<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Tıbbiye Bülteni</title>
    <link>https://tibbiyebulteni.com</link>
    <description>Tıbbiye Bülteni; sağlık, tıp ve bilim başta olmak üzere ilaç, beslenme, sağlık teknolojileri, mevzuat, kariyer, üniversiteler ve güncel gelişmeleri güvenilir kaynaklardan aktaran dijital haber platformudur.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 14 Aug 2026 14:59:14 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prostat Kanserinde 5 Seanslık Radyoterapi 698 Hastada Test Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/prostat-kanserinde-5-seanslik-radyoterapi-698-hastada-test-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/prostat-kanserinde-5-seanslik-radyoterapi-698-hastada-test-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prostat kanserinde haftalar süren radyoterapi bazı hastalarda yalnızca 5 seansa indirilebilir mi? 698 hastanın katıldığı uluslararası Faz 3 çalışmada, 5 seanslık tedavi bağırsakla ilişkili yaşam kalitesinde avantaj sağladı. Ancak kanser kontrolünde daha uzun tedaviye üstünlük göstermedi ve PSA ile ölçülen biyokimyasal başarısızlık kısa tedavi grubunda daha yüksek bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>NRG Oncology tarafından yürütülen uluslararası NRG-GU005 çalışması, prostat dışına yayılmamış orta riskli prostat kanseri bulunan 698 erkeği kapsadı. Asya, Kanada, Avrupa ve ABD’deki 136 merkezde yürütülen araştırmada hastalar rastgele iki gruba ayrıldı: 353 hastaya 5 seanslık stereotaktik vücut radyoterapisi, 345 hastaya ise 20 veya 28 seanslık yoğunluk ayarlı radyoterapi uygulandı. Sonuçlar 13 Ağustos 2026’da JAMA’da yayımlandı. [1]<br />
20 veya 28 hastane ziyareti yerine 5 seans<br />
Araştırmada kullanılan kısa tedavi, SBRT yani stereotaktik vücut radyoterapisi olarak adlandırılıyor. Bu yöntemde radyasyon, tümöre yüksek hassasiyetle yönlendirilerek daha yüksek dozlar daha az sayıda seansta veriliyor.<br />
SBRT grubundaki hastalar toplam 36,25 Gy radyasyon dozunu 5 seansta aldı. Gy ya da Gray, dokunun aldığı radyasyon dozunu ifade eden ölçü birimi. Karşılaştırma grubunda ise hastalara 60 Gy 20 seansta veya 70 Gy 28 seansta uygulandı. [1]<br />
Hasta açısından fark oldukça somut. Beş seanslık program, 20 seanslık tedaviye kıyasla 15, 28 seanslık tedaviye kıyasla ise 23 daha az radyoterapi seansı anlamına geliyor.<br />
Bu durum özellikle radyoterapi merkezinden uzakta yaşayan, çalışan, ulaşım güçlüğü çeken veya tedavi için bir yakınının desteğine ihtiyaç duyan hastalar açısından önemli olabilir. Daha az hastane ziyareti; daha az yolculuk, daha az iş gücü kaybı ve tedavinin günlük yaşamı daha kısa süre etkilemesi anlamına gelebilir.<br />
698 hasta 136 merkezde rastgele gruplara ayrıldı<br />
Faz 3 olarak tasarlanan çalışmaya klinik olarak prostatla sınırlı, belirli orta risk özelliklerini taşıyan erkekler dahil edildi. Hastaların ortanca yaşı 68’di. [1]<br />
Araştırmanın randomize olması, hangi hastanın hangi tedaviyi alacağının araştırmacılar tarafından seçilmediği, rastgele belirlendiği anlamına geliyor. Bu yöntem, iki tedavinin sonuçlarını mümkün olduğunca adil karşılaştırabilmek için kullanılan en güçlü klinik araştırma yöntemlerinden biri.<br />
Araştırmacılar yalnızca kanserin kontrol altında tutulup tutulmadığına bakmadı. Hastaların bağırsak, idrar ve cinsel işlevlerinde yaşadıkları değişikliklerin günlük yaşamlarını ne ölçüde etkilediği de standart hasta bildirimli yaşam kalitesi ölçekleriyle değerlendirildi. [1]<br />
Bağırsakla ilişkili yaşam kalitesinde 5 seans avantaj sağladı<br />
Çalışmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri bağırsakla ilişkili yaşam kalitesinde görüldü.<br />
Tedaviden iki yıl sonra bağırsakla ilişkili yaşam kalitesinde hasta tarafından fark edilebilir düzeyde kötüleşme yaşayanların oranı 5 seanslık SBRT grubunda yüzde 34,9 olarak belirlendi.<br />
20 veya 28 seanslık radyoterapi uygulanan grupta ise bu oran yüzde 43,8 oldu. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. [1]<br />
Rakamları günlük dile çevirdiğimizde, her 100 hasta içinde yaklaşık 9 kişinin daha 5 seanslık tedavide belirgin bağırsak yaşam kalitesi kaybından korunmuş olması anlamına geliyor.<br />
Prostat, rektuma yani kalın bağırsağın son bölümüne çok yakın bulunuyor. Bu nedenle radyoterapide kanserli bölgeye yeterli radyasyon verilirken çevredeki bağırsak ve mesane dokusunun mümkün olduğunca korunması önem taşıyor.<br />
İdrar şikâyetlerinde belirgin üstünlük görülmedi<br />
Beş seanslık tedavinin bütün yaşam kalitesi alanlarında daha iyi sonuç verdiğini söylemek mümkün değil.<br />
Sık idrara çıkma, ani idrar yapma ihtiyacı veya idrar akımında zorlanma gibi yakınmaları kapsayan idrar irritasyonu ve tıkanıklık değerlendirmesinde iki yıl sonunda klinik olarak anlamlı kötüleşme SBRT grubunda yüzde 35,4, daha uzun radyoterapi grubunda yüzde 33,7 olarak bulundu.<br />
İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Yani çalışma, genel idrar yakınmaları açısından 5 seanslık tedavinin daha iyi olduğunu göstermedi. [1]<br />
Bununla birlikte idrar kaçırmaya ilişkin bazı hasta bildirimli yaşam kalitesi ölçümleri birinci ve ikinci yılda, cinsel işlevle ilişkili bazı değerlendirmeler ise birinci yılda SBRT lehine sonuç verdi. [1]<br />
Ciddi idrar yolu yan etkileri daha az görüldü<br />
Araştırmada hekimler tarafından değerlendirilen ciddi yan etkiler de izlendi.<br />
Üçüncü veya dördüncü derece ciddi genitoüriner yan etkiler, yani idrar yolları ve erkek üreme sistemiyle ilişkili ağır tedavi yan etkileri, 5 seanslık SBRT grubunda yüzde 0,6 oranında görüldü. 20 veya 28 seanslık radyoterapi grubunda bu oran yüzde 2,5 olarak bildirildi. [1]<br />
Bu sonuç, kısa tedavinin bazı ciddi yan etkiler açısından avantaj sağlayabileceğini düşündürüyor. Ancak yaşam kalitesi ve yan etki verilerinin kanser kontrolü sonuçlarından ayrı değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
Kanser kontrolünde üstünlük gösterilemedi<br />
Araştırmanın en dikkatli yorumlanması gereken bölümü hastalığın kontrol altında tutulmasına ilişkin sonuçlar.<br />
Tedaviden üç yıl sonra hastalıksız sağkalım oranı 5 seanslık SBRT grubunda yüzde 88,6, 20 veya 28 seanslık radyoterapi grubunda yüzde 92,1 olarak hesaplandı. [1]<br />
Bu karşılaştırmada SBRT’nin daha uzun radyoterapi programına üstün olduğu gösterilemedi.<br />
Burada önemli bir bilimsel ayrım bulunuyor. “Üstünlüğün gösterilememesi”, iki tedavinin kesin olarak birbirine eşit olduğunun kanıtlanması anlamına gelmiyor. Çalışmanın tasarımı ve takip süresi dikkate alındığında, sonuçların uzun dönem izlemle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.<br />
Prostat kanseri bazı hastalarda yavaş seyreden bir hastalık olduğu için birkaç yıllık takip her zaman uzun dönem kanser kontrolünü tam olarak göstermeyebilir.<br />
PSA ile ölçülen başarısızlık 5 seanslık grupta daha yüksek<br />
Çalışmanın gözden kaçırılmaması gereken sonuçlarından biri de biyokimyasal başarısızlık oranlarıydı.<br />
Biyokimyasal başarısızlık, tedavi sonrasında PSA yani prostat spesifik antijen düzeyinin belirli ölçütlerin üzerinde yükselmesiyle hastalığın yeniden etkinleşmiş olabileceğine işaret eden bir göstergedir. PSA yükselmesi tek başına hastanın metastaz geliştirdiği veya kanserden yaşamını kaybedeceği anlamına gelmez; ancak prostat kanseri takibinde önemli bir erken uyarı ölçütüdür.<br />
Üç yıllık biyokimyasal başarısızlık oranı 5 seanslık SBRT grubunda yüzde 7,8, 20 veya 28 seanslık radyoterapi grubunda ise yüzde 4,2 olarak bildirildi. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. [1]<br />
Araştırmacılar bu bulgunun dikkatle takip edilmesi gerektiğini vurguladı.<br />
SBRT sonrasında bazı hastalarda “PSA sıçraması” olarak bilinen geçici PSA yükselmeleri görülebiliyor. Bu nedenle iki grup arasındaki farkın ne kadarının gerçek kanser kontrolü farkından, ne kadarının tedavi sonrasında ortaya çıkabilecek geçici PSA değişikliklerinden kaynaklandığının daha uzun takipte anlaşılması bekleniyor. [1]<br />
Bu veri, 5 seanslık tedavinin sağladığı günlük yaşam kolaylığının kanser kontrolü sonuçlarından bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor.<br />
Daha önceki Faz 3 çalışmadan farklı bir tablo<br />
Beş seanslık prostat radyoterapisini inceleyen tek büyük araştırma NRG-GU005 değil.<br />
PACE-B adlı uluslararası Faz 3 çalışmada 874 düşük veya orta riskli lokalize prostat kanseri hastası incelendi. Araştırmada 5 seanslık SBRT ile daha uzun radyoterapi programları karşılaştırıldı.<br />
PACE-B çalışmasında beş yıl sonunda biyokimyasal veya klinik hastalık başarısızlığının önlenmesi açısından 5 seanslık tedavinin karşılaştırma tedavisinden daha kötü olmadığı gösterildi. Beş yıllık hastalık kontrol oranı SBRT grubunda yüzde 95,8, kontrol grubunda yüzde 94,6 olarak bildirildi. [2]<br />
Ancak PACE-B ile NRG-GU005 aynı çalışma değil. Hasta seçim ölçütleri, tedavi protokollerinin bazı ayrıntıları, araştırmanın temel hedefleri ve sonuçların değerlendirilme biçimleri birebir aynı değildi.<br />
Bu nedenle iki araştırmadaki yüzdelere bakarak çalışmaların birbirini çürüttüğü veya bir yöntemin kesin olarak diğerinden daha başarılı olduğu sonucuna varmak doğru olmaz.<br />
Hastalar açısından en görünür fark zaman<br />
NRG-GU005 çalışmasının günlük yaşam açısından en kolay anlaşılabilir sonucu tedavi süresindeki büyük azalma.<br />
Radyoterapi için 20 veya 28 seans yerine yalnızca 5 seans hastaneye gitmek, bazı hastalarda tedavi sürecinin haftalar yerine çok daha kısa bir zaman dilimine sığdırılmasını sağlayabilir.<br />
Üstelik çalışmada bu kolaylık, bağırsakla ilişkili yaşam kalitesinde daha kötü sonuç pahasına elde edilmedi. Tam tersine iki yıllık değerlendirmede bağırsak yaşam kalitesi açısından 5 seanslık grup daha iyi sonuç verdi. [1]<br />
Ancak aynı çalışmada PSA ile ölçülen biyokimyasal başarısızlığın SBRT grubunda daha yüksek çıkması, kısa tedavinin yalnızca rahatlık ve seans sayısı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor.<br />
Her prostat kanseri hastası için geçerli değil<br />
Araştırmanın sonuçları “prostat kanseri artık 5 seansta tedavi edilecek” şeklinde yorumlanmamalı.<br />
Çalışmaya prostat dışına yayılmamış ve belirli orta risk özelliklerine sahip hastalar dahil edildi. Yüksek riskli, ileri evre veya metastatik prostat kanseri bulunan kişilere bu sonuçların doğrudan uygulanması mümkün değil. [1]<br />
Ayrıca NRG-GU005 çalışmasının ortanca takip süresi yaklaşık 3,2 yıldı. Prostat kanseri uzun yıllar boyunca izlenebilen bir hastalık olduğu için özellikle kanserin tekrar ortaya çıkması, metastaz gelişimi ve geç dönem radyoterapi yan etkileri açısından daha uzun takip önem taşıyor. [1]<br />
Bugünkü sonuçlar, uygun seçilmiş bazı prostat kanseri hastalarında 5 seanslık SBRT’nin tedavi yükünü belirgin biçimde azaltabileceğini ve bağırsakla ilişkili yaşam kalitesinde avantaj sağlayabileceğini gösteriyor. Buna karşılık tedavi, kanser kontrolünde 20 veya 28 seanslık programa üstünlük göstermedi ve PSA ile ölçülen biyokimyasal başarısızlığın daha yüksek bulunması uzun dönem sonuçların yakından izlenmesini gerekli kılıyor. Beş seansın hasta için sunduğu büyük zaman avantajı ile hastalığın uzun dönem kontrolü arasındaki denge, tedavi seçiminde temel noktalardan biri olmaya devam ediyor.<br />
Kaynaklar<br />
[1] Ellis RJ, Pugh SL, Yu JB, et al. Stereotactic Body Radiotherapy vs Moderately Hypofractionated IMRT for Localized Intermediate-Risk Prostate Cancer: A Randomized Clinical Trial. JAMA. 2026. DOI: 10.1001/jama.2026.12627.<br />
[2] van As N, Griffin C, Tree A, et al. Phase 3 Trial of Stereotactic Body Radiotherapy in Localized Prostate Cancer. New England Journal of Medicine. 2024;391(15):1413-1425. DOI: 10.1056/NEJMoa2403365.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/prostat-kanserinde-5-seanslik-radyoterapi-698-hastada-test-edildi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/prostat-kanseri-5-seans-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="23838"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GATA’nın eski komutanlarından Tabip Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak vefat etti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/turk-cerrahisinin-duayen-ismi-prof-dr-omer-sarlak-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/turk-cerrahisinin-duayen-ismi-prof-dr-omer-sarlak-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk cerrahisinin ve askerî tıbbın önemli isimlerinden, eski GATA komutanlarından Emekli Tabip Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak hayatını kaybetti. Cerrahi camiasında ve sağlık kuruluşlarında önemli görevler üstlenen Şarlak, 14 Ağustos 2026 Cuma günü Ankara’da son yolculuğuna uğurlanacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk tıp ve askerî sağlık camiası önemli isimlerinden birini kaybetti.</p>

<p>Emekli Tabip Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak hayatını kaybetti.</p>

<p>Uzun yıllar Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık teşkilatında görev yapan, hekimlik ve akademik kariyerini askerî sağlık alanındaki üst düzey görevlerle birleştiren Şarlak’ın vefatı, Ufuk Üniversitesi tarafından yayımlanan başsağlığı mesajıyla duyuruldu.</p>

<p>GATA’nın eski komutanlarındandı</p>

<p>Tabip Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak, meslek hayatı boyunca askerî tıp ve cerrahi alanında önemli görevler üstlendi.</p>

<p>Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nin (GATA) önceki dönem komutanlarından olan Şarlak, hekimliğinin yanı sıra askerî sağlık yönetiminin üst kademelerinde görev yaptı.</p>

<p>Akademik kimliği ve cerrahi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Şarlak, askerî hekimlik ile bilimsel ve akademik çalışmaların kesiştiği önemli isimler arasında yer aldı.</p>

<p>Prof. Dr. Ömer Şarlak kimdir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Ömer Şarlak, Türk askerî tıp ve cerrahi camiasında uzun yıllar görev yapan tabip general, cerrah ve akademisyendi.</p>

<p>Hekimlik mesleğini Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde sürdüren Şarlak, akademik kariyerinde profesörlüğe, askerî kariyerinde ise Tabip Tümgeneral rütbesine kadar yükseldi.</p>

<p>Meslek hayatının önemli bölümünü askerî sağlık hizmetleri ve cerrahi alanında geçiren Şarlak, Türkiye’nin köklü askerî tıp kurumlarından Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nde üst düzey görevler üstlendi ve GATA komutanlığı yaptı.</p>

<p>Şarlak’ın mesleki faaliyetleri askerî sağlık hizmetleriyle sınırlı kalmadı. Cerrahi eğitimi ve mesleki çalışmalar alanında da sorumluluklar üstlenen Şarlak, Türkiye Modern Cerrahi Eğitim ve Araştırma Derneği Başkanlığı görevinde bulundu.</p>

<p>Ayrıca Türkiye Trafik Kazaları Yardım Vakfı Yönetim Kurulu üyeliği yapan Şarlak, Ufuk Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği görevini de üstlendi.</p>

<p>Hekimlikten akademiye, cerrahiden askerî sağlık yönetimine uzanan meslek hayatıyla Şarlak, Türk tıp camiasına uzun yıllar hizmet verdi.</p>

<p>Cerrahi ve askerî tıpta uzun yıllar görev yaptı</p>

<p>Ömer Şarlak’ın meslek hayatında askerî hekimlik ile akademik tıp birlikte ilerledi.</p>

<p>GATA’daki görevlerinin yanı sıra Türkiye Modern Cerrahi Eğitim ve Araştırma Derneği Başkanlığı yapan Şarlak, farklı sağlık ve akademik kuruluşlarda da sorumluluk üstlendi.</p>

<p>Şarlak’ın vefatı dolayısıyla Ufuk Üniversitesi tarafından yayımlanan mesajda ailesine, yakınlarına ve mensubu olduğu camialara başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>Ömer Şarlak bugün son yolculuğuna uğurlanacak</p>

<p>Açıklanan cenaze programına göre Emekli Tabip Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak’ın cenazesi, 14 Ağustos 2026 Cuma günü ikindi namazının ardından Ankara Ahmet Hamdi Akseki Camii’nde kılınacak cenaze namazı sonrasında Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p>

<p>Şarlak’ın vefatıyla Türk askerî tıp ve cerrahi camiası, uzun yıllar hekimlik, akademisyenlik ve askerî sağlık yönetimi alanlarında görev yapmış önemli isimlerinden birini kaybetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/turk-cerrahisinin-duayen-ismi-prof-dr-omer-sarlak-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8130.jpeg" type="image/jpeg" length="23005"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kadın Doğum Uzmanı Op. Dr. Özlem Gültekin Hayatını Kaybetti]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kadin-dogum-uzmani-op-dr-ozlem-gultekin-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kadin-dogum-uzmani-op-dr-ozlem-gultekin-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’de uzun yıllardır kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak görev yapan Op. Dr. Özlem Gültekin hayatını kaybetti. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Gültekin’in vefatı ailesi, yakınları, meslektaşları ve hastaları arasında büyük üzüntüye neden oldu. Gültekin, 14 Ağustos Cuma günü İzmir’de son yolculuğuna uğurlanacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kadın Doğum Uzmanı Op. Dr. Özlem Gültekin Hayatını Kaybetti</p>

<p>İzmir sağlık camiası, kadın hastalıkları ve doğum alanında uzun yıllardır hekimlik yapan Op. Dr. Özlem Gültekin’in vefatıyla sarsıldı.</p>

<p>Gültekin’in hayatını kaybettiği haberi, meslek çevresi ve sevenleri tarafından büyük üzüntüyle karşılandı.</p>

<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Mezunuydu</p>

<p>Mesleki yaşamını kadın hastalıkları ve doğum alanında sürdüren Op. Dr. Özlem Gültekin, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuydu.</p>

<p>Uzmanlık eğitimini de kadın hastalıkları ve doğum alanında tamamlayan Gültekin, İzmir’de hekimlik yapıyor ve hastalarına hizmet veriyordu.</p>

<p>Meslek hayatı boyunca kadın sağlığı, gebelik takibi, doğum ve jinekolojik hastalıklar başta olmak üzere kadın hastalıkları ve doğum uzmanlığının farklı alanlarında çalışmalarını sürdürdü.</p>

<p>Vefat Haberi Büyük Üzüntü Yarattı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Op. Dr. Özlem Gültekin’in vefatının ardından yakınları ve meslek çevresinden başsağlığı mesajları paylaşıldı.</p>

<p>Vefat duyurusunda Gültekin için, “Hayat dolu arkadaşımızı çok zamansız kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz” ifadelerine yer verildi.</p>

<p>Gültekin’in ölüm nedenine ilişkin çeşitli haberlerde kalp krizi geçirdiği yönünde bilgiler yer almakla birlikte, vefat duyurusunda ölüm nedenine ilişkin ayrıntılı bir açıklama yapılmadı.</p>

<p>Özlem Gültekin’in Cenazesi Bugün</p>

<p>Op. Dr. Özlem Gültekin için cenaze töreni 14 Ağustos 2026 Cuma günü düzenlenecek.</p>

<p>Gültekin’in cenazesi, Bostanlı Beşikçioğlu Camii’nde ikindi namazının ardından kılınacak cenaze namazı sonrasında Örnekköy Mezarlığı’nda toprağa verilecek.</p>

<p>Op. Dr. Özlem Gültekin’in vefatı dolayısıyla ailesine, yakınlarına, meslektaşlarına ve tüm sağlık camiasına başsağlığı diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kadin-dogum-uzmani-op-dr-ozlem-gultekin-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8124-1.jpeg" type="image/jpeg" length="51350"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mefatinib EGFR Akciğer Kanserinde Gefitinibi Geride Bıraktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/mefatinib-egfr-akciger-kanserinde-gefitinibi-geride-birakti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/mefatinib-egfr-akciger-kanserinde-gefitinibi-geride-birakti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çin’de 336 hasta üzerinde yürütülen Faz 3 çalışmada mefatinib, EGFR mutasyonlu ileri akciğer kanserinde hastalığın ilerlemeden kontrol altında kaldığı süreyi 13,7 aya çıkardı. Gefitinib grubunda bu süre 9,7 ay olurken, en belirgin yarar EGFR L858R mutasyonu taşıyan hastalarda görüldü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çin’de 45 merkezde yürütülen randomize, çift kör Faz 3 klinik çalışma, EGFR mutasyonu taşıyan ileri küçük hücreli dışı akciğer kanserinin ilk basamak tedavisinde mefatinib için dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Shanghai Pulmonary Hospital ve Tongji University School of Medicine araştırmacılarının da aralarında bulunduğu ekip, 336 hastada mefatinibi gefitinible karşılaştırdı. Mefatinib kullananlarda hastalık ilerlemeden geçirilen medyan süre 13,7 ay, gefitinib kullananlarda ise 9,7 ay oldu. [1]</p>

<h2>336 hasta iki tedavi grubuna ayrıldı</h2>

<p>Signal Transduction and Targeted Therapy dergisinde 13 Ağustos 2026’da yayımlanan araştırmaya, ameliyatla tedavi edilemeyen lokal ileri veya ileri evrede, yassı hücreli olmayan küçük hücreli dışı akciğer kanseri bulunan 336 yetişkin katıldı. Hastaların tümünde EGFR geninde L858R mutasyonu veya ekzon 19 delesyonu adı verilen iki yaygın genetik değişiklikten biri bulunuyordu. [1]</p>

<p>Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. 223 kişi günde 60 miligram mefatinib, 113 kişi ise günde 250 miligram gefitinib aldı. Hem hastaların hem de araştırmacıların hangi ilacın verildiğini bilmediği çift kör çalışma tasarımı kullanıldı. [1]</p>

<p>Araştırmanın temel hedefi progresyonsuz sağkalımı değerlendirmekti. Progresyonsuz sağkalım, tedavinin başlamasından sonra kanserin büyümeden veya yayılmadan kontrol altında kaldığı süreyi ifade ediyor. Bu ölçüm, hastanın toplam yaşam süresiyle aynı anlama gelmiyor.</p>

