<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 14 Aug 2026 22:31:19 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Köpek Isırdıysa İlk Dakikalar Önemli: Yaraya Ne Yapılmalı, Ne Yapılmamalı?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kopek-isirdiysa-ilk-dakikalar-onemli-yaraya-ne-yapilmali-ne-yapilmamali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kopek-isirdiysa-ilk-dakikalar-onemli-yaraya-ne-yapilmali-ne-yapilmamali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Köpek ısırığında yaranın büyüklüğü tek başına riski göstermez. Doğru yara temizliği, enfeksiyon belirtilerinin takibi, tetanos durumu ve kuduz riskinin değerlendirilmesi önem taşır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Köpek Isırığından Sonra Ne Yapmalı?</p>

<p>Parkta yürürken, sokakta bir köpeğin yanından geçerken ya da evde oynadığınız bir hayvanla temas sırasında saniyeler içinde bir ısırık meydana gelebilir. İlk bakışta yalnızca birkaç diş izi veya küçük bir çizik görülmesi, yaranın mutlaka önemsiz olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Köpek ısırıkları yalnızca ciltte oluşturdukları hasar nedeniyle değil, hayvanın ağzındaki mikroorganizmaların dokuya taşınabilmesi nedeniyle de dikkatle değerlendirilmelidir. Ayrıca olayın koşullarına göre tetanos ve kuduz açısından değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Bu nedenle deri bütünlüğünün bozulduğu köpek ısırıklarında temel yaklaşım, yarayı mümkün olduğunca erken ve doğru şekilde temizlemek ve sağlık profesyonelinin risk değerlendirmesini geciktirmemektir.</p>

<p>Köpek ısırığında ilk olarak ne yapılmalı?</p>

<p>Isırık meydana geldikten sonra ilk hedef yarayı temizlemektir.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, kuduz açısından olası risk taşıyan hayvan teması sonrasında yaranın sabun ve bol suyla yaklaşık 15 dakika boyunca iyice yıkanmasını öneriyor. Bu basit işlem, olası kuduz virüsünün yara bölgesinden uzaklaştırılmasına yardımcı olabilecek en önemli ilk yardım uygulamalarından biridir.</p>

<p>Kanama varsa temiz bir bez veya gazlı bezle doğrudan ve kontrollü basınç uygulanabilir. Ancak kanama şiddetliyse veya basıya rağmen durmuyorsa acil tıbbi değerlendirme gerekir.</p>

<p>Yaranın içine gelişigüzel kimyasal maddeler, bitkisel ürünler veya tahriş edici maddeler sürülmemelidir.</p>

<p>Özellikle deriyi delen ısırıklarda, ilk yardım yapıldıktan sonra sağlık kuruluşunda değerlendirme önemlidir.</p>

<p>“Yara küçük, bir şey olmaz” demek neden yanlış olabilir?</p>

<p>Bir köpek ısırığının yalnızca dışarıdan nasıl göründüğüne bakarak dokudaki hasarı anlamak her zaman mümkün değildir.</p>

<p>Köpeğin dişleri cildi delmenin yanı sıra daha derindeki dokuları sıkıştırabilir veya ezebilir. Bazı yaralarda tendon, eklem, sinir, damar ya da kemiğe kadar uzanan hasar oluşabilir.</p>

<p>Özellikle el, parmak, yüz, ayak ve eklem çevresindeki yaralar daha dikkatli değerlendirilmelidir.</p>

<p>Derin delinme yaraları, ezilmenin eşlik ettiği yaralar, belirgin doku hasarı bulunan ısırıklar ve kirlenmiş yaralar enfeksiyon açısından daha yüksek risk taşıyabilir.</p>

<p>Köpek ısırığı neden enfeksiyon yapabilir?</p>

<p>Köpeklerin ağızlarında normal olarak çok sayıda mikroorganizma bulunur. Isırık sırasında bunların bir bölümü deri altına ve daha derin dokulara taşınabilir.</p>

<p>Pasteurella, Staphylococcus ve Streptococcus türleri köpek ısırığıyla ilişkili enfeksiyonlarda karşılaşılabilen bakteriler arasındadır. Bazı kişilerde daha farklı mikroorganizmalar da ciddi enfeksiyonlara yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle yaranın erken ve kapsamlı biçimde temizlenmesi yalnızca yüzeydeki kiri uzaklaştırmak için değil, enfeksiyon riskini azaltmak açısından da önemlidir.</p>

<p>Enfeksiyon başladığını nasıl anlayabilirsiniz?</p>

<p>Isırık sonrasında yara çevresinin izlenmesi gerekir.</p>

<p>Başlangıçta hafif ağrı ve hassasiyet yaralanmaya bağlı olabilir. Ancak belirtilerin giderek artması önemlidir.</p>

<p>Şu bulgular enfeksiyon açısından değerlendirme gerektirebilir:</p>

<ul>
 <li>Yara çevresindeki kızarıklığın genişlemesi</li>
 <li>Bölgenin giderek ısınması</li>
 <li>Şişliğin artması</li>
 <li>Ağrının azalmak yerine şiddetlenmesi</li>
 <li>Yaradan irinli veya kötü kokulu akıntı gelmesi</li>
 <li>Kol veya bacak boyunca ilerleyen kırmızı çizgiler oluşması</li>
 <li>Ateş veya titreme gelişmesi</li>
 <li>Genel durumun belirgin şekilde bozulması</li>
</ul>

<p>Bu belirtilerden biri ortaya çıkarsa beklemek yerine sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir.</p>

<p>Her köpek ısırığında antibiyotik gerekir mi?</p>

<p>Hayır. Her köpek ısırığında otomatik olarak antibiyotik başlanması gerektiği söylenemez.</p>

<p>Antibiyotik gerekip gerekmediği yaranın derinliğine, yerine, doku hasarına, enfeksiyon bulgularının bulunup bulunmamasına ve kişinin sağlık durumuna göre değerlendirilir.</p>

<p>El ve yüz gibi bölgelerdeki yaralar, derin veya delici yaralar, ezilme yaralanmaları ve eklem ya da kemiğe ulaşmış olabilecek ısırıklar daha dikkatli değerlendirilir.</p>

<p>Diyabeti bulunan, bağışıklık sistemi baskılanmış, dalağı alınmış veya bazı ciddi kronik hastalıkları bulunan kişilerde enfeksiyon riski daha yüksek olabilir.</p>

<p>Antibiyotik seçimi ve tedavi süresi kişiye ve yaranın özelliklerine göre değiştiğinden, kendi kendine antibiyotik başlanması doğru değildir.</p>

<p>Köpek ısırığında kuduz riski nasıl değerlendirilir?</p>

<p>Köpek ısırığından sonra en fazla endişe yaratan konulardan biri kuduzdur. Ancak her köpek ısırığı aynı kuduz riskini taşımaz.</p>

<p>Değerlendirmede hayvanın evcil veya sahipsiz olması, aşı durumu, davranışlarında kuduzu düşündürebilecek değişiklikler bulunup bulunmaması, hayvanın gözlem altında tutulup tutulamayacağı, temasın niteliği ve bölgedeki kuduz epidemiyolojisi önem taşır.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, kuduz şüphesi bulunan bir hayvanla deriyi bozan ısırık veya tırmalama gibi temaslarda yara temizliğinin hemen yapılmasını ve temas sonrası korunmanın geciktirilmeden değerlendirilmesini öneriyor.</p>

<p>Deriyi geçen ısırıklar, kanamalı tırmalamalar veya hayvan salyasının açık yaraya ya da ağız ve göz gibi mukozalara temas etmesi daha ciddi maruziyet olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Gerekli durumlarda kuduz aşısı ve temasın niteliğine göre kuduz immünoglobulini gibi ek koruyucu uygulamalar gündeme gelebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu karar evde verilmemelidir. Risk değerlendirmesi sağlık profesyonelleri tarafından yapılmalıdır.</p>

<p>Isıran köpek sağlıklı görünüyorsa kuduz riski tamamen biter mi?</p>

<p>Hayır. Hayvanın o anda sağlıklı görünmesi tek başına kesin karar vermek için yeterli değildir.</p>

<p>Köpek, kedi ve gelincik gibi bazı hayvanlarda uygun koşullarda belirli süre gözlem uygulanması kuduz risk değerlendirmesinin bir parçasıdır. Sağlıklı bir köpeğin 10 günlük gözlem sürecindeki durumu önemli bilgi sağlayabilir.</p>

<p>Ancak hayvanın gözlem altında tutulup tutulmayacağı ve kuduzdan korunma uygulamasının başlatılıp başlatılmayacağı yerel sağlık otoritelerinin ve sağlık profesyonellerinin değerlendirmesine göre belirlenmelidir.</p>

<p>Özellikle sahipsiz, kaçmış, bulunamayan veya olağan dışı davranışlar gösteren bir hayvan söz konusuysa tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir.</p>

<p>Köpeğin aşılı olması neden önemli?</p>

<p>Isıran hayvanın kuduz aşısının güncel olup olmadığı risk değerlendirmesinde değerli bir bilgidir.</p>

<p>Mümkünse hayvan sahibinin iletişim bilgileri, köpeğin aşı kayıtları ve olayın gerçekleştiği yer not edilmelidir. Hayvanı yakalamaya çalışırken yeni bir saldırıya uğrama riski alınmamalıdır.</p>

<p>“Köpek evcil, dolayısıyla kuduz olamaz” şeklindeki yaklaşım güvenli değildir. Karar hayvanın ve temasın özellikleri birlikte değerlendirilerek verilmelidir.</p>

<p>Tetanos aşısı gerekir mi?</p>

<p>Köpek ısırıkları hayvan salyasıyla temas eden yaralar olduğu için tetanos açısından kirli veya ciddi yara kategorisinde değerlendirilebilir.</p>

<p>Tetanos aşısının gerekip gerekmediği kişinin daha önceki aşılanma durumuna ve son tetanos dozunun üzerinden geçen süreye bağlıdır.</p>

<p>Temel tetanos aşıları tamamlanmış kişilerde kirli veya ciddi yaralarda son dozun üzerinden beş yıl veya daha uzun süre geçmişse hatırlatma dozu gündeme gelebilir.</p>

<p>Aşı geçmişi bilinmeyen veya temel aşılama serisi tamamlanmamış kişilerde ise farklı bir koruma yaklaşımı gerekebilir.</p>

<p>Bu nedenle köpek ısırığından sonra sağlık kuruluşuna başvururken mümkünse tetanos aşı geçmişinin bilinmesi yararlı olur.</p>

<p>Yara hemen dikilmeli mi?</p>

<p>Her köpek ısırığı yarasının dikilmesi gerekmez.</p>

<p>Bazı temiz ve enfeksiyon riski düşük yaralar, özellikle yüz gibi kozmetik açıdan önemli bölgelerde, hekim değerlendirmesinden sonra kapatılabilir.</p>

<p>Buna karşılık enfeksiyon riski yüksek bazı yaraların açık bırakılarak iyileşmesi tercih edilebilir.</p>

<p>Yaranın dikilip dikilmeyeceğine yalnızca görüntüsüne bakarak karar verilmez. Yaranın yeri, derinliği, üzerinden geçen süre, kirlenme düzeyi ve enfeksiyon riski birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Hangi köpek ısırıkları daha fazla önem taşır?</p>

<p>Bazı durumlarda sağlık kuruluşuna başvuru özellikle geciktirilmemelidir.</p>

<p>El, parmak, yüz, baş, boyun, ayak veya eklem çevresindeki yaralar; derin delinme veya ezilme yaraları; tendon, kemik ya da ekleme ulaşmış olabilecek ısırıklar ve belirgin doku kaybı oluşturan yaralar daha ciddi olabilir.</p>

<p>Çocuklardaki köpek ısırıkları da ayrıca önemlidir. Çocuğun boyu nedeniyle yüz, baş ve boyun bölgesindeki yaralanmalar görülebilir ve bu bölgelerdeki hasar hem işlevsel hem de kozmetik sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler, diyabet hastaları, dalağı olmayan kişiler ve ciddi dolaşım problemi bulunanlarda enfeksiyon açısından daha düşük eşikle tıbbi değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Hangi durumda acile başvurulmalı?</p>

<p>Kontrol edilemeyen kanama, derin veya geniş yara, ciddi doku kaybı, kemik veya tendonun görünmesi, parmak ya da uzuv hareketinde kayıp, uyuşma, ciddi yüz yaralanması veya hızla artan şişlik durumunda acil değerlendirme gerekir.</p>

<p>Ayrıca ateş, titreme, hızla yayılan kızarıklık, kötü kokulu akıntı, giderek artan ağrı veya yara çevresinden yukarı doğru ilerleyen kırmızı çizgiler ciddi enfeksiyonun işareti olabilir.</p>

<p>Kuduz açısından riskli olduğu düşünülen bir hayvan teması da belirtilerin ortaya çıkmasını beklemeden değerlendirilmelidir. Kuduzda korunmanın amacı hastalık belirtileri başlamadan önce gerekli uygulamaları gerçekleştirmektir.</p>

<p>Köpek ısırığında yapılmaması gerekenler</p>

<p>Yarayı küçük görüp saatlerce veya günlerce beklemek önemli bir hata olabilir.</p>

<p>Yaraya biber, bitkisel karışım, asitli veya tahriş edici maddeler sürmek doğru değildir. Dünya Sağlık Örgütü bu tür geleneksel ve tahriş edici uygulamalardan kaçınılmasını öneriyor.</p>

<p>Yaranın derinliğini evde kesici aletlerle araştırmaya çalışmak, reçetesiz veya evde kalan antibiyotikleri gelişigüzel kullanmak ve kuduz riskini yalnızca köpeğin dış görünüşüne bakarak değerlendirmek de güvenli değildir.</p>

<p>En basit ve değerli ilk adım, yaranın bol su ve sabunla uzun süre yıkanmasıdır.</p>

<p>Isırık sonrası günlerde yarayı takip etmek neden önemli?</p>

<p>İlk muayenede ciddi görünmeyen bir yara daha sonraki saatlerde veya günlerde enfeksiyon belirtileri gösterebilir.</p>

<p>Bu nedenle kızarıklığın genişleyip genişlemediği, ağrının artıp artmadığı, şişlik veya akıntı gelişip gelişmediği takip edilmelidir.</p>

<p>El ve parmak yaralanmalarında hareket kısıtlılığı da önemlidir. Parmağı eskisi gibi hareket ettirememe veya uyuşma gelişmesi tendon ya da sinir yaralanmasının habercisi olabilir.</p>

<p>Köpek ısırığında amaç yalnızca görünen yarayı kapatmak değildir. Enfeksiyon, derin doku yaralanması, tetanos ve kuduz riski birlikte düşünülmelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Cleveland Clinic – What To Do if You Get Bitten By a Dog – Stephen Sayles III – 2026</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – Rabies: Post-exposure prophylaxis recommendations – Kuduz temas sonrası korunma rehberi</li>
 <li>Dünya Sağlık Örgütü – Rabies – Kuduzdan korunma ve temas sonrası yaklaşım</li>
 <li>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri – Clinical Guidance for Wound Management to Prevent Tetanus – Tetanos açısından yara yönetimi</li>
 <li>NICE – Human and Animal Bites: Antimicrobial Prescribing – NG184 – 2020</li>
 <li>American Family Physician – Dog and Cat Bites: Rapid Evidence Review – 2023</li>
 <li>Clinical Infectious Diseases – Practice Guidelines for the Diagnosis and Management of Skin and Soft Tissue Infections: 2014 Update by the Infectious Diseases Society of America – Stevens DL, Bisno AL, Chambers HF ve arkadaşları – 2014 – DOI: 10.1093/cid/ciu296</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kopek-isirdiysa-ilk-dakikalar-onemli-yaraya-ne-yapilmali-ne-yapilmamali</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 22:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8144.jpeg" type="image/jpeg" length="87090"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gabriel Martinelli transferinde kritik gece: Galatasaray’ın teklifine yanıt]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gabriel-martinelli-transferinde-kritik-gece-galatasarayin-teklifine-yanit</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gabriel-martinelli-transferinde-kritik-gece-galatasarayin-teklifine-yanit" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın Arsenal’in Brezilyalı kanat oyuncusu Gabriel Martinelli için yaptığı transfer girişiminde kritik bir gelişme yaşandı. İngiltere’den gelen haberlere göre sarı-kırmızılıların yaklaşık 38,4 milyon sterlin seviyesindeki sözlü teklifinin ardından Martinelli, kariyerine Londra’da devam etmek istediğini bildirdi. Böylece Galatasaray’ın yıldız oyuncu için yürüttüğü operasyonda önemli bir engel ortaya çıktı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’ın Martinelli hamlesine oyuncudan yanıt</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Galatasaray’ın Avrupa transfer piyasasında ses getirecek Gabriel Martinelli girişiminde yeni bir gelişme yaşandı.</p>

<p>İngiliz basınında yer alan son bilgilere göre sarı-kırmızılılar, Arsenal forması giyen Brezilyalı kanat oyuncusunu kadrosuna katmak için ciddi bir girişimde bulundu. Galatasaray’ın Arsenal’e yaklaşık 38,4 milyon sterlin seviyesinde sözlü teklif ilettiği öne sürüldü.</p>

<p>Ancak transfer operasyonunun oyuncu cephesinde beklenen karşılığı bulmadığı bildiriliyor.</p>

<p>Martinelli Londra’da kalmak istiyor</p>

<p>Son haberlerde Gabriel Martinelli’nin Galatasaray seçeneğine sıcak bakmadığı ve kariyerine Arsenal’de devam etmek istediği belirtildi.</p>

<p>Brezilyalı futbolcunun bu tutumu, Galatasaray’ın transfer planının önündeki en önemli engel olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Bu nedenle mevcut aşamada taraflar arasında tamamlanmış bir transfer anlaşmasından söz etmek mümkün değil.</p>

<p>Galatasaray’ın teklifi dikkat çekti</p>

<p>Transferin en dikkat çekici noktalarından biri ise Galatasaray’ın Martinelli için konuşulan teklifinin büyüklüğü.</p>

<p>Yaklaşık 38,4 milyon sterlinlik rakamın doğrulanması halinde bu girişim, sarı-kırmızılıların Avrupa’nın önemli liglerinden üst düzey oyuncuları kadrosuna katma stratejisinin en iddialı örneklerinden biri olacak.</p>

<p>Galatasaray’ın Martinelli için yaptığı girişimin, yalnızca oyuncunun durumunu araştırma seviyesinde kalmadığı; Arsenal cephesine mali çerçevesi belirlenmiş bir yaklaşımda bulunulduğu ileri sürülüyor.</p>

<p>Arsenal cephesinde durum ne?</p>

<p>Arsenal açısından da Martinelli’nin geleceği transfer döneminin dikkat çeken başlıklarından biri.</p>

<p>İngiltere’den gelen haberlerde Londra ekibinin Brezilyalı oyuncu konusunda mutlak bir satış kararı almadığı, kadro planlamasının ve olası alternatiflerin süreci etkileyebileceği belirtiliyor.</p>

<p>Dolayısıyla Galatasaray açısından iki ayrı eşik bulunuyor: Arsenal’in satış şartları ve Martinelli’nin transfere ikna edilmesi.</p>

<p>Şu an için ikinci başlık daha büyük engel olarak görünüyor.</p>

<p>Dosya tamamen kapandı mı?</p>

<p>Martinelli’nin mevcut tutumu transfer ihtimalini ciddi biçimde azaltmış durumda. Ancak transfer dönemlerinde oyuncu ve kulüplerin pozisyonlarının yeni teklifler veya değişen kadro planlamaları doğrultusunda değişebildiği de biliniyor.</p>

<p>Bu nedenle “transfer kesin olarak kapandı” demek için henüz erken.</p>

<p>Mevcut tablo, Galatasaray’ın ciddi bir girişimde bulunduğunu ancak Martinelli’nin şu aşamada Arsenal’den ayrılıp İstanbul’a gelmeye sıcak bakmadığını gösteriyor.</p>

<p>Sarı-kırmızılı yönetimin Martinelli için yeni bir hamle yapıp yapmayacağı ya da kanat transferinde farklı bir isme yönelip yönelmeyeceği önümüzdeki günlerde netleşecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gabriel-martinelli-transferinde-kritik-gece-galatasarayin-teklifine-yanit</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 22:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8143.jpeg" type="image/jpeg" length="92415"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kabızlığı önlemek için ne yemeli? Bağırsakların sevdiği günlük beslenme düzeni]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kabizligi-onlemek-icin-ne-yemeli-bagirsaklarin-sevdigi-gunluk-beslenme-duzeni</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kabizligi-onlemek-icin-ne-yemeli-bagirsaklarin-sevdigi-gunluk-beslenme-duzeni" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kabızlık yalnızca tuvalete seyrek çıkmak anlamına gelmiyor. Yeterli lif ve sıvı almak, bazı meyve ve sebzeleri düzenli tüketmek bağırsakların daha rahat çalışmasına yardımcı olabiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kabızlık denince çoğu kişinin aklına ilk olarak “Daha fazla su içmeliyim” düşüncesi geliyor. Oysa bağırsakların düzenli çalışması tek bir bardak suya ya da tek bir “mucize” yiyeceğe bağlı değil. Gün boyunca ne kadar lif tüketildiği, yeterli sıvı alınıp alınmadığı, hareket düzeyi ve hatta tuvalet ihtiyacının sürekli ertelenmesi bağırsak düzenini etkileyebiliyor.</p>

<p>Beslenme açısından en önemli noktalardan biri ise lif. Meyveler, sebzeler, baklagiller ve tam tahıllar dışkının yapısını ve bağırsaktan geçişini destekleyebilir. Bazı besinler için doğrudan kabızlığı olan kişiler üzerinde yapılmış klinik çalışmalar da bulunuyor.</p>

<p>Peki kabızlığı önlemek veya hafifletmek isteyen biri mutfağında nelere daha fazla yer verebilir?</p>

<p>Kabızlık sadece “tuvalete çıkamamak” değildir</p>

<p>Kabızlık kişiden kişiye farklı şekilde hissedilebilir. Haftada üçten az dışkılama, sert ve kuru dışkı, tuvalette aşırı ıkınma, dışkının güçlükle çıkması veya bağırsakların tam boşalmadığı hissi kabızlığın belirtileri arasında yer alabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “Her gün tuvalete çıkıyor muyum?” sorusuna bakmak doğru değildir. Bir kişi her gün dışkıladığı halde dışkısı sürekli sertse veya belirgin biçimde zorlanıyorsa yine kabızlık sorunu yaşayabilir.</p>

<p>Bağırsakların temel yardımcılarından biri: Lif</p>

<p>Kabızlığın önlenmesi ve yönetiminde beslenmenin en önemli parçalarından biri yeterli lif tüketimidir.</p>

<p>Lif, bitkisel besinlerin sindirim sisteminde tamamen parçalanmayan kısmıdır. Farklı lif türleri bağırsakta farklı davranır. Bazıları su tutarak dışkının daha yumuşak olmasına yardımcı olurken bazıları dışkı hacmini artırabilir.</p>

