulunmasıdır.<br />
Şu belirtiler değerlendirme gerektirebilir:<br />
Açık renkli veya kızarık deri lekesinde dokunma, sıcaklık ya da ağrı hissinin azalması<br />
El ve ayaklarda açıklanamayan uyuşma veya karıncalanma<br />
Çevresel sinirlerde kalınlaşma veya hassasiyet<br />
Ellerde ya da ayaklarda kas güçsüzlüğü<br />
Fark edilmeden oluşan tekrarlayıcı yaralar<br />
Gözleri kapatmada güçlük veya gözle ilgili yeni sorunlar<br />
Bu belirtiler tek başına cüzzam tanısı koydurmaz. Çok sayıda deri ve sinir hastalığı benzer yakınmalara yol açabilir. Tanı, klinik muayene ve gerekli görüldüğünde laboratuvar incelemeleriyle konulur.<br />
Cüzzam tedavi edilebilir mi?<br />
Cüzzam günümüzde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü, bakterinin direnç geliştirmesini önlemek ve enfeksiyonu ortadan kaldırmak amacıyla birden fazla antibiyotiğin birlikte kullanıldığı çoklu ilaç tedavisini öneriyor.<br />
Tedavi süresi hastalığın türüne ve bakteri yüküne göre değişebilir. Tedavi kararının kişinin klinik durumuna göre hekim tarafından verilmesi gerekir.<br />
Erken tanı ve tedavi, sinir hasarı ile kalıcı işlev kaybının önlenmesi açısından büyük önem taşır. Hastalık ilerledikten sonra enfeksiyon ortadan kaldırılsa bile daha önce oluşmuş sinir ve doku hasarlarının bir bölümü kalıcı olabilir.<br />
Bu nedenle asıl tehlike, cüzzam tanısı alan bir kişiyle gündelik temas kurmak değil; belirtilerin damgalanma korkusuyla gizlenmesi ve tanının gecikmesidir.<br />
Hastalık tedavi edilse de damgalanma sürebilir<br />
Cüzzamın tıbbi tedavisi bulunmuş olsa da hastalığın toplumsal hafızadaki karşılığı kolay değişmedi. “Cüzzamlı” sözcüğü yüzyıllar boyunca yalnızca bir hastalığı değil; dışlanmış, korkulan ve toplumdan uzaklaştırılan kişiyi de ifade etti.<br />
Günümüzde sağlık iletişiminde hastalığı kişinin kimliğine dönüştürmeyen bir dil kullanılması önem taşıyor. “Cüzzamlı” yerine “cüzzamdan etkilenen kişi” veya “lepra tanısı alan kişi” gibi ifadelerin tercih edilmesi, damgalanmanın azaltılmasına yardımcı olabilir.<br />
Cüzzamın kolay bulaşmadığını, tedavi edilebildiğini ve tedavi gören kişilerin toplum içinde yaşamayı sürdürebileceğini bilmek, yüzyıllardır devam eden yanlış inanışların ortadan kaldırılması açısından önemlidir.<br />
Miskinler Tekkesi bize ne anlatıyor?<br />
Miskinler Tekkesi’nin hikâyesi, bir toplumun hastalık karşısında aynı anda hem koruyucu hem dışlayıcı olabileceğini gösteriyor.<br />
Burada yaşayanlara yiyecek, giysi ve barınma imkânı sağlandı. Aileleriyle yaşayabilecekleri odalar, ibadet alanları ve günlük hayatlarını sürdürebilecekleri küçük bir düzen kuruldu. Ancak bütün bunlar, şehirden ve toplumdan ayrı yaşamak zorunda bırakıldıkları gerçeğini değiştirmiyordu.<br />
Bugün cüzzamın nedenini, bulaşma biçimini ve tedavisini biliyoruz. Artık hastaları duvarların arkasına yerleştirmek gerekmiyor. Ancak hastalıkla ilgili yanlış bilgi ve damgalanma, yeni ve görünmez duvarlar kurabiliyor.<br />
Miskinler Tekkesi’nden geriye kalan en önemli ders belki de şudur: Bir hastalıkla mücadele yalnızca mikrobu ortadan kaldırmakla tamamlanmaz. Hastanın toplumdaki yerini, insanlık onurunu ve yaşama katılma hakkını korumak da tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.<br />
KAYNAKLAR<br />
TDV İslâm Ansiklopedisi – Miskinler Tekkesi – Nuran Yıldırım – 2020<br />
Uluslararası Üsküdar Sempozyumu IV Bildirileri – Üsküdar Miskinler Tekkesi – Nil Sarı ve Ümit Emrah Kurt – 2007<br />
Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi – Hastalık, Stigmatizasyon ve Yoksulluk: Osmanlı’dan Erken Cumhuriyet’e Cüzzamlı Dilenciler – Murat Yolun – 2024 – DOI: 10.15182/diclesosbed.1415315<br />
Vakıflar Dergisi – Osmanlı Döneminde Cüzzamlıların Tecrit Edildiği Miskinler Tekkesi’nin Konya Örneği – Hamit Şafakçı – 2018 – DOI: 10.16971/vakiflar.506572<br />
Nature Reviews Disease Primers – Leprosy – Marlous L. Grijsen ve çalışma arkadaşları – 2024 – DOI: 10.1038/s41572-024-00575-1<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Leprosy Bilgi Notu – 2026<br />
Dünya Sağlık Örgütü – Towards Zero Leprosy: Global Leprosy Strategy 2021–2030 – 2021</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/istanbulda-cuzzamlilar-neden-sehrin-disinda-yasiyordu-miskinler-tekkesinin-hikayesi</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 15:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/miskinler-tekkesi-haber-gorseli-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="69505"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fabio Miretti’den Beşiktaş’a yeşil ışık: İtalya’dan yeni transfer bilgisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fabio-mirettiden-besiktasa-yesil-isik-italyadan-yeni-transfer-bilgisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fabio-mirettiden-besiktasa-yesil-isik-italyadan-yeni-transfer-bilgisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş’ın Juventus forması giyen Fabio Miretti için yürüttüğü transfer girişiminde kritik bir gelişme yaşandı. İtalyan basını, 23 yaşındaki orta saha oyuncusunun siyah-beyazlılara transfer olmaya onay verdiğini bildirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fabio Miretti’den Beşiktaş’a yeşil ışık</p>

<p>Beşiktaş’ın orta saha transferinde gündemine aldığı Fabio Miretti konusunda İtalya’dan yeni bir haber geldi. Juventus ile siyah-beyazlılar arasındaki görüşmeler sürerken, transfer açısından belirleyici olabilecek oyuncu onayının alındığı öne sürüldü.</p>

<p>La Gazzetta dello Sport’ta Juventus gelişmelerini takip eden Giovanni Albanese’nin aktardığı bilgilere göre Miretti, Beşiktaş’a transfer olmaya yeşil ışık yaktı.</p>

<p>Bu gelişme, daha önce kulüpler arasındaki temaslarla gündeme gelen transfer dosyasını yeni bir aşamaya taşıdı.</p>

<p>Miretti yurt dışı seçeneğine kapıyı açtı</p>

<p>İtalya’dan gelen bilgilere göre Miretti’nin yaklaşımındaki değişiklik transfer açısından önem taşıyor.</p>

<p>İtalyan futbolcunun kariyerini yurt dışında sürdürme seçeneğine artık olumlu yaklaştığı ve Beşiktaş ihtimaline onay verdiği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Böylece siyah-beyazlıların önündeki önemli başlıklardan biri olan oyuncunun Türkiye’ye gelme konusundaki yaklaşımında olumlu bir tablo ortaya çıktı.</p>

<p>Beşiktaş ile Juventus masada</p>

<p>Transferde kulüpler arasındaki görüşmeler de devam ediyor.</p>

<p>İtalyan transfer gazetecisi Gianluca Di Marzio’nun aktardığı bilgilere göre Beşiktaş ile Juventus, Miretti transferi için doğrudan temas halinde.</p>

<p>Tarafların üzerinde çalıştığı formülün satın alma opsiyonlu kiralama olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Henüz kulüpler arasında nihai anlaşmaya varıldığına ilişkin resmi bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle transferin tamamlandığını söylemek için erken.</p>

<p>Juventus ayrılığa kapıyı kapatmıyor</p>

<p>Juventus cephesinin de uygun şartların oluşması halinde Miretti’nin ayrılığına karşı olmadığı belirtiliyor.</p>

<p>Bu noktada transferin bundan sonraki bölümünde Beşiktaş ile Juventus arasındaki mali şartlar ve satın alma opsiyonunun yapısı belirleyici olacak.</p>

<p>Oyuncunun Beşiktaş seçeneğine olumlu yaklaşması ise siyah-beyazlı yönetimin elini güçlendiren gelişme olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Transferde gözler kulüpler arasındaki pazarlıkta</p>