<h2>Hastalığın ilerlemediği süre yaklaşık 4 ay daha uzundu</h2>

<p>Bağımsız değerlendirme sonuçlarına göre mefatinib kullananlarda medyan progresyonsuz sağkalım 13,7 ay olarak hesaplandı. Gefitinib kullananlarda ise bu süre 9,7 ayda kaldı. [1]</p>

<p>İstatistiksel analizde tehlike oranı, yani hazard ratio (HR), 0,68 bulundu. Bu sonuç, çalışma süresince hastalığın ilerlemesi veya ölüm tehlike oranının mefatinib grubunda gefitinibe göre yaklaşık yüzde 32 daha düşük olduğunu gösteriyor. [1]</p>

<p>Bu oran, “hastaların yüzde 32’sinde kanser ilerlemedi” veya “ölüm riski kesin olarak yüzde 32 azaldı” anlamına gelmiyor. HR, iki grupta olayların zaman içinde gerçekleşme hızını karşılaştıran istatistiksel bir ölçüm.</p>

<p>Tümörün küçülmesi veya belirli ölçüde tedaviye yanıt vermesi açısından değerlendirildiğinde ise gruplar arasındaki fark daha sınırlıydı. Objektif yanıt oranı mefatinib grubunda yüzde 81,2, gefitinib grubunda yüzde 77,9 olarak bildirildi ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. [1]</p>

<h2>L858R mutasyonu taşıyanlarda fark daha belirgindi</h2>

<p>Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri EGFR L858R mutasyonu taşıyan hastalarda ortaya çıktı.</p>

<p>Bu grupta mefatinib kullananlarda medyan progresyonsuz sağkalım 13,7 ay, gefitinib kullananlarda ise 8,3 ay olarak ölçüldü. Tehlike oranı 0,55 olarak hesaplandı. [1]</p>

<p>Bu bulgu, çalışma süresi içinde hastalığın ilerlemesi veya ölüm tehlike oranının L858R grubunda mefatinible yaklaşık yüzde 45 daha düşük olduğuna işaret ediyor.</p>

<p>Buna karşılık EGFR ekzon 19 delesyonu bulunan hastalarda iki ilaç arasındaki fark belirgin değildi. Medyan progresyonsuz sağkalım mefatinib grubunda 12,6 ay, gefitinib grubunda 12,5 ay olarak bulundu. [1]</p>

<p>Sonuçlar, mefatinibden elde edilebilecek yararın hastanın taşıdığı EGFR mutasyonunun türüne göre farklılık gösterebileceğini düşündürüyor.</p>

<h2>Yaşam süresini uzattığı henüz gösterilmedi</h2>

<p>Çalışmada genel sağkalım, yani hastaların tedaviden sonra ne kadar süre yaşadığı da değerlendirildi.</p>

<p>Mevcut analizde medyan genel sağkalım mefatinib grubunda 35,4 ay, gefitinib grubunda 33,3 ay olarak hesaplandı. Ancak iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Genel sağkalım için HR 0,90 olarak bildirildi. [1]</p>

<p>Bu nedenle araştırmadan “mefatinib hastaların yaşam süresini uzatıyor” sonucu çıkarmak henüz mümkün değil.</p>

<p>Çalışma, mefatinibin gefitinibe kıyasla hastalığın ilerlemesini daha uzun süre geciktirdiğini gösteriyor. Bunun genel yaşam süresine de anlamlı biçimde yansıyıp yansımayacağını belirlemek için daha uzun takip verilerine ihtiyaç bulunuyor.</p>

<h2>Ağır yan etkiler mefatinib grubunda daha sık görüldü</h2>

<p>Tedavinin etkinliği kadar yan etkileri de dikkat çekti. Derece 3 veya daha ağır tedaviyle ilişkili yan etkiler mefatinib kullanan hastaların yüzde 45,7’sinde görülürken, gefitinib grubunda bu oran yüzde 24,8 oldu. [1]</p>

<p>Derece 3 veya üzeri ishal mefatinib grubunda yüzde 20, gefitinib grubunda yüzde 0,9 oranında görüldü. Ağır deri döküntüsü yüzde 11,7’ye karşı yüzde 1,8, ağır stomatit, yani ağız içinde iltihap ve yaralar, yüzde 6,3’e karşı yüzde 0,9 olarak bildirildi. [1]</p>

<p>Bununla birlikte tüm nedenlere bağlı ciddi yan etkilerin toplam oranı iki grupta birbirine oldukça yakındı: mefatinib grubunda yüzde 31,8, gefitinib grubunda yüzde 31,0. [1]</p>

<p>Araştırmacılar daha önce bilinmeyen yeni bir güvenlik sorunu saptamadıklarını bildirse de ağır tedaviye bağlı yan etkilerin mefatinib grubunda daha fazla görülmesi, ilacın yararı değerlendirilirken dikkate alınması gereken önemli bir bulgu.</p>

<h2>Mefatinib neden doğrudan güncel standart tedaviyle karşılaştırılmadı?</h2>

<p>Mefatinib, EGFR adlı proteinin kanser hücrelerine gönderdiği büyüme sinyallerini baskılamayı amaçlayan ikinci kuşak bir tirozin kinaz inhibitörü. Gefitinib ise aynı hedefe yönelik birinci kuşak ilaçlardan biri.</p>

<p>Çalışmanın önemli sınırlılıklarından biri, mefatinibin daha yeni bir EGFR ilacı yerine gefitinible karşılaştırılmış olması.</p>

<p>Günümüzde birçok ülkede EGFR mutasyonlu ileri küçük hücreli dışı akciğer kanserinin ilk basamak tedavisinde üçüncü kuşak EGFR inhibitörü osimertinib önemli seçeneklerden biri olarak kullanılıyor. Daha önce yayımlanan FLAURA Faz 3 çalışmasında osimertinibin gefitinib veya erlotinibe göre progresyonsuz sağkalımı uzattığı gösterilmişti. [2]</p>

<p>Bu nedenle yeni araştırmanın sonuçları, “mefatinib günümüzde kullanılan bütün EGFR ilaçlarından daha etkilidir” şeklinde yorumlanamaz. Bunun belirlenebilmesi için mefatinibin daha yeni tedavilerle doğrudan karşılaştırıldığı klinik çalışmalara ihtiyaç bulunuyor.</p>

<h2>Beyin metastazı bulunan hastalar çalışmaya alınmadı</h2>

<p>Araştırmanın sonuçlarını değerlendirirken bir başka önemli sınırlılık da hasta seçimiydi. Beyin metastazı bulunan hastalar Faz 3 çalışmaya dahil edilmedi. [1]</p>

<p>Akciğer kanseri beyne yayılabildiği için bu durum klinik açıdan önem taşıyor. Çalışmadan elde edilen sonuçların beyin metastazı bulunan hastalar için aynı şekilde geçerli olduğu söylenemez.</p>

<p>Araştırmanın yalnızca Çin’de yürütülmüş olması da sonuçların farklı etnik ve coğrafi topluluklara ne ölçüde genellenebileceğini sınırlıyor. Ayrıca çalışma Hangzhou Zhongmei Huadong Pharmaceutical Company tarafından desteklendi. [1]</p>

<p>Buna rağmen 336 hastanın katıldığı randomize, çift kör Faz 3 araştırma, özellikle EGFR L858R mutasyonu taşıyan ileri küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarında mefatinib için güçlü klinik kanıt sunuyor. İlacın günümüzde kullanılan daha yeni EGFR tedavileri karşısındaki gerçek yerini ise doğrudan karşılaştırmalı çalışmalar, farklı ülkelerden elde edilecek veriler ve daha uzun süreli genel sağkalım sonuçları belirleyecek.</p>

<h2>Kaynaklar</h2>

<p>[1] Yu J, Xiong A, Wang Q, et al. Mefatinib versus gefitinib as a first-line treatment for EGFR-mutated non-small cell lung cancer: a randomized, double-blind, multicenter phase III study. Signal Transduction and Targeted Therapy. 2026;11:324. DOI: 10.1038/s41392-026-02904-0</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>[2] Soria JC, Ohe Y, Vansteenkiste J, et al. Osimertinib in Untreated EGFR-Mutated Advanced Non-Small-Cell Lung Cancer. New England Journal of Medicine. 2018;378:113-125. DOI: 10.1056/NEJMoa1713137</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🩺 Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/mefatinib-egfr-akciger-kanserinde-gefitinibi-geride-birakti</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 12:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/egfr-mefatinib-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="51667"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anoreksiya sadece kilo kaybı değil: Vücudun verdiği bu işaretlere dikkat]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/anoreksiya-sadece-kilo-kaybi-degil-vucudun-verdigi-bu-isaretlere-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/anoreksiya-sadece-kilo-kaybi-degil-vucudun-verdigi-bu-isaretlere-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anoreksiya nervoza, beslenmenin ciddi biçimde kısıtlanmasına yol açabilen ve hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı etkileyen ciddi bir yeme bozukluğudur. Yoğun kilo alma korkusu, yeme davranışındaki değişiklikler ve kilo kaybıyla kendini gösterebilen hastalıkta erken tanı, beslenmenin düzeltilmesi, tıbbi takip ve psikolojik tedavi önem taşıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir kişinin giderek daha az yemek yemesi, öğünlerden kaçınması veya kilosuyla sürekli meşgul olması her zaman sıradan bir diyet davranışı olmayabilir. Özellikle buna belirgin kilo kaybı, yoğun egzersiz, yemek konusunda katı kurallar, kilo alma korkusu, halsizlik, baş dönmesi veya sürekli üşüme ekleniyorsa anoreksiya nervoza açısından değerlendirme gerekebilir.</p>

<p>Anoreksiya yalnızca “çok zayıf olmak” anlamına gelmez. Kişinin yemek, kilo ve beden algısıyla ilişkisini etkileyen ciddi bir yeme bozukluğudur. Dışarıdan bakıldığında kişinin ne kadar hasta olduğunu anlamak da her zaman mümkün değildir.</p>

<p>Tedavi geciktiğinde yetersiz beslenme kalp ve dolaşım sisteminden kemiklere, kaslardan hormonlara kadar birçok sistemi etkileyebilir. Buna karşılık uygun tedaviyle beslenme düzeninin yeniden kurulması, fiziksel sağlığın toparlanması ve yemek ile beden algısına ilişkin sorunların tedavi edilmesi mümkündür.</p>

<p>Anoreksiya Nervoza Nedir?</p>

<p>Anoreksiya nervoza, kişinin enerji alımını ciddi biçimde kısıtlayabildiği, kilo almaktan yoğun biçimde korkabildiği ve beden ağırlığı veya görünümü konusunda bozulmuş bir algıya sahip olabildiği bir yeme bozukluğudur.</p>

<p>Hastalık çoğu zaman ergenlik veya genç erişkinlik döneminde başlasa da çocuklarda ve daha ileri yaşlarda da görülebilir. Kadınlarda daha sık tanı konulmakla birlikte erkeklerde de anoreksiya gelişebilir.</p>

<p>Anoreksiyanın önemli özelliklerinden biri, kişinin durumunun ciddiyetini fark etmekte zorlanabilmesidir. Bu nedenle aile üyeleri veya yakın çevre bazen değişiklikleri hastadan önce fark edebilir.</p>

<p>Ayrıca kişinin görünümünden yola çıkarak anoreksiya olup olmadığına karar verilemez. Yeme bozuklukları farklı beden ağırlıklarındaki kişilerde ortaya çıkabilir.</p>

<p>Anoreksiya Neden Olur?</p>

<p>Anoreksiya nervozanın tek bir nedeni bulunmuyor. Güncel bilgiler genetik, biyolojik, psikolojik, davranışsal ve sosyal etkenlerin birlikte rol oynayabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Ailede yeme bozukluğu veya bazı ruhsal hastalıkların bulunması yatkınlıkla ilişkili olabilir. Kaygı, mükemmeliyetçilik, düşük benlik algısı ve beden görünümüne aşırı önem verme de bazı kişilerde riskle ilişkili özellikler arasında değerlendiriliyor.</p>

<p>Beden ölçüsü ve zayıflık konusunda yoğun sosyal baskıya maruz kalmak, kilo ve görünümün performans açısından ön plana çıktığı bazı spor veya mesleklerle uğraşmak da hassas kişilerde etkili olabilir.</p>

<p>Ancak tek başına bu faktörlerden herhangi birinin anoreksiyaya yol açacağı söylenemez. Hastalık kişinin tercihi, iradesizliği veya yalnızca “zayıflama isteği” ile açıklanabilecek basit bir durum değildir.</p>

<p>Anoreksiya Belirtileri Nelerdir?</p>

<p>Anoreksiya hem yeme davranışında hem de fiziksel ve psikolojik durumda değişikliklere neden olabilir. Belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>İlk ve Erken Belirtiler</p>

<p>Başlangıçta değişiklikler oldukça sıradan görünebilir. Kişi bazı yiyecekleri beslenmesinden çıkarmaya, porsiyonlarını küçültmeye veya öğün atlamaya başlayabilir.</p>

<p>Yemeklerin kalorisini sürekli hesaplama, sık tartılma, başkalarıyla birlikte yemek yemekten kaçınma, kilo alma konusunda belirgin endişe ve egzersizin giderek katı bir zorunluluğa dönüşmesi de dikkat çekebilir.</p>

<p>Çocuk ve ergenlerde yalnızca kilo kaybına bakılmaz. Büyümenin yavaşlaması veya yaşına göre beklenen kilo artışının gerçekleşmemesi de önemli olabilir.</p>

<p>Sık Görülen Belirtiler</p>

<p>Anoreksiyada görülebilecek belirtiler arasında şunlar bulunabilir:</p>

<ul>
 <li>Belirgin kilo kaybı veya beklenen kilo artışının gerçekleşmemesi</li>
 <li>Öğün atlama veya çok az yemek yeme</li>
 <li>Bazı yiyecek gruplarını katı biçimde beslenmeden çıkarma</li>
 <li>Kilo almaktan yoğun korku duyma</li>
 <li>Beden ölçüsü ve kilo hakkında sürekli düşünme</li>
 <li>Aşırı veya zorlayıcı egzersiz yapma</li>
 <li>Başkalarının yanında yemek yemekten kaçınma</li>
 <li>Yeme davranışını veya kilosunu gizlemeye çalışma</li>
 <li>Halsizlik ve güçsüzlük</li>
 <li>Baş dönmesi veya bayılma</li>
 <li>Sürekli üşüme</li>
 <li>Kabızlık ve karın yakınmaları</li>
 <li>Cilt kuruluğu ve saçlarda incelme veya dökülme</li>
 <li>Adet düzeninde bozulma</li>
 <li>Cinsel istekte azalma</li>
 <li>Konsantrasyon güçlüğü</li>
</ul>

<p>Bu belirtilerin tek başına bulunması anoreksiya tanısı anlamına gelmez. Tanı, kişinin fiziksel ve ruhsal durumu birlikte değerlendirilerek konulur.</p>

<p>İleri Dönemde Görülebilecek Belirtiler</p>

<p>Uzun süren veya ağır anoreksiyada yetersiz beslenmenin etkileri belirginleşebilir.</p>

<p>Düşük tansiyon, nabzın yavaşlaması, kalp ritmi sorunları, kas kaybı, kemik yoğunluğunda azalma, kansızlık, ciddi güçsüzlük ve hormonal değişiklikler gelişebilir.</p>

<p>Ağır yetersiz beslenmede vücudun birçok organ sistemi etkilenebilir.</p>

<p>Anoreksiya Nasıl Teşhis Edilir?</p>

<p>Anoreksiya tanısı yalnızca tartıdaki rakama bakılarak konulmaz. Yeme davranışı, kilo değişimi, beden algısı, kilo alma korkusu, fiziksel bulgular ve ruhsal durum birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Hekim boy, kilo, nabız, tansiyon ve vücut sıcaklığı gibi temel ölçümleri değerlendirebilir. Kilo kaybına yol açabilecek başka hastalıkların dışlanması ve yetersiz beslenmenin vücuttaki etkilerinin araştırılması için kan ve idrar testleri gerekebilir.</p>

<p>Kan sayımı, elektrolitler ile böbrek, karaciğer ve tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesi sık kullanılan incelemeler arasındadır.</p>

<p>Kalp ritmi açısından elektrokardiyografi yapılabilir. Uzun süreli hastalıkta veya risk bulunan kişilerde kemik yoğunluğunun değerlendirilmesi de gündeme gelebilir.</p>

<p>Ruh sağlığı değerlendirmesinde ise kişinin yemek, kilo ve beden hakkındaki düşünceleri, yeme davranışları ve eşlik edebilecek depresyon, kaygı veya diğer psikiyatrik sorunlar ele alınır.</p>

<p>Anoreksiya Tedavisi Nasıl Yapılır?</p>

<p>Anoreksiya tedavisinin temel amacı yalnızca kişinin kilo almasını sağlamak değildir. Vücudun güvenli biçimde beslenmesini sağlamak, tıbbi sorunları tedavi etmek ve hastalığı sürdüren düşünce ve davranışları değiştirmek birlikte hedeflenir.</p>

<p>Bu nedenle tedavide genellikle hekim, psikiyatri veya ruh sağlığı uzmanı ve beslenme konusunda deneyimli sağlık profesyonellerinin birlikte çalıştığı çok disiplinli yaklaşım tercih edilir.</p>

<p>Tedavinin önemli bileşenleri şunlardır:</p>

<ul>
 <li>Beslenme durumunun güvenli biçimde düzeltilmesi</li>
 <li>Sağlıklı kilo ve büyümenin yeniden sağlanması</li>
 <li>Fiziksel komplikasyonların izlenmesi ve tedavisi</li>
 <li>Yeme bozukluğuna yönelik psikoterapi</li>
 <li>Sağlıklı yeme davranışının yeniden geliştirilmesi</li>
 <li>Gerektiğinde aile desteğinin tedaviye dahil edilmesi</li>
 <li>Eşlik eden ruhsal sorunların değerlendirilmesi</li>
</ul>

<p>Erişkinlerde yeme bozukluğuna odaklanan farklı psikoterapi yöntemleri kullanılabilir. Çocuk ve ergenlerde aile temelli tedaviler önemli seçenekler arasındadır.</p>

<p>Anoreksiya nervozanın temel belirtilerini tek başına ortadan kaldıran özel bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Ancak depresyon veya kaygı gibi eşlik eden durumlarda hekim tarafından ilaç tedavisi değerlendirilebilir.</p>

<p>Ciddi yetersiz beslenme, ağır sıvı-elektrolit bozukluğu, tehlikeli kalp ritmi değişiklikleri veya ciddi ruhsal risk bulunduğunda hastanede tedavi gerekebilir.</p>

<p>Tedavi her hasta için aynı değildir. Yaş, hastalığın şiddeti, kilo kaybının seyri, fiziksel komplikasyonlar ve ruhsal durum tedavi planını etkiler.</p>

<p>Güncel Bilimsel Gelişmeler</p>

<p>Anoreksiya araştırmalarında yalnızca kilo değişimine değil, hastalığın biyolojik ve nöropsikolojik mekanizmalarına da giderek daha fazla odaklanılıyor.</p>

<p>Genetik yatkınlık, beynin ödül ve davranış sistemleri, metabolik özellikler ve bağırsak-beyin ilişkisi araştırılan alanlar arasında bulunuyor. Ayrıca mevcut psikoterapilerin daha etkili hale getirilmesi ve tedaviye erişimin artırılması için dijital yöntemler üzerinde çalışmalar sürüyor.</p>

<p>Yeni ilaç ve biyolojik tedavi araştırmaları da bulunmakla birlikte araştırma aşamasındaki yaklaşımlar standart tedavinin yerine geçmiş değildir.</p>

<p>Anoreksiya ile Yaşam</p>

<p>İyileşme yalnızca tartıdaki değişimle ölçülmez. Yemekle daha sağlıklı bir ilişkinin kurulması, kilo ve beden hakkındaki yoğun düşüncelerin azalması, sosyal yaşamın yeniden güçlenmesi ve fiziksel sağlığın toparlanması da tedavinin parçalarıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kişinin internetten bulunan kısıtlayıcı diyetleri veya kontrolsüz takviyeleri kendi başına uygulaması uygun değildir. Özellikle ciddi yetersiz beslenme bulunan kişilerde beslenmenin yeniden düzenlenmesi tıbbi takip gerektirebilir.</p>

<p>Düzenli kontroller, tedavi planına devam etmek ve yakın çevrenin yargılamadan destek olması iyileşme sürecine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Nüks, yani hastalığın belirtilerinin yeniden ortaya çıkması mümkündür. Öğün atlama, yeniden katı beslenme kuralları oluşturma veya kilo ve egzersizle aşırı uğraşmaya başlama gibi eski davranışların geri dönmesi halinde tedavi ekibiyle erken iletişim önemlidir.</p>

<p>Halk Arasında Doğru Bilinen Yanlışlar</p>

<p>Yanlış: Anoreksiya sadece çok zayıf insanlarda görülür.</p>

<p>Doğru: Bir kişinin görünümünden yeme bozukluğunun bulunup bulunmadığı veya ne kadar ciddi olduğu anlaşılamaz.</p>

<p>Yanlış: Anoreksiya yalnızca genç kadınların hastalığıdır.</p>

<p>Doğru: Genç kadınlarda daha sık görülse de erkeklerde, çocuklarda ve farklı yaş gruplarında da ortaya çıkabilir.</p>

<p>Yanlış: Kişi isterse sadece daha fazla yiyerek anoreksiyayı yenebilir.</p>

<p>Doğru: Anoreksiya ciddi bir yeme bozukluğudur ve tedavisi çoğu zaman beslenme desteğinin yanı sıra tıbbi ve psikolojik yaklaşım gerektirir.</p>

<p>Yanlış: Anoreksiya tamamen dış görünüşe önem vermekten kaynaklanır.</p>

<p>Doğru: Hastalığın gelişiminde genetik, biyolojik, psikolojik ve sosyal birçok etken rol oynayabilir.</p>

<p>Yanlış: Kilo normale gelince tedavi bitmiştir.</p>

<p>Doğru: Fiziksel toparlanma çok önemlidir ancak yeme davranışı, beden algısı ve hastalığı sürdüren psikolojik etkenlerin de ele alınması gerekir.</p>

<p>Yanlış: Anoreksiyanın tedavisi yoktur.</p>

<p>Doğru: Anoreksiya tedavi edilebilir. İyileşme süresi kişiden kişiye değişse de uygun profesyonel destekle önemli ölçüde düzelme ve iyileşme mümkündür.</p>

<p>Tedavi Edilmezse Ne Olur?</p>

<p>Tedavi edilmeyen anoreksiya, uzun süreli enerji ve besin yetersizliği nedeniyle vücudun birçok sistemini etkileyebilir.</p>

<p>Kemik yoğunluğunda azalma, kas kaybı, kansızlık, hormonal ve üreme sistemi sorunları, böbrek problemleri, sindirim sistemi yakınmaları, düşük tansiyon ve kalp sorunları ortaya çıkabilir.</p>

<p>Elektrolit dengesizlikleri ve kalp ritmi bozuklukları ağır vakalarda yaşamı tehdit edebilir. Çok ciddi yetersiz beslenme birden fazla organın işlevini bozabilir.</p>

<p>Anoreksiya aynı zamanda depresyon, kaygı ve diğer ruhsal sorunlarla birlikte görülebilir. Hastalık ölümcül olabildiği için belirtilerin erken dönemde ciddiye alınması önem taşır.</p>

<p>Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?</p>

<p>Yeme miktarında belirgin azalma, hızlı veya açıklanamayan kilo kaybı, kilo almaya karşı yoğun korku, sürekli kalori veya kilo hesabı yapma, yemeklerden kaçınma ya da aşırı egzersiz davranışları ortaya çıktığında profesyonel değerlendirme alınmalıdır.</p>