<p>Yetişkinlerin lif ihtiyacı yaşa ve cinsiyete göre değişmekle birlikte günlük yaklaşık 22-34 gram aralığında olabilir.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Lif miktarını birdenbire çok artırmak herkeste iyi sonuç vermeyebilir. Özellikle düşük lifli beslenen bir kişinin kısa sürede çok yüksek miktarda lif tüketmeye başlaması gaz, şişkinlik ve karın rahatsızlığına yol açabilir.</p>

<p>Bu nedenle lifli besinleri günlük beslenmeye kademeli biçimde eklemek genellikle daha iyi tolere edilir.</p>

<p>Yulaf ve tam tahıllar neden önemli?</p>

<p>Kahvaltıdan başlayarak beyaz ekmek, rafine tahıllar ve düşük lifli seçeneklerin ağırlıkta olduğu bir beslenme düzeni günlük lif miktarının düşük kalmasına neden olabilir.</p>

<p>Yulaf, tam buğday ürünleri ve diğer tam tahıllar günlük lif alımını artırmanın pratik yollarındandır.</p>

<p>Buradaki temel fikir belirli bir tahılı “kabızlık ilacı” haline getirmek değildir. Asıl önemli olan, gün boyunca alınan toplam lif miktarını artıran sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturmaktır.</p>

<p>Baklagiller lif açısından güçlü bir seçenek</p>

<p>Mercimek, nohut, kuru fasulye ve diğer baklagiller bağırsak sağlığı açısından dikkat çeken besin gruplarındandır.</p>

<p>Baklagiller lif sağlamalarının yanı sıra bitkisel protein açısından da değerlidir. Çorbalara, salatalara ve ana yemeklere eklenebilmeleri günlük lif tüketimini artırmayı kolaylaştırabilir.</p>

<p>Ancak uzun süredir çok az lif tüketen kişilerde baklagil miktarını aniden artırmak gaz ve şişkinliğe yol açabilir. Küçük miktarlardan başlayarak toleransa göre artırmak daha uygun olabilir.</p>

<p>Kivi için klinik araştırmalar ne gösteriyor?</p>

<p>Kivi, kabızlık konusunda en fazla dikkat çeken meyvelerden biri haline geldi.</p>

<p>Kronik kabızlığı bulunan 79 yetişkinin dahil edildiği karşılaştırmalı bir klinik araştırmada yeşil kivi, kuru erik ve psyllium olarak bilinen çözünür lif kaynağı karşılaştırıldı. Katılımcılar dört hafta boyunca bu seçeneklerden birini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmada üç yaklaşımda da bağırsak hareketlerinde iyileşme görüldü. Kivi grubunda bazı sindirim sistemi yan etkilerinin daha az görülmesi de dikkat çekti. Bununla birlikte çalışma küçük ve keşif amaçlıydı; sonuçları bütün insanlar için kesin bir üstünlük şeklinde yorumlamak doğru olmaz.</p>

<p>Kivi üzerine yapılan randomize kontrollü çalışmaların değerlendirildiği bir sistematik derleme ve meta-analizde de kabızlık açısından umut verici sonuçlar bildirildi. Ancak araştırmacılar kanıtların genel kesinliğinin sınırlı olduğunu ve daha güçlü çalışmalara ihtiyaç bulunduğunu vurguladı.</p>

<p>Dolayısıyla “kivi kabızlığı kesin geçirir” demek bilimsel olarak doğru değildir. Buna karşılık kivi, lif içeren dengeli bir beslenme düzeninin yararlı parçalarından biri olabilir.</p>

<p>Kuru erik neden kabızlıkla bu kadar sık anılıyor?</p>

<p>Kuru eriğin kabızlıkla ilişkilendirilmesinin arkasında yalnızca geleneksel kullanım yok. Klinik araştırmalar da bulunuyor.</p>

<p>Kuru erik lif içerir. Bunun yanında sorbitol adı verilen bir şeker alkolü de barındırır. Sorbitol bağırsak içerisinde suyun tutulmasına katkıda bulunarak dışkının yumuşamasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Kronik kabızlığı bulunan 40 kişinin katıldığı randomize bir çalışmada kuru erik ile psyllium karşılaştırıldı. Kuru erik tüketilen dönemde haftalık tam spontan bağırsak hareketleri ve dışkı kıvamında daha fazla iyileşme bildirildi.</p>

<p>Daha sonraki araştırmalarda da kuru erik ve kuru erik suyunun bağırsak hareketleri üzerinde olumlu etkileri olabileceğine ilişkin bulgular elde edildi.</p>

<p>Ancak burada da “ne kadar çok, o kadar iyi” yaklaşımı doğru değildir. Fazla miktarda kuru meyve bazı kişilerde gaz, karın ağrısı veya ishal yapabilir. Ayrıca kuru meyveler porsiyon başına taze meyvelerden daha yoğun doğal şeker ve enerji içerebilir.</p>

<p>Armut, elma, portakal ve orman meyveleri</p>

<p>Günlük beslenmede ulaşılması daha kolay meyveler de lif alımını artırabilir.</p>

<p>Armut, kabuğuyla tüketilebilen elma, portakal ve çeşitli orman meyveleri lif kaynakları arasında sayılabilir.</p>

<p>Özellikle yenilebilir kabuğu bulunan meyveleri uygun şekilde yıkadıktan sonra kabuğuyla tüketmek bazı durumlarda lif miktarını artırabilir.</p>

<p>Burada önemli olan tek bir meyveyi sürekli tüketmekten çok farklı bitkisel besinlere yer vermektir.</p>

<p>Sebzeleri sadece akşam yemeğine bırakmayın</p>

<p>Havuç, brokoli, bezelye ve çeşitli yeşil sebzeler günlük lif alımına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Kabızlığı önlemeye yönelik beslenme düzeninin en pratik yollarından biri, sebzeyi yalnızca akşam yemeğinin yanındaki küçük bir garnitür olarak görmek yerine günün farklı öğünlerine yaymaktır.</p>

<p>Sebze miktarının artırılması aynı zamanda beslenmenin genel kalitesini de yükseltir.</p>

<p>Kuruyemişler de lif alımına katkı sağlayabilir</p>

<p>Badem, yer fıstığı, ceviz, pekan cevizi ve benzeri kuruyemişler lif içeren besinlerdir.</p>

<p>Ancak enerji yoğun olduklarından porsiyon kontrolü önemlidir. Kabızlığı gidermek amacıyla çok büyük miktarlarda kuruyemiş tüketmek gerekli değildir.</p>

<p>Amaç yine tek bir besine yüklenmek değil, günün toplam lif miktarını dengeli biçimde yükseltmektir.</p>

<p>Lif artırırken suyu unutmak neden sorun yaratabilir?</p>

<p>Lif ile sıvı birbirinden bağımsız düşünülmemelidir.</p>

<p>Özellikle lif tüketimi artırılırken yeterli sıvı alınması dışkının daha yumuşak ve geçişinin daha kolay olmasına yardımcı olabilir.</p>

<p>Fakat herkes için geçerli tek bir “günde şu kadar litre su” rakamı vermek doğru değildir. Sıvı ihtiyacı vücut büyüklüğü, fiziksel aktivite, hava sıcaklığı, beslenme düzeni ve bazı hastalıklara göre değişebilir.</p>

<p>Kalp veya böbrek hastalığı nedeniyle sıvı kısıtlaması bulunan kişiler ise sıvı tüketimini kendi başlarına büyük ölçüde artırmamalıdır.</p>

<p>Kabızlığı artırabilecek beslenme düzenine dikkat</p>

<p>Sorun yalnızca hangi yiyeceklerin yenildiği değil, hangilerinin beslenmenin büyük bölümünü oluşturduğudur.</p>

<p>Liften fakir, yoğun işlenmiş ürünlerin ağırlıkta olduğu bir beslenme düzeninde yeterli lif almak zorlaşabilir. Fast food ürünleri, bazı hazır yemekler, cips ve benzeri düşük lifli seçenekler sık tüketildiğinde meyve, sebze, baklagil ve tam tahıllara daha az yer kalabilir.</p>

<p>Bu nedenle “Kabız yapan tek yiyecek hangisi?” sorusundan çok, “Günlük beslenmemin ne kadarı liften zengin gerçek gıdalardan oluşuyor?” sorusu daha anlamlıdır.</p>

<p>Sadece beslenme değil, hareket de önemli</p>

<p>Bağırsakların çalışma düzeni yalnızca tabağın içindekilerle belirlenmez.</p>

<p>Düzenli fiziksel aktivite bazı kişilerde kabızlık belirtilerinin azalmasına yardımcı olabilir. Uzun süre hareketsiz kalmak ise bağırsak hareketlerini olumsuz etkileyebilen faktörlerden biridir.</p>

<p>Tuvalet ihtiyacını sürekli ertelemek de zaman içerisinde bağırsak düzenini bozabilir.</p>

<p>Bu nedenle kabızlığı önleme yaklaşımı üç temel ayağa oturur: yeterli lif, uygun sıvı tüketimi ve hareketli bir yaşam.</p>

<p>Lif her kabızlığın çözümü mü?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Kabızlığın arkasında yalnızca beslenme alışkanlıkları bulunmayabilir. Bazı ilaçlar, tiroid hastalıkları, diyabet, nörolojik hastalıklar, bağırsak hareketlerindeki bozukluklar veya dışkılama sırasında pelvik taban kaslarının uygun çalışmaması gibi farklı nedenler kabızlığa yol açabilir.</p>

<p>Bazı kişilerde çok fazla lif tüketmek şişkinliği ve rahatsızlığı artırabilir.</p>

<p>Bu nedenle uzun süren veya standart yaşam tarzı değişikliklerine rağmen düzelmeyen kabızlığı yalnızca “daha fazla lif yemeliyim” düşüncesiyle geçiştirmemek gerekir.</p>

<p>Kabızlıkta ne zaman doktora başvurmalı?</p>

<p>Ara sıra ortaya çıkan ve kısa süren kabızlık oldukça yaygındır. Ancak yeni başlayan, belirgin biçimde değişen veya uzun süren bağırsak alışkanlıkları değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özellikle dışkıda kan görülmesi, açıklanamayan kilo kaybı, sürekli veya şiddetli karın ağrısı, kusma, belirgin karın şişliği ya da gaz ve dışkı çıkaramama gibi belirtiler varsa tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir.</p>

<p>Kabızlığın sürekli tekrarlaması veya yaşam tarzı değişikliklerine rağmen düzelmemesi de altta yatan nedenin araştırılmasını gerektirebilir.</p>

<p>Bağırsaklar için tek bir “süper besin” yok</p>

<p>Kabızlığa karşı en güçlü yaklaşım mutfakta tek bir mucize besin aramak değil, günlük beslenme düzeninin bütününe bakmaktır.</p>

<p>Yulaf ve tam tahıllar, mercimek ve diğer baklagiller, sebzeler, meyveler, kuruyemişler ve uygun miktarda sıvı bağırsakların düzenli çalışmasını destekleyen beslenme modelinin parçaları olabilir.</p>

<p>Kivi ve kuru erik gibi bazı besinler için doğrudan klinik araştırmalar bulunması dikkat çekici olsa da bunlar tedavinin sihirli anahtarı değildir.</p>

<p>Bağırsaklar çoğu zaman tek bir yiyecekten ziyade düzen ister: yeterli lif, yeterli sıvı, hareket ve sürdürülebilir beslenme alışkanlığı.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>1. American Journal of Gastroenterology – Exploratory Comparative Effectiveness Trial of Green Kiwifruit, Psyllium, or Prunes in US Patients With Chronic Constipation – Samuel W. Chey, William D. Chey, Kenya Jackson, Shanti Eswaran – 2021 – DOI: 10.14309/ajg.0000000000001149<br />
2. Canadian Journal of Gastroenterology and Hepatology – Kiwifruit and Kiwifruit Extracts for Treatment of Constipation: A Systematic Review and Meta-Analysis – Mohamed Eltorki, Russell Leong, Elyanne M. Ratcliffe – 2022 – DOI: 10.1155/2022/7596920<br />
3. Alimentary Pharmacology &amp; Therapeutics – Randomised Clinical Trial: Dried Plums (Prunes) vs. Psyllium for Constipation – A. Attaluri, R. Donahoe, J. Valestin, K. Brown, S. S. C. Rao – 2011 – DOI: 10.1111/j.1365-2036.2011.04594.x<br />
4. American Journal of Gastroenterology – Prune Juice Containing Sorbitol, Pectin, and Polyphenol Ameliorates Subjective Complaints and Hard Feces While Normalizing Stool in Chronic Constipation: A Randomized Placebo-Controlled Trial – Taishi Koyama ve arkadaşları – 2022 – DOI: 10.14309/ajg.0000000000001931<br />
5. American Journal of Gastroenterology – American Gastroenterological Association-American College of Gastroenterology Clinical Practice Guideline: Pharmacological Management of Chronic Idiopathic Constipation – Lin Chang ve arkadaşları – 2023 – DOI: 10.14309/ajg.0000000000002227<br />
6. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases – Eating, Diet, &amp; Nutrition for Constipation – Hasta bilgilendirme ve beslenme rehberi </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kabizligi-onlemek-icin-ne-yemeli-bagirsaklarin-sevdigi-gunluk-beslenme-duzeni</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 18:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8141.jpeg" type="image/jpeg" length="53795"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Efeler Ligi’nde güç dengesi değişiyor: İşte yeni sezonun 14 takımı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/efeler-liginde-guc-dengesi-degisiyor-iste-yeni-sezonun-14-takimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/efeler-liginde-guc-dengesi-degisiyor-iste-yeni-sezonun-14-takimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMS Grup Efeler Ligi 17 Ekim’de başlayacak. Onikişubat ile Sungurlu’nun yükseldiği organizasyonda Bursa’nın yerini Sultanbeyli alırken, yıldız transferler zirve yarışını yeniden şekillendirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Türkiye erkek voleybolunun en üst düzey organizasyonu SMS Grup Efeler Ligi, değişen takım haritası, yıldız transferler ve şampiyonluk yarışını doğrudan ilgilendiren açılış karşılaşmalarıyla yeni sezona hazırlanıyor.<br />
Toplam 14 takımın mücadele edeceği 2026-2027 sezonunda ilk servis 17 Ekim 2026’da atılacak. Son şampiyon Ziraat Bankkart unvanını korumaya çalışırken Fenerbahçe Medicana, Galatasaray ve Halkbank’ın kadro hamleleri zirve yarışının daha sert geçeceğini gösteriyor.<br />
Erkekler 1. Ligi’nden yükselen Akedaş Onikişubat Belediyespor ile Sungurlu Belediyespor ise ilk sezonlarında kalıcı olmanın yollarını arayacak.<br />
Ligin açılış haftası, şampiyonluk hesabı yapan dört takımı daha başlangıçta karşı karşıya getirecek. Fenerbahçe Medicana-Ziraat Bankkart ve Halkbank-Galatasaray müsabakaları, yeni sezonun ilk büyük güç sınavları olacak.<br />
Düşenler ve yükselenler<br />
Efeler Ligi’nin 2025-2026 sezonunda Cizre Belediyespor ile Kuşgöz İzmir Vinç Akkuş Belediyespor organizasyona veda etti.<br />
Sezon içerisinde iki hükmen mağlubiyet alan Cizre Belediyespor ligden ihraç edildi. Normal sezonu 13. sırada tamamlayan Kuşgöz İzmir Vinç Akkuş Belediyespor da küme düştü.<br />
Boşalan iki kontenjanı Arabica Coffee House Erkekler 1. Ligi’nden yükselen Akedaş Onikişubat Belediyespor ile Sungurlu Belediyespor doldurdu.<br />
Onikişubat, normal sezonu 24 galibiyet ve 70 puanla lider tamamlayarak doğrudan Efeler Ligi’ne çıktı. Sungurlu ise play-off finalinde Kocaeli BŞB Kağıt Spor’u 3-1 mağlup ederek en üst lige yükseldi.<br />
Böylece Kahramanmaraş ile Çorum, 2026-2027 sezonunda Efeler Ligi haritasına eklendi.<br />
Fikstürde dikkat çeken Bursa-Sultanbeyli değişikliği<br />
Türkiye Voleybol Federasyonunun açıkladığı yeni sezon fikstüründe geçen sezon Efeler Ligi’nde mücadele eden Bursa Büyükşehir Belediyespor yer almadı. Yeni sezonun 14 takımı arasında Sultanbeyli Belediyespor gösterildi.<br />
Bursa’nın ligde bulunmaması ve Sultanbeyli’nin fikstüre dahil edilmesiyle ilgili idari sürecin ayrıntıları doğrulanmadığı için değişikliğin nedeni konusunda kesin bir değerlendirme yapmak mümkün değil.<br />
Yeni sezonda mücadele edecek 14 takım<br />
SMS Grup Efeler Ligi’nin 2026-2027 sezonunda şu ekipler yer alacak:<br />
Akedaş Onikişubat Belediyespor<br />
Altekma<br />
Fenerbahçe Medicana<br />
Galatasaray<br />
Gaziantep Gençlik Spor<br />
Gebze Belediyespor<br />
Halkbank<br />
İBB Spor Kulübü<br />
İstanbul Gençlik<br />
On Hotels Alanya Belediyespor<br />
Spor Toto<br />
Sultanbeyli Belediyespor<br />
Sungurlu Belediyespor<br />
Ziraat Bankkart<br />
Ziraat Bankkart yine referans takım<br />
Geçen sezonun normal lig etabını 23 galibiyetle lider tamamlayan Ziraat Bankkart, play-off sürecinde de şampiyonluğa ulaşarak yeni sezon öncesinde ölçü alınacak takım konumunu korudu.<br />
Başkent temsilcisi, Japon yıldız Yuki Ishikawa ile deneyimli orta oyuncu Jurij Gladyr’ı kadrosuna kattı. Bu hamleler hücum gücünün yanında servis karşılama kalitesini ve file üzerindeki tecrübeyi artırmayı amaçlıyor.<br />
Ziraat Bankkart açısından en önemli konu, şampiyonluğu getiren oyun düzeniyle yeni oyuncuların katkısını aynı yapı içinde birleştirmek olacak. Bu denge sağlanırsa Ankara ekibi yine kupanın en güçlü adaylarından biri olarak öne çıkacak.<br />
Fenerbahçe’den güçlü karşılık<br />
Transfer döneminin en dikkat çekici yapılanmalarından birini Fenerbahçe Medicana gerçekleştirdi.<br />
Sarı-lacivertliler, dünya voleybolunun önemli hücumcularından Matt Anderson’ı kadrosuna kattı. Brezilyalı pasör Fernando “Cachopa” Kreling ve milli orta oyuncu Bedirhan Bülbül de takımın yeni sezon yapılanmasına dahil edildi.<br />
Beytullah Hatipoğlu ile Muhammed Kaya transferleri, Fenerbahçe’nin yerli oyuncu rotasyonunu genişleten diğer hamleler oldu.<br />
Ortaya çıkan kadro, bireysel kalite ve uluslararası tecrübe bakımından ligin en yüksek potansiyelli yapılarından birine sahip. Bununla birlikte önemli ölçüde yenilenen takımın ortak oyun alışkanlığı kazanması zaman alabilir.<br />
Fenerbahçe’nin ilk hafta son şampiyon Ziraat Bankkart ile karşılaşacak olması, yeni kadronun uyum düzeyini erkenden ortaya çıkaracak.<br />
Galatasaray son adımı atmak istiyor<br />
Geçen sezon final oynayan Galatasaray, yeni dönemde pasör pozisyonunu Amerikalı Micah Ma’a ile güçlendirdi.<br />
Sarı-kırmızılı ekip, Efe Mandıracı ve Cafer Kirkit transferleriyle yerli smaçör rotasyonuna önemli eklemeler yaptı. Orta oyuncu Roamy Alonso ile devam edilmesi ise file üzerindeki düzenin korunmasına katkı sağlayacak.<br />
Galatasaray’ın hedefi yalnızca yeniden finale çıkmak değil, geçen sezon kaçırdığı şampiyonluğa ulaşmak olacak. Bunun için yeni pasör ile hücumcular arasındaki uyumun kısa sürede kurulması gerekiyor.<br />
Sezonun ilk haftasında Halkbank deplasmanına çıkacak sarı-kırmızılılar, şampiyonluk yarışındaki doğrudan rakiplerinden biriyle erken bir sınav verecek.<br />
Halkbank teknik istikrarı seçti<br />
Halkbank, başantrenör Radostin Stoytchev ile devam ederek teknik yapılanmada süreklilik sağladı.<br />
Belçikalı smaçör Sam Deroo’nun kadroya katılması ve deneyimli Matey Kaziyski’nin takımda tutulması, Ankara temsilcisinin hücum hattında tecrübe ile kaliteyi bir araya getirme planını gösteriyor.<br />
Geçen sezonu üçüncü sırada tamamlayan Halkbank’ın avantajı yalnız oyuncu kadrosundan kaynaklanmıyor. Kulüp düzeni, antrenman kültürü ve uzun sezonları yönetme alışkanlığı da başkent ekibini şampiyonluk yarışının doğal parçalarından biri haline getiriyor.<br />
Spor Toto üst sıradaki yerini korumaya çalışacak<br />
Geçen sezon play-off 1-4 etabına kalan Spor Toto, sezonu dördüncü sırada tamamlayarak üst grup içinde yer aldı.<br />
Beytullah Hatipoğlu ile Muhammed Kaya’nın Fenerbahçe’ye geçmesi, Spor Toto’nun yerli rotasyonunda doldurması gereken alanlar oluşturdu.<br />
Takımın yeni sezondaki seviyesi, ayrılan oyuncuların yerlerinin nasıl doldurulacağına, pasör-hücumcu uyumuna ve servis baskısına bağlı olacak. Altekma deplasmanındaki ilk karşılaşma, Spor Toto’nun hazırlık düzeyine ilişkin erken bir gösterge niteliği taşıyacak.<br />
Altekma hücum düzenini yenileyecek<br />
Türk voleyboluna oyuncu kazandırmasıyla bilinen Altekma, yeni sezonda da gençlik ile rekabetçiliği bir arada tutmaya çalışacak.<br />
Cafer Kirkit’in Galatasaray’a gitmesi, İzmir temsilcisinin hücum paylaşımını yeniden düzenlemesini gerektiriyor. Takımın özellikle iç sahada oluşturacağı servis baskısı, üst sıra adaylarına karşı önemli bir avantaj sağlayabilir.<br />
Spor Toto ile oynanacak açılış karşılaşması, play-off sınırındaki güç dengesini ölçme açısından dikkat çekiyor.<br />
Yükselen takımlar kalıcı olmanın peşinde<br />
Akedaş Onikişubat Belediyespor ile Sungurlu Belediyespor için ilk hedef, birkaç sürpriz galibiyetin ötesine geçerek sezon boyunca düzenli puan üretebilmek olacak.<br />
İki takımın da Efeler Ligi’nin daha yüksek servis temposuna, blok seviyesine ve hata cezalandırma hızına uyum sağlaması gerekiyor.<br />
Onikişubat, ilk hafta Gebze Belediyespor’u ağırlayacak. Kahramanmaraş temsilcisi açısından bu karşılaşma, taraftar desteğini puana dönüştürme fırsatı taşıyor.<br />
Sungurlu ise Osmany Uriarte, Kemal Kayhan ve libero Ümit Demir gibi takviyelerle üst lig tecrübesini artırmaya çalıştı. Eneshan Can ve Serkan Koçak’la devam edilmesi, yükselmeyi sağlayan takım çekirdeğinin bir bölümünün korunmasına imkân verdi.<br />
Çorum temsilcisi, Efeler Ligi’ndeki ilk karşılaşmasında İBB Spor Kulübü’nü konuk edecek.<br />
Orta sıralarda sert rekabet bekleniyor<br />
On Hotels Alanya Belediyespor, Gebze Belediyespor, İstanbul Gençlik, Gaziantep Gençlik Spor, Sultanbeyli Belediyespor ve İBB Spor Kulübü açısından yakın güçteki rakiplerle yapılacak karşılaşmalar büyük önem taşıyacak.<br />
Ligin orta ve alt bölümünde yalnız galibiyet sayısı değil, beş sete taşınan karşılaşmalardan çıkarılacak puanlar da belirleyici olabilir.<br />
Özellikle iç sahada aynı hedefe sahip rakipleri yenmek iki yönlü avantaj sağlıyor. Takım kendi puanını artırırken doğrudan rakibinin ilerlemesini de engelliyor.<br />
Bu nedenle ilk haftadaki İstanbul Gençlik-Gaziantep Gençlik Spor ve Sultanbeyli Belediyespor-On Hotels Alanya Belediyespor karşılaşmaları, sezonun alt ve orta sıralarındaki mücadele açısından önem taşıyor.<br />
Şampiyonluk yarışında dört takım öne çıkıyor<br />
Sezon başlamadan yapılan güç değerlendirmesinde Ziraat Bankkart, Fenerbahçe Medicana, Galatasaray ve Halkbank şampiyonluk yarışının ilk hattını oluşturuyor.<br />
Ziraat Bankkart son şampiyon ve yerleşik düzeniyle referans takım konumunda. Fenerbahçe Medicana, yaptığı yıldız transferlerle kadro potansiyelini önemli ölçüde artırdı. Galatasaray geçen sezonun finalisti olmasının yanı sıra kritik pozisyonlara takviyeler yaptı. Halkbank ise tecrübesi ve teknik sürekliliğiyle yarışın içinde yer alıyor.<br />
Spor Toto, Altekma, On Hotels Alanya Belediyespor ve Gebze Belediyespor, üst sıra ile play-off hattını zorlayabilecek ikinci grubu meydana getiriyor.<br />
Bu değerlendirme kesin bir sıralama tahmini değil. Transfer döneminin tamamlanması, hazırlık karşılaşmaları ve yeni kadroların uyum düzeyi sezon öncesindeki güç tablosunu değiştirebilir.<br />
İlk hafta programı<br />
SMS Grup Efeler Ligi’nin birinci hafta eşleşmeleri şöyle:<br />
Altekma-Spor Toto<br />
Fenerbahçe Medicana-Ziraat Bankkart<br />
Halkbank-Galatasaray<br />
İstanbul Gençlik-Gaziantep Gençlik Spor<br />
Akedaş Onikişubat Belediyespor-Gebze Belediyespor<br />
Sultanbeyli Belediyespor-On Hotels Alanya Belediyespor<br />
Sungurlu Belediyespor-İBB Spor Kulübü<br />
Fenerbahçe Medicana-Ziraat Bankkart karşılaşması, yenilenen bir şampiyonluk adayını son şampiyonla buluşturacak. Halkbank-Galatasaray mücadelesi ise geçen sezon play-off yarı finalinde karşılaşan iki ekibi yeniden karşı karşıya getirecek.<br />
Yeni sezon böylece takımların ritim aradığı sıradan bir başlangıçtan çok erken bir güç ölçümüne sahne olacak.<br />
Normal sezon 4 Nisan’da tamamlanacak<br />
SMS Grup Efeler Ligi’nde ilk devre karşılaşmaları 17 Ekim-26 Aralık 2026 tarihleri arasında oynanacak.<br />
İkinci devre 10 Ocak 2027’de başlayacak ve normal sezon 4 Nisan 2027’de tamamlanacak. Play-off müsabakaları ise nisan ayında gerçekleştirilecek.<br />
Karşılaşmaların kesin saatleri, salonları ve yayın programları haftalık duyurularla netleşecek.<br />
Yeni sezon öncesinde oluşan tablo, zirvede güçlü kadroların mücadelesini; orta ve alt sıralarda ise her puanın değer kazanacağı sert bir yarışı işaret ediyor. Transferlerin sahadaki karşılığı, oyuncuların fiziksel durumu ve hazırlık dönemindeki uyum, 17 Ekim’e kadar güç dengelerini değiştirebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Spor</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/efeler-liginde-guc-dengesi-degisiyor-iste-yeni-sezonun-14-takimi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 18:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/efeler-ligi-haber-gorseli-1200x750.webp" type="image/jpeg" length="87432"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yunus Emre Enstitüsü’nün yeni Başkanı Prof. Dr. Selim Argun oldu]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/yunus-emre-enstitusunun-yeni-baskani-prof-dr-selim-argun-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/yunus-emre-enstitusunun-yeni-baskani-prof-dr-selim-argun-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yunus Emre Enstitüsü Başkanlığına Prof. Dr. Selim Argun atandı. 14 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştirilen Yunus Emre Vakfı Mütevelli Heyeti Toplantısı kararıyla göreve getirilen Argun; İslam tarihi, Osmanlı müesseseleri, vakıflar ve uluslararası dinî ilişkiler alanındaki akademik çalışmalarının yanı sıra Diyanet İşleri Başkanlığında üstlendiği görevlerle tanınıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yunus Emre Enstitüsü’nün yeni Başkanı Prof. Dr. Selim Argun oldu</p>