<p>Beşiktaş’ın Miretti transferini sonuçlandırabilmesi için Juventus ile kiralama koşulları ve olası satın alma maddesinde anlaşması gerekiyor.</p>

<p>İtalya’dan gelen son bilgiler birlikte değerlendirildiğinde dosyada iki önemli unsur bulunuyor: Kulüpler arasındaki görüşmeler devam ediyor ve Miretti, Beşiktaş seçeneğine kapıyı açmış durumda.</p>

<p>Bu nedenle transferde artık gözler Beşiktaş ile Juventus arasındaki pazarlığın sonucuna çevrildi.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>Giovanni Albanese, La Gazzetta dello Sport, 23 Ağustos 2026</li>
 <li>Gianluca Di Marzio, 23 Ağustos 2026</li>
 <li>Sky Sport Italia, 23 Ağustos 2026</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fabio-mirettiden-besiktasa-yesil-isik-italyadan-yeni-transfer-bilgisi</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8862.jpeg" type="image/jpeg" length="43356"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karadeniz Sahil Yolunda Kurutulan Fındıkta Egzoz ve Fren Tozu Riski]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-sahil-yolunda-kurutulan-findikta-egzoz-ve-fren-tozu-riski</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-sahil-yolunda-kurutulan-findikta-egzoz-ve-fren-tozu-riski" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karadeniz Sahil Yolu çevresinde başlayan fındık kurutma mesaisi, egzoz dumanı, fren ve lastik aşınmasından yayılan parçacıkların ürüne çökelme ihtimalini yeniden gündeme taşıdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Karadeniz Sahil Yolu boyunca güneşe serilen fındıklar, hasat döneminin alışılmış görüntülerinden biri oldu. Ancak yoğun trafiğin hemen yanı başında yapılan kurutma işlemi, ürünün egzoz dumanı, yol tozu ve araçlardan kaynaklanan parçacıklarla temas etmesi bakımından gıda güvenliği sorusu doğuruyor.</p>

<p>Buradaki risk yalnızca egzoz borusundan çıkan gazlarla sınırlı değil. Fren balataları ve lastiklerin aşınması, yol yüzeyindeki tozun araçlarla yeniden havalanması ve yakıt yanması sonucunda farklı büyüklüklerde parçacıklar çevreye yayılabiliyor. Açıkta bekletilen fındık da bu kirleticilere doğrudan maruz kalabiliyor.</p>

<p>EGZOZ GAZI FINDIĞA NASIL ULAŞABİLİR?</p>

<p>Motorlu taşıt trafiği; ince parçacıklar, siyah karbon, azot oksitler ve karbonmonoksit gibi kirleticilerin kaynakları arasında bulunuyor. Fren ve lastik aşınması da bakır, çinko ve farklı metal içeren parçacıkların çevreye yayılmasına katkıda bulunabiliyor.</p>

<p>Gazların tamamının fındıkta biriktiğini söylemek doğru olmaz. Buna karşılık havadaki toz ve parçacıkların açıkta kurutulan ürünün kabuğuna ya da iç fındık yüzeyine çökelmesi mümkündür. Trafik yoğunluğu, yola olan mesafe, rüzgâr, kurutma süresi ve fındığın kabuklu olup olmaması temas düzeyini etkileyebilir.</p>

<p>Karadeniz Sahil Yolu’nda kurutulan fındıklara ilişkin kapsamlı analiz sonuçları olmadan, ürünlerde ne kadar kirletici bulunduğu veya sağlık sınırlarının aşılıp aşılmadığı söylenemez. Bu nedenle risk ihtimali ile ölçülmüş kirlilik birbirine karıştırılmamalıdır. Kesin değerlendirme ancak uygun yöntemle alınan numunelerin yetkili laboratuvarlarda incelenmesiyle yapılabilir.</p>

<p>YOL TOZU DA EN AZ EGZOZ KADAR DİKKATE ALINMALI</p>

<p>Yoğun kullanılan bir yolun kenarındaki ürün; egzoz dışında toprak, kurum, mikroplastik parçacıkları, hayvan kaynaklı kirler ve yüzeyden havalanan maddelerle de temas edebilir. Özellikle fındığın doğrudan asfalt ya da yol yüzeyine serilmesi, kirlenme olasılığını artırır.</p>

<p>FAO ve Dünya Sağlık Örgütü bünyesindeki Codex Alimentarius’un sert kabuklu yemişlere yönelik hijyen kuralları; ürünlerin kurutma, taşıma ve depolama sırasında tozdan, döküntülerden, kimyasal ve mikrobiyolojik kirleticilerden korunmasını öneriyor. Kurutma yüzeyinin temizlenebilir olması ve ürünün koruyucu bir örtü üzerinde tutulması da temel hijyen uygulamaları arasında yer alıyor.</p>

<p>SAĞLIK RİSKİ TEK SEFERLİK TÜKETİMLE AÇIKLANAMAZ</p>

<p>Trafik kaynaklı hava kirliliğinin solunum ve kalp-damar sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri güçlü bilimsel kanıtlarla biliniyor. Fakat bu bilgi, yol kenarında kurutulan her fındığın tehlikeli düzeyde kirlenmiş olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Gıdayla alınabilecek risk; kirleticinin türüne, üründeki miktarına, tüketim sıklığına ve kişinin toplam maruziyetine bağlıdır. Bazı metaller vücutta zamanla birikebildiği için düzenli ve uzun süreli alım daha fazla önem taşır. Çocuklar, gebeler ve kronik hastalığı bulunan kişiler çevresel kirleticilere karşı daha hassas olabilir.</p>

<p>Fındık kabuğu iç kısmı belirli ölçüde koruyabilir. Buna rağmen çatlak veya kırılmış kabuklar, kabuksuz iç fındık ve uzun süre açıkta bırakılan ürünlerde dış ortamla temas daha fazladır. Kabuğun varlığı bütün kirleticilere karşı tam güvence sağlamaz.</p>

<p>FINDIĞI YIKAMAK SORUNU ÇÖZER Mİ?</p>

<p>Yüzeydeki kaba tozun bir bölümü temizlenebilse de yıkama, trafik kaynaklı kimyasal kirleticilerin tamamını gideren doğrulanmış bir yöntem değildir. Fındığın evde gelişigüzel yıkanıp yeterince kurutulmadan saklanması ise nemi artırarak küf gelişmesine zemin hazırlayabilir.</p>

<p>Bu nedenle tüketici açısından en uygun yaklaşım, kaynağı ve işleme koşulları bilinen ürünü tercih etmektir. Fındıkta küf kokusu, acılaşmış tat, belirgin renk değişikliği, böceklenme veya aşırı nem fark edilirse ürün tüketilmemelidir. Küflenmiş bölümün ayıklanması, kalan ürünün tamamen güvenli olduğunu göstermez.</p>

<p>GÜVENLİ KURUTMA İÇİN NELER YAPILABİLİR?</p>

<p>Fındığın yoğun trafikten, egzoz çıkışlarından ve toz kaldıran yol yüzeylerinden uzakta kurutulması en etkili önlemdir. Ürün doğrudan asfaltın üzerine değil, temizlenebilir ve yalnızca bu amaçla kullanılan uygun bir örtüye serilmelidir.</p>

<p>Kurutma alanı yağmurdan, hayvanlardan, böceklerden ve çevresel kirleticilerden korunmalıdır. Fındık düzenli çevrilmeli; hızlı, dengeli ve yeterli kuruma sağlanmalıdır. Kapalı ya da yarı kapalı güneş kurutucuları ile kontrollü mekanik sistemler, ürünün dış ortam kirleticileriyle temasını azaltabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hasat döneminde yol kenarında saatlerce çalışan üreticiler de egzoz dumanını doğrudan soluyabilir. Özellikle yoğun trafik saatlerinde yol kenarında uzun süre kalmamak, mümkünse çalışma alanını trafikten uzaklaştırmak ve çocukları kurutma alanında bulundurmamak daha güvenli bir yaklaşım olur.</p>

<p>DENETİM VE LABORATUVAR ANALİZİ BELİRLEYİCİ</p>

<p>Bir fındık partisinin egzoz ya da yol kaynaklı kirleticiler bakımından güvenli olup olmadığı görüntüsüne veya kokusuna bakılarak anlaşılamaz. Kurşun, kadmiyum ve benzeri kirleticiler için laboratuvar analizi gerekir.</p>