<p>Çocuk ve ergenlerde büyümenin yavaşlaması veya beklenen kilo artışının gerçekleşmemesi özellikle dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Kişinin kendisinde sorun olduğunu kabul etmemesi anoreksiyada görülebilir. Bu nedenle yakınları belirgin değişiklikler fark ettiğinde yargılayıcı olmayan bir dille profesyonel yardım almaya teşvik edebilir.</p>

<p>Anoreksiya İçin Hangi Doktora Gidilir?</p>

<p>İlk değerlendirme aile hekimi, iç hastalıkları veya çocuk ve ergenlerde çocuk sağlığı ve hastalıkları hekimi tarafından yapılabilir.</p>

<p>Anoreksiya bir yeme bozukluğu olduğu için psikiyatri değerlendirmesi tedavinin önemli bölümüdür. Çocuk ve ergenlerde çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı devreye girer.</p>

<p>Beslenme tedavisi ve fiziksel komplikasyonların yönetimi için farklı sağlık disiplinlerinin birlikte çalışması gerekebilir.</p>

<p>Acil Müdahale Gerektiren Durumlar</p>

<p>Bayılma, ciddi bilinç değişikliği, belirgin susuzluk, göğüs ağrısı, ciddi çarpıntı veya kalp ritmi sorunu belirtileri, nöbet ya da kişinin fiziksel durumunda hızlı ve ciddi kötüleşme acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>Ciddi yetersiz beslenme veya elektrolit bozuklukları dışarıdan tahmin edilenden daha ağır olabilir. Kişinin kendisine zarar verme veya yaşamına son verme düşüncelerinin bulunması da acil profesyonel değerlendirme gerektirir.</p>

<p>GOOGLE’DA EN ÇOK ARANAN 8 SORU</p>

<p>Anoreksiya nedir?</p>

<p>Anoreksiya nervoza, yemek alımının ciddi biçimde kısıtlanabildiği ve kilo alma korkusu ile beden algısındaki bozulmanın öne çıkabildiği bir yeme bozukluğudur. Hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı etkileyebilir.</p>

<p>Anoreksiya belirtileri nelerdir?</p>

<p>Öğün atlama, çok az yemek yeme, belirgin kilo kaybı, kilo almaktan yoğun korkma, aşırı egzersiz, sürekli üşüme, halsizlik ve baş dönmesi görülebilir. Belirtiler kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>Anoreksiya nasıl anlaşılır?</p>

<p>Yalnızca düşük kiloya bakılarak anlaşılmaz. Yeme davranışındaki kısıtlama, kilo ve bedenle aşırı uğraşma, kilo alma korkusu ve fiziksel değişiklikler birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Anoreksiya neden olur?</p>

<p>Tek bir nedeni bilinmemektedir. Genetik, biyolojik, psikolojik, davranışsal ve sosyal faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülmektedir.</p>

<p>Anoreksiya tedavisi var mı?</p>

<p>Evet. Tedavi genellikle beslenmenin düzeltilmesi, fiziksel sağlığın takip edilmesi ve yeme bozukluğuna yönelik psikoterapinin birlikte uygulanmasını içerir.</p>

<p>Anoreksiya tamamen geçer mi?</p>

<p>İyileşme mümkündür ve birçok kişi uygun tedaviyle önemli ölçüde toparlanabilir. İyileşmenin süresi ve seyri kişiden kişiye farklılık gösterir.</p>

<p>Anoreksiya tehlikeli midir?</p>

<p>Evet, ağır anoreksiya yaşamı tehdit edebilir. Ciddi yetersiz beslenme kalp, kemik, kas, böbrek, hormon ve diğer organ sistemlerini etkileyebilir.</p>

<p>Anoreksiya için hangi doktora gidilir?</p>

<p>Psikiyatri, anoreksiya tedavisindeki temel uzmanlık alanlarından biridir. Fiziksel durumun değerlendirilmesi için aile hekimi, iç hastalıkları veya çocuklarda çocuk sağlığı uzmanı da sürece dahil olabilir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>National Institute of Mental Health (NIMH)</p>

<p>National Health Service (NHS)</p>

<p>Mayo Clinic</p>

<p>American Psychiatric Association, Yeme Bozukluklarının Tedavisine İlişkin Klinik Uygulama Kılavuzu</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/anoreksiya-sadece-kilo-kaybi-degil-vucudun-verdigi-bu-isaretlere-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8119.jpeg" type="image/jpeg" length="30641"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göz Kızarıklığı Neden Geçmiyor? Günlük Alışkanlıklardan Göz Hastalıklarına 10 Neden]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/goz-kizarikligi-neden-gecmiyor-gunluk-aliskanliklardan-goz-hastaliklarina-10-neden</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/goz-kizarikligi-neden-gecmiyor-gunluk-aliskanliklardan-goz-hastaliklarina-10-neden" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz kızarıklığı uykusuzluk, kuruluk veya alerji gibi basit nedenlerden kaynaklanabilir. Ancak ağrı, ışığa hassasiyet, akıntı ya da görme değişikliği eşlik ediyorsa tabloyu önemsemek gerekiyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uzun süre ekrana baktıktan sonra, uykusuz bir gecenin sabahında ya da polenlerin yoğun olduğu günlerde aynaya bakıp kızarmış gözlerle karşılaşmak oldukça yaygın. Çoğu zaman sorun geçici ve basit bir tahrişten kaynaklanıyor. Ancak sürekli tekrarlayan veya başka belirtilerin eşlik ettiği göz kızarıklığı her zaman aynı ölçüde masum olmayabilir.</p>

<p>Gözün beyaz kısmındaki küçük damarların genişlemesi, gözün normalden daha kırmızı veya kanlanmış görünmesine yol açar. Bunun arkasında alerjiden göz kuruluğuna, enfeksiyondan göz kapağı iltihabına kadar pek çok neden bulunabilir.</p>

<p>Cleveland Clinic göz hastalıkları uzmanları da göz kızarıklığının tek başına bir hastalık değil, farklı sorunların ortak belirtisi olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p>Göz kızarıklığı neden olur?</p>

<p>Göz kızarıklığının nedeni bazen çevrede saklıdır. Polen, ev tozu, hayvan tüyü, duman, kum, klorlu su veya kozmetik ürünler göz yüzeyini tahriş edebilir.</p>

<p>Bazı kişilerde ise sorun gözyaşı tabakasının göz yüzeyini yeterince koruyamamasıyla ilişkilidir. Göz kuruluğunda yanma, batma, kum kaçmış hissi ve kızarıklık birlikte görülebilir.</p>

<p>Enfeksiyonlar, göz kapağı sorunları ve gözün daha derin dokularını etkileyen bazı hastalıklar da kızarıklığa neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle kızarıklığın yanında hangi belirtilerin bulunduğu önem taşır.</p>

<p>Göz kızarıklığının 10 yaygın nedeni</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Alerji</p>

<p>Polen, ev tozu akarları, küf ve hayvanlardan kaynaklanan alerjenler gözlerde kızarıklığa yol açabilir.</p>

<p>Alerjik göz sorunlarında özellikle kaşıntı dikkat çeker. Sulanma ve göz kapaklarında şişlik de görülebilir. Şikâyetlerin iki gözde birden ortaya çıkması alerji ihtimalini güçlendirebilir.</p>

<p>Mevsimsel alerjisi olanlarda belirtiler yılın belirli dönemlerinde artarken, sürekli alerjen maruziyeti yaşayanlarda sorun daha uzun sürebilir.</p>

<p>2. Gözün tahriş olması</p>

<p>Duman, toz, kum, klor, makyaj ürünleri veya göze kaçan küçük yabancı maddeler göz yüzeyini tahriş ederek kızarıklığa neden olabilir.</p>

<p>Hafif tahrişlerde kızarıklık, tahriş edici etken ortadan kalktıktan sonra azalabilir.</p>

<p>Ancak göze kimyasal madde kaçması sıradan bir tahriş olarak değerlendirilmemelidir. Özellikle temizlik ürünleri ve güçlü kimyasallarla temas acil değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>3. Göz kuruluğu</p>

<p>Göz kuruluğu yalnızca gözün “kuru” hissedilmesi anlamına gelmez. Yanma, batma, kaşıntı, kumlanma hissi, kızarıklık ve hatta zaman zaman aşırı sulanma görülebilir.</p>

<p>Uzun süre bilgisayar, telefon veya tablet ekranına bakmak göz kırpma sıklığını azaltarak şikâyetleri artırabilir. Klima, kuru hava, rüzgâr, bazı ilaçlar ve yaşın ilerlemesi de göz kuruluğuna katkıda bulunabilir.</p>

<p>Özellikle gün boyunca ekran karşısında çalışan kişilerde tekrarlayan kızarıklığın arkasında göz kuruluğu bulunabilir.</p>

<p>Gözdeki kırmızı leke damar çatlaması olabilir</p>

<p>Bazen gözün beyaz kısmında aniden parlak kırmızı, sınırları belirgin bir alan oluşur. Görüntüsü ürkütücü olsa da bu durum çoğu zaman göz yüzeyindeki küçük bir damarın kanamasından kaynaklanır.</p>

<p>Buna subkonjonktival kanama adı verilir.</p>

<p>Şiddetli öksürme, hapşırma, ıkınma, gözü sert biçimde ovalama veya travma sonrasında ortaya çıkabilir. Kan sulandırıcı ilaç kullananlarda da görülebilir.</p>

<p>Basit subkonjonktival kanamada genellikle ağrı ve görme kaybı olmaz. Ancak tekrarlayan kanamalar, travma sonrası gelişen kızarıklık veya başka kanama belirtilerinin bulunması değerlendirme gerektirebilir.</p>

<p>5. Konjonktivit</p>

<p>Halk arasında göz nezlesi veya pembe göz olarak da bilinen konjonktivit, gözün beyaz bölümünü ve göz kapaklarının iç yüzeyini örten ince zarın iltihaplanmasıdır.</p>

<p>Virüsler, bakteriler, alerjenler ve tahriş edici maddeler konjonktivite yol açabilir.</p>

<p>Kızarıklığın yanında sulanma, yanma, kaşıntı, göz kapaklarında şişme veya akıntı görülebilir. Özellikle enfeksiyona bağlı bazı konjonktivit türleri bulaşıcı olabilir.</p>

<p>Her kırmızı göze antibiyotikli damla gerektiği düşüncesi ise doğru değildir. Tedavi, kızarıklığın gerçek nedenine göre değişir.</p>

<p>6. Diğer göz enfeksiyonları</p>

<p>Göz enfeksiyonlarında kızarıklığa ağrı, akıntı, bulanık görme veya ışığa karşı belirgin hassasiyet eşlik edebilir.</p>

<p>Özellikle kontakt lens kullananlarda ağrılı kırmızı göz daha dikkatli değerlendirilmelidir. Çünkü korneayı, yani gözün önündeki saydam tabakayı etkileyen enfeksiyonlar hızlı ilerleyebilir.</p>

<p>Tedavi edilmeyen bazı enfeksiyonlar korneada hasara ve görme sorunlarına yol açabilir.</p>

<p>7. Göz kapağının içindeki arpacık</p>

<p>Arpacık yalnızca göz kapağının dışından görülen küçük bir şişlik şeklinde ortaya çıkmaz. Göz kapağının iç bölümündeki yağ bezlerinin iltihaplanması da ağrı, hassasiyet, batma ve kızarıklığa neden olabilir.</p>

<p>Bu durumda gözde yabancı bir cisim varmış hissi oluşabilir.</p>

<p>Ilık kompres bazı arpacık türlerinde rahatlama sağlayabilir. Ancak geçmeyen, büyüyen veya sık tekrarlayan göz kapağı şişliklerinin değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>8. Kornea ülseri</p>

<p>Gözün önündeki saydam tabaka olan korneada gelişen açık yara ciddi bir durumdur.</p>

<p>Kornea ülserinde kızarıklığın yanında belirgin ağrı, ışığa hassasiyet, akıntı, görmede azalma veya gözde yabancı cisim hissi görülebilir. Kornea üzerinde beyazımsı veya grimsi bir alan fark edilebilir.</p>

<p>Özellikle kontakt lens kullanıcılarında ağrılı kırmızı göz ve görme değişikliği hafife alınmamalıdır.</p>

<p>Kornea ülseri kalıcı görme hasarına yol açabileceğinden hızlı tıbbi değerlendirme gerektirir.</p>

<p>9. Blefarit</p>

<p>Kirpik diplerinde kabuklanma, göz kapaklarında yağlı görünüm, şişlik, kaşıntı ve tekrarlayan göz kızarıklığı varsa göz kapağı iltihabı olarak bilinen blefarit söz konusu olabilir.</p>

<p>Blefarit çoğu zaman kronik seyredebilir. Göz kuruluğuyla birlikte bulunması da mümkündür.</p>

<p>Özellikle sabahları kirpik diplerinde kabuklanma ve gözlerde tahriş hissi yaşayan kişilerde bu olasılık akla gelebilir.</p>

<p>10. İritis ve gözün içindeki iltihaplar</p>

<p>Gözün renkli bölümünün iltihaplanmasına iritis adı verilir ve üveit adı verilen daha geniş bir hastalık grubunun parçası olabilir.</p>

<p>Basit göz tahrişinden farklı olarak kızarıklığa ağrı, bulanık görme ve ışığa karşı belirgin hassasiyet eşlik edebilir. Bazı kişiler görüş alanında uçuşan noktalar da tarif edebilir.</p>

<p>Bu durum evde uygulanacak basit yöntemlerle geçiştirilecek bir göz kızarıklığı değildir. Tedavi edilmediğinde görmeyi etkileyebilecek komplikasyonlara yol açabilir.</p>

<p>Ekrana bakmak gözleri neden kızartabilir?</p>

<p>Bilgisayar ve telefon ekranları doğrudan bütün göz kızarıklıklarının nedeni değildir. Ancak uzun süre ekrana odaklanıldığında göz kırpma sıklığı azalabilir.</p>

<p>Göz kırpmanın azalması gözyaşı tabakasının daha hızlı bozulmasına ve göz yüzeyinin kurumasına katkıda bulunur. Bunun sonucunda yanma, batma, yorgunluk ve kızarıklık gelişebilir.</p>

<p>Ekran başında düzenli aralar vermek, bilinçli olarak göz kırpmak ve çalışma ortamındaki kuru havayı azaltmak bazı kişilerde şikâyetlerin hafiflemesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Kontakt lens kullanıyorsanız kızarıklığı daha fazla önemseyin</p>

<p>Kontakt lens kullanan bir kişide yeni başlayan kızarıklık, özellikle ağrı, ışığa hassasiyet veya görme bulanıklığıyla birlikteyse sıradan göz yorgunluğu olarak görülmemelidir.</p>

<p>Lens kullanımı kornea enfeksiyonu açısından önemli bir risk oluşturabilir.</p>

<p>Kızarıklık veya belirgin tahriş geliştiğinde kontakt lensle gözü zorlamaya devam etmek uygun değildir. Ağrı ve görme değişikliği varsa göz hekimi değerlendirmesi geciktirilmemelidir.</p>

<p>Kızarıklık giderici göz damlalarına dikkat</p>

<p>Eczanelerde gözün beyaz görünmesini sağlamak amacıyla satılan bazı “kızarıklık giderici” damlalar yüzeydeki damarları geçici olarak daraltır.</p>

<p>Göz kısa süreliğine daha beyaz görünebilir. Ancak bu etki sorunun gerçek nedenini tedavi etmez.</p>

<p>Bu tür ürünlerin sık ve uzun süre kullanılması bazı kişilerde damlanın etkisi geçtikten sonra kızarıklığın yeniden belirginleşmesine yol açabilir.</p>

<p>Tekrarlayan göz kızarıklığında yalnızca görüntüyü düzeltmeye çalışmak yerine altta yatan nedeni belirlemek daha önemlidir.</p>

<p>Evde ne yapılabilir?</p>

<p>Hafif göz kuruluğu ve çevresel tahrişlerde gözü ovuşturmamak, duman ve benzeri tahriş edicilerden uzak durmak ve ekran kullanımında düzenli molalar vermek yardımcı olabilir.</p>

<p>Göz kuruluğunda suni gözyaşı ürünleri kullanılabilir. Ancak göz damlalarının içerikleri ve kullanım amaçları birbirinden farklıdır. Özellikle sürekli damla ihtiyacı olan kişilerin uygun ürün konusunda sağlık profesyonelinden bilgi alması yararlı olabilir.</p>

<p>Göz kapağı kenarında kabuklanma ve blefarit eğilimi bulunan kişilerde göz kapağı hijyeni ve ılık kompres önerilebilen yaklaşımlar arasındadır.</p>

<p>Buna karşılık antibiyotikli veya kortizon içeren göz damlalarının gelişigüzel kullanılması doğru değildir. Özellikle kortizonlu göz damlaları bazı göz hastalıklarını ağırlaştırabileceği için göz hekimi değerlendirmesi olmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>Göz kızarıklığında ne zaman doktora başvurmalı?</p>

<p>Kızarıklık sürekli tekrarlıyorsa, nedeni belli değilse veya basit önlemlerle düzelmiyorsa göz muayenesi gerekebilir.</p>

<p>Özellikle şu belirtiler önemlidir:</p>

<ul>
 <li>Belirgin göz ağrısı</li>
 <li>Görmede azalma veya ani görme değişikliği</li>
 <li>Işığa bakmakta zorlanma</li>
 <li>Yoğun veya irinli akıntı</li>
 <li>Kornea üzerinde beyaz veya gri bir alan</li>
 <li>Göz yaralanması</li>
 <li>Göze kimyasal madde kaçması</li>
 <li>Göz ameliyatı sonrasında gelişen kızarıklık</li>
 <li>Kontakt lens kullanırken başlayan ağrılı kızarıklık</li>
 <li>Göz bebeğinin şeklinde veya görünümünde değişiklik</li>
</ul>

<p>Ani ve şiddetli göz ağrısına bulanık görme, ışıkların çevresinde renkli halkalar, baş ağrısı, bulantı veya kusma eşlik etmesi de acil göz hastalıklarından biri olan akut açı kapanması glokomunu düşündürebilir ve gecikmeden değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kızarıklığın kendisinden çok eşlik eden belirtilere bakın</p>

<p>Göz kızarıklığı tek bir hastalığın adı değildir. Aynı görüntünün arkasında göz kuruluğu, alerji ve basit tahriş bulunabileceği gibi kornea enfeksiyonu veya göz içi iltihabı gibi daha ciddi sorunlar da olabilir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca “Gözüm ne kadar kırmızı?” sorusuna değil, “Ağrım var mı, görmem değişti mi, ışık rahatsız ediyor mu, akıntı var mı?” sorularına da dikkat etmek gerekir.</p>

<p>Özellikle ağrı ve görme değişikliğinin eşlik ettiği kırmızı göz, bekleyip geçmesi umulacak sıradan bir göz yorgunluğu olarak değerlendirilmemelidir.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Cleveland Clinic – Why Your Eyes Are Always Red (and How To Fix Them) – Nicole Bajic, MD ve Catherine Hwang, MD – 2026</li>
 <li>American Family Physician – Diagnosis and Management of Red Eye in Primary Care – Holly Cronau, Ramana Reddy Kankanala, Thomas Mauger – 2010</li>
 <li>American Academy of Ophthalmology – Red Eye ve göz kızarıklığının değerlendirilmesine ilişkin hasta ve klinik eğitim kaynakları</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/goz-kizarikligi-neden-gecmiyor-gunluk-aliskanliklardan-goz-hastaliklarina-10-neden</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8117.jpeg" type="image/jpeg" length="11608"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Beşiktaş Tobias Moi’den Vazgeçmedi: Teklif 4,1 Milyon Euroya Çıktı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/besiktas-tobias-moiden-vazgecmedi-teklif-41-milyon-euroya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/besiktas-tobias-moiden-vazgecmedi-teklif-41-milyon-euroya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beşiktaş’ın Tobias Moi transferindeki ısrarı sürüyor. Norveç’ten gelen son bilgiler, siyah-beyazlıların teklif seviyesini yükseltmesine rağmen Viking’in 20 yaşındaki orta saha oyuncusunu bırakmaya sıcak bakmadığını gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beşiktaş’ın orta saha transferi için gündemine aldığı Tobias Moi dosyasında Norveç’ten yeni gelişmeler geliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Siyah-beyazlıların Viking forması giyen 20 yaşındaki futbolcu için yaptığı ilk teklifin reddedilmesinin ardından rakamı yükselttiği bildirildi. Türkiye’de bugün yayımlanan haberlerde, RA Stavanger kaynak gösterilerek Beşiktaş’ın 3,2 milyon euro seviyesindeki teklifinin ardından 4,1 milyon euroya kadar çıktığı aktarıldı.</p>

<p>Viking, Moi’yi bırakmak istemiyor</p>

<p>Transferin önündeki temel engel yalnızca bonservis rakamı değil. Viking’in genç futbolcuyu takımın önemli parçalarından biri olarak değerlendirdiği ve sezonun bu bölümünde kadrodan çıkarmaya sıcak bakmadığı belirtiliyor.</p>

<p>Norveç kaynaklı ilk haberlerde Beşiktaş’ın yaklaşık 3,2 milyon euroluk teklifinin Viking tarafından geri çevrildiği aktarılmıştı.</p>

<p>Son gelişmeler ise Beşiktaş’ın ilk olumsuz cevabın ardından masadan kalkmadığını gösteriyor.</p>

<p>Beşiktaş rakamı 4,1 milyon euroya çıkardı</p>

<p>Beşiktaş’ın yeni hamlesinde teklif seviyesinin 4,1 milyon euroya yükseldiği bildirildi. Fotomaç’ın RA Stavanger’e dayandırdığı haberde, Norveç ekibinin bu teklif karşısındaki tutumunun transferin seyrini belirleyeceği belirtildi.</p>

<p>Bununla birlikte transfer konusunda farklı rakamların dolaşımda olması dikkat çekiyor. Beşiktaşlı yetkililere atfedilen başka bir açıklamada ilk teklifin yaklaşık 2,2 milyon euro olduğu ve reddedildikten sonra transferin şimdilik beklemeye alındığı ileri sürüldü.</p>

<p>Bu nedenle 4,1 milyon euroluk teklifin Viking tarafından kesin biçimde reddedildiği yönündeki bilgiyi, kulüplerden veya ikinci güçlü bir kaynaktan doğrulama gelmeden kesinleşmiş bir gelişme olarak değerlendirmemek gerekiyor.</p>

<p>Tobias Moi kimdir?</p>

<p>3 Mart 2006 doğumlu Tobias Saliou Moi Séne, Viking altyapısından yetişti. Orta sahada görev yapan genç futbolcu, özellikle savunma ağırlıklı orta saha rolünde kullanılabiliyor.</p>

<p>Moi, 2025 sezonunda kısa süreliğine Åsane’ye kiralandıktan sonra Viking’e geri döndü. Genç oyuncunun sözleşmesi Nisan 2026’da yenilendi ve 2029 yılına kadar uzatıldı. Bu uzun sözleşme, Viking’in pazarlık masasındaki konumunu güçlendiren faktörlerden biri.</p>

<p>Norveçli futbolcunun genç yaşı ve gelişim potansiyeli, Beşiktaş açısından transferi yalnızca mevcut kadro ihtiyacı değil, geleceğe yönelik bir yatırım haline getiriyor.</p>

<p>Transferde pazarlık kolay görünmüyor</p>

<p>Viking’in oyuncuyu bırakmak konusunda isteksiz davranması, Beşiktaş’ın önündeki en önemli engel.</p>

<p>Türkiye’de bazı haberlerde Norveç ekibinin beklentisinin 5,5 milyon euro seviyesinde olduğu ileri sürülüyor. Ancak bu rakam için de şu aşamada kulüplerden yapılmış resmî bir açıklama bulunmuyor.</p>