<p>Türkiye’nin Türkçe öğretimi ve kültürel diplomasi alanındaki önemli kurumlarından Yunus Emre Enstitüsü’nde başkanlık görevinde değişikliğe gidildi.</p>

<p>14 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştirilen Yunus Emre Vakfı Mütevelli Heyeti Toplantısı kararıyla Prof. Dr. Selim Argun, Yunus Emre Enstitüsü Başkanlığına atandı.</p>

<p>Başkanlık görevini yürüten Prof. Dr. Abdurrahman Aliy’in görev süresince Enstitüye sunduğu hizmetler için teşekkür edilirken, bundan sonraki akademik çalışmalarında başarı dilekleri iletildi.</p>

<p>Prof. Dr. Selim Argun kimdir?</p>

<p>1971 yılında Düzce’de dünyaya gelen Selim Argun, hafızlığının ardından Bolu’da başladığı imam hatip lisesi eğitimini İstanbul’da tamamladı.</p>

<p>Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde bir yıl eğitim gördükten sonra Medine-i Münevvere İslam Üniversitesine geçen Argun, üniversitenin Davet ve Usul İlimleri Fakültesinden mezun oldu.</p>

<p>Akademik kariyerinin önemli bir bölümünü Türkiye dışında sürdüren Argun, yüksek lisans eğitimini Güney Afrika Cumhuriyeti’nde tamamladı.</p>

<p>Yüksek lisans çalışmasında, Osmanlı Devleti tarafından 19. yüzyılın ikinci yarısında Cape Town’a gönderilen Ebu Bekir Efendi’nin Güney Afrika’daki İslam düşüncesi ve kültürüne katkılarını ele aldı.</p>

<p>Doktorasını McGill Üniversitesinde tamamladı</p>

<p>Selim Argun, doktora eğitimi için Kanada’ya gitti. Montreal’de bulunan McGill Üniversitesinde Osmanlı tarihi alanında çalışmalar yürüten Argun, doktorasını 2013 yılında tamamladı.</p>

<p>Doktora çalışmasında Osmanlı ilmiye sınıfı, vakıflar ve devlet içerisindeki güç ilişkilerini inceledi.</p>

<p>Argun, Kanada’daki akademik çalışmaları sırasında McGill Üniversitesi İslami İlimler Enstitüsünde dersler de verdi.</p>

<p>2013 yılında Türkiye’ye döndü</p>

<p>Uzun yıllar yurt dışında eğitim ve akademik çalışmalarını sürdüren Argun, 2013 yılında Türkiye’ye döndü.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde akademik görev üstlenen Argun; İslam tarihi, İslam medeniyeti, Osmanlı tarihi, Osmanlı ilmiye sınıfı, vakıf ve şehir tarihi gibi alanlarda çalışmalar yürüttü ve dersler verdi.</p>

<p>Diyanet İşleri Başkanlığında görev aldı</p>

<p>Prof. Dr. Selim Argun’un kariyerinde akademik çalışmaların yanı sıra uluslararası ilişkiler ve dinî diplomasi alanındaki görevler de önemli yer tuttu.</p>

<p>2017 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü görevine getirilen Argun, aynı yıl Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi.</p>

<p>Görev süresince özellikle uluslararası ilişkiler, dinî diplomasi ve farklı ülkelerle yürütülen çalışmalar alanında görev yaptı.</p>

<p>Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu üyesi</p>

<p>Akademik çalışmalarını sürdüren Argun, 2021 yılında Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu asli üyeliğine seçildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmalarını özellikle İslam tarihi, Osmanlı tarihi, vakıf müessesesi, Osmanlı ilmiye sınıfı, dinî diplomasi ve Afrika’da İslam tarihi üzerine yoğunlaştırdı.</p>

<p>2026 yılında profesör oldu</p>

<p>Akademik kariyerini Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesinde sürdüren Selim Argun, 2026 yılında profesör kadrosuna atandı.</p>

<p>Prof. Dr. Selim Argun, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü, İslam Tarihi Ana Bilim Dalında akademik çalışmalarını sürdürüyor.</p>

<p>Argun’un akademik özgeçmişinde çok sayıda bilimsel yayın ve proje bulunuyor.</p>

<p>Birden fazla yabancı dil biliyor</p>

<p>Prof. Dr. Selim Argun’un uluslararası akademik geçmişinin yanında yabancı dil birikimi de dikkati çekiyor.</p>

<p>İngilizce, Arapça ve Fransızca bilen Argun’un akademik çalışmalarının önemli bir bölümünü farklı ülkelerde yürütmüş olması, uluslararası alandaki deneyiminin temelini oluşturuyor.</p>

<p>Argun aynı zamanda bröveli dalgıç ve amatör ney icracısı olarak biliniyor.</p>

<p>Yunus Emre Enstitüsü’nde yeni dönem</p>

<p>Prof. Dr. Selim Argun’un Yunus Emre Enstitüsü Başkanlığına atanmasıyla kurumda yeni bir dönem başladı.</p>

<p>Dünyanın farklı ülkelerinde Türkçe öğretimi gerçekleştiren, Türkiye’nin kültür ve sanat birikiminin uluslararası alanda tanıtılmasına yönelik faaliyetler yürüten Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye’nin kültürel diplomasi alanındaki önemli kurumları arasında yer alıyor.</p>

<p>Akademik hayatının önemli bölümünü farklı ülkelerde geçiren, uluslararası ilişkiler ve dinî diplomasi alanında idari tecrübeye sahip olan Prof. Dr. Selim Argun’un bundan sonraki süreçte Yunus Emre Enstitüsünün uluslararası çalışmalarına liderlik etmesi bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>👔 Atamalar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/yunus-emre-enstitusunun-yeni-baskani-prof-dr-selim-argun-oldu</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 18:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8140.jpeg" type="image/jpeg" length="31209"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzonspor’dan dünya çapında ses getirecek hamle: Kendry Páez için Chelsea ile görüşmeler başladı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-dunya-capinda-ses-getirecek-hamle-kendry-paez-icin-chelsea-ile-gorusmeler-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-dunya-capinda-ses-getirecek-hamle-kendry-paez-icin-chelsea-ile-gorusmeler-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’un transfer gündemine bir süredir adı yazılan Ekvadorlu genç yıldız Kendry Páez konusunda dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Arjantin basını, bonservisi Chelsea’de bulunan 19 yaşındaki hücum oyuncusunun Trabzonspor’a kiralanması için görüşmelerin sürdüğünü ve transferin gerçekleşmeye yakın olduğunu bildirdi. İngiltere’de Chelsea’yi takip eden yayınlar da gelişmeyi gündemine taşıdı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor, Kendry Páez transferinde yeni aşamaya geçti</p>

<p>Trabzonspor’da transfer çalışmaları sürerken gündeme gelen en dikkat çekici isimlerden biri Kendry Páez oldu.</p>

<p>Daha önce bordo-mavililerin oyuncuya ilgisi bulunduğu yönünde haberler çıkarken, 14 Ağustos itibarıyla dosyada yeni bir aşamaya geçildiğine ilişkin bilgiler Güney Amerika’dan geldi.</p>

<p>Arjantin merkezli TyC Sports’un aktardığı bilgiye göre Chelsea, Ekvadorlu futbolcunun Trabzonspor’a kiralık olarak transfer edilmesi konusunda görüşmeler yürütüyor. Haberde transferin sonuçlanabileceği ve Páez’in bordo-mavili ekibe yakın olduğu ifade edildi. İngiliz basınında çıkan yeni haberlerde de TyC Sports’un bilgileri referans gösterildi.</p>

<p>Chelsea’nin planı kiralık transfer</p>

<p>Kendry Páez’in bonservisi Chelsea’de bulunuyor. İngiliz kulübü, Güney Amerika futbolunun son yıllarda yetiştirdiği en önemli genç yeteneklerden biri olarak gösterilen oyuncuyu 2023 yılında henüz 16 yaşındayken kadrosuna katmak üzere anlaşmıştı.</p>

<p>18 yaşını doldurmasının ardından Chelsea’ye geçen Páez, daha sonra gelişimini sürdürmesi amacıyla Strasbourg’a kiralandı. Fransa macerasının erken sona ermesinin ardından Ocak 2026’da bu kez River Plate’e kiralandı.</p>

<p>Ancak River Plate döneminin de planlanandan önce sona ermesi gündeme geldi. Temmuz ayında oyuncunun Arjantin ekibindeki kiralık sözleşmesinin erken sonlandırılmasının değerlendirildiği bildirilmişti.</p>

<p>Chelsea’nin yeni sezonda Páez’i yeniden kiralayabileceği bir süredir konuşuluyordu. Trabzonspor’un adı da daha önce bu seçenekler arasında yer almıştı. Son gelişmenin farkı ise tarafların artık kiralık transfer için görüşme yürüttüğünün ve bordo-mavili kulübün oyuncunun yeni adresi olmaya yaklaştığının ileri sürülmesi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>19 yaşında, şimdiden Ekvador Milli Takımı’nda</p>

<p>4 Mayıs 2007 doğumlu Kendry Páez, ağırlıklı olarak 10 numara ve sağ kanat pozisyonlarında görev yapıyor. Sol ayağını kullanan genç futbolcu; dar alandaki tekniği, dripling yeteneği, oyun görüşü ve hücum hattındaki yaratıcılığıyla öne çıkıyor.</p>

<p>Independiente del Valle altyapısından yetişen Páez, çok genç yaşta Ekvador futbolunun en büyük yeteneklerinden biri olarak Avrupa kulüplerinin radarına girdi.</p>

<p>Henüz 16 yaşına gelmeden Ekvador A Milli Takımı’na kadar yükselmesi de oyuncunun uluslararası ölçekte tanınmasını sağladı.</p>

<p>Trabzonspor için yüksek potansiyelli yatırım</p>

<p>Transferin gerçekleşmesi halinde Trabzonspor, bonservis maliyetine girmeden Avrupa futbolunun yüksek potansiyelli genç oyuncularından birini kadrosuna katmış olacak.</p>

<p>Páez yalnızca 10 numara pozisyonunda değil, sağ kanatta ve hücum hattının farklı bölgelerinde kullanılabilmesi nedeniyle teknik heyete önemli bir seçenek sunabilir.</p>

<p>Özellikle açık alandaki top taşıma becerisi ve rakip savunma hatları arasındaki bağlantıyı kurabilmesi, Ekvadorlu oyuncunun öne çıkan özellikleri arasında.</p>

<p>Bununla birlikte Páez henüz 19 yaşında ve Avrupa futbolundaki gelişim süreci tamamlanmış değil. Bu nedenle olası transferi hazır bir yıldız transferinden çok, yüksek tavanlı ve gelişime açık bir oyuncu hamlesi olarak değerlendirmek daha doğru görünüyor.</p>

<p>Gözler Chelsea ve Trabzonspor’da</p>

<p>Şu aşamada Trabzonspor veya Chelsea tarafından transferin tamamlandığına ilişkin resmi bir açıklama yapılmış değil.</p>

<p>Bu nedenle Páez’in bordo-mavili formayı giyeceğini kesinleşmiş bir transfer olarak değerlendirmek için erken.</p>

<p>Ancak daha önce “Trabzonspor’un ilgilendiği oyuncular” arasında gösterilen Páez konusunda haberlerin görüşme ve transferin yakın olduğu aşamasına taşınması, dosyadaki en önemli yeni gelişme olarak öne çıkıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/trabzonspordan-dunya-capinda-ses-getirecek-hamle-kendry-paez-icin-chelsea-ile-gorusmeler-basladi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 17:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8137.jpeg" type="image/jpeg" length="64361"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akciğer kanserinde yeni ADC: 236 hastayla Faz 1 denemesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserinde-yeni-adc-236-hastayla-faz-1-denemesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserinde-yeni-adc-236-hastayla-faz-1-denemesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İlk kez insanlarda denenen HS-20093, değerlendirilebilen küçük hücreli akciğer kanseri hastalarının yüzde 52,3’ünde tümörü küçülttü. Ancak çalışma Faz 1 aşamasında ve ciddi yan etkiler, sonuçların temkinli değerlendirilmesini gerektiriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Shanghai Hansoh Biomedical sponsorluğunda Çin’de çok sayıda merkezde yürütülen ARTEMIS-001 çalışmasında, deneysel antikor-ilaç bileşiği HS-20093 ileri evre kanserli hastalarda denendi. Araştırmacılar arasında Çin Ulusal Kanser Merkezi ile Çin Tıp Bilimleri Akademisi Kanser Hastanesi uzmanları da yer aldı. Çalışmaya daha önce tedavi görmüş 306 yetişkin katıldı; bunların 236’sı küçük hücreli veya küçük hücreli dışı akciğer kanserine sahipti ve kilogram başına 8 ya da 10 miligramlık dozları aldı. Cancer Cell dergisinde yayımlanan sonuçlar, ilacın bazı hastalarda tümörü küçültebildiğini ancak henüz deneysel olduğunu gösterdi. [1] [2]<br />
Hedefi bulup güçlü ilacı kanser hücresine taşıyor<br />
HS-20093 bir antikor-ilaç bileşiği, kısa adıyla ADC. Bu yöntemde antikor, kanser hücresinin yüzeyindeki belirli bir işareti tanıyan “adres bulucu”; antikora bağlanan güçlü ilaç ise hücreyi öldürmeyi amaçlayan “yük” gibi çalışıyor.<br />
Yeni bileşik, birçok katı tümörde yüksek düzeyde bulunabilen B7-H3 adlı yüzey proteinini hedefliyor. Antikor hedefe bağlandıktan sonra hücreye taşınan yük, DNA’nın çoğaltılmasında görev alan topoizomeraz I enzimini engelliyor. Böylece kanser hücresinin çoğalmasının durdurulması amaçlanıyor.<br />
Bu yaklaşım ilacın yalnızca tümöre ulaşacağı anlamına gelmiyor. ADC’ler sağlıklı dokuları da etkileyebiliyor ve kan hücrelerinde azalma, bulantı veya akciğer hasarı gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor.<br />
Küçük hücreli kanserde yanıt oranı yüzde 52,3<br />
Çalışmanın akciğer kanseri bölümünde 236 hastaya, üç haftada bir kilogram başına 8 veya 10 miligram HS-20093 verildi. Tümör yanıtı değerlendirilebilen 65 yaygın evre küçük hücreli akciğer kanseri hastasında doğrulanmış objektif yanıt oranı yüzde 52,3 oldu. Bu oran, yaklaşık her iki hastadan birinde tümörün ölçülebilir biçimde küçüldüğü anlamına geliyor. [1]<br />
Küçük hücreli dışı akciğer kanseri bulunan ve yanıt değerlendirmesine alınabilen 152 hastada ise oran yüzde 22,4 olarak hesaplandı. Başka bir ifadeyle, bu grupta yaklaşık her beş hastadan birinde belirgin tümör küçülmesi görüldü. [1]<br />
“Objektif yanıt”, kanserin tamamen ortadan kalkması veya hastanın iyileşmesi anlamına gelmiyor. Bu ölçüm, görüntüleme sonuçlarında tümörün önceden belirlenmiş ölçüde küçüldüğünü gösteriyor. Yanıtın ne kadar sürdüğü ve ilacın yaşam süresini uzatıp uzatmadığı daha ileri çalışmalarla ortaya konulmak zorunda.<br />
Yüksek dozda kan hücresi kaybı daha sık görüldü<br />
Faz 1a bölümünde kilogram başına 12 miligram, tolere edilebilen en yüksek doz olarak belirlendi. Akciğer kanserli hastalarda ciddi, yani derece 3 veya üzerindeki tedaviyle ilişkili yan etkiler özellikle kan hücrelerinde azalma şeklinde ortaya çıktı.<br />
Nötrofil adı verilen ve enfeksiyonlarla savaşan beyaz kan hücrelerinin ciddi ölçüde azalması, 8 miligramlık grupta yüzde 25,5; 10 miligramlık grupta yüzde 50,5 oranında görüldü. Ciddi kansızlık oranı aynı gruplarda sırasıyla yüzde 16,8 ve yüzde 34,3 oldu. Bu veriler, daha yüksek dozun kan hücreleri üzerindeki yükünün daha fazla olabileceğini gösterdi. [1]<br />
Hastaların yüzde 3,4’ünde tedaviyle ilişkili interstisyel akciğer hastalığı, yani akciğer dokusunda iltihaplanma ve hasar gelişti. Araştırmada ölümle sonuçlanan advers olayların oranı yüzde 3,8 olarak bildirildi; ancak yayımlanan özette bu ölümlerin tamamının doğrudan ilaçtan kaynaklandığı belirtilmedi. [1]<br />
Faz 1 sonucu tedavinin onaylandığı anlamına gelmiyor<br />
ARTEMIS-001 açık etiketli bir çalışmaydı; yani hem hastalar hem de araştırmacılar hangi tedavinin verildiğini biliyordu. Ayrıca ilacın standart tedavi veya etkisiz bir karşılaştırma ürünüyle karşılaştırıldığı kontrol grubu bulunmuyordu. Çalışmanın temel amacı güvenli dozu belirlemek, yan etkileri izlemek ve ilk etkinlik işaretlerini araştırmaktı. [1] [2]<br />
Bu nedenle sonuçlar HS-20093’ün standart tedavilerden daha iyi olduğunu kanıtlamıyor. Çalışmaya katılanların daha önce tedavi görmüş, ileri evre kanserli hastalar olması da bulguların erken evredeki veya yeni tanı almış bütün hastalara uygulanamayacağı anlamına geliyor.<br />
İlk insan verileri özellikle küçük hücreli akciğer kanserinde dikkate değer bir tümör yanıtına işaret ediyor. Buna karşılık gerçek tedavi değerinin anlaşılması için daha büyük, karşılaştırmalı Faz 2 ve Faz 3 araştırmalarında yaşam süresi, yanıtın kalıcılığı ve ciddi yan etkilerin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Duan J, Sun Y, Wang Q, Xing L ve arkadaşları. HS-20093, a B7-H3-targeted antibody-drug conjugate in lung cancer: Results from the ARTEMIS-001 phase 1a/b trial. Cancer Cell. 2026. DOI: 10.1016/j.ccell.2026.02.006<br />
[2] U.S. National Library of Medicine. ARTEMIS-001: Phase 1 Study of HS-20093 in Patients With Advanced Solid Tumors. ClinicalTrials.gov çalışma kaydı NCT05276609. 2022.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/akciger-kanserinde-yeni-adc-236-hastayla-faz-1-denemesi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 17:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/akciger-kanseri-adc-faz-1-haber-gorseli.webp" type="image/jpeg" length="37286"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Endokrinoloji Camiasının Acı Kaybı: Prof. Dr. Bekir Çakır Vefat Etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/endokrinoloji-camiasinin-aci-kaybi-prof-dr-bekir-cakir-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/endokrinoloji-camiasinin-aci-kaybi-prof-dr-bekir-cakir-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları alanının önemli akademisyenlerinden, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bekir Çakır hayatını kaybetti. Diyabet, obezite ve özellikle tiroid hastalıkları üzerine çalışmalarıyla tanınan Çakır’ın vefatı sağlık ve akademi camiasında üzüntüyle karşılandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’nin endokrinoloji alanındaki önemli isimlerinden Prof. Dr. Bekir Çakır vefat etti. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim üyesi olan Çakır, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Başkanlığı görevini yürütüyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzun yıllar boyunca hasta hizmetlerinin yanı sıra akademik eğitim, bilimsel araştırma ve uzman yetiştirme çalışmalarında görev alan Prof. Dr. Çakır, özellikle tiroid hastalıkları konusundaki çalışmalarıyla biliniyordu.</p>