<p>Üretim bölgelerinde risk temelli numune alınması, yol kenarında kurutulan ürünlerle trafikten uzakta kurutulan ürünlerin karşılaştırılması ve sonuçların kamuoyuyla paylaşılması belirsizliği azaltabilir. Üreticiye uygun kurutma alanları sağlanması da sorunu yalnızca bireysel tercihlere bırakmadan çözmeye yardımcı olabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Dünya Sağlık Örgütü – Ambient Outdoor Air Pollution – Güncelleme 2024<br />
2. Codex Alimentarius Komisyonu – Code of Hygienic Practice for Tree Nuts, CXC 6-1972 – Güncel metin 2023<br />
3. Codex Alimentarius Komisyonu – General Principles of Food Hygiene, CXC 1-1969 – Güncelleme 2022<br />
4. Codex Alimentarius Komisyonu – Code of Practice for the Prevention and Reduction of Lead Contamination in Foods, CXC 56-2004 – Güncelleme 2021<br />
5. Codex Alimentarius Komisyonu – General Standard for Contaminants and Toxins in Food and Feed, CXS 193-1995 – Güncel sürüm</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/karadeniz-sahil-yolunda-kurutulan-findikta-egzoz-ve-fren-tozu-riski</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8860.jpeg" type="image/jpeg" length="43575"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yaşlanmayı Yavaşlatmak Mümkün mü? Yale Araştırması Öne Çıkan Yöntemleri Açıkladı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yaslanmayi-yavaslatmak-mumkun-mu-yale-arastirmasi-one-cikan-yontemleri-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yaslanmayi-yavaslatmak-mumkun-mu-yale-arastirmasi-one-cikan-yontemleri-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yale araştırmacıları, 51 insan çalışmasındaki verileri ortak yöntemle karşılaştırdı. Beslenme ve egzersiz öne çıkarken, reçetesiz takviyelerin biyolojik yaş göstergelerine etkisi zayıf kaldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Takvim yaşı doğum tarihine göre ilerliyor. Vücudun hücresel ve işlevsel durumu ise aynı yaştaki kişilerde belirgin biçimde farklılaşabiliyor. Bilim insanlarının “biyolojik yaş” dediği bu farkı güvenilir biçimde ölçmek, sağlıklı yaşlanma araştırmalarının en güç sorularından biri.</p>

<p>Yale Üniversitesi öncülüğünde hazırlanan ve Nature Medicine’da yayımlanan yeni analiz, yaşlanmayı etkilediği öne sürülen uygulamaların kandaki biyolojik yaş göstergelerinde ölçülebilir bir değişiklik oluşturup oluşturmadığını araştırdı.</p>

<p>Çalışmada sağlıklı beslenme ile egzersizin birlikte uygulandığı yaşam tarzı programları ve bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan reçeteli ilaçlar öne çıktı. Reçetesiz satılan takviyeler ise aynı ölçümlerde belirgin ve tutarlı bir etki göstermedi.</p>

<p>51 ÇALIŞMA AYNI ÖLÇÜM SİSTEMİNDE BULUŞTURULDU</p>

<p>Araştırmacılar, insanlarda yürütülmüş 51 uzunlamasına müdahale çalışmasının verilerini TranslAGE adı verilen ortak bir veri tabanında birleştirdi. İncelemeye beslenme ve egzersiz programları, reçeteli ilaçlar, besin takviyeleri ve bazı tıbbi işlemler alındı.</p>

<p>Ekip, bütün verileri 16 epigenetik saat ve 94 farklı DNA metilasyonu göstergesiyle yeniden değerlendirdi. Böylece farklı araştırmalarda kullanılan yöntemlerden kaynaklanan ölçüm ayrılıklarının azaltılması amaçlandı.</p>

<p>DNA metilasyonu, DNA üzerinde genlerin çalışma biçimini etkileyebilen küçük kimyasal işaretlerdeki değişimi anlatıyor. Bu işaretlerin belirli bölgelerdeki dağılımından yararlanan epigenetik saatler, kişinin yalnızca doğumundan bu yana geçen zamanı değil, yaşlanma hızı ve sağlık durumuyla ilişkili biyolojik değişimleri de tahmin etmeye çalışıyor.</p>

<p>BESLENME VE EGZERSİZ BİRLİKTELİĞİ ÖNE ÇIKTI</p>

<p>Analizde yaşam tarzı müdahaleleri genel olarak epigenetik yaş göstergelerinde azalmayla ilişkili bulundu. Bu grupta Akdeniz tipi, düşük yağlı ve düşük karbonhidratlı farklı beslenme programları incelendi.</p>

<p>Araştırmanın dikkat çeken tarafı, tek bir popüler diyetin üstün ilan edilmemesiydi. Sağlıklı bir beslenme düzeninin düzenli fiziksel aktiviteyle birlikte yürütülmesi, farklı biyolojik yaş göstergelerinde daha tutarlı bir değişimle bağlantılı bulundu.</p>

<p>Bu sonuç, yaşlanmayı yavaşlatmak için tek bir yiyeceğe veya katı bir beslenme modeline bel bağlanamayacağını gösteriyor. Beslenmenin niteliği, hareket düzeyi, kilo kontrolü, uyku düzeni, sigaradan uzak durma ve kronik hastalıkların izlenmesi bir bütün olarak değerlendirilmeli.</p>

<p>REÇETELİ İLAÇLAR “YAŞLANMA TEDAVİSİ” ANLAMINA GELMİYOR</p>

<p>Metformin, semaglutid ve tümör nekroz faktörünü hedefleyen anti-TNF tedavileri, araştırmadaki bazı epigenetik göstergelerde güçlü değişimlerle ilişkilendirildi. Ancak bu bulgu, söz konusu ilaçların sağlıklı kişilere yaşlanmayı geciktirmek amacıyla verilmesini desteklemiyor.</p>

<p>Metformin diyabet tedavisinde, semaglutid belirli koşullarda tip 2 diyabet ve obezite yönetiminde kullanılıyor. Anti-TNF ilaçları ise romatoid artrit ve iltihaplı bağırsak hastalıkları gibi belirli bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisinde değerlendiriliyor.</p>

<p>Çalışmada biyolojik göstergelerdeki değişimin, hastalığın ve buna eşlik eden iltihabın kontrol altına alınmasından kaynaklanabileceği de belirtiliyor. Dolayısıyla ölçülen etki, ilacın doğrudan insan ömrünü uzattığını veya sağlıklı bir kişiyi gençleştirdiğini kanıtlamıyor.</p>

<p>Bu ilaçların ciddi yan etkileri ve kullanım kısıtlamaları bulunabiliyor. Yalnızca biyolojik yaşı düşürmek düşüncesiyle, hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmaları güvenli değil.</p>

<p>REÇETESİZ TAKVİYELERDE TUTARLI ETKİ GÖRÜLMEDİ</p>

<p>Omega-3 ve folat gibi reçetesiz alınabilen takviyeler, araştırmada bir grup olarak değerlendirildiğinde epigenetik yaşı düşüren belirgin ve tutarlı bir sonuç oluşturmadı. Bazı tekil çalışmalarda değişiklik görülse de farklı biyolojik saatlerin sonuçları birbiriyle örtüşmedi.</p>

<p>Bu bulgu, hiçbir takviyenin hiçbir koşulda yarar sağlamadığı anlamına gelmiyor. Kanıtlanmış bir eksikliğin giderilmesi veya belirli bir hastalığın tedavisine destek amacıyla hekim tarafından önerilen takviyeler ayrı değerlendirilmeli.</p>

<p>Araştırmanın yanıt aradığı soru daha sınırlı: Reçetesiz takviyeler, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yerini alarak biyolojik yaşlanmayı güvenilir biçimde yavaşlatıyor mu? Mevcut toplu veriler bu iddiayı desteklemiyor.</p>

<p>PROF. DR. KAAN YILANCIOĞLU: YAŞLANMAYI DURDURAN BİR YÖNTEM BULUNMADI</p>

<p>Araştırmayı değerlendiren Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, sonuçların yaşlanmayı durduran bir yöntem bulunduğu şeklinde yorumlanmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Çalışmanın farklı uygulamaları ortak bir ölçüm sistemiyle karşılaştırması bakımından değer taşıdığını belirten Yılancıoğlu, “Sağlıklı beslenme ve düzenli hareketin birlikte öne çıkması, pahalı ve kanıtı sınırlı ürünler yerine sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarına odaklanılması gerektiğini destekliyor” dedi.</p>

<p>Metformin ve semaglutid gibi ilaçların yaşlanma karşıtı ürünler olmadığına dikkati çeken Yılancıoğlu, şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>“Bu ilaçlar yalnızca tıbbi gereklilik bulunması hâlinde hekim değerlendirmesiyle kullanılmalıdır. Epigenetik saatte görülen bir değişimin daha uzun ve sağlıklı yaşam sağlayıp sağlamadığını anlayabilmek için uzun süreli klinik sonuçlara ihtiyaç vardır.”</p>