<p>Dolayısıyla Tobias Moi transferinde kesinleşmiş tablo, Beşiktaş’ın oyuncuya ilgisinin bulunduğu ve Viking’in gelen tekliflere direnç gösterdiği yönünde. Yeni teklifin miktarı ve Viking’in son cevabı konusunda ise kaynaklar arasında farklılık bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/besiktas-tobias-moiden-vazgecmedi-teklif-41-milyon-euroya-cikti</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8116.jpeg" type="image/jpeg" length="81078"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Giresun’da Araç Dereye Uçtu: 2 Kişiden Haber Alınamıyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/giresunda-arac-dereye-uctu-2-kisiden-haber-alinamiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/giresunda-arac-dereye-uctu-2-kisiden-haber-alinamiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giresun’un Keşap ilçesinde şiddetli yağışın ardından taşan derenin sularına kapılan araçtaki 3 kişiden biri kendi imkânlarıyla kurtuldu. Bilgisayar öğretmeni Mehmet Akkaya ile 16 yaşındaki yeğeni Muhammed Abdullah Hakkıoğlu’nu bulmak için bölgede geniş çaplı arama kurtarma çalışması sürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Giresun’da etkili olan kuvvetli yağış, Keşap ilçesinde endişeli bir bekleyişe neden oldu. Keşap-Karabulduk yolu üzerinde seyir halindeki bir araç, derenin taşmasıyla oluşan güçlü akıntıya kapıldı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre olay, dün akşam saat 21.30 sıralarında meydana geldi. Araçta 50 yaşındaki Ahmet Yılmaz, 45 yaşındaki Mehmet Akkaya ve 16 yaşındaki Muhammed Abdullah Hakkıoğlu bulunuyordu.</p>

<p>Araçtan kendi imkânlarıyla kurtuldu</p>

<p>Sel sularının aracı sürüklemesinin ardından Ahmet Yılmaz, kendi imkânlarıyla araçtan çıkmayı başararak kurtuldu.</p>

<p>Ancak aynı araçta bulunan bilgisayar öğretmeni Mehmet Akkaya ile yeğeni Muhammed Abdullah Hakkıoğlu’ndan haber alınamadı.</p>

<p>Olayın bildirilmesinin ardından bölgede arama kurtarma çalışması başlatıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araç dere yatağında bulundu</p>

<p>Çalışmalar sırasında sel sularına kapılan araç, Karabulduk beldesi Karadere köyü mevkisindeki dere yatağında ağır hasarlı ve kullanılamaz halde bulundu.</p>

<p>Ekipler, kayıp Mehmet Akkaya ve Muhammed Abdullah Hakkıoğlu’na ulaşabilmek için dere yatağı ve çevresindeki çalışmalarını yoğunlaştırdı.</p>

<p>AFAD, AKUT ve İHH arama kurtarma ekiplerinin iş makinelerinin de desteğiyle bölgede çalışma yürüttüğü bildirildi.</p>

<p>Aramalar geniş bir alanda sürüyor</p>

<p>Şiddetli akıntının etkisi nedeniyle çalışmalar dere güzergâhı boyunca geniş bir alanda sürdürülüyor. Arama kurtarma ekipleri, kayıp iki kişiye ulaşabilmek için bölgedeki çalışmalarına devam ediyor.</p>

<p>Giresun’da etkili olan şiddetli yağışlar Keşap’ın yanı sıra birçok noktada derelerin debisinin yükselmesine ve su baskınlarına neden oldu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🚨 Asayiş</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/giresunda-arac-dereye-uctu-2-kisiden-haber-alinamiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8113.jpeg" type="image/jpeg" length="63566"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[LGS 2. nakil sonuçları açıklandı: Öğrenciler sonuçlarını sorgulayabiliyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/lgs-2-nakil-sonuclari-aciklandi-ogrenciler-sonuclarini-sorgulayabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/lgs-2-nakil-sonuclari-aciklandi-ogrenciler-sonuclarini-sorgulayabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 2026 Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında yerleştirmeye esas ikinci nakil sonuçlarını açıkladı. İkinci nakil döneminde tercih yapan öğrenciler, yerleştirme sonuçlarını MEB üzerinden öğrenebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı, lise yerleştirme sürecinde öğrencilerin ve velilerin beklediği ikinci nakil sonuçlarını 14 Ağustos 2026 tarihinde erişime açtı.</p>

<p>Bakanlığın açıklamasına göre, 10 Ağustos’ta birinci nakil sonuçlarının ilan edilmesinin ardından gerçekleştirilen ikinci nakil süreci de tamamlandı. İkinci nakil için tercih yapan öğrenciler, hangi okula yerleştiklerini sonuç ekranından kontrol edebiliyor.</p>

<p>LGS 2. nakil sonuçları nasıl öğrenilir?</p>

<p>Öğrenciler LGS kapsamında yerleştirmeye esas ikinci nakil sonuçlarına Milli Eğitim Bakanlığının sonuç sistemi üzerinden ulaşabiliyor.</p>

<p>Sonuç sorgulama işlemi için öğrencilerin ilgili ekrandaki kimlik ve öğrenci bilgilerini kullanmaları gerekiyor.</p>

<p>Yerleşemeyen öğrenciler için süreç devam edecek</p>

<p>İkinci nakil sürecinin tamamlanmasıyla birlikte herhangi bir ortaöğretim kurumuna yerleşemeyen öğrenciler için yerleştirme süreci sona ermiyor.</p>

<p>MEB’in 2026 tercih ve yerleştirme takvimine göre, boş kalan kontenjanlar için 17-21 Ağustos 2026 tarihleri arasında il ve ilçe öğrenci yerleştirme ve nakil komisyonlarına başvuru yapılabilecek.</p>

<p>Komisyonlar tarafından yürütülecek yerleştirme işlemlerinin ise 24 Ağustos 2026 tarihinde tamamlanması planlanıyor.</p>

<p>İlk yerleştirmede öğrencilerin yüzde 93,56’sı yerleşmişti</p>

<p>MEB tarafından daha önce açıklanan verilere göre, 13-27 Temmuz tarihleri arasındaki ilk tercih döneminde 1 milyon 29 bin 595 öğrenci tercih yaptı.</p>

<p>İlk yerleştirme sonucunda öğrencilerin yüzde 93,56’sı tercihlerinden birine yerleşti. Sınavla öğrenci alan okullarda açılan 198 bin 905 kontenjanın 190 bin 473’üne öğrenci yerleşirken doluluk oranı yüzde 95,76 olarak gerçekleşti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk yerleştirmenin ardından boş kalan kontenjanlar için iki ayrı nakil dönemi uygulandı.</p>

<p>LGS 2. nakil sonucu nereden sorgulanır?</p>

<p>Öğrenciler sonuçlarını MEB’in resmi sonuç ekranından ve ilgili e-Okul hizmetleri üzerinden kontrol edebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/lgs-2-nakil-sonuclari-aciklandi-ogrenciler-sonuclarini-sorgulayabiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/07/i-m-g-5631.jpeg" type="image/jpeg" length="84360"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rebecca Cole: ABD’nin İkinci Afro-Amerikalı Kadın Hekimi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/rebecca-cole-abdnin-ikinci-afro-amerikali-kadin-hekimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/rebecca-cole-abdnin-ikinci-afro-amerikali-kadin-hekimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de tıp diploması alan ikinci Afro-Amerikalı kadın olan Rebecca J. Cole, 14 Ağustos 1922’de yaşamını yitirdi. Yaklaşık 50 yıl süren hekimlik hayatında özellikle yoksul kadınların ve çocukların sağlık hizmetine ulaşması için çalıştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>14 Ağustos 1922’de Philadelphia’da yaşamını yitiren Rebecca J. Cole, tıp tarihinin uzun süre gölgede kalmış öncü kadınlarından biri. Cole, 1867’de Woman’s Medical College of Pennsylvania’dan mezun olarak Rebecca Lee Crumpler’dan sonra ABD’de tıp diploması alan ikinci Afro-Amerikalı kadın oldu. Bunu, kadınların ve siyahların yükseköğretime erişiminin ciddi biçimde sınırlı olduğu 19. yüzyıl Amerika’sında başardı. [1]<br />
1867’de tıp diplomasını aldığında tarihe geçti<br />
Rebecca J. Cole, 1846’da Philadelphia’da doğdu. Eğitimini, siyah öğrencilerin öğrenim gördüğü dönemin önemli kurumlarından Institute for Colored Youth’ta sürdürdü ve 1863’te buradan mezun oldu. Ardından Woman’s Medical College of Pennsylvania’ya girdi. [1]<br />
Cole’un tıp eğitimi aldığı yıllarda kadınların hekim olması dahi toplumun önemli bir kesimi tarafından sıra dışı görülüyordu. Siyah bir kadın için ise hem cinsiyet hem de ırk ayrımcılığının oluşturduğu daha ağır engeller söz konusuydu.<br />
Cole bütün bu koşullara rağmen eğitimini tamamladı ve 1867’de tıp diplomasını aldı. Woman’s Medical College of Pennsylvania’nın ilk Afro-Amerikalı kadın mezunu olurken, ABD’de tıp diploması alan ikinci Afro-Amerikalı kadın olarak tarihe geçti. Ondan üç yıl önce Rebecca Lee Crumpler, 1864’te bu alanda bir ilke imza atmıştı. [1]<br />
Cole’un mezuniyet çalışması da günümüze ulaştı. “The Eye and Its Appendages”, Türkçesiyle “Göz ve Ekleri” başlıklı 1867 tarihli tezi bugün Drexel Üniversitesi’nin tarihî koleksiyonlarında korunuyor. [2]<br />
Elizabeth Blackwell ile çalıştı<br />
Rebecca Cole’un mezuniyetinin ardından yolu, ABD’de tıp diploması alan ilk kadın olarak bilinen Elizabeth Blackwell ile kesişti.<br />
Cole, Blackwell’in New York’ta kurduğu New York Infirmary for Women and Children’da çalışmaya başladı. Kurum özellikle kadınlara ve çocuklara sağlık hizmeti sunuyor, aynı zamanda kadın hekimlere mesleklerini sürdürebilecekleri önemli bir çalışma alanı sağlıyordu. [1]<br />
Cole’un görevi yalnızca hastane içinde hasta muayene etmekle sınırlı değildi. Yoksul ailelerin yaşadığı mahallelere gidiyor ve sağlık bilgisini doğrudan insanların evlerine taşıyordu.<br />
Burada “sanitary visitor” olarak görev yaptı. Bugünün diliyle bu görev; aileleri evlerinde ziyaret ederek annelere bebek bakımı, temizlik, hastalıklardan korunma ve aile sağlığı konusunda bilgi verilmesini içeren bir toplum sağlığı çalışmasına benziyordu. [1]<br />
Elizabeth Blackwell de daha sonra Cole’un bu görevi dikkatli ve başarılı biçimde yürüttüğünü aktardı. Cole’un çalışmaları, sağlık hizmetinin yalnızca hastane odalarında değil, insanların yaşadığı evlerde ve mahallelerde de sürdürülmesi gerektiğini gösteren erken örneklerden biri oldu. [1]<br />
Yoksul kadınlar ve çocuklar meslek hayatının merkezindeydi<br />
Rebecca Cole’un hekimlik anlayışında sağlık hizmetine ulaşmakta zorlanan insanların özel bir yeri vardı.<br />
New York’taki çalışmalarından sonra farklı şehirlerde görev yapan Cole, meslek hayatının önemli bir bölümünde kadınlara, çocuklara ve ekonomik güçlük yaşayan ailelere sağlık hizmeti sunmaya devam etti. [1]<br />
Drexel Üniversitesi arşiv kayıtlarına göre Cole, Dr. Charlotte Abbey ile birlikte 1894’te Philadelphia’da “Physician Woman’s Directory” adlı bir oluşum kurdu. Yapının özellikle evlilik dışı çocuk sahibi kadınlara destek sağlamayı, annelerin çocuklarından ayrılmak zorunda kalmalarının önüne geçmeyi ve kadınların uygun işlere yönlendirilmesine yardımcı olmayı amaçladığı belirtiliyor. [2]<br />
Cole daha sonra Washington’da yoksul siyah kadınlara ve çocuklara hizmet veren Association for the Relief of Destitute Colored Women and Children bünyesindeki bir kurumun yöneticiliğini üstlendi. 1899 yılına ait kayıtlarda Cole’un deneyimi, enerjisi ve insanlarla iletişimindeki başarısı özellikle vurgulanıyordu. [2]<br />
Hastalığın yalnızca hastanede başlamadığını gördü<br />
Rebecca Cole’un dikkat çekici yönlerinden biri, insanların sağlık durumunun yalnızca tıbbi nedenlerle açıklanamayacağını erken dönemde fark etmiş olmasıydı.<br />
yüzyılın sonlarında yoksul siyah topluluklarda görülen bazı hastalıklar zaman zaman kişisel temizlik alışkanlıklarının yetersizliğiyle açıklanıyordu. Cole ise yıllarca yoksul mahallelerde çalışan bir hekim olarak bu yaklaşımın tek başına yeterli olmadığını savundu.<br />
Kalabalık yaşam koşulları, kötü konutlar, yoksulluk ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlüklerin de hastalıkların ortaya çıkması ve yayılmasında etkili olduğuna dikkat çekti. [3]<br />
Bu yaklaşım, bugün “sağlığın sosyal belirleyicileri” olarak adlandırılan anlayışla dikkat çekici bir paralellik taşıyor. Bu kavram; gelir, eğitim, barınma koşulları ve sağlık hizmetlerine erişim gibi sosyal şartların insanların sağlık durumunu etkileyebilmesini ifade ediyor.<br />
Yaklaşık 50 yıllık hekimlik hayatı<br />
Cole, 1867’de tıp diplomasını aldıktan sonra yaklaşık 50 yıl hekimlik yaptı. Meslek yaşamının önemli bir bölümünü kadınlara, çocuklara ve sağlık hizmetine ulaşmakta güçlük yaşayan topluluklara ayırdı. [1]<br />
Rebecca J. Cole, 14 Ağustos 1922’de Philadelphia’da 76 yaşında yaşamını yitirdi. [3]<br />
Bugün, 14 Ağustos 2026’da ölümünün üzerinden 104 yıl geçti.<br />
Onu gösteren doğrulanmış bir fotoğraf bilinmiyor<br />
Rebecca Cole’un hikâyesindeki en dikkat çekici ayrıntılardan biri, uzun hekimlik hayatına rağmen kendisine ilişkin çok az kişisel belgenin günümüze ulaşmış olması.<br />
ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi kayıtları, Cole’a ait doğrulanmış bir fotoğrafın bilinmediğini gösteriyor. Drexel Üniversitesi arşivlerinde yer alan 1870 tarihli bir gravürdeki kadınlardan birinin Rebecca Cole olabileceği değerlendirilse de bu kişinin Cole olduğu kesin olarak doğrulanmış değil. [1] [2]<br />
Bu nedenle bugün Rebecca Cole’un yüzünü kesin olarak bildiğimizi söylemek mümkün değil.<br />
Ancak yaptığı işler çok daha belirgin biçimde tarihteki yerini koruyor. Kadınların tıp eğitimi almakta zorlandığı, siyahların eğitim ve sağlık alanlarında ağır ayrımcılıkla karşılaştığı bir dönemde hekim oldu. Yaklaşık yarım yüzyıl boyunca çalıştı ve özellikle sağlık hizmetine ulaşmakta en fazla güçlük çeken insanların yanında yer aldı.<br />
Rebecca J. Cole’un ölümünden 104 yıl sonra yeniden hatırlanan hikâyesi, tıp tarihinin yalnızca büyük keşifleri yapan bilim insanlarından veya ünlü cerrahlardan oluşmadığını gösteriyor. Bazen tarihte kalıcı izi bırakanlar, sağlık hizmetini hastanenin kapısından çıkarıp insanların yaşadığı sokaklara ve evlere taşıyan hekimler oluyor.<br />
Kaynaklar<br />
[1] National Library of Medicine. Dr. Rebecca J. Cole. Changing the Face of Medicine. U.S. National Library of Medicine.<br />
[2] Grimm L. From the Collections: Dr. Rebecca Cole. The Legacy Center Archives and Special Collections, Drexel University College of Medicine. 2009.<br />
[3] LaBalle C. Cole, Rebecca J. 1846–1922. Contemporary Black Biography.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📚 Tıp Tarihi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/rebecca-cole-abdnin-ikinci-afro-amerikali-kadin-hekimi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/rebecca-cole-1200x750-150kb.webp" type="image/jpeg" length="82685"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Atakan Karazor için Trabzonspor devrede: Stuttgart detayı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/atakan-karazor-icin-trabzonspor-devrede-stuttgart-detayi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/atakan-karazor-icin-trabzonspor-devrede-stuttgart-detayi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzonspor’da orta saha transferi için Atakan Karazor ismi öne çıktı. Bordo-mavililerin milli futbolcunun menajeri ve Stuttgart ile temaslarını sürdürdüğü öne sürülürken, transferin önündeki en önemli başlıklardan biri oyuncunun uzun süreli sözleşmesi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzonspor’da transfer hareketliliği devam ediyor. Orta saha rotasyonunu güçlendirmek isteyen bordo-mavililerin gündemine son olarak Atakan Karazor geldi.</p>

<p>14 Ağustos sabahı yayımlanan haberlerde Trabzonspor’un 29 yaşındaki ön libero için girişimlerini hızlandırdığı ve oyuncunun transfer şartlarını araştırdığı belirtildi.</p>

<p>Stuttgart ile görüşme iddiası</p>

<p>Transfer kulislerine yansıyan son bilgilere göre Trabzonspor’un ilgisi yalnızca oyuncunun listeye alınması aşamasında değil. Bordo-mavililerin Atakan Karazor’un menajeri ve Stuttgart ile görüşmeler yürüttüğü öne sürülüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak transfer konusunda Trabzonspor veya Stuttgart tarafından yapılmış resmî bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle görüşmelerin anlaşmaya dönüştüğü yönünde kesin bir değerlendirme yapmak için henüz erken.</p>

<p>Trabzonspor neden Atakan Karazor’u istiyor?</p>

<p>Bordo-mavililerin bu transferde öne çıkan gerekçelerinden biri orta sahadaki ihtiyaç ve yabancı oyuncu kontenjanı.</p>

<p>1,91 metre boyundaki Karazor, ağırlıklı olarak ön libero pozisyonunda görev yapıyor. Fizik gücü, savunma katkısı ve merkez orta sahadaki oyunuyla tanınan milli futbolcunun yerli statüsünde olması da Trabzonspor açısından önemli bir avantaj oluşturuyor.</p>

<p>Karazor’un Stuttgart’ta kaptanlık yapmış olması ve Bundesliga tecrübesi de transferi dikkat çekici hale getiriyor.</p>

<p>En önemli konu sözleşmesi</p>

<p>Transferin kolay görünmeyen tarafı ise Atakan Karazor’un Stuttgart ile olan kontratı.</p>

<p>29 yaşındaki futbolcunun Alman kulübüyle 30 Haziran 2028’e kadar sözleşmesi bulunuyor. Dolayısıyla Trabzonspor’un transferi sonuçlandırabilmesi için Stuttgart ile bonservis konusunda anlaşması gerekiyor.</p>

<p>Transferde kritik süreç</p>

<p>Şu anki tablo Atakan Karazor’un Trabzonspor’un orta saha adayları arasında ciddi biçimde değerlendirildiğini gösteriyor. Özellikle 14 Ağustos sabahı gelen yeni haberlerde menajer ve kulüp tarafıyla görüşmelerin sürdüğünün belirtilmesi, dosyayı sıradan bir transfer söylentisinin üzerine taşıyor.</p>

<p>Bununla birlikte henüz anlaşma sağlandığına veya resmî teklifin kabul edildiğine ilişkin doğrulanmış bir açıklama yok. Transferin seyri Stuttgart’ın talep edeceği şartlara ve oyuncunun vereceği karara bağlı olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/atakan-karazor-icin-trabzonspor-devrede-stuttgart-detayi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 09:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8107.jpeg" type="image/jpeg" length="58271"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray’da Lucas Torreira depremi: Ayrılmak istediği iddia edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/galatasarayda-lucas-torreira-depremi-ayrilmak-istedigi-iddia-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/galatasarayda-lucas-torreira-depremi-ayrilmak-istedigi-iddia-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’da Lucas Torreira ile ilgili dikkat çeken bir ayrılık iddiası gündeme geldi. Uruguaylı gazeteci Sebas Giovanelli’nin haberine göre 30 yaşındaki orta saha oyuncusu, menajeri Pablo Bentancur’a Türkiye’den ayrılmak istediğini iletti. Kararın, daha önce yaşadığı saldırının ardından ortaya çıkan güvenlik endişeleriyle bağlantılı olduğu öne sürüldü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Galatasaray’da yeni sezon öncesi transfer çalışmaları sürerken Lucas Torreira’nın geleceği yeniden gündeme geldi.</p>

<p>Uruguaylı orta saha oyuncusunun sarı-kırmızılı yönetimden ayrılık talebinde bulunduğu öne sürüldü. İddia kısa sürede taraftarlar arasında geniş yankı bulurken, Torreira cephesinden bu yönde doğrulanmış yeni bir açıklama bulunmaması dikkat çekiyor.</p>

<p>Torreira’nın son açıklamaları iddiayla örtüşmüyor</p>

<p>Torreira’nın daha önce özellikle Boca Juniors’a yönelik ilgisini açık biçimde dile getirmesi, ayrılık söylentilerinin uzun süredir gündemde kalmasına neden oldu.</p>

<p>Ancak Uruguaylı futbolcu, mart ayında yaptığı açıklamada Galatasaray’dan ayrılmak istemediğini ve İstanbul’da kendisini değerli ve mutlu hissettiğini söylemişti.</p>

<p>Haziran ayında da Galatasaray ile yeni sözleşme görüşmelerinin sürdüğünü belirten Torreira, kariyerini sarı-kırmızılı takımda devam ettirme isteğini ortaya koydu.</p>

<p>Temmuz sonunda yaptığı açıklamalar ise daha da dikkat çekiciydi. Galatasaray’daki beşinci sezonuna aynı tutkuyla hazırlandığını belirten deneyimli orta saha, sözleşmesinde iki yıl daha bulunduğunu ve önümüzdeki yıllarda yeni şampiyonluklar kazanmayı umduğunu ifade etti.</p>

<p>Boca Juniors hayali biliniyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Torreira’nın Güney Amerika’ya dönme ihtimalinin sık sık gündeme gelmesinin temelinde Boca Juniors’a duyduğu ilgi bulunuyor.</p>

<p>Uruguaylı yıldız daha önce kariyerinin bir bölümünde Boca Juniors forması giymek istediğini gizlememiş, mayıs ayında Arjantin ekibinin bir karşılaşmasını tribünden takip etmesi de transfer söylentilerini artırmıştı.</p>

<p>Bununla birlikte Boca Juniors’ta oynama hayali ile Galatasaray’dan hemen ayrılmak istediği iddiasının birbirinden ayrılması gerekiyor.</p>

<p>Gözler Galatasaray ve Torreira cephesinde</p>

<p>Gelinen noktada “Torreira ayrılık talebinde bulundu” iddiasını kesinleşmiş bir gelişme olarak değerlendirmek için yeterli doğrulama bulunmuyor.</p>

<p>Üstelik oyuncunun yakın tarihteki açıklamalarında Galatasaray’da kalmak, sözleşmesini sürdürmek ve yeni sezonda mücadele etmek istediğini belirtmesi, söz konusu iddiaya temkinli yaklaşılmasını gerektiriyor.</p>

<p>Galatasaray yönetimi veya Torreira cephesinden ayrılık talebini doğrulayan resmî bir açıklama gelmesi halinde transfer dosyasında tablo değişebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/galatasarayda-lucas-torreira-depremi-ayrilmak-istedigi-iddia-edildi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8106.jpeg" type="image/jpeg" length="76309"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kolon Kanserini Daha Oluşmadan Durdurmayı Hedefleyen Aşıdan Dikkat Çeken İlk Sonuçlar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kolon-kanserini-daha-olusmadan-durdurmayi-hedefleyen-asidan-dikkat-ceken-ilk-sonuclar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kolon-kanserini-daha-olusmadan-durdurmayi-hedefleyen-asidan-dikkat-ceken-ilk-sonuclar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de MD Anderson Cancer Center araştırmacılarının yürüttüğü ve Nature Medicine’da yayımlanan Faz 1b/2 çalışmada, Lynch sendromu taşıyan 45 kişide denenen Nous-209 aşısı güçlü T hücresi yanıtları oluşturdu; bir yıllık takipte kanser öncüsü oluşumlarda azalma sinyali ve ileri düzey polip görülmemesi dikkat çekti. Bulgular henüz aşının kanseri önlediğini kanıtlamasa da araştırmacılar daha büyük bir klinik çalışma için hazırlanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kalıtsal olarak kolon kanseri riski yüksek kişilerde tümör ortaya çıkmadan önce bağışıklık sistemini harekete geçirmeyi amaçlayan deneysel aşı çalışmaları yeni bir aşamaya ulaştı. ABD ve İngiltere’de geliştirilen en az üç farklı aşı yaklaşımı, Lynch sendromu taşıyan kişilerde kanser öncesi hücreleri bağışıklık sisteminin hedefi haline getirmeyi amaçlıyor.</p>