<p>Üniversiteden taziye mesajı</p>

<p>Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi de Prof. Dr. Bekir Çakır’ın vefatının ardından taziye mesajı yayımladı. Üniversite tarafından yapılan açıklamada, Çakır’ın vefatından duyulan derin üzüntü ifade edilerek ailesine, yakınlarına ve üniversite camiasına başsağlığı dilendi.</p>

<p>Prof. Dr. Çakır’ın ölüm nedenine ilişkin kamuoyuna yansıyan açıklamalarda doğrulanmış bir bilgi paylaşılmadı.</p>

<p>Tiroid hastalıkları alanındaki çalışmalarıyla öne çıktı</p>

<p>1966 yılında Ankara’da dünyaya gelen Prof. Dr. Bekir Çakır, İç Hastalıkları ile Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları alanlarında uzmanlaştı.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarında diyabet, obezite ve tiroid hastalıklarının tanı ve tedavisine yoğunlaşan Çakır, özellikle tiroid nodüllerinin oluşumu, değerlendirilmesi ve tedavisine yönelik araştırmalarıyla akademik literatüre katkı sundu.</p>

<p>Tiroid nodülleri ve paratiroid lezyonlarında elastosonografi uygulamaları ile tiroid nodüllerinin lazerle tedavisine ilişkin çalışmalar, akademik faaliyetleri arasında öne çıktı.</p>

<p>Ulusal ve uluslararası bilimsel dergilerde çok sayıda çalışması yayımlanan Çakır, yıllar boyunca pek çok hekimin ve endokrinoloji uzmanının eğitimine de katkıda bulundu.</p>

<p>Sağlık sisteminde önemli görevler üstlendi</p>

<p>Prof. Dr. Bekir Çakır akademik çalışmalarının yanı sıra sağlık politikaları ve tıp eğitimi alanlarında da çeşitli sorumluluklar üstlendi.</p>

<p>Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Yönetim Kurulu üyeliğinde bulunan Çakır; Tıpta Uzmanlık Kurulu Asil Üyeliği, Eğitim Planlama Koordinasyon Kurulu Asil Üyeliği, SGK Kronik Hastalıklar Koordinatörlüğü ve Sağlık Bakanlığı Türkiye Diyabet Programı Koordinatörlüğü gibi görevlerde bulundu.</p>

<p>Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanlığı da yapan Çakır, vefatına kadar Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Başkanlığı görevini sürdürdü.</p>

<p>GATA’da da görev yaptı</p>

<p>Prof. Dr. Bekir Çakır’ın meslek hayatındaki duraklardan biri de Gülhane Askeri Tıp Akademisi oldu.</p>

<p>Çakır, 1998-1999 yıllarında Gülhane Askeri Tıp Akademisi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı’nda tabip asteğmen olarak görev yaptı.</p>

<p>Daha sonraki yıllarda Ankara’daki eğitim ve araştırma hastanelerinde önemli sorumluluklar üstlenen Çakır, 2003-2019 yılları arasında Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniği’nin idari ve eğitim sorumluluğunu yürüttü.</p>

<p>2010-2011 döneminde Rize Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapan Çakır, 2011 yılından itibaren Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’ndeki akademik çalışmalarını sürdürdü. Ankara Şehir Hastanesi’nin faaliyete geçmesinin ardından Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniği’nde görev aldı.</p>

<p>Son yolculuğuna Ankara’da uğurlanıyor</p>

<p>Prof. Dr. Bekir Çakır’ın cenazesinin 14 Ağustos 2026 Cuma günü ikindi namazının ardından Ankara Karşıyaka’da kılınacak cenaze namazı sonrası Karşıyaka Mezarlığı 2 No’lu Kapı’da bulunan aile kabristanına defnedileceği bildirildi.</p>

<p>Evli ve üç çocuk babası olan Prof. Dr. Bekir Çakır’ın vefatı, uzun yıllar görev yaptığı sağlık ve akademi çevrelerinde büyük üzüntü yarattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/endokrinoloji-camiasinin-aci-kaybi-prof-dr-bekir-cakir-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8134.jpeg" type="image/jpeg" length="81109"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Marul ile Bağlantılı Cyclospora Salgını 9 Bin 481 Vakaya Ulaştı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/marul-ile-baglantili-cyclospora-salgini-9-bin-481-vakaya-ulasti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/marul-ile-baglantili-cyclospora-salgini-9-bin-481-vakaya-ulasti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de Meksika kaynaklı iceberg marulla bağlantılı salgında 398 kişi hastaneye kaldırıldı, iki kişi hayatını kaybetti. Geri çağrılan ürünlerin artık satışta olmadığı belirtilse de inceleme sürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi ile Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, Taylor Farms de Mexico tarafından işlenen iceberg marulla bağlantılı Cyclospora salgınında doğrulanmış vaka sayısının 9 bin 481’e yükseldiğini açıkladı. On yedi eyaleti kapsayan salgında en az 398 kişi hastaneye kaldırıldı; altta yatan ciddi sağlık sorunları bulunan iki kişi Michigan’da hayatını kaybetti. [1] [2]<br />
Vakalar 17 eyalette bildirildi<br />
Salgınla ilişkilendirilen hastalıklar 14 Haziran ile 3 Ağustos 2026 tarihleri arasında başladı. Maine ve Massachusetts’in de listeye eklenmesiyle vaka bildirilen eyalet sayısı 17’ye çıktı.<br />
Vaka sayısına, bu eyaletlerde yaşamasa bile hastalanmadan önce salgından etkilenen bölgelerden birine seyahat eden kişiler de dâhil edildi. Yetkililer yalnızca laboratuvarda doğrulanan vakaları açıkladığı için gerçek hasta sayısının daha yüksek olabileceğini belirtiyor. [2]<br />
Cyclospora için özel test yapılması gerekebiliyor. Bazı hastaların sağlık kuruluşuna başvurmadan iyileşmesi ve yeni vakaların salgınla ilişkilendirilmesinin altı haftayı bulabilmesi de gerçek sayının belirlenmesini güçleştiriyor.<br />
Salgının kaynağı iceberg marul olarak belirlendi<br />
Epidemiyolojik incelemeler ve ürünlerin geriye doğru izlenmesi, salgını Taylor Farms de Mexico tesisinde işlenen ve Orta Meksika’dan sağlanan iceberg marula bağladı. Ürünlerin restoranlara, perakende mağazalarına ve bazı Taco Bell şubelerine ulaştığı bildirildi. [1]<br />
Taylor Farms de Mexico, 17 Temmuz’da Orta Meksika kaynaklı iceberg marulları geri çağırdı. Geri çağırma, seçili Walmart mağazalarında satılan bazı Marketside Iceberg Salad ve rendelenmiş marul paketlerini de kapsıyordu.<br />
Etkilenen ürünlerin son tüketim tarihleri 18 Temmuz ile 3 Ağustos arasındaydı. FDA, geri çağrılan marulların artık mağaza ve restoranlarda bulunmadığından emin olduğunu açıkladı. Ürün dağıtımı en az 31 eyalette doğrulandı; marulların ABD dışındaki bazı pazarlarda, Meksika’da da satıldığı belirlendi. [1]<br />
Bu nedenle güncel uyarı, bütün iceberg marulların veya Meksika’dan gelen bütün sebzelerin tehlikeli olduğu anlamına gelmiyor. Geri çağırma, belirli kaynaktan gelen ve tarihleri geçmiş ürünleri kapsıyor.<br />
Cyclospora nedir, hangi belirtilere yol açar?<br />
Cyclospora cayetanensis, çıplak gözle görülemeyen ve ince bağırsakta hastalığa yol açan mikroskobik bir parazittir. Parazitin bulaştığı yiyecek veya su tüketildiğinde siklosporiyaz adı verilen bağırsak enfeksiyonu gelişebilir. [3]<br />
En sık belirti, uzun sürebilen sulu ishaldir. İştahsızlık, kilo kaybı, karın ağrısı, şişkinlik, gaz, bulantı ve belirgin yorgunluk da görülebilir. Belirtiler çoğunlukla parazitin alınmasından yaklaşık bir hafta sonra başlasa da bu süre iki gün ile iki haftadan daha uzun bir dönem arasında değişebilir. [2]<br />
Tedavi edilmeyen kişilerde yakınmalar birkaç gün içinde geçebileceği gibi bir ayı aşabilir ve zaman zaman yeniden başlayabilir. Uzun süren ishal, özellikle ileri yaştakilerde ve kronik hastalığı bulunanlarda sıvı kaybına yol açabilir.<br />
Salgınla bağlantılı ürünü tüketmiş olabilecek kişilerde uzun süren sulu ishal gelişirse bunun sağlık çalışanına açıkça belirtilmesi önem taşıyor. Çünkü rutin dışkı incelemeleri her zaman Cyclospora parazitini araştırmıyor; özel test istenmesi gerekebiliyor. [2]<br />
Marulu yıkamak paraziti tamamen temizlemeyebilir<br />
Sebzeleri temiz akan suyun altında iyice yıkamak genel gıda güvenliği açısından gerekli olsa da Cyclospora’nın bütünüyle uzaklaştırılacağını garanti etmiyor. Parazit, standart klor içeren dezenfektanlara da direnç gösterebiliyor. [3]<br />
FDA, sebzelerin sabun veya çamaşır suyuyla yıkanmaması gerektiğini vurguluyor. Bu maddeler gıdanın içine geçebilir ve başka sağlık sorunlarına yol açabilir. Yapraklı sebzelerin dış katmanlarının atılması, ellerin ve mutfak araçlarının temiz tutulması ve kesilmiş ürünlerin kısa sürede buzdolabına kaldırılması bulaşma riskini azaltabilir.<br />
Pişirmeye uygun sebzelerde en az 70 dereceye ulaşılması paraziti öldürebilir. Ancak çiğ tüketilen marulda bu yöntem uygulanamadığı için asıl koruma; güvenli sulama suyu, çalışan hijyeni, temiz üretim ortamı ve ürünün kaynağına kadar izlenebilmesidir. [3]<br />
FDA, Taylor Farms de Mexico tesisinde Meksikalı yetkililerle birlikte yerinde inceleme ve örnekleme çalışması başlattı. Yeni vakalar bir süre daha kayıtlara eklenebilir; ancak bunların önemli bir bölümü geri çağırmadan önce başlayan hastalıkların geç doğrulanmasından kaynaklanabilir.<br />
Kaynaklar<br />
[1] U.S. Food and Drug Administration. Investigation of Multistate Outbreak of Cyclospora Illnesses: Iceberg Lettuce. 2026.<br />
[2] Centers for Disease Control and Prevention. Cyclospora Outbreak Linked to Iceberg Lettuce. 2026.<br />
[3] U.S. Food and Drug Administration. Cyclospora. 2026.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/marul-ile-baglantili-cyclospora-salgini-9-bin-481-vakaya-ulasti</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 16:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/cyclospora-haber-gorseli.webp" type="image/jpeg" length="65884"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Potada Büyük Değişim: Larkin’den Mike James’e BSL’de Yeni Sezon Kadroları]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahceden</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fenerbahceden" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Sigorta Basketbol Süper Ligi 2026-27 sezonuna 16 takımla hazırlanıyor. İki yeni ekip lige katılırken yıldız transferleri güç dengelerini değiştirdi; ilk hafta da önemli eşleşmeler getirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>takımların listesi birbirinden oldukça farklı olabilir.</p>

<p>Yeni sezon henüz başlamadı; dolayısıyla transferlerin kazananlarını ilan etmek için erken.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak ilk hava atışından önce görünen tablo net: <strong>Basketbol Süper Ligi’nin yıldız sayısı arttı, kadrolar büyük ölçüde değişti ve hem zirvede hem de alt sıralarda mücadele geçen sezondan daha yoğun olmaya aday.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Spor</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahceden</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 16:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/basketbol-super-ligi-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="75453"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gazzetta’dan Türk Futbolu Dosyası: Galatasaray’ın Osimhen Hamlesi Dikkat Çekti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/gazzettadan-turk-futbolu-dosyasi-galatasarayin-osimhen-hamlesi-dikkat-cekti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/gazzettadan-turk-futbolu-dosyasi-galatasarayin-osimhen-hamlesi-dikkat-cekti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[La Gazzetta dello Sport, Türk futbolunun artan transfer harcamalarını mercek altına aldı. Araştırmada Galatasaray’ın Victor Osimhen için ödediği 75 milyon euro dikkat çeken örnekler arasında gösterildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>İtalya’nın önde gelen spor gazetelerinden La Gazzetta dello Sport, Türk futbolunun son yıllarda Avrupa transfer piyasasında ulaştığı ekonomik gücü kapsamlı bir araştırmayla gündemine taşıdı. Dosyada büyük Türk kulüplerinin yüksek maliyetli transferleri nasıl gerçekleştirebildiği sorgulanırken, Galatasaray’ın Victor Osimhen hamlesi dikkat çeken örneklerden biri olarak ele alındı.<br />
8 Ağustos 2026’da yayımlanan ve ertesi gün güncellenen araştırma, Türkiye’nin Avrupa futbolundaki transfer profilinin yıllar içinde nasıl değiştiğini inceliyor.<br />
Türkiye’nin transfer profili değişti<br />
Gazzetta, Türk futbolunun yıldız oyuncularla ilişkisinin yeni olmadığını hatırlatıyor. Roberto Carlos’un Fenerbahçe’ye gelişi ile Didier Drogba, Wesley Sneijder ve Robin van Persie gibi dünya çapındaki futbolcuların Türkiye kariyerleri geçmiş dönemin önemli örnekleri arasında gösteriliyor.<br />
Ancak İtalyan gazetesinin dikkat çektiği temel farklılık, son yıllarda Türkiye’ye gelen oyuncuların profilinde görülüyor.<br />
Geçmişte Süper Lig daha çok Avrupa’daki uzun kariyerlerinin ardından Türkiye’yi tercih eden yıldızlarla anılırken, son dönemde Avrupa’nın üst düzey kulüplerinin transfer gündeminde bulunabilecek futbolcuların da Türk kulüpleri tarafından kadroya katılabilmesi dikkat çekiyor.<br />
Galatasaray’ın Victor Osimhen transferi de bu yeni dönemin en görünür örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.<br />
Osimhen için 75 milyon euro<br />
Galatasaray, Victor Osimhen’in bonservisini 2025 yazında Napoli’den aldı.<br />
Sarı-kırmızılı kulübün Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yaptığı resmi açıklamaya göre Napoli’ye net 75 milyon euro bonservis bedeli ödenmesi konusunda anlaşmaya varıldı.<br />
Anlaşmada ayrıca Osimhen’in ileride başka bir kulübe satılması halinde elde edilecek kârın yüzde 10’unun Napoli’ye aktarılması maddesi de bulunuyor.<br />
Nijeryalı golcüyle dört sezonluk sözleşme yapan Galatasaray, oyuncuya sezon başına net 15 milyon euro garanti ücret, 1 milyon euro sadakat primi ve 5 milyon euro imaj hakkı ücreti ödeneceğini de resmi olarak açıkladı.<br />
Ortaya çıkan mali büyüklük, Osimhen transferini Türk futbol tarihinin en dikkat çekici transfer operasyonlarından biri haline getirdi.<br />
Gazzetta ekonomik modeli sorguluyor<br />
İtalyan gazetesinin araştırması yalnızca futbolcuların isimlerine veya bonservis rakamlarına odaklanmıyor.<br />
Dosyada Türk kulüplerinin yüksek transfer harcamalarının arkasındaki ekonomik yapı da tartışılıyor. Kulüplerin finansman yöntemleri, taraftar ve hissedar yapıları, futbol ekonomisinin Türkiye’ye özgü dinamikleri ve yüksek harcama seviyesinin sürdürülebilirliği araştırmanın önemli başlıkları arasında yer alıyor.<br />
Bu yönüyle çalışma, Galatasaray’ın mali yapısını özel olarak inceleyen bir araştırmadan ziyade Türk futbolunun genel ekonomik dönüşümünü sorgulayan geniş kapsamlı bir dosya niteliği taşıyor.<br />
Osimhen transferi Avrupa basınının dikkatinde<br />
Osimhen örneğini önemli kılan noktalardan biri de oyuncunun transfer edildiği dönemde Avrupa futbolundaki konumu.<br />
Nijeryalı santrfor, Avrupa’nın önde gelen liglerinde yüksek piyasa değeri bulunan ve birçok büyük kulüple adı anılan bir oyuncuyken Galatasaray tarafından kadroda tutuldu ve ardından bonservisi alındı.<br />
Bu nedenle 75 milyon euroluk transfer, yalnızca Galatasaray açısından büyük bir yatırım değil, Türk kulüplerinin Avrupa transfer piyasasında ulaştığı ekonomik kapasitenin de dikkat çekici göstergelerinden biri haline geldi.<br />
Gazzetta’nın araştırmasında Osimhen’in görsel olarak da öne çıkarılması, Galatasaray’ın gerçekleştirdiği transferin İtalya’daki yankısının sürdüğünü gösteriyor.<br />
Soru artık yalnızca “kim geliyor?” değil<br />
Türk futbolunda uzun yıllar boyunca yıldız transferleri çoğunlukla oyuncuların isimleri üzerinden tartışıldı. Son dönemde ise Avrupa basınının ilgisi başka bir noktaya kayıyor.<br />
Artık yalnızca hangi yıldızın Türkiye’ye geldiği değil, Türk kulüplerinin bu ölçekteki transferleri hangi ekonomik modelle gerçekleştirdiği ve bu harcamaların ne kadar sürdürülebilir olduğu da tartışılıyor.<br />
Galatasaray’ın Victor Osimhen için ödediği 75 milyon euro, bu dönüşümü anlatan en dikkat çekici örneklerden biri olarak Avrupa basınının gündemindeki yerini koruyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Spor</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/gazzettadan-turk-futbolu-dosyasi-galatasarayin-osimhen-hamlesi-dikkat-cekti</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 15:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/galatasaray-gazzetta-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="67902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fleming, Florey ve Penisilinin Az Bilinen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fleming-florey-ve-penisilinin-az-bilinen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fleming-florey-ve-penisilinin-az-bilinen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Penisilinin hikâyesi, Alexander Fleming’in 1928’de Londra’da bir kültür kabında bakterileri durduran küfü fark etmesiyle başladı. Ancak bu gözlemin hastaları tedavi edebilecek bir ilaca dönüşmesi için Howard Florey, Ernst Chain, Norman Heatley ve Oxford ekibinin yıllar süren çalışması gerekti. Modern antibiyotik çağını açan öykü, tek bir keşiften çok birbirini tamamlayan insanların hikâyesiydi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Londra, 1928. Alexander Fleming, St Mary’s Hospital’daki laboratuvarında Staphylococcus adı verilen bakteriler üzerinde çalışıyordu. Küfle kirlenmiş kültür kaplarından birine baktığında dikkatini çeken şey küfün kendisi değil, çevresindeki sessizlikti: Bakteriler küfün yakınında büyüyemiyordu.</p>

<p>Fleming bu görüntünün üzerinde durdu. Küfün çevreye bakterilerin çoğalmasını engelleyen bir madde saldığını düşündü. Daha sonra Penicillium cinsiyle ilişkilendirilen bu küfün ürettiği antibakteriyel maddeye “penicillin”, yani penisilin adını verdi. Bulgularını 1929’da British Journal of Experimental Pathology’de yayımladı. [1]</p>

<p>Bir kültür kabının içindeki berrak halka, ileride milyonlarca insanın hayatını değiştirecek bir tıp hikâyesinin başlangıcıydı.</p>

<p>Ama henüz ortada kullanılabilir bir ilaç yoktu.</p>

<h2>Küfün çevresindeki o tuhaf boşluk</h2>

<p>Fleming’in gözlemi basit görünüyordu.</p>

<p>Bir tarafta bakteriler vardı.</p>

<p>Diğer tarafta sıradan görünen bir küf.</p>

<p>Küfün hemen çevresinde ise bakteriler kaybolmuştu.</p>

<p>Bugün antibiyotiklerin ne yaptığını bildiğimiz için bu görüntünün önemini kavramak kolay. O dönemde ise bakteriyel enfeksiyonlara karşı hekimlerin elindeki seçenekler son derece sınırlıydı.</p>