<p>BİYOLOJİK YAŞ TESTLERİ NE KADAR GÜVENİLİR?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni kuşak epigenetik saatler, müdahalelerin oluşturduğu değişiklikleri eski saatlere göre daha tutarlı biçimde yakaladı. Özellikle ölüm riski veya yaşlanma hızını tahmin etmek üzere geliştirilen ölçümler daha duyarlı bulundu.</p>

<p>Buna rağmen epigenetik saatin gerilemesi, kişinin mutlaka daha uzun yaşayacağı veya yaşa bağlı hastalıklardan korunacağı anlamına gelmiyor. Bu testlerin tedavi araştırmalarında güvenilir bir ara hedef olarak kullanılabilmesi için biyolojik göstergedeki değişimin gerçek sağlık sonuçlarını öngördüğünün kanıtlanması gerekiyor.</p>

<p>İnternette satılan ticari biyolojik yaş testleri de tek başına sağlık karnesi olarak görülmemeli. Kullanılan epigenetik saat, örneğin alınma ve işlenme biçimi, kişinin sağlık durumu ve laboratuvar yöntemi sonucu etkileyebilir.</p>

<p>ARAŞTIRMANIN SINIRLARI NELER?</p>

<p>Bu çalışma yeni bir klinik deney değil; daha önce yürütülmüş ve birbirinden oldukça farklı 51 müdahale araştırmasının ortak bir yöntemle yeniden analiz edilmesine dayanıyor.</p>

<p>Katılımcıların yaşı ve sağlık durumu, çalışmaların süresi, örneklem büyüklükleri ve uygulanan müdahaleler aynı değildi. Araştırmacılar da analizlerinin neden-sonuç kanıtlamak veya tek tek tedavilerin etkinliğini belirlemek amacıyla hazırlanmadığını vurguladı.</p>

<p>Bazı yeni kuşak epigenetik saatler iltihap ve metabolik durum gibi sağlık göstergelerini de hesaba katıyor. Bu nedenle ölçülen iyileşme, doğrudan yaşlanmanın temel mekanizmasındaki bir değişimi değil, mevcut bir hastalığın veya iltihabın daha iyi kontrol edilmesini yansıtabilir.</p>

<p>Araştırmanın bazı yazarlarının biyolojik yaş testleri alanında patent ve ticari kuruluşlarla danışmanlık bağlantıları da makalenin çıkar çatışması bölümünde bildirildi.</p>

<p>GÜNLÜK YAŞAM İÇİN HANGİ SONUÇ ÇIKARILABİLİR?</p>

<p>Araştırma, yaşlanmanın tek bir hap, takviye veya diyetle yönetilebilecek kadar basit olmadığını gösteriyor. Bulgular; düzenli hareket, dengeli beslenme, sağlıklı kilo aralığının korunması ve mevcut hastalıkların uygun biçimde tedavi edilmesi gibi temel yaklaşımları destekliyor.</p>

<p>Biyolojik yaş testi yaptırmak veya yaşlanmayı geciktirmek amacıyla ilaç ve takviye kullanmak isteyenlerin, pazarlama iddialarıyla bilimsel kanıt arasındaki farkı gözetmesi gerekiyor. Reçeteli ilaçlara hekim önerisi olmadan başlanmamalı; mevcut tedaviler yalnızca bu tür araştırmalardan hareketle değiştirilmemeli.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. Nature Medicine – Responsiveness of epigenetic aging biomarkers to longevity interventions in humans – Raghav Sehgal, Daniel Borrus, Jenel F. Armstrong ve çalışma arkadaşları – 2026 – DOI: 10.1038/s41591-026-04562-9<br />
2. Yale News – Can you slow the aging process? Study reveals which interventions might help – Karen Guzman – 2026<br />
3. Nature Medicine – Validation of biomarkers of aging – Biomarkers of Aging Consortium ve çalışma arkadaşları – 2024 – DOI: 10.1038/s41591-023-02784-9 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🧬 Longevity</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yaslanmayi-yavaslatmak-mumkun-mu-yale-arastirmasi-one-cikan-yontemleri-acikladi</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8859-1.jpeg" type="image/jpeg" length="18626"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıbrıs Aydın Üniversitesi Öğrencisi Elanur Ağbulak Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kibris-aydin-universitesi-ogrencisi-elanur-agbulak-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kibris-aydin-universitesi-ogrencisi-elanur-agbulak-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kıbrıs Aydın Üniversitesi Psikoloji Bölümü 4. sınıf öğrencisi Elanur Ağbulak’ın vefatı, ailesi, yakınları ve üniversite camiasında büyük üzüntüye neden oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kıbrıs Aydın Üniversitesi Psikoloji Bölümü son sınıf öğrencisi Elanur Ağbulak hayatını kaybetti.</p>

<p>Üniversite yönetimi tarafından yayımlanan taziye mesajında, Ağbulak’ın vefatının derin bir üzüntüyle öğrenildiği belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklamada, “Psikoloji Bölümü 4. sınıf öğrencimiz Elanur Ağbulak’ın vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Merhumeye Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve tüm sevenlerine başsağlığı ve sabır dileriz. Başımız sağ olsun” ifadelerine yer verildi.</p>

<p>Genç öğrencinin vefatı, üniversite arkadaşları ve sevenleri arasında büyük üzüntü oluşturdu. Elanur Ağbulak’ın ölüm nedenine ilişkin ise resmî bir açıklama yapılmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kibris-aydin-universitesi-ogrencisi-elanur-agbulak-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 14:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8858.jpeg" type="image/jpeg" length="40436"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray’ın Can Uzun transferinde beklenmedik son]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-can-uzun-transferinde-beklenmedik-son</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-can-uzun-transferinde-beklenmedik-son" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın kadrosuna katmak istediği Can Uzun transferinde karar çıktı. Sky Sport Almanya, Eintracht Frankfurt forması giyen milli futbolcunun İstanbul’a transfer olmama kararı aldığını bildirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Can Uzun’dan Galatasaray’a transfer yanıtı: Kararını verdi</p>

<p>Galatasaray’ın transfer gündeminde yer alan milli futbolcu Can Uzun’un geleceğiyle ilgili Almanya’dan önemli bir gelişme geldi. Eintracht Frankfurt forması giyen 20 yaşındaki oyuncunun sarı-kırmızılı kulübe transferi gerçekleşmeyecek.</p>

<p>Sky Sport Almanya’nın 20 Ağustos 2026 tarihli özel haberine göre Galatasaray, genç hücum oyuncusunu kadrosuna katmak için ciddi şekilde devredeydi. Ancak Can Uzun, İstanbul’a transfer olmama yönünde karar verdi.</p>

<p>Can Uzun, Galatasaray seçeneğini kabul etmedi</p>

<p>Alman yayıncının aktardığı bilgilere göre transferin önündeki belirleyici unsur oyuncunun tercihi oldu. Can Uzun’un Galatasaray’a gitmeme kararı sonrasında sarı-kırmızılıların yürüttüğü transfer operasyonu da sona erdi.</p>

<p>Böylece uzun süredir gündemde bulunan Can Uzun-Galatasaray dosyasında önemli bir eşik aşılmış oldu.</p>

<p>Galatasaray’ın ilgisinin somut olduğu ancak oyuncunun kariyerine Türkiye’de devam etmeyi tercih etmediği belirtiliyor.</p>

<p>Almanya’dan ikinci doğrulama geldi</p>

<p>Sky Sport Almanya’nın haberinin ardından Eintracht Frankfurt cephesini yakından takip eden gazeteci Christopher Michel de gelişmeyi doğruladı.</p>

<p>Michel’in aktardığı bilgilere göre Galatasaray, Eintracht Frankfurt’a Can Uzun için somut ve ciddi bir teklif sundu. Ancak genç futbolcu sarı-kırmızılı kulübün teklifini kabul etmedi.</p>

<p>Bu doğrulama, transferin yalnızca söylenti düzeyinde olmadığını, Galatasaray’ın oyuncu için gerçek bir girişimde bulunduğunu da ortaya koyuyor.</p>

<p>Frankfurt’ta kalacağı kesin değil</p>

<p>Can Uzun’un Galatasaray’a olumsuz yanıt vermesi, oyuncunun Eintracht Frankfurt’ta kesin olarak kalacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Almanya’dan gelen haberlerde genç futbolcuyla İtalya ve İspanya’dan kulüplerin ilgilendiği belirtiliyor. Bu nedenle transfer döneminin kalan bölümünde Can Uzun’un geleceği yeniden gündeme gelebilir.</p>