<p>13 Ağustos 2026’da yeniden gündeme gelen çalışmaların en dikkat çekici sonuçlarından biri, MD Anderson Cancer Center araştırmacılarının yer aldığı ve Nature Medicine’da yayımlanan Nous-209 çalışmasından geldi. Faz 1b/2 düzeyindeki araştırmada 45 Lynch sendromu taşıyıcısı değerlendirildi. Araştırmanın orijinal bilimsel makalesi 16 Ocak 2026’da yayımlandı.</p>

<p>Bağışıklık sistemi 209 farklı hedefe karşı eğitildi</p>

<p>Lynch sendromu, DNA çoğalması sırasında meydana gelen hataların düzeltilmesinde görev alan genlerden birindeki kalıtsal değişikliklerden kaynaklanıyor. Bu durum, hücrelerde zaman içerisinde mutasyonların birikmesini kolaylaştırarak başta kolorektal kanser olmak üzere bazı kanserlerin gelişme riskini artırıyor.</p>

<p>Nouscom tarafından geliştirilen Nous-209 aşısı ise Lynch sendromuyla ilişkili kanser öncüsü hücrelerde ve tümörlerde görülebilen 209 ortak anormal hedefi bağışıklık sistemine tanıtmak üzere tasarlandı.</p>

<p>Bilim insanlarının hedefi, bağışıklık sisteminin özellikle T hücrelerini bu anormal proteinleri taşıyan hücreleri tanıyabilecek şekilde hazırlamak ve böylece kanserleşme sürecine mümkün olduğunca erken müdahale etmek.</p>

<p>45 kişiyle yapılan Faz 1b/2 çalışmadan ilk sinyal</p>

<p>Çok merkezli ve açık etiketli Faz 1b/2 çalışmaya kanser tanısı bulunmayan 45 Lynch sendromu taşıyıcısı dahil edildi.</p>

<p>Nature Medicine’da yayımlanan sonuçlara göre aşı, hedeflenen anormal proteinlere karşı geniş kapsamlı T hücresi yanıtları oluşturdu. Araştırmacılar bu bağışıklık yanıtlarının kalıcılığını ve işlevsel özelliklerini de değerlendirdi.</p>

<p>Katılımcıların yaklaşık bir yıl sonraki kolonoskopi takiplerinde kanser öncüsü oluşumların sayısında azalma yönünde bir sinyal gözlendi ve ileri düzey polip saptanmadı.</p>

<p>Ancak bu sonuç, aşının kolon kanserini önlediği anlamına gelmiyor. Çalışma küçük katılımcı grubuyla yürütülen erken aşama bir araştırma olduğundan, kanser görülme sıklığını azaltıp azaltmadığının belirlenmesi için daha büyük ve kontrollü klinik çalışmalar gerekiyor.</p>

<p>Daha büyük klinik çalışma gündemde</p>

<p>Çalışmanın önde gelen araştırmacılarından MD Anderson Cancer Center’dan Dr. Eduardo Vilar-Sanchez, erken bulguların ardından daha büyük bir araştırmaya geçilmesinin planlandığını belirtti. Yeni çalışmanın 2027’nin başlarında başlaması bekleniyor.</p>

<p>Araştırmanın yanıt aradığı temel sorulardan biri, aşıyla güçlendirilen bağışıklık sisteminin Lynch sendromunun neden olduğu sürekli kanserleşme baskısına uzun vadede karşı koyup koyamayacağı.</p>

<p>Çalışmadaki bazı katılımcılara ilk aşılamadan yaklaşık bir yıl sonra hatırlatma dozu da uygulandı. Bu gruba ilişkin ek sonuçların 2026 sonbaharında açıklanması bekleniyor.</p>

<p>Moderna’nın mRNA aşısı da klinik araştırmaya giriyor</p>

<p>Lynch sendromunda kanseri ortaya çıkmadan engellemeyi amaçlayan çalışmalar Nous-209 ile sınırlı değil.</p>

<p>Oxford Üniversitesi ile Moderna’nın iş birliğinde geliştirilen mRNA-4194 adlı deneysel aşı için İngiltere’de Faz 1 INTERCEPT-Lynch çalışmasına izin verildi. İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu tarafından yetkilendirilen araştırmanın ilk aşamasında güvenlilik, bağışıklık yanıtı ve ileri çalışmalar için uygun doz değerlendirilecek.</p>

<p>Aşı, COVID-19 döneminde geniş ölçekte kullanılan mRNA platformundan yararlanarak bağışıklık sisteminin Lynch sendromuyla bağlantılı kanser öncesi değişiklikleri tanımasını sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Oxford Üniversitesi, ilk katılımcının 2026 yazında aşılanmasının planlandığını, çalışmanın ikinci aşamasının ise 2027’de İngiltere’deki başka merkezlere genişletilmesinin öngörüldüğünü açıkladı.</p>

<p>Üçüncü aşı yaklaşımının sonuçları bekleniyor</p>

<p>Araştırmacıların takip ettiği bir diğer yaklaşım ise ImmunityBio tarafından geliştirilen Tri-Ad5 aşısı.</p>

<p>Bu aşıda farklı kanser belirteçlerinin bağışıklık sistemine tanıtılması hedefleniyor. Tri-Ad5’in plaseboyla karşılaştırıldığı klinik araştırmadan gelecek sonuçların, Lynch sendromuna yönelik koruyucu kanser aşılarının potansiyelini değerlendirmede yeni veriler sağlaması bekleniyor.</p>

<p>Böylece Lynch sendromu için farklı teknolojilere dayanan en az üç koruyucu aşı yaklaşımı klinik geliştirme sürecinde bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hedef kanseri tedavi etmek değil, oluşmasını engellemek</p>

<p>Kanserden korunmada aşı yaklaşımı tamamen yeni değil. HPV ve hepatit B aşıları, kansere neden olabilen viral enfeksiyonları engelleyerek bazı kanserlerin gelişme riskini azaltabiliyor.</p>

<p>Lynch sendromuna yönelik çalışmaların farkı ise doğrudan kalıtsal genetik değişikliklerin tetiklediği kanserleşme sürecinde ortaya çıkan anormal proteinleri hedeflemeleri.</p>

<p>Bu yaklaşımda amaç, bağışıklık sistemini bir tümör ortaya çıktıktan sonra harekete geçirmek yerine, kanser öncüsü hücrelerin taşıdığı değişiklikleri daha erken aşamada tanıyabilecek şekilde hazırlamak.</p>

<p>Henüz koruyucu kanser aşısı olarak onaylanmadı</p>

<p>Erken safha bulgularına göre Nous-209’un güçlü bağışıklık yanıtı oluşturabilmesi araştırmacılar açısından önemli bir sinyal olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte hiçbir sonuç, aşının kolon kanserini kesin olarak önlediğini göstermiyor.</p>

<p>Nous-209, mRNA-4194 ve Tri-Ad5 halen araştırma aşamasındaki deneysel aşılar. Lynch sendromuna bağlı kanserleri önlemek amacıyla rutin klinik kullanım için onaylanmış aşılar değiller.</p>

<p>Bulguların daha geniş katılımcı gruplarında, kontrollü araştırmalar ve uzun süreli takiplerle doğrulanması gerekiyor. Özellikle aşıların gerçekten kanser görülme oranını azaltıp azaltmadığı, koruyucu bağışıklığın ne kadar sürdüğü ve hatırlatma dozlarının gerekli olup olmadığı ileri klinik çalışmalarla belirlenecek.</p>

<p>Çalışmalar başarıya ulaşırsa onkolojide önemli bir yaklaşım değişikliğinin kapısı açılabilir: Yüksek genetik risk taşıyan kişilerde kanseri yalnızca erken teşhis etmek yerine, bağışıklık sistemini önceden hazırlayarak tümör oluşum sürecini kesintiye uğratmak.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ul>
 <li>Nature Medicine</li>
 <li>MD Anderson Cancer Center</li>
 <li>University of Oxford</li>
 <li>Oxford Cancer</li>
 <li>Medicines and Healthcare products Regulatory Agency (MHRA)</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔬 Bilim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kolon-kanserini-daha-olusmadan-durdurmayi-hedefleyen-asidan-dikkat-ceken-ilk-sonuclar</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 08:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8101.jpeg" type="image/jpeg" length="36998"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıp ve Sağlık Eğitiminde Kalite ve Akreditasyonun Yeni Adresi: TSEDAD]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/tip-ve-saglik-egitiminde-kalite-ve-akreditasyonun-yeni-adresi-tsedad</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/tip-ve-saglik-egitiminde-kalite-ve-akreditasyonun-yeni-adresi-tsedad" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıp ve sağlık eğitiminin niteliğinin geliştirilmesi, kalite kültürünün güçlendirilmesi ve değerlendirme-akreditasyon süreçlerine katkı sağlanması amacıyla Tıp ve Sağlık Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TSEDAD) kuruldu. Yeni oluşum, yükseköğretimde hızla değişen kalite anlayışını tıp ve sağlık eğitiminin ihtiyaçlarıyla buluşturmayı hedefliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de yükseköğretimde kalite güvencesi ve program akreditasyonu giderek daha belirleyici hale gelirken, tıp ve sağlık eğitimi alanında yeni bir yapılanma hayata geçti.</p>

<p>Tıp ve Sağlık Eğitimi Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TSEDAD), 2026 yılında faaliyete başlayan yeni yapısıyla tıp ve sağlık eğitiminin değerlendirilmesi, kalite süreçlerinin geliştirilmesi ve akreditasyon alanında çalışmalar yürütmek üzere yola çıktı.</p>

<p>Derneğin kuruluşu, yükseköğretimde yalnızca eğitim programlarının içeriğinin değil; öğrenme çıktılarının, ölçme ve değerlendirme sistemlerinin, sürekli iyileştirme mekanizmalarının ve kurumsal kalite kültürünün de giderek daha fazla önem kazandığı bir döneme denk geldi.</p>

<p>TSEDAD tıp ve sağlık eğitiminde kaliteye odaklanacak</p>

<p>TSEDAD’ın ismi ve kurumsal kimliği, faaliyet alanının merkezine tıp ve sağlık eğitiminin değerlendirilmesi ile akreditasyonu yerleştirdiğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Yeni derneğin, sağlık alanında eğitim veren yükseköğretim kurumları ile akademisyenleri bir araya getiren; kalite, değerlendirme ve akreditasyon konularında bilgi ve deneyim paylaşımını destekleyen bir platform oluşturması bekleniyor.</p>

<p>Türkiye’de program akreditasyonu uzun süredir yükseköğretimde kalite güvencesinin önemli araçlarından biri olarak kullanılıyor. Tıp eğitimi ve sağlık bilimlerinin farklı alanlarında faaliyet gösteren akreditasyon kuruluşları da bulunuyor. Bu nedenle TSEDAD’ın bundan sonraki kurumsallaşma süreci, çalışma kapsamı ve geliştireceği değerlendirme yaklaşımı sağlık eğitimi çevreleri açısından yakından izlenecek.</p>

<p>İlk güçlü gündem: Yükseköğretimde değişim, kalite ve akreditasyon</p>

<p>TSEDAD, kuruluşunun ardından akademik çevreleri buluşturacak ilk çalışmalarından birini “Yükseköğretimde Değişim, Kalite ve Akreditasyon” başlığıyla gerçekleştirmeye hazırlanıyor.</p>

<p>1 Eylül 2026 Salı günü saat 10.00’da TSEDAD Merkezi’nde düzenlenecek bilgilendirme toplantısının konuşmacısı, Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas olacak.</p>

<p>Çevrim içi katılım seçeneğinin de bulunacağı toplantıda yükseköğretimde kalite güvencesi ve akreditasyon süreçlerindeki güncel gelişmelerin ele alınması, Prof. Dr. Elmas’ın bu alandaki görüş ve deneyimlerini katılımcılarla paylaşması planlanıyor.</p>

<p>Yükseköğretimde “kalite” artık merkezi başlıklardan biri</p>

<p>Üniversitelerde kalite güvencesi artık yalnızca belirli dönemlerde yapılan bir değerlendirme faaliyeti olarak görülmüyor. Eğitim programlarının düzenli biçimde izlenmesi, öğrenci ve diğer paydaşların süreçlere katılması, ölçülebilir öğrenme çıktıları oluşturulması ve elde edilen sonuçların programların geliştirilmesinde kullanılması çağdaş yükseköğretim sisteminin temel unsurları arasında yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye’de de farklı disiplinlerde program değerlendirme ve akreditasyon kuruluşları uzun süredir faaliyet gösteriyor. Tıp eğitimi alanındaki mevcut akreditasyon yapılarının yanında sağlık bilimlerinin farklı programlarına yönelik kuruluşlar da kalite güvencesi sisteminin parçası durumunda.</p>

<p>TSEDAD’ın bu ekosistemde nasıl bir çalışma modeli geliştireceği, hangi eğitim alanlarında faaliyet göstereceği ve değerlendirme-akreditasyon süreçlerine ilişkin oluşturacağı kurumsal çerçeve, derneğin önümüzdeki dönemdeki çalışmalarıyla daha belirgin hale gelecek.</p>

<p>Tıp ve sağlık eğitiminde değişim kaçınılmaz</p>

<p>Sağlık hizmetlerindeki teknolojik dönüşüm, yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşması, dijital sağlık sistemleri, yeni eğitim modelleri ve değişen toplumsal ihtiyaçlar, sağlık profesyonellerinin eğitiminde de sürekli yenilenmeyi zorunlu kılıyor.</p>

<p>Bu dönüşüm, üniversitelerin yalnızca güncel bilgiyi aktarmasını değil; eleştirel düşünebilen, bilimsel kanıtı değerlendirebilen, teknolojiyle çalışabilen ve mesleki gelişimini sürdürebilen sağlık profesyonelleri yetiştirmesini gerekli kılıyor.</p>

<p>Akreditasyon ve kalite güvencesi mekanizmaları ise bu dönüşümün eğitim programlarına sistematik biçimde yansıtılmasında önemli araçlar arasında bulunuyor.</p>

<p>TSEDAD’ın yol haritası merakla bekleniyor</p>

<p>2026’da kurumsal kimliğiyle yola çıkan TSEDAD’ın önündeki dönemde düzenleyeceği toplantılar, eğitim faaliyetleri ve akademik çalışmalarla tıp ve sağlık eğitiminin geleceğine ilişkin tartışmalara yeni bir platform kazandırması bekleniyor.</p>

<p>Derneğin ilk bilgilendirme toplantısının doğrudan “değişim, kalite ve akreditasyon” ekseninde şekillenmesi de yeni yapının önceliklerine ilişkin önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>TSEDAD’ın bundan sonraki süreçte ortaya koyacağı standartlar, iş birlikleri, değerlendirme modelleri ve kurumsal yol haritası, Türkiye’deki tıp ve sağlık eğitimi açısından yeni oluşumun konumunu belirleyecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Eğitim</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/tip-ve-saglik-egitiminde-kalite-ve-akreditasyonun-yeni-adresi-tsedad</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 08:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8100.jpeg" type="image/jpeg" length="35360"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fenerbahçe’de ayrılık resmileşti: İrfan Can Eğribayat Gençlerbirliği’nde]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcede-ayrilik-resmilesti-irfan-can-egribayat-genclerbirliginde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcede-ayrilik-resmilesti-irfan-can-egribayat-genclerbirliginde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fenerbahçe’de kaleci hattında beklenen ayrılık resmiyet kazandı. Sarı-lacivertli kulüp, İrfan Can Eğribayat’ın Gençlerbirliği’ne transfer olduğunu duyurdu. Başkent temsilcisi de 28 yaşındaki kaleciyle 2 yıllık sözleşme imzalandığını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sarı-lacivertli kulüp, tecrübeli kalecinin Gençlerbirliği’ne transfer olduğunu resmen açıkladı. Böylece bir süredir geleceği merak edilen 28 yaşındaki file bekçisinin yeni adresi Ankara oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gençlerbirliği de transferi duyurarak İrfan Can Eğribayat ile 2 yıllık sözleşme imzalandığını bildirdi.</p>

<p>İki kulüpten de resmî açıklama</p>

<p>Transferin duyurusu önce Fenerbahçe cephesinden geldi. Sarı-lacivertliler, İrfan Can Eğribayat’ın Gençlerbirliği’ne transferi konusunda anlaşmaya varıldığını kamuoyuna açıkladı.</p>

<p>Ardından başkent temsilcisi de anlaşmayı resmileştirdi ve deneyimli kaleciyi kadrosuna kattığını ilan etti.</p>

<p>Böylece transfer, kulis veya görüşme aşamasından çıkarak tamamen resmî hale geldi.</p>

<p>Gençlerbirliği kaleyi güçlendirdi</p>

<p>Gençlerbirliği, yeni sezon öncesinde kaleci rotasyonuna önemli bir takviye yaptı.</p>

<p>Süper Lig tecrübesi bulunan İrfan Can Eğribayat’ın kadroya katılmasıyla başkent ekibi kalede rekabeti artırmayı hedefliyor.</p>

<p>28 yaşındaki kaleci, kariyerinde Göztepe ve Fenerbahçe formaları giyerken üst düzey lig tecrübesi kazandı.</p>

<p>Fenerbahçe’de 53 resmî maç</p>

<p>İrfan Can Eğribayat, Fenerbahçe kariyeri boyunca farklı kulvarlarda forma şansı buldu.</p>

<p>Sarı-lacivertli formayla 53 resmî karşılaşmaya çıkan deneyimli kaleci, zaman zaman ilk 11’de görev aldı ve özellikle kupa maçlarında sorumluluk üstlendi.</p>

<p>Geçen sezonun ikinci yarısını ise Samsunspor’da kiralık olarak geçirdi.</p>

<p>Fenerbahçe’de kaleci planlaması değişiyor</p>

<p>İrfan Can Eğribayat’ın ayrılığı, Fenerbahçe’nin kaleci rotasyonunda yeni bir dönemin işaretlerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Sarı-lacivertlilerin Berke Özer başta olmak üzere farklı kaleci seçenekleriyle ilgilendiğine ilişkin haberlerin gündemde olduğu süreçte gerçekleşen bu ayrılık, yeni bir kaleci hamlesinin önünü daha da açabilir.</p>

<p>Ancak İrfan Can transferinden bağımsız olarak Fenerbahçe’nin yeni kaleci planlamasında hangi isimle sonuç alacağı henüz resmiyet kazanmış değil.</p>

<p>Ankara’da yeni sayfa</p>

<p>İrfan Can Eğribayat için kariyerinde yeni bir dönem başlıyor.</p>

<p>Gençlerbirliği ile 2 yıllık anlaşma imzalayan 28 yaşındaki kaleci, bundan sonraki süreçte başkent temsilcisinin başarısı için mücadele edecek.</p>

<p>Transferin resmileşmesiyle birlikte dosyadaki tablo net:</p>

<p>İrfan Can Eğribayat artık Gençlerbirliği oyuncusu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/fenerbahcede-ayrilik-resmilesti-irfan-can-egribayat-genclerbirliginde</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 06:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8096.jpeg" type="image/jpeg" length="53508"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Roma’nın Transferi Tıkandı, Galatasaray Rodrigo Mora İçin Devrede]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/romanin-transferi-tikandi-galatasaray-rodrigo-mora-icin-devrede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/romanin-transferi-tikandi-galatasaray-rodrigo-mora-icin-devrede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray’ın, Roma ile Porto arasındaki Rodrigo Mora görüşmelerinin tıkanmasının ardından yeniden harekete geçtiği bildirildi. Portekiz basınına göre sarı-kırmızılılar, genç futbolcunun transfer şartlarını öğrenmek için Jorge Mendes ile yeniden temas kurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Roma-Porto hattındaki tıkanıklık Galatasaray’a kapıyı açtı</p>

<p>Galatasaray’ın 10 numara transferi için gündeminde bulunan Rodrigo Mora dosyasında Portekiz’den yeni bir gelişme geldi.</p>

<p>Record’un aktardığı son bilgilere göre sarı-kırmızılılar, Roma ile Porto arasındaki görüşmelerde yaşanan çıkmazın ardından 19 yaşındaki futbolcu için yeniden devreye girdi. Galatasaray’ın oyuncunun temsilcisi Jorge Mendes ile yeniden iletişim kurarak transfer şartları konusunda bilgi aldığı bildirildi.</p>

<p>Bu gelişme, daha önce Roma’nın transfer yarışında öne geçtiği yönündeki haberlerin ardından dosyanın yeniden hareketlendiğini gösteriyor.</p>

<p>Porto 50 milyon euroluk paketten geri adım atmıyor</p>

<p>Transferdeki düğümün önemli bölümünü Porto’nun mali beklentileri oluşturuyor.</p>

<p>A Bola’nın haberine göre Roma, Porto ile görüşmeleri yeniden başlatmazken Portekiz kulübü toplam 50 milyon euro değerindeki transfer paketinden geri adım atmıyor.</p>

<p>Porto’nun 10 milyon euroluk kiralama bedeli ile 40 milyon euroluk satın alma bedelinden oluşan bir yapı istediği aktarılıyor. Portekiz ekibinin satın alma şartlarının kolay gerçekleştirilebilir kriterlere bağlanmasını talep ettiği de belirtiliyor.</p>

<p>Roma cephesinin ise satın alma yükümlülüğünü daha zor şartlara bağlamak istemesi görüşmelerin önündeki temel sorunlardan biri olarak gösteriliyor.</p>

<p>Galatasaray için yeni fırsat oluştu</p>

<p>Roma’nın transferi sonuçlandıramaması Galatasaray açısından yeni bir pazarlık alanı oluşturdu.</p>

<p>Sarı-kırmızılıların daha önce Mora ile ilgilenmesi yeni bir gelişme değil. Dosyayı yeniden haber değerine taşıyan nokta, Roma-Porto görüşmelerindeki tıkanıklığın ardından Galatasaray’ın Jorge Mendes ile yeniden temas kurması oldu.</p>

<p>A Bola da Roma’nın sessizliğinin Galatasaray’a yeniden kapı açtığını ve sarı-kırmızılıların ilgisinin canlandığını bildiriyor.</p>

<p>Ancak Porto’nun yüksek mali beklentisi transferin önündeki en önemli engel olmaya devam ediyor.</p>

<p>Rodrigo Mora kimdir?</p>

<p>Rodrigo Mora, 5 Mayıs 2007 doğumlu Portekizli hücum oyuncusu. Ağırlıklı olarak 10 numara pozisyonunda görev yapan genç futbolcu, Porto altyapısından yetişti.</p>

<p>Mora’nın Porto ile sözleşmesi 2030 yılına kadar devam ediyor. Portekiz kulübünün 2025’te yaptığı sözleşme yenilemesinde oyuncunun serbest kalma bedelinin 70 milyon euro olduğu açıklanmıştı.</p>

<p>Genç futbolcu özellikle teknik kapasitesi, dar alandaki etkinliği ve skor üretme potansiyeliyle Avrupa kulüplerinin dikkatini çekiyor.</p>

<p>Galatasaray’ın önündeki en büyük engel mali şartlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Transferin gerçekleşebilmesi için Galatasaray’ın öncelikle Porto’nun istediği mali yapıya yaklaşması gerekiyor.</p>

<p>Roma’nın yeniden masaya dönmesi ihtimali de sarı-kırmızılıların karşısındaki diğer önemli değişken.</p>