<p>Zatürre, yara enfeksiyonları, doğum sonrası enfeksiyonlar veya basit bir kesikten kana yayılan bakteriler ölümcül olabiliyordu.</p>

<p>Fleming’in bulduğu maddenin bazı bakteriler üzerinde güçlü etkisi vardı. Fakat penisilinin bir hastaya verilebilmesi için önce yeterince saflaştırılması, etkisini kaybetmeden saklanması ve yeterli miktarda üretilebilmesi gerekiyordu.</p>

<p>İşte asıl güçlük burada başladı.</p>

<h2>Fleming keşfetti ama penisilin hemen ilaca dönüşmedi</h2>

<p>Fleming penisilinin antibakteriyel etkisini ortaya koymuştu. Ancak elde edilen madde kararsızdı ve dönemin teknik imkânlarıyla saflaştırılması son derece zordu.</p>

<p>Petri kabında bakterilerin büyümesini durdurmak başka şeydi; insanın damarına veya kasına güvenle verilebilecek, dozu ölçülebilen bir ilaç üretmek başka.</p>

<p>Bu nedenle Fleming’in 1929 tarihli çalışması bilim dünyasında yerini aldı ancak penisilin hemen hastanelerin kullanımına girmedi. [1]</p>

<p>Yine de Fleming’den sonra penisilini insanda kullanmayı deneyen biri oldu.</p>

<h2>1930: Cecil George Paine’in unutulan denemeleri</h2>

<p>Penisilin tarihindeki az bilinen isimlerden biri Cecil George Paine’dir.</p>

<p>Sheffield’da çalışan patolog Paine, 1930 yılında Fleming’in çalışmasından yararlanarak ham penisilin preparatını bazı göz enfeksiyonlarında yerel olarak kullandı. Bazı hastalarda enfeksiyonun düzelmesi, penisilinin insanda tedavi amacıyla kullanılabileceğine ilişkin en erken klinik kanıtlardan birini oluşturdu. [2]</p>

<p>Bu ayrıntı tarih açısından önemli.</p>

<p>Çünkü penisilinin hikâyesi bazen “1928’de keşfedildi, 1941’de ilk kez insana verildi” şeklinde anlatılır.</p>

<p>Gerçekte yol daha karmaşıktı.</p>

<p>Paine’in erken uygulamaları penisilin tarihinin önemli bir parçasıydı; ancak yöntem yaygın bir tedaviye dönüşmedi. Penisilini yeterince saf, ölçülebilir ve büyük miktarda üretme sorunu hâlâ çözülememişti.</p>

<p>Hikâye birkaç yıl sessiz kaldı.</p>

<p>Sonra sahne Oxford’a taşındı.</p>

<h2>Oxford’da eski bir makale yeniden açıldı</h2>

<p>1930’ların sonlarında Oxford Üniversitesi Sir William Dunn School of Pathology’de Howard Walter Florey’nin yönettiği ekip, bakteriler üzerinde etkili doğal maddeleri sistematik olarak araştırıyordu.</p>

<p>Ekibin önemli isimlerinden biri Alman kökenli biyokimyacı Ernst Boris Chain’di.</p>

<p>Chain, Fleming’in yıllar önce yayımladığı penisilin çalışmasını yeniden gündeme getirdi. Florey’nin yönettiği ekip bu antibakteriyel maddenin gerçekten tedaviye dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğini araştırmaya başladı.</p>

<p>Bu kez laboratuvarın imkânları, bilimsel yaklaşım ve ekip farklıydı.</p>

<p>Florey güçlü bir araştırma organizasyonu kuruyordu.</p>

<p>Chain penisilinin biyokimyası ve saflaştırılması üzerinde çalışıyordu.</p>

<p>Norman Heatley ise penisilinin üretilmesi, ayrıştırılması, ölçülmesi ve daha yüksek miktarlarda elde edilmesinde kritik yöntemler geliştiriyordu.</p>

<p>Bu nedenle penisilinin ilaca dönüşme hikâyesini yalnızca Fleming ve Florey üzerinden anlatmak da eksik kalır.</p>

<p>Bilimsel kapıyı Fleming açmıştı.</p>

<p>Oxford ekibi ise o kapının ardındaki uzun koridorda yürümeye başladı.</p>

<h2>Norman Heatley: Hikâyenin sessiz mühendislerinden biri</h2>

<p>Norman Heatley’nin adı halk arasında Fleming veya Florey kadar bilinmez.</p>

<p>Oysa penisilinin laboratuvardan hastaya ulaşmasında yaptığı katkı belirleyiciydi.</p>

<p>Sorun yalnızca küfü büyütmek değildi. Küfün bulunduğu sıvının içinden çok az miktardaki etkin maddeyi ayırmak, bunu bozmadan yoğunlaştırmak ve ne kadar etkili olduğunu ölçmek gerekiyordu.</p>

<p>Heatley, bu işlemleri mümkün kılacak pratik yöntemlerin geliştirilmesinde önemli rol oynadı.</p>

<p>Oxford laboratuvarlarında penisilin üretmek için mevcut kaplar kullanılıyor, yeni düzenekler geliştiriliyor ve elde edilen her küçük miktar özenle korunuyordu.</p>

<p>Çünkü o günlerde birkaç doz penisilin bile son derece kıymetliydi.</p>

<h2>1940: Fareler hayatta kaldı</h2>

<p>Oxford ekibi 1940 yılında kritik bir deneye geçti.</p>

<p>Araştırmacılar farelerde ağır bakteriyel enfeksiyon oluşturdu. Hayvanların bir bölümüne penisilin verildi, diğerleri karşılaştırma grubu olarak izlendi.</p>

<p>Penisilin verilen farelerin enfeksiyona karşı korunabildiği görüldü.</p>

<p>Bu sonuç önemliydi.</p>

<p>Çünkü Fleming’in kültür kabında gözlemlediği etki artık yaşayan bir organizmada da gösterilmişti.</p>

<p>Chain, Florey, Gardner, Heatley, Jennings, Orr-Ewing ve Sanders sonuçlarını 24 Ağustos 1940’ta The Lancet’te yayımladı. [3]</p>

<p>Penisilin artık yalnızca bakterileri laboratuvar kabında durduran ilginç bir madde değildi.</p>

<p>Bir tedavi adayıydı.</p>

<p>Sıradaki sınav insandı.</p>

<h2>Albert Alexander: İlacın işe yaradığı ama yetmediği hasta</h2>

<p>1941 yılının başlarında Oxford’daki Radcliffe Infirmary’de 43 yaşında bir polis memuru ağır bir bakteriyel enfeksiyonla mücadele ediyordu.</p>

<p>Adı Albert Alexander’dı.</p>

<p>Enfeksiyon yüzüne, saçlı derisine ve göz çevresine kadar yayılmıştı. Yapılan incelemelerde Staphylococcus aureus ve Streptococcus pyogenes gibi hastalık yapabilen bakteriler saptanmıştı. Dönemin mevcut tedavileri yeterli olmuyordu. [4]</p>

<p>12 Şubat 1941’de Alexander’a sistemik, yani bütün vücutta etkili olacak şekilde penisilin verilmeye başlandı.</p>

<p>Bu, penisilinin insandaki ilk kullanımı değildi; Cecil George Paine yıllar önce yerel uygulamalar yapmıştı. Ancak Albert Alexander vakası, saflaştırılmış penisilinin ağır bir enfeksiyonda sistemik tedavi amacıyla kullanılmasının tarihî dönüm noktalarından biri oldu. [2][4]</p>

<p>Sonuç kısa sürede kendini gösterdi.</p>

<p>Ateşi düştü.</p>

<p>Genel durumu iyileşmeye başladı.</p>

<p>Enfeksiyon geriliyordu.</p>

<p>Laboratuvarda fareleri koruyan madde insan bedeninde de etkisini gösteriyordu.</p>

<p>Fakat bir sorun vardı.</p>

<p>Oxford’daki bilim insanlarının elinde yeterince penisilin yoktu.</p>

<h2>İlacı hastanın idrarından geri toplamaya çalıştılar</h2>

<p>Albert Alexander vakasının belki de en çarpıcı ayrıntısı burada ortaya çıktı.</p>

<p>Penisilin o kadar azdı ki araştırmacılar hastanın vücudundan idrarla atılan ilacı geri toplamaya çalışıyordu.</p>

<p>Çünkü penisilinin önemli bir bölümü böbreklerden süzülerek idrarla dışarı çıkıyordu.</p>

<p>Oxford ekibi idrardaki penisilini yeniden ayırıyor, saflaştırıyor ve tedavide tekrar kullanmaya çalışıyordu. Bu çaba 1941’de yayımlanan klinik çalışmada da kayda geçirildi. [4]</p>

<p>Bugün antibiyotiklerin milyonlarca doz üretildiği dünyadan bakıldığında bunu hayal etmek güç.</p>

<p>Bir insanın yaşamı söz konusuydu.</p>

<p>İlaç etkiliydi.</p>

<p>Bilim insanları bunu gözleriyle görüyordu.</p>

<p>Fakat şişenin dibi görünüyordu.</p>

<p>Penisilin tükendi.</p>

<p>Tedavi sürdürülemedi.</p>

<p>Enfeksiyon yeniden ilerledi ve Albert Alexander yaşamını yitirdi. [4]</p>

<p>Onun ölümü penisilinin başarısızlığını göstermiyordu.</p>

<p>Tam tersine, başka bir gerçeği ortaya koymuştu:</p>

<p><strong>İşe yarayan bir ilaç bulunmuştu ama insanları kurtaracak kadar üretilemiyordu.</strong></p>

<h2>Bundan sonra savaş ilacı üretme savaşıydı</h2>

<p>Florey ve ekibi için yeni hedef belliydi.</p>

<p>Daha fazla penisilin.</p>

<p>Çok daha fazla.</p>

<p>Ancak Avrupa İkinci Dünya Savaşı’nın ortasındaydı. İngiltere’nin sanayi kapasitesinin önemli bölümü savaş için kullanılıyordu.</p>

<p>Howard Florey ve Norman Heatley 1941’de Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Amaç penisilinin daha büyük miktarlarda üretilebileceği yöntemler geliştirmek ve sanayi desteği bulmaktı.</p>

<p>ABD’de araştırma laboratuvarları, bilim insanları ve ilaç üreticilerinin yürüttüğü çalışmalarla fermantasyon, yani mikroorganizmaların kontrollü biçimde çoğaltılarak ürün elde edilmesi yöntemleri geliştirildi.</p>

<p>Penisilin artık küçük laboratuvar kaplarından büyük üretim tanklarına doğru yol alıyordu.</p>

<p>Savaşın ilerleyen yıllarında üretim hızla arttı.</p>

<p>Laboratuvarın kıymetli birkaç miligramı, giderek binlerce hastaya ulaşabilecek bir ilaca dönüşüyordu.</p>

<h2>Keşfin sahibi kimdi?</h2>

<p>Bu soru yıllardır soruluyor.</p>

<p>Cevabı tek bir isim değil.</p>

<p>Alexander Fleming, 1928’de küfün bakterileri durdurduğunu fark etti, penisilini tanımladı ve bilim dünyasına duyurdu. [1]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cecil George Paine, penisilini 1930’da bazı insan göz enfeksiyonlarında kullanan öncü isimlerden biri oldu. [2]</p>

<p>Howard Florey, Oxford’da penisilini sistematik bir tedavi projesine dönüştüren ekibi yönetti.</p>

<p>Ernst Chain, penisilinin kimyasal ve biyokimyasal özelliklerinin anlaşılması ve saflaştırılması çalışmalarında temel rol oynadı.</p>

<p>Norman Heatley, üretim ve ekstraksiyon yöntemleriyle laboratuvardaki maddeden kullanılabilir penisilin elde edilmesinin yolunu açan isimlerden biri oldu.</p>

<p>Edward Abraham, Margaret Jennings, Arthur Gardner, Charles Fletcher ve başka araştırmacılar da bu bilimsel zincirin halkalarını oluşturdu. [3][4]</p>

<p>Penisilinin tarihini tek bir “dâhi bilim insanı” hikâyesine indirgemek bu nedenle gerçeğin önemli bölümünü görünmez hâle getirir.</p>

<p>Belki de penisilin, bilimin nasıl çalıştığını anlatan en güzel örneklerden biridir:</p>

<p>Biri fark eder.</p>

<p>Biri eski çalışmayı yeniden okur.</p>

<p>Biri molekülü ayırır.</p>

<p>Biri deney düzeneğini kurar.</p>

<p>Biri hastayı tedavi eder.</p>

<p>Biri büyük miktarda üretmenin yolunu bulur.</p>

<p>Ve yıllar sonra hepsinin emeği insanlığın ortak hafızasına dönüşür.</p>

<h2>1945 Nobel’i Fleming, Chain ve Florey’ye</h2>

<p>1945 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü Alexander Fleming, Ernst Boris Chain ve Howard Walter Florey arasında paylaştırıldı.</p>

<p>Ödül, penisilinin keşfi ve çeşitli enfeksiyon hastalıklarındaki tedavi edici etkisinin ortaya konulması nedeniyle verildi. [5]</p>

<p>Londra’daki küflü kültür kabı ile Oxford’daki yoğun laboratuvar çalışmaları böylece aynı Nobel ödülünde buluştu.</p>

<p>Ancak Nobel sahnesinde üç kişi bulunmasına rağmen penisilinin arkasındaki ekip çok daha büyüktü.</p>

<p>Özellikle Norman Heatley’nin Nobel’e dahil edilmemesi, penisilin tarihinin bugün de tartışılan başlıklarından biridir.</p>

<h2>Fleming başarının içindeki tehlikeyi de gördü</h2>

<p>Hikâye 1945’te bitmedi.</p>

<p>Penisilin ve ardından geliştirilen diğer antibiyotikler bakteriyel enfeksiyonlara karşı tıbbın en önemli araçlarından biri hâline geldi.</p>

<p>Ancak Fleming, penisilinin yaygınlaşmasının hemen ardından başka bir tehlikeye dikkat çekti.</p>

<p>1945 Nobel konuşmasında, bakterilerin yetersiz penisilin dozlarına maruz kalması durumunda dirençli hâle gelebileceği konusunda uyarıda bulundu. [6]</p>

<p>Antibiyotik direnci, bakterilerin daha önce onları öldüren veya çoğalmalarını durduran ilaçlardan etkilenmemeye başlaması anlamına geliyor.</p>

<p>Bugün bu nedenle antibiyotiklerin gereksiz yere kullanılmaması; doğru antibiyotiğin, gerçekten gerekli olduğunda, uygun doz ve uygun tedavi süresiyle kullanılması önem taşıyor.</p>

<p>Antibiyotikler virüslere karşı da etkili değildir. Grip ve sıradan soğuk algınlığı gibi virüslerin yol açtığı hastalıklarda penisilin veya başka bir antibiyotik virüsü ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Fleming’in yaklaşık bir asır önce başlattığı hikâye bu nedenle bugün hâlâ devam ediyor.</p>

<p>Bir kültür kabının kenarında başlayan küçük bir gözlem, önce Oxford’daki laboratuvarlara, ardından hastane odalarına, fabrikalara ve dünyanın dört bir yanındaki eczanelere ulaştı.</p>

<p>Ama penisilinin gerçek hikâyesi yalnızca küfün bakterileri öldürmesi değildir.</p>

<p>Bir bilim insanının fark ettiği şeyi başka bilim insanlarının ciddiye almasının; bir biyoloğun gözlemini kimyacının, hekimin, mühendisin ve sanayicinin tamamlamasının hikâyesidir.</p>

<p>Fleming kültür kabındaki sessizliği gördü.</p>

<p>Florey ve arkadaşları o sessizliğin nedenini hastanın başucuna taşıdı.</p>

<p>Ve tıp tarihinin en önemli derslerinden biri geriye kaldı:</p>

<p><strong>Keşif bazen bir anda doğar; onu insanlığın hizmetine sunmak ise yıllar ve birçok insan ister.</strong></p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Fleming A. On the Antibacterial Action of Cultures of a Penicillium, with Special Reference to Their Use in the Isolation of B. influenzae. British Journal of Experimental Pathology. 1929;10(3):226-236.</p>

<p>[2] Wainwright M, Swan HT. C.G. Paine and the Earliest Surviving Clinical Records of Penicillin Therapy. Medical History. 1986;30(1):42-56.</p>

<p>[3] Chain E, Florey HW, Gardner AD, Heatley NG, Jennings MA, Orr-Ewing J, Sanders AG. Penicillin as a Chemotherapeutic Agent. The Lancet. 1940;236(6104):226-228. DOI: 10.1016/S0140-6736(01)08728-1.</p>

<p>[4] Abraham EP, Chain E, Fletcher CM, Gardner AD, Heatley NG, Jennings MA, Florey HW. Further Observations on Penicillin. The Lancet. 1941;238(6155):177-189. DOI: 10.1016/S0140-6736(00)72122-2.</p>

<p>[5] Nobel Foundation. The Nobel Prize in Physiology or Medicine 1945. Nobel Foundation. 1945.</p>