<p>Ancak mevcut tabloya göre Galatasaray seçeneği kapanmış durumda.</p>

<p>Galatasaray’ın Can Uzun planı sona erdi</p>

<p>2005 doğumlu milli futbolcu, hücum hattında özellikle 10 numara bölgesinde görev yapabiliyor. Genç yaşı ve gelişim potansiyeli nedeniyle Avrupa transfer piyasasında takip edilen oyuncular arasında yer alan Can Uzun’un Eintracht Frankfurt ile sözleşmesi devam ediyor.</p>

<p>Galatasaray açısından ise son gelişmenin ardından Can Uzun transferinin yeniden açılabilmesi için oyuncu cephesindeki kararın değişmesi gerekecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şimdilik Almanya’dan gelen en güçlü bilgi net: Can Uzun, Galatasaray’a transfer olmayacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/galatasarayin-can-uzun-transferinde-beklenmedik-son</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 14:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8853.jpeg" type="image/jpeg" length="45366"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alayköy’de 52 Yaşındaki Cumali İsmail Taşdemir Öldürüldü]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/alaykoyde-52-yasindaki-cumali-ismail-tasdemir-olduruldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/alaykoyde-52-yasindaki-cumali-ismail-tasdemir-olduruldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alayköy’de yaşanan olayda 52 yaşındaki Cumali İsmail Taşdemir, evinde uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Gözaltına alınan eşi E.T. hakkında 3 gün tutukluluk kararı verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Lefkoşa’ya bağlı Alayköy’de meydana gelen bıçaklı saldırıda 52 yaşındaki Cumali İsmail Taşdemir yaşamını yitirdi.</p>

<p>Polis Basın Subaylığından yapılan açıklamaya göre olay, 22 Ağustos 2026 tarihinde saat 22.30 sıralarında çiftin birlikte yaşadığı evde meydana geldi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Polis, 49 yaşındaki E.T.’nin elindeki çakıyla eşi Cumali İsmail Taşdemir’i boyun, bel ve sırt bölgelerinden yaraladığını bildirdi. Taşdemir, aldığı yaralar sonucu olay yerinde hayatını kaybetti.</p>

<p>Zanlı polise teslim oldu</p>

<p>Olayın ardından Lefkoşa Polis Müdürlüğüne giderek teslim olduğu belirtilen E.T. gözaltına alındı. Zanlı, soruşturma kapsamında mahkeme huzuruna çıkarıldı.</p>

<p>Mahkemede aktarılan bilgilere göre Taşdemir’in cenazesi, otopsi yapılmak üzere Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Polis; alınması gereken ifadeler, incelenecek bulgular ve otopsi sürecinin devam ettiğini bildirdi.</p>

<p>Mahkeme, E.T.’nin soruşturma amacıyla 3 gün süreyle poliste tutuklu kalmasına karar verdi. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/alaykoyde-52-yasindaki-cumali-ismail-tasdemir-olduruldu</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 14:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8852.jpeg" type="image/jpeg" length="53356"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Araklı’yı Yasa Boğan Kaza: Muhammet Sönmez Taşkın’dan Acı Haber]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/arakliyi-yasa-bogan-kaza-muhammet-sonmez-taskindan-aci-haber</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/arakliyi-yasa-bogan-kaza-muhammet-sonmez-taskindan-aci-haber" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Araklı ilçesinde gece saatlerinde meydana gelen motosiklet kazasında 19 yaşındaki Muhammet Sönmez Taşkın hayatını kaybetti. Ağır yaralanan diğer gencin tedavisi sürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Araklı’da Acı Gece: 19 Yaşındaki Muhammet Motosiklet Kazasında Hayatını Kaybetti</p>

<p>Trabzon’un Araklı ilçesinde meydana gelen motosiklet kazası, ilçeyi yasa boğdu. Kazada 19 yaşındaki Muhammet Sönmez Taşkın yaşamını yitirirken, motosiklette bulunan bir başka genç ağır yaralandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre kaza, gece saatlerinde Araklı’nın Yolgören Mahallesi’nde meydana geldi. Henüz bilinmeyen bir nedenle yaşanan kazanın ardından bölgeye sağlık ve güvenlik ekipleri sevk edildi.</p>

<p>Kazada ağır yaralanan Muhammet Sönmez Taşkın’ın hayatını kaybettiği belirlendi. Motosiklette bulunan diğer genç ise sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı. Yaralının tedavisinin devam ettiği öğrenildi.</p>

<p>ARAKLI’DA BÜYÜK ÜZÜNTÜ</p>

<p>İlçenin tanınmış iş insanlarından Hacı Taşkın’ın oğlu olduğu belirtilen Muhammet Sönmez Taşkın’ın genç yaşta yaşamını yitirmesi, ailesi ve yakınlarının yanı sıra Araklı’da büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Acı haberi alan sevenleri, Taşkın ailesine başsağlığı dileklerini iletti.</p>

<p>SON YOLCULUĞUNA UĞURLANACAK</p>

<p>Muhammet Sönmez Taşkın’ın cenazesinin bugün ikindi namazının ardından Araklı Küçük Camii’nde kılınacak cenaze namazı sonrası Guguda Köyü’ndeki aile kabristanında toprağa verileceği bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazanın meydana geliş nedeninin belirlenmesine yönelik inceleme sürüyor.</p>