<p>Şu aşamada Porto veya Galatasaray tarafından anlaşma sağlandığına ilişkin resmî bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle dosya yeniden temas ve şartların değerlendirilmesi aşamasında bulunuyor.</p>

<p>Doğrulama kaynaklarının özeti</p>

<p>Portekiz gazetesi Record, Galatasaray’ın Roma-Porto görüşmelerindeki tıkanıklığı değerlendirdiğini ve Jorge Mendes ile yeniden iletişim kurduğunu bildirdi. A Bola ise Roma’nın Porto ile görüşmeleri yeniden başlatmadığını, Porto’nun 50 milyon euroluk paket beklentisini koruduğunu ve bu durumun Galatasaray için yeniden fırsat oluşturduğunu aktardı.</p>

<p>Kaynak güveni: ★★★★☆<br />
Transfer aşaması: Yeniden temas / şartların değerlendirilmesi<br />
Erkenlik puanı: 7,5/10</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🔄 Transfer Gündemi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/romanin-transferi-tikandi-galatasaray-rodrigo-mora-icin-devrede</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 06:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8095.jpeg" type="image/jpeg" length="81026"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KSBÜ öğrencisi Belenay Balcıoğlu hayatını kaybetti: Bursa’daki kazada yaralanmıştı]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/ksbu-ogrencisi-belenay-balcioglu-hayatini-kaybetti-bursadaki-kazada-yaralanmisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/ksbu-ogrencisi-belenay-balcioglu-hayatini-kaybetti-bursadaki-kazada-yaralanmisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencisi Belenay Balcıoğlu, Bursa’nın Yıldırım ilçesinde iki otomobilin çarpışması sonucu meydana gelen ve 7 kişinin yaralandığı trafik kazasının ardından hayatını kaybetti. Kazada yaralanan Balcıoğlu’nun tedavi sürecinin ardından gelen vefat haberi üniversite camiasını ve yakınlarını yasa boğdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>KSBÜ öğrencisi Belenay Balcıoğlu’ndan acı haber</p>

<p>Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi (KSBÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencisi Belenay Balcıoğlu hayatını kaybetti.</p>

<p>Üniversite tarafından yayımlanan taziye mesajında Balcıoğlu’nun vefatı duyurularak ailesine ve yakınlarına başsağlığı dilekleri iletildi.</p>

<p>Genç öğrencinin, Bursa’da ağustos ayının başında meydana gelen trafik kazasında yaralandığı ve kazanın ardından tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Kaza Bursa’nın Yıldırım ilçesinde meydana geldi</p>

<p>Belenay Balcıoğlu’nun da aralarında bulunduğu 7 kişinin yaralandığı trafik kazası, 2 Ağustos 2026 gecesi saat 02.00 sıralarında Bursa’nın Yıldırım ilçesi Millet Mahallesi 11 Eylül Bulvarı’nda meydana geldi.</p>

<p>Kaza haberlerine göre Sema M. yönetimindeki otomobil ile Mustafa M. idaresindeki otomobil bulvar üzerinde çarpıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazada sürücü Sema M. ile aynı araçta bulunan Belenay B., Sıla U. ve Ela B.; diğer otomobilde bulunan Nihat M., Deniz M. ve Nezaket M. yaralandı.</p>

<p>İhbar üzerine bölgeye polis ve 112 Acil Sağlık ekipleri sevk edildi. Yaralılara olay yerinde yapılan ilk müdahalenin ardından ambulanslarla çevredeki hastanelere sevk edildi.</p>

<p>Ters yönden bulvara çıktığı iddia edilmişti</p>

<p>Kazaya ilişkin ilk haberlerde, Sema M. yönetimindeki otomobilin ters istikametten 11 Eylül Bulvarı’na katılmaya çalıştığı sırada seyir halindeki diğer otomobille çarpıştığı bilgisi yer aldı.</p>

<p>Kazanın ardından polis ekipleri olay yerinde güvenlik önlemleri alırken, kazanın meydana geliş nedeninin belirlenmesi amacıyla inceleme başlatıldı.</p>

<p>Belenay Balcıoğlu’nun beyin kanaması geçirdiği belirtildi</p>

<p>Kazanın ardından Belenay Balcıoğlu’nun durumunun ağır olduğu, beyin kanaması geçirdiği ve yoğun bakımda tedavi gördüğü yakınları tarafından yapılan paylaşımlara yansıdı.</p>

<p>Yaklaşık iki haftalık tedavi sürecinin ardından Balcıoğlu’ndan acı haber geldi. Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi de öğrencisinin hayatını kaybettiğini duyurdu.</p>

<p>Balcıoğlu’nun vefatı ailesi ve yakınlarının yanı sıra eğitim gördüğü KSBÜ’de büyük üzüntüye neden oldu.</p>

<p>Üniversiteden taziye mesajı</p>

<p>Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi tarafından yapılan duyuruda, Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencisi Belenay Balcıoğlu’nun vefat ettiği belirtilerek öğrenciye Allah’tan rahmet, ailesi ve yakınlarına başsağlığı dilendi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🕊️ Vefatlar</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/ksbu-ogrencisi-belenay-balcioglu-hayatini-kaybetti-bursadaki-kazada-yaralanmisti</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 01:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8094.jpeg" type="image/jpeg" length="76774"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vitiligo Sadece Cildi Etkilemiyor: Tanıdan Tedaviye Bilinmesi Gerekenler]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/vitiligo-sadece-cildi-etkilemiyor-tanidan-tedaviye-bilinmesi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/vitiligo-sadece-cildi-etkilemiyor-tanidan-tedaviye-bilinmesi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vitiligo, cilt rengindeki belirgin değişiklikler nedeniyle fiziksel yakınmaların ötesinde kişinin günlük yaşamını, beden algısını ve yaşam kalitesini etkileyebilen kronik bir hastalıktır. Cilde rengini veren hücrelerin kaybıyla ortaya çıkan beyaz alanların neden geliştiği, vitiligonun nasıl anlaşıldığı ve günümüzde hangi tedavilerin uygulanabildiği merak edilen başlıca konular arasında yer alıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ciltte giderek belirginleşen süt beyazı lekeler, özellikle yüz, eller, parmaklar, dirsekler veya vücut açıklıklarının çevresinde ortaya çıktığında vitiligoyu akla getirebilir. Hastalık ağrıya yol açmayabilir ve bulaşıcı değildir; ancak görünür bölgelerdeki renk kaybı bazı kişilerde sosyal ve psikolojik yük oluşturabilir. [1][2]</p>

<p>Vitiligoda önemli noktalardan biri, her beyaz lekenin vitiligo olmadığıdır. Mantar enfeksiyonları, daha önce geçirilen deri hastalıkları ve başka pigment bozuklukları da cilt renginin açılmasına neden olabilir. Bu nedenle tanının yalnızca lekelerin görünümüne bakılarak kişinin kendisi tarafından konulması doğru değildir. [2]</p>

<p>Vitiligo Nedir?</p>

<p>Vitiligo, ciltte pigment kaybına yol açan kronik bir hastalıktır. Cildin, saçın ve bazı dokuların rengini oluşturan melanini üreten melanosit adı verilen hücrelerin işlevini kaybetmesi veya ortadan kalkması sonucunda keskin ya da daha düzensiz sınırlı beyaz alanlar gelişebilir. [1][3]</p>

<p>Güncel bilgiler, özellikle en yaygın form olan nonsegmental vitiligonun otoimmün mekanizmalarla güçlü biçimde ilişkili olduğunu gösteriyor. Başka bir ifadeyle bağışıklık sistemi, pigment üreten hücreleri yanlışlıkla hedef alabiliyor. [3]</p>

<p>Vitiligo her yaşta başlayabilir ve farklı cilt renklerine sahip insanlarda görülebilir. Renk kaybı koyu tenli kişilerde çevredeki normal deriyle oluşturduğu kontrast nedeniyle daha belirgin olabilir.</p>

<p>Hastalığın iki temel klinik grubu nonsegmental vitiligo ve segmental vitiligo olarak tanımlanır. Nonsegmental tipte lekeler sıklıkla vücudun iki tarafında görülebilirken segmental vitiligo genellikle vücudun belirli bir bölgesinde ve daha tek taraflı dağılım gösterir. [4]</p>

<p>Vitiligo bulaşıcı değildir. Dokunmak, aynı eşyaları kullanmak, aynı ortamda bulunmak veya fiziksel temas hastalığın başka bir kişiye geçmesine neden olmaz.</p>

<p>Vitiligo Neden Olur?</p>

<p>Vitiligonun tek bir nedeni bulunmamaktadır. Güncel araştırmalar hastalığın genetik yatkınlık, bağışıklık sistemindeki düzensizlikler, oksidatif stres ve çevresel tetikleyicilerin karmaşık etkileşimi sonucunda ortaya çıkabileceğini düşündürüyor. [3]</p>

<p>Özellikle nonsegmental vitiligoda otoimmün mekanizma ön plandadır. Bağışıklık sistemine ait bazı hücreler ve sinyal yolları melanositleri hedef alarak pigment kaybına katkıda bulunabilir. [3][4]</p>

<p>Genetik yatkınlık</p>

<p>Ailesinde vitiligo bulunan kişilerde hastalığa yatkınlık artabilir. Bununla birlikte vitiligo basit biçimde anne veya babadan çocuğa geçen tek genli bir hastalık değildir. Çok sayıda genetik ve çevresel faktörün birlikte rol oynadığı düşünülmektedir. [3]</p>

<p>Bağışıklık sistemi</p>

<p>Vitiligo, özellikle otoimmün tiroid hastalıkları başta olmak üzere bazı otoimmün hastalıklarla daha sık birlikte görülebilir. Büyük bir sistematik derleme ve meta-analiz de vitiligolu kişilerde tiroid hastalıkları ve tiroid otoantikorlarının kontrol gruplarına göre daha sık görüldüğünü ortaya koymuştur. [5]</p>

<p>Bu ilişki, vitiligosu bulunan herkesin tiroid hastalığı olduğu anlamına gelmez. Ek hastalık açısından değerlendirme kişinin belirtileri, aile öyküsü ve klinik özelliklerine göre hekim tarafından yapılır.</p>

<p>Cilt travması ve çevresel tetikleyiciler</p>

<p>Bazı hastalarda sürtünme, kesik, yanık veya tekrarlayan travmaya maruz kalan bölgelerde yeni vitiligo alanları gelişebilir. Bu durum Koebner fenomeni olarak bilinir. Ancak travma tek başına bütün vitiligo vakalarının nedeni değildir. [4]</p>

<p>Stres ile vitiligo arasındaki ilişki de araştırılmaktadır. Yoğun stres bazı kişiler tarafından hastalığın başlangıcı veya alevlenmesiyle ilişkilendirilse de vitiligoyu yalnızca strese bağlamak bilimsel olarak doğru değildir.</p>

<p>Vitiligo Belirtileri Nelerdir?</p>

<p>Vitiligonun temel belirtisi ciltte pigmentin azalması veya tamamen kaybolması sonucu ortaya çıkan açık renkli ya da süt beyazı lekelerdir.</p>

<p>Erken belirtiler</p>

<p>Hastalığın başlangıcında:</p>

<ul>
 <li>Küçük ve açık renkli bir cilt alanı,</li>
 <li>El ve parmaklarda renk kaybı,</li>
 <li>Ağız veya göz çevresinde beyazlaşma,</li>
 <li>Koltuk altı veya kasık gibi bölgelerde renk değişikliği,</li>
 <li>Dirsek ve diz gibi sürtünmeye açık alanlarda pigment kaybı</li>
</ul>

<p>fark edilebilir. [1][2]</p>

<p>Bazı lekeler başlangıçta tam beyaz olmayabilir. Pigment kaybı zaman içinde daha belirgin hale gelebilir.</p>

<p>Sık görülen belirtiler</p>

<p>Vitiligoda renk kaybı özellikle yüz, boyun, eller, kollar, parmaklar ve vücut açıklıklarının çevresinde görülebilir. Saçlı deri, kaş, kirpik veya sakal bölgesindeki kıllarda erken beyazlaşma da bazı hastalarda ortaya çıkabilir. [1]</p>

<p>Hastalığın seyri kişiden kişiye değişir. Bazı kişilerde birkaç küçük alan uzun süre değişmeden kalırken bazılarında yeni bölgeler ortaya çıkabilir.</p>

<p>Vitiligo çoğunlukla ağrıya neden olmaz. Ancak pigmentini kaybeden bölgeler güneş ışınlarına karşı doğal korumanın azalması nedeniyle güneş yanığına daha duyarlı olabilir.</p>

<p>Vitiligo Nasıl Teşhis Edilir?</p>

<p>Vitiligo tanısında temel yöntem dermatoloji uzmanının hastanın öyküsünü değerlendirmesi ve cildi muayene etmesidir. Lekelerin ne zaman başladığı, yayılıp yayılmadığı, ailede vitiligo veya otoimmün hastalık bulunup bulunmadığı sorgulanabilir. [2][4]</p>

<p>Dermatolog gerekli gördüğünde Wood lambası adı verilen özel ultraviyole ışık kaynağından yararlanabilir. Bu inceleme pigment kaybının daha net görülmesini ve benzer renk değişikliklerinin ayırt edilmesini kolaylaştırabilir. [2]</p>

<p>Kan testi vitiligo tanısını doğrudan koyan bir test değildir. Ancak klinik gereklilik varsa özellikle tiroid hastalıkları gibi vitiligoyla ilişkili otoimmün durumları araştırmak amacıyla bazı kan testleri istenebilir. [2][5]</p>

<p>Biyopsiye çoğu tipik vakada ihtiyaç duyulmaz. Tanının belirsiz olduğu durumlarda dermatolog başka deri hastalıklarını dışlamak amacıyla biyopsi değerlendirmesine başvurabilir.</p>

<p>Vitiligo Tedavisi Nasıl Yapılır?</p>

<p>Vitiligo için bütün hastalarda aynı sonucu veren tek bir tedavi bulunmamaktadır. Tedavinin temel hedefleri hastalık aktivitesini kontrol etmek, yeni pigment kaybını sınırlandırmak ve uygun hastalarda mevcut beyaz alanlarda yeniden pigment oluşumunu sağlamaktır. [4][6]</p>

<p>Tedavi planı vitiligonun tipi, ne kadar süredir bulunduğu, hastalığın aktif olup olmadığı, etkilenen vücut yüzeyi, lekelerin bulunduğu bölgeler, yaş ve kişinin tedavi beklentilerine göre belirlenir.</p>

<p>Cilde uygulanan tedaviler</p>

<p>Sınırlı vitiligoda topikal kortikosteroidler ve topikal kalsinörin inhibitörleri klinik koşullara göre kullanılabilen tedaviler arasındadır. Özellikle yüz gibi hassas bölgelerde ilaç seçimi ve kullanım süresi yan etki riski nedeniyle dermatolog tarafından belirlenmelidir. [6]</p>

<p>Kortikosteroidlerin kontrolsüz ve uzun süre kullanılması cilt incelmesi gibi istenmeyen etkilere yol açabileceğinden kişinin kendi başına tedavi başlatması uygun değildir.</p>

<p>Fototerapi</p>

<p>Daha yaygın veya ilerleyen vitiligoda dar bant UVB (NB-UVB) fototerapisi önemli tedavi seçeneklerinden biridir. Kontrollü ultraviyole ışığı belirli protokollerle cilde uygulanır ve bazı hastalarda repigmentasyonu destekleyebilir. [6]</p>

<p>Tedavi genellikle uzun süreli takip gerektirir. Yüz ve gövde gibi bölgelerin tedaviye yanıtı el ve ayak parmakları gibi uç bölgelere göre daha iyi olabilir.</p>

<p>JAK inhibitörleri</p>

<p>Vitiligo tedavisindeki önemli gelişmelerden biri, hastalığın bağışıklık mekanizmalarında rol alan JAK sinyal yolunun hedeflenmesidir.</p>

<p>Topikal JAK1/JAK2 inhibitörü ruksolitinib krem, ABD Gıda ve İlaç Dairesi tarafından 12 yaş ve üzerindeki yetişkin ve çocuklarda nonsegmental vitiligoya bağlı repigmentasyon amacıyla onaylanan ilk ilaç olmuştur. [7]</p>

<p>Bu tedavinin her vitiligo hastası için uygun olduğu anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Kullanım kararı hastanın klinik özellikleri, tedavi alanı, olası riskler ve ilacın ilgili ülkedeki ruhsatlandırma koşulları dikkate alınarak hekim tarafından verilmelidir.</p>

<p>Cerrahi yöntemler</p>

<p>Hastalığın uzun süredir stabil olduğu ve uygun hastalarda medikal tedavilere yeterli yanıt alınamadığı bazı durumlarda melanosit veya deri grefti temelli cerrahi yöntemler değerlendirilebilir. Aktif biçimde yayılmaya devam eden vitiligoda bu yaklaşımlar genellikle uygun değildir. [6]</p>

<p>Kamuflaj seçenekleri</p>

<p>Tedavi istemeyen veya tedavi sürerken görünümü azaltmak isteyen kişiler kozmetik kamuflaj ürünlerinden ve bazı kendinden bronzlaştırıcı ürünlerden yararlanabilir. Bunlar hastalığı tedavi etmez ancak beyaz alanlarla normal cilt arasındaki renk farkını azaltabilir. [2]</p>

<p>Güncel Bilimsel Gelişmeler</p>

<p>Vitiligo tedavisindeki bilimsel yaklaşım, yalnızca pigment kaybını kozmetik olarak kapatmaktan hastalığın bağışıklık mekanizmalarını hedeflemeye doğru ilerliyor.</p>

<p>Bu değişimin en somut örneklerinden biri ruksolitinib kremdir. Toplam 674 hastanın katıldığı iki Faz 3 çalışmada 12 yaş ve üzerindeki nonsegmental vitiligo hastaları değerlendirilmiştir. Tedavinin 24. haftasında yüz bölgesindeki pigment kaybını ölçen F-VASI skorunda en az yüzde 75 iyileşme, ruksolitinib gruplarında yaklaşık yüzde 30 düzeyinde gerçekleşirken kontrol gruplarında oran yüzde 7,4 ile yüzde 11,4 arasında kalmıştır. [8]</p>

<p>Çalışmalar tedavinin etkisinin zaman içinde devam edebildiğini ve repigmentasyonun aylar gerektirebildiğini gösterdi. Bununla birlikte tedavinin yan etkileri bulunabilir ve uzun dönem güvenlilik verileri izlenmeye devam etmektedir. [7][8]</p>

<p>Daha yeni uluslararası ve ulusal uzman konsensüsleri de vitiligonun tek tip tedavi edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Hastalığın aktif veya stabil olması, dağılımı, yüzey alanı ve hastanın beklentileri tedavi seçimini doğrudan etkiliyor. [4][9]</p>

<p>JAK inhibitörlerinin yanı sıra bağışıklık sistemindeki farklı hedeflere yönelik yeni ilaçlar ve kombinasyon tedavileri üzerinde klinik araştırmalar sürmektedir. Araştırma aşamasındaki bu seçenekler, etkinlik ve güvenlilikleri yeterince kanıtlanıp gerekli düzenleyici onayları almadan standart tedavi kabul edilmemelidir.</p>

<p>Vitiligo ile Yaşam</p>

<p>Vitiligo fiziksel sağlık açısından çoğu kişide ciddi bir işlev kaybına neden olmasa da görünür cilt değişiklikleri yaşam kalitesini etkileyebilir. Özellikle yüz ve eller gibi açık bölgelerdeki lekeler sosyal kaygı ve özgüven sorunlarına katkıda bulunabilir.</p>

<p>Güneşten korunma önemli</p>

<p>Pigment kaybı olan bölgelerde melaninin koruyucu etkisi azaldığından güneş yanığı riski artabilir. Güneşten korunmak aynı zamanda normal derinin bronzlaşarak beyaz alanlarla arasındaki kontrastın daha fazla belirginleşmesini de azaltabilir. [2]</p>

<p>Gölgeyi tercih etmek, koruyucu giysiler kullanmak ve uygun güneş koruyucularından yararlanmak günlük bakımın önemli parçalarıdır.</p>

<p>Özel bir vitiligo diyeti var mı?</p>

<p>Vitiligoyu ortadan kaldırdığı kanıtlanmış özel bir beslenme programı bulunmamaktadır. Vitamin, mineral, bitkisel ürün veya antioksidan takviyelerinin rutin olarak vitiligoyu tedavi ettiği kabul edilemez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eksiklik saptanan kişilerde gerekli tedavi hekim tarafından planlanabilir. Ancak kanıtlanmış standart tedavilerin yerine kontrolsüz takviye kullanılması önerilmez.</p>

<p>Psikolojik etkiler göz ardı edilmemeli</p>

<p>Cilt hastalıkları dışarıdan görülebildiği için kişinin sosyal ilişkilerini ve beden algısını etkileyebilir. Vitiligo nedeniyle belirgin kaygı, sosyal geri çekilme veya yaşam kalitesinde bozulma yaşayan kişilerde psikososyal destek tedavinin önemli bir parçası olabilir. [9]</p>

<p>Doğru Bilinen Yanlışlar</p>

<p>Yanlış: Vitiligo bulaşıcıdır.</p>

<p>Doğru: Vitiligo enfeksiyon değildir ve kişiden kişiye bulaşmaz.</p>

<p>Yanlış: Vitiligo yalnızca kozmetik bir sorundur.</p>

<p>Doğru: Hastalık doğrudan pigment hücrelerini etkileyen kronik bir durumdur ve bazı kişilerde önemli psikososyal yük oluşturabilir. Ayrıca başka otoimmün hastalıklarla birliktelik gösterebilir. [5][9]</p>

<p>Yanlış: Her beyaz cilt lekesi vitiligodur.</p>

<p>Doğru: Mantar enfeksiyonları, iltihabi deri hastalıkları sonrası pigment değişiklikleri ve başka pigment bozuklukları da beyaz veya açık renkli lekeler oluşturabilir. [2]</p>

<p>Yanlış: Vitiligonun nedeni sadece strestir.</p>

<p>Doğru: Vitiligonun gelişiminde genetik yatkınlık, otoimmün mekanizmalar, oksidatif stres ve çevresel etkenlerin birlikte rol oynadığı düşünülmektedir. [3]</p>

<p>Yanlış: Vitiligonun hiçbir tedavisi yoktur.</p>

<p>Doğru: Hastalığı herkeste kalıcı olarak ortadan kaldıran bir tedavi bulunmasa da hastalık aktivitesini kontrol etmeye ve pigmentin geri kazanılmasına yönelik topikal ilaçlar, fototerapi ve seçilmiş hastalarda başka tedaviler kullanılabilir. [6]</p>

<p>Yanlış: Vitiligo olan herkesin bütün vücudu zamanla beyazlar.</p>

<p>Doğru: Hastalığın seyri oldukça değişkendir. Bazı kişilerde sınırlı alanlar yıllarca stabil kalabilirken bazı kişilerde hastalık ilerleyebilir.</p>

<p>Tedavi Edilmezse Ne Olur?</p>

<p>Vitiligonun seyri önceden kesin olarak tahmin edilemez. Bazı hastalarda lekeler uzun süre değişmeden kalırken bazılarında pigment kaybı genişleyebilir veya vücudun farklı bölgelerinde yeni alanlar oluşabilir. [4]</p>

<p>Tedavi edilmemesi iç organların vitiligo nedeniyle hasar göreceği anlamına gelmez. Ancak pigmentini kaybeden deri güneş yanığına daha hassas hale gelebilir ve hastalığın görünür olması bazı kişilerde psikolojik ve sosyal etkileri artırabilir.</p>

<p>Vitiligoyla ilişkili olabilecek otoimmün hastalıkların belirtileri ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle tiroid hastalıklarıyla birliktelik bilindiğinden tarama gereksinimi kişisel riskler ve klinik bulgular doğrultusunda hekim tarafından belirlenebilir. [5]</p>

<p>Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?</p>

<p>Ciltte nedeni bilinmeyen beyaz veya belirgin biçimde açılmış lekeler ortaya çıktığında, özellikle bu alanlar büyüyor ya da yenileri ekleniyorsa dermatoloji değerlendirmesi uygun olur.</p>