<p>[6] Fleming A. Penicillin. Nobel Lecture. Nobel Foundation. 1945.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fleming-florey-ve-penisilinin-az-bilinen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 15:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/penisilin-hikayesi-1200x750-150kb-1.webp" type="image/jpeg" length="77447"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prostat Kanserinde 5 Seanslık Radyoterapi 698 Hastada Test Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prostat-kanserinde-5-seanslik-radyoterapi-698-hastada-test-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prostat-kanserinde-5-seanslik-radyoterapi-698-hastada-test-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prostat kanserinde haftalar süren radyoterapi bazı hastalarda yalnızca 5 seansa indirilebilir mi? 698 hastanın katıldığı uluslararası Faz 3 çalışmada, 5 seanslık tedavi bağırsakla ilişkili yaşam kalitesinde avantaj sağladı. Ancak kanser kontrolünde daha uzun tedaviye üstünlük göstermedi ve PSA ile ölçülen biyokimyasal başarısızlık kısa tedavi grubunda daha yüksek bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>NRG Oncology tarafından yürütülen uluslararası NRG-GU005 çalışması, prostat dışına yayılmamış orta riskli prostat kanseri bulunan 698 erkeği kapsadı. Asya, Kanada, Avrupa ve ABD’deki 136 merkezde yürütülen araştırmada hastalar rastgele iki gruba ayrıldı: 353 hastaya 5 seanslık stereotaktik vücut radyoterapisi, 345 hastaya ise 20 veya 28 seanslık yoğunluk ayarlı radyoterapi uygulandı. Sonuçlar 13 Ağustos 2026’da JAMA’da yayımlandı. [1]<br />
20 veya 28 hastane ziyareti yerine 5 seans<br />
Araştırmada kullanılan kısa tedavi, SBRT yani stereotaktik vücut radyoterapisi olarak adlandırılıyor. Bu yöntemde radyasyon, tümöre yüksek hassasiyetle yönlendirilerek daha yüksek dozlar daha az sayıda seansta veriliyor.<br />
SBRT grubundaki hastalar toplam 36,25 Gy radyasyon dozunu 5 seansta aldı. Gy ya da Gray, dokunun aldığı radyasyon dozunu ifade eden ölçü birimi. Karşılaştırma grubunda ise hastalara 60 Gy 20 seansta veya 70 Gy 28 seansta uygulandı. [1]<br />
Hasta açısından fark oldukça somut. Beş seanslık program, 20 seanslık tedaviye kıyasla 15, 28 seanslık tedaviye kıyasla ise 23 daha az radyoterapi seansı anlamına geliyor.<br />
Bu durum özellikle radyoterapi merkezinden uzakta yaşayan, çalışan, ulaşım güçlüğü çeken veya tedavi için bir yakınının desteğine ihtiyaç duyan hastalar açısından önemli olabilir. Daha az hastane ziyareti; daha az yolculuk, daha az iş gücü kaybı ve tedavinin günlük yaşamı daha kısa süre etkilemesi anlamına gelebilir.<br />
698 hasta 136 merkezde rastgele gruplara ayrıldı<br />
Faz 3 olarak tasarlanan çalışmaya klinik olarak prostatla sınırlı, belirli orta risk özelliklerini taşıyan erkekler dahil edildi. Hastaların ortanca yaşı 68’di. [1]<br />
Araştırmanın randomize olması, hangi hastanın hangi tedaviyi alacağının araştırmacılar tarafından seçilmediği, rastgele belirlendiği anlamına geliyor. Bu yöntem, iki tedavinin sonuçlarını mümkün olduğunca adil karşılaştırabilmek için kullanılan en güçlü klinik araştırma yöntemlerinden biri.<br />
Araştırmacılar yalnızca kanserin kontrol altında tutulup tutulmadığına bakmadı. Hastaların bağırsak, idrar ve cinsel işlevlerinde yaşadıkları değişikliklerin günlük yaşamlarını ne ölçüde etkilediği de standart hasta bildirimli yaşam kalitesi ölçekleriyle değerlendirildi. [1]<br />
Bağırsakla ilişkili yaşam kalitesinde 5 seans avantaj sağladı<br />
Çalışmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri bağırsakla ilişkili yaşam kalitesinde görüldü.<br />
Tedaviden iki yıl sonra bağırsakla ilişkili yaşam kalitesinde hasta tarafından fark edilebilir düzeyde kötüleşme yaşayanların oranı 5 seanslık SBRT grubunda yüzde 34,9 olarak belirlendi.<br />
20 veya 28 seanslık radyoterapi uygulanan grupta ise bu oran yüzde 43,8 oldu. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. [1]<br />
Rakamları günlük dile çevirdiğimizde, her 100 hasta içinde yaklaşık 9 kişinin daha 5 seanslık tedavide belirgin bağırsak yaşam kalitesi kaybından korunmuş olması anlamına geliyor.<br />
Prostat, rektuma yani kalın bağırsağın son bölümüne çok yakın bulunuyor. Bu nedenle radyoterapide kanserli bölgeye yeterli radyasyon verilirken çevredeki bağırsak ve mesane dokusunun mümkün olduğunca korunması önem taşıyor.<br />
İdrar şikâyetlerinde belirgin üstünlük görülmedi<br />
Beş seanslık tedavinin bütün yaşam kalitesi alanlarında daha iyi sonuç verdiğini söylemek mümkün değil.<br />
Sık idrara çıkma, ani idrar yapma ihtiyacı veya idrar akımında zorlanma gibi yakınmaları kapsayan idrar irritasyonu ve tıkanıklık değerlendirmesinde iki yıl sonunda klinik olarak anlamlı kötüleşme SBRT grubunda yüzde 35,4, daha uzun radyoterapi grubunda yüzde 33,7 olarak bulundu.<br />
İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Yani çalışma, genel idrar yakınmaları açısından 5 seanslık tedavinin daha iyi olduğunu göstermedi. [1]<br />
Bununla birlikte idrar kaçırmaya ilişkin bazı hasta bildirimli yaşam kalitesi ölçümleri birinci ve ikinci yılda, cinsel işlevle ilişkili bazı değerlendirmeler ise birinci yılda SBRT lehine sonuç verdi. [1]<br />
Ciddi idrar yolu yan etkileri daha az görüldü<br />
Araştırmada hekimler tarafından değerlendirilen ciddi yan etkiler de izlendi.<br />
Üçüncü veya dördüncü derece ciddi genitoüriner yan etkiler, yani idrar yolları ve erkek üreme sistemiyle ilişkili ağır tedavi yan etkileri, 5 seanslık SBRT grubunda yüzde 0,6 oranında görüldü. 20 veya 28 seanslık radyoterapi grubunda bu oran yüzde 2,5 olarak bildirildi. [1]<br />
Bu sonuç, kısa tedavinin bazı ciddi yan etkiler açısından avantaj sağlayabileceğini düşündürüyor. Ancak yaşam kalitesi ve yan etki verilerinin kanser kontrolü sonuçlarından ayrı değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
Kanser kontrolünde üstünlük gösterilemedi<br />
Araştırmanın en dikkatli yorumlanması gereken bölümü hastalığın kontrol altında tutulmasına ilişkin sonuçlar.<br />
Tedaviden üç yıl sonra hastalıksız sağkalım oranı 5 seanslık SBRT grubunda yüzde 88,6, 20 veya 28 seanslık radyoterapi grubunda yüzde 92,1 olarak hesaplandı. [1]<br />
Bu karşılaştırmada SBRT’nin daha uzun radyoterapi programına üstün olduğu gösterilemedi.<br />
Burada önemli bir bilimsel ayrım bulunuyor. “Üstünlüğün gösterilememesi”, iki tedavinin kesin olarak birbirine eşit olduğunun kanıtlanması anlamına gelmiyor. Çalışmanın tasarımı ve takip süresi dikkate alındığında, sonuçların uzun dönem izlemle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
Prostat kanseri bazı hastalarda yavaş seyreden bir hastalık olduğu için birkaç yıllık takip her zaman uzun dönem kanser kontrolünü tam olarak göstermeyebilir.<br />
PSA ile ölçülen başarısızlık 5 seanslık grupta daha yüksek<br />
Çalışmanın gözden kaçırılmaması gereken sonuçlarından biri de biyokimyasal başarısızlık oranlarıydı.<br />
Biyokimyasal başarısızlık, tedavi sonrasında PSA yani prostat spesifik antijen düzeyinin belirli ölçütlerin üzerinde yükselmesiyle hastalığın yeniden etkinleşmiş olabileceğine işaret eden bir göstergedir. PSA yükselmesi tek başına hastanın metastaz geliştirdiği veya kanserden yaşamını kaybedeceği anlamına gelmez; ancak prostat kanseri takibinde önemli bir erken uyarı ölçütüdür.<br />
Üç yıllık biyokimyasal başarısızlık oranı 5 seanslık SBRT grubunda yüzde 7,8, 20 veya 28 seanslık radyoterapi grubunda ise yüzde 4,2 olarak bildirildi. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. [1]<br />
Araştırmacılar bu bulgunun dikkatle takip edilmesi gerektiğini vurguladı.<br />
SBRT sonrasında bazı hastalarda “PSA sıçraması” olarak bilinen geçici PSA yükselmeleri görülebiliyor. Bu nedenle iki grup arasındaki farkın ne kadarının gerçek kanser kontrolü farkından, ne kadarının tedavi sonrasında ortaya çıkabilecek geçici PSA değişikliklerinden kaynaklandığının daha uzun takipte anlaşılması bekleniyor. [1]<br />
Bu veri, 5 seanslık tedavinin sağladığı günlük yaşam kolaylığının kanser kontrolü sonuçlarından bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor.<br />
Daha önceki Faz 3 çalışmadan farklı bir tablo<br />
Beş seanslık prostat radyoterapisini inceleyen tek büyük araştırma NRG-GU005 değil.<br />
PACE-B adlı uluslararası Faz 3 çalışmada 874 düşük veya orta riskli lokalize prostat kanseri hastası incelendi. Araştırmada 5 seanslık SBRT ile daha uzun radyoterapi programları karşılaştırıldı.<br />
PACE-B çalışmasında beş yıl sonunda biyokimyasal veya klinik hastalık başarısızlığının önlenmesi açısından 5 seanslık tedavinin karşılaştırma tedavisinden daha kötü olmadığı gösterildi. Beş yıllık hastalık kontrol oranı SBRT grubunda yüzde 95,8, kontrol grubunda yüzde 94,6 olarak bildirildi. [2]<br />
Ancak PACE-B ile NRG-GU005 aynı çalışma değil. Hasta seçim ölçütleri, tedavi protokollerinin bazı ayrıntıları, araştırmanın temel hedefleri ve sonuçların değerlendirilme biçimleri birebir aynı değildi.<br />
Bu nedenle iki araştırmadaki yüzdelere bakarak çalışmaların birbirini çürüttüğü veya bir yöntemin kesin olarak diğerinden daha başarılı olduğu sonucuna varmak doğru olmaz.<br />
Hastalar açısından en görünür fark zaman<br />
NRG-GU005 çalışmasının günlük yaşam açısından en kolay anlaşılabilir sonucu tedavi süresindeki büyük azalma.<br />
Radyoterapi için 20 veya 28 seans yerine yalnızca 5 seans hastaneye gitmek, bazı hastalarda tedavi sürecinin haftalar yerine çok daha kısa bir zaman dilimine sığdırılmasını sağlayabilir.<br />
Üstelik çalışmada bu kolaylık, bağırsakla ilişkili yaşam kalitesinde daha kötü sonuç pahasına elde edilmedi. Tam tersine iki yıllık değerlendirmede bağırsak yaşam kalitesi açısından 5 seanslık grup daha iyi sonuç verdi. [1]<br />
Ancak aynı çalışmada PSA ile ölçülen biyokimyasal başarısızlığın SBRT grubunda daha yüksek çıkması, kısa tedavinin yalnızca rahatlık ve seans sayısı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor.<br />
Her prostat kanseri hastası için geçerli değil<br />
Araştırmanın sonuçları “prostat kanseri artık 5 seansta tedavi edilecek” şeklinde yorumlanmamalı.<br />
Çalışmaya prostat dışına yayılmamış ve belirli orta risk özelliklerine sahip hastalar dahil edildi. Yüksek riskli, ileri evre veya metastatik prostat kanseri bulunan kişilere bu sonuçların doğrudan uygulanması mümkün değil. [1]<br />
Ayrıca NRG-GU005 çalışmasının ortanca takip süresi yaklaşık 3,2 yıldı. Prostat kanseri uzun yıllar boyunca izlenebilen bir hastalık olduğu için özellikle kanserin tekrar ortaya çıkması, metastaz gelişimi ve geç dönem radyoterapi yan etkileri açısından daha uzun takip önem taşıyor. [1]<br />
Bugünkü sonuçlar, uygun seçilmiş bazı prostat kanseri hastalarında 5 seanslık SBRT’nin tedavi yükünü belirgin biçimde azaltabileceğini ve bağırsakla ilişkili yaşam kalitesinde avantaj sağlayabileceğini gösteriyor. Buna karşılık tedavi, kanser kontrolünde 20 veya 28 seanslık programa üstünlük göstermedi ve PSA ile ölçülen biyokimyasal başarısızlığın daha yüksek bulunması uzun dönem sonuçların yakından izlenmesini gerekli kılıyor. Beş seansın hasta için sunduğu büyük zaman avantajı ile hastalığın uzun dönem kontrolü arasındaki denge, tedavi seçiminde temel noktalardan biri olmaya devam ediyor.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Ellis RJ, Pugh SL, Yu JB, et al. Stereotactic Body Radiotherapy vs Moderately Hypofractionated IMRT for Localized Intermediate-Risk Prostate Cancer: A Randomized Clinical Trial. JAMA. 2026. DOI: 10.1001/jama.2026.12627.<br />
[2] van As N, Griffin C, Tree A, et al. Phase 3 Trial of Stereotactic Body Radiotherapy in Localized Prostate Cancer. New England Journal of Medicine. 2024;391(15):1413-1425. DOI: 10.1056/NEJMoa2403365.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prostat-kanserinde-5-seanslik-radyoterapi-698-hastada-test-edildi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/prostat-kanseri-5-seans-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="96026"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GATA’nın eski komutanlarından Tabip Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak vefat etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turk-cerrahisinin-duayen-ismi-prof-dr-omer-sarlak-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turk-cerrahisinin-duayen-ismi-prof-dr-omer-sarlak-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk cerrahisinin ve askerî tıbbın önemli isimlerinden, eski GATA komutanlarından Emekli Tabip Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak hayatını kaybetti. Cerrahi camiasında ve sağlık kuruluşlarında önemli görevler üstlenen Şarlak, 14 Ağustos 2026 Cuma günü Ankara’da son yolculuğuna uğurlanacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk tıp ve askerî sağlık camiası önemli isimlerinden birini kaybetti.</p>

<p>Emekli Tabip Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak hayatını kaybetti.</p>

<p>Uzun yıllar Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık teşkilatında görev yapan, hekimlik ve akademik kariyerini askerî sağlık alanındaki üst düzey görevlerle birleştiren Şarlak’ın vefatı, Ufuk Üniversitesi tarafından yayımlanan başsağlığı mesajıyla duyuruldu.</p>

<p>GATA’nın eski komutanlarındandı</p>

<p>Tabip Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak, meslek hayatı boyunca askerî tıp ve cerrahi alanında önemli görevler üstlendi.</p>

<p>Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nin (GATA) önceki dönem komutanlarından olan Şarlak, hekimliğinin yanı sıra askerî sağlık yönetiminin üst kademelerinde görev yaptı.</p>

<p>Akademik kimliği ve cerrahi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Şarlak, askerî hekimlik ile bilimsel ve akademik çalışmaların kesiştiği önemli isimler arasında yer aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Ömer Şarlak kimdir?</p>

<p>Prof. Dr. Ömer Şarlak, Türk askerî tıp ve cerrahi camiasında uzun yıllar görev yapan tabip general, cerrah ve akademisyendi.</p>

<p>Hekimlik mesleğini Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde sürdüren Şarlak, akademik kariyerinde profesörlüğe, askerî kariyerinde ise Tabip Tümgeneral rütbesine kadar yükseldi.</p>

<p>Meslek hayatının önemli bölümünü askerî sağlık hizmetleri ve cerrahi alanında geçiren Şarlak, Türkiye’nin köklü askerî tıp kurumlarından Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nde üst düzey görevler üstlendi ve GATA komutanlığı yaptı.</p>

<p>Şarlak’ın mesleki faaliyetleri askerî sağlık hizmetleriyle sınırlı kalmadı. Cerrahi eğitimi ve mesleki çalışmalar alanında da sorumluluklar üstlenen Şarlak, Türkiye Modern Cerrahi Eğitim ve Araştırma Derneği Başkanlığı görevinde bulundu.</p>

<p>Ayrıca Türkiye Trafik Kazaları Yardım Vakfı Yönetim Kurulu üyeliği yapan Şarlak, Ufuk Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği görevini de üstlendi.</p>

<p>Hekimlikten akademiye, cerrahiden askerî sağlık yönetimine uzanan meslek hayatıyla Şarlak, Türk tıp camiasına uzun yıllar hizmet verdi.</p>

<p>Cerrahi ve askerî tıpta uzun yıllar görev yaptı</p>

<p>Ömer Şarlak’ın meslek hayatında askerî hekimlik ile akademik tıp birlikte ilerledi.</p>

<p>GATA’daki görevlerinin yanı sıra Türkiye Modern Cerrahi Eğitim ve Araştırma Derneği Başkanlığı yapan Şarlak, farklı sağlık ve akademik kuruluşlarda da sorumluluk üstlendi.</p>

<p>Şarlak’ın vefatı dolayısıyla Ufuk Üniversitesi tarafından yayımlanan mesajda ailesine, yakınlarına ve mensubu olduğu camialara başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>Ömer Şarlak bugün son yolculuğuna uğurlanacak</p>

<p>Açıklanan cenaze programına göre Emekli Tabip Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak’ın cenazesi, 14 Ağustos 2026 Cuma günü ikindi namazının ardından Ankara Ahmet Hamdi Akseki Camii’nde kılınacak cenaze namazı sonrasında Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p>

<p>Şarlak’ın vefatıyla Türk askerî tıp ve cerrahi camiası, uzun yıllar hekimlik, akademisyenlik ve askerî sağlık yönetimi alanlarında görev yapmış önemli isimlerinden birini kaybetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turk-cerrahisinin-duayen-ismi-prof-dr-omer-sarlak-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8130.jpeg" type="image/jpeg" length="93176"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kadın Doğum Uzmanı Op. Dr. Özlem Gültekin Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kadin-dogum-uzmani-op-dr-ozlem-gultekin-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kadin-dogum-uzmani-op-dr-ozlem-gultekin-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’de uzun yıllardır kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak görev yapan Op. Dr. Özlem Gültekin hayatını kaybetti. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Gültekin’in vefatı ailesi, yakınları, meslektaşları ve hastaları arasında büyük üzüntüye neden oldu. Gültekin, 14 Ağustos Cuma günü İzmir’de son yolculuğuna uğurlanacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kadın Doğum Uzmanı Op. Dr. Özlem Gültekin Hayatını Kaybetti</p>

<p>İzmir sağlık camiası, kadın hastalıkları ve doğum alanında uzun yıllardır hekimlik yapan Op. Dr. Özlem Gültekin’in vefatıyla sarsıldı.</p>

<p>Gültekin’in hayatını kaybettiği haberi, meslek çevresi ve sevenleri tarafından büyük üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Mezunuydu</p>

<p>Mesleki yaşamını kadın hastalıkları ve doğum alanında sürdüren Op. Dr. Özlem Gültekin, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuydu.</p>

<p>Uzmanlık eğitimini de kadın hastalıkları ve doğum alanında tamamlayan Gültekin, İzmir’de hekimlik yapıyor ve hastalarına hizmet veriyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslek hayatı boyunca kadın sağlığı, gebelik takibi, doğum ve jinekolojik hastalıklar başta olmak üzere kadın hastalıkları ve doğum uzmanlığının farklı alanlarında çalışmalarını sürdürdü.</p>

<p>Vefat Haberi Büyük Üzüntü Yarattı</p>

<p>Op. Dr. Özlem Gültekin’in vefatının ardından yakınları ve meslek çevresinden başsağlığı mesajları paylaşıldı.</p>

<p>Vefat duyurusunda Gültekin için, “Hayat dolu arkadaşımızı çok zamansız kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz” ifadelerine yer verildi.</p>

<p>Gültekin’in ölüm nedenine ilişkin çeşitli haberlerde kalp krizi geçirdiği yönünde bilgiler yer almakla birlikte, vefat duyurusunda ölüm nedenine ilişkin ayrıntılı bir açıklama yapılmadı.</p>

<p>Özlem Gültekin’in Cenazesi Bugün</p>

<p>Op. Dr. Özlem Gültekin için cenaze töreni 14 Ağustos 2026 Cuma günü düzenlenecek.</p>

<p>Gültekin’in cenazesi, Bostanlı Beşikçioğlu Camii’nde ikindi namazının ardından kılınacak cenaze namazı sonrasında Örnekköy Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p>

<p>Op. Dr. Özlem Gültekin’in vefatı dolayısıyla ailesine, yakınlarına, meslektaşlarına ve tüm sağlık camiasına başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kadin-dogum-uzmani-op-dr-ozlem-gultekin-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8124-1.jpeg" type="image/jpeg" length="59009"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mefatinib EGFR Akciğer Kanserinde Gefitinibi Geride Bıraktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mefatinib-egfr-akciger-kanserinde-gefitinibi-geride-birakti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mefatinib-egfr-akciger-kanserinde-gefitinibi-geride-birakti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çin’de 336 hasta üzerinde yürütülen Faz 3 çalışmada mefatinib, EGFR mutasyonlu ileri akciğer kanserinde hastalığın ilerlemeden kontrol altında kaldığı süreyi 13,7 aya çıkardı. Gefitinib grubunda bu süre 9,7 ay olurken, en belirgin yarar EGFR L858R mutasyonu taşıyan hastalarda görüldü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çin’de 45 merkezde yürütülen randomize, çift kör Faz 3 klinik çalışma, EGFR mutasyonu taşıyan ileri küçük hücreli dışı akciğer kanserinin ilk basamak tedavisinde mefatinib için dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Shanghai Pulmonary Hospital ve Tongji University School of Medicine araştırmacılarının da aralarında bulunduğu ekip, 336 hastada mefatinibi gefitinible karşılaştırdı. Mefatinib kullananlarda hastalık ilerlemeden geçirilen medyan süre 13,7 ay, gefitinib kullananlarda ise 9,7 ay oldu. [1]</p>

<h2>336 hasta iki tedavi grubuna ayrıldı</h2>

<p>Signal Transduction and Targeted Therapy dergisinde 13 Ağustos 2026’da yayımlanan araştırmaya, ameliyatla tedavi edilemeyen lokal ileri veya ileri evrede, yassı hücreli olmayan küçük hücreli dışı akciğer kanseri bulunan 336 yetişkin katıldı. Hastaların tümünde EGFR geninde L858R mutasyonu veya ekzon 19 delesyonu adı verilen iki yaygın genetik değişiklikten biri bulunuyordu. [1]</p>

<p>Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. 223 kişi günde 60 miligram mefatinib, 113 kişi ise günde 250 miligram gefitinib aldı. Hem hastaların hem de araştırmacıların hangi ilacın verildiğini bilmediği çift kör çalışma tasarımı kullanıldı. [1]</p>

<p>Araştırmanın temel hedefi progresyonsuz sağkalımı değerlendirmekti. Progresyonsuz sağkalım, tedavinin başlamasından sonra kanserin büyümeden veya yayılmadan kontrol altında kaldığı süreyi ifade ediyor. Bu ölçüm, hastanın toplam yaşam süresiyle aynı anlama gelmiyor.</p>

<h2>Hastalığın ilerlemediği süre yaklaşık 4 ay daha uzundu</h2>

<p>Bağımsız değerlendirme sonuçlarına göre mefatinib kullananlarda medyan progresyonsuz sağkalım 13,7 ay olarak hesaplandı. Gefitinib kullananlarda ise bu süre 9,7 ayda kaldı. [1]</p>

<p>İstatistiksel analizde tehlike oranı, yani hazard ratio (HR), 0,68 bulundu. Bu sonuç, çalışma süresince hastalığın ilerlemesi veya ölüm tehlike oranının mefatinib grubunda gefitinibe göre yaklaşık yüzde 32 daha düşük olduğunu gösteriyor. [1]</p>

<p>Bu oran, “hastaların yüzde 32’sinde kanser ilerlemedi” veya “ölüm riski kesin olarak yüzde 32 azaldı” anlamına gelmiyor. HR, iki grupta olayların zaman içinde gerçekleşme hızını karşılaştıran istatistiksel bir ölçüm.</p>

<p>Tümörün küçülmesi veya belirli ölçüde tedaviye yanıt vermesi açısından değerlendirildiğinde ise gruplar arasındaki fark daha sınırlıydı. Objektif yanıt oranı mefatinib grubunda yüzde 81,2, gefitinib grubunda yüzde 77,9 olarak bildirildi ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. [1]</p>

<h2>L858R mutasyonu taşıyanlarda fark daha belirgindi</h2>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri EGFR L858R mutasyonu taşıyan hastalarda ortaya çıktı.</p>

<p>Bu grupta mefatinib kullananlarda medyan progresyonsuz sağkalım 13,7 ay, gefitinib kullananlarda ise 8,3 ay olarak ölçüldü. Tehlike oranı 0,55 olarak hesaplandı. [1]</p>

<p>Bu bulgu, çalışma süresi içinde hastalığın ilerlemesi veya ölüm tehlike oranının L858R grubunda mefatinible yaklaşık yüzde 45 daha düşük olduğuna işaret ediyor.</p>

<p>Buna karşılık EGFR ekzon 19 delesyonu bulunan hastalarda iki ilaç arasındaki fark belirgin değildi. Medyan progresyonsuz sağkalım mefatinib grubunda 12,6 ay, gefitinib grubunda 12,5 ay olarak bulundu. [1]</p>

<p>Sonuçlar, mefatinibden elde edilebilecek yararın hastanın taşıdığı EGFR mutasyonunun türüne göre farklılık gösterebileceğini düşündürüyor.</p>

<h2>Yaşam süresini uzattığı henüz gösterilmedi</h2>

<p>Çalışmada genel sağkalım, yani hastaların tedaviden sonra ne kadar süre yaşadığı da değerlendirildi.</p>

<p>Mevcut analizde medyan genel sağkalım mefatinib grubunda 35,4 ay, gefitinib grubunda 33,3 ay olarak hesaplandı. Ancak iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Genel sağkalım için HR 0,90 olarak bildirildi. [1]</p>

<p>Bu nedenle araştırmadan “mefatinib hastaların yaşam süresini uzatıyor” sonucu çıkarmak henüz mümkün değil.</p>

<p>Çalışma, mefatinibin gefitinibe kıyasla hastalığın ilerlemesini daha uzun süre geciktirdiğini gösteriyor. Bunun genel yaşam süresine de anlamlı biçimde yansıyıp yansımayacağını belirlemek için daha uzun takip verilerine ihtiyaç bulunuyor.</p>

<h2>Ağır yan etkiler mefatinib grubunda daha sık görüldü</h2>

<p>Tedavinin etkinliği kadar yan etkileri de dikkat çekti. Derece 3 veya daha ağır tedaviyle ilişkili yan etkiler mefatinib kullanan hastaların yüzde 45,7’sinde görülürken, gefitinib grubunda bu oran yüzde 24,8 oldu. [1]</p>

<p>Derece 3 veya üzeri ishal mefatinib grubunda yüzde 20, gefitinib grubunda yüzde 0,9 oranında görüldü. Ağır deri döküntüsü yüzde 11,7’ye karşı yüzde 1,8, ağır stomatit, yani ağız içinde iltihap ve yaralar, yüzde 6,3’e karşı yüzde 0,9 olarak bildirildi. [1]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte tüm nedenlere bağlı ciddi yan etkilerin toplam oranı iki grupta birbirine oldukça yakındı: mefatinib grubunda yüzde 31,8, gefitinib grubunda yüzde 31,0. [1]</p>

<p>Araştırmacılar daha önce bilinmeyen yeni bir güvenlik sorunu saptamadıklarını bildirse de ağır tedaviye bağlı yan etkilerin mefatinib grubunda daha fazla görülmesi, ilacın yararı değerlendirilirken dikkate alınması gereken önemli bir bulgu.</p>