<p>Muhammet Sönmez Taşkın’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyoruz. Ağır yaralanan gence de acil şifalar temenni ediyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/arakliyi-yasa-bogan-kaza-muhammet-sonmez-taskindan-aci-haber</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8850-1.jpeg" type="image/jpeg" length="81828"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Öğle Uykusu Kaç Dakika Olmalı? Fazlası Neden Sersemletebilir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ogle-uykusu-kac-dakika-olmali-fazlasi-neden-sersemletebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ogle-uykusu-kac-dakika-olmali-fazlasi-neden-sersemletebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kısa bir öğle uykusu dikkati ve enerjiyi artırabilir; ancak derin uykunun ortasında uyanmak sersemlik yaratabilir. Doğru süre, zamanlama ve gece uykusunun kalitesi birlikte değerlendirilmeli.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Öğle yemeğinden sonra göz kapakları ağırlaşıyor, dikkat dağılıyor ve birkaç dakika uzanma isteği doğuyorsa bu durum yalnızca yemekle ilgili olmayabilir. Vücudun iç saati, öğleden sonra uyanıklık düzeyinde doğal bir düşüş oluşturabilir. Kısa ve doğru zamanlanmış bir uyku, bu dönemde zihinsel toparlanma sağlayabilir.<br />
Ancak bazen dinlenmek için uzanan kişi, alarm çaldığında kendisini daha yorgun ve dalgın hisseder. Bunun temel nedenlerinden biri, uykunun süresinin uzaması ve beynin daha derin bir uyku evresindeyken uyandırılmasıdır.<br />
Çoğu yetişkin için 10-20 dakika yeterli olabilir<br />
Tek bir süre herkes için ideal değildir. Yaş, gece uykusunun uzunluğu, uyku eksikliği, çalışma düzeni ve kişinin uykuya ne kadar hızlı daldığı sonucu değiştirebilir.<br />
Bununla birlikte, sağlıklı yetişkinler için yaklaşık 10-20 dakikalık kısa bir öğle uykusu genellikle en uygulanabilir seçenektir. Bu süre, kişinin daha derin uykuya geçme olasılığını azaltırken uyanıklık ve dikkat üzerinde yarar sağlayabilir.<br />
Sleep dergisinde yayımlanan küçük bir laboratuvar araştırmasında, gece uykusu kısıtlanan 24 sağlıklı genç yetişkin üzerinde 5, 10, 20 ve 30 dakikalık uykular karşılaştırıldı. On dakikalık uyku, dikkatte ve zihinsel performansta hızlı iyileşme sağladı. Yirmi dakikalık uykunun yararı biraz daha geç ortaya çıkarken 30 dakikalık uykudan hemen sonra geçici performans düşüşü görüldü.<br />
Bu sonuç, herkesin tam 10 dakika uyuması gerektiği anlamına gelmiyor. Araştırmanın küçük olması ve yalnızca genç, sağlıklı kişilerle yürütülmesi önemli bir sınırlılık. Daha geniş araştırmalar kısa öğle uykularının özellikle uyanıklık açısından yararlı olabileceğini desteklese de uygun süre kişiden kişiye değişiyor.<br />
Yatakta geçirilen süre ile gerçek uyku süresi aynı değil<br />
“Yirmi dakikalık uyku” denildiğinde bunun çoğu zaman gerçek uyku süresini ifade ettiği gözden kaçırılıyor. Bir kişinin uykuya dalması 5-10 dakika sürebilir. Bu nedenle alarmı 20 dakikaya kuran kişi gerçekte yalnızca 10-15 dakika uyuyabilir.<br />
Uykuya çok hızlı dalan ve önceki gece yeterince uyumayan bir kişi ise kısa sürede derin uykuya geçebilir. Böyle bir durumda 20 dakikalık bir uyku bile uyanırken belirgin sersemlik yaratabilir.<br />
Başlangıçta alarm, uykuya dalmak için gereken süre de düşünülerek yaklaşık 20-25 dakika sonrasına kurulabilir. Kişi uyanınca uzun süre dalgınlık yaşıyorsa dinlenme aralığını birkaç dakika kısaltabilir.<br />
Uyanınca yaşanan sersemlik neden olur?<br />
Uykudan kalktıktan sonra görülen geçici dalgınlık, yavaş düşünme ve hareket etmekte zorlanma durumuna “uyku ataleti” adı verilir. Beyin uyanmış görünse de dikkat ve karar verme sistemlerinin bütünüyle çalışma düzeyine dönmesi zaman alabilir.<br />
Uyku ataleti şu durumlarda daha belirgin olabilir:<br />
Uyku 30 dakikayı aştığında<br />
Kişi derin uykunun ortasında uyandırıldığında<br />
Önceki gece yeterince uyunmadığında<br />
Öğle uykusu alışılmadık bir saatte yapıldığında<br />
Uyandıktan hemen sonra araç kullanmak veya karmaşık bir iş yapmak gerektiğinde<br />
Derin uyku, bedenin ve beynin toparlanması açısından değerlidir. Sorun derin uykunun kendisi değil, beynin bu evrenin ortasında aniden uyandırılmasıdır.<br />
Sersemlik çoğu kişide birkaç dakika içinde azalabilir. Ancak uyku eksikliği belirginse veya kişi derin uykudan uyandırılmışsa 15-30 dakika, bazen daha uzun sürebilir.<br />
Otuz dakikadan uzun uyku neden daha ağır gelebilir?<br />
Uyku uzadıkça beynin yavaş dalgalı derin uykuya geçme ihtimali artar. Alarm bu sırada çalarsa gözleri açmak mümkün olsa bile dikkat, tepki süresi ve karar verme becerisi hemen eski düzeyine dönmeyebilir.<br />
Gece vardiyasını taklit eden randomize bir araştırmada 30 dakikalık uyku, 10 dakikalık uykuya göre daha fazla uyku ataleti oluşturdu. Katılımcıların kendilerini iyi hissettiklerini düşünmeleri ise nesnel performans ölçümleriyle her zaman örtüşmedi.<br />
Bu nedenle uyanır uyanmaz otomobil kullanmak, makine çalıştırmak, ilaç hazırlamak veya önemli bir karar vermek gerekiyorsa kısa uyku sonrasında bile bir geçiş süresi bırakılmalı.<br />
Doksan dakikalık uyku bir “tam döngü” garantisi değildir<br />
İnternette sıkça, 20 dakika veya tam 90 dakika uyumanın en iyi seçenek olduğu ileri sürülüyor. Bu önerinin dayanağı, yaklaşık 90 dakikanın bir uyku döngüsüne karşılık gelebilmesi. Ancak uyku döngülerinin uzunluğu herkeste ve her uykuda tam 90 dakika değildir.<br />
Kişinin uykuya dalma süresi, gece ne kadar uyuduğu, yaşı ve günün saati döngüleri değiştirebilir. Bu nedenle alarmı 90 dakikaya kurmak, kişinin mutlaka hafif bir uyku evresinde uyanacağını garanti etmez.<br />
Uzun uyku; gece vardiyası, hastalık sonrası toparlanma veya ciddi uyku eksikliği gibi özel durumlarda yararlı olabilir. Fakat düzenli gündüz programı bulunan çoğu yetişkin için günlük 90 dakikalık öğle uykusu, kısa bir dinlenmeden farklı değerlendirilmelidir. Gece uykusunu geciktirebilir ve altta yatan gündüz uykululuğunu gizleyebilir.<br />
Öğle uykusu için en uygun saat hangisi?<br />
Çoğu kişi için erken öğleden sonra, yaklaşık 13.00-15.00 aralığı daha uygundur. Bu saatlerde vücudun biyolojik ritmine bağlı olarak uyanıklıkta doğal bir azalma görülebilir.<br />
Saat 15.00’ten sonra ve özellikle akşama yakın yapılan uzun uykular, gece için biriken uyku ihtiyacını azaltabilir. Bunun sonucunda kişi yatağa girdiğinde uyuyamayabilir veya normalden daha geç uykuya dalabilir.<br />
Vardiyalı çalışanların durumu farklıdır. Gece çalışan bir kişi için planlı uyku, yorgunlukla mücadelede güvenlik önlemlerinden biri olabilir. Bu kişilerde zamanlama ve süre, gündüz çalışanlara verilen genel önerilerden farklı planlanabilir.<br />
Kısa öğle uykusundan daha iyi yararlanmak mümkün<br />
Öğle uykusunun dinlendirici olması için uzun süre uyumak gerekmiyor. Küçük düzenlemeler uyanmayı kolaylaştırabilir:<br />
Alarmı uykuya dalma süresini hesaba katarak kurun.<br />
Uykuyu mümkünse erken öğleden sonraya yerleştirin.<br />
Sessiz, serin ve loş bir ortam seçin.<br />
Uyandıktan sonra perdeyi açın veya aydınlık bir ortama geçin.<br />
Birkaç dakika yürüyün ve yüzünüzü yıkayın.<br />
Dikkat isteyen işe başlamadan önce kendinize toparlanma süresi tanıyın.<br />
Gece uykuya dalmak zorlaşıyorsa öğle uykusunu kısaltın veya bir süre ara verin.<br />
Kısa uyku için yatağa girildiğinde mutlaka uykuya dalmak da gerekmez. Sessiz bir ortamda gözleri kapatarak dinlenmek, bazı kişilerde gerginliği ve yorgunluk hissini azaltabilir.<br />
Uzun öğle uykusu sağlığa zararlı mı?<br />
Bazı gözlemsel araştırmalarda bir saat veya daha uzun gündüz uykuları; diyabet, kalp-damar hastalıkları ve çeşitli sağlık sorunlarıyla ilişkili bulundu. Ancak bu çalışmalar uzun uykunun doğrudan hastalığa neden olduğunu kanıtlamıyor.<br />
Tersine bir ilişki de mümkün: Gece uykusu bozulan, kronik hastalığı bulunan, depresyon yaşayan veya uyku apnesi olan kişiler gündüzleri daha fazla uyuma ihtiyacı duyabilir. Bu durumda uzun öğle uykusu hastalığın nedeni değil, gözden kaçan bir sorunun işareti olabilir.<br />