<p>Saç, kaş, kirpik veya sakalda bölgesel beyazlaşmanın ciltteki pigment kaybıyla birlikte görülmesi de değerlendirilmelidir.</p>

<p>Vitiligo için hangi bölüme gidilir?</p>

<p>Vitiligo şüphesinde başvurulması gereken temel uzmanlık alanı Dermatoloji (Deri ve Zührevi Hastalıklar) bölümüdür.</p>

<p>Dermatolog tanıyı doğruladıktan sonra gerekli görürse eşlik edebilecek hastalıkların değerlendirilmesi amacıyla hastayı başka uzmanlık alanlarına yönlendirebilir.</p>

<p>Vitiligo genellikle tek başına acil tıbbi müdahale gerektiren bir hastalık değildir. Ancak ciltte ani renk değişikliğine başka ciddi sistemik belirtiler eşlik ediyorsa değerlendirme vitiligoyla sınırlı tutulmamalıdır.</p>

<p>GOOGLE’DA EN ÇOK ARANAN 8 SORU</p>

<p>1. Vitiligo nedir?</p>

<p>Vitiligo, cilde rengini veren melanositlerin kaybıyla beyaz cilt alanlarının oluştuğu kronik bir pigment hastalığıdır. Özellikle yaygın nonsegmental formda otoimmün mekanizmalar önemli rol oynar. [3]</p>

<p>2. Vitiligo neden olur?</p>

<p>Vitiligonun tek bir nedeni yoktur. Genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin melanositleri hedef alması, oksidatif stres ve bazı çevresel etkenlerin birlikte rol oynadığı düşünülmektedir. [3]</p>

<p>3. Vitiligo ilk nasıl başlar?</p>

<p>Vitiligo çoğu zaman ciltte küçük, açık renkli veya süt beyazı bir alanın fark edilmesiyle başlar. Eller, yüz, göz ve ağız çevresi, dirsekler ve dizler sık fark edilen bölgeler arasındadır.</p>

<p>4. Vitiligo nasıl anlaşılır?</p>

<p>Vitiligo yalnızca beyaz lekeye bakılarak kesinleştirilmemelidir. Dermatolog cilt muayenesi yapar ve gerektiğinde Wood lambasıyla pigment kaybını ayrıntılı olarak değerlendirir. [2]</p>

<p>5. Vitiligo geçer mi?</p>

<p>Vitiligonun seyri kişiden kişiye değişir ve günümüzde hastalığı herkeste kalıcı biçimde ortadan kaldıran bir tedavi bulunmamaktadır. Bununla birlikte uygun tedaviler hastalığın kontrol altına alınmasına ve bazı bölgelerde pigmentin geri kazanılmasına yardımcı olabilir. [2][6]</p>

<p>6. Vitiligo tedavisi var mı?</p>

<p>Evet, vitiligoda pigment kaybını durdurmayı veya repigmentasyonu desteklemeyi amaçlayan çeşitli tedaviler bulunmaktadır. Topikal ilaçlar, fototerapi, belirli hastalarda JAK inhibitörleri ve seçilmiş stabil vakalarda cerrahi yöntemler değerlendirilebilir. [6][7]</p>

<p>7. Vitiligo tehlikeli midir?</p>

<p>Vitiligo genellikle yaşamı tehdit eden bir hastalık değildir ve bulaşıcı değildir. Bununla birlikte güneşe karşı hassasiyet, psikososyal etkiler ve bazı otoimmün hastalıklarla birliktelik açısından tıbbi değerlendirme önem taşır. [5]</p>

<p>8. Vitiligo için hangi doktora gidilir?</p>

<p>Vitiligo için Dermatoloji (Deri ve Zührevi Hastalıklar) uzmanına başvurulmalıdır. Dermatolog tanıyı doğrular, hastalığın yaygınlığını ve aktivitesini değerlendirir ve uygun tedavi seçeneklerini belirler.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<p>[1] National Health Service (NHS), Vitiligo hasta bilgilendirme ve klinik yaklaşım kaynakları.</p>

<p>[2] American Academy of Dermatology, Vitiligo: Diagnosis and Treatment.</p>

<p>[3] Autoimmunity Reviews, Genetic and Immune Dysregulation in Vitiligo: Insights into Autoimmune Mechanisms and Disease Pathogenesis, 2025.</p>

<p>[4] International Vitiligo Task Force, Worldwide Expert Recommendations for the Diagnosis and Management of Vitiligo: Part 1, Journal of the European Academy of Dermatology and Venereology, 2023.</p>

<p>[5] European Journal of Dermatology, Vitiligo and Thyroid Disease: A Systematic Review and Meta-analysis.</p>

<p>[6] International Vitiligo Task Force, Worldwide Expert Recommendations for the Diagnosis and Management of Vitiligo: Part 2, Specific Treatment Recommendations, Journal of the European Academy of Dermatology and Venereology, 2023.</p>

<p>[7] U.S. Food and Drug Administration (FDA), Ruksolitinib kremin nonsegmental vitiligo endikasyonuna ilişkin düzenleyici değerlendirmesi ve onay bilgileri.</p>

<p>[8] Rosmarin D. ve arkadaşları, Two Phase 3, Randomized, Controlled Trials of Ruxolitinib Cream for Vitiligo, New England Journal of Medicine, 2022.</p>

<p>[9] Canadian Consensus Guidelines for the Management of Vitiligo, 2025.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>📖 Sağlık Rehberi</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/vitiligo-sadece-cildi-etkilemiyor-tanidan-tedaviye-bilinmesi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 01:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8090.jpeg" type="image/jpeg" length="74855"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kemikler İçin Şaşırtıcı Meyve: Günde Bir Avuç Tüketmenin Dikkat Çeken Etkisi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/kemikler-icin-sasirtici-meyve-gunde-bir-avuc-tuketmenin-sasirtici-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/kemikler-icin-sasirtici-meyve-gunde-bir-avuc-tuketmenin-sasirtici-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kuru erik yalnızca bağırsakları çalıştırmasıyla bilinen bir meyve değil. Randomize kontrollü bir araştırmada, menopoz sonrası kadınların bir yıl boyunca her gün 50 gram kuru erik tüketmesi kalça kemik mineral yoğunluğunun daha iyi korunmasıyla ilişkilendirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kuru erik neden bilim insanlarının ilgisini çekiyor?</p>

<p>Yaş ilerledikçe, özellikle menopozdan sonra kemik kaybı hızlanabiliyor. Bu nedenle kemik mineral yoğunluğunun korunmasına yardımcı olabilecek besinler uzun süredir araştırılıyor.</p>

<p>Bu alanda beklenmedik adaylardan biri kuru erik.</p>

<p>Kuru erik; polifenoller, potasyum, K vitamini, lif ve çeşitli biyoaktif bileşikler içeriyor. Araştırmacılar özellikle bu bileşenlerin kemik yapımı ve yıkımı arasındaki dengeyi etkileyip etkileyemeyeceğini inceliyor.</p>

<p>235 kadın bir yıl boyunca takip edildi</p>

<p>Dikkat çeken çalışmalardan biri 12 ay süren randomize kontrollü bir klinik araştırma.</p>

<p>Araştırmaya yaş ortalaması yaklaşık 62 olan 235 menopoz sonrası kadın katıldı.</p>

<p>Katılımcılar üç gruba ayrıldı:</p>

<ul>
 <li>Her gün 50 gram kuru erik tüketenler</li>
 <li>Her gün 100 gram kuru erik tüketenler</li>
 <li>Kuru erik tüketmeyen kontrol grubu</li>
</ul>

<p>Kemik mineral yoğunluğu altı aylık aralıklarla ölçüldü.</p>

<p>50 gramlık grupta ne oldu?</p>

<p>Bir yılın sonunda kontrol grubunun toplam kalça kemik mineral yoğunluğunda yaklaşık yüzde 1,1 azalma görüldü.</p>

<p>Günde 50 gram kuru erik tüketenlerde ise azalma yaklaşık yüzde 0,3 düzeyinde kaldı.</p>

<p>Başka bir ifadeyle kuru erik yiyenlerde kemik yoğunluğu artmadı, fakat çalışmada kalçadaki kemik kaybının daha sınırlı kaldığı görüldü.</p>

<p>Bu ayrım önemli.</p>

<p>Araştırmanın sonucu “kuru erik yeni kemik oluşturuyor” şeklinde yorumlanmamalı. Bulgular, belirli bir grupta kemik mineral yoğunluğunun korunmasına yardımcı olabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Peki 100 gram daha mı etkili?</p>

<p>İlginç biçimde araştırma, “daha fazla kuru erik daha fazla fayda sağlar” sonucunu ortaya koymadı.</p>

<p>Günde 100 gram tüketen grupta çalışmayı bırakma oranı yaklaşık yüzde 41 olurken, 50 gramlık grupta bu oran yüzde 15 civarında kaldı.</p>

<p>Araştırmacılar bu nedenle günlük 50 gramlık miktarın daha uygulanabilir olduğunu değerlendirdi.</p>

<p>Kuru eriğin büyüklüğüne göre sayı değişebilse de 50 gram kabaca 5-6 adet kuru eriğe karşılık gelebilir.</p>

<p>2026’da bütün çalışmalar birlikte değerlendirildi</p>

<p>Kuru erik konusunda tek bir araştırmaya bakmak yeterli değil.</p>

<p>2026 yılında yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizde randomize kontrollü çalışmalardan oluşan 11 yayın ve toplam 747 katılımcının verileri değerlendirildi.</p>

<p>Sonuç daha temkinliydi.</p>

<p>Araştırmacılar kuru erik tüketiminin özellikle bel omurgası kemik mineral yoğunluğu üzerinde mütevazı bir yarar sağlayabileceğine ilişkin ön bulgular bulunduğunu bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak kalça ve diğer kemik bölgelerinde çalışmalar topluca değerlendirildiğinde anlamlı ve tutarlı bir üstünlük gösterilemedi.</p>

<p>Çalışmalar arasındaki farklılıkların da oldukça yüksek olduğu belirtildi.</p>

<p>Yani kuru erik osteoporozu önlüyor mu?</p>

<p>Bugünkü bilimsel verilerle bunu söylemek doğru değil.</p>

<p>Kuru eriğin osteoporozu tedavi ettiği veya kırıkları önlediği kanıtlanmış değil.</p>

<p>Bunun yerine mevcut çalışmaların söylediği daha sınırlı ama ilginç:</p>

<p>Düzenli kuru erik tüketimi, özellikle menopoz sonrası kadınlarda kemik mineral yoğunluğunun korunmasına mütevazı ölçüde katkı sağlayabilir.</p>

<p>Bu nedenle kuru erik, kemik sağlığını destekleyen dengeli beslenmenin bir parçası olabilir ancak osteoporoz tedavisinin yerine geçmez.</p>

<p>Kuru eriğin bir başka özelliği de unutulmamalı</p>

<p>Kuru erik taze meyveye göre daha yoğun enerji ve doğal şeker içerir.</p>

<p>Bu nedenle “kemiklere faydalı” düşüncesiyle sınırsız tüketmek doğru değildir.</p>

<p>Özellikle kan şekeri kontrolü gereken kişilerde miktar ve toplam beslenme düzeni önem taşır.</p>

<p>Bilimin şimdilik söylediği ne?</p>

<p>Kuru erik ile kemik sağlığı arasındaki ilişki, beslenme araştırmalarındaki ilginç alanlardan biri.</p>

<p>Bir yıllık randomize araştırmada günde 50 gram kuru erik tüketen menopoz sonrası kadınlarda kalça kemik mineral yoğunluğu kontrol grubuna göre daha iyi korunurken, 2026 meta-analizi bütün kanıtlar bir araya getirildiğinde etkinin küçük ve henüz kesinleşmemiş olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Kısacası kuru erik kemikler için “mucize” değil.</p>

<p>Fakat düzenli tüketildiğinde kemik sağlığına katkıda bulunma potansiyeli bilimsel araştırmalarla desteklenen meyvelerden biri.</p>

<p>Kaynaklar</p>

<ol>
 <li>De Souza MJ ve ark. Prunes preserve hip bone mineral density in a 12-month randomized controlled trial in postmenopausal women: the Prune Study. American Journal of Clinical Nutrition, 2022.</li>
 <li>Treister-Goltzman Y, Peleg R. Effects of Prunes on Bone Density in Humans: A Systematic Review and Meta-Analysis of Randomized Controlled Trials. Nutrients, 2026.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/kemikler-icin-sasirtici-meyve-gunde-bir-avuc-tuketmenin-sasirtici-etkisi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 00:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8089.jpeg" type="image/jpeg" length="42747"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ekşi mayalı ekmeğin 5 olası faydası: Her ekşi maya aynı değil]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/eksi-mayali-ekmegin-5-olasi-faydasi-her-eksi-maya-ayni-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/eksi-mayali-ekmegin-5-olasi-faydasi-her-eksi-maya-ayni-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ekşi mayalı ekmek, uzun fermantasyon süreci nedeniyle sindirimden kan şekeri yanıtına kadar bazı avantajlar sağlayabilir. Ancak bilimsel veriler, her ekşi mayalı ekmeğin otomatik olarak daha sağlıklı olmadığını gösteriyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ekmek alışverişinde artık yalnızca beyaz, tam buğday ya da çavdar seçenekleri yok. Son yıllarda raflarda ve fırınlarda giderek daha fazla karşımıza çıkan “ekşi mayalı” ifadesi, birçok tüketici için neredeyse doğrudan “sağlıklı ekmek” anlamına gelmeye başladı.</p>

<p>Peki gerçekten öyle mi?</p>

<p>Bilimsel araştırmalar, ekşi maya fermantasyonunun ekmeğin yapısında dikkate değer değişiklikler oluşturabildiğini gösteriyor. Bazı çalışmalar özellikle yemek sonrası kan şekeri yanıtı, sindirim rahatlığı ve minerallerin kullanılabilirliği açısından olası avantajlara işaret ediyor.</p>

<p>Ancak önemli bir ayrıntı var: Ekşi maya tek başına bir sağlık garantisi değil. Kullanılan unun türü, tam tahıl oranı, fermantasyon süresi, eklenen şeker ve tuz miktarı ile ekmeğin nasıl üretildiği en az “ekşi mayalı” olması kadar önemli.</p>

<p>Ekşi mayalı ekmek nedir?</p>

<p>Ekşi mayalı ekmeğin temelinde un ve suyun fermantasyonu bulunur. Geleneksel üretimde hamurdaki doğal mayalar ile laktik asit bakterileri birlikte çalışır.</p>

<p>Bu mikroorganizmalar hamurdaki bazı karbonhidratları kullanırken çeşitli organik asitler oluşturur. Ekşi mayalı ekmeğin kendine özgü hafif ekşi tadı, kokusu ve dokusu büyük ölçüde bu süreçten kaynaklanır.</p>

<p>Fermantasyon yalnızca lezzeti değiştirmez. Hamurdaki bazı bileşenlerin parçalanmasını ve besin öğelerinin vücut tarafından kullanılabilirliğini de etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle ekşi mayalı ekmeğin olası sağlık etkileri araştırmacıların uzun süredir ilgisini çekiyor.</p>

<p>Kan şekerini daha yavaş yükseltebilir mi?</p>

<p>Ekşi mayalı ekmekle ilgili en çok araştırılan konulardan biri, yemekten sonraki kan şekeri yanıtı.</p>

<p>Critical Reviews in Food Science and Nutrition’da yayımlanan sistematik derlemede 18 klinik çalışma değerlendirildi. Bulgular, ekşi mayalı ekmek tüketiminin bazı karşılaştırmalarda yemek sonrası kan şekeri artışını azaltabileceğini gösterdi. Etki özellikle tam buğday unu kullanılan ekmeklerde daha belirgin görünüyordu.</p>

<p>Ancak araştırmacılar kanıtların kesinlik düzeyini düşük veya çok düşük olarak değerlendirdi.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, “Ekşi mayalı ekmek kan şekerini yükseltmez” demek doğru değil.</p>

<p>Ekşi mayalı ekmek de karbonhidrat içerir ve kan şekerini yükseltebilir. Üstelik kişinin verdiği yanıt ekmeğin içeriğine, porsiyona, yanında tüketilen yiyeceklere ve kişinin metabolik özelliklerine göre değişebilir.</p>

<p>Cell Metabolism’da yayımlanan küçük bir kontrollü çalışma da bu kişisel farklılığın önemine dikkat çekti. Araştırmacılar, bazı kişilerin tam tahıllı ekşi mayalı ekmeğe, bazılarının ise beyaz ekmeğe daha düşük kan şekeri yanıtı verdiğini gözlemledi.</p>

<p>Bu nedenle diyabeti veya kan şekeri kontrolüyle ilgili sorunu bulunan kişiler için “ekşi mayalı olduğu sürece sınırsız yenebilir” düşüncesi doğru değildir.</p>

<p>Sindirimi neden bazı insanlara daha kolay gelebilir?</p>

<p>Uzun fermantasyon sırasında mikroorganizmalar undaki bazı karbonhidratları parçalayabilir.</p>

<p>Bunların arasında FODMAP adı verilen ve bazı kişilerde bağırsakta kolay fermente olarak gaz, şişkinlik ve karın rahatsızlığına katkıda bulunabilen karbonhidratlar da bulunur.</p>

<p>Özellikle geleneksel ve uzun fermantasyon yöntemleri bazı ekmeklerde fruktan miktarını azaltabilir. Bu durum, hassas bağırsak sendromu bulunan bazı kişilerde ekmeğin daha iyi tolere edilmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Fakat burada da genelleme yapmak doğru değil.</p>

<p>Ekmeğin yapıldığı tahıl, fermantasyon süresi ve üretim yöntemi sonucu önemli ölçüde değiştirebilir. Bu nedenle her ekşi mayalı ekmek düşük FODMAP özelliği taşımaz ve hassas bağırsak sorunu yaşayan herkeste aynı sonucu vermez.</p>

<p>Ekşi maya gluteni ortadan kaldırır mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Ekşi maya fermantasyonu sırasında buğdaydaki bazı proteinlerde değişiklikler meydana gelebilir ve belirli üretim koşullarında gluten miktarı azalabilir. Ancak sıradan buğday veya çavdar unundan yapılan geleneksel ekşi mayalı ekmek bu nedenle glutensiz hale gelmez.</p>

<p>Bu ayrım özellikle çölyak hastalığında önemlidir.</p>

<p>Çölyak hastalığı bulunan bir kişinin buğday, arpa veya çavdar içeren ekşi mayalı ekmeği yalnızca “uzun fermente edildiği” gerekçesiyle güvenli kabul etmesi doğru değildir.</p>

<p>Çölyak hastalığında gereken, uygun biçimde üretilmiş ve glutensiz kriterlerini karşılayan ürünlerin tercih edilmesidir.</p>

<p>“Ekşi maya gluteni yok eder” sözü bu nedenle sağlık açısından yanıltıcı bir genellemedir.</p>

<p>Minerallerin emilimini artırabilir mi?</p>

<p>Tahıllarda doğal olarak fitat adı verilen bir bileşik bulunur. Fitat; demir, çinko ve bazı diğer minerallerle bağlanarak bunların bağırsaktan kullanılabilirliğini azaltabilir.</p>

<p>Ekşi maya fermantasyonu sırasında oluşan asidik ortam ve enzimatik süreçler fitatın parçalanmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle ekşi maya yöntemi teorik olarak bazı minerallerin vücut tarafından kullanılabilirliğini artırabilir.</p>

<p>Ancak laboratuvar ortamında mineralin daha erişilebilir hale gelmesi, uzun vadede kişinin mineral düzeylerinin mutlaka yükseleceği anlamına gelmez.</p>

<p>Frontiers in Nutrition’da yayımlanan 2026 tarihli sistematik derleme, ekmek fermantasyonu ve fitat azalmasının demir açısından olası avantajlarını değerlendirdi. Sekiz insan müdahale çalışmasını inceleyen araştırmacılar, kısa süreli emilim deneylerinde bazı olumlu sonuçlar bulunmasına karşın uzun vadeli demir durumu üzerindeki kanıtların tutarlı olmadığını bildirdi.</p>

<p>Dolayısıyla ekşi mayalı ekmeği “demir eksikliğini önleyen” veya “demiri yükselten” bir besin olarak tanımlamak mevcut bilimsel kanıtların ötesine geçer.</p>

<p>Bağırsak sağlığı için probiyotik sayılır mı?</p>

<p>Bu konuda sık yapılan bir başka hata, ekşi mayalı ekmeği doğrudan probiyotik bir gıda olarak tanımlamak.</p>

<p>Hamurun fermantasyonunda bakteriler ve mayalar rol oynasa da ekmek yüksek sıcaklıkta pişirilir. Bu nedenle fermantasyonda görev alan canlı mikroorganizmaların önemli bölümü pişirme sırasında canlılığını kaybeder.</p>

<p>Ekşi mayanın bağırsak açısından olası avantajları, ekmeğin içinde çok sayıda canlı probiyotik bulunmasından çok fermantasyon sırasında gıdanın yapısında meydana gelen değişikliklerle ilişkilidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu iki kavram birbirine karıştırılmamalıdır.</p>

<p>Bilimsel araştırmaların genel sonucu ne?</p>

<p>Ekşi mayalı ekmek üzerine yapılan çalışmalar umut verici olsa da tablo sanıldığı kadar siyah-beyaz değil.</p>

<p>Advances in Nutrition’da yayımlanan kapsamlı bir sistematik derleme, toplam 542 kişinin yer aldığı 25 klinik çalışmayı değerlendirdi.</p>

<p>Araştırmalarda ağırlıklı olarak kan şekeri yanıtı, iştah, sindirim sistemiyle ilgili göstergeler ve kalp-damar sağlığına ilişkin bazı ölçümler incelendi.</p>

<p>Bazı çalışmalarda kan şekeri yanıtı, tokluk veya sindirim rahatlığı açısından olumlu sonuçlar görüldü. Ancak çalışmaların kullandığı tahıllar, unlar, bakteri türleri, fermantasyon yöntemleri ve ekmek tarifleri birbirinden oldukça farklıydı.</p>

<p>Bu nedenle araştırmacılar ekşi mayanın kendi başına diğer ekmeklerden kesin biçimde daha sağlıklı olduğu sonucuna varmak için yeterli klinik kanıt bulunmadığını belirtti.</p>

<p>Frontiers in Nutrition’da yayımlanan ayrı bir bilimsel değerlendirme de benzer noktaya dikkat çekiyor: Ekşi maya fermantasyonunun laboratuvar ortamında gösterilen birçok avantajının insanlarda anlamlı ve uzun vadeli sağlık yararına dönüşüp dönüşmediği konusunda daha güçlü araştırmalara ihtiyaç var.</p>

<p>Ekşi mayalı ekmek seçerken neye bakılmalı?</p>

<p>Bir ekmeğin üzerinde büyük harflerle “EKŞİ MAYALI” yazması beslenme açısından bütün hikâyeyi anlatmaz.</p>

<p>İlk bakılması gereken noktalardan biri kullanılan undur.</p>

<p>Tam tahıllı veya tam buğday unundan hazırlanan ekmek, tahılın kepek ve diğer besleyici bölümlerini daha fazla koruduğu için genellikle daha fazla lif sağlar. Lif içeriği, ekmeğin yalnızca fermantasyon yönteminden bağımsız olarak önemli bir beslenme özelliğidir.</p>

<p>İçindekiler listesinin gereksiz yere uzamaması, ilave şeker miktarı ve tuz içeriği de değerlendirilmelidir.</p>

<p>Ayrıca “ekşi maya aromalı”, ekşi maya ilaveli ve geleneksel yöntemle uzun süre fermente edilmiş ekmekler aynı ürün değildir.</p>

<p>Bu nedenle etiketteki tek bir ifadeden çok ekmeğin tamamına bakmak gerekir.</p>

<p>Beyaz ekşi maya mı, tam buğday ekmeği mi?</p>

<p>Bu sorunun yanıtı yalnızca mayada saklı değil.</p>

<p>Rafine beyaz undan hazırlanmış ekşi mayalı bir ekmek, sırf ekşi maya kullanıldığı için otomatik olarak lif açısından zengin hale gelmez.</p>