<h2>Mefatinib neden doğrudan güncel standart tedaviyle karşılaştırılmadı?</h2>

<p>Mefatinib, EGFR adlı proteinin kanser hücrelerine gönderdiği büyüme sinyallerini baskılamayı amaçlayan ikinci kuşak bir tirozin kinaz inhibitörü. Gefitinib ise aynı hedefe yönelik birinci kuşak ilaçlardan biri.</p>

<p>Çalışmanın önemli sınırlılıklarından biri, mefatinibin daha yeni bir EGFR ilacı yerine gefitinible karşılaştırılmış olması.</p>

<p>Günümüzde birçok ülkede EGFR mutasyonlu ileri küçük hücreli dışı akciğer kanserinin ilk basamak tedavisinde üçüncü kuşak EGFR inhibitörü osimertinib önemli seçeneklerden biri olarak kullanılıyor. Daha önce yayımlanan FLAURA Faz 3 çalışmasında osimertinibin gefitinib veya erlotinibe göre progresyonsuz sağkalımı uzattığı gösterilmişti. [2]</p>

<p>Bu nedenle yeni araştırmanın sonuçları, “mefatinib günümüzde kullanılan bütün EGFR ilaçlarından daha etkilidir” şeklinde yorumlanamaz. Bunun belirlenebilmesi için mefatinibin daha yeni tedavilerle doğrudan karşılaştırıldığı klinik çalışmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<h2>Beyin metastazı bulunan hastalar çalışmaya alınmadı</h2>

<p>Araştırmanın sonuçlarını değerlendirirken bir başka önemli sınırlılık da hasta seçimiydi. Beyin metastazı bulunan hastalar Faz 3 çalışmaya dahil edilmedi. [1]</p>

<p>Akciğer kanseri beyne yayılabildiği için bu durum klinik açıdan önem taşıyor. Çalışmadan elde edilen sonuçların beyin metastazı bulunan hastalar için aynı şekilde geçerli olduğu söylenemez.</p>

<p>Araştırmanın yalnızca Çin’de yürütülmüş olması da sonuçların farklı etnik ve coğrafi topluluklara ne ölçüde genellenebileceğini sınırlıyor. Ayrıca çalışma Hangzhou Zhongmei Huadong Pharmaceutical Company tarafından desteklendi. [1]</p>

<p>Buna rağmen 336 hastanın katıldığı randomize, çift kör Faz 3 araştırma, özellikle EGFR L858R mutasyonu taşıyan ileri küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarında mefatinib için güçlü klinik kanıt sunuyor. İlacın günümüzde kullanılan daha yeni EGFR tedavileri karşısındaki gerçek yerini ise doğrudan karşılaştırmalı çalışmalar, farklı ülkelerden elde edilecek veriler ve daha uzun süreli genel sağkalım sonuçları belirleyecek.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Yu J, Xiong A, Wang Q, et al. Mefatinib versus gefitinib as a first-line treatment for EGFR-mutated non-small cell lung cancer: a randomized, double-blind, multicenter phase III study. Signal Transduction and Targeted Therapy. 2026;11:324. DOI: 10.1038/s41392-026-02904-0</p>

<p>[2] Soria JC, Ohe Y, Vansteenkiste J, et al. Osimertinib in Untreated EGFR-Mutated Advanced Non-Small-Cell Lung Cancer. New England Journal of Medicine. 2018;378:113-125. DOI: 10.1056/NEJMoa1713137</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mefatinib-egfr-akciger-kanserinde-gefitinibi-geride-birakti</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 12:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/egfr-mefatinib-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="39094"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anoreksiya sadece kilo kaybı değil: Vücudun verdiği bu işaretlere dikkat]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/anoreksiya-sadece-kilo-kaybi-degil-vucudun-verdigi-bu-isaretlere-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/anoreksiya-sadece-kilo-kaybi-degil-vucudun-verdigi-bu-isaretlere-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anoreksiya nervoza, beslenmenin ciddi biçimde kısıtlanmasına yol açabilen ve hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı etkileyen ciddi bir yeme bozukluğudur. Yoğun kilo alma korkusu, yeme davranışındaki değişiklikler ve kilo kaybıyla kendini gösterebilen hastalıkta erken tanı, beslenmenin düzeltilmesi, tıbbi takip ve psikolojik tedavi önem taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir kişinin giderek daha az yemek yemesi, öğünlerden kaçınması veya kilosuyla sürekli meşgul olması her zaman sıradan bir diyet davranışı olmayabilir. Özellikle buna belirgin kilo kaybı, yoğun egzersiz, yemek konusunda katı kurallar, kilo alma korkusu, halsizlik, baş dönmesi veya sürekli üşüme ekleniyorsa anoreksiya nervoza açısından değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Anoreksiya yalnızca “çok zayıf olmak” anlamına gelmez. Kişinin yemek, kilo ve beden algısıyla ilişkisini etkileyen ciddi bir yeme bozukluğudur. Dışarıdan bakıldığında kişinin ne kadar hasta olduğunu anlamak da her zaman mümkün değildir.</p>

<p>Tedavi geciktiğinde yetersiz beslenme kalp ve dolaşım sisteminden kemiklere, kaslardan hormonlara kadar birçok sistemi etkileyebilir. Buna karşılık uygun tedaviyle beslenme düzeninin yeniden kurulması, fiziksel sağlığın toparlanması ve yemek ile beden algısına ilişkin sorunların tedavi edilmesi mümkündür.</p>

<p>Anoreksiya Nervoza Nedir?</p>

<p>Anoreksiya nervoza, kişinin enerji alımını ciddi biçimde kısıtlayabildiği, kilo almaktan yoğun biçimde korkabildiği ve beden ağırlığı veya görünümü konusunda bozulmuş bir algıya sahip olabildiği bir yeme bozukluğudur.</p>

<p>Hastalık çoğu zaman ergenlik veya genç erişkinlik döneminde başlasa da çocuklarda ve daha ileri yaşlarda da görülebilir. Kadınlarda daha sık tanı konulmakla birlikte erkeklerde de anoreksiya gelişebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anoreksiyanın önemli özelliklerinden biri, kişinin durumunun ciddiyetini fark etmekte zorlanabilmesidir. Bu nedenle aile üyeleri veya yakın çevre bazen değişiklikleri hastadan önce fark edebilir.</p>

<p>Ayrıca kişinin görünümünden yola çıkarak anoreksiya olup olmadığına karar verilemez. Yeme bozuklukları farklı beden ağırlıklarındaki kişilerde ortaya çıkabilir.</p>

<p>Anoreksiya Neden Olur?</p>

<p>Anoreksiya nervozanın tek bir nedeni bulunmuyor. Güncel bilgiler genetik, biyolojik, psikolojik, davranışsal ve sosyal etkenlerin birlikte rol oynayabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Ailede yeme bozukluğu veya bazı ruhsal hastalıkların bulunması yatkınlıkla ilişkili olabilir. Kaygı, mükemmeliyetçilik, düşük benlik algısı ve beden görünümüne aşırı önem verme de bazı kişilerde riskle ilişkili özellikler arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>Beden ölçüsü ve zayıflık konusunda yoğun sosyal baskıya maruz kalmak, kilo ve görünümün performans açısından ön plana çıktığı bazı spor veya mesleklerle uğraşmak da hassas kişilerde etkili olabilir.</p>

<p>Ancak tek başına bu faktörlerden herhangi birinin anoreksiyaya yol açacağı söylenemez. Hastalık kişinin tercihi, iradesizliği veya yalnızca “zayıflama isteği” ile açıklanabilecek basit bir durum değildir.</p>

<p>Anoreksiya Belirtileri Nelerdir?</p>

<p>Anoreksiya hem yeme davranışında hem de fiziksel ve psikolojik durumda değişikliklere neden olabilir. Belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>İlk ve Erken Belirtiler</p>

<p>Başlangıçta değişiklikler oldukça sıradan görünebilir. Kişi bazı yiyecekleri beslenmesinden çıkarmaya, porsiyonlarını küçültmeye veya öğün atlamaya başlayabilir.</p>

<p>Yemeklerin kalorisini sürekli hesaplama, sık tartılma, başkalarıyla birlikte yemek yemekten kaçınma, kilo alma konusunda belirgin endişe ve egzersizin giderek katı bir zorunluluğa dönüşmesi de dikkat çekebilir.</p>

<p>Çocuk ve ergenlerde yalnızca kilo kaybına bakılmaz. Büyümenin yavaşlaması veya yaşına göre beklenen kilo artışının gerçekleşmemesi de önemli olabilir.</p>

<p>Sık Görülen Belirtiler</p>

<p>Anoreksiyada görülebilecek belirtiler arasında şunlar bulunabilir:</p>

<ul>
 <li>Belirgin kilo kaybı veya beklenen kilo artışının gerçekleşmemesi</li>
 <li>Öğün atlama veya çok az yemek yeme</li>
 <li>Bazı yiyecek gruplarını katı biçimde beslenmeden çıkarma</li>
 <li>Kilo almaktan yoğun korku duyma</li>
 <li>Beden ölçüsü ve kilo hakkında sürekli düşünme</li>
 <li>Aşırı veya zorlayıcı egzersiz yapma</li>
 <li>Başkalarının yanında yemek yemekten kaçınma</li>
 <li>Yeme davranışını veya kilosunu gizlemeye çalışma</li>
 <li>Halsizlik ve güçsüzlük</li>
 <li>Baş dönmesi veya bayılma</li>
 <li>Sürekli üşüme</li>
 <li>Kabızlık ve karın yakınmaları</li>
 <li>Cilt kuruluğu ve saçlarda incelme veya dökülme</li>
 <li>Adet düzeninde bozulma</li>
 <li>Cinsel istekte azalma</li>
 <li>Konsantrasyon güçlüğü</li>
</ul>

<p>Bu belirtilerin tek başına bulunması anoreksiya tanısı anlamına gelmez. Tanı, kişinin fiziksel ve ruhsal durumu birlikte değerlendirilerek konulur.</p>

<p>İleri Dönemde Görülebilecek Belirtiler</p>

<p>Uzun süren veya ağır anoreksiyada yetersiz beslenmenin etkileri belirginleşebilir.</p>

<p>Düşük tansiyon, nabzın yavaşlaması, kalp ritmi sorunları, kas kaybı, kemik yoğunluğunda azalma, kansızlık, ciddi güçsüzlük ve hormonal değişiklikler gelişebilir.</p>

<p>Ağır yetersiz beslenmede vücudun birçok organ sistemi etkilenebilir.</p>

<p>Anoreksiya Nasıl Teşhis Edilir?</p>

<p>Anoreksiya tanısı yalnızca tartıdaki rakama bakılarak konulmaz. Yeme davranışı, kilo değişimi, beden algısı, kilo alma korkusu, fiziksel bulgular ve ruhsal durum birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Hekim boy, kilo, nabız, tansiyon ve vücut sıcaklığı gibi temel ölçümleri değerlendirebilir. Kilo kaybına yol açabilecek başka hastalıkların dışlanması ve yetersiz beslenmenin vücuttaki etkilerinin araştırılması için kan ve idrar testleri gerekebilir.</p>

<p>Kan sayımı, elektrolitler ile böbrek, karaciğer ve tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesi sık kullanılan incelemeler arasındadır.</p>

<p>Kalp ritmi açısından elektrokardiyografi yapılabilir. Uzun süreli hastalıkta veya risk bulunan kişilerde kemik yoğunluğunun değerlendirilmesi de gündeme gelebilir.</p>

<p>Ruh sağlığı değerlendirmesinde ise kişinin yemek, kilo ve beden hakkındaki düşünceleri, yeme davranışları ve eşlik edebilecek depresyon, kaygı veya diğer psikiyatrik sorunlar ele alınır.</p>

<p>Anoreksiya Tedavisi Nasıl Yapılır?</p>

<p>Anoreksiya tedavisinin temel amacı yalnızca kişinin kilo almasını sağlamak değildir. Vücudun güvenli biçimde beslenmesini sağlamak, tıbbi sorunları tedavi etmek ve hastalığı sürdüren düşünce ve davranışları değiştirmek birlikte hedeflenir.</p>

<p>Bu nedenle tedavide genellikle hekim, psikiyatri veya ruh sağlığı uzmanı ve beslenme konusunda deneyimli sağlık profesyonellerinin birlikte çalıştığı çok disiplinli yaklaşım tercih edilir.</p>

<p>Tedavinin önemli bileşenleri şunlardır:</p>

<ul>
 <li>Beslenme durumunun güvenli biçimde düzeltilmesi</li>
 <li>Sağlıklı kilo ve büyümenin yeniden sağlanması</li>
 <li>Fiziksel komplikasyonların izlenmesi ve tedavisi</li>
 <li>Yeme bozukluğuna yönelik psikoterapi</li>
 <li>Sağlıklı yeme davranışının yeniden geliştirilmesi</li>
 <li>Gerektiğinde aile desteğinin tedaviye dahil edilmesi</li>
 <li>Eşlik eden ruhsal sorunların değerlendirilmesi</li>
</ul>

<p>Erişkinlerde yeme bozukluğuna odaklanan farklı psikoterapi yöntemleri kullanılabilir. Çocuk ve ergenlerde aile temelli tedaviler önemli seçenekler arasındadır.</p>

<p>Anoreksiya nervozanın temel belirtilerini tek başına ortadan kaldıran özel bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Ancak depresyon veya kaygı gibi eşlik eden durumlarda hekim tarafından ilaç tedavisi değerlendirilebilir.</p>

<p>Ciddi yetersiz beslenme, ağır sıvı-elektrolit bozukluğu, tehlikeli kalp ritmi değişiklikleri veya ciddi ruhsal risk bulunduğunda hastanede tedavi gerekebilir.</p>

<p>Tedavi her hasta için aynı değildir. Yaş, hastalığın şiddeti, kilo kaybının seyri, fiziksel komplikasyonlar ve ruhsal durum tedavi planını etkiler.</p>

<p>Güncel Bilimsel Gelişmeler</p>

<p>Anoreksiya araştırmalarında yalnızca kilo değişimine değil, hastalığın biyolojik ve nöropsikolojik mekanizmalarına da giderek daha fazla odaklanılıyor.</p>

<p>Genetik yatkınlık, beynin ödül ve davranış sistemleri, metabolik özellikler ve bağırsak-beyin ilişkisi araştırılan alanlar arasında bulunuyor. Ayrıca mevcut psikoterapilerin daha etkili hale getirilmesi ve tedaviye erişimin artırılması için dijital yöntemler üzerinde çalışmalar sürüyor.</p>

<p>Yeni ilaç ve biyolojik tedavi araştırmaları da bulunmakla birlikte araştırma aşamasındaki yaklaşımlar standart tedavinin yerine geçmiş değildir.</p>

<p>Anoreksiya ile Yaşam</p>

<p>İyileşme yalnızca tartıdaki değişimle ölçülmez. Yemekle daha sağlıklı bir ilişkinin kurulması, kilo ve beden hakkındaki yoğun düşüncelerin azalması, sosyal yaşamın yeniden güçlenmesi ve fiziksel sağlığın toparlanması da tedavinin parçalarıdır.</p>

<p>Kişinin internetten bulunan kısıtlayıcı diyetleri veya kontrolsüz takviyeleri kendi başına uygulaması uygun değildir. Özellikle ciddi yetersiz beslenme bulunan kişilerde beslenmenin yeniden düzenlenmesi tıbbi takip gerektirebilir.</p>

<p>Düzenli kontroller, tedavi planına devam etmek ve yakın çevrenin yargılamadan destek olması iyileşme sürecine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Nüks, yani hastalığın belirtilerinin yeniden ortaya çıkması mümkündür. Öğün atlama, yeniden katı beslenme kuralları oluşturma veya kilo ve egzersizle aşırı uğraşmaya başlama gibi eski davranışların geri dönmesi halinde tedavi ekibiyle erken iletişim önemlidir.</p>

<p>Halk Arasında Doğru Bilinen Yanlışlar</p>

<p>Yanlış: Anoreksiya sadece çok zayıf insanlarda görülür.</p>

<p>Doğru: Bir kişinin görünümünden yeme bozukluğunun bulunup bulunmadığı veya ne kadar ciddi olduğu anlaşılamaz.</p>

<p>Yanlış: Anoreksiya yalnızca genç kadınların hastalığıdır.</p>

<p>Doğru: Genç kadınlarda daha sık görülse de erkeklerde, çocuklarda ve farklı yaş gruplarında da ortaya çıkabilir.</p>

<p>Yanlış: Kişi isterse sadece daha fazla yiyerek anoreksiyayı yenebilir.</p>

<p>Doğru: Anoreksiya ciddi bir yeme bozukluğudur ve tedavisi çoğu zaman beslenme desteğinin yanı sıra tıbbi ve psikolojik yaklaşım gerektirir.</p>

<p>Yanlış: Anoreksiya tamamen dış görünüşe önem vermekten kaynaklanır.</p>

<p>Doğru: Hastalığın gelişiminde genetik, biyolojik, psikolojik ve sosyal birçok etken rol oynayabilir.</p>

<p>Yanlış: Kilo normale gelince tedavi bitmiştir.</p>

<p>Doğru: Fiziksel toparlanma çok önemlidir ancak yeme davranışı, beden algısı ve hastalığı sürdüren psikolojik etkenlerin de ele alınması gerekir.</p>

<p>Yanlış: Anoreksiyanın tedavisi yoktur.</p>

<p>Doğru: Anoreksiya tedavi edilebilir. İyileşme süresi kişiden kişiye değişse de uygun profesyonel destekle önemli ölçüde düzelme ve iyileşme mümkündür.</p>

<p>Tedavi Edilmezse Ne Olur?</p>

<p>Tedavi edilmeyen anoreksiya, uzun süreli enerji ve besin yetersizliği nedeniyle vücudun birçok sistemini etkileyebilir.</p>

<p>Kemik yoğunluğunda azalma, kas kaybı, kansızlık, hormonal ve üreme sistemi sorunları, böbrek problemleri, sindirim sistemi yakınmaları, düşük tansiyon ve kalp sorunları ortaya çıkabilir.</p>

<p>Elektrolit dengesizlikleri ve kalp ritmi bozuklukları ağır vakalarda yaşamı tehdit edebilir. Çok ciddi yetersiz beslenme birden fazla organın işlevini bozabilir.</p>

<p>Anoreksiya aynı zamanda depresyon, kaygı ve diğer ruhsal sorunlarla birlikte görülebilir. Hastalık ölümcül olabildiği için belirtilerin erken dönemde ciddiye alınması önem taşır.</p>

<p>Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?</p>

<p>Yeme miktarında belirgin azalma, hızlı veya açıklanamayan kilo kaybı, kilo almaya karşı yoğun korku, sürekli kalori veya kilo hesabı yapma, yemeklerden kaçınma ya da aşırı egzersiz davranışları ortaya çıktığında profesyonel değerlendirme alınmalıdır.</p>

<p>Çocuk ve ergenlerde büyümenin yavaşlaması veya beklenen kilo artışının gerçekleşmemesi özellikle dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Kişinin kendisinde sorun olduğunu kabul etmemesi anoreksiyada görülebilir. Bu nedenle yakınları belirgin değişiklikler fark ettiğinde yargılayıcı olmayan bir dille profesyonel yardım almaya teşvik edebilir.</p>

<p>Anoreksiya İçin Hangi Doktora Gidilir?</p>

<p>İlk değerlendirme aile hekimi, iç hastalıkları veya çocuk ve ergenlerde çocuk sağlığı ve hastalıkları hekimi tarafından yapılabilir.</p>

<p>Anoreksiya bir yeme bozukluğu olduğu için psikiyatri değerlendirmesi tedavinin önemli bölümüdür. Çocuk ve ergenlerde çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı devreye girer.</p>

<p>Beslenme tedavisi ve fiziksel komplikasyonların yönetimi için farklı sağlık disiplinlerinin birlikte çalışması gerekebilir.</p>

<p>Acil Müdahale Gerektiren Durumlar</p>

<p>Bayılma, ciddi bilinç değişikliği, belirgin susuzluk, göğüs ağrısı, ciddi çarpıntı veya kalp ritmi sorunu belirtileri, nöbet ya da kişinin fiziksel durumunda hızlı ve ciddi kötüleşme acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Ciddi yetersiz beslenme veya elektrolit bozuklukları dışarıdan tahmin edilenden daha ağır olabilir. Kişinin kendisine zarar verme veya yaşamına son verme düşüncelerinin bulunması da acil profesyonel değerlendirme gerektirir.</p>

<p>GOOGLE’DA EN ÇOK ARANAN 8 SORU</p>

<p>Anoreksiya nedir?</p>

<p>Anoreksiya nervoza, yemek alımının ciddi biçimde kısıtlanabildiği ve kilo alma korkusu ile beden algısındaki bozulmanın öne çıkabildiği bir yeme bozukluğudur. Hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı etkileyebilir.</p>

<p>Anoreksiya belirtileri nelerdir?</p>

<p>Öğün atlama, çok az yemek yeme, belirgin kilo kaybı, kilo almaktan yoğun korkma, aşırı egzersiz, sürekli üşüme, halsizlik ve baş dönmesi görülebilir. Belirtiler kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>Anoreksiya nasıl anlaşılır?</p>

<p>Yalnızca düşük kiloya bakılarak anlaşılmaz. Yeme davranışındaki kısıtlama, kilo ve bedenle aşırı uğraşma, kilo alma korkusu ve fiziksel değişiklikler birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Anoreksiya neden olur?</p>

<p>Tek bir nedeni bilinmemektedir. Genetik, biyolojik, psikolojik, davranışsal ve sosyal faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülmektedir.</p>

<p>Anoreksiya tedavisi var mı?</p>

<p>Evet. Tedavi genellikle beslenmenin düzeltilmesi, fiziksel sağlığın takip edilmesi ve yeme bozukluğuna yönelik psikoterapinin birlikte uygulanmasını içerir.</p>

<p>Anoreksiya tamamen geçer mi?</p>

<p>İyileşme mümkündür ve birçok kişi uygun tedaviyle önemli ölçüde toparlanabilir. İyileşmenin süresi ve seyri kişiden kişiye farklılık gösterir.</p>

<p>Anoreksiya tehlikeli midir?</p>

<p>Evet, ağır anoreksiya yaşamı tehdit edebilir. Ciddi yetersiz beslenme kalp, kemik, kas, böbrek, hormon ve diğer organ sistemlerini etkileyebilir.</p>

<p>Anoreksiya için hangi doktora gidilir?</p>

<p>Psikiyatri, anoreksiya tedavisindeki temel uzmanlık alanlarından biridir. Fiziksel durumun değerlendirilmesi için aile hekimi, iç hastalıkları veya çocuklarda çocuk sağlığı uzmanı da sürece dahil olabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institute of Mental Health (NIMH)</p>