Sleep Medicine Reviews’da yayımlanan kapsamlı değerlendirme, uzun gündüz uykularına ilişkin olumsuz bağlantıların bulunduğunu ancak kanıtların büyük ölçüde zayıf veya düşündürücü düzeyde kaldığını bildirdi. Kısa öğle uykuları genç ve orta yaşlı yetişkinlerde çoğu kalp-damar sonucuyla olumsuz ilişkilendirilmedi.<br />
Öğle uykusu gece uykusunun yerini tutmaz<br />
Kısa bir öğle uykusu geçici olarak dikkati artırabilir ancak düzenli gece uykusu eksikliğini kapatamaz. Sağlıklı yetişkinlerin çoğunun her gece düzenli olarak en az yedi saat uyuması öneriliyor.<br />
Her gece beş saat uyuyup gündüz 20 dakika dinlenmek, yeterli gece uykusuna eşdeğer değildir. Sürekli uyku eksikliği dikkat, duygu durumu, metabolizma ve kalp-damar sağlığı üzerinde birikebilen etkiler oluşturabilir.<br />
Gece yeterince uyuduğu hâlde gündüz istemsiz biçimde uyuyakalan kişinin sorunu yalnızca öğle uykusunun süresi olmayabilir.<br />
Sürekli uyuma ihtiyacı ne zaman araştırılmalı?<br />
Ara sıra yorucu bir günün ardından uyumak olağan olabilir. Buna karşılık aşağıdaki durumlar sağlık değerlendirmesini gerektirebilir:<br />
Gündüz uykusuna karşı koyamamak<br />
Her gün bir saatten uzun uyuma ihtiyacı duymak<br />
Direksiyon başında veya konuşurken uyuklamak<br />
Yeterli gece uykusuna rağmen dinlenememek<br />
Yüksek sesle horlamak veya uykuda nefesin durduğunun söylenmesi<br />
Sabah baş ağrısı ve ağız kuruluğuyla uyanmak<br />
Öğle uykusu ihtiyacının kısa sürede belirgin biçimde artması<br />
Uykululuğa unutkanlık, isteksizlik veya kilo değişikliğinin eşlik etmesi<br />
Bu belirtilerin arkasında uyku apnesi, kansızlık, tiroit sorunları, depresyon, kullanılan ilaçlar veya başka sağlık problemleri bulunabilir. Direksiyon başında uyuklama ortaya çıkıyorsa araç kullanmaya devam etmek güvenli değildir.<br />
Öğle uykusunun amacı, gece uykusunun yerini almak değil günün doğal enerji düşüşünü kısa bir dinlenmeyle yönetmektir. Çoğu yetişkin için erken öğleden sonra yapılan yaklaşık 10-20 dakikalık uyku iyi bir başlangıç noktasıdır. Uyanınca uzun süren sersemlik veya gece uyuyamama ortaya çıkıyorsa süre ve zamanlama yeniden düzenlenmelidir.<br />
KAYNAKLAR<br />
Sleep – A Brief Afternoon Nap Following Nocturnal Sleep Restriction: Which Nap Duration Is Most Recuperative? – Amber Brooks ve Leon Lack – 2006 – DOI: 10.1093/sleep/29.6.831<br />
Sleep – A 30-Minute, but Not a 10-Minute Nighttime Nap Is Associated With Sleep Inertia – Cassie J. Hilditch, Stephanie A. Centofanti, Jillian Dorrian ve Siobhan Banks – 2016 – DOI: 10.5665/sleep.5550<br />
Sleep Medicine Reviews – Sleep Inertia – Patricia Tassi ve Alain Muzet – 2000 – DOI: 10.1053/smrv.2000.0098<br />
International Journal of Environmental Research and Public Health – Effects of a Short Daytime Nap on the Cognitive Performance: A Systematic Review and Meta-Analysis – Frédéric Dutheil ve çalışma arkadaşları – 2021 – DOI: 10.3390/ijerph181910212<br />
Sleep Medicine Reviews – Daytime Napping and Cardiovascular Risk Factors, Cardiovascular Disease, and Mortality: A Systematic Review – Jiahong Sun ve çalışma arkadaşları – 2022 – DOI: 10.1016/j.smrv.2022.101682<br />
Journal of Clinical Sleep Medicine – Recommended Amount of Sleep for a Healthy Adult: A Joint Consensus Recommendation of the American Academy of Sleep Medicine and Sleep Research Society – Nathaniel F. Watson ve çalışma arkadaşları – 2015 – DOI: 10.5664/jcsm.4758<br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü – NIOSH Training for Nurses on Shift Work and Long Work Hours: Nap Duration – 2020</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ogle-uykusu-kac-dakika-olmali-fazlasi-neden-sersemletebilir</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 10:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/ogle-uykusu-kac-dakika-olmali-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="61867"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye’nin İlk Tıp Dergisi 1849’da Nasıl Doğdu? Vakayi-i Tıbbiye’nin Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turkiyenin-ilk-tip-dergisi-1849da-nasil-dogdu-vakayi-i-tibbiyenin-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turkiyenin-ilk-tip-dergisi-1849da-nasil-dogdu-vakayi-i-tibbiyenin-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vakayi-i Tıbbiye, 25 Mart 1849’da Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de yayımlanmaya başladı. İlk Türkçe tıp dergisi, hekimlik bilgisini matbaadan topluma taşıyarak yeni bir dönemin kapısını açtı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Takvimler 25 Mart 1849’u gösteriyordu. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin matbaasında taş baskıyla hazırlanan sayfalarda hastalıklar, tedaviler, ilginç vakalar ve Avrupa’daki tıbbi gelişmeler anlatılıyordu.<br />
Ortaya çıkan yayın yalnızca hekimlere haber ulaştıracak yeni bir dergi değildi. Türkçe tıp yayıncılığının başlangıç noktalarından biriydi.<br />
Adı Vakayi-i Tıbbiye’ydi. Günümüz Türkçesine yaklaşık olarak “Tıbbi Olaylar” şeklinde çevrilebilecek bu dergi, Türkiye’de yayımlanan ilk Türkçe tıp dergisi kabul ediliyor.<br />
Derginin adı Latin harflerine aktarılırken farklı yazımlarla karşılaşılabiliyor. Akademik çalışmalarda Vakayi-i Tıbbiye’nin yanı sıra Vekayi-i Tıbbiye, Vakay-ı Tıbbiye ve Vekay-i Tıbbiye biçimleri de kullanılıyor. Bu haberde yakın tarihli akademik araştırmalarda tercih edilen Vakayi-i Tıbbiye yazımı esas alındı.<br />
Tıp bilgisinin Türkçe anlatılmaya başladığı dönem<br />
Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, Osmanlı’da modern tıp eğitiminin en önemli kurumlarından biriydi. Ancak okulda uzun yıllar Fransızca eğitim verilmesi, Türkçe tıp kaynaklarının yetersizliği ve Avrupa’daki bilimsel gelişmelere erişim güçlüğü önemli sorunlar oluşturuyordu.<br />
Vakayi-i Tıbbiye böyle bir ortamda doğdu. Dergi, yabancı dildeki tıp bilgisinin çevrilerek Türkçe okura ulaştırılmasına katkı sağladı. Tıbbi kavramların Türkçe ifade edilmesi ve hekimler arasında ortak bir bilim dilinin gelişmesi bakımından da önemli bir basamak oluşturdu.<br />
Aynı dönemde Mekteb-i Tıbbiye çevresinde Gazette Médicale de Constantinople adlı Fransızca bir tıp yayını da çıkarıldı. Böylece İstanbul’daki tıp çevresi bir yandan Avrupa’da yayımlanan bilimsel bilgiyi izlerken diğer yandan kendi gözlem ve çalışmalarını farklı dillerde paylaşma imkânı buldu.<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin sayfalarında neler vardı?<br />
Vakayi-i Tıbbiye yalnızca hastalıkların tanı ve tedavisini anlatan akademik bir yayın değildi. Sayfalarında farklı nitelikte içeriklere yer veriliyordu:<br />
Hekimlerin karşılaştığı ilginç vakalar<br />
Hastalıkların tanı ve tedavisine ilişkin yazılar<br />
Avrupa’daki tıbbi gelişmelerden çeviriler<br />
Halk sağlığına yönelik bilgilendirmeler<br />
Yeni tıbbi araç ve malzemelerin tanıtımları<br />
İlaçların hazırlanmasına ilişkin terkipler<br />
Sağlık kurumlarıyla ilgili düzenlemeler<br />
Şehirlerin sağlık koşullarını inceleyen yazılar<br />
Hekim ve eczacılara yönelik mesleki haberler<br />
Derginin farklı dönemlerine ait sayılar üzerinde yapılan araştırmalarda akciğer hastalıkları, kas ve eklem sorunları, enfeksiyonlar, çocuk hastalıkları, gebelik, doğum, emzirme ve beslenme gibi çok sayıda başlığın ele alındığı görülüyor.<br />
Bugünün ölçütleriyle bakıldığında bu yazılardaki bazı tedavi önerileri eskimiş veya geçerliliğini kaybetmiş olabilir. Bu nedenle Vakayi-i Tıbbiye’nin sayfaları güncel sağlık tavsiyesi olarak değil, döneminin tıp bilgisini gösteren tarihsel belgeler olarak değerlendirilmeli.<br />
Anne ve çocuk sağlığına geniş yer ayrıldı<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin yüzlerce nüshasını inceleyen yakın tarihli bir araştırma, dergide anne ve çocuk sağlığına ilişkin oldukça geniş bir içerik bulunduğunu gösterdi.<br />
Gebelik öncesi ve sonrası bakım, emzirme, sütten kesme, çocuk beslenmesi, yenidoğanın ilk bakımı, bebeklerin tartılması ve çocuk ölümlerinin önlenmesi gibi konular derginin sayfalarına taşındı.<br />