<p>Tam tahıllı ekmeklerde ise tahılın daha büyük bölümü kullanıldığı için lif ve bazı mikro besin öğeleri daha yüksek miktarda bulunabilir.</p>

<p>Bu nedenle sağlıklı bir ekmek seçerken “ekşi maya mı normal maya mı?” sorusunun yanında “hangi undan yapılmış?” sorusunu da sormak gerekir.</p>

<p>Pratikte tam tahıllı ve geleneksel yöntemle fermente edilmiş bir ekşi mayalı ekmek, iki özelliğin avantajlarını aynı üründe buluşturabilir.</p>

<p>Ekşi mayalı ekmek kilo verdirir mi?</p>

<p>Tek başına hayır.</p>

<p>Hiçbir ekmek türünün bağımsız olarak kilo verdirdiğini söylemek bilimsel açıdan doğru değildir.</p>

<p>Vücut ağırlığındaki değişim, uzun vadede toplam enerji alımı ve harcaması başta olmak üzere beslenme düzeni, fiziksel aktivite, uyku, sağlık durumu ve birçok faktörden etkilenir.</p>

<p>Lif içeriği yüksek ekmeklerin daha doyurucu olması günlük beslenmede avantaj sağlayabilir. Ancak bu durum “ekşi mayalı ekmek yerseniz zayıflarsınız” anlamına gelmez.</p>

<p>Porsiyon yine önemlidir.</p>

<p>Her gün yenebilir mi?</p>

<p>Sağlıklı bir kişinin ekşi mayalı ekmeği dengeli beslenmenin parçası olarak tüketmesine genel olarak engel yoktur.</p>

<p>Ancak uygun miktar herkes için aynı değildir.</p>

<p>Günlük enerji ihtiyacı, fiziksel aktivite düzeyi, diğer tahıl tüketimi, diyabet veya insülin direnci gibi metabolik durumlar ve kişinin genel beslenme düzeni porsiyon konusunda belirleyicidir.</p>

<p>Bu nedenle ekşi mayalı ekmeği “ne kadar yenirse o kadar faydalı” bir ürün olarak görmek doğru değildir.</p>

<p>En önemli ayrıntı: “Ekşi mayalı” tek başına yeterli değil</p>

<p>Ekşi mayalı ekmeğin yükselen popülerliğinin arkasında tamamen boş bir sağlık iddiası yok. Fermantasyon gerçekten de hamurun kimyasal ve besinsel özelliklerini değiştirebiliyor.</p>

<p>Bazı araştırmalar yemek sonrası kan şekeri yanıtının daha düşük olabileceğini, bazı karbonhidratların parçalanabileceğini ve minerallerin kullanılabilirliğinin artabileceğini düşündürüyor.</p>

<p>Fakat bilimsel kanıtların ortak mesajı daha ölçülü:</p>

<p>Ekşi mayanın sağlık üzerindeki etkisini yalnızca maya belirlemiyor. Kullanılan tahılın türü, unun ne kadar rafine edildiği, fermantasyon koşulları, ekmeğin tarifi, porsiyon ve kişinin metabolik özellikleri de sonucu değiştiriyor.</p>

<p>Bu nedenle markette veya fırında ekmek seçerken sihirli kelimeyi aramak yerine bütün ürüne bakmak daha doğru: Tam tahıl oranı, lif miktarı, içerik listesi, tuz ve ilave şeker miktarı ile gerçek fermantasyon yöntemi birlikte değerlendirilmeli.</p>

<p>Ekşi maya iyi bir seçenek olabilir. Ama bilim onu “mucize ekmek” ilan etmiyor.</p>

<p>KAYNAKLAR</p>

<ol>
 <li>Advances in Nutrition – Nutritional benefits of sourdoughs: A systematic review – Léa Ribet, Robin Dessalles, Corinne Lesens, Nele Brusselaers, Mickaël Durand-Dubief – 2023 – DOI: 10.1016/j.advnut.2022.10.003</li>
 <li>Critical Reviews in Food Science and Nutrition – Consumption of sourdough bread and changes in the glycemic control and satiety: A systematic review – Maria Esther Rolim, Maria Izabel Fortes, Anize Von Frankenberg, Camila Kümmel Duarte – 2024 – DOI: 10.1080/10408398.2022.2108756</li>
 <li>Frontiers in Nutrition – Does sourdough bread provide clinically relevant health benefits? – Vera D’Amico, Michael Gänzle, Lisa Call, Benjamin Zwirzitz, Heinrich Grausgruber, Stefano D’Amico, Fred Brouns – 2023 – DOI: 10.3389/fnut.2023.1230043</li>
 <li>Cell Metabolism – Bread Affects Clinical Parameters and Induces Gut Microbiome-Associated Personal Glycemic Responses – Korem ve çalışma arkadaşları – 2017 – DOI: 10.1016/j.cmet.2017.05.002</li>
 <li>Frontiers in Nutrition – Effects of sourdough- or regular-bread fermentation, and phytate reduction on iron bioavailability, absorption, and iron status in humans: a systematic review of intervention studies – Nikolaou ve çalışma arkadaşları – 2026 – DOI: 10.3389/fnut.2026.1778997</li>
 <li>Celiac Disease Foundation – Gluten-Free Foods – Çölyak hastalığında glutensiz beslenmeye ilişkin hasta bilgilendirme kaynağı</li>
 <li>Monash University – FODMAPs ve geleneksel ekşi maya fermantasyonuna ilişkin klinik beslenme bilgilendirmesi</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>🥗 Beslenme</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/eksi-mayali-ekmegin-5-olasi-faydasi-her-eksi-maya-ayni-degil</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 00:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/08/i-m-g-8087.jpeg" type="image/jpeg" length="12991"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trabzon Ortahisar’da Otomobil Çarptı: Genç Kız Entübe Edildi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza otomobil çarptı. Ağır yaralanan genç kız hastaneye kaldırılarak entübe edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trabzon’un Ortahisar ilçesine bağlı Bahçecik Mahallesi’nde meydana gelen trafik kazasında bir genç kız ağır yaralandı. Olay, dün öğle saatlerinde mahalle içindeki cadde üzerinde yaşandı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, yolun karşısına geçmeye çalışan genç kıza cadde üzerinde ilerleyen bir otomobil çarptı. Çarpmanın etkisiyle genç kız metrelerce savrularak yere düştü.</p>

<p>Kazayı gören çevredeki vatandaşlar hızla olay yerine koşarak yaralıya ilk müdahaleyi yaptı. Durumun 112 Acil Sağlık ekiplerine bildirilmesi üzerine bölgeye kısa sürede ambulans sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, ağır yaralanan genç kıza ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Ardından ambulansla <strong>hastaneye</strong> kaldırılan genç kızın tedavi altına alındığı öğrenildi.</p>

<p>Hastaneden edinilen bilgilere göre genç kızın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yoğun bakım ünitesinde <strong>entübe edilerek tedavisinin sürdüğü</strong> bildirildi.</p>

<p>Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/trabzon-ortahisarda-otomobil-carpti-genc-kiz-entube-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 00:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/JabDXO75eq4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13268"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nın Bilinmeyen Hikâyesi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Mart sadece bir meslek günü değil, bir direnişin hatırasıdır. İşgal altındaki İstanbul’da Tıbbiyeli gençlerin başlattığı o tarihi duruşu Prof. Dr. İhsan Kafadar anlatıyor. Bir bayramın ardındaki vatan, cesaret ve fedakârlık hikâyesi bu videoda.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/14-mart-tip-bayraminin-bilinmeyen-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/03/bedf6ab0-8103-4cb9-8101-fc233d486602.jpg" type="image/jpeg" length="96235"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA Hastalığı Nedir? İlk Belirtiler ve Güncel Tedavi]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SMA hastalığı bebeklerde ve çocuklarda kas kaybına yol açıyor. Erken belirti fark edilmezse tablo ağırlaşıyor. Uzmanlar erken tanı ve tarama uyarısı yapıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir bebek başını tutamıyorsa, emmede zorlanıyorsa ya da yaşıtlarına göre daha hareketsizse… Bu durum basit bir gelişim geriliği değil, <strong>SMA hastalığı</strong> olabilir.</p>

<p>Son yıllarda hem tarama programlarının yaygınlaşması hem de ailelerin bilinçlenmesiyle <strong>SMA hastalığı</strong> daha fazla konuşuluyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Nörolojisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, özellikle erken belirti ve tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor:<br />
“Bugün artık SMA hastalığında erken tanı, hastalığın seyrini değiştirebiliyor. Ancak belirtiler gözden kaçarsa tablo ağırlaşabiliyor.”<br />
<br />
SMA Hastalığı nedir?</p>

<p><strong>SMA hastalığı (Spinal Müsküler Atrofi)</strong>, omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen genetik bir kas hastalığıdır.</p>

<p>Bu hastalıkta, kasları çalıştıran motor nöronlar hasar görür. Sonuç olarak:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kaslarda güçsüzlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hareket kısıtlılığı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Zamanla kas erimesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>İleri vakalarda solunum problemleri</p>
 </li>
</ul>

<p>görülebilir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’a göre, <strong>SMA hastalığı</strong> doğuştan gelen genetik bir bozukluktur ve SMN1 genindeki eksiklik nedeniyle ortaya çıkar. “Kasın kendisi sağlamdır, sorun kası çalıştıran sinirdedir” diyerek hastalığın mekanizmasını sade bir dille anlatıyor.</p>

<p>SMA hastalığı tiplerine göre farklı şiddette seyreder. Bazı bebeklerde ilk aylarda ağır tablo görülürken, bazı çocuklarda belirtiler daha geç ortaya çıkabilir.</p>

<hr />
<h2>En sinsi belirtiler</h2>

<p>SMA hastalığı çoğu zaman sessiz başlar. Aileler ilk etapta fark etmeyebilir.</p>

<p>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Baş kontrolünde gecikme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve yutma güçlüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yaşıtlarına göre daha az hareket</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda gevşeklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sık solunum yolu enfeksiyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oturamama ya da yürüyememe</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Bebek çok sakin diye sevinen aileler oluyor. Oysa aşırı hareketsizlik bazen <strong>SMA hastalığı belirtisi</strong> olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Özellikle bacaklarda güçsüzlük ön plandadır. Bazı vakalarda dilde titreme bile görülebilir. Bu belirtiler erken dönemde yakalanırsa, tedavi seçenekleri daha etkili olabilir.</p>

<hr />
<h2>Kimler risk altında?</h2>

<p>SMA hastalığı kalıtsal bir hastalıktır.</p>

<p>Risk grupları şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Anne ve babanın taşıyıcı olduğu bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliği bulunan aileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ailesinde SMA öyküsü olanlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Türkiye’de taşıyıcılık oranının yaklaşık 1/40–1/50 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu da toplumda azımsanmayacak bir genetik risk bulunduğunu gösterir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “Anne ve baba sağlıklı olabilir. Taşıyıcı olduklarını bilmeyebilirler. Bu nedenle evlilik öncesi ve gebelik öncesi taramalar çok önemlidir” diyor.</p>

<hr />
<h2>Neden artıyor?</h2>

<p>Son yıllarda “SMA hastalığı artıyor mu?” sorusu sıkça soruluyor.</p>

<p>Uzmanlara göre artışın birkaç nedeni var:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarının yaygınlaşması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik testlere erişimin artması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplumsal farkındalığın yükselmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akraba evliliklerinin devam etmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Eskiden tanı alamayan vakalar vardı. Bugün erken tarama sayesinde SMA hastalığını daha erken yakalayabiliyoruz” diyerek görünürdeki artışın tanı kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Ayrıca son yıllarda geliştirilen gen tedavileri ve yeni ilaç seçenekleri de hastalığın daha fazla gündeme gelmesine yol açtı.</p>

<hr />
<h2>Ne zaman doktora gidilmeli?</h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk nörolojisi uzmanına başvurulmalı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebek başını 3–4 ayda tutamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>6–7 ayda desteksiz oturamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>1 yaşında yürümeye başlamamışsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kol ve bacaklarda belirgin güçsüzlük varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emme ve beslenme problemi sürüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar, “SMA hastalığında erken tanı hayat kurtarır. Gecikme kas kaybını artırabilir” diyerek aileleri uyarıyor.</p>

<p>Bugün <strong>SMA hastalığı tedavisi</strong> için kullanılan ilaçlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor. Bazı vakalarda gen tedavisi uygulanabiliyor. Ancak tedavinin başarısı büyük ölçüde erken teşhise bağlı.</p>

<hr />
<h2>Nasıl korunulur?</h2>

<p>SMA hastalığı tamamen önlenebilir bir hastalık değildir. Ancak risk azaltılabilir.</p>

<p>Korunma yolları:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Evlilik öncesi taşıyıcılık testi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gebelik öncesi genetik danışmanlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Aile öyküsü varsa ileri genetik testler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yenidoğan tarama programlarına katılım</p>
 </li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Kafadar, “Toplumsal bilinç en güçlü silahtır. Taşıyıcı olduğunuzu bilmek kader değildir, önlem alma fırsatıdır” diyor.</p>

<p>Türkiye’de yenidoğan tarama programlarının genişlemesi sayesinde <strong>SMA hastalığı</strong> artık daha erken evrede tespit edilebiliyor. Bu da çocukların yaşam kalitesini artırma açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p>

<hr />
<h2>Uzman Uyarısı: Erken Tanı Hayat Değiştiriyor</h2>

<p>SMA hastalığı kader değil, geç kalınmış tanı kader olabilir.</p>

<p>Kas kaybı başladıktan sonra geri dönüş sınırlıdır. Bu nedenle belirti, risk, genetik öykü ve erken tarama hayati önemdedir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar son olarak şu mesajı veriyor:<br />
“Her hareketsizlik masum değildir. Aileler gelişim basamaklarını yakından takip etmeli. Şüphe varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/sma-hastaligi-nedir-ilk-belirtiler-ve-guncel-tedavi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Nw0exSzCb4o/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="61093"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Epilepsi Nedir? Prof. Dr. İhsan Kafadar’dan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi (sara) nedir, belirtileri nelerdir? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. İhsan Kafadar çocuklarda epilepsi, nöbet anında yapılması gerekenler ve tedaviyi anlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Beyin bazen kendi içinde bir fırtına çıkarır. Sessiz, görünmez ama etkisi sarsıcı bir elektrik dalgası… İşte epilepsi, bu dalganın kontrolsüzce yayılmasıyla ortaya çıkan nörolojik bir hastalık.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Nöroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. İhsan Kafadar</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada epilepsinin toplumda hâlâ yanlış bilinen yönleri olduğunu vurguladı.</p>

<hr />
<h2>Epilepsi (Sara) Nedir?</h2>

<p>Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Halk arasında “sara” olarak bilinir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’a göre:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tek bir hastalık değil, birçok farklı nedeni ve türü olan bir beyin hastalıkları grubudur. Her nöbet epilepsi değildir; tanı için nöbetlerin tekrarlayıcı olması gerekir.”</p>
</blockquote>

<hr />
<h2>Nöbet Nasıl Ortaya Çıkar?</h2>

<p>Beynimiz milyarlarca sinir hücresinin uyumlu çalışmasıyla görev yapar. Ancak bazı durumlarda bu hücreler bir anda aşırı ve düzensiz elektrik sinyali üretir. Sonuç?</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ani bilinç kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kasılmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sabit bir noktaya dalıp kalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağızda köpürme</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kısa süreli hafıza kaybı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Garip kokular ya da tatlar hissetme</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı nöbetler dramatiktir, bazıları ise sadece birkaç saniyelik “donma” şeklinde geçer. Bu nedenle birçok epilepsi vakası uzun süre fark edilmeden devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Çocuklarda Epilepsi Daha mı Farklı?</h2>

<p>Prof. Dr. Kafadar, özellikle çocukluk çağında epilepsinin farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirtiyor:</p>

<blockquote>
<p>“Çocuklarda dalıp gitme, ders sırasında kısa süreli kopmalar, ani sıçramalar ya da sebepsiz düşmeler epilepsi belirtisi olabilir. Ailelerin bu belirtileri hafife almaması gerekir.”</p>
</blockquote>

<p>Çocukluk çağı epilepsilerinin bir kısmı yaşla birlikte düzelebilirken, bazı türleri uzun süreli takip gerektirir.</p>

<hr />
<h2>Epilepsinin Nedenleri Neler?</h2>

<p>Epilepsi her zaman tek bir nedene bağlı değildir. Olası sebepler arasında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Doğum sırasında beyin hasarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genetik yatkınlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kafa travmaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin tümörleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</p>
 </li>
</ul>

<p>Vakaların önemli bir kısmında ise net bir sebep saptanamayabilir.</p>

<hr />
<h2>Tanı Nasıl Konur?</h2>

<p>Epilepsi tanısında en önemli testlerden biri <strong>EEG (Elektroensefalografi)</strong>’dir. EEG, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beyin MR görüntülemesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ayrıntılı nörolojik muayene</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nöbet öyküsünün detaylı değerlendirilmesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tanı sürecinde büyük önem taşır.</p>

<hr />
<h2>Tedavisi Var mı?</h2>

<p>Evet. Epilepsi hastalarının büyük bir kısmı düzenli ilaç tedavisiyle nöbetsiz bir yaşam sürebilir.</p>

<p>Prof. Dr. Kafadar’ın altını çizdiği en önemli nokta şu:</p>

<blockquote>
<p>“Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70’inde nöbetler tamamen kontrol altına alınabilir.”</p>
</blockquote>

<p>Dirençli vakalarda ise:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ketojenik diyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vagus sinir stimülasyonu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cerrahi tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi seçenekler gündeme gelebilir.</p>

<hr />
<h2>Nöbet Anında Ne Yapılmalı?</h2>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlış, nöbet geçiren kişinin ağzına bir şey koymaya çalışmaktır. Bu son derece tehlikelidir.</p>

<p>Doğru yaklaşım:</p>

<p>✔️ Kişiyi yan yatırmak<br />
✔️ Başını sert bir zeminden korumak<br />
✔️ Süreyi takip etmek<br />
✔️ Nöbet 5 dakikayı aşarsa acil yardım çağırmak</p>

<hr />
<h2>Toplumsal Yanlış Algılar</h2>

<p>Epilepsi bulaşıcı değildir.<br />
Ruhsal bir hastalık değildir.<br />
Akıl hastalığı değildir.</p>

<p>Bu hastalık, beynin elektriksel düzeniyle ilgilidir. Doğru tedavi ve takip ile bireyler eğitimlerine, iş hayatlarına ve sosyal yaşamlarına devam edebilir.</p>

<hr />
<h2>Son Söz</h2>

<p>Epilepsi korkulacak değil, bilinmesi gereken bir hastalıktır. Bilgi, ön yargının panzehiridir.</p>

<p>Prof. Dr. İhsan Kafadar’ın da ifade ettiği gibi, erken tanı ve düzenli takip hayat kalitesini belirleyen en kritik faktördür.</p>

<p>Beynin elektriği bazen kontrolden çıkabilir. Önemli olan, o dalgayı doğru yönetmektir. ⚡<br />
Epilepsi (Sara Hastalığı) Nedir? Epilepsi Çeşitleri Nelerdir? Epilepsi Neden Olur? Epilepsi Belirtileri Nelerdir? Epilepsi Nasıl Teşhis Edilir? Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır? Epilepsi Risk Faktörleri Nelerdir? Epilepsi öldürür mü? Epilepsi nasıl anlaşılır? Epilepsi geçer mi? Stres epilepsiyi etkiler mi? Epilepsi nöbeti uyurken olur mu? Epilepsi nöbeti geçirdikten sonra kişi neler hisseder? Anksiyete epilepsiye neden olur mu?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/epilepsi-nedir-prof-dr-ihsan-kafadardan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Qo87l9ftCJg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36849"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Salmonella Nedir? Salmonella Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Salmonella nedir, nasıl bulaşır, belirtileri neler? Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman İnan, Tıbbiye Bülteni’ne konuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir lokma… Ve saatler içinde başlayan ateş, kramp, halsizlik.<br />
Adı sık duyuluyor ama ciddiyeti çoğu zaman hafife alınıyor: <strong>Salmonella</strong>.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Asuman İnan</strong>, Tıbbiye Bülteni’ne yaptığı açıklamada özellikle yaz aylarında artan vakalara dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. İnan, “Salmonella en sık gıdalar yoluyla bulaşır. Çiğ veya iyi pişmemiş tavuk, yumurta, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve iyi yıkanmamış sebzeler risk taşır” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<h2>🧫 Salmonella Nedir?</h2>

<p>Salmonella, bağırsak sistemini etkileyen bir bakteri grubudur. Halk arasında çoğu zaman “gıda zehirlenmesi” olarak bilinen tabloya neden olur. Ancak her gıda zehirlenmesi Salmonella değildir.</p>

<p>Uzmanlara göre bakteri, uygun sıcaklıkta hızla çoğalır ve özellikle hijyen kurallarına uyulmayan mutfaklarda kolayca yayılır.</p>

<hr />
<h2>⚠️ Salmonella Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’ın verdiği bilgilere göre belirtiler genellikle bakterinin alınmasından <strong>6–72 saat sonra</strong> ortaya çıkıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sulu veya kanlı ishal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı ve kramp</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
</ul>

<p>Çoğu vaka 4–7 gün içinde düzeliyor. Ancak bağışıklık sistemi zayıf kişilerde enfeksiyon kana karışabiliyor ve ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<hr />
<h2>🚨 Kimler Risk Altında?</h2>

<p>Uzman isim özellikle şu grupları uyardı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Bebekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>65 yaş üstü bireyler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamileler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik hastalığı olanlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kişilerde tablo daha ağır seyredebilir ve hastane tedavisi gerekebilir.</p>

<hr />
<h2>🛡 Nasıl Korunmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. İnan’a göre korunmanın temel anahtarı mutfak hijyeni:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çiğ et ve sebzeler ayrı kesme tahtasında hazırlanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tavuk ve et iyice pişirilmeli</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Soğuk zincir korunmalı</p>
 </li>
</ul>

<p>“Salmonella gözle görülmez, tadı değişmez. Bu nedenle en güçlü silahımız temizliktir” uyarısında bulundu.</p>

<hr />
<h2>📌 Uzmandan Net Mesaj</h2>

<p>Salmonella hafife alınacak bir enfeksiyon değil. Basit görünen bir ishal tablosu bazı gruplarda hayati risk oluşturabiliyor. Uzmanlar özellikle yaz aylarında açıkta satılan ve iyi muhafaza edilmeyen gıdalara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/video/salmonella-nedir-salmonella-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/p38tMWwaAvY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74996"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanserden korunmanın 12 altın kuralı: Mucize formül değil, bilim öneriyor]]></title>
      <link>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre kanserden korunmanın en etkili yolu tek bir mucize diyet değil; sigaradan uzak durmaktan güneşten korunmaya kadar uzanan 12 bilimsel yaşam alışkanlığı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kanser, dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Sosyal medyada “alkali diyetle kanser yok olur” ya da “tek bitkiyle tümör erir” gibi iddialar yayılırken, bilimsel araştırmalar kansere karşı en güçlü korumanın <strong>günlük yaşam alışkanlıklarında</strong> saklı olduğunu gösteriyor.<br />
 </p>

<h2>Uzmanların ortak mesajı</h2>

<p>“Mucize aramayın.<br />
Bilimsel önlemlerle ve sağlıklı yaşamla riskleri azaltın.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser riskini tamamen sıfırlamak mümkün olmasa da, bu 12 başlıkla risk belirgin biçimde azaltılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre kanserden korunma bir günde değil, bir yaşam tarzıyla mümkün. İşte bilimsel kanıtlarla desteklenen <strong>12 altın kural</strong>:</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>GALERİ</category>
      <guid>https://tibbiyebulteni.com/foto-galeri/kanserden-korunmanin-12-altin-kurali-mucize-formul-degil-bilim-oneriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tibbiyebultenicom.teimg.com/crop/1280x720/tibbiyebulteni-com/uploads/2026/01/1.jpg" type="image/jpeg" length="41774"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