<p>National Health Service (NHS)</p>

<p>Mayo Clinic</p>

<p>American Psychiatric Association, Yeme Bozukluklarının Tedavisine İlişkin Klinik Uygulama Kılavuzu</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/anoreksiya-sadece-kilo-kaybi-degil-vucudun-verdigi-bu-isaretlere-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8119.jpeg" type="image/jpeg" length="95647"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göz Kızarıklığı Neden Geçmiyor? Günlük Alışkanlıklardan Göz Hastalıklarına 10 Neden]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/goz-kizarikligi-neden-gecmiyor-gunluk-aliskanliklardan-goz-hastaliklarina-10-neden</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/goz-kizarikligi-neden-gecmiyor-gunluk-aliskanliklardan-goz-hastaliklarina-10-neden" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz kızarıklığı uykusuzluk, kuruluk veya alerji gibi basit nedenlerden kaynaklanabilir. Ancak ağrı, ışığa hassasiyet, akıntı ya da görme değişikliği eşlik ediyorsa tabloyu önemsemek gerekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uzun süre ekrana baktıktan sonra, uykusuz bir gecenin sabahında ya da polenlerin yoğun olduğu günlerde aynaya bakıp kızarmış gözlerle karşılaşmak oldukça yaygın. Çoğu zaman sorun geçici ve basit bir tahrişten kaynaklanıyor. Ancak sürekli tekrarlayan veya başka belirtilerin eşlik ettiği göz kızarıklığı her zaman aynı ölçüde masum olmayabilir.</p>

<p>Gözün beyaz kısmındaki küçük damarların genişlemesi, gözün normalden daha kırmızı veya kanlanmış görünmesine yol açar. Bunun arkasında alerjiden göz kuruluğuna, enfeksiyondan göz kapağı iltihabına kadar pek çok neden bulunabilir.</p>

<p>Cleveland Clinic göz hastalıkları uzmanları da göz kızarıklığının tek başına bir hastalık değil, farklı sorunların ortak belirtisi olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p>Göz kızarıklığı neden olur?</p>

<p>Göz kızarıklığının nedeni bazen çevrede saklıdır. Polen, ev tozu, hayvan tüyü, duman, kum, klorlu su veya kozmetik ürünler göz yüzeyini tahriş edebilir.</p>

<p>Bazı kişilerde ise sorun gözyaşı tabakasının göz yüzeyini yeterince koruyamamasıyla ilişkilidir. Göz kuruluğunda yanma, batma, kum kaçmış hissi ve kızarıklık birlikte görülebilir.</p>

<p>Enfeksiyonlar, göz kapağı sorunları ve gözün daha derin dokularını etkileyen bazı hastalıklar da kızarıklığa neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle kızarıklığın yanında hangi belirtilerin bulunduğu önem taşır.</p>

<p>Göz kızarıklığının 10 yaygın nedeni</p>

<p>1. Alerji</p>

<p>Polen, ev tozu akarları, küf ve hayvanlardan kaynaklanan alerjenler gözlerde kızarıklığa yol açabilir.</p>

<p>Alerjik göz sorunlarında özellikle kaşıntı dikkat çeker. Sulanma ve göz kapaklarında şişlik de görülebilir. Şikâyetlerin iki gözde birden ortaya çıkması alerji ihtimalini güçlendirebilir.</p>

<p>Mevsimsel alerjisi olanlarda belirtiler yılın belirli dönemlerinde artarken, sürekli alerjen maruziyeti yaşayanlarda sorun daha uzun sürebilir.</p>

<p>2. Gözün tahriş olması</p>

<p>Duman, toz, kum, klor, makyaj ürünleri veya göze kaçan küçük yabancı maddeler göz yüzeyini tahriş ederek kızarıklığa neden olabilir.</p>

<p>Hafif tahrişlerde kızarıklık, tahriş edici etken ortadan kalktıktan sonra azalabilir.</p>

<p>Ancak göze kimyasal madde kaçması sıradan bir tahriş olarak değerlendirilmemelidir. Özellikle temizlik ürünleri ve güçlü kimyasallarla temas acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>3. Göz kuruluğu</p>

<p>Göz kuruluğu yalnızca gözün “kuru” hissedilmesi anlamına gelmez. Yanma, batma, kaşıntı, kumlanma hissi, kızarıklık ve hatta zaman zaman aşırı sulanma görülebilir.</p>

<p>Uzun süre bilgisayar, telefon veya tablet ekranına bakmak göz kırpma sıklığını azaltarak şikâyetleri artırabilir. Klima, kuru hava, rüzgâr, bazı ilaçlar ve yaşın ilerlemesi de göz kuruluğuna katkıda bulunabilir.</p>

<p>Özellikle gün boyunca ekran karşısında çalışan kişilerde tekrarlayan kızarıklığın arkasında göz kuruluğu bulunabilir.</p>

<p>Gözdeki kırmızı leke damar çatlaması olabilir</p>

<p>Bazen gözün beyaz kısmında aniden parlak kırmızı, sınırları belirgin bir alan oluşur. Görüntüsü ürkütücü olsa da bu durum çoğu zaman göz yüzeyindeki küçük bir damarın kanamasından kaynaklanır.</p>

<p>Buna subkonjonktival kanama adı verilir.</p>

<p>Şiddetli öksürme, hapşırma, ıkınma, gözü sert biçimde ovalama veya travma sonrasında ortaya çıkabilir. Kan sulandırıcı ilaç kullananlarda da görülebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Basit subkonjonktival kanamada genellikle ağrı ve görme kaybı olmaz. Ancak tekrarlayan kanamalar, travma sonrası gelişen kızarıklık veya başka kanama belirtilerinin bulunması değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>5. Konjonktivit</p>

<p>Halk arasında göz nezlesi veya pembe göz olarak da bilinen konjonktivit, gözün beyaz bölümünü ve göz kapaklarının iç yüzeyini örten ince zarın iltihaplanmasıdır.</p>

<p>Virüsler, bakteriler, alerjenler ve tahriş edici maddeler konjonktivite yol açabilir.</p>

<p>Kızarıklığın yanında sulanma, yanma, kaşıntı, göz kapaklarında şişme veya akıntı görülebilir. Özellikle enfeksiyona bağlı bazı konjonktivit türleri bulaşıcı olabilir.</p>

<p>Her kırmızı göze antibiyotikli damla gerektiği düşüncesi ise doğru değildir. Tedavi, kızarıklığın gerçek nedenine göre değişir.</p>

<p>6. Diğer göz enfeksiyonları</p>

<p>Göz enfeksiyonlarında kızarıklığa ağrı, akıntı, bulanık görme veya ışığa karşı belirgin hassasiyet eşlik edebilir.</p>

<p>Özellikle kontakt lens kullananlarda ağrılı kırmızı göz daha dikkatli değerlendirilmelidir. Çünkü korneayı, yani gözün önündeki saydam tabakayı etkileyen enfeksiyonlar hızlı ilerleyebilir.</p>

<p>Tedavi edilmeyen bazı enfeksiyonlar korneada hasara ve görme sorunlarına yol açabilir.</p>

<p>7. Göz kapağının içindeki arpacık</p>

<p>Arpacık yalnızca göz kapağının dışından görülen küçük bir şişlik şeklinde ortaya çıkmaz. Göz kapağının iç bölümündeki yağ bezlerinin iltihaplanması da ağrı, hassasiyet, batma ve kızarıklığa neden olabilir.</p>

<p>Bu durumda gözde yabancı bir cisim varmış hissi oluşabilir.</p>

<p>Ilık kompres bazı arpacık türlerinde rahatlama sağlayabilir. Ancak geçmeyen, büyüyen veya sık tekrarlayan göz kapağı şişliklerinin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>8. Kornea ülseri</p>

<p>Gözün önündeki saydam tabaka olan korneada gelişen açık yara ciddi bir durumdur.</p>

<p>Kornea ülserinde kızarıklığın yanında belirgin ağrı, ışığa hassasiyet, akıntı, görmede azalma veya gözde yabancı cisim hissi görülebilir. Kornea üzerinde beyazımsı veya grimsi bir alan fark edilebilir.</p>

<p>Özellikle kontakt lens kullanıcılarında ağrılı kırmızı göz ve görme değişikliği hafife alınmamalıdır.</p>

<p>Kornea ülseri kalıcı görme hasarına yol açabileceğinden hızlı tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>9. Blefarit</p>

<p>Kirpik diplerinde kabuklanma, göz kapaklarında yağlı görünüm, şişlik, kaşıntı ve tekrarlayan göz kızarıklığı varsa göz kapağı iltihabı olarak bilinen blefarit söz konusu olabilir.</p>

<p>Blefarit çoğu zaman kronik seyredebilir. Göz kuruluğuyla birlikte bulunması da mümkündür.</p>

<p>Özellikle sabahları kirpik diplerinde kabuklanma ve gözlerde tahriş hissi yaşayan kişilerde bu olasılık akla gelebilir.</p>

<p>10. İritis ve gözün içindeki iltihaplar</p>

<p>Gözün renkli bölümünün iltihaplanmasına iritis adı verilir ve üveit adı verilen daha geniş bir hastalık grubunun parçası olabilir.</p>

<p>Basit göz tahrişinden farklı olarak kızarıklığa ağrı, bulanık görme ve ışığa karşı belirgin hassasiyet eşlik edebilir. Bazı kişiler görüş alanında uçuşan noktalar da tarif edebilir.</p>

<p>Bu durum evde uygulanacak basit yöntemlerle geçiştirilecek bir göz kızarıklığı değildir. Tedavi edilmediğinde görmeyi etkileyebilecek komplikasyonlara yol açabilir.</p>

<p>Ekrana bakmak gözleri neden kızartabilir?</p>

<p>Bilgisayar ve telefon ekranları doğrudan bütün göz kızarıklıklarının nedeni değildir. Ancak uzun süre ekrana odaklanıldığında göz kırpma sıklığı azalabilir.</p>

<p>Göz kırpmanın azalması gözyaşı tabakasının daha hızlı bozulmasına ve göz yüzeyinin kurumasına katkıda bulunur. Bunun sonucunda yanma, batma, yorgunluk ve kızarıklık gelişebilir.</p>

<p>Ekran başında düzenli aralar vermek, bilinçli olarak göz kırpmak ve çalışma ortamındaki kuru havayı azaltmak bazı kişilerde şikâyetlerin hafiflemesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Kontakt lens kullanıyorsanız kızarıklığı daha fazla önemseyin</p>

<p>Kontakt lens kullanan bir kişide yeni başlayan kızarıklık, özellikle ağrı, ışığa hassasiyet veya görme bulanıklığıyla birlikteyse sıradan göz yorgunluğu olarak görülmemelidir.</p>

<p>Lens kullanımı kornea enfeksiyonu açısından önemli bir risk oluşturabilir.</p>

<p>Kızarıklık veya belirgin tahriş geliştiğinde kontakt lensle gözü zorlamaya devam etmek uygun değildir. Ağrı ve görme değişikliği varsa göz hekimi değerlendirmesi geciktirilmemelidir.</p>

<p>Kızarıklık giderici göz damlalarına dikkat</p>

<p>Eczanelerde gözün beyaz görünmesini sağlamak amacıyla satılan bazı “kızarıklık giderici” damlalar yüzeydeki damarları geçici olarak daraltır.</p>

<p>Göz kısa süreliğine daha beyaz görünebilir. Ancak bu etki sorunun gerçek nedenini tedavi etmez.</p>

<p>Bu tür ürünlerin sık ve uzun süre kullanılması bazı kişilerde damlanın etkisi geçtikten sonra kızarıklığın yeniden belirginleşmesine yol açabilir.</p>

<p>Tekrarlayan göz kızarıklığında yalnızca görüntüyü düzeltmeye çalışmak yerine altta yatan nedeni belirlemek daha önemlidir.</p>

<p>Evde ne yapılabilir?</p>

<p>Hafif göz kuruluğu ve çevresel tahrişlerde gözü ovuşturmamak, duman ve benzeri tahriş edicilerden uzak durmak ve ekran kullanımında düzenli molalar vermek yardımcı olabilir.</p>

<p>Göz kuruluğunda suni gözyaşı ürünleri kullanılabilir. Ancak göz damlalarının içerikleri ve kullanım amaçları birbirinden farklıdır. Özellikle sürekli damla ihtiyacı olan kişilerin uygun ürün konusunda sağlık profesyonelinden bilgi alması yararlı olabilir.</p>

<p>Göz kapağı kenarında kabuklanma ve blefarit eğilimi bulunan kişilerde göz kapağı hijyeni ve ılık kompres önerilebilen yaklaşımlar arasındadır.</p>

<p>Buna karşılık antibiyotikli veya kortizon içeren göz damlalarının gelişigüzel kullanılması doğru değildir. Özellikle kortizonlu göz damlaları bazı göz hastalıklarını ağırlaştırabileceği için göz hekimi değerlendirmesi olmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>Göz kızarıklığında ne zaman doktora başvurmalı?</p>

<p>Kızarıklık sürekli tekrarlıyorsa, nedeni belli değilse veya basit önlemlerle düzelmiyorsa göz muayenesi gerekebilir.</p>

<p>Özellikle şu belirtiler önemlidir:</p>

<ul>
 <li>Belirgin göz ağrısı</li>
 <li>Görmede azalma veya ani görme değişikliği</li>
 <li>Işığa bakmakta zorlanma</li>
 <li>Yoğun veya irinli akıntı</li>
 <li>Kornea üzerinde beyaz veya gri bir alan</li>
 <li>Göz yaralanması</li>
 <li>Göze kimyasal madde kaçması</li>
 <li>Göz ameliyatı sonrasında gelişen kızarıklık</li>
 <li>Kontakt lens kullanırken başlayan ağrılı kızarıklık</li>
 <li>Göz bebeğinin şeklinde veya görünümünde değişiklik</li>
</ul>

<p>Ani ve şiddetli göz ağrısına bulanık görme, ışıkların çevresinde renkli halkalar, baş ağrısı, bulantı veya kusma eşlik etmesi de acil göz hastalıklarından biri olan akut açı kapanması glokomunu düşündürebilir ve gecikmeden değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kızarıklığın kendisinden çok eşlik eden belirtilere bakın</p>

<p>Göz kızarıklığı tek bir hastalığın adı değildir. Aynı görüntünün arkasında göz kuruluğu, alerji ve basit tahriş bulunabileceği gibi kornea enfeksiyonu veya göz içi iltihabı gibi daha ciddi sorunlar da olabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “Gözüm ne kadar kırmızı?” sorusuna değil, “Ağrım var mı, görmem değişti mi, ışık rahatsız ediyor mu, akıntı var mı?” sorularına da dikkat etmek gerekir.</p>

<p>Özellikle ağrı ve görme değişikliğinin eşlik ettiği kırmızı göz, bekleyip geçmesi umulacak sıradan bir göz yorgunluğu olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Cleveland Clinic – Why Your Eyes Are Always Red (and How To Fix Them) – Nicole Bajic, MD ve Catherine Hwang, MD – 2026</li>
 <li>American Family Physician – Diagnosis and Management of Red Eye in Primary Care – Holly Cronau, Ramana Reddy Kankanala, Thomas Mauger – 2010</li>
 <li>American Academy of Ophthalmology – Red Eye ve göz kızarıklığının değerlendirilmesine ilişkin hasta ve klinik eğitim kaynakları</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/goz-kizarikligi-neden-gecmiyor-gunluk-aliskanliklardan-goz-hastaliklarina-10-neden</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8117.jpeg" type="image/jpeg" length="48077"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beşiktaş Tobias Moi’den Vazgeçmedi: Teklif 4,1 Milyon Euroya Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/besiktas-tobias-moiden-vazgecmedi-teklif-41-milyon-euroya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/besiktas-tobias-moiden-vazgecmedi-teklif-41-milyon-euroya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş’ın Tobias Moi transferindeki ısrarı sürüyor. Norveç’ten gelen son bilgiler, siyah-beyazlıların teklif seviyesini yükseltmesine rağmen Viking’in 20 yaşındaki orta saha oyuncusunu bırakmaya sıcak bakmadığını gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beşiktaş’ın orta saha transferi için gündemine aldığı Tobias Moi dosyasında Norveç’ten yeni gelişmeler geliyor.</p>

<p>Siyah-beyazlıların Viking forması giyen 20 yaşındaki futbolcu için yaptığı ilk teklifin reddedilmesinin ardından rakamı yükselttiği bildirildi. Türkiye’de bugün yayımlanan haberlerde, RA Stavanger kaynak gösterilerek Beşiktaş’ın 3,2 milyon euro seviyesindeki teklifinin ardından 4,1 milyon euroya kadar çıktığı aktarıldı.</p>

<p>Viking, Moi’yi bırakmak istemiyor</p>

<p>Transferin önündeki temel engel yalnızca bonservis rakamı değil. Viking’in genç futbolcuyu takımın önemli parçalarından biri olarak değerlendirdiği ve sezonun bu bölümünde kadrodan çıkarmaya sıcak bakmadığı belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Norveç kaynaklı ilk haberlerde Beşiktaş’ın yaklaşık 3,2 milyon euroluk teklifinin Viking tarafından geri çevrildiği aktarılmıştı.</p>

<p>Son gelişmeler ise Beşiktaş’ın ilk olumsuz cevabın ardından masadan kalkmadığını gösteriyor.</p>

<p>Beşiktaş rakamı 4,1 milyon euroya çıkardı</p>

<p>Beşiktaş’ın yeni hamlesinde teklif seviyesinin 4,1 milyon euroya yükseldiği bildirildi. Fotomaç’ın RA Stavanger’e dayandırdığı haberde, Norveç ekibinin bu teklif karşısındaki tutumunun transferin seyrini belirleyeceği belirtildi.</p>

<p>Bununla birlikte transfer konusunda farklı rakamların dolaşımda olması dikkat çekiyor. Beşiktaşlı yetkililere atfedilen başka bir açıklamada ilk teklifin yaklaşık 2,2 milyon euro olduğu ve reddedildikten sonra transferin şimdilik beklemeye alındığı ileri sürüldü.</p>

<p>Bu nedenle 4,1 milyon euroluk teklifin Viking tarafından kesin biçimde reddedildiği yönündeki bilgiyi, kulüplerden veya ikinci güçlü bir kaynaktan doğrulama gelmeden kesinleşmiş bir gelişme olarak değerlendirmemek gerekiyor.</p>

<p>Tobias Moi kimdir?</p>

<p>3 Mart 2006 doğumlu Tobias Saliou Moi Séne, Viking altyapısından yetişti. Orta sahada görev yapan genç futbolcu, özellikle savunma ağırlıklı orta saha rolünde kullanılabiliyor.</p>

<p>Moi, 2025 sezonunda kısa süreliğine Åsane’ye kiralandıktan sonra Viking’e geri döndü. Genç oyuncunun sözleşmesi Nisan 2026’da yenilendi ve 2029 yılına kadar uzatıldı. Bu uzun sözleşme, Viking’in pazarlık masasındaki konumunu güçlendiren faktörlerden biri.</p>

<p>Norveçli futbolcunun genç yaşı ve gelişim potansiyeli, Beşiktaş açısından transferi yalnızca mevcut kadro ihtiyacı değil, geleceğe yönelik bir yatırım haline getiriyor.</p>

<p>Transferde pazarlık kolay görünmüyor</p>

<p>Viking’in oyuncuyu bırakmak konusunda isteksiz davranması, Beşiktaş’ın önündeki en önemli engel.</p>

<p>Türkiye’de bazı haberlerde Norveç ekibinin beklentisinin 5,5 milyon euro seviyesinde olduğu ileri sürülüyor. Ancak bu rakam için de şu aşamada kulüplerden yapılmış resmî bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Dolayısıyla Tobias Moi transferinde kesinleşmiş tablo, Beşiktaş’ın oyuncuya ilgisinin bulunduğu ve Viking’in gelen tekliflere direnç gösterdiği yönünde. Yeni teklifin miktarı ve Viking’in son cevabı konusunda ise kaynaklar arasında farklılık bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/besiktas-tobias-moiden-vazgecmedi-teklif-41-milyon-euroya-cikti</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8116.jpeg" type="image/jpeg" length="40009"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Giresun’da Araç Dereye Uçtu: 2 Kişiden Haber Alınamıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/giresunda-arac-dereye-uctu-2-kisiden-haber-alinamiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/giresunda-arac-dereye-uctu-2-kisiden-haber-alinamiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giresun’un Keşap ilçesinde şiddetli yağışın ardından taşan derenin sularına kapılan araçtaki 3 kişiden biri kendi imkânlarıyla kurtuldu. Bilgisayar öğretmeni Mehmet Akkaya ile 16 yaşındaki yeğeni Muhammed Abdullah Hakkıoğlu’nu bulmak için bölgede geniş çaplı arama kurtarma çalışması sürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Giresun’da etkili olan kuvvetli yağış, Keşap ilçesinde endişeli bir bekleyişe neden oldu. Keşap-Karabulduk yolu üzerinde seyir halindeki bir araç, derenin taşmasıyla oluşan güçlü akıntıya kapıldı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre olay, dün akşam saat 21.30 sıralarında meydana geldi. Araçta 50 yaşındaki Ahmet Yılmaz, 45 yaşındaki Mehmet Akkaya ve 16 yaşındaki Muhammed Abdullah Hakkıoğlu bulunuyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araçtan kendi imkânlarıyla kurtuldu</p>

<p>Sel sularının aracı sürüklemesinin ardından Ahmet Yılmaz, kendi imkânlarıyla araçtan çıkmayı başararak kurtuldu.</p>

<p>Ancak aynı araçta bulunan bilgisayar öğretmeni Mehmet Akkaya ile yeğeni Muhammed Abdullah Hakkıoğlu’ndan haber alınamadı.</p>

<p>Olayın bildirilmesinin ardından bölgede arama kurtarma çalışması başlatıldı.</p>

<p>Araç dere yatağında bulundu</p>

<p>Çalışmalar sırasında sel sularına kapılan araç, Karabulduk beldesi Karadere köyü mevkisindeki dere yatağında ağır hasarlı ve kullanılamaz halde bulundu.</p>

<p>Ekipler, kayıp Mehmet Akkaya ve Muhammed Abdullah Hakkıoğlu’na ulaşabilmek için dere yatağı ve çevresindeki çalışmalarını yoğunlaştırdı.</p>

<p>AFAD, AKUT ve İHH arama kurtarma ekiplerinin iş makinelerinin de desteğiyle bölgede çalışma yürüttüğü bildirildi.</p>

<p>Aramalar geniş bir alanda sürüyor</p>

<p>Şiddetli akıntının etkisi nedeniyle çalışmalar dere güzergâhı boyunca geniş bir alanda sürdürülüyor. Arama kurtarma ekipleri, kayıp iki kişiye ulaşabilmek için bölgedeki çalışmalarına devam ediyor.</p>

<p>Giresun’da etkili olan şiddetli yağışlar Keşap’ın yanı sıra birçok noktada derelerin debisinin yükselmesine ve su baskınlarına neden oldu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/giresunda-arac-dereye-uctu-2-kisiden-haber-alinamiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8113.jpeg" type="image/jpeg" length="41885"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79140"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="14850"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35822"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57796"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29026"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="81550"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