Yenidoğanın göbek bağının bakımı, giydirilmesi, muayenesi ve soğuk havada dışarı çıkarılıp çıkarılmaması bile tartışılan başlıklar arasındaydı. Bebeklerin kilo değişimleri, emzirme sorunları, kusma, göz iltihapları, solunum problemleri ve çocukluk çağı hastalıkları hakkında bilgiler veriliyordu.<br />
Bu içeriklerin önemli bölümü Avrupa’daki hekimlerin gözlemleri ve yabancı yayınlardan yapılan çevirilerden oluşuyordu. Dolayısıyla dergi, Osmanlı toplumundaki uygulamaların eksiksiz bir kaydı değildi. Ancak Avrupa’da gelişen anne ve çocuk sağlığı bilgisinin Osmanlı tıp dünyasına nasıl aktarıldığını gösteren önemli bir kaynak niteliğindeydi.<br />
Dergi yalnız hekimlere mi hitap ediyordu?<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin temel okuyucu kitlesini hekimler, eczacılar ve tıp öğrencileri oluşturuyordu. Bununla birlikte halk sağlığına yönelik bilgilendirmelere de yer verilmesi, derginin tıp bilgisini meslek çevresinin dışına taşıma amacı bulunduğunu gösteriyor.<br />
İlk döneme ait kapaklarda derginin nereden temin edilebileceği de yazılıydı. Mekteb-i Tıbbiye’nin yanı sıra Bahçekapı, Perşembe Pazarı ve Beyoğlu’ndaki bazı eczaneler satış ve dağıtım noktaları arasındaydı.<br />
Bu ayrıntı, dönemin eczanelerinin yalnızca ilaç hazırlanan ve satılan yerler olmadığını; aynı zamanda sağlık bilgisinin dolaşıma girdiği merkezlerden biri olarak kullanıldığını düşündürüyor.<br />
Şehirlerin sağlık haritası dergiye taşındı<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin dikkat çekici yönlerinden biri de “tıbbi topoğrafya” adı verilen yazılara yer vermesiydi. Tıbbi topoğrafya, bir şehrin iklimini, su kaynaklarını, coğrafi özelliklerini, nüfus yapısını, yaşam koşullarını ve yaygın hastalıklarını birlikte inceleyen bir yaklaşım olarak kullanılıyordu.<br />
Dergide Bayburt ve Kırşehir gibi farklı bölgelerin sağlık koşullarını ele alan yazılar yayımlandı. Belediye hekimleri, görev yaptıkları yerlerde gördükleri hastalıkları, çevresel koşulları ve halkın sağlık durumunu kayda geçiriyordu.<br />
Bu yazılar yalnızca hastalıkları sıralamıyordu. Temiz su, iklim, beslenme, barınma, coğrafya ve sağlık arasındaki bağlantıyı anlamaya çalışıyordu. Bu yönüyle tıbbi topoğrafya yazıları, toplum ve çevre sağlığına ilişkin araştırmaların erken örnekleri arasında değerlendirilebilir.<br />
Aynı zamanda bugün şehirlerin sağlık geçmişini araştıran tarihçiler için önemli birer birincil kaynak niteliği taşıyor.<br />
Vakayi-i Tıbbiye iki ayrı dönemde yayımlandı<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin ilk yayın dönemine ait sayı bilgileri akademik kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılıyor. Bazı araştırmalarda 15, bazılarında 21 veya 28 sayıdan söz ediliyor.<br />
Yakın tarihli kapsamlı bir belge incelemesinde, 25 Mart 1849’da başlayan ilk yayın dönemine ait 21 nüshaya ulaşıldığı bildirildi. Başka çalışmalarda ise farklı sayılar verilmesi, günümüze ulaşan koleksiyonların ve katalog kayıtlarının bütünüyle örtüşmediğini gösteriyor.<br />
Bu farklılığın kesin nedenini ortaya koyan ortak bir değerlendirme bulunmadığı için ilk dönemde yayımlanan toplam sayı hakkında tek ve tartışmasız bir rakam vermek güç. Kesin olan, derginin 1849’da yayın hayatına başladığı ve sınırlı bir yayın döneminin ardından kesintiye uğradığıdır.<br />
Vakayi-i Tıbbiye, 18 Mart 1880’de bu kez Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye-i Şahane bünyesinde yeniden yayımlanmaya başladı. Araştırmacılar ikinci döneme ait ulaşılabilen son nüshanın 22 Haziran 1906 tarihini taşıdığını belirtiyor.<br />
Bu nedenle tıp tarihçileri genellikle 1849’da başlayan yayını Birinci Vakayi-i Tıbbiye, 1880’de yeniden çıkarılan dergiyi ise İkinci Vakayi-i Tıbbiye olarak adlandırıyor.<br />
Vakayi-i Tıbbiye neden bir dönüm noktasıydı?<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin önemi yalnızca “ilk” olmasından kaynaklanmıyor. Dergi, tıp bilgisinin üretilme, kaydedilme ve paylaşılma biçiminde önemli bir değişimi temsil ediyordu.<br />
Bir hekimin karşılaştığı ilginç vaka artık yalnızca hastane koridorlarında anlatılmıyor, yazıya geçirilerek başka hekimlere ulaştırılıyordu. Yurt dışında yayımlanan bir tıbbi gelişme çevrilerek İstanbul’daki okuyuculara aktarılabiliyordu. Taşrada çalışan hekim, görev yaptığı şehrin sağlık koşullarını merkezdeki meslek çevresiyle paylaşabiliyordu.<br />
Böylece kişisel gözlem, ortak mesleki hafızanın bir parçasına dönüşüyordu.<br />
Dergi ayrıca Türkçe tıp yazımının gelişmesine, hekimler arasında bilimsel iletişimin güçlenmesine ve sağlık sorunlarının kamuoyu önünde tartışılmasına katkı sağladı.<br />
Tıp dergileri neden tarih için önemli?<br />
Eski tıp dergileri yalnızca hastalık ve tedavi tarihini anlatmaz. Bir toplumun sağlığı nasıl tanımladığını, hangi hastalıklardan kaygı duyduğunu ve kimlerin sağlık hizmetine erişebildiğini de gösterir.<br />
Bu yayınlarda salgınlar, çocuk ölümleri, çevre koşulları, hastaneler, ilaçlar, sağlık çalışanları ve gündelik hayat yan yana bulunabilir. Bu nedenle bir tıp dergisi aynı zamanda sosyal tarih, şehir tarihi ve bilim tarihi kaynağıdır.<br />
Ancak tek bir dergi dönemin tamamını temsil etmez. Vakayi-i Tıbbiye’nin yazarları, yayın politikası ve ulaşabildiği bilgiler belirli bir kurumsal çevreyle sınırlıydı. Sayfalarında yer almayan hastalar, uygulamalar ve sağlık sorunları da vardı.<br />
Tarihsel bir yayını değerlendirirken hem anlattıklarına hem de anlatmadıklarına bakmak gerekir.<br />
1849’dan günümüze değişmeyen ihtiyaç<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin ilk sayısından bu yana tıp bilgisi, yayıncılık ve iletişim araçları bütünüyle değişti. Taş baskının yerini dijital platformlar, aylar süren bilgi dolaşımının yerini saniyeler içinde yapılan yayınlar aldı.<br />
Ancak temel ihtiyaç değişmedi: Yeni tıbbi bilginin doğru anlaşılması, güvenilir biçimde aktarılması ve toplumun yararına sunulması.<br />
Vakayi-i Tıbbiye’nin tarihsel mirası da burada yatıyor. Dergi, yalnızca ilk Türkçe tıp yayınlarından biri değil; tıp bilgisini kaydetme, paylaşma ve anlaşılır bir dile dönüştürme çabasının güçlü bir simgesidir.<br />
KAYNAKLAR<br />
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi – Osmanlı Tıp Literatüründe Anne ve Çocuk Sağlığı: İlk Türkçe Tıp Dergisi Özelinde Bir Analiz – Zeynep Salman ve İbrahim Topçu – 2025 – DOI: 10.31020/mutftd.1685398<br />
KÜLLİYAT Osmanlı Araştırmaları Dergisi – Vakayi-i Tıbbiye Mecmualarında Bayburt Sancağı’nın Topoğrafyası – Zeynep Salman ve İbrahim Topçu – 2024 – DOI: 10.51592/kulliyat.1402941<br />
Ahi Evran Medical Journal – Kırşehir Belediye Tabibi Şakir Abdullah’ın Vakayi-i Tıbbiye Mecmuasındaki 1898 Tarihli “Kırşehri Sancağı’nın Topoğrafya-yı Tıbbîsidir” Başlıklı Yazı Dizisine Göre Kırşehir’de Tıp ve Sağlık – Arif Hüdai Köken, Zeynep Salman, Raşit Gündoğdu ve İbrahim Topçu – 2024 – DOI: 10.46332/aemj.1497236<br />
Nöropsikiyatri Arşivi – İstanbul Seririyatı 1919–1952: Tıbbi Süreli Yayın Dijitalleştirme, Dizin ve Açık Erişim Projesi – Cem Hakan Başaran ve Fatih Artvinli – 2025 – DOI: 10.29399/npa.29035<br />
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi – Vakayi-i Tıbbiye Dergisinin 1884/100, 1897/24, 1897/5, 1897/12 ve 1897/13 Sayılarının Değerlendirilmesi – Fevzi Sefa Dereköy – Yüksek lisans tezi – 2016</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turkiyenin-ilk-tip-dergisi-1849da-nasil-dogdu-vakayi-i-tibbiyenin-hikayesi</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 09:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/vakayi-i-tibbiye-ilk-tip-dergisi-1200x750-1.webp" type="image/jpeg" length="82990"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14163"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="18563"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96000"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20831"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48011"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="83261"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
